16.4.1957
×

Hakkında

Künye

İletişim

1-30 NİSAN 1957

OLAYLARIN TAKVİMİ

 1 Nisan 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reis Vekillerinden İhsan Baç'ın riya­setinde toplandı.

Celse açıldığı zaman, Trabzon mebusu Emrullah Nutku'nun başta Ankara ve İstanbul olmak üzere bazı şehir­lerde ele alman imar hareketlerine dair Başvekilden sorduğu şifahî suali, Başvekil adına Devlet Vekili Cemil Bengü cevaplandırdı. Cemil Bengü ce­vabında dedi ki:

 Trabzon mebusu Sayın Emrullah Nut­ku'nun suallerine cevaplarımı arzediyorum.

 Sayın Başvekilimiz bütçe müzakerele­ri sırasında ve muhtelif basın toplan­tılarında bu sualleri esasen cevapla­mış bulunmaktadır. İzahatım, aynı cevapları teyitten ibaret olacaktır.

 Ankara, İstanbul ve diğer şehirleri­mizde cereyan etmekte olan imar fa­aliyeti herkesin gözü Önünde açık ola­rak devam etmekte, umumî tasvip ve hattâ  müzaheretle  karşılanmaktadır.

İmar hareketlerinin bir tek adımı da­hi plânsız olarak atılmış değildir. Her şehirde ayrı ayrı yapılacak işler etraf­lı şekilde düşünülmüş, hesaplanmış ve imar plân ve programlarına istinat et­tirilmiştir. Bu hususta en selâhiyetli mütehassıslarla işbirliği yapılmakta­dır. Şehirlerin ayrı ayrı kendi imar plân ve programlarının tatbikatı ev­velemirde kendi bütçe ve kaynakların­dan finanse edilmekte ve böylece her şehre ait finansman programları ve bütçe kaynakları ile teressüm ve te­şekkül etmektedir. Bu şehirlerdeki imar hareket ve faaliyetleri ayrıca ye­ni imar kanunumuzun getirdiği im­kânlardan da istifade etmekte ve dev­let ve âmme müesseseleri ve hususî ve resmî teşekküllerin kendi uhdeleri­ne düşen hizmet ve ihtiyaçları ba­kımından tatbikini zarurî gördükleri ve karşılıkları kendi bütçelerine ko­nulmuş bulunan icraat ve inşaat programlarından faydalanmaktadır. Yine bazı ticarî ve malî müessese ve teşek­küller kendi mevzuatları ve muamele­lerinin imkânları çerçevesinde bu ha­reketlere yardım etmektedirler.

 Düne kadar imkânsız gibi görünen ye­ni imar hareketlerinin sırrı Kristof Kolomb'un yumurtası hikâyesindedir. İş tutuma bakar. Kudretli Başvekili­mizin cesur ve enerjik icraatı hiç şaşmıyan bir hesap ve programa dayan­maktadır. Bu da geniş ve anlayışlı bir koordinasyondur.

 Memleketimizin umumî ve süratli kal­kınmasına muvazi olarak gelişen na­mütenahi meknuz imkânlar harekete geçirilmiştir. Bu imkân ve kuvvetler toplanmış, birleştirilmiş ve kuvvetli bir teşriki mesai çerçevesi içerisine alınarak muayyen hedeflere sevkededilmiştir.

İmar hareketleri, hava şartları müsait olduğu müddetçe bütün sene devam eden faaliyetlerden madut olduğun­dan, sonbahara rastlatılmış diye bir iddia ileri sürülemez.

Sonbaharda imar hareketleri yapılamayacağına dair de hiç bir kaide mev­cut değildir.

 Bu imar hareketleri yüzünden kimse­nin izrar edilmemesine son derece dik­kat ve itina gösterilmektedir. Mevcut kanunî hükümler çerçevesi dahilinde her vatandaş müsavi muamele gör­mekte ve kanunlarımızın kendilerine bahşettiği himayeden istifade etmek­tedirler. Şehirler civarında bulunan garnizonların talim görmekte olan birlikleri bu talimleri esnasında bazı imar işlerinde de tatbikat görmekte­dirler.»

 Soru sahibi ise bütün bu İmar hare­ketlerinin kanunsuz ve plânsız cereyan ettiğini ileri sürdü ve bir çok vatan­daşın mağdur vaziyete düştüğünü, id­dia etti.

Bunun üzerine tekrar söz alan Devlet Vekili Cemil Bengü, az evvelki izaha­tını anlamamış görünen Emrullah Nutku'nun beyanlarına kısaca temas ederek koskoca bir imar hareketi sıra­sında, iddiaları eğer doğru ise, birkaç sayılı kimsenin zarar görmüş olabile­ceğini, fakat mevcut kanunlar muvacehesinde bu vatandaşların da hakla­rını istedikleri gibi almak imkânına sahip bulunduklarını hatırlattı. Sual sahibinin küçümsemek istediği imar hareketlerine bütün vüs'atiyle aksatılmadan devam edileceğini bir kere daha kaydetti. Sorunun bu suretle cevaplandırılma­sından sonra riyaset bugünkü toplan­tıya son verdi.

 Ankara :

 Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı­nın senelik âdi umumî heyet toplan­tısı, ortaklığın Ankara'daki Umum Müdürlük binasında, İdare Meclisi Reisi Kemalettin Apak'ın riyasetinde yapılmış ve gündemdeki maddeler teker teker görüşülerek idare meclisi re­is ve âzalariyle umum müdür ve murakıplar ibra edilmiş ve ortaklığın yeni kurulmuş olmasına rağmen 1956 se­nesi zarfındaki muvaffak neticeleri takdirle karşılanmıştır.

Memleketimizde bu ilk petrol sanayisini vücuda getiren ortaklığın kurduğu yeni petrol rafinerisi 1956 yılı bidaye­tinden itibaren işletme tecrübelerine geçmiş bulunmaktadır.

Son yıllarda bilhassa iktisadî alanda geniş inkişaflara mazhar olan yurdu­muzda, buna muvazi olarak akaryakıt ihtiyacı da daima artan bir seyir takip etmiştir. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının faaliyete geçmesiyle memleketin bu maddelere olan ihtiyacının bir kısmı yerli mahsullerimizle karşı­lanmış ve bunun döviz tasarrufu bakı­mından 1956 yılı için ifadesi takriben sekiz milyon dolar kadar olmuştur.

 Ancak, bu istihsalâtı memleket çapın­da kıymetlendirirken, şu hususu da bilhassa nazardan uzak tutmamak lâ­zımdır ki, son Süveyş hâdiselerinin dünyada yarattığı akaryakıt buhra­nından Türkiye, bu ortaklığın faali­yeti neticesinde, en az müteessir olan memleketler arasında yer almıştır.

 Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı­nın Batman'daki senevi 330.000 ton kapasiteli rafinerisi, bir Amerikan müteahhit firma tarafından inşa edilmiş olup, 5 Ekim 1956 tarihinden itibaren tamamen Türk mühendis ve işçileri tarafından işletilmektedir.

Evvelce yalnız Raman ham petrolünü işlemek esasına göre kurulmuş olan bu rafineri tesislerinde, Garzan petrol sahası rezervinin 1956 yılında çok müsbet inkişaf    göstermesi    üzerine, her iki saha ham petrolünün karışım halinde işletilmesine geçilmiştir. Böy­lece, önümüzdeki faaliyet yıllarında ortaklığın benzin ve motorin gibi ha­fif mahsul istihsalinin artması ve bu­na muvazi olarak daha fazla döviz ta­sarruflarının, imkân "dahiline girmesi sağlanmış bulunmaktadır.

1956 yılında Türkiye petrolleri A. O. 16.000 metre sondaj yapmış ve iş prog­ramında derpiş olunan ham petrol is­tihsali 280.000 ton iken bu sene zar­fında 305.616 ton ham petrol istihsal etmeğe muvaffak olmuştur. Bu mik­tardan 290.861 tonu Rafineride tasfi­ye edilerek bundan

52153 ton benzin

17870 ton motorin 165896 ton Puel Oil

39255 ton asfalt elde edilmiştir.

İlk tecrübe işletme senesi olmasına rağmen, programa nazaran %0,68 nisbetinde fazla tahakkuk sağlanmıştır.

 1956 yılı zarfında ortaklık ayrıca se­nelik 90.000 adet varil ve 1.500.000 adet .teneke kapasiteli birer de varil ve te­neke fabrikası kurmuş ve bu tesisle­ri faaliyete geçirmiştir.

Türkiye petrolleri A. O., 1956 yılı zar­fında elde etmiş olduğu 13.433.673,04 Türk lirası safi kârdan hissedarlara, ödenmiş sermayelerine göre %7,9 nispetinde temettü hissesi dağıtılmakta­dır.

2 Nisan 1957

 İstanbul :

 Türkiye ile Amerika B. D. arasında ki­tap ve dergi gibi resmî, ilmî ve edebî yayınların mübadelesi, Maarif Vekâ­leti Basma Yazı ve Resimleri Derleme Müdürlüğü eliyle muntazam şekilde yapılmaktadır. Merkezi Washington'da bulunan (Smithsonia Institution adlı milletlerarası mübadele servisi tarafından 1956 yılında dünyada ya­pılan mübadele işleri hakkında mufas­sal bir rapor yayınlanmıştır. Buna gö­re, mübadele işleri Amerika ile 36 ya­bancı memleket arasında yapılmaktadır. Türkiye ile yapılan mübadeleler ise, geçen yıl büyük bir artış göster­miştir. Son bir yıl içinde Amerika'dan memleketimize 40 sandık fikir ve sa­nat eseri gelmiş, bunlar ilgili devlet dairelerine, özel kurumlara ve şahıs­lara bedava dağıtılmıştır. Bunlara mu­kabil Türkiye'nin resmî yayınlarından 2 sandık kitap ve dergi ikişer nüsha olarak Amerika gönderilmiştir.

  İstanbul :

 Dost ve müttefik Federal Almanya Şansölyesi Ekselans Dr. Konrad Adenauer Şale köşkünde Başvekilimizle birlikte çay içtikten ve görüştükten sonra saat 17'de köşkten hareket eder­ken kendisinden mülakat ricasında bulunan Türk ve yabancı gazetecilerin yanlarına gitmiş ve basın, mensupları ile karşılaşmaktan duyduğu memnu­niyeti belirttikten sonra şunları söy­lemiştir:        

 «Aziz dostum Başvekil Adnan Mende­res'in davetlisi olarak kısa bir tevak­kuf ziyareti için buraya gelmiş bulu­nuyorum.

 Türkiye ile Almanya menfaatleri müş­terek iki dost memlekettir. Bu iki dost ve müttefik milletin aralarındaki iş­birliğinin geliştiği bir zamanda, bulu­nuyoruz. Bugün bir kere daha yeniden her bahiste mutabakat halinde oldu­ğumuzu tespit ettik.

Bu kısa ziyaretim esnasında politika dışında güzel memleketinizden en iyi bir şekilde faydalanarak tarihî eserle­rinizi, güzel camilerinizi de ziyaret et­tik.»

Şansölye Adenauer, bu esnada toplu­luğa yaklaşmakta olan Başvekil Ad­nan Menderes'in koluna girerek ken­disini gazetecilere söylemiş olduğu söz­lere şahit göstermiş ve şöyle demiş­tir:

«Başvekiliniz Adnan Menderes de be­nim ile aynı kanaatte olarak Türkiye ile Almanya arasındaki dostluğun ve iyi münasebetlerin gelişmesinden aynı zevk ve memnuniyetini duymaktadır. Bundan eminim.»

 Bu noktada Başvekil Adnan Menderes tebessüm ile şansölye Adenauer'in sözlerini tasdik etmiştir.

İki dost ve müttefik hükümet reisi, beraberlerindeki zevat ile Şale köşkün den saat 17'de ayrılmış ve Dolmabahçe, Taksim, İstiklâl caddesi, Şişhane, Saraçhanebaşı, Aksaray, Topkapı yolu ile Yeşilköy'e varmışlardır.

 Bütün yol boyunca ve bilhassa Beşik­taş'ta, Taksim'de, İstiklâl caddesinde, Saraçhanebaşmda ve Aksaray'da yo­lun her iki tarafını kaplamış olan çok kesif vatandaş toplulukları Dr. Adenaver ile Adnan Menderes'i hararetle al­kışlamış, çok samimî dostluk tezahür­lerinde bulunmuştur.

Tezahürler bütün yol boyunca devam netmiştir.

Dost ve Müttefik Federal Almanya Şansölyesi Dr. Adenauer, hususî uça­ğı ile saat 18'de Bonn'a müteveccihen Yeşilköy'den hareket etmiş, Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekâleti Vekili Etem Menderes ve karşılanışın­da bulunan diğer zevat tarafından çok dostane ve samimî bir şekilde uğurlanmıştır.

3 Nisan 1957

 Ankara :

Saygon'da toplantı halinde bulunan Anti Komünist Asya memleketleri konferansına iştirak etmiş olan İstanbul mebusu Nazlı Tlabar, açılış toplantı­sında uzun bir konuşma yapmıştır. Tlabar bu konuşmasında, umumî dün­ya vaziyetini tahlil ettikten sonra şöy­le demiştir:

«Harbin hitanımdan beri demokrasi­ler 650 milyondan fazla insana hürri­yetini iade etmiştir. 6 milyon kilomet­reye yakın toprak üzerinde yaşayan ve dünyanın üçte birini teşkil eden in­san kütlesi bugün hürdür. Diğer ta­raftan, Ruslar 900 milyon insanı esa­ret altına almıştır. Bu manzara kar­şısında şuna İnanıyorum ki, Sovyetle­rin sulh içinde bir arada yaşama tek­lifine mülayim davranmış olan dev­letler, tarafsızlık politikasının artma­sına  sebep  olmuşlardır.  Ümit  ederim ki, Macaristan faciası, lâzım gelen der si teşkil etmiştir.»

Tlabar'în bu konuşmasından Saygon gazeteleri, 20 devlet mümessilinin ko­nuşmaları içinde «en iyi konuşma» di­ye bahsetmişlerdir. İstanbul mebusu ayın 5'inde Saygon'dan milliyetçi Çin hükümetinin misafiri olarak Formozaya hareket edecektir. Orada 4 gün kaldıktan sonra, Japon kadınına seçim hakkının tanınmasının 9'uncu senei devriyesinde, davetli olarak Türk Ka­dınlar Birliğini temsilen 10 Nisan'da Tokyo'da bulunacak ve bilâhare mem­leketimize avdet edecektir.

4 Nisan 1957

 Ankara :

NATO'nun sekizinci yıldönümü müna­sebetiyle size, mesai arkadaşlarınıza en samimî tebriklerimi sunar, Türk milletinin ve Türk ordusunun NATO ile tam bir işbirliği halinde, müşterek ideallerimizin gerçekleştirilmesi yo­lunda her zaman olduğu gibi gelecek­te de bütün azim ve inancı ile çalış­mağa devam edeceğinden emin olma­nızı rica ederim.

 Eskişehir :

150 bin ton istihsal kapasiteli Eskişe­hir çimento fabrikası bugün halkın muazzam tezahürleri arasında Başve­kil Adnan Menderes tarafından işlet­meğe açılmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, bu törende bulunmak üzere, saat 11 de uçakla İstanbul'dan Eskişehir'e vardığı zaman hava meydanında çok kesif bir halk kitlesi tarafından hararetle karşılan­mıştır. Eskişehirliler, hükümet reisini selâmlamak ve alkışlamak için yüzler­ce vasıta ile hava meydanına akın et­miş, uçağın durduğu yerden meydanı, binalarına kadar olan bir kilometreye yakın geniş pist bölgesini iki taraflı hıncahınç doldurmuştu. Başvekil uçak tan inişinden itibaren kendisini kar­şılamaya gelenleri ve vatandaşları se­lâmladıktan sonra otomobiline binip hareket edinceye kadar, halkın alkış­ları ve tezahürleri dinmemistir. Hava meydanından şehre kadar da, büyük halk toplulukları, hükümet reisimizi yol boyunca alkışlamakta idi. Şehirde kafilenin geçeceği yollar iki taraflı hıncahınç doluydu. Eskişehir, Başve­kil Adnan Menderes'e emsalsiz teza­hüratta bulunmuş ve çok hararetli bir hüsnü kabul göstermiştir. Çimento fabrikasını açmaya gelen Başvekili büyük bir iştiyakla bekliyen Eskişe­hirliler yollardan başka evlerin pen­cere ve balkonlarını da doldurmuş­lardı.

Başvekil Adnan Menderes dinmeyen tezahürler arasında şehri geçerek 19 kilometre mesafedeki çimento fabri­kası mahalline vasıl olmuştur. Burada da aynı bayram havası esmekteydi. Büyük bir vatandaş topluluğu çimen­to fabrikasının binasının Önünde Baş­vekili hararetle karşılamış ve bu top­luluk hava meydanından itibaren fab­rikaya kadar kendisini otomobil, oto­büs, kamyon, motosiklet ve bisikletler­le takip eden halkın da iltihakı ile. muazzam bir kesafet peyda etmiştir.

Bütün Eskişehirlilerin hararetli teza­hürleri arasında yapılan açılma töre­ninde Vekiller, Büyük Millet Meclisi Reisi vekilleri, mebuslar, sivil ve as­keri' erkân, gazeteciler ve diğer zevat hazır bulunmuştur.

İstiklâl marşından sonra Eskişehir çi­mento fabrikası Türk Anonim Şirketi İdare Meclisi Reisi Mesut Zeytin Oğlu ilk sözü almış ve yanlız hususi sektö­rün iştirakiyle ve 5 milyon lira serma­ye ile Kurulan şirketin sermayesinin sonraki arttırmalarla 8 milyona çıka­rıldığını söylemiş ve inşaat safhaları hakkında izahat vermiştir. Fabrika, 1954 yılında Alman Mig firmasına 2 milyon 218 bin 818 dolara sipariş edil­miş, fabrika binaları da 6 milyon lira­ya mal olmuştur. Fabrikanın günlük kapasitesi 450-500 ton civarındadır. Senede 150.000 ton çimento istihsal edecektir. Takriben 800 bin dolar sarfı ile günlük istihsal kapasitesi bir mis­line yani 1000 tona çıkarılabilecektir.

İdare Meclisi Reisi, hususî teşebbüsün inşa ettiği bu eserin vücut bulmasın­dan hükümetin gösterdiği büyük alâ­ka ve yardıma teşekkür ederek konuş­masını bitirmiştir.Müteakiben Çimento Sanayisi Umum Müdürü Burhan Ulutan söz almış, 1950 de memleketimizde 4 çimento fabrika­sı bulunduğunu, bunların istihsal ka­pasitelerinin cem'an 375 bin ton civa­rında olduğunu, 950'de hariçten 26 bin ton civarında çimento ithal edildiğine göre o tarihte memlekette çimento is­tihlakinin ancak 400 bin tonu bulun­duğunu söylemiştir.

Burhan Ulutan izahatına devamla o zaman bu miktar, memleketin her tür­lü ihtiyacına tekabül edecek farz olunuyordu. Halbuki bugün faaliyete ge­çen bu yeni fabrika ile Türkiyenin çi­mento istihsalâtı bir milyon 380 bin tona yükselmektedir. Yani 1950 yılının dört misline yakın beş on gün sonra Adana fabrikasının da açılması ile çi­mento istihsalimiz bir buçuk milyon tonun fevkine çıkacak, böylece 1950 seviyesinin 4 misline ulaşmış olacak­tır.

1950'den itibaren kalkınma hamleleri­ne girişilirken, İlk mühim iş olarak çi­mento mevzuunu ele alan Demokrat Parti iktidarı, önce mevcutların istih­sal kapasitelerini arttırmak ve sonra da yeniden 14 çimento fabrikası inşa etmek üzere bir program hazırlamış ve bunu tatbike geçmiştir. Tevsüerle birlikte bu 23 fabrikalık programın ta­hakkuku sayesinde memleketimizin çimento istihsal kapasitesi 2 milyon 830 bin tona yükseltilecektir. Bugüne kadar 1 milyon 40 bin ton kapasitede 9 fabrika kurulmuş ve faaliyete geç­miştir. Bunların ikmali ile çimento it­halâtından senede 55 milyon dolar, yani takriben 164 milyon Türk lirası tasarruf sağlanacaktır. Ayrıca ithal malı çimentonun yurt içinde naklin­den temin edilecek tasarruflarla bir­likte bu miktar 200 milyon lirayı bul­maktadır.» demiştir.

Çimento Sanayii Umum Müdürü, yeni çimento fabrikalarımızın yekûn mali­yetinin 353 milyon Türk lirası olduğu­nu, bunun 140 milyon lirasının dışar­dan ithal olunan makine ve tesisat bedeli, diğer kısmının ise dahilî inşaat vesaire işçilik masraflarına tekabül ettiğini söylemiştir.

Yakında Afyon, Çorum ve Balıkesir çimento fabrikalarının hizmete   gireceğini ve bunları diğerlerinin takip edeceğini belirten Umum Müdür «Böylece çimento istihsalimiz 1958 sonundan evvel 2,5 milyon tonu, yani 1950 istihsal kapasitesinin 6 mislini tecavüz etmiş bulunacaktır» demiş ve yeni Türkiye'nin inşasında mühim rol oynayacak olan bu yeni eserin, Eskişehir çimento fabrikasının, hayırlı olması temennisiyle konuşmasını bitirmiştir.

Daha sonra sürekli ve heyecanlı alkış­lar arasında Başvekil Adnan Mende­res kürsüye gelerek bir konuşma yap­mıştır.

Bu konuşmayı müteakip Başvekil Ad­nan Menderes, alkışlar arasında fabri­kanın methalindeki kurdeleyi kesmiş, çalışmakta olan fabrika hazır bulu­nanlar tarafından gezilmiştir.

 Eskişehir :

Başvekil Adnan Menderes bugün Öğleden sonra, Eskişehirlilerin geniş ölçü­de iştirakiyle kurulmuş olan Eskişehir Mensucat Sanayisi Türk Anonim Şirke­tine ait iplik, dokuma ve basma fabri­kasının temel atma merasiminde bu­lunmuş ve açılışı bu sabah yapılan Es­kişehir çimento fabrikasının ilk ma­mulü çimento ile ilk harcı bizzat te­mele koymuştur.

Şehir civarındaki inşaat sahasında kalabalık bir halk kitlesinin ve davet­lilerin iştirakiyle yapılan merasimde Sümerbank Umum Müdürü Mehmet Akın, fabrikanın evsafını bildiren bir konuşma yapmış, gerek dokuma sanayisi ve gerek bu fabrika hakkında şu malûmatı vermiştir:

1949 yılında memleketimizde 126 bini devlet sektörüne ait olmak üzere 241 bin 666 iğ ve yine 319O'ı devlet sektö­rüne ait olmak üzere 4967 tezgâh mevcut idi. Bunların mecmuu istihsali ka­pasitesi ise 91 milyonu devlet sektörü­ne ait olmak üzere 141 milyon metre­den ibaret bulunuyordu. Bugün, fiilen çalışmakta olan fabrikaların iğ sayısı 684 bin 504, tezgâh sayısı ise 12 bin 316 dır ve artışın hemen tamamı hu­susî sektöre aittir. Bu tesislerde 1956 yılında 380 milyon metre pamuklu ve dokuma imal edilmiştir. Halen yurdu­muzun çeşitli bölgelerinde ve yine mühim bir kısmı yüzde yüz hususi sektö­re, diğer kısmı da hususî sektörün iş­tirakiyle kurulan şirketlere ait cem'an 369 bin 888 iğ ve 9220 tezgâhı ihtiva eden muhtelif fabrikalar inşa ve montaj halindedir. Bunlardan 89 bin 688 iğ ve 2464 tezgâhı ihtiva eden 84 mil­yon metre istihsal kapasitesindeki te­sisler bu yıl peyderpey işletmeye açılacak, bu fabrika da dahil olmak üze­re diğerleri de 1958 yılında hizmete açılmış bulunacaktır.

Böylece iğ sayımız bir milyonu, tez­gâh sayımız 20.000 aşmış olacak ve se­nelik pamuklu dokuma istihsal hac­mimiz 650-700 milyon metreyi bula­caktır.

Senede istihsal 5 misli bir artış kay­detmiştir. 1950 senesinden bu yana yi­ne pamuklu mensucat sahasında sağ­lanan fazla istihsalin tekabül ettiği döviz ise 678 milyon lirayı aşmakta­dır. Bu miktar pamuklu dokumayı el­de etmek için sarf ettiğimiz pamuğun ihraç bedelini de hesaba kattığımız takdirde döviz kazancımız 450 mil­yon lirayı bulmaktadır.

Eskişehir basma fabrikası da bize 30 milyon liralık döviz sağlamış olacak­tır. Fabrikanın yalnız, inşaat sahası 23 bin metre karedir. 12 milyon lirası arazi ve binalar olmak üzere fabrika­nın bütün makine, teçhizat ve mon­taj masrafları ile birlikte 44 milyon liraya mal olacağını tahmin etmekte­yiz. Bu tesisler 20 bin 664 iğlik bir iğ-haneyi, 634 tezgâhlı bir dokuma kıs­mını ihtiva edecek ve 18 milyon met­re pazen, kabartma basma, perdelik, çamaşırlık ve normal basma kısmını ihtiva edecek ve senede 2000 - 2500 ton pamuk kullanacak, 1200-1500 işçi çalıştıracaktır.

Başvekil Adnan Menderes buradan vi­lâyete dönmüş, giderken olduğu gibi yollarda halkın alkış ve tezahürü ile karşılanmıştır.   

Vilâyette şehir ve vilâyet işleri hak­kında izahat alan Başvekil Adnan Menderes daha sonra iki Eylül cad­desinde Demokrat Parti yeni binasının temel atma töreninde hazır bulun­muştur. Başvekil Adnan Menderes geceyi Eskişehir'de geçirecektir.  Eskişehir :

Başvekil Adnan Menderes bugün Eskişehir çimento fabrikasının açılışı münasebetiyle yapılan konuşmaya başlarken bu merasimde hazır bulun­mağı çok arzu ettiği halde bir mâni sebebiyle buna imkân bulamamış olan muhterem Reisicumhurumuzun Eski­şehirlilere selâm ve muhabbetlerinin iblağına kendisini memur ettiğini ve bu zevkli vazifeyi ifa etmekten büyük bir bahtiyarlık duyduğunu bildirdik­ten sonra her zaman olduğu gibi bu defa da Eskişehir'e gelişinde gösteri­len sonsuz itimat ve muhabbet teza­hürlerine karşı minnet ve şükranla­rım sunmuş ve devamla demiştir ki:

«Sevgili Eskişehirliler,

Biraz sonra işletmeye açacağımız bu fabrika sizlerin eserinizdir. Sizler, bunun gibi daha nice eserleri yaratmak kabiliyetindesiniz. Eskişehir'i kısa za­manda cennete çevirecek meziyetlere sahipsiniz. Ben şahsen uzun zaman aranızda yaşadım. Nasıl çalıştığınızı gayretlerin neticesi olarak, yakın is­tikbalin Eskişehir'e neler vaad ettiği­ni takdir etmek hiç de güç değildir.»

Başvekil bu mesut açılış münasebetiy­le bazı düşüncelerinden bahsetmek is­tediğini ifade ile sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

«Bu.fabrikanın kurulması tasarlandı­ğı zaman, lüzumlu elektrik kudretinin merkezî bir tesisten alınması düşünül­müştü. Filhakika bugün bu fabrika, elektriğini garbi Anadolu enerji şe­bekesinden almaktadır. Bugün öğle­den sonra da yine elektriğini bu tesis­ten alacak olan başka bir müessese­nin, 40-45 milyon liraya mal olacak bulunan büyük bir tekstil fabrikasının temelini atacağız. Bu fabrika ve takip edecek niceleri, şimdi açışını yapmak­ta olduğumuz Eskişehir çimento fab­rikasının istihsal edeceği çimento ile kurulacaktır.

İşte Türk iktisadi zekâsının seyrine uygun olarak, plânlı ve tertipli çalış­malarla tahakkuk ettirilen ve ettiril­mekte olan kalkınma hareketinin en güzel örneğini ve muhtelif sahalar­daki hamlelerin birbirleriyle olan ahenkli irtibat ve münasebetlerini bu fabrikada görmek mümkündür.

Sevgili vatandaşlarım,

Bir çimento fabrikası deyip geçmeyiniz. Baha evvel konuşan arkadaşımın belirttiği gibi bir fabrika senede 4 mil­yon dolar tasarruf temin etmektedir. Bütün fabrikaları kurduğumuza göre dörder milyondan sağlanacak tasar­rufun yekûnu elli milyon dolardır. Ayrıca yapılan tevsilerle beraber, bu yekûn senede 70 milyon doları bula­caktır. Bu yalnız çimento hamleleri­mizden memlekete kazandırılmış olan döviz tasarrufudur.

Bütün bu çalışmalarımız bidayetten beri devam ederken, acaba bunların tediyesi nasıl olacaktır. Bunların al­tından nasıl kalkacağız şeklinde tel­kin edilmek istenen bedbin düşünce­lerin dikkate alınacak hiç bir kıymeti olmadığını, yalnız şu rakamlar dahi, en küçük bir şüpheye mahal bırakmayacak bir vuzuhla ispata kâfidir.

Memlekete kazandırılan bu mahiyet­teki tasarruflar yalnız çimento sanayisine münhasır değildir. Bütün diğer sanayi şubelerinde de vaziyet aynıdır. Her birisi milyonlarca döviz tasarru­funa imkân verecek olan diğer sınaî tesislerimizden şimdi burada bahset­mek güçtür. Fazla zamanınızı almak istemem. Yalnız çimento misaliyle di­ğer bir "çok hakikatlere kolayca inti­kal edebilirsiniz.

Muhterem vatandaşlarım,

Bu fabrikanın bir hususiyeti de, Es­kişehirlilerin, hususî teşebbüsün öz malı olmasıdır. Hükümet olarak biz bundan büyük iftihar duymaktayız. Çünkü biz, Türk iktisadî zekâsının yaratıcılığına inanmış olarak işbaşına geldik. Biz, Türk iktisadî zekâsının tıpkı bir kışlada gibi, mutlaka sıkı bir sistemin baskısı altında çalıştırılması lüzumuna kani değiliz. Türk iktisadî zekâsının önüne çıkabilecek maniala­rı kaldırmak, ona bazan rehberlik, bazan yardım etmek kâfidir. Bu, en kı­sa bir zamanda en büyük nimetlerin sağlanması neticesini verir, nitekim, yedi senelik çalışmalarımız, Türkün bu iktisadî zekâsına, kabiliyet ve kudretine bağladığımız emellerin hiç bir suretle beyhude olmadığını göster­miştir.

Hususî teşebbüsün bu yedi sene zar­fında memleketin dört bucağında ik­tisadi hayatın her sahasında vücuda getirdiği binlerce, onbinlerce eseri sa­yıp dökmek mümkün değildir. Resmî sektörün yani iktisadî devlet teşek­külleri ve onlarla iştirak halinde olan­ların yaptıklarını biliyoruz. Bunlar hakikaten muazzamdır. Fakat bunla­rın yanında, vatandaşlarımızın emek ve paralarıyla tabiî hükümetin çok yardımı ile, vücuda getirdiği sayısız eserler vardır ki, bunların hasılası çok daha büyüktür. Bu hasılayı tam bir bi­lanço halinde verebilmek için bütün memlekette ekiplerle aylardan beri tetkik ve tespitler yaptırmaktayız. 1950'den bu yana Türk hususî teşeb­büsünün vatanın her köşesinde ne ka­dar çok ve verimli eser vücuda getir­miş olduğunu, tespit ameliyesinin bu kadar uzaması da göstermektedir. Bu tespit ameliyesi bitince ve bu eserler kısa bir zaman sonra tam randımanı­nı vermeğe başlayınca, Türk iktisadî hayatının nasıl bir inkişaf elde etti­ğini ve nasıl bir kemale doğru ilerle­diğini takdir etmek çok kolay olacak­tır.

İleri hamlelerimizin bizi nereden ne­reye getirdiğini ifade için şunu da arzedeyim ki, çimento fabrikalarının şimdiye kadar dışarıdan getirdiğimiz makine ve aletlerinin yüzde seksenini halen memleket dahilinde imâl edi­yoruz. Tekstil sanayiinde de gene fab­rikaların yüzde 75-80 makine ve teç­hizatını dahilde imâl edecek hale gel­dik. Seker fabrikalarımız içi», de vazi­yet aynıdır. Pek yakın bir gelecekte kuracağımız büyük bir tekstil fabrika­sının bütün makineleri ve teçhizatı, en küçük çivisine kadar, memleketin öz mamulü olacaktır. Türk iktisadî ze­kâsının ve sanayileşme kabiliyetinin ilerlemede hudut tanımadığını bun­dan daha beliğ bir şekilde ispat ede­cek bir vakıa tasavvur olunamaz.»

Başvekil Adnan Menderes, sürekli al­kışlar arasında sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Muhterem vatandaşlarım,

Bu güzel eserinizin açılması münase­betiyle biraz evvel buraya geldiğim zaman, mesut bir tesadüf eseri olarak bir tarafımda büyük müttefikimiz Bir­leşik Amerika'nın yardım heyeti baş­kanı, öbür tarafımda da dost ve müt­tefik Alman cumhuriyetinin Büyük Elçisini buldum. Bunu hakikaten me­sut bir tesadüf telâkki etmek lâzım ge­lir. Çünkü bu güzel fabrika, Alman sı­naî mamulâtı ile yapılmıştır. Dost Al­manya'nın memleketimize iktisadî sa­hada gösterdiği yakınlığın, siyasî sa­hadaki işbirliğimizle mütenasip bir genişlikte olduğunu söylemekle bahti­yarım. Birleşik Amerika'ya gelince, büyük müttefikimizin yardımlarının gerek ordumuzun kuvvetlenmesinde, gerek iktisadî hamlelerimizin gelişme­sinde ileri bir şekilde müessir olduğu­nu söylemekle büyük bahtiyarlık duy­maktayım. Bu sözlerim, aynı zaman­da, gerek Amerika, gerek Almanya ile olan bu güzel münasebetlerimiz dolayısıyla bir teşekkür ifadesi olacak ka­bul edilmek lâzım gelir.»

Başvekil Adnan Menderes sözlerini, sürekli alkışlar ve hararetli tezahürler arasında fabrikanın Türk milletine ve Eskişehirlilere hayırlı olması temenni­siyle bitirmiştir.

5 Nisan 1957

 Eskişehir :

Başvekil Adnan Menderes bu sabah Eskişehir şeker fabrikası sanayii atöl­yeleri ile hava ikmal merkezini ziya­ret etmiştir.

Başvekil, şeker fabrikası sanayii atöl­yelerinde bir çok tesisleri görmüş ve yapılan imalât hakkında izahat almış­tır. Erzincan'da da bir benzeri bulu­nan bu atölyeler şeker fabrikalarımı­zın ihtiyacı olan bütün yedek parçala­rı tamamen karşılamaktadır. Eskişehir atölyesi, kazan ve türbün dairesinin bazı aksamı hariç bir şeker fabrikası­nı tamamen yapabilecek durumdadır.

Başvekil Adnan Menderes, hava ikmal genel merkezini    ziyareti    sırasındamuhtelif atölyeler ile astsubay okulu­nu gezmiş ve dört filodan mürekkep bir grupun akrobatik hareketini takip etmiştir.

Adnan Menderes, ikmal merkezinin hatıra defterine yazdığı şu cümleler­le intibalarmı tespit etmiştir:

«Eskişehir hava ikmal merkezini ziya­retimiz bizlerde en güzel intibalar ya­rattı. Başta kumandanları, bütün men suplarına en hararetli tebrik ve te­şekkürlerimi sunarım. Uçuş gösteri­leri harikulade olmuştur. Ayrıca he­yecanlarımızı da ifade etmek iste­rim.»

Başvekil Adnan Menderes, hava ikmal merkezinden dönüşte, demir sanayici­ler derneği kooperatifi tarafından in­şa edilmekte olan demir sanayii çarşı­sını görmüştür. Ankara asfaltı üze­rinde dördüncü kilometrede muhtelif bloklar halinde kurulmakta olan bu modern çarşı, iki aya kadar tamamla­nacak, şehrin muhtelif yerlerinde ça­lışan sanatkârları bir araya toplaya­rak seri imalât imkânını sağlayacak­tır. Esasen aynı derneğin alım-satım kooperatifi tek elden yedek parça te­min etmek ve mamullerin satışını tek elden sağlamak suretiyle bu istikamet­teki çalışmaları şimdiden teşkilâtlan­dırmaya başlamıştır. Yeni sanayi çar­şısına ileride 400 dükkân daha ilâve edilecektir.

Daha sonra Ticaret ve Sanayi Odası salonunda demir sanayii meşherini de gezen Başvekil, Türk sanatkârlarının meydana getirdiği çeşitli eserleri ayrı ayrı tetkik etmiştir. Bunlar arasında, lâstikleri hariç, asfalt serpme makine­leri, orak makinesi bıçakları, otomobil contaları, basküller, soba ve karyola­lar, dikiş makinesi ayakları ve möble-si, çeşitli ziraat aletleri göze çarpıyor­du. Başvekil, demir sanatkârlarını bir araya toplayacak olan yeni sanayi çarşısının toplu çalışmaya imkân verecek mânasına bilhassa dikkati çekerek memnuniyetini izhar etmiştir.

Sanayi çarşısından avdetinde beledi­yede, çeşitli belediye faaliyetleri hak­kında izahat aldıktan sonra Demokrat Parti il merkezini ziyaret eden Baş­vekil Adnan Menderes, buradan Cumhuriyet Halk Partisi il merkezine git­miş ve il başkanı, idare heyeti azala­rı ve Halk Partisi üyeleri ile memle­ket meseleleri üzerinde samimî has­bıhalde bulunulmuştur. Başvekil, Es­kişehir'in kaydettiği büyük hamleleri ve ilerlemeleri müşahede etmekten duyduğu memnuniyeti belirtmiş, Es­kişehir'in bu ilerlemesine yardım için her türlü müzaheretin gösterileceğini söylemiş, Ankara ve İstanbul'dan sonra şehir imarı bakımından koordinas­yon halinde ele alınacak ve plânları tam olarak yapılıp tatbikine geçile­cek on şehir arasında Eskişehir'in de bulunduğunu, asesen Eskişehir'in bu­na her bakımdan lâyık olduğunu kay­detmiş, halen Bursa'da vazife gören şehircilik mütehassıslar ekibinin oradan Eskişehir'e geleceğini müjdelenmiştir.

Başvekil aynı zamanda, kendisine Cumhuriyet Halk Partisi il merkezin­de gösterilen samimiyete teşekkür ederek, müveddet ve kardeşlik hisleri içinde yapılan bu ziyaretten duyduğu büyük memnuniyeti ifade etmiş «bu, böyle olacak ve daima da böyle devam edecektir» demiştir.

Başvekil  şunları   da     ilâve  etmiştir:

«Demokrasi rejimi başka memleket­lerde ancak asırlarca tatbik edildik­ten sonra rahatlığa kavuşabilmiştir. Bizim, bu derece az bir zamanda bu merhaleye varmış olmamız, Türk mil­letinin siyasî olgunluğunun bir eseri­dir. Hele önümüzdeki seçimlerden sonra demokrasimiz çok daha tabii mecrasına girmiş olacaktır. En zor za­manlan artık geride bırakmış bulunu­yoruz. Bundan böyle bu sahada da te­rakki yolunda yeni yeni merhaleler kaydedeceğimizden hiç şüphe yok­tur.»

Başvekil Adnan Menderes'in bu söz­leri tasviple karşılanmıştır.

Bütün bu ziyaretler esnasında kalaba­lık halk toplulukları hükümet reisini hararetle karşılamış ve uğurlamışlar-dır.

Başvekil öğleden sonra devlet demir­yolları cer ve yol atölyeleri tesislerini de gezmiş ve kendisine atölyelerin imalâtı hakkında geniş izahat verilmiş­tir.

Başvekil Adnan Menderes, devlet de­mir yolları fabrikasından ayrılırken işçilerin içten gelen sevgi tezahüratiyle uğurlanmış ve şiddetle alkışlanmış­tır.

6 Nisan 1957

 Ankara :

Türk - Ortadoğu Parlâmentolararası dostluk grupu umumi heyeti 5 Nisan 1957 Cuma günü T. B. M. M. kütüpha­nesinde toplanmış grupun mesai ve faaliyeti hakkında verilen izahat ve okunan faaliyet raporu üzerinde mü­zakere edilerek Ortadoğu milletleri arasındaki dostluk ve içtimaî, iktisa­dî rabıtaların kuvvetlendirilmesi hu­susunda kararlar alınarak içtimaya son verilmiştir. Bu arada yeni idare heyeti secimi yapılmış ve idare heye­ti reisliğine Edirne mebusu Rükheddin Nasuhioğlu, reis vekilliğine Bursa mebusu Hulusi Köymen, umumî kâ­tipliğe Kocaeli mebusu Hamza Osman Erkan, muhasipliğe Trabzon mebusu Pertev Sanaç, veznedarlığa Seyhan mebusu Dr. Sedat Barı ye murakıplıkla­ra Hakkari mebusu Übeydullah Seven ile Çorum mebusu Kemal Terzioğlu seçilmişlerdir.

 İstanbul :

Millî futbol takımımız bu sabah saat 9.30'da Kahire'den uçakla yurda dön­müştür.

Gerek idareciler ve gerekse millî oyuncularımız elde ettikleri galibiyetin se­vinci içinde tahassüslerini şu şekilde ifade etmişlerdir:

«İddialı bulunan Mısır takımına kar­şı takımımız daha ilk dakikalardan itibaren çok canlı ve seri bir oyun çı­karmış ve ikinci dakikada Lefter sol­dan aldığı bir pası müdafileri geç­mek suretiyle iyi kullanarak güzel bir şutla ilk golümüzü yapmıştır. Takımı­mız bu golden sonra da üstün oyunu­nu devam ettirmiş ve yirmibirinci da­kikada  ceza    sahası içinde    yapılan faulü hakem penaltı ile cezalandırdı­ğından yine Lefter ikinci golümüzü kaydetmiştir. Mısırlıların bütün gay­retlerine takımımız rakip tarafa sayı fırsatı vermemiş ve ilk devre 2-0 ga­libiyetimizle sona ermiştir.

İkinci devrede Kadri yerine Hilmi'yi alan takımımız hakikaten fevkalâde bir oyunla altmışıncı dakikada Lef­ter vasıtasiyle üçüncü ve maçın bit­mesine iki dakika kala Hilmi vasıta­siyle dördüncü golü çıkararak maçı 4-0 kazanmıştır.

 Bilecik :

Başvekil Adnan Menderes'in dün şeh­rimizi ziyareti coşkun tezahürata vesi­le olmuştur.

Saat 16'da Eskişehir'den hareket eden ve yol boyunca halk toplulukları tara­fından hararetle selâmlanan Başvekil, Bozöğüke vardığı zaman kasabanın methalinden itibaren, atlı efeler baş­ta olmak üzere, halkın büyük tezahür­leri ile istikbal edilmiştir. Adnan Men­deres otomobilinden inerek caddeyi iki sıralı doldurmuş bulunan Bozöğüklülerin sevgi gösterileri arasında hükûmet konağına kadar yürümüştür. Hükümet konağı balkonundan Bozöğüklüleri selâmlıyan ve kendilerine hararetle teşekkür eden hükümet rei­si, bir knuşma yaparak büyük iktisadî kalkınmamızda milletçe elde edilen başarılı neticeleri hatırlatmış, memle­ketin umumî hayatında görülen inki­şafın dünle mukayese edilemeyecek derecede muazzam olduğunu belirte­rek yurdun dört bir köşesinde eserle­rini veren bu gayretlerden Bilecik'in de gittikçe daha fazla ölçüde nasibedar olacağını söylemiştir.

Sık sık alkışlarla kesilen bu konuşma­sını müteakip aynı sıcak, tezahürat arasında Bozöğükten ayrılan Başve­kil, saat 18'e doğru Bilecik'e varmış­tır. Bu ziyaret dolayısiyle sokaklara dökülmüş olan Bilecik halkı, hükümet reisini son derece samimî bir muhab­betle istikbal etmiştir.

Başvekil yaya olarak coşkun tezahür­ler arasında hükümet konağına gel­miş ve burada toplanmış olan Bileciklilere hitap ederek demiştir ki:

«Sizler, koca bir imparatorluğa beşik­lik etmiş olan bir bölgenin sakinleri ve kahraman evlâtlarısınız. İrfan ve izanını tarihin derinliklerinden alan büyük Türk milletinin bir kolu bura­dan kalkarak kısa bir zamanda Viya­na kapılarına kadar gelişmiştir. Bu­gün de hakikaten öğünülecek bir şe­kilde inkişaf etmekte olan iktisadî kal­kınmamız, gene aziz Türk milletinin bizzat kendi eseridir, kendi emek ve azminin mahsulüdür. Burada doğan imparatorluk nasıl viyana kapılarına kadar gelişmişse iktisadî kalkınmasını başarmakta olan Türk milleti, aziz Atatürk'ün dediği gibi, muasır mede­niyetlerin seviyesine çok kısa bir za­manda ulaşmakta asla gecikmiyecektir.

Başvekil Adnan Menderes, iktisadî kalkınma hamlelerinden Bilecik'in de lâyık olduğu genişlikle faydalanmakta gecikmiyeceğini ve dileklerinin müm­kün olduğu kadar kısa bir zamanda tahakkuk ettirileceğini söyledikten sonra sözlerini sürekli alkışlar ara­sında şöyle bitirmiştir:

«Milletimiz nurlu bir istikbale tevec­cüh etmiştir. Şür'atle ilerlemekte ol­duğumuz bu hedefe çok geçmeden va­racağız. Böylece bu memlekette sefa­letin son kırıntıları da, önümüzdeki kısa yıllarda, ebediyen millî hudutla­rımızın dışına çıkarılmış olacaktır. Fil hakika 7 sene gibi çok kısa bir devre içinde tahakkuk ettirilmiş olan ilk im­kânları hazırladığını dikkate alırsak, Türkiye'nin ne derece mesut bir dev­renin eşiğinde olduğunu kolayca anlıyabiliriz.»

Başvekil'daha sonra hükümet kona­ğında Bileciğin muhtelif kazalarından gelen! heyetlerle görüşmüş, vilâyet me­seleleri hakkında izahat almıştır.

Müteakiben Ziraat Bankasının yeni inşa ettirdiği modern binanın açılışını yapan Başvekil Adnan Menderes, bu­radan Cumhuriyet Halk Partisi il mer­kezine giderek parti idare heyeti ve partililerle hasbihalde bulunmuştur. Bileciki ziyaret eden hükümet reisini Halk Partisi binasından alkışlayan ve daha sonra vilâyete de gelen Halk Partisi mensuplarına Başvekil teşekkür etmiş ve demiştir ki:

«Demokrasimiz, geçirilmesi zarurî sa­yılabilecek bir .takım bocalamalardan sonra en doğru istikametini mutlaka bulacaktır. Demokrasi, gerek iktidar, gerek muhalefet için toptan Kötüleme rejimi demek değildir. Her iki tarafın söylediklerinde birer hakikat payı bu­lunduğunu kabul edecek olursak böy­le bir anlayışın beslediği hürriyet ha­vası içinde hem fikirlerimizi rahatça söylemenin, hem siyasî mücadelemizi tam bir olgunluk içinde yapmanın yo­lu bulunmuş olur. Böylece muhalefe­tin de memlekete büyük hizmetler ifa etmesi mümkündür. Yoksa durmadan iktidarı engelleme ve memleketi kötü­leme gayretleri, iktidardan ziyade biz­zat memlekete zarar getirir. Bu haki­katleri öğreneceğiz. Ne iktidar muha­lefeti, ne de muhalefet iktidarı yok edebilir. Birbirimize tahammül etme­miz zarurîdir. Bir defa bu anlayışa va­rıldıktan sonra karşı saflarda bulun­mamıza rağmen, birbirimize yardım etmemiz de mümkün olur.»

Başvekil Adnan Menderes'in memnu­niyet ve tasviple karşılanan bu sözle­rinden sonra Bilecik Halk Partilileri adına şu mukabelede bulunulmuştur:

«Halk Partililer, sayın hükümet reisi­ni Bilecik'te karşılamaktan büyük şe­ref duyarlar, parti merkezimize teşrifi­nizden dolayı da ayrıca şükranlarımızı sunarız.

Yüksek malûmunuz olduğu veçhile Partilerimizin programları ayrıdır. Bi-mücadelemizde daima kendi progra­mımızı müdafaa etmekteyiz. Fakat buna rağmen iktidarın bu memlekete sağladığı iyilikleri de hiç bir zaman inkâr etmiyoruz ve etmiyeceğiz. Biz muhalefeti böyle anlamaktayız. Par­tilere verdiğiniz dersten memnunuz. Bu havanın Bilecik'te de tam mânasıyla tehessüsü sayesinde vilâyetimizin çeşitli ihtiyaçlarını el birliği ile ta­hakkuk ettirmek şüphesiz mümkün olacaktır. Sizi hürmetle selâmlarız.»

Başvekil bu ziyaretten sonra halkın te­zahürleri arasında Söğüt'e hareket et­miştir. Kasabaya girmeden Ertuğrul Gazi'nin türbesi önünde tevekkufla türbeyi ziyaret eden Adnan Mende­res, vaktin hayli gecikmiş olmasına rağmen kendisini saatlerden beri beklemekte olan bütün Söğütlüler tarafın dan istikbal olunmuş ve bu sıcak mu­habbet tezahürlerine hararetle muka­bele etmiştir. Başvekil burada yaptığı kısa konuşmada Söğütlülerin kendisi­ni cidden müteşekkir ve minnettar bıraktıklarını belirtmiş, aynı sevgi gös terileri arasında uğıırlanarak Anka­ra'ya dönmek üzere Eskişehir'e hare­ket etmiştir.

 Ankara :

Hayır müesseselerimizden biri olan Türkiye Kızılan cemiyetinin geçen yıl yaptığı yardımların tutarı 14.768.728 lirayı bulmuştur.

Bu yardımlar arasında, zelzele mıntı­kalarına yapılan nakdî ve aynî yar­dım tutarı 609.626 lira ile sel felâketzedeleri için yapılan yardımlar tutarı 589.182 lirada mevcuttur.

Gerze yangını için 406.923 lirası nakdî olmak üzere 744.038 lira yardım yapıl­mış bulunmaktadır.

Heyalân felâketzedeleri için sarfedilen meblâğ 43.815 liradır.

Dış memleketlere yapılan yardımlar m ey anında, Afganistan'a .maruz kal­dığı büyük sel ve zelzele felâketi dolayısiyle 188.714 lira, zelzele felâketine uğrayan İran'a 106.403 lira, sel felâke­ti dolayısiyle Lübnan'a 58.815 lira, Filistin'li Arap mültecilerine 14.088 lira yardım mevcuttur. Ayrıca, Macaris­tan'daki son müessif hâdiseler dolayı­siyle âcil yardım olarak 36.990 liralık ilâç ve malzeme gönderilmiştir. Bu suretle Kızılay cemiyeti tarafından 1956 yılı sonunda yapılan memleket dışı yardımların tutarı 405.012 lira ol­muştur.

Bundan başka yurt içinde, hastalıkla savaş için 548.520 lira yüksek tahsil gençliğine 1.376.608 lira, aynı ve nakdi olmak üzere müteferrik yardımlar için de 1.475.739 lira sarfedilmiş bulunmak­tadır.

Diğer taraftan Kızılay cemiyeti 1956 yılı sonunda 17.470.985 liralık gelir el­de etmiştir. 1955 yılma .nazaran gelir­lerde %60 nisbetinde bir artış mevcut­tur. Safi gelir tutarı 2.702.257 lira da ihtiyata ayrılmış bulunmaktadır.

 Ankara :

Tanınmış mütefekkirlerimizden mer­hum Prof. Remzi Oğuz Ank'ın ölümü­nün 3'üncü yıldönümü münasebetiyle bugün saat 16'da Türkocağında bir anma töreni tertip edilmiştir.

«Remzi Oğuz Arık'm eserlerini yayma ve anıtını yaptırma derneği» başkanı doçent Dr. Reşat Aktan'ın bir konuşmasıyla başlıyan ihtifalde, mebuslar, profesörler, merhumun yakın dostla­rı, dernek mensupları ve kalabalık bir gençlik kitlesi hazır bulunmuştur.

İlk sözü Prof. İsmail Hakkı Baltacıoğlu almış, merhumun muhtelif cephe­leri üzerinde durarak, hatıralarından bahsetmiştir. Daha sonra Prof. Bed­rettin Tuncel edebî şahsiyetini belirt­miş ve eserlerinden misaller vermiş­tir. Bu arada, Remzi Oğuz Arık'ın, radyo'da yapmış olduğu «Türk milli­yetçiliği ve inkılâpları» konulu ko­nuşmalarından biri kendi sesinden nakledilmiştir. Müteakiben, şair Beh­çet Kemal Çağlar söz almış, Remzi Oğuz Arık'ın Türk milliyetçiliği hareketindeki yerini belirterek, merhumun «Coğrafyadan Vatana» adlı eserinden parçalar okumak suretiyle fikirlerini açıklamıştır.

 Ankara :

Memleketimizin muhtelif cins ve ka­litedeki kâğıt ihtiyacının karşılanma­sı maksadiyle 1950'den buyana yıllık istihsali 18 bin tondan 53 bin tona çı­karılmış olan İzmit tesislerini 100 bin ton istihsal kapasitesine ulaştıracak tevsiin yanında yeni iki kâğıt fabrika­sının kurulması kararma varılmış ve bu işin tahakkukunu teminen yapıla gelen çalışmalar müspet neticelerini vermeğe başlamıştır.

Kurulacak yeni iki kâğıt fabrikasının mahallini ve istihsal kapasitesi ile mamul çeşitlerini tayin ve tespit mak­sadiyle evvelâ kendi elemanlarımız ta­rafından ve bilâhare de tanınmış ya­bancı mütehassıslar marifetiyle yaptı­rılan teknik ve iktisadî etüdler sonun­da Tarsus'ta senede 35 bin ton kapa­sitede bir kâğıt fabrikası ile bunun tamamlayıcı tesislerinden olan selüloz, sutkostik ve klor fabrikalar: kurulma­sının her bakımdan verimli ve yurdu­muz için de çok faydalı olacağı neti­cesine varılmıştır.

Demokrat Parti iktidarının takip ede-gelmekte olduğu iktisadî politikanın bir icabı olarak bu müsbet işin de em­sali işlerde olduğu gibi hususî serma­ye yatırımı suretiyle tahakkuk etti­rilmesi keyfiyeti üzerinde durulmuş ve bu maksatla evvelâ fabrikanın kuru­lacağı vilayetten hususî müteşebbisler davet edilerek bugün Sümerbank Umum Müdürlüğünde Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve İçel mebusu Re­fik Koraltan'm başkanlığında İşletme­ler Vekili Samet Ağaoğlu ile İçel me­buslarının hazır bulundukları bir top­lantı yapılmıştır. Bu toplantıda tetkik neticeleri alâkalılara izah edilmiş ve yapılan görüşmeler sonunda sermaye­sinin asgari %75'i tamamen hususi müteşebbislere ait olmak üzere 25 milyon lira sermayeli bir anonim şir­ket teşkili kararma varılmıştır.

Şirket sermayesinin 12-15 milyon li­rası İçel vilâyetindeki hususî müte­şebbislere, 5-8 milyonu başta bu fab­rikanın yapacağı kâğıt çeşitlerini ge­niş ölçüde istihlâk edecek olan Sey­han, Hatay ve Antalya vilâyetleri ol­mak üzere diğer bölgelerden şirkete iştirak arzusunu izhar edecek hususî müteşebbislere tahsis edilmiş ve şir­ket statüsünün ihzarına başlanarak 25 Nisan 1957 günü statüyü imzalamak üzere ikinci bir toplantı yapılması ka­rarma varılmıştır.

Bu şirketin Tarsus'ta tesis edeceği kâ­ğıt fabrikası senede 25 bin ton yazı ve tabı kâğıdı, 10 bin ton muhtelif cins ambalaj kâğıdı imal edecektir. Selüloz fabrikasında senede 90-100 bin ton saman, pamuk sapı, kargı ve çeltik kullanılacaktır. Bu suretle de şimdiye kadar hiç bir iktisadî değer taşıma­yan pamuk saplarının ve çeltiğin kıy­metlendirilmesi de imkân dahiline gir miş olacaktır.

Yapılan hesaplara göre tesis 45-50 milyon liraya mal olacak ve 2-2,5 sene içinde işletmeye alınmış bulunacaktır. Ortalama 1200 işçi çalıştıracak ve as­garî bir hesapla senede 22 milyon li­ralık döviz tasarrufu sağlayacak olan bu tesis memleketimiz için büyük bir kazanç olacaktır.

 Ankara :

Şehrimizdeki yüksek askerî okulların da iştirakiyle kara harb okulumuz ta­rafından tertip edilmiş olan Türkiye tarihî kahramanlık günü, bugün saat 15'de Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi salonunda, Reisicumhur Ce­lâl Bayar'm huzuriyle kutlanmıştır.

Vekillerle mebusların, yüksek rütbeli generallerin, malûl gazilerin, eski mu-hariblerin ve kalabalık bir vatandaş topluluğunun hazır bulunduğu toplan­tıyı harb okulu kumandanı Tuğgene­ral Muhittin Okyayuz açmıştır. Harb okulu kumandanı, kahramanlar ocağı harb okulunun böyle bir program ter­tibini üzerine almaktan son derece mesut olduğunu belirtmiş, şerefli ta­rihi baştanbaşa kahramanlar ve kah­ramanlıklarla dolu olan Türk milleti­nin her biri birer şahika teşkil eden büyük zaferlerinden bugün yalnız en önemli üçünün canlandırılacağını söy­lemiştir.

Tuğgeneral, bu tablolardan birinin Malazgirt zaferine, ikincisinin İstan­bul'un fethine, üçüncüsünün ise İstik­lâl savaşımıza ve büyük taarruza tah­sis edilmiş olduğunu söylemiş ve kah­ramanlık  gününü  açmıştır.

Müteakiben Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Türk silâhlı kuv­vetlerinin tahassüslerini belirten bir konuşma yapmıştır.

Semi Ergin, Türk ve kahramanlık kelimelerinin dünya tarihinde birbir­lerini tamamlayan iki kelime halinde yer aldığını, kahramanlık denince Türkün, Türk denince de kahramanlı­ğın hatıra geldiğini söylemiştir.

Vekil, Selçuk hükümdarı Alp Arslan'ın 1071 yılında Bizans imparatoru ve başkumandanı Romen Diyojen'e kar­şı kazandığı zaferde görüldüğü şekil­deki kahramanlıkları, ak saçlı koca tarihin, yalnız Türklere ait destanla­rında kaydettiğini belirttikten sonra demiştir ki :

Bu münasebetle şunu ifade etmekle bahtiyarım ki, bu tarihi vakaların cereyan ettiği Malazgirt'in tarihi şan ve şerefiyle mütenasip bir hale getiril­mesi ve ünlü Türk kahramanı Alp Arslan'ın Malazgirtte ve İstanbulda birer heykelinin dikilmesi karar altı­na alınmıştır. Böylece tarihin seyrini değiştiren kahramanımızın nesillere mücessem bir halde intikali sağlan­mış olacaktır.

Millî Müdafaa Vekili, tarihin uzun seyri içinde daha yakın maziyi hâtı­ralarda canlandırmış ve Türk'ün Mondros idam hükümnamesini başta eşsiz kahraman Atatürk olduğu halde, yine kahramanlık ve mertlik vasıf­ları sayesinde, istiklâl harbinde, sün­güsü ile yırttığını, meşum hükümleri­ni kanı ile temizlediğini ve müstakim ve medenî vasıfları ile bir Türkiye Cumhuriyeti kurduğunu  anlatmıştır.

Vekil daha sonra şöyle demiştir:

«Cumhuriyetimizin kahraman çocuk­ları, ecdadının ustaca kullandıkları silâhlar gibi bugünün silâhlarını da aynı maharetle kullanmaktadırlar. Bu cümleden olarak meselâ jetcilikte en ileri saflarda bulunuyorlar. Demek ki, bugünkü Türk nesilleri asırlar boyunca değişmeyen ve azalmayan fazilet ve kahramanlık vasıflarını bugü­nün en yüksek teknik ve kültürü ile yoğurmak suretiyle hâlin ve istikbalin kahraman namzetleri olarak bulun­maktadırlar.

(Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız) ifadesi, Cumhuriyet neslinin vecibesi olmuştur.»

Semi Ergin, konuşmasının sonunda da demiştir ki ;

«Sevgili aziz yurdumuzun banisi kah­raman Atatürkün Türk milletini mua­sır milletler seviyesi üstüne çıkarmak yolundaki parolasını, vatanda her sa­hada dinamik hamlelerle yürüten kahraman Türk milletinin yalnız harp sahalarında değil barış içinde mede­niyet zaferlerine ve şahikalarına ula­şarak mesut ve müreffeh bir vatan ya­ratmak yolundaki kahramanca faali­yetlerini de böyle bir kahramanlık gü­nünde yâd etmek, (her- şey vatan için) diye telhis edebileceğimiz aziz mille­timizin fazilet ve inanışlarına bir şük­ran ifadesi olacaktır.»

Bunu takiben Harp Okulu kurmay başkanı kurmay yarbay Hanefi Erge-nekon, Malazgirt meydan muharebe­sinin bir tarihçesini vermiş ve bu ko­nuşma sırasında sahnede de mağlûp Bizans imparatoru Diojen'in Alp Arş­ları huzuruna getirilişi, bir tablo ha­linde canlandırılmıştır.

Harp Okulu öğrencileri tarafından toplu olarak okunan şiir ve kahra­manlık türkülerinden sonra progra­mın ikinci kısmında alay kumandan . muavini yarbay Fuad Aktulga, İstanbulun fethine dair bir konuşma yapmış, fetih şiirleri okunmuş ve Ulu_ batlı Hasan ve Fatih, ismindeki ikinci zafer tablosu sahnede canlandırılmıştır. Harp Okulu ağız armoni müzika takımı tarafından kahramanlık marş­ları çalınmasından sonra programın üçüncü kısmında büyük taarruz ele alınmıştır.

Binbaşı Galip Erker'in büyük taarru­zu canlandıran ve askerî harekât hak­kında izahları ihtiva eden konuşma­sını takiben zafer şiirleri okunmuş ve (Mustafa Kemal Kocatepe'de) tablo­su temsil edilmiştir.

Kahramanlık türkülerinden sonra malûl gazilerle eski muhariplerden bir grup, büyük tezahürat arasında sahneye çıkmışlar ve kendilerine, minnet ve şükran ifadesi olarak biri erkek, diğeri kız iki Harbiyeli tara­fından buketler verilmiştir. Bunun üzerine aralarından bir eski muharip söz alarak alkışlar arasında şu konuş­mayı yapmıştır :

«75 yıllık ömrümüzün ve 45 yıllık as­kerî hayatımızın en büyük mükâfatını bizlere kazandırmış bulunuyorsunuz. Saçlarımızın ağarmasına, belimizin bükülmesine bakmayınız. Yarın mil­letin selâmeti için bir müdafaa mu­haberesine girerseniz gene aranızdayız. Malûl gazilerle eski muharipleri hatırlıyarak bize bu şerefli günü ya­şatan Harp Ok-uluna ve onun men­suplarına şükranlarımızı arzederiz.»

900 yıllık Anadolu tarihimizin aziz şehitleri için bir dakikalık saygı du­ruşunu takiben Harp Okulu bando­sunun çaldığı Harp Okulu marşı ile Türkiye tarihi kahramanlık günü programı sona ermiştir.

Millî tarihimizin hususî birer mâna ve ehemmiyet taşıyan çok büyük üç zaferini cidden muvaffakiyetle can­landıran ve yaşatan Harp Okulunun bu gösterisi, hazır bulunanlar tara­fından büyük bir heyecanla uzun uzun alkışlanmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar üç saatten fazla süren kahramanlık günü göste­risini takiben okul kumandanı Tuğ­general Okyayuz'a tebrik ve teşekkür­lerini bildirmiş ve halkın alkışları arasında Dil ve Tarih - Coğrafya Fa­kültesi binasından ayrılmıştır.

 Ankara :

Tarsus sellüloz ve kâğıt fabrikası şir­ketinin kurulması münasebetiyle Baş­vekil Adnan Menderese şu telgraf gön­derilmiştir :

«Sınai kalkınmamızda bilhassa hususî teşebbüse büyük bir değer veren ikti­sadî politikamızın yeni bir numunesi­ni de, işaret ve direktiflerinizle tahak­kuk safhasına girmek üzere olan Tar­sus sellüloz ve kâğıt fabrikası ver­mektedir. Bugün sayın Meclis Reisi­nin başkanlığında İşletmeler Vekili sayın Samet Ağaoğîu, İçel mebusları ile İçel Valisi ve İçel'in hususî müte­şebbislerinin de iştiraki ile Sümer-bank'ta yapılan ilk toplantıda, Tar­sus fabrikasını tahakkuk ettirmek üzere sermayesinin % 70 inden fazlası tamamen hususî müteşebbislere ait olmak üzere 25 milyon lira sermayeli bir şirket teşkili hususunda karar ve­rilmiştir. Durumu arzederken bu se­vinçli günü bizlere idrâk ettirmiş bu­lunmanızdan dolayı sonsuz şükranla­rımızın kabulünü istirham eyleriz.»

İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu, İçel mebusları Hüseyin Fırat, Rüş­tü Çetin, Mehmet Mutlugil, İbra­him Görgün, Yakup Akın, İçel Valisi Cavit Okyayüz, Mersin Be­lediye Reisi Zeki Ayan, Tarsus Be­lediye Reisi Sait Polat, Ziya Gü­venç, Şaban Gazioğlu, Ahmet Si-dali, Abdülkadir Perşembe, İzzet­tin Saygın, Sadi Kaplancaiı, Zeki Bodur, Kâzım Rüştü Güven, Mus­tafa Koçer, Hulusi Açıkahn, Vâsıf Gücük, Kemal Tursunbay, Nuret­tin Algel, Maron Selfun.»

 Ankara :

Hariciye Vekâletinden tebliğ edilmiş­tir :

Fransa hükümeti eski Nazırlarından Elçi Christian Fouchet riyasetindeki bir Fransız heyeti ile, Türkiye Harici­ye Vekâleti umumî kâtip muavini Elçi Hasan Işık riyasetindeki .bir Türk he­yeti arasında 21 Mart 1957 tarihinde Ankarada başlamış olan Türk - Fran­sız iktisadî ve malî görüşmeleri, 6 Nisan 1957 cumartesi günü, Türk ikti­sadi kalkınmasında Fransız iştiraki­nin muhtelif cephelerine ve iki mem­leketler arasındaki ticarî mücadeleye taalluk eden bir protokolün imzalan­ması ile nihayete ermiştir.

Bu protokol, evvelce Fransa tarafın­dan açılmış teçhizat kredisi taksitleri­nin tasfiyesini temin edecek ahkâmı derpiş etmektedir.

Diğer taraftan Fransanın, Türkiye ta­rafından verilecek 43,5 milyon liralık 15,5 milyon dolar) yeni teçhizat sipa­rişlerinin finansmanını teshil etmesi kararlaştırılmıştır.

Ticari sahada, ise iki memleket ara­sındaki ticarî mübadele hacmini his­sedilir bir şekilde arttırmak maksadiyle tedbirler vazedilmiştir.

Protokol Ankarada Hariciye Vekâle­tinde  imza  olunmuştur.

8 Nisan 1957

Ankara ;

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil' Büro­sundan bildirilmiştir :

Avrupa müttefik kuvvetleri yüksek kumandanı General Lauris Norstat, bugün, alâkalı millî kahramanların makamların muvafakatini almak su­retiyle Tümgeneral Brooke E. Allen'i Tümgeneral A. Grussendorfun halefi olarak Haziran 1957 tarifinde görevine başlamak üzere, karargâhı İzmirde bulunan 6 ncı müttefik taktik hava kuvvetleri kumandanlığına tayin et­tiğini açıklamıştır. General Allen'in bundan Önceki vazifesi Avrupa askerîhava servisi kumandanlığı idi. Gene­ral Grussendorf, mühim bir vazifeye tayin edilmek üzere Amerikaya döne­cektir.

6 ncı müttefik taktik hava kuvvetleri, Ekim 1953 tarihinde kurulmuş, Türk ve Yunan Nato hava kuvvetleri bir­liklerinden müteşekkildir. Karargâhı Napolide bulunan Güney Avrupa müt­tefik kumandanlığına bağlıdır.

Elâzığ :

Elâzığ şehri ile bu şehirdeki sanayiin, Ergani ve Maden işletmelerinin muh­taç bulunduğu enerjisi temin etmek ve Uluova'da cazibe ile ve elektro-pompa ile sulama yapmak maksadile tesis edilmekte olan 6.000 kilovatlık ve 12.000 kilovat nihaî fakattaki Elâ­zığ Hazar golü hidroelektrik santra­lının Devlet Su İşleri Umum Müdür­lüğünce inse ettirilen su isale tüneli bugün. delinmiştir.

Bu tünel Türkiyede mevcut en uzun su tünelidir.

Mezkûr hidroelektrik santral, Elâzığın takriben 20 km. güney doğusunda­ki «Hazar» veya «Gölcük» gölünde senelerden beri birikmiş bulunan suları kullanacaktır.

Santralın inşa edildiği mahal göle takriben 6 km. mesafede olup göl ile santral arasında 316 metrelik bir su­kut mevcuttur.

Proje, 4,453 metre uzunluğunda 4,5 metreküp saniye kapasitede ve vasati 6.12 metrekarelik atnali maktamda bir tünel açılarak golün 28 metre derinliğine kadar mevcut 2,5 milyar metreküp suyun alınmasını ve tüne­lin ucundan itibaren de 1,653 metre uzunluğunda bir cebrî boru inşası ile bu suyun 6 kilometre tazyikli bir sis­temle santrala ulaştırılmasını derpiş etmektedir.

Bu maksatla gölün hemen kenarından 38 metre derinliğinde bir kuyu açıl­mış, hem bu kuyudan hem de diğer uçtan ilerlenerek bu su tüneli açıl­mıştır.

Tünel, mühendislik ve inşaat tekniği bakımından çok müşkül ve muğlak bir durum arzetmiştir.

Tamamen tektonik bir arazide olan tünelin açılması sırasında müyük mik­tarda su ve çamurla karşılaşılmıştır. Pompajlarla saatte 700 ton su, tüne­lin içinden atılmış ve hafriyat bu şartlar  altında yapılmıştır.

Tünelin hemen hemen % 80' i metonla kaplanmış ve % 30 unun da çimen­to enjeksiyonu ikmal edilmiştir.

Tünelin sonunda 54 metre yüksekli­ğinde ve 9 metre çapında bir de den­ge bacası mevcuttur.

Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından inşa ettirilmekte olan su ağzı tüneli ve denge bacasına 6 mil­yon 950.000 T.L. sarfedilmiş olacaktır.

Ayrıca, Etibank tarafından inşa etti­rilmiş olan cebrî boru ve-santrale 8.800.000 T.L. sarfedilmiştir.

Böylece, bu santral cem'an 15.750.000 T.L. sına mal olacaktır.

Santral ile cebrî boru ve Elâzığ, Er­gani ve Mağden'e enerji nakledecek olan hava hatları tamamen hazırdır. Tünel beton ve enjeksiyon işlerinin önümüzdeki bir kaç ay zarfında ikmal edilerek santralin Ağustos ayı içinde işletmeye açılacağı tahmin edilmekte­dir.

Santralde senede, 45 milyon kilovat saat enerji üretilecektir.

Bu maksatla gölden senede vasati 78 milyon metreküp su çekilecektir. Bu suretle gölün zamanla seviyesi 28 met­re düşecektir. Gölün su istiabını art­tırmak maksadile Dicle'nin kolların­dan olan Behramaz çayı göle çevrile­cek, gölden çıkan sular da Fırat neh­rinin kollarından olan Murata verile­cektir. Böylece Dicle ve Fırat nehir­leri birleştirilmiş olacaktır.

Behramaz deresinin göle çevrilmesi işi de Devlet Su İşleri Umum Müdürlü­ğünce 4.500.000 T.L. sına ihale edil­miştir.

Santraldan. çıkan su ile Elâzığ şehri­nin kurulmuş bulunduğu Uluova'da 30.000  dönüm  arazi  sulanacaktır.

Üretilen enerjinin şehir ve sanayi İh­tiyaçları dışında kalan kısmı ile ise, Fıratm kolu olan Murat kenarında te­sis edilecek bir pompa istasyonundan ve açılacak kuyulardan faydalanıla­rak 180.000 dönüm arazinin sulanma­sı mümkün olacaktır.

 Ankara  :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Reis Vekillerinden Fikri Apaydının ri­yasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman, Koceli mebusu Turan Güneşin İstanbul Üniversitesi İktisat ve İçtimaiyat Enstitüsünün tertip ettiği konferanslara dair Çalış­ma Vekilinden şifahî suali, soru sahi­binin ikinci defa olarak Mecliste hazır bulunmamasından dolayı düştü.

Bundan sonra Atatürk Orman Çiftliği arazisinden 1950 dekarın satılması hakkındaki kanun lâyihasının müza­keresine geçildi. Lâyihanın müzakere­si sırasında söz alan Kocaeli mebusu Sadettin Yalım ı'D.P.) bu neviden bir satışı tazammun eyleyen kanun lâyi­hasına müspet rey vermeyeceğini bil­dirdi. Kars mebusu Sırrı Atalay (C.H. P.ı satılacak arazinin âmme menfaat­lerine tahsis edilmesini memnuniyetle karşıladığını, ancak hususî eşhasa sa­tılacak arazi bölümünün Kanun lâyi­hasından çıkarılmasını ifade etti.

Bütçe encümeni adına konuşan Zon­guldak mebusu Sebati Ataman, kanun lâyihası hakkında malûmat vererek, bu satışın orman çiftliğinin bütünlü­ğüne halel getirmeyeceğini, belirtti ve hususî eşhasa satılacak olan kısımlar üzerinde durarak, evvelce orman çift­liğine ait parça arazinin hususî şa­hısların arazisi içinde kalmış bulun­duğunu bu sebeple bu arazi parçala­rından istifade edilemediğini, bundan dolayı bunların eşhasa satılma yoluna gidildiğini söyledikten sonra, Orman Çiftliğinin envestisman programı üze­rinde durdu ve on milyon lira civa­rında bulunan bu envestismanm altı milyon lirasının bu satışla elde edile­ceğini ve on milyon liralık yatırımla yeniden yoğurt fabrikası, ahırlar, sağımhaneler kurulacağını, yoncalık ve sulama tesislerinin meydana getirileceğini bildirdi. Sebati Ataman bundan sonra kültüre müsait olmayan mevzuubahis arazi parçalarının, karayol­ları umum müdürlüğüne, makina kim­ya endüstrisi kurumu umum müdür­lüğüne hububat silosu inşası için Top­rak Mahsulleri Ofisi Umum Müdürlü­ğüne, Sarıyar tesisleri vazifelilerinin mesken ihtiyacını karşılamak için Eti-bank Umum Müdürlüğüne, regülâtör tesisi için Devlet Su İşleri Umum Mü­dürlüğüne, jandarma, polis karakol­ları ve P.T.T. binası inşa edilmek üze­re hazineye, havagazı ve elektrik te­sisleriyle fabrikalar inşası için iktisa­dî devlet teşekkülerine, şap mücadele enstitüsü ve lâboratuvarlarının inşası için hazineye satılacağını bildirdi.

Bundan sonra Çankırı mebusu Tahsin Nahit Uygur (D.P.) Orman Çiftliğinin istihsalinin artması mevzuunda dur­du, Manisa mebusu Hikmet Bayur, amme yararına yapılacak satışların memnuniyetle karşılanacağını belirt­ti. İzmir mebusu Pertev Arat da ayni görüşü müdafa etti. Neticede kanun lâyihasının birinci müzakeresi ta­mamlandı.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında ziraat edaları ve Ziraat Odaları Birliği kanunu lâyihasının ikinci müzakeresine devam edildi. Ba­zı silâh, mermi ve malzemenin Lüb­nan hükümetine satılması hakkındaki kanun lâhiyasının köy enstitüleri ile ilk öğretmen okullarının birleştiril­mesine dair 6234 sayılı kanunun mu­vakkat birinci maddesine iki fıkra ilâvesi hakkındaki kanun lâyihasının birinci konuşmaları yapıldı.

9 Nisan 1957

 Ankara  :

Gerek geniş halk kitlelerinin günlük tedavi ihtiyaçlarını karşılamak, gerek savaşta kahraman ordumuz için lü­zumlu kan ikmalini sağlamak gibi fev­kalâde mühim sağlık hizmetlerinin başarılmasına imkân verecek olan modern kan merkezi, Reisicumhur Celâl Bayar’ın huzuru ve ilk kanı ver­mesiyle bugün saat ll'de hizmete açıl­mıştır.

Kızılay umumî merkezi tarafından Cebecide Tıp Fakültesi arkasında in­şa ettirilen kan merkezinin açılış me­rasiminde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Gök­türk, mebuslar, Tıp Fakültesi dekanı ve profesörler, Kızılay Umum Müdürünü, Vekâletler ileri gelenleri, askerî erkân, hekimler, kan programı gönül­lü hemşireleri ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Bandonun çaldığı istiklâl marşı ile başlayan merasimde Kızılay Umum Müdürü Dr. Mahir Mavioğlu bir ko­nuşma yaparak kanın insan hayatın­da ve sâğlığındaki önemini ve tıp sa­hasında elde edilen son başarılardan anlaşıldığına göre bu cevherin eşsiz bir deva ve hayat kurtarıcısı olduğunu belirtmiş, sözlerine devamla demiştir ki :

«Kandan, bu cevherden istenildiği ka­dar ve istenildiği şekilde faydalanmak üzere geniş ve mükemmel bir teşki­lâta lüzum ve ihtiyaç olduğunu göz önünde tutan cemiyetimiz, 1953 yılın­da kan programını tesis etmiş bulun­maktadır. Bugün muhterem halkımı­zın -hizmetine açmakla iftihar ve gu­rur duyduğumuz Ankara Kan Merke­zimiz, bu programa dahil merkezler­den ilkidir. Yakın zamanda İstanbul merkezimizin de hizmete açılacağını müjdelemek benim için zevkli bir va­zifedir. Kan programının gerçekleşe­bilmesi için bugün kadar sarfedilen meblâğ 2.500.000 liranın üstündedir. Gayemiz, kan merkezlerinin adedini artırmak suretiyle memleket ihtiyacı­nı karşılayabilecek bir seviyeye eriş­mektir.»

Umum Müdür daha sonra kan mer­kezinde Amerika ve İngilterede yetiş­tirilen mütehassıs hekim ve hemşire­lerle birlikte tıp fakültesinde bir yıllık eğitime tâbi tutulan teknisyenlerin vazife aldıklarını, bu merkezler saye­sinde gerek geniş halk kitlelerinin ve gerekse yurt müdafaası için kanlarını seve seve dökecek olan memleket ev­lâtlarının ihtiyacı bulunan kanın top­lanarak bağış yolu ile verileceğini, tıp sahasında büyük ölçüde kan naklinin tedavi vasî talan, arasına gireceğini, gene bütün medenî âlemin kan prog­ramı mevzuuna büyük önem vererek bir harp ihtimaline karşı şimdiden kan plâzması stokları yaptığını belirt­miştir.

Kızılay Umum Müdürü Dr. Mavioğlu konuşmasını şu cümlelerle bitirmiştir:

«Şu hususu şükranla belirtmek iste­rim ki, kan programımıza karşı, muh­terem halkımız büyük bir alâka ve müzaheret göstermektedir. Bu suretle kan programımızın bütün milletçe benimsenmiş olmasından dolayı mem­nuniyet duymaktayız. Gayesi tama­men halka hizmet etmek olan kan programımız, hepimizin müşterek ma­lı olmuştur. Bugün yaralılara ve has­talara taze kan verilmesi sayesinde Ölüm nisbetinin büyük ölçüde azaldı­ğı bir hakikattir.

Bizdeki gönüllü teşkilâta karşı muh­terem Türk hanımlarının gösterdiği yakın ve sıcak alâkayı şükranla belirt­mek isterim. Hepsi birer kıymet olan hanımlar, kan programımıza lâyık ol­duğu değer vermekte, feragat ve feda­kârlıkla çalışmaktadırlar.»

Müteakiben Kızılay Cemiyeti Umumî Reisi Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, bu mo­dern kan merkezinin Reisicumhur Celâl Bayar tarafından hizmete açıl­masını temenni etmiş ve şu konuş­mayı yapmıştır :

«Muhterem Reisicumhur, değerli ar­kadaşlarım,

Çok muhterem Reisicumhurumuzun yüksek himayelerinde olarak, halk sağlığı hizmetini hakkiyle yürütmek yolunda azimle çalışan (Kızılay ce­miyetimiz, yurt ve millet için çok ha­yırlı bir tesisi, güzel Ankaramızda halk hizmetine  açmış bulunuyor.

İnsan hayatı ve sağlığında, hayatî de­ğerde rolü olan (kanın), günlük tedavi ihtiyaçlarını karşılamak, milleti âfet­ler muvacehesinde başgösterecek bü­yük mikyastaki istekleri gidermek ve savaşta kahraman ordumuz için lü­zumlu kan ikmalini sağlamak gibi çok önemli sağlık hizmetlerinin    basarılmasına imkân verecek olan bu (kan merkezi), aziz milletimizin dünyaca bilinen rahim ve şefik davranışı ile vatandaşlarımızın hakikî bir (deva merkezi ı olacağına asla şüphe etmi­yorum.

Bilindiği gibi, dünyanın her yerinde, hemen hemen milletlerin bekasiyle il­gili olarak bir (kan programı; vücu­da getirilmiştir. Bu programın tahak­kuk edebilmesi, bu konuda gönüllü olarak çalışacakların vücuduna ihti­yaç göstermiştir. Bu noktayı gözden uzak tutmayan (Kızılay), kan prog­ramının çekirdeğini teşkil eden ilk faaliyetlerinden itibaren (kan prog­ramı gönüllü teşkilâtını) meydana ge­tirmiştir. Şimdiye kadar Ankara kan merkezinde çalışan gönüllü kursundan yüzden fazla gönüllü mezun olmuştur. Kızılay kan programında gönüllü ola­rak vazife görmek üzere de kan mer­kezine binden fazla Türk hanımı, büyük bir tehalükle müracaat etmiş bulunmaktadır. Bu alanda başta muhterem Türk kadınları olmak üzere va­tandaşlarımızın gösterdiği alâkayı şükranla yâdetmek, bana iftihar, gurur ve zevkler bahşeden bir vazife ol­muştur.

Aziz arkadaşlarım,

Biliyorsunuz ki, kan programımızın ana esasını (gönüllü kan vericiler) teşkil ediyor.. Hayır ve iyiliksever milletimizin, civanmertlik hasletleri, sönmek üzere olan bir nefese, hayat bağışlamak gibi pek ulvî fedakârlığı, hiç bir zaman esirgememektedir. Za­ruret halinde kendiliğinden bu hiz­meti bir değil, birkaç defa kanından kan vermek suretiyle ifa eden kahra­man ve fedakâr ruhlu vatandaşları­mızın mevcut bulunduğunu, bahtiyar­lık duygularıyla  ifade  edebilirim.

Bugünün medenî dünyasında, kazaya uğrayanları tedavide, hastalıklarla mücadelede, şok gidermelerinde, ço­cuk doğumlarında, cerrahi vakalarda, tıbbî araştırmalarda, zelzele, su bas­kını, büyük yangınlar gibi felâketlerde yaralılara yardım hususunda geniş mikyasta hayatı kurtarma rolü olan kan verme işinin, tıbbın en önemli bir yardımcısı olduğu, bugün artık herkesçe bilinen bir hakikattir. Millî Savunma gücümüzün arttırıl­masında da (kanın), silâh kadar de­ğeri vardır. Kan, artık sulhte ve harp­te en mühim bir tedavi silâhımızdır. Cephede yaralanan Mehmetçiğin ha­yatı ve dolayısiyle memleketin ve milletin emniyeti, ona yapılabilecek kan tedavisine bağlıdır. Şimdiye ka­dar harpte yaralananların büyük bir ekseriyeti kan tedavisinin önemi tak­dir edilmemiş olduğundan ve kan ve­rememek yüzünden şehit olarak uful etmekteydi. Artık bu gibi yaralıların çoğunun hayatını kurtarmak mümkün olacaktır. Çabuk şifa bulacak yaralı­larımız ordu saflarındaki yerlerini kı­sa zamanda tekrar alacaklar ve neti­ce olarak bu gazilerimiz yuvalarına dönebileceklerdir.

İkinci dünya harbinde (Nagasaki) de atom bombası patlayınca yüzkırkbin yaralı kazazede ortaya çıktı. Bu ka­zazedeleri tedavi için yalnız ve sade­ce kan lâzım idi. Artık biliniyor ki, atom taarruzlarında, radyosyona ma­ruz kalanlar, yanarak yaralananlar, (kanı sayesinde tedavi edilebilecek­lerdir.

Muhterem arkadaşlarım,

Milletlerin barış ve seferde hayatiyeti üzerine müessir olan bu tesislerin memleketimizde sür'atle çoğalmasını sağlamak ve bu tesislere (kan verme­ği) milletçe, millî vazife saymak, memlekete büyük hizmetler yapmak demektir. Yakında inşaatı ve bütün tesisatı tamamlanmış olarak İstanbulda açılacak olan ikinci kan merkezi­mizden sonra, bu tesisleri diğer bü­tün vilâyetlerimize de teşmil etmek, Kızılayın üzerinde duracağı önemli bir halk dağlığı davasıdır.

Muhterem Reisicumhurumuzun uğur­lu elleri ile açılarak, millet hizmetine giren bu müessesenin önünde, biz (Kızılay) Cemiyeti olarak, kendileri­nin bu teşvikkâr hareketlerinden çok geniş ve derin ilhamlar ve direktifler almış bulunuyoruz.

Kızılay (Ankara kan merkezinin) mil­let ve memlekete uğurlu olmasını di­lerken, bu güzel tesisin vücude geti­rilmesinde emeği geçenlere şükranla­rımı sunar, böyle mesut ve hayırlı bir açılış törenine katılmak lütufkârlığı­nı esirgemeyen muhterem huzurunda teşekkürlerimi arzederim.»

Müteakiben Reisicumhur Celâl Bayar, kan merkezini açarken şu konuş­mayı yapmıştır:

«Sevgili vatandaşlarım,

Bugün hiç şüphe yok ki çok mühim bir vazifenin karşısında bulunuyoruz. Kan Bankasını açıyoruz. Kan Banka­sı, Kızılayın bu şefkat müessesesinin milletimize  ve  insaniyetin  hizmetine verdiği   eserlerin  başında  gelen  mü­him bir kurumdur. Bütün    kalbimle tebrik ederim, umumî menfaate hiz­meti aşikârdır. Fakat umumî menfa­atin   karşısında   insanların   hususiye­tine   dahil   olarak   nefsine   yaptıkları hizmet de nazarı dikkate alınırsa eserin mahiyeti ve kıymeti daha çok an­laşılıyor,   ziyadesiyle   takdir  ediliyor. Bana £a bir ameliyat sırasında kan verdiler,  kan  verildiği  anda   duydu­ğum ferahlığı ifade etmek benim için çok   müşküldür.   Pakat  şunu  söyliyebilirim ki, sıhhatimi    kazandığımdan dolayı  memnundum.  Aynı     zamanda ana  kan vermek lütfunda  olan  va­tandaşımın  bu  atıfetinden  dolayı  ottun   şahsına   karşı   minnet   duygulariyle de meşbû idim, demek oluyor ki, hastanın  minnetini  kazanmak     için, onun hayatını iade etmek gibi    çok kıymetli bir vazife ifa edebilmek için, kan verenlerin yardımı daima takdire şayan bir keyfiyet oluyor ve hastala­rın, aynı zamanda cemiyetin minne­tini üzerinde topluyor. Bu itibarla di­yorum ki, bu müesseseye hizmet eden­ler  en  makbul bir harekette  bulun­muş oluyorlar. Vatandaşlarım, bu te­şebbüsün  muvaffakiyeti  İçin  milleti­mizin tam manasiyle yekvücut olarak, hizmete  açtığımız müesseseyi kucak­laması   lâzım   gelmektedir,   sulhta   ve harbde yapacağı hizmet bütün mem­lekete şâmil şayanı takdir bir mahi­yet alacaktır. Hatipleri dinlerken, mü­esseseni!? kıymeti hakkında çok güzel sözler işittik. Bu arada bin   tane va­tandaşımız hanımların hizmet aldık­larını  ifade   ettiler,   iftihar   duydum. Tebrik ederim ve görüyorum ki Türk kadınının bu hususta da şefkati te­celli   etmiştir.Bunun bütün memlekete şâmil olacağından eminim. Kıy­metli müessesemizi, Kızılayın bu hiz­metini takdir eder ve böyle bir mü­esseseyi açmakla duyduğum şerefi ifade etmek isterim.»

Reisicumhur Celâl Bayar, bu konuş­mayı müteakip, hayırlı ve uğurlu ol­ması temennisiyle kordelâyı kesmiş ve kan merkezi gezilmiştir.

Bu ziyaret sırasında, Reisicumhur Ce­lâl Bayar, Ankara Kan Merkezine ilk olarak kan vermiş ve bu husustaki ihtisaslarını şöyle ifade etmiştir:

«Evvelâ şunu söyliyeyim ki, müessese­nin ifa edeceği hizmetin azameti kar­şısında heyecan içerisindeyim. Açılış esnasında müessesenin bütün perso­nelinden ve aynı zamanda gönüllü hemşire hanımlardan gördüğüm dik­kat ve ihtimam, bu heyecanımı, bu tecessüsümü artırmıştır.

Kan almak için masa başına getirdik­leri zaman yatmaklığımı daha doğru­su masa üzerine uzanmaklığımı iste­diler. Memnuniyetle kabul ettim. Bu teklif karşısında aklıma, acaba yapı­lacak mühim bir ameliye midir, hissi geldi. Fakat ameliye başladıktan son­ra gördüm ki, en hafif bir şeyden iba­rettir. Hissimi iptal ettiler. Belki bu­na lüzum da yoktu. Alelade bir iğne­nin batmasından fazla bir şey his­setmedim. Kan aldılar, üst tarafı ken­dilerine ait bir keyfiyettir. Öyle ümit ediyorum ki, bu da vatandaşlarımızın sıhhatine hizmet edecektir ve bundan dolayı büyük memnuniyet duymakta­yım. Ameliye meselesi hakkında ame­liye kelimesinden başka bir tâbir bu­lup ifade etmek isterim. Fakat kan almak meselesi üzerinde, işittim ki, bazıları bunu zihinlerinde büyütüyorlarmış. Bundan dolayı fazla izahat vermek ihtiyacını duydum. Çekinecek hiç bir şey yoktur. Suhuletle ve tabiiye yakın bir şekilde yapılmaktadır. Böy­le olmasa dahi kanını vermek sure­tiyle vatandaşlarına insanî bir duygu ile hizmet eden insanlar ağır acıya da­hi tahammül ederler. Bundan şüp­hem yoktur. Fakat böyle bir şey mevzuubahis değildir. Şu halde sözümü bu müesseseyi kurmak suretiyle milleti­ne ve insaniyete büyük hizmet eden Kızılayımiza teşekkürle bitirmek istiyorum. Yalnız Kızılaya teşekkür et­mekle sözümü bitirmiş olursam vazi­femi noksan ifa etmiş olacağımı da biliyorum. Bu müesseseyi kuranlara ve gerek gönüllü olsun, gerek muvaz­zaf şekilde olsun, çalışanlara mem­leket teşekkür borçludur.

Ben de bütün memleketimi temsilen burada çalışanlara teşekkür ediyor ve muvaffakiyetlerini temenni ediyo­rum.»

Müzakereleri devam etmekte olup, nisan ayı içinde ihalesi yapılacak olan 3 üncü yüksek fırın ile bu program tamamlanmış olacaktır.

Bundan başka memleketin muhtelif yerlerinde tetkikleri çok ilerlemiş ye­ni demir ve çelik sanayi tesisleri ku­rulması mukarrerdir. Bunlardan biri asgari 400.000 ton kapasiteli tesisin son bahara kadar ihalesinin yapılıp te­meli atılmasına çalışılacaktır.

 Ankara :

Karabük Demir - Çelik İşletmeleri Umum Müdürlüğü ile Almanyada Demag firması arasında kontınu çubuk, tel, ince profil ye şerit haddehanesi mukavelesi dün İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlunun da huzuru ile imza­lanmıştır.

Mukaveleye göre mezkûr haddehane tesisleri 18 ilâ 22 ay içerisinde ikmal edilecektir. Büyük bir kısmı memleket dahilinde yapılacak olan bu tesisin dış tediyesi 25 milyon, iç tediyesi ise 40 milyon liraya mal olacaktır. Hadde­hanenin kapasitesi:

70.000 ton muhtelif ebadda boru şe­ridi.

20.000 ton muhtelif ince profil ve la­ma.

05.000 ton muhtelif ince çubuk. 45.000 ton filmaşın olmak üzere. 230.000   ton   malzeme   imal   edecektir.

Bu suretle, bir taraftan çok ihtiyacı görülen 20 mm. ye kadar ince profil­lerin mühim bir kısmı memlekette yapılmış olacak diğer taraftan da İzmit Boru fabrikasının iptidaî mal­zemesini teşkil eden şeritleri temin et­miş olacaktır. Bu suretle, mezkûr te­sisin senelik döviz tasarrufu 35 mil­yon dolardır.

Karabük işletmelerinin kapasitesi 1958 senesi sonuna kadar600-700 bin tona çıkarılması programı daha evvel iha­lesi yapılmış olan çelik fırınları ve sinter tesislerinden sonra bu yeni iha­le ile nihaî safhasına gelmiş bulun­maktadır.

10 Nisan 1957

 Ankara :

Bir sene evvel P.T.T. Umum Müdürlü­ğünce mukavelesi imzalanan 120 tele­fon kanalı kapasiteli İzmir - Yuna­nistan ve İtalya beynelmilel radyo -link sistemi ile aynı kapasitedeki İz­mir - İstanbul - Ankara - Sivas radyo link sistemlerine ilâveten yine ni­haî kapasitesi 120 telefon kalanı olan ve İzmir - Antalya - Konya - Anka­ra, Kenya - Adana - İskenderun, İs­kenderun - Antalya - Elâzığ - Diyar­bakır - Batman ve Antalya Afyon -Kütahya - Eskişehir - Bursa - Ban­dırma - Balıkesir şehirler arasında çalışacak olan 4 yeni radyo - link sis­teminin 12 milyon 400 bin liralık mu­kavelesi bugün saat 17 de P.T.T. Ulum Müdürlüğü ile Fransız SPR fir­ması arasında imzalanmıştır.

İmza merasiminde Münakalât Vekili Arif Demirer, Fransız büyük elçisi M. Garnier, P.T.T. Umum Müdürü Cahit Akyar, Millî Müdafaa Vekâleti Lojis­tik Dairesi Başkanı Korgeneral Ab­dullah Suphi Göker, Loşistik Başkan­lığı muhabere kısmı başkanı Tümge­neral Afcdurrahman Ertem, P.T.T. Umum Müdürlüğü ileri gelenleri ve basın mensupları hazır bulunmuş­tur.

Bu münasebetle Münakalât Vekili Arif Demirer şu konuşmayı yapmıştır:

«Geçen yıl ihale etmiş bulunduğumuz şimal radyo - link tesislerine ilâve­ten bugün de cenup radyo - link te­sislerini mukaveleye bağlamak üzere toplanmış bulunuyoruz.

Kâffesi Fransız ve Sat firmaları ta­rafından tesis edilecek olan bu sistem memleketimizin şehirler ve milletler­arası telefon ve telgraf hizmetlerinin ifasında büyük rol oynayacaktır.

Bu mevzuda bilgisi ve tecrübesi ma­lûm bulunan SFR, firmasının P.T.T. idaresi ile tam bir işbirliği halinde bu işi zamanında ve eksiksiz olarak ta­mamlayacağına inanıyorum. Tesisle­rin memleketimize ve sulhsever mil­letlerin müşterek gayelerine hayırlı ol­masını temenni eder, bu vesile ile Türk - Fransız dostluğu ve işbirliğini burada yadetmeyi bir vecibe bilirim.

Çok muhterem büyük elçi, davetimi­ze şeref verdiğiniz için bilhassa te­şekkür ederim. Hepinize muvaffaki­yetler  dilerim.»

Müteakiben söz alan Fransız sefiri M. Garnier, Türk - Fransız işbirliğini öv­müş ve bu yeni sistemin memleketi­miz için hayırlı ve uğurlu olması te­mennisinde bulunmuştur.

Takriben iki senede tamamlanacak ve lüzumlu bina ve yol inşaatı ve kablo irtibatları dahil olmak üzere 20.000.000 T.L. sına mal olacak mezkûr sistem­ler belli başlı ana trafik merkezlerini birbirine bağlamak suretiyle memleke­timizin tamamen yeni olarak inşa edi !en radyo - link (Telsiz telefon) mu­habere sisteminin ana çatısını teşkil edecektir. Memleketimizde inşa edil­mekte bulunan bu radyo - link sis­temleri kilometre tul bakımından Avrupa memleketlerine nazaran en uzun radyo - link şebekesini teşkil edecektir.

P.T.T. Umum Müdürlüğü, geçen sene mukavelesi imza edilen İzmir - İs­tanbul - Ankara - Sivas radyo - link sistemi ile bugün mukavelesi imzala­nan İskenderun - Malatya - Elâzığ -Diyarbakır - Batman radyo-link sis­teminin şark vilayetlerimizdeki uçla­rını birleştirmek suretiyle memleketi­mizi çepeçevre saran bir şebeke hali­ne getirmeği ana programına almış­tır.

Ayrıca P.T.T. Umum Müdürlüğünce yüze yakın şehrimizde tesis edilmek­te  olan  kuranportör   sistemleri   için,inşa edilmekte olan havaî hatların bi­rinci kısmı tamamlanmıştır. İkinci kısmı da çok yakında mukaveleye toplanacaktır.   Küçük   şehir   ve   kasabala­rımızı trafik merkezlerine bağlıyacak me2kûr   sistemlerle   ana  trafik  mer­kezlerini irtibatlandıracak radyo - link sistemlerinin bir kaç sene içinde faaliyete geçmesi ile memleketimizin her köşesi ile şehirlerarası konuşma­ları çok tatmin edici bir seviyeye ulaş­mış bulunacaktır.

Memleketimiz şehirlerarası şebekesi­ni Avrupa beynelmilel şebekesine bağ­lıyacak Türkiye - Yunanistan - İtal­ya radyo - link sistemi önümüzdeki eylül ayı içinde servise açılacağı ci­hetle Avrupa memleketleri ile olan muhabere irtibatı da büyük mikyasta inkişaf etmiş olacaktır.

Şehirlerarası şebekemizi beslemek ü-zere şehir içi şebeke inşaatı ve yeni santraller tesisi işi süratle ilerlemek­tedir.

S02Ü geçen radyo - link sistemleri ile havai hat kuranprtorleri için takri­ben 100 milyon liralık yatırım yapılmış olacaktır,

 Ankara :

Soyg fasulyesinden gıdaî maddeler istihsali maksadiyle bir sınaî tesis kurulması mevzuunda yapıla gelmekte olan tetkik ve araştırmalar netice­lenmiş ve bu cins fasulyenin hâlen geniş ölçüde yetiştiği Orduda böyle bir tesisin kurulmasının her bakımdan verimli ve rantabl olacağı anlaşılmıştır.Bu   sınaî  tesisi  vücude  getirmek üzere Demokrat Parti hükümetinin takip etmekte bulunduğu iktisadî poli­tikanın bir icabı olarak hususî mü­teşebbisin geniş ölçüde iştirakiyle bir şirket  teşkili keyfiyeti üzerinde du­rulmuş  ve  bu  maksatla  bugün Sümerbank Umum Müdürlüğünde   Dev­let Vekli Cemil Bengü ile İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlunun huzurlariyle Ordu mebusları ve Ordu vilâyetin­den gelen hususî müteşebbislerin iş­tirakiyle bir toplantı yapılmıştır. Top­lantıda yapılan temas ve görüşmeler sonunda sermayesinin mühim   bir kısmına Orduluların iştirak edeceği bir şirket teşkili kararma varılarak sta­tünün ihzarına geçilmiştir. Şirket statüsü, yarın Sümerbank Umum Mü­dürlüğünde alâkalılar tarafından im­za olunacaktır.

Orduda bu şirketin malı olan kurula­cak fabrika, şimdilik senede 20 bin ton soya fasulyesi işleyerek 3.500 ton nebati yağ ve 10.800 ton protein unu istihsal kapasitesinde olacaktır. Ay­rıca tâli mahsullerin kıymetlendiril­mesi için gerekli tesisler de vücude getirilecektir. Bu fabrikanın tesisi te­şebbüsüne geçilmekle Ordu ve mül­hakatında soya fasulyesi artırmak ve müstahsilden bunu en iyi fiyatla almak imkânları üzerinde de dikkatle durulacak ve yakın bir ge­lecekte fabrikanın tevsii cihetine gi­dilecektir. Ayrıca memleketimizin he­men bütün bölgelerinde yapılmakta olan şeker pancarı ziraati için en iyi bir münavebe nebatı olan soya fasul­yesinin diğer bölgelerde de ekim ve istihsalini sağlıyacağı ve artırıcı ted­birler alınmak suretiyle soya fasulye­si istihsalinin memleket ölçüsünde çoğaltılması ve kimya sanayiinin mü­him iptidaî maddelerinden biri olan bu fasulyeden daha geniş istifadeler sağlanması mukarrerdir.

 Ankara :

Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Umum Müdürlüğünden:

Evvelce olduğu gibi bu sene de prog­ramımız gereğince, 15 gün müddetle satışa arzedilmiş bulunan 8 inci ter­tip % 5 faizli 30 milyon liralık ban­kamız tahvilleri bilumum tasarruf sa­hipleri ile çiftçilerimizin büyük rağ­betine mazhar olmuş ve müddetinden evvel tamamen satılmıştır.

Şimdiye kadar olduğu gibi bu defa da bankamıza ve fahvâllerimize karşı gösterilen yakın alâka ve itimattan dolayı Ziraat Bankası sayın milleti­mize şükranlarını arzeder.

Diğer taraftan, bu tahvil satış bedel­leri ile yurdumuzun iktisadî kalkın­masına tahsis olunan kredilerin art­masına ve dolayısiyle memleket Öl­çüsünde bir- kalkınma gayretine fiilen yardım ve iştirak etmelerini sağlamış bulunduklarını da minnetle belirtmek isteriz.

 İzmir :

Ziraat Vekâleti tarafından köylü ve çiftçi çocuklarını, ziraat, ev idaresi, köyün müşterek sosyal işleri üzerinde bir program dahilinde yetiştirmek ve onlara birlik ve beraberlik ruhunu aşılamak maksadiyle ihdas edilen ve bu sene tecrübî mahiyette 10 vilâye­tin 30 köyünde «4-k» rumuzu ile isim­lendirilen gençlik gruplarından ilki bugün Bayındırın Çırpı köyünde açıl­mıştır.

Kafa, kuvvet, kol ve kalp kelimelerinin başındaki 4 «k» ın birleşimi bir ru­muzla ifade edilen bu teşkilât, daha ziyade 8 ilâ 18 yaş arasındaki kız ve erkek çocukları ile yeniden çiftçilik yapmak isteyenler, kendi aralarında geliştireceklerdir.

Bu münasebetle bugün saat 14 de Çır­pı köy «4-k» grupu lokalinde bir me­rasim tertiplenmiş ve merasimde Zi­raat Vekâleti mütehassısları, İzmir Teknik Ziraat müdürü ve ziraat tek­nisyenleri, mülkî ve askerî erkân, gü­zide bir davetli grupu ile civar köy ve kasabalardan gelen binlerce vatandaş hazır bulunmuştur.

11 Nisan 1957

 Ankara  :

Soya fasulyesini işleyerek gıda mad­deleri istihsal etmek maksadiyle, ge­rekli sınaî tesisleri kurmak için ser­mayesinin bir kısmı Sümerbank, bir kısmı da Ordulular tarafından temin edilen «Ordu soya fasulyesi mamulleri sanayii» anonim şirketinin, esasları üzerinde dünkü toplantıda anlaşma­ya varılmış bulunan statüsü, bugün saat 15 te Sümerbank Umum Müdürlü­ğünde imzalanmıştır.

İmza merasiminde Devlet Vekili Ce­mil Bengü, Ordu mebusları, Sümer­bank Umum Müdürü ile Ordu vilâye­tinden gelen hususî müteşebbisler ha­zır bulunmuşlardır.

 Hususi teşebbüsün geniş ölçüde katıl­dığı bu şirket Orduda bir fabrika ku­racak ve bu fabrika senede 20 bin ton soya fasulyesi işleyerek 3.500 ton soya yağı, 10.800 ton da protein unu istih­sal edebilecek kapasitede olacaktır.

Bu arada elde edilecek mamullerin kıymetlendirilmesi için de gerekli te­sisler vücude getirilecektir.

Bu fabrikanın tesisi, geniş ölçüde soya fasulyesi yetiştiren Orduda bu ziraatin gelişmesini, hem. de müstahsilin malını iyi fiyatlarla satmasını sağlıya çaktır.

Fabrikanın yakın bir gelecekte tevsii cihetine gidilmesi de kararlaşmış bu­lunacaktır.

 Ankara :

Franşanm Ankara büyük elçiliği, ya­yınlanması ricasiyle aşağıdaki tavzihi göndermiştir:

«Milliyet gazeteci. muhabirlerinden biri büyük elçiliğimize, Kıbrıs mese­lesi hakkında Franşanm görüşünün ne olduğunu sormuş ve kendisine bu mesele üç dost ve müttefik memleke­ti ilgilendirdiğinden Fransanın, bu memleketler için tatminkâr bir hal ca resi bulunmasını temenni ettiği ceva­bı verilmiştir.

Türkiyenin haklarının ihlâlinden ve böyJe bir ihtimal vukuunda Fransanın ne gibi bir durum alacağından katiyen bahsedilmemiştir.

Bu sebepten, Ulus gazetesinin 11 ni­san tarihli sayısında bu mevzuda ya­yınlanmış olan haber, bu tavzihin bi­rinci paragrafında aynen tekrarlan­mış olan beyanata uygun değildir.

 Ankara  :

Maarif Vekili Ahmet Özel, Başvekil Adnan Menderese su istifa mektubu­nu göndermiştir:

«Çok kıymetli Başvekilim

Tevdi buyurduğunuz vazifeyi şimdi­ye kadar ifaya çalıştım. Mesaim es­nasında izhar buyurduğunuz sıcak ve samimi alâkadan mütevellid daimi şükranlarımı ifade ederken itimadınıza mazhar olmanın temin ettiği cesaret­le vazifemden af buyurmanızı en de­rin hürmetlerimle arz ve rica ede­rim.

Sivas Mebusu Ahmet   özel

Başvekil Adnan Menderes, bu mek­tuba aşağıdaki cevabı vermiştir:

«Pek sayın Ahmet Özel, Sivas mebusu,Maarif Vekilliğinden istifa mektubu­nuzu teessürle aldım. Bu Vekâlette sepkeden kıymetli mesainizi daima teşekkürle yad edeceğim. Her zaman ve her fırsatta sizinle beraber çalış­mak pek samimî arzum olacaktır. Mu­habbetle gözlerinizi öperim.

Başvekil Adnan Menderes».

 Ankara  :

Yünlü mensucat imalâthanesi sahip­leri kongresi münasebetiyle idare he­yeti başkanı Vehbi Coşkuner, Başvekil Adnan Menderese İstanbuldan şu tel­grafı göndermiştir.

Pek muhterem Başvekilimiz Adnan Menderes

Ankara

Kongremizde ittifakla alman kararda üyelerimizin hissiyatına tercüman olarak minnettarlığımızı arzetmekten şeref duyarız. Halen 1200 yünlü men­sucat imalâthanesi sahipleri olan biz­lerin yüzde seksenimiz, 1950 den ev­vel Sümerbank ve hususî fabrikalarda işçi ve usta olarak çalışmakta idik. Bugün ikişer ağır dokuma makinesiyle mütevazı mensucat imalâthanesi sa­hipleri olarak memleket tekstil sana­yiinde faydalı görev almış bulunmak­tayız. 951 ve 952 den sonra kendi iş-yerlerimizde çalışıp efradı ailemizi refah ve saadet içinde geçindiren ve­rimli orta halli bir tabaka teşkil et­tik. İşlerimizin fevkalâde iyi olması itibariyle siz büyüğümüzden hürmet­lerimizin kabulünü rica ve istirham ederiz.

İdare heyeti başkanı Vehbi Coşkuner

 Ankara :

15 Nisan 1957

Hâlen memleketimizde mediun bulu­nan Tunusun eski mücahidlerinden iki tarihî şahsiyetin kemiklerinin ya­kında merasimle Tunusa nakledilece­ği öğrenilmiştir.

Bu iki şahsiyet, Osmanlı İmparatorlu­ğu zamanında Sadrazamlık etmiş olan Tunuslu Hayrettin Paşa ile 1914 ten evvelki Tunus millî hareketinin lideri Ali Baç Hamba'dır.

Bunların kemiklerini Tunusa götür­mek üzere mayıs ayının ikinci yarısında muhtemelen Tunus Başvekili yar­dımcısının riyasetinde resmî bir he­yet Türkiyeye gelecektir.

Tarihi bağlarla birbirine bağlı bu iki kardeş milletin dostluğu ve yakınlığı bu fırsatla da tezahür edecektir.

 Ankara :

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi hukuk araştırmaları enstitüsü tara­fından tertip edilen «Türkiye ve Ame­rika Birleşik Devletlerinde barolar ve hukukla ilgili meslekî teşekküller kon­gresinin bugün saat 15 te Fakülte kon­ferans salonunda enstitü müdürü Prof. Hikmet Belbez'in başkanlığında açılış toplantısı  yapılmıştır.

Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, Vekâlet ileri gelenleri, tem­yiz mensupları, hâkim ve avukatlar, Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinin ve öğrencilerin, Amerika Birleşik Devlet­leri milletlerarası işbirliği teşkilâtı başkanı General Riley ve Amerikalı hukukçuların hazır bulunduğu kon­greye Türkiye barolarının temsilcile­rinden müteşekkil 50 ye yakın delege iştirak etmektedir.

Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Gök­türk bu münasebetle şu konuşmayı yapmıştır:

«Türk ve Amerikan baro teşkilâtı ve avukatlarının halle veya tetkike muh­taç mevzu ve meselelerine müteallik olarak Ankara Hukuk Fakültesinin, hukukî araştırmalar enstitüsü ile Vekâletimizle birlikte tertip ettikleri ve 15 nisan ile 18 nisan arasında devam edecek olan bu kongrede açılış ko­nuşmasını yapmak şeref-ve fırsatını bulduğumdan dolayı son derece bah­tiyarım.

Bu vesile ile işbu kongre toplantıla­rını müştereken tertip eden Hukuk Fakültesi dekanı Profesör Doktor Os­man Fazıl Berk ile hukukî araştırma­lar enstitüsü direktörü Prof. Hikmet Belbez'e ve Prof. Delmar Karlen'e te­şekkürlerimi arzetmeği bir borç bili­rim.

Dostumuz ve müttefikimiz Birleşik Amerika ile kültürel sahada daha sıkı işbirliğine başladığımız bu son yıl­larda her iki devlet arasındaki müşte­rek çalışmaların hukukî sahaya da teşmilinin bir zaruret olduğuna inan­maktayız.

Memleketimizle Birleşik Amerika ara­sındaki işbirliğinin devamlı ve seme­reli olabilmesi bu iki devletin, birbir­lerinin tarihini, ananelerini, hukukî ve sosyal bünye ve sistemlerini, me­denî ve modern ihtiyaçlarını karşıla­mak maksadiyle ve yeni hukuk telâkkileriyle hem ahenk olarak girişilen il­mî ve sistematik mesaiyi bilmeleriyle ancak mümkün olabileceği tabiidir.

Bu bakımdan kanunlarımız üzerinde yeni ihtiyaçları karşılamak maksadiy­le girişilen ilmî ve sistematik mesai hakkında kısaca izahat vermeyi fay­dalı bulmaktayız.

Bilindiği üzere eski ticaret kanunu­muz milletimizin yeni ihtiyaçlarını karşılamayacak bir durumda idi. Bu itibarla, kara ve deniz ticareti huku­kunun yeniden ele alınarak revizyo­na tâbi tutulması zarurî görülmüş ve neticede hazırlanan lâyiha kanuniyet iktisap ederek 1/1/1957 tarihinden iti­baren meriyete girmiş bulunmakta­dır.

Bu yeni kanun memleketimizin ticaret hayatını, bugünkü iktisadî ve içtimaî şartlara uygun bir tarzda nizam altına almıştır.

Adlî tebligata mütedair olarak da bir kanun lâyihası hazırlanmış olup bu lâyihanın Büyük Millet Meclisine intikali için muktazi kanunî formalite­ler ikmal edilmek üzere bulunmuş­tur.

Hukuk ve ceza dâvalarında sürat ve emniyet sağlamak maksadiyle hazır­lanan hukuk ve ceza mahkemeleri usul kanunu lâyihaları Büyük Millet Mec­lisine sevkedilmiştir.

Türk ceza kanunu üzerindeki ilmî ça­lışmalarımız sona ermiştir. Hazırlan­mış olan ön proje pek yakında kıy­metli mütalâaları ve fikirleri alınmak üzere alâkalılara takdim edilecek ve gelecek, mütalâalar kıymetlendirilerek lâyiha Büyük Millet Meclisine sevkolunacaktır.

Meriyete girmiş bulunan fikir ve sa­nat eserleri kanunu ile kaçakçılığın men ve takibi ve ateşli silâhlar ve bı­çaklar hakkındaki kanunlar da, hü­kümetimizin verimli faaliyetleri ara­sındadır.

Yeni bir hava seyrüsefer kanunu lâyi­hası da hazırlanmıştır. Keza yeni bir noterlik kanunu ile meralar, sular ve yaylalar hakkındaki kanun lâyihaları üzerinde çalışmalara devam edilmek­tedir. .

Bugünkü kalkınma icap ve ihtiyaçları­na göre hazırlanarak meriyete girmiş bulunan yeni istimlâk kanununun müsbet neticelerini şimdiden müşahe­de etmiş bulunmaktayız. Aynı za­manda avukatlık kanununun 4 üncü maddesinin tadili hakkında da bir kanun lâyihası hazırlanmış olup bu lâyiha ile, iktisadî devlet teşekkülle­ri reis ve âzalarının avukatlık yapa­bilmeleri temin edilmek istenmiştir.

Diğer taraftan, mer'i kanunlarımızın, «ayıklanmış düstur» ve tevhidi husu­sunda faaliyetlere devam edilmekte­dir. Bu sayede «7000» e yaklaşmış bu­lunan kanunlarımızın hangilerinin mer'i ve hangilerinin mülga olduğu tespit edilmiş olacaktır. Böylece ayık­lanmış düsturda tevhid edilmiş olan bu kanunların tatbikatında büyük ko­laylıklar temin edilmiş olacaktır. Bu gayeyi elde etmek için Vekâletimiz­de teşkil edilen komisyon tarafından hazırlanan kanun lâyihası Büyük Mil­let  Meclisine   sevkedilmek  üzeredir.Bundan başka, resmî kazaî mukarreratın resmen tavzif kılman bir heyet tarafından muntazaman neşri husu­sunda çalışmalarda bulunmak üzere Vekâletimizde teşkil olunan ilmî bir komisyon tarafından hazırlanan ka­nun lâyihası kezalik Büyük Millet Meclisine  sevkedilmek üzeredir.

Adlî personelin yetiştirilmesi ve Ankarada bir adlî tıp müessesesi ve grafaloji enstitüsünün kurulması mev­zuunu tetkik etmek üzere de Vekâle­timizde bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyon tarafından hazırlanacak olan kanun lâyihası yakın bir istik­balde Büyük Millet Meclisine takdim kılınacaktır.

Buraya kadar vermiş olduğumuz pek kısa izahatla sadece Türk hukuk sis­temi mevzuunda girişilen ilmî ve sis­tematik kanunlaştırma mesaisinin an­cak mahdut bir kısmı hakkında sizlere bir fikir vermek arzusu ile hareket ettim.

Türk baro teşkilâtı ve avukatları mev­zuuna gelince,

Bu hususta da kısaca izahat vermeyi faydalı bulmaktayız.

Mıntıkası dahilinde en az 15 avukat bulunan vilâyet merkezinde bir baro teşkil edilir. Asliye mahkemesi bulu­nan her yerde idare meclisi tarafın­dan tâyin kılman bir avukatın neza­ret ve murakabesi altında bir adlî mü­zaheret bürosu kurulur. Avukat adedi beşten aşağı olan yerlerde bu mecbu­riyet yoktur.

Malûm olduğu veçhile avukatlık, âmme hizmeti mahiyetinde bir mes­lektir. Gayesi, avukatların hukukî bil­gi ve tecrübelerini adalet hizmetine tahsisi, tarafların hukukî münase­betlerinden veya karşılıklı menfaatle­rinden doğan ihtilâfların hakka uy­gun olarak halline tavassut ve umu­miyetle mahkemelerle diğer resmî mercilere kanunun tanımlatarak tatbiki hu­susunda yardım etmektir.

Kanun işlerinde ve hukukî meseleler­de rey vermek, mahkeme ve hüküm veya kaza selâhiyetini haiz diğer mer­ciler huzurunda hakikî veya hükmî şahıslara  ait  hukukî  dâva,  müdafaa eylemek ve bu hususlara ait bütün ev­rakı tanzim, adlî muameleleri ve res­mî dairelerde nizalı ve ihtilaflı işle­ri takip etmek yalnız avukatlık ka­nunu hükümleri dairesinde baroya kayıtlı bulunan avukatlara aittir.

Avukatlar, mesleğin vekar ve haysi­yetiyle telifi mümkün olmayan her türlü hal ve hareketten içtinap et­mek, vazife ve selâhiyetlerini adalet icaplarına uygun olarak ifa ve isti­mal eylemek mecburiyetindedirler.

Her avukat mıntakası dahilinde de­vamlı olarak avukatlık edeceği baro levhasına kaydedilmekle mükellef­tir.

Bir- levhaya kayıtlı bulunan avukat, devamlı olmamak şartı ile memleke­tin her yerinde mesleğini icraya selâhiyetlidir.

Adaletin seri, ucuz ve âdil olarak tevziinde büyük bir hassasiyet ve fera­gatle vazife gören, ve hiç bir fedakâr­lıktan, çekinmeyen hâkimlerimiz ya­nında avukatlarımızın rolünün pek mühim olduğunu tasrih etmek iste­rim.

Bilvesile şunu da arzetmek isterim ki, Amerikan, ve Türk avukatları arasın­da devamlı olarak tesis edilecek olan işbirliğinin çok faydalı olacağına ka­ni bulunmaktayız.

Bu kongrenin Türk ve Amerikan ba­ro teşkilâtı ve avukatları arasındaki işbirliği ve temaslar mevzuunda yapı­lan son ve münhasır kongre olma­masını ve bu kabil konferans kongre temas ve toplantılarının tevali eyle­mesini temenni etmekteyim. Binaen­aleyh bu arzu ve temennilerimizin ta­hakkukunu temin emrinde bize düşen işleri her an yapmayı bir zevk bili­rim.

Bu kongre çalışmalarıyla, Vekâletim ile Ankara Hukuk Fakültesindeki hu­kukî araştırmalar enstitüsü münase­betleri bakımından yeni bir işbirliği devrinin açılmış olduğunu memnuni­yetle kaydederim.

Hukuk mesleği ile ilgili teşebbüsleri ihtiva eden bu kongrenin tertiplen­mesinde  büyük  hizmetleri sebkeden arkadaşlarıma tekrar teşekkür eder­ken bu gayretlerin Türkiye ve dostu­muz Birleşik Amerika için devamlı ve semereli olmasını temenni eyler, bu husustaki faaliyetlerinizde hepini­ze sonsuz başarılar dilerim.»

Adliye Vekilinden sonra Amerika Bir­leşik Devletleri milletlerarası işbirliği teşkilâtı başkanı General William E. Riley de bir konuşma yapmış ve bu kongrenin Amerika ile Türkiye ara­sında mevcut her an daha sıklaşan münasebetlerde yeni ve ileri hamle teşkil ettiğini, askerî, siyasî ve ikti­sadî sahadaki işbirliğine, bütün bu faaliyetlere şekil veren hukukî saha­nın da dahil olmasından büyük mem­nuniyet duyduğunu belirtmiştir.

Müteakiben Ankara Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Fazıl Berki, Hukukî Araştırma Enstitüsünün kuru­luş gayesi ve bugüne kadar göster­miş olduğu müsbet faaliyet hakkında izahlarda bulunmuştur.

Hukukî Araştırmalar Enstitüsü kor di rektörü New-York Üniversitesinden Prof. Delmar Karlen ise, Ankara Üniversitesiyle New-York üniversitesi arasında işbirliği hususunda Türk ve Amerikan hükümetlerince aktedilen anlaşmadan hukukî araştırmalar ens­titüsünün doğmuş olduğunu anlatmış ve bu kongreye Amerikanın tanınmış hukukçularından Adliye Enstitüsü Müdürü ve New-York Üniversitesi Hu­kuk Fakültesi Profesörlerinden Sheldon Elliot ile İllinois eyaleti yüksek mahkemesi hâkimi Walter V. Sehafer'in iştirak etmesindeki özelliği be­lirtmiştir. Konferansa Türk ve Ame­rikalı hukukçuların iştiraklerinin, si­yasî, iktisadi mülâhazalar yanında her iki dost memleketin birbirlerinin hu­kukî müesseselerini öğrenmek arzu­sundan ileri geldiğini söylemiştir.

Konuşmaları müteakip misafirler ve kongre üyeleri şerefine Fakülte ho­lünde bir çay verilmiş ve fakülte bi­nası gezilmiştir.

Kongre yarın saat 10 da çalışmala­rına başlayacaktır.

 Ankara :

Arkadaşımız Mümtaz Faruk Fenik, bu akşamki radyo konuşmasında genişle­tilen ve ağaçlandırılan Bahçelievler Çiftlik yolundan, daha ötede bütün Ankaraya hakim bir sırtta kurulmakta olan büyük turistik otelden bahsettik­ten sonra Bira Fabrikasının ilerisinde Ortadoğunun en muazzam Fişek Fab­rikası kurulmakta olduğunu söylemiş ve bu fabrika hakkında geniş izahat vererek demiştir ki:

«Geçenlerde şehirdeki muhtelif inşa­at sahalarını bir bir dolaşan muhte­rem Başvekilimizle birlikte bu fişek fabrikasının kurulduğu mıntakayı gezdim. Herkesin gözü önünden uzak bir sahada vücude getirilen bu güzel eser karşısında hayranlık hislerimi burada açıkça ifade etmeliyim. Size bu fabrikasının azameti hakkında bir fi­kir verebilmek için yalnız şu kadarını söyliyeyim ki fabrika burada 375 dö­nüm sahayı işgal etmektedir ve muh­telif büyüklükte 54 binadan mürek­keptir. Bu binaların çoğu bitmiş ve aralarında yolları bile yapılmıştır.»

Mümtaz Faik Fenik, Türk Amerikan işbirliğinin yepyeni ve güzel bir âbi­desini teşkil edecek olan bu fabrika­nın 38 milyon liraya çıkacağını söyle­miştir. Bunun 19 milyon lirası Ameri­kan yardımından temin olunmuştur. Geri kalan 19 milyon lirası ise Alman-yanın vereceği 740 milyonluk sipariş karşılığı bu fabrika fişek ve hafif mer­miler imali suretiyle karşılanacaktır. B.u itibarla fabrika vatan müdafaası bakımından ayrıca hususî bir ehem­miyeti haiz bulunmaktadır.

Mümtaz Faik Fenik daha sonra de­miştir ki:

«Görüyorsunuz ki sade çimento ve şe­ker fabrikaları değil, bize lüzumlu olan, Türkiyeyi harice muhtaç etme­den koruyacak ve barışta gelir temin edecek olan her fabrikayı da ihmal etmiş değiliz.

Size şimdiden tebşir edeyim ki bu fab­rika 1957 yılı içinde işletmeğe açıla­caktır. Fakat bilmem yıldan bahset­mek doğru olur mu? Çünkü mayıs so­nunda inşaatı bitecektir. Makineleri filân hepsi hazır. Bir, yerlerine takıl­ması kalmıştır.Bu fabrikanın kurulması için 250 bin metre küp toprak kazmak yine mü­hendisçe tabirle hafriyat lâzım gel­miştir. 250 bin metre küp hafriyat... Her kamyon beş metre küp toprak taşısa bu iş için 50 bin kamyon ihtiyaç vardır. 50 bin kamyonu şöyle hayali­nizde arka arkaya birbirine yapışık imiş gibi dizin. Ne kadar mesafe işgal eder bilir misiniz? Tam 250 kilomet­re... Yani Ulus meydanından, Kızıl­cahamam, Gerede, Yeniçağ, Bolu -Bolu dağları yoliyle Düzceye kadar olan mesafe.. Bu misal dev makine­lerle kısa bir zamanda yapılan İşin azameti hakkında bir fikir vermeğe kâfidir sanırım.

Bir fabrikada 10 mühendis, 50 tek­nisyen ve memur ile bir ekip halinde ceman 500 işçi çalışacaktır. Fabrika­nın vüsatine göre, işçi adedinin azlığı, burada mesainin ne kadar mekanik olduğunu göstermeğe kâfidir sanırım. Fabrikanın bütün sosyal hizmetleri de  plânlaştırılmıştır. Meselâ bu meyanda işçi kadınların her türlü ihtiyacı düşünülmüş ve fabrika sahasında bir kreş inşa edilmiştir. İşçi kadınlar, fabrikaya gelirken bu kreşe çocuklarını bırakacaklar, orada çocukların her türlü bakımı temin olunacaktır.

Biliyorsunuz çiftlik oldukça uzaktır, gidip gelme zordur. Onun için, devlet demiryolları hastahanesiyle Gazi tren istasyonu arasındaki sahada işçi ko­operatifleri ve lojmanlar inşasına baş­lanmıştır. Bunlardan civardaki diğer fabrikalarda çalışan işçiler de fayda­lanacaktır. Şimdi burada 1200 aileyi barındıracak, barındıracak ne de­mek. 1200 aileyi rahat huzura ve en iyi hayat şartlarına kavuşturacak bir işçi sitesi kurulmaktadır.

Size bu akşamki konuşmamda da çok iyi haberler verdiğimi zannediyorum. Bu yeni fabrikadan sizin de benim kadar inşirah duyduğunuz muhakkak tır. Bu iş Makine ve Kimya Endüstri­si Kurumunundur. Böylece, kurum, İkinci Sultan Beyazıt devrinde Top­hanede top döküm fabrikasının tesisiyle başlayan askerî fabrikaları, bugün en güzel, en modern şartlar içinde ge­nişletmekte, büyütmekte, ve eskilerin yanında en modernlerini meydana getirmektedir. İkinci Beyazıt devrinde belki bir Tophane kâfi idi. Şimdi kaç Tophanemiz kaç mermi ve mühimmat fabrikamız vardır. Allah göstermesin bir harb olacak olursa, Türkiye kendi müdafaasını sağlıyacak vasıtaları biz­zat temin etmek yolundadır. Biliyor­sunuz, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun.daha birçok silâh ve mü­himmat fabrikaları vardır. Ankaranın içinde ve dışında bulunan bu fabrika­lardan fırsat buldukça bahsedeceğimi umuyorum.

Şimdi sırası gelmişken şurasını da söyliyeyim ki Ankara şehri dahilinde askeri fabrikalar bakımından bir ye­nilik yalnız bu fişek fabrikası değildir. Kayaşta bir kapsol fabrikası var ya, o da âdeta yepyeni bir şekilde yeni baştan inşa ediliyor ve yeni tesisat yapılıyor. İsterseniz, Kayaştan, Kayaştaki kapsol fabrikasından bahse­derken, nazarlarımızı biraz daha ileri, şu Elmadağındaki barut fabrikasına kadar uzatalım. Barut fabrikasında da yeni tesisler, yeni atölyeler kurulmak­tadır. Bunlardan bir tanesi, notroglycerine tesisleridir. 1 milyon liraya mal olmaktadır. Nitroglycerine dina­mitin esas maddesidir. Şu ellerimizi, cildimizi yumuşatan gliserin iyi şey­dir, ama, işte bu acide nitrik denilen madde ile birleşince işi azıtır. Bir ca­navar olur. Ama ne yaparsanız ki, bir çok infilâk maddelerinde bu ca­navara da ihtiyaç vardır. Geçen gün size anlattığım şu Bent Deresi yolun­daki kayaları atmak için ne kadar dinamit kullanılacaktır. Biliyorsunuz, 1500 ton... İşte barut fabrikasında bu dinamitler de yapılmaktadır, ve bu ve yeni kurulan nitroglycerine tesisleri 1 milyon küsur  liraya  mal  olmaktadır.

Fabrikada ikinci yenilik de trotil te­sisleridir. Şu fişekler mermileri patla­tan madde.. Bunlar yani nitroglyceri­ne ve trotil çok tehlikeli maddelerdir. Bunlar yani notroglycerine ve trotil çok tehlikeli maddelerdir. Bunu yapan fabrikalarda ekseriya kazalar olur. Yeni tesisler, her isi mekanik bir hâ­le koymakta, zincirleme imal etmek­tedir. Böylece kazaların da önü alına­cak, yani barutla oynayan kendisini pak fazla tehlikede hissetmiyecek ve iş emniyeti temin olunacaktır.Size şu kısa zaman zarfında, Ankaramızda Milli Müdafaa gücümüzü ve ik­tisadî gücümüzü artıran yeni fabrika­lardan, tesislerden bahsettim. Gelecek konuşmamda ise yepyeni bir müesse­seden daha, Ortadoğu Üniversitesin­den bahsedeceğimi umuyorum. Bu Or­tadoğu Üniversitesi, Ankaramızı de­ğil Türkiyenin belki bütün Ortadoğu memleketlerinin en büyük kültür merkezi haline koyacaktır.»

 Ankara :,

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te reis vekillerinden Agâh Erozamn riya­setinde toplandı.

Celse açıldığı zaman, istifa eden Ma­arif Vekili Prof. Ahmet Özel'in yerine Samsun mebusu Tevfik İlerinin tâyin edildiğine dair Riyaseticumhur tezke­resi okundu.

Bundan sonra Kastamonu mebusu Nâzım Batur ve 43 arkadaşının Or­man Kanununun muvakkat birinci maddesinin ilgası hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine devam edildi. Mezkûr muvakkat birinci maddede ağaç kesilen arazinin ormanlık sayılıp sayılmaması hususundaki kararın Zi­raat Vekâletince verilmesine dair hük­mün kaldırılmasını derpiş ediyordu. Neticede bu maddenin ilgasını hedef tutan kanun teklifi reddedildi.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Kars Mebusu Turgut Gölenin teşrii masuniyetinin kaldırılma­sı hakkındaki Başvekâlet tezkeresinin müzakeresi yapıldı. Urfa mebusu Fe­ridun Ergin (Hür. P.) bu mevzuda konuşarak, Turgut Gölenin teşrii ma­suniyetinin kaldırılması hakkında ha­zırlanan mazbatanın delillere dayan­madığını ileri sürdü ve teşrii masu­niyetin kaldırılmamasını istedi.

Vaktin gecikmiş olmasından dolayı bu günkü çalışmasına son veren Büyük Millet Meclisi çarşamba günü topla­nacaktır.

 Ankara  :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, vaki davet üzerine İrana gidecek olan parlâmento heyetinin seçimi yapıldı. Seçim neticesine göre heyete Katılacak mebuslar şunlardır: Ankara mebusu Aliye Coşkun, Antal­ya mebusu Atillâ Konuk, Bingöl me­busu Ekrem Yıldız, Bursa mebusu Se­lim Ragıb Emeç, Çanakkale mebusu Bedi Enüstün, Elâzığ mebusu Suphi Ergene, Elâzığ mebusu Ömer Faruk Sanaç, Gümüşhane mebusu Sabri Öz-cansan, İstanbul mebusu Aleksandros Haccpulos, Malatya mebusu Mehmet Kartal, Mardin mebusu Abdurrahman Bayar, Mardin mebusu Reşit Kemal Timuroğiu, Niğde mebusu Zihni Üner, Ordu mebusu Bekir Baykal, Sey­han mebusu Enver Btumlufikası ve kızı, bugün saat 14 te «San Giorgio» vapuru ile İstanbula gelmiş­tir.

Hususî surette seyahat etmekte bulu­nan ekselans Cezare Merzegoroya İtal­yan mebuslarından Enzo Storoni, İtal­yan Dsniz Sanayii Federasyonu Reisi Francesco Manzitti. «Adriatica» vapu­ru kumpanyası umum müdürü Comte Adriano Fosterri refakat etmektedir.

Ekselans Cezare Merzegora, iki gün turistik olarak şehrimizde kalacak ve müzelerle tarihî yerleri gezecektir. Müteakıben İzmire gidecek olan İtalyan Ayan Meclisi Reisi, İzmiri ve Efesi zi­yaret edecektir.

16 Nisan 1957

 Ankara :

Tanınmış İngiliz tiyatro muharriri T. S. Elliot'un «kokteyl parti» isimli pi­yesi, İngiliz Kültür Heyeti haftası mü­nasebetiyle dün akşam Küçük tiyatro­da muvaffakiyetle temsil edilmiş ve T.S. Elliot'nun Türk seyircilerine hita­ben hazırladığı mesaj da bu vesile ile okunmuştur.

T.S. Elliot'un mesajı şudur;

«Siz seyircileri selâmlamak ve piye­simden hoşlanacağınızı ümit ettiğimi belirtmek için bu temsilde bulunmayı çok isterdim. Türk - İngiliz kültür derneği ile İngiliz kültür heyetinin ter tip ettikleri kültür haftasındaki faa­liyetler arasındaki «Kokteyl parti» nin temsil edileceği haberi beni çok sevin­dirdi. Bu, Türkiye ve Ortadoğu mem­leketlerinde «Kokteyl parti» nin ilk temsilidir. Uzun zamandır Türkiyeye gelmeği arzu etmiş olmam ve fırsat çıkınca bu arzuyu gerçekleştirmeye karar vermiş bulunmam. Sizden pi­yesimi oynamanızı istemem için ayrı bir sebep teşkil eder. Fakat şimdilik aranızda bulunamadığıma göre, siz seyircilere ve Türk milletine selâmla­rımı gönderiyorum.»

 İstanbul  :

Dost ve Müttefik İtalya Ayan Meclisi Reisi ekselans Cezare Merzegora, re-

 Ankara  ;

Toprak ve İskân İşleri Umum Müdürü Necati Turgay, bugün bir basın top­lantısı yaparak, yeni iskân kanun lâ­yihasının ana hatları hakkında izahat vermiştir.

Umum Müdür, 1934 yılından beri yü­rürlükte bulunan, fakat yurdumuzun bugün içinde bulunduğu şart ve ihti­yaçlara cevap vermeyen 2510 sayılı iskân kanunu yerine yeni hazırlanan iskân kanunu lâyihasının ana hatla­rını şöylece belirtmiştir:

«Yeni lâyiha, ister yurt dışından.ge­len Türk asıllı göçmen ve mülteciler ister yurt içinde yaşayan vatandaşlar­dan olup bugünkü mesut nüfus tezayüdü de gözönüne alınarak İskân­ları gereken bütün vatandaşları aynı hak ve rüçhaniyetle yerleştirmeyi.

Bugüne kadar tatbik edildiği gibi is­kâna müstehak olanlara bedelsiz mes­ken, arsa, arazi vermek yerine bun­ları uzun vadeli taksitlerle borçlan­dırmak suretiyle müstahsil hale getir­meyi, dolayısiyle devletin mevcut im­kânlarını daha büyük bir kitleye teş­mil etmeyi,

Bu maksatları temin için devlet büt­çesine büyük bir yük tahmil etmemek üzere bu hizmetlerin 4753 sayılı çift­çiyi topraklandırma kanunu ile mü­esses özel fen temel tutularak tahak­kuk ettirilmesini.

İskân maksadiyle kurulmuş ve kuru­lacak Avrupalılar ve milletlerarası fonlara iştiraki, dış kaynaklardan yardım kabulünü ve istikrazlar aktedilebilmesini,

Bugünkü şartlarda kültüre elverişli bulunmayan arızalı, taşlık, makilik ara­zinin islâh edilerek kıymetlendirilme­si ve iskân maksadına tahsis edilebil­melerini, nüfus kesafeti dolayısiyle ve­ya ormanlık bölgelerde geçim imkâ­nını bulamayan veya bir kısım tabii âfetlere mâruz olan vatandaşların da­ha müsait bölgelerde yerleştirilmele­rini,

Yeniden iskân edilecek vatandaşların müstahsil hale getirilmesini teminen bunların tam bir şekilde istihsal vası­taları, kredi ve gerekli bilgi ile teçhi­zini,

Yerleştirmelerin plânlı ve programlı bir şekilde vatandaşların hayat sevi­yelerini ve refahlarını artıracak su­rette devlet eliyle yapılmasını,

Bugüne kadar muallel kalmış eski iskân işlerinin beş senelik bir devre içinde tasviyesini hedef tutmakta ve, Bugün memleketimizin içinde bulun­duğu iktisadi, kültürel ve sosyal şart­ların icapları ve gelecekteki inkişaf­lar dikkate alınarak nüfusu 40-50 mil­yonu bulacak olan yarınki Türkiyemizin temel unsurlarını kurmağa ve hükümetimizin kendine gaye edindi­ği müreffeh bir vatan yaratma yolun-da sistemli ve azimli çalışmalarını ge­niş ölçüde tahakkuk ettirmeye müte­veccih bulunmaktadır.

Avrupa konseyi yerleştirme iskân forum:

Avrupa Konseyi Vekiller komitesinin kararı ile mülteciler ve nüfus fazla­lıkları meselelerini tetkik ve halle memur özel temsilci, Fransa devlet adamlarından ve eski parlâmento baş­kanı Schneiter'in raporuna müstenit olarak yine vekiller komitesinin 21 mayıs 1954 tarihinde aldığı prensip kararı ile (Avrupa konseyi yerleştirme fonu)  teşekkül etmiş bulunmaktadır.

Hükümetimiz Almanya, Belçika, İz­landa, İtalya, Fransa, Lüksemburg ve Yunanistan   hükümetleri ile birlikte kısmî bir anlaşma ile bu fonun ku­rucu azaları arasında bulunmakta­dır.

Bütün konsey azalarına şâmil olarak 10.000.000 dolarlık bir sermaye ile ku­rulan fon'a iştirak hisseleri Avrupa konseyi masraflarına iştirak nispetin­de olup fon, hükümetimizin de tem­sil edildiği bir idare komitesi ve ida­re meclisi ile murakabe heyeti mari­feti ile idare edilmektedir.

Kurucular arasında bulunan Türkiyenin iştirak nispeti binde 78, bunun tutarı 780.000 E.P.U. doları karşılığı 2.184.262 Türk lirasından ibaret bulun maktadır. Bu yekûnun dörtte bir nis­petindeki iştirak karşılığı 1957 malî yılı bütçesinde yer almıştır.

Fen hale faaliyete geçmiş bulunmak­ta haziran ve kasım aylarında topla­nan idare komitesinde Türkiyenin fondan ilk istifade edecek memleket­ler arasında yer almasına karar veril­miş ve hükümetimizden projeler is­tenmiştir.

Bu projeler üzerinde fikir teatisinde ve iskân çalışmalarımız hakkında ye­rinde tetkiklerde bulunmak üzere fon guvernörü Mösyö Plas konsey men­suplarından Hamit Günaltayla birlik­te Türkiyeye gelerek iyi bir intiba ile memleketimizden  ayrılmıştır.

Fon idaresi, kurucuların iştirak his­seleri yekûnu olan ve 6 milyon doları bulan fonu garanti olarak kullanmak ve bu garanti mukabilinde Avrupa ve bilhassa Amerika piyasalarından uzun vadeli krediler sağlamak tasavvurundadır.

Tamamen predüktif bir esas üzerine hazırlanan projelerimizin fon idare­since kabulü halinde bilhassa dövizli tediyeler için müsait kısa veya uzun vadeli istikrazlar yapılması mümkün olacaktır.

Bu fon mevzuu ile muvazi olarak ye­ni iskân kanununda da gerekli mü­eyyideler ve selâhiyetlere yer veril­miştir.

Arazi İslâhatı:

Hâlen   yürürlükte   olan   çiftçiyi   topraklandırma kanunu münhasıran kül­türe elverişli toprakların ihtiyacı olan vatandaşlara tevziini âmir bulunmak tadır. Tatbikat bu şekilde cereyan et­mekte fakat, Trakya, Ege ve Cenup sahil bölgelerindeki bir çok illerimiz­de bugünden toprak darlığı hissolunmaktadır. Buna karşılık yurdumuzun bir çok yerlerinde bugünkü halde zi­raat edilmeyen fazla arızalı, taşlık ve­ya makilik arazide devlet eliyle ka­demeler ve setler vücude getirilmesi ve ıslâhı, bataklıklardan kurtulan arazi­de tesviye ve tâli islah ameliyesi ya­pılarak daha milyonlarca dönüm ara­zinin kıymetlendirilmesi ve ziraate elverişli bir hale getirilerek ihtiyaç sahibi vatandaşlara tevzii bugün bir zaruret halini almış ve yeni iskân ka­nununda bu maksatla arazi İslâhatı­na bilhassa yer verilmiş bulunmakta­dır.

Bilfarz Mersin - Silifke - Antalya sa­hil bölgesi gibi eski devirlerde mil­yonlarca insanı barındırmış olan böl­gelerde bu gibi arazi islahatiyle tur­fanda sebze, narenciye, muz istihsa­line elverişli bu topraklarda nispeten küçük normlar dahilinde bu bölgele­re civar bilhassa kuşak çevresindeki dağlık ve ormanlık sahalar halkının topraklandırılarak iskânları ve geçim­lerini sağlamaları temin olunacaktır. Arazi İslahatını en iyi tahakkuk etti­ren memleketlerin çalışmaları yakın­dan takip edilmekte olup İtalya hü­kümetinin, daveti, ile bir heyetimiz geçen yaz bu çeşit mesaiyi yerinde tetkik etmiş ve memleketimiz için fay dalı olacak çalışmalar üzerinde durul­muştur. 1957 yılı içinde örnek ve de­neme mahiyetinde bu çeşit arazi İslâ­hatı projelerinin tatbikine geçilecek­tir.»

17 Nisan 1957

 Ankara :

Dün itimatnamesini takdim etmiş bu­lunan yeni Sovyet büyük elçisi ekse­lans Rijov bugün öğleden evvel Anıt Kabre giderek bir çelenk koymuş ve Atatürkün mânevi huzurunda tazim duruşunda bulunmuştur.

 Ankara  :

Dün gece Kastamonuda vukua gelen yangın dolayisiyle, Kızılay umumi merkezi tarafından ilk ve âcil yardım ola­rak 3 kamyonla 250 çadır, 100 adet gemici feneri, 10 teneke gazyağı ile 100 ünitelik pansuman malzemesi der­hal yangın mahalline gönderilmiştir. Bu sabah, Kızılay umumî merkezi reis vekili Afyon mebusu Riza Cerçel ile idare heyeti âzasından Niğde mebu­su Ahmet Nuri Kadıoğlu ve ilgili me­murlar yangın mahallinde tetkikler yapmak üzere Kastamonuya hareket etmişlerdir.

 Adana  :

İnşası tamamen sona ermiş ve açılış hazırlıkları ikmal edilmiş bulunan A-dana çimento fabrikası, hâlen tecrübe çalışmalarına devam etmektedir. Sey­han hidro - elektrik santralinden al­dığı muharrik kuvvet ile tecrübe faa­liyetine geçen fabrika günde 450 ton çimento yapmaktadır.

Fabrika, demiryolu ile İncirlik istas­yonuna, karadan bir şcse ile de Ada­na - Anadolu ve Adana - Şark asfal­tına bağlanmıştır.

 Ankara  :

Dost ve kardeş Afganistan Başvekili Altes Serdar Mohammed Davud Han ile Hariciye Nazırı Altes Mohammed Naim Han, hükümetimizin misafiri olarak memleketimizi ziyaret etmek üzere, bugün Kabilden hususî uçakla saat 14.30 da Esenboğa hava alanına muvasalat etmişlerdir.

Mümtaz misafirlerimiz, Afgan ve Türk bayrakları ile süslenmiş olan hava a-lanmda Başvekil Adnan Menderes, Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Eteni Menderes, Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Başvekâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti Umu­mi Kâtibi Büyük Elçi Melih Esenbel, Afganistanm Ankara büyük elçisi Ge­neral Esadullah Seraj, Türkiyenin Ka­bil büyük elçisi Orgeneral Zekâi Okan, General ve Amiraller, Ankara Valisi, Protokol  Dairesi Reisi, Başvekâlet" veHariciye Vekâleti Erkânı Afganistan büyük elçiliği erkânı Garnizon ve Mer­kez Kumandanları ve diğer zevat ta­rafından karşılanmışlardır.

İki kardeş ve dost hükümet reisleri­nin karşılaşması çok samimî olmuş, müteakiben selâm resmini ifa etmek­te olan ihtiram kıtası teftiş edilmiş, bando Afgan millî marşı ile istiklâl marşını çalmıştır.

Afganistan Başvekili, hava alanında kendisini selâmlayan ve ordumuzda staj görmekte veya askerî mekteple­rimizde okumakta olan 50 den fazla Afganlı subayın da ellerini sıkmıştır.

Müteakiben otomobillere binilerek Esenboğadan şehre hareket edilmiştir. Kortej, Ankara caddelerinden geçer­ken yer yer toplanmış olan halk, iki dost ve kardeş Başvekili hararetle al­kışlamışlardır.

Başvekil Adnan Menderes ve karşıla­mağa gelen diğer zevat mümtaz misa­firlerimizin Ankara'da ikametlerine tahsis edilmiş olan hariciye köşküne kadar kendilerine refakat etmişlerdir.

Mümtaz misafirlerimize şu zevat re­fakat etmektedir:

Plânlama vezareti vekili Abdülhay Aziz hariciye vezareti siyasî işler U. Md. Abdurrahman Peyjak, hariciye vezareti II. siyasî şube Md. Ataullah Naşir Ziyai, Başvekilin yaveri Binbaşi Abdülsükür.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15"de Reis Vekillerinden Agâh Erozan'm ri­yasetinde toplandı.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında Kars Mebusu Turgut Göle ile Elâzığ Mebusu Selâhaddin Tokerin teşrii masuniyetlerinin kaldırılması hakkındaki muhtelit encümen maz­batalarının müzakeresi yapıldı. Maz­batalar üzerinde söz alan, Manisa Me busu Hikmet Bayur, Kars Mebusu Mehmet Hazer, Sinop Mebusu Muhit Tümerkan, Urfa Mebusu Feridun Er­gin, müddeti umumilikçe hazırlanan dosyaların teşrii masuniyetlerin kal­dırılmasını tazamnum etmediğini ile­ri sürdüler ve takibatın devre sonuna bırakılmasını istediler. Kars Mebusu Turgut Gole de, dosyada kendisine maledilen sözleri söylemediğini ifade eyledi. Neticede Turgut Göle ile Selâ­haddin Tokerin teşrii masuniyetleri­nin kaldırılmasını derpiş eden maz­batalar reddedildi ve her iki mebus hakkındaki takibat devre sonuna bı­rakıldı.

Bundan sonra bazı silâh, mermi ve malzemenin Lübnan hükümetine sa­tılması hakkındaki kanun lâyihası ile sanayi sicili hakkındaki kanun lâyi­hasının ikinci müzakeresi yapılarak mezkûr lâyihalar kanunlaştı. Ata­türk Orman Çiftliği arazisinden 1950 dekarının satılması hakkındaki ka­nun lâyihasının ikinci müzakeresi so­nunda söz alan Kocaeli Mebusu Sa­dettin Yahın, lâyihanın kabul edil­memesini istedi. Gerek bu lâyiha ve gerekse Maarif Vekâleti kuruluş kad-rolariyle merkez kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunda değişiklik yapıl­ması hakkındaki kanun lâyihası mü­zakere ve kabul edildi.

Büyük Millet Meclisi Cuma günü top­lanacaktır.

 Kastamonu :

Pazartesi günü başlayan ve Salı gü­nü şiddetini arttıran fırtına esnasın­da vilâyetimizin birçok kazalarında müteaddit orman yangınları çıkmış­tır. Bunlardan bir kısmı mahallî im­kânlar seferber edilerek derhal mevzileştirilmiş, fakat şiddetle esen rüz­gârın tesiriyle bazıları genişlemek İs­tidadı gösterdiği için civar vilâyetler­den ve bu arada Çankırı'dan 500 mevcutlu bir askeri birlik getirilmek su­retiyle söndürme ameliyesine, hız ve­rilmiştir.

Son alman malûmata göre, İnebolu'­nun Şamoğlu bölgesindeki yangın ha­riç, Kastamonu'daki bütün orman yangınları tahdit edilmiştir. Söndür­me ameliyesine iştirak etmek üzere, Kastamonu'dan tertip edilen ekipler­den ayrı olarak, Ankaradan'200 mev­cutlu bir istihkâm taburu ile 320 kişilik bir piyade birliği ve Çankırı'dan da yeniden 250 mevcutlu bir birlik Kastamonu'ya gelerek faaliyete geç­miştir.

Bugün Ankara'dan şehrimize gelen Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik,- be­raberinde Jandarma Umum Kuman­danı ve Vali olduğu halde,. derhal Taşköprüye giderek yangın bölgesin­deki söndürme ve yardım faaliyetle­rini gözden geçirmiş, alınması icabe-den tedbirleri mahallinde tespit ede­rek lüzumlu direktifleri vermiştir.

Büyük fırtınanın devamı müddetince vilâyet dahilinde irili ufaklı 25 orman yangını çıktığı tespit olunmuştur. Ba­zı orman köyleri bu yangınlardan za­rar görmüş ve İnebolu'da 20, Taşköprüde 92, merkez kazada 61, Azdavay-da 6 olmak üzere 179 vatandaşımız açıkta kalmıştır. Yalnız merkez kaza­da 1 can kaybı vardır. Hasar henüz tespit  edilememiştir.

Yangından zarar gören ve açıkta ka­lan vatandaşlar için Kızılay Umum Müdürlüğünce Ankaradan gönderilen ikinci yardım ekibi de Kastamonuya gelmiştir. Bu ekip, 250 çadır, 100 bat­taniye, 500 kat çamaşır, 500 caket, 500 yelek, 500 kutu süt tozu, 500 kutu şe­ker, 300 kutu tereyağ, 20 çuval un, 20 teneke gaz getirmiş, 150 gemici fe­neri, 100 pansuman takımı getirmiş ve vilâyet merkezi ile kazalardan ya­pılan yardımlarla birlikte bugün' bun­lar yangın geçiren orman köylerin­deki felâketzede vatandaşlara ulaştı­rılmıştır.

Bugün Taşköprü çevresinde vaziyeti yakından gören Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, bu tetkikleri sırasında felâketzedelerle de görüşerek hatırla­rını ve ihtiyaçlarını sormuştur. Ken­dilerine   geçmiş   olsun,   demiştir.

Güney  Doğu Anadolu bölgesinde seyahatta bulunan Ziraat Vekili Esat Budakoğlu'nun da uçakla buraya gel­mesi beklenmektedir.

Bir kısım orman yangınlarının sön­dürülmüş olmasına rağmen, herhangi bir sirayet ihtimaline karşı mütead­dit nöbetçi ekipler bu bölgeleri de­vamlı  kontrol  altında tutmaktadır.Mevzii hâle getirilmiş olan yangınla­rın tamamen söndürülmesi için de büyük bir gayretle çalışılmaktadır.

 Ankara :

Basın Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğünün misafiri olarak memleke­timizi ziyaret eden Amerika Colombia Brcadcasting System radyo şirketinin haber tefsircisi Mr. Robert Trout, Türkiye hakkındaki intibaiarım, An­kara radyosunda Amerikaya hitaben yaptığı rayro neşriyatında şöylece anlatmış ve ezcümle  demiştir ki:

«Dünyanın bu kısmında Türkiyeyi ilk defa ziyaret ediyorum. Yalnız şunu söylemek isterim ki, bu benim son zi­yaretim olmayacaktır. İmkân bulur bulmaz tekrar geleceğim. Türkiyeye gelmezden önce b-u memleket hak­kında çok şeyler okudum. Fakat, bun lar modern Türkiye hakkında yazı­lanlardan ziyade eskiden yazılmış eserlerdi. Bu itibarla burada esraren­giz bir memleket bulacağımı tahmin ediyordum. İstanbulun mimarî hari­kalarını, Ayasofya, Sultanahmet ve Süleymaniye camilerini ve görülme­ğe değer manzaraları görmeğe heves­leniyordum. Fakat hakikati söylemem icabederse, ne İstanbulun modern bir şehir olarak, ne de Türkiyeyi modern bir memleket olarak düşünüyordum.» Mr. Robert Trout Türkiyeye gelme­den evvelki intibaları ile, şimdiki in­tibalarım mukayese ederek şunları söylemiştir:

İntibalarım çok farklıdır. Son bir kaç gün zarfında o kadar süratli ve müessir bir tesir altında kaldım ki, bun­ları şimdi durup tasnif etmek gayet zordur. , Yalnız şunu söyliyeyim ki, kendimi tamamen memleketimde his­sediyorum. Türkiye, beni için artık esrarengiz bir memleket değildir. Türkiyeyi gayet cazip ve enteresan buldum. İstanbul dünyanın en sihirli ve cazip bir yeridir. Emsaline başka bir yerde rastlamadım. İstanbulda neler görmek istediğimi şimdi hatırlayamıyorum. Fakat, güzel mimar; eserleri, bu bölgenin harikaları, hep buradadır. Coğrafî bakımdan da çok daha güzel olan İstanbulun bu kadar cazip  bir  denizin  kenarında olduğunu hiç zannetmiyordum. Ben bugü­ne kadar, içersine birçok Okyanus gemilerinin girip çıktığı New-York limanı gibi birçok şehir ve liman gör­düm, Takat bunların hiç birisi sakin denizi, Haliç üzerinde iki güzel köp­rüsü, hemen birkaç metre ötede, ber­rak sular üzerindeki balıkçı kayıkları ile İstanbula benzememektedir. Bun­lar büyük şehirlerde görülmeyen şey­lerdir.

Şimdi, İstanbulda üç dört gün kaldık­tan sonra Ankaraya gelmiş bulunu­yorum. İki günden beri Ankaradayım. İki şehir, yani İstanbul ile An­kara, birbirlerinden pek fazla farklı değildirler, Ankara, modern bir şe­hirdir, yeni Ankara, eski Ankaranm bulunduğu tepenin alt kısımlarında kurulmuştur. Türkiyenin hükümet merkezi, hakikaten görülmesi lâzım bir yerdir. Ankaraya giderken, dağ­ları ve ovaları ile Amerikanın Batı şehirlerini hatırladım. Fakat, Güney bölgesi şehirleri Türkiyeyi daha faz­la andırmaktadır. Ve daha modern­dir.

Ankarada göreceğimi ümit etmediğim bir şey de, buradaki faaliyettir. An­karanm modern bir şehir olacağını biliyordum. Fakat burada henüz her şey bitmemiştir. Şehre girerken ge­niş yollar, meydanlar ve modern bi­nalar yapmak için eski kötü yerlerin yıkıldığını gördüm, bu yolda çok bü­yük bir faaliyet gösterilmektedir.»

Mr. Trout bir haber tefsircisi olarak da  şunları  söylemiştir:

Türkiye Büyük Millet Meclisine he­nüz yaptığım, temsilcilerin konuşma­sını dinlediğim ve çok enteresan bul­duğum bir ziyaretten sonra, siyasî bir şeyler söyliyecek haieti ruhiye için­deyim. Yalnız, bu, gayet nazik bir meseledir. Türkiyeyi ziyaret ettikten ve onun nasıl Batı fikirli bir mem­leket olduğunu gördükten sonra kendi kendini yetiştirmek ve geliştir­mek hususunda çok büyük azim ve karar gösterildiğini ve malî bakım­dan fakir bir durumdan çıkarılıp zengin bir millet haline getirildiğini söylemek isterim. Türkiyenin, Orta­doğu ve Doğu Akdeniz memleketle­rine nazaran ne kadar farklı bir devlet olduğunu gördükten sonra, hattâ beni kadar az bir müddet gördükten sonra Türkiyeyi gören her Amerika­lının, Türkiyenin kendi tarafımızda olmasından ve Amerikanın da Türki­ye tarafından olmasından dolayı fev­kalâde şanslı olduğumuzu derhal söyliyeceğinden eminim .İki devletin de ayni tarafta bulunduğunu söylemek doğrudur.Ve bunu ben söylemekle şahsen büyük bir memnuniyet duy­maktayım. >

 Ankara :

Ekselans Hüseyin Alâ'nın İran Baş­vekilliğinden istifası münasebetiyle Başvekilimiz Adnan Menderes ile kendisi arasında şu telgraflar edilmiştir:

Ekselans Hüseyin Alâ Saray   Tahran Nazırı Başvekâlet makamından ayrıldığınız şu sırada, sizi şahsen tanımış ve teş­riki mesai etmiş olmaktan duydu­ğum sevinç ve bahtiyarlığı ifade et­meme müsaadenizi rica ederim. Bü­yük memleketinizin selâmeti için ol­duğu kadar, bütün dünya bakımın­dan çok büyük ehemmiyeti gayri ka­bili inkâr olan bölgemizin, sulh, em­niyet ve istikrarı içinde hayatî ehem­miyeti haiz nazik anlarda Şehinşahi hükümetinin baskında gösterdiğiniz cesaret, sebat ve kiyaseti ve takip et­tiğiniz hakimane siyaseti daima hay­ranlık ve şükranla anacak olan sayı­sız kimseler arasında bulunmaktayım. Her zaman için büyük kıymet taşıya­cak olan görüşleriniz ve mütalâaları­nızdan bizi müstafi kılmaya devam buyuracağınızı   ümit   etmek   isterim.

Adnan Menderes

Ekselans   Hüseyin   Alâ,   Başvekilimize şu cevabı göndermiştir: Ekselans Adnan Menderes Türkiye Başvekili

Ankara

Başvekillikten istifa ettiğim sırada göndermek lûtfunda bulunduğunuz nâzik telgrafı şükranla aldım. Zatıâlinizle teşriki mesai etmek, nüfuzu nazarınız ve münevver devlet adamı vasfınızdan   doğan   hakimane   görüşmelerinizden müstefit olmuş bulun­mak benim için büyük bir şeref ve cesaret kaynağı teşkil etmiştir. Dost­luğunuz benim için çok kıymetlidir. Halisane münasebatımızm hem İran ile Türkiye arasında mevcud kardeş­lik bağlarının takviyesine hem de Or­ta Şarkın refah ve saadetine hadim olmaya devam edeceğini ümit eyle­rim.

Hüseyin Alâ

 Ankara :

Türkiye ve Amerika Birleşik Devlet­lerinde barolar ve hukukla ilgili mes­lekî teşekküller mevzuundaki kong­reye bugün saat 10'da Hukuk Fakül­tesinde devam olunmuştur.

Barılar temsilcileri ile tanınmış Türk ve Amerikalı hukukçuların büyük bir alâka ile takip etmekte olduğu kong­renin bugünkü ilk oturumu Ankara Hukuk Fakültesinden Prof. Necip Bilge'nin   başkanlığında   yapılmıştır.

Bu oturumda «Amerika Birleşik Dev­letlerinde adliye cihazının işlemesi için asgarî standartlar» mevzuu İlIinois eyaleti yüksek mahkemesi hâ­kimi Schaefer tarafından ve «Ame­rika Birleşik Devletlerinde adliye ida­resi enstitüsü mevzuunda New-York Üniversitesinden Prof. Elliott tara­fından izah edilmiş ve mevzu ile alâ­kalı sualler cevaplandırılmıştır.

Daha sonra Prof. Coşkun Üçok'un başkanlığında yapılan toplantıda İs­tanbul Barosundan avukat Ali Naydar Özkent Türkiyede avukatlık mes­leğinin ve baroların tarihçesi üzerin­de bir konuşma yapmıştır.

Kongrenin öğleden sonraki ilk oturu­mu Ankara Hukuk Fakültesinden Prof. Dr. Yavuz Abadan'ın riyasetin­de yapılmış ve «Amerika'da Adliye cihazının yardımcı organları olan ad­li müzaheret teşekkülleri» mevzuu, Prof. Elliott» Amerikan Adliye Cemi­yeti» de hâkim Schaefer tarafından izah edilmiştir.

Müteakiben Prof. Süheyp Derbil baş­kanlığında bir toplantı yapılarak Türkiyede baro  faaliyeti incelenmiştir. Bu arada Ankara barosundan Se­vim Tunç, adlî müzaheret «ve Avu­kat Hilmi Özarpat» avukatların emekliliği» konularında birer konuş­ma yapmış ve Ankara baro başkanı Asım Ruacan'm barolara giriş mev­zuundaki etüdü okunmuş, New-York barosundan Prof. Delmar Karlen, Ankara Hukuk Fakültesinden Doçent Dr. Hamide Topçuoğlu ile delegeler tarafından sorulan sualleri cevaplan­dırmışlardır.

Kongrenin bugünkü çalışmaları Fa­külte konferans salonunda Amerika Birleşik Devletlerinde duruşma saf­hasını gösteren filmin seyredilmesini müteakip saat 18'de sona ermiştir.

Diğer taraftan barolar başkanları ile temsilcileri, bu sabah toplantı yapa­rak yarınki kapanış toplantısında gö­rüşülecek olan «Türkiye Barolar Bir­liği» mevzuunda hazırlık çalışmasın­da bulunmuşlardır.

 Ankara :

Son gelen haberlere göre Kastamonu bölgesindeki orman yangınlarını sön­dürmek için vilâyet bütün imkânları­nı seferber ederek büyük bir faali­yet sarfetmektedir. Ayrıca ordu bir­likleri de faaliyete şayanı şükran bir gayretle katılmışlardır.

Bu yangınların 25 yerde birden ve aynı zamanda çıktığını bildirilmek­tedir. Şamoğlu bölgesindeki hariç, bunlardan dokuzu çevrilmiş, diğerleri de mevzileştirilmiştir.

Güneş-Doğu bölgesinde tetkik seya­hatine çıkmış bulunan Ziraat Vekili Esat Budakoğlu'nun da derhal yan­gın sahasına geçmesini temin maksadıyla Başvekilin teşebbüs ve talima­tı üzerine Malatyaya gönderilmiş bu­lunan uçak, hava muhalefeti yüzün­den meydana inememiştir. Ziraat Ve­kili, otomobille ve kara yoluyla Kas­tamonu'ya hareket etmiştir.

Felâketzedelerin ihtiyaçlarını karşı­lamak üzere yardımlar devam etmek­tedir. Zarar gören orman köylerine tekrar kâfi miktarda sıhhî malzeme, yiyecek ve giyesek eşyası gönderilmiş, bu arada battaniye sayısı bine, çadır sayısı da beş yüze çıkarılmıştır.

 İstanbul :

Denizcilik Bankasından aldığımız malûmata göre Mart ayı içinde İs­tanbul Boğazından 1.968.251 gros ton tutarında 416 ecnebi bandıralı gemi geçmiştir.

Bu gemilerin 106 sim Sovyet, 857ini İtalyan, 40'mı Norveç, 33'ünü Alman, 181 ini İsveç gemileri teşkil etmiştir.

 Kastamonu :

Vilâyetimizin muhtelif mıntıkalarında çıkmış olan orman yangınları, mahallî ekiplerle ordu birliklerinin büyük gayretleri neticesi tamamen söndürülmüştür.

Yangın bölgelerine nöbetçi birlikler yerleştirilmiş ve her ihtimale karşı Orman Umum Müdürlüğü Teşkilâ­tınca gereken emniyet tedbirleri alın­mıştır.

Yangından zarar gören bazı orman köylerinde yanan evlerin sayısı ce­man 116 dır. Açıkta kalan vatandaş­ların miktarı 501'e yükselmiş, ölü adedi ise maalesef ikiye çıkmıştır.

Felâketzedelerin barındırılması için hükümet ve Kızılay tarafından ge­rekli bütün yardımlar vaktinde ya­pıldığı gibi keza iaşeleri de sağlan­mıştır.

Orman yangınları neticesinde Kasta­monu ve Sinop vilâyetleri dahilinde yanan orman bölgesi, tahmini bir he­sapla, 10.492 hektar civarındadır. An­cak, her bölgede bazı kısımlar ateşin sirayetinden masun kaldığı için, bu miktarın daha da azalacağı anlaşıl­maktadır.

 Tosya :

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, be­raberinde Jandarma Umum Kuman­danı ve diğer zevat olduğu halde bu sabah Kastamonu'dan kazamıza gel­miştir.

Vekil, orman yangınlarının Tosya bölgesi   ormanlarında   yaptığı   tahribata ve söndürme ekiplerinin bu çev­redeki faaliyetlerine dair etraflı iza­hat almış, açıkta kalan vatandaşla­rın yerleştirilmeleri hususundaki ça­lışmaları gözden geçirmiştir.

Dr. Namık Gedik, Tosyalılara hita­ben yaptığı konuşmada, hükümetin yangın haberini alır almaz hâdise ile çok yakından alâkalandığını ve Da­hiliye Vekili olarak kendisi buraya geldiği zaman vilâyetteki bütün alâ­kalıları, yangınlara karşı gereken tedbirleri almış olarak, vazife başın­da bulunduğunu söylemiştir.

Milli servetimizi teşkil eden orman­ların korunması için bütün vatandaş­ların azamî derecede hassasiyet ve yardım göstermelerinin zaruri oldu­ğunu belirten Dahiliye Vekili, bu mevzu üzerinde hükümetin de büyük bir titizlikle durduğunu kaydetmiş, bu son yangınlarda çok şükür zararın hafif olduğunu söyleyerek demiştir ki:

«Şahsen zarar gören vatandaşların bu zararlarını süratle telâfi edeceğiz. Hükümetin ve Kızılayın yardımları muhtelif kollardan mahallerine şim­diden ulaştırılmıştır. Orman yangın­larının söndürülmesinde Tosyalıların yardımları büyüktür. Kazanızı biraz sonra Ziraat Vekili arkadaşım da zi­yaret edecek ve orman yangınları dolayısile gereken tetkik ve temasları yapacaktır.»

Dr. Namık Gedik, daha sonra, bu va­zife seyahati vesilesiyle Tosyalılarla görüşmenin kendisi için bir bahtiyar­lık teşkil ettiğini belirmiş ve göste­rilen muhabbet tezahürlerine şahsı ve arkadaşları adına teşekkürlerini bildirmiştir.

Dün otomobille Malatyadan hareket etmiş olan Ziraat Vekili Esat Budakoğlu, bugün, Öğleden sonra Tosyaya varmıştır. Bunu müteakip Dahiliye ve Ziraat Vekilleri, yangın bölgeleri­ni ilgilendiren çeşitli mevzuları bir­likte incelemişlerdir.

 Ankara :

Arkadaşımız Mümtaz Faik Fenik, bu akşamki radyo konuşmasında yeni bir kültür müessesesinden, Orta-Doğu Üniversitesinden bahsetmiştir. Bu çok muazzam ve ciddî teşebbüs hak­kında izahat veren Mümtaz Faik Fe­nik, şunları söylemiştir:

«Biliyorsunuz ki, Türkiyede büyük ik­tisadî hamleler vardır. Yeni fabrika­lar,  yeni  tesisleri  kuruluyor.  Cadde­ler   açılıyor, caddeler genişletiliyor. Büyük   karayolları   yapılıyor.   Köprü­ler   yapılıyor...   Daha burada bir  "bir sıralamağa imkân olmayan işler gö­rülüyor. Bunların hepsi iyi güzel şey­ler ama, biliyorsunuz ki her işin başı insandır. Makine, fabrika, şu bu, onu kullanacak kalitede insan olmayınca bir  işe  yaramaz.  Nasıl  her  fabrikayı gerekli iptidai madde ile beslemek la­zımsa, ayrıca  bütün  tesisleri onları kuracak, yürütecek,    işletecek,daha doğrusu  hayatlarını  idame ettirecek bilgili   insanlarla,   elemanlarla teçhiz etmek lâzımdır. Yoksa ümit edilen ik­tisadî neticelerin hiç birisi olmaz. Bü­tün   masraflar,   hebâen   mansura   gi­der... O halde, evvelâ bilgili insan, ev­velâ eleman... Değirmeni döndürecek suyun başı budur.    Bu suyun başın: tutmak lâzımdır. İşte bu ihtiyacı yokken gören hükümetimiz, 1954 yılın­da, bu hayatî mevzuu en kısa bir za­manda ve en iyi bir şekilde halli için, Birleşmiş Milletlerden gerekli işbirli­ğini talep etmiştir. Bundan sonradır ki,   memleketimizde,  sade  Türkiyenin değil,  belki bütün Ortadoğu memle­ketlerinin ihtiyaçlarını    karşılayacak bir Üniversitenin kurulması kararlaşmıştır. Bundan hiç şüphesiz, en çok, en çok faydalanacak olan yine Türkiyedir.  Bu Üniversite  smai kalkınma­mız için, şehir,kasaba ve köylerimi­zin imârı için,  memleketimizin  şart­larına  ve  imkânlarına  en  uygun  şe­kilde çalışabilecek yüksek vasıfta tek­nik elemanlar yetiştirecektir. Yine bu Üniversite birçok servet kaynakları­mızı   değerlendirecek,teknik araştır­malar yapacak, hülâsa hem halimizi hem   istikbalimizi garanti  edecektir. Birleşmiş  Milletler  yardımı ile bun­dan iki sene evvel böyle bir Üniver­sitenin  kurulması için,lâzım gelen etüdleri yapmak üzere    Pensilvanya Üniversitesi, mimarî şubesi dekanı bir heyetle beraber Türkiyeye gelmiş, alâkalılarla temasa geçmiş, hem hükümetimiz, hem de Birleşmiş Millet­lerle birer rapor vermiştir. Bu rapor takibedilmiş ve neticeye bağlanmış­tır.

İşte böylece geçen senenin Kasım ayında ilk defa olarak Ortadoğu Üni­versitesinin mimarî ve Şehircilik Fa­kültesi 50 talebe ile faaliyete geçmiş, ondan sonra da sıra Mühendislik Fa­kültesine gelmiştir. Yeni Mühendislik Fakültesinin henüz bir aylık bir ma­zisi vardır. 25 talebe ile bu senenin 18 Martında faaliyete başlamış ve böylece Ortadoğu Üniversitesinin ta­lebe yekûnu 751 bulmuştur.

Ortadoğu Üniversitesinin 10 senede 6 bin talebesi olacak ve daha birçok Fakülteleri ihtiva edecektir. Hükü­metimiz bunun için bir program ha­zırlanmasını istemiş ve Üniversite­nin kurulması için gereken sahanın temin olunacağını bildirmiştir.»

Mümtaz Faik Fenik, Ortadoğu Üni­versitesi binasının, Bahçelievlerin ar­kasında, Konya ve Eskişehir yolları­nın birleştiği yerde, 43 bin metreka­relik bir saha üzerinde kurulacağını söylemiş, Fakülte ve idare binaları ile kütüphane ve teknik müzeyi, sosyal ve spor faaliyetlerine ait bina ve sa­haları ihtiva edeceğini ilâve etmiştir.

Üniversitede 7 Fakültenin muhtelif araştırma enstitü ve laboratuvarları bulunacaktır. Bunlar, memleketimi­zin gelişen sanayiine, madenlerine ve tabii kaynaklarına ait bütün tatbiki araştırmaların yapılmasını sağlaya-. cak  şekilde  tertiplenmiş  olacaktır.

Üniversitenin kurulacağı sahanın ya­nındaki tipik Ankara köyü de inşaat, köycülük ve ormancılık bakımından numune bir köy olarak ele alınacak­tır.»

Mümtaz Faik Fenik, bu Üniversitede, talebelere, hayatta karşılaştıkları meseleleri en kısa ve en iyi bir şekil­de halletmek için lüzumlu bilgiyi, tecrübeyi ve ünsiyeti verecek bir ted­ris sistemi tatbik olunacağını, bura­dan yetişen mezunların memleketi­mizin süratle kalkınmasında büyük rolü oynayacaklarını da belirterek de­miştir ki:

«Teknik araştırma, herşeyden evvel, tatbikî teknik araştırma olacaktır. Ve hiç şüphe yok ki elde edilecek neti­celer, Türkiyenin ve Ortadoğunun ku­rulan ve kurulmakta olan sanayi mü­esseselerinin ihtiyaçlarını karşılaya­caktır.

Teknik araştırmalar hayal âlemine uzanmıyacaktır. Bu araştırmalarda herşeyden evvel memleketin şartları, imkân ve vasıtaları nazarı itibare alı­nacaktır. Bu bakımdan enstitüler, sanayi müesseseleriyle devamlı bir iş birliği yapacaklardır.

Eskiden âdetti, meselâ bir fabrika ku­rulur, oradaki makineler, çalışma sis­temi, verim kabiliyeti, seneler geçtik­ten sonra da olduğu gibi kalırdı. Onun için bazı fabrikalardan, mües­seselerden bahsederken çok defa «Nuhu nebi yılından kalma» derdik. Çün­kü o sahada mevcut ilerlemeler, ye­nilikler takip edilmezdi. Herşey ha­kikaten ilk kurulduğu devirde olduğu gibi alâhalihî bırakılırdı. Halbuki ha-hat tekâmülden ibarettir. Dünkü kundaktaki çocuğumuzla, bugün bü­yümüş, liseyi bitirmiş, hayatı anla­mış çocuğumuz bir midir?... Sanayi müesseseleri de böyledir, devamlı iti­na ister, devamlı takip ister, devam­lı takım, ve bütün yenilikleri tatbik ister. Yoksa insana yaya kaldın Ta­tar Ağası derler. Ecdadımız «atı alan Üsküdarı geçti» sözünü beyhude yere söylememiştir.»

Mümtaz Faik Fenik, modern Türkiye­nin işte böyle kurulmakta ve yüksel­mekte olduğunu belirtmiş, bu Üni­versitenin mimarî, mühendisi, sosyal ve temel bilgiler, işletme ve sanayi, öğretmen, ziraat ve tıp fakültelerini ihtiva edeceğini, bu yedi fakültenin de 28 şube ve müteaddit enstitüleri bulunacağını, öbür sene talebe sayı­sının 1000'e yaklaşacağını söyliyerek konuşmasını bitirmiştir.  

18 Nisan 1957

 Ankara :

Ankara     Hukuk     Fakültesi     Hukukî . Araştırmalar Entitüsü  tarafından tertiplenen ve mesaisi «Türkiye ve Amerika Birleşik Devletlerinde baro­lar ve hukukla ilgili teşekküller» ile «Türk barolarının bugünkü meselele­ri» üzerinde temerküz eden kongre Türk ve Amerikan ilim ve meslek adamlarının Üç gün devam eden müşterek çalışmaları neticesinde bu­gün sona ermiştir.

Kongre bu sabah Ankara Üniversi­tesinden Prof. Kemal Gürsoy'un baş­kanlığında ilk oturumunu yaparak Amerikada hukuk İslâhatı ile ilgili teşekküller, hâkim Walter Schaefferin Amerikan Hukuk Enstitüsü ve kanunların tevhidi hususunda hükü­met delegelerinin toplantısı mevzuun da ve Prof. Elliot'un kanun tâdil ko­misyonları ve eyalet hükümet konse­yi mevzuundaki konuşmalariyle izah edilmiştir.

Kongrenin son tebliği Ankara Hukuk Fakültesinden Doçent Dr. İlhan Lütem.in hukuk İslâhatı üzerinde mu­kayeseli bir etüdü olmuş ve mevzuyla ilgili Doç. Dr. Hicri Fişek ile Ame­rikalı Prof. Delmar Karlen'in sualle­ri konferansçı tarafından cevaplan­dırılmıştır.

Kongre, öğleden sonra hukukî araş­tırmalar enstitüsü direktörü Prof/ Dr. Hikmet Belbez'in riyasetinde kapanış toplantısını yaparak alman kararlar ve temenniler üzerinde durmuş ve kongrenin ertesinde ve devamında vazife  görenlere   teşekkür  temiştir.

Tertip heyetince önceden delegelere tevzi edilen dört mevzu üzerinde ya­pılan komisyon çalışmalarında şu ne­ticelere varılmıştır.

 Türk barolarının müstakil hüvi­yetlerini   muhafaza   etmek   kaydı   ile «Türkiye barolar birliğinin» tesis edil­mesi  lüzumu üzerinde  birleşilmiş  ve bu gayeye bir kanun ile    varılması için Ankara Hukuk Fakültesi Hukukî Araştırmalar   Enstitüsü  ile  irtibat  ve teşriki mesaide bulunmak üzere Zonguldak, Adana, İzmir, Ankara ve İs­tanbul Baroları mümessillerinden da­imî bir komite teşkil edilmiştir.

 Avukatların emekliliği mevzuun­da Ankara Barosu tarafından getirilen ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına iltihakı tazammun eden teklif 6207 sayılı kanuna tevfikan yardımlaşma sandığı kurmuş olan ba­rolara mensup avukatların bu baro­ların umumî heyetleri iltihak kararı vermedikçe istisna edilmeleri ihtira­zı kaydı ile kabul ve bu yoldaki te­şebbüslerin Ankara Barosu tarafın­dan prensipler üzerinde diğer barola­rın mütalâaları da tespit edilmek su­retiyle takip ve intacı muvafık görülmüştür.

 Adlî  müzaheret  ve  avukatların yetişmesi   mevzuundaki      görüşmeler,vaktin  darlığı,  bu  meselelerin  diğer­leri kadar müstacel mahiyet arzetmemesi ve esasen hukukî araştırma­lar enstitüsünün  açtığı  anket baro­lar   delegelerince   tahriren cevaplan­dırılmış olması sebebiyle ileride ens­titü tarafından yayınlanacak rapor üzerinde münakaşası mümkün olaca­ğı düşüncesiyle talik olunmuştur.

 Nihayet gelecek yıllarda da bu nevi  kongrelerin gerektiğinde ba­rolar   tarafından   masrafları   deruhte edilmek üzere toplanması temenni­sinin burada    ehemmiyetle tespitineve yukarıdaki mukarrerat ve temennimelerin tahakkuk için hukukî araş­tırmalar   enstitüsü   ile  birlikte   çalış­mak üzere bir irtibat bürosu tesisi va­zifesinin  Ankara Barosuna verilme­sine lüzum görülmüştür.

Kongre üyeleri şerefine bu akşam sa­at 20.30'da Ankara Palasta bir ye­mek verilmiştir.

19 Nisan 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de reis vekillerinden Fikri Apaydının riyasetinde toplanarak, hariçten sa­tın alman buharlı ve motorlu gemi­lerle memlekette yapılan mümasiller için getirilecek eşyanın gümrük res­minden istisnasına dair kanununun birinci maddesinin tadili hakkındaki kanun teklifini kabul etti. Bundan sonra borçlar kanununun 97 nci mad­desinin tadili ve bu kanuna muvakkat bir madde ilâvesi hakkındaki ka­nun lâyihası ile Ege Üniversitesi adı ile İzmir'de bir Üniversite kurulma­sı hakkındaki kanuna ek kanun lâ­yihasının birinci müzakereleri yapıl­dı.

Ankara :

1957 yılı toprak tevziatına başlanmak üzere lüzumlu hazırlıklar hızlandırıl­mıştır.

957 yılı çalışma programlarının tatbi­katına geçmeden, Toprak Komisyon­larında vazife alan ziraatçilerin tek­nik ve pratik bilgi ve tecrübelerini arttırmak, tatbikatta birlik ve bera­berliği temin etmek üzere toprak ve iskân işleri umum müdürlüğü, Ziraat Vekâletinin de yakın işbirliği ile An­kara Toprak - Gübre Araştırma Ens­titüsünde 12 gün süren bir seminer tertiplemişti.

Yurdun muhtelif bölgelerindeki top­rak komisyonlarından seminere işti­rak eden ziraatçılar, mütehassıslar tarafından verilen projeksiyonlu kon­feranslar ve arazi üzerinde yapılan tatbikatlarda, arazi ve mer'a normlariyle ilgili arazi klâsifikasyonu, top­rak etüdü, erosion, mer'a ve yayla­larda otlatma kapasitesinin tayini gi­bi mevzular üzerinde lüzumlu malû­matla   teçhiz  edilmiştir.

Çok istifadeli olan bu seminer, Dev­let Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Toprak ve İskân Umum Müdürlüğü erkânı ve seminer öğretmenlerinin hazır bulunduğu bir kapanış toplantısını müteakip sona ermiştir.

 Ankara :

Avrupa prodüktivite ajansının, sanayi merkezi tarafından idare edilmekte olan çalışmalara iştirak etmek üzere memleketimize gönderdiği Kalifornia Üniversitesi profesörlerinden Dr. Maln ile Hollanda Üniversitesi profe­sörlerinden Dr. Maln ile Hollanda Üniversitesi profesörlerinden Le Jeune Ankara'da, Sümerbank, Makina Kimya Endüstrisi, Devlet Demiryolla­rı   Sular   İdaresi  Umum  Müdürlükterinde yapılan toplantılara katıldık­tan sonra bugün Teknik Öğretim U-mum Müdürlüğünde Umum Müdür Ferit Saner'in başkanlığında yapılan görüşmelerden sonra aşağıdaki beya­natı vermişlerdir:

«Türkiye'de bütün sahalarda ve bil­hassa sanayi'de büyük bir gelişme kaydedilmiştir. Bunun neticesi olarak cemiyetinizin veçhesi tamamen de­ğişmiştir. Sanayi merkezinin bu ge­lişme neticesinde personel idaresi ve insan münasebetleri mevzularüe ve bilhassa orta sevkü idare ve birinci kademe nezaretlilere olan ihtiyaçlar­la ilgili problemleri halletme yolun­daki verimli çalışmaları Avrupa'daÖi diğer bütün sanayi ve prodüktivite merkezlerinden çok  daha  üstündür.

Sanayi merkezi, sahasını tamamen kavramış ve problemlerini vukufla ele almış bulunmaktadır. Faaliyet noksanlıkları sırf merkezin mahdut imkânlarından ileri gelmektedir. Ma­mafih, personelinin ehliyeti ve işle­rin dirayetle yürütülmesi bu noksan­lıkların tesirlerini asgarî hadde indir­miştir. Bu husus merkezin istikbalde­ki çalışmalarının memlekete verimli olacağına bir işarettir.

Şunu da bilhassa tebarüz ettirmek is­teriz ki, bu gibi dinamik kalkınma­larda nihaî bir programın evvelden hazırlanmasına maddeten imkân yoktur. Bu program gelişmeler tahak­kuk ettikçe kafi şeklini almış olur.

İstanbul ve Ankara'da imâr faaliyet­lerini yakından gördük, memleketi­nizde halkın bu faaliyeti candan des­teklediğini müşahade ettik. Yine ge­çenlerde sıhhiye mevkiinde Başvekili­nizin imar faaliyetini adım adım ta­kip edişine, vatandaşlarla yakından alâkadar oluşuna şahit olduk. Bu olay Türkiyenin demokrasi sahasındaki gelişmesinin güzel bir örneğini teşkil eder.»

 İstanbul :

İstanbulda bulunan İtalyan Film Re­jisörlerinden Alfredo Medori bugün saat 16'da Hilton otelinde bir basın toplantısı yaparak gazetecilerle ta­nışmıştır. Hindistana giderken bir iki gün kal­mak üzere İstanbula uğradığını söy­leyen rejisör, Hindistandaki filmini bitirdikten sonra îstanbulda da bir film çevirmek imkânlarını aradığını, bu filmin daha ziyade sosyal ve tabii hayattan alınmış olacağını» şimdiye kadar yaptığı üç filmindeki «Hindis­tan Ritmi - Suçlu Çocuklar - Rüzgâr ve Yıldızlar» da tamamen sosyal ha­yatı aksettirmektedirler.

Filmlerinde tanınmış artistler çalış­tırmadığını ve tamamen mahalli hal­kı ve yaşayışlarını mevzu olarak alıp işlediğini söyleyen rejisör, Türkiyede de aynı seki yapmak istediğini bildir­miş ve üç ay sonra Hindistandan dö­nerek tekrar İstanbula uğrayarak uy­gun bir mevzu arayacağını ve Türk halkının sosyal hayatlarını realist bir şekilde filme alınıp alınmamasını is­teyip istemiyeceklerini inceliyeceğini bildirmiştir.

20 Nisan 1957

 Ankara :

Hükümetimiz ile Amerika Birleşik Devletleri hükümeti arasında bugün teati edilen mektuplarla, Amerikadan Türkiyeye 3.200.000 dolar kıymetinde altmış bin ton tutarında «Sürplüs» buğday satışı hususunda mutabakata varılmıştır.

 İstanbul :

Parlamentolar arası birliğinin Nice şehrinde akdedeceği toplantıda bu­lunmak üzere parlamentolar arası Türk grubunu temsilen Çanakkale Mebusu Fatin Rüştü Zorlunun riya­setinde, Kocaeli Mebusu ve Türk gru­bu reisi Hamza Osman Erkân, grup genel sekreteri Konya Mebusu Hamdi Ragip Atdemir, Balıkesir Mebusu Halûk Timurtaş ve Kocaeli Mebusu Selâmi Dincen'den müteşekkil heyet bugün saat 14.15'de uçakla Parise hareket etmiştir.

Muhtelif komisyonların gündeminde mevcud siyasî, iktisadî adlî ve kültü­rel mevzularda heyetimiz, parlâmentolar arası Türk grubunun görüşleri­ni belirtecektir.

 İstanbul :

Üniversite Talebe Federasyonu bugün İstanbul Valisi Prof. Gökay'ı ziyaret ederek yeni idare heyetini kendileri­ne takdim etmiştir.

Üniversiteliler 21 Nisan Pazar günü bir Kıbrıs günü yapmak için izin is­temişlerdi.

Vali, gençlerin memleket ve vatanse­ver hislerini takdir ettiğini, aynı za­manda memleketin yüksek menfaat­lerini gözönünde bulundurarak tem­kinli ve vekârlı hareketlerini tebrik ettiğini kendilerine söylemiş ve top­lantılara izin vermemiştir.

Bu ziyaret hakkında kendilerinden malûmat isteyen gazetecilerin sorula­rına karşı Vali, yabancı ülkelerden gelen millî hislerimizi rencide eden gösteriler karşısında vatandaşlarımı­zın ve bilhassa Türk gençliğinin ve­kârlı ve temkinli hareketinden duy­duğu memnunluğu belirtmiş ve tatil günlerinin tam bir huzur içerisinde geçirmeleri için her türlü tedbirin alındığını ve bütün toplantıların ya­sak edildiğini bildirmiştir.

Ankara :

Kızılay umumi kongresi bu sabah sa­at 10'da Genel Merkez salonlarında Balıkesir Mebusu Sıtkı Yırcalı'nın baş kanlığında toplanmıştır.

Bir gün evvel seçilen hesap ve dilek komisyonlarının geç vakte kadar ça­lışarak hazırladıkları raporların okunmasından sonra birçok delege söz al­mıştır. Delegeler Kızılay'ın memleke­te daha faydalı olması hakkındaki düşüncelerini  bildirmişlerdir.

İdare heyeti adına söz alan reis ve­killerinden Afyon Mebusu Rıza Çer-çel, Cemiyetin yeni bir organizasyon­la kalkman Türkiyenin modern sevi­yesine uygun bir çalışma temposu ta­kip ettiğini, maden suyu işlerinin da­ha rasyonel bir hale getirilmek için çalışıldığını, şubelerin birer bina sa­hibi   olmaları  hususuna   gayret  sarfedildiğini, kan temini ve hemşiye yetiştirme mevzuuna önem verildiği­ni beyan etmiş ve konuşması tasvip­le karşılanmıştır.

Saat 14'de ara verilen kongre 15'de çalışmalarına başlamış ve idare he­yeti ve murakıplar ibra edilmiştir. Veciz bir konuşma yapan Devlet Ve­kili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Kızılay Genel Başkanı Semi Ergin de, Kızılayın yarım mevzuunda en geniş şekilde çalıştığını, Kızılay ve Millî Müdafaa camiasının sulh ve harp için müşterek mesai yaptıklarını, Erzu­rum, Çanakkale ve Fatihte açılan tahsilde bulunan subay çocuklarını barındırma yurtlarına yardım yapıl­dığını beyan etmiştir.

Müteakiben dileklerin görüşülmesine geçilmiş, 1957 senesinde ele alınma­sı temenni edilen işler bildirilmiştir. Bu arada Dünya Kiliseler Birliği eski İstanbul mümessili Miss Juna Stoll'e Kızılaya dünya çapında sağladığı yar­dımlardan dolayı altın madalya veril­mesi  kararlaştırılmıştır.

Müddetleri dolan beş idare heyeti üye ligine Ankara Mebusu Necmi İnanç Kütahya Mebusu Dr. A. İhsan Gürsoy, İstanbul Mebusu Seyfi Gögen, Hakkari Mebusu Ubeydullah Seven, Yozgat Mebusu Talât Alpay seçilmiş­tir.

Murakıplıklara da Rize Mebusu İzzet Akçal, Tokad Mebusu Ömer Sunar ve Başvekâlet mütehassıslarından Ke­mal Karadenizli  intihap  edilmiştir.

Yarın saat 10'da genel merkez vazife taksimi için toplanacak, bunu müte­akip saat ll'de bütün delegelerin iş­tirakiyle cemiyetin fahri başkam Re­isicumhur Celâl Bayar, ziyaret edile­cektir.

21 Nisan 1957

 Ankara :

500 yıllık Türk çinisi adı altında Washingtonda tertip edilen serginin bü­yük bir alâka görmekte olduğu bildi­rilmektedir.

 Ankara :

Ankara çocuk sağlığı derneği tara­fından tertip edilen birinci millî ço­cuk sağlığı semineri Reisicumhur Ce­lâl Bayarın huzuriyle bugün saat 10' da Dil - Tarih ve Coğrafya Fakültesi büyük konferans salonunda açılmış­tır.

Bu toplantıda Sıhhat ve İçtimaî Mu­avenet Vekili Dr. Nafiz Körez, Me­buslar, Profesörler, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti ileri gelenleri, dok­torlar ve kalabalık bir dinleyici kit­lesi hazır bulunmuştur.

Ankara Çocuk Sağlığı Derneği Baş­kanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı, se­mineri açarken yaptığı konuşmada, memleketimizde her sahada girişilen terakki ve kalkınma hamlelerine mu-vaki olarak çocuk dâvasının halli için de gayretler sarfedilerek ehemmiyet­li neticeler alındığını bu cümleden olarak Sıhhat Vekâletince açılan sağlık merkezleri ve sayesinde ana -çocuk sağlığının korunması bakımın­dan mükemmel bir programın tatbi­kine geçildiğini belirtmiştir. Ancak bu arada mühim bir boşluğu doldur­mak, çocuk sağlığı sahasında ihtisas sahibi hekim ve hemşerilerle yetiş­miş personele sahip olmak lâzım gelmiştir. Bunun için de 1954 yılında Tıp Fakültesinde bir çocuk sağlığı kürsü­sü kurulmuş, bunu takiben de, çocuk enstitüsü ve kliniği inşası için tahsi­sat ayrılmıştır. Takriben 6 milyon li­ra sarfiyle meydana getirilen bu ör­nek enstitü ve klinikler iki ay sonra hizmete  açılacaktır.

İhsan Doğramacı, bu enstitü için lü­zumlu mütehassıs, hekim, hemşire ve teknik personelin staja ve kurslara tabi tutulmak suretiyle yetiştirildiği­ni, aslî asistanlardan yarısının İngil­tere ve Amerikaya gönderildiklerini, nihayet bugün toplanan bu seminerin de bu eğitim programının çok mühim bir cüzünü teşkil ettiğini belirtmiş, bu yolda müzaheretlerini esirgemeyen Reisicumhur ve Başvekile minnet ve şükranlarını ifade ederek sözlerini bi­tirmiştir.

Daha sonra Sıhhat ve İçtimaî Mua­venet Vekili Dr. Nafiz Körez, bir konuşma yapmıştır. Halk ve memleket sağlığı ve nüfus siyaseti bakımından çocuk dâvasının memleketimizde de büyük tir dikkat ve hassasiyetle ele alınmış olduğunu belirten Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili, bu mevzuda ferdî gayretler kâfi gelmediği için koruyucu tababetin tedavici tababet ile sıkı bir işbirliği kurması lâzım geldiğini, nitekim, başta koruyucu ve tedavi edici teşkilât olmak üzere sağ­lık eğitimi faaliyetleri, nihayet müte­hassıs ve pratisyen her tabibin ço­cuğun mediko - sosyal ihtiyaçları hakkında pratik bilgi sahibi olması sayesinde çocuk sağlığı dâvasında da büyük merhaleler katedilmiş ve şaya­nı şükran sonuçlar elde olunmuş bu­lunduğunu söylemiştir. Dr. Nafiz Kö­rez, bu arada demiştir ki:

«Memleketimizde çocuk sağlığını ko­rumak ve tekâmül ettirmek yolunda­ki azmimiz büyüktür. Son yıllardan itibaren beynelmilel teşekküllerle iş­birliği ederek ana ve çocuk sağlığı merkezleri açmak tabip ve hemşire yetiştirmek, doğum ve çocuk bakım evlerimizle sağlık merkezlerimizin çeşitli çalışmaları yanında çocuk sağ­lığını koruma faaliyetlerine büyük ehemmiyet vermek ve geniş yer ayır­mak sıhhat ve içtimaî muavenet ve­kâletinin belli başlı bir hizmet pren­sibi olmuştur.

Tedavi müesseselerimizde çocuk ya­taklarını arttırıp ve çocuk mütehas­sıslarımızı çoğaltırken ana ve çocuk sağlığı merkezlerimizi fazlalaştirmayı, ziyareti hemşireleri aile yuvala­rıyla daha yakından temasa getire­rek çocuk sağlığı için elverişsiz mu­hit şartlarını rasyonel ve ilmî şekilde izaleyi esas tutuyoruz.

Ana ve çocuk sağlığı merkezlerimizin henüz açılmamış bulunduğu yerlerde sağlık merkezlerimizde çocuk sağlığı problemleriyle ciddî şekilde meşgul olmaktayız. Buralarda ana ve baba­ların tenviri için her vasıtaya başvu­rulmakta ve grup konuşmaları yapıl­maktadır.

Bu çalışmaların mesut neticelerini zevkle müşahede etmekteyiz. Geniş halk kîtleleıjini hedef tutan eğitim tedbirleri  alınırken     sağlık     mesleği mensuplarına yeni yeni araştırma ve buluşlarıyla bilgi verecek ve bu sa­hadaki bütün çalışmalarımıza ışık tutacak ve istikametini tayin etmede yardımcı olacak Ankara Üniversitesi çocuk sağlığı enstitüsünün kuruluşu­nu büyük bir sevinç ve iftiharla kar­şılarız.»

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili, bu muazzam esen kısa zamanda tahak­kuku için büyük gayret sarfeden Prof. İhsan Doğramacı ile mesai arkadaş­larını tebrik etmiş, birinci sağlık se­minerine başarılar dileyerek nutkunu bitirmiştir.

Müteakiben Ankara Çocuk Sağlığı Derneği idare heyeti üyelerinden Ke­mal Aygün söz almıştır. Medenî insan cemiyetlerinde insan terbiye ve sağ­lığının ve nihayet bunun temeli olan çocuğun ehemmiyetine işaret eden Kemal Aygün, çocuk sağlığı derneği­nin gayesi üzerinde durmuş, çocuk tababetinin ilmî seviyesini yükselt­mek ve koruyucu hekimliği memle­kette yaymak olan bu hedefin tahak­kuk ettirilmesi uğrunda sarfedilen gayretleri anlatmıştır. Bu maksatla yardım ve müzaheretîrini esirgemiyen zevat ve teşekküllere şükranları­nı bildiren Kemal Aygün, daha sonra, çccuk sağlığı ve hemşire okulunun da önümüzdeki sene içinde tamam­lanacağını haber vermiş, bütün bu maddî çalışmaların yanında bugün toplanan birinci millî sağlık semine­rinde, dünyanın her tarafından gelen çocuk tabip âlimlerinin kendi ilim adamlarımızla yapacakları münaka­şalar eğer ıstıraplı yavrularımızın göz yaşlarını dindirecek yeni buluş­lara yol açarsa bundan çocuk sağlığı derneğinin ve mensuplarının büyük bir bahtiyarlık duyacağını söylemiş, «bu muhterem âlimlere yalnız dernek adına değil bütün çocuk ana ve ba­baları adına ümitli gözlerle ve sonsuz şükran duygularıyla bakmaktayız» demiştir,   .

Kemal Aygün konuşmasını şöyle bitir­miştir:

«Artık her sözü ilme bırakıyoruz. Biz, onların duacısı ve yardımcısıyız. Ce­nabı hak, bu kadar sevimli ve fayda­lı bir mevzu ile uğraşan insanlara elbetteki yardımını esirgemîyecektir.» Kemal Aygün'ü takiben seminere iş­tirak eden yabancı profesörler adına Paris Üniversitesi profesörlerinden Marcel Lelong bir konuşma yaparak çocuk sağlığı dâvasının ehemmiyeti üzerinde   görüşlerini  açıklamıştır.

Birinci millî çocuk sağlığı semineri, Dil - Tarik ve Coğrafya Fakültesi Ha mit dershanesinde 2 Mayısa kadar çalışmalarına devam edecek ve yerli ve yabancı mütehassıslar tarafından çocuk sağlığı ile ilgili çeşitli mevzu­lar üzerinde müteaddit konferanslar verilecektir.

 İstanbul :

Memleketimizin mümtaz misafiri Afganistan Başvekili Altes Serdar Muhammed Davud H?.n ve Hariciye Ve­kili Altes Naim Han, Başvekilimiz Adnan Menderesle beraber, bugün öğleden evvel Metris Çiftliğinde or­dumuzun şereflerine tertip ettiği (dostluk bir) tatbikatında hazır bu­lunmuşlar ve kara birliklerinin çe­şitli silâh ve hareketlerinin işbirliği­ni muvaffakiyetli bir surette göste­ren bu tatbikatı büyük bir alâka ile takip  etmişlerdir.

Bu tatbikatta, iki dost ve kardeş hü­kümet reisi ile birlikte, Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Se­mi Ergin, Devlet Vekili Emin Kalafat, Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, Na­fıa Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Eteni Menderes, Başvekâlet Müs­teşarı Ahmet Salih Korur, İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Prof. Gökay. Afganistanın Ankara Büyükelçisi Ge­neral Esadullah Saraj ile muhterem misafirlerimizin refakatindeki zevat, Kabil Büyükelçimiz Orgeneral Zekâyi Okan, emekli orgeneral Fahret­tin Altay, Kara Kuvvetleri Kumanda­nı Orgeneral Nurettin Aknoz, Hava Kuvvetleri Kumandanı Orgeneral Fevzi Ueaner, Erkânı Harbiyeyi Umu­miye İkinci Reisi Korgeneral Salih Coşkun, İkinci Ordu Mâfettişi Orge­neral Rüştü Erdelhun, Üçüncü Ordu Müfettişi Orgeneral Necati Tacan, Bi­rinci Ordu Müfettiş Vekili Korgene­ral Mithat Akçakoca, Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu KumandanıKoramiral Fahri Korutürk, Harp Akademileri Kumandanları, general­ler, yüksek rütbeli subaylar ve mütte­fik devletler askerî erkânı hazır bu­lunmuştur.

Mümtaz misafirlerimizin şerefine ter­tiplenen ve çeşitli kara birliklerinin çeşitli silâh ve sınıflarının işbirliğini gösteren (dostluk bir) tatbikatının mevzuunu, tümen çerçevesi içinde duran bir taarruzun yeniden tanzi­mi ile topçu ve tank desteği ile he­define ulaştırmak teşkil etmekte idi. Bu tatbikata 1 tank ve iki havan bö­lüğü ile takviyeli bir piyade alayı, hafif ve orta 9 topçu taburu ve bir tank taburu iştirak etmiştir.

Arka arkaya roket taarruzları, bom­ba taarruzları ile napalm ve maki-nalı tüfek taarruzları yaparak düş­man mevzilerini bidayette olgunlaş­tıracak olan 4 uçak filosu, havanın muhalefeti ve bilhassa bulutların çok alçak bulunması yüzünden yapılma­mış, fakat, yapılmış farzolunmuştur. Bunu müteakip müştereken düzen­lenmiş olan kara birliklerinin hare­kâtına geçilmiştir. Böylece mavi kuvvetlerin mukavemeti karşısında dün gece durdurulmuş farzolunan kırmızı kuvvetlere, mavi kuvvetler takviye almış vaziyette mukabil taar­ruza geçmişler ve cephanenin orta kısmından  taarruzu  yaymışlardır.

Tarakaları ile etrafı inleten kesif bir ağır topçu ateşinden sonra 23 üncü "piyade alayına mensup mavi kuvvet piyadeleri harekete geçmiş, destekle­yici tank ve ağır makinalı tüfek ate­şinin himayesinde taarruza kalkmış­tır. Piyade kuvvetleri ilerledikçe top­çu ateşini gerilere kaydırmış, tanklar da, aşırmaca ateşle, piyadenin hare­kâtını kolaylaştırmıştır. Piyade, tat­bikatı takip eden muhterem misafir­lerimizin ve Başvekilimizle diğer mi­safirlerin bulundukları tepenin önün deki vadiye inerek karşı tepelerdeki mefruz kırmızı düşman mevzilerini ele geçirmişlerdir. Bu esnada müsta­kil tank taburu da alay takviyeleri ile birlikte muharebe meydanına doğ­ru ricat yolunu kesmek üzere arka vadiden bir çevirme hareketi yapmış­tır.Piyadenin ağır makinelilerin,tankların bir birleri ile ahenkleştirilmiş, aynı gayeyi güden harekâtı de­vam ederken, ağır topçu da cepheden verilen talimatla ateşini gerilere kay­dırmış ve bir saat süren tatbikat kır­mızı kuvvetlerin tutundukları müs­tahkem mevzilerin ele geçirilmesi ve taarruzun takviye kıtaları ile geriye kaydırılması suretiyle sona ermiştir. Hakiki mermilerle yapılan ve kahra­man askerlerimizin vatan ve dünya sulhunun müdafaasındaki bilgisini ve azmini bir kere daha ispat eden bu tatbikat, dost ve kardeş Afganistanın mümtaz devlet adamları tara­fından samimi bir alâka ile takip edil­miş, tatbikat sonunda Altes Serdar Muhammed Davud Han, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisini tebrik etmiş, takdir, teşekkür ve memnunluğunu bildirmiştir.

Muhterem misafirlerimiz Başvekil Adnan Menderesle birlikte Hilton ote­linden, Metris Çiftliğine kadar ve dö­nüşte Metris Çiftliğinden Hilton ote­line kadar, yol boyunca biriken va­tandaş topluluklarının candan sevgi tezahürleri ile karşılanmış, İstanbul halkı iki kardeş ve dost hükümet re­isini  hararetle  alkışlamıştır.

23 Nisan 1957

 İstanbul :

17 Nisandan beri hükümetimizin mi­safiri olarak memleketimizde bulu­nan dost ve kardeş Afganistan Baş­vekili Altes Serdar Muhammed Da­vut, bugün saat 11.30'da uçakla Tür­kiye'den ayrılmış, hava meydanında Başvekil Adnan Menderes tarafından uğurlanmıştır.

Uğurlamada, hükümetimizin davetli­si olarak bir müddet daha sureti hususiyede memleketimizde kalacak olan Afganistan Hariciye Vekili Altes Serdar Muhammed Naim ile Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Ve­kili Semi Ergin, Devlet Vekili Emin Kalafat, Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, Nafıa Vekili ve Hariciye Ve­kâleti Vekili Etem Menderes, Başve­kâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye  Vekâleti   umumî  kâtibi  Byükelçi Melih Esenbel, Afganistanm Ankara Büyükelçisi Esadullah Seraj ile Kabil Büyükelçimiz Zekâi Okan, İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, Erkânı Harbiyesi Umumiye Reisi Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu ile kuvvetler kumandanları ve diğer generaller, amiraller, sivil er­kân ve diğer zevat bulunmuştur. İki dost ve kardeş hükümet reisi bir­likte olarak şehirden hava meydanı­na gelirken yol boyunca vatandaş toplulukları tarafından hararetle al­kışlanmış, hava meydanında da va­tandaşların alkışlarıyle karşılanmış­tır. Bir askerî kıt'a selâm resmini ifâ etmiş, tando Afgan milli marşı ile İstiklâl Marşını çalmıştır.

Uçağın hareketinden evvel iki kar­deş ve dost hükümet reisinin vedaları çok samimi olmuş, Afgan Başvekili, gerek Başvekilimizden gerek hükü­met erkânı ile diğer resmi zevattan ve gerek Ankarada ve İstanbulda kar deş Türk milletinden gördüğü samimi muhabbet ve yakınlıktan dolayı şük­ranlarını bildirmiş, Türkiyeyi ziyaret hatırasını daima kalbinde taşıyaca­ğını ifade etmiş, Başvekilimiz Reisi­cumhur Celâl Bayar'a tazimlerinin arzını rica eylemiş ve kardeş Türk milletine sonsuz refah ve saadet te­mennilerinde bulunmuştur. Başvekilimiz Adnan Menderes Altes Serdar Muhammed Davud'a, bu sa­mimi sözlerinden ve İzhar ettiği dost­luk ve yakınlık hissiyatından duydu­ğu şükranı bildirmiş, bütün Türk milletinin kardeş Afgan milletine karşı aynı dostluk ve yakınlık bağla­rı ile bağlı ve hisleriyle meşbu bulun­duğunu ifade etmiş, kendisinin de Afganistani ziyareti hatıralarını hiç bir zaman unutamıyacağmı, Kabil'de gerek Afgan hükümetinden ve gerek kardeş Afgan milletinden gördüğü hüsnü kabulü ve samimi muhabbetin şükranını kalbinde taşıdığını bildir­miş,majeste Afgan Kralına tazim­lerinin arzını Afgan Başvekilinden rica etmiş, kardeş Afgan milletine sonsuz refah ve saadet dileklerinde bulunmuştur.

 İstanbul :

Hükümetimizin misafiri olarak memleketimizi ziyaret eden dost, ve kar­deş Afganistan Başvekili Altes Ser­dar Muhammed Davud bugün İstanbuldan hareketini müteakip kendisini götürmekte olan uçak, Türk hu­dutlarından ayrılırken, Başvekilimiz Adnan Menderes'e şu mesajı gönder­miştir:

Sayın Adnan Menderes Türkiye Başvekili

Ziyaretimin sona ermesi ile güzel memleketinizden ayrıldığım şu anda zatı devletleri, hükümetleri ve kar­deş Türk milleti tarafından bize kar­şı gösterilen çok samimi ve kardeşane misafirperverlikten dolayı, gerek kendim gerekse, arkadaşlarım namı­na derin minnettarlık hislerimi ifade eylemek isterim.

Ben ve arkadaşlarım hafızalarımıza nakşeden mes'ut hatıraları daima zevkle yadedeceğiz.

Türk hükümeti ve milletinin kaydet­miş olduğu terakkiler bizler için ha­kiki bir zevk ve memnuniyet kayna­ğıdır.

Zatı devletlerinin ve Türk milletinin refahı için dua etmekteyim.

Muhammed Davud

 Ankara

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 14'de 23 Nisan Millî Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı münasebetiyle, başla­rında öğretmenleri olduğu halde Çan kaya köşküne ziyarete gelmiş olan Ankaralı Öğrencilerden kalabalık bir grupla görüşmüştür.

Ankara, Altındağ ve Çankaya mer­kezlerindeki resmi ilk okullarla hu­susi okulların, çocuk esirgeme kurumu çocuk yuvası, gündüz bakım evive ço­cuk bakıcı okulu öğrencilerinin ve şehrimizde bulunan İstanbul kız jim­nastik ekibi idareci ve öğrencilerinin katıldığı bu grupun Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Başkanı Ordu mebu­su Rafet Aksoy ile Kurum İdare He­yetinden Gaziantep mebusu Dd. Se­mih İnal, Elâzığ mebusu Ömer Sanac ve Çorum mebusu Yakup Gürsel ile birlikte Reisicumhurumuza yaptı­ğı bu ziyarette Maarif Vekili Tevfik İleri de hazır bulunmuştur.

Reisicumhur Celâl Bayar, millî kıya­fetli kız ve tarihi kıyafetli erkek öğ­rencilerle yavrukurtlar ve çeşitli formalı öğrencilerden müteşekkil çocuk­ların birer birer bayramlarını kutla­mış ve kendilerine iltifatta bulun­muştur.

Daha sonra Maarif Vekili, Çocuk Esir­geme Kurumu genel merkezi başkan ve idare heyeti azaları ile öğretmen ve öğrenciler Çankaya'dan ayrılarak Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'ı ziyaret etmek üzere Atatürk bulvarındaki köşküne  gitmişlerdir.

Büyük Millet Meclisi Reisi köşkün bahçesinde kendisini ziyarete gelenleri karşılamış ve çocuklara hitaben aşa­ğıdaki konuşmayı yapmıştır:

«Ben her yıl, bugün ve burada sizler­le karşılaşırken şöyle hitap ederim:

Gönül bahçesinin şen bülbülleri,

Hepiniz birer yaş daha büyüdünüz, biz de sizleri beklemek için birer yaş daha beklemekteyiz.

Bugün yurdun her yerinde, her tara­fında, bahçelerde, meydanlarda cıvıl­daşan kardeşlerinizle beraber büyük bayramınızı kurulamaktasınız. Ne mutlu sizlere,

Ben de bir baba olarak bu şen bayra­mınızı yürekten kutlularım. Şimdiye kadar anneleriniz, babalarınız beşiği­nizi sallarken, sizleri yuvada büyütür­ken, mektebe yollarken elbet şu değiş­meyen sözleri söylediler:

Siz büyük Türk milletinin çocuğusu­nuz. Bunu unutmayın, dediler. Ben de size ve hepinize Türk milletinin çocu­ğu olarak ne bahtiyarsınız diyorum. Ne mutlu sizlere.

Her milletin tarihinde Öğünülecek sahifeler vardır. Fakat sizler günlerce seneden beri büyük medeniyetler ku­ran, büyük bir tarih kuran, büyük eserler yaratan bir ecdadın çocuğusu­nuz. Dünyanın her köşesinde adı olan, şanı olan, eseri olan, tarihi olan ecdadın çocuğusunuz. İşte o ecdadınız sizlere böyle şan ve şerefler dolu bir tarih bı­rakmıştır. Şimdi de üzerine bastığınız şu bahçe bile o tarihin kıymetli par­çalarından biri bulunuyor. Doğduğu­nuz, dolaştığınız her taraf ecdadımızın adını, namına söylüyor.

Hepimiz temenni ediyoruz ki, büyük ecdadın büyük çocukları olarak, neşeli, sıhhatli, bilgili, ahlâklı, faziletli yavrular olarak yetişesiniz. Buna emi­niz, buna inanıyoruz ve onun için siz­lere gönül veriyoruz.

Diyorlar ki, çocuklar yarının büyükle­ridir. Ben de diyorum ki, siz Türk dün yasının sönmeyen ebedî güneşisiniz. Tanrı bu güneşi soldurmasın.

Ne mutlu bizlere, nasıl yuvaları şenlendiriyorsanız, bizlere ümit veriyor­sanız bütün dünyaya, dünyanın bekle­diği en güzel eserleri de sizler verecek­siniz ve bunları sizin vereceğinize emin bulunuyoruz.

Her bayramda olduğu gibi, bu bay­ramda da gülünüz, oynayınız. Çünkü bu bayram sizin bayramınızdır.

Bu bayramın ayrı bir kıymeti daha var: O da bundan 36 yıl evvel, dağıldı zannedilen, perişan oldu zannedilen, artık bir daha mukavemet edemeyeceği samlan büyük Türk milleti bir defa daha tarih önünde dikilerek Türk vardır, ebedidir ve ebediyen var ola­caktır, sözünü bütün dünyaya duyur­masını bilmiştir.

İşte o gün doğan çocuklar, bugün siz­lerin Babanız büyükleriniz bulunuyor. O gün sağ olanlar büyük Türk Mille­tinin büyük evlâdı Mustafa Kemal'le beraber o karartılmak istenilen Türk semasını aydınlatmak için bir defa daha Türk güneşini dünyada parlat­mak için, sönmeyen ebedi güneş ha­linde bu semanın üstünde dalgalan­dırmak için canlarını, kanlarını feda­dan çekinmemişlerdir. Ve işte siz o mesut mücadelenin mesut çocukları bulunuyorsunuz. Allah bu hayatınızı şen günlerinizi ebedi kılsın. Uzun ömürlü olunuz. Sihatli olunuz, neşeli olunuz.   Tanrı  sizleri  her  türlü   elem kederden korusun. Türk Milletinin gü­ler yüzlü şen çocukları sağ olsun.»

Meclis Reisi daha sonra çocuklarla fo­toğraf çektirmiş ve onları okşayarak iltifat etmiştir.

Bugün Ankara radyosunda da bayram münasebetiyle özel bir program tertip olunmuştur.

24 Nisan 1957

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar'a Türkiye Kuvayı Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyeti Umumî Başkanı tarafından Adana'dan şu telgraf gönderilmiştir:

«Bugün akdettiğimiz Kuvayı Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyetinin umu mi kongresinde Türk devleti ve mille­ti için hayatî bir varlık ve ehemmiye­ti olan Kıbrıs'ımızın İngiltere ile Kıb­rıslı kizılpapaz arasında müzakere tarzı ile Yunanistan'a ilhak edileceği mevzuu kongre azaları arasında heye­can ve galeyan uyandırdı.

Gerek Kıbrıs ve gerek 12 adamız için bütün kuvayi milliyeciler, emrinizde, icap ederse kanlarını akıtmaya hazır olduklarını huzurunuza sunmağa beni memur ettiklerini saygılarımla arzederim.

Türkiye Kuvayi Milliye Mücahit ve Gazileri Cemiyeti Umumî Başkanı Seyhan Mebusu

Sinan Tekelioğlu

 Ankara :

İller Bankası Umum Müdürü Hamid Pekcan, bugün saat 18'de İller Banka­sında bir basın toplantısı yapmış ve bankanın umumî faaliyeti hakkında malûmat vererek ezcümle demiştir ki:

İller Bankasının en başta gelen hedef ve gayesi özel idare, belediye ve köy­lere kalkınma dâvasında faydalı ol­mak ve bu dâvanın biran evvel tahak­kukuna çalışarak yurt hizmetinde bu­lunmaktır.Bilhassa, ekonomik ve sosyal inkişaf­ta en mühim rolü olan içme suyuna ve elektrik enerjisine yurdun her kö­şesini, beklediği ve özlediği gibi, ka­vuşturmak hizmetlerin en başında gel­mektedir.

Banka bu maksatla faaliyetini şehir ve kasabalarımızın ve bir kısım köy­lerimizin harita, imar plânı, içme su­yu, elektrik, mezbaha, pazaryeri, hal binası, soğuk hava deposu, hamam, kaplıca, köprü, mektep, âmme hizme­tine tahsis olunan binalar, nakil vası­taları ve itfaiye malzemesi temini, çe­şitli projeler tanzimi v.s. gibi hatıra gelebilecek mütenevvi memleket hiz­metleri üzerinde teksif etmekte ve va­deleri 25 seneye kadar uzanan ikraz­ları yapmaktadır.

Banka, kuruluşundan 1956 yılı sonuna kadar 473.766.873 lira ikrazat yap­mıştır.

Bu 473 küsur milyon banka ikrazatının 81 milyon küssur lirası (%17'si) bankanın kuruluşundan 1950 yılma kadar geçen 5 yıl içinde, 392 milyon küsur lirası da (%S3'ü) 22 Mayıs 195C tarihinden 1956 yılı sonuna kadar ge­çen 6,5 yıl içinde yapılmıştır.

473 milyon lirayı aşan bu ikrazatın 244.945.386. lirası Dahiliye Vekâle­tince nüfusu 50.000'den az olan bele­diyelere biran evvel harita, imar plâ­nı, su, elektrik, kanalizasyon, mezba­ha tesislerine kavuşturmak maksadıyla yarısı bağış ve diğer yarısı da 25 sene faizsiz ikraz olarak tahsis olunmuştur.

Görülüyor ki, bankanın faaliyet ve hizmetleri 22 Mayıs 1950 tarihini takip eden yıllarda hemen hemen beş misli artmıştır.

Bankanın kuruluşundan 1956 yılı so­nuna kadar 3157 adet iş ihale edilmiş­tir.

22 Mayıs 1950 tarihine kadar yapılan 909 adet ihaleden ancak 376 adedi ve 22 Mayıs 1950'den sonra yapılan 2248 adet ihaleden 1957 adedi ikmal olun­muştur.

Bu rakamlar 22 Mayıs 1950'ye kadar ihale  edilen  işlerin   %41'i  nisbetinde. 22 Mayıs 1950'den sonra %87'si nisbetinde ikmal edildiğinin veciz bir if&de-sini teşkil etmektedir.

En mühim noktalardan birisi de 22 Mayıs 1950 tarihinden sonra bilhassa medeni ihtiyaçların en başında gelen bol ışık, temiz su dâvalarında hamleli çalışmalar  yapılmış  olmasıdır.

Filhakika, 22 Mayıs 1950'den sonra bir çok şehir ve kasabalarımız yıllar bo­yunca beklediği içmesuyu ve elektrik tesislerine kavuşmuştur. Bugün de bir çok şehir ve kasabalarımızın bu haya­tî tesislere biran evvel kavuşmaları için daha üstün bir gayret ve şevkle çalışılmaktadır.

Umum Müdür d^ha sonra sermayesi ve kaynakları gün geçtikçe kuvvetle­nen İller Bankasının ortak idarelerine yaptığı yardımları her sene biraz da­ha genişlemekte olduğunu zikrederek sözlerini şu cümlelerle bitirmiştir:

«1950'den bu yana banka faaliyetinin memleket şümul bir mahiyet alması, yurdun kalkınmasında hamleli ve ya­pıcı çalışmalara başlaması ve müsbet neticeler istihsali, Saym Başvekilimi­zin yüksek müzaharetleriyle sağlan­mış olduğu gibi bundan sonra da yine kıymetli alâka, irşat ve yardimlarlyle daha pek çek harita, imar plânı, içmesu, hidro ve termo elektrik pro­je ve tesisleri önümüzdeki inşaat mevsiminde ihale edilecek ve mümkün olan süratle bitirilerek halkın hizme­tine konulacaktır. Bu suretle aziz yur­dumuzun' bir çok şehir ve kasabaları da yakın bir âtide hayatî ehemmiyeti haiz tesislere kavuşmuş olacaklardır.

Banka, gayesinin sür'at ile tahakkuku yolunda hükümetimizin maddi ve ma­nevî .bakımdan âzami müzaharetine mazhar olmaktadır.»

 Ankara :

Almanya'nın tanınmış haşerat müte­hassıslarından Ord. Prof. Dr. W. ZwÖmfer, Ziraat Vekâletinin davetlisi olarak dün gece uçakla Ankaraya gel­miştir.

Hububat ziraatımıza arız olan süne ve kımıl haşereleri üzerinde    tetkiklerde

bulunacak olan profesör yapılan mü­cadeleyi mahallen görüp takip ede­cektir.

Profesör Zwömfer, Diyarbakır, Konya havalilerinde süne ve kımıl üzerinde tetkiklerde bulunacak ve bu arada tecrübe ve bilgilerinden ziraî mücadele­de çalışan elemanların faydalanması sağlanacaktır.

25 Nisan 1957

 Marmaris :

Dün geceki zelzelede bir çok ev hasa­ra uğramıştır. Bu sabaha karşı 4.30'da vukua gelen ikinci bir kuvvetli sarsıl­mada evvelce hasara uğrayan evler yı­kılmıştır. Bu evlerin sayısı 50 kadar tahmin ediliyor. 70 kadar evde de ye­niden hasar vardır. Bunlar arasında belediye ve özel idare' binaları da bu­lunmaktadır. İnsan kaybı kaydolunmamıştır. Yardım tedbirleri alınmış­tır.

 Muğla :

Dün gece ve bu sabahki zelzelenin merkezini teşkil ettiği sanılan Fethi­ye'de binaların yarısından fazlasının yıkıldığı, geri kalanların da duvarla­rında çatlaklar hâsıl olduğu öğrenil­miştir. 10 insan kaybı vardır. Dördü ağır olmak üzere 60 kişi yaralanmış­tır.

Zelzelenin hissedildiği diğer yerlerde bazı binalar yıkılmış, bazıları da ha­sara uğramış ise de insanca zayiat ol­mamıştır.

Fethiye'ye varmış bulunan Muğla va­lisinin idaresinde ^yardım ekipleri faa­liyete geçmiştir. Açıkta kalan kazaze­delere çadırlar verilmiş, yiyecek ve ge­rekli giyecek tevzi olunmuş, hafif ya­ralıların tedavisi mahallinde yapıl­mış, ağır ve ağırca yaralılar Muğla hastahanesine nakledilmiştir. Yardım faaliyeti devam etmekte, civar kaza­lar ve vilâyetlerden de yardım ekiple­ri gelmektedir.

 Ankara :

Pakistan cumhuriyetinin ilânının bi­rinci yıldönümü münasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayar ile Pakistan Rei­sicumhuru Ekselans İskender Mirza arasında tebrik ve teşekkür telgrafla­rı teati edilmiştir.

 Ankara :

T. D. D. Yolları Umum Müdürlüğün­den aldığımız malûmata göre, bu sa­bah saat 4.15'de Eskişehir Ankara ara­sı istasyonlarından Yunus Emre'de 65 numaralı yük treni ile Ankara'ya gel­mekte elan 62 numaralı askerî tren, istasyon içinde çarpışmışlardır.

Çarpışma neticesinde dört kişi ölmüş. üç kişi ağır ve beş kişi de hafif yara­lanmıştır.

Eskişehir'den derhal sağlık ekibini hâ­mil imdat treni ile kara vasıtaları va­ka mahalline gönderilmiş, yaralılar Eskişehir hastahanesine kaldırılmış­tır.

Ayrıca merkezden umum müdür mua­vininin başkanlığında yetkili eleman­lardan mürekkep bir heyet vak'ayı mahallinde tahkik için hâdise yerine gönderilmiştir.

Hâdise dolayısiyle Eskişehir ve Anka­ra arasında seyreden trenler gecik­miştir.

Yol seyrüsefere açılmıştır.

 Ankara :

Muğla vilâyetine bağlı Fethiye kaza­sında zelzelenin büyük tahribat yap­tığı haberi alınır alınmaz Kızılay umumî merkezi dün gece geç vakit zelzele felâketzedelerine ilk ve âcil yardım ol­mak üzere Buca'dan derhal 1050 ça­dırla 500 adet battaniyeyi Fethiyeye göndermiştir.

Bugün de 6 askerî uçakla 300 çadır, 2.000 battaniye, çeşitli ilâç ve sıhhî malzeme ile 2 sandık taze kan sevkolunmuştur.

Kızılay Reis Vekili Afyon Mebusu Rı­za Çerçel, genel sekreter Kütahya me­busu Dr. Ahmet İhsan Gürsoy ile, 2 doktor, 2 hemşire, 2 gönüllü hemşire ve 1 sıhhat memuiu Fethiyeye hare­ket etmişlerdir.

Öğrendiğimize göre, Millî Müdafaa Ve­kâleti gerek Afyon'dan ve gerekse İz­mir'den felâket mıntakalarına naklo­lunacak yardım malzemesiyle eşyayı "Ulaştırmak üzere lüzumlu vasıta ve personeli Kızılay emrine vermiştir.

 İzmir :

Merkezi Fethiyede olmak üzere Muğla vilâyetinde ciddi hasar yaratan zelze­leler dolayısiyle bu sabah saat 04.00 de 3 kamyonla 300 çadır ve 300 batta­niye acele olarak İzmir'den Fethiye'ye sevkedilmiştir.

Bunu müteakip İzmir valiliği tarafın­dan Yurdiçi 2'nçi Bölge Kumandanlı­ğından temin edilen 10 askerî kamyo­nun 8'i ile 750 çadır ve 25C battaniye gönderilmiş ve geri kalan 2 kamyon ile 25 çuval un, 300 kilo tereyağı, 300 kilo peynir, 300 kilo süt tozu, 100 paket çay Muğlaya müteveccihen yola çıka­rılmıştır.

Ayrıca, vilâyet hususî muhasebesinin 2 cankurtaran arabası, vilâyet sağlık muavininin başkanlığında bir opera­tör, bir sağlık memuru ve bir hemşire­den mürekkep heyetle birlikte felâket mahalline gönderilmiştir. Heyet bera­berinde operasyon aletleriyle ezcai, tıb­biye götürmüştür.

Diğer taraftan, Kızılay aşevi ve mutbak takımları da yola çıkarılmış ve bir toplu jandarma kıtası sevkedilmiştir.

İzmir valisi başkanlığında teşekkül eden bir komite dün gece yarısından beri aralıksız çalışmalarına devam ederek yardım işini organize etmekte­dir.

 Denizli:

Dün gece ve sabaha karşı vilâyetimiz çevresinde vukua gelen zelzele netice­sinde, Çameli kazası merkezinde resmî ve hususî binaların %80'i hasara uğ­ramıştır. Can kaybı yoktur.

Çameli kazasına bağlı 6 köyde ve Acı­payam kazasının Çameli ile hudut köylerinde binalar 9i-20 nisbetinde ha­sara uğramıştır.

Tavas kazasına bağlı Sazak köyünde jandarma    karakol binası    tamamen çökmüş, Solmaz köyünde 2 boş ev yı­kılmıştır.

Sarayköy kazasının Babadağ nahiye­sine bağlı Bekirler köyünde bir ev yı­kılmış, köy camisi ile 3 evin duvarları çatlamıştır. Yıkılan evlerin ahırında 4 baş koyun enkaz altında kalarak öl­müştür.

Denizli valisi sabahın erken saatlerin­den itibaren Çameli kazası ile Acıpa­yam köylerini dolaşarak yardım faali­yetine nezaret etmiş ve yardım ekip­lerine gereken talimatı vermiştir.

 Ankara :

Türkiye nezdindeki Birleşik Amerika Büyükelçisi Fletcher Warren, Başvekil Adnan Menderes'e bugün gönderdiği şahsî tir mesajda, Güney Batı Ana-dcludaki zelzele dolayısiyle Türkiyedeki Amerikalıların yakın alâkasını ve teessürlerini belirtmiştir.

Büyükelçi Warren bu mesajında de­miştir ki;

«Muhterem Başvekil, sen 24 saat zar­fında memleketinizin güney batı taraflarındaki zelzele dolayısiyle duçar olunan fecî can ve mal kaybından do­layı şahsen en samimî ve Türkiye'de yaşayan Amerikalıların hepsinin duy­dukları alâkayı belirtmek isterim. Faydalı olabilirsek, ben yardım etmek is­terim ve Türkiye'deki Amerikalılar da bu imkânı bulmayı ümit ederler. Aile ve evlerinde kayıplara uğramış olan vatandaşlarınıza en samimî teessürle­rimin iblâğını rica ederim.»

 İstanbul :

Birkaç gündenberi memleketimizde misafireten bulunan kardeş ve dost Afganistan Hariciye Nazırı Altes Ser­dar Muhammed Naim Han, bu akşam saat 20.30'da uçakla memleketine mü­teveccihen hareket etmiştir.

Güzide misafirimiz hava meydanında Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Etem Menderes, İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, Afganis­tan'ın Ankara Büyükelçisi Esadullah Saraj, Hariciye Vekâleti Protokol Umum Müdür muavini Şerif Küçükkul, Emniyet Müdürü ve Afgan Kolo­nisi tarafından uğurlanmıştır.

Altes Serdar Muhammed Naim Han, uçağa binmeden evvel. Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Etem Mende­res'e veda ettikten sonra, İstanbul va­lisine  abla, «İstanbul'da geçirdiğim güzel günlerin tatlı hatıralarını birlik­te yurduna götürdüğünü ve en samimi selâm ve tahassüslerinin» de İstanbul halkına iblağını rica etmiştir.

 Muğla :

Bugün öğleden sonra Muğla vilâyet makamından verilen malûmata naza­ran dün gece ve bu sabah meydana gelen müessif zelzele felâketi sonunda Fethiye merkezinde 9 ve köylerinde 7 elmak üzere cem'an 15 ölü tespit edil­miştir.

Ayrıca 25'i ağır, 35'i hafif olmak üzere 60 yaralı vardır. Ağır yaralılar Muğla Devlet Hastahanesine kaldırılmıştır.

Diğer taraftan Fethiye merkezinde resmî ve hususî binaların 9Û'i kamilen yıkılmış veya hasara uğramıştır. Köy­lerinde ise, 400'den fazla ev ciddi ha­sara uğramıştır.

Muğla vilâyeti dahilinde Fethiye ka­zasından başka ölü ve ağır yaralı yok­tur. Zelzele dolayısiyle bütün okullar tatil edilmiştir.

Milas merkezinde 79 bina hasara uğ­ramış ve bunun neticesinde de 9 kişi yaralanmıştır. Köylerinde ise 30 ev ha­sar görmüş ise de ölen veya yaralanan olmamıştır.

Diğer taraftan Köyceğiz'in köylerinde 1 ölü ve l de ağır yaralı tespit edilmiş­tir. Marmaris'in Bozburun nahiyesin­de ise 6 ev tamamen yıkılmıştır.

26 Nisan 1957

 Ankara :

Nafia Vekâletinden aldığımız malû­mata göre, Fethiye'de vukua gelen zel­zeleden zarar görenlere ilk ve âcil yar dun olmak üzere 100 bin lira ile Vekâ­let Deprem Müdürü ve bir jeolog dep­rem mahalline gönderilmiştir.

Ayrıca Denizli'de vukua gelen zelzele­den zarar görenlere de 20 bin lira nak­di yardımda bulunulmuştur.

Alınacak mütemmim malûmata göre Vekâletçe gerekli yardımlar yapılacaktır.

 Ankara :

Fethize zelzele felâketzedelerine ya­pılan yardımlar süratle artmaktadır.

Bu cümleden olarak bu sabah 6 askerî uçakla İzmir'e gönderilmiş olan 500 çadır, Cumaovası hava alanından der­hal zelzele mıntıkasına sevkedilmiştir. Ayrıca sıhhiye eğitim tugayı emrinde­ki 60 yataklı seyyar hastahane de yola çıkarılmıştır. Bu kafile ile 4 doktor, 6 subay, 13 astsubay, 52 sıhhiye eri de Fethiye'ye gitmiştir. Kafilede biri Al­bay, diğeri yarbay olmak üzere iki Amerikalı sıhhiye mütehassısı da bu­lunmaktadır.

Gelen haberlere göre, Denizli'de zel­zele dolayısiyle inkitaa uğramış olsun telgraf ve telefon muhaberatı, P. T. T. ekiplerinin geceli gündüzlü faaliyetleri sayesinde yeniden tesis olunmuş ve muhaberat başlamıştır.

Diğer taraftan Denizli Belediye Reisi vekilinin riyasetinde bir yardım ekibi kurulmuş ve Çameli kazasına giderek kâfi miktarda çadır ve yiyecek gıda maddesini felâketzedelere tevzi etmiş­tir.

Afyon'da siyasî parti başkanlarının da iştirakiyle Belediye Reisinin riyasetin­de bir yardım.komitesi teşkil olunmuş­tur.

Antalya'da kurulan yardım komitesinin felâketzedeler için hazırladığı yar­dım maddeleri ile yardım malzemesi Fethiye'ye ulaştırılmıştır,

Felâketzedeler için Çine ortaokul öğ­rencileri 135 lira, Çine karakollar köyü halkı da 301 lira toplamıştır. Burdurun Erkin konak mahallesinden bir va­tandaşımız da Muğla valiliği emrine 300 lira göndermiştir.

 Ankara :

24 Nisan gecesi saat 21.30'da ve aynı gece sabaha karşı 4.20 de iki çok şid­detli yer sarsıntısına maruz kalan mer­kezi Fethiye olmak üzere cenup batı Ege bölgesindeki felâket haberi An­kara'ya gelir gelmez Başvekil Adnan Menderes, derhal bütün imkânlarla felâketzede vatandaşlarımızın yardı­mına koşulması ve gereken her türlü tedbirin alınması emrini ve talimatını vermiş ve bütün devlet daireleriyle kızılay en süratli ve en müessir şekilde faaliyete geçmiştir.

Dahiliye Vekili doktor Namık Gedik, beraberinde Kızılay ikinci başkanı Af­yon mebusu Rıza Çerçel, Kütahya me­busu doktor Ahmet Gürsoy, Muğla mebusları ve Vilâyetler Arası Umum Müdürü olduğu halde, felâketzedelerin iskân, iaşe ve tedavilerine ve gerekli diğer tedbirlere mahallinde nezaret etmek üzere askeri uçakla 25 Nisan sabahı zelzele sahasına hareket etmiş­tir.

Maddî hasar, büyük olmak ve bu ara­da bilhassa zelzelenin merkezini teşkil ettiği anlaşılan Fethiye hemen hemen tamamen tahrip edilmiş bulunmakla beraber, insan kaybı tahmin edilebile­cek nisbette olmamıştır. Bunun da se­bebi, gece vukua gelen ilk sarsıntıyı müteakip, bizzat Muğla valisinin ve diğer mahallî idare adamlarının al­dıkları müessir tedbirler ve devamlı ikazları ile vatandaşların kısmen ha­sar görmüş meskenlerinden tahliye edilmiş bulunmasıdır. Binalarda asıl büyük tahribatı ve yıkıntıları yapan ve sabaha karşı saat 4.20'de vukua ge­len ikinci zelzele, bu suretle sakinlerinden boşaltılmış evleri yıkmış, can kaybı bu sayede 15 ölü ve 30 yaralı gibi çok dûn bir seviyede kalmıştır.

En fazla tahribata maruz kalan Muğla vilâyeti makamları, çok şayanı takdir görülen bu tedbirleri alırken, civar vilâyetler de büyük bir gayretle derhal bütün imkânlarını seferber ederek fe­lâket sahasına yardım ekipleri ile ve süratle yetişmişlerdir. Amir, Aydın, Denizli ve Antalya vilâyetlerinden yardım malzemesi ve ekipleri, daha 25 Nisan sabahı felâket bölgesinde faa­liyete geçmiştir. Bu meyanda, İzmir valiliği 30 bin, Çine kazası halkı 2.000, Antalya vilâyeti halkı 6.000 lirayı derhal Muğla valiliği emrine tahsis etmiş, "ayrıca büyük miktarda yiyecek-giyecek ve malzemeyi felâket sahasına göndermiştir.

60 yataklı ve tam teşkilâtlı bir seyyar hastahane, Fethiyeye gelmiş ve der­hal faaüyete geçmiştir. Bu hastahane, 17 Cms., 1 pikap, 3 jip, 2 Kanada doçu ve 1 su tankına bindirilmiş olup dör­dü doktor olmak üzere 6 subay, 12 sıh­hiye memuru, 50 er,  hemşire, 1 ebe ve 20 nıüstahtemden müteşekkildir.

Evvelce, Kızılay'ın şefkatli eliyle gön­derilmiş ve Fethiyedeki halkın iskâ­nında derhal kullanılmağa başlanmış clar 2.000 çadır ve 2.000 battaniyeye ilâveten bu sabah da 6 askerî nakliye uçağı ile 500 çadır ve bol miktarda battaniye gönderilmiştir. Bu son mal­zeme de zelzele, bölgesine ulaşmış ve felâketzedelere dağıtılmıştır.

Ayrıca, bu sabah hazırlanan 12 vagonluk bir katar, bölgeye hareket etmiş­tir. Bu katarla, l vagon şeker, 1 vagon kavurma, 1 vagon muhtelif yiyecek, yeniden 2.000 çadır, 2.C00 battaniye, 1.000 ceket, 1.000 yelek, 1.000 bluz, 1.000 etek gönderilmiştir.

Fethiye'deki enkazı ve molozları te­mizlemek için tam teçhizattı bir istih­kâm taburu faaliyete geçmiş, yıkılmış olan resmî daireler de gönderilmiş bu­lunan 10 Sahra çadırına yerleştirilmiş­tir.

Nafîa Vekâleti, Muğla vilâyeti emrine, 100 bin, Denizli vilâyeti emrine de 20 bin lira avans olarak tahsis yapmıştır. Nafia Vekâletinden ayrıca bir zelzele mütehassısı ile bir jeolog, İller Ban­kasından da bir şehircilik ve bir hari­ta mütehassısı Fethiyeye gitmiştir.

Hükümetin bu beklenmedik felaket karşısında aldığı süratli ve müessir yardım tedbirleri, halkın minnet ve şükranını mucip olmuş, vatandaşlara uğradıkları bu felâket gününde güven vermiştir. Vatandaşlar, hükümetin alâkasına ve yardımına karşı duyulan şükranı, tedbirlere bizzat nezaret et­mekte ve muhtemel sıkıntıları ve mahzurları bertaraf edecek direktifleri mahallinde vermekte olan Dahiliye Vekiline bildirmişlerdir.Dahiliye Vekili,yaralıları ayrı ayrı ziyaret etmiş, hatırlarını sormuştur.

Zelzelenin tespit edilmiş olan bilanço­su şudur:

Muğla merkez: 11 ev tamamen harap olmuş, 2 cami, lise, kız enstitüsü ve ilkokullar kısmen zarara uğramıştır.

Marmariz merkez: 43 ev tamamen, 105 ev kısmen harap olmuştur.

Datça merkez: 9 ev tamamen, 29 ev kısmen harap olmuştur.

Köyceğiz merkez; 30 ev tamamen, 3 ev kısmen harap olmuştur.

Milas merkez: 71 ev, 1 apartman ve 1 camide büyük hasar vardır.

Ula merkez: 6 ev tamamen, ev kısman harap olmuştur.

Bu kazalara bağlı köylerde 610 ev ta­mamen, 200 küsur ev kısmen harap olmuştur.

Zelzelenin merkezini teşkil ettiği an­laşılan Fethiye ise, yüzde 90 nisbetinde haraptır. Bütün resmî binalar, ban­kalar, hastahane ve su tesisleri tama­men harap olmuştur.

Fethiyede'ki yıkılmamış evler de oturulamayacak haldedir. Fethiye halkı, ileri derecede tahribata maruz kalan şehirlerinde, bahçelerde yerleştirilmiş bulunmaktadır. Bütün Fethiye halkı, çadırlara alınmıştır.

Daha evvel de bildirildiği gibi, bütün felâket bölgesinde insan kaybı büyük olmamıştır. Bütün felâket, sahasında tespit edilen ölü sayısı.15, yaralı sayı­sı 30'dur.

 Denizli :

Bugün saat 8.25'cle 5 saniye süren bir zelzele daha vuka gelmiş, Çameli ka­za merkezinde evvelce ağır hasara uğ­rayan binalardan 23 ev, Tavas'ın Sol­maz köyünde 1» ev bugünkü zelzele neticesinde tamamen yıkılmıştır.

Vilâyetçe alman idarî tedbirler neti­cesi olarak hasar gören evlerde insan bulundurulmadığı için vatandaşlardan yaralanan veya ölen olmamış ve kimimage001.gifse açıkta bırakılmamıştır. Nafİa ekip­leri zelzele bölgesinde hasan îesbite devanı etmektedirler.

Denizli merkezi ile kazalardaki yar­dım komiteleri faaliyette olup, hem Muğla'ya hem de Çameli, Acıpayam ve Tavas kazalarına peyderpey yar­dım yapılmaktadır.

 Marmaris :

Zelzelenin en ağır bir şekilde tahri­batına maruz kalan Fethiye'de bu sa­bah incelemelerde bulunan Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, beraberinde Muğla mebusu Nuri Özsan ve Yaveri Raşit Maner olduğu halde bu akşam saat 19'üa Marmaris'e gelmiştir.

Felâketzedelerle çok yakından alâka­dar olan Vekil, aynı zamanda yapılan yardımların yerinde elması hususun­da ilgililere icap eden emirleri vermiş­tir.

800 hanelik Marmaris'in 303 hanesi ta­mamen harap olmuş ve açıkta kalan-, lara 212 çadır verilmiştir. Noksan olan 50 çadır da yarın sabah erken saatler­de Marmaris'e gelmiş olacaktır.

Diğer taraftan Yatağan kazasına bağ­lı 320 hanelik Eskihisar nahiyesi felâ­ketzedeleri de aynı suretle Kızılay ça­dırlarına yerleştirilmiş bulunmakta­dır.

Yardım ekipleri felâket mıntıkasında üç koldan hummalı şekilde faaliyet göstermektedirler.

27 Nisan 1957

 Ankara  :

İngiltere'nin Akdeniz filosu başku­mandanı dün öğleden sonra Ankâradaki İngiltere Büyükelçisi vasıtasiyle bir mesaj göndererek memleketimizde vuku bulan zelzele dolayısiyle Kraliyet Donanmasının yardıma hazır olduğu­nu bildirmiştir.

Bu yardım teklifi teşekkürle kabul edilmiştir.

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir; Bern Elçiliğimizin bundan bir müddet evvel Büyükelçiliğe yükseltilmesini müteakip, İsviçre hükümeti de bu ke­re Ankara'daki elçiliğini Büyükelçili­ğe yükseltmiş ve Ankara'ya Büyükelçi olarak M. Eric Kessler'i tayin etmiş­tir.

 Ankara :

Tarsus'ta bir kâğıt fabrikası kurmak üzere teşkiline 20 gür. evvel karar ve­rilmiş bulunan şirket statüsü bugün alâkalılar tarafından Sümerbank Umum Müdürlüğünde imzalanmıştır. Şirket 30 milyon lira sermaye ile ku­rulmuş olup bunun 25 milyon liradan fazlası tamamen hususî teşebbüse ait bulunmaktadır. Bu vesile ile kendisini ziyaret eden bir muhabirimize Büyük Millet Meclisi Reisi İçel mebusu Refik Koraltan aşağıdaki beyanatta bulun­muştur :

«Hükümetçe Tarsus'ta kurulmasına karar verilen kâğıt fabrikasının husu­sî teşebbüsün iştirakiyle teşekkül ede­cek bir şirket marifetiyle tahakkuk et­tirilmesi hususundaki görüşmeler tak­riben 20 gün evvel yapılmıştı. Bilindi­ği gibi 20 gün-evvel Sümerbank'ın ta­rihî salonunda İçel'den davet edilen hususi müteşebbislerle bu  mevzuda görüşmeler yapılmış ve işin prensibi hakkında karara varılmıştı. Ben de o mesut tarihî anda İçel vilâyetinden davet edilen bu zeki, münevver ve va­tanperver iş adamları ile beraberdim.

Şurasını derhal kaydedeyim ki, böyle bir mevzua muhatap olan anlayışlı hemşehriler, kısa bir görüşmeden son­ra işin esasını ve ehemmiyetini kav­rayarak kendilerinin iştiraka davet edilmelerinden, ve böyle kârlı bir işin .ele alınarak fabrikanın İçel vilâyeti kazalarından tarihî Tarsus'ta kurul­ması kararma varılmış bulunduğun­dan büyük memnuniyetlerini izhar et­tiler. Bu vesile ile bir defa da hemşeh­rilerim adına hükümete, İşletmeler Vekâletine ve Sümerbank'a minnet ve teşekkür etmek yerinde olur. Çünkü böyle bir fabrikanın hakikaten gerek teknik, gerekse iktisadî bakımdan ku­rulması lâzım olan yerlerden biri ve belki de birincisi Tarsus olmak icap ederdi Torus eteklerinde bulunan Tarsus, tabiat bakımından da buna lâyık­tır. Çünkü mütehassısların belirttiği­ne göre, bu fabrikanın iptidaî madde­sini daha çok pamuk sapı, kargı de­nen tabiat mahsulleri, çeltik sapları, saman gibi ziraat artıklarıyla kısmen odun teşkil etmektedir. Bu havza ise bu maddelerin en çok yetiştiği bir böl­gedir. Yine mütehassısların ifadesine göre, 40 ilâ 45 milyon liraya mal ola­cak bu muazzam eser senede 35.000 ton kâğıt imal kapasitesinde olacak ve bu kâğıdın bir kısmını da o bölge­de mebzul miktarda kullanılan ince ambalaj kâğıdı teşkil edecektir.

Bu miktar kâğıdı istihsal için de senede IG0.000 ton civarında ziraat artık­ları kullanılacaktır. Bu izahatı dinle­yen hemşehrilerim geniş ihatalı in­sanlara yaraşan bir hassasiyetle ve te­halükle bu fabrikanın kurulmasına iş­tirak edeceklerini ifade ettiler.

Aradan 20 gün geçmedi İlk toplantı­da 25 milyon lira ile kurulmasına ka­rar verilen şirkete büyük bir tehalük gösterildi ve çok geniş bir müteşebbis grupu 30 milyon lirayı taahhüt ve ka­nun gereğince bunun dörtte birini de derhal bankaya yatırdılar ve şirket mukavelesi hazırlandı, imzalandı ve ilgili mercilere tevdi olundu.

Bu ne mesut bir neticedir. Bu aza­metli yürüyüş ve anlayışın tek bir ifa­desi vardır; O da, vatandaşla hükü­metin her sahada birbirine inanarak, birbirini tamamlayarak, mutlak şekil­de birbirine güvenerek işbirliği yap­mak kararıdır. Bu fabrika da bu kara­rın yeni bir şaheseridir.

Bugüne kadar böylece hususî sektör tarafından veya hususî sektörle dev­let sektörünün yakın işbirliği suretiy­le yapılan çeşitli tesisler yanında Tar­sus kâğıt fabrikası da her yönden övünülecek bir eser olarak karşımızda bulunuyor.

Mersinli, Çukurovalı müteşebbis ser­mayedarlar ve vatandaşlarım. Bugün eseri bu- bölgeye kazandırdıklarından dolayı hükümete şükran ve minnetle­rini ifade ederken ben de onun ma­nevî haz ve gururunu duymaktayım.

Bu eser İçel halkına ve Türk milleti­ne hayırlı olsun ve emsali çoğalsın.»

 İstanbul :

İstanbul'un merkezî semtlerine ait ha­zırlanan yeni imar plânlarını tetkik ve müşavere heyeti bugün de saat 15 de Belediye Reis Muavini Sedat" Erkoğlu'nun riyasetinde toplanarak çalış­malarına devam etmiştir.

Heyetin bugünkü toplantısına Alman şehircilik mütehassısı Prof. Högg, iki gündenteri yapılan müzakere ve tenkidlerden ilham alarak yeni bir tâdil teklifi ile gelmiştir. Bu tâdil projesine Prof. Högg, yayaları nazarı dikkate alarak ilk projesindeki yeni köprüyü yerinde bırakmış, fakat Galata köprü­sünü Karaköy ayağı sabit kalmak şar­tı ile Eminönünden Sirkeciye kaydır­mıştır.

Bu proje-üzerinde ilk sözü alan Prof. M. Alî Handan, Prof. Högg'ün birinci projesini izah ettikten sonra, Yemiş iskelesi ile Perşembe Pazarı arasında­ki köprü yerinin tesadüfen bulunma­dığını, çünkü bunun metre projelerin­de çizilmiş olduğunu ileri sürmüş, bi­rinci projede Eminönü ve Karaköy ta­raflarında kazanılacak rıhtım boyla­rının yeni teklif muvacehesinde bir kıymet ifade etmeyeceğini anlatmış­tır.

Bu arada Nafia Vekâleti Yapı ve İmar İşleri Reisi Orhan Alsaç hazırladığı bir teklifi heyete açıklamıştır. Alsaç bu teklifinde ezcümle şöyle demektedir: «İstanbul'un Karaköy ve Eminönünde müteşekkil merkezinin bir değil, en az iki köprü ile bağlanması lâzımdır. Bu köprülerden birinin Prof. Högg projesinde olduğu gibi, Yemiş iskelesi ile Perşembe Pazarı arasında olması icap etmektedir. İkinci köprü ise Sirkeci ile Karaköy arasında kurulmalıdır. Eminönü-Unkapanı yolu açılmalı ve yeni köyrü Beyazıta kısa yoldan bağ­lanmalıdır. Beyoğlu tarafından yeni köprü direkt olarak Şişhane ve Altın­cı dsireye ulaştırılmalıdır. Necatibey caddesi Dolapdereye uzatılmalı, Ban­kalar caddesi, Tophaneye, Necatibeye kadar parelel bir yolla irtibat ettiril­melidir.»

Bundan sonra yeni tâdil projesi üze­rinde, Prof. Högg'ün verdiği izahat dinlenmiştir. Prof. Högg bu izahatında tâdil teklifinin faydalarını ve mah­zurlarını ortaya koymuştur. Üçüncü bir köprünün inşası halinde yepyeni bir yol şebekesinin meydana çıkaca­ğını, Boğaz sahil yolunun Florya sahil yoluna en kısa bir yerden bağlanmış olacağını, Sirkeci ile Tünel arasının bir uçuş hattı kadar kısalacağını, Sa-rayburnu camiasının kıymetli bir gö­rünüş kazanacağını, Yeni Camiin hâ­kim bir mevkii elde edeceğini, Yemiş iskelesi ile Perşembe Pazarı1 arasında­ki köprünün Arap Camii yanından Cenevizlilerden kalma eserlerle süsle­necek bir yolla şişhaneye bağlanaca­ğını anlatmış «ilk teklifimi seviyorum, fakat ikinci teklifimi doğru buluyo­rum» demiştir. Bu arada Belediye Re­is Muavini ara bir teklifte bulunmuş» müzakerelerin seyrine bakılırsa üçün­cü köprüyü kabul edip orta köprüyü kaldırırsak, mesele halledilecektir, zannediyorum» demiştir.

Emin Onat mimarî ve estetik bakım­lardan böyle birbirine yakın köprüler sisteminin tasvip edilemeyeceğini, mi­mar olarak kendisinin bir köprüye ta­raftar olduğunu, fakat münakale ba­kımından üçüncü köprünün lüzumunu trafik mütehassıslarının ortaya ko­yabileceklerini söylemiştir. Bu teklif üzerine trafik sayımı yapılması he­yetçe karar altına alınmıştır. İmar müşaviri Cevat Erbil, Högg'ün tâdil projesini desteklemiştir. Heyet bura­da müzakerelerine Pazartesi günü sa­at 16.007da dev3m etmek üzere ara ver­miş ve topluca Högg'ün çalışma büro­suna giderek hazırlanan maketleri tetkik etmiştir.

 Muğla :

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes bugün öğleden sonra İzmir'den otomobillerle zelzele felâke­tine uğramış olan Muğla bölgesine gelmişlerdir.

Bütün yol boyunca, kasaba ve köy­lerde vatandaşların tezahürleriyle kar şüanan Reisicumhur ve Başvekil, saat 11de Milas yolu üzerinde büyük hasa­ra maruz kalmış bulunan Eskihisar köyünü ziyaret etmişlerdir.

Eskihisar'in 320 evinden 300'ü yıkılmış veyahut kullanılmayacak derecede hasara uğramış, asıl tahribat ikinci sar­sıntıda vukua geldiği için köyde hiç bir can kaybı kaydolunmamıştır.

Hepsi çadırlara yerleştirilmiş, yiye­cekleri ve ihtiyacı olanların giyecek­leri hükümet makamları ve Kızılay tarafından temin edilmiş olan Eskihisarlılar, devlet ve hükümet reislerimi­zi hararetle karşılamışlar, şükran his­lerini ifade etmişlerdir.

Eskihisarlılar, yıkılmış evlerinin bah­çelerinde, çadırlarında oturuyorlardı. Bütün eşyaları, hattâ yiyecekleri en­kaz altında kalmıştı. Fakat yüzlerinde ve tavırlarında en ufak bir yeis bile müşahede edilmiyordu. Bilâkis, gör­dükleri sür'atli ve tesirli alâka ve yar­dıma karşı şükran ve pek yakın istik­balde daha güzel, daha ferah evlere kavuşacaklarına olan itimat okunu­yordu.

Reisicumhur ve Başvekil, vatandaşla­rın hatırlarını sormuşlar, ihtiyaç ve istekleriyle alâkadar olmuşlar, köyü gezmişler, tahribatı görmüşler, şimdi­ye kadar alman ve bundan sonra alı­nacak elan tedbirler hakkında alâka­lıların verdiği izahatı dinlemişler, di­rektifler vermişlerdir.

Reisicumhur Celâl Bayar, köy meyda­nını dolduran Eskihisarlı vatandaşlara hitaben demiştir ki:

«Hiç merak merak etmeyiniz sevgili vatandaşlarım, felâketleri hayra çe­virmek elimizdedir. Hükümetin alaca­ğı tedbirler sayesinde ve sizin de bu tedbirlere inzimam edecek gayretleri­nizle köyünüz ve durumunuz çok da­ha iyi olacaktır. Buraya hükümet mü­tehassıs gönderecek, tetkikat yaptıra­cak, inşa ettireceğimiz evler mukave­met eder şekilde olacaktır. Hükümet mümkün olan her yardımı sür'atle yapacaktır. Buna emin olunuz. Eskihisarınız çok geçmeden YeniHisar ola­caktır.

Eskihisarlı vatandaşlar bu sözler karşısında tezahürleriyle buna inançla­rını bildirmişler, vatan, millet sağolsun, sizler sağolunuz» demişlerdir.

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes, beraberinde Muğla mebusları, valiler ve diğer zevat olduğu halde buradan hareketle Milas'a gitmişlerdir.

Bütün Milas halkı uğradıkları felâket karşısında yardımlarına gelen devlet ve hükümet reislerini karşılamak için yollara dökülmüştü. Cumhuriyet cad­desi bir baştan Öbür başa iki taraflı hınca hınç dolu idi.

Sürekli alkışlarla ve hararetli teza­hürlerle karşılanan Bayar ve Mende­res, büyük hasara uğramış ve halen askıya alınmış bulunan bir apartma­nı, yine hasara uğrayan Sakarya ilk­okulunu, iç kısmı çökmüş olan «Hacı llyas» camiini ve Milas'ta büyük ha­sara uğrayan 180 evden Hacı İlyas ca­mii civarındaki binaların bazılarını görmüş, hepsi çadırlara alınmış veya diğer evlere yerleştirilmiş ve türlü ih­tiyaçları temin edilmiş bulunan felâ­ketzedelerle görüşmüş, hasarın tamiri ve yıkılan evlerin sür'atle yeniden ya­pılması için lüzumlu bütün tedbirle­rin sür'atle alınacağını bildirmişler­dir.

Halkın tezahürleri arasında ayrılan Reisicumhur ve Başvekil, sa­at 20'de Muğla'ya gelmişlerdir.

Yarın zelzele felâketinden en çok mü­teessir elan Fethiye'ye gideceklerdir.

28 Nisan 1957

 Adana:

Çukurova bölgesinde geniş surette teş­vik edilmiş olan pirinç ziraati, bu se­ne, Türkiyeyi pirinç ihracatçısı mem­leket safına yükseltecek dereceyi bul­muştur. Geçen sene, Maraş bölgesi ha­riç olmak üzere, yalnız Çukurova'da 125 bin dönüm teşkil eden pirinç ekim sahaları, bu sene tam üç misline çı­kartılmıştır.

Hükümetin ve Çukobirliğin destekle­diği pirinç ziraatinin Çukurova'da in­kişafına muvazi olarak, Adana'da mo­dern pirinç tesislerinin ve bu arada günde 100 ton kapasitede bir fabrika­nın inşası, teşebbüslerine de geçilmiştir.

Bu teşebbüslerin başında, Çukobirlik tarafından İtalyaya ısmarlanmış olan son sistem makineler gelmektedir. Çukobirlik beheri 150 ton kapasite'de 4 adet kurutma makinesi ile 2 adet 100 ton kapasiteli kurutma cihazı ısmarlamıştır.

Türkiye - İtalya arasındaki ticarî an­laşmadan faydalanılarak yapılan bu siparişler arasında modern bir çeltik fabrikası da bulunmaktadır.

Adana'da kurulacak bu fabrika ve yük sek kapasiteli kurutma tesisleriyle pi­rinç müstahsili önümüzdeki mevsim­den itibaren en geniş imkânlara ka­vuşmuş ve pirinç henüz çeltik halinde iken ekseriya büyük zorluklar göste­ren kurutma işinden de kat'î surette kurtulmuş olacaktır.

Evvelki sene Japonya'ya dahi pirinç satmış olan Adana bölgesinin, bu se­ne üç misline çıkan ekim sahaları ve önümüzdeki mevsim içinde faaliyete geçecek yeni fabrika ve tesislerle dün­ya pirinç ihracatçıları arasında yer alması mümkün olacaktır. Bu mühim gıda maddesinin Adana ovalarında çok geniş bir ziraat ve iktisadi kalkın­ma mevzuu olarak ele alınmış bulun­ması, yakın istikbal "bakımından Çukurovaya parlak günler vadetmektedir.

 Muğla :

Başvekil Adnan Menderes, Anadolu Ajansı Umum Müdürüne zelzele bölge­sini ziyareti intibalarımı şöyle ifade etmiştir:

«Milas'a ve Köyceğize gittik. Ağır za­rar gören köyleri de ziyaret ederek vatandaşların hatırlarını sorduk ve tetkiklerde bulunduk. Yarın Marma­ris'i de ziyaret edeceğiz. Bütün felâket görmüş yerlerde ihtiyaç karşısında bu­lunan vatandaşlarımız pek çoktur.

Fethiye'yi de gözlerimizle gördük. Gör­düklerimiz cidden feci idi. Bu zelzele­nin tahribatı çok büyüktür. Bir dağ mahallesi ve tek tük binalar müstes­na, Fethiye'nin yükde doksanına yok nazarı ile bakılabilir. Sanki bir kasır­ga Fethiye üzerinden geçmiş, o güzel yepyeni evleri, modern binaları hep yere indirmiş, almış almış yere çarp­mış. Fethiye şimdi bir harabeden iba rettir, tamamiyle boşaltılmıştır. Fethiyeliler 2-3 kilometre mesafelerdeki yerlerde kurulan çadırlara yerleştiril­miş ve yerleştirilmektedir.

Su, gıda, ilâç, hastahane ihtiyaçları temin edilmiştir ve edilmektedir. Fe­lâket gören bu şehir halkımızın yeni evleri ve şehirleri yapılıncaya kadar, muvakkat dahi olsa zaruri ihtiyaçları ve esbabı istirahatleri daha da ileri ölçülerde derhal temin edilmelidir, şüphesiz bunların hepsinin tedbirleri derhal alınacaktır.

Asıl mesele felâket görmüş bu güzel yurt parçasının sür'atle imarıdır. Fet­hiye en kısa zamanda yurdumuzun Akdeniz  gerdanlığında  en  güzel bir inci olarak parlayacaktır. Şimdi artık bir harabe olan güzel ve şirin Fethi­ye'den çok daha güzel yeni bîr Fethiye doğacaktır. Buna Fethiyeliler belki herkesten fazla inanıyorlar. Daha dün müthiş bir felâkete uğramış Fethiyelilerin hepsi devlet, millet ve vatan sağ olsun diyorlar ve gözlerinde büyük bir felâketin dehşeti yerine azim, ümit ve itimadın şuleleri parlıyor. Bizi hep beraber ve her yerde güler yüzle karşılı­yorlar. Fethiyeliler bu hislerinde aldan iniyorlar. Çünkü siyasi birliği  kadar içtimaî tesanüd bağları da son derece kuvvetli bir milletin evlâtlarıyız. Aynı zamanda Türkiye iktisadî kudreti her gün artan ve imar ve inşa sevk-ve he­yecanı içinde yaşayan bir memleket­tir. Fethiye ve zarar gören, diğer yer­lerimiz yeniden ve çok daha mükem­mel olarak inşa olunacak ve    vatan­daşlarımızın ıstırabı en kısa zamanda durdurulacaktır. Çünkü bu vatandaş­larımızın yaraları sarılmadıkça, kalpleri sızlamakta devam ettikçe,    Türk milleti harap olmuş Fethiye ve civarı­nın imarını en kısa zamanda tahak­kuk ettirecek ve  oralarda  ihtiyaç ve ıstırap içinde bulunan  vatandaşları­mızı bu suretle huzura kavuşturacak­tır. Vatanını yeni baştan inşayı göze almış bir nesil bugünkü Türkiye'nin nelere kadir olduğunu herkesçe kabul edilecek bir şekilde en kısa zamanda eserleri ile ispat edecektir.

Bugüne kadar felâket anlarında bir­birimize yardım  hissinden mülhem hareket ettik. Şimdi de Fethiye ve civarı için yardımlaşmamız lâzım. Türk'ün yapıcı eli ve yaratıcı dimağı harekete gelecek, şefkat dolu kalbi el­bette coşacaktır.

 Muğla :

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes, bugün 24 Nisan ge­cesi zelzele felâketinde tamamiyle ha­rap olmuş bulunan Fethiye'yi ziyaret etmişler, güler yüzler büyük bir vakar ve istikbale tam bir emniyet ve iman­la «vatan, millet, devlet sağ olsun, siz­ler sağ olun, hepsi yapılır» diyerek kendilerini karşılaşan felâketzede Fethiyelilere Reisicumhur, «pek yakında burada yepyeni bir Fethiye yükselecek­tir» dedi.

/Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes Fethiye'ye gitmek üzere bu sabah sekiz otuzda Muğla'­dan hareket ederek evvelâ Köyceğiz'e uğramışlardır. Mühimce hasara uğra­yan Köyceğiz'de kendilerini karşıla­yan ve samimî tezahürlerde bulunan felâketzede vatandaşlara Reisicumhur Celâl Bayar şu sözleri söylemiştir:

«Hepinize geçmiş olsun aziz vatandaş­larım, geçirdiğiniz kaza karşısında va­zifemiz başlamıştır. Durmadan devam edecektir. Tabiatın mağduru olan va­tandaşlara yardım etmeyi, faydalı ol­mayı hükümet kendisine en büyük va­zife bilmektedir. Hükümet gördüğünüz gibi daha ilk günden faaliyete geçmiş­tir. Bu faaliyet mütezayit şekilde de­vam edecektir. Geçirdiğiniz kaza bü­yüktür. Kayıplarınız çoktur, fakat dün Eskihisar'daki felâketzede kardeşleri­nize de söylediğim gibi felâketleri hay­ra çevirmek elimizdedir. Harap olan yerlerde eskisinden daha güzel, daha mamur şehirler yükselecektir. Bunu pek yakında göreceksiniz. Allah sizleri korusun, hükümet gereken bütün yar­dımları yapacaktır. Sizin gayretinizi de bilmekteyiz. Bu iki unsurun bir ara­ya gelmesiyle başaramayacağımız iş yoktur. Daima şen ve mesut yuvaları­nız olacaktır. Sizlere bunları bütün kalbimle söylüyorum. Geçmiş olsun, üzülmeyiniz, yakında bugünkü sızıla­rınız dinecektir.

Reisicumhur ve Başvekil Köyceğiz'den Dalyan'a giderek    oradaki hasarı dagörmüşler, oradaki vatandaşların da hatırlarını sormuşlardır. Devlet ve hü­kümet reislerimiz daha sonra uğradık­ları Ortaca, Dalaman, Karaçalı ve Gül lükfc aşında da vatandaş toplulukları tarafından istikbal edilmişler, oralar­da da felâketzedelerle görüşmüşler ve tetkiklerde bulunmuşlardır.

Reisicumhur ve Başvekil, felâketin er­tesi günündenberi bu bölgede bulunan devlet ve hükümet reislerimizi bugün Dalaman'da karşılayan Dahiliye Vekili ile beraber saat 15'de Fethiye'ye var­mışlardır. Yüzde doksan harabaye dönmüş ve tamamiyle tahliye edilmiş olan Fethiye kapılarında felâketzede vatandaşlar tarafından güîer yüzle ve heyecanlı tezahürlerle karşılanmışlar­dır. Evlerini barklarını kaybetmiş olan bu vatandaşların yüzlerinde yakında daha güzel, daha iyi evlere sahip ola­caklarının emniyet ve imanı okunu­yordu. Fethiyeli felâketzede vatandaş­ların devlet ve hükümet reislerimizi «bu memleket, bu vatan, bu' millet sağ clsun, devlet sağ olsun, sizler sağ olu­nuz, bunların hepsi yapılır? diyerek karşılamaları insanı heyecana garke-diyor ve gözleri yaşla dol duruyordu. Fethiyeliler adına konuşan bir vatan­daş, devletin ve hükümetin felâket karşısında sür'atle ulaşan şefkat ve yardım elinden dolayı Fethiyelilerin şükranlarına tercüman olmuş ve de­miştir ki:

«Şirin ve güzel Fethiyemize Allanın lâyık gördüğü bu âfet karşısında hü­kümetimiz en kısa zamanda en tesirli yardımları yapmıştır. Pek yakında bu günkü harabelerin yerinde yepyeni ve daha güzel bir Fethiyenin yükselece­ğine imanımız tamdır. Bütün yaraları sarmış, sızıları dindirmiş oldunuz. Şimdi sizler de buraya geldiniz. Fethiyemiz yeniden ve daha güzel bir şekilde ya­pılacağına inancımız daha da artmış­tır.

Reisicumhur Celâl Bayar bu sözlere: «Müsterih olunuz, Fethiye eskisinden çek daha güzel, çok daha iyi olacak­tır. Burada modern bir Avrupa şehri kurulacaktır» cevabını vermiş, şiddet­le alkışlanmıştır.

Reisicumhur ve Başvekil felâket gece­si gösterdikleri büyük gayret ve aldıklan yerinde tedbirler sayesinde felâ­ketin çek büyük insan kayıplarına mal olmasını önlemiş bulunan kaymakam Bedii Okuş'u, müddeiumumi Cemal Yayvak'ı ve jandarma yüzbaşısı Os­man'ı tebrik etmiştir. Öğrendiğimize göre Reisicumhur Celâl Bayar felâket gecesi vatandaşların yardımına koş­maktan kendi evine bakmağa fırsat bulamayan ve felâketten ancak üze­rindeki elbisesiyle kurtulan Fethiye kaymakamına kendi bavulunda bulu­nan bir elbisesini ve gömleklerini he­diye etmiştir.

Reisicumhurumuz ve Başvekilimiz, kaymakam ve beraberindeki diğer ze­vatla birlikte belli barlı dört yerde kurulan topyekûn bin kusur çadırlı kampları gezmiş, her kampta da va­tandaşların güler yüzü ile sıcak samimiyetiyle karşılanmıştır. Her kampta üç kişilik bir idare komitesi teşkil olun muş bulunmaktadır. Kamptaki vatan­daşların iaşesi inzibatı vesair husus­ları bu komiteye verilmiştir.

Bütün yaralılara bakan, hastalara lâ­zım gelen müdavatı ve bütün vatan­daşlara her türlü salgını önleyecek aşı tatbikatını yapan altmış yataklı mo­dern seyyar hastahane de gezilmiştir. Halen hastahanede dördü çocuk ol­mak üzere on hasta yatmaktadır. Has­tahanede bir de doğum olmuş, doğan küçük kıza hastahanenin ismi olan Meç ismi konmuştur.

Bundan sonra Reisicumhur ve Baş­vekil teşkil edilen bir yardım komite­sinin idaresinde işleyen ve sekiz kamp ta 5 bin kişiye hizmet gören iaşe merkezini gezmişlerdir. Tamamen tahliye edilmiş olan ve kordon altında bulun­durulan şehir de gezilmiştir. Tahliyesi mümkün olan eşya çıkartılmıştır. İki yüne kadar enkazın da kaldırılmasına başlanacaktır.

Diğer taraftan İngiltere Büyükelçisi 26 Nisan'da Başvekilimize, Akdeniz deki İngiliz filosunun zelzele felaketine uğrayan bu bölgeye her türlü yardımı yapmaya amade bulunduğunu hükü­meti namına bildirmiştir.

Bugün Fethiye limanına Dampy is­minde  bir  İngiliz  muhribi gelmiş ve yardım malzemesi getirmiştir.  Muhrip 5000 battaniye, 300 çadır ve büyük miktarda ilâç getirmiştir. Reisicum­hur ve Başvekil ayrıca Fethiye'de tet­kiklerde bulunan Jeolog ve Nafia mü­tehassıslarından izahat almışlar ve saat 16'da Fethiye'den hareket ederek gece Muğlaya dönmüşlerdir.

29 Nisan 1957

 Ankara :

Dan memleketimize gelen Kanada Kraliyet Hava Kuvvetleri Kumandanı Aİr Marshall Roy Slemon bu sabah Erkânı Harbiyeyi Umumiye Reisi adına 2'nci Başkan Korgeneral Salih Coşku­nu, Millî Müdafaa Vekâleti müsteşarı Korgeneral Fahri Özdilek'i ve Hava Kuvvetleri Kumandanı Fevzi Uçaner'i makamlarında ziyaret etmiştir.

Öğleden sonra Eskişehir'e gidecek olan misafir kumandan buradaki hava bir­lik ve müesseselerini ziyaret edecek ve tetkiklerine devam ederek bugün de Marmaris'e gitmişler, Marmaris'te de muvakkat iskân ve iaşeleri sür'atle temin edilmiş bulunan felâketzede va­tandaşlarla diğer Marmarisliler tara­fından hüsnü kabule samimiyet ve gü­ler yüzle karşılanmışlardır.

Zelzeleden hasara uğrayan mahaller gezilmiş, bahçelerdeki çadırlara uğ­ranmış, yapılması gereken işler üze­rinde tetkiklerde bulunulmuştur.Fe­lâketzede vatandaşların «Allah devle­te, millete zeval vermesin» temennile­rine ve sür'atle yetişen hükümet yar­dımına karşı teşekkürlerine mukabele olarak Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes «geçmiş ol­sun, müsterih olunuz, yaralarınız sür' atle sarılacak ve pek yakında eskisin­den çok daha güzel yeni meskenlere kavuşacaksınız» demişlerdir.

Marmaris'ten öğleye doğru Muğla'ya avdet eden Reisicumhur ve Başvekil' beraberlerinde Dahiliye Vekili ile di­ğer zevat bulunduğu halde, zelzele fe­lâketi sahasındaki üç günlük tetkikle­rini bitirmiş olarak otomobillerle İz­mir'e müteveccihen Muğla'dan hare­ket etmişlerdir.

 İzmir :

Türk-Amerikan Derneği İzmir şubesi­nin tertip ettiği İzmir ressamları ser­gisi bugün dernek binasında açılmış­tır.

İzmir bölgesinde yaşıyan Türk ve Amerikan ressamlarını birbirine tanıtmak maksadiyle tertip olunan bu sergide Türk ve Amerikan ressamlarının yap­tığı 60 muhtelif tablo yer almakta­dır.

Slrginin bugün yapılan açılış mera­siminde Türk-Amerikan derneği men­supları, şehrimizde bulunan ressam­lar, gazeteciler ve İzmir Amerikan Haberler Servisi Müdürü hazır bulun­muştur.

 Ankara ;

Arap memleketleri köy eğitimi millet­lerarası komisyonu azaları, Maarif Vekâletinden bazı ilgili zevatla birlik­te tetkiklerde bulunmak üzere Ravlu ziraat merkezini; Kalecik kazasındaki halıcılık, demircilik, dikiş kurslarını ve Irmak Muhacir Okulu ile Hasanoğlan Atatürk ilk Öğretmen okulunu zi­yaret etmişlerdir.

1956 Haziranında teşekkül ve fert te­sisi tarafından finanse edilen komis­yon mensupları şimdiye kadar gezdik­leri müteaddit batılı memleketlerde gördüklerini Türkiye'deki bu gibi ziraî tesislerle mukayese ederek müşa­hedelerinden fevkalâde memnun ve mütehassis olduklarını ifade etmişler­dir.

Heyet azaları, memleketlerine avdet­lerinde kendi «köy eğitimlerini» ıslah bakımından birer rapor hazırlayacak­lardır.

 Ankara :

Pakistan'ın Ankara Büyükelçisi Ekse­lans S. M. Hassan, zelzele felâketi dolayısiyle Başvekilimize şu mektubu göndermiştir:

«Garbî Türkiye'de zelzele neticesinde vukua gelen can ve mal kaybına mü­tedair haberleri derin bir üzüntü ile okudum. Bu elim hâdise, beni ve Büy ilkelciliğimizin bütün azalarını derin bir teessür içinde bırakmıştır. Felâ­ketzedelerin üzüntülerine samimî ola­rak iştirak ettiğimizi Ekselanslarına temin eylemek ve onlara en kalbî sem­pati hislerimizi sunmak isterim.

Derin saygılarımın lütfen kabulünü rica ederim.

 Ankara :

Norveç'in Ankara Büyükelçisi Ekse­lans İvar Lunder, zelzele felâketi dolayısiyle Başvekilimize su mektubu göndermiştir:

«Bilhassa güler yüzlü Fethiye'de vu­kua gelen can ve mal kayıbına sebep elan 2e!zele felâketi dolayısiyle Ekse­lansınıza derin sempati hislerimi ifa­de etmek isterim. Üstün saygılarımın lütfen kabulünü rica ederim.

İvar Lunder Açılışa, İstanbul Valisi ve Belediye Re­isi, Generaller, Cumhuriyet müddei­umumisi, Emniyet Müdürü, hava şir­ketleri müdürleri, gazeteciler iştirak etmişlerdir.

30 Nisan 1957

 Ankara :

Ege mıntıkasında vuku bulan son zel­zele felâketi üzerine Yugoslavya Fe­deral Halk Cumhuriyeti Reisicumhura Ekselans Joseph Broz Tito, Reisicum­hurumuz Celâl Bayar'a teessürlerini ifade eden bir telgraf gondermiş, Reiscumhurumuz da buna teşekkür et­miştir.

 Ankara :

M. M. V. Temsil Başkanlığından bildi-

 İstanbul :

Basın Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğü, Yeşilköy hava terminalinin hususî durumun nazara alarak kur­duğu Turizm-İnformation bürosu, bu gün saat 16'da resmen faaliyete geç­miştir.

Memleketimize gelen turistlerin ilk ihtiyaçlarını yerinde karşılamak, Tür­kiye'yi tanıtıcı broşürleri dağıtmak, otellerde yer bulmağa yardım etmek, rehber temin eylemek, şehir gezileri­ni plânlamada fikir vermek gibi hu­susların dışında,-Yeşilköy'den transit olarak geçen turistlerin alâkasını Türkiye'mize celbetmek, bunlara hususî bir ilgi göstererek memleketimize gel­meleri mevzuunda telkinler yapmağa çalışmak büronun vazifeleri arasında­dır.

Yeşilköy bürosu, tatil günleri dahil günün her saatinde açık kalacak, Ba­sın Yayın ve Turizm Umum Müdürlü­ğü ile İstanbul belediyesinin yabancı dil bilir memurları münavebe sure­tiyle çalışacaklardır.

Basın Yayın ve Turizm Umum Müdür­lüğü aynı şekilde Ankara Esenboğa alanında da böyle bir büro açacak­tır.Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâle­ti Vekili Semi Ergin ve Erkânı Harbiyeyi Umumiye Reisi Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu Şeker Bayramı mü­nasebetiyle Türk silâhlı kuvvetleri mensuplarına aşağıdaki tebrik mesaj­larını göndermişlerdir:

Türk silâhlı kuvvetlerinin . kahraman mensupları ile onları yetiştirmiş bulu­nan kıymetli malûl gaziler ve eski muharipler birliği mensubu arkadaşları­mın Şeker Bayramlarını kutlar, en­gin sağlık ve başarılar dilerim.

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili

Şemi Ergin

  Ankara :

24 Nisan gecesi güney batı bölgesinde vukua gelen Muğla'nın bir çok kaza­larında ve bilhassa Fethiye'de çok bü­yük hasarlara sebebiyet veren zelzele felâketzedelerine memleket çapında yardım faaliyetine geçmek ve vatan­daşlarımızın daha felâketin ertesi gü­nünden itibaren başlayan ve gün geç­tikçe genişlemeye devam etmekte olan yardımlarını koordine etmek gayesiy­le Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'ın başkanlığında bir komite teşekkül etmiş ve çalışmalara başla­mıştır.

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes ile bir telefon görüşmesinden sonra, zel­zele felâketzedelerine yardım için An­kara'da aşağıdaki zevattan müteşekkil müteşebbis heyeti tertiplemiştir:

Adliye Vekili Profesör Hüseyin Avni Göktür, Kızılay İkinci Başkanı Afyon Mebusu Rıza Çerçel, Ankara Mebusu Aliye Coşkun Ankara Mebusu Atıh Benderlioğlu, Ankara Mebusu Seyfi Kurtbek. Bursa Mebusu Halûk Şaman, Er­zurum Mebusu Rıfkı Salim Burçak, Ankara Üniversitesi Rektörü Profesör İzzet Birand, Ankara Valisi Cemal Göktan, Ankara Belediye Reisi Orhan Eren, Kızılay Umum Müdürü Doktor M2hir Mavioğlu, Emlâk ve Kredi Bankası Umum Müdürü Medenî Berk, Zi­raat Vekâletinde mühendis Muallâ Akarca, Kadınlar Birliğinden muhar­rir Halide Nusret Zorlutuna, Çanka­ya muhtarı Nilüfer Seval.

Müteşebbis heyet bugün saat 16'da Büyük Milet Meclisi Reisi Refik Koraltan'ın başkanlığında ilk toplantısı­nı yapmış, müzakerelerde bulunmuş, yardım işini başarmak ve koordine et­mek için iki heyet kurulmasını karar­laştırmıştır.

İdare heyeti şu zevattan teşekkül et­miştir: Başkan: B. M. M. Reisi Refik

Koraltan; Ankara mebusu Seyfi Kurt-bek,

Âza: Afyon mebusu Rıza Çerçel,

Âza:  Erzurum    mebusu Rıfkı    Salim Burçak,

Âza: Merkez Bankası Umum   Müdürü Nail Gidel,

Âza:  Emlâk ve Kredi Bankası Umum Müdürü Medenî Berk,

Âza: Muharrir Halide Nusret Zorlutu­na,

Kurulan propaganda heyeti de şu ze­vattan teşekkül etmiştir:

Başkan: Adliye Vekili Profesör Hüse­yin Avni Göktürk,

Âza:  Ankara  mebusu Mümtaz     Faik Fenik,

Âza: Bursa mebusu Halûk Şaman, Âza: İzmir mebusu Nuriye Pınar,

Âza:   Ankara     Üniversitesi     Rektörü Prcfesör İzzet Birand,

Âza: Ziraat    Vekâletinde    mühendis Muallâ Akarca,

Âza: Çankaya muhtarı Nilüfer Seval. Gerek idare heyeti, gerek propaganda heyeti kuruluşu müteakip ayrı ayrı toplanarak kendi zaviyelerinden ça­lışmalara taşlamışlar ve ilk kararları almışlardır.

BELGELER

Türk - Afgan müşterek tebliği : 23 Nisan 1957

 İstanbul :

Türkiye Başvekili Adnan Menderes'in davetine icabetle, Türkiye'ye gel­miş bulunan Afganistan Başvekili.Serdar Muhammed Davut ve Harici­ye Nazırı Serdar Muhammed Nainıîle Türkiye Başvekili Adnan Mende­res ve Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes arasında 18-21 tarihle­rinde görüşmeler yapılmıştır.

İki memleket arasında mevcut dostluk ve samimiyet havası içinde cere­yan eden bu görüşmeler neticesinde aşağıdaki fikirler tebellür etmiştir:

1  Hürriyet ve adalet prensiplerine müstenid bir sulhun tahakkuk ve
idamesinin en aziz gaye olduğu kabul edilmiş ve bu maksadı temin için
her iki hükümetin haricî siyasetlerinin Birleşmiş Milletler andlaşmasının prensip ve gayelerinden mülhem olmakta devam edeceği tebarüz et­tirilmiştir.     .   .

iki memleket arasındaki işbirliğinin, bu çerçeve içinde daha da inkişaf ettirilmesi lüzumu üzerinde mutabakata varılmıştır.

 İki memleketten her birinin maddî ve manevî inkişafının, ötekinin
en yakın alâkasına mevzu teşkil ettiği hususu teyid edilmiştir. Türkiye
ile Afganistan arasında öteden beri câri olan sıkı işbirliğinin, her türlü
hâdiselerin tesirinden uzak kalarak, daha da ileri götürülmesi hususun­
da mutabakata varılmıştır. Bunun temini için, her iki hükümet kendi­
lerince gerekli tedbirleri ittihaz edeceklerdir.

 Yekdiğerine dostluk ve kardeşlik bağlariyle bağlı bulunan iki memleket hükümetleri arasındaki doğrudan doğruya temasların daha da sık­laştırılması arzusu ifade olunmuştur.

YANKILAR

Rum Patrikhanesi    Yunanistana nakledilmelidir

Yazan: H. Edih - Törehan

4/4/1957 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

İstiklâl harbinden sonra Atatürk'ün kurduğu prensip; «yurdda sulh, ci­handa sulh» temeline dayanıyordu. Bu sebepten dolayıdır ki, Atatürk'ün bü­tün hayatı boyunca ve ondan sonra devlet ve hükümeti idare edenlerin hepsinin tek gayesi, sulha yardım et­mek olmuştur.

Türk topraklarına yapılacak en küçük bir tecavüze asla müsamaha gösterilmeyeceği kadar, Türklerin, kendi top­raklarının dışında bulunan yerlerde gözü olmadığı da herkesçe bilinmesi gereken bir keyfiyettir. Milletimizin tek isteği; sulh ve sükûn içinde mem­leketi ilerletmek, bu suretle dünya barışma da bir hizmet ifa etmiş ol­maktır.

Biz bugün; çok önemli ve belki bütün dünyada akisler uyandırabilecek bir mevzua temas etmek istiyoruz ki, o da Rum Patrikhanesidir. Herkesin bildi­ği veçhile, Patihden sonra bütün Bi­zans ülkesi Türklerin eline geçmiş ve asırlarca Türk yurdu olarak kalmış­tır. Reâyâ denilen, Türk ırkından ve Müslüman dininden olmayan insan­lara karşı şefkatle muamele etmek, Türklüğün en eski ve necib bir vasfı olduğundan, Fatih, Patrikyaneye bir çok imtiyazlar vermişti.

Tıpkı Kanunî Sulhan Süleyman za­manında mevcud ve esasında bir im­tiyazdan ziyade bir hibe, bir atiyye veyahut nezaket eseri olan ve sonra kapitülâsyon diye başımıza belâ kesi­len işlerde olduğu gibi, Rum Patrik­hanesinin de bu memlekete bağlılığı, esefle kaydedebiliriz ki, fazla olmamış­tır.

Biz, geçmişteki bu hallere dayanarak, Patrikhanenin memleketimizden git­mesi gibi bir teklifde bulunmak iste­miyoruz. Zaten böyle bir teklifi yap­mak selâhiyetimizin dışındadır. Bizim bugün bahsetmek istediğimiz mühim nokta, Türk ve Yunarı münasebetle­rinin iyileşmesi ve düzelmesi hususun­da en faydalı gördüğümüz bir cihet­tir. Çünkü, uzun asırlar Türk istilâsın­da kalan Yunanistan devleti, bugün artık müstakil bir kraliyet halindedir. Mübadele netiresinde Türkiyeyi terketmiş olan Rumların miktarı yüzbinleri aşmaktadır. Bunların tâbi olacak­ları dinî merciin, müstakil Yunan ül­kesinde bulunması icap eder.

Son üç seneden beri Kıbrıs münasebe­tiyle bir piskoposun yaptıklarını her gün okumaktayız. Din adamlarının in­san kanı dökmemek için uğraşmaları­nın pek tabii olduğunu bildiğimiz hal­de, bu Piskopos yaptığı teşviklerle ve tedhiş adı altında, sayısız masumla­rın kanının dökülmesine sebep olmuş, sürgünden dönmek üzere olduğu bu­günlerde de şenaatine devam edeceği kanaatini vermiştir.

Bu Piskoposun tâbi olduğu dinî mer­ciin nerede bulunduğunu soracak olur sanız, belki verilecek cevap buluna­maz. Şu halde, Türk hükümetiyle Yu­nanistan arasında dostane bir anlaş­ma neticesinde Patrikhanenin Yuna­nistana nakli, bugünün en doğru, en mantıkî ve en hakşinas bir işidir.

Bitaraf bir gazete olduğumuz ve bun­dan da kimsenin şüphe etmediğini bildiğimiz için, bu sözlerimizi açıkça söylemeyi bir vazife saydık. Öyle zan­nediyoruz ki, bunu her iki tarafın dev­let ve hükümet adamları da iyi telâk­ki edeceklerdir.

Şayet dostane bir anlaşma neticesin­de Rum Patrikhanesinin Yunanistana nakli sağlanırsa, bundan, memleke­timizde bulunan Rumlar hiç müteessir olmayacaklardır. Bilâkis kendi papaz­larının ve kendi dini akidelerinin te­siri altında daha serbest yaşayacak­lardır.

İstanbula geldiği vakit, ilk işi, Patrik Hazretlerinin elini öpmek olan Haş­metli Yunan Kralı, bu fırsatı Yunanistanda bol bol bulacaktır. Eğer ora­da din ile devletin ayrılması gibi bir vaziyet düşünülürse, bu takdirde de Patrik Hazretlerine, Vatikanda oldu­ğu gibi, bir kasır tahsis etmek, her­halde bütün Ortodoksluğun en kudsî bir vazifesi olacaktır. yerde bulunmalariyle izah ederek, hâ­diseyi mazur göstermeğe ve kendi dâvalarının haklı olduğunda ısrar et­meğe kalkışmaz sanırız. Şayet böyle bir hava tuttururlarsa, dâvayı peşi­nen kaybetmiş olurlar, çünkü Başve­kil Menderes'in Libya seyahatine işti­rakini bir türlü hazmedemedikleri oğ­lu da bir hariciye mensubudur.

Hakikaten, bu misâl karşısında artık söylenecek söz kalmamıştır. Yalnız bir şey mümkündür, o da bu kadar tabiî bir hâdiseyi aşırı ve insafsız bir tenkid ve hücuma vesile ittihaz etmiş ol­makla hatâ     ettiklerini kabul     eyie-

İnsaf fazilettir

6/6/1957 tan :

tarihli   (Yeni  Sabah)

Alman Başvekili Dr. Adenauer, Tah­ran dönüşü, şehrimize de uğradı, Tür­kiye Başvekiliyle görüştü, bazı âbide­lerimizi ziyaret etti. Dost ve müttefik bir memleketin sayın Başvekilinin Türk semalarından geçerken, kısa bir müddet için de olsa, tayyaresini top­rağımıza indirerek, aramıza katılma­sında hayret edilecek bir şey yoktur. Fakat bu seyahat ve ziyaret münase­betiyle gazetelerde çıkan bazı tafsilât, bizim gayretli bir Hür. P. İi mebusu herhalde biraz düşündürmüş ve belki de insafa getirmiş olmalıdır.

Çünkü, hepimiz gibi, o da gazeteler­de okumuştur ki, sayın Adenauer'e refakat eden heyette devlet erkânı ve gazetecilerle birlikte - muhterem Başvekilin hususî müşaviri, oğlu ve evli kızı da bulunmaktadır. Hattâ bunlar, resmî heyete dahildir. Nitekim bir daire müşaviriyle bir sekreter ve iki kâtibe de, gayri resmî olarak, ayni se­yahate iştirak etmişlerdir.

Acaba, geçenlerde Başvekil Menderes'­in oğlunu Libya seyahatine götürme­sini parmaklarına dolayarak, bütçe müzakerelerinde ortalığı velveleye ve­ren ve bu hâdiseyi demokratik teamü­le aykırı bularak batarya ile ateşe kalkan Hürriyet Partili mebus, bu hâ­diseye ne der? Herhalde Adenauer'in  evli kızı ile oğlunu beraberinde gö­türmesini,  bunların  diplomatik kari Bunun akıl, mantık ve muaşeret âda­bı bakımından başka çıkar bir yolu da yoktur. Herhalde bütün Ömrünü Hitler rejimiyle mücadele ederek geçir­miş, garp tipi demokrasisinin bu sek­senlik muhterem simasını, kızını ve oğlunu yanma alarak resmi bir seya­hate çıktı diye, antidemokratik hare­ket etmekle itham etmezler.

Bu küçük hâdiseden şu netice çıkıyor ki, her fırsatta kürsüye hitabete fırlaya­rak, ulu orta demokrasi dersi vermek­ten hoşlanan sayın Hürriyet Partililer de vakit vakit yanılmakta ve şiddetle müdafaasını yaptıkları ahkâm, ekse­riya, garp demokrasilerinin teamülü­ne uymamaktadır. Yani verdikleri derslerde hatâ payı, jıer söyledikleri­ne kayıtsız, şartsız Âmenna dedirte­cek kadar küçük ve ehemmiyetsiz de­ğildir.

Zaten biz de bu hakikati, millet gibi, kendileri de öğrenip, hiç değilse, bun­dan sonra daha mütevazi ve ölçülü davransınlar diye bir küçük misalle şuracıkta belirtmek istedik.

Muhalefet bir haktır, fakat insaf, o bir fazilettir.

Esinti7/4/1957 tarihü (Havadis) ten :

Son günlerde Eskişehir! ve Bileceği ziyaret eden Başvekil Adnan Mende­res, bu ziyaretler sırasında, Cumhuri­yet Halk Partisinin il merkezlerine uğramayı da ihmal etmedi. Oralarda, vi­lâyetin umumî meseleleri, partilerara-sı münasebetlerin inkişafı gibi husus­larda Halk Partisine mensup olan va­tandaşlarla, samimi hasbihallerde bu­lundu. Hattâ Eskişehirdeki konuşma­ları sırasında söylediklerinden bir kıs­mı Anadolu Ajansı vasıta-siyle umumî efkâra da intikal etti. Başvekil aynen şöyle demekte idi: «Demokrasi rejimi başka memleketlerde ancak asırlarca tatbik edildikten sonra rahatlığa ka-vuşabilmiştir. Bizim bu derece az bir zamanda bu merhaleye varmış olma­mız, Türk Milletinin siyasi olgunluğu­nun bir eseridir. Hele önümüzdeki se­çimlerden sonra demokrasimiz çok da­ha tabiî mecrasına girmiş olacaktır. En zor zamanlan artık geride bırak­mış bulunuyoruz. Bundan böyle bu sa­hada da terakki yolunda yeni - yeni hamleler kaydedeceğimizde hiç şüphe yoktur.»

Bunlar; partilerarasındaki münase­betlerin ıslahı dâvasında iktidarın hüsnü niyetini, azim ve kararını gös­teren ifadelerdir. Aynı anlayışla kar­şılıklı hareket etmekte gösterilecek ciddî ısrar ve sebatın, arzulanan ne­ticeyi vermekte gecikmiyeceğine inan­mak icap eder.

İktidar partisi ile Cumhuriyet Halk Partisine hâkim olan bu güzel anlayış­tan diğer muhalefet partileri nasiple­rini almamışlardır ve hâlâ kavganın devamı prensipinde ısrarlıdırlar. Nite­kim Başvekil Eskişehirde, yukarıya naklettiğimiz güzel sözleri söylerken ve muhalif vatandaşlarla çok samimî bir anlayış havası içinde halleşirken Hürriyet Partisi genel sekreteri de İs-tanbulda, garip beyanlarda bulun­maktadır. Bu zata bakılırsa, Hürriyet Partisi bahar havasının lâtif sıcaklı­ğını henüz hissetmemiş imiş ve ona kalırsa bu bahar havası «lâfzı murad» dan başka bir şey değilmiş.

Bahar havasının lâtif sıcaklığını his­setmek için, evvelâ, böyle bir ihtiyacı duymuş olmak lâzım gelmez mi? Mev­cudiyetlerinin devamını kördöğüşünün temadisinde gören bir parti olarak, Hürriyet Partisinin ne bu ihtiyacı his­setmesine, ne de, ümitleri besleyici en manalı tezahürlerine rağmen, bahar havasının mevcudiyetini kabul etme­sine imkân vardır. Onların sonuna kadar bu yolda yürümekte ısrar ede­cekleri şüphe götürmez bir vakıa ola­rak kendini gösteriyor. Bunu iyice bil­meliyiz ve o canipten esen soğuk esin­tilere aldırış etmemeliviz.

Memur ve politika Yazan: H. Edib - Törehan

10/4/1957 tarihli (Yeni İstanbul) dan :

Mart ayının ortalarında Almanyada Godesberg şehrinde büyük bir kongre toplanarak, memur işlerini müzakere etmiş; bu işleri tamamen iç politika­dan ayırmak imkânlarını aramış ve kimlerin memur olabileceğini, esaslı­ya yakın bir şekilde tespit etmiştir. Tam beş yüz bin memurun muhtelif cemiyetleri tarafından gönderilmiş olan altıyüz delege ile, başta Batı Al­manya- Dahiliye Nazırı olmak üzere, muhtelif nazırlar ve selâhiyetli büyük memurların iştirak ettiği işbu kongre­de ortaya atılan fikirler ve verilen ka­rarlar, bizim için en büyük bir ehem­miyet taşımaktadır.

Batı Almanyada da kendini gösteren pahalılık, memur maaşlarını arttır­mak hususunda birtakım mutalebata sebep olmaktadır. Kongrede hükümet, bu işin artık nihayet kati bir şekilde halledilmesini arzu ettiğini bildirmiş ve bunun için tamamen tarafsız ve bu işlere vâkıf bir heyetin kurulmasını ve dâvanın halli hususunda yol göster­mesini tavsiye etmiştir. Çünkü, hü­kümet için daima mutalebatta bulun­mak çarelerini arayanlarla karşı kar­şıya gelmek hoş bir şey olmadığı gi­bi, memurlarında bu taleplerini dai­ma tekrar etmeleri, umumî memleket iktisadiyatı üzerine fena bir tesir ic­ra etmektedir.

Kongrede verilen kararlara göre, me­murun yaşamak için kâfi miktarda maaş veya ücret almasında, gerek hü­kümet, gerek memurların delegeleri mutabıktırlar. Ancak, bu mevzuda, yaşamak şartlarının ne olduğunu da tespit etmek lâzımdır. Çünkü, bugün insanların artık gün geçtikçe, eskiden lüks sayılan bir hayat tarzına daha fazla mütemayil oldukları görülmekte ve maaşlarının arttırılması için mü­him sebeplerden birini de bu fazla masraflar teşkil etmektedir. Hüküme­tin noktai nazarına göre, memurun daima maaşının arttırılması, onları müreffeh bir hayata kavusturamamak tadır. Çünkü, her maaş ve ücret artı­şı, hayat pahalılığını ortaya çıkar­makta ve bu hal, bir fasit daire gibi devam etmektedir.

Hükümet, memur meselesini politika­dan tamamen ayırmak fikrindedir. Bunların tayininde hiç bir suretle si­yasî düşüncelerin hâkim olmamasını istemekte ve maaş ile ücretlerinin de, gördükleri işe ve gösterdikleri liyaka­te göre olmasını tensip etmektedir. Bilhassa memlekette bir memur sını­fının vücude gelmesi çok arzu edil­mekte ve bunların evlâtlarının da yi­ne memur olarak yetiştirilmesi, mem­leket idaresi için faydalı görülmekte­dir. Kırtasiyeciliğin ortadan kalkması İçin liyakatli, kestirici memurların vücuduna lüzum olduğu hususunda her iki taraf da mutabıktır. Şimdi ida­re cihazında artık büro makinelerinin kullanılması cihetine gidildiğinden, az bir zaman sonra büyük bir memur or­dusuna lüzum kalmayacağı zannolunmaktadir. Vaktiyle, yetmiş kişinin iş­lerini görmesi için, bunun yarısından fazla bir teftiş ve kontrol teşkilâtına ihtiyaç duyulurken; şimdi bu yetmiş kişinin işini, makinelerle azamî beş insana gördürmek mümkün olabile­cek ve kontrol da kendiliğinden ya­pılabilecektir. İdare cihazının makine­leşmesi, her memurdan azamî istifade imkânını verebilecek ve çalışkan me­murların kim olduğunu açık bir şe­kilde meydana çıkaracaktır, o zaman memura, liyakatine ve çalışma dere­cesine göre maaş ve ücret vermek im­kânı hâsıl olacaktır.

Hükümet, memurların hayatları bo­yunca emniyet altında olmalarını, hu­susî teşebbüs erbabının geçirdikleri tehlikelere maruz bulunmamalarını gözönünde tutarak, daha az bir gelir­le kanaat etmeleri gerektiği fikrinde­dir. Seçimde rey almak, partiye ta­raftar kazanmak gibi zihniyetlerin, memur ve resmî müstahdem maaş ve ücretleriyle hiç bir alâkası olmaması­nı istemektedir. Bu fikirlerin umumî bir mahiyet arzettiğini ve bizde tat­bik edilebileceğini söylemeği bir vazi­fe sayıyoruz.

Memurun politikadan men'i veya par­tilere intisabının önüne geçilmesi ka­bil olduğu, yapılan tecrübelerle anla­şılmıştır. Bunlar zahiren yapılmış gibi görünse bile, hiç bir memurun derunî kanaatine müdahale etmek imkânı yoktur. Onların maaş ve ücretlerine yapılacak zamların, refahlarını sağ­layamadığı görülmüştür. Çünkü, ar­tan maaş ve ücretlerle beraber fiyat­lar da yükselmiştir. İdare cihazımızda makinelerin kullanılmasına da baş­lanmıştır. Fakat, bunların" her resmî daireye yayılması, bir zaman ve döviz işidir. Onun için, şimdi biz, memurla­rın başarılarını arttırmak mevzuun­da, idare makinemizi daha çok basit bir hale getirmek mecburiyetindeyiz. Ancak, bu sayede çok memur değil, fakat aldığını hak eden ve bununla geçinebilen bir sınıf ortaya çıkacak ve hükümet teşkilâtının müsbet bir faaliyet içinde, halk hizmetlerini da­ha çabuk, daha iyi görmesi imkânı hâsıl olacaktır.

Seçim sistemi Yazan: H. C .Yalçın

9/4/1957 tarihli (Ulus) tan :

Büyük Millet Meclisi Anayasa Komis­yonunun bir muhalif oya karşı verdi­ği karar, umumî efkârda memnuniyet uyandırdı denilirse hata edilmiş olur. Teklif Demokrat Parti'ye mensup sa­yın bir milletvekili tarafından gelmiş­ti ve seçim sistemimizin 1950 durumu­na dönmesini istiyordu. Muhalefetin işde medhali bulunmayışına nazaran, Komisyon meseleyi daha sükûnet ile ve hiç kuşkulanmadan ele alabilirdi. Bahusus, Demokrat Parti'ye kahir bir çoğunluk temin etmiş olan bu usul kendileri için sempatik olmak lâzım gelirdi.

Biz 1950 seçimlerinin arzettiği misâl­den hiç memnun değiliz. Bu, o seçimlerde büyük bir mağlûbiyet ile karşı­laşmış elmamızdan değildir. Seçimin arzettiği fcüyük mahzurdan dolayıdır ki o sistemden vazgeçilmesine taraftar bulunuyoruz. Seçimlere iştirak etmiş olan vatandaşların yüzde kırkının iti­madını kazanmış olan bu parti, yani Cumhuriyet .Halk Partisi, kırk mebus bile çıkaramazsa bu sistemde göze çarpan bir haksızlık bulunduğu inkâr kabul etmez demektir. İhtimal ki Ko­misyonun o usule geri dönmeyi red­detmiş olması da 1950 de Halk Partisi­nin başına gelen halin 1958 de Demok­rat Partinin basma gelebileceği endi­şesinden neşet etmiştir diye düşünmek kaabildir.

Böyle olmakla beraber, 1950 seçimle­rinden sonra kanunda öyle değişiklik­ler yapılmıştır ki muhalefet partile­rinden hiç biri seçim bakımından ken­disini emniyet altında görmemekte ve bu şartlar altında 1958 seçimlerine iştirak edip etmemek hususunda mü­teaddit bulunmaktadırlar. Herhalde, Seçim Kanununda bir değişiklik yap­mak lâzımdı. Bunun iktidar hesabına en istifadeli tarzı da kendilerine ikti­dar yolunu açmış olan sistemi ihya et­mekten ve şimdiki bu kadar iptidai usulü red ve tashih etmek insafını göstermiş ve bir mevkie yükselmekten ibaretti. Bu husus, bahar havası saye­sine açan ağaçların yemiş de vermek­ten geri kalmıyacaklarını umumî ef­kâra göstermek için böyle zararsız bir jest de kendileri için faydalı olurdu, Hâsılı, komisyon kararı, hangi bakım­dan düşünülse, iyi ve doğru bir tema­yüle ve niyete işaret diye kabul olu­namaz.

Hakikatte yapılacak şey nisbi seçim usulünü kabul etmekten ibarettir. Muhtelif seçim şekillerinin hiç biri tam ve kati bir adalet örneği sayıla­maz. Fakat bugünkü şartlar içinde memleketimiz için en uygun olan odur. İklim hazırlamak lüzumu nor­mal şartlara kavuşmamız için en başlı bir şart olarak ileri sürüldüğüne göre, Anayasamızın hak ve hürriyet dâvası­nı tatmin edecek surette düzelmesini yakın günlerde, hattâ yakın aylarda, beklemek pek safderunluk- olacak gibi görünüyor. Bu, genel seçimlere ve yeni Meclise kadar esaslı hiçbir şey beklenemeyeceği demektir.

Durum böyle olunca, bahar mevsimi­nin nasıl bir sonbahar getireceği dü­şünülebilir. Bugün, yalnız muhalefet değil, bütün memleket, hattâ Demok­rat Partinin samimi dostları ve taraf­tarları bile bir şeyler beklemektedir. Memleketi saran bu ruh hâlinini memnun bir hale getirmek için psikolojik bakımdan, Demokrat Parti bir şeyler yapmağa muhtaçtır. Bunu kendileri için, en az fedakârlık icabedecek en hafif yol Seçim Kanununu değiştirmek ve nisbî seçim usulüne itimat ve samiyetle sarılmak olabilir. Fikirlere sükûnet ve iyi niyetlere emniyet ge­tirmek bakımından bu bir zarurettir.

Kahraman Millete kahraman hü­kümet

Yazan:  Feyami Safa

13/4/1957 tarihli (Milliyet) den :

Türkiye, yakın tarihinin hiç bir dev­rinde, bugünkü kadar askerî ve siyasî bir kudret sahibi olmamıştır. Otuz beş yıldır harb etmedik. Nüfusumuz röker değeri taşıyan bir sür'atle artı­yor. Atatürk gibi eşsiz bir kahramanın canlı hâtırası her zaman onun başın­dadır. Dünyanın en modern silâhlariyle teçhiz edilen bu ordunun tâlim ve terbiyesi, teknik bilgisi ve harb ka­biliyeti de, tarihimizin -hiç bir dev­rinde görülmedik bir üstünlük ve ilerililik derecesine ulaşmıştır. Muazzam kitlesiyle değil, küçük birlikleriyle bile Türk ordusunun Korede yarattığı hâ­rikaları duymayan millet kalmadı.

Türkiyenin Kuzey Atlantik Paktı ve NATO memleketleri arasındaki değe­ri, ordusunun çok üstün harb kabili­yetinden ibaret de değildir. Jeopolitik durumumuz bu değeri kat kat ar­tırmaktadır: Sovyetler Birliğiyle, Bal­kanlarla, İranla, Arap alemiyle hudut­larımız müşterektir. Ortadoğunun bel­kemiği olmakla kalmıyoruz; herhan­gi bir dünya harbinde müttefikleri­mizin askerî harekâtı için elzem sa­haları da    elimizde    bulunduruyoruz.

Emniyetle söyliyebiliriz ki, üçüncü bir dünya harbinde, bizim ittifakımızdan mahrum tarafın harbi kazanmasına âdeta imkân yoktur. Türkiye, zaferin birinci şartıdır.

Dış politikamızın bu kudretimizle mü­tenasip Ölçüde enerjik olması lâzım­dır. Bize dost ve müttefik olduklarını söyleyen devletlerin çantasında kek­lik olamayız. Onlar «Nasıl olsa Türk­ler bizimle beraberdir? emniyeti için­de, bütün kredi taleplerimizi reddet­tikten başka tarihî düşmanlarımızı da bize karşı desteklemeğe devam eder­lerse, onlara bu dostluk ve ittifakın kayıtsız şartsız olmadığını hatırlat-mak zorundayız.

Bu ihtarın günü gelip çatmıştır Bunların hepsi de sıkı devlet adamları ol­muştur. Gevşek Hariciye, gevşek Eko­nomi, gevşek Maarif... Sıkı adamını buluncaya kadar, millî enerjinin, temsilciden mahrum kalmak yüzünden, dağılması tehlikesine kadar- varan buhranlar içinde kalmıştır.

Tevfik İleri'nin, beni ona bağlayan iki büyük vasfından biri, kararlarını ic­rada tereddütsüz ve dinamik oluşu, daha az mühim olmayan ikincisi de tam ölçüde millî adam oluşudur.

Devletin yüksek kademelerinde, bilhassa hükümet içinde, zekâ ve bilgilerine rağmen bu iki vasıftan mahrum olan­lar varsa, tarihimizin büyük enerji hamleleri bekleyen bu dönüm ânında, hemen istifa dirayetini göstermeleri beklenir.

 Millî olmayan hükümetler yaşamaz­lar. Birinci Dünya Harbinden sonra­ki İstanbul hükümetleri, sarayla ve koca imparatorlukla beraber, millî ol­madıkları için yıkıldılar.

Bir hükümetin millî olup olmadığı; yâni millî vicdanın tam temsilcisi olup olmadığı, böyle, müstesna tarih an­larında meydana çıkar.

Hükümetimizin de, şüphe etmediğimiz millî enerjisi ve celâdeti, Kıbrıs dâ­vasının, Türk mîlletinin kanını başına sıçratan son safhaları karşısındaki davranışıyla   anlaşılacaktır.

Bu davranış, küçük ve yanlış politi­ka hesapları içinde ve diplomatça de­ğil, kahramanca olacaktır.

Türk milletinin bunu beklediğini gösteren işaretler çoktur. Hükümetin bu kahraman millete ve orduya lâyık bir hamle ve hareket kararında olduğuna inanıyoruz.

Tevfik İleri

Yazan: Peyami Safa

18/4/1957  tarihli (Milliyet)   den:

Bu memleketi felâkete  sürükleyenle­rin hepsi gevşek, felâketten kurtaran-Tevfik İlerinin Maarif Vekilliğine ye­niden gelişi, bende, ne zamandır tat­mine muhtaç bir adalet hissini de doyurdu. Bu büyük vatanperver, sol­cu gazetelerin iftirasına uğramıştır. Moskova radyosu gibi bütün dindar­ları mürteci, bütün milliyetçileri fa­şist diye damgalayan bu gazeteler, Tevfik İleriyi düşürünceye kadar, onun aleyhine iftira kampanyaları aç­mışlardı. Bir tanesini ben bizzat mü­şahede ettim:

Bundan evvelki Maarif Şûrasında, oğ­luna din dersleri verildiği için vekâ­leti dâva eden bir profesörümüz, din öğretimi aleyhinde konuşmuştu. Fakat başka memleketlerdeki din öğretimi­ne dair, kanun ve müfredat programı hâlinde vesikalar yüzüne çarpılmağa başlayınca, profesör, Şûranın kısık ve terbiyeli kahkahaları arasında salon­dan kaçıp gitti.

O günün akşamı, ben, Ankara Palasta, dostum Nadir Nadiye, ertesi gün Cum­huriyetin bu hâdiseyi tam aksi şekilde halka bildireceğini söyledim. İnanma­dı. Fakat ertesi günkü Cumhuriyet, gelince, gözleriyle gördü; Büyük ser­levhalarla Tevfik İlerinin beyanatını Şûranın fena karşıladığı, profesörü al­kışlara boğduğu haber veriliyordu. Halbuki, salondan kaçan profesörden sonra konuşan  hatiplerin sonunda kürsüye gelen Tevfik İlerinin beyana­tı, tezahürat derecesinde şiddetle al­kışlanmıştı. Bunu Şûradaki arkadaşla­rın hepsi bilirler.Tevfik İleri'yi bütün kalbimle tebrik ederken, iç ve dış millî dâvalarımızda hükümetin dinamizmini destekleyici ve artırıcı hamlelerin adamı olmasını beklerim.

Bir tebliğ dolayısiyle Yazan: C. S. Barlas

17/4/1957 tarihli (Son Havadis) ten :

İstanbul Başpapazlığı, Türkiye devleti ile olan münasebetleri bakımından bir tebliğ yayınladı.

Bu tebliğ hakkında, ileri geri lâflar edildi. Bilhassa, bazı gazeteler, İstan­bul Başpapazı tarafından, Makariosun takbih edilmemesini tenkid etti­ler.

Bizce, mühim olan Türk efkârının Başpapazlıktan bir tebliğ yayınlama­sını beklemesi ve tebliğ hakkında mü­talâada bulunmasıdır.

Lozan andlaşması mucibince, İstanbulda, Rum ortodokslarının ruhanî bir başları vardır. Bu başın eski patrik­lerden farkı, yalnız Rum ortodoksla­rının âyinlerini sağlamak ve ferden de dinî merasimlerini yapmak ve yap­tırmaktır. Bunun dışında, ruhanî baş­kanın hiç bir vazifesi yoktur.

Fakat son zamanlarda, ruhani baş­kan, sık sık ortada görünmüş ve bir­çokları tarafından, Lozan andlaşması hükümleri ve lâik Türkiye Cumhuri­yetinde, dinin, dünya işlerinden ayrı­lışının yalnız İslâmlara inhisar etme­diği unutulmuştur. O kadar unutul­muştur ki, Atatürk devrimlerine bağ­lı bazı öğrenci teşekküleri yayınlanan tebliği kâfi derecede tatminkâr bul­mamışlardır.

Bizce, umumî efkârın tazyikiyle yazı­lan tebliğ    üzerinde fazla    durmaya değmez. Ortada eğer bir mesele var­sa, o da, yalnız din işleriyle uğraşan bir teşkilâta bağlı bir papazın, millî hudutlarımız dışında politika ile uğ­raşıp uğraşamıyacağıdır. Yani Makariosun durumudur. Bunun hakkında da, tedkilsiz acele hükme varmamalıdır.

Yine tekrar ediyoruz. Türkiye Cumhu­riyetinin anayasasındaki Lâiklik yal­nız müslüman Türkler için itaat ede­cek bir hüküm değildir; lâiklik, bü­tün cemaatlar hakkında tatbik edilir. Bir dinî teşkilât, velevki lehimize de olsa, dünya işleriyle uğraşırsa, dini mahiyetini kaybeder, suç işlemiş olur. O vakit, bu teşkilâtı dağıtmak icap eder.

Tebliğ üzerinde fazla durmaya değ­mez. Uyanık dikkatli ve kuvvetli olmak kâfidir.

Afganlılar ve Türkler 18/4/1957 tarihli (Zafer)  den :

Orta Asyanın yüksek yaylalarına gi­den yollardan biri de Hayber'den ge­çer. Hayber, aynı zamanda Afganistanın Hint dünyasına açılan kapısı­dır. - Büyük Asya haritasına şöyle bir bakacak olursanız, Afganistanm bir kocaman İsviçre gibi, İran – Sovyet Türkistanı - Çin Türkistanı Pakis­tan arasında ziyadesiyle ehemmiyetli bir duruma malik olduğunu görürsü­nüz.     .

Dünkü yazımızda da işaret ettiğimiz gibi, Afganlı kardeşlerimizin yaşamak­ta olduğu Asya parçası, hele İslâm hareketi bakımından pek büyük bir tarihe sahiptir. Bunun Öteki safhala­rını bırakıp, yalnız Gazneli Mahmud ile Babür Şah devirleri üzerinde dur-sak, gene muazzam bir medeniyet ca­ğının hâdiseler ve mânalar ile dolu dünyasını elde etmiş oluruz. Zira, Fergana ile Horasan yahut, Meri üzerin­den Buhara - Semerkant - Kâşgâra kadar uzanan büyük medeniyet zinci­ri ve bunların tam cenubunda, aynı dâvanın mümessilleri olarak duran Belh - Kandıhar - Kabil üçgeni öyle­sine bir manzumenin temel direklerini teşkil etmişlerdir ki, asırlar boyun­ca, Çin ile Avrupa yahut Hint ile Av­rupa arasındaki ticareti, hep bunlar taşımış ve devletlerin kuruluşu ile ze­valini, bunlar tâyin etmiştir.

Nitekim Gazneli Mahmudun büyük fetin hareketini takiben Ferganall Babür Şahın kurmuş olduğu cidden me­denî devlet, bir büyük tarihî daireyi âdeta tamamlamış ve neticeye bağ­lamıştır.

İşte böylesine bir tarihî oluşun orta­sında, Afganlı kardeşlerimizle kendi ecdadımızın, değil tetkik ve tahlili, henüz lâyıkiyle tasnifi dahi yapılma­mış, birbirine bağlı siyasî ve askerî hareketlerin, müşterek yaratıcıları olarak görmekteyiz. Binaenaleyh, Türk ve Afgan milletlerinin karşılıklı bağlı­lık hisleri, elbette ki daima müşahede edildiği üzere kuvvetli olacaktır. Bir­birimize karşı duyduğumuz emniyet, keza…

Tarihin akışı öyle istemiş ve şartlar öyle getirmiştir ki, bizler ve İran ya­hut Irak ile Pakistan gibi müşterek bir tarihin mahsulü bulunan memle­ketler, Avrupadaki terakki hamleleri­ne derhal ayak uydurmakta gecikmiş­lerdir.

Üstelik, vaktiyle kara yollarını takip ederek yapılan ticaret, denizlere inti­kal etmiş .ve bu yüzden hepimiz, yeni ticaret şehrahlarının dışında kalmı­şızdır. Birbirimizden âdeta koparak, araya, iktihamı imkânsız gibi görü­nen mesafelerin girmesi, bundandır. Kolomb'dan itibaren Magellan ve Vasco de Gama'lara kadar imtidat eden garbın denizler üzerindeki fütuhatını anlayamamak ve o devirlerde başla­mış bir dünya görüşüne iltihak ede­memiş olmak yüzünden, tarihi vasıf, salâhiyet ve rolümüzden, âdeta fera­gat etmişizdir.

Hattâ Timurun Yıldırımla olan çar­pışması, esasında kaybedilmiş bir ka­ra yolları dâvasının en son arazından başka bir şey değildir.

Ama bugün, dünyamızı, artık daha iyi görüyoruz. Aradaki terakki mesafesi­ni kapatmak azmindeyiz. Ve en so­nunda, bizim terakkimiz aynı zamanda garbın kendi buhranlarından kur­tulmak ve muasır medeniyetin daha âlemşümul bir ölçüye çıkmak mânası taşıdığından, artık hepimizin o müşte­reken mağmum ve makus giden tali­himiz, idrakimiz tarafından mağlûp edilmiştir.

Tuhaf değil mi ki, hepimizin birden bir medenî küsuf devresine girmemiz, nasıl «Kolonializm» in zuhuruna raslamışsa, gene hepimizin birden bu kü­suf sahasından tekrar güneşe çıkma­mız, aynı «Kolonializm» in tasfiyesi günlerine tesadüf etmiş bulunmakta­dır.

Bu arada, biz dostlar ve kardeşler, po­litikanın iyisini yapmakta, ayrıca da, en başta ülkeden ülkeye yollar ve de­nizyolları gelmek üzere, modern me­deniyetin iktisadî, teknik ve kültürel temellerini atmaktayız.

İşte Serdar Davud Han'ın, bizimki­lerin ziyaretlerine bir mukabele olmak üzere şu esnada misafirimiz bulunma­sının derin ve sevindirici mânası, biz­ce bu istikamette, yani muasır me­deniyet tarihinin, artık bizleri de ih­tiva ederek devam etmesinde aranma­lıdır.

Muhterem Serdar ve heyeti ile, bizim devlet adamlarımızın görüşecekleri çok. şeyler vardır. Ve bunlardan, hak ve hakikat yolunda olanlar için, telâş edecek hiç bir cihet yoktur. Eski Saadabâd Paktı, nasıl insanlık mede­niyetine inananların bir ilk içtimagâhı idi ise, bu seferki görüşmeler de, gene aynı hattı takip edecektir.

Kıymetli misafirlerimiz Yazan: H. C. Yalçın

19/4/1957  tarihli   (Ulus)   tan:

Afganistan Başvekili ile Dışişleri Ve­kilinin memleketimizi ziyaretleri biz­ler için büyük bir memnuniyet vesilesi teşkil etmiştir. Ortadoğunun uzak bir ülkesi ile Türkiyenin bu yakın dostlu­ğu iki millet arasındaki mânevi bağla­rın kuvvetinden ileri gelmektedir. Bu­na menfaat birliği de inzimam edin­ce aradaki dostluk bütün bütün artıyor. Bu dostluk yalnız hissiyat ve ma­neviyat sahasında kalmamış işbirliği şekline de inkilâp etmiştir. İkinci Ci­han Harbinde Osmanlı İmparatorlu­ğu yıkıldıktan sonra etrafa dağılan bazı Türk hükümet adamları Afganistanı ikinci bir vatan bilmişler ve Afganistanın Türklere karşı kardeşçe hislerinden emin oldukları için, ora­ya hizmetlerini takdime koşmuşlardır. Bilhassa merhum Cemal Paşa o za­manki Emirin dostluk ve itimadını kazanarak Afganistan ordusunun mo­dern tarzda tensik ve takviyesi için pek çok emek sarf etmiştir.

Afganistan - Türk münasebetleri yal­nız askerlik sahasına ve yalnız Os­manlı devlet adamlarına münhasır kalmamış millî iradeye müstenit Türki Cumhuriyeti, Afganistanı bir kardeş bilerek, kültür sahasında dahi işbir­liği yapmaya ve Afganistana muhtelif şubelere mensup, mütehassıslar gön­dermeye ehemmiyet vermiştir. Bir za­man oldu ki Türk ordusu, modern as­kerliğin inceliklerine nüfuz etmek için Afganistan tarafından gönderilen za­bitlerin silâh arkadaşlığı ile memnu­niyet duymuştur.

Afganistanda vukua gelen hanedan değişikliği iki millet arasında sevgi ve yakınlık bağlarının kuvvetine ha­lel getirmemiştir.

İşte böyle bir mazisi bulunan Afgan -Türk dostluğu son zamanların siyasî değişiklikleri yü2ünden daha yakın ve daha faal bir sahaya girmek istida­dını gösteriyor. Türkiye yakın doğuda demokratik dünya devletleri ailesi-içinde, sulh ve sükûn temini gayesiy­le, batıya bağlandığı halde Afganis­tan coğrafî durumu hasebiyle daha muhafazakâr bir vaziyette istiklâlini ve hayatını korumak tedbirine baş­vurmuştur. Pakistan, da dahil bulun­duğu Bağdat Paktı Ortadoğunun em­niyetini muhafaza bakımından arzettiği imkânla Afganistan için dahi bir kuvvet ve istinatgah vazifesini ifa edilecek bir âmildir. Bu sıfatla uzak Afganistan milletlerarası poli­tika sahasına yaklaşmış bulunmakta­dır.

Bu durumun kardeş Afgan milleti için bir çok iyi ihtimaller ve ümitlerle dolu olduğu aşikârdır. Afganistanın sulh taraftarı ve hürriyet rejimleri­ne malik batı cephesinden hiç bir en­dişesi olmayacaktır. Bilâkis harb ve sulh uğrunda onlarla işbirliği yap­makla emniyet ve hürriyet bakımın­dan arzettiği imkânla Afganistan için dahi bir kuvvet ve istinatgah vazifesini ifa edebilecek bir âmildir. Bu sı­fatla uzak Afganistan milletlerarası politika sahasına yaklaşmış bulun­maktadır.

Bu durumun kardeş Afgan milleti için bir çok iyi ihtimaller ve ümitler­le dolu olduğu aşikârdır. Afganistan-ın sulh taraftarı ve hürriyet rejim­lerine malik batı cephesinden hiç bir endişesi olmayacaktır. Bilâkis harb ve sulh. uğrunda onlarla işbirliği yap­makla emniyet ve hürriyet bakımın­dan bir garanti bulabilir.

Münasebetlerimizin sadece siyasî zi­yaretlere inhisar etmiyerek bir za­manlar olduğu gibi muhtelif faaliyet sahalarına da şâmil olması amit edi­lebilir. Herhalde bugün söyleyebileceğimiz şey, Afgan milleti hakkında en hayırhah hislerle dolu bulunan Türk milletinin bu kardeş memleket hak­kında sarsılmaz bir emniyet ve. mu­habbetle kendileri için en hayırlı te­mennilerde bulunduğunu temin et­mekten ibarettir.

Harriman ve Türk Davası

Yazan:  C. S. Barlas

20/4/1957  tarihli   (Son Havadis) ten :

Almanyada, Die Zeit İsimli haftalık bir gazete çıkar. Bütün dünyaca ta­nınmış olan bu gazetede, Türkiyenin kalkınması lehinde de. birçok yazılar çıkmıştır. Bu gazetenin 12 tarihli sa­yısında «İngiliz müstemleke politikası, daha ümitli yollarda» isimli makale­sinde, Makariosun tahliyesi, yerinde bulunmakta ve bilhassa, bu hareketin Amerika umumî efkârında yaptığı te­sir Kral Suudu kabul etmeyen Nev> York Belediyesi Reisi Wagner'in şu telgrafiyle ifade edilmektedir;     «Bizbütün kalbimizle, vaktiyle dövüştüğü­müz dâva uğrunda, bugün Kıbrısta mücadele eden Yunanlılarlayız. Bütün temennim, sizin de, mücadeledeki ga­yenize erişmenizdir. Zira, siz aynı za­manda bizim olan bir dâva için dövüş­mektesiniz.»

Bundan bir kaç gün sonra, New-York Valisi (New-York Devlet Reisi) Harriman, Makariosu New-York'a davet etmiştir.

Harriman, bundan sekiz yıl önce, Tür­kiyeye gelmişti. Türkiye için yapılan Amerikan yardımının arttırılmasında büyük hizmeti olmuştu.

Şimdi, Makariosu çağırması Türk umumî efkârında haklı bir tepki ya­ratmıştır. Böyle olmakla beraber, hâ­diselerin sebeplerini bilmemek ve ace­le hareketlerde bulunmak, Türk dâ­vasına fayda vermez, zarar getirir.

Evvelâ şunu bilmek lâzımdır ki, Ame­rikalılar Makarios'u davet etmekle Türkiyeye karşı bir harekete geçtik­lerinin farkında değildirler. Onların kanaatine göre, Makarios, İngiliz em­peryalizmine karşı mücadele eden her hangi bir kahramandır.

Alelade bir hareketle, İngilizlerin ida­resizliği yüzünden bir kahraman hali­ne getirilen Makarios'un durumu ve büyük mücadele dedikleri ve yalnız 250 ölümle neticelenen bir mücadele­nin seyri Amerikada bilinmemektedir. Makarios, 1946-48 arasında, Amerika­nın Boston Üniversitesinde de tahsil ettiği için ayrıca tanıdıkları vardır. Bundan başka, iki milyondan fazla, aslen Yunanlı Amerikan vatandaşı se­çimlerde büyük âmillerdendir.

Bütün bunlardan başka, Türkiye, dâ­vasını, Amerika efkârı umumiyesine de iyi anlatmış değildir. Birleşmiş Mil­letler teşkilâtına, Kıbrıs meselesi için bir Türk heyeti gönderildi. Biz emi­niz ki, bu heyetten hiçbiri, New-York umumî valisi ve Cumhurbaşkanı ada­yı (belki gelecek seçimde de) Harriman'ı ziyaret edip Türk dâvasını an­latmış değildir. Bütün gürültülere rağmen, Kıbrıstaki çete mücadelesinin, Kıbrıslı Rumlardan doğmadığını, Gri-vasını Atina tarafından desteklendiğini, Kıbrısta mücahit geçinen haydutların Yunanistandan müzaheret gördüğünü kimse bilmemektedir. Belki, Kıbrıs için bu kadar ilgi göste­ren Türk efkârı umumiyesi de, Kıbrıs­taki bütün gürültüler esnasında, yal­nız .250 insanın öldüğünü bilmemek­tedir. İşin esası, İngilizlerin metotla­rının yanlış olduğu ve bu yüzden dün­ya umumî efkârının, sanki Kibrisin Ortodoks halkı tarafından benimsen­miş bir dâva olduğu havası verilmesi­dir.

Bizce, Harriman'a çekilen telgraflar, hararetli kelimelerden ziyade, Kıbrıs dâvasını anlatan fikirleri ihtiva et­meliydi. Lâik Türkiye Cumhuriyetin­den bir teşkilâtın, Harriman'a «Biz İslâmiz, siz hıristiyansınız; bu sebep­ten bize düşmansınız» diyerek telgraf çekmesi, Türkiyeye hiç bir şey ka­zandırmaz. Buna mukabil, meselâ An­kara Ticaret ve Sanayi Odası, Harri­man'a çektiği telgrafta «Kibrisin, Yunanistanla dil ve din iştirakinden baş ka bağı yoktur; tarihî bağı ayrıdır. İktisadî ilgisi ise, İngiltereyledir» dese, ve 1955 yılında, Yunanistana yalnız 2 Rum aile gittiğine işaret etse, her­halde çok daha faydalı olurdu. Kıbrıs Türkiye için stratejik bakım­dan hayatî önemi haizdir. Bundan başka, 100.000 ırkdaşımız endişe için­dedir. Bütün bunları, Amerika efkârı umumiyesine anlatmak çok faydalı olurdu.

Amerika, ayrı bir âlemdir. Hürriyet­ten bahseder, fakat hâlâ, zenciler parya muamelesi görürler. Bunu bil­mekteyiz, ayıplamaktayız. Böyle olmakla beraber, dâvamıza hiç bir faydası olmayacak tarzda hareket­leri de, .kendi kendimizi aldatmak ve belki de, kazanılması mümkün dâva­ları tehlikeye sokmak bakımından ye­rinde  bulmamaktayız.

Biz, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, protestanlardan ziyade dâvayı izah eden telgraflar, hareketler beklerdik.

Bu yolu açmamalı

24/4/1957 tarihli( Havadis) ten:

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederas­yonu, Birinci Asliye Ceza Mahkemesinin bir karariyle kapatıldı. Mahkeme­nin bu karan alırken Sendikalar Ka­nununun 1, 7 ve 8 nci maddeleri hü­kümlerine istinad ettiği de ilân olun­du. Devlet muameleleri içinde bun­dan daha basitine tesadüf olunamaz. Her kurulun hukukî varlığı muhak­kak bir kanun hükmüyle teyid olun­muştur. Bu bazan, cemiyetler kanunu gibi umumî, bazan da sendikalar ka­nunu gibi hususî bir kanun olabilir. Fakat ne olursa olsun her cemiyet, her kurul, her şirket, bağlı bulundu­ğu kanunun kendisi için tespit etmiş olduğu şartlarla mukayyed olmak mecburiyetinden istisna edilemez.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederas­yonu bir mahkeme karariyle kapatıl­dığına göre, bu adlî muamele üzerinde artık spekülâsyonlar yapmağa lüzum yoktur. Bu kararı olduğu gibi kabul etmek veya itirazı mucip görülüyorsa onu, adlî muamelelerin seyri içinde mütalâa ederek gerekli mercilerde ta­kip etmek, mümkünse tashih ettirmek yapılacak yegâne iştir. Devletin huku­kî yapısı, bunu icap ettirir.

Hürriyet Partisi nedense bu yolda de­ğildir. Hâdiseyi bir mebusu vasıtasiyle öylesine ele alıyor ve onun ağziyle bu sadece adlî hâdise üzerinde öylesine demagoji yaparak bunları da kendi organıyla yayıyor ki, o yazıları okuyan­lar, âdeta dehşete kapılıyorlar. San­ki Konfederasyon hiç bir mahkeme karan olmadan mücerred bir idarî .ta­sarrufla kapatılmış, sanki sendika üzme karşı Türkiyede kılıç çekilmiş gibi bir şey.. Hattâ o kadar da değil. Konfederasyon mahkeme karariyle kapatılmış olsa dahi, bu kararda ida­renin tesirini aramak isteyen,mah­kemeyi devamlı müdahalelerin elinde esir imiş gibi göstermek isteyen bir edada, bu demagojik beyanlara katılı­yor.

Hürriyet Partisi seçim maksadları için iş ve işçi muhitlerine nüfuz et­mek gibi bir. maksadın peşinde koş­makta tamamen hür ve muhtardır. Fakat bu maksad uğruna, mahkeme­nin karariyle taayyün etmiş olan bir vaziyeti ele alarak onu, siyasî tahrik­ler için bir vasıta gibi kullanmak hür­riyetine  sahip  olmamak  lâzım  gelir. Bu memlekette mahkeme kararları­nın siyasî maksatlarla tefsir ve mü­nakaşası yolu aşılmamalıdır. Çünkü bu, devlete şahsiyet veren bütün bir hukuk nizamına aykırıdır. Bundan başka böyle bir usulün itiyad haline getirilmesi, vatandaşın emniyet duygusunu tahrip eden neticeler doğu­rur. Siyasî mücadelede bunu meşru ve mergup görenler, her şeyden ev­vel kendi meşruiyetlerini inkâr etmiş olmazlar mı?

Müşterek tebliğ

25/4/1957 tarihli  (Havadis)  ten:

Afganistan Başvekili Muhammed Da­vut Han ile Hariciye Nazırı Muham­med Naim Han'ın memleketimizi res­men ziyaretleri Türkiye ile Afganis­tan arasındaki dostane münasebetle­rin bir kat daha takviye edilmesi için yeni bir merhale teşkil edeceğini bun­dan evvelki bir yazımızda belirtmiş­tik. Bu düşüncemizde ne dereceye ka­dar haklı olduğumuzu, 23 Nisan gü­nü neşredilen resmî tebliğ açıkça gös­termektedir. Kardeş memleketin mes­ul iki devlet adamının Türkiyeyi zi­yaretleri, elbette bir takım resmî ko­nuşmalar için müsait bir zemin teş­kil etmekteydi. Başvekilimiz ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz, bu fırsattan faydalanarak Afgan devlet adamlarıyla muhtelif müzakerelerde bulun­muşlardır. Türkiye ile Afganistanı alâ kadar eden bir çok meseleler hakkın­daki görüşlerini teati etmişlerdir. Res­mî tebliğ işte bu müzakereler sonun­da varılan neticeleri tespit etmekte­dir.

Afganistanın, coğrafî konuşu itiba­riyle çok hususî ve kritik bir stratejik vaziyete sahip olduğu nazarı itibara alınırsa, yayınlanmış olan tebliğde tespit edilen esasların ehemmiyeti bir kat daha tezayüt etmiş olur. Filhakika bu kardeş memleket, bir taraftan Sov­yet Rusya ile geniş bir hududa sahip bulunurken öbür taraftan da, komşu­ları Pakistan ile Peştunistan mesele­si sebebiyle; İranla, müşterek bir neh­re tasarruf. etmekten doğan su me­seleleri  dolayısiyle, ciddî  ihtilâf  haündedir. Son zamanlarda bu ihtilâf­larda, bilhassa Pakistan Reisicumhu­ru İskender Mİrza'nm Kabil'i ziyare­tinden sonra memnuniyet verici bir yumuşama hissedilmiş olsa dahi, bun­lar Afganistanın tecrit edilmiş du­rumundan tamamen kurtulduğu mâ­nasını asla tazammun etmez.

İşte bu şartların çerçevesi içinde kar­deş memleketin, Türkiye ile sıkı iş­birliğini her türlü hâdiselerin tesirin­den uzak olarak daha da ileri götür­meye karar vermiş olduğunu ifade et­mesi, başlı başına ehemmiyeti haiz bir hâdisedir. Türk - Afgan işbirliği pek güzel neticeler vermiş ve daima inki­şaf etmiş olan bir eserdir. Yeni anla­yışların ışıoğı altında karşılıklı gay­retler o neticeleri ve bu inkişafı daha tatmin edici merhalelere ulaştıracak­tır. Bundan şüphe etmemek lâzım gelir. Türkiye bu hususta âzami bir hüs­nü niyetle çalışacak ve kardeş mem­leketten aynı şekilde mukabele göre­ceğinden emin bulunacaktır. Afgan Başvekili Muhammed Davud Han'ın memleketimizden ayrıldığı şu sıralar­da, bunları, Türk umumî efkârına hâkim olan samimî düşüncelere ter­cüman olarak ifade etmekte isabet vardır.

Tekaüde sevk olunan hâkimler 26/4/1957 tarihli  (Havadis)  ten:

Adliye Vekâleti, gördüğü lüzum üze­rine bazı hâkimleri tekaüde sevketmiş bulunuyor. Bunlar arasında iki tem­yiz hâkimi, dört ağır ceza reisi ve dört muhtelif derecede hâkim var. Bu ba­sit bir muameledir. Her zaman hâkim­ler olacaktır. Bunlar arasından teka­üde sevkedilenlere, muhtelif sebepler­le işlerinden ayrılanlara daima tesa­düf edilecektir. Çünkü hâkimlik de, diğer memurlara nazaran bazı temi­natları haiz bulunmasına rağmen, ni­hayet bir devlet memurluğudur ve müntesiplerine, hiçbir zaman ömürle­rinin sonuna kadar mevkilerini muha­faza, etmek hakkını vermez.

Şimdiye kadar bu hep böyle olmuştur ve böyle  olmakta  devam     edecektir.

Fakat son zamanlarda bu alelade dev­let muamelesine hakikatte olduğun­dan daha şümullü mânalar atfetmek siyasî bir moda haline gelmiştir. Dört, beş hâkim tekaüde sevkedildi mi, bir feryattır başlıyor, Demokrasi battı, teminatlar ayaklar altına alındı, adalete itimat hissi sarsılıyor. Vekâlet «görülen lüzum» un ne olduğunu açık­lasın.

Aynı feryatlara, Hürriyet Partisinin naşiri.efkârı olan gazetede dün olduk­ça romantik bir dille yazılmış bir baş­makale halinde bir kere daha tesadüf ettik. Bu makalenin muharriri, pek büyük cümleler tertip ederek, tanta­nalı kelimeler kullanarak adalet ciha­zının istiklâlini müdafaa eden bir kahraman tavrı takmıyor ve Türk hâ­kimler camiasının önüne âdeta ko­ruyucu bir kalkan gibi geriliyor. Bu­nun oldukça eğlenceli, fakat esasın­dan lüzumsuz bir gayretkeşlik olarak vasıflandırılmaması  kabil midir?

Çünkü bu yazının bütün mesnedi, Ve­kâletin tekaüt muamelelerini «görülen lüzum» formülüne bağlayarak takdir hakkı kullanmasından ibaret kalıyor. Eğer bu lüzum tekaüde sevk kararını kabul ve tasdik eden makamlara açık­landığı gibi açıklanmış veya açıklana­bilmiş olsaydı, büyük bir ihtimalle o yazının muharriri hararetli cümleleri­ni, hürriyet kahramanı tavırlarını bir kenara bırakır ve bu mevzu üzerinde mürekkep sarfetmek zahmetini dahi ihtiyara lüzum hissetmeyebilirdi. Fa­kat şimdi, o açıklanamazlığın arkası­na sığmıyor ve asla hususî hallerin meydanda konuşulamayacağından emin olarak karar makamlarına karşı haksız hücumları tevcihde siyasî emelleri bakımından faydalar mülâha­za ediyor.

Bir kere düşünelim, hâkimlerin teka­ütlüğü, Adliye Vekiliyle beraber Baş­vekilin ve Reisicumhurun müştereken imzaladıkları bir kararname ile tahakkuk etmektedir. Bu seviyede bir karara, makale sahibinin düşünebildiği ölçüde küçük endişelerin hâkim olduğu­nu iddia etmek. Türkiyenin bu sevi­yesinde ahlâka, fazilete, dürüstlüğe, adalet duygusuna karşı hudutsuz bir düşmanlığın mevcut olduğunu söylemek demek değil midir? Bu ne ölçü­süz, ne garip, ne yersiz bir iddiadır. Böyle bir iddia ancak şahsi kinlerle beslenen hasta karihalarda vücut bu­labilir ; normal düşünenler, hâdiseyi başka bir zaviyeden ele alırlar ve te­kaüde sevk muamelelerinin ciddî icaplar mahsulü olduğundan şüphe etme­yi akıllarına bile getirmezler. Mesele bundan ibarettir.

Tâdiller meselesi

Yazan: F. R. Atay

29/4/1957 tarihli (Dünya)  dan:

Emekli K2nunu tâdillerinin gerekçe­sine göre, bir yargıcı emekliye ayır­mak için iki sebepten birini göstermek lâzımdı: Yargıçya yolsuzluk yapmış­tır, veya ehliyetsizliği anlaşılmıştır, fakat adalet kadrosunu kendilerinden kurtarmak normal usullerle mümkün olmamıştır. Yani tasfiye kararını verecek heyet yargıcın yolsuzluk ettiğine veya ehliyetsiz olduğuna hüküm ver­memiştir, verememiştir.

Böyle hallere karsı dahi yine teminat prensip bozulmaksızın bir çare aran­mak ve bulunmak lâzımdı. Yine de ancak, böyle yapılmak gerektiği büs­bütün meydana çıkmıştır. Kanun tat­bik edildiğinden beri emekliye ayrılan yargıçların yüzde hemen doksan do­kuzu için, Adalet kadrosunu yakından tanıyanlar üzerinde tasfiye lehine bir kanaat uyanmamıştır.

Hükümet de dedikoduları ve emekli­ye ayırma kararlarının umumi tepki­lerini gördükten sonra, Adalet Ba­kanlığından bu yetkiyi geriye alan yeni bir kanun tasarısı hazırlamış ve Meclise göndermişti. Tasarı komis­yondan geçerek gündeme alınmıştı. Görüşme sırasında bir lüzum gösteri­lerek yeniden komisyona geri verilmişti. Demek ki, son emekliye ayırma kararları, bizzat hükümetin dahi bir müddet denemeden sonra kaldırmağa karar verdiği hükümlere dayanılarak verilmektedir.

Büyük Millet Meclisine olanca saygı­mızla söylemek isteriz ki bu tasfiye kararları vatandaş vicdanlarında bir güvensizlik ızdırap yaratmıştır. Büyük Millet Meclisi komisyondaki tasarıyı ne kadar çabuk yeniden kürsüsüne getirir ve neticelendirirse, bu güven­sizlik ızdırabını da o kadar tez orta­dan kaldırmış olur.

Son kararlardan sonra, kaldırılması ayrıca lüzumlu olan lüzumsuz Basın Kanunu tâdillerinden dolayı, gazetele­re aksetmeyen, fakat kulaktan kulağa dolaşan ve mübalâğalaşan dedikodu­ları duyduktan sonra, çoğunluk partisi meclis grupunun harekete geçme­si rejimin de, kendilerinin de ne ka­dar lehine olacağına inandık.. Biz vatandaşlar kanunların sert veya yu­muşak olmasından fazla, hükümlerini bildiğimiz kanunları tatbik eden mah­kemelere gittiğimizde yargıcın kendi vicdanı ile, vazifesi ile, hiç bir kaygı­sız, tamamıyla serbest olduğuna inan­mak isteriz. Adalet ve hukuk güven­liğinin ilk şartı budur. Nihayet devlet­le dahi dâvalarımız olmaktadır. Dev­let bir yanda vatandaş bir yandadır. Hüküm verecek yargıç tam teminatlı olmadıkça, hattâ devlet lehine haklı olarak karar verecek olsa dahi, va­tandaşın bunda tereddüt etmemesine imkân var mıdır?

Türkiyemiz böyle bir tereddüt hava­sının adalet ve hukuk güvenliği his­sini bozmasına asla lâyık olmayan me­deni topluluklar arasındadır. Otuzyıl öyle olması için çalıştık. Kapütilâsyonlar meselesinde en çok yüzü­müze vurulan ayıbımız, Türk adaleti­ne güvenilmeyeceği idi: Biz, haklı ve­ya haksız, bu güvensizlik duygusunu kökünden kazımak için otuz yıl ça­lıştık.  Muvaffak  da  olmuştuk.   ,

Büyük Millet Meclisinin, tatbik şe­killeri ve tefsirleri ne türlü tepkiler yaptığını artık pek iyi bildiği bu tâ­diller üzerine  dönmesini istiyoruz.

Kıbrıs dâvasında Hürriyet Partisi

Yazan:  Cihat Baban

29/4/1957 tarihli (Yenigün) den:

Hürriyet Partisi adına Grup Reis Vekili Urfa Mebusu Feridun Ergin'in Kib rıs meselesi etrafında Mecliste açık müzakere açılması hakkında verdiği takrir, şüphe yok memlekette büyük bir ilgi ile karşılanacaktır.

Takriri okuyanlar, Hürriyet Partisi mensuplarının Kıbrıs dâvasını en in­ce teferruatına kadar tetkik etmiş ol­duklarını anlayacak ve son zamanlar­da vatandaşların hisleri üzerinde ağır tepkiler yaratan bu hâdisede hükü­mete yardım etmek istediklerini göre­ceklerdir.

Hürriyet Partisi, mazide cereyan eden zikzaklı ve hatalı politikalar dolayısıyla bir istizah açılmasını ve işi bir itimat meselesi yapmayı istememiş­tir. Hürriyet Partisi- Menderes'in bu­güne kadar takip etmiş olduğu Kıb­rıs politikasını da tasvip etmemekte­dir. Fakat bugün içinde bulunduğu­muz şartlar bizi dünün hesabını sor­maktan ziyade yarını kurtarmağa ma­tuf bir işbirliğine sevketmekte oldu­ğundan böyle hareket edilmiş, takrir

verilmiştir.

Kıbrıs meselesi bizi sıkıntılı bir köşe başına getirmiştir. Makarios'un Seychelles adalarına sürülmesi politi­kasında İngiltere İsrar edemeyince büyük NATO dostumuzun bundan bir sene evvel bulunduğu mevkiden daha gerilere kayacağı belli idi. Yunanis­tan isteklerinden hiç bir fedakârlık yapmıyor, bir hat üzerinde kilise ile hükümet elele gidiyorlar. Yunanlılar ise, dâvayı lehlerine çevirmek için ak­lın almayacağı her türlü çareye baş vuruyorlar ve her fırsattan istifade etmenin çaresini arıyorlardı. Bu esna­da biz müsmir olmayan politikalarla vakit geçiriyorduk.

Olan oldu, şimdi gerek hükümet ve gerek muhalefet Kıbrıs dâvasını Türk milletinin arzu ve iradesine uygun bir tarzda halletmek için işbirliğine giriş-melidirler. Bunun için de her şeyden evvel dâvayı Büyük Millet Meclisinden Türk vatandaşına mal etmekle, işe baş lamak lâzımdır.

Öyle zannediyoruz ki en hayırhah maksatlarla ve sırf millî gayelerle Hürriyet Partisinin attığı bu adımı hükü­met teşekkürle karşılayacaktır.

Takriri kabul etmemek iktidar parti­si için telâfisi mümkün olmayan bir hata olacaktır.

Hatalı bir görüş

30/4/1957 tarihli (Havadis) ten:

Türkiye İşçi Sendikaları Federasyo­nunun muhakeme kararıyla kapatıl­mış olması hâdisesini ele alan, bir Hürriyet Partisi mebusunun işçiler ara­sında tahrik edici teşebbüslere geç­miş olmasını bu sütunlarda yazdığı­mız bir yazı ile tenkid etmiştik. Ya­zının sıklet merkezi, mahkeme tara­fından verilen bir kararın siyasî mak­satlara göre münakaşa edilmesinden hâsıl olacak menfi neticelerin tahlili noktasında toplanıyordu. Şimdi bu yazının, teveccüh ettiği asıl hedeften kaydırılarak, Ulus gazetesinde bir polemik mevzuu yapıldığını görüyoruz. Hüseyin Cahit Yalçın, bir başmaka­lesinde meseleyi şöyle vazetmeye ça­lışıyor:

«Mahkemeler mevcut kanunlara göre hüküm verdikleri için, kanun yapmak imkânına malik olan parti ve hükü­metin siyasî maksatlarla kanun çıka­rarak mahkemeleri kendi menfaatleri­ni ve mevkiini muhafazaya yarayacak mahkûmiyet kararları vermeye mec­bur durumda bırakmaları da vatan­daşın emniyet duygusunu tahrip et­mek neticesini doğurmaz mı?»

İşçi Sendikaları Federasyonu, Sendi­kalar Kanununun belirli maddeleri­nin hükümleri gereğince kapatılmış­tır. Hâdise doğrudan doğruya kapa­tılan federasyonun hukukî bünyesinin tekemmülündeki noksanlarla alâkalı­dır. Böyle olunca onda hususî maksat aramak, bulmak ve görmek kadar mâ­nâsız bir şey olamaz. Eğer, Yalçın'ın kaydettikleri doğru ise, yani, hâdise­mizin mesnedi olan Sendikalar Ka­nunu hükümetin kendi menfaatlerini ve mevkiini muhafaza maksadıyla ko­nulmuş bir kanun ise, böyle toparlak cümlelerle ifade yerine okuyucularını tatmin edecek bir şekilde ciddî bir tahlile tâbi tutarak isbat etmesi .el­bette daha isabetli olurdu. Fakat şunu hemen ilâve edelim ki, mevzuu bahis kanun 1947 tarihlidir. Eski iktidar dev rinde hazırlanmış, şimdiye kadar asla tâdil edilmemiş ve 10 seneden beri tat­bik edilmekte bulunmuştur.

Bunları söyledikten sonra, mahkeme tarafından alman kararın Türkiyede sendikalizmi tehdit eder mahiyette gösterilmesindeki aşırı derecede mü­balâğa ve mugalâtaya da temas et­mek isteriz. Şöyle ki, kapanan sendi­ka birliklerinde Sakarya Birliği, çev­resinde mevcut 30.481 adet işçiden an­cak 1879 unu temsil etmektedir.Bunun takadaki işçilerden 24.200 ünün hiçbir sendikaya dahil bulunmadığı da bilinmektedir. Ankaradaki birlik ise, yine çevresindeki 46.217 işçiden ancak 7800 adedini etrafında toplamış bulu­nuyor.

Hâdiseye neresinden bakılacak olursa olsun, Hürriyet Partili mebusun hak­sızlığı ve onu desteklemekte kendince bir fayda mülâhaza eden Ulus gaze­tesi başmuharririnin yanlış görüşleri ve hatalı telkinleri bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmaktadır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

image002.gif1 Nisan 1957

 Ankara  :

Sayın Başvekilimiz Adnan Menderes'in dost ve kardeş Libyaya vaki son ziya­retleri, Libyada münteşir «El -Efkâr» dergisinde memleketimiz hakkında sitayişkâr yazılar neşredilmesine vesile olmuştur. Filhakika mezkûr derginin son nüshasında «Türkiyeden gelen bü­yük simalar» başlıklı bir yazıda, sayın Başvekilimizin tercüme-i halinden kı­saca bahsedildikten sonra ezcümle şöyle denilmektedir:

«Aziz Türkiyenin Başvekili Adnan Menderes değerli bir misafir olarak Libyayı ziyaret etmiştir. Tarih boyun­ca Libya onun vatanının bîr cüz'ü idi ve onun vatanı da bizim vatanımızın devamı olmuştu. O devirlerde müşte­rek vatanımızın ve hayatımızın iyi ve kötü günleri de olmuş ve bunlar hep paylaşılmıştır.

Biz biliyoruz ki Türkiye, Şark memle­ketleri arasında en kuvvetli bir İslâm devletidir. Kuvvetli bir cazibeyi haiz ve mânevi kuvvete malik olan, bu iti­barla Şark ve Garptaki İslâm mem­leketleri için bir dayanma noktası ola­bilecek yegâne memleket Türkiyedir.» Makalede bundan sonra Türkiye - Libya müşterek tarihinden bahsedilmek­te ve yazıya şu şekilde son verilmek­tedir:

«O eski ve müşterek tarihimizde bera­ber yaşadığımız günlerin beliğ birer şahidi olan aziz hatıralar, aramızda­ki mesafelerin uzunluğuna, rağmen, yaşamakta devam edecektir. Zira, mâ­nevi bağlarımız pek kuvvetlidir ve bunlar kuvvet ve ilhamlarını siyasî dostluk ve menfaat birliğinden ziyade din rabıtasından ve samimî kardeş­likten almaktadırlar.»

 Trablusgafb :

Yeni Libya büyük elçimiz Faiz Yürükoğlu 26 martta Tobrukta itimatna­mesini Libya meliki İdris El Sunusî hazretlerine merasimle takdim etmiş ve bilâhare Trablusgarba dönmüştür.

2 Nisan 1957

 Londra :

Türk - İngiliz dostluk cemiyetinin, Londradaki büyük elçiliğimiz binası müştemilâtı içinde tesis edilen merke­zinin açılış töreni cemiyet ileri gelen­lerinden ve davetlilerden müteşekkil seçkin bir kitle önünde yapılmıştır.

Merasimde söz alan cemiyet reisi Lord Davidson, binanın tahsisi hususunda­ki lütufkârlığından dolayı hükümeti­mize teşekkür ettikten sonra büyük elçi Suat Hayri Ürgüplü bir konuşma yapmıştır.

Büyük elçi konuşmasında Türk - İngi­liz dostluk ve işbirliğinin ehemmiyeti­ni ve cemiyetin bu dostluğa hizmetle­rini belirtmiş, bundan sonraki faali­yetleri hakkında tavsiyelerde bulun­muştur. Müteakiben, Nafia Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Etem Men­deres'in bu münasebetle gönderdiği mesajı okunmuş, cemiyet icra komite­si reisinin hitabesiyle merasim sona ermiştir.

3 Nisan 1957

 Paris :

On dokuz millete mensup 50-60 kadar muharririn iştirak ettiği Rivarol mü­kâfatının neticeleri, Pariste Port Royal oteli salonlarında jüri heyeti ileseçilen bir davetli kitlesinin huzurun­da ilân edilmiş ve mükâfatı Lübnanlı bir yazar kazanmıştır.

Bu arada denemeye: «Le Drame Un-terieur de Mallarme» adlı eseriyle ka­tılan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi doçentlerinden Adile Ayda-nın hu kıymetli etüdü jüri âzasından bir çcğu tarafından takdirle karşılan­mıştır.

5 Nisan 1957

 Kahire  :

Akdeniz kupası için bugün burada Türkiye ve Mısır millî takımları ara­sında yapılan futbol maçını Türkiye 4-0 kazanmıştır.

Birinci devre 2-0 Türkiye lehine bit­mişti.

10 Nisan 1957

 Rabat :

Türkiyenin Pas nezdindeki ilk büyük­elçisi Nedim Veysel İlkin bugün öğ­leden sonra itimatnamesini Fas Sul­tanı Muhammet Bin Yusufa takdim etmiştir. Bu merasimde Başvekil Si Bekkaî ile Dışişleri Vekili Balafrej de hazır bulunmuşlardır. Bu münasebet­le kısa bir konuşma yapan sultan «Coğrafî bakımdan mühim bir mevki işgal etmekte olan Fas ile Türkiyenin milletlerin güvenlik ve hürriyetlerinin korunmasına ve barışın takviyesine müessir bir şekilde yardımda buluna­bileceklerini» belirtmiştir.

Merasimi müteakip Türkiye büyükel­çisi ile hususî mahiyette bir görüşme yapan Fas Sultanı Muhammet, Ortadoğuda yakında yapacağı seyahat sı­rasında Türkiyeyi de ziyaret etmesi hususunda Reisicumhur Celâl Bayarın yapmış olduğu dâveti kabul etti­ğini bildirmiştir.

14 Nisan 1957

 Bağdat :

Bağdat Güzel Sanatlar Galerisinde ressam Rahmi Pehlivanlı tarafından


 

tertip eden resim sergisi Türkiyenin Bağdat Büyük Elçisi General Bahçet Türkmen tarafından açılmıştır.

Açılış merasiminde Irak Ulaştırma Ve­kili General Salih Cabiri ve seçkin da­vetliler hazır bulunmuşlardır.

Sergi büyük bir alâka toplamıştır.

16  Nisan 1957

Oviedo ;

Türkiye - Doğu Almanya genç millî takımları maçı burada kalabalık bir seyirci kitlesi önünde oynandı.

Birinci devrede her iki takım karşı­lıklı hücum ve akınlar yaptılar. Bu akınlar halkın alkışlarıyla karşılanı­yordu. Her iki müdafaa ve her iki ka­leciye bu ilk devrede çok iş düştü. Maçın ilk golünü, birinci devrenin 15 inci dakikasında sağ iç Mustafa, aldı­ğı bir pasla kaleye ilerlerken topu durdurmadan attığı çok kuvvetli bir sütle kaydetti. Sekiz dakika sonra Al­manlar yaptıkları bir hücumda san­trforları Joachim'in ayağıyla bir gol kaydederek beraber duruma geçti­ler.

İkinci devrenin ilk 15 dakikası Türk­lerin baskısı altında cereyan etti. Mü­teakiben Almanların oyunu Türk ya­rım sahasına intikal ettirdikleri gö­rüldü. Fakat Türklerin sıkı bir muka­bil hücumu esnasında santrfor Ertan kaleye yandan çekerek köşeyi bu­lan bir şutla, devrenin 33 üncü daki­kasında ikinci ve oyunun galibiyet go­lünü kaydetti.

Maçın son dakikalarında Almanlar beraberliği temin maksadıyla çalıştılarsa da Türklerin takip ettikleri mü­dafaa taktiği karşısında buna muvaf­fak olamadılar. Böylece maç halkın alkışları arasında 2-1 Türk genç mîllî takımı lehine sona erdi.

17  Nisan 1957

 Taypey :

Milliyetçi Çinin son 10 senedir Anka­ra büyük elçiliğini yapmış    bulunan Dr. Li Ti-Tsun, Brezilyaya nakli üze­rine memleketimizden ayrıldıktan son ra Taypey'de, Türk - Milliyetçi Çin münasebetleri hakkında bir beyanat vermiş ve bu beyanat Pormoza matbu­atında memleketimiz hakkında çok sitayişkâr yazılar neşrine vesile ol­muştur.

Dr. Li bu beyanatında ezcümle demiş­tir ki:

«Türkiye ve Milliyetçi Çin, komünizm karşısında azimle duran, onun ma­nevralarına karşı gayet tecrübeli ve komünizmin mahiyetine tamamen va­kıf olan iki memlekettir. Türkiye, son üç asır zarfında, Rusya ile ondan faz­la harb yapmıştır. Türkiye Rus em­peryalizminin manevralarına hiç bir zaman aldanmamış,böylece Rusyamn güler yüz taarruzu Türkiyede tama­men akim kalmıştır.» .

Büyük elçi Li, bundan sonra, Rusya ile 1000 mil müşterek hududu bulu­nan Türkiyenin, hür dünya için ko­münizm karşısında bir kale olduğuna işaret etmiş ve gayet dostane olan Türk _ Milliyetçi Çin münasebetlerinin bilhassa son kültür anlaşması ile da­ha da gelişmiş bulunduğunu kaydet­miştir.

18 Nisan 1957

 Gijon  :

Türkiye ve İtalyan genç millî takım­ları bir bire  berabere     kalmışlardır.

Böylece İtalya «a» grupu finalisti ol­muştur. Dömifinal maçlarında İtalya, İspanya ile karşılaşacaktır.

19 Nisan 1957

 Londra :

Times ve Daily Telegraph, Türk hü­kümetinin Yunanistana verdiği nota­nın Makarios'un karşılama progra­mında tadilât yapılmasını intaç ettiği­ni haber vermektedir.

Times'in Atina muhabiri, Yunan hü­kümetiyle Makarios arasında konuşu­lacak mevzular üzerinde yorumlar yap makta ve Türk hükümetinin görüşü­ne temas bile etmeden geçici selfgovernment'in mahiyeti ve self - determination'un tarihi ve tatbik şekli et­rafında Yunan başkentinde ileri sü­rülen muhtelif tezleri ve görüş ayrı­lıklarını uzun uzadıya anlatmakta. Yunanistanın bazı tâdillerle Radcliffe plânını kabul edebileceğini, Grivas'ın Atina müzakerelerinin neticesini bek­lediğini ve Makarios'un Yunanistanda karışıklıklara yol açabilecek za­rarlı bir siyasî kumara girişmiyeceği fikrinin Atinada hâkim olduğunu ilâ­ve etmektedir.

Daily Telegraph, yazısında İstanbul Ortodoks patrikhanesinin yayınladığı beyanattan kısımlar vermekte, İngi­liz parlâmento üyesi Noel - Baker'in meseleye müdahalesinin İngiliz ve Yunan çevrelerinde endişe uyandırdığını belirtmektedir.

YANKILAR

image003.gif«Maaleş ya ahî!»

Yazan: ¥. K. Kasaosmanoğlu

3/4/1957 tarihli (Ulus)  tan:

Mısır yayın organları, Albay Nâsır'ın gırtlağı da dahil olmak üzere, bize küfürler savurup duruyormuş. Benim gibi ömrünün birkaç yılım Mısırda geçirmiş olanlarımız içinde bunda şa­şılacak veya alınacak bir şey yoktur. Mısırlı ya söver, ya över, Ona göre bu iki ifade tarzının ortası olamaz. Hele küfür vadisinde Mısır Arapçası o ka­dar zengindir ki, en necibinden, en melezine dek bütün Arap millet ve ka­bilelerinin lehçeleri bir araya gelse, o vadide Mısırlılarla yanşamaz.

Çok kavgacıdırlar da mübarekler. Bu yüzden Kahire ile İskendireye sokak­ları hemen hemen her gün bir «mareke» meydanı gibidir. Biri bir kaldırım da, öbürü öbür kaldırımda iki adam bir tutuştu mu (ama lâfla; caddenin ortası darma dağınık olur. Sanırsınız, Homiros destanının iki baş kahrama­nı Akiles'le Hektor, Truva kalesi önün de siperden sipere birbirlerine mey­dan okumaktadırlar. Sövüşmelere, ev­velâ, anadan babadan başlanır, sonra yedi cedde kadar dayanılır. Orada ka­rının şırfıntılığı, çoluk çocuğun piç­liği de unutulmaz. İşin en kötü tara­fı, bunlar sayılıp dökülürken sonra her iki düşman, bir takım «galiz» el ve kol hareketleriyle, gözlerinden ateşler saçarak birbirinin üstüne doğ­ru yürür. Seyirciler telâş ve heyecan İçindedir, ha şimdi kan dökülecek, ha şimdi cinayet çıkacak diye. Fakat korkmayın. Böyle bir şey asla varid değildir. Dil kavgacıları, döğüşmek faslına bile girişemezler. Tam karşı karşıya, burun buruna geldiler mi, her ikisinin dudaklarında bir acayip sırıtmadır belirir. Derken, bakarsınız, o azgın kabadayılar, kuzu gibi olmuşlar!

«Maaleş ya ahîl diye melemek­tedirler.

Bu söz, Türkçede «Zararı yok, ey kar­deş!» mânasına gelir. Mısır Arapçasında ise, bir barış tâbiridir. Kavga­cılar barışmışlardır, çünkü yegâne mü cadele teranesi olan küfür lügatleri­nin barutunu tüketmişlerdir.

Mısırlının kahramanlığına dair, bizzat yerinde yapmış olduğum bu müşahe­delerle belirtmek istediğim hakikat şu dur ki, biz bu çeşit kavgalara hiç ge­lemeyiz. Buna, ne dilimiz, ne karakte­rimiz, ne de terbiyemiz müsaittir. Mı­sırlılar da bu huyumuzu pek iyi bi­lirler. Zira pey eski zamanlardan  benim bu müşahedeleri yaptığım Os-maniı saltanatı devrinden  beri bizi her vesile ile sözüp durdukları halde, kendilerine acımaktan ve ayıplamak­tan başka bir mukabelede bulunmamışızdır. Hem o devirde ki, Mısır Türkiyeye bağlı bir eyaletti. Hüküme­tinin en yüksek makamlarını Türkler işgal etmekte idi ve bütün Mısırlılar «Devleti Aliye» pasaportlariyle seya­hat ederlerdi. Mekteplerinde Türkçe öğrenirlerdi. Bizden gördükleri mua­mele de bir vatandaş muamelesinden başka şey değildi. Buna rağmen, «Müstevliye» karşı gösteremedikleri hıncın acısını, bir sürü hakaret sözleriyle, biz­den çıkarmakta hususî bir zevk du­yarlardı. Türke «başıbozuk» ve Türkçeye  «Turşî»  - yani turşu derlerdi.

O zamanlar, bizim kabahatimiz ney­di? İngiliz dostu muyduk? Mısırın is­tiklâli aleyhinde miydik? Hayır, ne o, ne bu! Bizim, yegâne kabahatimiz, tarihî mukadderatın şevkiyle bütün İslâm âleminin liderliği mevkiine geç­miş olmamızdı. Mısırlı, işte, bunu çekemiyordu. Sanırım ki, şimdi de Al­bay Nasır Mısırı da bizde tekrar o li­derliği ele geçirmek hevesini tevehhum ediyor ve bizi bu yolda kendine rakip sayıyor. Maaleşya ahi, bizim hiçbir liderlikte gözümüz yoktur, çünkü, bunun bize ne kadar tuzluya oturduğunu biliyo­ruz; ve herkesin kendi yurdunda ra­hata kavuşmasından başka bir şey is­temiyoruz.

Dostumuz İngilizler!

Yazan: O. S. Coşar

7/4/1957 ten:

tarihli     (Cumhuriyet)

Türk milleti, pek çok ve pek acı tec­rübelere rağmen İngiltere ile' samimî bir dostluk kurabileceğine, Londraya itimad edilebileceğine yavaş yavaş inanmakta iken, tekrar şüpheye düşü­rülmüştür. Bugün, eski günleri hatırla yanlar çoğalmaktadır. Bu gelişmenin mesuliyeti de tamamiyle, Kıbrıs me­selesinde gayet istikrarsız ve hatalı bir yol takibe koyulan İngiliz hükümetinindedir. Bizde değil!

1878 yılında Büyük Britanya İmpara­torluğu, Kıbrıs bizden «muvakkat» kaydı ile devir alıyordu. İngiliz idare­cileri bu devir muamelesinin, Osman­lı İmparatorluğunun Rusyaya karşı korunmasına yardım için yapıldığını, bu hususta Londranın söz verdiğini ilân ediyorlardı.

Bu tarihten sonra İngiltere, yerleşti­ği Kıbrıstan da faydalanarak Osman­lı İmparatorluğunu korumağa mı dik­kat etti? Verdiği söze, yapılan andlaş_ maya bakılacak olursa (Evet) demek icab eder. Fakat hâdiseler bize açık bir şekilde gösteriyor ki, Kıbrısı, Os­manlı İmparatorluğunu korumak maksadıyla aldığını ilân eden İngiltere, bu adadan da faydalanarak Osmanlı İmparatorluğunu biran evvel çökert­menin yollarını aramış, her türlü ça­reye  başvurmuştur.

Kıbrısa dair Türk - İngiliz andlaşması aktedildikten, İngiliz garantisi (!) alındıktan 3 yıl gibi kısa bir zaman sonra, Londranın tahrikleriyle hâdise çıkaran Yunanistan, Baş Teselyayı ve Epirüs'ün mühim bir kısmını ele ge­çiriyordu.

On dokuzuncu asrın ikinci yarısında Büyük Britanya, Mısırı, Sudanı ta­mamıyla işgal etmekle meşguldü. Ora­da silâh kullanıyordu. Oradan da Os­manlı İmparatorluğunun Ortadoğu bölgesindeki vilâyetlerine el atmağa hazırlanıyordu. Bu sebeple de Babıâ-linin dikkatini, kuvvetlerini Avrupa cephesine yöneltmek için elinden ge­leni esirgemiyordu. 1897 yılında Yunanistanı tahrik eden, Girid etrafın­daki Yunan ilhak kampanyasını destekleyen İngiliz altını olmuştu. Yunan­lılar bu harbde de hezimete uğramış­lar (İstanbula giriyoruz) diye bağırır­ken Osmanlı ordusu Atina yolunu aç­mıştı. Bu badireden Yunanistan: kur­taran, harbi kaybetmesine rağmen ona Giridi hediye eden gene İngiliz dost­larımız olmuştu.

20. asrın ilk yılında ise, Osmanlı İmparatorluğunu Rusyaya karşı koru­mak maksadıyla Kıbrısa yerleşmiş olan İngilterenin Petersburgla müzake­reye giriştiği, Asyanın paylaşılması mevzuunda gizli görüşmeler yürüttüğü hayretle görülür. Evvelâ netice ver­meyen bu İngiliz - Rus pazarlığı, 1907 yılında anlaşma ile nihayete eriyor ve bir yıl sonra da meşhur Reval müla­katı aktediliyordu. (Osmanlı İmpa­ratorluğunu koruyacağım) diye Kıbrı­sı alanlar, aynı Rusya ile elele veri­yor, bu İmparatorluğu paylaşıyorlar­dı!

1911 yılında İtalyanın Trablusgarba saldırışı, İngilizlerin de dahil olduk­ları beynelmilel pazarlığın bir netice­si idi. Bir yıl sonra da Balkan Harbi­ni tahrik edenler arasında gene İngi­liz dostlarımızı buluyorduk. 1913 te de, Londrada hazırlanan bir andlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu biraz daha daralıyor, Yunanistana yeni topraklar hediye ediliyor ve bu devlete tâbi top­rakların genişliği bir misli arttırılmış oluyordu.

Bütün bu devre zarfında da İngiltere, kendine ayırdığı Ortadoğu toprakları­nı işliyor, zemini hazırlıyordu. 1914 yılında Birinci Cihan Harbi patlak ve­rirken, Osmanlı İmparatorluğunun Al­manya yanında yer alması ve savaşa katılması için Londranm çok çalıştığı inkâr edilemez. Bizim, tarafsız kalmamız veya Almanyaya ksrşı cephe almamız işine katiyen gelmiyordu. Bunu da temin etmiş ve 1914 yılı için­de Kıbnsı resmen ilhak eylemiş ve sonra da buradan Ortadoğu toprakla­rına yayılmış, Osmanlı İmparatorlu­ğuna son darbe indirilmişti.

Ve bütün bu manzume içinde İstiklâl Harbimizi, 1919 da Llyod George ta­rafından İzmire saldırtılan Yunan sü­rülerini, yaptıkları mezalimi, Sevr mu ahedesinin hazırlandığı günlerde Türk ieri ezmek için İngiliz diplomatlarının giriştikleri ardı arası gelmeyen teşeb­büsleri nasıl hatırlamıyalım? Bugün de Türk menfaatlerine karşı bir İn­giliz - Yunan işbirliğine yöneldiklerini nasıl görmemezlikten gelelim?

İngiliz dostlarımız unutmamalıdırlar ki ne kendileri, 19 uncu asır İngilteresi ve ne de biz aynı asrın Osman­lı İmparatorluğuyuz! Sırtımızda köh­ne emperyalizm entrikaları çevrilme­sine müsaade edeceğimizi sanıyorlarsa çok yanılıyorlar! Eski İngiltereyi ye­niden bize tanıtmağa kalkışmasınlar!

Alman mucizesi

7/4/1957    tarihli    (Yeni Sabah) tan:

Kelimelerin her zaman mübalâğalı olarak kullanılması âdeta bir huy ha­line gelmiş bulunduğu bir devirde ya­şıyoruz. Fakat Almanyanın İkinci Dünya Harbinden sonraki kalkınması için kullanılacak tâbirin ancak «Mu­cize» olabileceğinde hiç şüphe yok­tur.

Almanya, altı sene, dünyanın en bü­yük hava kuvvetleri tarafından âde­ta yer ile bir edildi ve muzaffer or­dular bu ülkeyi işgal etti. Koca Al­manya ikiye bölündü. Buna rağmen ve bu felâketlerden on küsur yıl son­ra karşımızda dimdik duran bir Ba­tı Almanya vardır ki memleketin ya­rısından mahrum olmakla beraber galip ve muzaffer devletlerle boy öl­çüşecek bir kudrettedir. Bütün en­düstrisi yok edilerek bir ziraat mem­leketi haline  sokulması   düşünülmüş olan bu memleket, şimdi sanayide yi­ne ön plâna geçmiş ve İngiliz, Fran­sız sanayimi tehdit edecek bir sevi­yeye yükselmiştir. Londra, en ziyade Alman ve Japon rekabetinden kuş­kulanmaktadır. Mısır, İran, Hindis­tan, Fas kalkınmak için Alman des­teğine ihtiyaç duymakta ve bu hissi de Bonn tarafından tatmin edilmek imkânına mâlik bulunmaktadır. Al­man parası, su dakikada, dünyanın en sağlam paralarından biridir. Ne İngiliz lirasında, ne Fransız frangın­da ve ne de İtalyan liretinde bu resanet ve metanet vardır. Avrupa tedi­ye birliğinde ise Almanya daima ala­caklı, galip Fransa ve İngiltere ise borçludurlar.

Büyük şükranla kaydedilecek keyfi­yettir, bu yeni ve hamleli Almanya, öteden beri olduğu gibi, bugün Türkiyemizin en sadık bir dostudur. İkinci Dünya Harbi sonrası devlet adamları arasında en mümtaz bir mevkie yükselen büyük şansölye Adenauer, evvelki gün Türkiye hüküme­tinin misafiri olarak şehrimizde kısa ikameti sırasında "bütün meselelerde Türkiye ile mutabakat halinde oldu­ğunu ifade ediyordu.

Tâ on dokuzuncu yüz yılın başından beri Türkiye ve Almanya iktisadiya­tı birbirini tamamlayıcı olmuş, bi­zim mahsulâtımıza en normal ve tabi mahreci Almanya teşkil etmişti. Nitekim İkinci Dünya Savaşından sonra Türk iktisadiyatında görülen bâzı tereddütler ve sallantılar, bu ta­bii mahreçten mahrum kalarak yeni pazarlar aramamızdan doğmuştur. Türkiyemiz Almanya hesabına 750 milyon marklık askeri sipariş kabul etmiş ve böylece Almanya matlûblarının en kibar bir şekilde hal ve tes­viye çaresi bulunmuştur.

Birinci Dünya Harbindeki askerî ar­kadaşlık ve müşterek kan dökme, di­ğer taraftan her iki memleketin de Doğudan gelecek tehlike karşısında aynı menfaatlere mâlik olması bu iki memleketi daima kardeş ve mukad­derat birliğine sahip kılacaktır.

Bizim dileğimiz bu tabii dostluğun gittikçe daha kuvvetlenmesi ve sar­sılmaz bir hale gelmesidir.

İki mesaj

Yaban : H. Eöib Törehan

8/4/1957 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Son günlerde Hükümet Reisimizin, Amerikan Hariciye Nazırına gönder­diği mesajın cevabını, şüphesiz oku­muşsunuzdur. Mr. John Foster Dulîes, Türk - Amerikan işbirliğinin onuncu senesini birçok güzel kelime­lerle tavsif ediyor ve bunun devamıyla her iki memleket için birçok menfaatler sağlayacağını söylüyor. Amerikan Hariciye Nazırının fikrine göre, bu muvaffakiyet ve vaziyette, bugünkü Hükümet Reisimizin gay­retlerinin büyük bir tesiri olmuştur. Bununla, bütün Türk milleti iftihar edebilir.

Yine son günlerde, Federal Almanya Harbiye Nazırının memleketimizi zi­yaretini, yaptığı müzakereleri ve ni­hayet Hükümet Reisimize gönderdiği mesajı da okumuşsunuzdur. Bizi her milletten iyi anlaması lâzım gelen Almanların şimdi bu sahada yeni im­kânlar yaratmağa çalışmalarını gör­mekle seviniyoruz. Alman Millî Mü­dafaa Nazırı General Joseph Strauss, birçok tesislere ait makinelerin Al-manyadan alınmış olduğunu bilmek­tedir. Fedakâr Türk mühendis ve iş­çileri, bugün bu fabrikalarda bir hay­li imalât yapmaktadır. Hattâ Alman ordusu için bir takım silâh ve mü­himmat vermek imkânına malik ol­maları, memleketimizin sanayi saha­sındaki ilerleyişini isbat eden bir hâ­disedir. Ne yazık ki, bugün Alman sanayii, Asya ve Afrikanın uzak, üc­ra ve hattâ emniyetten mahrum kö­şelerinde iş arar ve sermaye yatırmak isterken, memleketimize gelmemiş ol­ması, her halde bizim için iyi bir şey olmadığı kadar, Almanya için de fai­de   verecek  bir  mahiyet  arzetmez.

Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türkiye, Almanyanın en kuvvetli bir müşterisi bulunuyordu. Hattâ son saltanat devrine kadar bile Almanya, memleketimizi hiçbir suretle iktisaden kaybetmek istememiş ve Yakın şarkın bu en büyük memleketiyle iktisadî münasebetlerini daima arttır­mak için çalışmıştır. Cumhuriyet devrinde Almanya bize sanayi ma­mulleri değil, demiryolu malzemesi ve fabrika tesislerini kredi ile vermiş ve bundan dolayı hiçbir alacağı kal­mamıştır. O zamanki Almanya bu­günkünden daha zengin olmamasına rağmen, kredi vermek imkânlarını bulmuş ve Türkiye de, cılız istihsal ve ihracatıyla bunları ödemiştir.

Halbuki, İkinci Dünya Harbinin bit­mesinden sonra geçen seneler içinde Alman sanayi istihsalâtı çok artmış­tır. Bir takım mamul eşya ve fabri­ka tesisleri alan memleketler artış yavaş yavaş doymuş bir hale gelmek­tedirler. Buna mukabil Türkiyemizde ihtiyaçlar çoğalmış, istihlâk artmış ve bilhassa sanayileşme hamleleri hız­lanmıştır. Bu hususta Almanya ile işbirliği etmek, her iki memleket için de çok faideli olacaktır. Türkiyenin sanayileşme, Almanyadan daha faz­la mal almak imkânlarını verebilece­ği gibi, bütün bu sanayi tesislerinin de Almanya tarafından verilmesi, oradaki sanayi faaliyetleri üzerinde bü­yük ve faideli tesirler yaratacaktır.

Türk - Alman iktisadî münasebetle­rinin birbirini tamamlayan tarafları çok fazladır. Türkiye, Almanyanın muhtaç olduğu birçok sanayi ham maddeleriyle gıda maddelerini vere­bilecektir. İstihsalimizin artmasında Almanyanın birçok faide gördüğü ta­raflar vardır, çünkü bu sayede ihra­catımız artacak ve ödeme imkânları­mız çoğalacaktır. Biz şimdi, Alman Millî Müdafaa Vekilinden sonra Baş­vekil Dr. Adenauer'in İrandan gelirken, Başvekilimizle, bir müddet gö­rüşmüş olmasını çok faideli buluyo­ruz. Harap Almanyanın kalkınmasın­da ve ihyasında en büyük tesiri olan bu devlet adamının, yapılan görüş­melerden sonra vereceği kararlar her halde iki memleketin iktisadiyatı üzerine iyi şekilde müessir olacaktır. Bize öyle geliyor ki, pratik düşünce­leri ve derhal verdiği kararlarla bü­yük bir şöhret kazanmış olan bu bü­yük devlet adamı, Almanyanın kal­kınmasından birçok . kimseler ve mil­letler şüphe ederken, büyük hamleler yapmış ve tenkidlere ehemmiyet vermiyerek, yolunda yürümüştür. Şimdi onun, memleketimizde yapılan ham­leleri herkesten iki takdir edeceği ve bu işlerde, yorulmak bilmeyen bir azimle yürüyen hükümet reisimizi, belki birçok kimselerden daha iyi an­layacağından  şüphe   etmiyoruz.

Alman Başvekilinin Tahran ziyare­tinde, Tahrandan yüz elli kilometre uzakta bulunan petrol madeninin iş­letilmesi ve Türkiye üzerinden Akdenize akıtılması, en mühim mevzuu teşkil etmiştir. Bağdad Paktının âza­sından olan İran ve Türkiye arasın­da, Alman sermaye ve tecrübesiyle vücude getirilecek bir milyar ikiyüz milyon kıymetindeki bu teşebbüs; Almanya, İran ve Türkiyeye ve dünya sulhüne her bakımdan faideler sağ­layacak ve üç memleket arasındaki münasebetleri daha kuvvetli bir hale getirecektir.

Batı Trakya Türklerinin durumu 9/4/1957 tarihli (Havadis) ten :

Havadisin Ankaradaki hususî m-uha-biri, Hariciye Vekâletine yakın kay­naklardaki söylentilere atfen . çok dikkate şayan bir haber vermiş bu­lunuyor. Bu haber, her ne kadar Ha­riciye Vekâletimizin sözcüsü tarafın­dan kaydı ihtiyat ile telâkki edilmiş­se de, Türkiyeyi çok yakından alâ­kadar eden ciddî bir meseleyi dile ge­tirmekte bulunuyor: Batı Trakyadaki Türklerin durumuyla Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtının alâkadar olmasını talep etmek.

Lozan Muahedesinin belirli hüküm­lerine göre Yunan topraklarında otur makta devam etmelerine karar veril­miş olan Batı Trakya Türkleri uzun zamandan beri, Yunan Hükümetinin idarî baskısı altında yaşamaktadırlar. Yunan Hükümeti Lozan ahitnamesi­nin kendisine yüklediği mecburiyet­leri ve mükellefiyetleri hiçe sayarak, Batı Trakyaöaki ırkdaşlarımızı Yunanistanda yaşayan diğer ekalliyet­lere tanınan haklardan istifade ettir­memektedir. Türklerle meskûn mıntıkaların askerî bölgeler haline ge­tirilmeleri, ve bu bölgelerde iktisadî faaliyetleri kösteki iyece k türlü ted­birlerin alınması,   oralarda    yaşayan arkadaşlarımızı çok ağır bir durumda bırakmaktadır. Bu şartlara dayanamayan Türklerden birçokları, mallarını ve mülklerini satarak, ana vata­na hicret etmeyi yegâne kurtuluş ça­resi saymaktadırlar. Bu gibi hallerde ise, Türk mallarının satılması ve em­lâkin tasfiyesi gayri tabiî bir surette cereyan ediyor ve daima değer paha­sının elde edilmemesi için gerekli bü­tün tedbirler almıyor. Öyle ki Batı Trakyadan Türkiyeye hicret eden her Türk ailesi, servetinin pek büyük bir kısmını Yunanlılara terketmek zorun­da kaldıktan sonra, âdeta soyulmuş bir halde ve perişan bir vaziyette ana vatana iltica etmiş bulunuyor. Bu tehcir usulü senelerden beri böylece ve sistematik bir şekilde tatbik edil­mektedir.

Ayrıca dikkate şayan olan bir cihet de, bu tehcirin son senelerde ve Kıb­rıs ihtilâfına muvazi olarak, tempo­sunu arttırmış "olmasıdır. Bu vakıa, Türk Hükümetinin gözünden uzak kalamazdı ve kalmamaktadır. Bugü­ne kadar Batı Trakya Türklerinin ve karşılaştıkları haksız muamelelerin Türkiyede hoşnutsuzlukla karşılandı­ğı Yunanlılara elbet de anlatılmıştır. Buna rağmen durumda, en ufak bir değişiklik yoktur. Anlaşılıyor ki, Türk Hükümeti, Yunanistanın bu vurdum­duymazlığı karşısında, hâdiseyi Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtının dikkati­ne, arzetmeyi lüzumlu ve zarurî gör­müştür.

Böyle bir kararın bütün Türk Milleti tarafından tam bir tasvip ile karşı­lanacağından şüphe etmemek lâzım gelir. Bugüne kadar Yunanistanın Türk dostluğunu zedeleyen hareketle­ri karşısında müsamahalı davranmak suretiyle, Türkiye kendisine düşen vazifeyi fazlasiyle yapmış bulunuyor. Bundan sonrası için, Yunanlıların bi­ze karşı davranışlarına mümasil bir yol tutmak artık bir zaruret haline gelmiş değil midir?

Sovyetlerle münasebetlerimiz

Yazan : A. Ş. Esmer 14/4/1957 tarihli (Ulus) tan:

Stalinin ölümünden sonra Sovyet dış politikasında açılan yeni safha içinde «barış taarruzuna» hedef olan devlet­lerden biri de Türkiyedir. Önce doğu illerimizden toprak ve boğazlarda da üsler istemekten vazgeçtiğini bildiren Moskova, bundan sonra da politika adamlarının ağzı ile, radyosunun yayınları ile ve basınının yaziîarile, de­vamlı olarak, Türkiye ile eski dostluk münasebetlerinin kurulmasını iste­miştir.

Bu defa yeni gelen Sovyet Büyükelçi­si Nikita Semonoviç Rijof bu dileği tekrar etmiş ve elçinin Ankaraya va­rışı haberini veren Moskova radyosu da bu dileği destekliyerek «bu müna­sebetlerin düzelmesi için Türkiyeden bir teşebbüs gelmesi lâzımdır» demiş­tir.

Tarihi hakikattir ki, Sovyetlerle en Önce dostluk münasebetleri kuran devlet Türkiyedir. Türkiye bu dost­luğa büyük kıymet vermiş ve çeyrek asır zaman onun idamesine çalışmış­tır. Sovyetlerin de itirafları ile sabittir ki, bu dostluk Moskova tarafından bozulmuştur. Dostluğun bozulması Türkiye için büyük bir şok olmuştur. Bilhassa dostluğu bozmak için Rus-yanın seçtiği zaman, bu hareketin ar kasında haince bir düşünce bulundu­ğunu Türklere anlatmıştır. Türkiyenin kahramanca mukavemeti ve sonra da dünya şartlarının değişmesi hakkımızdaki bu haince düşünceleri suya düşürmüştür. Bugün Türkiye İngilterenin müttefiki, NATO ve Bağ­dat Paktlarının üyesidir. Moskova Türkiyeyi kendisile eski dostluğu ia­deye davet etmektedir.

Bu davet karşısında her şeyden ön­ce akla gelen soru şudur: Acaba Mos­kova ile eski dostluğun ihyası için Türkiye ne yapmalıdır? Eski dostluğu durup dururken bozmuş olmasını unutup affetsek ve kurulacak yeni dostluğa vefa göstereceğine İnansak -ki kolay değildir - bile ne yapmalı­yız ki Moskova radyosunun beklediği teşebbüse geçmiş, yani Moskovadan gelen teklife mukabele etmiş olalım? Bu sualin cevabı Moskova tarafından açık olarak verilmemiştir. Fakat za­man zaman Sovyet politika adamları­nın sarf ettikleri  sözlerden,Pravda gazetesinin yazılarından ve Moskova radyosunun yayımlarından bu ceva­bın mahiyeti açığa vurulmaktadır.

Moskova Truman Doktrini ile Amerikadan yardım görmemize itiraz et­mişti. Marshall yardımından fayda­lanmamızı Önlemiye çalıştı. Moskovanın nazarında Nato müdafaa paktı bir «tecavüz blokudur». Bağdat Paktı bir «sömürgecilik tertibidir». Pravda gazetesinin geçenlerde yazdığı bir makaleye göre «Türkiye mukaddera­tını silâhlı ihtilâflar çıkarmaya, mil­letlerarası gerginlik ve soğuk harbi şiddetlendirmeğe matuf müflis siya­setlere» bağlamıştır. Yani Moskova Türkiyeyi bu «müflis» politikadan ay­rılmaya davet etmektedir.

Bu sözler dünya barışının ve Türki­ye'nin kendi emniyetinin korunması bakımından, Türkiye ile Rusya ara­sındaki uçurumun derinliğini anlat­maktadır. Türkiye barışı tehdid eden­lerin değil, barışı koruyanların cep­hesinde yerini almıştır, oradan ayrıl­mak niyetinde değildir ve hayatî de­ğeri olan bu münasebetler pahasına, vefasızlığı gereği gibi belli olan Mos­kova dostluğunu satın almayı hiçbir Türk düşünmemektedir.

Hemen söyleyelim ki bu münasebetle­rimize halel gelmemek şartile Mosko­va ile ticaret ve kültür münasebet­lerine girişmekten çekinmek için de ortada bir sebep yoktur. Yirmi beş sene politika sahası ile beraber bu sa­halarda Rusya ile en sıkı münasebet­te bulunduk. Fakat Moskova bugün­kü siyasetini takip ettikçe eski mâna­da dostluğun ihyası zordur, hatta mümkün değildir.

Harriman'ın daveti

21/4/1957 tarihli  (Havadis)  ten:

Amerikanın şöhretli bir devlet adamı olan New-York eyaletinin valisi Harriman, papaz Makarios'u New-York'a davet etti. Bugüne kadar bir­çok mesuliyetli vazifeler deruhte et­miş ve kendisine Amerika dışında da büyük bir şöhret yapmış olan Harri­man'ın bu jesti, Türkiyede çok derin bir infialin doğmasına sebep oldu. New-York valisini bu harekete sürük­leyen âmillerin nelerden ibaret oldu­ğunu kolayca tahmin etmek müm­kün olmuyor. O acaba, bununla New Ycrk'ta sakin ve servetleri bakımın­dan hayli tesirli olan Rumlar kala­balığını tatmin etmeyi ve dolayısiy-le seçimlerde kendisine taraftar ka­zanmayı mı düşündü? Yoksa, bizzat Makarios'un kanlı mücadelesine kar­şı duyduğu hayranlığın bir delilini mi vermek istedi?

Biz Türk olarak, bu iki ihtimali de, Harriman için yüz kızartıcı ve leke-leyici buluruz. Bir siyaset adamı, se­çimle temin ettiği mevkiini kuvvet­lendirmek için pek çok çarelere baş­vurabilir. Bunu meşru görmemeye imkân yoktur. Fakat, bu çare, millet­lerarası bir kıtalin baş tahrikçisin­den kuvvet almak gibi düşkün seviye­li bir tedbir halinde tecellî ettiği tak­tirde, onun meşruluğu kelimenin tam mânasiyle ortadan kalkar ve çok şe­refsiz bir rey dolandırıcılığı1 hüviye­tini alır. New-York valisinin rey te­min etmek için gangster çeteleriyle teşriki mesai etmesi ihtimalini, ne kadar düşkün bir harekete teşebbüs olarak vasıflandırmak caiz olursa, ay­nı zatın aynı maksatla elleri kanlı bir papaza kucak açmasını da o kadar düşkün, o kadar yüz kızartıcı ve lekeleyici bir hareket olarak tavsif et­mek icabeder.

Makarios'un bir millî kahraman ola­rak görülmesi ihtimali de aynı Ölçüde bir takdir düşkünlüğünün delili sa­yılır. Çünkü Makarios âdi bir tahrik­çi, bir kere değil belki yüzlerce defa kaatil olmuş, karanlık ruhlu bir muh­teristen başka birşey değildir. Harnman'ı bu hakikatleri görmemekte olması bir gaflet eseridir. Fakat, Türk efkârı umumiyesinin derin infiali ve bu infiali dile getiren teşebbüsleri karşısında, hatalı hareketini tashih etmemekte olması, daha derin bir gaflettir.

Makarios belki birçok yerlerde itibar görebilir. Fakat onun dost ve mütte­fik Amerikada, Amerika politikasını hiç de ilzam etmiyecek bir şekilde ol­sa dahi, takdir ve tebcil edildiğini gösteren bir hareket, sulh cephesinin en kuvvetli, en sadık, en civanmert mü­dafileri olan Türklerin kalbinde haki­katen derin bir teessürün doğmasına sebep olur. Cihan sulhu uğrunda dövüşürken beraber ölen Türk ve Ame­rikan evlâtlarının hâtıraları bu ya­kışıksız hareketten elbet de rencide olur. Harriman bunları düşünmelidir. Susmamalıdır ve attığı yanlış adım­dan geri dönmelidir.

Türk - Yunan münasebetleri Yazan:  H. C. Yalçın 24/4/1957 tarihli (Ulus) tan:

Memleketimiz ile Yunanistan arasın­daki münasebetlere dair gazetelerde bazı havadisler görülüyor. Bazı Yu­nan kaynaklı haberler Atinada bu münasebetlerin fenalaştırılması is­tenmediğini yazıyorlar. Bazı havadis­ler ise İki hükümetin elçilerini geri alacaklarından bahsediyorlar. Hattâ, bir telgrafa göre, Yunanlılar Türk hududundaki kuvvetlerini arttırmış­lardır. Bunların hiç birine tamamen inanmamakla beraber, hiç birini de olmayacak şeyler gibi birdenbire ret ve tekzip edecek kuvveti kendimizde bulamıyoruz.

Bugün Türk - Yunan münasebetleri diplomatik ve dış şekil bakımından azçok normal görünse bile hakikatte bundan daha fenası pek olamaz, de­nilebilir. İkinci Cihan Harbinden sonra, iki memleket arasında mazi­nin üzerinden sünger geçirerek yeni zamanların icaplarına uygun bir dostluk, hattâ bir ittifak tesis etmek yolundaki teşebbüsler, söz ve hare­ketler nerede kaldı? Hepsi uçup git­ti. Yunanlılar eski ruhî halini ve his­siyatı diriltmek için ellerinden ne ge­lirse hepsini yaptılar.

Resmen, Yunanistan müttefikimiz­dir. Fakat bugün hiç kimse bu keli­meyi ciddiyetle ağzına alamaz. Sefir­ler geri çekilecekmis, havadisini kim­se gülünç olmayı göze almadan tek­zip edemez. Herşey beklenebilir bir durumda bulunuyoruz.

Son günlere gelinceye kadar, Yunan Hükümeti ufak bir çekinme ve ihti­yat eseri olarak, Kıbrıslıların dâvası­nı, kendisini değil, Kıbrıslıları ilgilen­diren bir hürriyet savaşı şeklinde gör­mek ister gibi davranıyordu. Fakat Makariosun serbest bırakılması onla­rı pek cesaretlendirdi. Ümitleri pek katileşti. Maskeyi attılar ve resmi nümayişlere  kalktılar.

Bu kendilerinin bileceği bir şeydir. Fakat biz Türklerin de bileceğimiz bir şey olmak icabeder. Yunanistan Kıb­rıs meselesinde kendisini ortaya at­tıktan ve Türk haklarını ne yaptığı­nı bilmek suretiyle açıkça çiğnedik­ten sonra Türkiyenin Yunanistan ile normal sulh münasebetlerinde bulu­nabilmesi imkânsız hale gelmiştir zannederiz.

Bu durumda, elçimizin Atina'dan ge­ri çekilmesi en basit bir başlangıç ol­mak lâzımgelir. Hükümetimiz Yunanistana ve dostlarına karşı alacağı­mız en katî ve ciddî tedbirlerde bü­tün Türk Milletini, her türlü iç ih­tilâflardan .azade bir surette kendi yanında bulmak emniyetiyle en ra­dikal tedbirleri ittihaz edebilir.

Topraklarımızda Türk vatandaşı ola­rak yaşayan Rumlara karşı samimi­yet, iyi niyet ve dostluktan başka bir hissimiz olamaz. Fakat Yunan Hükü­meti ve tebaası için kendilerinden so­rulacak hesabımız vardır. Atinada şu­rası katî olarak bilinmelidir ki bir Türk Hükümeti mevcut olduğu müd­detçe Kıbrıs üzerinde Yunan bayrağı dalga la namaz.

İngilizler adadan çekilmeye karar verdikleri zaman, Yunanlılar mı daha evvel adaya çıkarlar, yoksa adada kendilerini Türk kuvvetleri ile mi karşı karşıya bulurlar, burası pek bi­linemediği gibi, Kıbrıs'ta kimin kimi denize dökeceğini de Allah bilir. Fa­kat insanların da muhakkak surette bilmesi icabeden bîr hakikat vardır ki o da Kıbrıs dolayısiyle böyle bir mücadelenin vukua gelmesi muhak­kak olduğudur.

Lâkırdıları bir diplomat itiyadıyla ağızda evirip çevirip de karşımızda-kilerde   esassız ümitler uyandırmaktan ise olacağı açıkça anlatıp mesu­liyeti macera arayanlara bırakmak daha faydalıdır. Kıbrısda bizim gö­zümüz yok. Fakat gözleri olanlar bil­melidirler ki neticede gözlerini kay­betmek   tehlikesine  mâruzdurlar

İmparatorlukların sonu mu? Yazan:  K. Karaosraanoğlu 28/4/1957 tarihli (Ulus) tan :

İngiliz İşçi Partisi liderlerinden Mr. Bevan, bir kaç gün evvel, İstanbuldan geçerken, kendisile görüşmeğe giden gazetecilerimize: «Artık, yeryü­zünde imparatorluk diye bir şey kal­madı.» manasına gelen bir söz söy­lemiştir. İkisi garplı biri şarklı üç büyük imparatorluğa karşı istiklâl harbi yapmış olan Türk milleti bu sözün isabetine ne kadar inanmak is­terdi! Lâkin, maalesef «Gölge Kabi­nenin Dışişleri Bakanı» Ortadoğu sul­hu ve Kıbrıs meselesi hakkındaki gö­rüşlerinde olduğu gibi imparatorluk­lar bahsinde de yanılmıştır.

Mr. Bevan, imparatorluklar kalktı ve­ya kalkıyor derken, mutlaka yalnız kendi memleketi İngiltereyi düşün­müş, veyahut, belki de «imparator­luk» anlamında, bizim anlayışımızdan başka bir kanaate sapmış olacaktır. Yoksa imparatorluk diye bir şey kal­madığına dair açıkladığı görüşünün doğruluğunu ispat için ileri sürdüğü misaller arasında Rusya'yı da zikre­derken, hiç değilse bu ülkenin, dim­dik ayakta duran ve gittikçe serilip serpilen sallı soplu bir imparatorluk olduğunu hatırlaması lâzım gelirdi. Hem öyle bir imparatorluk ki, ne es­ki Roma İmparatorluğu gibi sadece askerî ve idarî, ne de dünkü İngiliz İmparatorluğu gibi yalnız ticarî ve sömürgecidir, bütün bu vasıflarla be­raber ayni zamanda «imhacılık» vas­fını da taşımaktadır. Hâkimiyeti al­tına aldığı milletlerin yalnız iktisadî bünyesini kemirmekle kalmaz, yalnız kölelik hizmetleri ve emekleri ile ye­tinmez; onları, soylarını, döllerini tüketesiye yok etmesini de bilir ve bazen şu veya bubahane ile bir anda

çiğneyip yuttuğu da olur. Altmış, yet­miş milyonluk hâlis Rus camiası bu suretle beslenip şişmanlamış ve bu­günkü ikiyüz otuz milyonluk koca­man Sovyet Rusya milleti haline gel­miştir.

Bizi, doğrudan doğruya ilgilendirme­diği için, burada, bahsetmeğe lüzum görmediğimiz Ukrayna ve Baltik böl­geleri halkını bir yana bırakıyoruz ve Çarlık devrinin bu husustaki mu­hasebesini yapmayı zait buluyoruz. Belli ki, Mr. Bevan ne eski, ne yeni Rusya tarihini okumuştur. Fakat, acaba, Kırım, Kafkasya, Türkistan, Kazan ve Kalmuk Türklerinin, şu son 10 yıl zarfında nasıl bir «Extermination imha» felâketine uğradıklarını ve nasıl eriyip gittiklerini hiç işitmemiş midir?

Anlaşılan, hayır! Mr. Bevan, bunu is­teseydi de, belki, kulaklarına inanma­yacaktı. Zira,' Mr. Bevan, ne de olsa, samimî bir sosyalisttir; zira, Mr. Be­van, ne de olsa medenî bir adamdır. Sosyalistlik ve medenilik iddiasında bulunan bir insan camiasında böyle bir facianın hüküm sürebileceğine ih­timal veremezdi. O, Sovyet Rusyayi, bundan dolayıdır ki, bir Ortaçağ im­paratorluğu değil, İngiliz modeli üze­rine biçilmiş bir «Comman Wealth» addediyor ve imparatorluklar, kalktı diyor ve bunu söylerken yeryüzünde Sovyet Rusya'dan başka daha bir ta­kım imparatorlukların kurulmakta olduğunu göremiyor.

Türk - Afları tebliği Yazan : A. Ş. Esmer

27/4/1957 tarihli  (Ulus)  tan:

Afgan liderlerinin memleketimizi zi­yaretleri sırasında Türk Devlet adamları ile yapılan görüşmelerden sonra bir tebliğ neşredilmiştir. Tebliğ üç maddeden ibarettir: 1 - Hürriyet ve adalet prensiplerine dayanan bir sul­hun gerçekleşmesi için iki devlet Birleşmiş Milletler anayasasının çerçe­vesi içinde gayret sarf edeceklerdir. 2 - İki memleketten her birinin maddî ve manevî gelişmesi ötekinin ilgisini teşkil ettiğinden, Türkiye ve Afga­nistan bu gayeye matuf işbirliğinde devam edeceklerdir. 3 - İki devlet arasındaki temasların daha da sık­laştırılması   arzu   edilmektedir.

Görülüyor ki tebliğin ifadesi bir ta­kım jeneralitelerden ileri gitmemek­te ve gerek Türkiye, gerek Afganistanı yakından ilgilendiren meselele­rin hiç birine temas etmemektedir. Afgan liderleri hakkında gösterilen sıcak kabul ile tebliğin resmî ifadesi bir tezad halindedir. Bu, demek değildir ki, Türkiyeyi Afganistandan ayıran herhangi anlaşmazlık vardır.

Millî mücadele içinde münasebet kur­duğumuz zamandan beri, Afganistanla münasebetlerimiz samimi olmuştur ve bugün de samimî olmakta devam ediyor. Fakat bugünkü soğuk harp için de iki devlet, kendi emniyet ve menfaatlerini ayrı cephelerde ara­mışlardır.Türkiye Batılılar cephesi­nin bir uzvudur. NATO ve Bağdad paktının üyesidir. Afganistan ise, Ba­tı ile Doğu arasındaki mücadelede ta­rafsız kalmayı kendi menfaatlerine daha uygun görmekte,hatta Bağdad paktına karşı vaziyet almaktadır.

Ondokuzuncu yüzyıl boyunca, iki bü­yük kuvvet arasına sıkışmış olan Af­ganistan, gene bugünküne benzer bir politika takip etmiş, kâh İngilte­re, kâh Rusyaya meylederek, bu sa­yede hem bağımsızlığım korumuş, hem de her iki taraftan fayda gör­müştü. Ondokuzuncu yüzyıldaki İngi­liz _ Rus rekabeti Afganistan için el­verişli olmuştur. İki büyük devlet 1907 yılında anlaşınca Afganistan az kaldı bağımsızlığından mahrum kalı­yordu. Kuzeyde Rusya büyük bir kuvvet olmaktan çıkıp 1919 ile 1921 yılları arasında da Afganistan, gü­neyden gelen İngiliz baskısına maruz kalmış ve rahatsız olmuştur.

Güneyde İngiliz kuvveti ikinci harp­ten sonra kalkmıştır. Fakat onun ye­rine Amerikan kuvveti geçmektedir. Rus - Amerikan rekabeti Afganistana alışmış olduğu muvazene havası için­de yaşamak fırsatını vermiştir. Gele­neksel muvazene politikasını takip eden Kabil Hükümeti her iki taraf­tan da yardım görmektedir.

Sovyetler Afganistanı kendilerine bağlamak için büyük gayretler sarfetmektedirler. Kruşçef ve Bulganin Kabili ziyaret etmişler ve Afganistana yüz milyon dolarlık bir kredi ver­mişlerdir. Amerika da Afganistanı kazanmak için gayret sarfediyor. Gerçi Davut Han idaresinde Afganis­tan azıcık daha Moskovaya meylet­miştir. Fakat Afganistanın geleneksel muvazene politikasından ayrılması beklenemez.

İngilterenin Hindistanda çekilmesinden sonra. Afganistan, Pakistan: za­yıf gördüğünden Pakistam ele geçir­meye çalışmıştır. Bu sebepledir ki, Pakistanın dahil bulunduğu Bağdad paktını beğenmemektedir. Halbuki ne Pakistan ne de Afganistanın kendisi mütecanis millî devletlerdir. Patunistan denilen memleketin Afganistanı ilhakı, Batı Pakistanın tasfiyesine varacağından mümkün değildir. Öte yandan, denize iktisadi bir mahreç vermek suretile Afganistan'ın tatmin edilmesi çareleri aranabilir. Zira mevcut şartlar altında Afganistan Pakis­tanm ağır iktisadî baskısı altında ka­labilir. Nitekim bir kaç yıl önce bir ihtilâf yüzünden Pakistan Afganistana  deniz yollarını kapamıştı.

Amerika hükümeti Türkleri km-vor!

Yazan :  Peyami Safa

30/4/1957 tarihli (Milliyet) den:

Türkiyeden Harrimana iki buçuk mil­yon protesto ve tel'in telgrafı çekil­miş. Birleşik Amerikanın Atina Bü­yük Elçisi Ailen, New-York Valisinin davetini gölgede bırakan bir hare­kette bulundu. Atmada çıkan akşam gazetelerine göre, Amerikan Büyük Elçisi Makarios'u bir öğle ziyafetine çağırmış ve yemekten sonra onunla uzun zaman konuşmuş.

Harriman sâdece bir validir. Birleşik Amerikanın dış politikasını temsil et­mez. Fakat bir Büyük Elçi bir devle­tin yabancı bir memlekette tam tem­silcisidir. Makarios'u davet eden New-York Va­lisine karşı Türk milletinin duyduğu büyük teessürü Amerika resmî sözcü­leri şöyle cevaplandırmışlardı: Har­riman Amerika Devletini temsil et­mez.

Aynı sözcüler Ailen için ne buyura­caklar?

Amerikanın Atina Büyük Elçisi, Harriman'm bu şuursuzluğuna daha bü­yük ölçüde iştirak etmiştir: Papaz: Elçilik binasına çağırıp ona ziyafet çekmiş, hiç bir resmî ve siyasî sıfatı olmayan bir maceraperestle Kıbrıs meselesini uzun uzadıya konuşmak gafletini göstermiştir. Fakat bu gay-leti gösteren Amerika Büyük Elçisi değil, ona bu emri ve selâhiyeti veren Amerika Devletidir. Türk milletini kırmaktan hiçbir şey kazanmayaca­ğını, bilâkis pek çok şey kaybedece­ğini düşünmekten âciz kalacak kadar, Orta-Doğu politikasında hatâ üstüne hatâ işleyen Amerika Devleti.

Batı Almanyada çıkan akşam gaze­tesi «Der Tag» m İstanbul muhabiri Franz Kautschnik, Kıbrıs hakkındaki uzun yazısında, Makariosun serbest bırakılmasının Türkiyedeki Amerikan prestijini çok sarstığını izah etmiştir. Alman muharriri bu makalesini ya­zarken, ne Harriman henüz Makarios'u davet etmiş, ne de Atinaaaki Amerikan Büyük Elçisi kaatil papa­za  ziyafet  çekmişti.

Bu hâdiseden, bilhassa ikincisinden sonra, Türkiyedeki Amerikan dostlu­ğu can çekişme safhasına girmiştir.

Gafil Amerika hariciyesinin ve Atinadaki Büyük Elçisinin bu hareketin­den sonra, Türk kalbinin Amerika Hükümetine karşı kırgınlığı nefret derecesine varmak istidadındadır. Bunun da hangi düşman ve büyük devleti sevindireceğini düşünmekten âciz kalacak derecede çocuklaşan sayın Eisenhower ve hükümetinin Ortadoğuda kırdığı potların kollek-siyonu tamamlanmış oluyor.

Bu gafını tamir  etmediği taktirde Türk milletini kaybedeceği muhak­kak olan Birleşik Amerikanın Orta-doğuda karşılaşacağı fena sürprizle­re hudut çizilemez. Bu küçük görüş­lü büyük dosttan beklediğimiz hare­ket sudur: Türk milletinin kalbini yoklasın ve Kıbrıs ona tastamam ia­de edilmediği takdirde, herhangi bir Yunan müdafaası veya savsaklama politikasının Türkiyede, Ortadoğuda ve dünyada nasıl bir kıyamet kopa­racağını anlamakta geç kalmasın.

OLAYLARIN TAKVİMİ

2 Nisan 1957

 Birleşmiş Milletler Kurulu (New-Yorki ;

Birleşmiş Milletler Kurulu Genel Sek reteri Dag Hammarskjoeld, dün gece, tertip ettiği basın toplantısı sırasında son Kahire seyahati hakkında izahat vermiştir.

Genel sekreter Kahire temasları ne­ticesinde şu neticelerin istihsal edil­miş  olduğunu  bildirmiştir:

 Mısır hükümeti Gazze halkına ve bu bölgede yaşayan Filistin mülteci­lerine hudud hâdiselerinin ve İsraile karşı girişilen baskın    hareketlerinin aleyhinde bulunduğunu    şiddetli    bir lisanla  bildirmiştir.     Mısır,     bundan sonra  da, her fırsatta, bu    görüşünü teyid edecektir.

 Birleşmiş Milletler Kurulu inzi­bat kuvvetleri, gayrı mes'ul şahıslar tarafından  İsrail  topraklarına karşı yapılmak  istenilen  baskın  hareketle­rini  önlemek  hususunda     Mısır ma­kamlarına yardım edeceklerdir.

Genel Sekreter bu hususta Mısır ma­kamları ile arasında tam bir anlaş­ma meydana gelmiş olduğunu bil­dirmiştir.

3 Nisan 1957

 Londra :

Birleşmiş Milletler silahsızlanma ko­misyonuna katılan bir delege Sovyet­ler Birliği temsilcisinin, atom silâhla­rı denemelerinin tahdid edilmesine dair ileri sürülen bir Batı teklifinin aleyhinde bulunduğunu  söylemiştir.

Batı teklifinde denemelerin yapılaca­ğının daha evvelden Birleşmiş Milletlere bildirilmesi ve denemelerin ya­bancı müşahidler tarafından takibine müsade edilmesi istenmekte idi. Dün­kü içtima sırasında Sovyetler Birliği delegesi Valerian Zorin, hükümetinin bu teklif hususunda ne düşündüğünü açıklamaya davet edilmişti.

Bugünkü celsede söz alan Sovyet de­legesi Valerian Zorin, Batı teklifini topyekün reddetmemiş, fakat aley­hinde bulunmuştur.

4 Nisan 1957

 New-York :

Birleşmiş Milletler Kurulu Genel Sek­reterliği mali müşaviri John Mccloy, Mısıra yaptığı ziyaretten dün gece, New-Yorka avdet etmiştir.

Hava alanında gazetecilere beyanatta bulunan malî müşavir Mısırda kaldı­ğı müddet zarfında gerek Mısır Rei­sicumhuru Cemal Adeünnâsır ve ge­rek Mısır devlet adamları ile, Süveyş kanalının temizleme masraflarını karşılamak üzere avans tediyede bu­lunmuş olan devletlerin bu parayı ne şekilde tahsil edebilecekleri mes'ele-sini gözden geçirmiş olduğunu bildir­miştir.

Mccloy, General Wheeler tarafından büyük bir başarı ile neticelendirilmiş olan temizleme işinin on beş milyon dolara  mal  olduğunu  sözlerine  ilâve

etmiştir.

Birleşmiş Milletler Kurulu Genel Sek­reterliği Malî Müşaviri temizleme için avans tediyede bulunmuş olan dev­letlerin bu paralarını tahsil edebil­meleri için kanaldan geçiş rüsumuna bir miktar zam .yapılması konusunun da gözden geçirilmiş olduğunu, bu­nun çok hafif olacağını, kimseye zarar vermemekle beraber tahsilatın bir yılda, mümkün olabileceğini, an­cak, bu hususda henüz bir karara va­rılmadığını açıklamıştır.

 Birleşmiş Milletler :

Genel Sekreter Hammerskjold 12 Ka­sımdan beri ilk defa bir basın toplantısı yaparak izahat vermiştir.

Hamraerskjold bu toplantısına Bir­leşmiş Milletler kuvvetinden bahse­derek başlamış ve şöyle demiştir:

«Birleşmiş Milletler polisini lüzumsuz kılacak hakikî bir vaziyet çıkmadan bu kuvvetin dağılması hakikaten üzücü bir hâdise olurdu. Polis kuvve­ti kendisine genel kurulca verilen va­zifeleri yapmakta devam etmeli ve işi tamamıyla sona ermedikçe dağılma­malıdır.

Mısır'ın kanalı işletme teklifleri hak­kında ise genel sekreter şunu söyle­miştir :

«Mısır teklifleri, gerçi güvenlik kon­seyinin altı prensibi üzerine bina edilmemişse de bunları "büsbütün reddet­memiştir. Başkan Eisenhower'in Mı­sır hiçbir devletin gemisine kanalı kapamayacaktır şeklindeki ifade ve temennisi faydalı bir şeydir. Bunun aksi bir faraziyede saplanıp kalmak doğru değildir.»

Hammerskjold, Kahire ziyaretinden sonra İsrail'e davet edilmeyişi hak­kında çıkarılan söylentilere de cevap vererek «bazıları benim hesabıma lü­zumsuz hassasiyet gösteriyorlar. Hal­buki İsrail'le aramızda iyi ve sağlam temellere dayanan münasebetler var­dır» demiştir.

Genel sekreter genel kurulun toplan­masına lüzum olmadığını ayrıca Ma­caristan hâdiselerini tahkikle vazife­li komisyonun muhtemelen bu ay so­nunda raporunu vereceğini» sözlerine ilâve ettikten sonra basın toplantısı­na nihayet vermiştir.

5 Nisan 1957

 Paris :

Birleşmiş    Milletler    Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld'un dünkü basın konferansı bugünkü Paris gazetele­rinde şiddetli hücumlara mcruz kal­mıştır.

Sağcı mutedil Figaro bu mevzu ile alâkalı olarak şunları yazmaktadır:

«Albay Nasır Birleşmiş Milletler pren­siplerini ayaklar altında çiğniyor, gü­ya aracılık yapan zat bununla iftihar etsin. Bu meşhur hukukçu, galibi adalet ve tarafsızlık prensipleri ile alâkası bile olmayan emirlere itaat etmektedir.»

Sağcı radikal L'aurore'a göre, «Genel sekreter sanki Mısır diktatörünün temsilcisi yahut da avukatı imiş gi­bi konuşmuştur. Birleşmiş Milletlerin genel sekreteri, taraflardan birinin, hem de kötü niyet taşıyanın hara­retli müdafii kesilirse, Batılıların ne yapacaklarım şaşırmaları pek tabiî­dir.»

Sosyalist «Franc Tireur», «Birleşmiş Milletlerin altı prensibinin artık adı bile geçmediği halde, Hammarskjoel dun Mısır'ın hareket tarzını halâ ce­saret verici telâkki etmesine» dikkati çekmektedir.

Sosyalist partinin organı olan «Le Populaıre» «Nasırın daha ne ümid et­tiğini sormakta ve Hammarskjoeld'un acaip tavrının, Mısır tezini destekle­diği hissini uyandırdığını belirtmek­tedir.

Buna mukabil, komünist basın Ham­marskjoeld'un, «Mısırın teklifleri Bir­leşmiş Milletler kararlarına aykırı de­ğildir» şeklindeki sözlerini naklet­mektedir.

8 Nisan 1957

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

İsrailin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Abba Eban, Güvenlik Konseyi başkanına gönderdiği bir mektupta, 10 ilâ 27 Mart tarihleri arasında Gazze kesiminden İsrail topraklarına 19 tecavüz vukua geldi­ğini bildirmiştir.

Eban, hükümetinin bu hâdiselerden büyük bir endişe duyduğunu belirt­tikten sonra şunları ilâve etmiştir;

«Tecrübe, gayesi hırsızlık olan ve ilk bakışta basit görünen hâdiselerin, ciddî hâdiselere başlangıç teşkil etti­ğini göstermiştir.»

10 Nisan 1957

 Londra :

Birleşmiş Milletler silâhsızlanma tâli komisyonu bugün yüzüncü celsesini aktetmiştir. Tâli komisyon dört sene­den beri çalışmalarına devam etmek­tedir.

11  Nisan   1957

(New-

 Birleşmiş Milletler Kurulu York) :

«American Jewish Committe» adlı Amerikalı Museviler Birliğinin ellinci yılının tesidi dolayısı ile verilen ye­mekte söz alan Birleşmiş Milletler Kurulu Genel Sekreteri Dag Hammarskjceld, «bir prensip için fedakâr­lıkta bulunmağı göze alan kimseler bu prensibin herkes tarafından tatbik edilmesinden ve yürürlükte tutulma­sından sonra bundan ilk faydalanan­lardandır» demiştir.

İsrail kuvvetlerinin Akebe körfezi ve Sina yarımadasını tahliye etmeleri konusuna temas eden genel sekreter şöyle demiştir:

«Bu çekilme hürriyetlerimizi tahdid eden, fakat, buna mukabil varlığımı­zı koruyan milletlerarası hukuk prensipleri adına yapılmıştır.»

Genel sekreter bundan sonra, insan haklarına riayet edilmesinin ancak barış sayesinde meydana gelebilece­ğini ve her hükümetin tek vazifesi­nin vatandaşların emniyetini koru­mak ve onları endişeden kurtarma çarelerini aramak olduğunu belirterek sözlerini bitirmiştir.

12- Nisan 1957

 Birleşmiş  Milletler   (New-Yorkl :

İsrail Büyük Elçisi Ebba Eban bugün Genel Sekreter Dag Hammarskjold'la görüşmüştür.

İki resmî şahsiyet arasında Hammerskpold'un Kahire ziyaretinden sonra, yapılan bu ikinci toplantıda Mısır'ın «muhasemat hakları» iddiası ve Akabe körfezi meselesi bahis konu­su edilmiştir.

Eban bu görüşmeyi müteakip yaptı­ğı beyanatta şöyle demiştir:

«Genel sekretere Mısırın muhasemat hakkı iddiasının bütün meselenin kö­kü olduğunu izah ettim. Nasır bu id­diadan vazgeçip geçmediği hakkın­daki suale halâ cevap vermemiştir.

Akabe meselesine gelince bu körfezi Ellat limanından istifade etmek için bütün milletlerle birlikte biz de kul­lanacağız.»

 Birleşmiş Milletler :

Bir Birleşmiş Milletler sözcüsü yaptı­ğı açıklamada polis kuvvetinin Gazzele bulunmasıyla ilgili olarak Mısır bazı tavizler verildiği yolundaki ha­berleri yalanlamıştır.

Bahis mevzuu haberlerde Birleşmiş Milletler Kuvveti mensuplarının ya­nında, icabında ateş etme selâhiyeti olan Filistinli Arap polislerin verile­ceği iddia olunmaktaydı. Birleşmiş Milletler askerlerine öldürme müsaa­desi verilmediğinden, bu suretle po­lis kuvveti sadece İsraillilerin aley­hinde çalışan bir Mısır hudut muha­faza teşkilâtı haline gelecekti.

Birleşmiş Milletler sözcüsü bu mevzudaki şayiaları reddettikten sonra aşa­ğıdaki izahatı da vermiştir:

«Genel kurulun 2 Şubat tarihli karar suretinde polis kuvvetinin mütareke hattında vazife görmesi derpiş olun­maktadır. Bu ifade birçok devletlerce, kuvvetin mütareke hattının iki tara­fında da yer alacağı şeklinde anlaşılı­yor.  İsrail henüz kesin red cevabınıvermemiştir. Birleşmiş Milletler polis kuvveti ile ilgili nihaî anlaşma an­cak İsraiîden kat'i cevap alındıktan sonra yapılacaktır.

 Londra : ■    ..

Bugün atom sahasında silâhsızlanma mevzuunda tetkike başlıyan Birleş­miş Milletler tâli silâhsızlanma ko­mitesinde Amerikan delegesi Stas-sen, atom malzemesi imalâtını kont­rol ve teftişe tâbi tutmak maksadiy-le şu teklifi sunmuştur:

 1 Eylül 1957'de talî komitesi üye­
si beş memleket teknisyenlerinin   bir
toplantı yaparak, atom malzemesinin
imalini kontrol maksadiyle bir teftiş
sistemi tespit    etmeleri ve bu    atom
malzemelerinin  münhasıran     barışçı
gayelerde kullanılmasını temin     için
plânlar hazırlamaları.

 Tsbit olunacak teftiş sisteminin
1 Mart 1958'de veya anlaşmanın tas­
dikinden hemen sonra tatbiki.

-    Birleşmiş Milletler :

Macar hükümetinin Birleşmiş Millet­ler nezdindeki temsilcisi Peter Moü bugün genel sekreter Dag Mammarsk-jold'u ziyaret ederek kendisine istedi-, ği zaman Macaristam ziyaret edebile­ceğini bildirmiştir.

Bu hususta Macar delegaseyonu ta­rafından bir de tebliğ yaymlanrmşır.

Bu tebliğde Macar hükümetinin genel sekreteri esasen geçen ilkbaharda (ihtilâlden önceı davet etmiş olduğu belirtilmektedir.

- Birleşmiş Milletler   (New-York) :

Birleşmiş Milletler Teşkilatındaki Su­udi Arabistan temsilcisi bugün teşki­lât genel sekreterine .bir muhtıra tev­di ederek Akabe körfezi sularının her milletin gemilerine açık bir deniz te­lâkki edilemiyeceğini ve bu körfez su­larına milletlerarası bir mahiyet bah­setmek için girişilecek her türlü te­şebbüsün Suudi Arabistan'ın hüküm­ranlığım ihlâl edeceğini ve toprak bütünlüğünü tehlikeye düşüreceğini belirtmiştir.

13 Nisan 1957

 Birleşmiş Milletler Kurulu :

New-York Heraîd Tribüne gazetesine bir makale yazarak Birleşmiş Mil­letler Kurulu Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld'ü Cemal Abdünnasır ile anlaşarak Birleşmiş Milletler Kurulu inzibat kuvvetlerini Mısır hesa­bına bir hudut bekçisi haline getirmekle itham eden Josepîa Alsop'un makalesi hakkında bir basm toplan­tısı yapan Birleşmiş Milletler Kurulu genel sekreterliği sözcüsü, «Birleşmiş Milletler Kurulu Mısıra hiç bir taviz­de bulunmamıştır» demiştir.

Sbzcü bundan sonra sözlerine devam ederek, «Alsop'un bahis konusu ettiği pazarlık, her halde, geçenlerde Bir­leşmiş Milletler Kurulu inzibat kuv­vetlerini idare ile görevlendirilmiş olan komite tarafından da tasvip edi­lerek alâkalı devletlere bildirilmiş olan ve kuvvetlerin vazifelerini kolaylaş­tırmak üzere alınmış bulunan karar­lardan başka bir şey değildir. Bu tedbirlerin Birleşmiş Milletler Kuru­lu İnzibat Kuvvetleri Başkumandanı General Burns tarafından Mısır hü­kümetine teklif edildiği ve bunun da kabul edilmiş olduğu malûmdur.»

Sözcü bundan sonra Birleşik Millet­ler Kurulu İnzibat Kuvvetlerinin va­zifeleri konusuna temasla, «bu kuv­vetler vazifelerini, İsrail topraklarında da muayyen bir bölgeye yerleşti­rildikleri taktirde bihakkın ifa ede­ceklerdir. Genel kurul da bunu bu şekilde temenni etmiştir» diyerek sözlerini bitirmiştir.

 Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulundaki Sov­yetler Birliği daimi temsilcisi Arkadi Sobolef, dün akşam, genel sekreterli­ğe, esaretin ilgası hakkındaki millet­lerarası anlaşmanın Sovyetler Birliği yüksek şurası tarafından tasdik edil­miş olduğunu belirten vesikayı tevdi etmiştir.

1926 Cenevre anlaşmasının tadilinden başka bir şey olmayan bu yeni mu­kavele esir ticaretinin men'i ve bununla mücadele hükümlerini ihtiva etmekte olup 7 Eylül tarihinde Birleş­miş Milletler Kurulu tarafından ter­tiplenen bir konferans sırasında ka­bul edilmişti.

15 Nisan 1957

 Birleşmiş Milletler :

Asya - Afrika gurubuna dahil mem­leketler müştereken Genel Sekreterli­ğe sundukları bir muhtırada Fransa tarafından Cezayirde girişilen siste­matik tazyik ve şiddet hareketlerinin Cezair meselesinin hallini iyice çık­maca  soktuğunu  bildirmişlerdir.

18 Nisan 1957

Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Komünist Çin ve Kuzey Kore'ye bazı strajetik maddelerin ihracı hakkında vazedilen yasak, Birleşmdiş Milletler üyelerinden bir kısmının yasak liste-sSni tâdil hususundaki arzuları üze­rine yeniden bahis konusu olmakta­dır. Genel kurulun 195İ'de . tavsiye şeklinde vazetmiş olduğu bu yasağa 45 memleket riayet etmiş bulunuyor­du.Şimdi İngiltere, Japonya ve diğer bazı memleketlerin Komünist Çin ve Kuzey Kore ile ticaretlerini arttırma­ğa karar vermiş olmaları üzerine, lis­tenin yeniden gözden geçirilmesi lü­zumu hasıl olmaktadır. İngiltere ve Amerika hükümet başkanlarının Ber­muda konferansında da bahis konu­su ettikleri bu meselenin şimdi bey­nelmilel ölçüde istişare konusu olması ihtimali vardır.

Hatırlarda olduğu gibi Komünist Çin ve Kuzey Korenin Birleşmiş Milletler tarafından mütecaviz ilân edilmeleri üzerine böyle bir ambargo konmuştu.

 Londra:

Silâhsızlanma tali komitesinin bu­günkü çalışmaları sırasında Sovyet delegei Zorin'in karadan ve havadan teftiş meselesi üzerinde hükümetinin görüşlerini son defa Amerika delegeli Stassen'in yaptığı tekliflere daya­narak izah edeceği anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi Birleşik Amerika dele­gesi dün mahfil silâhsızlanma anlaş­malarına nezaret edecek bir kontrol teşkilâtı hakkında izahat vermiş ve aynı zamanda daha geniş bir sisteme başlangıç olmak üzere havadan tef­tişin mahdut bir şeklini kabul ile Sovyet itirazlarının karşılanmasına yardıma hazır olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Harold Stassen umumî bir silâhsız­lanma anlaşmasının halen üzerinde anlaşmaya varılmış olan cepheleri­nin tatbikini sağlamak üzere Birleş­miş Milletler çerçevesi dahilinde üç kısımlık bir murakabe teşkilâtını öne sürmüştür.

 Silahsızllanması komitesinin beş üyesinden (daimî üye) ve   ayrıca dokuz üyeden müteşekkil bir kontrol heyetinin teşkili,

 Anlaşmayı imza eden ve muvak­kat üyeleri seçeceklerden   müteşekkil bir üyeler konferansı akdi,

 Kontrol heyeti tarafından tayin edilecek  bir   umum   müdürün   idare­sinde çalışacak bir servisin kurulma­sı,

Servis teftiş programına nezaret ede­cek ve müdür, kontrol heyetine karşı mesul   olacaktır.

19 Nisan 1957

Birleşmiş Milletler Kurulu (New-York) :   

Japon başvekilinin özel temsilcisi olan ve bundan bir müddet önce hid­rojen bombası denemelerine girişilmemesini İngiltereden istirham et­miş bulunan Masatoşi Maçuşita, dün akşam, Birleşmiş "Milletler Kurulu Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld'ü ziyaret ederek kendisine atom bom­bası denemeleri hakkındaki hüküme­tinin   görüşünü  bildirmiştir.

Özel temsilcinin bildirdiğine göre, Japon hükümeti Birleşmiş Milletler Ku­rulu umumî heyetine müracaat ederek, Genel Kurulun La Haye adalet divanından, denizlerin atom ve hid­rojen bombası denemeleri için ser­best olup olmadığı hakkında bir ka­rar vermesi hususunda tavassutta bu­lunmasını talep edeceğini bildirmiş­tir.

 Belgrat :

Birleşmiş Milletler silâhsızlanma ko­misyonu tâli komitesine Yugoslav hükümeti taralından son günlerde tevdi edilmiş olan bir muhtıranın metni yayınlanmış bulunmaktadır. Bu muhtırada silâhsızlanma çalışmaları­nın ilerlemesi için Hindistanm hem komisyona, hem de Londrada çalış­malarına devam etmekte olan tâli ko­miteye alınması teklif edilmektedir.

Diğer taraftan, Yugoslav hükümeti, atom denemelerinin, geçici olarak bi­le durdurulması zaruretinin mevcut olduğuna işaret etmekte ve 10 Hazi­ran 1956 tarihli karar suretinin hü­kümlerine bağlı kaldığını ilâve et­mektedir. Bahis konusu karar sure­tinde tâli komite üyelerine şu husus­lar tavsiye edilmekteydi:

 Umumî  silâhsızlanma  hakkında bir anlaşmaya varılması için gayret­lerine devam etme,

 Silühsızlanma yolunda alınacak ilk  tedbirler  üzerinde  bir  anlaşmaya  varılması için gayret sarfetme,

Muhtırada bu iki noktanın bugünkü şartlar altında da silâhsızlanma sa­hasında askıda kalmış olan bütün meselelerin halli için esaslı bir yol teşkil ettiğine işaret edilmektedir.


 

Mamafih Stassen, silahsızlanma mev­zuunda ciddî bir ilerleme kaydedile-bilmesi için halli gereken bir çok me­selelerin baştan ele alınması gerekti­ğini de belirtmiştir.

Silâhsızlanma tâli komisyonu 18 Mart tarihinden beri Londrada çalışmala­rına devam etmektedir. Komisyona Birleşik Amerika, Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa ve Kanada temsil­cileri katılmaktadır. Paskalya tatili münasebeti ile müzakerelere birkaç gün ara verilmiş bulunulmaktadır. Stassen konferanstan ümitvar mı, ycksa kötümser mi olduğu hususun­daki bir suali cevaplandırmak iste­memiştir.

Diğer taraftan Amerikalı bazı resmî şahsiyetler, silâhsızlanmaya başlan­masını Sovyetler Birliğinin arzu etti­ğine inanmak için bazı cesaret veri­ci emarelerin mevcut olduğunu söyle­mektedirler.

Harold Stassen, silahsızlanma çalış­maları hakkında Duîles'a bir rapor vereceğini ve Salı günü tekrar Londraya döneceğini söylemiştir. Komis­yon Çarşamba günü çalışmalarına de vam edecektir. Silâhsızlanma komis­yonu gündeminde şu yedi madde mevcuttur: Atom denemeleri, klâsik silâhların terki, atom silâhlarının ter ki, milletlerarası kontrol teşkilâtı, gü­dümlü mermiler ve roketler, silâhlan­manın tahdit edildiği bölgeler, diğer meseleler.

Stassen hali hazırda milletler arası kontrol teşkilâtı üzerinde durulduğu­nu söylemiştir.

20 Nisan 1957

 Washington :

Londrada çalışmakta olan Birleşmiş Milletler silâhsızlanma tâli komisyo­nundaki Birleşik Amerika temsilcisi Harold Stassen, bu komisyon çalış­malarında Birleşik Amerika ve Rusyanın «en ciddî» safhada bulunduk­larını, 11 seneden beri müzakerelerde bu derecede ciddi bir devreye varıl­madığını söylemiştir.

21 Nisan 1957

 Washington :

Başkan Eisenhower'in silâhsızlanma meseleleri ile ilgili müşaviri Harold Stassen ve Hariciye Vekili John Foster Dullesin dün yapmış oldukları olağanüstü toplantıyı müteakip, Hâ­riciye Vekâleti tarafından neşredilen resmî tebliğde, «Londra'da ümit ve­rici bir şekilde cereyan eden müzakereler, silâhsızlanma anlaşmasının temini hususunda ciddî gayretlerin de­vamını lüzumlu kılmaktadır» denil­mektedir.

Tebliğde, Stassen'in paskalya tatilin­den istifade ederek, Londra'da cere­yan eden silâhsızlanma müzakereleri üzerinde izahat vermek ve fikir al­mak üzere Washingtona geldiği kay­dedilmektedir.

Amerikan atom enerjisi komisyonu reisi Lewis Strauss ve gizli istihbarat ajansı reisi Ailen Dulles'm da hazır bulunduğu dünkü toplantıda şu me­seleler   üzerinde   durulmuştur:

1  Hava ve karada güvenilir bir kontrol sistemi kabul edilmek şartı ile silâhların ve silâhlı birliklerin azaltılması,

3  Muayyen bir tarihten itibaren atom silâhları imâline yarayan mad­deler istihsalinin durdurulması husu­sunda Amerikan teklifi,

3  Doğu ve Batı blokları arasında silâhlar ve askerî sırların teatisi.

23 Nisan 1957

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail delegesinin yardımcısı güvenlik kon­seyi başkanına bir mektup göndere­rek 7 ilâ 18 Nisan tarihleri arasında Gazze bölgesinden gelen şahısların yedi defa İsrail topraklarına tecavüz­de bulunduklarını ve bu hâdiselerin İsrail hükümeti için büyük bir endi­şe doğurduğunu bildirmiştir.

Aynı mektupta bu hâdiseler sırasında mütecavizlerden birinin öldürüldüğü ikisinin yaralandığı, üçünün de esir edildiği, bir yol üzerine mayın yer­leştirildiği ve bir grubun da sulama borularını çalmaya teşebbüs ettiği beyan olunmaktadır.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Polis Kuvvetleri Kumandanı General Burns, Gazze hu­dudunu teyid etmiştir.


 

Birleşmiş Milletler devriyesi, İsrail'­den muhacirlere benzeyen bir kafi­lenin hududa yaklaşmakta olduğunu görerek dur emri vermiş, fakat bu emir ateşle karşılanmıştır.

Ateş iade edilince hüviyeti meçhul şa­hıslar doğu istikametinde kaçmışlar­dır.

24 Nisan 1957

Birleşmiş Milletler  (NewYork) :

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, İsrail ile Suriye arasında askerlikten tecrit edilmiş olan köprü inşaatının durdu­rulmasını istemek üzere Suriyenin yaptığı müracaat reddetmiştir. Suriye bu köprünün stratejik ve askerî bir kıymeti haiz olabileceğini ileri sür­müştü. Mahallinde tahkikat yapan bir Birleşmiş Milletler Komitesi «köprü civarında askerî tahkimat yapılma­dığını, köprünün Arap topraklarında inşa edilmediğini ve Euriyeli siville­rin menfaatlerini haleldar etmediği» neticesine vararak Suriyenin talebi­nin reddine karar vermiştir.

25 Nisan 1957

 Cenevre :

Birleşmiş Milletler Kurulu insan hak­ları komisyonunun, dün akşam yap­tığı toplantı sırasında söz alan Sey­lân temsilcisi on dokuz Asya ve Af­rika devleti adına, «Fransa'nın Ceza­yir'de gayrı insanî bir politika güttü­ğünü ve bu meselenin behemehal, genel kurul müzakereleri arasına alın ması» gerektiğini bildirmiştir.

Bundan sonra söz alan İran temsil­cisi de, Cezayirde Fransızlar tarafın­dan girişilen kitle halindeki tenkil hareketinin insan hakları beyanna­mesi ile tezad teşkil ettiğini ve bu­nun durdurulması için komisyonun nüfuzunu kullanması gerektiğini söy­lemiştir.

Bundan sonra söz alan Fransız tem­silcisi, insan hakları komisyonunun bu konuyu müzakereye selâhiyeti olmini hususunda ciddî gayretlerin de­vamını lüzumlu kılmaktadır» denil­mektedir.

Tebliğde, Stassen'in paskalya tatilin­den istifade ederek, Londra'da cere­yan eden silâhsızlanma müzakereleri üzerinde izahat vermek ve fikir al­mak üzere Washingtona geldiği kay­dedilmektedir.

Amerikan atom enerjisi komisyonu reisi Lewis Strauss ve gizli istihbarat ajansı reisi Ailen Dulles'm da hazır bulunduğu dünkü toplantıda şu me­seleler   üzerinde   durulmuştur:

1  Hava ve karada güvenilir bir kontrol sis temi kabul edilmek şartı ile silâhların ve silâhlı birliklerin azaltılması,

3  Muayyen bir tarihten itibaren atom silâhları imâline yarayan mad­deler istihsalinin durdurulması husu­sunda Amerikan teklifi,

3  Doğu ve Batı blokları arasında silâhlar ve askerî sırların teatisi.

23 Nisan 1957

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail delegesinin yardımcısı güvenlik kon­seyi başkanına bir mektup göndere­rek 7 ilâ 18 Nisan tarihleri arasında Gazze bölgesinden gelen şahısların yedi defa İsrail topraklarına tecavüz­de bulunduklarını ve bu hâdiselerin İsrail hükümeti için büyük bir endi­şe doğurduğunu bildirmiştir.

Aynı mektupta bu hâdiseler sırasında mütecavizlerden birinin öldürüldüğü ikisinin yaralandığı, üçünün de esir edildiği, bir yol üzerine mayın yer­leştirildiği ve bir grubun da sulama borularını çalmaya teşebbüs ettiği beyan olunmaktadır.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Polis Kuvvetleri Kumandanı General Burns, Gazze hu­dudunu teyid etmiştir.

Birleşmiş Milletler devriyesi, İsrail'­den muhacirlere benzeyen bir kafi­lenin hududa yaklaşmakta olduğunu görerek dur emri vermiş, fakat bu emir ateşle karşılanmıştır.

Ateş iade edilince hüviyeti meçhul şa­hıslar doğu istikametinde kaçmışlar­dır.

24 Nisan 1957

Birleşmiş Milletler  (NewYork) :

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, İsrail ile Suriye arasında askerlikten tecrit edilmiş olan köprü inşaatının durdu­rulmasını istemek üzere Suriyenin yaptığı müracaat reddetmiştir. Suriye bu köprünün stratejik ve askerî bir kıymeti haiz olabileceğini ileri sür­müştü. Mahallinde tahkikat yapan bir Birleşmiş Milletler Komitesi «köprü civarında askeri tahkimat yapılma­dığını,köprünün Arap topraklarında inşa edilmediğini ve Euriyeli siville­rin menfaatlerini haleldar etmediği» neticesine vararak Suriyenin talebi­nin reddine karar vermiştir.

25 Nisan 1957

 Cenevre :

Birleşmiş Milletler Kurulu insan hak­ları komisyonunun, dün akşam yap­tığı toplantı sırasında söz alan Sey­lân temsilcisi on dokuz Asya ve Af­rika devleti adına, «Fransa'nın Ceza­yir'de gayrı insanî bir politika güttü­ğünü ve bu meselenin behemehal, genel kurul müzakereleri arasına alın ması» gerektiğini bildirmiştir.

Bundan sonra söz alan İran temsil­cisi de, Cezayirde Fransızlar tarafın­dan girişilen kitle halindeki tenkil hareketinin insan hakları beyanna­mesi ile tezad teşkil ettiğini ve bu­nun durdurulması için komisyonun nüfuzunu kullanması gerektiğini söy­lemiştir.

Bundan sonra söz alan Fransız tem­silcisi, insan hakları komisyonunun bu konuyu müzakereye selâhiyeti ol

hower doktrinini bahis mevzuu et­miştir.

Bu arada konsey başkanı Dixon, Sov­yet delegesine müzakere edilen mese­lenin Süveyş Kanalı ile ilgili olduğunu hatırlatmış ve başka mevzua geçme­mesini  istemiştir.

Sobolef ise söylemiş olduklarının Sü­veyş meselesiyle doğrudan doğruya il­gili olduğunda İsrar etmiştir.

29  Nisan 1957

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Pakis­tan delegesi Gulam Muhammed Gü­venlik konseyi başkanı Sir Pearson Dixon'a bir mektup tevdi etmiştir.

Bu mektupta Pakistan hükümeti Hindistanın Keşmir'i ilhak yolundaki ha­reketlerine ve güvenlik konseyinin ka­rarını ihlâle devam ettiğini bildir­mektedir.

Filhakika New-York Times gazetesin­de de intişar eden bir habere göre Keşmir'le Hindistan arasındaki bağ­ları sıkılaştırmak gayesiyle bu bölge, Hindistanm mahallî kuzey Meclisine bağlanmıştır.

30  Nisan 1957

 Birleşmiş Milletler   (New-York)   :
Hindistan  ve  Pakistan  nezdinde  teşebbüslerde bulunarak Keşmir mese­lesine bir hal çaresi aramakla görev­lendirilmiş olan Güvenlik Konseyin-deki İsveç delegesi Gunnar Jarring, güvenlik konseyi başkanına bugün sunduğu raporunda meseleye bir hal çaresi bulunması için şimdilik fikirler öne süremiyeceğini, fakat içinde bu­lunulan çıkmaza rağmen her iyi ta­rafın da barışçı bir hal çaresi bulmak arzusunda olduğunu bildirmektedir. Jarring, Keşmir meselesinin etrafın­daki iktisadî siyasî ve stratejik âmil­lerin gelişmesinin doğurduğu endişeye işaret etmekle ve her iki hükümete de daha önce Birleşmiş Milletler Komis­yonunun ateş kesilmesi, Keşmir'in as­kerden tecridi için sürdüğü tasarıla­rın yürürlüğe konup konmaması hak­kında hakem karârına başvurulması teklifinde bulunduğunu, fakat Hindis­tanm bu teklifi reddettiğini söyle­miştir.

Jarring raporunda Keşmire Milletler­arası polis kuvveti gönderilmesi me­selesine temas etmemektedir. Bu tek­lif Pakistan tarafından öne sürülmüş, fakat Hindistan bunu şiddetle red­detmişti.

Güvenlik Konseyi raporu incelemek için toplanacaktır. Fakat, rapor tamamıyla müsbet bir veçhe arzetmediğinden meselenin süratle ele alın­ması bahis konusu olmıyacak ve bu yüzden toplantı birkaç hafta sonraya kalabilecektir.

-

- YANKILAR

image004.gifBüyük devletler miti

Yazan: Yakup Kadri Karaosmanoğiu 5/4/1957 tarihli (Ulus) tan :

Osmanlı saltanatı devrinde, biz bun­lara «Düveli Muazzama» derdik ve ellerinden çekmediğimiz kalmamıştı. Sayıları, bugünkü gibi o zaman da beşti: İngiltere, Fransa, Rusya, Avus­turya ve Almanya. Şu farkla ki, son ikisinin yerini, şimdi Amerika ile Çin almış bulunuyor. Birleşik Milletler çevresinde bunlara İngilizce «The bigthree», Fransızca «les trois grands» adı - pardon payesi veriliyor. Biz de onları resmen «Beş Büyükler» diye kabul etmişiz sanırım.

Sözde milletlerarası eşitlik prensipi üzerine kurulmuş olan O.N.U. sarayın­da bu beş büyükler tam manasıyla imtiyazlı bir sınıf teşkil etmektedir­ler. Emniyet Konseyi'nin daimî üye-sidirler. Orta ve küçük milletler gibi intizar salonlarında sıra beklemezler. Bazı devlet reislerile bütün hüküm­darlar misîllu «vsto» hakkına sahip­tirler. Muhtelif meclis ve komisyon­ların içinden çıkamadığı dâvaları, «halvet» olup kimseye danışmadan, hattâ o dâva ile doğrudan doğruya ilgili olanların rızasını almadan ken­di aralarında halletmek selâlîiyetine de maliktirler. Bundan başka, ana diliyle konuşmak müsaadesi Amerikalılar müstesna  yalnız Beş Büyükler temsilcilerine verilmiştir.

Hâtırası o kadar haksızca yâd edilen eski (Milletler Cemiyeti) nde bile böylesine bir «hiyerarşi», böylesine bir müsavatsızlık yoktu. Hele küçük dev­let, büyük devlet diye bir şeyden hiç bahsedilmezdi. Şimdi ise, varsa bü­yük devletler, yoksa büyük devletler! Kürenin bir noktasında zorlu bir du­rum mu başgöstermiştir? Bütün gözler o noktaya çevrileceği yerde Beş Büyüklerin üstüne dikilir? «Aman, ge­liniz, şu işi düzeltiniz!» diye yalvaran yalvaranadır. Çin Hindistanında yan­gın mı çıkmıştır? Bunu söndürse söndürse Beş Büyükler sondürebilir? Za­vallı Almanya ikiye mi bölünmüştür? Onu birleştirse birleştirse Beş Büyük­ler birleştirebilir? Soğuk harb hâlâ devam edip gidiyor mu? Bunun önü­ne geçse geçse Beş Büyükler geçebi­lir!

Kimsenin, bir an için olsun aklına gelmiyor ki, dünyayı bugün içinde bu­lunduğu çıkmaza sokan o Büyük Dev­letlerdir. Her iki Cihan Harbi de bun­lar arasındaki rekabetler veya anlaş­mazlıklar yüzünden patlamıştır ve şimdi, sulh sahnesinde «figüran» rolü oynatılan orta ve küçük milletler harb sahalarında onlar uğruna kanlarını dökmeğe çağırılmışlardır. Nihayet, bu­gün dünyanın başına Rusyayı püskül­lü belâ haline getiren o Beşlerden ikisidir.

Daha bunlar gibi bir sürü hataları­na, günahlarına, acizlerine, gaflet ve hırslarına rağmen hâlâ şu «Büyük Devletler» miti, sihan âmme efkârın­da nasıl yer bulabiliyor? Bir kaç gün evvel, bir Fransız gazetesi, daha doğ­rusu bir çok Fransız gazeteleri tara­fından ortaya atılan şu «slogan» a bakın: «Ortadoğu meselesi ancak bir «Büyük Devletler» konferansında hal­ledilebilir!» Ve bunu söyleyenler Fran­sa Büyük Devletinin Fransızları! Ya­ni Ortadoğu buhranının bizce en ağır mesuliyetini taşıyanlar ve hele Arap dâvalarının başlıca davalıları!

Hayır, biz, Ortadoğulular, biz küçük milletler, yeryüzünde bir tek büyük devlet tanırız. O da dünyayı sulh ve huzura kavuşturmak vazifesini üze­rine almış ve irili ufaklı bütün iyi ni­yet sahibi milletleri sinesinde topla­mış elan O.N.U. dur. Diğer Büyük Devletler, sosyal ve politik bünyelerini kemiren türlü türlü tezat "buhranla­rından kendilerini kurtarsınlar da on­dan sonra dünya işlerini yoluna koy­maya azmetsinler.

Silâhlar ve silâhsızlanma

Yazan:  Mücahit Topaîak

14/4/1957 tarihli (Zafer) den :

Geçen 18 Marttanberi Londrada mü­zakerelerine devam eden silâhsızlan­ma tâli komitesi, gündeminin madde­lerinden birini bırakıp diğerini alarak görüş ve tealeri birbirine yaklaştırma­ya çalışırken, pratik sahada iki mü­him karar tâli komite çalışmalarını geride bırakmış gibi görünmekledir.

Dört büyük" devlet ve Kanada mu­rahhaslarından teşekkül eden tâli ko­mitede klâsik ve atomik silâhların tahdit ve men'ini sağlayacak umumî bir silâhsızlanma anlaşmasına varmak bahis konusudur. Klâsik ve atomik si­lâhların, yani birbirine sıkı surette bağlı iki meselenin bu kere bir var­yantı da ortaya çıkmıştır: Atom tec­rübelerinin durdurulması.

Her ne kadar bu teklif de, kabul edi­lecek olsa, bir nevi tahdit sayılabilirce de, meselenin Sovyetler tarafından vazgeçiliş şekli, asıl silâhsızlanma mese­lesi dışında kalan bir propaganda mahiyeti taşıdığından, Batılılar, umu­mî bir silâhsızlanma anlaşmasına va­rılmadıkça tecrübelerin durdurulmayacağını ileri sürmüşler, buna muka­bil denemelerden Birleşmiş Milletleri haberdar etmek ve tecrübelere bey­nelmilel müşahitler çağırmak gibi bir karşı teklifte bulunmuşlarsa da, Sov­yetler bunu da kabul etmemişlerdir.

Müteakiben klâsik silâhların tahdidi meselesi ele alınmıştır. Bu bahiste bü­yük devletlerin azamî asker mevcu­dunu tespit eden tasarılar mevcuttur. Fakat tâli komite müzakereleri gün­demdeki maddeler üzerinde sıra ile ve bazen bir evvelki maddeye avdet ede­rek devam ededursun, İngüterenin si­lâhlı kuvvetlerinde yapmayı tasarladı­ğı tensikat, Batı Avrupa Birliği konseyi, Nato teşekkülleri ve Bermuda konferansı müzakerelerine konu teş­kil ettikten sonra, Londa hükümeti­nin neşrettiği bir beyaz kitap halinde ortaya  çıkmıştır.

Diğer taraftan, Bermuda konferansın­da Amerikanın İngiltereye güdümlü mermiler vereceğinin ilân edilmesi üzerine, atom şarapları da taşıyabile­cek olan bu cihazlardan diğer Nato memleketlerine de verilmesi tasarısı, Sovyet Rusyanın bu memleketleri teh­dit etmek politikasının da yardımı ile ve bu politikaya rağmen, tahakkuk et­miş ve Amerika bu kararı resmen açıklamıştır.

Batı dünyasının müdafaa tertiplerine getirmek kararını verdiği bu yenilik, silâhsızlanma tâli komitesinde atom silâhlarının tahdidi ve men'i hakkın­da devam eden müzakereleri askıda bırakmış gibidir. Zira bu karar aydın­lığında Batı cephesinde atom bomba­sına sahip olan memleketler şimdi bu silâhların istihsaline daha büyük Öl­çüde devam edecekler demektir. Bu belki umumî bir silâhsızlanma pazar­lığında Batılıların müzakere şansları­nı arttıracak mahiyette görülebilir. Fakat daha evvel de işaret edilmiş ol­duğu gibi, atomik ve klâsik silâhların tahdidi birbirine bağlı meselelerdir. Halbuki klâsik silâhların ve silâhlı kuvvetlerin tahdidi bahsında ileri sü­rülen plana göre İngiltereye 640 bin mevcutlu bir ordu bulundurmak hak­kı tanındığı halde, İngiltere hükü­metinin neşrettiği beyaz kitapta bunu kendi rizasiyle 375 bin civarında ta­sarlanmış olması, bu sefer silâhsızlan­manın bu faslında Batılılardan insiyativi almıştır.

Deniyor ki atom silâhları, Batı kuv­vetinin mevcudu azalsa bile, ateş kud­retini idame ve hattâ tezyid edecek­tir. Bu mütalâayı şimdilik askeri uz­manların bile derhal ve katiyetle cevaplandıramadıkları malûmdur. Diğer taraftan, Sovyet Rusyanın da ekono­mik mecburiyetlerle ergeç asker mevcudunu azaltmak durumunda kalaca­ğına dair ileri sürülen iddia ise te­mennileri hakikat zannetmekten fark­lı bir şey değildir.

Bu suretle silâhsızlanma müzakere­leri her türlü zeminden mahrum kalirken, diğer taraftan Batılılar için müdafaa plânında topyekûn ve yeni­den bir teşkilâtlanma ve koordinas­yon zarureti ortaya çıkmaktadır.

Jarring ne yaptı? Yazan: A. İ. Barlas 15/4/1957 tarihli  (Dünya)  dan:

Keşmir İhtilâfının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde son defa mü­zakeresi de bir netice vermemiş ve ha­tırlarda olduğu gibi Konsey, şubat a-ymda Konsey Başkanlığı vazifesini yapan İsveç temsilcisi Gunnar Jar-ring'i «Meseleyi yerinde inceliyerek, Hindistanla Pakistan hükümetleriyle temas ederek bir rapor tanzimine» memur etmişti. İsveç diplomatı mar­tın 13 veya 14 ünde Karaçiye gelerek işe başladı. Karaci ile Yeni Delhi ara­sında üç gidip gelme seyahati yaptık­tan ve 25 gün hakikaten canla başla çalıştıktan sonra 11 nisanda Karaçiden Cenevreye hareket etti.

M. Jarring, Karaciden ayrılırken, sa­dece «Gayet müsbet görüş teatilerin­de bulunduğunu» söylemekle yetinmiş tir. Zaten "başka bir şey de söyliyemez_ di. İsveç diplomatının incelemelerinin başarılı olup olmaması bahis konusu değildir. Çünkü Güvenlik Konseyi ta­rafından kendisine verilen vazife Keş­mir dâvasına bir hal şekli bulmak de­ğildi, meseleyi yerinde incelemek, gör­mek, dinlemek ve edineceği intibalar hakkında Konseye bir rapor vermekti. İsveç temsilcisi yola çıkarken rapo­runu 15 Nisanda vereceğini söylemişti. Fakat mesaisi tahmin ettiğinden uzun sürdü. Onun için bugün raporu­nu Konsey Başkanlığına tevdi edebile­ceğini zannetmiyoruz.

Gunnar Jarring Pakistan ve Hindis­tan devlet adamlariyle uzun uzun gö­rüştü. İki memleket başkenti arasında üç defa gidip gelmesi, iki taraf gö­rüşleri arasında bir yakınlaşma sağla­mağa çalıştığına delâlet eder. Buna ne dereceye kadar muvaffak oldu? An­cak raporunda anlayacağız. Fakat bazı belirtiler bu yoldaki gayretlerinin müsbet neticeye ulaştığını zannetmeğe müsait değildir. Jarringin ayrılışından sonra Yeni Delhi hal­kına hitap eden Hindistan Devlet Ba­kanı Krişna Menon «Keşmire mukad­deratını tâyin hakkının verilemeyeceğini, çünkü Keşmirin Hindistanın bir parçası olduğunu» söyledi. Karaci si­yasî çevrelerine göre de «Pakistan hü­kümeti Jarring'e Keşmir meselesinde gayet azimli davranacağını» bildir­miştir. Demek Birleşmiş Milletler de­legesi geldiği zaman iki tarafın duru­mu ne idiyse, döndüğü zaman da aynı durum mevcut kalmıştır. Şu halde gayrı resmî uzlaştırma gayretlerinin se­mere vermediğini kabul etmek hata olmaz.

M. Jarring, yukarıda da kaydettiği­miz gibi, esasen bir şey yapmakla de­ğil, görüp anlamakla görevlendirilmiş olduğu için kendisine «Bir şey yapa­madı» demek yerinde olmaz. Fakat İsveç diplomatının üzerinde büyük bîr mesuliyet bulunduğunu inkâra da ih­timal yoktur.

Vakıa Keşmir dâvasının müşahit raporlarıyla, Konsey kararlariyle hallo­lunacağına itimat edenler arasında bulunmuyoruz. Bununla beraber Birleş­miş Milletler müşahidinin raporunun dünya umumî efkârında yaratacağı tesirin büyük olacağı da muhakkak­tır.

O kadar ki, raporun ortaya koyacağı hakikatlere itiraz kolay olmıyacaktir. Rapora dayanarak Güvenlik Konseyi tarafından alınacak kararı ve yapıla­cak tavsiyeyi reddetmek, reddeden ta­rafı cidden zor durumda bırakacaktır. Bundan dolayıdır ki Jarring'in rapo­runu ciddî bir alâka ile bekliyoruz.

Amerika teklifindeki hususiyet ve garabet!

(Yeni Sabah)

18/4/1957 tarihli tan :

Geçen gün, bu sütunlarda, Amerikanın silâhsızlanma bahsinde Londra kon­feransına mühim bir teklif yaptığını ve bunda Nükleer silâhlarının yasakedilmesini ileri sürdüğünü ifade et­miş idik. Olağanüstü önemi haiz olan bu teklif, Sovyet delegesi Zarobin ta­rafından ciddiyetle Moskovaya bildi­rilmek vaadini almış idi.

Silâhsızlanma konferansına yapılan teklif hakkında, gelen Avrupa matbu­atında çok dikkati çekecek tafsilât vardır.

Amerikanın atom ve idrojen bomba­ları ve umumiyetle nükleer silâhlar hakkında koymak istediği tahditler ve yasaklar beş madde halinde zikredil­mektedir.

Bu maddelerden beşincisi bilhassa dikkati çekecek mâhiyettedir. Bunda ay­nen şöyle deniliyor;

Amerika, İngiltere ve Sovyet Rusyadan başka memleketler herhangi bir şekilde ve surette atom, idrojen, bom­balan ve umumiyetle nükleer silâhla­rı imal etmemeği taahhüt ederler.

Bu madde ve hüküm, öyle hissolunuyor ki, Moskova, ile Vaşington arasın­da el altından bir anlaşma yapıldık­tan sonra ortaya atılmıştır. Amerika ile Rusya, atom silâhlarındaki üstün­lüklerini ilânihaye muhafaza etmek ve diğer, devletlerin bu işlerle meşgul olmayarak daimî surette bu iki dev dev ietin nüfuz ve tesirine tâbi kalmak mevkiinde bulunmalarını temine yarıyacak bir hükümdür. İngiliz hükü­meti, Amerika, teklifini memnuniyetle kabul edecek gibi görünüyor. Çünkü Büyük Britanya, atom ve idrojen bom­baları bahsinde, iki dev devletten çok uzak ve geride ise de nihayet ona da bu çeşit silâhları yapmak hakkı tanın­maktadır. Bu durumda en müşkil va­ziyette kalan Fransadir. Çünkü Fran­sa, kat'î ve nihaî olarak, atom silâhla­rı imalinden memnun olacak ve böylelikle dünyanın iki ve belki de üç bü­yük devleti arasına girmek saadetin­den mahrum kalacaktır. Buna rağmen Fransız murahhası Mösyö Moch, Ame­rikanın bu teklifini kabule mütemayil clduğunu tasrih eylemiştir. Paris, böy­lelikle artık dünyada birinci plânda devlet olmağa veda etmeği fiilen ka­bul etmiş görünmektedir. İngiltere,az çok, üç büyüklerin arasına sokulma­nın çaresini bulmuşa benzemektedir? Sovyetlerin düşüncelerine göre, atom ve idrojen bombalarının ancak müs­tahsil memleketlerde yani diğer açık bir ifade ile Amerika ve Rusyada stok edilmeleri ve müstahsil olmıyan mem­leketlerde depo edilememeleri lâzım­dır. Böylelikle Batı Almanya Şansöl­yesinin istediği atom silâhları, Almanyaya verilemiyecek ve ancak Ameri-kada saklanacaktır. Aynı zamanda, Moskovanın bu teklifi ve düşüncesi kabul edilirse, Amerikanın yardım vaad ettiği Rus çevresindeki memleket­lere de atom silâhı verilemiyecektir. İşin en dikkati çekecek tarafı şudur ki, şimdiden Norveç hükümeti, Rus protesto ve feryadlarma boyun eğerek, Norveçte herhangi bir şekilde ihtiyat atom silâhı biriktirilmiyeceğini Mosko vaya vaad ve temin etmiştir. Norveçin bu hareketi, Moskovanın, geçen hafta savurduğu tehditlere bir cevap teşkil etmektedir. Hatırlardadır, Sovyetler hem Norveçi, hem Danimarkayı, hem İran vesair memleketleri Amerikalı­lara üs olurlarsa müstakbel harbde vahim tehlikelere mâruz kalmakla teh did Norveçte tesirini göstermiş ve bu memleket atom depo etmiyeceğini cevap olarak bildirmiştir.

Yavaş yavaş dünya nüfuz ve hâkimi­yeti Amerika ve Rusya arasında pay­laşılmak istidadı göstermektedir ve Fransanın kanaatine göre bu son Amerika teklifi Ruslarla anlaşılarak ya­pılmıştır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

-2 Nisan 1957

 Lefkoşe  :

İngiltere hükümetince Kıbrıs Başpis­koposu Makarios'ım tahliyesine. Kıbrıstaki EOKA tedhişçi liderlerinin ada dan serbestçe çıkmalarına müsaade ciunması üzerine Kıbrıs Rumları taş­kınlıklarda bulunmuş ve yer yer Türk­lere karşı tecavüze geçmişlerdir.

Lefkoşede ellerinde Yunan bayrakla­rı bulunan yüzlerce Rum erkek ve ka­dını, Türk konsoloshanesinin karşı ta­rafında bulunan Yunan konsoloshane­sine gelerek, «Yaşasın Enosis», «Ya­şasın EOKA» ve «Yaşasın Makarios» gibi avazelerle tezahüratta bulunmuş­lar, bu arada bazı çapulculuklar yap­mışlar ve muhtelif güruhlar halinde Türklere karşı hakaretamiz sözler sarfetmişlerdir. Aynı şekilde hareketlerin Kibrisin diğer şehirlerinde de vuku bulduğu buraya gelen haberlerden an­laşılmaktadır.

Ada Türkleri bu çirkin tahrikamiz ha­reketler karşısında cesaret ve meta­netlerini muhafaza etmektedirler.

- Mahe (Seycheiles)  :

Salı günü Başpiskopos Makarios Kib­risin istikbali hakkındaki konuşmala­rın ancak Kıbrıs halkını temsil eden kendisi ile Britanya arasında yapıla­bileceğini söylemiştir.

Başpiskopos Kıbrıslı Türk azınlığının konuşmalarda hazır bulunmak istedi­ğini kabul etmemektedir. Fakat, ada­daki Türklerin haklarının «milletler­arası himaye altında» tanımağa hazır olduğunu söylemiştir.

Seycheiles adasındaki sürgünlüğü so­na ermek üzere bulunan karasakallı piskopos Kıbrıslı Türklere, bilhassa din ve eğitim alanlarında eşit haklar tanımağa hazır olduğunu bildirmiş­tir.

Başpiskopos Makarios şelf - determi-nation prensipi tatbik edildiği takdir­de Türkiyenin Kıbrıslı Türklerin men faatlerini korumak istiyeceğini kabul ettiğini fakat Kibrisin siyasî istikba­lini tâyin etme hakkının sadece Kıb­rıs halkına ait olduğunu belirtmiştir. Makarios Kıbrıslıların rızası olmadan alman kararları onları bağlıyamaz de­miştir.

Anadolu Ajansının notu:

Dışarıdan idare edilen tedhişçilere ve onların başı Makarios'a iyi niyet ile bile olsa tatbik edilmekte olan tâviz politikasının bu kadar süratle ortaya çıkan menfi neticeleri, böyle bir poli­tikaya devam edildiği takdirde bu­nun tedhişçileri, onların başındaki Makarios'u ve tedhişçiliği dışarıdan tertipliyen ve besleyenleri daha şı­martmak ve kışkırtmaktan başka bir akıbete müncer olmıyacağmı göster­mektedir.

Bir elinde haç diğerinde masum halkı katliam için tedarik edilmiş silâh bu­lunan Makarios'un ne dinî, ne millî bir reis olmadığında sadece alelade bir tedhişçi ve sergerde olduğunda şüphe yoktur.

Dışarıdan silâh, subay ve tahrikçiler gönderilmek suretiyle adada devam ettirilen kıtal ve tedhişçiliğin ise bugü­nün medeni ve hukukî anlayışına gö­re beynelmilel bir rezaletten başka bir şey olmadığı aşikârdır.

5 Nisan 1957

 Lefkoşe :

İkisi  talebe olmak üzere beş  Rum genci, bugün, Kıbrıs askerî mahkeme­si tarafından ölüme mahkûm edilmiş­tir. Bu gençler geçen şubat ayında İn­giliz askerlerine ateş açmakla itham edilmektedirler mahkûm olmuş, delil kifayetsizliğin­den serbest bırakılan bayan Kalliniku ise sonradan başka bir suçtan do­layı tekrar tevkif edilmiştir. Andreas Hardas müebbet hapse hüküm giyen 31 inci Kıbrıslı Rumdur.

9 Nisan 1957

 Ankara :

Bir müddettenberi Ankarada bulunan ve devamlı temaslar yapmakta olan Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu başkanı Faiz Kaymak ile, Kıbrıs Türktür Partisi başkanı Dr. Fazıl Küçük, bugün saat 18de Başvekâlette Başve­kil Adnan Menderesi ziyaret etmişler ve kendisiyle bir buçuk saat görüşmüş lerdir. Bu toplantıda, Hariciye Vekâle­ti umumî kâtibi büyük elçi Melih Esenbel ile Londra büyük elçiliğine tâ­yin edilmiş bulunan eski Hariciye Umumî Kâtibi Nuri Birgi de hazır bu­lunmuştur.

Faiz Kaymak ve Dr. Fazıl Küçük, Baş­vekil Adnan Menderesle yaptıkları gö­rüşmeyi müteakip şu beyanatta bu­lunmuşlardır:

«Bildiğiniz gibi, bugün sayın Başvekil tarafından kabul edildik ve bir buçuk saat görüştük. Meselenin her cephe­den mütalâası mümkün oldu. Bütün esaslı noktalara temas etmiş bulunu­yoruz. Tamamiyle mutmainiz. Türki­ye hükümetinin ilk günüenberi mü­şahede ettiğimiz sükûneti ve vekarlı tavrı ile müterafik olarak azim ve ka­rarında hiçbir değişiklik vukubulmadığım bahtiyarlıkla müşahede ettik.

Daha bir kaç gün buradayız. Ayrıl­mazdan evvel daha da fazla konuş­mak mümkün olacağını ümit ediyo­ruz.»

 Lefkoşe :

Tethişçi EOKA teşkilâtının Lefkoşe bölgesi şeflerinden Andreas Hardas, silâh, cepane ve patlayıcı madde bu­lundurmak suçlarından bugün müeb­bet hapse mahkûm olmuştur. Hardas şubat ayı başında Mihail Kaçuris ve Margarilta Kaliniku ile birlikte tevkif edilmişti,  Kaçuris  yedi  sene     hapse

11 Nisan 1957

 Lefkoşe :

Tethişçi EOKA teşkilâtı bugün Kıbrısta dağıttığı risalelerle, Vali Harding tedhişçileri yakalamak için girişilen harekâtı durdurmadığı ve fevkalâde hale nihayet vermediği takdirde tek­rar silâha sarılmak tehdidinde bu­lunmuştur.

17  Nisan 1957

 Lefkoşe :

Kibrisin Baf kazasında dün Türk ce­maatinin akşam namazı kıldığı cami, Rumlar tarafından taşlanmıştır. Ca­miin bazı camları kırılmıştır. İmamın cemaate itidal tavsiyesi üzerine her­hangi bir hâdise çıkması Önlenmiş­tir.

 Lefkoşe :

Kıbrıs valiliğince dün basma aşağıdaki tebliğ verilmiştir:

Başpiskopos Makariosla yapılacak müzakerelerde Kıbrıs Türk cemaatini temsil etmek üzere hükümetin Kıbrıs Türkleri arasında «yeni bir lider» ara­dığına dair Kıbrıs Türk gazetelerinde çıkan haberlerin hakikatle alâkası yoktur.

Bu müzakerelere muhalefet edecek olanlar için hükümetin bir «Müslü­man kampı» tesis etmek üzere olduğu hakkındaki haber de aynı şekilde asıl­sızdır.

18  Nisan 1957

 Atina  :

Makarios, New-York Valisi Averell Harriman tarafından, New-York eyaletinin misafiri olarak Amerikayı ziya­rete davet edilmiştir. Bu münasebetle piskoposa gönderdiği mesajda Averell Harriman, «Eyaletinin yakın za­manda piskoposu kabul etmek ve ona sıcak bir hüsnü kabul göstermek şe­refine nail olacağı ümidini» ifade et­mektedir.

Mesaj Makarios'a ulaştırılmıştır.

19 Nisan 1957

 Londra :

Londranm tanınmış «Daily Telegraph» gazetesi Hudson imzasiyle «Kıbrıs hak kında Türk tezi» adlı bir makale neşretmişar. Bu arada Kibrisin muhte­mel taksim şeklini gösteren bir de ha­rita konulmuştur.

Makale şöyle başlamaktadır:

«İngiltere'de bazı kimseler, Kıbrısın beynelmilel bir mesele olduğuna inan­mak istememekte ve umumiyetle bu­nu Makariosla müzakere suretiyle hal­letmeğe, yani meseleyi İngiltere ile Kıbrıstaki Rum ekseriyeti arasında bir dâva gibi göstermeğe temayül etmek­te, Türkiyenin endişelerini ve Anka-ranm, bu müşkül dâvayı daha da zor­laştıran müdahalesindeki haklı sebep­leri lâyıkiyle takdir edememektedir.»

Makalede bilâhare, Yunanistanın 1922 de Türk anavatan topraklarını ilhak maksadiyle Anadoluyu istilâya kalkış­tığı, fakat fecî bir askerî hezimete uğ­radığı ve neticede muazzam bir ahali mübadelesi yapıldığı hatırlatıldıktan sonra şöyle denilmektedir:

«Eğer o zamanlar, Kıbrıs, İngiliz ida­resinde, bulunsaydı, ahali mübadele­si neticesi, İzmir gibi o da tamamen Türkleşmiş olurdu. Bütün bunlar şüphesiz, EOKA gangsterleri" ve Atmadaki siyasetçiler tarafından unutulmakta. Ankarada ise hâlâ hatırlanmaktadır.» Makalede Kıbrıs hakkındaki Türk te­zi anlatılarak, Lozan muahedesi ile İngiltereye devredilen ada şimdi Yunanistana bırakıldığı takdirde, Türk­lerin, bu muahede ile tesis edilen sta­tükonun da baştan başa değiştirilme­si gerekeceğini ileri sürdükleri belirtilmektedir. Türkiyenin Yunanistana itimad edemeyişinin sebeplerine de te­mas olunan makalede, hâlen iki mem­leket müttefik bulundukları halde, Yunanistanm ileride Türkiye aleyhi­ne Bulgariaban veya Suriye ile birleşmeyeceğini kimsenin temin edemiyeceği kaydedilmekte ve şöyle denil­mektedir: «Türkiyenin millî müdafasında mesul bulunanlar bütün bu ih­timalleri nazarı itibara almak zorun­dadırlar. Bu itibarla, doğu Akdenizde stratejik bakımdan kendi aleyhi­ne olarak statükonun değişmesine Türkiye bigâne kalamaz.

Makalede bilâhare, Kıbrısın Türkiye için henüz yolları bakımından ehem­miyeti belirtilmekte ve Adanın taksi­mi hususundaki Türk bezine şöyle te­mas olunmaktadır:

«Türk görüşüne göre, mesele ancak adanın taksimi suretiyle İngiliz hâ­kimiyetinin sona ermesiyle kati hal tarzına bağlanabilir ve taksim hudut­ları müzakere neticesinde tespit edi­lebilir.

Bu taksim, ahali mübadelesini zaruri kılmaz. Türk bölgesinde kalan Rum­lar, istedikleri takdirde Yunan, tara­fına geçebilecekleri gibi, diğer taraf­ta kalan Türkler için de aynı mülâ­haza mevcuttur.

Makalede, Yunanlıların şimdiki halde taksime katiyetle itiraz ettiklerine te­mas olunmakta ve onların Makarios vasıtasiyle iki taraflı müzakereler yo­lu ile İngilizlerle, Lord Salisbury'nin ifadesiyle, «istediklerini teker teker kabul ettirmek», bu sayede şelf - determination'ı sağlamak ve bunu bir olup bitti ile Türklere de empoze etmek ümidinde bulunduklarına işaret­le, şunları üâve etmektedir:

«Yunanistan, müzakerelerde İngiltere ile yalnız kalabilmek için, NATO'nun Kıbrıs hakkındaki aracılığını reddet­miştir. Fakat İngiltere; Türklerin protestolanna rağmen, adanın Yunanis­tana ilhakına razı olursa da ne neti­ce doğacaktır? İngilizler adayı terk ederlerken Yunanlilarla birlikte Türk­ler de adaya girerse vaziyet ne olur? Tethişçi EOKA'nm gayelerini gerçek­leştirmesi uğrunda İngilterenin   Türkiye ile silâhlı bir çatışmayı göze al­ması son derece gülünç.bir şey teşkil eder.

İngiltere silâhlı müdahalede bulunma­dığı takdirde ise Yunanig;anın zorla adayı ele geçirmesi hemen hemen im­kânsızdır. Şurası muhakkaktı ki Kıb­rıs için muhtemel bir askerî çatışma veya bir Türk - Yunan harbi halinde muharebe Türkiyenin lehine sona ere­cektir.

Fakat bütün bu karanlık ihtimaller arasında eğer İngiltere, Kıbrısın İngil­tere ile Yunanistan arasında ve husu­siyle İngiliz müstemlekeler vekâleti ile Makarios arasında halledilebilecek bir mesele olması iddiasını reddeder de, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan ara­sında halledilmesi lâzım gelen bey­nelmilel bir mesele olduğunu kabul edip hattı harekâtını ona göre kat'î bir şekilde tanzim ederse, bir anlaş­ma ihtimali hâlâ mevcut demektir.

İngiltere, tethişçiliği tamamen bas­tırmak için bütün gerekli tedbirleri al­malıdır ve hattı harekâtını, Türkiye ile Yunanistan arasında bir anlaşma­ya varılmadan ada üzerindeki haki­miyetine son vermiyeceğini anlatacak şekilde ayarlamalıdır. Eğer Yunanlılar taleplerinin İngilizler tarafından te­ker teker kabul edilmiyeceğine kana­at getirirlerse, Kıbrısta diplomasi yo­lu ile mâkul bir anlaşmaya varmak ih­timali baki olur.»

 Atina. :

Kıbrıs Komünist Partisi «Akel» papas Makarios'a Atinaya muvasalatı müna­sebetiyle bir mesaj yollıyarak tama­men emrine amade bulunduğunu bil­dirmiştir.

Makarios bugün Yunan Başvekiliyle tekrar görüşmüştür.

20 Nisan 1957

 Lefkoşe :

Kıbrıs TÜrktür Partisi Sekreteri Os­man Örnek, Kıbrıs piskoposu Makarios'un Nev-York'a davet edilmesi üzerine New-York valisi Averell Harriman'a su telgrafı göndermiştir:

«Kıbrıs Türkleri, Amerikan konsolos muavini William Boteleri vahşi bir şekilde öldürmüş olan tedhişçilere ve bunların elebaşısına karşı takınmış ol­duğunuz tavrı hayret ve teessüfle kar­şılamaktadır.

 Lefkoşe  :

Kıbrıs'ça kalan son 400 kişilik Fransız kara kuvveti de bugün adadan ayrıl­maktadır.

Süveyş buhranının çıkmasiyle buraya gelen Fransız kuvvetlerinden yalnız hava birlikleri daha bir müddet kala­caklardır.

 Londra  :

İngiliz parlâmentosunun Muhafaza­kâr üyeleri, Makarios'u davet etmiş olan New-York Valisi Averell Harriman'ı «mesuliyet hissi» taşımamakla itham ederek şiddetle tenkid etmekte­dirler.

Paul Williams (Sunderland) şöyle de­mektedir:

«Makarios'un serbest bırakılması kat­landığımız en son izzetinefis fedakâr­lığı olarak kalmiyacak.»

Anthony Fell (Yarmouth) New-York Valisi Harriman'ın Makarios'u daveti­ni fevkalâde garip bulduğunu söyle­mekte, «Fakat Amerikanın bu gibi ga­rip tekliflerine alıştık» demekte ve şunları ilâve etmektedir:

«Mr. Harriman acaba Kıbrısta Maka­rios'un tahriki ile öldürülenlerin aile­lerini de New-York'a davet eder mi?» Lord Hinchingbrouke (South DorsetJ de şöyle demektedir;

«Harriman'ın daveti, Makarios'u ted­hişçiliği kayıtsız şartsız takbih etme­den serbest bırakmamızın büyük bir hata olduğunu göstermektedir. Maka­rios artık zararlı faaliyetlerine Bir­leşmiş Milletler içinde ve etrafında devam  edebilecektir.»

 Atina :

Kral Paul bugün Makarios'u kabul et­miş ve öğle yemeğine alıkoymuştur.

 Ankara :

Lef köşede «Kıbrıs Türktür» Partisi genel sekreteri Osman Örek'ten şu telgraf alınmıştır:

«New-York Valisi Harriman'm Maka-rios'a yaptığı' şuursuz daveti bizimle birlikte tel'in ve protesto eden Ana­vatan gençliğine ve bütün teşekkül­lerine Kıbrıs Türklerinin en samimî ve sıcak sevgi ve bağlılığını bildirme­nizi ve asil Türk milletinin hak, ada­le!; ve hürriyet için şahlanan azim ve imanı karşısında Kıbrıs Türkleri­nin hürriyet ve bekasına her nereden gelirse gelsin kuvveti ne olursa olsun vurulmak istenen zincirlerin param­parça olmaya mahkûm olduğuna inan eliğimizi dünyaya duyurmanızı rica ederiz.»

 New-York :

Yeni vazifesine başlamak üzere New-Yorktan ayrılan Türkiyenin Washing­ton eski büyük elçisi Haydar Görk, hareketinden evvel gazetecilere New-York Valisi Averell Harriman'm Makariosa dair beyanatının «sadece Makarios'un siyasî hırslarını tahrik ede­ceğini» söylemiştir. Haydar Görk de­vamla bu gibi beyanatların meselenin halline veya alâkalı memleketler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ara­sında sulh ve güvenliğe yardım etmeyeceğini belirtmiştir.

Türkiyenin Madrit büyük elçiliğine tâyin edilen Haydar Görk bir İtalyan yolcu gemisi ile New-Yorktan hareket etmiştir.

23 Nisan 1957

 Londra :

Kıbrıs valisi Mareşal Sir John Harding, İngiltere televizyon postaları ile yayınlanan bir konuşmasında, Kıbrıs adasmm, Kuzey Atlantik Paktı kuv­vetlerinin doğu cenahını ve Bağdat Paktı memleketlerini korumakla va­zifeli olan on birinci İngiliz hava gru­buna    lüzumlu  olduğunu  söylemiştir.

24 Nisan 1957

 Lefkoşe :

Kıbrıslı sekiz Rum, adanın güney ba­tısındaki dağlık bölgede gizli olarak silâh ve cephane bulundurdukları için bugün müebbet hapse mahkûm olmuş tur. Bu şahıslar mahkemede suçlu ol­duklarını kabul  etmişlerdir.

25 Nisan 1957

 Lefkoşe  :

Kibrisin Kameliköy Türk halkı tara­fından New-York valisine şu telgraf çekilmiştir:

«Makarios'u New-Yorka davet etmek­le Amerikalılara karşı beslediğimiz iyi niyet hislerini asla zedeleyemezsiniz. Bu hareketinizi şiddetle protesto ve telin ederiz.

Kıbrısın Yayla Türk halkı adına şu telgraf gönderilmiştir:

«Yüzlerce masum insanın kanma gi­ren ve tarihin lanetle anacağı Kıbrıs EOKA (tedhişçi teşkilâtı reisi Makarics'u New-York'a davet etmenizi biz Kıbrısın Yayla köyü Türk halkı nef­ret ve teessüfle karşıladık.»

Kibrisin Pelatusa Türkleri adına Harriman'a çekilen telgrafta da şöyle de­nilmektedir:

«Kıbrısta huzur ve asayişi bozan ted­hişçi lider, Baş cani Makarios'u New-York'a davet edişinizi teessürle öğren­miş bulunuyoruz. Bu hareketiniz sizin de aynı kanı ve kötü ruhu taşıdığını­zı göstermiştir. Sulhsever Amerikan halkının sizi mevkiinize lâyık görmeyerek tecziye edeceğine inanıyoruz. Biz Kıbrıs Pelatusa Türkleri sizi şiddetle protesto ederiz.»

Kıbrıstan Çetinkaya Spor Birliği na­mına Kara Şakir Özen'in gönderdiği telgrafta ise şöyle deniliyor:

«Tedhişçiliğin organizatörü ilân edilen Makarios'u davetiniz kulübümüz üye­leri arasında şiddetli bir infial uyan­dırmıştır. Ümit ederiz ki tarafsız veobjektif olmayı bilen Amerikan ef­kârı umumiyesi pek yakında bizim yap tığımız gibi sizi takbih edecek ve Kıb­rıs meselesinde uydurma Yunan dâ­vasını is'af etmekle yapmış olduğunuz büyük hatayı size anlatacaktır.»

 Ankara  :

New-York Times gazetesinin 19 nisan tarihli nüshasında neşredilen bir baş­makalede, Makarios'un serbest bıra­kılmasının Kıbrıs meselesinin halline hiç bir faydası dokunmadığı kaydedil­dikten sonra ezcümle şöyle denilmek­tedir:

«Kıbrıs meselesinin üç taraflı bir me­sele olduğu umumiyetle unutulmak­tadır. İngilizlerin Makarios'u serbest bırakmaları üzerine Türk umumi ef­kârı, esasen kararlı durumunu, iyice katileştirmiştir. Türkler, «Şelf - de-termination» prensipinin Enosis yani ilhaka bir bahane olarak kullanıldı­ğını, hepimiz gibi, pek âlâ bilmekte­dirler.»

Makalede bundan sonra, Türklerin tak simden başka bir hal tarzını kabul et­memek ve Makarios ile birlikte mü­zakere masasına oturmamak azminde oldukları belirtilerek şu cihetler iıeri sürülmektedir:

«Kıbrıs meselesi, kısa zamanda halle­dilecek bir mesele değildir. Fakat bu­nun uzamasına müsaade etmek de tehlikelidir. Meselenin halli için sabır, azim ve anlayış ruhu lâzımdır. Ma­alesef anlaşma arzusu henüz kifayet­li bir derecede değildir.»

 Bonn :

Federal Almanya Başvekil Konrad Adenauer bugünkü basın toplantısın­da, yakında vazifesine baslıyacak olan yeni NATO Genel Sekreteri Paul Henri Spaak'm, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında mevcut Kıbrıs ihtilâfında hakemlik etmesi temenni­sinde bulunmuştur. Başvekil Adenau­er bu münasebetle «bu ihtilâfın NATO üyelerinden üçü arasında esef edile­cek bir gerginliğin doğmasına sebebi­yet verdiğini» belirtmiştir.

26 Nisan 1957

 Ankara :

Londrada çıkan maruf «Economist» mecmuasında Kıbrıs hakkında «Haz-reti Süleymanm Kılıcı» başlığı altın­da çıkan bir makalede Kıbrısta Orta­doğu müdafaası bakımından ihdası dü şününlen atom üsleri mevzuuna te­mas edildikten sonra, adanın istikba­li hakkında ezcümle şöyle denilmek­tedir:

«Eğer Kıbrıslılar Enosis olmaksızın idarî muhtariyeti kabul etmezlerse, İn gilterenin sadece adadaki bombardı­man üslerini Bağdat Pakfiı memleket­leri veya NATO İle yapacağı bir anlaş­ma ile muhafaza etmek şartiyle, Kıbrısı taksim etmekten başka çaresi kal mıyac aktır.

Makarios'un menfadan çıktıktan son­ra yaptığı her hareket, taksimi, şayanı arzu bir haltarzı olmamakla beraber, muhakkak ki daha muhtemel bir ha­le getirmiştir. Türk hükümeti, bekle­nildiği veçhile, Makarios'un uzlaşmaz beyanatlarına karşı vaziyet almış, İn­giltere ve Yunanistan ile taksime va­ran müzakereler yapılması gerektiği­ni, kati olarak bir defa daha belirtmiş­tir. Bu arada baş papazla konuşmayı reddetmektedir. Yunan hükümeti ve muteasseip Kıbrıslı Rumlar artık an­lamalıdırlar ki, Türk faktörü artık ih­mal edilemez. İşin bir an evvel halle­dilmesi, bütün alâkalılara geniş bir nefes aldıracaktır. İdari muhtariyet hak kında bir uzlaşmaya varılmazsa, me­sele yine İngilterenin eline kalacaktır. Fakat bu da uzun müddet devam ede­mez. Harbden sonraki birçok ihtilâf­larda olduğu gibi, bu sefer de Hazreti Süleymanın kararı yani, tatminkâr olmasa bile, taksim zarurî olacaktır.»

New-York Valisi Averell Harrimana çekilen telgraflar :

 Ankara :

New-York valisi Averell Harriman'ın Makarios'un New-Yorka davet etme­si haberi üzerine, Ankaradan kendisine bu hareketi karşısında duyulan te­essür ve nefreti ifade eden şu telgraf­lar çekilmiştir:

Averell Harriman New-York Valisi

Makarics'u resmen New-York'a davet etmenizi teessürle karşılarız. New-Yorktaki milyoner Rum dostlarınız­dan mülhem bulunduğu aşikâr olan ve sulhu ihlâl ile cinayetler organize eden bir papazı tebcil etmeyi istihdaf ey­leyen bu harekeliniz, Kere muharebe meydanlarında percinleşmiş Türk Amerikan dostluğuna karşı bir iha­net olmakla kalmıyarak aynı zaman­da dünya sulhunu de ihlâl etmekte­dir. Bu sebepten keyfiyeti, sadık müt­tefikleri Türkiyenin dostluğuna kıy­met veren Amerikan milletinin tees­sürümüze iştirak edeceğinden emin olarak protesto ediyoruz.

Milli Türk Talebe Birliği Başkanı Orhan Sakarya

Averell Harriman New-York Valisi

Makarios'u New-Yorka dâvei etmiş­siniz. Kendisine zengin bir istikbal ya­pıldığını bildirmişsiniz. Buna hayret etmedik. Çünkü siz Yunan millî bay­ramını Efzon kıyafetine girmek su­retiyle tesit etmiş mutaassıp bir Yu­nan dostusunuz. Bunu şahsen yapa­bilirsiniz. Ama Amerikan efkârını ef­zon kıyafetine sokmağa hakkınız yok­tur. Hele papas kılığının ve kılıfının içinde basit bir kaatil hüviyeti taşı­yan Makarios'u, ona yalancıktan kanadlar takarak New-York halkına se­mavî bir melek gibi takdim etmeğe hiç hakkınız yoktur. Makarios'u da­vet etmiş olmanızı evvelâ gülünç sa­niyen Türk - Amerikan dostluğu adı­na zararlı görmekteyiz. Ve bundan do­layı da protesto etmekteyiz.

Ankara Muallimler Derneği

Başkanı Sami Kayral

Averell Harriman New-York Valisi

Kıbrıs ihtilâfını dünya barışının nâ­zik durumu bakımından en namüsait bir zamanda ortaya attıktan sonra, çimdi de bunu dünya âmme efkârını sunî ve zorlanmış bir şekilde tahrik etmek suretiyle halletmeğe çalışan Makarios'u New-York vilâyetinin mi­safiri olarak davet ektiğinizi ve ken­disine bir de «tantanalı» istikbal ya­pılacağını bildirdiğinizi büyük bir te­essürle  öğrenmiş  bulunuyoruz.

Siz de kabul edersiniz ki, bu hareke­tinizin mânası Kıbrıs ihtilâfında taraf tutmak ve himayeniz altına aldığınız anlaşılan Makarios'un Amerika âm­me efkârına desteklenmektir.

Bu suretle, nasıl Amerika Cumhurre-isinin davetlisi bulunan Kral SuuaVu istikbal etmemek ile Müslüman aleyh­tarı temayüllerinizi izhar ettiniz ise, şimdi de, Kıbrısta bir çok masum ka­nı akmasına şahsen sebep olmuş ve bu kıtalleri bizzat organize etmiş bir sahte din adamını siyasî emellerinde desteklemekle, yine hangi temayülde bir insan olduğunuzu ortaya koymuş bulunuyorsunuz.

İşin hazin tarafı şudur ki, bütün bun­ları yaparken Amerikanın gerek dost­luklarını gerek buna müstenit sulh politikasını evvelâ işkal ediyorsunuz. Ondan sonra da hiçe sayıyorsunuz.

Hareketinizi bizzat Amerikan âmme efkârı önünde şiddetle protesto ederiz.

Ankara Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Necml Erdi

Averell Harriman New-York Valisi

Makarîos için Atinada yapılan gülünç festivalin hemen akabinde New-York-taki zengin Yunanlı dostlarınızın teş­vikine uyarak aynı şeyi New-Yorkta bizzat organize etmeğe kalkışmanız, Amerikanın dostu olan Türk milletini derin bir teessür içinde bırakmıştır.

Devletinizin barış politikasını bu gibi yollardan tesir altında bırakmak is­temeniz bizce bir selâhiyet .hududunu tecavüz örneğinin ta kendisidir. Fakat ilki değildir. Siz, Kral Suud'u istikbal etmemekle de aynı şeyi yapmıştınız. Amerika devletine politika dikte et­meğe  kalkışmanızın hesabını Amerika âmme efkârı soracaktır. Ama biz size bildiririz ki, Kıbrıs dâvası ne A-tina ve ne de New-Yorkta tertip edi­lecek sokak sahneleriyle halledilebilir. Ve bu işte baş artist olarak Makarios nasıl itaraf olamazsa siz de, kendili­ğinden zuhur etmiş bir siyasî impre-zaric olarak o kadar fuzuli ve uydur­ma bir rolün sahibisiniz.

Kıbrıs Türktür Partisi

Başkanı Fazıl  Küçük

Averell Harriman New-York Valisi

Şimdi Öğrendik ki, Makarios'u New-York’a davet etmiş ve bu misafirinizi ehemmiyetli bir istikbal merasimi ile kabul etmeğe hazırlanmış bulunuyor­sunuz. Bunu teessüfle karşıladığımızı ve şiddetle protesto ettiğimizi bildir­mek isteriz.

Size ait olmayan işlerde sarahaten ta raf tutma temayül ve istidadınız, ken­di devlet reisinizin davetlisi bulunan Kral Suud vakasında da zahir olmuş­tu. Bu temayülünüzü bir Müslüman tacdara karşı hakaret, bir sahte papa­za karşı ise muhabbet ve hayranlık şeklinde açığa vurduğunuza göre r.e-den acaba «Pierre Thermite» devrinde değil de Amerikalı ve Türkiyeli asker­lerin aynı dâva uğrunda Korede öl­dükleri bir devirde geldiğinizi anla­mak cidden müşküldür. Siz fena bir Amerikan vatandaşı olduğunuz gibi sulh dâvasının da ehemmiyetli bir düşmanısınız. Türk milleti ile tarih si­zi bu şekilde tescil edecektir.

Türk Kıbrıs Kültür    Cemiyeti

Reisi Mçhmet Ertuğrıüoğlu

Averell Harriman New-York Valisi

Şimdi teessüf ve teessürle öğrendik ki Makarios'u New-York eyaletinin mi­safiri olarak davet etmiş bulunuyor­sunuz. Şu halde Atinadaki Makarios festivalinin son perdesi New-York'ta oynanacaktır. Bu işi sübvansiyone edenler, tabiatiyle oradaki milyoner Yunanlılar olacaktır. Patronajını da siz  üzerinize  alacaksınız.  Bu  hareketinizi şiddetle protesto eder ve Türk -Amerikan dostluğu ile Korede yanyana döğüşen Türk - Amerikan askerle­rinin hâtırasını kirletmemenizi size ihtar ederiz. Sizi dost Amerikan mil­letinin umumî efkârı önünde protesto ederiz.

Türk - Amerikan Baroları kongresi adına Ankara Baro Başkanı Asım Ruacan

Averell Harriman New-York Valisi

Makarios'un New-York eyaletinin da­vetlisi olarak kabule hazırlandığınızı öğrenmiş bulunuyoruz. Bu, taraf tut­mak suretiyle siyasî bir aksiyona giriş­mek demektir. Tuttuğunuz adam E.O. O.K. nm hakikî şefi, mahkûm ettiğiniz taraf da Korede nasıl döğüştüğü ma­lûm bulunan Türk milleti olduğuna göre, hem barış dâvasında büyük bir rah ne açmakta hem de Amerikan politi­kasına resen müdahale etmektesiniz.

Bu hareketinizi, işgal etmekte olduğu­nuz makamın ne selâhiyetleri dahilin­de ne de onun şeref ve vekarma uy­gun görmekteyiz. Binaenaleyh bunu, dost Amerika âmme efkârının Önün­de şiddetle protesto etmekteyiz.

Türkiye esnafı ve Sanatkârları teşkilâtı konfederasyon Başkanı Selâhattin Süer

İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği ta­rafından da şu telgraf gönderilmiştir:

Averell Harriman New-York Valisi

Kıbrıstaki cinayetleri organize ettiği, İngiltere hükümeti tarafından vesika­lara müsteniden dünya efkârı umumiyesine ilânen ve ispat edilmiş bulunan tedhişçi papaz Makarios'u New-York’a davetinizi öğrenmiş bulunuyoruz.

Mütekabil sevgi ve hürmet hislerine istinat eden Türk - Amerikan dostlu­ğunu ihlâl ve dünya sulhunu sabote etmeye müteveccih bulunan bu iğrenç hareketinizi şiddet ve nefretle tel'in ediyoruz.

Dostumuz Amerikan milletini ve dün­ya efkârı umumiyesini bu derece bayağı maksatlara ale.t olmak durumun­da bulunmaktan bilhassa tenzih et­mek isteriz.

Sizin seviyenizdeki insanların Türk -Amerikan milletleri arasında samimi surette ve mertçe kurulmuş olan dost­luğu ve dünya sulhunu sabote etme­ye muvaffak oiamıyacağma inanıyo­ruz.

Türk gençliği olarak dâvamızın her türlü müdafaasını  metanet  ve  cesa­retle yapmak azminde olduğumuzu dünya efkârı umumiyesine bir kere daha ifade ederiz.

İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı Aydın Tansan

İzmirden de Öğretmenler Birliği Baş­kanı, Kadınlar Birliği Başkanı, Tieavret ve Sanayi Odası Başkanı, Ege böl­gesi İşçi Sendikaları Federasyonu Baş­kanı, Ege Ziraat Odası Başkanı, Ege Bölgesi Tabib Odaları Başkanı, Baro Başkanı ve İzmir Belediye Reisi Averell Harriman'a teessür ve nefret ifa­de eyliyen ve New-York valisinin ha­reketini bizzat Amerikan halk efkârı önünde protesto eden telgraflar çek­mişlerdir.

Haber aldığımıza göre, Harriman'm hareketi memleketin her tarafında te­essür ve nefretle karşılanmış ve mem­leketin birçok taraflarından kendisi­ne bu teessür ve nefreti ifade eden telgraflar çekilmiştir.

 Ankara :

New~York Valisi Averell Harriman'ın Kara Papaz Makarios'u New-Yorka daveti doiayısiyle memleketimizde his­sedilen teessür ve nefret hisleri, muh­telif teşekküller tarafından New-York Valisine çekilen telgraflarda ifadesini bulmaktadır. Bu telgrafların bazıları daha aşağıdadır:

Tantanalı bir istikbal merasimine hak kazanacak insanların bir takım fazi­letlerle mücehhez olması lâzımdır. Kıbrısta, bigünah birçok insanların ka­nma giren tedhişçiliğin en başta ge­len mesulü şüphesiz ki Makariostur.

Böyle bir şahsa karşı göstermek iste­diğiniz taşkın sempati, hak ve hürriyet mefhumuna inanmış milletlerin her ferdini haklı olarak müteessir eder. İnsan hürriyetine inandığını Koredeki savaşiyle ispat etmiş olan Türk mîlleti, aynı duygularla mütehassis olduğunu sandığımız Amerikan mil­letinin, istikbal merasimi hakkındaki hareketinizi tasvip etmiyeceğine kuv­vetle inanmakladır. Bu itibarla, oca­ğımız hareketinizi şiddetle protesto eder.

Türk Kültür Ocakları Genel  Merkezi

Cumhurreisi Eisenhower'in davetlisi Kral Suud'a karşı niçin kabalık etti­ğinizin izahı bizce Makarîos'a karşı beslediğiniz muhabbet ve hayranlık nişleridir. Siz, bir Müslüman düşma­nısınız. Aksi takdirde Suudî Arabistanın hukukî esaslarını tezyif ederek bir çok masumun katlinden mesul bu­lunan Makarios'un «Agent de pubni-çite» si olmak vazifesini üzerinize al­mazdınız.

Amerikan âmme efkârı Önünde sizin bu hareketinizi şiddetle protesto ede­riz. Kerede yan yana sulhu müdafaa ederek ölen Amerikalılar ile Türklerin ruhu sizi sonuna kadar tazib edecek­tir.

Türkiye Milli Talebe Federasyonu Genel Başkanı Ethem Özdemir

Türk Anadoiunun ayrılmaz bir parça­sı olan Kıbrıs dâvamızda hainane ve saniyane hareketleri ile temiz vicdan­larda kara hâtıralar bırakmış olan katil Makarios'u New-Yorka davet et­menizi Türkiye Eski Muharipleri Türk - Amerikan dostluğu ile asla kabili telif görmemekte ve bundan dolayı da bu hareketinizi şiddetle protesto etmektedir.

Size dünya sulhu uğrunda Korere omuz omuza çarpışmış olan Türk _ Amerikan askerlerinin kıymetli hâtıra­larına hürmetkar olmanızı tavsiye ederiz.

Türkiye Eski Muharipleri Kongresi adına Umumî Reis Erzincan Mebusu Rahmi Sanalan Kibrisin istikbalinde rol oynamak veh minde bulunan Makarios gangsterini, New-York eyaletine şeref misafiri ola­rak davet etmektesiniz. Din yobazla­rının milletler mukadderatındaki ro­lü binlerce sene evveî kapandı. Bu pa­paza karşı gösterdiğiniz iltifat, şah­sen onun eşkiyalığmı tasvip ve bun­dan sonra yapacaklarını teşvik ede­ceğiniz manasınadır. Hareketinizle Türk - Amerikan dostluğuna suyikast yapıyorsunuz. Tarihî ve vakıaları iyi takip eden Amerikan efkârı umumi-yesi bu teşebbüsünüzü herhalde takbih edecektir. Biz. Amerika milleti ile ti­carî münasebet, halinde bulunan itha­lâtçılar federasyonu olarak teessüf ve teessürlerimizi  bildiriyoruz.

Türkiye Otomobil, Kamyon ve Ye­dek   Parça   İthalâtçıları   Türkpar Federasyonu Reisi, Mustafa Zerel

 Ankara :

New-York Valisi Averell Harriman'a muhtelif teşekküller tarafından şu tel­graflar gönderilmiştir;

Hürriyet ve adalet diyarı bulunan dost Amerikanın New-York valisi ol­manız Makarios gibi eli kanlı bir köy papazını hükümdar edası verecek şe­kilde davet etmenizle tezat teşkil et­mektedir.

Kıbrısta akan masum insan kanları­nın müsebbibi olan haris dinsiz kızıl papaza göstermiş olduğunuz bu sa­mimî alâka bu cinayetlere sizi de or­tak etmiş  bulunmaktadır.

Dcsi Amerikan milletinin asla tasvip etmiyeceğine inandığımız bu hareket­lerinizi Türk işçileri adına takbih ede­riz.

Asil ve mert Türk efkârı kızıl papaz­la beraber yapmış olduğunuz müşte­rek hareketin Korede hürriyet uğruna savaşarak şehit düşen şühedamızın ruhlarını muazzep edeceğine üzülmek­teyiz.

Tanrının adaletine ve hür dünya mil­letlerinin aklı selimine inanmakta­yız. Sizin gibi gafil ve düşüncesiz insanla­rın sonu hüsran olacaktır.

Amerikan milletine olan sevgi ve say­gı değeri kadar size teessüflerimizi bildiririz.

İstanbul İşçi Sendikaları Birliği Başkanı Mahmut Yüksel

Yıllarca süren sinsi, menfur ve ka­nunsuz faaliyetleri ile pis emellerini masum ve müdafaasız insanların te­miz kanları bahasına tahakkuk ettir­meğe çalışan gaddar ve hunhar kızıl papaz Makarios'u bir gaflet kifayetsiz­lik ve idraksizlik sembolü olan menfur davetinizi üzüntü ve hicranla öğren­miş bulunmanın elim sıkıntısı içinde­yiz.

Birleşmiş Milletlerin umdeleri ve hür insanlık gayeleri uğrunda Korede. ci­vanmert Türk evlâtları ve büyük Amerikan milleti asil ve velut kanlarını sizin ve aveneniz gibi insanı hislerden bihaber kanlı bir papazın pis ellerini sıkacak kadar aîçalmışlarm melûl ga­yelerini tahakkuk ettirmelerini müm­kün kılmak için mi bol bol akıttılar?

Bunu asla kabul etmiyoruz.

Büyük, vefalı ve sadık Türk milleti in­sanlık ideali hürriyet ve müsavat için her imkânı seve seve seferber etmiş ve etmekte olan güvenilir dostumuz Amerikan milletinin adil ve aklı selim sahibi fertlerinden sizin gibilerini ayır makta ve değerlendirmekte katiyet zorluk çekmemektedir ve çekmiyecektir.

Masumların hak ve hukukunu çiğne­meyi kendilerine şiar edinenleri bizim gibi insanlık tarihi de asla affetmeyecektir.

Haksızlığın hakka galebesi mahiye­tinde olan bu menfur hareketinizi bü­tün mevcudiyetimizle takbih eder, sizi adalet ve aklı selime davet ederiz.

İstanbul  Su  İşçileri  Sendikası Umumî Reisi Cemil Sermiyasoğlu

Eli kanlı Makarios'u New-York'a dâr vet etmekle Kıbrısta işlenen kanlı ci­nayetlere müzaheret göstermiş olu­yorsunuz. Bu şahsî ve feci hareketinizi çok esaslı temellere dayanan Türk-Amerikan dostluğu ile asla kabili telif bulmuyoruz. Bu sebepledir ki in­sanlık tarihinde daima bir kara leke olarak kalmağa mahkûm olan bu ha­reketinizi,medeniyet dünyasının de­mokrasi liderliğini yapan, dost Birle­şik Amerikanın   halk   efkârı  önünde şiddetle protesto ederiz.

Mülkiyeliler Birliği adına Başkan Alp Arslan Kayan

Müseccel tethişçi Makarios'u eyaleti­nize davet etmenizi teessürle karşıla­dık. Sizin Kral Suudun şahsında Müs­lümanlığa karşı gösterdiğiniz nefret numunesi, esasen o zaman bize şahsı­nız karakteri hakkında bir fikir ver­mişti. Bu teşebbüsünüzü karayolları ve nafia işçileri adına terin eder, Türk -Amerikan dostluğuna yakışmayan hareketinizi başta Amerika milleti ol­mak üzere bütün hür dünya milletleri önünde şiddetle protesto ederiz.

Ankara

Nafia ve Karayolları İşçileri Sen­dikası Başkanı Muammer Çlgezen

Demokrasinin kalesi olan Amerikanın New-York eyaletine kızıl papaz Mafcarios'u davet ettiğinizi şimdi radyo­dan öğrendik.

Kıbrıstaki tethişçiliği teşvik ederek birçok günahsız insanları öldürten sahtedin adamının kanlı elini sıkmanızı Amerikan milletinin hattâ New-York halkının asla tasvip etmediğini biliyo­ruz. Çünkü Birleşmiş Milletlerin ga­yesini tahakkuk ettirmek üzere Korede kurulan ve demokrasi düşmanla­rının karşısında yıkılmayan ve zaptedilemeyen bir üs haline gelen Türk -Amerikan dostluğunun buna taham­mülü yoktur. Bu daveti yapmakla Sovyet  Rusyanın  işini kolaylaştırmış olu­yorsunuz. İstanbul

Şoförler ve Otomobilciler Cemiyeti Başkanı Kâzim Özeke

Amerika bizim için sade hürriyet sem­bolü değil, aynı zamanda adalet sem­bolüdür.

içimizde, Amerikanın Kıbrıs mevzu­unda en âdil bir şekilde hareket ede­ceğine dair bir inancımız vardır. Bizim gözümüzde âdi bir mütecaviz­den başka bir şey olmıyan eli kanlı bir papaza karşı gösterdiğiniz yakın­lık bu inancımızı en derin yerinden yaralamıştır.

Film Sanayii ve Sinema İşçileri Sendikası Başkanı Mücahit Teoman

İstanbul radyosunun bu akşamki ajans haberinde kızıl Makariosu New-Yorka davet etmiş olduğunuzu öğren­dik.

Biz de şunu ilân ederiz ki, bu daveti yapmakla siyasî hayatınızın en büyük gaflarından birini yapmış oldunuz.

Lâkin şuna eminiz ki, Mr. Harriman hiç bir surette Amerika Birleşik Dev­letlerini temsil etmez ve hattâ Mr. Harriman New-York eyaletini dahi tam mânasiyle temsil edemez ve Mr. Harriman sadece kendisi için söyliye-bilir.

Liman, Dok ve Gemi Sanayii İşçileri

Sendikası Başkanı, Nuri Beşer Papaz Makarios'u New-York'a daveti­niz münasebetiyle her zaman dostluğu ile iftihar duyduğumuz büyük mütte­fikimiz Amerikan milletine dolayısiyle Türk - Amerikan dostluğuna indirmek istediğiniz darbe tarihe kara bir sahife olarak geçecektir.

Amerikan efkârı umumiyesinin terviç etmiyeceğine kani bulunduğumuz bu şekildeki hareketiniz şahsi düşünce­nizin mahsulü bulunmaktan ileri gitmeyecektir.

Bu yoldaki noktai nazarınız Türk ef­kârı umumiyesinin azminden bir şey kaybetmesine maydan vermiyecek, bilâkis bu uğurdaki gayret ve azimle­rini biraz daha galeyana getirmek su­retiyle adımlarımızı sertleştirecek ve dâvamızın tahakkukuna, heyecanla­rımızın artmasına vesile olacaktır.

Türkiye Deniz İşçileri Sendikaları Federasyonu Reisi Nuri Beşer

Birçok masum kanı akmasına sebebi­yet vermiş olan müseccel tedhişçi, sahte papaz ve caniler şebekesi E.O.K.A. ın hakikî reisi Makarios'un, New-York eyaletinin misafiri olarak davet ettiğinizi  teessürle   öğrendik.

-New-Yorktaki milyoner Rurn dostları­nızın ilhamiyle ihtiyar ettiğiniz, ted­hişçiliği tahrik ve dünya sulhunu ih­lâl eder mahiyetteki hareketinizi, dost Amerikan efkârı umumiyesi önünde şiddetle protesto eder, hiç bir sokak nümayişi karşısında millî dâ­vamız Kıbr,stan vazgeçilmeyeceğini ihtar ederiz.

Eskişehir Ticaret ve Sanayi Odası Reisi Aziz Zeytinoğlu

Bir kasaba papazını tantana ile kar­şılamak üzere yaptığınız daveti tees­sürle öğrendik. Müttefikimiz Ameri­kan milletinin yüksek kademelerinde vazife almış bir şahıs olmanız hase­biyle müteessir olduk, tarih sizi İslâm dünyasının ve cihan sulhunun müsec-cel düşmanı, Kıbrısta akan masum, kanların yegâne mesulü, eli kanlı ka­saba papazının aziz bendesi New-York takı Rum milyonerlerinin tutulmuş uşağı olarak tescil edecektir. Bize ge­lince, Kıbrıstaki haklarımızı, papaz­larla değil, Korede sekizinci Amerikan ordusunu kurtaran Mehmetçiğin sün­güsü ile alacağınız, dostumuz Ameri­kan milletinin huzurunda sizi bir kaatilin suç ortağı olarak tel'in ediyo­ruz.

Antalya  Gazeteciler Cemiyeti Başkanı

Kıbrıstaki Yunan teoristlerrnin eli kanlı reisi Makarios'u misafir olarak New-York'a davet etmekle Amerikan mille­tinin en yakm silâh arkadaşı olan Türk milletinin haklı dâvasına karşı cephe aldığınızı açıklamış oldunuz.

Amerikalı kardeşlerimizin sizinle hem­fikir olmadığından eminiz. Türk mil­leti Kıbrıs dâvasında azimkardır ve Kıbrısı sizin tahriklerinize rağmen Yu nanlılara  verdirmiyecektir.

Türk - Amerikan dostluğunu baltala­maya ve Yakm Doğuda bir nifak çı­karmaya matuf bulunan hareketleri­nizi şiddetle takbih ederiz.

Ankara     Emlâk    Komisyoncuları Cemiyeti  adına  Cemiyet  Başkanı Başkan İsmail Gökçek

 Ankara :

New-York valisi Averell Harriman'ın Makarios'u New-York'a daveti, dolayı-siyle memleketimizde duyulan teessür ve nefret hisleri, muhtelif teşekküller tarafından New-York valisine çekilen telgraflarda ifadesini bulmaktadır. Bu telgrafların bazıları daha aşağıdadır:

Papaz Makarios'u, New-York eyaletini ziyarete davet ettiğinizi hakikî bir hayretle öğrendik. Ne yazık zira, bu gibi şuursuz hareketler neticesindedir ki, hüsnüniyet sahibi Amerikan milleti ve mükellefi dünya yüzünde lâyık ol­duğu prestiçi idrak edememektedir.

Dinî kisve ve kürsüsünü tedhiş dâva­sına siper olarak kullanan mahiyeti malûm bir insanı davet edenin hüvi­yeti hakkında tereddüde düşmemek bizim için imkânsızdır.

Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi

Cinayetler organizatörü eli kanlı bir tedhişçiyi New-Yorka davet edip deb­debe ile karşılamaya hazır olduğunu­zu bildirmenizi Amerikan milleti önün de şiddetle protesto ederiz.

Kerede perçinleşen Türk - Amerikan dostluğuna zarar verecek bu hareke­tiniz sizin Yunan milyonerlerinin aleti olduğunuzu göstermiştir. Bin defa te­essüfler.

Türkiye Ayakkabı İşverenleri Sendikası Genel Başkanı Ömer  Lütfü  Şirin

Kara cübbesi altında kanlı kızıl elle­riyle hür dünya sulhunu tehlikeye sok­mak isteyen köy papazına yapmış ol­duğunuz daveti teessüfle karşıladık. Dost Amerikan milletinin, bu melunca davetinizi tasvip etmediğine kaniyiz.

Sulh ve sükûnun muhafazasını zede­lemeye matuf bu hareketinizi Türki­ye petrol işçileri adına protesto ede­riz.

Türkiye Petrol İşçileri Sendikası Ziya Hepbir

Yıîlardanberi Kıbrısta birçok masum insan kanının akmasına sebep olan Kızıl Rum Makarios canisini New-Yorka davet ettiğinizi haber aldık. Bu kızıl moskof uşağını aranıza almakla Türk ve Amerikan dostluğunun zedeleneceğine inanmak istemiyoruz. Sulh sever büyük Amerikan milleti önünde sizin bu hareketinizi şiddetle takbih ve protesto ederiz.

Samsun ve havalisi Gazeteciler Cemiyeti Reisi Ziya Veren

Atom, hidrojen devrinde din kisvesi altında siyaset cambazlığına çıkan kı­zıl Moskofun uşağı, canilerin canisi Makarios'u New-York'a davet ettiği­nizi Öğrendik. Bu hareketiniz Türk -Amerikan dostluğu ile kabili telif ol­madığındandır ki, sulhun dehası bü­yük Amerikan milleti önünde size te­essüf ve teessürlerimizi üzülerek arze-deriz.

Samsun  İnhisarlar  İşçileri Sendikası Başkanı Nazmi Ceylânda

Papaz Makarios'u New-Yorkîa davet ettiğinizi esefle öğrenmiş bulunuyo­ruz. Kıbnsta uzun zamandanberi de­vam edegelmekte olan tedhişçiliğin li­derliğini yapmakta olduğu ve dolayı-siyle bir çok Kıbrıslının katlinde met-haldar ve baş mesul bulunduğu bütün düny?ca bilinen müseccel tedhişçi, sulh düşmanı ve katil Makarios'u New Yorka davet etmekle Türk - Ameri­kan dostluğuna ve binnetice cihan sulh dâvasına ve hükümetimizin sulh­sever siyasetine ihanet etmekte oldu­ğunuzu bilvesile hatırlatır bu yersiz ve isabetsiz hareketinizi Amerikan âmme efkârı önünde protesto ederiz.

Samsun Belediye Reisi Nüzhet Ulusoy

Kıbrıs dâvasını vesile ittihaz ederek yıllardanberi cihan sulhunu sarsmak teşebbüsünde bulunan ve bu yüzden binlerce mahsun insan kanının akma­sına sebep olan Makarios'u NewYork'a davet etmekle Türk - Amerikan dost­luğuna indirdiğiniz darbenin akisleri­ni Afyon gençliği de duymuştur. Cihan sulhunu koruma azmini güden Birleş­miş Milletler ideali için Korede çar­pışan kahramanlar ve onların akra­baları olarak bu hareketinizden duy­duğumuz nefreti yüzünüze karşı hay­kırmak zorunda kalmış bulunuyoruz. Makariosla onun gibi düşünenler Afyonun ve Dumlupmarm nerede oldu­ğunu pek iyi bilirler. Türk - Ameri­kan dostluğunu sabote eden bu hare­ketinizi nefretle karşıladığımızı be­yan ederiz.

Afyon  Gençlik Derneği Başkanı Lütfü Bozkurt

Kıbrıstaki hareketleriyle hür millet­ler cephesini zayıflatan binlerce ma­sum çocuğu öldürten eli kanlı Maka­rios'u New-York'a davet etmeniz in­sani hisleri rencide etmektedir. Men­faatleriniz uğruna Türk Amerikan dostluğunu zedeliyorsunuz. NATO'nun sağ kanadını yıkıyorsunuz. Amerikayı Ortadoğuda zor durumda bırakmaya hakkınız olmadığını bilmelisiniz. Ta­rih sizi milletlerin dostluklarını yı­kan, ittifakları bozan bir harb kun­dakçısı olarak kaydedecektir.

İzmir   Çocuk  Esirgeme  Kurumu Başkanı İsmail Hakkı Ulukartal

Diğer taraftan Türkiye Millî Talebe Federasyonu da Birleşik Amerika Mil­li Talebe Federasyonuna şu telgrafı göndermiştir:

New-York valisi tarafından verilmiş elan beyanatı esefle öğrenmiş bulunu­yoruz. Türk yüksek tahsil gençliğinin temsilcisi olan Türkiye Millî Talebe Federasyonu, bu mevzudaki düşünce­lerinin Amerikan efkârı urnumiyesine ve vali Harriman'a duyurulmasını say gıları ile rica eder.

Taşıdığı din adamı sıfatını istismar ederek etrafına nifak tohumları saçıp binlerce kişinin kanma giren ve ted­hişçiliği bütün insanlıkça tescil edi­len Makarios'a yapılan bu daveti şid­detle protesto ederiz.

Bulunduğu mevkiin mesuliyetlerini id­rak edemiyen Harriman'm Türk genç­liğinin vicdanında derin teessürler hu­sule getiren ve gün geçtikçe daha da kuvvetlenen Türk -Amerikan dostlu­ğu ile kabili telif olmayan bu hareke­tinin siz Amerikalılarca da tasvip edil-miyeceğine tamamen eminiz.

Türkiye Millî Talebe Federasyonu Başkanı Celâl Hordan

20 Nisan 1957

 Ankara :

New-York valisi Averell Harriman'ın Makarios'u New-Yorka daveti dolayı-siyle memleketimizde hissedilen te­essür ve nefret hisleri,muhtelif te­şekküller tarafından New-York valisi­ne çekilen telgraflarda ifadesini bul­maktadır. Bu telgrafların bazıları da­ha aşağıdadır:

Papaz Makarios'u New-York'a davet ederek kendisine müreffeh bir hayat vaadettiğinizi öğrendik. Aylardanberi Kıbrıs ta akıtılan masum insan kanla­rının hakikî müsebbibi, Türk mille­tince de eli kanlı bir katil ve şaki sıfatlariyle kabul edilen, dinî kisvesi al­tında kara cübbesi ve sakalı kadar idealleri, insanî hisleri de kapkara olan bu insanlık ve sulh düşmanı pa­pazı New-York'a davet etmekle, sizin de aynı vasıfta bir insan olduğunuz aşikâr olmuştur.

Müşterek idealler, karşılıklı sempati muvacehesinde kurulan Türk - Ame­rikan dostluğunu, etrafınızda topla­nan Rum dostlarınızın telkini ile bu şekildeki hareketlerinizle bozmaya hakkımız olmadığını, pek yakında mensu­bu bulunduğunuz Amerikan milletinin de size ihtar edeceğine emin olarak sizi, hareketlerinizden dolayı en beliğ nefret nişlerimizle protesto eder, ta­rihin hakkınızda vereceği hükmün kor kunç olacağını hatırlatırız.

Nazilli Mensucat Sanayi İşçileri Sendikası idare heyeti

Cübbesi gibi vicdanı da kapkara olan caniler organizatörü ve tedhişçi eşkiyalar reisi papaz Makarios'u adalet ve hürriyet diyarı New-York'a davet et­mekle gösterdiğiniz gafleti dost Ame­rikan milleti namına teessür ve tees­süfle  karşıladık,  yazıklar  olsun  size.

Eskişehir Matbaacılar Derneği Başkanı Nuri Akyar

Kral Suud'u karşılamazken eli kanlı bıçaklı yüreği fitne dolu çeteci Papaz Makarios'u büyük bir merasimle kar­şılamak üzere beldenize davet etmek "kararınızı hayret ve teessüfle öğrenmiş bulunuyoruz. İnsanlık âleminin iki ucunda dünya sulhu için iş ve ka­der birliği yapan Türk milleti kadar Amerikan milletinin de bu kararınız­dan üzüntü duyduğuna eminiz. Kore dağlarında kucaklaşan Türk ve Ame­rikan dostluğunu bu şekilde zedele­meye hakkınız yoktur. Bazı Rum asıl­lı hemşehrilerinizin tesiri altında ka­larak verdiğiniz bu karardan dolayı sizi şiddetle protesto  ederiz.

Nevşehir Öğretmenler Birliği Başkanı Nihat Bilgin

Basit ve kaatil bir kasaba papazına New-York Valisi olarak gösterdiğiniz muhabbeti teessüfle karşılar, muhte­rem Amerikan halkı önünde sizi şid­detle protesto ederiz.

Konya Öğretmenler Derneği Başkanı Zeki Tütüncü

Türk milletinin karakterini bilmedi­ğiniz anlaşılıyor. Sayın Cumhurreisiniz Eisenhower'den istirham edin an­latsın. Birleşmiş Milletler hukuku ve dünya sulhu için Korede verdiği ör­neklerin kendi hak ve hukukunu mü­dafaada ne şekil alabileceğini sizler tasavvur edin. Makarios gibi bir ted­hiş kuvvetinin katil reisini Amerika-ya davet edip elini sıkmak istemeniz, Amerikan milletini kardeş bilen biz­lerde büyük bir infial ve inkisar uyan dırmıştır. Teessüf ederiz.

Selçuk Efes Belediye Reisi Zeynel Irmak

Kıbrısta tedhişçiliğin elebaşısı olduğu İngiliz hükümetinin dünya efkârı umumiyesine delilleriyle isbat etmiş olduğu ve mahkûm ettiği sahte din adamı katil Makariosu New-York davet ettiğinizi ve merasimle karşı­lamaya hazırlandığınızı teessüf ve te­essürle öğrenmiş bulunuyoruz. Dünya sulhu için tehlikeli ve Birleşmiş Mil­letler anayasası hükümlerini hiçe sa­yan bu şahsı karşılamak suretiyle göstermeğe teşebbüs ettiğiniz tarafgirane ve selâhiyetiniz hududu hari­cindeki bu hareketinizi Amerikan hükümetinin siyasetini sabote edil­mesi demek olduğunu herhalde müd­rik değilsiniz. En yakın geçmişte Ko­rede Türk ve Amerikan gençlerinindünya sulhu uğruna dökmüş olduğu kanlarının ve hatıralarının bu şekilde tarafınızdan ihanete uğramasını da şiddetle protesto etmekteyiz.

Alaplı  Öğretmenler  Derneği Başkanı Kâmil Akyol

Kanlı ellerini kara cüppesinde saklıyan melanet kaynağı kızıl papaz Makanosu Amerikanın mukaddes top­raklarına davet etmenizi teessür ve teessüfle karşılarız.

Amerikan milletinin asla tasvip etmiyeceğine inandığımız ve sadece me­lanete hizmet eden bu hareketinizi takbih eder, hür milletleri kalplerin­den yaralayan bu hatanızdan rucu etmenizi bekleriz.

İstanbul Elektrik Gaz ve Motorlu Taşıt İşçileri    Sendikası   Başkanı Mehmet înhanlı

Müşterek sulh cephesini Orta Şarkta senelerdir tehlikeye düşüren Kıbrıslı Makariosu New-York'a davet ettiğini­zi teessürle öğrendik. Bu hareketiniz­le Amerika dostluğuna İnanan ve gü­venen bizleri sükûtu hayale uğratmış oluyorsunuz.

Türk _ Amerikan dostluğunun yıkı­cısı olmayınız.

İzmir Ticaret Odası Başkan Vekili Mehmet Karaoğlu

New-York'a davet ettiğiniz din kisve­sine bürünmüş çeteci Makariosun Kıbrıs ihtilâfını yaratan ve işçiler de dahil olduğu halde binlerce masumu öldürten bir kimse olduğunu bilmeli­siniz. Bu hareketiniz, Kore'de omuz omuza yatan Türk Amerikan şehit­lerinin ruhunu tazip edeceği gibi Türk - Amerikan dostluğunu da sar­sacaktır. Teşebbüsünüz yüzünden hür insanlık ve dünya işçileri sizi asla affetmiyecektir. Biz Sendikalar Birliği İşçileri hareketinizi islâh etmenizi hür dünyanın huzuru namına  bekliyoruz.

İzmir  İşçi Sendikaları  Birliği Başkanı Baha Doyranlı

Kıbrısı erkek kanı ile olduğu kadar, masum çocuk ve bigünah kadınların kanlariyie boyanan ve Orta Şarkın huzurunu   tehlikeli   surette kaçıran papaz Makariosu Nev-York'a davet etmekle onun şeriki olduğunuzu unu­tuyorsunuz. Çocuk, kadın ve erkek ta nımıyarak hak ve hürriyetleri çiğne­yen bir papazın New-Yorkun temsil­cisi olan sizin misafiriniz olmasını in­sanlık namına yakıştıramıyor ve sizi tarih sahifelerine kanla gömülecek bir papazla arkadaş ve dost görmek istemiyoruz.

İzmir Kadınlar Birliği Başkanı Mazlume Yücel

Hukukî durumu muahedelerle tespit edilmiş olan Kıbrıs'ta bir taraflı ha­reketiyle kan döktüren ve câniyane hareketlerinin devam edeceğini tekrarlıyan papaz Makariosu, New Yorka davet edeceğinizi esefle öğrendik. Milletlerarası hukuk nizamını çiğne­yen bu şahsı New-Yorklulara göster­mekle insanlık ve devletler hak ve hukukuna hizmet etmiyeceksiniz. Bu hareketiniz, isminizi hukuk tarihine kan dökücülerle dost olarak geçirmekle kalmıyacak, dünya sulhunu koru­mak azmiyle canlarını veren aziz şe­hitlerimizin ruhlarını da tazip ede­cektir.

Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Osman Kibar

Türk milletinin üzerinde hassasiyetle durduğu Kıbrıs dâvasında beynelmi­lel hâdiselerin doğmaması için dâva­sının halline muktedir olan milleti­mizin karşısına çıkmış kızıl papaz katil Makarios'u Amerikaya davetle temiz tarihinize bir lebe sürmüş ol­duğunu unutmayın. Bu caniyen gös­terilen alâkayı nefretle karşılıyoruz.

Trabzon Türkiye Şoförler Kooperatifi Başkanı Şükrü Naci Giresunlu

Korede dünya sulhu için çarpışan ve mukadderat birliği yapan bizleri ve Türk - Amerikan dostluğunu rencide eylediğinden dolayı dünya muvace­hesinde sizi şiddetle protesto ediyoruz Gelibolu mevcut dernek, kulüp ve

Gelibolu Belediyesi

Din kisvesine bürünmüş, ruhu, vic­danı kapkara bir adam çıkıyor ve bu kisve altında en hunhar insanların dahi yapamıyacağı câniyane hareket­lere teşebbüs ediyor ve Makarios denilen bu kızıl papaz dünya sulhunu tehdid edici hareketlerin başına geçi­yor. Ve siz böyle bir adamı eyaletini­ze davet etmekle onu himayenize alıyor ve teşci ediyorsunuz.Bu hareke­tiniz, Türk milletinin gönlünde yer etmiş bulunan Türk - Amerikan dost­luğuna, bir hiyanet değil midir? Dün­ya sulhu için büyük bir kıymet taşı­yan böyle bir dostluğu zedelemeye hakkınız yoktur. Türk umumî efkârı­nın temsilcisi olarak teessür ve tees­süflerinizi bildiririz.

Eskişehir  Gazeteciler  Cemiyeti Başkanı Ali Rıza Ilıcali

Tedhişçi ve kızıl papaz Makariosu Amerikaya davet haberini radyo ve ajanlardan öğrendik.

Bütün yurdumuzda olduğu gibi, biz­leri de sukutu hayale uğratan bu ha­reketinizi,Türk milletine karşı şah­sî düşmanlığınızın bir tezahürü ola­rak kabul eder, asil milletimin hissi­yatına tercüman olarak, Amerikan milleti nezdinde insanlığa aykırı bu hareketinizi şiddetle protesto ederiz.

Çorlu Belediye Reisi Ahmet Paker

- Ankara :

New~York Valisi Avarell Harriman'ın Makariosu New-Yorka daveti üzerine memleketimizde hissedilen teessür ve nefret hisleri, muhtelif teşekküller tarafından New-York Valisine çeki­len telgraflarda ifadesini bulmakta­dır.

Bu telgraflardan bazıları aşağıdadır:

Masum insanların kanlarının akıtıl­masına mani olmak için hür millet­lerin el ele verdiği bir devirde din maskesi ve kara ruhunun makesi simsiyah cüppesi altında bütün in­sanlık âleminin takbih nazarları önünde tedhişçiliği körükliyen kızıl cani Makariosu New-Yorka davet et­menizi teessürle karşılar, bu daveti on milyon New-Yorklu adına mı yok­sa şahsınız adına mı yaptığınızı dün­ya efkârı umumiyesi muvacehesinde açıklamanızı beklerken Kıbrıs dâvası­nın asla hakkı olmıyan bir zümrenin yaygarası ile halledileceğine inanma­nın ve bunu destekler mahiyette lü­zumsuz ve zamansız bir davetin gaf­letten ileri geçemiyeceğini hatırlatı­rım.

Türkiye     Malûl     Gaziler    Birliği

Başkanı Adana Mebusu ve Dünya

Eski Muharipler Federasyonu

Türkiye  Mümessili

Sinan Tekelioğlu

Amerikan milletinin bütün tarihi bo­yunca sulh ve milletlerarası kardeşlik için sarfettiği ulvî mesaiyi siz. Kıbrıstaki zavallı kurbanlarının masum kanlariyle elleri kirli sefil birini bed­bahtça davetinizle lekelemiş oluyor­sunuz.

Biz Türkler kaniiz ki asil Amerikan milleti, şu ızdıraplı dünyada en ya­kın dostu olan Türk milletini can ye­rinden yaralıyan bu hareketinizi tak­bih edecektir.

Türkiye Bankacılar Cemiyeti Reisi Fethi Aktan

Türkiyenin millî dâvası olan dört asırlık maziye sahip Kıbrıs meselesin­de, bu toprakların sahibi aslisi Türk­ler aleyhine tedhiş, vahşet ve cina­yetler mihmandarlığı yaparak insan haklarını hiçe sayan menkup papaz Makariosu New-York'a davetinizin İkinci Cihan Harbinde kader birliği yapan ve Kerede aynı safta çarpışan Türk ve Amerikan milletinin dostluk bağlarını sarsacağını ve tarih önün­de daima nefretle anılacağını. Ameri­kan işçilerinin dostları olan biz «Zon­guldak maden işçileri» size bildirmeyi vatan, millet ve insanlık borcu say­maktayız,

Türk - Amerikan dostluğu aleyhinde­ki bu düşünce ve hareketinizi nef­retle protesto ettiğimizi beyan eyle­riz.

Zonguldak Maden İşçileri İdare Heyeti

Tedhişçilik lideri eli kanlı ve şımarık papaz Makariosu New-Yorka davet ettiğinizi ve mutantan bir merasimle karşılayacağınızı esef ve teessürle Öğ­renmiş bulunuyoruz. Bu hareketini­zin, milyarder Yunanlı dostlarınızın teşvik ve tahrikiyle meydana geldi­ğinde zerre kadar şüphemiz yoktur. Kral Suud'un Amerikayı ziyaretinde, hükümetinizin politikasına aykırı olarak islâmiyete olan kin ve garezinizi göstermek fırsatını kaçırmayan, Yu­nan millî bayramlarında efzon elbi­seleri- giyen bir kimse olmanız hase­biyle sizden daha başka türlü hare­ket beklenemezdi.

Bu hareketinizin Türk - Amerikan dostluğuna olduğu kadar dünya ba­rış ve güvenliğine de aykırı olduğu­nu hatırlar, şiddetle protesto ederiz.

Balıkesir Ticaret ve Sanayi Odası adına İsmail Şekerci

Eli kanlı, sakalı kanlı, eğer varsa bü­tün varlığı kızıl olan, cinayetler se­risi başkanı uşak kızıl Makarios'u da­vetle kabul etmenizi derhal ve şiddet­le protesto ediyoruz. Farkında olun ki bir küme Rum'un oyunu almak için giriştiğiniz bu ters hareket, Korede kader birliği etmiş Türk - Amerikan birliklerinin aziz hatıralarını rencide etmiştir.

Tarihteki zaferlerimizin tekerrürünü elbetteki Yunanlılar istemezler, tah­rik ve teşvik bizi inanç ve şuurumuz­dan asla ayırmayacaktır. Bu oyunlar ana dâvamıza mani olamaz. Bunu bil, bunu öğren.

Türkiye  Sağlık Memurları Konfederasyonu Genel Başkanı Haşim Bingöl

Kara donlu kızıl papaz Makariosun çetecilik faaliyetini tâ New-Yorka ka­dar uzatmasına, ön ayak olduğunuzu teessüfle öğrenmiş bulunuyoruz. Biz nato kalesinin en kuvvetli uzvu bu­lunan aziz Türkiyemizin kızıllara kar­şı en uç bekçiliğini yapan İğdırlı Üniversiteli talebeler olarak, bir ca­niye ve bir çete fermancısına karşı göstermiş olduğunuz bu hüsniyetli hareketinizi şiddetle protesto ederiz. Kıbrıs ilelebet Türk kalacaktır.

İğdır Kültür ve Okutma Derneği İdare Heyeti

«Sakalı gibi vicdanı ve elleri de kara olan papaz Makariosu New-Yorka da­vet etmekle dünya sulhu için kanlarını akıtmış olan Türk ve Amerikan evlâtlarına ihanet ettiniz. Bunu asla unutmıyacağız,   sizi  takbih   ederiz.

Çine Öğretmenler Derneği Başkanı Feridun Altan»

Tethişçi ve müfsit papaz Makariosu New-Yorka davetiniz, iki elinden kan damlayan ve sulha kasdetmiş bu ga­filin iltifata mazhar olması demek­tir ki, bu hareketi ne insanlık ne de dininiz hoş görür. Sizi takbih ederiz.

Biz sulha iman etmiş bir milletin iş­çileri ve Amerikan milletinin yakın dostları olarak, Kıbrıs kundakçısı Makariosun New-Yorka tarafınızdan davet edilişini tel'in ve protesto ede­riz.

Samsun Tütün ve Sigara Sanayii İşçileri Sendikası Reisi Kemal Tul

Makarios'u New-Yorka davetinizi te­essürle öğrendik. Bu hareketinizi size ömrünüzce sürecek kapkara bir le­kenin utancını kazandırmıştır in­sanlık idealinin kemaline hizmet eden kahramanların Kore'de nelere kaadir olduğunu siz ve dostlarınız unutmuş görünüyorsunuz. İnsanlık ve hürriyet mücadelesinde Türk - Amerikan şe­hitlerinin aziz ruhlarını taciz edi­yorsunuz. Tarih boyunca kahraman­lıklar yaratmış, bu türlü şeref ve müsabat ölçülerine inanmış bir mille­tin evlâtları olarak, mukaddes saydı­ğımız ideallere yaptığınız ihanetten dolayı sizi Türk - Amerikan efkârı umumiyesi nezdinde şiddetle protesto ederiz.

Mersin  Öğretmenler  Derneği Başkanı Necati Çıplak

Özbeöz Türk olan Kıbrısta bigünah bir çok insanların kanma giren, tethişçiliğin en başta gelen mesulü eli kanlı Makariosu New-Yorka davet etmekle Başpiskoposun Kıbrıstaki iş­lediği kanlı cinayetleri tasvip etmiş bulunuyorsunuz. Çok esaslı temelle­re dayanan Türk - Amerikan dostlu­ğu ile asla kabili telif olmıyan bu ha­reketinizi medeniyet dünyasının de­mokrasi liderliğini yapan dost Birle­şik Amerikanın halefkârı önünde Türk  işçileri adına şiddetle   protestoeder, dünya sulhunun temini uğrun­da Kore'de omuz omuza çarpışmış olan Türk - Amerikan askerlerinin çek kıymetli hatırlarına sargılı ol­manızı tavsiye ederiz.

Sümerbank Ankara İşçileri Sendikası Başkanı

Kızıl papaz Makariosu davet etmekle bir Hristiyanlık hegemonyası kurmak emeğinizi ifşa etmiş bulunuyorsunuz. İktisadî ve' siyasî faktörlere dayanan yirminci asır dostluklarının, bu nevi süfli fikirlerle sarsılacağına inan­makla da büyük toir hata işliyorsu­nuz. Böylece Türk _ Amerikan dost­luğunu zedelemekte bulunduğunuzu ifade ederken cani papaz Makarios uğrunda kurban gidebileceğini hatır­latır. Nefret nişlerimizle şahsınızı dostluğumuzdan tenzih ve şiddetle protesto ederiz.

Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü Talebe  Cemiyeti Başkanı Necip Güngör

Sulh düşmanı Makarios'u, New-Yorka davet etmenizle haklı Kıbrıs dâvamı­zın kaybedileceğine asla ihtimal ver­miyoruz. Zira, Kıbrıs, Türk Anadolunun bir parçasıdır. Onu, ne Maka­rios gibi profesyonel katillerin gayre­ti ve ne de sizin gibi çığırtkanların kabalaması Yunanistan'a ilhak etti­remez. Vazifeniz olmadığı halde bu mevzuda yaptığınız çığırtkanlıkla si­zin bir Amerikan vatandaşı oluşunu­za sulhsever Amerikan milleti adına üzülüyoruz. Sizi tel'in ederiz.

Uşak ili gençliği adın Ömer  Aral

Katil Makariosun burnuna zincir ta­karak New-York sokaklarında teşhir etmekle kutsal idealler uğruna Korede kanlarını akıtan Türk ve Ame­rikan evlâtlarının ruhlarını azaba garkedeceğinizi bir saniye düşünme­diniz mi? Bu hareketinizle hakkın koruyucusu tanıdığımız Amerikan milletinin insani duygularını ayaklarınız altına aldığınızı bilmeniz gerekmez mi? Sizi Makarios'un cürüm ortağı olarak görmeye biz Türk öğretmenle­rinin gönlü razı olmuyor. Hareketi­niz Amerikan  milletinin  ulvî  duygularını bizim kadar yaralar kanaatin­deyiz. Bari cani papazın günahlarını kendi sırtınızda taşıyın, Amerikan milletinin temiz omuzlarına yüklemeyin. Amerikan dostluğundan istikba­lin halâsı doğacağına inanan bizler uygunsuz hareketinizi iki büyük mil­let adına telin ediyoruz.

Kayseri Öğretmenler Derneği Başkanı Kâzım Yedekçioğlu

Eli kanlı, vicdanı kara sulh düşmanı bir papazı davet etmekle Türk - Ame­rikan dostluğuna ihanet ve Kore şe­hitlerinin ruhlarını tazip ettiniz.

Derneğimiz size ve sizin gibi düşü­nenlere teessüflerini bildirir.

Kemal Gülaçtı Kalecik Kültür Derneği

Masum insanlar düşmanı müseccel kaatil Makariosa müreffeh bir hayat vaadiyle New-Yorka davet etmekle dünya muvacehesinde maskenizi indirerek kalitenizi isbat ettiniz.

Gelecek tarihten papazın kara cüp­pesinden ve sakalından daha kara bir sahifeyi de kendinize tahsis ettir­miş bulunuyorsunuz. TrabEonlular adına teessüs ve lanetlerimi bildirme­yi hür dünyaya hizmetkâr bir Türk olarak vazife telâkki ederim.

Trabzon Belediye Reisi Halûk Çulha

Dünya sulhunun hadimi, hunharların amansız düşmanı necip Amerikan milletinin New-York Valisi olarak, Kıbrısta iken ve Kıbrıstan ayrıldığı günden beri nifak, fesat kumkuması, sözde din adamı, hakikatte Ada Landru'su kızıl papaz Makariosu New-Yorka davetinizi enderin teessür ve te­essüflerimizle protesto ederiz. Ve yi­ne Birİeşmiş Milletler ideali uğrunda insan cesaret ve kudretinin fevkinde Kunuri'de harikalar yaratan Türk mehmetçiği ile omuz omuza savaşan bir milletin mensupları olarak, tama­men haksız bir dâvanın gafil yolcu­sunu New-Yorka davetinizi Türk ve hür dünya efkârının, onun günah ve vebaline ortak olduğunuz  şeklinde kabul ettiklerini bilmenizi isteriz. Hür metlerimizle.

Samsun Karadeniz İşçi Sendikaları Federasyonu Reisi Hasan Akağa

Din adamı maskesine bürünen kızıl kaatil Makarios'un, Amerikan efkârı umumiy esine nasıl bir şahsiyet ola­rak tanıtacağınızı heyecanla bekler­ken, unutmayınız ki Orta Şarkta do­ğacak vahim hâdiselerin mesulleri arasına girmiş oluyorsunuz. Bu hare­ketinizi nefretle karşılarız.

Trabzon Madenî Teknik ve Makine İşleri Esnaf Derneği Başkanı Rıza Egemen

Türk ve Amerikan halkı arasındaki işbirliğini ve karşılıklı anlayışı tesis ve inkişaf ettirmenin sulhun ve in­sanlığın hayatı menfaati icabı oldu­ğuna katiyyen kani olmamız dolayısıyla ile bu işbirliği ve anlayışı temin için beş seneden fazladır Türkiyede mü­essir bir şekilde çalışmış olan iyi ni­yetli Amerikalılardan ve Türklerden müteşekkil bir dernek olmamız hasebile Makariosa vâki davetinizin, hiz­met fikirli erkek ve kadınların sene­lerden beri burada gönüllü olarak se­ve seve çalışarak elde ettikleri seme­reli neticelerin büyük bir kısmını yokedecek çok vahim hatalardan biri olduğunu esefle beyan ederiz. Bütün sulhçu Amerikalılar ve Türkler namı­na bu müessif davetinizin iptal edil­diğini ilân etmenizi mutlak bir ka­naate müsteniden samimiyetle talep ederiz.

Türk Amerikan Derneği Ankara

 Ankara :

New-York Valisi Averell Harriman'm papaz Makarios'u New-Yorka davet etmesi yüzünden memleketimizde du­yulan büyük teessürü belirten telg­raflar New-York Valisine gönderil­mekte devam etmektedir. Muhtelif dernek ve teşekküller tarafından çe­kilen bu telgrafların bazılarını aşa­ğıda bulacaksınız: 

«Türk ve müslüman düşmanı yüzü kadar kalbi de kara kızıl Makariosa gösterdiğiniz yakın alâka ve tevec­cühü teessür ve esefle karşıladık. Mil­letçe Kıbrıs dâvasında ne kadar has­sas olduğumuz bütün dünya millet­lerinin malûmudur. Kızıl ideoloji ve heyecanların tesisiyle Türk milletine karşı Makarios'un jest ve hareketleri aklı selim sahibi hiç bir millet tara­fından tasvip edilemez iken ruh ve akıl malûlü bir insana Türk dostu bir Amerikalı ve bahusus resmî sıfatı ha­iz bir insan olarak gösterdiğiniz sa­mimi davete sadece üzülmedik, hay­ret ettik. Benim gibi duyduğunu ve düşündüğünü bildiğim milletim adı­na katiyetle söyliyebilirim ki Türk milleti kendisine gösterilen iyilik ve fenalıkları zamanında ve yerinde fazlasiyle mukabele etmesini bilir ve bi­lecektir.

Tarihte eşine bir defa daha rastlan­mayan ve rastlanmayacak olan Kıb­rıs katliamının elebaşısı Makarios'a gösterdiğiniz hüsnü kabulü şiddetle protesto  ederiz.

Bünyan mensucat fabrikası İşçi Sendikası Başkanı Zeki Sicim

Amerikan efkârı umumiyesini hiç bir zaman için temsile selâhiyeti olma­yan müslüman düşmanı Vali, bir eli kanlı, bir eli haçlı sahte kahraman, kızıl papaz, kaatil Makarios'u New-Yorka davet ederek onun o kanlı eli­ni öpmek istemekle Türk - Amerikan dostluğuna ve dünya sulhüne ne bü­yük bir darbe indirdiğinizin ve ne ka­dar küçüldüğünüzün farkında mısı­nız.

Biz Türk işçileri sizin yapmış olduğu­nuz bu cüretkerâne hatayı dostumuz ve demokrasi lideri Amerikaya mal etmiyor, sizi Amerika halkı ve dünya Önünde şiddetle protesto ederiz.

Türk Yapı-İş Federasyonu Genel Başkanı Tahir Öztürk

Makarİos gibi içfkara, elleri kanlı bir keşişe sempati göstermekle husule getirdiğiniz nefret derindir. Kan ko­kan bu papaza kucak açmanızdan do­layı insanlık sizi daima telin edecek tarih de sizi sayfalarına aldığı için utanacaktır.

Bursa Gazeteciler Sendikası Başkanı Sabri Türkozan

Nazarımızda Makariosla Harriman'ın hiç bir farkı kalmamıştır. Bizim için ikisi de menfurdur. Çünkü bizce mil­letlerarası dostlukları bozanlar değil, onu kuranlar vs yaşatanlar tebcile lâtıktır. Hareketinizin yalnız Türkiyede değil Amerikada ve bütün hür dünyada nefret uyandırdığından emi­niz.

Bursa Gazeteciler Cemiyeti İdare Heyeti adına Mustafa Tayla

Ruhaniyet kisvesi altında masum in­sanları katlettiren ruhu kara, elleri kanlı bir hunhar papazı, iki memle­ket arasındaki dostluğu çiğniyerek davetiniz düpe düz siyasî maskaralık­tan başka birşey olmadığını belir­tirken Bursa tütün müstahsillerinin nefretini izhar ederek Türk fazileti önünde utanmanızı tavsiye ederiz. Allah sizi affetsin.

Bursa Tütün Müstahsilleri Cemiyet Başkanı Hüseyin Sütçü

Dış politika mevzuunda hükümet için de hükümet yaratan iilr zihniyetle siyasî terbiye kaidelerinin dışına çı­karak elleri Kıbrısta binlerce masum insanın kanma bulanmış kızıl kaatil papaz Makariosu New-Yorka davet ettiğinizi teessürle Öğrenmiş bulunu­yoruz.

New-York'taki milyonerlere dayana­rak attığınız bu hatalı adımı dost Amerika milletinin tasvip etmiyeceğini ve Moskova'ya uşaklık eden bir takım kapitalistlere ve kızıl papaza âlet olan davranışınızın Türk - Ame­rika dostluğunu incitmiyeceğine ina­nıyoruz. Şunu iyi bilmelisiniz ki Kıbrısı gerektiği vakit Korede dünyaya şahamet destanları yazan Türk sün­güsü himayesinde bulunduracaktır. Bunun mânasını belki siz takdir ede­mezsiniz, fakat Yunanlı dostlarınız yarın tarihin şahitli ile çok iyi kav­rarlar.

Kayseri   gazetecileri

Papaz Makarios'u eyaletinize davet etmiş olduğunuzu büyük bir nefretle öğrenmiş bulunuyoruz baz Vali, nef­ret ettik. Fakat bu hareketinize şaş­madık. Çünkü devletinizin resmî davetlisi olan müslüman bir milletin hükümdarmı karşılamaktan sizi men eden nişlerinizin ilham kaynağı meç­hulümüz değildir. Makariosa ibzal buyurduğunuz muhabbetinizin men­şei de bu kaynaktadır. Eğer bu te­şebbüsünüz Türk-Amerikan dostlu­ğunun açık ve parlak ufukları üze­rine davetliniz papazın kisvesi ren­ginde bulutlar toplamak azmine ma­tuf değilse bile, muhakkak ki, tarife sığmaz bir katlet içerisindesiniz.Bu menfur hareketiniz sebebiyle sizi ve zihniyetinizi dost Amerikanın efkârı huzurunda müessesem ve şahsım adı­na şiddetle, nefretle protesto ede­rim.

Ödemir incirce  Pamuk Tarım

Satış Kooperatifleri    Müdürü

Bekir Siddık Özyildırım

Bir kaç Yunanlı dostunuzu memnun etmek bahasına milletlerarası huzur­suzluğu arttıran hareketiniz çok acı sürprizdir. Dünya sulhu için her tür­lü fedakârlığı göze alan memleketi­nizin siyasetine aykırı olan bu hare­ketinizi teessüflerle  karşılarız.

İzmir Manifaturacılar Birliği Başkanı Mehmet Kuşakçıoğlu

Günahkâr ve âsi bir canavarın hun­harca hareketlerini tasvip ederek memleketinize davet etmenizi mana­sız bir kaflet olarak vasıflandırıyor ve bu suretle Türk gençliğinin Amerikaya olan sevgilerini cahilane bir tavırla zedelendirmeye çalışmanızı hayretle karşılıyoruz.

Kızıl papaz Makarios'u bağrınıza bas­manız, Kıbrıs hakkındaki iddiaları­mızdan asla hiç bir şey kaybettirmiyecektir. Çünkü bu dâvaya gençlik olarak inanmış ve inanmıyanları da inandırmaya  azmetmiş  bulunuyoruz.

Hatanızın tamirini beklerken derin teessüflerimizi  bildiririz.

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Talebe  Cemiyeti Başkanı Çetin Arda

«Rum papaz Makarios'un. tarafınız­dan New-Yorka daveti bizleri çok müteessir etmiştir. Makarios gibi mu­azzam  cinayetler ikâ etmiş âdi birtedhişçiyi layemut bir sıfata inkilâp ettirmenizi Türk Amerikan dostluğu­na ika edilmiş bir komplo olarak gör­mekteyiz. Bu hareketi Amerikan mil­letinden tenzih ederek derin teessüf­lerimizi bildiririz.

Sarayköy Şoförleri ve Madenî Sanatkârlar Dernekleri Başkanları

Müflis dâvasının meşhur dellalı sefil papaz Makarios'u davetinizden mese­lenin esasına vukufiyetiniz olmadığı­nı anlıyoruz.

Dünyayı kana boyamak istidadında olan şaşkın bir kasaba papazı ile hem fikir olduğunuzu ikrar zımnındaki hareketiniz ne kadar meş'um ve korkunç zihniyete sahip olduğunuzu ifade etmiyor mu? Fakat emin olu­nuz ki, Türk milleti, dünyanın bütün cephesinden ve atomundan tamamen mahrum olsa dahi ilelebet dünyadaki müstesna mevkiini muhafazaya ka­dir olacak ve bunu size tarih ve is­tikbal  gösterecektir.

İğrenç şerikiniz siyasî sahtekâr, ku­durmuş cani ve kızıl uşağı ile sizi başbaşa bırakıyor, Türklük adına ef'alinizi protesto ediyoruz.

Gediz Kunduracılar Derneği adına Başkan Şerafettin Oğlakçıoğiu

Tedhişçi ve canilerin temsilcisi Makariosu New-York'a davet etmekle Amerikan askerlerile Kore'de omuz omuza çarpışıp canlarını kahramanca veren Türk askerlerinin ruhlarını ne kadar muazzep ettiğinizin ve 24 mil­yon Türkün nazarında nasıl bir mev­kie düştüğünüzün farkında mışmış? Sizi hiç bir zaman Amerikan politi­kasına uymiyacağmı pek iyi bildiği­miz bu menfî hareketinizden dolayı, dünya ve Amerikan efkârı umumiyesinde protesto eder, teessüflerimizi bildiririz.

Ödemiş Öğretmenler Derneği Başkanı Nurettin Göktuğ

Birçok masum ve silâhsız insanın ka­nını akıtan kızıl ve kaatil papazı bel­denize davet etmekle Türk ve Ame­rikan dostluğuna zehirli bir hançer çekmiş  bulunmaktasınız.

İnsanlık ideali ve hür dünyanın em­niyet ve selâmeti uğruna demir perde kapılarında nöbet bekliyeıı Türk mil­letinin teessür ve nefretini üzerinize çekmekle beraber ayni ideal uğruna Kore'de omu zomuza döğüşerek şehit düşen Türk ve Amerikan kahraman­larının ruhlarını da taciz etmiş bu­lunmaktasınız. Bu hareketinizi Ame­rikan milletinin tasvip etmiyerek size lâyık olduğunuz" dersi vereceğinden eminiz.

Bayramiç Esnaflar Derneği adına Ahmet Öztürk

Kızıl ruhlu köy papazını New-Yorka davet etmekle Herriman, ruhunda Amerikan milletinden senelerce sak­ladığı kızıl ideolojinin müdafii oldu­ğunu Amerikan ve dünya milletle­rine ilân etmiş oldunuz.

Tedhişçi Makarios'la sizi dünya ta­rihleri, insanlık ve medeniyet kaati-li olarak vasıflandıracak, size en bü­yük tarihî cezayı sağlam düşünen dostluğuna güvendiğimiz Amerika milleti verecektir.

Giresun Şoförler Cemiyeti Reisi Mithat Tahmazoğlu

Din kisvesine bürünmüş bir caniyi si­zi kör sağır ve hatta yakın tarihi bile unutturacak bir kaprise kapılarak Valisi bulunduğunuz şehre davet et­menizi büyük bir teessürle karşıladık, hak, hürriyet ve insanlık duygusu ile mücehhez Türk dostu Amerikan mil­leti de muhakkak ki bu hareketinizi bizim gibi tasvip etmiyecektir. Hare­ketinizi Türkiye Sanat Mektepleri Mezunları Cemiyeti Ankara Şubesi adına şiddetle protesto ederiz.

İdare heyeti

İnsanlık mefhumunu hiçe sayan tethişçi, binlerce masumun kanını çe­kinmeden akıtan, din kisvesi altında türlü entrikalar çeviren kızıl papaz Makariosu New-York şehri adına na­zikane davetinizi gazete ve radyolar­dan teessüf ve teessürle öğrendik.

Türk Amerikan dostluğunu baltalıyan-bu hareketinizle Türk gençliği vedünya umumi efkârı sizi ebediyen nef retle karşılayacaktır.

Türkiye Üniversite Yüksek Okul Öğ.Derneği Genel Bşk. Y, Namık Kemal Yedier

Makarios gibi içi kara elleri kanlı bir papaza sempati göstermekle vicdan­larımızda husule getirdiğiniz nefret derindir. Kan kokan, bu papaza ku­cak açmanızdan dolayı insanlık sizi daima tel'in edecek, tarihte adınızı sahifelerine aldığı için utanacaktır.

Bursa  Gazetesiler  Sendikası Başkanı Sabri Türkozan

Nazarımızda Makariosla Harriman'm hiç bir farkı kalmamıştır. Bizim için ikisi de menfurdur. Çünkü bizce mil­letlerarası dostlukları bozanlar değil, onu kuranlar ve yaşatanlar tebcile lâyıktir. Hareketinizin yalnız Türkiyede değil Amerikada ve bütün hür dünyada nefret uyandırdığından emi niz.

Bursa  Gazeteciler Cemiyeti İdare Heyeti adına Mustafa Tayla

Ruhaniyet kisvesi altında masum in­sanları katlettiren ruhu kara elleri kanlı bir hunhar papazı iki memleket arasındaki dostluğu çiğneyerek dave­tiniz düpedüz siyasi maskaralıktan başka birşey olmadığını izhar eder, Türk fazileti önünde utanmanızı tav­siye ederiz. Allah sizi affetsin.

Bursa Tütün Müstahsilleri Cemiyeti Başkanı  Hüseyin  Sütçü

Hürriyet perdesi altında gizli mak­satları için masum insanları öldür­ten, kızıl Makariosu davetinizi Ame­rika hükümeti, milleti ve işçilerinin tasvip etmiyeceğine kaniiz.

Çünkü onlar Türk milletinin dostlu­ğunu yürekten arzularlar. Şahsi te­lâkki olunan bu hareketinizi protes­to eder, Valilik yetkinizi aşan işlerle uğraşırken, milletinizi ve milletinizin dostlarını düşünmenizi isteriz.

Türkiye Tekstil ve Örme Sanayii

İşçileri Federasyonu ile İstanbul

Tekstil ve  Örme  Sanayii İşçileri

Sendikası Başkanı Bahir Ersoy

 Ankara :

New-York Valisi Avarell Harriman'm Makarios'u New-Yorka daveti üzerine memleketimizde hissedilen teessür ve nefret, muhtelif teşekküller tarafın­dan New-York Valisine çekilen telg­raflarda ifadesini bulmaktadır.

Bu telgraflardan bazılarını aşağıda bulacaksınız:

«İnsan kanı dökmekle meşgul adam kisvesindeki iblis Makarios'u davet ederken Kore'de ırkdaşlarmı ölüm­den kurtarmak bahasına şehit düşen gazi olan ve dostluğu hakikat bulu­nan bizler, Amerikada sizin gibi bir Valinin bulunduğunu hayret ve la­netle karşılıyoruz.

Amasya Güzelleştirme ve Turizm Derneği Başkanı Celâl Türe

Barışta mefkure, savaşta silâh arka­daşımız bulunan Amerika hükümeti ve milletinin siyaset ve kanaatlerin ve milletimizin Amerikalılara olan sa­mimi sempatilerini hiçe sayarak si­cilli tedhişçi ve yüzlerce müslüman ve Hıristiyan kanlarını akıtan canilerin şeriki sahte din adamı, Makaricsu New-Yorka davetinizi derin teessürle haber aldık. Barışa susamış dünya milletinin en nazik bir anda bu gibi kışkırtıcı hareketlerle huzur ve gü­venlerini bozmak günahını Makariosun vaftizi bağışlatmıyacaktir. Tees­sür ve teessürle hareketinizi takbih ve protesto ederiz.

Gençlik Kolu  ve Bünyan Kunduracılar  Derneği  Başkanı Mehmet Okay

Türk vatanının bir parçası Kıbrısı Yunan topraklarına ilhak gayesiyle tedhişçiliği yaratan ve bir çok ma­sum insanların kanlarını akıtan ca­nilerin elebaşısı en büyük cani kızıl papaz Makariosu eyaletinize davet gibi büyük hatanızı ihtar eder, gad­darlığın melanetin sembolü olan kan içen canavar ruhlu papaz seviyesine inmiş olmanızı da tabii olarak kar­şılarız. Bizler hiç bir tehditten kork­mayacak    kadar cesur ve    tarihtekidersleri tekrara hatta ona _ yenilerini eklemeye muktedir ve hazırız.

Bünyan   Sümerspor   Kulübü Başkanı Süreyya Uygur

Makarios'u resmen New-York'a davet etmeniz keyfiyetini teessür ve hay­retle karşılarız. Dünya sulhunu ihlâl edecek şekilde masum insan toplu­luklarına karşı serî cinayetler orga­nize eden bir papazı Yunan asıllı mil­yoner Amerikalı dostlarınızın tesiri altında yapmış olduğunuz bu davet, Türk - Amerikan dostluğu ile Kore'­de yan yana döğüşen Türk ve Ame­rikan askerlerinin necip hatıralarını kirleteceği gibi dostluğumuzu da inkitaya uğratacağına vesile olan bu sakim hareketinizi Amerikan âmme efkârı önünde şiddetli protesto ede­riz.

D.  D. Yolları Sivas Cer Atölyesi İşçileri adına Baştemsilci

Milletlerin dünya barışını sağlamak uğrunda büyük gayretler sarf ettikle­ri ve icabında omuz omuza kanlarını akıttıkları bir sırada sulhu ve insan­lığı tehdit eden ve birçok masum in­sanı kızıl emellere feda eden yirmin­ci asrın bir numaralı canisi Makarios gibi bir adama Amerika Birleşik Dev­letleri New-York Valisi tarafından 3İâka gösterilmesi nefretle karşılan­mıştır. Kıbrıs dâvasını hassasiyet ve dikkatle takip eden ve hâdiselerin sulh ve hukukunu ihlâl etmesi arzusu ile vekarmı muhafaza eden fakat ica­bında istiklâl ve bekasını tehdit eden­lere haddini bildirmeyi çok iyi bilen Türk milleti, kundakçıların ve tedhiş­çilerin elebaşısını alkışlamaya hazır­lanmanızı Amerikan milleti tarafın­dan da nefretle karşılanmasını te­menni eder,

Karabük Ticaret ve Sanayi Odası adına Ali Dedeoğlu

Caniyane hareketleriyle insanı duy­guları çiğneyen, devletler arası pren­sip ve iyi komşuluk anlamlarına ay­kırı hareket eden ve bu hareketine devam edeceğini fütursuzca ilân eden dini siyasete âlet ederek ve bu hare­ketiyle Hazreti İsanın dahi ruhunu tazip  eden  Makarios  denen bir sergerde papazı memleketinize çağır­makla işlediğiniz fecatin vehametini müdrik misiniz? Kore'de canlarını bu gibi caniyane hareketlere mani ol­mak için seve seve feda eden memle­ketlerimizin giizâde evlâtlarının asil ruhlarının katırasını hiçe saymanı­zın sebebi nedir?

Biz Türk milleti olarak Amerikan milletinin sözüne güvenilen mert bir millet olduğunu kabul ederek dostluk teessüs etmiş idik. Bunda hatalı ha­reket ettiğimizi mi isbat etmek isti? yorsunuz? Bu davetinizi teessüfleri­mizle  protesto  ederiz.

Çukurova Lokantacılar Derneği Başkanı Hamit Karataş

Türk milletinin Kıbrıs hâdiselerini, büyük bir teyakkuz ve dikkatle takip ettiği bir zamanda, Makarios'u New-York'a daveıiniz ve hararetle karşı­lamayı vâadetmeniz, bizleri haklı ola­rak teessüre sevketmiştir.

Bu hareketinizi, işgal etmekte oldu­ğunuz makamın şeref ve vekârına as­la uygun bulmuyoruz. Şu anda, sulh ve sükûnu ihlâl eden sahte din ada­mının siyasî emellerine mahkûm bu­lunuyorsunuz.

Türk - Amerikan dostluğuna kaste­den bu gayri insanî hareketinizi Amerikan umumî efkârı muavecehesinde şiddetle protesto ederiz.

Adana Öğretmenler Yardımlaşma Derneği Başkanı Hasan Keskin

Kaatil tethişçi Makarios'u Amerikaya davet etmek suretiyle yapmış olduğu­nuz büyük hata bugün cemiyet ola­rak bizi müteessir etmiştir.

Dünya sulhunun idâmesi uğrunda her türlü fedakârlıktan geri kalmayan milletimize karşı en büyük fenalığı yapmakta olduğunuzun farkında mı­sınız? Kore'de omuz omuza savaştığı­mız günleri unuttunuz mu? Bu hare­ketinizi esefle karşılar, Amerikan ef­kârı umumiyesi önünde sizi tel'in ederiz.

İskenderun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ahmet Berker

Kara sakallı hain yürekli Makarios denilen şeytan suratlı papazı New-York'a davet etmiş olduğunuzu Öğ­renmiş  bulunuyoruz.

İnsanlık ideali uğrunda her türlü fe­dakârlıktan geri kalmayan Türk mil­letine karşı en büyük fenalığı yap­makla kalmadığınız gibi Kore'de akı­tılan mübarek Türk mehmetçiklerinin kanını da inkâr etmiş bulunuyor­sunuz, Öyle ise sizin de Makarios'tan geri kalan yeriniz yoktur. Bu hareke­tinizi İskenderun Şoförler Cemiyeti esefle karşılar.

İskenderun  Şoförler  Cemiyeti Başkanı Abbas Erbay

Müseccel kaatil, kızıl papaz Makariosu davetinizi teessürle öğrendik, bu yersiz hareketinizle dost ve kardeş Amerikan milletinin değil eyaletini­zin dahi duygularına tercüman olma­dığınıza eminiz. Sizin ve uşaklık et­tiğiniz insanların bu kabil menfur hareketleri Kıbrıs mevzuundaki sar­sılmaz azmimizi zerrece kırmıyacaktır. Makariosun kanlı ellerini sıkmak uğruna tarihin kara sahifelerinde lâ­yık olduğunuz yeri almış bulunuyor­sunuz. Yersiz hareketinizi şiddetle takbih ve telin ederiz. Orta-Doğuda büyük bir huzursuzluk yaratan ve ye­şil Kıbrısımızı kana boyayan kızıl pa­paz alçak kaatil Makariosu New-York’a davetiniz ona lâyık bir uşak oldu­ğunuzu göstermiştir. Türk - Amerikan dostluğunu rencide eden bu menfur ve kahbece hareketinizi Nevşehir hal­kı adına şiddetle protesto ederiz.

Nevşehir Belediye Reisi Ahmet Kemal Dedeoğlu

Kaatil ve tethişçi papaz Makariosun kanlı ellerini sıkmak için New~York eyaletine davet ettiğinizi esefle öğ­renmiş bulunuyoruz bu hareketinizle dünya sulhuna kastetmek yolunda bulunan bir caniyle işbirliği etmiş oluyorsunuz ki, bu sizin aşağılık bir ruha sahip olduğunuzu gösterir, sizi bu hareketinizden dolayı hür dünya karşısında telin ederiz.

Giresun  Şafakat  Gençlik Kulübü idare heyeti adına Sabahattin UlaçTürk - Amerikan dostluk ve bağlılı­ğını hiçe sayarak kara katil papazı davetinizi nefretle öğrenmiş bulunu­yoruz. Bu hareketinizi bütün cemi­yetimiz mensupları adına tel'in ve protesto ederiz.

Akşehir Kültür  Cemiyeti adına Tacettin Biricik

1954 senesinde Türk Hava Kurumu­nun davetlisi olarak memleketimize gelen Amerikan sivil havacılık teşki­lâtından bir heyetin Aydına teşrif ettiklerinde çok samimi geçen konuş­ma ve gezilerimizde heyet azasından yirmi yaşlarında bulunan Amerikan gencinin hatırımda kalan şu sözleri­ni size aynen naklediyorum: «Bizler, Türkiye ve Amerika bir harp vukuun­da iki müttefik devlet olarak değil iki kardeşin yekdiğerinin müdafaasını yapmak üzere yanyana harbedeceğiz» demişti.

Bizler bu sözleri Amerikan efkârı umumiyesinin sözleri olarak kabul ederken, sizin Türkiye aleyhinde olan müseccel tehdişçi papazı davetinizi Türk ve Amerikan milletinin müşte­rek duygu ve sevgi ve samimiyetleri aleyhine tezahür eden bir hâdise ola­rak kabul eder, Aydm tüccarları adı­na teessür ve teessürlerimizi bildiri­rim.

21 Nisan 1957

 Ankara :

New-York Valisi Averell Harriman'ın papaz Makariosu New-Yorka davet etmesi üzerine memleketimizde duyu­lan büyük teessürü belirten telgrafla­rın çekilmesine devam edilmektedir. Muhtelif dernek ve teşekküllr tara­fından çekilen bu telgraflardan bazı­ları şunlardır:

Kendisi sulh idealleriylp dinî maske ye bürünüp, yüzlerce masum Kıbrıslı ve bir de Amerikan teb'alı olan Kon­solos W. P. Bcteler'in kanını kirli el­lerine bulayan ve ayni zamanda, her hangi bir Amerikalının yüzüne tü­kürmeyi bir şeref addettiğini söyliyen kızıl  papaz  Makarios'u,  New-York'adavet etmiş olduğunuzu büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunuyoruz.

Türk işçileri her zaman Amerikan iş­çileri ve milletini takdir ve fikirle­rine hürmet ederler.

Büyük Amerikan milleti ile Kore'de hürriyet ve sulhun sağlanması için, omuz omuza çarpışmış olan bizler, si­ze hatırlatırız ki, Nato devletlerinin sulhun idamesi için yapmış oldukları çalışmalarını (bundan önce de, Orta Şarkta denediğiniz gibi) sabotaj et­meye hakkınız yoktur.

M.M.V.   İstanbul   Deniz  Fabrikaları İşçileri Sendikası İst.  - Türkiye

New-Ycrkluiar ve 48 eyaletteki bütün Amerikalılar namına. New-York Vali­sinin takındığı tavra itiraz edecekle­rine emin bulunduğumuz Amerikan işçilerine, New-Ycrk Valisine gönder­miş olduğumuz telgrafın aynini gön­deriyoruz.

En samimi nişlerimizle.

M.M.V.  İst.  Deniz  Fabrikaları İşçileri Başkanı Fevzi Gönüllü

New-York Valisi Averell Harriman'm kanlı papaz Makarios'u eyaletine da­vet haberini alan Gelibolu Öğretmen­ler Derneği New-York Valisine bir telgraf çekmişler ve bu telgrafda «si­zi ve sizin gibi düşünenleri şiddetle tel'in ediyoruz» demişlerdir.

Amerika asrımızda Orta Çağ politi­kasını karakterize eden fosilleşmiş teclojik hüviyetiyle soysuzlaşrmş şovinist bir ihtirastan başka gayesi ol­mayan tarihî realiteyi inkâr eden ha­yatın ve sulhun düşmanı masum in­sanların kanma giren ayrı ayrı din­lere bağlı cemaat arasında içtimaî mesafeyi bir din adamı olarak kapat­ması lâzımgelirken onlar arasında ih­tiras, ayrılık, ihtilâl tohumları kat­maktan çekinmiyen amorfize olmuş bir ideolojinin etrafında kendi sesi­ni işittirmek için gangsterler grubu ile teşriki mesai ettiği Birleşmiş Mil­letlerde İngilizler tarafından açıkla­nan bir papazı New-Yorka davet et­mekle onun hareketlerini tasvip ede­rek en az bu papaz kadar dünya ef­kârı ve tarih huzurun suçlu olarak çıkıyorsunuz. Orijin itibariyle belki siz de Kıbrıslı bir Rumsunuzdur. Şu anda maalesef talihinizin iyi bir cil­vesi olarak New-York Valisi bulunu­yorsunuz. Eğer böyle olmasa idi belki siz de bu gangsterler grubuna katıl­mak için papaz Makariosa kendinizi mukaddes dâvanız uğrunda takdis et­tirir ve gönüllü yazılacaktınız. Ne yazık ki Valiliğiniz sizi bu emeliniz­den mahrum etti. Hiç olmazsa kalbinizdeki son ihtiras ateşini söndürebilmek, papazın yaptığı maceraların hikâyesini dinleyerek bu arzularını temin imkânını bulabileceksiniz. Fakat Mr. Harriman, şunu unutmayınız ki Türklerin bağırlarında blöf yoktur. Bunu yanma geldiği zaman senin Makaryosuna sor.

Kırklareli  Güneş  Spor  Kulübü Başkanı Hayri Acar

Yüzlerce masumun kanma giren, ca­ni papaz, kızıl kaatil Makarios'u New York'a davet suretile dünya sulhuna ihanet ve insanlık itimatnamenizi iptal etmiş oldunuz.

Hak ve hürriyeti uğrunda Kore diya­rında tarihe destanlar yazdıran kah­raman milletimizle silâh arkadaşı olan asil Amerikan milletinin, bu kahpece hareketinizi bizler kadar tel'in edeceğini düşünerek sükûnet bulmağa çalışmaktayız.

Şu anda Kore'de olduğu gibi Kıbrıs uğruna da yeni zaferler kazanmağa hazırız.

Sulh âlemine yaptığınız bu alçaklığı Amerikan milleti nezdinde en derin lanet ve nefret nişlerimizle protesto ediyoruz.

Amasya Kültür Derneği Ankara Şubesi Başkanı Ahmet Demiray

Dünya sulhu için icabında kan dök­mekten çekinmeyen Amerikan ve Türk samimî bağları karşısında iğ­renç engerek yılanı papaz Makariosa karşı gösterdiğiniz alâkayı ancak va­tanına en büyük ihaneti besleyen bir hain yapabilir. Siz de masum insan­ların kanma giren ve devamını candan temenni eden bir    Makarios'sunuz, samimi Amerikan halkı karşı­sında kurtuluş çareniz intihardır.

Simav Belediye Reisi Emin Topçular

Methalinde hürriyet heykelinin bu­lunduğu bir memleketin valisi olarak elindeki haç'ı silâhla, vaftiz suyunu kanla değiştiren ve bütün insanlara karşı şevkât ve sevgi telkin eden in­cili kapayarak siyaset meydanlarına atılan içi dışı kadar kara kaatil Makarios'u bağrınıza basmak için New-York'a davet edişiniz bizi Siyasal Bil­giler Fakültesi talebelerini son dere­ce hayrete düşürdü. Bu iğrenç hare­ketinizi dünya efkârı umumiyesi önünde  şiddetle  protesto  ederiz.

Moskova piskoposu ile birlikte ayni hissi izhar etmiş olmanızın günahı ve aynı dâva için Kore ufuklarında elele vererek ölen Türk ve Amerikan askerlerinin laneti ve prensiplerine ihanet ettiğiniz bayrağın vebali ebe­di olarak boynunuzdadır.

Siyasal Bilgiler Fakültesi Talebe Cemiyeti adına Sekreter Teoman Yazgan

Sayısız çocuk ve kadının katliamına sebebiyet veren kaçık ve hür dünya­nın malûmu bulunan kızıl kaatil pa­paz Makarios'u şeref misafiri olarak davetiniz, Türk _ Amerikan dostlu­ğunu haleldar edecek mahiyettedir. Yunan millî bayramında efsun kıya­fetine girmek suretiyle siz, Rumlaşmış bir Amerikan vatandaşı olarak bu caniyi şerefle karşılayabilirsiniz. Amma, New-York halkı Koredeki müşterek şehitlerimizin hatırasına hürmetle bu kızıl papazın sadece yü­züne tükürecektir.

Ulubey Belediye Reisi Kâmil Kutluay

Din kisvesi altında icrai şekavet eden binlerce masumun kanına giren, ka­atil papaz Makarios'u eyaletinize davet etmekle ayni duyguları taşıdığı­nıza ve ayni yaradılışta bir adam ol­duğunuza kanaat getirdik. Menfur papazın mülevves elini sıkarken pıhtılaşmış masum kanlarının elinize bulaşmasından ürpermiyecek kadar kalpsiz olsanız  dahi,pis  ayaklarının Amerikan vatanını kirlenmesinden de mi korkmuyorsunuz? Bir caniye gös­terdiğiniz sıcaklığı Amerikan milleti nezdinde protesto eder, hareketlerini­zi nefretle takbih ederiz.

Simav Öğretmenler Derneği Başkanı Fevzi Gündüz

Dinî kisve altında binlerce insanın hayat ve hürriyetleriyle oynayan ka­ra papaz Makariosun davetini mede­niyet dünyası önünde protesto ede­riz.

Milas Ticaret Odası Başkanı Sadık Sağıroğlu

Türk Amerikan dostluğunu sebote et­meğe hiç bir hakkınız yoktur. Sizin hattı hareketinizi protesto ediyoruz. Kızıl papaz Makarios'u davetiniz ehli salip zihniyetine dayanan dini taas­suplarınızın neticesidir.

Milas İlkokullar Aile Birliği Başkanı Aziz Uğur

Kızıl papaz Makarios'u, dünyanın şimdiye kadar her iyi şeyi beklediği bir milletin en büyük şehri olan gü­zel New-York'a davet ettiğinizi tees­sür ve teessüfle öğrenmiş bulunuyo­ruz.

Şimdiye kadar çok mümtaz insanla­rın işgal ettiği New-York Valiliği gibi bir makamda halâ bu saate kadar kalabildiğinize hayret etmekte, Ame­rikan milleti de bizim kadar haklı­dır. Dünyanın her ucunda hak ve adalet uğrunda silüh ve mefkure ar­kadaşlığı yaptığımız bir milletin top­raklarına kirli emeller besleyen eli kanlı bir papazın ayak basmasına asla tahammül edemiyoruz. Tek bir hareketinizle siyasi hayatınıza kendi elinizle nihayet vermiş olduğunuzun farkında mısınız? Orta Şarkın mih­veri ve mikrakını teşkil eden Türki­ye'nin ve Türk milletinin Kıbrıs da­vasındaki haklı talebimizi görmüyecek kadar gaflet ve dalâlet içinde bu­lunduğunuzu ve dikkat etmenizi ha­tırlatmakla iktifa ediyoruz.

Yozgat Belediye Reisi Hayri İnal

Demokrat Parti Başkanı .         Halis Bacanlı

Kara vicdanlı sulh kundakçısı âdi eş­kıya kızıl papaz Makarios'u insanlık ve sulhun büyük müdafii dost Ameri­kanın New-York Valisi tarafından şeref misafiri olarak davet edilişini insanlık ve sulha hançer sallamak su­çuna iştirak kabul eder, dünya sulhu uğrunda Kore'de omuz omuza can ve­ren Türk ve Amerikan aziz şehitleri­nin ruhuna karşı işlenen .en âdi say­gısızlığı bütün varlığımızla tel'in ve protesto ederiz.

Gençlik Kulübü Başkanı Dursun Caloğlu Söke

Tedhişçi barbar kızıl cani Makariosu resmi misafir olarak eyaletinize da­vet etmenizi teessürle karşılar bu âdi hareketinizden dolayı sizi şiddetle pro testo ederiz.

Ordu ili Yüksek Tahsil Öğrenciler  Derneği

Dünya sulhunun en büyük dayanağı Amerikanın New-York Valisi olarak din adamı kisvesi altında tedhiş ve zulüm yaratan kaatil papaz Makarios'un New-Yorkta öpeceğiniz kara eli sizi ancak onun kadar takbih etme­mize vesile olmuştur. Asil Amerikan milletinin ise başkanlık görevini tev­cih etmeyişinin sebebini simdi daha iyi anlıyor ve hiç bir zaman böyle bir mevkie lâyık olmadığınızı bu hareke­tinizle isbat etmiş oluyorsunuz, tees­süflerimizle.

Tavşanlı Şoförler ve Otomobilciler Cemiyeti Başkanlığı

20'inci asrın eşsiz kaatili kara ruhlu kızıl papazı vilâyetinize davetinizi te­essürle karşıladık. Böyle bir davet Rusya veya onun kundakçıları tara­fından yapılsaydı, hiç şaşmazdık. Fa­kat, dost ve müttefikimiz Amerikanın New-Ycrk eyaleti Valisi tarafından Makarics'un daveti hakikaten asil milletimizi çok üzmüştür. Yoksa siz de kızıl papaz gibi kızıllara kundakçı­lık mı yapıyorsunuz? Sizin bu düşünceniz ve menfur ha­reketinizi şiddetle protesto eder ve hatanızı en kısa bir zamanda düzelt­menizi bekleriz.

Ulukışla Şehir Kulübü azalan adına Yücel Duru

Din kisvesi altında cinayet canavar­lığı yapan habis ruhlu papaz Makari-os elindeki masum kanı akıtan bıça­ğı siz vermişoluyorsunuz ki New-Yorka davet etme cesaretini gösteriyor­sunuz. Türk - Yunan dostluğu balta­lanırken Türk - Amerikan dostluğu­nu bozmayı düşünen ikinci bir Makarios olarak mı sahneye atıldınız, sulh ve hürriyet dâvası için Kore'de çarpışırken kanını Amerikan birlik­lerinin kurtuluşu uğruna seller gibi akıtan Türk şehitlerinin ruhunu tazip etmiş olduğunuzu düşünmüyecek kadar gafil misiniz, Kıbrıs'a kırk mil mesafede olan biz Türk öğretmenleri menhus kararınızı şiddetle protesto eder mel'un kararınızdan dönmenizle Türk - Amerikan dostluğuna hizmet etmiş olacağınızı hatırlatır, Türk milletinin mucizeler dolu tarihini ak­lıselimle okumanızı tavsiye eder, meş'um hareketinizi tel'in ettiğimizi Akdeniz sahillerinden bildiririz.

Silifke Öğretmenler Derneği Başkanı Turgut Doğan

Makarios'un New-York'a daveti tees­sür ve teessüfle karşılandı hareketi­nizle Amerika tarihine kara bir leke sürdünüz. Sizin, akıl ve zekânızdan şüpheliyiz, davetinizi bir kızıl papaza değil bir akıl doktoruna hasredin, tarih, sizi lanetle anacak.

Adapazarı  Gazeteciler  Cemiyeti      İdare Heyeti

Nevşeh'r Esnaf Kefalet Kooperatifi Başkanı İsmail Bayyurt Nevşehir adı­na der ki:

Kızıl papaz Makarios'u New-Yorka davet etmekle büyük dostumuz Ame­rikan milletile kahraman Türk mil­letinin her ferdini kalplerine zehirli hançer vurduğunuzun biran için ak­lınıza getirmediniz mi mensubu bu­lunduğunuz Amerikan milleti, Tür­kün bütün vasfını bilerek dostluk te­sis ettirmişken, Makarios gibi insan­lık düşmanı ve Türklük kelimesini hazmetmiyen Tük düşmanına Ameri­kan milletinin arzusu hilâfına davet etmek gibi icat ettiğiniz düşüklükle başta biz Türkler olduğumuz halde, bütün müslümanlık ve insanlık âle­mini çığrmdan çıkarttığınızın farkında değilsiniz, istikbaldeki alacağınız ders yine Türk milletinin dersi olaca­ğını da unutmayınız, sizin bu hareke­tinizi Nevşehir Esnaf ve San'atkârları adına şiddet ve nefretle protesto ede­riz.

Kızıl papaz Makariosa gösterdiğiniz teveccühle temsil ettiğiniz makama nasıl bir tesadüfle geldiğinizi dünya efkârınca anlaşılmıştır. Türkün hay­ranlığı kabarırsa tarihî her an teker­rür ettirebilir. Bu hareketiniz haçlı seferlerinde Piyer Lermlt'in durumu­nu andırmaktadır. Sen bir Amerikan vatandaşısın amma, bir Amerikalı ola mazsın, bu hareketinizle insanlık âle­minde kızıl papaz Makarios'u da geç­miş oluyorsunuz. Menfur hareketinizi insanlık ve sulhsever bir milletin fertleri olarak protesto eder, Türk milletinin dâvalarında daima ayakta ve azimle durduğunu sizi ve inandığı­nız dâvayı lanetle anar, Kore cephe­sinde dünyanın sulh nöbetini bekliyen Türkler ve cemiyetimiz namına bu küstah ve cür'etkâr hareketinizi lanetle protesto ederiz.

Nevşehir Şoförler ve Otomobilciler Derneği Başkanı Faik Demirbaş

Devrimizde hür insanlık camiasının mümessili tanıdığımız Amerikan mil­letinin temiz topluluğu içine sahtekâr papaz tethişçi Makarios'u davetiniz­den insanlık adına duyduğumuz.tees-sürü biz Hereke İşçi Sendikası tees­süflerimizle bildiririz.

Tarihin hiç bir devrinde eşkiyalıktan ileri geçmiyen Yunan çetecilik ruhu­nu kiliseye sokmuş ve bu suretle dün­ya Hristiyanlık âlemine büyük bir ihanette bulunmuş olan gafil bir Rum papazını cinayetlerinin mükâfatı ola­rak New-York'a davet etmekle ne yap tığınızın farkında olmadığınızı dünya anlamış bulunmaktadır. Sizde aynı kara ruhu taşıyan bir zavallı olduğu­nuzu Amerikan milletini bugüne ka­dar çok pek çok seven Türk milleti­nin ve Türk gençliğinin ruhunda bir Amerikan düşmanlığı yaratmağa ça­lışan şuursuzluğunuzu yine cihana karşı isbat etmiş bulunuyorsunuz, ay­rıca tarih coğrafya bilgilerinden kül­liyen mahrum bulunduğunuzu da açıklamakla Kibrisin Türkiyeden ko-pamıyacağmı idrakten mahrum şah­siyetinizi esefle anlayan bizler haçlı­lar devrine yakışan bu köhne zihni­yetinizi tel'in eder. Amerikan efkârı umunıiyesini bundan tenzih etmekle teselli buluruz.

Tire Öğretmenler Derneği ve Türk Musikisi   Cemiyeti  Başkanı Faik Berker

Öpmek için isteri nöbetlerine tutul­duğunuz bir kanlı elin alnınıza vur­duğu damga ile hür insanlığın ikinci bir yüz karası olmak arzusundaymışsınız. Böyle ise, sizin bu hareketinizi tel'in etmiyenler utansın.

Kayseri sporcu gençliği adına İbrahim Bayramcıoğlu

Yeşil Kıbrısımızda cami duvarlarını kirleten kızıl canavarın New-York'a davet edilmesi keyfiyetini hür dünya efkârı önünde kemali nefretle pro­testo ederken su hususu kulaklarını­za küpe yapmanızı ihtar ederiz. Türk gençliği alacak Makarios'un kanlı ellerile kullandırdığı yerleri, yine onun kara sakalları ile süpürttürmek kud­retini kendisinde görmektedir. Bu ha reketinizden dolayı size de sonsuz nefretlerimizi belirtiriz.

Merzifon gençler topluluğu adına Azmi Aytaç

Sulhsever milletlerin istikbali ne olur­sa olsun bunu dahi düşünmeden, dünyanın mukadderatı ile oynıyan kus beyinli ve keçi sakallı bir papaz bozmasını Amerikada bulunan bazı Rum dostlarınızın teşvikiyle New-Yorka davet etmenizi asil Türk işçi­si olarak hayret ve üzüntüyle karşı­ladığımızı belirtir. Bu hareketinizden dolayı sizi şiddetle protesto ederiz.

Sivas D.D.Y. Sanayi İşçileri Sendikası Aydener Tandoğan

 Ankara :

New-York Valisi Averell Harriman'm papaz Makarios'u New-Yorka davet etmesi üzerine memleketimizde du­yulan büyük teessürü belirten telg­rafların çekilmesine devam edilmektedir. Muhtelif dernek ve teşekküller tarafından çekilen bu telgraflardan bazıları şunlardır:

Papaz Makarios'u davet edip bir kahramanmış gibi istikbaline hazırlanı­yorsunuz. Masum insanların kanla­rının dökülmesine sebep olan bu kaatile şahsınız ve Rum cemaatinden başka iltifat eden olmayacaktır. Ame rikan milletinin sizin gibi düşünme­diğine bizler ve bütün dünyadaki sulh sever insanlar kanidir. Tarih boyunca bu gibi hâdiseler karsısında Türk milleti ağır başlılığını muhafaza et­mesini bilmiştir. Yine tarih boyunca bu millet kendisine verilen vazifeleri de lâyikiyle başarmıştır. Çanakkale'­de. Afyon'da, Sakarya'da, Kore'de bilhassa Kunuri'deki şahlanışına bir yenisinin katılmasına sizin gibi dü­şünenler sebep oldu ve olacaktır. Rum cemaatinin hislerine değil, hakikati haykıran sulhsever insanların feryat­larına kulak veriniz. Memleketimiz, milletimiz ve sevgili Kıbrıslı kardeş­lerimiz adına sizi şiddetle protesto ederiz.

Trabzon, lâstik ayakkabı fabrikası

işçileri adına Mustafa Hoş ve Hakkı Eoguslu

Haber aldığımıza göre kızıl papazı New-York'a davet ediyorsunuz. Har-riman, dünya sulhu için Kore dağla­rında, demokrasi uğrunda Amerikan askerleri ile, omuz omuza çarpışan Türk Mehmetçiklerini, kahraman bir milletin evlâtlarını hiçe saydığınızdan ve sakalı kadar vicdanı da kara olan bir palikaryaya elinizi uzattığınızdan dclayı Türk - Amerikan dostluğu he­sabına bu hareketinizi protesto ediyo­ruz. Tarih unutmıyacaktir.

Bergama  Kunduracı Dikici Saraç Kalfa ve İşçileri Derneği İdare Meclisi

Eski bir kuyruk acısının tezahürü ola­rak, Yunan milletinin baş tacı ettiği kaatil bir papazı davetiniz, etrafa nur paçan New-York'taki hürriyet âbidesi­nin ifade ettiği mâna ile kabili telif değildir. Bu hareketiniz dünya sulhu için, Kore'de omuz omuza kan döken Türk ve Amerikan milletlerine ve on-larm aziz şehitlerinin ruhuna saygısızlıktır. Müşterek dâvasının büyüklü­ğüne, bir de kara cüppeli Kızıl papazı davet etmekle düştüğünüz küçüklüğe bakınız. Hakkınızda düşündüklerimizi teessüf ederek belirtiriz.

ıdma

Tekirdağı Şehir Kulübü Hüseyin

Yüzü gibi vicdanı ve kalbi kara ve dünya sulhunu kökünden sarsan Kızı! şeytanın tarafınızdan daveti tarih bo­yunca memleketi uğruna can veren büyük Türk milletinin hissiyatına vu­rulmuş bir darbe olduğunu bildirir ha­reketinizi nefretle takbih ederim.

Siverek Belediye Reisi Yılmaz Fettahlıgil

Dünya efkârı huzurunda kiralık ka­tillerin elebaşılığını yaptığı resmen isbat ve ilân edilen muhteris bir kasaba papazını New-York'a davet etmekle sulhsever Türk milletinin en samimi hislerini rencide etmiş bulunuyorsu­nuz. Dünyada hiç bir Amerikalı, hiç bir Türkün derin, nefretini başka bir hareket yapmakla kazanmadı. Kore’de sulh için omuz omuza döğüşen Türk ve Amerikan milletinin derin ve sa­mimi dostluğunu zedeliyecek bu ha­reketinizi Sivas öğretmenleri adına teessüfle protesto  ederim.

Sivas Öğretmenler Derneği Başkanı Sekip Özsoy

Kıbnsta masum insanların kanma gi­ren kaatil kara cübbeli kızıl papazı New-Ycrk'a davet etmek suretüe te­vessül ettiğiniz hareket sizin de cânî Makaryosun dâvasını tuttuğunuzu gös termiş oldu. Aslınız ve şahsiyetiniz bizi ilgilendirmez, fakat Korede müş­terek dâvamız uğrunda omuz omuza dövüşen Amerikan - Türk dostluğunu kundaklamağa hakkınız yoktur. Sizi tel'in eder, bütün dünya muvacehesin­de protesto ederiz.

Konya Belediye Reisi Nafiz Tahralı

Kaatil papaz Makaryos'u New-York'a davet ettiğinizi nefretle öğrendik. New York'a davet etmekle onun Kıbrıstaki cinayetlerini tamamen desteklediği­nizi teyid ediyorsunuz. Bu hareketinizi müttefikimiz ve  dostumuz Amerikanmilleti adma protesto eder size şunu hatırlatırım. Dokuz yüz senedenberi Yunan milleti büyük Türk milleti kar­şısında daima mağlûp olmuştur. Bun­dan sonra da dünya yıkılıhcaya ka­dar mağlûp olacaktır. Hakikati hiçbir zaman unutma.

Karadeniz Ereğlisi Belediye Reisi Kâmil Erdem

Dinî kisveye bürünerek ellerini kana boyamış ve Ortasarkta sulhu bozmaya çalışmış olan papaz Makaryosu sulh sever Amerikanın New-York'una da­vet edişinizi teessürle karşıladık. Bu hareketinizle, tahakkukuna çalıştığı­mız Birleşmiş Milletler idealine de ihanet ediyorsunuz. Kızıl papazı New-York'a davet ederek onun tedhişçi ha­reketlerini desteklemiş olmanız; bil­hassa Harputİularm kalbinde muaz­zam bir yer işgal eden Amerikan ef­kârı umumiyesi önünde protesto ede­riz.

Elâzığ Harput Öğretmenleri adına Dernek Başkanı Mehmet Altan.

Sizi Valiliğe getiren Rum ortaklarını­zın hatırı için de olsa Kızıl papaz kaatil Makaryosu New-York'a davet etmiş bulunmanız Türk millî vicdanı huzurunda olduğu kadar Amerikan smme efkârı muvacehesinde de sizi ilelebet tazib edecektir. Bu hareketi­niz ayrıca Türk ve Amerikan millet­leri arasında müesses dostluğu sabote maksadını taşıyabileceği cihetle de hayret ve dikkate şayandır. Teessüf ederiz.

Trabzon Türk Hava Kurumu Başkanı Zeki Yağmurdereli

Bir caninin bile işleyemeyeceği cina­yetleri işleyen Kızıl papaz. Makaryosu davetinizi Kerede şehit yatan Türk, Amerikan askerlerinin ruhuna ithafen mi yaptınız? İnsanlık idealinin en sa­dık hâmisi olan biz Türklere karşı yaptığınız bu cahilane hareketinizi şiddetle  protesto   ediyoruz.

İnebolu Şoförler Cemiyeti Başkanı Ziya Bektaş

Suih kundakçısı, Kıbrıs cinayetlerinin baş    kaatili   Kızıl papaz   Makaryosu New-York'a davet etmenizle onun cinayetlerini tasvip ettiğinizi dünya efkârı önünde ilân ve kabul etmiş bu­lunuyorsunuz. Türk işçileri olarak ne­cip Amerikan milleti ve dünya efkârı Önünde bu hareketinizi şiddetle pro­testo ederiz.

Samsun Tekel Tütün İşçileri

Sendikası Reisi

İrfan Ellialtı

Mister Harriman, New-York'a Moskovanın ajanı kaatil Kızıl papaz Ma­karyosu davet etmekle Nato'nun sağ kelunu kırdığınızın farkında mısınız? Allah sizi Makaryosa Makaryosu da size bağışlasın. Amma dost ve müt­tefik Amerika hükümetinin ve mille­tinin sizi desteklemediğine inanıyoruz. Hareketinizi bütün kalbimizle protesto eder teessürlerimizi bildiririz.

Anadolu Gazeteciler Cemiyeti

Genel Sekreteri Selâhattin Telser

İnsanlık kaatili olmaktan gayri me­ziyeti olmayan kara papazm nezdinize davet edilmiş olması vicdanınızda bes­leyip açığa vurmaya fırsat bulamadı­ğınız menhus düşüncelerinizin en be­liğ misalidir: Ancak insanlık âlemi ve bizzat Amerikan milleti, fikirdaşmız o cânîyi unutmayacak ve ebediyen tel' in edecektir. Vücudu dünyaya lüzum­suz bir cânî için kıymet verdiğimiz Amerikan dostluğuna halel getirmek istiyorsanız bu düşünceniz dahi, kara vicdanlarınıza gömülmeye mahkûm olacaktır. Tarihin hakmızda vereceği hükmü cânî pederiniz dahi, sildirmeğe muvaffak olamıyacaktır.

Kırşehir Esnafı Adma Kefalet

Kooperatifi Başkanı Muharrem Baktıroğlu

Kızıl cellât, insanlık düşmanı sulh ve sükûn kundakçısı, cübbesi gibi kalbi de kara papaz Makaryosu New-York'a davet ettiğinizi nefretle öğrendik. Bu hareketinizi tarih affetmiyeceği gibi sadakat ve şecaatimizi Korede çok iyi öğrenmiş olan kıymetli dostumuz ve kuvvetli müttefikimiz Amerikan mil­letinin de affetmemesi icap eder. Tür­kün civanmertliği ve kahramanlığı bütün milletler tarafından bilinen bir vakıadır. Şimal yıldızını duymayan kalmadı, bu hasletlerimizi hayranı ol­duğunuz kızıl cellât ise daha iyi bilir. Nasü bilmesin 26 Ağustos ve 9 Eylül onlara çok şeyleri anlatır.

Sandıklı Avcı Kulübü Adına Başkan Cemal Manavoğlu

Amerika hürriyet âbidesinin gece gün­düz seyrettiği şehrin fâni vazifesini ifa eden Mister Harriman, bütün dünya­ca dini kisve altında şeni cinayetler işlediği bilinen Makaryos'la öpüşmek­le istical göstererek ona ortak olmaya çalışmaktaki gafınız için sizi uyandı­rıyoruz. Amerikayı, dinlere mezheple­re eşit haklar tanıyanlar kurdu ve bu­günkü hale getirdi. Siz Mister Harri­man bunu niçin unuttunuz. Dünyada insan haklarının müdafaa sembolü Amerika milletinin parçası New-York şehrini temsil ediyorsunuz. Son sözü­müz; tanıdığımız Amerikayı lekeleme­yin,

Edirne Manifatura ve Tuhafiyeciler Derneği

Kızıl papaz Makaryosu Amerikaya da­vet edişinizi Amerikan kadınlarının da katiyen tasvip etmeyeceğine ina­nıyoruz. Türk Kadınlar Birliği adına bu yanlış hareketinizi teessüflerimizle ve şiddetle protesto ederiz.

Adana Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sabahat Afşar

«Kıbrıs'taki cânîyane hareketleriyle hür vicdanlarda kara hâtıralar bırak­mış olan kaatil Makaryosu New-Yorka davet etmekle gösterdiğiniz taşkın sempati, Korede demokrasi ideali uğ­runda canlarını veren Türk - Ameri­kan şehitlerinin ruhlarını tazip etmiş­tir. Biz Türk şoförleri, dost Amerikan milletinin bir ferdi olan sizin bu ha­reketinizi dünya umumî efkârı huzu­runda şiddetle protesto ederiz.

Mersin Otomobilciler ve Şoförler Cemiyeti Başkanı  Cevat  Kutlu»

«Haklı olmadığı bir dâvada dini nüfu­zunu bir çok masumların katli için suistimal eden ve bir gün Tanrının huzuruna eli kanlı bir mücrim olarak çıkartılacak Kızıl Papa2 Makaryosu New-York'a davetiniz Türk milletinin derin bir hayre; ve nefretini mucip olmuştur. Dinî nüfuzunu politika oyun larma ve seri cinayetlere vasıta eden bu günahkâr papazı adeta mükâfat­landıran bu jestiniz en az sizi de Ma-karyos kadar suçlu mevkiine, düşür­mektedir. İnsanlık uğrunda mücadele azmiyle kurulmuş Türk _ Amerikan dostluğu namına bu yersiz ve lüzum­suz jestinizi protesto etmekte Mersin şehri sâkinlerinin hissiyatına tercü­man olduğuma emin olabilirsiniz.

Mersin Belediye Başkanı Zeki Ayam»

«Atatürk demiştir ki «Bizim düşmanı­mız yoktur. Bizim düşmanımız insan­lığın düşmanıdır.»

Ellerini masum Türk kanlarına bulaş­tırmış caniye gösterdiğiniz iltifatı tel'in ederiz.

İsparta Hah Sanayii İşçileri Sendikası İdare Heyeti»

«Kara cübbesinin altında kanlı elleri ve vicdaniyle dünyayı kana bulamak isteyen iğrenç Kızıl papazı insanlığın ümit bağladığı dost Amerikaya dave­tinizi teessür ve teessüfle karşılarız. Yalnız bir noktayı, sizin vasıtanızla Atatürk çocuklarının ilk hedefi Kıb­rıs olacağını Kızıl papaza hatırlatma­nızı en derin teessüflerimizle bildiri­riz.

İsparta Maden İşçileri Esnafı Başkanı Tevfik Önem»

«Demokrasi ve hürriyetin beşiği ve öncüsü mevkiindeki memleketinize Kı­zıl emellerin âleti bir katili davet et­mekle vatandaşlarınızın ulvi idealle­rini kirlettiniz. Milletinizle omuz omu­za sulh ve sükûnun bekçiliğini yapan ve bu uğurda şehitler veren Türk mil­leti bu haklı dâvasını bu suretle daha kuvvetli bir şekilde benimsemiş ve size nefret Ve lanetlerini yağdırmıştır. Sizin gibi düşünenlere bu millet lâyik olduğu dersi elbette verecektir.

Karabük Diler Demir Çekme Haddehanesi»

 Ankara:

Papaz Makariyosu New-York'a davet vakıadır. Şimal yıldızını duymayan kalmadı, bu hasletlerimizi hayranı ol­duğunuz kızıl cellât ise daha iyi bilir. Nasü bilmesin 26 Ağustos ve 9 Eylül onlara çok şeyleri anlatır.

Sandıklı Avcı Kulübü Adına Başkan Cemal Manavoğlu

Amerika hürriyet âbidesinin gece gün­düz seyrettiği şehrin fâni vazifesini ifa eden Mister Harriman, bütün dünya­ca dini kisve altında şeni cinayetler işlediği bilinen Makaryos'la öpüşmek­le istical göstererek ona ortak olmaya çalışmaktaki gafınız için sizi uyandı­rıyoruz. Amerikayı, dinlere mezheple­re eşit haklar tanıyanlar kurdu ve bu­günkü hale getirdi. Siz Mister Harri­man bunu niçin unuttunuz. Dünyada insan haklarının müdafaa sembolü Amerika milletinin parçası New-York şehrini temsil ediyorsunuz. Son sözü­müz; tanıdığımız Amerikayı lekeleme­yin,

Edirne Manifatura ve Tuhafiyeciler Derneği

Kızıl papaz Makaryosu Amerikaya da­vet edişinizi Amerikan kadınlarının da katiyen tasvip etmeyeceğine ina­nıyoruz. Türk Kadınlar Birliği adına bu yanlış hareketinizi teessüflerimizle ve şiddetle protesto ederiz.

Adana Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sabahat Afşar

«Kıbrıs'taki cânîyane hareketleriyle hür vicdanlarda kara hâtıralar bırak­mış olan kaatil Makaryosu New-Yorka davet etmekle gösterdiğiniz taşkın sempati, Korede demokrasi ideali uğ­runda canlarını veren Türk - Ameri­kan şehitlerinin ruhlarını tazip etmiş­tir. Biz Türk şoförleri, dost Amerikan milletinin bir ferdi olan sizin bu ha­reketinizi dünya umumî efkârı huzu­runda şiddetle protesto ederiz.

Mersin Otomobilciler ve Şoförler Cemiyeti Başkanı  Cevat  Kutlu»

«Haklı olmadığı bir dâvada dini nüfu­zunu bir çok masumların katli için suistimal eden ve bir gün Tanrının huzuruna eli kanlı bir mücrim olarak çıkartılacak Kızı! Papa2 Makaryosu New-York'a davetiniz Türk milletinin derin bir hayre; ve nefretini mucip olmuştur. Dinî nüfuzunu politika oyun larma ve seri cinayetlere vasıta eden bu günahkâr papazı adeta mükâfat­landıran bu jestiniz en az sizi de Ma-karyos kadar suçlu mevkiine, düşür­mektedir. İnsanlık uğrunda mücadele azmiyle kurulmuş Türk _Amerikan dostluğu namına bu yersiz ve lüzum­suz jestinizi protesto etmekte Mersin şehri sâkinlerinin hissiyatına tercü­man olduğuma emin olabilirsiniz.

Mersin Belediye Başkanı Zeki Ayam»

«Atatürk demiştir ki «Bizim düşmanı­mız yoktur. Bizim düşmanımız insan­lığın düşmanıdır.»

Ellerini masum Türk kanlarına bulaş­tırmış caniye gösterdiğiniz iltifatı tel'in ederiz.

İsparta Hah Sanayii İşçileri Sendikası İdare Heyeti»

«Kara cübbesinin altında kanlı elleri ve vicdaniyle dünyayı kana bulamak isteyen iğrenç Kızıl papazı insanlığın ümit bağladığı dost Amerikaya dave­tinizi teessür ve teessüfle karşılarız. Yalnız bir noktayı, sizin vasıtanızla Atatürk çocuklarının ilk hedefi Kıb­rıs olacağını Kızıl papaza hatırlatma­nızı en derin teessüflerimizle bildiri­riz.

İsparta Maden İşçileri Esnafı Başkanı Tevfik Önem»

«Demokrasi ve hürriyetin beşiği ve öncüsü mevkiindeki memleketinize Kı­zıl emellerin âleti bir katili davet et­mekle vatandaşlarınızın ulvi idealle­rini kirlettiniz. Milletinizle omuz omu­za sulh ve sükûnun bekçiliğini yapan ve bu uğurda şehitler veren Türk mil­leti bu haklı dâvasını bu suretle daha kuvvetli bir şekilde benimsemiş ve size nefret Ve lanetlerini yağdırmıştır. Sizin gibi düşünenlere bu millet lâyik olduğu dersi elbette verecektir.

Karabük Diler Demir Çekme Haddehanesi»

 Ankara:

Papaz Makariyosu New-York'a davetetmiş olan New-York Valisi Avereil Harriman'a bu hareketi dolayisiyle duyulan teessürü ifade için gönderilen telgraflardan daha bazıları aşağıda­dır :

«Kıbrısta binlerce masum insan kanı­nın akmasına sebep olan ve din kisvesi altında sinsi faaliyeti ile hür dünyayı tehlikeye sevkeden eli kanlı Kızıl pa­pazın New-York'a davetini her gün kuvvetlendiğine inandığımız Türk -Amerikan dostluğuna yakişmıyacağmi esefle beyan eder, şiddetle protesto ederiz.

Zonguldak Kuzey Batı Enerji İşçileri Sendikası Başkam    Azmi Artanlar»

«Amerikan milletinin haberi olmadı­ğına inanmış bulunduğumuz, tethişçi cani yobaz ve insanlık düşmanı Makaryosu New-York'a davetinizi nef­retle karşılar, bu hareketinizi protesto ederiz.

Çanakkale   Yenice   Öğretmenler Derneği Başkanı İsmail Bozkurt»

«Dünyaca tahrikçi ve kaatil olarak ta­nınan papaz Makaryosu New-York gi­bi dost ve müttefik Amerikanın büyük bir şehrine davet etmeniz şehrimiz Oto ve Nakliyeciler Derneği umumî heyet toplantısında esefle karşılan­mıştır.Tarih boyunca şan ve şerefler kaydeden Türk milletinin bu teessürü­ne dost ve müttefikimiz bulunan Ame­rikan milletinin de iştirak edeceğin­den emin olarak kongrece alman pro­testo kararını bildirmekle şeref duya­rız.»

Sivas Oto ve Nakliyeciler Derneği Umumî Heyeti Divan Başkanı Niyazi Ecevit»

«Kızıl papaz Makarios'u New-York'a davet ettiğinizi teessür ve teessüfle öğrendik. Makarios sizin için' büyük bir adam olabilir. Unutmayınız ki o ar­tık dünya efkârı önünde masum kanı döktüren bir canidir. Türk - Ameri­kan dostluğu ileriyi isabetli nazarlarla gören çok kıymetli şahısların eseridir. Bu eser Kunuri'de akıtılan şerefli Türk kanı ile beslenmiştir. Milletimiz, hak, adalet, hürriyet ve ideal uğrun­da daima her türlü fedakârlığı yapar,icap ederse asil kanını akıtır. Sizin bu davetiniz, basit görüşünüzün ifa­desidir. Bu basit düşünce ile Türk -Amerikan dostluğunu yıkamazsınız, bu hareketinizi, Türk ve Amerikan ef­kârı önünde şiddetle ve nefretle pro­testo ederiz.

Samsun öğretmenler Derneği»

«Tedhişçi ve kaatil papazı hak ve hür­riyet diyarına çjağırmanız bir tena­kuzdur. Teessür ve teessüflerimizle bildiririz.

Tekirdağ Öğretmenli Birliği Başkanı Akyar

«Sayısız kadın ve çocuğun hayatına mal olan bir katliamın mümessili ol­duğunu isbat etmiş bulunan Maka­rios'u davet etmiş olduğunuza inan­mak istemiyoruz.

Şayet bu haber doğru ise sizin sulh ve adalet sever Amerikan halkının ve muhterem New-York ahalisinin dü­şünce tarzını temsil etmemiş olduğu­nuza eminiz. Bu hareketiniz dünya sulh ve adaleti uğruna Avrupa ve Ja­ponya'da hayatlarını vermiş olan Ame rikan gençlerinin ve aynı gaye uğruna Kerede kıymetli hayatlarını vermiş olan Türk gençlerinin ruhlarını tazip edecek ve sizi sulh ve adalet düş­manları arasına koyacaktır.

Bu dedikodunun yanlış olmasını ümit ederiz.

Türkiye Gemi Adamları Sendikası Reisi Rüştü Güneri»

«Dünya sulhu uğrunda Kore cephele­rinde Amerikan askerleri ile omuz omuza çarpışan Türkiyenin Nato'da bir kale olduğunu bizzat siz Ameri­kalılar kabul edip en büyüklerinizin resmî ağızlarından da ifade ettiğiniz halde fesatçı bir sokak cânîsi olan ba­yağı papaz Makarios'a gösterdiğiniz tezahürat islâm camiasına ve Türk dostluk hukukuna karşı affedilmez küstahlıktır. Bu hareketinizi esefle karşılar şiddetle protesto ederiz.

Nevşehir Ticaret Odası Reisi Mehmet Kır»

«Zehir   bezlerine   müstenit   sakalının, her telinden kirii kan fışkıran dini is­tismar eden, papazlık maskesi altında cellâtlık yapan, insanlığın zerresinden mahrum, dünyanın en âdî mahlûku Makarios'u davet etmekle karakteri­nizi teşhir ettiniz.

Dünya sulhunu bozmağa çalışan, ma­sum insanların kanı üzerine şöhret inşasına çalışan bu serseriyi ibreti âlem olsu diye, New-York sokakların­da :eşhir etmek için 've bütün bir be­şeriyet namına o kapkara suratına hiç değilse, tükürmek için eağırmalıydı-nız.

Bu sokak yaygaralarıyla hasis emeli­nizin hiç bir zaman tahakkuk ettiğini göreni iye çeksiniz. Sabrımızı tüketme­menizi tavsiye eder, sizi istikrahla, şiddet ve nefretle protesto ederiz.

Ankara, Mardin Yüksek Tahsil Gençliği»

«Kaatil papaz Makarios'u Amerikaya davet etmekle sulh ve medeniyet na­mına işlemekte olduğunuz günahı şid­detle takbih eder, teessüflerimizi bil­diririz.

Ankara'da Pertekliler Tanışma ve Yardımlaşma Derneği Adına Başkan Hilmi Tunceli

«Makarios'u New-York eyâletinin mi­safiri olarak davet etmiş olduğunuzu öğrenmiş bulunuyoruz. Kıbrısta ted­hişçilik teşkilâtını bizzat idare ederek bir çok masum kanı akmasına sebep olan kara sakallı bir kaatilin elini sıkmak hususunda göstermiş olduğu­nuz tehalük şayanı teessüftür. Bu beyanatınızı dünya sulhu için Korede omuz omuza kahramanca ve kardeşçe döğüşen iki dost devletin politikasına müdahale olarak kabul etmekteyiz. Si­zi dost Amerikan milletinin umumî efkârı önünde protesto ederiz.

Diyarbakır Tüccar Kulübü Başkanı Eşref İnceoğlu»

«Makarios gibi Kızıl ruhlu, dinin ve insanlığın yüz karası bir habisi New-York'a davet etmekle sadece Yakınşark'ın korkusuz bekçisi, Korenin kah­raman silâhşoru büyük Türk milleti­nin lanetini kazanmakla kalmadınız, hür dünyanın önderi Amerikan  milletini de hayâl sukutuna uğratmış ol­dunuz. Makarios gibi gözlerini kan bürümüş canavarlar er geç akrep gibi kendi zehri ile ölmeğe mahkûmdur.

Tosya Öğretmenler Derneği Başkanı Fazıl Erdinç»

«Kara sakallı, hain yürekli, Makarios denilen şeytan suratlı kızıl papazı New-York'a davet ettiğinizi öğrenmiş bulunuyoruz. İnsanlık ideali uğrunda her türlü fedakârlıktan geri kalma­yan Türk milletine karşı bu hareke­tinizle en büyük saygısızlığı yaptığınız gibi Korede akıtılan mübarek Türk Mehmetçiklerinin kanını da inkâr et­miş bulunuyorsunuz, bu hareketinizi İskenderun Şoförler Cemiyeti esefle karşılar ve Amerikan efkârı umumiyesi önünde tel'in eder.

İskenderun Şoförler Cemiyeti Başkanı Abbas Erbay»

«Tethişçi Makarios'u New-York'a da­vet ederek yirminci asırda caniliği mübarek kıldınız. Dolayısiyle torun­larınızın alnına silinmeyecek kara le­ke çektiniz. Türk tarihini iyi tetkik ediniz. Sizin gibi düşünenlerin sonu daima hüsran olmuş ve olacaktır. Al­lah size vicdan versin ve haklı yolu göstersin.

Mudanya Esnaf ve Sanayi Kefalet Kooperatifi Başkanı Adnan Hancıoğlu»

«Vicdanı kara, teihişçi papazı New -Yorka davet etmenizi asla tasvip et­meyip teessüfle karşıladık. Bu hare­ketinizin Korede aynı gaye uğruna canlarını feda eden kıymetli dostumuz Amerikan ve Türk şehitlerinin ruhla­rını taciz edeceğini de mi düşünmedi­niz. Resmî sıfat taşıyan sizin gibi bir şahsın, bu kadar basiretsiz davran­ması bizleri ayrıca üzmüştür. Sizi bu­gün biz, yarın tarih nefretle anacak­tır.

Hayvan Esnafı Derneği adına Mustafa Uçalak»

«Maddi ve manevî bütün varlığı ile insanlık ve hürriyet uğruna çalışan bir millete mensup olmaklığmız hasebiyle her şeyi ile kara ve kara kelimesinin tam mânasiyle ta kendisi olan kaatil, cahil, insanlık düşmanı kızıl bir pa­paza gösterdiğiniz son derece yakın­lık ve alâka sizin, tethişçiliğin dostu duşunuzun ifadesini teşkil etmekte­dir. Bizler, Zonguldak şoförleri olarak, hür dünya evlâtlarının bir parçası sıfatiyle sizi lanet ve nefretle yadetti-ğimizi duyurmaktan zevk duyarız. Hürmetlerimizle

Zonguldak    Piyasa     Şoförleri Derneği adma Hüsnü Kalafat»

 Ankara   :

Kızıl papaz Makarios'u .New-York'a davet edişinden ötürü memleketimi­zin her tarafından bu eyaletin Valisi Averell Harriman'a milletçe duyulan nefret ve üzüntüyü belirtir mahiyette yüzlerce telgrafın gönderilmesine de­vam olunmaktadır.

Bu telgrafların bir kısmı aşağıdadır: «Size üç sual soruyorum: 1) Müseccel komünist tedhişçi, cani, kaatiî, kıp­kızıl papaz Makariosu niçin ve ne sebeple hangi milleti temsil ederek New-York'a davet ediyorsunuz? 2 ı Bu hunharca işi yapmakla müslüman düş manı olduğunuzu ve demode olmuş bir dâva peşinde haçlı seferleri gibi din tefrikçiliği yapmak suretiyle ne büyük ihtilâflara sebep ve medar ola­cağınızı biliyor musunuz? 3) Beşeri­yetin sulh ve sükûnunu bozacağınızı Kere harbinin bütün tesir ve nüfu­zunu sarsacağınızı hattâ dünyanın ba­sma büyük gaile açacağınızı tahmin ediyor musunuz? Bu suallerimize evet diyorsanız siz ancak Moskovanın Vali­si olabilirsiniz. Hayır diyorsanız bu kötü niyet ve sevdanızdan hattâ maceraperestliğinizden şerefinizle istinkâf edersiniz. Aksi halde Türk mil­letinin nefret ve kin dolu gayzı sizin üzerinizdedir.

Tarsus Belediye Reisi Sait Polat

«Bir eşkıyaya kucak açmanız bizleri tiksindirdi. New-Yorklu Rum milyo­nerlerinin âleti olarak yaptığınız ha­reket tarihte yüz karanız kalacaktır. Size Türk gençliğinin nefretlerini ile­tiyor, sizi hür dünyanın ve Amerikan halkının vicdanı ile karşı karşıya ko­yuyoruz.

Van Öğretmenler Derneği»

«Müseccel tethişçi kızıl papaz Maka­rios'u New-York'a şeref misafiri ola­rak davet ettiğinizi esefle öğrenmiş bulunuyoruz. Bu hareketinizle devlet­ler hukuku ve insan hakları prensip­lerine bağlı dost Amerikan devletinin siyasetini hiçe saymakta, dünya sulhünü baltalamakta olduğunuzun far­kında mısınız, sizi dost Amerikan ef­kârı önünde şiddetle protesto ederiz.» Kütahya İlinden Yetişenler Derneği Başkanı»

«İnsanlığın kanma susamış, eli bıçaklı kızıl  papaz Makarios'un elini sıkmak için New-York’a davet etmeniz Ame­rikan dostu olan bizleri üzmüştür. Bu hareketinizi   sulh   uğrunda   müşterek çalıştığımız Amerikan milleti nezdinde Uşak halkı adına protesto ederim. Uşak Belediye Reisi Hakkı Yağcı»

«Bir milletin içtimaî vicdanını, millî mefkuresini rencide etmek için için­de bulunduğunuz şartların hiç bir za­ruret ve şevki tabiîsi olmadan giriş­tiğiniz bu âdi davet teşebbüsü en iptidaî insanlık ölçülerinin dahi istiap edemiyeceği bir harekettir. İnsan hakları uhdelerini dünyaya telkin eden bir milleti temsil etmek gibi bir zevahire sahip olmanız asil Amerika­lılar için bir bedbahtlıktır. Kanlı pa­pazın katliam liderliğine iştirakiniz­den dolayı duyacağınız iftihar insan­lık ideali uğruna kan dökenlerin aziz ruhları önünde eriyecek sizi, yaşa­yan zelil mesabesine eriştirecektir. Böyle bir küçüklüğe duçar olduğunuz­dan dolayı size acır ve teessüflerimi­zi bildiririz.

Erzurum ve Havalesi Şoförler Ce­miyeti İdare Heyeti adma Başkan Sabahattin Yanıkoğlu

«Dünya medeniyet ve insanlığı önün­de, kanlı tethişçilikle kiliselerini gizli silâh deposu ve yuvası yapan, bu su­çu ile de ceza gören kızıl papaz Ma­kariosu New-York7a davet etmeniz Türk ve Amerikan işbirliğine ve dost­luğuna kara leke süreceğinden siziir bu hareketinizi en derin nişlerimizle protesto   ederiz.

Kayseri Sümerbank Tekstil Sana­yii   İşçileri     ve     Teknik   Ustalar Sendikaları   İdare Heyetleri»

«Tedhişçiliği dünyaca bilinen âdi bir papazı insanlığın ve hürriyetin önder­liğini yapan memleketinize davetinizi milliyetsizliğinizin bir nişanesi adde­der, Edremit esnaf ve sanatkârları adına bu hareketinizi şiddetle protes­to ederiz.

Edremit  Esnaf  Dernekleri  Birliği Başkanı İbrahim Yüksel»

«Eli kanlı bir yobazın tarafınızdan davet edilmesi şayanı teessüf bir iş­tir. Yalnız biz Türkleri değil, fakat Birleşmiş Milletleri de hayrete düşür-se gerektir. Çünkü davet ettiğiniz bu kızıl papaz ruhanî perdesi altında adiliğini isbat 'etmiş bir cüheladan başka bir şey değildir. Yakın tarihi­mizde Sakaryada, İnönünde, Dumlu-pmarda yedikleri köteğin acısını hâlâ çekmekte olduklarını kendi Rum ırfc-daşlarma nasihat etmeleri lâzım ge­lirken bu kere Türkün öz malı olan yeşiî adamızda bir hisse koparmak is­teyen bu âdi papazı davetiniz kendi tarihinizi dahi bilmediğiniz bizce anla­şılmıştır.

Size cânî yobazın bir şeriki olarak bakmaktan başka ne olur? İşte sizi Aydın ve havalisi İnşaat İşçileri Sen­dikası adına protesto ederiz.

Aydın  ve  Havalisi inşaat  İşçileri

Sendikası İdare Heyeti adına

Başkan Ziya Sökmen»

«İslâm düşmanı masum insanları kat­lettiren tethişçi, yüzü kadar kalbi, ru­hu kara, eli kanlı bir keşişe kucak açmanızı insanlık tarihi lanetle ana­caktır. Bu yüz kızartıcı hâliniz men­sup olduğunuz milletin anayasasına, Nato Birliğine, kurulmasına çalışılan sünya sulhüne aykırıdır. Dünya sulhu için Amerikalılarla Korede omuz omu­za çarpışan savaş, kudret ve kabili­yetini iyice tanımak fırsatını size ve­ren Türklere karşı takındığınız men­fur hareketi teessürle karşılar, Maka-rios gibi sizin de hürriyet perdesi al­tında rolünü ifa eden kızıl Moskof uşağı olduğunuza inanarak İslâm düş­manı, hürriyeti hançerleyen bir mec­zup olarak tanıdığımıza artık şüphe­niz kalmasın, Kıbrıs dâvamızdan bizi asla ahkoyamıyacağmiza da itimat buyurun. Bay Vali.

Ağrı Belediye Reisi Şeref Saraçoğlu»

«Tarih sizin din yobazı Makarios'un meddahı olarak anacaktır. Anadolu Aksaray gençliği namına bu hareke­tinizi  nefretle karşılıyoruz.

Aksaray Gençlik Kulübü Başkanı Asım Başkan»

«Sadece Kıbrısta değil bütün Ortadoğuda müseccel, kara ve kıpkızıl cânî papaz Makariosa vâki davetinizi tees­sürle öğrendik. Bu caniye yataklık etmek, onunla ortak olmaktır. Binler­ce masumun kanma giren eşkıya pa­paza el uzatışınız şahsî hamurunuza karışmış aşağılık duygunuzun tezahü­ründen başka şekilde izah edilemez. Kıbrıs'taki tethiş neticesi öksüz kal­mış Türk ve İngiliz evlâtlarının yanı sıra Karamanlıların şahsınız hak­kında taşıdıkları lanetleri nefretle arzederim.

Karaman Belediye Reisi Dr. Mehmet Armutlu»

«Komünistlerle işbirliği yapan ve dün­ya sulhunu tehlikeye düşüren siyah cüppeli, kara ruhlu kızıl Makarios'u New-Yorka davet etmekle Gemlik şo­förleri namına teessüf ve teessürleri­mizi bildirirken sizin de aynı kötü kalbi taşıdığınızdan dolayı protesto ederiz.

Gemlik Şoförler Birliği Başkam Emir Doğru»

«Kara sakallı kızıl caniyi davetinizle dört Rumun reyini ve dünyanın nefretini kazandınız.Bu hareketiyle dünya sulhunu bulandıran New-York Valisini şiddetle protesto ederiz.

Beyşehir Şoförler Derneği namına Hasan Çetinkaya»

«Makarios gibi siyaset maskarası, in­sanlığın yüz karası müseccel şakiyi hangi haleti ruhiyenin tesiriyle hür­riyet kalesi New-York'a davet ettiniz? Mutlaka görüşmek istiyorsanız siz dü­şüncelilerin yeri New-York değil kızıl cehennemdir. Zira hür hava sizin primitif ruhunuzu bozmuş olabilir. Biz­ler ise o saf atmosferi kirletmek iste­yen siz ve sizin gibileri mensubu bu­lunduğunuz büyük müttefikimiz Ame­rikan milleti muvacehesinde şiddet ve nefretle  protesto  ediyoruz.

Nevşehir Şehir Kulübü adına Başkan E. Durukan»

«Din kisvesine bürünerek dünyayı fe­lâkete sürüklemek isteyen cani Baka-rios papazına verdiğiniz kıymetten dolayı Türkiye sabıktılar ve mahkûmi­yetini bitirmiş olanlara yardım der­neği adına nefret duygularımızı bil­diririz.

Başkan Emin Akçam»

«Bizler senin aslından şüphe ediyoruz: Sen Amerikalı değilsin, muhakkak ki Yunan neslinden geliyorsun. Eğer Amerikalı olsaydın tedhişçi uzmanı suratının nuru silinmiş sakalından utanmsz komünist fikirli papaz Makarios'u Amerikaya davet etmezdin. Bütün insanlık şeni tarih boyunca ilelebet lanetle anacaktır.

Kömürcüler  Derneği  Başkanı Mustafa Birses - İzmir»

«Sakalı gibi zihniyeti ve fikirleri de kapkara olan insan kisvesine bürün­müş iblis kızıl katil Makariosu şeref misafiri olarak eyaletinize davet et­tiğinizi şiddetle protesto ederiz.

Karahalli  Öğretmenler  Birliği adına Mevlut Şahin»

«Bay Vali şu anda tehlikeli şekilde ru­hen hasta olduğunuz anlaşılıyor. Yok­sa insanlık haysiyet ve hürriyetini muhafaza ve yaşatabilmek için insan havsalasının aîamıyacağı kadar mad­dî ve manevî büyük fedakârlıklara katlanan Amerika efkârı umumiyesinin büyük idealine bu şekilde ihanet edemezdiniz. Eğer bir katili bilerek New-Yorka davet etmişseniz şunu mutlaka bilmelisiniz ki, Kibrisin mu­kadderatını tir kaatil papazla sizin gibi hasta bir yardakçı halletmiyecektir. Oranın tek vârisinin kim olduğu­nu Kerede onlarla omuz omuza döğüşen Amerikalılarla, İzmirden kaçıp zor kurtulan Yunanlılara sorun.

İsparta Belediye Reisi Süreyya Demir alay a»

«Eli ve sakalı kanlı vicdanı da cübbesi gibi kapkara olan kaatil Makarios'u New-York'a davet etmekle Türk ve Amerikan dostluğunu rencide ettiği­nizden büyük üzüntü içindeyiz. Bu yanlış kararınızdan dolayı Amerikan efkârı önünde sizi şiddetle protesto ederiz.

İsparta Gülcüler İstihsâl ve Satış Kooperatifi İidare Heyeti»

«Müseccel tethişçi kızıl papaz Maka­riosu Valisi bulunduğunuz New-Yorka davet etmekle, din kisvesi altında ci­han sulhüne kundak sokmak isteyen Kıbnsta akan masum kanların tek mesulü cübbesi gibi dunu da kapkara, eli kanlı papazın söz ve'ef'aline iştirak etmiş bulunuyorsunuz.

Kötü bir niyetin mahsulü olarak teza­hür eden bu davetiniz insanlık ideali uğrunda Korede omuz omuza çarpı­şarak kanlarını döken Türk ve Ameri­kan milletlerinin müşterek menfaat­lerine zarar verecek bu hareketiniz, dost ve müttefik Amerikan milletince de tasvip edilmeyeceğine emin bulun­maktayız.

Maksatlı hareketlerle Kızıl Moskof uşaklığı yapan bu papaza karşı gös­termiş olduğunuz yakınlığı Amerikan âmme efkârı önünde şiddetle protesto ederiz.

Savunma   Vekâleti   İşçileri   Genel Sendikası Başkanı Ali Toker»

«E.O.K. cılarm iethişçi hareketleri ile ortaya konulan Kıbrıs meselesi Türkiyenin hak ve menfaatleri bakımın­dan İngiltere ile aramızda bir mevzu halinde bulunurken Yunanistanm haksız ve yersiz isteklerinin çığırtkanı kara cübbesiyle sözde ruhanî bir lider ve hakikatte kızıl vicdanı ile masum kanma susamış, dünyayı karıştıran bir katil, bir canavar olan Makarios'u New-Yorka davetinizle onun bu anar­şist hareketlerini tasvip etmiş olu­yorsunuz.

Hakikî ve vatanperver bir Amerikalı­dan böyle bir hareket beklenemez. Bu hareket ancak, kızıl ruhlara, hiç bir zaman samimî bir ideoloji peşinde koşmamış, şunun bunun gölgesine sığıhan insanlıktan tamamen uzaklaş­mış zavallılara yakışır.

Fakat Türk milleti menfaatleri uğ­runda en dev devletlerle çarpışmak­tan korkmaz. Dün istiklâl savaşında Yunanlıların Anadolu istilâsı hülyala­rını Yunan ordusu ile birlikte Akde­niz kıyılarında, boğmuştuk. Bugün Korede kızıl tehlikesi karşısında da Amerikan milleti ile omuz omuza çar­pışan bu kuvvet gelecek tehlikeler içinde dimdik ve ayakta beklemekte­dir.

Türk milleti tarihteki mevkiini daima muhafaza edecektir. Bugünkü toprak­larının sınırlarını süngüsü ile çizen Türk, Kıbrıs'ın da statüsünü tâyin edecek kudrettedir.

Makarios gibi, Amerikan milletinin tel'in ettiği bir ideolojinin sahibi, kı­zıl tedhişçi Makariosu New-York'a davet etmekle Amerikan milletinin ve bilhassa New-Yock gibi mühim bir topluluğu istismara hakkınız yoktur.Bu isabetsiz hareketinizi Amerikan milletinin tasvip etmiyeceğini bilme­niz icap ederdi.

Siz ve sizin gibi sakat görüş ve ina­nışlar ne derse desin ve ne yaparsa yapsın Kıbrıs Türktür ve Türk kala­caktır.

Türkiye Askerî İşyerleri işçi

Sendikaları Federasyonu Reisi

Cemalettin Kanak»

 Ankara   :

New-York Valisi Averell Harriman'm papaz Makarios'u New-York'a davet etmesi üzerine memleketimizde duyu­lan büyük teessürü belirten telgrafla­rın çekilmesine devam edümektdir. Muhtelif dernek ve teşekküller tara­fından çekilen bu telgraflardan bazı­ları şunlardır :

«Kıbrıs'ta elini kana bulayan tethişçi kızıl papaz Makarios'u New-Yorka da­vetinizi nefretle karşılıyor ve insan­lık ideallerine uymayan bu hareketinizi şiddetle protesto ediyoruz.

Artvin Gençlik Kulübü adma Başkan Halid Gülen»

«Dünyanın sükûnunu bozmak isteyen kızıl papazı davetinizin sulhun koru­yucusu asil Amerikan milletine de ihanet olduğu aşikârdır. Bu hareketi­nizi protesto ederiz.

Bozöyük Şoförler Cemiyeti Başkanı İsmail Uyar Erekin»

«Kaatil papaz Makariosu New-Yorka davet ettiğinizi duyduk. Korede Ame­rikan askerlerini göğüslerini siper ederek hür milletlerin şerefini kurta­ran kahraman Türk milletini rencide ettiğinizin farkında mısınız? Size te­essüflerimizi bildiriyoruz.

Kastamonu Şehir Kulübü adma Dr. Abdurrahman Soysalan»

«Hüviyeti dünyaca malûm bir papazı davetteki cür'etinizle Ehlisalip ruhu­nu yaşatmak istediğinizi anlıyoruz. Maziyi bilmiyor, Türk milletini tanı­mıyorsunuz. Her şeyden evvel Türk tarihini tetkik ve Türk milletini ta­nımalısınız. Hareketinizi tasvip etme­diğinden emin olmak istediğimiz Ame­rikan milletinin size gereken ilk dersi vereceğini ümit ederken, Kıbrıs dâva­sında neticeden emin kimselerin hu­zur ve inancı içinde olduğumuzu, size ve hempalarınıza ilân ederiz.

Fatsa  Maarif  Sevenler    Cemiyeti Reisi Dr. Ahmet Şatoğlu»

«Yirminci asrın süper kaatili, Kıbrıs baykuşu, din kisvesi altına sığınarak kan içmeğe doymayan vampir, kara sakallı kızıl Makariosu New-York'a davet etmekle çok şayanı teessüf- bir yoldasınız.

İzmit Türkiye  Sellüloz ve Kâğıt Fabrikaları  işletmesi  Sellüloz  İş­çileri Sendikası İdare Heyeti Bşk. Halid Cansever»

«Üçüncü bir dünya harbini dinî kisve­si altında körükleyen tedhişçilere cep­hane temin eden, bu hareketi ile Kıbrısta Türklerin, İngilizlerin ve kendi milleti olan Yunanlıların da kanları­na girmiş olan eli kanlı câni papaz Makarios'u Birleşik Amerikaya davet etmenizi taaccüple, sizin adınıza şüp­he ve elemle karşıladık. Türkiye ile birlikte sulhun bekçisi olarak tanıdı­ğımız dost Amerikan topraklarına müseccel bir tedhişçinin, bir kaatilin, bir harp kundakçısının hür cephe devlet­lerini desiselerle komünistlere salmak isteyen bir dinsizin ayak basmasına gönlümüz raz: clmuyor. Bu basiretsiz hareketinizle kendi memleketinizi müşkül duruma düşürmekte ve pa­pazla birlikte harbi körüklemektesiniz, bir kaatil, bir tedhişçi din adamı ola­maz. Makarios dinsizdir. Komünist­tir. Onlardan dünya daima zarar gör­müştür. Sulhu hürriyeti seviyorsanız kızıl papazı davetten sarfı nazar et­tiğinizi hür dünyaya müjdeleyiniz, bunu yapmazsanız daima lanetle anı­lacaksınız. Dünya ve Amerikan milleti huzurunda protesto eder teessür ve teessüflerimizi bildiririz.

Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Osman»

«Kıbrıs'ta bunca masum kanı dökül­mesine sebep olan kanlı papaz Maka-rios'un elini sıkarken, büyük Türk milleti ile asil Amerikan milletinin sarsılmaz dostluğunu rahnedar ede­ceksiniz. Koredeki Türk ve Amerikan şehitlerinin aziz hâtıralarına hürmet etmenizi ister, bu menfur hareketinizi âlicenap Amerikan umumi efkârı hu­zurunda şiddet ve nefretle protesto ederiz.

Burdur    Yeşilköy    Belediye Reisi

Nuri Erdoğan, D.P. Başkanı Rifat

Kazanoğlu,    Öğretmenler    Birliği

Başkanı Neş'et Kazanoğlu»

«Cübbesi ve sakalı gibi hür dünya ufuklarını da karartmaya çalışan, etekleri masumların kanı ile ıslanmış kızıl papaz Makarios'u şehrinize da­vet etmenize teessüf ederiz. Müşterek idealler uğrunda dost olan milletleri­mizin arasına nifak sokmağa hiç bir yetkiniz olmadığını hatırlatır, protes­to ederiz.

Batman Türkiye Petrol İşçileri adına Talât Uygur»

«Tedhişçi kızıl papaz Makarios'u da­vet etmekle, dünya sulhüne inanma­dığınızı ve onun hareketlerini tasvip ettiğinizi ilân etmiş bulunuyorsunuz. Dostumuz Amerika hükümetinin ha­reketinizi tasvip etmediğine eminiz.

Merzifon Ticaret Odası Başkanı Tastan Sönmez»

«Bütün dünyanın âdi bir kaatil ola­rak tescil ettiği papaz Makarios'u New-York'a davetle istikbale hazır­lanmanız, işgal etmekte olduğun mev­kiin şeref ve vekarma tarih önünde kara bir leke ile damgalanmaktadır. Bu yüzden tarih sizi lanetle anacaktır. Sizi şiddetle protesto ederiz.

Bozkurt  Gençler  Birliği adına Kıl iç ay»

«Nefretle anılması gereken Makarios'u bir kahraman gibi bağrınıza basmak üzere New-York'a davet ettiğinizi esef le ve derin üzüntülerimizle öğrenmiş bulunuyoruz. Hiç yoktan binlerce ma­sumun günahına girerek ölümlerine sebep olan tedhişçi Kızıl papazın el­lerini nasıl ve ne maksatla sıkacağını­zı düşündükçe hayretler içinde kalıyo­ruz. Koredeki silâh arkadaşlığımızın hâtırasına hürmet etmenizi rica ederiz.

Milâs Otomobilciler ve Şoförler Cemiyeti adına Başkan Hakkı Karadeveci»

«Din kisvesi altında insanlığı, insan haklarını yok etmeğe çalışan caniler ve kaatiller reisi kara cübbeli, kara sakallı, kara yüzlü, kara kalbi yobaz papaz Makarios'un bu kere hürriyet sever insanlık ve insan hakları pe­şinde koşan Amerikan milletinin bağrından doğan siz New-York Valisi ta­rafından daveti insanlığı, hürriyeti zedelemiştir. Bu davetinizden dolayı sizi tel'in eder, .kaatil reisi Makarios'un Amerikaya davet edilmesini hürriyet âşığı olduğunu ilân eden dostumuz ve Kere silâh arkadaşımız Amerika mîl­letinin efkârı umumiyesinin huzurun­da şiddetle protesto ederiz.

Makine Kimya    Kurumuna Bağlı Kırıkkale Elmadağ'ı, Ankara Maki­ne Kimya Mihaniki Kimya İşçileri Sendikaları İdare Heyeti adına Başkan Hasan Alioğlu»

«Eli kanlı sakalı gibi vicdanı da kara olan Makarios'u eyaletinize davet et­mekle, Korede ayni gaye uğrunda çar­pışan şehitlerimizin ruhlarını taciz ettiğinizi düşünmediniz mi? Bu kanlı eli sıkmakla onun kadar kara vicdanlıolmuyor musunuz? Bu hareketinizi teessüfle protesto ederiz.

Erdek Balıkçılar Derneği adına Fethullah Tütüncü»

«Makarios'u davetle Türk Kıbrısı kime peşkeş çekmeğe çalışıyorsunuz? Değil Makarios'u, bütün hempalarını New-York'a getirseniz, adadaki Türk haklarından tezavül edemezsiniz.

Gümüşhane Şoförler Cemiyeti Başkanı Muhlis»

«Sakalının rengi kadar, ruhu da kap­kara olan kaatil papaz Makarios'la ayni ruhu taşıdığınızı haykırmanız, bizi Türk - Amerikan dostluğu namı­na çok üzdü, bu davetinizden New -Yorklular da mutlak son derece piş­manlık içindedirler. Türk milletinin bu şekildeki yaygaralara pabuç bıra­kacağını sanıyorsanız, her zaman ol­duğu gibi gene aldanıyorsunuz. Sizi bütün Kütahyalılar adına şiddetle pro testo ve tel'in ederim.

Kütahya Belediye Reisi Sezai Sarpasar»

«Sulh düşmanî, komünizmin ve ted­hişçiliğin mümessili, kara ruhlu Ma­karios'u davet etmekle, seviye ve sa­fınızı göstermiş bulunuyorsunuz. Bu hareketinizi 18 Mart 1915 Çanakka-lesinin heyecanı ile bütün dünya ef­kârı Önünde şiddet ve nefretle pro­testo ederiz. Tarihî mesuliyetten kur­tulmanın tek çıkar yolu daveti iptal­dir. Varsa aklınız bu yolda kullanınız.

Çanakkale Öğretmenler Derneği

Başkam İsmet Sayın - Cevdet

Tanyol»

«Ellerini Kıbrıs Türklerinin kanları ile boyamış, sakalı gibi ruhu da kapkara olan müseecel kaatil ve tedhişçi papaz Makarics'u New-York'a burnuna hal­ka takarak Amerikan halkına teşhir için mi, yoksa ruhunuzun aksini onda bulduğunuz için mi davet ettiniz? Teşhir içinse sizi tebrik ederiz. Yok, onu Amerikan halkına empoze etmek içinse sizi cihan umumi efkârı önün­de bir Müslüman ve hürriyet düşma­nı olarak şiddetle tel'in ve protesto ederiz.

Nazilli Öğretmen Derneği Başkanı Hasan Tatlısu»

«Hürriyet ve adaletin selâmeti için kurduğumuz dostluk bağlarını, insan­lık uğruna Korede akttığımız kanla­rımızı hiçe sayan hareketlerinizle New-York'a davet ettiğiniz cani, eli kanlı, vicdanı kara sulh düşmanı kı­zıl papaz Makarios'a. gösterdiğiniz alâka bizleri derin teessüre garketmiştir. Türk - Amerikan dostluğunun selâmeti bakımından bu hareketinizi şiddetle protesto ederiz.

Çanakkale    Yenice  Öğretmenleri Yardımlaşma Sandığı Başkanı Tuğrul»

 Ankara :

Tethişçi Makarios'u New-York'a davet etmesi dolayısiyle New-York Valisi Averell Harriman'a muhtelif teşekkül ve cemiyetler tarafından teessür ve takbih telgrafları gönderilmesine de­vam edilmektedir. Bunlardan bazıları da aşağıdadır :

«Sakalı gibi içi ve dışı da kara in­sanlık düşmanı kızıl papaz Makariosu New-York'a davet etmekle siz de. onunla aynı mertebeye düşmüş olu­yorsunuz. Samimiyetinden emin ol­duğumuz Amerikan milletinin bu hareketinizi iyi karşılamıyacağını çok iyi bildiğimiz için teselli buluyoruz ve bu hareketinizi Türk _ Amerikan dost­luğunun selâmeti bakımından şiddet­le protesto ediyoruz.

Çanakkale Yenice Belediye Reisi Halil Aydın»

«Kızıl kaatil kara papazı müttefik ve dost Amerikan milletinin güzide bir misafiri mertebesinde görmek bizleri ancak üzer, bu yersiz davetinizi tel'in ve protesto ederiz.

Beypazarı   Öğretmenler   Derneği Başkanı Vehbi»

«Kızıl kaatil Makarios'u demokrat bir ülkenin büyük bir şehrinin valisi sı-fa tiyle sıcak bir alâka ile New-Yorka davet etmiş olmanızı esef ve hayret­le karşıladık. Amerikan milletinin her sahada dost ve mukadderat arkadaşı Türk milleti, bu hareketinizi üzüntü ile karşılamaktadır. Sizi protesto edi­yoruz.

Elmalı Belediye Reisi Bekir Güney»

«Din maskesi altında cinayetler ter­tipleyen cânî Makarios'u New-York'a davet etmekle biz Ankara makine ve kimya işçilerinin nefretini kazandınız. Sizi dos; Amerikanın makine işçileri­ne şikâyet ve şiddetle protesto ederiz.

Ankara Mihaniki ve Kimya İşçileri Sendikası İdare Heyeti adına . Mehmet Çakır»

«Oportünist bir zihniyetin tevlid ettiği endişe altında kaatil papaz Makariosu hak ve hürriyet beldesi dosi Ame­rikanın New-York eyaletine davetiniz teessür ve hayretle karşılanmıştır. Ha­reketinizin insanlığın vakar ve haysi­yeti uğranda bir örnek teşkil eden Korenin taşıdığı mâna ile kabili telif olmadığını bildirir, Türk gençliği ola­rak sizi şiddetle protesto ederiz.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakül

tesi Talebe  Cemiyeti Başkanı

Mustafa Ülker»

«Masum ada halkının cellâdı, tarihin lanetle yâdedeceği menfur kızıl papaz Makaricsa şeref misafiri olarak New-York'u ziyareti için yaptığınız davet sulhsever milletlerle gaye birliği eden dost ve asil Amerikan milletini de hiç şüphesiz üzecektir. Bu hareketinizden dolayı şahsınızı nefretle yâdederiz.

Uşak  Ticaret  ve  Sanayi  Odası Başkanı Ahmet Ekmekçi»

«Makarios bir din adamı değil, kuzu postuna bürünmüş bir kızıl canavar­dır. Siz bu adamı, bir şeref misafiri olarak güzel Amerikan şehri New -Yorka davei ediyorsunuz. Dost Ame­rikan milletinin temiz topraklarına, bu iğrenç ve kirli ayakların basmasın­dan duyduğumuz üzüntüyü bildirir. Bu yersiz ve mantıksız hareketinizi şiddetle protesto ederiz.

 Bursa - Yenişehir Avcılar Kulübü adına Hakkı Mete

«Güzel adamız: kan ve ateş deryası içinde bırakıp hakikî bir cânî lâkabile sürgün edilen ve bu hareketleri ile tarihin sayfalarında nefretle anıla­cak olan kara papaz Mâkariosu New -York'a davetiniz umumî efkârımızı galeyana getirmiştir.  Korede omuz omuza çarpışan Türk - Amerikan askerlerinin hürriyet âşığı olarak cari verdiklerini unutarak takındığınız ta­vırla Türk - Amerikan dostluğuna suikast yapıyorsunuz. Fakat sayın Amerikan milletinin bu görüşünüzü kat'iyetle tasvip etmiyeceğine eminiz. Kararınızı şiddetle protesto eder te­essüf ve teessürlerimizi bildiririz.

Akçaabat Sebat Gençlik Kulübü Başkanı Halim Yavuz»

«Medenî âlemin nefretle andığı ve in­sanî duygulardan mahrum bir papazı davetinizi, Korede hürriyet uğrunda bizlerle omuz omuza dövüşen Ameri­kan milletinin tasvip etmiyeceğine gü­veniyoruz. Sizi şiddetle protesto ederiz.

Trabzon  Esnaf  Dernekleri Birliği İdare Heyeti adına Yakup Atillâ»

«İnsanlık kaatili, iğrenç papaz Maka-, ricsu New-Ycrka davet etmekle yap­mış olduğunuz elîm hata insanlık, hak ve hürriyet uğrunda mensubu bulunduğunuz Amerika milletiyle iş­birliği yapan Türk milletini, rencide etmiştir. Emeği ile insanlığa hizmet eden biz Turgutlu Şoförleri sizi la­netle yâd ederiz.

Turgutlu  Şoförler Derneği Reisi Mustafa Semizler»

«Komünistliğin elebaşısı insan hakla­rı düşmanı elleri ve yüzü masum ka­nı ile boyanmış kızıl papaz Makario-su Valisi bulunduğunuz New-York'a davet suretiyle işlediğiniz büyük hata­nın farkında mısınız? İnsanlığın sulh ve saadet içinde yaşaması uğrunda her fedakârlığı ifade tereddüt etme­yen biz Türkleri ve Korede bu uğurda şehit düşen Türklerin ruhlarını bu suretle rencide etmiş oluyorsunuz. Bu hareketinizi nefretle protesto ederiz.

Ankara 1 inci Erkek Sanat Ensti­tüsü Yardım ve Koruma Derneği Başkanı Kadir Aşnük»

«Dışı kadar içi de kara olan cânî pa­paz Makarios'u New-Yorka davetinizi esefle öğrendik.

Bu hareketinizi tavsif edecek kelime bulamıyoruz. Bu kabul teşebbüslerin haklı Kıbrıs dâvamıza olan inancımızızerre kadar sarsmıyacağını bilmenizi isterken bu hareketinizden dolayı sizi nefretle protesto ederiz.

Muhabere Fabrikası İşçileri Adına İşçi Temsilcisi Osman  Oktay»

«İnsanlık ve dostluk kaidelerine hür­met etmediğiniz gibi sulh için Korede omuz omuza çarpışarak temiz kanla­rını akıtan Türk - Amerikan şehitleri­nin ruhlarını da muazzep etmiş bulu­nuyorsunuz. Bütün dünyanın ismini nefretle anacağı ruhan ve aslen katil papaz Makariosu eyaletinize davet et­menizden dolayı Türk işçisi namına tessüflerimizi bildirirken sendikamız adına sizi şiddetle protesto ederiz.

Ankara  Savunma İşçileri    Genel Sendikası Başkanı Selâhattin Kaçaran».

 Ankara :

New-York Valisi Averall Harriman'm papaz Makariosu New-Yorka davet et­mesi üzerine memleketimizde duyu­lan büyük teessürü belirten telgrafla­rın çekilmesine devam edilmektedir. Muhtelif dernek ve teşekküller tara­fından çekilen tu telgraflardan bazı­ları şunlardır :

«Kanlı elleriyle dünya efkârı umumiyesini bulandırmaya çalışan Kızıl pa­paz Makariosu davet etmekle Korede akan kanlara dünya sulhüne Türk-Amerikan dostluğuna ihanet ettiniz, bu, ancak Türk tarihini bilmeyenle­rin gafleti  olabilir.

Hareketinizi şiddet ve nefretle pro­testo ederiz.

A. Ü. Ziraat Fakültesi Talebe Cemiyeti adına Başkan Nevzat Şişman»

«Kundakçılığı ile dünya sulhunu teh­likeye düşüren kızıl uşağı Makariosu New-York'a davet etmekle kızıl kati­lin emellerine hizmet etmekte oldu­ğumuzu esefle öğrenmiş bulunuyoruz. Siz de Türklüğe ve İslâmlığa karşı Makarios kadar düşmansınız. Sizi dünya muvacehesinde bu hareketiniz­den dolayı ayıpladık. Size binlerce defa lanet ediyoruz. Kundaktaki yavrularımızdan tutun da doksanlık ih­tiyarlarımıza kadar bütün Çay halkı sizi şiddetle protesto ediyoruz.

Çay   mahalle    muhtarlığı    adına Muhtar Mustafa Baş  -  Murat Altmel»

«Mister Harriman siz New-York Va­liliği gibi mühim bir makamı işgal et­mekte olmanıza göre, elbette, mezi­yetleri olan bir insan olmalısınız. Fa­kat kızıl papaz Makarios'u New -York'a davet etmekle büyük bir hata işlemiş oluyorsunuz. Eğer meziyetli ve muhterem kalmak istiyorsanız, eğer medeniyet.ve insaniyete hizmet niye­tinde iseniz, eğer insanlık ideali uğ­runa Korede kanlarını döken Türk şehitlerinin muazzez hâtıralarına hür met etmek gibi insanî hislerle mütehassız iseniz, eğer Türk ve Amerikan dostluğunu baltalamak istemiyorsanız, kızıl papaz Makarios'un davetini iptal ediniz, size bunu hulûs ile tavsiye ede­riz.

Giresun Şehir Kulübü İdare Heyeti»

«Sakalı kadar bahtı da kara kundakçı kızıl papaz Makarios'u hürriyet âşığı New-York'a davet etmek suretiyle, hürriyet uğrunda göz kırpmadan can­larını feda eden Türk milletini renci­de etmiş bulunuyorsunuz. Sulh sever milletimizin Amerika ile olan dostlu­ğunu bozmak isteyen gayretler şüphe­siz ki neticesiz kalmağa mahkûmdur. Türk işçisi her zaman Amerikan işçi­sini ve milletini takdir ve fikirlerine hürmet eder ve bu kabil teşebbüslerin bu dostluğu bczmıyacağma da imanı tamdır. Hareketinizi ve sizi şiddetle protesto ederiz.

Ankara Elektrik Havagazı İşletmesi İşçileri Sendikası Başkanı İsmail Hakkı Kurukafa»

«Müseccel cânî papaz Makariosu New-York'a davetinizi teessürle öğrenmiş bulunuyoruz.

Türk - Amerikan dostluğu ile asla ka­bili telif oimayan bu hareketinizi şid­detle tel'in ve protesto ediyoruz.

Cihanda sulh parolasını kendine şiar edinmiş ve hür dünyanın huzuru na­mına Korede büyük dostumuz Amerikan milletiyle "omuz omuza çarpışmış bir milletin gençleri olarak haklı Kıb­rıs dâvamıza olan güvenimizin hiç bir suretle azalmıyacağım bildiririz.

Gerede Gençlik Kulübü ve Genç

Demokratlar adına Hayrettin Demiralp, Ahmet Cevahir

«Makarios adındaki kara kactil papazı medeniyet diyarı olan New-York şeh­rine, şehrin Valisi sıfatiyle kara yü­zünü görmek, için mi davet ediyor­sunuz? Bundan Korede canlarını fe­da eden Türk ve Amerikan gençleri­nin ruhları  mttazzeb  olacaktır.

Eğridir Belediye Reisi Mehmet Gığlı»

«Kıbrıs kundakçısı, EOKA teşkilâtının kızıl uşağı Ortadoğu huzurunun boz­guncusu ve binlerce masumun kanını akıtan müseccel, komitacı, eli kızıl, sakalı kara, dili münafık papazı New-Ycrk'a davetinizi şiddetle tel'in eder­ken Amerikan halkının bu daveti tas­vip etmiyeceğini umuyoruz.

Adana Çırçır ve Mensucat " İsçileri  Sendikası Yönetim Kurulu»

«Korede insanlık ideali uğruna çarpı­şan Türk tugayının azim ve cesaretini size unutturan kızıl Makarios, dünya efkârı önünde düşeceğiniz elîm vazi­yetten sizi asla kurtaramayacaktır. Bunu unutmayınız.

Demirci Kahveciler Derneği Başkanı Şerif Çolak»

«Kara sakallı, hain yürekli Makarios denilen şeytan suratlı kızıl papazı New-York'a davetinizi öğrenmiş bulu­nuyoruz. Bu hareket, insanlık ideali uğruna her türlü fedakârlıktan geri kalmıyan Türk milletini son derece üzmüştür. Böylece Korede akıtılan mübarek Türk Mehmetçiklerinin ka­nını da inkâr etmiş oluyorsunuz. Bu hareketinizi esefle karşılar ve Ameri­kan efkârı umumiyesi önünde tel'in ederiz.

İskenderun Şoförler Cemiyeti Başkanı Abbas Erbay»

«Kızıl ve kaatil papaz Makariosu eya­letinize davetinizi radyodan öğrenmiş bulunuyoruz. Dünya milletlerine sulh ve sükûn içinde yaşamalarını temin maksadiyle elinden gelen her imkânı esirgemiyen Amerikan milletinin ve hükümetinin hayranıyız. Fakat sizin New-York Valisi olarak bu davetinizi derin teessür ve teessüflerle karşılı­yoruz.

Sümerbank Malatya Pamuklu Sa­nayi Müessese İşletmeler Sendikası İdare Kurulu»

«Bizler Amerikayı insan hak ve hu­kukunun en. çok mâna kazanmış ol­duğu bir ülke olarak biliriz, onun için şu son teşebbüsünüzün bizleri ne kadar üzdüğünü tarif etmek güçtür. Bütün keyfî ve emeli insan kanı içmek elan kötü bir insanı davetinizden' do­layı sizi tel'in ederiz.

Sivrihisar Şoförler Cemiyeti Başkan V. Yavuz- Kaynak»

«Masum insanların temiz kanlarını akıttırarak elini ve ruhunu kızıllaştirmış olan sahte papaz Makrios'u New-York'a davet ettiğini ve hararet­le karşılıyacağmızı büyük teessürle öğ­rendik. Türk istiklâl ve hürriyetinin beşiği olan Sivasta bu hareketiniz bü­yük infial doğurmuştur. Dost ve müt­tefik asil Amerikan milleti huzurunda Sivas halkı namına sizi şiddetle pro­testo eder, teessüflerimizi bildiririz.

Sivas Belediye    Reisi Rahmi Günay

«S.O.K.A. gibi gayrî insanî bir teşek­külün lideri Makarios'u New-York'a davetiniz insanlık huzuru için dünya­nın her tarafına yardım elini uzatan Amerikan camiası nezdindeki itibarı­nız kadar, bu camianın idealleri uğ­runa canveren aziz ölülerinin ruhunu da rencide eder'bir mahiyettedir. Fa­ili bulunduğunuz keyfiyeti, en derin teessür ve teessüflerimizle protesto ederiz.

Gazi Eğitim Enstitüsü Öğrenci Derneği Genel Başkanı adına Hasan Sabri Albayrak

«Kızıl keşiş Makarios'u Amerikaya da­vet etmekle Korede uğrunda kan döktuğumuz bütün idealleri çiğnediniz, hareketinizi takbih ediyoruz,

Karaman Sebzecileri Cemiyeti Başkanı Osman Babaoğlu

«Kızıl papaz Makarios'u New-York'a ciâvet etmenizi teessürle karşılıyoruz ve bu hareketinizi Türk Amerikan dostluğuna yakıştıramıyoruz.

Ankara Muhtarlar Derneği adına Hamdi Mavituna

«Kızıl gaye güden tahrikleriyle silâh deposu haline getirdiği mabetlerde tes lih eylediği eşkıyaları dağlara çıkarta­rak binlerce masumun kanma giren ve hanumanîar söndüren âdi bir ke­şişe kutsal ve siyasal hüviyet vererek hür âlem adına davetinize hayret edi­yoruz. Dünya sulhüne Kremlin de si­zin kadar zarar vermek için. uğraşıyor bu hareketinizi sulhsever Amerikan milleti huzurunda protesto ve takbih eder. büyük tarihi hatanızın tashihini bekleriz.

Fatsa Şoförler Cemiyeti Adına Başkan Ömer Ömeroğlu

«Kendisini Allah yoluna vakfetmiş bir din adamının insanlığa karşı necip his îerle meşbu olması lâzım geldiğini her îert gibi sizin de bilmeniz icap eder­ken Kıbrıs tedhişçiliği emperyalist emellerle yaratarak caniyane hareket­lerin önderliğini taslıyan kızıl Makarios'u davetiniz bizde ve bütün dünyada hayret uyandırmıştır.

Sulh sever insanlar olarak eseflerimi­zi bildirirken Amerikan efkârı umuraiyesinin ve hükümetinizin sizi tasvip etmediği ümidini taşımaktayız.       Türkiye Seramik Sam Mamulleri Süsleme sanatı cemiyeti başkanı Burhan Aydın

«Bölünmez Türkiyenin bir parçası olan yeşil Kıbrıstan temiz Türk kanı­nın dökülmesine sebep olan tedhişçi kızıl papaz Makarios'u davet etmekle ne büyük bir hataya düştüğünüzün far kında mısınız? Korede perçinleşen Türk - Amerikan dostluğunu zedeliyecek bu yersiz hareketinizi protesto eder bütün Türk kadınları adına size teessüflerimizi bildiririz.

Kırklareli Kadınlar Birliği Başkanı Nimet Arpat

«Sulh ve sükûnun kanla telvis edil­mesine çalışan kızıl papazı New-Yorkta karşılamaktan büyük memnunluk duyacağınızı bildiren beyanatınızı esef le öğrendik.

Dünya sulhunun korunması mevzuun­da Korede gösterdiği şecaat vekahra­manlığı ile Amerikan milletinin hay­ranlığını kazanan Türk milletinin bir işçi teşekkülü olarak bu hareketinizi ta rih muvacehesinde yüklendiğiniz mesuliyetin azametini idrak edemiyscek duruma düştüğünüzü görmek is­temezdik.

Türkiye Müskirat Federasyonu Başkanı İbrahim Denizciler

 Ankara  :

Kıbrıstaki -muhtelif Türk teşekkülle­rinden aşağıdaki telgraflar alınmış­tır:

«Asil Türk kaniyle yoğrulmuş olan Türk Kıbrıs dâvasını tedhişçilikle ken dine mal etmeğe çalışan elebaşı Ma­karios'u New-York'a davet etmek su­retiyle Türk dostluğunu sarsan Harriman'ın bu çirkin hareketini protesto eder, Türk milletinin dâvamız uğrun­da gösterdiği hassasiyeti minnetle anar ve anavatana kalben bağlı oldu­ğumuzu saygı ile bildiririz.

Kıbrıs - Baf Ülkü Gençliği

«Ecdat yadigârı Kıbrısımızı yaygara­larla elimizden koparmağa çalışan ve tedhişçiliğin elebaşısı bulunan cani papaz Makarios'u New-York'a davet etmek küstahlığını gösteren Harriman’ın menfur hareketini şiddetle protes­to ederken, Harrimanı telin eden asli Türk milletine olan bağlılığımızı min­net duygularımızla arzederiz.

Kıbrıs - Baf Türkleri

«Öz malımız olan yeşilada birçok ma­sum Türk kanının akıtılmasına sebep olan ve bu menfur hareketiyle bir şey­ler elde edebileceğini boş ve lüzum­suz yere sakalı ve cübbesi gibi gönlü de kara, kara cahil kızıl papaz Maka­rios'u New-York'a davet etmek cüret ve gafletini gösteren Harriman'ın da­veti karşısında, büyük Türk milleti­nin yerinde göstermiş olduğu hassasıyet sevinç göz yaşları.içerisinde can­dan takip ediyor ve gurur duyuyoruz. Kıbrısta öksüz ve yalnız kalmadığımı­zı cihana bir kere daha iîân eden bü­yük Türk milleti ve onun şanlı kah­raman ordusu var olsun.

Kıbrıs - Baf Kıbrıs Türktür Partisi Mümessili Kâmil Hocaoğlu

«Eli kanlı gönlü kara papazı davet eden New-York Valisi Harriman kulü­bümüz tarafından şiddetle protesto edilmiştir. Kıbrısta yalnız kalmadığı­mızı bir kere daha cihana isbat eden aziz Türk milleti ve onun kahraman ordusu sağ olsun.

Kıbrıs 1 Baf İnkilâp Kulübü

«Eli kanlı tedhişçibaşı Makarios'u New-York'a davet etmekle inandığı­mız hürriyet ve demokrasi prensiple­rine en büyük darbeyi indirdiniz. Bu hatalı hareketinizi Türk _ Amerikan dostluğu adına esef ve hayretle karşı­lar. Kibrisin hiç bir zaman Yunanlı clamıyacağmı bu vesile İle hatırlat­mayı faydalı buluruz.

Kıbrıs -  1300 nüfuslu Sinde köyü adına İsmail Sadıkoğlu

Kıbrıs Türklerinin New-Yoık Times ve Heral Tribüne gazetelerine çektik­leri telgraf:

 Lefkoşe  :

Kıbrıs Limasol Türkleri, New-York valisi Harrimanm Makarios'u New-Yörk'a davet etmesi üzerine, protesto­larını Amerikan efkârı umumiyesine duyurulması için New-York Times ve Herald Tribüne gazetelerine şu tel­grafı göndermişlerdir:

«Limasol kasabasının kuvvetli Türk halkı New-York valisi Harriman'm Kıbrista tedhişçiliğin kurucusu ve lideri Makarios'u resmî misafir olarak New-Ycrk'u ziyareti için gönderdiği dave­tiyeyi nefret hissi ile karşılar, Makarios, Amerikan konsolos muavini de dahil olmak üzere yüzlerce masumun katledilmesinde baş rolü oynıyan elle­ri kanla bulaşık bir canidir. Amerika­nın sembolize ettiği idealleri Kıbrısta söndürmeye çalışan bu baş caniyi desteklediğinden dolayı Harriman'ı Ame­rikan umumî efkârı huzurunda protasto eder, bunu değerli gazeteniz vasitasiyle Amerikan milletine duyurma­nızı rica ederiz.

Kıbrıs Limasol Terakki Kulübü»

 Ankara :

New-York Valisi Averell Harriman'm papaz Makarios'u New-York'a davet etmesi üzerine memleketimizde duyu­lan büyük teessürü belirten telgraf­ların çekilmesine devam edilmektedir. Muhtelif dernek ve teşekküller tara­fından çekilen bu telgraflardan baziları şunlardır:

Dünya sulhunu tehdit eden kızıl em­peryalizmin tutulmuş sözcülüğünü ifa için masum kanlar döktüren cellat Makarios'u eyaletinize çağırdığınızı ve tantanalı bir resini kabul tertibine hazırlandığınızı teessür ve esefle öğ­renmiş bulunuyoruz. İnsanlık idealiy­le bağdaşan hür memleektlerde an­cak barışçı gayelere hizmet eden li­derler misafir edilebilir. Binaenaleyh bu davetiniz, yalnız valisi bulundu­ğunuz eyalet halkını değil, bütün Amerikan milletini şüphesiz müteessir edecektir. Asla affedilmiyecek mana­sızlığınızı bütün efkârı umumiye önünde şiddetle protesto ederiz.

Manisa   Öğretmenler Birliği Baş­kanı Besim Alpaslan

Dünya sulhunun muhafaza ve idame­si için olağanüstü bir gayret sarfeden müttefikimiz Amerika ile aramızı boz­mak gayesiyle kızıl papaz Makarios'u New-York'a davet edişinizi lanet ve nefretle karşılarız.

Giresun Belediye Reisi Saim Bozbağ

Kızıl kaatil Makarios'un New-York'a davetinizi teessürle öğrendik. İnsani­yet düşmanı, medeniyet düşmanı, Terorist Makarios'a apukurya tertip et­mekle yirminci asırda ehlisalip siya­setine örnek olan hareketinizi mede­niyet tarihi muvacehesinde şiddetle protesto ve nefretle tel'in eder, Ame­rikan milletinin şerefine leke düşür­memenizi temenni ederiz.

Ünye Öğretmenler  Derneği

«Sulh kundakçısı kızıl papazı: New-York'a davetinizi hayretle öğrendik. Sizin bu hareketiniz bizleri haklı dâ­vamıza karşı daha çok bağlamıştır. Sulh köprüsünün yıkmaya çalışan eli bombalı ve kanlı hayduda karşı bu kadar müşfik bir misafirperverlik ib­zal etmenizi hürriyetsever hiç bir kimse tasvip etmiyecektir. Bizler Türk - Amerikan dostluğunun yıkılmayaca­ğına inanıyoruz. Sizin de bunu böyle­ce bilmenizi ister, hareketinizi şiddet­le protesto ederiz.

Samsun D.D.Y. Liman Atelyesi işçileri

Bugün 24 milyon Türkün kalbinde yer alan Türk _ Amerikan dostluğunu sırf şahsî kaprisiniz uğrunda zedelemeğe çalıştığınızın farkında mısınız? Fa­kat, şunu unutmayınız: İncili kapa­yıp silâha sarılarak tanrı yapısı bir çok masumların, hattâ Amerikan kon­solosunun kanma giren Makarios'u karşılarken cihan sulhu uğrunda ku­rulan dostluğumuzun size ve tarafla­rınızın payına düşenini de hemen geri istemek hakkımızdır. Zira sahte dost lardan hakikî düşmanlar evlâ olsa ge­rek, Fakat bir şeyde teselli buluyo­ruz. O da Amerikan umumî efkârının sağ duyusu ve Eisenhower'in sesidir.

Kütahya Öğretmenleri adına der­nek başkanı Mazhar Ata

«Kudurmuş köpek gibi gözleri dön­müş, ağzı kin ve gayiz köpükleri sa­çan kara sakallı, kalın enseli, karan­lık vicdanlı, irfan züğürdü, fesat kum­kuması Rum papazına karşı duydu­ğunuz marazî cazibe normal bir ada­mın his tezahürlerinden çok uzaktır. Türk ve Amerikan dostluğunu tamamıyla rencide eden bu menfur hareke­tinizi hür dünya ve Amerikan halk efkârı Önünde kemali nefret ve şiddetle protesto ederiz.

İlgaz Belediye Başkanı Ahmet Çandar»

Dünyaca müsellem, sakalı kadar içi de kara olan insanlık ve demokrasi düş­manı, cani ve kızıl yobaz Makarios'u New-York7a davetiniz, insanlık ideali ve bilhassa Türk - Amerikan İşbirliği ve dostluğu için kara bir lekedir. Bu bayağı ve menfur hareketinizi şiddet­le protesto eder, Korede kahraman­lık destanları yaratan Türk gücünden kuvvet alan Türk - Amerikan dostlu­ğu nâmma bu davetin iptalini Hize tüccar ve sanayicileri adına acilen is­teriz.

Rize Ticaret ve Sanayi Odası Baş-Kanı İbrahim Şerifoğlu

«Hüviyeti ve ef'ali dünyaca malûm pa­pazı New-York’a dâvet etmenizde gös­teriyor ki, hürriyetçi ve insaniyetçi olan Amerikan milleti karşısında siz, iyi kaideleri teyideedn fena bir istis­nasınız. Temennimiz, Allanın sizi ıs­lâh etmesidir.

. Ankara Kasaplar Derneği adına Başkan Reşat Munzur»

«Görünüşte dindar, hakikatte işe cübbesi kadar ruhu da kara, insanlık ka­nma susamış bir canavar olan papaz Makarios'u kanlı elini sıkmakla hangi emele hizmet etmek istiyorsunuz? Bu hareketiniz, dünyayı kana bulamak ve insanlık ideali uğrunda Korede hari­kalar yaratan Mehmetçikle kuvvetle­nen Türk - Amerikan dostluğunu bal­talamak isteyenlerin işine yarayabilir. Fakat bu mümkün olmıyacaktır. İğ­renç hareketinizi nefretle karşılarım.

Gemlik Umurbey Belediye Reisi Riza Gülsün»

«Kara sakallı kızıl papaza karşı gös­terdiğiniz alâka, Türk - Amerikan dostluğunu bozmağa matuftur. Ame­rikan halkının hattı harekelinizi tas­dik etmiyeceğine eminiz.

Milas  Belediye  Başkan     Vekili İbrahim Uz»

«Uğursuz ellerinde katledilmiş masum Kıbrıslı ırkdaşlarımızın tertemiz kan­ları hâlâ kurumamış olan kızıl ve ka­til papaz Makarios'u New-York'a da­vetinizi şiddetle protesto ederiz. Bu hareketinizle Türk - Amerikan dost­luğuna indirmek istediğiniz darbenin vahametini müdrik misiniz? Bir Ame­rikan vatandaşı olarak bu davranışa nasıl cesaret edebildiğinizi havsalamız bir türlü almıyor. En derin teessüfle­rimizi sunarız.

Urfa Belediye Meclisi adına Be­lediye Reisi Tevfik Saraç»

«Cübbesi kadar vicdanı da kara olan mel'un keçi sakallı kızıl papaz Ma-karios'un kanlı elini öpmek için ken­disini New-York'a davetinizi hemşeh­rilerim adına esefle protesto ederim.

Silivri Belediye Reisi Ali Çanakiı»

«Vicdanı kara, insanî duygulardan uzak, tedhişçi kızıl papaz Makarios'u Nevv-York'a davetinizi bütün samimi­yetimizle protesto ediyoruz.

Trakya,   Vize   Şoförler     Cemiyeti Başkanı Halil Buluş

«Sakalı, vicdanı kara, elleri kanlı, her türlü fazilet en mahrum, en ufak mânevi bir değer tasımıyan cani, vam­pir, papazı New-York'a davet edişi­nizi esefle karşıladık. Türk - Ameri­kan dostluğu ile kabili telif olmıyan bu hareketinizi şiddet ve nefretle takbih ederken sizi bir numaralı müslüman düşmanı olarak ilân ederiz.

Erbaa Şehir Kulübü adına Hüsnü Erdemir»

«Makarios denilen masum kanı içmiş alçak bir papazı davet etmekle bü­yük bir hata işlemiş bulunuyorsunuz. Biz bunu Amerikan hükümet ve mil­letinin daveti olarak kabul etmiyo­ruz. Çünkü o millet, kudurmuş, bir pa­pazın salyalarını New-York şehrine saçmasını elbette hoş görmez. Bu ha­reketinizi bütün kalbimizle protesto ederiz.

Tire Merkez Çiftçi Mallarını Ko­ruma Dairesi namına Reis Enver Kasaboğlu»

 Ankara  :

New-York Valisi Averell Harriman'ın papaz Makarios'u New-York'a davet etmesi üzerine memleketimizde duyu­lan büyük teessürü belirten telgrafla­rın çekilmesine devam edilmktedir. Muhtelif dernek ve teşekküller tara­fından çekilen bu telgraflardan bazı­ları şunlardır :

«Menfur ve mel'un, kundakçı, çem­ber sakallı kaatil Makarios'u eyaleti­nize davet etmeniz, sizin de onan gi­bi düşündüğünüzü ifade eder. Böyle­ce insan hak ve hürriyetlerini ayaklar altına almanızı teessürle karşıla­dık. Size, kaatillerin değil, adalet ve güvenlik paktlarının müdafii olmanı­zı tavsiye ederiz.

İzmir Belediye Reisi Hüseyin Darcan»

«Yirminci asrın insan kılığmdaki sah­te kızıl ve cani papazı Makarios'u New-Ycrk'a davet etmekle sulhsever bütün milletlerin, bilhassa Türk mil­letinin vicdanında unutulmaz bir yara açtınız. Amerikan ve Türk dostluğu­nun asıl gaye ve emellerine aykırı ha­reket etmek cesaretini göstermeniz­den anlaşılıyor ki, demokrat dünya­sının adamı değilsiniz.

Bergama  Halk   Eğitim Derneği Başkanı Kemal Serdaroğlu»

«Tedhişçi, kaatil, bunak, eli kanlı pa­pazı hürriyet sembolü vatanınıza da­vet etmiş olmanızı bizler gibi Ameri­kan esnaf ve sanatkârlarının da tasvib etmediğine kaniiz. Teessüflerimizi bildiririz.

Eskişehir   Esnaf   ve   Sanatkârları Kefalet Kooperatifi İdare Meclisi Başkanı Veli Ekmekçioğlu

«Dünya sulhunun muhafaza ve bekası için Korede olduğu gibi her yerde ve zaman bizimle beraber olan Amerikan milletinin kendi dâvasına ihanet etti­ğiniz; canavar ruhlu ve kara cübbesinden masum kanı damlayan kızıl çeteciyi New-York'a davet etmekle is­pat ettiniz. Bu hareketinizle sulhse­ver milletler arasındaki dostluğu boz­maya yeltenmiş bulunuyorsunuz. Dost Amerikan milletinin de tasvip etmiyeceği bu hareketinizi şiddetle protes­to ederiz.

Manisa Karayolları İşçileri adına Emin G-ürtürkün»

«Makarios cani bir papazdır. Onu New York'a davet ettiğinizi teessüfle haber aldık.

İnsanlığın tasvip edemiyeceği bu ha­reketinizi tarih lanetle yadedecektir. Keyfiyeti şiddetle protesto ederiz.

İzmir Bakkallar Derneği Başkanı Hasan Okbinoğlu»

«Kıbrısı kana boyayarak Ortadoğu sul hunu tehlikeye düşüren Makarios'un insanlık aleyhtarı bu hareketlerini görmeyenler hürriyet ve adalet düş­manlarına cesaret vermiş olurlar. Siz de cani Makarios'u davet etmekle hak ve sulh düşmanı bir kimse olduğunu­zu isbat ettiniz. Sulh ve adalet âşıkı Amerikan milletinin sizi tel'in ettiği­ne inanıyoruz.

Edirne  Türk  -   Amerikan  Kültür Derneği»

«Kanuni demokratik yollardan ayrıla­rak binlerce Kıbrıslı masumun kanma giren kara ve kızıl vicdanlı Makarios'u davet etmekle bizzat Amerikan ideal­lerine ihanet ettiniz. Kerede perçinle­nen Türk - Amerikan dostluğunu ze­deleyeceğinizi zannettiniz. Türk Kıbrısta hak sahibi olarak biz Türk öğ­retmenleri tu menfur hareketinizi bü­tün varlığımızla protesto ederiz.

Bergama öğretmenler Birliği Baş­kanı Ahmet Özdoğru»

«Binlerce masumun kanma giren bir kaatili New-York'a davet ederek bunu basit ihtiraslarınızın tahakkukuna ba­samak yapabileceğinizi zannetmezdik.İnsan kilığmdaki bir canavara uzata­cağınız elin onun elinden akan kan­larla kirleneceğini takdir edebilmenizi, hiç olmazsa kızıl papazla aynı fikirde olduğunuzu gizliyebilecek kadar zekâ­ya sahip bulunmanızı temenni eder­dik. Neyazık..

Kastamonu Öğretmenler Derneği Başkanı Ahmet Bozkurt - Aziz Demircioğlu

«Dünya sulhüne fitne katan ve kaatil papazı davet etmekle büyük bir hata İşlediğinizi sanıyoruz ve New-York şehrine nasıl Vali olabildiğinize şaşı­yoruz. Sizi şiddetle protesto, nefretle tel'in ederiz.

Maraş Esnaf Kefalet Kooperatif­leri idare heyeti Başkanı Hüseyin Erşan»

«Her gün ışığını seyrettiğimiz Torosların yeşil adasında kan dökmekten zevk duyan kızıl Papazın elini mutla­ka sıkmanız mı lâzım geliyor? Hareketinizi Amerikan milleti huzurunda nefretle protesto ederiz.

Anamur kazası Belediye Başkanı Hasan Badil»

«Dünya sulhunun kundakçısı, hürri­yet düşmanı, insanlığın yüz karası ca­ni keşişi, New-York'a davet ettiniz, bunun mânası, dünya sulhu ve millet­lerin hürriyet ve istiklâlleri için Korede kan döken Türk Amerikan mil­letlerinin ideal birliğine ihanet etmek değil de nedir? Asil Amerikan mille­tinin sulh ve hürriyet aleyhine olan bu kundakçılığınızı tasvip etmiyeceği kanaatindeyiz. Hareketinizi dest A-merikan milleti önünde şiddetle pro­testo ederiz.

Merzifon Belediye Reisi Mahmut Sürmeli»

«Eli kanlı papaz Makarios'u davet et­miş olmanız, Türk - Amerikan dost­luğunu Rum milyonerlerin tahakkü­müne feda etmek mânasına mı ge­liyor? Demokrasilere örnek, medeni bir memlekette rey avcılığı endişesi­nin sizi bu derece hatalı bir hareke­te sevketmesi kendi milletinize bir saygısızlık teşkil ettiği için ibrete şa­yandır.

Bargama Belediye   Reisi Kemal Serdaroğlu»

«Amerikan milletinin bağrından sizin gibi bir insanın çıkacağına ihtimal vermek istemiyoruz. Eğer, kızıl papaz Makarios'u, temiz Amerikan toprakla­rına davet ederek tarihe geçmek isti­yorsanız, çok aldanıyorsunuz. Yaptı­ğınız hatanın telâfisi ancak vaki da­vet teklifinizi iptal etmekle mümkün olabilir.

Bütün hürriyetsever milletler gibi biz de bu hareketinizi şiddetle protesto ederiz.

Adana Fotoğrafçılar, Kuyumcular, Tabelâcılar Derneği Başkanı Murat Göksel»

«Elleri kanlı, vicdanı kanlı tedhişçiler başkanı, Kibrisin kara sakallı papazı­nı New-York :a davetinizle yirmi beş milyon Türkün kalbini rencide ettiniz.

Nefretimizi bildirir, sizi şiddetle pro­testo ederiz.

Beyşehir Kültür Derneği ve Belediye Reisi Nâzım Gökmenoğlu»

«Yeşil adayı kanlı ada haline getiren, hiristiyanlık âleminin yüz karası, kı­zıl kara Makarios'u New-York'a dâvet etmekle mensubu bulunduğunuz eya­leti temsilden ziyade bir kaç palikar­yanın tesiri altında şahsiyetinizi kay­betmiş ve dünya sulhunun kundakçı­lığını yapanlara yardımcı mevkiine düşmüş bulunuyorsunuz. Kıbrıs Türktür ve Türk kalacaktır. Bu millî dâ­vayı, hiç bir kuvvet değiştiremez. Dün yanın nefretle karşıladığı bu hareke­tinizi şiddetle protesto ederiz.

Boyabat Öğretmenler Derneği Başkanı Mehmet Ünaldı»

 Ankara :

New-York valisi Averell Harriman'ın papaz Makarios'u New-York'a davet etmesi üzerine memleketimizde duyu­lan büyük teessürü belirten, telgraf­ların çekilmesine devam edilmektedir. Muhtelif dernek ve teşekküller tara­fından çekilen bu telgraflardan bazı­ları şunlardır:

«Dünyanın bu nazik zamanında sulh cephesinde uçurumlar açmak peşinde olan papaz Makarios'u New-York'a dâvet etmekle onun cinayetlerini tasvip etmiş duruma düşüyorsunuz. Bu ka­ranlık hareektten dolayı dost Ame­rikan milleti önünde sizi şiddetle pro­testo ederiz.

Bafrada Madenî Sanatkârlar Der­neği Başkanı Dursun Edip Mhat

«Kıbrısta yüzlerce masum Türk ve İngiliz kanının dökülmesini pervasız­ca destekliyen eli, kalbi ve kuş beyni kana susamış kızıl papazı Makarios'u New-York'a davet ettiğinizi davetiniz de israr ettiğinizi teessürle ve nefret­le duyduk. Türk dostluğunun hama­set ve şecaatinin değerini siz bilmiyor­sanız, Korede yatan Türk ve Ameri­kan  şehitlerine  sorunuz.

Bu hareketinizi dost ve kadirşinas Amerikan milletine hiç bir suretle mal etmenize imkân yoktur. Türk dostluğunun kıymetini bilerek bu hareketi­nizi tashih ediniz.

Banaz Belediye    Reisi Seyit Ahmet Kılıç

<vCanî kızıl kasaba papazı Makarios'u New-York'a davet etmiş olmanızı bü­tün kalbimizle protesto ediyoruz.

Kağızman Belediye Reisi Kâzım Uncu

«Beynelmilel katil Makarios'u daveti­nizi takbih ediyoruz. Türk - Amerikan dostluk ve işbirliğine ihanetinizin hi­cabını ebediyen duyacaksınız size la­net ederiz.

Ordu Ticaret ve Sanat Odası adına Muammer Göknak

«Hür dünya devletlerinin sulh için çalıştıkları ve Türk - Amerikan dost­luğunun en ileri olduğu bir anda din kisvesine bürünen cani papaz Maka­rios'u cübbesi altından çıkmanız, Türk ve Amerikan dostluğunu sabote etmek demektir. Cani papazı davetinizle maskeniz düşmüştür. Bir Amerikalıya ya­kışmayan hareketinizi dünya efkârı önünde takbih ediyoruz. Sadece şah­sınızla bağdaşabilen teşebbüsünüzü şiddetle protesto ederiz.

Ege Bölgesi İşçi Sendikaları Bir­liği Başkanı İbrahim Çetkin

«Ruhu ve vicdanı kirli kızıl uşak kan­lı kaatil Makarios'u bu hasletlerinden ötürü mü eyaletinize davet ediyorsu­nuz? Bu hareketinizle millî onurumu­zu rencide ettiğinizin farkında mısı­nız? Niçin milletçe benimsediğimiz Türk - Amerikan dostluğunu hançerli­yorsunuz? Biz yurtta sulh cihanda sulh düsturuna, insanlık idealine inan­mış bir milletiz Amerikan milletine inanışımız ve Korede omuz omuza çar­pışmamız bu idealimizin en gerçek nişanesidir. Şuursuz hareketiniz ancak müşterek düşmanlarımızı sevindirir. Dünyayı ateşe vermek isteyenleri teş­ci etmeğe hakkınız olmadığını bilme­lisiniz.

Ordu Şoförler Cemiyeti Başkam Mustafa Eren

«Demokrasi âleminin istavrozlu yobazı kızıl papaz Makarios'u Amerika  demokrasisinin merkezi olan New-York şehrine davetinizi teessürle öğrendik. Dinî kisve altında masumların kanı­nı emenlerin reisliğini yapan, insan­lığın nefretini kazanan böyle bir ca­niyi temiz New-York şehrine daveti­niz, bütün dünyayı olduğu gibi biz otomobilci esnafını da şaşırtmakla kalmamış, teessüflerimizi davet etmiş­tir. Kullandığımız otomobiller korna çaldıkça bu davetinizi ve daveti kabul eden kızıl caniyi lanetle anmakta de­vam edeceğimizi teessürlerimizle bildi­ririz.

Nazilli Şoförler Cemiyeti Başkanı Mehmet Yapıcıoğlu»

«İnsan hak ve hürriyetlerinin bir nu­maralı düşmanı masumlar canisi karacübbeli aebani Makarios'u New-York'a davet etmekle dünya sulhu için maddî mânevi her türlü fedakârlığa canı gönülden katlanan ve bunu Ko­re savaşlariyle isbat eden Türk mil­letinin olduğu kadar dostluğu dürüst Amerikan milletinin de nefretine mazhar olduğunuza inanıyoruz.

Dünyanın sulh kalesi Ortaşarkm ba­rut fıçısına engerek yılanı gibi ateş zehiri sıçratmak hülyasına dalan sim­siyah kaplı şahsında insanlık mef­humlarının zerresi bulunmıyan bu in­sana temiz Amerika topraklarını çiğ­netmenin sizin için tarihî bir leke ola­cağını hatırlatmak isteriz. Eli gibi di­li, kalbi, ruhu ve vicdanı da kanlı bu kızıl papazı davette ısrar ediyorsanız onu şahsî dostunuz olarak mı yoksa mümessili bulunduğunuz New-York halkı adına mı davet ediyorsunuz? ve bu davetten kasdiniz ve maksadınız nedir?  Dünya efkârına  açıklayınız.

Tosya  Ticaret  ve   Sanayi   Odası Başkanı Ahmet Bezci

«Yurtta ve cihanda sulhu kendisine şiar edinen Türk milletinin düşmanı Makarios'u New-York'a davet etmek­le hürriyet idealine sadık ve lâyık bir Amerikalı olmadığınız anlaşılıyor. Bo­züyük öğretmenlerinin sizi lanet ve nefretle  andıklarını  bildiririz.

Bozüyük  Öğretmenleri     Derneği Başkanı Selâhattin Baysal

«Dünya sulhunu kundaklayan papaz kılığına bürünmüş kızıl kaatil Maka­rios'u Amerika gibi sulha hizmeti ga­ye edinmiş bir memlekete çağırmanız sulhsever milletlerin hayret ve nefre­tini mucip olmuştur. Bu davetle Türk - Amerikan dostluğuna ihanet eden tek şahıs siz oldunuz.

Bu hareketinizi nefretle protesto eder, en namüsait şartlar altında dahi hak­kımızı mutlaka elde edeceğimizden emin olduğumuzu ehemmiyetle hatırla­tırız.

P.T.T. Tenisyenleri Derneği Umumî Başkanı Nuri Çığhdağ

«Milletlerarası teahhüdünü mertlik, kahramanlık ve savaş meydanlarında kanı ile yerine getiren milletimize karşı Türk düşmanı Makarios'u New-York'a davet etmekle küçülüyorsunuz. Teessür ve teessüflerimizi bildiririz.

Kilis Öğretmenler Derneği Başkanı Sami Kinoğlu

«Hür ve medenî insanlığın yüz kara­sı kızılpapaz Makarios'u New-York'a davetinizi dost ve müttefik Amerikan milleti hesabına teessür ve nefretle karşıladık. İcap ettiği zaman Amerika kızıl âleme karşı yanında en evvel Türkiyeyi bulacaktır. Sizde kara dü­şüncelerinizi, kara bahtınızı pek hay­ranı olduğunuz Makarios'la paylaşın.

Çan Belediye Reisi Mesut Onur

«İnsanların sinesindeki dinî hisler hiç bîr zaman siyasete âlet edilemez. Böy­le iken masum insanların kanma gi­ren bir kasaba papazını New-York'a davetiniz, Türk - Amerikan dostluğu­nu ve Korede Mehmetçiğin Birleşmiş Milletler safında cihan sulhu namına savaştığını unutmuş olduğunuzu gös­terir. Türklüğün ve islâmlığın ezelî düşmanı olan haçlı ordusunu, yeni­den faaliyete geçirircesine gösterdiği­niz gayreti' bütün benliğimizle pro­testo eder, insanlık ve maneviyat na­mına sizi tel'in ederiz.

Konya İmam Hatip Okulu ve ilahiyat Fakültesi Me.Talebe Yurt­ları Tesis ve Koruma Derneği Baş­kanı Ali Sakallıoğlu

«İnsan haklarına inanmış devlet adamı olarak kaatil Makarios'u New-York'a davetiniz, asil Türk gençliği­nin ruhunda derin yaralar bırakmış­tır. Bu iğrenç davetinizi nefretle tel­in" ediyoruz.

Bartın Öğretmenler Derneği Baş-Kanı Abdurrohman Erozan

«Size bütün dünyayı karada ve de­nizde dize getiren kahramanlar diya­rı Çanakkaleden sesleniyoruz. Ruha­nî kisvesi altında cani bir ruh taşıyan papaz Makarîos'u Amerikaya davet etmekle kızıl tehdide karşı 26 milyon varlığı ile en kritik noktada cephe tu­tan bir milleti can evinden vurduğu­nuzu farketmiyecek kadar siyasi gö­rüşten mahrum olduğunuzu ispat et­tiniz. Ortadoğunun en büyük ve kah­raman milleti olarak size tezelden yo­lunuzu değiştirmenizi tavsiye ederiz.

Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası

«Kendi hareketini kontrol etmekten âciz, bütün insanlığın tiksinerek ana­cağı kaatil ve iğrenç papazı, New-York'a davet etmekle bu kızıl kun­dakçıya âlet oluşunuza teessüf ediyo­ruz. Asil Türk milletinin dostu ol­maktan bahtiyarlık duyacağmız yerde bu kararınızla en az Makarios kadar nefret uyandırıyorsunuz. Hareketini­zi takbih eder, nefretle protesto eyle­riz.

Türkiye Sanat Mektepleri Cemiye­ti Turhal Şubesi Başkanı İhsan Altmkaya

«Müstehak olduğu sürgünden kurta­rılan kirli Makarics'u New-York'a da­vet mesajınızda göstermiş olduğunuz sevgi tezahürü Amerikan milletine si­zin ellerinizle sürülmüş bir kir olarak tarih kaydedecektir.

Fakat bunu iyi bilmeniz icap eder ki Türk milleti göz kamaştırıcı bir pır­lanta olduğunu dostuna ve düşman­larına göstermiştir. Kendi değerini bi­lir ve azminde aynı hakla hiçbir kuv­vet onu alakoyamaz. Bu itibarla Kıb­rıs Türklerindir.

Koşan Yazı Evleri adına Halil Ceber.

«Mel'un Makarios soytarısını eyaleti­nizde teşhirle umduğunuz kazanç sulh dünyası karşısındaki kaybınızla hiç oldu. Başlangıçta millî infialinizi ga­leyana getiren trajedi jestiniz kome­diye dönünce bizi güldürüyor. Size acıyoruz.

Kırklareli   Öğretmenler     Derneği -Başkanı Necmettin Efe '

«Kıbrısı kana boğan kaatil papazın elini öpmek için eyaletinize kadar da­vetinizi bizim kadar bütün hür dün­ya gençliği de nefretle karşılamıştır.

Sandalyenizi muhafaza için eyaleti­nizde yaşıyan Yunan asıllı zengin Rum larm sempatisini kazanmak gibi bir emelle mel'un papaza el uzatmak ih­tiyacında iseniz cidden acınacak ka­dar âciz bir insansınız. Sizi nefretle protesto ederiz.

İstanbul   Çoruh   Talebe   Cemiyeti adma Başkan Ali Riza Çarmıklı»

 Ankara :

New-York valisi Averell Harriman'ın papaz Makarios'u New-York'a davet etmesi üzerine memleketimizde duyu­lan büyük teessürü belirmen telgrafla­rın çekilmesine devam edilmektedir. Muhtelif dernek ve teşekküller tara­fından çekilen bu telgraflardan bazı­ları şunlardır:

«Kıbrıs üzerinde Türkün asırlık hak­larını tanımıyan, dinî siyasete âlet ederek masum Türk kanlarını akıtan papaz Makarios'u davet etmekle bu şenaati tasvip ettiğinizi gösterdiniz. Si­zi hürriyet sever Amerika milleti önünde takbih ederiz.

Kozan Spor Kulübü Başkanı Hik­met Sağlıksever»

«Hür dünya tesanüdünü bozacak ka­dar elim neticeler doğurabilecek ma­hiyette olan hürriyet ve insanlık boz­guncusu Makarios'u New-York'a da­vetiniz Okyanusa bakan hürriyet âbi­desinin mâna ve büyüklüğü ile kabili telif değildir. Sizi bu davetinizden dolayı protesto eder ve davetin iptalini bekleriz.

Çarşamba Şoförler Cemiyeti adına Başkan Şemseddin Aka»

«Türk - Amerikan dostluğunun dün­yada meydana getirdiği hürriyet âbi­desini yıkmağa çalışan ve din kisvesi altında harekete geçen hürriyet kaatili, kara ruhlu Makarios'u davet et­mekle onun emeline hizmet etmiş ol­duğunuzu ve sulh dâvasında milleti­nize ihanet ettiğinizi bildirir sizi Urfa Öğretmenleri adına protesto ederiz.

Ürfa   Muallimler   Birliği   Başkanı Tevfik Arcan

«Kabrisı masum kanına boyayan, aslında maskeli bir tedhişçi ve din düş­manından başka bir şey olmıyan o al­çak karakterli kızü papaz Makarios'u New-York'a davet ettiğinizi hayretle duyduk, esefle karşıladık, dost Ame­rikan milleti tarafından tasvip edilmi-yeceğine kanaat getirdiğimiz bu ba­yağı hareketinizi şiddetle takbih ve trctesto ederiz.

Ceyhan   Tüccarları   dma   Ticaret ve Sanayi Odası Reisi Ömer özdoğru»

«Tedhişçi papaz Makarios'u New-York'a davetiniz Türk efkârı umumiyesinde lanet ve teessüfle karşılan­mıştır. Bu hareketinizi, dost Ameri­kan milletinin de bizim gibi düşün­düğünden emin olarak, şiddetle pro­testo ederiz.

Muğla Şehir Kulübü idare heyeti»

«Admı nefretle andığımız Makarios'u davet ederek hür milletler muvazene­sini bozmaya matuf hattı hareketinizi tel'in ve takbih ederiz.

Kozan Öğretmenler Derneği Baş­kanı Tarık Kocatürk»

«Masum beşer kanının akmasına se­bep olan sakalı gibi vicdanı da kara ve kaatil kızıl papaz Makarios'u New-York'a davetle hakiki hüviyetinizi mey dana koymuş bulunuyrsunuz. Bu çir­kin hareketinizle Türk Amerikan dostluğunu ihlâl ediyorsunuz. Bu dost­luğu unutarak, New-Yorklu bir kaç Rumun reyi için bu daveti yapıyorsa­nız, asil Amerikan milletinin sizi tas­vip etmiyeceğine eminiz.

Eskişehir  Yunusemre  Erkek     İlk Öğretmen  Okulu  öğrenci     birliği Türkiye»

«Tarihle destanlar yaratan kahraman Mehmetçiklerin anneleri biz Türk ka­dınları Kibnsta binlerce masum in­sanların kanlarını döken tedhişçi pa­paz Makarios'u memleketinize davet etmekle evlâtlarımıza daima telkini­ni yaptığımız Türk - Amerikan dost­luğuna ihanet etmiş oluyorsunuz. Te­essüflerimizi bildiririz.

«      İstanbul  Türk  Kadınlar     Birliği Başkanı Halide Akiska»

«Din maskesi altında sulhun yıkılma­sına çalışan, kızıl papaz Makarios'u Amerikaya davetinizi teessürle karşı­larız.

Düne kadar bu uğurda çelik kanadları ve süngüsüyle Korede şehit düşen Türk ve Amerikan kahramanlarının aziz ruhları hayatınızın sonuna ka­dar sizin gibi bir bedbahtı taciz ede­ceğine eminiz. Teessüflerimizle.

Eskişehir Hv. Sanayi İşçileri Sen­dikası Başkanı Hüseyin Eriş»

«Medhalinde hürriyet heykelinin bu­lunduğu bir memleketin Valisi olarak elindeki haçı silâhla, vaftiz suyunu kanla değiştiren, mukaddes İncili ka­payarak siyaset meydanlarına atılan, içi kızıl, dışı kara, kaatil Makarios'u davetinizi nefretle karşılar, bu ha­reketinizi şiddetle  protesto  ederiz.

İstanbul Ekmek, Simit İşçileri Sen dikası Başkanı A. Türker»

«Kanlı elini siyah cübbesi altında sak­layan kaatil kızıl papaz Makarios'u New-York eyaletine davet ettiğinizi ve tantanalı şekilde istikbal edeceği­nizi öğrenmekle hayret etmedik.

Çünkü siz Yunan milli bayramını efzun kıyafetine girmek sureciyle tes'it etmiş müteassıp bir Yunan dostusu­nuz. Bunu şahsen yapabilirsiniz. Ama Amerikan efkârını efzun kıyafetine sokmağa, hele papaz kılığının ve kılı­fının içinde basit bir kaatl hüviyeti taşıyan Makarios'u, ona yalancıktan ka natlar takarak New-York halkına semavî bir melek gibi takdim etmeğe hiç hakkınız yoktur.

Bu bayağı hareketinizi işgal etmekte olduğunuz makamın ne selâhiyetlerinene de onun şeref ve vakarına uygun görmekteyiz. Bizler Türk Amerikan dostluğuna yakışmıyan bu hareketi­nizi Amerikan efkârı umumiyesi önün­de şiddetle teşbih ve protesto eyle­riz.

Keçiborlu Kükürt Havzası Maden İşçileri  Sendikası Başkanı Mehmet Çilingir»

«Makarios, Kıbrıs meeslesini siyaha boyayarak, bir hristiyanlık meselesi haline getirmeğe çalışan adamdır.

Siz onu, bu hüviyeti ile, New-York'a davet etmekle bir ehlisalip zihniyeti­nin öncülüğünü yapıyorsunuz.

Biz New-York'un valisini değil her­hangi mütevazi bir ferdinin dahi bu kabil eski fikirlerden kurtulmuş te­lâkki etmeğe devam edeceğiz. Tees­süflerimizi sunarız.

Beypazarı Şoförler Cemiyeti adına Başkan Hasan Dolgun»

«Asırlardanberi sulh ve sükûn içinde yaşayan Kıbrıs adası halkı arasına ni­fak sokmak suretiyle cinayetleri or­ganize eden tedhişçi papaz Makarios'u valisi, bulunduğunuz New-York'a da­vet ettiğinizi  öğrenmiş bulunuyoruz.

Mütekabil sevgi ve hürmet hislerine dayanan Türk - Amerikan dostluğunu ihlâl ile dünya barışını sabote etme­ye matuf bu hareketinizi şiddetle takbih ve tel'in eder, dostumuz Amerikan milletini ve dünya efkârı umumiyesi-ni bu derece bayağı maksatlara âlet olmak durumunda bulunmaktan ten­zih etmek isteriz.

Sizin düşüncenizdeki insanların, Türk - Amerikan milletleri arasında sami­mî olarak kurulmuş bulunan dostlu­ğu ve dünya sulhunu sabote etme­ye muvaffak olamıyacaklarma inanı­yoruz. Bununla beraber Türk işçi­sinin bir cüzü olarak, millî dâvaları­mızın her türlü müdafaasını metanet ve cesaretle yapmak azminde olduğu­muzu siz ve sizin gibi düşünenlere bir kere daha hatırlatmak isteriz.

Türkiye Otel, Lokanta ve Eğlence Yerleri İşçileri Sendikaları Fede­rasyonu Başkanı Yunus Yakar» «Dünya sulhunun düşmanı, Kıbrısta dökülen masum kanlarının mesulü, kara vicdanlı kızıl papa Makarios'u Amerikaya davetinize şaşmadık. Çün­kü milyoner Yunanlıların hatırını hürriyet idealine üstün tutmaktan tereddüt etmediniz. Size binlerce de­fa teessüfler. Büyük dostumuz Ame­rikan milleinin bu hareketinizi tasvip etmeyeceğine emin bulunmaktayız. Sizi şiddetle protesto ederiz.

Ankara Motorlu Nakliyeciler Der­neği adına Abdurrahman Baysal»

«Din kisvesi altında masum insanla­rın canına kıyan, kara yeldirmeli, ca­navar kılıklı, kızıl ajan, cahil papaz Makarios'un mel'un elini öpmek için onu New-York'a davet etmekle çok büyük tarihî bir hata işlediğinizin farkında mısınız? Davetinizin haberi te­yit edildiğine göre aklınızdan zorunuz olduğu muhakkaktır. Türk ve Ameri­kan milleti arasında dostluk bağları o kadar kuvvetli ve ileridir ki siz ve si­zin gibi düşünenler emellerine muvaf­fak olamayacaklardır. Biz Türkler, Amerikan miîetinin sizin bu menhus hareketinizi tasvip etmiyeceğine bü­tün kalbimizle eminiz. Şahsî kanaat­lerinizi ilgilendiren bu hareketinizi meslekdaşlarımiz adına protesto eder, kararınızı çok acele olarak değiştir­menizi tavsiye ederiz.

İstanbul Umum Emlâk Komisyon­cuları Cemiyeti Başkanı Mustafa Recep Başman»

 Ankara :

New-York Valisi Averell Harriman'm Papaz Makarios'u New-York'a davet etmesi üzerine memleketimizde duyu­lan büyük teessürü belirten telgrafla­rın çekilmesine devam edilmektedir. Muhtelif dernek ve teşekküller tara­fından çekilen bu telgraflardan ba­zıları şunlardır:

«Ef'ali ile sahte bir din adamı oldu­ğunu isbat eden ve fakat din perdesi altında hortlak hisleriyle Yunan hü­kümetini âlet ederek Kibrisin Yunanistana ilhakını isteyen insanlık âle­mini kana boyamak sevdasında bulu­nan cani ruhlu, kızıl suratlı papaz Makarios'u bir kahraman olarak New-Yok’a davet etmeniz Amerikan mil­letinin hürmet ettiği insanlık idealle­rine ihanetinizin beratıdır. Bu hare­ketinizi nefretle takbih ederiz.

Topraklık Okul Kurma ve Koru-Ma Derneği İdare Kurulu    adına Avni Sezer»

«Kaatüler ve caniler başı kızıl papaz Makarios'u New-York'a davet ederek onun mâsun insanlar kanına bulaş­mış mundar elini sıkmak istemekle Türk ve Amerikan dostluğunu balta­lamak için ekmek istediğiniz nifak tohumunu Amerikan milleti affetmi-yecektir.

Makarios gibi zalim ve gaddar bir pa­pazı davet etmekle Korede insanlık ideali uğruna parlayan süngüsü ile Amerikan milletinin kalbini feteden dostluğuna sadık Türk milletinin kal­bini rencide etmiş durumdasınız. Ha­reketinizi Amerikan milleti önünde şiddetle protesto eder, en ağır tees­sürlerimizi bildiririz.

Gaziantep Mensucat İşçileri Sen­dikası Reisi A. Haydar Mutaf»

«İblis suratı ve kara sakalı ile kötü ruhları temsil eden cani bir papazın dünyayı kana bulayacak karanlık dâ­vasını benimseyip ona dost eli uzat­makla sizi seçen Amerikan milletinin asil ve sulhsever duygularına ihanet ettiniz.

Bu hareketinizle tarihi ve devletlera­rası hukuku bilmediğiniz anlaşıldığı gibi siyasî görüşten de mahrum oldu­ğunuz sabit olmuştur, teessüflerimiz­le.

Akhisar     Kunduracılar     Derneği Başkanı Fikri Suyolcu»

«Kalbi ve vicdanı çirkef dolu, gaddar, hunhar, kara ruhlu Makarios isimli müseccel Moskof uşağı tethişçinin kan lı elini sıkmak için onu New-York'a davet etmenizi, Türk - Amerikan dost luğuna karşı bir hareket addediyoruz. Davetinizi tel'in ederiz.

Konya Demir ve Emsali Sanayici­leri Derneği İdare  heyeti  adına Ahmet Doğanay»

«Kıbrıs tedhişçiliğinin banisi ve bir­çok günahsızların kaatili, eşkıyayı meşhûreden pap2z Makarios'u eyale­tinize tantanalı davetiniz, oradaki mil­yoner Rumların patronu bulunduğu­nuza delâlet eder.

Türk - Amerikan dostluğunun beton ve çelik direklerden daha sağlam,, bulunduğunu müdrik bulunmanıza rağ men, bu cani, mahkûm ve menfi pa­pazı bir kasdi mahsusla davet ettiği­nizi sanıyoruz. Bu hareketinizi ebedî dostumuz Amerikan âmme efkârının huzurunda şiddetle protesto, etmekte­yiz. Umarız ki bu gafletinizden çabuk rücû ederek niyetinizi değiştirirsiniz.

Türk Demir Yolcuları Derneği İz­mir şubesi adına Cenani Kaytancı»

«Hem kara hem kızıl papaz Makarios'u memleketinize davet etmenizi hür riyet dünyası muvacehesinde nefret­lerimizle protesto ediyoruz.

Haklarımızın inkârı halinde Türk mil­letinin daha nice Kore kahramanlık­ları yaratmağa hazır olduğunu siz de öğreneceksiniz. Kızıl papazın karadostu Harriman...

Boyabat Belediye Reisi Riza Oruçoğ'u»

«Kızılların Ortadoguda yaratmak iste­dikleri fesatçı hareketlerin din kisvesi altında ajanlığını yaptığı cümlenin malûmu bulunan insanlık ve sulh düş­manı Makarios yalnız Moskovanın kı­zıl papazları tarafından tebrik edil­miştir.Ortadoguda insanlık ve sulhun korunması maksadiyle Amerikan mil­letinin göze aldığı fedakârlığın ifade­si olan Eisenhower doktrininin mâna­sı tarafınızdan anlaşılmış olmalı ki kızıl papazın elini öpmek üzere nezdinize celbediyorsunuz.

Moskovadaki ajanlara yakışan bu jes­tinizi Korede silâh arkadaşlığı yaptığımız civanmert Amerikan milletinin tasvip etmiyeceğine katiyen eminiz. Vali olmak üzere size rey veren Ame­rikan vatandaşlarını da düşündürmüş bulunuyorsunuz.

Sizi iz'ana davet ederiz.

Ankara Keresteciler Cemiyeti adı­na Kemal Erdemgib «Yüz bin Kıbrıs Türkünün kaatili ol­mak ve 25 milyon nüfuslu Türkiyenin hukukunu gasbetmek istiyen _ menfur kara sakallı cani papaz Makarios'u müttefikimiz Amerikanın gözbebeği ci­lan New-York'â dâvetinizdeki kastiniz Türk - Amerikan dostluğunu zedele­meğe matuf ise bu gayretiniz beyhu­dedir.

Konya - Seydişehir Kazası Güzel­leştirme, ve Kalkmda Derneği adı­na Başkan Mehmet Sağlam»

«Alçaklığın en üstün derecesine erişen, elleri kanlı o cani Makarios'u dâvet etmek küçüklüğünü gösterdiğinizden dolayı bu yersiz hareketinizi dostumuz ve müttefikimiz muhterem Amerikan milleti huzurunda şiddetle protesto ederiz.

Konya Madeni Tornacılar Derneği İdare Heyeti adına Başkan Fethi Tuncalp»

«Kızıl haydut Makarios'u demokrasi memleketi olan New-York'a davet et­mekle, Türk - Amerikan dostluğuna ve demokrasiye en büyük darbeyi vurmak istediğiniz anlaşılmaktadır. Nezih Amerikan umumî efkârının size yakın­da lâzım gelen muameleyi yapacağın­dan eminiz. Tarih okuyan her millet, Türklerin haklarını kanları bahasına da olsa aldığını bilir. Biraz Türk ve Yunan tarihi okumanızı tavsiye ederiz.

Elâzığ Esnaf Kefalet Kooperatifi Müdürü ve Güvensnor Gençlik Ku lübü Başkanı Necdet Altmterim«

«Türkün ezelî kahramanlık tarihinden bihaber, Kibrisin Yunanistana ilhakı için elini sayısız masum kanma bula­yan, vicdanı sakalından kara Maka­rios'u davetinizle bütün Türk milleti­ni rencide ettiğinizi hatırlatır, sizi şid detle protesto ederiz.

İlgaz Şoförler Birliği   Başkanı Kemal Tünce 1»

«Ruhunun karanlığı sakalında beliren kızıl kaatil Makarios'u New-York'a davet etmekle dünya milletlerine ken­dinizi tanıtmış olduğunuz, Taşköprülüler adına sizi ve sizin gibi düşünenlere nefretlerimizi duyurur, bu hare­ketinizi   şiddetle   protesto   ederiz.

Taşköprü Belediye Reisi Mehmet Türkmen»

«Kızıl papaz Makarios'u davet sure­tiyle millî hissiyatımızı rencide ettiği­niz için sizi Amerika efkârı umumiyesi önünde protesto ederiz.

Niksar Öğretmenler Birliği  adına Ferit Günal

«Türklerin mert ve temiz hareketle­rine karşılık Kıbrista yetim bıraktığı yavruların lanetle andıkları cani Ma­karios'u tercih edip davet ve kabul ettiğinizden dolayı bu kararınızı in­sanlık namına esefle karşılarken si­zin de karakterinizi öğrendiğimizden dolayı  memnunuz.

Kütahya  Seyyar İnşaat    Derneği namına Hamdı Geniş»

«Eğer vatanperver olsaydınız Korede insanlık namına cansiperane şekilde omuz omuza döğüşerek ölen Amerikan ve Türk şehitlerinin aziz ruhlarını ta­ciz etmek ve cüppesinden vicdanı bin­lerce defa daha kara olan cani papazı, elini öpmek ve önünde eğilmek için memleketinize davet etmezdiniz. Bu hareketinizden dolayı bütün insanlık sizin gibilere lanet edecektir.

Menemen Kadın ve Erkek Terzi­leri Derneği Başkanı Reşat Gömeç»

 Ankara :

New-York Valisi Averell Harriman'm Papaz Makarios'u New-York'a davet etmesi ürerine memleketimizde duyu­lan büyük teessürü belirten telgrafla­rın çekilmesine devam edilmektedir. Muhtelif dernek ve teşekküller tara­fından çekilen bu telgraflardan bazı­ları şunlardır;

«Yüzü kara, kalbi kara, eli kızıl bir papazı New-York'a davet etmekle Türk milletinin kalbine saplamak is­tediğiniz hançeri yine büyük Ameri­kan milletinin elinizden çekeceğine ve sizin bu menfur taassubunuza iştirak etmiyeceğine eminiz.

Çanakkale, Sakarya, Dumlupmar, cen gâverlerinin torun ve evlâtları,   Kore kahramanı bizlerin sulhsever ve hür­riyet âşıkı milletler yanında daima ayakta, olduğumuzu unutmayın.

Bu deni hareketinizi Türk milleti ve federasyonumuz   adına   tel'in   ederiz.

Türkiye Demir ve Çelik    Sanayii Federasyonu Başkanı Rasim Taşer

Her çeşit hamle ve hareketle dünya sulhsever milletlerinin vicdan ve iyi niyetlerini ışıklandıran dostumuz, si­lâh arkadaşımız Amerikan milletinin büyük bir şehri adına böyle bir da­vetin nasıl yapıldığına hayret etme­mek mümkün değil. Bu bir sempati olabilir. Şahsî kanaatimdir de diyebi­lirsiniz. Fakat masumlar kaatili, yüzü kara, vicdanı kara, kararmış kaniyle kirlenen tüyleri de kara papaza bu iltifatınızın Amerikan aklı selimi ile alay etmek demek olduğunu ifade ekmeme müsaadelerinizi rica eylerim.

Uşak   Öğretmenler   Derneği  Baş­kanı Faik Eroğlu

Cânî. papaz Makarios'u New-York'a davet etmekle, siz, Amerikalılara olan samimi sevgilerimizi rencide ettiniz. Bu alicenaplığınızı cani papazın teş­vikiyle Kıbrısta boğazlanan masum insanların yetim kalan yavrularına karşı göstermiş olsaydınız daha yerin­de hareket etmiş olacaktınız. Bu ha­reketinizle Birleşmiş Milletler camia­sında yer alarak Korede çarpışan kahraman Mehmetçiklerin bir kardeşi olarak bu yersiz misafirperverliğinizi esefle protesto ederiz.

Akhisar Şoförler Cemiyeti

Bütün dünyayı kana boyamak istiyen küstah ve kızıl papazı, dünyanın gü­ven kaynağı olan güzel New-York şehrine  davetinizi protesto  ederiz.

Dikili İşçileri Birliği Mehmet Seziş

Türk dostlarınızı gücendirmek, Ame­rikan hükümetinin haricî siyasetine hükmetmek maksadiyle papaz Maka­rios'u davetinize teessür ve teessüfle­rimizi bildiririz.

Sivas Belediye     Reisi Musa Kılıç


 

Kızıl ve kara elleri masumların kanlariyle lekelenmiş cani papaz Makari­os'u New-York'a çağırmakla cihan sulhunun sembolü ve Ortadoğunun kalesi Türk milletine, Korede süngü­sü ile destanlar yazarak şehit olan azizi Türk evlâtlarının ruhuna ve Türk Amerikan dostluğuna ihanet ediyor­sunuz. Bu indî hareketinizi Amer.ikan halkı nezdinde şiddetle protesto ede­riz.

Muğla Öğretmenler Derneği Baş­kanı Sadık Okyay

 İzmir :

Türk Amerikan Derneği İzmir şubesi New-York valisi Harriman'a şu telgra­fı çekmiştir:

Türklerle Amerikalılar arasındaki dost luğu ilerletme amacını güden derne­ğimiz, Makarios'u dâvet etmenizi tas­vip etmemektedir. İnsanlığa ve mede­niyete yapmış olduğu kötü hareketler­le tanınmış olan bu şahsı davet et­mekle Türk - Amerikan dostluğuna in dirmiş olduğunuz darbe enternasyo­nal sahadaki mazinizle kabili telif de­ğildir. Milletlerimiz arasındaki bağları sağlamlaştırmaya çalışan derneğimi­zin samimî gayretlerini bu hareketi­nizle baltalamağa çalıştığınız kanaa­tine varmış bulunuyoruz. Bu davetini­zi geri almanızı kuvvetle tavsiye ede­riz.

Kızıl papaz Makarios'u New-York'a davetinizle kızıl ideolojiye ne derece hizmet ettiğinizin farkında mısınız? Bu menfur hareketinizi tel'in ederiz.

Silivri Öğretmenler Derneği   Bşk. Saadettin Tüner

Daldığınız gaflet uykusundan başınızı kaldırıp da valilik yaptığınız şehrin limanındaki hürriyet heykeline bü­kere olsun bakmadınız mı, o semaya kalkmış elinde, davet ettiğiniz kızıl katil Makarics'un insan kanı damla­yan hançerini değil demokrasiye inan­mış insanların uğrunda müştereken çarpıştıkları hürriyetin meşalesini