19.2.1957
×

Hakkında

Künye

İletişim

1-28 ŞUBAT 1957

OLAYLARIN TAKVİMİ

 1 Şubat 1957

 Ankara : 

Devlet Üretme Çiftlikleri Umum Mü­dürlüğü 1957 yılı iş programı gereğin­ce, pamuk, mısır ve çeltik, tohumluk­larının bir an evvel köylüye intikal ettirilmesi için faaliyete geçmiştir. Yeni iş programına göre, 1 milyon 114 bin 370 adet meyvalı ve meyvasız fi­dan, 1 milyon 980 bin adet çeşitli seb­ze fidesi, 277 bin 500 adet asma çubu­ğu, 112 bin çeşitli aşı kalemi, ayrıca2bin koç, 350 adet damızlık boğa, 25bin adet piliç,  100 bin damızlık yu­murta, 2 yüz adet" arı kovanının tev­ziihazırlıklarınabaşlanmış ve buarada yazlık ekim programı da ikmâl edilmiştir. Devlet Üretme Çiftliklerin­de 1 milyon 55 bin dekar kışlık hubu­bat   ekilmiştir.  Sertifikalı,  ilaçlanmış ve çuvallı olarak 66.465 ton iyi vasıflı tohumluk ile 307 bin boğa,  1925 koç,98 bin damızlık yumurta, 18.300 adet damızlık kümes hayvanı, 312 bin 250adet meyvalı vemeyvasızfidan, 1milyon 335 bin 350 adet sebze fidesi,197  bin 260 adet asma  çubuğu, 9275bin adet çeşitli aşı kalemi ve  asma çubuğu tevzi etmiştir.

Ankara :

 Büyük Millet Meclisi bugün saat 15' de Reisvekillerinden İhsan Bac'ın. ri­yasetinde toplandı. 

Celse açıldığı zaman ruznamede mev­cut bulunan şifahî suallerin müzake­resine geçildi.

Malatya Mebusu Tevfik Ünsalan'm iş­çiler için inşa ettirilen ve ettirilecek olan meskenlere dair sualini Çalışma  Vekili Mümtaz Tarhan cevaplandır­dı. 

Mümtaz Tarhan bu cevabında şimdi­ye kadar muhtelif şehirlerde 8701 iş­çi evinin inşa edilmiş olduğunu, 1957 yılı inşaat mevsimi sonunda ise bu miktarın 11046'ya çıkacağını söyle­dikten sonra işçilerin ev sahibi olma­larını temin edecek bir plânın mev­cut olup olmadığı hakkında da aşa­ğıdaki malûmatı verdi:

 «Mer'i İhtiyarlık Sigortası kanunu­muza göre, İhtiyarlık Sigortası fonla­rının % 25'inin meskenlerin inşaa­tına verebilecek kredilere tahsis edil­diği malûmdur. Bu fonlar hemen her sene sigortalıişçilerimizinartışları ile mütenasip bir surette çoğalmak­tadır. Bunlar 1955'de 47 milyon iken 1956'da 70 milyona baliğ olmuştur. 1957 senesinde 106 milyona çıkacağı tahmin edilmiştir. Bu rakamlara ve maliyet fiyatlarına göre işçi meskeni inşasına devam olunacaktır. 

Bunlardan başka mülkiyeti İşçi Si­gortalarına ait olmak üzere işçi tipi ve ucuz kiralı ev veya apartman ya­pılması da düşünülmektedir. Böylelik­le daha çok sayıdaki işçilerimizin da­ha kısa zir zaman içinde sıhhî mes­kenlerde ikâmetleri temin edilmiş olacaktır.

Ayrıca elde edilen tecrübelerden de faydalanılarak işçi meskenleri inşa­sının ayrı bir organizasyona bağlan­ması için yeni tasavvurlarımız mev­cuttur. Bu hususta hazırladığımız bir kanun tasarısı ile de yüksek meclise yakında geleceğimizi ümit etmekte­yiz. 

Soru sahibinin verilen rakamların po­litik bir vasıta olarak kullandığı id­diası karşısında tekrar kürsüye gelen Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan şun­ları söyledi:

 «Demokrat Parti iktidarı işçi, patron, tüccar, esnaf, memur, subay, 25 mil­yon Türk vatandaşına hizmet yap­mak aşkının heyecanı içindedir. Yap­tığı hizmetlerin hiç birinde rey avcı­lığı diye bir mesele bahis mevzuu de­ğildir. Vatandaş, yapılan hizmetleri kendi vicdanında mehenke koyar ve kime rey vereceğini bilir. Biz hizmeti, ivazsız olarak, bir vazife diye ifâ edi­yoruz ve buna kendimizi borçlu adde­diyoruz.

Arkadaşımızın önceden hazırladığı cevabını mutlaka vermek için kürsü­ye gelmiş olduğu görülüyor. Eğer ar kadaşımız ihtisas yapmak için hastahanede geçirdiği zamanından yarım saatini ayırıp vekâlete gelirse huzu­runuzda yanlış ifadesine imkân olmıyan rakamları dosyalarından tetkik edebilir. Bu arzuyu izhar buyurmuş olsalardı ben bütün dosyaları kendi­sine açmaya âmâde olduğumu arz ederdim. 

Arkadaşlarım, eğer sıva gibi cam gibi küçük eksiklikleri de bitmiş diye ifade etmek isteseydim, o gün Varlık mahallesinde temelini attığımız işçi evleri münasebetiyle yaptığım konuş­ma sırasında 11.400 ev yapılmıştır, derdim. Halbuki Nisan ayında bitme­si muhakkak olan 2000 küsur ev ya­pılmıştır diye ifade etmek suretiyle hakikate daha ziyade sadık kalmayı tercih ettim.

Arkadaşlar, İşçi Kooperatifleri işçi meskenlerin inşasını organize eden, İşçi Sigortaları bunları fevkalâde dûn bir faizle finanse eder, plasmanını yapar. İşçi evleri inşa edilir. Burada ayrıca işçilerin de yaptıkları ev tiple­rine göre katılma payları vardır. İş­çiler 10 hattâ % 20 nisbetinde parası­nı peşin ödeyerek hattâ ev inşaat maliyetlerine bizzat iştirak ederek inşaat masraflarına katılırlar. Bu iti­barla 70 milyonun fiilen bu işi karşı­lamak için sarf edildiği sabit olur. Bu arkadaştan tekrar rica ediyorum, Ve­kâlete teşrif etsinler dosyalarımız emirlerine amadedir. Kaç kooperatif vardır, nerelerdedir, kendilerine arz edeyim. Her biriniz ismini saydığım şe­hir ve kasabaların mebuslarısınız. Huzurunuzda yanlış malûmat arz etmek kimsenin haddi değildir.»

Sinop Mebusu Nuri Sertoğlu'nun, 23 Aralık 1956 günü Ankara'dan İstan­bul'a giden resmî plâkalı kaptıkaçtı otomobilin, hangi vekâlete ait oldu­ğuna dair Başvekilden sorduğu suali Başvekil adına Devlet Vekili Cemil Bengü cevaplandırdı. Devlet Vekili Cemil Bengü, cevabında, İstanbul ci­varında vuku bulan bir kaza esnasın­da oradan geçip giden ve yaralıları almadan yoluna devam eden resmî plâkalı araba hakkında her hangi bir malûmat elde edilmediğini bildirdi ve soru sahibinde bu hususta müspet ve mütemmim malûmat mevcut ise bun­ları kendisine vermesini rica etti.

 Sual sahibi Nuri Sertoğlu ise, bu ma­lûmatı verecek yerde, başka bir mev­zua atlıyarak İstanbul'da bir çocuğa çarpan başka bir resmî plâkalı araba­nın mevcut olduğunu ileri sürdü.

Tekrar kürsüye gelen Devlet Vekili Cemil Bengü, Nuri Sertoğlunun bir takım isnat ve iddialarda bulunduğunu, bunları tevsik edemediğini, hâdi­se hakkında ortadan hiç bir müspet delilin mevcut olmadığını beyan etti. Bununla beraber mevzu bahis iddia­nın üzerinde ehemmiyetle durulduğu­nu, fakat, soru sahibinin de bu hu­susta her hangi bir vesika, bir not, bir delil vermesi icabettiğini bildirdi. Bundan sonra maluliyet, ihtiyarlık ve ölüm sigortaları kanunu lâyihasının müzakeresine geçildi. Lâyihanın es­babı mucibesinde şöyle denilmektey­di:

«3008 sayılı iş kanununun sosyal yar­dımlara müteallik yedinci faslında, iş hayatında çalışanların maruz bulun­dukları çeşitli sosyal ve meslekî riskleri karşılamak üzere sosyal si­gortaların kurulması derpiş edilmiş­tir.

Bu ana hüküm ve prensibe dayanıla­rak, 54707 sayılı kanunla kurulan İh­tiyarlık Sigortası 1950 senesinde tat­bik mevkiine konulmuş Maluliyet ve Ölüm Sigortaları da İhtiyarlık Sigor­tası bünyesi içinde kısmen tesis edil­miştir.

6 senelik tatbikat, Maluliyet ve Ölüm Sigortalarının tam bir şekilde kurul­masına ve İhtiyarlık Sigortası esas­larında sosyal sigortaların ana pren­siplerine uygun olarak bazı tadilât yapılmasına şiddetle ihtiyaç duyuldu­ğunu göstermiştir.

 Bütün bu hususları sağlamak üzere, Maluliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigor­taları kanunu lâyihası hazırlanmış­tır.

5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası kanu­nu yerine ikâme edilecek olan bu lâ­yihaya göre, İhtiyarlık Sigortasından sağlanan hak ve menfaatler genişletilmekte, maluliyet ve ölüm hallerinde de gerekli yardımların yapılması temin olunmaktadır.

Ezcümle, sigortalılık süresi 15 yılı dol­duranlara ihtiyarlık aylığı, sigortalı­lık süresi 5 yılı doldurup çalışma gü­cünün üçte ikisini kaybederek malûl olanlara maluliyet aylığı ve yine si­gortalılık süresi 5 yılı doldurduktan sonra ölenlerin geride bıraktıkları kimselerine dul ve yetim aylığı bağlanması, her hangi bir sebeple aylık bağlanmasına hak kazanmiyan si­gortalılar ile ölümleri halinde hak sahibi kimselerine behemehal toptan ödeme yapılması derpiş edilmektedir. Bu suretle sosyal sigortalıların ma­luliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları kollarında beynelmilel asgarî norm­lar tamamiyle sağlanmış olduğu gibi çeşitli hallerde asgarî normun da üs­tünde ve menfaatler tanınmıştır.»

Lâyihanın heyeti umumiyesi üzerin­deki müzakereler sona erip maddele­re geçildikten sonra, vaktin ilerlemiş olmasından dolayı meclis bugünkü toplantısına son verdi.

Büyük Millet Meclisi Pazartesi günü toplanacaktır.

 İzmir :

4 Şubatta açılacak Ege tütün piyasa­sı münasebetiyle ve mahsulün değer fiyatla satılması için alman tedbir­leri mahallinde incelemek üzere şeh­rimize gelen İnhisarlar Umum Müdü­rü Ömer Refik Yaltkaya, bugün saat 17'de İzmir Gazeteciler Cemiyeti lo­kalinde bir basın toplantısı yapmış­tır.

 İnhisarlar Umum Müdürü sözlerine, müstahsilin katiyyen mağdur bırakılmiyacağına işaretle başlamış ve ez­cümle şunları söylemiştir;

 «Evvelce de ilân edildiği gibi, Ege tü­tün piyasası 4 Şubat Pazartesi günü saat 8'de açılacaktır.

 Geçen sene bazı tüccarlar piyasa bi­dayetinde tereddüt göstermişler ve bu yüzden piyasa sonlarına doğru hara­retli mübayalar yapmış olmalarına rağmen müretteplerini doldurmamış­lardır.

 Hâlen tüccar elinde satılmamış stok pek azdır. Hal böyle olduğuna göre, bütün alım  satımlarının normal bir seyir takip edeceğini tahmin etmek yerinde olur. Bu tahminlerimize rağ­men, piyasa gidişine tesir edebilecek teredütlü durumların vuku bulması ihtimaline karşı bu gibi vaziyetleri Önliyecek her türlü tedbirler de alın­mıştır.

Tanzim faaliyetimiz, ekici menfaat­leri ile ihraç imkânlarını telif eden ve tütünlerin değerine göre normal bir seviye tesis etmek esasına müstenid olacaktır.

 Selâhiyetli arkadaşlarımla birlikte bizzat ben de piyasanın açılış ve şev­ki idaresini İzmir'den takip edeceğim. Ege mıntakasındaki, mubayaa ile il­gili bütün idarî ve teknik elemanlar talimatlarını almak üzere buraya celbedilmişlerdir. Zamanında hepsi iş ba­şında bulunacaklardır. Herhangi bir tereddüde mahal bırakmamak üzere şu hususları da kaydetmek isterim.

 «İnhisarlar İdaresi elindeki destekle­me stoklarının teessüs etmiş piyasa­dan daha aşağı bir fiatla satılmaması mukarrerdir.

Keza, tütünlerimizin ihracatında güç­lükleri bertaraf etmek ve büyük bir tütün ihracatçısı memleket olarak, çok tütün alan dış alıcıları tatmin etmek maksadiyle ekicilerimize kilo başına 25 kuruş yardım yapmak suretiyle fiatları müstakar tutmak  hususunda yapılan geçen seneki tatbikat bu sene de devam edecektir.

Ekici piyasalarının inkişaf ve intacın­da büyük yardımlarını gördüğümüz matbuatımızın bu sene de kıymetli müzaheretlerinin devam edeceğinden eminim.

Gerek ekicilere, gerekse iç ve dış alı­cılara verimli bir pazar dilerim.»

 İnhisarlar Umum Müdürü bundan sonra basın mensuplarının sordukları muhtelif sualleri cevaplandırmıştır.

 Ankara : 

Bu akşamki radyo gazetesi Suudî Arabistan Kralı İbni Suud'un Ameri­ka'yı ziyareti münasebetiyle aşağıda­ki yorumu yapmıştır :

«Bilindiği gibi Melik İbni Suud hâlen Amerika Cumhurbaşkanı Eisenhower' in misafiri bulunmakta ve büyük Cumhuriyetin samimî ikram ve misafir­perverliğini görmektedir.

Suudî Arabistan hükümdarının bu ziyareti esnasında Amerika Cumhuriyeti Başkanı ve hükümeti ile gerek Suudî Arabistan ve gerekse Ortado­ğu ile bilhassa Eisenhower doktrinini yakından alâkadar edecek görüşmeler­de bulunacaktır.

Bizim temennimiz bu görüşmelerin tam bir anlayış havası içinde cereyan etmesidir. Zira Ortadoğu işlerini tan­zim için Amerikan politikasının mu­vaffakiyeti ne kadar lazımsa Kral Suud'un da bu politikaya samimiyetle bağlanması o kadar mühimdir.

Bağdat Paktını kuranlar ve her fır­satta bu pakta karşı husumet göste­renler olmak üzere Ortadoğu âdeta iki ayrı karargâha bölünmüş gibi idi.

Halbuki Ortadoğunun menfaati birdir ve bunu tehdit eden tehlike de keza sarih bir vahdet arzetmektedir. Bi­naenaleyh bu ikiliği tasvip etmediği ve bunun yerine daima birlik olarak hareket etmeği tercih eden Melik Suud'u bu seferki Amerika görüşmele­rinden sonra yeni Ortadoğu politika­sında müsbet rol oynayacaklardan biri olacağı kanaati bizde kuvvetlidir.

Amerika'ya yaptığı seyahat münase­betiyle malûm merkezler tarafından tanzim edilen tahrikat Türk milleti­nin nazarında tasvip ve iltifat göre­mez.

Biz Suudî Arabistan'ı hakikaten ya­nımızda görmek isteriz. Ve bunun mümkün olduğuna inanmaktayız.»

 Ankara :

Bütçe encümeni bugün öğleden sonra encümen ikinci reisi Kırklareli mebu­su Şefik Bakay'm riyasetinde topla­narak Ziraat Vekâleti bütçesinin mü­zakeresine devam etti.

Bu celsede Ziraat Vekili Esat Budakoğlu bir konuşma yaparak sorulan muhtelif sualleri cevaplandırdı. Ziraat Vekili Vekâletin muhtelif sahalardaki faaliyetlerinin mütemadiyen arttığını belirterek süne ile mücadeleye büyük önemle devam edilmekte olduğunu, yalnız bütün dünyada olduğu gibi bu mücadelede tatbik edilecek metodlar ve teknik vasıta ve ilâçlar üzerinde kesin bir neticeye varılmamış olmasından ümit ve istenilen neticeye varılamadığını, şimdiye kadar mücadelenin ekili arazi üzerinde yapıldığını, bun­dan sonra bir arazi parçasının tümü itibariyle mücadeleye devanı edilece­ğini söyledi ve sözlerine devamla

Önümüzdeki yıl içinde 500.000 dekar­lık bir arazi üzerinde mücadeleye de­vam edilecek ve bu yerin bütününün taranmasına çalışılacaktır. Bunun için gereken ilâçların temini husu­sunda her tedbiri almış bulunuyoruz. Geçen sene bu mücadelede 9 tayyare­den istifade etmiştik. Bu yıl da yanı şekilde çalışmalara devam edeceğiz, bundan başka kımıl, zeytin güvesi ve sineği ve pamuk mahsulüne arız olan dikenli kurt ve pembe kurt ile her nevi meyveye karşı haşerelerle eli­mizdeki bütün imkânlarla mücadele­ye devam ediyoruz. Diğer memleket­lerde olduğu gibi zararlı haşerelerle yaptığımız bu mücadele faaliyetine müstahsil kitlesinin iştirakinin de sağlanmasının yerinde olacağı kanaa­tindeyiz. Bunu temin etmek maksadiyle hazırlamış olup hâlen komisyon­da incelenmekte olan ziraî mücadele ve karantina kanununa ilgili hüküm­ler konulmuş bulunmaktadır. Bunun­la beraber devletin bu konuda ifa et­tiği vazifelerin birden değil zamanla müstahsile devrinin daha yerinde ola­cağı şüphesizdir.

İfa etmekte olduğumuz hizmetler ve karşılaştığımız yeni vazifeler muvace­hesinde Ziraat Vekâleti Teşkilât Ka­nununun ihtiyaca kâfi gelmediği ma­lumunuzdur. Ziraatin bir ilim ve bilgi işi olduğuna teknik basıta ve eleman­ları ziraate sokabildiğimiz nisbette muvaffak olacağımıza inanıyoruz. Kü­çük sulama barajlardan istifade vesair işi olduğuna teknik vasıta ve eleman ihtiyacımız aşikârdır. Bunun için memleket içinde ve dışında ihtisas elemanlarının yetiştirilmesine gayret sarfediyoruz. Sulama işleri mevzuun­da Nafia Vekâleti ile koordine bir şe­kilde çalışmalarımız mevcuttur. Ge­çen yıl sulama işlerine 2,5 milyon lira harcamıştık. Bu yıl da 7 milyon lira ile  huzurunuza  gelmiş  bulunuyoruz.

Küçük sulama işlerine de müstahsilin emeğinin katılmasını lüzumlu görmekteyiz. Sulama mevzuunda 310 ayrı su­yun etüdü yapılmış ve bunlardan 137 si iktisadi bulunmuş 65'den fazlası bit­miş ve diğerleri üzerinde çalışılmak­tadır. Bu çalışmalarımızla yakında 350 bin dekarlık arazinin sulama işlerini tamamlamış olacağız. 6 milyon dekarın üstünde sulamaya elverişli arazi mevcuttur ve bunun 2 milyondan faz­lası sulanabilmektedir.

Vekil bundan sonra sulama işlerine büyük bir ehemmiyet verilmekte ol­duğunu bu mevzuda gayet ehemmi­yetli olan toprak tahlilleri çalışmala­rının da yapılmakta olup elde edilen neticelerin alâkalı Vekâletere gönderidiğini, toprak ve gübre araştırma çaIışmalarına devam edilmekte olduğu­nu, Ankara ve Samsun'daki istasyon­lara ilâveten bu sene de Çukurova ve Ege'de toprak ve gübre araştırma is­tasyonlarının açılacağını, söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

«Memleket topraklarının tahlile tâbi tutulması hangi mahsulün nerede en verimli bir şekilde yetişeceğinin tesbiti lüzumu üzerinde çalışmalarımız mevcuttur. Bölge ziraatine gitmenin yerende olacağı kanaatindeyiz. Teknik ziraat hamlesi çlısmalarımıza müterafik olarak teknik ziraat teşkilâtları­nın bütün vilâyetlere teşmilini faydalı görmekteyiz ve bu teşkilâtı, lüzumlu vasıta ve imkânlarla teçhiz ettikçe daha fazla neticeler alınacağına ina­nıyoruz. Çalışmalarımızda ziraat ve veteriner fakültesiyle çok yakın bir . işbirliği içinde bulunuyor ve mezkûr irfan müesseselerinin yardımlarını şükranla karşılıyoruz.

Memleketimizde 6 teknik ziraat okulu mevcuttur. Bu okulların kuruluş ga­yesine sadık kalarak elemanlarının verimliliği ve ifa etmekte oldukları hizmetlerin değerini yeniden tetkik ettiriyoruz. Bu okulların daha faydalı bir hale getirilmesi için icap eden tedbirleri alacağız, bunun yanında zi­raatin bir ilim işi olduğuna ve istih­salin ancak bu şekilde arttırılacağı inancıyla mevcut bölge ziraat okulla­rının çoğaltılmasının yerinde olacağı kanaatindeyiz.

Ziraat Vekili bundan sonra şimdiye kadar ele  alınmamış olan toprak ve suların muhafazası işi üzerinde büyük bir hassasiyetle durulacağını, bu mev­zuda köylülerimizin tenvir edilmekte olduğunu, toprak muhafaza ve sula­ma işlerinin bir müdürlük tarafından tedvir edilmekte olduğunu, yeni Zi­raat Vekâleti Kanununda bölgelerde bu işlerle meşgul olacak elemanların temin edilmekte olduğunu belirtti ve devamla dedi ki :

«Bir istihsâl politikasının lüzumuna inanıyoruz. Bütün mahsullerimiz için memleket durumuna göre bir seviye­nin ve mahsullerimiz için en elverişli bölgelerinin tesbit ve tesisi gayemiz­dir. Her yerde her şekilde mahsule gi­dilmemesi kanaatindeyiz. Bölge ziraatine gitmenin ve insiyatifin bu bölge­lerde mümkün olduğu kadar temini­nin ve buralarda kurulacak teşkilâtın arttırılmasının lüzumuna inanıyoruz. Gerektiğinde mahsullerimizi himaye ve müstahsile kredi temin etmenin faydalarına kaniiz. Bununla beraber ziraî kredilerin kontrolünün sağlan­masının ve bunun bir kanunla müey­yideye bağlanmasının lüzumuna işaret etmek isteriz.»

Ziraat Vekili bundan sonra, 1,5 mil­yon ton civarında olan çiftçinin to­humluk ihtiyacının mevcut 5 devlet üretme çiftliği tarafından karşılan­masının mümkün olmadığını, ileri memleketlerde olduğu gibi bu husus­ta mahsulü ve imkânları fazla olan çiftçilerden de istifade edilmesi ge­rektiğini ve buna ait kanunun tâdili­nin yerinde olacağını, zeytincilik sa­hasında delicelerin tesbitine ve mev­zuatın islâhma çalışıldığını, meyveci­liğin kalkındırılması için çalışmalara devam edildiğini, hayvancılık saha­sında mevzuun iktisadî bir faktör olarak mütalâası kanaatinde olduğu­nu, süt sanayiinin devlet eliyle ge­liştirilmesine çalışılacağını, hayvan ürünlerinin değerlendirilmesine büyük bir ehemmiyet atfedilmekte olduğunu ve iktisadî bir takım tedbirlerle ko­runacağını, yem mevzuunun ele alın­dığını ve buna ait kredinin kontrol edilmesi gerektiğini belirtti.

Vekil korunma ve yonca mevzuunda izahat vererek, bunun genişletilmesi için denemeler yapıldığını, memlekette mevcut traktörler için şimdiye ka­dar 48.000 lâstiğin tevzi edildiğini ve pek yakında 2.000 lâstiğin daha tevzi edileceğini, 15.000 lâstiğin gelmekte olduğunu, yedek parça, göztaşı, potas ihtiyaçlarının karşılanması için lü­zumlu bütün tedbirlerin alındığını, bu gibi ziraî ilâçların memleketimizde imâli arzusunda olunduğunu, çiftçi mallarının korunması kanunundaki aksaklıkların giderilmesi için çalış­malar yapıldığını ve bu hususta Da­hiliye Vekâletinin de yapmış olduğu çalışmalara intizar edildiğini, memle­ket pamukçuluğunun kalkındırılması çalışmalarına büyük bir önem verildi­ğini ve bu hususta sulu ve kuru ziraat denemelerinin devam etmekte oldu­ğunu, mevcut  devlet üretme çiftlik­lerine ilâve olarak Tahirova, Kayseri ve Acıpayam'da yenilerinin açılması için çalışmalar yapıldığını, ifade etti. Bundan sonra orman mevzuuna temas eden Ziraat Vekili şunları söyledi:

«Orman mevzuuna millet olarak, yük­sek meclis, komisyon ve hükümet ola­rak atfettiğimiz ehemmiyet yüksek malumlarınızdır. Mevzu bir kanunun mevzuu olmakla beraber vatandaşla­rımızın arzu ve benimsemeleri mese­lesidir. Tatbikatı pek az olmakla be­raber yeni orman kanunumuzun memleket faydasına olduğuna ve bir fe­rahlık yarattığına kaniiz. Geniş ölçü­de bir ağaçlandırma seferberliği millî bir vazifedir ve takdir edersiniz ki, mütevakkıftır. Her sene muhtaç oldu­ğumuz fidanların yetiştirilmesine bü­yük bir dikkatle devam edilmekte ve bu hususta 5 yıllık bir plânımız mev­cuttur. Fidan yetiştirilmesi hususunda diğer vekâlet ve müesseselerle geniş bir işbirliği içinde çalışıyoruz. Mek­teplerde her talebenin bir fidanı ken­disinin .dikip yetiştirilmesi şeklinde bir tedbirimiz vardır ve bunun terbiyevî rolünün çok mühim olacağına inanı­yoruz. 

Bütün şehirlerde birer şehir ormanı­nın kurulması için bir plânımız mev­cuttur ve bu sene 15 yerde bunun te­sisine çalışacağız.» 

Ziraat Vekili bundan sonra fidan ye­tiştirilmesi mevzuunda izahat verdi ve İzmit'te büyük bir fidanlığın tesis edildiğini şimdiye kadar 9.000 kilometre orman yolunun yapıldığını, 960 sene­sinde orman ürünlerinin 3 milyon metre küpe yükseleceğini bildirdi.

Bundan sonra müzakerelere geçildi.

 Bursa :

Bursa ormanlarının korunması bakı­mından vilâyetimiz dahilindeki linyit istihsâlinin artması memnuniyet ve­rici bir neticeye vâsıl olmaktadır.

Bu cümleden olarak yalnız Mustafa Kemal Paşa linyit işletmesinin bu yılki istihsâli 50.000 tona baliğ olmuştur. Bu mikdarın 20.000 tonu Bursa'ya mütebakisi diğer yerlere sevkedilecektir.

Mustafa Kemal Paşa Linyit İşletmesi birkaç sene sonra birinci derecede lin­yit kömürü istihsâl eden havza hali­ne geleceği ilgililer tarafından ifade edilmiştir.

Ankara :

Bütçe Encümeni, bu akşam saat 21'de encümen reisi Balıkesir mebusu Halil İmre'nin riyasetinde toplanarak Ziraat Vekâleti bütçesinin müzakerelerine devam etti.

Bu celsede söz alan hatipler çay.eki­minin yapılacağı yerlere müsaade hu­susunda dikkatli hareket edilmesini, çay hastalığı ile mücadelede daha faz­la eleman kullanılarak daha fazla gayret sarfedilmesini, çay istihsâl edilen Rize mıntakasında bir çay laboratua­rının kurulmasını, Karadeniz bölge­sinde mısır mahsulünün İslahı üzerin­de durularak bilhassa doğu Karadeniz bölgesine islâh edilmiş mısır tohu­munun verilmesini, orman yangınla­rının bir an evvel söndürülmesi için yangın söndürme araçlarının bol mik­tarda temini cihetine gidilmesini, 3 seneden beri memleketimizde hüküm süren kuraklık yüzünden piyasada ih­tiyaç duyulan ziraî maddelerin temini hususunda Vekâlet çalışmalarının takdirle karşılandığını, selektör adedi nisbetinde teknik elemanların çoğal­tılmasını, Türkiye Tiftik Cemiyetine Vekâletin daha müzahir olmasını istediler, orman kanununun tatbikata intikaliyle orman bölgesindeki köyle­rin kalkınmasının ve büyük orman yollarının açılmasının sevinçle karşı­landığına, süne haşeresine karşı gi­rişilmiş olan mücadelenin memnuniyet bahş olduğuna, küçük sulama işle­rinde bazı aksamalar meydana geldi­ğine, Çukurova bölgesinde şeker ka­mışı ziraatinin yapılması suretiyle bu bölgede çoraklaşmanın önüne geçile­ceğine ve şeker maliyet fiatının düşe­ceğine, ziraî kredinin bir esas dahilin­de muayyen yerlere sarfı cihetine gi­dilmesine, meyve fidanlarının bölgele­rinin durumu nazara alınarak dağıtıl­masına, hayvancılığın islâhı yanında yem meselesinin de önem kazandığı­na, hayvancılık mevzuunda besi, yün ve süt gibi ürünlerin incelenmesine, ziraî mahsullerin standardızasyonunda daha müsbet adımlar atılarak bu mahsullerimizin ecnebi memleketler­de de rağbet görmesine, meyveciliğin

Ziraat Vekâleti tarafından teşvik hu­susunda çalışmaların hızlandırılma­sına işaret ettiler. Bu arada hububat tohumu mevzuuna temas ederek to­humların bölgelere zamanında sevk edilmesini, sun'î ilhak hareketinin muvaffakiyeti gözönüne alınarak hız­la devamını, şeker kamışı ziraati için muayyen arazinin lâzım geldiğini, bu­nun da pahalıya mal olduğunu, şeker pancarı bu ihtiyacı gayet iyi karşıla­dığını, pamuk ekilen bir mıntakaya şeker kamışı ekiminin ikame edilme­sinin yerinde olrmyacağını, çay ekim sahasının daha da genişletilmesi cihe­tine gidilmesini, madenî gübre mese­lesinin ziraatteki Önemi göz önüne alı­narak bunun üzerinde hassasiyetle durulmasını, süne haşefesi bulunain mmtakalara Ziraat Bankasından te­min edilecek kredilerle bu haşereden müteessir olmayan mahsulün ekilme­sini, Karadeniz mıntakasmda ekime müsait arazinin dar olmasından dola­yı bu mmtakada ziraî ürünler sana­yiinin kurulmasını, ayçiçeği ziraatine musallat olan haşereye karşı bilhassa Trakya bölgesinde mücadele edilmesi­ni, seyyar veteriner teşkilâtının kurul­ması ve veteriner hekimlerin arttırıl­ması için çalışmaların hızlandırılma­sını, arıcılık mevzuunda da Vekâletin gereken müzahereti göstererek   fennî kovan sayısının daha da arttırılması­nı, tohum islâh istasyonlarının çalış­malarının verimlendirilmesini, bazı hayvan hastalıklarına karşı mücade­lenin hızlandırılmasını temenni etti­ler. Ayrıca memleketin traktör ihtiya­cının karşılanması için Minepolis Mo line traktör fabrikasının takviye edil­mesinin, sulama işleri için bir koo­peratif kurulmasının, bağlara zarar iras eden haşere ile mücadele edilme­sinin, taşocakları ve köylüye kremit temini için kredi verilmesinin yerinde olacağını izah ettiler.

Yarın sabah Ziraat Vekili ile Veteriner Ziraat Fakülteleri dekanlarının vere­cekleri izahatın dinlenmesine karar verildi ve bu şekilde maddelere geçil­mesi teklif ve kabul edildi.

Bütçe encümeni yarın saat 10'da top­lanacaktır.

2 Şubat 1957

 İzmir :

1 Eylül 1956'da başlayıp 31 Ocak 1957 günü sona eren ihraç sezonu müddetince 32 muhtelif memlekete limanı­mızdan 39.295.510 lira değerinde 46 milyon 469.619 kilo çekirdeksiz kuru üzüm ihraç edilmiştir. Geçen 1955956 ihraç mevsiminde harice satılan çe­kirdeksiz üzüm mikdarı 16.325.597 ki­lo olup tutarı da 12.441.767 lira idi. Ayrıca, aynı sezon içinde 35 muhtelif memlekete 14.916.450 kilo kuru incir ihraç edilmiştir. Geçen yıl harice sevk edilen kuru incirlerin mikdarı 10 mil­yon 456.376 kilo olarak tesbit edilmiş­tir.

Bu satışlardan elde edilen paralar ge­çen yıl 8.731.267 lira iken mezkûr mikdar 11.327.793 liraya baliğ olmuştur. Bundan başka İsveç, İtalya ve Fransaya 8.842.580 lira değerinde 4.338.250 kilo pamuk satılmıştır. Bu sevkiyatta elde edilen paranın yekûnu 4.338.250 Uradır. Dış memleketlere 1 Ekim 1956'da başlayıp 31 Ocak 1957'de sona eren ihraç mevsimi içinde 16 memle­kete 6.431.287 kilo Öğütülmüş palamut satılmıştır.

 Ankara :

Bir yıllık staj müddetini ikmal eden hâkim namzetlerinin kur'aları bugün saat 10'da Adliye Vekâletinde Adliye Vekili profesör doktor Hüseyin Avni Göktürk'ün huzuru ile çekilmiştir.

Bu münasebetle namzetlere bir hita­bede bulunan Adliye Vekili Prof. Hü­seyin Avni Göktürk demiştir ki :

«İntikal etmekte bulunduğunuz bu ye­ni çalışma devrinin gerek hayatınız ve gerek memleketimiz için hayırlı ve verimli olacağından ümitvarım. Mesai hayatınızda bazı müşküllerle karşıla­şacağınız tabiîdir. Fakat adalet tev­zii gibi kudsî bir vazifenin ifasından duyacağınız büyük inşirah ve taşıdı­ğınız meslek şerefi bu müşkülleri ye­necektir.

Yurt köşelerinde vazife görmekte iken Vekâletinizin sizleri ihmal edeceğine ve unutulacağınıza asla zahip olma­yınız. Vekâletiniz sizleri adım adım takip edecek, refahınız, muvaffakiye­tiniz ve iyiliğiniz için bütün tedbir­leri düşünecektir.

Yeni vazifenizin sizlere olduğu kadar memleketimize de hayırlı ve uğurlu olmasını tekrar tekrar temenni ede­rim.»

İstanbul :

Dün Bingazide Başvekilimiz Adnan Menderes şerefine tertip edilen büyük toplantıda Bingazi Belediye Reisinin irad ettiği hitabenin tam metni şu­dur :

«Libyanın doğu payitahtı Bingazi şeh­ri namına zatı devletlerinizi derin sevgi İlişlerimizle karşılamak ve se­lâmlamakla şeref duymaktayım. Mem­leketimize yapmış olduğunuz bu yümünlü ziyaretinizden ve büyük Meli­kimiz ve liderimizle görüşmenizden sonra, Libyalıların şahsı devletinizde dost Türk milletine olan hâlis dostlu­ğu ve kuvvetli sadakati hakkında iyi fikirler edinmişinizdir. Milletlerimiz arasındaki bu sarsılmaz dostluk bağ­ları uzun zamandan beri devam etmektedir, bugün de böyledir, daima ve ebediyen de böyle olacaktır.

İtikatlarımız ve müşterek dinimiz, dostluğumuzun, münasebetlerimizin esas temelidir, öyle bir temel ki asır­lar boyunca ne ortadan kalkacak, ne de sarsılacaktır.

Bu öz Arap memleketi, şimdi müşahe­de ettiklerinizi ve edindiğiniz dostluk intibalarını, emin olunuz, halihazırda ve istikbalde daima idame ettirecek, daima kuvvetlendirecektir.

Bu mütevazı davetimize icabet etmiş olmanızdan dolayı zatı devletlerinize sonsuz şükranlarımızı arzederim. Memleketimizdeki ikametinizin daha uzun müddet devam etmesini çok arzu eder dik. Tâ ki memleketim zatı devletini­ze karşı göstermek istediği sevgi teza­hürlerini ve misafirperverliği istediği gibi gösterebilsin.

Şüphesiz ki Libya milletinin Türk mil­letine karşı olan duygularını müşa­hede etmiş bulunuyoruz. Arapların bu hissiyatını necip Türk milletine ulaştırmanızı ve onun nezdinde bu hislerimize tercüman olmanızı rica ederiz. Böylece dostluk bağlarımız da­ha kuvvetli ve daha metin olacaktır.

Zatı devletlerinize iyi ikametler ve iyi yolculuklar diler, Allanın selâmetini üzerinizden eksik etmemesini ve sizi muhafaza ve siyanet etmesini niyaz ederim.»

 Mersin :

Mersin orman işletmesinde sona eren bir yıl zarfında 10240 metre küp ke­reste ve tomruk ile 230 bin kental odun istihsal edilmiştir. Odunun mü­him bir kısmı köylüye inşa ve mah­rukat ihtiyacı karşılığında verilmiştir. Ayrıca 22800 kental kömür yine köylü vasıtasiyle piyasaya intikal ettirilmiş­tir. 1957 yılı zarfında 11.468 tomruk metre küp ve 306.800 kental odunun istihsali programa  alınmıştır.

Silifke orman işletmesinde de yine geçen bir yıl zarfında 606.018 kental yakacak odun 3.719 metre küp tom­ruk istihsal edilmiştir ve zati ihtiyaç olarak köylü vatandaşlara dağıtılmış­tır. Ayrıca 8.865 metre küp tomruk ve direk piyasaya arz edilmiştir. Civar şehir ve kasabalara yakacak odun ihtiyacı için istihsal edilen odun 2 mil­yon 145.523 kentali bulmuştur. Bu yıl bu işletme hudutları içinde bulunan 227 köyün 16.581 hanesine 4.483 met­re küp tomruk 368.715 kental odun piyasaya arzedilecektir. Bu işler için çalıştırılacak köylü vatandaşlara is­tihsal, imâl ve nakliye bedeli olarak ödenecek para 1.778.715 lirayı bulmak­tadır.

3 Şubat 1957

 Ankara :

Münkalât  Vekâletinden tebliğ edilmistir :

Bugün İzmirden saat 9'da hareket eden Amerikan bandıralı Howel Lyner gemisi körfezde Yenikale geçidinde İstanbul’dan gelmekte olan Denizcilik Bankasına ait İzmir vapuru ile çar­pışmıştır.

İzmir vapurunun vasattan almış oldu­ğu yara ağır olduğundan Plizman önünde sığlığa oturtulmuştur. İki ölü dört yaralı bulunduğu bildirilmiştir. Hora tahliye gemisi vak'a mahalline hareket etmiştir.

Mahalli mercilerce tahkikata başlan­mış ayrıca Vekâlet teftiş heyeti reisi­nin başkanlığında bir heyet de işe el koymuştur.

4 Şubat 1957

 Ankara :

İngiltere Ortadoğu hava kuvvetleri başkumandanı Mareşal H. L. Petch, Türk hava kuvvetlerini ziyaret etmek maksadiyle bugün beraberinde refi­kası ve maiyeti erkânı olduğu halde hususî uçağı ile şehrimize gelmiş ve Esenboğa hava alanında askerî me­rasimle  karşılanmıştır.

Karşılamada hava kuvvetleri kuman­danı ve refikası, erkânı harbiyei umu­miye ikinci reisi, erkânı harbiyei umumiye lojistik başkanı, hava kuv­vetleri ikmal kumandanı, garnizon ve merkez kumandanlariyle temsil bürosu başkanı ve İngiliz sefareti erkânı hazır bulunmuştur.

 Ankara :

İngiltere'nin tanınmış yazarlarından Mr. Derek Patmore «The Scotsman» gazetesinde memleketimiz hakkında «Hayati Ortadoğu bölgesinde Batının en büyük dostu Türkiyenin dış politi­kası» adlı bir makale yazmıştır. Ma­kale  şöyle  başlamaktadır :

«Sür'atle değişen bir dünyada Türk dış politikası şayanı hayret bir şekilde müstakar kalmaktadır, çünkü Türkiyenin vaziyeti son derece mantıki ve kesindir. Türkler Ortadoğunun diğer bazı milletleri hilâfına olarak istik­ballerinin Batı demokrasisi ile birlikte olduğuna inanmaktadırlar ve dış si­yasetlerini, Birleşmiş Milletler ve Nato âzalığı ile Amerika ve İngiltere ile olan yakın dostluk ve ittifakları üze­rine kurmuşlardır.

Mr. Patmore, bundan sonra Türkiyenin Bağdat Paktında oynadığı mühim role ve bu ittifakın Ortadoğu'da istik­rarı temi netmek ve Sovyet nüfuzu­nun bu bölgede yayılmasını önlemek hususundaki ehemmiyetine işaret et­tikten sonra, Suriye'de Sovyet nüfu­zunun yayılması ve bunun Türkiyede yarattığı tepkilere de temasla, sayın E t em Menderes'in son Londra seyaha­tinde bu meseleyi mevzuubahis ettiği­ni kaydetmekte ve Türklerin Suriyedeki bu son hâdiselerden kuşkulan­makla beraber, gafil avlanmış bulun­madıklarını, nitekim, daha geçen ya­zın başında Türkiye'nin, Suriye'deki karışıklıklar ve Sovyet taraftarı aske­rî bir grubun orada iktidarı ele ge­çirme tehlikesi hakkında İngiltere hükümetini ikaz ettiğini ilâve eyle­mektedir.

Bundan sonra Kıbrıs meselesi ve Türk Yunan münasebetlerine temas eden muharrir yazısına şöyle temas etmek­tedir :

«Maamafih, Kıbrıs'ın istikbali Türk siyasî mahfillerinde en ehemmiyet ve­rilen bir konu olarak kalmakta ber­devamdır. Türkler, Kıbrıs'ı Türkiyenin cenup sahillerinin müdafaası için elzem   addettiklerinden  ve  Yunanlıların maksatlarından şüphelendikle­rinden, bu mesele onlar için, İngilte­re'de birçok kimsenin zannettiğinden çok daha ehemmiyetli bir meseledir.» Kıbrıs hakkındaki tezimizi gayet muknî bir şekilde anlatan Mr. Patmore Türkiye'nin Türk  Yunan münasebet­lerini, Atina'nın Türkiye aleyhinde giriştiği haksız propagandaya rağmen inkişaf ettirmek istediğine de işaret etmektedir.

Muharrir, Türkiye'nin, mütecanis bir kitle olan 24 milyonluk nüfusu ile Or­tadoğu'nun askerî bakımından en kuv vetli devleti olduğunu, Müslüman dev­letler arasında büyük bir nüfuzu bu­lunduğunu ve komşusu Rusya ile dos­tane münasebetler tesisine taraftar olmakla beraber muhtemel bir Sovyet tehlikesine karşı daima tetikte dur­duğunu kaydederek makalesine son vermektedir.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de reis vekillerinden Agâh Erozan'ın riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman zaptı sabık hak­kında söz alan Devlet Vekili Celâl Yardımcı aşağıdaki açıklamayı yaptı.

Celâl Yardımcının konuşması  :

«Çok muhterem arkadaşlarım, cuma günü bir başka otomobil hakkında bir sözlü soru veren Nuri Sertoğlu beya­natı arasında zabıtlara geçen ve ay­ni zamanda gazetelere de intikal eden bir konuşma yapmış ve şimdi size başka bir otomobil suiistimali örneği veriyorum» dedikten sonra bu otomo­bil suiistimalinin Örneği olarak ben­denizin Ankarada bulunduğum bir sı­rada Devlet Vekâletine ait otomobilin İstanbulda dolaştığını ve bir kaza yap tığını, bir vatandaşın yedi yaşındaki çocuğunu yaraladığını ve benim de hâdiseyi haber alır almaz  dikkat na­zarınıza arzederim  tayyareye atlaya­rak İstanbul'a gidip bu işle meşgul olduğumu ifade etmiş bulunmaktadır.

Arkadaşlar, huzurunuzda kemali sü­kûnet ile meseleyi telhis etmek iste­rim,Evvelâ bendenizin Ankarada bulundu­ğum bir sırada otomobilimin İstanbula gittiği iddiası yüzde yüz hilafı hakikattir. Saniyen otomobilin kaza yaptıktan sonra tayyareye atlayarak İstanbula gidip tedbir aldığım iddiası uydurmadır ve yalandır.

Şimdi bunun da tafsilâtını arzedeyim. Huzurunuzda bir vazife ve mes'uliyet taşıyan bir insan olarak bendeniz mi bir otomobil suistimaline vasıta olmu­şum yoksa Nuri Sertoğlu’nu şu kür­sünün kudsiyetmi ihlâl ederek esas­sız iddialarda bulunmuştur, bunu tak­dirinize bırakarak huzurunuzdan ay­rılacağım. Meclisin tatil etmesinden istifade ederek ötedenberi beklemekte olan îstanbuldaki işlerden İstanbul radyosu, Gureba hastahanesi, Ümraniyedeki telsiz, Vakıflar ve Basınla il­gili meseleleri inceleyip halletmek için Ocak ayının birinci günü İstanbula gittim. Giderken otomobilimle git­tim. Bunun sebebi şu idi: İstanbula vazife için giden Vekilin ihtiyacına cevap verecek otomobil yoktur. İstanbulda bir çok gezilecek, görülecek yer­ler ve işler vardır, vasıta ihtiyacı aşi­kârdır. Bu sebeple, otomobille gittim, kazanın vuku bulduğu iddia edilen tarih, ayın 3 üncü günüdür. Ayın 2 nci günü İstanbulda radyo işleriyle meş­guldüm. 3 üncü günü Gazeteciler Sen­dikasının toplantısında bulundum, vermiş oldukları öğle yemeğinde bu­lundum. 4 üncü günü Gureba hastahanesinin işleri ve temel atma işi ile meşgul oldum. 5 inci günü İstanbulda Basın işleriyle meşgul oldum. Görülü­yor ki, Vekil Ankarada iken otomobi­linin İstanbula bir takım kimselerin hizmetine gönderilmiş gibi gösteril­mesi esassızdır. Kısaca bu iddia, sera­pa hilafı hakikattir.

Şimdi kazaya gelince arkadaşlar, bu­nu da arzedeyim. Otomobil saat 3 de Doğancılardan geçerken önüne, tram­vayın arkasından ansızın çıkan bir go­cuğa çarpmamak için şoför derhal fren yapıyor, fakat hafif bir çarpma­yı önleyemiyor, çocuk yere düşüyor, ehemmiyetli bir şey olmamakla bera­ber tedbir olarak çocuk hastahaneye kaldırılıyor. Fakat çocukta yara, bere ve kırık, çıkık olmadığı, sıhhatini teh­likeye koyacak bir şeybulunmadığı müşahede edilmiş ve çocuk iki, üç gün sonra hastahaneden çıkmıştır.

Trafik polisi tarafından yapılan tetkikat sonunda araba şoförünün ted­birsizliğine delâlet edecek hiç bir ku­sur olmadığı anlaşıldığı gibi, çocu­ğun ailesi tarafından da dâva açılma­dığı göz Önünde tutulursa sayın Nuri Sertoğlu'nun nasıl bir zühule düştü­ğü açıkça anlaşılır. Böyle mesnetsiz iddialarla başkalarını bir daha şaibe altında bulundurmamasını kendile­rinden hassaten rica ederim.»

Şifahî sualler   :

Denizli mebusu .Baha Akşit'in el sa­natlarının tekamülü, küçük esnaf ile küçük sanat erbabı ve. dokumacıların kalkındırılması hususunda ne gibi tedbirler alındığına dair İktisat ve Ti­caret Vekilinden şifahî suali Vekil Abdullah Aker tarafından cevaplan­dırıldı. Vekil, bu cevabında Ticaret Vekâleti'nin küçük sanat erbabı ile tarihî sanatların inkişafını temin ga­yesiyle bir takım kurslar açmakta ol­duğunu, ayrıca Vekâletteki küçük sa­natlar umum müdürlüğünün genişle­tildiğini, yurdun her tarafından mu­ayyen mevsimlerde açılan kurslardan maada, ayrıca küçük sanat erbabına iptidaî madde kredileri temin edildi­ğini, küçük sanat erbabının koopera­tifler etrafına toplanmasını temin edecek tedbirlerin alındığını bildirdi.

Sual sahibi verilen izahattan dolayı teşekkür etti.

Kocaeli mebusu Turan Güneş'in ad­liye ve teşkilâtı esasiye encümenlerin­den mürekkep  muhtelif encümen ile teşkilâtı esasiye encümeninin niçin toplanmadıklarına dair sorusunu ce­vaplandıran Büyük Millet Meclisi Rei­si Vekillerinden Fikri Apaydın, mez­kûr encümenlerin dahilî nizamname­nin hükümlerine göre vazifelerine de­vam etmekte olduklarını ve encümen­den çıkan işlerin mazbataları ile pey­derpey umumî heyete geldiğini ifade etti. Soru sahibi Turan Güneş de, mevzuubahis encümenlerin seyrek olarak toplandığını ileri sürdü ve bu encümenlerdeki faaliyetlerin dahilî nizamname kaidelerine uygun olmadı­ğını söyledi.

Tekrar söz alan Fikri Apaydın, Yük­sek Meclis adına mesai icra eden muhtelif encümenlerin çalışmalarının umumî heyette müzakeresinin teamü­le uygun olmadığını belirtti ve encü­men çalışmalarının heyeti ıımumiyede değil bizzat encümende tenkid edil­mesi lâzım geldiğini sözlerine ilâve et­ti. Teşkilâtı esasiye encümeni reisi Manisa mebusu Muhlis Tümay da, Turan Güneş'in iddialarına cevap ve­rerek, encümenin normal çalışmaları hakkında izahat verdi.

Kanun lâyihaları :

Bundan sonra maluliyet, ihtiyarlık ve ölüm sigortaları kanunu lâyihasının maddeleri üzerindeki müzakereler so­na erip lâyiha kanunlaştı. Akabinde hastalık ve analık sigortası kanunu­nun bazı maddelerinin değiştirilmesi­ne dair kanun lâyihasının müzakere­sine başlandı, lâyihanın esbabı mucibesinde şöyle denilmekteydi :

1.3.1951 tarihinde meriyete girmiş ve aynı tarihte İstanbul, Edirne, Kırk­lareli, Tekirdağ vilâyetlerinde tatbiki­ne geçilmiş bulunan 5502 sayılı has­talık ve analık sigortası kanunu 1955 yılı sonuna kadar 28 vilâyete teşmil edilmiştir.

5 seneden beri devam eden tatbikat­tan elde edilen tecrübeler, milletler­arası çalışma teşkilâtı tarafından memleketimize gönderilmiş olan mü­tehassısların tavsiyeleri ve Avrupa konseyinde bu mevzuda ittihaz olu­nan kararlar göz önünde tutularak bazı değişikliklerin yapılmasında za­ruret hâsıl olmuş ve 5502 sayılı ka­nunun bazı maddeleri ile muvakkat 2 nci maddesi değiştirilmiş ve 45' nci maddesi kaldırılarak kanuna bir 4 üncü muvakkat madde eklenmiştir.

Bu tadil lâyihasiyle sigortalılara bâzı munzam hak ve menfaatler tanın­makta ve bu arada hasta sigortalıla­rın, gerekli teşhis konabilmek üzere bütün klinik ve lâboratuvar muayeneleriyle muayene ve tedavi için baş­ka yere gönderilmeleri gerekenlere refakat edeceklerin de yol paralariyle zarurî masraflarının kurumca öden­mesi ve sigortalı erkeğin sigortalı olmıyan eşinin doğumdan ileri gelecek

hastalığının kurumca tedavisi sağ­lanmakta, ortopedi tedavisi ile protez araç ve gereçlerinin takılması ve ye­nilenmesi için müddet tahdidi kaldı­rılmış bulunmaktadır. Diğer taraftan, mer'i kanun hükümlerine göre, iş gö­remezliği 15 günü geçen sigortalılara ilk üç günlük Ödenekleri verildiği hal­de, yapılan değişikliğe göre bu süre 10 güne ve sigorta yardımlarından faydalanmak için prim ödenmesi ge­reken müddetler 150 güne indirilmek­te, iş göremezlik ödeneklerinin tediye­sinde vukuu muhtemel gecikmeleri önlemek üzere de bu ödeneklerin ku­rumca ödenmesi müşkül olan yerler­de kurum hesabına iş verenler tara­fından verilmesi esası kabul edilmek­te ve doğumdan evvel ve sonraki is­tirahat müddetleri altışar haftaya çı­karılmaktadır. Bundan başka, sigor­talılık hakkını kaybedenlerin sağlık yardımlarından faydalanabilmeleri için mer'i kanunda mevcut prim öde­me mecburiyeti kaldırılmaktadır.»

Müzakereler sonunda bu lâyiha da kanunlaştı. Keza bazı mebusların teş­riî masuniyetlerinin devre sonuna bı­rakılması hakkındaki mazbatalar ka­bul edildi.  

Ankara :

Memleketimiz ile Fransa arasındaki ziraî münasebetler ve işbirliği günden güne gelişmektedir. Bu cümleden ola­rak 1957 yılı için hazırlanan progra­ma göre Ziraat Vekâletine, Fransa hükümetince 10 burs verilmiştir.

Ziraat Vekâletince gönderilecek olan bu elemanlar 3  6 ay Fransada ka­lacaklar ve bunlardan Kemal Ülgen Filoksera, Abdullah Orhan Kundakçı gülyağcılığı, Resa Kocabeyoğlu ziraî enformasyon, Faik Çolpan ve Nâzım Duru sulama, Ali Erdoğan bozuk or­manların ıslahı, İrfan Gürsu Reçina istihsali, Osman Malazgirt orman yan gınları, Celâl Metin köylüye intifa hakları, Alâettin Kutsal zootekni mevzularında staj göreceklerdir.

 Ankara :

Bütçe Encümeni bugün Öğleden son­ra saat 16 da Encümen Reisi Bahkesir mebusu Halil İmre'nin riyasetinde toplanarak Münakalât Vekâleti büt­çesi üzerindeki müzakerelerine devam etti.

Münakalât vekili Arif Demirer bu cel­sede sabahleyin muhtelif hatipler ta­rafından sorulan sualleri cevaplan­dırdı. Münakalât Vekili, Encümenin Münakalât Vekâleti bütçesi dolayısiyle Vekâlete ve bağlı teşekküllere karşı gösterdiği alâkaya teşekkür ederek sözlerine başladı ve memleketin kal­kınma hamleleriyle müterafik olarak Vekâlet ve bağlı münakale müessese­lerinin hizmetlerinde büyük artışlar olduğunu, iş hacminin her sahada art­tığını, bunu karşılamak için ezcümle Devlet Demir Yollarında bunun 1952 senesinden itibaren tetkik edilmekte olduğunu, bu müessesenin elindeki imkânlarının takviye edilmesi ve ge­nişletilmesi gerektiğini belirtti.

Demiryolları politikasında esas olan 4 cer sistemi ile bunların memleketi­mizdeki tatbikatı hakkında izahat ve­rerek bugünün icapları ve imkânları ile mevzuun gerekli şekilde tetkik edilmekte ve icap eden  tedbirlerin alınmakta olduğunu, memleketin stra­tejik şartları ve enerji kaynaklan na­zarı itibare alınarak bir programın hazırlandığını, şartların müsaade et­tiği yerlerde elektrifikasyona gidil­mekle beraber dizel lokomotifleriyle yenileştirilmeye devam edildiğini söy­ledi ve memleketimize yeniden getir­tilecek olan 90 dizel lokomotifinin te­mini ve şartları hakkında geniş izahat verdi.

Münakalât Vekili Devlet Demiryolla­rı, ve P.T.T. Umum Müdürlüklerinin finansmanının iç ve dış kaynaklar ol­mak üzere mütalea edildiğini, bu mü­esseselerin sermayelerinin tezyidi için hazine yardımının bu sene için müm­kün olmadığını söyliyerek sözlerine şöyle devam etti :

«İşlerimizi gereği gibi görebilmek ve artan hizmetleri karşılayabilmek için 2 milyar liraya baliğ olan yatırımla­rımızı 10 seneye taksim ederek çalış­mak üzere bir programımız mevcut­tur. Bunun tatbiki için elimizden ge­len bütün gayreti sarfedeceğiz. De­miryollarında2000 kilometreyolun tetkikini tamamlamış bulunuyoruz. Bunun 680 kilometresi en çok yenileş­tirmeye muhtaç bir haldedir. 1955 senesinde 139 kilometre yol yenilen­miş, 75 kilometrelik yol takviye edil­miştir. Elimizdeki malzeme nisbetinde içinde bulunduğumuz yıl da bu faa­liyete devam edilmiştir. Bugün elimiz­de 944 buharlı lokomotif, 44 manevra sergisi dizel lokomotif, 3 elektrikli lo­komotif, 53 motorlu tren, 1270 yolcu vagonu, 15900 yük vagonu ve 1900, hizmet vagonu mevcuttur.

Bununla beraber alman rasyonel ted­birlerle 1956 yılında yolcu trenlerinin nisbeti bir önceki yıla nazaran yüzde kırk nisbetinde artmış bulunmaktadır. 1956 basından Ocak 1957 sonuna ka­dar 1117 vagon balık ve 101 vagon üzüm muhtelif Avrupa memleketleri­ne sevkediîmiştir.»

Münakalât Vekili bundan sonra Dev­let Demiryollarında kredili nakliyatın mevzuubahis olmadığını, yalnız Milli Müdafaa Vekâleti ile hizmetlerinin aksamaması için bir kolaylık olmak üzere bu şekilde bir münasebetin mevcut olduğunu, Yerköy köprüsünün etüdünün hazırlandığını ve ilk imkân­dan istifade edilerek yapılacağını, Konya sarının etüdünün hazır oldu­ğunu, Devlet Demiryolları ve Münnkalât Vekâletinin Raybankla bir ilgisi olmayın valnız yüzde 15 nisbe­tinde bir iştirak hissesinin mevcut ol­duğunu,  belirtti.

Bundan sonra Denizcilik Bankasına temas eden Münakalât Vekili Vekâle­tin bu banka üzerinde tam bir mu­rakabe yetkisinin mevcut olduğunu bu bankaca hizmetlerin ifasında esas eavenin tarifelerin iktisadî faaliyet­lerin seyir ve inkişafını aksatmıyacak bir şekilde tatbik olunduğunu belirtti. Ve sözlerine şöyle devam etti:

«Denizcilik Bankasının iktisadî ve malî durumu üzerinde Maliye Vekâ­letiyle birlikte son zamanlarda yapı­lan bir teftişimiz mevcuttur. Bu ban­kanın memlekete daha yararlı bir ha­le getirilmesi için icap eden tedbirler üzeninde çalışmaktayız. Ezcümle bu bankaya bağlı bir kısım hizmetlerin bir anonim şirket halinde idaresini düşünüyoruz. Meselâ şilepçilik işlerini bir anonim şirket olarak organize et­miş bulunuyoruz.»

Daha sonra Hava Yollarının çalışma­larına temas eden Münakalât Vekili Arif Demirer, gerek Devlet Demiryollarının gerek P.T.T. Umum Müdürlü­ğünün ve gerekse Türk Hava Yolları­nın geçirdiği bünye değişikliğinden müsbet neticeler sağlandığını Devlet Hava meydanları ile Hava Yolları İdareleri arasında, hizmetlerin daha iyi görülebilmesi gayesini istihdaf eden sıkı bir işbirliğinin mevcut oldu­ğunu söyledi.

Vekil Hava Yollarına yeni uçakların alınması üzerinde çalışmaların mev­cut olduğunu, bunlar temin edilinceye kadar eldeki mevcut uçakların ıslâh ve revizyonu için teşebbüslere girişildiğini ve 1957 yılı ihtiyacının karşı­lanması için tedbirler alındığını be­lirtti. .

Bundan sonra Posta, Telgraf ve Te­lefon Umum Müdürlüğü çalışmalarına temas eden Münakalât Vekili Arif Demirer bu hizmetlerde, beliren İhti­yaçları karşılayabilmek için, elden gelen gayretin sarfedildiğini, yurdun bütün kaza ve vilâyet merkezlerini birbirine bağlayacak bir telefon şebe­kesinin kurulmasının gaye olduğunu yalnız bunun bir zaman ve imkân me­selesi bulunduğuna temasla bu husus­ta bir programa müsteniden çalışıldı­ğını söyledi. Vekil büyük şehirlerdeki telefon şebekesinin ıslâhı çalışmaları­na temasla sözlerine şöyle devam et­ti :

«İstanbul'da mevcut şebekesine 37.500 hatlık ilâve mukavelesi yürürlüktedir. Bu şehrin telefon ihtiyacını nazara alarak 37.500 ilâvesiyle 65.600'e çıkarı­lacak olan hat adedinin 200 bine yük­seltilmesi için çalışmalarımız devam etmektedir. Otomatik telefon konma­mış olan şehirlerimizin ihtiyacı da hazırlanmış bulunmaktadır. 700 mil­yonluk ana program gereğince ve dış finansman bakımından uzun vadeli kredi anlaşmalarının temini suretiyle peyderpey tahakkuk ettirilecektir.

Hâlen Anadoluya 52 mahalde otoma­tik telefon tesisleri yapılmaktadır.

Ankara telefon tesislerine bu sene Ye nimahalieye 1000, Bahçelievlere 1000, Keçiören'e 700 hat verilmiştir. 1962 yı­lma kadar ilâvelere devam edilecek­tir. Bu suretle Ankaranın mecmu te­lefon kapasitesi 64.000 hatta baliğ olacaktır.»

Münakalât Vekili bundan sonra mem­leketimizde telekominikasyon sanayii­nin kurulması hususunda P.T.T Umum Müdürlüğünce teşebbüslere, girişildiğini, kablo imâli için bir kablo fabrikasının kurulması hususunda ça­lışmaların devam ettiğini, hâlen Ankarada 7700, İstanbulda 43.000, diğer şehirlerde 24.300 olmak üzere cem'an 75 bin talebin mevcut olduğunu ve bunun mevcut abone adedinin yüzde60'ma tekabül ettiğini ve bu ihtiyacın karşılanması için eldeki imkânlar nisbetinde bütün gayretle çalışıldığı­nı, bir zammın bahis mevzuu olma­dığını, ifade etti.

Münakalât Vekili yükleme ve boşaltma tarifelerinin bütün limanlarda aynı şekilde tatbik edilmekte olduğunu, ti­caret filomuzun arttırılması için sarf edilen gayretlerin diğer memleket­lerle mukayese edildiğinde çok mem­nuniyet verici olduğunu sözlerine ilâ­ve etti.

 Ankara :

Bu akşamki radyo gazetesinde «mem­leketimizin yeraltı servetlerinin kıy­metlendirilmesi yolunda yapılan çalış­malar gittikçe inkişaf etmektedir. Bu cümleden olarak petrol mevzuunda Türkiye Petrolleri A.O. tarafından ya­pılan işler gün geçtikçe ehemmiyet kesbettiği gibi memleketimizde muh­telif arama ruhsatnameleri almış bu­lunan ecnebi şirketler de arama faa­liyetlerini arttırmış bulunmaktadırlar. Bunlardan birisi İskenderun'da diğeri de Nizip civarında sondajlarına de­vam etmektedir. Trakya'da ve Cizre civarında ilkbaharda sondajlara baş­lanmak için de hazırlıklar ilerlemiş bulunmaktadır.

Memleketimizin muhtelif yerlerinde alman ruhsatname sahalarında petrol bulunması ümit edilmekle beraber, bil hassa Anadolunun güneydoğu parçası hususi bir ehemmiyet arzetmekte ve buradaki sondajlardan müsbet netice elde edileceğinden mütehassıslar şüp­he etmemektedirler. Mütehassısların bu derece katiyetle ifadelerine ve id­dialarına sebep, sözü geçen bölgenin Raman ve bilhassa bu defa içinde ge­niş miktarda petrol bulunan Garzan sahası ile jeoloji bakımından tam bir birlik teşkil etmesidr. Aynı zamanda Siirt'in Raman ve Garzan sahalarına benzer jeolojik strüktürler de sözü gecen bölgemizde tesbit edilmiş bu­lunmaktadır.

Musul ve Kerkük'ten sonra Irak ile olan hududumuzun hemen güneyinde bulunan Amzâlâ petrol sahası son za­manlarda büyük miktarda istihsâle sahne olduğu gibi Suriye ile olan hu­dudumuzun cenubunda ve Nusaybin kazamızın pek yakınlarında Karaçoh mevkiinde de bu defa bir sondaj ne­ticesinde . petrol bulunduğu öğrenil­miştir. Sevgili dinleyicilerimiz, harita­ya bir göz atacak olurlarsa, bugün fiilen petrol tesbit edilen Raman ve Garzan sahaları ile Amzâlâ ve Kara­çoh mevkilerinin birbirine coğrafî ya­kınlığını görürler ve petrol mütehas­sıslarımızın güneydoğu bölgemizde şimdikinden çok daha büyük ölçüde petrol kaynakları bulunacağına dair iddialarını daha iyi anlarlar.

Diğer taraftan, yılbaşında Reisicum­hurumuzun Batman bölgesine yaptık­ları tetkik gezisi münasebetiyle hal­kımıza müjdelendiği gibi, Türkiye petrolleri A.O. tarafından Siirt'in Ra­man petrol sahasından başka Garzan sahasında da bundan bir müddet ev­vel bulunan petrol kaynakları yeni sondajlarla büyük inkişaf arzetmektedir. Bu sahada en son olarak 17,21 ve bilhassa jeolojik durumunun hu­susiyeti bakımından 22 numaralı son­daj kuyularının üst üste petrole gir­meleri ve bulunan petrol tabakasının batı istikametinde ehemmiyetli bir gelişme göstermesi, Garzan petrol sa­hasının çok önemli bir petrol varlığı ihtiva ettiğine şüphe bırakmamakta­dır.

Süveyş hâdiseleri dolayısiyle hariçten gelen benzinin azalmasına rağmen, ekseri  Avrupa  memleketlerine  nazaran memleketimizde benzin ihtiyacı bakımından bugün çok daha müsait ve ferrahlı bir durumun mevcudiyeti, Batman rafinerilerinden istihsâl edi­len benzin  ile  izah edilmektedir.

Petrol sahalarımızda istihsâl edilen ham petrol Raman'dan 22,5 Garzanda nda 20 kilometre uzuluğundaki iki boru hattı pay playn ile Batman'a nakledilerek yılda birisi yeni ve 320,000 ton ve diğeri de daha küçük ve 27,000 ton kapasiteli 2 rafineri tesi­sinde tasfiye edilmektedir. İnkişaf et­mekte olan bu tesislerin 1956 yılı zar­fındaki tecrübe çalışmalarında 54.000 ton benzin, 17.000 ton motorin, 166,000 ton ağır mazot ve 40.000 ton asfalt istihsâl edilmiştir. Bu mahsullerden benzin memleketimizin doğu bölgesi­nin ihtiyacını tamamen karşıladığı gibi İskenderun, Kayseri, Samsun mmtakalarına ve hattâ Ankara ve Polatlı'ya  kadar da sevkedilmiştir.

Motorin, doğu vilâyetlerimizin sene­lik ihtiyacının takriben yarısını kar­şılamaktadır.

Ağır mazot ise, Devlet Demir Yolları­nın doğuda çalıştırdığı 114 lokomoti­finde kömür yerine ve çok üstün randımanla yakıt olarak kullanılmakta olduğu gibi Erzincan, Malatya, Elâzığ şeker fabrikaları, o bölgedeki bazı maden ve fabrikalarda bu müstahsaldan istifade etmektedirler. Küçük sanayi de gün geçtikçe sür'atle artan bir nisbette bu yakıtı istemekte ve hattâ İstanbula kadar sevkedildiği gi­bi, büyük kömür menbalarımızdan uzak olan Doğu illerimizde kurulmak­ta bulunan çimento ve sair fabrika­larda bu yakıta göre tesis edilmekte­dirler. Bu sayede her sene Zonguldak kömüründen 300.000 ton kadar tasar­ruf sağlanacaktır. İstihsal edilen as­falt ile son, bir iki yılın geniş Ölçüdeki asfalt yol programı tahakkuk ettiril­miş olup artık hariçten asfalt ithali­ne lüzum kalmamaktadır.

 Başlangıç halinde bulunan petrol sa­nayiimizin 1956 yılındaki çalışmasını istihsâl ettiği mahsullerin kıymetinin 8 milyon doları aşan bir döviz tutan ifade ettiğini ve 1957 yılında bu kıy­metin 12 milyona çıkarılması için çalışıldığmı söyliyebiliriz. Bu tesislere, son olarak ilâve edilen teneke fabri­kasının da yakın bir zamanda faali­yete geçtiğini öğrenmiş bulunuyoruz.

Bu mevzua son vermeden önce bir noktayı daha tebarüz ettirmek yerinde olur. Ortadoğu petrollerini ve bilhassa Iraktakilerin Akdenize verilmesi fikri ile vaktiyle döşenmiş olan borular, bu sefer gördük ki, dünya adına siyasi mesuliyet hissinden tamamiyle uzak bir takım devletlerin sabotajları yü­zünden tahrip edilmişler ve bu yüzden bu gibi boru ferşiyatına yatmış serma­yeler adetâ israf ve heba olmuştur.

Türkiye bu bakımdan da, yâni kaynak olan komşu devletlerde olup, en kısa yoldan Akdenize aktarılması lâzım gelen petroller bakımından da bu mmtakada her türlü siyasî garantiyi haiz yegâne memleket olarak başta gelmektedir. Bundan dolayıdır ki Türkiyeden geçecek pipelineler için ge­rekli hesap ve tahminlere başlanıl­mıştır.

 Ankara :

Bütçe encümeni bu akşam saat 21'de Encümen Reisi Balıkesir Mebusu Ha­lil İmre'nin riyasetinde toplanarak Münakalât Vekâleti bütçesi üzerindeki müzakerelerine devam etti.

Vekilin konuşmasından sonra söz alan muhtelif hatipler Devlet Demir­yolları, P.T.T. Umum Müdürlüğü ve Hava Yolları İdareleri hakkında muh­telif temennilerde bulundular ve fi­kirlerini izah ettiler. Hatipler Devlet Demiryolları ve P.T.T Umum Müdür­lüğünün sermayeye olan ihtiyaçları­nın temin edilmesini, Münakalât Ve­kâletinin artan hizmetlerine karşılık personel ihtiyacının karşılanmasını, münakale işlerinde seferberlik plân­larının yeniden gözden geçirilip ha­zırlanmasını, liman işletmesinin yeni ve rasyonel bir organizasyona kavuş­turulmasını, mevcut demiryollarının islâhı ve her çeşit malzeme vagon ve lokomotif ihtiyaçlarının karşılanması­nı, dizel lizasyonun yanında elektri­fikasyona da ehemmiyet verilmesini, Denizcilik Bankasının finansman ih­tiyacının karşılanması ve bu güzel çalışan müesseseye daha fazla alâka gösterilmesini, dış ticaret filomuzun bugünkü memnuniyeti mucip terakki­si ve artışı yanında eldeki gemiler­den mümkün olduğu kadar fazla isti­fade edilmesini, dış hatlardaki sefer­lerin yeniden organize edilmesini is­tediler.

Hatipler bundan başka Devlet Demir­yolları ve P.T.T. mensuplarından alt kademede bulunanların terfilerinin sağlanmasının gerektiğini hava mey­danlarında bir kısım millî eşyaların satılmasının çok yerinde olacağını, telgraf ve telefon işlerindeki bazı ak­saklık ve gecikmelerin giderilmesi icap ettiğini izah ettiler ve dizel motorla­rının alınma şekli ve temin edilecek kredinin mahiyeti hakkında malûmat istediler.

Bundan sonra söz alan Münakalât Ve­kili Arif Demirer Devlet Demiryolla­rının elindeki mevcut tesislerin İsla­hı, takviyesi ve yenileştirilmesi için hazırlanan bir programa ve elde edi­lecek imkânlara göre daimî surette bir çalışma ve kalkınma hamlesi için­de bulunulduğunu, bunun için icap eden her türlü gayretin sarfedileceğini belirtti.

Vekil dizel lokomotifleri mubayaası meselesinin uzun bir zamandan beri muhtelif devlet kademelerinde ve .çe­şitli mütehassıs ve elemanın iştiraki ile gerek idarî ve gerekse teknik ba­kımdan gayet büyük bir dikkat ve hassasiyetle tetkik edilmekte olduğu­nu söyledi.

Meselenin 2 bin kilometrelik bir şebe­kede dizel işletmesinin kurulmasına mütedair bir kredi mukavelesi oldu­ğunu ve bu tesisin lokomotif, ray, tra­vers, köprü ve her türlü yedek parça ve bakım ve onarım işlerini de içine aldığım bildirdi.

Münakalât Vekili bu tesislerin hizme­te girmesiyle münakale hizmetlerinde­ki artışa ve bununla müterafik olan gelir artışı ve ödeme kabiliyetinin te­min edileceğini belirtti. Ayrıca Devlet Demiryolları ve P.T.T. Umum Müdür­lüğüne hükümetçe gereken yardımla­rın yapılacağını söyledi.

Bundan sonra Münakalât Vekâleti bütçesinin fasıllarına geçildi, vakit gecikmiş olduğundan yarın sabah saat 10'da toplanmak üzere celseye son verildi.

5 Şubat 1957

 İstanbul :

Polisin modern ve ilmî metodlarla çalışması için vücuda getirilmiş bulu­nan yeni tesisler bu sabah İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Prof. Gökay tarafından hizmete açılmıştır.

Gazetecilerin de hazır bulundukları bu açılışta, İstanbul Emniyet Müdür­lüğünde vücuda getirilmiş bulunan suç harita odası, telsiz ve kumanda odası ve daha evvel çalışmaya başla­mış bulunan ışıklı oda gezilmiş ve her biri hakkında geniş izahat verilmiştir.

Emniyet Müdürü Hayrettin Nakiboğlu, bu münasebetle kısa bir hitabede bulunarak .İstanbul Emniyet Müdür­lüğünün modern metodlarla yeni bir çalışma devresine başladığına işaret etmiş ve tesislerin kazanılmasında maddî ve manevî yardımları bulunan Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, Em­niyet Umum Müdürü Kemal Aygün ve bilhassa haritaların temininde ve diğer yönlerden yardımlarını esirge­meyen, İstanbul polisini daima des­tekleyen İstanbul Valisine teşekkür­lerini bildirmiştir.

Harita odasındaki İstanbul haritası üzerinde şehirde suç işlenen yerler ve bunların kesif bulundukları kısımlar, suçların cinslerine göre muhtelif renk bayraklarla işaretlenmiştir. Haritaya bakıldığı zaman suç kesafetinin bu­lunduğu yerler, suçların cinsi ve faili meçhul suçlar kolaylıkla görülmek­tedir.

Haritadan anlaşıldığına göre, İstanbulda suç kesafetinin bulunduğu mmtakalar bilhassa Tophane, Sirkeci, Tahtakale ve Beyoğlundaki ikinci cad­dedir.

Ayrıca 1951 senesinden günümüze ka­dar işlenmiş olan suçlara ait bir gra­fik hazırlanmıştır. Bu grafiğe nazaran İstanbulun nüfusu son senelerde daha da artmış olmasına rağmen iş­lenen suçlarda bariz bir azalma olmuş ve 1951 de umumî suç yekûnu 17555 iken, 1952 de 16.337, 1953'de 12,727, 1954'de 10.349, 1955'te 7.720 ve 1956 da 7221'e düşmüştür.

Aynı grafikten anlaşıldığına göre hır­sızlık suçu 1951 de 3397 iken 1476 ya, yaralama 1951 d,e 1331 iken 476 ya düşmüş, cinayetler ise aşağı yukarı aynı seviyeyi muhafaza etmiştir.

1953 senesinde kabul edilen kesici ve ateşli silâhlar kanunu ile yasak bıçak ve tabanca zuhurunda bariz bir şekil­de azalmıştır.

Müdüriyetin ikinci katındaki santral ve telsiz odasında da kumanda masa­sı meydana getirilmiştir. Burada da 1.5000 mikyasındaki bir haritada po­lisin motorlu vasıtalarının yerleri, sa­bit istasyonları ve hazır kuvvetlerinin bulundukları yerler görülmekte ve herhangi bir durum karşısında  motorlü vasıtaların ve hazır kuvvetlerin sevk edildikleri yerler dakikası daki­kasına telsiz telefonla öğrenilerek ha­rita üzerinde işaretlenmektedir.

İtfaiyede olduğu gibi Emniyet Mü­dürlüğünde de alarm telefonları vü­cuda getirilmiştir. Başlarında 24 sa­at nöbetçi bulunan, bu alarm telefon­ları İstanbul için 27.45.00, Beyoğlu için 27.45.01 ve Anadolu yakası için 27.45.02 dir.

Işıklı odada ise suçlular emniyet men­suplarına .tanıtılmakta, ve işledikleri suçlar anlatılmaktadır.

Bütün bu tesislerin gezilmesinden son­ra İstanbul Valisi ve Belediye Reisi gördüklerinden dolayı duyduğu mem­nunluğu ifade etmiş, polisin seviyesi­nin yükselmekte ve şehirdeki vukuatın azalmasında ilmin ve iyi hareketlerin büyük rol oynadığını belirtmiş, teşek­kürlerini ve muvaffakiyet temennile­rini bildirmiştir.

 Ankara :

Bütçe encümeni bugün öğleden sonra encümen reisi Balıkesir mebusu Ha­lil İmre ve encümen ikinci reisi Kırklareli mebusu Şefik Bakay'ın riyase­tinde toplanarak Çalışma Vekâletinin 1957 malî yılı bütçesini müzakere et­ti.

Çalışma Vekâletinin bütçesi üzerinde söz alan muhtelif hatipler iş ve işçi bulma kurumunun çalışmalarına te­masla bu kuruma yapılan müracaat­ların miktarını ve bunlardan kaçının karşılandığını, bu teşkilâtın genişle­tilmesinin düşünülüp düşünülmediği­ni, bu seneki çalışmaların evvelkilere nisbetini, işçi sigortalarından istifade eden işçilerin evvelkilere nisbetini, iş­çi sigortalarından istifade eden işçi­lerin miktarını, barındırma yurtları­nın inşası için bir programın mevcut olup olmadığını ve bu sene içinde ne­relerde bunlardan açılacağını, grev hakkının tanınması için ne düşünül­düğünü, işçi sigortalarından ziraat iş­çilerinin de istifade ettirilmesinin mümkün olup olmadığını iş kanunu­na tâbi kadın ve erkek işçilerin mik­tarı ile bu kanunun haricindeki işçi­lerin miktarı ve bunlar için ne gibi tedbirlerin düşünüldüğünü, vasati üc­ret ve asgari ücret miktarının ve bu ikincisinin her yerde tatbik edilebil­mesi için ne gibi çalışmaların mevcut olduğunu, ihtiyarlık sigortasının tâ­dilleri çalışmalarını, işçi sendikaları­nın malî durumunu, işsizlere yapıla­cak yardımların arttırılıp arttırilmıyacağını, işçilerin sıhhî kontrollerinin ne şekilde yapıldığını, hastahane ve hastalık durumlarını, işçi meskenleri inşaatları çalışmaları ve alman yeni tedbirler, memleketteki iş çağındaki nüfusun senelik iş gücünü ve bunun kaçından istifade edildiğini, vefat fi­den işçilerin ailelerine yapılan yar­dımların miktarını ve nerelerde yeni hastahanelerin açılacağını, işsizliğin bahis mevzuu olup olmadığını sordu­lar.

Hatipler bundan başka hastalık sigor­talarının memleketin her tarafına teş mili çalışmalarının ne zaman tamam­lanacağını, Çalışma Vekâletine bağlı hastahanelerin Sıhhat ve İçtimaî Mu­avenet Vekâletine bağlı hastahanelerle birlikte idaresi ve tevhidi için ne düşünüldüğü, iktisadî devlet teşek­küllerine ait bazı iş yerlerinin iş ka­nununa tâbi tutulmasının âmme hizmetlerine ve maliyet fiatlarına icra ettiği tesirler, Çalışma Vekâleti teş­kilât kanunu, fikir işçileri kanununun tâdil çalışmaları hakkında izahat is­tediler.

Bundan sonra söz alan Çalışma Ve­kili Mümtaz Tarhan sorulan sualleri cevaplandırdı. Çalışma Vekili Vekâlet bütçesinin müzakeresi dolayısiyle gös­terilen alâkaya teşekkür ederek iş ve işçi bulma kurumunun çalışmalarına temas etti ve bu müessesenin iş ve iş­çi pazarını mütavatsız olarak organi­ze etmek gayesinde olduğunu, bu işi elindeki bütün imkânlarla başarmıya gayret ettiğini, 500 bin müracaattan 457 binini cevaplandırmak suretiyle vaki taleplerin yüzde 77 sini karşıla­dığını ve bu miktarın memnuniyet bahşolduğunu söyledi. Vekil izahatma şöyle devam etti:

«İv bulmak üzere muhtelif iş yerleri­ne gelmiş olan işçilerimizin iş bulun­caya kadar muhafaza ve bakımı için barındırma yurtları tesisi çalışmala­rımıza devam edeceğiz. Bunun fayda­ları bilhassa cenup hudutlarındaki durumda belirmiş bulunmaktadır. Bu müesseseler aynı zamanda açıktaki iş gücünü faal bir hale getirmek sure­tiyle de büyük faydalar sağlamakta­dır. Bu suretle nerelerde iş gücü ya­ratabileceğimiz hususunda çalışmala­rımız mevcuttur ve bunun için bey­nelmilel bir mütehassıs getirmiş bu­lunuyoruz. Bu çalışmalarımıza bir başlangıç olmak üzere Karadeniz bölge­mizde halıcılık ve kilimcilik bakımın­dan giriştiğimiz faaliyetlerden müsbet neticeler elde ettik. Önümüzdeki yılda barındırma yurtlarının açılma­sına devam edilecektir.

Bundan sonra işsizlik mevzuunda so­rulan suallere cevaben Çalışma Vekili ziraat bünyesinin ayrı bir mahiyette olması bakımından işsizlik mevzuunun sınaî iş yerlerinde çalışan işçiler bakımından mütalâa edilmesinin da­ha yerinde olacağını belirtti. Ve mem­leketimizin içinde bulunduğu kalkın­ma faaliyeti dolayısiyle bu sahalar­daki fabrika vs emsali teşebbüslerle müterafik olarak işçi adedinin de art­tığını söyledi ve iş talebinden çok işçi talebine muhatap olunduğunu ve yapılan çalışmalar Vekâlet olarak bu ka­naate   vâsıl   olunduğunu   bildirdi.

Çalışma Vekili izahatına şöyle devam etti:

«Kalifiye işçi yetiştirilmesine büyük bir ehemmiyet veriyoruz. Bu mevzu ile ilgili olarak İzmirde başladığımız geniş ölçüde çalışmalarımız mevcut­tur. Muayyen branşta kalifiye işçi ye­tiştirmek için teşebbüslerimiz mevcut­tur. Çıraklık, aşçı ve garson yetiştiril­mesi için okullar açmak istiyoruz. Hastahanelerin Sağlık Vekâletiyle bir­likte idaresi ve icap eden tedbirlerin alınması için müştereken çalışmalara girişmiş bulunuyoruz.»

Çalışma Vekili bundan sonra hasta­hanelerin çalışmaları ile yatak ve has­ta adedi hakkında izahat verdi ve 200 milyon liralık bir sağlık plânının ha­zırlanmış olduğunu Ankarada 350 ya­taklı bir hastahanenin ihaleye çıkarıl­dığını, İzmirde Bucadaki sanatoryom inşaatının ve İstanbuldaki 300 yataklı hastanane inşaatının devam etmekte olduğunu bunların yanında İstanbulda Anadolu yakası ve Beyoğlunda 300 er yataklı yeni hastahanelerin yapı­lacağını ve 1959 yılma kadar sağlık sigortasmm memlekete teşmili çalışma­larının tamamlanacağını söyledi.

Bundan sonra grev meselesine te­mas eden Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan grev hakkının işçiler bakımından mahiyetini belirtti ve grevin kabul edilmesinin mevcut şartlar nazarı iti­bara alınarak mütalâa edilmesinin yerinde olacağını, söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

«Hükümet olarak sendikalarımızın in­kişafını arzu ediyor ve bunu temin için istenilen her hizmeti karşılıyo­ruz. Sendikaları idare edecek eleman­ların yetiştirilmesi için kurslar aç­makta ve bunları lâzım gelen ilgililer­le teçhiz etmekteyiz. Şimdiye kadar 22 seminer tertip etmiş bulunuyoruz. 950 senesinde 77 adet olan sendika sayısı 7 yıl içinde şubeleriyle birlik­te 402'ye yükselmiş bulunmaktadır. İş­çilerin sendika ile olan durumlarına gelince 600 bin işçiden 200 bini yani üçte biri sendikalarda âza bulunmak­tadır. Ayrıca sendika binaları inşaat ve tefrişlerine ve sair şeki'ds yardım­larımız 3 sene içinde 5OO bin. liraya yükselmiştir.

Bütün bunlar işçilerimizin yarınki kuvvetli haklarını realize etmek için ihzari teşebbüslerimizdir.»

Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan bun­dan sonra iş ve işçi emniyetinin sağ­lanmasının Çalışma Vekâletinin üze­rinde en fazla hassasiyetle durduğu mevzulardan biri olduğunu, Çalışma Vekâleti teşkilât kanunu fikir işçileri kanunu ve fikir işçileri kanununun hazırlanmış olup yakında yüksek Meclise takdim edileceğini, sosyal hiz­metlerden bütün işçilerin ve hattâ iş verenlerin de istifadesi için çalış­maların devam etmekte olduğunu ve sosyal sigortalar kanununun hazırlık­larının tamamlandığını, ağır ve teh­likeli işlerde çalışanların işe alınma­dan evvel çalışma esnasında 6 ayda bir sıhhî muayenelerinin yapıldığını söyledi.

Vekil daha sonra işçi meskenleri işi üzerinde hassasiyetle durulduğunu ve şimdiye kadar bu mevzu için 70 mil­yon lira sarfedildiğini ve bunun önümüzdeki yıl 105 milyona çıkarılaca­ğını bildirdi.

Çalışma Vekili daha sonra asgari üc­ret ve vasatî ücret miktarları ve işçi sigortalarının plasmanları hakkında izahat verdi.

Bundan sonra müzakerelere geçildi.

Müzakereler esnasında söz alan ha­tipler sosyal yardım işinin memleket, çapında hükümetçe ele alınmasını ka­lifiye işçi yetiştirilmesine ehemmiyet verilmesini, işçinin sağlığı için alman tedbirlerin dama arttırılmasını, kollektif mukavele sistemi meselesinin tetkik edilmesini, iş ve işçi bulma ku­rumuna yapılan yardımın arttırılma­sını, işsizlik sigortalarının tesisini is­tediler.

Bu suretle Çalışma Vekâleti bütçesi­nin tümü üzerindeki müzakereler ta­mamlanmış oldu ve maddelere geçildi.

6 Şubat 1957

 Konya :

Konya ovasını sulamak için yer altı ve yer üstü sularından faydalanmak üzere hükümetimizce hazırlanan bü­yük programın tatbikine hızla devam edilmektedir.

Bu cümleden olmak üzere vilâyetimiz­de bir taraftan yeni yeni artezyenler açılırken diğer taraftan da barajlar inşasına devam edilmektedir.

Geçen senelerde ihalesi yapılan Sille ve Ayrancı barajlarındaki faaliyet mevsimin kış olmasına rağmen de­vam etmektedir.

Dört buçuk milyon liraya ihale edi­len Sille Anrosman barajı taşkından koruma ve sulama gayesi ile inşa edil­mektedir. 3500 dekar araziyi sulaya­cak ve 3500 dekar araziyi de taşkın­dan koruyacak olan bu barajın hâlen yüzde 17 si tamamlanmıştır. 16 mil­yon 269 bin liraya ihalesi yapılan di­ğer Ayrancı barajı ise ovayı sulama gayesiyle inşa edilmektedir. 30 bin de­kar araziyi sulayacak olan bu bara­jın da bugün yüzde 36 sı ikmal edil­miş bulunmaktadır.

Bunlardan başka bu yıl yine Konyada Altunnapa, May ve Apa barajla­rının da inşalarına başlanacaktır. Bunlardan Konyaya 46 kilometre me­safede bulunan May deresi üzerinde inşa edilecek barajın ihalesi 28 şubat­ta yapılacaktır.

Konyanm en büyük barajını teşkil edecek olan Apa barajı ise Ankaradaki Çubuk barajından takriben 20 mis­li büyüklükte olacaktır. Gerek Apa ve gerekse Altunapa barajları sene sonuna doğru ihaleye çıkarılmak üze­re çalışmalara başlanmıştır.

 İzmir :

inhisarlar Umum Müdürlüğü mubayaa grubundan verilen malûmaat göre, Ege tütün piyasasının açılmasından bu yana geçen iki gün zarfında mev­cut 73 milyon istihsal rekoltesinin '39 milyon 400 bin kilosu satılmıştır.

Bu mubayaanın 7 milyon 250 bin ki­losunu İnhisarlar İdaresi 4 milyon 400 bin kilosunu Amerikan firmaları ve 27 milyon 800 bin kilosunu da yerli ve yabancı firmalar yapmışlardır,

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te reis vekillerinden Agâh Erozanın ri­yasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C.H.P.) zaptı sabık hak kında söz alarak geçen toplantıda Devlet Vekili Celâl Yardımcının ko­nuşmasını mevzuu bahis etti ve Dev­let Vekilinin otomobil kazası hâdise­sini tek taraflı olarak ele aldığını ile­ri sürdü. Devlet Vekili Celâl Yardımcı ise bu iddiayı cevaplandırarak ezcüm­le şunları söyledi:

«Sertoğlu arkadaşımız ve arzumuz, buyuruyorlar, sizin yapamadığımız murakabeyi, yapmaktır. Hayır arka­daşlar, maksat ve arzulan asılsız id­diaları mesnetsiz meseleleri ortaya getirerek bir bardak suda fırtına ko­parmak, haysiyetlere tecavüz etmek, şerefleri haleldar etmektir. Maksatları budur, işte.

Şimdi, Nuri Sertoğlu, Vekil, bir iki noktaya cevap vermediler buna cevap versinler, diyor, ben bunun cevabını vereceğim. Fakat kendisi murakabe, tenkid ve tetkik vazifesi ile mükellef olduğunu söyliyen, sahih meseleyi or­taya atmakla övündüğünü iddia eden Nuri Sertoğlu evvelâ burada huzuru­nuza çıktığı zaman şunu diyecektir. Bundan evvelki zabıtlarda Devlet Ve­kili Ankarada iken otomobil İstanbula gitti şeklindeki iddiamı ya ispat ede­ceğim yahut da bundan vazgeçiyo­rum.

Saniyen, kazanın vukuunu müteakip Celâl Yardımcının tayyareye atlıyarak İstanbula gittiği ve baskı yaptığı yolundaki sözlerim doğrudur veya hi­lafı hakikattir demeğe mecburdur. Halbuki sayın Nuri Sertoğlu, ortaya attığı bu isnatların altında yıkılacağı için buna yanaşmıyor ve yeni sualler soruyor.

Şimdi müsaade buyurunuz bu yeni su­allerin cevabını arzedeyim: Hiç me­rak etmesinler, gizli kapaklı hiç bir tarafımız yoktur. Hele bu Meclisi âli­den, hele bu milletten nihan hiç bir amalimiz mevcut değildir. Hepsi aşi­kârdır.

Arkadaşlar, evvelce de arzettim, Mec­lis tatilinden istifade ederek İstanbulda, Vekâletle ilgili işlerimizi gör­mek için otomobille gittim. Bu, benim kanunuî, sarih, milletin ve Meclisin Türkiye Cumhuriyeti hükümeti azası­na tanıdığı bir haktır. Ayın birinci günü tatil olmasına rağmen vazife­lerimle meşgul idim. İkisinde keza hü­kümet işlerini gördüm, ocak ayının 3 üncü günü sabahleyin İstanbuldaki işlerimi gördükten sonra öğleden ev­vel İstanbul radyosunun Ümraniye is­tasyonunu tetkik etmek için Kalamıştaki evime geldim. Oradan Ümraniyeye gidecektim. Refikamın anne­annesinin ağır hasta olduğunu söyle­diler. Hastayı ziyaret için refikamla beraber Kadıköy iskelesine 100 adım mesafede bulunan evlerine gittik ki, hasta bilâhare vefat etti. Refikamı orada bıraktım. Kadıköy vapuru ile Karaköye geçtim. Bir taksiye atlıyarak Gazeteciler Sendikasının top­lantısına gittim. Daha evvel şoföre şu talimatı verdini; «Öğle yemeğini ye, öğleden sonra gazeteciler sendikasına gel, beni al.»

İşte arkadaşlar, şoföre bu talimatı ve­rip ziyarete gittiğim evden ayrıldım. Şoför, refikamın anne annesinin evin­de öğle yemeğini yiyip öğleden son­ra refikamı alıp İstanbula geçtiği bir sırada, saat 15 te Doğancılarda virajı dönerken, bundan evvelki celsede izah ettiğim kaza vukua geliyor.

Şoför kim idi? Arkadaşlar Devlet Ve­kâletlerinde şoför yoktur. Devlet Ve­kâleti şoförü aralık 1955 tarihinden beri Nuri Sertoğlu beyefendinin ismini, hüviyetini, numarasını izah ettiği po­lis Sabridir. Polis Sabrı, emniyet kad­rosunda şoför olarak çalışmaktadır. Devlet Vekâletinin arabasını kullan­mağa başlamadan evvel dahi Dahiliye Vekâletinin ve Emniyet Umum Mü­dürlüğünün arabalarını kullanmakla vazifeli idi.

Devlet Vekili bundan sonra kazayı an­lattı ve tramvayın arkasından âni olarak otomobilin önüne çıkan küçük kız çocuğunun derhal hastahaneye kaldırıldığını, çocukta yara, bere, kı­rık, çıkık olmamasına rağmen her­hangi bir iç kanama olur endişesiyle hastahanede derhal lâzım gelen sıhhî tedbirlerin alındığını ifade etti ve söz­lerine devamla şunları söyledi:

Bu arada Nuri Sertoğlu, şahit ve mah.

Bununla, eğer, tahkikata müdahale edildiğini ima ediyorlarsa bunu bu­rada açıkça söylesinler, cevabını ve­reyim, bir daha ağzına taunu almasın­lar.

Arkadaşlar,

Sizleri temin ederim ki, bendeniz za­bıta tahkikatının cereyan ettiği kara­kolu dahi bilmem. Tahkikat ile meş­gul olmadım, ne doğrudan doğruya, ne endirek bu işten bir malûmatım yoktur. Bendeniz yalnız hasta ile meş­gul oldum, şoför gelip kazayı haber verince çocuğun hastahaneye kaldı­rıldığını duyduğum zaman, hastaha­neye telefon ettim, lâzım gelen ihti­mamın gösterilmesi için ricada bu­lundum. Mademki bayılma hali, kus­ma hali vardır, çocuğun dikkatle mü­şahede altına alınmasını, herhangi bir şeye meydan verilmemesini rica et­tim, işte benim yaptığım, Sertoğlu.

Maruzatım bundan ibarettir.

Ben' Nuri Sertoğlu arkadaşımızın ba­na sorduğu sualleri açık olarak he­yeti celüenize arz ve ifade etmiş ol­duğumu zannediyorum. Kanaatim odur ki, cevapsız kalan bana sorulan sual değil Nuri Sertoğlu arkadaşımı­zın ithamlarıdır. Takdir sizindir.»

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında bazı mebusların teşrii ma­suniyetlerinin kaldırılmasının devre sonuna bırakılmasını tazammun eyliyen encümen mazbataları kabul edil­di.

 Ankara :

Bütçe encümeni bu sabah saat 10 da encümen ikinci reisi Şefik Bakay'm riyasetinde toplanarak İşletmeler Ve­kâleti bütçesinin müzakeresine başla­dı.

Encümenin bu toplantısında söz alan mebuslar, kömür istihsalinin bugünkü durumunu, 1956 yılında kaç çimento fabrikasının faaliyete geçmiş bulun­duğunu, çimento fabrikalarının kapa­sitesini, çimento sanayiinin istihsal miktarını, İşletmeler Vekâletine bağ­lı teşekküllerdeki sermayenin ne su­retle temin edildiğini, şeker fiyatında yapılan ayarlamanın sebebini, harice ne miktarda şeker ihraç edildiğini, şeker şirketinin borcunun mevcut olup olmadığını, Raman ve Garzandaki ham petrol istihsali, Batman Ra­fineri tesislerinin tam olarak çalışıp çalışmadığını, elektrik fiyatlarında bir indirmenin yapılıp yapılmıyaeağını, yıllık şeker istihsalinin miktarını, petrol aramalarının neticelerini, Al­manya için imal edilecek cephanenin değeri, İşletmeler Vekâletinin bir maadin ve senayi vekâleti halini alıp slmiyacağını, sivil ve askerî fabrikala­rın birleştirilip birleştirilmiyeceğini, suni   tahta  ve  kereste  fabrikalarının

km çalışmaları, kimyevî gübre imali hakkında ne düşünüldüğü hususları­nı sordular.

İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu, so­rulan suallerin mevzuları bakımından bir kül olarak ele alınması icap etti­ğini belirtti, ve bu mevzuları sırasiyle cevaplandıracağını bildirdi. Samet Ağaoğlu önce kömür mevzu ve kömür politikası üzerinde durarak kömür po­litikasında esas unsurun linyit kömü­rü olduğunu ve linyit kömürünün tes­hinde ve sanayide kullanılmasının asıl hedef olarak ele alındığını ve daha şimdiden bu hedefe varmak için icra­ata girişildiğini, bu cümleden olmak üzere., iyi cins linyitin İstanbuldan banliyö vapurlarında keza lokomotif­lerde muvaffakiyetle kullandığını, teshin için de linyitin rahatça kulla­nıldığını, ifade etti. Samet Ağaoğlu bu arada 1954 yılında ancak on bin ton linyit istimal edilirken 5556 yılların­da 700 bin ton linyitin kullanıldığını sözlerine ilâve etti. Keza 400 bin ton­luk kapasiteli linyit koku fabrikası­nın kurulmasına karar verilmiş oldu­ğunu da bildirdi. Vekil bundan sonra, taş kömürünün ancak bir ihraç mad­desi olarak ele alındığını, böylece memlekete bol döviz gireceğini söyle­di. Samet Ağaoğlu 1956 yılında tuvenant olarak 5.888.000 satılık olarak da 3.650.000 ton taş kömürü istihsal edil­diğini, bu istihsalin geçen yıllara na­zaran yüzde 7 fazla olduğunu, linyit de ise tuvenant istihsal miktarının 2.068.000, satılık olarak ise 2.215.000 to­na çıktığını, istihsal artışının yüzde ll'i bulduğunu ifade etti. Vekil bun­dan sonra Zonguldaktaki taş kömürü havzasının dış tesislerinin tamamen ikmal edilmiş olduğunu şimdi de iç tesislerin yenilenmekte bulunduğunu. bu iş de sona erdiği zaman, istihsalin daha çok artacağını söyledi. İşletme­ler Vekili Samet Ağaoğlu rafineri ve petrol aramaları, ham petrol mevzularına temas ederek, petrol aramalarının ciddiyetle devam ettiğini, petrol ara­yan yabancı şirketlerin memlekete 30 milyon liralık malzeme getirmiş ol­duklarını, ham petrol istihsalinde kul­lanılan makinelerin bazı eksiklikle­rinin giderilmesi yoluna gidildiğini, bu eksiklikler giderildiği saman istihsayın üzûfeye nispetinde artacağım, rafineri tesislerinin de kurulmasına devam edileceğini bildirdi. Şeker mev­zuunda konuşan Samet Ağaoğlu, umumî şeker kapasitesi yekûnunun 365 bin ton olduğunu, 1950 denberi pan­car ekimi sahalarının fevkalâde art­mış olduğunu söyledi ve şeker fiyatla­rında yapılan ayarlamaya temas ede­rek, bir kilo şeker imalinde pancar çiftçisine 82 kuruş, Ödendiğini, bir ki­lo şekerin teknik maliyetinin 21.35, kâr haddinin ise yüzde lî kuruş oldu­ğunu, Büyük Millet Meclisinden çı­kan kanun gereğince bir kilo şeker için devlete 80100 kuruş resim öden­mek zorunda kalındığını, bu durum karşısında şeker fiyatlarında ayarla­maya gidilmek zorunda kalındığını söyledi. Şeker ihracı hakkında malû­mat veren vekil, evvelemirde dış piya­saları tutmak için, zararına da olsa muayyen bir müddet zarfında şeker ihracına devam edileceğini şimdilik 12 bin ton miktarında şekerin ihraç olu­nacağının tahmin edildiğini ifade et­ti. Samet Ağaoğlu bundan sonra, şe­ker fabrikalarının inşasında kullanı­lan makine aksamının yüzde 8085 inin memleketimizde imal edildiğini, diğer taraftan Türkiye şeker şirketinin yabancı sermayenin iştiraki ile Pakistanda da şeker fabrikalarını kurmak yoluna gittiğini beyan etti. Bütçe encümeni öğleden sonra toplarak ça­lışmasına devam edecektir,

 Ankara :

Bütçe encümeni bugün öğleden sonra saat 15 te encümen reisi Balıkesir me­busu Halil İmrenin riyasetinde topla­narak İşletmeler Vekâleti bütçesi üze­rindeki müzakerelerine devam etti.

Bu celsede İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu sabahki izahatına devam et­ti. İşletmeler Vekili evvelâ çimento meselesine temas ederek sorulan bir münferit suali cevaplandırdıktan son­ra tamamlandığında 3 milyon tona baliğ olacak olan programın tatbiki­ne devam edildiğini ve bugünkü is­tihsal kapasitesinin 1.230.00 ton civa­rında olduğunu, önümüzdeki yıl 640 bin ton kapasiteli 6 yeni fabrikanın açılacağını bunlardan 2 fabrikanın mart başında faaliyete geçmesiyle ka­pasitesinin 1.530.000 tona yükselece­ğini söyledi ve programın tatbikinin yüzde doksanın üstünde bir randıman­la tahakkuk ettirilmiş olduğunu be­lirtti. Yine çimento mevzuunda geçen sene 811 bin ton ve bu sene 300 bin ton çimento ithal edilmesine mukabil önümüzdeki yıl bu miktarın 100150 bin tona düşeceğini 957 senesinden sonra artık çimento ithaline lüzum kalmıyacağim ifade etti.

 Vekil yeni çimento fabrikalarının ku­rulması çalışmalarına işaretle Erzurumdaki tetkiklerin martta nihayete ereceğini, Vanda elverişli toprak bu­lunamadığını, Çanakkalede çalışma­lara devam edildiğini, İçel ve Çukur­ova bölgesi için hususî teşebbüsle bir­likte çalışılacağını söyledi.

İşletmeler Vekili bundan sonra ma­kine ve kimya endüstrisi kurumu ça­lışmaları hakkında izahat vererek bu müessesenin elindeki imkânları ile iyi bir şekilde çalıştığını, gerekli tedbir­lerin ahnmasiyle randımanın arttırıl­masının mümkün olabileceğini söyle­di ve mensucat sanayimizin çok üs­tün bir vaziyette olduğuna işaretle bu sanayiin her türlü ihtiyacının mem­leketimizde temin edilmesi gayesinde olunduğunu belirterek makine ve kim­ya  endüstrisi  kurumunun.kendisine tevdi edilen 1700 adet tezgâh siparişi üzerinde çalıştığını, yeni çay fabrika­larının bu kurum tarafından yapıl­makta olduğunu ve kurumun daha bir çok sanayiin kurulmasında faal bir rol aldığım, fişek fabrikasının bu ku­rumun nezareti altında yapılmakta ol­duğunu aynı şekilde tritil fabrikası ve nitrogliserin tesisatına da iştirak et­tiğini söyledi.

İşletmeler Vekili kuruma yapılan si­parişlere temasla NATO teşkilâtı ta­rafından 3 yılda yapılan 12,5 milyon dolarlık siparişlerden 11 milyon do­larlık kısmının teslim edilmiş olduğu­nu iktisadî devlet teşekküllerinin 15 milyon liralık siparişlerinin tamamen karşılanmış olduğunu, Milli Müdafaa Vekâleti siparişleri üzerinde yeniden tesbit edilen esaslara göre çalışılmak­ta olduğunu tebarüz ettirdi.

İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu bun­dan sonra sanayi faaliyetleriyle bera­ber araştırma laboratuarlarının ku­rulması meselesi üzerinde çalışmala­rın mevcut olduğunu, 2530 bin ton kapasiteli 4 suni kereste fabrikasının en iktisadî yerlerde kurulacağını, enerji kurumu kanunu tasarısı üzerin­de çalışmalara başlandığını bütün enerji tesislerinin yalnız bir istihsal değil aynı zamanda bir tevzi organı olarak bir idareye bağlanması için ge­rekli tedbirlerin alınacağım izah etti.

Bundan sonra enerji meselelerine te­mas eden İşletmeler Vekili, iktisadî inkişafımızın şartlarından birinin ucuz elektrik meselesi olduğuna işa­retle, Btibankın enerji teşebbüslerinin ilk kısmının tahakkukunun sona er­mekte olup yakında programın ikinci kısmına başlanacağını, inşa edilen hava hatları hakkında izahat verdi. Petrol araştırma çalışmalarına temas eden İşletmeler Vekili, bugün 12 şirke­tin 165 sahada araştırmalar yapmakta olduğunu, Türk petrol şirketinin ara­ma faaliyetlerinden müsbet sonuçlar elde edildiğini muhtelif rafineri te­şebbüsleri üzerinde çalışmaların mev­cut olduğunu, hudut üzerindeki saha­lardaki araştırma faaliyetlerine bil­hassa dikkat edildiğini belirtti.

Müteakiben maden tetkik ve arama kurumunun çalışmalarına temas eden işletmeler Vekili Samed Ağaoğlu bu sahadaki araştırma faaliyetlerinin kö­mür demir ve bakır üzerinde bilhassa teksif edilmiş olmakla beraber, volf­ram üzerinde çalışmaların da yapıl­makta olduğunu, uranyum bakımın­dan çok ümit verici emarelerin mev­cut olduğunu, çalışmaların daha ras­yonel bir hale gelmesi için icap eden tedbirlerin alınacağını, belirtti ve bu sahadaki çalışmaların şirketler vasıtasiyle organize edilmesinin düşünül­düğünü, Karabük demir ve çelik fab­rikasının durumuna temasla tahak­kuk safhasında olan 3 üncü yüksek fırının tamamlanmasiyle kapasitenin 650700 bin tona yükseleceğini ve bu fabrikamızın ham madde kaynağı olan Divriğideki araştırma faaliyetlerine devam edilmekte olduğunu söyledi.

Daha sonra azot fabrikasına temas eden İşletmeler Vekili fabrikanın ku­rulmasına devam edilmekte olduğunu söyledi ve yedek parça ve hurdacılık şirketi hakkında izahlarda bulundu.

İşletmeler Vekilinden sonra söz alan muhtelif hatipler Vekâletin ve bağlı müesseselerin çalışmalarından duy­dukları memnuniyeti tebarüz ettire­rek yer altı servetleri çalışmalarına daha fazla ehemmiyet verilmesini, pancar istihsal eden köylülerin köy yolları yapımı faaliyetlerine yardım edilmesini, petrol ve kömür istihlâk­lerinin daha rasyonel esasa bağlan­ması için tedbirler alınmasını, tek­nik eleman meselesine gereken alâ­kanın gösterilmesini istediler ve şeker fabrikaları ile çimento fabrikalarının kurulmasının memlekete sağladığı faydaları tebarüz ettirdiler.

7 Şubat 1957

 İzmir :

Ege tütün piyasasının açılması mü­nasebetiyle İzmire gelen ve mubayaa seyrini mahallen takip eden Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Hüsmen Anadolu Ajansına şu beyanatı vermiş­tir:

«Ege bölgesi 1956 mahsulü tütün pi­yasasının açıldığı 4 şubatpazartesi gününden 6 şubat çarşamba günü ak­şamına kadar üç gün içinde satılan tütün miktarı 48 milyon 105 bin kilo­yu bulmuştur. Bunun 10 milyon 800 bin kilosu İnhisarlar İdaresi, 4 milyon 829 bin kilosu Amerikan şirketleri ve 32 milyon 476 bin kilosu da tüccar ta­rafından satın alınmış bulunmakta­dır.

Evvelce yapılan tahrir neticesi rekol­te 70 milyon kilo olarak tesbit edil­miş olduğuna göre, müstahsil elinde hâlen 22 milyon kilo satılmamış tütün mevcut demektir. Ancak, ambarlama sonunda bu rakamın mutat üzere bir­kaç milyon daha olacağı tabiidir. Pi­yasanın seyrine göre bunun da kısa zamanda satılacağı şüphesizdir.

Esasen geçen sene memnuniyetle kar­şılanan ilk üç gün içinde ancak 31 mil­yon 803 bin kilo satılmış olduğu na­zarı dikkate alınacak olursa, bu seneki satışların süratle inkişaf etmek­te olduğu anlaşılır. 6 şubat akşamına kadar satıldığını yukarıda ifade etti­ğim 48 milyon 105 kilo tütünün umu­mî vasati fiyatını mahsul randımanı geçen seneden kısmen düşük olması­na rağmen, 265 kuruştur. Beher kilo için ödenmesi mukarrer 25 kuruş, bu rakamın dışındadır. En yüksek vasa­ti fiyat daima olduğu gibi İnhisarlar İdaresinin mubayaalarına aittir. Ge­çen sene piyasanın aynı miktar satı­şının umumî vasati fiyatı ise 266 ku­ruş olduğuna göre, bu sene tütün fiyatlarının geçen seneden çok düşük olduğu hakkında yapılan beyan ve iddialar tamamen mesnetsiz kalmak­tadır.

Umumiyetle aldığımız haberler, hükü­metin bu mevzuda aldığı tedbirlerden ve İnhisarlar İdaresinin hareket hat­tından piyasanın memnun olduğu merkezindedir. Yer yer vaki bazı mev­zii müracaatlar üzerine icap eden tedbirler süratle alınmakta ve müstah silin hak ve menfaatlerinin korunma­sına âzami gayret sarfolunmaktadır. Eğe tütün müstahsilleri vatandaşla­rıma tekrar ifade etmek isterim ki, İnhisarlar idaresi piyasanın sonuna kadar mahsulün değer pahası ile sa­tılmasını sağlamak maksadiyle des­tekleme vazifesini ifaya devam ede^ çektir. Bundan dolayı en ufak bir endişeye mahal yoktur. Bu hususların temini için mubayaa işlerine nezaret etmek­te olan heyet ile İnhisarlar Umum müdürü ile mütehassısları piyasanın seyrini takip ve murakabe vazifesi ile buradadırlar.»

Gümrük ve İnhisarla Vekili bugün saat 12,30 da İstanbula müteveccihen uçakla şehrimizden ayrılmıştır.

 Ankara :

Baraj ve sulama tesislerinden ziraî sa­hada âzami derecede faydalanmak maksadiyle Ziraat Vekâletine bağlı bir «toprak muhafaza ve ziraî sulama iş­leri reisliği» kurulmuştur.

Küçük su ve kurutma işleri, toprak etüt ve haritalama, toprak muhafaza­sı tedbirlerinin alınması, ziraî işletme plânlarının hazırlanması ve toprak verimliliği gibi mevzularda geniş Öl­çüde faaliyete geçmek üzere teşkilât­lanan «toprak muhafaza ve ziraî su­lama işleri reisliği» bu cümleden ola­rak İzmir, Aydın, Denizli, Muğla, Ma­nisa ve Balıkesir vilâyetlerinde su­lama, kurutma, toprak ve su muhafazasiyle ilgili her türlü tesisleri mey­dana getirmek ve faaliyetlerde bulun­mak üzere İzmirde bir «bölge toprak muhafaza ve ziraî sulama işleri mü­dürlüğü» teşkil etmiş bulunmaktadır.

8 Şubat 1957

 İstanbul : 

Türkiyede çıkan ve 2527 numaralı ka­nunla derlenen gazete ve dergiler 1956 yılı istatistiği Maarif Vekâleti basma yazı ve resimleri derleme müdürlü­ğünce tesbit ve ilân edilmiştir.

Buna göre memleketimizde geçen yıl 1.510 gazete ve dergi süreli yayın yap­mıştır. Bunlardan 806'sı gazete, 704'ü dergidir. Gazete ve dergilerin 640'ı İstanbulda 870'i yurdun başka yerlerin­de çıkmıştır.

Gazetelerden gündelik olanlar 363, gündelik olmayanlar 1.146 dır. Günde­liklerden 67'si İstanbulda, 296'sı Türkiyenin başka yerlerinde çıkmıştır. Gündelik olmayanlardan 195'i hafta­da bir, 28'i haftada iki, 6'sı haftada üç, 65'i on beş günde bir, 34'ü ayda bir, 5'i iki ayda bir, 2'si üç ayda bir, 23.Ü yılda bir, 85'i süresi belirsiz ola­rak yayınlanmıştır.

Dergilerden haftalık olanlar 101,'haf­tada üç defa çıkanlar, 2, on beş gün­lükler 33, aylıklar 270, iki aylıklar 27, üç aylıklar 44, altı aylıklar 15, yıl­lıklar 127, süresi belli olmayanlar 85 tir.

Bu 1.510 gazete ve dergiden 344.nün ilk sayısı geçen yıl çıkmış geri kalan 1.166 sının ilk sayıları daha eski yıl­larda basılmıştır. Böylece, 1956 yılında yeniden çıkmağa başlayan 344 sü­reli yayından 178'si gazete, 166'sı der­gidir. Yeniden çıkan gazetelerin 62'si İstanbulda 116'sı yurdun başka yerle­rinde yayınlanmıştır. Yeni gündelik gazetelerin 17'si İstanbulda, 30'u mem­leketin diğer yerlerinde çıkmıştır. 1956 yılında yeniden çıkmağa başla­yan 178 gazeteden gündelik olan 47, gündelik olmayanlar 131 dir. Bu so­nunculardan 65'i haftalık, 8'i hafta­da iki, l'i haftada üç, 211 on beş gün­lük, 9'u aylık, 2'si iki aylık, 5'i yıllık, 20 si süresi belirsizdir.

Gene 1956 yılında çıkmağa başlayan 166 yeni dergiden 86'sı İstanbulda, 79'u yurdun başka köşelerinde yayınlan­mıştır. Yeni dergilerden 43'ü haftalık, 14'ü on beş günlük, 65'i aylık, 3'ü iki aylık, 4'ü 3 aylık, 12 si yıllık, 21'i süresi belirsiz olarak neşredilmiştir.

1955 yılında çıkmış bulunan gazete ve dergilerin sayısı ise 1.329 idi. Bunlar­dan 787 si gazete, 542 si dergi idi. Ga­zetelerden gündelik olanlar 278, gün­delik olmayanlar 509 idi.

İlk sayıları 1955 ve 1956 yıllarında çık­mış bulunan gazete ve dergilerin ra­kamında tam bir benzerlik var ki bu rakam 344 tür.

Bu duruma göre, Türkiyede gazete ve dergi sayısı geçen yıla nazaran İSİ ar­tış göstermiştir. Süreli yayınların ti­raj ve satış sayıları bilinmediğinden, baskı ve satış nisbetleri hakkında bir şey söylenemez.

1956 yılında memlekette basılıp der­lenen kitap ve broşürlere dair istatis­tik de derleme müdürlüğünce hazır­lanmaktadır. Tesbit işi biter bitmez rakamlar ilân edilecektir.

9 Şubat 1957

 İstanbul :

Çin Hariciye Vekili ve Çinin Birleşmiş Milletlerdeki daimî delegesi ekselans Dr. George K.C. Yeh, hükümetimizin davetlisi olarak bugün saat 11.25 te uçakla İstanbula gelmiş ve Yeşilköy hava meydanında Formozayı ziyaret etmiş olan Büyük Millet Meclisi heye­ti âzasından İstanbul mebusu Nazlı Tlabar, vali muavini Nazım Başlamiş, Emniyet Müdürü Hayreddin Nakiboğlu ve Protokol Umum Müdür Mu­avini Yümnü Sedes ile Cin sefareti er­kânı tarafından karşılanmıştır.

Hava meydanının şeref salonunda ga­zetecilerle kısa bir konuşma yapan ek­selans Yen sözlerine memleketimize gelmekten dolayı duyduğu büyük sa­adeti ifade etmekle başlamış ve yarın Ankaraya gideceğini, orada hüküme­timiz erkâniyle görüşerek uzun zamandan beri hazırlıkları devam eden bir kültür anlaşmasını imzalamak ümidinde  olduğunu söylemiştir.

Türkiye ile Çin arasındaki dostluğun çok uzun bir mazisi olduğunu belirten Çin Hariciye Vekili, Atatürkün ve Türk milletinin mutlak istiklâle kavuşmak, terakki ve istikrara doğru yürümek için çok nâmüsait şartlar içinde yap­tıkları mücadeleyi Çinlilerin yakından ve büyük bir hayranlıkla takip etmiş olduklarını ifade etmiştir.

Bu seyahati esnasında Romada Çin ile İtalya arasında bir ticaret anlaş­ması, Madritte ise Çin ile İspanya ara­sında bir kültür anlaşması imzalamış bulunan ekselans George K.C. Yeh, Ankaradan Washingtona dönecek, yolda muhtemelen Atinaya uğrayarak oradaki Çin sefaretini ziyaret edecek­tir.

Çin Hariciye Vekili, Kıbrıs meselesi hakkında kanaatini soran bir gazeteciye cevaben, «Biz, ötedenberi, bu me­selenin şiddetten uzak olarak ve mus­lihane yollardan halli lâzım geldiği fikrini müdafaa ettik» demiştir.

Bundan sonra ekselans yeni Cin ile, Japonya arasındaki münasebetlerin çok dostane olduğunu, Çinin ihraca­tının yüzde ellisini Japonyaya, Japonyanın da ihracatının yüzde otuzunu Çine yapmakta olduğunu izah etmiş­tir. Ancak Hariciye Vekili, komünist­lerin Japonyada günden güne daha aktif vaziyete geçmekte olmalarının Çinin endîşeyle takip ettiğini açıkla­mıştır.

 İstanbul :

Türkiye İş Bankası Umum Müdürü Üzeyir Avunduk bugün saat 16 da Hilton otelinde tertip ettiği basın top­lantısında, İş Bankasının 1956 yılını bir milyarı aşan mevduatla kapamış olduğunu gazetecilere bildirmiş ve bu münasebetle bankanın faaliyetleri hakkında izahat vermiştir. Ankarada klüp ambasadörde tertip edilen diğer bir toplantıda metni Ankara basınına da tevdi olunan bu beyanatında umum müdür Üzeyir Avunduk demiştir ki:

«Bugün sizleri Türkiye İş Bankasının elde ettiği yeni ve değeri büyük bir başarıyı tebşir etmek arzusu ile bura­ya davet etmiş bulunuyoruz. Bu ba­şarının istihsalinde yalnız camiamız­da yer alan mesai arkadaşlarımızın bilgili, metotlu ve ahenkli çalışmaları değil, güzide halkımızın müessesemiz etrafında halelenen ve gün geçtikçe artan sevgi ve itimadı ile seviyeli ba­sınımızın her vesilede bizden esirge­mediği ilgi ve teşviki başlıca âmil ol­muştur.

Türk efkârını temsil eden Türk basını mensupları sizlerin şahsında asil hal­kımıza ve sizlere bu yönden şükran­larımızı arz ile mevzua geçiyorum.

Otuz üçüncü çalışma yılını süren Tür­kiye İş Bankası geçen bilanço yılını bir milyarı aşan mevduatla kapamış­tır. Gelecek ay neşredilecek bilançoda bu bir milyarı hattâ yüz milyon fazlasiyle görmek kabil olacaktır. Memle­ketin en büyük ticaret bankasının eriştiği bu müstesna vaziyeti müjdele­mek nâçiz şahsıma müyesser olduğun­dan bahtiyarlığım sonsuzdur.

Pek iyi takdir edersiniz ki, bu netice­yi elde etmek kolay olmamıştır. Mil­lî mücadele zaferinin içeride ve dışa­rıda sağladığı itibar ve kudret, mil­letin hakikî kurtuluş tedbirlerine, ik­tisadı kalkınmaya hasredilecekti. Bu­nun icap ettirdiği çeşitli malî ve ikti­sadî hamleleri desteklemek ve yur­dun muhtaç olduğu geniş Ölçüde kre­diyi sağlamak gibi gayretlerle ve bü­yük Atatürkün arzu şe işaretleriyle Re reisicumhurum Sayın Celâl Bayar tara­fından kurulan Türkiye İş Bankası, ilk günden beri daima tasarruf hareketi­ne ön plânda ehemmiyet vermiş ve bu yoldan toplanacak millî sermayenin yurdun iktisadî gelişmesinde temel ta­şı ve kuvvet kaynağı olacağı takdir edilmişti. Bu hususu teyit eden küçük bir hâtırayı nakledeyim: 1924 yılının 26 ağustosunda kurulan bankamızın aynı yılın sonunda tanzim edilen dört aylık bilançosunda tasarruf mevduatı sadece 12.554 liradan ibaretti. Bi­lanço bankanın umum müdürün sa­yın Bayara takdim edildiği zaman bu rakamı on iki milyona yükseltmeyi gaye edininiz, direktifini vermişlerdi. Otuz iki yıl içinde çok hassas olan mevduatı zaman zaman duraklatan veya gerileten çeşitli hâdiselere, buh­ranlara, türlü rekabetlere rağmen bankamızca sarfedilen emekler, her vasıtaya başvurularak yapılan telkin ve teşvikler, çocuğundan gencine, gen cinden ihtiyarına kadar her yaşta yurttaşa hitap edilerek girişilen ta­sarruf propagandası cemiyetimizde tasarruf terbiyesinin doğmasını ve yer­leşmesini sağlamıştır. Otuz yıl evvel hayal olan bugün hakikat olmuştur. Gayret ve himmetler meyvelerini ver­miştir. Türkiye İş Bankacıları gayele­rinden birine erişmiş olmanın sevinç ve iftiharı içindedirler.

Mevduatın artışında son yıllarda hü­kümetçe bilhassa sınaî ve ziraî saha­larda alman kalkınma tedbirlerinin ve yapılan hamlelerden doğan ekonomik gelişmenin yarattığı imkânların da esaslı rol oynadığını memnunlukla kaydetmek isterim.

Bu münasebetle, memleketimizde tasarruf terbiyesinin yayılmasında te­sir ve hizmeti tebarüz ettirilmesi ge­rekli bir vasıtanın kumbara olduğunu söylemek kadirbilirlik icabıdır. Eski Türk hayatına iptidaî şekilleriyle esa­sen karışmış olan kumbara, bankamız tarafından 1928 de ele alınmış ve ona verilen modern hüviyeti ile menfaatli ve sistemli bir tasarruf vasıtası ol­muştur. Kumbaraya yeni hayatımızda bu mevkii sağlayan millî tasarruf ha­reketinin babası Celâl Bayardır. Ni­tekim bankamızda umum müdürlüğü sırasında idare meclisince hazırlanan yıllık bilanço raporlarında bu mevzu üzerinde defatle ve ısrarla durulduğu görülmekte, para biriktirme hevesini ve zevkini aşılayan bu vasıtanın bir gün Türkiye İş Bankasının büyük hizmetleri arasında sayılacağı işaret edilmektedir. Çok geçmeden o güne vardık. Bugün Türk çocuklarının el­lerinde yuvalarımızı süsleyen ufak ka­salar halinde binlerce «İş» kumbarası vardır.

Biraz evvel, Türkiye İş Bankasının memleketimizde tasarruf hareketini teşvik yolundaki himmet ve gayretini ifade etmiştim. Şimdi de gene ilk de­fa bankamız tarafından ihdas ve tat­bikine geçilen tasarrufu teşvik ikra­miyeleri mevzuuna temas edeceğim. Bankamız makul ve mutedil bir tat­bikatçısı olarak bu ikramiye usulün­den daima iyi neticeler almış ve bu usulün lüzum ve faydasına kani ola­rak devamına taraftar olmuştur. Bazı muhalif, zaman zaman bu ikramiye sistemi aleyhinde bir cereyan yarat­mak istemişse de kesin olarak bu sis­temin kaldırılmasını tavsiye eden ol­mamıştır. Bankamız bu sistemin daha uzun seneler devamının zarurî bu­lunduğu kanaatindedir. Amerika ban­kacılık âleminde son zamanlarda bu usulün revaç bulduğunu müşahede etmekle ve şimal memleketlerinde bu usule yakın ilgi gösterildiğini görmek­le dâvamızın ehemmiyetini ve doğ­ruluğunu bir defa daha anlıyoruz. Ni­tekim, News Week mecmuasının 21 Ocak 1957 tarihli nüshasında bazı bü­yük Amerikan bankalarının tasarruf mevduatının celbini sağlamak için çe­şitli ikramiye sistemlerine başvurduk­larını kaydeden bir makale yayınla­mıştır. Aynı makaleden öğrendiğimize göre ilk defa hesap açtıran mudilere hediyeler verilmesi usulü Amerika bankaları arasında da tatbik sahası bulmaktadır.

Bankamız kumbarayı bir biriktirme vasıtası olarak ele almak, tasarrufu teşvik ikramiye usulünü ihdas etmok ve zamanla cazibesini artırmak, ta­sarruf terbiyesini halk yığınları ara­sında yaymak için çeşitli, vasıtalar­dan faydalanmak gibi gayret ve ham­lelerine son yıllarda bir yenisinide katmıştır. Bu da mudilere ihtiyarlık sigortasına benzer aylık bir irat veya gençlere tahsil ve cihaz masrafları karşılığı yahut iş sermayesi olabile­cek toplu bir meblâğ teminidir. Bün­yemizde «îratlı küçük carî hesap» adım alan bu yenilikten alman ilk ne­ticeler hayırlı ve ümit vericidir.

 Müsaade ederseniz şimdi de size Tür­kiye İş Bankasının kurulduğu gün­den bugüne kadar mevduat seyrini gösteren bir tablo takdim edeyim:

Tasarruf mevduatı

nm umumî mevduat

Seneler

Umumî mevduat.

Tasarruf mevduat

nisbeti %

1924

2.469.236

12.554

0.51

1925

8.061.377

132.290

1.64

1930

42.917.975

3.913.655

9.12

1935

59.891.457

20.190.444

33.71

1940

70.363.218

18.717.643

26.60

1945

182.540.575

69.843.090

38.26

1950

282.571.135

136.664.614

48.36

1955

838.122.837

435.649.465

51.97

1956   (*)

1.100.000.000

600.000.000

54.55

(*) Rakamlar

takribidir.

Bu tabloda bankamıza emanet edilen mevduatın umumi yekûnu ile buna dahil tasarruf mevduatı ayrı ayrı kay­dedilmiştir. Tablodaki rakamlar ince­lenecek olursa görülecektir ki, tasar­ruf mevduatının umumî mevduat ara­sında kendini gösteren bir varlık ha­line gelmesi ancak zamanla olmuştur. 1924 yılının dört ayında toplanan 2.469.236 lira mevduat içinde tasarruf mevduatı lehine görülen kıpırdama bilhassa son yıllarda daha sevindirici bir gelişme göstermiş ve 1956 da ise diğer mevduatı bariz bir surette aş­mıştır.

İzahlarımı tamamlamadan, bankamı­zın bu kabarık mevduatı büyük bir hassaslık ve titizlikle idare ettiğini söylemek isterim. Bankalar kanunu gereğince kanunî karşılıklar tefrik edildikten sonra geriye kalan menabiin büyük kısmı ticarî ve sınaî faa­liyetin muhtaç olduğu kredilere ve iktisadî kalkınma hareketlerine işti­rakte kullanılmaktadır. Bankamızın sanayi hareketlerine doğrudan doğ­ruya iştiraki ve yardımı ise her yıl muntazaman artmaktadır.

 Dâhi Atatürk 1936 da bankamızın ku­ruluş yıldönümünde telle göndermiş olduğu son iltifatnamesinde «İş Ban­kası, Cumhuriyet tarihinde ekonomi bakımından başlı başına yer alacak­tır» buyurmuşlardı. Bu millî müesse­senin idare mesuliyetini üzerlerine alanlar bankanın bu tarihî iltifata da­ima lâyık kalmasına itina göstermek­te ve vazifelerde nöbet değiştirilirken emaneti devralanlar bu his ve ruh aletini tevarüs etmektedirler.

Sözlerime son verirken, uğurlu elleriy­le kurduğu müessesenin gelişmesini yakından takip eden, onu her fırsat­ta irşatlarından faydalandıran Reisi­cumhurumuz Sayın Celâl Bayara min­netlerimizi, büyük müzaheretleri ça­lışmalarımızda gayret ve şevkimizi ar­tıran değerli Başvekilimize ve hükü­met azalarına şükranlarımızı ifadeyi borç biliriz.»

Üzeyir Avunduk beyanatını müteakip gazetecilerin sorduğu muhtelif sual­leri cevaplandırmıştır.

Hariçten Türkiyeye gelerek envestisman yapmak isteyen ecnebi şirketlerle bankanın memnuniyetle işbirliği yapmak yolunda olduğunu söyliyerek, muhtelif misaller vermiştir. Bu arada senede 192 bin otomobil ve kamyon lâstiği imal edecek 25 milyon lira ser­mayeli yeni bir tesisten bahsetmiştir. Son hazırlıkları yapılmakta olan bu tesis Kocaeli mmtakasında kurulacak­tır.

Umum Müdür İş Bankasının İskende­riye ve Lefkoşedeki şubeleri hakkında sorulan sualleri cevaplandırmış ve bil­hassa Lefkoşede ermeniler ile ramla­rı» dahi mevduatta bulunduklarını bildirmiştir.

İş Bankası önümüzdeki yıl mevduat miktarını 2 milyarın fevkine yüksel­teceği kuvvetle ümit edilmektedir.

Basın toplantısını bir kokteyl parti takip etmiş, kokteylde İş Bankası Meclisi idare reisi ve azaları, şehrimizdeki diğer bankalar ileri gelenleri ve ticaret hayatı iş adamları refika­ları ile hazır  bulunmuşlardır.

10 Şubat 1957

 Doğu Beyazıt :

Amerikan halkı tarafından Türk hal­kına hediye olarak gönderilen gıda maddelerinden kazamıza isabet eden iki ton peynir, yağ ve süt tozu kaza­mız Kızılay teşkilâtı tarafından köy ilk okul ve orta okul ve fakir halka dağıtılmıştır. Bu dağıtımda kızılay teşkilâtının gösterdiği hassasiyet kaza halkı tarafından şükranla karşılan­mıştır.

11 Şubat 1957

 Adana:

Çukurova pamuk müstahsilinin büyük desteği ve fiyat tanziminde yegâne nâzını rol sahibi Çukobirlik, içinde bu­lunduğumuz kampanya zarfında 100 milyon liralık devlet müdahale mübayaatı yapmıştır.

Çekilmiş pamuk olarak 26 milyon ki­lo tutan ve pamukların haricinde   Iğdırdan 5 milyon liralık, Ant Birlikten de 5 milyon liralık mubayaa yapılmış­tır. Bu suretle Antalyadan Iğdıra ka­dar geniş bir bölge üzerinde devletin himayeci ve müstahsili koruyucu kolu olarak gayret sarfeden Çukobirlik, bu büyük stoklardan 16 milyon kilosunu Avrupaya satarak iktisadî hamlelerimizdeki ehemmiyeti büyük olan mil­yonlar değerinde dövizin memleketi­mize girmesini sağlamıştır,

Tamamen ihraç edilmiş bulunan bu 16 milyon kilo pamuktan ayrı olarak, 14 milyon kiloluk ikinci parti pamuğun da bu günlerde şevkine başlanacak­tır.

Ankara :

Başvekil Adnan Menderesin geçen günkü basın toplantısında memleket sanayiindeki inkişafa dair verdiği ra­kamlardan pamuklu dokuma sanayii­ne ait bulunanlarda bir yanlışlık ol­muş ve hususî sektöre 1950 istihsali 107,5 milyon metre iken 51 milyon metre ve yine hususî sektörün 1956 istihsali 567 milyon metre iken 230 milyon metre  gösterilmiştir.

Buna göre, devlet sektöründeki pa­muklu istihsali, 1950 de 101 milyon metre iken 1956 da 150 milyon metre­ye çıkmış, aynı müddet zarfında hu­susî sektörün pamuklu istihsali ise 107,5 milyon metreden 567 milyon metreye çıkmıştır.

Ankara :

Büyük Millet Meclisi, bugün saat 15 te reis vekillerinden Fikri Apaydın'ın riyasetinde toplandı.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında Diyarbakır mebusu Musta­faEkinci. Balıkesir mebusu Enver Gü­reli, Burdur mebusu Fethi Çelikbaş, Kocaeli mebusu Turan Güneş ve To­kat mebusu Hasan Kangalın teşrii mâsuniyetlerinin kaldırılmasının devre sonuna bırakılmasını tazammun eyle­yen mazbataların müzakeresi sırasın­da söz alan Manisa mebusu Muammer Alakant (Hur. P.), mevzuu bahis me­busların teşrii masuniyetlerinin kal­dırılması talebinin toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununun tatbikin­den ileri geldiğini iddia etti ve bun­dan dolayı mezkûr kanunun yeniden gözden geçirilmesi icap ettiğini bil­dirdi. Kocaeli mebusu Turan Güneş (Hür. P.ı de kendisinin teşrii masu­niyetinin kaldırılması ve aleyhine âm­me dâvası açılması konularında, müd­deiumumiliğin sahte vesikalar tanzim ettiğini, yalancı şahitlerin bulunduğu­nu ifade etti ve toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununun tek taraflı olarak tatbik edildiiğni sözlerine ilâve etti.

«Turan Güney bu arada takibata mevzu teşkil eden hâdiseyi anlata­rak dosyadan müddeiumumilik fezle­kesini, şahitlerin ifadelerini ve tutu­lan zaptı okuduktan sonra tertipli bir dosya tanzim edilmiş olduğunu ve or­tada bir suç bulunmadığını söyledi. Devlet zabıtası ve müddeiumumilik hakkında küstah gibi çok ağır tâbirler kullanarak konuşmasına devam etti. Savcılık tarafından hazırlanan tah­kikat evrakının sahte, uydurma ve tertip eseri olduğu iddiasında bulun­du. Netice itibariyle teşriî masuniye­tinin kaldırılmaması yani takibatın ve mahkemenin devre sonuna bırakıl­ması hakkındaki encümen mazbatası­nın esbabı mucibesi değiştirilerek kabul edilmesi talebinde bulundu.»

Bu iddialar üzerine söz alan Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk ez­cümle şunları söyledi:

«Muhterem arkadaşlarım, istirabın ifadesi, bir hususun müdafaası, hattâ şahsî müdafaa, muhakkak ki kanun­ların çerçevesi ile mahdut olduğu ka­dar ayni zamanda şu yüksek mecli­sin şiarı olan teşriî nezaket ve usul prensipi içerisinde cereyan etmek lâ­zım gelir.

Esasa girmiyeceğim. Çünkü aslında şu kürsü bu meselenin esasının muhake­mesine ve müdafaasına zaten imkân vermez. Buna lüzum da yok. Yaptığı­nız kanunların tatbikine müteallik ve tamamen icranın selâhiyeti cümlesin­den olan bir meselenin, nihayet gene aynı usullerle adliyeye intikali lâzım geldiğine ve bin netice bu meselenin adliye tarafından çözülmesi icap   ettiğine göre burada filân şahidin, filân mazbatanın ceza filân zaptın okunma sına ve bunların bilhassa tek taraflı olarak beyan edilmesine aslında lü­zum yoktur. Zaten mesele, bilâhare, adlî yollarla halledilecektir.

Muhterem Turan Güneş'in bu baptaki gayretlerini, yüksek heyetinizi fuzulî şekilde işgal telâkki ediyorum. Asıl üzerinde durmak istediğim cihet, bir mebus arkadaşımızın, kendisini mü­dafaa için dahi olsa memleketin adli­yesine, müddeiumumisine, bütün ida­re mekanizmasına, bütün icrasına yüksek huzurunuzda ağız dolusu tez­yif, tahkir, istihfaf beyanları yağ­dırmak hususunda kendisini serbest addetmesidir. Kendisi buna asla me­zun değildir arkadaşlarım. Hepimizin malımız, canımız, ırzu namusumuz adliyeye, bu insanlara mevdudur. Bu insanları burada böyle huzurunuzda kötülemeğe haklı değiliz.

Müddeiumumilik bazı delilleri orta­dan kaldırmıştır, diyor. Niçin kaldır­sın? Müddeiumumilik bundan mü­nezzehtir Turan arkadaşım. Hiç bir za­man adliye, müddeiumumilik, delil­leri ortadan kaldırmaz. Bilâkis delil­leri toplamağa, arayıp bulmağa mec­burdur ve böyle yapar.

Kendisi hakkında sahte bir şekilde dosya tertiplenmiştir, diyor. Yani müd deiumumilik işini gücünü bırakmış, muhalif partilerin peşinde koşuyor demek istiyor ve haksız ve yersiz bir takım isnatlarla bütün adliyeyi ve ne­tice itibariyle bütün icrayı töhmet ve hakaret altında bulundurmağa cüret ediyor. Bu doğru değildir, arkadaşla­rım. Bunlar, heyetinize karşı yapıl­ması ve söylenmesi gayri caiz olacak bir davranıştır. Bunlar hiç bir suretle heyetinizin tasvip ve kabul edemiyeceği hususlardır. Kendilerinde bir ze­hap var: Konuşulanlar toplantılar ve gösteri yürüyüşleri kanununa veya diğer bir kanuna aykırılık arzettiği zaman bununla ilgili olanlar eğer muhalif ise ayrı, muvafık ise ayrı mu­amele görür gibi bir zehaba, daha doğ­rusu bir inanışa sahip olarak konu­şuyorlar.

Bunu sureti katiyede reddederim. Ka­nunlarımız, tam bir eşitlikprensibi içinde herkese tatbik olunmaktadır. Ehli insaf muhaliflerimiz de zanne­derim bunu kabul ederler.

Savcılar, âmme takibatını yalnız mu­haliflere tatbika nereden hak kazan­mışlardır, diyor. Savcılar her zaman suç işleyenlere âmme takibatını tat­bike mecburdurlar. Savcılar aleyhimi­ze dosya tertip ediyorlar, sözünü ta­mamen reddederim. Adalete iftirayı tazammun eden bu sözlerin geri alın­masını, yüksek huzurunuzda sarfedilmemesi lâzım geldiğini de bilhassa arzediyorum.

Turan Güneş arkadaşımız doğrudan doğruya kanunların müsavat daire­sinde tatbik edildiğine itimat buyur­sun, kendileri hakkında vaki olan bu takibatın neticesini adliye elbette sa­yıklayacak ve hakka makrun bir hal tarzına bağlayacaktır. Bunu böyle ka­bul ettikleri takdirde mebusluk vazi­felerini daha iyi bir şekilde yapmış olacaklarını da hürmetlerimle arzederim.»

Sivas mebusu Ercüment Damalı da söz alarak, Turan Güneşin konuşması üzerinde durdu ve Turan Güneşin ad­liye cihazına karşı kullanmış olduğu lisanın asla terviç edilemiyeceğini be­yan eyledi.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında Giresun mebusu Abdullah İzmenin ateşli silâhlar ve bıçaklar hakkındaki 6136 sayılı kanuna 6768 sayılı kanunla eklenen muvakkat maddenin beşinci bendinin tadiline dair kanun teklifi ile bazı müessese­lerin 1956 yılı bütçe kanuna bağlı cet­vellerde değişiklik yapılmasını ta­zammun eyleyen kanun lâyihaları mü zakere   edilerek   kanunlaştı.

Büyük Millet Meclisi çarşamba günü toplanacaktır.

 Ankara :

Milliyetçi Çin Hariciye Vekili ekselans Dr. George K.C. Yeh bugün Ankaraya muvasalatında şu beyanatı vermiş­tir:

«Önümüzdeki çarşamba günü Çin el­çiliğinde bir  basın konferansı tertip edildiği için şimdilik size, Türk hü­kümetinin bana göstermiş olduğu sa­mimî ve sıcak hüsnükabulden dolayı ne kadar mütehassis olduğumu kısaca ifade etmekle iktifa edeceğim. Bildiği­niz gibi, ziyaretimin bir gayesi de, Türk hükümeti ile bir kültür anlaş­ması aktetmek olacaktır. Fakat bu ziyaretin asıl geniş mânasını, iki mem leketimiz arasında ananevi dostluğu yeniden teyit etmek ve devlet adam­larınızla memleketimizi ilgilendiren mevzular üzerinde fikir teatisinde bu­lunmak suretiyle bu dostluğu bir kat daha kuvvetlendirmek arzusunda ara­mak lâzımdır.

Biz Çinliler, Atatürkün reformlarına karşı ve millî kalkındırma dâvasını başarı ile tahakkuk ettiren devlet adamlarmıza karşı derin bir hayranlık karşısında azimli hareketiyle hür dünyanın takdirini kazanan Türk mil­letine, Çin milletinin sevgilerini geti­riyorum. Korede Türk askerinin gös­terdiği kahramanlıkları ve yararlık­ları hafızalarımızda taptaze durmak­tadır. Memleketinizde kısa ikametim sırasında, demokrasinin Ortadoğu ka­lesini teşkil eden Türkiyenin başarı­larını ve hamlelerini yakından gör­meğe fırsat bulacağımı ümit ediyorum.»

 İstanbul :

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Esienhower'in teşebbüsü ile kurulan milletlerden milletlere programının temsilcisi olarak memleketimize gel­miş olan Marc Bertman bugün saat 17 de Divan otelinde bir basın toplan­tısı tertipleyerek seyahati hakkında­ki intihalarını anlatmış ve bu arada Türkiye bütün Ortadoğu memleketle­rini temsil edebilecek kudrettedir, de­miştir.

Türkiye tarihî âbideleri ve mistik gü­zellikleri ile harikulade bir memlekettir, diyen Marc Bortman, Korede baş­layan Türk  Amerikan askerî dostluk ve işbirliğini aynı insanlık ideali uğ­runda sosyal kültürel ve ticarî hayat­larımıza da intikal ettirilmesi lüzumu ve faydasını belirtmiştir.

İdealimiz harblerden ve mücadeleden uzak, hür ve sulhsever bircemiyet meydana getirmektir, diye sözlerine devanı eden milletlerden milletlere programı temsilcisi, şimdiye kadar zi­yaret etmiş olduğu İngiltere, Belçika, İsviçre, İspanya, Yugoslavya ve İtal­ya, Yunanistan gibi memleketlerde bu gayenin halka duyurulmasına çalıştı­ğını ifade ile bazı yerlerde halk taba­kaları arasında bir fikir rönesansma ihtiyaç olduğunu gördüm, demiştir.

Marc Bortman Ankarada yaptığı te­maslar esnasında Amerika ile Türkiye arasında turizm bağlarının daha sık­laşması ve geliştirilmesi için mühim bazı kararlar alınmış olduğunu beyan etmiştir.

14 Şubat 1957

 Ankara :

Ankara'da Yenişehir'de cami yaptır­ma kurumu başkanlığından bildiril­miştir:

Bilindiği üzere Ankarada Kocatepe mevkiinde aynı zamanda yüksek sa­nat kıymetini haiz bir büyük cami in­şası için teşkil edilmiş bulunan ku­rum, çalışmalarına devam etmekte ve bir taraftan plân ve projelerin vücu­da getirilmesi işleriyle meşgul olurken diğer taraftan bu çok hayırlı maksat için teberrualar kabul ve temini faa­liyetlerine de girişmiş bulunmakta­dır.

Başvekil sayın Adnan Menderes, sa­hibi bulunduğu çok kıymetli safkan Arap beş adet at ve kısrağını yapıla­cak olan bu büyük camii şerife teber­ru etmiş ve bunlar kurumca 35 bin liraya satılmış, kurum hesabına geçi­rilmiştir. Yine Başvekil, ayrıca onbeş bin lira daha teberru etmek suretiyle teberrularını 100 bin liraya yükselt­miştir.

Bu bağışın bilhassa manevî değeri üzerinde hassiyet ve memnuniyetle du­ran kurumumuz, duyduğu derin te­şekkür hislerinin Başvekilimize ajans vasıtasiyle alenen ifadesini çok zevkli bir vazife saymaktadır.

 İzmir :

İnhisarlar Umum Müdürü Ömer Refik Yaltkaya, Ege tütün piyasası münase­betiyle Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatı vermiştir:

«Eğe piyasasının açıldığı tarihten bu­güne kadar 10 gün zarfında satılan tütün mikdarı 69 milyon 471 bin kilo­ya baliğ olmaktadır.

Görüldüğü gibi, bu sene satışlar çok süratli bir cereyan takip etmiştir. Sa­tılmamış olarak geriye dört beş mil­yon kilo kadar tütün kalmıştır. Bun­lar küçük "mikdar ve mahsuller halin­de bütün mmtakaya dağıldığı için, bu ufak mikdarın satılması üç beş gün sürebilir. Herhalde tüccar faaliyeti de­vam etmekte bulunduğu gibi, inhisar­lar da bütün tütünler tamamen satı İmcaya kadar, destekleme alımların­da bulunacaktır.

Piyasa sırasında Bergama, Akhisar, Kırkağaç, Manisa, Ödemiş, Tire, Ay­dın ve Muğla gibi ehemmiyetli mintakaları ve havalisini bizzat dolaşarak alım faaliyetini tetkik ettim.

Gerek mubayaa noktalarında, gerekse merkezde piyasa cereyanının her ba­kımdan çok memnunluk verici oldu­ğunu müşahade etmiş bulunuyorum.

İnhisarlar İdaresi Teşkilâtı, aylardan beri yaptığı hazırlık mesaisinden son­ra, destekleme hizmetini, tesbit edilen hadler içerisinde bütün gayretiyle yap mağa çalışmıştır.

Bu iyi neticelerin alınmasında anane­vi bir bilgiye sahip olan tütün ekici­lerimizin itidaliyle iç ve dış alıcıların rağbetinin de mühim bir âmil olduğu muhakkaktır.

İzmir matbuatının da tütün mevzu­unda bu mahsulün ehemmiyetiyle mü tenasip olarak gösterdiği hassasiyet ve piyasa imtidadınca tenvir edici fa­aliyetin de mucibi teşekkür olduğunu ifade etmek isterim.

Memleketimizin diğer piyasaları ile meşgul olmak zaruretiyle İzmirden ayrılırken, gerek satıcılara ve gerekse alıcılara bereketli bir sene temenni ederim.

Son olarak şu hususun da bilhassa ekicilerimize duyurulmasını ehemmi­yetli buluyorum;

Bilindiği gibi, iki senedir tütün ekici­lerine kilo basma 25 kuruşluk bir devlet yardımı yapılmaktadır. Ancak, son zamanlarda bilhassa ekicilere alesseviye yapılan bu tatbikatın bazı mahzurlar doğurduğu ileri sürülmek­tedir. Bu meyanda, mevziî dahi olsa bir kısım ekicilerin bu tatbikat dolayısiyle, taban ve sulak araziye tütün ekmelerine ve kaliteyi kısmen ihmal etmelerine sebebiyet verildiği ileri sü­rülmektedir. Bu durum muvacehesin­de önümüzdeki ekim mevsiminden itibaren, kalite aleyhine ve sırf mikdar almak maksadına matuf zeriyatın şimdiden takip ve tesbitine girişilmek cihetine gidilecektir.

Çiftçinin, memleket tütüncülüğünün iç ve dış pazarlarında rağbeti arttıra­cak sahaları tercih etmeleri menfaat­leri iktizası olduğundan, tavsiyeye şa­yan bulunmuştur.»

15 Şubat 1957

Adana :

Sona eren yıl zarfında, Adana borsa­sında 120 milyon 752 bin kilo pamuk, hububat ve yağlı taneler satılmıştır. Bu büyük satışlardan müstahsile inti­kal eden para 169 milyon 683 bin 90 lirayı bulmuştur.

Diğer taraftan, Adana Ticaret Odası kayıtlarına göre, gene aynı yılda Adanalı tacirler muhtelif memleketlere 35 milyon 544 bin 652 liralık ihracat yapmağa muvaffak olmuşlardır. Bu 35 milyon lira döviz olarak memleke­timize girmiştir. Çukobirlik tarafın­dan yapılmış olan pamuk ihracatı ve bundan elde edilen döviz bu yekûna dahil değildir. Adananın başlıca müş­terileri olarak Batı Almanya, İngilte­re, İtalya, Fransa, İsveç ve İsrail baş­ta gelmektedir.

İstanbul :

Ölümünü teessürle haber verdiğimiz Türk hekimlik camiasında binlerce talebe ile yüzlerce mütehassıs yetiştir­miş bulunan milletlerarası şöhreti haiz İstanbul Üniversitesi İkinci   Dahiliye

Kliniği Ordinaryüs Profesörü Erick Frank'm cenazesi bugün öğleden ev­vel büyük bir merasimle kaldırılarak, vasiyeti üzerine Rumelihisarmdaki Türk kabristanına gömülmüştür.

Sabah saat 9 da, Guraba Hastahanesi İkinci Dahiliye Kliniğinde uzun sene­ler hocalık ettiği dershaneye götürü­len Türk Bayrağına sarılı müteveffa­nın tabutu burada kürsüye konulmuş­tur.

Merasime ailesi, İstanbul Vali ve Be­lediye Reisi Prof. Gökay,.Tıp Fakülte­leri Dekanı, mesai arkadaşları, profe­sörler, Almanya ve Avusturya konso­losları ve tıp talebeleri iştirak etmiş­lerdir. Merasim esnasında başta Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan ile Başvekil Adnan Menderesin ol­mak üzere muhtelif teşekkül ve şah­siyetler tarafından gönderilen yüze yakın çelenk çepçevre tabutun etrafı­na konulmuştur.

Tıp Fakültesi Dekanı, mesai arkadaşları ve bir tıp talebesi tarafından mü­teveffa hakkında muhtelif konuşmalar yapılmıştır. Bundan sonra Vali Prof. Gökay söz alarak Ordunaryüs Profe­sör Erick Frank'tan onun Türk Mille­tine olan bağlılığından, insanlığa, Türk tıp âlemi ve dünya tıp âlemine yaptığı hizmetten bahsetmiş, Türkiyede bulunduğu 25 seneden fazla za­man içinde binlerce doktor yetiştir­miş olduğunu söylemiş ve müteveffa­nın bütün bu çalışma ve hizmetlerinin bir nişanesi olarak pek sevdiği Türk Milletinin onun tabutunu Türk Bay­rağına sardığına işaret ederek, ailesi­ne, Türk ve dünya tıp âlemine baş­sağlığı dilemiştir.

Uzun yıllar ders verdiği, havasını te­neffüs ettiği Guraba hastahanesinin İkinci Dahiliye Kliniğinden alman müteveffanın tabutu, şehir bandosu­nun ve bir polis müfrezesinin refaka­tinde eller üstünde taşınarak İstanbul Üniversitesi Merkez Binasına getiril­miştir.

Merkez binasında da bütün profesör­lerin ve üniversite öğrencilerinin ka­tıldıkları büyük bir merasim yapılmış ve üniversite rektörü adına Tıp Fa­kültesi Dekanı ve bir öğrenci tarafmdan yapılan hitabelerde hâtırası taziz edilmiştir. Üniversite çıkış kapısında cenaze arabasına yerleştirilen müte­veffanın naaşı, Rumelihisarı Türk me­zarlığına getirilerek ebedî istirahatgâhına tevdi olunmuştur.

 Ankara :

Büyük 18 Amerikan sermayedarından müteşekkil bir grupun mümessili ola­rak 21 Ocak 1957 den beri Ankarada bulunan Mr. Thomas Price ikameti müddetince Türk resmî şahsiyetleri, iktisadî devlet teşekkülleri umum mü­dürleriyle temaslarda bulunmuştur. Birkaç gün sonra memleketimizden ayrılacak ve Türkiyede yapılmasını tavsiye edeceği 50 milyon dolar civa­rındaki bir yatırım programının an­laşmasını imza etmek üzere berabe­rinde teknik elemanlar bulunduğu halde Mart ayında memleketimize dö­necek olan Mr. Price, İka Ajansı tem­silcisiyle görüşmüş ve' mumaileyhin suallerini cevaplandırmıştır:

Sual Türkiyeyi ziyaretinizin sebebi nedir?

Cevap"  Temsil ettiğim iş adamları grupu Türkiyenin iktisadî kalkınması hakkında tetkikler yapmış ve bunlar­dan aldığı ilhamlarla Türkiyede yatı­rım yapma imkânlarını araştırmak üzere üyelerinden biri olarak beni Türkiyeye göndermiştir. Sizin Teksaslıları çifte tabancalı ve geniş şapkalı in­sanlar olarak tahayyül ettiğiniz gibi bizler de, hakkınızda okuduğumuz iyi şeylere rağmen Türkleri fesli, peçeli insanlar ve geri bir cemiyet olarak dü­şünüyorduk. Fakat buraya geldiğimde Türkiyenin Batı memleketlerinden farksız, modern ve medenî bir cemi­yet olduğunu müşahede ettim.

Sual Türkiyeye gelmeden önce Tür­kiyeyi iktisadi bakımdan ne şekilde düşünüyordunuz?

Cevap  Bizler, ben Türkiyeye gel­meden önce bilhassa Türkiyedeki pet­rol rezervleriyle ilgileniyorduk. Fakat burada yaptığımız tetkikler sonunda başta petrol mevzuunda olmak üzere İstanbul ve Ankarada oteller, İstanbulda gemi inşaat sanayiinde kullanılan boya imalâtı, halkın ihtiyaçlarının ve iklim şartlarının icap ettirdiği seri halinde giyim eşyası imalâtı, cevher olarak satıldığı zaman 46 dolar eden kromu izabe yoliyle 180 dolar ve ferro krom haline getirerek 400 dolar kıy­metine ulaştırabilecek tesisler ve petrol tasfiyehanesi kurabileceğimizi müşahade ettim. Şayet İran veya Irak'tan İskenderuna petrol borusu dö­şemek hususundaki tasavvurlar alâ­kalı memleketler arasında politik bir inkişaf kaydeder ve tahakkuk safha­sına intikal ederse grubumuz bu tasa­rının finansman ve teknik bakımdan gerekli teşebbüsü yapmaya amade olabileceğini de bilhassa beyan etmek isterim.

Sual  Kuveyt ve Irak'tan Türkiye yoluyla İskenderuna geçmesi mutasav­ver petrol borusunun alâkalı memle­ketler bakımından malî, iktisadî ehemmiyeti ile teknik vaziyeti bakı­mından bizi tenvir edebilir misiniz?

Cevap  3 Aralık 1956 tarihli (the Oil and Gas Jurnal) isimli mecmuada böyle bir petrol borusu plânı hakkın­da şunlar kaydedilmiştir:

«Süveyş buhranı olmasaydı dahi bu bölgedeki petrollerin nakli bakımın­dan kanal ihtiyacın ancak 1/4'ne ce­vap verebilir. Bu kapasite meşbu hal­dedir. Petrolle ilgili şirketler Lübnan ve Suriyeden geçmeyen ve İskende­runa akan bir petrol borusuna bu ba­kımdan şiddetle muhtaçtırlar. Bu iktisadi zarurettir.»

Buna ilâve olarak şunları kaydedebi­lirim: Suriyeden geçen boruların bombalanması neticesinde Suriyenin günlük zararı 70 bin dolardır. İsken­deruna akacak petrol borusu hattı tahminen 1000 mil olacaktır. Bunun temin edeceği nakliye tasarrufu yüz­de 70 civarındadır. Borular döşendiği takdirde alâkalılara ne kazandırabilir, mevzuuna gelince buna küçük bir mi­sal olarak 1500 millik trans Arap pet­rol hattının çok ehemmiyetli mikdar da dolar temin ettiğini ve bir varil petrolün 1500 millik mesafeye nakli­nin 40 sente malolduğunu söyleyebili­rim. Trans Arap hattı 10 ayda tesisle­rini amorti etmiştir. İskenderuna akacak petrol hattı tesisi 350400 milyon dolara malolabilecektir. Grupumuz şayet alâkalı devletler arasında mutabakata varılarak iş tahakkuk safhasına intikal ettirilirse bunu fi­nanse etmeye ve döviz ihtiyacı dışın­daki finansman için de Türk sermaye teşekküller ile işbirliği yapmaya ama­dedir. Ancak aynı zamanda politik bir durum arzeden bu mevzuda projeleri faal bir şekilde ele almış olmamıza rağmen teklifin alâkalılardan gelme­sini bekleyeceğiz.

Sual  Petrol mevzuu dışında Türkiyede ne kadarlık bir yatırım yapabi­lirsiniz?

Cevap  Yapmak isteyeceğimiz yatı­rımların 50 milyon dolara baliğ olaca­ğını tahmin ediyorum. Amerikalılar nerede kazanç imkânı görürse oraya cesaretle para yatırırlar. Amerikan sermayedarlarının İkinci Dünya Har­binden sonra yalnız Japonyada 400 milyon dolarlık bir yatırım yapmış ol­ması keyfiyeti bunun bir misalidir. Dünyanın Ortadoğu gibi mühim bir merkezinde Amerikanın yegâne kuv­vetli ve güvenilir bir dostu olan Türkiyede Amerikanın sermayedarlarını bizi seve seve takip edeceklerine ina­nıyorum.

Cevap  Her iki tarafın menfaatini koruyacak anlaşmalar yapıldığı tak­dirde Türkiye muazzam iş imkânları olan bir memlekettir.

Sual  Türkiyede tatbik edilen ikti­sadî politika size ne gibi düşünceler ilham etmiştir?

Cevap  Bu şekilde giderseniz beş yıl içinde Türkiyede faydalı bir şekilde kullanılmamış bir karış saha dahi kalmıyacaktir. Aynı vaziyet Amerika için de mevzuu bahis olmuştur. Bir farkla ki Türkiye daha süratli ilerlemekte'dir.

Sual  Türkiyenin ilerleyiş istikame­tinde karşılaştığı sıkıntılar hakkında­ki düşünceniz nedir?

Cevap  Süratle gelişen memleketler­de çekilen sıkıntılar tabiîdir. Tabiî de­mekle kalmayacağım, dostlarının böy­le bir memlekete her türlü yardımda bulunması da en tabiî vazifeleri ola­caktır.

Sual  Türkiyenin iktisadî kalkınma hamlelerini bu memleketin takat ve imkânlariyle mütenasip buluyor mu­sunuz?

Cevap  Bu sualiniz siyasî sahaya kaçmakla beraber Eisenhower doktri­ninin tatbikatı dolayısiyle Türkiye ile yapılacak anlaşmaya dikkati çekmek isterim. Bu tatbikat Türk ekonomisi­ne olan itimadın da bir delilidir. Çe­kilen sıkıntılar, varılmak istenen he­defi kücültemez. Yatırımlarınızın ne­ticelerini aldıkça tediye muvazenesin­de karşılaşılan güçlükler kendiliğin­den tasfiye ediJmiş olacaktır.»

 Ankara :

Beynelmilel güreş nizamnamesinde değişiklik yapılmasına karar verilmiş olduğundan bu sebeple Güreş Fede­rasyonu tarafından hazırlanan tezimiz, beynelmilel güreş federasyonu teknik komite başkanlığına tevdi edil­miştir.

Yapılacak değişikliklere dair görüşü­müz şöyledir:

1Jüri heyeti:Hakem kararlarını bozma salâhiyetini haiz olan jüri he­yeti, her ne kadar en az beynelmilelhakemler   kadar hakemlik  bilgi  vetecrübesine sahip iseler de, jüri heye­tinin uzun saatler imtidadmca müsa­bakaların seyrini takip ile devamlı olarak puan vererek müsabakanın ne meleri mümkün görülmemektedir. Hâ­diseler de bu noktai nazarımızı teyideder mahiyettedir.

Bu hususta beynelmilel nizamnamede aşağıdaki esaslar dahilinde tadilât ya­pılmasına taraftarız.

Jüri heyeti, hakem kararlarını boza­maz. Ancak bilgisiz idaresinden dola­yı yanlış hükümler veren veya devam­lı kasdî kararları sebebiyle müsaba­kaların seyrini ve neticesini değişti­ren hakemlere şiddetli cezalar vere­rek icabı halinde bu gibileri hakemlik­ten meneder..

2Beraberlik kararlan hakkında:

1956 Melburn Olimpiyatları F.İ.L.A. ic timamda kabul edilen beraberlik kararı prensibinin aşağıdaki esaslar da­hilinde tatbiki uygun görülmekte­dir:

A) Hakemler beraberlik hükmünü vermeyerek eskiden olduğu gibi galip ve mağlûbu, rey puslalarmda göster­mek şartiyle neticeyi tâyin eder.

ile

B)  Müsabakalar ait yan hakemi idare edilir.

C) Renklerde beraberlik olduğu tak­dirde (iki kırmızı, iki yeşil) müsabaka berabere neticelenir.

3  Yei" güreşleri   hakkında:

Yer güreşleri kur'a neticesi alta düşen güreşçi alttan oyun yaparak üste çıktığı takdirde güreş hakem tarafın­dan durdurulmayarak yerde devam eder.

Oyun neticesi vâki olan alttan üs­te çıkış, yapılanoyunundevresine göre  kıymetlendirilir.

4 da:

Müsabaka cetvel puanı hakkın

Aşağıdaki esaslar dahilinde verilecek cetvel puanın müsabaka neticelerini daha âdilâne bir "şekilde tâyin ede­cektir.

Hususiyle final müsabakalarının kasdî  yenilmeleri  önleyecektir.

YenenYenilen

4

3

2   ' 2

Puanlar

Tuşla İttifakla Ekseriyet Beraberlik

müsabakadan   cı

6 fena puanalakar.

16 Şubat 1957

 İstanbul :

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Nafiz Körez, Türkiye Ulusal Ve­rem Savaş Derneğinin bu sabah yapı­lan 10 uncu Genel Kurul toplantısını aşağıdaki konuşma ile açmıştır

«Çok muhterem kongre delegeleri, kıymetli meslekdaşlarım ve misafirle­rimiz,

Türkiye Ulusal Verem Savaş Derneği­nin bu sabahki kongresini açmakla çok memnun ve mütehassisim.

Mücadele ve izalesi, alınacak çok esaslı sıhhî ve sosyal tedbirlerin dik­katle ve lâyıki veçhile tatbikine lü­zum gösteren verem âfetine karşı mil­letimizin gösterdiği şuurlu anlayışı temsil eden veremle savaş dernekleri­nin faaliyetini bir sağlık idarecisi ülarak büyük bir alâka ile takip etmek­teyim.

Veremle savaş kolay bir şey değildir. Seyri uzun, yıpratıcı, insanın çalışma gücünü azaltıcı, hattâ tüketici olan verem her bakımdan fert ve cemiyeti yakinen ilgilendiren bir âfettir.

Bu âfet, hastanın sağlığı yönünden acı, malî ve iktisadî yönden masraflı ve hayatının sonraki safhaları itiba­riyle de bir hayli kaygulu neticeler doğurabilir.

Arzettiğim hususlar yanında hastanın tedavisi esnasında çok defa ailesinin himayesiz kalması, geçimdarlığı çek­mesi, hattâ yoksulluğa düşmesi, ni­hayet iyileşen hastanın yeni sağlık şartlarının birçok işlere elverişli ol­maması, ekseri hallerde kazanç kabi­liyetinin azalması gözönünde tutulur­sa hastalığın bir de sosyal cephesi karşımıza çıkar ki, bu hüviyeti de haklı olarak bizleri daha çok meşgul etmekte ve düşündürmektedir.

Şu halde verem sadece tıbbî cephesiyle ele alınarak malî, iktisadî, sosyal ta­rafları ihmal edilir, bunlar için ge­rekli tedbirler almaya gayret edilmez­se mücadelede kül halinde elde etmek istediğimiz başarı elbette tam ve tat­minkâr olamaz.

Kezalik veremli ana ve babadan do­ğan çocukların çeşitli yönlerden kifa­yetsiz olması nadir değildir. Bu itibar­la da bu hastalık sağlam bir nüfus ye­tiştirme yolundaki millî ve sosyal ga­yemize karşı da menfi bir faktör teş­kil etmektedir.

Bütün bu sebepler dolayısiyle verem savaşında birçok tedbirlerin yanısıra dispanserlerin, hastahane ve sanator­yumların ve rehabilitasyon tesisleri­nin medikososyal faaliyet ve hizmetleri çok büyük bir değer taşımakta­dır.

Bizzat hastayı ve yakın muhitini he­def tutan çalışmalarla birlikte bunla­rı tamamlamak ve takviye etmek üzere bütün memleket çapında halkta veremden korunacak şekilde yaşama ihtiyaçları husule getirmek ve vere­min ne gibi sağlık esaslarına riayet­sizlikten doğduğunu kendilerine öğ­retmek bakımından sağlık eğitimi yapmak hizmeti de mühim bir yer tut maktadır.

Vereme karşı savaş için tatbiki esas olan bu pek geniş, çok cepheli, hem teknik hem de kültür yönünden mü­cehhez olmayı icap ettiren tedbirler, her ileri memlekette halkın kurduğu şuurlu ve fedakâr verem savaş der­neklerinin sağlık teşkilâtı ile işbirliği etmesi sayesinde başarılı olabilmiş­tir.

Bu zaviyeden memleketimizde verem savaş derneklerimizin sağlık teşkilâtı ile yaptıkları sıkı" işbirliği gayretlerini şükranla anarken bu sahada emekleri­ni esirgemeyen kıymetli meslekdaşlarıma ve sayın dernek, üyelerine te­şekkürü borç bilirim.

Bu işbirliği sayesindedir ki, veremle mücadele kısa zamanda büyük mer­haleler katedilmiştir.

Nitekim veremden ölüm nispetinin mütemadiyen düştüğünü memnuni­yetle müşahede etmekteyiz. Bu nispe­tin yakın bir gelecekte diğer memle­ketlerdeki seviyeye ineceğine inan­maktayız.

Gerek Vekâletimize ve gerekse der­neklere ait yeni yeni dispanserlerin vatandaşın hizmetine katılmasiyle yalnız Vekâlete ait verem yatakları­nın 1097 den 8575'e yükselmesiyle BCG kampanyası ve diğer tedbirleri­mizle bugün bu âfete karşı daha mü­cehhez olduğumuzu memnuniyetle kaydetmek isterim.

Vekâlet olarak şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da derneklerimizle daha sıkı bir işbirliği anlayışı içinde maddî ve mânevi her türlü yardımlaş­mayı hedef tutacağımızı belirterek her sene daha fazla bir alâkayı üzerine çeken kongremizin yurd ve yurddaş için faydalı be hayırlı olmasını te­menni eder, hepinizi saygı ve muhab­betle selâmlarım.»

 Ankara :

Bu akşamki radyo gazetesinde Atina nümayişleri hakkında şu yorum ya­pılmıştır;

Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletler­de müzakeresinin başlayacağı şu sı­rada Yunanlıların yeni bazı tertiplere başvurarak dünya efkârını heyecana vermek istedikleri görülüyor. Son günlerde Yunan matbuatı Atinada ve di­ğer Yunan şehirlerinde güya vukubulan büyük halk nümayişlerinin ha­ber ve resimleriyle doludur. Bunlara bakılacak olursa, Yunanlıların millî hisleri artık zaptedilemez hale gelmiş­tir. Türk, İngiliz ve Amerika sefaretleri güya nümayişçilerin taarruzuna uğ­ramıştır ve polis kuvvetleri tarafın­dan güçlükle muhafaza edilmektedir. Yunan gazeteleri bu haberleri uy­durma resimlerle de süsleyerek heye­canlı başlıklar altında neşretmek su­retiyle dünya efkârına artık sabırları­nın taştığını ve Birleşmiş Milletler Yu­nanistan lehinde karar vermezse bu­nun akıbetinin fena olacağını anlat­mak istiyorlar.

Halbuki, ne Atinada, ne de Yunanistanın başka bir şehrinde halk galeya­na gelmiş de büyük nümayişler yap­mış değildir. Türk yahut İngiliz, Ame­rikan elçiliklerinin güçlükle muhafaza altında bulunduruldukları da yalan­dır. Yunanistanda artık âdet haline gelmiş olan tertipli nümayişlere son günlerde yine rastlanıyorsa da bun­lar ufak tefek halk topluluklarının çığırtkanlığından ileri geçmiyor ve beş on dakika içinde dağılıyor. Yunanlıla­rın, bu nümayişleri dünya matbuatına büyüterek aksettirmelerindeki mak­sat aşikârdır. Birleşmiş Milletlerde önümüzdeki pazartesi günü başlayacak olan müzakerelere tesir etmek, dünya efkârı üzerinde baskı yapmak, «millî galeyan bastırılamaz hale geldi, Kıbrısı Yunanistana vermekten başka ça­re yoktur» şantajı ile ortaya çıkmak. Bütün bunları yaparken, bir taraftan da Kıbrısta tedhişçilere faaliyetlerini arttırmak emrinin verildiği gözden kaçmıyor.

Bu küçük ve kötü oyunlara Türk Milleti, hakkından emin olanların va­kar ve sükûnetini muhafaza etmek suretiyle cevap vermektedir. Türkiyenin Kıbrıs üzerindeki haklı dâvası ve bu işi kökünden hal için sarfettiği gayretler karşısında Yunanlıların yer­siz ve haksız iddialarının kimseyi kandiramıyacağma inanıyoruz.  '

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

Türkiyenin, OrtaŞarkın istikrarını temin maksadiyle, İsrail .ile birtakım anlaşmalar akdine hazırladığı yolun­da Suriye matbuatında çıkan haber­ler her türlü asıl ve esastan âri olup bu gibi haberlerle Türkiyenin Arap memleketleriyle arasını açmak mak­sadının güdüldüğü şüpheden vareste­dir.

Adana :

Türkiye  Amerika ordu karmaları maçı, bugün, Adana Stadında yapıl­mıştır. Takriben 30 bin seyircinin he­yecanla takip ettiği bu karşılaşmayı Türk Ordu karması hâkim bir oyun neticesinde 190 kazanmıştır.

17 Şubat 1957

~ İstanbul :

Üçüncü Türk Tüberküloz kongresi bu­gün saat 15 te İstanbul Teknik Üni­versitesi Taşkışia binasında Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Nafiz Körez'in yapmış olduğu bir açış konuş­ması ile çalışmalarına başlamıştır.

Yurdun muhtelif köşelerinden gelmiş bulunan 250 delegenin iştirak ettiği kongre, Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam' m başkanlığında toplanmış ve baş­kan, açış konuşmasını yapmak üzer re Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Ve­kilini kürsüye davet etmiştir.

Dr. Nafiz Körez şu konuşmayı yap­mıştır :

«Çok muhterem kongre azaları ve kıymetli misafirlerimiz,

Üçüncü Türk Tümerküloz Kongresini açarken diğer birçok memleketlerde olduğu gibi yurdumuzda da henüz ehemmiyetini muhafaza eden bu ciddi âfete karşı Türk hekimlerinin gös­terdiği yakın alâkayı ve savaş teşkilâ­tı ile savaş derneklerinin ahenkli iş­birliğinden aldığımız başarılı ve ha­yırlı neticeleri memnuniyet ve şük­ranla belirtmek isterim.

Veremin ortadan kaldırılması için dünya ölçüsünde en büyük gayretler sarfedildiğini hepimiz biliyoruz.

Bu âfet, en eski zamandan beri in­sanlar nerede bir medeniyet camiası kur muşlarsa orada kendini göster­mekten geri kalmamıştır.

Son 50 yıllık terakkinin ileri memle­ketlerde meydana getirdiği ümit veri­ci ve yüz güldürücü neticeler yakın bir istikbalde beşeriyetin bu hastalığa hâkim olabileceği ümit, kanaatini bizlere telkin etmektedir.

Vereni savaşını, insanî olduğu ka­dar ilim ve terakki sahasındaki en mühim dâvalardan biri olarak ele al­mak icap etmektedir.

Yüksek heyetinizin ilim ışığı altındaki çalışmaları ve elde edilecek neticeler tüberküloz mücadelesine en yeni an­layışlara göre veçhe verecek ve isti­kametler çizecektir.

Medikal ve MedikoSosyal olarak iki geniş sahayı alâkadar eden üçüncü Türk tüberküloz kongre, tebliğlerinin listesi sizlerin tüberküloz mevzuuna ne kadar ehemmiyet verdiğinizi ve ne derece hazırlıklı bulunduğunuzu gös­termeye kâfidir.

Sayısı yüzü aşan ve çoğu birkaç ilim adamımızın müşterek hayırlı çalışma­ları ve bilgili işbirliği mahsulü olan bu terakkilerle övünmek hakkımız­dır.

Kezalik bu kongrenin kitabı hiç şüp­hesiz ilk ikikongrenintebliğlerini toplayan eserler gibi kütüphaneleri­mizi süslüyecektir.

Çalışmalarının her bakımdan memle­ket için hayırlı olacağına inandığım bu kongrenin toplanmasına âmil olan teşekküllere, rapor ve serbest tebliğle­ri hazırlayan kıymetli meslekdaşlarıma teşekkürü borç bilirim.

Uhdelerine aldıkları bu mühim ve bü­yük vazifeyi her zaman olduğu gibi bundan böyle de muvaffakiyetle ba­şarmalarını temenni ederim.

Kongrenin gerek Medikal ve gerekse MedikoSosyal sahalarda ele aldığı mevzular çok geniş ve şümullüdür.

Bu mevzular arasında verem savaş organizasyonunun nasıl olması gerek­tiği meselesine de yer verilmiştir. Bu­nu şükranla karşılarız.

İlim adamlarımızın bu husustaki ka­naatlerini öğrenmek biz sağlık idare­cileri için çok alâka uyandırıcı ve faydalı olacaktır. Her memlekette sağlık makamlarınca deruhde edilen verem savaşı vazifeleri, devletin, âm­me sağlığından mesul olması gibi ana prensiplere dayanmaktadır. Mo­dern devlet, halkın sağlığını kütlevî şekilde bozan geniş nüfus kümelerinin sosyal ve ekonomik huzurlarını ihlâl eden sağlık tehlikelerine karşı koru­ma, tedavi ve rehabilitasyon sahasın­da müessir tedbirler almakla mükel­leftir.

Nitekim epidemiyolojik sahada mü­him olan hastalık ihbarı, depistaj mu­ayeneleri, açık veremlilerin tecridi sa­lâhiyeti, korunma bakımından mühim olan BÇG aşığı tatbiki mükellefiyeti, sütün kontrolü, hastaların tedivisi için gerekli muayyen standarttaki sağlık tesislerini meydana getirmek, sosyolekonomik bir icabı olan rehabili­tasyon hizmetlerinin büyük bir ölçü­de âmme hizmeti olarak âmme teşki­lâtı ile başarılması sayesindedir ki, ve­remi kontrol altına almak imkân da­hiline girmiştir.

Memleketin ve vatandaşın hayrına gi­rişilen her savaşta organize teşekkül­ler halinde ferden yurddaş üzerine düşen vazifeler de vardır.

Bunun verem savaşı sahasındaki en parlak numunesini verem savaş der­nekleri vermektedir. Dün de söyledi­ğim gibi sırası gelmişken anlayışlı, âlicenap ve fedakâr milletin veremle savaş yolundaki iradesini temsil eden savaş derneklerimize burada da te­şekkürlerimi tekrarlamak isterim.

Mediko  Sosyal mevzuun rehabilitas­yon ve sosyal yardım komitelerine de yer verilmiş olmasını memnunlukla karşılarız.

Rehabilitasyon memleketimizde he­nüz yenidir. Bu hizmetin en mühim tesislerini verem savaşı sahasında görmekteyiz. Onu ileri memleketlerde­ki seviyesine çıkarmak için savaş der­nekleri ile işbirliği faaliyetimize hız vermeye mecburuz.

Yüksek heyetinizce de malûmdur ki, sosyal yardım, veremle savaşın başa­rılı olmasında en mühim âmillerden­dir.

Bunun memleketimizde anlayışlı ve modern icaplara uygun bir şekilde ya­pılmasını temin en büyük emelimiz­dir.

Güzide heyetinizin çalışma Ve irşatla­rı, müşterek gayretlerimizle kısa za­manda bu emellerimizin tahakkuk edeceğine inanıyorum.

Sözlerime son verirken üçüncü Türk tüberküloz kongresinin milletimiz ve vatandaşlarımız için hayırlı ve Üaşarıh olmasını temenni eder hepinizi saygı ve  muhabbetle  selâmlarım.»

Mütaakıben başkan, vazifesi dolayısiyle Reis Muavini Dr. Naili Çolpan'a .şehir adına söz vermiştir. Dr. Naili Çolpan Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökayın üçüncü Türk tüberküloz kongresine göndermiş olduğu şu me­sajı okumuştur:

«Dün İstanbulda ulusal verem savaş derneklerinin onuncu kongresinin açılışında ifade ettiğim üzere, memle­ketimizde tüberküloza karşı açılan sa­vaşın başarısında muhakkak ki, en büyük âmil teşkilâtın ilme dayanışı­dır. Binaenaleyh tüberküloz kongre­sine bu yönden ayrı bir ehemmiyet veriyoruz ve şehrimizde toplanmış olmasını sevinçle karşılıyoruz.1 İstanbul gibi bir buçuk milyonluk şehirde ve­rem mevzuu, üzerinde dikkatle durul­ması gereken bir konudur.

İlim adamlarımızın bize verecekleri çalışma raporlarından ve kıymetli müzakereleri neticesinde alacakları ka­rarlardan faydalanmayı bir vazife te­lâkki ederiz.

Üç yıl evvel İstanbulda çalışmaya baş­layan verem savaş derneğinin bütün çalışmalarında kendisi ile işbirliği yapmış olduğumuzdan iftihar duyuyo­ruz.»

Hazırlık komitesi adına Dr. Tevfik İs­mail Gökçe'nin vermiş olduğu, hazır­lık çalışmalarına ait izahatı mütaakıp kongrenin açılış toplantısı sona er­miş, kongre münasebetiyle hazırlan­mış bulunan sergi gezilmiştir.

Diğer taraftan saat 18 de Divan ote­linde İstanbul Vali ve Belediye Reisi Ord. Prof. F. K. Gökay kongre üyele­riyle görüşmüştür.

18 Şubat 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reisvekillerinden' İhsan Baç'm riya­setinde topandı. Celse açıldığı zaman, İran Millî Meclis Reisliğinden gelen bir yazı okunarak Meclisin ittilâma arzedildi. Bu yazıda şöyle denilmek­teydi:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Ekselans Refik Koraltan

İki dost ve komşu millet arasında mevcut dostane münasebetlerin tah­kim ve genişlemesine devam iştiyakı­mız dolayısiyle ekselansınızla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi saym âzalarından mürekkep 15 kişilik bir heyetin on iki gün kalmak üzere İran parlâmentosunu ziyaret etmek için 6 Mayıs 1957 Pazartesi gününden baş­lamak üzere İrana seyahatle İran Mil­li Meclisinin misafiri olmalarını arzu eder ve bu vesile ile hürmetlerimi takdim ederim.

Ümit ederim ki ekselansınız vaki olan bu dostane davetimizi iki millet arasında mevcut dostluk bağlarının kuv­vetlendirilmesine yardım etmek ba­kımından kabul buyuracaksınız.

İran Milli Meclis Reisi Rıza Hikmet

Bundan sonra, iş kazalariyle meslek hastalıkları ve analık sigortaları hak­kındaki kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine, bir maddesinin kal­dırılmasına ve bu kanuna bir madde eklenmesine dair kanun lâyihasının müzakeresine geçildi ve lâyiha müs­taceliyetle kabul olundu.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Rize mebusu İzzet Akçafın Emekli Sandığı Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkın­daki kanun lâyihasının ve Fatma Fik­ret Berkit'in hükümlü olduğu hapis cezasının affını tazammun eyleyen arzuhal encümeninin mazbatasının birinci müzakereleri yapıldı.

Büyük Millet Meclisi Çarşamba günü toplanacaktır.

Adana :

Memleketimizde hususi sermayeye ait en büyük ve yegâne hububat silosu Adanada inşa edilmiştir. 4 bin 500 tonluk ve tamamen modern evsafı haiz bu silonun inşası sona ermiş bu­lunduğundan, aynı müessese tarafın­dan 120 bin dolarlık yeni bir un fab­rikasının kurulması hazırlıklarına da başlanmıştır. Yakında temelleri atıla­cak olan bu yeni fabrika günde 800 torba un imâl edecektir.

Diğer taraftan iki hafta evvel yanmış bulunan Bossa firmasına ait un fab­rikasının da yeniden inşasına başlan­mıştır. Bossa un fabrikası eskisinden daha mükemmel ve daha yüksek ka­pasitede olacaktır.

Ankara :

İhtiyarlık sigortası yerine kaim olan maluliyet, ihtiyarlık "ve ölüm sigortası kanunu ile, hastalık ve analık sigor­tası kanununun bir kısım maddelerini tâdil eden kanun geçen hafta B. M. M. de kabul edilmişti. İş kazalariyle mes­lek hastalıkları ve  analık sigortalar kanununun muhtelif maddelerini yi­ne sigortalılar lehine tâdil eden ka­nun da Büyük Meclisin bugünkü top­lantısında kabul edildi.

Hastalık ve analık sigortası hâlen 38 vilâyetimizde tatbik olunmaktadır. Çalışma Vekâleti İşçi Sigortaları Ku­rumunun 1957 yılı iş programına göre bu sigorta kolunun bu yıl içinde 7 vi­lâyette daha tatbikine geçilecektir. Hastalık ve analık sigortasının tatbik edildiği vilâyetlerde iş kazaları ile meslek hastalıkları ve analık sigorta­ları kanununun, analıkla ilgili hü­kümleri tatbik olunacaktır. İş kazala­rı ile meslek hastalıkları ve analık si­gortaları kanununun tâdilinde analık­la ilgili hükümler hastalık ve analık sigortası kanununun hükümlerine mütenazır olarak değiştirilmiş ve bu kanunla da aynı haklar sağlanmış­tır.

İş kazaları ile meslek hastalıkları ve analık sigortaları kanununda yapılan değişikliklerle:

Evvelce, sigortalıların analık hallerin­de tedavileri için başka mahallere gön derilen eşlerine ve bunlara refakat edeceklere gidip gelme yol paraları ve zarurî masrafları ödenmezdi.

Kanunda yapılan değişiklikle sigorta­lıların analık hallerinde tedavileri için başka mahallere gönderilecek eş­lerine ve bunlara refakat edeceklere gidip gelme yol paraları ve zarurî mas rafları ödenecektir.

Evvelce, iş kazasından mütevellit arı­zalarda kazaya uğrayan memleket da­hilinde tedavi edilemiyor da tedaviye gönderilirdi.

Yeni kanunla meslek hastalığına tu­tulan hastanın tedavisi memleket da­hilinde mümkün olmuyorsa yabancı memleketlere gönderilebilecektir. Bun lara refakat edecek kimselerin yol paraları ve zarurî masrafları da öde­necektir.

Evvelce, ortopedi tedavisi ile protez masraflarının ödenebilmesi için teda­vinin sağlık yardımı süresi içinde ya­pılması gerekirdi, yeni kanuna göre ortopedi tedavisi ile protezlerinyapılması sağlık süresi dışında da olsa masrafları kurumca ödenecektir.

Evvelce, doğumdan mütevellit hasta­lıklarda hastaya para yardımı yapı­lırdı. Yeni kanunla doğumdan müte­vellit hastalıklarda yardım yapılabile­ceği gibi müdahaleli doğum ve doğum arızaları tedavisi masrafları da sigor­ta tarafından ödenecektir.

Evvelce, iş kazasına uğrayan sigorta­lıya, iş göremezlik süresi 15 günü geç­mezse ilk güç için ödenek verilmezdi. Yeni kanuna göre iş kazasına uğrayan sigortalıya kaza tarihinden itibaren her gün için ödenek verilecektir.

Maluliyet gelirinin sermayeye çevrilebilmesi için sigortalının aylık gelirinin 5 liradan az olması icap ederdi. Bun­dan böyle aylık geliri 20 liradan az olanların da maluliyet gelirleri serma yeye çevrilebilecektir. Ölüm gelirlerin­de de gelirin sermayeye çevrilebilmesi için 5 liradan az aylık olması icap ederdi. Bu halde 20 liraya çıkarılmış­tır.

Maluliyet dereceleri yüzde 50 yi geç­meyen sigortalıların gelirleri hiçbir vesika aranmaksızın sermaye halinde kendilerine ödenebilecektir.

Ölen sigortalının çocuğuna 18 yaşma kadar aylık bağlanırdı, yeni kanunla yüksek tahsilde olan çocuklara 25 ya­şma kadar aylık verilecektir.

Eski kanunda kontrol muayenesine tâbi sigortalı ile sigortalıya refakat edecek kimseye yol parası ve diğer za­rurî masraflarının ödeneceğine dair hüküm yoktu. Bundan böyle kontrol muayenesine tâbi sigortalı ile sigorta­lıya refakat edecek kimseye yol para­ları ile diğer masrafları ödenecek­tir.

Doğum yapan sigortalı kadınlara, ra­por aranmaksızın, doğumdan önce 6 ve doğumdan sonra yine 6 haftalık izin verilebilecek ve iş göremezlik ödenekleri ödenecektir.

Sigortalının analık yardımından fay­dalanabilmesi için münavebeli işlerde 150 gün, münavebesiz işlerde 160 gün çalışmış olması gerekirdi. Yeni ka­nunla çalışma süresi münavebeli münavebesiz tefriki yapılmadan l0 gün olarak tesbit edilmiştir.

İşçi Sigortaları Kurumu kararlarına sigortalının itiraz edebilmesi için bir ay zarfında müracaatı gerekirdi, 1 ay­lık itiraz müddeti 6 aya çıkarılmış­tır.

Cenaze masrafı karşılığı ilk önce 50 lira verilirdi. Sonra 75 lira oldu, ge­çen sene 150 ye şimdi de 200'e çıka­rıldı.

Ankara :

Ondokuz seneden beri devlet konser­vatuarında öğretmenlik yapan ve ku­ruluşundan beri de devlet operasında vazife almış bulunan Bayan Frieda Böhm'e, Türk  Avusturya kültür mü­nasebetlerine olan hizmetlerinden do­layı, Avusturya Reisicumhuru tarafın­dan profesörlük payesi verildiği öğre­nilmiştir.

 Ankara :

Bundan bir müddet evvel memleketi­mizin beynelmilel futbol federasyonu tarafından bir Asya memleketi olarak kabul edilmiş olması üzerine futbol federasyonumuz tarafından gerek Avrupa futbol birliği ve gerekse F.İ.F.A. neadinde teşebbüse geçilmiş ve mem­leketimizin bir Avrupa memleketi ol­duğu hususunda birçok deliller gös­terilmek suretiyle kararın tashih edilmesi istenmişti.

Bu kere Avrupa futbol birliğinden fut­bol federasyonumuza gönderilen bir mektupta, Türkiyenin yalnız spor sa­hasında değil birçok alanlarda daima Avrupa faaliyetlerine katılmış olduğu ve spor sahasında senelerden beri Av­rupa federasyonları ile işbirliği yaptı­ğı nazarı dikkate alınarak bu sebeple birlikte Türkiyenin Avrupa memleketi olarak kabul edildiği ve bu cihetin beynelmilel futbol federasyonunca da (F.İ.F.A.) kabul edilmesi hususunda mezkûr federasyon genel sekreterliği­ne yazı yazılmış olduğu bildirilmek­tedir.

19 Şubat 1957

Ankara :

Hükümetçe, meslek hastalıklarılistesinde, işçilerimiz lehine yeni tâdil­ler yapılmış ve bu tâdilleri muhtevi nizamname 15 Şubat 1957 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

Bu tâdiller, şimdiye kadar meslek hastalığı listesine alınmadığı için bir çok şikâyetleri davet eden büyük bir boşluğu doldurmuştur.

Yeni tâdillerin işçi sigortaları kuru­muna senede en az 15 milyon lira işçi lehine bir malî fedekârlık tahmil edeceği tahmin olunmaktadır.

Meslek hastalıkları" listesine yeniden ithal edilen hastalıklar şunlardır:

Maden işlerinde, anfizem ve bronşit,

Yeraltı işlerinde, tütün ve mensucat işlerinde çalışanlarda görülen akciğer tüberkülozu.

Mensucat fabrikalarında kesif pamuk elyafına ve tozuna maruz bulunan kimselerde görülen bissinoz.

Hayvanlardan insanlara geçen hasta­lıklar dar bir çerçeve içindeydi yeni nizamname ile genişletildi.

Evvelce Kabul edilmemiş olan birçok maddeler ve bunların mürekkebatiyle iştigal edenlerde görülen zehirlenme­ler.

Yüksek hava tazyiki hastalıkları,

Mafsal keselerinde husule gelen arı­zalar ve hastalıklar.

Allerjik hastalıklar.

Fazla rutubetli ve ziyadan mahrum yerlerde sühunet değişimlerine maruz bulunan yerlerde çalışanların roma­tizmaları.

Sağlık tesislerinde çalışanların bula­şıcı hastalıkları ve tropikal hastalık­ları.

Fazla gürültülü yerlerde çalışanların arızaları.

Bu vesile ile Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan Zonguldak Başçavuşlar Sen­dikası ile maden işçileri sendikasına ve amele birliğine aşağıdaki telgrafı yollamıştır;

«Zonguldak hava aliminyum maden işçilerinin yıllardan beri arzuladıkla­rı meslek hastalıkları nizamnamesi tadilâtı devlet şûrasından geçerek hü­kümetin tasdik ve kabulüne iktiran etmiş ve 15 Şubat 1957 tarihinden iti­baren yürürlüğe girmiştir.

Birçok ileri garp memleketlerinde da­hi meslek hastalıkları listesine alın­mayan verem, siyatik, anfizem, roma­tizma, astım ve bronşit gibi hastalık­ların Türk maden işçileri için hayatî ehemmiyeti takdir edilerek ve tahmil ettiği büyük malî fedakârlıklara rağ­men bu hastalıklar da bu kerre mes­lek hastalığı listesine alınmıştır. Bu kararın blumum maden işçilerini fev­kalâde memnun etmiş olacağından eminim. Bu suretle melsek hastalıkları için mevcut bir boşluğun doldurulmuş ve maden işlerinde çalışan işçi arka­daşlarımın mühim bir ıstırabına ni­hayet verimli solmanın saadet ve haz­zı içinde tebrikleri bildirir ve bütün işçi ve sendikacı arkadaşlarıma selâm ve sevgilerimle birlikte en iyi dilekle­rimin ulaştırılmasını rica ederim.

Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan

 İzmir :

Gediz nehri üzerinde inşa edilmekte olan demir köprü barajı sayesinde havzada bulunan 77.900 hektar arazi­nin sulanması mümkün olabilecektir. Bu suretle kurak senelerde dahi bu bölgeden mahsul alınması imkân da­hiline girecektir. Ziraî istihsal de yıl­lık olarak bu sulama ile 76 milyon 45 bin liralık bir artış sağlanacağı tah­min edilmektedir.

Baraj vasitasiyle 56 bin hektar arazi­nin su taşmasından korunması sağ­lanacak ve Gediz nehrinde taşmaların önüne geçilebilecektir.

Verilen malûmata göre, yıllık olarak 1 milyon 139 bin liralık taşmadan müte­vellit zararın da önüne geçilecektir. Demir köprü barajı inşaatını mütaakıp tesis edilecek olan 69 bin kilovat takatindeki tribünlerle yılda 193 mil­yon kilovat saatlik enerji istihsal edi­lecektir.

Burada inşa edilecek olan hidroelektrik santrali aynı zamanda Batı Anadolu enerji şebekesini besliyebilecek ve dolayısiyle sanayiin enerji ih­tiyacını geniş ölçüde karşılamış ola­caktır.

İlgililerden aldığımız malûmata göre, demirköprü barajının temin edeceği enerji takriben yılda 190 bin ton kö­mür yakmak suretiyle elde edilecek olan enerjiye eşit bulunmaktadır. Ba­rajın sulama, taşkından koruma ve enerji istihsali bakımından temin edeceği yıllık gelir de 94 milyon 554 bin lira civarında olarak tesbit edil­miş bulunmaktadır.

200 milyon 203 bin 446 liraya malolacak olan baraj inşaatı 1 Nisan 1959 tarihinde  işletmeye  açılacaktır.

20 Şubat 1957

İstanbul :

Napolide San Korlo ve Milanoda İş­kala operalarında oynayan ve büyük muvaffakiyet kazanan opera sanat­kârımız soprana Leylâ Gencer bu gece saat 20 de uçakla İstanbula gelmiş ve transit olarak Ankaraya geçmiştir.

Leylâ Gencer, 15 gün sonra tekrar İtalyaya dönecek ve La Skaîada Puecini'nin «Manon Lescoe» ve İtalyan te­levizyonunda Verdinin İl Travatore operalarında baş rolü oynayacaktır.

Tarsus :

Peygamberimizin müezzini Bilâl Ha­beşî'nin Tarsustaki türbesi belediye tarafından ele alınmış ve baştan başa tamir "edilmiştir. Türbedeki islâmî tezyinat da. salahiyetli eller tarafın­dan belirti hale getirilmiştir.

Bilâl Habeşî'nin türbesine ayrı bir hususiyet veren kuyu da dikkatle göz önünde tutulmuş ve lüzümlu tamirat yapılmıştır.

Ankara  ;

Büyük Millet Meclisi bugün 1957 ma­lî yılı muvazenei umumiye kanunu lahiyası ile bütçe encümeni mazbata­sının müzakeresine Maliye Vekili Ha­san Polatkanın nutku ile başlamış­tır.

Bu uzun nutkun ana hatlarını şöyle hulâsa etmek mümkündür:

Muvazenei umumiye ve mülhak bütçe kanun lâyıhalariyle bunlara merbut cetvellerin teşkilâtı esasiye kanunu­nun tâyin etmiş olduğu müddet zarfinda Yüksek Meclise sunulduğunu ve bütçe encümeninin itinalı ve etraflı tetkikleriyle tekemmül etmek suretiy­le Meclis Umumî Heyetine geldiğini ifade ederek sözlerine başlayan Maliye Vekili Hasan Polatkan, izahlarını üç kısımda toplıyarak ilk önce 1957 büt­çesinin hazırlandığı tarihlerdeki iç ve dış iktisadi ve malî hâdiseleri toplu şekilde gözden geçirmiş, bilâhare büt­çe lâyihalarının umumî tahlilini yap­mış ve son kısımda da D. P. iktidarı zamanında memleketimizin iktisadî kaynaklarını geliştirmek ve milletimi­zin istihsal ve gelir kudretini arttır­mak maksadiyle muhtelif iş ve istih­sal sahalarına 'yapılan geniş sermaye yatırımları ile bu yatırımlardan şim­diye kadar elde edilen neticeleri an­latmıştır.   .

Bütçe Encümeni tarafından yapılan, değişikliklerden sonra 1957 yılı devlet bütçesinde tahsisat teklifleri yekûnu­nun 4.006.672.859 lira, gelir tahminle­rinin de keza 4.006.672.859 lira olduğu­nu söyleyen Maliye Vekili, mülhak bütceli idarelere ait bütçelerle birlikte tahsisat tekliflerinin 4.144.355.781 li­raya, varidat tekliflerinin de keza 4 milyar 144.355.781 liraya baliğ olduğu­nu belirttikten sonra bu bütçenin «kavradığı hizmet sahalarının şümul ve mahiyeti itibariyle malî tarihimiz­de çok ileri bir merhaleyi, şimdiye ka­dar ulaşılmamış yüksek bir inkişaf seviyesini temsil ettiğine işaret etmek ten büyük bir haz ve memnuniyet duymaktayım, demiştir.

İktisadî politikamız ve dünya iktisa­diyatı :

Bundan sonra hükümetin iktisadî ve malî politikasının esaslarını «Elde etti­ğimiz her yeni imkânı, memleketin tabiî ve beşerî kaynaklarını azamî nisbette geliştirecek sermaye yatırımla­rına tahsis etmek suretiyle her sahada istihsali ve millî geliri arttırmak, pa­zarlarımızda mal ve hizmet arzını ço­ğaltmak, milletimizin refah seviyesini yükseltmek ve memleketimizi en me­denî ve müterakkî memleketler mer­tebesine ulaştırmak hususundaki» azim ve kararı teşkil ettiğini söyleyen Hasan Polatkan, dünya ekonomisinin son yıllarda geçirdiği talıavvüllerin izahına geçerek Kore harbinden sonra ham madde fiyatlarına ehemmiyetli tenezzüller vukua geldiğini, ticaret hadlerinin ham madde müstahsili memleketler aleyhine döndüğünü Bir­leşmiş Milletler istatistiklerine müs­teniden açıklamış ve 19541955 dev­resinde bütün düyada işçi ücretleriyle toptan eşya ve geçinme endekslerinde artışlar müşahade olunduğunu belirt­miştir.

Ham madde müstahsili memleketlerin bir çoğunda dış tediye güçlüklerini de­vam ettiğini, sanayi memleketlerinin mamul madde italât nispetlerinin ham madde ithalâtına nazaran daha fazla arttığını söyledikten sonra Sü­veyş hâdiselerinin iktisadî neticeleri­ni tahlil eden Maliye Vekili «OrtaŞark milletlerinin hayatî menfaatle­rini geçici tavizlerle feda etmeyecek basireti göstereceklerini» umduğunu ilâve etmiştir.

Para politikamızı izah ederken «İkti­darımız, millî ekonomimizin hayatiyet ve selâbetini muhafaza gayesiyle her türlü enflasyoncu veya deflasyoncu tesirlere karşı Türk parasının kıyme­tini korumayı daima ilk plânda dü­şünmüş ve lüzumlu tedbirleri ittihaz etmiş bulunmaktadır» diyen Polat­kan, emisyon hacminin muhtelif is­tihsal sektörlerindeki inkişafa muvazi bir seyir takip etmiş olduğunu ve bu seyrin gayri safi millî hasılanın artışı ile mütenasip olduğunu belirttikten sonra banka kredilerinin 1950 yılında 1 milyar 331 milyon lira iken hâlen 6 milyar 697 milyon liraya yükseldiğini ve bilhassa zirai ve sınaî kredilerde muazzam artışlar vukua geldiğini ve banka kredilerinin spekülatif maksat­larda kullanılmasını önleyici tedbirle­rin alındığını mevduat hacminin 1949 senesi sonunda  989 milyon lira iken yüzde 358 nispetinde bir artışla 4 milyar 533 milyon liraya yükseldiği­ni söylemiştir.

Bundan sonra millî gelirdeki inkişafa geçen Maliye Vekili, carî fiyatlarla 1949 senesinde 8,1 milyar lira olan mil­li gelirin 1955 yılında 20,5 milyara çık­tığını ve 1949 senesi 100 itibar edildi­ği takdirde 1955 senesinin 253 oldu­ğunu, aynı mukayese sabit fiyatlara göre yapıldığı takdirde endeksin 193'a ulaştığını söylemiş ve 19381948 ara­sında nüfus başına düşen milli gelirde hiçbir tezayüt olmadığını da belirttik­ten sonra millî gelirin ziraat sektörü­nün tahlilini yaparak hava şartlarına ve kuraklığa rağmen ziraî istihsal ka­pasitesinin bir misli arttırıldığını ku­raklık dolayısiyle hububat mahsulü­nün 1953 senesine nazaran azalması­na rağmen bu rakamın dahi 19461950 vasatisinden yüzde 79 nispetinde faz­la olduğunu sınaî nebatlar istihsalinin ise muntazaman arttığını ilâve etmiş ve pamuk, pancar, tütün, üzüm, fın­dık gibi mahsullerimizdeki artmanın kıymet itibariyle hububattaki azalma­yı telâfi ettiğini bilhassa rakamları ile ortaya koymuştur.

Sanayi sektöründeki gelir artışının millî gelirdeki artış temposundan da­ha hızlı cereyan ettiğini ifade eden Maliye Vekili hali inşadaki mensucat, çimento, demir, azot tesislerinin ik­mali ile bu artışın daha da yüksek bir seviyeye varacağına işaret etmiştir.

Bundan sonra dış ticaret ve tediye muvazenesindeki inkişafı ele alan Polatkan, 1/7/195530/6/1956 devresinde­ki dış ticaret hacminin 2 milyar 164 milyon liraya baliğ olduğunu, dış ti­caret açığının bir evvelki devreye na­zaran 427 milyon liradan 273 milyona düşmek suretiyle yüzde 35 nispetinde azaldığını söylemiş ve ihracatımızın aynı devre zarfında bir evvelki dev­reye nazaran hem mikdar ve hem de kıymet itibariyle arttığını rakamlarla açıklayarak dolar sahasına olan ihra­catımızın da yüzde 14 nispetinde ço­ğaldığını, mensucat, iplik, şeker gibi tamamlanmış olan yatırımlar sebebi ile ithalâtımızın kıymet ve mikdar itibariyle azaldığını, epu ve dolar sa­hasından vaki ithalâtımızın   yüzde 15 nispetinde arttığını rakamlarla belirt­miştir.

Tediye muvazenemizde dış ticaret ha­ricinde kalan görünmeyen kalemlerle, enfrastrüktür ve offshore muamele­lerinden mürekkep cari muameleleri­miz hacminin yüzde 100 bir artışla 61 milyona yükseldiğini, turizm gelirleri­nin son tedbirler sayesinde daha da artacağını ifade eden Maliye Vekili sermaye hareketleri kısmında devlet borcu ödemelerinin geçen devreye na­zaran yüzde 62 nispetinde bir tezayütle 151 milyon liraya vardığını, kredili ithalâtın bilhassa ana yatırım mad­delerine inhisar ettirilerek evvelki se­viyesini muhafaza ettiğini, kısa vade­li dış ticarî kredilerin mevcut anlaş­malar çerçevesi dahilinde ödendiğini, 24 milyon lira net ödeme yapıldığını, Amerikan yardımlarından fiilen kul­lanılan  kısmın yüzde 42 fazlasiyle 232,6 milyon lira olduğunu, anlaşmalı memleketler ile mün'akit anlaşmalar dolayısiyle kullanılan kredi marjları­nın 133 milyon liradan 33 milyon lira­ya düşmek suretiyle lehimize bir isti­kamet aldığını ve tediye muvazenesi açığının mikdarından ziyade bunun mahiyeti ve meydana gelmesine âmil olan sebepler üzerinde durmak lâzım geldiğini, iktisaden geri kalmış mem­leketlerde her sahada istihsali arttır­mak maksadiyle girişilen sermaye ya­tırımlarının o memleketin iktisadî bünyesini ve kaderini değiştirmemek şadına matuf olduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«İktisadî gelişme yolunda bulunan memleketlerin kalkınma hamleleri neticesinde maruz kaldıkları tediye muvazenesi açığı iktisaden geri kalmış ve kalkınma hususunda harekete ge­çememiş memleketlerin açıksız tediye muvazenesi hesaplarına çok daha mü­reccahtır. Zira bu kâzip ve sun'î mu­vazene geniş halk kütlelerinin bulun­dukları küçük yaşama seviyelerinde ipkası pahasına elde edilmiş zararlı bir muvazenedir.»

Bundan sonra sanayi yatırımlarının tediye muvazenemiz üzerindeki müs­pet tesirlerini misallerle açıklayan Maliye Vekili, çimento sanayiindeki yatırımları tipik bir misal olarak almış ve yılda 164 milyon liralık döviz tasarrufu sağlıyacak olan bu tesisle­rin dış finansmanından büyük bir kıs­mının beş sene vadeli kredilerle temin edildiği nazara alınırsa, yılda 3040 milyonluk döviz sarfı ile kurulmakta olan bu tesisler sayesinde, Türkiyenin her sene çimento ithalâtı için 164 mil­yon liralık döviz ödemekten vareste kalacağını, 'diğer bir ifade ile bahis mevzuu bütün tesislerin döviz bakı­mından takriben bir sene gibi bir za­man içinde amorti edilmiş olacağını göstermiştir.

Müteakiben ziraat, "sanayi ve maden­cilik sahalarında temin edilen fazla istihsalin, mensucat sanayii, deniz ti­caret filosu, makine kimya endütrisi bakımlarından keza tediye muvazenemizdeki müsbet tesirlerini açıklayan Polatkan, devlet borçlarının yerine geçerek devlet borçlarının 1950 Mayı­sında 2 milyar 297 milyon iken 1956 takvim yılı sonunda 3 milyar 402 mil­yon liraya yükseldiğini, bu zahiri ar­tışa rağmen bu borçların bütçemize tahmil edilmiş olduğu külfetin azal­dığını, filhlkika 1950 Mayısındaki borçların 1049 milli gelirine nisbetinin % 30 olmasına mukabil 1956 yılı so­nundaki borçların, milli gelire nisbe­tinin % 23'e düştüğünü, devlet vari­datına nisbetle devlet borçlan yekû­nunun ise yarı yarıya hafiflediğini, memleketin ağır borçlara sokulduğu yolunda zaman zaman muhalefet ta­rafından ileri sürülen iddiaların ha­kikate aykırı olduğunu söylemiştir.

Daha sonra fiat hareketlerine geçen Maliye Vekili, Birleşmiş Milletler estatistiklerine dayanarak 1950'den bu yana, dünyanın iktisadî ve siyasî şartlarındaki gayri müsait durumla­ra rağmen, memleketimizin toptan eşya ve geçinme endekslerinde müşahade edilen yükselmenin Amerika Birleşik Devletleri, Batı Almanya, İn­giltere ve Hollanda dışında kalan memleketlere nazaran daha mutedil bir seyir takip ettiğini, nitekim 1948 senesi 100 itibar edildiği takdirde ge­çinme endeksinin Yunanistan'da 200, Avusturya'da 214, Brezilya'da 276, İs­rail'de 260, Fransa'da 170, İngiltere'­de 145, Hollanda'da 142 seviyesine yükseldiğini,  buna mukabil  1956 yılı toptan eşya fiyat endeksinin memle­ketimizde 148, geçinme endeksinin ise Ankara'da 152, İstanbul'da 153 oldu­ğunu, millî gelirdeki yükseliş nazarı itibare alındığı takdirde bizdeki fiyat artışlarının mutedil sayılması gerek­tiğini belirtmiştir.

1956 bütçe yılı tatbikatı ve 1957 büt­çesi:1956 yılı bütçesinin gelir tahmini olan3.324.974.152 liradan 2.721.615.239 lira­nın 11 ay zarfında fiilen tahsil edil­diğini belirterek sözlerine devam eden Polatkan,bunun 1955 yılma   nazaran%13, 1950 yılma nazaran 7,27 nisbetinde fazla olduğunu, aylık vasati tansilâtın 247 milyon lira ile eski senelere nazaran rekor teşkil ettiğini, vasıta­sız vergiler hasılatının bütçe içindeki nisbetinin %41,7'ye yükseldiğini ifade ettikten sonra 1956 bütçesinin masraf kalemlerinin büyük birsamimiyetletatbik edildiğini, 11,5 ay zarfında ek ödenek  alınmak ve kanuni aktarma­lar yapılmak suretiyle ancak  nisbetinde değişiklik icra edildiğini, bu nisbetin eski iktidar samanında% 1520 civarında olduğunu, 1956 büt­çesinden2milyar 626 milyon lira sarfedilip 1695 milyon lira avans verildi­ğini söylemiş ve 1957 bütçesi hakkın­daki izahlarına geçmiştir.

1957yılı bütçe lâyihaları ile istenen tahsisatın, hazinetarafından katmabütçeli idarelere yapılan  yardımlarda nazara alınmak suretiyle bulunan umumî yekûnun 4.144.355.785 lira ol­duğunu söyleyen Poîatkan, bu mikta­rın  1956yılından  %20,3nisbetinde fazla olduğunu, eski iktidarın en son ve en büyük bütçesi olan 1950 bütçe­sindeki tahsisattan  % 166,6 nisbetin­de yüksek olduğunu belirtmiş ve umumî muvazeneye dahil daireler için 4milyar 6 milyon lira tahsisat istendi­ğini, bunun 850 milyon lirasını mül­hak bütçelere hazine tarafından ya­pılacak yardımların teşkil ettiğini, bu idarelerin   kendi gelirlerinin 137,5milyon lira  olduğunu ilâve  etmiştir.Umumî ve mülhak bütçeler bir ara­da 1957 yılı için istenen tahsisatın %68.4'ünü teşkil eden 2 milyar 835 milyon lirasının carî masraflara ve %31,6 nisbetinde 1 milyar 309 milyon lirasının yatırımlara taalluk ettiğini, yatırım tahsisatının 1950 yılma naza­ran %369 nisbetinde ve 1 milyar 24 milyon lira fazla olduğunu açıklayan Maliye Vekili, muhtelif hizmet grup­larına geçmiş ve sırası ile Milli Mü­dafaa, Sağlık, Maarif, İktisadî Kal­kınma, Sosyal Güvenlik, borç ödeme ve umumî idare mevzuları itibariyle geniş rakamlar vererek tahliller yap­mıştır.

Müteakiben gelir bütçesini ele alan Maliye Vekili, gelir rakamlarının 4.006.672.859 lira olarak tahmin edildiğini, mülhak bütçeli idarelerin 137.682.922 liralık gelirinin ilâvesilele bunun 4.144.355.785 liraya yükselece­ğini söyledikten sonra 4 milyar 6 milyon liralık gelirin 1956 bütçesinden %20,5 nisbetinde fazla olduğunu be­yan etmiş ve muhtelif gelir kalemle­rindeki artışı teker teker ve rakam­larla, izah eylemiştir. Bu arada vergi ıslahatından bahseden Polatkan, sa­nayiimizin kuruluş ve gelişme şartla­rını sebekeden Muamele Vergisinin kaldırılarak Gider Vergisi reformu­nun tahakkuk ettirildiğini, Esnaf Vergisinin ilga edildiğini, Gelir Ver­gisinin esnaf lehine tâdil edildiğini, Veraset ve İntikal Vergisinin takrir kıymeti yerine carî kıymet üzerinden alınması hakkındaki tasarının mecli­se getirilmiş bulunduğunu, gelir ver­gisi nisbetlerinin içtimai adalete uy­gun olarak tadil edildiğini ve buna muvazi olarak seçim indirimi mikta­rının % 50 nibetinde arttırıldığını ve 1957 yılı bütçesi ile ilgili olarak adla­rına hususî otomobil kayıtları olan şahıslardan bir miktar vergi alınma­sına, Damga Resmi kanununda bazı zamlar yapılmasına ve bir kısım it­halâta tahsis olunan dövizlerin Türk lirası tutarlarından alınacak hazine hissesine  müteallik kanunların mec­lise getirildiğini de sÖ2İerini ilâve et­miştir.

İktisadî kalkınma faaliyetleri :

Maliye Vekili, Demokrat Partinin ik­tisadî politikasının şu dört ana is­tikamete müteveccih olduğunu açık­lamıştır.

1) Karayolları, limanlar, barajlar, elektrik santralleri, silolar gibi millet iktisadiyatının gelişmesinde temel yapıyı teşkil eden büyük ana tesisle­rin kurulması,

Şeker, mensucat, çimento gibi bü­yük  kitleleri ilgilendiren veya  inşaat ve imar faaliyetinde birinci derecede rolü   olan  maddelerin,   kurulan  yenitesisler sayesinde  ithal  mevzuu   ol­maktan  çıkarılması  ve  tasarruf  olu­nacak dış tediye imkânlarınındiğer sahalardaki   cihazlanmamıza  tahsis edilebilmesi,

Yer üstü ve yer altı servetlerimizi kıymetlendirecek   tesis   ve   cihazların bir an evvel tamamlanması ve böyle­ce bir taraftan ihracatımızı arttırmak suretiyle  girişilen sermaye yatırımla­rının dış  finansman bakımından da­ha  büyük  imkânlara kavuşmasının temini,

Millî  teşebbüsün  ve  yabancı  ser­mayenin muhtaç olduğu iklimin ya­ratılması,  geliştirilmesi   ve   devamlı surette teşvik edilmesi,

Bundan sonra bu gayelere varılmak için yapılan işlerin izahına geçen Po­latkan, evvelâ ziraat sahasındaki ya­tırımları ele alarak ziraat işleri için 531 milyon lira tahsisat teklif olundu­ğunu ve bunun 334 milyon lirasının yatırımlara taalluk ettiğini ve bu faz­lalığın 1950 yılma nazaran %696 nis­betinde olduğunu belirterek «iktidara geldiğimiz tarihe tekaddüm eden 10 sene zarfında tevzi olunan bütün to­humluk hububat yekûnu sadece 270 bin tondan ibaret iken 1950'den bu yana geçen 6 yıl zarfında bu miktar, 840 bin tonu aşmış bulunmaktadır» demiştir. Toprak dağıtımı mevzuunda çiftçiyi topraklandırma kanununun mer'iyete girdiği 1945 yılından 1950 senesine kadar geçen devrede 320 köy de 20208 çiftçi ailesine 908 bin 860 dönüm toprak dağıtılabilmiş ve mer'a tahsisi ise hiç yapılmamış olmasına mukabil 105056 devresinde 2797 köy­de 252 bin çiftçi ailesine 12 milyon 915 bin dönüm toprak dağıtıldığını ve 7 milyon 358 bin dönüm mer'a tahsi­si yapıldığını açıklayan Polatkan, zi­raat makinelerine geçerek traktör sa­yısının 6 binden 41 bine yükseldiğini, sulama işlerinde eskiiktidar zamanında heba edilen milyonlara muka­bil hiç bir şey yapılmadığını, D. P. iktidarı zamanında ' devlet su işleri için 1 milyar 282 milyon lirayı aşan bir program yapıldığını, bunun 1958 de ikmal edileceğini, bu suretle 2 mil­yon 940 bin dönüm arazinin sulanma­sının ve 923 bin dönüm bataklığın ku­rutulmasının imkân dahiline girece­ğini ve köy içme suyu dâvasının ta­mamen hallolacağını, hububat mu­hafaza tesisleri kapasitesinin 411 bin tondan 1 milyon 59 bin tona yükseltilmek suretiyle %158 nisbetinde bir artış sağlandığını, böylece temin edi­lecek yıllık tasarruf miktarının 28 milyon liraya baliğ olduğunu, Et ve Balık Kurumunun 120 milyon liraya baliğ olan yatırım programından bü­yük kısmının tahakkuk ettirilmiş bu­lunduğunu, 4 kombina, 21 büyük, 34 orta ve küçük sınıf soğuk hava depo­su inşa edildiğini, böylece yeni bir döviz kaynağı temin edildiğini ifade eylemiştir.

Bilâhare enerji işleri için yapılan ya­tırımlara geçen Maliye Vekili, «bir memlekette iktisadî kalkınmanın en sağlam mür'irelerinden birini de kuvvei muharrike istihsalindeki artışlar teşkil etmektedir» diyerek elektrik istihsal kapasitesinin 737 milyon ki­lovat saatten halen 2 milyar 800 mil­yon kilovat saate ulaştığını, artış nisbetinin %380 olduğunu, 8 büyük ba­raj projesinden ikisinin ikmal edildi­ğini, ayrıca termik ve hidroelektrik santrallerin kurulduğunu ve kurul­makta olduğunu, bunlar tamamlan­dığı zaman elektrik istihsalinin 4 mil­yar kilovat saate ulaşacağını, 3546 kilometre uzunluğunda enerji nakil şebekesi inşa edildiğini beyan etmiş ve Ereğli kömür havzası için 504 mil­yon liralık bir amenajman programı hazırlanarak bunun %63'imün ikmal edildiğini, 1958 yılında kömür istih­salinin 8 milyon tona yükseleceğini, linyit istihsalinin de aynı şekilde ge­liştirildiğini, diğer taraftan petrol sa­hasında mühim faaliyetler cereyan et­tiğini ve 12 şirketin 70 bin kilometre karelik bir sahada petrol aramak üze­re 165 ruhsatname aldığını, üç yerde sondaj ameliyesine başlandığını, Ramanda 56 milyon lira sariyle kurulan ve yılda 330 bin ton ham petrol tasfiye etmekte olan rafineri tesisleri sa­yesinde 19 vilâyetin petrol ihtiyacının karşılandığını, yakında kapasitenin 430 bin tona yükseleceğini belirtmiş­tir.

Sanayi sahasındaki yatırımlar hak­kında «iktidara geldiğimiz günden be­ri memleketin ihtiyaç ve şartlarına uygun millî bir sanayiin sür'atle ku­rulup geliştirilmesi için bütün imkân­larımızı seferber ederek azimle çalış­maktayız» diyen Maliye Vekili, şeker sanayiine temasla eskiden mevcut 4 şeker fibrikasma ilâveten 11 fabrika daha inşa edilmek suretiyle şeker is­tihsali kapasitesinin 365 bin tona yük­seldiğini, bu suretle 36 vilâyette bin­lerce çiftçi ailesine yılda 200 milyon liranın fevkinde gelir sağlandığını ifa­de etmiştir.

Çimento sanayii mevzuunda 1950'de 395 bin ton olan istihsal kapasitesi­nin 1956 sonunda 1 milyon 230 bin tona yükselmek suretiyle %328 artış sağlandığını, gelecek ay içinde cem'an 300 bin ton kapasiteli Eskişehir ve Adana çimento fabrikalarının hizme­te gireceğini, Afyon, Balıkesir, Çorum, Elâzığ, Gaziantep, Pınarhisar çimento fabrikalarının bu yılın muhtelif ay­larında Konya, Bartın, Söke, Niğde fabrikaları ile diğer iki fabrikanın 1958 de ikmal olunacağını beyan eden Polatkan, istihsalin 1949 seviyesine nazaran 7 misli artarak 2 milyon 630 bin tona yükseleceğini belirttikten sonra, azot sanayiinde sağlanan inki­şaflar sayesinde hektar başına sağla­nan ziraî verimin artacağını, Kütah­ya'da büyük bir tesis kurulmakta ol­duğunu, ayrıca hususî teşebbüsün İs­kenderun ve İzmit te iki fabrika kur­duğunu sözlerine  ilâve  etmiştir.

Bundan sonra mensucat sanayiini ele alan Polatkan, 1950'den beri gerek hususî teşebbüs ve gerek Sümerbank vasıtasiyle bu sanayi kolunda temin olunan inkişafı anlatmış ve 1950 se­nesinde pamuklu mensucattaki iğ adedi 260 bin civarında iken halen 1 milyonu aştığını, tezgâh adedinin 6 binden 19 bine yükseldiğini, yünlü mensucat sanayiinde iğ adedinin 54 binden 199 bine, tezgâhların 1400 den 2610'a çıktığını, sadece Sümerbank tarafından yeniden kurulan ve tevsi edilen tesisler sayesinde pamuklu mensucatta 56 milyon metrelik, yünlü mensucatta 3 milyon metrelik mun­zam istihsal kapasitesi sağlandığını, D. P. iktidarının takip etmekte bu­lunduğu iktisadî politika icabı olarak mensucat sanayiinde yeni tesis ve tevsilerin devlet eliyle kurulmasından ziyade doğrudan doğruya hususî te­şebbüs tarafından veya mahalli kü­çük sermayenin iştirakile teessüs eden şirketler marifetiyle tesis ve işletilme­sine ehemmiyet verildiğini ve bu sek­törün dev adımiarile ilerlediğini söy­lemiştir.

Demir ve çelik sanayiinin mazhar ol­duğu inkişafı kaydederken 1950 yılın­da 78 bin ton olan hadde mamulleri istihsalinin 1956'da 150 bin tona, çe­lik istihsalinin 92 bin tondan 180 bin tona, kok istihsalinin 307 bin tondan 580 bin tona yükseldiğini söyleyen Polatkan, Karabük tesislerinin devam etmekte olan tevsi işlerinin ikmali ile çelik istihsal kapasitesinin 400 bin, hadde hane mamullerinin 300 bin tona yükseleceğini ve bunları 600 bine çıkaracak projeler üzerinde ça­lışıldığını, santrifüj boru fabrikası kapasitesinin de 18 binden 35 bin to­na çıkarılmak üzere olduğunu ve ay­rıca ikinci bir ağır sanayi merkezi kurmak üzere çalışmalara devam edil­diğini de sözlerine ilâve etmiştir.

Bundan sonra Sümerbank'a bağlı di­ğer, sanayi grupları ile inşaat sana­yiindeki neticeleri açıklayan Maliye Vekili, makine ve kimya endüstrisi­nin Almanya'ya mühim miktarda mühimmat teslimine müteallik mu­kavelenin mer'iyete girmesiyle mem­leket ekonomisine fayda sağlıyacağını, T. Emlâk Kredi Bankasınca inşaat sanayiine 53 milyon liralık iştirak ya­pıldığını, sun'î kereste sanayiinin ge­liştirilmesi için şirket kurulduğunu söyleyerek madencilik sahasında kay­dedilen inkişaftan bahsetmiştir. Bu­na nazaran hususî sektör maden is­tihsalinde mühim artışlar temin et­miş, ayrıca, Divriği demir madenle­rinin 1950 yılında 220 bin ton olan is­tihsali halen 500 bin tona, Ergani ve Murgul'da bakır istihsali 11 bin ton­dan 25 bin tona çıkarılmış ve Murgul lavvannın ikmali ile bakır cevherinin flotasyonu yapılarak daha kıymetli bir halde piyasaya arzı ve ihracı im­kân dahiline girmiştir.

Bundan sonra münakale sahasındaki durumu ele alan Maliye Vekili, sadece 1957'de bütçeden münakale işleri için ayrılan tahsisatın 551 milyon gibi 1950 dekinden %426 fazla bir seviyeye ulaş tığını, bunun %95'inin yatırıma tef­rik edilmiş bulunduğunu, 1950'den bu yana münakale işleri için sadece büt­çeden 1 milyar 720 milyon liradan fazla para harcandığını, bu suretle geçit veren yolların uzunluğunun 1950 de 17 bin kilometre iken halen. 33 bin kilometreye ulaştığını, asfalt yolların 3500 km. ye, bakım altındaki yolların 40 bin kilometreye vardığını, 1950'de köprülerin uzunluğunun 13 bin met­re adedinin 289 olmasına mukabil ha­len 52 bin 650 metre uzunluğunda 833 köprünün hizmete girdiğini, liman ve iskele inşaatı için eski iktidar zama­nında 41,5 milyon lira harcanmış ol­masına mukabil halen ,650 milyon li­ralık bir programdan 240 milyon lira sarfedildiğini, bu meyanda Zongul­dak, Trabzon, Ereğli, İnebolu liman­ları ile Amasra barınağının ikmal ve İskenderun limanının ıslah edildiğini söylemiş ve ayrıca 22 iskelenin inşa edildiğini ve 6 liman ile 8 iskelenin inşa edilmek üzere olduğunu ve liman­ların tahmil, tahliye kapasitesinin 2950'ye nazaran üç misli artmış ola­cağını da sözlerine ilâve etmiştir.

Hava nakliyatında sağlanan inkişafla yapılan meydanları rakamlara müste­niden açıklayan Maliye Vekili, demir­yolu, deniz ticaret filosuna geçmiş ve 1950 yılında 467 bin ton olan deniz ticaret filosu tonajının %43 bir artış­la 667 bin tonulâtoya yükseldiğini de kaydetmiş ve P.T.T. faaliyetlerindeki inkişafı anlatarak sözlerini bitirmiş­tir.

 İstanbul :

Memleketimizde basılan ve 2527 sayılı Derleme Kanunu ile beşer nüsha ola­rak derlenen fîkir ve sanat eserlerinin 1956 yılı mufassal istatistiği, Maarif Vekâleti BasmaYazı veResimleri Derleme Müdürlüğünce tesbit olun­muştur.

Buna   göre,  Türkiye'de   1956 yılında tam  3.080  kitap  ve  broşür yayınlan­mıştır. Bunlardan 2.226'sı kitap, 854'ü broşürdür, kitap ve broşürlerden 1178'i  İstanbulda, 1070'i   Ankara'da, 832'si de yurdun başka yerlerinde çık­mıştır.   Eserlerin   381,   yani   %12'den biraz fazlası başka dillerden tercüme­dir.  Geçen  yıl  3  nota,  3  atlas basıl­mış,   haritalar  sayılmamıştır.   Topog­rafya haritaları gizli olduğundan, di­ğer haritaların sayısı büyük bir ye­kûn tutmamaktadır.

Eserlerin konulara göre ayrılışına ge­lince, yıllardan beri olduğu gibi, ge­çen yıl da memleketimizde en çok sosyal ilimlere dair yayın yapılmıştır. Hukuk, istatistik, politika, ekonomi, âmme idaresi, sosyal yardım, eğitim öğretim, ticaret, muhabere, ulaştırma ve folklor konulariyîe ilgili 1035 eser çıkmıştır. Daha önceki yıllarda oldu­ğu gibi, geçen yıl da en az ahlâk ve felsefeye dair yayın yapılmış, bu ko­nularda 44 eser basılmıştır. Öteki eserlerin 63.9'u edebiyata, 593'ü tıp, mühendislik, tarım, ev idaresi, orga­nizasyon, sanayi, zanaat, fabrikalar ve inşaat gibi tatbiki ilimlere, 252'si biyografya, tarih ve coğrafyaya, 118'i din ve ilahiyata, 115'i resim, müzik, tezyinat, gravür ve estamp, fotoğraf, oyun, spor ve eğlence gibi güzel sa­natlara, 112'si matematik, astronomi, fizik, kimya, jeoloji, paleontoloji, bi­yoloji, botanik ve zooloji gibi nazarî ilimlere, 9O'ı lengüistik ve filolojiye, 82'si de dokümantasyon, bibliyograf­ya, katalog, kütüphanecilik, ansiklo­pedi, gazetecilik, poligrafya ve yazma­lar gibi umumi konulara dair eserler­dir.

23 Şubat 1957

 Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Türkiye'nin NATO'ya girişinin 5'inci yılını idrak etmesi dolayısiyle İzmirdek NATO GüneyDoğu Avrupa Kara Kuvvetleri  Kumandanı Korgeneral George W. Read, Devlet Vekili ve Mil­lî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin'e şu mesajı göndermiştir: «Şemi Ergin

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili

Türkiyenin NATO âzalığını kabulü­nün beşinci senei devriyesi münasebe­tiyle, kumandanlığın mensupları na­mına samimî tebriklerimi ve en iyi te­mennilerimi arz ederim. Türkiye'nin NATO camiasına dahil, hür dünyanın kuvvetlerini takviye etmiş ve müşte­rek müdafaamızın kuvvetli bir rükrın olmuştur.

Korgeneral George W. Read

NATO GüneyDoğu Avrupa Kara

Kuvvetleri Kumandanı

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili Şemi Ergin tarafından Kor general Read'e şu cevabî mesaj gön­derilmiştir.

«Korgeneral Read

NATO GüneyDoğu Avrupa Kara Kuvvetleri Kumandanı

Türkiye'nin NATO âzalığına kabulü­nün beşinci yılı münasebetiyle ku­mandanlığınız namına gönderilen tebrik mesajınıza teşekkür ederim. Türk silâhlı kuvvetlerinin müşterek müdafaanın önemli bir halkası ola­rak görevine devam edeceğini teyid ederim.

Devlet Vekili ve M.M.

Vekâleti Vekili

Şemi Ergin.» *

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi, bugün saat 16 da Reis Vekillerinden Agâh Erozan'ın reisliğinde toplanarak 1957 yılı büt­çesinin heyeti umumiyesi üzerindeki görüşmelere devam etti.

Celse açılınca reis, müzakerelerin ki­fayeti hakkında takrirler mevcut ol­duğunu bildirdi. Bunlar oya konma­dan evvel, kifayet ve usul bakımla­rından bazı hatipler mütalâalarını bildirdiler. Bu arada Maliye Vekilinin beyanatı gibi muhalefet partileri söz­cülerinin beyanlarının da radyo ile yayınlanmasını isteyen Fethi Çelikbaş'm mütalâalarına Kayseri mebusu Fikri Apaydın (D.P.), cevap verdi. Fikri Apaydın Fethi Çelikbaş tarafın­dan yapılan teklifin usul ve nizamla bir alâkası bulunmadığını belirtti. Si­yasî partilerin hükümet içinde hükü­met gibi birer teşekkül olarak telâkki olunamıyacağmı, kaldı ki, D. P. grup sözcüsünün beyanatının da radyo ile neşrolunmadığını, bu itibarla ileri sü­rülen talebin is'afma mesağ bulunma­dığını izah etti.

Afyon Karahisar mebusu Sıtkı Koraltan'm konuşmasını takiben bütçe­nin heyeti umumiyesi üzerindeki gö­rüşmelerin kifayeti hakkındaki tak­rirler oya konularak kabul edildi ve bütçenin maddelerine geçildi.

Büyük Millet Meclisi bütçesi :

Büyük Millet Meclisi bütçesi üzerinde ilk sözü Hürripet Partisi meclis gru­bu adına Diyarbakır mebusu İhsan Hamit Tigreî aldı. Meclisin faaliyetle­ri ile ilgili çeşitli mütalâalarda bulun­du.

C.H.P. grubu adına konuşan Malatya mebusu İsmet İnönü Büyük Millet Meclisinde cereyan eden müzakereler­de muhalefet mebuslarının riyasetten büyük müşkülât gördüklerini, reisle­rin tarafsız hareket etmediklerini söyliyerek bazı vakalar zikretti. Netice olarak murakabe vazifesinin ifasında bu müşkülâtı yenemediklerini ileri sürdü. Ayrıca mebusların sözlerine ri­yasetçe tasarruf edilmek istendiğini, halbuki mebusun mecliste sarfettiği sözlerin zabıttan çıkarılmasına imkân bulunmadığını ifade etti. C.H.P.'nin rejim meselesi, hâkim teminatı, 1954 den sonra konulan bazı mevzuat ve üniversite muhtariyeti hakkındaki gö­rüşlerine temasla netice olarak mecliste eşitlik zihniyeti içinde vazife gör­mek istediklerini belirtti.

Bu konuşmayı takiben reis, bir takrir mevcut olduğunu haber verdi, bu tak­rirde, bütçe müzakerelerinin devamı müddetince grup ve encümen sözcüleriyle mebusların konuşma müddet­lerinin tahdidi isteniyordu.Fethi Çelikabs, Osman Bölükbaşı, Sabri Düek, Kemal Bibercğlu, Sebati Ataman ve Yusuf Azizoğlu'nun bu takrir üzerindeki mütalâaları dinlen­dikten sonra neticede Yusuf Azizoğ­lu'nun (Hür. P.) teklifi kabul oluna­rak grup ve encümen sözlerinin ya­pacakları konuşmalar için hiç bir tahdit konulmaması mebusların ise bütçeler üzerindeki görüşlerini onar dakika zarfında ifade etmeleri ka­rarlaştırıldı.

Müteakiben Büyük Millet Meclisi büt­çesinin müzakeresine devam olunarak Osman Bölükbaşı'nm mütalâaları din­lendi. Böiükbaşı, mecliste mebuslar tarafından sarfedilen sözlerin, hakaretâmiz olsa dahi, zabıttan çıkarılma­ması gerektiği prensibini müdafaa et­ti.

Malatya Mebusu Zeki Tulunay'm (C. H. P.) konuşmasını takiben Büyük Millet Meclisi gece saat 21 de toplan­mak üzere öğleden sonraki oturumu­na saat 19'da son verdi.

24 Şubat 1957

İzmir :

Bugün Alsancak stadında çok kala­balık bir seyirci önünde Türkİtalyan ordu takımları karşılaşmışlardır..Maç 10 İtalyan takımının galibiyetiyle sona ermiştir.

25 Şubat 1957

Ankara :

Maarif Vekâletinin davetlisi olarak memleketimize gelmiş olan Unesco Genel Direktör yardımcısı ve Teknik Yardım Müdürü Dr. Maİcolm Adiseslıih, İstanbul'da Teknik Üniversitede ve şehrimizde Maarif ve Hariciye Ve­kâletleri, Ankara Üniversitesi, Unes­co Türkiye Millî Komisyonu ile te­maslarda bulunarak Unesco ile alâka­lı meseleler üzerinde görüşmeler yap­mıştır.

Dr. Malcolm Adiseshih, bugün saat 12.00'de Unsco Türkiye Millî Komisyomı merkezinde bir basın toplantısı yapmıştır.

Türkiye'ye yaptığı bu üçüncü ziyare­tinden dolayı memnuniyet duyduğu­nu, Türkiye'nin Unesco teşkilâtının ilk kurucularından olması itibariyle ehemmiyetli bir yer işgal ettiğini, Ma­arif ve Hariciye Vekilleri ile Unesco Türkiye Millî Komisyonunu ziyaret ederek kendileriyle görüştüğünü be­lirten Dr. Malcolm Adiseshiah demiş­tir ki:

«Unesco'nun Yenidelhi'deki 9'uncu kongresinde Türkiye delegasyonunun çok büyük gayretler sarfederek bü­yük başarılar sağladığını, şimdi bura­da açıklamakla kendimi çok bahtiyar addediyorum. Beş günden beri mem­leketinizde bulunuyorum. Hükümeti­niz ve Unesco Türkiye Millî Komisyo­nu ile gelecek iki yıl zarfında Unesco'nun Türkiye'ye yapacağı yardım ve diğer meseleler üzerinde görüş­tüm. Bu iki yıl zarfında Unesco, İs­tanbul Teknik Üniversitesi Maden ve Metaluroloji Enstitülerine teknik yar­dımda bulunacaktır. Ayrıca Hasanoğlan'da Atatürk ilk öğretmen okulunda kurulacak olan temel eğitim progra­mına da mütehassıslar göndermek su­retiyle yardım edeceğiz. Maarif Vekâ­letiyle mesleki meselelerde yaptığımız işbirliğine, mütehassıs göndermek su­retiyle yardım ediyoruz Unesco teş­kilâtında halen 3 Türk mütehassıs elamanı vazife görmektedir.

Unesco dünyanın tam ve yarım kurak bölgelerinde önümüzdeki 6 yıl zarfın­da merkezler teşkil etmeği kararlaş­tırmıştır. Unesco Türkiye Milli Ko­misyonu ile Maarif Vekâleti, bu mer­kezlerde en mühiminin Türkiye'de kurulmasın: istemişler ve merkez ola­rak da Ankara Fen Fakültesi Botanik Enstitüsünü göstermişlerdir. Hür Tür­kiye'de olmak üzere 6 yıl içinde teşek­kül edecek 5 merkezden dördü Mısır, İsrail, Hindistan ve Pakistanda açıla­caktır.

Unesco Türkiye Millî Komisyonu içti­maî ilimler sahasında tetkikler yapa­cak bir merkezin kurulmasını talep etmiştir. Kurulacak olan bu içtimaî tetkikler merkezine de yardım ede­ceğiz. Türkiye gerek ziraî ve gerekse endüstri sahasında sür'atle ilerlemek­tedir. Batı memleketlerinde bu saha­larda kalkınma hareketleri olduğu zaman bir takım içtimaî aksaklıklar meydana gelmiştir. İşte bu içtimaî tetkikler merkezi bu sahada vukubulacak aksaklıkların giderilmesinde hizmet edecektir.

Unesco, Türk minyatürlerinden müte­şekkil bir san'at albümü neşredecek­tir. Türk minyatürleri sanat albümü, dünya san'at albümlerinden 8,incisi olacaktır. Ayrıca Türk san'atımn çe­şitli cephelerini içine alacak bir eser de NewYork'da bir kitabevi tarafın­dan basılmaktadır.

Gerek Türk hükümeti ve gerekse Unesco Türkiye Millî Komisyonuna Birleşmiş Milletler Unesco teşkilâtiyle ahenkli bir şekilde çalışmalarından dolayı duyduğum memnuniyeti de be­lirtmek isterim. Maarif sahasında yal­nız Maarif Vekâleti değil, diğer teşek­küller de eğitim dâvasına hizmet et­mek suretiyle dünya sulhuna büyük hizmet edecektir. Bu sebepten bütün memleketler arasında eğitim, fen ve san'at sahalarında işbirliği yapılma­sı, Unesco olarak en büyük arzumuz­dur».

Müteakiben Unesco Türkiye Millî Ko­misyonu Başkan Vekili Prof. Bedret­tin Tuncel, yaptıkları görüşmelerin çok müsbet olduğunu belirtmiş ve bu hususta gösterdiği yakın alâkadan dolayı Dr. Malkolm Adiseshiah'a Unesco Türkiye Millî Komisyonu adı­na teşekkür etmiştir.

 Ankara :

İtalya'nın Ankara Büyük Elçisi Ekse­lans Luca Pietromarchi, İka Ajansı­nın iki memleketin iktisadî münasebetleriyle alâkalı suallerini aşağıdaki şekilde cevaplandırmıştır:

Sual) Türkİtalyan iktisadî işbirliği anlaşması hangi esaslara dayanmak­tadır?

Cevap) Türkiye ile İtalya arasında 1955 yılı Ocak ayında akdedilmiş olan iktisadî işbirliği anlaşmasının gaye­si, krediyle yatırım malzemesi vermek suretiyle  İtalya'nın, Türkiye'nin sınaîleşmesine iştirakini sağlamaktır. Bu anlaşma, maddi mânasından baş­ka, dost ve müttefik Türkiye'nin, Türk milletinin hayat seviyesini yükselt­mek ve istihsal faaliyetini daima da­ha fazla arttırması için göstermekte olduğu büyük ve dikkate şayan gay­rete İtalya'nın sempati ve takdirinin de ifadesidir.

Sual) Bu anlaşmanın tatbikatı neti­cesinde Türkiye'de ne gibi işler yapıl­mıştır ve yapılacaktır?

Cevap ı Anlaşma çerçevesinde başta, Milano Elektrifikasyon Ananım Şirke­tinin, Türkiye'nin bütün arazisi üze­rinde gerçekleştirmekte olduğu büyük elektrifikasyon şebekesinin ihdası zik­re şayandır. Bu projede, yeni elektrik santrallerinden elektrik enerjisini memleketin her tarafına nakledecek olan takriben 1600 kilometrelik bir elektrik şebekesinin teçhizatı mevzuu bahistir. Bundan başka Ansaldo mü­essesesi tarafından inşa edilecek olan Kepez elektrik santrali, pamuk iplik­çiliği ve dokumacılığı için bir çok is­tihsal vasıtalarının temini İzmir şeh­rine treleybüs verilmesi, Nizip'de zey­tinyağı tasfiyesi için tesisler kurul­ması, fiyat müessesesi tarafından De­nizcilik Bankasına büyük deniz motörler: temini ve Devlet Demiryolları ile diğer Türk âmme müesseseler için ehemmiyetli diğer malzeme temini faaliyetini kaydetmek isterim.

Sual) İki memleketin iktisadî ve ticari münasebetlerinin müstakbel in­kişaf istikametleri hakkında ne düşü­nüyorsunuz?

Cevap i Ticarî münasebetlerimizin, yalnız karşılıklı itimat ve dostluk mü­nasebetlerimiz dolayısiyle değil, aynı zamanda her iki memleketin iktisadî bünyesinde mevcut âmiller sebebiyle daha fazla inkişafa müsait bulundu­ğuna kaniyim. İtalya, sert buğday, pa­muk, zeytinyağı, tütün, kuru üzüm, maden ve hurda demir gibi Türk mal­larını satın alan bir memlekettir. Hat­tâ sert buğday, zeytinyağ ve hurda demir gibi bir takım emtia için İtal­ya'nın Türkiyenin başlıca alıcısı ol­duğu söylenebilir. Türkiye ise, İtalyada, milletlerarası fiyatlarla, gerek yatırım programlarının tahakkuku için kendisine lâzım olan malzemeyi, ge­rek istihlâk mallarının bir çoğunu bu­labilir. Bundan maada, nasil masraf­larının azaltılmasını temin eden coğ­rafî yakınlık da mevcuttur. Ve niha­yet her iki memleket tam bir iktisadî inkişaf içindedir. Demek ki, her iki memleket arasındaki mübadelelerin ileride daha geniş bir inkişaf bulması için ortada bütün âmiller vardır.

26 Şubat 1957

 Ankara :

Büyük Miliet Meclisi bu akşam saat 21'de Reis Vekillerinden Agâh Erozan'm riyasetinde toplanarak Nafia Vekâleti bütçesi üzerindeki müzake­relerine devam etti.

Celse açıldığı zaman ille sözü Gümüş­hane mebusu Halis Tokdemir aldı ve muhalefet parti mensuplarının Nafia bütçesinin müzakeresi dolayısiyle yapmış oldukları tenkidlerin yerinde ol­madığını, bilhassa yol, köprü, baraj vesaire gibi Nafia hizmetlerinde hü­kümetin ilk günlerden' beri büyük bir gayret sarfetmekte olduğunu belirte­rek hakikati teslim hususunda gere­ken samimiyetin esirgenmemesini is­tedi. Cumhuriyeti! Millet Partisi grubu adına söz alan Kırşehir mebusu Osman Bölükbaşı bazı büyük şehirler­de girişilen imar hareketlerinin arzu­ya şayan olmakla beraber, memleket­te zaman zaman yokluğu hissedildiği için bazı maddelerin zamanında te­mini hususunda tedbirler alınmasını istedi. Yedek parça, traktör ve çimen­to durumu hakkında fikirlerini ifade etti. Malatya mebusu Nuri Ocakçıoğlu Malatya'da vuku bulan bir yangın dolayısiyle zarar gören vatandaşlara Nafia Vekâletinin ilgili faslından yar­dım yapılmasını istedi. Van mebusu Muslih Görentaş yol dâvasının ve bu­nun tahakkuku için hükümetçe sarfedilen büyük gayretlerin ehemmiye­tini belirterek MuşVan ve Kutur de­miryolunun biran evvel yapılmasını temenni etti. Son olarak söz alan Bursa mebusu Sadettin Karacabey, köy yollarına  yapılan  yardımların  memnuniyet bahşolduğunu söyleyerek ge­lecek senelerde bu tahsisatın daha zi­yada arttırılması, büyük şehirlerde gi­rişilen imar hareketlerinin devamı te­mennisinde bulundu.

Daha sonra fasıllara geçilerek Nafia Vekâleti ile Karayolları ve Devlet Su İşleri Umum Müdürlükleri bütçeleri kabul edildi.

İktisat ve Ticaret Vekâleti bütçesi:

Bundan sonra İktisat ve Ticaret Ve­kâleti bütçesinin müzakeresine baş­landı.

İlk sözü Hürriyet Partisi meclis grubu adına Ankara mebusu Muhlis Ete al­dı. Milli Korunma Kanununun bekle­nilen faydayı temin etmediğini ve tat bikatından bazı aksaklıklar doğurdu­ğunu, iç ve dış ticaretin memleket şartlarına ve ihtiyaçlarına göre yeni­den tanzim edilmesi gerektiğini, tah­sis ve transfer işlerindeki gecikmele­rin, istihsal azalmasına sebep olduğu­nu ve bunun da ihracat ve istihlâkin karşılanmaması neticesini doğurdu­ğunu ifade etti.

C.H.P. meclis grupu adına söz alan Malatya mebusu Kâmil Kırikoğlu iç ve dış ticaret vaziyeti hakkında tenkidlerde bulundu ve alınması gereken tedbirler hakkında fikirlerini izah et­ti. Zonguldak mebusu Hüseyin Balık'­tan sonra İzmir mebusu Behzat Bil­gin muhalefetin tenkidlerine cevap vererek fiyat tereffülerini hayat sevi­yesine bağlı olarak mütalâa etmenin yerinde olacağını tebarüz ettirdi. Kars mebusu Mehmet Hazer, hükümetin iktisadî politikasının takip ettiği sey­ri tenkid ederek Millî Korunma Kanu­nunun istenilen neticeyi sağlamadığı­nı söyledi.

Hürriyet Partisi grup reisi Burdur mebusu Fethi Çelikbaş, iktisadî du­rumun sadece İktisat ve Ticaret Ve­kâleti zaviyesinden değil, bir hükümet politikası olarak mütalâa edilmesi ye­rinde olacağını belirterek istihsalin arttırılması ve ucuz ithalâtı temin edecek çok taraflı mübadeleler siste­minin tatbik edilmesini .işletmelerin tam kapasite ile çalışmalarının sağ­lanmasını, ithalât ve sanayi politikasının koordine edilmesini, piyasada emniyet ve istikrarın arttırılmasını ifade etti. Bursa mebusu Sadettin Ka­racabey hükümetin başlangıçtan iti­baren tatbik etmekte olduğu hububat politikasının yerinde olduğuna işaret­le Millî Korunma Kanununun tatbikatındaki çiftçiye müteallik kısımla­rının tâdil edilmesini temenni etti. Zonguldak mebusu Cemil Kıpçak, maden istihsal ve ihracına daha faz­la hassasiyet gösterilmesini, maden dairesi çalışmalarının yeniden günün ihtiyaçlarına göre organize edilmesini istedi. Abdullah Aker'in izahatı:

İktisat ve Ticaret Vekili Abdullah Aker, beyanatında dış ticaret rejimin­de bir daralma mevcut olduğu iddia­larını Maliye Vekilinin rakamlarla ce­vaplandırdığını hatırlattıktan sonra dedi ki;

«İthalâtta görülen darlığın siyasî se­bebi olduğunu da hatırlatmak iste­rim. Bir çok mallarımıza gereken mü­saade verildiği halde Süveyş kanalı­nın kapanması dolayısiyle gelmesi imkânı sağlanamamıştır. 1957 yılı için de bunlardan bir kısmının gelmesi ihtimali bulunduğunu ümit etmekte­yiz. Bu yüzden vukua gelen farkın kıymeti 186 milyon liradır.» Vekil ayrıca, demir ithalâtında bir yıl evvele nazaran 62 milyon liralık, ma­kinede 63 milyon liralık bir azalma kaydedildiğini söyledi. Kauçuk, süt ve emsali maddelerdeki düşüklüğün Sü­veyş kanalı hâdiselerine bağlı olduğu­nu ilâve etti. Diğer taraftan lüzumlu yedek parça, iç ve dış lâstik ithalâtı­nın arttırıldığını söyledikten sonra şöyle devam etti:

«istihlâk maddelerinde 1955'e naza­ran 1956 yılında 25 milyon bir azalma vardır ki, bunun da bir çok malze­menin ve ihtiyaç maddelerinin ithal değil, memleket dahilinde imâl edil­miş olmasından ileri geldiğini tesbit etmiş bulunuyoruz. Sanayide makine grupundaki azalma 1955 yılındaki ta­ahhütlerin yerine getirilmiş bulunma­sından ileri gelmiştir. Bu nazarî azal­ma bir duraklama mahiyetinde değil­dir. Kaldı ki bunun da hakikî bir azalış olduğu iddia edilemez. Çünkü it­halât ve ihracatın mutlaka devreden icap etmez.»

Abdullah Aker iç piyasada bir dura­lama olmadığını, istihlâk artışı mev­cut olduğunu, bunun da geniş bir müstahsil kitlesinin pazara girmesi sure­tiyle meydana geldiğini belirtti. Millî Korunma Kanunu tatbikatı ile alâka­lı olarak da toptancı ile perakendeci­nin birleştirilmediğini, kanunun diğer hükümleri üzerinde yapılacak tadilâ­tın hazırlanmakta bulunduğunu, libe­rasyon sisteminin, bizde de muvaffak olduğunu, bugünkü dünya şartları ve memleketimizin kalkınma faaliyetleri bazı kısıntılara sebep olmakla bera­ber Vekâletin gece liberasyon üzerin­de çalıştığını anlattı. Diğer bir suale daha cevap veren Vekil, Amerikadan Türk parası ile donyağı alacağımızı, sabun fabrikalarının zeytinyağı yeri­ne donyağı kullanacaklarını, onlardan kalan zeytinyağlarının da ihraç edile­ceğini, aradaki farkın da müstahsile ödeneceğini söyledi.

Abdullah Aker, konuşmasını bir diğer suale verdiği şu cevapla bitirdi:

«Demokrat Parti iktidarı ziraî mah­sullerde himaye sistemini kabul et­mektedir. Fiyatların istikrarı, benim kanaatimce, statik memleketlerde an­cak mümkündür. Kalkınma içinde olan bir memleket için buna imkân yoktur. Yüksek fiyat politikası takip etmekteyiz. Ve bunun da pahalılık ya­rattığına kani değiliz.»

İktisat ve Ticaret Vekilinin konuşma­sından sonra fasıllara geçilerek bu bütçenin müzakeresi tamamlandı.

Gece yarısından sonra saat l'de Sıh­hat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti büt­çesinin müzakeresine başlandı.

Bu bütçe üzerinde cereyan eden mü­zakerelerden sonra fasıllara geçilme­si kabul edilerek bu sabah saat 10'da toplanılmak üzere Büyük Millet Mec­lisinin geceki celsesine son verildi.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10'dâ  Reis  Vekillerinden  Agâh   Erozan'ın riyasetinde toplanarak, Maarif Vekâleti, Üniversiteler ve Beden Ter­biyesi Umum Müdürlüğü bütçelerinin heyeti umumiyeleri üzerindeki müza­kerelere devam etti.

C.H.P. meclis grubu adına konuşan Tunceli mebusu Fethi Ülkü, Maarif Vekâleti teşkilâtında sağlık islerine daha fazla ehemmiyet verilmesini te­menni etti, öğretmen azlığının gide­rilmesini istedi ve bütçe encümeninin, ilkokul dâvası için ayrılan meblağın yirmi milyondan 33 milyona çıkarıl­masını memnuniyetle karşıladığını sözlerine ilâve etti.

C.M.P. meclis grubu adına söz alan Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin de ilk­okul öğretmeni yetişmesi mevzuunu ele aldı, lise programlarının yüklü ol­duğunu, üniversite adedinin çoğalma­sından ziyade, mevcut üniversitele­rin geliştirilmesi yoluna gidilmesini ileri sürdü.

D. P. meclis grubu adına Denizli me­busu Mehmet Karasan konuştu. Karasan bu konuşmasında, bir çok dedi­kodulara rağmen, ilk öğretim mesele­sinin memnuniyet verici bir şekilde halledilmek yolunda olduğunu, halen 19 bin ilkokulun mevcut bulunduğu­nu, okuma çağındaki çocukların yüz­de 65'inin okullara devam ettiğini, Türkiye'deki okuma yazma nispetinin yüzde 36 olması sebebiyle, bu mikta­rın az görülmemesi lâzım geldiğini belirtti. Hatip bundan sonra üniversi­te mevzuuna temas ederek, geçmiş devirlerde üniversitelerde mebus pro­fesörlerin mevcut bulunmasına mu­kabil bugün bu halin mevcut olmadı­ğını ifade etti.

Bundan sonra Hürriyet Partisi meclis g'rupu adına konuşan Burdur mebusu Fethi Çelikbaş, bugün üniversite muhtariyetinin mevcut olmadığı iddiasını tekrarladı, Bütçe Encümeni sözcüsü Antalya mebusu Kenan Akmanlar da, üniversite muhtariyeti mevzuunda Demokrat Partinin görüşünü izah et­ti.

C. H. P. Genel Başkanı İnönü'nün be­yanatı:

C. H. P. meclis grupu reisi Malatya mebusu İsmet İnönü kürsüye çıktığı zaman hükümetin günlük hâdiselerin tesirinden kendisini kurtararak, şikâ­yet edilen mevzuları düzeltme çaresi­ni arayacağını ümit ettiğini, bugün türlü meselelerde ve iç politikanın vakit vakit ıstırap verici mevzuların­da iktidar ile muhalefetin münakaşa halinde bulunduğunu, bu durumda ilim âleminden herhangi bir ışığın gelmediğini, hükümetin bunu düşün­mesini ve bu ışık penceresini açma­sını ifade etti.

înönü bundan sonra, Başvekilin dün­kü konuşmasını dikkatle incelediğini belirterek, Başvekilin sözlerinin   ken­disi üzerinde büyük bir tesir yaptığı­nı söyledi ve iç politika münakaşala­rının salim bir yola   girmesi için bü­tün emekleri sarfetmeye hazır olduk­larını, geçmiş günlerin ve geçmiş hiz­metlerin ithamı ile iktidar ve muha­lefet mensuplarının birbirlerinikır­masının asla hoş karşılanmadığını ve  iç politika meselelerinin salim bir yol­da görüşülmesi için kendilerinin dai­ma hazır olduklarını, bunun için de arzu edilirse bütçenin sonunda yahut bütçe  kapandıktan  sonra  iç politika mevzuunda umumî bir müzakere açıl­masının temenniye şayan bulunduğu­nu söyledi. Açılacak böyle bir müza­kerede, bu  fırsattan  istifade  ederek hükümetin icraatını örselemeyiasla düşünmediklerini ve seçilerek gelmiş bir hükümetin, bütün hatalarına rağ­men  muvaffak olmuş  sayılmasının ancak herkese ve millete yalnız kuv­vet ve şeref verdiğini tebarüz ettirdi. Hatip, memleket mukadderatını yine bu memleketin evlâtlarının idare ede­ceğini, çok partili siyasî hayata giril­dikten sonra bu yeni devreinanmış olan insanlarınaynızamanda bu memlekette kendilerinden başkabir takım vatan çocuklarının da bu mem­leket işlerini görebileceklerineinan­mış insanlar sayılabileceğini, esas ru­hun bu olduğunu, Demokrat Partinin bu ruh ile iktidara geldiğini sözlerine ilâve etti. İnönü bundan sonra rejim meselelerinin hallinde Başvekilin güç­lükleri ortadan kaldıracak istidat ve kuvvette olduğunu beyanla, kendileri­ne konuşma fırsatının verilmesini, işi selâmete çıkarmak içinkonuşmala­rında daima yapıcı davranacaklarını, Başvekilin de bu konuşmalar sırasında şikâyetlerini söylemesini, ortaya çıkacak makul fikirlere derhal kendi­lerinin de iştirak edeceklerini, bu se­neyi böyle geçirdikten sonra; gelecek sene bir emniyet havası içinde seçi­me girileceğini, seçim neticesinden ise, bu netice ne olursa olsun, herke­sin memnun kalacağını bildirdi.

Başvekilin beyanatı:

Bundan sonra Başvekil Adnan Men­deres söz aldı ve dedi ki:

«Halk Partisi Başkanı Muhterem İnö­nü'nün dünkü konuşmalarını büyük bir memnuniyetle dinlemiş olduğumu dün ifade etmiştim. Bugün kendisinin de hazır bulunduğu bir celsede, bu te­şekkürlerimi tekrar etmek isterim. Aynı zamanda, bugün vâki konuşma­larına da yine teşekkürle mukabele ettiğimi belirtmek yerinde olur.

Muhterem İnönü'nün Dahiliye Vekâ­leti bütçesi konuşmasında temas etti­ği mevzular, ötedenberi ele aldığı hu­susları ihtiva etmektedir. Kırşehir ile Abana'dan birinin kaza merkezi, diğe­rinin de vilâyetlikten çıkması mesele­sidir. Fakat bu defasında eski tenkidlerinde ısrar etmiş olmakla beraber, şimdiye kadar kendisinden ve umu­miyetle muhalefetten alıştığımız li­sandan bambaşka bir ifade tarzı ile konuştu. Bu ifade tarzı, bize munis geldi ve üzerimizde son derece müs­pet tesirler yaptı.

Şimdi bakınız, Kırşehir meselesi, dün ne idi ise bugün de aynıdır. Ancak, söyleyişten söyleyişe fark olduğu için­dir ki üzerimizde son derece müspet tesir icra etmiş bulunuyor. Hattâ me­seleyi aramızda tekrar gözden geçir­mek ihtiyacını bize telkin etmiş bu­lunuyor. İşte bunu ele almak sure­tiyle diyeceğim ki, meseleleri mutla­ka birbirimizi teçhil etmek ve birbiri­mize karşılıklı ihanet işnad etmek yo­lundan bir mezhep kavgası havası içinde halletmemize imkân yoktur.

İsmet İnönü'nün şimdi burada ifade ettiği gibi, şayet biz, bir müzakereye girerken daha, kafamızda taşıdığımız fikirlerin müzakere sonunda mutlaka galip geleceği ve bunlarda asla deği­şiklik olmıyacağı kanaatinden   hareket edecek yerde, fikirlerin teatisi ne­ticesinde bir fikir mübadelesi olaca­ğını ve bunlarda bi netice az çok tahavvül hâsıl olacağını peşinen kabul edersek, hailedemiyeceğimiz bir me­sele kalmaz.

Muhterem İsmet İnönü, memlekette çok nazik zamanlarda vazife başında bulunmuş uzun tecrübeler sahibi bir insandır. Bunu bildiğim için, öteden beri içimde şu düşünce vardır: «Biz­den yaşlı, bizden tecrübeli ve ne der­seniz deyiniz tarihe hizmetleri ile in­tikal etmiş olan bir devlet adamı, ni­çin günlük politikanın içinde ve mi­litan politikacıların arasında yer alı­yor? Niçin siyasi hayatımızın daha salim bir havaya kavuşmasını istih­daf eden teşviklerde bulunmuyor? diye hakikaten büyük üzüntü duy­makta idim.

İsmet İnönü gibi bir insan hayatın­dan gelen tecrübelerini ve prestijini ortaya koyduğu takdirde, mezhep kavgalarından. farksız bir hal aldıkları için hepimize elem veren bu şekilde­ki politika mücadeleleri ortadan kal­kar. Bunu niçin yapmıyor diye her zaman düşünür ve teessür duyardım. Bütçenin sonunda hükümet adına yapacağım konuşmada bilhassa bu nokta üzerinde duracaktım. Ve diye­cektim ki, İsmet İnönü isterse, mut­laka bir kör döğüşü halinde devam et­tirilmek istenen iç politika kavgaları­nı iyi ve doğru bir yola tevcih edebi­lir ve isterse, buna muktedirdir.

Muhterem  arkadaşlarım,

Bunda çok samimiyim. Bakın b.unu geçmişte vukua gelen bir hâdise ile teyid etmek isterim.

Demokrat Partinin kuruluşuna tekaddüm eden üzüntü verici kavgaların bir dereceye kadar sükûnet bulur gibi olduğu bir sırada Sayın İsmet İnönü, uzun zamandan beri çağırmadığı sof­rasına, biz Demokrat Parti genel ku­rul azasını, davet etmeğe başlamıştı. Beni de galiba, üçüncü veya dördün­cü olarak çağırmıştı. Zannederim ev­velâ Koraltan arkadaşımı, ondan son­ra Saym Reisimiz Bayar'ı, Saym Köprülü'yü çağırmıştı. Sofrasında,, eğer müzakere tâbiri kullanılabilirse, uzun müzakereler oldu. Rahmetli Recep Peker deki fikirleri ne olursa olsun kendine hürmetim vardır davetliler arasında idi.

Kendisi belki şimdi unutmuştur, ama söyliyecek olursam, hatırlaması müm­kündür. Kendisi Devlet Reisi olarak, bir çok mevzular ve mütekabil prog­ramlarımız üzerinde bize Recep Peker'le âdeta münakaşalar yaptırdı. Biz de bu suretle müstakbel politika­mızın münakaşasını yapmış olduk. Bir an geldi ki, orada «Paşam, dedim, hayatınız büyük işlerle doludur ama hayatın nasıl biteceği bilinmez. Ha­yatınız tarihe intikal edeceğine gö­re, bunu milletin hayatında yeni bir devre açmak suretiyle kapayabilirsi­niz. Bu bir demokrasi inkılâbı olabi­lir. Memleketin demokrasi hayatı için bir hamleye ihtiyacı aşikâr ve bunu siz, yapacak nıevkidesiniz. Başka şeyh­leri yaptığınız gibi bir cesaretle, bunu da yapacaksınız.» Sonra bana iltifat ettiler, bugünkü gibi hatınındadır. Sofrasında 25 kişi kadar vardı. Onla­ra hitaben «işte dedi» Menderes ar­kadaşımız budur. Bir takım hakikat­leri bizim için acı dahi olsa böyle tat­lı olarak ifade eder, lisanını öylesine kullanır ki, bize tatlı gelir. Ben, bu konuşmasından çok huzur duydum» dedi. Ondan sonra da «bakınız böyle konuşulduğu takdirde, demokrasinin tevahhuş edilecek tarafları olmadığı ortaya çıkar» dedi ve mütalâalarını söyledi: «Seçim mücadelesi kırıcı olur. Çetin bir döğüşte karşı karşıyayiz. Bir defa seçim bittikten sonra artık hükümetleri, iktidarları 4 sene için rahat hizmet görmek, memleke­tin bin bir türlü ihtiyacını karşıla­mak için rahat bırakmak, hattâ on­lara elden gelen yardımı yapmak lâ­zım gelir» dedi.

Böylece vatan muhabbetinin ve mem­leket işlerinin cezbesi içinde sofra so­na erip ayrılırken, Peker merhum, İnönü'ye dedi ki: «Bir şeyden, bu Ad­nan Menderes sana da fikirlerini tel­kin eder diye korkardım. Görüyorum ki, bu da oluyor.»

Bu vesile ile şunu söylemek isterim ki, Sayın İnönü'nün daha o zaman demokratik arzuları vardı Bunun yanında demokrasinin kendini ürküten tarafları yok mu idi? Vardı. Sebep, bütün memleketlerin geçirmiş olduğu tecrübelerin kendisinde bıraktığı fi­kirler, meşrutiyet hâdiseleri ve bunla­rın acı hatıraları, ondan sonra da ya­rım kalmış talihsiz teşebbüslerin ken­dinde bıraktığı tesirler. Çünkü demok­rasinin demagojiye derhal inkılâp edivermesi tehlikesi bütün cemiyetlerin geçirmiş olduğu sarsıntılar içinde mündemiçtir. Demokratik hayata ulaşmak suretiyle refah, saadet ve hürriyet yolunda daha iyi bir merte­be ihraz edeyim derken, elde mevcut olanı kaybetmek, hattâ memleketin emniyetini toptan tehlikeye düşür­mek, tarihin kaydettiği bir çok misal­ler ile sabittir. İsmet İnönü'nün zih­ninde, işte bu bilgi ve tecrübeye sahip bir insan olarak, bir çekingenlik fik­rinin yer aldığı ve ihtiyarlık zihniyeti içersinde kontrollü şekilde hareket ettiği muhakkaktır. Bilhassa o akşam gördüğüm, budur.

Beni kasdederek, «bizim fikirlerimizi 50 sene ileriye götürüyor, böyle tat­lı söylenir ve bu şekilde hareket edi­lirse, büyüttüğümüz üzüntülerden ve anlaşmazlıklardan eser kalmaz» dedi. Filhakika arkadaşlar, mesele bence de budur ve samimî kanaatime göre Sayın İnönü'nün daha o tarihlerde demokratik idareye karşı bir malubiyeti vardı. Rahmetli büyük Atatürk'­ün de elbette ideali demokratik idareyi memlekette kemali  ile kurabilmekti.

Millî mücadele, iki esastan yürüdü:

Birisi, istiklâlimizi tam olarak tahak­kuk ettirmek,

İkincisi de, milli hâkimiyeti tesis et­mek.

İstiklâlimizi tam olarak tahakkuk et­tirmek dâvasında yüzde yüz muvaf­fak oldu. Saltanatı bertaraf ederek milletin hükümetini kurmakta yüzde yüz muvaffak oldu. Fakat millî hâki­miyet esaslarına o sıralarda tam ola­rak tahakkuk ettirmekte muvaffak oldu dersek, bu sureti katiyede doğru değildir. Bunda muvaffak olamadık ve bu kolay bir iş değildi. Bugünden yarma olacak iş değildi. Zamanı bek­lemek lâzım geliyordu. Binbir mücadele safhasının içinden geçerek büyük zaferi kazanır kazanmaz, Atatürk, derhal matbuata en geniş hürriyetleri vermek ve bu yoldan memlekette de­mokratik idareyi behemahal tahakkuk ettirmek niyetiyle harekete geçti. Ga­zetecileri İzmir'e davet etti ve bunlar arasında Hüseyin Cahit Bey, en yük­sek ihtiramları gördü. Fakat bir va­tanı yoktan var etmek demek olan o tarih ve dünya çapındaki hâdisenin büyük ve eşsiz kahramanı, kendileri­ni bize hemen ertesi günü böyle bir şekilde taziz ettiği halde, gazeteciler İstanbul'a dönüyor ve derhal Atatürk aleyhinde en şiddetli neşriyata başlı­yordu. Ve bu devam ediyor, devam ediyordu.

Nihayet, muhterem arkadaşlar, şura­da, burada ayaklanmalar, isyanlar meydana geliyordu. Zaferinin nur hâ­lesi daha başının üzerinde ve gözleri kamaştıracak kadar parlak olduğu bir zamanda Atatürk aleyhinde ve onun bu memlekete getirmek istediği ve bahşettiği müsamahanın himaye­sinde, neler yazıldığını o günkü gaze­teleri şöyle bir gözden geçirecek olur­sanız, meydana çıkar.

Bu takdirsiz ve insafsız neşriyata uzun müddet tahammül edildi. Çünkü takriri sükûn kanunları zaferin he­men akabinde değil, uzun bir hürriyet tecrübesine başvurduktan ve tehlike kendini gösterdikten sonra çıkarıldı.

Mustafa Kemal Paşa  ve İsmet Paşa.

Bunlar meşrutiyet çocuklarıdır. Meş­rutiyet ve hürriyet toplarının atıldığı bir zamanda gözlerini hayata açmış insanlardır. Bunlar 1789 Fransız inkı­lâbının prensiplerini ruhlarında ve kalblerinde yerleştirmiş ve bunları hayatta tatbik etmek fırsatına teşne ve müştak insanlar olarak hayata atılmışlardır. Fakat" hâdiselerin çok zaman elem veren bir seyir takip et­mesi neticesinde, bu insanlar, bir ta­raftan memleketin selâmet ve emni­yetini sağlamaya çalışırken bir taraf­tan da tatbik mevkiine getirmek iste­dikleri prensipleri bu selâmet ve em­niyeti tehlikeye düşürmemek için, âdeta aleyhinde tedbir almak mecbu­riyetinde  kalmışlardır.  Meselâ  İsmet Paşanın demagojiden, matbuat hürri­yetinden ve «devamlı ve sistemli bir şekilde muayyen bir hedefe tevcih edildiği takdirde yıkılmayacak hiç bir kale yoktur» dediği propagandadan uzun uzadıya şikâyet eden cildler teş­kil edecek sözleri vardır. Bunları bu­rada söylemekle ve bu eski hatıralara avdet etmekle, Türk milleti olarak nasıl bir meselenin karşısında bulun­duğumuzu ifade etmek istiyorum. Bir defa daha huzurunuzda tesbit ediyo­rum ki, mesele kolay ve basit değil­dir. Mesele, dışarıdan istiâne etmek, dışarıdan şahit getirmek suretiyle halledilecek bir işdeğildir. Bilâkis bir vatan evlâdı olarak kendi aramızda, vatandaşlık hislerimize dayanarak halledeceğimiz işlerdendir.

Demokrasinin esas prensipleri her yerde birdir ama, bunların tatbik şekli, türlü hususiyetler arzeder. Ay­rıca, uzvî bir tekâmülün eseridir. Kai­deleri tesebbüt ettikten sonra, geriye, müşterek cemiyet hayatı ile siyasî hayatın şu sahasında ve bu sahasın­da şu tatbikatı veya bu kaideyi geliş­tirmek için mütemadi bir gayretin içinde bulunmaktan ibarettir.

Bir memlekette, seçimler üzerinde hiç bir ihtilâf mevcut olmayıp, muh­tar seçiminden milletvekilleri seçimine ve milletvekilleri seçiminden Reisi­cumhur seçimine kadar, her şey yo­lunda cerayan ediyor ve âmme efkârı bunların doğru olduğu noktasında müttefik bulunuyorsa, demokraside en mühim merhalenin kat edilmiş ol­duğunu kabul etmek lâzımdır. Böyle bir memlekette ne kadar bağırsanız, çağırsanız ve yırtınsanız, istibdadın mevcut olduğunu ispat etmeğe mahal ev imkân kalmaz.

Muhterem arkadaşlar,

Şu temas ettikleri üniversiteler mese­lesini de ele alalım. Üniversite muh­tariyeti, tarihin derinliklerinden gelen bir meseledir. İlmî hakikatlerin sko­lastik ve feodal tasallutlara karşı mü­dafaası demek olan üniversite muh­tariyeti, modern medeniyetin vetiresi içinde çoktan halledilmiş bir dâvadır. Bu vadide Galille meselesi en güzel bir misal olarak söylenebilir. Ama o tarihlerden beri çok zaman geçti. Bugün dünyada karanlık kalabilecek hiç bir nokta yoktur. Radyo devrinde bey­nelmilel münasebetlerin bu derece sı­kı olduğu bir devirde, Rusya'da oldu­ğu gibi ancak bir demir perde yarat­mak suretiyledir ki beşerin müşterek malı olan ilmî hakikatlerden bir memleketi mahrum edebilmek mümkün­dür. Hattâ demir perde içersinde olanlar dahi, ilmî hakikatlerden mahrum edilebiliyor mu?

Fakat günün şartlarını almayıp da Gallilee gibi ilim şehitlerinin yaşadık­ları devirlerde imişiz gibi iddialar serdetmek ve buna göre tedbirler istemek realite ile alâkası olmayan hareket ve taleplerdir. Bunun ötesi, üniversite hocalarının tayinleri yahut kıdemleri durumu ve bir de kürsülerini tesise hâkim olmaları noktasıdır ki her iki­si de ilmî ve ilimleri kemaliyle temsil etmek veya etmemek kaziyesinden müteessir bulunmak lâzımdır.

Şimdi arkadaşlar, bir başka bahse ge­çerek diyeceğim ki, biz hiç bir zaman memleketi bizden başka idare edecek adam yoktur, demiyoruz. Buna ina­nan insanlar seçimi ortadan kaldırır­lar. Biz, değişen iktidar ve hükümet­ler sistemine, her zaman taraftar ol­duk. Fakat bu fikri müdafaa ettik di­ye, seçim zamanı iktidarı ihtiyarımız­la, başkalarına terketmek safiyetini gösterecek değiliz. Gayet tabiî olarak prensiplerimizin ve tatbikatımızın memleketi en muvaffak şekilde idare etmenin yolu olduğuna inanıyoruz. Bunu tabiî telâkki etmek lâzımdır. Seçim mücadelemizi, elbette ki, biz­deki bu nefis emniyetine göre yapa­cağız. Milletin bizi tuttuğu müddetçe iktidar olarak memleket ve millet hizmetinde çalışmayı kendimize şe­reflerin en yükseği telâkki edeceğiz. Hükümet olarak da, siz muhterem ar­kadaşlarımın ve Büyük Millet Mec­lisinin itimadı üzerimizde olduğu müddetçe, vatan hizmetinde cansiparâne gayretler sarfetmeyi, hayatımız boyunca şeref telâkki edeceğiz.

Başvekil bundan sonra İnönü'nün «sistemli ve istikametli bir propagan­danın yıkmıyacağı hiç bir hedef ola­maz» sözünü tahlil ederek, demokra­tik vazifelerin karşılıklı bir saygı ve

objektiflik havası içinde ele alınması lüzumunu bir kere daha izah etmiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

Muhterem arkadaşlarım,

Ben, sizin fazla vaktinizi almamak için, şöyle bir nefis müdafaası içinde sözlerimi bitireceğim: Konuşmalar yapmaya amadeyiz, kendi grubumuz içinde yaptığımız gibi.

Kalbimizi hiç incitmeyen bir tenkidin bile bizde ne dereceye kadar kardeşane ve samimî hisler yaratmış olduğu­nun delilini dünkü beyanatımla ver­miştim. Bugün, yine aynı mülayim ve objektif lisanı kullandıklarını gördü­ğümden, bu hareketlerini aynı şekil­de değerlendirmek için, bu konuşma­yı yapmış bulunuyorum, lütfen kabul etsinler.

Diğer hatiplerin sözleri ve vekilin iza­hatı:

Başvekilin sürekli alkışlarla karşıla­nan bu konuşmasından sonra söz alan C.M.P. meclis grubu reisi Kırşehir me­busu Osman Bölükbaşı, Başvekilin konuşmasını memnuniyetle dinlediği­ni, ancak onun bazı fikirlerine işti­rak etmiyecegini söyledi ve yalnız ser­best seçimle demokrasinin kurulamiyacağı fikrinde bulundu.

Bundan sonra söz alan diğer hatipler Maarif Vekili Ahmet Özel, ilkokul ve ortaokul öğretmenleri sayısının gün geçtikçe arttırılarak, ihtiyaca salih bir hale getirilmek yoluna gidildiğini, ortaokul öğretmen ihtiyacının 1957 yıl! sonunda, ilkokul öğretmen ihtiya­cının da 1960 yılında tamamiyle gide­rileceğini, öğretmenlik mesleğinin ca­zip bir hale getirilmesi için her türlü tedbirlerin alındığını, Maarif Vekâle­ti Teşkilât Kanununun, Personel Ka­nunu lâyihasına bağlı bulunduğunu, bu kanun lâyihası kabul edildiği tak­dirde, Teşkilât Kanununun da meyda­na geleceğini, Maarif Vekâleti bünye­sinde sağlık teşkilâtının kuvvetlendirilmekte olduğunu bildirdi.

Büyük Millet Meclisi Öğledensonra saat 15'te toplanacaktır.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Fikri Apaydın'ın reisliğinde yaptığı toplantıda Maarif Vekâleti bütçesi üzerindeki görüşmelerine devam etti. Bursa mebusu Agâh Erozan'ın müta­lâalarından sonra müzakereler kâfi görülerek fasıllara geçildi. Fasıllar üzerinde Urfa mebusu Aziz Özbay, Malatya mebusu Nuri Ocakçıoğlu, An­kara mebusu Aliye Timuçin, Bütçe Komisyonu mazbata muharriri Sebati Ataman, Çanakkale mebusu Servet Sezgin, Rize mebusu İzzet Akçal, Bo­lu mebusu Lütfü Oğultürk, Bolu me­busu İhsan Gülez, Konya mebusu Rüştü Özal, Diyarbakır mebusu İh­san Hamit Tigre"!, Çorum mebusu Ke­mal Biberoğiu, Trabzan mebusu Sami Orberk söz alarak görüş ve mütalâa­larını açıkladılar.

Bunu takiben üniversiteler "bütçeleri­nin fasılları da müzakere ve kabul edildi.

Nafia Vekili Ethem Menderes'in be­yanatı:

Müteakiben Nafia Vekâleti Bütçesi ile Devlet Su İşleri ve Karayolları Umum Müdürlükleri bütçelerinin mü­zakeresine başlandı. İlk sözü alan Na­fia Vekili Ethem Menderes, şu beya­natta bulundu:

«Nafia Vekâletinin 1957 bütçesi huzu­runuza gelmiş bulunmaktadır, bun­dan istifade ederek 1956 Nafia hiz­metlerini, 1957 yılı için düşünülen hizmetleri kısaca ve mücmel olarak arzetmeme müsaadenizi rica edece­ğim.

Devlet dairelerinin ihtiyacı olan bina­ları, demiryol ve limanları inşa et­mek, karayollarını ve çeşitli su işleri­ni yapmak ve yurdun imar işlerini şehircilik bakımından tanzim etmekle vazifeli olan Nafia Vekâletine, bu iş­lerin ifası için ayrılmakta olan tahsi­sat, her sene artan bir seyirle, 1956 yılı bütçesinde 770 milyon liraya iblağ edilmiş olması, Büyük Millet Meclisi Nafia işlerine vermekte olduğu müteyazit ehemmiyetin delilini teşkil et­mektedir.

Büyük meclisten muhtelif vesilelerle izhar edilen işaretlerden alman ilham­la, 1957 yılı için hazırlanan Nafia Vekâleti bütçesi, 242.733.961 lirası yapı işlerine, demiryollar ile limanlar in­şaatına, elektrik işleri etüd idaresine, 431.034.106 lirası kara yollarına ve 344.967.579 lirası da devlet su işlerine sarfedilmek üzere cem'an 1.018.735.646 lira olarak huzurunuza gelmiş bulun­maktadır. Bu da 1957 yılı devlet büt­çesinin takriben dörtte birine tekabül etmektedir.

Muhterem arkadaşlar,

Nafia hizmetleri için, devlet bütçesi­nin takriben dörtte biri tutarında bir bütçe teklif edebilmek durumuna gel­miş olmamızı böylece belirttikten sonra, 1956 yılında yapılmış ve 1957 yılında yapılacak işler hakkında kı­saca  maruzatta  bulunmak  isterim.

Yapı işlerindeki faaliyetimiz, bilhas­sa, devlet dairelerinin, mektep, hastahane, sağlık merkezi, adalet tesisleri gibi binalar üzerinde toplanmaktadır. Bu cümleden olarak halen, 39 Maarif binasının, 79 sağlık binasının, 23 zi­raat binasının ve 43 adalet tesisinin ikmaline  çalışılmaktadır.

Bunlardan başka, tabiî âfetlerden za­rar görenlere yapılacak yardımlar hakkında geçen yıl kabul buyurduğu­nuz iki kanun gereğince, girişilmiş olan mesken inşaatına da devam olun maktadır. Bu inşaat, mimarî ve mu­kavemet şartlarından bir şey feda edilmemekle beraber, lüksten ve gös­terişten azade, fakat, ihtiyacı lâyikiyle karşılıyacak en iktisadî binalar vücuda getirilmek esasına göre tan­zim edilmiş bulunmaktadır.

Demiryolları inşa faaliyetimiz, evvel­ce kabul buyurduğunuz selâhiyet ka­nunları dairesinde devam etmektedir. Erzurum hattı temdidindeki çalışma­larımız, HorasanSarıkamış kısmını 1958 yılı sonunda işletmeye açacak şe­kilde programlanmıştır. Elâzığ  Van hudut hattında, Elazığ ve Muş istas­yonlarının tevsiatı 1957 yılı sonunda ikmal edilecektir. GençMuş kısmı, 1955 yılında işletmeye açılmış olan bu hattın, MuşTatvan kısmı ile Van İran hududu kısmının ve feribot te­sislerinin inşası plânlanmıştır. Cenup hududumuz üzerinde NarlıkKarkamış hattının NarılıGazıantepkısmı 1953 senesinde işletmeye açılmıştır. Geri kalan 54 kilometrelik kısmı ise bu yıl içinde ikmal olunarak işletme­ye açılacaktır. Bu suretle, AdanaNusaybin hattının tamamen kendi top­raklarımızdan geçmesi temin edilmiş olacaktır.

7260 kilometre uzunluğunda sahil ile çevrilmiş bulunan yurdumuzun en mühim mevzularından olan limanla­rına gelince, Salıpazarı rıhtım ve anbar tesisleriyle, İskenderun limanı mihaniki tesisleri ikmal edilerek 1956 yılında hizmete girmiş bulunmakta­dır. 1957 yılında da Haydarpaşa lima­nı inşaatı, Bodrum barınağı ve Gem­lik, Paşabahçe, Hopa, Fethiye iskele­leri tamamlanmış olacak ve tarama, sahil tahkimatı gibi bazı faaliyetleri­miz de devam edecektir. Bunlardan başka, yine halen üzerlerinde çalışıl­makta olan liman tesislerimizden Alsancak limanı ile Pendik, Ünye, Yalıköy, Sürmene, Gerze ve Perşembe is­kelelerinden 1958 yılında faydalan­mak mümkün olacaktır.

Sivil hava meydanları ve ilgili tesis­lerinin inşasına devam olunmaktadır. 1956 yılında, Trabzon hava meydanı­nın pisti ile Konya, İzmir, Afyon, Si­vas, Elazığ, Erzurum ve Diyarbakır meydanlarının uçuşa yardımcı tesis­lerinin inşaatı ikmal edilmiş bulun­maktadır. 1957 yılında geniş bir faali­yet gösterebilmek mâksadiyle Vekâletlerarası bir heyet, çalışmalarını ik­mal etmek üzeredir. Bu mesai netice­sinde, halen istimale kifayetsiz olan meydanlarımız ıslahları bir programa bağlanmış olacaktır. Sivil hava mey­danlarından başka NATO programı gereğince Vekâletimiz tarafından yaptırılmakta olan hava meydanları ve akaryakıt tesislerinin inşaatı da devam etmektedir.

Vekâletimize bağlı bir teşekkül ola­rak çalışmakta olan elektrik işleri etüd idaresi, enerji kaynaklarımızın tesbiti ile bunlardan istifade imkân­larının araştırılmasına ve bilhassa memleket sathına yayılmış akar sula­rımızın değerlendirilmesi ile ilgili etüdlere devanı etmektedir.

Her mevsimde ve her çeşit nakil vası­tasına rahat ve emniyetle geçiş veren.karayollarına malik olmanın yurtta ekonomik gücünün artması üzerinde­ki tesiri çok büyüktür. Karayolları mevzuundaki çalışmalarımız, bilhassa bu imkânın tahakkukuna sarfolunmaktadır. Bu cümleden olarak 24.550 kilometrelik devlet yolu şebekesinin, bir taraftan inşa ve ıslah etmekle be­raber, program sırası bakımından ilk plânda olmayan ve geçit vermez du­rumunda olan yolları da, şimdilik bir an evvel geçit sağlar duruma getir­meğe çalışmaktayız. Bu görüş altın­daki çalışmalarımız neticesinde, 1956 yılında bir taraftan 1420 kilometre uzunluğunda devlet yolu inşa edilmiş olmasına muvazi olarak, 3400 kilo­metreye baliğ olmakta bulunan geçit vermez yolların 714 kilometresi geçit verecek şekle getirilmiş bulunmakta­dır. 1957 yılında aynı faaliyete devam edilecek ve 1300 kilometre uzunluğun­da devlet yolu inşası faaliyetine ilâve­ten 1200 kilometre geçit yolu inşa edi­lecektir. Her yıl tatbik edilmekte ve

yılından berigenişletilmiş olan asfalt  kaplama  programı gereğince,

yılında, trafiği en kesif olan böl­gelerde  bulunan 2400  kilometre yol asfaltla  kaplanacaktır.

Karayolları teşkilâtımız devlet yollarınınkinden başka, vilâyet yollarının da bakımını yapmağa başlamıştır. Bu cümleden olarak, 1956 yılında teşkilâ­tımız tarafından 3690 kilometrelik vi­lâyet yolunun bakımı yapılmıştır. 1957 yılında bu miktar 5500 kilometreye iblağ edilecektir.

Bu çalışmalarımız neticesinde, 1957 yılı sonunda standart yollarımızın uzunluğu, 6500 kilometreye, yaz, kış geçit veren yollarımızın uzunluğu 20.000 kilometreye, bakım altındaki devlet yolları uzunluğu 23084 kilomet­reye, asfaltla kaplı yollarımızın uzun­luğu 5000 kilometreye, köprülerimizin uzunluğu 58000 metreye iblağ edilmiş olacaktır.

Devlet sû işleri teşkilâtımızın çalış­maları, bilhassa akar suları zararsız hale getirmek ve bunlardan lâyikiyle faydalanmaya hasredilmiştir.

Ziraata elverişli kıymetli araziyi su taşkınlarından ve sellerden korumak, ziraat sahalarımızı sulamak veaynı zamanda bu sulardan elektrik istihsal eylemek maksadiyle inşasına girişil­miş bulunan 7 barajdan, Seyhan ve Damsa barajları ikmal edilerek işlet­meye açılmış bulunmaktadır. Kemer, Demirköprü ve Hirfanlı barajlarının inşaatı da yarıya yaklaşmış olup bun­ların da 1958 yılında tamamlanmala­rını derpiş eden program dairesinde, çalışmalara   devam   edilmektedir.

Bu 7 barajın inşasiyle, takriben, 9,5 milyar metre mikabı su toplanmış ola cak, 3 milyon dekar arazi sulanabile­cek, 1,5 milyon dekar arazi taşkından korunabilecek ve mevcuda ilâveten, müesses 3 bin kilovat takat ile, su kuvvetinden yılda bir milyar kilovat saatlik enerji istihsal edilecektir.

Bu barajlardan başka 1957 senesinde Apa, Altmapa, May, Mamasun, Almus ve Hayırlı olmak üzere altı barajımız taahhüde bağlanacaktır.

Halen taahhüde bağlanmış 45 büyük su işi, 16 adet şehir ve kasabayı taş­kından koruma tesisleri ve 10 adet ıs­lah işi üzerinde çalışmalar devam et­mekte olup bunların 1957 yılında ik­mal edilmelerile 616.000 dekar arazi­nin ve 9 adet şehir ve kasabanın taş­kından korunması, 432.000 dekar ara­zinin sulanması ve 160.000 dekar ba­tak arazinin kurutulması sağlanacak­tır. Bu işlerin dışında, uzun seneler­den beri halkımızın mahallî dertleri­ni teşkil eden ve az masrafla kısa za­manda tahakkuk ettirilebilecek nevi­den olan küçük ve münferit su işle­rinden, 134 tanesine 1956 yılında baş­lanarak 101 tanesinin ikmalleri ve halk hizmetine arzedilmeleri sağlan­mıştır.

Memleketimizin muhtelif bölgelerin­de yeter miktarda yerüstü suyu bu­lunmaması yeraltı sularından fayda­lanmağı bir zaruret haline getirmiş­tir. Bu mevzuda, 1956 yılı gelecek yıl­lar programlarının tatbikatı için ge­niş bir hazırlık ve teşkilâtlanma yılı olmuştur. Bu arada Konya ve Diyar­bakır ovalarında 37 tane derin kuyu açılmış ve bunların %80'inde su bu­lunmuştur. 1956 yılma kadar cem'an 105 kuyu açılmış olmasına mukabil, alman yeni tedbirlerle 1957 yılında 270 kuyu açılması mümkün olacaktır.

Su işlerimizdeki bu çalışmalarımız ne­ticesinde, 1957 yılı sonunda 2.460.000 dekar arazi sulanmış, 1.270.000 dekar kurutulmuş, 3.600.000 dekar saha da taşkınlardan kurtarılmış olacaktır.

Pek muhterem arkadaşlar, büyük meclisin daha büyük miktarda ve da­ha iyi vasıfta nazım hizmetleri yapıl­ması hususunda izhar etmekte oldu­ğu arzunun ve esirgemediği alâkanın teşviki ile tahakkuk eden 1956 yılında yapılan çalışmalardan alman netice­leri ve 1957 yılında yapacağımız işleri böylece ve kısaca arzetmiş bulunuyo­rum.»

Nafia Vekilini takiben Hürriyet Par­tisi grupu adına Trabzon mebusu Emrullah Nutku söz aldı ve tenkidlerde bulundu. Bilhassa İstanbul'un imarı ile alâkalı çeşitli sualler sordu. Plan­sızlık, programsizlık iddialarında bu­lundu. Yıkılanların yerine yenileri yapılmadığı, evlerinden çıkarılmış va­tandaşların cami avlularında inledik­leri, gayri menkûl sahiplerine parala­rının verilmediği gibi mütalâalar öne sürdü. Demokrat Parti grupu adına Konya mebusu Himmet Ölçmen bir konuşma yaparak, imar faaliyetlerini övdü ve Antalya mebusu Ahmet Tokuş da Nafia Vekâleti bütçesi üzerinde mütalâalarını  bildirdi.

Başvekilin beyanatı:

Müteakiben Başvekil Adnan "Menderes söz aldı. Demokrat Parti iktidarının son zamanlara kadar şehir ve kasaba­ların imarını umumî tedbirler çerçe­vesi içinde mütalâa etmiş ve bunu daha ziyade mahallî teşkilâta teret­tüp eden bir vazife saymış olduğunu söyledi. Çünkü daha evvel bütün va­tan sathında yapılacak bir çok ve pek mühim işler vardı. Her şeyden evvel bu eserleri vücuda getirmek ve şehir ve kasabaları bütün vatandan gelen iktisadî Nusg ile beslenir bir hale sok­mak lâzım geliyordu. Böylece şehir ve kasabalar kendi kendilerini imar ede­bilecek bir kemale vasıl oluyorlardı. Başvekil, işte bu usulle hareket edil­diğini ve şimdi de şehir ve kasabala­rın imarına başlanmak zamanının gelmiş olduğunu belirtti ve dedi ki:

«Bu hareket, evvelâ İstanbul'da baş­ladı. İmar hamlesi, İstanbul'dan Ankara'ya intikal etti. Ankara'dan sonra da,' diğer vilâyetlerin peyderpey prog­rama alınması suretiyle yurdun muhtelif şehirlerine teşmil edilmek üzere­dir. İstanbul ve Ankara'dan sonra, İzmir'in, Antalya'nın, Diyarbakır'ın, Adana'nm ve bütün diğer şehirlerimi­zin de birer birer ve yıldırım sürati ile yepyeni bir hale inkılâp edecek­lerini şimdiden müjdelerim. Bunu görmekle hepimiz bahtiyar olacağız ve iftihar duyacağız.»

Başvekil, sürekli alkışlarla karşılanan bu sözlerini müteakip, bu sahada mu­halefet tarafından ileri sürülen tenkidicrin nasıl bir haleti ruhiye içinde yapılmaya başladığını izah etti.

Bu işe başladığımız zaman, evvelâ bir şaşkınlık devresi geçirildi. Daha son­ra bunun bir hevesten ibaret olduğu zehabına kapılındı ve beklenildi. İş­ler biraz gidecek, sonra duracak, yı­kılan yerler yapılmıyacak, yollar açılmıyacak, yıkılanların parası verilmiyecek sanıldı. Bunun neticesi, iktidar için bir skandal olarak tecelli edecek­ti. Bunun cindir ki bir müddet intizar edildi, fakat sonunda görüldü ki işler devam etmektedir, halk da memnun­dur, İşte bunun üzerine, program ve plansızlık, kesilen ağaçlar, cami av­lularında inleyen halk, bu paralar nereden geliyor, bunların altında ne­ler dönüyor, gibi temaslara dayanan tenkidîer başladı. Bugün karşılaştığı­mız tenkidlerin, engelleyici tedbirle­rin esası ve mânası işte budur, muh­terem arkadaşlarım.

Bütün bu imar hareketleri mahallî ve mevzii işler olduğuna göre, bu sualle­ri soranlar, acaba niçin belediyelere müracaat etmiyorlar? Parasını nere­den buluyorsunuz, diye neden beledi­yelere sormuyorlar? Niçin cami avlu­sunda inlediğini iddia ettikleri vatan­daşların isimlerini vermiyor? Niçin güya paralarını almamış olan gayri menkûl sahibi vatandaşların kim ol­duklarını bildirmiyorlar? Niçin hep yuvarlak cümlelerle, mesnetsiz ve de­lilsiz iddialarla konuşuyorlar? Çünkü iddia edilenlerin hepsi yalandır.

Hakikat şudur ki cereyan ekmekte olan imar faaliyetlerinden bütün vatandaşlar memnun, mes'ut ve bahti­yardırlar. Bütün İstanbullular inşi­rah içindedirler.

Muhterem İstantoullu'Iar, sizlere hitap ediyorum, dediğim yanlış mıdır?

İstanbul, yalnız İstanbulluların de­ğil, bütün Türkiye'nin, bütün Türkle­rin malı, gözbebeğidir. İstanbul, em­sali görülmemiş bir gıranbaha kıymetindedir. İstanbul'un bu kıymetini asıl şimdiye kadar ortaya çıkaramadığımız için üzüntü duymaktayız. İstanbul, bütün dünyanın dürdanesidir. İstan­bul'umuz, Türkiye'ye milyarlar getire­cektir.»

Başvekil Adnan Menderes, sürokli al­kışlar arasında sözlerine şöyle devam etti;

«Yüzlerce kazamızı yollarla birbirine bağladık, bazan bir kazayı diğer bir kazaya bağlamak için 200300 Kilo­metrelik yol yaptık. Bu işlerde doğru­dan doğruya alâkadar olan vatan­daşlarımızın sayısı 50 bindir, 100 bin­dir, bu yolları yaparken,  bağrında 1,52 milyon nüfusu barındıran İs­tanbul'da niçin 200 kilometrelik yol yapmıyalım?

Hem İstanbul'un, Ankara'nın bu yol­larını yaparken, bütçeden para mı is­tedik? Muhterem mebuslar, Bütçe Komisyonunda niçin çıkıp da İstan­bul'a, Ankara'ya, İzmir'e hangi bütçe­den para veriyorsunuz, diye bir sual tevcih etmediler? Bu üzümün bağını neden sormadılar?»

Başvekil, muhalefet sıralarına döne­rek bu mevzudaki sözlerini şu cümleile bitirdi; «Bu bir efsun, bu bir ke­ramettir. Öyle bir Kristof Kolombun yumurtasıdır ki bunu sizler bilemezsi­niz.»

Başvekil, daha sonra, kanunsuz ve usulsüz bir tek liralık sarfiyat, en ufak bir icraat yapılmamış olduğunu bir kere daha belirtti. Evi yıkılsın yı­kılmasın, kendi mahallesi açılsın açıl­masın, kendi semti ve sokağı yapılsın yapılmasın, bütün İstanbulluların memnun olduğunu, böyle mesut bir hâdisede mutlaka bir eksiklik bulmak niyeti ile hareket etmeyi her halde bir milletvekilinin müspet vazifeleri cüm­lesinden saymaya imkân bulunmadı­ğını kaydetti.

Başvekil, İstanbul'daki yol. ve sokak­ların durumu hakkında da izahat ver­di. İstanbul'da, belediye arabalarının şimdiye kadar bir defa dahi girme­diği 7.000 sokak, daha düne kadar üze rine bir tek taş konmamış 600 kilo­metrelik yol vardır. Bunlar, Âdem za­manından kalma gibidirler. Bunlar bu sene içinde yapılıp bitecektir. Ankara'daki mümasil sokaklar da yapıla­caktır.

Başvekil, bu kadar sokağın ve yolun ne zamana yapılacağını soranların, bunların yapılmakta olduğunu gör­mediklerini, bunun farkında dahi bu­lunmadıklarını belirtti. Bu zevatı, kendilerine hayal gibi gelen bu işler hakkında gelip kendisinden izahat al­maya davet etti ve «bu izahatı aldık­tan sonra aferin Başvekil'e» diyecek­lerdir, dedi.

Başvekil, bu kadar süratli giden bir seyir içinde milyonda bir hata vâki olmuş olsa dahi, bunu bağışlamak lâ­zım geldiğini kaydettikten sonra, İs­tanbul imar işi için ne Merkez Ban­kasından, ne hiç bir yerden para alınmadığını, ne de hariçten istikraz aktedildiğini, bunun bir akıl, dirayet, cesaret ve takip işi olduğunu belirtti. Tenkid mevzuunu teşkil eden Ziraat Bankasından alınmış paranın, Eminönü'nün en mutena bir yerinde, Balıkpazarı cihetinde bu bankanın bü­yük İstanbul merkezi binası için veri­lecek arsanın bedeli, hattâ bu bedelin yarısı olduğunu açıkladı. Başvekil al­kışlar arasında dedi ki:

«İstanbul'un imarı mevzuu âdeta bir zafer alayının hikâyesidir. İstanbul'u bir kere daha fethedeceğiz. Yalnız İs­tanbul'u değil, Ankara'yı da, bütün diğer şehirlerimizi de yeniden fethe­deceğiz.

Başvekil, daha sonra Ankara'dan bah setti. Başşehir olduktan itibaren dev­letin bütün imkân ve vasıtalarının kullanılması suretiyle lüzumlu mes­ken ve tesislerin vücuda getirildiğini hatırlattı. Bu şehirde 1950 yılma ka­dar 5 milyon 200 bin metrekarelik bir sahada inşaat yapılmış olmasına mu­kabil yalnız son 6 sene içinde yapılan inşaatın sahası 4 milyon 800 bin met­rekareyi bulduğunu, demek ki 6 sene içinde 27 senede yapılanın hemen hemen yüzde yüz fazlası meydana ge­tirildiğini söyledi ve dedi ki:

«Bunun elbette bir sırrı vardır. Bu netice, inşaata bol çimento, bol de­mir verdiğimiz için, .vatandaşın iştira kabiliyetini arttırdığımız için, mem­leketimizin iktisadî istikrarı hakkında bütün vatandaşlara teminat verdiği­miz için, iş hacmini arttırdığımız için, hülâsa Türkiye'de topyekûn ik­tisadî ve içtimai terakkiyi temin ede­cek sebeplerin tesir sahası içine gir­miş bulunduğumuz için imar ve inşa faaliyetinin bütün vatan sathına ya­yılmış olduğunu görürsünüz.»

Başvekil, bu neticeler elde edilirken çimento vesairede bazı sıkıntılar çe­kilmiş olduğunu söyliyerek çimento istihsali ve istihlâkine dair rakamlar verdi. Yedek parça mevzuuna geçerek vasıtaların adedi her gün arttıkça yedek parça ihtiyacının da artması tabii olduğunu, bir çoğu bulunabilir­ken tevzi işindeki küçük bir aksaklık neticesi bir tanesinin bulunamaması yedek parça sıkıntısı hakkında bazı iddiaların ortaya atılmasına imkân verdiğini belirtti. Eğer bugün döviz sıkıntısı varsa, bunun eski devrin 10 misli vüs'atte çalışmaktan ileri geldi­ğini söyledi. «Eğer, Türkiye'yi 1950 deki istihlâk seviyesine farzımuhal in­dirmek mümkün olsa bugünkü ihra­catımız derhal 700 milyon dolar fazlalaşırdı» dedi.

Başvekil bu arada, Türkiye'nin ihra­catı 1955 ten sonra azaldı, yolundaki mütalâalara da kısaca temas etti. Çi­mento, pamuklu vesaire gibi bir çok maddeler dahilde istihsal edilir oldu­ğu için bu azalmanın gayet tabii bu­lunduğunu rakamlarla açıkladı ve de­di ki:

«Bir memleketin umumî ticareti, yal­nız ithalât ve ihracattan ibaret de­ğildir. Memlekette iç pazar, namüte­nahi şekilde inkişaf halindedir. Ra­kamları lâyıkiyle tetkike tâbi tutma­dan, yuvarlak ifadelerle konuşmak doğru olmaz.»

Adnan Menderes, konuşmasının bu­rasında tekrar imer, meselesine geçti ve İstanbul'un ortaya çıkması saye­sinde Türkiye'nin yeni ve muazzam bir kıymet kazanmakta bulunduğunu söyledi:

«Yalnız İstanbul değil, memleketin her tarafında modern ve medenî şe­hirlerin Anadoluyu kaplaması hede­fimizdir. Bunun tahakkuku Anadoluda yaşayanlarımızın tefekkür tarzına dahi tesir edecektir. İzbelerde yaşa­yarak medenî tefekküre ulaşılması mümkün müdür? Onun için, memle­ketimizde inşaatı, sureti kafiyede dış pazarlarla alâkası olan bir mevzu ha­linden çıkarmak programımızın esa­sıdır. Ve hükümet bunun üzerinde çalışmaktadır.»

Başvekilin ikinci konuşması:

Başvekilden sonra kürsüye gelen Hürriyet "Partisinden Yusuf Azizoğlu, Ad­nan Menderes'in sinirli konuştuğunu ileri sürdü. İstanbul'un imarı bir mu­cizedir diyen Demokrat Parti grupu sözcüsünün bu mütalâalarına iştirak etmediğini, çünkü yapılan işleri nor­mal zekâ, normal akıl ve normal ölçü ile anlamak kabil olmadığını söyledi. «Mucize değil, normal ölçülere göre icraat vücude getirsinler» dedi. istan­bul'un imarı nasıl finanse edildiği hakkında Başvekilden izahat istedi. Muhalefetin tenkidlerini engelleme mânasına almamak lâzım geldiğini, imar faaliyetlerinin muayyen plânla­ra göre ve mütehassıslar eliyle yapıl­ması icap ettiğini beyan etti.

Müteakiben Başvekil Adnan Menderes tekrar söz aldı. Biraz evvel bu kürsüde sinirli olarak konuştuğunu ifade eden hatibe cevaben hakikatte sinirli değil, fakat şevk ve heyecan içinde bulun­duğunu, Demokrat Parti iktidarı ola­rak geceli gündüzlü çalışılmak sure­tiyle vücuda getirilen işlerin burada muhasebesini yaparken bu derece şevk ve heyecan içinde bulunmasının ise pek tabii olduğunu söyledi.

Adnan Menderes, daha sonra Hürri­yet Partisi sözcüsünün bazı suallerini cevaplandırdı ve önce yedek parça meselesine temasla 1955 ve 1956 yıl­larında ithal edilen ziraat aletleri, oto ve kamyon yedek parçaları ile iç ve dış lâstik miktarlarına dair rakamlar verdi. Bunlar büyük artışlar arzediyordu. Meselâ, 1955'te 3 küsur milyon liralık traktör yedek parçaları ithal edilmişken 1956'da bu miktar 8 küsur milyon liraya yükselmişti. Bu rakam­lar, 1955 ve 1956 yıllarında kaydedilen mühim gelişmenin 1957 yılında da sağlanacağına şüphe bırakmıyordu

Başvekil daha sonra Hürriyet Partisi sözcüsünün mucize değil normal ölçü­lere göre normal icraat beklediklerini ifade eden beyanatı üzerinde durdu:

«Bizim, işleri tutmaktaki geniş ölçü­müz ve ölçümüzü yürütmekteki bü­yük kararımız o normalin üstündedir, dedi. Atom ve hidrojen devrinde dün­ya muazzam bir süratle ileri giderken bizi dünün ölçülerine bağlamak reva mıdır? Memleketin imkânları normal mi, değil mi tarzındaki mülâhazalar­la işleri olduğu yerde bırakacak olur­sanız o memleketin ilerlemesine im­kân kalmaz. Demokrat Parti dinamik bir teşkilâttır. Yurdun bütün imkânlarını ve menbalarını hanekete ge­tirmek azmi ile ortaya atılmıştır ve bunu tahakkuk ettirmektedir. Başla­dığımız eserlerden bir kısmının inşa­atı bitmek üzere, bir çoğunun da yüz­de S090'ı ikmal edilmiş vaziyettedir. Bugün Hirfanlı barajı inşaatında yev­miye dökülen betonun vasıl olduğu miktar 2700 tondur. Halbuki Sarıyar barajı inşaatında yevmiye 1200 tonu bulamamıştık, Bugün Kemer barajı inşaatında yevmiye 10 apartmanın be­tonuna tekabül eden miktar dökülebilmektedir. Başlanan eserlerin yarı­da kalacağından, tamamlanamıyacağından bahsetmek ancak bir avunmadan ibaret kalabilir.»

Başvekil İstanbul'un imarına giden paraların nereden geldiği sualini de cevaplandırdı. Şehrin muhtelif mıntakalarında, caddelerin, yolların dar­lığı yüzünden fevkalâde kıymetli ar­salar üzerine ancak birer, ikişer kat olarak inşa edilmiş bulunan bir takım binaların istimlâke tâbi tutulduğunu, bu arsaların yansının yola verildiği­ni, buna mukabil, fazla kat inşasına imkân sağlandığını anlattı ve bu böl­gelerde yatan muazzam millî servetin bu şekilde kıymetlendirildiğini ve imar işlerinin buralardan sağlanan paralarla yürütüldüğünü açıkladı.

Plân meselesinde de, Başvekil, plân­sız tek adım atılmadığını, bütün ça­lışmaların bir plân ve programa da­yandığını, yapılan işlerin malî taka­timizle muvazeneli olmasına da son derece ehemmiyet verildiğini söyledi. İnhisarlar Umum Müdürlüğü binası­nın yıktırılmasını plansızlığa bir misal gibi gösterenlere de cevap vererek, bir defa, bu binanın bulunduğu sahanın şehir plânında boş olduğunu, "verilen on yıllık mühletin ise çoktan sona er­diğini, ifade etti. Yıkma kararı veril­dikten sonra, İnhisarlar Umum Mü­dürlüğü teşkilâtının nereye yerleşti­rileceği düşünüldüğünü, fakat buna intizaren binanın on metrelik bir kıs­mı ortadan kaldırılmak suretiyle o civarda yapılan imar faaliyetlerinin daha müsmir hale getirildiğini, fakat bu arada İnhisarlar Umum Müdürlü­ğünün yerleştirileceği yer de bulun­muş olduğu için şimdi Kabataş'taki eski bina toptan ortadan kaldırılmak suretiyle burasının esas plândaki şek­le ifrağ edilmekte olduğunu söyledi. «Böylece, plânsız hareket edildiğine misâl olarak bütün İstanbul'da aranıp bulunan bu tek misâlin mahiyetini de ortaya koymuş oluyorum» dedi.

Başvekil, pahalılık vardır, yoktur mevzuunun bir tekerleme haline ge­tirildiğine dikkati çektikten ve bunu ayrıca münakaşa etmek kabil olduğu­nu söyledikten sonra, lâstik yok, ye­dek parça yok, benzin yok, taşınacak vatandaş yok, yük yok, fakat ıstırap var diyenlerin «acaba memleket sat­hında gördüklerimiz nedir?» diye ken­di kendilerine bir defa sormaları lâ­zım geleceğini hatırlattı ve dedi ki:

«İstanbul'a, Ankara'ya gidiniz. Vesaiti yollar almıyor. Teşbih tanesi gibi hep­si birbirine bağlıdır. Bunların yedek parçaları, petrolü yok da deniz suyu ile mi işliyor? Yedek parçaları, bah­çelerden tedarik edilmiş lahna yap­rakları ve karpuz kabuklarından mı temin olunuyor?»

Başvekil daha sonra İstanbul'un ima­rında engellemelerle karşılaşıldığını, ağaçlan kesildiği, asarıatikanın ortadan kaldırıldığı, plânsız hareket edil­diğini yolunda bir çok itirazlar orta­ya atıldığını söyledi ve dedi ki:

«Ben içimdeki bu ıstırabı, bu hicranı buradan ifade ettim. Bu sözlerim, bundan bahsedenlere bir cevap teşkil eder. Eğer kendileri de aynı itirazları burada ifade etmişlerse bu cevaplarım kendilerine de raci olmak lâzım gelir. Ben, muhalefetin tenkidlerine ta­hammül etmiyecek bir insan değilim. Dünyanın neresinde benim kadar hü­cuma maruz kalmış bir insan vardır? Adnan Menderes'in işitmediği söz kalmadı. Fakat Adnan Menderes, bü­tün bunların hiç birine ehemmiyet vermeden işlerine devam etmeği pren­sip edinmiştir. Kaybedecek zamanı­mız yoktur. Ağır mesuliyeti omuzları­na yüklenmiş olan Demokrat Parti iktidarı büyük meclisinin huzurundadir.»

Başvekilin alkışlarla karşılanan bu beyanatını takiben gece saat 21'de toplanılmak üzere reis saat 19'da otu­ruma son verdi.

27 Şubat 1957

 İstanbul :

Ekim ihtilâlinden sonra, «Türkiyeyi kendilerine ikinci bir vatan seçen Ma­car mültecilerinden 63 kişilik son ka­file bugün saat 18.40'da hususî bir uçakla Viyanadan İstanbul'a ' gelmiş­tir.

Bu kafile ile memleketimize gelen Macar mültecilerinin adedi 507'ye ba­liğ olmuştur.

Mülteciler hava meydanında Toprak ve İskân İşleri ve Kızılay mensupları tarafından karşılanmışlardır.

Kafile ile birlikte, bundan bir müddet evvel mülteciler için Viyanaya gitmiş bulunan Kızılay Umum Müdür Muavi­ni Nedim Abud da yurda dönmüştür.

Nedim Abud, 180.000 Macar mültecisin den 120.000'inin muhtelif memleketle­re yerleşmiş bulunduklarını, 60.000 inin ise henüz Viyanada bulunduğunu bildirmiştir.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de reis vekillerinden Agâh Erozan'ın ri­yasetinde toplanarak, Gümrük ve İn. hisarlar Vekâleti ile İnhisarlar Umum Müdürlüğü bütçelerinin fasıllarını müzakere etti ve mezkûr bütçeler ka­bul olunarak Ziraat Vekâleti bütçesi­nin konuşulmasına geçildi.

Ziraat Vekâleti bütçesi:

Ziraat Vekâleti bütçesinin heyeti umumiyesi üzerinde C.M.P. meclis grubu adına söz alan Kırşehir mebu­su Mehmet Mahmutoğlu, memlekette umumi toprak haritasının yapılması­nı, ziraatte bölgecilik usulünün kulla­nılmasını, sulama ziraatına daha faz­la ehemmiyet verilmesini, tohumluk ihtiyacının tamamen giderilmesini, tohumluk tevziatında daha titiz davranılmasını, traktör yedek parçaları­nın teminini, süne haşeresi mücadele­sinin daha ehemmiyetle ele alınması­nı temenni etti. Hürriyet Partisi mec­lis grubu sözcüsü Diyarbakır mebusu Mustafa Ekinci ziraî mücadele mev­zuunda Vekâlete ayrılan tahsisatın kâfi olmadığını, gübre işine ehemmi­yet verilmediğini, küçük sulama işle­rinin de fazla alâka görmediğini, it­hal edilen traktörlerden çoğunun muattal olarak kaldığını söyledi.

C.H.P. meclis grubu adına konuşan Sinop mebusu Şerafettin Ayhan, zira­at işlerinin iyi idare edilmediğini, çiftçinin tohumluk ve yiyecek sıkın­tısı çektiğini, memlekete muhtelif tipte traktörler sokulduğundan bun­ların çoğu için yedek parça buluna­madığını, süne haşaresiyle mücadele­nin başarılamadığmı ifade etti. De­mokrat Parti meclis grubu adına ko­nuşan Bursa Mebusu Sadettin Kara­cabey, Ziraat Vekâletinin bir prog­ram dahilinde çalıştığını, küçük sula­ma programına giren 2,5 milyon dö­nüm arazinin sulanmakta olduğunu, muhalefet partileri hatiplerinin trak­tör mevzuunda ileri sürdükleri iddia­ların varit bulunmayacağını, memle­kete giren traktörlerin kâffesinin ha­len, işler halde bulunduğunu, diğer taraftan Vekâletin teknik eleman ye­tiştirilmesi mevzuunda da çalıştığını,yakın bir zamanda ziraat kollejlerinin açılacağını, D.P. iktidarı sayesinde Türk çiftçisinin yüzünün güldüğünü ifade eyledi.

Bundan sonra Ziraat Vekili Esat Budakoğlu söz alarak kürsüye geldi. Zi­raat Vekili yaptığı konuşmada, hükü­metin 1950'den bu yana aldığı ted­birlerle ziraî sahada vücude getirdiği inkişafın gözle görülür, elle tutulur bir hale geldiğini belirtti. Buna rağ­men, ziraatın asla istenilen seviyeye yükselmediğini, ancak teknik sahada­ki ilerlemeler ve kâfi bilgi sayesinde bu seviyeye ulaşılacağını sözlerine ilâve etti. Vekil bundan sonra, umu­mî toprak haritasının tabedilerek da­ğıtıldığını, fakat esas meselenin top­rak tahlillerinin yapılması olduğunu, bu işe de yeni başlanıldığını, Anka­ra'da bir Toprak Araştırma Enstitü­sü kurulduğunu, Türkiye'nin muhte­lif yerlerinde mümasil enstitürler ku­rulacağını, Türkiye'nin toprak tahlili işinin bitmesinden sonra, ziraî saha­da esaslı bir gelişmenin elde edilece­ğini bu toprak tahlillerine göre, tam mânasiyle bölge ziraatinin yapılabi­leceğini söyledi. Esat Budakoğlu bu arada traktör mevzuuna da temas ederek, bazı hatiplerin söylediği gibi, memlekete girmiş bulunan kırk bin küsur traktörün âtıl bir halete bulun­madığını, bunların yedek parça ve lâstiklerinin daima temin edildiğini, suni gübre hususunda da Kütahya'da inşa edilmekte olan azot fabrikasının ikmalinden sonra bol bol sun'î gübre istihsal edileceğini, diğer taraftan to­humluk tevziatına devam edildiğini, bilhassa iyi kaliteli tohum dağıtılmasının ön plânâ alındığını bildirdi.

Esat Eudakoğlu'nu takiben söz alan Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C.H.P.), Türkiye'nin toprak haritasının çıka­rılmış olmasını büyük bir memnuni­yetle karşıladığını bildirdi. Bu harita­dan elde olunacak neticelere göre ge­reken plânın da yapılmasını temenni etti. Hürriyet Partisi grubu reisi Fethi Çelikbaş, Ziraat Vekâletinin politika­sını bir hükümet programı olarak ele almak gerektiğini söyledi ve mütalâa­larını açıkladı.

Tekrar söz alan Ziraat Vekili, gerek hayvancılıkta, gerek ziraatın diğer sahalarında muayyen bir programla ça­lışıldığını sebzecilik ve meyvecilikteki inkişafa muvazi olarak konservecili­ğin geliştirilmesi için de gayret sarf olunduğunu bildirdi.

Antalya mebusu Ahmet Tokuş (D.P.), köyrülün hayat standardındaki yük­selişi red eden Hürriyet Partisi sözcü­süne cevap vererek kendi seçim böl­gesinden misâllerde göstermek sure­tiyle mütalâalarını açıkladı. Köylüyü acınacak bir halde göstermek yanlış­tır, dedi. Burdur Mebusu Hüseyin Çi­men (D.P.ı, hükümetin ziraî politika­sını ve orman istihsalindeki artışı, or­man yolları inşaatını, reçine ihtiyacı­nın dahilden sağlanmasını Övdü. Kars mebusu Mehmet Hazer (C.H.P.ı, Şark bölgesinin tohumluk ihtiyacını sürat­le karşılayacak tedbirler alınmasını istedi. Köylünün istediğimiz seviyede kalkınmamış olduğunu ileri sürdü. Erzurum mebusu Şevki Erker, ziraî sahada vazedilmiş bulunan prensiple­rin memnuniyet verici bir şekilde tat­bik edildiğini söyledi. «Millet olarak bütün müşkülleri yeneceğiz» dedi. Gü­müşhane mebusu Zeki Başağa (D.P.), aldığı tedbirlerle köylünün hayat se­viyesini yükseltmeğe hükümetin mu­vaffak olduğunu belirtti. Bu seviyeyi daha da arttırmanın başlıca gayeyi teşkil ettiğini söyledi.

Müteakiben fasıllar üzerinde müzake­reler cereyan etti. Bir çok mebusun mütalâalarını açıklamalarından sonra Ziraat Vekâleti bütçesinin fasılları ile Devlet Üretme Çiftlikleri ve Orman Umum Müdürlükleri bütçeleri kabul olundu.

Münakalât Vekâleti bütçesinin müza­keresine geçilerek saat 21'de toplanıl­mak üzere saat 19'da oturuma son ve­rildi.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu akşam saat 21'de reis vekillerinden Agâh Erzoan'ın riyasetinde toplanarak Münakalât Vekâleti bütçesi üzerindeki müzake­relerine devam etti.

Celse açıldığı zaman ilk sözü alan Niğde mebusu Zihni Üner (D.P.), dev­let demiryollarının 1950'den bu yana tahakkuk ettirmiş bulunduğu mun­zam nakliyatın yüzde 60 nisbetine ulaştığını, münakalenin diğer safha­larında da aynı tekâmülün mevcut olduğunu belirtti.

Cumhuriyetçi Millet Partisi meclis grubu adına söz alan Kırşehir mebu­su Ahmet Bilgin, demiryolları ve ka­rayollarının koordine bir şekilde ça­lışmalarını, P.T.T. ile hava ve deniz yolları faaliyetlerinin daha çok hiz­meti karşılayacak şekilde takviye edil­mesini istedi.   .

Trabzon mebusu Mustafa Reşit Tarakçıoğlu (D.P.), muhtelif temenni­lerde bulundu ve gemi inşaatı mev­zuu üzerinde durulmasını istedi. Yoz­gat mebusu Danyal Akbel (D.P.), li­manlarla ilgili inşa faaliyetlerine te­masla limanların temizlenmesi işinin de bir programa bağlanmasını istedi. Erzurum mebusu Sabri Erduman (D. P.), münakale çalışmalarını hızlandı­racak bazı kanunların tâdilini istedi. Bursa mebusu Müfit Erkuyumcu (D. P.), bir lokomatif fabrikası kurulması ve hava yollarına dört motorlu uçak­ların alınması temennisinde bulundu. Demokrat Parti meclis grupu adına söz alan Afyon mebusu Rıza Çerçel devlet demiryolları ve P.T.T. idaresi­nin birer iktisadî devlet teşekkülü ha­line, devlet denizyolları, devlet hava yollarının birer anonim şirket haline getirilmeleri ile Münakalât Vekâleti reformunun ikmal edilmiş olduğunu ve bu reformun icaplarına uygun te­kâmül yolunda ilerlemekte bulundu­ğunu ifadeyle bu müesseselerin 1957 iş programlarının mevcut imkânlar­dan azamî derecede istifade Ölçüsüne dayanılarak tanzim edilmiş olduğunu söyledi.

Müteakiben söz alan Münakalât Veki­li Arif Demirer, Münakalât işlerimizin çeşitli cephelerine dair geniş izahlar­da bulundu ve elde edilen başarıyı 1950 ile 1956 arasında rakamlarla kı­yaslamalar yapmak suretiyle ortaya koydu. Münakalât Vekili Arif Demirer'den sonra söz alan Sinop mebusu Muhit Tümerkan demiryolları ve de­nizyolları nakliyatına müteallik bazı temennilerde bulundu ve daha sonra Münakalât Vekâleti bütçesinin fasılları ile Devlet Hava Meydanları İşlet­me Umum Müdürlüğü bütçesi kabul edildi.

Çalışma Vekâleti bütçesi:

Münakalât Vekâleti bütçesinin kabu­lünden sonra Çalışma Vekâleti bütçe­si üzerindeki müzakerelere geçildi.

Cumhuriyetçi Millet Partisi meclis grupu adına söz alan Kırşehir mebusu Mehmet Mahmutoğlu, işçi meseleleri, mesken inşaatı ve asgarî ücret hak­kında bazı tenkidlerde bulundu ve fi­kirlerini izah etti. İşçi ücretleri ve sendika faaliyetleri hakkında mütalâ­alar serdetti. Cumhuriyet Halk Parti­si meclis grubu adına söz alan Seyhan mebusu Tevfik Ünsalan, işçilere grev hakkının tanınmasını istedi ve sendiha faaliyetleri hakkında izahlarda bulundu. Mesken inşaatı çalışmaları­nın daha ziyade hızlandırılmasının yerinde olacağını belirtti. Cumhuri­yetçi Millet Partisi meclis grupu reisi Kırşehir mebusu Osman Bölükbaşı da grev mevzuunda hükümetin tutumu­nu tenkid etti.

Bundan sonra Demokrat Parti meclis grubu adına söz alan Seyhan mebusu Mehmet Ünaldi hükümetin iş ve işçi dâvasına karşı gösterdiği yakın alâ­kanın memnuniyet bahşolduğunu, ta­rım işçileri ve fikir işçileri kanunla­rı üzerinde yeni çalışmaların mevcut bulunduğunu, hükümetin aldığı ted­birlerin sendikalizmin inkişafına ha­dim olduğunu belirtti ve asgarî üc­ret, toplu iş ihtilâflarının halli için sarfedilen müsbet çalışmalardan bah­setti. Ayrıca işçilere yapılan ilâve te­diyeler ve çeşitli sosyal yardımlarla işçilerin hayat seviyelerinin yüksel­tildiğini, işçi sağlığının korunması için gereken her türlü yardım ve ted­birlerin alınmakta olduğunu, hastahane ve dispanser adetlerinin gün geçtikçe artmakta olduğunu ifade et­ti. Çorum mebusu Hüseyin Ortakçı oğlu (D.P.), grevi, fakat onunla bera­ber lokout'u da tanımak lâzım geldi­ğini, şartlar grev hakkının içtimaî dü­zeni bozmadan kullanılmasına imkân verdiği anda bu hakkın kanunlaşma­sı icap ettiğini, ancak grevi musliha­ne yollarla halledilemiyen ihtilaflı mevzular  inhisar  ettirmenin yerinde

olacağını söyledi. Ortakçıoğlu yalnız lokout'un grevden de daha kuvvetli bir tazyik ve mücadele vasıtası oldu­ğuna dikkati çekti.

Malatya mebusu Nüvit Yetkin (C.H. P.) yeni çıkarılan işçi kanunlarım memnuniyetle karşıladığını belirtti. Grev hakkının İşçi mevzuatlarımızın bir tekâmül merhalesi olarak ele alın­masını istedi. İstanbul mebusu Naci Kurt (D.P.), ve Kocaeli mebusu Sa­dettin Yalım (D.P.), hükümetin işçi meselelerine . gösterdiği alâkayı hara­retle Övdüler.

Çalışma vekilinin izahları:

Kürsüye gelen Çalışma Vekili Müm­taz Tarhan, 6 sene zarfında çalışma hayatını ilgilendiren faaliyetleri hü­lâsa etti, bu maksatla çıkarılan kanun ve nizamnamelerin sayısı 78'i buldu­ğunu, söyledi. «Eğer bir toplantı sıra­sında bundan sonra yapmağa kararlı olduğumuz şeyleri söylemeseydim mu­haliflerimize bugün burada ifade ede­cek bir şey kalmayacaktı» dedi. Bu­nunla beraber Mümtaz Tarhan mu­halefet tarafından ileri sürülen mü­talâaları birkaç noktada topladı. Ev­velâ asgarî ücret meselesi üzerinde durdu. Bilhassa Hürriyet Partililerin mütemadiyen iktisat ilmini Öne süre­rek konuştuklarını soyliyerek «iktisat ilmine bu derece aşina olduklarına göre bu arkadaşlar acaba işçi ücret­lerinin tâbi olduğu nesci tetkik etmiş­ler midir?» diye sordu. Fiyat artışı neticesi işçi ücretlerinin sabit kalma­dığını belirterek dedi ki:

«Eğer işçi ücretleri, hayat pahalılığı­nın üstünde bir rakam gösterseydi, asgarî ücret meselesinde kendilerine bir dereceye kadar hak vermek belki mümkün olabilirdi. Fakat hakikat bu değildir. İşçi ücretleri 1950 senesinde vasati 340 kuruş İken bugün 780 ku­ruşa yükselmiştir. Hayat pahalılığı ise hiç bir zaman bu nisbette yükselmemiştir.»

Vekil, işçiye doğrudan doğruya değil de dolayısiyle yapılan sosyal yardım­ların bu miktara dahil olmadığını, bu yardımlarda nisbet edilecek olursa yukarıda zikredilen miktarın bir mis­line yükseleceğini söyledi.

Mümtaz Tarhan, Türkiye'de işsizlik değil, işçi ihtiyacı mevcut olduğunu, Çalışma Vekâletine mütemadiyen işçi arandığını radyoda ilân ederse o memlekette işsizlikten bahse imkân bulunamiyacağını açıkladıktan sonra, iş piyasasında işçiye talep olduğuna gö­re, işçi ücretlerinin yükseldiğini ve yükselmekte devam ettiğini söyledi. «Çünkü piyasa serbesttir ve asgari ücret mekanizması vardır. Bu meka­nizma işçi ücretlerinin yükselmesin­de âmildir» dedi.

Mümtaz Tarhan daha sonra şunları ilâve etti".

İşçi ücretleri üzerinde, hükümetimizin ne derece hassas olduğunu kabul et­mek icap eder. Bununla beraber iş­çiye yapılan yardımlar yeter mi? As­la... Medeniyet, ihtiyaçların çoğalmasıdır. Türk işçisi, Türk köylüsünün, Türk işçisinin, Türk vatandaşının me­deniyetin nimetlerinden istifadeye haklan vardır. Bu itibarla, ücretleri­nin daha da . arttırılmasını istemeğe hakları vardır. Amma, bir takım ka­rışık enfilâsyon formülleri ileri sür­mek suretiyle, iktidarı zedelemek ga­yesi ile işçilere asgari ücret talep et­mek haksızlıktır.»

Çalışma Vekili sendikalar meselesine geçti. Türkiyede Teşkilâtı Esasiye Ka­nununun teminatı altındaki bütün hürriyetlerin ve bu arada sendika hürriyetinin de mevcut olduğunu be­lirtti. Bu hürriyet o derece kuvvetle mevcuttur ki, 1949 senesinde 88'den ibaret olan sendikaların bugün şube­leri ile 400 küsuru geçtiğini, sendika hürriyeti olmayan bir yerde bu kadar süratli bir gelişme sağlanmasına im­kân bulunmadığını söyledi. Sendika­cılığımızın inkişafı için hükümetin sarfettiği büyük gayretleri açıkladı. Sendikalara yapılan yardım yekûnu­nun 600 bin lirayı aşmış olduğunu söyledi ve şunları ilâve etti:

«Sendikaların gelişmesini istemeyen bir hükümet bu gayretleri sarfeder mi? Fakat dillerinin altındaki sendi­kalar değildir. Birkaç sendikalar bir­liğinin hareketlerinden doğan hâdise­lerdir. Bu hâdiseler adliyeye intikal etmiştir. Bir defa sendika başka birlik başkadır. 400'ü mütecaviz sendika faaliyet halinde, hükümetten de ayrı­ca yardım görmektedir. Bunların ya­nında birkaç birlik zuhur etmiştir. Bunlar bu mesleğin menfaatlerini gözetmiyen bir sınıf mücadelesinin beşiğini hazırlamışlardır. Bu memle­kette sınıf mücadelesi diye bir şey yoktur. Bu memlekette işçi, işveren ve devlet tıpkı bir saç ayağı şeklinde işçi meselelerinin, işçi dâvalarının geliş­mesine elele, gönül gönüle hizmet eden müesseselerdir. İşçiyi patrona, patronu devlete düşman eden bir zih­niyete veya bir takım stratejik köprü başlarını tutup ve oradan politikala­rının koruduğu topların namlularına Salva ateşi yapmağa bu hükümet mü­saade ve müsamaha etmez. Biz kanun adamayız arkadaşlar, eğer biz kanun adamı olarak kanunlara aykırı bir iş yaparsak sizin itimadınızı kaybederiz, şimdi size kısaca işin iç yüzünü anla­tayım, çünkü bunlar politikayı istis­mar edilen bir nevi geniş spekülâsyon metaı haline getirmiştir.

Kanun sendikaların kendi aralarında ve bu kanun dairesinde birlikler ku­rabileceklerini tasrih etmiştir. Fakat ayrıca birlik kurabilmek için her sen­dikanın üçte ikisinin ittifak etmesine dair de hüküm koymuştur, şart koş­muştur. Kanunun bir başka maddesi de diyor ki, bu kanuna uymayan bir­likler  mahkeme  kararıyla  kapatılır.

Hükümetin bir takım tebliğlerine kar­şı kuruluş gayeleri dışında türlü şe­killerde tebliğler neşreden, seminer­lerde muallimleri siz tayin ederseniz muvafakatimiz yoktur. Size tercih hakkı vermiyorum diye gazetelerde beyanlarda bulunan bu birliklerin ka­nunun aradığı üçte iki vasıfta bulun­madığı da meydandadır. Çalışma Ve­kili, bu vaziyette ne yapar? Gizli ve­sikaya filân lüzum yoktur. Ben Adli­ye Vekâletine keyfiyeti ihbar ettim, Aksam Gazetesinde beyan ettim, son­ra İş ve İşçi Bulma Kurumu bültenin­de beyanda bulundum.

İhbar, kanuni vazifemdir. Kanuna göz yummak hükümet adamlarının hakkı değildir. Kanuna uygun olma­yan kanunî formaliteleri ikmal edil­memiş bulunan bir birliğin mahkeme tarafından kapatılmasını muhalefe­tin sendika düşmanlığı şeklinde tav­sif etmesi, düşmanlık vasfını hükü­mete yüklemek istemesi insafsızca yapılmış bir politika polemiğidir.

Türkiye'de işsizlik vardır diyorlar. İş­sizlik yoktur arkadaşlar. Bütün bun­lara rağmen Sosyal Sigorta Güvenlik Kanununu getiriyoruz. İşçilik Sigor­tası geldiğinde bunlar orada derpiş edilecek şeylerdir. İşin az, talebin çok olduğu muhitte İşçilik Sigortası müs­tacel mevaddan değildir. Amma elbet­te bütün bunları tekemmül ettirece­ğiz.

Hükümetiniz sizden aldığı kuvvet ye cesaretle, ilhamla bütün işçi vatan­daşları, yegân yegân 24 milyon Türk vatandaşı gibi ve onun yanında me­sut etme yolunu aramakta ve bulduğu yolda mutlak ilerleyerek vatandaşla­rının yüzünü güldürmeye çalışmakta­dır.»

Çalışma Vekilinin bu izahatından sonra reis saat 00.30'da celseye 10 dakika için ara verdi.

Hürriyet Partisinin mecliste okunan beyannamesi:

Müteakiben celse, saat 00.40'da Fikri Apaydın'ın reisliğinde açıldı. Tunceli mebusu Bahri Turgut Okaygün, kür­süye gelerek Hürriyet Partisi tarafın­dan neşredilmek üzere bugün matbu­ata tevdi edilen beyannameyi bir cel­se evvel vaktin darlığı yüzünden oku­yamadığını, bu itibarla beyannameyi riyasete takdim ettiğini bildirerek kür süden ayrıldı.

Reis Fikri Apaydın, «Hürriyeı Par­tisi meclis grubu reisliğinden tebliğ olunmuştur: diye başlayan bu tebliği metninden okumağa başladı. Tebliğ­de «1957 yılı bütçe müzakerelerinin sona ermesi münasebetiyle, bu müza­kerelerin cereyan tarzı ve müzakere­ler esnasında münakaşa edilen partilerarası münasebetler» mevzuundaki görüşlerini Hürriyet Partisi meclis grubu Efkârı Umumiyeye açıklamakta idi. Tebliğde, teşrii murakabenin bü­tün şümulü ile işlemesi gereken büt­çe müzakerelerinde, iktidar partisinin, aldığı çeşitli  tedbirlerle, muhalefetin söz hakkı anayasa ve meclis dahili nizamnamesi hükümlerine aykırı ola­rak 1950'den bu yana mecliste emsa­line rastlanmamış bir nisbette tehdit­lere mâruz bırakıldığı, muhalefet söz­cülerine yalnız bir defaya mahsus ol­mak üzere ve on dakikaya münhasır bir konuşma hakkı tanındığı ifade ediliyordu.

Daha sonra, Hürriyet Partisinin bu şartlar altında dahi vazifesini ifa. et­tiği, fakat iktidar mensuplarının ha­karet ve tecavüzlerine mâruz kalın­dığı beyan olunarak 25 Şubat günü Başvekilin partilerarası münasebetle­rin müsait bir iklime ircaı meselesini ortaya attığı, böylece muhalefetin tenkidlerini durdurmağa çalıştığı ve aynı günün gecesi ise Hürriyet Parti­sine karşı itham ve tehditlerde bulun­duğu tebliğde ifade olunuyordu. Re­jim buhranının, iktidar partisi başka­nı tarafından muhalefeti veya onun bir kısmını okşayıcı bir şekilde sarfedeceği bir iki takdir sözü ile halline imkân bulunmadığı antidemokratik sayılan kanunlarda bir bütün halinde ıslahat teşebbüslerine girişilmesi lâ­zım geldiği tebliğde ayrıca ilâve edili­yordu.

Reis, bu beyannamenin okunmasın­dan sonra, şunları söyledi:

Riyaset, yüksek meclisin icra organı bulunması itibariyle Hürriyet Parti­si meclis grubu reisinin şimdi okudu­ğumuz, tekabül ettiği beyannamesin­de muhalefetin söz hakkını anayasa ve meclis dahilî nizamnamesinin hü­kümlerine aykırı olarak tahdide yük­sek meclisin tâbi tuttuğunu beyan et­mek suretiyle, bütçe müzakereleri he­nüz hitama ermeden hitama ermişçesine beyan vermek suretiyle yüksek meclisi ağır isnat ve itham altında bulundurmuştur. Bu itibarla ,nabecâ olan ve meclisi âliyi muaheze eden bu isnadı riyaset, meclisi âlinin icra or­ganı sıfatı ile tezekkür ederek icabı­nı ve gereken muameleyi yerine ge­tirecektir.»

Reis, bu sözleri müteakip Çalışma Ve­kâleti bütçesi üzerindeki müzakerele­re devam edileceğini bildirdi. Hürri­yet Partisi grubu reisi Fethi Çelikbaş'ınmütalâalarından vevekilin verdiği cevaplardan sonra fasılların müzakeresi tamamlandı.

Saat 1.30'da Büyük Millet Meclisi İş­letmeler Vekâleti bütçesinin müzake­resine başladı.

28 Şubat 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 4'de Vakıflar Umum Müdürlüğü büt­çesinin müzakeresini ikmal etti ve böylece masraf bütçesinin görüşülme­si tamamlandı, Varidat Kanunu lâyi­halarının müzakeresine geçildi.

Bunlardan birincisi ithalâta tahsis olunacak dövizler dolayısiyle alınacak hazine resmi, ikincisi damga resmi, üçüncüsü hususî otomobil.vergisi ka­nun lâyihaları idi. Dördüncüsü ise Ve­raset ve İntikal Vergisinde yapılacak değişikliklere taalluk ediyordu. Mali­ye Vekilinin teklifi üzerine bu dört lâyihanın tercihan ve müstacelen mü­zakeresi kararlaştıktan sonra ilk ön­ce ithalâttan alınacak hazine resmî lâyihasının görüşülmesine başlandı. Söz alan Halk Partili, Hürriyet Par­tisi ve Cumhuriyet Millet Partisimeclis grubu sözcüleri bu verginin paha­lılık yaratacağını ve bir takım mah­zurları olduğunu ileri sürerek bu ta­sarıların aleyhinde oy kullanacakları­nı bildirdiler. Bursa mebusu Muhlis Erdener, hükümetin 1957 yılında ik­malini tasarladığı hizmetler karşılığı olarak bu tedbire zaruret gördüğünü, ancak bunun bütün istihlâk maddele­rine, bütün ithal mallarına vergi konuyormuş tarzında telâkkisi ve bu yolda bir hava yaratılması doğru ol­madığını söyledi. Gaye ve programı­nın tahakkukunda sebaatkâr davra­nan hükümetin bu tutumunu övdü. Zonguldak mebusu Hüseyin Balık, lâ­yihanın aleyhinde bulundu, Konya mebusu Rüştü Özal, bir kısım ithalât­tan hazine hissesi alınmasına dair bu lâyiha kanunlaştığı takdirde ziraî mahsullerin fiyatlarını yeniden de­ğerlendirmenin bir zaruret olacağını ve hububata uygun bir fiyat takdiri gerekeceğini belirtti. Ancak mukave­leye bağlanmış taahhüt işlerinin durumunu dikkate alınmak lâzım geldi­ğini söyledi. Antalya mebusu Kenan Akmanlar, artan ihtiyaçlar ve geniş­leyen hizmetler karşısında kaynakla­rımızın dışında gelir sağlamak zorun­da kaldığımızı söyledi. Bu verginin ekonomimizde bazıları tarafından tasvir edilmek istenen şekilde menfî tesirleri olmayacağını, carî istihlâk maddeleri üzerinde çok az tesir yapa­cağını ifade etti. D.P. grubu adına Si­nop mebusu Server Somuncuoğlu, ka­nun lâyihasının yalnız yatırımları he­def tutuğunu, bu itibarla da Türk pa­rasının devalüe edilmesi mânasına asla gelmediğini, sosyal yatırımlara gidilmesini Büyük Millet Meclisi can­dan tasvip etmekte olduğuna göre bu masrafları karşılayabilecek bir kay­nak seçmek zarureti aşikâr bulundu­ğunu söyledi ve D.P. grubunun kanu­na müsbet oy vereceğini belirtti. Tunceli mebusu Bahri Okaygün de ta­sarıyı destekledi.

Maliye Vekilinin beyanatı:

Müteakiben Maliye Vekili Hasan Polatkan söz aldı. Masraf bütçesinin ge­nişlemesi nisbetinde âmme hizmetle­rinin daha geniş Ölçüde yerine geti­rildiğini, bu gelişme normal kaynak­lardan karşılanamadığı içindir ki, bu kanun lâyihasının meclise takdim edilmiş bulunduğunu söyledi. Malîye Vekili, muhalefet sözcülerinin müta­lâalarına cevap vererek bütçede acık mevcut olmadığına göre bu lâyihanın bütçe açığını karşılamak maksadiyle getirildiği iddiasının da mesnetsiz bu­lunduğunu ifade etti.

«Biz, ulaşmak istediğimiz merhaleye bir an önce vasıl olmak azmi ile hare­ket etmekteyiz. Onun için böyle bir durum içinde beklemeye tahammülü kalmamış olan vatandaşın, sizden hiz­met bekleyen vatandaşın, senelerin ve asırların ihmalinin telâfisini isteyen vatandaşın bu hizmetine koşmak, mes'uliyetini müdrik olan bir hükü­met için hem borç, hem de bir vazife­dir. Bu da normal menbalarıyla temin edilemez. Bunun için munzam bir kaynak bulmak zaruridir, lâzımdır.»

Maliye Vekili, bu verginin para kıy­meti ile alâkası olmadığını, çünkü dövizin  tahsisi  anında  tahsil  olunacağını belirttikten sonra, lâyihanın esasları  üzerinde  durdu ve  dedi ki:

«Bu kanun tasarısı sureti umumiyede envestisman maddelerini şümulü içi­ne almıştır. Binaenaleyh burada deği­şik nisbet, azamî nisbetler olmakla beraber, azamî nisbet %40'tır. Bu nisbetin, istihsal olunacak mala azamî %40 nisbetinde aksedeceğiin düşün­mek doğru bir telâkki olmaz. Çünkü yapılacak envestismanda istihsal olu­nacak mala sirayeti amortisman müd deti içinde sermek, taksim etmek lâ­zım gelir. Faraza, bir fabrika kurul­du. Bu fabrikanın evvelce makineleri bir milyon değerinde idi, yüzde 40 bir zam gördüğünü kabul edecek olursak 1.400.000 lira olacak demektir. Bura­daki 400 bin liralık bir fark bu fabri­kada imal edilecek mala yüzde 40 nis­betinde aksedecek değildir, bunların, fabrikanın amortisman müddeti için­de 2025 senelik zaman içine sirayeti gerekir. Bu takdirde bu mamul mad­deye ne derecede cüzi aksedeceğini tahmin edersiniz. Bunları bu şekilde aksettirecek olan kanunun hayat pa­halılığına yüzde 40'a yakın arttıraca­ğı ve vahim bir netice tevlit edeceği zehabını uyandırmak doğru telâkki edilemez.»

Müteakiben İsparta mebusu İrfan Ak­su söz alarak lâyihayı tenkid etti. Muhlis Erdener ise, daha evvel taah­hüde ve akde bağlanmış işlerin bu ka­nunun şümulüne girmeyeceği hakkın­da lâyihaya bir hüküm ilâvesini teklif etti.

Daha sonra fasıllar üzerinde cereyan eden müzakereleri takiben tasarı ka­bul edilerek kanunlaştı.

Büyük Millet Meclisi, saat 7'yi 20 ge­çe damga resmi kanununa ek kanun lâyihasının müzakeresine başladı.

 Ankara :

İşletmeler Vekâleti bütçesinin müza­keresi dolayısiyle İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu vekâletin çalışmaları hakkında geniş izahlarda bulunmuş­tur.

İşletmeler Vekili sözlerine istihsalin azaldığı hakkındaki iddialaracevap vererek başlamış ve bu iddiaların doğru olmadığını, belirterek misal olarak kömür vaziyetini ele aldı ve 1957 yılı bütçesi tetkik edilirken 1954 senesi yüksek murakabe heyeti ra­porlarından rakamlar okumanın doğ­ru olmadığını söyledi ve aynı heyetin müteakip senelerin raporlarına naza­ran amenajman plânının müspet bir şekilde tahakkuk etmekte olduğunu belirterek istihsal hakkında sözlerine şöyle devam etti:

«Dediler ki 1953'den sonra istihsal art mıyor, halbuki günlük program ve seneîik istihsâl rakamları şöyledir:

1953'de 13.820, 1954'de 15.400, 1955'de 16.200, 1956'da 17.000, Î957'de 17.600, birbçuk aydanberi de vasati 18.200 üzerinden gidiyor ve 19 bine süratle yürümektedir. 1950 yılında fiilî istih­sâl 4.360.598, 1951'de 4.721.589, 1952'de 4.846.342, 1953'de 5.654.326, 1954'de 5.711.253, 1955'de 300.000 ton kömüre mal olan büyük sel ve grizo hâdi­selerine rağmen 5.495.697, 1956'da 5.888.308 tondur. Hani istihsal dur­muştu?

Arkadaşlar derhal haber vereyim, menajman plânının satha taallûk eden kısmı yüzde 95 ikmal edilmiştir. İki büyük lavvuar ile liman tesisleri bitmiştir. Metrik tesisler bu yaz bite­cektir. Bundan sonra iç istihsali ma­kineleştirmeğe sıra gelecektir. Yapılan etüdleri birkaç ayda bitecektir.

İşletmeler Vekili bundan sonra mali­yetlerin yükseldiği sözlerine cevap ve­rerek sözlerine şöyle devam etti:

«Geçen sen ezarfında kabul buyurdu­ğunuz kanunlar Havzada milyonlarca liralık zam yapmak mecburiyetini do­ğurdu. Bir taraftan bu, bir taraftan muhtelif sebeplerle ve başta bir âm­me hizmeti yapmak, mesken ve sana­yi kömürünü halka daha ucuz temin etmek endişeleriyle kömür fiyatları­nın lâyık olduklarından daha aşağı hadde tutmamız yüzünden maliyetle­rimiz yükseliyor. Sonra bu tesisler yapılırken teşekküller borçlanıyorlar ve bunların faizleri de buna inzimam ediyor ve bütün bunlar maliyete inti­kal ediyor. Bununla beraber, bizim kömür istihsal maliyetlerimiz bu   sahada ilerlemiş memleketlerdeki taş kömürü istihsal maliyetinden ürkün­tü verecek kadar yüksek değildir. Sa­tış fiyatlarımız ise bir çoklarından ve hattâ İngiltere'den daha ucuzdur. İş­letmeler Vekili Samed Ağaoğlu daha sonra demir istihsaline temas ederek 73 binden 150 bine yükselmiş olduğu­nu bilhassa belirterek çimento mev­zuunda da şunları söyledi:

«Çimento istihsal rakamlarını da söyliyeyim: Bu sene 9701 bin ton, geçen sene de 811 bin tondu. Bırakınız 954'ü, 955'i, 1956'da vaziyet budur. Demek durmamış. Hani durmuştu, hani ge­riye gidiyordu? Maliye Vekilinin geçen gün çok güzel izah ettiği gibi % 8586 randıman büyük bir muvaffakiyettir. Kapasiteyi bir milyon 230 bin tona çıkardık, istihsal 970 bin ton oldu. Çünkü Ankara fabrikası, Darıca tev­sii sene ortasında çalışmağa başladı­lar. Gelecek sene ,Allahın yardımı ile, ben veya benden sonra gelecek olan arkadaşınız, huzurunuza çıkacak, bel­ki de programın şu kadar üstünde is­tihsal yaptığını söyliyecektir. O zaman belki takdir edersiniz.

Demiri de söyliyeyim: Memnun olu­nuz, arkadaşlar, demir istihsalinin 300 bin tona çıkartılması için Nisan ayın­da yaptığımız mukavelenin tatbikatı çok süratle inkişaf etmektedir. Oraya giden mebus arkadaşlarım gördüler, 6 yüz bin tona kadar çıkartılması için yapılan mukaveleler de imzalanmıştır. Bu nazari kapasitedir. Tatbikatta 7 yüz bin tona kadar çıkabilecektir. Bir yüksek fırın mukavelesi kalmıştır, o da inşallah Mart ayında imzalana­caktır. 1958'de Karabük DemirÇelik fabrikasının istihsali belki de 6 yüz bin, 7 yüz bin ton olacaktır. Sabri Erduman arkadaşım müsterih olsun­lar, nice demirleri de burada yapacağız.

Hüseyin Balık çimento fabrikalarının daha 23 yıla kadar tamamlanamıyacağını ifade ettiler. İki tanesinin res­mî küşadma kendisini davet ediyo­rum. Martın sonunda Eskişehirle Adana çimento fabrikalarının açılışı­na teşrif etsinler, demek ki, 23 sene­de bitmiyeceğini söylediği çimento fab rikalarının ikisi önümüzdeki ayın so­nunda işe başlıyor.957 senesi içinde asgarî dört çimento fabrikasının bitirilmesi mümkün ola­caktır. Büyük bir kuvvetle çalışıyo­ruz.  Gayret gösteriyoruz.

Müsaadenizle söyliyeyim, bizim bir tevazuumuz oldu. Haddi zatında her bi­ri muazzam fabrika olan ilâveleri tev­si diye ifade ettik. Buna hakkımız yoktu. Darıca çimento fabrikasının kapasitesi 200.000 ton iken 100.000 tonluk ilâve yapıldı. Bu, yepyeni bir fabrika kurmak demektir. Geçen gün­kü içtimalarda bir arkadaşım Ankara çimentosundan bahsetmiş ve yenisini tevsi diye göstermişti. Halbuki eskisi 10.000 tonluk küçük bir fabrika idi. Şimdi 120.000 ton oldu. Filî çalışma temposu ise 150.000 ton üzerindedir. Arkadaşlar, şu, bu sebeplerle bazı çi­mento fabrikalarındaki gecikmelere mukabil diğer bütün işlerimiz ve programlarımız tam zamanında bitmekte­dir. Bir cümleleri üzerinde durayım, vaziyeti Efkârı Umumiyeye iyi göster­mek için birbirlerini tutmıyan bir ta­kım rakamlar veriyorlar dediler bu asla varid değildir. Şiddetle red ede­rim.

İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu, bundan sonra İşletmeler Vekâletine bağlı teşekkülerin 1950'den bu tarafa yaptıkları işlerin bir listesini ve prog­ramların tam bir tahakkukuna mazhar olduğunu belirtti ve hususî sektö­rün ihmal edildiği iddialarına cevap vererek  sözlerine  şöyle devam etti.

Şimdi bir de hususî sektör meselesi. Hususî sektör ihmal edildi deniyor. 953'e kadar ilerde idi, 953'den sonra ihmal edildi. Devlet sektörü yukarda diye iddia ediliyor, bu da efsanedir. Beyefendiler, bu efsanenin dayandığı bir nokta var, cidden hususî sektörü büyük tesisler dışında yüzde yüz takip etmek güç olur. Metod malûm, araştı­rılıyor, tetkikler yapıyoruz. Amma bir takım sanayi vardır ki sizi tekzip eder. Bunların başında pamuklu sa­nayii gelir, hususî sektör daima ileri­de gitmektedir. Rakamları biliyorsu­nuz, yalnız Sanayi Kalkınma Banka­sı 345 müesseseye 159 milyon vermiş, bu bir, sonra bunlar kendi gayretle­riyle 433 milyon temin etmişler. Bun­dan başka kanuna göre kurulan şirketlerde yabancı sermaye 185 milyon, yerli sermaye de 281 milyon.»

İşletmeler Vekili Sadem Ağaoğlu daha sonra işletmelerin kontrolü mevzuuna temas ederek bu mevzuda bir zihniyet değiişkliğinin yapıldığını, sadece eski zihniyette bulunanları ve yeni zihni­yete intibak edemiyenlerin değiştirlidiğini söylyerek iktisadî devlet teşek­küllerinin murakabelerinin kanunun hükümleri dairesinde yapıldığını ve mevcut sistemin benzeri memleketler­deki sistemlerin en iyilerinde olduğu­nu belirterek sözlerine şöyle devam et­ti:

Tatbikatta ufak tefek aksaklıklar var, hakikaten onları düzeltmek lâ­zımdır.

Sözlerimi bitirirken son olarak arzedeyim, hususî teşebbüsün öne geçme­si meselesi, arkadaşlar, partimizin programı icabı olarak millî menfaat­ler mecbur etmedikçe iktisadi hayatı­mızda hususî teşebbüs daima Önde olacaktır.

Bunu 1950 den bu yana merhale, mer­hale tatbik ediyoruz. Evvelâ biz devlet olarak resmî teşebbüse nadiren git­tik. Daima ecnebî veya hususî serma­yenin iştirak ettiği şirketler kurma yolunu tercih ettik. Zaman geçtikçe biz de bu merhalede ilerledik ve hâlen birişilmiş olan teşebbüslerde serma­yenin büyük kısımları hususî sektöre ait bulunmaktadır. Bütün yeni teşeb­büslerimizi de Ticaret Kanunumuza göre teşkil edilen ve teşkil edilecek şirketler vasıtasiyle yapıyoruz. Bu merhalenin yanıbaşında iktisadî dev­let teşekkülleri hükümet umumî he­yetinde prensip mutabakatını istihsal etmiştir. İktisadî devlet teşekküllerine bağlı müesseselerin hususî sermayeye devri zamanı ve imkânı tahassül et­miş olanları hususî sektöre devredece­ğim. Demek ki partimizin programını cok sıkı bir titizlikle tatbik etmekte­yim.

Şimdi muhterem arkadaşlarım, sözle­rime son veriyorum ve yalnız hükü­met âzası olarak, mesul İşletmeler Ve­kili olarak değil, hakikaten kalbimin içinden gelen en samimî bir heyecan­la bir vatandaşolarak diyorum kî,

Türk Milleti büyük bir maddî ve manevi  kalkınma  merhalesine girmiştir Şurada veya burada hatalarımız olabilir. Buna mukabil muhassala muazzamdır.  Türk Milletinin bu büyük eseri bütün dünyanın kabul etmiş olduğu bir hakikattir. Ufak haris kıskançlıklar,hasetler,kinler ve şahsi kavgalarla ve bunların yarattığı sislerle bu hakikatleri örtmek asa mümkün değildir.Bu sisler dağıldıktan sonra meydanda kalacak Türk Milletinin refahıdır ve bunu yaşatan eserler abidelerdir, arkadaşlar.

BELGELER

Başvekün Libya ziyareti hakkındaki müşterek tebliğ

2 Şubat 1957

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderesin Libyaya yaptığı ziyaret hakkında bugün Türkiyede ve Libyada aynı zamanda şu müşterek tebliğ neşredilmiştir: Libya hükümetinin davetine icabetle ve Libya Başvekili Ben Halimin 1954 te Türkiyeye vaki resmî ziyaretini iade maksadiyle, Türkiye Baş­vekili Adnan Menderes, Libyaya, 28 Ocaktan 1 Şubata kadar devam eden resmî bir ziyaret yapmıştır.

Bu ziyaret iki memleketin hükümet reislerine görüşmeler yapmak fır­satını vermiş ve bu görüşmeler samimî bir dostluk ve karşılıklı anlayış havası içinde cereyan eylemiştir.

Görüşmeler, Türkiye  Libya münasebatı, Ortadoğudaki vaziyet, Türkiyenin Arap memleketleri muvacehesindeki durumu ile bilcümle Müslü­man memleketler arasındaki münasebetleri tasrih etmek mevzuları üzerinde cereyan etmiştir.

Bu ziyaret, Türkiye ile Libya arasında mevcut kardeşçe ve dostane mü­nasebetleri daha da takviye eylemiştir.

Başvekil Adnan Menderesin beyanatı

6 Şubat 1957

 İstanbul :

Associated Press Amerikan Ajansının Türkiye memümessili Webb Mackinley, Başvekil Adnan Menderes ile bir mülakat yapmıştır. A. P. ser­visleri tarafından yayınlanan ve bugünkü Amerikan gazeteleri ile diğer dünya gazetelerinde neşredilen bu mülakatın metni şudur:

«Türkiye Başvekili Adnan Menderes Ortadoğu hakkındaki Eisenhower plânının «barış için çalışan» hükümetlerle «barışı tehlikeye düşüren» hükümetler arasında bir tefrik yapması gerektiğini söylemiştir.

Adnan Menderes, Associated Press muhabirine verdiği özel bir mülakat­ta, Başkan Eisenhower'in Ortadoğuda kızıl tecavüzünü önlemek için ha­zırladığı programı «Gayet azimli bir adım» diye vasıflandırmış ve şun­ları ilâve etmiştir:

«Eisenhower plânı Ortadoğu bölgesine siyasî istikrar getirmek bakımın­dan gayet faydalı olacaktır. Bu, Birleşik Amerika ve Başkan Eisenhower tarafından atılmış gayet azimli bir adını mahiyetindedir.»

Başvekil Adnan Menderes Türkiyenin Eisenhower plânında hissesi olup olmıyacağı sualine şu cevabı vermiştir:

«Plânın gayeleri Ortodağuya güvenlik ve istikrar getirmektir. Türkiye de bu bölgede güvenlik ve istikrarı temin bakımından başlıca unsur ol­duğuna göre, hissesi bulunması mantıkî ve tabiî görülmektedir.

«Kanaatimizce bu bölgenin ve bütün dünyanın çalışanlar, dünyanın ba­rış ve güvenliğini her zaman tehlikeye düşürmekte olanlardan ayrı bir muameleye tâbi tutulmalıdırlar. Yani, yardımın tevziinde, barış için ça­lışan hükümetlere büyük bir rüçhan hakkı tanınmalıdır.»

Başvekil barışı tehlikeye düşürenlere misal olarak Mısır ve Suriyeyi gös­termiş fakat bu memleketlerin hükümetleriyle milletleri arasında bir tefrik yaparak şöyle demiştir:

«Suriye Milleti ve Mısır Milletiyle gayet dosttuz. Fakat ne yazık ki, hü­kümetlerinin takip etmekte olduğu politikalar hususunda katiyen mu­tabık değiliz. Bizim görüşümüze göre, bu memleketlerin politikaları ba­rış için tehlikeli ve kendi milletleri için de zararlıdır. Biz bütün Arap milletlerine karşı en iyi hislerle meşbuyuz.

Arap milletlerinin ekseriyetinin bunu takdir ettiğini ve kendilerine mâni olunmasa, bize aynen mukabele etmek istiyeceğini biliyoruz. İşte bunun içindir ki, Türkiye ile Arap Milleti prasında bir ayrılık yaratmaya matuh şiddetli propagandanın sonunda akamete uğrayacağına emi­nim.

Komünist tecavüzüne karşı koymak üzere Türkiye, Irak, İran, Pakistan ve İngilterenin katıldığı Bağdad Paktının başlıca kurucusu olan Başve­kil Adnan Menderes Bağdad Paktının genişletilmesini mümkün görüp görmediği sualine şu cevabı vermiştir:

«Bağdad Paktının genişletilmemesi için hiçbir sebep mevcut değildir. Aksine, hâdiselerin mantığı böyle bir tevsie sevketmektedir. Ortadoğuda vukua gelen son müessif hâdiseler bunu ispat etmiştir. Eisenhower plânı Ortadoğuda güvenlik ve istikrarı temin için bir vasıta olduğuna göre, Bağdad Paktını takviye eden bir unsur olarak telâkki edilebilir. Bu bakımdan, bu da paktı kuvvetlendirecektir.»

Başvekil Adnan Menderes, gelecek hafta Birleşmiş Milletler Genel Ku­rulunda müzakeresi beklenilen Kıbrıs meselesinin yakında hallini müm­kün görüp görmediği sualine cevaben de şunları söylemiştir:

«Türkiye mantıkî ve âdilâne bir hal çaresi olarak Adanın Türkiye ile Yunanistan arasında taksimine taraftardır. Ada nüfusunun beşte dör­dünü teşkil eden. Kıbrıslı Rumlar Yunanistan ile birleşmeği temin için bu stretejik İngiliz üssünde çetecilik faaliyetinde bulunmaktadırlar. Türkiye ve Adadaki 120 bin Türk buna muhalefet etmektedir. Dâvamı­zın haklı olduğuna eminiz. Menfaatlerimiz aşikârdır.

Yunanlılar ne istiyorlar? 120 bin Türkü esarete mi mahkûm etmek? Türklerin kendi mukadderatlarını bizzat kendileri tâyin etmeğe haklan yok mudur? Yunanlılar selfdetermination'u yalnız adadaki Rum ca­miası için istemektedirler. Yunanlılar, arzu ettikleri muameleyi tatbik maksadiyle adadaki Türk halkını ellerinde tutmak istemektedirler. Yu­nanistan Kıbrısa silâh ve adam göndermek suretiyle Adada tehhişçilik yaratmıştır.

Bu milletlerarası bir skandaldir.

Kıbrıs meselesinin hâlâ dostane bir şekilde halledilebileceğini ümit edi­yoruz. Biz elimizde olan her şeyi yaptık. Üst tarafı Yunanistana ait­tir.»

Başvekil Adnan Menderes'in basın toplantısı

7 Şubat 1957

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes bugünkü basın toplantısında evvelâ gazeteci­lerimize teşekkür etmiş, bu toplantıların her bakımdan tezahür eden büyük faydalarını belirtmiş fasılasız olarak her ay böyle bir toplantı yapmayı hükümetin kendisine bir vazife bildiğini söylemiş, önümüzdeki Mart ayı toplantısının ayın ilk Perşembe veya Cuma günü yapılacağını haber vermiş, mütaakıben gazetecilerimiz tarafından iç ve dış muhtelif meselelere ve mevzulara dair sorulan sualleri sırasiyle cevaplandır­mıştır.

Başvekil Adnan Menderesin üç saat süren izahatını başlıca şu kısımla­ra ayırmak ve kısımları da ayrı ayrı şu suretle hulâsa etmek mümkün­dür:

Hükümet programı  yapılanların kısa bir muhasebesi  , istihsal ve istihlâk artışları.

Dördüncü Menderes hükümeti programı Demokrat Parti iktidarı prog­ramının bir devamından ibarettir. Hükümetler değiştikçe hükümet rei­sinin bir program yapması kanun icabı olduğu için dördüncü Menderes kabinesi de Büyük Millet Meclisine bir program takdim etmiş ve Mecli­sin itimadını almıştır. Büyük Millet Meclisi, hükümeti yakından kontrol ve murakabe etmekte ve programın tatbik yeri bulduğu kanaatini mu­hafaza eylemektedir. Büyük Meclisin itimadı üzerimizden alınmış de­ğildir. Meclis umumî heyeti de, bir hafta  on güne kadar başlayacak olan bütçe müzakereleri sonunda da bu itimadın devam edip etmediğini bir kere daha anlamak mümkün olacaktır. Demokrat Parti iktidarı pro­gramının gerek ekonomiye gerek rejime ait bulunan hükümlerinin tat­bik edilip edilmediği mevzuu ayrıca bir aydır bütçe encümeni müzake­relerinde de ele alınmış ve en teferruatlı şekilde incelenmekte bulun­muştur. Bu hususta efkârı umumiyeye de kâfi malûmat aksettirilmiş­tir. Bundan başka bir sual takriri münasebetiyle Mecliste yine bu'mev­zu üzerinde müzakereler yapılmış, lâzım gelen cevaplar verilmiştir. Bu izahlar tatmin edici olmalıdır ki, mevzuu ikinci bir sual veya istizah takriri ile tekrar Büyük Millet Meclisine getirilmemiştir.

Hal böyle iken Demokrat Parti iktidarının altı senedir neler yapmış ol­duğu sanki malûm değilmiş gibi muhalefetçe iktidarımızdan iktisadî vesair mevzularda yapılanların bir bilançosunun istenmesi hakikaten şayanı dikkattir. Çünkü bu altı senelik sen yaptın, ben yaptım mücade­lesinin muhalefetçe bir kör döğüşü halinde yürütülmüş olduğunu gös­terir. Bir muhalefetin iktidarın yaptıklarının bilançosunu elinde bulun­durmadan, bunu eski devirle karşılaştırmadan uluorta tenkide geçmesi hem memleket nam ve hesabına, hem de muhalefetin vazife ifasında mesuliyetsiz bir şekilde hareket ettiğini göstermesi bakımından üzü­cüdür.

Esasen bütün işlerin muhasebesi, eninde sonunda gelir seçimlere daya­nır. Vatandaşlar, rejimden, tatbikattan, icraatın yekûnunu teşkil eden faaliyetlerden memnun ise, lehte, değilse aleyhte rey verir. Programımı­zın rejime taalluk eden kısmına bu en mukni cevaptır. Memlekette va­zifesini görmekte olan bir Meclis vardır. Bütün imkânlardan faydala­nan partiler vardır ve nihayet rejim, serbest seçime istinad etmektedir. Gelecek sene de seçimler yapılacaktır. Vaziyet böyle olduğuna göre, memleketimizde demokrasi tam tekemmül ve terakki yolundadır. En mühim merhaleleri aşmış ve serbest fikirlere dayanan bir rejim kurmuş bulunuyoruz. Millî menfaatlere aykırı, şahsî hürriyetleri tahrip edici taşkınlıkların zararlarını önlemeyi icap ettiren içtimaî ve siyasî zaruret­lerin dışında, demokratik hürriyetlerin tahdit edildiği kanaatinde deği­liz. Bu ayarlamalarda da gelişmeler kaydolunabilir, nitekim olunmakta­dır. Devİet adamlarının, siyasî partilerin, matbuatın ve vatandaşların bu bakımdan ayrı ayrı vazifeleri bulunduğunu daha iyi anlamak ve tat­bikatta da ona göre hareket etmek yolu üzerindeyiz. Bunu büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim.

İktisadî sahada yapılanlara gelince, istenen bilançoları ben vereceğim. Yalnız şunu söylemek isterim ki, bütün memlekette yapılanların müf­redatlı bir bilançosunu vermenin güçlüğü karşısındayız. Zira, en mühim gelişme kaydeden ve en çok envestisman yapılan saha, hususî sektör sahasıdır. Devlet eli ile ve iktisadî devlet teşekkülleri yoluyla dört mil­yarlık bir envestisman programının tatbiki içindeyiz. Bunun mühim bir kısmı ödenmiştir. Diğer kısmı da tahakkuk safhasındadır. Bütçenin di­ğer fasılları ile katma bütçeler, hususî muhasebe ve belediyelerden yapı­lan devlet envestismanının yedisekiz milyar Türk liralık yekûnuna mukabil, hususî sektörün envestismanı, bunun en az iki mislidir. Hu­susî sektröün yaptırmakta olduğu fabrikalar ve türlü tesisler, her yerde ve her gün âdeta yerden biter gibi fışkırmaktadır. Ticaret odaları birliği bu inkişafları tesbit edebilmek için geniş mesai sarfediyor. Bu ay sonla­rında inkişafların nerelere geldiğini öğreneceğiz ve bunu o zaman ilân edebileceğiz.

Buna intizaren bugün bazı mukayeselere medar olacak malûmat ver­mekle iktifa edeceğim. Bu malûmat, hususî sektörün devlet sektörüne nazaran ne büyük ölçüde inkişaf ettiği hakkında vicdanınızda tam ka­naat hâsıl edecektir. Eğer liberal bir politika takip etmeseydik ve hususî sektörü her bakımdan teşci ve teşvik eylemeseydik, böyle muazzam bir inkişafı görmek elbette mümkün olmazdı.

Tekstil:

Pamuklu mensucat istihsalinde devlet sektörü 1950 de 101 milyon metreden 1956 da 150 milyon metreye çıkmıştır. Aynı müddet zarfında hu­susî sektörde kaydedilen artış, 51 milyon metreden 230 milyon metreye yükselmiştir. Yani hususî sektördeki artış, devlet sektörünün dört mis­li fazladır.

Pamuklu fabrikalarımızın daha birçoğu inşa halindedir. Bunların ikmaliyle 1958 başlangıcında pamuklu bez istihsalimiz, 1952 deki 151 milyon metreden 75 milyon metreye, yani nüfus başına 7 metreden 30 metreye çıkacaktır.

Yünlü dokumaya gelince, devlet sektörü 1950 de 29.000 iğden 1956 da 52.000 iğe çıkmış, bu müddet zarfında hususî sektör ise 24.000 den 148 bine yükselmiştir. Metre olarak da ceman 9 milyondan 32 milyona çık­mıştır. Artık dokuma ithali bahis mevzuu değildir.

Çimento:

Geniş ihtiyaçlara tekabül eden maddelerden başka misaller de vereyim: Meselâ çimentoda, istihlâk, 1949 da 375.000'i yerli istihsal ve 26.000'i it­halât olmak üzere 401.000 ton idi. 1956 da 970.000'i yerli istihsal ve 291 bini ithalât olmak üzere 1.261.000'e çıkmıştır. Bu, üç misli bir artışı gös­terir.

Çimento fabrikalarımızın asıl verimlileri bu sene içinde bitecektir. Bu Mart sonunda Adana ve Eskişehirin işlemeğe başlaması ile istihsal ka­pasitesi 1.530.000'e çıkacak, muhtelif yerde 56 fabrikanın daha faaliye­te geçmesi üzerine de bu sene sonunda istihsal kapasitesi 2.000.000 tona ulaşacaktır. 1958 de ise, 2.500.000 tonu bulacaktır. Böylece, 1950 den 1958 e kadar geçen kısa müddet zarfında çimento istihsalimiz, 375.000 den 2.588.000'a varmış olacaktır.

Çimentodaki istihsalin bu artışlarına rağmen, 1955 te 60.000.000 liralık,

1956da 20 milyon liralık çimento ithal etmiştik. 1957 den itibaren artık
artık çimento ithal etmiyeceğiz. Çimento ithali de, tekstil gibi, şeker gi­
bi artık tarihe karışmıştır.

Şeker:

1950 de, o zamana kadar kurulmuş olan 4 fabrika ile şeker istihsalimiz, 120.000 civarında idi. Bu seneki istihsalimiz ise, 276.600 ton olmuştur.

1957istihsali, hava. vaziyetine göre, 300 ile 300.350 ton arasında bulu­nacaktır. Aynı fabrikalar, pancar ziraati zamanla gelişir bir   mahiyetarzettiği için, öbür sene 400.000 ton şeker istihsal edecektir. Bu rakamda, nerelerden nerelere geldiğimizi göstermek bakımından son derece
manidardır.

Şeker istihlâkine gelince, 1950 de, iktidarı devraldığımız zaman, yeni kampanyaya girerken, elimizde 50.000 ton şeker stoku vardı. Bu demek­tir ki, 1949 da memleket, 128.000 tonluk istihsalden ancak 78.000 tonu­nu istihlâk edebilmişti. Bugün ise, istihlâkimiz 266.800 tondur. 276.000 tonluk fiilî istihsalden 10.000'i, bilindiği gibi ihraç edilmiştir.

Pancar ziraati ve şeker istihsalimizi gölgelendirecek mahiyetteki birta­kım söylentilere cevap vermiş olmak için şunu da belirteyim ki, şekerin sınaî maliyeti 110 kuruştur. Bunun 82 kuruşu pancara, 9 kuruşu kredi masraflarına, 19 kuruşu da imaliyeye aittir. Başka memleketlerde de sınaî maliyet bu civardadır. Bunun altında değildir. Buna rağmen o memleketler de şeker ihraç ederler. Zira şeker ihracı, hiçbir yerde ve hiçbir zaman ticarî maliyet üzerinden hesaplanmaz. Daima devlet tara­fından subvansiyone edilir. Bu, şeker ihracatının mütearufe haline gel­miş bir hususiyetidir. Kadı ki, bizim istihlâk artığımız istihsal artışımız­la muvazi olarak yürümektedir. Arada ancak 10.000 tonluk bir tevzin payı bulunmaktadır. Bu sene ihraç edilen, işte bu 10.000 ton olmuştur.

Ayrıca şu rakamı da vereyim: Pancar ziraati için çiftçiye 1926 dan 1950 senesine kadar ceman 380 milyon lira ödenmiştir. 1950 den 1956 kam­panyasına kadar ise, 800 milyon lira ödenmiş bulunmaktadır.

Demir:

Demir istihsalini, 70.000 tonda aldık. Bugün 170.000 tona çıkmıştır. Ge­lecek sene 350.000 tona, 1958 sonlarında ise 650700 bin tona çıkacaktır. Bu hususlarda gereken bütün mukaveleler yapılmıştır. 350.000 tonluk istihsalin Krupp ile yapılan mukaveleye göre başarılma müddeti 11 ay sonra sona ermiş ve istihsal o haddi bulmuş olacaktır. Bir sene sonraki istihsalin de mukavelesi imzalanmıştır. İhalesi yapılmamış bir tek yük­sek fırın kalmıştır ki, o da 15 gün içinde imzalanacaktır.

Ayrıca İngilizlerle de 500.000 tonluk bir izabe fırını kurmak için müza­kere halindeyiz. Almanlarla kurulacak 400.000 tonluk yeni fabrika için olduğu gibi bu izabe fırını için de en müsait yer aranmaktadır.

Demir istihsali 1 milyon tonu aşmadan sanayileşmenin esas unsuru el­de edilemez, İhtiyaçları süratle aVtan bir memleketteyiz. Nüfusumuz da senede bir milyonun üstünde bir artışla çoğalmaktadır. 1950 da 30 mil­yona varacağız. Her bakımdan böyle artışlar kaydeden ve medenî standart ölçülerine süratle yaklaşan bir memlekette demirin rolünü müdrik olarak o yolda yürümekteyiz.

Kömür:

Zonguldak havzamızda kömür istihsali, günde 911.000 ton arasında seyrederken bugün günde 18.500 ton gibi görülmemiş bir rakama ulaş­mış bulunuyor. Zonguldak havzasına, 1950 yılından beri 400.000.000 li­raya yakın envestisman yapılmıştır. Amenejman programının tatbikine devam edilmektedir. İstihsaldeki bu artış daha da çoğalacak ve senelik istihsal 10.000.000 tona çıkarılacaktır. İki buçuk sene kadar evvel, o zamanki İktisat Vekili, kömür istihsalimizin memleket ihtiyacını karşı­lamadığını, dışardan mutlaka kömür ithal etmek zaruretinde bulundu­ğumuzu söylemişti. Kendisi o sırada Zonguldakta idi. Oradan İstanbul Valisine telefon ederek şehirde sokak lâmbalarının yarı yarıya söndürül­mesi, hattâ ertesi hece hiç yakılmaması emrini de vermiş bulunuyordu.

Vali, böyle bir kararın büyük akisleri olacağı mütalâasında idi. Ben şahsen, Zonguldak'a telefon ederek Vekil ile görüştüm. Vaziyet bu ka­dir âcil midir? diye sordum. Evet cevabını verdi. Neticede, yeni tasarruf sisteminin tatbikini üç gün için talik ettim ve kendisini, görüşmek üze­re Ankaraya davet ettin. Hattâ bu telâş içinde 400.000 ton kömürün it­haline dair bir kararname hazırlayarak bana göndermişlerdi. Böyle bir kararnameyi imzalamam dedim ve imzalamadım.

O günden beri istihsalimiz durmadan arttı ve Türkiye hiçbir zaman kö­mür ithal etmeğe mecbur olmadı. Amenajman plânlarımıza muvazi ola­rak bu istihsal artışı gittikçe fazlalaşmaktadır. Zonguldakta 750 ton yıkama kapasiteli ikinci lavuar da yakında açılacaktır. 2530.000 işçinin çalıştığı bu bölgede hacimli ve pahalı bir mahiyet arzeden mekanizasyon devam etmektedir.

Havzaya ait senelik istihsal rakamlarına gelince, 1950 yılında taş kö­mürü istihsalimiz 2.681.443 ton iken 1957 de 3.883.231 tonu bulacaktır. Lave kömürde ise 7.200.000 ton bir artış vardır. Linyit istihsalini de bir misli arttırmış bulunuyoruz. Çok zengin linyit kaynaklarımızı harekete getirmek bakımından henüz başlangıçtayız. Binaenaleyh kömür bakı­mından hiçbir endişemiz bulunmadığını söylemekle büyük bir memnu­niyet duymaktayım.

Petrol  :

Petrol araştırmalarımız büyük ve faaliyet ve şevkle devam etmektedir. Ayrıca bize petrol veren 4 büyük kumpanya ile de 3 milyon 200 bin ton ham petrolü tasfiye edecek kapasitede bir petrol tasviyehanesi kurmak için bir mukavele akdetmek üzere bulunuyoruz. Bu tavsiyehane Tuzla­da tesis edilecek ve bir de enerji santrali bulunacaktır. Bunun sağlıyacağı dolar tasarrufu da çok büyüktür.

Irak ve İranın petrol borularını memleketimizden geçirmeleri hakkın­daki suale gelince, bunlar mutlaka olacak işlerdir. Bir memleketin kendi petrol borularını siyasî istikrara sahip ve dostlukla meşbu bulunan bir memleketten geçirmesi elbette ki yerinde olur. Fakat, bunun inkişafı bittabi zamana mutavakkıftır. ecen toplantımızdan bugüne kadar bu mevzuda bir gelişme kaydedilmemiştir.

Petrol mevzuunda Devlet Vekili Emin Kalafat da izahat vermiş ve bu sıkıntılı devredeki tedbirleri izah etmiştir. Beliren buhran devresi için­de, demiştir, bütün Avrupaya şâmil kısıntı tedbirleri alınmıştır. Fakat, Türkiye, Yunanistan ve İsveçteki tedbirler bunların en hafiflerini teşkil etmiştir. Petrol ve benzin ihtiyacımızı ön plânda tutmakta ve karşılıkla­rını döviz olarak göndermekteyiz. Son üç aylık tahsislerimiz, geçen se­nenin istihlâkine nazaran hattâ yüzde 30 fazlasiyle ihtiyaçları temin et­miş bulunmaktadır.

Kereste ve hububat:

Kereste istihsalimiz de bir mislinden fazla artmıştır. Hububata gelince, son senelerde hava şartlarının fena gitmesine ve hariçten buğday ithali mecburiyetinde kalmamıza rağmen istihsalimiz 12 milyon ton civarında seyretmektedir. Verimli senelerde bu mikdarın20 milyona yükseleceği sarih surette gözükmektedir. Halbuki, daha evvelki istihsalimiz hiçbir zaman 8 milyon tondan yukarıya çıkmamış idi.

Muvakkat darlıklar istihlâkten doğuyor:

Zaman zaman birtakım maddelerin darlığını hissetmekteyiz, hattâ bu, bâzan bizim kendi istihsal maddelerimizde de gözüküyor, bunun sebebi şudur ki, istihsalin büyük nispetlerde artmasına mukabil istihlak de aynı derecelerde hattâ bazan daha fazla artmıştır. Eğer mümkün olsa da bugün memleket 1950 deki istihlak seviyesine düşse darlığı çekilen maddelerden dahi hattâ yarı yarıya nispetlerde dışarıya ihraç etmemiz ve memlekete daha fazla döviz sağlamamız mümkündür. Taş kömürü ve linyitten tutunuz da ete, süte ve yumurtaya varıncaya kadar her maddede vaziyet böyledir. Şu halde, zaman zaman beliren geçici sıkın­tılar bir iktisadî buhranın alâmetleri değil, fakat artan istihlaki ile me­denî standartlara yaklaşan Türkiyenin içinde bulunduğu devrenin te­cellileridir.

Diğer küçük ihtiyaç maddeleri:

İşte bir arkadaşın istendiğini söylediği bilançonun küçük bir kısmı: Bu büyük mevzuların yanıbaşında her biri kendi çapında memleket ihtiya­cını karşılayan daha birçok küçük mevzular da vardır ki, bu sahalarda da yapılanlar büyüktür. Bu sahalardaki neticelerin alınmasiyle gene birçok başka döviz sarfiyatımız da ortadan kalkacaktır.

Bu sahada bir misal vermek üzere dün bazı arkadaşlarla İstanbul civa­rında yapmış olduğumuz bir gezintide gördüklerimizi anlatacağım. Yal­nız bir Pendik civarında 56 fabrikanın yükselmekte olduğunu gördük. Bunlardan bir seramik fabrikası senede 5 milyon dolar tasarrufu sağlıyacaktır. Cam sanayii de aynı vaziyettedir. Jeep fabrikası gene 5 mil­yon dolar temin edecektir. Amerika Hükümeti, Irak ve İran'a göndere­ceği makineleri buraya sipariş etmektedir. Bunun başında, Westinghouse'un, Buissing'in, Federal Trak'm kurulmakta olan fabrikaları vardır. Bu arada Yarımca'daki süper fosfat fabrikası inşa halindedir. 100160 bin ton senelik kapasitesi olan bu fabrika, Amerikalılarla Etibank, Sümerbank, Ziraat Bankası, Kakine Kimya Kurumu, Şeker Şir­keti ve Ziraî Donatım Kurumu tarafından teşkil edilen 5 milyon lira sermayeli bir şirket tarafından kurulmaktadır. Ayrıca Eternit akümülâtör ve ligoz fabrikalarını da gördük. Âdeta keşfiyata çıkmış gibi idik. Bütün bunlar, yalnız İstanbul civarında idi. Ve onların da ancak bir kıs­mını teşkil ediyordu. İzmitteki boru fabrikasına gelince, ilk istihsalini vermiştir. Senede 3 milyon dolar kazandıracaktır. 3 ay sonra, bant ha­lindeki demirini dahi hariçten getirmiyecektir. Çünkü Karabükle mu­kavele yapmıştır. Böylece ton başına 288 dolar memlekette kalmış ola­caktır.

Bütün bunlar çok yakın müstakbel iktisadî muvazenemizin birer unsu­rudur. Şayanı dikkat olan cihet şudur ki, bunların şimdiye kadar parası ödenmiş, istihsalini yeni yeni vermeğe başlamıştır. İktisadî tesisler üze­rinde yapılmakta olan sayımlar sona erince bunun neticesini tam ola­rak vereceğiz. Ve o zaman bu neticeyi iftiharla göreceğiz.

Türkiyenin potansiyeli:

Böylece uzun zamandır lâfı edilegelen ariyereler meselesi de tıpkı uzak­laşan gemiler gibi ufkumuzdan kaybolup gidecektir. Bir zamanlar nal meselesi en mühim mesele idi. Bunun gibi diğer bir çokları da şimdi si­yaset repertuvarımızdan atılmış ve artık bir mesele olmaktan çıkmış ola­caktır. Ariyereler zamanında ödenmektedir. Esaslı alacaklılarla muka­veleler yapılmış ve bunların tesviye şekli tesbit olunmuştur. Maliye Ve­kili, bütçe encümeninde bunlardan 749 milyon dolarlık kısmının 1956 da ödendiğini bildirdi. Maamafih bu, meselenin tekevvün etmediği mâ­nasına gelmez. Elbette ki bir muamele içindeyiz. Bir devletin borçlan­ması, iktisadî potansiyelinin bir işaretidir. Esasen 1950 Türkiyesi ile bu­günkü Türkiyeyi mukayese etmeye imkân yoktur. Bugünkü Türkiyenin istihsal gücü ticaret gücünü de arttırmaktadır. Memleketimize çok sat­mak istiyen memleketlerin aynı derecede çok mal almak arzusunda bu­lundukları bir hakikattir. Bunun için de mevcut imkânlarımızın işletil­mesi için teşebbüslere geçmişlerdir. Bu teşebbüsler arasında bilhassa Almanların faaliyetlerini sayabiliriz. Dikkat buyuracak olursanız, Türk Milleti hayvancılık ve ziraatimizin ihtiyacı olan her türlü ilâcı kendi yapacaktır. Bundan tutunuz serameğe, buğdaydan göztaşma kadar ih­tiyacı olan her çeşit maddeyi istihsal yoluna girmiştir ve sessiz sadasız, fakat muazzam bir hamle içinde kovanını yapan bal arıları gibi yurdu­nu yeniden inşa etmektedir. Kısa zamanda çok mühim neticeler elde edeceğimizden eminim.

Kıbrıs meselesi:

Kıbrıs meselesindeki noktai nazarımızın gelişmesi mevzuunda bundan bir ay evvel Büyük Millet Meclisinde bir sual takriri münasebetiyle uzun izahat vermiştim. Bu meselenin bidayette vazedilme şekli ile mütaakıp inkişaf safhaları arasında farklar olduğu dermeyan edilegelmektedir. Ancak bu farkın zahirde ve görünüşte olduğunu ve aslında ve hakikatta meselenin tabiî inkişaf seyrini takip etmekte bulunduğunu kısa bir tet­kik ortaya koyacaktır.

Nitekim bu meselede bizim için mühim olan iki esas vardır. Birisi 26 milyonun sakin bulunduğu Türk vatanının emniyeti, diğeri ise 120 bin soydaşımızın mukadderatıdır. Birtakım inkişaf safhalarının bazı zahiri farklar ortaya çıkarmış olmasına rağmen iki esasın bugün dahi bütün dikkatimizle mahfuz bulundurulmakta olduğu elbette müşahade edil­mektedir. Bugün dahi, gerek Kibrıstaki Türklerin mukadderatı bahsin­de, gerekse Kıbrıs adası münasebetiyle vatanın selâmet ve emniyetini teyid mevzuunda haklı olarak en küçük bir fedakârlık kabul etmeyen bir vaziyet almışızdır. Binaenaleyh işaret edilmek istenilen farkların tamamiyle zahiri olduğu aşikârdır.

Bir meselenin başlangıcı ile inkişaf safhaları arasında tam bir ay niye­tin mevcudiyetini "aramak beyhudedir. Meselâ gene bidayette statüko­nun muhafazasını istiyorduk. Şimdi bu hâdiselerden evvelki statükonun devamına artık taraftar olamayız. O günden bugüne köprülerin altın­dan çok sular geçti. Birçok hâdiseler oldu ki artık o günlere dönmeğe ve statükonun muhafazası taraftarı bulunmağa imkân kalmadı.

Kıbrıs meselesi 11 Şubatta Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda müza­kere edilmeğe başlanacaktır. Çok açık olan Türk dâvasının genel kurulda anlayışla karşılanacağından zerre kadar şüphe ve endişemiz yoktur.

Kıbrıs meselesinde aleyhimizde yapılmakta olan propagandalardan şu üç noktayı ele alalım:

 Kıbrıs meselesi, İngilterenin müstemlekeciliğini devam   ettirmek
mevzuundan ibaretmiş,

 Türkiye, İngilterenin emeline hizmet etmekte, İngilizlere âlet ol­
makta imiş.

3  İngiltere, Türkiyenin emeline hizmet etmekte, Türklere âlet ol­makta imiş.

Biz Kıbnsı, İngiliz müstemlekeciliğinin bir devamı mahiyetinde görmü­yoruz. Dünyada müstemlekecilik politikası tamamen tasfiye edilmiş de­nilecek bir haldedir. İngiltere, zamanımızın icaplarını idrak ederek yeni şartlara uymak dirayetini göstermiştir. En verimli müstemlekelerini bile tasfiye etmiştir. Kıbrıs ise ne bir pazardır, ne de iktisadî ve sınaî yatırım sahasıdır. Bilâkis İngiltere, adayı beslemek için birtakım malî külfetle­re katlanmaktadır. Bundan başka adada geri kalmış bir halk kütlesi­nin idaresi de bahis mevzuu değildir. Ada, Türk ve Rum cemaati ile mes­kûndur. İngiltere, bu iki cemaatin arasında bugünkü vaziyeti ile bir müstemlekeci sıfatiyle değil, fakat âdeta tesadüfleri önleyici bir vazife ifa etmektedir. Bu o kadar doğrudur ki, ada üzerindeki kavgalar, dik­kat edilecek olursa, daha ziyade Türkiye ile Yunanistan arasında cere­yan etmektedir. Hukukî ve ahdî vaziyetin yanında fiilî hakikat bundan ibarettir.

Türkiyenin İngiliz emellerine hizmet ettiği iddiası da tamamıyle yersiz­dir. Orada 120.000 Türk nüfusu varken ve ada, emniyet ve istikbalimiz bakımından bu derece ehemmiyet arzederken, bu vaziyeti tamamiyle gözden uzak tutarak Türkiyeyi hakikatta mevcut olmayan İngiliz em­peryalizminin müdafii rolünde görmeğe yeltenmek, hakikatla hiçbir su­retle kabiil telif olamaz.

İngilterenin Türk emellerine hizmet ettiği propagandasına gelince, bu­nu, bir evvelki iddia ile karşılaştırmak dahi red için kâfidir. Bu iki iddia­dan hangisine inanalım? Birini kabul etsek, öteki ortadan kalkar. Öte­kini kabul etsek, birincisi kendiliğinden yok olur.

Kıbrıs meselesinde asıl üzerinde durmak istediğimiz cihet, bugün ada­daki tedhişçilik hareketlerinin milletlerarası bir rezalet adı ile tavsif olunabilecek bir hale gelmiş olmasıdır. Yunanistan, sulhsever milletler camiası içindedir, NATO'nun âzasıdır, Balkan Paktının bir uzvudur. Bu vaziyetin icaplarını tamamen unutarak adada terörist hareketin tahrik­çiliğini yapmakta, hattâ bu hareketi bilfiil sevk ve idare etmektedir. Bu ne biçim hükümettir ki, ada halkının bir kısmını, halkın diğer kısmını dehşete salsın ve öldürsün diye silâhlandırmaktadır. EOKA'cılar silâh­lan ne İngilizlerden, ne de Türklerden alıyorlar. Bunu yapan elbette Yunan Hükümetidir ve bu beynelmilel siyasî skandal müttefiklerin ve medenî dünyanın gözleri önünde cereyan etmektedir. Artık hâdiseler çok ilerlemiş ve Kıbrıs meselesinde maziye dönmek ve statükoyu muha­faza etmek prensibini müdafaa etmenin zamanı çoktan geçmiştir. Me­selenin bir an evvel yeni ve kat'î bir hal şekline bağlanmasının tarafta­rıyız.

İşin asıl hazin olan tarafı, her tedhiş teşebbüsünün, ileride Türk  Yunan dostluğuna tekrar avdet edilebilmesi imkân ve ümitlerini yoketmekte olmasıdır. Halbuki biz, Türk  Yunan dostluğuna ve ittifakına çok kıy­met vermekteyiz. Bu dostluk ve ittifaka, Yunanlıların, hattâ bizden faz­la kıymet vermesi gerekir, bir istilâ ve ilhak politikasının zahirî cazibe­sine kapılmak yerine. Türk dostluğuna ve ittifakına kıymet vermesi icap eder. Nitekim biz bu hâdiseler çıkmadan önce, vermekte idik. Bu su­retledir ki. her sahada memleketlerimizin birbirleriyle yardımlaşması ve en mühimmi muhtemel tehlikelere karşı müştereken korunması müm­kün olurdu.

Teessüf ve teessüre şayan bir nokta daha vardır ki, o da Yunan Hükü­metinin ihtilâfı yalnız ada meselesine inhisar ettirmeyip beynelmilel alanda her fırsat ve vesile ile memleketimiz aleyhinde hareket etmeği şiar edinmiş olmasıdır. Bunun davet edeceği mukabele, bizim de aynı surette hareketimizdir. Biz bugüne kadar sabır ve tahammülle, kafala­rındaki buhranın geçmesine intizar ettik, gene. ümit etmek istiyoruz ki, aklı selim nihayet hâkim olur.

OrtaDoğu:

Ortadoğuda sormuş olduğunuz yeni inkişafların başında Eisenhower doktrini gelir. Sulhsever milletlerin, NATÖ'nun ve Birleşik Amerikanın Ortadoğuda Türkiyeyi ihmal ederek veya ondan mütegafil görünerek herhangi bir müspet ve yapıcı politikaya teşebbüs etmesi bahis mevzuu olamaz. Bağdad Paktı ve dolayısiyle Türkiye, Eisenhovver doktrinine mihver teşkil edecek unsurlardır. Hâdiseler ve tecrübeler ispat etmiş­tir ki, Ortadoğuda itimada değer tek siyasî teşekkül olarak Bağdad Pak­tı mevcuttur. Sulhcü politikaların elbette bunun etrafında inkişaf et­mesi gerekir.,

Eisenhovver doktrini, Bağdad Paktı ile muvazi olarak yürüyen ve onunla irtibatlaşmayı hedef tutan bir inkişaf derpiş etmektedir. Şimdiye ka darki hâdiselerin cereyanını hatırlarsak, bunu daha kolay kavrayabili­riz. İngiliz  Fransız müşterek hareketi vukua geldi. Bunun karşısında Bağdad Paktına dahil dört devletin aldığı tavır malûmdur. Ve bu tavır, çok müessir olmuştur. Aramızda bir Arap devletinin de bulunmasına rağmen, Bağdad tesanüdü sarsılmadı, bilâkis bu tecrübelerle daha ziya­de kuvvetlendi. Ortadoğu ve Bağdad Paktı, bu tehlikeleri geçirirken Bir­leşik Amerika 4 devletin siyasî emniyetlerini ve millî bütünlüklerini te­minat altına alan bir deklarasyon neşretti. Arkasından daha ehemmi­yetli bir adım daha attı ve Eisenhovver doktrinini ileri sürdü. Bütün bu gelişmeler mantıkî olarak birbirlerine bağlanırsa, doktrinle Bağdad pak­tı arasındaki münasebet de kendiliğinden ortaya çıkar. Bu suretle Ame­rikanın bir hatve daha ileri giderek Bağdad Paktına tam üye sıfatiyle iltihaka karar vermesini beklemek de yanlış olmaz.

Türk  Arap münasebetleri:

Arap memleketleri ve umumî surette Arap âlemi ile Türkiye arasındaki münasebetlere gelince, Türk ve Arap milletleri layezel bağlarla birbirle­rine bağlıdır. Arap âlemi ile Türkiyenin irtibatını kesmek için sarfedilen bütün gayretler, semeresiz kalmıştır, bundan sonra da kalmağa mahkûmdur. Türk  Arap mukarenetinin, bölgemizin istikrarı için ne kadar lüzumlu olduğu bütün delilleri ile tezahür etmektedir. Mısır ve Suriyede yapılan bütün menfi propagandalar dahi satıhta kalmakta, milletlere nüfuz etmemektedir.

Diğer Arap memleketlerine gelince, Irak ile son derecelerde kardeşçe münasebetler içindeyiz. Lübnan ile aramızda samimî ve anlayışlı bir dostluk vardır. Ürdünün durumu Mısır ve Suriye idarecilerinin tazyiki ile karışık bir manzara arzetmektedir. Fakat halk, Mısır ve Suriyede olduğu gibi burada da Türk Milleti ile yakınlık duymaktadır. Suudî Ara­bistan' hükümdarı, Mısır politikacılarının bölgeye getirmek üzere bu­lundukları tehlikeyi yakinen takdir etmiştir. Bunu önlemek üzere ted­birler araştırmakla meşgul olduğunu tahmin ediyorum. Kendisinin mu­vaffak olmasını temenni eylerim.

Libya'ya yaptığımız ziyaretten son derece memnunuz. Libya halkı, Mı­sır radyosunun sabah, akşam yaptığı propagandalara rağmen bize her yerde geniş sevgi tezahürleri göstermiştir. Libya idarecilerinin son dere­ce kiyasetli insanlar olduklarını ve Arapların kader ve istiklâllerinin Türklerle beraber hareket etmekle ne derecelerde resanet peydah ede­ceğini kemalile takdir ettiklerini görmekle bahtiyarız. Aramızda sıkı münasbetler vardır. Bizden silâh yardımı istemişlerdir. Bunun mümkün olabileceğini kendilerine bildirdik. Bunun için gereken kanun tasarısı Meclise derhal sunulacaktır.

Büyük Meclisin böyle bir kanunu memnuniyetle tasvip edeceğini kuv­vetle ümit etmekteyiz.

Ayrıca bizden doktor ve öğretmen de istediler. Bunlar da gönderile­cektir.

Bundan başka Türkiyeye de her sahada istedikleri kadar stajyer ve ta­lebe göndermelerini mümkün kılacağız..

Tunus ve Fas'ın istiklâllerini elde etmiş olmalarından dolayı büyük memnunluk duymaktayız. Gayet müdebbir idarecilere sahip olmak bahtiyarlığındadırlar. Cezayirde devam eden hâdiseler, hiç şüphesiz yürek­lerimizi sızlatmaktadır. Araplara bağlılığımız ve istiklâl mücadelerine fıtreten mevcut sempatimiz dolayısiyle Cezayir meselesinin bir an evvel ifratlara kapılmadan âdil bir neticeye isal edilmesini temenni ve ümit etmekteyiz. Bu mevzuda Türkiyeye bir rol tereddüt ederse, bunu da yap­mağa hazırız.

İstanbulun imar ve ihyası:

İstanbuldaki imar ve ihya faaliyetleri hakkındaki suale cevap olarak arzedeyim ki, bu faaliyetler, elbette muayyen bir plân ve programa göre cereyan etmektedir. İstanbul gibi değil yalnız memleketin fakat aynı zamanda bütün dünyanın münevver nazarları altında bulunan bir şe­hirde, keyfemayeşa birtakım tatbikat yapılabileceğini caiz addetmek asla mümkün değildir.

Yapılan imar hareketlerinin bir tek adımı dahi plânsız olarak atılmakta değildir. Ancak, bu faaliyetin geniş bir hacim ve yekûn arzetmesi, böyle yanlış bir kanaat tevlid etmiş olabilir ve bazılarında «ya Allah» diye işe girişildiği kanaatini uyandırabilir. Tekrar ediyorum; yapılacak olan iş­ler, etraflı şekilde düşünülmüş, hesaplanmış ve önceden kararlaşmıştır. Ancak, bu sene neler yapılacağını tam olarak ifade etmek müşküldür. Meselâ bu seneki istimlâklerin yekûnu 50 milyonu mu, 300 milyonu mu yoksa 20 milyonu bulacağını önceden söylemeye imkân yoktur. Yapıla­cak işler önümüzdedir. Bir senede bunların ne kadarı realize olunabile­ceği ancak işin tutumuna, sarfedilecek gayrete bağlıdır. Belki 150 mil­yonluk, belki 300 milyonluk, belki de ancak 20 milyonluk istimlâki ba­şarabiliriz. Bu, plânla plansızlıkla alâkası olamayan bir keyfiyettir.   Bununla beraber İstanbulun imarı ile alâkalı olarak neler yapacağımız ge­rek umum' gerek teferruatlı olarak tesbit edilmiştir. En salahiyetli mü­tehassıslarla bu hususta geniş işbirliği yapılmaktadır. Bütün matbuat mümessillerimizin bu bakımdan tamamiyle müsterih olmaları için en geniş teminatı vermek mümkündür. Bunların o plân ve maketleri de peyderpey efkârı umumiyeye arzedilecektir. Güzel İstanbulu sevdirmek bu gayretlerin süratle tahakkukuna imkân vermek için sizlerin de yar­dımlarınızı rica ederim. İstanbul, başlıbaşma bir servettir. Türkiye için maddî ve manevî son derece büyük bir kıymeti haizdir. Bu şehrin sürat­le inkişafı için ne derece büyük gayret sarfedüirse o kadar yerinde olur. İstanbula mazide çok az emek verilmiştir. Bu, devlet idaresinde bir gö­rüş ve bir tefekkür tarzı meselesi olduğu kadar o zamanki maddî imkân­ların kifayetsizliğinden de ileri gelmiştir. Geçmişte bu bakımdan hiz­met edenleri hayırla yâdederken o zamanki imkânların Türkiyenin bu­günkü imkânlarına nazaran ne kadar düşür olduğunu göstermek için şu rakamları da bildirmek isterim:

1940 senesinde İstanbulda istimlâk bedeli olarak 211 bin lira, 1941 de 553 bin Ura, 1942 de 367 bin lira, 1943 te 1 milyon 150 bin lira, 1944 te 1 milyon 208 bin lira, 1945 te 520 bin lira, 1946 da 1 milyon 44 bin lira, 1947 de 985 lira, 1948 de 896 bin lira, 1949 da 1 milyon 25'0 bin lira, 1950 de 700 bin lira, 1951 de 983 bin lira, 1952 de 2 milyon 350 bin lira, 1953 te 5 milyon 412 bin lira, 1954 te 2 milyon 902 bin lira, 1955 te 9 milyon 473 bin lira ödenmiş, 1956 senesinin yalnız beş ayında istimlâk bedeli olarak ödenen mikdar 91 milyon 500 bin lirayı bulmuştur. Bu da, İs­tanbulun imarı mevzuunun hangi ölçüde ele alındığını gösterir.

İstimlâke tâbi tutulan emlâk sahiplerine para yerine bona verildiği söy­lentileri yalandır. Parasını ödemiyeceğimiz bir karış toprağa dahi teca­vüz edilmemiştir. Ve edilmiyecek'tir. İstimlâke maruz vatandaşlarımı­zın ilk kıymet takdirlerini memnuniyetle kabul etmeleri şayanı şük­randır. Cüzi mahiyetteki itirazlar da tetkik olunarak neticeye bağlan­maktadır. Devlet ve Evkafa ait olanlar hariç, şimdiye kadar 1.100 gayri­menkul yıktırılmıştır. İstimlâki bitenlerden daha 4.440 gayrimenkul yıktırılacaktır.

Şerefiye meselesine gelince, âmme vicdanına gay riadil görünecek hiçbir tatbikat bahis mevzuu değildir. İmar hareketinin külfetini şahıslara yüklemeyi de düşünmüyoruz, ancak, bu büyük hareketten nispetsiz şe­kilde faydalananların da bu gayrete iştirak etmeleri tabiîdir. Bidayette bazı aykırı tahminler yapılmış olabilir. Gereken tedbirler alınarak bun­lar düzeltilmiştir ve düzeltilmektedir.

İstanbulda Eylül sonunda başlayan böyle bir imar hareketi sırasında, 5 ay zarfında 91 milyonluk istimlâk yapılacağı kimin aklına gelirdi? Bu yalnız İstanbul ölçüsünde bir misaldir. Fakat, bütün memleket bakımın­dan imkânlarımızın ileride de daima aynı kalacağını zannederek Türki­yenin umumî kalkınma faaliyetleri hakkında da yanlış mülâhazalar yü­rütenler vardır. Halbuki gidiş, onların zannettiği gibi değildir. Memle­ketimizin namütenahi meknuz imkânları vardır. Ayrıca envestismanların en çok verim sağlayacağı bir devreye girmekteyiz. Yarının yüksek seviyedeki muvazenesi, bu gidişin önünde mesut bir hedef olarak gö­zükmektedir.

İstanbulun imarına müteallik eldeki işlere gelince, Bakırköy sitesinin inşasına başlıyoruz. Sarayburnu, Çekmece sahil yolu ele alınmıştır. Bo­ğaza inen yollar birkaç ay içinde bitirilecektir.

Necatibey caddesine muvazi bir cadde açacağız. Ayrıca kestirme olarak Taksime çıkacak diğer cadde de ele alınmıştır. Bu arada Eminönü. Karaköy, Taksim, Şişli, Beşiktaş meydanları tanzim olunacaktır.

Yeni ve içtimaî bir teşebbüs olarak İstanbul şehri içindeki toprak yolla­rın inşasına başlamak kararındayız. İstanbulda bu şekilde el değmemiş 556 kilometre uzunluğunda toprak yol vardır. Bunun 300 kilometresini bu yıl asfaltlamak kararındayız. Bu işe ait plânlarımızı hazırlıyoruz. Bu toprak yolların geri kalan kısmını da gelecek sene tamamlayacağız. Bu suretle 1958 sonunda İstanbulda asfaltlanmamış yol kalmamış ola­caktır.»

Başvekil Adnan Menderes, basın toplantısını kaparken sözlerini şöyle bitirmiştir:

«İstanbulda 10 cami esaslı surette ele alınmış ve en mükemmel şekilde restore edilmeğe başlanmıştır. Eyüp Camii, çevresiyle birlikte bir bütün olarak mütalâa edilmektedir. Bu maksatla İtalyadan mütehassıs bir restoratör getirilecektir.

Hulâsa, İstanbulda nasıl bir medeniyet yaşadığını bütün vuzuhu ile meydana çıkarmak yolundayız. Türk sanat ve tefekkür hayatının delil­lerini teşkil eden en küçük eserleri bile, ortadan kaybolmak şöyle dur­sun, tamamen meydana çıkarmağı hedef tutan bir gayret içindeyiz. Böylece İstanbul, bütün ziynetleri ile cihanın hayran nazarlarına arz edilmiş olacaktır.»

Türkiye ile Milliyetçi Çin arasında bir kültür anlaşması imzalandı

12 Şubat 1957

 Ankara :

Memleketimizle Milliyetçi Çin Cumhuriyeti arasında bir kültür anlaş­ması akdi için bir müddetten beri cereyan eden müzakereler neticelen­miş ve anlaşma bugün saat 10 da Hariciye Vekâletinde Nafıa Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes ile memleketimizi resmen zi­yaret etmekte bulunan Çin Hariciye Vekili Ekselans Dr. George K. C. Yeh arasında imzalanmıştır. İmza merasiminde Maarif Vekili Ahmet Özel, Çin'in Ankara Büyükelçisi Ekselans Li TiTsun, Hariciye Vekâleti Birinci Daire Umum Müdür Vekili Mahmud Dikerdem ve Maarif Vekâ­leti Dış Münasebetler Dairesi Müdürü Emin Hekimgil hazır bulunmuş­lardır.

Türk  Çin Kültür Anlaşmasının imzalanmasını mütaakıp, Hariciye Ve­kâleti Vekili Ethem Menderes Çin Hariciye Vekilini tebrik ederek, bu mukavelenin akdi ile, tarihin en eski medeniyetlerine sahip olan iki milletin kültür münasebetlerinde yeni ve hayırlı bir devrenin açıldığını ifade etmiş ve Çin'in Ankara Büyükelçisinin gerek anlaşmanın tahakkukunda gerekse iki memleket arasındaki dostane münasebetlerin sık­laşmasında sebkeden mesaisini öğmüştür. Bilâhare Maarif Vekili Ah­met Özel, iki büyük milletin medeniyet ve sanat sahalarında yekdiğeri­ne daima tesiri olduğuna işaretle, daha sıkı bir kültür işbirliğinin bu­günkü nesiller arasında tahakkuk ettiğini görmenin bir bahtiyarlık teş­kil ettiğini beyan eylemiştir.

Hariciye ve Maarif vekillerimize cevaben Çin Hariciye Vekili Türk  Çin Kültür Anlaşmasının akdinden dolayı saadet ve gurur duyduğunu ifade ve Türkiyeye geldiği günden beri müşahede ettiği terakki hamlelerinin hayranı olduğunu, Çin'in de 1911 ihtilâlinden beri aynı yolda çalışmak­ta bulunduğunu ilâve etmiştir.

Türk  Çin Kültür Anlaşması iki memleket arasında profesör ve talebe­ler için tetkik ziyaretleri ve burslar tesisini derpiş etmekte, sanat ve spor sahalarında temasların teşviki ile kitap, film vesair tedris malzeme­sinin mübadelesini mümkün kılmaktadır. Ayrıca karşılıklı olarak üni­versitelerde Türkçe ve Çince kürsülerinin ihdası da anlaşma hükümleri meyanında bulunmaktadır.

Milliyetçi Çin Hariciye Vekilinin basın toplantısı

13 Şubat 1957

 Ankara :

Birkaç günden beri memleketimizde bulunan Milliyetçi Çin Dışişleri Ve­kili Ekselans Dr. George K. C. Yen, bugün Milliyetçi Çin Büyükelçili­ğinde bir basın toplantısı tertip etmiştir.

Komünistlerin idaresi altında bulunan Çinli halkın yüzde sekseninin çiftçi olduğunu belirten Vekil bu halk tabakasının komünist idareden memnun olmadığını söylemiş ve demiştir ki:

«Komünist Çinlilerin bizzat açıkladıklarına göre, idareden memnun ol­mayan milyonlarca çiftçi komünistler tarafından öldürülmüştür. Bu muazzam gayri memnun zümre lüzumu derecesinde teşkilâtlanamadığı için Komünist Çin idaresine karşı harekete geçememektedir. Halkın ek­serisinin komünist idareyi tasvip etmediğinin en iyi misali, Koredeki Çinli harb esirlerinin yüzde sekseninin Çine dönmek istemeyişleridir.»

Komünist Çin ve Formoza dışındaki muhtelif memleketlerde bulunan Çinlilerin hemen hepsinin mülk sahibi veya tüccar olduklarını ve bun­ların yüzde doksanının da komünizm aleyhtarı olduğunu belirten Dışiş­leri Vekili, sulh içinde yaşama prensibinin Formoza ile Komünist Çin arasında yürütülemiyeceğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Mazideki acı tecrübelerimiz göstermiştir ki, bir komünist nezdinde iki türlü insan mevcuttur: Ya yoldaş, veya düşman... Ruslardan sonra ko­münist Çinliler de sulh içinde bir arada yaşama prensibinden bahset­meye başlamış bulunmaktadırlar. Maksatları bir «sulh taarruzu» dur. Asyadaki bazı memleketler bu prensibe inanmış ve bitaraf olmuşlardır.Uzakdoğuda da Bağdad Paktı gibi bir savunma hattı kurulması düşü­nülüp düşünülmediği husus arıdaki bir suale cevaben Dışişleri Vekili Seato paktının Bağdad Paktına benzer bir savunma paktı olduğunu, fa­kat coğrafî durumu dolayısiyle Milliyetçi Çin'in Seato'ya katılamadığını izah etmiştir.

Kıbrıs hakkında vâki bir suale cevaben Dışişleri Vekili demiştir ki:

«Türklerin bu husustaki görüşlerini anlıyorum. İstanbulda bulunduğum sırada bir gazeteciye ifade ettiğim gibi bu meselenin tedhiş ve baskıya başvurulmadan alâkalı tarafları memnun edecek bir şekilde halledilebi­leceğini inanmaktayım.»

Vekil komünizmin ancak siyasî baskı ile mağlûp edilebileceğini inandı­ğını, demirperde gerisinde daha fazla faaliyet göstermek komünist mem­leketleri daima tazyik etmek lâzım geldiğini söylemiştir.

Milliyetçi Çin Dışişleri Vekili daha sonra Türk Hükümetinin kendisine gösterdiği sıcak hüsnü kabulden duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve devamla demiştir ki:

«Türkiyede en fazla şunlardan mütehassis oldum: Çinde olduğu sizlerde ananeleriniz de iyi olan tarafları muhafaza ediyor ve aynı za­manda büyük bir hızla ilerliyorsunuz. Anane ilerlemenize mâni olmu­yor. Bundan maada Türklerin çok pratik ve modern düşünceli insanlar olduklarını gördüm. Ayrıca sizlerin komünizm aleyhtarlığında çok kuv­vetli bir tarafınız var, çünkü hayat standardınızı yüksetlme yolundası­nız ki, bu da komünizmle mücadelede en emin yoldur: Hür dünyanın stratejik bir mevkide bulunan Türkiyeye bir minnet ve şükran borcu vardır. Çünkü Türkiye komünizm aleyhtarıdır ve hürriyet mücahididir. Bilhassa bugünlerde Türkiye hür düny(a için çok mühimdir.»

Milliyetçi Çin Dışişleri Vekili yakında Türkiyeyi tekrar ziyaret edeceğini ve daha fazla kalacağını ümit ettiğini belirterek sözlerine son ver­miştir.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü müzakereleri 13 Şubat 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Fikri Apaydın'm reisliğinde toplandı.

İskân Kanun lâyihasının, havale edilmiş olduğu encümenlerden seçile­cek üçer azadan mürekkep muvakkat bir encümende görüşülmesine dair Devlet Vekili Cemil Bengü tarafından yapılan teklifin ve bazı mebus­lara izin verilmesine dair riyaset divanı teskeresinin kabulünden sonra gündeme geçilerek bazı mebusların teşriî masuniyetleri hakkında kar­ma komisyon tarafından hazırlanan mazbataların müzakeresine de­vam edildi.

İlk olarak Burdur mebusu Fethi Çelikbaş, Kocaeli mebusu Turan Güneş ve Tokat mebusu Hasan Kangal haklarındaki mazbata müzakere edildi.

Görüşülmesine meclisin pazartesi günkü toplantısında başlanmış bu­lunan bu mazbata üzerinde söz alan Turan Güneş, (Hür. P.) geçen cel­sedeki konuşmasını mevzuu bahis ederek, adalet mekanizmasını, kaza fonksiyonunu bu hürsüde herhangi bir tenkide tâbi tutmadığını, yalnız bir tek savcının hareketini bahis mevzuu ettiğini, bunun da Adliye Ve­kili tarafından bütün adliye cihazına teşmil edilmek istendiğini, ifadP ettikten sonra, kendisinin teşriî masuniyetinin kaldırılması için tertip edilen mazbatanın gayri ciddî ve indî olduğunu, şahitlerin ifadesi iîf tutulan zabıt arasında büyükbir farkın mevcut bulunduğunu ileri sür­dü ve savcının ve polislerin tek taraflı olarak hareket ettiklerini, toplan­tı ve yürüyüş kanunlarını yine tek taraflı olarak yalnız muhalefet par­tilerine mensup mebuslara karşı icra mevkiine koyulduklarını ileri sür­dü. Ve teşriî masuniyetinin kaldırılmasının devre sonuna bırakılmasını tazammun eyleyen encümen mazbatasının reddini ve teşirî masuniyeti­nin derhal kaldırılmasına karar verilmesini istedi.

Mütaakıben Adliye Vekili Profesör Hüseyin Avni Göktürk kürsüye gele­rek şu beyanatta bulundu:

«Muhterem arkadaşlarım,

Turan Güneş beyin sözlerinden bir kısmını dinleyebildim. Kendi hak­kında yüksek heyetinizin zannederim vermekte olduğu hükmü maale­sef yeni baştan teyid etmek mecburiyeti ile karşı karşıyayız. O da şudur: Turan Güneş bey, Meclîsin normal faaliyetinin icap ettirdiği işleri mü­zakere mevzuu olarak eline bir kere geçirdi mi mutlaka kendine has mü­tecasir ve mütecaviz edasiyîe mütemadiyen memleketin kıymetli ve salâbetli, dürüst müessese ve mercilerine tecavüz vesilesi yapıyor. Bunu bir kere daha esefle kaydetmek isterim. Bugünkü konuşması da geçenki konuşmasının aynıdır. Gayeyi takdir buyurursunuz. Esas itibariyle me­sele daha ziyade polemik yaratmak, birtakım dedikodulara meydan ver­mek gibi hareketler yaratmak gayesinden ileri gelmektedir.

Geçen gün huzurunuzdaki kısa maruzatımdan sonra bugün de, çok mü­teessirim, huzurunuzu tekrar işgal ederek, munzam beyanatımla kendi­lerinin bu husustaki hareket tarzlarını tahlil etmek zaruretini hissedi­yorum.

Hâdise yüksek malûmunuz olduğu üzere Hürriyet Partisi Çengelköyü ocak teşkilâtının kurulması münasebetiyle 1 Eylül 1956 günü iskele ga­zinosunda yaptıkları toplantıda 6761 sayılı kanuna muhalif hareket et­tikleri iddia olunan Burdur mebusu Fethi Çelikbaş, Kocaeli mebusu Tu­ran Güneş ve Tokat mebusu Hasan Kangal'ın teşriî masuniyetlerinin ref'i mevzuunda geçen celsede yapılan müzakereler sırasında ve bugün aynı suretle Turan Güneş arkadaşımızın temas etmiş olduğu mevzu ve­silesiyle gayet mütecavizâne bir lisan kullanıldığını yüksek takdirleri­nize arzetmek isterim. Turan Güneş gerek bu konuşmasında ve gerekse bugün gene aşağı yukarı buna benzer bir şekilde yaptığı ikinci konuş­masında hulasaten şöyle diyor:

Hasan Kangal ve kendisi hakkında tahkikat evrakı bir kayıt olmadığı halde Cumhuriyet Müddeiumumisinin bazı gazetelerde çıkan yazılara müsteniden kendilerini de takibata maruz bırakmak ve bazı delilleri or­tadan kaldırmak istediğini işlenmiş bir suç olmadığı halde haklarında sahte bir şekilde tertiplenen dosyalarla sahte kelimesini bilhassa dün tesbit ettim zabıtlarda olup olmadığını tahkik edebilirsiniz  sahte bir şekilde tertiplenen dosyalarla hakkında suç tasni edildiğini, savcılığın küstahlıkla  bu tâbiri dün tesbit ettim, zabıtlarda belki yoktur  savcı­lığın küstahlıkla kendilerini fezlekeye ithal ettiğim, esasen bir mebusun Hürriyet Partisi veya herhangi bir muhalefet partisinden bulunmaları hususunun bunlara bir selâhiyet vermekte olduğunu, bu hallerin yüksek meclis azasını bir tehdit altında bulundurma mânasına geldiğini ve ni­hayet hakkında yapılmak istenilen takibatın devre sonuna bırakılması­na karar verildiği takdirde bunun esbabı mucibesindeki suçun tamamen uydurma ve hâdisenin tertiplenmiş bulunması hususunda ileri sürdüğü iddianın doğru olduğunu, aksitakdirde teşriî masuniyetinin kaldırılma­sını bundan evvelki celsede istedi.

Muhterem arkadaşlar, evvelâ şunu arzetmek isterim ki, bu arkadaşımız, tamamen yanlış bir noktai nazardan hareket etmekte ve netice itibariy­le, kanunların tatbikinde tam bir bîtaraflık ve feragatle vazife gören adliye mensuplarına ve hususiyle Cumhuriyet Müddeiumumilerine ve Türk adliyesine suç isnad etmek istemektedir.

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 153 üncü maddesinin sarih hük­müne göre, Cumhuriyet Müddeiumumilerinin bir şahıs hakkında tahki­kat veya takibat icrasına tevessül edebilmeleri için muhakkak kendile­rine bir ihbar yapılması veya o şahıs hakkında zabıt varakası tutulması mecburî değildir. Bilâkis her ne suretle olursa olsun bir suç işlendiği ze­habını doğurabilecek bir hale muttali olan Cumhuriyet Müddeiumumi­sinin âmme dâvasını ikame için gereken tahkikata tevessül etmesi mec­burîdir.

 İşte hâdisemizde de Cumhuriyet Müddeiumumisi kanunun kendisine tahmil ettiği bu vecibeyi yerine getirmiş ve yine kanunî salâhiyetini kul­lanarak adlî tahkikata tevessül eylemiş bulunmaktadır. Kaldı ki, bu münasebetle mebus arkadaşların ifadelerine müracaata da Anayasamı­zın imkân vermediği yüksek malûmunuzdur.

Arkadaşımız Turan Güneş kendi ile Hasan Kangalın zabıt varakasında isimlerinin münderiç bulunmadığını sanki, bir kanunî noksanmış gibi ifade etmek suretiyle yüksek heyetin hukukî anlayış ve aklî selimini teş­vişe gayret eylediği intibaını vermiş bulunmaktadır.

Derhal ilâve edeyim ki, bu ifade samimeyetten çok uzaktır. Bir taraftan böyle söyleyen Turan Güneş bey diğer yandan da kendilerinin beraber­ce oraya giderek hâdiseye iştirak eylemiş bulunduğunu yüksek huzuru­nuzda ve geçen celsede beyan etmiştir.

Ayrıca tahkikat evrakında ifadeleri mazbut olan şahitlerde mebusların birlikte geldiklerini ifade etmiş bulunmaktadır.

Bundan başka müddeiumumilik dosyada mevcut diğer delil ve karinele­re istinaden Turan Güneş ve diğer arkadaşlarının mesnet suçun faili ol­duklarım, usul hükümlerine riayetle tesbit etmiş ve kanuni formalitele­rin gereğine tevessül etmiş bulunuyor.

Turan Güneş huzurunuzda salahiyetli Cumhuriyet Müddeiumumisinin delilleri yok etmek ve tahrif eylemek yoluna en küçük bir vicdan muhalebesi yapmadan mutena adliye mesleğinin ciddî, dürüst ve feragatkâr mensuplarına ağır bir töhmet ve isnatta bulunmuş olmaktadır.

Adliye mensuplarını böyle yersiz ve haksız isnat ve bühtanlardan yük­sek huzurunuzda bir kere daha tenzih ederim. Çünkü müddeiumuminin toplamış olduğu bütün deliller dosyada aynen ve tamamen mevcuttur.

Turan Güneş hâdisenin tamamen tasni ve tertip olduğunu iddia cüretindedir. Dosyada bulunan mevcut delillere, şahadete, zabıt varakasına ve ayrıca Hürriyet Partisinin tertip ettiği bu toplantıdan bir gün evvel­ki İstanbul'da münteşir Hürriyet Gazetesinde yapılan neşriyata ve par­ti mensublarına da haber verilerek başka mahallerden bir çok partili vatandaşların iştiraklerinin temin edilmiş bulunduğunun tesbit edil­miş olmasına göre bu kadar zahir ve bahir bir hâdiseyi tasnî ve tertip diye vasiflandırmasmdaki sebep ve illeti yüksek dikkat ve takdirlerini­ze bilhassa arzederim.

Mühim bir noktaya daha huzurunuzda temas eylemeyi faydalı görmek­teyim. Şöyle ki, suçun esasının münakaşa ve muhakemesinin yeri bu kürsü olmayıp delilleri takdir ve son sözü söyleyecek olan mahkemeler olduğunda, öyle zannediyorum ki hiçbir arkadaşımızın tereddüt ve şüp­hesi mevcut değildir. Bu lâzimeye mebni bendeniz huzurunuzda bililti­zam işin esasına girmekten içtinap ederek sadece prosedürü izaha ça­lışmaktayım.

Esasen muhtelit encümenin mazbatasında da sarahatle kaydedildiği üzere, teşriî masuniyetlerinin ref'i mevzuubahis olan arkadaşlarımıza isnat edilen suç, mahiyeti itibariyle teşkilâtı esasiye kanununun 12 ve 27'nci maddelerinde yazılı suçlar dışında kaldığı için, takibatın devre sonuna bırakılması uygun görülmüştür.

Binaenaleyh, Turan Güneş arkadaşımızın yüksek heyetinizce takibatın devre sonuna bırakılmasına karar verildiği takdirde bunun esbabı mucibesinin «suçun tamamiyle uydurma ve sahte bir şekilde aksedilmiş ve hâdisenin tertiplenmiş bulunduğu» hususuna müstenit olması id­diası, mahkemelerimizin teşkilâtı esasiye kanunumuzla teminat altına alınmış bulunan istiklâl ve vazifelerine tamamen müdahale mahiye­tinde olduğu cihetle, yüksek meclisinizin böyle bir müdahaleyi tecvizini tasavvur etmek bile imkânsızdır. Yukarıda da arzettiğim gibi Turan Güneş, genç ve iddialı anayasacı teşkilâtı esasiye hukukumuza göre tahakkuku muhal olan bir talebe daha bulunuyor. O da şu: Suçun tamamiyle uydurma ve sahte bir şekilde atfedilmiş ve hâdisenin tertip­lenmiş olduğu yüksek Meclisçe kabul edilmezse  kendisinin teşrii ma­suniyetinin kaldırılmasını istiyor.

Dahilî nizamnamenin 181'inci maddesine göre, masuniyetin kaldırılma­sına, bir mebusun kendi talebi kâfi gelmiyeceği cihetle bu hususta ileri sürülen talebin kanunî bir mesnedi bulunmadığı da izahtan varestedir. Sözlerime son vermeden önce, şu husus, Türk milleti ve onun hakikî temsilcisi olan yüksek heyetiniz huzurunda bir daha ehemmiyetle ve huşu ile tebarüz ettirmek isterim ki, kanunların tatbikinde tamamen bitaraf, her türlü tesir ve müdahaleden masun bulunan adlî cihazımız kendisine tevdi olunan vazifenin ehemmiyet ve kudsiyetini bütün şü­mulü ile müdrik olarak kanun ve nizam hükümlerini seyyanen yerine getirmek hususunda büyük bir azim ve metanetle çalışmakta ve bu ba­kımdan necip Türk milletine lâyık olduğunu her surette isbat eylemiş bulunmaktadır.

Faaliyetleri bizler için her zaman iftihar mevzuu olan adalet cihazımı­zın feragat ve faziletkâr mensuplarını bu kabil mesnetsiz ve haksız isnatlardan bütün kuvvetimle tenzih ederim.

Yukarıda misallerini vermiş olduğumuz tecavüzkâr söz veiddialar Türk parlâmento âdabına ve geleneklerine uygun olmadığı gibi, Türk mille­tinin nezahat, ağır başlılık ve ciddiyetiyle de kabili telif değildir, böyle mesnetsiz iddia ve isnatlar ve mütecavizâne konuşmalarla Türk adliye­sine sürülmek istenilen lekeyi kemali şiddetle reddederim. Ve Turan Güneş'in bu hareketini adlî tarihimizin hiç bir zaman affetmeyeceğini bilhassa tebarüz ettirir ve sözlerime son veririm.»

Adliye Vekilinden sonra söz alan Trabzon mebusu Emruilah Nutku (Hür. P.), bizim şark zihniyetinden kurtulmamız gereken bir millet olduğumuzu, bir mebus tarafından adliye mensuplarından bir şahsın hareketini tenkid eylediğine göre, hükümetin murakıbı olan Meclisin tahkika açması gerekirken böyle bir şey yapılmadığını, Adliye Vekilinin vazifesini görmeyen bir savcıyı burada müdafaa ettiğini, Meclis çatısı altında bulunan bütün mebusların şeref ve haysiyetleri mevzuunda çok daha fazla bir hassasiyet gösterilmesi gerektiğini ileri sürdü.

Söz alan Başvekil Adnan Menderes, kendinden evvel konuşan hatibin mütalâalarına temasla dedi ki :

«Emrullah Nutku buraya geldi, sözlerine Büyük Millet Meclisine ders vermekle başladı. Büyük Millet Meclisi şarklı zihniyeti bırakmalıymış, Muhterem arkadaşlar, Emrullah Nutku şarklı zihniyet demekle şarkta kâin olan millet ve memleketleri hakaret altında bırakmak, onun ya­nında ayrıca Büyük Millet Meclisini de karşısına alarak onu ağır ve mütecasir sözlerle tedip etmek selâhiyet ve cüretini kendisinde gör­müş bulunuyor. Fakat bu kadarla da kalmıyor. Diyor ki, burada, bu çatı altında bir mebusun teşrii.masuniyetinin kaldırılması gibi mebusa taalluk eden, mebusların hakarete, takibe maruz kalmasını mevzuubahis eden bir hâdise cereyan ediyor da, siz nasıl hassasiyet göstermiyorsunuz? Siz nasıl harekete geçmiyorsunuz, diyor. Arkadan bu çatı altında hepimizin, mebusluk şeref ve haysiyeti, Meclisin şeref ve hay­siyeti bahis mevzuu olurken lütfen hassasiyet gösteriniz, diyor. Sözleri­ne başlarken ise Büyük Millet Meclisine mebusların ekseriyeti azîmesine, hattâ hepsine kıyarak şarklı zihniyetle itham ediyor...

İşte sadece bu kötü tenakuza işaret ve tarafgir konuşmanın, mutlaka hücum etmenin, mutlaka hakaret etmenin bir insanı nasıl delâletten delâlete götürdüğünü nazarlarınızda bir defa daha sabit kılmak için şu kısa konuşmamı yapmış bulunuyorum.»

Daha sonra Çorum mebusu Kemal Buberoğlu (D.P.), kürsüye geldi. Meclisin pazartesi günkü celsesinde Turan Güneş'in bütün savcıları toptan itham ettiğini hatırlatarak konuşmasına başladı. Savcıları it­ham etmenin adliyeyi tahkir etmek mânasına gelmediği yolundaki sözlerine temasla şöyle dedi :

Hâkimler gibi savcılara da aynı teminatı verilmesi lüzumunu kendileri müdafaa etmişlerdir. Savcıların adlî mekanizmamızın daimî bir rüknü olduğu da daima ifade edegelmişlerdir. O halde bunun tabiî neticesi odur ki, savcılara karşı yapılan bir itham ve hakaret topyekûn bütün adliye camiasını tahkir ve ithamdan başka bir mâna ifade etmez.»

Kemal Biberoğlu, Adliyeye taalluk eden mevzuların ve kararların bu kürsüden münakaşa eciilemiyeceği tezini müdafaa etmiş olan bazı mu­halif mebusların şimdi, kendilerinin suçlu zanlısı bulundukları bir adlî mevzuu bu kürsüden didik didik ettiklerini söyledi ve buna haklan ol­madığını belirterek dedi ki:

«Hâdisenin asıl hazin tarafı, savcılığa mâl olmuş, bir fezlekeye bağlan­mış tahkik mevzuu hâdisenin esasını burada münakaşa etmek isteme­leridir. Savcının görüş ve kanaati hilâfına alâkalı mercilere Meclisten adetâ bir ilâm alıp götürmek gayreti şayanı teessüftür.»

Hatip meselenin esasına geçti. Karma komisyon raporunda ne ana­yasa ve ne de iç tüzüğe aykırı bir cihet bulunmadığını etraflı şekilde izah etti. Anayasa, mebusun kendi talebi ile teşrii masuniyetini kaldıramıyacağmı tasrih etmiş olduğu cihetle bu yolda talepte bulunmanın ucuz ve kolay bir kahramanlığı istihsale matuf bulunduğunu anlattı.

Daha sonra Kastamonu mebusu Hilmi Dura (D.P.), söz aldı. Mebus­ların teşrii masuniyetlerini ilgilendiren yüzlerce mazbatanın şimdiye kadar Meclisten geçmiş olduğunu belirttikten sonra bütün bu mazba­taların esbabımucibesine hiç bir itirazda bulunmamış olan Turan Gü­neş'in şimdi maznunu olduğu bir hâdise için, şahsî bir mesele için iki gündür Meclisi işgal ettiğini belirtti ve sordu:

«Bu mevzuda hakikatleri ifade için kendisinin maznun olmasını mı bekliyordu? Bunu öğrenmek isteriz.»

Hilmi Dura, müddeiumumilerin Meclis önünde hesap vermeğe mecbur oldukları iddiasını reddetti. Savcılara dâva açmak için Vekâletçe emir verilebileceğini, fakat dâva açmaması yolunda hiç bir emir verilemiyeceğini kaydettikten sonra şunları ilâve etti:

«Âmme dâvasını açmağa karar veren bir müddeiumumiyi Mecliste ten­kit etmek demek, dâvanın esasını burada münakaşa etmek demektir ki, bu hareket netice itibariyle mahkeme üzerinde bir baskı teşkil eder.»

Turan Güneş, kendi hakkındaki mazbatada mevcut esbabımucibenin «suç ciddî mahiyette sayıimıyarak ileri sürmüş olduğundan, Hilmi Du­ra buna de cevap verdi:

«İleride dosya mahkemeye gittiği zaman bu esbabımucibe mahkeme ka­rarlarına maddî ve mânevi bir baskı teşkil etmiyecek midir? Turan Gü­neş, kendi şahsî meselesi için ilmî hakikatlere muhalif bir fikri ilmî ha­kikatlere muhalif şekilde göz kırpmadan ifadeden çekinmiyor. Hangi esasiye kitabında buna cevaz verilir?»

Daha sonra Denizli mebusu Hamdi Sancar, muhalefete mensup mebus­lar hakkında müddeiumumilerin gelişi güzel âmme tahkikatı açtıkla­rı yolundaki ifadeyi cevaplandırdı. Onuncu devrede mebusların işledik­leri suçlardan dolayı yapılan takibata ait kayıtlan encümen mazbatalarından çıkarttığını söyledi. Buna göre, iktidar partisine mensup 76 mebus hakkında mazbata tanzim edilmişti. Muhalif mebuslar hakkın­da hazırlanan mazbata sayısı ise 33 idi. Bunlardan dördü hakkında teş­rii masuniyetin kaldırılması kararı verilmiş, diğerleri hakkında tahki­kat devre sonuna bırakılmıştı.

Hamdi Sancar dedi ki:

«Bu netice, Meclis encümenlerinin hiç bir tarafgirlik göstermeden, ada­let ölçüsü içinde hareket ettiklerini gösterdiği kadar müddeiumumilerin tahkikata başlamak için bir mebusun iktidara veya muhalefete mensup olup olmaması ile değil fakat yalnız suçun mahiyeti ile alâkalanmak suretiyle pek âlâ fezlekeler tanzim ettiklerini itiraz kabul etmek deli­lidir.»

Bu beyanatı mütaakıp müzakere kâfi görülerek karma encümen maz­batası aynen kabul edildi ve Fethi Çelikbaş, Turan Güneş, ve Hasan Kangal haklarındaki takibatın devre sonuna bırakılması kararlaştırıl­dı.

Mütaakıben diğer mazbatalara geçildi. Bunlar Burdur Mebusu Fethi Çelikbaş, Malatya mebusu Mehmet Zeki Tolunay ve Bursa mebusu İb­rahim Öktem'e aitti. Sonuncu mazbata görüşülürken, Emrullah Nutku, Kemal Biberoğlu, Ekrem Alican, Sadettin Yalım, Turan Güneş, Nusret Kirişçioğlu ve Servet Sezgin söz alarak mütalâalarını bildirdiler. Her üç mazbatada komisyonun teklifi veçhile takibat devre sonuna bırakıl­mak kaydiyle kabul olundu.

Sözlü sorular konuşulurken, Anıerikadan geniş ölçüde ekonomik kredi sağlanacağı hakkındaki söylentiye dair Hariciye Vekilinden Manisa mebusu Hikmet Bayur tarafından sorulmuş olan soru dolayısiyle Hari­ciye Vekâleti Vekili Etem Menderes, bu konuda cuma günü izahatta bu­lunacağını bildirdi.

Muş vilâyeti dahilindeki nehir ve ırmaklar üzerinde inse edilecek köp­rülere dair Muş mebusu Şemsi Ağaoğlu tarafından sorulan suali de Nafia Vekili Etem Menderes cevaplandırdı. Muş vilâyetindeki köprülerin inşasına il ve köy yolları programı dairesinde devam edildiğini söyledi. Bunlardan Murat köprüsünün ihale edildiğini ve inşaatın devam et­mekte olduğunu, Metrakon köprüsünün ikmal edildiğini, bunlardan başka 9 köprünün daha inşası için mahalline lüzumlu ekipler gönderi­leceğini ve bu hususta bu yıl programında gereken tahsisatın ayrıldı­ğını söyledi. Bütçe imkânları dairesinde Muş vilâyetine gereken yardı­mın yapılacağını sözlerine ilâve etti.

Şemsi Ağaoğlu'nun hükümetçe gösterilen yakın alâkaya teşekkülerini mütaakıp, gündemde görüşülecek başka bir şey kalmadığı için, cuma günü toplanılmak üzere Meclis çalışmalarına son verdi.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri:

15 Şubat 1957

 Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te reis vekillerinden Fikri Apaydın­ın riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman reis, 1957 malî yılı bütçe kanun lâyihasının dün­den itibaren tabedilerek mebuslara dağıtılmış bulunduğunu bildirdi ve bütçe müzakerelerinin 20 şubat çarşamba gününden itibaren başlaması hususunu reye kondu. Bu husus kabul edildi.

Bunda n sonra şifahî suallerin müzakeresine geçildi.

Adliye Vekilinin konuşması:

Diyarbakır mebusu Yusuf Azizoğlunun, milletvekilleri seçimi kanunun­daki son tâdilleri kaldıran kanun lâyihasının ne sebeple geri alındığına dair suali, Başvekil adına Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk ta­rafından cevaplandırıldı. Vekil cevabında şunları söyledi:

«Milletvekilleri seçimi kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bazı maddelerinin kaldırılmasına dair 6428 sayılı kanunun ilgasına ve bunun yerine 5545 sayılı seçim kanununun eski hükümlerinin ay­nen mer'iyete konulmasına dair hükümetçe hazırlanıp yüksek Meclise takdim edilmiş bulunan kanun lâyihasının, encümenlerdeki tetkik ve müzakeresi sırasında esasa müessir ehemmiyetli tâdil takrirleri veril­miş ve ayrıca muhtelif kanun teklifleri yapılmış olması hasebiyle key­fiyetin yeniden tetkiki için bahis mevzuu olan lâyiha geri alınmıştır. Şu halde arkadaşımın ileri sürdüğü lâyihanın geri alınma sebeplerinin malûm olmadığı yolundaki iddia varit değildir. Esasen bu geri alınma sebepleri yüksek huzurunuzda mukaddema açıklanmış idi.

Seçim mevzuuna taallûk eden kanunun bidayette arzettikleri ehemmi­yet ve bu hususta yapılmış olan kanun tekliflerinin ve verilen takrir­lerin seçim mevzuatımızı esaslı bir surette değiştirecek mahiyette mü­him çeşitli yeni hükümleri ihtiva etmesi nazara alınarak bu mevzu hassasiyetle tetkik edilmektedir.

Mevzuubahs tetkikat ve faaliyet ikmal edilmedikçe, lâyihanın alacağı şekil hakkında hâlen bir şey denilemiyeceği gibi, bu hususta tarih be­yanı da mümkün görülememektedir.

Mamafih, hükümetin biraz evvel işaret ettiğim mucip sebeplerle geri almış bulunduğu mezkûr kanun lâyihasının ihtiva ettiği hükümler ar­kadaşımız Muammer Alakant tarafından bir teklifle yüksek Meclise getirilmiş ve hâlen teşkilâtı esasiye encümeninde, bu husustaki diğer tekliflerle birlikte müzakere mevzuu yapılmış bulunmaktadır. Azizoğlu arkadaşım, arzu buyurduğu takdirde, ayrıca böyle bir teklifle huzuru­nuza gelmekte serbesttir.

Dördüncü Menderes hükümeti programı, Demokrat Parti iktidar prog­ramı olan ve seçim beyannamesi olarak da milletçe tasvip edilmiş bulu­nan, birinci Menderes hükümeti programındaki esas ve prensiplerin bir temadi ve ikmalinden başka bir şey değildir.

Hükümetler değiştikçe, bir program yapılması kanun icabı olduğu ci­hetle dördüncü Menderes hükümeti de Büyük Millet Meclisine eski prog­ramının devamı mahiyetinde bir program takdim ederek yüksek Mec­lisin itimadını almış ve yine yüksek Meclisin yakın kontrol ve muraka­besi altında tahassül eden umumî kanaat neticesi de bu itimadı de­vam ettiregelmistir.

İktidara geldiği gündenberi program icaplarını yerine getirmek husu­sunda büyük bir titizlik ve hassasiyet gösteren hükümet, bugün seki­zinci bütçesini yüksek Meclise takdim etmek üzere olduğuna ve şimdi­ye kadar takdim kıldığı bütçeler dolayısiyle veya muhtelif vesilelerle, Meclisi âlinin, hükümete karşı olan itimadının daima teeyyüt ve teker­rür eylemiş bulunduğuna göre, bu hususu, hükümet programındaki, ana prensiplerin milletin arzusuna uygun bir şekilde tahakkuk ettirilmek­te olduğunun en bariz bir delilini teşkil eder.

Seçim mevzuundaki suale gelince; bu husus esasen hükümet progra­mında tasrih edilmiş bulunmaktadır.»

Sual sahibi Yusuf Azizoglu ise, Adliye Vekilinin cevabının kendisini tatmin etmediğini ileri sürerek, bitaraf bir ilim heyetinin seçim kanu­nunu yeniden ele almasını ve bu kanunu memleketin şartlarına ve re­alitelerine uygun bir şekilde değiştirmesini istedi.

Hariciye Vekâleti Vekilinin izahatı:

Manisa mebusu Hikmet Bayur'un, Amerikadan geniş ölçüde ekonomik kredi sağlanaacağı hakkındaki söylentiye dair Hariciye Vekilinden sor­duğu suali de Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes cevaplandırdı. Ethem Menderes cevabında dedi ki:

«İyi niyetle ve samimî maksatlarla verilmiş olduğuna kani bulundumuz bu takririn zihinleri işgal eden bir mevzuun efkârı umumiyeye açıklanmasına fırsat vermiş olmasından dolayı Hikmet Bayur arkada­şımıza teşekkür ederim,

Türkiyenin gerek askerî bakımdan, gerek iktisadî bakımdan kuvvetlen­mesi dost ve müttefikimiz Birleşik Amerika ile aramızda mevcut kar­şılıklı yardımlaşma münasebetlerinin en mühim bir esasını teşkil eder. Dolayısiyle iktisadî yardım meselesinin de karşılıklı yardımlaşma çer­çevesi içerisinde mütalâası yerinde olur.

Muhterem takrir sahibinin de dediği gibi, Türkiyenin kendi istiklâlinin korunması için olduğu kadar aynı zamanda bütün NATO camiası ve hür dünyanın güvenini sağlamak için sarf ettiği gayretler ve tekabül et­tiği külfetler pek ehemmiyetlidir. NATO camiası içinde münferit im­kân ve kaynaklar bakımından bir mukayese yapıldığı takdirde, Türkiye­nin müşterek emniyet uğrunda şüphesiz ki seve seve, yüklenmiş oldu­ğu malî külfetlerin büyüklüğü sarahaten ortaya çıkar.

Bizim iktisadî kalkınma sahasındaki gayretlerimizin de gene müşte­rek emniyetin sağlanmasına hizmet edecek bir askerî gücün meydana getirilip idame ettirilmesi gibi askerî maksatlarla müptenî olduğunu da hatırdan çıkarmamak iktiza eder. Gayemiz, bilindiği gibi, modern bir ordunun kendi imkân ve kaynaklarımızla ayakta tutulmasını mümkün kılacak bir iktisadî güce erişmektedir. İktisadi inkişaf bakımından as­gari diyebileceğimiz bir seviye elde edilmedikçe modern bir ordunun ayakta tutulmasının imkânsız olacağı şüphesizdir.

Türkiye şimdiye kadar kendisine yapılan yardımlara müteşekkir ol­makla beraber memleketimizin her bakımdan arzettiği ehemmiyet ve imkânlar nazarı itibara alınarak daha geniş ve ileri bir görüşle mesele mütalâa edilip ele alınmış olsaydı bugün bölgemizde vaziyet şüphesiz ki daha müspet ve kuvvetli olurdu. Filhakika iktisadî ve askerî gücü da­ha da kuvvetlenmiş bir Türkiyenin mevcudiyeti halinde bölgemizde si­yasî istikrarın temini, sanırız ki daha kolaylıkla mümkün olurdu. Tek­rar ederim ki Türkiye, kendisine yaptığı yardımlar dolayısiyle büyük dost ve müttefiki Birleşik Amerikaya olan şükran borcunu ebediyen muhafaza edecektir.

Birleşik Amerikadan geniş ölçüde bir iktisadî kredi sağlanması mevzu­una gelince, sayın Hikmet Bayur arkadaşımın iktisadî kalkınmamızı münhasıran böyle bir kredinin sağlanmasına bağlayan görüşüne tam olarak iştirak edemiyeceğim. Bilindiği gibi bir hayli zaman evvel or­taya atılmış olan büyük bir kredi tasavvurunun tahakkuk etmemiş ol­masına rağmen iktisadî kalkınmamızın hızla devam etmekte olduğunu hep birlikte görüyoruz.

İktisadî yardımın, karşılıklı mahiyeti ve Türkiyenin mâruz bulunduğu tehlike ve tekabül ettiği külfetler, diğer taraftan iktisadî ve askerî po­tansiyel ve imkânları ile dünya sulhuna yapabileceği hizmetler gözönünde tutularak bu külfetlerin münasip nisbetlerde paylaşılmasına gayret edilmiş olmasını görmenin Türk milletinin derin memnuniye­tini mucip olacağı şüphesizdir. Diğer taraftan iktisadî yardım mevzu­unu muhakkak surette kredi mevzuu ile irtibatlandırmak da doğru olmıyacaktır.

Her halükârda bir büyük dostumuz ve müttefikimiz Birleşik Amerika­nın memleketimiz ve milletimiz hakkında takdir hisleriyle son derece samimî niyetlerinden eminiz ve, yukarda arzettiğim hakikatlerin büyük müttefikimizce de kemali ile takdir edilmesine ve gerek siyasî gerekse askerî ve iktisadî vaziyetimizin daha da takviyesine hizmet edecek bir anlayışm vücut bulmasına daimî surette sarfı gayret etmekteyiz.»

Etem Menderesten sonra kürsüye gelen Hikmet Bayur, memleketimizin bugünkü iktisadî durumunu ele alarak konuştu ve sözlerinin sonunda şunları söyledi:

«Şimdi bir ciheti daha belirtmek isterim: Bütün dış siyaset işlerinde ol­duğu gibi, memleketin yüksek menfaatlerinde de iktidarla muhalefe­tin fikri tek olmalıdır. Amerika bize kredi vermediği vakit Amerikan gazeteleri acaip yazılar yazdılar. Muhalefet onlara hak verir gibi ta­vırlar takmmasaydı, tamamiyle hükümete hak verseydi başka bir du­rum hâsıl olurdu. Bunun için, muhalefete mensup arkadaşlarım bana kızmasınlar, ama dış siyasa böyledir. Bir memlekette muhalefet iktida­rı desteklerse yahut ona ayak uydurursa karşı tarafın eline bir çok koz verir ve onlar' da ona göre davranır. Her devlet adamının ilk işi kendi ülkesinde asgarî fedakârlık ve âzami menfaat sağlamaktır. Bu işte hü­kümetle muhalefet elbirliği ile çalışmalıdır. Bunu söylerken, düşünü­yorum, dış meselelerde hükümet de muhalefete danışsın ve ikisi sıkı bir işbirliği yapsın. Böyle yapılırsa herhalde şimdikinden daha fazla bir netice elde edilir. Her ikisi de istifade eder. Çünkü her ikisi de Türk mil­letinin evlâdıdır.»

Burdur mebusu Fethi Çelikbaşın, 1956 yılı şeker istihlâk resmi ile dev­let bütçesinin umumî tahsilâtına, 1955 ve 56 yılları şeker satışları miktarına ve ihraç edilen şeker ile son defa fiyatlara yapılan zamma dair sualinin ilk kısmını Maliye Vekili Hasan Polatkan cevaplandırdı.

Maliye Vekili Hasan Polatkan cevabında 1956 malî yılı içinde şeker is­tihlâk resmi tahsilatının aylara düşen miktarını bildirdi, bundan son­ra İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu mütaaddit defalar kürsüye gelerek yaptığı konuşmalarda Fethi Çelikbaşın suallerine cevap verdi.

Meclisin bugünkü toplantısında, bir ölüm cezası hakkındaki karar tasdik edildi.

Büyük Millet Meclisi pazartesi günü toplanacaktır.

İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlunun Mecliste yaptığı konuşma: 15 Şubat 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, Burdur mebusu Fethi Çelikbaş'm şeker mevzuunda sorduğu şifahî suale cevap veren İşletme­ler Vekili Samet Ağaoğlu şunları söylemiştir:

Muhterem arkadaşlarım,

Burdur mebusu Fethi Çelikbaş beyin sorularının tek hedefi şimdi üze­rinde uzun uzun izaha çalıştığı ve kendi ifadelerince şekere yapılan % 25 gibi ehemmiyetli bir zammın memleket iktisadiyatının her cep­hesindeki inikaslarının ne olduğunu öğrenmekti. Bunu okuduğum za­man hakikaten sevinmiştim. Ümit ve tahmin etmiştim ki kendileri tıpkı bizim gibi bu inikasların ne olduğunu etüt etmişlerdir ve bizim vereceği­miz bazı rakamlarda yanlışlıklar varsa, bazı inikasları biz göstermemiş, sek kalkıp tashih edeceklerdir. Halbuki hiç bir şey söylemediler ve yal­nız bir helva misali verdiler. Onu da yanlış olarak. Zira şeker zammı­nın helvadaki inikası 40 kuruş değil, 16 kuruştur (Sağdan 40 kuruştur sesleri) hayır Ve 40 olan helvanın içindeki şeker nisbetidir. Zam ise 40 kuruş olarak değil başka maddelerin mevcudiyeti dolayısiyle 16 kuruş olarak tesir eder.

Şimdi arkadaşlar, Fethi Beyin istediği gibi konuşalım ve gayet açık ola­rak görüşelim, bu mevzu dikkate şayandır. Zira son günlerin iktisadî demagojilerinden birisi de budur. Muhtelif muhitler ve muhtelif mehafilde demagojik iddialara yol açan bu şeker zammı dolayısiyle hakikat­leri görüşmek cidden yerinde olacaktır. Bir kere arkadaşımın diyor ki, iktisadiyatın her cephesinde inikaslar nedir bu ifadeyi kabul edelim. Ancak ilmî metodu aşmış bulunduğunu da o kabul etsin. İlmî metot olarak doğrudan doğruya veya bilvasıta da olsa çok yakın maddeler üzerindeki inikası nedir diye sormalı idi. Halbuki iktisadın her saha­sında kravata, elbiseye, gömleğe kadar tesirleri öğrenmek istiyor, Müsellesat okudunuz, cebir okudunuz, bu ilimlerde olduğu gibi sıfırdan aşa­ğıya, sıfırın altında rakamlara inmek istiyor. Peki dediği gibi yapaca­ğım kendi tâbirlerince iktisadiyatın her sahasında inikasları göstere­ceğim.İstidraden şunu söyleyim: 240 milyon ticarî ve ziraî senetler mecmuu karşısında bu bir enflâsyondur dediler. Maliye Vekili bey bunun enflâsyon olup olmadığını kendileriyle münakaşa ederler. Sonra müessese­si bir konferans haline getirildi. Ben yalnız şuna işaret edeyim. 240 mil­yon liralık borcun bulunduğu zaman 188 bin ton şeker de şirketin elin­de idi. Eğer soruda envestismanlar karşılığı borç ne kadardır denmiş ol­saydı ben kendilerine rakam verirdim. Mesuliyetimin ne olduğunu id­râk eden bir insanım ve bu rakamların hepsi hafızamda yazılıdır.

Bana sordukları, Merkez Bankasındaki 1956 nihayeti ticarî ve ziraî se­netlerin baliği nedir, ben de diyorum ki şu kadardır. Gene şeker zam­mının iktisadiyatın İıer cephesi üzerinde inikaslarını misallerle tetkik etmeden evvel, Fethi Çelikbaşın ihraç edilen şekerin ihraç fiyatı ile ma­liyet fiyatı arasındaki farkın 6 milyon olduğu şeklindeki ifademe ver­dikleri cevaba temas edeceğim. Dediler ki, bu zammı yapmanın herhal­de başka bir sebebi de vardır. Çünkü yapılan zam istihlâk vergisi nisbetinden fazladır. Doğrudur. Ama kristal şekerde değil yalnız küp şekerde tesbit edilen 230 kuruş fiyat içinde 1015 kuruşluk bir fark vardır. Mec­lisin kabul ettiği şeker kanunu hükümlerinden birisi de bir fon tesisine aittir ve bu fonun ciheti tahsisinin nerelerde olacağını kanun göster­mektedir. Bunlar kabul edilmiş olan % 10'u kârla ihracattan mütevellit aleyhte fiyat farklarıdır. Şimdi, bir taraftan neden şeker ihraç ettiniz diyor. Bir yandan da bu zarara karşılık, 3 kuruş, 5 kuruş kalır diye küp şekerden aldığımız 15 kuruşluk bir fazlalığı tenkit ediyor. Benim buna aklım ermedi.

Arkadaşlar sırf tenevvür bakımından bir noktayı arzedeyim, çünkü ka­falarda çok yer ediyor. «Niçin maliyetten aşağı fiyatla şeker ihraç edi­yormuşuz» size Avrupadan misaller vereyim, Fransada şekerin kilosu­nun maliyeti 54 kuruş, Doğu Almanyada 59, îngilterede 60,5, İtaîyada 50 kuruştur. Bunlar dışarıya âzami 3034 kuruştan şeker ihraç ederler. Dış piyasa ile iç piyasa arasında zarurî olarak bu fark vardır. Bu mem­leketler de tıpkı bizim gibi zararına şeker ihraç ederler. Çünkü bunda başka menfaat vardır. (Sağdan daha o hale gelmedik sesleri) daha o hale gelmedik mi?... Peki efendim.

. Bir noktayı daha izah edeyim, çünkü unutuluyor, unutturulmak isteni­yor. Arkadaşlar, bizde şeker içindeki pancar hissesi aşağı yukarı 8082 kuruş arasındadır. Başka yerlerde pancardan şeker istihsal eden hiç bir memlekette böyle değildir. Bu suretle bizde şeker sanayii ziraatimizin kalkınmasının belli başlı âmillerinden birisini teşkil etmiş bulunmak­tadır.

Pancar ziraatimizi inkişaf ettirmek için, sulamayı temin etmek için al­dığımız tedbirler var. Aşağı yukarı 3000 pompa ve motor getirtmek ve yapmak üzereyiz. Bu sahada aldığımız tedbirlerin listesi uzundur. Ben ancak bir iki misal vermek suretiyle hükümetin alâkasını bir soru dolayısiyle göstermek istedim. Fethi Çelikbaş arkadaşımız isterlerse almış olduğumuz tedbirleri kendilerine takdim edeyim.

Şimdi gelelim asıl meselemize. Arkadaşlar, şekerli, maddeleri, teferru­ata girmeden ele alıyorum: Belli başlı şekerli maddeler: Helva, çikola­ta, akide, şekeri ve pastalardır. Helvanın içerisinde şeker nisbeti % 40, çikolatada' % 40, akide şekerinde ise %  100'dür. Zammın asıl tesir etmesi lâzım gelen madde akide şekeridir. Yapılan zammın tamamı, yüz­de yüzü ona gitmektedir. Pastada şeker nisbeti % 20'dir. Dikkat eder­seniz bu maddeler helva müstesna, lüks mahiyetindedir. Fakat helvada dahil hiç biri avuç avuç kilo kilo yenen maddeler değildir.

Ne demek ne olursa olsun, iktisadî hayatımızda şeker zammının inika­sını tetkik etmiyor mu idik? Meselâ bir vatandaşın girdiği pastahanede yediği pastalar için kaç para fazla ödiyeceğini araştırmıyor mu idik? Fethi bey onu istiyor. Ö halde ben diyorum ki, pastahaneye giren bir adam bir, iki kilo pastayı birden yemez, bir tane yer.

Şimdi rakamları okuyacağım: Arkadaşlar, zamdan evvelki fiyat, helva 250 kuruş, çikolata 2.000 kuruş, akide şekeri 295 kuruş, pasta kilosu 800 kuruş.

Şekere yapılan zam dolayısiyle kiloda artış, helvada 16, çikolatada 16, akide şekerinde 40 kuruş pastada 10 kuruş olmak lâzım gelir.

Şimdi bir metot meselesine geleceğim. Fethi beyin ifade buyurdukları gibi zammın iktisadiyatın her cephesi üzerinde inikaslarını, aramak beyhudedir. Şekerli ve şekerle alâkalı maddeler üzerindeki akisleri sor­malıdırlar. Ama şimdi ben yine iktisadiyatın her cephesi üzerindeki ini­kaslarını ele alacağım. Bunun için de bir işçi ailesi ile, orta halli bir ai­lenin geçim endekslerini önünüze koyalım. İşçi ailesi için Ticaret Vekâ­leti konjoktür dairesinin neşretmiş olduğu, orta halli aileler için İs­tanbul Ticaret ve Sanayi Odasının tesbit ettiği endekslere göre, birinci için aylık 290 kuruş, diğeri için 598,36 lira bir aylık geçim masrafıdır.

Şimdi bir işçi ailesinin iradına göre, İktisat ve Ticaret Vekâletinin 290 lira 20 kuruş içinde şekere ayırdığı, 2 kilo 400 gram şeker için 417 ku­ruş 60 santimdir. Bir kilo kristal, küp değil, şekere yapılan 40 km aş zam dolayısiyle bu ailenin ödiyeceği fazla para ayda 96 kuruştur. Ar­kadaşlar, 36 kuruş aylık irada nisbetini tesbit edersiniz. Yüzde sıfır vir­gül 33 rakamını bulursunuz. Orta halli beş kişilik aile için İstanbul Ti­caret Odasının tesbit ettiği aylık endeks 598,36 liradır. Bunun içinde şe­kere ait olan. 13.95 liradır. Yani 7,5 kilo şeker. Bu 7,5 kilo için verilen fazla para üç liradır. Bu paranın irada nisbeti % 05'dir.

İstidraten şunu arzedeyim, millî gelir hesaplarına göre, 17,750 milyon tahmin edilen millî gelir içinden adam başına isabet eden 734 lirayı ele alırsak beş kişilik bir ailenin şeker zammı dolayısiyle vereceği para takriben 2527,5 liradan ibarettir ki,, senede, bunun nisbeti % 075'dir. Bunlar kale alınır nisbetler değildir.

Şimdi bu nisbetleri de hesapları 100 kuruş esas olmak üzere bir vahide irca ve paraya tahvil edersek, millî gelir bakımından 30 para, işçi ailesi için takriben 13 para, orta halli aile için 20 paradan . ibarettir. Yani zammın umumî gelir üzerindeki reaksiyonu bundan ibaret olması lâzım gelir.

Şimdi arkadaşlar, Fethi Bey yalnız şekerli maddelerden helva üzerinde durdu. Müsaade ederseniz gıda maddelerini de zamla beraber ele ala­lım. Zammı denize atılmış bir taş farzedelim. Teşekkül eden birinci daire şekerle doğrudan doğruya alâkalı maddeler, ikinci daire bilvasıta alâkalı maddeler, üçüncü daire gıda maddeleri olması lâzım gelir. Dördüncü daire ise Fethi Çelikbaşın istediği gibi iktisadiyatın her cephesi­dir. Madem istiyor bütün bunların üzerinde duralım.

Şimdi unu ele alalını yine işçi ailesiyle orta halli aile esastır. Unun fi­yatı 120 kuruş zam yüzünden orta halli aile üzerindeki tesiri % 0,56 ol­maktadır. Para hesabiyle 24 para. Ekmek 30 kuruştur. 6 para artırma­mız lâzım gelir. Pirinç 136 kuruştur. 36 para artırmamız lâzım gelir. Zeytin 300 kuruştur. 60 para artırmamız lâzım gelir. Zeytinyağı 475 kuruştur. 96 para artırmamız lâzım gelir. Yumurta 25 kuruştur. 5 para artırmamız lâzım gelir. Aynı hesaplar işçi ailesi için şöyledir:

Un 16 paradır. Ekmek 4 paradır, pirinç 16 paradır, zeytin 40 paradır, zeytinyağı 64 paradır. Yumurta 3,5 paradır.

Nerede hangi milletin ekonomisinde bu şekilde para hesapları vardır. Hangi dükkâncı bu şekildeki para üzerinde hesaplar yapar?

Şimdi arkadaşlar, yine beş kişilik bir işçi ailesini ele alalım. 290 küsur lira içinde melbusata ayrılan miktar 38 liradır. Şeker zammının bu ai­lenin iradına tesiri % 33 olduğuna göre bunun da 38 liralık melbusat bedeline aksi aynı nisbette yani 13 kuruştan ibaret olacaktır.

38 lira için 13 kuruş, işte gördünüz mü? Büyük inikası?

Şimdi de orta halli aileyi ele alalım. Orta halli ailede melbusat masrafı 100 lira hesap edilmiştir. İstanbul Ticaret Odası 5 kişilik orta halli bir ailenin melbusat ihtiyacını 100 lira olarak hesap etmiştir. Şekere ya­pılan zam dolayısiyle aile iradına tesir %05 olduğuna göre, 100 lirada 50 kuruştan ibarettir. Yani şekere yapılan zam dolayısiyle 100 liralık melbusat ihtiyacına 50 kuruş ilâve etmek lâzımdır.

Muhterem arkadaşlarım, bütün bu hesapları Fethi Çelikbaş beyin ya­pılan zam iktisadiyatımızın her sahasına inikas etmiştir Demelerine ce­vap vermek üzere arzettim. Yoksa ilmî olarak ancak şekerle alâkadar maddelerin ele alınması lâzım geldiğini arzetmiştim. Yoksa şekerle doğ­rudan doğruya alâkalı olmıyan maddeler üzerinde durmak doğru de­ğildir. Tekrar ediyorum, mamul madde içindeki hanı madde olarak ve­ya ikame etmek suretiyle şekerle alâkalı maddelerden bahsedilebilir. İsterseniz yine bu zammı para olarak hesaba devam edelim. Bakın bi­raz da şaka olsun diye bu hesapları karavatı ele aldım. 4 liralık kravat­la 20 liralık kravata tesiri birincide 1,5, ikincide 6 kuruştur, 40 lira değe­rinde bir ayakkabı için orta halli de 12 kuruş, işçi ailesinde 6 kuruş­tur. Fethi bey sualin iktisadiyatın her cephesinden cevaplanmadı de­dikleri için kendilerinin tarif ettikleri metot dahilinde cevaplarını ver­miş her şeyi rakamlarla göstermiş bulunuyorum.

Muhterem arkadaşlar nihayet son söz olarak şekere yapılmış olan zam­lar Büyük Meclisin kabul etmiş bulunduğu şeker kanununun muhtelif maddelerinin emrettiği zaruretlerin neticesidir. Bu zamların neticesin­de küp şekerde husule gelen 15 kuruşa yakın bir fazlalık mevcuttur. Bu muhtelif sebeplerle şekerin duçar olduğu zararların karşılığı olarak ayrılmıştır. İhraç meselesini hülâsa olarak arzettim. Fethi Çelikbaş de­diler ki, «ben ihracın zaruretini anlarım. Yeter ki onun bir karşılığını

bulmak mümkün olsun». Bunu anladığına, bu karşılığın kısmen olsun mevcudiyetine göre şekerin ihracına da itirazları kalmamış demektir.

Soru ile alâkası yok amma efkârı umumiyenin duyması bakımından arzetmek mecburiyetindeyim. Şeker zamları, asla diğer fiyatlara eko­nomik olarak müessir olmaması lâzım gelen zamlardır. Memleketimizde şeker stokları mevcuttur. İstihsale 5 ay kalmıştı. En geniş bir istihlâk suretiyle dahi şeker daima vardır. Ticareti serbesttir. Önümüzdeki sene­de daha fazla şeker elde edeceğiz. Bu sözlerim son zamanlarda ihracı da vesile ittihaz etmek, şeker fiyatlarının yükselmesini ele almak suretiy­le şeker kalmıyacaktır yolundaki propagandalara bir cevaptır ve Baş­vekilin Adapazarında söylediği sözü tekrar edeceğim: «Türkiyede şeker sıkıntısı inşallah ebediyyen nihayete ermiş bulunmaktadır.»

Samet Ağaoğlu bundan sonra, şeker kanununun değiştirilmesi mevzu­unda şöyle dedi:

Fethi bey, ben inikas sözünü psikolojik inkişaflar mânasına söyledim diyor ve arkasından şeker kanununun tâdilini kasettim diye ilâve edi­yor. Elmanafi batnişşair, beyefendi alır bunları yeni bir soru mevzuu yaparsınız bu önümdeki yazılı takrir sizin kalemizinden çıktı ise şimdi söylediklerinizin '/< 9O'ı orada yoktur. Siz zammı şöyle ele aldınız «şeker gibi mühim bir zaruri ihtiyaç maddesine yapılan büyük zammın iktisa­diyatımızın her cephesi üzerindeki inikası ne olmuştur» sualiniz budur. Burada psikolojiden bahis nerede? Siz deseydiniz ki, zammın psikolojik bakımdan tesirleri düşünülmüş müdür? O zaman size ekonomik olarak hitap etmezdim. Psikolojik olarak hitap ederdim.

Halbuki ben zannediyordum ki, siz ekonomik hâdiseler üzerinde duru­yorsunuz, bu bir ikincisi, kanunu neye tâdil etmedi İşletmeler Vekili di­yorsunuz. Bu hususta şimdiye kadar beni tahrik etmediniz. Tahrik edey­diniz. Yazılı sualinizde ise kanunun tadiline ait tek kelime yok. Kanun 956 haziranında çıktı. Zabıtları getirelim, kendileri konuştular mı ko­nuşmadılar mı bilmem. Şimdi bu kadar ehemmiyet verdikleri bir mad­de üzerinde zannederim o zaman mütalâası olmadı. Hattâ hiç bir mad­de üzerinde...

Bir noktaya daha işaret edeceğim, «Günlük tedbirlerle hayat pahalılığı meselesi üzerinde durulmaz» dediler. O halde asıl hedefleri şeker zam­mının inikaslarım iktisadiyatın muhtelif cephelerinde tetkik etmek de­ğil, hayat pahalılığı konusunu ele almak suretiyle bunu konuşmaktır. Ama itiraf edeyim ki, bu hususta katiyen müsbet bir delil vermemişler­dir. Ben hayat pahalı değildir derim. Siz, hayat pahalılığı var dersiniz, ben yok derim. Sittin sene bunun «münakaşasını yaparız. Sabaha kadar münakaşa ederiz. Halbuki delil ve vesika ile konuşmak lâzım, alkışla­dınız değil mi, size 50 tane rakam verdim, birini, iktisatçı arkadaşımız hiç birini tekzip etmedi ve arkasından itiraf etti. Ve ben, dedi, mura­kabe yaparım, hesabı yapmak size aittir.» «Halbuki ben söze başlarken «herhalde dedim, iktisatçı arkadaşımız, bu soruyu sorarken bir takım etütler yapmış olacaktır. Ve bunların doğru olacağına kaniim. Verecekleri mukabil rakamlarla ya beni teyit veya tekzip edecekler» diye ko­nuştum. Fakat şimdi bu soruyu getirirken dahi mevzuu asla tetkik et­memiş bulunduklarını görüyor ve anlıyorum

Büyük Millet Meclisinde bütçe müzakereleri: 20 Şubat 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi, bugün saat 15 te, reis vekili Tokat mebusu İhsan Baç'm başkanlığında toplanarak 1957 bütçesinin müzakeresine başladı.

İlk sözü Maliye Vekili Hasan Polatkan aldı ve arada yirmi dakikalık bir dinlenme fasılası hariç üç saat devam eden bütçeyi takdim nutkunu irad etti.

Saat 18,40 ta üçüncü celse açıldığı zaman, Nüvit Yetkin ve Mehmet Hazer (C.H.P.) ile Osman Bölükbaşı (C.M.P.) tarafından verilmiş aynı mahiyette iki takrir okundu. Bu takrirler, parti sözcülerinin nutukla­rının da radyo ile yayınlanması hakkında idi. Reis İhsan Baç, dahilî nizamnameye göre, icraya müteallik bulundukları sebebiyle bu takrir­leri okutmakla iktifa etti. Bunun üzerine usul hakkında söz alan Bur­dur mebusu Fethi Çelikbaş (Hür. P.), parti sözcülerine de aynı mua­melenin yapılması gerektiğinde İsrar etti.

1955 yılında vaki bir itiraz üzerine Başvekilin o zaman badema «bu ko­nuşmaların ya hepsini yayınlarız veya hiç birini yayınlamayız» dediği­ni ileri sürdü.

Bunun üzerine Başvekil Adnan Menderes söz aldı ve şunları söyledi:

«Benden evvel konuşan hatibin, dâvasını hakketmek için, vaktiyle bu kürsüden benim yaptığım bir beyanı ele almış olması vesilesiyle huzu­runuza gelmiş bulunuyorum.

Mesele, hatibin söylediği gibi değildir. Yani hükümet kendi beyanını radyo ile intikal ettirmiş. Bu, mucibi şikâyet olmuş.. Ben de Başvekil olarak gelmişim, demişim ki, «bu, tekerrür etmiyecektir. Tekerrür et­tiği takdirde muhalefete de aynı haz tanınacaktır», Halbuki mesele böyle değildir muhterem arkadaşlar. Umumî olarak parti mücadeleleri, dışarda cereyan eden parti mücadeleleri radyoya intikal ettiriliyor, diye şikâyet olunuyordu. Bundan sonra radyoda bunları keseriz, kesmediği­miz takdirde size de o hakkı veririz, dedik. Bununla şimdiki iddia ara­sında hiç bir münasebet olmadığı aşikârdır.

Nizamname bakımından yaptığı iddiaya gelince iddiasını nizamname­nin hiç bir maddesine istinat ettiremedi. Sadece, şunu söylüyor: «Ma­demki hükümet, radyoda konuşuyor, o halde muhalefete de aynı hakkın verilmesi lâzımgelir». Bu, iktidarla muhalefetin teadülü esasına istinat eder. Şayet bizim grupumuz adına konuşan arkadaşımızın konuşması radyoya intikal ettirilecek olursa o zaman bu hakkı bizden talep etme­si yerinde olur.»

Muhterem arkadaşlar,

1957 bütçesi karşısında muhalefetin nasıl menfi bir tavır aldığını ye nasıl bir red ve inkâr yoluna saparak, memlekette hiç bir şey yapılma­mış olduğu iddiasiyle ortaya çıktığını burada gördük.

Bir bütçe müzakeresinin kasten bu hale getirilmiş olmasına, bir mem­leket evlâdı olarak üzülmeğe imkân yoktur.

Şimdi muhalefetin bu silme ve dikine inkâr tabiyesine neden başvur­duğunu ve bununla asıl neyi istihdaf ettiğini delilleriyle arz edeceğim.

Muhalefet memlekette 1950'denberi bariz ve müsbet bir bünye istihale­sinin ve bunu mümkün kılmakta olan bir iktisadî kalkınmanın mevcu­diyetini neden ilk gününden beri inkâr etmekte ise, şu 1957 bütçesinin objektif ve insaflı bir tetkikine de ondan dolayı girişmemiştir. Çünkü güttüğü saye, memleketi gerek siyasî, gerek iktisadî ve malî bir peri­şanlık içinde göstererek rejim buhranı noktasına gelmektedir.

Fakat bu, muhalefetin bu tarihte ve şu celsede ve yine bu 1957 bütçesi­nin müzakeresi dolayısiyle diline doladığı bir yeni mevzu değildir. Mu­halefetin bu tabiyesi çok eskidir. Demokrat Partinin iktidara geldiği günden, yani 1950 mayısından itibaren başlamıştır. Filvaki, daha 1950 senesinin 30 mayısında toplanan Halk Partisi kurultayında, bizim ta­hammülsüz bir iktidar olduğumuzdan ve muhalefetten bir yolunu bu­lup kurtulmak istediğimizden bahsedilmiştir. İktidara gelişimizden an­cak bir hafta sonra ortaya konan bu iddia, şimdi 1957 bütçesinin mü­zakeresi sırasında yani tam 7 sene sonra yine, muhalefet tarafından tekrar edilmektedir.

Arkadaşlar bu peşin hüküm değil de nedir?

Aynı kurultayın aynı toplantısında hükümetin faaliyet ve muvaffakiyet unsurlarından biri olan idare cihazını endişeye sevkedecek iddialar mevcuttur. Ordudan tapu memuruna kadar, devlet teşkilatındaki me­murların yataklarını bağlayıp gitmek iftirası üzerine ne muameleye tâ­bi tutulacaklarını bilmedikleri hikâyesi gibi.

Yine Demokrat Parti iktidarını bir haksızlık ve kanunusuzluk rejimi ha­linde göstermek yolundaki tabiyeye, belediye seçimleri vesilesiyle 1950 ağustosundaki söz ve beyanlarda sistemli ve maksatlı olarak yer veril­diği görülmüştür. Yine bizim iktidarımızın ilk aylarında, Koreye Birleş­miş Milletler andlaşmasma göre kabul etmiş olduğumuz taahhütlerin icabı olarak ve sulh ve kollektif emniyet politikamıza olduğu kadar mil­lî menfaatlerimize de uygun bulunan silâhlı kuvvetler gönderme kara­rımız, muhalefet tarafından anayasa esaslariyle zoraki bir irtibata gö­türülerek, rejim buhranı iddialarının ortaya atılmasına vesile ittihaz edilmiştir. Memleket dış politikasının çok nazik bir ânında köylere ka­dar propaganda yaparak hükümet harb tahrikçiliği ile ittihame bile kalkışmaktan çekinmemişlerdir.

Görülüyor ki ta bidayetten beri, bir rejim buhranının bütün şiddetiyle hüküm sürmekte olduğu iddiası, tekrar iktidara avdetinin başlıca vası­tası halinde, bilerek, sistemli ve İsrarlı bir şekilde imal edilmiştir. İşte biz sıkı bir rejim buhranı imal etme faaliyetinin bütçe' tenkitlerinde tam yedinci senesini idrak etmiş bulunuyoruz.

Bütçe müzakereleri sırasında şayet rejim buhranından bahsedilmemiş olsaydı, bunları hatıralarınızda ihyaya teşebbüs etmiyecektim. Eğer böyle hareket etmemiş olsalardı, maziyi, sahifesi kapanan bir kitap gibi kapamak ve bizi nurlu bir istikbale götürecek çalışmalarımıza dönmek mümkün olurdu. Bu bahise bu kadarcık olsun temas etmek zaruretini, rejim buhranının mevcudiyetini yeniden ortaya koyan beyanata bağış­lasınlar. Çünkü biz, millet huzurunda hesap verirken, meseleleri ve hâ­diseleri izah ederken açık konuşmak ve hakikatleri olduğu gibi ifade etmek mecburiyetindeyiz.

Geçen gün bütçe müzakereleri sırasında bir konuşmayı takiben, orta­lık gene birdenbire karıştı. Müzakere ve münakaşalar bir kör döğüşü halini aldı. Bu sefer, Hürriyet Partisi ve onunla birlikte Millet Partisi kıyam etti. Birçok üzücü, incitici sahneler, hattâ kavgalar ve bunları takiben de nihayet bir beyanname.

Hürriyet Partisi Meclis Grupu tarafından neşredilen bu beyannamede de Büyük Millet Meclisi heyetine kanunsuzluk, anayasaya muhalefet, Meclis dahilî nizamnamesini çiğnemek isnadları. Bütün bunlar, Cum­huriyet Halk Partisi muhterem lideri ve C.H.P.' hakkında söylediğim söz­lerin diğer muhalefet partilerindeki arkadaşları üzmüş ve incitmiş oldu­ğunu gösteriyor. Fakat, bizler Halk Partisini elbette diğerlerinden ayır­mak mecburiyetindeyiz. Çünkü ne denirse densin, İsmet paşa da, Halk Partisi de hataları ile, sevabları ile tarihe mal olacak varlıklardır.

Arkadaşlarım beni mazur görsünler, maziden bahsetmek istemediğim gibi Cumhuriyetçi Millet Partisinden de hiç bahsedecek değildim. Fakat mazide konuşulanları ve bunların hatıralarını, memleketin her tarafına bavullarında taşımak ve bunları mütemadiyen bir tehdit vasıtası gibi kullanmak itiyadı, artık insaf ölçülerini de aşacak bir hale gelmiştir.

O halde ben de biraz maziden bahsetmek ve âdeta batnı mâderi yara­rak aramızdan ayrıldıklarını hep bildiğimiz bu teşekküllerin bize insaf­sızca dil uzatmaları üzerinde bir nebze durmak mecburiyetindeyim.

Demokrat Partinin kurulduğu günleri hatırlarsınız. O güne kadar Türkiyede iktidar, bir defa dahi serbest seçimle değişmiş değildi. Hatta, o tarihe kadar bir tek köy muhtarı dahi serbest seçimle vazife almış de­ğildi. Ayrıca, o günkü iktidarın çok tahammülsüz olduğunu da hatır­dan çıkarmamak lâzım gelir. O kadar tahammülsüzdü ki, vesile arar, şüphe ve tereddüt gösterirdi. Memleketin geçirdiği felâketlerin, tarihte­ki acı tecrübelerin elema içinde bulunuyor ve yeni başlayan bu hiç alı­şılmamış hareketi, büyük bir teyakkuz hattâ dehşet içinde seyrediyor­du. Demokrat Partiyi sevk ve idare edenler ise, Terakkiperver ve Ser­best Fırka maceraları henüz hafızalardan silinmemiş olduğu için, bir taraftan bu yeni teşebbüsün bir muvazaa ve taklid olmadığına Türk milletini inandırmıya çalışıyorlar, bir taraftan da devrin iktidarım kendi niyet ve gayelerinin samimiliğine, halisliğine ikna için gayret sarf ediyorlardı.

işte bu sırada Demokrat Parti içinde bir vaveyla koptu. Parti idareci­lerinin yumuşak hareket ettikleri, iktidarla anlaştıkları, mebusluk ve­saire gibi taltif ve ihsan vaadleri aldıkları ileri sürüldü ve D.P. nin ik­tidarın yedeğinde düzmece bir parti olduğu iddia edildi. Böylece parti içinde mücadele açarak idareyi ele almak, bu mümkün olmadığı tak­dirde de parti dışına çıkarak, bu silâhlarla muhalefetin inhisarını ele almak istiyorlardı. Düşününüz bir kere... Bir partinin içinde büyük bir hareket oluyor ve bu hareketin taraftarları sert mücadele istiyorlar, kiyam istiyorlar. «Öcümüzü kanla alacağız, silâhla mukabele edeceğiz» teranelerini sarf etmekten  geri kalmıyorlardı. Devrin iktidarı ise «şid­det politikasına saptınız, memleketin asayişini tehlikeye koyuyorsunuz, Balkan komiteciliği usullerini getiriyorsunuz, bunlara müsaade etmiyeceğim» diyor, kaşlarını çatıyor, tehditkâr vaziyetini daha da ileri gö­türmek istiyordu. Hattâ, belki haklı, belki haksız, bu partiyi kapatmak mümkün müdür değil midir diye tetkikler yaptırıyordu. Bu noktada kimseyi itham etmek istemiyorum. Çünkü başka memleketlerin 300 sene evvel vâsıl olduğu bu içtimaî ve siyasî evolüsyonlar memleketimi­zin de geçirmesi lâzım gelen terakki ve tekâmül safhaları idi.

Nihayet 1950 seçimleri sonunda Demokrat Parti büyük bir ekseriyetle iktidara geldi. Bu netice, Demokrat Partiye isnad edilen muvazaa ittihamının bütün vatan sathında toptan tekzibi mânasını taşımakta idi.

Arkadaşlar,

Ayrı bir programa, ayrı bir iktisadî ve siyasî düşünceye sahip olduk­ları için değil, fakat sadece ve sadece Demokrat Partinin takip ettiği politikanın o günün iktidarına karşı mümaşaatkâr bir manzara arzettiğini ve böylece muvazaa mânasına geldiğini ileri sürerek bu partiden daha evvel ayrılmış olanların 1950 seçimlerinin taşıdığı bu külü tekzip mânası karşısında dâvalarının yanlış olduğunu, aldanmış bulundukla­rını ifade suretiyle bir hakkı yerine getirmeleri lâzım gelirdi. Fakat böyle olmadı. Sanki bizden program ayrılığı, görüş ayrılığı, fikir ayrılığı yüzünden ayrılmışlar gibi bir tavır takınarak ve muhalefet safına iyice yerleşerek, bize karşı sabık iktidardan da daha ileri giden bir savlet gösterdiler. Buna nasıl kederlenmezsiniz? Bu, üzerinde daima ibret ve hüzünle durulması lâzırn,oportünist politikanın ta kendisidir. Şimdi so­ruyorum, bizim, bu çeşit bir politikayı ve bunu tecviz edenleri, Halk Partisi ile bir tutmamıza imkân var mıdır? Halk Partisi, hikmeti vücu­dunda yatan mantık tezahürleri ile yaşamağa devam etmektedir. Halk Partisi inkılâplar yapılacağı sırada Âtatürkün icraatının bir mesnedi, vasıtası olmuş, memleketin siyasî ve içtimaî bünyesindeki operasyonlar, onun vasıtasiyle yapılmış ve bütün bunlar da tarihe intikal etmiştir. Bu arada Halk Partisi bir takım itiyatlar edinmiş, bir takım zaaflarla malûl olmuştur. Tarihî vazifesini ikmal edip başka bir âleme, başka bir istikamete intikal ederken bunda muvaffakıyetsizlikler, başarısızlıklar göstermiştir. Yeni gelen şartların neler olduğunu görüp takdir edeme­miştir. Bu hataları, elbette şiddetle tenkid etmeğe devam edeceğiz. Na­sıl onlar inandıkları icraatlarını sonuna kadar savunacaklarını söylüyorlarsa biz de prensiplerimizi, icraatımızı ve eserlerimizi sonuna kadar ciddiyetle müdafaa edeceğiz.

Diğer arkadaşlara gelince, onlar da, içimizden çıktı. Onlar da geniş bir huruç hareketi ile ve bıraktıkları partiyi paramparça etmek ümidiyle harekete geçtiler.

Muhterem İsmet Paşa, yukarda arzettim, 1950 de rejim buhranı var, der. Fakat onlar, 1954 te bizim saflarımızda mebus olurlar, kendi zuumlarınca Demokrat Partiye seçimi kazandırırlar ve fakat rejim buh­ranından bahsettikleri hiç işitilmez. Buna mukabil, bir huruç hareke­tini kendi aralarında tasarladıkları sırada bazı müsait sebeplerin ortaya çıktığını zannederler. Sene: 1955.. Kuraklık .olmuş, sıkıntı başgöstermiş.. Üç dört senedir envestismanlar devam etmekte ve bir takım sun'î yokluk buhranları yaratılmakta... Hariçle her türlü iktisadî ve malî işbirliğini kesmek için gösterilen gayretler tesirlerini göstermiş zannolunur... Gaz yok, pirinç yok, nal yok, Amerikadan yapılacak 300 milyon dolarlık istikraz reddedilmiş ve bunun Demokrat Partiyi vatan­daşın gözünden düşürdüğü zehabı hâsıl olmuş.. Ortada bir de 7 Eylül hâdisesi var. Uzun zaman toplanmadığı için üzerinde bir takım spekü­lâsyonlar yapılmış olan Demokrat Parti kongresi de hazır toplanıyor. Bu hakikatleri kongreye söylersek onları atar, partinin idaresini biz ele alırız. Yeni bir âlemin, yeni görüşlerin mübeşşiri olarak hemen hareke­te geçelim. Ya partinin içinde iktidarı ele geçiririz, yahut da çıkarız dı­şarıya ve bir başka parti kurarız, diye düşünürler. Halbuki, bir partinin mensupları, grup içinde, köşe başlarında, evlerde, kahvelerde muaşe­ret halinde görüşürler, hattâ birbirlerine şikâyet de ederler. Onlar, bu şikâyetlerin milletvekilleri ve partililerin kararlarında ne dereceye ka­dar müessir olacağını takdirde de acemilik göstermişlerdir. Kısa bir zaman içinde mühim neticeler elde etmek emeli, kendilerini hakikatleri görmek imkânından mahrum bırakmıştır. Derken, bir hareket, her ta­rafta bir hücum.. Nihayet netice ne oluyor? Bir başka parti kurmak ve o partiye geçtikten sonra da 1955'e, hattâ 1955 buçuğa kadar olan bü­tün hâdiseleri bir nisyanı küllî unutmak ve yeni doğmuş bir çocuk gibi siyasî hayata doğuvermek.. Aceleden ve kısa bir zaman içinde mühim neticeler elde etmek emeliye grup arkadaşları ile şurada ve burada yaptıkları konuşmaları kendi lehlerine bir hesaba bağlamak hususunda dahi acemilik göstermişler ve meselâ Demokrat Partiden 150 mebus ar­kadaşı kendi taraflarına çekebileceklerini ummuşlardı. Bu gibi spekü­lâsyonlara kendilerini kaptırdıkları içindir ki, 1955'e hattâ 1955 buçuğa kadar olan bütün hâdiselerin tamamen unutularak, kendilerinin yeni doğmuş bir çocuk gibi siyasî hayata doğuvereceklerini ummuşlardı. Kendi düşüncelerine göre, partilerini kurduktan sonra geriye iktidarı, Demokrat Partinin elinden almak kalacaktı. Hazır bir muhalefet mev­cut. İsmet Paşa ile görüşülür, Cumhuriyetçi Millet Partisi ile konuşu­lur, hattâ aslında mümkün olmasa bile belki bir fuzyon yapılır ve böy­lece yeni bir seçime gitmeğe lüzum dahi kalmadan, iktidar mevcut Meclis nizamının bu şekildeki tahavvülleri neticesinde ele geçirilmiş olur. Bu hareketi kuvveden fiile çıkarmak için, unsurları birleştirecek müşterek mevzu mevcuttur, rejim dâvası. Halk Partisi bunun peşinde­dir. Kendileri de bunu ele alabilirler.

Gerçi, 1955 te hattâ 1955 buçukta bunun tamamiyle zıddını müdafaa ediyorlardı. Diyorlardı ki: Partiler arası mücadele ve münakaşanın yeri Meclistir. Senin 365 günü memleket sathı üzerine dağılarak meydan­larda mitingler akdetmeğe elbette ki cevaz verilemez. En ileri ve mede­nî demokrasilerde olduğu gibi mücadeleyi bir kere Meclisin içinde yap­mak, ikincisi de seçim zamanına inhisar ettirmek lâzımdır.

İşte bizden ayrılacakları güne kadar bunu söyleyen bu siyaset speküla­törleri, bizden ayrılmayı tasarladıkları günlerde ve ayrıldıktan sonra giriştikleri faaliyette karşımıza rejim buhranı iddiasiyle çıkma garabe­tine sapmışlardı.

Bizden ayrılarak kendilerine ayrı bir hüviyet vermek peşinde olan b.u iki siyasî teşekkül nasıl olur da İsmet Paşanın liderliği altındaki Cumhuriyet Halk Partisi ile aynı muameleye tâbi tutulur? Bu bahiste Halk Partisini kıskanmamaları lâzım gelir. Herkesin kaderine rıza gösterme­si icap eder. (Burada Hürriyet Partisi saflarında gürültüler olmuştur).

İstidrat olarak şu noktayı da arz edeyim: Muarızlarımız kürsüye geldik­leri zaman, hemen her defasında dillerine, doladıkları bir cümleyi tek­rarlamakta, «niçin sinirleniyorsunuz» demektedirler. Bunu zapta geç­sin, gazetelere intikal etsin diye söylemektedirler. Yaratmak istedikleri tesir, sözleriyle iskât edici savletler yaptıkları bunun karşısında bizlerin hiç bir müdafaa imkânını bulamadığımız ve bundan dolayı sinirlendi­ğimiz intibaıdır.

Şimdi ben de kendilerine soruyorum: Niçin .sinirleniyorsunuz. (Soldan gülüşmeler).

Şimdi başka bir noktaya da temas etmek isterim. Son bir hafta içinde, Büyük Meclisin ne hallere getirildiği meydandadır. Büyük Millet Mec­lisinin otoritesi, mehabeti, her nesi varsa hepsi yerle bir edilmiştir. Kul­landıkları tabiye bu olmuştur. O derecelerde ki muhterem samiinin, ge­cenin geç vakitlerinde bile direkler arasında ramazan gecesi geçirmeğe gelir gibi buralara geldikleri ve saflar halinde bu manzarayı seyrettik­lerini gördük. Bunlar gerek Meclis için, gerek partiler için cidden acı­nacak vaziyetlerdir. Diğer taraftan da demokrasiden Avrupadaki mi­sallerinden bahsederler. Fakat Meclis reisinin, meselâ İngilterede nasıl heybetli bir kortejle salonuna geldiğini unuturlar. Bu unutmanın ver­diği kolaylıkla da, riyaset makamının kararlarına karşı gelirler. Meselâ bir arkadaşın heyeti urnumiyeden çıkarılması karar altına alınır. Ken­disine salonu terketmesi söylenir, fakat o çıkmamakta diretir, hattâ odacıların müdahalesi lâzım gelir. Sonra da çıkarken Namık Kemalvâri jestler yapılır, ‘yazık, yazık’ diye bağırılır.

Büyük Millet Meclisinin, yani Türk milletinin etrafında toplandığı tek kuvvet kaynağını teşkil eden yüksek heyetin, bu gibi hareketlerle ne hallere getirildiğine şahit oldunuz, Bu hal bu şekilde devam edemez, muhterem arkadaşlarım. Bunları elbette düzelteceğiz.

Muhterem arkadaşlarım,

Bugünkü muarızlarımızın bir kısmı, Demokrat Partili olarak buraya teşrif ettikten sonra kisve değiştirmişler, yeni bir hüviyet iktisap etmiş­lerdir. Fakat bir yandan da sanki vatanperverlikten ve hamiyetten do­ğan muazzam bir his galeyanı içinde imiş gibidirler. Faka bu galeyanın asıl sebebi, yeni hüviyetleri içinde nasıl telâkki edileceklerini bilmemelerindendir. Çünkü bunlar henüz seçmenlerinin karşısına çıkıp da bu hususta bir fikir edinmiş değillerdir. Bunlar, büyük heyetinizi küçük görürler, hakarete lâyık telâkki ederler. Sanki biz suçluyuz, ve hatalı­yız, onlar ise dâvası ve haklıdırlar. İstedikleri, gırtlağımıza sarılmak ve ekalliyet olarak kendi dilediklerini mutlaka yaptırmaktır.

Böyle demokrasi olmaz, arkadaşlar. Gelsinler, fikirlerini söylesinler, ka­bul olunursa ne alâ. Eğer olunmazsa, yeni seçimler geliyor, bu seçim­ler beklenir. Eğer millet kendilerini seçerse, buraya gelirler, bildiklerini, inandıklarını tatbike korlar. Binaenaleyh zorlama için ortada hiç bir sebep mevcut değildir.

Zorlamanın bir şekli de, güya kendilerine söz verilmediği hakkındaki şikâyetleridir. Biraz evvel, riyaset divanından verilen izahatı dinlediniz. Hâlen doksan küsur saat toplantı yapmış bulunuyoruz. Bu esnada her­kes konuşmuş. Kendileri ise çok daha fazla konuşmuşlar. Grup sözcüsü olarak, grup reisi olarak ve ayrıca şahısları adına her defasında müte­addit namla söz almışlar, fikirlerini ifade etmişlerdir. Buna mukabil bizim trupumuzdan yalnız bir kişi ve bir defa konuşmuş. 90 küsur sa­at işte böyle geçmiş. Daha evvel, bütçe encümeninde de iki buçuk ay çalışılmış. Fakat dâvalarını halledememişlerdir. Çünkü dâvaları bâ­tıldır.

Başka bir noktaya daha işaret etmek isterim. Dikkat edecek olursanız, bizi içeriye ve dışarıya jurnal etmişlerdir. Asıl elem verici cihet, bu ol­muştur. Doksan "küsur saat konuşulmuş, dâvalarını ispat edememişler. İşte bunun üzerinedir ki bir beyanname neşredilerek, anayasanın ihlâl edildiği iddia olunmaktadır. Bu, tamamen ihtilâlci bir metottur. Bu Meclisin hattâ bu vatanın duvarlarını aşıp tesirlerini dışarıya aksetti­recek kadar tantanalı, velveleli ihtilâlci bir metottur. Böyle şey olmaz, arkadaşlar. Bu metotlar, maazallah tesirini gösterecek olursa, evvelâ pe­rişan olacak kendileridir. Hepimiz, bütün millet perişan oluruz. Bu memleketi acaba nereye götürmek istiyorlar?

Beyannamelerinde söylediklerinin mânası şudur: Bütçe kanunu, ana­yasa ve Meclisin dahilî nizamnamesi çiğnenmek suretiyle çıkarılmıştır. Meşruiyeti mualleldir. Bu şekilde harekete katiyen hakları yoktur. De­mokrat Parti Meclis rupunun bunu derin derin tezekkür ederek bir ka­rara, bir usul ve kaideye bağlaması gerektir. Bunlar ne demektir? Dün­yada böyle bir şey görülmemiştir. İçimizden bir parça çıkacak, bize her gün hakaret edecek, mütehakkim bir ekalliyet halinde, âdeta bir ırk ekalliyeti gibi, separatist bir hareketin mübaşiri gibi hareket edecek, mütemadiyen baskı yapacak, ihtilâlci metotlar kullanacak, nifak ve şikak çıkaracak, bir nevi dikta rejimi tatbik edecek, «ya bizim dediğimize gelirsiniz, yahut ta sizi kanunsuz hareket etmekle, millî menfaatleri ih­lâl etmekle içe ve dışa jurnal edeceğiz, obstrüksiyon ve sabotaj yapaca­ğız ve nihayet sizi dize getireceğiz» diyecek. Böyle şey olmaz.

Muhterem arkadaşlar,

Dışa yapılan jurnala başka misaller vereyim: Basın kanunu münasebe­tiyle Amerika Hariciye Vekilinin basın toplantısında yaptığını iddia et­tikleri bir beyanattan bahsettiler. Sizi itham etti, dediler. Bununla ay­rıca, sizin mevcudiyetiniz millî menfaatlere aykırıdır, demek istiyorlar. Üçüncü bir jurnal olarak da «Türkiyede iş hürriyeti yoktur, sendikalar serbest değildir, iddiasını ileri sürüyorlar. Sovyetler bizden şikâyet et­mişler, o şikâyeti oradan alıp buraya getiriyorlar.

Bundan başka, NATO. bir klâsik ve alelade bir ittifak değildir. NATO, bütün şümulü ile ideolojik bir gruplaşmadır, Türkiye bu hal ve etvan ile NATO'nun içine yakışmaz, bunları NATO'dan çıkarın, jurnalini yap­tılar.

Şimdi muhterem arkadaşlarım,

Bunlar bizi böyle bir bahse tereddütsüzce ve vicdanlarında istirap hissetmeksizin sevk ettikleri için, bunun ,sarih cevabını vereyim:

Biz, kimseye kendimizi beyendirmek mecburiyetinde değiliz. Biz NATO'nun bir sığıntısı değiliz, beyler. Biz NATO içinde müsavi haklarla yer almış, birbirlerine şerefli ve müsavi taahhütlerle bağlanmış mütte­fik devletleriz.

Eğer memleket dört bir taraftan işgale uğradığı sıralarda, kendimizi beyendirmek maksadiyle falan veya filân devlete akıl ve fikir almak üzere müracaat etmiş olsaydık, ben eminim ki, millî mücadeleye şürû etmemizi bunlardan hiç biri tavsiye edecek değildi. O günün manda zih­niyeti ile dünün Quisşling telâkkilerine, Türk milletinin tahammülü yoktur."

Bunlar, bu memlekette geçer akçe değildir. Bu memleketi ancak, Türk milletinin iradesi sevk ve idare eder.

Şimdi muhterem arkadaşlar, böyle bu neviden mücadele usulleri berta­raf edildiği takdirde, herkes kendi hakkına ve kendi kaderine rıza gös­termek ve tolerans zihniyetine sahip olarak Mecliste konuşmak, dâva­sını müdafaa etmek, taleplerini ileri sürmek suretiyle makul ve makbul bir mücadele tarzına avdet edilmiş olur.

Çünkü biz kendi şahsî işlerimizi idare ediyor değiliz. Biz milletin bize verdiği kutsî bir vazifeyi ifa etmekteyz. Bir memleketin sevk ve idare­sindeki müşkülâtı, tehlikeleri, müsbet ve menfi durumları, uzun zaman iş başında bulunmuş, mesuliyet deruhte etmiş ve zaman zaman içi yan­mış bir insan olarak muhterem İsmet İnönünün daha iyi anlıyacağına eminim. Böyle bir anlayışın mevcut olması şartı ile ve demokratik bir zihniyete uygun olarak teşriki mesaiden çekinmeyiz. Ama bir rüzgârın kayalar üzerinden parçalar koparması şeklindeki zorlamaların, memle­keti emniyetsizliğe ve tehlikelere mâruz bırakmak neticesini doğuraca­ğını bildiğimiz için, bu şekildeki gayretlere karşı olan tedbirlerimiz el­bette ki ona göre alınacaktır.

Arzum bundan ibarettir, arkadaşlarım.

Mütaakıben reis, Meclis müzakerelerinin alenî oldunu, radyonun bu müzakereleri neşretmesi icraî bir mahiyeti haiz bulunduğunu, bu ba­kımdan verilen takririn dahilî nizamname hükümleri gereğince ancak bir temenni takriri olarak okutmakla iktifa olunabileceğini belirtti.

Bu sırada usul hakkında söz isteyen diğer bir hatibe, usul hakkında da­ha evvel konuşulduğu için reis söz vermedi, Diyarbakır mebusu Yusuf Azizoğlu (Hür. P.), riyasete hakaret mahiyetinde bir söz sarf ettiği ve sözünü geri almadığı için kendisinin iki celse müddetle Meclis içtimalarına iştirak etmemesi reye konularak kabul edildi ve Yusuf Azizoğlu, salondan ayrıldı.

Hürriyet Partisi Meclis Grupu adına yapılan konuşma:

Daha sonra Hürriyet Partisi Meclis Grubu adına Kocaeli mebusu Ek­rem Alican kürsüye geldi ve uzun konuşmasına başladı.

Ekrem Alican, bütçe gerekçesinin bütçeye vuzuh vermek için değil bi­lâkis vuzuhsuzluk yaratmak için kaleme alındığını ileri sürdü. 1954, 1955 ve 1956 yılı bütçelerinin açıkla kapanmış olduğunu iddia etti. Bu durumda, 1957 bütçesinin denk bütçe telâkki edilmesine imkân olma­dığını söyledi. Tasarrufla hareket edilmediğini kaydetti. Nitekim yeni bütçede memur maaşları yekûnunun carî masrafların yüzde altmışına vardığını ifade etti.

Hürriyet Partisi sözcüsü bu arada iktidar partisi liderlerinin antide­mokratik icraata giriştiklerini ileri sürerek maddî refahın, asıl hürri­yet ve demokrasi rejimleri içinde yaratılabileceğini söyledi.

Hürriyet Partisi sözcüsü bir sözünü geri aldı:

Ekrem Alican bu arada bazı partizan gayri mesul şahıslara «evvelâ maddî kalkınma, sonra hürriyet» şeklinde bazı totaliter edebiyat nu­muneleri verdiğini söyledi ve daha sonra şöyle dedi:

Dünyanın bugüne kadar geçirdiği asırlar boyu tecrübeler ispat etmiştir ki, çeşitli diyarlarda, evvelâ iktisadî kalkınma sonra hürriyet diyerek, istibdat zihniyetinin uşaklığını yapanlar, büyük menfaat gruplarının büyük suiistimal şebekelerinin bedbaht âletleri veya ortakları oldukla­rını, gizli bırakmak imkânını hiç bir zaman bulamamışlardır.

Kocaeli mebusunun bu sözleri, Büyük Millet Meclisinde şiddetli ve sü­rekli protestolara sebebiyet verdi. Hatipten kirni ve hangi hâdiseyi kasdettiği soruluyor, Ekrem Alican bu sözlerini tavzihe ve geri almaya da­vet olunuyordu. Bu sözlerin Büyük Millet Meclisinde, Demokrat Parti grupuna, iktidara bir hakaret teşkil ettiği üzerinde ısrar edilmekte, Ek­rem Alicandan tavzihi derhal yapması isteniyordu.

Ekrem Alican, bu gibi sözlerin parti kongrelerinde söylenmiş olduğunu ileri sürmek niyetinde göründü ise de kendisine derhal meclisin parti kongresi olmadığı cevabı verildi. Bunun üzerine Ekrem Ali Can, «hiç bir arkadaşıma bir tariz kasdım yoktur» dedi ve bu sözleriyle bir çe­şit zihniyetin müdafilerinden umumî şekilde bahsetmek istediğini ilâve etti. Bu misali kimden vermekte olduğu ve bunun bir kasid taşıdığı "kendisine şiddetle hatırlatıldı. Ekrem Ali Can, bunun üzerine bir ha­karet olarak kabul edilen bu sözleri ve bahsi geçen cümleyi topluca geri aldığını bildirdi.

Hürriyet Partisi sözcüsünün müteakip beyanatı:

Protestoların durması üzerine de konuşmasına devam ederek çeşitli istihsal kollarında 1954 yılından itibaren bir duraklama ve gerileme hareketi müşahede edildiğini,, ifade etti. Dış ticaret mevzuunda, konu­şan Ekrem Ali Can, 1956 yılında düşüklüğün görüldüğünü, dış ticarette açık mevcut olduğunu ileri sürdü ve bu arada fiyat hareketlerinden ve Millî Korunma Kanunu tadilâtı mevzularından bahsetti. Büyük yatı­rımlardan verimli neticeler alınmadığını söyledi.

Ekrem Ali Can, daha sonra yapılan fabrikalardan, barajlardan ve si­lolardan bahsetti ve bunların da verimliliğinden şüphelerini bildirdi. Bundan sonra para politikası ve idarenin merkeziyetçiliği üzerlerinde durdu.

Müteakiben konuşmasını siyasî rejim mevzuuna ve hükümet progra­mına getirdi. Bu arada seçim, matbuat ve toplantı ve gösteri yürüyüş­leri kanunlarının yeniden gözden geçirilmesi icap ettiğini ifade eyledi. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir kurucu meclis gibi faaliyette bu­lunmasına imkân hazırlamak lâzım geldiğini söyliyerek konuşmasını tamamladı.

Demokrat Parti Grup Başkanının beyanatı:

Hürriyet Partisi sözcüsünün beyanatını bitirmesi üzerine, Demokrat Parti Grubu Başkanı Giresun Mebusu Hayrettin Erkmen, hatibin ko­nuşmasında Demokıat Parti grubuna sataşma bulunması sebebiyle söz istedi. Reis, bu talebi reye koydu ve talebin kabulü üzerine Hayrettin Erkmen kürsüye geldi ve dedi ki:

«Ekrem Ali Can 1957 bütçe lâyihası üzerinde grubunun görüşünü ifade ederken grubumuza sataşmıştır. Beyanatının burada okuduğu metnini daha evvel gazetecilere vermiş olduğundan, tam metni şimdi huzuru­nuzda okuyacağım. Bu metin, Ekrem Ali Can'm hem maksadığmı, hem de şimdi kendisine terettüp eden vazifeyi ortaya koyacaktır. Bu arkadaşlarımız her istediklerini yapmak iktidarında değildirler. Bu kürsüyü kötü maksatlara kullanamazlar. Metindeki başlık şudur: «Evvelâ iktisadî kalkınma sonra hürriyet diyen istibdat zihniyetti uşaklar»

Hayrettin Erkmen, müteakiben Ekrem Ali Çan'ın daha evvel red ha­reketlerine ve şiddetli protestolara sebep olmuş bulunan cümlelerini okudu ve şöyle devam etti:

Bu metinden kimleri kasdettiğinin anlaşılamıyacağı iddiasındadır. Fakat insan böyle bir cümleyi söylerken, maksadını da açıkça ifade eder. Burada bütçe üzerinde konuşulurken mevzuun içinde olmak ve bütçenin tatbikatı ile alâkalı beyanlarda bulunmak iktiza ever. Eğer bahis mevzuu cümledeki fikir arkadaşımızın zihninde mevcut değilse, bu cümlenin, okuduğu metinde de bulunmaması iktiza ederdi. Eğer maksadı suiistimaller bulunduğunu ifade etmekse bunu açıkça ifade etmesi gerekir. Karanlık ifadeler arkasında ufukları karartmağa te­şebbüs etmez. Ben kendisini tanırım. Namuslu insanlara terettüp eden vazife, suiistimale muttali oldukları zaman onu açıkça bildirmek ve takibi imkânını vermektir. Eğer Ekrem Ali Çan'ın şu beyanatı altın­da yatan bilgileri varsa onu burada ifade etmeğe mecburdur. Kendi­sine biraz evvel ifade ettiğim namusluluk sıfatı onu buna mecbur eder. Ekrem Ali Can bildiklerini bu kürsüden ifade etsin. Bizim için de o za­man Ekrem Ali Çan'dan, eğer hakikaten bu memlekette suistimal var­sa, bunları öğrenmek ve vazifemizi yapmak imkânı hasıl olur.

Bu ifadelerin altında yatan bilgileri varsa, burada bunları açıklamağa kendisini tekrar tekrar davet ediyorum. Verecekleri bu malûmat üze­rine bizim de vereceğimiz ve cevaplar bulunacaktır.

Bundan sonra kürsüye gelen Ekrem Ali Can bundan evvelki tavzih yollu ifadelerini tekrarladı. Yapılan ısrarlara rağmen bahis mevzuu cümleyi tekrarlamaktan kaçındı. Sözlerini tavzih ettiğini, geri aldı­ğını, muayyen herhangi bir hâdiseyi kasdetmediğini, tarihten ve prensiplerden bahsettiğini söyledi ve bir kere daha sözlerini geri aldığını tasrih ederek kürsüden indi.

Giresun Mebusu Hayrettin Erkmen yeniden söz aldı ve Ekrem Ali Çan'ın filvaki bu cümleleri geri aldığını evvelce de söylemiş olduğunu, fakat bununla meselenin bitmediğini, sözlerin geri alınması ile beyan­larının zabıttan çıkarılması ayrı ayrı şeyler olduğunu kaydettikten sonra devamla dedi ki:

«Ekrem Ali Can, bu sözlerinin tarihe ait olduğunu ilân ediyor. Fakat bu cümleleri okuyan da, söyleyenin başka bilgilere de sahip olabileceği kanaati uyanabilir. Binaenaleyh bizim istediğimiz, arkadaşın bilgile­rini burada Büyük Millet Meclisine arzetmesidir. Sözlerimi geri aldım demekle birşey bilmediğini zımnen ifade etmiş oluyor. Yani kendisinin muttali olduğu bu gibi hususat yoktur. Sadece politik bir maksatla bu cümleleri sarfetmiş olduğu anlaşılıyor. Eğer bildiği bir husus yoksa ifade ettiği fikir de mevcut değildir. Halen kendisine düşen vazifeyi yapmamış ve bunu belirtmemiştir. Biz de dâva hakkımızı mahfuz tu­tuyoruz.»

Başvekilin sözleri:

Daha sonra Başvekil Adnan Menderes söz aldı ve şöyle dedi:

«Bir noktanın tavazzuh etmesi lâzım geldiği anlaşılıyor. Tenkid kisvesi altında isnatta bulunan hatip, bu sefer açık beyana davet olununca birşey bilmediğini anlatarak sözlerini geri aldı. Bu halde sözleri zabıt­lardan çıkarmağı mı, yoksa sözlerin zabıtlarda kalmasını mı tazammun edecek, bu noktayı vuzuha vardırmak lâzımgeliyor. Bu iki şıktan birisi vârid olabileceğine göre, meselenin mahiyeti ve rengi de değişir. Bir hatip, burada karşınıza gelecek sözde tenkid ve fikir kisvesi altında manevî şahsiyetten hükmî şahsiyete muzaf olmak üzere cümlenize bir­den isnadda bulunacak, sonra zor karşısında, sözümü geri aldım, di­yecek, ama bunlar zabıtta kalacak, hâdise böyle ise bunun üzerinde mutlaka durmak lâzımgelir. Bu kürsü, gayrimeşrû emellere âlet edilemez.»

İfadelerin zabıttan çıkarılması takriri:

Başvekil müteakib, Hürriyet Partisi Meclis Grubu Başkanı Burdur Mebusu Fethi Çelikbaş, dahilî nizamname üzerinde görüşmek üzere söz aldı ve mebuslara tatbik edilecek cezaî müeyyideler etrafında ko­nuştu. Nizamnamede zabıttan çıkarılma hakkında bir kayıt bulunma­dığını söyledi.

Bu arada reis, Burdur Mebusu Mehmet Özbey tarafından verilen ve Ekrem Ali Çan'ın ifadeleri arasındaki hakaret sayılacak sözlerin za­bıttan çıkarılmasını teklif eden takriri okuttu ve bunu reye koymiyacağını söyledi. Şiddetli gürültüler oldu. Hakaret sözlerinin zabıttan çıkarılması isteniyor, meselenin kapanmamış olduğu' bildiriliyor, te­amül mevcut olduğu hatırlatılıyordu. Usul hakkında söz isteyen Ay­dın Mebusu Necati Celim «burada cereyan eden müzakereler esnasın­da, Ekrem Ali Can, bütçe üzerindeki mütalâalarını beyan ederken öyle bir iddiada bulundu ki, gösterilen büyük heyecan karşısında ken­disi de çekinerek tekrar etmesi istenildiği halde bu sözleri tekrar edemedi. Kendisinin bile tekrarından çekindiği bir ifadenin, böyle bir id­dianın zabıtlarda durmasına imkân yoktur ve bu tâbirlerin zabıttan çıkarılmasında İsrar etti.

eis, bu husustaki riyaset kararının tebliğ edilmiş olduğunu söyledi. Şiddetli gürültüler ve protestolar arasında celseye son verildi.

Büyük Millet Meclisi, alman karar gereğince, bütçe müzakereleri mü­nasebetiyle, yarından itibaren Cumartesi ve Pazar günleri de dahil ol­mak üzere her sabah 10'dan 13'e ve öğleden sonra 15'ten 20'ye kadar toplanacaktır.

Maliye Vekili Hasan Polatkan tarafından Büyük Millet Meclisinde irad edilen 1957 bütçe nutku :

Muhterem arkadaşlar,

Teşkilâtı Esasiye Kanununun 94'üncü maddesi hükmüne uygun olarak 30 Kasım 1956 tarihinde yüksek meclise sunulmuş olan 1957 malî yılı muvazeneî umumiye ve mülhak bütçe kanun lâyihaları ile bunlara merbut cetveller, bütçe encümeninizin itinalı ve etraflı tetkikleri ne­ticesinde daha da tekemmül ederek yüksek huzurunuza gelmiş bulun­maktadır.

Maruzatıma başlamadan evvel, bütçe encümeninin iki aydan fazla devam eden feragatli, titiz ve vukuflu çalışmaları sonunda teklifleri­miz üzerinde yapılan tâdil, ilâve ve tenzillere hükümetinizce de iştirak olunduğunu arz ve yüksek huzurunuzda muhterem encümene teşek­kürlerimi ifade etmek isterim.

1957 bütçesi üzerinde umumi müzakerelerin açılması münasebetile, yüksek heyetinize vereceğim izahat üç kısımdan terekküp edecektir.

Maruzatımın birinci kısmında, 1957 malî yılı bütçesinin hazırlandığı tarihlerdeki iç ve dış iktisadî ve malî hâdiseler toplu olarak gözden geçirilecek, ikinci kısmında bütçe lâyihalarının umumî bir tahlili ya­pılacak, üçüncü kısmında ise, Demokrat Parti iktidarı zamanında, memleketimizin iktisadî kaynaklarını geliştirmek, milletimizin istih­sal ve gelir kudretini arttırmak maksadı ile, başta ziraat, enerji, sa­nayi, madencilik, münakale işleri olmak üzere, müterakki bir millet hayatının gerektirdiği türlü iş ve istihsal sahalarına yapılan geniş sermaye yatırımları ve bu yatırımlardan şimdiye kadar elde edilen neticeler arzolunacaktır.

Bütçe Encümeni tarafından yapılan değişikliklerden sonra, 1957 malî yılı devlet bütçesinin tahsisat teklifleri yekûnu 4 milyar 6 milyon 672 bin 859 liraya, gelir tahminleri de keza 4 milyar 6 milyon 672 "bin 859 liraya baliğ olmaktadır. Mülhak bütçeli idarelere ait bütçelerle birlikte tahsisat teklifleri 4 milyar 144 milyon 355 bin 781 lirayı bulmaktadır.

Diğer taraftan 1957 bütçesinin de iktidarımız devrindeki son 6 yıllık bütçelerin taşıdığı yapıcı vasıflarla huzurunuza geldiğine ve tıpkı on­lar gibi, kavradığı hizmet sahalarının şümul ve mahiyeti itibarile malî tarihimizde çok ileri bir merhaleyi, şimdiye kadar ulaşılmamış yüksek bir inkişaf seviyesini temsil ettiğine işaret etmekten büyük bir haz ve memnuniyet duymaktayım.

Bu muvaffak neticenin istihsali, hükümetinizin iktidara geldiği tarih­ten itibaren büyük bir azimle takip etmekte bulunduğu iktisadî ve malî politika ve bu politikanın aziz milletimizce benimsenmesi saye­sinde mümkün olmuştur.

İktisadî ve malî politikamızın esaslarını, elde ettiğimiz her yeni im­kânı, memleketin tabiî ve beşerî kaynaklarını azamî nisbette geliştire­cek sermaye yatırımlarına tahsis etmek suretile her sahada istihsali ve millî geliri arttırmak, pazarlarımızda mal ve hizmet arzını çoğalt­mak, milletimizin refah seviyesini yükseltmek ve memleketimizi en medenî ve müterakkî memleketler mertebesine ulaştırmak hususun­daki azim ve kararımız teşkil etmektedir.

İktidara geldiğimiz tarihten bugüne kadar iktisadî kalkınma yolunda katettiğimiz mesafeler yarının daha büyük ve daha müreffeh Türkiye'­sine, çok daha geniş imkânlara sahip bütçelerle hizmet etmenin müm­kün olacağına bizi inandırmaktadır.

Muhterem arkadaşlar,

Bir millet iktisadiyatını, münasebette bulunduğu ekonomilerin şartla­rından ve umumiyetle dünya konjonktüründen tecrit ederek mütalâa etmeye imkân olmadığı malûmdur.

Bu itibarla memleketimizdeki iktisadî durumu arz ve izaha geçmeden evvel dünya ekonomisinin kaydetmekte bulunduğu temayülleri kısaca gözden geçirmek isterim.

İkinci Dünya Harbinin sonu ile Kore harbi arasındaki devre, yüksek malûmunuz olduğu veçhile, harpten zarar gören milletlerin mâruz kaldıkları maddî kayıpların telâfisi gayretlerile, harbin tevlit ettiği iç­timaî ve siyasî meselelerin halli mücadelesi içinde geçmiştir.

Bu devrede, Birleşik Amerika'nın hür dünya milletlerine doğrudan doğruya, yahut milletlerarası teşekküller kanalı ile yaptığı büyük yardımların bir çok dâvaların hallini temin ettiğini bir kere daha te­barüz ettirmek yerinde olur.

Bu yardımlar sayesinde bilhassa Batı dünyasına mensup milletler is­tihsallerini harpten evvelki seviyelerinin çok üstüne çıkarmak imkâ­nını da elde etmişlerdir.

Kore harbinin zuhuruna tekaddüm eden gerginlik ve onu takip eden harp ve intizar devresinde ham maddelere olan ihtiyacın artması, bu maddeleri istihsal eden memleketler lehine fiat tereffüleri tevlit et­miş ve milletlerarası ticaret hadlerinin ziraat ve ham madde müstah­sili memleketler lehine seyretmesine âmil olmuştur. Filhakika, bu devrede ham madde müstahsili memleketler ihracatlarını miktar ve kıymet olarak geliştirmek suretile dış ticaretlerinde nisbeten elverişli bir durum sağlamak imkânını bulmuşlardı.

Kore harbinin nihayete ermesi ve siyasî gerginliğin hafiflemesi netice­sinde, umumî talep hacmi eski şiddetini kaybettiği için belli başlı ham madde fiatlarının da ehemmiyetli tenezzüller müşahede olunmuştu. Bu hal ticaret hadlerini tekrar ziraat mahsulleri ve ham madde istihsal eden memleketler aleyhine döndürdüğünden ham madde müstah­sili memleketler yeniden dış tediye güçlüklerine mâruz kalmışlardır.

Buna mukabil ileri sanayi memleketlerinin iktisadî inkişafları devam etmiş, içtimaî huzursuzluklar büyük ölçüde azalmıştır. 1954 yılında menşei Birleşik Amerika olabilecek bir iktisadî gerilemeden endişe edilmiş ise. de, alman yerinde tedbirler sayesinde bu endişenin tahak­kuk etmediği ve müteakip yılda Birleşik Amerika ve diğer ileri mem­leketlerde istihsal ve istihlâk rakamlarının bir rekor seviyesine ulaş­tığı görülmüştür.

Bu hususta bir fikir vermek maksadı ile, muhtelif memleketlerdeki ziraî ve sınaî istihsal endekslerinin bahis mevzuu yıllarda takip ettiği seyir hakkında malûma arzetmek isterim.

Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ziraî istihsal endeksi 1950  1951 yılı 100 itibar edildiği taktirde, 1954  1955 devresinde İtalya ve Avus­turya'da % 6, İngiltere'de % 8, Hollanda'da % 11, Almanya ve İspan­ya'da %   16 nisbetinde yükselmiştir.

Sınaî istihsale gelince, aynı mahazlara göre 1950 senesi 100 itibar edil­mek suretile sınaî istihsal endekslerinde, 1955 yılında İngiltere'de % 20, Amerika'da % 24, Kanada'da % 26, Fransa'da % 37, İtalya'da % 50, Avusturya'da % 56, Almanya'da ise % 79 nisbetinde artış mü­şahede olunmuştur.

1956 yılında da hemen bütün memleketlerde sınaî ve ziraî istihsal art­makta devam etmiştir. Ancak ziraî madde ithal eden bazı ileri sanayi memleketlerinin ziraî istihsali teşvik ederek kendi ihtiyaçlarını kısmen olsun dahilden karşılamaya çalışmaları, ziraî mahsul ihracatçısı mem­leketler için yeni zorluklar tevlit etmeye başlamıştır.

Sınaî istihsalde son iki senedeki artık nisbeti 1953 1954 yıllarına na­zaran daha sür'atli olmuş ve Amerika'da % ll'i, Avrupa'da % 9'u bulmuştur.

Bu suretle gerek Amerika, gerek Avrupa için 1955 senesi bir refah yılı olmuş buna muvazi olarak umumiyetle işsizlik azalmış ve işçi ücretleri yükselmiştir. Bu yükselme Fransa'da % 12'yi, İsveç, Avusturya, Fe­deral Almanya, İngiltere, Japonya ve Amerika'da da % 5'i tecavüz etmiştir.

Diğer taraftan toptan eşya fiat endeksleri ile geçinme endekslerinde de artışlar müşahade olunmuştur.

1954ve 1955 yılları sonu itibarile Birleşik Amerika'da ücretlerin  %   6
artmasına mukabil toptan eşya Hatlarındaki artış %   1 nisbetinde kaî
mış, geçinme endeksleri ise değişmemiştir.

İngiltere'de ücretler % 7, geçinme endeksi % 6, toptan eşya fiatları da % 5 nisbetinde artmıştır.

1955ve 1956 yıllarında bir kısım memleketlerde enflâsyonist tazyiklertesirlerini hissettirmeye devam etmiş ise de takip edilen elâstikî para politikası ve isabetli malî politika sayesinde istihsalin düşmesine, işsiz­liğin artmasına mâni olunabilmiştir.

Ekonomik şartlan yakından takip etmeyen, seyyaliyetten uzak bir pa­ra ve kredi politikasının veya deflâsyonist bir tatbikatın, istiksale ve iktisadî gelişmeye ika ettiği zararların anlaşılmış bulunmasının bu mevzuda büyük faydalan görülmüştür. Bir çok memleketlerde istihsal ve iş hacminde kaydedilen artışlarla müterafik olarak ortaya çıkan aşırı talepleri tahdit maksadına matuf tedbirler ve bu cümleden olmak üzere reeskont hadlerinin yükseltilmesi ve banka kredilerinin tanzim ve murakabesi faydalı birer unsur olarak tatbikatta hükümetlerin yar­dımcısı olmuşlardır.

Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da, milletlerarası mübadele vasıtası olarak dolar, dünya ticaretinde ve tediye muvazenesi sahasında ehem­miyetini muhafaza etmiştir. Biraz önce temas ettiğim veçhile ham madde ihracatçısı memleketlerin bir çoğunda dış tediye güçlüklerinin devam ettiğini görüyoruz. Bunda, mezkûr memleketlerin sattıkları malların fiatlarındaki düşüşün ve satın aldıkları malzeme ve teçhizata ödedikleri bedellerdeki yükselişin büyük rolü olmuştur. Buna, muka­bil sanayi memleketlerinin altın ve dolar rezervelerinde ehemmiyetli artışlar vukua gelmiştir.

Şu ciheti bilhassa arzetmek isterim ki, sanayi memleketlerinin mamul madde ithalâtı nisbet itibarile, ham madde ithalâtına nazaran daha fazla bir artış kaydetmiştir. Nitekim 1955 senesinde dünya ticareti içinde mamul madde ithalâtının artış nisbeti %1618 olduğu halde, diğer maddeler ithalatındaki artış,  %  10ll'den ibaret kalmıştır.

Bu vaziyet sanayi memleketlerinin birbirleri ile olan ticaretinin daha büyük bir gelişme kaydettiğini göstermektedir. Filhakika kıymet iti­barile sanayi memleketlerinin bir birlerile olan ticareti % 1819 nisbetinde tezayüt ederken ham madde müstahsili memleketlerle ticaret­leri sadece % 67 nisbetinde artmıştır. Bu nisbetler ticaret hadlerinin ham madde müstahsili memleketler aleyhine ne kadar bariz bir surette döndüğünü göstermektedir. Hakikaten sonra senelerde bu nevi mem­leketlerin dünya ticaret hacmindeki hisselerinde ehemmiyetli bir düş­me temayülü müşahade edilmektedir. Bu temayül umumiyetle:

 Umumî istihlâk içinde gıda maddelerinin arzettiği ehemmiyetin,
nisbet itibarile azalması,

 Sentetik maddelerin aslî maddeler yerine ikâmesi,

 Sanayi memleketlerinde ziraî istihsalin gelişmesi, gibi sebeplerle
izah olunmaktadır.

Bu müşahadeler biraz önce temas etmiş olduğum veçhile, iktidarımı­zın takip etmekte olduğu sür'atli cihazlanma ve sanayileşme politika­sının ne kadar hayatî bir sebebe dayandığını ve isabetli olduğunu gös­termesi bakımından bilhassa dikkate şayandır.

Muhterem arkadaşlarım,

Son zamanlarda en önemli siyasî ve iktisadî hâdiselerin Orta Şark'ta cereyan etmekte olduğu yüksek malûmunuzdur.

Ağustos ayı başlarında ortaya çıkan ve Kasım ayında had bir safhaya giren Süveyş hâdiselerinin ve Orta Şark buhranının, sulhçu yollarla ve memnuniyet bahş bir şekilde hal yoluna girmiş olmasına rağmen bir çok memleketlerde kendini şiddetle hissettiren petrol ve UzakŞark menşeli ham madde darlığının daha bir müddet devam edeceği söy­lenebilir.

Sür'atle alınmış ve alınmakta olan siyasî ve iktisadî bir seri tedbir­lerle mevcut müşkülâtın zamanında önleneceğini ümit etmekte ve OrtaŞark milletlerinin hayatî menfaatlerini geçici tâvizlere feda etme­yecek basireti göstereceklerini, bu suretle OrtaŞarkın yakın bir atide lâyık olduğu huzura ve bu iklimin getireceği refaha nail olacağını sa­mimiyetle ummaktayız.

Bu vesile ile Süveyş Kanalının kapanmış olmasından dolayı bilhassa Avrupa memleketlerinde şiddetli bir petrol darlığının baş gösterdiğini ve bu yüzden birçok sanayi tesisleri ile elektrik santrallerinin durmak tehlikesi geçirdiğini tebarüz ettirmek yerinde olur.

Bundan, başka kauçuk, yün, jüt, kalay, çinko gibi belli başlı sanayi ham maddeleri ile çay ve diğer UzakŞark menşeli malların da Garbî Avrupaya şevkinde aksaklıklar vukua gelmiştir.

Dünya hâdiseleri hakkındaki maruzatıma son vermeden önce, iktisadî meselelerin hal ve tedvirinde Avrupalılık şuurunu gözden uzak tutmak istemeyen bazı milletlerarası teşekküllerin, dikkatle takip etmekte ol­duğumuz «Avrupa serbest mübadele bölgesi» teşebbüsünü ele almış bulunduklarına işaret etmek isterim.

Muhterem arkadaşlar,

Dünya ekonomisinin içinde bulunduğu şartların bu kışa tahlil ve iza­hından sonra 1957 malî yılı bütçe lâyihasının hazırlandığı sırada, memleketimizdeki iktisadî ve malî şartlarla, takip etmekte olduğumuz iktisadî kalkınma politikasının ana hatları hakkında malûmat arzetmek isterim.

A) Para, kredi ve mevduat:

Yüksek heyetinizin malûmu olduğu üzere, iktidara geldiğimiz günden beri memleketin iktisadî kalkınma dâvasını süratle tahakkuk ettirmeyi bir gaye olarak ele alan hükümetleriniz, o güne kadar kendi haline terkedilmiş bulunan millî kaynaklarımızı seferber etmek büyük ser­maye yatırımları yapmak suretiyle istihsali teşvik etmek ve arttırmak hedefini gütmüştür.

Bu esastan hareket eden iktidarımız muhtelif istihsal kollarını, lüzum­lu istihsal vasıtaları ile teçhiz ederek iktisadî potansiyelimizi ileri eko­nomiler mertebesine çıkarmak maksadına matuf olan yatırımları ya­parken, millî ekonomimizin hayatiyet ve selâmetini muhafaza gayesiyle her türlü enflasyoncu veya deflasyoncu tesirlere karsı Türk parasının kıymetini korumayı daima ilk plânda düşünmüş ve lüzumlu tedbirleri gecikmeden ittihaz etmiş bulunmaktadır.

Bu isabetli para politikası sayesinde emisyon hacminin  muhtelif is­tihsal sektörlerinde memnuniyetle müşahede olunan inkişafa muvazi bir seyir takip etmiş olduğunu ve bu sevirin gayri safi millî hasılatının artışı ile mütenasip ve muvazi bulunduğunu belirtmek isterim.

Hükümetlerinizin takibetmekte bulunduğu aynı basiretli politika sa­yesinde istihsal faaliyetlerinin en esaslı yardımcı menbalarından biri olan kredi sahasında da feyizli gelişmeler kaydedilmiştir.

Filhakika, memleketimizin. uzun yıllar boyunca âtıl bırakılmış istih­sal kaynaklarının harekete geçirilip işletmeye açılmasını, iktisadî poli­tikasının ana prensibi olarak kabul etaniş olan iktidarımız, istihsal sek­törlerinin lüzumlu kredilerle teçhizi mevzuunu da lâyık olduğu ehem­miyetle ele almış ve bu maksatla daha ilk günden itibaren sermaye terakümünü temin edecek ve bankalara vâki tevdiatı yükseltecek bir politika takip etmiş bulunmaktadır.

Banka kredilerinin seyrini yıllık rakamlara müsteniden tetkik ettiği­miz taktirde kredi sektörlerindeki inkişafı yakından müşaheme etmek mümkün olacaktır. Nitekim,

Banka kredilerinin umumî yekûnu 1950 takvim yılı başında, 1 milyar 331 milyon liradan ibaret iken, halen bu miktar 6 milyar 697 milyon liraya yükselmiştir.

Banka kredilerinde kaydedilen bu umumî gelişme içinde bilhassa ziraî ve sınaî kredi hacminde vukua gelen inkişaf üzerinde durmak lâzımdır. Filhakika, iktidarımızdan önce ziraatimiz diğer âmillerden başka bir de kredisizlik yüzünden atalet ve cılızlığa mahkûm kılınmıştı. 1950 Mayısında 324 milyon liradan ibaret olan ziraî kredilerin yekûnu, an­cak takip ettiğimiz isabetli kredi politikası sayesindedir ki 31 10 1956 tarihinde 1 milyar 732 milyon liraya yükselmek suretiyle beş mislini tecavüz etmiştir.

Sanayi kredisine gelince, bankalarımızın açtıkları ticarî kredilerden 1 milyar 700 milyon liralık kısmının sanayide kullanılan kredilere ait ol­duğu son defa yapılan bir anketle de teeyyüt etmiş bulunmaktadır.

Ayrıca, smaî kalkınma bankasının hususî müteşebbislere açtığı 162 milyon liralık orta vadeli sanayi kredileri üs amortisman ve kredi san­dığının iktisadî devlet teşekküllerine keza yatırım sermayesi olarak açtığı orta ve uzun vadeli kredilerin yekûnu olan 450 milyon lira da bu miktara ilâve edildiği taktirde, sanayi sahasına açılan kredilerin halizahir yekûnunun 2 milyar 500 milyon lirayı bulduğu anlaşılmış olur.

1950 den önceki yıllarda banka kredileri arasında sanayiye tahsis edil­miş bir miktar bulunup bulunmadığını gösteren hiç bir rakam mev­cut olmadığından bir mukayese yapmak da mümkün değildir. Ancak 1949 senesi sonuna ait istatistiklerde ziraî krediler ile inşaat kredileri dışında kalan ve ticarî krediler unvanı altında toplanan bütün kredi­lerin umumî yekûnu 915 milyon liradan ibaret bulunduğuna göre bun­dan bir kısmının sanayiye tahsis edilmiş bulunduğu kabul edilse dahi, bu miktarın son derecede düşük ve kifayetsiz olduğu görülecektir.

Bu mevzudaki maruzatıma nihayet vermeden önce şunu da belirtmek isterim ki, hükümetinizce banka kredileri teşvik edilirken bunların zararlı şekilde kullanılmasından doğacak mahzurların önlenmesi hu­susu da dikkatle göz önünde tutulmuştur. Filhakika, banka kredileri­nin bir taraftan spekülatif maksatlarla gayri müsmir sahalara tevcih

edilmesine mâni olmak ve mümkün olduğu kadar selektif bir kredi po­litikası tatbik etmek, diğer taraftan memleketin iş ve istihsal hacmi­nin icapları ve ihtiyaçları gözönünde tutularak kredileri sektörle.r, mevzular ve neviler itibariyle ayarlamak maksadı ile «banka kredile­rini tanzim komitesi» kurulmuş ve zamanında alman isabetli kararla­rın müsbet neticeleri görülmeye başlamıştır.

Ayrıca hükümetiniz faiz mevzuunu, dünya tatbikatını da göz önünde tutarak, memleket ekonomisinin icaplarına uygun bir şekilde yürüt­mek üzere yüksek meclisten selâhiyet istemiş bulunmaktadır.

Bu husustaki lâyiha kanunlaştığı taktirde konjonktürün, ikraz ve is­tikraz muamelelerinin, para ve kredi politikasının lüzum gösterdiği elastikiyet temin edilmiş olacaktır.

Banka kredilerinin artışı, hiç şüphe yok ki, millî gelirin yıldan yıla yükselmesi neticesinde imkân dahiline giren tasarruflardan mütevel­lit mevduat artışı ile yakından ilgilidir.

Filhakika biraz sonra arzedeceğim veçhile iktisadî kalkınma mevzuun­da sarfedilen büyük gayretler sayesinde millî gelir hızla inkişaf etmiş ve aynı zamanda fert başına düşen yıllık vasatı gelir yükselmiş bu­lunmaktadır. Bu inkişafa muvazi olarak, yapılan tasarruflar da her sene süratle artmak suretiyle bankalardaki mevduat miktarı bugünkü seviyesine ulaşmıştır. Nitekim bankalardaki umumi mevduat hacmi 1949 senesi sonunda 989 milyon liradan ibaret iken halen % 358 nisbetinde bir artışla 4 milyar 533 milyon liraya yükselmiştir.

Para ve kredi sahasında takip olunan politikanın ve umumî mevduat hacmindeki müsbet inkişafların mahiyetine hakkiyle nüfuz edebilmek için millî gelirimizin vasıl olduğu seviye üzerinde durmak isterim,

B Millî gelir:

Millî gelir rakamlarının İstatistik Umum Müdürlüğünce, zaman za­man tablolar halinde neşredilmekte bulunduğu malûmunuzdur.

Millî gelirimizin son senelerdeki seyrinin tahlil ve izahına geçmeden önce, millî gelir hesaplarının bünyesi üzerinde bir nebze tevakkufta sıhhatli neticelere vusul bakımından fayda mülâhaza etmekteyim.

Memleketimizde millî gelir hesapları üzerinde ciddî çalışmalara ancak1951   yılında başlanmıştır. Halbuki bunların mütekâmil ve hatalarınınşayanı müsamaha bir hale gelebilmesi için oldukça uzun bir müdde­tin geçmesine zaruret vardır.

Millî gelir hesaplarımızda usul bakımından kabul edilen yol Avrupa İktisadî İşbirliği idaresinin tavsiye ve tamim ettiği bir   metoddur ki,1952 tarihini taşımakta ve memleketimizde 1954 yılında tatbik mevkinekonulmuş  bulunmaktadır.   Yani ancak  iki  yıllıkbir  maziye
maliktir.

Böylece millî gelir hesaplan üzerinde yapılan çalışmaların yeni olması, elde edilen rakamların muvakkat ve noksanlığı neticesini tevlid eyle­mektedir. Muhtelif sektörlere ait istihsal rakamları tamamen elde edil­meden, bulunan muvakkat rakamlar, daima noksanolmakta ve bu malûmat elde edildikçe rakamlar büyümektedir. Bunu bir misalle arzedeyim:

7 Mart 1952 tarihli birinci muvakkat rakamlara göre, carî fiyatlar üze­rinden 1949 millî geliri 8 milyar 101 milyon lira, olarak hesaplanmıştı. 20 Kasım 1954. tarihinde ikinci muvakkat rakamlara göre bu miktar yani yine 1949 yılma ait millî gelir, 8 milyar 811 milyon liraya çıkmış ve 10 Kasım 1955 tarihinde de 9 milyar 281 milyon lira olarak katileşmiştir ki, bu son rakam, ilk muvakkat rakamlara göre % 15 civarında bir fazlalık ifade eder.

Diğer yıllara ait gayri safi millî hasılat rakamları da buna benzer bir seyir takibetmektedir.

Halen hesabı yapılmış son yıl olan 1955 senesine aic rakamlar birinci muvakkat rakamlardır. Salim bir neticeye varabilmek için bunları ya 1949 yılma ait birinci muvakkat rakamlarla mukayese etmek yahutta 1955 rakamlarını nisfcû bir tezyide tabi tutarak 1949 yılma ait kafi ra­kamlarla karşılaştırmak gerekir.

Muvakkat rakamların yine muvakkat rakamlarla mukayesesi şu neti­ceyi vermektedir:

Carî fiyatlara göre gayri safi millî hasılat 1949 yılında 8 milyar 101 milyon liradan 1955 yılında 20 milyar 559 milyon liraya çıkmıştır. Ar­tış % 153,8 nisbetinde 12 milyar 458 milyon liradır. Başka bir tabirle 1949 yılındaki gayri safi millî gelirimiz 100, itibar edildiği taktirde 1955 yılında 253,8 seviyesine yükselmiş demektir.

Aynı mukayese sabit fiyatlara göre yapıldığı taktirde 1949 yılının ilk muvakkat rakamı olan 7milyar 430 milyon liraya karşılık 1955 yılının ilk muvakkat rakamı 6 milyar 920 milyon lira fazlası ile 14 milyar 350 milyon liradır. Endeks 1949 da 100 telâkki edildiği taktirde 1955 sene­sinde 193'e vasıl olmuş demektir.

İkinci hale göre, yani 1955 muvakkat rakamlarını 1949 da alman neti­celere göre tashih suretiyle mukayese yapıldığı taktirde ise, 1949 yılı­nın 9 milyar 281 milyon lira olan millî gelirini 1955 yılının tashih ne­ticesinde bulunacak olan 23 milyar 643 milyon lira ile karşılaştırmak gerekir ki bu taktirde de endeks cari fiyatlara göre 100 e karşılık 257,7 olarak bulunur.

Sabit fiyatlara göre ise bu endeks 183,8 dir. Bu mukayeseyi yaparken 1955 rakamlarının ikinci kurak yıla ait nisbeten düşük rakamlar oldu­ğunu da nazardan uzak tutmamak lâzımdır.

Her halükârda ve ne şekilde hesap edilirse edilsin, millî gelir hesapları­nın noksanlığına ve henüz mükemmel bir hale gelmemiş olmasına rağ­men, memleketimiz millî gelirinin iktidarımızın 56 senelik kısa bir çalışma devresinde en az bir misli arttığı neticesine varmamak müm­kün değildir. Halbuki eski iktidar zamanında 1938 1948 seneleri ara­sında geçen 10 yıllık devre zarfında millî gelirdeki artış sadece 1 milyar 699 milyon lira idi ve 10 yıla şâmil artış nisbeti de ancak % 20,9 dan ibaret bulunuyordu, nüfus başına isabet eden millî gelirde ise hemen hemen hiç bir tezayüt mevcut değildi.

Muhterem arkadaşlar,

Bu umumî mukayeseden sonra belli başlı istihsal sektörleri itibariyle kaydedilen inkişafı gözden geçirelim.

1  Ziraat:

Millî ekonomimizin en geniş sektörünü teşkil eden ziraatin, millî geliri­mizde bu genişlikle mütenasip bir mevki alması ve ekonominin diğer sektörleri ile muvazeneli bir gelir seviyesine ulaşması iktidarımızın ehemmiyetle gözönünde tuttuğu bir hedef olmuş ve bellibaşlı sahalara sermaye yatırımlarında, sanayiimizin geliştirilmesinde, bütçe, para, kredi, dış ticaret politikasının tedvirinde, bu prensip daima ve titizlikle hâkim kılınmıştır.

İktidara geldiğimiz tarihten beri alınan tedbirler sayesinde ziraî saha­da elde edilen neticelerin ne derecede azametli olduğu yüksek malû­munuzdur.

Filhakika 1951 senesinden itibaren çiftçimizin, traktör ve diğer mo­dern ziraat âlet ve makinaları ile teçhizi ve bilhassa küçük çiftçinin ka­ra sapandan ve kağnıdan kurtarılması suretiyle uzun yıllara mütevak­kıf bir tekâmülün çok kısa bir devre zarfında tahakkuk ettirilmiş ol­ması, ziraî istihsalin gelişmesinde başlı başına bir muvaffakiyet unsuru olmuştur. Bunun yanında iyi vasıflı tohumluk tevziatı çok büyük ölçü­de geliştirilmiş, ziraî mücadele, teknik ziraat bilgileri ve sun'i gübre kullanılması tamim edilmiş, ziraî kredi 1950 seviyesine nazaran 5 misli arttırılmış, muhtaç çiftçiye toprak tevzi işi ehemmiyetle ele alınmış, sulama tesisleri yapılmış, taşkın ve sellerden korunma tedbirleri alın­mış, istihsal mmtakaları her mevsimde geçit veren yollarla istihlâk merkezlerine bağlanmıştır.

Filhakika ziraî ekiliş sahaları 1946 1950 seneleri arasında, vasatı ola­rak 8 milvon 874 bin hektar iken iktidarımız zamanında alman ted­birler sayesinde, 1950 yılından itibaren muntazam ve devamlı bir artış kaydederek 1956 yılında 14 milyon 153 bin hektara ulaşmış ve memle­ketimizin ziraî istihsal kapasitesi bir misli arttırılmıştır.

1956 mahsûl yılının, hava şartları bakımından hububat için çok elve­rişsiz olmasına rağmen bu yıl istihsal edilen buğday mahsulü dahi 1946 1950 seneleri istihsal vasatilerine nazaran % 79 nisbetinde fazla bu­lunmaktadır.

Bu mukayeseyi eski iktidarın son senelerinin en müsait ve en gayri müsait yılları olan 1948 ve 1949 seneleri ile yaptığımız taktirde netice­nin ne derece lehte inkişaf etmiş olduğu daha bariz bir surette müşa­hede olunur.

Filhakika 1948 yılında 4 milyon 867 bin ton buğday istihsaline mukabil 1956 yılındaki buğday istihsali 6 milyon 500 bin tona yükselmiştir. El­verişsiz bir mahsul yılı olan 1949 yılında ise 2 milyon 516 bin 500 ton buğday istihsâl edilmesine mukabil 1956 da 6 milyon 500 bin ton is­tihsal olunmak suretiyle istihsalde 1949 yılma nazaran % 158 nisbe­tinde bir artış kaydedilmiş olduğu görülür.

Aynı inkişaf sınaî nebatlar istihsalinde de müşahede olunmaktadır. Bu nevi istihsalin, ziraî istihsalimizde işgal ettiği yer devamlı şekilde artmaktadır. Bu cümleden olarak pancar istihsalinde 1946  1950 senesi vasatisine nazaran % 176 nisbetini bulan büyük bir inkişaf kaydedil­miştir. Önümüzdeki yıllarda bu nisbetin daha da yükseleceğine mu­hakkak nazarı ile bakmak lâzımdır.

Diğer taraftan pamuk ekiliş sahası 19461950 seneleri arasında, vasatî olarak 300 bin hektar iken 1956 yılında 635 bin hektara, 19461950 vasatilerine göre pamuk istihsali de 78 bin ton iken 1956 da 168 bin tona yükselmiştir.

Bu inkişaf, endekslerle ifade edilecek olursa 19461950 vasatisi 100 itibar edildiği taktirde 1956 da ekiliş sahasının 211,6 ya, pamuk istih­salinin ise 214,5 e yükseldiği görülür. Bu rakamların şimdiye kadar memleketimizde elde edilen neticelere nazaran bir rekor teşkil ettiğini memnuniyetle ifade etmek isterim.

Hava şartlarının gayri müsait durumu yüzünden hububat istihsalinde meydana gelmiş bulunan azalma, tütün, üzüm, incir, fındık, pamuk gibi diğer ziraî mahsullerimizde elde edilmiş bulunan neticelerle telâfi olunmuş ve umumî ziraat istihsalimizdeki artış temposu 1956 yılında da devam etmiştir.

2  Sanayi:

Sanayi sahasındaki istihsal artışları da iftihara değer bir hızla devam etmektedir.

Filhakika son senelerde sanayi sektöründe de devamlı bir gelişme vuku bulmuş ve 1948 yılı 100 itibar edilerek sabit fiyatlara nazaran tertip­lenmiş bulunan millî gelir endeksine göre, 1955 yılının umumî vasa­tisi 161,3 seviyesine yükselmiştir. Aynı devre zarfında gayri safi millî hasılat endeksinin 142,6 ya ulaştığı nazara alınacak olursa sanayi sa­hasında bilhassa son yıllarda elde edilen gelişmenin diğer sektörlerdeki inkişaf temposundan daha da hızlı bir tempo ile cereyan ettiği anlaşılır. Biraz sonra arzedeceğim veçhile, sanayi tesisler meyanında olup hali inşada bulunan mensucat, çimento, boru ve azot sanayiine müteallik yeni fabrikalar ile demir ve çelik tesislerinin tevsii de ikmâl edildiği vakit sanayi sektöründeki inkişaf kısa bir zaman zarfında % 100 nis­betini aşacaktır.

Millî gelirimizin başlıca iki sektörü hakkındaki bu kısa izahatımdan sonra dış ticaret hacmi ve tediye muvazenesi mevzuunda muhterem heyetinize malûmat arzetmek isterim.

C) Dış ticaret ve tediye muzavenesi:

Tediye muvazenemiz dolayısile toplu olarak vereceğim rakamlardan müşahede buyurulacağı veçhile, ithalât ve ikracatımızı kavrayan dış ticaret hacmi 1 Temmuz 1955  30 Haziran 1956 devresinde 2 milyar 164 milyon liraya baliğ olmakta, dış ticaret açığı bir evvelki devreye nazaran % 36 noksanı ile 427 milyon liradan 273 milyon liraya düşmüş bulunmaktadır. Bu netice kalkınmamızın bugünulaştığımerhalede,

evvelce dışardan temin edilen bir kısım ihtiyaç maddelerinin dahilî is­tihsal ile karşılanmasının imkân dahiline girmiş olmasından ileri gel­mektedir.

İhracatımız 955956 devresinde bir evvelki yıla nazaran hem kıymet, hem de miktar itibariyle artış kaydetmiştir. Bu artışın kıymet olarak tutarı 38,8 milyon lira, miktar olarak farkı ise 237 bin 455 tondur. Ar­tış bilhassa tütün, maden, arpa, canlı hayvan ve balık ihracatında gö­ze çarpmaktadır. Para sahası itibariyle dolar sahasına olan ihracatı­mızda da % 14 nisbetinde bir tezayüt görülmektedir.

İthalâtımızın geçen devreye nazaran hem kıymetinde hem ele mikta­rında bir azalma olmuştur. Bu azalmanın kıymet olarak tutarı 115 milyon lira, miktarı da 505 bin tondur. Azalma bilhassa mensucat ve iplik ile diğer istihlâk maddelerinde ve ikmal edilmek üzere bulunan veya tamamlanmış olan yatırımlarla ilgili malzemelerde kendini gös­termektedir. Bu devrede de ithalâtımızın ekseriyetini istihsal ve yatı­rım malzemesi teşkil etmektedir.

Para sahası itibariyle Avrupa tediye birliği memleketlerinden olan it­halâtımızın, bu birlik ve dolar sahası dışındaki diğer memleketlere na­zaran % 15 nisbetinde bir artış gösterildiğini, yani ithalâtımızın, an­laşmalı memleketler sahasından Avrupa tediye birliği memleketleri sa­hama teveccüh etmekte bulunduğunu memnuniyetle tebarüz ettirmek isterim.

Tediye muvazenemize gelince, memleketimizin 1 Temmuz 1955  30 Ha­ziran 1956 devresine ait tediye muvazenesi hesapları, tetkikinize sunulmuz bulunan bütçe gerekçesinin 29 uncu sahifesinde kalem kalem gös­terilmiştir.

Bu cetvelin tetkikinden de anlaşılacağı gibi, muhtelif unsurlara ait rakamların vücuda getirdiği bu tablo, milletlerarası usullere uygun olarak iki kısım halinde tertip edilmiştir. Memleketimizin diğer mem­leketlerle olan mal ve hizmet muamelelerinden mütevellit gelir ve gi­derlerini gösteren birinci kısım câri muameleleri, kredili ithalât, dış te­diyeler, temin edilen dış yardım ve krediler gibi kalemlerden müteşek­kil olan ikinci kısım da sermaye hareketlerini teşkil etmektedir.

Câri muameleler kısmı, dış ticaret, görünmeyen kalemler, enfrastruktür ve offshore muamelelerinden müteşekkildir.

Dış ticaretin haricinde kalan görünmeyen kalemlerle enfrastrüktür ve offshore muamelelerinden mürekkep diğer câri muameleler hacmi, ge­çen devreye nazaran 287 milyon liradan 332 milyon liraya yükselmiş, yani 30 milyon lira civarında olan gelir fazlası, % 100 bir artışla 61 milyon liraya baliğ olmuştur. Bu artış, başta enfrasktür ve offshore gelirleri olmak üzere turizm gelirlerinin ve kısmen de navlun gelirleri­nin artması neticesinde tahassül etmiştir: Filhakika enfrastrüktür ve offshore gelirleri bir evvelki devreye nazaran % 63, turizm gelirleri de % 20 bir tezayüt göstermektedir.

Turizm gelirlerinin, alınmakta olan tedbirler sayesinde ciddî artışlar kaydedeceği umulmaktadır.

Şunu da belirtmek yerinde olur ki, ithalâtta şimdiye kadar Türk gemi­leri ile yapılan nakliyat ve Türk Sigorta Şirketlerinin muameleleri, it­halât kıymetlerinin % 2 sini geçmezken bu devrede mezkûr nisbet % 4,5 a yükselmiştir.

Sermaye hareketleri, kısmının başında devlet borcu ödemeleri yer al­maktadır. Yıllarca evvel aktedilmiş olan devlet borçlarının bu devrede ödenen taksit ve faizleri 19491950 devresine nazaran % 73, geçen dev­reye nazaran da 'A.  62 fazlasiyle 151 milyon liraya baliğ olmuştur.

Kredili ithalâtımız bu devrede de geçen devredeki seviyesini muhafaza etmiş ve bunun sıklet merkezini fabrikalar, silolar, barajlar, limanlar gibi ana yatırım mevzularma ait mallar ile deniz nakil vasıtaları teşkil etmiştir.

Evvelki devrelerde temin edilen kısa vadeli dış ticarî krediler dolayısile tehassül eden borçlar için mevcut anlaşmalar çerçevesi dahilinde öde­melerimiz devam etmiş ve bu devrede de 24 milyon lira civarında net bir tediye yapılmıştır. Eskilerine zamimeten bu devrede dünya bankası kredilerinden 36,1 milyon liralık bir miktar daha kullanılmış, Amerikan yardımlarından fiilen kullanılan kısım da geçen devreye nazaran rî 42 fazlasiyle 232,6 milyon liraya baliğ olmuştur.

Merkez Bankasının diş memleketlerdeki muhabirlerinden temin etmiş olduğu kısa vadeli kredilerin tutan da 90,2 milyon liradır.

Aramızda iki taraflı ticaret ve tediye anlaşmaları bulunan memleket­lerle mün'akid anlaşmaların taraflara bahşetmiş olduğu kredi marjla­rından kullanılmış olduğumuz miktar, geçen devre sonunda 133 milyon liraya yükselmiş iken bu devre zarfında lehimizde bir istikamet alarak devre sonunda 33 milyon liraya düşmüştür.

Tediye muvazenesi hakkındaki izahatıma son vermeden önce bir nok­taya işaret etmek isterim.

Tediye muvazenesi açıklarım vesile ittihaz ederek iktisadî gelişme ve kalkınma hamlemizi gölgelendirmek isteyenlere karşı en iyi cevap açı­ğın hakikî mahiyeti ve sebeplerini izah etmektir. Filhakika asıl mühim olan tediye muvazenesi açığının miktarından ziyade bunun mahiyeti ve meydana gelmesine âmil olan sebeplerdir.

Kaynaklarını ve iş gücünü atil bırakarak istihsalini arttırma gayretini ve iktidarını gösteremeyen, ithalâtının büyük bir kısmını istihlâk mad­deleri teşkil eden, iktisaden geri kalmış memleketlerin tediye muvaze­nesi açıklan ile geniş ölçüde iktisadî kalkınma hareketlerine girişen, ithalâtının pek büyük kısmını kalkınma faaliyetlerinin başarılması için lüzumlu istihsal ve yatırını malzemeleri teşkil eden memleketlerin tediye muvazenesi açıklarının aynı mahiyette olmadığı muhakkaktır. Zira, iktisaden geri kalmış memleketlerin tediye muvazenesi açıkları­nın bünyevî ve devamlı olmasına mukabil geçici sıkıntılara katlana­rak, şümullü bir kalkınma ve yatırım faaliyetine girişmiş memleketler­deki tediye muvazenesi açığı, kalkınma hamlesinin adeta tabii bir ne­ticesidir ve elbetteki geçicidir.

İktisaden geri kalmış memleketlerde her sahada istihsali arttırmak maksadiyle girişilen büyük sermaye yatırımları, memleketin iktisadî bünyesini ve bi netice kaderini değiştirme maksadına matuftur.

Bugün iktisaden ileri bir seviyede bulunan memleketlerin hemen hepsi bu merhaleye erişinceye kadar memleketimizdeki vüs'at ve genişlikte bir kalkınmaya sahne olmamış bulunmalarına rağmen mühim tediye muvazenesi açıklarına maruz kalmışlardır.

Filhakika, iktisadî gelişmenin esasını teşkil eden yatırım faaliyetleri­nin tahakkuku bu yatırımlar için lüzumlu teçhizat ve malların hariç­ten temini ile mümkündür. Böyle bir faaliyet devresinde hiç bir mem­leketin öz gelirleri bu kadar şümullü ithalâtı karşılamaya kâfi değil­dir. Bu sebeple tediye muvazenesi elbetteki açık verir. Bu açık kalkın­ma hedefleri tahakkuk ettikçe ve yatırımlar tamamlandıkça azalır ve neticede zail olur.

İktisadî gelişme yolunda bulunan memleketlerin kalkınma hamleleri neticesinde maruz kaldıkları tediye muvazenesi açığı, iktisaden geri kalmış ve kalkınma hususunda harekete geçememiş memleketlerin açıksız tediye muvazenesi hesaplarına çok daha müreccahtır. Zira bu kazıp ve sun'i muvazene geniş halk kitlelerinin bulundukları düşük yaşama seviyelerinde ipkası bahasına elde edilmiş zararlı bir mu­vazenedir.

1950 den itibaren iktisadî kalkınmamızı biran evvel tahakkuk ettir­mek maksadiyle memleketin bütün kaynak ve imkânları seferber edi­lerek girişmiş bulunduğumuz muazzam teşebbüslerin memleket üze­rinde yarattığı müsbet tesirlerin tediye muvazenesi üzerinde de in'ikâsını müşahede etmeye başladığımızı memnuniyetle ifade etmek isterim.

Bunun basit bir misalini çimento sanayii sahasında görmek müm­kündür.

Biraz sonra, daha etraflı olarak arz ve izah edeceğim veçhile, 1950 sene­sinden bu yana 203 milyon lirası iç ve 150 milyon lirası dış tediyeye taallûk etmek üzere cem'an 353 milyon liraya baliğ olan bir yatırım programı ile tesisine başladığımız ve halen 9 tanesini fiilen işletmeye açtığımız 23 çimento fabrikasının tamamı ikmâl edildiği zaman çimen­to istihsal kapasitemiz, 1949 yılındaki 375 bin tona nazaran 7 misli artmak suretiyle 2 milyon 680 bin tona yükselecek ve yılda 164 milyon liralık döviz tasarrufu sağlanacaktır.

Bu fabrikaların dış finansmanından büyük bir kısmının 5 sene vadeli kredilerle temin edildiği nazara alınırsa bu netice, yılda 3040 milyon liralık döviz sarfı ile kurulmakta olan tesisler sayesinde, Türkiyenin her sene çimento ithalâtı için 164 milyon liralık döviz ödemekten va­reste kalacağını, diğer bir ifade ile bahis mevzuu bütün tesislerin döviz bakımından takriben 1 sene gibi bir zaman içinde amorti edilmiş ola­cağını göstermektedir.

1950 den bu yana tediye muvazenesi hesaplarını gözden geçirecek olur­sak bu hesapların sıklet merkezini teşkil eden dış ticaret hacmimizin 1950 den itibaren süratle geliştiğini görürüz. Filhakika, 1950 den önce vâsıl olunabilen en yüksek dış ticaret hacmi 1,5 milyar lira civarında olduğu halde 1950 den sonraki en düşük dış ticaret hacmi 2 milyar li­ranın fevkinde olmuştur.

Bilhassa memleketin iktisadî kalkınmasını temin ve vatandaşların is­tihsal faaliyetlerini teşvik ve himaye için 1950 den sonra yapılan ithalatımız gerek kıymet, gerek miktar itibariyle süratle artmış ve ikti­darımızdan önceki devrede yapılmış olan ithalâtın sıklet merkezini teş­kil eden istihlâk mallan bu defa yerini pek geniş ölçüde yatırım malze­mesine bırakmıştır.

1951 den sonra dünya konjonktürünün ihraç mallarımızın fiyatları aleyhine dönmesine ve fena hava şartları dolayısı ile umulan miktarda hububat mahsulü idrâk edilememesine rağmen, ihracatımız artmış ve 1950 den sonraki en düşük ihracat kıymeti dahi yine de 1950 den ev­velki rekorların fevkinde olmuştur.

Memleketimizin istihsal kudretinin arttırılmasına matuf büyük gay­retler neticesinde ziraat, sanayi ve madencilik sahasında temin edilen fazla istihsalin, ihracatımızın gelişmesinde balşıca âmil olduğuna şüp­he yoktur.

Diğer taraftan muhtelif istihsal sektörlerine yapılan yatırımlar, evvalce ithal etmek mecburiyetinde bulunduğumuz mallardan bir kısmının memleket içinde istihsalini mümkün kılmak suretiyle tediye muvaze­nesi üzerinde müsbet tesirler icra etmeye başlamıştır.

Nitekim mensucat sanayiimizin süratle gelişmesi geçen devreye naza­ran bu devre içinde daha az ithalât yapılmasını mümkün kılmış, Bat­man Rafineri tesislerinin ikmâl edilmiş olmasının da petrol ihtiyaçla­rımızın karşılanmasında faydalı tesirleri olmuştur.

Deniz ticaret filomuzu geliştirmek maksadı ile yapılan yatırımlar, da te­diye muvazenemiz üzerinde müsbet tesirlerini göstermektedir. Bir ta­raftan navlun gelirlerimiz artış kaydetmekte, diğer taraftan ithal mal­larımızdan mühim bir kısmının kendi vasıtalarımızla nakledilmesi, dö­viz giderlerimizde tasarruflar sağlamaktadır.

Yatırım faaliyetlerinin tediye muvazenemiz üzerindeki müsbet tesirle­rinden birisi de enfrastrüktür ve offshore gelirleri sahasında olmuş­tur. Makine ve Kimya, Endüstrisi Kurumunun yeni tesislerle teçhiz edilmesi ve mevcut tesislerin geliştirilmesi, Nato camiasına dahil müt­tefiklerimizin daha geniş çaptaki siparişlerini karşılamak imkânım vermiştir.

Ç) Devlet borçlarının seyri:

Millî ekonominin istihsal gücünü arttırmak ve halkımızın geçim şart­larını muasır medenî memleketler seviyesine yükseltmek maksadiyle geniş yatırım hamlelerine girişen hükümetleriniz bu yatırımların fi­nansman ihtiyaçlarım karşılarken normal bütçe kaynakları yanında iç ve dış istikraz ve kredi imkânlarından da istifade edilmesine dikkat etmiştir.

Bu suretle mülhak bütçeli idarelerle iktisadî devlet teşekküllerinin ha­zine kefaleti ile akdettikleri borçîar da dahil olmak üzere, devlet borç­larının umumî yekûnu, 1950 Mayıs ayı sonunda 2 milyar 297 milyon li­ra iken 1956 takvim yılı sonunda 3 milyar 402 milyon liraya yükselmiş bulunmaktadır.

Ancak hemen ilâve edeyim ki, devlet borçları miktarında görülen bu artışa rağmen millî gelirimizde, devlet varidat ve masraflarında kaydedilen büyük inkişaftan dolayı devlet borçlarının bütçemize tahmil ettiği külfet artmış değil, bilâkis azalmıştır.

Filhakika, 1950 Mayısında devraldığımız devlet borçlarının 1949 yılı millî gelirine nisbeti % 30,9 olduğu halde 1956 takvim yılı sonundaki devlet borçlarının 1955 millî gelir muvakkat rakamlarına nisbeti %23,7 ye düşmüştür.

Aynı mukayeseyi devlet varidatı ile yaptığımız taktirde, devlet borçları yekûnunun 1950 ye nazaran yan yarıya hafiflediği anlaşılacaktır. Ni­tekim 1950 yılındaki devlet borçları yekûnunun, aynı yıl bütçesinin varidatına olan nisbeti % 176 olduğu halde, 1956 yılında bu borçların devlet varidatına nisbeti %  102 den ibarettir.

Arzettiğim bu neticeler memleketin ağır borça sokulduğu yolunda zaman zaman muhalefet tarafından ileri sürülen iddiaların,hakikatlere ne derecelerde aykırı olduğunu göstermesi bakımından dikkate
şayandır.

Doğrusu şudur ki:

1950 den bu yana girişilmiş bulunan iktisadî kalkınma faaliyetlerinin finansmanı için diğer kaynaklar gibi âmme kredisi mekanizması da en isabetli bir şekilde harekete geçirilmiş, buna rağmen devlet borçlarının bütçelerimize ve halkımıza munzam bir külfet tahmil etmiyecek bir seviyede kalması sağlanmıştır.

1957 bütçe gerekçesinde umumî muvazeneye ait borçlarla mülhak büt­çeli idarelere ve iktisadî devlet teşekküllerine ait borç guruplarının her biri hakkında etraflı malûmat verilmiş bulunduğundan bu mevzuda kıymetli vakitlerinizi almamak için teferruata girmek istemiyorum.

Bununla beraber umumî muvazeneye ait borç yekûnu 31/5/1950 tari­hinde 1 milyar 580 milyon lira iken 1956 takvim yılı sonunda bu mik­tar 1 milyar 807 milyon liraya yükselmek suretiyle sadece 227 milyon liralık bir artış kaydedilmiş olduğunu ifade etmek isterim.

Bu artış muhtelif tarihlerde aktettiğimiz iç istikrazlardan ve Marshalî Yardım Plânı çerçevesi dahilinde kredi olarak alman yardımlarla imar ve kalkınma bankasından temin edilen kredilerden ve kota kredisinin kullanılmasından ileri gelmektedir.

Mülhak bütçeli idarelerle iktisadî devlet teşekküllerine ait iç ve dış borçlardaki artışlara gelince, bu artış miktarı 787 milyon liradan iba­ret olup bu meblâğın bir kısmı ehemmiyetle üzerinde durduğumuzmesken politikamızın tahakkukunda mühim bir rol ifa eden Türkiye Emlâk Kredi Bankasının hazine kefaleti ile çıkardığı tahvillere taallûk etmekte, diğer bir kısmı ise milletlerarası imar ve kalkınma bankası ile muhtelif yabancı müessese ve teşekküllerin açmış oldukları kredilerin istimalinden doğmaktadır.

Filhakika bu borçlanmalar neticesinde elde olunan mebaliğin büyük bir kısmı iktisadî kalkınma politikamızda ehemmiyetli vazifeler almış bulunan Karayolları, Devlet Demiryolları, Devlet Su İşleri, Denizcilik Bankası, P.T.T. Türk Hava Yollan, Toprak Mahsulleri Ofisi, Etibank ve Sümerbank gibi müesseseler tarafından girişilmiş olan1 yatırımların finansmanında kullanılmış, diğer bir kısmı ise hususî sektörün sanayi sahasında yapacağı yatırımları desteklemek üzere kurulmuş bulunan Türkiye Sınaî  Kalkınma Bankasının menabiini takviye maksadiyle, Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasından alman 18 milyon dolar­lık kredilerin istimalinden doğmuştur.

Bahis mevzuu iç ve dış kredi ve istikraz hasıllarının limanlar, karayol­ları, köy yolları ve içme suları, silolar, köprüler, sulama tesisleri, elekt­rik santralleri, sağlık merkezleri ve mektepler gibi bugünkü nesillerin olduğu kadar müstakbel nesillerin de istifade edebilecekleri müsmir yatırımların finansmanında munzam bir kaynak olarak kullanılmış bulunduğu nazara alınırsa, iktidarımız zamanında devlet borçlarına ve­rilen veçhenin mahiyet ve şümulü daha iyi anlaşılır.

D) Fiyat hareketleri:

Şimdi memleketimizdeki fiyat hareketlerine geçiyorum: Birleşmiş Mil­letler istatistikleri ile İstatistik Umum Müdürlüğü tarafından yayınla­nan bültenler esas ittihaz olunarak hazırlanmış bulunan Türkiye ve bellibaşlı memleketlerdeki toptan eşya fiyatları ile geçinme endeksle­rine müteallik rakamlar 1957 bütçe gerçeksinde mukayeseli olarak kıy­metli tetkiklerinize arzolunmuş bulunmaktadır.

Endekslere göre 1950 den bu yana, dünyanın iktisadî ve siyasî hareket­lerinin, diğer birçok memleketlere nazaran daha müstekâr bîr seyir takibetmiş olduğu görülmektedir.

Filhakika, bu devre zarfında memleketimizin toptan eşya ve geçinme endekslerinde müşahede edilen yükselmenin, Amerika Birleşik Devlet­leri, Batı .Almanya, İngiltere ve Hollanda dışında kalan memleketlere nazaran daha mütadil bir seyir takibettiği kolayca anlaşılır. Nitekim 1948 senesi 100 itibar edildiği taktirde, geçinme endeksi Yunanistan'­da 200, Avusturya'da 214, Brezilya'da 276, İsrail'de 260, Fransa'da 170/ İngiltere'de 145 ve Hollanda'da 142 seviyesine yükselmiş olduğu gibi toptan eşya fiyat endeksleri de mezkûr rakamlara muvazi bir seviyeye yükselmiştir.

Buna mukabil son rakamlara nazaran hesaplanmış olan 1956 yılı top­tan eşya fiyat endeksinin memleketimizde 148, 11 aylık vasatilere göre geçinme endeksinin ise Ankara'da 152, İstanbul'da 153 olduğu görülür.

Arzettiğim bu rakamlar memleketimizdeki fiyat hareketlerinin normal ve makul bir seyir takibetmiş olduğunu göstermektedir.

Şunu da ilâve edelim ki,, memleketimizin iktisadî kalkınmasını temin maksadiyle 1950 den bu yana girişmiş bulunduğumuz muazzam yatı­rımlarla millî gelirimizde müşahede edilen bir misline yakın artış na­zarı dikkate alındığı taktirde biraz evvel arzettiğim rakamlardaki iti­dalin ehemmiyet ve mânası bir kat daha artar.

Muhterem arkadaşlar,

Devlet bütçesinin hazırlanmasında müessir olan iç ve dış iktisadî ve malî şartlarla alâkalı izahatımı burada bitiriyorum. Şimdi 1956 bütçe yılı tatbikatına geçiyorum.

Gelir tahsilatımız:

1956 bütçesinin gelir tahmini olan (3.324.974.152) liradan bütçe yılının 11 inci ayı sonunda (2.721.615.239) lirası fiilen tahsil edilmiş bulun­maktadır.

Bu miktarın, geçen yılların 11 aylık devreleri zarfında yapılan tahsilat ile mukayesesi, devlet varidatının, artan millî gelirimize ve istihsal hac­mine muvazi inkişaf seyrinin devam etmekte olduğunu göstermektedir. Filhakika, 1956 malî yılma ait 11 aylık tahsilat miktarı, 1955 yılının aynı devresindeki tahsilat yekûnundan (316.660.651) lira, 1950 yılın­dan ise (1.525.221.135) lira fazla bulunmaktadır ki artış nisbeti 1955 yılma nazaran %   13, 17 ve 1950 yılma nazaran ise %   127,48'dir.

1956 yılının ilk 11 aylık devresi zarfında her ay vasatî olarak 247,4 mil­yon lira tahsil edilmiştir. Aynı devreye ait ortalama tahsilat miktarla­rının 1955 yılında 218,6 milyon lira, 1954 de 183,8 milyon lira, 1953 te 162,9 milyon lira, 1952 de İ38,5 milyon lira, 1951 de İ12,4 milyon lira ve 1950 de 108'7 milyon lira olduğu gözönünde tutulursa, varidat tah­silatı bakımından içinde bulunduğumuz yılın müsbet neticeleri kendi­liğinden anlaşılacaktır.

Eski seneler içinde yapılan en yüksek aylık tahsilat miktarı 1955 mart ayında 289,2 milyon lira olduğu halde bu miktar 1956 yılında 301,6 mil­yon liraya vâsıl olmuştur.

1956 yılının 11 nci ayı sonu itibariyle yapılan hesaplara göre bu yıla ait tahsilat rakamlarında geçen yıla nazaran görülen fazlalığın 175 milyon lirası gelir, 49 milyon lirası kurumlar, 42 milyon lirası imalât muamele, 27 milyon lirası bankalar muamele, 95 milyon lirası da tekel ve diğer istihlâk vergilerinden elde olunmuştur.

Yukarda arzettiğim rakamlar aynı zamanda gelir ve kurumlar vergi­lerinin mühim miktarda artışlar kaydettiğini de sarih olarak göster­mektedir. Böylece vasıtalı ve vasıtasız vergilerimiz arasındaki nisbet, vasıtasız vergiler lehine bir miktar daha yükselmiş bulunmaktadır..

Filhakika 1951 yılının (Mart  Ocak) 11 aylık devresine ait vergi tahsi­latı içinde vasıtasız vergilerin nisbeti % 28,84 olduğu halde bu nisbet 1955 yılının aynı devresi sonunda 7< 37,10 ve 1956 da ise % 41,77 ye yükselmiştir. Ancak vasıtasız vergiler nisbetindeki bu inkişafın vasıta­lı vergiler hâsılasının yıldan yıla artmasına rağmen sağlanmış bulun­duğuna da işaret etmek yerinde olur.

İçinde bulunduğumuz 1956 malî yılında muvazeneî urnumiyeye dahil daireler için bütçe kanunu ile kabul buyurulan tahsisatın 3.324.974.172 lira olduğu yüksek malûmlarıdır. Amme hizmetlerinin bir evvelki yı­la nazaran daha geniş imkânlarla görülmesini temin eden bu tahsi­sat miktarı üzerinde geçe"n (11,5) aylık devre zarfında ek Ödenek alın­mak veya kanunî aktarmalar yapılmak suretiyle ancak (37.850.120) lira gibi c/< 1 nisbetinde cüzî bir değişiklik yapılmış olması, bütçelerin tanziminde ve tatbikinde samimiyet prensibine ne derece hassasiyetle riayet etmiş, olduğumuzu belirtmesi bakımından kayda şayandır. He­men işaret edeyim ki, bu nisbetin, eski iktidar zamanında umumiyetle % 15'in üstünde bulunduğu ve % 20,5'e kadar yükseldiği yıllar olmuş­tur.

1956 yılındaki sarfiyata gelince:

Umumî bütçeye giren daireler için bidayeten verilen ve bilâhare husu­sî kanunlara müsteniden bir taraftan varidat, diğer taraftan ödenek kaydı suretiyle eklenen tahsisattan aralık ayı sonuna kadar (3.136.493'294) liranın sarfına mezuniyet verilmiş, bu mezuniyete müs­teniden aynı devre zarfında (2.626.360.788) lira sarfolunmuş ve hizmet ifa olundukça mahsubu cihetine gidilmek üzere de (166.492.375) lira avans olarak tediye edilmiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Şimdi 1957 bütçesi hakkında izahatıma geçiyorum. Huzurunuzda bulu­nan lâyihalarla istenen tahsisatın, hazine tarafından katma bütçeli ida­relere yapılan yardımlar da nazara alınmak suretiyle bulunan umumî yekûnu (4.144.355.781) liradır ki, bu miktar 1956 yılı bütçesi ile kabul buyurulan tahsisata nazaran % 20,3 nisbetinde 699.884.949 lira fazladır. Bu mukayese eski iktidarın en son ve en büyük bütçesi olan 1950 yılı bütçesindeki tahsisatla yapıldığı takdirde fazlalığın 2.589.663.491 lira­ya, fazlalık nisbetinin de %  166,6'ya baliğ olduğu görülür.

Umumî muvazeneye dahil daireler için istenen tahsisat (4.006.672.859) lira olup bunun 850.461.816 lirası mülhak bütçelere hazine tarafından yapılacak yardımlara taallûk etmektedir.

Katma bütçeli idareler için istenen tahsisat yekûnu 988.144.738 lira­dır. Bunun arzettiğim hazine yardımından bakiye kalan 137.682.922 li­rası idarelerin kendi gelirleri ile karşılanacaktır.

Umumî ve mülhak bütçeler bir arada, 1957 yılı için istenen tahsisatın % 68,4 nisbetinde 2.835.399.618 lirası cari masraflara, % 31,6 nisbetin­de 1,308.956.163 lirası da yatırımlara ait bulunmaktadır.

Cari masraflardaki artış 1956 ya nazaran % 15,3, 1950 ye nazaran da %  122,3 nisbetleri ile ifade olunabilir.

Yatırımlara gelince, bu sahada 1950 den beri gösterilen gayretlerin bü­yüklüğünü evvelce arzetmiştim. Şimdiye kadar alman ve alınmakta olan neticeleri de biraz sonra izah edeceğim.

Bu derece büyük bir hamlenin genel ve katma bütçeli idarelere ait ya­tırım tahsisatlarında da geniş yükselmeleri gerektireceği tabiî idi. Ni­tekim, 1956 yılı yatırım tahsisatının evvelki devrelerle kabili kıyas olmıyacak derecede yüksek bulunmasına rağmen 1957 bütçesi ile isteni­len tahsisat bunun da %  32,9 nisbetinde fevkinde olmuştur.

Aynı tahsisatı 1950 ile mukayese edersek fazlalık miktarının 1 milyar 2,4 milyon 898 bin 228 lira, fazlalık nisbetinin de % 369 olduğunu gö­rürüz.

İktidarımızın ilk bütçelerinin tanzim edildiği 1951 yılından 1957 yılı­na gelinceye kadar geçen 6 yıl zarfında yalnız umumî ve mülhak bütçe­lerden iktisadî kalkınma, sağlık, maarif, millî müdafaa ve umumî idare sahalarına, statüleri son yıllardan değiştirilen devlet demiryolları, deniz­yolları, devlet havayolları ve PTT idareleri hariç olmak üzere yapılan yatırımların tutarının 3 milyar 775 milyon lirayı aşmış bulunduğunu ve bu rakamın, eski iktidarın son 6 yılı içinde aynı sahalara yapılan yatırımlardan % 251 nisbetinde, 2 milyar 700 küsur milyon lira bir fazla­lığa tekabül ettiğini kaydedersek bu mevzua verdiğimiz ehemmiyetin derecesi daha iyi anlaşılır.

Memleketimizin, baştan başa iman dâvasını en kısa bir zaman içerisin­de, halletmek, ekonomimizi ve âmme hizmetlerini matlup olan inkişaf seviyesine ulaştıracak tesisleri biran önce ikmal etmek gayesi ile bu yıl da İ milyar 308 milyon 956 bin 163 lira gibi bütçenin 31,6 sına te­kabül eden bir yatırım tahsisatı teklifi ile geldiğimizi bir kere daha tek­rar etmekten haz duyuyorum.

Yatırımlarda kaydolunan artışlar, müsbet neticelerin yalnız bu tahsis­lerin matuf bulunduğu çeşitli faaliyet sahalarında göstermekle kalma­mış, gelirlerimizin artmasını ve binnetice âmme hizmetlerine ve yatı­rımlara daha büyük paralar ayırma imkânlarının sağlanmasını mucip olmuştur.

Muhterem arkadaşlar,

1957 bütçeleri hakkında bu umumî maruzatımdan sonra şimdi müsaa­denizle, bu bütçelerin büyük hizmet grupları yani millî müdafaa, sağlık, maarif, iktisadî kalkınma, sosyal güvenlik, borç ödeme ve umumî, idare mevzuları itibariyle tahliline geçeceğim.

Millî Müdafaa hizmetleri:

Millî Müdafaa hizmetleri grubu için bu yıl teklif olunan tahsisat, ge­çen senekinden 180 milyon 730 bin 93 lira fazlası ile 1 milyar 53 milyon 875 bin 45 liradır ki, 1950 yılma nazaran. % 102,3 nisbetinde bir artış ifade eder. Bu meblâğın 68 milyon 149 bin 501 lirası müdafaa hizmet­lerinin icap ettirdiği yatırımlara, 985 milyon 725 bin 544 lirası da silâh­lı kuvvetlerimizin günün şartlarına ve mensup bulunduğumuz NATO standartlarına uygun bir seviyede idamesine matuf cari masraflara ay­rılmış bulunmaktadır. Bu suretle 1957 de Millî Müdafaa hizmetleri için istenen tahsisat umumî ve mülhak bütçe yekûnunun % 25,4'üne baliğ olmaktadır.

Masraf bütçelerimizin daha yakından tetkik edildiği takdirde, Millî Mü­dafaa gayretlerimizin istihdaf ettiği gayelerin tahakkuk ettirilmesi için ayrılan tahsisatın, arzettiğim 1 milyar 53 milyon 75 bin 45 liradan da ibaret olmadığı görülür. Filhakika, müdafaa gücümüzün takviye ve tarsini için inşa ve tesisi tercih veya tacil edilmiş olan karayolları, de­miryolları, limanları, fabrikalar gibi yatırımların gerektirdiği tahsisat 380 ilâ 400 milyon liraya baliğ olmaktadır.

Hakikatte bütçelerimizden Millî Müdafaa hizmetleri için yapılan feda­kârlık bundan da ibaret değildir. Çeşitli kanunlarımızla bu hizmetler için kabul edilmiş vergi muafiyetleri ve kâr mahrumiyetlerini de en az 150 milyon lira olarak hesaba katmak lâzımdır ki, böylece bütçelerimiz­den Millî Müdafaa hizmetleri için doğrudan doğruya veya dolayısiyle tahsis edilen mebaliğin 1 milyar 600 milyon lirayı aşmakta olduğu an­laşılır.

Bu 1 milyar 600 milyonu aşan tahsisler yanında, para olarak ifadesi ya­rım milyarı geçen Amerikan askerî malzeme yardımı ile karşılık parallardan temin olunacak mebaliğe ve nihayet NATO müşterek enfrastürüktür programından memleketimizde yapılan ve yapılacak olan te­sislerin müdafaa kudretimizin yükselmesindeki ehemmiyetine de işaret etmek isterim.

Bu bahis üzerinde sözlerime son vermeden önce, bütün sınıfları ile Türk silâhlı kuvvetlerinin günün şartlarına ve ölçülerine göre en ileri bir se­viyede bulundurulması yolunda dost ve müttefikimiz Birleşik Amerika devletleri ile, Kanatlanın gösterdikleri anlayış ve yardıma yüksek hu­zurunuzda teşekkürü borç bilirim.

Kahramanlığını ve fedakârlığını her vesile ile göstermekten bir an fariğ olmamış bulunan büyük ve şanlı Türk ordusunun, cihan sulhunu mu­hafaza yolunda kendisine terettüp edecek vazifeleri lâyıkı ile başara­bilecek üstün bir seviyede ve tekniğin son imkânları ile mücehhez ola­rak daima hizmete amade bulundurulması hususunda hükümetlerini­zin, gayreti şüphe yok ki devam edecek ve bu mevzuda hiç bir fedakâr­lıktan kaçmılmıyacaktır.

Sağlık hizmetleri:

İktidarı devraldığımız günden itibaren halkımızın sağlığı mevzuuna ne kadar büyük önem verdiğimiz yüksek malûmunuzdur.

Nitekim, 1950 de sağlık işleri için bütçelere, mevzu tahsisat 60 milyon 980 bin 329 liradan ibaret iken, 1956 da bu miktar 164 milyon 91 bin 779 liraya ve nihayet 1957 de 1950 ye nazaran °/< 220,6 bir artışla 195 milyon 510 bin liraya yükseltilmiş bulunmaktadır.

1950 den bu yana geçen 6 yıl zarfında sağlık hizmetleri sahasındaki tahsislerimizin tutarı 714 milyon 908 bin 272 lirayı bulmuştur. Bunun % 14,4'ünü ifade eden 102 milyon 922 bin 913 lirası hastahane ve sağlık merkezi gibi tesislere matuf yatırımlara, 611 milyon 985 bin 359 lirası ise halkın umumî sağlığının, verem, sıtma, trahum, frengi gibi çeşitli hastalıklarla mücadele mevzularının gerektirdiği cari masraflara ay­rılmıştır.

Bu geniş tahsislerle başarılan işlerde, tesis, bakım ve mücadele olarak bittabi bu nisbette şümullü ve müessir olmuştur. Filvaki, umumî sağ­lık müesseseleri arasında 1950 yılında sayısı 16 dan ibaret bulunan sağ­lık merkezleri (İnşa halinde olanlar da dahil) 280'e, hastahane sayısı 39'dan 121'e, doğum ve çocuk bakım evi adedi 16'dan 26'ya, verem rîastahanesi ve pavyonları sayısı 7 den 89'a yükselmiştir.

1950 yılında devlet hastahanelerinde, doğum ve çocuk bakım evlerinde, belediye ve iktisadî devlet teşekküllerine ait hastahanelerle verem has­tahanelerinde mevcut yatak sayısı yekûnu 11 bin 484'den ibaret iken 1956 eylülünde 3 misline yani 33 bin 714'e yükselmiştir ki, bu miktar inşa ve proje halindeki müessese ve hastahaneler de nazara alındığı takdirde kısa bir zamanda 44 binin üstüne çıkmış olacaktır.

Aynı inkişaf, seyri, tedavi gören vatandaş sayısında da görülmektedir. Umumî sağlık müesseselerinde yatarak tedavi görenlerin sayısı 1950 de 977 bin 757 iken, 1956 da 2 milyon 604 bin 710'a çıkmıştır. Yatarak te­davi gören veremli sayısı 1950 yılında 12 bin 784 iken 1956 da 26 bin 802 ye. ayakta tedavi görenlerin sayısı da 122 bin 18 den 291 bin 763!e yük­selmiştir. Adetleri 7 den 46 ya yükselen verem dispanserlerinde muaye­ne ve tedavi edilenler bu rakamlardan hariç olup bunların sayısı da 75 bin 241 den 168 bin 744'e çıkmış bulunmaktadır.

Diğer taraftan, dispanser muayeneleri yanında verem mücadelesinde tüberkülin denemeleri 1950 de 185 bin 734 iken hâlen 2 milyon 527 bin 938'e, b.c.g. aşısı tatbikatı 70 bin 918'den 991 bin 352 ye lâboratuvar muayeneleri 11 bin 144 ten 32 bin 530'a ve radyolojik tetkikler de 49 bin 711 den 157 bin 496'ya yükselmiştir.

Halkımızın sağlığını tehdit eden sıtma, trahom ve frengi gibi neticeleri vahim hastalıklarla mücadelede de büyük başarılar kaydedildiğine işa­ret etmek isterim.

Filhakika, 34 bölgede, 51 vilâyet, 336 kaza ve 12 bin 812 köyü şümulü sahasına alan sıtma mücadelesi için 1957 bütçesi ile 6 milyon 350 bin lira teklif olunmaktadır ki bu miktar, 1950 dekinden 2 milyon 850 bin lira fazladır. Bu sahadaki faaliyetlerimiz neticesini, sıtmalı nisbstinin azalmasında göstermiş ve 1950 de % 7,1 olan bu nisbet 1956 da % 0,6 ya düşmüştür.

Daha ziyade Cenup vilâyetlerimizde görülen trahom hastalığı ile mü­cadeleye trahom hastahane ve dispanserleri ve tedavi evleri sayısının artırılması ile hız verilmiş ve böylece 1950 de taramaya tâbi tutulan nüfusun % 33'ü bu hastalığa musab iken bu nisbet hâlen %17,3'e düşmüştür.

Maarif hizmetleri:

Muasır medeniyet âlemi içinde lâyık olduğumuz mevkii bir an evvel al­mak ve millî harsımızı dünya ilim ve san'at hareketlerinin kaynakla­rından biri haline getirmek üzere maarif mevzuunda sarfettiğimiz gay­retler malûmunuzdur.

19511956 devresinde bütçelerimizden maarif hizmetleri için ayrılan tahsisat ceman 1 milyar 946 milyon lirayı bulmuştur. Buna mukabil eski iktidarın son 6 yıllık bütçeleri ile maarif hizmetlerine ayrılan tah­sisat yekûnu sadece 850 milyon liradan ibaret idi.

1957 bütçeleri ile maarif hizmetleri için istenen tahsisat 482 milyon 633 bin 460 lirası cari masraflara, 104 milyon 395 bin 238 lirası da yatırım­lara matuf olmak üzere ceman 587 milyon 28 bin 698 liradır. Bu ra­kam 1950 ye nazaran % 197,8 nisbetinde 389 milyon 961 bin 693 lira, 1956 ya nazaran ise %17,1 nisbetinde 86 milyon 96 bin 947 lira fazla­dır. Bu tahsislerin ne derecelere kadar müessir olduğu ve daha şimdi­den ne derecelere kadar müsbet neticeler verdiği de şu rakamlardan kolayca anlaşılabilir.

İlk öğretim sahasında, 1950 yılında 12 bin 511'den ibaret bulunan okul sayısı 1956 da 19 bin 122 ye, öğretmen sayısı 27 bin 144 den 44 bin 965'e Öğretmen okulu sayısı 8 den 42 ye,b u okullardaki öğretmen sayısı 95 den 929'a, öğrenci sayısı da 1825'den 18 bine yükselmiştir.

Her köyü, en yakın bir âtide, tam devreli birer ilk okula kavuşturmak hedefimizdir. Bu maksatladır ki köy okulları yapımı için maarif bütçesine konulan tahsisat yıldan yıla artırılmış ve 19551956 yıllarında 20 milyon liraya çıkarılmıştır. Bu yıl ise 1956 tahsisatından İ8 milyon lira fazla olarak 38 milyon lira teklif edilmektedir. Bunun yanında halkımı­zın teşkil ettiği ve sayıları 251'i bulan ilk okul yaptırma derneklerinin faaliyetlerini teşvik ve teshil için 1957 bütçesi ile 1 milyon 133 bin 386 lira bir yardım derpiş olunmuştur.

Orta Öğretim sahasında da aynı mesut inkişaf müşahede edilmektedir. 1950 de 343 den ibaret olan orta okul sayısı 1956 da 536 ya lise sayısı 59 dan 90'a yükselmiş ve bu okullardaki öğrenci sayısı iki tarih ara­sında bir mislinden fazla artarak 76 bin 932 den 157 bin 233'e çıkmış­tır.

Bu orta öğretim müesseselerine ilâveten öğretim dili Türkçe, İngilizce olan ve büyük bir ihtiyaca cevap vereceğinden şüphe bulunmayan 6 kollejin 1955 ve 1956 yıllarında faaliyete geçmiş olduklarına ve henüz ilk sınıflarının açılmış olmasına rağmen bu okullara hâlen 707 öğren­cinin devam ettiğine işaret etmek isterim.

İktisadî kalkınma hamlesi içerisinde teknik elemanın mühim mevkiini takdir eden iktidarımız tarafından, teknik öğretim sahasında alman tedbirler sayesinde, 1950 ile 1956 arasında erkek sanat enstitüleri ve or­ta okulları sayısı 64 den 80'e kız sanat enstitüleri ve akşam sanat okul­ları sayısı 143'den 212'ye, bu mekteplerdeki öğrenci sayısı da 61 bin 106 dan 77 bin 534!e yükselmiştir. İstihsal faaliyetine katılan ve katıla­cak olan halkımızı meslekleri ile ilgili teknik bilgilerle teçhiz etmek, okuma yazma bilmeyenlerin bu noksanlarını gidermek maksadilye açı­lan kursların sayısı İ950 nin 270 ine mukabil 1956 da 828'e ve bu kurs­lara iştirak edenlerin sayısı da 13 bin 639'dan 22 bin 56'ya çıkmıştır.

Yüksek öğretime gelince:

Demokrat Parti iktidarının yüksek öğretime eskisi ile kıyaslanamıyacak derecede büyük ehemmiyet vermiş olduğu bir hakikattir. Bunun bariz delillerini, bir taraftan üniversitelerimiz ve yüksek okullarımız için teklif olunan tahsisat ve yardımların artışında, diğer taraftan da yeni üniversitelerin tesisi gayretlerinde görmek mümkündür. Ankara, İstanbul üniversiteleri ile İstanbul Teknik Üniversitesi için 1950 de ve­rilen tahsisat 25 milyon lira iken bu miktar % 176 bir artışla 1956 da 69 milyon liraya çıkarılmış, ve 1957 için ise 72 milyon liralık bir teklifle huzurunuza gelinmiştir.

İzmirde Ege Üniversitesinin, Ziraat ve Tıp Fakülteleri ile, geçen ders yılından itibaren, çalışmaya başladığı malûmunuzdur.

Doğu illerimizde kurulması kararlaştırılan ve bu suretle bu bölgenin büyük bir ihtiyacına cevap teşkil edecek olan Atatürk Üniversitesi ve merkezi Trabzonda olmak üzere kurulacak Karadeniz Teknik Üniversi­tesinin 1958'de tedrisata başlamak üzere hazırlıklarının ilerlemekte ol­duğunu memnuniyetle ifade etmek isterim.

Bu yeni üniversiteler için 1957 bütçesi ile teklif olunan tahsisat 6 mil­yon 950 bin liraya baliğ olmaktadır.Yüksek teknik bilgilerle mücehhez olarak memleketimizin iktisadî kal­kınma hareketine katılmak iştiyakında olan gençlerimize imkânlar ha­zırlayacağını umduğumuz ve milletlerarası bir irfan merkezi haline ge­leceğine inandığımız Orta  Doğu teknik üniversitesinin tesisine bir adım olmak üzere bir kaç ay önce mimari ve şehircilik plânlama fakül­teleri ile çalışmalarına başlamış bulunan Ankara Yüksek Teknokoloji Enstitüsünün ehemmiyetine de burada işaret etmek isterim.

Yüksek öğretim sahasındaki izahatıma son vermeden önce 1950 de 27 bin 475 olan üniversite öğrencileri sayısının 19561957 ders yılında 41 bin l'e, ve 1952 olan öğretim üyesi sayısının da 2 bin 453'e yükseldiğini arzetmek isterim.

İktisadî kalkınma:

Muhterem arkadaşlar,

Endüstri, madencilik, enerji, ziraat, münakalât ve nafia gibi bizatihi memleketin iktisadî potansiyelini artıracak sahalara 1951 den itibaren bütçelerimizden büyük yekûnlara varan tahsisler yapılmıştır. Filvaki 19511956 yılları arasında bu mevzulara yalnız umumî ve mülhak büt­çelerden tefrik ettiğimiz tahsisat 3 milyar 766 milyon 26 bin 795 liradır. İ957 bütçeleri ile iktisadî kalkınma işieri için 1 milyar 318 milyon 504 bin 982 lira tahsisat istenmektedir. Bunun İ milyar 103 milyon 497 bin 75 lirası karayolları, su ve elektrifikasyon işleri, limanlar, demiryolları gibi büyük nafia işlerine matuf bulunmakta ve 1950 ye nazaran  360,6 nisbetinde 863 milyon 907 bin 665 lira, 1956 ya nazaran ise % 33,1 nisbetinde 863 milyon 907 bin 665 lira, 1956 ya nazaran ise % 33,1 nisbe­tinde 274 milyon 631 bin 266 lira bir fazlalık ifade etmektedir.

Bu tahsislerin memleket ekonomisi üzerinde gayri safi millî hâsılanın artması, halkımızın hayat standardının yükselmesi ve muazzam keli­mesiyle tavsife lâyık kalkınma eserlerinin şimalden cenuba, şarktan garba bütün bir vatan sathında vücut bulması bakımlarından ne ka­dar faydalı ve müessir bulunduğunu arza ihtiyaç olmasa gerektir.

Bir kuruluş ve iktisadî bütünlük dâvası olarak milletçe benimsediğimiz bu kalkınma hareketinin daha bugünkü merhalesinde istihsal ettiği­miz müsbet neticelerin çeşitli sektörler itibariyle ve bütçeler haricinde­ki envestismanlara da temas etmek suretiyle biraz sonra arzedeceğim. Ancak bu suretledir ki memleket çapında başarılan işlere toplu olarak nüfuz etmek mümkün olabilecektir.

Sosyal güvenlik hizmetleri:

Bu masraflar, mesailerini âmme sektörünün çeşitli hizmet sahalarına vakfetmiş olan memurlarımızın, hizmetli ve işçilerimizin istikbal endi­şelerinden berî olarak, verimli bir çalışma iklimi içerisinde bulunmala­rını ve huzuru kalble işlerine devamlarını temin etmektedir.

Emekli aylıkları, ikramiyeleri, kesenekleri, doğum ve ölüm yardımları ve çocuk zamları gibi sosyal güvenlik masrafları için 1957 bütçeleri ile derpiş olunan tahsisatın (264 milyon 897 bin 565) liraya baliğ olduğuna ve bunun 1950 rakamından % 86,5 nisbetinde 114   milyon 554 bin 931 lira ve 1956 rakamından ise fi 4,9 nisbetinde 11 milyon 705 bin 17.1 lira bir fazlalığa tekabül ettiğine ehemmiyetle işaret etmek isterim.

Mevzu ile alâkalı olması bakımından burada bilhassa son yıllarda önem­le ele alman ve muvaffakiyetle yürütülen iskân işleri üzerinde de dur­mak isterim.

İktidarı devraldığımız tarihi takiben memleketimize gelen 38 bin 311 göçmen ailesi için yurdun muhtelif bölgelerinde köy ve şehirlerde in­şa ettirilen 34 bin 942 ev, bunların iskânına tahsis edilmiş bulunmakta­dır. Göçmenlerden çiftçi oldukları anlaşılan 22 bin 408 aileye 1 mil­yon 199 bin 376 dönüm toprak dağıtılmış diğerlerinin de, çeşitli sanat ve mesleklerde çalışmaları temin olunmuştur.

Diğer taraftan, toprak kaymaları, sel baskınları gibi tabiî afetler yü­zünden evleri yıkılan köylerin başka mahallerde yeniden kurulması gi­bi mühim bir iç iskân mevzuu da ilk defa olarak 1950 yi takip eden yıl­larda ele alınmış ve bu suretledir ki 100 köyde ö bin 193 evin ahar ma­hallere nakli temin edilmiştir. Ayrıca 270 köyde 3 bin 500 evin daha mü­sait yerlere nakli işi de önümüzdeki bir kaç sene içerisinde itmam edil­miş olacaktır.

Giriştikleri hürriyet mücadelesinde vatanlarını terk mecburiyetinde ka­lan kardeş Macarlardan 500'ünün Türkiyede yerleşmeleri hususunda lâzım gelen teşebbüs ve alâka gösterilmiş ve bu iş için gereken tahsisat bütçemize konulmuştur.

Devlet borçlan :

Devlet borçları hakkında mufassal izahatı biraz önce arzetmiştim. Büt­çelerin hizmet grupları itibariyle tahlilini yaparken, millî müdafaa tah­sisleri içerisinde mütalâa olunan 8 milyon 400 bin liralık askerî teslihat kredisi hariç, 1957 yılında iç ve dış borçlarımızın itfası için tahsisi der­piş olunan paranın 1956 dakine nazaran 19 milyon 663 bin 884 lira fazlasiyle 157 milyon 244 bin 552 lira olduğuna da burada işaretle iktifa edeceğim.

Umumî idare giderleri:

Buraya kadar tahlilini yapmış olduğumuz hizmet grupları dışında ka­lan adalet, tapu, dahiliye, hariciye, maliye ve emniyet gibi hizmetlerin istilzam ettirdiği masrafları, umumî idare giderleri olarak mütalâa et­mekteyiz. Bu hizmetler için 1957 bütçeleri ile ceman 585 milyon 294 bin 910 lira teklif edilmektedir. Bu miktar, 1950 tahsisatından 362 milyon 75 bin 964 lira ve 1956 dakinden 44 milyon 775 bin 869 lira fazladır.

Çeşitli faaliyet sahalarındaki inkişafa muvazi olarak umumî idare gi­derlerindeki artışı tabiî karşılamak icabeder. Filvaki iktidarımız, dünden bugüne sahası genişleyen âmme hizmetlerinin yüksek seviyede ve hal­kımıza en faydalı şekilde ifasını temin maksadiyle lüzumlu teşkilâtın kemiyet ve keyfiyetçe tatminkâr olarak ihdas, evsi ve İslahından asla kaçınmamış ve bu yolda gereken tahsislerde bulunmuştur.

Gelir bütçesi:

Muhterem arkadaşlarım,

Şimdi de 1957 gelir bütçesinin tahliline geçiyorum: Herşeyden önce, 1957 yılı tahminlerinin eski yıllarda olduğu gibi realist ve objektif esaslara istinaden isabetli bir şekilde tesbitine bilhassa dikkat ve itina gösteridiğine işaret etmek isterim.

1957 yılı bütçesi gelir rakamlarının 4.006.672.359 lira olarak tahmin edildiği yüksek malûmlarıdır. Bu miktar 1956 yılma ait gelir tahmi­ninden  % 20,5 nisbetinde 631.698.707 lira fazla bulunmaktadır.

Devlet varidatında görülen bu muntazam ve süratli artışta, istihsalde, ticaret ve iş hacminde elde edilen gelişmenin yanında vergi sistemimi­zin, yapılan çeşitli İslâhat neticesinde, konjonktürü ve millî geliri yakın­dan takip edebilir bir hale getirilmiş olmasının büyük rolü bulunduğu­na da işaret etmek yerinde olur.

Gelir vergisine ait rakamlar bu hususu kati bir şekilde teyit etmekte­dir. Filhakika 1952 yılında gelir vergisi tahsilatı 299 milyon lira olduğu halde 1953 te % 31 nisbetinde artarak 394 milyon liraya ve 1954 yılın­da ise % 33 nisbetinde bir artışla 527 milyon İiraya yükselmiştir. 1955 yılında 656 milyon lirayı bulan gelir vergisi tahsilatının, içinde bulun­duğumuz yılın sonuna kadar 840 milyon lirayı geçeceği anlaşılmış ve 1957 malî yılında ise 960 milyon lirayı bulabileceği tahmin edilmiştir.

Gelir vergisi, bu muntazam ve devamlı gelişme sayesinde varidat büt­çesi içindeki müstesna mevkiini 1951 yılmdanberi muhafaza edegelinmektedir. Gerçekten, gelir, vergisinin varidat bütçesi yekûnu içindeki his­sesi 1951 yılında %15 olduğu halde, 1952 de bu nisbet %18'e, 1953 te % 20 ye, 1954 te % 24'e, 1955 yılında ise %25'e yükselmiştir. Bu ver­ginin 1957 yılı tahmini olan 960 milyon Ura ise gelir bütçesi muhammenatı yekûnunun %  23,96 sına tekabül etmektedir.

1950yılmdanberi yapılan çeşitli vergi islâh ameliyeleri neticesinde,   bir
taraftan artan devlet masraflarını daha geniş ölçüde karşılayacak   ve­
rimli bir vergi sistemi kurulmasına çalışılırken diğer taraftan da vasıta­
lı ve vasıtasız vergilerimiz arasında memleket şartlarına uygun bir nis
betin temin ve muhafazasına itina edildiği malûmdur.

Bu gayretler neticesinde, 1951 yılında vergi hâsılasının % 27,9'zunu teşkil eden vasıtasız vergiler, 1952 de % 28,4'e, 1953 te % 31,7'ye, 1954 te % 35,4'e ve neticesi alınmış son yıl olan 1955 te ise  36,3'e yüksel­miş bulunmaktadır.1951  yılında 849 milyon lira olan vasıtalı vergiler hâsılasının1955 te 1milyar 436 milyona, 1957 bütçesi teklifinde ise 1 milyar 906 milyon li­raya yükseldiği gozonünde tutulunca, vasıtasız vergiler nisbetindeki ar­tışın ehemmiyeti daha iyi anlaşılır.

Vergi hâsılatmdaki bu muntazam gelişmede, san'at ve ticaret hayatına yeniden atılan şahıslarla kurumların sayısındaki devamlı artışın büyük hissesi bulunduğu aşikârdır. Hakikaten, yıllık beyanname veren gelir vergisi mükelleflerinin sayısı 1951 de 53.661!den ibaret olduğu halde bu miktar 1952 de 61.391'e, 1953 te 72,318'e, 1954 te 83,119'a, 1955 te ise 103,638'e yükselmiştir.

Kurumlar vergisinin mükellef adedi de, 1951 de 1.651 iken müteakip yıl­larda sırasiyle 1.792'ye, 1957 de 2.214'e yükselmiş bulunmaktadır.

Memnuniyeti mucip olan diğer bir cihet de, âmme sektörüne dahil mü­esseseler tarafından girişilen geniş ölçüdeki yatırımlar ve islâh hareket­lerine rağmen hususî sektörün istihsal ve imal hacmi yekûnundaki hissesinin her yıl muntazaman artmakta olmasıdır.

Yüksek malûmları olduğu veçhile vergi kanunlarımızın modern esasla­ra ve memleket şartlarına uygun hale getirilmesi maksadiyle 1950 yılmdanberi vergi sahasında mühim islâh ameliyeleri yapılmıştır.

Bilindiği üzere, 1940 yılındanberi tatbik edilmekte olan muamele ver­gisi kanunu, ihdası tarihindenberi bilhassa sanayicilerimizin artan bir şekilde şikâyetleri mucip olmakta idi.

Bu kanunun muharrik kuvvet ve işçi sayısı bakımından vazettiği mua­fiyet hükümleri, sanayi müesseselerimizin küçük cüzüler halinde ku­rulmasına veya o şekilde parçalanmasına sebebiyet vermiş ve bu kü­çük üniteler emsali büyük sınai müesseseler aleyhine yıkıcı bir rekabet gücü kazanmışlardır. Bu suretle memleket sanayii, muvazeneli bir ku­ruluş ve gelişme şartından mahrum kalmış ve büyük işletmelerin eko­nomik faydalarından tam mânasiyle müstefit olamamıştır.

Muamele vergisinin memleket sanayii bakımından arzettiği bu büyük mahzurlar üzerinde dikkat ve hassasiyetle durulmuş ve uzun bir çalış­madan sonra hazırlanarak yüksek tasvibinize iktiran eden bir kanunla bu vergi ilga edilmiştir. 1957 malî yılı başlangıcından itibaren sanayi­imiz^ senelerdir hasretini çektiği müsait çalışma şartlarına kavuşacak ve mesut bir gelişme devresine girmiş olacaktır.

Bilindiği gibi gelir vergisi kanunumuzla tâyin edilmiş olan şartlar da­hilinde sabit ve seyyar küçük sanat ve ticaret erbabı tarafından öde­nen esnaf vergisi 6582 sayılı kanunla ilga edilmiştir.

Gelir vergisi kanununda yapılan bu tadilât neticesinde, muayyen had­lerin fevkinde iş yapan bazı sanat ve ticaret erbabının gelir vergisine tâbi olarak yeniden defter tutmaları icap ediyordu. Bilâhare yüksek heyetinizce kabul buyurulan 6838 sayılı kanunla iş hacmi ve benzeri öl­çülerde yükseltmeler yapılmak suretiyle defter tutma mükellefiyeti dar bir sahaya inhisar ettirilmiştir.

Gayrimenkullere ait veraset ve intikal vergisinin carî diğer yerine, buna nazaran çok düşük bulunan tahrir kıymeti veya iradı üzerinden hesap­lanması dolayısiyle vergi hasılatı bir gelişme gösterememiş ve tatbikat­ta bazı aksaklıklar olagelmiştir. Bu mahzurları önlemek için vergi usul kanununun 279'uncu maddesinin değiştirilmesine lüzum görülmüş ve hazırlanan tasarı ilgili encümenlerce de tetkik edilerek yüksek tasvip­lerinize arzolunmuştur. Sözü geçen tasarı kanunlaşınca, vergi adaleti daha iyi bir şekilde sağlanmış ve bu verginin verimi artmış olacaktır.

1 Mart 1958 tarihinde tatbiki kabul buyurulan bir kanunla, 100.000 li­raya kadar olan safi gelirlerin vergi nisbeti aynen muhafaza edilmek üzere, 300.000 liranın üstündeki kazanç ve iratlara tatbik edilen gelir vergisi nisbetinin % 35'den % 50'ye çıkarıldığı ve buna muvazi olarak geçim indirimi miktarının da % 50 nisbetinde yükseltilmiş olduğu malûmlarıdır.

Bu kanunun tatbikine başlanmasiyle vergide içtimaî adalet tesisi hede­fine daha fazla yaklaşılmış, verginin randımanı da yükseltilmiş ola­caktır.

Hükümetçe hazırlanan ve 1957 yılı gelir bütçesiyle ilgili bulunan yeni tasarılara gelince, bunlar sırasiyle:

 Adlarına hususî otomobil kayıtlı olan şahıslardan bir miktar vergi
alınmasına,

 1928 tarihinde yürürlüğe giren ve tarife nisbetleri o günkü şart­lara göre tesbit edilen damga resmi kanununda mevcut   nisbetlerden bir kısmına muayyen miktarlarda zam yapılmasına,

 Bir kısım ithalâta tahsis olunan dövizlerin Türk parası tutarlarıüzerinden alınacak hazine hissesine, tallûk etmektedir.İlgili meclis komisyonlarının ince tetkiklerinden geçerek yüksek tas­viplerinize arzedilen bu tasarılar, büyük kalkınma gayretlerimize ve Millî Savunma hizmetlerine ayırdığımız muazzam tahsisatın ve demok­ratik rejimimizin inkişafı ile müterafik olarak artan âmme hizmetleri­nin bir kısmının karşılığını sağlamak maksadiyle hazırlanmış bulun­makta ve vatandaşı sıkmayacak şekilde seçilen en uygun kaynaklarla gelirlerimizi takviye etmektedir.

İktisadî kalkınma faaliyetleri:

Muhterem arkadaşlar, •

İktidara geldiğimiz tarihten itibaren memleketin bütün imkân ve kay­naklarını realist ve yeni bir zihniyetle harekete getirmek üzere takibi­ne başladığımız yapıcı ve dinamik iktisadî ve malî politika başlıca şu istikametlere tevcih edilmiştir:

 Karayolları, limanlar, barajlar, elektrik santralleri, silolar gibi birmillet iktisadiyatının gelişmesinde, temel yapıyı teşkil eden büyük anatesislerin kurulması,

 Şeker, mensucat, çimento gibi büyük kitleleri ilgilendiren veya in­şaat ve imar faaliyetlerinde birinci derecede rolü olan maddelerin, ku­rulan yeni tesisler sayesinde ithal mevzuu olmaktan çıkarılması ve ta­sarruf olunacak dış tediye imkânlarının diğer sahalardaki cihazlanmamıza tahsis edilebilmesi,

 Yerüstü ve yeraltı servetlerimizi kıymetlendirecek tesis ve cihaz­ların biran evvel tamamlanması ve böylece bir taraftan   istihsalimizi çoğaltırken diğer taraftan ihracatımızı arttırmaksuretiylegirişilen sermaye yatırımlarının dış finansman bakımından daha büyük imkân­lara kavuşmasının temini,

 Millî teşebbüsün ve yabancı sermayenin muhtaç   olduğu   ikliminyaratılması, geliştirilmesi ve devamlı surette teşvik edilmesi,

Bu gayeleri teminen, hükûmetlerinizce, eski iktidar zamanından uzun yıllar boyunca takip edilmiş bulunan dar ve tahditçi devletçilik politi­kasına bir nihayet verilmiş, buna mukabil memleketin tabiî' ve zengin kaynaklarını harekete getirecek olan sermaye yatırımları ele alınarak, vatandaşlarımızın muhtelif istihsal kollarında yeni yeni teşebbüslere girişmelerini teşvik ve himaye eden şart ve imkânlar hazırlanmış, belli başlı ziraat mahsullerimizin istihsalinin arttırılmasını temin edecek isabetli bir fiat politikası takip olunmuş ve bütün istihsal kollarında ve bilhassa ziraat ve sanayi sahasında teşebbüs erbabının muhtaç olduk­ları yatırım ve işletme kredileri büyük ölçüde arttırılmış, devlet büt­çesinden yapılan ve her sene artan yatırımlar 1950'den önceki gidişin aksine olarak, verimli ve hayatî olan sahalara tevcih olunmuştur.

Eski iktidar zamanında bir türlü ele alınmamış bulunan,iyi vasıflı eko­nomik yollar, büyük barajlar, termik ve hidroelektrik santraller, geniş sulama tesisleri, modern cihazları havi limanlar ve silolar gibi memle­ketin iktisadî kalkınması ile doğrudan doğruya alâkalı yatırımlara lâyık olduğu ehemmiyet verilmiş ve bu mevzuda malî, idarî ve teknik bütün imkânlar seferber edilmiştir.

Bu gayretlerimiz bütçe rakamlarında açık ifadesini bulmaktadır.

Filhakika, eski iktidar tarafından hazırlanmış bulunan 1950 bütçesiyle iktisadî kalkmda faaliyetleri için verilen tahsisat miktarı 239 milyon 589 bin liradan ibaret bulunduğu halde 1957 bütçesi ile bu faaliyetler için teklif olunan tahsisat 1 milyar 103 milyon 497 bin liraya yükseltil­mek suretiyle % 360,6 nisbetinde bir artış kaydedilmiştir ki, bu artış yalnız bir rakam ve hedef olarak değil aynı zamanda memleketin ya­pıcılık sahasında ihraz ettiği teknik merhale olarak da inşirahla mü­talâa edilmesi lâzımgelen bir malî hâdisedir.

İktisadî kalkınmaya matuf yatırımlar bütçe rakamlarına nisbet edil­diği taktirde memnuniyetle müşahade olunan bu inkişafın mânası daha iyi anlaşılır.

Nitekim, 1950 yılında iktisadî kalkınmaya muhassas yatırım miktarı olan 239 milyon 589 bin liranın aynı yıl umumî ve mülhak bütçeler toplamı bulunan 1 milyar 554 milyon 692 bin liraya nisbeti % 15 oîduğu halde 1957 bütçe teklifinde bu nisbet %   27'ye yükselmiştir.

İktisadî kalkınma faaliyetlerimizin ana hatları ile ilgili bu kısa maru­zatımdan sonra ziraat, enerji, sanayi, madencilik ve münakale sektör­leri ile alâkalı yatırımlar ve alman neticeler hakkında muhterem he­yetinize malûmat arzetmek isterim.

1  Ziraat sahasında yapılan yatırımlar:

İktidara geldiğimiz tarihten beri ziraî istihsalin sür'atle arttırılması maksadiyle çiftçilerimizin modern vasıta ve makinalarla teçhizi, ziraî kredinin arttırılması, toprak ve tohumluk tevzii, teknik ziraat bilgileri­nin yayılması, sun'î gübre istimalinin teşviki, su işleri, bataklık kurutulması, mahsulün pazarlara kolayca naklinin temini gibi ziraatla ilgili bütün meseleler büyük bir ehemmiyetle ele alınmıştır.

Bütçelerimizde bu maksatlar için ayrılan tahsisat miktarlarında her yıl kaydolunan devamlı artış, ziraat sahasındaki bu gayretlerimizin vüs'at ve şumûlü hakkında bir fikir verebilecek mahiyettedir.

Nitekim, 1957 yılı bütçeleriyle ziraat işleri için teklif olunan tahsisat miktarı 531 milyon 503 bin lira gibi büyük bir yekûna baliğ olmaktadır. Umumî ve mülhak bütçelerde yer alan bu tahsisatın 149 milyon 495 bin lirası carî masraflara'382 milyon 8 bin lirası da yatırım mas­raflarına taallûk etmekte olup 1950 yılı ile mukayese olunduğu taktir­de carî masraflarda % 213,6 nisbetinde 101 milyon 834 bin lira ve yatı­rımlarda ise % 696 nisbetinde 334 milyon 21 bin liralık bir artış kay­dedilmiş olduğu görülür..

Bütçe rakamları üzerindeki bu kısa izahattan sonra tohumluk tevziatı, toprak dağıtımı, ziraat, âlet ve makinaları, su işleri, silolar ve soğuk hava depoları mevzuunda son senelerde kaydolunan ilerlemelere kısaca temas etmek isterim.

A  Tohumluk tevziatı:

İktidara geldiğimiz tarihe takaddüm eden 10 sene zarfında tevzi olu­nan bütün tohumluk hububat yekûnu sadece 270 bin tondan ibaret iken 1950'den bu yana geçen 6 yıl zarfında bu miktar 840 bin tonu aş­mış bulunmaktadır.

Devlet üretme çiftîiklerince peşin para mukabilinde satılan miktarlar bu rakama dahil değildir. Bu teşkilât tarafından sadece 1955 1956 devresinde selektörden geçirilmiş ve ilaçlanmış olarak çiftçiye tevzi edilen tohumluk miktarı 91 bin 890 tonu bulmuştur.

Pamuk tohumluğuna gelince, 1950'de 350 tondan ibaret bulunan tev­ziat, 1951'de 2 bin, 1952'de 5 bin, 1953'de 9 bin 1954'de 10 bin ve niha­yet 1955'de 12 bin tona yükselmiş, 1956 yılında ise bu miktar da aşıl­mış bulunmaktadır.

B  Toprak dağıtımı:

Yüksek heyetinizce de malûm olduğu üzere, çiftçiyi topraklandırma faaliyetine 1945 yılında 4753 sayılı kanunla başlanmıştır. Kanunun meriyete girmesinden 1950 Mayısına kadar geçen devrede 320 köyde 20208 çiftçi ailesine ancak 908 bin 860 dönüm toprak dağıtılabilmiş ve mer'a tahsisi ise hiç yapılmamış olmasına mukabil 1950 Mayısından 1956 yılı sonuna kadar geçen 6,5 sene zarfında 2797 köyde 252 bin 71 çiftçi ailesine 12 milyon 915 bin 320 dönüm toprak dağıtılmış ve 7 mil­yon 358 bin 750 dönüm mer'a tahsisi yapılmıştır.

Böylece eski iktidar zamanında sadece bir propaganda vesilesi yapılan toprak dağıtma mevzuu bugün ziraî politikamızın itina ile tak'ib olu­nan ehemmiyetli bir unsuru olmuştur.

C  Ziraat âlet ve makinaları:

İktidarımızın çiftçilerimizi modern âlet ve makinalarla teçhiz etmek hususunda sarf ettiği gayretlerin rakamla ifadesi şöyledir:

Traktör, pulluk, vanvey, mibzer, diskarov, harman makinaları, biçer döver gibi modern ziraat âlet ve makinaları adedi 1950'de cem'an 21 bin 570'den ibaret iken 1956 Ağustosunda 144 bin 583'e yükselmiştir. Bu yekûn içerisinde traktör adedi 1950'de 6281'e karşı hâlen 41 bin 865'dir.

Ç  Su işleri:

Nüfusumuzun büyük ekseriyetinin çiftçilikle iştigal etmesine ve ziraat sektörünün millî ekonomimizde işgal ettiği ehemmiyetli mevkiin ma­lûm bulunmasına rağmen, ziraî istihsalin gelişmesinde mühim rolü bulunan su kuvvetlerinin tanzimi ve bunların müstahsil gayelere tev­cihi, su taşkınlıklarının en münbit ziraat mıntakalanna iras edegeldiği büyük zararların önlenmesi hususundal950 senesine kadar geçen yıl­larda gerekli tedbirlerin cesaretle ele alınmamış olması ve hazırlanan bazı projelerin de dağınık bir şekilde tatbik edilmesi yüzünden milyon­larca lira sarfına rağmen bir netice istihsal edilememesi bu hayatî mevzuun da ne dereceye kadar ihmal edildiğini ortaya koymaktadır.

Bu bakımdan diyebiliriz ki, su işleri mevzuu ilk defa olarak iktidarımız zamanında lâyık olduğu ehemmiyetle ele alınmıştır.

Filhakika, 1950 yılında sulama işlerine bütçeden ayrılan tahsisat 18,5 milyon lira gibi cüz'î bir miktardan ibaret iken bu tahsisat yıldan yıla arttırılarak 1956'da 220 milyon liraya çıkarılmış ve 1957 bütçe teklifi ise 337 milyon lira olarak huzurunuza getirilmiş bulunmaktadır.

Bu vesile ile 1950 yılını takibeden 6 yıl zarfında yalnız devlet bütçesin­den su işlerine verilen tahsisatın 651 milyon liranın fevkinde bulun­duğunu bilhassa belirtmek isterim.

1950 yılından bu yana devlet su işlerince bu mevzuda girişilen taahhüt­lerin keşif bedeli 1 milyar 282 milyon lirayı aşmakta olup bu program 1958 senesi sonuna kadar ikmâl edilecektir.

Program tamamlandığı zaman yeniden 2 milyon 940 bin dönüm ara­zinin sulanması, 1 milyon 600 bin dönüm arazinin taşkından korun­ması, 923 bin dönüm bataklığın kurutulması mümkün olacaktır.

Köylerimizin içme suyu dâvasına gelince, eski iktidar zamanında bu mühim sağlık ve hayat mevzuuna lâyık olduğu ehemmiyetin veril­memiş olduğunu üzülerek kaydetmeğe mecburum,

Hükûmetlerimizce bu pek mühim, hayatî ve muazzam dertlerin hailini mümkün kılmağa kadir faaliyet sahası için 6 yılda 110 milyon 400 bin lira sarfedümiş bulunmaktadır.

1950'ye takaddüm eden 6 yıl zarfında bu mevzua sadece 1 milyon 890 bin lira sarfedilmiş bulunduğunu söylersem aradaki muazzam zihniyet farkı kendiliğinden anlaşılmış olur.

D  Hububat muhafaza tesisleri:

1950 senesinden itibaren ziraî istihsalimizde müşahade edilen yükseliş, Toprak Mahsulleri Ofisinin mubayaa, muhafaza, tevzi ve ihraç faali­yetlerini genişletmiş olduğu gibi depolama ve silo tesislerine olan ihti­yacı da sür'atle arttırmıştır.

Bu ihtiyacın gereği gibi karşılanabilmesi için iktidara geldiğimiz gün­den beri ele alınmış bulunan yatırım programının tatbikine itina ile devam olunmaktadır.

Filhakika, 1950 yılından bu yana Ankara, Yerköy ve Konya'daki silo­ların tevsileri ile 20 bin tonluk İskenderun silosu da dahil olmak üzere 9 beton silo ikmâl edilmiş ve memleketin muhtelif mahallerinde aynı maksatla 440 adet çelik hangar kurulmuştur.Bundan başka 34 bin tonluk Haydarpaşa betonarme silosu da bu yıl içinde ikmâl edilmiş bulunmaktadır. Bu suretle, evvelce mevcut tesislere ilâveten cem'an 648 bin tonluk hububat muhafaza kapasitesinde yeni silolarla çelik hangarların hizmete girmesi sağlanmıştır.

Avrupa'nın en büyük silosunu teşkil eden 100 bin tonluk Mersin silosu. ile 60'şar bin tonluk Ankara ve Konya siloları ve 20 şer bin tonluk İz­mir, Tekirdağ ve 10 bin tonluk Trabzon silolarının İnşalarına da bü­yük bir hızla devam edilmektedir.

Hububat muhafaza kapasitesi, 1950 yılında 39 bin tonu silolara ve 372 bin tonu muhtelif kârgir ve ahşap anbarlarla diğer tesislere ait olmak üzere cem'an 411 bin tondan ibaret iken hâlen bu miktar 1 milyon 59 bin tona yükseltilmek suretiyle '/< 158 nisbetinde bir artış sağlanmış­tır. Bu kapasite, inşaat programının hitamında 2 milyon tona yakla­şacaktır. Bu suretle hububatın açıkça muhafaza edilmesinden doğan kıymet kayıpları ile birlikte umumî zayiattan, yükleme, boşaltma, nakliye masraflarından temin edilecek yıllık tasarruf miktarı 28 mil­yon liraya baliğ olacaktır.

E  Hayvan mahsullerinin değerlendirilmesi;

Hayvan mahsullerinin değerlendirilmesi ve balıkçılığımızın inkişaf et­tirilmesi nıaksadiyle teşkil edilen Et ve Balık Kurumu, bu mevzuda 120 milyon liraya baliğ olan yatırım programının büyük bir kısmını tahakkuk ettirmiş bulunmaktadır. .

1953 yılında işletmeye açılmış bulunan Erzurum Et Kombinasından sonra 1955 yılında Ankara, 1956 yılında Konya ve Zeytinburnu kombi­naları da işletmeye açılmıştır.

Diğer taraftan, 1954 yılında işletmeye açılan Beşiktaş Soğuk Hava De­posundan sonra Haydarpaşa Soğuk Hava Deposu da kısa bir müddet önce ikmâl edilmiştir. Bunlardan ilki bilhassa deniz mahsullerinin ikin­cisi et ve diğer bazı yiyecek maddelerinin muhafazasında büyük fay­dalar sağlıyacak ve bu mevzudaki ihracat imkânlarımızı arttıracak te­sislerdir. Ayrıca 48 milyon lira sarfiyle yurdun muhtelif bölgelerinde 21 adet büyük ve 27 milyon lira sarfı üe 34 adet küçük ve orta sınıf soğuk hava deposunun tesisi de ele alınmış olup bunlardan Trabzon, Zonguldak, Samsun, Sinop, Marmara, Çanakkale, Çeşme, depoları tamamlanmıştır.

Kayseri, İskenderun, Ereğli (Karadeniz), Ayvalık, Burdur, Gelibolu, Gi­resun, Ordu, Rize, Mersin, Yozgat, Bodrum, Balıkesir ve Bursa depola­rının inşasına da hızla devam olunmaktadır.

Bu tesisler dışında Trabzon balıkyağı, Beyşehir balıkurnu, İstanbul ağ ipliği fabrikasiyle Ankara tamirhaneleri için 2 milyon liralık bir prog­ram tatbike konulmuş olup bahis konusu tesislerin sür'atle ikmâline çalışılmaktadır.

Et ve Balık Kurumu bu hayırlı faaliyeti ile memleket dahilinde hayvan ve deniz mahsullerinin muhafazasını, kıymetlendirilmesini, istihlâk merkezlerine intikalini sağlıyarak nâzım bir rol oynadığı gibi ayrıca ihracat mevzuunda da yeni bir döviz kaynağı temin edecek şekilde ça­lışmağa başlamıştır.

2  Enerji işleri için yapılan yatırımlar:

Bilindiği gibi bir memlekette iktisadî kalkınmanın en sağlam müşirle­rinden biri de kuvvei muharrike istihsalindeki artışlar teşkil etmekte­dir. Kurulacak sanayi tesislerinin işletilmesi ve istihsal maliyetlerinin düşürülmesi muharrik kuvvet istihsaline bağlı bulunmakta ve elektrik enerjisi ferdî istihlâk cephesinden de ayrı bir ehemmiyet ifade et­mektedir.

Bu sebeplere binaen mevzuu lâyık olduğu ehemmiyetle ele alan ikti­darımız kurduğu ve tevsi ettiği tesislerle, 1950 senesinde istihsal edil­mekte olan 737 milyon kilovat saatlik elektrik enerjisine mukabil hâ­len 2 milyar 300 milyon kilovat saate ulaşan bir kapasite temin etmiş bulunmaktadır ki, artış nisbeti % 380'ne ulaşmaktadır. Diğer bir ifade ile memleketimizde 1950 yılında nüfus başına 35 kilovat saat elektrik isabet etmekte iken 1956 yılında bu miktar 106 kilovat saate yüksek mistir.

Enerji istihsali sahasında kaydedilen bu büyük inkişaf bir taraftan yeni barajlar inşası, diğer taraftan da yeni termik ve hidroelektrik santraller kurulması ve mevcut tesislerin tevsi ve ıslâhı suretiyle sağlanmıştır.

A  Barajlar:

Gerek memleket sularının tanzimi, gerek üretilecek elektrik enerjisi bakımından barajların memleket ekonomisine şağlıyacağı faydaları göz önünde bulunduran hükümetleriniz şimdi arzedeceğim projeleri azimle tatbik mevkiine vazetmiş ve bu projelerden mühim bir kısmını 1956 yılında tahakkuk ettirmiş bulunmaktadır.

 272 milyon liraya mal olan Sarıyar barajı ikmâl edilmişolup 2Aralık 1956'da işletmeye açılmıştır. Bu büyük tesis aşağı Sakarya ova­sını taşkından koruyacağı gibi yılda 412 milyon kilovat saat enerji üre­
tebilecek kapasiteye sahiptir.

 8 Nisan  1956'da işletmeye açılmış olan Seyhan barajı  140 mil­yon liraya mal olmuştur. Bu barajın temin ettiği feyezan kontrolü sa­yesinde yılda vasatı 6,5 milyon liralık zarar önlendiği gibi 144 bin hek­tar arazinin sulanmasından dolayı senevî gelir artışı asgarî bir hesapla84 milyon liraya baliğ olmaktadır. Ayrıca tesisler yılda 284 milyon ki­lovat saat enerji üretme kapasitesine sahipdir.

 Hâlen inşaatının yarısına yakın bir kısmı tamamlanmış olan Ke­mer  Akçay   barajı1958   yılında   işletmeyeaçıldığı zaman300 bin dönüm   arazi   taşkından   korunacağı   gibi   ,380   bin   dönüm   arazinin
sulanması  ve  senede   140 milyon  kilovat  saat  enerji  istihsali  imkân dahiline girecektir. Bu tesis 126 milyon liraya mal olacaktır.

 170 milyon liraya çıkacak olan Demirköprü  Gediz barajının in­şasına hızla devam edilmektedir. 350 bin dönüm arazide heyelan kont­rolünü ve 770 bin dönüm arazinin sulanmasını temin edecek ve senede193 milyon kilovat saat enerji istihsalini sağlıyacak olan bu tesis 1958yılında hizmete girecektir.

 Kızılırmak havzasını taşkınlardan korumak üzere 250 milyon lirasarfiyle inşa edilmekte olan Hirfanlı  Kızılırmak barajı 1958 senesindeikmâl edildiği zaman 300 bin dönüm arazi sulanacak vesenede 400
milyon kilovat saat enerji istihsal edilecektir.

 20 milyon liraya mal olacak Ayrancı barajı da 1957 senesinde ta­mamlanacak ve hizmete girdiği zaman 50 bin dönüm   arazinin sulan­ması ve 80 milyon kilovat saat istihsali sağlanacaktır.

Sulama, taşkından koruma ve enerji istihsali maksatları ile kurulmuş ve kurulmakta olan bu barajlardan başka yalnız sulama ve taşkından korum maksatları için yapılmakta olan barajlardan,

7 Sille barajı 50 milyon lira sarfiyle 1957 senesi sonunda ikmâl edi­lecek ve 300 bin dönüm arazinin sulanması mümkün olacaktır.

8  4 milyon lira sarfedilen Damsa barajı da ikmâl edilmiş olup önü­müzdeki aylarda işletmeye açılacaktır. Bu barajla 850 bin dönüm arazi taşkından korunacak ve 3 bin dönüm arazinin sulanması imkân dahi­line girecektir.

B  Termik ve hidroelektrik santraller:

Sulama ve taşkından koruma bakımından olduğu kadar enerji bakı­mından da memleket ekonomisine muazzam imkânlar hazırlayan ba­raj inşaat programını büyük bir azimle tatbik mevkiine koyan hükü­metleriniz memleketimizdeki elektrik enerjisi istihsalinin kısa bir za­manda muasır medenî memleketler seviyesine çıkarılmasını teminen yeni termik ve hidroelektrik santraller kurulması ve mevcutların tevsi ve ıslâhı işini de ehemmiyetle ele almıştır.

Filhakika, termik santrallerden İstanbul'daki Silâhtarağa santralinin 55 bin, İzmir santralinin 30 bin küovatlık tevsi ve   ıslâh   programları1955 yılında tamamlanmıştır.

yılında 60 bin kilovat takatmdaki 2'inci Çatalağzı termik santra­linin 40 bin kilovatlık ilk iki gurubu ile 60 bin 90 bin kilovat takatındaki Tunçbiîek termik santrali işletmeye açılmıştır.

Yine geçen yıl içinde işletmeye açılan Seyhan barajı ile Sarıyar bara­jından biraz önce bahsetmiştim. Bunlara ilâveten İller Bankası 1950 den beri 130 termo elektrik ve 46 adet hidroelektrik tesisi ikmâl ederek cem'an 54,4 milyon kilovat saatlik bir istihsal fazlası elde etmiştir. Orta büyüklükteki hidroelektrik santrallerinden yılda cem'an 373 milyon kilovat saat enerji istihsal edecek olan Tortum (Erzurum), İkizdere (Rize), Botan (Siirt), Göksu (Konya), Kovada (Eğridir), Sı­zır (Kayseri), Değirmendere (Trabzon), Emet (Kayaköy), Ceyhan (Maraş), santrallerinin inşaları hızla devam etmekte olup bunların büyük bir kısmı bu yıl içinde, bakiyesi de 1958 yılında ikmâl edilerek işletmeye açılacaktır.

Etibank tarafından yapılmakta olan Soma termik santrali bu yıl için­de işletmeye açılacak ve yılda 250 milyon kilovat saat enerji istihsal edilecektir. Keza Etibank ve İller Bankası tarafından müştereken inşa edilmekte bulunan ve yılda 45 milyon kilovat saat enerji istihsal ede­cek olan Hazer hidroelektrik santrali bu yıl içinde işletmeye açılacaktır. Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünce inşa edilmekte olan Hirfanlı, Demirköprü ve Kemer barajlarının inşaasına hızla devam edil­mekte olduğunu biraz evvel arzetmiştim. Bunlara ilâveten yine îller Bankasınca 34 milyon kilovat saatlik 71 adet termik ve 165 milyon ki­lovat saatlik 57 adet hidroelektrik tesislerinin inşasına da devam olunmaktadır.

Bu tesisler ikmâl edildiği zaman elektrik enerjisi istihsali yılda 4 mil­yar kilovat saate yükselmek suretiyle 1950 yılma nazaran % 542 nisbetinde bir artış temin edilmiş olacaktır.

Yurdun muhtelif mıntakalarmda bir taraftan hidroelektrik ve ter­mik santraller tesis edilirken diğer taraftan bu santrallarda üretilen ve üretilecek olan elektrik enerjisinin büyük istihlâk ve sanayi merkezle­rine naklini temin etmek üzere elektrik nakil hatları şebekesinin inşası da büyük bir hızla ilerilemektedir.

Nitekim, 30 milyon liraya mal olan 358 kilometrelik Çatalağzı  Üdraniye hattı 1952 yılında ikmal edilmiş ve ayrıca 128 milyon liraya mal edilecek olan ceman 3546 kilometre uzunluğundaki Kuzey Batı  Batı Anadolu, Adapazarı  Eskişehir  Bursa, Düzce  Bolu, Çatalağğı  Ka­rabük ikinci devre enerji nakil hatları büyük merkezlere bağlanmış ve Kuzey Batı  Batı Anadolu Trafo merkezleri işletmeye açılmış veya açıl­mak üzere bulunmuş olduğunu belirtmek isterim.

C  Kömür ve petrol tesisleri:

Enerji istihsali mevzuunda gayet ehemmiyetli bir yer işgal eden kö­mür ve petrol tesislerinin İslahı veya yeniden kurulması hususunda da hükümetiniz büyük bir azimle çalışmaktadır.

Nitekim, Ereğli kömür havzasındaki tesislerin takviyesi ve bu suretle istihsal kapasitesinin arttırılması maksadiyle 504 milyon liraya baliğ olan amenajman programı hazırlanarak tatbik mevkiine vazedilmiştir. Bu programın 165,5 milyon liralık kısmı dış tediyelere taallûk etmek­tedir. 1956 yılı sonuna kadar 319 milyon lira sarfedilmek suretiyle bu programın % 63 ü ikmal edilmiş bulunmaktadır.

1958 yılında tesisler tamamlanınca, 1950 yılı bidayetinde 4 milyon ton olan maden kömürü istihsalimiz 3 milyon tona çıkmış ve % 100 nisbetinde bir artış temin edilmiş bulunacaktır.

Garp linyitlerinin 28 milyonu dış tediye olmak üzere 62 milyon lirayı bulan amenajman programından 1956 yılı sonuna kadar 54 milyon 350 bin liralık kısmı tahakkuk ettirilmiştir.

Süratle devam eden çalışmalar nihayetlendiği zaman 1949 yılında 1 milyon 270 bin ton olan istihsal kapasitesi % 136 nisbetinde bir artışla 3 milyon tona çıkacaktır.

Enerji kaynakları arasında hayatî bir ehemmiyet taşıyan petrolün bu­lunup işletilmesi mevzuunda eski iktidar zamanında müsbet ve cesa­retli herhangi bir teşebbüs yapılmadığını esefle kaydetmek lâzımdır.

Memleket ekonomisinin inkişafı için diğer ekonomilerle işbirliği ya­pılması lüzumuna kani olan iktidarımız bu bakımdan bilhassa büyük bir hususiyet arzeden petrolün memleketimizde araştırılarak bulun­ması ve Türk milletinin hizmetine arzedilmesi hususuna büyük ehem­miyet atfederek bu mevzuda yabancı sermaye ve tekniği ile işbirliği ya­pılmasını en isabetli bir yol olarak telâkki etmiş ve petrol kanununu çıkarırken bu prensipten mülhem olmuştur.

Petrol kanununun arama ve işletme taleplerine müteallik hükümleri­nin yürürlüğe girdiği 14 Ekim 1955 tarihinden bu yana onu yabancı ve ikisi Türk olmak üzere 12 şirket takriben 70 bin kilometre kare­lik bir sahada petrol aramak üzere 165 ruhsatname almıştır.

Halen bir şirket tarafından Kırklareli vilâyetinde Strüktür sondajına, iki şirket tarafından ise İskenderun ve Nizip'te arama sondajına taal­lûk etmek üzere 3 mahalde sondaj ameliyesine başlanmıştır.

Bu mevzudaki faaliyetler cümlesinden olmak üzere muhtelif şirketler tarafından İstanbul, Kırklareli, Tekirdağ, Edirne, Çanakkale, Sinop, Niğde, Adana, Hatay, Gaziantep, Urfa, Adıyaman, Mardin, vilayetle­riyle petrol istihsal edilen sahalar hariç Diyarbakır ve Siirt vilâyetle­rinde jeolojik ve jeofizik etüdlerle arama sondajları yapılmakta oldu­ğu gibi en ümitli ve coğrafî bakımdan en müsait sahalardan biri olan Trakya'da 5 şirket tarafından şimdiye kadar 1000'e yakın sismik araş­tırma kuyusu açılmış bulunmaktadır.

Diğer taraftan, bu mevzuda takip edilen isabetli politika sayesinde, dünyanın belli başlı dört büyük tevzi şirketinden mürekkep bir gru­bun Türkiye'de 5060 milyon dolar sarfiyle bir rafineri tesisi kurmak hususundaki çalışmaları müsbet bir neticeye bağlanmak üzere bu­lunmuştur.

Raman petrol sahasında 56 milyon lira sarfiyle kurulan ve yılda 330 bin ton ham petrol tasfiye etmekte olan rafineri tesisleri sayesinde 200 bin ton kömür tasarrufu sağlandığı gibi 19 vilâyetin petrol ihtiya­cını karşılamak suretiyle mühim miktarda döviz sarfiyatı da önlenmiş bulunmaktadır.

Türkiye petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından derpiş olunan prog­ram tahakkuk ettiği zaman, gerek petrol sahalarındaki tesislerin ge­rek rafineri tesislerinin tevsii suretiyle işletme kapasitesi 430 bin tona yükselecektir.

3  Sanayi sahasında yapılan yatırımlar:

Maruzatımın başlarında, dünya iktisadî şartlarının mütalâası sırasında arzettiğim bir ciheti, bizim, iktidar olarak pek büyük ehemmiyet at­fettiğimiz bir hususu burada tekrar etmeme müsaadenizi istirham edeceğim.

Gerek ileri milletlerin iç ekonomilerinde, gerekse dünya ticaretinde, sanayi mamulleri ticaretinin, ham madde ve ziraat mahsulleri istih­sal ve ticaretine kıyasla çok daha yüksek bir süratle inkişaf etmekte olduğu malûmdur.

Bu müşahede, dünyanın en müterakki ve medenî milletleri arasındaki mevkiini bir an evvel alması lâzım gelen Türkiye'mizin sanayileşme dâvasına millet olarak bağlanıştaki isabetin bir delili olarak bizim için çok kıymetlidir.

İşte bu sebeptendir ki iktidara geldiğimiz günden beri memleketin ih­tiyaç ve şartlarına uygun milli bir sanayiin süratle kurulup geliştiril­mesi için bütün imkânlarımızı seferber ederek azimle çalışmaktayız.

Sanayi mamullerimize canlı bir piyasa hazırlamak maksadiyle ziraat sahasında aldığımız tedbirler yanında devletin idarî bünyesinde, hu­kukî nizamlar sahasında, öğretim müesseselerinde, malî imkânlarında, kredi mekanizmasında, piyasa şartlarında her türlü tedbirler alınmış, ana enerji tesisleri, yollar, limanlar, depolar inşa edilmekte bulunmuş ve sanayileşmenin yolu  aziz milletimize  açılmıştır.

İktidarımızın 7 nci yılındayız. Bu kadar kısa bir müddet içinde, yu­karıda arzettiğim faaliyet ve inşaatın henüz oluş devresi içinde, sınaî istihsalimizin gösterdiği inkişaf seyri girdiğimiz yeni yoldaki mesut ilerleyişin en mukni bir muş'iresidir.

Şimdi müsaadenizle bazı mühim sanayi kollarındaki inkişafların mün­feriden tahliline geçiyorum.

A  Şeker sanayii:

Ziraî işletmeciliğimize münavebe imkân ve usullerini getirmesi, mem­leketin ziraat bölgelerini modern ziraat sistemine açması çiftçimizin gelir ve refah seviyesini yükseltmesi ve haycancılığm kalkınmasında faydalar sağlaması bakımından Hususî bir ehemmiyet taşıyan şeker sanayiinin gelişmesi hususunda iktidara geldikten sonra büyük bir azim ve cesaretle tatbik mevkiine koyduğumuz programda en küçük bir gecikme yapmadan vadettiğimiz şeker fabrikalarını tamamen iş­letmeye açmış bulunduğumuzu belirtmekten büyük bir haz duy­maktayım.

Filhakika, 1927  1934 seneleri arasında mecmu kapasitelerin 119 bin tondan ibaret bulunan 4 şeker fabrikası kurulmuş olup 1950 yılma kadar geçen 16 yıl zarfında başkaca herhangi bir teşebbüse geçilme­miş bulunduğu malûmdur. Buna mukabil zamanımızda 151 milyon liralık kısmı dış tediyelere taallûk etmek üzere 326 milyon lira sarfı ile 1953 yılında Adapazarı. 1954 yılında Amasya, Konya, Kütahya. 1955 yılında Kayseri, Burdur, Susurluk ve nihayet 1956 yılında Elâzığ, Er­zurum, Erzincan ve Malatya'da olmak üzere cem'an 11 şeker fabrikası kurularak faaliyete geçirilmiştir. Böylece şeker sanayiine ait progra­mımız tamamen tahakkuk ettirilmiş bulunmaktadır.

Bu fabrikaların tesisi ile yıllık şeker istihsal kapasitesi 365 bin tona çıkarılmıştır.

Pancar ekimi dolayısile 36 vilâyette binlerce çiftçi ailesine 200 milyon liranın fevkinde para ödenmekte ve 15 bine yakın vatandaş bu fabri­kalarda çalışmaktadır. Ayrıca 2 milyon 300 bin liraya mal olan ve 1955 yılında işletmeye açılmış bulunan Turhal İspirto Fabrikası senede 6 milyon litre ispirto istihsal etmekte ve yine bu fabrika ile Eskişehir İspirto Fabrikasının tevsii hususundaki faaliyetler de ilerlemektedir.Biraz önce bahsettiğim 11 şeker fabrikasının hisse senetleri devlet, hu­susî müteşebbisler, çiftçiler ve bankalar tarafından, mubayaa edilmek suretiyle yapılmakta olan İşbirliğinin, kalkınma hamlelerimizin tahak­kukunda milletçegösterilen şevk ve heyecanın en güzel misallerinden birini teşkil ettiğini burada memnuniyetle belirtmek isterim.

B  Çimento sanayii:

1950 vSenesinde iktidarı devraldığımız tarihte memlekette mevcut bü­tün çimento fabrikalarının istihsal kapasiteleri 395 bin tondan iba­retti. Bu fabrikalardan ceman 55 bin ton istihsal kapasiteli Eskişehir, Darıca ve Ankara fabrikaları artık istihsal yapamıyacak hale gelmiş­lerdi.

Bu kapasiteye mukabil fiilî istihsal ise en yüksek seviyesini bulduğu1949  yılında 375 bin tondan ibaretti. Aynı sene içinde yapılan çimentoithalâtı da 26 bin ton olduğuna göre ceman 401 bin tonluk bir çimento,
o zamanki sarfiyata tekabül etmekteydi.

Uzun yıllar ihmal edilmiş bulunan memleketin inşa ve imarı dâvasını yeni bir zihniyet ve tutumla ele alan hükümetimiz bu mevzuun arzettiği ehemmiyeti ve istilzam ettiği çimento sarfiyatını göz önünde tutarak memlekette çimento istihsalini artırmak üzere, yılda ceman 2 mil­yon 340 bin on istihsal kapasiteli 23 çimento fabrikası inşasını veya her biri birer yeni fabrika kapasitesinde üniteler ilâvesini derpiş eden bir yatırım programını tatbik mevkiine vazetmiştir.

Bu programın tatbikatından olmak üzere şimdiye kadar yılda ceman 890 bin ton istihsal kapasiteli 9 fabrika veya ünite ikmal edilerek iş­letmeye açılmış bulunmaktadır.

Bu yeni fabrikalar ve tesisler sayesinde halen memleketimizin çimento istihsal kapasitesi 1956 yılı sonunda 1 milyon 230 bin tona yükselmek suretiyle 1949 senesindeki istihsal miktarına nazaran '/, 328 seviyesine vasıl olmuş bulunmaktadır. İnşa ve montajları ikmal edilmek üzere bulunan ve gelecek ay içinde işletmeye açılacak olan, yılda 150 bin ton kapasiteli Eskişehir Çimento Fabrikası ile, keza yılda 150 bin ton ka­pasiteli Adana Çimento Fabrikası hizmete girdiği vakit, yani önümüz­deki Nisan ayı başından itibaren memleketin çimento istihsal kapasi­tesi, yılda 1 milyon 530 bin tonu bulacak ve 1949 senesine nazaran 4 mislini tecavüz edecektir.

Geri   kalan 12 fabrikadan, ceman 510 bin ton kapasiteli Afyon, Balı kesir, Çorum, Elâzığ, Gaziantep ve Pmarhisar Çimento Fabrikaları bu yılın muhtelif aylarında, keza ceman 640 bin ton kapasiteliKonya, Bartın, Söke, Niğde fabrikaları ile diğer iki fabrika da 1958 yılında ik­mal edilecektir.

Bu suretle içinde bulunduğumuz 1957 yılı sonuna kadar, memleket da­hilindeki çimento fabrikalarının istihsal kapasiteleri 2 milyon 40 bin tona, gelecek yılda da 2 milyon 680 bin tona yükselmek suretiyle 1949 seviyesinin 7 mislini tecavüz edecektir.

1950senesinden bu tarafa çimento istihsalinin bir kaç misli arttırıl­şafı ile müterafik olarak çimento sarfiyatı ve ithalâtı da hızla ve mü­him miktarda yükselmiş bulunmaktadır.

Filhakika 1949 senesindeki çimento istihsal ve ithalât yekûnunun 401 bin tondan ibaret olduğunu biraz önce işaret etmiştim. Bu miktar:

1954senesinde 1 milyon 331 bin 478 tona, 1955 senesinde 1 milyon 619bin 895 tona yükselmek suretiyle 1955 senesinde 1949 yılma nazaran4 mislini geçmiş bulunmaktadır.  1955 senesinde hariçten, ithal edilen810 bin ton çimentonun bedeli olarak yabancı memleketlere  52 mil­yon liralık döviz Ödenmiştir. Önümüzdeki yıllarda ise çimento istihlâ­kimizin daha çok artacağı artık herkes tarafından kavranmış bulun­maktadır. Bu hususu şimdi yüksek heyetinize arz edeceğim şu rakam­lar da teyid etmektedir:

1949senesinde, memleketimizde nüfus başına yıllık vasatı çimento is­tihlâki 20 kilonun dununda olup bu miktar gerek dünya vasatisine ve gerek garp memleketleri vasatisine nazaran çok düşük bir nisbeti tem­sil etmekte idi.1955   senesinde, 52 milyon liralık döviz sarfetmek suretiyle hariçten 310bin ton çimento ithal edilmesine ve dahilî istihsalin de 2 mislinden faz­la artmış olmasına rağmen nüfûs başına yıllık vasatı 67 kiloya yüksel­miştir.  Buna mukabil dünya vasatisi halen 80 kilonun fevkindedir.Garbı Avrupa memleketlerinin bir çoğundaki vasatı ise 250  300 kiloyu tecavüz etmektedir. Kaldı ki bu memleketlerin hepsindeliman,yol,baraj, elektrik santralleri, silolar, köprüler, fabrikalar, mektepler, hastahaneler gibi bütün tesisler tamamen ikmâl edilmiş ve hatta köy ev­
leri dahi yapılmış olmasına mukabil memleketimizde bütün bunların yeniden inşa ve ikmaline gayret sarf olunmakta ve bu suretle Türk va­tanı adeta yeni baştan kurulmaktadır.

Bu hakikat bize neden çok miktarda çimento fabrikası kurmak mec­buriyetinde  bulunduğumuzu  açıkça  göstermektedir.

1950senesinin bu tarafa hükümetimizin kurmakta olduğu 23 çimentofabrikasının dış finansman tutarı 150 milyon liradan ibaret olup bu­nun da büyük kısmı 5 senelik taksitlerle ödenecektir.

Dış tediyesi yekûnu 150 milyon lira olan, bu fabrikaların istihsal ede­ceği çimentolar sayesinde ise her sene 164 milyon liralık döviz tasarruf edilecek, ayrıca iç nakliyat masrafları da yılda 60  70 milyon lira azal­mış olacaktır.

Bu vesile ile, çimento mevzuunda hissedilen sıkıntıların artık tarihe karışacağını muhterem heyetinize tebşir etmek isterim.

C  Azot ve asit sülfrik sanayii:

Ziraî mahsullerin kıymetlendirilmesinde takibettiğimiz isabetli politi­ka neticesinde, ziraî işletmecilik, mühim gelişmeler kaydetmiştir. Hek­tar başına ziraî istihsalin verimini arttırmak yolunda sarfedilen gay­retler tabiatiyle sun'i gübre ihtiyaç ve sarfiyatını da süratle yükselt­miştir, Ayrıca azot sanayiinin Millî Savunma ihtiyaçları bakımından arzettiği ehemmiyet de malûmdur.

Bu cihetler nazara alınarak azot sanayii ve sun'î gübre fabrikalarının biran önce kurulması kararlaştırılmıştır. Kütahya'da inşasına başlan­mış olan azot fabrikası, ilâve ve şoşyal tesisleri ve iltisak hattı ile bir­likte 114 milyon liraya mal olacaktır. 1958 senesinde ikmâl edilerek işletmeye açıldığı vakit senede,

60 bin ton amonyum sülfat gübresi, 50. bin ton amonyum nitrat gübresi, 6 bin ton kesif nitrat asidi,

bin ton kristal amonyum nitrat,

bin ton susuz amonyak, istihsal edecektir.

Ayrıca süper fosfat sanayiinin en mühim iptidaî maddesini teşkil eden asit sülfirik istihsalini geliştirmek için Murgul Bakır Fabrikasında yeni tesisler de kurulmuştur.

6 milyon lirası döviz olmak üzere 14 milyon 571 bin liraya mal olan bu tesislerin yıllık istihsal kapasitesi 70 bin tondur.

Diğer taraftan, bilindiği gibi Ziraat Bankası yabancı sermaye ile müş­tereken İskenderun'da 100 bin ton kapasiteli bir Süper Fosfat Fabri­kası kurmuş olup bu fabrika da 1954 senesinden beri faaliyette bulun­maktadır. Mezkûr bankanın aynı yabancı sermaye ile iştirak halinde İzmit'te kuracağı süper fosfat fabrikası ile ilgili malzeme ithal edilmiş olup tesislerin montaj işi hızla devam etmektedir.

Ç  Mensucat sanayii:

1950 den sonra gerek hususî teşebbüs gerek Sümerbank tarafından kurulan veya islâh ve tevsi suretiyle istihsal kapasiteleri yükseltilen pamuklu ve yünlü mensucat tesislerinin mensucat sanayiimizde bü­yük inkişaflar temin ettiği malûmdur.

Filhakika 1950 senesinde pamuklu mensucat sanayiindeki iğ adedi 260 bin civarında iken halen bu miktar bitmek üzere olan tesislerle birlikte 1 milyonu aşmaktadır.

Aynı veçhile pamuk dokuma tezgâhı adedi 1950 senesinde 6 bin iken 1956 senesinde 19 bin 532 ye yükselmiştir.

Yünlü mensucat sanayiindeki iğ adedi ise 1950 yılında 54 bin 100 iken 1956 yılında 199 bin 690 a, yünlü dokuma tezgâhları da 1400 adetten 2 bin 610 a yükselmiş bulunmaktadır.

Sümerbankm bu mevzudaki faaliyetine gelince, bankanın pamuklu tesislerindeki iğ adedi, 1950 de 126 bin iken 1956 yılında bu miktar 213 bine, yünlü iğ adedi ise 29 binden 53 bine yükselmiştir.

Pamuklu tezhâr adedi 3 bin 190 dan 4 bin 320 ye, yünlü tezgâh adedi re 427 den 534 e çıkmış bulunmaktadır.

1950 den bu yana yine Sümerbank tarafından Denizli, Erzincan, ve Ereğli'de iki iplik ve bir dikiş ipliği fabrikası, İzmir'de iplik, dokuma ve basma fabrikası yeniden kurulduğu gibi Bakırköy, Adana, Kayseri, Ereğli, Malatya ve Nazilli fabrikalarının tevsii ve ıslâhları ikmâl olunmuştur.

Bundan başka yine bu devre zarfında Diyarbakır'da bir yün ipliği ve yünlü dokuma fabrikası tesis olunmuş, Bursa Merinos fabrikasının ip­lik ve dokuma kısımları bir mislinden fazla tevsi edilmiş, Hereke ve Defterdar fabrikalarının kısmı tevsi ve İslahları ikmâl edilmiş ve ayrıca Gemlik sun'î ipek fabrikasına da suni yün, selofan ve karbon sülfür tesisleri ilâve edilmiş bulunmaktadır.

Sümerbank tarafından yeniden kurulan veya tevsi edilen bu tesisler sayesinde pamuklu mensucat'da 56 milyon metrelik, yünlü mensucat­ta 3 milyon metrelik, munzam istihsal kapasitesi sağlanmak suretiyle pamuklu mensucat istihsal kapasitesi 1950 nin 96 milyonundan 152 milyon metreye, yünlü mensucat istihsal kapasitesi de 5 milyon met­reden 8 milyon metrenin üstüne çıkarılmış, ayrıca memleket içinde 500 ton suni yün, 240 ton selofan ve 700 ton karbon sülfür istihsali im­kân dahiline girmiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan iktidarımızın takib etmekte bulunduğu iktisadî poli­tika icabı olarak 1950 den bu yana bilhassa mensucat sanayiinde yeni tesis ve tevsilerin devlet eliyle kurulmasından ziyade, ya doğrudan doğruya hususî teşebbüs tarafından veya mahallî küçük, sermayenin iştirakiyle teessüs eden şirketler marifetiyle tesis ve işletilmeleri hususuna ehemmiyet verilmiş ve bu sektör dev adımlarla ilerlemekte bulunmuştur.

Bunun neticesi olarak 1949 yılında hususî ve resmî sektörde 143 mil­yon metreden ibaret bulunan pamuklu istihsali 1956 yılında 230 mil­yonu hususî sektöre ait olmak üzere ceman 380 milyon metreye yük­selmiştir. Bu. rakam önümüzdeki yıllarda 650 milyon metreye varacak­tır. Küçük sermayedarları teşvik suretiyle şirket tesisi ve bu suretle yeni fabrikalar kurulması mevzuundaki çalışmalar neticesi olarak Ba­lıkesir, Aydın, Bergama, Antalya, Manisa, Karaman, Adıyaman, Maraş'ta birer iplik dokuma fabrikası kurulması takarrür etmiş ve bun­lardan Balıkesir fabrikası ikmal edilmiştir. Diğerlerinin inşaatı da 1957 ve 1958 yıllarında bitirilmiş olacaktır.

Bu şirketler vasıtasiyle 43 milyon 700 bin lira tutarında küçük serma­yenin terakümü ve istihsal sahasına tahsisi imkân dahiline girmiştir.

D  Bemir ve çelik sanayii:

İktisadî kalkınma faaliyetlerinin ana sanayiin gelişmesine bağlı bu­lunduğu bir hakikattir. Nitekim muhtelif sahalarda yapılan yatırım­lar, demir ihtiyacımızı büyük Ölçüde arttırmış ve buna muvazi olarak bu maddelerden olan ithalâtımız da miktar ve kıymet bakımından artmıştır.

Hükümetleriniz bu ihtiyacı nazara alarak cevher ve mamul demir is­tihsalini arttırmağa matur yatırımlara girişmiştir.

Filhakika, Karabük tesislerinde 1952 yılında 300 bin ton kapasiteli yeni bir kok fabrikası, 1953 yılında 225 bin ton kapasiteli Sinter tesis­leri 1954 yılında 18 bin ton kapasiteli santrifüj boru fabrikası işlet­meye açılmış, iki yüksek fırının beraberce çalıştırılması imkânı sağ­lanmış ve istihsali arttırmağa matuf diğer tedbirlerle 1950 yılında 78 bin ton olan hadde mamulleri istihsali 1956 yılında 150 bin tona, çelik istihsali 92 bin tondan 180 bin tona kok istihsali 307 bin tondan 580 bin tona yükselmiştir.

Bunlara ilâveten Karabük'te başlanmış ve devam etmekte bulunan te­sislerin ikmali ile çelik istihsali kapasitesi 400 bin tona, hadde mamul­leri istihsali kapasitesi de 300 bin tona yükselmiş olacaktır.

Aynı tesislerin kapasitesini arttırarak hadde mamulleri istihsalini 600 bin tona iblağ edecek büyük tesise ait çalışmalar devam etmektedir. Bundan başka Karabük Santrifüj Boru Fabrikasının 18 bin tonluk ka­pasitesini 35 bin tona çıkarmak üzere gerekli faaliyete geçilmiştir.

Karabük'te yapılmış ve yapılmakta bulunan bu yeni tesis ve tevsilerle elde edilen istihsal kapasitesinin memleketin ihtiyacını karşılayamıyacağını göz önünde tutan hükümetiniz, ikinci bir ağır sanayi merkezi kurulması hususundaki çalışmalarına da devam etmektedir. Bu mak­satla yabancı sermayenin de iştiraki ile kurulmuş olan şirket gerekli etüd ve faaliyetlere başlamıştır.

E  Sümerbank'a bağlı diğer sanayi grupları:

Yukarıda zikredilen tesislerden başka Sümerbank tarafından 19501956 devresinde muhtelif sahalarda faaliyette bulunmak üzere yeniden te­sis ve tevsi şeklinde birçok istihsal üniteleri de millî ekonomimize ilâve edilmiştir.

Ezcümle 1952 yılında Taşköprü'de 4 milyon 355 bin metre kanaviçe ve 400 ton sicim istihsal edebilecek kapasitede bir kendir fabrikası ku­rulduğu malûmdur.

Filyos ateş tuğlası fabrikasının 1955 yılında başlanmış olan birinci ka­deme tevsi işleri halen tamamlanmış ve fabrikanın şavrot tuğlası istih­sali kapasitesi 12 bin tondan 24 bin tona çıkarılmıştır. Ayrıca aynı fab­rikanın silikat, tuğlası istihsali kapasitesini 2 bin tondan 4 bin tona çı­karmağa matuf çalışmalar hızla devam etmekte olup bu tesisler önü­müzdeki 34 ay içinde işletmeye açılacaktır. Diğer taraftan yine Filyos'ta manyezit ve krom manyezit tuğlası imalini mümkün kılacak tevsiat projesi de ihale edilmek üzeredir.

Yine Sümerbank tarafından bir yabancı firma ile iştirak halinde İzmitte kurulmakta olan dikişli boru fabrikası ikmal edilerek işletmeye açılmıştır. Yurda 15 bin ton dikişli boru imal edecek olan bu tesisin ka­pasitesi 30 bin tona çıkarılabilecektir.

Diğer taraftan ihraç maddelerimizin şevkinde son derece muhtaç olduğu­muz çuval ve kanaviçe mevzuu ehemmiyetle ele alınmış bulunmaktadır. Bu maksatla Sümerbank, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türk Ticaret Bankası, Türkiye İş Bankası, Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi, Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ve Pakistanlıların iştiraki ile «jüt ipliği çuval ve kanaviçe endüstrisi Türk Anonim Şirketi» kurulmuş ve tesis edilecek fabrikanın makineleri sipariş edilmiştir. Sermayesinin dörtte üçü hususî teşebbüs tarafından temin edilmek suretiyle kurulan iki şirket vasıtasiyle Salihli ve Çanakkalede iki Valeks fabrikası inşası için gerekli hazırlıklar ikmal edilmiştir.

Bu yıl inşaat mevsiminde inşasına başlanacak ve Salihlideki 8 mil­yon 700 bin lira, Çanakkaledeki bir milyon 900 bin lira sarfı ile 1958 or­talarında işletmeye açılacak olan bu tesisler sayesinde yılda 40 bin ton palamut işlenecek ve 14 bin ton tanen istihsal edilecektir.

Bunlardan başka İzmitteki sellüloz sanayii tesislerinin 1949 senesinde 18 bin tondan ibaret olan kâğıt ve seilüloz istihsali, yapılan tevsilerle 1956 yılında 50 bin tona çıkarılmış olduğu haide memleket ihtiyacının karşılanamadığı göz önünde bulundurularak mezkûr tesislerin yeniden tevsii ve ayrıca yabancı sermayenin de iştirakiyle cem'an 50 bin ton ka­pasitede 3 yeni kâğıt ve sellüloz fabrikası kurulması takarrür etmiş ve bu mevzuda gerekli çalışmalara başlanmıştır.

F  Makina ve kimya sanayii:

Makine ve kimya endüstrisi kurumuna bağlı muhtelif tesislerin tevsii ve islâhı maksadiyle 1956 takvim yılı sonuna kadar 41 milyon 700 bin liralık yatırım yapılmıştır.

Ayrıca Ankara fişek fabrikası da dahil olmak üzere 8 proje üzerinde cem­an 58 milyon lirayı aşan yatırımların tatbiki üzerinde çalışmakta olup içinde bulunduğumuz yılda, bu tesislerin hepsi ikmal edilmiş olacaktır.

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu tarafından, bu arada Almanyaya mühim miktarda mühimmat teslimine müteallik olan mukavelenin kısa bir zaman zarfında meriyete girmesi ile memleket ekonomisine esaslı faydalar sağlanmasının beklenmekte olduğuna da işaret etmek isterim.

G  İnşaat sanayii,:

İktidara geldiğimiz tarihten beri, memlekette uzun yıllar ihmal edilmiş bulunan mesken dâvasını lâyık olduğu ehemmiyetle ele alarak vatandaş­larımızın sıhhî meskenlere kavuşturulması hususunda büyük gayretler sarfettiğimiz malûmdur.

İnşaat taleplerinde vâki artışlar, memleketimizin ihtiyaçlarına uygun bir inşaat sanayiinin kurulmasını zarurî kılmış olduğundan bu mevzu da hükümetinizce lâyık olduğu ehemmiyetle ele alınmış bulunmaktadır.

Nitekim Türkiye Emlâk Kredi Bankasınca inşaat sanayii ile alâkalı sa­halara iştirak suretiyle 58 milyon liralık yatırım yapılmış olduğu gibi hususî müteşebbislerin bu mevzuda girişmiş oldukları faaliyetlerin teşvik ve takviyesi maksadiyle de 15 milyon liralık kredi açılmıştır.

Biraz önce arzettiğim çimento, tuğla ve inşaat demirinin istihsalinde kaydedilen gelişmeler ve1 girişilen teşebbüsler yanında porselen ve fayans gibi ince seramik sanayiinin geliştirilmesi için lüzumlu etüd ve tetkikler bitirilmek üzeredir. Bu mevzuda Sümerbankın iştirakiyle bir yabancı fir­ma ile gerekli protokol imzalanmış ve bu sanayie elverişli ve işletmeciliğe müsait rezervleri tesbit ve fabrika mahallerini tayin etmek üzere çalış­malara geçilmiştir. Kurulacak bu sanayi ile yılda 9 milyon liralık döviz tasarruf edileceği hesaplanmaktadır.

Aynı şekilde pencere camı ve soda sanayii tesisi için lüzumlu teşebbüs­lere geçilmiş olup Emlâk Kredi Bankası, Sümerbank ve yerli yabancı mü teşebbislerin iştiraki ile bir şirket kurulması kararlaştırılmıştır. Bu sanayi şubesi ikmal edildiği zaman yılda 44 milyon lira karşılığı döviz tasarruf edilmiş olacaktır.

Keza sun'i tahta sanayiini geliştirmek maksadiyle ve Sümerbank, Ziraat Bankası, Türkiye Emlâk Kredi Bankası, Orman Umum Müdürlüğü ve Etibank'ın iştirakiyle 8 milyon lira sermayeli bir Anonim Şirket kurul­muştur. Bu şirket, ormanlarımızda istihsal edilen tomruk ve gövde par­çaları ile muhtelif ağaçları kıymetlendirmek ve sun'i tahta haline getir­mek üzere 4 sun'i tahta fabrikası kurmak için faaliyetlere başlamıştır.

Buraya kadar olan maruzatımda muhtelif sanayi kollarında vâki geliş­menin ana hatlarını ve bu sahalara yapılan sermaye yatırımlarını izah etmiş bulunuyorum.

Şimdi de madencilik sahasına geçiyorum :

IV  Madencilik :

1950 den bu yana hususî teşebbüsün gittikçe artan alâka ve gayreti ile madencilik sahasında ve bilhassa manganez, krom ve demir gibi muh­telif maden yataklarının geliştirilmesi hususunda yapılan yatırımlar ne­ticesinde maden istihsali büyük ölçüde artmıştır.

Nitekim hususî sektörde krom istihsali 1950 senesinde 240 bin 660 ton iken 1955 de 475 bin 992 tona, demir cevheri istihsali 1500 tondan 345 bin 168 tona, manganez 32 bin 184 tondan 50 bin 100 tona ve linyit 233 bin 232 tondan 611 bin 76 tona çıkarılmıştır.

İktisadi devlet teşekküllerinin madencilik sahasındaki çalışmaları da hız­la ve hararetle devam etmektedir.

Bu cümleden olarak evvel Etibank tarafından işletilmekte iken 1956 yılında demir ve çelik işletmesine devredilen Divriği demir madenlerinin istihsal kapasitesi 1950 senesinde 2^0 bin ton iken hâlen 500 bin tona yükseltilmiştir. Aynı şekilde 2 milyon 900 bin lira sarfiyle 1954 yılında ikmal edilmiş bulunan.Keçiborlu kükürtleri işletmesinin istihsali İ950 de sadece 6 bin tondan ibaret iken bu miktar 15 bin. tona çıkarılmıştır.

Ergani ve Murgul işletmelerinin bakır istihsali ise 1950 senesinde 11 bin 700 ton iken hâlen 25 bin tonu aşmış bulunmaktadır. 3 milyon 204 bin liralık kısmı dış tediyelere taallûk eden ve mecmu maliyeti 4 milyon 354 bin liraya varan Murgul lavvarının makine ve tesisatı ithal edilmiş ve montajına başlanmış olup önümüzdeki bir kaç ay içinde işletmeye açı­lacaktır.

Bu suretle senede 12 bin ton bakır cevherinin flotasyonu yapılacak, da­ha kıymetli bir şekilde piyasaya arz ve ihracı imkân dahiline girecektir.

Yeni maden yataklarının aranıp bulunması mevzuunda Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü tarafından yurdun muhtelif yerlerinde linyit, taş kömürü ,bakır, krom, lityum, alüminyum, kurşun, barit, volfram ara­maları için 1950 den bu yana 22 milyon lira harcanmış bulunmaktadır.

V   Münakale :

Devamlı olarak inkisaf eden istihsal ve ticaretimize muvazi olarak menileket ekonomisi üzerindeki tesirleri gittikçe artan münakale işleri mev­zuunda hükümetiniz büyük gayretler sarfetmektedir.

1950 yılım takip eden devre içinde bu hususta yapılan çalışmaların ehem­miyet ve şümulü bütçelerimize mevzu tahsisat miktarında da ifadesini bulmaktadır.

Filhakika son yıllarda tasvip buyurduğunuz kanunlara müsteniden ikti­sadî devlet teşekkülü ve anonim şirket olarak yeni statüleri dahilinde faaliyetlerine devam etmekte olan Devlet Demiryolları, P.T.T. İdaresi, Denizcilik Bankası ve nihayet Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığının kendi imkânları ile girişecekleri geniş çaptaki envestismanlar yanında 1957 yılı bütçelerinden münakalât işlerine ayırdığımız yatırım tahsisatı 551.250.250. lira gibi 1950 dekinden % 426,7, 1956 da mevcut tahsisattan ise %  19,1 nisbetinde bir fazlalık arzetmektedir.

1957 bütçesiyle münakale işlerine tahsis ettiğimiz 577.483.909 liranın 551.250.250 lirası yatırımlara ve geri kalan cari masraflara ait bulunmak­tadır ki yatırım tahsisatının umumî yekûn içerisindeki nisbetin % 95,4 dür.

Umumî ve mülhak bütçelerde bu suretle yer alan 551.250.250 liralık ya­tırım tahsisatı teklifinin 416.500.000 lirası karayollarımızın inkişafına 69.747.000 lirası liman tesisleri ile iskele ve barınaklar inşaatına, 50 mil­yon 315.000 lirası ise demiryolları şebekemizin tevsiine, 8.688.250 lirası hava meydanları yapımına ve nihayet 6.000.000 lirası da geçen yıl hususî hukuk hükmlerine göre teşekkül etmiş bulunan Türk Hava Yolları anonim ortaklığının yatırım faaliyetine yardıma matuf bulunmaktadır.

Münakale işlerimiz için 1950 senesinden bu yana bütçelerimizden yap­tığımız tahsisler 1 milyar 720 milyon küsur lirayı aşmıştır ki bunun, r% 96,1'i bu sabahki yatırımlara ve ancak A 3,9 nibetindeki cüz'i birjasmı cari masraflara sarfedümiştir. Bu miktar eski iktidarın son altı yılı zarfında bütçelerinden aynı hizmetlere ayırdığı paradan % 330 nisbe­tinde fazladır.

Yatırımlar itibariyle bir mukayese ise iktidarımız devrinde ayrılan pa­ranın eski iktidarın son altı yılı zarfında bu sahaya yapılan yatırımlar­dan % 372 nisbetinde fazla olduğunu gösterir.

a) Karayolları :

1950 yılını takip eden 6 yıllık devre zarfında munzam tahsisatlar da dahil olmak üzere karayollarına verilen tahsisatın yekûnu cem'an 1 mil­yar 363 milyon lira gibi yüksek bir rakama baliğ olmuştur. Bu paranın tamamına yakın bir kısmının yatırımlara taalluk etmekte olması, bu mevzu üzerinde ne derece ehemmiyet ve hassasiyetle durulmakta bu­lunduğunu açıkça göstermektedir.

Bu sene bütçesinde ise karayollarının yatırımları için 416 milyon 500 bin lira tahsisat teklif olunmuştur ki bu miktar 1950 yılı tahsisatına nazaran % 783,5 nisbetinde bir artışı 'ifade etmektedir. ,

1950 yılında yaz kış geçit veren yolların uzunluğu 17 bin 465 kilomet­reden ibaret iken yol dâvasının halli hususunda hükûmetlerinizce alı­nan tedbirlerin büyük bir dikkat ve ehemmiyetle tatbiki neticesinde bu miktar 33 bin kilometreye, asfalt yollar 1,624 kilometreden 3.500 kilo­metreye, bakım altındaki yollar ise 19 bin 166 kilometreden 40 bin 470 kilometreye .ulaşmış bulunmaktadır.

Aynı veçhile 1950 senesinden önce memleketimizde mevcut köprüler 13 bin metre uzunluğunda 289 adetten ibaret iken bu miktar 52 bin 650 metre uzunluğunda1 833 köprüye çıkarılmış ve hizmete açılmıştır. Ayrı­ca 11.882 metre uzunluğundaki 242 köprünün de inşasına hızla devam edilmekte bulunduğunu ilâve etmek isterim.

b) Liman, iskele ve barınak inşaatı:

İş ve istihsal hacminde umumî olarak müşahede edilen artışa muvazi olarak yüksek kapasiteli ve her türlü fennî vasıtalarla mücehhez liman tesisleri ile, iskele ve barınaklarına inşası hususu da hükümetinizce ehemmiyetle ele alınmış bulunmaktadır.

Filhakika, 1940 yılından 1950 yılma kadar geçen 10 sene zarfında li­manlar ve iskeleler inşaatı için sadece 41,5 milyon lira sarfedilmiş ol­masına mukabil 1950 yılından itibaren programa alınan tesislerin ma­liyeti 16,5 milyon dolarlık dış kredi de dahil olmak üzere 650 milyon liraya baliğ olmakta, fiilî sarfiyat yekûnu da 240 milyon lirayı aşmak­tadır.

1950 senesindenberi yapılan bu yatırımlar neticesinde 3 milyon 200 bin ton kapasiteli Zonguldak, 400 bin ton kapasiteli Trabzon, 1,5 milyon ton kömür, 300 bin ton muhtelif eşya ve 100 bin metre mikâbı maden direği kapasitede Ereğli, 100 bin ton kapasiteli İnebolu limanları ile Amasra barınağı ikmal edilmiş, İskenderun Umanı da ıslâh edilerek ka­pasitesi 1 milyon 250 bin tona çıkarılmış bulunmaktadır. 1952 yılı so­nunda inşasına başlanmış olan Salıpazarı limanı da ikmal edilerek ge­çen yıl sonunda hizmete girmiştir.

Aynı veçhile inşasına başlanmış olan diğer limanların inşa faaliyeti de hızla devam etmektedir. Bu cümleden olarak bu yıl içinde ikmal edilecek olan 150 bin ton kapasiteli Giresun limanı için 11 milyon 500 bin lira, 1958 yılında ikmal olunacak bir milyon 200 bin ton kapasiteli Hay­darpaşa limanı için 28 milyon 500 bin lira, keza 1958 yılında ikmal edi­lecek 1 milyon ton kapasiteli İzmir  Alsancak limanı için 42 milyon lira, yine 1958 yılında bitirilecek olan Tophane rıhtımı ve ambarları için 20 milyon lira, 1 milyon ton kapasiteli Samsun limanı için 71 milyon lira, 1 milyon 200 bin ton kapasiteli Mersin limanı için 98 milyon lira sarf edilecektir.

Diğer taraftan 1950 den bu yana Pazar, Rize, Çayeli, Bulancak, Ordu, Akçakoca, Emirgân, Anadoluhisar, Beykoz, Mudanya, Lapseki, Şarköy, Çanakkale, Marmaris, Finike, Alanya, Anamur, Taşucu, Çardak, Gem­lik, Fethiye ve Paşabahçede olmak üzere cem'an 22 iskelenin inşaatı ik­mal edilmiş bulunmaktadır. Ayrıca Hopa, Fındıklı, Vakfıkebir, Ayancık, Ünye, Yalıköy, Kartal ve Sinanköy iskeleleri ise bu yıl zarfında ikmal edilmiş olacaktır. Aynı veçhile inşaları devam etmekte olan Bodrum barınağı bu yıl içinde ve birinci kısım inşaatı bitirilmiş olan Kefken ba­rınağı 1960 yılında ikmal edilecektir.

İnşaları son senelerde bitirilerek, hizmete girmiş olan bu limanların ve tatbikine sür'atle devam edilmekte bulunan bahis mevzuu programın ikmali ile tahmil ve tahliye kapasitesi, 1950 yılma nazaran 3 misli bir artışla 12 milyon 750 bin tona çıkacağı gibi, evvelce pek iptidaî şartlar altında ve yüksek masraflarla yapılmakta olan tahmil ve tahliye işleri­nin az masrafla ve sür'atli bir şekilde ifası da sağlanmış olacaktır.

c)  Hava meydanları inşaatı ve Hava Yolları:

Dünya hava nakliyatının gün geçtikçe artan ehemmiyet ve inkişafım nazarı dikkate alan hükümetiniz, hava meydanlarımızın beynelmilel standartlara göre tevsi ve ıslahı veya yeniden inşaları mevzuu üzerinde de ehemmiyetle durmuştur.

Muhtelif kanunlarla verilen 65 milyon liralık yetki 1954 malî yılı sonu­na kadar tamamen kullanılmış, 2İ,5 milyon liraya mal olan Yeşilköy, 26 milyon liraya mal olan Esenboğa beynelmilel hava meydanları ile beynelmilel Adana hava meydanı ve Trabzon hava meydanı ve Trabzon hava meydanının toprak tesviye ve dranaj işleri, İzmir, Afyon, Konya, Erzurum, Elâzığ ve Diyarbakır meydan müştemilât binaları inşaatı ve elektrik tesisleri montajı ikmâl edilmiş olup, Trabzon hava meydanının da kaplama işine devam edilmektedir.

Ayrıca 6313 sayılı kanunla verilen 45 milyon liralık ek tahsisatla yurt içi hava münakalesinde kullanılmak üzere Samsun, Van, Kars, Erzu­rum, İskenderun, Urfa, Gaziantep, İzmir, Antalya ve Ağrı'da meydan­lar yapılması hususundaki projenin tatbikine sür'atle devam olunmak­tadır.

Hava Yolları İdaresinin emin ve her türlü ihtiyaçlara cevap verecek şe­kilde ticarî bir işletme hüviyeti ile çalışmasını sağlamak üzere hususî teşebbüsün iştiraki ile 60 milyon lira sermayeli Türk Hava Yolları Ano­nim Ortaklığı kurularak 1 Mart 1956 tarihinden itibaren faaliyete ge­çirilmiş bulunmaktadır.

ç)  Demiryolları inşaatı ve bakımı:

Demiryollarının inşası ve mevcut olanların ıslâh ve bakımı da ehemmi­yetle ele alınmış ve bu mevzuda yarım milyar liranın fevkinde bir prog­ramın tetbikine geçilmiştir.

Bu programın tatbikatı cümlesinden olarak 1950 yılından bu yana 47 kilometrelik Hasankale  Horasan hattı 1 Ocak 1951 tarihinde, 14 ki­lometrelik Ereğli  Çataldere  Armutçuk hattı 1 Ekim 1953 tarihinde, 85 kilometrelik Narlı  Gaziantep hattı 26 Ekim 1953 tarihinde, 109 ki­lometrelik Genç  Muş hattı 26 Ekim 1955 tarihinde, 7 kilometreden iba­ret bulunan Küçükçekmece  Soğuksu çift hattı 1955 yılında ve 3 kilo­metreden ibaret olan Çukurhisar çimento fabrikası iltisak hattı 1956 yılında inşaatı bitirilerek işletmeye açılmıştır.

Diğer taraftan cem'an 185 kilometre uzunluğunda olmak üzere, Hora­san  Sarıkamış, Gaziantep  Karkarmş, İzmir  Halkapmar iltisak hat­ları ile Pendik  Gebze çift hattının inşaatına hızla devam edilmekte ve ayrıca Muş  Tatvan hattı ile Vandan komşu İran'a kadar uzatılacak olan hat üzerinde çalışılmakta olduğu gibi yeniden inşa edilecek 311 kilometrelik demiryolu şebekesinin ihzarı etüdleri de yapılmaktadır.

Diğer taraftan mevcut demiryolu şebekesinin ıslâhına ve veriminin art­tırılmasına taaluk eden meseleler de ehemmiyetle ele alınmış ve bu maksatla 1950'den itibaren 501 milyon liralık bir yatırım projesinin tatbikine geçilmiş bulunmaktadır.

1950'den bu yana teknik Ömürlerini dolduran 3525 metre tulünde köp­rü ile 557 kilometre uzunluğunda hat yenilenmiş, 343 kilometrelik hat takviye edilmiş ve 678 makas ile 779 yük vagonu imal edilerek hiz­mete tahsis olunmuştur.

Bundan başka, yabancı memleketlerden mühim miktarda yük ve yolcu vagonu ile birlikte, lokomotifler, motorlu ve elektrikli trenler ve motörlü tren römorkları mubayaa olunmak suretiyle işletme vasıtaları takviye edilmiştir.

Diğer taraftan kömür tasarrufu maksadı ile başlanmış olan çalışma­lar devam etmekte olup bu meyanda Sirkeci  Soğuksu hattının elek­trifikasyonu ikmal edildiği gibi 114 lokomotif tâdil edilmek suretiyle ham petrol ile çalışır vaziyete getirilmiştir.

d)  Deniz ticaret filosunun inkişafı:

Gerek memleketimizin coğrafî durumu, gerek 1950'den bu yana art­makta olan dış ticaret hacmini nazarı dikkate alan hükümetiniz deniz ticaret filomuzun ıslâh ve inkişafı hususunda da büyük gayretler sarfetmekte bulunmuştur.

Filhakika, ithal ve ihraç mallarımız nakliyatının Türk gemileri ile ya­pılması suretiyle bir taraftan ehemmiyetli miktarda döviz tasarruf edil­mekte diğer taraftan döviz gelirlerinin artması sağlanmaktadır.

Bu mevzudaki gayretlerimiz neticesinde deniz ticaret filosunun 1950 yılındaki tonaj yekûnu 467 bin ton iken, bu mikdar % 43 bir artışla 668 bin tonilâtoya yükselmiştir.

Bu hususta devlet sektörü için 1950 yılından 1956 yılma kadar 230 mil­yon liralık yatırım programı ele alınmış olup cem'an 39 bin 591 toni­lâtoluk 7 adet modern yolcu gemisi, yekûnu 68 bin 826 tonilâtoya ba­liğ olan 12 adet şilep tonaj itibariyle memleketimizin en büyük gemisi olan 21 bin 300 tonilâtoluk Batman tankeri cem'an 5907 tonilâtoluk 11 adet şehir hattı gemisi ve 6 bin 572 tonilâtoluk muhtelif tipte 8 gemi olmak üzere cem'an 142 bin 196 tonilâtoluk 39 adet gemi yeniden inşa ettirilerek hizmete konulduğu gibi bu devre zarfında, yaşlı ve ağır masraflı 17 yolcu ve yük gemisi kadrodan çıkarılmıştır.

Hizmete giren gemilerden bir kısmının tersanelerimizde inşa edilmiş bulunduğunu kaydetmek de yerinde olur.

e)  P.T.T. yatırımları ve faaliyetleri :

Yurdun muhtelif yerlerinde yeni P.T.T. tesislerinin kurulması ve mev­cut tesislerin tevsii suretile İslahı hususundaki çalışmalara aralıksız olarak devam edilmektedir. Bu maksatla yeniden inşası tekarrür eden tesisleri de ihtiva etmek üzere 1950'den bu yana yapılan yatırımların yekûnu 112 milyon liraya baliğ olmaktadır.

Yapılan bu yatırımlar sayesinde haberleşme mevzuunda vâki inkişafa müteallik rakamlar gerekçede yüksek tetkiklerinize arzedilmiş bulun­duğundan bu hususta ayrıca malûmat vermeyeceğim.

Muhterem arkadaşlarım,

1957 bütçeleri münasebetile verdiğimiz izahat burada nihayete ermek­tedir.

Bu maruzatımla yurdumuzun her sahada kalkınmasını temin etmek halkımızın hayat standardını yükseltmek ve milletimizi en ileri medenî milletler seviyesine çıkarmak için, iktidara geldiğimiz tarihten beri sarf edilmekte olan gayretleri izaha çalıştım.

Yüksek malûmunuz olduğu üzere bu uğurda milletçe yapılmakta olan gayretler sadece devlet bütçeleri, iktisadî devlet teşekkülleri ve diğer âmme müesseseleri tarafından finanse edilen işlerden ibaret değildir.

İnanan bir milletin muazzam bir kalkınma hareketine nasıl katıldığını, hükümetleriniz tarafından meydana getirilmiş olan müsait iklim içeri­sinde hususî teşebbüsün son 45 yıl içinde nasıl büyük hamleler yap­tığını derin bir haz ve huzur içerisinde müşahede etmekteyiz.

Ancak, hususî teşebbüs tarafından tahakkuk ettirilmekte olan bu yatı­rımlar hakkında yapılmağa başlanmış olan anket henüz neticelenme­diği için sizlere bugün nihaî rakamları verememekteyiz.

Büyük milletimizin iktidarımıza tevdi ettiği mukaddes emanetten il­ham alarak, âmme hizmetlerinin en iyi şekilde tedviri ile beraber, mem­leketimizin uzun yıllar boyunca mahkûm edilmiş olduğu iktisadî yok­sulluktan kurtarılmasını istihdaf eden bütün bu gayretlerimizi, bir iktisadî istihlâl dâvası olarak kabul ediyor ve yolumuzda azimle yürü­meğe devam ediyoruz.

İktisadî cihazlanmasmı en ileri milletler seviyesine çıkarmış, kaynakla­rını en modern usullerle çalıştırmağa başlamış, halkının maddî ve ma­nevî refahını teminat altına almış, dünya pazarlarına sağlam bir suret­te yerleşmiş, millî müdafaasının malî ve teknik icaplarını karşılamağa kadir bir bünyeye kavuşmuş müstakbel Türkiye istikametinde bir mer­hale teşkil eden 1957 bütçelerinin yüksek heyetiniz tarafından yapıla­cak tetkiklerle daha da değerleneceğine ve en mütekâmil bir hüviyet ik­tisap edeceğine emin bulunuyoruz.

Yeni bütçenin de memleketimize ve milletimize hayırlı ve başarılı ol­masını temenni ederim.

Büyük Millet Meclisinde bütçe müzakereleri: 21 Şubat 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün öğleden sonra saat 15'de reis vekillerinden Fikri Apaydm'm riyasetinde toplanarak 1957 yılı bütçesinin heyeti umumiyesi üzerindeki müzakerelerine devam etti.

Celse açıldığı zaman öğleden önceki toplantıda başladığı konuşmasına devam eden Osman Bölükbaşı, resmî sektörün istihsâline ait rakamlar­da muhtelif daireler arasında farkların mevcut olduğunu, kömür ihti­yacını karşılamak ve sanayileşmeyi mümkün kılmak için mevcut olan amenajman programının tatbikatının ağır surette seyir ettiğini söyledi. Hükümetin kredi politikasını tenkid etti. Dış ticaret hacmi ile dahilî piyasadaki iştira gücü arasında bir muvazene tesisinin gerektiğini ifade etti.

Osman Bölükbaşı bundan sonra millî gelir rakamlarına temas etti ve fiat hareketlerini tahlil ederek Millî Korunma Kanununun tatbikine rağmen fiat yükselmelerinin devam ettiğini, 1957 bütçesindeki âmme masrafları artışının piyasada mevcut talebi fazlasiyle arttıracak mahi­yette olduğunu, varidat tahminlerinin tahakkukunda hükümetle mu­tabık olmadığını ileri sürdü. Bütçenin denkliği ve samimiyeti hususun­da da hükümetle aynı kanaatte olmadıklarını belirtti.

Ekrem Alican'm mütalâalarına Sebati Ataman'ın cevabı:

Müteakiben Kocaeli mebusu Ekrem Alican (Hür. P.), söz aldı. Bütçe encümeni mazbata muharriri Sebati Ataman'm sabahki celsede ileri sürdüğü mütalâalar etrafında fikirlerini beyan etti. Bütçe encümeni raporunun objektif olarak hazırlandığını ileri sürerek bazı misaller ver­di. 1948 fiatlarma göre hakikî millî gelirin 1953 yılma kadar yükseldi­ğini, halbuki 1954 den sonra gerilemeğe başladığını, 1950'den itibaren vuku bulan fiat artışları gözden geçirilirken 1956 yılının sadece 9'uncu ayına kadar olan rakamların dikkate alınarak müteakip aylar rakam­larının kale alınmadığını, söyledi. Denk bütçe tarihinde Sebati Ataman ile aynı görüşte olmadığını ifade etti.

Sebati Ataman tekrar kürsüye gelerek burada hakikate uymayan mü­talâalar zikredildiği zaman bu malûmatı tashih etmenin bütçe encü­meni mazbata muharriri sıfatiyle kendisine bir vazife teşkil ettiğini söyleyerek konuşmasına başladı. Millî gelirdeki artış meselesine geçerek raporda 1950 yılının mebde alındığı ve o tarihten bu yana millî gelirin nüfus başına arttığı tesbit olunduğunu, kaydederek «bu tamamen bir hakikattir ve hattâ millî gelir, nüfus artışından da daha sür'atli bir tem­po ile artmaktadır.» dedi.

Bütçe encümeni raporunda fiatlar hakkında verilen rakamlar bahsine dokunarak raporun fiatlardaki temevvüçlere istinat ettirilmediğini, endeskslerin sadece objektif olarak konulduğunu, bu itibarla 1956 nın son aylarına ait rakamlar ilâve edilmiş olsaydı dahi raporda yürütülen mütalâalara bunun bir tesiri olamıyacağım izah etti. Ekrem Alican'm sathî tetkiklere istinat eden rakamlarının böylece kolaylıkla tekzibi ka­bil olduğunu anlattıktan sonra, bütçenin meclise denk olarak geldiği bir vakıa olduğunu ve bütçenin Merkez Bankasından geniş ölçüde fi­nanse edildiği iddiasının tamamen gayri vârid bulunduğunu ifade etti. Bütçenin samimiyeti bahsinde, 1954 yılı bütçesinde tahakkuk etme­yen mikdarın yüzde 1, 1955 bütçesinde ise yüzde 3,8 nisbetini aşma­dığını söyleyerek sözlerini şöyle bitirdi :

«Biz de hata edebiliriz. Fakat hata diye gösterdikleri şey, yalnız sami­miyetin değil aynı zamanda samimiyetin ve nüfuz nazarın delilidir,»

Daha sonra Hürriyet Partisi grup sözcüsü Fethi Çelikbaş, Dünya Kal­kınma Bankası Umum Müdürünün raporundan birkaç cümle okudu. İyi gelişme siyaseti ile kötü gelişme siyasetini birbirinden ayırmak ge­rektiğinden bahseden bu cümleyi takiben, de, bütçe komisyonunun memleketin millî gelirini sabit kıymet üzerinden hesaplamamış oldu­ğunu söyledi.

Hilmi Dura'nın konuşması :

Kastamonu mebusu Hilmi Dura da, Hürriyet Partisi adına yapılan büt­çe tenkidi üzerinde durdu. Bir muvaffakiyetsizlik sembolü gibi göste­rilmek istenilen eserler üzerine yürüdükçe muhalefetin bunlara bak­mamak, bunları görmemek için geri çekildiğini belirterek konuşmasına başladı. Bu eserler daha evvel bitirilmeliydi. Bitirilememeleri sebebi plânsız, programsız olmalarıdır, diyenlerin, dünkü fikirleri ile bugünkü fikirlerini karşılaştırarak aradaki tezadı belirtmekte fayda olduğunu söyledi.

«Meselâ Çelikbaş, 1954'de İktisat Vekili iken, Türkiye'nin içinde bulun­duğu tediye müşkülâtının geçici mahiyette olduğunu söylüyordu. Türkiyenin üç beş sene içinde, çok büyük merhaleler katetmiş bulunacağını ifade ediyordu. Şimdi tam tersine konuşması hiç hayret uyandırmamalıdır.

Keza Fethi Çelikbaş, Antalya D. P. mitinginde, sadece ziraî sahadaki inkişaflar akıllara durgunluk vermektedir. Bütün müşahitler buna Türk mucizesi demektedir, diyordu. Memleketi lâyık olduğu seviyeye ulaştırmanın mücadelesini yapmakta bulunduğumuzu, tarih boyunca tediye sıkıntısı çekmemiş hiç bir memleketin gösteremiyeceğini söy­lüyordu. Demokrat Parti içinde iken böyle konuşup şimdi Demokrat Partinin dışında kalınca tam tersini konuşanlar millet nazarında iti­barlarını kaybetmektedirler.»

Hilmi Dura, gene Fethi Çelikbaş'tan bir misal daha verdi. Türkiye'nin topyekûn bir ferahlık devrine girmekte olduğunu söyleyen Çelikbaş ayrıca şöyle diyordu :

«Bu kitabî efendilere hatırlatalım ki, bu devreye iktisatta refah devri denir. Türkiye, 1950'de 100 bin ton şeker yerken bugün 100 bin ton şe­ker yemektedir.» Hilmi Dura, Çelikbaş'm Vekil olduğu devri iktisadî refah devri saydığım ve Antalyalı vatandaşlara da işte bu misalleri ver­diğini söyledi.

Kastomunu mebusu, daha sonra Osman Bölükbaşı'nın tenkidlerini in­celedi. Kalkınma faaliyetlerinin bir plâna bağlanması tavsiyesine karşı, Türkiye'nin ihtiyaçlarını ve mamur, müreffek bir Türkiye yaratmak zaruretini belirtti. Her faaliyet şubemizin kendisine mahsus programı bulunduğunu, hâl böyle iken umumî bir program yapılmasını isteme­nin dünkü uyuşuk zihniyetin devamını istemekten farksız olduğunu söyledi ve şunları ilâve etti:

Her bakımdan bomboş bırakılmış Türkiye'de uzun yılara sarî bir plânın tatbikini beklemek, eski gidişi gene bir başka mucip sebeple de­vam ettirmek demektir. Projeler yapmakla vakit geçirip hiç bir şey yap­mamak yerine daima eksik kapayan bir icra âlemi içinde bulunmalıyız. Türk milleti şimdi artık iktidarlardan iş istemektedir. Geçici ve arızî sıkıntılar elbette mukadderdir. Milletin çok büyük bir ekseriyeti bu va­ziyeti tesbit etmekte ve kendisini şaşırtmak isteyenlere karşı her dört senede bir lâyık olduğu cevabı vermektedir.»

Hüseyin Balık ve Bölükbaşı'nın konuşmaları :

Zonguldak mebusu Hüseyin Balık (müstakil), iktisadî kalkınma mev­zularında fikirlerini söyledi. İktisadî muvazene zaruretinden bahsederek istihsali arttırmak lâzım geldiğini anlattı. Hükümetin, bazı şehirlerin iman adı altında milyonlarca lira harcadığını, halbuki geçen sene Baş­vekilin inşa politikasında biraz tasarrufa gidileceğini söylemiş bulun­duğunu ileri sürdü. Memleketin imkânları ile bunların nasıl karşıla­nacağını sordu ve bazı tenkidlerde bulundu.

Daha sonra KırşeMr mebusu Osman Bölükbaşı tekrar kürsüye geldi ve bazı mütalâaları cevaplandırdı. Kendisinin vaktiyle ziraat makineleri­nin bir plân dahilinde ithali zaruretinden bahsetmiş olduğunu, yoksa hiç bir zaman makineleşmenin aleyhinde bulunmadığını belirtti.

Zeki Erataman'm konuşması :

Tekirdağ mebusu Zeki Erataman (D.P.) önce Hüseyin Balık'ın ifade­leri üzerinde durdu.

Demokrat Parti mebuslarının, memlekete hizmet ifa ederken kimin li­derliğinde yürüyeceklerini çok iyi bildiklerini ve bunda kararlı olduk­larını belirtti. Hüseyin Balık'm bazı isnatlarını cevaplandırdı. Bu arada Demokrat Parti mebuslarının parti lideri tarafından değil milletin se­çimi ile vazife başına geldiklerini ve Demokrat Partinin milletin itima­dım muhafaza ettiği müddetçe de bu vazifede kalacağını ilâve etti. İstanbulun imarı için milyonlar harcandığı yolundaki ifadeyi ele alarak şöyle dedi :

«Devlet bütçesinden İstanbul'un imarına kaç kuruş tahsis olunmuştur, Bir defa Istanbulun hakikî güzellikleri kendi imkânları ile ortaya çıka­rılıyor. Bundan sizlerin de sevinmeniz lâzım gelir. İstanbul, Türkiye'nin, Yakın şarkın, İslâm âleminin göz bebeğidir. Her tarafında tarih yaşar, eğer bugün yapmakta olduklarımız evvelce yapılamamışsa bunlar eski iktidarın vebalidir. İstanbulun imarını beğenmiyorsanız bunu açıkça ifade ediniz.»

Zeki Erataman, hürriyetten hürriyetsizlikten bahsedenlere de cevap verdi. Bunların eski devrin hürriyet anlayışına hasret çektiklerini söy­leyerek o hürriyetsizlik yıllarında ne iztiraplar doğduğunu misallerle anlattı ve şöyle dedi :

«Demokrat Partinin hürriyet anlayışı medenî memleketlerin hürriyet anlayışları ile tam ahenk halindedir. Biz, huzur ve sükûn istiyoruz. So­kak başlarında, meydanlarda vatandaşların her an seçim atmosferi al­tında tutulmasına ve hükümetin çalışma imkânlarının selbedilmesine imkân verilmeyecektir. Çıkarılan kanunlar da bu maksada matuftur.»

Hatip, 1958 seçimleri hakkında şimdiden şüphe izharına kalkan bir muhalefet mebusuna da cevap verdi ve vatandaş muhabbetini sağlama­nın kolay olmadığını görenlerin şimdiden bir takım mazeretler aramaya başladıklarını belirterek «bunu, gelecek mağlûbiyetlerinin ilânı ola­rak kabul etmek isteriz.» dedi.

Saat 20'ye geldiği için bu konuşmayı müteakip yarın saat 10' da top­lanılmak üzere reis celseyi tatil etti.

Büyük Millet Meclisinde bütçe müzakereleri :

Zl Şubat 1957

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10'da Reis Vekillerinden Agâh Erozanın riyasetinde toplanarak 1957 yılı bütçesinin heyeti umumiyesi üzerindeki müzakerelere devam etti.

Celse açıldığı zaman söz alan bütçe encümeni mazbata muharriri Zon­guldak mebusu Sebati Ataman, dünkü toplantı sırasında Hürriyet Par­tisi Meclis Grupu adına konuşan Kocaeli mebusu Ekrem Alican'a cevap vererek, Hürriyet Partisi sözcüsünün hükümetçe hazırlanan bütçe ge­rekçesi dolayısiyle ağır ifadelerle ağır ithamlarda bulunduğunu belirt­ti. Bu ithamlara elbette hükümetin cevap vereceğini, fakat kendisinin bütçe encümeni mazbata muharriri olarak, encümenin bütçe hakkın­daki görüşünü açıklayacağını, diğer taraftan Ekrem Alican'm teknik sahadaki iddialarını karşılayacağını bildirdi.

Denk bütçe mefhumu üzerinde duran Sebati Ataman, 1957 yılı bütçe­sinin 61 azadan mürekkep bir encümen tarafından iki buçuk ay müd­detle ariz ve amik tetkik edildikten sonra yüksek meclise denk bir hal­de sunulduğunu ifadeyle, aslında bu bütçenin, tatbikatını geçirdikten sonra hesabı katı ile alacağı netice sonunda denk olup olmadığının anlaşılacağını, bu durum karşısında, henüz hesabı katisi yapılmamış olan 1956 yılı bütçesi ile, henüz kanuniyet kesbetmemiş olan 1957 yılı bütçesinin denk olmadığını iddiaya kalkmanın samimiyetsizlik teşkil ettiğini ifade etti. Sebati Ataman, bundan sonra şöyle devam etti:

«Hesabı kat'î neticesinde bütçe ya açık verir veya fazla verir. Milyonda bir ihtimalle dahi, denk bütçe, dünyanın hiç bir yerinde en iptidaîsin­den en mütekâmiline kadar hiç bir memlekette mevcut olamaz. Denk mefhumunu hesabı katîiye bağlamak tamamen nazarî bir spekülâs­yondan ileri gidemez. Bütçeler varidat ve masraf muhammenatı ile ge­lir ve varidat muhammenatı ile, masruf muhammenatı denk olarak ge­lir ve muhammenat olarak bütçelere accidental bütçe vasfı verilir.»

Sebati Ataman bundan sonra, Ekrem Alican'm geçmiş yılların bütçe­leri hakkındaki açık iddialarına temas ederek, bütçede varidat ile mas­rafın da tahminî olduğunu, bunların hukukî hüviyetinin tahminî ve teklifi sayılması lâzım geldiğini, bütçe lâyihasının ancak yüksek heyet tarafından tasdik edilmesinden sonra kanuniyet kesbedeceğini belirtti ve daha bütçe lâyihası kanunlaşmadan, gazetelerin bütçede şu kadar açık var diye yazılar yazmasının ciddiyetle telif edilmiyeceğini sözleri­ne ilâve etti.

Hatip «bu arada, 1952'den 1956 yılma kadar çıkarılan bütçeleron duru­munu hesabı katı kanunu lâyihasından okudu ve bütçe tahminlerindeki hataların ancak yüzde 1 ile 2.5 arasında değiştiğini, bu neviden hatâların en mütekâmil memleketlerin bütçelerinde dahi görüldüğünü ifade etti.

Bütçede samimiyet meselesine temas eden Sebati Ataman, dedi ki:

«Bütçe samimiyeti, bütçenin ihzarı esnasında gösterilen haleti ruhiyenin ifadesidir. Bütçe ihzar edilirken ek ödenekler mevzuubahis ola­maz. Sonradan ek ödenek alınır, verilir, ve yıl sonunda neticeye varılır. Samimiyetsizliği ölçmek için bütçe tahmini ile fiilen tahakkuk eden masrafın mukayesesi icap eder. Ben tahmin ettiğim kadar masrafı yapmışımdır. Ama bu, tahmin edilen mikdarı az mı aşmıştır, çok mu aşmıştır? samimiyetsizlikle bu husus alâkalıdır. Şimdi durum şudur ki, samimiyet bakımından önce tahmin edilen varidatla tahakkuk eden va­ridat arasındaki fark yüzde dördü aşmamaktadır. Bu da Demokrat Parti hükümetlerinin ve Demokrat Parti Meclislerinin kabul ettiği va­ridat ve masraf muhammenatmın hakikate fevkalâde uygun olarak tahakkuk etmek mazhariyetine eriştiğini aşikâr şekilde isbat etmiştir.»

Sebati Ataman bütçedeki tasarruf mevzuunda da şunları söylemiştir:

«Hürriyet Partisi sözcüsü, personel masraflarında yüzde 2.6 nisbetinde artış var, diyor. Bu da tamamen hilafı hakikattir. Bütçeler arttıkça personel masrafları da tabiî olarak artar. Bu artış iki türlüdür. Ya per­sonel masrafları sabit kalır, personele verilen maaş ve ücret mikdarı artar. Yahut da maaşlar sabit kalır, personel mikdarı artar. Bir diğer şık da hem maaşların, hem personeli artmasıdır. Bizdeki vakıa, bu üçüncü şıktır. Biz hem personel adedini hem de maaşları artırmışızdır, kadro kanunlarını kabul etmek suretiyle personel lehine bir takım hükümler kabul etmişizdir. Evet, personel masraflarım artırdık, bütçeyi artırdık, hizmetlerimizi genişlettik ve personele kendisine lâyık olduğu derecede fazla maaş ve,ücret verme imkânlarını daima araştırdık ve bunun için de birçok imkânlar bulduk. Gelir Vergisi Kanunuyla, Gelir Vergisi ka­nununda yapılan değişiklikle personeli bir mikdar vergi yükünden kur­tarmak suretiyle bunların maaş nisbetlerini fiilen artırdık ve bunun bütçeye tahmil ettiği yükü fazlalaştırdık. Bütçe komisyonu olarak şunu ifade edeyim ki, senelerdenberi bütçelere konulan kadro ve hizmet öde­neklerinden daha çok fazla kadro ve personel ihtiyacı karşısında bulun­maktayız.»

Sebati Ataman bundan sonra, Ekrem Alican'ın gecen yıllardaki bütçe konuşmalarına temas ederek, Hürriyet Partisi Meclis Grubu sözcüsü­nün bu konuşmalarında, bütçenin arttırılmasını iyi karşıladığını, malî ve iktisadî sahada, hükümetin aldığı tedbirlerden memnuniyet duydu­ğunu kendi ifadelerinden okuyarak hatırlattı ve Ekrem Alican'ın o za­manki konuşmalarıyla şimdiki iddialarının birbirini nakzettiğini be­lirterek konuşmasını şöyle bitirdi :

«Hürriyet Partisi Meclis Grubunun sözcüsü, bazı hâdiseleri aklıselimle istihza edercesine, bugüne kadar yapılmış kendi izahlarının tam ak­sine bir görüş içerisinde izah etmeyi bir nevi zekâ işareti telâkki eyle­miştir. Vakıaları değil, rakamları dahi tek bir istikamette almış ve partizan görüşü bütçe tenkidine temel saymıştır. İlmî objektif bir bütçe tenkidi olmaktan uzak kalarak kaleme alınmış olan bu beyanat, asıl lüzumlu malûmatı bir tarafa atan, indî bir takım söz kalabalığı ve dinliyenlerin bütçe hakkında salim bir kanaate vâsıl olmasını bertaraf et­meye matuf bir huzursuzluk vesikasıdır.»

C. H. P. Grubu sözcüsünün konuşması :

Müteakiben C. H. P. Meclis Grupu adına Malatya mebusu Nüvit Yet­kin söz alarak uzun bir konuşma yaptı. Nüvit Yetkin, 1957 yılı bütçe gerekçesini tenkid ederek sözlerine başladı ve gerekçenin taraflı olarak hazırlandığını ileri sürdü. Memleketin iktisadî kalkınması uğrunda sarı edilen gayretlerden memnuniyet duyduklarını, ancak bir memleketin ekonomisi sadece birkaç barajla birkaç fabrikadan ibaret bulunmadığı­nı, gündelik hayatımızda hissolunan iktisadî düzensizliğin de gideril­mesi gerektiğini ifade etti ve C. H. P. grupunun hükümetle tatbikatta hangi noktalarda mutabık bulunmadığının izahına geçti.

Nüvit Yetkin daha sonra fiyat hareketlerine, dış ticaret muvazenesinde temas etti. İktisadî durumun ciddiyetle ele alınarak tedbirlerini aramak ve bulmak gerektiğini, memleketin kalkınması muayyen bir hedefe doğru bir plân dahilinde tevcih olunmak lâzım geldiğini ileri sürdü ve «büyük bir kalkınma hamlesi, imkân ve ihtiyaçlarımızla ayarlı bir plân içine alınmazsa onu selâmetle yürütmek» mümkün olmadığını söyledi. Hükümetin para ve kredi politikasını tenkid etti. İstikrar içinde istihsal ve genişlemeye yarayan bir kredi ve para siyaseti tutmak lâzım geldi­ği mütalâasında bulundu. Bunu takiben de bütçe teklifinin tahliline girişti.

Bütçe denkliği bahsinde hükümetle aynı kanaatte olmadığını, son yıl­larda bütçe rakamlarının mütemadiyen kabarmasını haklı gösterecek bir iktisadî gelişme içinde bulunmadığımızı ve 1957 bütçesinde olduk­ça büyük artışlar kaydedilmesine.mukabil, hakikatte bu bütçenin fiilî hizmet gücünün 1956 yılı bütçesinden fazla değil bilâkis eksik olduğu­nu iddia etti.

Nüvit Yetkin, konuşmasının sonunda devlet borçlarına da temas etti ve netice olarak mevcut kaynaklarla uzunca bir istikbale ait iç ve dış imkânlarımızın harcanması suretiyle vücuda getirilen eserlerin mem­leketin umumî istihsal hacminde hissedilir bir inkişaf temin edemedi­ğini ileri sürerek C. H. P. Grubunun 1957 bütçesine müsbet oy vermiyeceğini söylemek suretiyle kürsüden ayrıldı.

C. M. P. Grup sözcüsünün mütalâaları :

Cumhuriyetçi Millet Partisi grubu adına Kırşehir mebusu Osman Bölükbaşı söz aldı. 1957 malî yılı bütçesi gerekçesinin kifayetsiz, olduğunu, bu gerekçenin hakikatleri ifade etmediğini ve lüzumsuz teferruatla dol­durulmuş bir propaganda broşüründen farksız olduğunu iddia etti. Os­man Bölükbaşi, iktisadî devlet teşekkülleri hakkında gerekçede kâfi malûmat bulunmadığını ileri sürerek bunu birçok hayatî meseleler hakkında malûmat verilmek istenmediği şeklinde izah etti.

Kalkınma faaliyetlerinin rakama dayanan gidişi ve neticesi hakkında gerekçeden hiç birşey öğrenmeğe imkân bulunmadığını ileri süren C.M. P. sözcüsü, daha sonra D. P. nin iktisadî politikasını gözden geçirdi. Umumî bir plân ve program mevcut olmadığı için gaye ve imkânlar arasında muvazene sağlanamadığını kaydetti. Böyle bir plânın zarureti üzerinde durdu. Devlet sektörüne ait programlar arasında da koordi­nasyon tesisi gerektiğini, ancak hükümetin umumî bir plân tanzimi­ne taraftar görünmediğini söyledi. Sür'atli bir iktisadî kalkınmayı ta­hakkuk etttirirken iktisadî istikrarı bozmamak lâzım geldiğini söyledi.

Bu sırada saat 13'e geldiği için reis, alman karar gereğince öğleden son­ra saat 15'te toplanılmak ve müzakerelere devam edilmek üzere oturu­ma son verdi.

Amiral P. Briscoe'nun bu akşamki beyanatı : 22 Şubat 1957

 İstanbul :

Şehrimizde bulunan güney Avrupa müttefik kuvvetleri başkumandanı Amiral Robert P. Briscoe, bu akşam, Robert College talebelerine hita­ben uzun bir konuşma yaparak, Türkiyenin niçin Nato'nun önemli bir üyesi olduğunu, Nato'nun, Türkiye için neden dolayı büyük bir ehem­miyet taşıdığını ve nihayet niçin kuvvetli tutulması lâzım geldiğini izah etmiştir.

Atatürk hakkındaki hürmet ve hayranlığını ifadeyle başladığı bu ko­nuşmasında Amiral Briscoe, memleketimiz hakkında şunları söyle­miştir :

«Sizlerden her birimiz, Türkiye'nin gerek Nato dahilinde ve gerekse dünya işlerinde bihakkın elde ettiği kuvvetli mevkii muhafaza etmesi hususunda önemli bir rol oynayabilecek durumdasınız ve oynayacaksı­nız. Türkiye artık vaktiyle Rus Çarı Konstantin'in dediği «Avrupanm hasta adamı» olmaktan çıkmıştır. Bu hastalık Atatürk'ün kuvvetli, dinamik önderliği sayesinde sür'atle kaybolmuş olup, bugün Nato da­hilinde bizler Türkiye Cumhuriyetine, kuzeyden gelecek tecavüzler kar­şısında kurmak zorunda kaldığımız tedafüi ittifakın ana mesnedi ve direği nazariyle bakmaktayız.

Bir müddet önce bir gazetenin yazdığı gibi «Nato dahilinde kendisiyle işbirliği yapan memleketler arasında, Türkiye, güvenilir bir müttefik olduğu yolunda haklı bir şöhret kazanmıştır. Asayiş noksanlığı ile meş­hur bir bölgede, hem kendi sınırlarım savunmağa ve hem de komşula­rını aynı şeyi yapmağa iknaya hazır durumda olan Türkiyeye, komü­nizmin yayılmasını önlemeye muhkem bir kale nazarile bakılmak­tadır.»

Türkiye bu şöhretini sadece stratejik mevkii dolayısile veya kendisine yapılmış herhangi bir vaade istinaden kazanmamıştır. Bu milletin ken­di millî şerefini korumak ve topraklarının bütünlüğünü muhafaza et­mek için her an savaşmağa hazır olduğu keyfiyeti, kuzeydeki ezelî düş­manı ile yaptığı bir çok muharebelerde açıkça meydana çıkmıştır. Bir müddet evvel de Kore'de, kahraman Türk tugayını komünist sürülerine karşı harekât esnasında bilfiil müşahede ettim. Kıt'alarınızın Kore'de oynadığı şerefli rolü burada sizlere hatırlatmama lüzum görmüyorum. Türk birlikleri farkına varmadan fevkalâde başarılı muharebeler yap­mışlardır. Bir makineli tüfek yuvasına tek başına saldırmak, bir Türk eri için çok basit ve mutad işlerden biriydi.

Bu hususta işittiğim en iyi kompliman, gayet sert yapılı bir Amerikan deniz piyade çavuşunun arkadaşlarına söylediği şu sözdü : «Ne mutlu bize ki Türkler bizim tarafımızda».

A. B. C. Başkanı ise Türk birliklerine karşı duyduğu hayranlığı başka bir şekilde ifade etmiş ve Türk tugayını, bizce büyük bir kıymeti haiz olan başkanlık birlik madalyası ile taltif etmiştir.

Bana cesaret veren şey, Türkiyenin, ne gibi şartlar altında savaşacağı hususunda herhangi bir şart ileri sürmüş olmaması keyfiyetidir. İleri gelenlerinizden biri bunu gayet vazıh bir ifade ile belirtmiştir.. «Savaş­maktan asla çekinmiyoruz. Bize daha fazla yardım yapılırsa, daha iyi savaşacağız, fakat savaşmağa mecbur edildiğimiz takdirde, yardım edil­sin edilmesin, değnek ve taş ile savaşmak zorunda kalsak dahi savaşa­cağız,»

Nato bir gün askerî harekât ile kendisini savunmak zorunda kalırsa, ben, savaşacağınızdan kat'iyetle eminim.»

Büyük Millet Meclisi müzakereleri:

 Ankara :   .

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10'da Reis Vekillerinden Agâh Erozan'm riyasetinde toplanarak, 1957 yılı bütçesinin heyeti umumiyesi üzerindeki müzakerelere devam etti.

Celse açıldığı zaman söz alan Tekirdağ mebusu İsmail Hakkı Akyüz (Hür. P.) 1957 yılı bütçesinin Türk milletine hayırlı olması temennisin­de bulundu. Daha sonra partilerarası münasebete temas ederek muha­lefet partilerinin durumunu tenkid etti ve şimdiki hükümeti plansızlık ve programsızlıkla itham eyleyen Halk Partisinin, kendi iktidarı zama­nında da plânsız ve programsız olarak hareket ettiğini, hükümete karşı yapılan tenkidlerde de Ölçü ve sağ duyudan eser bulunmadığını, kalkın­ma ve imar hamlelerinin gene ayni muhalefet tarafından bir türlü ka­bul edilmediğini belirtti ve gerek kalkınma ve imar ve gerekse iktisadî ettiğini, bütün partilerin bu hususta işbirliği yapmalarının zarurî oldu­ğunu sözlerine ilâve etti.

Çorum mebusu Kemal Biberoğlu (D.P.) muhalefetin, bütçe müzakeresi dolayısiyle tenkidlerinde tuttuğu yolun doğru olmadığını söyledikten sonra, bu tenkidlerde samimiyetten eser bulunmadığını, muhalefet par­tilerinin bütün vatan sathında yaratılan yepyeni bir havayı, yepyeni bir kalkınma ve gelişme ruhunu daima inkâr ederek doğrudan doğruya hükümet reisinin şahsı ile uğraşmakta olduklarını ifade etti ve bu ara­da, Hürriyet Partisi sözcülerinin tenkid makamında ileri sürdükleri fi­kirleri ele alarak, bu fikirleri söyleyenlerin, bir iki sene önce Demokrat Parti saflarında iken mezkûr fikirlerin tamamiyle aksi mütalâalarda bulunduklarını belirtti.

 Ankara :

1957 yılı bütçesinin heyeti umumiyesi üzerindeki müzakerelere bugün öğleden sonra Büyük Millet Meclisinde devam edildi.

Reis Vekillerinden Fikri Apaydın'ın Reisliğindeki bu toplantıda ilk sözü Manisa, mebusu Hikmet Bayur (müstakil) aldı. Hikmet Bayur, bütçe münasebetiyle binbir tenkid ileri sürülürken bir noktaya dikkat etmek gerektiğini söyledi ve memleketi kalkındırmak için bu kadar bü­yük gayret sarfedenlerin içinde kudsî ateş gibi bir şey var. Hatâlar ve sıkıntı olabilir. Fakat dökülen sermayelerin meyveleri henüz toplanmış değildir. Muhalefetin tenkidleri, Demokrat Parti giderse bu kalkınma hamleleri durur, şüphesini de'yaratmaktadır. Halbuki, bu büyük şevki kırmamak lâzım gelir.»

Hikmet Bayur, bu arada çeşitli fikirler serdetti ve gelir getirmeyen gi­derlerin kısılmasını istedi. Nisbî seçim sisteminin aleyhinde bulundu.

Dahiliye Vekilinin izahları :

Müteakiben Dahiliye Vekili Namık Gedik söz aldı. Cumhuriyetçi Millet Partisi