19.6.1957
×

Hakkında

Künye

İletişim

1- 30 HAZİRAN 1957

Ayın Politik ve Ekonomik Olayları

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Haziran 1957

 İstanbul :

Belediye Meclisi bugün saat 10 da Va­li ve Belediye Reisi Prof. Gökay in ri­yasetinde toplanarak Haziran devresi çalışmalarına  başlamıştır.

Gündemdeki teklifler alâkalı ko­misyonlara havale edildikten sonra Hayri Erdoğdu tarafından bir çok imzalı bir takrir verilmiştir.

Takrir şudur:

«İstanbul Belediye Meclisi Riyasetine, Mümessilleri olmakla şerefi duyduğu­muz ve Türk dehasının sembolü olan eşsiz İstanbul u muzun, bir yıla yakın bir zamandan beri, özlenen imar ve güzelleşme hareketlerine nihayet ka­vuşmuş bulunuyor.

Dünya çapında olan bu hâdisenin müşevviki şüphesiz pek muhterem Başvekilimiz Adnan Menderestir. Gü­zel şehrimiz, gösterilen faaliyetler ne­ticesinde her gün biraz daha bütün ihtişam ve  heybetiyle meydana çık­maktadır. Bu hareketin başarılmasın­da büyük emekleri çekmekte olan sayın Belediye Reisimiz Prof. Gökay'a ve en büyüğünden en küçüğüne ka­dar bütün hizmet edenlere meclisimiz­ce teşekkür edilmesini teklif ederken kıymetli mürşidimiz sayın Adnan Menderese Meclisimizin bir şükran ifadesi olarak İstanbul şehri fahri Belediye Reisliği unvanının tevcihini ve kendisine bir hâtıra olmak üzere şehir armasını havi bir plân verilme­sini arz ve teklif ederiz.»

Divan kâtibi Abdulkadir Tankurt ta­rafından okunan ve alkışlarla karşı­lanan takrir reye konmadan evvel Va­li ve Belediye Reisi Prof. Gökay şu konuşmayı yapmıştır:

«Meclisin gösterdiği tezahürat karşı­sında takriri reye koymayı zait telâk­ki ederim. Bu arada nâçiz şahsım, ve arka d a şiar mı hakkındaki iltifata bil­hassa teşekkür ederim. Bu tevcih, si­zi temsil1 ettiği için yüksek Meclisini­ze râcidir. 1946 yılında Vilâyetle Be­lediye birbirinden ayrıldığı zaman yı­lın «imar yılı» olacağını tebşir et­miştim. Bu, tahakkuk etti. Muhte­rem Başvekilimizin müzaheret ve reh­berliği ile bugüne kadar başarılan işlerin bir şerefi de meclisinize aittir. Bugüne kadar imar mevzuunda Meclis getirdiğimiz teklifler, daima itti­fakla kabul ve tasvip edildi. İstikraz tahvillerimiz, arsa satışları, 50 mil­yon liralık ek tahsisat ve buna ben­zer diğer temennilerimiz, hep tara­fınızdan takdirle kabul olundu.

Binaenaleyh imar mevzuunda Meclis i âlinin bu çalışmaları şehrimizin ta­rihinde daima şükranla kaydedilecek­tir. Arkadaşlarımızın mesaîsi hükü­metimizce takdir edilmiştir.

İstanbul, bütün memleketin üzerinde titrediği, mefahir ve âbidelerimizin toplandığı aziz vatan parçasıdır. Muh­terem Reisicumhurumuzun, İstanbul un fethini âbideleştiren Rumeli Hi­sarının restorasyonu için gösterdikle­ri yüksek alâkanın ve Meclîsimizin hissiyatına tercüman olarak Başveki­limizin şehrimizdeki imar hareketle­riyle bizzat meşgul, olmasının bu şehre kazandırdığı eserlerin sevincini ifade eden takririnizi müsaadenizle reye koyuyor um.»

Takrir tezahürat arasında ittifakla kabul edilmiştir. Vali ve Belediye Re­isi, Meclisin bu kararını bir telgrafla bugün Karaside bulunan Başvekil Ad­nan Menderes'e bildirmiştir.

 İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi ve misafiri olarak 15 mayis tan beri memleketimizi ziyaret etmekte bulunan tanınmış Al­man sanayicisi Alfred Krupp Von Bohlen Almanyaya dönmek üzere bugün saat 13.15 te hususi uçağı ile hareket etmiş ve Yeşilköy hava meydanında Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Etem Menderes tarafından uğurlanmıştır.

Uğurlamada, İstanbul Valisi adına Va­li Muavini Cevat Çapanoğlu, Emniyet Müdürü Hayrettin Nakibcğlu, Hariciye Vekâleti Protokol Umum Müdür' Mu­avini Veysel Versan, Vilâyet Protokol Şefi İle Krupp firması Türkiye tem­silcileri hazır  bulunmuştur.

Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili, Başvekil ve şahsı adına misafir Alman sanayicisine iyi yolculuklar te­menni etmiştir.

Etem Menderes'e samimî bîr şekilde veda eden Alfred Krupp, Başvekil Adnan Menderes ile diğer hükümet aza­larına kalbi teşekkür ve selâmlarının iletilmesini kendisinden rica etmiş­tir.

Aynı uçakla Bonn Orta Elçimiz Ge­neral Kâmil Argut da vazifesi başına dönmüştür.

 Ankara :

Bağdat Paktı askeri komitesinin top­lantısında hazır bulunmak üzere Er kânıharbiyei Umumiye Reisi Orgene­ral İsmail Hakkı Tunaboylu, dört ki­şilik maiyeti ile bugün saat 15.30 da uçakla  Karaşiye  hareket etmiştir,

Erkân ı harbiyei Umumiye Reisi Esenbeğa hava meydanında Hava ve Kara Kuvvetleri Kumandanları, Erkân ı har­biyei Umumiye İkinci Reisi. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Millî Müda­faa Vekâleti müsteşarı ile askerî er­kân ve Pakistan ateş emiliteri tara­fından uğurlanmış ve askerî bir kıta selâm resmini ifa etmiştir.

 İstanbul :

Dünya serbest güreş şampiyonası mü­sabakalarına bugün saat 16 da Mit hatpaşa stadında merasimle başlan­mıştır.

20.[)00'i aşkın bir seyirci kitlesi önün­de başlayan müsabakalara, önde el­lerinde Türk ve beynelmilel güreş fe­derasyonu bayrakları bulunan eski gü­reşçilerimizin ve onları takiben sıra aiyle Almanya, Avusturya, Bulgaris­tan, Finlandiya, Fransa, İran, İsveç, İtalya, Japonya, Macaristan, Polonya, Romanya, Sovyet Rusya ve Türk mil­lî güreş takımları ellerinde kendi bay­rakları olduğu halde sahaya çıktılar ve   büyük   tezahüratla   karşılandılar.

Bandonun çaldığı İstiklâl marşımızı müteakip, İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, kısa bir konuşma yaparak, müsabakaları açmış ve bularak atılan güreşçilere İstanbul şeh­ri adına «hoş geldiniz, dedikten son­ra, dünya sulhunun bekçisi Türkiye de, Birleşmiş Milletler üyesi devletler güreşçilerinin yapacakları müsabaka­lardan dolayı İstanbul şehrinin gu­rur duymakta olduğuna işaret etmiş ve kendilerine muvaffakiyetler dile­miştir.

Bunu takiben Beden Terbiyesi Umum Müdürü Nizamettin Kırşan, bir ko­nuşma yaparak dünya serbest güreş müsabakalarının ikinci defa olarak memleketimizde yapılmasından dola­yı duyduğu sevinci belirtmiştir.

Son olarak Beynelmilel Güreş Fede­rasyonu Reisi de bir konuşma yaparak takımlara muvaffakiyetler dilemiş­tir.

Bundan sonra müsabakalara başlan­mıştır.

 Ankara :

Ankara Belediyesi tarafından Gençlik Parkında tertiplenen ikinci Ankara sergisi, bugün Gençlik Parkı Opera kapısında yapılan merasimle halkın hizmetine açılmıştır.

Merasimde, Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan, "Vekiller, mebuslar, Başvekâlet müsteşarı, Vekâletler ileri gelenleri, Ankara Valisi, Belediye ve Umumî Meclis azaları, Belediye Erkâ­nı ve kalabalık bir halk kitlesi hazır bulunmuştur.

Belediye reisi Orhan Eren kısa bir konuşma yaparak ikinci Ankara ser­gisinin bu yıl daha mütekâmil bir ha­le getirildiğini ve halkın hizmet ve istifadesine açıldığını ifade etmiş, mi­safirleri selâmlamış tır.

Müteakiben Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan tezahürat arasın­da mikrofona gelerek şu konuşmayı yapmıştır.

«Muhterem arkadaşlar,

Pek güzel bir ânı yaşıyoruz... Şimdi karşımda parlayan hilâl beni çev­releyen gençlikle hep beraber Gençlik Parkının içine gireceğiz. Hepimiz gen­ciz, gençlerle beraberiz. En büyük şansımız bu..

Bu güzel topluluğa hitap ederken, An karanın bu güzel eserim seyrederken bir an hafızamı maziye çevirdim. Ara­dan bilmem ne kadar yıl geçti. Tozu, toprağı bol olan Ankara, bin bir mah­rumiyet içinde çırpman, ızdırap çeken, Ankara ve nihayet o mahrumiyeti bir de sıtma afetiyle gençleri de ileri yaş­lıları da tehdit eden o günkü Ankara yı göz önüne getiriyorum.

Şimdi bir nesil geçmiştir. Onunla be­raberiz hilâlin karşısındayız. Ne mut­lu o gençliğe kendi adına yaraşan bir âlemin içine girecek.

Medeni dünyanın en ileri medeni va­sıtalarından birisi de üzerinde yaşa­yan insanların hayatını en geniş öl­çüde medenî vasıtalarla süsleyen, teç­hiz eden idareler demektir.

Şimdi gençlerle beraber bulunmanın zevkini duyuyorum. Şimdi eski batak­lık üzerinde bir mamure kurulmuş, Ankara nın genç belediye reisi idea­list belediyecileri öğünülecek bir şe­kilde Ankaralılara ve dolayısiyle Ankara yı ziyaret eden bütün insanların ihtiyaçlarına en medeni şekilde ce­vap vermekte gecikmemişlerdir. Ben sîz gençlerin hislerine tercüman ola­rak genç belediye reisi ve onun kıy­metli mesai arkadaşlarını yürekten tebrik ederim. Biz arzu ile ve hattâ ihtirasla istiyoruz ki Türkiye nin her tarafı cennet yurdumuz böylece me­denî vasıtalarla bezensin, derhal ha­tırlıyorsunuz. İstanbul da Gülhane par ki, İzmir de ismini şu anda hürmet ve takdirle anacağım Behçet uzun güzel eseri İzmir fuarı o medeni ma­mur yurt parçalarım süsleyen eserler­dir. Bu toprağın bütün sevinçlerine canı gönülden katlanan vatan çocuk­larının gönlünde yarının güneşi, ümit güneşi parlıyor. Yurdun her köşesin­de Konya da, Adana da, Diyarbakır da, Vanda ile maşallah yurdumuzun her köşesinde Türk çocuklarının, Türk gençlerinin ve bütün bahtiyar evlât­larının daima böylece mesut, şen ve müreffeh bir hayat içinde kendilerini tabiatın nimetlerinden, güzelliklerin­den feyz almak için daha bol ışığa, daha bol zevke ve daha bol neşeye ve böylece Bağıran denilecek suyu ile, ışığı ile gönüllere zevk, neşe, ay­dınlık saçan ve yarının müjdecisi olan güzel bahçelerle yurdumuzun her tarafının süslenmesini temenni ede­rim.

Gençler, ne mutlu bizlere sizlerle be­raber ve sizin yanınızda gidiyoruz. Sergimiz uğurlu olsun.»

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan kurdelâyı keserek sergiyi al­kışlar arasında halkın hizmet ve isti­fadesine açmıştır. Belediye Reisi Or­han Eren tarafından Belediye Gazi­nosunda davetlilere bir kokteyl veril­miştir.

 Ankara :

Bağdat Paktı konseyi toplantısı dolayısiyle Karaşiye gitmiş olan Başvekil Adnan Menderese yurda avdetine ka­dar İşletmeler Vekili Samefe Ağaoğlunun vekillik etmesi yüksek tasdike iktiran etmiştir.

3 Haziran 1957

  Ankara :

Yurdumuzda vukua gelen son zelzele felâketi dolayısiyle Kanada kızılhaçı nın yeniden 180 çadır, Holanda kızilhaç 380 battaniye, 400 havlu, Hin­distan kızılhaçmm da 5000 rupi te­berruda bulunacakları haber alınmış­tır.

 Ankara :

Arjantin Cumhuriyetinin millî bayra­mı münasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayarla Arj an tinin muvakkat Reisi­cumhuru ekselans Pedro Eugenio Aramburu arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

 İstanbul :

İstanbul Valisi Prof. Gökayın davet­lisi olarak Tahran Umumî Valisi Dr. Afkhan Hekmat bugün saat 14 de uçakla şehrimize gelmiş ve Türk İran bayraklariyle süslenmiş Yeşilköy hava alanında merasimle karşılan­mıştır.

Dost ve kardeş milletin umumî valisini uçaktan   İnince  İstanbul  Valisi  ikbal etmiş ve kendisini karşılamaya gelen Vilâyet ve Belediye erkânı ile Emni­yet Müdürünü takdim eylemiştir. Kar­şılama töreninde İran başkonsolosu da hazır bulunmuştur.

Polis müfrezesini teftişten sonra ter­minal binasının şeref salonunda isti­rahatı sırasında Tahran Umumî Valisi Dr. Afkhan Hekmat şu beyanatı ver­miştir:

«İstanbul a ilk defa geliyorum. Tah­randa geçenlerde Türkiye B. M. M. Reisi safın Refik Koralta  riyasetin deki Türk parlâmento heyetini kabul etmekle büyük bir zevk ve şeref duy­duk. Tahran dost ve müttefik bir memleketin hükümet merkezidir. Şu anda Türk ve İran Başvekilleri müşterek ve hayatî meselelerimizi müzakere et­mek üzere Kar aside bulunuyorlar. Seyahatimin böyle bir ana tesadüf etmesi  dolayısiyle  çok bahtiyarım.

Bu vesile ile Tahranlıların ve İranlı­ların kardeş Türk milletine selâmları­nı getirmiş bulunuyorum.»

Misafirimiz Vali Prof. Gökay la Ter­minal binasından çıktığı sırada Bele­diye Zabıtası müfrezesi tarafından se­lâmlanmıştır.

İstanbul Valisi, misafir umumi valiyi ikamet edeceği Hilton oteline kadar götürmüş ve burada kendisinden ay­rılmıştır.

Tahran umumî valisi yarın saat 11 de Vilâyeti ziyaret edecektir.

 İstanbul :

Bakanlar Kurulunun 3/14937 sayılı kararnamesiyle iş kanununa dahil iş­yerlerine sinemalar da dahil edilmiş­tir.

Bu hususta İşçi Sigortaları Kurumu ve Sinema İşçileri Sendikası 9 10 iş­çi çalıştıran iş yerlerini tesbit ederek gerekli hazırlıklarını ikmal etmişler­dir.

Çalışma Vekâletinin bu yerinde görü­şü şehrimizde mevcut 2000 sinema iş­çisi arasında  sevinç  uyandırmıştır.

 Akçadağ :

Akçadağlılarım  daveti üzerine  Maarif

Vekili Tevfik İleri bugün Akçadağ ka­zasını ziyaret etmiştir.

Büyük bir tezahüratla karşılanan Tevfik İleri Belediye Bahçesinde bir müddet oturarak vatandaşlarla has bihallerde bulunmuş ve onların di­leklerini dinlemiştir.

Bilâhare Öğretmen Okulunda öğret Tevfik İleri Belediye Bahçesinde bir hava içinde öğle yemeğini yiyen Ma­arif Vekili şerefine mektep bahçesin­de öğrenciler tarafından gösteriler yapılmış ve şiirler okunmuştur.

Öğretmen ve talebeler kendileriyle ay­nı sofrada olan Maarif Vekiline bü­yük tezahürat yapmışlardır. Tevfik İleri burada bir konuşma yaparak; öğretmen dâvasının ve öğretmenliğin ehemmiyetini tebarüz ettirmiş ve öğ­retmenlere lâyık olan değer ve ehem­miyet vermeyen milletlerin istikballe­rinden endişe edilir. Biz bu dâvaya büyük ehemmiyet veriyoruz demiştir. Tezahürat arasında sözlerine devam eden Maarif Vekili öğretmen namzet­lerine kendilerini bekliyen büyük hiz­metin önemini ve gerçeğini anlatmış mektebi bitirmiş olmanın gayelerin­den ancak ilk kademesine vardıkları­nı ve asıl gayelerinin bundan sonraki çalışma İle tahakkuk edeceğini belirt­miş, 30 40 sene sürecek hizmet müd­detleri içinde ellerinden 2000 3000 nur iu çocuğun geçeceğini İşaret ederek «Bu sizler bire üç bin veren tohum­larsınız, her bîrinize teker teker ver­diğiniz ve vermeğe mükellef olduğu­muz ehemmiyet bundandır» demiş, ko­nuşmasını şöyle bitirmiştir:

iSizinle alâkamızı hiç bîr zaman kesmiveceğiz, sizi inkişaf ettirecek kitabı hazırlayıp ulaştırmaya çalışacağız. Za man zaman sizi kurslarda toplayıp müktesebatınıza yenilerini katmağa çalışacağız. Sizin için kitap hiç bir za­man kapanmıyacaktır. Bizi sıkıştırınız. Vekâletinizi tazyik ediniz. Kitap is­teyiniz. Yeni eser isteyiniz. Türk köy­lerinden ve kasabalarından kitap isti yen öğretmenin sesi dizi sadece bah­tiyar etmekle kalmayıp büyük vazife­mizi daima hatırlatmış da olacaktır. Size vazifenizin basında başarılar di­lerken sizi yetiştiren öğretmenlerinize ve kıymetli müdürünüze, Vekâletim ve sizlerin adına teşekkür ederim. Her öğretmen sadece talebe yetiştirir. Mu­allim mektebi öğretmenleri ise, ken­dilerine arkadaş meslekdaş yetiştiri­yorlar. Onların vazifesi bu itibarla da ağırdır. Bunun içindir Ki, muallim mekteplerindeki öğretmen arkadaşla­rımızı bütün gücümüzle teçhiz edece­ğiz. Takviye edeceğiz.»

Dakikalarca alkışlanan ve büyük te­zahürata vesile olan bu sözlerinden sonra Maarif Vekili Tevfik İleri yol boyunca kendisini teşyi eden, çiçekler veren öğretmen ve talebelere veda edip Doğanşehire hareket etmiştir .

Maarif Vekili Doğanşehirdeki temas­larını müteakip Malaryaya avdet et­miştir.

Gece Belediye tarafından Vekil şere­fine Sümer Mensucat Fabrikası salon­larında bir ziyafet verilmiştir.

 İstanbul :

Üç gündenberi şehrimizde devam eden serbest güreş müsabakası bu akşam Mithatpaşa stadında sona ermiştir.

Neticeler aşağıdaki şekildedir:

Ferdî tasnif: 52 kilo:

 Mehmet Kartal  (Türkiye)

 Zalvolamanizde (Rus)

 Konesp (İtalya)

57 kilo:

 Hüseyin Akbaş   (Türkiye)

 Saskari  (Fin)

 Yasuyuki (Japon)

62 kilo:

 Mustafa Dağistanlı (Türkiye)

 Hüseyin  İbrahim   (İran)

 Mocheian  (Rus)

67 kilo:

 Alimberg   (Rusı

 Hayrullalı Şahin   (Türkiye)

 Abe  (Japon)

73 kilo:

 Balavadze  (Rusı

 İsmail Oğan   (Türkiye)

 Murtaza  (Bulgar)

79 kilo:

 Sururi  (İran)

 Georgi (Rusı

 Hasan   Güngör   (Türkiye)

87 kilo:

 Petof   (Bulgar)

 Boris (Rus)

 İsmet  Atlı   (Türkiye) Ağır sıklet:

1  Hamit Kaplan (Türkiye,

2  Dietrich (Alman),

3  Mehmedof (Bul­gar). Takım tasnifi:Türkiye (42)  puvan Rusya (35) puvan İran  (20) puvan

4 Haziran 1957

 İzmir :

İhracatçılar Birliği tarafından neşre­dilen istatistiklere nazaran, ihracat mevsiminin başlangıcından 31 mayıs akşamına kadar limanımızdan muhte­lif ecnebi memleketlere 48.758.056 lira kıymetinde 56.880.561 kilo çekirdeksiz kuru üzüm sevkedilmiştir. Ayrıca, tak­riben 6 milyon lira değerinde 5 milyon kilo Ü2ümün satışı da tescil edilmiş­tir.

Bu miktar geçen senelere nazaran bir rekor teşkil etmektedir. Diğer taraf­tan yine 31 mayıs akşamına kadar 32.896.168 lira değerinde pamuk, 12.219, 426 liralık incir, 2.204.395 liralık incir ezmesi, 1.773.590 liralık palamut sevke­dilmiştir.

 Ankara :

Afganistan istiklâlinin yıldönümü mü­nasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayar la Afganistan Kralı Muhammed Zaher Şah hazretleri arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

 Ankara :

Hür Avrupa memleketleri arasında ik­tisadî işbirliğini ve hür dünyaya sistemli şekilde Amerikan iktisadî yar­dımı fikrini 2 nci Dünya Harbinden sonra ilk defa ortaya atan eski Ame­rikan Hariciye Nazırı General Marshall, kendi ismiyle anılan plânının 10 uncu yıldönümü yarın (5 haziran çarşamba) «Avrupa iktisadî işbirliği teşkilâtlı azası 17 memlekette kutla­nacaktır.

Bilindiği gibi, Amerika son­ra insani maksatlarla bir çok memle­ketlere dağınık halde yardımlar yap­mış ve onların maddi sıkıntılarını tah fite çalışmıştı. Bu arada Sovyetlerin Avrupada bazı memleketleri peyk eleştirme siyaseti hür dünya için bir teh­like olmaya doğru gidince Başkan Truman 12 Mart 1947 tarihinde Tür­kiye ve Yünanistan askerî güçlerini artırmak maksadiyle «Truman doktri­ni» denen yardım programını ortaya koymuştu.

Fakat Avrupada sistemli bir şekilde ve alâkalı devletlerin işbirliği halinde bir yardım programı tatbiki o aman ki Hariciye Nazın General Marshall 5 Haziran 1947 de Harward Üniversi­tesinde söylediği bir nutukla tahak­kuk safhasına girmiştir.

General Marshall, Avrupa memleket­lerinde harbin meydana getirdiği ıs­tırap ve güçlükleri gidermek ve onla­rın iktisadî durumlarını islâh etmek gayesiyle ortaya koyduğu plânında Avrupalıların bir iktisadi teşkilât kur­mak üzere aralarında anlaşmalarını istiyor ve bu teşkilâtla teşriki mesai halinde Amerikan hükümetinin sis­temli tarzda iktisadi yardımda bulu­nacağını söylüyordu. Yani teşkilât te­şebbüsünün Avrupadan gelmesini bekliyor ve böylelikle Avrupa tesanüt ve işbirliği fikrini geliştirmeyi temenni ediyordu.

Bunun üzerine, bu beyanattan bir ay sonra Fransa ve İngiltere hükümetle­ri, Avrupan iktisaden kalkınması mevzuunda Amerikan hükümetine tevdi edilecek bir programın hazırlan­ması maksadiyle, bütün Avrupa dev­letlerini Paris te bir konferansa davet etmişti. Fakat, Sovyetler ve onların emrinde bulunan peyk devletler bu in­sanî ve yapıcı teklifi reddettiler. Böy­lece iki dünya arasındaki ayrılık iyice artmış oldu. Daveti kabul eden 16 dev­letin iştirakiyle 12 temmuzda Fgriste toplanan bir konferansta «Avrupa ik­tisadi işbirliği komitesi» namı ile, bir rapor ha zırlamakla mükellef bir he­yet kurulmuştu. Komitece hazırlanan rapor eylülde Amerikan hükümetine gönderilmiş ve 1948 başlarında Ame­rikan kongresince kabul edilerek mev­kii tatbike konulmuş bur. Marsh ali plânının gayelerini tahakkuk ettirmek maksadiyle Türkiye de dahi] olmak üzere, 16 Avrupa devleti 16 ni­san 1943 tarihinde «Avrupa iktisadî İşbirliği sözleşmesi» ni imzaladılar. Buna ertesi sene Federal Almanya da iltihak etti. Böylece Avrupa ikti­sadî gelişmesinde yeni ve feyizli bir devir açılmış oluyordu. Marshall plânının tatbik edildiği 1943. 1952 devresinde 17 Avrupa devleti, on­da dokuzu hibe olmak üzere, 13 mil­yar 100 milyon dolar tutarında ikti­sadi yardım görmüşlerdi ki, bu onla­rın umumî ithalâtının beşte birine te­kabül ediyordu. 1952 haziranında Av rupaya bu yardım programı, yerini daha geniş ve yeni bir programa ter ketmiş, askerî ve iktisadî yardım prog­ramları birlikte yürütülmüştür. Avrupa iktisadî işbirliği teşkilâtı o ta rihtenberi, Birleşik Amerika "ve Ka­nada ile işbirliği halinde, Avrupan çok çeşitli iktisadî meselelerini hal­letmek üzere devamlı mesai sarf etmektedir, Bu sayede hür Avrupa mem­leketlerinin iktisadi durumu pek memnuniyet verici inkişaflar kaydet­miş bulunmaktadır. Bu teşkilât, Av rupgda diğer bir çok işbirliği teşek­kül ve teşebbüslerine de mesned ol­muştur: Avrupa tediye birliği, liberas yan ve prodüktivite programları, atom enerjisinin sulhçu gayelerle kullanıl­ması için euratom teşebbüsü bu cüm­ledendir.

Marshall plânı ile başlayan Amerikan iktisadî ve teknik yardımından mem­leketimizi bugüne kadar, bilhassa kal­kınma sahasında müessir olan, 800 milyon doları bir yardım temin etmiştir.

 Kütahya :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberinde İktisat  ve Ticaret Vekili Abdullah Aker, mebuslar ve maiyeti olduğu hal­de bugün öğleden sonra hâlen inşa halinde bulunan azot sanayi tesisle­rini ziyaret etmiştir.

Azot sanayi tesisleri bin dönümlük bir arazi üzerinde kurulmuştur. Kimya sanayimin icap ettirdiği hassasiyet gereğince tesislerin inşasına başlan­madan evvel arazinin jeolojik ve ze­min mekaniği bakımından etütleri yaptırılmış, fabrikanın vaziyet plânı bu etütlere göre tesbit edilmiştir.

Fabrikaların makine tesisleri kimya sanayinin en tanınmış firması olan Badische Anilin Und Soda Fabrik e sipariş edilmiştir.

Makine ve tesisler 82,5 milyon marka, mal olacaktır. Bunun yüzde 10'u peşin ödenmiş, yüzde 10'u ise makine ve teçhizat geldikçe Ödenecektir. Kalan yüzde 30 ise beş sene için Hermes kre­disi ile temin edilmiştir.

İnşaat beş firma tarafından yapıl­maktadır.

Fabrikaların amonyum nitrat ve asit nitrik istihsal edecek olan üniteleri 1959 yılının ikinci yarısında sona ere­cek, amonyum sülfat  tesisleri ise, mü­teakiben işletmeye açılacaktır.

Fabrikalarda yılda 60 bin ton amon­yum sülfat, 50 bin ton amonyum nit­rat azotlu gübreleri, ayrıca Millî Mü­dafaa ihtiyacı için 6 bin ton asit nit­rik ve bin ton amonyum nitrat istih­sal edilecektir.

Fabrikaların planlanmasında ve boru şebekelerinin kurulmasında ileride bir misli daha tevsi edilmesi hususu göz ö nün de bulundurulmuştur.

Fabrikalar işletmeye açıldıktan son­ra mühendis, usta ve kalifiye işçi ol­mak üzere burada bin kişi çalışacak­tır.

Reisicumhur Celâl Bayar, azot sana­yi umum müdürü İzzet Erksal tara­fından verilen bu etraflı izahatı din­ledikten sonra memnuniyetini beyan etmiş ve tesislerden ayrılırken fabri­kanın hatıra defterine şunları    yaz

«Memleket ekonomisinde hayatî ehemmiyeti haiz olan kimya tesislerine bü­yük başarılar dileğimle».

Reisicumhur Celâl Bayar, bundan sonra bidayette fabrikaların montajında çalışanlar için, fabrikalar kurulduk­tan sonra da buralarda iş sahibi ola­cak mühendis, usta ve Kalifiye işçiler için modern bir şekilde Kütahya yanmasında kurulmuş olan azot sana­yi sitesini de gezmiştir, Sitede yüz aile ikamet edebilmekte ve ayrıca bu modern mahallenin misafirhanesi, ga­zinosu, kulübü ve inkârlar için de lojmanları mevcut bulunmaktadır.

Reisicumhur Celâl Bayar, buradan sonra Kütahya Kik Sanat Enstitüsün­de yıl sonu olması hasebiyle açılmış olan sergiyi ve halıcılık kursunuz gez­miştir.

 İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimize gelen İspanya Tarih Aka­demisi profesörlerinden Emilio Garcio Gomez, bugün Vilâyette İstanbul Va­lisini ziyaret ederek kendisiyle bir müddet görüşmüştür.

İspanyol profesör, memleketimizde bir ay kalacak ve İstanbul, Ankara, İzmir ve Konyada mesleğiyle ilgili tetkiklerde bulunacaktır.

 Ankara :

M.M.V. Temsil Başkanlığından bildi­rilmiştir :

Türk askerî makamlarını ziyaret et­mek üzere Amerika hava kuvvetlerin­den Korgeneral Cl ar ene es İrvine ma­iyeti ile An karaya gelmiş ve bugün Riyaseti cumhur defteri mahsusunu im zaladıKtan sonra Erkânın  Umu­miye İkinci Reisi Korgeneral Salih Coşkunu, Hava Kuvvetleri Kumanda­nı Fevzi Uçaner'i makamlarında ziya­ret etmiştir.

Müteakiben Anıt Kabire giden Kor­general Clarences kabre bir çelenk vaz edip ihtiram vakfesinde bulun­muştur.

Misafir general yarın Esenboğa dan uçakla memleketimizden ayrılacaktır.

5 Haziran 1957

  Demirköprü  :

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberin­deki zevatla birlikte bugün öğle ye­meğini Simavda yedikten sonra kara yolu ile Demirciye gelmiştir. Hatırla­nacağı veçhile Demirci 1950 yılında büyük bir yangın felâketine mâruz kalmış ve merkezinde 500 ev ile 140 dükkân tamamen kül olmuştu. Ancak devletin mânevi olduğu kadar, maddî yardımları ve bizzat Demirci­lilerin gayretleri sayesinde bu 500 ev ile 140 dükkân yeniden inşa edilmiş ve Demirci kazası eskisinden daha şirin bir çehre ile meydana çıkmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, Demircide halkın derin sevgi tezahürleriyle kar­şılanmış ve bu durum karşısında hü­kümet binasının balkonundan kendi­sine gösterilen yakın alâka ve mu­habbete teşekkürlerini bildirmiştir.

Aynı heyecan ve sevgi havası içinde Demirciden hareket eden Reisicum­hurumuz, akşam saat 20 de Demir­köprü barajına gelmiş ve burada Ma­nisa ve Menemen ovasındaki sulama işleriyle, heyelan dolayısiyle yeri de­ğiştirilen ve yeniden kurulan yeni Gördes kasabasını tetkikten ' dönen Büyük Millet Meclisi Nafia Encümeni azalar iyi e Demirköprü barajı inşaa­tında çalışan mühendis, teknisyen, idare âmirleri ve işçileri tarafından karşılanmıştır.

 Ankara :

NATO toplantısında bulunmak üzere Kara Kuvvetleri Kumandanı Orgene­ral Nurettin Aknoz ve maiyeti ile Amerikan Yardım Kurulu Başkanı ve Amerikan Yardım Kurulu Kara Gru pu Başkanı, bugün askerî uçakla Esen­boğadan Napoliye hareket etmişler­dir.

 İstanbul :

İngiliz donanmasına mensup 7 harb gemisinden müteşekkil bir filo, İngil terenin Akdeniz filosu kumandanı Amiral Sir Ralph Edwards, kumanda­sında bu sabah limanımıza gelmiş­tir.

Filo, 9.100 tonluk Birmingham Amiral gemisi ile, 8.100 tonluk Kensa kruva­zörü, 2.130 tonluk Lanty hafif kru­vazörü, 1.710 tonluk Carysfort muh­ribi, ile aynı tonajdaki Comet, Contost ve 1.590 tonluk Surprise firka­teynleri ile 13.700 tonluk Forddııkor.s ikmal gemisi ve 16.400 tonluk Wade Victor yakıt gemisinden mürekkeptir. Bu sabah saat 9 sularında Selimiye açıklarından geçen filo 21 pare top atımı ile şehri selâmlamış ve S e İlmi­yeden aynı sayıdaki top atımı ile fi­loya mukabelede bulunulmuştur. Saat 9.30 da filonun demirlemesini mütea­kip Türk visita subayları Amiral ge­misine çıkarak «Hoş geldiniz» demiş­lerdir. Bunu takiben saat 9.35 te İn­giltere büyük elçiliği deniz ataşesi, sa­at 9.50 de İstanbul başkonsolosu ve saat 10 da Boğazlar ve Marmara De­niz Kolordu Kumandanı Koramiral Fahri Korutürk, saat 10.30 da da Bi­rinci Ordu Müfettişi Orgeneral Nazmi Ataç beraberinde İstanbul Garnizon Kumandanı olduğu halde Birmingham kruvazörüne çıkarak misafir Akdeniz filosu kumandam Amiral Sir Ralph Edwards'a «Hoş geldiniz» demişlerdir. İngiliz filosu bir hafta İstanbul lima­nında misafir kalacak, bu arada filo Karadenize de çıkarak bazı limanla­rımızı ziyaret edecektir.

İngiliz bahriyelileri yarın saat 10 da Taksim Cumhuriyet âbidesine mera­simle çelenk koyacaklardır.

 Çarşamba gemisi :

Donanmamızın Karadeniz gezi ve tat­bikatının sona ermesi münasebetiyle Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâle­ti Vekili Semi Ergin, bu seyahatte hazır bulunan Anadolu Ajansı mümes­siline bugün şu beyanatı vermiştir:

«Donanmamızın mevcut eğitim plân ve programları dahilinde tatbik et­mekte olduğu Karadeniz gezi ve tat­bikatına siz de başından itibaren katıl­mış bulunuyorsunuz. Yakmen gördü­ğünüz gibi bu seyahatte şu maksatlar güdülmüştür:

«Geniş   bir   sahil   parçamızın   mevcut bulunduğu Karadeniz Türk sularında harb filomuz, denizaltı filomuz ve mayın arama tarama filolarımızla müş­terek tatbikatlar yapmak, bu sırada sahil sularımızı kendisine has özellik­leri hakkında mevcut etütlerimizi tec­rübe ve müşahedelerle yenilemek, ay­rıca deniz   hava işbirliği konusunda hava kuvvetlerimizle müşterek çalış­mayı tatbikat mevzuları çerçevesinde fiilen uygulamak suretiyle hem hava kuvvetlerimizin hem de deniz kuvvet­lerimizin deniz savaşları ve hava sa­vunması hususlarındaki eğitim ve tat bikatların neticelerini değerlendir­mek...

Ana hatları ile İfade etmek istediğim bu çalışmaların çok başarılı ve tatmin edici olduğunu donanmamızda vazi­felilerin üstün bir yetişme seviyesinde bulunduğunu, hava kuvvetlerimizin de bu tatbikatlarda başarılı sonuçlar el­de etmiş olduğunu iftiharla söyliyebilirim.

Bu tatbikatlardan ikinci bir maksadı­mız da donanmamızın sahil şehirleri­mizi ziyaret etmesi suretiyle halkımı­zın donanmamıza karşı mevcut olan köklü sevgi ve muhabbetlerine cevap vermek, böylece kitle moral eğitimi hususunda halk sevgisini tatmik et­mektir. Gördüğünüz gibi bu mevzuda elde edilen başarılar göğüs kabartıcı ve göz yaşartıcı bir mahiyet arzetmiştir.

Zogundaktan başlıyarak uğradığımız bütün sahil şehirlerimizde aziz Kara­denizliler şanlı donanmamızı tarife sığmayacak bir tehalük ve tahassür­le bağrına basmış ve denizcilerimize sürülmedik tezahürat yapmak sure­tiyle Türk bahriyesinin şerefini de­ğerlendirmişlerdir.

Kahraman silâhlı kuvvetler camia­sında muhafaza etmekte bulunduğu mümtaz mevkii, gelişmekte olan kud­retli bünyeleri ile daha da yükselte­cek olan deniz kuvvetlerimizle. her Türk'ün gurur duymağa hakkı vardır. Türk denizlerinin berrak sularını ko­ruyan donanmamızla öğünebiliriz. Uğradiğımız bütün Karadeniz kasaba ve şehirlerinde, yurdun her yerinde ol­duğu gibi müşahede edilen ve dina­mik hamlelerle ilerleyen inkişaf ve kalkınma hareketleri, gü2el sahillerinizi süsleyen çeşitli ümran faaliyet­leri yüreğimizde bu seyahatin en mes'ud  intibaları halindedir.

İşte benim donanmamızın Karadeniz gezi ve tatbikatlarına dair tahassüs­lerim bunlardır.»

 İstanbul :

Bu sabah İngiliz filosu ile İstanbul a gelen İngiliz Akdeniz filosu kuman­danı Amiral Sir Ralph Edwars, bera­berinde maiyeti ve İngiliz Başkonso­losu olduğu halde saat 11.45 te vilâye­te gelerek İstanbul Valisi ve Beledi­ye Reisi Prof. Gökay'ı makamında zi­yaret etmiştir.

Yarım saat kadar süren bu ziyaret esnasında misafir Amiral ile İstanbul Valisi arasında cereyan eden samimi hasbıhalde muhtelif mevzular üzerin­de ve bilhassa Türkiye ile İngiltere'­nin dünya sulhunun korunması yo­lunda el ele yaptıkları çalışmalar, Türk _ İngiliz dostluğu, Nato içindeki işbirliği üzerinde   durulmuştur.

Birçok defa İstanbul'u ziyaret etmiş olduğuna işaret eden Amiral, İstanbul un süratle inkişaf etmekte olduğunu, yeni yollar açıldığını görmekle mem­nun olduğunu söylemiş ve İstanbul gibi bir şehirde sıkışık trafik duru­munun meharetle idare edildiğini hayranlıkla müşahade ettiğini ifade et­miştir.

Amiral Sir Ealplı Edwars, hemen he­men bütün dünyayı gezmiş olduğunu, fakat İstanbul'un dünyadaki en gü­zel şehirlerden biri olduğunu ve bunu bir hakikatin ifadesi olarak söylediği­ni sözlerine ilâve etmiştir, Misafir amiral'i ve dost İngiliz bahri­yelilerini aynı zamanda Belediye Re­isi olarak da İstanbul şehri adına se­lâmladığını bildiren Vali Prof. Gökay, İngiliz denizcilerini İstanbul da gör­mekten duyduğu memnuniyeti ifade etmiş, İstanbulun hızla inkişaf etti­ğini, yeni yolların ve eserlerin mey­dana getirildiğini, eski ve tarihî eser­lerin etraflarının açıldığını bildirmiş ve İstanbul ziyaretlerinin hatırası olarak, üstünde Rumeli Hisarının silueti bulunan şehir rozetini Amiral'e takdim etmiştir.

Amiral Sir Ralph Edıvars, vilâyetten ayrılışında da gelişinde olduğu gibi şehir bandosu ve bir polis müfrezesi tarafından selâmlanmıştir.

İngiliz Akdeniz Kuvvetleri Kumanda­nı, vilâyeti ziyaretini müteakib Birin­ci Ordu Müfettişi Orgeneral Nazmı Ataç ile Garnizon Kumandanı Kor­general Ekrem Akalm'ı ve Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu Kumandanı Koramiral Fahri Kocatürk'ü makam­larında ziyaret etmiş, askerî merasim Ie selâml anmış t ir.

Ankara :

Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Etem Menderes, Marshall plânı­nın 10 uncu yıldönümü münasebetiyle bu akşam Ankara radyosu ile neşre­dilen şu beyanatta bulunmuştur:

«On sene evvel bugün, Büyük Ame­rikan milletinin mümtaz asker ve devlet adamı General Marshall, Harward Üniversitesinde yaptığı bir be­yanatta, dünya tarihine kendi ismiy­le geçmiş olan bir iktisadi yardım plânının  esaslarını ilân  etmişti.

Hatırlanacağı veçhile, 1947 senesinde, Avrupa memleketleri ve bu arada Türkiye, İkinci Dünya Harbinin mey­dana getirdiği iktisadî sarsıntıların vahim tesirlerine maruz bulunuyor­lardı. Avrupada yeni tecavüz emel­lerinin belirdiği bir devrede, bu ağır iktisadî durumun bir an önce ıslâhı suretile hür Avrupa da memleketleri­nin bünyelerinin takviyesi zarurî idi. Fakat bu memleketler yalnız kendi güçleriyle buna muktedir olamadıkla­rı gibi, Birleşik Amerikanın muhtelif vesilelerle ayrı ayrı yaptığı maddî yardımlar  da  kâfi  gelmiyordu.

İşte bu sırada General Marshall, Av­rupa'nın iktisadî kalkınmasının, Ame­rika'nın yardımı ve alâkadar devlet­lerin işbirliği sayesinde tahakkuk et­tirilmesi gerektiğini ilân etmiştir. İkinci Dünya Harbinden sonra Ame­rikan milletinin giriştiği iktisadî yar­dım programlarının başlangıcı da, böylece onun hazırladığı plânın   1948 yılı basından itibaren mevkii tatbike konulması suretiyle beşeriyet tarihi­ne intikal ediyordu.

Türkiye de dahil olmak üzere, 16 Av­rupa memleketi, Marsmall plânının gayelerini tahakkuk ettirmek maksadiyle, 16 Nisan 1943 de Paris'te «Av­rupa iktisadi işbirliği sözleşmesi» ni imzaladıkları saman ki buna ertesi sene Federal Almanya'da katılmıştır. Avrupa'nın iktisadî gelişmesinde ye­ni bir devir açılıyordu. Bu 17 devlet o zamandan beri, Birleşik Amerika ve Kanada ile işbirliği halinde, Avrupa nın çok mütenevvi ve mudil iktisadî meselelerini halletmek üzere devamlı işbirliğinde bulunmaktadırlar. Kuru­lan teşkilât, Avrupa tediye birliği, atom enerjisinin sulhçu gayelerde kullanılması için işbirliği teşebbüsü gibi diğer bazı yapıcı gayretlere de nıesned veya ilham kaynağı olmuştur. Memleketimizi Marshall Plânı ile baş­layan Amerikan iktisadî ve teknik yardım programlan çerçevesinde bu­güne kadar 800 milyon doları aşan bir yardım temin etmiş ve bu, hiç şüphe­siz, giriştiğimiz geniş iktisadi kalkın­ma hareketinde ehemmiyetli bir un­sur olmuştur. Kadirşinas Türk mille­ti ve hükümetim namına bu mesud günde asil Amerikan milletine şük­ran duygularımızı ifade etmeği ve bü yük devlet adamı General Marshall'm tarihî teşebbüsünü yadetmeği zevkli bir vazife telâkki ederim.»

 Bursa :

Federal Almanya CumhuiTeisi Dr. Theodor Heuss Bursa Valisi İhsan Sabri Çağlryangile, Almanyaya av­detinde şu mektubu göndermiştir:

«Şahsıma i İh a fen yazdığıma lü tut kâr satırları ihtiva eden ve Bursa ziyare­time ait canlı fotoğraflarla aüslü olan albümü bana, avdetimde uçakta ver­diler. Albümü tetkik ettim ve böyle güzel bîr Bursa hatıratına malik ol­maktan derin   bir memnuniyet duy­dum.

Vermiş olduğunuz bu albüm, Marma­ra seyahatimizi, halkın samimî karşı­lama tezahürlerini, tarihi eserleri ve alicenap Türk misafirperverliğini bir arada hatırlatarak geçmiş güçsel    bir günün unutulmaz ihtisaslarını tazeli­yor.

Ziyaretimiz münasebetiyle katlanmak lütfunda bulunduğunuz zahmetlerden dolayı kalbi teşekkürlerimi takdim eder ve güzel evinizde bizi nazikâne bir surette hüsnükabul ederek izaz ve ikram etmek lûtfunıia bulunan muh­terem refikanıza da hürmetlerimin iblâğını rica ederim.

Dostane selâmlarımla,

Theodor Heuss»

 İstanbul :

Akçenizde İngiliz Denil Kuvvetleri Kumandanı Amiral Sır L. Rauf Ad wards, bugün saat 16.30'da Surprise Firkateyninde bir toplantı yaparak İstanbul’daki yerli ve yabancı basın ve ajans temsilcileriyle görüşmüştür.

Konuşmasına basın ve ajans temsil­cilerinin kıymetli vakitlerinden sa­man ayıkarak toplantıya gelmelerin­den duyduğu memnuniyeti ve teşek­kür hislerini ifade ederek başlayan misafir Amiral, İzm irde yapmış oldu­ğu toplantıdan beri, çok kısa bir za­man geççiğine ve bu müddet içinde de mühim bir değişiklik olmadığına işa­ret etmiş ve demiştir ki:

«Türkiye'yi tekrar ziyaretten ziyade­siyle zevk duymaktayım. Bu seferki ziyaretimde Akdeniz Deniz Kuvvetle­ri Kumandanı bulunmam bana ayrı­ca bir şeref vermektedir. Ziyaretim münasebetiyle, Malta'daki karargâ­hımda vazifeli bulunan Türk Amirali İzlet Sal tunu da beraberimde getir­miş bulunuyorum. Bu da ayrıca mem­nuniyetimi muciptir. Bundan evvel İzmir'i ziyaretim esnasında İzmircin liman inşaatı ile meşgul oldum. Nazik bir insan olan İzmir Valisi bana biz­zat liman inşaatını gezdirmek ve ma­hallinde izahat vermek nezaketinde bulundu.»

Bundan sonra Ankara'ya yapacağı zi­yarete temas eden Amiral, demiştir ki:

«Önümüzdeki hafta Türk hükümeti ricali ve dostum Türk Deniz Kuvvet­leri Kumandanı    Sadık    Altunean'la görüşmelerde bulunmak tinere Anka­ra'ya gideceğim. Amiral Altunean, biat İngilizlerin tâbiri ile «Amirallik birin­ci Lordu» dur. Ve NATO’mun Doğu Ak­deniz Denil Kuvvetleri Kumandanı­dır.

Ankara'yı en Kısa bir zamanda ziya­ret etmeli arzum çok büyük bir in­sanın hatıralarının beni orada bekle meşindendir. . Bahsetmekte olduğum bu büyük İnsan (Mustafa Kemal Atatürk) tür 1928'de kendisini ziyaret ettiğimiz zaman, İngiliz Deniz Kuv­vetleri Kumandanının emir subayı bulunuyordum. Aradan otuz sene geççesine rağmen o büyük insana yaptı­ğımız ziyareti ve görüşmeyi aynen ha, tıklıyorum.

Ankara'yı müteakip Gölcüğe giderek Deniz Kuvvetleri Kumandanına hür­metlerimizi arz edeceğîm. Bu arada bazı gemilerimiz Zonguldak, Amasya ve Samsun limanlarını ziyaret etmek üzere Karadeniz'e çıkacaklardır.»

Daha sonra, Türk ve İngiliz Deniz Kuvvetleri ve mensupları arasındaki münasebetin bugünkü kadar sıkı bir durumda olmadığına işaret eden Ami­ral Sır Rauf Edwardsı, Nata ve Bağdat Paktına temasla Türkiye ve İngiltere nine her iki paktın azası olduğunu ve harici görüşlerinin aynı bulunduğu­nu en mühim nokta olarak tebarüz ettirmiştir.

Natronun dünya sulhuna yaptığı hiz­metleri belirten misafir Amiral, Mal tamdaki karargâhında muhtelif millet­lere mensup temsilcilerin sulhun ida­mesi için çalıştıklarını ve bu gayede birleştiklerini ifade ederek sözlerine söyle devam etmiştir:

«Kanaatimce Nata nasıl sulhu koru­mak için kurulmuş bir teşkilâtsa, Bağdat.Paktı da Orta doğuda sulhu korumak için kurulmuş diğer bir teş­kilâttır.»

Müteakiben yurdumuzda vukua gelen zelzele felâketine temas eden Amiral Sır Bala Edwardsı, sözlerini şöyle bi­tirmiştir:

«İngiliz bahriyelileri son günlerde Türk iyede vukua gelen ve tahribata sebebiyet veren yer    sarsıntılarından ziyadesiyle müteessir olmuşlardır. Ben de emrimde bulunan muhriplerden birini Fethiye'ye yardıma gönderdim. Sözlerime nihayet verirken bütün er­ler, tarihî eserleri ve eşsiz güzellikleri sinesinde toplayan güzel Ista no ulu ziyarete can atmaktadırlar. Türk de­nizcileri ile buluşup görüşmek arzu­sundadırlar. Ve bundan sonra ziyaret edecekleri Türk limanlarını adeta öz­lemektedirler.

Ümit ederim ki, bu ziyaret Türk ve İngiliz denizcileri ve milletleri ara­sında esasen mevcut olan dostluğu daha da kuvvetlendirmeğe vesile teş­kil eyleyecektir.»

 İstanbul :

İskân Umum Müdürlüğünce Kartala bağlı Soğanlı köyünde inşaatı tamam­lanan 146 göçmen evi bugün saat 10 da Soğanlıda merasimle sahiplerine teslim edilmiştir.

İstanbul Valisi ve Belediye Reisi, Vi­lâyet Meclisi azaları, Kartal, Pendik Kaymakam ve Belediye Reisleri, îs&ân Müdürü, Garnizon Kumandanı ve ka­labalık bir halk kitlesinin hazır bu­lunduğu merasime Şehir Bandosunun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlanmış, bunu takiben sevgi tezahürleri arasın da İstanbul Valisi Prof. Göfeay, bir konuşma yaparak ırkdaşlarımızın ye­ni yuvalarında bahtiyar olmalarını temenni etnıîş, evlerin her türlü ih­tiyaçlarının temin edileceğim söyle­miş ve konuşmasını:Vatan toprağında ve bu  çocuklarısınız, tek sevin­ istikbale emin adımlarla  Yeni yuvalarınızda mesut  olunuz» sözleriyle bitirdi.

Daha sonra Göçmenler adına yapılan konuşmalarda Türk vatanına olan bağlılık ve hükümetimize karşı du­yulan şükran hisleri ifade edilmiş ve Göçmenlerden Kasım Haksever yap­tığı konuşmasında demiştir ki:

«Saya Valimizin ellerinden yeni yu­valarımızın anahtarlarını alırken meskut bir yuvaya kavuşmuş ve bura­da toplanmış arkadaşlar namına mil net  ve şükranlarımızı belirtmeyi bir borç bilirim. Bununla beraber ifadesi sözle kabil clmıyan minnet ve şük­ranlarımızı muhterem Devlet Reisi­mize de ulaştırmalarını derin saygı ve hor m etlerimizle rica ve temenni ederiz.

Csnabi hak bizleri necip Türk mille­tinin sıcak bağrından ayrı düşürme­sin ve Tic k hükümetini ilelebet ba­şımızdan eksik etmesin. Çünkü alice nab Türk milleti bizim ecdadımız ve Türk toprakları bizim vatanımızdır. Bu mübarek toprakların müdafaasın­da dahi kan ve canımızı seve seve vermeyi borç biliriz.

Yaşasın,   varolsun   Türk   milleti.»

Bundan sonra "Vali ve davetliler «uğur u ve kutlu olması» temennisiyle hak sahiplerine evlerinin anahtarlarını teslim etmişlerdir.

 Ankara :

Dost ve kardeş Pakistan milli meclis üyelerinden mürekkep bir heyet, Tür­kiye Büyük Millet Meclisinin davet­lisi olarak bugün memleketimize gel­miştir.

Nevvab Muzaffer Ali'nin riyasetinde bulun Pakistan parlâmento iıeyeti, bugün öğleden, sonra uçakla Yeşilköy ye gelmiş ve kendilerini istikbâl eden Büyük Millet Meclisi İdare âmirlerin­den Balıkesir Mebusu Ahmet Koca bıyık oğlu ve Kocaeli Mebusu Nükhet Akın ile birlikte devlet hava yolları uçağı ile saat 18.30'da Esen boğa hava alanına  muvasalat etmiştir.

Misafir heyet, hava alanında Büyük Millet Meclisi idare âmirlerinden Uşak Mebusu Orhan Dangız, mihman dar İzmir Mebusu Nuriye Pınar, De­nizli Mebusu Ali Çoban oğlu, Kocaeli Mebusu Selâmı Dinler, Kayseri Me­busu Ömer Mart ile Ankara Valisi Cemal Gökten, Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri Rafet "Sezen, hariciye ikinci daire umum müdürü muavin­lerinden Sefahattin tilkümen ile Be­lediye Reisi Vekili ve Emniyet Umum Müdürü tarafından karşılanmıştır.

Bu karşılaşmada Pakistan Büyükelçi­si   Ekselans  Hassan ve refikası ile sefaret müsteşarı ve efaret erkânı da refikaları  ile hazır bulunmuşlardır.

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koç raftan adına hususî kalem müdürü Bedri Aküyüz dost ve kardeş Pakistan meclisi   mümessillerine   hoş   geldiniz,

demiştir.

Takdim merasimim müteakip, misa­fir heyet azaları, Türk ve Pakistan bayrakları ile süslenmiş olan otomo­billerle hava meydanından hareket ederek şehrimizdeki ikâmetleri müh denince misafir edilecekleri Ankara Palas'a gelmişlerdir.

Pakistan parlâmento heyeti, şehrimiz de birkaç gün kalarak tetkik ve te­maslarda bulunacaklar, müteakiben muhtelif şehirlerimizi ziyaret ede­ceklerdir.

 Demir köprü :

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberin­de eski Nafıa Vekili Eskişehir Mebusu Kemal Zeytin oğlu, İçel Mebusu Hüse­yin Fırat ve maiyeti erkânı olduğu halde, bugün Demir köprü Barajı in­şaatını   tetkik   etmiştir.

Reisicumhurumuza önce Demir köprü barajı hakkında Devlet Su İşleri Umum Müdürü Süleyman Demirel ta­rafından   geniş   izahat verilmiştir.

Bu izahata göre, Demir köprü barajı­nın yüksekliği 77 metre, tepe uzunlu­ğu 505 metre, barajın üşe genişliği 10 metre gövde malzemesi hacmi 4 mil­yon 300 bin metreküp, azamî hazine kapasitesi 1 milyar 600 milyon metre­küp, azamî göl genişliği 5 kilometre, azami göl uzunluğu 20,5 kilometre, azamî göl sahası 5.000 hektardır.

Demir köprü projesi çok maksatlı ola­rak tanzim edilmiştir. Bu barajın in­şası sayesinde hem arazî sulanacak, hem taşkından ktırunmak mümkün olacak, hem de enerji sağlanacaktır. Bu baraj sayesinde Gediz havzasında 77.900 hektar arazi sulanabileceği hesaplanmaktadır. Bu suretle kurak senelerde bu bölgeden mahsul alın­ması mümkün olacağı gibi normal se­nelerde de sulama sayesinde bölgenin ziraî istihsali  kat kat artacaktır.. 77.900 hektar arazinin sulanması su­retiyle ziraî istihsaldeki yıllık artışın değeri 76 milyon 45 bin liraya baliğ olacaktır. 1 Haziran 1957 tarihine ka­dar baraj inşaatı için Cem’in 63 mil­yon 247 bin 827 Türk lirası sarf edil mistir. İnşaatın takriben yüzde 40,20' si sona ermiş bulunmaktadır.

Demir köprü barajı inşaatı, 200 milyon 303 bin 446 Türk lirasına mal olacak­tır. Bu bedelin dış tediye "hacmi 64 milyon 68 bin 947 Ürk lirası karşılı­ğından ibarettir.

Reisicumhurumuz verilen izahatı din­ledikten sonra memnuniyetini bildir­miş ve Demir köprü barajının Gediz havzasının bütün ihtiyaçlarını karşı­layacağını ifade etmiştir.

Devlet Reisimiz bundan sonra baraj inşaat sahasını gezmiştir.

 İstanbul :

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Ve­kâleti Vekili Semi Ergin, donanma­mızın Karatenizde yapmış olduğu tat bidat ve gezinin sona ermesi mana sebetile bugün Erkânı Harbiydi "Umu­miye Reisliğine ve Deniz Kuvvetleri Kumandanlığına şu mesajı yollamış­tır.

«Donanmamızla Karatenizde 15 gün­dür devam eden gezi ve tatbikat bu­gün sona eriyor.

«Karadeniz vilâyetlerimiz, mebuslarıhdan bir kısmının da katılmış bu­lunduğu şanlı donanmamız, Deniz Kuvvetleri Kumandanlığının 1957 yılı eğitim ve tatbikat programının «Ka­radeniz gezi ve tatbikat» kısmını ak­saksız olarak muvaffakiyetle ikmâl etmiştir.

«Bu 15 günlük tatbikat sırasında amirallerinden erlerimize kadar bü­tün denizcilerimizde gördüğüm ciddi­yet, vazifeye üstün derecede bağlılık, başarma azmi, fedakârlık ruhu, mes­lek sevgisi ve titizliği, benim güven duygularımı gurur ve iftihara kalben mistir. Bunun yanında asker denizci­lerimizin donanmadaki misafirlerimi­ze, sahil şehirlerimiz halkı ile olan münasebetlerde   onlara  karşı Devrenişlerinde gösterdikleri eko nazik ve örnek olacak derecedeki hassas misa­firperverlikten duyduğum derin ta­hassüsleri de öğünerek açıklamak is­terim.

Denizlerimizin koruyucusu deniz kuv­vetlerimizin gelişme yolundaki faali­yetlerini yılmayan ve durmayan bir çalışma temposu«ile parlak istikamet­lere yönelten Deniz Kuvvetleri Ku­mandam Oramiral Sadık Altıncan şahsında başta Donanma Kumanda­nımız Tümamiral Aziz Ulusan olmak üzere, bütün donanma mensuplarım sevgi ve takdirlerle selâmlar, tebrik ve  teşekkür ederim.

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili»

 İstanbul :

Türkiye Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak dost ve kardeş Pakis­tan parlemeht osuna mensup 6 kişilik bir heyet 15 gün müddetle Türkiyeci resmen ziyaret etmek üzere bugün saat 15.45'de uçakla İstanbul gelmiş ve saat 17'de uçakla Anakaraya hare­ket etmiştir.

Nevam Muzaffer Ali başkanlığındaki Pakistan parlamento heyeti Yeşilköy hava meydanında Büyük Millet Mec­lisi adına idare amirlerinden Balıke­sir, Mebusu Ahmet Kocabıyıkoğlu ile Kocaeli Mebusu Nusret Akın, Bakır­köy Kaymakamı, Emniyet Müdürü, Miilî Saraylar Müdürü, Pakistan Bü­yükelçiliği basın ataşesi ve vilâyet pro tokol temsilcisi tarafından karşılan­mıştır.

Dost ve müttefik Pakistan parlamento heyeti, Başkan Nevab Muzaffer Ali eşi ve hemşiresinden Gafyı, mebuslar­dan Ahmet Navaz Gardezi, Allama Arşat, Shamsul Hag, Begüm Emine Hatun ile Pakistan parlementosu umumî kâtip muavini Ali Afzaiden müteşekkildir.

 Ankara :

Emektar pehlivanlarımızdan Celâl Davut Anbal'ın bugün tedavi edil­mekte olduğu hastahanede vefat et­tiği teessürle öğrenilmiştir. Merhum 32 yaşındaydı. Genç yastan beri gü­reşle meşgul olmuş ve eski namdar pehlivanlarla, tanışmış ve uzun yıllar basın âleminin bir rüknü olarak 'Az­met etmiştir.

Merhumun cenazesi, yarın Hacıbay ram camiinden kaldırılacaktır.

9 Haziran 1957

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, Bağdad Paktı konseyinin Karaşide yapılan üçüncü içtimaından bu sabah saat 9'da, bir hususî Irak hava yolları uça­ğı ile îstanbula avdet etmiştir.

Dün akşam, Karaşi hava alanında kardeş ve müttefik Pakistan Başveki­li Suhraverdi, Hariciye Vekili ve di­ğer sivil ve askerî Pakistan erkânı tarafından samimiyetle uğurlanan Başvekil Adnan Menderes, Bağdad'a kadar kardeş ve müttefik Irak Baş­vekili Nuri Sait Paşa ile birlikte seya­hat etmiş ve bu sabah saat 5'te Bağ­dad hava alanında Irak Hükümet Re­isiyle samimi bir vedalaşmadan sonra, aynı uçakla memlekete müteveccihen yoluna devam etmiştir.

Başvekilimizle birlikte, kendisine re­fakat etmekte olan heyetimiz âzası da yurda dönmüştür.

Başvekil Adnan Menderes Yeşilköy hava alanından vilâyete gitmiştir.

 Ankara :

Dünya Serbest Güreş Şampiyonluğu­nu kazanmış olan güreş milli takımı­mız, (Hâmit Kaplan harici bu sabah ekspresle Ankara'ya gelmiştir.

Güreşçiler, istasyonda Beden Terbiye­si Teşkilâtı, Ankara bölgesi mensup­ları, kulüp idarecileri, basın nıensup îarı, sporcular ve kalabalık bir va­tandaş topluluğu tarafından hararet­li sevgi tezahüratı ile karşılanmışlar­dır.

Bundan sonra güreşçilerimiz Beden Terbiyesi bölgesine giderek bir müd­det istirahat etmişler ve bölgece kendilerine çay ikram edilmiştir. Müte­akiben, topluca ve sirasiyle Belediye Reisi, Vali ve Beden Terbiyesi Bölge Başkanı, Emniyet Müdürü ve muavini ile Beden Terbiyesi Umum Müdürü ve muavinini makamlarında ziyaret et­mişlerdir.

Bu temaslar sırasında güreşçiler teb­rik edilmiş ve kazandıkları büyük muvaffakiyetin gerek Türk efkârı umumiyesinde ve gerekse yabancı memleketlerde yarattığı güzel intiba larm memleketimiz için büyük değeri belirtilmiştir.

 Ankara :

Zirai mahsul kıymetlerimiz hakkında hazırlanan bir istatistiğe göre, Kon­ya vilâyeti 1952 yılında Türkiyenin ziraî istihsalinin yüzde 7,3 ünü teinin etmek suretiyle bütün şehirlerimiz arasında birinci mevkii işgal etmiş­tir. Konya'yı yüzde 4,5 ile Ankara ta kib etmektedir.

Ziraat Bankası Umum Müdürlüğü müşavirlik bürosu tarafından neşre­dilen «Türkiye zirai istihsal kıymeti» adlı bir kitapta münderiç bu İstatis­tikte şu dikkate değer malûmat da yer almaktadır:

Türkiye, zirai istihsal kıymetinin yüz­de 36,44 ünü hububattan, yüzde 35.10 unu hayvan ve hayvan mahsullerin­den elde etmiştir. Sınai mahsuller yüzde 16,87, meyveler yüzde 9,76 bak­liyat  ise yüzde  1,83  nisbetindedir.

Bu hububat İstihsal kıymetinin yüz­de 11,6 smı Konya, yüzde 7 sini An­kara, yüzde 4,5 ini de Yozgat temin etmektedir.

Pamuk, pancar vesaire gibi sınai is­tihsal kıymetinin yüzde 11,3'ü Sey­han, 8,4 ü Manisa, 8,3 İzmir, 6,4 Ay­dın vilâyetlerine aittir. Hayvancılıkta ise Kars yüzde 4,5 ile başta gelmekte ve onu yüzde 3,5 ile Konya ve Balı­kesir, 3,2 ile Ankara, Manisa ve Sivas vilâyetleri takip etmektedir.

Ziraat Bankası Umum Müdürlüğü, bu istatistikleri bundan böyle her sene­ye ait istihsallerimiz İçin tesbit edip yayınlayacaktır.

 Ankara :

Parlâmentolar ar ası birliği Türk grubu umumi heyeti dün toplanmış ve ruznamesinde mevcut maddeleri müza­kere ettikten sonra yeni idare heyeti­nin intihabına geçmiştir. Neticede Si­vas Mebusu Ahmet Özel, İstanbul Mebusu Nazlı Tilabar, Manisa Mebusu Muzaffer Kurbaiıoğlu, Konya Mebu­su Hamdi Ragıp Atademir, Kocaeli Mebusu Hamza Osman Erkan, Gire­sun Mebusu Maahar Şener, Balıkesir Mebusu Halûk Timurtaş, Balıkesir Mebusu Halil İmre, Antalya Mebusu Ahmet Tokuş, ihare heyeti azahklarina, Afyon Mebusu Murad Ali Ülgen ve Giresun Mebusu Hamdi Boğbağ da müraldpliklere  seçilmişlerdir.

Bu suretle teşekkül eden yeni idare heyeti aralarında vazife taksimi yap­mış ve riyasete Kocaeli Mebusu Ham­za Osman Erkan, Reis Vekilliğine Konya Mebusu Hamdi Kagıp Atade­mir, umumî kâtipliğe Balıkesir Mebu­su Halûk Timurtaş, muhasip üyeliğe Giresun Mebusu Mazhar Şener'i seç­miştir.

 Edirne :

Tarihi Kırkpmar güreşleri bugün ya­pılan bir merasimle başlamıştır. Saat 10'da Şehir Bandosunun ve davulla­rın refakatinde bütün pehlivanlar evvelâ Atatürk anıtına çelenk koy­muşlar, bilâhare pehlivanların piri Şeyh Cemaleddin ve Cihan Pehlivanı Adalı Halil pehlivanın kabirlerini zi­yaret etmişlerdir.

Öğle namazım müteakip Selimiye camiinde mevlut okunmuş, bundan sonra saat 15'de güreş yeri olan Sarayiçine gidilerek merasime başlan­mıştır.

İstiklâl Marşı ile şeref direğine bay­rak çekilmiş, başta Kırkpinar Ağası olduğu halde bütün pehlivanlar bir geçit resmi yapmışlardır.

Belediye Reisinin açış nutkunu mü­teakip  güreşlere  başlanmıştır.

Bugün yalnıa, deste küçük boydan 30 çift, deste orta boydan 29 çift, deste büyük boydan 20 çift,    teşvik güreşi

olarak 11 çift, küçük orta, küçük boydan 13 çift, küçük orta büyük boy­dan 9 çift, güreşmişler ve birinci ge lenier bu kat a goril er d e nihayetlen miştir.

 Ankara :

Avrupa Prodüktivite ajansının 400 sayılı projesi gereğince memleketi­mizde teşkil edilecek olan tecrübe ve gösteri bölgesini mahallinde tetkik etmek ve bu mevzu ile ilgili Türkiye prodüktivite komitesi sanayi merke­zinin çalışmalarını görmek üzere memleketimize gelmiş bulunan Av­rupa prodüktivite direktörü Mr. Gregoire Türkiye'den ayrılırken aşağıdaki beyanatı  vermiştir:

Memleketinizde tecrübe ve gösteri bölgesi olarak seçilmiş bulunan Muğ­la'nın Köyceğiz Dalaman mıntıkası­nı gezdim, bu mıntıkanın bu gibi de­nemeler İçin çok müsait olduğunu söyleyebilirim. Sanayide büyük kal­kınma kaydeden Türkiye'nin bu ça­lışmalarda da Akdeniz memleketleri­ne örnek teşkil edecek bir çalışma kaydedeceğine eminim. Hatta daha çalışmaların başında memleketinizin bu sahada büyük bîr başarı kazandı­ğını iftiharla tebarüz ettiririm. Şöy leki: İtalya'nın Sardunya mıntıkasın­da ilk olarak seçilmiş bulunan tecrü­be ve gösteri bölgesinde faaliyete ge­çebilmek için lüzumlu etüd ve proje­lerin ihzarı için tam bir sene lâzım geldiği halde Tiirkiyede bütün etüd ve projelerin sanayi merkezinin ve­rimli çalışması neticesinde daha şim­diden hazır olduğunu gördüm. Demek oluyor ki Türkiye, çalışmaların başın­da İtalya'ya kıyasen bir sene gibi bü­yük bir zaman kazanmıştır. Bundan da memleketinim d eki sanayi kalkın­masının diğer memleketlere kıyasen ne sür'atte olduğunu kestirmek müm­kün olabiliyor.

Bu vesile ile mühim bir noktaya daha temas etmek isterim. Türkiye sanayi merkezinin prodüktivite sahasında sağlamış olduğu başarı ve elde edilen neticeler diğer Avrupa memleketle­rindeki prodüktivite merkezleri ara­sında en mümtaz mevkii işgal eden­lerden biridir.    Elde edilen neticelere bir misal olarak Paşabahçe şişe ve cam fabrikasının 1954 yılından beri sanayi merkezinin çalışmalarına mev du olarak kaydettiği inkişaflar göste­rilebilir.

Köyceğiz   Dalaman tecrübe ve göste­ri mmtıkasmdaki çalışmalarla ilgili olarak tekrar memleketinize geldi­ğimde bu mıntıkadaki çalışmaların semerelerini görmek bahtiyarlığına nail olacağıma kaniyim. Sanayideki vüs'ath kalkınmanızın canlı bir mü­şahidi olarak Fransa'ya avdet etmek­teyim.

 İzmir :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberinde Eskişehir Mebusu Kemal Zeytinoğlu, İçel Mebusu Hüseyin Fırat, Kütahya Mebusu Ahmet İhsan Gürsoy ve mai­yeti erkânı olduğu halde bugün öğ­leden sonra Yahya Kerim Onartın nebatî yağ fabrikasını ziyaret etmiş­tir.

Hususi teşebbüsün bir eseri olan bu yağ fabrikasının makinelerinin he­men hemen kâffesi Türk işçisi tara­fından Türk demir ve çeliğinden imâl edilmiş, fabrikanın iki bini bulan ma­kine ve cihazlarının yalnız 346 parça­sı ithâl malı olarak hariçten getirtil­miştir.

Fabrika hâlen günde 210 ton pamuk çekirdeği işlemekte ve yine günde 60 ton yağ rafinajı ve 5 ton da sabun yapmaktadır.

Bu fabrikanın en başında gelen hu­susiyeti bütün tesislerin ve bunların kontrollerinin otomatik olmasıdır. Böylece fabrika kapasite bakımından Türkiyenin en yüksek kapasitesine ve rantablite bakımından da Akdeniz havzasının, en yüksek rantablitesine mâlik bulunmaktadır.

Mümasil fabrikalarda 220 işçi ile ya­pılan hizmet burada yalnız 14 işçi ile zahmetsizce görülmektedir.

Reisicumhur Celâl Bayar fabrikayı gezdikten ve kendisine fabrika hak­kında verilen izahatı dinledikten son­ra memnuniyetini bildirmiş ve şahsî teşebbüsün bu gibi tesislerinin mem

leket çapında övünülecek eserler ol­duğunu ifade etmiş, böyle tesislerin sayısının daha da artması temenni­sinde bulunmuştur.

Devlet Reisimiz bunâan sonra Alsancak liman inşaatını hem karadan hem de denizden gezmiştir.

20.1.1955 tarihinde inşaasına başlanı­lan Alsancak limanı 1957 yılının so­nunda veyahut da 1958 yılının başın­da hizmete girecektir.

Alsancak liman inşaatı vasati 360 metre uzunluğunda, 75 metre genişli­ğinde bir betonarme iskeleden, 250 metre uzunluğunda bir irtibat iskele­sinden, 450 metre uzunluğunda bir rıhtımdan mecmuu sathı 7500 metre­kare olan tek katlı iki adet antrepo­dan ve 250 metre uzunluğunda sahil müdafaası bölümünden mürekkeptir. Limanda 18 adeti üç tonluk 4 adedi de 5 tonluk olmak üzere, 22 adet elekt­rikli vinç, saatte vatasî 300 ton ka­pasiteli hububat götürücü tesisat ku­rulmaktadır.

Limana 10.000 tonluk Viktori tipi 4 vapur, rıhtıma ise, 200   500 tonluk 4 5 vapur yanaşabilecektir.

Limanda senevi sekiz yüz bin ilâ bir milyon ton hububat ve iki yüz bin ton da ticari eşyanın tahmil ve tahliyesi yapılabilecektir.

Reisicumhur Celâl Bayar beraberin­deki zevatla birlikte liman inşaatının tetkikini müteakip yeni açılmış bulu­nan ve Türkiyenin en büyük sinema­larından birisi sayılan İkbal sinema­sına gitmiş ve oynanılmakta olan fil­mi halkın arasında seyretmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar, bugünkü tetkiklerinden sonra akşam Göl ga­zinosunda şerefine verilen yemekte hazır bulunmuştur.

 Ankara :

M. M. V. Temsil Başkanlığından bildi­rilmiştir :

Türk Silâhlı Kuvvetlerinin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı günü Ko­re'de yaptığı merasim münasebetiy­le  Kore  Cumhurreisi Ekselans Syng man Rhee'nin Koredeki Türk Silâhlı Kuvvetlerine aşağıdaki mesajı gön­derdiği haber alınmıştır. «19 Mayıs Pazar günü Gençlik ve Spor Bayramınızın 38'nci yıldönümünü kut larken sizi, subaylarınızı ve erlerini­zi tebrik etmek ve en iyi temennile­rimi göndermek benim için büyük bir zevk olmaktadır.

1919 senesi memleketlerimizin istik­lâle kavuşmak için giriştiği .mücade­lenin başlangıç tarihi ve Cumhuriye­timizin kurulmasına yol açmış olması bakımından aziz tuttuğumuz bir se­nedir. Bu sebeple 38 sene sonra bura­da milletlerarası komünizmin gün geçtikçe artan menhus tehdidi karşı­sında aziz hürriyetlerimizin karşılık­lı müdafaası için bir arada bulunma­mız muhakkak ki sayanı dikkattir.

Biz Kore Cumhuriyeti halkı en fazla ihtiyacımız olduğu bir zamanda di­ğer dost Birleşmiş Milletler kuvvetle­ri ile beraber yardımımıza gelen Türk kuvvetlerinin şahane vasıflarını ga­yet iyi biliyoruz. Böylece sizin aramız, daki devamlı ve hoşnutluk uyandıran mevcudiyetinizi daha fazla takdir ediyoruz.

Tükiyenin tarihinde tebarüz etmiş olan bugün de bütün kalbimizle sizi ve kumandanlığınızın yiğit askerleri­ni selâmlarız.

Saygılarımla»

 Ankara :

Güney Avrupa Müttefik Hava Kuv­vetleri Kumandanı General Patrick W. Timberiake'in, 34 senelik bir hiz­metten sonra kendi arzusu ile emek­liye ayrılması üzerine yerine halen Amerika Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanlığında harekât başkan yar­dımcısı olan General Richard C. Lindsay tayin edilmiştir".

Başkan Eisenhower tarafından Kor­generalliğe namzet gösterilen Gene­ral Lindsay'in, yeni vazifesine Tem­muz veya Ağustos ayları içinde başla­ması beklenmektedir.

 İzmir :

Alsancak'ta inşa edilecek olan Tekstil okulunun temel atma merasiminde hazır bulunmak üzere Ege bölgesi sa­nayi odası başkanlığı tarafından İzmire davet edilen Amerikan Büyükel­çisi Ekselans Flecher Warren ,bugün şehrimize gelmiştir. Tekstil okulunun temel atma  merasi­mine riyaset edecek olan Reisicum­hurumuz adına hususî kalem müdü­rü Faruk Berkol, Büyükelçiye hava meydanında «hoş geldiniz» demiştir. Karşılaşmada İzmir Valisi adına Vali Muavini Ragip Uğurel, Belediye Reisi Enver Dündar Başar, Ege bölgesi Sa­nayi Odası Başkanı Osman Kibar ha­zır bulunmuşlardır.

Reisicumhur Celâl Bayar, Ekselans Fle'cher Warren'i Valilik konağında kabul etmiştir.

 İzmir :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün zi­yaret ettiği Hava Harp Okulunda öğle yemeği sırasında, Hava Harp Okulunun kız öğrencileri ile de hastihalde bulunurken şunları söyle­miştir:

«Türkiye'de irtica avdet etmez. An­cak, beyhude ızdırap çekilmemesi ve kan dökülmemesi için müteyakkız ol­mamız lâzımdır. İrtica avdet edemez dedim. Bana bu kanaati veren kuvve­ti de söyliyeceğim: Atatürk inkılâbı en çok kadınlarımızın hukukunu, esasında çok yüksek olan şeref ve hay siyetini korumuştur. Herhangi bir hâdise karşısında kadınlarımız cesa­ret ve ferakatle inkılâbı müdafaa edeceklerdir. Bundan kesin olarak eminim.»

 Gaziantep :

Merkez kazaya bağlı Etefek, Gümüş, Pınar, Başpmar, Nurettin, Çiftekoz köylerinin kadastroları yapılarak 3187 adet tapu yapılan merasimle sahiple­rine verilmiştir.

Merasimde şehrimizde bulunan me­buslar, Vali Nafiz Ege ve kadastro mensupları ile kalabalık halk toplulu­ğu hazır bulunmuştur.

9 Haziran 1957

 Ankara :

Hariciye Vekâleti matbuat bürosun­dan bildirilmiştir:

Dost ve kardeş Afganistan Kralı Ma­jeste Mohammed Zaher Şah, Reisi­cumhur Celâl Bayar, Türk iyeye resmî bir ziyarette bulunmaları için yaptığı daveti kabul buyurmuşlardır. Ziyaret 26 Ağustos 1957 tarihinde başlayacaktır.

Anadolu Ajansi'nin notu:

Her iki memleketin Başvekil ve Ha­riciye Vekillerinin karşılıklı olarak vâki ziyaretlerinden sonra, Zaher Şah hazretlerinin bu ziyaretinin aradaki an'anevî dostluk ve kardeşlik bağla­rını daha da takviye edeceğine şüphe yoktur.

 Bozüyük :

İstiklâl Savaşında İnönünde şehit düşen kahramanlarımızın aziz hatıra­larını anmak üzere bugün saat 15'de kasaba civarındaki şehitlikte büyük bir  tören  yapılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Muğla Mebusu Natık Poyrazoğlu, Bi­lecik Mebusları ve Valisi, Ankara ve İstanbul Üniversiteleri temsilcileriy­le civar vilâyet ve kazalardan gelen çok kalabalık bir vatandaş toplulu­ğunun hazır bulunduğu törene İstik­lâl Marşı ile başlanmıştır. Aziz şehit­lerimizin manevî huzurlarında bir da­kikalık saygı duruşunu müteakip Kay makam bir konuşma yapmıştır.

Daha sonra sirasiyle Büyük Millet Meclisi, ordu, malûl gaziler, eski mu­haripler, İstanbul ve Ankara Üniver­siteleri adına konuşan hatipler günün mana ve ehemmiyetini belirtmişler­dir.

Tören, bir askerî kıtanın havaya üç el ateş etmesiyle sona ermiştir.

 Konya :

Büyük Millet Meclisinin davetlisi ola­rak memleketimizin misafiri bulunan dost ve kardeş Pakistan parlâmento heyeti azalan, beraberlerinde mih­mandarları Uşak Mebusu Orhan De­niz, İzmir Mebusu Nuriye Pınar, De­nizli Mebusu Ali Çobanoğlu, Kayseri Mebusu Ömer Marti ve Kocaeli Me­busu Seîâmi Dineer ile Büyük Millet Meclisi Umumî Kâtibi ve Hariciye protokolünden Selâhattin Ülkümen olduğu halde bugün kara yoluyla Konya'ya gelmişlerdir.

Ankara   Konya yol güzergâhındaki kaza nahiye ve köyler halkı tarafın­dan tezahüratla karşılanıp uğurlanan kardeş memleketin mümessilleri şe­hir haricinde, Konya Valisi, Belediye Reisi, İkinci Ordu Kumandanı mülkî ve askerî erkân "tarafından istikbâl edilmişlerdir.

Kardeş parlâmento heyeti şehre gir­diği andan itibaren şeker fabrikasına kadar yol boyunca toplanmış olan halk tarafından selâmlanmış ve sü­rekli şekilde alkışlanmıştır.

Parlâmento heyeti şerefine şeker fab­rikasında bir yemek verilmiş, bu ye­mekte Konya Valisi ve misafir parlâ­mento heyeti tarafından çok samimi konuşmalar yapılmıştır.

Konya Valisi Cemil Keleşoğlu konuş­masında, kardeşlik ve dostluğunu ta­rihten alan ve Atatürk, Mehmet Ali Cinnah gibi büyük memleket evlâdı­nın rehberliği ile müşterek duygulara sahip olan ve Pakistan milletinin ya kmen alâkadar olduğumuz haklı dâ­vaları ile ve bu arada Keşmir dâva­sının âdilâne bir sureti tesviye ile hallolunmasının en samimî temenni­miz bulunduğundan bahisle, Konya ile Karacı şehirlerinin kardeş iki şe­hir olarak kabulünü ve muhterem Ka raçi Valisini Konya'yı ziyarete davet eylediği cihetle lütfü delâletlerini ri­ca etmiş ve büyük Pakistan milletini hürmetle selâmlamıştır.

Misafir ve kardeş parlâmento heyeti başkanı Muzaffer Ali Valinin yaptığı konuşmaya şu mukabelede bulun­muştur :

«Sayın Vali,

Türkiye'ye gelişimizden beri bize gös­terilen yakın alâka ve misafirperver likten solayi teşekkürlerimizi arzetmekle şeref doyarız.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde ba­na konuşmak imkânı bahsedilmekle şahsımda Pakistan milletine karsı gösterilen büyük teveccühün minnet­tarıyız. Sayın Valinin konuşmaların­da temas buyurdukları ve işaret et­tikleri gibi Büyük Atatürk ve Mehmet Ali Cinnah iki büyük millet kurucu­ları olmuşlardır. Onlar için bu vasıf çok yerindedir. Onların manevi reh­berliği altında iki millet el ele ve kar deşce yürüyecektir.

Bilhassa şu noktayı tebarüz ettirme­me müsaade buyrulmasmı rica ede­rim ki, Kenya'ya gelmekle büyük memnuniyet duyduk.Mevlâr.anm ru­hunun tuttuğu bu havayı teneffüs ederek hissiyatımızı Pakistana nak­letmekten sonsuz bir haz duyacağız. Büyük şairimiz ikbal bir beytinde der ki, «Mevlâna'nin mesnevisi Parsça ile yazılmış kuran dir.»

Pakistan milleti Kıbrıs meselesini be­nimsemiş olup Türk görüşünü kendi millî dâvaları gibi desteklemekte ve muvaffak olmanız için bütün kalbi île dua etmektedir. Eu zihniyet yalnız dost olduğumuz için değil, fakat Türk milletinin haklı olduğuna inandığı­mla için benimsenmiştir.

Sayın Vali,

Davetinizi Garbi Pakistan Valisine iblâğ etmekle büyük şeref duyacağım. Güzel teklifiniz mucibince Konya ve Karaci'nin kardeş şehir olmasını ben dişine arzedeceğim. Konyalıları şah­sınızda selâmlamakla büyük şeref du­yuyoruz.» Misafir parlâmento heyeti şeker fabrikasmdaki yemekten sonra başta Mevlâna müzesi olmak üzere şehirde­ki bütün tarihî eserleri gezmişlerdir. Akşam Meram'da vali köşkünde he­yet azaları şerefine bir çay verilmiştir. Eu toplantıda dost ve Pakistan, parlâmento heyeti azalarına gerek vi­lâyet ve gerekse Belediye tarafından muhtelif mahallî hediyeler takdim edilmiştir.

Misafir parlâmento heyeti azaları be­raberindeki zevatla birlikte saat 18'de Ankaraya müteveccihen şehrimizden ayrılmışlardır.

 İnebolu :

9 Haziran İ921 tarihinde İnebolu'nun düşman harp gemileri tarafından ilk bombardıman edildiği günün yıldö­nümü bugün kahramanlık günü ola­rak resmen ilk defa muazzam teza­hüratla   kutlanmıştır,

Bugünü kutlamak için baştan başa donatılmış olan Kastamonu, Küre, Cide, Bvrenye, Bozkurt, İlîsi, Abana, Catalzeytin kaza ve nahiyelerinden onbeş bine yakın vatandaş İnebolu ya gelmiş bulunuyordu.

Merasime Kastamonu Mebusları, Kas tamonu Valisi, Çankırı Valisi, Dör­düncü Yurtiçi Bölge1 Kumandanı, as­kerî ve mülkî erkân da iştirak et­miştir.

Merasim meydanında Çankırı Atış Okulundan gelen askerî birlik ve ban­dosu, okullar ve kesif bir halk toplu­luğu yer almış bulunuyordu.

Şehir adına Belediye Reisi Ali Gözlük güzel bir hitabede bulunarak istiklâl mücadelesi sırasında İnebolu'kıların kahramanlıklarını belirtmiş ve İne­bolu'yu kalkındırma ve güzelleştirme cemiyeti başkanı SelâJıattin Çelebi de 9 Haziran 1921 günü bayram sabahı Kılkış ve Panter harp gemilerinin im­haya geldiği cephane ve mühimmat­ları van ve malını feda. ederek İnebo luluların Afyon, Dumlupmar, İnönü ve Sakarya cephelerine nasıl ulaştır­dıklarını tebarüz ettirmiş ve bu kah­ramanlık gününün kutlanmasını bah­şeden hükümete şükranlarını ifade etmiştir.

Müteakiben millî mücadele yılların­da cephane yüklü kayık ve motörlerin İnebolu'ya gelişi halk tarafından bo­şaltılması, düşman gemilerinin baskın vermesi ve şehri bombardımanı mu­kabil olarak düşman gemilerine top ateşi açılmasına ait o günleri yaşa­mış olanların hatıraları dinlenmiştir. Geçit resmiyle merasime son veril­miştir. Kahraman m ehm etçiklerin geçişinden sonra mahallî ve millî oyun ekiplerinden Heyamola ekibin geçişi ve gösterisi ordu film merkezi tarafından füme  alınmıştır.Gece denizde ve karada  fener alayı tertip edilmiş,     meydanlarda millî oyunlar oynanmıştır.

 Edime :

Bugün güreşlerin finallerine devam edilmiştir. Bütün rakiplerini hiç iti­raza mahal bırakmıyacalî şekilde ye­nen Bandırman eski baş pehlivanlar­dan Kara Ali'nin oğlu Hasan Acar baş pehlivan olmuştur. Cumartesi günü Vizeli Mustafa Filizi yenen Hasan Acar bugün de sırasıy­la Şaban Filizi, Adil Atanı pes ettire­rek Mehmet Ali Yağci'yı yenmiştir. Cumartesi günü Sındırgın Arif, Ura! Kara Mürseii Hüseyin Bostaneli'yi Hasan Acar Mustafa Filiz'i yenmiş, Mehmet Ali Yağcı da Hendekli Rahmi Keskin'i yenmiştir. İrfan Atan, İbra­him Karabacak çifti, Niyazi GüreşenŞaban Filiz çifti yenişememîşlerdi.Niyazi Güreşen hasta olduğunu söyli yerek meydanagelmemiş olduğu içinİbrahim Karabacak ile Sabri Kıhçarslan da hakemlerin verdiği müddetiçinde meydana gelmedikleri için mağlûp sayılmışlardır.

Üç çift arasında yapılan son güreş­lerde M.Ali Yağcı İrfan Atan'ı, Şaban Filiz Smdirgılı Şerifi, Hasan Acar da Adil Atan'ı pes ettirerek yenmişler­dir. Başvekilimiz Adnan Menderes tara­fından birinciye bir altın saat, ikin­ciye bir gümüş saat, üçüncüye de bir saat  gönderilmiştir. Bir tüccarımız her katagorlnin birin­cilerine verilmek üzere birer Reşat al­tını hediye   etmiştir. Başpehlivan sıra durumu şöyledir :

1  Hasan Acar (Bandırma),

2  M. Ali Yağcı (SındırgıU,

3  Şaban Filiz (Vize),

4  Adil Atan   (Adapazarı),

5    İrfan   Atan   (Adapazarı!,  

6    Şerif Ünal  (Sındırgı)

10 Haziran 1957

 Ankara :

Ankara   Valiliğinden tebliğ  olunmuştur; 20 Kasım 1956 tarihinden itibaren akaryakıtla ilgili olarak vilâyetimiz dahilinde konulan tahditler Kaldırıl­mıştır.

Resmî daire ve müesseselerle bilu­mum vasıtalar, traktörler ve akarya­kıt kullanan mesken ve müessesele­rin günlük ihtiyaçları akaryakıt acenteleri tarafından karşılanacak­tır.

İhtiyaçlarından fazla akaryakıt    alıp buhran yaratılmasına  sebebiyet     ve­renler hakkında Milli Korunma Ka­nunu hükümleri tatbik olunacaktır.

 İzmir :

Reisicumhur Celâl Eayar, beraberin­de mebuslar, Amerikanın Ankara Bü­yükelçisi Ekselans F. Warren, Fran sanm İzmir Başkonsolosu Ekselans Serge Roux ile mülkî ve askerî erkân olduğu halde bu sabah İ2mir'den ay­rılarak Aydm ve Nazilli üzerinden Kemer Barajına gelmiştir.

Devlet Reisimiz beraberindekilerle birlikte önce Efes'e uğrayarak bura­da Meryemanamn evini ziyaret et­miş, daha sonra Efes ve Selçuk hara­beleri gerilmiştir.

Müteakiben Aydında halkın coşkun tezahüratile karşılanan Reisicumhu­rumuz Ve misa,firler burada bir müd­det istirahat  etmişlerdir.

Reisicumhur Celâl Bayar Aydından yine "aynı tezahürat havası içinde uğurlanmış ve Nazilli'den geçerek öğ­le üzeri Kemer barajına vasıl olmuş­tur.

Öğle yemeği Kemer barajında yen­dikten sonra Reisicumhurumuza ve misafirlere, Devlet Su İşleri Umum Müdürü Süleyman Demirel tarafın­dan ,baraj hakkmda izahat verilmiş­tir.

Verilen izahata göre, bu senenin so­nunda beton dökme işi bitecek olan Kemer Barajı, Menderes havaasınm sulanmasında en mühim bir yeri işgal edecektir. Havzadaki müteaddit tesis­lerin kuruluşu nihayete erdiğinde, burada 920 bin dönüm arazi sulana­cak ve gölden 450 milyon kilovat saat­lik enerji elde edilecektir.

Kemer Barajının üst genişliği yedi buçuk, yüksekliği 115 metredir. Gövde hacmi 700 metreküp, yağış aıam 3100 kilometre kare, azami hazine kapasi­tesi 554 milyon metreküp, azami göl genişliği iki buçuk ve uzunluğu 35 ki­lometredir. Yıllık enerji istihsali 143 milyon kilovat saattir. Baraj, 144 mil­yon 226 bin 948 liraya mal olacaktır.

Reisicumhurumuz, bu izahatı dinle­dikten sonra baraj inşaatını gezip görmüştür.

 Ankara :

Vekâleti er ar a sı milli tütün komitesi­nin pazarlama, istihlâk ve ihracat tâli komitesi, bugün saat 10'da Ziraat Vekâletinde, Prof. Dr. Celâl Tanına­nın başkanlığında toplanarak çalış­malarına başlamıştır.

Dört gün kadar süreceği tahmin edi­len bu toplantıda, tütüncülüğümüzün bilhassa pazarlama ve ihracat işleri­ni ilgilendiren bir çok konular mü­nakaşa ve müzakere edilecek ve ica bettiği taktirde mütehassıslara etüd ettirilmek suretiyle bir neticeye bağ­lanacaktır.

Toplantıya Ziraat Fakültesi, Ziraat Vekâleti, İnhisarlar Vekâleti, İktisat ve Ticaret Vekâleti, İnhisarlar Umum Müdürlüğü, Ziraat Bankası Umum Müdürlüğü ve Türkiye Tütüncüler Federasyonu ile Tütün Eksperler Bir­liği temsilcileri iştirak etmiş bulun­maktadır.

 Kırıkkale :

Büyük Millet Meclisinin davetlisi ola­rak bir müddetten beri memleketi­mizi ziyaret etmekte bulunan dost ve kardeş Pakistan parlâmento tjeyeti azaları, bugün saat 11,15'de Kınkkaleye gelmiş, kaza erkânı ve kalabalık bir halk topluluğu tarafından sevgi tezahürleriyle karşılanmışlardır.

Kırıkkalelilerin çok samimi ve hara­retli gösterileri arasında Makina Kim ya Endüstrisi Kurumu Bölge Müdür­lüğüne gelen misafirler, buradaki kısa istirahati müteakip pirinç haddeha­nesi ile silâh fabrikalarını gezip görmüşlerdir. Dost ve kardeş milletin parlâmento asaları, bu arada, fabri­ka poligonunda tabanca ile atış yap­mışlar ve kendilerine Kırıkkale tipi birer tabanca hediye edilmiştir.

Misafirler, bilâhare Kınkkaleye 15 ki­lometre mesafedeki Hasândede köyü­ne gitmişler ve köy methalinden iti­baren köylü vatandaşların hararetli tezahüratı ile karşılanmışlardır. Ha sandede köyünde, köylü vatandaşların sazla çaldıkları mahalli oyun havala­rını alâka ve zevkle dinleyen misafir heyet azalan, memnuniyetlerini bil­dirmişler ve köyden ayrılışlarında köy halkı tarafından çok samimi şe­kilde uğurl anmışlar dır.

Kardeş Pakistan parlâmento heyeti azaları, Bölge Müdürlüğünde şerefle­rine verilen öğle yemeğini müteakip saat 15'de Ankara'ya müteveccihen Kırık kal e den ayrılmışlardır.

 Ankara :

Memleketimizi ziyaret etmekte bulu­nan İngiltere Akdeniz Filoları Ku­mandanı Amiral Sir Ralph Edwards, beraberinde eşi ve maiyeti erkânı ol­duğu halde bugün saat 18.30'da İstan touldan uçakla Ankaraya gelmiş ve Esenboğa Hava Alanında Deniz Kuv­vetleri Kumandanı Oramiral Sadık Altıncan ile Garnizon Kumandanı, M.M.V. Temsil Başkanı, İngiliz Bü­yükelçisi ve Elçilik erkânı tarafından karşılanmıştır.

 Bandırma :

Ankara, İstanbul ve İzmir gazeteleri­ne mensup 30'u mütecaviz gazeteci bugün 6 neı hava üssünün davetlisi olarak Bandırmaya gelmişlerdir.

Saat 10.30'da üs şeref salonunda ga­zetecilerle tanışan üs kumandanı Al­bay Baki Gegin, yaptığı kısa bir ko­nuşmada Türk Hava Kuvvetlerinin Muasır Hava Kuvvetleri seviyesinde olduğunu, Nato camiası içinde Kana­da ile aynı seviyede bulunduğunu ve Nato'ya dahil diğer devletlerin hava kuvvetlerinin ise bu iki devletin hava kuvvetlerini .takip ettiğini İftiharla söyleyeblirim   demiştir.

Müteakiben Üs harekât ve eğitim âmi ri Binbaşı Selâhattin Aktaş jet tay­yareciliği ve vazifeleri mevzuunda ga_ ze fecilerle hasbıhalde bulunmuş, bu arada 6.nci hava üssünün bütün im­kânlara sahip olduğunu, jet pilotları­nın da bütün ihtiyaçlarının tatmin edildiğini belirtmiştir. Maddi ve ma­nevî bütün imkânları sağlanmış olan Jet pilotlarının yegâne düşüncesi sa­dece çalışmaktır, diyen Binbaşı Aktaş'm konuşmasından sonra misafir gazetecilere 6 ncı üssün bir günlük çalışması hakkında izahat verilmiş­tir.

Müteakiben bakımhane gezilmiş, bü­yük bir ekseriyetini assubaylann teş­kil ettiği teknisyenler tarafından en modern bir şekilde F 84 tipi Jet uçaklarının bakımlarının yapılmakta olduğu müşahade olunmuştur. Daha sonra motor kontrolünün yapıldığı brimze kontrol kulesi, elekbrik, elekt­ronik silâh ve yer teçhizat atölyesi ile diğer tesisler gezilerek mihman­darlar tarafından izahat verilmiştir.

Öğle yemeğim üssün misafiri olarak yiyen gazeteciler saat 14.30'da Kı aıksaatış sahasında 4'lü bir kol ta­rafından hakikî mermi ile yapılan atışları   seyretmişlerdir.

Bir Jet kolunun harp görevini' can­landıran bu atışlar nokta hedeflerine karşı roket atışı, 500 Ubrelik bomba atışı ve makineli tüfekle yüksek aviyell tarama atışları başarılı bir şe­kilde yapılmış ve taktirle takip olun­muştur.

Gazeteciler saat 16'da yerlerine av­det etmişlerdir.

11 Haziran 1957

 Ankara :

15 günden beri Trakya ve Ege bölge­lerinde yurdun imar ve kalkınma hamlelerini, yapı, yol, su, elektrik, baraj, liman ve sulama işlerile tesis­lerini ve zelzele bölgesini görmek üze­re bir tedkik gezisine çıkmış bulunan Büyük Millet Meclisi Nafia Encüme­ni Reisi Gaziantep Mebusu Süleyman Kuranel, encümen azalarından Çorum Mebusu Şevki Gürses, Çoruh Me­busu Mecid Bumm, Denizli Mebusu Baha Akşit, Denizli Mebusu Osman Ongan, Erzurum Mebusu Esad Tun çel, Erzurum Mebusu Sabri Erduman, Manisa Mebusu Hayri Büke, Zongul­dak Mebusu Hakkı Hilâlci ve Nafia Vekâleti mümessillerinden müteşekkil heyet Ankaraya dönmüştür.

Gezi hakkında intihalarını soran Ana dolu Ajansı muhabirine heyet başka­nı Gaziantep Mebusu Süleyman Ku­ranel şu izahatta bulunmuştur:

«Bundan önce  yaptığımız üç gezi. ile gördüğümüz 36 vilâyete ilâveten bu sefer de Trakya ve Ege bölgesinde 15 vilâyet gezilmiş tir. Bu suretle 51 vi­lâyet dahilinde 1950'den bu yana ik­mâl edilmiş veya inşaatları devam et­mekte bulunan yol, su, elektrik, ba­raj, liman vesair çeşitli yapı işlerini ve tesislerini ayrı ayrı görmüş bulu­nuyoruz. Tutarı milyarları bulan yapı ve tesisler arasında İskenderun, Mer­sin', İzmir Alsaneak, İstanbul Salıpa zarı, İstanbul Haydarpaşa, Samsun, Giresun ve Trabzon gibi büyük li­manlar, Seyhan, Hırfaillı, Sarıyar, Kamer, Demirköprü ve Işıklı Baraj­ları, çimento ve seker fabrikaları bulunmaktadır.

Yurdumuzun Doğusunu, Batısını, Gü­neyini ve Kuzeyini, şehir, kasaba ve köylerini gezmiş, buralarda girişilen her türlü imar ve kalkınma hareket­lerini tetkik etmiş bir encümen ola­rak bu muazzam kalkınma karşısın­da yurdumuzun kavuşacağı refah ve saadetin sonsuz bir huzuru içerisinde Ankara'ya dönmüş bulunuyoruz. Bu meyanda 5, 6 ay gibi kısa bir müddet zarfında İstanbulda açılan yolları, yapılmakta bulunan siteleri, girişi­len istimlâk işlerini "tarihî ve mima­rî kıymeti haiz eserlerimizin tanzimi­ni hülâsa topyekûn İstanbulun ima­rını hakikaten ümidimizin çok fev­kinde bulduk ve her vatandaşımız gi­bi bizler de bu teşebbüsden sevinç duyduk.

 Ankara :

İşçi Sigortaları 12 nci genel kurulu bugün saat 10'da Çalışma "VekiliMümtaz Tarh an oplantıyı açış nut­kunda demiştir ki:

«İşçi Sigortaları Kurumunun 12 nci genel kurulu toplantısını açıyorum. Büyük bir memleket hizmetini gör­mek maksadiyle buraya kadar ahmet ederek huzurlariyle bize şeref ka­zandıran sayın delegelere, Vekâlet ve Üniversite mümessillerine, matbuat mensuplariyle sair bilûmum davetli­lere ve misafirlere şükranlarımı arzederim.

Bir müessese bir hizmet sebebiyle ku­rulur, ve işletmeye açılır. O müessese fonksiyonuna dahil olan işleri mun­tazam bir surette ifaya devanı eder­se muvaffak oluyor demektir.

Türk milleti son yılların mes'ut alış­kanlığı ile bunu kâfi görmemekte ve kurulan her müessesenin, meydana getirilen her eserin her takvim kopu­şunda bünyesinde ve hizmetinde bariz bir inkişafın tezahürünü büyük bir istek ve iştiyak ile görmek istemektedir.

İşte İşçi üigortaları Kurumu da bir taraftan mesaisini, kanunun tayin ve tesbit ettiği esaslar dairesinde ifa ederken, diğer taraftan her cepheden gelişmekteğ hizmet sahasını genişlet­mekte, faydayı arttırmakta ve her yıl geçen yılın mesai dağarcığında yeni hizmetlerin, ve inkişafların meydana getirdiği sevindirici neticeleriyle ve aynı zamanda bir yıl sonraya ait ta­savvurların reel programlariyle Ge­nel Kurulun huzuruna gelmektedir.

Enginlerden kopup gelen sıra dalga­lar gibi hamle hamleyi takip ediyor. Bakıyorsunuz b irs ey, birdenbire bin şey, binbir şey oluveriyor. Faydalı ve büyük iş yapmakta müesseseler reka­bet halindedirler.

Kabuğuna çekilmiş monoton bir me­sainin yeterliği içinde bağdaş kuran bir müessese artık kalmadı.

İşçi Sigortaları Kurumu, memleketi­mizin muazzam iktisadî ve sınaî kal­kınmasına paralel olarak daimî ve sür'atli bir ilerlemenin mes'ut ve göz kamaştırıcı neticeleriyle karsı karşı­yadır.

Sosyal güvenlik hizmeti alabildiğine genişletilmiştir. Sigortaya tâbi işyeri ve sigortalı sayıları mütemadiyen ar­tıyor, son çıkan ve bu ay başından itibaren tatbik mevkiine girmiş bulu­nan kanunlarla maluliyet ve Ölüm si­gortaları tam bir şekilde kuruldu. İh­tiyarlık, iş kazaları, meslek hastalık­ları, hastalık ve analık sigortalarında yaptığımız esaslı tâdillerle sigortalı­lara sağladığımız hak ve menfaatler bakımından beynelmilel normların çok üstüne çıktık.

Meslek hastalıkları tablosunu, mem­leket realitelerini göz önünde tuta­rak genişlettik. "Verem, anfizem, müz­min bronşit, astım, siyatik ve roma timza gibi hastalıkları da meslek has­talığı cetveline aldık. Şimdi maden iş­çilerinde, mensucat, deri sanayiinde vesair işlerde çalışan işçilerimizin sağ lığı daha ziyade teminat altına alın­mış bulunuyor.

400 yataklı İstanbul Maltepe Sanatoryomu ile 400 yataklı izmir Buca Has tahanesi ve Ankara Merkez Dispan­seri önümüzdeki Temmuz ayında hiz­mete girmiş olacaktır. 560 yataklı Samatya hastahanesi 1957 senesi son­larına doğru işletmeye açılacaktır. 305 yataklı Ankara has ta ha ne siyle An karada inşaasma karar verdiğimiz reabilitasyon ve işçi eğitim merkezi binalarının ihaleleri yapılmış ve in­şaatına başlanmıştır. Kastomun un Ballıdağında ayrıca, toir sanatoryom inşası  da  münakaşaya   çıkarılmıştır.

1950'de İşçi Sigortaları sağlık mües­seselerinde 55 yatak mevcuttu. 1956 da bu rakam 30 misli fazlasiyle 1656 yatağa yükseltilmiştir. 1957 sonunda 3421 yatağa artış ise 70 misline çı­karılmış bulunuyor.

1950 yılında yatırılarak tedavi edilen hasta sayısı 12 bin idi. 1956'da 35.800 oldu. Yatak gün sayısı 17.000'den 412.000'e, poliklinik muayene ve teda­vi sayısı ise 310.000'den 1 milyon 585 bine yükseltilmiştir.

Bugüne kadar 70 milyon sarfiyle 10.000 işçi meskeni vücuda geldi. Bu işi daha rasyonel ve maksada daha elverişli bir surette halletmek maksa­diyle ayrı bir kurum meydana getiriyoruz. Buna ait kanun tasarısı Büyük Millet Meclisine şevke d ilmek üzere hükümete tevdi edilmiştir.

Yeni bir sosyal güvenlik kanunu ha­zırladık ve Büyük Millet Meclisine tak dim ettik. Bu kanunla sigortanın şü mûl sahasını genişletiyoruz.

Sigorta hizmetlerinin ve menfaatleri­nin iş kanununa, gemi adamları ka­nununa, gazetecilik mesleğinde çalı­şanlara ait kanuna münhasır olan sahasını genişleterek bu kanunla tâ­bi olsun veya olmasın bilumum işçi ve müstahdemlere teşmil ediyoruz.

Tasavvurlarımız arasında yer alan ve teşebbüs sahasına intikal eden bir iş­çi güvenlik bankası kurulmasının 1958 iptidalarında gerçekleşeceğine kuvvetle ümit etmekteyiz.

Kurumun geçen bilanço senesi içinde ve bu yıl, yaptığı gayrı menkul plas­manları kurum için çok hayırlı ve verimli olmuştur.

Kurum mesaisinin daha da verimli olması için değerli heyetinizin tetkik ve telkinleri elbette en emin bir kay­naktır.

Çalışmalarınızla kurumu ilerliyerek geldiği bu merhaleden daha çok ileri merhalelere ulaştıracağınıza emniye­tim vardır. Sizlerden aldıkları İlham­larla geceli gündüzlü çalışan idare meclisi reis ve azalarına, Umum Mü­dür ve arkadaşlarına ve bilumum me­mur arkadaşlara şükranlarımı bildiri­rim.

Yüksek heyetinize başarılar diler ve bütün arkadaşlarımı saygı ile selâm­larıma Konuşmasını alkışlar arasında bitiren Çalışma Vekili, Genel Kurul toplan­tısını kendi adına idare etmesini Pro­fesör Muammer Tolga'dan rica etmiş ve kürsüden ayrılmıştır.

Bundan sonra bütün delegeler aziz Atatürkün manevi huzurunda bir da­kika saygı duruşunda bulunmuşlar­dır.

Muammer Tolga reislik makamına geçtikten sonra işveren temsilcileri Yavuz Barhan ve Hadi Okan ile işçi temsilcileri Süreyya Birol ve Nuri Beşen'in kâtipliklere seçilmesi sure­tiyle riyaset divanı teşekkül etmiş, bunu takiben de raporlar okunmuş­tur.

İşçi Sigortaları Kurumu Genel Kurul çalışmalarına   devam  etmektedir.

 Ankara :

M. M. V, Temsil Başkanlığından bil­dirilmiştir:

Memleketimizi ziyaret etmekte olan İngiliz Akdeniz Filosu Kumandanı Sir Ralph Edwards bugün Rİyaseticum hur defteri mahsusunu imzaladıktan sonra, M. M. V. Vekili Semi Ergin'i, Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Ve­kili Orgeneral Fevzi Uçaner'i, Deniz Kuvvetleri Kumandanı Oramiral Sa­dık Altmcan'ı makamlarında ziyaret etmiştir.

Müteakiben Anıt Kabre giden misafir Amiral kabre bir çelenk vaz edip ih­tiram vakvesinde bulunmuştur.

 İstanbul :

Milli Müdafaa Vekâleti İstanbul tem­sil Bürosundan bildirilmiştir.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Or­general Tunaboylu, beraberinde özel kalem müdürü Kurmay Yarbay, Ni had Erguner olduğu halde bu sabah saat 9.45 te uçakla İngiltereye hare­ket etmiştir.

Orgeneral Tunaboylu, İngiltere Krali­yet Erkânı Harbiye Reisinin misafiri olarak İngilterede bir hafta kadar sürecek bir geziye çıkarak tetkikler­de bulunacaktır.

Orgeneral Tunaboylu'yu Yeşilköy Ha­va Meyöanmda Birinci Ordu Müfet­tişi Orgeneral Ataç, Garnizon Ku­mandanı Korgeneral Akalın, 3 üncü Kolordu Kumandanı Korgeneral Ak­çakoca, Boğazlar ve Marmara Deniz Korkumandanı Koramiral Korutürk, Merkez Kumandanı Tuğgeneral De mirkan ile diğer General ve Amiral­ler uğurlamışlardır. Bir merasim kı­tası selâm resmini ifa etmiştir.

 İstanbul :

Mobil Oil Türk Ananım Ortaklığı ida­re meclisi almış olduğu bir karar ile İstanbul Amerikan Kolejlerine 140.000 liralık bir bağışta bulunmuş ve bu­gün saat 19'da Hilton otelinde ter­tipledikleri bir basın toplantısında bunu açıklamışlardır.

Bu münasebetle Mobil Oil T. A. O. idare meclisi reisi E. A. Mingee şu be­yanatta bulunmuştur:

«Milletlerin istikbalinde, tahsil temel taşıdır. Mobil Oil Türk A. Ortaklığı» Robert Kolej gibi tedris müesseseleri­nin varlıklarının idamesinde hususî teşebbüse de vazife terettüp ettiği ka­naatindedir. Ortaklığımız, Robert Ko­lejin Türk demokrasisinde oynamış olduğu büyük rolü lâyikiyle takdir et­mekte ve. mektebin tesis tarihi olan 1863 yılından beri milletlerarası mü­kemmel bir şöhret kazanmış olan ko­lejin, yüksek ö,ğretim standardını de­vam ettirmesinde bu bağışın yardımı olacağı kanaatindedir. Mobil Oil Türk A. O. bu vesile ile Robert Kolej mü­tevellilerine, tedris heyetine, talebele­rine ve Robert Kolej ile Amerikan Kız Kolejine devam etmiş olan ortaklığı­mıza' mensup 49 memura tebriklerini bildirir.»

Diğer taraftan, İstanbul Amerikan Ko lejleri müdürü Ballontoin de bu ba­ğış münasebetiyle demiştir ki:

Robert Kolej, kendisine tahsis edil­mek üzere Mobil Oil Türk A. O. tara­fından .Türk   Amerikan Okutma Derneğine yapılan 140.000 liralık ba­ğışın sadece Robert Kolejin gelişme programına yardım etmekle kalmayıp ayni zamanda Türk iyenin gelecekteki liderlerinin tahsilinin müstakil teşeb­büsler tarafından desteklendiğine de işaret sayarak, büyük memnuniyetini izhar etmektedir. Bizler, iş adamları­na ve diğer değişik sahalardaki müs­takbel liderlere iyi bir tahsil temin etmek suretiyle Türkiyenin iktisadi hayatına yardım etmek vazifesiyle mükellef bulunduğumuza inanmakta­yız. Mobil Oil Türk A. O. bilhas­sa Robert Kolejin Türk gençliğinin eğitimine  hizmet  sahasını genişletmek yolunda büyük gayretler sarfetmekte olduğu şu sıralarda, iktisadî anlayışın verdiği ileri görüşlülük neti­cesi yapmış olduğu bu yardım büyük şükranla karşılanmıştır.

12 Haziran 1957

 Ankara :

Memleketin gittikçe çoğalan kâğıt ih­tiyacım karşılamak maksadiyle İzmit Sellüloz ve Kâğıt Fabrikalarının ka­pasitesinin arttırılması için bir müddetten beri yapılmakta olan çalışma­lar tamamlanmış ve bu husustaki mukavele bugün İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu ve Finlandiya Elçisinin huzuriyle Türkiye Sellüloz ve Kâğıt Fabrikaları İşletmesi Umum Müdürü Enver Atafrat ile 28 sanayi müessese­sinin dahil olduğu Finlandiya Sanayi İhracat Kooperatifinin Metex firması Umum Müdürü Kauko Vusitalo ara­sında Ankarada Sümerbank Umum Müdürlüğünde  imzalanmıştır. Böylece İzmit tesislerinin kâğıt istih­sâl kapasitesi 95.000 tona ve ayrıca sellüloz tesislerinde de 20.000 tonluk bir kapasite artışı sağlanarak senelik sellüloz istihsali 12.000 tondan 32 bin tona yükselmiş  olacaktır. 20 milyon lirası dış ve 15 milyon lira da iç tediye olmak üzere 35 mil­yon liraya mal olacak bu yeni tesis­ler 20 ay sonunda tamamlanarak iş­letmeye açılacaktır. Ayrıca mevcut tesislerin islâhı mevzuunda yapılmak­ta olan çalışmalar neticesinde istih­salde 15.000 tonluk bir artış sağlana­caktır. Bu tevsi ve islâh işinin de gene 20 ay içinde bitirilmesi mukar­rerdir. Bu suretle 1950 yılında 18.000 tondan ibaret bulunan ve 1950'den bu yana yapılan yeni tesis ve tevsi lerle kapasitesi 50.000 tona yükseltil­miş bulunan İzmit tesislerimin de en geç 20 ay sonunda 110.000 tonluk bir istihsal kapasitesi sağlanmış olacak­tır.

Memleketin her gün artan kâğıt ve karton ihtiyacına cevap vermek üzere İzmit tesislerinde yapılmakta bulunan bu ilâve  tevsi ve Islâhlar yanında memleketin muhtelif bölgelerinde ye­ni kâğıt fabrikaları kurulması mev­zuundaki çalışmalara da. devam edil­mektedir. Bu arada bundan kısa bir müddet evvel Tarsus'ta hususî teşeb­büsün geniş ölçüde iştiraki iJe kurul­masına karar verilen kâğıt fabrikası­na ait olarak yabancı firmalardan alman tekliflerin de tetkik ve muka­yeseleri biimek üzeredir.Önümüzde­ki günler içinde ihalesi mukarrer bu­lunan bu fabrika da senede 35.000 ton kâğıt istihsal kapasitesinde olacaktır. Ayrıca bilhassa çimento ve sun'î güb­re torb alığı imalâtında kullanılan kraft kâğıdı imal edecek bir fabrika­nın da bütün etüdleri tamamlanmış ve bunun da ihale ve inşasına karar verilmiştir. Bu fabrikanın da düşünü­len kapasitesi 30   40 bin tondur.

Bütün bu tesislerin ikmalini mütea­kip en geç iki sene sonra 1950 yılın­daki 18 bin tona mukabil kâğıt istih­sal kapasitemiz 175   185 bin tona yükselmiş bulunacaktır.

 Ankara :

M. M. "V. Temsil Bürosu Başkanlığın­dan bildirilmiştir :

Kendi arzusu ile emekliye ayrılmakta olan güney Avrupa Hava Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Patrick1 W. Timberlake veda ziyaretlerinde bu­lunmak üzere eşi ve maiyeti erkânı ile bugün saat 17.45'de Ankara'ya gel­miş ve Esenboğa hava alanında aske­rî merasimle karşılanmıştır.

Karşılamada Hava Kuvvetleri Kuman­dam Orgeneral Fevzi Uçaner, Erkâ­nı Harbiyei Umumiye Lojistik Başka­nı Hava Korgenerali Hamdullah Suphi Göker, Garnizon Kumandam Tümge­neral İhsan Bingöl, Hava Kuvvetleri Merkez Grup Başkanı Tuğgeneral Ze­ki Belgin, Merkez Kumandanı ile M. M. V. Temsil Başkanı hazır bulun­muşlardır.

 Afyon :

Reisicumhur Celâl Sayarın 11 Haziran 1957 tarihinde. Küçükmenderes hava asinda yaptığı tetkikler esnasında irad ettiği nutuklarda, seçimlerin zamanında yapılacağım veya öne alına­cağını ifade ettiği hakkında bazı ga­zetelerde görülen haberlerin hakikate uymadığını beyana Anadolu Ajansı mezundur.

 Amasya :

Büyük kurtarıcı aaiz Atatürk'ün Amas ya'ya gelişinin 33 inci yıldönümü bu­gün coşkun tezahüratla kutlanmıştır. Bu münasebetle, şehir:Baştan başa bayraklarla donatılmış bulunuyordu. Saat 9.45'de Vali, Belediye Reis Ve­kili, tugay kumandanı, sivil ve askeri erkân ile askeri birlikler, okullar ve kalabalık bir halk topluluğu, Atatürkün 38 sene önce karşılandığı Kulis tepeye gitmişlerdir.

Atatürk'ün bayraklarla donatılmış bir pikap üstünde bulunan büstü Kulis tepeye getirildiğinde sevgi ve heye­canla karşılanmış ve önde büstü hâ­mil araba olduğu halde büyük bir korta] halinde vasıtalarla hükümet meydanına gelinmiştir.

Meydanda toplanmış bulunan çok kalabalık vatandaş topluluğu, hara­retli gösterilerle büstü karşılamış ve burada, Atatürk'ün 12 Haziran 1919 da Amasyalılara hitaben irad ettiği nutuk tekrar edilmiş ve bilâhare me­rasim erkânı, Atatürk anıtına giderek çelenk koymuştur.

Amasyalılar, bu tarihî günü bir bay­ram sevinci içinde kutlamaktadır. Bu arada, gece Vilâyet Musiki Cemiyeti tarafından cemiyet merkezinde, Ata­türk'ün en çok sevdiği eserlerden mü­teşekkil bir konser de tertip edilmiş­tir.

 İstanbul :

Türkiye Akıl Hıfzıssıhhası Cemiyeti­nin himayesinde şehrimizde Amerika daki benzerleri örnek alınarak bir Ço­cuk Kılavuzluğu Terbiye Merkezi ku­rulmuştur.

Merkezin gayesi, emosyonel, terbiyevi (meselâ güç yemek, mektebi isteme­mek, çekingenlik, kıskançlık ve diğer müşküller gibi) bir intibaksızlığı bu­lunan, fakat diğer cihetlerde normal olan çocuklara, ve ailelere yardım et­mektir.

 İstanbul :

8'inci Bahar ve Çiçek Bayramı başla dığmdanberi Gülhane Parkını 950.000 kişi ziyaret etmiş, umumi hasılat ye­kûnu 610.000 liraya yükselmiştir.

Diğer taraftan parkta halkın dinlen­meleri için bankolar arttırılmıştır. Bu arada Türk Silâhlı Kuvvetleri Sergisi­nin hazırlıklarına başlanmıştır.

 İstanbul :

Vakıflar Umum Müdürü Orhan Çapçı, bugün saat 18'de Divan Otelinde bir toplantı yaparak Vakıflar Umum Mü­dürlüğünce İstanbulda yapılmış ve yapılmakta olan çalışmalar hakkında basın mensuplarına geniş surette iza­hat vermiştir.

Orhan Çapçı, konuşmasına başlama­dan evvel, toplantıda sadece İstanbul­da ki çalışmalar hakkında izahat ve­receğini, diğer bir toplantıda ise mem­leket çapındaki diğer faaliyetler ve tarihî âbide tamirlerine ait işleri an­latacağını bildirmiş ve demiştir ki :

«Yurdumuzun her köşesine serpilmiş ecdat yadigârı binlerce âbide ve camii mö uzun yılların ihmal ve harabe­sinden kurtarmak için hükümetimizin büyük müzaheret ve yardımları ile son beş yıldır idaremiz esaslı restorasyon, tamir ve tanzim faaliyetine girişmiş bulunmaktadır.

Türk sanatının en kıymetli âbidelerini sinesinde barındıran güzel İstanbulu muzun bu mazhariyetiyle mütenasip olmak üzere hiç şüphesiz faaliyetimiz­den azamî hissesini almaktadır.

Nitekim, son yıllar içinde İstanbul da 7 milyon lira sarfiyle büyüklü küçük­lü 200 kadar eserin esaslı restorasyon ve tamiri yapılmıştır. Yakın tarihlere kadar âbidelerinin hemen hepsi ha­rap bulunan büyük ve dağınık şehirde göze görünmeyen bu geniş faaliyet içinde büyük bir emek ve para sar­fiyle ikmal. olunan Fatih camii ve medreselerile Şehzade medresesi tami­ri, Süleymaniye, Yenicami, Sultanah met, Beyazıt minarelerinin yeniden inşası bilhassa  zikre  şayandır.

Eşsia tarihî ve tabii güzellikleriyle dünyanın en cazip şehirlerinden biri ve belki de birincisi olan İstanbullu­muzun hususiyetlerini ortaya çıkarta­rak onu bir kat daha kıymetlendir­mek, her veçhile medenî bir şehir hâ­line getirmek uğrunda girişilmiş mu­azzam ve tarihî imar faaliyeti içinde âbidelerimiz önemle göz önünde tu­tularak hazırlanan plânlarda ve tat­bikatta onları şehrin en büyük ziyne­ti olarak ortaya çıkarmak için sarfe dilen büyük gayret yarımda İdaremize bu eşsiz eserleri esaslı surette tamir ve tanzim ederek lâyikiyle kıymetlen­dirmek vazifesi terettüp etmektedir.

Îdaremi2, hızla devam eden İmar faa­liyetine ayak uydurarak meydana çı­kan eserleri derhal ele almak suretiyle vazifesini ifa yolundadır. Nitekim, Tophane, Dolmabahçe yolunun açıl­ması dolayısiyle bütün haşmetiyle or­taya çıkan Nusratiye camii esaslı bir şekilde restore edilmiş ve etrafı dü­zenlenmiştir. 1326 senesinde İkinci Sultan Mahmut tarafından inşa etti­rilen bu cami, hâlen bütün güzelliğim iktisap etmiş bulunmaktadır. Yine bu yol üzerinde Mimar Sinan yapışı Mol­la Çelebi (Fındıklı) camii ve Dolma bahçe'deki Eminağa sebil ve mektebi­nin esaslı tamirlerine ve Kıhçali Paşa camii cephelerinin tanzimine başlan­mıştır.

Ana yollar üzerine rastlayan Edirne kapı Mihrimah, Lâleli, Muratpaşa, Atikali paşa camileri ve Sultan Mah­mut türbesinin restorasyon ve tanzim işleri, yol zarureti dolayısiyle geri çe­kilen Yenicami muvakkıthanesinin yeniden inşası devam etmektedir.

Etrafları açılan ve açılmak üzere bu­lunan Beyazıt, Nuruosmaniye, Topkapi Ahmetpaşa camileriyle yeni s Vatan» caddesi üzerindeki Sultanselim cami ve medresesi. Şah Huban Şadın mek­tep ve türbesi, Amca Hüseyinpaşa medresesi ve sebili, Üsküdar Cedit Valde camii mlimarî manzumesi ve Ayasofya hamamının tamir ve tanzim­lerine de başlanmak üzeredir. Bu iş­ler için 5 milyon lira sarfedileceği tah­min olunmaktadır. Etraflarının açılmasiyle ortaya çıkan bu eşsiz âbideler tamirden sonra bü­tün kıymet ve güzelliklerini iktisap ederek bütün İstanbulluların çok be­ğendiği Kusratiye camii gibi muhille­rinin birer siy ne ti olacaktır.

Bütün bu çalışmalarımızın en mühim kısmını tarihî Eyüp Sultandaki faali­yetimiz teşkil etmektedir. İstanbulun hususiyet arzeden bu eşsiz köşesinde bulunan cami, türbe, medrese, imaret, sebil, çeşme, hamam vesaire gibi çe­şitli âbidelerle müteaddit mezarlıkla­rın tamir ve tanzimine başlanmıştır. 145 parçayı bulan bu eserlerin bütün bir kış geniş kadrolu bir fen heyeti tarafından yapılan etütlerden sonra peyderpey başlayan tamirle ile Eyüb sultan havalisi büyük bir şantiye hâ­line gelmektedir. Takriben 20 milyon lira sar fiyle 2 sene devam edecek bu çalışmalar sonunda Eyübsuîtan ve ha­valisi içinde bulunduğu mühmel ve perişan durumdan kurtularak hususi­yetlerini ve pitoreskini muhafaza et­mekle beraber bütün kıymet ve tari­hi asaleti ortaya çıkarılmak suretiyle İslâm âüleminin en kudsi mevkilerin den biri hâline gelecektir. Bu suretle memleketimizde ilk defa tatbik edi­len mimari ve artistik bir düzenleme mahiyetindeki Eyüb bölgesi tanzim ve restorasyon faaliyeti milli kıymetleri­mizi topluca meydana çıkartacak ça­lışmalara güzel bir Örnek teşkil ede­cektir.

Diğer taraftan içinde bulunduğumuz yılın 18 Ekiminde açılışının 400 üneü yılını büyük bir merasimle tes'id ede­ceğimiz Türk san'atmm en büyük ese­ri Süleymaniye mimari manzumesinin senelerdenberi daimî bakımla iyi va­ziyette tutulan camiinden gayri tür­beler, medreseler, imaret, tabhane, kervansaray, darüşşifa, darülkura, hamam, çarşı gibi müştemilâtının ta­mir ve tanzimlerine de başlanmak üzeredir. Bu suretle etrafı açılıp te­mizlenecek olan Süleymaniye mimarî heyeti gerek binaları, gerek avlu ve bahçeleri ile tarihî hüviyetini kaza­nacaktır.

İmar faaliyeti ile muvazi yürütülmek­te olan rastorasyon ve tanzim işlerimi­zin dışında yıllık onarım programının tatbikatına da devam edilmektedir.

Bu arada Bogazieinin en güzel ve pi­toresk âbidelerinden Birinci Sultan Abdülhamidin eseri Beylerbeyi ve Sultan Aziz'in yaptırdığı Ortaköy ca­milerinin temel ve rıhtımlarının çök­me tehlikesi karşısında bu eserlerin büyük bir itina ile temel ve rıhtım takviyelerine başlanmak üzeredir. Bu ameliye takriben 1 milyon liraya mal olacaktır.

Üsküdarüa Sultan Üçüncü Selimin eseri büyük Selimiye, Sultan Üçüncü Mustafanm yaptırdığı Ayazma, XV. yüzyılda Türk mimarîsinin İstanbul  intikalinin ilk eserlerinden Rumi Meh metpaşa camileri, Sultan Üçüncü Mu­rat'ın valdesi Nurbanu Sultanın Mi­mar Sinana inşa ettirdiği Atikvalde camii medreseleri, İstanbul yakasında tanınmış Bizans âbidelerinden Zey­rek Kilise camii, Sokollu Mehmet Paşa camii minaresi inşası ile Sultanah­met, Şehzade, Sultanselim, Savutpaşa, Fiyâlepaşa, Küçük Mucidiye, Yahyaefendi, Silivrikapı Hadım İbrahimpa şa, Kocamustaf apaşa camileri ile müştemilâtından onarıma muhtaç kı­sımların tamirlerine de başlanmış bu­lunmak tadır, bundan sonra izahatına devam eden Orhan Çapçı, İstanbul'da şimdiye ka­dar yapılan ve yukarıda zikredilen iş­ler için 1 milyon lira harcanmış oldu­ğunu bu faaliyete devam edilerek ya­pılacak diğer işler ve çalışmalara da 25 ilâ 30 milyon lira daha sarfedilece ğlni bildirmiş ve müteakiben gazete­cilerin sormuş olduğu muhtelif sual­leri cevaplandırmıştır.

 İstanbul :

Fransa Kupa Şampiyonu Toulous e futbol takımı, bugün saat 17.40 da Mithatpasa stadında ikinci maçını yi­ne Fenerbahçe ile oynadı.

İtalyan hakemi Carlo'nun idare ettiği bu maça her iki takını şu kadrolarla çıktılar :

Fenerbahçe :

Şükrü   Seracettin, Nedim, Avni, Na­ci, Basri   Ergim, Hilmi, Şirzat, Lef ter, Niyazi.

Toulouae :

Roussel   Bouceher, Nungeger   Bruat, Plenmeion, Chahurac   Dambrine, Derendoure, Brahimi, Aytkonen, Bou chouh.

Oyunun ilk devresi daha ziyade Fe­ner bahçen in üstünlüğü altında geçti. Bugün hakikaten güzel bir oyun çı­kartan Fener muhacim hattı karşı­sında Toukmse müdafaası güçlük çek­mekte idi.

Birbiri ardına tehlike yaratan Fener hücumlarından birinde 25 inci daki­kada girzat isabetli bir şutla Fener bahçenin ilk golünü kaydetti.

Fenerliler bu gölden sonra da hücum üstünlüklerini devam ettirerek devre­yi 1   0 galip bitirdiler.

İkinci devrede Fener hücum hattı, Hilmi, Lefter, Şirzat, Ergun, Niyazi tertibinde oynadı.

55 inci dakikada Ergunun kaleye ha­vale ettiği top, Fransız müdafiine çar­parak Toıüouse kalesine girdi.

60 mcı dakikada Fenerbahçe Avnin yerine Akgünü aldı. 70 inci dakikada hakem Fransız takımı solaçığmı dışa­rı çıkardı.

Oyunun sonlarına doğru Fener hâki­miyeti yeniden bariz bir şekil aldı ise de netice değişmeden maç 2   0 Sarı lacivertlilerin galibiyetiyle sona erdi.

 Adana :

Dün vuku bulan uçak kazasına ait tahkikat raporu bu sabah ve bu ka­zadan şehit düşen (0.471 nakliye! uça­ğı mürettebatından baş pilot Binbaşı Raşit Ünal, Assubay ikinci pilot Nihat Erener, telsizci Samım Türkkay ve makinist Özdemirin cesedlerine ait kemikler de bu gece uçakla Ankaraya gönderilmiştir.

13 Haziran 1957

 Konya :

Reisicumhur  Celâl Bayar, bu sabah Devlet Su İşleri Umum Müdürü Süleyman Demirci'den Konya ovasının su­lanması mevzuunda izahat almıştır.

Devlet Su İşleri Umum Müdürü, önce Konya ovasının yer üstü sularına dair izahat vermiş, Beyşehir gölünden yıl­da üç milyon metreküp su çekilmekte olduğunu ve sulanan sahalarda pan­car ekiminin fevkalâde . bir gelişme gösterdiğini ifade etmiştir. Gene bu İzahata göre, Konya ovasında umumî olarak kış sularını toplayacak ve fe­yezana mâni olacak barajların inşası yoluna gidilmektedir. Bu cümleden olmak üzere hâlen Sille, Ayrancı Ba­rajları inşa halindedir. May ve Apa Barajları ihale edilmiştir, İbrala ve Sisandcn Barajlarının da etüdleri ya­pılmaktadır.

Konya ovasında şimdiye kadar 69 kuyu açılmış ve bunların 57 sinden su çıkmıştır. Su çıkan bu kuyuların bir kısmı yan arteziyen, bir kısmı ise arteziyendir.

Hâlen ikmal edilmiş olan su tesisleri sayesinde Konya ovasında şimdilik 300 bin dönüm arazi sulanmaktadır. Bü­tün tesisler tamamlandıktan sonra ovada 2 milyon dönüm arazi sulana­caktır.

Reisicumhur Celâl Bayar bu izahattan duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve Devlet Su İşleri Umum Müdürüne te­şekkür etmiştir.

Bundan sonra Reisicumhurumuz Mevlâna müzesini ziyaret etmiş, Tatlıcak köyündeki arteziyen kuyusu ile Hara­yı da gezmiştir.

 Ankara :

Muhtelif şehirler arasında tesis edi­lecek olan 120 telefon kanallı radyo­link sistemi için memleketimizin 51 mahallinde yeniden inşası kararlaştı­rılmış bulunan bina ve servis yolları inşaatına ait mukavele bugün saat 18.00 de P.T.T. Umum Müdürlüğünde imzalanmak suretiyle, Türk Koli ekti f Ortaklığına İhale edilmiştir.

Bu radyo link sistemler, belli başlı ana trafik merkezlerini birbirine ve Avrupa memleketlerine bağlamak su­retiyle gerek memleket içi ve gerekse

memleket dışı muhabere şebekemizin ana mihverini teşkil edecektir.

Bu şebekenin Sivastan Erzincan   Er­zurum yolu ile İrana ve Uzakşark memleketlerine Diyarbakır yolu ile öe Iraka temdidi için etüdler bir hayli ilerlemiş bulunmaktadır.

Son senelerde sınaî ve zirai sahalarda kaydedilen büyük terakkiler, memle­ketimizin telekomünikasyon İhtiyaçla­rını şimdiye kadar hiçbir memlekette görülmeyen bir nisbette arttırmıştır.

1950 senesinde mevcut 80.000 telefon abonesi bugün yüzde yüzden faala bir artma ile 180.000'e yükseltilmiştir. Yu­karıda zikredilen yeni radyo link sis­temleri ile 1956 senesi içinde mukaveT leye bağlanmış olan havaî hat kuranpertör sistemlerinin servise verilmesi suretiyle de 1950 senesinde faaliyette bulunan şehirlerarası ve milletlerarası telefon ve telgraf irtibatları takriben 14 misli genişlemiş olacaktır.

Firma bir sene sarfında cinas muka­velesine paralel olarak ikmal edeceği bina ve yolların inşaatını tamamlamış olacaktır.

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden tebliğ edilmiştir :

1956/57 mevsimi zarfında İtalyaya ya­pılması mutasavver ihracatla bu mem­leketten ithali derpiş olunan piyasa mallarına dair 15 Nisan 1957 tarihin­de, Ankara'da, yapılan anlaşma hak­kında bazı İstanbul" gazetelerinde İtal­ya ile aramızdaki ticarî münasebatm hususî bir takas mahiyetini almak üze re olduğu, îtalyadan ithal olunacak mallarda % 7 30 nisbetinde bir fiat yükselişi olacağı ve bu yüzden de 2,5 5 milyon dolarlık bir zarara duçar ola­bileceğimize dair haberler intişar et­mekte olduğundan aşağıdaki hususlartn tavzihinde fayda mülâhaza edil­miştir.

1) İtalyn. ile aramızda 28.700.00 dolar­lık ithalât ve ihracat için bir anlaşma imza edilmiştir.

İthalât ve ihracat dünya fiatlarmdan yapılacak ve hiç bir fiyat yükselişi olmıyacaktır. Bu meyanda İtalyaya sa­tılan 20.000 ton pamuk da diğer Av­rupa memleketlerine ve bu memleket­ler arasında yer alan Fransa   İngil­tere   Almanya ve Belçikaya satılan pamuklarda olduğu gibi dünya fiatı üzerinden verilmiştir.

2) İtalyadan yapılacak ithalât mer'i esasları dairesinde realiae edilecek ve bu malların fiatları, fiat kontrolüne tâbi tutulacaktır.

 Ankara :

M.M.V. Temsil Başkanlığından bildi­rilmiştir :

Ve'da ziyaretinde bulunmak üaere 6'ncı müttefik taktik hava kuvvetleri kumandanı Amerikalı Tümgeneral Grussendorf eşi ve maiyeti erkânı ile bugün saat irde Ankaraya gelmiş ve Esenboğa hava alanında askerî me­rasimle l karşılanmıştır.

Karşılamada hava kuvvetleri kuman­danı Orgeneral Fevzi "üçaner. Erkânı harbiyei umumiye lojistik başkanı ha­va Korgenerali Hamdullah Suphi Göker, Garnizon Kumandam Tümgene­ral İhsan Bingöl, Hava kuvvetleri mer kez grup başkanı Tuğgeneral Zeki Belgin, Merkes Kumandanı ve M.M.V. Protokal Şubesi Müdürü hazır bulun­muştur.

Misafir General öğleden sonra Milli Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin'i, Erkânıharbiyei Umumiye Reis Vekili Orgeneral Fevzi Uçaner'i makamlarında ziyaret etmiştir,

 İstanbul :

İngiliz Kızühaçmın Fethiye zelzelesi felâketzedeleri için göndermeği karar­laştırdığı anti   biyotik ilâçlar yardı­mının büyük bir kısmı hava yolu ile gönderilmiş bulunmaktadır. Gönderi­len ilâçlar arasında, 2.100 ampul strep tomisin, 1,200 alf işetin kapsülü ve 2.500   ampul   seki öpen   vardır.

 İstanbul :

Portekiz Başkonsolosu bu sabah Vilâ­yette İstanbul Valisini ziyaretle, bir müddet evvel memleketimize  gelerek zelzele felâketzedeleri için teberruda bulunan Robert Gülbenfcyanın gön­derdiği 5.000 dolarlık çeki teslim et­miştir.

Vali, bu bağıştan dolayı teşekkürleri­ni bildirmiştir.

Şehrimizde tetkiklerde bulunan Bir­leşmiş Milletler mültecilere yardım teşkilâtı yüksek komiser yardımcısı Mr. James Read, bu sabah Vilâyette İstanbul Valisi Prof. Gökay'ı ziyaret etmiştir.

Türkiyedeki mültecilerin durumlarını fevkalâde bulduğunu bildiren James Read'le  Vali,   mültecilerin  sosyal ve dinî ihtiyaçları üzerinde görüşmüş­tür.

 Ankara :

Devlet Vekili Celâl Yardımcı memle­ketimizi ziyaret etmekte olan Nato memleketleri gazeteciler heyeti şere­fine bu akşam Ankara Palasta bir ye­mek vermiştir.

Bu yemekte Büyük Millet Meclisi Reis Vekilleri, bazı mebuslar. Başvekâlet müsteşarı ve Başvekâlet erkânı, Üni­versite Rektörü, Ankara "Valisi, Hari­ciye Vekâleti umumî kâtip muavini, Nato dairesi umum müdürü, Basın  Yayın ve Turizm Umum Müdürü, Umum Müdürlük erkânı, yabancı ba­sın ataşeleri, Ankara gazeteleri tem­silcileri, ile İstanbul gazetelerinin An­kara mümessilleri ve diğer zevat ha­zır bulunmuşlardır.

Toplantı samimî bir hava içinde geç vakte kadar devam etmiştir.

14 Haziran 1957

 Konya :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberin­de Eskişehir mebusu Kemal Zeytin oğlu, İçel mebusu Hüseyin Fırat, Kü­tahya mebusu Dr. Ahmet İhsan Gür soy, Konya mebusları, ordu kuman­danı, İzmir ve Konya Valileri ile mai­yeti erkânı olduğu halde bugün öğle­den evvel Belediyeyi, müteakiben inşa halinde bulunan Sille Barajını zi­yaret etmiştir.

Baraj makasında Devlet Reisimize Devlet Su İşleri Umum Müdürü Sü­leyman Demlrel tarafından izahat ve­rilmiştir. Bu izahata göre, Sille Bara­jı, Orta Anadoluda kış sularını top­lamak ve bu suretle bataklıkları ön­lemek ve keza sulama yapmak mak sadile inşa edilmekte olan barajlar­dan birisidir. Taş dolgu halinde inşa edilmekte olan barajın 220 bin met­re küp dolgu hacmi vardır. Barajın yüksekliği 42 metredir. Toplayacağı su ise 3,5 milyon metreküptür. Bu top­lanan su ile 5 bin dönüm arazi sula­nacağı gibi Sille kasabası taşkınlar­dan korunacak, buradaki bataklıklar da kurutulmuş .olacaktır. Sille Barajı üç milyon 500 min liraya mal olacak ve 1957 yılı sonunda ikmal edilip 1953 yılı başında işletmeye açılacaktır. Sil­le Barajı su muhafazası bakımından tipik  bir  mahiyet  arzetmektedir.

Reisicumhur Celâl Bayar inşaat ma­hallindeki tetkiklerini bitirdikten son­ra şehire dönmüş ve öğle yemeğini şe­ker fabrikasında tüccar, esnaf ve sa­nayicilerle birlikte yemiştir.

 İskenderun :

İşçilerin sağlık ve mesken dâvaları­nın halli yolunda atılmış bul.unan adımlar, İskenderun'da da müsbet ne­ticelere doğru istikamet almış ve İşçi Evleri Yapı Kooperatifi kurularak ilk hamlede 54 evin inşasına başlanmıştır. İskenderun'da işçilerin mesken dâva­sını hâl yolundaki bu verimli faaliyete muvazi olarak İşçi Sigortalarının in­şa ettiği hastahane de hizmete açıl­mıştır.

İskenderun Eğlence Yerleri Sendikası Başkanı Mithat Kalkan, bu hususta, neşrettiği tebliğde «hükümetimizin al­mış olduğu esaslı tedbirler sayesinde bugün Hatay bölgesinde işçi dâvası halledilmiş bulunmaktadır. Hüküme­timize sonsuz şükranlarımızı arzede riz» demektedir.

 Ankara :

İtalyan millî bayramı münasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayar ile İtalyan Reisicumhuru Ekselans Ciovanni Gronchi arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuştur.

 Ankara :

Federal Almanya hükümetinin, Bolu mmtakasında vukubulan son zelzele felâketinden zarar görenler için 10 bin marklık ilâç vesair Alman malze­mesi yardımında bulunduğu anlaşıl­mıştır,

 Ankara :

1957   1958 hububat piyasasının yarın, ki günden itibaren açılması münase­betiyle İktisat ve Ticaret Vekili Ab­dullah Aker bu akşam saat 20 15'de Ankara radyosunda aşağıdaki konuş­mayı yapmıştır :

«Aziz yurddaşiarım,

1957  958 hububat piyasasını yarın­dan itibaren meriyete girecek karar­name ile açmış bulunuyoruz. Hükü­metimizin ziraî istihsale gereği kadar ehemmiyet vermekte bulunduğu bü­tün müstahsil vatandaşlarımızın ma­lûmudur.

Bilhassa üç yıl devam eden muannit kuraklık sebebiyle hububat yetiştiren çiftçilerimiz ve memleketimiz üzün­tülü devreler geçirmiştir. Bu ciheti göz önünde bulunduran hükümetimiz buğ­day üatina (10) kuruşluk bir zam yapmış ve diğer hububat fiatlarını da geçen yıllarda olduğu gibi buğday fiatı esası üzerinden tesbii etmiş "bu­lunmaktadır.

Girmiş bulunduğumuz mubayaa dev­resinde, buğday 40, karışık buğday 39, Siha mmtakasmda yetişen buğday 33, çavdar 32, beyaz arpa 28, çakır arpa 28, yulaf ve çakır yulaf 28, Siha mın takasında yetişen arpa 28 kuruş fiat esasına göre  satın alınacaktır.

Prim sistemi ve nisbetleri geçen yıl clduğu gibi ve aynı esaslar dahilinde cereyan edecektir.

Alınan bu kararın, kurak gecen üç sıkıntılı yılın yarattığı üzüntüyü ber­taraf  edeceğine, müstahsil vatandaşlarımızın yeni istihsal yılına emin ve iyi bir vaziyette gireceğine inanmak­tayız.

Önümüzdeki yıllarda hububat istihsali yolunda sarfolunacak gayretler, dün­ya pazarlarında aranan neviler ve standart mahsullerin yetiştirilmesi için teksif olunmalıdır. Esasen dün­ya pazarlarında sert buğday, biralık beyaz arpa ve yağlı tohumlar çok aranılan ve iyi fiat bulan maddeler­dir. Müstahsil vatandaşlarımızın bu yolda gösterecekleri gayretlerden ken­dileri olduğu kadar memleket de İsti­fade etmiş bulunacaktır.

Yeni mahsul yılının çiftçilerimiz, köy­lülerimiz ve bütün yurt için hayırlı ve uğurlu olmasını candan temenni ederim.»

 Ankara :

Amerikanın Ortadoğu hava kuvvet­leri kumandanlığının tripoli hava üs­sü kumandanı Col. Fabos ve 10 yüksek rütbeli subay maiyeti ile birlikte bu­gün Ankara Esenboğa meydanına hu­susî tayyareleri ile gelmişlerdir.

Heyet Ortadoğu'da hava meydanla­rındaki meteoroloji çalışmaları ve tat­bikatı hakkında Devlet Meteoroloji İş­leri Umum Müdürü Dr. Fuat Adalı ile temasa başlamış bulunmaktadır.

Amerikan Hava Kuvvetleri ve Mete­oroloji Umum Müdürlüğünün, yakın işbirliğinin bir neticesi olarak Mete­oroloji Umum Müdürlüğünde hemen hemen mevcudu kalmamış olan yük­sek hava rasat malzemesi olan beş sandık radyazonde cihazlarını da be­raberlerinde getirmiş olduklarını ve bu iki dost milletin teşekkülleri ara­sında yapılan samimî bir işbirliğinin neticesi olduğu büyük bir sevinçle kar­şılanmıştır.

Heyetin şehrimizde kalacağı İki gün zarfında Meteoroloji Umum Müdür­lüğünde gerekli çalışmalara devam edecek ve bilhassa jet meydanlarında uçuş emniyeti ve Meteoroloji Umum Müdürlüğünün muhtaç olduğu teknik malzeme ikmâli ve zirai bakımdan dolunun zararlı tesirlerine maruz ka­lan   mmtakaların   tesbiti   ve   lüzumlu radar cihazlarının temini hususunda görüşmeler yapacaklardır.

 Konya :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün öğle­den sonra Kız Enstitüsünü ziyaret ede rek burada öğretmen ve öğrencilerle hasbıhalde bulunmuş ve müteakiben Güvenç köyüne giderek oradaki yarı arteziyeni görmüştür.

Güvenç köyündeki yarı arteziyen ku­yusunun derinliği 89 metredir. Kuyu saniyede 22 litre su vermektedir. Su bir santrfüj pompa ile çekilmektedir. ,Bu kuyu sayesinde köyde 300 dönüm­lük arazi sulanmış ve buraları bahçe haline getirilmiştir.

Bundan sonra Sarnıç köyündeki arte­ziyeni de geçen Reisicumhurumun ak­şam Orduevinde şerefine verilen kok­teylde hazır bulunmuştur.

 Ankara ~:

1957   195S alım kampanyasının açılışı münasebetiyle Toprak'Mahsulleri Ofi­si Umum Müdürlüğü tarafından teş­kilâta hitaben neşredilen tamimin metni aşağıdadır :

«1957 1953 alım kampanyası yeni kararnamenin ilâniyle açılmış bulu­nuyor.

Bu seneki alım kampanyasına her türlü ihtiyaçları düşünülmüş ve bil­cümle hazırlıkları yapılmış olan 352 İş yeri. ve 1.260.000 ton ofis malı silo ve anbarı ile. giriyoruz.

Yine bu kampanyaya en yüksek ve modern stok kapasitesiyle birlikte, en iyi teçhizat ve bunların yanında muh­telif kurslardan geçmiş ve yetişmiş arkadaşlarla giriyoruz.

Şu halde hepimize düşen vazife hü­kümetimizin büyük fedakârlıklarla temin etmiş olduğu bu siloları ve ci­hazları maksada en uygun şekilde kul­lanmaktadır.

Hep bildiğiniz gibi müessesemiz bü­tün memlekete şâmil çok şerefli bir hizmet görmektedir. Halk hizmetinde olduğumuzu hiç bir zaman hatırdan çıkarmadan mubayaalarımızda bütün çiftçi ve köylü vatandaşlarına iyi mu­amele etmeyi, malını getiren vatan­daşları bekletmemeyî, mevzuat dahi­linde her türlü kolaylıkları gösterme­yi en kudsî vazife bileceğiz. Bu husus­larda herhangi bir hatırlatmaya se bebiy&t verilmeyeceğine inanmakta ve esasen sizlerden de bunu beklemek­teyiz.

Görmekte olduğumuz şerefli halk hiz­metinin tam ve mükemmel olarak ifası için sizlere umum müdürlük ola­rak bütün gücümüzle müzahir olmak­tan ancak zevk duyacağız.

Kurak yıllardan sonra bereketli ola­cağını ümit ettiğimiz yeni alım kam­panya yılının memleketimize, çiftçi­mize ve Ofisimize hayırlı olmasını Al­lah t an dilerken Ofisimizle iş görecek her vatandaşın göreceği muameleden memnun olacağına şimdiden inanıyor ve hepinize muvaffakiyetler diliyo­ruz.»

 Ankara :

M.M.V. Temsil Başkanlığından bildi­rilmiştir :

İki gündenberi Ankarada veda ziya­retlerinde bulunmakta olan Güney Avrupa müttefik hava kuvvetleri ku­mandanı Korgeneral Timberlake, al­tıncı müttefik taktik hava kuvvetleri kumandanı Tümgeneral Grusendorf refikaları ve maiyetleri ile bugün saat 10'cfa hususi uçakları ile memleketi­mizden ayrılmışlar ve Esenboğa hava alanında askeri merasimle uğurlan mıslardır.

 Ankara :

M,M.V. Temsil Başkanlığından bildi­rilmiştir :

Bugün Gölcükte saat 14'de yapılan bir merasimle deniz kuvvetleri askerî mah kemeleri binası hizmete açılmıştır.

Törende Devlet Vekili ve M.M.V. Vekili Semi Ergin aşağıdaki veciz konuşma­yı yapmış ve hayırlı olması temenni­siyle kordelâyı kesmiştir.

«Deniz kuvvetlerimizin, donanma teş killlerine ait kaza organlarını bir çatıaltında toplayarak daha verimli çalış­ma imkânını verecek olan (Bsniz Kuvvetleri Askerî Mahkemeleri) bina­sını da Gölcük'teki tesislerimiz bugün hizmete açmakla se­vinçliyiz.

Bize bir ay gibi kısa bir zaman için­de, donanma gezi ve tatbikatına baş­larken Çubukludaki Dalgıç Okulu ve Hidrografi Dairesini gezi ve tatbikat sırasında Ereğlide üç kum an ti anlığı­nın erat koğuş ve yemekhanelerini, şimdi de cezaevi.ve mahkemeler bina­sını hizmete açma imkânını veren De­niz Kuvvetleri Kumandanlığının bu yapıcı ve yaratıcı faaliyetlerini şük­ranla anmak yerinde bir kadirşinas­lık olacaktır.

Gölcük deniz kuvvetleri askerî mah­kemeler binası ve cezaevi mille ie ve deniz kuvvetlerimize hayırlı ve uğurlu olsun.»

 Ankara :

Avrupa Konseyi İst iş ar i Meclis Reisi Ekselans Pernad Dehousse, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hariciye Encü­meni Reisi Giresun Mebusu Hayrettin Erkmen'in davetlisi olarak beraberin­de eşi ve hususi sekreteri olduğu hal­de bu akşam saat 22.30'da uçakla Ro madan Esenboğa hava alanına gelmiş­tir.

Alanda Hariciye Encümeni Reisi Gi­resun Mebusu Hayrettin Erkmen ve Avrupa Konseyinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil eden Kasta­monu Mebusu Basri Aktaş, Denizli Mebusu Mehmet Kara s an, Trabzon Mebusu tsmail Şener, Trabzon Mebu­su Muzaffer Harunoğlu ve eşleri ile Hariciye Vekâleti üçüncü daire umum müdürü ile kalabalık bir gazeteci gru pu tarafından karşılanan misafirler, şeref salonunda bir müddet istirahat ettikten sonra kendilerini karşılıyan larla birlikte ikametlerine tahsis edi­len Ankara Palasa hareket etmişler­dir.

Ekselans Fernad Dehousse hava ala­nında hareketinden önce basm tem­silcilerini kabul ederek Türkiyeye gel­mekten çok memnun olduklarını söy­leyerek  kendilerine  gösterilen  hüsnü

kabule teşekkür etmiş ve Avrupa Kon­seyinin çalışmaları hakkında gazete­cilerin suallerini cevaplandırmıştır.

Misafirler 4 gün An kara da ve 3 gün de İstanbulda  kalacaklardır.

15 Haziran 1951

 İstanbul :

Milletlerarası göçmen ve mülteci me­selelerini inceleme birliği, bu yıl kon­gresini 9 12 Eylül tarihleri arasın­da Hollanda'nın Arnheim şehrinde yapacaktır.

Kongre Hollanda İçtimai Muavenet Vekili tarafından açılacaktır."

 İstanbul :

11 inci Milletlerarası Hemşireler Kon­seyi 1957 çalışmalarını tamamlamıştır. Romada toplanan konseye 77 memle­ketten 3118 delege İştirak etmiştir. Türkiye konseyde 7 delege ile temsil olunmuştur.

Floreng Nightingale Hemşire Mektep­leri ve hastahaneleri tesisi ikinci baş­kan Hayrünnisa Seden'in de katıldığı konsey çalışmalarını İtalya Reisicum­hurunun refikaları Donna Clara Gron ehi, Başvekil Antonio Segni, Sağlık Vekili Tiziano Tessi Tori, Maarif Ve­kili Paola Rossi, İşletmeler Vekili Ezio Wigorelli ve Roma Belediye Reisi Umberto Tupini de takip etmişlerdir.

Konsey çalışmalarının nihayete erişi münasebetiyle Roma Belediye Reisi yaptığı konuşmada Florange Nightin gale'nm Floransa'da doğduğunu, hem, şirelik ilhamını 1847 de Romada aldı­ğını belirterek bunun İtalya için bir İftihar vesilesi telâkki edildiğini bil­dirmiştir. Konseyin 12'inci toplantısı 1961 de Avustralyada yapılacaktır.

 Ankara :

Son bir iki gün zarfında yağan şid­detli yağmur ve dolu Niğde ve Yozgat vilâyetleri dahilinde bazı hasarlara sebep olmuştur.

Niğde'de şehir dahilinde bazı semtle­ri sular basmış ve bu" arada, elektrik santralı da sellerin istilâsına mâruz kaldığından şehre bir müddet ceryan verilememiştir.Eski ve yeni Gümüş köyleriyle Çiftlik nahiyesine bağlı iki köyde de bazı evleri seller basmış, ekinler, bahçeler ehemmiyetlice zarar görmüştür.

Yozgat vilâyetine bağlı Çiçekdağ, Yer­köy, Şafaklı ve Sekili kazaları da şid­detli yağmur ve dolunun husule ge­tirdiği sellerin istilâsına mâruz kal­mıştır. Bu arada, Yerköy'ün birçok semtlerini sular tamamen kapladığın­dan bazı dairelerle evlerin boşaltılma­sına zaruret hâsıl olmuştur. Sekili'de bir köprünün, Şafaklı'da da tren hat­tının bozulduğu bildirilmektedir.

Alâkalı makamlarca derhal faaliyete geçilerek, gereken tedbirler alınmış, açıkta kalan aileler Kızılay'ın gönder­diği çadırlara yerleştirilmiş, gıda ve sair ihtiyaçları da yine Kızılay tara­fından temin edilmiştir.

 Ankara :

Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Mer­kezi, çocuk sağlığı davasındaki çalış­malarına büyük bir gayret sarfetmektedir.

Çocuk Esirgeme Kurumu, çeşitli faa­liyetlerine devam ederken bir taraf­tan da Ankaranm muhtelif yerlerinde ilkokul çocukları için açık hava kulüp­lerinin açılmasını kararlaştırmıştır.

Kurum çocuk ve aile rehberlik komi­tesinin tavassut ve nezaretiyle yaz  ta­tiline giren ilkokul öğrencilerine mah­sus olmak üzere, Demirlibahçe ilk okulu açık hava kulübü, bugün saat 15'de merasimle açılmıştır.

Merasimde Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Başkanı Ordu mebusu Refet Akscy, Çocuk Esirgeme Kurumu Ge­nel Merkez Müdürü, Ankara Maarif Müdür Muavini, Çocuk ve Aile Reh­berlik Komitesi Başkanı, Çocuk ve Aile Rehberlik Komitesi üyeleri, Demirli­bahçe ilkokulu müdürü, öğretmenleri ve seçkin bir davetli kitlesi hazır bu­lunmuştur. Misafirler, okulda teşhir edilen ve ilk okul çağındaki çocuklarımızın kendi el emekleri ile meydana getirdikleri çeşitli elişleri ve resimleri takdir ve hayranlıkla gezip görmüşler, bilhassa, Fransız Aile Rehberlik Komitesinin açmış olduğu resim müsabakasında derece alarak birer takdirname ile tal­tif edilmiş olan tablolar çok  alâka toplamış ve haklı bir iftihar vesilesi olmuştur.

Çocuk Esirgeme Kurumu Umumî Mer­kezi, Aktaş, Gülveren, İncesu, Yeni­mahalle ve Varlık mahalleleri ilkokul­larında açacağı çotuk açık hava ku­lüplerinin hazırlıklarını da ikmal et­mek üzeredir.

 Yerköy :

Dün saat 16.30'da başlayan şiddetli yağmurlar neticesi husule gelen sel suları kasabamızın alt kısmım tama­men su altında bırakmıştır.Bu mahaldeki kerpiç binalardan 160 adedi bazıları yıkılmak bazıları da ağır hasar görmek suretiyle oturulamıyacak hâle gelmiş durumdadır.

Durumun vilâyete bildirilmesi üzerine derhal vaka mahalline gelen Yozgat Valisi lüzumlu tedbirleri mahallinde aldırmış ve açıkta kalan vatandaşlar münasip  binalara yerleştirilmiştir.

Kızılay tarafından sel felâketine uğ­rayanların iaşelerine başlanmıştır.

Diğer taraftan hamiyetli hemşehrile­rimizden Kemal Aksoy tarafından fe­lâketzedelere 500 lira yardım yapıl­mıştır.

Yağmur hızını kaybetmiş olmasına rağmen devam etmektedir.

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes İstanbul Porselen Sanayii Anonim Ortaklığının Tuzla'da kuracağı porselen fabrikası­nın temelini bugün saat 19'da «Mem­lekete, millete hayırlı olsun ve muvaffakiyetle kısa zamanda hizmete girsin s. temennisiyle ilk harcı koy­muştur.Bu münasebetle yapılan temel atma merasiminde, Başvekil Adnan Mende­res, ile birlikte bazı mebuslar, İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Prof. Gökay, Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürü Medeni Berk, Türkiye Kredi Bankası ve İstanbul Porselen Sanayii İdare Meclisleri Reisi Şakir Kesebir, İdare Meclisi üyeleri, davetliler, Alman Kon­solosluğu mensupları ve fabrikanın Alman hissedarı bulunan Alman fir­ması mensupları, gazeteciler ile Tuzla halkı hazır bulunmuştur.

Başvekilin temele ilk harcı koymasın­dan sonra idare meclisi reisi Şak ir Kesemir, Porselen Fabrikası hakkında plânlar üzerinde  izahat vermiştir.

Verilen izahata " göre, Türkiye Kredi Bankasının teşebbüsü ile 5 milyon lira sermaye ile teessüs etmiş bulu­nan İstanbul Porselen Sanayii Ano­nim Ortaklığının çalışma mevzuunu porselen, seramik ve diğer toprak ma­mulleri fabrikaları kurmak, işletmek, her türlü malî, ticari, sınaî faaliyet­ler ve teşebbüsler teşkil etmektedir.. Ortaklığın sermayesinin dörtte biri olan 1 milyon 750 bin marklık kısmı 6224 sayılı yabancı sermayeyi teşvik kanununa göre bir Alman firması ta­rafından konulmuştur. Tuzlada istas­yon civarında 180 bin metrekare ara­zide kurulacak olan fabrika, esas fab­rika binaları, gaz jenaratör binası, iş­letme binası, ahşap işleri atölyesi ile demir ve elektrik işleri atölyeleri ve garaj kısımlarını ihtiva eden 6 bölüm­den İbaret olacak ve takriben 20.500 metrekare tutacaktır. Ayrıca fabrika ile Tuzla istasyonu arasında bir de­miryolu ile irtibat hattı inşası ile fab­rika sahası kenarındaki dere üzerinde 1500 metreküplük bir su barajı yapıl­ması kararlaştırılmıştır. Fabrikanın makine, tesisat ve malzemesi 4 sene kredi ile ve komple olarak takriben 3,5 milyon Türk lirası ile Batı Alman­ya'dan satın alınacaktır. Fabrika top­rak, çay ve kahve takımları, lavoba vesaîr sıhhi tesisat eşyası, duvar ve döşeme fayanslariyle izalatör ve diğer elektrik porselenleri imal edecek ve yıllık imal kapasitesi 4800 tonu bula­caktır. Bu mikdar memleketimizin bu nevi mamulât ihtiyacının yarısına te­kabül etmektedir. Fabrikanın senelik iptidaî madde ihtiyacı 8000 ton, kö­mür ihtiyacı 6.000 ton ve elektrik ih­tiyacı 2 milyon kilovatsaattir. iptidai madde olarak şimdiye kadar memle­ketimizde bulunan tahlil ve tecrübe edilen, pek ince bazı porselen nevileri hariç olmak üzere diğer porselen ve fayansların imaline yarıyacak mad­delerden havagazı istihsalinde linyit­lerimizden ve tenvirat, muharrik kuv­vet ve hararet müvellidi sahalarında da umumî cereyandan istifade edile­cektir. Fabrikada yarısı kadın olmak üzere 800 kadar işçi çalışacaktır. Ka­lifiye işçi yetiştirmek için yakında bir tatbikat atölyesi faaliyete geçirilecek­tir. Memleketimizde eski bir tatbikat atölyesi faaliyete geçirilecektir. Mem­leketimizde eski bir maziye sahip olan porselen ve çini imalâtı mevcut eser­lerle zamanında gerek imal şeklini gerek tezyin sanatı ve renk ahengi bakımından ileri bir merhaleye ulaş­mış olduğunu göstermektedir.

Kurulmakta olan bu fabrika eskiden kalma bu nftllî sanat kültürünü can­landırmakla kalmayıp memleketimi­zin tedricen bütün ocrselen ve fayans eşya ihtiyacını karşılamağa çalışacak ve bu suretle millî ekonomimizde de faydalar sağhyacaktır.

Fabrika İnşaatı 1958 senesi sonunda ikmal edilecektir.

Başvekil Adnan Menderes porselen fabrikasının temelini atmak üzere Tuzlaya gelişinde ve ayrılışında kasa­ba medhalinde toplanmış bulunan Tuzlalılarm pek büyük sevgi tezahür leriyle selâmlanmıştır.

 Antalya :

Nato memleketleri gazetecilerinden müteşekkil bir heyet, bugün hususî bir uçakla şehrimize gelmişlerdir.

Hava meydanında Antalya Valisi, Be­lediye Reisi, Garnizon Kumandanı, mülkî erkân ve basın mensupları ta­rafından karşılanan misafir Nato ga­zetecileri, Aspendos, Fide Perga ha­rabelerini ve turistik mahalleri gez­dikten sonra geç vakit şehre avdet et­mişlerdir.

Akşam şehir kulübünde misafir gaze­teciler şerefine vilâyet tarafından bir kokteyl parti verilmiştir.

Nato memleketleri gazetecileri yarın İznıire gideceklerdir.

16 Haziran 1957

 Ankara :

Türkiye   İran atletizm millî yarış­malarına bugün de devam edilmiş ve Türkiye (Gençı millî takımı, müsaba­kalar sonunda 95 puanla birinci, İran takımı 91 puanla ikinci olmuştur.

 Bolayıj :

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Bolayır da Rumeliye ilk geçişin büyük önderi Kırkların Başbuğu Gazi Süleyman Faşa ile büyük vatan şairi Namık Ke­mal ihtifaline binlerce vatandaş işti­rak etmiş ve bu büyük iki şahsiyet kabirleri başında saygı ile Anılmışlar­dır.

İhtifalde Çanakkale Valisi Cemal Tar­lan Kolordu Kumandanı Muzaffer Alankuş, Kaymakam, Belediye Reisi mülki ve askeri erkân hazır bulun­muştur.

Bandonun çaldığı istiklâl marsından sonra Vali Cemal Tarlan kısa ve eciz konuşma yaparak ihtifali açmış, bir çok hatipler Gazi Süleyman Paşa ve Namık Kemalin şahsiyetlerini, memle­ket hizmetindeki büyüklüklerini be­lirtmişlerdir.

Son olarak Gazi Süleyman Paşa ve Namık Kemalin kabirlerini Onarma ve Güzelleştirme Derneğinin misafiri bulunan Behçet Kemâl Çağlar da gü­nün mâna ve ehemmiyetini belirten şiirlerle süslü bir konuşma yapmıştır.

 İzmir :

(M. Müdafa Vekâleti İzmir Temsil Başkanlığından bildirilmiştir.)   :

8"inci Kore değiştirme tugayımızın ikinci kafilesi bugün «General R. M. Blatchford taşıt gemisiyle Koreye müteveccihen İzmir limanından ayrılmış ve kahramanlarımız heyecanlı bir törenle uğurl anmışlardır.

Sabah saat 8'de başlanan bindirme işinin tamamlanmasını müteakip saat. 12.30'da Cumhuriyet alanı önündeki rıhtımdan yapılan uğurlama töreninde Vali muavinleri, Belediye Reisi, ikinci yurt içi bölge kumandanı, hava eğitim kolordu kumandanı, yüksek rütbeli su­baylar, askeri ve mülkî erkân ile ka­labalık bir halk topluluğu hazır bulun­muştur.

Bandonun çaldığı marşlara hep bir ağızdan iştirak eden kahramanlarımı­zı hâmil R. M. Blatchford gemisi saat 13'de Halkın coşkun tezahüratı ara­sında rıhtımdan ayrılmıştır.

 Konya :

36 saattenberi vilâyetimizin muhtelif kazalarına devamlı şekilde yağan yağ­murlar neticesinde husule gelen, sel­ler, ehemmiyetlice hasarlara sebep ol­muştur.

Bu arada Akşehirin bazı köyleri ta­mamen sellerin istilâsına marue kal­mış, bir kısım evler yıkılmış ve bir kısmının da tahliyesine zaruret hâsıl olmuştur.

Ilgın'a bağlı bir kısım köyler de sey­lâptan zarar görmüştür.

Konya Valisi Cemil Keleşoğlu, bera­berinde ilgili zevat olduğu halde der­hal sellerden zarar gören köylere ka­dar giderek, evleri yıkılan ve hasara uğrayan vatandaşların cami, oKul ve sair selden masun evlere yerleştiril­mesi işleriyle bizzat meşgul olmuş ve gerekli tedbirlerin acilen alınmasına nezaret etmiştir.

Kızılay umumî merkezi de derhal felâketzelerin imdadına koşarak Ak şehire 150 çadır göndermiştir.

 Yerköy :

Kazamızda sellerin husule getirdiği tahribat üzerine dün Yerköye gelmiş bulunan Münakalât Vekili Arif De mirer, beraberinde mebuslar ile dev­let demiryolları ve P.T.T. Umum Mü­dürleri olduğu halde alman tedbirler hakkında ilgililerden izahat almış ve gerekli direktifleri vererek hâlen ya­pılması gereken işlere bizzat nezaret etmiştir.

Münakalât Vekili, felâketzede vatan­daşlarla da temaslarda bulunarak, kendilerine geçmiş olsun demiş, di­lek ve ihtiyaçlarım tesbit etmiştir.

Kızılay Genel Merkezinin, felâketze­delere ilk yardım olarak gönderdiği bin adet çadır, 200 adet battaniye ve 200. kat çamaşır ile on bin lira nakdi yardımın tevziine başlanmıştır. Ay­rıca, Yerköy tüccarlarından Mustafa Göker, felâketzede çocuklara dağıtıl­mak üzere 120 kilo süt tozu bağışın­da bulunmuştur.

Civar vilâyet ve kazalardan yapılan çeşitli yardım ve bağışlar devam et­mektedir.

 Ankara :

Dost ve müttefik Federal Almanya Ziraat Vekili ekselans Heinrich Lub ke,'beraberinde eşi, hususî kalem mü­dürü ve Ziraat Vekâleti basın şefi olduğu halde bu gece saat 23.45 te uçakla Yeşilköye ve oradan da Türk Hava Yollarına ait bir uçakla saat 01.45 te Ankaraya gelmiş ve Esenbo ğa hava alanında ilgili zevat tarafın­dan karşılanmıştır.

Dost ve müttefik devletin Ziraat Ve­kili, hükümetimizin davetlisi olarak bir hafta kadar memlek e timizde kala­cak ve bu müddet zarfında hazırla­nan hususî bir programa göre, muh­telif ziraî müesseselerimiz ile Ziraat ve Veteriner Fakültelerinde tetkikler­de bulunacak ve ayrıca, Türk   Al­man numune çiftliğinin kurulması iş­lerini de yakından görecektir.

Ekselans Tubke, Hariciye  Köşkünde

misafir edilecektir.

17 Haziran 1957

 İstanbul :

Türkiye Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak memleketimizde miSa fir bulunan dost ve müttefik Pakis­tan parlâmento  heyeti,   beraberinde mihmandarları Türk mebusları oldu­ğu halde, saat 10 da Vilâyete gelerek İstanbul valisi ve Belediye Reisi Prof. Gökayı ziyaret etmiştir.

İstanbul şehri adına dost Pakistan parlâmento heyetini selâmlayan Prof. Gökay, Pakistanlı kardeşlerimizle ilk temasının, bundan 10 sene evvel bir kurban bayramında, Pakistan donan­masının İstanbulu ziyareti esnasında olduğunu, Türk milletinin gerek Bal­kan harbinde ve gerekse Birinci Dün­ya Harbinden sonra İstiklâl savaşın­da Pakistanlıların gösterdiği kardeş­lik ve yardımları hiç unutmadığım, son 19 Mayıs gösterisinde şenliklere iştirak eden Pakistanlı öğrencilere kar şı büyük sevgi tezahüründe bulunu­larak Pakistanlıları ne derecelere ka­dar sevdiklerine yeni bir misal ver­diklerini, bunun, o kalbimizin derin­liklerinden gelen tir hissin ifadesi ol­duğunu, merhum Gulam Muhammed, sayın İskender Mirza, Pakistan Hari­ciye Vekili ve Başvekilinin yapmış ol­duğu ziyaretlerin, dostluğu bir kat daha arttırdığını, Pakistamn Ortado ğuda Bağdat Paktı dolayısiyle bir gü­venlik ve güven kalesi olduğuna, si­yasî bağlar yanında kültürel bağların ve iktisadî münasebetlerin artması ile iki milletin birbirine daha yaklaşaca­ğım ve iki millet arasında halledile miyecek bir mesele bulunmadığını söy­lemiştir.

Valiye cevab veren Pakistan parlâ­mento heyeti başkanı Muzaffer Ali Hai, Türkiyenin Pakistana ilk siyasî temsilci yollayan devlet olduğunu, İs­tiklâl harbi sırasında Türkiyenin dâ­vasını kendi dâvaları olarak benimse­diklerini, Türkiye ile olan sıkı ve ya­kın münasebetlerinin yalnız iki mil­leti değil, bütün yakın ve Ortadoğuyu ilgilendirdiğini, İstanbuldaki büyük kalkınma faaliyetine hayran kaldıkla­rını söylemiş ve Pakistan anayasasını bu ziyaretin bir hatırası olarak Valiye hediye etmiştir.

Vali heyet başkanına bir şehir rozeti takdim etmiştir.

Dost ve müttefik Pakistan parlâmen­to heyeti, Vilâyete geliş ve ayrılışla­rında bir polis müfrezesi tarafından selâmlanm ıştır.

  Elâzığ :

Vilâyetimiz çevresinde yağan devamlı yağmurlar, bazı köylerde oldukça tah­ribat yapmıştır. Sellerin istilâsına uğ­rayan köylerde evler tahliye edilmiş­tir. Vali, beraberinde ilgili zevat ol­duğu halde sel baskınına mâruz ka­lan köy i ere giderek, alınan tedbirlere ve kurtarma ameliyelerine nezaret etmiştir.

Malatya   Elâzığ   Sivrice arasında ir­tibat tamamen kesilmiştir. Kızılanca gerekli yardımların yapılmasına baş­lanmıştır.

 Ankara :

İşçi Sigortaları Kurumu 12 nci genel kurulunun bu sabah yaptığı toplantı­da komisyonlardan gelen raporlar o kunmuş ve kabul olunarak yönetim kurulu ibra  edilmiştir.

Yönetim kurulunun ibrasını müteakip söz alan kurum umum müdürü İlhan Altan, yaptığı konuşmada, raporlarda yer alan tavsiye ve temennilerin önü­müzdeki çalışma devresinde lâyık ol­duğu ehemmiyetle ele alınacağını bil­direrek delegelerin gerek genel ku­rulda, gerek komisyonlarda ileri sür­dükleri mütalâalara cevap vermiştir.

Umum müdür İlhan Altandan sonra söz alan Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cemal Kiper, büyük bir olgunluk için­de cereyan eden müzakerelere işaret ederek, Yönetim Kurulunu ibra eden Genel Kurula Yönetim Kurulu üye­leri ve .şahsı adına teşekkür etmiştir. Genel Kurul toplantısı, Çalışma Ve­kili Mümtaz Tarkan bir konuşmasiyle sona ermiştir.

Mümtaz Tarhan bu konuşmasında, Genel Kurulun olgun mesaîsini belirt­tikten sonra gerçekten bir sınai kal­kınma hamlesi içinde olan memleke­timizde sermaye üe el emeğinin bu memleketin millî iktisadiyatının tan­ziminde birlikte çalıştıklarına işaret­le demiştir ki:

sîşçi Sigortaları Kurulu sosyal bün­yemizde ileri bir merhaledir. Gerçek­ten alm terini, emeğini, ekmeğine ka

tık eden ve böylelikle milli sanayimi­zin gelişmesinde fedakârlıkla, feragatla çalışan Türk İşçisini bu vesileden istifade ederek Huzurunuzda hürmet­le yâdetmek vazifemdir. Yine tasar­ruflarını ve teşebbüslerini millî sana­yiimizin kalkınmasına tahsis ederek Türk evlâdına iş bulan ve bu suretle memleketin kalkınma hayatında bü­yük vazifeler, millî vazifeler, şerefli vazifeler ifa eden işverenleri de, mü­teşebbis Türk sermayedarlarım hu­zurunuzda aynı suretle hürmetle ve şükranla anarım. Memleketimiz cid­den akıllan durduracak, mahiyette büyük bir hamlenin ilk adımlarını at­mış bulunmaktadır. Burada her şey­den evvel milli tesanüdün, millî bir­liğin ve milli beraberliğin büyük vazi­fe ifa edildiğine şüphe edilmemelidir. Türk işçisi beraberdir, Türk işçisi teş­kil âtiyle beraberdir. Türk işvereni ay­nı şeüüde teçhizatlı olarak beraberdir ve her şeyden evvel Türk işçisiyle Türk işvereni beraberdir. Tek gayesi, elbette ki münferit refahı temin et­mek yanında milli refah ve saadeti te­min etmek, millî serveti arttırmakta­dır. Milli serveti artan memleketler milli geliri çoğalan memleketler el­bette birleşik kaplar gibi o serveti yine kendi refah seviyelerine intikal etti­rerek medenî seviyelerini, hayat stoklarını yükseltmeğe muvaffak olurlar. Türk iktisadî hayatı böyle mes­ut bir gelişmenin müsbet eserlerini vermiş bulunuyor.

İşçi Sigortaları, sosyal bünyemizde cidden ileri bir merhaledir. Türk iş­çisinin hayatı, Türk işçisinin sağlığı Türk işçisinin çalışma esnasındaki emniyeti, Türk işçisinin maluliyeti" ha­linde bakımı, tahsili, çocuklarının her yönden ihtiyaçları tek kaygumuzdur. Türk işçisi ailesiyle mesut bir hayata kavuştuğu andaki bütün gayretlerimiz bu noktada ve bu mihrak üzerine mü tekâsif bulunuyor. O zaman Kendimi­zi vazifesini yapan insanların mesut huzuruna kavuşmuş addedeceğiz. Tek rar edeyim bütün çalışmalarımız Türk işçisini mesut etmeğe matuftur.Çalışma Vekili geçen yıl ileri sürülen dileklerin yerine getirilmiş bulundu­ğunu belirttikten sonra sözlerine şöy­le devam etmiştir:

«Vekâlet ve hükümet olarak şimdiki dileklerinizi Önümüzdeki sene tezgâhı­mıza almak suretiyle işleyecek ve ge­lecek toplantımızda onları kıymetlen­dirmiş olarak huzurunuzda iftiharla, ifade edeceğiz.

İşçi Sigortalarının mühim bir mevzu­unu, bilhassa işçi sağlığı mevzuunu hararetle ele aldığımızı ifade etmek isterim. Çünkü, sağlık plânımızı da hazırladık. Portresi 200 milyon lirayı açan büyük sağlık plânımızı hemen tatbike geçmek üzereyiz.»

Tesis edilecek banka ile işçi mesken­leri kurumu kanun lâyihalarının Bü­yük Miüet Meclisine sevkedilmek üze­re olduğunu da açıklayan Çalışma Ve­kili Mümtaz. Tarhan, işçi mesken dâ­vasının en iyi şekilde halli yoluna gidileceğini, kalifiye işçi meselesinin halli icap ettiğini, bunun faydasını da belirtmiş ve konuşmasına şöyle son vermiştir:

«Şu hususa itimat buyurmanızı has­saten rica ederim. Çalışma Vekâletiniz, İşçi Sigortalarınız ve Çalışma Vekâ­letine bağlı diğer bütün müesseseler tek gaye etrafında çalışmalarım he deflendirmişlerdir. O gaye her noktai nazardan kendi imkânlarının, âzamisi­ni kullanarak Türk işçisini mesut et­mektedir. Böylelikle Türk işçisi mes . ut olunca neşe ile her türlü ihtiyaç­larından vareste bir haleti ruhiye için de sükûn ve huzura kavuşmuş olarak işverenlerin hizmetinde milli servetin arttırılmasına, makinelerin iyi kulla­nılmasına ve dolayısiyle kendi refah­larının teminine biz2at kendileri hiz­met etmiş olacaklardır. Sözlerime son verirken değerli mesainizden büyük faydalar istihsal ederek huzurunuz­dan ayrılacağım. Hepinizi sevgi ve saygı ile selâmlarım.»

 Ankara :

Şehrimizde misafir bulunan Avrupa Konseyi İs t işar i Meclisi Reisi Ekselans Fernand Dehousse, bugün saat 17 de Türkiye Büyük Millet Meclisi kütüp­hanesinde bir konferans vermiştir.

Konferansta Büyük Millet Meclisi Re. isi Refik Koraltan, Büyük Millet Mec­lisi Hariciye Encümeni Reisi ve Avrupa Konseyi İstişarî Meclisi Reis Ve­kili Giresun mebusu Hayrettin Erkmen, Avrupa Konseyi İstişarî Meclisi Türk delegasyonu ile mebuslar hazır bulunmuşlardır.

Ekselans Fernand Dehousse, Avrupa Konseyinin kuruluşunu, faydalarını ve gayesini izah ettikten sonra ez­cümle şunları söylemiştir:

«Türkiye bu eserin (Avrupa Konseyi­nin) vücuda getirilmesinde şükranla yad edilmeğe değer bir hizmette bu­lunmuş olmakla iftihar edebilir.

Türk delegasyonu asamblede daima faal bir rol oynamıştır. Delegasyon­lar bugün Milli Meclisin Hariciye Ko­misyonu Başkanı Hayrettin Erkmen'in bilgili ve mümtaz şevki idaresînde dir.

Bununla beraber, bidayette bugünkü Türkiyenin hakikaten bir Avrupa dev­leti olup olmadığını ve onu Avrupa Konseyine hattâ Avrupa İktisadî İş­birliği Teşkilâtına kabul etmenin doğ­ru olup olmadığını sual konusu ya­panlar görülmüştür.O zamandanberi tekevvün eden hâdisat bu görüşün dar mahiyetini tebarüz ettirmiş bulu­nuyor.

Ben bir Belçikalı sıîatiyle,Türkiye­nin, nefsi Avrupa topraklarında mem­leketimden daha büyük bir araziye, 3000 kilometre kare daha geniş bir arazi parçasına sahip olduğu keyfi­yetini alâka ile kaydetmekteyim.

Saniyen, modern Türkiyenin, dahî ku­rucusu Reisicumhur Atatürkün başar­dığı inkılâpları, takip ettiği siyaset, bu memleketi aynı zamanda Akdeniz­li ve Batılı büyük devlet haline getir­miştir. Esasen öte yandan «Avrupa mefhumundan da tekâmül etmesine intizar  olunabilir.

Daha şimdiden müşterek pazarı tesis eden antlaşma altı Avrupalı memle­ketle denizaşırı toprakların ortaklığı­nı derpiş etmektedir. Avrupa anlamı­nı tekrar gözden geçirmek ve bunu meselâ Akdeniz havzasına veya daha doğrusu bu havzanın bazı kesimleri­ne teşmil etmekte fayda mülâhaza edilebilir. Bu nazariyeyi tamamen şahsi olarak ve kendimden başka kimseyi ilzam etmeksizin ileri sürüyorum, fakat ba­na öyle geliyor ki, bu konudaki reak­siyonları ve görüş teatisini tahrik et­mek faydalı olabilirdi.

Daha evvel de söylediğim, giibi, bu­gün bir, «On beşler Avrupasız mese­lesi vardır. Bu mesele yalnız altı Av­rupa memleketi, ile münasebetler me­selesi değil, fakat aynı zamanda bu­günkü haliyle on beşler arasında iş­birliğinin idamesi ve inkişafı mesele­sidir.

Bu işbirliğinin, en azdan daha bir müddet, altılar arasındaki işbirliği ka dar bariz bir dereceye ulaşabileceğini zannetmiyorum. Bununla beraber, ge­rek siyasi, gerek diplomatik ve ekono­mik aşikâr sebeplerden ötürü, bu iş­birliğinin, hür Avrupanm heyeti umu miy esiyle birleştirilmesi davasındaki rolü ehemmiyetinden hiç bir şey kay­betmemektedir.

şuna eminim ki, misafiri bulunduğum Türkler, «dün gibi yarın da Avrupa nın ve bütün batı dünyasının en sağ­lam kalesini teşkil ettiklerini uzun zamandanberi anlamış bulunuyorlar. Bu vaziyet Türkiyeye coğrafî duru­munun vermekte devam ettiği karak­teri ve onu, hür Avrupa ile Yakın ve Ortadoğu devletleri arasında tabiî bir hattı vâsıl haline getiren durumunu asla gaip ettirmiyecektir. Bu sahada da Türkiye, sulhun idamesine ve dün­yada demokrasinin inkişafına en kıy­metli hizmetlerde bulunabilir ve bu­lunacaktır».

 İstanbul :

Kandilli Rasathanesinden bildirilmiş­tir:

Son iki gün zarfında zelzele bölgele­rinde aktivite biraz artmış bulunmak­tadır.

Dün ve evvelki gün kaydedilen 15 replikten başka bu sabah saat 9'a ka­dar 11 replik daha kaydedilmiştir. Bunların İkisi Fethiye, ikisi Mudurnu, geri kalanı Adapazarı, Hendek bölge­lerinden gelmiştir. Bu sabah saat 4'ü 29 dakika 46 saniye geçe, 7 yi 27 dakika 9 saniye geçe olan zelzeleler nisbeten kuvvetli geçmiş­tir.Diğer taraftan, İstanbul Teknik Üni­versitesi Sismoloji Enstitüsü şunlarıbildirmiştir:

Bugün sismograflarımız Türkiye saa­tiyle 4'ü 29 dakika 46 saniye geçe, merkez üssünün laboratuarlarımızdan uzaklığı 145 kilometre olarak, hesapla­nan şiddetli bir zelzele kaydetmişler­dir.

Merkez üstü, muhtemelen Akyazının güney doğusunda olan zelzele, İstan bulda ikinci derecede hissedilmiştir.

Böylece, Mudurnu   Aband zelzelesi­nin vukua geldiği 26 mayıs pazar gü­nü saat 8.30 da, 17 haziran pazartesi günü saat 8.30'a kadar olan 23 günlük fasıla içerisinde sismograflarımla, bu merkeze ait en az 1242 zelzele kaydet­mişlerdir.

 Ankara :

Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Ethem Menderes, bu akşam Ha­riciye Köşkünde şehrimizde misafir bulunan Avrupa Konseyi İstişarî Mec­lisi Reisi ekselans Dehousse şerefine bir ziyafet vermiştir.

Çok samimi bir hava içinde cereyan eden bu ziyafette, Vekiller, Büyük Millet Meclisi Hariciye Encümeni Re­isi Hayrettin Erkmen, Avrupa Konse­yi İstişarî Meclisindeki delegelerimiz olan mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı, Hariciye Umumi Kâtibi, Hariciye Ve­kâleti erkânı, Ankara Valisi ve Av­rupa Konseyine dahil memleketler büyük elçi ve elçileriyle elçilikler er­kânı refikalariyle hazır bulunmuşlar­dır.

18 Haziran 1957

 Ankara,:

Başvekil Adnan Menderes hükümeti­mizin davetlisi olarak memleketimizi" ziyaret etmekte bulunan Federal Al­manya  Ziraat  Vekili  ekselans Dr. Heinrich Lubke ile bugün saat 10 da görüşmüştür. Bu görüşmede Ziraat Vekili Esad Budakoğlu hasır bulun­muştur.

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Vekili Etem Men­deres memleketimizi ziyaret etmekte olan Avrupa Konseyi İstişari Meclisi Reisi Ekselans Fernand Dehousse ile bugün saat 10 da Hariciye Vekâletin­de görüşmüştür,

 Ankara :

Mısır Cumhuriyetinin kuruluşunun yıldönümü münasebetiyle Mısır Cum­huriyet ve İstiklâl gününü kutlamak üzere Mısır büyük elçiliğinde bir kabul resmi tertip edilmiştir. Bu kabul res­mine Başvekil Adnan Menderes, be­raberinde Dahiliye Vekili Doktor Na­mık Gedik olduğu halde gitmiştir. Ka­bul resminde ayrıca Hariciye Vekâle­ti Vekili Etem Menderes, bazı mebus­lar, Başvekâlet Müsteşarı, Hariciye Vekâleti er kâm, kordiplomatik ve ba­sın mensupları da hasır bulunmuşlar­dır.

19 Haziran 1957

 Ankara :

Diyanet İşleri Reisi Eyüp Sabri Hayır  licğluna Türk Hava Kurumunun çalış­malarına karşı gösterdiği değerli ve yakın alâka dolayısiyle kurumun al­tın madalyasının verilmesi genel ida­re kurulunca kararlaştırılmış ve mez­kûr madalya, bugün, Türk Hava Ku­rumu Genel Başkanı Amasya Mebusu Mustafa Zeren tarafından Diyanet İşleri Reisine tevdi edilmiştir.

 Ankara :

Yurdumuzun son günlerde mâruz kal­dığı sel felâketi dolayısiyle Kızılay Ce­miyeti umumî merkezinin, felâketze de vatandaşlara yaptığı âcil yardımlar büyük bir memnuniyet uyandırmıştır.

Kıaılay Cemiyeti, sel felâketine mâruz kalan Afyon vilâyetinin Bolvadin kazasına 1500 lira, Gaziantep vilâyetinin kaza ve köylerine 5.000 lira, Kayseri vilâyetinin kaza ve köylerine 2500 li­ra, Rütahyanm Simav kazasına 5.750 Jira, nakit ayrıca giyim eşyası, Ma latyanın Akçadağ kazasına 2200 lira, Sivasm Suşehri kazasına 5000 lira ile 50 çadır, Şarkışlaya 1000 lira, Yıldıze Iine 8300 lira ile 40 çadır, ayrıca bu üç kazadaki seylâpzedeler için Sivas valiliği emrine 39.000 lira, Niğde mer­kez kazaya 2400 lira, Yoagatm Bo ğazlıyan kazasına 2500 lira ile 50 ça­dır, Çayıralan'a 2500 lirayla 50 çadır,. Şefaatliye 3000 lira, Yerköye 10.000 lira ile 200 çadır, 2000 battaniye, 200 ça­maşır muhtelif yiyecek eşyası ve1 50 şişe penisilin, 50 tüp sülîamitlj ilâç "öncierilmistir.

 Ankara :

Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Etem Menderes, bu akşam saat 20.30 da Hariciye Köşkünde, hüküme­timizin davetlisi olarak şehrimizde bu­lunan Federal Almanya Ziraat ve Or­man Vekili Ekselans Heinrich Lubke ve refikası şerefine bir resmi kabul vermiştir.

Bu kabul resminde Başvekil Adnan Menderes, Vekiller, Büyük Millet Mec­lisi Ziraat Encümeni Beis ve azaları. Başvekâlet Müsteşarı, Hariciye Vekâ­leti Umumi Kâtibi, Ziraat ve Veteri­ner Fakülteleri dekanları, Erkân ıhar  biyei Umumiye Reisi, askerî erkân, An kara Valisi, Ziraat ve Hariciye Vekâ­leti erkânı refik al ar iyi e birlikte hazır bulunmuşlardır.

30 Haziran 1957

 Ankara :

Birkaç gündenberi hükümetimizin da­vetlisi olarak memleketimizin ziraî sa­halarında tetkiklerde bulunan dost ve müttefik Federal Almanyalım Ziraat Nazırı Dr. Heinrich Lubke, Ziraat Ve 1 kili Esad Buciakoğlu ile Seyhan me­busu Nurullah Tolun ve alâkalı zevat "olduğu halde bu sabah saat 9.15 te uçakla Bandırmaya gitmişlerdir. Hareketinden evvel. Misafir Ziraat Vekili Dr. Heinrich Lubke A.A; mu­habirine aşağıdaki 'beyanatı vermiş­tir:

Üç gündenberi Ankara civarındaki zi­rai müesseseler, devlet üretme çiftlik leriyle köylerde tetkiklerde bulunmak­tayız.

Gezdiğim yerlerde ümidimin fevkinde bir çalışma sistemini müşahede eyle­dim. Bu bölgelerde tatbik edilen tek­nik ziraî sistemin muvaffakiyetle ba­şarılmakta olduğunu ve bilhassa top­rak işletme ve ıslâhında büyük terak­kiler kaydedildiğini yakmen görmek fırsatım buldum. Bahusus devlet üret­me çiftliklerinin ve Türk köylüsünün zirai kalkınmada örnek bir faaliyet içerisinde bir mesai sarf et tiklerini zevkle müşahede ettim. Şunu derhal ifade etmek isterim ki kıymetli ve sayın meslekdaşim Budakoğlu ile me­sai arkadaşlarının, Türkiye airaatinin inkişafın da ki azimli ve verimli çalış­malarını takdirle yad etmeden geçemiyeceğim.

Ziyaretim münasebetiyle dün akşam sayın Başvekil ve kıymetli mesai arka­da şlarîyle de şerefyap oldum. Türki yenin her sahada kalkınmasiyle alâ­kalı ve çok verimli mesailerinden do­layı kendilerini tebrik fırsatını elde etmiş oldum.

Bu tetkiklerim sırasında bir de Tür kiyede yol şebekesinin mükemmeliye­ti cidden nazarı dikkatimi çekmiştir. Sözlerimi bitirirken muhterem meslek taşım Esad Budakoğlunun mesaisinde ki büyük başarıyı tekrarlamayı zevkli bir vazife sayarım.

Gezdiğim yerlerde şahsıma karşı gös­terilen milletinizin has misafirperver­liğini şükranla anarken bütün Türk çiftçisine sevgi ve selâmlarımı ulaş­tırmağa delâletinizi rica ederim.

 Ankara :

Türkiye   Belçika ticarî mübadelele­rinin son iki senelik seyrini gözden geçirmek ve iki memleket arasındaki ticari, münasebatm gelişmesi imkân­larını araştırmak üzere Ankarada ya­pılan görüşmeler neticelenmiş ve hazırlanan metinler, bugün Hariciye Ve­kâletinde, Hariciye Vekâleti Ticaret ve Ticarî Aniaşmalar Dairesi.Umum Mü­dürü Oğuz Gökmen ile Belçika bü­yük elçisi ekselans G. Walvarens ta­rafından imzalanmıştır.

Bu anlaşmalarla, bilhassa Türkiyenin Belçika   Lüksemburg ekonomik bir­liğine müteveccih ihracatını artırmak imkânları üzerinde durulmuş ve Belçikadan Türkiyeye ve Türkiyeden Bel­ci kay a sevk edilecek malların EPU memleketlerine tatbik edilen fiat ve şartlarla ithal olunacağı tasrih edil­miştir.

Ayrıca Belçikalı sanayici grupların, kredili teçhizat malzemesi vermek su­retiyle  Türkiyenin sınaî cihazlanma

sma iştiraklerinin devamı da teyit olunmuştur.

 Ankara :

Stüdyoları Adanada ve vericisi Mer­sinde olmak üzere yeni bir orta dal­ga radyo istasyonunun kurulması için gerekli hazırlıklar tamamlanmıştır. En kısa bir zamanda inşaata başlan­mak üzere stüdyo ve verici binaları­nın projeleri müteahhidine ihale edil­miştir. İç finansmanı iki buçuk Üâ üç milyon lira ve dış finansmanı da se­kiz yüz bin ilâ bir milyon dolar olmak üzere, heyeti umumiyesi beş milyon liraya mal olacak bu yeni istasyonun takati yüz kilovat olacaktır. Stüdyo ve verici binalarının inşaatı sırasında istasyona müteallik ve dış tediye  ile temin edilecek bilcümle teknik mal­zeme ve cihaz Adanaya gelmiş bulu­nacak ve bu suretle vakit kaybetme­den en kısa zamanda istasyonun fa­aliyete geçmesi temin edilmiş oluna­caktır.

 Ankara :

Milletlerarası ziraî kredi sahalarında­ki müsbet ve verimli çalışmalarından dolayı T. C. Ziraat Bankası Umum Mü dürü Mithat Dülgeye Fransa hükü­meti tarafından ziraî liyakat ve hiz­met rütbesinin «Officierî payesi tevcih olunmuştur.

Keyfiyet bir mektupla Mithat Dül­geye bildirilmiştir.

Ankara :

Arjantin, Cenup Kore ve Japonyanm memleketimize tâyin ettiği yeni bü­yük elçileri ekselans Faz, ekselans Li Kvcn ve ekselans Yu Ki, itimat­name takdim merasiminden evvel u sulen Hariciye Vekâleti Vekili E tem Menderesi makamında ziyaretle iti­matnamelerinin birer suretini kendi­sine takdim etmişlerdir.

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Vekili Etem Men­deres, Kıbrıs Türkleri    liderlersin

Faiz Kaymak'ı bugün makamında ka­bul'ederek kendisiyle bir müddet.gö­rüşmüştür.

 Ankara :

Hüküm e timizin davetlisi olarak mem letîitimizde bulunan dost ve müttefik Federal Almanya Cumhuriyetinin Zi­raat Vekili Ekselans Heinrich Luöke, Orta Anadoluda yapmış olduğu ince­leme gezisinden pek müsbet intibalar edindiğini bildirmiş ve gezdiği devlet çiftliklerinde üretme, haşaratla müca Öele ve hayvan yetiştirme mevzuların­da müşahede ettiği basanları mem­nunlukla kaydetmiştir. Bu arada Mal ya devlet çiftliğinde hayvan yemi yetiştirilmesi mevzuundaki gelişmeleri hususi bir .alâka ile tetkik eden misa­fir Vekil bu gayretlerin bilhassa Tür­kiye hayvancılığı üzerinde çok verim­li tesirier yapacağını beyan etmiş ve bu seneki mahsul durumunu bugünkü haliyle «iyis olarak vasıflandırmıştır. Misafir Vekil, Türkiye ile Almanya a rasmda daha sıkı bir işbirliği yapıla­bilmesinin mümkün olduğunu "beyan­la, bu vadide "Almanyadaki ilmi araş­tırmalar neticelerinin Türkiyeye bildi­rilmesi, genç Türk ziraatçilerinin bil­gilerini art tır a bilmelerin e yarayacak burslar tahsisi ve Türkiyede hayvan­cılığın gelişmesi hususunda meselâ Merinos koçları gönderilmesi gibi ci­hetlerin pek faydalı neticeler verebi­leceğine işaret etmiştir. Büyük mik­yasta bir kalkınma hamlesi içinde bu­lunan Türkiyede, bu gibi ilmî araştır­ma neticelerinin tatbikat sahasına in­tikal etmesinde Dr. Lubke büyük fay­dalar ummaktadır.Nitekim kısa bir zaman sonra, Gönen civarında' Tahir ovada Türkiye hükü­metince tahsis olunacak araai üzerin­de Alman teknik alât ve  elemanları ile birlikte tesis olunacak Türk   Al­man örnek ve tatbikat çiftliği, bu yol­da atılmış ilk hayırlı adım olacaktır. Dr. Lubke, Ziraat" Vekili Esat Budak oğlu ile birlikte Tahir o vay a gitmiş, ku r ulaç ak olan çiftlik arazisini yerinde görmüştür. Bu ilk teşebbüsü, Orta ve Dcğu   Anadoluda kurulacak mü­masil ciltliklerin takip edeceği ümit olunmaktadır.

Ekselans Dr. Lübke, .Türkiyede bulun­duğu müddet zarfında görüşmek fır­satını bulduğu Vali ve kaymakamlar gibi idari makamlardan, şehirleri tem sil eden belediye reislerinden ve sayın Türk milletinden görmüş olduğu ya­kın alâka ve sıcak duygulara hem şah si ve hem memleketi adına teşekkür­lerini sunarak kendilerine selâmla­makta ve bu hali, diğer sahalarda ol­duğu gibi, ziraat sahasında da Türk  Alman milletinin yapacakları iş bera­berliğine hayırlı ve müsbet bir işaret telâkki ettiğini bildirmektedir.

 Ankara :

Ankarada mesken ihtiyacını karşıla­mak maksadiyle Türkiye Emlâk Kre­di Bankası tarafından Gülveren sem­tinde inşasına karar verüen 4200 ucuz meskenden 5G0 adedinin temeli bugün saat 17.30 da merasimle atılmıştır.

Merasimde Adliye Vekili Prof. Hüse­yin Avni Göktürk, Maliye Vekili Ha­san Polatkan, Çalışma Vekili Müm­taz Tarhan, bazı mebuslar, Ankara Va lisi. Vekâletler ileri gelenleri, Vilâyet ve Belediye erkânı. Emniyet Müdürü, davetliler, basın mensupları ile çok kalabalık bir halk topluluğu haeır bulunmuştur.

Askerî bandonun çaldığı İstiklâl mar­şı ile başlryan merasimde Emlâk Kre­di Bankası Umum Müdürü Medenî Berk şu konuşmayı yapmıştır:   

«Memleketimizin imarında vatandaş­larımızın mesken sahibi olmaları hu­susunda hükümetimizden vazife al­mış  bulunan   Türkiye   Emlâk KrediBankasının Ankarada inşasına başla­dığı 4.200 ucuz meskenden 500 adedi­nin temellerini atmak için toplanmış bulunuyoruz.

Davetimizi kabul ederek şantiyemize kadar teşrif etmek lütfunda bulun­duğunuzdan  dolayı bankamız adınaşükranlarımızı takdim ederim.Bugün üzerinde teiniz ve modern blok apartmanların inşaatına başlanan bu sahalarda bir kaç ay evvel taş ve ça­murdan yapılmış gecekondular vardı. Yıllardanberi sıhhi ve teiniz bir mes­kene sahip olmak arzusunu tahakkuk eltirememiş, çalışkan vatandaşlarımı­zın böyle mahdut ve iskân şartları el­verişsiz yerlerde barınmasına razı olmıyan hükümetimiz, yurttaş!arımızm sıhhi, kullanışlı ve ihtiyaca yetecek ölçülerde apartman dairelerine mal sahibi olarak yerleşmelerini sağlamak için" bu mahallelerin imarı işini Tür­kiye Emlâk Kredi Bankasına vazife olarak vermiş bulunuyor.

Ankara Belediyesinin malı olan bu sa­halarda inşaata başlıyabilmek için mevcut olan 113 gecekondu yıktırıl­madan önce burada barınan vatan­daşların da açıkta kalmamaları dü­şünülmüş ve geçen sene sonlarında acele 60 münferit evin inşası karar laşmış ve iş. derhal bitirilmiştir. Bir kısmı da Varlık mahallesindeki göç­men evlerine yerleştirilmiştir.

Bu suretle, bir gecede taşla çamurla yapılmış gecekonduların yerine bugün görmekte olduğunuz temiz iki odalı .60 adet mesken çok kısa bir zamanda hazırlanmış durumdadır.

Bunlardan önce de Gülveren semtin­de Türkiye Emlâk Kredi Bankası 97 yeni bina yaptırmış ve halka dağıt­mış bulunuyordu.

Bütün medenî memleketlerde şehirle­rin yayılmaması ve belediye hizmetle rinin çoğalmaması ve arsa inşâat ma­liyetinin Ucuzlatılması için yapıldığı gibi münferit ev yerine blok apart­manların inşa edilmesi zarureti üze­rinde durulmuş, halkımıza en ucuza temin edilecek sıhhî meskenler inşa­sı için tetkikler yapılmış ve Gülveren semtinde yapılacak  blokta 1700 apartmanın imar plânı ve bina proje­leri, Türkiye Emlâk Kredi Bankası mimar ve mühendisleri tarafından ha zırlanmış tır.

Gülveren semti takriben 210.000 met­re murabba genişliğinde Ankaranm doğusunda bulunan güzel bir mahal­le yeridir. Mahallenin önünden 50 metre genişliğinde şehir yolu geçmek­tedir.

Blok apartmanlar 16 ve 24 daireli ol­mak üzere iki tipte hazırlanmış, bina­ların % 35 şi bir oda bir hol bir yatak nişi, % 65 şi de iki odalı bir hol ola­rak inşa edilmekte olup her apart­man dairesinde mut bak ve yıkanma yerleri mevcuttur. Apartman dairele­rinin genişliği 40 metre m ura b bal ile 50 metre murabbaı arasında değiş­mektedir.

Küçük dairelerin en çok 8.000 büyük­lerin ise 10.000 liraya mal olacağını hesaplamaktayız. Binaların bedelleri ayda 50 60 lira gibi mütevazı taksit­lerle 20 yılda ödenecektir.

Vatandaşlarımızın, arsa temini, proje­lerin ve malzemenin hazırlanması ve inşaat için lüzumlu para ve kredinin bulunması gibi külfetlere  katlanma­dan kısa zamanda tap ular iyle birlikte anahtarlarını alacakları bu güzel yuvaların, çalışkan Ankaralı vatandaşla­rımıza maledilmesi düşüncesi, yurdu­muzun medenî memleketler seviyesin­de bir yaşama saadetine ulaştırılması için çalışkan kıymetli hükümetimizden gelmiştir.

Türkiye Emlâk Kredi Bankası, şimdi­ye kadar ifa ettiği memleket hizmetle­rinin yanında, yurttaşı gecekondudan çıkarıp temiz, sıhhî ve ucuz bir yuva­ya sahip etme işini en mükemmel ve en şerefli memleket vazifesi olarak benimsemiş bulunuyor.

Çok kısa zamanda bu güzel yapıları bitirmek için elimizden geleni yapaca­ğız, Bankamız bu inşaata lüzumlu, de­mir, çimento, kereste ve diğer malze­menin büyük bir kısmını yerli fabri­kalarımızın mahsulü olarak tamamen temin etmiş ve hazırlamış bulunu­yor.

Gülverende, ayrıca, okul, dispanser cami, çarşı ve hükümet binaları da in­şa edilerek mahallenin bütün sosyal ihtiyaçları karşılanacaktır.

Gülveren semtinden başka, yakın bir zamanda eğlence mevkiinde 2000 loj manlık yeni bir mahallenin de tees­süsüne karar verilmiş olup yakın bir zamanda bu mahallenin imar plânı tamamlanarak inşaata başlanacak­tır.

Bu suretle Ankara şehri .en çok iki se­ne içinde 4.200 ucuz meskene kavuş­muş olacaktır.

Türkiye Emlâk Kredi Bankası Ankaranm imarında, aldığı diğer bir vazife de eski Telsizler semtinin imarıdır. Burada da 30000 daireli modern bir şehrin imar plânları da hazırlanmış bulunuyor.

Bu yıl bu mahallenin de İnşasına baş­lamak tasavvurundayız. Bugün huzu­runuzda temeli atılan Gülveren apart maniannm inşaatını Ankara Beledi­yesi ile Türkiye Emlâk Kredi Banka­sının kurdukları «Ankara îmar Limi­ted Şirketi yapacaktır.

Bu güzel ve temiz mahalleyi Ankara ya kazandıran aziz hükümetimize şük ranlarımizi sunmayı bir vazife telâk­ki ediyorum.

Ankara Valiliği ve Belediyesi binaların yerini temin etmiş ve her türlü yar­dımları hazırlamış bulunuyor. Bu mü­zaheret ve yardımlar sayesinde bu güzel is meydana çıkmaktadır.

Sözlerimi müsaadenizle burada biti­rir bizlere bu güzel eseri temin eden çalışkan hükümetimizin kıymetli Ma­liye Vekili huzurunuzda hükümetimi­zin mesken politikasını izah ederek mevzuun ehemmiyetini tebarüz etti­receklerdir.

Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürünün konuşmasından sonra kürsüye ge­len Maliye Vekili Hasan Polatkan aşa­ğıdaki konuşmayı yapmıştır:

«Aziz ve muhterem Ankaralılar,

Demokrat Parti iktidarının, yurdu­muzu topyekûn kalkındırmak için', bu güne kadar  sarfettiği büyük gayretlerin ve hamlelerin neticesi olarak ik­tisadi sahada vâsıl olduğumuz büyük inkişaflar, artık milletimizin ve bütün dünyanın gözleri önünde bulunmakta­dır.

Bütün vatandaşlarımızı, en ileri mil­letler seviyesine biran evvel ulaştır­mak için hükümetimiz elinden gelen bütün gayretleri, hattâ beşeri takatin levkinde olarak sarfetmektedir.

İktisadî kalkınma faaliyetlerimizin ya nı sıra devam etmek üzere, şimdi de güzel yurdumuzu medenî bir çehreye büründürecek ve bir cennet haline getirecek olan imar hamlelerine giri­şilmiştir.

İktisaden kuvvetli, büyük, ileri ve kudretli Türkiye artık zihinlerde bir ha­yal olmaktan çıkmış bir hakikat ol­muştur.

İmar ve iskân hareketlerinin bir kıs­mı olarak bugün de, devlet merkezi, miz güzel Ankaranın Gülveren sem­tini ihya edecek olan 4200 lojmandan 500'ünün temel atma merasimini yap­mak için şimdi burada toplanmış bu­lunuyoruz.

Muhterem Başvekilim, sayın Adnan Menderesin bu çok hayırlı ve memle­ket imar ve iskânında merhale teşkil edecek olan bu güzel eserin temelini atmak gibi çok şerefli bir işi hana tevcih buyurduklarından dolayı büyük bir haz içindeyim. İmar ve iskân ham­leleri güzel, yurdumuzun her köşesin­de birbirini takip ediyor. Bütün bir vatan sathı bu suretle medenî ve yep­yeni bir çehreye bürünmektedir. .Bu büyük imar ve iskân hamleleri sonun­da ev sahibi olmıyan vatandaşları sıh. hî ucuz ve güzel birer meskene kavuş­turmak hükümetimizin tahakkukuna azmettiği meselelerden birini teşkil etmektedir.

Türkiye Emlâk Kredi Bankası kanaliyle, 1950 yılından bugüne kadar bu u ğurda 625.000.000 liralık kredi tevzi edilmiştir. Ayrıca bu banka tarafın­dan 100.000.000. liralık mesken in­şâ olunarak ihtiyaç sahiplerine dağı­tılmıştır. Demek oluyor ki iktidara geldiğimiz gündenberi vatandaşları­mıza mesken inşası yolunda yalnız Türkiye Emlâk  Kredi Bankası eliyle 725.000 000. lira sarfedilmiş bulun­maktadır. Bu kredilerle mali ve teknik imkânlarını birleştirilmesi neticesi olarak bu müddet zarfında yurdumu­zun muhtelif bölgelerinde yalnız bu yolda 70.000 aile yeni birer yuvaya sa­hip olmanın saadetine erişmiştir.

İnşaat faaliyetleri ve banka çalışma­ları hakkında biraz önce konuşan Türkiye Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürü arkadaşım. Medeni Berk'İn verdiği izahatı memnuniyetle dinle­dik.

Umum Müdür arkadaşımızın açıkla­dığı rakamlar iktidar olarak imar, inşa ve iskân hususuna verdiğimiz ehemmiyetin derecesini göstermeğe kâfidir ve gönüllerimize ferahlık ver­mektedir.

Şu hususu da memnuniyetle tebarüz ettirmek isterim bu, mahallenin inşası için lüzumlu malzemeden cam hariç demir, çimento, kereste ve sair ihti­yaç maddeleri tamamen yerli malze­meden temin olunacaktır. Bu suretle iktidara gelir gelmez çimento, demir, tuğla, kiremit, su borusu, tecrit mal­zemesi ve diğer inşaat sanayiini tesis ve tevsie başlamış olmamızın ehem­miyeti ve isabeti bir kere daha orta­ya çikmjş bulunmaktadır.

Kurulmuş ve kurulmakta olan bütün bu sanayiden elde edilmekte olan ma­muller İmar ve inşa ve iskân hamle­lerimizin herhangi bir döviz sarfına mahal kalmadan ve aksamadan tahak kukunu temin etmektedir.

Bu semtte ayrıca okul, dispanser, hükûmet binası, cami, çarşı gibi tesisler de inşa olunacaktır. Bu suretle bura­da oturacak vatandaşlarımızın bütün sosyal ihtiyaçları karşılanmış olacak­tır.

Şimdi temelini atacağımız yuvaların da bundan evvelkiler gibi aziz Ankara halkına birer saadet yuvası olmasını, güzel yuvalarının içinde mesut ve bahtiyar otarak Ömürlerini geçirme­lerini temenniederim.»

Maliye Vekilinin konuşmasını müte­akip temele ilk harcı hayırlı ve uğur­lu olması temennisiyle konmuştur.

Davetliler daha sonra yıkılan gece­kondu sahipleri için İnşa edilmiş olan lojmanları gezmişlerdir.

 İstanbul :

îstanbul basm mensupları bugün Me cidiyeköy Likör Fabrikasını gezerek fabrikanın imalât durumu hakkında izahat almışlardır.

inhisarlar Umum Müdürü Ömer Re­fik Yaltkayanın da hazır bulunduğu bu gezi ve toplantıda izahat veren fabrika müdürü Cafer Özsezen, likör fabrikasının 1930 yılında tesis edildi­ğini ve 250 bin litre imalât kapasitesi ile faaliyete geçmiş olduğunu ifade ederek demiştir ki:

«1942 yılma Kadar ağır bir tempo ile artan imalât, bu seneden sonra sür­atlenmiş ve bilhassa son 6 sene zar­fında imalât artışı tahminlerin fev­kine çıkmıştır.

Memleket ihtiyacına muvazi olarak artan istihsal geçen sene zarfında 1.500.000 litreyi bulmuştur. Bu seneki imalâtımızın 2.500.000 litreyi aşıca ğım kuvvetle umuyoruz.»

Bundan sonra viski imalâtı için tec­rübe çalışmaları yapıldığını kaydeden fabrika müdürü, önümüzdeki seneler­de yerli viskinin piyasaya çıkarılabi­leceğini belirtmiş ve bu arada fabri­kanın umumi faaliyeti ve tevsi teşeb­büsleri hakkında izahatta bulunmuş­tur.

 İstanbul :

On beş gündenberi Türkiye Büyük Millet Meclisinin misafiri olarak mem leketimizde bulunan dost ve müttefik Pakistan parlâmento heyetinin başka­nı Muzaffer Ali, Türk milletine aşa­ğıdaki veda mesajını vermiştir:

«Türkiye de geçirdiğimiz iki fevkalâde güzel hafta sonunda kendim ve arka­daşlarım namına sizlere veda etmek­ten üzüntü duymaktayım.Burada kal­dığımız zaman zarfında İstanbul, An­kara, İzmir, Bursa, Konya ve Yalova gibi güzel yerleri ziyaret ettik ve mem leketin parlak mazisiyle beraber mu­azzam  kalkınma  hamlelerine  bizzat şahit olduk. Bütün bunlar bizim üze­rimizde  derin tesirler yaratmıştır.

Arkadaşlarım adına bizlere birer ya­bancı değil, aynı ailenin ferileriymi riz gibi muamele eden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ve onun va sıtasiyle Meclis azalarına en derîn te­şekkürlerimizi arzetmeyi bir vazife a ddederim. Beraberimizde Türkiye Büyük Millet Meclisinin Pakistan mil­letine karşı gösterdiği dostluk tezahür lerinin en sıcak hatıralarını da götür­mekteyiz.

Ziyaret ettiğimiz yerlerin, hepsinde, Türk halkının samimî kardeşlik teza­hürlerine mazhar olduk ve iki mem­leketin mukadderatlarının aynı oldu­ğuna kani olduk. Türkiye ile Pakis­tan arasındaki tarihi bağlar, Bağdat Paktının kurulmasını mümkün kı­lan Türkiye   Pakistan anlaşmasîyle büsbütün kuvvetlenmiş bulunmakta­dır. Son gelişmeler de Bağdat Paktı­nın Ortadoğunun sulhu için en mü­him bir unsur olduğunu ortaya koy­muştur. İki memleketin dünya sulhu­nun korunmasında önemli bir rol oy myacaklarına kuvvetle inanıyoruz.

Türk milleti ve hükümetine gösterilen misafirperverlikten dolayı tekrar te­şekkür ederken ancak bu gibi ziya­retler sayesinde iki memleket arasın­daki bağların sağlamlaştırılacağma e miniz. Allahtan Türkiyeye ve onun asil halkına saadet ve refah ihsan et­mesini dileriz.»

 Bursa  :

Avrupa İstisarî Meclisi Reisi ekselans, Fernand, Dehousse, eşi, hususî sek­reteri ile ve Denizli mebusu Mehmet Karasan, Hariciyeden mihmandar Re­şat Arın, Meral Yerman, Avrupa Kon­seyi Türkiye basın temsilcisi Süley­man Tekil olduğu halde bugün saat 9.45 te İstanbuldan uçakla Bur saya gelmiştir. Ekselans Fernand Dehousse hava alanında Vali Muavini, Belediye Reisi, Emniyet ve Maarif Müdürleri tarafından karşılanmıştır. Vilâyete gelen ekselans Dehousse, Valiyi ma­kamında ziyaret ederek bir müddet görüşmüştür. Müteakiben Yeşil Türbe, Yeşil cami, Cumhuriyet köşkü,    İpek Böcekçiliği Enstitüsü ve fabrikaları gezmiştir. Belediye tarafından verilen öğle yemeğinden sonra İstiklâl ve Hürriyet ve Göçmen mahallelerine giderek burada inşa edilmiş olan Göç­men evlerini tetkik etmiş, göçmen ai­leleriyle görüşmüş, ve bu arada Avrupa kamplarından bir kaç sene evvel gelmiş olan Türk mültecilerinin ba tırlarmı sormuştur.

Kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine ekselans Dehousse aşağı­daki beyanatta bulunmuştur:

«Yeşil Bursa, tarihî ile hali ve istik­bali ile bir ziraat ve sanayi şehri ola­rak vasıf1 andınla bil ir. Hükümetinizin göçmenleri iskân politikasını bugün yaptığım tetkiklerle, evvelce gelen he­yetlerin bana ulaştırmış oldukları ra­porlardan daha da iyi buldum. Göç­menleri iskân hususunda cidden çok iyi çalışmış ve diğer dünya memleket­lerine nazaran göçmenlerin yaşayışla­rı ve refahları daha seviyeli bir hale getirilmiştir.

Gezdiğim göçmen evlerinde Türk te­mizliğine şahit oldum. Bilhassa göste­rilen misafirperverliğe çok müteşekki­rim.»

Ekselans Fernand Dehousse akşam uçakla İstanbula hareket etmiştir.

21 Haziran 1957

 Ankara :

Nafıa Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Etem Menderes ve Bayan Etem Menderes, memleketimizden pek ya­kında ayrılacak olan Yunanistan bü­yük elçisi ekselans Jean D. Kalergls şerefine bugün Hariciye Köşkünde bir veda yemeği vermiştir.

Bu yemekte, Yunan büyük elçiliği er­kânı, kordiplomatik duayeni, bazı bü­yük elçiler ve maslahatgüzarlar ile Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi ve Hariciye Vekâleti erkânı hazır bulun­muşlardır.

 İzmir :

Hükümetimizin davetlisi olarak birkaç gündenberi memleketimizde bulunan dost ve müttefik Federal Almanya Zi­raat Vekili ekselans Heinrich Lubke ve eşi ile Ziraat Vekilimiz Esad Bu dakcğlu, beraberlerinde Seyhan me­busu Nurullah Tolun, İzmir Valisi Kemal Hadımlı ve maiyeti erkânı ol­duğu halde, bu sabah erken saatler­de Bornovaya giderek Ege Üniversi­tesi Ziraat Fakültesini ziyaret1 etmiş­lerdir.

Ziraa" Fakültesinde fakülte dekanı ile profesörler tarafından karşılanan mi­safirlerimiz, Fakülteyi ve diğer siraî tesisleri gezmiş ve Üilâhare saat 9.30 da Meryemana ikametgâhı ile turis­tik, ehemmiyeti hais tarihî eserleri görmek üzere Efes'e gitmişlerdir.

 Ankara :

1957 yılı mahsul devresi nakliyatını programlaştırmak üzere, Devlet De­miryolları Umum Müdürü Safa Yalçuk'un riyasetinde umum müdür mu­avinleri, işletme ve a telye müdürleri ve merkez daireleri reislerinin iştira­kiyle yapılan toplantılar bugün sona ermiştir.

. 1957 yılı nakliyatının, geçmiş yılların hepsinin üstünde bir seviyeye yükse­leceği ve bu nakliyatın adedi ifadesi­nin on altı milyar hamton kilometreyi bulacağı tahmin edildiğinden nakliyat programları için bu miktar esas alın­mıştır.

Bu toplantılarda tren seferleri, dolu ve boş vagonların akım, şekil ve za­manları, lokomotif, vagon bakım ve tamirlerinin bu nakliyatı karşılıyacak şekilde ayarlanması ile ilgili kararlar alınmıştır.  

1957 yılı nakliyat hacmi bakımından en üstün seneyi teşkil edeceğinden tahmil ve tahliye işlerini süratlendirici tedbîrler de alınmıştır. Ayrıca, na­kil süratini, sefer emniyetini artırmak maksadiyle girişilmiş bulunan meka nizasyon işleri tahakkuk ettirilinceye kadar devlet demiryolları, m emle K etin iktisadî inkişaflarına muvazi ola­rak uhdesine düşen hizmetleri yeri­ne getirebilmek için insan emeğine geniş ölçüde dayanan bir çalışma mec buriyetinde bulunduğundan tu hiz­metleri ifa edecek personelin de daha müsait şartlar altında vazife ver­melerini sağlayıcı tedbirlere gidilmiş­tir.

Diğer taraftan, demiryol atelyeleri, iş­letme için en lüzumlu yedeklerle, ma­kine parçalarının imalini ziyadeleştir. mgk  vazifesini   almıştır.

 Trabzon :

Karadeniz mıntakasını diğer bölgele­rimize bağlıyacak olan Trabzon hava alanı bugün saat 13 te merasimle hiz­mete girmiştir.

Merasimde Devlet Vekili Cemil Bengü, Devlet Vekili Celâl Yardımcı, bazı me­buslar, Vali, Belediye Reisi sivil ve as­kerî erkân basın mensupları ve davet­liler ile çok kalabalık bir vatandaş topluluğu hazır bulunmuşlardır.

Askerî bir kıtanın teftişini müteakip başlıyan merasimde, Trabzon valisi Muhlis Babaoğlu ile Türk Hava Yol­ları Umum Müdür muavini Vedat U ral birer konuşma yapmışlardır. Da­ha sonra sürekli alkışlar arasında kür. süye gelerek bir konuşma yapan Dev­let Vekili Celâl Yardımcı, Trabzon ha­va alanının memlekete ve millete ha­yırlı olması temennisinde bulunmuş ve kurdelâyı kesmiştir.

Devlet Vekilleri, bugün saat 16 da da beraberlerindeki zevatla birlikte si rasiyle, Vilâyeti, Belediyeyi ve Garni­zon Kumandanlığım ziyaret ekmişler­dir.

 Ankara :

Pazartesi günündenberi şehrimizde misafir bulunan İngiliz Kraliyet mu­hafız süvari alayı polo takımı ile Riyaseticumhur muhafız alayı polo ta­kımı arasında bugün Hipodromda bir müsabaka yapılmıştır.

Müsabakada Reisicumhur Celâl Ba yar, mebuslar, kordiplomatik, Ankara valisi, protokola dahil sivil ve' askerî erkân ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Reisicumhurumuz, Hipodroma gelişin­de, başta bando bulunan bir kıta ta­rafından selâmlanın ıstır.

Pakistan ataşemiliteri Albay Münir Ahmet ve İngiltere büyük elçiliği müs­teşarı Mr. M .Stewart, hakemliği altın da iki takım şu kadroları ile sahada yer almışlardır:

İngiliz takım;: Markiz Bcuro, B. C. Wüson, T. G. Goombs, Nieolas Nottall    

Türk takımı: Fuat Boz, Sabahattin Karabey, Ferit Kardeş Nazmi Eroğlu.

Müsabaka başlamadan önce Reisicum­hur Celâl Bay ar, müsabıkların ellerini sıkarak kendilerine başarılar dilemiş­tir.

Dört devre halinde oynanan müsaba­ka çok alâka çekici ve heyecanlı bir şekilde geçmiş ve Türk takımı, müsa­bakayı 6 3 galip bitirmiştir.

Müsabakadan sonra Reisicumhur Ce­lâl Bayar, galip gelen Riyaseticumhur muhafız alayı takımı adına kupayı, alay kumandanına vermiş ve ayrıca İngiliz ve Türk takımlarının oyuncu­larına hediyeler vermek suretiyle tal­tif etmiştir.

ingiliz takımı pazartesi günü ikinci müsabakasını Süvari Alayı takımımız­la yapacaktır.

 İstanbul :

Memleketimizin misafiri olarak şeh­rimizde bulunan Avrupa İstişari Mec­lisi Reisi Prof. Fernand Dehousse, bu­gün saat 17.30 da Hukuk Fakültesinin 8 numaralı salonunda, Avrupada siya­si otorite mevzulu" bir konferans ver­miştir.

1952 yılmdanberi bazı veya bütün Av­rupa memleketlerini içine alacak bir birlik kurmak, müşterek bir anayasa hasırlamak için sarfohman gayretle­rin bir tarihçesini yapan Fernand De­housse, bu teşebbüslerin Avrupa mü­dafaa birliği anlaşmasının Fransız Millet Meclisinin tasvibini kazanama masmdan sonra ve dolayısiyle akamete uğradığını ve Avrupa birliği fikri­nin de unutulacağının zannedildiğini anlatmıştır.

Konferansçı müteakiben Macaristan ve Süveyş hâdiseleri gibi bazı gelişme­ler dolayısiyle Avrupa Birliği fikri­nin  gene   canlandığını  anlatmıştır.

22 Haziran 1957

 Ankara :

Memleketimizin son günlerde mâruz kaldığı sel, yangın, dolu gibi çeşitli âfetler dolayısiyle Kızılay Cemiyeti Umumî Merkezi, felâketzede vatan­daşlara ilk ve âcil yardımlarda bulun­muştur. Bu cümleden olmak üzere Sivasm Gürün kazasına sel dolayısiy­le 3.000 lira ve 30 hattaniye, Gümüş­hane vilâyetinin Bayburt kazasına 400 lira, Denizli vilâyetinin Krzıleabölük nahiyesinde 6 aileye 1200 lira, İstan­bul vilâyetinin Silivri kazasına yangın dolayısiyle 800 lira, Kayseri vilâyeti­nin İncesu Erkilet kazaları ile Mum­cu nahiyesine bağlı köylerde sel felâ­ketzedesi 75 aileye 10.500 lira gönde­rilmiştir.

Ayrıca, sel felâketine mâruz kalan muhtelif mmtakalardaki subay aile­lerine yardım olarak 50.000 lira gön­derilmiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan, vukua gelen zelzele­ler dolayısiyle dış memleketlerden gön derilmekte olan yardımlar devam et­mektedir. Kızılay eliyle yapılan bu yardımlar meyamnda olmak üzere Yu­nanistan kızılhaçının 30 çadır, Afga­nistan kızılaymın da 1000 sterlin gön­derdiği bildirilmektedir.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün Can kayada Hariciye Vekâleti Umumi Kâ­tibi Büyük Elçi Melih Esenbel'i, Bir­leşmiş Milletler Daimi Delegemiz Bü­yük Elçi Seyfullah Esin'i ve Madrid Büyük Elçimiz Haydar Görk'ü kabul etmiş ve öğle yemeğine alıkoymuştur. Bu kabul ve yemekte, Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Etem Men­deres de hazır bulunmuştur.

 Ankara :

Yar d im sev enler Derneğinin, Kocatepe semtinde yaptırmayı kararlaştırd yeni genel merkez binasının temeli, bu sabah saat 11 de Reisicumhur Ce­lâl Bayann da hazır bulunduğu    bir

merasimle atılmıştır.

Merasimde Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan ile Ankara Valisi Cemal Gök tan, Riya seti cumhur Başyaveri Kur. Yarbay Faik Taluy, Yardrmsevenler Derneği Genel Başkanı Dr. Mediha Eldem, TopraK ve İskân Genel Mü .dürü Necati Turgay, Vakıflar Ban­kası Umum Müdürü Sabahattin Tolga, belediye mümessili Hayrı Geçen, Yar dımsevenler Derneği mensupları ve davetliler de hazır bulunmuşlardır.

Bu münasebetle Yardım seveni er Der­neği Genel Başkanı Dr. Mediha El­dem şu konuşmayı yapmıştır:

«Çûk muhterem Reisicumhurumuz, sayın büyüklerimiz, kıymetli misafir­lerimiz,

Şu anda Yardım sev eni er Derneği Ge­nel Merkezi binasının temelini at­mak için burada toplanmış bulunu­yoruz. Bu kutsal toplantıya katılmak­la derneğimize karşı gösterdiğiniz ya­kın alâka ve yüksek samimiyetten do­layı dernek arkaSaşlanm adına hepi­nize şükranlarımızı duyurmayı bir borç bilirim. 30 yıl evvel Türk milletinin yardım­severlik, ve fazilet duyguları üzerinde kurulmuş olan derneğimiz, bugüne kadar gerek merkezde, ve gerekse yur­dumuzun muhtelif köşelerinde haki­katen pek hayırlı işlerde bulunmuş, bir çok muhtaç ve hasta Vatandaşları sevindirmiş, yüzlerce yetimin yüzünü güldürmüş, istidatlı gençlerin tahsil­lerine devamını sağlamıştır.

Bu güzel ve hayırlı işlerin yanında baş . ta genel merkezimiz olmak üzere bü­tün teşekküllerimiz bir binaya sahip olmak için çalışmakta idi ki, işte biz eu anda bu gayemizi de tahakkuk et­tirmiş bulunuyoruz. Başta sayın Rei­sicumhurumuzun yakın alâka ve ir şatlariyle belediyeden alman arsanın üzerine yine Reisicumhurumuzla ha­miyetli yurttaşlarımızdan aldığımız kuvvetle binamızın temelini atmış bu­lunuyoruz. Bu bina ayrı ayrı yerlerde bulunan atölyelerimizle kız öğrenci yurdumuzun ve diğer teşkilâtımızın biraraya toplanmasını sağlıyacak ve bu suretle her yıl vermekte olduğumuz 25 bin liranın cemiyete kalarak yar­dım işlerinde kullanılmasını temin edrek çektir.

Aziz misafirlerimiz, yapmağa çalıştığı­mız genel merkez binasının arsasının alınışında, temelinin atılışında olduğu gibi, duvarlarının yükselmelinde de bize gösterilen alâka ve yardımın de­vamım diler, hepinizi saygı ile se­lâmlarım.»

Bu arada, Yardım sevenler Derneğinin aslî üyesi bulunan Başvekâlet Müste­şarı Ahmet Salih Korurdan, dernek başkanı Mr. Mediha Eldem'e gelen şu telgraf okunmuştur:

«Uzun yıllar başında bulunduğunuz cemiyetimizin hudut bilmeyen iman ve aşkınızla sağladığı hayır işlerinin nâçiz bir takdirKârı olarak bugün sa­yın Reisicumhurumuzun müşfik ve asil huzurları ile yapılan temel atma merasiminde bulunamadığımdan çok üzgünüm. Hep birlikte gaye edindiği­miz bu mutlu güne erişmiş olmak teselümdir. Hayırlı ve uğurlu olması te­mennisiyle çok gayretli fedakâr azala­rınızı, başta siz olmak üzere, candan tebrik ederim.s>

Müteakiben, Reisicumhur Celâl Bayar, alkışlar arasında şu hitabede bulun­muştur:

sMuvaifa kıyeHerinizi tebrik ederim. Bu hayırlı yclda devamınızın memle­ket için büyük faydalar temin edece­ğinden eminim.Binaenaleyh, başarı­nızın devamı, milletimizin muvaffaki­yetidir. Hepinize teşekkürler ederim.»Bilâhare Reisicumhur, hayırlı ve uğurlu olması temennisiyle temele İlk harcı koymuştur.

 İstanbul :

Bugün memleketimizden ayrılan Fe­deral Almanya Cumhuriyetinin Ziraat Nazırı ekselans Dr. Heinrich Lubke, Yeşilköy hava meydanında hareketin­den evvel kendisiyle görüşen gazeteci­lere şunları söylemiştir:

«Gönende de bir Türk   Alman çiftli­ği kurulmaktadır. Türkiyeye bu mev­zuda tetkiklerde bulunmak üzere selmistim. Çiftliklerin bütün malzemesi Almanyadan getirilecek ve Türk köy­lüsü ile işbirliiğ yapılacaktır. Çiftlik malzemesi, 1.5 milyon doyçe mark tutmaktadır. Çiftlikten elde edilecek mahsuller ihraç edilecektir.

Ayrıca, Orta ve Doğu Anadoluda da bu tip çiftlikler kurulması için teşeb­büse geçilmiştir.»

 Bur sa :

Bir haftadanberi Mudanyada bulu­nan Sümerbank heyeti 40 milyon lira _ ya inşası derpiş edilen jüt fabrikası sahasında tetkiklerde bulunmuşlar­dır.

250 dönümlük arazi üzerinde kurula­cak olan fabrika senede 60 milyon çu­val imal edebilecek kapasiteye sahip olacaktır.

Fabrika, 1959 senesi ağustos ayında faaliyete geçecektir. Diğer taraftan, İncirdibi sahasının istimlâkiyle ilgili olarak Sümertank heyeti ve Mudanya belediyesi bu şirkete bir milyon lira ile dahil olacaklardır.

Bursa transformatöründen Mudanya ya verilecek elektrik cereyanı için Da­hiliye Vekâleti fonundan 600 bin lira İller Bankasından 138 bin lira ödene­cektir.

 İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi olarak 16 ha­ziran tarihindenberi yurdumuzda mi­safir olarak bulunan Federal Alman­ya Ziraat Vekili Ekselans Dr. Hein rich Lubke ve refikaları bugün saat 14 t e uçakla yurdumuzdan ayrılmış­tır.

Ekselans Dr. Heinrieh Lubke, Yeşil­köy hava meydanında, Başvekilimiz Adnan Menderes adına Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Ziraat Vekili Esad Budakoğlu ve refikaları, Vali Prof. Gökay adına muavini Ce vad Çapanoğlu, Emniyet Müdürü Hay­rettin Naktboğlu, Vekâlet ve vilâyet ziraat teşkilâtı erkânı, Almanya bü­yük elçisi ekselans eller  İstanbul Başkonsolosu ve refikaları ve kalaba­lık tir halk kitlesi tarafından hara­retle uğurlanmıştır.

Bir polis müfrezesi selâm resmini ifa etmiştir.

Ankara  :

Gülhane Askeri Tıp Akademisi kanu­nunun 12 Haziran 1957 tarihinde yü­rürlüğe girmesi münasebetiyle, bugün, Akademide bir merasim yapılmıştır.

Bu merasimde Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk, Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şemi Ergin, Maarif Vekili Tev fik İleri, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Nafiz Körez, ile Millî Müdafaa Vekâleti Müsteşarı Korgeneral Fahri Özdilek, generaller, profesörler, dok­torlar ve yüksek rütbeli subaylarla seçkin bir davetli kitlesi hazır bulun­muşlardır.

Merasime bandolnun çaldığı İstiklâl marşı İle başlanmış, müteakiben Gül­hane Askeri Tıp Akademisi Kuman­dam Tümgeneral Dr. Burhanettin Tugan, bir konuşma yanarak, Gülhane nin tarihçesinden ve faaliyetinden ban setmiş ve 18 kürsüden müstakilen va­zife gören ve bahis konusu kanunla profesör olan hocaları davetlilere ta­nıtmıştır.

Bu arada, Gulhanenin bugünkü payeye ulaşmasında ve ezcümle son kanu­nun çıkarılmasiyle Akademiye daha verimli ilmi bir saha kazandırılma­sında yakın ve samimi alâkasını esir gemiyen hükümete müessese adına Şükranlarını ifade  etmiştir.

Bundan sonra Maarif Vekili Tevfik İleri, kısa bir konuşma yaparak, bu ilim müessesesinin değerini tebarüz ettirmiş ve böylece toplantı sona er­miştir.

 Ankara :

Muğla, Denizli, Bolu, Aydın ve Sakar­ya vilâyetleri dahilinde vukua gelen yer sarsıntısından zarar görenlere ya­pılacak yardım kanununun yürürlüğe girmesi dolayısiyle kendisinden malû­mat rica eden bir muhabirimize Ma­liye Vekili Hasan Polatkan aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Bilindiği gibi memleketimizin çeşitli bölgelerinde zaman zaman vukua ge

len yer sarsıntısından, vatandaşları­mız maalesef az veya çok mal ve can kaybına mârus kalmaktadırlar. Hü­kümetimiz, vatandaşlarımızın bu mad dî zararlarının en kısa zamanda ve en iyi bir şekilde telâfisi çarelerinin ittihazını, en başta gelen vazifeleri meyan in d a addetmektedir.

Nitekim son defa Muğla, Denizli, Ay­dın, Bolu ve Sakarya vilâyetlerinde vukua gelen zelzelenin ika ettiği za­rarların giderilmesi, yıkılan binaların yeniden yapılması ve hasara uğrayan­ların tamiri için hükümetçe hazırla­nan lâyiha, Büyük Millet Meclisince de kabul buyurularak kanunlaşmış ve bugün meriyete girmiş bulunuyor.

Bu kanuna göre, zikrettiğim bölgelerde zelzelenin meydana getirdiği maddî zararlar başlıca iki mali kaynak ile bertaraf olunacaktır.   

Bunlardan birincisi, devlet bütçesin­den sarfedüecek olan 50 milyon lira­dır.

İkinci kaynak, zelzeleden zarar gören­lere yardım maksadiyle kurulmuş olan komitelere halkımızın yapacağı yar­dım ve bağışlardır.

Gelir ve kurumlar vergisi kanunla­rımızdaki hükümler bu vergilere tâbi eşhas ve müesseselerin yapacakları bu nevi yardım ve bağışları, meiıafii umu mîyeye hadim cemiyetlere yapılmak kaydiyle, yıllık gelir ve kazancın mu­ayyen bir nisbeti ile veya nisbetle birlikte âzami bir hadle talıdit et­miştir.

Ancak bu şartladır ki, yapılan bu yar­dım ve bağışlar yıllık beyannameler­le bildirilen gelir ve kazançlardan ten­zil olunur. Yani vergi matrahı haricin de bırakılır. Bağış ve yardımların bu nisbet veya miktarları aşan kısmı matrahtan tenzil olunamaz.

Halbuki yurdumuzun oldukça geniş bir bölgesini alâkadar eden bu nevi tabii âfetlerden zarar görenlere hal­kımızın yapmak istediği yardımlar şa­yanı şükran bir şekilde bu nisbet ve miktarların çok fevkinde bulunmak­tadır.

Son zelzeleden zarar görenlere eşhas ve müesseselerce yapılan yardım taahhüt ve tediyeleri yekûnu şimdiden 16 milyon liraya baliğ olmuştur.

Hamiyetli vatandaşlarımızın felâket­zedelere karşı gösterdikleri yakın ala­kanın en bariz bir misalini teşkil eden bu millî tesanüt örneğini büyük bir şükranla kaydetmek lâzımdır.

Bugün yürürlüğe girmiş olan yardım kanunu ile, bu nevi bağışlara daha geniş imkân vermek maksadîyle, hâ­diseye münhasır olmak üzere, bu nis­bet ve miktar tahditleri kaldırılmış­tır.

Bu suretle gelir ve kurumlar vergisi mükellefi vatandaşlarımıza, yapacak­ları yardım ve bağışların miktar ve nisbeti ne kadar yüksek olursa olsun, bunları yıllık gelir ve kazançların­dan tenzil etmek   yani bu miktarla­rı vergi matrahı dışında bırakmak imkânı sağlanmış bulunmaktadır.

Ayrıca bağışlar veraset ve intikal ver­gisinden ve hasılatı zelzele felâketze­delerine tahsis olunmak üzere tertip olunacak, temsil ve eğlenceler de be­lediye resimlerinden muaf tutulmuş­tur.

Bu tabii âletler dolayısîle yapılmış ve yapılacak bağış ve yardımlarına böy­lece vergi muaflığı kabul edilen ha­miyetli vatandaşlarımızın, zelzeleden zarar görenlere yardım mevzuunda, hükümetin yanı başında, hayırlı ba­ğışlarını devam ettirecek yeni yeni millî birlik ve tesanüt örnekleri vere­ceklerine  şüphe  etmiyorum.

 Ankara :

Suudî Arabistan maslahatgüzarı Sa­lih Ol Meddah, bugün saat 16'da sefa­rethanede bir basın toplantısı yapmış ve hükümetinin, Arap ve Müslüman memleketleriyle alâkalı bir tebliğini okumuştur. Bu tebliğde şöyle denil­mektedir:

«Arap ve Müslümanlar arasında iş­birliğini sağlamak ve muhtelif görüş­leri yekdiğerine yaklaştırmak maksa­dıyla Haşmetlu Suudî Arabistan Kra­lının sarfetmekte oldukları mesaiye karşı, kardeş Suriye ve Mısır'da bazı selâhiyetli şahsiyetler, "gazeteler ve bazı mesul şahıslar, son zamanlarda

tarizlerde bulunmaktadırlar. Bu gaze­teler işlerine uygun düşmemesi se­bebiyle şüpheli, nazarlarla id ak tıkları söz ve icraatı kendi görüşlerine göre tevile teşebbüs etmişlerdir.

Ezcümle, 13 Haziran 1957 tarihinde Amman'da cereyan eden konuşmalar neticesinde neşredilen ve hiç bir şüp­heli tarafı bulunmayan tebliği, selâ hiyetli bir Suriyeli zat, «bu, Ürdünün Suriyeden malî bir yardım koparmak maksadiyle, bir Arap darbımeselinin dediği gibi, «göze kül serpmek» yani bir düzenbazlıkta bulunmaktır» şek­linde tavsif etmiş ve mevzuubahis matbuat da bu beyanı uzun uzadıya nakil ve tefsir eylemiştir.

Bizim, Arap kardeşlerimiz olan o ze­vata ve kendi namlarına konuşan o matbuata bir diyeceğimiz yoktur. An­cak, cenabı haktan, bizi ve onları c!cğru yola sevketmesini ve söz ve ic­raatımızda hata ve delâletten koru­masını, bizi her taraftan tehdit eden düşmanımızı sevindirmemesini niyaz ederiz.

Arap dâvası ve Arap menfaatleri uğ­runda Suudi Arabistan Kralı Haşmetlu Suud'un fasılasız şekilde icrası­na giriştiği ve uzaktan herkesin ma­lûmu olmakla beraber, bugünkü ve müstakbel nesillerce anlaşılacak ve tarihin sahifelerine geçecektir. Arap dâvasının majestelerinin bir dâvası olduğunu millet önünde inkâr edecek bir kimse bulunamaz. Bazı kimseler ister memnun olsun, ister kızsın ve­ya istedikleri kadar sitem veya mua­hezede bulunsunlar, majesteleri her an bu faaliyetin mihveri durumunda kalacak, herhalukârda sebatkâr mü­cadelesine devam edecektir.

Gayelerine varmak için Arap devlet­lerinin ta kib etti ki eri prensipler ma­jestelerinin Kahire, Dammam veya Riyad veyahut diğer yerlerde karar­laştırılan prensipleridir. Majeste bu prensipleri eskiden nasıl müdafaa etti ise, bundan sonra da tıer türlü ah­val, şerait ve vaziyetler muvacehesin­de müdafaa edecektir.

Kusurlu olan bazı kardeşlerimiz ister­se kusurlu durumlarında devam et­sinler ve istediklerini söylesinler, biz

hedefimizden inhiraf etmiyecek ve prensiplerimizi inkâr etmiyeeeğiz. Hiç bir kuvvet Suriye ve Mısırlı Arap kardeşlerimizle aramızı açmıyacaktır. Biz, Haşmetlu Kral Büyük Suud'un gerek maddî ve gerek siyasi ve mane­vî yardımlarının eskiden olduğu gibi devam edeceğine eminiz. Hakkımızda ima yolu ile veya sarahaten söylenen­lere sadece sükûtla mukabele edece­ğiz. Mahiyeti ve menşei ne olursa ol­sun bu gibi münakaşalara girişmiye cağiz. Ancak Arap şairinin şu beyitle­rini tekrarlamakla iktifa edeceğiz.»

«Benimle kardeşlerim ve amcazadele­rim arasındaki fark çok açıktır. Eğer onlar beni parçalamağa kalkışırlarsa ben bilâkis onları korurum. Şerefimi yıkarlarsa ben onların şerefini yük­seltirim. Onlara karşı kin taşımam, kin taşıyan aşiret büyük aşiret ola­maz.

Salih El Meddah konuşmasını müte­akip gazetecilerin suallerini cevaplan­dırmıştır.

 Ankara :

Avrupa Konseyi İstişaıi Meclis Baş­kam Fernand Dehousse, Büyük Mil­let Meelisi Reisi Refik Küraltana, Baş vekil Adnan Menderese ve Hariciye Vekâleti Vekili Etem Menderese aşa­ğıdaki telgrafları göndermiştir:

Ekselans  Refik Koraltan

Büyük Millet Meclisi Reisi

Ankara Saym Başkan,

Türkiye'den ayrılırken, dostane kabu­lünüzden dolayı samimi minnettarlı­ğımı ifade etmek isterim. Eminim ki, şahsî temaslarımız, Avrupa Konseyi asamblesi ile şahsınızda selâmladığım millî meclisiniz arasındaki rabıtaların takviyesine yardım edecektir. Memle­ketinizden en iyi hatıralarla ayrıldı­ğımdan Ve ihtiramatı faikamdan emin olmanızı rica ederim Sayın Başkan.

       Başkan Fernand Dehousse

Ekselans Adnan Menderes, Başvekil

Ankara Saym Başvekil,

Türkiyeden ayrılırken, lütfettiğiniz ve beni fevkalâde mütehassis" eden misa­firperverlikten dolayı derin şükran­larımı arza müsaraat ederim. Büyük memleketinizden ve onun meşbu bu­lunduğu şayanı dikkat dinamizmden iyimser bir fikir ve kanaat götürüyo­rum. Memleketiniz hesabına ve Av rupahlararası işbirliği hesabına se­vinmekteyim. Derin ihtiram atımın kabulünü rica ederim Sayın Başvekil.

        Başkan Fernand Dehousse

Ekselans Etem Menderes

Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili

Ankara

Sayın Vekil,

Memleketinizden ayrıldığım şu sırada, zatı âlinizin ve mesai arkadaşlarını­zın hakkımda gösterdiğiniz nezaket ve alâkadan ötürü teşekkürlerimi bü­yük memleketinizin refah ve saadeti için samimî temennilerimle birlikte bildirmek isterim. Memleketinizin Av­rupa işbirliğinin inkişafına olan önemli hizmetini memnunlukla mü­şahede etmekteyim. Derin saygıları­mın kabulünü rica ederim sayın Ve­kil.

Başkan Fernand Dehousse

 Ordu :

Devlet Vekili Cemil Bengü ye Devlet Vekili Celâl Yardımcı beraberlerinde mebuslar, özel kalem müdürleri ile basın mensupları olduğu halde bugün öğleden sonra Giresun'dan otomobille Ordu'ya gelmişlerdir.

Misafirler Emlâk Kredi Bankasının Ordu şubesinin açılış merasiminde bulunmuşlardır. Bu münasebetle Dev­let Vekili Cemil Bengü kısa bir ko­nuşma yapmış ve bankanın açılma­sını Devlet Vekili Celâl Yardımeı'dan rica etmiştir. Devlet Vekili Celâl Yar­dımcı hayırlı ve uğurlu olması dile­ğiyle kurdelâyı kesmiştir.

Müteakiben 2 milyon 200 bin liraya mal olan ve inşaatı tamamlanan Or­du liman tesisinin açılış merasimi ya­pılmış ve bu merasimde Devlet Vekili

Cemil Bengü ve Devlet Vekili Celâl Yardımcı, Mebuslar, Giresun ve Ordu Valilileri, Ordu Belediye Reisi, Emni ' yet Müdürü ve basın mensupları ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bu­lunmuştur.

Ordunun büyük bir ihtiyacını karşı­layacak liman ve iskelenin açılması münasebetiyle Devlet Vekili Cemil Bengü, Devlet Vekili Celâl Yardımcı ile Ordu Belediye Reisi birer hitabede bulunarak tesisin Ordu için olan ehemmiyetini belirtmişler ve hayırlı ve uğurlu olması temennisinde bulun­muşlardır.

Müteakiben Ordu liman ve iskelesi faaliyete geçmiştir.

 İstanbul :

Bir haftadır memleketimizde bulu­nan ve dün İstanbuldan uçakla Al manyaya müteveccihen hareket eden Federal Almanya Ziraat Nazırı Ekse­lans Dr. H. C. Heinrich Lübke Baş­vekilimiz Adnan Menderes'e aşağıda­ki telgrafı göndermiştir:

«Sayın Adnan Menderes. Başvekil

Ankara :

Misafirperver memleketinizin toprak­larından ayrılmak üzere bulunduğum şu anda, gerek şahsen ve gerekse dost ve müttefik bir devletin Hükümet Reisi olarak bana göstermiş olduğu­nuz samimî hüsnü kabulden dolayı en kalbi teşekkürlerimi arzetmek is­terim.

Türkiyedeki kısa ikâmetim esnasında yalnız ziraî sahada değil, iktisadî ve kültürel sahalarda da müşahede etti­ğim muazzam kalkınma hareketleri üzerimde derin ve kıymetli intibalar bırakmıştır.

Size ve memleketinize, başlanan mem mıniyet verici işlerin devamı husu­sunda muvaffakiyetler dilerim.

Lübke " Federal Almanya Ziraat Nazın

 Bodrum ;

Kazamıza  bağlı  Karatoprak  köyünde büyük Türk denizcisi Turgut Reis için dikilen anıtta bugün Malta ku­şatmasında şehit düşüşünün 392 sene­si dolayısıyla bir ihtilâf yapılmıştır.

Merasimde Vali, Öğrenciler ve kalaba­lık bir halk topluluğu hazır bulunmuş büyük Amiralin ve şehitlerimizin ha­tırası saygı ile anılmıştır.

24 Haziran 1957

 Ankara :

Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Hüsmen çay satışları mevzuunda Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki beyanatta  bulunmuştur:

«İnhisarlar İdaresinin çay satışları dört beş seneden beri devamlı suret­te artmaktadır. Son aylar içinde ise bu artış daha bariz bir hal almış lir.

Filhakika 1952 senesinde umumi sa­tış yekûnu 2.737.000 kilo iken bu mik­tar 1953 senesinde 3.300.000 kilo, 1954 senesinde 3.750.000 kilo ve nihayet senesinde 4.140.000 kiloya kadar
yükselmiştir, Mart   Mayıs ilk üç ay­lık satış yekûnları    sırasiyle    257.000,332.000, 475.000 kilo olarak tahakkuketmiştir. İçinde bulunduğumuz Hazi­ran ayı satışlarının ise 500.000 kiloyubulacağı tahmin olunmaktadır.

Bu rakkamlar bilhassa 1957 senesi ba­şından itibaren satışların büyük bir sür'atle artmakta olduğunu açıkça göstermektedir.

Yalnız İstanbul vilâyeti dahilinde 1956 yılının Mart   Haziran, ilk dört ayı içinde 300.000 kilo çay satılmış oldu­ğu halde bu sene aynı aylar içinde 468.000 kilo satış yapılmış olacaktır.

Yine, mülhakatı hariç olmak üzere yalnız Ankara'da 1952 yılında (142) ton, 1953 yılında (173) ton, 1954 yılın­da  (201) ton, 1955 yılında. (256) ton,yılında (333) ton çay satılmıştır.takvim yılının yalnız altı ayındaise Ankara'daki satış yekûnunun (281) tona yükseldiği görülmüştür.

Evvelce de muhtelif vesilelerle ifade ettiğim  gibi İnhisarlar İdaresi istihlâk artışını karşılayacak lüzumlu ted­birleri zamanında almış olması jtiba rile vatandaşların cay temin etmekte müşkülkere asla maruz kalmamaları icabederken Süveyş Kanalının gemi­lerin seyrüseferine kapandığı, bundan dolayı memlekete çay getir il em iyece ği şeklinde hem lüzumsuz hem yanlız bazı neşriyat ve propogandalar yü­zünden vatandaşların ihtiyaçlarından cok fazla çay satın almağa tevessül etmeleri, stoklarımızı sür'atle eritmiş, bunun neticesi olarak da tamamile sun'î bir buhran yaratılmıştır. Bu sı­rada esefle kaydedeyim ki bazı kimse­lerin millî menfaatleri hiçe saymak suretiyle bu vaziyetten istifade ede­rek karaborsa faaliyetlerine teşebbüs etmiş oldukları da bir vakıadır.

Bu vaziyetin sür'atle bertaraf edilme­si için çok miktarda çayın kısa bir müddet içinde memlekete ithal olu­narak istihlâke arzeâilmesi lâzım gel­diği nazarı dikkate alınarak ona gö­re teşebbüslere geçilmiştir.

İnhisarlar İdaresinin bu teşebbüsleri­nin neticesini bütün vatandaşlar ya kinen müşahede etmektedirler. Hâlen çay sıkıntısının en çok hissedildiği İs­tanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde bayilerimizde mebzul miktarda çay mevcuttur. Her vatandaş arzu ettiği miktarda çay satın almak" imkânına mâlik bulunmaktadır.

Şu kadar ki, çay İhtiyacının bundan böyle fasılasız olarak temin edilece­ğinden emin olmaları icabeden muh­terem halkımızdan normal ihtiyaçla­rından fazla çay satın almak suretiy­le sebepsiz buhran husulüne sebebi­yet vermemelerini bilhassa rica ede­rim.

Henüz darlığı hissedilen vilâyetlere de sür'atle ihtiyaç nisbetinde çay şev­ki devam etmektedir. Çok kısa bir müddet sonra bütün memlekette her vatandaş ihtiyacı olan çayı müşkü lâtsız tedarik edebilecektir.

 İnhisarlar İdaresinin bugünkü çay mevcudu 2.000 tonun fevkindedir.

Rize vilâyetindeki yerli çay istihsâli­nin geçen senenin (1.500) tonuna mukabil bu sene   (2.000)   tonu asacağirii memnuniyetle öğrenmiş bulunu­yoruz.

Hükümet hariçten yapılacak muba­yaalar için de tercihan lüzumlu dö­vizleri tahsis etmeğe devam etmek­tedir ve edecektir.

Bir müddetten beri çay hakkında kasden devam ettirilmekte olduğu bi­linen menfî neşriyat ve propoganda lar da bu suretle neticesiz kalmağa mahkûm   edilmiş  bulunmaktadır.»

 Ankara :

M.M.V. temsil başkanlığından bildi­rilmiştir :

Dünden beri memleketimizde misafir bulunan İspanya Hava Savunma Ku­mandanı Korgeneral Don Julin Rubio Lopez, bugün Millî Müdafaa Vekâle­tinde müsteşar Korgeneral Fahri Öz­dü ek'i ve Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral İsmail Hakkı Tuna bcylu'yu, Hava Kuvvetleri Kumanda­nı Orgeneral Fevzi IJçaner'i makam­larında ziyaret etmiştir.

 Ankara :

Türk Di] Kurumu 8 inci kurultayının 1 Temmuz Pazartesi günü Dil ve Ta­rih   Coğrafya konferans salonunda toplayacak ve bu vesile ile kuruluşu­nun 25 inci yıldönümünü de kutlayaçaktır.

Bu münasebetle bugün saat 15'de Türk Dil Kurumunda bir basın top­lantısı tertip edilmiş ve kurum baş­kanı Prcf. Macit Gökberk ve Genel Sekreter Agâh Sırrı Levend ile Yö­netim Kurulu üyeleri tarafından ku­rumun gayesi, çalışmaları, kurultay faaliyeti hakkında geniş malûmat ve­rilmiştir.

Verilen bu malûmata göre, Atatürk tarafından 25 sene evvel kurulan ve gayesi Türk dilini sadeleştirmek, mil­lileştirmek olan kurumun , bütçesi, Atatürk vakıfları başlıca geliri temin etmek suretiyle, bu sene 500 bin lira­yı bulmuştur.

Kurumun kuruluşunun 25 inci yıldö­nümünün  kutlanması  sebebi ile bu defaki kurultaya yabancı bilginler de dâvei edilmiştir. Kurultaya katılacak­larını bildiren bu bilginlerin sayısı 12 dir. Kurultayın toplantısı 1 Temmuz­da başlayıp 5 Temmuzda sona erecek­tir.

Kurumun faaliyetine dair verilen iza­hata göre, bir ana gramer yasılacak, kaynak vazifesi görecek eski dil ve edebiyat eserleri meydana . çıkarıla­cak, dil uzmanı yetiştirilecek, kurumun bilhassa yabancı dergi kolleksiyonları bakımından zengin olan ki­taplığının genişletilmesine çalışıla­caktır.

Türk dilinin sadeleşmesi mevzuunda da açıklamada bulunan kurumun Ge­nel Sekreteri Agâh Sırrı Levend, şu izahatı vermiştir:

«Kurumun gayesi, tüzüğünde de be­lirtildiği gibi Türk dilinin özleşme si­dir. Fakat özleşme yanlış anlaşılmak­tadır. Şunu bilhassa belirtmek yerin­de olur ki, özleşme ile anlatmak iste­diğimiz, tasfiye  etmek, Türkçe karşı­lıkları bulunmadan dilimizde yer et­miş Arapça ve Farsça kelimeleri at­mak değildir. Buna rağmen tasfiye taraftarları da yok değildir. Biz bu­nun gayemiz olmamasına rağmen za­rarlı olduğu kanaatinde de değiliz. Bu da faydalıdır. Bia ilmî esaslara göre bulduğumuz ve tesbit ettiğimiz keli­meleri kamuya, halka arzediyoruz. Bu teklifimiz tutulursa tutulur, tutul­mazsa kullanılmaz. Asamız olan ve geçenlerde aramızdan ebediyen ayrıl­mış bulunan Ataç'm gayreti kuruma mal edilmek isteniyordu ki, bu doğ­ru değildir. Ataç tasfiye taraftarıdır. Biz ise, öz Türkçeye varmaya çalışi yorua. Bütün yabancı kelimeleri, kul­lanışlarını dikkate almadan, çıkarıp yerlerine yalnız Türkçe kelimeleri ala " Iım demiyoruz. Azalarımız arasında aşıncı olanlar da vardır. Olabilir, biz bir takım kelimelerin atılmasına çalı­şıyoruz. Meselâ «an'ane» yerine niçin «gelenek» demiyelim? Buna karşılık «kalem», «defer» atalım mı? Yeri­ne daha iyisini bulmadıkça atamayız.Gerçek olan şudur ki, kelime yarat­mak ihtiyacındayız. Fakat bunun da bir Meselâ «durmak» ve Kelime yaratmak bazen çok aceleye geldi. Aslolan tunun daha ağır ve te­sirli olmasıdır. Biz çalışmalarımıza bu yoldan devam ediyoruz. Bu mevzudaki faaliyetimiz cümlesinden olmak üzere yayınlarımızın sayısı, broşürler ve klavuzlar hariç olmak üzere, 200'e yaklaşmıştır.»

Genel Sekreter kurumun daha müsa şartlar altında çalışmasını temin ga­yesiyle yeni bir bina inşaatına başlan­dığını söylemiş, bugün toprak tesvi­yelerine başlanan ve 300 bin liraya mal olacağı tahmin edilen binanın bir sene İçinde tamamlanacağını ifa­de etmiştir.

25 Haziran 1957

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün iti madnamelerini takdime gelen yeni Arjantin Büyükelçisi Ekselans Mamı el Diale Paz'ı saat 15,15'te, yeni Ko­re Büyükelçisi Ekselans İl Kwonc hung'n saat 16,15 te ve yeni Japon Büyükelçisi Ekselans Shirojiyuki'yi saat 17'de mutad merasimle kabul et­miştir.

Bu kabullerde Nafıa Vekili ve Harici­ye Vekâleti Vekili Eteni Menderes de hazır bulunmuştur.

 Ankara :

Devlet Vekili ve Milli Müdafaa Vekâ­leti Vekili Semi Ergin, yurdumuzun en hücra yerlerine varıncaya kadar en son sistem ve teknik cihazlarla faaliyette bulunan Tapu ve Kadastro Umum Müdürlüğünün çalışmaları hakkında Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki izahatı vermiştir:

«Memleketin ekonomik, sosyal, kültü­rel ve politik hayatı ile sıkı sıkıya alâ­kalı bulunan iskân işlerimiz, bütün devlet dairelerinin işbirliğini .zaruri kılacak bir vüsat ve ehemmiyettedir. Bundan dolayıdır ki, iskânın muayyen bir politikaya ve ilmi esaslara göre bir program dahilinde yapılması lâznn geldiğini gören hükümetimiz, esaslı bir politikaya ve ilmi esaslara dayan­mayan plânsız ve programsız iskân­ların tasfiyesine ve vatandaşların bu yoldaki ıstıraplarını tahfife çalışır­ken, bir taraftan da 1925 yılında tesis edilerek yalnız şehirlere inhisar eyle­miş bulunan tapu, kadastro islerine de  geniş  bir  şekilde  yer  vermiştir.

1950 yılı Mart ayında yürürlüğe giren 5602 sayılı tapulama arazi kadastrosu kanununun aynı yıl tatbikatı muva­cehesinde 1950 yılında 15, 1951 yılın­da 10, 1952 yılında 17, 1953 yılında 2İ, 1954 yılında 40, 1955 yılında 33, 1956 yılında 18 ve'1957 yılında ise yeniden 22 arazi kadastrosu müdürlüğü ihdas edilmiş ve bu suretle araai kadastro­su müdürlüğü 176 ya çıkarılmıştır.

Memleket ölçüsünde tatbiki zarurî olan bu işe 15 müdürlük ve 197 teknik elemanla başlanılmışken bugün 176 müdürlük ve 1357 teknik eleman mev­cuttur. 1950 yılında ölçüler çelik şe­ritle yapılmakta iken 1951 yılında alı­nan 150 takedmetre ile daha fennî öl­çü yapılması sağlanmış ve âlet yekû­nunu 1956 da 469'a yükseltmek kabil olmuştur. Bü sahadaki faaliyet neti­cesinde,

1950 yılında 184067 1951 yılında 23856S 1952 yılında 3S3908, 1953 yılında 412377, 1954 yılında 445463, 1955 yılın­da 542644, 1956 yılında 543041 dönüm­lük gayri menkulün kadastroları ya­pılmıştır.

Böylece altı yıl zarfında 2.750.068 gay­ri menkulün kadastrosu ikmâl ve plâ­na müstenid tapu sicilleri vücuda ge­tirilerek sahiplerine çaplı tapu senet­leri tevdi edilmiştir;

Tapulama işlerine sürat ve .sıhhatin temini, ileri memleketlerde tatbik edi­len aerofotogrametri sistemiyle sağ­landığı ve klâsik metoda nazaran kıyaslanamıyacak derecede zaman ve masraftan ekonomi sağladığı için bu sistemin memleketimizde de tesisi dü sunulmuştur.

Semi Ergin, sözlerine devamla," aero­fotogrametri sisteminin tatbiki hak­kında da şunları söylemiştir:

 «Aerofotcgrametri sisteminin tatbiki­ne 6587 sayılı kanunun 27/5/1955 ta­rihinde yürürlüğe girmesi ürerine başlanılmıştır. Bugüne kadar takeomeîrik olarak ya­pılan tapulama işlerimiz, aerofotog rametri sisteminin tatbikiyle fevkalâ­de hızlanmış, bu maksat için gerekli iki harita tayyaresi (biri muvakka­ten ordudan) komple bir foto labora­tuarı, iki adet fotoplân irca âleti ve üç adet plânıgraf (kıymetlendirme âleti) sat m alınarak kısa bir kuruluş ve hazırlık devresinden sonra semere­lerini vermeğe başlamıştır. 1955 yılın­da 14.500.000 dönümlük sahanın, 1956 yılında da 6.080.000 dahanm fotoğra­fı alınarak mezkur yıllarda 191 ve 618 fotoplân yapılmıştır. 1956 yılında 990.000 dönümlük kıymetlendirme ya­pılarak mahallinde tatbike sunulmuş­tur.

Hâlen klâsik metodla:

1951 yılında 2556065 dönüm, 1952 yı­lında 7260547 dönüm, 1953 yılında 7701523 dönüm, 1954 yılında 5933118 dönüm, 1955 yılmda 5496840 dönüm, 1956 yılında 5435061 dönüm ki ceman 34433154 dönümlük sahanın ölçü ve tesbiti tamamlanmış durumdadır. 1957 mesaisi başında bulunmamıza rağ­men 75000 parsel 800.000 dönüm gayri menkul tapulanmıs olup işe hızla devam edilmektedir.

FGtogrametrik faaliyetimiz Vekâletler arası ihtiyaca da cevap verecek bir hazırlık devresine girmiş, bu maksat­la Nafıa Vekâleti Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü ile yapılan anlaş­ma gereğince, müşterek çalışma saha­larımızdan sulama, kurutma ve baraj bölgelerinden her sene 1/5000 inikyaslı 500000 ilâ 1000000 hektarlık sa­hanın uçuş ve kıymeti en diril m esin e başlanılmış bulunmaktadır.

Kıymetlendirme âletlerinin 24 saat mütemadi çalışmasını sağlayacak ele­man yetiştirildikten sonra bu faali­yetin birkaç misline çıkması kabil olacaktır,

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili Semi Ergin, sözlerini şöyle

bitirmiştir:

«Şunu da derhal ilâve edeyim ki, 1925 yılında faaliyete geçmiş bulunan Ta­pu Kadarstro Müdürlüğü bütün yurt­ta 1950 yılına kadar, yani 25 sene zar­fında ancak 724.095 adet gayri men­kulün kadastrosunu ikmâl edebilmiş­ti.»

 Ankara :

Kızılay Cemiyeti, geçen yıllarda oldu­ğu gibi, bu yıl da memleketimizin ta­bii âfetlere uğramış bölgelerile, sağ­lık tesisleri az veya uzak olan mmia kaiarmdaki hasta ve bakıma muhtaç vatandaşlarımızın muayene ve teda­vilerini parasız olarak yaptırmak, lüzumlu ilâçlarını bedava dağıtmak, aynı zamanda halkfh sağlık eğitimi­ne hizmet etmek üzere, sağlık ker­vanları tertip etmeye karar vermiştir. Millî Müdafaa Vekâletinin de yakın alâka göstererek müzahir olduğu sağ­lık kervanları 2 Temmuzda hareket edecek ve Tunceli. Mardin, Yozgat, Ordu, Giresun, Konya, Burdur, İspar­ta, Muğla, Sivas, Bolu, Kırklareli ve havalilerine giderek 5 Ağustos 19&7 tarihine kadar hasta bakımı ve teda­vileri ile  meşgul  olacaklardır.

Kırklareli vilâyeti ve havalisine ha­reket edecek olan sağlık kervanı 5 Temmuz 1957 tarihinde İstanbuidan ayrılacaktır.

 Ankara :

Kızılayda millî kütüphane karşısında Selçuk Milar tarafından kurulan «Mi lar Mobilya ve Dekoratif Sanatlar Galerisi» bugün saat 13'de Reisicum­hur Celâl E ayar'm huzuriyle açılmış­tır.

Açılış, merasiminde, Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, Maarif Vekili Tevfik İleri ile bazı mebuslar, davet­liler ve basın mensupları da hazır bu­lunmuştur.

Reisicumhur Celâl Bayar, galeriyi ba­şarılar temennisiyle açmış ve mütea­kiben galeri hazır bulunanlar tarafın­dan gezilmiştir. Bu arada Selçuk Mi­lar, Reisicumhurumuza, galeride teş­hir edilen ve tanınmış birçok sanat­kârlara ait sanat eserleri haükmda izahat vermiştir.

 Ankara :

Şehrimizde bulunan İngilia Kraliyet muhafız alayı polo takımı, bugün son karşılaşmasını Ankara Garnizon Kar­ması ile yapmıştır.

Müsabakayı Milli Müdafaa Vekâleti Müsteşarı, Generaller, Kor Diploma­tik ve kalabalık bir halk kitlesi takip etmiştir.

Garnizon takımı dört devrede de de­ğişik bir kadro ile çıkmış, İngiliz ta­kımı da İngiltereden gelen bir oyun­cu ve Pakistan Ata sem il i terinin işti­rakiyle takviyeli olarak maça başla­mıştır.

Garnizon Karmasının üstün oyunu altında geçen müsabakanın ilk devre­si 0 0, beraberlikle bitmiş, ikinci dev­rede takımımız üç, dördündüncü dev­rede de üç olmak üzere müsabakayı 6 0 gibi açık farklı netice ile kazan­mıştır.

Müsabakadan sonra Milli Müdafaa Vekâleti Müsteşarı, misafir takıma hatıra olarak bir kupa hediye etmiş­tir.

Misafir sporcular, Perşembe günü memleketimizden   ayrılacaklardır.

 İzmir :

Hava Kuvvetleri Kumandanlığı tara­fından tertip ve Millî Müdafaa Ve­kâleti Temsil Bürosunca organize «di­len geziler serisinden olarak İzmir gazetelerinin muharrir ve foto mu­habirlerinden müteşekkil bir heyet, bugün Hava Harp Okulu ve Hava Eğitim Kolordu Kumandanlığının Ga_ ziemirdeki tesislerini ziyaret etmiş­tir.

Hava Eğitim Kolordu Kumandanı Korgeneral Tekin Ariburun, gazeteci­ler heyeti ile kumandanlığın konfe­rans salonunda bir müddet hasbıhal­de bulunmuş ve bilâhare yapılan bri­fingi beraberce takip ettikten sonra, misafir gazetecilere kumandanlığın ve hava okullarının diğer tesislerini okul Kurmay Başkanı Kurmay Yar­bay İhsan Göymen gezdirmiş ve bu arada hava muhabere albayı Kemal Atauz,  eğitim  merkezinin  radar  teş

kilâtı ve muhabere cihazları hakkın­da geniş teknik izahatta bulunmuş­tur.

Son olarak Hava Kuvvetlerimizin mu harip birliklerine çeşitli ihtisas branş­larında kalifiye subay, assubay ve er yetiştiren bu eğitim müessesesinin li­san tekâmül kursu ziyaret edilmiş ve burada gazeteciler heyetine dö kuman  ter bir film gösterilmiştir.

Öyle yemeği kumandanlığın misafiri Olarak subay gazinosunda yenilmiştir.

26 Haziran 1957

 Ankara :

Haber alındığına göre, Binicilik Fe­derasyonu faaliyetlle ilgili olarak, memleketimizde polo müsabakaları­nın İhdas edilmesi ve bunun evvelâ ordu spor faaliyetleri içinde yer al­ması hususunda kararlar alınmıştır.

Eski bir Türk sporu olan polo'mın, Avrupa memleketlerinde olduğu gibi, memleketimizde de spor faaliyetleri arasında yer alması, çok müsait kar­şılanmıştır.

Polonun şimdilik muhafız, süvari, po­lis ve jandarma birlikleri arasında bi­lâhare de, diğer birliklere teşmili mu­tasavverdir.

 İzmir :

M. M. V. Temsil Başkanlığından bil­dirilmiştir:

Memleketimizde misafir olarak bulu­nan ispanya Hava Savunma Kuman­danı Korgeneral Don Julın Rubio Lo pea ve eşi. Hava Savunma Kumanda­nı Tuğgeneral Saim Arma ile birlikte, bu akşam saat 2O'de askeri bir uçakla Eskişehir'den   tamire   gelmişlerdir.

Misafir heyet, Gaziemir Hava Ala­nında askerî merasimle karşılanmış­tır.

 Ankara :

Milletlerarası çalışma konferansına katılmak üzere Cenevre'ye giden Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan'm av­detine kadar kendisine Devlet Vekili Emin Kalafat'm vekillik etmesine dair kararname yüksek tasdike iktiran et­miş ve bugünkü resmî gazetede ya­yınlanmıştır.

 Ankara :

Ortadoğu Teknik Üniversitesi kurucu­larından Fensilvanya Üniversitesi Dekanı Prof. t>r. Perkins, Maarif Ve­kili Tevfik İleri'yi, bugün makamında ziyaret etmiştir. Bu ziyarette Üniver­siteden profesör Gedfey, Genel Sek­reter Er. Necmi Tanyolaç ile Maarif Vekâletinden Emin Hekimgil hazır bulunmuşlardır.

Profesör Perkins, bu ziyareti esna­sında, Ortadoğu Teknik Üniversitesi­nin Ankara'da bir sene içersinde ku­rularak iki fakülte ile tedricata baş­lamasını, bu sene de yeni iki Fakül­te açacağını Öğrenmek ve Üniversite istimlâkinin ve ilk binalarının inşaat natırlıklarının başladığını görmekle çok memnun olduğunu ifade etmiştir. Profesör Perkins, ayrıca on beş' bin talebesi ile, Türkiye ve Ortadoğunun teknik ve kültürel merkezi olacak böyle bir beynelmilel projeyi ele al­makla Türk Hükümetinin gösterdiği basireti taktir ve hayranlıkla karşıla­dığını belirtmiş ve bu projenin tatbi­kinde vazife alanları başarılarından dolayı bilhassa tebrik etmiştir."

Profesör Perkins, bu anda Ankarada kurulacak Üniversite sitesinin mima­rî ve inşaat plânları hakkındaki gö rüşlerini ve beynelmilel bir karakter taşıyan Üniversitenin teşkilât kanunu hakkındaki düşüncelerini de Maarif Vekili Tevfik İleriye arz et mistir.

Maarif Vekili, Profesör Perkinse Üni­versitenin kurucusu olarak bugüne kadar göstermiş olduğu yardım ve hizmetlerinden dolayı bilhassa teşek­kürlerini bildirmiştir.

 Ankara :

Bundan bir müddet evvel Çalışma Vekâletinin tavassutu ile milletlera­rası çalışma  bürosundan    celbedilen

mütehassis Mr. Bonnott memleketimizde yaptığı tetkiklerim müteakip sakatların çalıştırılması, çeşitli sebep ler Ie mesleklerini terk etmek mecburi­yetinde kalanların yeni mesleklere in­tibak ettirilmeleri ve rehabîlitation hususunda bir rapor hazırlamıştı.

Bu rapor alâkalı vekâlet, müessese ve derneklere gönderilmek suretiyle mü­talâaları sorulmuş ve rapordaki tav­siyelerin bir an evvel tahakkuk etti­rilebilmesi için gerekli tedbirleri al­mak üzere mezkûr müessese ve der­neklerin mümessillerinden müteşekkil bir komisyon kurularak çalışmalara başlamıştır.

Komisyonun, İş ve İşçi Bulma Kurumu Umum Müdürünün riyasetinde yaptığı ilk toplantısında mütehassıs Mr. Bennett'in raporu tetkik edile­rek ve hâlen memleketimizde dağı­nık, fakat ilerisi için ümit verici ça­lışmalar mevcut olduğu tesbit edil­miştir.

Mütehassıs Bennett'in raporunda ile­ri sürülen tavsiyeler meyamnda bil­hassa sakat ve teberkülozlular için bir Millî İstişare Meclisi kurulması, mevcut dağınık çalışmaların toplu olarak ele alınması, İş ve İşçi Bulma Kurumunun Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerdeki şubelerinde sakatların işe yerleştirilmeleri için çalışmalara başlanması ve sakatların muayyen bir   nisbette iş yerlerinde çalıştırılmalarını temin için, yabancı memleketlerde olduğu gibi, bir kanun hazırlanması hususları komisyonca kayda değer görülmüştür.

İş ve İşçi Bulma Kurumu Umum Mü­dürü Şerif Gürel tarafından sakatla­rın işe yerleştirilmeleri mevzuu ile meşgul olmak üzere kurumun İstan­bul şubesinde yeni bir servisin yakın­da faaliyete geçeceği ve Ankarada Rehabîlitation merkezi kurulması yo­lunda sarfedilen faaliyetler hakkında verilen izahat komisyonca memnuni­yetle karşılanmış, kurulmakta olan Eehabilitation merkezi yanında sun'î uzuv imâl edeceK bir protez atölyesi teşkilinin zaruri olduğu belirtilmiş, kurulacak olan ahimayeli atölye» lerin hazırlık çalışmalarının hemen başlaması, Belediyelerin düşkünler için  mevcut olan  tesislerinde  malûllere rüçhaniyet hakkı tanınması te­menni olunmuştur.

Komisyon varılan kararların Çalış­ma Vekâletine arzına ve Yardım Se­venler Derneği ile Ankara Atatürk Sanatoryumunda sakatlarla ilgili mev cut çalışmaların topluca ve yerinde tetkikine karar vererek ilk oturumu­nu bitirmiştir.

 Eskişehir :

Nato Güney   Avrupa bölgesi Hava Savunma Teşkilâtının denenmesi ve işbirliğinin sağlanması gayesiyle dün başlayan Rosie hava savunma tatbi­katı muvaffakiyetle devam etmekte­dir.

Güney   Avrupa ve Türkiye çerçevesi dahilinde yapılan ve Türk Hava Kuv­vetlerinin de büyük çapta iştirak et­tiği bu tatbikat dört gün devam ede­cektir.

27 Haziran 1957

 İstanbul :

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu Türkiye Millî Komis­yonu Unesco Pedagoçi Enstitüsünün işbirliği ile 5 25 Temmuz tarihleri arasında Moda Kolejinde milletlera­rası bir gençlik kampı kurmağa ka­rar vermiştir. Kampa Avusturya, Af­ganistan, Amerika, Belçika, Danimar­ka, Almanya, Fransa, Hindistan, İran, Irak, İtalya, İsviçre, İngiltere, İspanya, İsveç, Japonya, Hollanda, Lübnan, Libya, Çin, Norveç, Pakis­tan, Yugoslavya ve Finlandiya genç­liği davet edilmiştir.

 Eskişehir :

25 Haziran 1S57 günü başlayan ve Güney Avrupa ile Türkiyenin bütün bölgelerinde yapılan Rosie Rosie Ha­va Savunma Tatbikatı, bugün saat İ7'de sona  ermiştir.

Çok başarılı geçen tatbikatı, Türk Hava Kuvvetleri Kumandanlığının da vetlisi olan İstanbul, Ankara ve İzmir gazetecileri yakınen takip etmiştir.

 İstanbul :

53 milletin iştirak ettiği ve 700 bin âzası bulunan dünya tıp birliği kong­resi 29 Eylül   5 Ekim tarihleri ara­sında îstanbulda yapılacaktır.

Şehrimizde yapılacak olan kongreye 53 millete mensup 500 delege iştirak edecektir.

Bilindiği gibi 1956 dünya Tıp Kongre­si Havanada yapılmıştır.

 Bursa :

Yedinci Türk Merinos Yapağı Sergisi bugün saat 10'da kalabalık bir vatan­daş kitlesinin huzuru ile açılmıştır. Bu münasebetle yapılan törende Vali İhsan Sabri Çağlayangil, Veteriner Umum Müdürlük Şube Müdürlerinden Ömer Özek, Tiftik ve Yapağı Şirketi Umum Müdürü Zeki Madenli, Merinos fabrikası müdürü Şevket Davaz, 8ü merbank erkânı, Bursa yapağı labora­tuarı müdürü Salih Karabel, Veteri­ner Başmüdürü, Vilâyet Müdürü, Me­rinos fabrikası erkânı ve yetiştirici­ler hazır bulunmuşlardır. Sergi açıl­madan evvel Merinos müdürü ile ya­pağı laboratuarı müdürü birer konuş­ma yaparak Merinos yetiştiriciliği üze rindeki çalışmaları belirtmişlerdir.

Müteakiben Vali bir Kitabede bulu­narak Merinos yetiştiriciliğinin mem­leket iktisadiyatına olan büyük tesir­lerini ve yetiştiricilerin bu dâvaya inanmış olduklarım, inkişaf için daha da çalışmak lâzım geldiğini ifade ede­rek kurdelâyı kesmiş ve sergiyi aç­mıştır.

Sergide yetiştiricilerden Kemâl Paşa­nın Azatlı köyünden Hüseyin Ari'nin koçu şampiyonluğu kazanmış, 600 li­ralık ikramiyeden başka hediyeyi al­mıştır. Koçlarda birinciliği Yenişehir Söylemiş köyünden Süleyman Ordu kazanmış ve 500 lira ikramiye ile he  diye almıştır. Koyunlarda birinciliği Karacabsyin Hamidiye köyünden İb­rahim Kutluer kazanmış, 500 lira ik­ramiye ve hediye almıştır. Sergiye 84 yetiştirici iştirak etmiş ve 214 hay­van gelmiştir. Bunlardan 71 yetişti­rici derece almışlardır. Dağıtılan ik­ramiye  mikdarı   7.500  liradır.

28 Haziran 1957

 Ankara :

Bundan bir müddet evvel Büyük Mil­let Meclisince kabul edilmiş olan 6973 sayılı kanunun 29 Haziran 1957 tari­hinden itibaren meriyete girmesi do­layısıyla İşletmeler Vekâleti kaldırıla­rak Sanayi Vekâleti kurulmuştur.

Yeni kurulmuş olan Sanayi Vekâle­tine İşletmeler Vekili Samed Ağ a oğlu tayin edilmiştir.

 Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Baş­kanlığından bildirilmiştir:

28 Haziran 1957 tarihli Cumhuriyet gazetesinin birinci sahif esinde e Gizli Sovyet silâhı» adı altında çıkan ve Her gün gazetesinde mezkûr gazeteye atfen neşredilen, Türk Jet uçakları­nın Boğazlardan geçen Sovyet harp gemilerinin fotoğraflarını aldıklarına .dair yazıların hakikatle hiç bir alâkası yoktur.

 Ankara :

Başvekilimiz Adnan Menderes'in di­rektifleriyle memleketimizin radyo sahasında süratle artan ihtiyacını karşılamak maksadiyle Ankarada ye­niden 120 kilovat takatmda büyük bir verici istasyon kurulması ve bu istas­yonunun modern ve büyük bir stüd­yo binasıyla takviyesi için bir müd­detten beri Devlet Vekili Celâl Yar dımci'nın başkanlığı altında devam eden müzakereler ikmâl edilerek ha­zırlanan mukavele, bugün saat 19.30 .da Basın   Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğünde, Umum Müdür Dr. Halim Alyot ile İngilterenin en ileri gelen firmalarından Marconi Wrre less Telegraph Company müdürlerin­den Mr. Davis arasında imza edilmiş­tir.

Bu yeni büyük istasyonun kurulması sayesinde Ankara radyosunun verici takati 240 kilovata çıkacak ve radyo­nun bütün yurdumuzda gayet .iyi bir şekilde dinlenmesi temin olunacak­tır. Bundan başka, yeniden  kurulacak stüdyo tesisleri ve seyyar röportaj vasıtalarıyla, programlarda büyük te nevvü sağlanacak ve Ankara radyosu dünyanın en modern radyo istasyon­larından   biri   olacaktır.

Mukavele şümulüne giren bina işleri memleketimizde tanınmış inşaat fir­malarından İ.Verdi Ltd. tarafından deruhte edilecektir.

29 Haziran 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko raltan, bugün kendisini makamında ziyarete gelen Japon Büyükelçisi Ek­selans Shiroji Yu Ki ve müteakiben de Arjantin Büyükelçisi Ekselans Ma nuel Diale Faz ile bir müddet görüş­müştür.

 Bursa :

Tanınmış şarkiyatçı İspanyol Profe­sörü Garcia Gomez Bursaya gelmiş­tir. Garcia Gomez burada tarihî eser­leri, abideleri tetkike başlamıştır. Şeh rimisde bir kaç gün kalacak olan İs­panyol âlimine hariciyeden Vedat Uras mihmandarlık etmektedir.

 Ankara :

Çalışma Vekâleti tarafından memle­ketimize davet edilen Milletlerarası Çalışma Teşkilâtı Uzmanı Mr. Ben nett tarafından, sakatların çalıştırıl­ması, çeşitli sebeplerle mesleklerini terketraek mecburiyetinde kalanların yeni mesleklere intibak ettirilmeleri ve rehabilitation hususlarında hazır­lanan rapor üzerinde tetkiklerde bu­lunmak ve bu mevzuların tatbikatını programlaştırmak üzere bir muhte­lit komisyon kurulmuş ve çalışmala­rına başlamıştır.

Komisyon, Sah günü yaptığı ilk top­lantısında aldığı karar gereğince, memleketimizde mevcut, fakat dağı­nık bir halde bulunan rehabilitation çalışmalarını tesbit etmek maksadiy­le bugün şehrimizde bazı tetkiklerde bulunmuştur. Çalışma Vekâleti İş ve İşçi  Bulma  Kurumu  Umum   Müdürü Şerif Gürol ile ilgili şube müdürleri ile Maarif Vekâleti, Sağlık Vekâleti, İşçi Sigortalan Kurumu Umum Mü­dürlüğü, Yardım Sevenler Derneği, Türkiye Eski Muharipler Birliği tem­silcilerinin iştirakiyle yapılan t etki katta KeçIÖrendeki Atatürk Verem Sanatorycmu rehabilitation atölyeleri ile Yardımsevenler Derneğinin Yeni mahalledeki rehabilitation atölyesi zi­yaret edilmiştir. Bu atölyelerde, ve­rem geçirmiş hasta işçiler tarafından muhtelif sanat kollarında vücuda ge­tirilen muvaffakiyetli eserleri komis­yon üyeleri takdir ve hayranlıkla kar­şılamışlar ve tesislerden memleketi­mizde kurulmasına çalışılmakta olan büyük rehabilitation merkezi için ümit verici İntibalarla ayrılmışlardır.

 Ankara :

Ortadoğu meselelerini mahallinde ob­jektif olarak ve hususi mahiyette in­celemek için bir tetkik gezisine çık­mış bulunan Amerikalı profesör, dok­tor, gazetesi ve çeşitli teşekküllere mensup uzmanlardan müteşekkil bir heyet İstanbul'dan sonra bugün An karaya gelmiş, Anıt Kabri ziyaretle Atatürk'ün manevî huzurunda tazim duruşunda bulunduktan sonra şehri­mizin muhtelif yerlerini gezmiştir.

Heyet şerefine Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü tarafından Ankara Palasta bir kokteyl verilmiştir. Bazı Vekâlet mümessilleri ile "üniversite profesörlerinin ve basın mensupları­nın hazır bulunduğu bu kokteyl çok samimi bir hava içinde cereyan et­miş ve k a life mensupları Türkiye hakkında muhtelif sualler sormuş ve bu sualler cevaplandırılmıştır. Gerek bu cevaplardan, gerek İstanbul ve Ankarayı ziyaretten fevkalâde müte­hassis olan Amerikalı misafirler hay­ranlıklarını defaatle belirtmişlerdir.

Kafile Başkanı Brooklyn Kolleji De­kanı Her bert Hewitt Stroup, bir mu­habirimize beyanatta bulunarak ez­cümle demiştir ki:

«Evvelâ gerek şahsım, gerekse kafile arkadaşlarım adına şunu söylemek is­terim ki, bazı gazeteler bizim alâkay­la karşılanmadığımızı yanlışlıkla yazmışlar, seyyahatimiz tamamen hususî mahiyette olup bundan Türkiyedeki Amerikan resmî çevreleri dahi haber­dar edilmemiştir. Böyle olmasına rağ­men memleketinize ayak bastığımız andan itibaren her fırsatta bize çok yakın bir alâka ve misafirperverlik gösterilmiştir. Nitekim şu çok samimi toplantı bunun bariz bir delilidir. Bir kaç günden beri Türk milletinin di­namizmine ve yaratıcılık ruhuna hay ranlıkla şahit bulunmaktayız. Türki yede gördüklerimiz evvelce mevcut elan bilgilerimizi çok daha arttırmış bulunuyor. Bu güzel müşahedelerimizi memleketimize döndüğümüz zaman her yerde anlatacak ve bunu Ameri­kan efkârı umumiyesine duyuraca­ğız. Bu müşahedelerimizin ve edindi­ğimiz bilgilerin iki müttefik ve dost memleket arasındaki münasebetlerde çok büyük faydalar sağhyacağı şüp­hesizdir.»

Kokteyli müteakip Amerikalı misa sirler Türk meslekd aşla rina tekrar teşekkür etmişleri, memleketimizde geçirdikleri günlere ait aziz hatırala­rı unutmayacaklarını tekrarlamışlar­dır.

 İstanbul :

İnhisarlar İdaresi tarafından Malte pede Cevizlik mevkiinde inşa edilecek «Maltepe sigara fabrikası» nın teme­line Reisicumhur Celâl Bay ar ve Baş­vekil Adnan Menderes tarafından ilk harç bugün saat 18.30'da inşaat ma­hallinde yapılan merasimle hayırlı olması dileğiyle atılmıştır.

Bu merasimde Devlet Vekili Cemil Bengü, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Hüsmen, Mebuslar, İstanbul Va­lisi ve Belediye Reisi Prof. Gökay, Da­hiliye Vekâleti Müsteşarı Bilâver Ar gun, Merkez Kumandanı, İnhisarlar Umum Müdürü Ömer Refik Yaltkaya ile, inhisarlar müdür ve mensupları, davetliler, basın mensupları ve kala­balık bir halk topluluğu hazır bulun­muştur. Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes inşaat mahalline gelişlerinde tezahüratla karşılanmış­lar, kısa istirahat anında Gümrük ve

İnhisarlar Vekili Devlet ve Hühümet Reisimize kurulacak fabrikanın ma­keti, plânları üzerinde izahat vermiş, memleketimizdeki tütün istihsali ve istihlâki hakkında sorulan muhtelif sualleri cevaplandırmıştır.

Müteakiben temel atma merasimine geçilmiş. Gümrük ve İnhisarlar Veki­li Hadi Hüsmen şu beyanatı yapmış­tır:

«Bugün  tütün   ve  sigara   sanayimizde,  dolayısiyle  milli ekonomimizde mühim yer tutacak olan Maltepe tü­tün ve  sigara  fabrikasının temelini atmak için burada toplanmış bulunu­yoruz.   Zirai   istihsal   maddelerimizin ayni zamanda döviz temin eden mü­him bir  ihraç maddesi olması itiba­riyle ve en  son  120 bin rekoltesi ile hemen başında  gelen    tütünün millî ekonomimizde  haiz  olduğu  ehemmi­yeti izaha lüzum görmem. Bunun ya­nında mahsus kanuna göre devlet in­hisarı halinde işletilmekte olup    bil­hassa son senelerde çok süratli inki­şaflar kaydeden tütün ve sigara sa­nayiimizin   de   mH5   ekonomim iz de ki yeri  büyüktür.   İnhisarlar   İdaresi  bu sahadaki  faaliyeti  ile  her  sene  mil­yonlarca kilo yaprak  tütünü  mevcut fabrika ve müesseselerinde    işleyerek geniş halk kitlelerinin istihlâkine ar zetmektedir. İdarenin bu faaliyeti bir taraftan devlet hazinesine büyük öl­çüde gelir sağlamakta, diğer taraftan tütün   istihsalimizin   mühim  bir   kıs­mını memleket    dahilinde    değerlen­dirmekte   ve  nihayet  hayat   şartları­nın ıslâhı yolunda hiç bir fedakârlık­tan çekinmediği, geniş işçi kitlelerine müsait çalışma sahaları temin etmek tedir.  Filhakika   1950 yılında  18 mil­yon kilo olan sigara imalât ve satışı 7 sene içinde takriben yüzde 47 nisbetinde bir artış kaydederek 1956 se­nesinde 26 milyon 500 bin kiloya yük­selmiştir.  1957 senesi için imalât    ve satış  tahminimizi 28  milyon  500  bin kilo  üzerinden  yapmış  bulunmakta­yız. 1957 senesinin ilk üç ayma alt is­tatistikler bize sene sonunda bu tah­minimizin de yüzde 10 fazlasiyle ta­hakkuk   edeceğini  şimdiden     göster­mektedir.Tütün  ve  sigara  satışlarından İnhi­sarlar İdaresince 1950 senesinde hazineye temin olunan hasılat 130 milyon 901.612 lira iken 1956 senesinde bu miktar 322 milyon 717 bin 915 liraya yükselmiş bulunuyor. Yüzde yüz kırk sekiz olan bu artış devam ettirilmek­te, ısrar olunan menfi propagandaya rağmen vatandaşların satın alma gü­cündeki artısının da canlı delillerin­den birini teşkil etmektedir.

Muhterem   misafirlerimiz,

İnhisarlar İdaresinin halen İstanbul. İzmir, Samsun, Malatya, Adana ve Bitlis'de olmak üzere altı tütün ve si­gara fabrikası mevcuttur. Bunlardan İstanbul ve Samsun fabrikaları faal halde, İzmir ve Adana fabrikaları ise faaliyetlerini terketmiş olarak mef­suh reji şirketinden devralınmıştı.

Devir tarihinden bir müddet sonra İzmir ve Adana fabrikaları da faali­yete geçirilmiş, daha sonra 1 Eylül 19^9 tarihinde Malatya tütün ve si­gara fabrikası hizmete girmiş ve ni­hayet 1940 senesinde evvelce tamanıiy le el imalât il e çalışan Bitlis atelye si yeni binasında makine ile imalâta başlamıştır. Mefsuh reji şirketi zama­nında İstanbul, İzmir, Samsun ve Adana tütün fabrikalarının yıllık ima lât hacminin 4 6 milyon kilo arasın­da kaldığını görüyoruz. Burada şaya­nı dikkat olan husus, bu imalâtın ancak yüzde 10 unu sigara ve geri kalan % 90 mı kamilen kıyılmış tü­tün teşkil etmesi keyfiyetidir. O za­man günün ihtiyaçları nazarı dikka­te alınarak günde sadece 3 bin kilen yaprak tütünü sigara haline getirebi­lecek kapasitede kurulmuş olan İstan­bul'daki Cibali fabrikasının günlük imalâtı reji şirketinden devr alınma­sını takiben seneden seneye yeni bi­nalar ve katlar ilâve edilmek ve im­kân nisbetinde devamlı İslâhata te­vessül olunmak sayesinde büyük müş­külâtla ve fazla mesai yaptırılmak su­retiyle ancak 35 40 bin kiloya çıka­rılabilmiştir. Bununla beraber fabri­kanın yeni makineleri ağırlıklarına tahammül de edemediği görülerek za­man zaman muvakkat takviyeler, ta­diller yapmak zarureti hasıl olmuş­tur. Bu vaziyetler fabrikanın işletme­cilik icaplarına uygun, dolayısı ile ik­tisadî çalışmasına devamlı olarak maniler ortaya çıkarmıştır. Diğer taraf­tan bütün bu gayretlere rağmen son senelerin tütün ve sigara istihlâkinde müşahade edilen mühim artışlar kar­şısında mümkün olan her türiü tadil ve tevsileri yapılmış olan mevcut fab­rikaların imalâtının kısa bir müddet scnra artık memleketimizin mamul tütün ve sigara istiyacma kifayut et­mez hale gelmesi ayni zamanda siga­ra sanayiimizde bugünün teknik icap­larının ve yeniliklerinin tatbikinin ve bu arada bazı imalât kısımlarında bugün tatbik olunan el emeği yeri­ne hem daha iktisadî hem de daha iyi vasıflı mamulât elde edilmesini sağlayacak makina ikâmesinin zaru­rî görülmesi yeni bir sigara fabrika­sının süratle inşaası mevzuunu orta­ya çıkarmıştır. İşte bugün temeli atı­lacak Maltepe sigara fabrikası bu za­ruretin neticesidir.

Muhterem misafirlerimiz,

Yeni fabrikamızı niçin Maltepede in­şa etmekteyiz? Biraz evvel arzettiğim 1956 senesinin 26 milyon 500 bin kilo olan sigara imalâtının:

10 milyon 237 bin kilosu İstanbul fab­rikasına, 5 milyon 919 bin kilosu İz­mir fabrikasına, 3 milyon 775 bin ki­losu Samsun fabrikasına, 3 milyon 753 bin kilosu Malatya fabrikasına, 1 milyon 689 bin kilosu Adana fabri­kasına, 1 milyon 207 bin kilosu da Bit bis fabrikasına isabet etmektedir.

Görülüyor ki İstanbul tütün ve siga­ra fabrikası memleketimizin sigara istihlâkinin yüzde 40 dan fazlasını karşılamaktadır. Bundan başka ham madde bakımından harmanları teşkil edecek muhtelif menşeli tütünlerin ziraat bölgelerine İstanbul yakın bu­lunmaktadır. Yine İstanbul en büyük istihlâk merkezidir. Mamul âtın istih­lâk" yerlerine şevkinde çeşitli nakliyat imkân ve kolaylıkları mevcuttur. Fil­hakika yeni fabrikanın kurulmakta olduğu saha bizzat müşahede buyu­racağınız veçhile hemen ysnıbaşmda ki deniz ve kara yolları ile ve bir ilti­sak hattiyle bağlanacak olan demir­yoluyla yurdun her tarafına kolaylık­la sevkiyat yapabilecek durumdadır. Bugünkü fabrikalarımız büyük ölçü­de fazla mesai  yaptırılmak  suretiyle ancak hâlen 23,5 milyon kiloya varan istihlâki karşılayabilmektedir. Kur­makta olduğumuz yeni fabrika nor­mal mesai ile çalişmak suretiyle sene­de 17 milyon kilo muhtelif sigara imal edecek kapasiteyi haiz olarak hâlen İstanbuldaki fazla mesai ile 11 mil­yon kilo civarında imalâtı olan Cibali fabrikasının yerini alacaktır. Yeni fabrikamızın plânlarının hazırlanma­sında Amerikan sigara sanayiinde ile ıl mevkii olan Ameriean Machine An Foundry Company» firmasının yardı­mı ile temin 'olunmuştur. İnşaat sa­hası 539.861 metrekare genişliğinde dir. Bu yer için idare 2.497.691 lira ödemiştir ki vasati olarak metreka­resi 5 lirayı bulmamaktadır. Fabrika­nın esas binası ile kazan dairesinin inşası 27/2/1957 tarihinde keşif bede­linden % 8,13 nisbetinde tenzilâtla 7 milyon 532 bin 947 liraya ihale olun­muştur. Mukavelesine göre inşaat 3 senede ikmâl edilecektir. İnşaat için evvelce projesi hazırlayan Amerikan firması tarafından çelik Karkas sis­temi düşünülmüş ise de idare teknik üniversite fen elemanlarına projede esas ve metanetine zararlı olmıyacak şekilde değişiklikler yaptırmak sure­tiyle betonarme esasını tercih etmiş, bu suretle mümkün olduğu kadar in­şaatın hariçten gerilemesini icabettirmiyen yerli malzeme ile yapılması te­min olunmuştur.

Elektrik, su ve diğer fennî tesisata ait projelerin hazırlanmasında İstanbul Teknik Üniversite profesörlerinin me­sailerinden istifade olunmuştur. Yap­tırılan keşfi 5.062.779 lira olan bu kı­sım da ayrı mevzu halinde yakında eksiltmeye çıkarılacaktır.Yeni fabri­kanın haia olacağı hususiyetlerden de. vaktinizi fazla almamak için kısaca bahsetmek istiyorum. Yaprak tütün­ler bünyevî hususiyetleri itibariyle kolaylıkla böceklenmeye müsaittirler. Bu mahsuru fenni şekilde önlemek için yaprak tütünler yeni fabrikanın ihtiva edeceği fumigasyon cihazından muayyen müddet geçirildikten sonra stok depolarında muhafaza edilecek ve bilâhare buradan imalâtı verile­cektir. Yine yaprak tütün bakım ve işleme evlerinden nevi ve menşe iti­bariyle tasnif edilmiş olarak fabrika­lara celbedilen tütünler ekseriya kurumuz halde olduklarından işlemeye elverişli bulunmamaktadırlar. Bundan dolayı muayyen bir elestikiyet ve mu­kavemet verebilmek için bunların ru­tubet derecelerinin arttırılması iktİ2a etmektedir. Hatta denilebilir ki sigara fabrikasyonu bu tavlama ameliyesi ile başlar, fabrikalarımızda şimdiye ka­dar bu hususta gayri fenni dolayısij le kifayetsiz usuller tatbik e dil e gel­mekte olmasına mukabil sigara sana­yii ileri memleketlerde bu da çoktan makineleşmiştir. Yeni fabrikamızda tav ameliyesinde «temevakum» siste­mini tatbik eden Gardayta cihazın­dan istifade edilecektir.

Yeni fabrikamızın bir diğer hususiye­ti de tavlamayı müteakip gelen ve şimdiye kadar tamamen elle yapılan tevrik ameliyesinde yeknesak bir re­çetenin tam ve devamlı olarak elde edilebilmesi için makinenin istimali olacaktır. Mihaniki açım ve tevrik ci­hazları bu ameliyeyi daha mükemmel ve daha süratli yapacaklardır.

Harman reçetelerinin tanziminde tü­tünlerinin menşe ve nevileri ne kadar dikkatle intihap edilirse edilsinler iyice harman edilmezlerse mathıb ve müstakâr evsafta sigara imâl edilme­si mümkün değildir. Yeni fabrika­mızda harmanlama ameliyesini tama­men mihaniki hale getirecek olan ma kin eler temin edeceklerdir. Sigara imaline hazır hale gelen kıyılmış tü­tünlerin makinelere şevki mamul şi­ve anbalâj işleri de kamilen modern garalann muhtelif tarzda paketleme ve anbalâj işleri de kamilen modern makinelerle yapılacaktır. Yeni fabri­kanın imalât kapasitesi hâlen faali­yette bulunan Cibali fabrikasının bu­günkü normal mesai kapasitesine na­zaran % yüz nisbetinde bir artışı te­min edeceği halde yeni fabrikanın iş­çi adedi Cibali fabrikasında çalışmak­ta olan 2809 işçiye mukabil 1900 ola­caktır. Ancak derhal ifade edeyim: Bu fark idaremizin faaliyetleri gün­den güne artan diğer iş yerlerine nak ledilecek olup açıkta bırakılmaları as­la mevzubahis değildir.

Ve nihayet yeni fabrikamızın imalât­ta en son usullerin tatbiki yaprak tü­tün zayiatının önlenmesi,    muharrik

kuvvetten ve el emeğinden tasarruf edilmesi gibi sebeplerle asgari bir he­sapla senede 2 3 milyon lira tasarruf temin edeceğini bunun da inşaat mas raflarının daha kısa bir müddet için­de amorti edilmesini temin edeceğini maruzatıma ilâve etmek isterim. İnhisarlar İdaresinin yaprak tütün ve her türlü malzeme stoklarım muha­faza etmek üzere aynı saha üzerinde 5 bloktan müteşekkil büyük bir an barın inşaası hususu da yakında ek­siltmeye arzolunacaktır.

Fa be ika binası yanında lüzumlu sos­yal tesislere .de ehemmiyet verilmek­tedir. İşçi soyunma, yıkanma yerleri, çocuk yuvası, emzirme odası, spor sa­haları bu mey anda zikrolunabilir. Bütün bu tesislerin bir program dahi­linde ikmâline gayret sarf olunacak­tır.

Emeklerini feragatle fabrikanın çeşit­li faaliyetlerine vakfetmiş ve edecek işçilere medenî durumlarına uyabile­cek şekilde sıhhî şartlan haiz blok lojmanlardan mürekkep bir isçi site­si kurulması da düşüncelerimiz ara­sındadır. İnşaaları idare eliyle yapı­lacak ve mülkiyetleri idareye ait ka­lacak olan bu lojmanlar müsait be­deller mukabilinde işçilerimize kira­lanarak aynı zamanda kendilerinin fabrikaya bağlılıkları da sağlanmış olacaktır.

Muhterem misafirlerimiz,

Bu toplantı vesilesile sigara sanayii­mizin bugünkü durumu ve yeni kuru­lacak fabrikamızın hususiyetleri hak­kında sizlere mümkün olduğu kadar kısaltmak suretiyle maruzatta bulun­maya çalıştım. İnhisarlar İdaresinin senelerden beri her türlü yardımcı teknik ve sosyal tesisleriyle birlikte modern bir siga­ra fabrikasına kavuşmak hususunda­ki halisane emellerinin hükümetimi­zin yardımları ve bilhassa muhterem Başvekilimizin çok yakın alâka ve müzaharetleri sayesinde tahakkuk saf hasma girdiği şu sırada davetimize icabet etmek iû t funda bulunduğunuz­dan dolayı sizlere şahsen ve idaremiz adına en derin şükran ve saygı his­lerimizi arzederken memleketimiz için hayırlı olmasını temenni ettiğim ve güzel İstanbullunuzun bu şirin kö­şesini her manasiyle bir mamure ha­line getirecek olan bu teşebbüsümü­zün temellerine ilk harcı uğurlu elle­riyle koymasını muhterem Reisicum­hurumuzdan ve kıymetli Başvekili­mizden hürmetlerimle rica ediyorum.» Gümrük ve İnhisarlar Vekilinin alâka ile takip edilen konuşmasından son­ra temel sahasına gidilmiş, Reisicum­hur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes alkışlar arasında temele ilk ha re t koymuşlardır.

30 Haziran 1957

 İstanbul :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Alman Deniz Kuvvetleri Kumandan Muavini Tümamiral Gerhard Vagner ve maiyeti bu akşam saat 20.30'da KLM uçağı ile İstanbula gelmiştir.

Misafir heyet Yeşilköy Hava Meyda­nında deniz seyir ve hidrografi daire­si başkam Amiral Samurkaş ve diğer yüksek rütbeli deniş ve kara subayla­rı tarafından karşılanmıştır. Bir me­rasim kıt'ası selâm resmîni ifa et­miştir.

Deniz Kuvvetleri Kumandanımız, Or amiral Altmean'm misafiri olarak ge­len Alman Deniz Heyeti memleketi­mizde sekiz gün kalarak program ge­reğince gezi ve tetkiklerde buluna­caktır.

Büyük Millet Meclisinde Türk Pakistan dostluğu lehinde hararetli te­zahürat :

7 Haziran 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugün saat 15'de yaptığı toplantı, Türk Pa­kistan dostluğunun parlak tezahürlerine vesile vermiş ve Pakistan par­lâmento heyeti başkanı Nevvab Muzaffer Ali ile Meclis. Reisimizin irad ettikleri nutuklar umumî heyet tarafından hararetli alkışlarla karşı­lanmıştır.

Celse, Reis Refik Koraltan'm başkanlığında açıldığı sırada Pakistan parlâmento heyeti üyeleri, kordiplomatik locasına dahil olmuşlar, sa­lonu dolduran mebuslar dost ve kardeş Pakistan parlâmentosunun de­ğerli temsilcilerini uzun uzun alkışlayarak selâmlamişlardır. Heyet âzasmın locada yerlerini almalarını müteakip Refik Koraltan, Büyük Millet Meclisinin misafiri olarak memleketimize gelen kardeş parlâ­mento heyeti üyelerini selâmlamış ve heyet reisinin yüksek meelise hi­tap etmek arzusunda bulunduğunu söylemiş ve bu husus alkışlar ara­sında ittifakla tasvip olunmuştur.

Bunun üzerine misafir heyet başkanı Nevvab Muzaffer Ali, toplantı sa­lonuna davet edilmiş ve sürekli alkışlar ve büyük tezahürat arasında kürsüye gelerek şu konuşmayı yapmıştır:

«Sayın Reis, bayanlar, baylar, aziz arkadaşlar,

Her şeyden önce, gerek İstanbul, gerek Ankara'da bize gösterilen sıcak ve kardeşçe alâka ve kabulden dolayı kendim ve arkadaşlarım namına sizlere ve sizin vasıtanızla Türk milletine teşekkürlerimi arzederim.

Türk ve Pakistan milletleri arasındaki bu sevgi yeni bir şey değildir. Milletlerimiz asırlardanberi an'ane, kültür ve his bağları ile birbirleri­ne sıkı sıkı bağlanmışlardır. Tarih de bunun delilidir. Büyük Moğollar zamanından beri elçilerimiz ve seyyahlarımız müteaddit temaslar yaptılar. Daha yakın bir devrede Balkan ve İstiklâl harpleri esnasında, milletimiz dâvanızla derinden alâkadar olduğu ve mücadelenizi kendi öz mücadelesi gibi kabul etti. Kahramanca mücadeleniz bizim için de bir ilham kaynağı oldu. Bu ilham membaım Türkiye ve Pakistan'ın büyük şahsiyetleri olan Atatürk ve Mehmet Ali Cinnah'a karşı duyduğumuz derin hayranlık teşkil etmektedir. Tesirleri tarih sayfalarında yazılı olan bu şayanı dikkat şahsiyetler, memleketlerimizin istiklâli, şanu şe­ref içinde çalıştılar ve öldüler. Onların başarıları bize camiasında bu­gün işgal ettiğimiz mevkii temin etti. Biraz önce de söylediğim gibi milletlerimiz asırlardan beri birbirleriyle pek sıkı rabıtalar tesis etmişlerdir. Zamanla bu bağlar gittikçe kuvvetlenmektedir. Türkiye ve Pa­kistan'ın da âza bulundukları Bağdad Paktı bu samimî duyguların, beraberliğin ve benzerliğin ifadesi ve buhranıdır.

Burada Pakistan milletinin Kıbrıs meselesinin inkişafları ile de derin­den alâkalandığını ve görüşlerinizi tamamen anlıyarak bütün samimiyetiyle desteklediklerini zikretmeliyim. Kıbrıs meselesi, mâna ve med­lulü beynelmilel olan ve sizin hayatî menfaatleriniz nazarı itibare alın­madan halli mümkün olmayan bir meseledir. Dâvaya alâkanız tabiî bir keyfiyettir. Bu alâka tarih ve coğrafyanın doğurduğu hayatî mü­lâhazalara ve nihayet yalnız memleketimizin değil, bu adayı iskân eden geniş miktardaki ırkdaş ve dindaşlarımızın selâmeti mülâhazası­na istinad etmektedir. Durumunuuz ve hattı hareketinizi derin bir .sev­gi ile müşahede ediyoruz.

Siyasî basiret, olgunluk, realizm, cesaret, sulh dâvasına bağlılık, ada­let ve dürüstlük uygularınızın ve dostlarınıza, prensiplere ve beynel­milel ahlâka karşı an'anevî sadakat ve açık kalpliliğinizin ancak hay­ranıyız.    

Sözlerimi bitirirken, güzel memleketinizi ve buradaki dostlarımızı gör­mek imkânını bahşeden davetinizden dolayı sizlere teşekkürlerimi su­nar ve Pakistan millî meclisindeki arkadaşlarımın samimî tebrik ve se­lâmlarını iblağ ederim.»

Pakistan parlmento heyeti başkanının Kayseri mebusu Ömer Mart ta­rafından tercüme edilen bu nutku, meclis umumî heyeti tarafından sık sık sürekli alkışlarla ve «bravo» sesleriyle karşılanmış ve hararetli tezahürata vesile olmuştur.

Refik Koraltan'm yaptığı konuşma:

Müteakiben Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan bir konuşma yapmış ve demiştir ki:

«Çok muhterem arkadaşlar.. Pakistan parlâmentosu namına memle­ketimize şeref veren ve şimdi de kardeş dost ve müttefik Pakistan mil­letinin necip duygularına tercüman olarak Pakistan parlâmento he­yetinin samimî muhabbetlerini bildiren, muhterem heyet reisinin baş­tanbaşa samimiyetle dolu ifadelerini, güzel hitabelerini dinlediniz.

Şimdi ben de heyetin muhterem reisine yüksek heyetiniz adına ve yük­sek heyetinizin manevî şahsiyetinde Türk milleti adına Pakistanlı kar­deşlerimize, Pakistan heyetine yürekten gelen sevgi ve muhabbeti ar zetmekle bahtiyarım.

Milletlerin birbirine olan sevgileri eğer tarihi münasebetlere dayanı­yorsa, milletlerin birbiriyle olan münasebetleri eğer hakikaten müşte­rek bir kaderin ifadesi oluyorsa bu, tarihin derinliklerinden gelen ve istikbale müteveccih olan büyük bir mâna taşır. İşte bu itibarla heyet reisinin Pakistan ve Türk milletlerinin tarihî, an'anevî ve dinî hisleri­ne tercüman olan büyük duygularına bir defa daha teşekkür etmeyi bir vicdan borcu sayarım.

Filhakika Türk milletinin ıstıraplı anları olmuştur. Türk milletinin de tarihinde hakikaten kendi varlığına, istiklâline tecavüz edilen bir devre olmuştur. Nasıl Türk milleti, tarih boyunca esir olmamış daima efendi yaşamış ve istiklâlini, şeref ve haysiyetini korumak için nasıl hiç'bir fedakârlıktan geri kalmamışsa, Türk milleti o mahrumiyet, ıs­tırap günlerini bertaraf etmesini nasıl bümisse Pakistan'lı kardeşleri­miz de istiklâllerine kavuşmak, hakları olan hürriyetlerine kavuşmak için aynı imanla mücadele etmişlerdir. Onların bu uğurda ne kadar çok ıstırap çektiklerini biz Türkler kadar duyan belki az olmuştur. Çünkü, her dert çeken, dertlinin derdini bilir. Bu itibarla biz, Pakis­tanlı kardeşlerimizin ıstıraplarını yakinen duyanlardanız.

Pakistanlı kardeşlerimiz, İstiklâl harbinde, çevrelerindeki müşküllere rağmen yürekten İstiklâl savaşımızın zafere ulaşması için canla haşla nasıl dua etmişlerse, Türk milleti de Pakistanlı kardeşlerin istiklâline kavuşması için en az kendileri kadar en candan dilek ve arzulariyle duygularını ifadeden asla fariğ olmamışlardır.

Muhterem Pakistanlı kardeşimin gayet yerinde olarak ifade ettikleri gibi, milletlerin müşterek vicdanında toplanan, tarihin getirdiği, an' anelerin hazırladığı, kaderin, büyük menfaatlerin birleştirdiği duygu­ları ifade için millî vicdana tercüman olan dahîlere ihtiyaç vardır. Bun­lardan biri olarak bir tarafta Türkün büyük evlâdı Atatürk, diğer ta­rafta da Pakistan'da da onun mümtaz evlâdı Mehmet Ali Cinnah çık­mıştır. Bu iki dâhi Türk milletinin, Pakistan milletinin, içinde duydu­ğu hürriyet ve istiklâl aşkını realize etmek için bir an geri durmamış­lar, kendi milletleriyle beraber topyekûn kendilerini karşılayan bütün tehlikelere göğüs gererek hürriyet ve istiklâllerine kavuşmuşlardır. O insanlar ebedîdir, asla ölmemişİerdir. Onlar bahtiyar milletlerdir ki böyle dahîler yetiştirmişlerdir.

Aziz arkadaşlarım.. Muhterem hatip haklı olarak bir nokta üzerinde durdu. Gerek Türk milleti, gerek Pakistan milleti bütün dünyanın sa­bırsızlıkla beklediği sulh dâvasını realize etmek için işbirliği, emel bir­liği yapmış bulunuyorlar. Ve işte milletlerimizin bu müşterek duygusu­na tercüman olarak selâhiyetli hükümetleriniz, sizlerin müşterek arzu ve iradenizle Bağdad Paktını vücude getirmişlerdir. Bağdad Paktı öyle bir mukaveledir ki yalnız âkitlerîni değil, sulh bekleyen Ortadoğu'nun, huzur isteyen Ortadoğu milletlerinin, emniyet isteyen Şark milletleri­nin, sulha kavuşmak isteyen milyonlarca insanın müşterek emel, duy­gu ve ideallerini müşterek bir dâva olarak birleştirmiştir. Bağdad Pak­tının tek bir mânası vardır: Bu pakt azaları kendilerinin ve Ortadoğu milletlerinin hayat ve istiklâlini emniyet altında bulundurmak, teda­füi olarak kendi haklarına, kendi şereflerine, kendi haysiyetlerine şa­yet bir tecavüz vâki olursa, şeref, haysiyet ve istiklâllerini korumak maksadiyle ve hiç kimsenin hakkına tecavüz etmemek üzere sadece te­dafüi maksatla yapılmıştır. Hedefi sulhu korumaktır. Hedefi milletle­rin hayatını korumaktadır. Hedefi Bağdad Paktı etrafında toplanan milletlerin, hususiyle coğrafî durumu ile, tarihî an'anesiyle büyük hiz­met ve kuvvet ifade eden Pakistanlı kardeşleriyle beraber, Iraklı kar­deşleriyle beraber, İranlı kardeşleriyle beraber, Türklerle beraber ve ni­hayet bu sulh dâvasını gerçekleştirmek için mütecavizlere karşı sulh yolunda çalışmak ve hakikati anlatmak için gene bu pakt içinde mev­ki alan İngiliz devleti ile, nihayet daha dün Karaçi'deki toplantısını yüksek heyetinizin hassasiyetle takip ettiği Bağdad Paktı Konseyinde kararlattığı veçhile Amerika devletinin askerî kuvvetlerinin de iltihak etmesiyle, bir defa daha sulh dâvasını korumak için emniyeti temin için, hürriyet bekleyen insanlara hürriyetlerini bahşetmek için işbirli­ği, emel birliği yapmışlardır.

Aziz kardeşlerim, Pakistanlı kardeşimiz bugünün değil, tarihin malı olan, Türk milletinin hayatında çok büyük ehemmiyeti bulunan Kıb­rıs meselesine de temas ettiler. Ne güzel, ne samimî konuştular, siyasî mânada, ahdi mânada realitenin ifadesini ne güzel belirttiler, diyorlar ki, bugün beynelmilel kaidelerin mâna ve medlulü odur ki tarihen, hu kukan, istikbal bakımından, strateji bakımından her yönden tamamen Türk olan Kıbrıs meselesi büyük Türk milletinin arzu ve iradesi olma­dan hallolunamiyacaktır.

Ben buradan yüksek heyetiniz namına, bilhassa bu mevzu üzerinde hassiyeti dünyaca belli olan, aziz milletimiz namına, kardeş Pakistan parlâmento heyeti reisine, onun şahsında bütün Pakistan parlâmento .suna ve bütün Pakistanlı kardeşlerimize, dâvamızın bu noktasına can­dan iştirakleri dolayısiyle, teşekkür ederim.

Milletlerimiz kendi haklarına olduğu kadar, başka milletlerin hakla­rına da hürmetkardırlar. Pakistanlı kardeşlerimizin Iraklı ve İranlı kardeşlerimizin ve nihayet pakta dahil olan diğer milletlerin noktai na­zarlarını bütün dünya anlaşmıştır. Bu hususta daha fazla konuşmağa asla lüzum yoktur. Bu Kıbrıs meselesinin tek bir hal çaresi vardır, o da Türk milletinin sözünü almak, muvafakatini almak ve onunla ko­nuşmakla hallolunur. Başka türlü hallolunmaz.

Şimdi arkadaşlar, biraz evvel umumî kelimelerle her milletin kendi an'anesine ve tarihine taalluk eden meseleleri olduğuna işaret etmiş­tim. Arkadaşlarım, biraz daha sarih olmamı istiyorlar. Umarız ki Keş­mir dâvası da beynelmilel hak ve adalet düsturları ve Birleşmiş Millet­ler anayasasında kabul edilen prensiplere göre en yakında halledilmiş Olsun. Türk milletinin candan temennisi bundan ibarettir.

Sözlerime son verirken kardeş milletin muhterem heyeti, bilsinler ki  işte manzara meydanda  kendi kardeşlerinin içinde, arasında, kalple­rinde ve evlerindedirler. Yurt, kardeş yurdudur. Gönlümüz kardeş gön­lüdür ve kalplerimizde yerleri vardır. Hoş geldiler, sağolsunlar.»

Refik Koraltan'm bu konuşması da sık sık sürekli ve hararetli alkış­larla karşılanmıştır.

Müteakiben misafir parlâmento heyeti başkanı, büyük tezahürat ara­sında salondan ayrılmıştır.

Refik Koraltan bu sırada İzmir mebusu Nuriye Pınar ile arkadaşları tarafından verilmiş olan bir takrir bulunduğunu bildirmiştir. Okunan bu takrirde aynen şöyle denilmekteydi:

«Pakistan parlâmentosu sayın heyetinin aramızda bulunmasından duyduğumuz heyecan içinde meclisimizin Pakistan meclisine olan sevgi ve bağlılığiyle birlikte bütün Pakistan milletine huzur ve saadet temennilerimizin iblağına riyasetin tavassutunu rica ederis.»

Tahririn aynı hararetli tezahüratla tasvip olunması üzerine. Refik Ko raltan gereğinin riyasetçe yapılacağını bildirmiş ve müteakiben Büyük Millet Meclisi gündemindeki mevzuları görüşmeğe başlamıştır.

Misafir heyet üyeleri, bu müzakereleri de yarım saat kadar takip et­mişler ve mebusların samimi tezahüratı arasında locadan ayrılmışlar­dır!

Büyük Millet Meclisinde bugünkü müzakereler :

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugün öğleden sonra reis vekillerinden Agâh Erozan'm reisliğinde yaptığı toplantıda Önce sözlü sorular görüşüldü. Rize Beediye Reisi ile Rize Valisi arasında cereyan eden hâdiselere dair Burdur mebusu Fethi Çelikbaş tarafından sorulan sual dolayısiyle kür­süye gelen Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, bu hususa cevap vermek için gerekli malûmatın alınabilmesi maksadiyle bir haftalık mehil is­tedi. Daha sonra birinci müzakeresi yapılacak maddelere geçildi. Ve Ödemiş" vaizi Fevzi Boyar'm cezasının affı hakkındaki Adliye Encümeni maz­batasının geçen celsede başlanmış olan müzakeresine devam edildi. Di­ni siyasete âlet ettiği iddiasıyla 10 ay hapse mahkûm edilmiş olan Fev­zi Boyar'm bu cezasının affı talebi ile Büyük Millet Meclisine müraca­at etmiş, Adalet Komisyonu bu müracaatı inceliyerek hazırladığı maz­batayı umumî heyete sunmuştu.

Bu mevzu üzerinde konuşan Kırşehir mebusu Osman Alişiroğlu ile Kır­şehir mebusu Tahir Taşer, af talebinin bir müstenidi olmadığım ileri sürdüler ve affın aleyhinde bulunarak mazbatanın reddini istediler. Ankara mebusu Ömer Bilen mazbatanın lehinde ' konuştu. Hükümlü, meclisin semahatine sığınarak affını istediğine göre bunu yerine getir­mek gerektiğini söyledi. Ömer Bilen'in bazı mütalâaları muhalefet sı­ralarından gürültülerle karşılandı. Ömer Bilen fikirlerini İsrarla mü­dafaa ederek kendisini sustrumağa kimsenin hakkı olmadığını, bir mebus sıfatıyla düşüncelerini dilediği gibi söyleyeceğini, mazbatanın aleyhinde konuşan hatipler nasıl mütalâalarını ifade etmişlerse, ken­disinin de aynı haktan faydalanacağını ısrarla belirtti. Muhalefet sı­ralarından vâki gürültü ve müdahaleler diğer mebusların protestola­rını davet ettiği için reis, bu vaziyette hatibin sözleri işitilemediğini bildirdi ve meclisi sükûna davet etti. Ömer Bilen, Fevzi Boyar'm affı­nı tekrar talep ederek kürsüden ayrıldı.

Daha sonra Encümen adına konuşan Bingöl mebusu Necati Araş, bu mevzuda ileri sürülen mütalâaları cevaplandırdı. Evvelâ, hâdisede bir maddî hata mevzuubahis olmadığını anlattı. Esasen bu cihetin encü­men mazbatasında da tasrih edildiğini ifade etti. Ödemiş mahkeme­since verilen mahkûmiyet kararının Temyiz Mahkemesi Hususî Daire­since önce bozulduğunu, ancak mahkemenin kararda ısrarı üzerine Temyiz Umumî Heyetinin dosyayı tetkik ederek delillerin takdiri mah­kemeye ait bulunduğu neticesine vardığını, böylece mahkûmiyet ka­rarının tasdik edildiğini nakletti. Sözcü, tashihi karar talebinde buluünnan baş müddeiumuminin cezanın infazını tehire kanunî selâhiyeti  ol­madığını da hatırlattıktan sonra diğer bazı mütalâalara geçti. Fikir suçluları içinde bir Af Kanunu çıkarılması pekâlâ düşünebileceğini, ancak bunun bu mazbata ile doğrudan doğruya alâkası bulunmayan ayrı bir mevzu olduğunu söyledi. Fevzi Boyar gibi meclisten atıfet te­mennisinde bulunacak diğer vatandaşların bu müracaatları da komis­yon tarafından usulü dairesinde tetkik olunarak tabiatiyle Meclis Umumî Heyetine intikal ettirileceğini kaydetti. Diğer bir iddiaya ceva­ben de suçun sübûta ermediği tarzında mazbatada herhangi bir ifade kullanılmamış olduğunu tekrar tasrih etti. Hüküm kat'üeştiği için mahkûmiyetin ancak meclisin atıfeti tezahür ettiği takdirde ortadan kalkabileceğini belirtti ve «bunun takdiri yüksek meclise aittir» dedi.

Daha sonra C. H. P. meclis grupu adına Malatya mebusu İsmet İnönü söz aldı. Dini siyasete âlet etmeye misâl diye gösterilen bir vak'a kar­şısında bulunulduğunu söyleyerek dini siyasete âlet etmeği meneden hükmün mevzuatımıza nereden ve nasıl girdiğini tahlil edeceğini kay­detti. Bunun menbaınm millî mücadeleye kadar uzandığını, Halifenin Anadoluda millî mücadeleye katılanlar kâfirdir diye Şeyhülislâmdan fetva aldığını söyleyerek Fevzi Boyar'ın hareketinin de bundan farksız olduğunu ileri sürdü. Bazı politikacıların dini siyasete âlet etmeği ve bundan fayda beklemeyi demokratik hayatımız için bir vasıta zannet­tiklerini iddia etti. C. H. P. meclis grupu başkanı, Adliye Vekiline hü­cumlarda bulundu. Ve daha sonra sarfettiği bazı kelimeler şiddetli gü­rültülere sebebiyet verdi. Reis, hatibe ihtarda bulunarak kendisini söz­lerini tavzihe davet etti, «o adam» tâbirinden neyi kasdettiğini sordu. Fakat itiraz ve protestolar durmadan artıyor «bir mebusa bu şekilde hitap edemezsin», «ihtikârdan mahkûm olan Edremit Halk Partisi başkanını neye affettirdiniz?» sesleri duyuluyordu.

Reis, gürültünün devamı dolayısiyle sükûnetin bozulduğunu bildirdi ve böyle öevam ederse celseyi tatil edeceğini hatırlattı ve daha sonra ayağa kalkarak tekrar aynı talepde bulundu. Gürültüler yatışmadığı için de bir saat müddetle celseyi tatil etti.

Saat 17.32'de tekrar oturum açıldığı zaman ekseriyetin mevcut olup ol­madığını tesbit için reis yoklama yapılacağını bildirdi. Neticede ekse­riyet bulunmadığı anlaşıldığından Pazartesi günü saat 15'de toplanıl­mak üzere bugünkü toplantıya son verildi.

Büyük Millet Meclîsi Müzakereleri :

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de reis vekillerinden İhsan Baç'm başkanlığında toplandı.

Adliye memur ve kâtiplerinin terfihleri hakkında Kırşehir mebusu Tahir Taşer tarafından hazırlanmış olan kanun teklifinin gündeme alınması hakkında teklif sahibi tarafından verilen takrir üzerine Bütçe Komisyonu adına söz alan Zonguldak mebusu Sebati Ataman, kanun teklifinin halen Bütçe Komisyonunda incelenmekte olduğunu söyledi. Encümende 202 iş bulunduğunu, bunlardan    16'sımn Encümen demine girdiğini, sözü geçen kanun teklifinin gündemi dokuzuncu sı­ra numarasında yer aldığını, sırası geldiği zaman görüşüleceğini söy­ledi.

Daha sonra at yarışları hakkındaki 6132 sayılı kanuna ek kanun lâyi­hasının ikinci müzakeresi yapıldıktan sonra Ödemiz vaizi Fevzi Boyarım cezasının affı hakkında Adliye Encümeni tarafından hazırlan­mış olan mazbatanın geçen celselerde başlanmış olan müzakeresine devam edildi.

Adliye Vekilinin yaptığı konuşma :

Bu mazbata üzerinde reis, ilk sözü Adliye Vekili Hüseyin Avni Gök trük'e verdi. Adliye Vekili, daha evvel konuşmuş olan hatiplere de ce­vap teşkil eden bu konuşmasında meselenin esasını da teşrih etti ve dedi ki:

«6187 sayılı kanuna muhalefet suçundan dolayı Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesince on ay ağır hapse mahkûm Fevzi Boyar'ın cezasının af­fına mütedair arzuhal ve Dahiliye Encümenlerince tanzim kılman mazbatalar yüksek heyetinize intikal edip evvelki celselerde müzakere edilirken Muhalefet Partisi lideri İsmet İnönü'nün af mazbatalarını hazırlamış olan encümenleri, huzurunuzda konuşan kıymetli hatiple­ri, adalet cihazımızı ve naçiz şahsımı ve bilhassa güya hükmün bir bu­çuk seneden beri infaz olunmadığım tamamiyle mesnetsiz ve haksız bir surette İleri sürerek tahkir ve tezyife kalkıştığını, bir atifet olarak yüksek meclisten af talebinde bulunan vaiz Fevzi Boyar'a karşı da ya­şma, başına, mazisine yakışmayacak tarzda şerir ve denî mahlûk söz­lerini kullanmak suretiyle de mumaileyhi tahkir ve tezyif ettiğini esef­le, hattâ hayret ve ibretle müşahede etmiş bulunuyoruz. Bu husustaki teessürümüz şiddetli ve meydana gelen netice de elem vericidir.

İsmet Paşa'ya yüksek huzurunuzda müstahak olduğu cevabıkendisi­nin düştüğü seviyeye düşmeksizin vermezden evvel meselenincereyantarzını ve geçirdiği kanunî safhaları yüksek ıttılaınıza bütünteferru atiyle arzedeceğim.

Ödemiş vaizi bulunan Fevzi Boyar'ın vaiz esnasında sarfettiği  bazı sözler 6187 sayılı kanuna muhalefet suçunu teşkil ettiği  Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilerek bir sene müddetle ağır hapsine 21/3/1955 tarihinde hüküm verilmiştir.

Maznunun temyizi üzerine Temyiz Mahkemesi üçüncü ceza dairesince yapılan duruşmalı tetkikat neticesinde karar âmme şahitleriyle müda­faa şahitlerinin ifade ve beyanları arasındaki mübayenetin muvacehe suretiyle telif edilmemesi ve suç mevzuu olan sözlerin söylendiği esna­da vaızda daha kimlerin bulunduğu sorulup, bunların da malûmatla­rına müracaat olunmaması mucip sebepleriyle bozulmuştur.

Bunun üzerine, Ödemiz Ağır Ceza Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan muhakeme neticesinde, Türk Ceza Kanununun 59'uncu mad­desi de tatbik edilmek suretiyle maznunun on ay müddetle ağır hapis cezası ile mahkûmiyetine 6 Şubat 1956 tarihinde hüküm verilmiştir.

Bu hüküm dahi maznun tarafından temyiz edilmekle, Kezalik Temyiz Mahkemesi Üçüncü Ağır Ceza Dairesince yapılan tetkikat sonunda hükmün tasdikine 24/3/1956 tarihinde karar verilmiştir.

Dosya mahalline iade edilmekle ilâm infaz için 17/4/1956 tarihinde Cumhuriyet Müddeiumumiliğine tevdi olunmuş ve müddeiumumilik­çe de ayiiı tarihte, aynı 17/4/1956 tarihinde ilâmın infazına tgvessül olunmuştur. Ertesi günü, 18/4/1956 tarihinde mahkûm vekili tarafın­dan istida ile müracaat edilerek tashihi karar talebinde bulunulmuş ve bu talebi mutazammm istida ile hüküm dosyası kanunun âmir hükmü gereğince mercii tarafından muktezası ifa edilmek üzere C. Başmüd deiumumiliğine gönderilmiştir.

C. Başmüddeiumumiliğince tashihi karar talebi, 25/5/1956 tarihinde alâkalı daireye müracaatla, maznunun 6187 sayılı kanunun birinci maddesi unsurlarından olan: Ne gibi siyasî bir nüfuz veya şahsî men­faat temini maksadı güdülüğü izah ve münakaşa edilmeden mezkûr maddedeki cürmün tekevvün ettiğinin kabul edilmesi hükmün bozul­masını mucip görüldüğünden bahisle kararın tashihi talep olunmuş ve aynı zamanda 26/5/1956 tarihli telgrafla da keyfiyet Ödemiş C. Müddeiumumiliğine bildirilerek, Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun 322'nci maddesinin (... Başmüddeiumumi tashih talebini varid görmü­yorsa ilâmın icrasını ve aksi takdirde icranın geri bırakılmasını derhal mahalline bildirir) diye yazılı bulunan hükmüne istinaden neticeye kadar infazın tehirini istemiştir.

Bu talep Temyiz Mahkemesi Üçüncü Ceza Dairesinin 17/10/1956 ta­rihli ilâmı ile reddedilmiş, müteakiben C. Başmüddeimumiliğince 26/10/1956 tarihinde vuku bulan itirazın da yerinde bulunmadığına Temyiz Mahkemesi Ceza Umumî Heyetince 28/1/1957 tarihinde karar verilmiştir.

Bunun üzerine C. Başmüddeimumuliğince dosya mahalline iade edil­miş ve infazı C. M. Usulü Kanununun 322'nci maddesine tevfikan Cumhuriyet Başmüddeiumumiliğince tehir edilmiş bulunan ilâm 22 Şubat 1957 tarihinde infaz için, mahkûmun ikametgâhı olan Senirkent Cumhuriyet Müddeiumumiliğine gönderilmiştir. Oraca yapılan araş­tırmada mahkûm adresinde bulunamamış ve Adana'ya gittiği haber alınması üzerine ilâm Ödemiş Cumhuriyet Müddeiumumiliğine iade edilmiş ve bu müddeiumumilikçe de infaz için ilâm 16 Nisan 1957 tari­hinde Adana C. Müddeiumumiliğine gönderilmiş ve mezkûr müddeiumumilikçe de ilâmın infazına tevessül olunmuştur.

Pek muhterem arkadaşlarım, hâdisenin aslı ve esası budur. Görülüyor ki İsmet Paşanın infazın, güya î,5 sene geciktiği veya geciktirildiği yo­lundaki iddiası tamamiyle yersiz ve mesnetsizdir. Vâki kanunî talepler mevzuat dairesinde seyrini takip etmiş ve ancak mahkûmiyet ilâmı 22 Şubat 1957 tarihinde infaz kabiliyetini kazanmış ve aynı tarihte de in­faz için gereğine tevessül olunmuştur.

Muhterem arkadaşlarım, daha dün adalet cihazının sözâe himayesini üzerine almış olan İsmet Paşanın bugün ulvî adalet müessesesini hu­zurunuzda tereddütsüz ve pervasızca kötülemesinin sebep ve mânası­nı ve hattâ gayesini heyeti celilenin takdirlerine arzederim.

Maalesef görüldüğü üzere bazı maksatların ilcası tesiri İle olacak ki, düşünce ve. konuşma insicamını da kaybetme nişaneleri gösteren İs­met Paşa'nm «Osmanlı tarihinde, Türk tarihinde böyle bir adalet cihazı görülmemiştir» diye tezyif ve tahkir ettiği adalet cihazımızın yap­tığı muamele kanun hükümlerine müstenit ve mutabıktır. Nitekim bi­raz evvel de tafsilâtiyle ve delilleriyle arz ve izah eylediğim şekilde, res­mi muamele binlerce ve binlerce emsaline uysun olarak Ceza Muhake­meleri Usulü Kanunumuzun 422'nci maddesinin sarih hükmüne isti­naden Cumhuriyet Başmüddeiumunıiliğince ifa ve icra olunmuştur. Tamamiyle kanun hükümlerinin tatbikine taalluk eden bu mesele ile Adliye Vekilinin veya Vekâletinin bir güna alâka ve irtibatı da mevcut değildir. Binaenaleyh işbu infaz işi ile hiç bir suretle alâkası bulunma­yan Adliye Vekiline ve kanun hükümlerini tatbik etmekten başka bir rolü olmayan adalet cihazımıza çekinmeden ve haris emellerinin şahla­nan telkinlerine kapılarak feryat eden İsmet Paşa her şeyden evvel hiç olmazsa kendi manevî mesuliyetini ve bu tahriki âmiz hareketinin hal­de ve gelecekte tevlid edeceği vahim neticeleri düşünmelidir.

Muhterem arkadaşlarım, İsmet Paşa, vaiz Fevzi Boyar hakkındaki mü­zakereleri, bütün bu hâdiselerin cereyanından mesul bir şahıs olarak takip edenlerden biri bulunduğumu, sustuğumu, yani af talebi hak­kında bir mütalâa serdetmemiş olduğumu da ileri sürdü.

İşte bizi üzen, dikkat, hayret ve gayretimizi de mucip olan bir cihet de bu. İsmet Paşa mebusluk etmiş, Başvekillik etmiş ve Cumhurbaşkanlı­ğı gibi yüksek bir mertebeye erişmiştir. Bu itibarladır ki onun af mev­zuu statüsünün hiç olmazsa ana hatlarını bilmesi icap ederdi. Halbuki İsmet Pasa bunları da unutmuş veya şuur altındaki teskin edilmemiş arzu ve ihtirası unutmasına sebep olmuştur. Arzedeyim :

Mahkûm Fevzi Boyar, her mahkûm vatandaşa anayasamızın tanıdığı hakka istinaden 19/2/1957 tarihli istida ile yüksek meclise müracaat­la affını talep etmiş bulunmaktadır.

Arzuhal Encümenince mezkûr istida Vekâletime gönderilerek bu hu­sustaki mütalâamız sorulmuş ve 23/3/1957 tarihli cevabî yazımızda hâdise izah edilmiş ve ayrıca hükmün Temyiz Mahkemesi Ceza Umumî Heyetinin de tetkikinden geçmek suretiyle kesinleşmiş olduğu ve bin netice mezkûr mahkûmiyet hükmünde bir isabetsizlik olmadığı bildi­rilmiş ve dolayısiyle af talebi terviç edilmemiştir.

Muhterem arkadaşlarım, görülüyor ki, af talebi hakkındaki mütalâa­mızı gayet sarih ve vazıh bir şekilde hem de yazılı olarak Arzuhal En­cümenine 23/3/1957 tarihinde arz ve takdim etmiş bulunuyoruz.

İsmet Paşa benden başka ne istiyor? Konuşup konuşmiyacağım husu­sunun takdiri naçiz şahsıma ait bir keyfiyettir. Yahut meclisi âli em­rederse bir meseleyi izah sadedinde memnuniyetle maruzatta buluna­cağım tabiîdir. İsmet İnönü mazbataları ve müstenidatmı tetkik et­mek zahmetine katlanmış veya alâkalılardan sormuş olsaydı, her hal­de huzurunuzda böyle büyük ve elim bir hataya düşmezdi.

Mahkûm Fevzi Boyar hakkındaki mahkûmiyet hükmünün her türlü dereceleı den geçip kesinleşmiş olması ve ortada adlî bir hata da mev­cut bulunmaması sebebiyle mumaileyhin affına taraftar olmadığımı yazılı olarak Arzuhal Encümenine vazıan bildirmiş olduğumu biraz ev­vel ifade etmiştim. Teyiden    huzurunuzda tekrar arz ve ifade ederim ki, gerek Adliye Vekâleti olarak ve gerek şahsen aynı görüşü muhafaza ve müdafaa etmekteyim. Aynı zamanda hükümetin görüşü de budur.

Hakikat bövle iken İsmet Paşanın sebepsiz, mesnetsiz, yersiz, şahsıma ve adalet cihazına vâki taarruz ve tecavüzünün sebep ve maksadını başka mevzularda ve sahalarda aramanın lüzumuna kaniim. Bu cihe­ti de keza heyeti celilenin yüksek takdirlerine tevdi ediyorum. Bir diğerine hakaret etmek, onun şeref ve haysiyetine tecavüz eylemek güç bir mesele değildir. Bu, her şeyden evvel bir terbiye işidir. İsmet Paşaya da bir başkasının hattâ bir çoğunun hakaret etmesi kabil ve mümkündür. Fakat bu tarz Halk Partisi liderini büyütmez, bilâkis kü­çültür. Nitekim kendisini tamamiyle haksız olarak yaptığı tecavüzleri ve ha­karetleri dolayısiyle müşkül bir duruma düşürmüştür. Bu müşkül du­rumdan kolay kolay kurtulup halasa ereceğini ümit ederim.

Pek muhterem arkadaşlarım, müsaadenizle çok mühim bir noktaya üa temas edeceğim. Cumhuriyet Halk Partisi lideri İsmet Paşanın mah­kûm vaiz Fevzi Boyar hakkında bu kürsü muallâdan söylediği hicap âver sözler huzurunuzda tekrarından teeddüp ettiğim halde İnönü'nün hakikî hüviyetini meydana çıkarması sebebiyle aynen tekrarında fay­da mülâhaza eylediğim içindir ki, müsaadenizle aynen tekrar edece , ğim. Değil Cumhuriyet tarihinde veya Osmanlı tarihinde en geri top­lulukların resmî teşekküllerinde dahi sarfından içtinap edilen sözler­dir. Mahkûm bir vatandaşa huzurunuzda alenen ve pervasızca (şerir ve denî mahlûk) diye hitap etmekten çekinmiyen İsmet İnönü'nün hiç olmazsa Türk milletinden ve onu temsil eden meclisi âliden hicap duy­ması, kanunlarımıza riayetkar olması icap eder.Ve aynı zamanda as­garî terbiye ve edep kaidelerine de saygı göstermesi gerekir.

Kendisine şunu hatırlatırım: Kendisinin musab olduğu uzvî bir arıza­yı, rahatsızlığı, gıyabında hakikat olmasına rağmen beyan edenleri insan şeref ve haysiyetini koruyan ve ona kıymet veren Türk kanun­ları takip etmiş ve böylece İsmet Paşa'nm da şeref ve haysiyetini koru­muş ye fail hakkında kanun hükümleri icra edilmiştir. Halbuki dü­nün İsmet Paşası ve bugünün Malatya mebusu fütursuzca hem de huzurunuzda, af talebinde bulunmuş olan ve anayasanın mahkûm­lara tanınan hakkı kullanan mahkûm bir vatandaş için (şerir ve denî mahlûk) tâbirlerini kullanmaktan çekinmiyor. İsmet İnönü'­nün kullandığı bu tâbirler suç olduğu kadar ayıp, ayıp olduğu kadar da günahtır.

îsmet Paşa bundan başka af talebinin tervici lehinde konuşan kır/met­li arkadaşlarımıza da küçük düşürücü mahiyette isnatlarda bulundu. Fevzi Boyar'ı müdafaa eden hatipleri hülâsatan naçiz şahsımı da ithal ederek Boncuklu İbrahimin  Deli İbrahimin  kadısından değersiz saydı, bu suretle de kötüledi. Ne hazin ve hazin olduğu kadar da vahim bir te­celli...

Muhterem arkadaşlar,

İsmet Paşa'nm geçen celse yapmış olduğu ve  (hazırlıksız konuştum)

diye itiraf eylemiş bulunduğu konuşmasını iki şekilde mânalandirmak mümkündür.

İsm; t İnönü ya muhakemesinin ve sözlerinin murakabesini kaybetme durumundadır veya hazırlıklı olup iltizamen ve fırsat kollamak' sure­tiyle bir hükümet azasına, adlî cihaza ve meclîste konuşan kıymetli mebus arkadaşlara tecavüz ve tariz etmeyi tasmim ve tasavvur eyledi­ğinden bu şekli ihtiyar etmiştir. Bendeniz şahsen ikinci şıkkı kabul edi­yorum. İsmet İnönü hazırlıksız değil, bilâkis hazırlıklı konuşmuştur. Zira kendisi siyaset ve devlet hayatında daima makyevelist bir politika takip etmiş ve muvaffakiyetini bu politikaya bağlamıştır. Fakat İsmet Paşa makyeveli de yanlış anlamıştır.

İsmet İnönü konuşmasiyle büyük Türk milletini yine taassup ve irtica ile haksız şekilde itham etmiş bir duruma düşmüştür.

Bunun en büyük delili sözde inkılâpları koruma için savunmuş... Ne kadar gülünç bir iddia.

İsmet Paşa bu tarzda ve bu şekilde konuşmaya asla mezun değildir. Büyük ve asil milletimiz dindardır ve fakat mürteci değildir. Milletimi­zin manevî inançlarına hiç kimsenin dil uzatmaya hakkı yoktur. Böy­le bir harekete de asla müsaade edilmiyecektir.

İnkılâplarımızın hakikî ve fiilî müdafii de Demokrat Parti iktidarıdır.

Muhterem arkadaşlarım, inkılâpların yapıcısı büyük Atatürk ü koru­mak ve dolayısiyle inkılâpları himaye etmek maksadiyle Demokrat Parti iktidarı Atatürk aleyhinde işlenen cürümleri hakkındaki kanunu hazırladı. O tarihlerde kendileri bu kanuna itirazda bulundular. Niha­yet bu kanunun kabulü ile çok hayırlı ve semereli neticeleri elde edil­di. İktidarımız daima irticaın aleyhindedir. Fakat irticai bertaraf eder­ken hakikî dine de lâyık olduğu kıymeti, ehemmiyeti ve mânayı ver­miş ve tatbikine de geçmiş bulunuyor. Bu politikamız ve icraatımız ile daima iftihar ederiz ve edeceğiz.

Muhterem arkadaşlar,

İsmet Paşanın polimiğe mevzu kılmak, isteyip başaramadığı ve hiç bir suretle de başaramıyaeağı vaiz Fevzi Boyar hakkındaki mahkûmiyet hükmünün ve infaz şeklinin münakaşa ve müzakeresi neticesinde ad­liye cihazımızın ve onu takip eden hâkim ve müddeiumumilerimizin dürüst, feragatli, faziletli ve kanuna bağlı oldukları bir kere daha te beyyün etmiş bulunuyor. Bu hususu yüksek huzurunuzda ifade ve on­lara karşı yapılan maksatlı ve ağır tecavüz ve isnadı sahibine red ve iade ederim. Bu sebeple milletimizin ve meclisi âlinin adalet cihazımı­za karşı olan itimat duygularına tercüman olduğuma inanıyorum.»

C. H. P. Grup Başkanı İnönü'nün konuşması:

Adliye Vekilinin alkışlarla karşılanan bu konuşmasından sonra Cum­huriyet Halk Partisi Meclis Grupu adına konuşan Malatya mebusu İs­met İnönü, sözü geçen suçun seçim zamanında işlendiğini, mahkûmi­yet kararının aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen infaz edilme­miş olduğunu ileri sürdü. «Adalet müsavatı talebindeyiz» dedi.

Seçim zamanında muhalifler için camide «kâfirdir, münafıktır» diyen adamın millî mücadelede çarpışanlar için aynı mahiyette fetva veren müftüden farksız olduğunu ileri sürdü ve dedi ki:

Adliye Vekili vaizin affına muvafakat etmediğini söylüyor.Hükümetin de affa taraftar bulunmadığını bildiriyor. Bu, bizim için yeni malû­mattır.»

İnönü'nün bu sözleri gürültülerle karşılandı. «Dosya da var» seslen duyuldu.

U. H. P. Meclis Grupu Başkanı, sözlerine devamla, sözü geçen mazba­tanın yeni seçimde işlenecek suçlar için nasıl bir muamele takip olu­nacağını memlekete ilân eden bir mânası olduğunu ve Adliye Vekilinin yeni verdiği malûmatın bunu bertaraf etmediğini ileri sürdü.

Bu sırada reis, mevzu haricine çıkmamasını hatibe ihtar etti. Salonda gürültüler artıyordu. İnönü, sözlerine devamla, Fevzi Boyar gibi bir takım vaizlerin yeni seçimlerde de dini siyasete âlet ederek propagan­da yapmalarına müsaade edilip edilmiyeceğini sordu.

Bu sözler gürültülerin tekrar şiddetlenmesine sebebiyet verdi. Reis, sadet dışına çıkmamasını hatibe tekrar ihtarda bulundu. İnönü, Ba­kanın ithamlarına karşı şahsını müdafaa ettiğim, hâkimlere ve adale­te tecavüzde bulunmadığını söyledi. Hâkimlerin vicdanını, şerefini ve ekmeğini Adalet Bakanının tehdit ve tesirinden kurtarmak için sene­lerdir uğraşmakta olduklarını, Adliye Vekili ile Adliye Müsteşarının hâkimleri odalarına çağırarak tehdit ettiklerini iddia etti. Bu sözler şiddetli protestolarla karşılandı. Reis hatibe tekrar ihtarda bulundu ve sadet haricine çıkıldığı kanaatinde olduğu için İnönü'nün konuşmasına devam edip etmemesi hususunda meclisten karar istedi. Konuşmanın devamı lehinde tecelli eden karar üzerine hatip sözlerine devam etti. Fakat yine asıl mevzuu bir tarafa bırakarak adalet mües­sesesi üzerinde güya tesir yapılmakta olduğu ve önümüzdeki seçimler­de bunun tekrarlanmak isteneceği gibi imalarla sadet harici konuştu­ğu için gürültüler tekrar arttır. İnönü, başka bir mevzua daha geçerek Adliye Vekili hakkında meclis reisliğine verilmiş olan istizah takriri­nin neden hâlâ gündeme alınmadığını sordu. Riyasetin bunu geciktir­meğe hakkı bulunmadığını söyledi. Zaman zaman devam eden gürültü ve protestolar arasında, seçimde dini siyasete âlet etmenin tehlikeli bir silâh olduğundan, dinin siyasete âlet edilmesi suretiyle girilecek bîr seçimde asla emniyet aranamıyacağını, ancak vatandaşları birbirlerine düşüreceğini ileri sürdü. Sözünü tekrar hâkim teminatı mevzuuna ge­tirdi.

Tekrar protestoların duyulması üzerine reis dahilî nizamnamenin 92 nci maddesini okudu ve sadet harici konuşan hatibi müteaddit defalar sadede davet ettiğini, fakat sadet dışı konuşmakta ısrar ettiği için şimdi yeniden umumî heyetin oyuna başvuracağını söyledi. Fakat ne­tice, gene hatibin sözü kesilmemesi lehine tecelli etti.

C. H. P. Meclis Grupu Başkanı, Demokrat Parti iktidara geldikten son­ra hâkimlerin dikkatle ayıklandığını, arzuya göre hüküm vermemiş olanların emekliye ayrıldığını iddia etti. Adliye müsteşarının bir hâkimi odasına davet ettiğini söylediği sırada protestolar en şiddetli bir se­viyeyi bulmuştu. Bunun üzerine İnönü, «benim en zayıf tarafım, güler yüz ve tatlı dildir. Zıddıma gittiğiniz takdirde yapmıyacağim şey yok­tur» dedi.

Şiddetli protestoların kesilmesi üzerine de adalet mevzuunun ehemmi­yetinden, adalet mekanizmasının salim işlemesi lüzumundan bahsetti. Adliye Vekilinin hâdiseden bir sene sonra bir vilâyete emir vererek sahte zabıt varakası tanzim ettirdiğini iddia etti. Bu sözleri de şiddetli protestolarla ve gürültülerle karşılandı. Adliye Vekilinin din üzerinde­ki tahrik âmiz ve imâli sözlerinin seçimde din propagandasının geniş mikyasta kullanılması fikrinin delili ise bunun çok tehlikeli olduğunu kaydederek konuşmasını bitirdi.»

Hükümet adına Samet Ağaoğlu'nun yaptığı konuşma :

Müteakiben hükümet adına İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu kürsüye geldi ve şu konuşmayı yaptı:

«Çok muhterem arkadaşlar,

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün tarihinde ve biraz da dünya millet meclisleri tarihinde misline ender rastlanır bir sahnenin kar­şısındayız. Facia mı, komedya mı? Facia ise baş aktörü aynı zat, ko­medya ise baş aktörü gene aynı zat.

Muhterem arkadaşlar.. Eski Devlet Reisi, eski Garp Cephesi Kuman­danı ve bugün şu seviyeye düşmüş olan mebusun dünkü ve bugünkü hüviyetini teşrih edeceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde şu şekilde konuşan laletta­yin bir zat olsaydı, meclisimizin içinden başka bir arkadaş, meselâ ben olsaydım, mesuiiyetime rağmen vahim olmazdı. Ama konuşan zat böy­le değildir. Bu memleketin karanlık günlerinden beri taşıdığı mesuli­yetler ve aldığı roller vardır. Onlar gözümün önünde birer birer bir si­nema perdesi, bir tiyatro gibi canlanıyor. Bu perdeleri size birer birer açacağım. Bu perdeler açılmağa lâyıktır arkadaşlar. Şayet Büyük Mil­let Meclisinin Türk tarihine, Türk demokrasi tarihine karşı bir kusuru varsa, iltica ederek atfınızı istirham ederim, bu kusur bu sahnelerin baş aktörlerine müsamaha göstermesi ve bu müsamahayı geniş bir şe­kilde kullanmış olmasıdır. Tarih bunu bir kusur olarak yazacaktır.

Arkadaşlar.. Şimdi hâdiseleri birer birer tahlil edeceğim. Ama onun Ad­liye Müsteşarını, hükümetin şu veya bu azasını veya diğer arkadaşları tavsif İçin kullandığı kelimeleri kullanmıyacağım. Ne lüzum var bu lâflara? Adliye Müsteşarı orada oturuyor, gelip burada kendisini mü­dafaa edemez. Kendisini burada müdafaa imkânı verilse elbette onun da çok söyliyecekleri vardır. Adliye tarihinden hatıraları vardır. Ka­ranlık odalardan bahsedilir. Hesapsız, kitapsız binlerce vatandaşın çek­tiklerinden bahsedebilir. Tabutluklar içine konmuş insanlardan kulak­larında kalmış sesleri anlatabilir. Ben İsmet İnönü'nün yerinde olsam, mazime döner bakarım, Allaha şükür bugünlere geldim der köşemde otururum.

Muhterem arkadaşlar.. Müsaade ederseniz sözüme İsmet İnönü'nün son tehdidinden başlıyacağım.    Beni korkuttu,    zannederim ki sizi de korkuttu. Son tehdidi şu: «Eğer yumuşak, güler yüzlü olmazsanız, yapmıyacağım yoktur» eliyor.

Ben buradan başlıyorum ve diyorum ki, eski Devlet Reisi Türkiye'nin ikinci Cumhurreisi, Atatürk gibi çok büyük bir adamdan sonra devlet idaresini eline almış olan zatın, yapmıyacağım yoktur şeklindeki ko­nuşmasına bakınız. Bu komedya mıdır, facia mıdır? Komedyadır, çün­kü bu memlekette hür seçimlerle ve mutlak ekseriyetle iktidarı temsil eden Büyük Millet Meclisi karşısında böyle konuşuyor. Bu ancak dik­tatörlük oyunudur. Eski diktatör, eski millî şef mazideki, diktatör ha­yatını şimdi burada oynuyor. Büyük Millet Meclisinin karşısında per­vasız bir tarzda benimle güler yüzlü olmazsanız, size yapmıyacağım şey yoktur, diye bağırıyor. Ne yapacaksınız? Ne yapabilirsiniz? Emir vere­rek ordularınızı mı seferber edersiniz? Vilâyetlere emir vererek, hesap­sız, kitapsız vatandaşları kurşuna mı dizersiniz? Ne yaparsınız? Yoksa polis müdürlerine emir vererek İstanbul hapishanelerinde vatandaşları tabutluklara mı koydurtursunuz? Yoksa Dahiliye Vekilini mi çağırıp memleketteki, bütün milliyetçilerin hepsinin bir gece içinde tevkif edilip mahkûm edilmeleri için emir mi verirsiniz? Unuttuk mu sanı­yorsunuz bütün bunları? Hatırlatayım mı daha Paşa?

Muhterem arkadaşlarım.. Görün hâdiseyi, Allahaşkma görün. Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihinde ehemmiyetli bir gündür, hepsi zapta geçmelidir. Ensâli âti hepsini okusun, ensâli âti memleketin tarihinde eski diktatörlerin kalkıp burada şu şekilde pervasızca, mesnetsiz, delil­siz konuşmasını ibretle, hayretle okusun da bir insanm kendisinin yaptıklarını karşısındakine mal etmekte tereddüt etmeyen bir insanın bu sözleri karşısında hayretler içinde kalsın.

Bakın, ne diyor? Adliye Vekili sahte mazbata yapmış, fakat değil bu memleketin tarihinde, hattâ dünyanın tarihinde sahte mazbata tanzi­minde en hünerbaz insanlar basta zatı âliniz olmak üzere sizlersiniz.

Muhterem arkadaşlar.. Taktiğe bakınız. Geçen celse kalktı, ittiham et­ti. O kadar emniyetle ittiham etti ki bir çok muhterem arkadaşlarımız tereddüde düştüler. Demek bir hüküm, birbuçuk seneden beri infaz edilmemiş.. Olur mu böyle şey, dediler. Adalet Vekili geldi ve izah etti ki, mesele Adalet Bakanlığının kapısına, Büyük Millet Meclisi Mazba­ta Encümenine geldikten sonra uğramıştır. O zamana kadar Adalet Vekâletinin 100 kilometre dışında cereyan ediyor, vaktâ ki Adliye Ve­kâletinin kapısına uğruyor, o zaman Adalet Bakanı, vesikayı burada okudu, ben zaten affa taraftar değildim diyor. Bu vesika karşısında Paşa kürsüye çıktı, fakat şaşırmıştı. Çünkü tahkik etmemiş, tetkik et­memiş, okumamış, hattâ her zaman kendisine yardım edenlere de okut­mamışlar.. Baktı ki hakikat kendisinin dediği p,ibi değildir, mağlûp ol­duğunu anladı. Fakat o zaman ben bu mağlûbiyeti kabul ediyorum, de­meliydi. Kendisine yakışan, kendisinin şahsına, mevkiine yakışan ha­reket, bu mağlûbiyet karşısında «ben hata ettim. Adliye Vekiline teşek­kür ederim, hâdise başka türlü imiş» demekti. Böyle yapsaydı kendi hesabına çok iyi olurdu.

Siz, muhalif genç arkadaşlarım, söze nasıl başlryacağımzı bilmemekte mazursunuz. Çünkü Reisiniz İsmet Paşa bile söze nasıl başlıyacağıni hâlâ bilemiyor. Fakat şaşırdı. Bu sefer yeni bir taktiğe başvurdu. Adliye Vekili Muhte­rem arkadaşımın çok iyi işaret ettiği gibi, İsmet İnönü'nün siyasî ha­yatını tetkik ve tahlil buyurun arkadaşlar.. Hakikaten makyavelizmin en güzel tatbiki numunelerini onun siyasî hayatında bulursunuz. Yani daima karanlık tatbikler, daima arka yoldan yürümeler, daima zayıf sandığı hasmının üzerine elinde hançerle atılmalar ve eli yakalandığı zaman da «şaka ediyordum» demekler.

Kendisine hatırlatırım, mahkemelere tesir etmek bahsinde konuşan adamın mahkemelerin huzuruna çıkıp «Cumhuriyetin şerefi, hepimi­zin şerefi elinizdedir, mahkûm edeceksiniz» diye bağırdığı zabıtlarda yazılıdır. Ama şimdi taktik değişti, bu sefer mevzuu tamamen unuttu, unutmuş gözüktü ve meseleyi yepyeni bir sahaya, dini siyasete âlet et­mek sahasına götürdü ve «siz gelecek seçimlerde dini siyasete âlet et­meye hazırlık yapıyorsunuz» dedi.

Evvelâ ortadaki mevzuu, burada ihdas edilerek devam ettirilen hâdise­yi tetkik edelim. Adliye Vekili niçin konuşmuyor diye soruyor.

Arkadaşlar.. Din siyasete iki türlü âlet edilir. Birincisi dinin bâtıl ta­raflarını tahrik etmek suretiyle karşısındakini aleyhte harekete geçir­mek, ikincisi de bu hâdisede olduğu gibi dini basamak olarak kullan­maktır. İsmet İnönü de geldi, Türkiye Büyük Millet Meclisi karşısında, Türk milleti karşısında din mevzuunu ele alarak dini siyasete âlet etti: Din mevzuunu doğrudan doğruya ortaya attı ve Demokrat Parti ikti­darım irtica ile ittihama kalkıştı. Fakat dikkat ederseniz bugün kürsü­de Fevzi Boyar'dan bahsederken, Fevzi Boyar'ı müdafaa eder tarzda söze başladı. Yani bugün bir taraftan bizi irtica ile ittiham edecek, di­ğer taraftan kendisi muhterem din hâmisi halinde gözükecek... Ne ona, ne buna hacet var. Bahsi buralara getirmemek lâzımdır.

Sonra (tarihte suçlu idarecilerin taktikleri nelerdir?) diye bir başka fasla başladı. Tarihte suçlu idarecilerin ne şekilde suç işlemeğe başla­dıklarının en mükemmel misâllerini mazideki tecrübeleriyle kendisi çok iyi bilmektedir. O, yıkmak istediği, mahvetmek istediği kimseleri, bütün mazisinde ele aldığı kurbanları hep bu şekilde felâkete götür­müştür. Elbette bize dersler verebilir ama biz onlara benzemiyeceğiz. Bu dersler kendi devirleri ile beraber mazide kalmıştır. Biz, bu gibi şey­lere tenezzül etmedik, etmiyeceğiz.

Gene hâdisenin tahliline bir nebze devam edeyim.

Bir defa kabul etti ki, bugün yeni bir hâdiseye muttali olmuş.. Ne imiş bu yeni hâdise? O yeni hâdise Adliye "Vekilinin ve Vekâletinin Fevzi Boyar'm affına taraftar olmadığı hakkındaki vesikadır. Halbuki, bu za­bıtlarda, mazbatada yazılıdır. Devlet riyasetine kadar gelmiş ve adliye dosyaları üzerinde tetkikat yapmakta hüner sahibi olan bir zatın bu kadarcık bir incelemeyi yapmasından daha tabiî bir şey var mıydı? Bu­nu yapamadı ise noktai nazarı ne olduğunu Adliye Vekiline veya hü­kümete niçin sormamış?İsmet Paşa, fevkalâde mahir, kurnaz bir siyasidir. Biliyordu ki Büyük Millet Meclisi bu mazbatayı tetkik ederken, lehte, aleyhte bir çok ko­nuşmalar olacaktır. Elbette kendisine de bazı fırsatlar çıkacaktır. An­kara mebusu Sayın Bilen'in sözlerinde beklediği fırsatı buldu, yakaladım, dedi. Yakaladı ama oltasının ucuna gelen Ankara mebusundan ibarettir. Niçin Ankara mebusu doğru yolda değildir, demedi de bütün Demokrat iktidara sözü getirdi? Niçin Adliye Vekiline getirdi? Türkiye Büyük Millet Meclisinin muhterem manevî şahsiyetine tevcih etti? Se­bep şu: İsmet İnönü'nün tabiyesi, Demokrat Parti iktidara geçtiği gün­den beri yalnız Demokrat Partiyi değil, bunun haricinde bu memleket­te Büyük Millet Meclisi mefhumunu tezlil etmek, tahkir etmektir. Üze­rinde ehemmiyetle duracağım nokta, bu noktadır. Çünkü kendisi Tür­kiye Büyük Millet Meclisi mefhumundan, hakikî Türkiye Büyük Millet Meclisi mefhumundan korkmuştur. Bu mefhumun hatıraları ile onlar uzun seneler vehim ve korkular içinde yaşamışlardır. Bunun için ha­kikî Türkiye Büyük Millet Meclisinin mefhumunu terzil etmek yolun­dadırlar. Bu hâdisede de doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Mec­lisinin manevi şahsiyetine hücum etmek, onu gerilikle itham etmek, dini siyasete âlet ettiği iddiasında bulunmak yolunu tutmuşlardır. Bunda bir bakıma muvaffak olmuştur. Zira isnatları hepimizi mütees­sir etmiştir. Fakat tabyede tam iflâsa uğramıştır. Çünkü İsmet Paşa, karşınızdaki reaksiyon sizi, bütün tecrübelerinize rağmen şiddetle şa­şırtmış bulunmaktadır. Çünkü biz Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil ettiği Türk milletinin bir taraftan dinî hislerine riayetkar olmak lüzumunu takdir ederken, diğer taraftan da dini siyasete karıştırma­mak, dini devlet işlerine karıştırmamak prensibini şimdiye kadar sami­miyetle yürütmüş bulunuyoruz.

Muhterem arkadaşlar.. Hafızalarınızda bir hâdiseyi canlandırmak isti­yorum. Atatürk kanununun konuşulduğu geceyi hatırlayınız. İnkılâbı­mızı korumak onu her türlü tecavüzlerden masun bulundurmak mak sadiyle Atatürk aleyhine yapılacak hareketlerin suç telâkkisi fikrini müdafaa etmek için ben bu kürsüde bulunuyordum. O zaman gene bunlar, Demokrat Partinin karşısına dikildiler ve hürriyeti yakıyorsu­nuz, istibdata gidiyorsunuz, diye bağırdılar. Bu ne büyük tezattır? Ne çabuk unuttunuz bunları?

Sözümü gene İsmet Paşanın bir cümlesini daha hatılatarak bitirece­ğim. Bugün bütün Meclise karşı «hakikatlerden korkuyosunuz» dedi. Hayret. Fakat kendisi böyle sözlere çok alışıktır. Çünkü bir defa da «suçluların telaşı içindesiniz» demişti. Şimdi ise hakikatten korkuyor­sunuz, diyor. Fakat nasıl da feryat ediyor. Paşam, Paşam telâş asıl siz­de.. Bu feryat ve pervasızlık, suçlu olanın telâşından başka hiç bir şey değildir. Bu cüretiniz, doğrudan doğruya suçlu olmanızdan gelen bir pervasızlıktan ibarettir.»

Samet Ağaoğlu, şiddetli alkışlar içinde konuşmasını bitirerek kürsü­den ayrıldı.

Adliye Vekili tekrar kürsüde :

Daha sonra Adliye Vekili kürsüye geldi. İnönü'nün bazı ithamlarına cevap verirken, hatibin tenakusiar içinde olduğunu hatırlattı. Vaizin affına dair mazbata ile Adliye Vekilinin Vekâletin mutabık olmadığını öğrendikten sonra daha önceki beyanatın gayri varid addetmesi ve ge­çen celsede öne sürdüğü mütalaaları geri alması lâzımgelirken bunu yapmamış olduğuna dikkati çekti. İnönünün kürsüdeki beyanlarının  asılsız olduğunu, hem de kendisini başkaların hakaret ve küfür savurarak müdafaaya çalıştığını kaydetti. İfadeleri karşısında Meclisin göterdiği şiddetli reaksiyonu şahsıma müteveccih hakaretlerin müda­faası için kâfi addetmekteyim» dedi. Adliye Vekili, Adalet Bakanlığı ve adalet mekanizması ve şahsen Adliye Vekili hakkındaki bühtanlarını bugün bir başka istikamette tekrarlamış olan İnönü'nün Vekil ve Müs­teşarın hâkimleri tesir altında bıraktıkları yolundaki iddiasının da gayri vârid olduğunu tekrar ve ısrarla belirtti ve bunu Meclise karşı bir borç saydığını söyledi. Hüseyin Avni Göktürk konuşmasını alkışlar ara­sında şöyle bitirdi:

«İsmet Paşa, bu nevi iddiaları ispat etmedikçe, delillerini vermedikçe tarih karşısında en şeni bir mesuliyet altında kalacaktır» dedi.

Daha sonra Konya mebusu Ragıp Atademir söz aldı. Memleketin el sü­rülmemesi gereken müesseselerine dil uzatılmasından duyulan teessü­re tercüman oldu. İnönü'nün tezatlar içinde olduğunu, bir vaizin affı gibi münferit bir mevzuu bir tarafa atarak Adliye müessesesine taarru­za çalıştığını kaydetti.

Hamdi Ragıp Atademir, mahkemelerin tesir altında bırakıldığı iddiala­rına en kesin cevabı bizatihi bu mazbatada bulmak mümkün olduğunu söyledi. «Çünkü mahkeme tesir altında bırakılmış olsaydı, bu hükmü vermezdi» dedi. Adliyeyi hedef tutan taarruzların günlük politika yap­mak gayesini güttüğünü sözlerine ilâve etti. Bir mahkûmun affı hak­kındaki talebin Meclisin atıfetine müteallik bi mesele olduğunu, bu kadar basit bir mevzuu inkılâpların müdafaası bahsi haline getirmenin yersiz bir gayret teşkil ettiğini hatalı bulduğunu açıkladı. Laikliğin dinsizlik demek olmadığına da işaret eden Atademir, Adliye Encümeni­nin hazırladığı af mazbatasına Cumhuriyet Halk Partisinden bir me­busun da imza koyduğunu söyliyerek aralarında anlaşıp fikir birliğine vardıktan sonra buraya gelselerdi fikirlerinde samimiyet aramak müm kün olurdu, dedi. Atademir, înönün'nün ben yapacağımı bilirim de­mekle kimi tehdit etmek istediğini sordu. Korunması lâzım gelen de­mokrasimiz bir tehdit demokrasisi haline gelecek olursa bundan bütün bir neslin zarar göreceğini hatırlattı. İnönü'nün kafasında hâlâ «ben­lik» yaşıyor, hazin olan taraf da budur, dedi. Konya mebusu, muhale­fetin samimî kanaati ne ise o kanaatle ortaya çıkması gerektiğini, muh­telif hâdiseler karşısında islerine gelen hüviyetlerle gözükmenin bey­hude bir gayret teşkil ettiğini sözlerine ilâve etti ve konuşmasını söyle bitirdi: «Bu körpe demokrasiyi korumak istiyorsanız, bu şekildeki si­yaset istismarcılığını terketmelisiniz, doktrin ve ideoloji münakaşaları­na hazırız. Karşı karşıya bu bahislerde konuşabiliriz.»

Müteakiben kifayet takrirleri kabul edildi ve Ödemiş vaizi Fevzi Boyar' ın affına dair olan Adalet Encümeni mazbatası oya konularak reddo lundu ve gündemin diğer maddelerine geçildi.

Kırşehir kanunu tasarısı üzerindeki müzakereler:

Daha sonra Kırşehir'in vilâyet haline getirilmesi hakkında hükümetçe hazırlanmış bulunan kanun teklifinin tercihan ve müstaceliyetle görü­şülmesine başlandı. Önce Dahiliye Komisyonu sözcüsünün teklifi üze­rine Kırşehir kanunuu tasarısı hakkında Bütçe Komisyonunca hazır­lanan mazbatanın değil, Dahiliye   Komisyonu tarafından   hazırlanan mazbatanın müzakeresi reye konularak büyük bir ekseriyetle kabul edildi ve müzakereler bu mazbata üzerinde cereyan etti.

Bu mevzuda Hürriyet Partisi meclis grupu adına Diyarbakır mebusu Yusuf Azizoğlu, C. H. P. adına Malatya mebusu İsmet İnönü, Cumhu­riyetçi Millet Partisi adına Ahmet Bilgin konuştular. Daha sonra Kır­şehir mebusu Mehmet Mahmutoğlu, Kırşehir mebusu Tahir Taşer, Niğde mebusu Hayati Ülkün, Trabzon mebusu Osman Turan söz aldı­lar. Hatiplerin hepsi tasarının lehinde mütalâalar öne sürdüler ve bu arada bazı temennilerde bulundular.

Kanunun heyeti umumiyesi üzerindeki müzakerelerden sonra madde­lere geçildi. Birinci madde, uzun müzakereler cereyan etti. Bazı muha­lefet mebusları Kozaklı ve Hacıbektaş kazalarının da Niğde vilâyetin­den alınarak Kırşehire bağlanmasını teklif ediyorlardı. Niğde mebusu Zihni Öner, aksi mütalâada bulundu ve bunun sebeplerini izah etti.

Dahiliye Vekili Namık Gedîk'in izahları :

İleri sürülen mütalâalara cevap vermek üzere iki defa kürsüye gelen Dahiliye Vekili Namık Gedik şu beyanatta bulundu:

«Nevşehir vilâyetinin bir kazası iken yeniden vilâyet haline getirilmek­te olan Kırşehirin hükümet tasarısı ve Dahiliye Encümenince kabul edilmiş olan bünyes iüzerinde  bu madde münasebetiyle  uzun uzun mü­zakereler cereyan etti. Arkadaşlarımız, Hacıbektaş ve Kozaklının yeni kurulacak Kırşehir vilâyeti bünyesinde mütalâa edilmesi hususundaki noktai nazarlarım ve ellerindeki rakamlara göre mütalâalarını arzı izah ettiler. Buna mukabil aksi tezi müdafaa eden arkadaşlarımız da bu hu­sus üzerinde durdular ve kendi noktai nazarlarını samimiyetle müda­faa ettiler. Bendeniz bir hususa yüksek heyetinizin müsaadeleriyle dik­katini çekeceğim.

Yeniden kurulmakta olan Kırşehir vilâyeti evvelce kurulmuş bulunan Nevşehir vilâyeti dikkate alınmaksızın mütalâa edilemez. Belki Kırşe­hir vilâyeti kurulurken Nevşehir vilâyetinden kendisine bizim teklifi­mize göre intikal edecek olan kazalarla arzu edildiği şekilde tatmin edilmemiş olabilir ve fakat bünyesinden bir kanunla bir vilâyet çıka­ran Nevşehir'in de müktesep bir takım haklarının mevcut olduğunu her şeyden evvel kabul etmek lâzım gelir. Bu müktesep hakkın sadece vilâ­yet değil, o vilâyette yaşayan vatandaşlarımız olarak mütalâa edilmesi icap eder.

Rakamlar ifade edilmek suretiyle Hacıbektaş ve Kozaklının Bütçe En­cümeninde kabul edilmiş olduğu şekilde yeni teşkil edilecek Kırşehir vilâyetinin bünyesi içersinde kalması üzerinde ısrar eden arkadaşları­mız bize yol, köprü ve ırmak mânilerini gösterirken, bu kazaların Kır­şehir içersinde kalması bakımından lehte faktörler olarak bu hususları ifade buyurdular. Fakat, bunları ifade ederlerken heyeti celilenize yüz­de yüz noktai nazarlarını imal edecek şekilde büyük farkları, hattâ leh­te farkları göstermediler. Bölükbaşi arkadaşım burada konuşurken «Hacıbektaş filhakika mesafe itibariyle Kırşehir'den ziyade Nevşehir'e yakındır» dedi.

Büyük bir hüsnüniyetle Kırşehir'in yeniden vilâyet yapılması mevzuu­nu görüşüyoruz ve böyle bir kanun teklifinin getirilmiş olması müna­sebetiyle C. H .Partisi başkanının burada ifade ettiği hususa hepimiz riayetkar olalım. Bu mevzuda birbirimizle münakaşa etmekten tevakki ederek ortaya çıkacak olan yeni bir Büyük Millet Meclisi kararını elden geldiği kadar kıymetlendirmeğe gayret edelim.

Hacıbektaş ile Nevşehir arasındaki mesafe kendilerinin verdikleri raka­ma göre 52 kilometredir. Hacıbektaş ile Kırşehir arasındaki mesafe de yine kendilerinin verdikleri rakama göre 47 kilometredir. Aradaki fark beş kilometredir. Yine kendi ifadelerine ve biraz evvel de. Paşanın ar zettiği gibi bugün bu aradaki mesafeyi ortadan kaldıracak stablize bir devlet yolu da inşa halindedir. Şu halde Hacıbektaş, Kırşehir, Nevşehir arasındaki münasebetler mesafe bakımından kendi 'tekliflerine göre bugün lehte mevcut olduğu ifade edilen bir farktır ki bu da tamamen ortadan kalkmış olacak ve en kısa bir zamanda tahakkuk edecektir. Keza Kozakh Nevşehir arası 96 kilometredir. Kozaklı Kırşehir arası ise 85 kilometredir. Yapılmakta olduğu ifade edilen yol bittiği takdirde bu mesafedeki farkın yine lehte olacağı muhakkaktır. Denecek ki yapıl­mış yol varken neye buna ittiba etmiyorsunuz da yapılacağından ba­hisle böyle bir tasarrufa gidiyorsunuz. Bir vilâyetin kurulması günlük mesele değildir. Herhangi bir vilâyet kurulurken bunun bünyesi içer­sinde mütalâa edeceğimiz kazaların, bu vilâyete olduğu kadar o vilâ­yete de bir şeyler vermek mevkiinde olması lâzım gelir. Şu halde vilâ­yet olacak müstakbel kazalar bu cihetleri dikkate almak suretiyle an­cak tanzim edilir, yoksa mülkî taksimatta bu yolda tasarruflar yapar­ken yüzde yüz herkesi, her vatandaşı ve her kazayı memnun etmeye imkân yoktur. Yeter ki vilâyetlerimiz, bu bağlantıları dolayısiyle hal­ledilmemiş bazı mevzularının süratle halledilmiş olduğunu görebilsin­ler. Manevî münasebetlere gelince, kazalarımızın kendi vilayetleriyle olan manevî münasebetleri yanında başka vilâyetlerle olan manevî münasebetleri de mühimdir. Biz şunu kabul etmek istiyoruz. Ne mesa­fenin az, çok farklı bulunuşu ve herhangi bir yere karabet dolayısiyle bir takım evlerin, yuvaların mevcut oluşu bugün için bu tarz tasarruf­lara bizi aşla bağlamamalıdır.

Biz vilâyetlerimiz arasındaki manevî münasebetleri, tabiî manialardan öteye aşmak suretiyle tesise mecburuz. Bunu mucip bir sebep olarak burada ifade etmek ve buna istinad etmek zannımca kuvvetli olmaz.

Esas üzerinde noktai nazarlarını müdafaa ederken mesafe, manevî münasebetler üzerinde durdular. Kırşehir vilâyeti kurulurken bu yeni vilâyetin müstakbel inkişafları da gözönünde tutularak bu vilâyete ge­çen muhterem vatandaş miktarı ve nüfus bakımından bu kuruluş sıra­sında adlî ve hakkaniyeti elden bırakmamak icap eder. Biz bu tasarıyı yüksek meclise sevkederken bunu da nazarı itibare aldık ve Çiçekdağı m kurmayı tasarladığımız Kırşehir vilâyeti içine ithal ettik.

Bütçe Encümeninde ne oldu arkadaşlar? Kozaklıyı Kırşehire vermeğe mukabil Çiçekdağı da Yozgata terkettiler. Arada büyük fark yok, Büt­çe Encümeni mazbatasının müzakeresini isteyen arkadaşlar, Bütçe En­cümeni mazbatasında Çiçekdağm Yozgata verilmiş olduğunu biliyor­lardı.Nüfus bakımından da meseleyi nazarı itlbare almış olan bizim teklifi­mizin teaddüt ve taayyün etmiş haliyle kabulünü arz ve istirham ede­rim. Maruzatım bundan ibarettir.

Dahiliye Vekili Namık Gedik, daha sonra Fethi Çelikbaşı bir mütalâ­asına da cevap vererek şöyle dedi:

«Çelikbaş arkadaşım, yeni bir prensip ortaya attı. Herhangi bir nahi­yenin kaza, bir kazanın vilâyet veya kazaların vilâyetler İçinde yer de­ğiştirmeleri hususunda hükümet takdirinden çok daha evvel, her şey­den evvel, orada yaşayan halkın hangi tarafı tercih ve ne tarafa ilti­hak edeceği mevzuunda kararının alınması lâzım geldiği prensibini koydu. Şunu arzedeyim ki bizim tatbikat ve mevzuatımız, sureti kati yede bugün böyle bir hususta hükümete vazife ve selâhiyet vermiş de­ğildir. Okudukları İl İdaresi Kanunu da bunların sadece kanunla ya­pılabileceği hükme bağlanmıştır. Bu meseleyi bu şekilde ortaya atar­sanız Kırşehir kanununu getirdiğimiz ve hepinizin ittifakla kabul et­mek üzere bulunduğunuz bir sırada eksik bir muamele yüzünden buna yanaşmamak yani Kırşehirin vilâyet olmasından sarfınazar etmek gibi bir durum hâsıl olur ki zannederim hiç birimizin arzusu bu değildir.»

Bu mevzuda söz alan daha bir çok hatip mevcut olduğu ve vaktin de geciktiği için Büyük Millet Meclisi Çarşamba günü saat 15'de toplan­mak üzere çalışmalarına son verdi.

Reisicumhur Celâl Bayar'ın Afyondaki nutku :

12 Haziran 1957

 Afyon :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün Afyon'da Vilâyet Konağının balko­nundan Afyonlulara hitaben yaptığı konuşmada şunları söylemiştir:

«Sevgili vatandaşlarım, çok muhterem Afyonlular,

Müteaddit zamanlarda aranızda bulunmak şerefini kazandım. Her ge­lişimde bana ve benimle beraber bulunan arkadaşlarıma şimdi olduğu gibi daima büyük muhabbet gösterdiniz. Bunun zaten minnettarı idim. Bu defa da bu muhteşem topluluğunuz ile gösterdiğiniz muhabbet ve itimattan fevkalâde mütehassis oldum. Buna bilhassa teşekkürler ede­rim.

Benim için hareketinizin daha kıymetli olan ciheti vardır. O da şudur ki, sevginiz, muhabbetiniz, itimadınız gün geçtikçe zayıflamamış bilâ­kis resanetini muhafaza etmiş, hattâ arttırmıştır. Sizin bu güzel man­zaranızdan, bu topluluktan anladığım mâna budur. Birbirimize itimat ediyoruz ve memleket meselelerinde fikir mutabakatı üzerinde bulu­nuyoruz.

Sevgili vatandaşlarım,

Ben bu seyehatimi ne bir propaganda maksadiyle yapmış bulunuyo­rum ve ne de memleket meseleleri hakkında vatandaşlarıma genilûmat vermek için yapıyorum. Yalnız müşahedelerimi tesbit etmek için geziyorum. Müşahedelerimi tesbit ettiğim zaman, bana tahmil ettiğiniz çok ağır ve mesuliyeti! vazifeyi daha kolaylıkla yapacağımı sanıyorum. Vatandaşı ocağında ve yerinde görmek, onun fikirlerini Öğrenmek, tek kelime ile milletimizin ilhamına mazhar olmak bizim öteden beri takip ettiğimiz en esaslı bir gayedir. Şu halde bizim de müşahede ettiğimiz muvaffakiyetler, yer yer vücut bulmuş ise bunun sırrını burada ara­mak lâzımdır.

Bana bazı yerlerde sual tevcih ettiler. Dediler ki: «Seçimler geliyor, acaba sizin seyahatinizde bu koku mevcut mudur?», sözümün evvelin­de ifade ettiğim gibi bu yolda hususî bir maksat takip etmeden geziyo­rum. Amma seçim mevsiminin yaklaştığı da bir hakikattir.

Seçimler ne zaman yapılacaktır? Bunu size şu dakikada kat'iyetle ifa­de etmek benim için olduğu gibi hiç kimse için de mümkün değildir. Seçimleri öne almak veya zamanında yapmak gibi şu dakikada veril­miş kararımız yoktur. Ben, bana sual tevcih eden dostlarıma bu suret­le fikirlerimi açıkladıktan sonra «hazır mısınız?» diye bir sual tevcih ettim. Bu da benim hakkım idi. Ben de dostlarıma «büyük imtihan za­manı yaklaşmaktadır, hazır mısınız?» diye sordum. Dediler ki: «Yüzü­müze bakınız. Tamamen itminan içindeyiz, neş'emiz yerindedir ve mil­lî irademizi vicdanımızdan kopan sedaya uyarak hiç fütur getirmeden kullanacağız.» Zaten milletimizden beklediğimiz de budur. Seçimler emniyetle yapılır ve millet iradesini selâbetle kullanır ve onun neticesi mutlaka ve mutlaka milletimiz lehine hayırlı olur.

Memleketinizi çok defalar ziyaret etmiş olduğumu söylemiştim. Bu de­fa da görüyorum ki kararlısınız. Afyon vilâyeti, çok çetin şartlar için­de dahi olsa reyini kendi vicdanının emrettiği şekilde kullanmasını bil­miştir.

Sevgili vatandaşlarım,

Bunlardan size bahsedişimin tek sebebi, sizin millî duygularınızı, va­tan sevginizi ve umumî menfaatlere çok bağlı, olduğunuzu tebarüz etti­rerek haklanmzdaki takdirlerimi ve aynı zamanda takdirlerime şük­ranlarımı ilâve ederek ifade etmekliğim içindir.»

Reisicumhurumuzun bu konuşmaları hükümet meydanını dolduran çok kalabalık Afyonlular tarafından sürekli alkışlarla karşılanmıştır.

Büyük Millet Metlisinde bugünkü müzakereler:

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de reis vekillerinden İhsan Baç'ın başkanlığında toplanarak gündemindeki maddelerin müzakeresine de­vam etti.

İlk olarak Kırşehir vilâyeti teşkiline dair kanun lâyihası görüşüldü. Bi­lindiği üzere, bu lâyihanın müzakeresine geçen celse de başlanmış ve heyeti umumiyesi kabul edilmişti. Birinci madde müzakere olunurken bazı muhalefet mebusları Kozaklı ile Hacıbektaş'ın da Kırşehir'e bağ­lanmasını istemişlerdi. Bugünkü celsede ilk sözü Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (C.M.P.), ve onu takiben de Kırşehir mebusu Osman Bölükbaşı (C.M.P.) aldılar. Her iki hatip, Kozaklı ile Hacıbektaş kazalarının Nevşehir'e değil, yeni kurulacak Kırşehir vilâyetine bağlanması lâzım geldiğinde İsrar edi­yorlardı.

Bunun üzerine kürsüye gelen Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, şunlan söyledi:

«Bu kanun münasebetiyle iki celseden beri devam eden görüşmelerin heyeti celilenizi kâfi derecede tenvir etmiş olduğuna kani bulunmakla beraber, bugünkü konuşmalar karşısında kısaca birkaç noktaya işaret etmeden geçemiyeceğim.

Bir defa evvelki görüşmelerin bir tekrarından ibaret olan beyanlar, Ha­cıbektaş ve Kozaklının yeni kurulacak Kırşehir vilâyeti bünyesi için­de mütalâa edilmesi bakımından evvelce serdetmiş oldukları mucip se­beplere yeni hiç bîr unsur ilâve etmemiştir. Burada mesafelerin müna­kaşası yapıldı. Haritalarda köyler gösterildi. Mevcut olan yollar yok­muş, yapılmakta olan yollar yokmuş gibi gösterilmek istendi ve yapıla­mayacağı hususunda da bazı telkinlerde bulunuldu.

Bir meseleyi kendi iddiamızda haklı olduğumuzu ifade edebilmek için tek cephesi ile ele almaya elbette imkân ve mesağ yoktur. Yol mevzu­unda geçen defa arzettiğim hususlara yeni ilâve edilecek hiç bir şey yoktur. İktisadî münasebetler mevzuunda da lüzumu kadar burada ge­rek bendeniz, gerekse arkadaşlarım maruzatta bulunduk. Kendilerinin hiç kıymet vermedikleri ve fakat bizim dikkatle üzerinde durmamız icap eden bir hususu dahi küçümsiyerek geçtiler ve hattâ diğer vilâ­yetlere ait İstatistik Umurn Müdürlüğünün neşretmiş olduğu bülten veya kitaptan bazı rakamlar okumak suretiyle buna pek fazla kıymet verilmesi mümkün olmadığı hususunu müdafaa etmeye çalıştılar.

Muhterem arkadaşlar, maziden de misâller vermek suretiyle Kırşehir vilâyetinin kaza haline ifrağı esnasında teklif edilmiş olan kanunun li­yakatli müdafii olarak bendenize telmihde bulundular. Bu kanunun yüksek meclis tarafından çıkarılmış olduğu şüphesiz ki kendilerince de malûmdur, kanun şahsen bendenizin değildir.

Hakikaten, evvelce da işaret ettiğim gibi, bu nüfus ve mesahai sathiye meselesi bir vilâyet bünyesinden ikinci bir vilâyet ihdası bahismevzuu olmasa o derece dikkati çekmemesi mümkündür. Ve fakat mevcut ve kurulmakta olan vilâyetlerin müstakbel iktisadî ve içtimaî inkişafla­rında en mühim, en müessir âmil hic şüphe yok ki değerlendirme mec­buriyetinde bulunduğumuz insan unsurudur. Buna elbette kıymet ve­receğiz. Bugün kendilerinin teklif ettiği şekilde bu kanun kabul edilir­se bizim teklif ettiğimiz şekle nazaran Nevşehir vilâyeti kendi bünye­sinden 29 bin nüfus kaybediyor ve kilometre kare olarak da kaybı %21,5'dur. Buna mukabil aradaki fark haddi zatında kıskanılacak bir şey değildir ve fakat bünyesinden bir başka vilâyet çıkarırken diğer vi­lâyetin yani evvelki vilâyetin müstakbel inkişafları üserinde menfî te­sirler icra edecek hususları bertaraf etmek ve iki vilâyet arasında mu­vazeneyi tesis etmek hükümetin vazifesidir. Bizim tasarımıza göre bir tarafta 158 bin, diğer tarafta 160 bin nüfus mevcuttur. Bu cihet kendilerince belki küçümsenebilir. Ama bizce yapılmakta olan ve henüz ik­mal edilmemiş bulunan bir yol meselesinden daha mühimdir. Yol bir mevsimlik, iki mevsimlik bir meseledir. Bunun münakaşasını yapmı yalim. Bu memlekette oylun bize nasıl devredildiğini ve bugün ne hale geldiğini bütün vatandaşlarımızı İşhad ederek konuşabiliriz. Bu iktida­rımızın her zaman ve kısa bir gayretle bertaraf edebileceği engellerden birisidir. Bunu, engel olarak karşımıza çıkarırlarsa, asla kabul etmeyiz.

Sonra bir hususa temas edeceğim, bendenize bazı telmihlerde bulunu­yorlar, siyasî vebal vesaireden bahsediyorlar. Arkadaşlar, dikkatimi çekti, temas etmek istemezdim bu noktaya, fakat Bütçe Komisyonun­da müzakerelerde bendeniz bulunmadım, vazifeli olarak seyahatta idim. Döndükten sonra Bütçe Komisyonunda yapılan müzakerelere ait zaptı tetkik ettim. Yine orada da siyasî vebal üzerine kurmuş olduğu mütalâalar arasında, samimiyetle ifade edeyim ki, ancak bu zabıtları okuduktan sonra öğrenebildim, kendisinin maskatı re'sinin Hacıbek­taş olduğu ve Hasan köyünde doğmuş olduğunu öğrendim, kendisi ifa­de etmiş.

Muhterem arkadaşlar, siyasî vebal, siyasî şaibeden bir kanunu koru­mak için evvelâ bu tarzda bir müdafaaya sureti katiyede yeltenmemek lâzım gelir. Eğer bu kanunun bütün bunlardan azade olarak çıkması, arkadaşlık, dostluk yerine bir takım manevî rabıtalar bahanesi sure­tiyle daha doğmadan bir vilâyette ve kazadaki vatandaşların vicdanla­rına, husumet demiyeceğim, çünkü vatandaşlara bunu telkin etmek kabil değildir, fakat soğukluk telkin etmek asla doğru değildir.

Biz hükümet olarak bu lâyihanın ruhunu ve bu kanunu tamamen si­yasî mülâhazalardan uzak, objektif ölçülere göre getirdik.

Bu hususları yüksek meclisin ittilâma arzederiz ve heyeti celilenizin vereceği karara hürmetkarız arkadaşlar.»

Daha sonra Kırşehir mebusu Mehmet Mahmutoğlu (CM.P.) bir takri­ri olduğunu bildirdi ve riyasete verdi.

Niğde mebusu Zihni Üner (D.P.), Hacıbektaş ile Kozak'm Kırşehir'e bağlanması hakkında ileri sürülen mütalâaların yerinde olmadığını belirten bir konuşma yaptı ve tasarının hükümetçe teklif olunan tarz­da kabulü lehinde bulundu.

Müzakerelerin kifayeti kararlaştırıldıktan sonra Hacıbektaş ve Kozaklı kazaları hakkındaki takrirler reddolundu ve birinci madde ile müte­akip maddeler müzakere ve kabul edildi. Kanunnu yürürlüğe giriş ta­rihi de 1 Temmuz 1957 olarak tesbit olundu.

Lâyiha müstaceliyetle görüşüldüğü için müzakerelerin ikmalini müte­akip reis dahilî nizamname gereğince biri leyhte diğeri aleylıte iki ha­tibe söz vereceğini bildirdi. Aleyhte konuşmak üzere kürsüye gelen Os­man Bölükbaşı, Kozaklı ve Hacıbektaş kazalarının Nevşehir'e bırakıl­mış olmasını tenkid etti, yeni vilâyetin eski kazalarından mahrum edil­mesinin seçim endişesinden ileri geldiğini iddia etti. Bu arada Reisi­cumhuru hedef tutan ve tamamiyle sadet dışı olan bazı sözleri büyük gürültü ve protestolara sebebiyet verdi.

Bunun üzerine tekrar söz alan Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik de­di ki:

muhterem arkadaşlar, ididasmdaki haksızlığı bizzat kabul etmiş olmak münasebetiyle dâvadaki mağlûbiyetini daha evvelden tesbit et­miş bulunan BÖlükbaşımn evvelce hazırlamış olduğu, şimdi az evvel yüksek heyetinizin huzurunda okuduğu yazıyı kemali teessürle ve te­essüfle dinledik. Mesele, Büyük Millet Meclisi kürsüsünde bütün hüvi­yet ve mahiyeti ile ortaya konmuştur. Bölükbaşı kendi seçim bölgesin­de ve şahsî siyasî emellerini tahakkuk ettirebilmek için gayret sarfetmiş bulunmaktadır. Müşarünileyh buraya bu dâvayı evvelâ Kırşehir dâvası diye getirdi. Fakat ondan sonra Kırşehir'i vilâyet yapmak ka­rarı verilince bunu Hacıbektaş dâvası haline soktu. Mesele sarih, me­sele açktır. Biz mümkün olduğu kadar ve büyük bir samimiyetle bu ta­sarrufumuzu siyasî her türlü mülâhazadan uzak olarak yüksek huzu­runuza getirdik ve bunu görülen ihtiyaç üzerinden yaptık. Fakat he­pinizin muvacehesinde Bölükbaşı gene arkadaşlara hakaret etti. Gene devletin başında bulunan şerefli zata bühtan yolu ile hakaret etti, işte Bölükbaşı budur. Kırşehirli, Nevşehirli ve bütün memleketteki vatan­daşlar kendisini bir defa daha hakikî hüviyeti ile tamsın.»

Dahiliye Vekilinin alkışlarla karşılanan bu cevabından sonra Bölük­başı tekrar söz istedi. Reis, dahilî nizamname gereğince buna imkân ol­madığını bildirince israr etti ve bu arada sarfettiğ? bazı sözler şiddetli protestolarla reddolunduğu gibi reis, bu sözlerin meclise hakaret mâ­nasını taşıdığını belirterek BÖlükbaşımn üç celse için meclisten çıkarıl­masını oya koydu. Bu teklif kabul olunduğu için de Bölükbaşı salon­dan ayrıldı.

Büstün sürüşülen diğer kanun lâyiha ve teklifleri ile mazbatalar :

Kırşehir vilâyeti teşkili hakkındaki kanunun bu suretle kabulünü mü­teakip diğer maddelere geçildi. Bir defa müzakereye tâbi konular ara­sında bazı mebusların teşrii masuniyetleri hakkındaki muhtelit encü­men mazbataları vardı. Bu mazbatalar kabul olunarak Bursa mebusu İbrahim Öktem, Diyarbakır mebusu Mehmet Hüsrev Ünal, Bursa me­busu Raif Aybar, Kocaeli mebusu Ekrem Alican, Burdur mebusu Fethi Çelikbaş, Manisa mebusu Muammer Alakant, Kocaeli mebusu Turan Güneş, Çanakkale mebusu Safaattİn Karnakçı, Kırşehir mebusu Ah­met Bilgin, Kars mebusu Turgut Göle'nin teşrii masuniyetlerinin kal­dırılması hakkındaki taleplerin devre sonuna bırakılması kararlaştı­rıldı.

Daha sonra bayram ve genel tatiller hakkındaki kanuna bir fıkra ilâve edilmesi hakkında Kırşehir mebusu Tahir Taşer tarafından yapılan teklif müzakere ve reddolundu. Bu teklif, vilâyet ve kazaların kurtuluş bayramı günlerinin genel tatil günü olarak kabulünü hedef tutuyordu.

Müteakiben Türkiye ile Birleşik Amerika Devletleri namına hareket eden Export Emport Bank Of Washington arasında imzalanan kredi anlaşması ile ekinin tasdikine öair lâyiha ve gene Türkiye ile Amerika arasında akdolunan ziraî emtia anlaşmasının tasdikine dair lâyihanın ikinci müzakeerleri yapıldı. Abdülkadir Hayrettin Özgüven'in mahkûm olduğu cezanın affı hakkında Adliye Encümeni tarafından hazırlanan mazbata kabul edildi.

Bundan sonra, bazı kanun lâyihalarının tercihan ve müstaceliyetle müzakeresine geçildi.

Bunlardan birincisi Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni binaları ile müş­temilâtının tefriş ve tezyini işlerinin yapılması vazife ve selâhiyetleri nin Nafia Vekâletine devri hakkındaki kanun lâyihası idi. Kars mebu­su Mehmet Hazer, Zonguldak mebusu Sebatı Ataman, îzmir mebusu Pertev Arat ve Antalya mebusu Burhanettin Onat'm konuşmalarından sonra lâyiha kabul edildi.

Müstaceliyetle müzakere ve kabul edilen lâyihalardan ikincisi Emekli Sandığı kanununun 6311 sayılı kanunla değiştirilen 22'nci maddesinin  fıkrasının değiştirilmesi hakkında idi.

Üçüncü olarak da Ankara elektrik ve havagazı ve Adana elektrik mü­esseselerinin idare ve işletmelerine dair olan 4325 sayılı kanunun bi­rinci maddesinin tâdili hakkındaki lâyiha müzakere ve kabul olundu.

Zelzeleden zarar görenlere yapılacak yardım hakkındaki lâyiha :

Bugün tercihan müzakere edilen sonuncu lâyiha, Muğla, Denizli, Bo­lu, Aydın ve Sakarya vilâyetleri dahilinde vukua gelen yer sarsıntı­sından zarar görenlere yapılacak yardımlar hakkında idi.

Bu hususta İlk sözü Tunceli (C.H.P.) mebusu Arslan Bora aldı ve dedi ki:

«Memleketimizin son günlerde maruz kaldığı yer sarsıntısı felâketi yalnız bizleri değil, bütün dünya milletlerini son derece müteessir et­miştir. Millî felâketler karşısında her türlü partizan endişelerden sıy­rılarak tek bir vicdan halinde kalplerini birleştiren aziz milletimiz felâ­ketzede kardeşlerinin dertlerine topluca çaresiz olmak hususunda en küçük bir ihmal göstermemiştir. Teessür ve ıstıraplarını paylaşmak, kendilerine geçmiş olsun demek üzere dolaştığım bütün bölgelerde bu bedbaht kardeşlerimizi, gerek iktidarın ve gerekse muhalefetin sıcak ve samimî alâkasından dolayı müteşekkir ve müteselli gördüm. Hükü­metimizin, şu felâketli günlerinde bu kazazede vatandaşların dertleri­ne deva sağlamak hususunda gösterdiği tehalük her türlü takdirin üs­tündedir. Binaenaleyh, hükümet cümlemizin teşekkürüne hak kazan­mıştır.»

Hükümetin vefakâr alâkasını bir kere daha tebcil eden Arslan Bora' dan sonra kanunun heyeti umumiyesi üzerindeki müzakereler tamam­lanarak maddelere geçildi. Üzerinde uzun müzakereler cereyan eden birinci maddede şöyle deniliyordu:

«Muğla, Denizli, Bolu, Aydın ve Sakarya vilâyetleri dahilinde kendileri veya murisleri adlarına tapulu veya tapusuz mutasarrıf oldukları bi­naları, 1957 yılındaki yer sarsıntısında yıkılmış veya oturulamıyacak derecede hasara uğramış olanlarla bu binalarda kiracı bulunanlara borçlanmak suretiyle ve borçlanma bedelleri taksitle ödenmek şartîyle binalar ve mahallî mahiyetteki âmme tesislerini yaptırmak üzere yıllık ödeme miktarı (20 20 10) milyon lirayı geçmemek kaydiyle (50) mil­yon liraya kadar gelecek yıllara sâri taahhütlere girmeye Nafia Vekili ve faizleriyle birlikte bu miktarı geçmemek üzere bono çıkarmaya Ma­liye Vekili mezundur.

Bu maksatla Nafia Vekâleti bütçesine konulacak paralar 1050 ve 2490 sayılı kanun hükümleriyle mukayyet olmaksızın Maliye ve Nafia Vekâ­letlerine müştereken hazırlanıp İcra Vekilleri Heyetince kabul oluna­cak esaslar dairesinde sarfolunur.

Bu kanun gereğince köylerde yapılacak meskenlere ait tahmini bedel­lerin % 50'si Ziraat Bankasınca karşılanır ve senesi içinde yapılacak iş­ler nazara alınmak suretiyle Nafia Vekâletinin talebi üzerine adı geçen banka tarafından mahsubu inşa edilen binaların müstahiklerine temli­ki sırasında yapılmak üzere Nafia Vekâletinin Kızılay Cemiyeti nezdin de bu maksatla açılan hesabına defaten yatırılır.»

Bu madde üzerinde bir çok hatipler söz aldı. Sivas mebusu Baha Ören kol, Bolu mebusu İhsan Gülez, Tunceli mebusu Arslan Bora, Tokat mebusu Selâhattin Gülüt, Çanakkale mebusu Servet Sezgin, Muğla mebusu Nuri Özsan, Erzurum mebusu Sabri Erduman konuşarak fikir ve mütalâalarını açıkladılar. Bütün hatipler zelzele felâketi geçiren bölgelere yardım hususunda hükümetin gayretlerinden takdirle bah­settiler ve tasarının lehinde bulundular. Bu arada, harap okullar için ayrıca tahsisat derpiş edilmesi zarureti üzerinde ileri sürülen bazı mü­talâalara karşı Devlet Vekili Cemil Bengü şu cevabı verdi:

«Birinci maddede miktarı tâyin olunan tahsisat 50 milyon lira olmak­la beraber, 17'inci maddenin son fıkrasında tâyin ve tasrih olunan hiz­metler için, ilgili vekâletlerin bütçelerinde mevcut tahsisat da hareke­te geçeceği için, hakikatte zelzele felâketine maruz kalmış bölgeler için hükümetin düşünmüş ve yüksek huzurunuza teklif etmiş bulunduğu yardımın şümulü daha çok geniş, bir mahiyettedir. Burada yanlız okul­lar değil aynı zamanda hükümet konağı, hastane, emsali âmme hiz­metlerine ait binalar «ilgili vekaletlerce alınacak tahsisatlara göre ter cihan yaptırılır» hükmü mevcuttur. Maddeye gelince bunlar görüle­cektir.

Arkadaşlar «bu bütçelerde mevcut tahsisat dağıldı» diyorlar. Dağılmış olsa dahi bazı tasarruflarla ve bilhassa tamirat fasıllarmdaki mevcut tahsisat ile felâkete maruz kalmış olan bölgelerdeki tamiratın tercihan yapılmasını hükümetiniz prensip olarak kabul etmiş ve kararlaştırmış bulunmaktadır.

Kaldı ki bazı sahalarda bu tahsisatın dahi kâfi gelmiyeeeği görülürse bunu da gerek münakaleler yoluyla veya icap ederse yeniden yapı­lacak tekliflerle yüksek meclisten almak ve karşılamak mümkün olacaktır.»

Devlet Vekili Cemil Bengü, tahsisatın kifayeti mevzuundaki bazı sual­leri cevaben de şunları söyledi:

«Efendim, bendeniz, Sayın Nuri Özsan arkadaşımızın dedikleri gibi, Bütçe Encümeninde arzettim. Hükümet, her şeye takdimen ve müm­kün olan bütün süratle felâketzedelerin bütün yaralarını sarmak için elinden gelen hiç bir şeyi geri bırakmıyacaktir. Bunun için yüksek meclisten istediğimiz tahsisatın kâfi geleceğine biz kaniiz. Arkadaşla­rımız buyuruyorlar ki, ilgili vekâletlerin bütçelerinde, bilhassa âmme hizmetlerini alâkadar eden tesis ve binalar bakımından kâfi tahsisat kalmamıştır. Arkadaşların, bütün vekâletlerin    bütçelerinin kuruşuna kadar nerelere tevzi edildiğini ve bütçelerinde tahsisat kalıp kalmadı­ğını bu kadar yakından tetkik ve murakabe etmekte olduklarını öğ­renmekten elbetteki hükümet olarak zevk duyarız. Fakat hakikat ta­mamen böyle değildir. Elbette bütçelerinin tatbikiyle mükellef ilgili vekâletler kendi uhdelerine terettüp eden âmme hizmetlerini ve bilhas­sa bu kanunun kendisine tahmil edeceği vecibeyi yerine getirmek için her türlü imkâna sahip bulunacaktır.

Ayrıca şunu bilhassa tasrih etmek isterim ki, yapı ile alâkalı tahsisat Nafia bütçesinde mevcut bulunmaktadır. Bu tahsisat henüz tevzi edil­miş değildir. Binaenaleyh müstacelen yapılması gereken bilhassa felâ­ket bölgelerinde okul gibi, hastahane gibi âmme hizmetlerine tahsis edilen binaların biran evvel hizmete girmesi için lüzumlu tahsisata bu­gün sahip bulunmaktayız. Ayrıca, gene Bütçe Encümeninde arzettiğlm gibi 345 milyon liralık, bütün âmme hizmetleri sahalarına sâri kanun teklifi de Bütçe Encümenince kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu itibâr­la okul gibi, diğer âmme tesisleri gibi binaların bütün süratiyle ve hat­tâ mümkün olduğu kadar kış mevsiminden evvel hizmete girmesini te­min etmek üzere her türlü imkâna sahip bulunmaktayız.»

Cemil Bengü, okul tâbirine köy okullarının da dahil olup olmadığı sua­line de cevaben (okul) tâbirine köy okullarının dahil bulunduğunu söyledi.

Vakit geciktiği ve ekseriyet kalmadığı için müzakerelere gelecek top­lantıda devam edilmek üzere içtimaa son verildi.

Büyük Millet Meclisinde bugünkü müzakereler :

19 Haziran 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de reis vekillerinden Fikri Apay­dın'in riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman Antalya mebusu Burhanettin Onat (D.P.) Bü­yük Millet Meclisinin 20 Haziran Perşembe günü saat 15'de 21 Haziran Cuma günü saat 10'da toplanması hakkındaki takriri okundu ve kabul edilmedi.

Tunceli mebusu Arslan Boranın (C.H.P.) bir teklifiyle ilgili olarak mu­vakkat encümen teşkili teklifinin de reddi üzerinde Denizli mebusu Ba­ha Akşit'in (D.P.) muayenehane açmayan tabip ve diş tabipleriyle kim­yager ve eczacılara tazminat verilmesi hakkındaki kanun teklifinin ruznameye alınmasına dair takriri de reddedildikten sonra kanun lâyi­ha ve tekliflerinin şifahî suallerden Önce konuşulması takriri kabul edildiğinden bunların müzakeresine geçildi.

İlk olarak İdarei Umumiye Vilâyet Kanununun 5048 sayılı kanunla muaddel 140'mcı maddesinin değiştirilmesi hakkında kanun lâyihası­nın müzakeresine başlandı. Kars mebusu Sırrı Atalay (C.H.P.) söz ala­rak teklifin tüm olarak lehinde olmakla beraber kendi anlayışına göre teklifin umumî çerçeve İçerisinde diğer devlet memurlarının arasında bir fark doğuracağım, ahengi" bozacağını hiç değilse valilere ait kısmının kabul edilmemesini istedi.

Dahiliye Encümeni adına söz alan Yozgat mebusu Ömer Lütfü Erzu rumoğlu (D.P.) bugünkü tasarının mevcut eski kanunun yeni şartla­ra göre tanzimi için hazırlandığını, içerisinde bulunduğumuz kalkın­ma hamleleri dolayısiyle valilerin daima artan görevlerinin bir karşılı­ğı ve yeni bir hizmet anlayış ve zihniyetinin karşılığı olacağını, söyledi. Adana mebusu Ahmet Kınık (D.P.) aynı şekilde tasarının kabulünü is­tediler.

Dahiliye Vekilinin konuşması:

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik söz aldı ve ezcümle dedi ki:

«Evvelce de bir vesileyle arzettiğim gibi, bizim mülkî taksimatımız memleketin müsbette değişen şartlarına göre ve vatandaşa eda etmek mecburiyetinde bulunduğumuz hizmetleri süratle yakınma götürmek gayesini taşımaktadır ve bunu yapmak kararındayız.

Dahiliye Vekâleti olarak taksimatı mülkiye ve idarî teşkilâtımız da, bu­günkü haliyle hemen hemen vazifesiz durumda bulunan nahiye teşki­lâtımızdan ziyade en küçük ve memleketimiz için müsait bir hizmet ünitesi olan bir kaza haline getirmek ve kazalarımızdan vilâyete doğru inkişafı takip etmek ve yaptığımız etüdler neticesinde vilâyetler bünye­sinde müstakbel bir takım idarî değişiklikler yapmak yolundaki çalış­malarımızı bilhassa ilmî sahada da devam ettirmekteyiz.

Dört yıllık bir programla heyeti celilenize takdim edilmiş bulunan bu nahiyeden kaza kurma tasarımızda müstakbel kuruluşlar için elimiz­deki imkânları hesaba katmak suretiyle 1957, 1958, 1959 ve 1960 sene­lerine serpiştirmeler yapmak mecburiyetinde kaldık. Bugün elimizde mevcut imkânlara göre bizzarur takip etmek mecburiyetinde bulundu­ğumuz bir yoldur. Fakat arkadaşlarımı tatmin etmek için arzedeyim ki, bu teklifimiz asla dört sene içinde dondurulmuş bir teklif mahiye­tinde telâkki edilememelidir. Bundan sonraki yıllarda ortaya çıkacak yeni ihtiyaçlar ve tezahür eden zaruretler ve inkişaflara göre il idaresi kanunun bize tahmil etmiş olduğu vecibeler ve yapılan teklifler vekâle timizce dikkatle incelenecek, yeniden bazı nahiyelerimizin kaza yapıl­masında fayda ve zaruret teşbit edilip imkânlarımız el verirse bunlara da izafe etmek yolunu bulacağız. Kurulmakta bulunan kazalarımız 66 vilâyete tevzi edilirse bu tevzide adalet esasının gözetilmiş bulunduğu­nu takdir buyuracaksınız. Biz, bu kuruluşlarda yeniden elbetteki bir takım ihtiyaçlarla karşı karşıya bulunmaktayız. Teklifimizde kurula­cak kazalara hizmet verecek diğer vekâletlerin de kendi imkânlarına göre noktai nazarları alınmış ve taksimi bu şekilde yapmış olduğumuz belirtilmiştir. Taksimi bu şekilde yaptık. Bu itibarla arkadaşlarımın da takdim etmiş bulunduğumuz teklifte vâki sıraya lütfedip iştirak etme­lerini ileride imkânlar tahassül ederse bunu tacil etmek hususunda gayretler sarfedeceğimizi ve bu suretle yüksek heyetinize sunmuş oldu­ğumuz teklifimiz kabul buyrulduğu takdirde, adedi tasarıda zikredilen ve Bütçe Encümeninden gelen miktarı ile yeniden kurulacak olan ka­zalarda hizmet vermeye hazırız. Sırrı Atalay arkadaşım ne hükümet tasarısında ne encümen mazbata­sında istinat edilmeyen bir hususu, buraya getirdi ve uzun boylu hayat pahalılığı mucip sebebiyle, encümen azalarına, evvelce almış oldukları ödeneklerden fazla ödenek verilmesini ve bu arada bilhassa valilere daimî encümenlerin mesaisini devamlı olarak idare eden ve onlara ri­yaset eden valilere bir ödenek verilmesi hususundaki teklifimizin asla yerinde olmadığını ifade etti. Mucip sebeplerimiz meydandadır. Kendi­leri için her meselede mucip sebep olarak seçilmiş bulunan hayat pa­halılığı mevzuu ile bu teklifimizin asla alâkası yoktur. Valiler hizmet bakımından vilâyetlerde hükümetin temsilcisidirler. Bugünkü hükümet dünkü hükümet değildir. Ki, bugünkü valiler dünkü valiler olsun. Bu geniş hizmet içinde vali, gerek şahsî hayatı, gerek resmî hayatı, gerek­se iç ve dış münasebetleri bakımından bambaşka bir ehemmiyet taşı­maktadır. Valilerimize, kendilerinin şerefle temsil ettikleri hükümet ve memleket hizmetinde işgal ettikleri mevkiin icabı, lüzumlu ödeneği ve bu ödenekler vasıtasiyle lüzumlu imkânları getirmeyi bugünkü hü­kümet, kendisine ödenmesi lâzım gelen, bir vecibe telâkki etmiştir de onun için bu teklifle yüksek huzurunuza gelmiştir.»

Dahiliye vekilinden sonra söz alan Bursa mebusu Agâh Erozan {D. P.) valileri, ifa etmekte oldukları hizmet dolayısiyle diğer devlet memurla­rı ile mukayese etmenin yerinde olamıyacağını, teklifin yerinde oldu­ğunu söyledi. Tekrar söz alan Kars mebusu Sırrı Atalay (C.H.P.), vali­lerin maaş, yolluk ve temsil ödenekleri, bina ve hizmetli ihtiyaçlarının esasen karşılandığını, baremde yeni farklar doğuracak bu teklifin ye­rinde olmadığını söyledi.

Diyarbakır mebusu Halil Turgut (D.P.) eski devirle bugünkü iktidarın memleket hizmetinde anlayış farkı ve bugün artan hizmetler dolayı­siyle valilerin vazifelerinin çoğaldığını ve bunların cüzi bir karşılığını sağlayacak olan bu tasarının yerinde olduğunu söyledi.

Bundan sonra söz alan Burdur mebusu Fethi Çelikbaş (Hür. P.) husu­sî idarelerin gelirleri muvacehesinde bu zammı karşılamağa kifayet et mîyeceği mütalâasında olduğunu beyanla bu kanunla valilere verilmesi istenilen tahsisatın devlet bütçesinden ödenmesini istedi.

Tekrar söz alan Zonguldak mebusu Sebati Ataman (D.P.), Sırrı Atalay ve Fethi Çelikbaş'm iddialarına cevap verdi.

Bundan sonra tasarının tümü üzerindeki müzakerelerin kifayeti takri­ri kabul edilerek maddelere geçildi.

Başvekil Adnan Menderes kürsüde :

Başvekil Adnan Menderes, verilen takrirde «köy mekteplerinin akan damlarının dahi tamir edilmesi gayri mümkün olduğu bir sırada» gibi bir tâbir bulunması sebebiyle durumu tavzih etmek için söz aldı, bu gi­bi tâbirlerin maksadı mahsusla takrirlere konulduğunu ve yine mak­sadı mahsusla konuşmalarda yer aldığını belirtti ve devamla dedi ki:

«Biz vazifeye geldiğimiz zaman köy mekteplerinin adedi bugünküleri­nin ancak yarısıydı ve yine biz vazifeye geldiğimiz zaman, bizden evvel­ki idarenin hakikaten kırbaç altında vatandaşları zorlayarak yaptırdı­ğı derme çatma mekteplerin de yarısı ya yıkılmıştı yahut da yıkılmak üzere bulunuyordu. Biz o mekteplerin maili inhidam olanlarını yeni baştan yaparcasına tamir ettik. Ondan sonra da binlerce ve binlerce yeni mektep yaptık.

Şimdi, bir sözle bütün bunların üzerine bir sah çekilmek isteniyor. Hal­buki hakikat bu değildir, vatandaşın vergisi ile ve Türk milletinin gay­retiyle ortaya konmuş olan eserleri particilik gayreti ile gözlerden uzak tutmanın ve başarılmış olan işleri içte ve dışta yapılmamış gibi gösterr menin Türk milletine şeref verecek teşebbüsler olmadığım ifade etmek isterim.

Köylere hizmet götürmek bakımından Demokrat Parti iktidarının yap­tığı işler saymakla tükenmez. Bu sözleri söyleyenler çok iyi bilirler ki, eskiden.bir tek köyde tek bir çeşme yapılmamışken, bugün köylerimin zin hemen hemen yüzde seksenine su götürülmüştür. Hemen hemen bütün köylerimize yol yapılmıştır. Hemen hemen bütün köylerimize mektep yapılıp bitirilmek üzeredir. Kendileri bunu benden daha iyi bi­lirler amma bir takririn ifadesine sığınarak hakikatleri; olduğundan başka türlü de göstermek isterler.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, pahalılık ucuzluk meselesine ve bu münasebetle altın para ve bunu takip eden diğer devirlere .temas etti. Bu muhtelif devirlerle bugünkü devirde halkın kazanç' ve yaşayrş seviyeleri arasında mukayeseler yaptı ve dedi ki:

«Altın para devrinde gayretlü mülâzım efendi üç altın maaş alırdı. Bi­lâhare banknot çıktı, altın kâğıda inkılâp etti. O zaman altınla banknot başa baştı."Mülâzım efendi, aldığı 3 lira ile 3 5 nüfuslu ailesini ğeçindi rirdi.. Vaziyet böyle olduğu için, o zaman hayat ne kadar ucuzmuş, ha­yat seviyesi ne kadar yüksekmiş mi diyeceğiz?

Yine o devirde bir izzetlû binbaşı, 15 kâğıt alır, 5 7 nüfuslu ailesini gü­zelce geçindirirdi. Ama mülâzım efendi gibi o da ailesini o zamanın ha­yat seviyesine göre geçindirirdi. Şimdi, biz, buna bakıp da o gün vatan­daşların, bugüne nazaran daha çok müreffeh olduğunu mu söyliyeceğiz?.

Zaman geçti, altınla banknot birbirinden ayrıldı. İki banknot bir al­tın, 3 kâğıt bir altın, 30 kâğıt bir altın oldu. Başka memleketlerde, me­selâ Fransa'daki gibi bir seyir takip etti. Fransa'da da bir altın frank­la bir kâğıt frank, bidayette başa baştı. Sonra altın frankla kâğıt frank birbirinden ayrıldı. Şimdi 300 kâğıt frank, bir altın frank etmektedir. Ama, eğer siz bunu pahalılık ve geçim darlığı mânasına alacak olursa­nız, o zaman bugün bütün dünyayı düne nazaran büyük bir maişet darlığı cehennemi içinde püyan olarak kabul etmeniz lâzım gelir. Hal­buki, hakikat hiç de böyle değildir. Fakat, hayat endeksi rakamları arasındaki teknik farkları mesnet ittihaz etmek suretiyle mütalâa yap­mak usulü, bu meclis kürsüsünde ve meydanlarda bir İtiyad haline ge­tirilmiştir. Yalnız şurası da var ki ne denirse densin, milleti aldata­mazlar.

Başvekil, bu mevzuda daha başka misâller de verdi:

«1930'da et 40 kuruşa alınırdı. Kayısının kilosu o zaman 15 kuruştu. Ama amelelerde günde elli kuruşa    çalışırdı. O zaman geçim bugüne nazaran daha mı iyi idi? Açınız, meclis zabıtlarına bakınız. 1930, 1931, 1932 yıllarında «iktıdadî buhran, geçim darlığı, geçim zorluğu» diye feryat edilirdi. O devirde ancak 3 5 köylü bir olup bir paket Köylü siga­rası tedarik edebilir ve bunu aralarında taksim ederdi. O zaman mı ha­yat daha ucuzdu? Yoksa bugün mü?

Ayağında çarığı, hattâ çarığı dahi olmayan, üzerinde beşyüz yamalı bir libas bulunan köylülerin Ankara caddelerinden polis kuvvetiyle çıka­rıldığı zamanlan, bütün Ankaralılar hatırlarlar.

Başvekil, bu misâlleri verdikten sonra sözlerine şöyle devam etti:

«Fiyat seviyeleri, bütün dünyada, arkadaşımızın dediği gibi 19'uncu asırdanberi, yükselmekte devam ediyor. En sabit satın alma ölçüsü ad­dedilen altının dahi satın alma kuvveti, fiyatlar karşısında mütemadi­yen tahavvül etmektedir. Fiyatların yükselmesine muvazi olarak baş­ka bir hâdise de cereyan eylemektedir. Bu da, dünyada insan başına, vatandaş başına yapılan istihlâkin 1900 senesine nazaran bugün 3 4 misline çıkmış olmasıdır. İşte Türkiye'de cereyan eden hâdiseler de budur. Siz şimdi Türkiye'de hayat pahalılığı vardır, diyorsunuz. Evet, fiyat yükselmesi vardır. Fakat bu, paranın satın alma kuvveti mesele­sidir. Kazançlarla ihtiyaçların mesafeleri arasındaki nispet meselesi­dir. Yoksa, 1930 senesine nazaran Türkiye daha fazla bir hayat paha­lılığı içindedir, diyebilir miyiz?

Hayır, çünkü hayat pahalılığının birinci tesiri, ilk in'ikası, istihlâki darbelemesi aşağı düşürmesidir. Halbuki bugün istihlâk 1930 senesine nazaran muazzam bir şekilde artmış bulunmaktadır. Bir memlekette refah ölçüsü, para olamaz. Refahın ölçüsü vatandaş başına yapılan is­tihlâk mikdarı, milletçe yapılan istihlâkin toptan hacmidir. Bu ele alındığı takdirde, 1950 ile 1957 arasındaki büyük fark ortaya çıkar. Bu­nu, en basit rakamlarla izah etmek mümkündür:

Türkiye 7 milyon ton zahire istihsal ettiği zaman, dışarıya zahire ihraç ederdi. Halbuki, 1957 da, 13 küsur milyon ton zahire istihsal eden Tür­kiye, dışarıdan zahire ithal etmek mecburiyetinde kaldı.

Daha hangi birini söyliyeyim? Pirinç öyle, şeker öyle, deri öyle, kösele öyle, hemen her şey öyledir.

Başvekil alkışlar arasında sözlerine şöyle devam etti:

«Bana bugün memleketi hayat pahalılığının tazyiki altındadır, diye göstermek isteyen insana ben hayret ediyorum.

Üç beş sene gibi çok kısa bir müddet içinde çarık yok olmuştur. Bugün müzeye koymak için arasanız bir tane bulamazsınız.

Muhterem arkadaşlarım,

Onların tabyası, sizleri çekindirmek, güya mahcup vaziyete düşürmek­tir. Ne o? Başvekil kürsüye çıkmış, hayat pahalılığı yok demiş... Ve fiyat yükselişinden istifade ederek, siz böyle konuşurken, onlar "bakın bakın hayat pahalılığı yoktur" diyerek karşıdan gülerler. Sanki böyle söyle­mek hicapaver bir hareketmiş gibi, bunu tescil ettirmek isterleBen bu söylediklerimi, bir defa değil, bin defa söyledim. Bunları hangi kitabı açarsanız orada bulaeaksmızdır. İstihsal ve istihlâk başka başka şeylerdir. Muayyen bir zamanda hayat daha mı güç, istihlâk daha mı az, bunun hakkında bir karara varabilmek için bunu iki muayyen dev­re arasında mukayese ile mütalâa etmek lâzımgelir. Neticeye de, ancak bu iki devre arasındaki istihlâk hacminin farkı ortaya çıkarılmak sure­tiyle varılır. Bu böyledir. Ve bunun böyle olduğuna, partimiz ve iktida­rımız inanmaktadır.»

Başvekil Adnan Menderes, sürekli alkışlar arasında sözlerini, muhale­fete hitap eden şu cümlelerle bitirdi:

«Sizler, falan maddenin fiyatı şuralara çıkmış diye hayat pahalılığı vardır teranesiyle fellek fellek meydanları dolaşınız. Fakat ayağından çarığım atmış, sırtından da jandarmanın sopasını atarak üstüne elbise koymuş olan Türk köylüsü, Türk vatandaşı sizlere inanmamakta devam edecektir.

Allah, 1930 senesinin ucuzluğunu bu memlekete tekrar göstermesin.»

Fethi Çelikbaş'm konuşması Başvekili mütaakıp Burdur mebusu Fethi Çelikbaş (Hür. P.) söz aldı. Hayat pahalılığı mevzuu ile alâkalı bir sual takririnin Meclis günde­minde bulunduğunu ve bu meseleye temas edilecekse o esnada temas edilmesi icap ettiği mütalâasını ileri sürdü. Takrirdeki tâbirlerin bir maksadı mahsus istihdaf ettiğinin, ancak hususî muhasebelerin yeni bir külfete mütehammil olduğu beyan edilirse doğru olabileceğini kay­detti. Kendisinin yeni bir şey eklemedik dediğini, yoksa demokratik hayatta âmme hizmetlerinin çoğalmasının bir vakıa olduğunu belirtti ve daha fazla yapılması icap ettiği noktası üzerinde durdu. Hususî idare bütçe­lerinin takatsizliği karşısında valilere verilecek tazminat masrafına bu bütçelerin tahammül edemiyeceği hususunu sordu.

Başvekil yeniden kürsüde

Başvekil Adnan Menderes, ikinci defa söz alışında, Fethi Çelikbaş'm, hususi idare bütçelerinin takatsizliği karşısnda valilere verilecek taz­minat masrafına bu bütçelerin tahammül edip edemiyeceği sorusuna cevap vererek «Hususî idare bütçelerinin de arttırılma yolunda buluna­cağını, esasen devletin, milletin mütemadiyen artan takati ve iktidarı ile müterafik olarak hususî idarelerin yapıcı kudretlerinin de artmakta bulunduğunu ve bu hale getirileceklerini belirtti. Fethi Çelikbaş'ın bu­rada sadece zevahiri terip olmanın bir örneğini verdiğini söyliyerek ön­ce, «Ben hususî muhasebe bütçesinden daimî encümen azalarına tahsi­sat kabul etmiyorum* dediğini sonra da «zayıf bütçeli hususî idarelere valilerin tahsisatını da yükleyecek misiniz?» diye sual sorduğuna işa­ret etti.

Başvekil devamla, en az geliri olan hususî muhasebelerin bütçesinin bir milyon civarında ve çoğunun bu mikdarm da üstünde olduğunu, valile­re verilecek tahsisatın ise senede 7 8 bin lirayı geçmiyeceğini belirtti. Soru sahibinin sözlerindeki tezatlara da işaret eden Başvekil, umumî

Teklifte şöyle denilmekteydi:

«Büyük Millet Meclisi Yüksek Reisliğine,

Milletvekilleri seçimi kanunu mucibince, Büyük Millet Meclisince hilâ­fına karar verilmediği takdirde, ara seçimleri yapılmak iktiza eder. Hâ­len 14 vilâyette 18 mebusluk münhaldır. Bu münhal mebusluklar için ara seçimi yapıldığı takdirde, netice ne suretle tebellür ederse etsin, Bü­yük Millet Meclisi parti grupları arasındaki adedi nispete hiçbir veçhile müessir olmıyacaktir.

Binaenaleyh, vatandaşların tam mahsulü toplıyacağı en verimli aylara tesadüf eden böyle ehemmiyetli bir siyasî vazifenin yerine getirilmesi için yüklenilen tabiî ve zarurî külfet ve yorgunluğu göze alarak ve isticali gerektiren bir mecburiyet bahis mevzuu olmadığından, bahusus önü­müzdeki sene normal umumî seçim senesi olduğuna göre, bu sene ara seçimi yapılmasına lüzum olmadığı kanaatinde bulunduğumuzdan ara seçiminin yapılmaması hususunda Büyük Millet Meclisince bir karar alınmasını yüksek Meclisin tasviplerine arz ve teklif ederiz.

Giresun mebusuEskişehir mebusuManisa mebusuHayrettin ErkmenAbidin Potuoğlu Muzaffer Kurbanoğlu» Teklif hakkında ilk sözü C.H.P. Meclis Grupu adına Malatya mebusu İsmet İnönü aldı ve ara seçimlere ait geçmiş senelerin hâdiselerinin hu­kukî cephesini izah ederek, anayasa ve seçim kanunu muvacehesinde ara seçimleri hakkındaki görüşlerini açıkladı. Bu sene de ara seçimleri­nin geri bırakılması hakkındaki teklifin Anayasaya aykırı olduğunu söyliyerek teklifin kabul edilmemesini ve Anayasa Komisyonunun mü­talâasının öğrenilmesi mülâhazasiyle teklifin mezkûr komisyona iade edilmesini istedi.

Bu mevzuda Hürriyet Partisi Meclis Grupu adına söz alan Manisa me­busu Muammer Alakant da, ara seçimlerinin yapılıp yapılmaması hak­kındaki görüşlerini açıkladı ve bundan evvel yapılmış olan ara seçimle­rini izahla, bu devre ara seçimlerinin geri bırakılmasının Anayasaya ay­kırı olacağını ve İsmet İnÖnünün teklifinin kabul edilmesinin yerinde olacağını söyledi.

Cumhuriyetçi Millet Partisi Meclis Grupu adına söz alan Kırşehir me­busu Ahmet Bilgin de ara seçimlerinin tehir edilmemesi gerektiğini ifa­de etti.

Demokrat Parti Meclis Grupu adına söz alan Denizli mebusu Hamdi Sancar, kendisinden evvel konuşan partilerin Meclis gruplarının sözcü­lerine cevap vererek, Anayasanın 29 maddesinin ara seçimlerinin mut­laka yapılması zaruretini vaz'eden bir hüküm olmadığını, mezkûr mad­de için, şimdiye kadar ara seçimleri bahsinde hiçbir teamülün teşekkül etmemiş olduğunu söyledi. Anayasadaki «intihap olunur» kaydının bo­şalanın yerine behemehal yenisi seçilmek suretiyle doldurulabilir mâna­sını ifade etmediği için seçimin her sene yapılmamış olmasının Anaya­saya aykırı bulunmadığını belirtti ve takririn kabulünü istedi.

Bundan sonra Reis, Malatya mebusu (C.H.P.) İsmet İnÖnünün takririni okudu ve ara seçimlerinin geri bırakılmasını isteyen takririn reddini mutazammm birinci kısmını oya vazetti ve teklif reddedildi.   Anayasa sine şimdiye kadar hiçbir müracaatta bulunulmamıştır. Bu sebepten de bu mesele Meclisin gündeminde yer almamıştır. Meclis nizamnamesinin 28 inci maddesine göre, gündeme alınacak meselelerin 10 âza tarafından getirilmesi lâzım gelmektedir. Bu da vâki olmamıştır.

Bu arada şunu soyliyebilirim ki, Meclis çalışmalarında muhtelif defalar Kıbrıs meselesinden bahsedilmiş ise de bu Avrupanm umumî siyasî du­rumu hakkında yapılan müzakei'eler esnasında umumî mahiyette ko­nuşmalara inhisar etmiştir. Esasen hiçbir karar alınmamıştır.

Bu mevzuda son nokta olarak şunu da soyliyebilirim ki, 1956 da Avrupa İstişarî Meclisi alâkalılar diledikleri takdirde Konseyin barıştırıcı ve ara bulucu vasfından faydalanmak için gündeme alınmasını teklif etmiş, fakat Vekiller Konseyince teklif kabul edilmemiştir.

Kıbrıs mevzuunda, bir reisin tarafsızlığı içinde soyliyebileceğim bundan ibarettir.»

Avrupa Konseyi İstişarî Meclis Reisi Ekselans Prof. Fernand Dehousse' in basın toplantısında Büyük Millet Meclisi Hariciye Encümeni Reisi Gi­resun mebusu Hayrettin Erkmen ile mihmandarları, Belçika Sefiri ve Konsolosu hazır bulunmuştur.

Pakistan Parlâmento Heyeti Reisinin Büyük Millet Meclisi Reisine tel­grafı

24 Haziran 1957

 Ankara :

Memleketimizi ziyaret etmiş olan dost ve kardeş Pakistan Parlâmento Heyeti Reisi Muzaffer Ali Han, memleketimizden hareket ederken Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltana şu telgrafı çekmiştir:

«Ekselans Refik Koraltan

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Ankara

Fevkalâde neşe ve istifade ile geçen iki hafta sonunda meslekdaşlarım namına büyük bir mahzuniyeti kalb ile Türkiyeye Allahısmaıiadık de­rim. Bu müddet zarfında İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Konya ve Ya­lova gibi şahane yerleri görmek fırsatına nail olduk. Ziyaretimiz boyun­ca Türkiyenin şanlı mazisini ve keza memlekete yeni bir veçhe vermek maksadiyle yapılmakta olan muazzam inkişaf faaliyetlerini gördük. Bü­tün bunlar, üzerimizde derin bir intiba bıraktı. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun vasıtasiyle Türk Parlâmentosu azalarına meslekdaşla­rım namına en iyi teşekkürlerimizi arzetmeği kendim için bir vazife sa­yarım. Türk toprağına ayak bastığımız andan itibaren kendimizi bir mi­safir gibi değil, aynı ailenin azaları hissettik. Türkiye Büyük Millet Mec­lisi tarafından Pakistan Milletine karşı gösterilen dostluk tezahüratının pek mütehassis edici hâtırasını da beraberimizde götürmekteyiz. Büyük şehirleri ve civarını ziyaretimiz esnasında değişmez bir şekilde Türk hal­kının sıcak ve içten gelen hüsnü kabulü ile karşılaştık. Ve şimdi iki memleketin mukadderatlarının aynı olduğuna kani bulunuyoruz. Tür­kiye ve Pakistan arasındaki pek eski manevî bağlar son hâdiselerin ispat ettiği gibi Ortadoğuda sulhun en esaslı bir unsuru olan Eağdad Paktının teşekkülüne iindeıiik etmiş olan Türk   Pakistan anlaşmasiyle şimdi daha da kuvvetlenmiş bulunmaktadır. Dünyada sulhun muhafazası için Türkiye ve Pakîstamn pek mühim bir rol oynıyacağmdan hiçbir şüphe­miz yoktur. Türk makamlarına ve halkına nazik misafirperverliklerin­den dolayı en derin şükranlarımızı bir defa daha ifade ederiz ve dostluk bağlarımızın bu gibi münasebetler teatisiyle daha fazla sağlamlaşaca ğma tamamen kani olarak dönmekteyiz. Allahtan bu memlekete ve onun asil milletine refah ve saadet niyaz, ederiz.

Muzaffer Ali Han Pakistan Parlâmento Heyeti Reisi»

Büyük Millet Meclisi müzakereleri

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Agâh Erozan'm riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman, Ankara mebusu Atıf Benderlioğlunun İstimlâk ka­nununun bir maddesine bir fıkra ilâvesi hakkındaki kanun teklifinin müstaceliyetle müzakeresine başlandı. Kanun teklifinde, hava meydan­ları için yapılan istimlâklerde, bütçede kâfi tahsisat olmadığı takdirde, bunların bedellerinin, Vekiller Heyeti kararı ile ertesi sene ödenebileceği derpiş edilmekteydi. Bu mevzuda öz alan Manisa mebusu Muammer Alakant (Hür. P.), Burdur mebusu Fethi Çelikbaş (Hür. P.) kanun tek­lifinin aleyhinde bulundular ve bu kanun teklifinin, Anayasaya uygun düşmediğini ileri sürdüler.

Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Devlet Vekili Şem'i Ergin, NATO camiası­na dahil memleketlerde yapılmakta olan meydanların mahiyeti hakkın­da izahat vererek dedi ki:

«Memleketimizde yapılmakta olan hava meydanları NATO camiasına dahil memleketlerde yapılmakta olan meydanların tatbikatı cürnlesin dendir. 1957 yılında memleketimizde hava meydanları için 220 milyon dolarlık tahsisatın sarfedilebilmesi için meydan yapılacak arazinin millî bütçeden istimlâki gerekmektedir. Buna 1957 bütçesi çıktıktan sonra muttali olunmuş bulunduğundan ve bilhassa NATO'nun salahiyetli ma­kamları bu mevzuda fevkalâde hassas davranarak, yılı içinde bu tahsi­satı sarfetmek ve kendilerine meydan yapılacak arazinin gösterilmesi bakımından bizde olduğu gibi diğer devletlere de müracaat yapmışlar ve meydan tahsisini istemiş bulunmaktadırlar.»

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şem'i Ergin istimlâk edi­lecek sahaların bedellerini kendi bütçelerinden ödemiyen NATO camia­sına dahil bazı memleketlerin tahsisatlarının bu yüzden tenkis edildiğini belirterek sözlerine devamla demiştir ki:

«Biz bu kanunla vatandaş arazisini hiçbir zaman bedelsiz alacak değiliz. Yalnız istimlâk muamelesine tevessül edip derhal arazilerin  istimlâk (C.M.P.) aldı. Ahmet Bilgin konuşmasında Anayasanın 17 nci maddesi üzerinde durdu, bu madde gereğince Mecliste sarfedilen sözlerden ve beyanlardan dolayı adlî takibat yapüamıyacağı, ancak inzibatî ceza veri­lebileceğini ileri sürdü.

Meclis dahilî nizamnamesinin de buna göre tanzim edilmiş olduğunu söyledi. Meclis dahilî tâbirinin yalnız içtima salonunu değil, koridor, encümen odaları ve diğer müştemilâtı da içine aldığı fikrini beyan etti. Daha sonra tâli komisyonun ve karma komisyonun kararlan üzerinde durarak her iki komisyon kararlarının birbirlerine uymadığını ileri sür­dü ve tâli komisyonun meseleyi karma komisyona havale etmesinin doğ­ru sayılamayacağını söyledi.

Ahmet Bilgin bundan sonra, Osman Bölükbaşmm koridorda söylediği sözler hakkında tutulan zabıtların usule uymadığını ifade etti. Adliye Vekâletinin tezkeresini de tenkid etti. Talebin, müddeiumumilikten gelen tezkere ile mahdut olması icap ettiği fikrinde bulundu, Meclis başkanlı­ğının tahkikat yapmaya hakkı bulunmadığı iddiasını ileri sürdü. Mesele hakkında takbih kararı verdiğini, koridordaki hâdisenin ise iki kişi ara­sında cereyan ettiğini söyledi. Nihayet Osman Bölükbaşmm masuniyeti­nin kaldırılmasının herhangi bir sebebe dayanmadığını ifade ile karma Encümenin BÖlükbaşınm teşriî masuniyetinin kaldırılması Hakkındaki mazbatasının reddini istedi.

C.H.P. adına konuşma

Ahmet Bilginden sonra söz alan Malatya mebusu İsmet İnönü (C.H.P.) evvelâ mazbatayı tahlil etti. Muhtelit encümendeki mebusların üç kısma ayrıldığını söyledi, bir kısmının salon ve koridordaki sözlerden dolayı takibat yapılması fikrinde bulunduğunu, diğerlerinin ise yalnız koridor­daki sözlerinden dolayı takibat açılması icap edeceği ûkrini savunduğu­nu belirtti. Mebusların teminat bahsi üzerinde ve masuniyet müessese­nin işleme tarzı üzerinde durdu. Mebusun Meclis içindeki mütalâa ve beyanından dolayı adlî takibat yapılamiyacağım söyledi. Koridordaki hâdiselere gelince, bunlar için de takibat yapılamayacağı fikrinde bulun­du. Cereyan eden muamelelerin tetkike şayan olduğunu söyledi. Mebus­ların vazife ifa ederken mesuliyetsizlik teminatı altında bulunduğunu, bunun Meclisin temel varlığından birini teşkil ettiğini söyledi. İsmet İnönü, daha sonra Kırşehir meselesine temas etti, bunun 1954 ten beri devam ettiğini, Başvekilin basireti ile Kırşehirin ilgası gibi bir .yü­kün siyasî hayatımız üzerinden kalktığını fakat, bugün de bu mesele­den doğan ihtilâflarla meşgul olunduğunu kaydetti Bu masuniyet kalk­ması talebinde hususî bir usul takip edildiği iddiasında bulundu. Bu vesile ile siyasî emniyetten bahsetti. Yarın seçime gidileceğini, bir siyasî parti başkanını muattal bırakarak seçim yapılmasının iyi olnııyacağmı söyledi. Meseleyi yeniden bir emniyet meselesine bağladı. Demokrasi de kendi görüşüne göre iki noktanın, basın hürriyeti ile Meclis kürsüsünde mebusun serbestçe fikrini söylemesinin esas olduğunu kaydetti. Bunla­rın üzerinde hassasiyetle duralım, dedi. Başvekilin bundan evvelki ko­nuşmalarında iç politikanın iyi inkişafı için ümitler vermiş olduğunu, kendisinin de buna inanarak devama çalıştığını söyledikten sonra Os­man Bölükbaşmm salısında ve teşriî masuniyet meselesinde, mesuliyetmuhterem şahıslarınızda Meclisi âlinin fazilet duygularına dehalet et­mek ve bu müesseseye karşı hürmet göstermekten uzak kalanlar mev­zuatın kapalı noktalarını siper yapıp buralarda barınmak ve fırsat bul­dukça bu siperlerden hakaretlerini yağdırmak gayretindedirler.

İşte bu hazin mücadele tarzı yüzündendir ki, sığınılmak istenilen bu siperleri ortadan kaldırmak bizim için bir vazife olmuştur.

Mütecaviz teşriî masuniyet müessesesine ve bunu vazeden Teşkilâtı Esa­siye Kanununun 17 nci maddesine sığınmaktadır.

Evvelâ teşriî masuniyet müessesesini lâyıkı ile anlamak için bunun doğuş sebeplerini hakkiyle bilmek tarihî seyrini takip eylemek lâzımdır. İktidarların bugün bizde olduğu gibi milletin reyi ile el değiştirmediğ?: ve parlâmentoların (iktidara vazülyer) olan hükümdarların biraz mec­buriyet biraz da idareyi maslahat düşüncesiyle tesis olundukları devir­lerde, mebusların milleti temsil vazifelerini ifa sırasında kendilerini ikti­dara karşı zayıf, hattâ mahkûm hissettikleri bir hakikattir. Mebusların kolayca yevkif ve tebit olundukları, hattâ canlarından ve mallarından edildikleri defaatle görülmüştür. İşte böyle teminatsız bir mazi içinden gelen mebusu cesaretlendirmek, ona vazifesini korkusuzca yapmasını sağlıyacak ve onu iktidarın karşısında ayakta tutacak siyasî haklarla teçhiz etmez ihtiyacıdır ki, teşriî masuniyet müessesesini doğurmuştur. Vatanı İngiltere olan bu müessese orada 1688 de kurulmuş, sonra Fran saya geçmiş ve yavaş yavaş muasır bütün esas teşkilât kanunlarına girerek bugüne kadar gelmiştir. Müessesenin tarihî tekâmülü gösteriyor ki, ihdasından maksat iradei milliyeyi teşkil eden (mebus reylerinin) her türlü mesuliyet düşüncesinden azade bir şekilde serbestçe izharını sağlamaktır. Buna murtabit olarak reyin selâmeti istikametini tâyin için her türlü mütalâa ve beyanların aynı serbesti ve mesuliyetsizlik çer­çevesi içinde serdedilmesi de düşünülmüş ve nihayet bütün bunlar me­busun Mecliste kolayca ve korkusuzca vazife görebilmesini teminat altında bulundurmak maksadına tevcih olunmuştur.

Zaman ilerlemiş, iktidarların parlâmento ile münasebetleri, parlâmen­toların daima kuvvet bulmaları ile iktidarların aleyhinde geniş inkişaf­lar göstermiş, değil mebusların, vatandaşların bile teb'it ve tenkili şöyle dursun en küçük bir şekilde zorlanması imkân haricinde kalmıştır. Şahsî hürriyetler kuvvetli teminatlara raptolunmuştur. Bu inkişafları bazı anayasalar takip etmiş, bazı anayasalar eski hükümleri muhafaza eyle­mişlerdir. Aynı teminatı mebuslara tanıyan bizim anayasamızın, 17 ncr maddesi mebusun mütalâa, rey ve beyanlarından ye bunların hariçte; neşir ve tekrarından mesul olarmyacağı hükmünü vazetmiş ve fakat yalnızca (mütalâa, rey ve beyan) tâbirlerini kaydetmeyi lüzumlu gör­müştür.

Müzakere mevzuumuz olan zabıtnamede tesbit edilen sözler her şerefli insanı utandıracak bir hakaret örneği olup, asla bir mütalâa, bir beyan veya bir rey olarak kabulüne imkân bulunmayan sarih bir tecavüz ifade etmektedir. Bu derece çirkin ve ağır sözleri sarfetmek her zaman ve her yerde ve daima suç sayılmış ve ceza müeyyidesi altına alınmıştır.

Hal böyle olduğuna göre, pek meşru sebeplerle tesis edilmiş bulunan (ademi mesuliyet) müessesesini herhangi bir suçun işlenmesi halinde terem arkadaşlar, İnönü konuşmalarında mutlak masuniyet müessesesi her memlekette kabul edilmiştir. Bir mebus vazifesini yaparken böyle kıyas yoluyla sözlerden hakaret kastını çıkarmak doğru değildir. Bu hükmü çıkarmak ekseriyet partisi için muhalefetin çalışmasına imkân vermez, dediler. Fazla alıngan olmak icap etmez. Biraz müsamahalı olmaklığımız gerektiğini söylediler. Kendilerine tamamen iştirak ede­rim. Fakat bu hâdise bizim fazla alıngan olduğumuzdan dolayı mı bura­ya getirilmiştir? Bir mebus zorla kürsüye çıkar ve Meclis azaları için, namussuzlar, şerefsizler, haysiyetsizler derse .bunun karşısında alıngan ve hassas olmamak için bu kabil sözlerin devam ve tekrarına müsaade mi etmeliyiz? Biz buna mezun değiliz. Hattâ arkadaşlar, muhterem İnö­nü mutlak masuniyet müessesesinin her parlâmentoda kabul edildiğini ifade ettiler. Ben kendilerini bu fikirde zannediyordum. Bizim müdafaa ettiğimiz noktai nazara sahip olduklarını biliyordum. Konuştukları ana kadar böyle biliyordum. Bakınız, kendilerinin bu mevzu ile hakikaten meşgul olduklarını ve ehemmiyetle üzerinde durduklarını tesbit eden bir vesika var:

9 Mayıs 1950 tarihinde, yani iktidardan düşmeden 5 gün evvel söyledik­leri İstanbul nutkunda, teşriî masuniyete şöyle temas ediyorlar: «Bizden son zamanlarda mahkeme karşısına gitmek için milletvekillerinin masu­niyetinin kaldırılıp kaldırılmaması mevzuu bugün hürriyet meselesi gösterilmiştir. Milletvekillerinin masuniyeti, onun emniyetle vazife ifa etmesi için eski zamanlardan gelen bir teminat olarak düşünülmüştür. Fakat milletler adaletlerinde ve zihniyetlerinde terakki ettikçe bu masu­niyeti, hürriyetin bir şartı değil, bir mahzuru olarak görmeye başlamış­lardır. Bugün, bu masuniyet, antidemokratik sayılarak bir çok memle­ketlerde tamamen kaldırılmıştır.» İsmet İnönü iktidardan ayrılmadan birkaç gün evvel böyle söylüyor.

Arkadaşlar, masuniyet iki kısımdır: Biri mutlak masuniyet ki buna bir şey denemez. Bir de Meclisin rıza ve muvafakatiyle masuniyetin kaldırıl­ması hali var.

Şimdi muhterem İsmet İnönü dediler ki, ben mutlak masuniyete taraf­tarım. Asıl mesele mutlak masuniyettir. Yani mebusun mutlak surette mahkeme huzuruna çıkmaması meselesidir. Buna taraftar olduğunu söylüyor. Yazılariyle tezadlı bir ifade. Muhterem arkadaşlar, Ahmet Bil­gin arkadaşımız konuşmalarının bir yerinde «Alacağınız karar dedi,» Bu kutsal müesseseyi, Büyük Millet Meclisini zedelemesin.» Biz hakikaten karar alırken bunun bu kutsî müesseseyi, yani Türk Milletinin hakikî mümessili olan bu kutsî müesseseyi, bu tarihî Türkiye Büyük Millet Meclisini zedelememesi için cidden gayret sarfetmekteyiz. Ve bunun için bu çatı dahilinde hakaret edenleri adalet huzuruna vermek taraftarıyız ve reylerimizi o yolda izhar edeceğiz.»

Diğer hatipler:

Hilmi Duradan sonra tekrar söz alan Malatya mebusu İsmet İnönü (C.H.P.) mebusların Meclis kürsüsünde vazife esnasında mesuliyetsizlik ve Meclis dışında Meclisin vazifesiyle alâkadar olmayan masuniyet mese­lesi olmak üzere iki türlü teminata sahip olduklarını ifade etti.

Kırşehir mebusu Osman Bölükbaşı'(C.M.P.) tekrar söz aldı ve Hilmi Dura'nm konuşmasına cevap vererek, Meclis kürsüsünden yapılan konuşmaların daima heyeti unıumiyeye müteveccih olamıyacağım iddia etti. Ve daha evvelki konuşmasındaki fikirleri tekrarladı.

Mütaakıtoen, müzakerelerin kifayeti takriri okundu ve kabul edildi. Bu sırada Kırşehir mebusu Osman Bölükbaşmm teşriî masuniyetinin kaldı­rılmasını mutazammın takrirler verilmişti. Reis bunların aksinin müza­kere edilen takrir olduğu için bunun kabul ve reddi ile neticenin anlaşı­lacağını beyanla takrirleri oya koymadı.

Burdur mebusu (Hür. P.) Behçet Kayaalpm açık rey teklifi usulüne uygun olduğundan kabul edildi ve bu suretle Osman Bölükbaşmın teşriî masuniyetinin kaldırılmasına ait muhtelit encümenin mazbatası açık reyle oya konuldu.

Neticede, 298 kişinin reye iştirak ettiği ve bunlardan 247 sinin mazbata­nın lehinde, 49 unun aleyhinde ve 2 sinin de çekimser rey verdikleri an­laşıldı.

Bu suretle Kırşehir mebusu Osman Bölükbaşmm teşriî masuniyeti kal­dırılmış oldu.

Meclis, 2 Eylülde toplanmak kararı aldı Reis, neticenin bildirilmesinden sonra riyaset divanının bir teklifi olarak çalışmalara 2 Eylül Pazartesi günü saat 15'e kadar ara verilmesini reye koydu. Bu teklif kabul olundu ve Meclis saat 24 te, iki eylül pazartesi günü saat 15te toplanmak üzere dağıldı.

İnfaz sistemindeki değişiklik 2/6/1957 tarihli (Havadis) den :

Büyük Millet Meclisinin cuma günkü toplantısında kabul ettiği bir kanun, Türkiyede cezaların infazı sisteminde esasJı bir değişiklik yapmaktadır. Ye­ni kanunun getirdiği büyük hususi­yet, suça karşı verilen cezanın terbiye ve ıslah edici vasfını çok arttırması, dolay isiyle, suçlular camiası içinden cemiyete faydalı vatandaşların çık­masını kolaylaştırması dır. Kabul et­mek lâzımdır ki, Türkiyede bugüne kadar tatbik edilen ceza infaz usulü bu bakımdan zayıf ve çok kifayetsiz­di.

Herhangi bir tesire kapılarak, suç iş lemis olan bir vatandaşın, cezasını çekmekte olduğu sırada duyduğu vic­dan huzursuzluğunun, pişmanlığın, aşağılık duygusunun ruhunda yarattı­ğı ıslah edici aksülâmeller, eski ceza infaz sisteminde lâyık iyi e kıymetlen­dirilmiş değildi. Bu sebeple, bir suç İş­lemiş olmasına rağmen, ruhî safvetini elde ederek cemiyete tekrar döndüğü zaman faydalı bir vatandaş olmak azmini içinde yaşatan bir kimse ile, profesyonel suçlular arasında bir tef­rik yapmak imkânı âdeta mevcut değildi.

Yeni sistem işte bu tefriki yapmak­tadır. Suçlu cezasını üç ayrı devre halinde çekerken, islah i hâl ettiği İntibaını verdiği takdiği takdirde, ce­zasının dörtte birinden meşruten tah­liye edilmek suretiyle kendisini kur­tarabilmektedir. Bilhassa cezalar art­tıkça, bu dörtte bir, küçümsenmesi mümkün olmayan bir ümit ışığı ha­linde her suçlunun gözünü alacak bir kıymet kazanıyor.

Bugün Türkiyede 40 bini mütecaviz suçlu vatandaş mevcuttur. Bunlar ha­pishanelerde cezalarını çekiyorlar. Yeni kanunun tatbikatı bunlar arasında bir çoklarını meşruten tahliye nime­tinden fay dal an d ıra çaktır. Fakat bu şartlı bırakma asla bir af değildir. Suçlu onu ancak, serbest hayatta ge­çirdiği hayat tarzı ile kendisi için bir kolaylık, bir nimet hâline getirebilir. Çünkü şartlı bırakmanın şartları ih­lâl edildiği zaman, ceza, bütün ağır­lığı ile avdet edecek ve hapishaneyim açılan kapıları, suçlunun üzerine tek­rar kapanacaktır.

Yeni ceza infaz sistemimiz, birçok mo­dern memleketlerde muvaffakiyetle tatbik edilen ve hayırlı neticeler is­tihsal edilmesini sağlayan mütekâmil sistemlere muvazi bir sistemdir. Mem­leketçe bundan faydalanacağımız mu­hakkaktır.

Yeni kombinezonlar arasında

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçm

4/6/1957 tarihli (Ulus) dan :

Üç aylık bahar havasından sonra, iç politika dâvalarında iyiye doğru hiç bir adım atılmamış olduğunu müşahe­de eden Halk Partisi tebliğini mütea­kip iç siyaset faaliyetlerine dair tah­minler ve dedikodular başladı. Bu ara­da zihinlere İlk gelen kombinezon muhalefet partilerinin, bir anlaşma temin etmek suretiyle seçimlere müş­terek girmeleridir.

Nazariye, akıl ve mantık itibariyle hiç itiraz kabul etmiyen bu hareket tar­zının zorluğu prensipte değil fiiliyat ve tatbikattadır. Her muhalefet parti­si kendisini hakikatte olduğundan zi­yade kuvvetli göstermek ve karşısındakilerden daha çok mebusluk alabil­mek için kendisini pek ümitli göster­meyi, yüksekten atmayı bir zaruret addeder.Doğrusu aranırsa, hakiki kuvvetini objektif surette ölçebilmiş hiç bir parti yoktur. Geçirdiğimiz iki genel seçim­ler tecrübesi bizi bu noktada kâfi de­recede aydınlatmalıdır. Onun için, partiler kendilerini kuvvetli görmekte samimî olabilirler. Bir mitingde, bir meydandaki mahşeri kalabalığı İnö­nü'ye gösteren Vali: «İşte İstanbul Pa­şama diye göğüs kabartırken muhak­kak ki samimi idi. Ve Halk Partisinin galebesine inanıyordu. Neticenin ne şekilde zuhur ettiğini çok geçmeden gördük. Seçim faaliyetleriyle bu dere­ce yakından ilgili, akıl ve muhakeme­leri yerinde insanlar bile böyle alda nabiliyorlarsa artık bu gibi hüküm­lerde ve tahminlerde ne kadar ihti­yatlı davranmak lâzım geleceği tak­dir edilebilir.

Önümüzdeki seçimlerde muhalefet partilerini biri birinden ayırabilecek ilk mesele prensip itibariyle seçimlere girip girmemek işidir. Fakat partiler bir yandan bu fikri reddetmemekle beraber diğer yandan seçimlere gire ceklermiş gibi çalışmaktan da geri kalmıyorlar ki fikrimîzce pek doğru bir hareket tarzıdır.

Çünkü muhalefet partileri seçimlere girmezlerse kıyamet kopmaz zanne­deriz. Bu, Demokrat Partinin ekmeği­ne yağ sürmek olur. Harice karşı bi­raz küçük mevkide kalırlarsa da bu gibi düşünceleri, tuttukları yol icabı, çoktan unutmuş oldukları için, du­rumlarında büyük bir değişiklik ol­maz. İç umumî efkârına gelince, eksik olmıyacak yeni yeni konular biraz sonra bu macerayı unuttururlar.

Demokrat Parti ileri gelenlerini rahat bir uykuda zannetmek hatadır. Bütün faaliyetlerinde, bilhassa seçimler yak­laştıkça, göze çarpan sinirlilik ve te­lâş, bu endişelerin açık bir İfadesidir. Halkça tutulduğuna, memlekete hiz­met etmiş olduğuna emin bir parti hürriyetleri tahdit lüzumunu duymı yacağı gibi seçim tarzlarını da bu ka­dar zincirlemez. Seçim ihtilâflarını halleçek teminatlı hâkimler bulunma­sını bir kâbus, telâkki etmez.

Onun için, şahsî fikrimizce, seçimlere girmemek Demokrat Partiye rahat bir nefes  aldırmaktan başka bir netice doğurmaz. Secim sistemini temelden değiştirmeye de zaman kâfi geleceğini zannetmiyoruz. Buna bir de içten istememezlik inzimam ederse kanun değişmeden genel seçimler gelip çatar. Bu bakımdan Halk Partisi İyi düşün­müş ve 1950 seçimleri durumuna dön­mek teklifini yapmıştır.

Asıl zorluk, 1950 seçimleri kanunu dairesinde hareket edilirken muhale­fet partilerinin pratik bir zihniyetle muhakeme olgunluğu gösterip göste remiyecekleri noktasındadır. Bu nok­tada zorluğun Halk Partisinden gelceğine inanıyoruz.

Atatürk Üniversitesi

6/6/1957.tarihli (Havadisi den:

Bundan yirmi sene evvel Atatürk'ün bir Meclisi açış nutkunda bahis mev­zuu ettiği Sark Üniversitesi O'nun şe­refli adiyle kurulmak safhasına gir­miş bulunuyor. Erzurumda kurulacak olan bu yeni üniversite, yabancı ye Türk mütehassısların tecrübelerine ve Türkiyedeki üniversitelerin bünyele­rinden ve işleyiş tarzlarından alman neticelere göre, yeni bir teşkilâta sa­hip olacaktır. Bu teşkilâta vücut ve­recek olan kanunu Büyük Millet Mec­lisi kabul etmiştir.

Yeni Üniversitenin başlıca hususiyeti rektör ile fakülte dekanlarının Maarif Vekâleti tarafından tâyin edilmekte olmaları ve alışılanlardan daha uzun müddetle için vazifede kalabilmeleri­dir. Kanunun bu hususiyeti Büyük Millet Meclisinde münakaşalara yol açmış ve böylece üniversite muhtari­yetinin zedelendiği iddiası ileri sürül­müştür. Bu iddiaya, rektör ve dekan­ların seçimle tâyin edilmeleri usulü­nün diğer üniversitelerimizin bünye­sinde yapmakta olduğu nahoş tesirleri de zikrederek Maarif Vekilinin verdiği cevapları burada tekrar etmeye lü­zum yoktur, çünkü esastan âri olan o iddialar, Erzurumda kurulmakta olan eserin kıymetini tenzil edecek şeyler olmaktan uzaktır. Mühim olan    husus    Erzurumda    bir üniversitenin    tesis    edilmesidir.  Bu Partisine mensup olan zanlılar lehine karara bağladıktan sonra, reisi, aza­lan ve savcısı ile o partiden meb'us adayı seçilmiş olan bir mahkeme he­yeti hâlâ hafızalarda yaşıyor. Sivasta, vilâyet vazifesini yine Halk Partisi le­hine neticeler elde etmek için kulla­nan ve maiyetindeki kalabalık bir me­mur topluluğunu bu maksatla vazife­lendiren Halk Partisine meclûp bh" Valinin yaptıklarını unutmuş değiliz. Bunlar unutulur şeyler değildir ve Se­çim Kanununda yapılmış olan ufak değişikliklerin ne kadar haklı olduğu­nu göstermektedir.

Politika ve Zenginlik Yazan: Hüseyin Cahit Yalçm

7/6/1957 tarihli fUhıs) dan :

Hatay Halk Partisi İl Kongresinde nutuk söyleyen Kasım Gülek siyaseti­mizin esaslı noktalarına temas ettiği sırada, politikanın zengin olmak için kolay bir yol gibi telâkki edilmesi aleyhinde de bulunmuştur. Filhakika, demokratik rejime girerken çok yanlış bir fikrin zihinlere yerleşmiş olduğu göze çarptı. Mebusluk nüfuz ve kudret sahibi olup bu sayede dünya nimetle­rine kavuşmak için bir merdiven hiz­metini görmemelidir. Mebusluk millet hizmetidir, şerefli bir vazifedir, fakat para Kazanmak yolu değildir.

Ortada dolaşan dedikoduların harfi harfine doğru olamıyacağı aşikârdır. Fakat öyle bir dedikodu dalgası üze­rinde yaşıyoruz ki buna nihayet ver­mek bir vatan vazifesi haline gelmiş­tir. Bir cemiyette dediRodularm önüne geçilemez. Fakat siyaset dünyasının dedikodular içinde çalkanması yüzün­den rejime gelebilecek zararlar göz önünde tutulacak olursa bu hususta tatmin edici tedbirlere çok lüzum ol­duğu takdir edilebilir.

Bu hususta en büyük hizmeti basın ifa edebilir. İspat hakkına malik hür bir basın Meclisin ve rejimin şan ve şere­finin, haysiyet ve vekarmm en tesirli bir muhafızıdır. Bundan dolayıdır ki her demokratik memlekette basın re­jim şerefinin, namus ve haysiyetinin, iffet ve istikametin muhafızı sıfatıyla ehemmiyetli bir rol oynar. Basının bu vazifesi esaslı kanunlarla kabul ve teyid olunmuştur. Bu'mevaua dair ya­pılan kanunlar basın hürriyetini boğ­mak için değil, bu hakkın kötüye kul­lanılması ihtimalini önlemek için dü­şünülmüş tedbir mahiyetindedirler. İspat hakkını tanımamak basını vazi­fe göremez hâle sokmaktan başka bir netice vermez.Böyle olunca, öyle dedikodular vücut bulur ve bazı kötü örnekler gözlerde o kadar büyür ki basın hürriyetini mefluç bırakan partiler halk nazarın­da behemehal itibardan düşer. Halk Partisi basmin ispat hakkına dokun­mamış idi. Hattâ en şiddetli bir rejim olan Padişahlar devri bile ispat hak­kını tanıyordu. Demokrat Partinin nasıl bir mülâhaza, ve ihtiyaç şevki ile olursa olsun, basından ispat hakkını geri alması çok büyük bir gaflet ve hatâ teşkil etmiştir. Milletin bu hatâyı affedip etmiyeeeği önümüzdeki genel seçimlerde meydana çıkacaktır. Kasım Gülek'in bu meselede Halk Partisinin noktai nazarım açıklaması zamanın­da ve yerinde vukua gelmiştir. Kasım Gülek politika saltanat yeri olmıyacak derken Demokrat Parti devrinde en göae batmış olan bir kusuru reddetmiş oluyor. Nüfuz ticaretini önliyeeeğiz, demekle kalblere büyük bir ferahlık veriyor. Hele bîr iktisat şûrası kura­rak ziraat işini esaslı surette ele al­mak azmi kalblere hakikî huzur ge­tirmiştir.

Her ciddî meselede olduğu gibi iktisat işinde de bilginin ve ciddiyetin, mun­tazam çalışmanın biricik muvaffakiyet yolu olduğu düşünülürse Halk Partisi­nin gerek iktidarda iken geçirdiği tec­rübelerden, gerek muhalefet devrinde iktidarın hatalarından büyük bir ders almış ve olgunluğunu tamamlamış ol dugu görülüyor.  

Kasım Gülek az sayıda vatandasın kalkınması değil milletçe kalkınmayı sağlamak vaadiyle Kalblere bütün bü­tün bir  itimat hissi getirmiştir.

Halk Partisi büyük bir olgunluk ve tecrübe ile yakın genel seçimlerde Türk milletinin karşısına çıkacak gibi görünüyor. Bu hususta kendisinin anlayışma borçlu olduğumuz kadar De­mokrat Partinin de büyük himmeti ol­duğunu itiraf etmek bir hakikat bor­cudur. Demokrat Partiyi Halk Parti­sinin gayreti ve siyasî manevraları değil kendisinin çürük zihniyeti ve ha­taları yıkacaktır.

Hakikati niçin ihmal ederler? 8/6/1957 tarihli (Zafer) den:

Demokratik ve meşru nizamı, hürri­yet suiistimalinin yarattığı tehlike­den korumak maksadiyle alınmış olan tedbirlerin mâna, kıymet ve ehemmi­yeti; aradan bir sene geçmiş olması­na rağmen, bazı neşir organları  ve bazı telkine müstait unsurlar tarafın­dan hâlâ anlaşılmamış bulunmakta ve bu anlayışsızlıktan hareket edilerek, kesif bir neşriyata tevessül olunmak­tadır.

Gerek hürriyet kahramanlığına öze­nen şahsiyetlere, gerekse o şahsiyetle­rin zehirli telkinleri altında kalmış görünen zayıf iradeli kimselere, bahis konusu tedbirlerin vaz'ını zaruri kılan vahim safahatı hatırlatmak yine de faydalı olabilir.

1950 yılında meşruiyetin tecelli ve te­essüsü üzerine, muhalefet; seçim mü­essesesini, milli iradenin tezahürüne imkân veren bir müessese olarak hür­metle selâmlıyacak yerde, tam aksine, seçim müessesesine ve d olay ıs iyi e mil­letin aslî kitlesine dil uzatmakla işe başlamıştı.

Bir yandan milletin gözü kapalı oy verdiği tamim olunarak hem milletin siyasi rüştü, hem de Büyük Meclisin mânevi şahsiyeti zedelenmek isteni­yor, bir yandan da, okuma yazma bil miyenlerin o zaman ekseriyette oldu­ğu bir memlekete demokrasinin uy­gun bir rejim olmadığının anlaşıldığı ifade olunmak suretiyle, temiz vatan­daşlar, demokratik sistemden soğutul­mağa uğraşılıyordu.Bunlara ilâveten, 0.P. iktidarına da­ha haziran 1950 de «tek parti tahak­kümü» isnad olunmağa başlandı. İk­tidar ve hükümetin tahakküm ve dik­tatörlük yolunda olduğu söylene söylene güya bir kıvam noktası elde edi­lecek ve bu noktada, herhangi bir işa­ret ve plân İle, D.P. iktidarı çökertile­cekti.Şu hesapta dahi, umumî seçimlerden evvel bir iktidar değişikliğinin temin olunmasına dair niyet ve İhtiraslar gizliydi. Nitekim, böylesine bir niyet ve ihtirasın şevkiyle, memleketin yük­sek menfaatlerini biraz olsun nazarı itibara almadan istimal olunan türlü yalanlar, tehlikenin azametine delil teşkil ediyordu. Eve i, siyasî ve iktisadî huzursuzluk yaratmak istiyenlerin se­çim müessesesine de İltifat ve İtimat etmemeleriyle, antidemokratik bir zih­niyetin bütün tecellileri tamamlanmış oluyordu.

Böylece, müteaddit ikazlara aldırma­dan, hattâ ikazları tehdit olarak mâ nalandırmak suretiyle 1955 bahar ay­larına kadar gelindi.

Hırçınlığın ve yıkıcılığın artık cüretlerini arttırması lâzım geldiğine hük molundu ve filhakika diğer bütün çir­kin faaliyetlere inzimamen, devlet aslî organlarına karşı hakaret ve kü­fürlerle dolu hitabelere ve yazılara hız ve vüsat verildi.

Halbuki, en iyi niyetlerle 1950 devaz olunan Basın Kanunu, matbuattan ve kalem sahiplerinden takdir, anlayış ve itidal talep ediyordu. Fakat, muhale­fet unsurları öylesine ustaca faaliyet gösteriyorlardı ki, matbuat ve kalem sahiplerinin bir kısmı bu unsurların tesir ve direktiflerine tâbi oluyorlar ve bu keyfiyet hürriyet suiistimalinin hazin tarafını husule getiriyordu.

Bilhassa, Vekil veya Başvekil olama­dıkları için D. P, iktidarından öç al­mak gayesiyle birbirlerine sarılanlar, bu hürriyet suiistimalini teşvik etmek­ten âdeta zevk alıyorlardı. Mevki ve makam İhtirasına tutulan, fakat ihti­rasları tatmin olunmayınca intikam duygusuna kapılan bu insanlar, kendi çirkin plânlarına iştirak etmek iste­meyenleri şöyle tehdit etmekten dahi çek inmiyorlar di: «Bize uyacaksınız!.. Eğer uymazsanız, matbuat elimizde­dir, sizi rezil ve mahvederiz!..»

İkazlar yine fayda vermiyor ve yıkı­cılık cür'etinî daha da arttıriyordu.Mediği iddiası etrafında, Türkiye Bü­yük Millet Meclisinde cereyan ederi münakaşalarla bazı gazetelerin neşri­yatına karşı Adliye Vekilinin tavzihini sütunlarımızda görüyorsunuz.

Mesele üzerinde, biri hukukî ve öbürü fikrî, kısa ve kuru iki cevap vardır:

Vaiz, mahkûmiyeü üzerine, Tem­yiz Mahkemesine başvurup tashih ikararı İsteğinde ulunmuştur. Bu nok­ta, her  vatandaşa  kanunun verdiğihaktır. Kanunun 322 nci maddesinin
son bendi mucibince Cumhuriyet Baş müddeiumumiliği, «tashih i karar» ta­lebini dairesince tetkik edilmeye    şa­yan ve lâyık görürse, şahsi ve takdirîbir hüküm olarak değil, doğrudan doğ­
ruya   kanunî  bir  mecburiyet  halindeinfazı bekletmekle mükelleftir. Bu birkanunî emirdir ve aksi mümkün de­ğildir.Nitekim böyle olmuş, Başmüd deiumumilik stashih i karar» isteğini
yerinde bulmuş ve neticede mecburolarak  infazı   daire  kararma   kadardurdurmuştur.    İstek, dairesince red­dedilince de derhal cezanın infazınaait muamele, kaza organının normal
yolu  i e in de  cereyana  başlamıştır.  Şuhalde mesele, başından sonuna kadar,kaza organının bünyesi içinde ve entabiî ve her ân emsali görülen şekildegeçmiş ve Adliye Vekilinin hiç bir su­
retle ve hiç bir müdahalesine   mevzuteşkil  etmeyen bir vaziyet  arzetmiştir.

Kaza organının kendi öz bünyesi içinde ve en tabiî şekilde  cereyaneden ve Adliye Vekilinin mesuliyet vesalâhiyetine tamamiyle yabancı bulunan bu vak'ayı Vekilin şahsına bağla­
mak, olsa olsa, kanun  maddelerinintefsir ve kıratini dahi hâkim ve müddeiumumilere dikte edici ve onları bi­rer otomat halinde kullanıcı bir reji­min mensupları tarafından hayal edi­
lebilir ki, bunun da her türlü hak vehukuk vicdanından ârî olarak kime vekimlere yakış tırıl abiieceği kendi ken­disine ortaya çıkar.Bizi, hiç arzu etmediğimiz halde böy­lesine tedailere mecburen sürükliyen; İnönürıün, Meclisin geçen celsesindeki şiddetli hücumları olmuştur.

Bu hücumların ne derece yersiz, mesnedsiz ve ne derece hâdisenin hakikî çehresiyle tezad halinde bulunduğu yukarda da izah ettiğimiz gibi tama­miyle aşikârdır.

Üzüldüğümüz nokta, İnönü gibi Dev­let Reisliği makamını işgal ve mazide büyük mesuliyetler deruhte etmiş bu­lunan ve nihayet bir hürmet seviye­sine ermiş olması lâzım gelen bir zs. tin, Meclis kürsüsünde, bir hâdiseyi; mahiyetini, hakikî cephesini öğrenme­ye lüzum görmeden, Adliye Vekiline bu mevzuda aydınlatılması için bir su­al dahi tevcih etmeden uluorta mu­galâtalara ve çirkin tecavüzlere mev­zu yapması ve hattâ (buna tenezzül etmesidir.

İşte bizce işin asıl acı olan tarafı da budur.

Uyanık bir karar

11/6/1957 tarihli (Vatan) dan:

Dinin politikaya âlet edilmesine mâni olmak endişesiyle, dün Büyük Millet Meclisi tarafından verilen, karar, mil­letimizin birliğini ve memleketin se­lâmetini isteyen basiret sahiplerini çok sevindirecektir. Meclisteki D. P. grupu kendi lehine diye yapılan ağır suçları müsamahayla karşılamak ve adalet cihazının kararlarını felce uğratmak gibi bir yol tutsaydı, bütün memleket­te kanun ruhu kökünden zedelenecek­ti. İktidara mensup olanların kanu­nun üstünde ve imtiyazlı olduğu tar­zında bir intiba yaratılmış olacaktı, partiler birbirine girecek, millet ikiye ayrılacak, fesat ve nifak arkasından koşanlar geniş fırsatlara konacaklar­dı.

Cumhurreisi Celâl Bayar, memleketi tehdit eden tehlikeyi zamanında gör­müş, Devlet Eeisl vazifesini çok ince düşünülmüş bir ikaz şeklinde yerine getirmiş, siyasî hayatımızda çok ciddî buhranlar başgosterraesi ihtimalini Ön lemekte başrolü oynamıştır.

Celâl Bayarm Meclis dışından göster­diği hassasiyeti muhalefet lideri İsmet İnönü, son müzakereler esnasında ay­nı titizlikle, inkılâpçı ve memleketçi bir politika adamının heyecanı ile de­vam ettirmiş ve adalette müsavat prensibini müdafaa edişi, Meclis heyeti umumiyesi tarafından dikkatle takip edilmiştir. İnönÜnün zaman zaman çok sert ve itham edici konuşmasını, Meclis Reisinin kesmek istemesine rağ men, bütün mebusların dinlemekte devam etmeleri, dünün en ibret veri , ci hâdiselerinden biri olmuştur. Büyük Millet Meclisi, dün verdiği şerefli im­tihanla, inkılâpçı ve medeniyetçi zih­niyetin, taassup ve gerilik fırsatçıla­rına asla meydan birakmıyacağım bir defa daha umumî efkâra açıklamış bulunmaktadır.

Hürriyet ve hak yolunda bir ma­tem günü

Yazan; Hüseyin Cahit Yalçın 12/6/1957 tarihli (Ulus) tan:

Basın hürriyetini bir kat daha kös­tekleyen kanun projesini 6 haziran tarihinde Meclisçe kabul e d ilmesin denberi tam bîr sene geçmiş bulunu­yor. Bu hâtırayı muhalefet partileri bir millî matem olarak kaydettiler ve bu yüzden duydukları teessürü açıkla­dılar. Kullandıkları tabir tam yerin­dedir. Bizi medenî dünya karşısında mahcup bir durumda bırakan ve reji­mimiz hakkında hiç te sevinilecek bir intiba yaratmıyan .bu kanun yüzün­den bir çok kalem sahibi ya hapisha­nelerde mahkûmlar arasında ömür çü­rütüyorlar, ya mahkemeler huzurunda mukadderatlarını bekiiyerek uğraşıp duruyorlar. Hâkimlerin de teminatla­rından mahrum bırakılmış olması ay­rıca bir ıstırap ve ümitsizlik sebebi olarak vicdanları âzâp içinde bırakı­yor.

Padişahlar, rejiminde daha hür de­ğildik. Fakat uğradığıma zulüm içinde bir mantık vardı. Basın hürriyetini ta nıyan bir rejimimiz yoktu. İkinci Abdülhamit zamanında bir anayasa «ka­nun dairesinde» hür bir basın tanın­mıştı. Fakat Anayasa belli olmıyan bir zaman için köşeye atılmış olduğundan basın hürriyetinin mevcut olamiyaea ğı tabii idi. Bundan başka, basın için bir de sansür memurluğu kurulmuş ve, yazılar basılmadan evvel incelen

mek usulü tatbik edilmişti.Bu suret­le kalem sahiplerinin mesul tutulabil melerine imkân kalmıyordu.

Şimdi ise sansür siste'minin pek göze batacak ve hiç tevil kahul edemiyecek bir teşebbüs olması kalem sahiplerini müthiş bir tehlike karşısında bırakmış tır. Hapis cezaları istibdat zamanların­daki ukubetleri aratacak kadar ağır, para cezaları ise ödenemiyecek kadar yüksektir.

İşin vicdanları tırmalıyan tarafı bu şiddetin hürriyet namına resmen de­mokratik bir rejim zamanında, demok rasi mücadelesi neticesinde iktidara gelmiş bir parti tarafından başımıza getirilmiş olmasıdır. Mantıksızlık ve samimiyetsizlik duruma bütün bütün vicdanları coşturacak bir mahiyet ver­miş bulunuyor.

Bugün kanaatlerinden fedakârlık yap mıyan, bel kemiğini" ve alınım dik tut­mak istiyen, hürriyete iman eden, hakkını bilen ve ariyan bir vatandaş için muharrirlik yapmak acık bir teh­likedir. Çünkü kanundaki yasaklar o kadar umumî ve elâstikî bir şekildedir ki en ufak bir mütalâa bile en büyük bir belâya imkân hazniıyabilir. Bir muharririn, eski ordulardaki «Serden geçtiler» gibi, her tehlikeyi istihfaf ederek yazı yazması şimdi bir zaruret halindedir.

Bu durum gayritabiidir ve her gayri tabii iş gibi zihinleri azap içinde bıra­kan bir kusurdur. Bunun acısını, mil­letlerarası şöhret ve haysiyetimize in­dirilen darbede görüyoruz. Muharrir­lerimiz bu yüzden çifte bir azap için­dedirler. Hem şahısları için mevcut tehlikeyi göze alacaklardır, hem mil­letlerarası münasebetlerde küçük düş­müş bir durumda kaldıklarını acı acı göreceklerdir.

Demokrat Partideki bu telâş, bu şid­det, bu prensipsizlik ve mantıksızlık ne için? Basın hürriyetinden ne korku­yorlar? İktidar partisi bütün nüfuz ve kudretini millete karşı taahhütlerin­den almıştır. Bu taahhütler İçinde basın hürriyeti birinci derecede geli­yordu. Ne oldu bu basın hürriyetine? Kendilerinden emin olan insanların açık görüşmelerden ve münakaşalar dan hattâ iftiralardan ne korkuları olabilir? Basma intikal edememiş if­tiraların, isnatların ağızdan ağıza do­laşmaların in Önüne geçilmek kabil midir?

Haysiyet, şeref ve itibarı muhafaza et menin en birinci şartı basın hürriyeti­ni tanımaktır. İspat edüemiyecek ka­bahatler basma geçemez. Çünkü müf­teriler için ceza vardır. Fakat dediko­duya dayanan şifahi suçsa herkesin zihninde bir hakikat şeklinde yaşar ve iktidarı çürütebilir. Basın hürri­yetine tahammül edemiyen bir iktidar umumî efkârda o kadar çok suç İsna­dı altında kalır ki çarçabuk yıkılıp çok meye namzet bulunur.

«Zıttıma gittiğiniz zaman yapmıyacağim yoktur»

12/6/1957 tarihü (Zafer) den:

Büyük Millet Meclisinin evvelki gün­kü içtimamda sarfolunan bir cümle, yalnız halihazır politikacıların değil, müstakbel siyasilerin ve tetkikçilerin dahi Üzerinde ciddiyet, hassasiyet ve ibretle duracakları bir inceleme mev­zuu sayılmak lâzım gelir.

Ana muhalefet partisi liderinin Mec­lis kürsüsünden umumi heyete hita­ben ortaya attığı cümle şudur:

«Zıttıma gittiğiniz aaman yapmıyaca ğım yoktur,»

Buna benzer bir iddia ile meydana çı­kan bir insanın, her şeyi yapacağını söylediğine göre, mevzuat ve nizam dışına da çıkmaktan içtinap etmeye­ceğini anlatmak istediğine hükmet­mek  gerektir.

Yapılacak ve teşebbüsüne girişilecek işler, meşru ve gayri meşru olmak üze­re ikiye ayrılır. Şu hale nazaran, yap mıyacağı şeyin olmadığını ilân eden bir kimse, gayri meşru faaliyetlere de başvuracak demektir. Siyaset dışı me­seleler dolayısiyle, böyle bir cümle sar. feden şahıs için; hakaret, sarkıntılık, tecavüz, hırsızlık ve daha ötedeki iş­ler, gayri meşru teşebbüsler meyanın dadır.

Bahis konusu cümle, bir politikacı ta­rafından ve siyasî faaliyetle ilgili ola­rak kullanılırsa, bu takdirde, siyasi ba­kımdan gayri meşru hareketlere baş­vurmaktan bile cekinmiyecek bir poli­tikacı karşısında bulunulduğu meyda­na çıkacaktır.

Hele bu cümle, meşru rejime takad­düm eden devrin baş temsilcisince öne süriilürse; akıl, muhakeme ve mantık derhal işleyecek ve demokratik siste­min feci müdahalelere maruz bırakıl­masına uğraşılacağı hususu ihtimal dahiline girecektir.

İnönü bu İhtimali niçin hesaba katma­mıştır? Henüz yedi senelik ma2isi o lan millî hâkimiyet nizamımızda, böy­lesine cümlelerin, vatandaşlarda şüp­heler ve endişeler tevlid edebileceğini, İnönü, niçin unutmuştur?

Bir cemiyet içerisinde, gayri meşru teşebbüslerin hasretini çekenler bulu­nabilir ve bu gibiler İnönünün iddia­sına bağlanarak, nihaî işareti alsın­lar veya almasınlar, bir takım kıpır­danmalar tertip edebilirler ve bazı mü essif olaylara sebebiyet verebilirler. Kaldı ki, kıpırdanmalar ve müessif o laylar vukua gelmese dahi, zihinlerde yaratılan istifham, vatandaşları hu­zursuzluğa düşürebilir. Bunların mes­uliyeti?Bunlardan kimin mesul ola­cağı meydandadır.

Lâikliğin müdafaası

Yasan: Prof. Dr, Yavuz Abadan

14/6/1957 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Büyük Millet Meclisi, bir af dileğini reddeden son karariyle, modern Türk devletinin dayandığı temellerden biri olan lâiklik prensipini bir kere daha teyit etmiş ve kuvvetlendirmiş oldu. Bu vesile ile cereyan eden heyecanlı müzakereler ve alınan netice, inkılâp­ların korunması konusunda Türk mil­letinin yegâne ve hakiki temsilcisi olan Büyük Meclisin titizlik ve duygulu­luğunu belirten parlak bir delil teşkil etmiştir.Gerçekten konuşmalar sonunda, Öde­miş merkez camii vaizi Fevzi Boyar'm cezasının affına daha Adalet Komis­yonunda hükümet temsilcisinin de muhalif kaldığı anlaşıldı. Affa taraf­tar olanlar da, bir tek istisna ile, mü­dafaalarını tamamen şalisi sebeplere İstinat ettirdiler. Yoksa, dini siyasete âlet ettiği sabit olan vaizin suçunu Kü­çümseyen bir tek milletvekili çıkma­dı.

Suçu ne olursa olsun bir vatandaşın, hele vicdanları kardeşlik, sevgi, ahlâ­kî salâbet duygulariyle doldurup ay­dınlatma görevinde olan bir vaizin mahkûmiyetine acınmamak, dolayısiy le af dileği karşısında atıfet hislerine kapılmamak imkânsızdır. Fakat bazı vatandaşları, sır muayyen bir siyasî kanaat taşıdıkları için tekfir ederek, kardeşi kardeşe saldırtmaya ve bunun için de mukaddes dini duyguları âlet edip körüklemeye kalkmanın, asla af­fedilecek bir suç olmadığı da meydan­daJxü.

Esasen devlet hayatında, lâiklik pren­sip İnin yerleşmesine sebep olan, din ve mezhep kavgalarından alınan ibret dersidir. Bütün Ortaçağ süresince din kavgalarının boşuna döktürdüğü kan Iarm insanlığa çektirdiği ıstırapları gözö nünde tutan Yeniçağ siyaset ve devlet nazariye çileri, modern devletin lâik olması lüzumunu, eserleriyle, mü­cadeleleriyle, kitlelere kabul ettirmiş­lerdir.Teokratik bir Ortaçağ devleti olan Os­manlı İmparatorluğunun tasfiyesin­den sonra, yepyeni prensipler üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, ancak lâik bir devlet olabilir ve ancak bu prenslpe dayanarak varlığını koruya­bilir ve yükselebilirdi. Dini siyasetten ayıran lâiklik, inanç hürriyetini tesis etmek ve vatandaşlar arasında dini inançlar yüzünden münaferet imkân­larını kaldırmak, suretiyle, bizzat dini de lâyık olduğu yüksek ihtiram ve iti­bara kavuşturmuş oldu. Bu yüzdendir ki, lâiklik, Türk İnkılâbının temel prensipi olarak, gönüllerimizde kökleş­miş ve millete malolnıuştur.Ara sıra çatlak seslerin çıkması, hiç bir zaman bu prensipin millete mal olmadığı    mânasına gelmez.

SayınCumhurbaşkanımız, daha bir kaç gün önce, Türkiye Cumhuriyetinde irticaa yer olmadığını, ancak boşuna kan dök memek iğin, uyanık bulunmamız ge­rektiğini belirtmişlerdi.Vaiz Fevzi Boyar'm af dileğine karşı, efkârı umumiyede, başında ve nihayet Büyük Millet Meclisinde uyanan şiddetli tep­kiler, Cumhurbaşkanının bu ikazına karşı, sevinç uyandırıcı bir mukabele teşkil etmiştir.

Yeni Sanayi Vekâleti Yazan: Habib Edib Törelıan

16/6/1957 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Büyük Millet Meclisinde kabul olu­nan bîr kanuna göre bu ay nihayetin­de İşletmeler Vekâleti artık tarihe ka­rışıyor ve bunun yerine yeni bir Sa­nayi Vekâleti doğuyor. İşletmeler Ve­kâleti de zatan Cumhuriyet devrinin gösterdiği bir ihtiyaç üzerine kurul­muştur. Daha ziyade Sümer ve Eti banklarm fabrika olarak mevcut tesi­satı ile iştigal ediyor, bizde çok yeni bir şey olan İş Kanunu ile bunun or­taya çıkardığı meselelerle uğraşıyor­du. Vazifeleri lâyıkiyle tâyin edilme­diğinden bir takım vekâletlerle iş bö­lümü noktasından ihtilâflar çıkıyor ve bu yüzden işler bazan sürünceme­de kalıyordu.

Şimdi yeni kanunla bu ay nihayetin­de faaliyete başlayacak olan yeni ve­kâlet bütün Çalışma Vekâletinin işle­rini aldıktan başta Ticaret ve İktisat Vekâletinin Sanayi Umum Müdürlü­ğünü ve bir de Maadin ve Enerji iş­lerini üzerine alacaktır. Biz yeni do­ğan vekâlete uzun ömür ve muvaffa­kiyetler dilemekle beraber bütün bu işleri nasıl görebileceğini de hayretle karşıladığımızı söylemekten geri kal­mak istemiyoruz.

Bugün ziraat karakterim muhafaza etmekle beraber memleketimizde sa­nayi artık mühim bir mevki almağa başlamıştır ve hattâ almıştır. Salta­nat devri ile Cumhuriyetin başlangı­cında ve hattâ son dünya harbinin nihayetin deki  devre ile  bugünkü vaziyetin mukayesesi kabil değildir. Ar­tık memlekette durulamıyaeak ve Ö nüne geeiiemiyecek kadar süratli bir sanayileşme hareketleri vardır. Bunun başlı basma bir mevzu olarak tetkik olunması icap eder.

Maadin, Türkiyenin şimdi en mühim bir işi halini almaktadır. Ziraatin ne­ticeleri çok defa tâbiatin rahm ve şef­kat veya zulmüne tâbidir. Nitekim ar­ka arkaya devam eden üç senelik ku­raklık bizde büyük zararlar yaratmış, büyük bir hububat ihracatçısı olmağa başlayan memleketimizi hariçten top­rak mahsulleri ithal etmeğe mecbur kılmıştır. Buna mukabil yeraltı ser­vetlerimiz çok fazladır. Henüz keşfo lunamıyan petrol kaynaklarımız bize büyük zenginlikler sağlıya cağı gibi devlet eliyle, hususî yerli veya ecnebi sermayesiyle işlenilen madenlerimiz de memleketimiz için hayatî bir ehemmi­yeti haizdir. Bunların ihracatı saye­sinde ticarî borçlarımızı ve ithalâtı­mızı ödemek imkânı bulunabilecek­tir.

Biz bir zamanlar idare makinemizin İslahatı hakkında düşüncelerimizi an­latmağa çalışırken bilhassa bir Maden Vekâleti kurulmasının memleket için çok faydalı olacağını bildirmeğe uğ­raşmıştık. Enerji işleri de bizde çok yeni ve âdeta bugünkü iktidarın or­taya çıkardığı bir meseledir. Henüz akaryakıtı hariçten ithal etmek mec­buriyetinde olan ve kömür serveti faz­la bulunmayan bir memlekette son da­kikaya kadar beklemîyerek enerji işle­rimizi halletmek zarureti vardı. Bu­günkü hükümet bilhassa hükümet re­isimizin bu işi bütün eh emmiye tiyi e ele alması ve başarılar yaratması şa­yanı şükrandır. Yarınki nesil bu ha­kikati daha iyi anliyacak ve bu ener­jiden daha fazla istifade etmek yol­larını arayacaktır. İki milyar kilova­ta yaklaşacak olan enerji kuvveti ile de başlı başına meşgul olacak bir ve­kâletin lüzumunda ısrar ediyoruz.

Bizim maadin ve enerji işlerimizin bi­rer vekâlet olarak idaresindeki düşün­celerimizin dayandığı nokta muamelâ­tı basit bir hale sokmak içindir. Çün­kü şimdi pek çok işlerle tavzif edile­cek bir vekâletin bunları lüzumu  olan süratle görebileceğini tahmin edemi­yoruz. Maadin ve bilhassa enerji işle­rinin ise durmağa ve beklemeğe im­kân ve müsaadesi yoktur. Bunların bir elektrik şeraresi gibi derhal ay­dınlanması lâzımdır. Aksi halde kontakt yapması ihtimali vardır.

Biz şimdi Sanayi Vekâletinin kurul­masını yeni ihtiyaçların duyulmasının bir alâmeti telâkki eyliyor ve idare teşkilâtımızda ergeç yapılacak İslahat ile bu vekâletin de birkaç müstakil ve­kâlete taksim edileceğini kuvvetle zan ve ümit ediyoruz.

Hürriyet ve Halk Partileri Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın 16/6/1957 tarihli (Ulus) tan:

Bahar havası tecrübesinin hiç te ve­rimli çıkmaması muhalefet partileri ve tarafsız vatandaşlar arasında ha­yal kırıklığı husule getirdiği görülü­yor. Hele son günlerde çoktan mah­kûm bir vaizin kollarım sallıyarak ser­bestçe dolaşmasının Meclise aksetmesi üzerine iktidar ve muhalefet gergin­liği bütün bütün arttı. Bunun neticesi olarak da partiler arasında anlaşma ve birleşme fikri tekrar canlanmak istidadını gösterdi.

Hürriyet Partisine yeni intisap etmiş olan değerli ve idealist bir fikir ada­mı meseleyi açıktan açığa ele alıyor. Hürriyet gazetesinin haber verdiğine göre, bu zat Cumhuriyet Halk Partisi­ni müşahhas fikirleri müzakereye da­vet etmiştir. Demokrat Partinin işbir­liği hakkında sarih fikirleri varmış.Cumhuriyet Halk Partisinin de varsa tekliflerini yapmasını istemiş.

Şahsi kanaat eseri olarak diyebiliriz ki Hürriyet Partisi ile Halk Partisi arasında temel, gaye ve ideal İtibariy­le ne fark mevcut olduğunu biz anlıyamiyoruz. Çünkü bugünkü siyaset mübarezesinde iki partinin dâvaları birbirinden farksızdır. Hep insan hak­larına hürmet eden bir rejim ve o re­jime uygun, bağlı bîr idare istiyoruz. İktisadî ve içtimaî meselelerde belki ayrı telâkkiler bulunabilir. Fakat herİktidar, açık alınla mîlletin karşısına çıkmak istiyorsa, ilk önce millete kar­şı olan borçlarını ödemelidir. Seçim emniyeti hakkında 1950 de İsrarla is­tediği şartları, yerine getirerek mu­halefetin ve bütün milletin gönlünü hoş etmelidir, küçük hesaplara daya­nan kötü politikacılığı değil, memle­ketin hayatî menfaatlerini ön plânda tuttuğunu ispat etmelidir. Eğer Demokrat Parti, bu imtihanı iyi geçirirse, göğsünü gererek, netice hak­kında tam bir ümitle seçimlere girebi­lir. Böyle yapmazsa istikbali karanlık olur ve memleketi lüzumsuz yere bir takım risklere ve musibetlere mâruz bırakır.

Büyük anlaşmazlık Yazan: Ahmet Emin Yalman 17/6/1957 tarihli (Vatan) dan:

Şu kanaatin üzüntüsü içimi yiyor.. Büyük bir anlaşmazlığın kurbanıyız.. Hem de çok beyhude yere... Bundan bir sıyrılsak, gözümüzü açsak, norma­le doğru giden yolları tutsak; her şey değişecek, her şey düzelmeğe başlıya cak. Dünyanın etrafında yaptığım se­yahat ve bilhassa Amerikada geçirdi­ğim bîr ayı dolduran geniş temaslarım bana bu imanı derinden derine telkin etti.

Düşündüklerimi (Vatanın Büyük Si­yasi Röportajı) başlıklı on yazı ile or­taya döktüm. Fakat büyük bir anlaş­mazlığın kurbanı olduğumuza inanan ve bir şeyler bildiğini sanan bir gaze­teci bu kadarla kalmaz. Siyasi liderle­rin gazete okumağa vakitleri olmadı­ğım düşünür, gerek iktidarın, gerek muhalefetin liderlerini arar, bulur, gördüklerinin ve öğrendiklerinin özü­nü, kendilerine birkaç kelime ile an­latır. Bunu yapmağı millî bir vazife sayar.Ben de böyle düşündüm. Başvekil Ad­nan Menderesten işe başlamak tabii bir şeydi. Fakat kendisini İstanbulun imarı işlerine o kadar dalmış gördüm ki rahatsız etmek istemedim. Ankara ya gittim. Basın işlerinin mesuliyetini taşıması dolayısiyle gazetecilerin hü­kümetle normal temas yolu olan Dev­let Vekili Celâl Yardımcıyı buldum. Vardığın} intibaları kendisine anlat­tım. Alâka gösterdi, bunları Başvekil Adnan Menderese bildireceğini söyle­di ve bizzat anlatmamı da tavsiye et­ti.

Umumî işlerin iktidar ve muhalefetin müşterek emaneti altında olduğuna inandığım için C.H.P. lideri İsmet İnö nünden bir randevu istedim. Mutad nezaketi ile beni derhal kabul etti. Kendisine şunları anlattım:

Yaptığım son uzun seyahat esna­sında vardığım intibaa göre hür dün­yalılar ve bu arada bilhassa Amerika­lılar, bizim ağır yükler taşıdığımızı, bize yardım etmek, bünyemizin muka­vemetini ve zindeliğini âzami derece­ye çıkarmak lâzım geldiğini tamamiy Ie takdir ediyorlar, fakat tuttuğumuz yol; alıştıkları usullere ve Ölçülere uy­gun olmadığı için işbirliğini askıda tu­tuyorlar ve bizim normal icaplara uy­mamızı bekliyorlar. Bunlar da nedir? Harice karşı; birbirlerinin aleyhine şahitlik eden ve sen ben kavgasiyle uğraşan ihtiraslı zümreler diye değil, istikrarlı, olgun ve şuurlu bir millet diye görünmemiz, dünyanın alıştığı demokrasi ve hürriyet şekil ve usulle­rine uymamız ve her türlü taahhütle­rimizi tutmak bakımından kredi dün­yasının ihmal ve müsamaha ile kar­şılamasına imkân olmıyan bazı yanlış usullerden ayrılmamız normale doğru gitmemiadir. Bunları İslah ederek, bi­ze yardım imkânına kendilerini kavuş­turmamız için âdeta yalvarıyorlar.»

İsmet İnönü yazılarımı okumamıştı, bu tarzda neşriyat yapıldığından ha­beri bile yoktur. Söylediklerime derin bir alâka gösterdi, ben de Halk Par­tisi mekanizmasının işleyiş tarzı hak­kında herhalde iyi bir numara vere­medim. Bizzat duyunca bu kadar bü­yük bir alâka ile karşıladığı bir mev zudan bir parti lideri herhalde haber­dar edilmeli idi.

İnönü sordu;

 Kıbrıs meselesi hakkında ne gibi bir intibaa vardınız?

Hareket etmediğimi bildiğinden eminim. Eğer bâzı yazılarımda dostla­rımı endişeye düşürdüğünü gördüğüm cesaret kırıntıları varsa, bunu samimi­liğime ve iktidarın anlayışına borçlu­yum.

Doğrusu Türkiye de basın hürriyeti basın seviyesinden üstün olmamıştır. Bizim bundan fazlasını elde etmek için, ona lâyık olmamız lâzımdır, çün kü liyakat, hürriyetten sonra değil, evvel gelir.

«Her millet lâyık olduğu hükümete, her basın lâyık olduğu hürriyete sa­hip olur.

Murakabe vazifesi

Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan

18/6/1957 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Demokrasileri, zıddı olan totaliter re­jimlerden ayıran en esaslı, nokta, ida­rî faaliyetler üzerinde devamlı bir murakabe imkânının sağlanmasıdır. Demokratik İdarelerde alenilik pren sipinin hâkimiyeti, bu maksadı ger­çekleştirme düşüncesine dayanır. Ger­çekten halk idarelerinde, bütün devlet işleri, vatandaşların gözü önünde açık ça cereyan eder. Bu açıklığın, uyanık ve siyasî olgunluğa sahip bir âmme efkârının vücut bulmasında tesir ve rolü büyüktür.

Gerek halk efkârını devlet işleri hak­kında aydınlatma, gerek idarecileri aksaklıklar üzerinde uyarma bakımın­dan basın, her yerde en mühim bir murakabe vasıtasıdır. Fakat basının tesir ve başarıldık derecesi, okuyucu­ların sayı ve seviyesine, kanunların sı­kılık veya gevşekliğine göre memleket ten memlekete değişir. Bugünkü ka­nunî şartlar çerçevesinde Türk bası­nının, murakabe vazifesini lâyıkiyle yerine getirmekte güçlüklerle karşı­laştığı bir gerçektir.

Bu durum karşısında, bizde hükümet İşlerinin murakabesi bakımından en tesirli organı olarak bütün     gözlerin

Büyük Millet Meclisine çevrilmesi ta­biidir. Esasen Anayasamıza göre Bü­yük Millet Meclisi, «milletin yegâne ve hakikî mümessili sıfatiyle», «hükü­meti her vakit murakabe ve ıskata yet kişine sahiptir. Meclis, bu yetkisini, Anayasa ve içtüzükte belirtilen usul ve müesseselere baş vurma suretiyle kullanır.

Çok partili muvazene sistemlerinde, murakabe vazifesinin en ağır yükü, muhalefetin omuzlarına yüklenmiştir. Muhalefet, serbest tenkid yolundan, hata ve aksaklıkları meydana koyma­ya çalışır. Buna karşılık iktidar, ya haksız tenkidlere karşı kendini mü­dafaa eder, yahut yanlış işler yapıl­mışsa onları düzeltir.

Fakat bilhassa muhalefetlerin pek küçük gruplar halinde temsil edildik­leri meclislerde, hükümeti murakabe vazifesi, çoğunluk partisinin yardım ve desteği olmaksızın lâyıkiyle yerine getirilemez. Çok partili hayata girdik­ten sonra, 1946 danberi tatbik edil­mekte olan bugünkü seçim sistemimi­zin, tek partiye ezici çoğunluk sağla­makta olduğu, d olay isiyle çok partili rejimin tesirlerini silmekte bulundu ğu üç tecrübe ile sabit olmuştur. Buna göre, bu seçim sisteminin tatbikinde devam edilecekse, hükümeti muraka­bede çoğunluk partisinin, şuurlu bir gelenek halinde ön plânda vazife al­ması gerekmektedir.

Son haftalar içinde, gerek Büyük Millet Meclisinde gerek komisyonlar­da, meselâ faiz hadlerinin hükümetçe tesbiti veya Millî Korunma hükümle­rinin tadili konularında getirilmiş ka­nun tasarılarına karşı çoğunluk par­tisine mensup milletvekillerince gös­terilen tepki ve yapılan tenkidleri, bu vazife şuurunun kökleşmekte olduğu­na hayırlı bir işaret sayarak ümit ve sevinçle karşılıyoruz,

D.P. ekseriyeti telâfi edilmez bir hata işliyecektir

Yazan: Cihat Baban

24/6/1957 tarihli (Yeni Gün) den:

Bugün Büyük Millet Meclisi mahiyeti itibariyle ehemmiyetsiz, fakat mânası ve iktidardaki zihniyeti ifade bakı­mından son derece ehemmiyet)! bir celse aktedecektir. Bu celsede Osman Bölükbaşmm teşrii masuniyetinin kal­dırılıp kaldırılmıyacağı meselesi ba­his konusu olacaktır. Bir taraftan Za­fer, diğer taraftan İstanbuldaki Ha­vadis gazeteleri ağır toplarını Osman Bölükbaşı üzerine tevcih etmişler, teşri masuniyetinin kaldırılması işini efkârı umumiyeye hazmettirmek için şiddetli makalelerle harekete geç­mişlerdir.

Bizce bu dâva çok mühimdir, memle­ketin demokratik hayat ve nizamiyle yakından ilgilidir ve eğer tahminleri­mizde, çok temenni etmek istediğimiz gibi yanılmıyorsak, uzak veya yakın bir istikbalde karşımıza çıkacak se­çimlerle de ilgilidir.

Menderes ne Cumhuriyetçi Millet Par­tisinin ne de Hürriyet Partisinin önü­müzdeki seçimlere katılmalarını arzu etmemektedir. Eğer kendisi için, ikti­darı terketmek icap ederse, bu iktida­rı hiç değilse bir zamanlar kendisi hakkında devri sabık yaratmadığı Cumhuriyet Halk Partisi lehine dev­retmeği, Hürriyet veya Cumhuriyetçi Millet Partisi lehine devretmeğe ter­cih etmektedir.

Şimdi anlaşılıyor ki, geçen seçimlerden evvel Millet Partisinin kapatılması hâ disesinde de bu düşünce gereğince ve bu hususta önüne düşen tecrübeden istifade etmiştir.

Bugün de haklı veya haksız Osman Bölükbaşmm bir kolunu kapmıştır. Bu kolu onu tuşa getirip, seçimlere sokmıyarak tasfiye edinceye kadar bırakmak istememektedir.

Bölükbaşmm hakareti açıkça görüldü­ğü gibi, Meclise değil Demokrat Parti ekseriyetinedir. Bu hakareti Meclise olmayıp iktidar partisi ekseriyetine müteveccih olduğu ve bunun da teşrii masuniyeti ref etmiyecek bir suç oldu­ğunu öğrenmek isteyenler İzmirde Muhlis Tümay huzurunda Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan Demokrat Par­ti müdafaalarını okuyarak öğrenebi­lirler. Bölükbaşı aynı müdafaayı bu­gün Mecliste tekrarlamak imkânını bulsa, kendisini suçlamak isteyen Demokrat Partili mebusları hayli zor du­ruma düşürür.

Mesele ne o, ne budur, kanunların muvacehesinde Bölükbaşmm teşrii masuniyetinin aldırüamiyacağmı bü. tün demokrat mebuslar ve demokrat liderler bilirler. Mesele, seçimlerin ari­fesinde Cumhuriyetçi Millet Partisini, reislerini ve en kuvvetli rükünlerini bertaraf ederek, onun propaganda ge­zilerine çıkmasına mâni olmanın ça­resini aramaktır. Muhalefeti parçalı yarak teker teker ifna eder görünme­den, arzu edilmiyen muhalefeti yok etmenin imkânını aramaktır. Bu da çorak yerde fabrika kurmak, 300 hâ­kimin yerini değiştirmek, bir çokları­nı tekaüde sevketmek, valilerin maaşı­na zam yapmak gibi seçim tedbirle­rinden biridir. Bazı pehlivanlar var­dır, kaideye uygun düşmese de faul yaparak hasımlarını yere vurmak is­terler, hakemler dur diye bağırırlar, halk dışarıdan protesto eder, fakat, onlar, müsabaka hakkında minderin dışında münakaşa ve pazarlık imkân­ları hazırlamak üzere, o hatalı vazi­yetten bir kere istifade etmek ister­ler. Demokrat Parti de işte şimdi böy­le hatalı pehlivan  durumundadır.

Bugün Cumhuriyetçi Millet Partisine karşı girişilen bu hareket, yarın diğer muhalefet partilerinin de basına gele­bileceği için bu işi hiç bir partinin mü­samaha ile karşılıyacağma ihtimal vermiyoruz ve hattâ eğer Demokrat Partili lyiniyetli mebuslar uzağı görür iseler, bu raetodların bizzat kendileri için de hayırlı olmıyaeağını derhal an­larlar. Onlar da bilmelidirler ki, mu­halefetsiz bir iktidar, onlara da kafi­yen yaramaz, onların parti içinde te­ker teker kıymetleri olabilir, eğer mem Jekette muhalefet ve fikir hürriyeti varsa... Hiç şüphe yok, eğer D .P. 1954 de bu kadar kahir bir ekseriyetle işba­şına gelmemiş olsaydı, prensiplere ria­yetsizlik ve söz tutmama bakımından Adnan Menderes, kendini bu kadar serbest hissedemezdi; on tane, yirmi tane, yüz tane D.P. mebusunun reyiyle parti içinde mukavemet imkânı olsay­dı, Demokrat Parti iktidarı bugünkü vaziyete düşmezdi.

Zafer gazetesi, «teşrii masuniyet liya­kat ister» dernektedir. Söz bir bakıma açıkça ifade edebilsin. Bu suretle, âm­me hizmetlerinin ve hükümet icraa­tının murakabesi kolaylıkla kabil ola­bilsin, demek teşrii masuniyette bütün hedef, meb'ushık vazifesinin hakkiyle ifasından ibarettir. Mebuslara vazifelerinin ifasını kolay­laştırmak için tanınan bu hak, suiis­timale uğradığı zaman, bütün hakla­rın suiistimalinde olduğu gibi, mak­bul, mergup, lüzumlu ve zarurî bir te­minat unsuru olmaktan çıkarak, ceza müeyyideleriyle karşılanması icap eden bir hüviyet iktisap eder.

Teşriî masuniyeti, adam döğmek, ka­nunlarla himaye edilen muhterem ve mukaddes müesseseleri tahkir etmek ve küçük düşürmek gibi maksatlarla kullanan bir meb'us, teşriî vazifesini ifa etmekten daha ziyade, o teşriî va­zifeyi hakkiyle yerine getirmek için kendisine tanınmış olan imtiyazları, kötüye kullanmış olur. Teşriî masuni­yete dayanarak adam döğmek, hakaret etmek, büyük küçük suçları işlemekle, meb'usluğun verdiği hulul imkânları­nı şahsî menfaatleri hesabına kulla­narak nüfuz ticareti yapmak arasın­da, hukuk anlayışı bakımından bir fark görmemek lâzımdır. İkisi de in­sanı hacil bir mevkie düşüren, yüzka­rası hallerdir. Bir teminat müessesesi­nin bu çeşit durumları himayesine alabileceğini ve bütün vatandaşlara seyyanen tatbik edilen ceza müeyyi­delerinden istisna edebileceğini dü­şünmek, hukuk anlayışiyle kabili telif olamaz.

Bölükbaşı ne yapmıştır? Meclis kürsü­sünde ve Meclis koridorunda, Türkiye de bütün kuvvetlerin sahibi, Türk milletinin yegâne ve hakikî mümessili olan Türkiye Büyük Millet Meclisine hakaret etmiştir. Onun Meclise karşı söyliyebildiği sözlerin emsali, şimdiye kadar duyulmuş değildir. Bunlar âdi küfürlerdir. Edep dışı sözlerdir. Teşriî masuniyet bu küfürleri, bu edep dışı, hayâsızca sarf edilmiş sözleri bir hima­ye kalkanı alfana alacak mıdır? Bunu kabul etmek, küfürbazhğm, edep ve haya dışı sözlerle Büyük Millet Mecli­sini icabına göre tahkir edebilmenin, meb'usluk vazifeleri meyanında bu­lunduğunu kabul etmekle müsavi olduğu mânasına gelmez mi? Hiç bir meb'usun böyle bir hakkı ve böyle bir vazifesi olduğu düşünülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi, kayıtsız şartsız herkes tarafından hürmet görmesi ik­tiza eden tek müessesedir. Bu hürmet duygusunda hâsıl olabilecek bir tezel­zül, bizzat Türkiye Devletinin temelle­rine müessir olur.

O halde, Bölükbaşmın fiili, hiç bir te­minat unsurunun ve bu arada teşriî masuniyet kalkanının arkasına gizle­nemez. O suçunun hesabını vermeye ve gerekiyorsa, kanunun tayin ettiği cezayı çekmeye mahkûmdur. Akıl ve mantık bundan başkasını düşünemez. Büyük Millet Meclisinin, bugünkü cel­sesinde, böyle bir karara varmasını ve Bölükbaşmın teşriî masuniyetini kal­dırarak, onu, adaletin pençesine tevdi etmesini iste bu düşüncelerle mevcut durumun en tabiî bir icabı olarak gö­rüyoruz.

Dokunulmazlık müessesesi ile oynamamalıd ı r

Yazan: C. S. Barlas

24/6/1957 tarihli (Son Havadis) ten:

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi­nin azalan büyük bir vazife hissi ile karşı karşıyadır.

B. M. Meclisinin bugünkü gündeminde Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki teklif konuşulacaktır.

Encümenin ll'e karşı 13 oyla karar verdiği Osman Bölükbaşı'nın dokunul­mazlığının kaldırılması hakkındaki teklifin mucip sebebi üzerinde durul­mak icap eder.

Hatırlarda olduğu üzere Osman Bö­lükbaşı Kırşehir'in vilâyet olması hak­kındaki kanun tasarısının müzakeresi sırasında bazı sözler söylemiş, bu söz­ler Meclisçe hakaret telâkki edilerek, Bölükbaşı üç oturumda bulunmaktan menedilmiştir. Bölükbaşı, koridorda da aynı tarzda konuştuğu iddiasiyle hak­kında takibata geçilmiş ve bu sözler dokunulmazlık müessesesiyle alâkalı İnönünün konuşması 26/6/1957 tarihli (Zafer) den:

Kırşehir Mebusu Osman Böliikbaşmm teşriî masuniyetinin kaldırılması mev­zuu Büyük Millet Meclisinde müzakere edilirken C.H.P. Grupu adına bizzat muhterem İsmet İnönü söz almıştır. Muhtelit Komisyon mazbatasını ele alarak onun geniş bir tahlilini ve teş­rii masuniyet müessesesinin, muhtelif safhaları itibariyle, izahını yapan Halk Partisi lideri, Osman Bölükbası'nin sözlerini. Meclis kürsüsünden vaki mütalâa, rey ve beyanlarından dolayı mebuslara, Teşkilâtı Esasiye Kanunu­muzun 17'nci maddesiyle tanına ade­mi

mesuliyet hududu içinde sayarak, teşriî masuniyetinin kaldırılması hak­kındaki teklifin reddini istemiştir. Muhterem hatibe göre, teşriî vazife tam bir mesuliyetsizlik ister ve müna­kaşalar esnasında bazan ağır, yakışık­sız sözler, ister istemez, sarf edilebilir. Bunlara karşı, dahili nizamnamenin tâyin ettiği cezanın tatbikiyle iktifa olunmalıdır.

Muhterem İsmet İnönü'nün teşriî ma­suniyet müessesesi, mebusluk vazifesi­nin bütün tesirlerden azade, tam ve kâmil şekilde ifası için lüzumlu ser­bestinin ötesinde, hakaret ve tecavüzü de içine alan mutlak bir mesuliyetsiz­lik şeklinde telâkkiye mütemayil gö­rünen mütalâaları bizim kanaatleri­mizle ne derece aykırılık ifade ederse etsin, biz burada, Halk Partisi lideri­nin konuşmasındaki ölçülü muhakeme tarzına, vakur ve fevkalâde nazik üs­lûba, parlâmento hayatımızın son günlerde kaydettiği medenî inkişafın güzel bir Örneği olarak işaret etmek istiyoruz. Muhterem İnönü, bu konuşmasiyle göstermiştir ki, fikir münaza­ralarında muhatabını küçük görme, onun fikirlerini gizli maksatlara atfe­derek suçlandırma kabilinden metodlar ancak zayıfların silâhı olabilir ve en zıd, en aykırı görüşler bile, asabî tezahürlere ve ithamkâr sözlere müra­caat edilmeksizin pekâlâ izah ve mü­dafaa edilebilir.

Halk Partisi Başkanının «Türkiye dışarda ve içerde büyük bir kuvvet ve itibar içindedir: ve «Muhterem Başvekil, bundan evvelki Büyük Millet Mec­lisi toplantılarınki konuşmalarında, iç politikada inkişafların iyi istika­mette olacağı hususunda çok ümit vermiştir. Ben, buna hakikaten inana­rak hiç gülçük çıkarmadan bunu de­vam ettirmeğe çalıştım. Kendisinden ve onun muhterem arkadaşlarından, Osman Bolükbaşı'nın şahsında, onun masuniyeti meselesinde, Büyük Millet Meclisi kürsüsünde vazife ifa ederken mesuliyetsizlik müessesesini koruma­larını ve siyasî partiler arasında siya­si emniyet noktai nazarından fark gö­zetmemelerini ve gelecek seçimlerde hep birlikte huzur içinde, emniyetli ve medenî bir seçime girmenin şartla­rını hazırlamalarını rica ve teklif ede­rim.» diyen ölçülü, insaflı sözlerine karşı, Başvekilin siyasî hayatımızda partilerarası iyi münasebetlerin ve medenî bir konuşma seviyesinin tees­süsü yolundaki gayret ve ümitlerinin gerçekleşmesine kendisinin geniş bir nispette yardım etmiş olduğunu mem­nuniyetle belirtmeği bir vazife biliriz. Muhterem İnönü'nün endişelerini ber­taraf etmek üzere şunu hemen kayde­delim ki, Demokrat Parti iktidarı, «Bü yük Millet Meclisi kürsüsünde vazife ifa ederken mesuliyetsizlik müessese­sinin korunması* ve «Siyasî partiler arasında siyasî emniyet noktai naza­rından fark» gözetilmemesi hususla­rında kendileri kadar hassastır. Yal­nız, bunun temini, muhterem İnönü'­nün ifade ettikleri gibi Osman Bölükbaşı'nın şahsında ve onun masuniye­ti meselesinde, muhalif partilerin is­tediği şekilde bir kararla mümkün olamaz. Bilâkis böyle bir karar, teşriî masuniyeti, ancak Büyük Millet Mec­lisi kürsüsünde vazife ifa ederken lü­zumlu olan mesuliyetsizliğin meşru hudutlarından çıkararak, alelıtlak şahsa hakareti ve hattâ Büyük Millet Meclisinin manevî şahsiyetine hakaret ve tecavüzü himaye eden hukuk dışs bir müessese haline getirirdi. Bu ba­histe, Partilerarası siyasî emniyet noktasından da bir fark endişesi akla gelmemek lâzım gelir. Osman Bolük­başı'nın sarfettiği sözler hangi parti­ye mensup mebusun ağzından çıkmış olsa, Büyük Meclisin İnfiali ve hareket tarzı başka türlü olamazdı.

Bugün bir muhalefet partisinin basmüzakere salonu, encümenler ve ko­misyonlardır. Bu bakımdan Meclis ko­ridorunda sarfedilip suç teşkil eden sözlerin mahal ve    mahiyet itibariyle takibat dışı kalması kafiyen bahis mevzuu olamaz.

Teşriî masuniyet şeref ve haysiyetle­re tecavüz vasıtası değildir. Son za­manlarda muhalefete mensup bazı mebuslar aun'î kahramanlık düşünce­siyle mebusluk vazifesi ile asla alâkası olmayan hareketlere maalesef teves­sül etmiş durumdadırlar. Demokratik rejimin aradığı âdablı bir parlâmento hayatının teessüsü cephesinden bu türlü hareketlere mâni olmak için teş­rii masuniyet hakkının suiistimaline asla meydan verilmemek iktiza eder. Büyük Millet Meclisinin bu vadide it­tihaz etmiş olduğu karar, küfür imti­yazına sahip bir mebus grupunun te­şekkülüne yol açabilecek geri bir zih­niyeti yıkmıştır. Bu zihniyetin akıntı­sına kendisini kaptırmak temayülünde olanlar bilmelidirler ki, vazifeye teka­bül etmiyen hareketler teşriî masuni­yet hakkının himayesine giremez. Teş­riî masuniyetin gayesi Meclis içerisin­de küfür imtiyazına sahip bir zümre yaratmak değildir.

Meclisin, masuniyetini ref ettiği me­busun sözleri ne reydir, ne mütalâadır ve ne de beyanattır. Doğrudan doğru­ya hakarettir.

Nasıl ki, bir vatandaş Büyük Millet Meclisine hakaret ettiği takdirde Türk Ceza Kanununun tatbikatından hariç kalamıyorsa kanun önündeki müsavat kaidesine binaen, bir mebus da kanu­nun tatbikatından istisna edilemez.

Büyük Millet Meclisinde bir mebusun kalkıp, mebusların kafilesine hakaret etmesi, siyasi ahlâkın tecvİ2 eylemedi ği bir hareket olmakla beraber, aynı zamanda, reylerini kullanmış milyon­larca vatandaşa karşı vekâlet vazife­sinin kutsiyetini ihlâl neticesini hâsıl eder. Millet mümessilleri tenkid edile­bilir. Fakat; onlara kül halinde haka­ret, hakikat halde, millete hakarettir. Şeref ve haysiyetini müdrik, milleti temsil kudretine sahip bir Meclis; ha­karete asla göz yumamaz. Hele bu ha­karet, tekrar seçilememek korkusu altında sun'i cesaret ile üzerine alâka çekme gayesi tahtında hakaret eden bir mebustan sadır olursa.

İşaret şamandırası

29/6/1957 tarihli  (Havadis)   ten:

Küçük muhalelet partileri, Osman Bölükbaşı’nın teşriî masuniyetinin kaldı­rılması hâdisesini, seçim kampanya­sında kıymetlendirmek hevesine düş­müşlerdir. Onlarla bir havada çalışan bazı gazetelerle el ele vererek, aklı, id­raki, hâdiseleri değerlendirmekteki büyük tecrübesi müsellem olan vatan­daşlar topluluğunu tahrik etmek isti­yorlar. Bu maksatla evvelâ Bölükbaşı’yı bir mazlum, sonra bir kahraman hüviyetine getirmek için büyük gay­retler sarfediyorlar. Eğer bu arzula­rında muvaffak olabilirlerse, niyetle­rinin, Osman BÖlükbaşı'nın durumu­nu, umumî seçimlerde iktidar partisi aleyhinde bir koz gibi kullanmak oldu­ğu şaikâr. Seçimlerin sonbaharda ya­pılacağı rivayetleri de kulaktan kula­ğa dolaştığına göre, bugünlerde, bu işe, dört elle sarılmakta kendilerini pek haklı gördükleri de gözden kaçmıyor.

Osman Bölükbaşının durumu, umumî seçimlerde, bir seçim kozu olarak kul­lanılabilir mi? Bunun mümkün ola­bilmesi için, Osman Bölükbaşının şah­siyetine, istisnasız bütün bir millet ta­rafından bir kutsiyet izafe edilmiş ol­ması, ve ona karşı yapılacak herhangi bir hareketin bütün şuurlarda bir is­yan ve ihtilâl havası yaratması iktiza eder. Bir insanın, bir milletin gözünde böyle bir kutsiyet seviyesine çıkabil­mesi ve milletçe dokunulmaz şahsiyet olarak kabul edilebilmesi öyle kolay bir şey değildir.

Kısa, fakat maceralı bir politika ha­yatı, demagojik esasları fikri temelle­re daima galip gelen beş on nutuk ve esası şahsî kin ve gayızdan ibaret bu­lunan küçük bir partinin liderliği, bir insanı bu payeye getirmek için kâfi sebepler olarak görülemez. Milletler bunun için büyük fedakârlıklar ister­ler. Bazan bütün bir hayatı sarfetmek bile böyle bir neticenin istihsaline kâfi gelmez. Kahramanımız, henüz bu seviyede değildir. Kaldı ki, onun sır­tında Büyük Millet Meclisine küfret­miş olmak gibi ağır ve hicabâver bir suç da vardır. Mızrak harara sığma­dığı gibi, Bölükbaşı’nın hürriyet kah­ramanlığı ve zulme uğramış olduğu rivayetlerinin üstünde de bu hicabâ­ver suç, bir işaret şamandırası gibi durmaktadır. Bu şamandıranın altın­da duran batık, bütün tesirleri boza­caktır. Karihalarda, büyük bir hürri­yet kahramanının mutlaka Büyük Millet Meclisine küfretmekle mi kendisini mükellef sayacağı ve bu yüzden taki­bata uğrarsa, zulme mi uğramış telâk­ki edileceği suali belirecektir. Ve bu suallere mâkul ve inandırıcı cevaplar verilemiyecektir.

Bölükbaşının durumu, gündelik politi­ka hâdiseleri içerisinde erimeye mah­kûm alelade bir hâdisedir. Küçük mu­halefet partileri ve yardakçı gazetele­ri bu hâdiseyi ne kadar şişirirlerse şi şirslnler, onu hiç bir zaman er geç pat­lamaya mahkûm bir balon olmak hü­viyetinden sıyıramıyacaklardir.

Ticaret âleminde endişe

Yazan: Selim Ragıp Emeç

30/6/1957 tarihli (Son Posta) dan:

Milli Korunma Kanununda yapılmak tasavvur edilen yeni bazı tâdillerin ti­caret erbabı arasında büyük bir endi­şe uyandırmaya başlamış olduğunu saklamaya lüzum yoktur. Bu hususta her gün bir takım müracaatlar almak­tayız ve bu müracaatları yapanların başında da, bilhassa, belli başlı şehir­lerimizin ticaret odaları gelmektedir.

Millî Korunma Kanunu Büyük Millet Meclisinde müzakere olunurken, bu kanunun şiddetli müeyyidelere dayan­masını isteyenlerden biri de bendeniz­dim.

Fakat kanunun iyi tatbik edilmesi ve fazilet erbabını sindirip şirraya mey­danı boş bırakmaması şartiyle.

Hakikati itiraî etmek lâzımdır ki ka­nunun tatbikatı beklenilen neticeyi vermedi ve bu sebeple de bir kısım dürüst kimseler yıllardan beri şeref verdikleri teşebbüs sahasından ayrıl­mak mecburiyetini duydular. Boş ka­lan yerlerini büyük bir vurgunu en­selemek uğrunda bir kaç senelik ce­zaevi misafiretine katlanmaktan çekinmeyen gözü pek kimseler aldı.

Kanun tatbikatının gösterdiği aksak­lıkların bu arada giderilmesi ve ıslâhı çok yerinde olacaktı. Nitekim tâdil ta­sarısı da bu maksatla ele alınmış bu­lunuyordu. Fakat tasarıya ait olmak üzere intişar eden haberler gösteriyor ki, Milli Korunma Kanununun ilk metninde mevcut bazı mahzurlu hü­kümler, yeni tasarıda şiddetlerini art­tırarak sahalarını genişletmektedirler.

Meselâ bir satış memurunun ve bîr tezgâhtar m hatasından mal sahibi mesul olacaktır. Bu hatanın iltizam! olup olmadığını tayin etmek mümkün olmadığına göre, bazı defa, takdirsiz ve sütü bozuk bir kimsenin kasdi bir hareketi hanumanın sönmesini mucip olacaktır. Çünkü böyle bir hareketin ilk fiilî tepkisi malın müsaderesidir.

Bu arada zühul ve iltizamı olmayan hareketlerin ceza müeyyidesinin teh­didi altına konması ve ortaklar ara­sında ihbar ve isnat gibi bir jurnalci­lik müessesesinin ihdası da, ayrıca hayret edilmeyi mucip bir tezahürdür ki liberal bir ticaret zihniyeti ile telifi mümkün sayılamaz.

Bütün bu sebeplerden dolayı Millî Ko­runma Kanununda yapılmak düşünü­len ve bir lâyiha halinde tamim olu­nan tâdil tasarısının daha yumuşak bir şekle sokulması ve bilhassa cüret­kârlığı şahlandırıcı bir durum yarat­masına meydan verilmemesi son dere­ce arzuya değer. Nitekim muhtelif hü­kümet makamlarına yapılan ve işaret ettiğimiz mahzurları tebarüz ettiren bir çok müracaatlar tıpkı bizim gibi bu endişeleri birer birer kaydetmekte­dirler.

Ümit ve temenni ederiz ki haklı ve ge­rekli tepki ile mukabele görsünler.

1 Haziran 1957

 Londra :

Türkiyenin yeni Londra Büyükelçisi Muharrem Nuri Bİrgi, dün gece Lon­dra'ya gelmiştir.

Muharrem Nuri Birgi, hava alanında verdiği kısa beyanatta, «hükümetim İngiltere ile dostluk bağlarının kuv­vetlenmesine büyük ehemmiyet ver­mektedir. Ben de işbirliğini arttırmak için her türlü gayreti sarfedeceğim» demiştir.

3 Haziran 1957

  New York :

Tanınmış Amerikan gazetecilerinden Frank Gervasi'nin New York Post ga­zetesinin 31 Mayıs tarihli nüshasında Türkiye hakkında dikkate şayan iki yazısı daha çıkmıştır.

İstanbul'daki imar hareketine hasre­dilen birinci yazıda muharrir, dünya­nın bu bölgesinde başka hiç bir şehir veya memleketin, mazinin toz ve zul­metinden kurtulup yirminci aşıra çıkmak için bu kadar büyük gayret sarfetmediğini belirtmektedir.

Memlekette karşılaşılmakta olan bazı malî ve ekonomik müşkülleri kaydet­tikten sonra gervasi ithalât kısılınca Türk imalâtçılarının buz dolabından ocağa kadar bir çok şeyleri imâl zo­runda kaldıklarını da kaydetmekte ve Türklerin çok nikbin ve istikbalden emin olduklarını yazmaktadır.

Gervasi diğer yazısında pek memleke­tin zirai ve sınaî sahada Türkiye ka­dar süratli bir inkişaf sağladığını ve Türkiyenin bir çok bakımlardan Or­tadoğu memleketleri için bir misâl teşkil ettiğini belirtmektedir. Muharrir, Türkiye'nin kalkınmasını istihsal ar­tışlarına ait rakamlarla belirttikten sonra, memleketin daha ziyade tek­nik yardıma ihtiyacı olduğunu ifade etmektedir.

Gervasi yazısına, İzmir borsası ve sa­nayi odası reisi Osman Kibar'ın sözle­rini nakil ve tasvip etmekle son ver­mektedir.

Osman kibar, kendisine bir çok fabri­kalar kurarak başlıca maddelerde ha­rice muhtaç olmaktan kurtulmanın ve memleketi her bakımdan imar etme­nin Türkiye'nin sosyal ve psikolojik veçhesini değiştirdiğini belirttikten sonra şöyle demiştir:

«Biz, icabında bir çok mahrumiyetlere katlanmak suretiyle de olsa tarihi şartlan gözönünde bulundurarak, ha­ris bir komşu ile hem hudut olduğu­muzu bilerek, demokratik usullerle iç­timaî bir ihtilâl yapmakta ve kanaa­timce muvaffak da olmaktayız.^

7 Haziran 1957

 Londra :

Türkiyenin yeni Londra Büyükelçisi Muharrem Nuri Birgi, dün itiraad namesini Kraliçe Elizabeth'e takdim et­miştir.

 Atina :

Türkiye'nin yeni Atinak Büyükelçisi Nurettin Vergin, bugün Kral Paul'a itimatnamesini vermiştir. Kabul sıra­sında Dışişleri Vekili Evangelos Averof da hazır bulunmuştur.

10 Haziran 1957

 Norfolk :

33'ünü yabancı gemilerin teşkil ettiği

100 harp gemisi ile 40 bin subay ve denizciden müteşekkil mürettebat Nur folk deniz üssünde toplanmış bulun­maktadır. Bahis konusu gemiler 12 Haziranda yapılacak milletlerarası de­niz resmi geçidine katılacaklardır. Bu geçit şimdiye kadar yapılanların en büyüğü olacaktır. Türkiye'den başka gösteriye katılacak diğer memleketler şunlardır: Fransa, Belçika, Kanada, Kolombiya, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, İngiltere, İtalya, Hollanda, Norveç, Peru, Portekiz, İspanya , Uru­guay, Venezüella, Birleşik Amerika, Küba. birinci mükâfatı elde etmiş ve ayrıca, şeref listesine ithal edilmiştir.

İmtihan hey'eti, bu müstesna Türk kızının tekniğe olan hâkimiyetine, se­ziş kabiliyetine ve harikulade vasıfla­rına hayran olmuştur.

Diğer taraftan, muhtelif müsabakala­rın grup birincileri arasında yapılan hususî müsabakayı da İdil Biret ka­zanmıştır.

İdil Biret'in kazandığı bu şeref şimdi­ye kadar kendi yaşındaki hiç bir mü­sabıka nasip olmamıştır.

14 Haziran 1957

 Lizbon :

Türkiyenin Lizbona tayin ettiği ilk Büyükelçi Tarık Emin Yenisey bugün itimatnamesini, Başvekil Oliveira Salazara takdim etmiştir. Bilindiği gibi Salazar, Brezilyayı ziyaret etmekte olan Cumhurreisi Craveiro Lopes'e ve­kâlet etmektedir'

Türkiye ile Portekiz, geçenlerde, elçi­liklerini karşılıklı olarak Büyükelçiliğe yükseltmeye karar vermişlerdi.

 Seul :

Kore'deki Birleşmiş Milletler kuvvetle­ri ve aynı zamanda Birleşik Amerika­nın Uzakdoğu Kuvvetleri Kumandanı General L. L. Lemnitzer Kore'de bulu­nan Türk, İngiliz, Siam ve Güney Ko­re birliklerini ziyaret etmiştir.

Pek yakında Birleşik Amerika'ya dö­nerek Kara Kuvvetleri Kumandan Muavinliği vazifesini deruhte edecek olan general Lemnitzer bu kuvvetlere veda etmiştir.

,16 Haziran 1957

 Paris :

Konkuripik müsabakaları devam et­mektedir. Son yapılan Amerikan kon­kuruna iştirak eden yüzbaşı Nail Gö nenli Siy ok Parkuru hatasız bitirmiş ve şanlı bayrağımızın dakikalarca şe­ref direğinde dalgalanmasını ve saha­yı dolduran binlerce halkın, alkışları­nı toplamağı sağlamıştır. Bu müsaba­ka gece saat yirmi birde yapılmıştır. Nail Gönenli, kendisinden daha az za­manda Parkuru bitiren beş biniciden sonra altıncı olmuştur. Binicilerimiz ve atlarımız Fransız ve yabancı seyir tarafından hararetle alkışlanmakta ve herkes Türklerin cesaret, azimli ve ni­zamlı binişlerini takdir etmektedir. Bundan sonra daha iki müsabaka kal­mıştır.

Bu müsabakalardan biri kudret, diğe­ri ekip müsabakasıdır. Milletler kupası müsabakasına Almanya, Brezilya, İtal­ya, Türkiye ve Fransa ekipleri iştirak edeceklerdir.

15 Haziran 1957

 Paris :

Paris konservatuvarının bu sene açtı­ğı müsabakada, İdil Biret, kendi sını­fında piyanoda muhtelif bakımlardan yapılan müsabakaları kazanmış ve bi

21 Haziran 1957

 Viyana (Hususi) :

Leyla Gencer, dün gece Viyana ope­rasında Traviata'da ikinci defa ola­rak aldığı rol'de büyük başarı sağla­mıştır, Temsilde Avusturya Reisicum­huru da hazır bulunmuştur.

Ayşegül Sanca, milletlerarası »Marguerite Longs> piyano konkuruna katılan bütün milletlerin 94 müsabakı atasın­da finale kalan sekiz namzetten biri olmak hakkını elde etmiş ve final so­nunda beşîncîliği kazanmıştır. İdil Biret'in Paris konservatuar kon­kurunda ve Suna Kan'ın J, Thîbaud konkuruna aki başarılarından sonra, Ayşegül Sarica'nm bu muvaffakiyeti Türkiyenin genç müzik temsilcilerinin ara sıra zaferleri olarak Fransız ba­sınında geniş yorumlara yol açmış­tır.

 Münih :

Eskişehir Demirspor takımı bugün dördüncü maçında S. F. Pasing takı­mını 3 2 mağlûp etmiştir. Gollerin iki­sini Selâmi, birini İsmet yapmışlar­dır.

 Sofya :

Avrupa basketbol şampiyonası karşı­laşmalarında bugün alman neticeler şöyledir:

Türkiye Finlandiyayi 75/51 yenmiştir. (Birinci devre), (37/32) maç çok çe­tin olmuş, Finlandiyalıların mücadele kabiliyetleri Türklerin gayet teknik oyunu ile karşılaşmış, neticede Türk takımı gayet bariz bir basan ile maçı bitirmiştir. Böylelikle Türkiye teselli turnuvası birincisi olmuş, umumî tas­nifte de dokuzuncu sırayı almıştır.

Bugünkü diğer karşılaşmalar :

İtalya Avusturyayı 32/30 yenmiştir.Birinci devre: 24/22), öğleden sonra da Bulgaristan ile Sovyetler Birliği karşılaşacaktır.

Almanya ile İktisadî Münasebetle­rimiz

Yazan: Gıyas Akdeniz

(Yeni İstanbul)

4/6/1957 tarihli dan :

Almanya ile olan iktisadî münasebet­lerimiz bilhassa 1930 devalüasyonun­dan sonraki devrede esaslı bir inkişa­fa mazhar olmuştur. O tarihlerde, Bi­rinci Dünya Harbini kaybederek müs­temlekeden mahrum kalan Almanya, mamul maddeleri için iktisaden az münkeşif memleketlere teveccüh et­mişti. Bu meyanda Türkiye de vardı. Türkiye zirai bir memleket olduğu için sınai mamulâta muhtaçtı. Bu mamulâtı, döviz sıkıntıları ve fiyat meselele­ri dolayısiyle Avrupanın diğer sınai memleketlerinden temin edemiyordu. Buna mukabil, Almanya da Türkiyenin zirai ve ham maddelerine muh­taçtı. Ve diğer Avrupa memleketleri­nin tatbik edemediği bir fiyat meka­nizmasını tatbik edebilecek durumda idi. Bu suretle iki, memleket ticarî mübadelelerine vüsat verdiler. Ancak, bu devrede, Almanya ile ticarî müba­delelerimiz normal şartlar altında ce­reyan etmemiştir. Zira, o zaman mer'i olan klering anlaşmalarına göre işle­yen tediye mekanizması, Türk fiyat­larının dünya fiyatlarına nazaran yük sek olması dolayısiyle, Almanların da kendi fiyatlarını ona göre ayarlama­larını intaç eylemişti. Böylece, Alman sınai mamulleri, Türkiye'ye, yüksel­tilmiş güdümlü fiyatlarla ithal olun­muştu. Almanya, iktisadî bakımdan organize bir memleket olduğu ve Tür­kiye'de tam aksi durumda bulunduğu için fiyat adaptasyonları daima Tür­kiye aleyhine işlemiştir. Almanya Türkiye’den yüksek fiyatlarla zirai ve hanı madde satın almış, fakat buna muka­bil Türkiye’ye dünya piyasalarından daha yüksek fiyatlarla sınaî mamuller

satmıştır. Bu mekanizma Almanya ile olan ticaret hacmini o kadar arttır­mıştır ki, Almanya dış mübadeleleri­mizin daima birinci plânını işgal ey­lemiştir. Böylece, Türkiye, diğer pi­yasalardan yavaş yavaş ayrılarak Al­man piyasasına bağlanmıştır. Ve ihti­yaçlarının büyük bir kısmını Almanya’dan tedarik ederek ihraç maddeleri­ni de Almanya’ya satmıştır. Bu durum, dış mübadelelerim izdeki serbestiyi ol­dukça daraltmıştır. Böyle bir netice­nin doğmasında, hiç şüphesiz, o za­manki ihraç fiyatlarımız büyük bir rol oynamıştır. Fakat, Almanya da ihraç mallarımıza bilhassa yüksek fiyatlar­la talip olmak suretiyle bu neticede müessir olmuştur. O zamanki Alman iktisadî liderlerinin bu politika ile, Türk ekonomisini Alman ekonomisine bağlamak gibi bir gaye güttükleri de muhakkaktır.

Bugünkü duruma gelince, Alman  Türk mübadelesinin istikbali hakkın­da kehanette bulunmak mümkün ol­mamakla beraber, Alman Türk ikti­sadî yakınlaşmasının bu sahada mesut inkişaflar temin etmesi şayanı temen­nidir. Zira, her iki ekonomi yekdiğeri­ni tamamlayan ekonomilerdir. Ancak, bugün de ihraç mallarımızın fiyatları dünya fiyatlarına nazaran yüksek ol­duğuna göre, Almanya Türkiye ile ge­niş bir mübadele yapmak istediği tak­dirde, ya Türkiye'ye ihraç edeceği Al­man mallarına, bundan evvel yaptığı gibi, yüksek fiyatlar tatbik ederek biz­den ithal edeceği malların yüksek fi­yatlarını bu şekilde telâfi edecek ve­yahut da, Türkiye, kendi ihraç mal­larına, bu malların fiyatını dünya fi­yatları seviyesine düşürecek nisbette bir ihraç primi tatbik edecektir.

Bittabi, bu mevzuda Almanyanın NA­TO kanalîyle Türkiyeye sipariş ettiği harp malzemesi meselesi cari ve nor­mal muameleler dışındadır. Bu husus, bilhassa fiyat bakımından, anlaşılmış olması icap eder. Bu muamelenin bize

temin edeceği imkânlar, hiç şüphesiz, büyüktür. Ancak, bu muamele, dedi­ğimiz gibi, istisnaî bir durum arzeder. Ve talillerimizin haricindedir Bu muameleyi düşüncelerimizin dışında bıraktığımız takdirde, yukarıda bah­settiğimiz her iki imkânın da tahak­kuk safhasına intikalinin müşküat ar zedeceğini tahmin ediyoruz. Çünkü, bugünkü Alman iktisadî mekanizma­sının, dün olduğu gibi, Türkiyeye ih­raç edilen mallara güdümlü fiyat tat­bik etmesi müşküldür. İkinci şık, yani Türkiyenin ihraç mallarına prim tat­bik etmesi ise yine müşkülât arzeder. Zira, bu primin karşılığı ithal malla­rından alınırsa bu bir nevi devalüas­yon olur. Hükümetimiz, bu yola git­meyeceğini müteaddit defalar kesin olarak belirtmiştir. Bütçe ise böyle ge­niş bir operasyona karşılık veremez. O

halde böyle bir prirn ne şekilde kar­şılanacaktır? Velhasıl kelâm, Almanya ile mübadelelerimizin genişlemesi çok şayanı temenni olmakla beraber, bazı çetin veçheler arzetmektedir.

Alman sanayiinin ve maliyesinin Tür­kiyenin kalkınmasına en müessir şe­kilde yardım edebileceği muhakkak­tır. Çünkü, her iki memleket ekonomi­si yekdiğerine muhtaç ve birbirini ta­mamlayan iki ekonomidir. Saniyen, Almanya ileri bir sınai memlekettir. Gerek mamul, gerek teknik, gerekse kredi bakımından Türkiyeye büyük yardımlarda bulunabilecek imkânlara maliktir. Türkiye de Almanyaya onun muhtaç olduğu bazı maddeleri ve bil­hassa tütün, maden, sebze ve meyva verebilir. Hattâ Almanya bizim bu mallarımızın istihsalini organize ve fi­nanse edebilir. Bu suretle bizim ih­raç imkânlarımız artacağı gibi AImanyanın da Türkiyeye geniş mikyas­ta mal satması mümkün olur. Bütün bu imkânlar iki memleketin sıkı bir işbirliğini lüzumlu kılmaktadır. Fiyat meselelerinin de iyi bir hal şekline bağlanması ve bu suretle .Türk   Alman ticarî ve iktisadî münasebetlerinin ge­lişmesi en halisane temennimizdir. Kuvvetini maziden alan ve bugün de çok gelişmiş bulunan Türk Alman dostluğunun bu temennimizi er geç tahakkuk ettireceğine inanıyoruz.

Artık Fazla Oluyor Yazan: Ahmet Şükrü Esmer 5/6/1957 tarihli (Ulus) tan :

Türkiye her ne zaman Sovyetler Bir­liğinin hoşuna gitmiyen bir is yapar­sa, Moskova bunu kendisini hedef tu­tan «gayri dostane? bir hareket ola­rak vasıflandırır ve gazeteleri, dergile­ri, radyoları ve türlü yayın vasıtalariyle bunu ilân ettiği gibi, bazan Tür­kiyeye protesto notlan da yollar. Ame­rika'dan Turuman Doktrini çerçevesi içinde yardım kabul ettiğimiz zaman öyle olmuştu. Marshall yardımından faydalanmak kararım verdiğimiz za­man da aynı tarizlere hedef olduk. NATO’ya katıldığımızda âdeta tehdit edildik. Balkan ve Bagdad Paktları da, Moskovaya göre, «Gayri dostane» hareketlerdir. Eisenhower Doktrinini izah için memleketimize bir misyon gelse, Rusya hemen alınır, bunda ken­disini hedef tutan bir tertip görür. Ortada fol yok yumurta yokken, top­raklarımızda atom üsleri kuruluyor diye Moskova kıyameti koparıyordu.

Şimdi bu hareketin sonuncu bir örne­ği de birkaç İngiliz gemisinin Karade­niz limanlarımıza yapacağı ziyaret vesilesiyle başlanan menfi yayındır. Bir Sovyet dergisi bu gemilerin Kara denize çıkmalarının «Sovyet Rusya, Bulgaristan ve Romanya sahillerinde bir deniz gösterisinden başka bir şey olmadığını» ve bunun «gayri dosta­ne» bir hareket teşkil edeceğini yaz­mıştır. Dergiye göre, bu ziyaretin he­defi NATO'ya bağlı olan deniz birlik­lerini Karadenizin şartlarına alıştır­mak ve Karadeniz'de başlayarak bir harekât için bu denizin stratejik böl­gelerini alıştırmaktır.

İngiltere Türkiye'nin en yakın dostu ve müttefikidir. İngiliz harp gemile­rinin Türk limanlarını ziyaretleri bu dostluk ve ittifakın tabiî icapların dandır. İngiltere ile bu yakın dostluk münasebetleri kurulmadan da İngiliz harp gemileri Türkiyeyi ziyaret etmiş­lerdir. Karadeniz limanlarını ziyaret ancak Montrex Boğazlar mukavelesi­nin   hükümler ile   kayıtlanmıştır.     Bu

hükümlerin çerçevesi içinde kaldıkça İngiltere, gemilerini Boğazlardan ge­çirerek Karadenize ulaştırmakta ser­besttir. Bu ziyaretin yapılmasını ten kid eden Rus dergisi, Montreus Bo­ğazlar mukavelesinin kayıtlan dışına çıkıldığım iddia etmiştir. Şu halde İni çeşit baskılarla Moskova Boğazlar Mu­kavelesinin tatbikinde fiili değişiklik ler mi yapmak istiyor? Yani Karadenizin sularını yalnız kendisine mi tah­sis etmeyi düşünüyor? Böyle ise İngi­liz gemilerinin ziyaretinden dolayı Türkiye daha çok memnun olmalıdır.

Bu vesile ile şunu da hatırlatalım ki, 1947 yılı Haziranında bir İngiliz harp gemisi Liverpol ile iki destroyer Kara­denize geçmiş ve Sivastopol limanına bir dostluk ziyareti yapmıştır. Az kul­lanılmakla beraber, Montreux Muka­velesinin Karadenize harp gemilerinin geçişi hakkındaki hükümler yürütül­mektedir.

Böyle olduğu halde asıl gayri dosta­ne olan hareket, Rusyanın protesto etmeye kalkışıdır. Gayri dostane ha­reket etmemiş olmak İçin ne yapma­lıyız? Tariz, tenkid ve protestolara ba­kılacak olursa Amerikadan yardım kabul etmemeliyiz. Nato'dan ve Bağ­dat Paktından çekilmeliyiz. İngiliz ge­milerinin limanlarımızı ziyaret etme­lerine müsaade etmemeliyiz. Daha ne­ler? Moskova bunları ancak peykleri­ne yaptırabiliyor. Çok şükür peyk ol­madığımıza göre hareketlerimizin böy le pervasızca tenkid ve tarizlere hedef olmasına da tahammül edemeyiz.

Amerikan Yardımının Hedefini Açıklayan Münakaşalar ve Biz...

Yazan: Esat Tekeli

11/6/1957 tarihli (Cumhuriyet) den :

Birleşik Amerikanın 1957   1958 yılma ait bütçe tasarısı kongrede görüşül­mekte bulunuyor. Bilindiği gibi Birle­şik Amerikada malî yıl Temmuz ayı başında başlar. Bütçe tasarısı da kon­greye 16 Ocak 1957 tarihinde sunul­muştu.  Bu  tasarı,  eskilerinden   fazla

bir alâka uyandırmıştır. Çünkü Cum­huriyet partisi, bütçede. tasarruf ta­raftarı olduğu ve 1954 de yüzde on nis betinde tasarruf sağlayabildiği halde bu husustaki gayreti gittikçe yavaşla­mış ve masraflar yıldan yıla artarak yeni bütçede, bundan beş yıl önceyi seviyesine yaklaşmıştır.

Gerçekten 1957   1958 malî yılı bütçe­sinin muhammen masrafları (71,81 milyar dolardır (201 milyar dört yüz milyon Türk lirası tutarında). 1353 de de (74) milyar kadardı. Masrafla­rın bu derece kabarık olmasına rağ­men 1957 1958 bütçesi denktir. Hat­tâ bütçede gelir fazlası vardır (71,8 milyar dolar masraf, 73,6 milyar va­ridat ve (1,8) milyar (beş milyar kırk milyon Türk lirası tutarında) gelir fazlası. Bu fazla da devlet borçlarının Ödenmesine ayrılmıştır.

İşaret ettiğimiz alâka, milletvekilleri­ne ve ayan meclisi azasına memleke­tin her tarafından gelen mektupların çokluğu ile kendini göstermektedir. Mümessiller Meclisi ve Senato azaları da masrafların kabarıklığı karşısında kısıntı yapma meyline düşmüşlerdir. Kısılmak istenen tahsisattan birinin de Amerikan yardımları ödeneği oldu­ğunu gazeteler haber vermişlerdi. Fa­kat Cumhurbaşkanı Eisenhower'in kuvvetli nutku ve Dışişleri Bakanı Dul les'in Senato komisyonları huzurunda verdiği izahlar durumu düzeltmiştir. Bu münakaşa ve izahlar vesilesile Amerikan yardımlarının mâna ve he­defi de daha ziyade açıklanmıştır.

İkinci Dünya Harbinin sonundan beri Birleşik Amerikaca yabancı memle­ketlere muhtelif şekillerde yapılmak­ta olan yardımlar. Amerikan mükel­lefinin vergi yükünü arttıran bir şey olduğu için umumî olarak pek de iyi karsılanmamakta idi. Fakat hükümet, Amerikan yardımı mevzuunun muha­lefete uğramasını mümkün mertebe Önlemek için halkı bu yardımın zaru­retine inandırmak maksadile bir sene hazırlıklarda bulunmuştur. Bu husus­ta müteaddit tetkikler ve tahkikler yaptırmış, raporlar hazırlatmıştır. Bu raporlardan en ehemmiyetlisi, Eisen hower'in geçen Eylülde vazifelendir­diği komite    tarafından    hazırlanmış

olanıdır. Bu komitenin şefi    Birleşik Devletler eslik müessesesinin başkam F. Pairless'dir. Bunun yanında büyük teşebbüsleri ve bankaları,   üniversite­leri, gazeteleri temsil eden tanınmış şahsiyetlerle bir general, bir  de  dört yüz bin maden işçisi adına söz söyle­yin meşhur John, L. Lewis de vardı. Bu heyet, Avrupa, Orta ve Uzakdoğu memleketlerinde seyahatler yaptı   ve buralarda   13  memleketi  ziyaret etti. Diğer    sekiz memleketteki    Amerikan mümessiller ile    temasa   geçti.    Hattâ Merkezî ve    Cenubî Amerika  da    bu araüa ihmal edilmedi.    Heyete dahil olanlardan bir kısmının Amerikan yar dımma taraftar olmadığı söylenmekte olduğu halde netice müsbet çıktı. Hep­si de koliektif güvenlik esası lehinde bulundular ve bunu sağlamanın    en iyi yollarından birinin. Birleşik Ame­rikanın    harb son unda nb eri    yaptığı mali yardım olduğunu söylediler. He­yet bu yardımların mahiyetini de tas­rife lüzum görerek demiştir ki: (Ame­rikan yardımı denen şey, insanlık sev­gisine dayanan bir teşebbüs değildir. Belki askerî tedbirler kadar    mühim ' bir iktisadi gelişmeyi tahrik etme prog ramıdır). Yardım için ayrılacak tahsi­satın mikdan hususunda da su neti­ceye varmışlardır: Tahsisat, geçen se neki kadar,    yani    sekiz milyar dolar ( 22 milyar 400 milyon Türk lirası tu­tarında) olmalı, bunun 3,9 milyarı as­kerî yardıma, 1,7 milyarı iktisadî yar­dıma, 2,3 milyar    doları da   yabancı memleketlerde   silâhlı  kuvvetlerin   ve sivil   servislerin   idamesine   ayrılmalı­dır. Fairless heyeti raporunun son sa­tırları bilhassa    kayda  değer bulun­maktadır:   «Birleşik Amerika, varlığı­nı muhafaza için kaçınılmaz bir mü­cadeleye tutulmuştur... Sovyetler uzak görüyor.  Şunu  kabul   etmek lâzımdır ki biz, uzun müddet    müdafaa duru­munda kalacağız ve toplu güvenliğin bedelini ödemenin  muvakkat bir şey olduğu hayalinden vazgeçeceğiz;» (Ya­bancı ve dergi muhabirinin yazısına göre»

Bu komitedçn daha az mühim olmı yan ikinci bir komite de başka bir rapor hazırladı. Bu komite de eski Ti­caret Odası başkanının reisliği altın­da, gene muhtelif içtimaî çevrelerin temsilcilerinden müteşekkildi. Bu ko

mite de aynı neticelere vardı.   Hattâ daha da ileri giderek yardımın müt­tefik   memleketlerden   başka   tarafsız memleketlere de teşmilini istedi. Aynı zamanda iktisadî yardıma,    üstünlük tanınmasını da jstiyerek şöyle demiş­tir:   (İktisadî hususlar için harcana­cak bir    dolar,    Birleşik Amerikanın devamlı emniyetine, bir askerî prog­ram için harcanacak bir dolardan da­ha aiyade hizmet edecektir). Bu ikinci Komite bir teklifte daha bulunuyordu: Bilindiği  gibi yıllık bütçelerle verile­cek  tahsisatın  her yıl  meclisin  veya meclislerin tasdikinden geçirilmesi lâ­zımdır. Yardım tahsisatını böylece her sene   meclisin   tasdiki    mecburiyetin­den kurtarmak için üç senelik hususi bir fon tesisini istiyordu ki, milli sa­vunma masraflarında yapılan kısıntı dolayısile Eisenhower tarafından ahi­ren kongreye gönderilen mesajda da bu esasa benzer bir teklif yapılmıştır. Bu teklife göre iktisadi yardıma, ko­laylık ve devamlılık sağlamak için onu uzun vadeli hale getirmek m aksa d ile ve (iktisadî gelişme ikraz fonu) adı ile bir fon ihdas edilmelidir. Bu teşekkül, iktisadi bakımdan az gelişmiş memle­ketlere uzun vadeli krediler vermeli­dir. Bu fona 1957      1958 senesi için 500 milyon dolar ve ondan sonraki iki sene İçinde de her yıl  (750j   şer mil­yon dolar ayrılmalıdır. Bundan başka Eisenhower   iktisadî   yardım   tahsisa­tını, vasıtalı ve vasıtasız askerî yar­dım tahsisatından ayrılmasına ve as­kerî yardım tahsisatının milli savun­ma bütçesine konmasına lüzum  gös­termektedir.

Bütün bu raporların halk efkârı üze­rindeki tesirini ispat için umumî ef­kâr yoklaması da yapıldı. Chicago Üniversitesi umumî efkâr araştırma merkezi, bir anket açtı. Aldığı cevap­ların yüzde 64'ü Amerikan yardımının lehinde idi. Ancak bütün bu hasirlık lar yardım tahsisatında kısıntı yapıl­masına mâni olamadı ve yukarıda işaret ettiğimiz gibi durumu ıslah için Eisenhower'in kuvvetli nutkuna ve Dışişleri Bakanının ikna edici izahla­rına ihtiyaç hâsıl oldu. Le Monde ga­zetesi muhabirinin bir yazışma göre Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı, ayan meclisi komisyonları önünde ver­diği izahlar sırasında bu komisyonlar

azasını, iki yoldan birini seçme duru­munda bırakmış ve demiş ki ya, yar­dım tahsisatını teklif edilen seviyede bırakırsınız, yahut askerliğe çağırıla­cakların sayısın: arttırırsınız. Beyne vurulmuş bir darbe gibi olan bu kes­kin ihtar tesirini göstermiş. Demek oluyor ki Amerikan yardımları, Ame rikada daha az askerin silâh altına çağırılmasına imkân veren bir duru­mun bedelidir. Bu yardımların insani ve hasbi olmadığı esasen herkesçe bi­linmektedir. Yalnız bu izahı yapan Le Monde muhaciri, Dışişleri Bakanının Senato komisyonları azasına yaptığı ihtarın tesirini açıklamak, maksadile bir mütalea ilâve ederek aynen şöyle söylüyor : iAklı en az eren bir parla­mento âzası dahi anlayabilir ki Bir­leşik Amerikanın müdafaası, sadece askerlik çağındaki Amerikalılara tev­di edilecek yerde  Fransızları ve Al­manları bir tarafa bırakalım  Kore­liler, Türkler ve Viyetnamiılar tara , fmdan temin edilirse daha az pahalı­ya mal olur). Bu mütalea karşısında bir Türk olarak üzülmemek kabil de­ğildir. Türkler, şu veya bu milletin müdafaası, kendilerine ucuza mal ol­sun diye istihdam edilecek bir millet değildir. Şayet bu millet, bir müdafaa hattında nöbet bekliyorsa bu, ya ken­disi de tecavüze uğradığı takdirde ay­nı şekilde yardım görmek, yahut da kendi varlığını korumak gibi, millî menfaatle ilgili düşüncelerden başka bir şeye dayandırılamaz.

Gümüleüne seçimleri

Yazan: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

13/6/1957 tarihli (Ulus) tan :

Birkaç zamanlar dolaşan söylentiler ve bazı gazete havadisleri, bize, Şarkî Trakya Türkleri arasında, Atatürk inkılâplarına karşı, Yunanlılar tara­fından, Müslüman dini ve gelenekleri namına bir takım cereyanlara yol aç­mak istenildiği bildiriliyordu. Türk cemaati mekteplerinde din dersleri yanısıra eski harflerle yazı meşkleri, kadınların örtünmesi, imamların va­zife dışında da sarık cübbeyle dolaş­ması v.s., v.s. gibi bir alay hareketler

le bu cereyanların gittikçe gelişmekte olduğu da görülüyordu.

İngilizlerin Mısırda, Hindistanda ve Rusların Kafkasya, Kırım, Özbekistan ve Türkistanda tatbik ettikleri bu sözde dîn toleransı ve «mahallî» ge­leneklere riayet usulleri, sömürgecili­ğin baş şartlarındandır. Bir vakitler, Osmanlılar devrinde, en yüksek bir kültür merkezi olan Mısır, İngiliz iş­galinden sonra medeniyetin bazı mad­di faydalarını görmüştü ama, ruh, irfan bakımından korkunç bir uçuru­ma doğru sürüklenmeğe başlamış ve onu bu çuruma yuvarlanmaktan, ilk milliyetçi önder Mustafa Kâmil gibi, tahsillerini Avrupada yapmış bir avuç aydın kurtarmıştı. Mısırda 1907 ye ka­dar çağdaş mânasiyle bir maarif sis­temi olmadığı gibi Mısır hükümetinin bir Maarif Nezareti de yoktu. Bütün kafalar, Câmi ül Ezher'in skolastik cenderesi altında ezilip gitmekte idi. İngilizler, kendi kolonlarının çocukları için acıktıkları birkaç mektebe, «dini hislerine ve millî âdetlerine riayet» bahanesiyle Mısırlıları almazdı. Bun­ların ileri gelenleri çocuklarını Fran­sız ve İtalyan mekteplerinde okutur­lardı. Nitekim, Nü vadisinde bugünkü aydınlar sınıfını bu çocukların evlât­ları teşkil etmiştir.

Hindistanda da uyanış hâdisesi, kü­çük bir aümreye mahsus olmak üzere hemen hemen bu suretle vuku bulmuş­tur. Gandhi ve Nelıru, malî vaziyetle­ri müsait olmayıp da Cambridge'de, Oxford'da tahsillerini yapamamış ol­salardı. Hintlilerin İstiklâl hareketi rehbersiz kalıp belki nice yıllar daha hedefine varamayacaktı. İngiliz uşağı Racaların, Brahmalarm clsmanî ve ruhanî sabotajlariyle aksayıp gide­cekti.

Rusya'daki Türkler ise bu kadar bir uyanış imkânına mazhar olmadıkları için hâlâ Ortaçağın karanlıkları için­de sürünmektedir. Ruslar,  o da Çarlık devrinde  bunların pek azma, kendi mekteplerinin, üniversitelerinin kapısını aralamışlardır. Nitekim, Türk milliyetçiliği ve istiklâl hareketlerinin ilk ve son önderleri de bunlar arasın­dan çıkmıştır. Komünizm geldikten sonra    böylelerinin    nesli   tamamiyle

tükenmiş ve onların yerine geçenler ya ruhlarını kızıl rejime satmak, ya­hut da mollaların kürsüsü etrafında diz çöküp oturmak suretiyle tasfiye edilmekten kurtulmuşlardır. Gene bu suretle ne komünizme geçenlerde, ne de yalnıs Müslümanlık perdesi ardı­na sığınanlarda milliyet duygusu, milliyet şuuru diye bir şey kalmamış­tır. Sovyet Rusya, bunlardan, şimdi, iki şekilde istifade ediyor. Hem mol­lalar vasıtasiyle gözlerim körletip ağız lannı kapatmış oluyor; hem de dışa­rıya karşı Müslüman «tebaa» sının din ve âdetlerine riayet eder görü­nüyor.

Yunanlılar da aynı yolu neden takip etmesinler? Onlar da, idareleri altın­daki Türk derekesine indirmeğe çalış­mıyorlar mı? Gerçi, Gümülcüne se­çimlerinde ektiklerini biçememişler dir. Fakat, bununla tam bir hezimete uğramış olduklarını zannetmeyelirn. Zamaııla, belki, onlar da büyük üs tadlan gibi muvaffak olacaklardır.

Bir küstahlık numunesi

18/6/1957 tarihli (Havadis) ten :

Amerika da intişar eden Time der­gisi, 1Q Haziran tarihli nüshasında Türkiye ile alâkalı bir yazı neşretti. Buğday fiyatına on kuruş zam edil­mesi mevzuunu ele alarak yazılan bu yazı, aynen şu satırlarla başlamakta­dır :

«Senelerdenberi Birleşik Amerika mü­şavirleri, Türk Hükümetini memleketi haddinden fazla ve çabuk kalkındır­maya çalıştığı için tekdir etmekte ve böylelikle yatırım yapmak isteyenleri korkutup kaçırdıkları hususunda Türk Ieri ikaz eylemektedirler.»

Daha bu ilk cümle, Time dergisine ya­zı yazanların ve o dergiye hâkim olan zihniyetin ne kadar ölçüsüa bir küs­tahlık ile hareket etmekte olduklarını göstermeye kâfi geliyor. Türk iyede Türk Hükümetini icraatından dolayı tekdir edebilecek Amerikan müşavir­leri va mıdır? Olabilir mi? Bu cüm­leler karşısında ilk akla gelen sualler bunlardır. Türkiye Amerikanın tabii

yetinde bulunan bir devlet olmadığı gibi, Türk Hükümeti de Amerikalı mü­şavirlerin vesayeti altında değildir. Hiçbir Amerikalı, ne sıfatı haiz olursa olsun Türk Hükümetini tekdir edemez. Çünkü kendisine böyle bir hak veril­mez, verilemez, verilmemiştir.

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında dostane münasebetler var­dır. Bu münasebetler karşılıklı vazife­lerin ve mütekabil menfaatlerin mü vellididirler. Fakat bu dostluk ne Tür_ kiyeyi mahmi bir devlet haline geti­rir, ne öe Türk Hükümetini Amerikalı müşavirlerin idare etmekle mükellef oldukları bir mahcurlar heyeti man­zarasına sokabilir. Türk   Amerikan dostluğunun ve işbirliğinin hedeflerin­den bir tanesi, hür dünya milletleri­nin istiklâllerini ve mülkî bütünlük­lerini Doğudan gelecek taarruzlara karşı korumaktır. Böyle bir maksatla birbirlerine el uzatmış olan devletler­den birinin diğeri üzerinde bir çeşit hâkimiyet, vesayet, himaye iddiasın­da bulunması, işbirliğine  temel teş­kil eden bu kudsi hedefi tamamiyle tahrip eder. Türkiye devleti ve Türk milleti hiçbir şey pahasına bu kadar ağır ve hacil bir durumu kabul ede­mezler.

Amerikanın resmî çevreleri Times der­gisinin bu yazısı karşısında, gösterdi­ğimiz hassasiyeti «Amerikan gazeteleri istediklerini yazabilirler, bizim onlar üzerinde murakabe ve ikaz hakkımıa yoktur» şeklinde bir cevapla karşıla­yabilirler. Böyle olmakla beraber, bu çeşit yazıların Türklerin ruhunda menfî akisler bırakabileceğini ve Türk   Amerikan dostluğunun halk kütleleri arasındaki inikasları üzerin­de derin rahneler açabileceğini de hesaba katmak lâzımgelir.

Times Türkiyeye karşı musirrane, düşmanca neşriyat yapan bir mecmu­adır. Onda Türkiye aleyhinde ve Türk milletini rencide edecek bir eok yazı­lar intişar etmiştir. Ele aldığımız yazı bunlardan bindir ve herhalde sonun­cusu değildir. Böyle olmasına rağmen, Türkiyeye açıkça hakarette bulunan bu mecmua Türkiyede hâlâ serbestçe satılmaktadır. Time'ye Amerikada bir şey yapılamıyorsa, hiç  olmazsa onun

tevali eden hakaretlerini Türk kanun­larının bahşettiği imkânlarla dinle­mek de mümkün değil midir? Bu hu­susu hükümetin dikkat nazarına ara etmeyi bir vazife biliriz.

îsviçreden şikâyetçiyiz Yazan: Selim Ragrp Emeç

21/6/1957    tarihli    (Son   Posta) dan :

Avrupanm ortasında bitaraf olduğu İddiasında bulunan bir memleket var­dır :

İsviçre.

Alman, Fransız ve İtalyan dillerini konuşan üç ayrı parçanın bir araya gelmesiyle vücut bulmuş olan bu memleketin bilhassa Fransız sektörü her nedense bizi sevmez. Gazete ve dergilerinde her Ali ahin günü sureti haktan görünen bir takım yazılar çı­kar. Bunlar bazan imzalı, çok defa da imzasızdır. Umumî hedef olarak da Cumhuriyet Türkiyesini yererler.

Son zamanda Bağdat Paktı mihrakı­na dayanarak Orta şark m muhtelif bölgelerine nüfuz eden Türk politika­sının yapıcı hüviyeti, bir defa daha Fransız İsviçresinin bazı dergi ve gazetelerini zehir kusmaya sevketmis.

Haftalık «illustre» nin en son nüshasındakî Türkiye ve İran soğuk harbe giriyorlar başlıklı yazısı bu nevi politi­ka kusuntusunun bir örneğidir.

Dergi, evvelâ Ortaşarkm güya siyasî durumunu umumî olarak tasvir ediyor ve Türkiye ile İranı da, Arap petrol­lerinin üzerine çullanmak isteyen Sov­yetler Birliğinin emelleri arasına ge­rilmiş bir perde olarak gösteriyor. Fa­kat pek ciddî bir şey olarak değil, ya­lınkat bir perde olarak.

Sovyetler, bu perdeyi devirmek için Mısırı Sin a ya doğru harekete getir­in işlerse de İngiliz   Fransız   İsrail müşterek hareketi bunu önlemiş, ilk teşebbüsü akamete uğrayan Sovyetler, bu deîa Suriyeye yerleşmek suretiyle Crtaşarka  akmaya  kalkmışlar  ve  bu

hal, güya Cumhuriyet Türkîyesinin durumunu güçleştirmiş.

Çünkü Yahudi düşmanlığı ile Ruslara yaklaşan Suriye milliyetçilerinin teş­kil ettikleri koalisyon birçok sebepler­le Kızılların tesiri altında bulunuyor ve Şimali Suriyenin Kafkaslardan ha­va yolu ile iki saatlik bir mesafede bulunması ise bu tesirde başlıca âmil rolünü oynamakta imiş.

Diğer taraftan ve bu duruma müte­nasip olarak, Sovyet Rusya Boğazlar statüsünde değişiklik yanmaya hazır­lanıyormuş.

Sanki bir taraflı olarak böyle bir şe­ye teşebbüs etmek Sovyetler Birliğinin elinde ve imkânları dahilinde imiş gibi...

Maamafih, sağına soluna bakmadan, İsviçreli dergi sözlerine devam ediyor: Cenevre konferansına kadar Toroslarda yedi reaksiyonlu uçak meydanı ve bir müdafa hattı İle'radar tesisleri vücude getirilmek suretiyle Birleşik Amerika tarafından en ziyade koru­nan memleket olduğu gibi güdümlü mermi ve atom bombası stoklarına sa­hip Sovyetlerin tek komşusu Asya memleketi de odur.

Fakat hayret verici bir seçim zaferi kazanan demokratların Menderes hü­kümeti inkisar uyandırmıştır. Bu hü­kümetin iktisadi siyaseti 1952 denberi İthal kısıntıları yapılmasını zarurî kılmış ve buna, 1939 danberi mütema­di surette silâh altında tutulan 40 Türk tümeninin masrafı ilâv;e olu­nunca durum büsbütün v ah imle ş m is ve bu hâl, Menderes hükümetini, ka­nun tahditleri koymaya sevk etmiştir. Vaziyetin böyle bir şekil almasıdır ki Türkiyenin talep ettiği 300 milyon dolarlık kredinin Amerika taralından verilmemesi gibi bir vaaiyeti intaç et­miştir. Fakat Amerikanın yeni üsler tesisini tekrar lüzumlu görmesi Tür­kiyenin. Amerika tarafından iktisaden yeni baştan desteklenmesini zaruri kılmıştır. Durum bugün budur.

Bu yazı ve buna eklenmiş.olan yave­ler gösteriyor ki dünyanın nazik bîr sektörü olan Ortaşarkın durumunu ifade etmek isteyen İsviçreli dergi, neşrettiği yazının umumî edasiyle   ve etmiyecek kadar tecrübeli bir devletiz.

Bizimle Sovyet Rusya arasındaki mü­nasebetlerin şekli, Doğu ile Batı ara­sındaki durumun mukadderatına bağ­lıdır. Sovyet Rusya Yugoslavya gibi kendi hudutları içinde kapalı bir ko­münizm sistemi kabul edebilir mi? Din ve mezhep harbleri batı zihniyetinde çoktan kapanmıştır. Kimse harb iste­mez. Birçok içtimaî ıslahata sarfedi lebilecek paraların top ve tüfeğe ve­rilmesi bir zevk getirmez. Fakat Sov­yetlerin zihniyeti ve politikası yüzün­den bîr müdafaa harbine hazırlan­mak mecburiyeti insanlık için felâket teşkil ediyor. Hür bir insan gibi ya­şamak için batıya bağlanıyoruz.

Bu şartlar içinde bolşevik komşuları­mızla daha fazla samimiyet nasıl kaa bil olabileceğine aklımız ermez.

Daha ne kadar zaman böyle de­vam edecek?

Yazan: Ömer Sami Coşar

(Cu(Cumhuriyet)

28/6/1957  tarihli den :

Batı Trakyalı Türkler sızlanıyorlar. Yunan idaresi altında bulunan Türk ilkokullarında Yunanlı öğretmenlerin istedikleri gibi program tanzim eyle­diklerini, tedrisatın yarısını Rumca derslerin aldığını yana yakıla anlatı­yorlar. Bu mekteblerden çıkan Türk çocuklarının da Rumeadan başka bir şey öğrenmek imkân ve zamanını bu­lamadıklarını belirtiyorlar.

Yunanistan bu şekilde hareket eder­ken ve bunu «azınlıklara örnek mua­mele» diye gösterip dünyada aleyhi­mizde propaganda yaparken biz ne yapıyoruz?

İmroz ve Bozcaadada olduğu gibi şeh r.mizdeki Rum okullarında da tedri­satı tamamile onların eline teslim etmişiz. Müdürleri de Rum! Mevcut ta­limatnameye göre, salahiyetli birer ıiıüdür muavininin bulunması ve bu­nun da Türk olması icap ediyor. Bunu da. bîr tarafa bırakmışız, umumiyetle Türk müdür muavini de tayin etmiyoruz. İmroz ve Bozcaada mekteplerin­den hiç birinde de yok!

Yunanistan, Batı Trakyada kontrolü altında bulunan Türk mekteplerinde tatbik etmekte olduğu sistemi, ne garibtir ki, Türk idaresi altında bulunan topraklarda mevcut Rum mekteple­rinde de  işine geldiği şekilde tatbik etmenin yollarını bulmuş!

Batı Trakyalı Türkler nasıl hayret et­mesinler !.

Gümülcüne ve İskeçe şehirlerinde Türk dükkân sahipleri, tabelâları üze­rine isimlerini, adreslerini sarih bîr şekilde," şöyle eb'adda yazmak mecbu­riyetine tutuluyorlar. Bu mağazaların Türke ait olduğunun bilinmesini isti­yorlar, bu noktaya da belediye müfet­tişleri büyük dikkat gösteriyor. Ne dereceye kadar bu tedbir, yaptıkları menfi propaganda ile alâkalı. Öyle ya, «Türk dükkânlarından alış veriş et­meyin, verdiğiniz para, kurşun olarak geri döner, nasıl olsa kaçacaklar Tür kiyeye!» demiyorlar mı?

Bizde ise durum ne merkezde, mevcut Belediye nizamnamelerine göre, han­gisi adını,   adresini   tabelâsına yaaar.

Hayali   isimlerle   dükkânlarını   süslemiyenler kaç kişi?

Gene Batı Trakyalı Türkler hayret ediyorlar. Bizde diyorlar, milli bay­ramlarında bayrak mecburiyeti var­dır. Hattâ her caddeyi ayarlamışlar, resmen tesbit etmişlerdir. Şu cadde­deki dükkânlar şu eb'adda bayrak asacak, şu caddedekiler de şu eb'ad­da.. (Sezerler, teftiş eksik olmaz, bu talimatnameye uyulup uyulmadığı tes­bit edilir.

Bisde ise bu bayrak meselesini ele al­maya bile dilimiz varmıyor.

Yıllardanberi devam etmekte olan bu eşitsizlik ne zaman tashih edilecek, ne zaman kat'î bir şekilde teşebbüse ge­çilecektir. Yunanistan, bir taraftan Batı Trakya Türklüğünü ezmekte ve diğer taraftan da «azınlıklara örnek muamele eden devlet» olarak propa­gandasını yürütmektedir. Türkiye da­ha ne kadar zaman bu komedyanın devam   etmesine  müsaade  edecektir. Türk   Yunan münasebetleri Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan

29/6/195? tarihli (Yeni İstanbul) öan :

Kıbrıs mevzuu ile ilgili bütün yazıla­rımızda, bu dâvanın hallinde en isa­betli ve çıkar yolun, Türk   Yunan münasebetlerini eski samimî durumu­na irca etmek olduğuna işaret etmiş­tik. Gerçekten," müşterek tehlike karsısmda Türkiye ile Yunanistanı birbi­rine bağlayan hayati menfaatler, her iki devletin Kıbrıs meselesinde de, şu­ursuz tahriklerin doğurduğu kin ve ihtiraslar üzerine yükselerek, hem hak ve adalete uygun, hem de dünya ba­rış ve güvenliğine yararlı bir hal şek­li üzerinde uzlasıp anlaşmalarını za­rurî kılmaktadır.

Siyasi düşünce ve görüş ayrılıkları üs­tünde, ana hatlariyle bütün milletçe benimsenen müstakar ve prensiplere bağlı Türk dış politikası, başlangıçtan beri bu istikamette ciddî gayretler sarfetmiştir. Fakat esef olunur ki, bunlar, bugüne kadar karşı taraftan iyi niyete dayanan bir mukabele gör­memiştir. Aksine Yunan hükümetleri, Makarios ve Gerivas'm idare ettiği tedhişçileri desteklemekte israr etmiş­lerdir.

Son günlerde Türk dostu olarak tanı­nan ekselans Pezmazoğlumm, Yuna­nistan m Ankara Büyükelçiliğine tâyi­ni, bazı çevrelerde Yunan hükümeti­nin bu vakte kadarki hareket tarzın­da bir değişiklik olacağı ümidini u yandırmıştır. Ne yazık ki, Yunan ga­zetelerinin bu konu ile ilgili son neş­riyatı ve Türkiye aleyhine açtıkları  yeni kampanya, bu Ümidi doğmadan boğma gayesini güder görünmektedir. Nitekim Atinaöa çıkan Katimerini ve Vima gazeteleri, 4 Temmuzda Ankara ya gelecek olan yeni büyük elcinin, önce Yunanistanm menfaatlerini mü uafaa edeceğini tesbit ettikten sonra, Pezmazoğhmun Türk hükümetinden bazı taleplerde bulunacağını, ancak bunların kabulü halinde Türk _ Yu :aan münasebetlerinin düzelmesi ba­his mevzuu olabileceğini ileri sürmek­tedirler.Bir büyükelçinin, önce, temsilci ol cluğu memleketinin menfaatlerini mü c'.sîaa etmesinden daha tabiî bir şey yoktur. Ancak bu menfaatlerin müda­faasında, ölçülü, makul, haklı olmak partiyle... Bu arada dost ve komşu bir memlekete yeni gelmekte olan bir el­çinin, bir takım taleplerde bulunaca ğıiun ve bunların kabulü şartına bağ iı olarak vazifesine devam edeceğinin ilân edilmesi, diplomatik teamüllere aykırı olduğu kadar, yeni temsilcinin başarı ve prestijine karşı işlenmiş ağır bir suikasttir. Ekselans Pezmazoğlu' rşun da, bu neşriyattan müteessir ol­duğunu ve Türkiye ile memleketi ara £ in da ki münasebetleri, eski salim mec rasına sevk ve iade azmiyle yurdu­muza gelmekte olduğunu kuvvetle ü mit ve tahmin ediyoruz.

Etrafımızda neler geçiyor?

Yasan:  Numan Menemeneioğlu

(Cu(Cumhuriyet)

30/6/1957 tarihli den :

Harb sonrasında galibler arasındaki ayrılık bir üçüncü dünya harbine go türmediyse, bunun sebebini sağduyu­larının galebesine değil, çabuk bir za­fer elde edememenin nelere mal ola­cağı düşüncesinin doğurduğu endişe­de aramak lâzımdır. Buna rağmen Rus larin batıyı aşındırmak için girişmiş oldukları hareketler soğuk harb namı altında bazan en tehlikeli vaziyetlerin tahaddüsüne sebep olmaktan hâli kal mamış ve bu şekil mücadele yeni ye­ni kisveler altında, sıklet merkezini değiştire değiştire dünyada yarma iti mad hissini âdeta ortadan kaldırmış­tır.

Soğuk harb tezahürleri hâd şekillere girdikleri yerlerin hususiyetlerine gü­re, ehemmiyette mütehavvil olmuşlar­dır. Bazı vaziyetlerde düşmanın geri­lemesi uzun sürmüş ve soğuk harb şimdiye kadar devasını ancak müzmin leşmede bulabilmiştir. Bu devayı geti isn, tecavüze maruz hür memleketle­rin aralarında tesanüdü arttırmaları­dır. Kore meselesini, Berlin köprüsun ciekL tehlikeli durumu birer misal ola­rak zikredebilirim, Ruslar giriştikleri yolda muvaffaki yetsizlik âmilinin bilhassa hür mem­leketler arasındaki tesanüd olduğunu bildikleri için Stalinin ölümünden son­ra muhtelif şekillerde gevşetme ha­reketlerine teşebbüs etmişler ve ka­leyi içinden vurmak prensipini takip etmeğe başlamışlardır. Malenkof ida­resiyle başlayan ve esasında sırf şekle münhasır olan bu gevşetme teşebbüs­leri, itiraf etmelidir ki, Stalin meto­dundan daha iyi neticeler vermiş ve Rus siyasetinin bu zehirli metodu gü­derek devam etmesi istihsal edilen ba­şarılan âti için ümit verici olmaların­dan doğmuştur.

Bugün kanaatimce, mazidekilerden de tehlikeli bir soğuk harb muvacehesin­de bulunuyorum. Son zamanlardaki siyasi haberler, faaliyet merkezi sık­letinin Ortadoğuya intikal ettiğini gösteriyor. Boğazlardan geçen irili ufaklı Rus harb gemileri ve bunların kısmen Süveyş! de geçerek Akabe kör­fezini murakabe eder bir vaziyete gir­miş bulunmaları, Arab memleketlerin­de hasıl olan kargaşalıklar, krallar arasında mevzuu gizli tutulan görüş­meler, Ürdündeki kıyam teşebbüsleri, Nuri Said Paşanın Irak Başvekilliğin­den çekilmesi, Rusların Mısıra modern denizaltılar ve Yemene harb teçhiza­tı vermeleri vesaire hep o soğuk har­bin tezahürleridir ve Ortadoğuda em­niyetin münseüb olmasına bir tek mu­harrik gösterilebilir; Sovyet Rusya..

Bu hâdiseleri ayrı ayrı muhakeme edecek değilim. Halkımızın kendi etra­fındaki hâdiselere alâkası, isabetli gö­rüşleri bugün artık her tarafta mü­nakaşayı şu veya  bu şekilde hep bu olayların üstüne toplamış bulunuyor. Görüşlerde belki teknik hatalar var­dır. Fakat dâvanın esası herkes için malûmdur: Soğuk harb zehirli faali­yetini çok tehlikeli bir şekilde, çok tehlikeli bir nımtakaya intikal ettir­miş olarak yapmak azminde görünü­yor ve buna karsı müttefiklerimizin tedbirleri kâh sakat, kâh noksandır. Boğazlardan, biri büyük bir saffı harb gemisi, olmak üzere 5 6 destroyerin geçmeleri, esasında Rusların ahden haiz oldukları bir salâhiyeti kullan­malarından ibarettir. Montreux mü­zakerelerini yaptığımız zamanı hatır

larım. Karadeniz emniyeti yanında bir de Boğazlar dahilî mmtakanm emniyeti mevauubahis oluyordu. Da­ha doğrusu Montreux'nün asıl güç­lükleri gecid serbestisi nazariyesini müdafaa eden İngilizlerle Karadeniz! garb devletlerine kapalı tutmak ga­yesini güden Ruslar arasındaki mü bayenetin zaman zaman ufukta beli­ren inkıta heyulasına mâni olmakta mündemiç bulunuyordu. Belki her gün, her gece heyeti murahhasa reisi Dr. Tevfik Rüştü Araş Rusları iknaa ve ben de İngilizleri biraz daha uysal olmağa sevketmeğe uğraşıyorduk. Ne­ticede meydana çıkan hal şekli, Bo­ğazlar mmtakasmın emniyeti dâvası ile bir taraftan İngilizlerin eşitlik id­dialarına1 ve diğer taraftan da Rus­ların kendi gemilerinin tonaj tahdi­dini kabul etmemelerine müncer oldu. Günlerce de bu dâva ile uğraştık. Dr. Araş, Rus iddiasının Boğazların dahilî emniyetine taallûk etmek itibariyle âdeta Türkiye emniyetinin .ihlâli mâ­nasına gelebileceğini ve çünkü İngi­lizlerin, Rusların tâbi olmadığı bir to­naj tahdidine Boğaz mmtakasında ra­zı olamayacaklarını ileri sürüyor ve Sovyet Hariciye Nazırı Litvinof'a, a ramısdaki dostluğun icablarını hatır­latıyordu. En sonra Boğaza girmesi kabul edilen tonajın fevkinde bir Rus saffı harb gemisinin 2 destroyer refakatinde Boğazdan geçmeleri İngi­lizler tarafından da kabul edildi ve Montreux mukavelesi meydana çıktı. İste bu defa geçen Rus büyük gemisi Montreux'de kabul edümiş olan ve hükme müsteniden ve geçişi korekt bir surette Türkiye hükümetine haber ve­rerek vukua gelmiştir. Ahkâm ı ahdi­ye tamamdır, yanız 20 senedenberi hiç . tatbik edilmemiş olan bu hükmün bu­gün tatbikma başlanması, dünyanın bu durumu içinde ve Ortadoğu mese­lelerinin gitgide hâd şekiller almakta olduğu bu sırada insanı düşünceye sevketmekten hâli kalmamaktadır. Evvelki bir makalemde Karaşi netice­lerini tahlil ederken, Bağdat Paktının Amerikanın askerî komiteye katılma­sından sonra Ortadoğu memleketleri­ne bir cazibe noktası olabileceğini söylemiştim.

Bu hayırlı neticenin tahakkuk edebil­mesi bir şarta bağlıdır. Bunu da o zaman Amerikanın askeri komiteye gir­mesinden sonra cümlesiyle ihsas et­miştim.   Bu   şart,   aradaki   tesanüdün

muhafazası ve hattâ arttırılmasıdır.

Kral Sıınd, Amerikalılarla görüştüğü saman Eisenhower Doktrinini reddet­memişti. Kendisi koyu bir komünizm düşmanı olduğuna göre, komünist sı­zıntılarının memleket kapılarına yak­laştır il m aması birinci derece bir emel­dir. Yalnız o İngilizlerin ve Fransızla­rın müstemlekeciliklerini yıkmağa uğ­raşır ve bu itibarla onları siyaseten takviye etmek istemez. Evvelâ Bağda da ve bilâhare Aramana götürdüğü kompromi, tahmin edilebilir ki, Ame­rikan yardımını kabul etmek komü­nizme karşı müsaadekârlık gösterme­mek ve bunun yanında da İngiltere ve Fransaya karşı hemen hemen bü­tün Arat» âleminde mevcut olan hu­sumet cephesinden ayrılmamak esa­sına müstenid olsa gerektir. Yani, kı­saca ifade etmefe lâzım gelirse, Orta doğuyu komünizme kapatmak için bütün Arab âleminin ve Türkiyenin Amerikalılarla birlikte cephe almala­rı ve fakat İngilizlerin elinde bir siya­sî vasıta olan Bağdat Paktının değil, yeni bir Ortadoğu misakmın meydana çıkarılması...

Kral Suud, böyle bir plânla hareket ediyorsa, bunda hem İngiltere, hem Ameri kay a karşı vaziyet alarak netice elde etmek imkânsız olduğunu pekâlâ bilir. O halde Eisenhovrer doktrinini kabul etmek ve anti komünist cephe­de yer almak için Amerikayi bu plâna şiddetle muhalif görmemiş olması lâ­zımdır. Amerika Rusları Orta doğ uy a sokmamak için icab eden cepheyi bur­muş ve mmtakanm müdafaası "mes­uliyetini üzerine almış oluyor ve böy­lece Ortadoğunun sükûnet bulmasını İngiliz liderliğinin sona ermesinde gör metten çok uzak bulunmuyor demek­tir.

Amerikanın bu işe giriştiği veya giriş­me müsaadesini Kral Suuda verdiği şimdilik vârid addedilemez. Ancak, Nuri Sait Paşanın Başvekillikten çe­kilmesi, Kral Suud ile Kral Faysal a rasında cereyan eden görüşmelerle alâkadarsa, bunda Irakin da diğer Arab memleketleriyle beraber yürü­mek yolunda bulunduğu tahmin olu­nabilir. Herhalde İngiltere   Amerika tesanüdü tam değildir ve tam olma­dıkça da Ortadoğuyu korumak müm­kün olamaz.

Biz bütün bu dâvanın içindeyiz. Esas meseie, Rusların cenuba doğru akama malarıdır. Bu gayeyi şu veya bu lide­rin yardımı ile kuvvetli bir teşekkül haline getirmek  eğer mümkün olsa bizi de tatmin edebilir. Fakat maale­sef hakikatler böyle basit değildirler. Ortadoğu bir takım hususiyetler taşı­yan bir bölgedir, ahalisinin misacı menfaatlerine ve hislerine göre deği­şir. Eisenhower doktrini bu havali için mükemmel bir yardımcı teşekküldür. Fakat ası pratik neticeyi verecek olan Bağdat misakı gibi sağlam bir ittifak muahedesidir. Onu zayıflatmak Ame­rikalıların Ortadoğuda ümit ettikleri sükûn ve istikrarı zedeler v,e Eisenho wer doktrini onun yerine kaim ola­maz.

Amerikalıların bu hakikati anlama­ları ve kendi tertiblerinj Bağdat Pak­tına inzimam edecek bir teşekkül ha­linde tutmaları, dünya sulhu için lü­zumludur. Bizim vazifemiz de pek iyi tanıdığımız bu havalinin hususiyetle­rini gene pek iyi tanıdığımız Rus o yunlarının muh'temel cereyan tarzla­rını dostumuz ve müttefikimiz Amerikaya iyice anlatmak ve Ortadoğuda İngiliz   Amerikan işbirliğinin kuv­vetli temellere dayanması büyük dâva için zarurî olduğunu kendilerine bir dost ve bir müttefik gibi samimiyetle söylemektir.

Ama mevzuunda çıkacak anlaşmazlık­ların milletlerarası Adalet Divanı ta­rafından hallini kabul ettiğini bildiren mektubu henüz göndermediğini hatır­latmıştır.

Diğer taraftan Hammarskjold, Akabe körfezindeki kara sularının İsrail tarafından ihlâl olunduğu hakkında Suudi Arabistan tarafından ileri sü­rülen ithamlar hususunda Birleşmiş Milletler bir tahkikat açmasına lüzum olmadığım, çünkü bu memleketin böy le bîr talepte bulunmadığını haber vermiştir.

 Birleşmiş Milletler (New York) :

Dün Güvenlik Konseyi Başkanına ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine gönderilmiş olan birbirinin aynı mek­tuplarda Birleşmiş Milletler deki Suudi Arabistan daimî temsilcisi Şeyh Ab­dullah Elhayal, İsrail gemileri tara­fından Suudî Arabistan sularının beş defa tecavüze uğradığından şikâyet etmektedir.

Suudî Arabistan temsilcisine göre, müsellah İsrail gemileri ve muhripleri 27, 28, 29 mayıs ve 1 haziran günle­ri Akabe körfezinde Suudî Arabistan sularını ihlâl etmişlerdir. Hatta bazı gemiler Akabe körfezinin Suudi Arabistana ait sahil mevkilerini bombar­dıman etmişlerdir. Aynı temsilcinin mektubunda bildiriliyor ki Suudi Ara­bistan bu tahrikler karşısında kendi hukuk ve menfaatlerinin muhafazası hususunda gerekli tedbirleri ittihaz etmek hakkını mahfuz tutmaktadır.

7 Haziran 1957

 Birleşmiş Milletler  (Kew Yorkl :"

Başkan Eisenhower Komünist Cinle ticaret tahditlerinin hafifletileceğine açıkça telmihte bulunmuştur. Fakat Birleşik Amerika hükümetinin Komü­nist Çin'in Birleşmiş Milletlere kabul edilmemesi hususundaki görüşü aynen bakidir.

Birleşmiş Milletler çevrelerine göre, Birleşik Amerika, İngiltere ve Fran sanm desteği ile, Komünist Çinin Bir

leşmiş Milletlere alınmasını bu yıl da önleyecektir. Amerikanın bu hususta­ki görüşünü değiştirmesi, Komünist Çin siyasetinde husule gelebilecek mü him tahavvüllere bağlıdır. Bunlarda meselâ Pekin hükümetinin Amerika­lı esirleri serbest bırakması veya Mil­liyetçi Çine ait sahil adaları üzerin­deki haklarından vazgeçmesi olabilir ki, bu kabil siyaset değişikliğine de ihtimal verilmemektedir.

12 Haziran 1957

   Birleşmiş Milletler   (New York)   :

Kamboçya bugün esaretin ilgası mil­letlerarası sözleşmesini imzalamıştır. Bu suretle sözleşmeyi imzalıyan meni Ieketlerin adedi 37 ye yükselmiş ol­maktadır.

15 Haziran 1957

Birleşmiş Milletler   (New York)   :

Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi­nin Macaristandaki geçen kasım ayın­daki hâdiseleri tahkik etmekle görev­lendirdiği hususî komite önümüzdeki hafta raporunu yayınlayacaktır. Ma­car göçmenlerinin şahadetlerini kay­deden dört yüzü mütecaviz sahife tu­tan bir vesikadan bahsedilmektedir. Komite, New York, Cenevre, Avustur­ya, İngiltere ve İtalyada bulunan bu gibi şahısları sorguya çekmiştir.

Budapeşte hükümeti komiteye Maca ristana girmek müsaadesini vermemiş­tir. Budapeşte hükümeti, Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi tarafından Macaristandaki duruma karşı gösteri­len alâkanın kendi hükümranlığını ih­lâl eder mahiyette olduğunu iddia et­mektedir.

Bazı delegeler Macaristan hâdiseleri ile ilgili olan hususi komitenin rapo­runun derhal toplanacak olan genel asamblede müzakere mevzuu olmasını temenni etmektedirler. Meclis geçen martta talik edildiği zaman bu mesele derpiş edilmiş idi, mamafih delegas­yonlardan bîr çoğunun böyle bir müimage001.gifzakereyi halihazırda faydalı bulacağı muhakkak değildir. Bununla beraber, Macar meselesi gelecek son bahar top­lantısında herhalde ileri sürülecektir.

18 Haziran 1957

 Birleşmiş Milletler   (New York)   :

Macaristan hâdiselerini tahkikle gö­revli Birleşmiş Milletler heyeti hazır­ladığı raporu bugün neşretmiştir.

Raporda, Macar ihtilâlinin, batılı em­peryalistlerin teşviki ve mürteci un­surların tahriki ile vukua geldiğine dair komünist ithamları reddedilmek­te ve ezcümle şöyle denilmektedir:

«İhtilâl hareketi baştan sona kadar talebeler, işçiler, askerler ve aydınlar tarafından idare edilmiştir. İhtilâli idare edenlerin çoğu komünist veya eski komünistlerdir. Sovyet kontrolü altında bulunan Macar hava alanla­rına, ağır silâhlarla birlikte tedhişçi­lerin inmesine imkân yoktu.

«İhtilâl hareketinin, iddia edildiği gi­bi, evvelce plânlanmış olduğunu göste­rir hiçbir işaret yoktur. Mamafih, da­ha önce Polonyanm Sovyet Rusyadan geniş bir bağımsızlık kazanmış olması, ve Macar Komünist Partisi birinci sek­reteri Erno Geronun halkın istekleri­ni yerine getirmeyi reddetmesi ihtilâ­lin patlak vermesinde önemli rol oy­namıştır.

«Nümayişçilerin başlangıçta silâh ta­şımamış olmaları, ilk nümayişlerin ta­mamen sulheü bir gaye taşıdığına de­lildir. Askerî birliklerin silâhsız nüma­yişçilere ateş açmasından sonra nü­mayişler ihtilâle çevrilmiştir. Sovyet tanklarının birkaç saat içinde hare­kete geçmesi halkı birbirine daha çok yaklaşmağa ve mücadeleye sevketmiştir.

«Kısa süren ihtilâl hükümetinin baş­kanı İmre Nagy Sovyet birliklerini yardıma çağır mam ıştır. Böyle bir da­vetin Gero tarafından hususi olarak yapılması mümkündür, fakat bunu is­pat edecek bir vesika bulunamamış­tır.»

Raporda Sovyet silâhlı müdahalesin­den önce kısa bir müddet hürriyete kavuşmuş olan Macar radyo ve bası­nının neşriyatından, Macar halkının birlikte hareket ettiğinin anlaşıldığı belirtilmekte ve şöyle denilmektedir:

«Komite, ihtilâl esnasında Macar hal­kına gayri insanî muamele ve işken­ce edildiğini ve bu arada binlerce Macarın Sovyet Rusyaya sürüldüğünü ha­kikat olarak kabul etmektedir.

«Kadar hükümetinin halkın tasvibiyle iş başında bulunmadığı ise aşikârdır. Kadar, millete vaad ettiği programı tatbik etmemiştir. Gizli polis ve mah­kemeler milletin temel haklarını çiğ­nemektedirler. Sosyal Demokrat Par­ti feshedilmiştir. Yazar ve aydınlar şiddetli baskıya mâruzdurlar.»

20 Haziran 1957

 Birleşmiş Milletler   (New York)   :

Macaristan hâdiseleri hakkında tah­kikat yapmakla vazifelendirilmiş olan özel komitenin raporunu yorumlayan komisyon raportörü ve Avustralya de­legesi Shann, tertiplediği basın toplan tısında bu raporun şu hususları orta­ya koyduğunu belirtmiştir:

li Halkın ayaklanmasını bastırmak ve meşru hükümeti devirmek için Sov­yet kuvvetlerinin müdahalede bulun­dukları şüphe götürmemektedir.

Kasım ayında vukua gelen Maca­ristan hâdiseleri, hariçten hiç bir tah­rik vuku bulmaksızın, bizzat    Macarmilleti tarafından tertiplenmiştir. İh­tilâlciler hartaöncesi Macar hükümet­lerini yeniden tesis etmek tasavvurunda bulunmadıkları için, ihtilâl aleyh­tarı bir mahiyeti de haiz değildi.

Kadar  hükümeti  halk tarafındandesteklenmemiş ve hattâ Macaristan4 kasım tarihinden sonra, bir müddetdoğrudan doğruya Sovyetler tarafın­dan idare edilmiştir.

Avustralya delegesi Shann bundan başka komitenin şu hususları tesbit ettiğini haber vermiştir:

Ayaklanmayı idare eden şefler harböncesi  faşist  rejimlerin  temsilcilerinihükümete  sokmak  teşebbüsünde  bu­lunmamışlardır.

Macaristan, Macar milletinin arzuzu hilâfına tekrar ele geçirmek mak sadiyle  hazırlanmış bir Sovyet plânımevcuttu.

Ayaklanmanın menşei, Maearista nin Sovyetler Birliğine nazaran aşağıbir statüye sahip olmasındadır.

Sükûnet  içinde  başlayan  bir  nü­mayişin  kanlı bir  ayaklanma  halinialmasının  sebebi,  23  ekim  günü  nü­mayişçiler üzerine ateş açan gizli po­lis mensuplarının  müdahalesidir.

Ayaklanmanın muzaffer göründü­ğü bir kaç günlük müddet    zarfındabasın ve radyo hürriyetlerini   elde.et­mişlerdir.Gizli polis   (A.V.H.)   mensuplarınınkatiedikleri doğrudur.

Memlekette anarşinin hâkim olaca­ğı iddiası Sovyetlerin ikinci askerî mü­dahalelerini haklı  gösteremez. Filha­kika  Nagy   hükümeti  duruma   tama­men hâkim bulunmaktaydı.

Nagy hükümeti, meşru idi ve Sov­yet   kuvvetlerinin  geri     çekilmelerinitemin için müzakerelere girişmeye ça­lışmıştı. Bu hükümetin  kuvvete baş­vurularak  devrildiği  muhakkaktır.

Komite sorguya çektiği şahıslarınmillet ve halk olarak Sovyetlere karşıkin beslemediğini müşahede etmiştir.

Komite insan haklarının haleldaredildiğini müşahede  etmiştir.     Gayriinsani usullere müracaat eden Macargizli   polisi   senelerdenberi   bir   tethişrejimi   icra   etmekteydi.   Sovyet   kuv­vetleri de insan haklarını ve Cenevrekonvansiyonlarım ihlâl etmişlerdir.

En aşağı bir kaç bin kişi Rusyayasürülmüş   ve  bunların  hepsi     tekrarmemleketlerine  iade  edilmemiştir.

Komitenin kanaatince İmre  Nagyhâlâ   Romanyada,   mecburî     ikametetâbi bulunmaktadır.

Yugoslav büyük elçiliğine iltica et­miş olan İmre Nagy ile arkadaşlarınınkaçırılmaları, Sovyetlerin Macaristanın içişlerine müdahalelerinin aşikâr bir misalidir.

Macar  milleti Kadar   hükümetine ve Sovyet kuvvetlerine karşı koyamıyacak bir duruma getirilmiştir ve ya­kın bir istikbalde yeni bir ayaklanma­nın başlaması imkân dışındadır.

Avustralya delegesi, komite tarafından ifadelerine müracat eden Macarların, Birleşmiş Milletlerin Macaristan hu­susunda müdahalede bulun a m amasın­dan hayal kırıklığına uğrayıp uğrama­dıklarını soran gazetecilere cevaben şöyle demiştir:

«Bu şahıslar, bir dünya harbinin çık­masına sebebiyet vermesi mümkün bir askerî müdahaleden ziyade Birleş­miş Milletlerin mânevi müzaheretini, bir polis kuvvetinin şevkini, Genel Sekreterin Budapeşteyi ziyaretini ve­ya tesanüt ifade edecek diğer her­hangi bir hareketin yapılmasını bek­lemişlerdir.»

      Birleşmiş Milletler   (New York)   :

Birleşmiş Milletlerdeki Afrika  Asya grubu, dün Cezayir meselesi hakkın­da özel bir toplantı yapmıştır. Top­lantıdan sonra yayınlanan tebliğde, grupun başkanı olan Fas büyük elçi­si Ben Ataud'un, Cezayirde milletler­arası bir tahkikata girişilmesi imkânı hakkında Genel Sekreter ile yaptığı görüşme hakkında raporunun okun­duğu bildirilmektedir.

Grup, «Cezayirdeki son hâdiseler ve bu memlekette durumun gittikçe bo zulmasıs hakkında açılacak böyle bir tahkikata taraftar olduğunu hatırlat­maktadır.

Ben Abud'un teşebbüsü hakkında fikri sorulan Genel Sekreter, bundan Bir­leşmiş Milletlerdeki Fransız temsilci­sini haberdar ettiğini söylemiş ve yet­kilerinin, Asya   Afrika grupu tara­fından talep edilen yolda teşebbüse geçmesine imkân vermedüğni söyli yerek, milletlerarası tahkikat mesele­sinin Birleşmiş Milletlere değil, bu hu­susta teşebbüse geçen hükümetlere ait olduğu fikrini ileri sürmüştür.

image002.gifimage003.gif      Birleşmiş Milletler   (New York)   :

Genel Sekreter Dag Hammarskjold, Birleşmiş Milletler nezdind.eki Muha­birler Cemiyetinin tertip ettiği bir öğ­le yemeğinde verdiği beyanatta, bu­günkü durumu, vahim bir hastalığı takip eden nekahat devrine benzet­miş ve Mısıra Sovyet denizaltıları ve­rilmesi hakkında da şu teşbihi ileri sürmüştür: «İstisnasız bütün hastalar kendilerine tavsiye edilmeyen şeyleri yerler» Genel Sekreter sözlerine de­vamla «milletlerarası durumun hakikî bir iyimserlik verebilmesi için yapıcı unsurların rol oynaması lâzımdırs de­miş ve bunun yaz sonu gelmeden ta­hakkuk etmesini temenni eyliyerek bu unsurlardan birinin, meselâ, silâhsız­lanma hakkında kısmi bir anlaşma ol­duğunu kaydetmiştir.

Sorulan bir suale cevaben, Hammarsk joeld, Birleşmiş Milletler mültecilere yardım teşkilâtı yüksek komiserinin, kendisine Tunus hükümeti tarafından sunulmuş olan Cezayir mültecileri me­selesini incelemekte olduğunu tasrih etmiştir.

      Birleşmiş Milletler   (New York)   :

Suudi Arabistanm Birleşmiş Milletlerdeki temsilcisi Abdullah El Hayal, dün hükümeti adına, Güvenlik Konseyi Başkanına tevdi ettiği bir mektupta, İsrail i Suudî Arabistanm toprak bü­tünlüğünü ihlâl ile itham etmiştir.

Abdullah El Hayal, altı İsrail uçağı­nın 12 haziran günü, Akabe körfezin­deki Suudî Arabistan kara suları üze­rinde manevra yaptıklarını bildirmek­tedir.

26 Haziran 1957

 Birleşmiş Milletler (New York)   :

Macaristan hâdiseleri hakkında bir tahkikat yapmakla vazifeli bir komis­yonun kurulmasına karar vermiş olan 24 devlet bahis mevzuu komisyonun hazırladığı rapor hakkında alınması gerekli kararı tetkik için yaptığı top­lantıyı müteakip yayınladığı tebliğde şöyle demektedir.

«24 devlet, bahis mevzuu raporun, Ma­car milletinin menfaatlerini ve mev­cut meseleleri dikkat nazara alarak. Genel Kurul tarafından bir an önce tetkiki gerektiği kanaatindedir. Bu toplantının tarihini Genel Kurul Baş­kanı, Birleşmiş Milletler Genel Sek­reteri ve Genel Kurul bürosu üyele­riyle istişarelerde bulunarak tesbit etmelidir.»

Toplantıya başkanlım eden Amerikan delegesi Cabot Lodge bu tebliği yo rumliyarak şunları söylemiştir:

«Genel Kurulun, Macaristan hakkın­daki raporu tetkik için eylül ayı ba­şında Öael bir toplantı yapması mu­vafık olur. Çünkü 17 eylülde mutat toplantılarına başhyacak olan Genel Kurul çalışmalarına katılmak üzere New Yorka gelecek olan delegelerin daha önce yola çıkarak bu fevkalâde toplantıya katılmaları mümkündür.»

27 Haziran 1957

 Birleşmiş Milletler (New York)   :

Yemen'in Birleşmiş Mille tlerdeki da­imi delegesi İngiliz uçaklarının 19 ha­ziranda doğu hududundaki Şukeyr ka­sabasını bombaladıklarını bildirmiş­tir.

Prens Şeyhülislâm El Hasan yaptığı beyanatta altı uçağın beş saat müd­detle Şukeyr'i bombaladıklarını ve bu arada yangın bombaları kullandıkla­rını söylemiştir.

Yemen hâdise Hakkında Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine şikâyette bu­lunmuştur. Şikâyetnamenin pirer nüs­hası âza devlet delegasyonlarına gön­derilmiştir.

 Birleşmiş Milletler (New York)   :

Birleşmiş Milletlerdeki Asya   Afrika grupu üyeleri bugün Cezayir meselesi­ni tetkik için Özel bir toplantı yap­mıştır. Grup, Cezayir meselesinin Ge­nel Kurulun gelecek toplantısının gün demine alınması meselesini görüşmüş, fakat bir karara varmamıştır.

Yazarı: Şükrü Kaya

26/6/1957 tarihli (Hürriyet) den:

Birleşmiş Millet)er Genel Kurulunun Macaristan İhtilâlini ve onu takip e den faciaları yerinde tahkik için, Tu­nus, Seylân, Danimarka, Avustralya temsilcilerinden teşkil ettiği özel ko­mite iki bin sahifeyi geçen raporunu başkanlığa "vermiş bulunuyor.

Kadar hükümeti komitenin, Macaris tanda hâdiselerin geçtiği yerlerde tet­kikine müsaade etmediği için, tabiatiyle rapor hudut civarında yapılan tahkikat ve dinlenilen iki yüzden faz­la görgii ve bilgi şahitlerinin ifadele­ri üzerine hazırlanmıştır.

Raporun hülâsası, Macar halkının ko­münist idaresinden ve Moskof tazyi­kinden yıllardır çektiği zulüm ve ıztıraba karşı duyduğu kin ve nefretin toplu ve millî bir ayaklanmasından ibarettir. Aslında isyan fikir ve mak­sadını taşımayan bir miting veya gös­terinin kanlı bir facia şeklini alması, Rus tanklarının sebepsiz yere masum halkı ateş altına almalarının netice­sidir.

Binaenaleyh, ayaklanmanın sebebi, komünist idaresinin başarısızlığı, Moskovanın tazyiki, facianın . doğrudan doğruya mesulü de Rus askerlerinin silâhlı müdahalesidir.

Raporun verdiği bu malûmat ve var­dığı bu netice yüzde yüz doğru da olsa, Macaristan ve Macarların bugünkü durumları üzerindeki tesiri istikbale ümit bağlamalarına yardım edecek bir teselliden ibaret olacaktır.

Çünkü B. Milletler Genel Kurulunun bu rapor üzerine Sovyet Rusyanm meselâ Macar is t anı derhal tahliye etme­si, veyahut Macaristanda serbest se­çimler yapılması gibi Macarlan hürri­yete kavuşturacak şekilde bir karar vermesinin ihtimali yoktur.

Esasen raporda da Macaristanın hal ve istikbaline ait hiçbir tavsiye ve teklifte bulunulmamıştır.

Bununla beraber, komünizmi değilse bile, komünist rejim ve idaresini it­ham eden bu raporun tamaraiyle te­sirsiz ve yetkisiz kalacağını sanmak da doğru değildir. Hattâ raporun daha ziyade komünistlerin ve komünizm prensiplerine inanmış olanların, fi­kirleri ve vicdanları üzerinde ideolo­jik ve psikolojik menfi intibalar bı­rakması ihtimali bile pek çoktur.

Onun için raporun hür muhitlerde ve vicdanlardaki tesirinden ziyade komü­nist memleketlerde, hususiyle Moskovada nasıl karşılandığının merak edil­mesi tabiidir.

Bu sütun hazırlanırken Moskovadan henüz bu mesele ile ilgili resmi bir ha­ber gelmemişti. Fakat ajansın Pravda gazetesinin bir makalesinden ala­rak neşrettiği bazı kısımları; raporun Moskovada gayet acı bir tesir bıraktı­ğını anlamaya kâfidir.

Pravda; «Bir kısım Batılı memleketler tarafından teşkil edilen usulsüz ve ka­nunsuz bir komitenin yalan yanlış ra­porunu neşreden, Batılı gazetelerden şikâyet ediyor ve raporun «mukabil ihtilâlin ve irticaın mağlûp edilmesi üzerine Macaristandan kaçan ve ismi bildirilmeyen kimselerin şahadetine dayandığı yani uydurma ve yalan ol­duğunu yazıyormuş.

Moskovanm rapor hakkındaki mütalâa ve iddiasının da Pravdanmkinden pek farklı olmayacağı muhakkaktır.

Yirmi dört memleket kararı Yazan: Mücahit Topalak

28/6/1957 tarihli (Zafer) den:

Macaristan hakkında tahkikat yap­mak üzere teşkil edilen beşli komite­nin ihdasında reyleri' olan yirmi dört memleketin Birleşmiş   Milletlerdeki temsilcileri, komite tarafından yayın­lanan rapordan sonra hadis olan va­ziyeti incelemek ve Genel Kurulun olağanüstü içtima davet şart ve im­kânlarını araştırmak üzere çarşamba günü bir toplantı yapmışlardır.

Komitenin beş üyesinin de hazır bu­lunduğu bu toplantıdan sonra, Ame­rikan murahhası Cabot Lodge'un ba­sma tevdi ettiği bir tebliğde, toplan­tıda, yayınlanmış olan raporun her­halde Genel Kurul tarafından ince­lenmesi lâzım geldiğine oy birliği ile karar verildiği ve bunun, Macar mil­letinin menfaatleri ve dünya mesele­lerinin en mühimlerinden birini teş­kil eden Macaristan hâdisesinin ay­dınlanması bakımından, mümkün o lan en kıss zamanda yapılmasının te­menni edildiği bildirilmektedir. Teb­liğde ilâve edildiğine göre, Genel Ku­rulun toplantı tarihi halen kurulun başkanlığını yapmakta olan Siyam de­legesi Prens Van Vaithayakon tarafın­dan tesbit edilmelidir. Prens, bu ko­nuda teşkilât Genel Sekreteri ve büro üyeleriyle istişareden sonra karar ve­recektir.

Bu karardan sonra, Genel Kurul ola­ğanüstü bir toplantı yapacak mıdır ve yaparsa bunun tarihi ne olacaktır. Cabou Lodge'un ifadesine göre Ame­rikan delegasyonu, halen memleketin­de bulunan Genel Kurul başkanı ile temasa geçmeye çalışacaktır. Yirmi dört memleket murahhasları da aynı şekilde hareket edeceklerdir. Ancak, Genel Kurulun, sonbaharda akdettiği normal   toplantı  tarihi   de   yaklaşmış bulunmaktadır. Bu vaziyet dâhilinde, olağanüstü bir toplantı yapılacak o Iursa, bu normal toplantı ile hemen aynı zamana tesadüf edecek gibi gö­rünmektedir. Nitekim Cabot Lodge'un gazetecilere beyanatından anlaşılan da budur. Amerikan murahhası, Ge­nel Kurul 17 eylülde toplanacağına göre olağanüstü toplantının eylül baş­larında yapılabileceğini, bunun için murahhasların memleketlerinden bi­raz erken hareket etmeleriyle bunun mümkün  olabileceğini   söylemiştir.

O halde, meselenin doğrudan doğru­ya normal toplantıda konuşulabilece­ği, binaenaleyh olağanüstü bir toplan­tıya lüzum kalmıyacağı da gelebilir. Nitekim bazı memleketlerin böyle bir noktai nazarı müdafaa ettikleri anla­şılmaktadır.

Fakat, olağanüstü toplantı yapmak­tan maksat Macaristan meselesinin e hemmiyetini tebarüz ettirmek ve Bir­leşmiş Milletlerin bu dâva ile ne ka­dar yakından alâkalandığını göster­mektir. Esasen tahkik komitesinin ih­dası kararında, bu komitenin hazırla­yacağı raporun özel bir toplantıda in­celenmesi lüzumu da mündemiçtir. Lâkin, şimdiye kadar bazı tereddütler ve bu arada büyük devletlerden bir kısmına atfedilen niyetler zihinlerde sualler hasıl etmiş bulunmakta idi. Nitekim 24 memleket mümessillerinin toplantısından sonra yayınlanan teb­liğdeki az çok mütereddit ifade de yi­ne bu ilk kararsızlıkların neticesi sa­yılmak lâzım gelir.

Olağanüstü toplantıya lüzum görme­yenler başlıca iki mülâhazadan hare­ket etmekte idiler. Birincisi Birleşmiş Milletlerin bu işteki çaresizliğini büs­bütün aleniyete vurmamak, diğeri de, silâhsızlanma müzakerelerinin havası­nı bulandirmamaktı. Şimdi bu mülâ­hazalar ikinci plâna atılmış gibi gö­rünmekte ise de olağanüstü toplantı­nın ne zaman yapılacağı ve ne gibi kararlar alınabileceği soruları baki kalmaktadır.

1 Haziran 1957

 Washington :

İyi haber alan kaynaklara göre, Bir­leşik Amerika, silâhsızlanma anlaşma­sına ilk adım olmak üzere atom silâh­ları denemelerinin tahdidi ile ilgili bir plânı yakında Sovyetler Birliğine su­nacaktır.

Bu kaynaklara göre, plânın teferruatı Başkan Eisenhowerle, silâhsızlanma meselelerindeki müşaviri Harold Stassen tarafından hazırlanmıştır. Plân Sovyetler Birliği ile Birleşik Amerika yı, askeri birliklerin yerini değiştirir­ken birbirlerini haberdar etmeye da­vet etmektedir.

Aynı kaynaklara nazaran, Stassen'in yeni silâhsızlanma plânı. Başkan Ei senhowerle İngiltere Başvekili Mac Millan'ın Bermuda konferansında al­dıkları kararlara istinat etmektedir.

Amerikan şahsiyetleri yakın zamana, kadar, Sovyetler Birliği müşterek ve güvenilir bir kontrol sistemini kabul etmeden, hidrojen ve atom denemele­rine son vermemekte İsrar ediyorlar­dı. Yeni Amerikan plânının atom de­nemelerini ne derece tahdit ettiği bi­linmemekle beraber, Sovyetlerin iyi ni­yetini ölçmek maksadiyle bu yolda te­şebbüse  geçileceği  anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi, Amerikada 1956 Başkan seçimi kampanyası esnasında Demok­rat Parti adayı Adlai Stevenson, hid­rojen bombası denemelerine tek taraf­lı da olsa son verilmesini istemişti. Eisenhower idaresi o tarihte Sovyet­lere güvenilemiyeceği iddi a siyi e bu teklifi reddetmişti.

Sovyet Rusyada iktisadi ve siyasî güç­lüklerin Sovyet hükümetini silâhları azaltmaya   mecbur   etmesi  karşısında

Eisenhower'in silâhsızlanma ile ilgili görüşünün ergeç değiştiği zannedil­mektedir.

 Forham Abbey. (İngiltere)   :

Dışişlerini tedvire memur Devlet Ve­kili Allan Noble burada verdiği beya­natta İngilterenin yaptığı hidrojen bombası denemelerinin insanların sağ­lığı için pek cüzi bir tehlike teşkil edebileceğini söylemiştir.

Noble nükleer tecrübelerinin bu sevi­yede devam etmesiyle atmosferde ar­tacak radyo aktivitenin tabiî kaynak­lardan çıkan radyo aktif şualar yanın da bir hiç olduğunu belirtmiştir. Dev­let Vekili atmosferin esasen tabiî ola­rak radyoaktif hassaya sahip bulun­duğuna işaret etmiş ve bu hassanın yapılan tecrübelerle artmasının çok uzun bir zaman ile bir çok tecrübelere bağlı olduğunu söylemiştir.

Allan Noble sözü bundan sonra si­lâhsızlanma mevzuuna intikal ettir­miştir. Silâhsızlanma tâli komitesinin toplantılarına İngiliz baş delegesi ola­rak iştirak eden Noble batı ile doğu arasında kısmi bir silâhsızlanma an­laşmasına varma ihtimalim müşahede ettiğini belirtmiştir. Devlet Vekili si­lâhsızlanma mevzuunda ilk meydana gelecek anlaşmanın atom tecrübeleri­nin yapılmadan Birleşmiş Milletlere bildirilmesi olabileceğine işaretle İn­giltere ve Amerikanın böyle bir taah­hütte bulunmağa hazır olduklarını söylemiştir.

3 Haziran 1957

 Londra :

Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma Tâ­li Komitesindeki   dört  Batılı  memle

hiçbir zaman tamamen silâhsızlanma yoluna gitmiveceğini söylemiş, böyle bir hareketin «divanelik» olacağını da ilâve etmiştir.

Dulles, Birleşik Amerikanın Birleşmiş Milletler kanalı ile silâhları emin bir şekilde azaltma yollarını aradığını da belirtmiştir.

Eisenhower'in, üç milyar 800 milyon dolarlık' dış yardım programının ay­nen kabulünü talep eden Dulles, şim­diye kadar Birleşik Amerikanın mütte­fiklerine 17 milyar dolarlık askerî yar­dımda bulunduğunu ve buna muvazi olarak bu müttefiklerin de savunma­ları için 100 milyar dolar harcadıkla­rını söylemiştir.

11 Haziran 1957

 Londra :

Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma Ko misycnu Tâli Komitesinin bugün öğle­den sonra yapacağı toplantı 13 hazi­ran tarihine bırakılmıştır. Bundan ön­ce de bir defa tehir edilmiş olan top­lantının yeniden başka bir tarihe bı­rakılmasının sebebi Amerikan delegesi Harold Stassen'in hükümeti ile istişa­relerde bulunmak üzere Washingtona gitmiş olmasıdır. Stassen, Batılı mes lekdaşları ile yaptığı incelemelerin ve Sovyet delegesi Zorin ile şahsi görüş­melerinin sonuçlarını Dışişleri Vekili Dulles'a bildirecektir.

İyi haber alan batılı kaynaklar üze­rinde kısmi bir anlaşmaya varılması muhtemel görünen silâhsızlanma me­selesi hakkında yeni Amerikan teklif­lerinin Stassen'in Londraya dönüşün­den sonra birer birer tâli komiteye izah edileceğini bildirmektedir.

Amerikan teklifleri hakkında henüz hiç bir resmî veya gayri resmî malû­mat alınamamıştır. Bununla beraber, silâhların ve askeri mevcudunun azal­tılması, atom silâhları meselesi: de­nemelerin kontrol altında tahdidi me­selesi de dahil, havadan, karadan kon trol ve teftiş bölgesinin ihdası gibi ko­nular üzerinde durulduğu anlaşılmak­tadır.

 Washington :

Dışişleri "Vekili Foster Dulles bugünkü basın toplantısında muhtelif mevzu­lar  hakkında   şunları  söylemiştir:

Silâhsızlanma meselesi;

Silâhsızlanma mevzuunda Birleşik A merika ile Sovyetler Birliği arasında iki faraflı müzakeerlerin yapılması­na imkân yoktur. Birleşik Amerika müttefiklerinin bu mevzu da ki fikirle­rine büyük bir ehemmiyet atfetmek­tedir. Bu sebepten Amerika, Avrupa devletlerinin önceden tasvip etmiyecekleri bîr Avrupa silâh kontrol plânı ileri sürmiyecektir. Bununla beraber, müttefiklerin görüş tarzı hususunda bir taahhüt tazammun etmiyecek me­seleler bakımından, meselâ Avrupa da bir deneme bölgesinin tesisi hususun­da, Rusya ile doğrudan doğruya ve ya­rı resmî müzakerelerde bulunulabilir.

Avrupalı müttefikler bu bölgenin ku­rulmasını istemedikleri takdirde Ame­rika bu yolda bir teklif ileri sürmiye cektir. Stassen'in Amerikaya dönüşü­nün gayesi Birleşik Amerika ile müt­tefikleri arasındaki münasebetlerin bazı nazik veçheleri hususunda istişa­relerde bulunmaktır. Bunlar esas iti­bariyle silâhsızlanma meselesiyle ilgi­lidir.

Birleşik Amerika kutup bölgelerinde bir kontrol ve teftiş deneme bölgesi­nin kurulması mevzuunda kat'i tek­lifler ileri sürmeye hazırdır. Bununla beraber bu mevzuda Kanada, Dani­marka ve muhtemelen Norveç ile mü­zakerelerde  bulunulması  elzemdir.

Norveç'in tarafsız hâle getirilmesine mukabil, Sovyet kuvvetlerinin Macaristandan çekilmeleri hususunda Sov­yetlere bir teklifte bulunulması yolun­da Ayan üyelerinden Knowland'm ile­ri sürdüğü fikir kabul edilemez. Bir­leşik Amerika 45 devlet ile karşılıklı güvenlik anlaşmaları akdetmiştir. Bu anlaşmaların gayesi müşterek güven­lik prensipini müşahhaslaştırmaktır. Bu şartlar dahilinde Norveç gibi, bu sistem dahilinde kalmayı arzu eden bir memleketin bunu terketmesi talep edilemez.

Süveyş meselesi:

Süveyş mevzuunda Mısırla yapılan müzakerelerde yeni bir gelişme kay­dedilmemiştir. Geçiş ücretlerinin te­diyesi mevzuunda Kanaldan faydala­nan memleketler ile Mısır arasında iki taraflı görüşmelere devam edilecek­tir. Bu görüşmelerin muvaffakiyetle neticelenmesi güvenlik konseyinin tas­vip ettiği altı prensipe yaklaşılmasını sağlryabilecektir.

Cezayir meselesi:

Birleşik Amerikanın Cezayir mesele­sine müdahale etmek veya bu işe karışmak hususunda katiyen bir ar­zusu yoktur. Amerikanın Fransaya yaptığı askerî yardım bakımından ba­zı şartlar koşması hususunda Arap devletleri tarafından yapılan'bir tek­lif Amerikan Dışişleri Vekâletince red­dedilmiştir.

12 Haziran 1957

 Washington :

Yetkili kaynaklardan bildirildiğine nazaran, Birleşik Amerikanın yeni silâhsızlanma plânı silâhsızlanma tâli komitesinde gelecek haftadan önce açıklanamryacaktır.

Bu çevrelere göre, Birleşik Amerika, silâhsızlanma plânına kuzey kutup bölgesi ve Avrupayı dahil edebilmek için müttefiklerinin fikirlerini öğren­mek mecburiyetindedir.

Başkan Eisenhower'in silâhsızlanma müşaviri Harold Stassen, Londraya dönüş tarihini iki gün geciktirmiştir. Stassen buraya Amerikanın silâhsız­lanma plânına müttefikler tarafından yapılan itirazları müzakere etmek maksadiyle gelmiştir.

Bildirildiğine güre Batı Almanya, Al manyanm birliği meselesinden önce silâhların azaltılması mevzuunun ele alınmasına muhaliftir. Kuzey Kutup bölgesinin beynelmilel kontrole tâbi tutulmasını kabul etmiş olan Kanada, son seçimler neticesi iktidar değişme­si sebebiyle, plânı yeniden tetkik et­mek isteyebilir.

Stassen dün Hariciye Vekili Dulles ve müsteşarı Christian Herter ile görüş­müştür. Hariciye Vekâletine yakın çev relere göre, Dulles, iki nokta üzerinde durmuştur;

İl Amerikan plânının Silâhsızlanma Tâli Komitesine araı ne kadar gecikir­se geciksin, bu plân müttefiklerin her nokta üzerinde teker teker görüşleri öğrenilmeden açıklanma m alıdır. Sov­yetler Birliği ile silâhsızlanma anlaş­masının bir an önce .gerçekleştirilme­si uğruna müttefikleriyle münasebet­lerimiz zedelenmemelidir.

2Stassen Londraya dönüşünde Sov­yet delegesi ile gayri resmi müzakere­lerde bulunacaktır. Stassen'in bu gö­rüşmeleri silâhların azaltılması mev­zuu dışına çıkmamalıdır.

15 Haziran 1957

 Londra :

Silâhsızlanma Tâli Komitesinin dünkü müzakerelerinde, atom denemelerinin iki, üç yıl müddetle durdurulması ve beynelmilel bir kontrol komisyonu kurulması hususunda Sovyet delegesi Zorin tarafından yapılan teklif batılı çevrelerde soğuk karşılanmıştır.

Yetkili Amerikan çevreleri, atom de­nemelerine nasıl ve zaman son verile­ceği hususunun henüz NATO mütte­fikleri arasında müzakere mevzuu ol­duğunu bildirmişlerdir.

Tâli Komite dünkü müzakerelerden sonra toplantıya pazartesi gününe kadar ara vermiştir.

 Washington :

Senatör WIIIİam Fulbright son Sovyet silâhsızlanma tekliflerinin «son dere­ce ümit verici» ve ciddiyetle tetkike değer  olduğunu söylemiştir.

Senatör ayrıca Hariciye Vekâletinin silâhsızlanma tekliflerine karşı çekin­gen ve mütereddit tavrını tenkîd et­miştir.

Fuİbıight Sovyet topraklan üzerinde atom tecrübelerinin kontrolü için bey

nelmilel bir dinleme mevkii kurulma­sı teklifinin silâhsızlanmada ilk adım olarak kabulünü temenni etmiştir.

1 Haziran 1957

 Londra :

Atom denemelerinin milletlerarası kon trol altında 2 3 yıl için durdurulması yolundaki Sovyet teklifi silâhsızlanma tâli komitesindeki dört Batılı memle­ket temsilcileri arasında bugün yeni­den istişare konusu olmuştur.

Tâli komite bugün öğleden sonra Lan caster House'da toplanacaktır. Komi­teye yakın İngiliz çevrelerinde bildi­rildiğine göre, Sovyetlerin bu teklifi dikkatli bir incelemeye tâbi tutula­caktır. Batılı uzmanlar denemelerin durdurulması yolunda böyle bir ted­birin tesirli bir kontrol sistemi içinde atom silâhları imalinin de durdurul­ması için varılacak bir anlaşmaya bağlı olması gerektiği fikrindedirler. Böylelikle atom silâhlanması yarısı da önlenmiş olacaktır. Bu görüş bilhassa Fransız heyeti tarafından desteklenmektedir.

Batılılar, aynı zamanda, Amerikanın atom denemelerinin belirli bir süre için _ 10 aydan 1 yıla kadar  durdu­rulması yolundaki teklifini de ince­lemektedirler. Bu tasarı hakkında res­mi hiçbir açıklamada bulunulmamak la beraber, bunun radyoaktif madde­lerin askerî gayelerle istihsal edilme­sini durduracak bir anlaşmaya baş­langıç olacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca, atom silâhı stoklarındaki enerjinin ba rış yolunda kullanılacak şekillere çev­rilmesi de bahis konusudur. Bugüne kadar Sovyetler Birliği bu sonuncu teklifi kabul etmemiştir.

 Londra :

Silâhsızlanma Tâli Komitesinin bu­günkü toplantısında Amerikan dele­gesi Harold Stassen, atom denemele­rinin milletlerarası bir kontrol altın­da iki veya üç senelik bir devre için durdurulması hususunda Sovyetler tarafından yapılan teklifi kaydettiği­ni bildirmiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Sovyetler Birliğinin şimdiye kadar reddettiği kontrol prensipini kabul et mesi, silâhsızlanmayla İlgili ilk ted­birlere doğru atılmış mühim bir adım mahiyetindedir. Amerikan heyeti, fark lı görüşler arasında bir yaklaşma te­mini için gayret sarfına devam ede­cektir.»

Stassen bundan başka 25 mayısta Washingtonda alınmış olan kararlara dayanarak başka teklifler de sunaca­ğını haber vermiştir.

Anlaşıldığına göre atom mevzuunda­ki silâhsızlanmaya dair kısmi bir an­laşma kontrol meselesine bağlı bulun­maya devam etmektedir. Filhakika Sovyet delegesi de bugünkü konuşma­sında, bir silâhsızlanma anlaşmasının neler ihtiva edeceği kararlaştırıldik tan sonra kontrol tedbirlerinin vüsati hakkında mutabakata varılabileceğini belirtmiştir.

18 Haziran 1957

 Londra :

Londrada toplanmakta olan silâhsız­lanma tâli komitesine yakın çevreler­den öğrenildiğine göre, Fransa iki se­neye kadar atom silâhları imal ede­cek ve tecrübelere başlıya çaktır. Ay­nı çevreler Fransanin, atom deneme­lerinin muvakkaten durdurulmasına ancak şu şartlarla razı olacağını bil­dirmektedirler.

Denemeler bir yıl müddetle menedilmelidir ki Fransa bilâhare bu müd­det  zarfında  imal  edeceği bombalarıtecrübe imkânı bulabilsin.

Atom silâhlarına malik olan üç büyük devlet, denemeler    durdurulduk­tan sonra, mevcut stoklarını azaltmakhususunda bir   arılaşmaya varsınlar.

31 Klâsik silâhlar ve Avrupa milletle­rinin asıl kaygusunu teşkil eden as­kerî birliklerin tedricen azaltılması hususunda bir anlaşmaya varılsın.

Sovyet Rusya denemelerin iki   üç yıl müddetle menedilmesini teklif etmiş­tir. Birleşik Amerika ise denemelerin menedilmesi yasağını yeni İstihsal ya­sağına bağlamak istemektedir.

Anlaşıldığına göre Fransa, atom silâh­ları imaline çok yaklaşmış olmasını doğu   batı silâhsızlanma müzakere­lerinin en mühim noktası addetmekte ve şu mülâhazayı ileri sürmektedir:

«Fransa atom silâhlarına sahip dör­düncü büyük devlet haline gelirse, bu­nu batı Almanya ve diğer devletler takip edecektir ve bunlar hep Batılı milletler olacaktır. Binaenaleyh Rus­ya, Fransanm atom silâhlarını takbih etmesini temin uğrunda çok büyük fedakârlıklarda bulunabilir.»

Diğer taraftan konferansa yakm çev­reler. Amerikanın, son Sovyet silâh­sızlanma tekliflerini, bu mevzuda an­laşmaya doğru mühim bir adım te­lâkki ettiğini bildirmekte ve Fransa nm mülâhazasına pek iştirak etmedi­ğini kaydetmektedirler.

19 Haziran 1957

 Londra :

Harold Stassen, kuvvet mevcudunun ve silâhların azaltılması mevzuunda­ki Amerikan tekliflerini yarın silâh­sızlanma tâli komitesine sunacaktır.

Batılı devletler ile Sovyetler Birliği kuvvetlerin azaltılması mevzuunda şu şekilde mutabakata varmışlardır: A merika, Sovyetler Birliği ve Komünist Cinin kuvvetleri 2.500.000'er kişiden, Fransa ile İngiltereninki de 750.000 ki­şiden müteşekkil olacaktır.

Klâsik silâhların azaltılması mevzuun­da görüş farkları tamamen ortadan kaldırılmamıştır. Amerikalılar silâhla­rın % 10, Sovyetler % 15 nisbetinde azaltılmasını Fransızlarla İngilizler ise her ordunun mevcut silâh miktarına göre azaltma yapılmasını istemektedir ler.

Amerikan delegesi yarınki toplantıda hükümetinin bu mevzudaki yeni tek­lifini sunacaktır.

20 Haziran 1957

 Londra :

Birleşik Amerika, Silâhsızlanma Tâli Komitesine yeni uzlaşma tekliflerinde bulunmuştur:

Amerikan delegesi Stassen tarafından yapılan bu teklifler mevcut askerlerin % 30'a yakm bir nisbette terhisini der­piş etmektedir. Delege aynı zamanda silâhsızlanma anlaşmasına doğru atı­lacak ilk adımlar arasında atom tec­rübeleri kontrolünün bulunması icap ettiği yolundaki Sovyet görüşünü ka­bul etmiştir.

Stassen tâli komite huzurunda yaptığı konuşmada hiç bir siyasî ön şart ba­his konusu olmaksızın, Birleşik Ame­rikanın karşılıklı olarak silâhlı kuv­vetler personeli sayısını 2.500.000'e in­dirmeğe razı bulunduğunu bildirmiş­tir. Amerikan delegesi bu konuda im­zalanacak anlaşmanın bir yıl içinde yerine getirilmesini teklif etmiştir.

Harold Stassen bu tekliflerle alâkalı olarak şu şartları ortaya koymuştur;

 Amerika diğer silâhsızlanma mevzularında karşılıklı ilerlemeler vâki ol­madan Sovyetlerin istediği gibi atomtecrübelerini durdurmayacaktır.

 Amerika,  silâhlı  kuvvetler  mev­cudunu, bazı siyasî sahalarda bu ara­da Almanyanm birleştirilmesi mesele­sinde ilerlemeler görülmeden,     teklifedilmiş bulunan 2.500.000 in altına indiremez.

22 Haziran 1957

 Londra :

Moskova radyosu bugün Birleşmiş Milletler Özel Komitesi tarafından Macaristan ayaklanmasına dair hazır­lanan raporu ele alarak Batılılara hü­cumlarda bulunmuştur. İki gün evvel yayınlanan rapor hakkında Eusyada ilk defa bugün bir yorumda bulunul­maktadır.

Moskova radyosu, esas itibariyle si­lâhsızlanma müzakerelerini ele alan ve bir yerinde rapordan bahseden Pravdada çıkan bir makaleden bazı kısımları yayınlamıştır. Pravdada çı­kan makalede şöyle denilmektedir:

«Bugünlerde Batılı memleketler basını Birleşmiş Milletler bayrağı arkasına saklanan bir kısıra Batılı memleketler

Sovyet delegesi Zorin ise teklifleri in­celiye ceğini söylemiştir.

Diğer taraftan siyasî çevrelerde dola­şan söylentilere göre, Amerika atom tecrübe ler in in durdurulma çarelerini aramaktadır. Filhakika Washington'dan gelen haberler ilk safhada tecrü­belerin durdurulmasının aleyhinde bulunan temayülün şimdi değiştiğini göstermektedir.

Stassen'in önümüzdeki günlerde atom tecrübeleri hakkında mühim bir tek­lifte bulunması muhtemeldir.

27 Haziran 1957

 Washington :

Atom Enerjisi Komisyonu sabık üye­lerinden Thomas Murray, Eisenhower hükümetinin silâhsızlanma teklifleri­nin «asla, müdafaa edilemiyecek per­vasızca» teklifler olduğunu bildirmiş­tir.

Kongre komisyonlarından birine ver­diği raporda Thomas Murray «mu­vakkat bile olsa Amerikayi küçük atom silâhlarını denemeden alıkoya­cak bir silâhsızlanma plânının teklif edilemiyeceği kanaatini izhar et­mektedir. Murray aynı zamanda atom malzemesinin silâh yapımında kulla­nılmasını durdurmanın. da yersiz bir teşebbüs olduğunu bildirmektedir.

Murray raporunda ayrıca şu hususlar belirtilmektedir:

«Hükümet muayyen bölgelere inhisar edebilecek harplerde kullanılmak üze­re atom silâhlan imâlini ihmal et­miştir.

Amerikan halkı taktik atom silâhları denemelerinin lüaum ve ehemmiyetin­den gereği gibi malûmatlar edilme­miştir. Hattâ kongreye dahi atom si­lâhları hakkında gereken malûmat verilmemiştir.!'

Atom kudretinin inkişaf ettirilmesin­de başlıca hususî sanayie dayanma politikası isabetsiz olduğunu bizzat isbat etmiştir.»

28 Haziran 1957

Roma :

İtalyan Başvekil Yardımcısı ve Dışiş­leri Vekili Guiseppe Pella, «Esteri» ga­zetesine verdiği bir  mülakatta silâh­sızlanma mevzuu İle ilgili olarak şun­ları söylemiştir:

«Alman meselesi gibi, dünyaüa vahim bir gerginlik yaratan meseleler halle­dilmedikçe, tam ve hakikî bir silâh­sızlanmanın tahakkuku imkânsızdır. Fakat Sovyet Rusya iyi niyetini işba t ederse, şimdi Londra'da tetkik edilen tarzüa, kısmi bir silâhsızlanma anlaş­masına varmak mümkün olabilir. Bu anlaşma İse, dünya siyasi durumunun düzelmesine doğru ileri bir adım teş­kil edecektir. Biz İtalyanlar, şimdiye kadar olduğu gibi, şimdiden sonra da kontrol lüzumu üzerinde İsrar edece­ğiz.»

Atcm silâhlarının yasak edilmesi mev­zuuna temas eden İtalyan Dışişleri "Vekili, İtalyan hükümetinin, insanlık üzerine bir kâbus gibi çöken atom ve hidrojen silâhları tehdidini uzaklaştı­racak bir hal çaresi bulunmasını «şid­detle arzu etmekte olduğunum söyle­miştir. Daha sonra, klâsik silâhların azaltılmasından bahseden Pella, İtal­ya'nın bu tedbire taraftar olduğunu söylemiş, fakat bunun İçin, Amerikan silâhlı birliklerinin azaltılmasının, Av rupa'dakj müttefik kuvvetleri mevcu­duna tesir etmemesi şartını ileri sür­müştür. İtalyan Dışişleri Vekiline gö­re, Avrupa müttefik kuvvetleri mev­cudu, Avrupa'nın güvenliğine ve Sha pe'in müdafaa plânlarına bağlı olma­lıdır.

Guiseppe Pella, Avrupa'da havadan teftiş bölgeleri ihdası mevzuunda ise, İtalya'nın bu teklife ilk olarak iştirak eden devletler arasında bulunduğunu hatırlatmıştır.

 Londra :

Amerikan delegesi Stassen, Silâhsız. lanma Tâli Komitesinin bugünkü top­lantısında yaptığı beyanat sırasında, atom silâhsızlanma mevzuunda Ame­rika tarafından hazırlanan ve    diğer

batılı heyetler tarafından da tasvip olunan teklifleri gelecek haftaki top­lantıya sunacağını ümit ettiğini bil­dirmiştir.

Bugün öğleden sonraki toplantıda ge­ne kontrol meselesi eie alınmıştır. Ba­tılı delegeler, Sovyet delegesinden hü­kümetinin bu mevzudaki hakikî duru­mu hususunda malûmat elde etmeye çalışmışlardır. Bu arada batılılar bir tenakuz üzerine dikkati çekmişler ve Sovyetlerin bundan önceki plânların­da teklif ettikleri hava meydanlarında kontrol merkezlerinin kurulması hu­susunun, 30 Nisan'da Moskova tara­fından sunulan son plânda mevcut ol­madığını belirtmişlerdir.

29 Haziran 1957

 Paris :

Amerika, ingiltere ve Fransa bugün Pariste NATO'ya dahil diğer memle­ketler temsilcilerine, Silâhsızlanma Komisyonunda silâhsızlanma teontroluna dair hazırladıkları teklifler hak­kında bilgi vermişlerdir. Bildirildiğine göre, Batı Almanya havadan teftiş teklifi üzerinde bazı şartlar ileri sür­müştür.

Harold Stassen, Tâli Komisyondaki Fransız temsilcisi Jules Moch ile bir­likte dün akşam aniden Londra'dan Paris'e gelmiş ve bugünkü toplantıya katılmıştır.

Silâhsızlanma Kulübü 10/6/1957 tarihli (Hürriyet) den :

Senelerden beri Londra'da muntazam, fasılalarla toplanmakta olan Birleş­miş Milletler silâhsızlanma Tâli Ko­mitesi Doğu ile Batı arasındaki derin görüş ayrılıkları dolayısiyle şimdiye kadar müspet bir netice elde edeme­mişti. Fakat silâhsızlanma masrafları zamanla milli bütçeler için taşınması pek güç bir yük haline gelmiştir. Bu yükün ağırlığını Amerika kadar, İkti­sadî hayatı sarsıntılar geçiren Sovyet­ler Birliği de hissetmiş olduğu için si­lâhsızlanma ümitleri bu seferki mü­zakerelerde biraz daha kuvvetlenmiş­tir. Yalnız hu görüşmelerde Amerika ile Rusya'nın baş rolü oynamaları İn­gilizleri ve bilhassa. Fransızlar: biraz kuşkulandırmaktadır.

Federal Almanya Başvekili Dr. Adenauer'in iki günlük Amerika seyaha­tini müteakip neşredilen tebliğe göre, Almanya'nın Birleşmesi temin edilme­den silâhsızlanma hakkında umumî bir anlaşma yapılmayacaktır. Fakat şimdiki halde bahis mevzuu olan umu mî bir anlaşma değil, ancak bazı nok­talar üzerinde Sovyetler Birliği ile uyuşmaktadır. Amerika, müttefikleri­nin endişelerini izale etmek için, ev­velce onların reyini almadan Avrupa'­da hiç bir1 silâhsızlanma tedbiri al­mayacağını vadetmiştir.

Atom silâhlarının kontrolü bahsinde Ruslar'ın uysal davranmadıkları ma­lûmdur. Amerika şimdi atom tecrübe­lerinin yasak edilmesini veya hiç ol­mazsa belirsiz bir zamana kadar geri atılmasını teklif etmektedir. Atom bombalarını, bunlar hakkında bir ka­rar verilinceye kadar, yalnız Amerika, Rusya ve İngiltere muhafaza edebile­ceklerdir. Bu teklif atom bombaları imâline çalışan Fransızları çileden çı­karmıştır. Başlangıçtan beri Tâli Komitenin 120 toplantısına iştirak ettiği için bu komitenin en kıdemli âzası olan Fransız murahhası M. Jules Moch, memleketinin «Atomcular Ku­lübü» dışında kalmağa razı olamaya­cağını bildirmiştir. Amerika Hariciye Sekreteri Foster Dulles bir basın top­lantısında Amerika'nın müttefiklerine hiç bir yasak tatbik etmek niyetinde olmadığını, sadece atom silâhlarının yapılmasına ve mevcut olanlarının da azalmasına çalıştığını söylemişti.

Amerika'ya göre, silâhsızlanma yolun­da bir merhale olmak üzere her dev­let atom silâhlarını ve diğer klâsik si­lâhları sonradan tayin edilecek mik­tarlarda beynelmilel bir depoya teslim etmelidir. Daha evvel bir silâhsızlan­ma tecrübesi yapılacaktır. Meselâ Alaska'da, Doğu Sibirya'da, şimal böl­gesinde karşılıklı hava ve kara teftiş­leri yapılması düşünülmektedir. Galip bir ihtimalle Avrupa kıt'asında bazı topraklarda alâkalı memleketlerin mü saadesiyle teftiş bölgelerine ilâve edi­lecektir. Teftişten maksat  Pearl Har bor'da olduğu gibi bir baskına mâni olmaktır. Sovyetler, prensip itibariyle teftiş bölgeleri ihdasım kabul etmiş­lerdir.

Amerika'nın ellerinde atom silâhlan bulunmayan memleketlere bu silâhlan imlâ etmemelerini tavsiye edeceği söy lenmekteılir. Silâhsızlanma tedbirle­rinin NATO Kuvvetleri Başkumanda­nı General Norstad tarafından iyi kar­şılanmayacağı şüphesizdir. Çünkü Ge­neral daha geçende NATO kuvvetleri­nin arttırılmasını ve Batı Almanya'ya atom silâhlan verilmesini ısrarla iste­mişti. Elsenhower'in" silâhsızlanma iş­lerinde müşaviri olan Mr. Harold Nors tad'a Amerika'nın plânı hakkında iza­hat vermiş ve fikrini almıştır.

Silâhsızlanma işlerinde Amerika ile Rusya arasında varılacak bir anlaş­ma, öyle görülüyor ki, Amerika'nın bütün teminatına ve iyi niyetine ra£

men Avrupalıları bir kere daha gü­cendir e çektir. Anlaşmazlık şimdiye ka­dar Rusya ile Batı arasında idî. Bun­dan sonra Amerika ile Avrupa İrasın­da başgösterecektir. Çünkü Avrupa'­da, silâhsızlanma müzakereleri müna­sebetiyle ikinci bir Yalta'dan bahse­dilmeğe başlanmıştır. Amerika, İngil­tere ve Rusya Yalta'da toplanarak dünyaya diledikleri nizamı vermişler ve bu nizam bugünkü kötü vaziyeti doğurmuştur. Şimdi de aynı devletler bir «Üçler Kulübü* teşkil etmek ve atom silâhlarını diledikleri tempo ile imâl etmek istemektedirler. Fransa, Almanya, İtalya gibi bazı Avrupa mem leketleri bu sefer de evvelce Yalta'da olduğu gibi alman kararlara boyun eğmek mecburiyetinde mi kalacaklar­dır? Millî müdafaalarını alâkadar eden meselelerle «Kulüplü efendilerin emri ile mi hareket edeceklerdir?

İşte Avrupa devletlerini düşündüren budur. Ancak atom silâhları imâlinin yasak edilmesi ve mevcut bomba stok­larının 'tahribi bu memleketleri tat­min edecektir. Fakat bu da şimdilik mümkün değildir. Öyle görünüyor ki müstakil olduklarını ileri sürerek bazı iddialar ortaya atan Avrupa memle­ketleri ister istemez Kulübe dahil dev­letlerin verecekleri karara uyacaklar­dır. Çünkü zayıf ve «muhtacı himmet» tirler. Yalnız temenni etsinler ki bu seferki «Kulüp» Yalta Kulübüne ben­zemesin.

Rusya'nın şaşırtıcı bir teklifi

18/6/1957 tarihli (Sabah) :

Sovyet Rusya'nın Londra'daki silâh­sızlanma komisyonunda murahhası (Zerine), ortaya bir teklif fırlatmıştır ki bu yeni jest, Amerika murahhası (StassenV i ve diğer Batılı devlet dip­lomatlarını ansısın avlamış ve hayli telâşlandırmıştır. Bu teklif, iki ile üç sene için Atom ve İdrojen denemeleri­ne son verilmesi ve bu kararın tatbi­kine dışarıdan kontrol suretiyle neza­ret olunmasıd ir.

Hatırlardadır ki geçen hafta Amerika delegesi (Stassenj yeni talimat ve di

rektiflerle Washington dan Londraya gelmiş idi. Hem bu defa bu zatın Ame­rika Hariciye Vekili Dulles tarafın­dan tekdir edildiği ve Ruslara karşı ihtiyatsız hareket etmemesinin ve fazla ileri tekliflerde bulunmamasının kendisine ihtar edildiği. Ameri­ka matbuatında, teferruatiyle anla­tılmış idi. Stassen, Sovyetlere silâhsız­lanma hususunda bir anlaşmaya var­mak ve dünyayı atom belâsından kur­tarmağa çok heveslidir. İşte bu gay­ret ve endişe ile Sovyetlere bir muh­tıra muhteviyatından İngiliz ve Fransızları haberdar etmemiştir. Amerika delegesinin bu hareketi, Londra ve Pariste endişe uyandırmış ve Ameri­ka'nın, müttefikleri ile görüşmeden Sovyetlerle bir anlaşma yapması te­mayülleri mevcut olduğu vehmini uyandırmıştır. İşte bu hareket dolayi siyledir ki (Stassenj, tekdire uğramış ve hattâ bu defa Londra'ya giderken yanma bir de meslekten yetişme bir diplomat terfik edilmek istenmiştir.

İşte bu hava ve şartlar içinde silâh­sızlanma konferansına dönen (Stas­sen) yukarıda bahsettiğimiz Sovyet teklifi ile karşılaşınca şaşırmıştır. Çün kü Moskova'nın bu teklifi Amerika'nın yapmak istediği tekliflerden ve Stassenı'i müfrit anlaşma taraflısı göste­ren projelerden daha ileride imiş.

Anglosakson gazeteleri, Sovyetlerin yine propaganda alanında teşebbüsü ele geçirdiklerinden sızlanmakta ve Batılı siyasîleri yavaş hareketle itham etmektedirler.

Sovyet teklifi derhal tesirini göster­miştir. İngliiz Muhalif İşçi Partisi li­deri (Geyskel) dün gece verdiği bir de­meçte Sovyet teklifinin behemahal kabul edilmesini israr ile istemiştir. Yine İngiliz İşçi Partisinin müstakbel Hariciye Vekili (Bevan) da Moskova teklifinin kayıtsız şartsız kabulü lüzu­muna kani olduğunu açıklamıştır.

Fransa'da da, Rus teklifinin yabana atılamıyacağı ve reddedllemiyeceği düşüncesi açıklanmıştır. Ama resmî kaynaklar çok daha ihtiyatlıdır, in­giliz Başvekili, denemeye son verme­nin kâfi bir tedbir olduğu düşünce­sindedir. Fransız hariciyesinin ise dü­şüncesi daha esaslıdır. Buna nazaran

denemelere son vermek yetmez, çünkü bu fasıla elinde fazla stoku olan dev­letlerin üstünlüğünü idame etmeğe yarar. Diğer taraftan bilhassa atom imâlinde kullanılan ham maddelerin teftiş ve murakabe altına alınması za­ruridir, Bu tahakkuk etmedikçe tec­rübelere son verme fazla bir mâna ta­şımaz.

Amerika diplomasisi de İngiliz ve Fransıaları tatmin etmekle meşguldür, (Stassen)'in Ruslarla teması ve verdi­ği muhtıra resmi bir vesika değil imiş. Sadece bir muhaverenin tesbit ve ka­leme alınmasından ibaret imiş ki bun­dan tabiatiyle Londra ve Paris haber­dar edilecek idi  Esas teklif yani İki üç sene için denemelere son verme mese­lesi de etraflıca incelenecek bir keyfi­yettir.

Öyle görülüyor ki Amerika ve Rusya atom harbini önlemeye çalışmak yo­lundadırlar ama İngiltere ve Fransa, kendilerinden saklı bir uzlaşma endişesindedirler. Ve ayrıca umumi bir uz Iaşmaya mâni oluyor gibi gösterilme­sini de hiç istemiyorlar. Moskova pro­paganda ve manevralarını Batılılar daha uyanık ve müttehid karşılamandırlar.

Silâhsızlanma

Yazan; Mücahit Topalak

26/6/1957 tarihli (Zafer) den :

Geçen 17 Marttan beri Londra'da fa­sılalarla çalışmalarına devam eden si­lâhsızlanma tâli komitesi Birleşmiş Milletler silâhsızlanma komisyonuna vereceği raporunu vaktinde yetiştire­bilmek için daralan zaman içinde'hızlı bir tempo ile ilerlemek zorundadır. Si­lâhsızlanma müzakereleri bugün için Batılıların teklifine gelin dayanmış­tır. Bu hafta bu teklif açıklanacak ve bu suretle müzakerenin son safhasına girilmiş olacaktır. Geçen Cuma günü Amerikan murahhas heyetinin bildir­diğine göre, Amerika hiç bir siyasî meselesinin halline bağlı olmaksı­zın silâhlı kuvvetlerinin mevcudunu 2.500.000'e indirmeye hazırdır. Bu, si­lâhsızlanmanın ilk    safhasını    teşkil edecektir. Müteakiben, yine Amerika hükümetinin kanaatince, birbirini ta­kip edecek iki safha daha derpiş edil­melidir. Bunların birincisinde Ameri­ka, Sovyet Rusya ve Cinin her birinin silâhlı kuvvetler mevcudu 2.100.000, ikinci safhada ise 1.700.000 civarına in­dirilebilir. Bu takdirde Fransa ve İn gilterenin 750.000 olarak tesbit edilen silâhlı kuvvetler mevcutları da 700.000 ve daha sonra 650.000'e indirilecektir.

Bununla beraber, Amerika ve mütte­fikleri silâhsızlanmada bu son iki saf­hanın ancak bazı siyasi meselelerin hallinden sonra tahakkuk edebileceği­ne kanidirler.

Ancak, silâhlı kuvvetler mevcudunun azaltılması otomatik olarak silâhların azaltılması demek olmayacağına göre, Fransanın bir teşebbüsü ile, bu iki meselenin birbirine bağlanması düşü­nülmüştür. Bidayette Amerikalılar si­lâhların götürü olarak yüzde 10, Sov­yetler ise yüzde 15 azaltılmasını ileri sürmekte idiler. Son fikir ise, silâhla­rın silâhlı kuvvetler mevcuduna he mahenk bir şekilde azaltılması ve bu­nun mütehassıslar tarafından bir for­müle bağlanması merkezindedir.

Bunlar silâhsızlanma müzakerelerinin ancak bir vechesidir ve esas itibariyle klâsik silâhlarla alâkalıdır. Diğer iki veçheye, yani atom tecrübelerinin dur durulması ve teftiş ve kontrol bölge­lerinin ihdası meselelerine gelince, bu konuda Sovyetlerin bası tekliflerine karşılık olarak kısmi bir anlaşmaya Amerikanın asla yanaşmayacağını sa­rahaten belirtmiş bulunuyor. Sovyet­ler denemelerin 2 ilâ 3 yıl için durdu­rulmasını istiyorlar. İngiltere, tecrü­belerin kayıt, tahdit ve nihayet dur­durulmasını derpiş eden üç zamanlı bir plân ileri sürmüştür. Amerika ise ancak bazı şartlarla 10 ay kadar dur­durulabileceğine kanidir.

Bu şart, bu on ay zarfında atom silâ­hı istihsalinin de durdurulması çare­lerinin bulunmasıdır. Yani, atom de­nemelerinin durdurulması atom silâh­ları imalâtının da durdurulmasına sı­kı surette bağlanmış oluyor, Sovyetler henüz bu teklife cevap vermemişler­dir.

1 Haziran 1957

Bağdad :

İlci kardeş memleketin hükümet reis­leri Nuri Sait Paşa ve Adnan Mende­res, Bağdad Paktı konseyi Irak ve Türk heyetleri âza siyle beraber Irak hava yollarına mensup hususî uç alda bu sabah mahallî saatle 10'da Bağdat'­tan Karaçi'ye hareket etmişler ve ha­va meydanında bütün İrak sivil ve as­kerî ricali tarafından hararetle uğur­lanmalardır.

Bağdad gazeteleri, bu sabah birinci sayfalarında Başvekilin Irak radyosu­na verdiği beyanatı iri harflerle neş­rederek belirtmekte, ayrıca Nuri Sait Paşa ile görüşmelerin çok samimi bîr şekilde cereyan ettiğini ve esasen mevcut tam fikir mutabakatının bu vesile ile bir kere daha ortaya çıktığı­nı yazmaktadır.

Karaçi :

İki kardeş hükümet reisi Adnan Men­deres ve Nuri Sait Paşanın riyasetle­rinden Türk ve Irak heyetleri mahalli saatle 19'da Karaçi'ye gelmişlerdir. Adnan Menderes ve Nuri Sait Paşa hava meydanında Pakistan Başvekili Suhraverdi, Hariciye Vekili Firuzhan, vekiller, erkânı harbiye! umumiye rei­si, sivil ve askeri erkân ile Bağdad Paktı memleketlerinin büyük elçileri, Amerika Büyükelçisi, pakt genel sek­reteri, konsey için Karaçi'ye gelen de­legeler ve gazeteciler tarafından kar­şılanmıştır.

Adnan Menderes ve Nuri Sait Paşa ile Suhraverdi'nin karşılaşmaları fevka­lâde samimi olmuş, üç kardeş ve müt­tefik hükümet reisi, fotoğrafçı ve si­nemacılara kol kola poz vermişlerdir.

Başta alay sancağı ile bir askeri kıt'a selâm resmini ifa etmiştir. Nuri Sait

Paşa kıtayı teftiş ederken bando Irak milli marsını, Başvekilimiz Adnan Menderes teftiş ederken de İstiklâl Marşını çalmıştır.

Hava meydanının şeref salonunda Pa­kistan radyosunun mikrofonu önünde gazetecilerle yapılan kısa toplantıda Pakistan Başvekili Suhraverdi, iki bü­yük dost ve kardeşi, Karaçi'de (Bağ­dad Paktı) toplantısı gibi, mes'ut bir vesileyle karşılamaktan duyduğu bü­yük sevinci belirtmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, cevaben yaptığı kısa konuşmada, kardeş Pa­kistan'a Bağdad Paktı toplantısı gibi mes'ut bir vesileyle bir kere daha gel­miş olmak ve Pakistan Başvekili ile buluşmaktan büyük bahtiyarlık duy­duğunu belirtmiş, Türk milletinin Pa­kistan milletine karsı ne derece derin ve samimî dostluk hisleriyle bağlı ol­duğunu, bunun herkesçe bilindiğini kaydetmiş, bu hissiyata burada bir de­fa daha tercüman olmaktan ve Türk milletinin Pakistan milletine selâm ve muhabbetlerini getirmekten iftihar ve büyük sevinç hissettiğini söylemiş­tir.

Nuri Sait Paşa da, Karaçi'de Irak'ın dost ve kardeşleri arasında bulunmak­tan duyduğu memnunluğu kaydetmiş ve Bağdad Paktının çok kuvvetli bir teşekkül olduğunu, Karaçi toplantısı­nın çok muvaffakiyetli geçeceğinden emin bulunduğunu sözlerine ilâve et­miştir.

Pakistan Başvekili Suhraverdi, burada söa alarak dört büyük müslüman dev­letinin tarihte ilk defa olarak böylesi­ne kuvvetli bir teşekkül içinde birleş­miş bulunduklarını ve istikbalin Bağ­dad Paktı İçin çok parlak olduğunu ifade etmiştir.

hiç kardeş ve müttefik memleket hü­kümet reisleri açık bir otomobile binerek halkı nalkış ve tezahüratı ara­sında şehre hareket etmişlerdir.

Adnan Menderes ve Nuri Sait Paşa Suhraverdi ile birlikte doğruca Reisi­cumhur sarayına gitmişler, Türk ve Irak Başvekilleri Reisicumhur İsken­der Mirza tarafından kabul edilmiş­lerdir. Adnan Menderes ve Nuri Sait Paşa, Reisicumhurun misafiri olarak Riyaseticumhıır Sarayında ikame edeceklerdir.

Bağdad Paktı konseyi toplantısı dolayisiyle Karaçj büyük faaliyet için­dedir. Paktın genel sekreterliği ve kon şeyin hazırlık komitesi gündemi hazır­lamakla meşguldürler. Konseye Ame­rikan müşahidi olarak katılacak olan Hariciye Vekil Muavini Loy HeBderson dünden beri buradadır. Askeri komi­teye tam âza olarak katılacak bulu­nan Amerikan delegesi hava kuvvet­leri kurmay başkanı General Twining, yarm sabah gelecektir.

Başvekil İkbalin başkanlığındaki İran heyetiyle Hariciye Vekili Sehvyn Lloyd başkanlığındaki İngiliz heyeti yarın öğleden sonra Karaci'ye geleceklerdir.

Konsey toplantısı ve bu toplantının hususî büyük ehemmiyeti dolayısiyle bir çok Avrupalı, Amerikalı ve Orta­doğulu gazeteci de Karaci'ye gelmiş, bütün dünya ajansları ayrıca burada­ki temsilcilerini takviye etmişlerdir.

2 Haziran 1957

 Karaçi :

Amerikan Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı ve Bağdad Paktı askeri ko mitesindeki Amerikan heyeti başkanı General Nathan Twining, bu sabah Karaci'ye muvasalatında bir beyanat vererek, Bağdad Paktı hür dünyanın istikrarı ve güvenliğinin korunmasın­da mühim bir rol oynamaktadır, Ame­rika, paktın bu gayesini kuvvetle des­teklemektedir» demiştir.

General Twining, Karaei'de kaldığı müddet zarfında Pakistan askerî şah­siyetleri ile görüşecektir.

 Karaei :

Bağdad Paktı konseyinin üçüncü top­lantısının yarın 10.30'da Sind eyaleti parlâmento binasında açılması için bütün hazırlıklar tamamlanmış, çok şümullü bir mahiyet taşıdığı bildiri­len gündem heyetlere dağıtılmıştır.

Gerek bugünkü umumî dünya şartları ve Ortadoğu durumu bakımlarından, gerekse son hâdiselerin imtihanını muvaffakiyetle verip eskiden çok da­ha kuvvetlenen paktın müstakbel ge­lişmeleri bakımından Karaçi toplantı­sının büyük bir ehemmiyet arzettiğin den ve ilerleme yolunda bir merhale teşkil edeceğinden Karaçi'deki beş murahhas heyetinden hiç kimse şüp­he etmemektedir. Esasen yarın sabah­ki açık toplantıda söylenecek nutuk­ların bu vaziyeti vuzuhla ortaya koya­cağı belirtilmektedir.

Gündem'e göre, yarın sabah nutuk teatisinden sonra Birleşik Amerika bozguncu faaliyetlerle mücadele ve ik­tisadî komitelerden sonra şimdi de as­kerî komiteye girmeğe davet oluna­caktır. Amerikan müşahidi Henderson tarafından bunun kabulü üzerine as­kerî komiteyi teşkil eden beş genel kurmay başkanı Amerikan azasının da iştirakiyle başka bir salonda içti malarına başlıyacaktır. Müteakiben dünya durumu ve Ortadoğu durumu gözden geçirilecek, burada siyasî me­selelerin yanıbaşmda iktisadî mesele­ler üzerinde de bilhassa durulacak­tır.

Kaj;açi'de, bugün de büyük bir siyasî faaliyet içinde geçmiştir. Başvekil Ad­nan Menderes, öğleden evvel büyükel­çilikte meşgul olmuş, öğle yemeğim Reisicumhur iskender Mirza'nm da­vetlisi olarak başkanlık sarayında ye­miştir. Bu yemekte Türk heyetinden başka Nuri Sait Paşa ve Irak heyetiy­le Pakistan Başvekili Suraverdi, Hari­ciye Vekili Piruzhan Noon ve diğer Pa­kistan iJeri gelenleri bulunmuştur. Ye­mekten sonra samimî görüşmeler ya­pılmıştır.

Dün gelen Türk, Irak ve Amerikan he­yetlerinden sonra bugün de İngiliz ve İran heyetleri Karaci'ye gelmişlerdir.

İngiliz Hariciye Vekili Sehvyn Lloyd ile Genelkurmay Başkanı Templar, mahallî saatle 14'de gelmiş ve törenle karşılanmışlardır. Karşılamada Pa­kistan Hariciye Vekili, Genel Kurmay Başkanı, Pakt üyeleri büyükelçileri hazır bulunmuştur. Sehvyn Lloyd, yap tığı kısa konuşmada, Karaçİ'ye gelmiş olmaktan, Pakistan Reisicumhuru, Başvekili ve Hariciye Vekili ile bir ke­re daha görüşeceğinden büyük mem­nunluk duyduğunu belirtmiş, gerek eski dostu Adnan Menderes ile Nuri Sait Paşa, gerekse yeni tanışacağı İran Başvekili İkbal ile buluşmaktan da ayrı bir zevk hissedeceğim kaydetmiş, bundan 16 ay evvel .NA.T.O. toplan­tısı için bir defa Karaçi'ye geldiğini, bu sefer de Bağdad Paktı konseyi için burada bulunduğunu söylemiş ve de­vamla demiştir ki:

«Bağdad Paktı da N.A.T.O.'ya benze­yen ve dünya sulhunun teminine ma­tuf başka bir mühim teşkilâttır. Bu paktı tenkid edenler olmuştur. Fakat, zannediyorum ki, şimdi Bağdad Pak­tının barış için bir kuvvet kaynağı ol­duğu umumiyetle teslim edilmektedir. Pakt tanıamiyle ve sadece tedafüi bir teşkilâttır. Kimseyi tehdid etmemek­tedir. Bu teşkilât Birleşmiş Milletler anayasasında da derpiş edilen bölge ittifaklarından biridir.

İngiltere Bağdad Paktı içinde Pakis­tan ve âaa bulunan diğer büyük mem­leketlerle işbirliği yapmaktan şeref duymaktadır. Bu eserde Birleşik Ame­rika'nın da bizimle gittikçe daha ya­kın işbirliğine girişmesinden memnu­niyet duymaktayız.

Gayelerimiz sulh, istikrar ile ekono­mik kalkınma ve refahtır. Bağdad Paktı bu yollarda salim ve azimli in­kişaflar kaydetmektedir. Yapacağımız toplantıların paktın kuvvetini daha da arttıracağından şüphe etmiyorum.»

Saat 17'de İran Başvekili İkbal, Hari­ciye Vekili Ardalan ve Genel Kurmay Başkanı gelmişler ve törenle karşılan­mışlardır. Karşılamada Pakistan Ha­riciye Vekili,  Genelkurmay Başkanı, pakt büyükelçileri hazır bulunmuştur. İkbal," gazetecilere verdiği beyanatta, Pakistan'a gelmekten duyduğu mem­nuniyeti belirtmiş,    Pakistanla    İran arasındaki dostluk ve yakınlık bağla­rının tarihî olduğunu kaydetmiş, bu münasebetlerin halen daha da kuv­vetlenmiş bulunduğunu sözlerine ilâve etmiş ve Bağdad Paktı toplantısı hak­kında da şunları söylemiştir:

«Paktımız muhtemel tecavüzlere kar­şı bir müdafaa teşkilâtıdır. Gittikçe kuvvetlenmekte olduğunu, başka mem leketlerin buna girmek üzere bulun­duğunu büyük memnunlukla görüyo­ruz. Burada bilhassa Birleşik Ameri­kanın paktımızla çok daha sıkı müna­sebetler tesis etmesinden gerek kendi­miz, gerek dünya sulhu adına büyük haz duymaktayız.»

Genelkurmay başkanımız Orgeneral Tunabcyhı da bugün saat 12.30'da gel­miş ve törenle karşılanmıştır.

 Karaei ;

Bağdad Paktı Ekonomik Komitesinin 16 Mayıs tarihinden itibaren çalışma­larına başlamış olan üçüncü devre top lantısma katılan Türk heyeti başkanı Semih Günver, bu akşam Pakistan radyosunun kısa dalga 19 metre üze­rinden Türkiye saatiyle 20.45'de mem­leketimize yaptığı hususî yayında, ko­mite çalışmaları ve alman neticeler hakkında bir konuşma yapmış ve ez­cümle: Pakt bölge memleketlerinin kara ve demiryolları ve telekomüni­kasyon projeleri için Birleşik Ameri­ka'nın cem'an 13 milyon 570 bin do­lar, İngiltere'nin bir milyon sterling Avrupa'ya kara ve demiryolları ile bağlanmasının imkân haline gelece­ğini, dört bölge memleketi arasında doğrudan doğruya telefon ve telgraf  irtibatının sağlanacağını izah etmiş, İngiltere, Amerika ve Pakistan'ın tah­sis ettikleri meblağlarla yeni bir tek­nik yardım mekanizmasının tahak­kuk edeceğini, ziraat ve ticaret saha­larında sağlam bir işbirliğinin temin edileceğini, dört memleket arasında transit ticaretinin gelişmesini sağla­yacak bir sözleşmenin hazırlanacağını ve yakın bir istikbalde İskenderun li­manının Ortadoğu'nun en büyük ser­best limanı haline gelebileceğini, Dic­le ve Fırat nehirlerinin amenajmanıni derpiş eden müşterek bir proje üze­rinde çalışıldığını, neticede bu projenin İran, Irak ve Türkiye'ye yeni elek­trik enerjisi kaynakları temin edebi­leceği gibi arazi sulamayı ve su taş­kınlarını önlemeyi sağlıyabileceğini ifade etmiştir.

3 Haziran 1957

 Karaci:

Bağdad Paktı ekiller Konseyi bu sa­bah burada toplanmıştır.

Söz alan Pakistan Başvekili Suhraverdi, paktın Ortadoğu'da istikrarın te­essüsüne hiç şüphesiz büyük yardımda bulunduğunu belirttikten sonra yakın bir gelecekte Amerika'nın pakta asil üye olmasını da temenni etmiş ve Or­tadoğu hakkındaki Eisenhower plânı lehinde konuşmuştur.

Suhraverdi, her ne kadar Ortadoğu'da durum salah bulmuş ise de dünyada emperyalizmin, henüz tamamen öl­memiş olduğunu, diğer taraftan Bağ tiad Paktının tedafüi mahiyette olup hiç bir memleketi tehdit etmediğini sözlerine ilâve etmiştir.

Müteakiben söz alan İran Başvekili İkbal, bölgede komünizm tehlikesini belirtmiş, diğer taraftan, ekonomik bir program tesbit etmenin lüzumuna işa­ret etmiştir. İkbal, son zamanlarda bazı memleketlerin Bağdad Paktı müvueahesindeki durumlarını değiştir­miş olduklarını ve bunların artık Bağ­dad Paktına sempati gösteren memle­ketler meyan inaithal edilebilecekleri­ni İlâve etmiştir.

Irak Başvekili Nuri Sait Paşa ise ez­cümle şöyle demiştir:

«Bugün için Ortadoğu'da İsrail en cid­di tehlikeyi teşkil etmektedir.»

Nuri Sait Paşa, diğer taraftan komü­nistlerin Ortadoğu'da sulh ve istikrarı bozmak için sarfettikleri gayretlere dikkati çekmiş ve pakt konseyinin Tahran toplantısından bu yana cere­yan eden mühim hâdiselerin bir hülâ­sasını yaptıktan sonra Bağdad Pak­tının geleceğinden ümitli olduğunu ve bu pakta dahil memleketler liderleri­nin itidal ve basiretlerinin paktı her zaman kuvvetli tutacağını söylemiştir.

Irak Başvekili sözlerinin sonunda Arap devletlerinin bu paktın sulhsever niyetlerinden emin olacaklarını ümit ettiğini ifade etmiştir.

Müteakiben Başvekilimiz Adnan Men­deres söz almıştır. (Başvekilimizin bü­yük nutku tam metin olarak ayrıca verilecektir).

Konseydeki İngiliz murahhası ve Dış­işleri Vekili Sehvyn Lloyd bölge mem­leketleri arasında teessüs etmeye başlıyan sıkı işbirliğinden bahsetmiş, hu arada Suudî Arabistan Kralı ile Irak Kralı arasında vâki ziyaretlerde hâ­kim olan dostluk ve işbirliği havasını memnunlukla kaydetmiştir.

Bağdad Paktına yöneltilen tenkidleri cevaplandıran Sehvyn Lloyd, paktın Birleşmiş Milletler anayasası gayesine uygun olduğunu, karşılıklı güvenlik, savunma ve refah maksatları güttüğü­nü söylemiştir.

Selwyn Lloyd demiştir ki:

«Bağdad Paktı üyeleri Arap ve müs lüman memleketler arasında . ihtilâf­ların ve görüş ayrılıklarının dogması­nı asla arzu etmemektedirler.

Konseyde Birleşik Amerika adına ko­nuşan Loy Henderson, memleketinin paktın askerî komitesine katılmasına dair daveti memnuniyetle kabul etti­ğini ve bunu şeref telâkki ettiğini söy­lemiştir.

4 Haziran 1957

 Karaçi :

Bağdad Paktı konseyinin çalışmaları, dün bu üçüncü içtimain yapılış za­manındaki dünya şartlarıyla Ortadoğu şartlarını ve bu şartlar içinde pakta her sahada düşen vazife ve gayeleri serahatla belirten açılış celsesinden sonra, bugün mahdut sayıda delegenin iştirakiyle toplanan kapalı celselerde devam etmiştir.

Konseyin bu mahdut üyeli kapalı cel­selerine memleketimiz adına Başveki­limiz Adnan Menderes'ten başka Ça­nakkale mebusu Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye  Vekâleti   umumi  kâtibi Bü yükelçi Melih Esenbel ve Bağdad Bü­yükelçimiz Behçet Türkmen iştirak etmiştir. Diğer beş heyetten de dörder kişinin bulunduğu bugünkü toplantı­da, dünya durumu ile Ortadoğu duru­munun inceden inceye gözden geçiril­diği öğrenilmiştir. Yarın da konsey mahdut üyeli ve kapalı toplantılarına devam edecek ve muhtelif mevzuların tetkiki tamamlanacaktır.

Öte yandan askeri komite de Ameri­kan delegesinin, iştirakiyle toplantılar yapmakta ve yarma kadar konseye vereceği raporu hazırlamaya çalış­maktadır. Yarın resmî tebliğin proje­sini hazirliyacak özel komitenin de çalışmalarına başlaması beklenmektedir. Muhtelif komite ve komisyonların ça­lışmaları hep müsbet yolda yürümek­tedir.

Karaçide bütün murahhas heyetleri nezdindeki umumî kanaat şudur ki, Bağdad Paktı, Başvekilimiz Adnan Menderes'in dünkü nutkunda belirt­miş olduğu gibi, yepyeni müsbet yapıcı çalışmalar devresine artık iyice girmiş bulunmaktadır ve konseyin bu üçüncü toplantısı bu bakımdan hakikaten ehemmiyetli bir merhale teşkil ede­cektir.

5 Haziran 1957

metin lehinde olarak pakt teşkilâtı­nın müstakbel çalışmalarının verimli bir yolda devamını temin edecek bir çok kararların alınmış olduğu öğre­nilmiştir.

Dünya meseleleri ve bilhassa Ortado­ğu meseleleri üzerinde tam bir görüş birliğine varılmıştır. İstikbalde de NA­TO'da olduğu gibi daimî organlar yo­luyla siyasi istişarelerde bulunulması ve böylece bu istişarelerin devamlı de­nebilecek bir halde sıklaştırılması hak kında da karar alınmıştır. Bağdad Paktı üyelerinin iktisadî güçlerini tak­viye edecek olan İktisadî ve teknik yardımların arttırılması ve bunların en yararlı müşterek projelere tahsis edilmesi üzerinde de durulmuştur.

Askerî sahada, Bağdad Paktı için umu mi karargâh gibi vazife görecek bir müşterek plânlama teşkilâtının ku­rulması, bunun başında reis muavini sıfatıyla devamlı olarak yüksek rüt­beli bir A m erik alı'nm bulunması, ri­yasetin ise, pakta âza devletler ara­sında münavebe ile devretmesi üze­rinde görüş birliğine varılmış olduğu Öğrenilmiştir.

Gene öğrenildiğine göre, Bağdat Pak­tına askerî bakımdan enfrastrüktüryardımlarının temini de derpiş olun­muştur.    

 Karacı :

Bağdad Paktı Konseyi bugün de heyet reisleri ve her altı heyetten üçer aza­nın iştirakiylî gizli toplantılarına de­vam etmiştir. Sabah toplantısında si­yasî meselelerin tetkiki bitirilmiş, öğ­leden sonraki içtima da da askerî ko­mitenin raporu üzerinde görüşülmüş­tür. Pakt teşkilâtının muhtelif komi­teleri ve bu arada resmi tebliğ komi­tesi de ayrı toplantılar yapmıştır.

Konsey çalışmaları ilerledikçe bu iler­lemenin teveccüh ettiği müsbet isti­kamet iyice belirmekte ve Başvekili­miz Adnan Menderes'in açılış celse sindeki beyanatında kaydetmiş olduğu gibi Karaçi toplantısının Bağdad Pak­tı için pozitivizm yolunda mühim bir merhale teşkil etmekte olduğu görül­mektedir. Ortadoğuda sulh ve    selâmet.

6 Haziran 1957

 Karaçi :

Bağdad Paktı konseyi bugün öğleden sonra bu toplantı devresinin sonuncu celsesini akdetmiştir. Bu celsede kon­sey, nihaî tebliğ metnini tasvip etmiş­tir. Bu arada, söz alan temsilciler pak­tın, bu bölgenin «Barış kalesi haline gelmesi temennisini izhar etmişler­dir.

İngiliz Dışişleri Vekili Sehvyn Lloyd, konseyin çalışmalarına gizli celsede devam etmesinin sebebini, konsey da­hilindeki anlaşmazlıkları gizlemek ar­zusuna atfedenlere cevap vererek şöy­le demiştir:

«Konsey ciddî bir iş başarmak için toplanmıştı ve bu da    ancak   dostlar

arasında ve mahdut bir komite top­lantısı halinde başarılabilirdi.»

Diğer hatipler de Birleşik Amerika'nın pakt askerî komitesine katılmasından dolayı duydukları memnuniyeti belirt­mişler ve pakt üyesi memleketler ara­sındaki gaye birliği ile tam anlayış üzerine dikkati çekmişlerdir.

konferansların en iyisi olmuştur. Ka raçi toplantısı Orta şark'm tekâmül ve terakkisine hizmet edecektir.

M. Selwyn Lloyd, Londra'ya dönmeden önce, bugün Ortadoğu'daki İngiliz temsilcilerinin toplantısına başkanlık edecektir.

7 Haziran 1957

 Bağdad :

İngiltere Hariciye Vekili M. Selwyn Lloyd dün akşam Bağdat'a muvasalâ­tında, Karaçi'deki Bağdad Paktı Ve­killer Konseyi toplantısının smükem rael» neticeler vermiş olduğunu bildi­rerek demiştir ki:

«Pakt'ın üye devletleri arasında işbir­liği sahasında esaslı terakkiler kay­dettik ve müşterek müdafaa cephesi­ni tevsi etmek kararını aldık. Bu kon­ferans şimdiye kadar hazır olduğumuz

26 Haziran 1957

 Ankara :

Haber alındığına göre, Bağdad Paktı­na dahil bulunan Türkiye İran Irak Pakistan milletleri orduları arasında karşılıklı spor teması yapılması ve ay­nı zamanda beynelmilel askerî spor konseyinin tertip ettiği senelik turnu­valar gibi, dört millet ordu takımları arasında da turnuvalar tertip edilmesi hususunda bazı görüşmeler yapılmış­tır.

Bu hususta varılacak prensip karar­ları bilâhare belli olacaktır.

bepledir ki, diğer mucibi memnuniyet tezahürler ve gelişmeler yanında Kral Suud Hazretlerinin kardeş Irak'ı ziyareti hâdisesini en yakın ve sa­mimî bir alâka ile takip ettik. Hepimizin âdil gayeler etrafında birleşme­mizi temin eden bu gibi gelişmelerin devamı en aziz emelimizdir.

Hatırlamak lâzımdır ki, Ortaşark, bir müslüman Türk ve Arap toplulu­ğunun makamdır. Aynı zamanda sulhun korunması ve emniyet ve istikrararın idamesi bakımından hür milletler camiasında yer almış ve dünya çapında mes'uliyetler der'uhte etmiş devletlerin bizlerle birlik olarak mesaî teşrikinde bulunması son derece ehemmiyet verdiğimiz bir husustur. Bu bölgede sulh, emniyet, ve istikrarın hâkim olması, hepimi­zin en aziz emeli olmak lâzım gelir. Bu maksatladır ki, Bağdad Paktı, Türk, Arap ve müslüman büyük kütlelerinin sulhun korunması ve em­niyet ve istikrarın idamesi uğrunda dünya çapında mes'uliyetler der'uh­te etmiş milletlerle birleştiği bir ittifak teşekkülü olmuştur. Ancak pak­tımız bu büyük Türk, Arap ve müslüroan kütlelerinin hislerini, emelle­rini ve hayatî menfaatlerini hiç bir suretle İhmal edemez.

Aziz emellerle kurulan bu paktın daha da inkişafı müyesser olunca içten ve dıştan bölgeyi tehdit edecek her türlü taarruzlara karşı ne kadar kud­retli bir teşekkül olduğu bütün parlaklığı ile ortaya çıkacaktır.

İfadesinden büyük bir memnuniyet duyduğum bir hakikat vardır ki "o da, büyük müslüman devleti Pakistan ve aramızda derin kardeşlik bağ­ları mevcut bulunan İran devlet ve milleti ve kardeş Irak'la birlikte Bağ­dad Paktı içinde müttefik olmaktan Türkler büyük bir iftihar ve bahti­yarlık duymaktadır.

Paktımızın sulhu koruyucu ve istikrarı temin edici bir teşekkül olması­nın yanında ayrıca kesin mânasında bir müdafaa teşekkülü hüviyetinde bulunduğu, hakikatler ve hâdiseler karşısında asla reddedilemez. Bu hüvviyetiyledir ki NATO'nun da dikkatini çekmiş ve müşterek maksatlı bir teşekkül olarak onun yakın alâkasını üzerinde toplanmış bulunuyor. İn­giltere'den sonra bilhassa NATO'nun ve dünya sulhunun en kuvvetli un­suru olan Amerika'nın Bağdad Paktına büyük bir alâka ile bağlı olduğu­nu göstermesi ve bunu daha da ileri götürmek kararında olduğunu his­settirmekte bulunması bu iki teşekkül arasında doğrudan doğruya ol­masa dahi çok kuvvetli bir irtibatın teessüs etmekte olduğunu ispat et­meye kâfidir, kanaatindeyim.

İşte bu Arap memleketinde bulunmanın bana ilham ettiği bu samimî hislerimi ifade ederken bütün Arap kardeşlerimize karşı Türk milletinin derin muhabbetlerini ve bağlılık hislerini bir defa daha tebarüz ettir­miş oluyorum...

Başvekil Adnan Menderes'in Bağdad Paktı Konseyinin açılış celsesinde söylediiğ nutuk :

3 Haziran 1957

 Karaçi :

Başvekil Adnan Menderes'in bugün Bağdad Paktı Konseyinin açılış cel­sesinde söylediği nutkun tam metni. şudur :

«Muhterem Başkan, muhterem delegeler,Söze başlarken Pakistan hükümeti ile milleti tarafından bize gösterilen büyük yakınlık ve candan misafirperverlik için şükranlarımı arzetmek isterim. Ayrıca konferans hazırlıklarını en mükemmel bir şekilde tertip­leyen pakt sekretcryasma teşekkürlerimi bildirmeyi bir borç bilirim. Ortaşark'ta tecavüz emellerine karşı bir müdafaa sisteminin kurulması ve yine bu sisteme dayanarak bölgede siyasî istikrarın temini fikrinin do­ğuşu, gerilere doğru gidildiği takdirde, NATO'nun kuruluşu ile ortaya çıkan müşterek emniyet teşkilâtlanması hâdisesini takip eden zamana rastlar. Bu bakımdan Bağdad Paktına vücut veren fikir ve prensipler NATO teşekkülüne temel teşkil edenlerle aynı telâkki edilmek icap eder.

Ortaşark'm teşkilâtlandırılarak müşterek emniyetin ve bölgede siyasî İs­tikrarın korunması gibi bütün dünya için büyük bir ehemmiyet arzeden fikrin doğmasıyla onun tahakkuk sahasına intikal edebilmesi arasmda uzun bir zaman geçmiş olduğunu, bu geçen zamanın dünyada sulh ve emniyetin tesis edilmesi hesabına bir kayıp teşkil ettiğini kaydetmek ye­rinde olur. Bağdad Paktına vücut veren ilk fiilî adım ise 2 Nisan 1954 tarihli Türkiye Pakistan işbirliği anlaşmasıyla başlar. Irak hükümdar ve idarecilerinin şayanı şükran olan basiret ve dirayetleri Irak'ın da bu fikir ve teşebbüse katılmasını ve binnetice mesut bir istihale ile Bağdad Paktının imzalanmasını intaç eylemiştir.

Çok eski bir medeniyete sahip olan ve istiklâl fikrine daima bağlı kalıp hattâ çok yakın zamanlara kadar bu yolda büyük fedakârlıklar ihtiyar eden İran'ın Bağdad Paktına katılması pek tabiî idi. Nitekim de öyle oldu.

Amerik ve İngiltere devletlerinin daha ilk anlardan itibaren paktımıza ve onun vücut bulmasına kıymetli yardımlarda bulunmuş olduklarını şükranla kaydetmek icap eder.

Pakt imzalanır imzalanmaz buna karşı şiddetli hücumlar da başladı. Bu hücumları tertip edenler Ortaşark'ta mevcut muhtelif ve mütezat cere­yanları istismar etmekte büyük meharet gösterdiler.

Samimiyet ve hüsnüniyet sahibi olanların bazıları bu iyi hesaplanmış ve tertiplenmiş hücum ve propagandaların tesirlerinden maalesef kendile­rini kurtaramadılar. Esasen bölgemiz bir takım menfî cereyanların tesi­ri altında bulunuyor ve tahrik edilmeye çok müsait bir zemin teşkil edi­yordu.

Buna şunu da ilâve etmek icap eedr ki, ihtiyaç anında gereken tedbirleri almakta her defasında isabetli hareket etmiş olduğumuzu iddia edeme­yiz. Aksine olarak tereddütlerle kıymetli zaman ve fırsatların kaçırıldı­ğını teslim etmek lâzım gelir.

İşte, bu sebepler dolayısiyledir ki, paktımız uzun zaman yapılan hücum­ların ve yıkıcı gayretlerin bertaraf edilmesi ile uğraşmış, yani müsbet ilerlemeler kaydedecek yerde nefsini müdafaa için menfî bir mücadele­nin içinde uzunca bir müddet uğraşmak mecburiyetinde kalmıştır.

Paktın akdini takip eden zaman içinde bölge dışından gelen yıkıcı te­şebbüs ve propagandaların bölge içinde çek tehlikeli durumlar vukua getirdiğini teessürle ifade etmek mecburiyetindeyim.

Gerek paktın akdinde gerekse bazı tedbirlerin alınmasında daha da gecikilmiş olsaydı bölgemizde vaziyetin daha da ileri derecede vahamet kesbetmis olacağım şimdi hâdiseleri gözden geçirdiğimiz zaman tahmin etmekte güçlük çekmeyiz.

Bu münasebetle Amerikayı Bağdat Paktı devletlerine ayn ayrı teminat vermek ve bölgede ihtiyat tedbirleri almak mecburiyetinde bırakan ga­yet tehlikeli hâdiseleri hatırlamak kâfidir. Yine bu gayet tehlikeli vazi­yetin telkin ettiği mecburiyetle değil midir ki, biraz sonra öa Eisenhower doktrini adı altında daha esaslı tedbirler almak zarureti hâsıl olmuştur. Ortadoğunun çökertilmesi tehlikesine karşı azim ve kararla teşebbüse geçen Amerikan hükümetine teşekkürlerimizi burada kaydetmekle zevkli bir vazife yapıyorum.

Şimdi artık tehlikeler bütün açıklığı ile görünmektedir. Sulhsever ve iyi niyetli olanların bu sarahat karşısında her türlü şüphe ve tereddütten kendilerini kurtarmış olmaları icap eder. Nitekim buna delâlet edecek inkişafları görmekle bahtiyar oluyoruz.

Bu toplantımızda yeni ve müsbet bir inkişafa daha şahit olmaktan bü "yük bir memnuniyet duymaktayız. Birleşik Amerikanın askerî komiteye de iltihak etmek suretiyle her üç komitemizde âzalık sıfatını deruhte etmiş olması hâdisesine işaret etmek istediğimi tabiî anlamışsınızdır. Bu hâdise tereddütlerin zail olduğunu göstermekle beraber bir takım şüphe ve tereddütleri de kökünden izale edecek bir mahiyet ve mâna taşımaktadır.

Görülüyor ki, Bağdat Paktı tarihçesinde menfî gayretler de mevcut olabilmek uğrunda yapılan mücadeleler safhası sona ermektedir ve ye­ni ve yapıcı bir devrin başlamakta olduğu kanaatini telkin edecek bir çok deliller meydandadır.

Bu toplantımız böyle mesut bir dönüm noktasına rastlamakla hatır­lanacaktır. Sadece uzun zamandanberi konsey toplantılarını yapama­mak mecburiyetinde kalışımızın hatırlanması dahi bu toplantıya ayrı bir hususî değer atfetmemize kâfi gelir sanırım.

Yeni ve müsbet bir devre başlangıcında bulunduğumuzu kabul ve idrâk ettiğimize göre, gözlerimizi önümüzdeki müsbet işlere çevirmek zama­nı gelmiştir. Görüyoruz ki, siyasî bir teşekkül olarak Bağdat Paktını dana esaslı bir vahdete götürmek lâzım geliyor. Diğer taraftan bölge­mizin hakkiyle müdafaasını temin edebilmek icap ediyor. Ayrıca paktı gayesine ulaştırmak hususunda son derece ehemmiyetli olan iktisadî yardımlaşma mevzuunda da daha müsbet ve ileri adımlar atılması ihti­yacı ile karşı karşiyayız. Velhasıl bölgemizi hem siyaset ve diplomasi sahasında koruyacak, hem de her türlü tecavüz emellerine karşı bir kalkan vazifesi görecek bir tekâmüle eriştirmek ve bunların tahakku­kunu mümkün kılacak iktisadî imkânları ve zemini hazirlıyacak mesai­ye hız vermek lâzım gelmektedir.

Bu mütevaziâne maruzatımın esasen yüksek heyetinizce tamamiyle bilinmekte olduğuna ve benimsenmekte bulunduğuna kanaatim berke maldir. Ancak, müsaadenizle benim bir kere daha tebarüz ettirmek isteyeceğim nokta, tedbirlerin ittihazında sür'atin ihtiyar edilmesi hususudur. Çünkü bölgemizde kısmen çökmüş veya tahribe uğramış teh­likeli noktalar mevcuttur.

Bu gediklerden bölgemizin istilâya uğrayabilmesi tehlikesini önlemekte gösterilecek dikkat ve sür'at bu hususta muvaffakiyetin teminatı ola­caktır. Bir nevi köprübaşı mahiyetinde olan bu noktalardan hareket olunarak yeni çökertmeler ika ve diğer köprübaşılar elde etme teşebbüs­lerinin şu ana kadar devam etmekte olduğunu görüyoruz.

Şimdi müsaadenizle nazarlarımızı diğer bir safhaya tevcih edelim. Or­tadoğu, bilhassa Türk, Arap, İran ve Pakistan gibi Müslüman âlemi­nin en esaslı rükünlerini teşkil eden memleketlerin makamdır. Bağdat Paktı, bu camiaya mensup devletlerin bir araya gelmesinden vücut bul­muştur. Bu itibarla hepimiz Müslüman âleminin müşterek ve haklı dâ­valarını desteklemeyi vicdanî bir borç telâkki etmeliyiz. Şunu da ifade etmeliyim ki, son zamanlarda Arap camiası dahüinde zuhur eden mü­sait gelişmeleri büyük bir memnuniyet ve inşirahla karşılıyoruz. Bu. gelişmelerin devam etmesi ve müşterek ideallerimizin tahakkuku uğ­runda gayretlerimizi birleştirmemiz en aziz emelimizdir.

Aynı zamanda Bağdat Paktının mühim bir karakteristiği, bu Müslü , man kitlesiyle hür milletlerin emniyeti bakımından dünya çapında mesuliyet almış iki büyük devlet arasındaki teşriki mesaidir. Bu iki husus nazarı itibare alınırsa Bağdat Paktının tatbikat ve tecelliyatmm bölgede ayrılıklar yaratmak suretiyle değil, bilâkis vahdet temini yo­lunda inkişaf edebileceğini derpiş etmek lâzımdır.

Bu toplantıyı işte bu düşüncelerin telkin ettiği memnuniyet ve bah­tiyarlık hisleriyle selâmlamaktayım.»

Başvekil Adnan Menderes'in Pakistan radyosuna beyanatı: 5 Haziran 1957

 Karaşi:

Başvekil Adnan Menderes, bu akşam, Pakistan radyosuna şu beyanatta bulunmuştur :

«Bugün Bağdat Paktı Konseyi toplantısının üçüncü günüdür. Yarın çalışmamız bitmiş olacak ve hepimiz, bize Pakistan milleti ve Pakistan hükümeti tarafından gösterilen fevkalâde misafirperverlik için şükran­larımızı arzettıkten sonra Bağdat Paktının artık sağlam bir şekilde ku­rulduğu ve vazifesini muvaffakiyetle yaptığı kanaatiyle memleketimize döneceğiz.

Konseyin bu üçüncü içtimainin fevkalâde bir ehemmiyet taşıdığını söy­lemekte mübalâğa olmadığına eminim. Filhakika konsey muhtelif ko­mitelerin çalışmalarını tetkik etmiş, halihazır siyasî vaziyetin en mü­him meseleleri üzerinde verimli görüş teatisinde bulunmuş.ve belki de en önemlisi teşkilâtın müstakbel çalışmaları hakkında bir seri şümullü kararlar almıştır. Samimî kanaatim şudur ki, konsey ileride azim ve sür'atle hareket eder, çabuk ve kat'î kararlar almak icap ettiği zaman

tereddüt göstermezse ulvî vazifesini yerine getirir ve eskisinden daha büyük bir kuvvetle Ortadoğu'nun sulh ve istikrar ve tekâmülü İçin baş­lıca garantisi haline gelerek bütün dünyanın menfaatine hizmet eder.»

Bağdat Paktı Konseyi Raraşi toplantısı tebliği: 6 Haziran 1957

 Karaşi:

Bağdat Paktı Konseyinin sona eren toplantısı münasebetiyle bugün şu tebliğ neşredilmiştir :

 Bağdat Paktı Bakanlar Konseyi üçüncü toplantısını, 3 ilâ 6 Haziran 1957 tarihleri arasında, Pakistan Başvekili Hüseyin Shaeed Sun rawardy'nin riyasetinde Karaşi'de yapmıştır.

 Toplantıya Türkiye, Irak, İran ve Pakistan Başvekil ve Hariciye Ve­killeri ile İngiltere Hariciye Vekili iştirak etmiş ve toplantıda AmerikaBirleşik Devletleri, Amerika Hariciye Vekili yardımcısı sayın Loy W.Henderson'un  riyasetindeki  bir  müşahitler  heyeti  tarafından, temsiledilmiştir.

 Konsey, Bağdat Paktı ittifakının daimî olarak kuvvetlenmesini vedevamlı inkişafını memnuniyetle kaydetmiştir. Bağdat Paktı, bölgedeişbirîiğini sağlayan müspet bir kuvvet ve dünya sulh ve emniyetini in­kişaf ettiren mühim bir âmil olarak ortaya çıkmıştır. Hâdiseler, Paktınsağlamlığını ve onun ,bölgenin derinliklerine kök salmış olan manevîtemellerindeki selâbeti ispat etmiştir. Bu pakt, müsavi şartlarla ortaklıkhâlinde işbirliği ruhunu sembolleştirmektedir.

 Konsey, Bağdat Paktı gibi Birleşmiş Milletler anayasasına tama­men uygun müşterek emniyet sistemlerine karşı,    bazı. hükümetlerinmenfi tavır takınmış olmasını teessüfle kaydetmiştir. Konsey, mazidepaktı tenkid etmiş bulunanlardan bâzılarının, bu paktın herhangi birmemleketin menfaatlerine zarar vermeğe matuf olmadığını   anlamağabaşladıkları kanaatinde bulunduğunu ifade  etmiştir.  Pakt, müdafaave emniyetleri için işbirliği yapmak üzere ve binaenaleyh bir kül ola­rak bölgenin menfaati için müsavat halindeki dostların meydana getir­diği tamamen tedafüi bir teşkilâttır. Müşterek gayesi, Ortadoğu'yu birtecavüze ve yıkıcı faaliyetlere karşı kuvvetlendirmek olan konsey, Arapveya Müslüman memleketler arasında ayrılık veay ihtilâflar    ortayaçıktığını temenni etmemektedir. O, aynı zamanda herhangi bir mem­leketi pakta iltihaka zorlamak niyetinde de değildir.

 Konsey ,aynı zamanda Bağdat Paktının âza memleketler arasındauyandırmış olduğu yeni ruhu takdirle kaydetmiştir. Bu ruhun mümey­yiz vasfı, samimî müzakereler yoluyla yekdiğerinin noktai nazarını an­lamak ve sulh ve terakki uğrundaki müşterek gaye ile    işbirliği yap­maktır.

Siyasî sahada :

6 Konsey, milletlerarası siyasî vaziyeti, onun bilhassa paktın taallûkettiği bölge üzerindeki akisleri bakımından gözden geçirmiştir.

 Konsey şu neticeye vâsıl olmuştur ki, Bağdat Paktı bölgesinde va­ziyet salâha doğru gitmekle beraber, beynelmilel komünizmin asıl he­defleri değişmemiştir ve pakt memleketlerinin güvenliklerine mütevec­cih olarak büyük ve gittikçe büyüyen bir askerî kuvvetin   desteklediğibilvasıta veya bilâvasıta tehditler devam etmektedir. Konsey âza mem­leketlerin, bu tehdidi karşılamak ve defetmek hususundaki kudretle­rini arttırmak ve daimî surette müteyakkız bulunmak lüzumunu kabuletmektedir. Konsey Ortadoğu hakkındaki Amerikan doktrinin maksadıve dayandığı esaslarla tahsis olunan yardım için en derin şükranlarınıifade etmiştir.

 Konsey, dünyanın muhtelif kısımlarındaki bu arada bilhassa Ya­kındoğu, Doğu Avrupa, Kuzey Afrika, Güney Asya île Ortadoğu'dakiArap ve İslâm memleketlerindeki beynelmilel hâdiselerin çok istifadeliolan müzakeresine büyük bir. zaman hasretmiştir. Konsey, hususiylepakt bölgesinin güvenliğini ihlâi edebilecek şekilde inkişafa müsait va­ziyetleri tetkik etmiştir. Konsey, Bağdat Paktı bölgesinde sulha yara­yan şartların gelişmesi için Birleşmiş Milletlerce sarfolunan gayretleridesteklemenin ehemmiyetini takdir etmiştir.

 Normal diplomatik yolların ve Nazırlar seviyesinde  toplantılarıntemin ettiği istişare imkânlarının itmamı için, konsey, beynelmilel du­rumun hususî veçhelerinin, gerek umumî olarak kıymetîendirilmesinigerek carî meseleler hakkında peşin istişarelerde bulunulmasını teminedebilecek bir mekanizmanın daima    hazır bulundurulmasının    paktazaları için lüzumunu ve büyük kıymetini teslim etmiştir. Konsey, is­tikbâlde münasip fasılalarla daimî temsilciler seviyesinde de müzakere­ler yapılmasını kararlaştırmıştır.

İktisadî sahada :

 İktisadî komitenin üçüncü raporunu tezekkür eden konsey,    bukomitenin geniş ölçüdeki plânlarını ve icraatını memnunlukla kaydet­miştir. Münakalâtın İslahına ve bölgenin gelişmesinin sür'atlendirilme sine mütedair bir takım projeler tasvip olunmuştur. Bu projeler, ezcüm­le, Bağdat Paktı başşehirlerinin birzirleri arasında muhabere irtibat­larının tesisine, kara ve demir yollarının inşasına taallûk etmektedir.Amerika Birleşik Devletleri hükümeti bu projeler için Richards mis­yonu vasıtasıyla 12.750.000 dolar tahsis etmiştir.

 Muntaka içindeki âza memleketlere mensup talebeler daha şim­diden paktın himayesinde Bağdatta kurulmuş olan atom araştırma­ları merkezinde çalışmalara başlamışlar ve konsey, daimî temsilcileri,münhal mevkilerin başka devletler vatandaşları tarafından doldurul­ması imkânlarının tetkiki ile tavzif etmiştir.

12  Paktın mıntaka içindeki azaları tarafından teklif edilen diğer terek iktisadî projelere dair şümullü bir programı halen mütehassıslar tarafından tetkik edilmektedir. İngiltere hükümeti bunlardan bazıları­na başlanabilmesini temînen 1 milyon sterling tahsis edeceğini açıkla­mıştır. Projeler listesini, münakalâtın İslahı projelerine ilâveten :

Bu bölgede millî gıda stokları tesisi ve bunun bir elden istimali,

Ziraat âletlerinin kullanılması ile toprak ve su koruma usulleri mev­zuunda bir veya birkaç eğitim merkezi tesisi,

c) Pakistanda kırmızı sind sığırları için bir sun'î ilkah merkezi tesisi, dahil edilmektedir.

13 Bağdat Paktı'nın idaresi altında, teknik yardım hususunda İngil­tere (1 milyon sterling) ve Pakistan (500 bin rupi) tarafından fonlartahsis edilmiş ve Türkiye hükümetinin tahsisat itası için Türkiye BüyükMillet Meclisine teklifte bulunmuş olmasını Konsey derin bir şükranlakaydetmiştir.

Hâlen tasvip edilmiş olan teknik yardım programı, burslar verilmesini, müşavirler de dahil olmak üzere, mütehassıslar hizmetlerinin ve ayrıca meselâ sabit verem merkezleri için röntgen cihazı gibi teçhizatın temi­nini derpiş etmektedir.

 İktisadî komitenin telkini üzerine, konsey, su basması, salgın has­talıklar ve buna benzer âfetler vukuunda âcil yardıma ihtiyaç duyacakpakt mıntakası dahilindeki herhangi memlekete daha müessir bir yar­dımda bulunlabilmesi için Kızılay Cemiyetleri gibi fevkalâde hallerdehizmet gören millî teşkilâtların Bağdat Paktı marifetiyle inkişaf etti­rilmesini ve bir elden idaresini mümkün kılacak vasıtaları incelemeküzere bir çalışma grubunun 1957 Eylül ayı nihayetinde Bağdat'ta top­lanmasına karar vermiştir.

 Konsey, iktisadî kalkınma programlarının sür'atle ve kuvvetle ta­hakkukunun bölgenin istikrarına ve bölge milletlerinin refahına mad­deten yardım edeceğine.kanidir.

 Konsey, yıkıcı faaliyetlerle mücadele komitesinin raporunu tetkikve bu bölgede dışarıdan gelen yıkma tehdidinin ciddî olmakta devam et­tiğini teslim eylemiştir. Âza memleketlerin dahilî işlerine müdahale et­mek ve müesses hukuk ve nizamı kundaklamak maksadı ile gayretlersarfedilmektedir. Konsey,    yıkıcı faaliyetlere karşı    âza memleketlerinhükümranlık ve tamamiyetini korumaya matuf lüzumlu tedbirleri it­tihaz etmesi için yıkıcı faaliyetlerle mücadele komitesine talimat ver­miştir.

Askerî sahada :

 Konsey, Amerika Birleşik Devletlerinin askerî komiteye tam âzaolarak iltihakını memnuniyetle karşılamış ve pakt bölgesinin ehemmi­yet ve müdafaasına daha büyük ölçüde yardım edeceğinden emin oldu­ğu bu kararı takdirle kaydetmiştir.

 Askerî komite Karaşi'de 3 ilâ 5 Haziran tarihlerinde toplanarakbugüne kadar tahakkuk ettirilen terakkileri tetkik etmiştir. Konsey as­kerî sahada mühim terakkiler kaydedilmiş olduğunu memnuniyetle mü­şahede etmiştir. Konsey, askerî komitenin Bağdat Paktı bölgesine tev­cih olunan tehditlerin mahiyeti hakkında mutabakata varmış olduğu­nu kaydetmiştir. Müdafaa kudretinin arttırılması için sulh zamanındaalınması gereken tedbirler hakkında anlaşmaya varılmıştır.    Konsey,bilhassa İngilterenin enfrastrüktür ve eğitim tedbirleri hususunda paktmemleketlerine teklif etmiş olduğu ehemmiyetli yardımı takdirle kar­şılamıştır.

 Konsey, daha geniş ve şümullü bir askerî plânlama teşkilâtınınkurulmasını tasvip etmiştir.Konseyin gelecek toplantısı:

20  Konsey, gelecek toplantısının Vekiller Servisinde olmak üzere, 20 Ocak 1958 talihinde Ankarada aktedilmesini kararlaştırmıştır. Bu arada konsey, daimî temsilciler seviyesindeki toplantılarına muntaza­man devam edecektir. .

Başvekil Adııan Menderes'in Bağdat Paktı Konseyi kapanış celsesindeki konuşması :

6 Haziran 1957

 Karaçi (Anadolu Ajansının hususî servisi)   :

Başvekil Adnan Menders'in Bağdat Paktı Konseyinin üçüncü içtima devresinin kapanış celsesinde yaptığı konuşmanın metni şudur :.

«Karaçi'ye muvasalatımızdanberi hepimizin mazhar olduğumuz âlice­nap ve en samimî misafirperverlikten dolayı duyduğum şükran hisle­rini bir kere daha ifade suretiyle söze başlamak istiyorum. Pakistan hükümetinin, Bağdat Paktı teşkilâtı erkânıyla birlikte aldığı fevkalâde tertibattan dolayı takdirlerimi belirtmeme müsaadenizi rica ederim. Onların bu vazifeşinas ve verimli gayretleri sayesinde toplantımızın bü­tün teknik safhaları muntazam şekilde ve lâyikı veçhile cereyan et­miştir.

Hakikaten güzel olan bu şehrin muhtelif cazip taraflarından daha fazla istifade etmek için burada uzun müddet kalmak isterdim. Fakat, mem­leketlerimizde bizi bekleyen günlük İşlerimizin başına dönmek üzere Karaçi'den uçakla ayrılmak üzere bulunuyoruz. Samimî dostlarımızdan ve onların âlicenap misafirperverliklerinden ayrılmak hakikaten üzün­tülü olacak. Maamafih, Pakistan topraklarından muvaffakiyet hissi ile ayrılacağız. Filhakika, teşkilâtımızın şimdi daha kuvvetli bulunduğu ve Ortadoğuda sulh ve tekâmül müesseselerini sağlam şekilde tesis ettiği kanaati ile burayı terkedeceğiz. Bağdat Paktının, muhtelif faaliyet sa­halarındaki şayanı takdir muvaffakiyetlerini kaydetmiş olacağız. Bağ­dat Paktı henüz gençtir. Fakat olgunluk her zaman senelerin uzunluğu ile ölçülmez. Teşkilâtımız nispeten yenidir. Fakat meydana gelişinden beri geçen kısa devir içerisinde üzerine düşen vazifeyi başarmıştır. Maa­mafih mazide hiçbir fırsatın kaçırılmamış olduğunu ve bu paktın bun­dan daha çabuk ve daha müessir bir şekilde meydana getirilemiyece ğini söylemek de fazla olur.

Bununla beraber, kendisine tevcih edilen şiddetli hücumlara mukave­met etmek maksadıyla bizzat mevcudiyeti için mücadele mecburiyetin­de kalması yüzünden vâki bazı gecikmelere rağmen, tahakkuk ettirilen işler derhal göze çarpmaktadır ve artık Bağdat Paktı öyle bir müessese haline gelmiştir ki, bugün Ortadoğu'da onsuz emniyet, istikrar ve te­rakki tasavvur edilemez.

Raporlarını tetkik ve tasvip tetiğimiz ve kendilerine çok şeyler borçlu bulunduğumuz muhtelif komitelerce gerçekleştirilen çalışmalar, üze­rinde fazla durmayı lüzumsuz addediyorum.    Benden önce    konuşan

1 Türkiye   Irak karayolu : Cizre   Silopi   Zalıo.

Bu yolun memleketimiz dahilindeki kısmı 50 kilometredir.

2Türkiye   İran karayolu : Sivelan   Becirge   Rizaiye.

Bu yolun memleketimiz dahilindeki kısmı da 80 kilometredir. Bu yollar, iki sene zarfmöa tamamlanmış olacaktır.

3 Türkiye   İran demiryolu :

Bu yolun Muş   Tatvan arası 102, Van   Hudut arası ise 122 kilometre­dir. Van ile Tatvan arasında göl üzerinde üç feribot servisi çalıştırıla­caktır. Bu demiryolu hattının memleketimiz dahilindeki kısmının etüdleri yapılmış olup yakında ihaleye çıkarılacaktır. Bu hat Tahran'ı Lon draya bağlıyacaktır.

4 Telekominikasyon:

Ankara   Tahran   Karacı, Bağdat   Tahran, Bağdat   Ankara arasında telekomünikasyon irtibatı temin edilmiş olacaktır.

Birleşik Amerika hükümeti tarafından şimdilik yardım edilen projeler ve yardım mikdarı şöyledir Telekomünikasyon mevzuuna 8,370.000 dolar tahsis edilmiştir. Bunun 600 bin doları Türkiye'ye, 4 milyon doları İrana, bir milyon 150 bin do­ları Iraka ve bir milyon 820 bin doları da Pakistana tahsis edilecektir. Ayrıca, müşterek tetkik ve plân için de 800 bin dolar ayrılmıştır.

Karayolları müşterek projeleri için yapılan tahsislerin durumu ise şöy­ledir :

Türkiye   Irak karayolu : 860 bin dolar, bunun 800 bin dolan Türkiye ye tahsis edilmiş, 60 bin doları ise plân ve etüd işleri için Irak'la Iürkiye arasında müştereken kullanılacaktır.

Türkiye   İran karayolu : Bir milyon 340 bin dolar, Türkiyeye bir mil­yon 200 bin dolar tahsis edilmiştir. 140 bin doları müşterektir.

Türkiye   İran demiryolunun etüd işleri için iki milyon dolar ayrılmış­tır. Bu suretle Türkiyeye cem'an 2 milyon 600 bin dolar, İran'a 4 miİ yon doiar, Irak'a bir milyon 150 bin dolar ve Pakistana bir milyon 820 bin dolar tahsis edilmiş oluyor. Ayrıca bu müşterek projelerin etüd ve plân işleri için 3 milyon dolar tahsis edilmiştir. Böylece 12 milyon 570 bin dolarlık bir yardım hibe suretiyle yapılmış oluyor. İngilterenin bu projelerin teçhizat ihtiyaçları için hibe ettiği bir milyon sterlingin ne suretle tevzi olunacağı önümüzdeki günlerde belli olacaktır.

Bağdat Paktı iktisadî komitesinin teknik yardım sistemine göre, âza memleketler arasında stajyer, mütehassıs ve müşavir mübadelesi yapı­lacaktır. Ayrıca, gerekli teknik malzeme yardımı da yapılacaktır. İngil­tere teknik yardım olarak senevi 200 bin sterlingden 5 sene için bir mil­yon sterling tahsis edeceğini bildirmiştir.

Pakistan üç sene için 500 bin rupi ki takriben 30 bin Türk lirası yar­dım yapacağını vâdetmiştir.

etmiyoruz. Bu milletleri bu gerçeğe İnandımak ve anlaşmayı sahanın bü­tün şümulüne doğru genişletmek ve pekleştirmek pakt liderlerinin sevkü idarede gösterecekleri muvaffakiyete bağlıdır. Karaşi toplantısı liderlerinin bu yolda kararlı ve azimli olduklarını belirtmiştir. Şimdi Bağdat Paktının istikbâline daha kuvvetli bir ümitle bakabiliriz.

Karaşi tebliği

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

9/6/1957 tarihli (Ulus) tan :

Bağdat Paktı Bakanlar Konseyi Ka­raşi'd e yaptığı toplantıdan sonra bir tebliğ yayınlamıştır. Toplantının bu defaki önemi, Süveyş olayından sonra aforoz edilen İngilterenin Konsey gö­rüşmelerine tekrar katılmasıdır. Ma­lûmdur ki, Süveyş'e karşı girişilen te­cavüzden sonra yapılan toplantılara İngiltere iştirak ettirilmemişti. İngiliz temsilcileriyle masa etrafında otur­maktan kaçman da Nuri Sait Paşa idi. Fakat Türkiye ve Pakistanm ısrarları üzerine, Nuri Paşa, İngilterenin kon­seye iştirakine razı olmamış ve top­lantı tam ekip halinde yapılmıştır.

Karaşi toplantısının ikinci önemli ci­heti, Amerikanın askeri komiteye iş­tirakidir. Kendisi, tarafından icaded il­diği halde, Amerika, Bağdat Paktına iştirakten kaçınmış, fakat yavaş ya­vaş çalışmalarına katılmıştır. Önce iktisat ve yıkıcı faaliyetlerle savaş ko­mitelerine girmişti. Eisenhower dok­trini kabul edildikten sonra da askerî komiteye iştirak etmiş ise de Ameri­ka, Bağdat Paktının üyesi olmaktan hâlâ çekinmektedir. Bu defaki Bakan­lar Konseyine de bir müşahit heyet yollamıştır.

Üç gün' süren Karaşi görüşmelerin­den sonra çıkarılan uzunca tebliğ, çok şey ifade etmiyor. Tebliğin ilk beş maddesi, Bağdat Paktının hedef ve gayelerinin izahına ve Pakta karşı vaziyet almış olan devletlere cevap ve­rilmesine tahsis edilmiştir. İsim zikredilmiyorsa da tarizlerin hedefi Hindis­tan ve Mısır'dır. Malûmdur ki, bu iki

devlet ayrı sebeplerle Bağdat Paktına karşı son derece sert vaziyet almış­lardır.

Siyasi meselelere ayrılan dört madde­den anlıyoruz ki, Karaşi'de birçok me­seleler görüşülmüştür. Nuri Sait Pa­şanın açılış nutkunda İsrail, Cezayir,'Keşmir, Süveyş Kanalı, Tiran geçidi, Kıbrıs gibi meselelere temas edilmiş­ti. Bunlar şüphesiz gizli görüşmelerde bahis konusu olmuştur. Tebliğin seki­zinci maddesinde bu meselelere «bü­yük zaman» hasredildiği bildirilmek­tedir. Fakat verilen kararlar şu bir kaç sözle hulâsa edilmiştir: «Konsey Bağdat Paktı bölgesinde sulha yarı yan şartların gelişmesi için Birleşmiş Milletlerce sarfolunan gayretleri1 des­teklemenin ehemmiyetini takdir et­miştir». En genel ifadeden çıkan mâ­na şudur ki, Bağdat Paktı bu dâva­ların Birleşmiş Milletler çerçevesi içinde çözülmesine gayret sarfedecek tir.

İktisadi alandaki görüşme ve karar­lara ayrılan maddelerde mütevazı da" olsa, Bağdat Paktının başarılar elde ettiği görülmektedir. İktisat Komitesi Bağdat Paktının en zayıf tarafına parmağını basmış ve onun telâfisini ele almıştır. Bu da Pakt üyeleri ara '1 smdaki münakale, muhabere ve temas zorluklarıdır. Eğsr hava yolları oimâ  " saydı, Ankaradan, Bağdat, Tahran ve Karaşiye aylarca süren yorucu seya­hatten sonra gidilebilecekti. Bu mem­leketler komşu oldukları halde birbi­rine kara ve deniz yolları ile bağlan­mış değillerdir. Amerika'nın Eisen hower Doktrini, tertibinden hediye et­tiği oniki milyon dolarla yolların açıl­masına başlanacaktır. Fakat bu, an­cak etütlerin yapılmasına yetebilecek bir paradır. İngiltere de iktisadi te­şebbüsler için ufak bir meblâğ tahsis etmiştir. Kanaatimizce Bağdat Paktı­nın gayretleri en çok münakale ve iktisat meseleleri üzerinde toplanma­lıdır.

Pakt üyelerinin.Rus tecavüzüne karşı korunmaları meselesi demek olan as­kerî problem, ancak Amerikanın işti­rakiyle çözülebilir. Bu bakımdan Ame­rikanın askeri komiteye katılması fay dalı    olmuştur.    Esasen    Eisenhower Doktrini Bağdat Paktını kanatları al­tına almış bulunuyordu. Bu sağlandı­ğına göre, her halde şimdilik; İran Şahının emrinde bir müşterek komu­tanlık fikri bir tarafa bırakılmalıdır.

Ölçüsü geniş bir program

Yazan; Şükrü Kaya

15/6/1957 tarihli (Hürriyet) den:

Bağdat Paktı Konseyinin en mühim kararları Karaşi tebliğinin ekonomi faslında ki maddelerinde toplanmıştır denilebilir.

Ekonomik şartları ilerlememiş, hayat seviyeleri yükselmemiş milletlerin ce­saret ve fedakârlıkları ne kadar bü­yük olursa olsun; nihayet maddî vası­talara ve kaynaklara dayanan askerî ittifakları istenilen ve beklenilen gü­veni tam olarak sağlayamaz.

Vakıa İngilterelim pakta katılması, B. Amerikanın askerlik komitesine girmesi, Bağdat ittifakının müdafaa kudretini çok arttırmış ve pek yerin­de kullanılan bir tâbirle paktı Orta­doğu'nun muhkem bir kalesi  hâiine getirmişti.

Fakat diğer üye memleketlerin eko­nomik vasıta ve kaynaklarının yeter­sizliği, en sıkışık zamanlarda cephe gerisinde çöküntülere ve bozgunlara müsaittir. Binaenaleyh bir taraftan cephede müdafa teşkilât ve levazımı ikmal edilirken, diğer taraftan cephe gerisindeki geniş sahaların ve büyük insan topluluklarının mahrum olduk­ları ekonomik şartların ve ihtiyaçların günün ve durumun icaplarına göre karşılanmasını sağlayacak tedbirlerin bir an evvel alınmasına başlamak lâ­zımdı.

Kar aside toplanan Konsey bu tedbir­leri kararlaştırmış ve programlaştır­mış olmakla bu mühim işe başlamış demektir. Bu itibarla tebliğin ekono­mik faslı maddelerindeki teferruatlı kararlara Bağdat Paktının programı nazariyle bakmak, tatbikini ehemmi­yet ve ciddiyetle takip etmek yerinde olur.

Tebliğde maddeler ve fıkralarla tafsil ve izah edilen programın hulâsası; Bağdat Paktı başkentleri arasında muhabere vasıtaları kara ve demir­yolları yapılması; Bağdat'ta kurulmuş olan atom araştırma merkezinin kuv­vetlendirilmesi; ziraat âletleri kulla­nılması, su ve toprak ıslahatını temin edecek, eğitim merkezleri kurulması­dır.

Bunlar arasında, mânası ve maksadı pek de anlaşılamayan bu bölgede «milli gıda» stokları yapılması ve bu­nun bir elden kullanılması hususunda bir fıkra da var. Ortadoğulular için millî gıda acaba bulgur mudur? Yok­sa kuskus mudur? diye ileride mütte­fikler arasında bir ihtilâf çıkmamak için keşke milli gıdanın ne olduğu ta­rif ve tasrih edilseydi daha ciddî mev­zu olmak üzere hastalıklardan korun­ma ve sağlık işleri de ele alınmış, böl­gedeki üye memleketler arasından Kı­zılay teşkilâtının genişletilmesi ve bir elden y&