24.1.1957
×

Hakkında

Künye

İletişim

1-31 Ocak 1957

 1 Ocak 1957

Diyarbakır : 

Reisicumhur Celâl Bayar dün akşam Orduevinde şerefine verilen yemekte hazır bulunmuş, daha sonra askerî garnizon tarafından Turistik Palas’ta tertiplenmiş olan yılbaşı balosuna müteakiben de assubaylar lokalinde ve hava üssünde tertiplenen aile toplan­tılarına iştirak ederek yılbaşını Di­yarbakırlılarla ordu mensupları ara­sında  geçirmiştir. 

Reisicumhur Celâl Bayar'ın bu top­lantılarda hazır bulunması hararetli ve çok samimî sevgi tezahürlerine vesile teşkil etmiş, bir çok Diyarba­kırlı aile Reisicumhurun etrafında toplanarak 1957 yılının memleketimiz ve milletimiz için hayırlı olması te­mennisiyle yılbaşı gecesini derin bir neş'e içinde geçirmişlerdir. 

 Ankara :

Eski Maarif Vekillerinden merhum Mustafa Necati'nin ölüm yıldönümü münasebetiyle,    Ankara  Öğretmenler ve Darende Kültür Dernekleri tara­fından bugün saat 14.30 da Ankara Maarif Koleji konferans salonunda bir anma töreni tertip edilmiştir.

Anma töreninde Maarif Vekili Prof. Ahmet Özel, mebuslar, Maarif Vekâleti müsteşarı öğretmenler, Darende Kül­tür Derneği mensupları hazır bulun­muştur. Törene, Öğretmenler Derneği Başkanı Sami Kayral'ın bir konuşma­sı ile başlanmış ve müteakiben Maa­rif Vekili Prof. Ahmet Özel, Samsun mebusu Tevfik İleri ile diğer hatipler merhumun şahsiyet ve hizmetlerini belirtmişlerdir. Daha sonra merhu­mun mezarı ziyaret edilmiştir.

2 Ocak 1957

İzmir  :

Vatandaşlara muayyen miktarda kre­di temin etmek maksadiyle kurulan İzmir Halk Sandığı, bugün saat 10 da seçkin bir davetli kitlesinin huzurun­da hizmete açılmıştır.

  İstanbul :

M.M.V. İstanbul Temsil Bürosundan bildirilmiştir.

 Ordumuzun esas temelini teşkil eden küçük rütbeli subay ihtiyacını temin etmek için bir nıüddettenberi M. M. Vekâletince yapılan hazırlıklar netice­lenmek üzeredir. Bu hazırlıklar meyanında evvelâ orduda kalmağa istekli yedek subay miktarını tesbit etmek maksadiyle hâlen silâh altında bulu­nan 43 ve 44 üncü dönem yedek su­baylardan muvazzaf olmağa istekli olanların miktarının 1 Şubat 1957 ta­rihine kadar bildirilmesi istenmiştir. Miktarlar tesbit edildikten sonra ka­rakter, otorite, icra kudreti, çeviklik vesaire gibi subay için icap eden ni­telikleri haiz olup lise ve tahsil sevi­yesi itibariyle muadili okullardan me­zun olanlar hazırlanan bir talimata göre kara kuvvetlerine muvazzaf su­bay  olarak alınacaklardır.

Orduda kalacak bu subayların mu­vazzafa nakilleri yapıldıktan sonra mesleki tahsilleri ikmal ettirilecek­tir.

Hâlen silâh altında-bulunan yedek su­baylar istekli miktar kontenjanı ta­mamlamadığı takdirde 40 ncı dönem dahil müteakip dönemlerden terhis edilmiş yedek subaylardan da istifade edilecektir.

Konya :

Konya müzecilik ve eski eserlerin o-narımı bakımından verimli bir yılı tamamlamış bulunmaktadır. Geçen 1956 senesi içinde Konyada iki müze ve iki pavyon ziyarete açılmış, ayrı­ca Konya civarında iki kervansaray, bir Selçuk türbesi tamir görmüş ve Konya müzelerine yeniden üç yüzü mütecaviz eşya, kitap ve meskukât maledilmiştir.Alâkalılarca yapılan son istatistikle­re göre 1956 senesi zarfında Konya müzelerini üç yüz elli bin iç ve dış turist ziyaret etmiştir. Hâlen Konya­da beş müze ziyarete açık bulundurul­maktadır.

kez nahiyesine bağlı İmamoğlu ve Nigel köylerinin, Kastamonu vilâyeti Taşköprü kazasının merkez nahiyesi­ne bağlanmasına, Sakarya  vilâyeti Karasu kazasının Kocaeli nahiyesine bağlı Harmankaya köyünün Bolu vi­lâyeti Düzce kazasının Gümüşova na­hiyesine bağlanmasına dair kararna­me, bugünkü resmî gazetede neşredil­miştir.

 Ankara :

Demokrat Parti iktidarının girişmiş olduğu büyük kalkınma hamlelerinin eserleri birer birer meyvalarım ver­mektedir. Bu arada, evvelce işletme­ye açılan ve 6 aya yakın bir müddettenberi istihsale geçmiş bulunan An­kara çimento fabrikasına ilâvesi kararlaşan ikinci fırının inşaat ve mon­tajı da tamamlanmış ve yeni fırın bugün ateşlenmiştir. Şakulî sistemde olan bu fırının yıllık kapasitesi 30 bin tondur. Bu suretle her iki fırının istihsal kapasitesi 115 bin tona yük­selmiş bulunmaktadır. Fakat şu var ki, 85 bin ton kapasiteli olan döner fı­rının ilk 5,5 aylık tecrübe işletmesin­de 48 bin tonluk bir istihsal sağlan­mıştır. Bu netice, senelik istihsalin  yalnız bu fırında 100 bin tona yük­seleceğini göstermektedir.

Yeni inşa olunan ve bugünden itiba­ren tecrübe işletmesine girmiş olan şakulî fırına gelince, bunun senelik kapasitesi 35-40 bin ton olarak hesap­lanmakla beraber her iki fırının se­nelik kapasitesi 135-140 bin tona ba­liğ olacaktır.

Türkiye Çimento Sanayii Umum Mü­dürlüğünden aldığımız malûmata gö­re, bu suretle, memleketimizin umu­mî çimento istihsal kapasitesi 1.230.000 tona yükselmiş bulunmakta­dır.

Ankara :

Millî Türk Talebe Birliği, Üniversite öğrencilerinin bedenî kültürünü ko­rumak, üniversitede spor tecrübesini artırmak, yaymak ve dünya üniversi­teler arasındaki olimpiyatlara iştirak etmek  üzere  beynelmilel     üniversite spor federasyonuna (Fisu) Türkiye mümessili olarak kabul edilmiştir.

 Beynelmilel federasyonun merkezi Pariste, idarî Belcikada, sekreterliği de Zürihte bulunmaktadır.

eynelmilel üniversiteler arası spor müsabakalarını Türkiye namına M. T. T. B. organize edecektir

 Ankara : 

Doğu vilâyetlerinde tetkiklerde bu­lunmuş olan Reisicumhur Celâl Ba-yar beraberinde bazı mebuslar, Erkâ-nıharbiyei Umumiye Reisi Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, Amerikan askerî yardım heyeti başkanı General Bewhy eşi ve kızı olduğu halde bu akşam saat 22,35 te trenle şehrimize avdet etmiştir.

Reisicumhur garda Vekiller, mebus­lar, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Sa­lih Korur, mülkî ve askerî erkân ile kalabalık bir halk kitlesi tarafından karşılanmıştır.

4 Ocak 1957

İstanbul :

Önümüzdeki günlerde Yeni Delhide çalışmalarına başlıyacak olan 14 üncü milletlerarası tüberküloz kongresine memleketimizi temsilen iştirak edecek Türk heyeti, sabaha karşı saat 3 de uçakla Yeni Delhiye müteveccihen İstanbuldan hareket etmiştir. Türk he­yeti, Ulusal Verem Savaş Derneğini temsilen Ord. Prof. Tevfik Sağlam ile Dr. Tevfik İsmail Gökçe, İstanbul Ve­rem Savaş Derneğini temsilen Safiye Erbil ile Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâletini temsiîen de Dr. Zühtü Tevfik Ermon'dan müteşekkildir.

Ankara :

Bütçe encümeni bu sabah encümen reisi Balıkesir mebusu Halil Imren’in başkanlığında toplanarak tapu ve kadastro müdürlüğünün 1957 malî yı­lı bütçesini müzakere etti.

Bu celsede Tekirdağ mebusu Zeki Erataman   (D.P.),  Kastamonu  mebusu

Hilmi Dura (D.P.), Gümüşhane me­busu Zeki Başağa (D.P.i), Tunceli me­busu Bahri Turgut Okaygün (D.P.), Zonguldak mebusu Şefik Bakay (D.P.) Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P.), Kırklareli mebusu Şefik Bakay (D.Pj, Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (C.M.P)

 ve diğer hatipler söz aldılar.

Hatipler tapu kadastro komisyonla­rının köylere gitmesinin mümkün olup olmadığını, tapulama faaliyetlerinin mevzuun ehemmiyetiyle mütenasip bir programa bağlanmasını, artan ih­tiyaçları karşılayacak yeni ve geniş bir teşkilât kanununun hazırlanma­sını, ihtilâfların daha kısa bir za­manda halli için Adliye Vekâletiyle müştereken tedbirler alınmasını İste­diler.

Bundan başka şimdiye kadar kaç ka­zada tapulama faaliyetinin tamam­landığını, kaçında bunun devam et­mekte olduğunu, havadan tayyare ile yapılan çalışmaların nasıl bir netice verdiğini, tapu kadastro ve toprak iskân işlerinin tevhidiyle bunları ted­vir edecek bir iskân vekâletinin ku­rulması hususunda hükümetin dü­şüncesini sordular.

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Ve­kâleti Vekili Semi Ergin bunlara ce­vap vererek encümenin gösterdiği alâka ve müzaherete teşekkür etti ve tapulama faaliyetleri hakkında iza­hat verdi.

Devlet Vekili tapulama kanununun meriyete girdiği 1925 senesinden 1950 yılına kadar 724.095 gayri menkulün tescilinin yapıldığını 1950 de meriye­te giren 5602 sayılı kanunun tatbikiy­le 1950 senesinden 1955 yılının so­nuna kadar 2.207.027 gayri menkulün tapulaması işinin tamamlandığını, 1956 yılı içinde de 412.988 gayri men­kulün yine aynı yıl içinde foto met­rik sistemiyle 37.997 parselin tapulan-ması cihetinin sağlandığını ayrıca 9.726.000 dekar sahadaki gayri men­kullerin foto plânlarının yapıldığını söyledi.

Devlet Vekili hâlen memleketimizde tapulama işleriyle meşgul 153 bölge­nin mevcut olduğunu 1957 senesi i-cinde 4 ayrı müdürlüğün daha   ihdas edileceğini, tapu - kadastro, toprak _ iskân ve harita umum müdürlükle­ri arasında koordine bir çalışmanın mevcut olduğunu belirterek toprak tevzi ve tapulama komisyonlarının vazife ve çalışmaları hakkında iza­hat verdi.

Devlet Vekili toprak dağıtımından mütevellit ihtilâfların hallini önleyecek yeni bir kanun tasarısı ile bugün­kü ihtiyacı karşılayacak teşkilât ka­nununun hazırlanmakta olup çalış­malar bitince yüksek meclise sevke-dileceğini, bağlantı hususunda hükü­metin teklifinin ilgili komisyonda tetkik edilmekte olduğunu, vatandaş­ların temliki tasarruflarının karşılan­ması ve gereken kolaylığın gösterilme­si için âzami gayret sarf edildiğini, müstakil tapu kadastro hakimlerinin' teminiyle, toprak ihtilâflarının haddi asgariyle indirilmesi gayesinin tahak­kuk ettirilebileceğini söyledi.

Bugünkü imkânlarla köylere tapula­ma heyetlerinin gönderilmesinin mümkün olmadığını, halen on bir ka­zada tapulama faaliyetlerinin bittiği­ni 154 kazada devam etmekte oldu­ğunu eski sisteme göre bir kazada 3-4 sene devam eden tapulama faaliyetle­rinin foto metrik sistemin tatbikiyle 1 seneye indiğini, kazaların intihabın­da en çok ihtilaflı olanların tapulama işlerinin daha evvel ele alındığını te­barüz ettirdi.

Tapu Kadastro Umum Müdürlüğünün teknik eleman ve diğer hususlarda verdiği izahatı müteakip maddelere geçildi ve müzakereyi müteakip Tapu Kadastro Umum Müdürlüğünün 1957 malî yılı bütçesinin tümü kabul edil­di.

Ankara  :

Devlet demiryolları personeli için ye­ni yaptırılan 500 kişilik Malatya iaşe merkezi, bugün merasimle hizmete açılmıştır. Hazırlıkları tamamlanmak üzere buhinan Kayseri, Samsun ve Adana merkezleri de yakında açıla­caktır.

Ankara :

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti tarafından memleketimizde tatbik edilecek beş senelik sıtma eradikasyon programının fiiliyata geçebilmesi için, dünya sağlık teşkilâtının delaletiyle Unicef tarafından kabul edilen 3 mil­yon dolarlık malzeme yardımından 1957 senesi ihtiyaçlarına tahsis edilen miktar 1 milyon dolardır.

1260 ton % 75 DDT Wettable Powder, 119 adet jeep pikap ve Station Wagon şeklinde motorlu vasıta 13 adet mik­roskop, 2900 adet pülverizatör ve bun­ların yedek parçalarından ibaret bu­lunan yardım malzemeden ilk parti olarak 629 ton DDT ile 24 adet jeep hâlen memleketimize  gelmiştir.

 Tarsus :

B. M. M. Reisi Refik Koraltan, yanın­da bazı İçel mebusları olduğu halde bugün şehrimize  gelmiştir.

Yenicede treni terkeden Refik Koraltan istasyonda toplanmış olan bin­lerce Yenicelinin devamlı İsrarı üzeri­ne kısa bir konuşma yaparak demiş­tir ki:

«Mücadeleyi seven, mücadeleci millet yolunda ve hak uğrunda başarmasını bilen, bundan hâsıl olacak neticeleri daha önceden tahmin eden Çukurovalılarla her temasa gelişimde mesut bir talih olarak daima en evvel siz­lerle görüştüm. Konuştum. Şimdi ge­ne böyle yapıyorum.

Aziz Çukurovaiılar. ümitleriniz boşa gitmemiştir. En büyük eserler ve ümitlerle istikbale hızla gidiyoruz.»

Meclis Reisi kalabalığın devamlı al­kışları ve sevgi tezahürleri arasında otomobile binerek Tarsusa mütevec­cihen Yeniceden ayrılmıştır.

200 den fazla otomobilin katıldığı kon­voy, yollarda toplanan köylülerin te­zahürleri arasında Tarsusa varmış­tır. Burada kaymakamlığın bulunduğu meydanı dolduran binlerce Tarsuslu­nun içten sevgisi ile karşılanan Refik Koraltan, kaymakamlık binası önün­de Tarsuslulara hitabesine «ben Tar­susluların bu heybetli ve heyecanlı manzarasına, güler yüz ve tatlı söz­lerine gönül vermiş, bir hemşehrinizim» sözleriyle başlayan Meclis Reisi demiştir ki: «Bugün daha şen, daha mesut, daha verimli imkânlarla çalış­mak fırsatlarını elde etmiş bulunu­yoruz. Kuvvetin iman ve heyecan kaynağını sizlerden aldık. Siz millî mücadelemizde nasıl bir vatan kur­tardınız ve müstevliyi tardettinizse şimdi de yepyeni, mamur müreffeh bir vatan terakki ve irtifa yolunda ileri götürüyorsunuz. Çukurova bugün kalkman Türkiye içinde şahlanan bir manzara almıştır.»

Konuşması sık sık alkışlanan Koraltan, umumî mevzular üzerinde de ay­dınlatıcı İzahlar yapmış, batı âleminin memleketimizi ziyadesiyle takdir etti­ğini, düşmanlarımızın ise büyük bir kıskançlık ve haset içinde çırpındıkla­rını belirtmiştir.

Şerefine, Tarsus belediyesi tarafından verilen öğle yemeğini müteakip Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan geç vakit kara yolu ile Mersine müteveccihen şehrimizden ayrılmış­tır.

 Tarsus :

Çukurovanın kurtuluş bayramı olan 5 ocakta yapılacak merasimde hazır bulunmak üzere bugün Tarsusa gel­miş olan Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan Anadolu Ajansı vasıtasiyle Çukurovalılara aşağıdaki me­sajı yollamıştır:

«Çukurovalılar,

Karanlıkları yırtan bir şimşek gibi Çukurovanın feyyaz ve engin toprak­larını kaplayan zulmetleri boğarak ec­dadın azametli ruhunu bir kere daha yada getirdiler.

Türkün ezelden ebede akıp giden azametli varlığını tarihin altm sayfala­rına bir kere daha yazmasını bildiler. Ne mutlu o insanlara ve bu yolda aziz kanını dökenlere.. Çukurovalılar, işte böyle muhteşem bir tarihin sahibi olarak bu aziz günü kutlamak bahtiyar­lığına erişmiş bulunuyorlar.

Çukurovalılar, güzel günleriniz ve ta­rihî eserleriniz ebedî olsun.»

 Ankara :

Bütçe encümeni bugün öğleden son­ra Kırklareli mebusu Şefik Bakay’ın başkanlığında toplanarak toprak ve iskân işleri umum müdürlüğünün 1957 malî yılı bütçesini müzakere etti.

Bu celsede söz alan hatipler, bugün­kü imkânlar içerisinde umum müdür­lüğün çalışmalarının memnuniyet verici olduğunu, artan hizmetleri karşıla­yabilmek için iç ve dış iskân politika­sının esaslarını havi bir programın lüzumunu belirttiler.

Mecburî ve serbest göçmen tefrikinin mahzurlar tevlit ettiğini, göçmenler için hazırlanan evlerin maksada yarar­lı bir şekilde inşasını, toprak tevzii işlerinin daha rasyonel kıstaslara gö­re yapılmasını, tapulama komisyon­ları ile toprak tevzi komisyonlarının çalışmalarının, ihtilâfların doğmasını önleyecek şekilde koordine edilmesini istediler.

Devlet Vekili Semi Ergin hatiplere ce­vap vererek dağıtıma elverişli arazi­nin tesbitinin yapıldığını bunun 1950 senesinde 1.604.288 dönüm, kiraya ve­rilen 4.203.485 dönüm fuzulî işgal, 34.975.892 dönüm mera, 2.734.114 dö­nüm çayır, 6.800.681 dönüm boş arazi olmak üzere ceman 50.318.460 dönüm olduğunu bunu 1953 senesinde 40.171.381 dönüme düştüğünü söyledi. Birçok yenilikleri ihtiva etmekte olan yeni iskân kanunu tasarısının yük­sek meclise sevkedilmiş olduğunu top­rak tevzi komisyonları ile tapulama komisyonlarının birlikte çalışmaları­nın, görülen vazifelerde zaman bakı­mından fark olmasından birlikte yü­rütülmesinin mahzurlarına işaret et­ti ve bu hususta gereken alâkanın da­ima gösterileceğini belirtti.

Devlet Vekili 945 ten 950 mayısına ka­dar 5 senede 320 köyde 20.208 aileye 908.860 dönüm arazi dağıtıldığını, 950 mayısından 22.12.1956 tarihine kadar 2.753 köyde 245.891 aileye 12.594.044 dönüm arazi ve 7.178.058 dönüm mera dağıtıldığını, söyliyerek çalışmalar hakkında izahat verdi ve encümenin diğer istek ve temennilerinin daima gözönünde bulundurulacağını bildir­di,

Toprak İskân İşleri Umum Müdürü­nün sorulan suallere cevaben verdiği teknik izahattan sonra maddelere ge­çildi ve maddelerin müzakeresini mü­teakip toprak iskân işleri umum mü­dürlüğünün 1957 malî yılı bütçesinin tümü kabul edildi.

 Mersin :

Mersin belediyesi tarafından şerefle­rine tüccar kulübünde verilen ziya­fette bulunan Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, davetlilerin he­yecanlı tezahüratiyle ve sürekli al­kışları arasında yerini almıştır.

Yemek başladıktan sonra belediye re­isi Zeki Ayan söz alarak mikrofonun önüne gelmiş ve şu hitabede bulun­muştur:

«Sayın Büyük Millet Meclisi Reisi, kıy­metli mebusumuz Refik Koraltan, sizi şu anda bir kere daha aramızda gör­mekle büyük bahtiyarlık duyar ve müşterek şükranlarımı arzederim. Siz Mersinin dâva ve dertlerini ta 1943 senesindenberi ele almış ve 1950 den beri de tahakkuk ettirmiş bulunuyor­sunuz. Enerjik ve yapıcı bir iktidarın kıymetli bir unsuru ve ona gönülden bağlı bir vefakâr olarak yaptığınız hizmetleri şükranla karşılıyoruz. İçel sizi bağrına basmak ve eserlerinize kavuşmak saadetini bugün bir kere daha idrak etmekle bahtiyardır. Se­vinçlidir.

Koraltan, yaptığınız hizmetler büyük­tür. İçel’e yaptığınız bu büyük hiz­metlerin ışığı altında bir meşale gibi yanıyor. Şunu iftiharla tekrar ederim ki, Mersin limanı tamamen sizin ese­rinizdir. 1950 de Mersin adeta bir ka­saba manzarası arzetmekteydi. Sey­han nehri buradan taşıyordu. Topra­ğın kıymeti kalmamıştı. Bugün Mer­sinin ehemmiyeti hizmetinizle art­mıştır.

Belediye Reisi coşkun heyecanlı al­kışlarla karşılanan bu sözlerini şöyle bitirmiştir:

Koraltan, eser senindir, Seninle İfti­har ediyoruz.

Müteakiben mikrofon başına    gelen Refik Koraltan bir hitabede bulunarak demiştir ki:

«Çok sevgili hemşehrilerim, sizlerin sevgileri benim ve evlât ahfadım için şeref hâdisesi olacak derecede kıy­metlidir. Belediye reisiniz hakkımda büyük iltifatlarda bulundular, kendi­sine teşekkür ederken size bir hâtı­ramdan bahsedeceğim, bir tarihte Atatürk ile Adana’ya gelmiş oradan Tar_ susa geçmiş ve müteakiben Mersine varmıştık. Sene 1923 idi. Atatürk me­rak ve heyecan içerisinde bu ev ki­mindir diye soruyor. Burası kime ait sualine cevap istiyor, gördüklerini ve sahip olduklarını alâka ile takip edi­yordu. Arkadaşlar şimdi bunları bu­rada tasrih etmeye lüzum görmüyo­rum. Ancak, o günlerde içimizi sızla­tan bir hal vardı. Mersin âdeta sa­hipsiz idi, sahipsiz kalmıştı. Sahildeki bir bahçede otururken Allah rahmet eylesin Refik Galip . konuştu, Atatür-ke hitaben dedi ki: «Eserleriniz bü­yüktür. Muhakkak ki daha büyük iş­ler yapacaksınız, şerefli bir insan, muzaffer bir kumandansınız bu mil­letin, bu toprağın vefalı bir çocuğu olmanız en büyük meziyetinizdir. Bun­dan hepimiz gurur duyarız.»

Koraltan sözlerine şöyle devam et­miştir :

«Bana da iltifatta bulundular, bunu huzurunuzda bir iftihar vesilesiyle de­ğil bir hâtıranın tedaisi olarak bah­tiyarlık hisleri içinde arzedeyim ki, ben de sizin bir evlâdınız olmaktan ziyadesiyle şeref duyuyorum. Eğer. bu gün eserler meydanda ise, eğer Sey­han nehri yatağını değiştirmiş ise, da­ha muntazam akıyorsa, eğer Kızılır­mak artık taşınıyorsa, bütün bunlar bu milletin, varlığını idrak ederek te­rakki yoluna girmiş bulunmasmdan-dır.

Bu millet hiçbir vakit terakkiden va­reste kalmamıştır. Şayet geçmiş se­nelerde bir duraklama olmuş ise, Türk milletinin bunda asla mesuliyeti yok­tur. Bu. sadece mesuliyet mevkiinin ehil insanların eline geçmemiş olma­sını ifade eder. Bugün bu mevki ehil ve yapıcı .Elde ise, bu da milletimizin kadir bilir olmasındandır. Biz bugün­kü eserleri yapmak ve yükseltmek cesaretini, kudretini yine sizden almak­tayız. Eser sizindir. Tarihe şöyle bir nazar atarsak büyük eserler veren milletlerin iş başına daima liyakatli kimseleri getirmiş olduğunu görürüz, onlar, bu eserleriyle sulh ve selâmet yolunda daima beşeriyete hizmet et­mişlerdir.

Bir adamın, beş adamın nesi olur, ama o insan işe güvenen millete ina­nan kimseler olursa muhakkak ki, her zaman güzel" eserler verirler.

Koraltan sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Size teşekkür ediyorum. Güzel ge­celeriniz, güzel günleriniz ebedî ol­sun. Allaha hamd ederek söyliyeyim ki rubii asır sonra Çukurova Türkiye’nin göz kamaştıran bölgesi olacak­tır.»

5 Ocak 1957

 Ankara :

Avrupa konseyi istişarî meclisinin 3-11 ocak tarihlerinde Strasburgda ya­pacağı toplantılara iştirak edecek oıan Giresun mebusu ve Demokrat Par­ti Meclis Grupu Reisi Hayrettin Erkmen başkanlığında Denizli mebusu Mehmet Karasan, Kastamonu mebusu Basri Aktaş, Konya mebusu Hamdi Ragıp Atademir, Giresun mebusu Hamdi Bozbağ ve Trabzon mebusu İs­mail Şenerden müteşekkil heyetimiz bugün öğle üzeri şehrimizden uçakla hareket etmiştir.

Heyet reisi Hayrettin Erkmen Anado­lu Ajansı muhabirine toplantı hakkın­da aşağıdaki beyanatta bulunmuştur; «Avrupa istişari meclisinin bu içtimai 1956-57 devresine ait üçüncü toplantı­dır. Bu toplantı 4 gün devam edecek­tir.

Görüşülecek meseleler arasında son hâdiseler muvacehesinde Avrupa isti­şarî konseyinin umumî politikası, Av­rupa birliği meseleleri, iktisadi işbir­liği raporu, ziraî nüfus fazlası veya çiftçi muhacirlerin yerleştirilmesi, mu­haceret meseleleri ve Avrupa üniver­sitelerini takviyede konseye düşen va­zifelerin tâyini gibi mevzular bulunmaktadır. Bu arada Kıbrıs meselesi de konsey içtimamda görüşme mev­zuu olacaktır. Biz bu hususta yeni görüşümüzü belirteceğiz.

Ankara :

Korgeneral Ekrem Akalın’ın başkan­lığında deniz kurmay albayı Adnan Tuna, hava kurmay albayı Hikmet Süer, kurmay yarbay Hayrettin Un­saldan müteşekkil bir askerî heyeti­miz, dost ve müttefik Irak ordusunun 36 mcı kuruluş yıldönümü münasebe­tiyle yapılacak törende hazır bulun­mak üzere Irak hükümetinin davetlisi olarak bugün saat 0.4,30 da uçakla Bağdata müteveccihen şehrimizden ayrılmıştır.

İstanbul :

Verilen malûmata göre, Türk yüksek tahsil gençliğinin fizik ve moral ka­biliyetlerinin amatörlük ruhuna uy­gun olarak gelişmesini sağlayan spor hareketlerini sevk ve idare etmek maksadiyle Türkiye talebe spor teşki­lâtı kurulmuştur. Gayesi, Türkiye üniversiteleri ve yüksek okulları ara­sında müsabakalar tertip etmek, Türk yüksek tahsil gençliğinin yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da vazife­sini müdrik olarak yetişmesini sağla­mak olan Türkiye talebe spor teşki­lâtı 18 ve 19 şubat tarihinde Almanya’nın Oberammergau şehrinde yapı­lacak olan üniversiteler beynelmilel spor federasyonunun fevkalâde genel kurul toplantısında âza olacaktır.

Spor teşkilâtının merkez istişare he­yeti ve merkez ceza heyetinde mem­leketimizde spor bilgisi ile tanımış olan şahıslar vazife alacaklardır.

Mersin :

Mersinin kurtuluşunun 35 inci yıldö­nümü münasebetiyle şehrimize gel­miş bulunan Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan, bugün yaptığı bir konuşma ile kurtuluşun büyük mâna­sını belirtmiştir.

Mücahitler adına Lütfü Özcanm yap­tığı konuşmadan sonra binlerce İçellinin İsrarlı arzuları üzerine alkışlar arasında kürsüye gelen Meclis Reisi Refik Koraltan İçellilere hitaben şu konuşmayı yapmıştır:

«Aziz Mersinliler ve İçelli hemşehrile­rim,

Kahraman Çukurovalılar,

Bugün içinde yaşadığımız tarihin bü­yüklüğü ve azameti hepinizin gözü önündedir. Bugün âbideleşen ve tablolaşan şu göz kamaştırıcı heybetli top­luluk, Lütfü Oğuzcan arkadaşımızın gayet güzel belirttiği gibi kuvayı mil­liye ruhunun muhteşem canlılığını en beliğ bir şekilde ifade etmektedir. Kuvayı milliye hiç şüphesiz millî kud­rettir. O millî kudret tarihin derinlik­lerinden gelmiş ve kuvayı milliye ci­hanı hayret ve hayranlıkta bırakan mucizevî bir şahlanışla koca bir hu­sumet dünyasını mağlûp ve perişan etmiştir. Bu kudret on binlerce yıl ev­vel, tarihten de evvel varılan köklü ve soylu bir milletin kudretidir. Tabiî kuvvetlerin, büyük fırtınaların, kor­kunç kasırgaların, kükremiş dalgala­rın önünde nasıl durulamazsa, Tür­kün yarattığı kuvayı milliye önünde de durulmamıştır. Bu hâdise öldüğü zannedilen Türkün dirildiğini ispat et­miş, Türk milletinin asla esir ve Türkiye’nin hiç bir suretle yağma edile-miyeceğini bir kere daha hakikat kıl­mıştır.

Arkadaşlar,

Hep hatırlarsınız ki, çok defa gafle­te düşen biçareler olmuştur. Hasta adam teşhisini koymak bedbahtlığını gösterenler Türkün ölmüş bulundu­ğunu zannederek, onu yer yüzünden kaldırmayı tasarlamışlardı. Türksüz dünya olamıyacağmı düşünmeden onun daima dik ve efendi başını eğe­bilir miyiz diye gafletten gaflete yu­varlanmışlardır. Türkün varlığına, harimine saldırmak hatasını işlemiş­lerdir. Bizim 35 sene evvel çarpışan kuvvetlerden birine iltihak etmemiz ve neticede bu bîokun mağlûp düş­mesi, gafillere ümit vermiştir. Bizim menzumenin mağlûp olması ve mağ­lûbiyeti ancak kâğıt üzerinde kabul eden bir milletin topraklarına biçare kuvvetlerini saldırarak silâhlarını el-lerinden almaları, onları daha tehli­keli bir gaflete atmış oluyordu. Artık Türk Ölüme mahkûmdur diyerek yur­dumuzu kirli ayaklariyle kirletenler bu hükümlerinde yanıldıklarını kısa zamanda anladılar.

Nasıl ki vakit vakit kabaran dalgalar bize çarpmış ve sonunda parçalana­rak dağılmış ise, Türkiyeye saldır­makta mütecavizlere yeni bir hezimet hazırlamış ve onları bu şehit toprak­ları üzerinde mevtin edebî karanlığı içine sevketmiştir.

Gençler, genç arkadaşlar,

İşte bugün gördüğünüz şu ihtiyar mü­cahitler, şu ak saçlı, şu beli bükük ga­ziler, şu halaskarlar o acı günlerin ağır şartları içinde gayri muntazam silâhlarla düşmanın karşısına çıktı ve onu yendi. Türk topraklarını bir müs­temleke yağmacığı ile taksim hülya­sına kapılanlar, bize verdikleri imza hilâfına, cansız, müdafaasız kalan yurdumuza saldırmakla ne hazin bir gaflet kuyusuna düştüklerini gördü­ler.

Adana, Mersin, Tarsus, Kilis, Antep, Maraş, Hatay, Ege yer yer istilâya uğ­ramıştı. Türkün namusu ve yuvası is­tilâ altında kalmıştı. O günahkârları huzurunuzda bir kere daha takbih ederken şunu söyliyeyim ki, Türkün ruhu her zamandan ziyade sağlam­dır. Ruh ölmedikçe bir milletin esir edilemiyeceğini pek geç öğrenen bu ga­filler Anadoluda yer yer vücude gelen millî mukavemet kümelerinin şaha-meti karşısında şaşırdılar. Çukurova bu mukavemet hükümlerinin en mü­him bir merkezi ve üssü olmuştu. O tarihlerde bu milletin bağrından do­ğan kahraman Mustafa Kemal ile bir­likte Karaisalıya gelmiş, aranızda bu­lunmuş, nasıl bir kuvvayı milliye ru­hu ile kuvvet ve kudret teşkil ettiği­nizi bizzat görmek bahtiyarlığına  er­miştim.

Arkadaşlar,

Servet yapmak, mal sahibi olmak ça­lışan her insan için belki mümkündür. Fakat şeref ve kahramanlık kolay el­de edilir şeyler değildir. Bugün kur­tuluş bayramımızı kutlarken size şerefli ve kahraman Çukurovalılar diye hitap ediyorum. Siz buna ziyadesiyle lâyık insanlarsınız. Ölenleriniz şehit­lik mertebesine ermiş, kalanlarınız milletimizin müşfik ve sıcak sinesin­de hayat bulmuştur.

O meşum günlerin elim hatıraları gö­nül sızlatıcıdır. Silâhsız kalmıştık. He­men her şeyimizi almış, topraklarımızı çiynemişlerdi. Fakat yalnız bir şeyi­mizi alamamışlardı. O da Türkün öl­meyen ve asla ölmiyecek olan büyük ruhu.

İşte bu millet, İşte bu Türk ruhu kendisine düşman nazarlarla bakan­ları daima boğacak kudrettedir. Baş­tan başa şehit kanlariyle sulanan bu mübarek topraklar daima böyle ko­runacak ve hür, müstakil kalacaktır. Yeni bir tecrübe isteyen biçareler Türkün kapısını çalmasınlar. Türk sulh istiyor, sükûn istiyor, medeniyet âlemini korumak istiyor. Bizim bu samimî ve insanî arzularımızı ihlâl etmek gafletine düşmek basiretsizli­ğini gösterenler zuhur ettiği gün, Tür­kün yeni şahikalar ve destanlar ya­ratacağına bütün âlem şahit olacak­tır. Bunun için de asil ve kahraman milletin en kudretli eseri olan ordu­muza güveniyor, milletimizin ve mil­lî birliğimizin ruh sağlamlığına ina­nıyoruz. Yeni bir tecrübenin tohumla­rını atmak hevesi, islâm dünyasına sinsi emellerle sızmak ve fesat çıkar­mak düşüncesi komünizm şekavetinin irtihali olacaktır. Nice ejderler Önün­de tam 5 asır dövüşen, cenkleşen ve hepsinde de Allanın inayetiyle mu­zaffer olan bu millet Komünizm ser­gerdelerinin tecavüzkâr ve şeytani e-melleri karşısında kuvvayı milliye ruhunu muhafaza etmektedir. İslâm komşularının rotasında yürüyecekle­rine asla ihtimal vermeyiz.»

Refik Koraltan, sık sık alkışlarla kar­şılanan bu hitabesini memleketin kal­kınma dâvasına intikal ettirmiş ve sözlerini tezahürler arasında şu cüm­lelerle bitirmiştir:

«Nasıl kasırgaları durdurmuş, dalga­lara set olmuş, fırtınalar ve saldırgan­lıkları yenmiş isek, bugünkü kalkın­ma dâvasından da galip ve muzaffer çıkacağız, limanları, barajları, yolları,deniz istihsali ve vasıtalariyle bu kal­kınma dâvamızda en ileri giden Çu­kurova, en kısa zamanda refah ve iti­lâya kavuşacaktır.

Hepinizi hürmetle selâmlar, bayra­mınızı tebrik ederim sevgili hemşeh­rilerim.»

İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes bugün saat İl de Parkotelde, gazete sahip ve baş­muharrirleri, yazı işleri müdürleri, muharrir ve muhabirlerinin teşkil et­tiği yüze yalcın gazetecinin iştirak et­tiği bir basın toplantısı yaparak mem­leketimizin iç ve dış meselelerini ilgi­lendiren mevzularda ve bilhassa Kıb­rıs meselesi ile Ortadoğu durumu hak­kında sorulan çeşitli sualleri cevaplan­dırmıştır.

Büyük bir alâka ile takip edilen ve çok samimî bir hava içinde iki buçuk saat devam eden bu toplantıda, Dev­let Vekili Emin Kalafat, Devlet Veki­li Celâl Yardımcı, Dahiliye Vekili Na­mık Gedik, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Hariciye Vekâleti Umumî Kâ­tibi Büyük Elçi Muharrem Nuri Birgi, İstanbul valisi ve belediye reisi Pro­fesör Dr. Fahrettin Kerim Gökay, Ba­sın  Yayın ve Turizm Umum Müdürü Dr. Halim Alyot, Vakıflar Umum Mü­dürü Orhan Çapçı, Belediye Reis mu­avini Sedat Erk, İmar müdürü ile di­ğer müdür ve ilgililer hazır bulun­muşlardır.

Toplantıyı müteakip öğle yemeği yine samimi bir hava içinde yenilmiş ve çeşitli mevzular üzerinde lıasbihalde bulunulmuştur.

Ankara :

Dost ve müttefik Pakistanm Reisicum­huru ekselans İskender Mirza tara­fından Harb Okulumuza hediye edilen som gümüşten büyük bir kupa, Pa­kistan kara ataşesi Albay Münir Ah­met Han tarafından bugün saat 10 da Harb Okulunda yapılan bir merasim­le okul kumandanı Tuğgeneral Mu­hittin Okyayüze verilmiştir.

Merasimde Harb Okulu kumandanı ve Pakistan ataşemiliteri birer konuşma yapmışlardır.

 Ankara :

Strasburgta toplanacak olan mahallî idareler konferansı mevzuunda Türk belediyecilik derneği reisi Devlet Ve­kili Cemil Bengü kendisinden malû­mat istiyen Anadolu Ajansı muhabi­rine aşağıdaki beyanatı vermiştir:

«Bu ayın 12, 13, 14 ncü günlerinde Strasburgta Avrupa konseyinin daveti ile bir mahallî idareler konferansı toplanacaktır. Bu konferansa Türk belediyecilik derneği de 10 temsilci ile iştirake  davet edilmiştir.

Konferansa Avusturya, Belçika, Da­nimarka, Fransa, İrlanda, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Norveç, Hollan­da, Federal Almanya, İngiltere, İs­veç, Yunanistan da iştirak edecektir. Konferans belediyelere kredi, kömür ve çelik birliği, mahallî idarelerin Av­rupa şehirlerinin imarına yardımı ve mahallî muhtariyet meseleleriyle meş­gul olacak ve bu meselelere mütena­zır 4 komisyon halinde çalışacaktır.

Türk belediyecilik derneğini bu kon-.feransta İstanbul Vali ve Belediye Re­isi Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul belediye reis mua­vini Ferruh İlter, İstanbul Elektrik İdaresi Umum Müdür muavini Saffet Gürtal, Ankara Belediye Reisi Orhan Eren, Ankara Belediye Meclisi âzası Dr. Selâmi Birgen, İzmir Belediye Re­isi Enver Dündar Başar, İzmir Be­lediye Reis Vekili Faruk Tunca, Kon­ya Belediye Reisi Nafiz Tahralı, Sam­sun Belediye Reisi Nüshet Ulusoy ve Trabzon Belediye Reisi Halûk Çulha temsil edeceklerdir.

Heyetimiz Strasburga müteveccihen 9 ocak Çarşamba günü İstanbuldan ha­reket edecektir.»

Ankara :

Bütçe encümeni bugün sabah ve öğ­leden sonra encümen reisi Balıkesir mebusu Halil İmrenin başkanlığında toplanarak Adliye Vekâleti 1957 malî yılı bütçesini müzakere etti.

Bugünkü celselerde Afyon mebusu Murad Ali Ülgen (D.P.), Siirt mebusu Mehmet Daim Süalp  (D.P.),    Çankırı

mebusu Tahsin1 Uygur (D.Pj Tokat Mebusu Ömer Sunar (D.P.), Çorum mebusu Kemal Biberoğlu (D.PJ, Trab­zon mebusu Süleyman Fehmi Kalayci-oğlu (D.P.) Muş mebusu Şefik Çağ­layan (D.P.), Tunceli mebusu Bahri Turgut Okaygün (D.P.), Niğde me­busu Ahmet Nuri Kadıoğlu (D.P.), Di­yarbakır mebuslarından Halil Turgur ve Mehmet Ünal (D.P.) Ordu mebusu Sabri İşbakan (D.PJ, Erzurum me­busu Abdülkadir, Eryurt (D.P.) Te­kirdağ mebusu Zeki Erataman (D.P.) söz aldılar.

Hatipler hakim'teminatı üzerinde fi­kir ve kanaatlerini belirterek bu hu­susta adalet cihazına mensup olan­ların mütalâalarından istifade edil­mesini hakimliğin daha cazip bir mes­lek haline getirilmesini, bunun için de gereken maddî ve mânevi yardı­mın teminini, mahrumiyet bölgelerin­de çalışan hakimlerin muayyen bir zaman sonra daha iyi yerlere nakle­dilmelerini istediler. Bundan başka adliye memurlarının durumlarının yeni imkânlarla düzeltilmesi nahiye mahkemelerinin gayeyi en iyi bir şe­kilde sağlıyacak tarzda kurulması lü­zumuna işaretle ceza evleri inşaatın­da bugünkü mahzurları önliyecek ve infaz sisteminin tatbikini mümkün kılacak bir programın tatbikini, ce­za evi personellerinin durumlariyle yakından alâkadar olunmasını, teşki­lâtta beliren kadro münhallerinin im­kânlar nisbetinde tamamlanmasını temenni ettiler.

Hatipler bundan başka adalet teşki­lâtının bina ve mefruşat bakımından verilecek tahsisatla yenilenmesinin, suçlu genç kızlar için. ayrı İslah evleri açmanın, iş hacmine göre bütün ada­let teşkilâtının yeniden dikkat naza­rına alınmasının yerinde olacağını söylediler.

Kırşehir mebuslarından Ahmet Bil­gin (C.M.P.) Tahir Taşer (C.M.P. ve Osman Alişiroğlu (C.H.P.) hakim te­minatı hakkındaki dilek ve temenni­lerini belirterek tenkidlerde bulun­dular/

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri ka­nununun tatbiki, seçim kanunu    ile hazırlanmakta olan usul ve icra  if­lâs kanunu hakkında hükümetten i-zahat istediler.

Bursa mebusu Hulusi Köymen (D.P.) hakim teminatından devamlı'bir şe­kilde bahsedilmesinin mahzurlarına işaret ederek, bugünkü mevzuata gö­re istenilen teminatın sağlanmış bu­lunduğunu, 25 senede emekliye şev­kin mutlaK bir hüküm olmadığını söy­ledi ve adalet gibi ulvî bir meselede daima hassasiyet gösterilmesini te­menni etti.

Zonguldak mebusu Sebati Ataman (D.P.) hakim teminatı mevzuunda ge­niş izahat vererek, bu mevzuda asıl hedef ve gayenin vatandaşa adalet teminatı vermek olduğunu ve anaya­sada kaza kuvvetinin istiklâli, mah­keme kararlarının masuniyeti, muha­kemelerin aleniliği ve hakimlerin ev­safı, hukuk ve sureti nasp ve azille­rinin mahsus kanunla tâyin olunması hakkındaki hükümlerin bu gayeyi te­min etmek için vazedilmiş olduğunu ifade etti. Hatip en mühim noktalar­dan birinin hâkimlerin vasıfları ve bunun mükemmeliyeti olduğunu, bu şekilde üstün evsafta hakimlerin ka­rarlarına karşı vatandaşların itimadı­nın tam olacağını söyledi. Hakimle­rin zat işlerinden ziyade bilgi ve ka­biliyetlerinin ehemmiyetini tebarüz ettirerek hakim teminatının siyasî maksatlara alet edilmemesi gerekti­ğini bildirdi.

Reportör Kastamonu mebusu Hilmi Dura (D.P.) diğer hatiplerinin fikirle­rine iştirakle teftiş işlerinin yeni bir kadro ve sisteme göre yürütülmesini hukuk fakültesi öğrencileri için burs tesisini istedi.

Roportör Rize mebusu İzzet Akçal (D.P.) hakim teminatının hakka ve­rilen teminat olduğunu bugünkü mev­zuata göre bunun mevcut olduğu ve ancak hükümetin hazırlamakta oldu­ğu yeni hakimler kanunu ile bunun daha mükemmelleştirilmekte olduğu­nu, mahallî teminatın bir müddetle takyid edilebileceğini, en mütekâmil mevzuattan istifade edilerek hazır­lanmakta olan hakimler kanununun büyük bir memnunluk uyandıracağmı, emeklilik kanunun 39 ncu maddesin.de yapılacak tadilâtla 25 sene emek­lilik müddetinin uzatılması ve kaza mercilerine müracaat hakkının ta­nınması suretiyle teminatın kıymetlendirilebileceğini söyledi. İnfaz sis­teminin ceza kanunun 12 ve mütea­kip maddeleri tadil edilmek suretiyle tedrici serbesti sisteminin tatbiki ve ceza evlerinde hünsü hal gösteren mahkûmların müddetten istifade et­tirilmeleri ve mahkûm hayatı için tehlike teşkil ettiği anlaşılan hücre müddetinin kısaltılması suretiyle in­faz rejiminin düzenlenmesi üzerinde şiddetle durulmasını ve adlî tıp mü­essesesinin gerekli şekilde düzenlen­mesini istedi.»

Vakit gecikmiş olduğundan toplantıya son verildi. Bütçe encümeni pazartesi günü saat 10 da toplanacaktır,

6 Ocak 1957

 Ankara :

Malî güçlükler dolayısiyle yüksek tah­sil yapamiyan gençlere üniversite ve yüksek okullarımızla yabancı memle­ketlerde tahsile devam etmek imkâ­nını sağlamak maksadiyle merkezi Ankarada olan üniversitelerde borçla okutma  cemiyeti kurulmuştur.

Parasızlığı dolayısiyle okuyamıyan gençlere faizsiz olarak borç para ve­rerek, gençlerin kendi kendilerini ye­tiştirmesine, yüksek tahsil yapanların sayısının artmasına hizmet edecek olan bu cemiyetin müteşebbis heyetini bazı vekiller, mebuslar ile üniversite profesörleri teşkil etmektedir.

Müteşebbis heyet ilk toplantısını 23 ocakta da yaparak geçici merkez ida­re heyetini seçecektir.

 Ankara :

World Council of Churcher teşkilâtı tarafından, memleketimiz sığır cins­lerinin İslahında kullanılmaları mak­sadiyle Ziraat Vekâleti hediye ve Ve­kâletçe Atatürk Orman Çiftliği mü­dürlüğüne tahsis edilen 189 baş yük­sek vasıflı damızlık danadan ilk par­tiyi teşkil eden montafon ırkı 43 tanesi, çiftlik müdürlüğünce kiralanan hususî bir yük uçağı ile getirilmiş ve çiftlikteki hususî tecrit ahırına sev-kedilmiştir.

Heifer Project ine, teşkilâtı NewYork merkezi tarafından, en yüksek süt ve­rimine sahip şecereli ve elit hayvan­ların yavruları arasından itinayla se­çilmiş olup montafon, Hollanda ve Jersey ırkı 150 dişi dana ile 6 sı ye­tişkin ve 33'ü genç 39 boğadan ibaret olmak üzere hediye edilmekte bulu­nan bu hayvanların müteakip partile­ri, havanın müsaadesine göre kısa zamanda yine uçaklarla sevkedilmek suretiyle tamamlanacaktır.

1958 yılı sonlarına doğru yavrulama­ğa başlıyacak olan bu damızlıklardan her yıl alınacak yavruların % 75'i böl­ge çiftçilerine hususî mukavelelerle bedelsiz olarak verilmek suretiyle mm taka hayvancılığının, süt verimi bakımından da İslahı sağlanacaktır. Kâhil boğalar, tecrit ve kontrolleri­ni müteakip gerek tabiî, gerekse suni tohumlama yolları ile çiftlik ve min-taka hayvanlarının ıslahında hizme­te sokulacaklardır.

 Ankara :

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâle­ti ile Verem Savaş Derneği tarafın­dan tertip edilen Verem Savaş Haf­tası bugün saat 20,30 da Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Nafiz Gö-rez'in Ankara radyosunda yaptığı bir konuşma ile açılmıştır.

7 Ocak 1957

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 11 de Birleşmiş Milletlerin Türkiye mümessili Dr. Charles Weitz'i kabul etmiş ve kendisinden Ankarada teşkili mutasavver Ortadoğu teknik üniver­sitesinin kurulması ile ilgili çalışma­lar hakkında izahat almıştır. Bu ka­bulde Maarif Vekâleti müsteşarı Os­man Faruk Verimer ile Ortadoğu Yük­sek Teknoloji Enstitüsü umumî kâti­bi ve öğretmeni Necmettin Tanyolaç hazır bulunmuştur.

İzmir:

Ziraat Vekâleti tarafından teknik zi­raat elemanlarının çeşitli ziraî mev­zularda bilgilerini artırmak maksa-diyle tertiplenen eğitim toplantıları bugün saat 9 da Bornova Zeytincilik Enstitüsünde Ankara, İzmir, Manisa, Denizli, Aydın ve Muğla vilâyetle­rinden gelen 40'a yakın teknisyen ve mütehassısın iştirakiyle açılmış ve faaliyete başlamıştır.

15 ocağa kadar devam edecek olan programa göre, ziraî yayım ve enfor­masyon, hayvancılık, tavukçuluk, ça­yır ve mera ile ziraî gençlik teşkilâtı mevzularında, Türk ve Amerikalı mü­tehassıslar tarafından bilgiler verile­cek ve bu bilgilerin köylü ve çiftçile­re ulaştırılması için tatbik edilecek usul ve metotlar tesbit edilecektir.

Ankara :

Devlet Demiryolları idaresi ile men­suplarının kurmuş olduğu Raybankin ilk şubesi bugün Yenişehirde mera­simle açılmıştır.

Merasimde Münakalât Vekili Arif Demirer, Devlet Demiryolları Umum Mü­dürü, banka ileri gelenleri ile kalaba­lık bir davetli kitlesi hazır bulunmuş­tur.

İstanbul :

İstanbul Vali ve Belediye Reisi Ord. Prof. Gökay beraberinde hususî kalem müdürü Nabi Up olduğu halde 10 ilâ 13 ocak tarihleri arasında İtalya Flo­ransa şehrinde toplanacak «milletler­arası sivilleri koruma konferansına iştirak etmek üzere bugün saat 20,30 da uçakla Romaya hareket etmiştir.

«Lieux de' Geneve» milletlerarası ko­mitesinin daveti ve nezareti altında toplanacak olan bu konferans, 1949 da kabul edilen milletlerarası Cenev­re mukavelesinin 14 üncü maddesi hükmüne göre yapılmaktadır. Kon­feransta harb zamanında gayri mu­harip sivil ahalinin tahliyesi, şehirle­rin seyrekleştirilmesi, âbidelerin ko­runması, sivillerin himayeleri, hayır ve gönüllü teşekküllerinin çalışma­ları üzerinde durulacaktır.

İstanbul Vali ve Belediye Reisi, bü­yük şehirlerin hayatî mevzularını inceliyecek olan bu konferanstan baş­ka, Romada bir gün kalarak milletler­arası göçmen teşkilâtı murakabe he­yeti başkanı Prof. Cimini ile görüşe­cektir. Milletlerarası göçmen teşkilâ­tının önümüzdeki kongresi eylül ayı içinde Hollandada yapılacaktır.

Prof. GÖkaym hava meydanında vi­lâyet ve belediye erkânı ile papalık temsilcisi ve İtalyan başkonsolosu uğ urlamıslardır.

 Ankara :

Bütçe encümeni bugün sabahtan ve öğleden sonra Kırklareli mebusu Şe­fik Bakayın başkanlığında toplanarak Adliye Vekâletinin 1957 malî yılı büt­çesini  müzakereye   devam   etti.

Kırşehir mebusu Tahir Taşer (C.M.P.) söz alarak hâkim teminatı mevzuun­da geçirilen merhaleleri anlattı ve emeklilik kanununda yapılan değişik­liklerin bunu zedelediğini söyledi. Kır­şehir mebusu Osman Alişiroğlu (C.H. P.) mahkeme kararlarının tefsir edil­mesi ve açılan siyasî dâvaların gizli­liği ve cumhuriyet müddeiumumileri­nin hareketleri hakkında tenkitlerde bulundu.

Zonguldak mebusu Sebati Ataman (D.P.) Ulus gazetesinde encümen mü­zakereleri hakkında neşredilen haber ve bunun serlevhasından bahsederek demiştir ki;

«Bu serlevha, Alişiroğlunun, benim bir iddiama karşılık Türk hâkiminin ucuz kahramanlık peşinde koşmak isnadın­dan tenzih ederim, dediğini bildirmek­tedir. Yani ben, bütün Türk hâkim­lerinin ucuz kahramanlık peşinde ko­şan insanlardan ibaret olduğunu id­dia etmişim. Serlevhadan çıkan mâ­na budur. Halbuki ben, daha geçen celsede Alişiroğlu arkadaşımızın bu tenzih teşebbüsüne karşı verdiğim cevapta, ucuz kahramanlık peşinde koşanların beş altı kişiyi geçmediğini ve bunların isimlerini dahi verebilece­ğimi bildirmiş ve sayıları 3500 ze va­ran muhterem bir camianın içinden şahısları malûm bir kaç kimseye mü­teveccih bir iddiayı bütün kitleye teşmil eder mahiyette cevaplamanın çok kötü bir taktik olduğunu ve bundan maksadın yarın Ulus gazetesinde şa­tafatlı bir serlevha neşredilerek bizi bütün hâkimleri kötü isnadlar altın­da bırakan kendilerini ise bütün hâ­kimleri müdafaa eden insanlar şek­linde efkârı umumiyeye arz ve tak­dim etmekten ibaret bulunduğunu be­lirtmiştim.

Görülüyor ki dediğim aynen çıkmıştır. Alişiroğlu arkadaşını bir taraftan be­nim bir kaç kişiye münhasır ve maksur olan beyanatımı bütün bir kitle­ye teşmil ederek hakikaten ucuz bir yaranma yoluna giderken, diğer ta­raftan 25 yılını dolduran bütün bir hâkim kitlesini istisnasız tekaüt ol­mak korkusu altında tir tir titreye­rek adalet harici hükümler vermek­ten çekinmez insanlar halinde göster­miştir. Ben de o muhterem kitleyi bu isnaddan tenzih ederim».

Denizli mebusu Hamdi Sancar (D.P.) hâkimler teminatının coğrafî veçhesi­nin bazı mahzurlar tevlit ettiğini hâ­kimliğin maddeten ve manen özlenen bir meslek haline getirilmesiyle ve mahrumiyet bölgelerinde çalışan hâ­kimlerin terfileri ve maddî imkânla­rı üzerinde bâzı imkânların sağlan­ması ile teminatın daha mükemmel bir hale getirilmesinin mümkün ola­cağını söyledi ve hâkim teminatı ve­silesiyle müddeiumumilere çatılmasını tenkid ederek hâkimlerin 25 senede e-mekliye sevkedilecekleri huzursuzluğu iddiası ile celâdet içinde çalıştıkları iddiası arasındaki tenakuzu belirtti.

Çorum mebusu Kemal Bibercğlu (D.P.), Muğla mebusu Natık Poyrazoğlu (D.P.), Osman Alişiroğlunun Ulus gazetesinde çıkan beyanatının ne şekilde yanlış aksettirildiğini tebarüz ettirerek matbuatın memleketteki ehemmiyetini izah ettiler.

Kırşehir mebusu Osman Alişiroğlu (C.H.P.), haberi kendisinin verdiğini fakat tertip şekline karışmadığını söy­ledi.

Afyon mebusu Murat Ali Ülgen (D.P.) in verdiği hakim teminatı mevzuunda­ki konuşmaların kifayeti takriri ka­bul edildi.

Bundan sonra Adliye Vekili Prof. Dr. Hüseyin Avni Göktürk söz alarak şu konuşmayı yaptı:

Adliye Vekilinin konuşması:

Adliye Vekâleti 1957 yılı bütçesinin bütçe encümenindeki müzakeresi do-layısiyle Adliye Vekili Profesör Dok­tor Hüseyin Avni Göktürk aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

«Muhterem arkadaşlarım, Vekâletime ait bütçenin yüksek encümeninizde müzakeresi dolayısiyle söz alarak kıy­metli fikirler dermeyan eden bütün arkadaşlarıma ve hazırladıkları kıy­metli raporlarında vekâletimizin bü­tün faaliyetini tahlil eden raportör arkadaşlarıma bilhassa teşekkülerimi arzederim.

Konuşmalarımda daha faydalı olma­yı teminen ve geçen seneki bütçe mü­zakerelerinde serdedilen kıymetli fi­kir ve mütalâalardan ne derece isti­fade ettiğimizi yüksek encümene arzetmek için umumî bir konuşma yap­tıktan sonra muhterem arkadaşları­mın münferit suallerini cevaplandır­maya çalışacağım. Yapacağım bu u-mumî konuşma bir çok arkadaşları­mın suallerine de cevap teşkil ede­cektir.

Vekâletimiz, memlekette mevcut hu­kukî nizamın her gün daha iyiye u-laşması için elinden gelen gayretleri sarfetmektedir. Gayret ve faaliyetle­rimizi kısaca arz ve izah edeceğim.

Vekâletimiz teşkilâtının, yeni baştan düzenlenmesini zarurî gördüğümüz­den bir merkez teşkilât kanunu yap­ma lüzumunu hissetmiş ve hazırlıkla­rını tamamlamış bulunuyoruz. Vekâ­let hâlen 1327 tarihli adliye ve me-zahib nezareti nizamnamesiyle ku­rulan bir teşkilâtla idare edilmekte olup bu, günün ihtiyacını karşılıya-mamaktadır.

Mahkemelerimizin teşkilâtı üzerinde de durmak lüzumunu hissederek İhti­yaca uygun ve tecrübelerden mülhem bir (mahkemeler teşkilât kanunu) ha­zırlamak üzere çalışmalara başlamış bulunuyoruz.

Muhterem arkadaşlarım,

Hâkimler kanunu vesilesiyle yüksek encümence temas olunan bazı mühim meseleleri de bahis mevzuu edeceğim. Hâlen mer'i bulunan hâkimler kanu­nu pek eski bir kanun değildir. Esa­sen bu kanun adaletin varlığını müm­kün kılacak esas ve hükümleri ihtiva etmektedir. Türkiyede hâkimlerin pek perişan ve müdahalelere mâruz ve adaletin istiklâl üzere çalışmasına mâ­ni bir halde bulunduğu yolunda iddi­alar vârid değildir. Tanrıya bin şü­kür: Adli nizam tam ve kâmil mânasiyle, milletimize lâyık bir şekilde işlemekte ve vazife görmektedir. Hâ­kim ve müddeiumumilerimiz de ka­nunen sahip oldukları bir istiklâl i-çerisinde feragatle hizmetlerine de­vam etmektedirler. Bilvesiyle ulvî mesleğin kıymetli ve feragatli men-subinine sonsuz teşekkürlerimi bil­dirmek benim için hem vazife ve hem de bahtiyarlıktır. Memleket realitele­rini ve ihtiyaçlarını gözönünde tut­mak suretiyle hâkimlik mesleğini da­ha cazip bir hâle getirmek emelleri­miz arasındadır. Bu itibarla yeni bir hâkimler kanunu üzerinde çalışmala­ra başlamış bulunuyoruz.

Bazı arkadaşlarımın bahsettikleri gi­bi yok olan bir hâkim teminatı ihdası düşüncesinden hareket etmiş değiliz. Arkadaşlarımız bugün dahi hâkimle­rin kararlarına müdahale bahis mev­zuu olmadığını, bunların tâyin, terfi vesair muamelelerinin hususî bir ni­zama tâbi bulunduğunu pek âlâ bi­lirler. Adalet tam ve müstakil bir şe­kilde mevcuttur. Vatandaşlarımız şe­riatın kestiği parmağın acımadığına inanmaktadırlar ve biz de buna ka­niiz. Ümit ederim ki, bu memlekette adaletin tek taraflı çalıştığını ileri sü­ren arkadaşlarım da buna inanır ve mesnetsiz olan bu iddiaları bir daha ileri sürmezler. Bir iki arkadaşımız hâkim teminatı bahsinde Emekli San­dığı kanununun 39 ncu maddesinin hükümete verdiği selâhiyetin tarzı

 istimaline itiraz yolu ile bunu bir teminat meselesi olarak ileri sür­mektedirler. Bu mesele artık tavazzuh etmiştir. Bu hususta sual takrirleri verilmiş ve cevapları da arzedilmiştir. Burada hâkimler hakkında güzel eloj yapan Sebati Ataman ve Hulusi Köy-raen arkadaşlarıma teşekkür ederek hâkimlerimizin böyle bir şeyden muz-tarip olmadıklarını ifade etmek iste­rim.

Vekâletimizin (Teknik) faaliyeti üze­rinde de bir nebze duracağım. Anaya­sa üzerindeki çalışmalarımız mukad­dema yüksek meclise arzettiğim gibi devam etmektedir. Bunun ne kadar mühim ve hazırlanması zamana mü­tevakkıf olup mukayeseli etüdü icap ettiren bir mevzu olduğunu yüksek encümenin takdir buyuracağından e-minim.

Büyük Meclisçe kabul buyurulan 1475 maddelik ticaret kanunu yürürlüğe girmiş ve bu sayede iktisadî ve ticarî hayatımız en büyük ve esaslı temi­nata mazhar kılınmıştır. Bu kanunun tatbik suretine ait nizamnamelerin de hazırlanmış olduğunu zevkle ve se­vinçle huzurunuzda ifade ederim.

Medenî kanunumuzun, inkılâp esasla­rına sadık kalmak ve fakat içtimaî bünyemize uymayan taraflarını otuz senelik tatbikattan edinilen tecrübe­lere istinaden tadili için kurulmuş ci­lan komisyon faaliyeti neticelenmek üzeredir.

Medenî kanunun devamı olan borç­lar kanunu ile bu kanuna müteferri ve memleketin en mühim dâvaların­dan olan sular, meralar ve yaylalara müteallik hükümleri ihtiva edecek tek metin bir kanun hazırlıkları baş­lamış bulunmaktadır.

Bunun dışında dâvaları sürat, sadelik ve emniyetle görülmesini temin ede­cek ve vatandaşlarımızı tedirgin et­mekte olan hususları bertaraf ede­cek hükümleri ihtiva eden hukuk ve ceza muhakemeleri usulü kanunları yüksek meclise  sunulmuştur.

Çok mühim olan teknik faaliyetimiz arasında zikredebileceğim yeni ceza kanunu lâyihası en ileri memleketle­rin kanunlarından ve ceza hukuku sa­hasındaki son gelişmelerden de isti­fade edilmek suretiyle tek metin ha­linde hazırlanmış bulunmaktadır. İç­timaî bünyemizin temel nizamını tar-sin ve takviyesine yarıyacak olan bu kanunun yüksek Meclisçe kabul bu-yurulması ile memleketimiz için çok hayırlı  olacağına  inanıyoruz.

Arzettiğim bu faaliyetlerimize müte­nazır olarak adedi yedi bine yakla­şan kanunların ilmî bir tasnife tâbi tutularak ayıklanmasını ve tek me­tin haline ifrağını temin edici mahi­yette çalışacak olan komisyon kurul­muş ve ayrıca adlî, idarî ve askerî ka­zaya ait emsal kararlarının munta­zaman neşri keyfiyeti de karar altına alınmış bulunmaktadır.

Yine Vekâletimizin diğer faaliyetle­rinden olarak adlî sicil işi ele alınmış ve milyonlarca fiş bastırılmak suretiy­le kanun tatbikatı tam mânasiyle sağ­mış ve fişler de emniyet altına alın­mış bulunmaktadır. Suç ve suçlulukla tam ve kâmil mânasiyle mücadele e-debilmek için yeniden tesis ettiğimiz istatistik bürosu faaliyete geçmiş ve daha şimdiden gerek kanunların ted­vininde ve gerek lüzumlu tedbirlerin ittihazında fayda sağlamış bulunmak­tadır. İş hacmine göre teşkilâtın ayarlanması için müşahhas tesbitlerimize başlamış ve bu kere yurdun bazı nımtakalarmda lüzumlu tedbirleri al­mış bulunmaktayız.

Tek yüksek mahkememiz olan ve da­ima büyük bir feragatle kesif iş hac­mi içerisinde çalışan temyiz mahkemelerimizdeki iş kesafeti üzerinde e-hemmiyetle ve hassasiyetle durmak­tayız.

Muhterem arkadaşlarım,

Müsaadenizle infaz mevzuu ve infaz sistemi hakkında arkadaşlarımın te­mas buyurdukları bazı sualleri birkaç noktaya irca ederek cevaplandıraca­ğım.

Hükümet olarak, Adliye Vekâleti ola­rak mahkûm ve mevkuf arkadaşları­mızla yakinen alâkalıyız. Onların gı­daları, sıhhatleri ve istirahtleri için mevcut imkânlarımızı âzami seviye­sine çıkartmak en büyük emelimizdir. 1950 yılından bu yana 200 ceza evinin inşasına başlanmış ve bunlardan 136 adedini ikmal ederek hizmete açmış bulunuyoruz. Mütebaki 64 cezaevinin büyük bir kısmının ikmal inşaatını bu yıl gayesinde ikmale çalışacağız. Eski ceza evli projelerinden vazgeçilerek bunların yerine yeni tipleri ikame et­miş bulunuyoruz. Bilhassa mahkûm­ların çalıştırılmasına ve İslahtan bek­lenen gayenin teminine matuf ted­birlerimiz her geçen gün inkişaf et­mektedir.

Çocuk islâh evleri tesisine gayret sar-fetmekte ve Ankara çocuk İslah evine ilâveten Bucada 300 kişilik ikinci bir İslah evinin inşasına başlamış bulun­maktayız. Bu meyanda bir zirai ceza evi inşasına da başlanmış bulunmak­tadır.

Ceza evleri personelinin yetiştirilmesi, terfi ve terfihleri mevzuunda hassasi­yet ve ehemmiyetle tevakkuf etmek­teyiz.

Umumî şekildeki bu izahatımı müte­akip bazı arkadaşlarımın münferit su­allerine arzı cevap edeceğim, Hulu­si Köymen, Hilmi Dura, Kemal Bi-bercğlu arkadaşlarım kalem teşkilâtı ve elemanları üzerinde durdular. Ten­vir ve irşadlarma müteşekkirim. Ha­kikaten adlî cihazın tam ve kâmil mâ-nasiyle işleyebilmesi hiç şüphesiz ki kalem teşkilât ve kadrosunun mü­kemmeliyetine bağlı ve vabestedir. Fe­ragat ve fedakârlıkla çalışmayı gele­nek hâline koymuş olan ve hasbiliğin en bariz timsalini teşkil eyleyen bu arkadaşlarımın yani adlî personelin terfih ve terfileri için geçen sene Mec­lisi âlice verilmiş olan kadrolar sıra­sı gelenlere tevzi edilmiştir. Biz mad­dî imkânlarımız elverdiği nisbette ay­rıca bu kıymetli arkadaşların terfih ve terlilerini sağlamayı gaye edinmiş bulunuyoruz. Muhalefete mensup Ah­met Bilgin arkadaşım hâkim temina­tı ve anayasa üzerinde tekrar durdu­lar ve benim güya tezada düştüğümü ifade ettiler. Kendilerine derhal beyan ederim ki merak buyurmasınla!', or­tada hiç bir tezat veya telifi icap eden bir ihtilâf mevcut değildir. Türk hâkimi tam bir istiklâl ve teminata sahip olarak huzur içinde çalışmak­tadır. Yine aynı arkadaş seçim kanu­nunun tadilinin tahakkuk edip etmiyeceğini ve tadil lâyihasının Meclis­ten geri alınması sebebini sordular. Arkadaşlarım takdir buyuracağınız üzere hükümetiniz yalnız seçim kanu­nu için değil lüzumu halinde herhan­gi bir kanun için tadil lâyihası hazır­lar ve huzurunuza getirir. Bu böyle olduğu gibi her mebusun ve bahusus Ahmet Bilgin arkadaşım da bu hu­susta bir tâdil teklifinde bulunmak imkânını haizdir. Lâyihanın Meclisten geri alınmasının mucip sebebi umu­mî heyette yüksek Meclise açıkça arz edilmiş olduğunu arkadaşıma hatıra1 at irim.

Şefik Çağlayan arkadaşım Muşta bir ceza evi kurulacağı yerde bunun Niğdede kurulması sebebini sordular. Ben Şefik Çağlayan arkadaşımın talebi ve hattâ malûmatı dahi olmadan Muşta ziraî ceza evi kurulması hususunu mütehassıslarına tetkik ettirdim. Ma­alesef bir ziraat profesörünün baş­kanlığındaki heyetin vermiş olduğu rapora binaen Muşta bir ziraî cezaevi kurulmasına imkân bulamadık.

Cumhuriyet Halk Partisi mebusların­dan Osman Alişiroğlu arkadaşımız hâ­kim teminatının anayasa ve seçim kanunu tâdillerinin tahakkuk etme­diğini adaletin tek taraflı işlediğini, muhalefete mensup gazeteler hakkın­da her gün bir dâva açıldığını, ikti­dara mensup gazeteler hakkında bir tek dahi dâva açılmadığını, basın dâ­valarından  müddeiumumilerin tek taraflı vazife gördüklerini ve bütün siyasî dâvaların gizli cereyan ettiği­ni, her türlü mesnet ve memsekten âri olarak huzurunuzda ifadeden çe­kinmedi arkadaşımızın suallerini ce­vaplandırmadan evvel adalet cihazını hedef tutmak suretiyle takip etmek istediği metot ve taktik üzerinde bir­kaç söz söylemek lüzumunu hisset­mekteyim, diyen Adliye Vekili Profe­sör Doktor Hüseyin Avni Göktürk hâ­kim istiklâlinin mevcudiyetini ve hâ­kimlerimizin tam bitaraflık ve huzuru kalble vazife gördüklerini tebarüz et­tirip delilleriyle ispat ettikten sonra sözlerine devamla:

«Muhalefete mensup gazeteler hak­kında her gün ayrı bir dâva açıldığı, iktidar tarafında olan bir tek gazete aleyhine dâva açılmadığı, basın dâ­valarında müddeiumumilerin tek ta­raflı vazife gördükleri hakkındaki isnat ve bühtanlarının aksini, müşah­has hâdise ve vakıalarla, ispat edece­ğim.

Muhterem  arkadaşlarını,

Gerek Alişiroğlu ve gerek muhalefet­teki diğer arkadaşlarımızın katiyetle ve sarahatle bilmeleri ve inanmaları icap eden bir cihet vardır ki, o da, memleketimizde kanun hâkimiyetinin mevcudiyeti ve kanunların sey­yanen hiç bir fark gözetmeksizin tat­bik edildiği ve edileceği hakikatidir. Kim olursa olsun, hangi partiye mensup bulunursa bulunsun suç işle­yenler kanun ve usul hükümleri dai­resinde selâhiyetli makam ve merci­lerce şiddetle takip edilmekte olduğu kadar edilebilecekleri de tabiidir. Sim di Alişiroğlu arkadaşımızın isnad ve bühtanlarının tamamiyle yersiz ve mesnetsiz olduğunun ispatına geçi­yorum. Arkadaşımız, iktidara mensup gazeteler aleyhine tek bir dava açıl­madığını huzurunuzda ileri sürmüş­tü. Hayır arkadaşlar bu tamamiyle yersizdir, mesnetsizdir. İşte vakıalar: 1  Zafer gazetesinin kanunî usul­leri hakkında İstanbul'da münteşir muhalefete mensup "bir gazetenin sa­hipleri aleyhine vâki neşriyattan do­layı Ankara Cumhuriyet Müddeiumu-miliğince âmme dâvası ikâme edil -miş bulunmaktadır. Bu dââva halen derdesti tetkiktir. Yine Zafer gazete­si aleyhine ikâme edilen âmme dâva­larından ikisi bu kere mahkûmiyet­le neticelenmiştir. Ayrıca iktidar ta -rafında olan 16 muhtelif mevkufenin mesulleri hakkında da kanunî tahki­kat ve takibata geçilmiş, bunlardan bir kısmı mahkûm olmuş, bir kısmı beraat etmiş ve bir kısmı da hâlen derdesti tahkik ve tetkik bulunmuş -tur. Bunların misallerini daha da ço­ğaltmak  mümkündür.

Bu cümleden olarak, arkadaşımızın mensup olduğu partinin lideri veya partisi aleyhine neşren vâki fiillerden dolayı Cumhuriyet Müddeiumu­milerinin kanunî takibat için yazılı muvafakati talebinde bulunmuş olmalarına rağmen ilgililer her nedense. ekseri ahvalde ademî muvafakat beyan eylemişler, yahut sükûtu hak mehli içersinde iltizamen cevap vermemekte ve bazen de evvelce verilmiş olan muvafakatlerini geri almak suretiyle adlî takibatı durdurmakta dır lar.

Hani arkadaşlar nerede tek dâva a-cıîmamış olduğu iddiasının ve ada­letin tek taraflı çalışması sözünün tahakkuku, arkadaşımın isnad ve bühtanlarının yersiz ve mesnetsiz ol­duğunu ispat sededinde bir iki hâ­dise daha zikredeceğim. İzmir'de münteşir bir gazetenin muhalefet partisi liderlerinden birisi aleyhine vâki neşriyatından dolayı gazetenin mesulleri hakkında âmme dâvası açılmış ve mahkûmiyetle neticelenmistir. Ve yine bir mevkute de aynı lidere neşren vâki tecavüzden dola­yı mesulleri hakkında açılan dâva mahkûmiyetle neticelenmiştir. Yine iktidar taraftarı .bir gazetenin Cum­huriyet Halk Partisi aleyhine yayın­ladığı bir yazıdan dolayı mesulleri bu kere mahkûm olmuşlardır. Cumhuri­yet Müddeiumumilerinin neşren hakaret mağdurlarından yazılı muvafa­katı bu mağdurlar muhalefete men­suptun talep eden âmme dâvası ikâ­melerinden sonra mağdurlar dâvala­rından vazgeçmek suretiyle âmme dâ vasini sükût ettirmişlerdir. Muhterem huzurunuzda, .tadadını burada bırakıyorum.

Görülüyor ki Osman Alişiroğlu arka­daşımız tarafından, isnad ve bühtana maruz kalan adalet cihazımızın ne müddeiumumisi, ne de hâkimi kendi tâbiri üzere tek taraflı değil, kanun­larımızın tamamiyetini ve hâkimiye­tini sağlayıcı tarzda icraı adalet ettiklerini müşahhas misalleriyle ve katî delilleriyle yüksek huzurunuzda ispat etmiş bulunuyorum. Bu vesile ile feragatli ve vazifeşinas hâkim ve müddeiumumilerimizi bu isnad ve bühtanlardan huzurunuzda tenzih et meyi bir vecibe addederim. Bu hu­suslar, vicdanî olduğuna kani bulun­duğum bu genç arkadaş da umarım ki haâle ve istikbale muzaf müsbet ve hayırlı tesirler yaratmış ola.

Arkadaşımız Osman. İlişiroğlu muta­dı veçhile yine iddialı ve biraz da he sabmca makul beyanlarında son se­nelerde  bütün   siyasî   dâvaların  gizli cereyan ettiğini, kendisini en küçük bir teemmüle tabi kılmadan, ile­ri sürmüş bulunuyor. Memleketin en büyük ve ulvî müesseselerinden ma dut olan adalet cihazı aleyhine yö­neltilen bu isnadın da keza yersizliği­ni yine adlî rakamları huzurunuzda yegân yegân dile getirmek suretiyle ispat edeceğim. Arkadaşımıza tâvsiyem şudur ki, bu nevi hükümlerinden evvel mevzuu bir tetkik ve tahkike, vicdan muhasebesine tabi kıldıktan sonra meydana koysun. Aksi halde kendisi hem adalet mensupları ve hem de millet huzurunda en az vic­danen mesul durumda kalır ve ne yaparsa yapsın bu mesuliyetini am­menin vicdan ve şuurundan silemez. Husuli KÖymen arkadaşımız kendile­rine hâs veciz ifadeleriyle ve bela getle duruşmaların gizliliği mevzuu­nu kanun hükümlerini de okuyarak Osman Alişiroğlu arkadaşımızı geçen celsede hakikati kabul ettirmeye uğ­raştılar. Bendeniz de bu bahse arka­daşımızı teyiden ancak kısaca temas edip maddî delillerini vereceğim .Du­ruşmaların gizli yapılabileceğini hem teşkilâtı esasiye ve hem de ceza mu­hakemeleri usulü kanunları açıkça tasrih etmiş bulunmaktadır. İşbu ka­nuni selâhiyet mahkemelere mevdu­dur. Mahkemelerin bu mevzuda kanunsuz ve usulsüz bir gizlilik kararı ittihazı halinde yine kanun vazıı bu­nu kanuna muhalefet ve dolayısiyle bozma sebebi saymıştır. Artık tamamiyle kanunî olan keyfiyeti şöyle ve­ya böyle oldu diye huzurunuza müta­lâası kanun hâkimiyetine muhalefet teşkil eder.

Alişiroğlu arkadaşımız son senelerde bütün siyasî dâvaların gizli cereyan ettiğini iddia etmişti. Hakikat asla böyle değildir arkadaşlar. Sarih ve mutlak olan tesbitlerimize göre bir sene içersinde mevkutelerin neşir merkezlerinin temerküz ettiği Anka­ra ve İzmir'de rüyet edilen basınla ilgili dâvaların cümlesi alenî cereyan etmiştir. Tek bir basın dâvası dahi gizli yapılmış değildir. Bu ciheti böy­lece ve katiyetle kayıt ve tesbit ettikten sonra İstanbul'da dört dâva hakkında mahkemeler gizlilik kararı vermişlerdir. Bunlardan birisi Büyük Millet Meclisinin meşruiyetine  dil uzatanlarm dâvası, diğeri Halk gaze­tesi aleyhine açılan  tevhidli dâvalar, üçüncüsü Büyük Doğu gazetesi me­sulleri aleyhine açılan dâva ve diğe­ri de Reisicumhurumuzun gıyablarm da vâki tecavüzden dolayı maznun lar hakkında açılmış olan dâvadır. Bu dâvalardaki gizlilik kararları ka­nun ve usul hükümlerine tevfikan mahkemelerce   ittihaz  edilmiştir.

Muhterem arkadaşlarım bir hakika­tin İfadesi olarak müsaadenizle bir noktaya daha temas edeceğim. Sene 1939. Bu tarihte yapılan bir tamim­le bazı suçlara müteallik duruşmala­rın gizli yapılmasının talebedilmesi müddeiumumilere tebliğ edilmiştir. Sene 1952. Biz bu tarihte bir tamim­le duruşmaların aleniyeti prensibine yer verilmesi lüzum ve zaruretini açıklamış bulunuyoruz. Bu iki tamim­deki esprinin takdirini Alişiroğlu ar­kadaşımın insafına bırakıyorum.»

Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P) çocuk mahkemeleri ve çocuk islâh ev­lerinin çok büyük bir ehemmiyet ta­şıdığını belirterek bu hususta gereken tedbirin alınmasını ve gazetelerdeki müstehcen neşriyatın kontro­lünü istedi.

Bize Mebusu İzzet Akçal (D.P.) rapor tor olarak temyize 15 azanın ilâvesi ve dairelerin muhtelif heyetler halinde çalışmaları hakkındaki fikrini isah etti. Temyizdeki raportörler için bir intibak kanununun hazırlanması­nı istedi.

Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (C. M.P)i toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunun seyyanen tatbikini istedi.

Tekirdağ Mebusu Zeki Eratanıan (D. P.) kanunların seyyanen tatbik edil­mekte olduğunu misallerle izah ede­rek bu husustaki iddiaların varid ol­madığını, bilhassa Sark bölgesinde iş az dahi olsa teşkilâtın buralarda mu­hafazası lüzumunu belirtti ve hâkim­lerin ihtiyaçlarının karşılanması su­retiyle rapor almalarının önlenmesini temenni etti.

Gümüşhane Mebusu Halis Tokdemir (D.P.) nahiye mahkemelerinin şart­ların müsaadesi nisbetinde açılmasınınTüm vatandaşlara sağlıyacağı faydalar mühimdir, dedi.

Bursa Mebusu Hulusi Köymen (D.P.) «içtimaî ihtiyaç ve zaruretlerin neti­cesi olarak ısdar edilen gösteri ve toplantı yürüyüşleri kanununun eşit bir şekilde tatbik edildiğine kendi se­çim bölgemdeki vakıalarla şahidim. Bu hususta yapılan şikâyetleri tetkik ve tahkik edelim eğer esassız ise müddeileri vicdanen mahkûm olurlar Aksi varid olursa suçluları ceza­landıralım. Bence kanunun çözülecek hiçbir düğüm kalmamıştır. Ben bu kanununun farklı bir şekilde tat biki için merkezden bir emir verilmediğine inanıyorum» dedi.

Erzurum Mebusu Abdülkadir Eryurt (D.P.) stajyerlerin temyize alınması­nın mahzurları ve Erzurum Mebusu Sabri Erduman (D.P) dâva vekilliği ve tayinlerde zamanın nazarı itibara alınması hakkındaki fikirlerini izah etti.

Bütçe Encümeni yarın saat 10'da toplanacaktır.

8 Ocak 1957

İstanbul :

Konstantini gemisi ile ilk parti ola­rak Amerika'dan 10.000 ton ekmeklik buğday bu sabah gelmiştir.

Buğdayların boşaltılmasına toprak ofisin mekanik cihazları ile derhal başlanmıştır.

Ankara :

Hariciye Vekâletinde bugün saat 16.00'da teati edilen notalarla Türki­ye ile Birleşik Amerika, Fulbright kültür mübadele anlaşmasını yenile­mişlerdir. Anlaşma, Türkiye namına Hariciye Vekâleti Umumi Kâtip Mua­vini ve milletler arası işbirliği teşki­lâtı Genel Sekreteri Melih Esenbeİ ve Birleşik Amerika namına, Büyükelçi Ekselans Fletcher Warren tarafından imzalanmıştır.

Türkiye ile Birleşik Amerika millet -leri arasındaki karşılıklı anlayışı geliştirmek gayesi ile meydana getiril­miş olan bu program profesör, öğret­men, kolej ve üniversite talebelerinin mübadelesini mümkün kılmakta­dır. Bu anlaşma Ameri'ka'nm, Türki­ye'ye temin ettiği 750.000 dolar tuta­rındaki buğday karşılığı Türk para­sı ile bu projeyi finanse etmesini sağ lamaktadır.

Aynı zamanda Türk ve Amerikan hü­kümetleri Türk ve Amerikalı üyeler­den müteşekkil bir Fulbright kültür mübadele komisyonunun tayin edildiğini açıklamışlardır. Türkiye Maa­rif Vekâleti komisyona İstanbul Üni­versitesinden Ordinaryüs Prof. Ömer Celâl Sarç, Ankara Üniversitesinden Prof. Fadıl Hakkı Sûr, Hariciye Vekâ­leti Hukuk Müşaviri Osman Dostel ve Maarif Vekâleti harici kültürel mü­nasebetler dairesi başkanı Emin He-kimgil'i tayin etmiştir.

Türkiye nezdindeki Amerikan Büyük­elçisi tarafından tayin edilen Ameri­kalı üyeler Türkiye'deki Amerikan Misyonu Başkan Yardımcısı Fredererick Lyon, İstanbul Amerikan Ko­leji Müdürü Dr. Duncan Ballantine, iktisadî işbirliği Türkiye özel misyo­nu âmme idaresi ve eğitim kısmı başkanı Donald Mac Conald ve İs­tanbul Üniversitesi İktisad Fakültesi iş idaresi . enstitüsü müdürlerinden Prof. Robert Stone'dur. Amerikan Bü yükelçisi Ekselans Fletcher Warren komisyonun fahrî başkanıdır,

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat onda Encümen İkinci Reisi Kırklareli Mefcusu Şefik Bakay'm riyasetinde top­lanarak Adliye Vekâleti bütçesinin heyeti umumiyesi üzerindeki müza­kerelere devam etti.

Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Gök­türk, bundan evvelki celselerde so­rulan sualleri cevaplandırarak evvelâ selâhiyet kanunun suiistimal edildi­ğine dair olan iddiaları karşıladı ve selâhiyet kanununa istinaden bazı hâkimlerin yerlerinin değiştirilmesini muhik gösterecek sebepleri izah­la, siyasî partilerin akidelerini kabul etmiş bulunan ve seçimler sırasında muhalefet partileri listesinde yer alan bazı hakimlerin bulundukları mahallerde kalmalarının adalet kazi-yesiyle kabili telif olmadığını belirtti ve mevzuubahis hakimlerin, kendile­rinin de muvafakatleri alınmak şar­tıyla başka yere nakledildiklerini bil­dirdi. Adalet Vekili bundan sonra, basın kanunundaki müeyyidelerin ağır olduğu iddiasına da cevap vererek, müeyyidelerin ağır olmadığını, İtalya ve Fransa gibi demokratik ülkelerde tasın kanunlarında daha şiddetli maddeler bulunduğunu söyledi. Ve bu arada misaller vererek, İtalya'da neş­ren hakaret suçu için bir ilâ altı se­neye kadar hapis cezasının verildiği­ni, Fransa'da da gazetelerin daimi olarak kapatıldığını, halbuki bizde ga­zetelerin ancak mahkeme kararı ile kapatıldığını söyledi.

Vekil diğer taraftan yeni basın kanu­nu ile matbuat hürriyetinin suiisti­malinin Önlendiğini ve böylece mem­lekette huzur ve sükûnun temin edil­diğini sözlerine ilâve etti.

Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Gök türk müteakiben tam teşekküllü na­hiyelerden seksen sekizinde hâkim mevcut bulunduğunu tebarüz ettirdi. Aynı zamanda müstehcen neşriyat ve müstehcen görünme mevzularının da ele alındığını bu hususta lâzimgelen tedbirlerin düşünüleceğini, toplantı ve yürüyüşler kanunu mevzuunda da daimî surette kanunun ru­huna ve havasına sadık kalındığını ifade etti.

Bundan sonra Adliye Vekâleti bütçe­sinin heyeti umumiyesi üzerindeki müzakereler sona ererek maddelere geçildi. Ve Adliye Bütçesi kabul olun­du.

Bütçe Encümeni bugün öğleden son­ra saat 15'de Encümen Reisi Balıke­sir Mebusu Halil İmre'nin başkanlı­ğında toplanarak Millî Müdafaa Ve­kâleti 1957 mali yılı bütçesini müza­kereye başlanacaktır. Bütçe encüme­ni yarın saat 10 da toplanacaktır.

 İstanbul :

Türkiye Emlâk ve Kredi Bankası ta­rafından,    Bakirköydeki    Baruthane sahasında inşa ettirilecek 50 bin nü­fuslu yeni site için memleketimize dâdet olunan Profesör Luigi piccinato bu mevzudaki tetkiklerine devam etmektedir.

Piccinato Venedik Üniversitesinde Şehircilik Profesörü ve Roma ve Ve­nedik şehirlerinin imar komitesi âza­sı olup beynelmilel büyük bir şöhre­te sahiptir. Profesör, şimdiye kadar iştirak ettiği 27 beynelmilel büyük şe­hircilik müsabakasının 22'sinde birin­cilik kazanmış ve bu arada Rio de Janeıro şehrinin plânlarını hazırlamıştır.

Profesör Luigi Piccinato İstanbul'un imarı mevzuunda en mühim ve şaya­nı dikkat bir beyanatta bulunarak demistir ki:

«Türkiye'ye ilk defa Ankara've An­talya şehir plânları müsabakasının jürisinde hazır bulunmak üzere 1955 senesi Nisanında geldim. O zaman bir şehirci olarak İstanbul ile yakından alâkadar olmuştum: Bağrında birbi­rine eklenmiş muhtelif kültür ve medeniyet eserlerini toplayan bu ta­rihi şehir o zaman zengin tabiatının müstesna güzellikleri içerisinde uyu­makta idi. Bu defaki gelişimde, tari­hî İstanbul'u büyük bir şantiye halinde buldum. Her gün gelip geçtiğim yollarda gördüğüm değişiklikler beni hayrete düşürdü. Kanaatimce İstanbul şu günlerde inkişafının çok mühim bir anını yaşamaktadır. Asırlar­ca ağır bir tempo ile yürümüş olan Türkiye'deki bu süratli gidişi tak­dir ve heyecanla karşıladım.

İstanbul bütün eski ve tarihî şehirler gibi imarı büyük meselelerin halledil­mesini icap ettiren bir şehirdir ve belki de bunların birincisidir. Çünkü burada medeniyetler birbirini takip etmiş ve hepsi ayrı ayrı büyük eser­ler bırakmıştır. Böyle bir şehirde imar hareketine girişenler şehri deği­şen hayat tarzına göre teçhiz etmek, tarihî âbidelerini kıymetlendirmek ve bütün bunların yanında onun hu­susî kareketleri muhafaza etmek gi­bi hepsi birbirinden mühim mesele­lerle karşı karşıyadırlar. Eski şehirlerde sade âbideler değil o abidelerin yaşayan  muhitinde  olduğu  gibi muhafazası lüzumludur. İstanbulun ah­şap yapıları, Roma gibi şehirlerde kolaylıkla başarılmış olan bu işin ba­şarılmasını çok güçleştiriyor.

Bütün bunlara rağmen, İstanbulun büyük şansları var. Evvelâ coğrafî vaziyeti tarihî siteye zarar verme den dışarıya taşıîmasma ve genişle­mesine müsait bir durumdadır. Asya ve Avrupa sahillerinde modern an -layişlarla kurulacak küçük yeni şehirler bu işi çok kolaylaştırır. Kurulmuş elan Levend ve kurulacak olan Baruthane siteleri de bunların birer başlangıcıdır.

İkinci şans, imar ve istimlâk mevzua­tının bahşettiği kolaylıklardır. Türki­ye bu konuda modern bir memlekete lâyık, modern kanunlara sahiptir. Mevzuatın çok eskimiş olması sebebiyle meselâ İtalya'da biz bu mevzu­larda büyük müşkülâta uğramaktayız.

Üçüncü bir şans ise İstanbulun ima­rını bizzat ele almış olan Başvekil Adnan Menderesin, eşine şimdiye kadar hiçbir siyasi şahsiyette rastlamadığım teknik ve idarî meseleleri ortaya koyma kabiliyetinden de şehircilik meselelerini kendiliğinden kavrama, tahlil etme ve aksettirme kabiliyetidir. İslerin kolaylıkla başarılmasında ve İstanbulun modern anlayışlarla i-mar edilmesinde bunların ayrı ayrı tesirleri olacaktır. Son olarak şunu söyleyeyim ki, İstanbul'da gördükle -rim girişilmiş olan imar hareketinin geniş bir görüşle hayret verici ve isa­betli bir anlayışla yürütülmekte oldu­ğuna delâlet etmektedir.»

9 Ocak 1957

 Ankara :

Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Hüsman, tütün mevzuunda Anadolu Ajansı muhabirinin sorduğu muhte -lil sualleri cevaplandırarak şu açık­lamalarda   bulunmuştur:

Sual: 1  1954, 1955, 1956 senelerinde tütün ekim sahaları ve istihsâl mik­tarları nedir? Cevap I Bu üç seneye ait olarak sorduğunuz rakkamlar şöyledir:

Seneler  Ekim  sahası   (Hektarı   İstih­sâl   (Ton)

156.072        102.241

172.724        120.546

201.829        113.042

Tütün istihsal miktarları bidayette tütünler tarlada iken hususî heyet -ler tarafından tahmin edilir. Hakikî istihsal miktarı ise mahsulün idrakin den sonra, ekim sahalarının hususi­yetlerine göre kanunla tayin edilen, ambarlama muamelelerinin ikmali i-le taayyün eder. Bu sebeple, henüz anbarlama muamelesine başlanılma­mış olan 1956 istihsaline ait rakkam tahminidir. Hakiki istihsalin 1955 mahsulü gibi 120 bin tona yaklaşaca­ğı ümid  edilmektedir.

Görülüyor ki 1956 senesi ekim sahası 1955 senesine nazaran yüzde 17 ci varında bir artış kaydettiği halde is­tihsal, miktar itibariyle geçen yıl rakkamı civarındadır. Sebebi, hava şartlarının kurak gitmesidir. Fakat bu hal bir taraftan da mahsulün iyi bir yaz kurusu olarak elde edilmesi­ne yardım etmiş, mahsul vasfı geçen seneye nazaran umumiyet itibariyle daha yüksek olmuştur.

Sual 2  Hâlen satışa arzedilecek tütün miktarı hakkında malûmat lütfeder misiniz?

Cevap 2  Müstahsil elinde geçen se­neler mahsullerinden ' stok yoktur. Müstahsilin yakında açılacak olan piyasalarda satışa arzedeceği tütün 1956 senesi mahsulüdür ve miktarı da birinci sualinize verdiğim cevapta da izah ettiğim gibi 120 bin ton civarinda olacaktır. Rekoltenin tahmi­nen, 75 bin tonu ege bölgesine, 26 bin tonu Karadeniz bölgesine, 16 bin to­nu Marmara bölgesine, bakiyesi Şark bölgesi ile, puro, tönbeki Virjinya ve Hasankeyif tütünlerine taallûk etmek tedir. Şark bölgesi tütünleri üzerinde ekseriyetle tüccar faaliyeti görülme­miştir, itekim bu sene de henüz yok­tur. Bu tütünler hemen umumiyetle inhisarlar idaresince mubayaa edilir ve tütün bölgelerinden iklim şartları­nın da tesiri ile ilk olarak Şark bölgesi sat şiarının başlaması mutaddır. Bunu takiben Ege daha sonra Karadeniz bölgesi gizi tütünleri, bundan sonra da Karadenizin demet ve Marmara tütünleri satış piyasaları açılır.

Sual 2  Satış için anlaşmaya varı­lan memleketler ve bunlara vaad edi­len miktarlar nelerdir?

Cevap 3  Bu şalinizin cevabını, İk­tisat ve Ticaret Vekâletinden alma­nız daha münasip olur. Ancak şu ka­çarını söyliyeyim ki, tütünlerimizin satış sahalarını, dolar sahası, E.P.U. sahası, demir perde gerisi sahası ve nihayet anlaşmalı ve anlaşmasız di­ğer memleketler olarak tasnif etmek mümkündür.

Bunlardan ilk iki sahaya, (Dolar ve E.P.U.) satışlarımız şüphesiz ki bu sahaların talepleri ile alâkalıdır. Bu sahalar dışına yapılacak satışlar ise her memleket için ayrı olarak tesbit edilmekte ve bu ayrılan miktarlar içinde Amerikan Grad tytyn nisbeti -nin bu memleketlerin hakiki ihtiyaç­larına uygun olmasına, reeksportas -yon imkânlarına mahal bırakılma­ması düşüncesiyle, bilhassa dikat o-hmmak tadır.

Sual: 4  Geçen sene Amerika'ya sa­tılan tütün miktarları ile bu sene için temaslara zemin teşkil eden mik­tar nelerdir?

Cevap 4  Geçen sene (1 Eylül 1955 31 Ağustos 1956 satış devresi zar unda) Amerika'ya satılan tütün mik­tarı 32.677.191 kilodur.

Bu sene satışlarının bu miktarı geçe­ceğini tahmin etmekteyiz.

1 Eylül 1956'dan itibaren 3,5 ay zarfında Amerikaya müteveccih mamul tütün satışları 1955 mahsulünden olmak üzere 10 milyon kiloyu bulmuş­tur.

Sual 5  Bu seneki satışlarda dolar 2,80'den mi? Yoksa 5,25 den mi he­saplanacaktır?

Cevap 6  Doların esas resmi kuru 280 kuruştur. Tütün satışlarında da bu kurun tatbiki gayet tabiidir. İlgi­li karar ve tebliğlerde belirtildiği ü-zere, muayyen hususlar ve maksatlar için tesbit ve kabul olunan 5,25 kuruş luk deblokaj kurunun, tütün satışla-riyle  bir  alâkası  mevcut  değildir.

Sual 6  Son 4 sene içinde muhtelif memleketlere yapılan tütün satışla­rının seyri nasıldır?

Cevap 6  1953  1956 takvim sene­leri itibariyle ihracat seyri şöyledir:

Memleketler

1953

1954

1955

1956 Ocak, Mart

Almanya

11162

11956

13002

1397        (ton)

A. Birleşik devletleri

32711

29458

17162

18031          »

İngiltere

4651

4883

3417

212»

İtalya

3094

703

3363

260»

Çekoslovakya

1570

1882

2519

1544»

Belçika

2565

1606

1324

245

Fransa

2017

2253

2114

  »

İsviçre

1386

1362

1205

588»

Diğer memleketler

12101

9937

5894

6318»

1955 'senesinin (Ocak - Mart) ilk üç ayında tütün ihracatı yekûnu 21.721 ton idi. Diğer taraftan Ocak 1956'dan Ekim 1956 ortalarına kadar yapılan ihracat yekûnu ise 67.500 tonu bul­muştur.

Sual 7  Bu senenin mubayaa ve sa­tış hatları ne olacaktır?

Cevap 7  Türkiye'de yaprak tütün ticareti, müstahsilden mubayaa edip işlemek, kalitesine göre tasnif ederek ihracata hazır bir hale getirmek ve nihayet ihraç etmek veya ihracat­çıya satmak şeklinde cereyan eder. İhracata hazırlanmış partilerin tüccar arasında alım ve satımı mutad değildir.

İhracat partilerinin satır fiatlarına müstahsilden mubayaa fiatları başlı­ca  müessir  unsurdur.

1956 mahsulüne ait fiatlar her sene olduğu gibi açılacak piyasalarda her bölgede müstahsile ait maliyet unsur­ları gözönünde bulundurulmakla be­raber mahsulün vasfına kalitesine ve nihayet dış piyasalara ihraç şart ve imkânlarına göre taayyün edecektir. Burada derhal ifade edeyim ki bu seneki piyasalarda da geçen sene oldu­ğu gibi müstahsilin menfaatlerini ko­rumak hususunda gerekli dikkat ve itinayı  göstereceğiz.

Sual 8  Tütün piyasaları ne zaman açılacaktır?

Cevap 8  Tütün piyasalarının açı­labilmesi için müstahsil tütünlerinin hiç olmazsa yüzde 90'ınm balya ya­pılarak satışa hazır hale getirilmiş, bilhassa ege bölgesinde alıma esas ol­mak üzere tüccar tarafından mahsu­lün vasfı üzerinde tüccarın piyasala­ra iştirak ve mubayaa 'imkânlarının hazırlanması gibi bazı hususların na­zarı dikkate alınması zarureti vardır. Bu mevzuda beklediğimiz malû­matı aldıktan ve tetkikatımızı tamarınladıktan sonra piyasaların açılış tarihlerini usulü dairesinde tesbit ve ilân edeceğiz.

Sual 9  Ekim sahasının genişletil­mesi düşünülmekte midir?

Cevap 9  Yurdumuzda tütün ziraa­tı serbest olmakla beraber tütün zi­raat sahaları 3437 sayılı kanunla ta­yin ve tesbit edilmiştir. Bunlar tütün ziraatine en müsait ve istihsalleri ti­carî rağbet bulan sahalardır.

Bu sahalar dahilinde tütün ekiminin genişlemesi veya daralması tamamen arz ve talep kaidesine tabidir. Malûm olduğu üzere tütünlerimizin yüz­de 75'i ihraç malıdır. Dış pazarlarda tütünlerimize talep arttıkça ekiminin  de  artması  mümkündür.

Sual 10  Tütün vasıflarının ıslâhı için düşünülen tedbirler  var  mıdır?

Cevap 10  Evvelemirde tütün ziraat sahalarının kanunla tesbit edilmiş ol­ması cihanşümul şöhrete sahip Türk tütünlerinin vasıflarının korunması­na matuftur. Kalitenin daha fazla islâhı mevzuunda inhisarlar idaresi emrinde vazife gören tütün enstitüsü devamlı çalışmalar yapmaktadır.

Enstitünün İzmir, Samsun ve Malat­ya'da islâh istasyonları, muhtelif yer lerde teşkilâtı mevcuttur. Bölge tü -tünlerinin menşelerine göre hastalıklara mukavim, randımanı yüksek olmakla beraber ticarî kıymeti haiz en iyi nev'iîerinin istifa suretiyle el­de edilmesine ilmî metodlarla gayret sarfolunmaktadır. Müstahsile ih­tiyacı olan bu suretle hazırlanmış tü­tün tohum ve fideleri enstitü tarafımdan  parasız  tevzi  olunmaktadır.

Tarla sahasında enstitünün teknik elemanları müstahsille temas ve bro­şürler tevzi ederek irşad ve tavsiye­lerde bulunmaktadırlar. Tütün hastalıklariyle mücadele mevzuunda ise Ziraat Vekâletiyle müştereken çalışırlar.

Sual 11  Yerli sigaralarla ilgili bir yenilik bahis konusu mudur?

Cevap 11  Memleketimizde nüfus artışının da tesiriyle sigara istihlâ­kinin sür'atli inkişafı sebebiyle fabri­kalarımız mahmul vaziyettedir. Bunun için yeni bir fabrika kurmağa teşebbüs olunmuştur.

Her türlü teknik hususiyetleri haiz olacak bu fabrikanın inşası bir kaç gün içinde ihaleye çıkarılacaktır. Yerli sigaralarımızda bir yenilik teşebbüsünün bu yeni fabrikamızın ku­rulmasından sonra tahakkuk safhası­na konmasını şimdilik münasip gör­mekteyiz.

Sual 12  Ekicilerden toplanan prim ler hakkında da malûmat verir misi­niz?

Cevap 12  Hakikaten bu mevzu za­man zaman gazetelerde ele alınmak­ta hatta bazen tütün müstahsilleri toplantılarında da mevzubahis edil­mektedir. Vaziyet şudur:

Muhtelif kararnameler ve 5628 sayılı kanuna göre tütün ekicilerinden sat­tıkları tütünlerin bedeli üzerinden inhisarlar idaresince toplanmakta olan primler, kararnameleri hükümle­rine uygun "olarak bu idarece doğru­dan doğruya mahalli ziraat bankala­rına yatırılmakta ve merkezde mun -tazam hesapları tutulmaktadır. Yatınlan paralara tevdileri tarihinden itibaren de faiz yürütülmektedir. Şim diye kadar bu suretle toplanmış ve Ziraat Bankasına yatırılmış olan pa­raların yekûnu 63 milyon liraya, bu paralara Ziraat Bankasınca yürütülen faizler de 11 milyon liraya baliğ olmuştur.

Bu paralar, «Türk tütün ekicileri ban kası» kurulunca bu bankaya devrolunacaktır.

Ekici tütünleri satış piyasalarında devlet nam ve hesabına yapılmakta olan destekleme mubayaalarında, di­ğer malî kaynaklar arasında Ziraat Bankasında toplanan ekici primleri ve faizleri karşılığında bu bankadan alman paralardan da istifade olunmakta ve mubayaa edilen tütünler satıldıkça paralar yine Ziraat Banka­sına iade edilmektedir. Bu suretle destekleme mubayaalarında bu para­lardan istifade olunması, toplanan Daraların miktarına ve bu paralara bankaca yürütülen faize hiçbir su­retle tesir etmemektedir.

«Türk Tütün Ekicileri Bankası» kanun lâyihasının Büyük Millet Mec­lisinde, alâkalı ihtisas encümenlerin­ce tetkiki ikmâl olunmuştur. Hâlen Bütçe Encümeninin tetkikine arzolun muş bulunmaktadır.

 Mersin :

Mersin'in hamiyetli zenginlerinden Mustafa Gazioğlu, modern bir ilk okul yaptırmayı kararlaştırmış ve bu yoldaki hazırlıklara da başlamış bulunmaktadir.

Mustafa Gazioğlu ve evlâtlarının gösterdikleri bu hayırperver hareket­leri Meclis Reisi Refik Koraltan ve İçel Mebusları tarafından takdirle karşılanmıştır.

Meclis Reisi Refik Koraltan bizzat Mustafa Gazioğlufcıun evine giderek bu güzide vatandaşı tebrik etmiş ve duyduğu sevinç ve memnuniyeti ifade ederek eserinin ve namının ebe­dî elması temennisinde bulunmuş­tur.

İstanbul :

12 ilâ 14 Ocak tarihleri arasında Strasbourg şehrinde toplanacak «Avru­pa mahallî idareler konferansına» Türk Belediyecilik Derneği adma memleketimizi temsil edecek olan İs­tanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Fahrettin Kerim Gökay'ın reisliğinde ve Ankara Belediye Reisi Orhan Eren ile İzmir Belediye Reisi Dündar Ba-şar'm ikinci reisliklerindeki heyet bu sabah saat 1.50'de uçakla İstanbul'dan hareket etmiştir.

Heyet Reisi Prof. Gökay'in da Floransa'da toplanan «Milletlerarası çevreleri koruma» konferansını mü­teakip iştirak edeceği bu konferansa katılacak diğer Türk Belediyecileri şunlardır:

Samsun Belediye Reisi Nusret Ulusoy, Konya Belediye Reisi Nafiz Tah­ralı, Trabzon Belediye Reisi Halûk Çulha, İstanbul Belediye Reis Muavi­ni Ferruh İlter, İzbir Belediye Mec­lisi Reis Vekili Faruk Tunca, Ankara Belediye Mecblisinden Selâmı Birgen ve İstanbul Elektrik, Tramvay ve Tünel İdare Umum Müdür Muavini Saf­fet Güvtav.

Konferans, Belediye Kredisi Encüme­ni. Avrupa Kömür ve Çelik Birliğinin mahallî akisleri encümeni, mahallî idarelerin Avrupanm inşasına iştira­ki encümeni ve mahalli muhtariyet encümeni olarak dört encümen halinde  çalışacaktır.

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15' de Reis Vekillerinden İhsan Bac'ın riyasetinde  toplandı.

Celse açıldığı zaman şifahî suallerin müzakeresine geçildi. Amasya Mebu­su Kemal Erenin, küçük sulama işle­ri için 1955 ve 1956 yılları bütçeleri­ne konulan tahsisat ile kaç yerde ne kadar iş yapıldığına ve 1957 yılı büt­çesine konulan    tahsisat    miktarına

dair sorduğu suali Ziraat Vekili Esat Budakoğlu cevaplandırdı. Ziraat Ve­kili bu cevabında şunları söyledi:

«Küçük Sulama ve Kurutma İşlerine 1955 yılında verilen tahsisat 865 bin liradır. Bu miktar 1956 yılında 2,5 milyon liraya yükseltilmiş bu yıl Bü­yük Millet Meclisinden talep ettiği -iniz miktar ise 4 milyondur.

 Yılında  Küçük Sulama İşlerinin 130  ayrı  mevzuunun   etüdü  yapılmış, bunlar 60 sulama ve 7 kurutma işi ekonomik verantabl bulunarak projeleri  hazırlanmış, inşaatı ihale ve ikmâl edilerek çiftçi ve zürranm hiz­metlerine arz edilmiştir. Yılında 256 küçük sulamave46küçükkurutmamevzuununetüdütamamlanmış,bunlardan171küçüksulamavekurutmaişininprojeleriya­pılmışvebunlardanancak113sulamave10kadarkurutmaişinininşaa­tına başlanmıştır. Bugünekadarbunlarınmühimbirkısmıikmâledilerekçiftçininhizmetinearzedilmiştir.
Bakiyesidemalîseneninsonunaka­darbitirilmişolacaktır.Yalnız,buküçüksulardan istifadeşeklinde831vebunaekolarakçıkarılan2659sayılıkanunhükümleri  tatbikedilmektedir. Bu kanun hükümleri ihti­lâfları  halledecek  kifayette  değildir.Bilcümle sular üzerinde su haklarınıtesbit etmek maksadiyle, Nafıa Vekâ­
letiileVekâletimizindegörüşvemü­talâasıalınmaksuretiylebirlâyihanıhazırlanmasınabaşlanmıştır. KarsMebusuSırrıAtalay'mGöle'ninLavustanköyündeAbdurrahman ismindekibirgenciÖldürenlerhakkın­danemuameleyapıldığınadairZira­
at,Adliye,SıhhatveİçtimaîMuavenet Vekillerinden sorduğu suali üçvekil cevaplandırdı.Ziraat Vekili Esat Budakoğlu, mevzubahis şahsınarkadaşlarıyla birlikte ormandaka çak ağaç keserken yaralanarak öldüğünü, hâdisenin hâlenadliyeye intikaletmiş olduğunubildirdiSağlıkve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Nafiz KÖrez  de ölünün mahallinh ükümet tabibi tarafından muayene edil­mediği hakkındaki iddiaların    doğru olmadığını     söyliyerek, bu  hususta Kars hükümet tabipliğine hiç bir müracaat vâki olmadığını ifade etti. Ad­liye Vekili Prof. Hüseyin Avni Gök­türk ise suçun işlendiği tarihten bir gün sonra adlî tahkikata geçilmiş olduğunu, bu hususta hiçbir gecikme­nin vukua gelmediğini, isin hâlen kaza mercilerinde tahkik ve tetkik edilmekte   bulunduğunu  belirtti.

Soru sahibi ise mevzuubahis vatan­daşın ormancılar tarafından kasti mahsusla Öldürüldüğünü, adlî makamların bu işe seyirci kaldığını, ile­ri sürdü. Tekrar söz alan Ziraat, Ad­liye ve Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekilleri, bu iddiayı cevaplandırdılar ve hatibin sözlerinin hiç bir ha­kikate istinat etmediğini bildirdiler. Tokat Mebusu Hulusi Bozbeyoğlu'nun şurayı devlet devairi dairelerinin ay­lık mesaisine ve işlerin zamanında neticelenmesi için ne düşünüldüğü­ne dair Başvekilden sorduğu suali ce­vaplandıran Devlet Vekili Celâl Yar­dımcı, Devlet Şurasına intikal eden ve karara bağlanan evraklarda bir artışın mevcut olduğunu ifadeyle, bunun sebebinin yeni bazı kanunla­rın tatbik mevkiine girmiş olmasında aranmasını söyledi.

Devlet Şûrasından çıkan evrakların geçen senelere nazaran noksan olma­sının sebebinin de Devlet Şûrasındaki münhal âzâlıklarmda bulunmamış ol masından ileri geldiğini belirtti. Bu münhal âzalıklara yakında seçimle tâyinlerin yapılacağını ve bu suretle dâvaların süratle neticeleneceğini bil dirdi.

Şifahî suallerin konuşulmasından sonra ruznamedeki kanun lâyihaları­nın müzakeresine geçildi. Sivas Me­busu Nuri Demirağın âmme nizamı­nı ihlâl edenler ve umumî ahlâkı bo­zanlar hakkındaki kanun ' teklifinin müzakeresi sırasında, gerek teklif sa hibi, gerekse Bolu Mebusu Ahmet Ha-tı, Afyon Mebusu Kemal Özçoban, Tokat Mebusu Ahmet Gürkan, konuştu. Bu arada Adliye Encümeni Reisi Ay­dın Mebusu Cevat Ülkü, Nuri Demirağ tarafından getirilen kanun teklifinin umumî hukuk prensipleri­ne ve anayasaya uymadığını ifadeyle, kanun teklifinin Adliye Komisyonu tarafından  reddedildiğini  bildirdi  ve bu husustaki Adliye Encümeninin mazbatasının kabulünü istedi. Bu a-rada kifayet takriri verildi. Takririn aleyhinde İzmir Mebusu İlhan Sipa-hioğlu, Kars Mebusu "Mehmet Hazer konuştular. Neticede kifayet takriri akabinde ise Adliye Encümeninin mazbatası kabul olundu.

Bundan sonra ekseriyetin olmadığı iddiasına karşı yoklama yapıldı ve ekseriyetin bulunduğu anlaşılarak müzakereye devam edildi. Meclisin bugünkü toplantısında iki idam ceza­sı hakkındaki tezkere ile Adliye En­cümeni mazbataları da kabul edildi. Gelir Vergisi Kanununun 32 ve 89.un cu maddeleri hükümlerinin değiştiril­mesi hakkındaki kanun lâyihasının ikinci müzakeresi sırasında riyasete vermiş olduğu bir tadil teklifi dola-yısiyle söz alan Manisa Mebusu Mu­ammer Alakant (Hür P.) asgari ge­çim haddi mevzuunda konuşarak teklif ettikleri geçim indirimi haddi-nin hazineye hiç bir külfet tahmil et-miyecegini söyledi. Bütçe Encümeni mazbata muharriri Sebatı Ataman da hükümetin getirmiş olduğu kanun lâyihasında geçim indiriminin yüzde elli miktarında arttırılmış olduğunu, bildirdikten sonra, tâdil teklifi kabul edildiği taktirde bunun bütçeye zararı dokunacağını ifade etti. Bundan sonra vaktin gecikmiş olmasından dolayı meclis toplantısına son verdi. Büyük Millet Meclisi Cuma günü toplanacaktır.

 Gülnar :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko­raltan İçel Mebusları, Vali, Mersin Belediye Reisi ve diğer zevat olduğu halde   Gülnar'a   gelmişlerdir.

Şehrin methalinde tezahüratla karşı­lanan Koraltan ve arkadaşları doğ ruca Sağlık Merkezine giderek yeni inşa olunan bu mükemmel eserin açılış  merasiminde  bulunmuşlardır.

Gülnar'ın bu mutlu gününde Koral­tan ve mebuslarını aralarında görmenin sevinci içinde bulunan vatan­daşlar yeni ve modern sağlık merke­zinin etrafında yer almış bulunuyor­lardı.

Merasimde ilk sözü doktor Nejat Akbıyık almış, . müteakiben Vali Cavid Okyayüz konuşmuş ve daha sonra alkışlar arasında söz alan Koraltan «her tarafta sizleri ziyaretten geri kalmadık» demiş ve şunları ilâve et­miştir:

Tabiatın oldukça sert köşesinde yaşı­yorsunuz. Denize yakın fakat deniz nimetlerinden mahrum Çukurovaya komşu, fakat topraksız, buna muka­bil inançlı ve faal insanlarsınız. Ta­biat ne. kadar sert ve kıskanç olursa olsun üzerinde yaşayanlar sizin gibi olurlarsa yenilmeyecek zorluk, başarılmayacak iş yoktur.

Gülnarlılarm büyük taktirini ifade eden alkışlar arasında sözleri sık sık kesilen Koraltan üzümün daha kıy­metlenmesi İçin lüzumlu tedbirlere tevessül edildiğini, Gülnar yolunun inşasına başlandığını, bu bölgede bağcılığın ziyadesiyle inkişafı için her şeyin yapılmakta olduğunu be­lirtmiş. Topyekûn kalkınmanın refa­ha götürecek yolu üzerinde ilerledi­ğimizi sözlerine ilâve  etmiştir.

Kcraltan, Mebuslar, Vali, Gülnarhla-nn mahallî dilek ve arzularını da dinleyerek  notlar   almışlardır.

Meclis Reisimiz Koraltan üzüm mev­zuunda İnhisarlar Vekiline de bir telgraf çekerek müstahsilin dilekleri­ni süratle aksettirmiş ve arkadaşları ile birlikte öğleden sonra Anamur'a hareket etmiştir.

 İzmir :

M.M.V İzmir Temsil Bürosundan bil­dirilmiştir:

İstikbâlin havacılarını daha-bilgili ve olgun yetiştirmek maksadıyla tertip edilen konferans serisinden birisi de bugün saat 15'de Güzelyalrdaki Hava Okulu lokalinde Amerikan Kız Koleji Müdiresi Bayan Black tarafından ve­rilmiştir. Konferansta Hava Eğitim Kor Kumandanı, eski ve yeni hava­cılar, Kadınlar Birliği Başkam, öğret­men ve talebeler hazır bulunmuşlar­dır.

Bayan Black, genç hava subayı nam­zetlerine, tarihi ve mazisi kahramanlıklarla dolu Türk ordusunun birer rüknü olmanın gururunu hatırlatmış, Amerikanın kısa zamanda gelişmesi sebeplerini izah ederek şöy­le  devam  etmiştir:

«Dünyanın en güzel ve zengin mem­leketlerinden birisine sahipsiniz. Tav siye ederim, eyiye, doğruya gidin, ha­zineler oradadır. Eskiden Amerika'da genç adam, Batıya git «orada servet­ler seni bekliyor» derlerdi. Sizde bu­nun aksi var. Sizde genç adamı bek­leyen  servetler  Doğudadır.

Konferans alâka ile takip olunmuş­tur.

10 Ocak 1957

 İstanbul :

Birleşik Amerika Devletlerinin askerî ve iktisadî yardımda bulunduğu mem leketleri ziyaret ederek yardım prog­ramlarının tatbikat  ve neticeleri hakkında tetkikler yapmağa, Başkan Eisenhcwer tarafından memur edilen Amerikan Heyeti, yarın Türkiye'ye gelecektir.

Azalarından hiçbiri hükümet ve par­lâmentoda vazifeli bulunmayan ve devlet memuru sıfatını taşımayan bu heyete, ilim,, gazetecilik, sanayi, ban­kacılık veya işçilik sahasında yüksek mevkiler işgal eden tanınmış Ameri­kan şahsiyetleri dahildir ve Amerika' nın en büyük çelik korporasyonu Sa­bık İdare Meclisi Reisi Benjamin Fa-irless riyaset etmektedir. Üyeleri biz­zat Başkan Eisenhower tarafından seçilmiş olan bu heyette Amerikan Maden İşçileri Birliğinin uzun yıllar­dır reisliğini yapan John L. Lewis ile Virginia Üniversitesinin Rektörü Dr. Colgate W. Darden Jr. de vardır.

John Lewis, en nüfuzlu işji teşkilâtı­nın reisi sıfatile Birleşik Amerika'da mühim bir şahsiyet olarak temayüz etmiştir.

Virginia Üniversitesinin Rektörü Darden ise, 1933'den 1941 yılma kadar  kongre  âzalığı yapmış,  bilâhare

Virginia  Valisi  olarak  vazife   görmüş değerli bir fikir ve siyaset adamıdır.

Heyetin dördüncü üyesi Whitelaw Reid, Birleşik Amerika'nın ileri ge­len gazetelerinden NewYork Herald Tribune'ün idare meclisi reisi bulun­maktadır.

Bu mümtaz şahsiyetlere, ayrıca 7 ki­şilik bir teknisyen grubu refakat et­mektedir.

«Amerikalı vatandaşlar müşavir he­yeti» adı verilen bu heyet, 27 Aralık, tarihinde Amerika'dan yola çıkmış, Türkiye'ye gelmeden önce Madrid, Paris, Bonny, Viyana, Belgrad ve Ati­na'da tedkiklerde bulunmuştur. Ame­rikalı vatandaşlar müşavir heyeti, yarm saat 16'da hususî uçağı ile Ye­şilköy Hava Meydanına muvasalat e-decek, 13. 14 Ocak günleri İstanbul'­da, 15, 15 Ocak günleri de Ankara'da kalarak ziyaret ve temaslarda bulun­duktan sonra 16 Ocak sabahı memle­ketimizden ayrılacaktır.

Tahran. Karaçi, Yeni Delhi( Say­gon, Manila. Hong Kong, Taypeh ve Tokyo, seyahatin müteakib merhale­lerini teşkil edecektir.

Başkan Eisenhower'e sunulacak ra -por, bundan sonra hazırlanacaktır.

Büyük dost ve müttefik Amerika'dan gelmekte olan bu seçkin heyet, ge -rek vazifesinin mahiyeti, gerek her biri mühim ve mütemayiz şahsiyetler den teşekkül etmesi itibarile memle­ketimizde geniş bir alâka ile beklen­mektedir. Türkiyenin gerek iktisadi, gerek askerî potansiyeli ve Amerikan yardımının ne derece büyük bir ihti­mamla kıymetlendirilmekte olduğu hakkında misafir heyete sarih ve hakikî bir fikir verebilme kiçin gere­ken programlar hazırlanmış bulun maktadır.

Reisicumhur Celâl Bayar, heyet üye­lerini çaya davet edeceği gibi Başve­kil Adnan Menderes de bir akşam ye­meği verecektir. Amerika Büyükelçisi Fleicher Warren'in de heyet şerefine bir öğle yemeği vereceği öğrenilmiş­tir.

İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at ll'de Vilâyette Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Fletcher War-ren  ile  görüşmüştür.

Bu görüşmede Hariciye Vekâleti U mumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi  de bulunmuştur.

Anamur :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko-raltan beraberinde İçel mebusları, Vali ve diğer zevat olduğu halde, Gülnar tarikiyle dün akşam Anamur'a gelmiştir. Yol boyunca vatan­daşların sevgi tezahürleriyle karşıla­nan Meclis Reisi Koraltan ve arka­daşları, kesif bir halk tabakasının sürekli alkışları arasında şehre gir­mişlerdir.

Meclis Reisi Koraltan, Anamurlulara şu hitabede bulunmuştur:

«Birbuçuk sene süren ayrılıktan son­ra, sizin sevgi, samimiyet ve heyecan dolu. ağuşunuza tekrar kavuşmakla bahtiyarım. Gösterdiğiniz muhabbet için hepinize gönül dolusu teşekkür ederim. Aradan birbuçuk sene değil de, sanki uzun seneler geçmiş gibi si­ze mütehassirdim. Bu coşkun tezahü­ratınız bizi fazlasiyle mütehassis et­ti. Bu teveccühlerinize lâyık mebus­lar olmaya çalışırken şu ciheti bir ke­re daha belirtmeliyim ki iktidarınız sizlerin sevgi ve itimadınıza her an biraz daha mazhar olma yolundadır. Bugünkü medenî hayatın en önde gi­den ihtiyaçlarından bilhassa yol dâ­vanızın ne derece ehemmiyetle ta -hakkuk safhasına intikal ettirildiğini buraya gelince bir daha gördük. Anamur'un yol dâvasını bu derece ehemmiyetle ele alınmış olunduğunu görmekle en az sizin kadar sevindim. Yol, bu güzel yurt köşesine istikba­lin aydınlık kapısını açmış bulun -maktadır. İskenderun'dan çıkan bir yolcu, bu tabii güzelliklerin dekoru arasından, geçerken hayat bahşeden çam ve deniz havasını teneffüs ede­rek buraya gelebilmektedir. Bu bol manzaralı emsalsiz yol turistik ehemmiyetine     lâyık     olarak     devlet programına alınmıştır. Esasen bütün Akdeniz sahili, İzmir'e kadar baştan başa turistik yol plânına girmiş bu­lunmaktadır. Yol hava gibi, su gibi, ışık gibi, memleket halkının en zaru­rî ihtiyacı sayılmaktadır. Bu ciheti ehemmiyetle gözönüne alan hükü­metiniz, bu yol dâvasını işte bu se­beple birinci derecede ele almıştır ve görüyorsunuz k: plânlaştırarak tahakkuk safhasına koymakta gecikmemiştir.

Yol dâvası gibi Anamur'un su dâvası da mühimdir. Bol mahsul almak, şe­hirli ve köylünün iyi su içmesini sağ­lamak emeliyle bu ihtiyaç da prog -ramlastınlmıstır. Ayrıca kısa zaman­da başka çok iş de yapılmış, bölgenizde de bazı bataklıklar kurutulmuş ve elde edilen topraklar islâlı oluna­rak  hemşehrilerinize  dağıtılmıştır.

Bu sebeple bir taraftan çeşitli hasta­lıkların kökü kazınmış, diğer taraftan ziraat sahaları genişlemiştir.

Bu hizmetleri yapacağımızı birkaç se ne evvel söylediğimiz zaman, senele­rin ihmal ve kadrine uğramış vatan­daşlarımız arasında bizi tereddütle dinleyenler vardı. Fakat bugün bütün tereddütler zail olmuş, inşa ve imar devri başlamıştır. Bu inşa ve imar hareketleri, memleketin her köşesin­de   aynı  hızla   ilerlemektedir.

Koraltan'm konuşması hararetli alkışlarla  karşılanmıştır.

Bugün saat 10 da gayet modern bir tarzda inşa edilen bir ilkokulun açı­lış merasimi de yapılmıştır. Koraltan ve arkadaşları saat ll'de Gilindire üzerinden Ovacık nahiyesine hareket etmiş  ve  hararetle  uğurlanmıştır.

 İskenderun :

İskenderun limanında serbest bölge kanununun tatbikine başlanmıştır. Bu mynasebetle iki büyük ambar ve bu ambarlara ait sahalar, liman işletmesi müdürlüğü tarafından tama men tahliye edilerek Devlet Demir­yolları idaresine devir ve teslim olun­muştur.

 Ankara :

Münakalât Vekili Arif Demirer, Dev­let Demiryollarının 1956 yılı çalışma­ları hakkında Anadolu Ajansına şu beyanatta  bulunmuştur.

«Demiryollanmızm. kuruluşu itibarile otuzuncu ve iktisadî devlet teşekkülü hüviyetiyle üçüncü faaliyet devresini teşkil eden 1956, yolcu ve eşya nakli­yatında bir rekor yılı olmuştur.

Bu yıl içinde, taşman yolcu sayısı, 41 milyonu   banliyöde   olmak   üzere   ce mân 66 milyona, taşman eşya mikta­rı da 13,5 milyon tona yükselmiştir. Bu nakliyatı temin için 979 bin va­gon doldurulmuş, yolcu ve yük tren­leri 33,4 milyon kilometre katetmiş, demiryollarımız tarafından i şletilen limanlarda 3,7 milyon ton çeşitli eşya manipüle edilmiş, umumî nakliyat hacmini teşkil eden ve teşekkülün iş programlarına esas tutulan hamton kilometre  15,7  milyara  çıkmıştır.

Bu yılın faaliyetleriyle geçmiş yıllar neticelerini şu mukayese açıkça gös­termektedir:

         1940     1950   1955 1956    

Hat uzunluğu       6,929     7,607   7,697        7,803

Taşınan yolcu sayısı      30,326,211    53,130,112       57,301,126       66,418,722

Taşınan eşya tonu          6,585,356      8,680,820        12,980,812        13,807,354

Liman tahmil tahliyesi ton        1,055,952      2,288,723        3,489,685          3,543,821

Doldurulan vagon sayısı 568,129       729,461 952,278     973,780

Tren / km 20,699,393     22,906,712      30,671,041       33,338,997

Hamton / km       7,873,158,864 10,489,278,846 14,425,163,975 16,031,997,335

Bidayetten şimdiye kadar geçen dev­relerin üstünde bir seviyeye erişmiş bulunan 1956 nakliyatında demiryol­lanmızm rolü, seyahat etmek iste -yen yolcularla nakle arzolunan çeşit­li eşyayı, mevcut personel, vasıta ve tesislerinin azamî verimile çalışarak, temin eylemek olmuştur. Bilindiği gi­bi, demiryol idarelerinin mevcut nak-likatmı aynen muhafazaya, azamî imkânlarıyla gayret eylemelerine mu kabil, nakliyat hacimlerini diledikle­ri gibi arttırmaları, ihtiyarları dışın­da kalan bir keyfiyettir. Bu itibarla 1956 yılı nakliyatmdaki artışlar, ikti­sadî faaliyetlerimize verilmekte olan büyük önemden doğan istihsal fazla­lıklarının demiryollarına vâki inikas­larından ibaret bulunmaktadır.

1956 yılı nakliyat bakımından olduğu kadar, temin olunan âmme hizmeti­nin üstün seviyeye çıkarılmasını, ar­tan nakliyatı gerektiği gibi emin ve serî şekilde temine yarayacak modern tesis ve cihazların tedarikini hedef tutan mühim faaliyetlere de sahne olmuş, ve mevzudaki teşebbüsler ta­hakkuk sahasına intikal ettirilmiştir.

Bunların başında (dizel işletmesi) ne yer vermek îcabeder. 90 dizel elekt -rik lokomotifi ile bunların devamlı ve aksaksız şekilde hizmette kalması­nı sağlıyacak bol miktardaki yedek­leri, yakıt stok ve tevzi tesislerini, bakım ve tamir cihaz ve binalarını iki senelik yakıt stokunu, bu işletme­de vazife alacak personelin yetiştirilmesini temin eden bu mukavele ile, demiryollanmızm münferit vasıtalar yerine, tam bir işletme satın alması sağlanmış bulunmaktadır. (65ı adedi (2000) beygirlik (25) adedi (1300) beygirlik olmak üzere cem'an 90 lo­komotiften ilk 14'ü yıl ortasında hiz­mete girecek, diğerleri ile içinde sayı­lan tesisler mukavelede tesbit olunan müddetleri için kurulup işletmeye ve­rilecektir.

Nakliyatın en keşif bulunduğu 2 bin kilometrelik bir hat bölgesine şâmil bulunan bu yeni işletme, Hapdarpa-şa, Pendik ve Ankara banliyölerini, Ulukışla - Adana - Fevzipaşa - Gazi­antep ve İslâhiye hat kısımlarını içi­ne almaktadır.

Dizel işletmesinin yanı başında, münakalesi çok kesif bir bölgenin en modern emniyet ve işaret tesisleri ile trenlerin merkezden sevk ve idaresi­ni sağlayacak (kısaca ete) sistemi te­sisleri mukavelesi gelir.

Bir başka Amerikan firmasiyle imzalanan bu mukavele İstanbul - An­kara - Zonguldak - kısmı, en modern emniyet, işaret ve muhabere tesisle­riyle teçhiz edilecek, bölgelerin bütün tren seyrüseferi, bu modern cihazlar sayesinde, tek bir bölge âmiri tarafından merkezden sevk, idare ve kontrol  edilecektir.

Akdolunan üçüncü mukavele, demirycllarımızın modern bir telekominikasyon şebekesine sahip olmasını sağ uyacaktır.

Bu şebekede hizmete girecek modern cihaz ve tesisler, merkezi İstanbul. Eskişehir, Afyon, Alaşehir, Manisa, Balıkesir, İzmir, Zonguldak, Ulukışla, Mersin, İskenderun, Kayseri, Sivas, Malatya ile ve bunların kendi arala­rındaki muharebesini temin edecek ve en küçük cüzitamları da ihtiva ve ihata edecektir.

Yıl içinde faaliyete geçirilen diğer mühim bir tesis de, İstanbul'un Sir­keci banliyösü üzerindeki 28 Km. çift hatlı elektrik işletmesidir. Memleke­timizde ilk defa tatbike konan 50 periyut, 25 bin votluk sanaî cereyan­lı bu yeni işletme, mevzu üzerinde­ki tecrübesizliğe rağmen ilk yaz dev­resinin çok şesif nakliyatını başarı ile temin eylemiş, her yeni işletme­de vukuu zarurî sayılan başlangıç arızaları da, mühim sektelere meydan verilmeden giderilmiştir.

Demiryollarımızın inkişafına matuf bu iç faaliyetlere muvaki olarak, bey­nelmilel imkân ve işbirliklerinden faydalanmaya da aynı derecede kıy­met verilmiştir.

İdarenin, İnterfrigo teşekkülüne his­seder olarak iştiraki bunların başın­da gelir. Avrupa demiryollarının bir şirket halinde birleşerek meydana getirdikleri İnterfrigo (Soğuk hava tertibatlı ve güntümlü hararetli va­gonlardan mürekkep müşterek vagon parkından, diğer şeriklerle eşit şartlar dahilinde faydalanmamız, balık taze meyva ve sebze, meyva suları gibi has gıda maddeleri ihracatı­mıza lâzım olan bol miktarda soğuk hava vagonu teminine imkân vermiş, ilk devre olan 1956 faaliyeti verimli ve müspet şekilde devam etmekte bu­lunmuştur.

Bu iştirak, aynı zamanda, sırf    balık ihracatına lüzumlu soğuk hava    va­gonlarının teminine muktezi 4-5 mil­yonluk   bir   dövizin   de   tasarrufunu mümkün kılmıştır.

Beynelmilel sahada ikinci mühim ta­hakkuk (Eurpfima) 'dır. On dört Av­rupa devletine mensup demiryol ida­relerinin, hükümetlerinin garantisi al­tında, kurdukları bu şirket yine his­sedar olarak iştirakimiz, devletlerara­sı mukavelenamelerin, 28 aralık ta­rihinde yürürlüğe giren 6869 sayılı ka­nunla tasdiki ile tahakkuk etmiştir. Böylece Avrupa normlarına göre stan-dartlaştırılmış vagonları uzun vadeli kredilerle tedarik etmemiz imkân da­hiline alınmış bulunmaktadır.

Yılın diğer faaliyetlerine gelince, 1956 yılının büyük çaptaki nakliyatını te­min eden cihaz ve vasıtaların bakım ve tamirleri, bunların âzami müddet­le hizmette kalabilmelerini temin ede­cek şekilde ayarlanmış, yıl içinde 740 lokomotif, 2600 yolcu ve 22 bin yük va­gonu tamirden geçirilmiştir.

Yine bu yıl içinde, 18 adet istasyon bi­nası, 1 elektrikli tren deposu, 7 bek­leme yeri, 10 adet durak ve 1 adet revizörlük binası, ceman 58 dairesi iki lojman yeniden inşa olunmuş, bir ga­rın tevsiatı tamamlanmıştır. Ayrıca atelyelerde 160 yeni köprü inşa olun­muş, yolun bütün şebeke imtidadmca bakımı sağlanmıştır.

Trenlerin cerri ile diğer hizmetlerin ifası için 915 bin ton Ereğli kömürü, 224 bin ton linyit kömürü, 9000 ton çeltek kömürü, 128 bin ton ham pet­rol  istihlâk  olunmuştur.

Demiryollarımızîn idari ve sosyal fa­aliyetleri de, yıl İçinde, teknik faali­yetlere muvazi olarak yürütülmüştür. Bilhassa sosyal faaliyetler demiryol-ların   çeşitli   kollarında   vazife   almış bulunan 65 bin kişilik bir yurttaş kit­lesinin sosyal ve sıhhî ihtiyaçları da karşılanmak suretiyle her bakımdan terfihini ve bu büyük kitlenin işine ve mesleğine olan bağlarını çok daha kuvvetlendirir bir istikamet takip ey­lemiştir.

Demiryollarırnizm 1957 çalışmalarına gelince, yeni yıl faaliyeti 16 milyar hamton kilometre yapılacak şekilde ayarlanmıştır.

Bu hesaba göre, 1957 yılında 25,9 mil­yonu banliyö, 53,3 milyonu anahatta olmak üzere ceman 79,2 milyon yolcu, 14 milyon ton eşya naklolunacağı tah­min olunmuştur. Yeni yılın tahmilâtı-nm, 1 milyon vagona yükseleceği yo­lundaki ümitler çok kuvvetlidir.

Şimdiye kadar alman neticeler, li­manlarda manipüle edilen eşya mik­tarının 1957 yılında 4 milyon tona yükseleceğini göstermektedir.

Yıl içinde 47 kilometrelik ray ile bu­na muktezî 120 adet makas tebdil edilecektir. Hâlen şebeke üzerinde Ö-kaliptüs ve beton travers denemeleri yapılmaktadır. Bu denemelerin kat'î neticelerine intizaren 1957 yılında 126 bin ahşap travers yenileri ile değiş­tirilecek, 195 bin metreküp balastla, 27 bin metreküp mıcır ferşolunacaktır.

1957 iş programında bina ve sabit te­sislerin bakım ve tamirleri için 3 mil­yon liralık, su tesisleri için 854 b.in li­ralık tahmil, tahliye rampaları, va­gon kantarları ve benzeri tesisler için 922 bin liralık, dış elektrik tesisle­ri için de 225 bin liralık bir iş prog­ramı derpiş olunmuştur.

Yeni yılın lokomotif ve vagon tamir programı, 717 lokomotif, 2.400 yolcu ve 23.900 yük vagonu ihtiva etmekte, imalât programında da 500 adet ye­ni yük vagonu inşası, 342 adet makas ve 1.600 ton yeni köprü mevcut bu­lunmaktadır.

1957 yılının 79,2 milyon tahmin olu­nan yolcu ve 14 milyon ton tahmin o-lunan nakliyatı, 1956 yılının mevcu­dunu teşkil eden aynı vasıta, cihaz ve tesislerle karşılanacaktır.

Yukarıda açıklanan mukaveleler yeni yılda kısmî netice vereceğinden ve tam muhassala ancak 1958 de alına­cağından, 1957 nin insan gücüne âzami Ölçüde dayanan son devre ola­cağı, hizmete girecek mekanik vası­taların bu yükü hafifleteceği ve hiz­met kalitesinin matlûp seviyeye çı­karılacağı mutlak  sayılmaktadır;

Ankara :

Bu akşamki radyo gazetesi, İngiltere Başvekili Sir Anthony Eden'in istifa­sı ile alâkalı olarak şöyle demiştir:

«İngiltere Başvekili Sir Anthony El­den dün akşam sıhhî sebeplerle isti­fa etmiştir. Bu istifa haberi bütün dünyada olduğu gibi memleketimizde de geniş akisler uyandırmış ve müm­taz devlet adamının siyasî hayatı hakkında matbuatımızda etraflı neş­riyata vesile vermiştir.

Eden İngiltere siyasî hayatının son çeyrek asrında çok ehemmiyetli rol oynamış bir şahsiyettir. Bilhassa dış politika sahasında muhafaza ettiği a-zimkâr tavır onun siyasî hayatının değişmeyen bir veçhesini teşkil etmiş­tir. Eden'in daima sadık kaldığı diğer bir prensip te müşterek emniyet ide­aline bağlılığıdır. O vaktiyle milletler cemiyetini desteklemek için nasıl sa­bırlı bir mücadele yapmışsa İkinci Dünya Harbinden sonra da Birleşmiş Milletlerin takviyesine medar olabile­cek hiç bir gayreti esirgememiştir.

Biz, Sir Anthony Eden'e âcil şifalar temenni ederken, kendisini istihlâf e-decek olan yeni Başvekile dost ve müttefik Türk milletinin en halis mu­vaffakiyet temennilerini sunmayı bir vazife telâkki ederiz.»

Ankara :

Bütçe encümeni bugün sabahtan giz­li, Öğleden sonra açık celse yaparak Millî Müdafaa Vekâleti bütçesini ko­nuştu.

Öğleden sonra saat 15 de bütçe encümeni encümen reisi Balıkesir me­busu Halil İmre ve encümen ikinci reisi Kırklareli mebusu Şefik Bakay’in başkanlığında toplanarak Millî Mü­dafaa Vekâleti bütçesi üzerindeki mü­zakerelere devam etti.

Celse açıldığı zaman ilk sözü Çanak­kale mebusu Fati nRüştü Zorlu (D.PJ aldı. Millî Müdafaa Vekâleti bütçesi üzerinde bundan evvel yapılan gizli görüşmelerin içtüzük hükümleri ge­reğince yapıldığını belirterek sözleri­ne başlıyan hatip Türk silâhlı kuv­vetlerinin bugün eriştiği kudretin gü­venilecek ve övünülecek bir seviyede bulunduğunu milletin ve Meclisin or­duya güvenin tam olduğunu söyledi. NATO ile yapılan işbirliğine temas et­ti ve ordunun en son silâhlarla teçhiz edilmesini, personel ihtiyacını karşı­lamak için askerî okulların bugünün ihtiyaçlarını karşılıyacak bir şekilde düzenlenmesini, istedi ve küçük rüt­beli personellerin Arttırılması lüzu­muna ve akaryakıt işinin ehemmiye­tine işaret etti.

Rize mebusu Kemal Balta (D.P.) or­dumuzun her gün daha büyük bir kudret kazanmakta olduğunu söyledi ve ordunun teknik eleman ihtiyacının karşılanması için gereken tedbirlerin alınmasını tasarrufa imkân nisbetin-de riayet edilmesini istedi.

Niğde mebusu Zihni Üner (D.P.) se­ferberlik ulaştırması sahasında bu­günün ihtiyaçlarına göre yeni ted­birlerin alınması harb sanayiine e-hemmiyet verilerek bir kısım malze­menin memlekette yapılmasının te­mini için mevcut tesislerin ikmal ve çoğaltılmasının lüzumunu belirtti. Ay­rıca terfi sisteminin İslahının gerek-tiiğni söyledi ve .ordunun modern garnizonlara kavuşmasını temenni et­ti.

Ankara mebusu Muhlis Ete (Hür. P.) harb sanayii politikasının ehemmi­yetinden bahsederek bu sahadaki fabrika ve tesislerin artan ihtiyaçları karşılıyabilmek için sermaye ve tek­nik eleman bakımından takviyesinin gerektiğini söyledi.

Bursa mebusu Hulusi Köymen (D.P.) ordumuzun iktisap etmekte olduğu kudretten duyduğu memnuniyeti be­lirterek personel dâvasının mühim ol­duğunu söyledi, askerî terfi kanununun kısa bir zamanda hazırlanmasını, birliklerin teftişinin modernize edil­mesini, istedi. Ordunun harbde ve sulhta memleket hizmetinde olduğu­na işaret etti.

Kars mebusu Mehmet Hazer (C.H.P.) moral eğitimine ehemmiyet verilme­sini, Sinop mebusu Muhit Tümerkan (C.H.P.) tebdilhava alarak giden er­lerin durumlariyle daha yakından il­gilenilmesini istediler.

Ankara mebusu Seyfi Kurtbek (D.P.) Millî Müdafaa teşkilâtında bir re­forma gidilmesinin lâzım geldiğini ileri sürdü.

Muğla mebusu Natık Poyrazoğlu (D.P.) millî müdafaa teşkilât ve müessesele­rinde gereken değişikliklerin yapılma­sının bir zaman ve ilmî tetkik işi ol­duğunu belirtti ve terfi ve maaş iş­lerinin düzenlenmesinin gerektiğini söyledi.

Siirt mebusu Mehmet Daim Süalp (D. P.) ordunun kültür seviyesinin artı­rılmasını, yedek subay kanununun ye­niden  düzenlenmesini istedi.

İstanbul mebusu Tahsin Yazıcı (D.P.) askerî eğitimde gece talim ve terbi­yesine önem verilmesi ve at neslinin islâh edilmesi gerektiğini söyledi.

Erzincan mebusu Veysel Varol (D.P.) ordudan ayrılan subayların tekrar or­duya alınmasını temenni etti ve or­duda şoför eğitimine, askerî hastaha-ne ve buradaki personelin yetiştiril­mesine ehemmiyet verilmesini iste­di.

Bu konuşmalardan sonra söz alan Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili Şem'i Ergin şu konuşmayı yaptı:

«Hükümet bütçesinin büyük bir kıs­mını ihtiva eden Millî Müdafaa Ve­kâleti bütçesini huzurunuza getirir­ken, muhterem arkadaşlarımın bu münaseebtle çeşitli konuları ele ala­rak izhar ettikleri tenkit ve temen­nileri şükranla karşıladığımı beyan­la söze başlıyacağım, personel mev­zuu silâhlı kuvvetlerimizin temel iş­lerinden biridir. Kuvvetlerimizde su­bay  ve  assubay  mevcudunun  muayyen bîr standartta bulundurmak için alınmış bir çok tedbirlerimiz vardır. Bu meyanda bilhassa yedeksubay ka­nunu tasarısı üzerinde tâdiller yap­mak, teknik personel ihtiyacını gider­mek için teknik assubay yetiştirmek ve kısa devreli subaylar yetiştirmek önemli işlerimiz meyanmda . bulun­maktadır.»

Tahsilli olanların hizmet sürelerinin azaltılmasına temas eden Millî Müda­faa Vekâleti Vekili, silâhlı kuvvetle­rimizde teknik silâhların çoğalması bir takım mekanik bilgilerin öğretil­mesini gerektirdiğinden hizmet süre­sinin olduğu gibi muhafazasının icap ettiğini belirtmiştir.

Bazı dairelerimizin sivil personel ile takviyesi, motorlu araçların şoför ih­tiyacının sivil halktan temini husu­sundaki temennilere . karşı Millî Mü­dafaa Vekili «geri hizmetlerimizde ka­bil olduğu kadar sivil personelden is­tifade ederek buralardan tasarruf e-dilecek subayları kıta hizmetlerinde kullanmak üstünde bir bulunduğumuz iştigal mevzuudur. Şoför ihtiyacını si­vil elemanlardan ziyade ehliyetli as­kerî personelden faydalanmak ve bun­ları iyi şoför olarak yetiştirmek he­defimizdir, demiştir.

Ordu sağlığı mevzuunu münferit ola­rak mütalâa etmek doğru değildir. Bu iş memleket sağlığı ile birlikte mütalâa edilmiş ve Sıhhat Vekâleti ile işbirliği yapılarak askerî hastahane-lerden sivil halkın istifadesi imkânı temin edilmiştir.

«Orduya gelen erlerin eğitim merkez­lerinden mikrofilimlerinin alınması, tüberkülozlu olup hava değişimi alan eratın bu müddete tekabül eden iaşe maddesi tutarının topluca kendisine verilmesinin sağlanması cihetine gi­dilmiştir.

Askerlik şubelerimizin yeni ihdas edilen personel sınıflarına mal edilme­si, böyle bu müesseselerimizin yetiş­tirilmiş elemanlara tevdii tatbikine geçtiğimiz faaliyetlerimiz meyanında-dır. Bunun neticesini bu sene yaptı­ğımız Alacakurt ve mümasili tatbi­katlarda iftiharla görmüş bulunuyo­ruz.

Geçen yıldanberi başlıyan ordu hiz­metini daha cazip hale getirmek hu­susundaki faaliyetlerimizin semeresi olarak bu yıl askerî liselerimize geniş ölçüde rağbet artmıştır. Bu arada hâ­len Harb Okulunda bulunan kız ta­lebelerimiz için ayrı bir bina hazırla­mak kararındayız. Böylece ordu hiz­metlerinde kadmm da yeri olduğuna inanıyoruz.

Silâhlı kuvvetlerimizi eskiden olduğu gibi münhasıran seferde kullanılacak savaş unsuru olarak kabul etmiyo­ruz. Hazerde memleketin kalkınma fa­aliyetlerine fiilen katılmakla Millî Müdafaa Vekâleti şeref duymaktadır. Bu cümleden olarak mahsulâtımıza ârız olan süne mücadelesine uçakla­rımızla fiilen katılmış ve seferde or­dumuzun üzerinde yürüyeceği yolla­rın bakım ve onarımına iştirak etmiş, büyük şehirlerimizin trafik imkânla­rına kavuşması faaliyetlerine iştirak etmekle, vazifemizi yapmanın huzu­runu tatmış bulunuyoruz.

önemli bir mevzu olarak mevcut gar­nizonlarımızı idame, eskilerini yeni­leştirme, lojman ihtiyaçlarını gider­me bugünkü iskân işinde plânlaşmış mevzularımızdır.

Bu maksatla çıkarılmış olan 6771 sa­yılı kanunun tatbikine geçilmiş bu­lunulmaktadır. Geçen sene verilen tahsisattan başka bu sene alınacak olanla lojman yapılmasına devam e-dilecektir. Şimdiye kadar iki yüz elli subay için lojman tesis edilmiştir. Ayrıca yapılacak lojmanlı garnizonlar­la beraber bu sene bu miktar daha da artacaktır. İnşa edilecek yeni garni­zonlarımızda her türlü ihtiyaçlar dü­şünülmüştür. Ordu personelinin ço­cuklarını okutmak üzere yurtlar aç­mak, dinlenme kampları tesis etmek, lojman ihtiyaçlarını gidermek, terfi tâyin ve nakil işlerinde standart bir usul kullanmak tatbikine geçtiğimiz kararlarım izdir.»

Orduda at neslinin İslahı hususunda Millî Müdafaa Vekâleti Vekili şunla­rı söylemiştir:

«Orduda at neslini islâh etmek üzere mevcut veteriner tay depolarımızdan gayri    halk  elinde  bulunan istikbali iyi taylar alarak yetiştireceğiz. Bu maksat için evvelce Ziraat Vekâleti­ne devredilmiş olan haralarımızdan birini istemiş bulunuyoruz. Böylece ordu atı yetiştirilmesi üzerinde çalı­şıyoruz. Bu hususta Ziraat Vekâleti ile de anlaşmış durumdayız.

Üçlü kuvvetlerimizde mevcut fabrika ve tamirhaneleri her üç kuvvetin ih­tiyacını giderdikten sonra artan kapa­sitesiyle diğer Vekâletler ihtiyacına tahsis etmek üzere bir döner serma­yeye bağlamak ve böylece bu mü­esseselerden kalkınma mevzuunda da istifade etmek için hazırlanan kanun tasarısı yakında Yüksek Meclise su­nulacaktır.

Münferiden sorulan diğer sualleri de tatminkâr bir şekilde cevaplandırmış elan Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şem'i Ergin .sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Muhterem arkadaşlarımın, vâki olan diğer irşat ve temennilerini de 1957 senesi için çalışma programımıza dahil edeceğimize inanmalarını di­lerim.

İki gündenberi devam eden bu çalış­malarda yüksek heyetinizin gösterdiği alâkaya Millî Müdafaa Vekâleti Vekili olarak ve silâhlı kuvvetler adına şük­ranlarımı sunarım.»

Bütçe encümeni yarın saat 10 da top­lanacaktır.

11 Ocak 1957

 Ankara :

Gazetelerin sahife adetleriyle ebadı­nın tahdidi hakkında olup 7/2/1956 tarihli ve 4/6619 sayılı Kararname ile meriyete konulmuş bulunan K/1008 sayılı karara bazı hükümler eklenme­si hakkındaki K/1063 sayılı karar bu­günkü resmî gazetede neşredilmiştir.

Madde: 1  7/2/1956 tarihli ve 4/6619 sayılı kararname ile meriyete konu­lan K/1008 sayılı karara aşağıdaki hü­kümler eklenmiştir:

1  Gazete ve dergiler her ayın bas­kı  sayısını  ve   iade   miktaSr   ve   nispetini ertesi ayın sonuna kadar Dev­let Vekâletine ve Türkiye Gazete Sa­hipleri Sendikasına pulsuz birer be­yanname ile bildirmey mecburdur­lar.

2Kâğıt bobinlerinze delenmesi ve­ya  sair  suretlerle  hasarı     dolayısiylegazete ve dergi baskısında kullamlamıyan ve patlak adı ile satılan    ba­sılmamış   gazete   kâğıtları,   müstehli­ke hiçbir suret ve bahane ile kilosu 90 kuruştan yukarı fiyatla satılamaz.

3Basılmış gazete ve dergiler    herne şekilde ve suretle olursa olsun am­balaj için kullanılmak üzere satıldığıtakdirde,   bunların   kilosu   müstehlike 100 kuruştan yukarı fiyatla satılamaz.Bir   gün   önceki nüshalar   dahi   olsa,eski tarihli gazetelerle günü    geçmiş dergilerin tane ile satışı yasaktır. Koleksiyon eksiğini   tamamlamak   iste­yenlere  eski  tarihli- gazete  ve  dergi­ler, üzerlerinde yazılı fiyatın bir mis­linden fazlasına satılamaz. Bu satış­lar kopyalı bir fatura ile yapılır. Sa­tılan   gazete   ve   dergilerin  tarih ve numaralan kaydolunur ve aynı güne ait nüshalardan beş taneden fazlasını satmak yasaktır. Resmidaireve mü­esseselerin  muamelât  ve  koleksiyon­larını  alâkalandıran  satışlar  yukarki miktarla mukayyet değildir

4 Basılmamış   kâğıtlarla,   basılmış gazete ve dergileri kararnamenin tesbit ettiği fiyattan yükseğe müstehlikesatanlar hakkında millî korunma ka­nunu hükümleri  dairesinde takibatyapılır.

 Gazete ve dergilerin ikinci bas­kı yapmaları yasaktır.

6 Baskı sayıları yirmibine kadar olan gazete ve dergiler yüzde 25, kırk bine  kadar olan gazete ve    dergiler yüzde 20 ve kırk binden yukarı olan gazete ve dergiler ise yüzde 15 ten faz­la iade kabulü esasına göre baskı ve satış yapamazlar.

7 Türkiye Gazete Sahipleri Sendi­kası, sahip ve naşirleri veya temsilci­leri üyesi bulunsun bulunmasın,    bil­ûmum g;azete ve dergilerin,    günlük baskı sayılarını, bozuklarını, kabul et­tikleri iade miktarlarını tesbite me­murdur. Sendika, her iki ayda bir veya lüzum gördükçe bu incelemeleri yapar ve yukarda işaret edilen husus­ları tesbit ederek neticeyi bir raporla Devlet Vekâletine bildirir. Sendikanın göstereceği lüzuma göre, kanaat ve­recek bilûmum vesikalarını ve defter­lerini ibraz etmiyen gazete ve dergi­ye, Türkiye Kâğıt ve Sellüloz Sanayii Müessesesi mamûlâtmdan kâğıt tah­sis edilmez. Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası tarafından uygun görüle­cek fiyatlarla ithal edilecek olan ga­zete kâğıdı ve gene sendika vasıtasiyle tevzii mukarrer malzeme için ithal lisansları verilemez ve millî korunma kanununa aykırı hareketlerinden do­layı takibat açılır.

8  Türkiye Gazete Sahipleri Sendi­kası Yönetim Kurulu bu vazifelerini karar hükümlerine uygun olarak ifa ile mükellef olup hilafı takdirinde mil­lî korunma kanunu hükümlerine göre takibe uğrar.

Madde: 2  Bu karar neşri tarihinde meriyete girer.

 Ankara ;

Maarif Vekâleti Basma Yazı ve Re­simleri Derleme İdaresince artık gü­nün ihtiyaçlarına cevap veremiyecek hale geldiği anlaşılan 21 Haziran 1934 tarihli ve 2527 sayılı basma yazı ve resimleri derleme kanunu, «fikir ve sanat eserlerini derleme kanunu» adı altında yeniden ele alınmış ve uzun zamandanberi üzerinde yapılan çalış­malar ikmal edilerek mütalâaları a-İmmak üzere ilgili devlet dairelerine sunulmuştur. Bütün dünya memleket­lerinin en yeni derleme esasları ince­lenerek hazırlanan kanun lâyihasında basma yazı ve resimlerden maada fo­toğraflar, filmler ve plâklar da derle­me kanununun şümulü dahiline alın­maktadır. Memleketimizin bünyesine tamamiyle uygun bir şekilde hazırlan­mış olan yeni lâyiha, bugünün ihti­yaçlarını karşılayacak durumda tan­zim edilmiştir.

Ana hatları hakkında elde ettiğimiz malûmata göre lâyiha, 6 fasılda müta­lâa olunmuştur:

Birinci fasılda umumî hükümler bu­lunmaktadır.

İkinci fasıl, matbaacının ve prodük­törün devlete bedava teslim edeceği beş nüshanın nerelere tahsis oluna­cağını göstermektedir.

Üçüncü fasıl, editörün teslim eyliye-ceği iki nüshanın tahsis yerleri ve şartlarını âmirdir.

Dördüncü fasıl, derleme organizasyo­nundan bahsetmekte, istişare mahi­yette kurutacak komitenin teşekkül tarzı, vazife ve selâhiyetlerini mü-beyyin bulunmaktadır.,

Beşinci fasıl, ceza hükümlerini muh­tevidir. Kanuna aykırı hareket eden­lere bin liraya kadar ağır para ve 3 aya kadar hapis cezaları derpiş edil­mektedir.

Altıncı fasıl ise müteferrik bazı hü­kümleri  ihtiva  etmektedir.

Matbaacı ve editörün müşterek mü­kellefiyeti esası, memleketimizde ilk defa tatbik sahasına konacaktır. Ay­rıca bundan böyle derleme işlerine Maarif İdareleri yerine umumî kütüp­haneler bakacak, derledikleri nüsha­lardan birini kendi koleksiyonlarını zenginleştirmek maksadiyJe muhafa­za edecek, böylece bu yeni tasarıdan kütüphanelerimiz de çok fayda göre­cektir.

Vekâletlerin mütalâalarını müteakip tasarının önümüzdeki aylarda Büyük Millet Meclisine sevkedileceği ve bu toplantı devresinde görüşülerek ka­nunlaşacağı kuvvetle tahmin edil­mektedir.

 Ankara :

Bu sabah Avusturya elçiliği tarafın­dan müteveffa Avusturya Reisicum­huru Theodor Koerner'in istirahatı ruhu için İtalya sefaretine bağlı kili­sede bir ruhani âyin tertip olunmuş­tur.

Bu âyine Reisicumhurumuz adına hu­susî kalem müdürü Faruk Berkol ve Başyaver Kurmay Yarbay Faik Taluy. hükümet namına Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, Protokol ümum Müdür Vekili Yümni Serez iş­tirak etmişlerdir.

 İstanbul :

Amerikanın askerî ve iktisadî yardım­da bulunduğu memleketleri ziyaretle yardım programlarının tatbikatı ve elde olunan neticeler hakkında tet­kikler yapmağa, Başkan Eisenhower, tarafından memur edilen «Amerikalı vatandaşlar müşavir heyeti» bugün saat 16 da hususî bir uçakla İstanbu-la gelmiştir.

Başvekil adına Başvekâlet hususî ka­lem müdürü Muzaffer Ersü, misafir heyete uçaktan inişlerinde «hoş geldi­niz» demiştir.

İlim, gazetecilik, sanayi, bankacılık ve işçilik sahalarındaki yüksek mevki iş­gal eden tanınmış Amerikan şahsiyet­lerinin dahil bulunduğu müşavir he­yet, hava meydanında ayrıca, Vali Vekili Cevat Çapanoğlu, Amerika Bü­yük elçisi Mr. Warren, Basın  Yayın ve Turizm Umum Müdürü Halim Al-yot, Hariciye Vekâleti Protokol Umum Müdür Muavini Veysel Versan, Amerikan başkonsolosu ve konsolos­luk ^erkânı, Emniyet Müdürü, Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü temsilcisi ile basın mensupları tara­fından karşılanmıştır.

Amerikanın en büyük çelik korporasyonu sabık idare meclisi reisi olan he­yet başkanı Benjamin P. Fairless, kar­şılamayı müteakip İstanbul radyosu­na kısa bir beyanat vermiş ve bu be­yanatında demiştir ki: «Türkiyeye gelişimden dolayı çok memnunum. Güzel şehrinizi ve memleketinizi ilk defa ziyaret ediyorum. Pazartesi gü­nü, İstanbuldan ayrılmadan evvel, edindlğim intibalar hakkında bir be­yanat vererek istediğinizi yerine ge­tirmeğe çalışacağım.»

Heyet başkanı, meydanın şeref sa­lonunda da basın mensupları ile gö­rüşmüş ve muhtelif sualleri cevap­landırmıştır. Benjamin Fairless he­yetin vazifesi hakkındaki bir suale verdiği cevapta, «Amerikan harici yar­dımının nasıl kullanıldığı hakkında tam ve sarih bir fikir edinmek üzere bu seyahate çıkmış olduklarını, ken­dilerini herhangi bir memlekete ya­pılan yardımın arttırılması, veya azaltılması yolunda      kararlar vermek

mevkiinde olmadıklarını, sadece mü­şahedelerini bir rapor halinde tesbit ederek Başkan Eisenhower'e sunacak­larını ve istikbale ait bazı tavsiyeler­de  bulunacaklarını»   belirtmiştir.

Şimdiye kadar ziyaret ettikleri mem­leketlerde, Amerikan yardımının na­sıl kullanıldığı hakkındaki intibaları-nı soran bir gazeteciye, Benjamin P. Pairless, «Kanaatimizce bu memle­ketler umumiyetle yardımı iyi bir şe­kilde kullanmaktadırlar» diye cevap vermiştir.

Heyet başkanı, diğer bir suale ceva­ben de, «Eisenhower doktrininin, Or­tadoğu memleketlerinde komünizm tehlikesini önliyeceğini ümit ettiğini ifade i!e komünizmden korunmak için takip edilecek yollardan birinin de komünist olmak istemeyen memleket­lerin korunması» olduğunu belirtmiş­tir.

Mümtaz Amerikalı şahsiyetlerden te­şekkül eden ve memleketimizde 4 gün kalarak tetkiklerde bulunacak olan heyete Benjamin Fairless'den başka Amerikan Maden İşçileri Birliği Re­isi John Lewis, Virginia Üniversitesi rektörü Dr. Colgate W. Darden, New-York Herald Tribüne gazetesi idare, meclisi reisi Whitelaw ile 5 kişilik bir teknisyen grupu da dahildir.

Teknisyen grupunda Hcward J. Mai­lin (İdareci), Donald B. Woodward (İ-darecij, Means Johnston Jr. (Askerî müşavir), Dr. Jack K. Bennett iikti-satçı( ve Robert Silman (Tıbbî mü­şavir)  bulunmaktadır.

Amerikalı vatandaşlar müşavir he­yeti, Yeşilköy hava meydanından İs-tanbuldaki ikametleri sırasında misa­fir kalacakları Hilton oteline gitmiş­lerdir.

Ankara :

İşletmeler Vekili Samet Ağaoğiu bir muhabirimize aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:Memleketimizde son yıllar içinde di­ğer sanayi kollarında olduğu gibi, mensucat sanayii sahasında da çok büyük inkişaflar kaydedilmiştir.    Bu

sanayide müşahede olunan ilerleme Demokrat Partinin programına uygun olarak takip etmekte bulunduğu ik­tisadî politikanın tabiî bir icabı ha­linde, daha ziyade hususî sektörde kendisini göstermektedir. Filhakika 1949 yılında mühim bir kısmı devlet sektörüne ait iki yüz kırk bir bin beş yüz pamuklu iğ adedi inşaları ilerle­miş ve birbiri arkasına 1957 yılı so­nuna kadar ikmal edilecek fabrika­larla birlikte şimdi bir milyonu aş­maktadır. Bunun yedi yüz binden fazlası hususî sektöre aittir. Tezgâh adedi de aynı inkişaf seyri ile altı binden yirmi bine çıkmak üzeredir.

Bunun da on beşinden fazlası hususî sektörün elindedir. Bu suretle 1949 yılında yüz kırk üç milyon metre o-lan pamuklu dokuma imalâtı yedi yüz milyon metreye yükselmektedir.

Kısaca söylediğimiz bu inkişafın ne­ticesi olarak mensucat sanayiimizin boya ihtiyacı büyük rakamlara var­mış bulunuyor. Gerçekten 1956 yılı imalâtımiz olan üç yüz yetmiş beş mil­yon metre için sırf boya temini bakı­mından harice ödediğimiz döviz yir­mi milyon liradır.

Bazı fabrikaların basma tesislerinin henüz ikmal edilmemiş olması sebe­biyle boyama ile çok alâkalı fason i-çin başka memleketlere gönderdiği­miz altmış milyon metre ham bezin basma haline getirilmesi de 40 mil­yon liraya mal olmaktadır ki, boya ile beraber mecmuu 60 milyon lira eder. Ayrıca bu yıl ve önümüzdeki se­ne imalâtın yedi yüz milyon metreye ulaşması yalnız boya için 60 milyon lira civarında döviz ödemeyi icap et­tirecektir.

İşte bu şartlar bugün dünyadaki em­sali arasında gerek vasıf ve gerek miktar itibariyle birinci plânda bir yer işgal etmekte bulunan mensucat sanayiimizin yeni bir merhalesine gir­mek zamanının gelmiş olduğunu gös­termektedir. Bu, mensucat boyaları sanayiinin tahakkuk ettirilmesi merhalesidir. Hükümet bu merhalenin de en kısa zamanda aşılması ve boya sa­nayiinin kurulması işini mensucat sanayiinde haiz olduğu büyük ehem­miyetle mütenasip olarak hususî   teşebbüsle işbirliği halinde tahakkuk ettirmek kararını almış ve bu kara­rını derhal tatbik sahasına  koymuştur.

Bu maksatla Sümerbank Umum Mü­dürlüğünün yaptığı etütlerle elde e-dilmiş müspet neticeler de nazara almayarak bu işi beraberce tahakkuk et­tirmek üzere mensucat sanayiimizde ehemmiyetli mevkiler işgal etmiş olan müesseseler davet edilmiş ve Bos­sa, güney sanayii, santral mensucat, Çukurova ve Bozkurt firmaları ile mevzuun muhtelif cepheleri üzerinde yapılan görüşmeler sonunda bu fir­maların gösterdikleri arzuya uyula­rak sermayesinin yarısı Sümerbanka diğer yarısı da müsavi hisselerle ken­dilerine ait olmak üzere 10 milyon li­ra sermayeli bir şirket teşkiline karar verilmiştir. Şirket mukavelesi18 Ocak 1957 günü imzalanacaktır. Ancak bu müddet içinde şirkete iştirak arzusun­da bulunacak sanayii ile ilgili diğer hususî teşebbüslerin arzularının isafının temini için de kurucu beş bü­yük müessese hisselerinden yüzde el­li nisbetine kadar feragatta bulunma­yı şimdiden kabul etmişlerdir.

Bu teşebbüs en kısa bir zamanda memleketimizin boya ihtiyacını ta­mamen karşılıyacak ve lüzumlu tesis­lerin kurulmasını temin edecektir.»

 İstanbul :

Bir aydanberi Londrada bulunan Ma­lezya Başvekili Tengü Abdurrahman beraberinde Maliye Vekili olduğu hal­de bu gece saat 21.45 te uçakla İstanbula gelmiştir.

Bu yıl ağustos ayında bağımsızlığına kavuşan Malezya ile İngiltere arasın­da akdedilecek askerî ve malî anlaş­malar mevzuunda Londraya gitmiş bulunan Başvekil Tengü Abdurrah­man hava meydanında gazetecilerle yaptığı konuşma esnasında Londra görüşmeleri ve seyahati hakkında izahat vererek ezcümle şunları söyle­miştir:

«Bir aydanberi Londrada İngiltere ile bir karşılıklı müdafaa ve dostluk pak­tı imzalamak üzere görüşmeler yap­makta idik. Buna göre memleketimizin komünist asilerle yaptığı mücade­lede İngilterenin bize vereceği yar­dıma mukabil biz de onlara Malezya topraklarında kara ve hava üsleri te­sis etmek hakkını vereceğiz. Bu ara­da, Malezya ordusunun yetiştirilmesi, talim ve terbiyesi işleriyle de İngilte­re meşgul olacaktır.»

Başvekil Tengü Ab dur rahman müza­kerelerin memnuniyet verici bir hava içinde cereyan ettiğini belirtmekle be­raber, İngiltereden istenilen malî yar­dımın sağlanamadığını beyan etmiş­tir.

Misafir Malezyalılar şehrimizde iki gün kaldıktan sonra pazar günü memleketlerine müteveccihen hare­ket edeceklerdir.

 Ankara :

Bütçe encümeni bugün sabah ve öğ­leden sonra encümen ikinci reisi Kırk­lareli mebusu Şefik Bakay'ın riyase­tinde toplanarak Millî Müdafaa Ve­kâleti bütçesinin fasılları üzerindeki müzakerelerine devam etti. Sabahki toplantı sırasında söz alan Sinop me­busu Muhit Tümerkan (C.H.P.) büt­çenin heyeti umumiyesi üzerinde ko­nuşacağını bildirince, reis, bütçenin heyeti umumiyesi üzerindeki müza­kerelerin dün akşam sona ermiş bu­lunduğunu ve fasıllara geçilmiş ol­duğunu bildirerek, ancak fasıllar üze­rinde konuşacağını söyledi. Bunun la­zerine Muhit Tümerkan encümeni ter-ketti.

Bundan sonra muhtelif hatipler büt­çenin fasılları üzerinde söz alarak kız talebe öğretimine gerekli şekilde alâ­ka gösterilmesini, moral hizmetleri­nin daha mütekâmil bir hâle getiril­mesini, bu hususta bir talimatname ile madalya ve nişan kanununun lü­zumunu, İlahiyat fakültesi mezunla­rına moral hizmetler bahsinde .ordu saflarında vazife verilmesini istediler. Hatipler bundan başka moral eğiti­miyle statik bir daire olan personel dairesinden ziyade eğitim dairesine bağlanabileceğini, söylediler. Bundan başka subay evleri inşaatında ilk plân­da mübrem olanların nazarı itibara alınmasının yerinde olmakla beraber bunların kuvvetler arasında mütesaviyen olmasını, ordu saflarında mev­cut ahenk ve nizamın muhafazası ve çoğalması temennisinde bulundular.

Hatiplerin izhar ettikleri diğer tenkit ve temennilere Devlet Vekili ve Mil­lî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Er­gin ile Erkânı Harbiyei Umumiye Re­isi ve Kuvvetler Kumandanları cevap verdiler.

505 nci fasılda teklif edilen 30 milyon liralık tahsisattan 11.688.000 bin li­ranın tenkisiyle bunun 5.100.000 lira­sının 741 faslın 12 inci maddesine. 4.588.000 lirasının aynı faslın 13 üncü maddesine ve mütebaki 2.000.000 lira­nın 761 fasla ilâvesine mütedair tek­lif kabul edildikten sonra Millî Mü­dafaa Vekâleti 1957 malî yılı bütçe­sinin tümü üzerindeki müzakereler ta­mamlandı ve bütçe kabul edildi.

Bütçe encümeni yarın saat 10 da top­lanacaktır.

12 Ocak 1957

Adana :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko­raltan, bugün öğleden evvel Vilâyeti, Belediyeyi, Adalet Sarayını, Baroyu ve Yurtiçi Bölge Kumandanlığını ziyaret etmiştir.

Koraltan Yurtiçi Bölge Kumandanlı­ğında, şehrimizin tanınmış iş adam­larından Mehmet Nuri Sabuncu ile tanışarak, yapmış olduğu birçok hayır işlerinden dolayı kendisini hararetle tebrik etmiştir. Bu arada Mehmet Nuri Sabuncu, Adanada yaptırmış ol­duğu çift minareli camiin 14 dönüm­lük sahası üzerinde bir de lise yap­tırmayı vadetmiştir.

Mehmet Nuri Sabuncunun bu büyük hareketi karşısında Koraltan, kendisi­ni kucaklıyarak alnından Öpmüş ve başta vali, kumandan, parti reisi ol­mak üzere hazır bulunanlar da hara­retli  tebriklerini  bildirmişlerdir.

Ankara :

Bütçe  encümeni bugün saat  10     da

encümen başkanı Halil İmrenin ri­yasetinde toplanarak Dahiliye Vekâ­leti "bütçesinin müzakeresine başladı. Celse açıldığı zaman raportör Seyhan mebusu Ahmet Topaloğiu, Dahiliye Vekâleti ile birlikte emniyet genel müdürlüğü ve jandarma umum ku­mandanlığı bütçelerinin bir arada gö­rüşülmesini teklif etti. Bu teklif ka­bul olundu.

Bundan sonra söz alan Çanakkale mebusu Safottin Karanakçı (Hür. P.) Dahiliye Vekâletinde geçen sene ku­rulması kararlaştırılan «İlmi heyet» ile «İdarî heyetin» kurulup kurulma­dığını, nüfus yazımı kanununun Mec­lise gelip gelmediğini, antidemokratik kanunların gözden geçirilip geçiril­mediğini, toplantı ve gösteri yürüyü­şü-kanununun hükümetçe tadilinin düşünülüp düşünülmediğini    sordu.

Yozgat mebusu Ömer Lütfi Erzurumoğlu (D.P..) memleket dahilinde em­niyet ve huzuru temin eden Dahiliye Vekâletinin bu husustaki faaliyetle­rinden duyduğu memnuniyeti belirtti ve kaçakçılığın yüzde seksen nisbetin-de azalmasından sevinçli olduğunu bildirdi. Emniyet kuvvetlerine mo­torlu vasıtaların temin edilmesini, zabıtanın tevhidi işinin ele alınma­sını istedi.

Ordu mebusu Sabri İşbakan (D.P.) ge­çen sene bütçe encümeninde edilen temenniler üzerine Dahiliye Vekâle­tince hazırlanan broşür dolayısiyle Vekâlete teşekkür etti, jandarma teş­kilâtının P.T.T. telefon hatlarından istifade etmesini ileri sürdü.

Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (CM. P.) toplantı ve gösteri yürüyüşleri ka­nunu üzerinde konuşarak muhalefet partileri mebuslarının zabıta kuvvet­leri tarafından takip edilmekte bu­lunduğunu ileri sürerek bu hale mâni olunmasını ifade etti ve mezkûr ka­nunun tek taraflı, olarak tatbik edil­mekte bulunduğu fikrinde bulundu.

Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P.) be­lediyelerin idare âmirlerinin muraka­besine verilip verilmiyeceği hususunu sordu.

Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C.H.P.) toplantı  gösteri  yürüyüşleri   kanunu üzerinde durarak kanunun tek taraf­lı tatbik edildiği iddiasını tekrarladı. Bu arada Alanyanm bir köyünde gay­ri kanunî olarak bir din okulunun fa­aliyette bulunduğunu, bu okulun ta­lebelerine «kara takkeliler» adının ve­rildiğini, bu mevzuda Dahiliye Vekâle­tinin hassas bulunmasını söyledi. Bu iddia üzerine söz alan Dahiliye Ve­kili Dr. Namık Gedik, Nuri Sertoğlu-nun konuşmasında ve idiasmda vazıh olmadığını, bu sözlerin etrafta bir ip­ham ve itefehhüm yarattığını bil­dirdikten sonra bu «kara takkeliler» hakkmma malûmat istedi ve bu hu­susta Vekâletin derhal harekete geçe­ceğini ifade etti. Nuri Sertoğlu da 1956 yılı mart ayında Alanyayı ziya­ret ettiği zaman ora köylerinden bi­risinde böyle gayri kanunî bir okulun bulunduğunu duyduğunu tekrar ey­ledi. Vekil de bu mevzu üzerinde has­sasiyetle durulacağını bildirdi.

Bursa mebusu Hulusi Köymen (D.P.) Ahmet Bilgin ve Nuri Sertoğluna ce­vap vererek, toplantı ve gösteri yü­rüyüşleri kanunu hakkında ileri sürü­len iddiaları karşıladı ve mezkûr ka­nunun ne için çıkarıldığı sebeplerini izahtan sonra, halkın hükümetten hizmet beklediğini bu hizmetlerin ya­pılması için de memlekette sükûn ve huzurun bulunmasının icap ettiği­ni, bu kanunun bu sebepten çıkarıldı­ğını, ancak kanunun tatbikinde bazı hatalar olmuşsa bunun da bundan sonra ortadan kalkacağı ümidinde bu­lunduğunu söyledi. Hulusi Köymen daha sonra umumî emniyet işlerinin memnuniyetbahş bir şekilde gittiği­ni belirtti.

Kırklareli mebusu Şefik Bakay (D.P.) Dahiliye Vekâletinin çıkarmış olduğu broşürden dolayı memnuniyetini bil­dirdi. Bundan sonra jandarma teşki­lâtının telefon mevzuunu bahis ko­nusu etti. İller Bankasının takatinden fazla işlere giriştiğini, bankanın elin­deki işleri bitirmeden diğer işlere gi­rişmemesini ve Rum ve Bulgar ism; taşıyan köylerin isimlerinin değişti­rilmesini istedi ve bir «İskân Vekâleti» kurulup kurulmıyacağmı sordu.

Kırşehir mebusu Tahir Taşer (C.M.P.) toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanu­nu  hakkında   düşüncelerini   belirtti,idare âmirlerinin teminatı mevzuunda konuştu.

Giresun mebusu Mazhar Şener (D.P.) mahallî idarelerin varidatı mevzuun­da konuştu ve bunların toptan kaldı­rılmasının cemiyetin bugünkü şartla­rına daha uygun olacağını ileri sür­dü.

Kars mebusu Mehmet Hazer (C.H.P.ı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanu­nunun tek taraflı olarak tatbik edil­diği iddiasını tekrarladı.

Bütçe encümeni pazartesi günü saat 10 da toplanacaktır.

 Ankara :

Saar arazisinin Almanya ile tekrar birleşmesi münasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayar ile Federal Almanya Re­isicumhuru ekselans Teodor Heuss arasmda aşağıdaki tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuştur:

Ekselans Teodor Heuss Federal Almanya Reisicumhuru

Bonn

Saar'm Federal Almanyaya avdeti dolayısiyle zatidevletlerine Türk milleti ve şahsım nâmına en hararetli teb­riklerimi sunar, bu mesut hâdise ve­silesiyle Almanyanm birleşmesi gibi adalet ve tarihî hakikatlerin icabı olan hâdisenin de tahakkuku hususun­daki en samimî temennilerimi teyit eylerim.

Celâl Bayar

Ekselans Celâl Bayar Türkiye  Reisicumhuru

Ankara

Saar arazisinin Almanya ile tekrar birleşmesi münasebetiyle bana şahsı­nız ve Türk milleti nâmına ifade et­tiğiniz dostane tebrikler için ekselan­sınıza kalbten teşekkür ederim. Mu vesile ile Almanyanm millî vahdeti­nin yeniden kurulması hususunda iz­har ettiğiniz temenniyi samimî şük­ranla karşılarım,

Teodor Heuss

Ankara :

Türkiyenin San Fransisccda bir fahri konsolosluk ihtasma ve bu vazifeye de Joseph Sigaî'm tâyinine dair İcra Vekilleri heyeti kararı bugün resmî gazetede çıkmıştır.

İstanbul :

İzmir vilâyeti umumî meclisi ile Kon­ya vilâyeti umumî meclisi reisi ve Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu Talebe Cemiyeti kongre başkanı ta­rafından Başvekil Adnan Menderese şu telgraflar gönderilmiştir:

Sayın Adnan Menderes Başvekilimiz

istanbul

İçtima devresinde bulunan vilâyeti­miz umumî meclisince DemirköprÜ ba­rajının görülmesi arzu edilmiş ve 8 Ocak 1957 günü baraj inşaatı mahal­linde görülmüştür. Tabiatte hâkimi­yeti tesis ve iktisadî istiklâlimizi te­min ve idame edecek olan büyük eserlerin vücude getirilmesinde üstün teşebbüs ve fevkalâde çalışma ve ba­şarısı münasebetiyle hükümetimize ve zati âlilerine hararetle teşekkürde bu­lunulması umumî meclisçe 9 Ocak 1957 tarihli toplantıda ittifakla ka­rarlaştırılmıştır. Hürmetlerimle arzederim.

İzmir Vilâyeti Umumî Meçlisi Reisi İzmir Valisi Kemal Hadimlı

Sayın Adnan Menderes Başvekil

İstanbul

Şehrimize 12 kilometre mesafedeki Tat'ıcak köyünde devlet su işleri ta­rafından sondaj makineleri ile açılan kuyuda 99 metrede saniyede 60 litre üzerinden tam arteziyen olarak 4 metreye yükselen suyu bugün mahal­linde gören umumî meclis azaları ve Konyalılar hudutsuz bir sevinç içinde­dirler. Vatandaşlarımızın refah ve sa­adeti için bu tarzdaki verimli çalış­malara kendisini vakfeden hükümeti­mize Konyamız namına meclis aza­larımızın minnet ve şükranları ile sarsılmaz bağlılıklarını saygılarımızla arzederim.

Konya Valisi ve Umumî

Meclis Reisi Cemil Keleşoğlu

Sayın Adnan Menderes

Başvekil

İstanbul

Yıllık, cemiyetimiz kongresinde mil­letimizin içtimaî bünyesi ile kabili te­lif olmayan Rock and roll ve strip tease danslarının gençlerimiz arasında yayılmasından duyulan teessürü .be­lirtir ve bu zararlı cereyana müdaha­lenizi temin zımnında ittifakla kara­ra varan Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu talebelerinin dileklerinin arzı­na hürmet ve iftiharla tavassut ede­riz.

Kongre riyaseti adına Kongre Başkanı Kadir  Mısırlıoğlu

 Ankara :

Birkaç gündenberi şehrimizde bulu­nan Ürdün Hariciye Vekâleti Genel Sekreteri Dr. Yusuf Heykel, bir mu­habirimize şu ebyanatta bulunmuş­tur:

«Ankaraya gelmiş olmaktan çok mem­nunum. 1951 de İstanbula gelmiş ve bu -güzel şehirde de bir müddet kal­mıştım.

Türkiye ile Ürdün arasında samimî ve sıkı dostluk bağları mevcuttur. Ümit ediyoruz ki bu devam edecektir. Tür­kiye ve Arap memleketleri Ortadoğuda çok mühim mevki işgal etmekte­dirler. Hâlen bazı Arap memleketleri ile Türkiye arasında bir takım görüş farkları bulunduğu bir vakadır. Ben şahsen bunların kalkmasını, her iki tarafın menfaati bakımından temen­ni etmekteyim.

«Ankarayı ziyaretim, Hariciye Vekâ­leti Genel Sekreteri bulunmam sıfatiyle yabancı memleketlerdeki Ürdün elçiliklerini teftiş cümlesine girmek­te olup tamamiyle normal ziyaretler­den biridir. «Ankaraya gelişimde bazı İstanbul  gazetelerinde  Ürdünün Ankara elçiliğini kapatacağına dair ha­berler çıkmış olduğunu öğrendim. Bu haberlerin hakikatle bir gûna alâka­sı bulunmadığını katiyetle bildiririm. Ürdün Türkiye ile olan dostluğuna bü­yük önem vermekte olup, her iki memleketin menfaati bakımından bu­nun gelişmesini temenni etmektedir.» Düzeltme: Bugünkü bültenimizin 22 inci sahifesindeki 76 sayılı haberin bir ve ikinci satırındaki «Lübnan Başve­kili Şarl Melik» ibaresi «Lübnan Ha­riciye Vekili Şarl Melik» olarak dü­zeltilmiştir. Yine bugünkü bültenimi­zin 30 ncu sahifesindeki 106 sayılı ha­berin birinci satırındaki «Aden hü­kümetinin» ibaresi «Aden himaye .idaresi hükümetinin» olarak düzeltil­miştir.

13 Ocak 1957

 Adana:

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan Adanadaki ziyaretleri sırasında vilâyete uğradığı zaman kendisini karşılayanlara yaptığı hitabede ez­cümle şöyle demiştir:

«Millî bünyemizde devlet müessesesi kurulahdanberi devirler ve asırların ağır şartlarına rağmen millet menfa­atleri uğruna gerektiği zaman en baş­ta feragat gösteren zümre, memurlar olmuştur. Zaten hukukî mânada da devlet denilen müessesenin rolü bu değil midir. Mesut, bir devrin içinde yaşıyan vatandaşların kendi hayatla­rında yuvalarında, işlerinde, emniyet ve huzur ile çalışmalarının tek şartı, devlet müesseselerinde bulunanların kendi hisselerine düşen hizmetleri en az iki misli fazlasiyle görmelerine bağlıdır. Biliyoruz, memurlarımızı maddeten daha çok tatmin etmek lâ­zımdır. Milletimizin en mütekâmil re­fah cemiyetine ulaştığı gün, ki şimdi o yoldayız ve bu gün uzak değildir. O zaman hükümet' bünyesinde çalışan­ların maddî durumları daha büyük öl­çüde artacak ve genişliyecektir. Bu­nunla beraber birçok zorluklara rağ­men yakın seneler içinde artan ve genişliyen bütçelerin imkânı nisbetinde memurlarımıza yapılan müzahere­tin yekûnu yüzde 42 nin üstündedir.

Bildiğiniz gibi bütçemizin yekûnu 4 milyarın üstündedir. İnşaallah 4-5 sene sonra beş misli daha genişliye-cektir. Buna eminiz. Çünkü biliyor­sunuz milletimizin istihsal gücü hızla artmaktadır.

Ben, daha çok genç yaşta iken, hü­kümet teşkilâtının bir şubesinde va­zifeli idim. Tecrübe ve müşahedeleri­me dayanarak katiyetle söylüyorum. Müsif, asil ve kadirşinas olan millet Kendi bünyesinden çıkardığı teşkilâ­tın küçük büyük elemanlarından şu­nu bekler: Vatandaş ile herhangi bir sebeple karşılaşan küçük büyük vazi­feliler yeter ki onu güler yüzle tatlı sözle karşılasın, hangi müesseseye hangi masaya işi düşmüş ise çabuk bitirsin, süratle neticelendirsin.

Bu değişmez prensipleri vazifelilerden rica edelim. Gülen yüz, tatlı söz, ça­buk iş prensipinden ayrılmıyalım.

 İstanbul :

Teessürle haber aldığımıza göre, Türk hukuk âleminin mümtaz simalarından Ord. Prof. Ebulûlâ Mardin, bugün sa­at 19 da yüksek tansiyondan mütevel­lit âni bir beyin kanaması neticesinde hayata gözlerini kapamıştır.

Ebulûlâ Mardin kıymetli bir ilim ada­mı, çok sevilen mütevazı bir hoca, kendi sahasını alâkadar eden mevzu­larda tam bir salâhiyetle durmadan değerli eserler yayınlayarak hukuk edebiya timizi zenginleştiren sayılı bilginlerimizdendi.

14 Ocak 1957

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 16,30 da Çankayada başka bir vazife­ye tâyin dolayısiyle yakında memle­ketimizden ayrılacak olan Sovyet Rusya Büyük elçisi Boris Podtserov'u kabul etmiştir. Bu kabulde Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes- de hazır bulunmuştur.

Eskişehir :

. Devlet Demiryolları Sanayi İşçi Sendikası kongresi bugün cer atelyesi sa-lcnunda 3700 delegenin iştirakiyle ya­pılmıştır.

Çok kalabalık bir işçi kitlesinin de dinleyici olarak takip ettiği bu kon­grede Çalışma Vekili Mümtaz Tar-han sendikanın davetlisi olarak ha­zır bulunmuş ve bir konuşma yap­mıştır.

Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan, hü­kümetçe işçiler lehine yapılan ve ya­pılmakta bulunan işleri izah etmiş, pek yakında 300 milyon lira serma­yeli ve bütün işçi camiasını içine alan bir «Güven bankası» kurulacağını, kalifiye işçi yetiştirmek üzere Ankara-da çırak okulları açılacağını bildir­miş ve bu arada demiryolu işçilerini de yakından alâkadar eden mevzular üzerinde durmuştur.

Daha sonra Vekil, Türk işçi sendi­kaları mevzuuna temas ederek, 1947 yılında çıkmış olan sendikalar ka­nununun kifayetsizliği yüzünden sen­dikacılığın geri kaldığını, pek yakın­da hükümetin bu mevzuu da hallede­rek sendiklara geniş faaliyet imkân­ları sağlıyacağmı ve sendikacılığın inkişafını temin edeceğini de belirt­miştir.

Ankara :

Avusturya Reisicumhuru ekselans Theodor Koerner'in vefatı münasebe­tiyle Reisicumhur Celâl Bayar ile A-vusturya Başvekili Ekselans Raab a-rasmda taziyet ve teşekkür telgrafla­rı teati edilmiştir.

İskenderun :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, bugün beraberinde bazı me­buslar ve diğer zevat olduğu halde Arsuz bölgesindeki petrol sondaj sa­hasına gitmiştir.

Koraltan burada, petrol arama faali­yeti hakkında Amerikalı mütehassıs­tan etraflı malûmat almıştır.

Kendisine verilen izahata göre, bir nıüddettenberi devam eden sondajlar neticesinde 90 metre kalınlığında bir tuz tabakasına rastlanmıştır. Tuz tabakası kuyudaki çamurun kalitesini değiştirdiği için ameliyeyi hızlandır­mak üzere kuyunun esaslı şekilde te­mizlenmesine girişilmiştir. Hâlen top­rak altında 1800 metreye kadar inil-miştir. Sondaj, önceleri 25, sonraları 35 derecelik bir zaviye takip etmiş ve denizin altındaki arazide sondaja de­vam edilerek bu istikamette 500 met­re kadar ilerlenmiştir. Tuz tabakasına 1500 metrede rastlanmıştır.

Dünyanın başka yerlerindeki petrol aramalarında tuz, tabakalarından sonra bol petrol yataklarına tesadüf edildiği vakidir. Nitekim İran petrol­leri de bu şekilde bir tuz tabakasının altında bulunmuştur.

Arsuz'da çalışan selâhiyetli Amerikalı mütehassıs, Türkiyede behemehal pet­rol bulunacağı hakkındaki kuvvetli inancını ifade ederek demiştir ki:

«Bu bölgede petrol belki bulunur, bel­ki de bulunmaz, amma Türkiyede be­hemehal petrol bulacağız. Aksi tak­dirde büyük şirketler Türkiyeye gelip bu kadar para sarfederek boş yere kuyular açmazlar. Katı olarak tekrar edebilirim ki, Türkiyede petrol var­dır ve bunu çıkaracağız.»

Refik Koraltan, bu izahat karşısında memnuniyetini ifade etmiş ve bütün Türklerin temennisinin de bu oldu­ğunu söylemiştir.

 Ankara :

Benjamin Fairless'in başkanlığındaki Amerikalı vatandaşlar müşavir heye­ti azaları, bugün, saat 16 da beraber­lerinde Amerikan büyük elçisi Fletcher Warren olduğu halde Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderesi zi­yaret etmişlerdir.

Heyet müteakiben Başvekil Adnan Menderesi ziyaret etmiş ve bu ziya­ret esnasında bir toplantı yapılmış­tır. Bu toplantıda Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şem'i Ergin, Hariciye Vekâleti Umumî Kâ­tibi büyükelçi Muharrem Nuri Birgi, Milletlerarası İktisadî İşbirliği teşki­lâtı genel sekreteri Melih Esenbel de hazır bulunmuştur.

Toplantı saat 18.15 te sona ermiştir.

15 Ocak 1957

 Ankara :

Kcny? vilâyetine bağlı Tatlıcak kö­yünün, saniyede 60 litre su veren bir artezyen kuyusuna kavuşması mü­nasebetiyle köy halkı adına Muhtar Mevîüt Yağcı, Reisicumhur Celâl Bayara aşağıdaki telgrafı göndermiş­tir:

Sayın Celâl Bayar*

Reisicumhur

Ankara

Biz, Konyaya iki saat mesafedeki Tatlıcak köyü sakinleri çok uzun yıllardan beri zaman zaman kuraklık afe­tiyle kavrulur, bazan ekmeklik buğ­dayımızı bile müşkülâtla temin eder­dik.

Çok  kıymetli direktif ve işaretleri­nizle Kenya ovasının sulanması ve biz köylülerin refaha kavuşması için yapılan çalışmalar sayesinde köyü­müz 99 metre derinlikten yer yüzün­de 4 metreye kadar fışkıran tam ar­tezyene ve dolayısiyle hayata kavuş­muş bulunmaktadır.

Hudutsuz bir sevinç içinde bulunan biz köylüler, bu vesile ile zatı devlet­lerine minnet ve şükranlarımızı sunar hürmetle ellerinizden Öperiz.

Kenya merkez kazaya bağlı Tatlıcak köyü muhtarı Mevlût Yağcı

 Ankara :

1953 senesinde başlıyan beynelmilel Türkiye B.C.G. verem aşısı kampan­yası Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Ve­kâleti tarafından tesbit edilen prog­ram gereğince devam etmektedir.

1956 senesi sonuna kadar 42 vilâyeti­mizde umum' B.C.G. verem aşılama faaliyeti sona ermiş olup hâlen Urfa, Gaziantep. Malatya ve Trabzon vilâ­yetlerimizde aşı ekipleri, kış ayları­nın yarattığı bazı müşküllere rağmen vazifelerine aynı ciddiyetle devam et-mekte'dirler.

Bu kampanya gruplarında, Sıhhat Ve­kâletince vazifelendirilen 4 doktor 110 sağlık memuru çalışmaktadır. Unicef tarafından da diğer malzeme meya-nında bu kampanya emrine 40 motor-lü vasıta tahsis edilmiş bulunmakta­dır.

Kampanya ekiplerinin geceli gündüz­lü çalışmaları neticesinde yalnız 1956 yılında 3.400.000 vatandaşımız mua­yeneden geçirilmiş olup bunlar için­de fennen aşılanması lâzım gelen 1.350.000 kişiye B.C.G. verem aşısı tat­bik edilmiştir.

1953 yılından 1956 yılı sonuna kadar ise toptan 13.300.000 vatandaş tetkik edilerek bunlardan aşı tatbikine lü­zum görülen 5.300.000 kişi aşılanmış­tır.

Türkiye B.C.G. kampanyasının aşı ih­tiyacı ise tamamen Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsünde, ha­zırlanmakta olup, bu maksatla bu bir yıl içerisinde istihsal olunan 723 litre B.C.G. aşısının 674 litresi ise kam­panya ihtiyacına arzedilmlş bulun­maktadır.

İstanbul :

İstanbul Amerikan Kolejleri Müdürü Dr. Dunoan Balantine bugün Ameri­kan kolejlerinde edebî ve kültürel i-limler eğitiminin gelişmesine yardım etmek üzere, Rockfeller tesisi tara-ımdan 10.000 dolarlık bir bağışta bu­lunulduğunu bildirmiştir.

Bu bağışta, Türk ve Amerikan terbi­yecilerinin hizmetlerinden faydalanı­larak kolejlerde tahsilde bulunan öğ­rencilerin eğitiminde müfid olacak e-debi ve kültür ilimlerin ders program­larının hazırlanmasında esas tutula­cak mikyasların tesbitine çalışılacak­tır.

Bursa :

Almanyada bulunan bir turizm mües­sesesi bir Türk - Alman birliği kur­mak üzere teşebbüse geçmiş ve bu maksatla bir mümessilini Bursaya göndermiştir.

Merkezi Bursa olması düşünülen tu­rizm müessesinin tüzüğü hakkında Alman mümessil George Dohv tara­fından vaüye izahat verilmiştir.

Tüzük incelendikten sonra, faaliyete geçilerek müessesenin kurulması ta­hakkuk ettirilecektir.

 Ankara :

Bütçe encümeni bugün saat 10 da en­cümen reisi Balıkesir Mebusu Halil İmrenin riyasetinde toplanarak Da­hiliye Vekâleti bütçesini müzakere et­meye devam etti. Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, Vekâletin bütçesinin müzakeresi dolayısiyle ileri sürülen temenni, dilek ve tenkitleri cevaplan­dırarak ezcümle şunları söyledi:

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanu­nu  :

«Vekâletimizin bütçesi hakkındaki müzakerelerin esas sıkleti toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkındaki kanun ve bu kanunun tatbikatı üzerine oturtulmuştur. Buradaki müzakereler sırasında konuşan hatipler görüşle­rini ve fikirlerini bildirirken kanun üzerinde bir hayli durdular ve bu hu­susta bir çok düşüncelerini ortaya at­tılar. Kanun hakkında birçok arka­daşlarımın görüşlerini memnuniyetle karşılarım. Hattâ muhalefette bulu­nan bazı mebus arkadaşlarımın, aynı kanun üzerinde, bundan önceki gün­lere nisbetle daha munsif konuştuk­larını belirtmek isterim. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununun tat­bikatı sahasında ilk zamanlarda ufak tefek, fakat hiç bir zaman kaste ve suiniyete dayanmayan bazı aksaklık­lar olabilir. Hükümet buna muttali olduğu andan itibaren derhal hareke­te geçerek aksaklıkları giderme yolu­nu tutmuştur. Ancak bu kanunun tat­bikatında Vekâlete ve hükümete dü­şen vazife kadar aynı nisbette vatan­daşlara ve siyasî teşekküllere de va­zife düşmektedir. Bu kanunla mem­lekette toplantılar ve gösteri yürü­yüşleri muayyen prensiplere göre hu-dutlandırılmıştır. Kanun Büyük Mil­let Meclisinde kabul edildikten sonra, ne çare ki, Meclisteki müzakerelerin havası bütün vatan sathına yayılmak istenmiş ve toplantı hürriyeti kaldı-nlıyormuş gibi gösterilerek yine mem­lekette yer yer zorlamalar yapılmak yolu tutulmuştur. Halbuki kanunun çıktığı günden bugüne kadar   devam

eden müddet zarfında gerek siyasî teşekküller gerekse vatandaşlar ka­nunun ruhunu ve aslını öğrenmişler, hattâ kanunu benimsiyeerk ona göre hareket etmişlerdir. Kanun çıktıktan scnra muhalefet partileri ekipler ha­linde sohbet gezileri .yapmak yolunu tutmuşlardı. Bu sohbet gezilerinin a-dedi bir hayli çoktu. Mebusların se­çim bölgesinde vatandaşlariyle ko­nuşmaları normaldir. Fakat bazı mu­halefet partilerine mensup mebuslar, bu normal teması, kanunen yasak e-dilmiş hususlar içerisine sokmuşlar ve bu durum karşısında da kanunî mü­dahaleler yapılmıştır. Kaldı ki muha­lif mebus arkadaşlarımız, şimdiye ka­dar bu müdahalelerin gayri kanunî ol­duğuna dair bize herhangi bir vesika ve hâdise göstermemişlerdir.

Büyük Millet Meclisine şimdiye kadar bu mevzuda sekiz sual takriri veril­miş ve bunlar da hükümet tarafından cevaplandırılmıştır. Şimdi sizlere ka­nunun tatbiki mevzuunda bazı ra­kamlar vereyim. C.H.P. dokuz toplan­tı teklifi yapmış, bunlar kanunun hü­kümlerine uymadığından dolayı red­dedilmiştir. Keza C.M.P. dört, H. P. altı toplantı teklifi yapmış, bunlar da aynı seebplerden reddedilmişlerdir. Keza C.H.P. nin dört, Hürriyet Parti­sinin 18, D. P. nin 1 toplantısı gayri kanuni olduğu için dağıtılmış, D. P. nin iki, C.H.P. nin 8. C.M.P. nin 2. H. P. nin 13 toplantısı yine suçlu görül­düğü için dağıtılmıştır. Bu rakamlar bize kanunun tatbikatında, seyyanen hareket edildiğini göstermektedir.

Kanun elimizde bulunduğu müddet­çe bunun harfiyen yerine getirilmesi için ve onu bütün vatandaşlar arasın­da seyyanen tatbik edebilmek için eli­mizden geleni yapacağız. Büyük Mil­let Meclisinde kabul edilmiş bulunan bu kanunun tatbiki sırasında, bütün vatandaşlar ve bütün siyasî teşekkül­ler bizlere müzahir olmalıdırlar.»

Emniyet işleri:

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik bun­dan sonra Emniyet Umum Müdürlü­ğü bütçesinin müzakeresi sırasında İleri sürülen fikirleri ve sorulan su­alleri cevaplandırdı. Vekil bu ceva­bında  umumî emniyet işlerinin  1949-50 yılından bu yana daha memnuni-yetbahiş bir surette görüldüğünü ifa­deyle suçlar ve cürümler mevzuunda bir azalmanın müşahede edildiğini bildirdi. Vekilin verdiği izahata göre, 1950 den bugüne kadar hayvan hır­sızlığında yüzde 65, kasten yangın çı­karma suçlarından yüzde 75. arazi ihtilâfından doğan hâdiselerde yüz­de 60, meskene tecavüz hâdiselerinde yüzde 85, yaralama hâdiselerinde yüzde 40 nispetinde bir azalma görül­müştü.

Zabıtanın tevhidi mevzuunda da Ve­kil şöyle dedi:

«Bu mesele ile Vekâletimiz uzun u-zadıya meşgul olmaktadır. Mesele mü­himdir. Ve bu tevhit işinin evvelemir­de memleketin şartlarına uyması ge­rekmektedir. Polis ile jandarma Dahi­liye Vekâletinde hizmet bakımından tevhit edilmiştir. Fakat vilâyet ve kazalarda bu tevhit işi henüz olama­mıştır. Gayemiz kazalarda polis teş­kilâtı kurmak ve bu teşkilât kuruldu­ğu zaman jandarmayı buradan çek­mektir. Diğer taraftan gümrük mu­hafaza teşkilâtının jandarma umum komutanlığına bağlanmasiyle bu tev­hit işinin birinci merhalesi sağlanmış bulunuyor.»

Namık Gedik, daha sonra adlî zabıta teşkilâtı, zabıtanın kemiyet ve keyfi­yet meselesi, zabıtanın teknik vası­talarla teçhizi noktasında açıklama­larda bulundu.

Jandarma umum kumandanlığının çalışmalarını belirten Namık Gedik, bilhassa kaçakçılık mevzuu üzerinde durdu ve son kaçakçılıkla mücadele kanununun çıkmasından ve gümrük muhafaza teşkilâtının jandarma u-mum kumandanlığına bağlanmasın­dan sonra cenup hudutlarmdaki ka­çakçılık hâdiselerinin son derece a-zaldığını söyledi ve bu arada bir de misal vererek 1954 yılında cenup hu­dutlarında 16.636 kaçak hayvan ya­kalanmış iken 1956 yılında cem'an 29.633 kaçak hayvanın ele geçtiğini ifade etti.

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik bun­dan, sonra mülkî takimat mevzuunda durarak, Dahilâye     Vekâletinin     bu hususta Ortadoğu âmme idaresi ens­titüsü ile işbirliği yaptığını ve bu iş­birliği sonunda elde edilecek ana prensiplere göre mülkî taksimatın hazırla­nacağını, bu arada kaza ünitesine çok ehemmiyet verildiğini, tanı teşkilâtlı nahiyeler kurmak işine hassasiyetle devam edildiğini beyan eyledi. Dahi­liye Vekili bu arada imar hareketleri­ne temas ederek, vatandaşların bu umumî imar hareketlerini memnuni­yetle karşıladıklarını, bu hususta Ve­kâlete herhangi bir şikâyette bulun­madıklarını belirtti. Diğer taraftan İller Bankasının hukuki durumunu anlattı. Vekilin konuşmasını takiben İller Bankası Umum Müdürü, banka­nın teknik durumu- hakkında izahat verdi.

Bütçe encümeni öğleden sonra topla­nacaktır.

 Ankara :

Şehrimizde bulunmakta olan «Ameri­kalı vatandaşlar müşavir heyeti» şe­refine bugün Amerikan Büyükelçisi E. Warren bir öğle yemeği vermiş­tir.

Bu yemekte Başvekil Adnan Mende­res, Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, Maliye Vekili Hasan Polat-kan, İktisad ve Ticaret Vekili Abdul­lah Aker, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi, Erkânı Harbiyei Umumiye bi­rinci ve ikinci reisleri, kuvvetler ku­mandanları, Hariciye Vekâleti millet­lerarası İktisadî İşbirliği Genel Sekre­teri, Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürü, Hariciye Vekâleti NATO Da­iresi Reisi, Protokol Umum Müdür Muavini, Etibank Umum Müdürü, Ti­caret Vekâleti Dış Ticaret Dairesi Reisi ve Nafıa Vekâleti Kara Yolları Umum Müdürü hazır bulunmuştur.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 17.00 de Çankayada memleketimizi zi­yaret etmekte olan Mr. Benjamis Fair-less riyasetindeki Amerikalı vatandaş­lar müşavir heyeti azalarını kabul et­miş ve çaya alıkoymuştur.

 Ankara :

Memleketimizde muhtelif iş sahala­rında faaliyet göstermek üzere resmî ve hususî sektörle müştereken tesis­ler kuracak olan ecnebi firmalardan altısının daha 6224 sayılı kanundan istifade etmesine icra vekilleri heye­tince karar verilmiştir.

Sümerbank, Toprak Mahsulleri O-fisi, İzmir Pamuk, Üzüm, İncir, Zey­tinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birligi, Türkiye  Emlâk Kredi    Bankası,Türkiye   İs  Bankası,  Türkiye  TicaretBankası,     Türkiye Şeker FabrikalarıA.Ş.,T.C.ZiraatBankası,GiresunFındık Tarım Satış Kooperatifleri Birligi, Antalya Pamuk Tarım Satış Koo­peratifleri Birliği,  Çukurova   PamukTarım Satış Kooperatifleri    Birliğin­
den mürekkep yerli grupun, Pakistanİndustrial Development     Corperationfirmasiyle birlikte memleketimizde te­sis  edecekleri  12.000.000 T. lirası ser­mayeli «jüt ipliği, çuval ve Itanaviçeendüstrisi Türk  Anonim Şirketi»  va-sıtasiyle jütten iplik, çuval ve kana-viçe   imal   etmek   üzere  kuracakları
teşebbüse ecnebi şerikin makine    veteçhizat şeklinde vazedeceği    ceman500.000 sterling tutarındaki aynı ser­maye,İstanbulda müesses Mecdettin Şer­betçi firmasiyle mensup santral    ti­caret   T.   A.   Şirketi   hissedarlarındanFuat   Refik   Bezmenden     müteşekkilyerli grupun, Avusturyada kâin OsterrSaurer Werke A-G Wien müesseseyilebirlikte memleketimizde tesis edecek­leri 20.000.000 T. Lirası sermayeli şir­
ket vasıtasiyle 8,5 ton taşıma gücündeağır Dizel kamyon ve     otobüsleriylebunlara lüzumlu yedekparçalar imaletmek  üzere  kuracakları     teşebbüseecnebî şerikin şirket sermayesinin  %49'una   tekabül   eden   nispette   olmaküzere vazedeceği 8.624.000 Türk lirasıkarşılığı Avusturya şilini tutarındakiaynı sermaye, 588.000 Türk lirası kar­şılığı Avusturya şilini kıymetindeki patent ve 588.000 Türk lirası karşılığı A-vusturya  şilini  kıymetindeki Know  -Hov şeklindeki fikri   hak ve hizmet

Sitel  sınaî tesisler     Türk LimitedŞirketinin,   Belçikada   kâin  Papeterie
Genva.l firmasiyle birlikte memleketi­mizde  tesis  edecekleri  3.000.000  Türk
lira sı  sermayeli ortaklık     vasıtasiyleRüberoid tipinde tecrit malzemesi ileBalatum  tipi  tefriş  malzemesi     (yermuşambası)   imal etmek üzere kura­cakları teşebbüse ecnebi  şerikin ma­
kine, tesisat ve lüzumlu malzeme şek­linde  vazedeceği  1.530.000 Türk  lirasıtutarındaki aynı sermaye ile Balatumpatenti mukabilinde ecnebi hissedara
senelik satış tutarı üzerinden ödene­cek yüzde 5 nispetindeki royalty,

İstanbulda müesses Hüseyin Yel-tepe ve  ortakları firmasının, Alman-
yada kâin Herbert Heppner müessesesiyle birlikte memleketimizde tesis e-
decekleri 5.000.000 T.L. sermayeli şir­ket  vas:ltasiyle   yurdumuzda   bugünekadar imal edilemeyen 8 m/m kalınlı­ğa kadar pencere camı ile    inşaattakullanılan cam tuğla imal etmek üze­
re kuracakları fabrikaya ecnebi şeri­kin makine teçhizat, âlât ile işletmeiçin lüzumlu 2 adetyük taşımağa man
sus Wclswagen tipi kaptı kaçtı ve 2adet Remcrk şeklinde vazedeceği ce­man  3.750.000  D.  Mark     tutarındakiaynı sermaye,      . New-York'da   müesses     AmericanTurkish Factory Enterprisses ine, fir­
masının, Mutlu T.A.Ş., Mehmet   HilmiAltay ve Dolay Limited Ortaklığından müteşekkil yerligrupla birlikte mem­
leketimizde tesis ettikleri akümülâtör fabrikasına ecnebi şerikin 26224 sayı­lı kanundan faydalanmak    suretiylvazedeceği  125.000  dolar    tutarındakiaynî sermaye,

İstanbulda müessese Musa Akçaylıfirmasının     Belçikada     kâin     Moris Scharf müessesesiyle birlikte memle­
ketimizde tesis edecekleri ortaklık va­sıtasiyle masa ve duvar saatleri   imal
ve memleket ihtiyacından     fazlasını ihraç etmek üzere  kuracakları fabri­kaya  ecnebi şerikin makine ve tesi­sat şeklinde vazedeceği ceman 75.000dolar tutarındaki   aynî     sermayeleri kanunda hak ve menfaatlerden isti­fade edeceklerdir.

 Antakya  :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Köraltan, bugün, öğleden evvel Antakya müzesini ziyaret etmiş, milâttan ev­velki devrelere ve bilhassa Roma me­deniyetine ait eserler hakkında izahat almıştır.

Meclis Reisi, buradan ayrıldıktan son­ra Hataylı mücahit ve gaziler cemiye­tini ziyaret etmiştir.

Kcraltan, Millî Mücadelenin bu feda­kâr insanları arasında bir müddet kalmış ve onlarla hasbıhaller yaparak menkıbelerini ve bir,er destan elan' hâtıralarını dinlemiştir. Koraltan bu arada heyecanlı bir lisanla şunları söylemiştir:

«Siz, bize can verdiniz, kan verdiniz. Siz, Türk istiklâlinin halaskar ve müessislerisiniz. Siz müebbet insanlar smız bu millet, sizleri vatanın kıymet­li birer emaneti olarak muhafaza ede­cektir.»

Bundan sonra Öğretmenler Derneği­nin Kız Sanat Enstitüsünde hazırla­dığı çaya giden Koraltan, mücahitler cemiyetinden aldığı intibaın heyecanı ile demiştir ki:

«Mücahitlerin kahramanlık menkıbe­leri, onların vatan davasındaki eşsiz fedakârlıkları bugünkü öğretmen or­dusunun çalışmalarında elbet de bir rehber rolü oynayacaktır. Onlar bir vatan kurtardı. Siz o vatanı yüksetlmektesiniz. O. vatanın kültür ve ce­miyet hayatında, aynı yaratıcı ruhun eserlerini vermektesiniz. Cemiyetimi­zin temelleri sizlerin hazırladığı ve yetiştirdiği genç nesillerle yükselmek­tedir. Grubum bizden farkı, bu cemi­yet ve kültür dâvasını daha evvel ele almış olmasıdır. Sanatkâr ve velûd zekâların inkişafı sizlerin himmetine muhtaçtır. İstidatların tekevvününü sağlam karakterli, bilgili, seviyeli bir neslin vatan sathını baştan başa ku­caklamasını sağlamak Öğretmen or­dusunun vazifeleri arasındadır. Ha­yatımızın ileri bir seviyeye yükselmesi bu enstitüden iyi derecede çıkacak ço­cuklarımızın yetişmesi ile mümkün olacaktir. Garbın konfür dediği mede­nî vasıtaları bu çocuklar nazırlıyacak-lardır. Bunları yuvalarımızın hari-minde ve en yüksek takdirle muhafa­za  edeceğiz. Biçki bilen,  dikiş bilen,nakış bilen, yemek pişirmesini bilen genç ve aydın kızlarımızı yarının me­sut nesli olarak görmek hepimizi bah­tiyar edecektir. Burası, bu Hatay top­rakları, yarının sanatkâr çocuklarını yetiştirmek dâvasında da ileri adım­lar atan bu yurt parçası, adsız kahra­manların diyarıdır. Atatürk "Ne mut­lu Türküm diyene" buyurmuştur. Ben, bu veciz ve ebedî iftihar ifadesi olan sözü tanzir ederek şöyle diyeceğim: Ne mutlu Hataylıyım diyene.»

Koraltan daha sonra Akis Dokuma fabrikasını gezmiş, işçilerin- sürekli alkışları ile karşılanmış, Hataym ik­tisadî hayatında mühim bir yer tutan bu müessesenin sahipleri Mahmut Has ve İhsan Akşehirliyi tebrik etmiştir.

Koraltan, yarın buradan hareketle Adanaya avdet edecektir:

 Ankara :

Bütçe'encümeni bugün öğleden sonra encümen reisi Balıkesir Mebusu Halil İmre'nin başkanlığında toplanarak Dahiliye Vekâleti bütçesini müzakere­ye1 devam etti.

Celse açıldığı zaman İller Bankası Umum Müdürü, Bankanın foksiyonu, çalışma şekilleri ve üzerinde bulundu­ğu mevzular haKkında umumî malû­mat verdikten sonra muhtelif sualleri cevaplandırdı.

Kocaeli mebusu Cemal Tüzün (D.P.), idarî teşkilâtta sık sık değişiklikler yapılmasının mahzurlar doğurabilece­ğini belirtti. Bu arada teşkilât men­suplarının memleketin içinde bulun­duğu demokratik şartlara uymaları ge rektiğini söyledi.

Muş mebusu Şemsi Ağaoğlu (D.P.), jandarma teşkilâtına ait telefon şe­bekesinin genişletilmesini, Muş vilâ­yeti elektrik ve su işlerinin düzenlen­mesini istedi.

Yozgat mebusu Ömer Lütfü Erzurum-luoğlu (D.P.), idarî teşkilâtın vazife­lerine mahallî idarelere genel bütçe­den yapılan yardımlara temas etti.

Çankırı mebusu Tahsin Nahit Uygur (D.P.), bazı büyük şehirlerde girişilen imar hareketlerinin memleket sathın­da genişletilmesi temennisini izhar et­ti ve Çankırı vilâyetinin su işlerinin hallini istedi.

Kırklareli mebusu Şefik Bakay (D.P.), nüfus işleriyle de alâkadar olmak ü-zere bir toprak iskân vekâleti kurul­ması hususunda ne düşünüldüğünü sordu.

Çanakkale mebusu Safaeddin Kara-nakçı (Hür. P.), antidemokratik ka­nunlar, Dahiliye-Vekâleti Teşkilât ve il idaresi kanunlarının tâdili çalışma­ları hakkında izahat istedi. Merkez valileri hususunda Vekâletin hassasi­yet göstermesini ve İmroz ile telsiz ir­tibatı sağlanmasını temenni etti.

Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P.), ma­hallî idarelerin yapacağı işlerin İller Bankası tarafından programa müste­niden finanse edilmesini ileri sür­dü.

Rize mebusu İzzet Akçal (D.P.), alt kademedeki bir kısım idarî teşkilât mensupları için bir intibak kanunu hazırlanıp hazırlanmadığını sordu. Mahallî idarelerin para sarf ve ciba-yet işlerinin Maliye Vekâletine devri­nin faydalı olabileceğini ileri sürdü.

Gümüşane mebusu Zeki Başağa (D. P.), elektrik ve su işlerinde tesislerin önce büyük merkezlerde kurularak kü çük merkezlere doğru bilâhare yayıl­masının daha uygun olacağını söyle­di.

İzmir mebusu Behzat Bilgin (D. P.) mahallî idarelerin gelir menbalan i-tibariyle durumları hakkında izahat verilmesini, Çoruh mebusu Yaşar Gümüşel (D.P.) İller Bankasının elek­triklendirme sahasındaki çalışmaları­nın düzenlenmesini, Trabzon mebusu Süleyman Fehmi KaJaycıoğlu (D.P.), Teşkilât binalarının imkânlar nispe­tinde ıslâhını, Muş mebusu Şefik Çağlayan (D.P.), vilâyetlere verilen tahsisatın kontrol edilmesini, Rize mebusu Kemal Balta (D.P.), idarî teşkilâttaki değişikliklerin bir programa bağlanmasını istediler.

Bundan sonra söz alan Dahiliye Veki­li Dr. Namık Gedik müzakereler es­nasında ileri sürülen fikir ve mutalâalarm daha ziyade İller Bankasının çalışmaları üzerinde tekasüf ettiğini belirttikten sonra dedi ki:

«Banka umum müdürü arkadaşımız, bankanın kuruluş ve çalışmaları hak­kında gerekli teknik izahatı verdiler. Ben de bu mevzu üzerinde biraz dur­mak istiyorum. Vekâlet olarak, 955 yı­lında ele alman teşebbüsleri tahak­kuk ettirinceye kactar yeni teşebbüsle­re girmemek kararındayız. Bir taraf­tan mahallî imkânlardan istifade et­mek diğer taraftan hükümetin yar­dımlarından faydalanmak suretiyle geniş bir kalkınma faaliyetine giriş­miş bulunuyoruz.»

Bu çalışmalardaki mevzii bazı gecik­melerin sebeplerine temas eden Dahi­liye Vekili bunun konjoktörün seyrin­deki fevkalâdelikten ileri geldiğini te­barüz ettirdi, bu arada Vekâletin bü­tün imkânlarını seferber ederek İkiz-dere tesislerinin ikmaline çalışacağını söyledi.

Vekil devamla dedi ki:

«Vekâlette iş tutumumuz hizmet esas ve kıstasına müsteniddir. İdarî teş­kilâtta sık değişiklikler yapılmasının mahzurlu olacağı bir hakikattir. Bu bakımdan mutlak ve rijit bir prensibe bağlı değiliz. Teşkilâtımızda demokra­tik zihniyetle hareket eden valilerin bulunmasını sağlamak, bu şekilde ha­reket etmeyenlerin hizmetlerinden fe­ragat etmek, sadece en kıymetli ve liyakatli elemanları seçmek vazifemiz­dir.

Dağınık bulunan köylerin yeni ka­nunlar ve tedbirler sayesinde birbir­leri ve merkezlerle irtibatı temin edi­lecektir. Bir memleketi sadece An­kara, İstanbul ve İzmir olarak müta­lâa eden bir hükümet ve bir siyasi parti değiliz. Bütün imkânlarımızla her yere yardım edeceğiz. Hükümet o-larak iş tutumumuz, memleketi bir bü tün olarak maddî ve mânevi imara götürmektir.»

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, mem leketin bu mânada bir bütün olarak kalkınması için gerekli ham madde­nin teminindeki ehemmiyeti belirte­rek bu hususta şimdiye kadar yapılan envestismanlardan neticelerinin alın­dığını çimento vesair iptidaî madde kaynaklarının temin edildiğini söyle­di.

Vekil sözlerine şöyle devam etti:

«Bütün memlekette,  lıer mahallin Kendi imkânlarına hükümet yardımı­nı katarak onları kalkındırmak ve bu faaliyetlerimizi yurdun her tarafına götürmek azim ve kararındayız. Mem­leketin imarı mevzuunda fikir ve mü­talâalarından istifade etmek . üzere, kendi memleketlerinde bu sahada çok büyük hizmetler ifa etmiş olan iki mütehassısı Türkiyeye davet etmiş bulunuyoruz. İller Bankasında bu iş­lerde en yetkili elemanlardan müte­şekkil yüksek seviyede bir imar heyeti kurmak kararındayız.»

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik bun­dan sonra Dahiliye Vekâleti merkez teşkilât kanunda değişiklikler yapıl­dığını, il idaresi kanun ile antidemok­ratik "kanunlar mevzuundaki çalışma­ların devam etmekte olduğunu söyle­di.

Vekil bundan başka muhtelif sualle­re cevaben İmroz adasındaki telsiz teşkilâtının yeniden takviye edileceği­ni, mahallî idarelere ait paraların sarf ve cibayeti işlerinin maliyeye devrinin tasarrufu temine yarayacağını, nahiye müdürleri, tahrirat kâtipleri ve nü­fus memurları hakkında ayrı intibak kanunlarının mahzurları önlemiye feâ fi gelmiyeceğini bu memurların terfi­leri hususunda^ âzami kolaylık ve mad dî imkânların esasen sağlandığını bil­dirdi.

Dahiliye Vekilinin konuşmasından sonra fasılların müzakeresine geçildi ve müzakereyi mütaakıp Dahiliye Ve­kâletinin 1957 malî yılı bütçesinin tü­mü kabul, edildi.

Bütçe encümeni yarm saat 10 da toplanacaktır.

16 Ocak 1957

 Ankara :

Alman Stahl    -    Werke Südwestfalen

Alman çelik müessesesinin şehrimiz­de bulunan umum müdürü Brich, bu­gün bir basın toplantısı yaparak ma­kine ve kimya endüstrisi kurumu ile Alman çelik müessesesi tarafından ye­ni kurulmuş bulunan Çelik Limited Şirketi hakkında geniş izahat ver­miştir.

Bu basın toplantısında makine ve kimya endüstrisi kurumu umum mü­dürü Fuat Yucesoy, umum müdür mu­avinleri Kenan ile Reşat Sarıbaş, Hur­dacılık Şirketi Umum Müdür Muavini, yeni kurulan Çelik Limited Şirketi Türk ve Alman müdürleri ile şirket murakıbı hazır bulunmuştur.

Ecnebi sermayenin iştirakiyle 1956 yı­lı Kasım ayında. Türk - Alman işbir­liğinin tir tezahürü olarak kurulmuş elan çelik limited şirketinin yapacağı faaliyetleri belirten Brich, basın men­suplarına geniş' izahatta bulunmuş­tur. Bu izahata" göre, uzun görüşme­lerden sonra 1956 senesinin Kasım a -ymöa makine ve kimya endüstrisi ku­rumu ile Stahl - Werke Südvestfalen arasında çelik limited ismiyle bir şir­ket kurulmuş bulunmaktadır. Bu şir­kete makine ve kimya endüstrisi ku­rumu ile Hurda Şirketi yüzde 49 ve Alman şerikler yüzde 51 nisbetinde iştirak etmişlerdir. Şirketin kuruluşu iki kademede olmaktadır, şirketin ni­haî sermayesi asgarî 2 milyon Alman markı olacaktır. Alman grupu, ser­maye hissesini çelikhane ve hadd&ha-ne tesisleri şeklinde getirecek, bu te­sisler çelik limited tarafından makine kimya endüstrisi kurumuna devredi­lecektir. Türk sermayedarlar sermaye hisselerinin büyük bir kısmını nak­den ödeyeceklerdir.

Kırıkkale çelik fabrikasının tevsii ne­ticesinde halitalı ve yüksek vasıflı çe­lik istihsali 2-3 misli artmış olacak­tır.

Bu çelikler her şeyden evvel silâh i-malinde kullanılmakta ve aynı za­manda sivil ihtiyaçlara da cevap ver­mektedir.

Yeni tesislerin ilâvesi neticesinde elde edilecek  fazla istihsal memleket da­hilinde satılacak ve memleket dahi­linde imali mümkün olamıyan çelikler

Stahl - Werke'den getirtilecektir. İt­hali gereken çelikler üstün vasıflı ta­kım çelikleri, paslanmaz çelikler, ha­va çelikleri vesairedir. Stahl _ Werke Kırıkkale çelik fabrikasının tevsünde teknik yardımda bulunacak ve yüksek vasıftaki halitalı çeliklerin imalinde kendi istihsal metod ve tecrübelerin­den bu fabrikayı faydalandirâcaktır. Bu teknik yardım Alman mütehassıs­ları Türkiyeye gö'nderiimesi ve Türk teknik elemanlarının Almanyada ye­tiştirilmesi şeklinde cereyan edecek­tir.

Çelik Limited Şirketinin ilk umumi heyeti Stahl-Werke umum müdürü Brich'in riyasetinde ilk toplantısını dün makine kimya endüstrisi kuru­munda yapmıştır. Alman grupu top­lantıda aynı zamanda adı geçen şir­ketin idare meclisi reisi Nord Rehein Westfalen Dahiliye Vekili Herr Bier-net tarafından temsil edilmiştir.

Bahis mevzuu tesisler en kısa zaman­da Türkiyeye teslim edilecektir. Al­man makine sanayiinin fevkalâde mahmul bulunmasına rağmen tevsia-tm en geç tir buçuk sene içinde ikmal edilerek yeni kapasite ile istihsale ge­çileceği katiyetle ifade edilebiHr.

Stahl-Werke Almanyanm en büyük halitalı ve yüksek vasıflı çelik teşeb­büslerinden biridir. Bu teşekkülün sa­hip olduğu sanayi tesisleri kuruluş itibariyle Alman Çelik Sanayiinin en eski (en az 104 yaşında) .İşletmeleri­dir. Bu işletmenin teknik tesisat ve teçhizatı çelik sanayiinin en modern tesisleri arasındadır.

Bu teşekkül Batı Almanya çelik sa­nayii işletmesi içinde en modern oto­matik spektral analiz cihazına sahip bulunan yegâne çelik işletmesidir. Bu cihaz çeliklerin terkibinin en emin ve seri şekilde analizini sağlamakta­dır.

Bu teşekkül, ham demir imalinden yüksek vasıflı ve halitalı çelikten i-mal edilen çubuk, levha, tel ve dök­me mamullerine kadar bütün istihsal kademelerini  ihtiva  eder.»

Barich, daha sonra Alman StahlWerke çelik sanayiinin ehemmiyeti üzerinde durarak sözlerini şu cümle­lerle bitirmiştir:

«Müessesemizin hâlen çelik istihsali 320-380 bin tondur. İşçi ve memur o-larak 9.500 kişi çalışmaktadır. Senelik satış tutarı takriben 500 milyon Al­man markıdır. Bu teşebbüsün, serma­yesinin tamamı kendisine ait olan di­ğer iştirakleri de vardır ki, bunlar, çe­lik işleriyle veya bunların sürümü ile meşgul elan teşekküllerdir. Bunlardan maada ham madde tedarik şirketi ve sosyal gayelerle kurulmuş bulunan di­ğer teşekküllerde de iştiraki vardır »

Daha sonra makine ve kimya endüs­trisi kurumu umum müdürü Fuat Yücesoy da şu izahatı vermiştir:

«Makine ve kimya endüstrisi kurumu olarak Barich'in sözlerine ilâve edecek bir şeyim yoktur.. Esasları çok emin temellere dayanan bu işbirliğinin çok verimli olacağını inanıyoruz. Tevsile-rin en kısa bir zamanda ikmal edil­mesi için makine ve kimya kurumu o-larak üzerimize düşen vazifeyi layı-kiyle başaracağız.»

Mütaakıben çelik lîmited şirketinin Türk ve Alman müdürleri de şirketin yapacağı çalışmalara dair muhtelif i-zahlarda bulunmuşlardır.

 Ankara :   ,

Çiftçiyi topraklandırma faaliyetine aralıksız olarak devam eden Toprak ve İskân Genel Müdürlüğü, 1958 yılında 2 milyon dönümlük programını fazla-siyle tahakkuk ettirmiş bulunmakta­dır.

1 Ocak 1956 dan 31-12-1956 tarihine kadar 340 köyde 36.324 aileye 22 mil­yon 975 bin 559 lira kıymetinde 2 mil-yen 17 bin 305 dönüm toprak dağıtıl­mış, ayrıca ihtiyaç fazlası olarak 236 bin dönüm toprak hazine adına tesbit ve tescil olunmuştur.

&u suretle fiilî olarak toprak komis­yonlarının çalışma sahaları 2 milyon 550 bin dönümü aşmıştır.

Bu faaliyet dışında ayrıca köy orta malı olarak 1.300.800 dönüm mer'a tahsisi yapılmıştır.

1955 yılında 1.800.000 dönüm olan top­rak tevziatının 1956 yılında bu şekil­de artması, bir taraftan komisyonla­rın daha randımanlı bir şekilde çalış­malarından, diğer taraftan Büyük Mil let Meclisince tapulama kanununda yapılan tâdil dolayısiyle 10 yıllık ver­gi kayıtlarının aranması neticesi bü­yük ölçüde devlet topraklarının hazi­ne adına tesciil ve tevziine imkân hâ­sıl olmasından ileri gelmektedir.

Toprak tevzi komisyonlarının tapuya bağlıyarak muhtaç çiftçilere dağıttık­ları teprak istihsal sahamızı arttırdı­ğı gibi komisyonların faaliyette bu­lundukları çevrelerde toprak ve mer'a iftilâfları da ortadan kalkmakta, çift­çi kütlesi huzura kavuşmaktadır.

Ankara :

Amerikanın askerî ve iktisadî yardım­da bulunduğu memleketleri ziyaretetmekte olan ve Amerikanın en bü­yük çelik koorporasyonu sabık idaremeclisi reisi Benjamin Fairless'in ri­yasetinde bulunan Amerikalı vatan­daşlar müşavir heyeti, bu sabah saat9.15 te hususî uçakla Tahrana müte­
veccihen Ankaradan hareket etmiş­tir. 

Misafir müşavir heyet, Esenboğa ha­va alanında Başvekil adına Başvekâ­let müsteşarı Ahmet Salih Korur ta­rafından uğıırlanmıştir. Hariciye Ve­kâleti Vekili Ethem Menderes, Hari­ciye Vekâleti Umumî Kâtip Muavini ve milletlerarası iktisadî işbirliği teş­kilâtı genel sekreteri Melih Esenbel, Amerika Büyükelçisi Fletcher Warren, Basm-Yaym ve Turizm Umum Müdürü Dr. Halim Alyot, Amerikan askerî ve iktisadî yardım heyeti baş-kanlsrı ile diğer zevat da bu uğurla­mada bulunmuştur.

Adana :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko-raltan bugün saat 10 da Antakyadan büyük merasimle ayrılmış ve İskende-rundan geçerek Dörtyol kazasına uğ­ramıştır.

Hatay mebusları ile Hatay Valisi ve büyük bir Hataylı kafilesinin kendisi-

ne refakat ettiği Koraltan, Dörtyol kaymakamlık binasından halka hitap etmiş ve sürekli alkışlar arasında şun

lan söylemiştir:

«Dörbyola ilk defa gelmiyorum. Sizde hatırlarsınız ki, senelerden beri za­man manian aranızda bulunmaktan bahtiyarlık .duymaktayım. Her zaman olduğu gibi, bu defa da samimiyetiniz ve coşkun alâkanız büyük olmuştur. Emsalsiz bir tablo halindeki şu man­zaranız çok manalı ve çok ulvîdir. Bu­radan hepinize gönlümün bütün ha­rareti ile teşekkür ederim.»

Koraltan şöyle devam etmiştir: «Her tarafta hızla devam eden inşa ve imar hareketleri memleket sathını baştan başa bir şantiye haline ge­tirmiştir. Hatay, Adana ve İçel top­rakları asırlar boyunca görmediği bu inşa, imar, kültür hareketlerine ve hakkı olan nimetlere kavuşmuş bulun maktadır. Su son üç dört sene zarfın­da yalnız Adanada elli üç ve Hatayda da 13 olmak üzere 66 yeni modern fabrikanın kurularak faaliyete geç­miş olması, tutulan yolun nasıl bir is­tikbâle ve parlak günlere doğru gitti­ğine şüphe bırakmaz. Antakyada bir fabrikayı gezerken kız işçilerden bir çoğunun boyun ve bileklerinin altın­larla dolu olduğunu görmek bize ifti­har verdi. Şahit olduğumuz bu man­zara işçilerimizin müreffeh ve medenî seviyede bir insan durumuna yüksel­diğini canlı surette göstermektedir.

Kısa zamanda yapılan hizmetler ab­raşında 45 bin köyden 20 binden faz­lasının suya kavuşmuş olması âti için beslenen ümitlerin daha verimli tahakkuk edeceğini izah eder. Memle­kette ışıksız yolsuz, okulsuz koy kal-mıyacaktır. Sağlık merkezlerini ve ge­zici hastahaneleri köylere kadar götü­receğiz, bir memleketin kuvveti yalnız bunlar değildir. Asıl kuvvet vatandaş­ların bu mefkure uğrunda daima ve beraber olmasıdır.»

Meclis Reisi Koraltan Dörtyol ko­nuşmasını şu sözlerle bitirmiştir;

«Bu defaki seyahatimden ziyadesiyle memnun dönüyorum. Adana, İçel, ve Hatay topraklarında yaşayan vatan­daşlarımızı  her     zamankinden daha neşeli ve daha güler yüzlü, daha sıh­hatli gördüm. Bu bölgelerde muhab­bet ve samimiyet ölçülerini çok aşan bir 'alâka ile karşılaştık. Bütün bunlar vatandaşlarımızın bize karşı sevgi ve itimadına büyük delildir. Vatandaşları mızm bize karşı itimatlarının artması ve her yerde bir çığ manzarası halin­deki karşılamaları ümit ve imanımızı bir misli kuvvetlendirmiş ve cesareti­mizi takviye ederek bize yeni enerjiler vermiştir. Hepinizi bir kere daha hür­metle selâmlarım muhterem Dörtyol-lular.»

Meclis Reisimiz Koraltan Dörtyoldan sonra Adanaya hareket etmiş ve yol­da kendisine refakat eden Adana va­lisi, bölge kumandanı ile büyük bir kafile halinde buraya gelmiştir. Ada­nada bir kere daha coşkun bir sevgi havası içinde karşılanan Koraltan, sa­at 16.20 de Tcros ekspresi ile Ankara-ya hareket etmiş ve gelişinde olduğu gibi gidişinde de hararetle uğurlan-mıştır.

Trenin hareketinden Önce Adana Es­naf Dernekleri adına Koraltan'a al­tından yapılmış bir- şeref madalyası verilmiştir.

 Ankara :

İşletmeler Vekâletinden alman malû­mata göre, memleketimizin en mühim gelir kaynaklarından biri olan ma­denciliğimizin inkişafı yolunda pek kıymetli bir adım daha atılmıştır.

Avrupa, bilhassa Amerika ağır sana­yiinin daima muhtaç olduğu krom ve manganez madenlerinin değerli ve en belli başlı müstahsilleri olan kromit limited O. Özkrom Ltd. O, Buçel T.A. Ş., Türk Maadin Şirketi, Transtürk Ltd. Ş., Rasih ve İhsan Ltd. Ş., Erge-ner Maden Ltd. Ş., Kemal Özdedeoğ-lu. Orhan Brand ve şürekâsı Krom Komandit Ş., Bilgin Maden Ltd. Ş., O-ğuz Akal, Anadolu Maadin Şirketi T. A. O., Sıtkı Dalaman Maden T. A. Ş., Fethiye Krom Ltd. O., Tefen Krom Ltd. O., Kemal Onarat, Niyazi Aksu, Maadin Arama ve İşletme T. Ltd. Ş., Osmaniye Krom Madenleri Ltd. Ş., Server Somuncuoğlu Fethiye Şirketi Madeniyesi A. Ş., Baştaş Maden Ltd.

ş., ve Etibank'm teşebbüs ve iştirakle­riyle merkezi İstanbulda olmak üzere kurulması takarrür eden, Maden Kre­di Bankası ve Krom İşletmeleri Ano­nim Şirketinin esas mukaveleleri, bu teşebbüsleri teşvik ve yakından takip etmiş olan İşletmeler Vekili Samet A-ğaoğlunun huzuru ile Etibank Umum Müdürlüğünde, kurucular tarafından imzalanmıştır.

Yeraltı servetlerimiz arasında müs­tesna mevkiler işgal eden krom ve manganez madenlerinin arama, işlet­me ve ihracatiyle meşgul madencileri­mizin Batılı metodlarla teşkilâtlanmış olmaları, memleketimiz iktisadiyatı­nın inkişafında hayırlı neticeler hâsıl edecek ve münferit çalışmalarla va­rılması güç olan neticeler uğrundaki emek ve gayretleri daha ziyade kıy­meti en dire çektir.

İlk hamlede 8.000.000.lira ile kuru­lan maden kredi bankası sermayesi­nin yüzde 75'i hususî sektör ve baki­yesi Etibank tarafından temin edil­miştir.

Krom İşletmeleri Anonim Şirketinin Sermayesi ise 1.000.000, T.L.dir.

Maden Kredi Bankası, her türlü ban­kacılık ve komisyon muameleleri, si­gorta acentalıklarından başka bilhas­sa krom ve manganez madenleri istih­sali, ticaret ve sanayiini finanse ede­cek, bu gayelere hadim şirketler ku­racak, ihtira beratı, imtiyaz ve işlet­me haklarını alacak ve devredecek­tir.

 Düzce :

Çatalağzı elektrik santralinden Düz-eeye cereyan verilmesi için gerekli te­sisleri ikmal edilmiş, bugün, Bolu va­lisi ile kalabalık bir halk topluluğu­nun da iştirak ettiği törenle şehre ce­reyan verilmiştir.

17 Ocak 1957

 İstanbul :

İstanbul  Ticaret Odası  Neşriyat Mü­dürlüğünden aldığımız malûmata göre, 1956 yılında limanımızdan muhte­lif memleketlere 194.323.948 lira tuta­rında ihracat yapılmıştır.

Sevkedilen maddelerin büyük kısmını yaprak tütün, iç fındık, ham afyon, tiftik, bakır, küspe ve taze balık teş­kil etmektedir.

İstanbul   :

Memleketimizden ayrılmakta olan A-merikan hastahanesi müdürü Dr. Lorrin A. Shepard, bu sabah İstanbul va­lisi ve belediye reisi Prof. GÖkay'a birveda ziyaretinde bulunmuş ve hasta-hanenin yeni müdürü Dr. Wilson A. Swanker'i takdim etmiştir.

40 yıldan fazla memleketimizde çalış­mış elan Dr. Lorrn A. Shepard'a Vali İstanbul şehri hâtırası olarak bir şe­hir rozeti vermiş ve çalışmalarından dolayı teşekkür etmiştir.

Dr. Lorrin A. Shepard, vilâyetten ay­rılmadan evvel, Amerika da Türkiye-nin daimi ve en kalbten bir dostu ve evlâdı bulunduğunun bilinmesini iste­miş, ilmî ve meslekî sahalarda ilerle­mek üzere Türkiyeden gelecek dok­torlara ve talebelere elinden gelen ya­kınlığı göstereceğini ve Türkiyeye ait hâtıraların daima kalbinde ysşıyaca-ğını söylemiştir.

Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10 da Encümen Reisi Balıkesir mebusu Ha­lil İmre'nin başkanlığında toplanarak Hariciye Vekâletinin 1957 malî yılı bütçesini müzakereye başladı.

Celse açıldığı zaman İzmir mebusu Behzat Bilgin Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı 1957 malî yılı bütçe­sinin de birlikte görüşülmesini teklif etti ve teklif kabul edildi.

Bundan sonra Kırklareli mebusu Şe­fik Bakay (D.P.), Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (C.M.PJ, Tokat mebusu Ömer Sunar (D.P.), Balıkesir mebusu Haluk Timurtaş (D.P.), Urfa mebusu Feridun Ergin (Hür. PJ, Diyarbakır mebusu İhsan Hamit Tiğrel (Hür. P.), Balıkesir Mebusu Hulusi Köymet (D. P.), Antalya mebusu Kenan Akm anlar

(D.P.), Yozgat mebusu Danyal Akbel fD.P.ı. İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.), Ordu mebusu Safcri İşbakan (D.P.), Konya mebusu Zeyyat Ebüzzi-ya (Hür.P.), Eize mebusu Kemal Bal­ta ı'D.P.), Tunceli mebusu Bahri Tur­gut Okaygün (D.P.), Gaziantep me­busu Ekrem Cenani (D.P.), Ankara mebusu Abdullah Gedikoğlu (D.P.ı, Trabzon mebusu İsmail Şener (D.P.), Seyhan mebusu Sedat Barı (D.P.), Te­kirdağ mebusu Zeki Erataman (D.P.). Trabzon mebusu Mazhar Şener (D.P.), Rize m,ebusu İzzet Akçal (D.P.), Ça­nakkale mebusu Fatin Rüştü Zorlu (D.P.), Trabzon mebusu Süleyman Fehmi Kalaycıoğlu (D.P.) Diyarbakır mebusu Halil Turgut (D.P.), Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C.H.P.) söz al­dılar.

Hatipler milletlerarası iktisadî işbirli­ği teşkilâtının statüsü ve çalışmaları, yabancı memleketlerdeki temsilcilikler ve bunların faaliyetleri, dış politika­nın muhtelif cepheleri, Türkiyede ve yabancı memleketlerdeki ekalliyet ve Türklerle bunların emlâkine ait me­seleler, muhtelif memleketlerden ge­len göçmenler, yeni kurulacak elçi­likler hakkında mütalâalarda bulun­dular ve sualler sordular.

Hatipler bundan başka Avrupa konse­yi çalışmalarına daha geniş bir şekil­de iştirak edilmesini, hariçteki teşki­lâtın çalışmalarına daha fazîa hassa­siyet gösterilmesini temenni ettiler.

Hariciye Vekilinin bu suallere cevap verebilmek için vaki mühlet teklifi kabul edilerek müzakerelere yarın sa­bahki toplantıya kadar ara verildi.

Bütçe encümeni bugün öğleden son­raki celsesinde bazı kanun tekliflerini müzakere edecek ve yarın sabah saat 10 da toplanarak Hariciye Vekâletinin bütçesini müzakereye devam edecek­tir.

 Ankara :

Tapu ve Kadastro Umum Müdürlüğü, memleket ölçüsünde tatbik edilmekte olan tapulama işlerine büyük bir hız vermiş ve 1955 senesi mesaisine naza­ran 1956 senesinde üç misli randıman almıştır.

 Çalışmaların bu verimi sağlamasında bilhassa 1955 senesinin 5. ayında yü­rürlüğe girmiş bulunan 6587 numara­lı kanunla kurulan Aerofotogrametri teşkilâtının büyük bir rolü olmuştur.

1955        senesinde  5496840  dekarlık  ara­ziyi ihtiva eden sahadaki tapulama iş­lerine mukabil  1956 senesinde klâsikmetodla beraber 14217911 dekarlık sa­hada t3pulama işleri yapılmıştır.

Hâlen memleketimizin 154 bölgesinde faaliyette bulunan tapulama heyetle­ri bir taraftan mesailerine, klâsik metodla devam etmekle beraber diğer taraftan havadan alman ve mikyas-landırilan resimler vasıtasiyle tapula­ma işlerini süratle yürütmektedirler. Aerofotogremetri şubesinde açılmış bulunan ve bu modern sistemi tatbik için yetiştirilmekte olan elemanlarla teşkilâta dahil olan ve teknik okuldan harita ve kadastro mühendisi olarak yetişen elemanların iştirakiyle 1957 senesi içerisinde 1956 ya nazaran çok daha geniş bölgelerde müsmir neti­celer istihsal edilecektir.

Kadastro teşkilâtı bir taraftan tapu­lama işlerine devam ederken, diğer taraftan da devlet su işleri umum mü­dürlüğü ile işbirliği yapmak suretiyle yurdun muhtelif bölgelerinde inşa e-dilmekte olan baraj sahalarında da bu modern Aerofotogrametri sistemi ile müşterek faaliyete katılmış bulun­maktadır. 1957 senesinde de bu işbir­liği devam ettirilecektir.

1956        senesi içerisinde    vatandaşlarıngünlük temliki tasarruf   muamelelerigeçmiş senelerle kıyas kabul etmiyecek derecede bir artış göstermiştir.

1950 senesinde 500.000 civarında olan muamele adedi 1956 yılında 1.153.332 ye baliğ olmuştur.

Hazırlanmakta olan teşkilât kanunu, kanuniyet iktisap ettiği takdirde va­tandaşların tapu muamelelerinin çok daha sürat ve kolaylıkla yapılacağı ve muamele adedinin de 2.000.000'nu aşa­cağı tahmin edilmektedir.

 Ankara :

Memleketimizde sıtmanm    kökünden imhası için dünya sağlık teşkilâtının delâleti ve UNICEF'in yardımiyle bu yıl girişilecek olan sıtma eradikasyon kampanyalarında sürveyans grup baş kanlığı vazifesi verilecek olan tabip­lere mahsus olmak üzere, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâletinin teşeb­büsü ile dünya sağlık teşkilâtı tara­fından Roma Yüksek Sağlık Enstitü­sünde bir kurs açılması kararlaştırıl­mıştır.

21 Ocaktan 9 Şubat tarihine kadar üç hafta devam edecek olan bu kursa iş­tirak etmek üzere 16 tabibimiz, 19 O-cak cumartesi günü uçakla Romaya hareket edecektir.

Kursa iştirak edecek olan bu tabiple­rin bütün masrafları Dünya Sağlık Teşkilâtı tarafından temin edilmiş­tir.

İstanbul :

Alman şehircilik mütehassısı Prof. Högg, bu sabah. İstanbul mebusu Yük­sek Mimar Prof. Emin Onat ve Bele­diye Reis Muavini Sedat Erkoğlu ile birlikte İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Prof. Gökay'ı ziyaret etmiştir.

Bu ziyaret esnasında Prof. Högg ile İstanbul Belediyesi arasında bir mu­kavele imzalanmıştır.

Ankara:

Reisicumhur Celâl Sayarın emir ve daveti ile bugün saat 17 de Çankaya köşkünde, Erkânı Harbiyei Umumiye ABC dairesi başkanı ve mütehassısla­rı tarafından atom mevzuunda bir konferans verilmiş ve Öğretici filmler gösterilmiştir.

Bu toplantıda Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Devlet Vekili Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şem'i Ergin, Dahiliye Vekili Dr. Namık Ge­dik, İktisat ve Ticaret Vekili Abdullah Aker, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Ve­kili Nafiz Körez, Ziraat Vekili Esat Budakoğiu, İşletmeler Vekili Samet Ağacğlu ile Büyük Millet Meclisi en­cümenlerinin reis, mazbata muharrir ve kâtipleri, D.P. Genel İdare Kurulu azaları, Erkânı Harbiyei Umumiye Re­isi, ikinci reisi ve kuvvetler kuman­danları hazır bulunmuşlardır.

Erkânı Harbiyei Umumiye A.B.C. (Atom  Biyoloji _ Kimya) dairesi baş­kanı Tuğgeneral Mete Yurdakul ile bu daire mütahassıslanndan Müşavir Kimyager Dr. Nuri Refet Korur, Rad­yolog Veteriner Yarbay Nedim Eray, Kurslar başöğretmeni Yüksek Mühen­dis Albay Nevzat Gürbüz, Tabiye öğret meni kurmay yarbay Kısmet Alptekin ve Genel Konular öğretmeni Binbaşı Cemal Ertung, bu toplantı esnasında muhtelif atom infilâkleri, bunların te­sirleri ve neticeleri, bu infilâklerin ya­kıcı, yıkıcı, radyoaktif tesirlerinden topluca ve münferit korunma usul ve tedbirleri, bu yolda mütehassıs perso­nel ve halk eğitimi ve ayrıca sulh yo­lunda atom enerjisi ve reaktörleri gi­bi atomik mevzular üzerinde izahat verilmiş ve bu mevzularla alâkalı izahlı üc film de gösterilmiştir.

18 Ocak 1957

Ankara  :

Mensucat sanayiinde kullanılmak üzere memleketimizin büyük bir ihti­yacını karşılayacak olan mensucat sanayii boyaları imal edecek bir ano­nim şirket kurulmuştur,

12 milyon lira sermayeli şirketin im­za merasimi, bugün saat İl de Sümerbank Umum Müdürlüsünde, İşlet­meler Vekili Samet Ağaoğlunun riya­setinde yapılmış ve bu toplantıda Sü-merbank Umum Müdürü, Halk banka­sı umum müdür, Akbank Müdürü. Sümerbank ileri gelenleri ve memleketi­mizin tanınmış iş adamları ile basın mensupları hazır bulunmuştur.

Ankara :

Mevcut ormanlarımızı korumak, or­man varlığımızı çoğaltmak, bozulmuş ormanları imar etmek, işletmeğe elve­rişli orman sahalarını ilim ve tekni­ğin icaplarına göre hazırlamak ga­yesiyle 1956 yılında Orman Umum Mü­dürlüğü tarafından hazırlanan çalış­ma programına göre, Devîet Orman işletmeleri istihsallerini tamamlamış bulunmaktadır.

Tomruk istihsali mevzuunda yapılan çalışmalar neticesinde piyasa ihtiyacı için, 638.013 metreküp, köylü zatî ih­tiyacı için onda bir tarife bedelli 247.473 metreküp ve Orman Umum Müdürlüğü kereste fabrikalarında kul lanılmak Üzere 171.385 metreküp tom­ruk istihsal edilmiştir.

Önümüzdeki günlerde 1957 senesi iş plânın tatbikatına geçilecektir.

 Ankara :

Tütünlerimizin büyük alıcılarından olan Amerikan kumpanyalarının bu­günlerde 1955 mahsulü işlenmiş tütün piyasasında müsait fiyatlarla alımlara başladıkları memnuniyetle müşahede edilmektedir. Bu mubayaaların kısa bir zaman içinde daha da inkişaf et­mesi beklenmektedir. Bu inkişafla mu vazi olarak Ege bölgesi 1956 mahsulü ekici tütün piyasasının da açılması hususunda gerekli hazırlıklara baş­lanmış olup kati tarihi ayrıca ilân edilecektir.

Gerek işlenmiş tütün ve gerekse müs­tahsil tütün piyasalarının müsait şartlarla ve ihracatın selâmetle yürütül­mesini ve reeksportasyonun Önlenme­sini temin hususunda hükümetçe lü­zumlu tedbirlere tevessül edilmiş bu­lunmaktadır.

Tütün ihracatına prim verileceği ve tütünün deblokaj yoluyla ihraç edile­ceği hakkında bu sıralarda işaa edil­mekte olan haberler hiçbir esasa istinad etmemektedir.

Bu itibarla tütün ihraç rejiminde hiç­bir değişiklik yapılmıyacağı tavzihen bildirilir.

 Ankara :

İngilterenin tamnmiş yazarlarından Mr. Derek Patmore, İskoçyanm ma­ruf «The Scotsman» gazetesinin 2 Ocak 1957 tarihli nüshasında Türkiye hakkında «NATO'nun Doğu'daki ka­lesi» adlı bir makale neşretmiştir.

Mr. Patmore bu makalesinde, Türkiyenin Ortadoğuda komünizmi durdur- mak hususunda oynadığı hayatî role işaret etmekte, «Tamamen tedafüi maksatlarla kurulmuş bulunan» ve NATO emrine 20 tümen tahsis edenTürk ordusunun ehemmiyetini belirt­mektedir.

Muharrir, memleketimizi son ziyareti sırasında, Türkiyenin NATO Güney­doğu kara kuvvetleri kumandanının Türk muavini olan General ile An­kara da mülakat yapmak üzere gittiği Türkiye Milli Müdafaa Vekâletinde göze çarpan intizam, disiplin ve te­mizliği belirtmekte ve bunun eşine ancak WashingtonTda «Pentagon» adiyle tanınan Amerikan Millî Müda­faa Vekâletinde rastlanabileceğini si­tayişle kaydetmektedir.

Mr. Patmore, Türklerin en son mo­del silâhları öğrenmek hususundaki kabiliyet ve maharetlerini, Türkiyede-ki Amerikan askerî yardım heyetinde çalışan Amerikan subaylarının şeha-detine atfen nakletmekte ve Türk as­kerinin mümtaz vasıflarını saydıktan sonra yazısına şöyle son vermekte­dir:

«Türkler bu vasıflarını, Korede Bir­leşmiş Milletler bayrağı altında çar­pıştıkları sırada gayet iyi göstermiş­lerdir.»

 İstanbul:

Bugün İstanbula gelen dost ve mütte­fik Irak Veliahdı Altes Abdulillah, ak­şam geç vakit Hilton otelinde gazete­cilerin ricaları üzerine kendilerini ka­bul ederek bir müddet görüşmüş ve bu arada bazı soruları cevaplandır­mıştır.

Amerikada Bsşkan Eisenhower ve Ha­riciye Vekili Dulles ile görüştüğünü a-çıklayan Altes Prens, «Eden'in istifa­sının Bağdsd Paktı bakımından ne gibi değişiklikler tevlid edebileceğini» soran bir gazeteciye cevaben:

«Bilhassa İngiltere gibi bir. memleke­tin hariciye siyasetinde bir Başveki­lin çekilmesi ile büyük tahavvüller olacağma  inanmadığını»  söylemiştir.

Dost ve müttefik Irak Veliahdı şahsî kanaatine göre Irak'ın Eisenhower doktrini karşısındaki davranışının ne olacağı mealinde bir suali de mezkûr plânı izaha muhtaç bulduğunu belir­terek kendi Amerikada ilgililerle   görüşüp gerekli izahatı aldıktan sonra Irak'ın bu husustaki görüşünü açık-hyacağını söylemek suretiyle cevap­landırmıştır.

Altes Prens, basın mensuplarının mü-taakıp suallerine cevap verirken de:

«Amerikadaki temasları esnasında Birleşik Devletlerin Irak'a yapmakta ciduğu askerî ve iktisadî yardımı art­tırmasını talep edeceğini», «Ameri­kanın Bağdad Paktına iştirakinin her halde faydalı olacağını» ve «İngiltere’nin Bağdad Paktı konseyinin son top­lantılarına katılmaması keyfiyetinin paktı zaafa uğrattığına inanmadığını» ifade etmiştir.

19 Ocak 1957

İstanbul  :

Şehrimizde bulunan Vestefalya Da­hiliye Nazırı Ekselans Biernart Hu-bert eşi ile birlikte vilâyete gelerek İs­tanbul Valisi Prof. Gökay'ı makamın­da ziyaret etmiş ve bir müddet kendi­siyle görüşmüştür.

Ankara  :

Azct sanayiinin kurulması ile alâkalı çalışmalar hayli ilerlemiştir. Türkiye-de ilk defa tesisine teşebbüs edilen a-zct sanayii memleket ziraatinin ilerle­mesine, yurt müdafaasına, kimya sa­nayiinin gelişmesine ve memleket e-konomisinln kalkınmasına büyük mik yasta yardımcı olacaktır. Kütahyada kurulmakta olan bu tesislerin, istihsal kapasitesi yılda 60 bin amonyum sül­fat, gübresi, 50 bin ton nitrat gübresi, 6 bin ton kesif nitrik asid, bin ton kristalize amonyum nitrat, bin ton mayi amonyaktır. Bu mahsuller, ziraî sektörün ihtiyacına cevap verebilecek­tir. Azotlu gübrenin de yılda 100 bin tonu aşan bir mikdarda istihsal ede­bilmesi için bütün teknik tedbirler aİınmıştır.

Bu tesislerde aynı zamanda memle­ket müdafaasında mühim yeri bulu­nan nitrik asid ve kimya tekniğine ana maddeler imal edilecek ve mem­lekette ağır kimya sanayiinde ilk a-dım atılmış olacaktır.

 İstihsal programında yer almış bulu­nan mamul maddeler için ödenmekte elan dövizten tasarruf sağlanacağı gi­bi, memleketimizde mezbulen bulunan ham maddelerin kıymetlendirilmesinde de yurt ekonomisinde fevkalâde müspet tesirler yapacaktır.

Türkiye azot sanayii umum müdürlü­ğünün Kütahya da kurmakta olduğu ilk tesisler takriben 120 milyon liraya malolacaktir.

Tesisler, bu konuda dünyaca tanın­mış Alman Badîsche Amilin und Soda Fafcrik A. G. firmasına ihale edilmiş­tir. İnşaatı ve diğer makine ve teçhi­zatın montaj işleri hayli ilerlemiş­tir.

 Ankara  :

Bugün Ankarada başlıyacak olan dört devlet toplantılarına iştirak etmek la­zere, Irak Başvekili Nuri Said Paşa, İran Başvekili Hüseyin Âlâ ve Pakis­tan Başvekili Hüseyin Suhraverdi, be­raberlerinde Irak Hariciye Vekili Ba-şâyân, İran Hariciye ekili Dr. Ardalan, Pakistan Hariciye Umumî Kâtip Mu­avini Arşa d Hüseyin ile diğer zevat ol­duğu halde bugün saat 14 te Pakistan Reisi Cumhurunun hususî uçağı ile Ankaraya gelmişlerdir.

Üç müttefik memleket hükümet reis­leri ve Hariciye Vekilleri, Türk Irak, İran ve Pakistan Bayrakları İle süs­lenmiş olan Esenboğa hava alanında, Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekâleti Vekili Etherh Menderes, Baş­vekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Ko­rur, Hariciye Umumî Kâtibi Muhar­rem Nuri Birgi, Erkânı Harbiyei ümumiye Reisi ve İkinci Reisi ile kuv­vetler kumandanları, Ankara Valisi, Belediye Reis Vekili, Merkez ve Gar­nizon kumandanları, Emniyet U-mum Müdürü, Basın-Yayın ve Turizm Umum Müdürü ve diğer sivil ve askeri erkân ile basın temsilcileri tarafından karşılanmışlardır. Karşılamada üç müttefik memleketin Ankarada bü­yükelçileri ile kordiplomatiğe mensup diğer birçok zevat da hazır bulunmuş­tur.

Üç müttefik hükümet reisi ile Başve­kil Adnan Menderesin karşılaması cok samimî olmuş, selâm resmini ifa eden ihtiram kıtasının teftişinden ve misa­firlerin kendilerini karşılamaya gelen­lerle tanıştırılmasından sonra, Başve­kilimiz yüksek misafirlerimizi otomo­billerine kadar teşyi etmiştir.

İran ve Pakistan başvekilleri Esenboğa hava alanından Ankaraya müte­veccihen ayrılmış, Başvekil Adnan Menderesle Irak Başvekili ve Irak he­yeti âzası, İstanbuldan bir Türk as­kerî uçağı İle gelmesi beklenen Irak Veliahdı Altes Prens Abdülillah'a in-tizaren Esenboğada kalmışlardır.

Altes Prens Abdülillah, saat 15 te Esenboğa hava alanına muvasalât et­miştir.

Reisicumhur Celâl Bayar adına Umu­mî Kâtip Fikret Belbez ile Başyaver Kurmay Deniz Yarbayı Faik Taluy muhterem misafirimize «Hoş geldiniz» demişlerdir.

Altes Prens Abdülillab/ı hava alanın­da Başvekil Adnan Menderes ile Irak Başvekili Nuri Said Paşa, Türk ve I-rak hariciye vekilleri, Başvekâlet Müs teşarı, Hariciye Umumi Kâtibi ve di­ğer sivil ve askerî erkân karşılamış­lardır.

Başta mando ve 'bayrak olduğu haîde bir askerî kıta, Irak veliahdına selâm resmini ifa etmiş, Irak millî marşı ile İstiklâl Marşının çalınmasını mütaakıp yüksek misafirimiz, kıtayı teftiş etmiş ve yanında iki müttefik merale-1 ket Başvekili olduğu halde şehre ha­reket etmiştir.

Irak Veliahdı Altes,Prens Abdülilîah, Ankarada bulundukları müddetçe ikametlerine tahsis edilmiş olan Ha­ricîye köşküne inmiştir.

 Zonguldak :

Devrek Orman  işletmesi Müdürlüğü, 1956 yılında 27.158 metreküp tomruk istihsal ederek depolara nakletmiştir. Bu iş için bir milyon 351 bin 542 lira sarfedilmiş olup bir milyon 50 bin 542 lirası köylü ve kasabalı vatandaşlara ödenmiştir. Diğer taraftan, 25 kilomet­relik orman yolu yeniden yapılmış ve 212 kilometrelik yol da tamir ve ıslâh

edilmiştir. Bolu çayı üzerinde 30 met­re genişliğinde kârgir bir köprü inşa edilmiş ve ayrıca, tulü 67 metreyi bu­lan onbir adet köprü de tamir edilmiş­tir. Bu işler için de 501 bin 360 lira sarfedilmiş ve bunun 450 bin lirası köylü  vatandaşlara  Ödenmiştir.

İşletmenin, memleket ve vatandaş hizmetindeki bu çalışmaları muhitte geniş bir memnuniyet yaratmıştır.

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bu akşam Hariciye köşkünde, memleketimizin misafiri bulunan Irak Veliahdı Altes Emir Abdülillah ile Irak, İran ve Pa­kistan Başvekil ve Hariciye vekilleri şerefine bir ziyafet vermiştir.

Reisicumhur Celâl Bayarm da iştirak ettikleri bu ziyafette, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, Irak, İran ve Pakistan heyeti azaları. Irak, İran, Pakistan, İngiltere ve Birleşik Amerika büyükelçileri, Riyaseticum-hur Umumî Kâtibi, Başyaveri ve hu­susî kalem müdürü, Başvekâlet müs­teşarı, müsteşar muavini ve hususî kalem müdürü Hariciye Vekâleti U-mumî Kâtibi, umumî kâtip muavin­leri ve diğer hariciye vekâleti erkâ­nı, Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi, İkinci Reisi ve kuvvetler kumandan­ları, Ankara Valisi ve Ankara Beledi­ye Reis Vekili, Basm-Yaym Umum Müdürü ve diğer zevat ile Pakistan heyetine refakat etmekte olan gaze­teciler hazır bulunmuşlardır.

20 Ocak 1957

 Manisa :

İstihsal gücümüzü ve yaşama seviye­mizi arttırmak gayesiyle memleketi yeni yeni tesislerle teknik vasıta ve cihazlarla teçhiz etmeye matuf çalış­malardan elde edilen neticeler müspet safhaya girmiş bulunmaktadır.

Hükümet programı olarak ele alınmış elan Haberleşme vasıta ve tevsi işle­rinin bir an evvel hizmete girmesi için P. T. T, Umum Müdürlüğünce âzami gayret sarf e dilmektedir. Yeni tesis ve tevsi programı gereğince vilâyetimi­zin mühim bir ihtiyacını karşılıyacak olan otomatik: telefon santralı monta­jı işleri ikmal edilmiştir.

Bu yeni tesisin açılışı münasebetiyle yapılan merasimde Münakalât Vekili Arif Demirer, şehrimizde bulunan me­buslar, İzmir Valisi, Manisa Vali Ve­kili, Belediye Reisi, P.T.T. Umum Mü­dür, P.T.T. Umum Müdür Muavini, Telgraf, Telefon Dairesi Reisi, Etüd ve Proje Dairesi Reisi, Devlet Demiryol­ları Üçüncü İşletme Müdürü, sivil ve askeri erkân, kalabalık bir halk top­luluğu ile basın temsilcileri hazır bu­lunmuştur.

Belediye Reisi Dr. Cemil Şener'in kısa bir konuşmasını mütaakıp Münakalât Vekili Arif Demirer, şu konuşmayı yap mistir:

«Aziz Manisalılar, huzurunuzla yap­tığımız bu mesut açılışla güzel Manisamıza ve siz aziz Manisalıların hiz­metine yeni bir tesis daha arzetmiş bulunuyoruz.

Bu yeni tesisin memlekete ve milleti­mize hayırlı ve uğurlu olmasını te­menni ederim. Bu fırsattan" faydala­narak P.T.T. İdaresinin Manisa vilâ-yetiyle civar vilâyetlerde devam eden ve edecek olan yeni inşa ve tesis faa­liyetlerinden kısaca bahsetmeme iz­ninizi rica ederim.

Ege bölgesi içerisinde P.T.T. merkez ve şubeleri son 6 senede yüzde 50 nis­petinde arttırılmış ve bu ünitelerin şehirlerarası konuşmaya açılmaların­da yüzde 45 bir artış sağlanmıştır.

Yine bu müddet içerisinde şehiriçi abone bağlama imkânları yüzde 158 bir artışla 8600 den 22.200 e iblâğ edilmiş­tir.

Mevcut bu tesislere ilâve olarak İzmir, Manisa, Aydın, Denizli ve Muğla vilâ­yetlerimizi ihata edecek ve bittabi a-ralarmda bulunan bir çok kaza ve na­hiyelerimizin de irtibatlarını temin ve tezyit eyleyecek, ceman 2 bin kilomet­relik havai hat inşa edilmektedir.

İnşa edilmekte olan bu havai hatlarla konuşma imkânlarını attırmak için 9  adet 12 kanallı, 9 adet 3 kanallı tele­fon kuranportör sistemiyle 7 adet 4 kanallı ve 2 adet 18 kanallı telgraf kcranortör sistemi de tesis edilmiş olacaktır.

Bugün açılışını yaptığımız bin abo­nelik Manisa otomatik telefon san­trali imza edilmiş bulunan yeni bir mukavele gereğince kısa bir zaman­da 500 hat daha ilâvesiyle 1500 abo­nelik bir kapasiteye iblâğ edilecek­tir.

Bugün öğleden sonra da Salihlide 500 hatlık yeni bir santrali Salihli hem­şehrilerimizin hizmetine arzedeceğiz. Bu yıl içinde Akhisarda bin ve Tur­gutluda 500 hatlık otomatik telefon santralleri de kıymetli hemşehrileri­mizin hizmetine sunulacaktır.

Aziz Manisalılar, arzettiğinı bütün bu tesisler için şimdiye kadar sarf edil­miş olan paranın miktarı 15 milyon liranın üstündedir.

Bu bölgeye yapılacak olan yeni tesis­lere sarf edilecek miktar ise 55 mil­yon lirayı geçmektedir.

Bunlardan başka yurdumuzun muh­telif 23 şehrinde yeni otomatik tele­fon santralleri de hizmete girecektir.

Sevgili hemşehrilerim,

Demokrat Parti iktidarının, yurdu­muzun her köşesinde 6 sene gibi çok kısa bir müddet içerisinde tahakkuk ettirdiği eserler, kadirşinas vatandaş­larımızın takdirkâr görüşleri önünde­dir.

Ege bölgesinin civanmertlik ve çalış­kanlığı ile temayüz eden siz Manisa­lıların kendi vilâyet sınırlarının içer-risindeki eserleri de aynı surette tak­dir buyuracağınıza şüphe etmiyorum.

Aziz Manisalılar, her sahadaki çeşitli yeni tesislerin mütemadiyen artırıldı­ğı ve artırılacağı, siz muhterem va­tandaşlarımızın itimat ve teşviki önümüzdeki senelerde daha çok mik­tarda büyük eserlerin memleket ve milletimize arzını temin edecek ve bu suretle asırlardanberi hasretini çekti­ğimiz iktisadî refahımız' geniş bir su­rette tahakkuk eyliyecektir.

Hepinizi derin saygılarımla selâmlar işlerinizde başarılar dilerim.

Münakalât Vekilinin konuşmasından sonra yeni tesis davetliler tarafından gezilmiş ve otomatik santral saat 10,30 dan itibaren hizmete sokulmuştur.

Münakalât Vekili Arif Demirer, P.T.T. Umum Müdürü Cahit Akyar ve bera­berlerindeki zevat töreni müteakip Salihliye müteveccihen şehrimizden ayrılmıştır.

Ankara :

Ulus gazetesinin 20/1/1957 tarihli nüs­hasında Ortadoğuya on iki bin ton şeker ihraç edileceğine dair bir ha­ber çıkmıştır.

Bu haberin tamamen hilafı hakikat olduğunu ve böyle bir şeker ihracının katiyen düşünülmediği öğrenilmiştir.

Salihli :

Posta, Telgraf ve Telefon Umum Mü­dürlüğü tarafından bir müddettenberi inşaatına devam olunan Salihli oto­matik telefon santralinin montaj iş­leri tamamlanmış ve bugün saat 13 de merasimle hizmete açılmıştır.

Merasimde, Münakalât Vekili Arif De­mirer, bazı Manisa mebusları, P.T.T. Umum Müdürü, İzmir Valisi, Manisa Vali Vekili, P.T.T. Umum Müdür Mu­avini, Telgraf, Telefon Dairesi Reisi. Etüt ve Proje Dairesi Reisi ve diğer zevat hazır bulunmuştur.

Bu münasebetle, Münakalât Vekili aşağıdaki   konuşmayı   yapmıştır:

«Muhterem Salihliler,

Şu anda açış törenini yaptığımız oto­matik telefon santralinin güzel mem­leketimize ve siz muhterem Salihlile­re uğurlu ve hayırü olmasını temen­ni ederim.

Memleketimizin gün geçtikçe artan haberleşme ihtiyaçlarını zamanında karşılamak ve güvenilir bir servis ve­rebilmek için bütün gayretlerimizle çalışmaktayız.

Aziz Salihliler, şimdi hizmetinize arzedeceğimiz beş yüz hatlık otomatik

telefon santrali kısa bir zamanda bir hatta çıkarılacaktır. Bu ilâvenin iha­lesi de yapılmıştır. Salihlinin muhtaç olduğu ve bugün sıkıntısını çektiği şehirlerarası konuşma imkânları da inşa halinde bulunan yeni tesisleri­mizle bir seneden az bir müddet içe­risinde büyük ölçüde temin edilmiş olacaktır.

P.T.T. hizmetlerimizi sizlere layık bir seviyeye çıkarmak başlıca gaye ve he­defimizdir. Bu gayemizde de, Cenabı  Hakkın da inayetini ve siz kıymetli vatandaşlarımızın müzaheretini te­menni ederken hepinizi saygı ile se­lâmlarım.»

Adana:

Türkiye Jokey Kulübü tarafından ye­ni hipodromun ilk kısım inşaatı 460.000 liraya ihale edilmiş ve inşaata başlamıştır.

Şehre 10 kilometre mesafede bulunan hipodromun koşu pistinin ilk kısım inşaatı son bahara kadar tamamlana­caktır.

Tartı, idare binaları, tribünler, lokan­ta ve gazinolar, yüz at alabilecek a-hırlar, bahsi müşterek gişeleri, ma­nialı kcşu antrenman yerleri, manej birincilik okulu, otopark kısımlarının da projeleri ve keşifleri hazırlanmak­tadır. Bunlar da bu yıl içinde ihale edilecek ve inşaata başlanacaktır.

Koşu pisti etrafında kurulacak-tesis­lerde geceleri de koşu yapılması im­kânı sağlanacaktır.

İstanbul :

Arnavutluğa resmen ziyaret yapacak elan Bulgar resmî heyetini götürmek­te bulunan 3 Bulgar harb gemisi bu­gün İstanbul Boğazından geçerek Ak-denize gitmiştir.

Bulgar harb gemileri 21 pare top atımı ile İstanbul şehrini selâmlamış­lar ve kendilerine aynı sayıda top atımı  ile  mukabele  edilmiştir.

Ankara :

Türkiye Ziraatçiler Cemiyetinin 8 nci yıllık   kongresi  bugün  Kızılay     salonunda yurdun muhtelif köşelerinden gelen 300 ziraatçı ve ormancının işti­raki ve Ziraat Vekili Esat Budakoğ-lu, Devlet Vekili Semi Ergin ve bazı mebusların huzurları ile yapılmıştır.

Fasılasız 11 saat devam eden kongre saat 10 da cemiyet reisi Kocaeli me­busu Nüzhet Unat'in veciz bir ko­nuşması ile açılmıştır. Kongre diva­nına Bursa mebusu Sadettin Kara­cabey ve Kccaeli mebusu Cemal Tüzün ve 4 ziraatçi üye seçilmiştir. Kon­greye iştirak edemiyen vekillerin, me­busların ve yüzlerce ziraatçi ve or­mancının gönderdikleri başarı telgraf­larının okunuşu büyük tezahürata ve­sile teşkil etmiştir.

Kongrede İzmir delegesi Kemal Çeçen, Arif Ertunga ve ayrıca 25 ziraatçi üye söz almış, ezcümle: Yurdun ziraat seferberliğinde ittihazı zarurî tedbir­ler ve çiftçi ile elele ve gönül birliği içinde çalışmanın çareleri üzerinde İsrarla durulmuştur.

Söz alan bütün delegeler ziraatçi ve ormancı teknik elemanların uzun yıl­lar islâh edilemiyen unvan, kadro ve intibak işlerinin süratle giderilmesi ve teknik tedrisata bugünün ihtiyaç­larına uygun bir veçhenin verilmesi ve bu arada mmtaka ziraat okulla­rının tahsil müddetlerinin 4 seneye ib­lâğı suretiyle ziraat mühendisi yetiş­tiren kolejler haline getirilmesi ve bu kolejlerde ormancılık kolunun da ih­dası temenni edilmiştir.

Delegelerin arzuları üzerine bir ko­nuşma yapan Kocaeli mebusu Cemal Tüzün, «Bilhassa bugünkü anlayışın ve gidişin icabı bulunan hamlelerde muvaffakiyetin temel şartının ziraat ve ormancılığa lâzım gelen ehemmi­yetin ve mevkiin verilmesi zaruretini izahla, sizler yeni baştan imar edilen vatan sathında, Türk milletinin bir an önce refah ve saadete ulaşması savaşında ileri karakolda vazife alan adsız kahramanlarsınız demiş ve artık değeriniz ve istekleriniz kadirşi­nas hükümetimiz ve yüksek Meclisi­mizce tanınmaktadır ve tanınacaktır, demiştir.»

Müteakiben Ziraat Vekili Esat Budak-cğlu, bir saat süren vukuflu ve    etraflı konuşma yaparak izhar edilen dilek ve tenkitlere cevap vermiş ve Ziraat Vekâleti olarak yeniden bu­günkü ihtiyaçları karsılıyacak bir teş­kilâtın kurulmak üzere bulunduğunu ve çalışmaların mahiyeti hakkında geniş izahat vermiştir.

Daha sonra cemiyet idare heyeti â-zası Adana mebusu Mustafa Akçalı, Kemal Çeçen, Arif Ertunga ve Süley­man Onan dikkatle takip edilen bi­rer konuşma yapmışlar ve Ziraat Ve­kilinin izhar edilen dilekler muvace­hesinde daha açık ve kesin beyanda bulunmak suretiyle yurdun 4 köşesin­den gelen ziraatçi ve ormancıların ferahlık içerisinde vazifelerine dön­melerinin teminini kendilerinden ri­ca etmişlerdir. İkinci defa büyük te­zahürat arasında söz alan Ziraat Ve­kili Esat Budakoğlu:

«Sizleri bütün dikkatimle dinledim, izhar ettiğiniz ve bir memleket dâvası olan dilek ve temennilerinize inanı­yorum, bunların gerçekleşmeleri için bütün gücümle çalışacağım,» demiştir. Son olarak idare heyetinin seçimi ya­pılmıştır.

 Ankara :

Dört Devlet Başvekili ve Hariciye Ve­killerinin bu seferki Ankara içtimala-nnin üçüncü ve nihaî toplantısı, öğ­leden sonra saat 17 de yine Çankaya köşkünde başlamış ve Reisicumhur Celâl Bayar, Irak Veliahdi Emir Abdülilah'm huzurlariyle ve Reisicum­hurumuzun başkanlığında gece saat 22 de sona ermiştir. Bu uzun toplan­tıya akşam yemeği için kısa bir müd­det ara verilmiştir. İngiltere ve Bir­leşik Amerika büyük elçileri de Reisi­cumhur nezdindeki bu hususî büfe yemeğinde davetli olarak bulunmuş­lardır.

Dündenberi âdeta inkitasız olarak de­vam eden bu çok samimî toplantılar sonunda neşredilecek müşterek resmî tebliğin, her dört memleket hükümet merkezlerinde yarın saat on ikide ba­sma verilmesi kararlaştırılmıştır.

Her dört heyete yakın selâhiyetli çev­relerden öğrenildiğine göre, dört devlet toplantıları çok semereli olmuş­tur. Tam bir samimiyet ve kardeşlik havası içinde cereyan etmiş, görüşü­len bütün mevzular üzerinde esasen mevcut tam fikir beraberliği derhal müşahede ve tesfcit olunmuş ve bun­dan büyük memnunluk duyulmuştur. Esasen toplantının gündeminde bulu­nan ve sureti umumiyede, bütün dün-.ya bölgelerini, sureti hususiyede dört devletin müşterek bölgesini alâkadar eden bütün mevzuların bu kadar kısa bir zamanda ele alınıp gerek hâdise­lerin ve gelişmelerin müşahedesinde gerek sulh ve emniyet lehine olarak müstakbel hareket tarzı üzerinde tam bir mutabakata varılması, Ankara si­yasî mahfillerinde, ancak tam bir sa­mimiyet, gaye birliği, görüş ve düşü­nüş benzerliği ile kabili izah görül­mektedir. Dört memleket devlet adamlarmm Ankarada geçirdikleri bu iki gün zarfında yalnız içtima saat­lerinde buluşmakla kalmayıp sanki bir tek ailenin birbirlerine çok yakin fertleri imiş gibi âdeta inkitasız ola­rak, tam bir kardeşlik havası içinde beraber yaşadıkları, böylece fikir te­atilerinin çok derin hususî bir kıymet de almış bulunduğu ayrıca büyük bir hazla belirtilmektedir.

 Ankara :

İrak Veliahdı Altes Emir Abdülilah ile Başvekil Nuri Sait Paşa, Hariciye Ve­kili. Başayan ve İrak heyetinin diğer âzası, dörtlü toplantıların sona er­mesi üzerine Reisicumhur Celâl Ba-yara ve İran ve Pakistan Başvekili ve Hariciye Vekillerine çok samimî bir hava içinde veda ederek Çankaya köşkünden ayrılmışlar ve bir askerî Türk uçağı ile saat 23 te Esenboğa hava alanından İstanbula hareket etmişlerdir.

İrak veliahdına ve Başvekiline hava alanında, Reisicumhur Celâl Bayar adına Riyaseticumhur umumî kâtibi ve başyaveri hayırlı, yolculuklar te­menni etmişlerdir..

Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, Ha­riciye Jmumî Kâtibi ve heyetimizin diğer âzası, vali, emniyet umum mü­dürü ve diğer zevat hava alanına kadar muhterem misafirlerimizle be­raber giderek kendilerini uğurlamış-lardır.

İrak Veliahdı Emir Abdülilah, yarm uçakla İstanbuldan Londraya hareket edecek, oradan da-Washingtorıa gide­cektir. Başvekil Nuri Sait Paşa ise bu gece. saat birde Yeşilköyden kalkan Lufthausa uçağı ile Bağdata döne­cektir.

İran ve Pakistan Başvekilleri ile he­yetlerinin diğer âzası yarın da An-rada kalacaklar ve salı günü İstan­bula gidecekler, orada hususî suret­te iki gün kalacaklar ve bilâhare memleketlerine döneceklerdir.

21 Ocak 1957

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, Çatalağ-zmdan Düzceye bol ışık verilmeğe baş­lanması münasebetiyle Bolu valisi ve Düzce belediye reisinden Düzcelilerin sevinçlerine tercüman olan şu tel­grafları almıştır:

«Düzce kasabası Çatalağzmdan gelen elektrikle nurlandı. Kasaba halkı se­vinç içindedir. Halkın size karşı olan muhabbet ve şükranlarını tazimle­rimle arzeylerim.

Bolu Valisi Ahmet Tekelioğlu

«Düzcemiz Çatalağzmdan verilen e-nerjiyle bugün bol ışığa kavuştu. Bu yüksek eserinizin feyzinden faydalan­mamızın fevkalâde sevinç ve heyeca­nı içerisinde her işte inan ve güven beslediğimiz sizlere biz Duzceliler şük­ranlarımızı arzetmekle şeref ve bah­tiyarlık duyarız. En derin hürmetle­rimizin kabulünü istirham ederim.

Düzce Belediye Reisi

Afer Tütüncüoğlu.»

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te reis vekillerinden Fikri Apaydının riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman Hariciye Vekâle­tine gelen aşağıdaki tezkere okunduâ Türkiye Büyük Millet Meclisi yük­sek riyasetine:

Yüksek malûmları olduğu üzere, Libya ordusuna tarafımızdan evvelce hediye edilen silâhlardan başka bu kere de, 25 Haziran 1956 tarihli ve 6757 sayı­lı kanunla, Kırıkkale yapısı 81 mm. lik 2000 adet piyade havan mermisi­nin hibe edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu mermilerin teslime hazır bir va­ziyette olduğunun Libya hükümetine tebliğ edilmesi üzerine adı geçen hü­kümet, bu münasebetle teşekkürlerini iblâğa Ankaradaki Libya Büyük Elçi­liğini tavzif eylemiştir. Vekâletime gönderilen teşekkür notasında «Dost ve kardeş Türk hükümeti» tarafından yapılmış olan bu hediyenin Türkiye ile Libya arasında mevcut dostane münasebetlerin bir nişanesini teşkil ettiği kaydedildikten scnra bu mü­nasebetle hissolunan şükran duygula­rının Libya hükümet ve Libya Bü­yük Elçisi adına sayın Reisicumhuru­muz ekselans Celâl Bayara, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın Reis ve azalarına ^e sayın Başvekilimiz ekselans Adnan Menderes ile hüküme­ti erkânına arzı hususunda Vekâle­timin tavassutu rica ve İltimas olun­maktadır.

Keyfiyeti yüksek bilgilerine derin saygılarımla arzederim.

Hariciye Vekâleti Vekili Etem Menderes

Bundan sonra Turizm Umum Müdür­lüğü teşkili hakkındaki kanun tekli­finin muvakkat bir encümende görü­şülmesine dair Dahiliye encümeninin tezkeresi okundu ve muvakkat encü­menin teşkili hususu kabul edildi.

Meclisin bugünkü toplantısında, şi­fahî suâllerin müzakeresinde, Trab­zon mebusu Emrullah Nutkunun 6371 sayılı kanunla tâdil edilen Millî ko­runma Kanununun tatbikatı netice­lerine ve fiyat yükselmelerinin Önlen­mesi için ne gibi tedbirler düşünüldü­ğüne dair sözlü sorusu, İktisat ve Ti­caret Vekili Abdullah Aker tarafın­dan cevaplandırıldı. Vekil cevabında şunları söyledi:

«Sayın arkadaşını, 6371 sayılı kanun­la ağır ceza  müeyyidelerin tatbikatı neticesinde, pahalılığın önlenip Ön­lenmediğinin, önlenmiş ise müeyyi­delerinin, önlenmemiş ise sebeplerinin izahını talep etmektedir.

6371 sayılı kanunun tedvininde esas gaye şudur: Bu kanun, piyasalarımız­da ticarete mevzu teşkil eden madde­lerin alış verişinde satıcı ile müsteh­lik arasında cereyan eden münase­bette bir nizamın mevcut olmaması ve müstehlikin muhtemel tazyike karşı himayesiz bırakmaması suretiyle bîr gayri tabiiliğin bertaraf edilmesi mak-sadiyle yüksek heyetiniz tarafından 6371 sayılı kanun kabul ve neşrolun­muştur.

Yurdumuzda büyük bir süratle artan kalkınmanın gerektirdiği maddelerin tedariki, artan nüfus ve müstehlik kitlesinin ihtiyaçlarını karşılamak za­rureti ve hele müstehlikin ihtiyaç his­settiği maddelerin mühim bir kısmı­nın ithal malı olması keyfiyeti mal ar-zedenlerin büyük kazançlar _elde et­mek temayüllerini artırmıştır. Bu gi­bi temayülleri frenliyecek kanunî mü­eyyidelerin fıkdanı millî korunma ka­nununun kabulünü intaç etmiştir.

Millî korunma kanunu yeni tatbika-tiyle ekonomik safhada müstahsili, müstehliki himaye ettiği gibi tücca­rın da menfaatlerini bir nizam altına almış bulunuyor. Bu kanunla, alış ve­rişte bir takım usuller malûmunuz ol­duğu veçhile derpiş edilmiş, müsteh­like her an mal alabilme ve bulabil­me imkânları sağlanmıştır.

6371 sayılı kanun ilk meriyete girdiği tarihlerde fiatlarda gayri tabiî düşüş­ler olmuştur. Bu da zarar bahasına da olsa mezkûr kanunun ağır cezai mü­eyyideleri karşısında malını elde tuta-maraak, satıştan imtina etmiş sayıl­mamak ve malını saklamış bir duru­ma düşmemek gibi haller muvacehe­sinde satış zaruretini doğurmuştur. Bu satışlar ya. kârsız veya çok cüzi bir menfaat mukabili olmuştur. Bu bir devredir.

İkinci devrede fiatlarm ayarlandığı müşahede olunmaktadır. Bu devre zarfında ticaret erbabı kanun ile tanman hadler dahilinde mal arzına taşlamış ve bu ikinci devre zarfında fiat ayarlama faaliyeti yeniden bir istikrarsızlığın vücut bulduğu kanaa­tini tevlit etmiş ve belki bugünkü söz­lü sorunun da sebebini teşkil etmiş­tir.

İktidar olarak defaatle bu kürsüden ifade olunduğu veçhile müstahsilin mallarını değerlendirme yolunda bu­lunduğumuz aşikârdır.

Bu değerlendirme sırasında mahallî bazı takyitler dolayısiyle kanunla mu­tat olunan gayeden uzaklaşıldığı bir an için müşahede olunmuş, fakat bu mahallî tatbikat kısa -bir zaman zar­fında önlenmiştir.

6371 sayılı kanun bütün vatandaşları ilgilendiren bir bünyeye sahip olması bakımından bu kanunun mahalli an­layışlara imkân verecek bir mahiyet arzetmesine, bir zümreyi himaye eder­ken diğer bir zümreyi zarardide etme­sine mahal bırekmıyacak mahiyette tatbikat bulmasına çalışılmıştır. Bu kanunun gayesi hiç bir zaman mal alıp satanları zararlı bir satışa icbar etmek değildir. Hal böyle olunca, fiatı arkadaşımın nasıl anladığını bilmiyo­rum. Yalnız şurasını tebarüz ettirmek mecburiyetindeyim ki, Türkiye bütün dünya ile ticarî münasebet halinde­dir. Ticarî münasebetleri İktisat ve Ti­caret Vekâleti ilân etmiş bulunduğu bir rejim dahilinde idare eder. Mem­leketimiz E.P.U. devletleriyle, Demir­perde arkası memleketlerle, klering, takas, anlaşmalı ve anlaşmasız devlet­lerle' ticarî münasebette bulunuyor. Sayın arkadaşım şurasını gayet iyi bilmelidir ki cihan ile yapılan alışve­rişlerde tek fiat esası mevcut değil­dir, elbette ki bu memleketlerin fiat-lan arasında farklar mevcut bulundu­ğu gibi bizim onlarla olan münase­betlerimizde de mütekabiliyet esasına dsyanan Hatlarımız mevcuttur. Bu durum karşısında bütün dünya pazar.' larmdan memleketimize ithal olunan mallarda yeknesak bir fiat bahis mev­zuu olamaz. Bu bakımdan bir ticaret­hane vitrininde görülen bir malın fi­atı ile aynı malın diğer bir vitrinde de aynı olması icap etmez. Çünkü bunlardan biri bilfarz (a), diğeri (b)  memleketinden ithal edilmiş ve men-şeinde esasen tefavüt olan mallardır. İşte menşelerinde mütefavüt bir ithal fiyatına sahip olan bu iki malın kâr yüzdeleri birdir. Kâr yüzdeleri bir ol­masının tek sebebi ve âmili de 6371 sayılı millî korunma kanunudur. Bu hal bizde olduğu gibi yabancı mem­leketlerde de böyledir. Belki oralarda millî korunma mevcut değildir. Fakat müesses bir nizam mallar arasında satış fiatlarmda bir takım farklar tev­lit etmiştir. En yakın misali, bu yıl Viyana d a dolma kalemime mürekkep ?radığım zaman müşahede ettim. Biri biriyle kıyas edilemiyecek iki fiyatla karşılaştım. Sebebini sorunca satıcı bana, bu yerli malıdır, diğeri ithal ma­lıdır diye cevap verdi. Bu misali iki katagoride müşahede etmek mümkün olduğu gibi eğer bu satıcıda mütesddit memleketlerden ithal edilmiş mal­ları da aramış bulunursak bunlar arasmda da biribirinden farklı fiyatlar bulmak mümkündür. Bir memleketin iç pazarlarında veya istihsal yerlerin­de de yeknesak bir fiyat temini hiçbir zaman mümkün olamaz. Bütün istih­sal merkezlerini veya müstahsilleri aynı fiyatla istihsale mecbur etmek mümkün değildir.

Yine arkadaşıma hatırlatmak isterim ki, bizde fiyatlar mevsimlere göre bir tehalüf arzeder. Bu farklar aylar ara­sında bile müşahede olunabilir. 6371 sayılı kanun, iptidaî maddenin mamul maddeye intikal edinciye kadar nis-betleri ve saireyi murakabe eden ka­nun olarak kabul olunabilirse de hiç bir zaman maliyet unsurlarını takyit eden bir kanun olarak da mütalâa edilemez. Hal böyle olunca 6371 sayılı kanun, çeşitli istihsal, maliyet ve men­şe fiyatlarına sahip olan malların sa­tışlarının icrası bakımından pahalılı­ğı önlemiştir. Delilleri maliyetin üstü­ne ilâve olunan kâr hadlerinin sabit kalmasıdır. Eğer sayın arkadaşım fi­yatların ve bilhassa satış fiyatlarının nfutlaka sabit kalmasını düşünüyor­larsa, bu 6371 sayılı kanunun bizimle münasebette bulunan devletlerde fi­at artışlarını önliyecek, mevsim de­ğişikliğine rağmen bütün istihsal mer­kezlerinde mutlak ve değişmez bir ka­nun fiatmm teessüsünü gerektirecek şümul ve ehemmiyette bir kanun olmasını talep etmek olur ki bunun da gayri mümkün bulunduğu bedihidir.» Mâruzâtımızı hülâsa edersek:

Millî korunma kanununun esas mak­sadı memleketimizde ticaret ahlâkını tesis ve tarsin etmektir.

Garbin ileri memleketlerinde, öteden beri teamülün tesis etmiş bulunduğu etiket koymak, fatura tanzim etmek, fiyat aleniyetini teinin etmek gibi ânı ve şâmil faideleri kanunla tesis etmek lüzumu hâsıl olmuştur.»

Sual sahibi. Vekili takiben yaptığı ko­nuşmada, memlekette hayat pahalılı­ğının, vasıtalı vergilere yapılan zam­larla vücut bulduğunu ileri sürdü. Ha­yat pahalılığını önlemenin bir muci­zeye ihtiyaç göstermediğini ancak bu pahalılığı kabul edip ona göre ted­birlerin alınması icap ettiğini söyle­di.

Bundan sonra yabancı memleketlerle yapılan ticarî anlaşmaların tasdikine dair kanun lâyihalariyle ıslâhı hayva­nat kanununa ek kanun lâyihasının birinci müzakeresi yapıldı ve nahiye müdürlerinin yaş haddini tesbit eden il idaresi kanununun 48 inci madde­sinin değiştirilmesi hakkındaki kanun lâyihası reddedildi.

Büyük Millet Meclisi çarşamba günü toplanacaktır.

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at 17 de Başvekâlette kendisini ziya-. rete gelen NATO Güney Avrupa Kuv­vetleri Kumandanı Amiral Robert Briscoe ile görüşmüştür.

Ankara :

Bütçe encümeni bugün Öğleden son­ra encümen ikinci reisi Kırklareli me­busu Şefik Bakaym riyasetinde top­lanarak Maarif Vekâleti bütçesini mü­zakereye devam etti.

Celse açıldığı zanıan ilk sözü Balıke­sir mebusu Halil İmre (D.P.) aldı. Ha­tip müzakeerlerin ilk öğretim üze­rinde tekasüf etmesi yerinde olduğu­nu, bununla beraber ilk Öğretimi bugünkü sistem içinde münevver yetiş­tirme sisteminin bir vasıtası olarak telâkki etmekten ziyade asgari yeter­lik prensipini sağlıyan bir müessese olarak kabul etmenin yerinde olacağı­nı, bu mânada tedrisat süresinin artırıiması düşünülebileceğini söyledi. Bu bakımdan muvazeneli bir tahsisat verilmesini Vekâletin muvazeneli bir istimal şeklinde mütalâası yerinde o-lacağmı belirtti.

Çanakkale mebusu Fatin Rüştü Zor­lu (D..P.) medenî âleme iştirakimiz ve bu camiadaki yerimizi alabilmemiz ancak münevverlerin çokluğu ile mümkün olabileceğinden münhasıran ilk öğretime ehemmiyet verilmesinin doğru olmıyacağmı, ilk Öğretim me­selesinde en mühim noktanın eleman yani öğretmen yetiştirilmesi olduğu­nu, öğretmen yetiştirilirken sadece bugünkü ihtiyaçları değil geleceği de nazarı itibara almak doğru olacağı­nı, maddî ve mânevi imkânların sağ­lanması suretiyle bu mesleğin daha cazip bir hale getirilmesi lâzım geldi­ğini ileri sürdü. Bilgin ve âlim yetiş­tirilmesinin bir zaruret teşkil ettiğini söyledi.

Ankara mebusu Muhlis Ete (Hür. P.) Üniversitelerin ilmî hüviyeti üzerin­de durarak, açılacak yeni üniversi­telere eleman yetiştirilmesi zaman meselesi olduğu cihetle bu bakımdan plânlı ve programlı hareket edilme­sini, memleketin teknik ve meslekî eleman ihtiyacının karşılanmasını, yabancı memleketlerdeki talebenin kontrolüne daha fazla alâka göste­rilmesini istedi.

Zonguldak mebusu Sebati Ataman (D.P.) ilk öğretim meselesinin bir dâ­va haline getirilmesi ve bunun bu şekilde kabul edilmesi gerektiğini i-fade etti.

Rize mebusu İzzet Akcal (D.Pj mev­cutların kadroları tamamlanmadan o-kul açılmasının mahzurlarına işaret etti. Sağır ve dilsizlerin eğitimi için mütehassıs eleman temini bahsinde daha yakın alâka gösterilmesini, imam ve hatip okullarının tedrisat ve ida­relerine ehemmiyet verilmesini iste­di.

İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.) ilk öğretim dâvasının öğretmen ye­tiştirilmesi dâvası olduğunu kaydede­rek bu hususta daha fazla gayret sarfedilmesini teklif etti.

Siirt mebusu Mehmet Daim Süalp (D.P.) ilk öğretim dâvasını halle ana­yasa bakımından da mecbur olduğu­muzu söyledi ve lise mezunlarından öğretmen olarak istifade edilmesini i-leri sürdü.

Seyhan mebusu Sedat Bari (D.P.) eğitimde çocukların psikolojik durum­larına dikkat edilmesini, Uniceften temin edilen yardımların bir esasa gö­re  dağıtılmasını istedi.   .

Trabzon mebusu Süleyman Fehmi Kalaycıûğîu (D.P.) Türk ansiklopedisi neşriyatının hızlandırılmasını, ziraat derslerine ve bunların öğretmenleri­nin teminine alâka gösterilmesini is­tedi.

Antalya mebusu Kenan Akmanlar (D.P.) köy mekteplerinin randıman­larının arttırılmasını, güzel sanatla­rın geliştirilmesine ehemmiyet veril­mesini öğretim sistemlerinin ıslâhını temenni etti.

Tunceli mebusu Fethi Ülkü (D.P.) ilk öğretimin ehemmiyetini tebarüz ettirerek, ormancılık ve sair mesleki bilgilere tedrisatta yer verilmesini, e-ğitimde şahsî kabiliyetin dikkate a-lmmasmı istedi ve İmam Hatip O-kullarmm orta öğretime bağlanması mahzurlu olacağını söyledi.1 Okullar­daki ders malzemesinin arttırılmasını temenni etti.

Çanakkale mebusu Servet Sezgin (D. P.) okul inşaatı ve Öğretmen meselesi hakkında izahlarda bulundu ve okul inşaatı için verilen tahsisatın artırılmamasının yerinde olmadığını bildir­di.

Tokat mebusu Ömer Sunar D.P.) ilk öğretim dâvasının bütün, arzuya rağ­men bir zaman ve imkân meselesi ol­duğunu, öğretim kısımları arasında muvazeneli çalışmanın yerinde oldu­ğunu ifade etti.

Tunceli mebusu Bahri Turgut Okaygün (D.P.) maarif şûrasının daha sık toplanmasını ileri sürdü.Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C.H.P., ilk öğretim; öğretmen ve okul inşa­atı hakkında izahlarda bulundu. Li­san derslerine ehemmiyet verilmesini ve bu dersin hocalarının temininde bazı imkânların sağlanmasını, ders kitaplarının İslahını istedi.

Gümüşhane mebusu Sabri Özcan San (D.P.) yeni orta öğretim kadroları­nın bir an önce hazırlanmasını, ders saatlerinin artırılmasını, tâyin ve ter­filerin aksaklığa meydan vermiyecek bir esasa bağlanmasını temenni etti ve millî kütüphaneye yardımın arttı­rılmasını ileri sürdü.

Aydın mebusu Necati Celim (D.P.) ilk öğretmenlerin kalitesine ehemmiyet verilmesini, teknik öğretimin memle­ketin ihtiyaçlarını karşılıyacak bir şekilde yeniden düzenlenmesini, Ma­arif Vekâleti talim ve terbiye dairesi­nin çalışmalarının daha verimli hale getirilmesini istedi.

Denizli mebusu Baha Akşit (D.P.) mü­zelerin durumlarına temasla kıyafet ve artne müzesi kurulması, Güzel Sanatlar Akademisinde ve Konserva­tuarda klâsik Türk sanatına ve müzi­ğine ehemmiyet verilmesi yerinde o-lacağmı ifade etti.

Sivas mebusu Bahattin Örnekol (D.P.) okullarda öğrencilerden alman para­ların usulüne.ve gayesine uygun ol­duğunu belirtti.

Bütçe komisyonu, bu gece saat 21 de tekrar toplanmıştır.

 İzmir :

1 Ekim 1956 tarihinden 15 Ocak 1957 tarihine kadar limanımızdan muhte­lif dış memleketlere 5.804.227 lira de­ğerinde 2.894.297 kilo pamuk, 779.467 lira değerinde 5.563.917 kilo palamut, 30.382 lira değerinde 182.000 kilo ö-ğütülmüş palamut, 1.488.100 lira de­ğerinde 2.296. kilo palamut hülâsası, 10.342.673 lira değerinde 13.675.585 ki­lo kuru incir, 37.12.686 liralık 43 mil­yon 535.585 kilo kuru üzüm ihraç edilmiştir.

Buna nazaran bu ihracat mevsiminde yapılan sevkıyat yekûnu 55.574.535 li­raya baliğ olmaktadır.

 Ankara :

Bütçe encümeni bu akşam saat 21 de encümen ikinci reisi Kırklareli me­busu Şefik Bakayın riyasetinde top­lanarak Ma'arif Vekâletinin bütçesini müzakereye devam etti.

Akşamki celsede Yozgat mebusu Ali Ünlüsoy (D.P.) söz aldı. Hatip ilk öğ­retim dâvasının hallinde çok müsbet rol oynıyacak olan ilk öğretim kanun tasarısının bir an önce hazırlanma­sını, İmam Hatip Okulu mezunlarına yedek subaylık hakkının tanınmasını, maarif işlerinde istikrarın temini ar­zusunu izhar etti.

Raportör Yozgat mebusu Danyal Akbel (D.P.) meslekî ve teknik öğretimin kısa bir tarihçesini yaptı ve teknik Öğretim müsteşarlığının kurulmasının yerinde olacağını söyledi.

Diyarbakır mebusu Halil Turgut (D.P.) maarif mensuplarının çalışmalarından ve başarılarından duyduğu memnuni­yeti belirtti. Öğretmenlerin yetiştiril­mesi işinin ehemmiyetle ele alınması ve kadro kanununun hazırlanması lü­zumuna işaret etti.

Bundan sonra söz alan Maarif Vekili Prof. Ahmet Özel kısa bir konuşma yaparak hatiplerin suallerine cevap verdi. Maarif Vekili bu konuşmasın­da encümende müzakereler esnasında tezahür eden fikir ve direktiflerin Önümüzdeki çalışına yılı içinde daima gözönünde bulundurulacağını söyledi ve ilk öğretim dâvasına temasla söz­lerine şöyle devam etti:

«Maarifin temel dâvası ilk öğretim meselesidir. Muhterem arkadaşlarımız bunun üzerinde haklı olarak ehem­miyetle durdular ve gereken hassasi­yeti gösterdiler. Memleketimiz topye-kûn iktisadî bir cihazlanmıya gider­ken irfan potansiyelinin de arttırıl­ması en büyük gayemizdir.

İlk öğretim dâvasının da temeli öğ­retmen yetiştirilmesidir. Bunun için gereken hassasiyeti göstermekte ve çalışmalarımızı plânlaştırmış bulun­maktayız.?

Maarif Vekili bundan sonra memle­ketteki nüfus artısını da nazarı itibara alan, okuma çağındaki çocuklar bunların okula devamlarının temini ve Öğretmen ihtiyacı hakkında izah­larda bulunmuştur. Vekil izahatına devam ederek halk eğitiminin bir tüm olarak ele alındığını, kurulması ilk prensip olarak kararlaştırılmış bulu­nan 14 üniversiteden 7 sinin hâlen tahakkuk safhasında olduğunu, maa­rifi keyfiyet olarak mütalâa edince bazı müesseselerin ilâvesinin icap et­tiğini söyledi.

Bu hususta yüksek maarif meclisi ku­rulması hakkındaki kanun tasarısının hazırlanmakta olduğunu, talim ve ter­biye heyetinin genişletileceğini ifade etti.

Vekil nakil talimatnamesinin üzerinde çalışılan mevzulardan biri olduğunu, liserlerin programları üzerindeki tec­rübelerin devam ettiğini sözlerine ilâve etti.

Bundan sonra fasılların müzakeresi­ne geçildi ve bu müzakereler esnasın­da Topkapı Sarayı kadrosuna 133 i-lâve yapılması ve teknik öğretim müsteşarlığı kadrosunun serbest bı­rakılması, Niğde Aksaray Sultanhanı restorasyonu masrafına 125 bin lira ilâvesi ile talebe müfettişliklerine ma­hallî kâtip verilmesi teklifleri kabul edildi.

Bütçe encümeni yarın saat 10 da top­lanarak Maarif Vekâleti bütçesinin fasıllarını müzakereye devam edecek­tir.

22 Ocak 1957

 Ankara :

Dün gece, saat 24,15 sularında Ankara ve Etlmesut göklerinde acaip bir bu­lut teşekkül etmiştir. İki buçuk da­kika kadar devam eden bu bulut or­talığı inanılmaz bir derecede aydın­latmış, hattâ, bir çok kimse, bunun meydana getirdiği kızıllıktan bir yan­gın olması endişesine düşmüştür.

Bu garip olay meteoroloji umum mü­dürü Fuat Adalı tarafından da mü­şahede edilmiş olup, kendisi, bu hâdi­senin takibi hakkında derhal    bütün meteoroloji istasyonlarına tebligatta bulunmuştur. Şimdiye kadar gelen ha­berlere göre, bu kızıl bulut, Bolu, Abant, Akçakoca, Kırıkkale, Elmadağ, Çubuk ve Düzce semalarında da gö­rülmüştür.

Diğer taraftan, son dakikada Paristen alman haberlere göre, bu garip hâdi­se Pransanın ve Avusturyanm muh­telif bölgelerinde de müşahede edil­miştir.

Fransadan gelen haberlerden öğrenil­diğine göre, Alpdağlarma yakın olan köylerde halk karşılarında kıpkırmızı bir ufuk görmekle telâşa düşmüşler­dir.

Aynı hâdise Avusturyanm Bed-Gas-tein mmtakasmda da müşahede edil­miştir. Burada buna şahit olanlar bir kaç dakika için, kıpkızıl bir tiyatro dekoru ile karşı karşıya bulundukla­rını söylemektedirler.

Alman haberlere göre, bu hâdiselerin müşahede edildiği memleketler bilgin­leri bu esrarlı olayı incelemeğe baş­lamışlardır.

 Ankara :    .

Reisicumhur Celâl Bayar, dörtler top­lantısı münasebetiyle memleketimizin yüksek misafiri bulunan İran ve Pa­kistan Başvekilleri, Hüseyin Alâ ve Suhraverdi ile Başvekilimiz Adnan Menderes beraberlerinde olduğu hal­de bu akşam saat 19,30 da hususî trenle İstanbula hareket etmiştir. Ay­nı trenle İran ve Pakistan heyetinin diğer âzası ile Pakistan gazetecileri de İstanbula gitmişlerdir.

Reisicumhur Celâl Bayar ile üç kar­deş ve müttefik memleket Başvekil­lerini istasyonda Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan, bütün ve­killer, mebuslar, İran ve Pakistan bü­yük elçileri ile elçilik ileri gelenleri, Riyaseticumhur, Başvekâlet, Hariciye Vekâleti ve diğer vekâletler erkânı, Erkânıharbiyei Umumiye Birinci, İkinci Reisleri ile Kuvvetler Kuman­danları ve daha birçok sivil ve aske­rî erkân tarafından uğurlanmışlar-dır.

  Ankara :

İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı tarafından bugün bir basın toplantısı tertip edilmiştir.

Bu münasebetle Ankara ve İstanbul-daki imar faaliyetleri ile bu şehirler­deki inşaat mühendisleri ve yeni imar kanunu üzerinde oldukça geniş izah­larda bulunan oda başkanı ezcümle demiştir ki:

«İnşaat faaliyetlerinin mümkün olan en verimli tarzda yürütülmesi imkân­larını araştırmak ve bu araştırmala­rın neticesinin tatbikat sahasına in­tikali için gayretler sarfetmek, ka­nunî vazifemizdir. Şükranla arzetmeliyiz ki odalarımızın bu rolü, hükümet tarafından büyük bir anlayışla karşı­lanmış bulunuyor. Son olarak Başve­kâlet, teknik faaliyetlerde odalarla daimî münasebetlerde bulunulmasını bütün Vekâletlere tamim etmiştir.

Bu arada, Maarif Vekâleti tarafından mart ayı içinde toplanacak Maarif Şû­rasının inceliyeceği teknik öğretim mevzuunda müzakerelere esas olmak üzere bir tebliğ hazırlanması Odalar Birliğimizden istenmiştir. İnşaat mü­hendisleri odası olarak, bu hususta çalışmaktayız. Yeri gelmişken şunu belirtmek isteriz, bizdeki teknik öğre­tim problemi bugün için, mühendis yetiştirmekten ziyade, asıl ihtiyacımız olan tekniker, usta gibi yardımcı ele­manların yetiştirilmesi olmalıdır. Me­selâ, bugün yılda 75 inşaat yüksek mühendisi yetiştirmiye karar verir­sek, yılda 350 inşaat mühendisi, 1200 inşaat teknikeri, 3000 inşaat ustası ye­tiştirdiğimiz takdirde, ancak 10 sene sonra bu elemanlar arasındaki nis-bet, batı memleketlerindeki nisbete e-rişebilecektir. Halbuki bizde bütün gayretler, yüksek mühendis yetiştir­miye matuf bir mahiyet arzetmekte-dir. Yeni açılacak teknik öğretim mü­esseselerini bu zaviyeden incelemek gerekir. Tatbikatta mühendis azlığı şeklinde görülen vakıa, gerçekte bir yardımcı eleman azlığıdır.

Hükümetimizin, yukarda bahsini et­tiğimiz anlayış havası devam ettikçe ve odalarda da buna paralel   verimli

 çalışmalar oldukça, netice memleke­timiz için hiç şüphesiz hayırlı olacak­tır. »

 İstanbul :

Florence Nightingale heşmire mek­tepleri ve hastahaneleri tesisi yeni ve hayırlı bir teşebbüse girişmiştir. Tesis, Amerikaya ihtisas için hemşireler gönderecektir.

Bu mevzu hakkında tesisin başkanı Afyon "mebusu Rıza Çerçel, malûma­tına müracaat eden muharririmize aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Memleketimizde hemşirelik mesleği­nin günün icaplarına göre gelişip ya­yılmasını temin maksadiyle kurulan tesisimiz, gayet müsbet bir faaliyet sahasına girmiş bulunuyor. Bu yolda­ki gayretlerimizi büyük bir anlayışla karşılayan milletlerarası iktisadi iş­birliği teşkilâtı ile Columbia Üniversi­tesi, tesisisimden malî ve mânevi yar­dımlarını esirgememektedirler. Aynı zamanda hükümetimiz de teşebbüsü­müzü her hususta desteklemekte ve kuracağı hemşire koleji ve ona bağlı numune hastahanesinde çalışmak üzere Columbia Üniversitesinde yüksek tahsillerini yapacak yedi hemşireyi A-merikaya göndereceğiz. Bu maksatla açılacak kursun şartlarını gazete ve radyolarla duyurmağa çalışıyoruz, memleketimizdeki hemşire okulların­da seçilecek 15 hemşire Ankarada 3 ay müddetle İngilizce kursuna tâbi tutulacaktır. Kurslar bittikten sonra en liyakatli olanlar arasından, göste­recekleri kabiliyetlere göre yeniden bir seçme yapılarak 7 hemşire Ame­rikaya Columbia Üniversitesine gön­derilecektir.

Bu teşebbüsümüzün memleket hemşi­releri arasında lâyık olduğu alâkayı göreceğini umuyoruz.»

 Ankara :

Bütçe encümeni bu akşam saat 21 de encümen reisi Balıkesir Mebusu Halil İmrenin riyasetinde toplanarak Ma­arif Vekâletinin bütçesini müzakereye devam etti.

 Akşamki celsede muhtelif hatipler söz alarak Atatürk Üniversitesi, Ege Üni­versitesi ve Karadeniz Teknik Üniver­sitesi hakkında izahlarda bulundular ve hükümetten izahat istediler. Maa­rif Vekili Prof. Ahmet Özel, Maarif Vekâleti müsteşarı ve Ege Üniversi­tesinden ilgili dekan, üniversitelerin kuruluş çalışmaları, faaliyetleri ve sa­ir ilgili hususlarda sorulan suallere cevap verdiler.

Müzakereler sonunda bundan evvelki celsede köy okulları inşaatı için ilâve olarak teklif ve kabul edilen 20 mil­yon liradan iki milyon liranın terki-siyle bunun 743 üncü faslın madde­leri arasında dağıtılmasına, açılacak 776 fasla Topkapı Sarayının tamir ve restorasyonu için, 1 milyon lira tah­sisatın verilmesine mütedair teklifler kabul edildi.

Bu suretle, Maarif Vekâletinin 1957 malî yılı bütçesinin tümü üzerindeki müzakeerler tamamlandı ve bütçe ka­bul edildi.

Bütçe encümeni yarın saat 10 da top­lanacaktır.

23 Ocak 1957

 Ankara :

Birleşmiş Milletler Milletlerarası Ça­lışma Teşkilâtı, Birleşmiş Milletler Gı­da ve Tarım Teşkilâtı, Birleşmiş Mil­letler Eğitim, Bilim ve Kültür Teş­kilâtı, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı, Dünya Sağlık Teşkilâtı, Milletlerarası Telekomünikasyon Bir­liği ve Dünye Meteoroloji Teşkilâtın­dan teknik yardım temini hususunda Birleşmiş Milletlerle 5 Eylül 1951 ta­rihinde bir «teknik yardım esas an­laşması» imzalanmış ve o tarihten beri memleketimiz mezkûr teşkilâtların teknik yardımlarından istifade ede gelmiştir.

Bu kere Birleşmiş Milletler Teknik Yardım İdaresi, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyinin aldığı son kararlan ve teknik yardım faa­liyetlerinden edinilen tecrübeleri de gözönünde tutmak suretiyle, hazırlamış olduğu muaddel teknik yardım e-sas anlaşması» metnini, imza edilmek üzere hükümetimize tevdi etmiştir. Birleşmiş Milletler Teknik yardımlariyle ilgili olup muhtelif anlaşmalara dağılmış bulunan hükümleri bir ara­ya topayan, bazı formaliteleri basitleş-tiren ve diğer memleketlerin kabul ettikleri anlaşmalarla ahengi sağla­yan bu yeni anlaşma bugün saat 15,30 da Hariciye Vekâletinde hükümetimiz adına Kâtibi Umumî Muavini Melih Esenbel ile Birleşmiş Milletler ve ona bağlı ihtisas teşekkülleri adına mem­leketimizdeki Birleşmiş Milletler teknik yardım idaresi daimî temsilcisi Charles Weitz arasında imzalanmışa tır.

 Ankara :

Millî Türk Talebe Birliği tarafından bugün Dil ve Tarih Coğrafya Fakülte­si konferans salonunda bir kahraman­lık günü tertip edilmiştir.

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili Semi Ergin ile bazı mebus­lar ve çoğunluğunu üniversitelilerin teşkil ettiği kalabalık gençlik kitlesi­nin hazır bulunduğu kahramanlık gü­nüne saat 15 te bandonun çaldığı İs­tiklâl marşı ile balanmıştır. Aziz Atatürkün ve şehitlerimizin mânevi huzurunda ihtiram duruşunda bulu­nulmuş ve Millî Türk Talebe Birliği Başkanı Orhan Sakarya bir açış ko­nuşması yapmıştır. Müteakiben Dev­let Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin yaptığı konuşmada, ilim, sanat, edebiyat ve askerlik ala­nındaki Türk kahramanlarının hey­betli varlığını tarihin her çağının ta­şımakta olduğunu belirterek demiştir ki:

«Her karış toprağında sayısız kahra­man kanı, her köşesinde yaşayan adı ve miktarı meçhul vatan kahramanı bulunan sevgili ve mukaddes yurdu­muzun banisi kahraman Atatürk son olarak «Türk milletini, muasır millet­ler seviyesi üstüne çıkarmak» parola­sını vermişti. Bu yolda var hızı, sön­meyen başarı ateşi ile dinamik ham­leler üzerinde bulunan milletimiz, va­tanda, her alanda eserleri    görünen kalkınma şahlanışlarını kahramanca yürütmektedir. Bu inanışla ve bu mefkure ile dolu olarak çalışan Türk gençliğinin, yarının mâmur ve üstün medeniyet seviyesine ulaşmış Türki-yesinde, en büyük kahramanın sözünü yerine getirmiş olarak onun yolunda ve cnun izinde olmanın gurur ve fah­ri ile yaşamaya hakkı vardır.»

Semi Ergin, daha sonra    ordumuzun kahramanlığını    övmüş ve    ordunun milletimizin  güven  ve   muhabbetine lâyık  olarak  çalışmakta  olduğunu   ifadeyle sözlerini bitirmiştir.

Harb Okulu Bandosu çaldığı marşı ve bir üniversitelinin okuduğu şiiri müteakip Samsun mebusu Tevfik İleri, yaptığı konuşmada, Atatürkün milletimize iki hedef gösterdiğini söy­lemiş ve devamla: «Ordular ilk hede­finiz Akdenizdir» emrinin yerine ge­tirilmesi için kahramanlara ihtiyaç vardı. Canlarını vatan için gerektiğin­de verecek kahraman öylesine boldu ki, bu emir hemen tahakkuk etmiştir. Türk milletinin muasır medeni mil­letler seviyesine yükselteceğiz, ibaresi ile ifade edilmiş olan ikinci emrin ta­hakkuku için de saatlerini verecek olanlar lâzımdı. Vatan için ölmek Türk milletinin en kolay yapabileceği bir iştir.» demiştir.

Memlekette yapılması icap eden işle­rin bazılarını hatıralarını naklederek belirten Tevfik İleri, bu arada, orman dâvasına da temasla ormansızlığm güzel memleketimizi en kuvvetli bir düşmandan daha çok zarar vereceğini ifade etmiştir.

Tevfik İleri sözlerini şöyle bitirmiştir: «Bu vatan için yaşadığımızı bilerek yaşamalıyız. Fakir ve zelil olarak yaşamıyacağız. Memleketimizi en kuv­vetli bir memleket haline getirmek için çalışacağız, bu yolda, büyük ve başarılı adımlar atmış bulunuyoruz, buna devam edeceğiz.»

Daha sonra günün mâna ve ehemmiye tini heyecanlı bir konuşma ile belir­ten avukat Sadık Erdemin konuşma­sını müteakip Üniversiteli gençler ta­rafından kahramanlık şiirleri okun­muş ve Harb Okulu bandosu marşlar çalmıştır.

Günün adına uygun heyecanlı bir ha­va içinde cereyan eden toplantı geç vakit sona ermiştir. Ankara ;

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Fikri Apaydın­ın riyasetinde toplandı.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Ortadoğu Teknik Üniversi­tesinin kuruluş ve hazırlıkları hak­kındaki kanun lâyihasının müzakere­si yapıldı.Lâyihanın heyeti umumiyesi    üzerin­de söz alan Ankara mebusu    Muhlis Ete  (Hür. P.)   kurulacak olan bu    ü-niversite hakkında malûmat verilme­sini istedi. Bunun üzerine lâyihanın mazbata    muharriri   Yozgad mebusu Danyal Akbel, onu takiben    Antalya mebusu Ahmet Tokuş, Ortadoğu Tek­nik Üniversitesi mevzuunda izahat ve­rerek, Birleşmiş Milletler teşkilâtı ile istişarelerden sonra ve Amerikalıların yardımı ile hükümetçe    Ortadcğuda üstün bir fikir ocağı olacak olan böy­le bir üniversitenin tesisine karar ve­rildiğini, Türkiye hükümetinin bu ü-niversite için arazi ve bina yardımı yapacağını, Birleşmiş Milletler teşki­lâtının da üniversitenin profesör    ve laboratuarlarını  temin  edeceğini,   üniversitenin ori dört fakültesi olaca­ğını, bu fakültelerin 1960-61 yılma ka­dar  tamamlanacağını,   üniversitenin kuruluşu için şimdilik Amerikan Rock-feller  ve  Ford   vakfından  22   milyon dolarlık yardım sağlandığını bildirdi­ler. Rize mebusu Ahmet Morgil,   An­talya mebusu Burhanettin Onat     da lâyihanın kabulü lehinde    fikirlerini beyan ettiler, Kars mebusu Mehmet Hazer  (C.H.P.)   üniversitenin kurulu­şu hakkındaki kanunun teknik    hu­susları üzerinde konuştu. Neticede lâ­yiha kanunlaştı.16 Şubat 1952 tarihli Türkiye - Fe­deral Almanya ticaret ve tediye an­laşmalarına müteallik protokollarla i-lişiklerinin tasdiki hakkındaki kanun lâyihasının müzakeresi sırasında, Bur-1 dur mebusu Fethi Çelikbaş söz alarak, mevzuubahis protokoldaki şarap ih­racı mevzuu üzerinde durdu ve    Almanya piyasasında Türkiyenin satın alma gücünün arttırılması hususunda konuşarak bu memlekete şarap ihra­cının fazlalaştırılması için hükümetin bir program hazırlaması lüzumlu ol­duğunu söyledi. Bu arada Almanyaya olan borcumuzun miktarını sordu.

İktisat ve Ticaret Vekili Abdullah Aker, Fethi Çelikbaşın sualine cevap vererek borç yekûnunun 321 milyon lira olduğunu fakat bu borcun sür­atle ödenmekte bulunduğunu, diğer taraftan Almanyaya ihraç edilen şa­rapların beğenildiğini ve taleplerin arttığını anlattı. Böylece Türk şarap­larının dış piyasalarda takdir edil­mekte oduğunu, bu durum karşısında da yeni tedbirler alınacağını bildirdi. Hariciye encümeni adına konuşan Gi­resun mebusu Hayrettin Erkmen, Fet­hi Çelikbaşa cevap vererek şarap ih­racının döviz sağlaması bakımından ehemmiyetini belirtti ve içeride is­tihsal edilen maddelerin ihracından elde edilen dövizlerin yatırım haline getirilmesinin sağ'lıyacağı faydaları belirtti.

Bundan sonra mezkûr lâyihanın bi­rinci müzakeresi tamamlandı. "Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantı­sında, Zonguldak mebusu Sebati Ata­manın Türkiye Büyük Millet Meclisi memurları hakkındaki 5509 sayılı ka­nuna ek kanun teklifi kabul olundu. Keza devlet memurları aylıklarının tevhit ve tedaülüne dair olan kanununa bağlı cetvelin emniyet umum müdürlüğü kısmına ilâve yapılmasına ve Maarif Vekâleti kadrolariyle mer­kez teşkilât ve vazifeleri hakkındaki kanununda değişiklik yapılmasına da­ir kanun lâyihasının birinci müzake­resi sona erdi.

 İstanbul : 

Ankaradaki dörtler toplantısına işti­rak etmiş bulunan dost ve müttefik Pakistan Başvekili Suhraverdi bugün akşam üzeri Hilton otelinde kendisi ile görüşmek isteyen basın mensupla­rını kabul ederek sordukları muhte­lif sualleri cevaplandırmıştır.

Pakistan Başvekili, Eisenhower dok­trini üzerindeki bir suale cevaben de­miştir ki:

 «Biz bu doktrini çok iyi karşıladık. Amerika Reisicumhuru son beyanatı ile Bağdat Paktı üyesi devletlerin top­rak bütünlüğü ve siyasî bağımsızlı­ğını garanti altına almaktadır. Bun­dan fazlasına ihtiyacımız yoktur. Hat­ta, Amerika, dahilî karışıklıklarda bi­le, istenildiği takdirde yardıma gel­meğe hazırdır. Bu çok iyi bir şeydir. Zira, Amerika Bağdat Paktını tahak­kümü altına almıyacağmı göstermek­tedir. Kendini zorla kabul ettirmek is­tememektedir. Çünkü, komünist mem­leketlerin dost ve müttefiklerinin A-merikanm Ortadoğuyu kendi kontro­lü altına almak istediği yolunda yap­tıkları tenkitler tamamen asılsızdır.»

Başvekil Suhraverdi «İngilterenin Bağdat Paktının gelecek toplantısına iştirak edip etmiyeceği yolundaki bir suale de cevaben «İngiltere Bağdat Paktının bir âzasıdır» demiş ve de­vamla şunları söylemiştir:

«Hiç kimse bu durumu değiştireme-mektedir. İngilterenin pakta dahil ol­ması, Bağdat Paktını kuvvetlendir­mektedir. Şayet Birleşik Amerika pak­ta dahil olursa Bağdat Paktının kuv­veti daha da artacaktır. Amerikanın İngilteresiz Bağdat Paktına gireceği tasavvur edilemez. Dolayısiyle İngil­tere Bağdat Paktının âzası olarak ka­lacaktır. Amerika tarafından yapıl­mış beyanat ve teminatlar kuvvetli ve kâfidir. Amerika, şimdiye kadar gösterdiği sempati tezahürünün nihayisini gösterir ve pakta katılırsa, bu hareket bir çok Arap memleketlerini de pakta katılmaya teşvik edecektir. Zira bu onların bağımsızlıklarını te­minat altına alacaktır ve hiç bir kim­se, Bağdat Paktına tecavüze cesaret edemiyecektir.»

İngiltere Başvekili Sir Anthony Eden­in istifası hakkındaki suale de «Eden­in istifa edeceği bir gün mukadderdi. Eden'in hastalığı sadece bir mazeret değil hakikattir.» şeklinde cevaplan­dırmış ve Suriye mevzuundaki bir başka suale de su şekilde mukabele etmiştir:

«Suriyenin peykleşmesi çok daha ile­riye matuftur. Suriye Rusyadan silâh ve teknik yardım aldığını inkâr etme­mektedir. Fakat, komünist olmadıklarını kuvvetle iddia ediyorlar. Fakat bütün tehlike komünist olmadığı hal­de tedricen komünizme girmesindedir.»

 Ankara :

Bütçe encümeni bugün öğleden sonra encümen reisi Balıkesir mebusu Halil İmrenin riyasetinde toplanarak Üni­versiteler bütçesinin müzakeresine de­vam etti.

Celse açıldığı zaman Balıkesir mebu­su Halûk Timurtaş (D.P.) söz alarak üniversitelerin fonksiyonları ve buna ait çalışmalar, kurulacak yeni üniver­sitelerde farklı prensiplerin tatbik e-dilip edilmediği, üniversitedeki ran­dıman meseleleri ve asistanlığın daha cazip bir hale getirilmesi hakkında hükümetten izahat istedi.

Gümüşhane mebusu Halis Tokdemir iD.Pj kütüphanelerin durumu, ya­bancı memleketlere gönderilen üni­versite mensupları, kurulacak olan İslâm tetkikler enstitüsü ve bir tale­benin yetişmesi için sârfedilen mad­dî ve mânevi imkânları.

Niğde mebusu Cavit Kavurmaeıoğlu fD.P.) Eczacılık Okulunun ihtiyaca kâfi gelip gelmediği, öğretim görevli­lerinin ihtiyaca uygunluğu, üniversi­te öğrencilerinin sağlık durumunu ve yapılan gıda yardımı,

Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (CM. P.) üniversite hocalarının siyasetle iştigal meseleleri, neşriyatları,

Çankırı mebusu Tahsin Nahid Uygur (D.P.) son ders yılı içinde neşredilen eserler, araştırma enstitülerinin ça­lışmalarının sonuçları, üniversite haf­taları, Ankara Tıp Fakültesinin ders malzemeleri, veteriner hekimlerinin arttırılması hakkında izahat istedi­ler.

Trabzon mebusu Prof. Osman Turan (D.P. ı Üniversitelerin memleketin il­mî kalkınmasındaki faaliyetlerini, Tunceli mebusu Bahri Turgut Okay-gün (D.P.> Tıp Fakülteleri randıman­larının arttırılması için ne düşünül­düğünü ve kanser çalışmalarının ne merhalede olduğunu, Kocaeli    mebusu Turan Güneş (Hür. P.) asistanların terfileri, Siyasal Bilgiler Fakültesin­deki tören, Üniversiteler Kanununun tâdili, Vekâlet emrine alman profe­sörlerin durumunu, Sinop mebusu Nu­ri Sertcğlu (C.H.P.) İstanbul üniver­sitesindeki bazı fakültelerin durumla­rının düzenlenmesi için ne gibi ted­birler alındığını, Eczacı ve Dişçi Okul­larının giriş imtihanlarındaki şikâyet­lerin sebebini, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin durumunu ve bu fakül­tenin filoloji mezunlarından lisan ho­calığı hususunda ne şekilde istifade edildiğini, Siyasal Bilgiler Fakültesin­den ayrılan hocalardan boşalan kür­sülerin durumunu, Trabzon mebusu Süleyman Fehmi Kalaycıoğlu (D.P.) muhtelif fakültelerin bina vaziyeti ile Ziraat Fakültesine bağlı çiftlikle­rin durumunu, Bursa mebusu Hulusi Köymen (D.P.) Üniversitelerde oto-ncm bir kontrol organının mevcut olup olmadığını, asistanlığa rağbetin niçin az olduğunu, İktisadî ve istatis­tik sahasında memleket meseleleriyle ilgili neşriyatın yapılıp yapılmadığını, kendi kendini yetiştirmiş olan kimse­lerin üniversiteye intisap edip edemi-yeceklerini, talebe hoca münasebet­lerinin durumunu, Bursa mebusu Muh lis Erdener (D.P.) üniversite öğren­cileri tarafından yapılan münazara­ların tertip şekillerinin nasıl olduğu­nu, İçel mebusu Rüştü Çetin (D.P.), muhtelif üniversitelerdeki imtihan vaziyetini, Tunceli mebusu Fethi Ül­kü (D.P.) üniversite muhtariyeti hak­kındaki hükümetin görüşünü, burs vaziyetini, üniversitelerin halk eğiti­mine ne şekilde hizmet ettiklerini, ta­lebe derneklerine yardım yapılıp ya­pılmadığını, fakültelerin ayrı bir muhtariyeti olup olmadığını, asistan kadrolarının nasıl tamamlanacağını, Muğla mebusu Natık PoyrazoğTu (D. P.) üniversite masraflarını karşılıya-cak gelirlerin ne şekilde arttırilabile-ceğini, İstanbulda kurulacak üniversi­te sitesinin durumunu, Eczacı ve Diş-Çi Okulu mezunlarının ihtiyaca kâfi gelip gelmediğini, İlahiyat Fakülte­sinde diğer benzeri fakültelerle neş­riyat mübadelesi yapılıp yapılmadığı­nı, Gümüşhane mebusu Zeki Başağa (D.P.) atom çalışmaları ve bu mevzu-daki personel yetiştirilmesi için     ne düşünüldüğünü, memleketimiz nehir­lerinin elektrik enerjisi etüdünün ya­pılıp yapılmadığını, Yozgat mebusu Talât Alpay (D.P.) İstanbul Teknik Üniversitesindeki burslu talebe mik­tarını. Eczacı ve Dişçi Okullarının ge­nişletilmesi ve üniversiteler inşaat servisi için ne düşünüldüğünü, bazı fakültelerde randımanın niçin düşük olduğunu, İslâm Tetkikler Enstitüsü­nün ne zaman açılacağını, Aydın me­busu Necati Celim (D.P.) üniversite­lerin halk eğitimine ne şekilde katıl­dıklarını, üniversite talebe münase­betlerini, talebelerin ders harici za-manlarmm ne şekilde kıymetlendiri-lebileceğini, talebelerin dünya litera­türünden istifade imkânlarının ne şekilde sağlandığını ve yapılan mü­nazaraların mahiyetini, Tokat mebu­su Ömer Sunar (D.P.) gençlerin mâ­nevi - ideoloiik terbiyeleri ve yetişti­rilmelerini, geldikleri kaynaklara göre talebeler arasında bir farkın mevcut clup oımadığmi, talebelerin hususî hayatları ile ne Pekilde ilgilendiğini, Ravseri mebusu İbrahim Kirazoâ.lu (D.P.) üniversite hocalarının dışarda çalışmalarının ne şekilde düzenlen­diğini. Sivas mebusu Bahattin Örnek-ol (D.P.) öğrencilerin kabiliyet dere­celeri, liselerde reform için ne düşü­nüldüğünü, sordular.

İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.) raportör olarak konuştu ve üniversi­telerin durumu, bina vaziyeti, çalış­ma şekilleri, ihtiyaçları ve talebeler­den elde edilen randıman, üniversite talebe münasebetleri hakkında izah­larda bulundu.

Sorulan suallere Maarif Vekili Prof. Ahmet özel, üniversite rektörleri ve dekanları cevap verdi.

Maarif Vekili Prof. Ahmet özel üni­versitelerin en büyük ilim yuvası ola­rak başardığı hizmetleri ifadeyle söz­lerine başladı ve bu irfan müessesele­rine karşı yüksek Meclisin, hüküme­tin ve encümenin gösterdiği yakın a-lâkanın bir neticesi olarak 1950 den bu yana 3 üniversite bütçesinin 20 milyondan ceman 70 milyona yüksel­miş olduğunu tebarüz ettirdi ve söz­lerine şöyle devam etti:

«Bu müesseseler dün olduğu   gibi bugün de: yarın da birer irfan ocağı o-larak şerefli vazifelerini ifaya devam edeceklerdir. Onların bu hizmetlerini görebilmeleri için maddî ihtiyaçları imkânları nisbetinde temin edilmekte ve elden gelen hiçbir yardım esirgen-memektedir. Bu gayret ve yardımların mesut bir neticesi olarak üniversite ilim adamları kadrosu lOÖO'e yaklaş­mış bulunmaktadır.

Bu inkişaf mevcut talebelerin müra­caatında da müşahede^ edilmekte olup, bugün İstanbul Üniversitesinde 15 bin, Ankara üniversitesinde 12 bin ve İstanbul Teknik Üniversitesinde 4 bin öğrenci okumaktadır.

Mevcut üniversitelerimiz, kurulacak olanların eleman ihtiyacı için bir kay­nak vazifesini görecektir. Bu hususta­ki kadro kanunu tasarısı hazırlan­makta olup yakında huzurunuzu ge­lecektir.»

«Asistanlığın daha cazip bir hale ge­tirilmesi için hazırlıklarımız mevcut­tur. Bu hususta hazırladığımız kanun tasarısını, devlet personel kanunu ile vahdeti temin için beklemekteyiz.

Yüksek tahsil gençliğini borçlandır­ma suretiyle okutma işini tetkik et­mekteyiz. Bunun bir dernek vasıtasiyle organizasyonuna gidilmiş olup ya­kında müsbet neticeler alacağız.»

Maarif Vekili Üniversiteler Kanunu­nun tâdili hakkında sorulan sualle­re cevaben âmme hizmetlerinin daha rasyonel bir şekilde görülmesinin e-sas ve gaye olduğuna işaretle Üni -versiteler içinde aynı şekilde hareket edilebileceğini, zamanın icaplarına, tatbikat ve mantığın ışığında müte­hassıs heyetin de mütalâası alınmak suretiyle hizmetin daha iyi görülme­si için tâdil cihetine gidilmesinin mümkün olduğunu söyledi.

Maarif Vekili, öğrencilerin sosyal du­rumlarıyla ilgilenildiğini, yurtların çoğaltılmasına çalışıldığını, randıma­nın, imtihana giren ve muvaffak ci­lan, nazarı itibare alınarak mütalâa edilmesi lâzım geldiğini ve bu mana­da randımanın düşük olmadığını, Üniversite profesörlerinin memleket meselelerini  ilim  ışığında  tetkiklerinin, esasen Üniversiteler Kanununda da derpiş edilmiş olduğunu, istifa e-den profesörlerin vekâlet emrine a -lınmadığını, açılan kadroların doldu­rulduğunu  söyledi.

Bütçe encümeni saat 21'de toplan -mak üzere müzakerelere  ara verdi.

Bütçe Encümeni saat 21'de Encümen Reisi Balıkesir Mebusu Halil Emre'nin riyasetinde toplanarak Üniversi­teler bütçesinin müzakeresine devam etti.

Öğleden sonraki celsenin sonlarında İstanbul Üniversitesi Rektörü sorulan suallere cevaben izahat verdi. Rek­tör izahatında telif eseri bulunma -yan profesörlerin olmadığını, talebe­lerin sıhhati ile yakından ilgilenildi­ğini ve bir sağlık merkezinin kurul­duğunu, gıda yardımı için verilen 100 bin liranın 2 kantine tahsis edildiği­ni, profesör ve talebe münasebetle­rinin takviyesine gidileceğini belirtti. Rektör ayrıca yabancı memleketlerle kültür münasebetleri tesis ve müba­delesine büyük bir ehemmiyet veril­diğini, Üniversite mensuplarının muh telif sahalardaki çalışmalarının verimli neşriyatın memnuniyet verici olduğunu, yabancı profesörlerden a-zamî derecelerde fayda sağlandığını, Üniversite öğrencilerinin okuma ih­tiyacını karşılamak için fakültelerde çalışma salonlarının açıldığını, ya­bancı memleketlere gidip gelen pro­fesörlerin bu tetkiklerinden, eser ve rapor neşredilmesi ve seminer çalış­maları yapılmak suretiyle faydalanıldığmı, lisan öğretimi üzerinde hassa­siyetle durulduğunu belirtti. Rektör bundan başka Üniversitedeki muhte­lif fakültelere ait randıman, yabancı memleketlere gönderilen Üniversite mensupları, ders kitabı ve ilmî neş­riyat hakkında izahlarda bulunduk­tan sonra üniversitenin bina inşaatı­na ve bilhassa eczacı ve dişçi okul­larının durumuna temasla bu noksa­nın önümüzdeki yıllarda tamamen gi derileceğini, Üniversite içerisinde idari bir hiyeraşinin mevcut olduğu­nu, asistanlığın daha cazip bir hale getirilmesi için çalışmalara devam e-dildiğini, akademik kariyere intisabin muayyen şartların yerine getirilmeşinin gerektiğini, halk' eğitimine konferanslar vermek, neşriyatta bulunmsı ve Üniversite haftaları teşkil edilmek suretiyle iştirak edildiğini bildirdi.

Akşamki celsede İstanbul Üniversite­si Tıp Fakültesi Dekanı Fakültenin halihazırdaki durumu, ihtiyaçları ve çalışmaları üzerinde kısaca durduk­tan sonra, kanser enstitüsünün bu -günkü durumu, faaliyeti hakkında geniş izahat verdi. Üniversite öğren­cilerinin sıhhatiyle daimî bir suret­te ilgilenildiğini, Türk gençliği arasında her hangi bir hastalığın mev­cut olmadığını bilhassa tebarüz ettirdi.

Bundan sonra söz alan Ankara Üni­versitesi Rektörü, Üniversite ve Üni­versite öğrencileri hakkında umumi bir izahatta bulundu. Rektör, ayrıca talebe hcca münasebetlerine temasla bunların sıklaştırılmasının, talebele­rin ders saatlerinden gayri zamanla­rının da çalışma saati olarak kabul edilmesinin yerinde olacağını söyledi ve Üniversite öğrencilerinin kitap ve okuma salonu ihtiyaçlarının teminiy­le ciddî bir şekilde alâkadar olundu­ğunu, Üniversite içindeki ilmî çalış­maların ve bunlara mütedair neşri -yatın memnuniyet verici bulunduğu­nu, periyodik neşriyatın devam et mekte olduğunu belirtti ve burslu ta­lebeler  hakkında   izahat   verdi.

Bundan sonra söz alan İstanbul Tek nik Üniversitesi Rektörü Öğrencilerin kültür seviyelerinin yükseltilmesi ve bilhassa dünya görüşü kabiliyetleri­nin terakkisine eğitimde büyük bir e-hemmiyet atfedildiğini ve bunun memnuniyet verici bir şekilde muşa hede edildiğini söyledi. Rektör izaha tma devamla kitap neşriyatının art­tırıldığını, yabancı memleketlerle münferit mübadelelerde bulunulduğu nu, talebe hoca münasebetlerinin ye­ni bir anlayış havası içinde sıklaştı­rılmasına çalışıldığını asistan mese­lesinin bilhassa halli lâzmıgelen bir mesele olduğunu ifade etti. Rektör, Teknik Üniversitenin bütün çalışma­larının memleketin istifadesine has­redilmiş olduğunu bilhassa tebarüz ettirdi ve teknik  eleman  hususunda kendi kendini yetiştirmiş kimselerden muayyen bir zaman için istifa­de edilmesinin yerinde olacağını, halk eğitimi çalışmalarına muhtelif vasıta ve imkânlarla iştirak edildiği­ni ifade etti. Teknik Üniversitesi Rektörü bundan sonra memleketi mizde kurulacak atom reaktörü hak­kında yapılan müsbet çalışmalardan ve alman tedbirlerden bahsetti.

Bundan sonra söz alan Maarif Veki­li Prof. Ahmet Özel, kısa bir konuş­ma yaparak umumî bazı izahlarda bulundu. Maarif Vekilinden sonra Ça nakkale Mebusu Kenan Akmanlar (D.P.) Kırklareli Mebusu Şefik Bakay (D.P. ı, Bursa Mebusu Hulusi Köy men (D.P.), Ordu Mebusu Rafet Ak-soy (D.P.), Balıkesir Mebusu Halûk Timurtaş (D.Pj, Muğla Mebusu Na-tık Poyrazoğlu (D.P.), Denizli Mebu­su Baha Akşit (D.P.), Konya Mebusu Hamdi Ragıp Atademir (D.P.), .Er­zurum Mebusu Şevki Erker ıD.P.), Diyarbakır Mebusu Halil Turgui (D. P.)   söz aldılar.

Hatipler Üniversite hakkında muhtelif dilek ve tenkitlerde bulundular, ezcümle müsbet ilimler sahasındaki ilmî heyecanın içtimaî ilimlerde de ayni şekilde olmasını, öğrenici burs­larının bir talebe bankası kurulma­sı suretiyle halledilmesini, Üniversite tedris heyeti kadrolarının tesisinde tasarrufa riayet edilmesini, ilmî neş­riyata ve çalışmalara daha fazla alâ­ka gösterilmesini, ormancılık sevgisi­nin ve ruhunun aşılanmasını temen­ni ettiler.

Hatipler ayrıca lisan derslerine daha fazla ehemmiyet verilmesinin, Üni -versite içinde daimî bir kontrol organinin bulunmasının yerinde olaca­ğına, münhazaralarla ilgilenmesine, asistanların durumlarının biran ön­ce islâhı ve bu husustaki kanun ta­sarısının hazırlanması lüzumuna işa­ret ettiler. Umumî olarak Üniversite­lerin çalışmalarından ve memlekete yaptıkları hizmetlerden duydukları memnuniyeti  ifade   ettiler.

Bundan sonra söz alan Maarif Veki­li Prof. Ahmet Özel, bütçe encüme -ninde müzakereler esnasında tezahür eden fikir ve tenkitlerin yeni çalışma yılında dikkate alınacağını söyledi ve gösterilen müzaharete teşekkür etti. Maarif Vekili bundan sonra atom sa­hasındaki çalışmalarda kendilerinden istifade etmek üzere halen 12 elemanın yabancı memleketlere gönderilmiş olduğunu, bundan başka ya­bancı memleketlere gönderilen talebeler arasında teknik branşa bilhas­sa ehemmiyet verildiğini, Üniversite­lerin tedris fonksiyonunun çok mem­nuniyet bahş ve benzerleri ayarında olduğunu, ilmî çalışmalarının da bu seviyeye çıkarılması için mevcut nok­sanlarının en kısa zamanda telâfisi cihetine gidileceğini ve Üniversitele­rin memleketin ea büyük birer ilim yatağı olarak vazifelerine devam az­minde olduklarını söyledi.

Bu suretle Üniversiteler bütçesinin tümü üzerindeki müzakereler tamam lanmış oldu ve fasıllara geçildi.

Bütçe Encümeni yarın saat 10'da top lanacaktır.

24 Ocak 1957

 İstanbul :

Dörtler toplantısına iştirak etmiş bu­lunan dost ve müttefik İran ve Pakistan Başvekilleri Ekselans Hüseyin Aîâ ile Ekselans Suhraverdi, Başveki­limiz Adnan Menderes ile birlikte bu gün öğleden sonra Acar motörü ile Bcğaz'da Karadeniz'e kadar bir ge­zinti yapmışlardır,

Bu gezintiye Devlet Vekili Emin Ka­lafat ve mebuslar da iştirak etmiş­lerdir.

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

Sofya müsteşarımız Reşat Aktur'un garajında, otomobilinin egsosundan çıkan gazlarla zehirlenip vefat etme­sinin, matbuatımızda ileri geri bazı tefsirlere yol açtığı müşahede edilmiştir.Yapılan tahkikat neticesinde, hâdise­nin bir kazadan ibaret olduğu anla­şılmıştır.

İstanbul :

Bir kaza neticesinde vefat eden Sof­ya Büyükelçilik Müsteşarımız Reşad Aktur'un naaşı bugün trenle Sofya'­dan İstanbul'a getirilmiştir.

Saat 17'de Sirkeci garına giren tren, burada merhumun ağabeysi Bern Bü yükelçimiz Faik Zihni Aktur, Harici­ye Vekâleti Umum Müdürlerinden Necdet Kent, Hariciye Vekâleti Şu­be Müdürlerinden İlhan Akant, ak­rabaları, basın mensuülan ve bir po­lis müfrezesi tarafından karşılanmış­tır.

Bayrağımıza sarılı olarak trenden alınan Reşat Aktur'un tabutu buradan Şişli camiine götürülmüştür.

Yarın mezkûr camide kılınacak cena­ze namazını müteakip merhumun nâ aşı Zincirlikuyu mezarlığındaki ebedi istirahatgâhma tevdi edilecektir.

Ankara :

Bilhassa son seneler içinde her sa­hada olduğu gibi mensucat sanayi sa hasında da kaydedilen büyük inki -saflar bu sanayi ile yakmen alâkalı diğer sanayi kolları üzerinde de dik­katle durmak ve bunları da süratle tahakkuk ettirmek zamanının geldi -ğini   göstermiş   bulunmaktadır.

Mensucat s&nayii ile yakmen ilgili bu lunan bu sanayi kollarının Demokrat Parti iktidarının takip edegelmekte olduğu politika icabı doğrudan doğ­ruya devlet eliyle tahakkukundan zi­yade hususî müteşebbisler vasıtasiyle realize edilmesi imkânları üzerinde durulmuş ve bundan çok müsbet ne­ticeler  elde   edilmiştir.

Filhakika, bundan kısa bir müddet evvel memleketimizde mensucat bo­yaları sanayiinin kurulması maksadiyle girişilen teşebbüse büyük fabri­katörlerimiz geniş Ölçüde rağbet gös­termiş ve 12 milyon lira ile teessüs eden şirket sermayesinin 7 milyon liralık kısmı kendileri tarafından ta-ahhüd edilmiştir.

Aynı şekilde yünlü, pamuklu ve ipek­li dokuma sanayii ile çok yakın alâ­kası bulunan ve sentetik elyaf fabri­kasyonunun çekirdeğini teşkil edecek olan sun'i elyaf sanayiinin de mem­leket ihtiyacına cevap verebilecek Ölçüde kurulup inkişaf ettirilmesi mevzuunun da yine hususî teşebbüs marifetiyle realize edilmesi keyfiyeti üzerinde durulmuş ve bu teşebbüsün de ilk müsbet  adımı atılmıştır.

Hâlen Gemlik'de kurulu sun'î ipek fabrikasının senede ancak 1200 ton­dan ibaret bulunan sun'i elyaf istih­sâlinin memleket ihtiyacını karşıla -maktan çok uzak bulunması karşı -smda bu fabrikanın tevsii veya sen­tetik vücude getirilmesi maksadiyle muhtelif yabancı firmalarla da te -mas ve müzakerelerde bulunmak su­retiyle Sümerbank Umum Müdürlü­ğünce yapılmış olan tetkikler bu sa­nayiin memleketimizde biran evvel tesisinin çok müspet neticeler verece­ğini   göstermiş   bulunmaktadır.

Bu şekilde müsbet neticelerin elde edilmesini müteakip sun'i elyaf sa -nayiinin de hususî teşebbüs marife­tiyle tahakkuk ettirilmesine imkân vermek üzere sun'i ipeğin başlıca is­tihlâk bölgelerinden biri olan Bursa' daki alâkalıların iştirakiyle bir top­lantı yapılmış bulunmaktadır.

23/1/1957 günü İşletmeler Vekili Sa-med Ağacğlu'nun huzurunda Sümer­bank Umum Müdürlüğünde Bursa Mebuslarından Halûk Şaman, Hulusi Köymen, Sadettin Karacabey, Baha Cemal Zagra, Ali Ferruh Yücel, Muh üs Erdener'Ie Bursa Valisi İhsan Sabri Çağlayangil, Bursa Ticaret ve Sa­nayi Odası Reisi Hayri Terzioğlu, Re­is Vekili İhsan İpeker, Umumî Kâtip Zihni Düvenli, Koza Tarım Satış Ko aperatifleri Birliği İdare Meclisi Rei­si Sabri Pozam ve Umum Müdür Hilmi Özerdem, Bursa İpekli Sanayii Dokumacıları İstihlâk Kooperatifi î-dare Meclisi Reisi Hüsnü Aydın, Bursa'dan fabrikatör Turgut Yılmaz İpek, İhsan Dikmen, İpekiş fabrikası müdürü İhsan Noyan, Mehmet Aker, Bursa Küçük    Motorlu    DokumacılarKooperatifi İdare Heyeti Reisi Kasım Önadim'm iştirakiyle yapılan bir top­lantı sonunda kurulacak sun'i elyaf tesislerinin hususi müteşebbisin işti­rakiyle teşkil olunacak bir Anonim Şirket marifetiyle tahakkuk ettiril -mesi hususunda mutabakata varılmış ve bu maksatla hazırlanan protokol taraflarca imzalanmıştır.

Bu protokola göre, % 70'şi tamamen hususî sektöre ait olmak üzere. 30 mil yen lira sermayeli bir şirket kurula­caktır. Bu şirketin sermayesinin % 55'i yâni 16,5 milyon lirası tamamen Bursa'daki alâkalı hususi müteşebbisler tarafından taahhüd edilmiş, 4,5 milyon lirası mukavelenin imzala­nacağı tarihe kadar iştirak arzusunu izhar edecek olan diğer hususî müte­şebbisler için ayrılmıştır. Mukavele 6 Şubat 1957 günü imzalanacaktır.

Sun'î elyaf için hâlen harice senede 9-10 milyon liralık döviz verdiğimize ve mensucat sanayiinde kaydedilen büyük inkişaflar muvacehesinde bu miktarın 40-50 milyon liraya varma­sının bir emri zarurî bulunduğu na­zara alınırsa, bu teşebbüsün memle­ketimiz için ne kadar hayırlı neti­celer tevlid edeceği kendiliğinden an­laşılmış olur.

Bu yeni teşebbüs en geç iki sene için­de realize edilerek işletmeye acıla -çaktır.

 İstanbul :

Reisicumhur Ceîâl Bayar Ankara'da yapılan dörtler toplantısına iştirak etmiş bulunan dost ve kardeş İran ve Pakistan Başvekilleri Ekselans Hüse­yin Âlâ ve Ekselans Suhraverdi şeref­lerine bu akşam Şale köşkünde bir yemek  vermiştir.

Yüksek misafirlerimizin refakatinde­ki zevat ile Başvekil Adnan Mende -res. Devlet Vekili Emin Kalafat, İs­tanbul Mebusları, İstanbul Vali ve Belediye Reisi, Generaller, Amiraller, Üniversite Dekanları ile Vilâyet ve Belediye Erkânı, İran ve Pakistan sefaretleri mensuplarının hazır bu -lundukları  yemek  geç vakte     kadar

Türk - İran ve Pakistan dostluk ve kardeşliğine hâs bir samimiyet içe­risinde   devam   etmiştir.-

25 Ocak 1957

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun -dan bildirilmiştir:

Bugün Türkiye Cumhuriyeti hükû meti ile Amerika Birleşik Devletleri hükümeti arasında 12 Kasım 1956 ta­rihli anlaşmaya ek olarak bir ziraî emtia  anlaşması akdolunmustur.

Anlaşma bugün saat 17'de Hariciye Vekâletinde, Türkiye Cumhuriyeti hü kûmeti adına Hariciye Vekâleti Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Genel Sekreteri Melih Esenbel ile Amerika Birleşik Devletleri hükümeti namına Büyükelçi Pletcher Warren tarafından  imzalanmıştır.

İşbu ek anlaşma ile, Amerika Birle­şik Devletlerinden 19.400.000 dolar kıy metinde muhtelif miktarda buğday, arpa, mısır, konserve, sığır eti, pey­nir, süt tozu ve nebatî yağ, Türk li­rası karşılığında mubayaa olunacak­tır.

1954 tarihli ziraî maddeler ticareti­nin geliştirilmesi ve yardımlaşma ka­nununa uygun olarak, Türkiye'de bir kaç senedir devam eden kötü hasat şartlarını telâfi etmek üzere, akdedi­len bu nevi anlaşmalarla şimdiye ka­dar Amerika Birleşik Devletlerinden temin olunan ziraî emtianın kıymeti 120.277.421   dolara  baliğ  olmaktadır.

Bu yekûndan 1954-1955 devresine 26.081.421 dolar ve 1955-1956 devresi­ne 28.496.000 dolar isabet etmektedir. 1956-1957 devresinde ise şimdiye ka­dar 65.700.000 dolar kıymetinde mal temin edilmiş olup, bunun 46.300.000 dolarlık kısmı 12 Kasım 1956 tarihli anlaşma-ve bakiyesi de bugün imza­lanan anlaşma ile sağlanmış bulun -maktadır.

Ankara :

Birinci Kanser Radyobiyolojisi Kongresi, bugün saat 18.00 de Dil ve Ta­rih - Coğrafya Fakültesi konferans salonunda Sıhhat ve İçtimaî Muave­net Vekili Dr. Nafiz Körez'in bir ko­nuşmasıyla çalışmalarına başlamıştır.

Kongre, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, Mebuslar, profesörler ve hekimler tarafından a-lâka ile takip edilmiştir.

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Nafiz Körez kongreyi açmış ve delegelere hitaben bir konuşma yaparak  demiştir ki:

«Kanserin fert ve topluluk sağlığı ba kınımdan arzettiği tehlike hepimizce malûm bir keyfiyettir. Bu âfetin da­ha ziyade cemiyetin yetişmiş, olgun­laşmış fertlerine musallat olduğunu müşahede ediyoruz.

Kanserin aile reisliği veya analık va­zifesini üzerinde bulunduran şahıslar da görülmesi o ailenin sosyal yapısın­da ne derin sahneler açabileceği ko­laylıkla tahmin edilebilir. Diğer ta -raftan bu dert ile malûl olanların kültür ve sanat âleminde değer taşı­maları, âmme vazifeleri ve teknik sa­hada mühim yer tutmaları halinde ise bu şahısların ziyalarından müte­vellit cemiyetin mahrumiyetleri elbet te çok büyük olmaktadır.

Kanser bizzat ferdin hayatındaki za­rarları bakımından bir taraftan çek­tiği devamlı izdirap, diğer taraftan hastanın uzun müddet çalışamama -sından ileri gelen ekonomik netice­ler de düşündürücü hakikatlerdir.

Bu itibarla kanseri sadece biyolojik bir âfet olarak telâkki etmiyerek top­lulukların sosyal ve ekonomik yapı­larını da şiddetle alâkadar eden mediko  sosyal bir dert olarak ele almak icabetmektedir.

Nüfus kitlelerinin ortalama Ömürle­rini kısaltan bulaşıcı ve enfeksiyon hastalıklarına karşı elde edilen zafer lerin insanın vasati ömrünü uzatma­sı neticesi kansere müptelâ olanların nisbetinin yükselmesi bu âfeti ciddî bir problem  haline  getirmiştir.

Bu kadar geniş ve etraflı bir hüviyet­le kendini gösteren kanserin tedavisi ve onunla mücadele için her yeniliği mediko  sosyal hizmet yönünden bü­yük bir dikkat ve itina ile yakinen takip etmeye mecburuz.

Bugün radıo izotoplara hükmetmekte bulunan kanser radyobiyolojisi çalış­maları bu zaviyeden çok ilgiye değer bir  ilim  sahası  haline  gelmiştir.

Depistaj, erken teşhis, cerrahî müda­hale gibi faaliyetlerle kansere karşı açılan savaşta kanserin radyobiyolo­jisi çok müessir bir unsur olarak mü­him  yer  tutmaktadır.

Türk Kanser-Radyobiyolojisi Cemiye­tinin kurulnıasiyle memleketimizde kanserle savaş mevzuu biraz evvel ar zettiğim cephesi ile ele alınarak da­ha mazbut ve modern bir hüviyete sahip olmuştur.

Bu sahada verimli gayretlerini esirgemiyen cemiyetin muhterem başka­nı Prof. Perihan Çambeli, idare he­yeti azaları ve mesai arkadaşlarına tebrik ve teşekkürü bir borç bilirim. Tekrar edeyim ki mediko  sosyal bir hüviyet taşıyan kanser mevzuu artık yalnız tıp âlemini alâkadar eden bir dert olmaktan çıkarak, tıp, ilim ada­mı, sanatkâr, ev kadını, hukukçu, ma liyeci, idareci hasılı her sahadaki fi­kir insanının müşterek çalışma mev­zuu haline gelmiştir.

Nitekim cemiyetin muhterem başka­nının bir konuşmasında Türk Kanser Radyobiyolojisi Cemiyeti saydığım çe­şitli fikir elemanlarıyla kurduğunu ifade etmiştir.

Bu söz ve kongremizin manzarası be­şeriyet için korkunç olan bu âfetle mücadele bakımından her türlü ilim ve meslek mensuplarının ciddî ve toplu bir gayret içinde bulundukla -rının teminatıdır.

Benden sonra konuşacak kıymetli ar kadaşlarımm zamanlarını israf etme­mek için sözlerime nihayet verirken kongre çalışmalarının memleketimiz . için hayırlı ve başarılı olmasını te -menni eder hepinizi saygı ve muhab­betle selâmlarım.

Daha sonra Kanser Radyobiyolojisi Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Perihan sulh için atom mevzulu ilmî bir ko­nuşma yaparak atom sahasındaki ça­lışmaları belirtmiş ve sözlerini şu cümlelerle bitirmiştir:

«Sulh için atom enerjisini çekinme­den korkmadan kullanmak, ilmî ve teknolojik bilgiye bağlıdır. Türk Kan ser Radyobiyolojisi Cemiyeti memle­ketimizde sulh için atom uğrunda hiz met etmek emeliyle kuruldu. İlk mü­him iş olarak «Birinci Kanser Radyo-biyclojisi Kongresini» tertipledi. Bu­nun gerçekleşmesi için işlerimize yar­dım eden ve koşan herkese şükranla­rımızı ifade etmemize müsaade ediniz. Ve elele vererek gayret edelim ki, atom, sevgili yurdumuza ve dünya milletlerine sulh içinde bilgi, sağlık, saadet ve refah getirsin. Bu bilgi uğ­runda canlarını verenleri hayır ve rahmet ile analım.»

Daha sonra kanser ve radyobiyoloj i meselelerinin türlü veçhelerinde mad dî ve manevî yardımlarını esirgeme­miş bulunan ve başta Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraîtan olmak üzere 13 devlet ve iş adamına şeref diplomaları tevzi edilmiştir. Bu mü­nasebetle Refik Koraîtan bir hitabe­de bulunarak «kanser âfetinin tahri­batını Önlemek ve asgarî hadde in­dirmek için faaliyete geçmiş bulunan Kanser Radyobiyoloj ici Cemiyeti ku­rucularına teşekkür etmeği bir vazi­fe bilirim. Memleketimizde buna ben­zer cemiyetler daima mütevazi bir halde kurulmuşlar ve milletimizin hayırseverliği sayesinde zamanla ge­lişerek memleket hizmetinde lâyık ol dukları yeri almışlardır. İşte Kızılay, işte Verem Savaş Derneği, işte Çocuk Esirgeme Kurumu bunun bariz birer misalleridir. Tahribat yapan hastalıklardan, âfetlerden kurtulma için sadece ferdî çalışmalar kâfi de­ğil, toplum olarak çalışmamız lâzım­dır. Bunun için de böyle hayır cemi­yetlerine maddî ve manevî yardımlarda bulunmak, onların gelişip ser -pilmelerine yardım etmek gerektir. Kanser âfeti de tıpkı verem gibi, ve­ba gibi bütün insanlığın bünyesinde korkunç tahribat yapmaktadır. Bu âfetlerle çarpışan bu cesur insanları, bu hayırlı teşebbüsü yaşatmaya çalı­şalım. Huzurunuzda, bu hayırlı teşeb­büsün de diğer cemiyetlerimiz gibi gelişmesini temenni ederim.» demiş­tir. '

Müteakiben Prof. Dr. Besim Tanyeri, «Atom ve radyasyonları» mevzuunda ilmi bir konuşma yaparak, atomun yapısı, elektron tabakaları, çekirdek, izotoplar, atomdan çıkan radyasyon­lar, radyoaktiflik, sun'i radyoaktif maddeler, radyasyonların iyonlayıcı tesirleri ile radyasyon doz birimleri­ni  açıklamıştır.

Kongrenin bugünkü' çalışmaları, «çe­lik ve atom enerjisi» adlı bir filmin gösterilmesiyle sona  ermiştir.

Kanser Radyobiyolojisi Kongresi ya­rın da çalışmalarına devam edecektir.

26 Ocak 1957

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinin dış ti­caret işlerine dair «626» sayılı sirkü­leri bugünkü resmî gazetede yayın -lanmıştır. Bu sirkülerin tam metni aşağıdadır:

6/8/1956 tarihinde yürülüğe giren İ-ran Ticaret ve Ödeme Anlaşmaları -nın başlıca hükümleri aşağıda hülâ­sa edilmiştir:

1   Ticaret  anlaşması :

a) Ticari mübadeleler her iki mem­lekette yürürlükte bulunan ithalât ve ihracat rejimlerine göre yapıla­caktır.

bt Anlaşma liste esasına dayanmakta olup İran'dan memleketimize ihraç olunacak mallar ekli «a» listesinde ve Türkiye'den ihraç olunacak mallar ise «b» listesinde yer almışlardır İki memleketin önceden müsaadesiyle «a» ve «b» listelerinde bulunmayan mallar da ithal ve ihraç edilebile -çektir.

İki memleketin birbirlerine göndere­ceği mal partilerine anlaşmaya ekli örneğe  uygun birer menşe şahadet namesi terfik edilecektir. 100 Türk li­rasına kadar veya muadili başka bir para tutarındaki mallar için menşe şahadetnamesi  aranmıycaktır.

d) İşbu anlaşma imzası tarihinden i-tibaren bir sene müddetle mukavva-ten yürürlükte kalacaktır. Ancak âkid tarafların anayasalarına göre formalitesi tamamlandıktan ve bu husus nota ile iki tarafça yekdiğeri­ne tebliğ edildikten sonra kati ola -rak mer'iyete girecektir. Bitim tari­hinden iki ay Önce feshi ihbar edil­mediği taktirde birer senelik müd -deUer için kendiliğinden temdit edil­miş sayılacaktır.

2   Ödeme protokolü :Mal mübadelelerinden ve bunlarlailgili masraflardan mütevellit ödeme­
lerle her iki    memekette    yürürlüktebulunan kambiyo    mevzuatına    göremüsaade  olunan  her  türlü tediyeler
Türkiye  Cumhuriyet  Merkez Bankasınezdinde «Bank Millî İran» adına A.B.D.  doları  üzerinden  açılan  «tesviyehesabı» nm matlûbuna geçirilecektir.Kredi   marjı   karşılıklı  olarak   200.000dolardır.

Türkiye ve İran arasındaki tedi-yat ve tahsilat her iki    memleketin
kendi  millî parası ile  icra olunacak­tır.

cı İşbu ödeme protokolünün yürürlü­ğe giriş tarihi ve yürürlük süresi ti­caret  anlaşmasının  aynıdır.«as>listesi

Türkiye'ye ihraç edilecek İran mal­ları

Çeltik (Tohumluk) Türkiye Zira -at Vekâletinin peşinen müsaadesi ile. Çay ve safran, kına, zamkı arabî, pet rol ve  müştakları, kükürt, muhtelif.«b» listesi

İran'a ihraç edilecek Türk malları

Canlı hayvanlar (damızlık) (İran zi­raat nezaretinin peşin müsaadesiyle ı. İşlenmiş sünger, ipek böceği tohumu (İran İnhisarlar İdaresinin ihtiyacı­na göre), her çeşit taneli maddeler, balıkyağı ve sanayide kullanılan di ger hayvani yağlar, ilâçlar ve diğer ispençiyari müstahzarat, makineler, âletler, her nevî pompalar ve yedek parçaları ve basküller (müsaade edi­len çeşitte), gramafon plâkları, dolu sinema filmleri ve mecmualar, pa -muklular (müsaade edilen çeşitte), kurutulmuş hayvan kanı, şeker, buğ­day (ekmeklik ve tohumluk) ve ar­pa, naftalin, zeytinyağı, her nevî ço­rap, muhtelif.

 Ankara :

Memleketimizin sosyal ve ekonomik kalkınmasında mühim bir mevki iş -gal eden elektrik enerjisi istihsal te­sislerine lâyık olduğu ehemmiyeti ve ren hükümetimiz ilk olarak aşağıda yazılı ana prensipleri kabul etmiş bu­lunmaktadır.11 Yurdun her köşesine dağılmış bir vaziyette bulunan münferit ve yek­diğeri ile irtibatı olmıyan santraller yerine birbirlerine bağlı büyük bölge santralları tesis edilecektir.Ziraî  istihsali  arttırmak  için  su­lama suyu toplamak, taşkın zararla­rını önlemek ve enerji üretmek im­kânlarını  veren  projeler  Ön     plândaele alınacaktır.

Enerji istihsalinde memleketin yakıt ekonomisine en uygun gelen kay­nak kullanılacaktır.

3)Sanayi bakımından gelişmiş, fakatenterkonnokte  bir  şebekeden şimdim­
den beslenmesi mümkün olmıyan ka­saba  ve   şehirlerimizin  enerji  ihtiya-sı,   kurulacak     orta   büyüklükte   san-trallarla  karşılanacaktır. Bu santral-lar  ilerde memleket    enterkonnokte şebekesine   bağlanacak   şekilde   plan­lanacaktır.Bu esaslar gözönünde tutularak hazırlanmış bulunan ilk beş senelik plân 1,5 milyar Türk lirasını aşan bir envestismanı icap ettirmektedir.

Bu programın ilk üniteleri olan Sey­han ve Sarıyer hidroelektrik tesisle­ri ile Tunçbilek Termik Santralı ve Çatalağzı Termik Santralının 120.000 kilovat'a tevsii tamamlanmıştır. Bu santrallardan Seyhan, Çukurova bölgesine, Sarıyar, Tunçbilek ve Çatal­ağzı ise Kuzey - Batı Anadolu bölge­sine   enerj i   vermeğe   başlamışlardır.

İnşası bitip servise girmiş bulunan Seyhan Baraj ve Hidro-elektrik Sant raîı 3 maksatlı olup Seyhan'ın feye­zanlarını önlemekte, sulama suyu toplamakta ve bölgenin şiddetle muh taç olduğu enerjiyi de sağlamaktadır. Halen inşalarına devam edilen Ke -mer, Demirköprü Barajları taşkın Ön­leme, sulama suyu toplama gayele -rinden başka Ege bölgesinin şiddetle ihtiyaç duyulan ucuz ve bol enerji istihsaline  de  hizmet  etmektedir.

Keza inşa ve tevsileri biten Tunçbi­lek ve Çatalağlı Santralları bu böl­gelerde bulunan kömür havzalarının düşük kaliteli ve ticari kıymeti olmı-yan kömürlerini yakmak esasına gö­re tesis edilmişlerdir.

1956 yılı enerji istihsalimiz 1 milyar 800 milyon kilovatsaat'a, nüfus başı­na düşen enerji miktarı ise 68 kilovatsaat'a yükselmiş bulunmaktadır.

İstatistiki rakamların tetkikinden de anlaşılacağı üzere 1950 yılı esas alın­dığı taktirde 1956 yılında, güçde yüz­de 215 ve enerji istihsalinde de yüz­de 226 bir artış vuku bulmuştur. 1955 senesinde görülen artıştaki tenezzül ise münferit santrallann kapasitele­rinin son hadde erigmiş olması do -layısiyle o yılki talepleri karşıhyama-masmdan ileri gelmiştir. 1956 yılı içinde ve bu yılın sonlarına doğru servise girmiş bulunan Seyhan, Sarı­yar Hidroelektrik Santralları ile Tunç bilek Termik Santralı ve Çatalağzı Termik Santralı tevsii, bölgelerine e-nerji vermeye başlamışlar ve bu su­retle 1956 yılı içinde takriben 220.000.000 kilovatsaat'hk bir enerji istihsali vuku bulmuş ve memleke­tin istihsalde artışı tekrar yüzde 14'e yükselmiştir.

Bölge santrallarmm memleketin e -nerji istihsalinde ve yakıt politikasın­da cynıyacağı mühim rolü belirtmek maksadiyle bu yıl içinde servise gir­miş bulunan Seyhan Baraj Ve Hidro­elektrik Santralının Çukurova bölge­sinde meydana getirdiği ümit verici durumu belirtmek yerinde olacaktır.

Filhakika 1955 den bu yana halen Seyhan Santralından enerji almakta bulunan Adana, Mersin, Tarsus gibi şehir santralleri ile sanayi tesisleri -nin  yıllık  toplama  enerji  istihsali:

de 23

de 24

de 28

de 32

de 36

de 46  milyon   kilovatsaat  idi.

Nisan 1956" da servise girmiş bulunan Seyhan Baraj ve Hidroelektrik Sant­ralı bu yıl içinde yalnız basma 45 mil yon kilcvatsaat enerji istihsal etmiş ve bölgenin mecmu istihsali 1955 yı­lma nazaran yüzde 50 artarak 70 mil­yon kilovatsaat'a  yükselmiştir.

Aynı tarihlerde işletmeye açılan Tunçbilek termik santralı Kuzey-Ba-tı Anadolu enterkonnekto şebekesine 100 milyon kilovatsaat daha geçen ay başında işletmeye açılan Sarıyer Hid roelektrik Santralı ise Aralık sonuna kadar 22 milyon kilovatsaat'ük bir is­tihsal yapmış bulunmaktadır. Son 20.000 kilovatlık ünitesi Mart içinde servise girmiş bulunan Çatalağzı Ter­mik' Santralı Zonguldak kömür hav­zasına, Kubey - Batı havzasının en mühim müstehlik merkezi olan İs -tanbul'a, İzmit'e ve civarına 495 mil yen kilovatsaat enerji vermiş ve böy­lece senede 4000 saatin üstünde bir çalışma yapmıştır.

Bu rakamlar yurdun enerji sahasın­da bölge santrallerinin ve enterkon -nekte enerji şebekelerinin büyük fay­dalar sağlıyacağım daha şimdiden göstermiş  bulunmaktadır.

Diyarbakır :

Vilâyet Teknik Ziraat Teşkilâtı tara­fından tertip edilmiş olan kümes hay­vanları sergisi bugün açılmıştır. Bü­yük alâka topliyan sergide kümes hayvancılığına dair muhtelif filmler gösterilmiş ve derece alan kümes hay­vanlarının yetiştiricilerine çeşitli he­diyeler  verilmiştir.

Ankara :

Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Hüsman, tütün piyasasının    açılması münasebetiyle şu beyanatta bulun -muştur:

« 1956 mahsulü tütün rekoltesini 116.0C0 ton civarında tahmin ediyo­ruz. Bunun 75.000 tonu Ege, 24.000 to­nu Karadeniz, 14.080 tonu Marmara, 3.000  tonu Şark bölgesindedir.

Şark bölgesi tütünlerinin hemen ne -men tamamı öteden beri inhisarlar i-daresince satın alınır. İdare bu böl­gede de. mubayaalarına bir iki güne kadar  başlayacaktır.

Dış pazarların alâkadar olduğu Ege, Karadeniz ve Marmara bölgelerin -den, Ege tütün piyasasının 4 Şubat Pazartesi sabahı açılması husus, tallindiği üzere, İktisat ve Ticaret ile Gümrük ve İnhisarlar Vekâletlerince müştereken tesbit ve 21 Ocak tarihin­de ilân edilmiş bulunuyor. Diğer böl­geler piyasalarının açılış tarihleri ise, mutad olduğu üzere bunu takiben yi­ne Vekaletlerce ayrıca tesbit ve ilân edilecektir.

1956 mahsulü tütünlerimizin umumi­yet itibariyle iyi vasıflı olarak istih­sal edilmiş olduklarını memnuniyet­le- müşahede etmiş bulunuyoruz. Bun dan dolayı dış pazarların devamlı â-lâka ve talebleri mevcuttur. Her za­man olduğu gibi bu sene de hükû -met, inhisarlar idaresinin ihtiyacı olan miktardan başka tütün piyasası­nı tanzim maksadiyle ayrıca icabede-ceği" miktarda mubayaada bulunmak için tedbirlerini almış ve hazırlıkla­rını yapmış bulunuyor. Binaenaleyh, İnhisarlar İdaresi piyasanın açıldığı günden itibaren mahsulün tamamı satılmcaya kadar piyasalarda hazır bu­lunarak ve gerekli miktarlarda mu­bayaa yaparak fiatlarda istikrarı te­min edecektir.

Müstahsile geçen sene olduğu gibi pi yasada satacağı yaprak tütünlerin be­her kilosu için 25 kuruş yardım yapıl­ması hususu da ayrıca kararlaştı­rılmış bulunuyor.

Bu seneki tütün piyasasının açılmak üzere bulunduğu bu günlerde hükü­metçe alınmış olan bu tedbirler sa­yesinde tütünlerimizin değeri ile sa­tılacağını tabii ve muhakkak görmekteyiz. Açılacak piyasanın bütün tütün müstahsili ve umumiyet ile tütün iş­leri yapan aziz vatandaşlarımıza ha­yırlı olmasını temenni ederim.»

28 Ocak 1957

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes'in Libya'­ya seyahati dolayısiyle memlekete avdetine kadar Başvekilliğe İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu'nun vekâ'let etmesi yüksek tasdike iktiran et­miştir.

İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, dost ve kardeş Libya hükümetinin davetine icabetle ve Libya Başvekili Mustafa Ben Halim'in ziyaretini iade etmek üzere bugün saat 9.30'da Yeşilköyden askeri bir uçağımızla Trablusgarp'a hareket etmiş ve hava meydanında Reisicumhur Celâl Bayar tarafından uğurlanmış, askerî merasim yapılmıştır.

Uğurlamada İstanbul'da bulunan Devlet Vekili Emin Kalafat, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Münakalât Vekili Arif Demirer, Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan, Mebuslar, Başvekâ­let Müsteşarı, İstanbul Valisi ve Be­lediye Reisi, Generaller, Amiraller ile diğer sivil erkân ve basın mensupla­rı hazır bulunmuştur.

Başvekil Adnan Menderes'in bu ziya­retinde kendisine D.P. Meclis Grup Reisi Giresun Mebusu Hayrettin Erkmen, Çanakkale Mebusu Fa tin Rüştü Zorlu, Edirne Mebusu Ruknet-tin Nasuhioğlu, Antalya Mebusu Burhanettin Onat, Aydın Mebusu Dr. Ba ki Ökdem, Kocaeli Mebusu Hamza Osman Ertan, Yozgat Mebusu Danyal Akbel, Hariciye Umumî Kâtibi Muharrem Nuri Birsi, Emniyet Umum Müdürü Kemal AygÜn, General Behçet Türkmen, Başvekâlet Hu­susî Kalem Müdürü Muzaffer Ersü, Hariciye İkinci Daire Umum Müdürü Mahmud Dikerdem, Başvekâlet Hu susî Kalem    Müdür    Muavini    Şefikteyiz. Açılacak piyasanın bütün tütün müstahsili ve umumiyet ile tütün iş­leri yapan aziz vatandaşlarımıza ha­yırlı olmasını temenni ederim.»

28 Ocak 1957

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes'in Libya'­ya seyahati dolayısiyle memlekete avdetine kadar Başvekilliğe İşletme -ler Vekili Samed Ağaoğlu'nun vekâ -'let etmesi yüksek tasdike iktiran et­miştir.

İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, dost ve kardeş Libya hükümetinin davetine icabetle ve Libya Başvekili Mustafa Ben Halim'in ziyaretini iade etmek üzere bugün saat 9.30'da Yeşilköyden askeri bir uçağımızla Trablusgarp'a hareket etmiş ve hava meydanında Reisicumhur Celâl Bayar tarafından uğurlanmış, askerî merasim yapıî -mıştır.

Uğurlamada İstanbul'da bulunan Devlet Vekili Emin Kalafat, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Münakalât Ve kili Arif Demirer, Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan, Mebuslar, Başvekâ­let Müsteşarı, İstanbul 'Valisi ve Be­lediye Reisi, Generaller, Amiraller ile diğer sivil erkân ve basın mensupla­rı hazır bulunmuştur.

Başvekil Adnan Menderes'in bu ziya­retinde kendisine D.P. Meclis Grup Reisi Giresun Mebusu Hayrettin Erkmen, Çanakkale Mebusu Fa tin Rüştü Zorlu, Edirne Mebusu Ruknettin Nasuhioğlu, Antalya Mebusu Bur-hanettin Onat, Aydın Mebusu Dr. Ba ki ökdem, Kocaeli Mebusu Hamza Osman Ertan, Yozgat Mebusu Danyal Akbel, Hariciye Umumî Kâtibi Muharrem Nuri Birsi, Emniyet U -mum Müdürü Kemal AygÜn, General Behçet Türkmen, Başvekâlet Hu­susî Kalem Müdürü Muzaffer Ersü, Hariciye İkinci Daire Umum Müdü -rü Mahmud Dikerdem, Başvekâlet Hususî Kalem    Müdür    Muavini    Şefik Fenmen ve Hariciye Ticaret Dairesin den Yüksel Menderes refakat etmek­tedir.

Başvekilimizle birlikte Libya'nın An­kara Büyükelçisi Ali Esad Serbi ile Dünya Gazetesi sahip ve başmurarriri Falih Rıfkı Atay, Hürriyet gazete­si sahibi Haldun Simavi, İstanbul Ekspres gazetesi sahip ve başmuharrisi Mithat Perin, Son Telgraf gazete­si sahip ve başmuharriri Etem İzzet Benice, Vatan gazetesi sahip ve baş­muharriri Ahmet Emin Yalman ve A-nadolu Ajansı Umum Müdürü Şerif Amk'tan müteşekkil bir basın heyeti de  Trablusgarp'a  hareket  etmiştir.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko-raltan, bugün Türk Mühendis ve Mi­mar Odaları Birliği kongresinde şu konuşmayı   yapmıştır:

«Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin kongresinde benim de ko­nuşmam için izhar edilen samimî ar­zu üzerine bu vazifeyi yerine getir -mek için huzurunuza gelmiş bulunu­yorum.

Derhal şunu kaydedeyim ki, fen adamlarının odaları kurmasını ve o odaların iştirakiyle vücuda gelecek müşterek faaliyeti tertip maksadiyle birlikler tesisini ve bu birliklere ça­lışmak imkânını sağlayan kanunun ne kadar yerinde olduğunu şimdi bir defa daha hep beraber müşahede et­mekle bahtiyarız.

Birlik İdare Heyeti adına okunan ra­poru büyük bir dikkat ve alâka ile siz değerli meslektaşlarım gibi ben de takip ettim. En ince teferruata kadar hâdiseleri mahir bir ressam fırçasiyle işleyen, süsleyen ve en muh teşem bir tablo halinde kendi faali­yetlerini huzurunuza arzeden bu ra­pordan takdirle bahsetmek isterim. Birlik umumî kâtibi, çok değerli fen adamı Muzaffer Binici'yi yakından tanırım. Mesleğine olduğu kadar memleketine hizmet aşkiyle kalbi tit­reyen bir kıymet olduğunu bu vesile ile belirtmek benim için de vicdanî bir borç oldu. Zaten yurtta miktarı 9 bini aşan teknik elemanların çalış­maları aynı zamanda böyle eserler vermeğe elbette müsaittir. Dikkati çe­ken her meseleyi, meslekî mevzuları bütün vuzuh ve samimiyetiyle orta­ya koyan bu rakor da bir defa daha ispat ediyor ki, miktarı 9 bini aşan teknik elemanlardan beklediğimiz yurt hizmeti böylece ve daima verim­li olarak inkişaf seyri takip edecek­tir.

Muhterem kongre azaları... Hepini­zin, hepimizin bildiğimiz bir hakikat var. Türkiyemiz, asırlar boyunca man rum kaldığı bir kalkınma devrinin içinde bulunuyor. Bir kelime ile ifa­de edilmek yerinde olur: Muazzam bir inşa devrinin içine girmiş bulu­nuyoruz. Öylesine ki, yurdun hemen her köşesinde bir inşa şantiyesi göze çarpmaktadır. Asırlar boyunca millî bünyemizde tahribat yapan ve çeşit­li ıztıraplarm kaynağı olan ihmal ve kayıtsızlık giderilmiş ve onun yerine bütün milletçe ileri kalkınmanın icab larma uyan bir faaliyet devresi baş­lamıştır. Biraz evvel değerli arkadaş­larımızdan Himmet Ölçmen'den şu malûmatı aldım: Bugünkü inşa dev­resinde en az 40-50 bin fen adamına muhtacız. Daha şimdi bunun ancak beşte biri bugünkü çeşitli kalkınma ve inşa faaliyetinde vazife almış bu­lunuyor. Son günlerde mesut bir hâ­dise tekevvün etti. Bu ihtiyaçlarımızı süratle cevaplandıracak bir müessese daha kuruldu. Bildiğiniz gibi geçen hafta içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinden Ortadoğu Teknik Üniversitesi kanunu çıktı. Bu müessese dahi diğer fen müesseselerimizle bir­likte en kısa zamanda muhtaç oldu­ğumuz teknik unsurları yetiştirmeğe devam edecektir. Hem kendi memle­ketimiz hem de aynı derecede kalkın­maya muhtaç olan Ortadoğu dünya­sı için yetiştirilecek fen adamlarıyla hepimizin dileğimiz olan kalkınma süratle  tahakkuk  edecektir.

Geçen sene sıhhî bir sebeple Alman-yaya gitmiştim. Hepinizin bildiği ve Almanya'yı ziyaret edenlerin gördüğü veçhile İkinci Dünya Harbinden son­ra o azametli Alman memleketi ade­ta yok denecek derecede tahribata uğramıştı. Birçok Alman devlet adam

lan ve bilhassa fen adamlarıyla va­kit v.akit karşılaştığım zaman kendi­lerine şu suali sordum: «Tahrip eser­leri meydanda... Fakat beş altı sene içinde nasıl bunlar bertaraf edildi ve nasıl yepyeni bir Almanya kurdunuz?» cevab şu oldu: «Her sahada yapıcı unsurların çokluğu.» İşte şim­diki muazzam Almanya'nın kurulma­sını sağlayan başlıca âmil ve mües­sir... Bu da gösteriyor ki, bir mülkü imar etmek ve hele kendi mübarek topraklarımızın asırlar boyunca uğradığı ihmal ve harabiyi kısa zaman­da gidermek .ve onun yerine mâmur bir vatan meydana getirmek için her şeyden evvel teknik elemana ihtiyaç vardır.

«Birlik, kısa zamandaki çalışmalariy-le bu hedefe ulaşmak için hummalı bir faaliyet içinde olduğunu bu güzel raporuyla ne güzel izah etti.

Bir nokta üzerinde durarak raporda yer yer izhar edilen üzüntüye işaret etmeği de faydalı buluyorum.

Her nevi meslekî teşekküllerin mak-satlerı içinde çalışarak gayelerine u-laşmalarmın tek yolu ve çaresi o te­şekkül etrafında bulunan âzalarının kendi statüleri dahilinde hisselerine düşen aidatı yani maddî yardımı esirgememeleri ile mümkündür. Acı da olsa itiraf etmeğe mecburuz. Mil­lî bünyemizde islâh ve tashihi gere­ken eksikliklerden birisi de budur. Damlaya damlaya göl olur. Bilhassa meslekî ve hususî, teşekküllerin yaşa­yabilmesinin yolu maddî imkânlardır. Fakat raporda acı acı ifade edil­diği gibi, bakmız, kendilerinden bü­yük istifade beklenen bu güzide te­şekkül dahi kendi işlerini daha iyi. daha verimli bir halde başarabilmek için kendi bünyesinde bulunan insan lann maddî müzaheretinden mah -rum bulunuyormuş. Bu üzüntü sade­ce bu teşekküle münhasır değildir. Dileyelim ki, her sahada ilerleyen, yükselen milletimiz bu işlerde de mev cut olan noksanları tamamlamakta gecikmesin.

Birliğin daha verimli bir şekilde ça­lışması için Türkiye Büyük Millet Meclisine  arzedilen ve  edilecek  olan her proje gibi sizleri tekmil edecek projelerin de büyük bir alâka ile kar­şılanacağı şüphesizdir.Kongrenize büyük başarılar diler, hepinizi mu -habbetle selâmlarıma

. Ankara :

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği  üçüncü umumî heyeti, bugün saat 10-CO'da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi konferans salonunda 470 de­legenin iştirakiyle toplanarak çalış -malarına başlamıştır.

Kongrede, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Devlet Vekili ve Mil­lî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Er­gin, Adliye Vekili Prof. Hüseyin Av-ni Göktürk, Maarif Vekili Prof. Ah -met Özel, Ziraat Vekili Esat Budak-oğlu ve Ankara Valisi ile kalabalık bir mühendis ve mimar topluluğu ha zır bulunmuştur.

Kongre, Nafıa Vekili Etem Menderes’in , Vekâlet Müşaviri Ferdi Çağan tarafından okunan şu nutkuyla açıl­mıştır.

Muhterem  misafirler; Kıymetli delege arkadaşlarım,

Yurdumuzun imâr ve ihyasında bü­yük hizmetleri geçen camianızın tem silcileri olan siz muhterem delege -lerin şahsında 4 üncü umumî heyeti selâmlamakla bahtiyarım.

İki buçuk senelik birlik faaliyetlerine bakılarak hemen söylemek kabildir ki, tabip odaları ve barolar gibi, mühendis ve mimar odalarımızı da hususî kanunla bir arada bulunduran kuruluş çok isabetlidir.

Birliğin teşekkülünden beri teşkilât kanununu yürüten makam olarak Nafıa Vekâleti, birlikte yakın temas­larda bulunmaktadır.

Müteaddit meselelerde, gerek vekâle­timize, gerekse vekâlet vasıtasiyle muhtelif makamata birliğin istişarî birçok hizmetleri ve teklifleri vâki ol­muştur. Bu mütalâaların çok kıymet­li olduğunu ve konularını vukuf ve selâhiyetle aydınlatmış bulunduğunu bilhassa tebarüz ettirmek isterim.Teknik mevzuatı ilgilendiren mesele­lere vukufu olan çok müstesna kad-rosiyle Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, memleket umumî hayatını tamamlayıcı bir müessese ola­rak yer almaktadır.Memleketin sınaî, ziraî ve imar saha­sında, hatta bu branşlara eleman ye­tiştiren tedris müesseselerinin bütün kademelerinde mevki ve mes'uliyet almış mühendis ve mimarlarımız ka­nunen birliğin azası bulunmaktadır­lar.Memnuniyetle ifade edilebilir ki, mil­letimize has olan feragat ve inanış­ların yeni bir misali olarak bahis ko nusu kanun, kısa denecek bir zaman­da., manevî birliği de meydana getir­miş bulunmaktadır.Birlik mütalâalarının bilhassa muhtelif ihtisaslarla ilgili konulardaki hu susiyet ve kıymeti ayrı branşlara men sup azaları arasında koordinasyon teessüsünün ve birliğin manen de te­şekkül ettiğinin sarih ifadesidir.Birlik kuruluşa ait müşkülleri yen -mistir. Kanunu yürüten Nafıa Vekâ­letinin mes'ul bir şahsı olarak Önü­müzdeki devre için memleket işlerin­de birlikten daha fazla fayda sağlan­masına bizim de gayret sarfedeceği-mizi beyan etmek isterim.Başvekâletin işareti üzerine altı ay kadar bir mesai sarfeden yedi vekâ­let temsilcilerinden müteşekkil bir komisyon, birlikten nasıl faydalana­cağı hakkında bazı esaslar tesbit et­miştir. Komisyonun işbirliği hakkın­da tesbit ettiği tavsiyelerBaşvekâlet­çe uygun görülerek 957 senesinden itibaren tatbike mühendislik ve mi­marlıkla ilgili meselelerde Odalar Bir ligiyle resmî daire ve müesseseler is­tişarede bulunacaklardır. Yine bu mevzularda birlikle işbirliği yapıla -çaktır. Nafıa Vekâleti adına memlekete hayırlı olacağına kani olduğum bu tamimden dolayı Başvekâlete te -şekkürlerimi sunarım.

Memleket büyük bir kalkınma dâva­sını başarmak azmindedir. Bu Millî hareketin kurmayları, hiç şüphe yok tur ki kıymetli azalarınızın teşkil et­tiği camiadır.

Önümüzdeki sene içerisinde yüksek heyetinizin vereceği yeni direktifler­le ve açık istikametle, birliğin çalış­malarında daha çok semere alınaca­ğına ve bu suretle memleket umumî hayatında meslek birliklerinin işgal etmesi gereken mevkii için numune vereceğinize kani bulunuyorum. Bir­liğin muhtelif icra heyetlerine seçil­mek üzere oda umumî heyetleriyle hazırlanmış olan listeleri tetkike fır­sat buldum. Pek kıymetli namzet meslekdaşlarmiz arasında selefim Muammer Çavuşoğlu'nun da ismini görmüş olmaktan gurur duymaktayım

Umumî heyetinizin halledeceği bir­çok meseleleri vardır. Her sahada şa­hidi olduğumuz başarıyı bu ağır me­saide de temin edeceğinize inanarak ve memleket için en hayırlı kararlar alacağınızı yakinen inanarak ve memleket için en hayırlı kararlar alacağmızı yakinen bilerek muvaffakiyet dileklerimle umumî heyetin ça­lışmalarını  açıyorum.»

Vekilin bu açış mesajından sonra ri­yaset divanı seçimine geçilmiş ve kongre reisliğine Ziraat Fakültesi De kanı Prof. Selâhattin Özbek, ikinci reisliklere de Sabiha Güreyman ile Talât   Özışık   seçilmişlerdir.

Riyaset Divanı yerini aldıktan sonra birlik umumî kâtibi Muzaffer Binici, laaliyet raporunu okumuştur. Bu a-rada izhar edilen arzu üzerine, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, delegelere hitaben bir konuşma yap­mıştır. Kcngrenin sabahki toplantısı burada sona ermiştir.

Delegeler öğleden sonra saat 14.30da Anıt-Kabri ziyaret ederek Atatürk'ün manevî huzurunda saygı duruşunda bulunmuşlar ve kabre çelenk koymuş lardır.

Öğleden sonraki oturumda, mali raporun okunmasından sonra komisyon seçimleri yapılmış ve faaliyet ra­poru üzerinde müzakerelere başlan -mıştır.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 4 üncü umumi heyeti çalışma­ları, Perşembe günü sona erecektir.

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, Devlet Şûrasında açık bulunan beş azalık için seçim yapıl­mış ve azalıklara namzetlerden Ne-zahat Martı, Adil Kürşat, Hikmet Kümbetlioğlu, şükran Esmerer, İhsan Ecemiş seçilmişlerdir.

Ankara :

Türkiye Psikososyal Yardım Cemiye­ti, müteşebbislerinden doktor Ethem Vassaf ve Şacit Öğet tarafından An­kara Valisi Cemal Göktan'a tevdi o-lunan müracaat ve cemiyet nizam -namesinin kabulüyle bugün resmen faaliyete geçmiştir. Cemiyetin gayesi içtimaî sahada geri kalmış ahlâk ba­kımından kötü itiyatlar edinmiş, suç işlemiş fertlere her türlü yardımı yapmaktır. Adliye Vekili Profesör Hü şeyin Avni Göktürk'ün fahrî başka­nı bulunduğu bu cemiyetin kurucula­rı arasında vekiller, mebuslar, tanın­mış ilim ve fikir adamları, gazeteci­ler, bankacılar, çeşitli meslek ve san'at topluluğu mümessilleri bulun­maktadır.

28 Tarihli Ulustan  :

C.H.P. Genel Başkanı İsmet İnönü dün toplanan Adana C.H.P. İl Kong­resine aşağıdaki mesajı göndermiş­tir:

Adana İl Kongresi Yüksek Başkanlı­ğına:

Kongrenizde bulunamıyorum. Adana İl Kongresinin siyasî hayatımızda vazife hissinin merkezi, vatandaşın siyasî hakkının muhterem bir tem -silcisi tesiri yaratacağına eminim. A-danalılar Milli Mücadelenin Ön sa­fında nesillerin hatırasına yerleştiler. Adanalılar demokratik rejimin ku­rulmasında ve gelişmesinde büyük ümitlere, hak verdiren bir ilerleme kaydettiler. 1954 seçimleri Adanalıla­rı mümtaz bir itibara eriştirmiştir.

Gelecek seçimler, Adanalılara kesin neticeler elde etmekle tam mevkileri­ni verecektir. Adana şehirli ve köylüsü güç şartlar içinde  vatanın yükset: menfaatlerine hizmet etmesini geçmişte bilmişlerdir, gelecekte bileceklerdir. Adana İl Kongresini yürek­ten güven duygularile takip edeceğim. Kongre delegelerini ve kongrenin muhterem misafirlerini en halis dileklerle selâmllıyorum. Bu noktayı unutmamalı, demokratik rejimde si­yasî partilerin faaliyetleri gaye ola­rak seçimlerde toplanır. Büyük secim ler esas itibarile vatandaşın teveccü­hü ile kazandılar. Fakat vatandaşın teveccühü ile kazanılır. Fakat vatan­daşın teveccüh ve itimat vesikası ci­lan reylerini kanun teminatı ve ka­nun usulleri içinde harekete ve kay­da geçirmek için partimizin iyi vazi­fe yapması lâzımdır.

Seçim heyetlerinde üyelik, müşahit-lik vazifeleri hem bilgi hem gayret ve sebat ister. Kütüklerin kanunun mü­saade ettiği yoklamalar ve kontroller den dikkatle geçirilmesi lâzımdır, Hü lâsa seçim partilere kanun bilgisi ve teknik çalışma olarak ciddî vazifeler vermiştir. Vazifeyi bilerek yapmalı ve yanlış zannedilen muamelelere ka -nun bilgisile karsı koymalı ve şikâyetleri kanun yolu ile ciddî olarak vesi­kalara  bağlamalı ve yürütmelidir.

Bu sözleri seçim vazifelerini hakkile ifâ için Adana İl Kongresi vasıtasile bütün C.H.P. teşkilâtına hatırlatmak amacile yazıyorum. Vaktile iyi çalış-rmyarak sonra şikâyet feryadile siz -lanmanm faydası olmadığını gözden uzak tutmamak lâzımdır.

C.H.P. Genel Başkanı İsmet İnönü

28 Tarihli Ulustan  :  

Adana :

Adana C.H.P. Kongresinde Kasım Gu­let bugün bir konuşma yapmıştır: Büyük bir tezahürat arasında kür­süye gelen C.H.P. Genel Sekreteri Gülek sözlerine delegeleri selâmlamakla başlamış bunu müteakip C.H.P. Genel Başkanı İsmet İnönü'nü Adana kongresine hitaben gönderdiği mesa­jı bizzat okumuştur. (İnönü'nün ha­raretle karşılanan    bu mesajı    diğer sütunlar muzdadır). Bundan sonra Gülek demiştir ki:

«C.H.P. kongreleri her tarafta aynı manzarayı göstermektedir. Bunun bir misali de geçenlerde Ankara'da yapılan İl Başkanları toplantısı idi. 66 ilden 7 si müstesna diğerleri işti­rak etmiştir.

Kış kıyamette kar altında Vandan ve Kars'tan bir çok .il başkanları top­lantımıza   katılmışlardır.»

Bundan sonra Gülek sözlerine devam la demiştir ki:

«İktidarın yedi senelik değil on sene­lik icraatını hülâsa etsek, mütalâala­rımızı söylesek saatler sürer. Kısaca bir iki nokta üzerinde duracağız.

Tabii yok olan şeylerden bahsedeme-yiz. Ama hiç bulamadığınız, neyin kıt olduğunu hepiniz bilirsiniz. Kahveden, çaydan, lâstikten ve yedek par­çadan, ilâçtan bahsetmiyeîim. Gaz alabilmek için toplanan kuyruklar göz önünde «kopsun o kuyruk» dedikçe kuyruk uzuyor.

İktidarın kalkınma sembolü şekerin de ikinci defa başına gelen zam ga­liba daha 1950 de edilen vaadi yerine getiriyor. Şeker ihracının bu zam za­rureti ile ilgisi apaçık. 100 kuruşun üstüne mal olan şeker 30 dan aşağıya ihraç edilirse elbet memleket içinde iki bucuk liraya satılmak gerekir.

«İşlerin kötü gitmesine seviniyorlar, . düğün bayram ediyorlar» diyenler çok yanılır. Memleket işlerinin dü­zensiz gidişi bizi çok müteessir eder. Esefle ifade edelim işlere yanlış baş­landı. Bir türlü düzelemiyor. Biz plân program lâzımdır dedikçe «Plân program lüzumsuzdur» dendi. İkazla rımız düşmanca karşılandı, şimdi ar­tık düzelemiyor. Büyük asker Molte-ke «Seferin başında işlenen hatalar sonuna kadar tashih edilemez» de.miş. Şimdi zorlukları, yoklukları Ört­mek için şehirlerde- imar faaliyetine başvuruldu. Şehirlerimizin güzelleş­mesini hepimiz isteriz. Ancak inşaat için hiç bir şeyin bulunmadığı bu de­virde yıkılan yerler  harabe halinde kalmağa mahkûm inşaat için sarfedilecek paranın dörtte biri dışardan gelecek malzemeye döviz ödemek zo­runda. Bizim ise ilâca verecek dövizi­miz yok.

Millî Kcrunma Kanunu yolu ile de zorlukları, yoklukları bertaraf etmek mümkün olamadı. İktisadi müşkülle­rin çaresi iktisadî tedbirlerdir. Polis kuvvetleri fayda etmez dedik, taki --bat açtılar.

«Kul sıkıştı hizır erişti» dediler. Bu sefer erişen hızır Amerikalı kıyafe­tinde geldi. Gerçekten Amerikan yar­dımı çok zor zamanda yetişti. Türki­ye hür dünya camiasının en güvenilir üyelerindendir. Aynı ideallere inan­mış Türk ve Amerikan milletinin bir­birlerine yardımı tabiîdir. Esasen bu yardım Amerika milletinin Türk mil­letine yardımıdır. Yoksa Amerikada Cumhuriyetçi Partinin Turkiyede De­mokrat Partiye değil.

Amerikan yardımına muhtacız, min­nettarız. En basit ihtiyaç maddeleri­mizi Amerikan yardımı ile sağlayabi­liyoruz. Günlük ekmeğimiz Amerikan yardımı ile sağlanıyor. Dost memle­ketin yardımını politika dağıtılmak üzere gelen eşyanın D.P. Parti ocak­larında dağıtıldığını bizim kadar A-merikalılar da görüyor. Yardımın art­tırılmasını istediğimiz şu günlerde bundan daha kötü bir hareket ola­mazdı.

Amerikan yardımı Amerikan milleti­nin Türk milletin yardımıdır, dedim. Bunun en güzel delili yardımın bizim zamanımızda başlamış olmasıdır. 1947 -yılında Adana'ya gelen General Oli-ver'i çoğumuz hâlâ sevgi ile hatırla­rız. O zamanlar yabancılarla konuş­mak kötü de görülmüyordu. General Oliver'Ie bir çoklarımız konuştuk. Ev­velâ askerî sonra iktisadî yardım te­melleri o vakit hazırlandı. 1948 de yardım anlaşması imzalandı. C. H. P. Hükümetinde vazifeli Bakan olarak bu anlaşmada benim de imzam vardı. D.P iktidara geldikten sonra yardım olduğu gibi devam etti. O vakitten bu vakite Amerikadan aldığımız askeri yardım, milyarları bulur. Şanlı Türk ordusuna edilen bu yardımlar en ye­rinde sarfedilmiş, harcanmış, en mu­vaffak olmuş yardımdır.

 İktisadî yardım hakkında1 bri kaç ra­kam vereyim. 1948 den 1955' e kadar direkt yardım 366 milyon dolar, en-drek yardım 195 milyon dolar. Teknik yardım 9 milyon dolar. Yekûn 571 milyon. 1956 senesinde gelen 70 mil­yonu da eklersek 640 milyonu aşar. Bunlar dolar. Resmî kurdan iki mil­yardan fazla tutar. Serbest kurdan altı milyarı aşar.

Sen gelen Amerika Heyeti para verdi mi bilmem, ama akıl verdi. Çok kere akıl anlayana paradan da kıymetli­dir. Basma verdikleri demeçte «dış yardımla kalkınma olmaz» diyorlar, bunun Türkçesi taşıma su ile- değir­men dönmez. İktisadî kalkınma evvelâ halkın zarurî ihtiyacını karşılamakla başlar, diyorlar. Bunun da mânası bol, ucuz yiyecek, giyecek. Halka satın al­ma imkânını sağlayın ki sanayi istih­salini satın alabilsinler, diyor.

Bu heyetten de galiba bir netice alı­namamış olacak ki iktidar sucu yük­leyecek birisini aradı.

Elde hazır Kasım Gülek var. Komis­yonda, radyoda, peyk basında günler­ce Kasım Gülek aleyhine hücum edil­di. Bu telâşa hayret ettik. Telâş eden, saklanacak, gocunacak şeyi olandır. İktidarın acaba nesi vardı? «Neden Gülek yabancılarla konuştu» diye si­nirleniyorlardı. Başarısızlıklarının se­bebi elbette Gülek olamazdı.

Gülek, aleyhine açılan bu şiddetli kampanyanın şeker zammının yapıl­dığı güne rastlaması acaba bir tesadüf eseri midir?

Hâdise gayet basit. İktidarla da mu­halefetle de konuşmasının tabiî sayıl­dığı hür bir memleketten Türkiye'ye bir heyet geliyor. İktidar bunlarla müzakere ediyor, ziyafetler veriyor, resmi kabuller yapılıyor. Bunların hiç birinde muhalefet yok. Kasım Gülek heyetle konuşuyor. Heyet gittikten sonra devlet radyosu, devlet ajansı Gülek hakkında ağır isnatlarda, hü­cumlarda bulunuyorlar. «Gülek heyet­le ne konuştu söylesin» diyorlar. Top­lantılara çağırmış olsalardı muhale­fetin ne söylediğini kendi kulakları ile duyarlardı. «Kasım Gülek konuştuğu­nu hükümete bildirmeğe mecbur» diyorlar. Böyle bir mecburiyetten habe­rimiz yok. Yabancılarla her konuştu­ğunu hükümete haber vermenin mec­burî olduğu memleketler var. Hamdolsun Türkiye bunlardan değil. Mille­tin, hepimizin merak ettiğini bu he­yetle iktidarın ne konuştuğudur. Bir tebliğ yayınlanmadı, millet bilmiyor.

Konuşmaya kim davet etti, konusu da İktidarı pek ilgilendirdi. Gülek da­vet etse ne lâzım gelirdi. Yabancılar­la konuşmak inhisarının iktidara ve­rildiğini bilmiyoruz.

Bu gibi hâdiseler dostlarımızı çok üz­mektedir. Milletlerarası münasebetler­de yabancıların iktidarla olduğu ka­dar muhalefetle de konuşması gayet tatildir. Bunlar üzerinde velvele ko­parıp yabancı sefaretleri sıkıştırma­nın, misafirlerimizi müşkül duruma sokmanın memleket hayrına olmadı­ğını hatırlatmak isteriz.

Bundan sonra da Türkiye'ye çok ya­bancı gelecek ve Gülek bunlarla da konuşacak. İsterlerse müşahit gön­dersinler.

Kasım Gülek heyetle ancak milletin hayrına ve memleketin faydasına ko­nuşmuştur. İşte konuştuklarımdan bazı cümleler: «Türk milleti hür dün­yanın kalesidir. Türk milletin.e ina­nabilir, güvenebilirsiniz. Türkiyeye yardım arttırılmalıdır.»

Gülek ne millet ne memleket ne de iktidar aleyhinde konuşmamış t ir. Za­ten bu işleri bilenler milletlerarası temaslarda insanın kendi memleketi aleyhine konuşmıyacağmı tahmin ederler. Bu aile içinde anlaşmazlıkları hattâ kavgaları olan bir insanın ya­bancılara karşı ailesi fertleri aleyhin­de konuşamamasma toenzer.

İktidara değil, fakat millete hesap vermeğe amadeyiz. Heyetle radyoda ne konuştuğumu millete anlatmak is­tememi iyi görmek lâzım. Günlerce devlet radyosunda bana en ağır is­natlarda bulunulmuştur. Benim de radyoda konuşmak istemem elbette haklı görülebilir. Bütün bu gürültü­nün gayesi açık. Yabancılara baskı yaparak kendileri ile konuşmak isti­yorlar.    Ama gayret    beyhude.    Hür memleketten gelenler herkesle konuş­mayı daima tabiî bulacaklardır.»

Pamuk Fiyatları :

Gülek, bundan sonra Adana'yı ilgi­lendiren meselelere temas ederek her şeyin fiyatı arttığı halde pamuk fiya­tının gerilediğini söyledi ve şöyle de­di :

«Geçen sene 320 olan pamuk bu se­ne 280. Maliyet, işçilik, parça, lâstik hor türlü malzeme fırladığı halde pa­muk fiyatmm gerilemesi işçiyi müş­kül duruma soktu. Bugün bizerlik çi­ğit 50 kuruşun üstünde. Pamuk kütlüsü 110-115'e satıldı. Bunun sebebi pamuğun dolar 280 kuruş hesap edi­lerek satılmasında. Hiç olmazsa turist doları hesabı ile satılsa pamuk 4 li­radan fazla eder.» Bundan sonra ve­rimi daha fazla yeni pamuk nevileri-niri getirilmesine işaret eden Gülek, Adana'mn kalkınması için plânlı, programlı çalışmanın lüzumundan bahsetmiş, istihsali arttırmak, verimi çoğaltmak için bir an evvel sulama iş­lerinin ele alınması zaruretini belirt­miştir.

Dini Politikaya â!et edenler  :

Kasım Gülek, din:n politikaya âlet edilmesini yasak eden kanun mevcut olmasına rağmen mütemadiyen C.H.P. aleyhinde dinsizlik propagandası ya­pıldığını, insanların en kutsi varlığı olan dini âdi politika oyunlarına âlet ettiklerini ifade etmiştir.

Millî birlik lüzumu   :

Bundan sonra millî birlik lüzumun­dan bahseden Genel Sekreter şöyle demiştir :

«Millî Birliğin esas şartı vatandaşa eşit muameledir. Lâstik dağılırken, mazot dağılırken D.P. üye yapılan muamele C.H.P. liye edilenin aynı ol­mazsa millî birlikten bahsedilemez.»

Büyük bir iştiyakla yağmur bekiiyen Çukurova'ya hayırlı yağmur temenni­si ile sözünü bitiren Gülek, tezahürat arasında mikrofondan ayrılmıştır.

 29 Ocak 1957

 Ankara :

Bütçe encâmeni bugün öğleden son­ra saat 16'da Encümen Reisi Balıkesir Mebusu Halil İmre'nin riyasetinde toplanarak Ticaret Vekâletinin büt­çesini müzakereye devam etti.

Öğleden sonraki celsede İktisat ve Ti­caret Vekili Abdullah Aker sabahki celsede muhtelif hatipler tarafından sorulmuş olan sualleri cevaplandırdı.

Ticaret Vekili bu konuşmasında deb-lokaj fonu hakkında bazı teknik iza­hat vererek ihracattan elde edilen dövizlerin, 11 aylık devre nazarı iti-bare alınırsa bunun geçen seneye na­zaran arttığım belirterek sözlerine şöyle devam etti :

«Millî Korunma Kanununun tatbika­tında toptancı ve perakendeci sıfat­larının birleştirilmesi mevzuuna ge­lince, dünyanın diğer memleketlerinde clduğu gibi bu sıfatlar birleştirilebi­lir ve eğer gereken tedbirler alınmış­sa mahzurlar tevlid etmez. Millî Ko­runma Kanununun değişikliği sıra­sında kârların tevhidinin önüne ge­çilmek düşüncesiyle bu sıfatların ay­rılması kabul edilmişti. Fakat memle­ket durumuyla daha hemahenk ola­cağından bugün bu sıfatların birleşti­rilmesi kârların birleştirilmemesi kay­dı ile kabul edilmiştir. Bunun mem­lekette bir ferahlık yarattığından eminiz. Toptancı, perakendeci ve it­halâtçı sıfatları birleştirilebilir, yalnız kârların birleştirilmemesi iktiza eder. Bunu takip etmek imkânı da esasen mevcuttur.

Mevzuatta müphem bazı hususların halli üzerinde ehemmiyetle durmak­tayız. Bunun için kararname ve koor­dinasyon kararlarının mümkün1 oldu­ğu kadar vazıh ve istikrarı sağlıyacak bir şekilde neşredilmesini temin ede­ceğiz.»

Ticaret Vekili bundan sonra istik­rarsızlık mevzuuna temas ederek bu­nun iz'afî bir şey olduğunu koordi­nasyon kararlarının iyi bir tatbikat geçirmedikçe değiştirilemiyeceğini, is­tikrarın temini için bu hususa bilhassa dikkat edileceğini, kâr hadlerinin müesseselerce tesbitindeki güçlükleri­nin formasyon noksanlarından ileri geldiğini söyledi ve kâr hadleri çalış­maları hakkında izahat verdi.

Ticaret Vekili bundan sonra bir Tica­ret Şûrası kurulması hakkındaki tek­lifler üzerinde durdu ve böyle bir şû­ranın evvelki tatbikatından bahsede­rek şimdilik buna ihtiyaç olmadığını bildirdi. Vekil sözlerine devamla:

«Teşkilât kanununa olan ihtiyacımız aşikârdır. Seneler itibariyle ve mem­leketin kalkmmasiyle müterafik ola­rak artan iş ve hizmet hacmini bu­günkü kadro ile karşılamak mecburi­yetinin sıkıntısı içindeyiz. Bunun için yeni teşkilât kanunu üzerindeki çalış­malarımız tamamlanmış olup yakında yüksek  Meclise  sevkedilecektir.

Faturaların menşe'inden itibaren kon trolünün tatbiki çalışmaları devam et­mektedir. Bugün vilâyetlerde bulunan tevzi sistemini kazalara kadar götür­mek kararındayız ve bunun büyük bir ihtiyacı karşılayacağına inanıyoruz. Dış ticarette fiat kontrolüne gelince bu mümkündür ve bugün için hem iç ve hem de dış fiatlar bakımından mevcut teşkilâtla yapılmaktadır. Bu suretle en uygun fiatlarla . mal ithâl ve ihracı temin edilmektedir. Diğer taraftan ihraç mallarımızın ambalaj ve keyfiyet bakımından kontrollerine büyük bir ehemmiyet verilmektedir. Tahsis dairesinin çalışmalarından memnunuz. Bütün gayemiz duyulan ihtiyaçları elimizdeki imkânlarla zamanında karşılayabilmektir.»

Vekil bundan sonra dış ticaretimizin teveccüh ettiği muhtelif sahalar hak­kında izahlarda bulunmuş ve E.P.U. ve dolar sahasına akını temin için prim sisteminin başarılı bir şekilde tatbik edildiğini, akaryakıt fonunun durumunu izahla bunun ithâl fiatları arasındaki farkın giderilmesindeki rolüne işaret etti. Eldeki fonun sade­ce bu işler için kullanıldığına işaretle, Millî Korunma teşkilâtında çalışan memurlar hakkında izahat verdi ve bunların yetiştirilmelerine büyük bir ehemmiyet verildiğini, gereken birçok kursların açıldığını bildirdi.  

Ticaret Vekili izahatına devamla Et ve Balık Kurumu tarafından Karade­niz bölgesine 79 balıkçı motorunun ve külliyetli miktarda ağ ipliğinin tevzi edildiğini, küçük sanatların terakkisi için daima alâka gösterildiğini, bun­ların boya ve sar ihtiyaçlarının üze­rinde hassasiyetle durulduğunu bildi­rerek yedek parça, inşaat malzemesi, sair ithâl mallarının durumu, ihtiyaç­ları ve alman tedbirler, memleketimi­ze giren yabancı sermaye hakkında geniş izahat verdi.

 Vekil izahatına devam ederek:

«İthalâtın tercihli bir listesi vardır ve bu o yolda duamele görmektedir. Dö­viz kalemlerine ait tahmini bir rapor vardır. Canayün muhtaç olduğu ham madde diktarları ve bunlara tekabül eden karşılığın tesbiti ve Önümüzdeki yıl ithalât ihtiyacımızın tahminine ait çalışmalarımız mevcuttur.»  dedi.

Tahsislerle transferleri Vekâlet cep­hesinden birlikte mütalâa etmekte olup beraber yürütüyoruz. Yedek par­ça işi çok ehemmiyetli bir şekilde ele alınmıştır. Şimdiye kadar bunun için ayrılan tahsisatın tetkikinden de an­laşılacağı üzere daima arttırılmıştır. Süveyş Kanalı hâdiselerinin bütün dünyada doğurduğu akaryakıt buhra­nı malûmunuzdur. Şunu ifade edebili­rim ki memleketimiz bu buhranın en az hissedildiği memleketlerden biridir. Köylünün akar-yakıt ihtiyacı vilâyet­lere yapılan tahsislerin Valiler ve ma­halli diğer teşkilât tarafından sarfedilen gayretlerle, ziraat mevsiminin durumu da nazarı itibare alınarak ön plânda karşılanmaktadır. Akar yakıt İhtiyacı için evvelki senelerle kıyaslanamıyacak kadar para ayrıl­maktadır ve bu mikdar 100 milyon dolara yükselmiştir.

Ticaret Vekili bundan sonra Toprak Ofisin iç ve dış piyasalara ait mua­melelerinden mütevellit zararların üzerinde durarak bunları Maliye Ve­kâleti ile Merkez Bankası arasındaki bir kanun hükümlerine göre itfa edil­diğini, Et ve Balık Kurumunun çalış­malarının programa müsteniden de­vam etmekte olduğunu ve önümüzde­ki yıl daha da genişliyeceğini, hayvan besleyecilerini teşvik için beşli olan hayvanlara daha fazla ücret, prim ve avans verildiğini ve yem meselesi üzerinde de durulduğunu, kurumun büyük şehirlerde duyulan mevsimlik ihtiyacı müsbet bir şekilde karşıladı­ğını, Mersin scğuk hava deposunun nıakinalarmın geldiğini ve önümüzde­ki yıl binanın inşaatına başlanacağı­nı, balıkçılık kanun tasarısının hâlen Mecliste olduğunu söyledi.

Ticaret Vekili daha sonra Vekâletin ithalât ve ihracat işlerinin koordine ve düzenlenmesi hususundaki rolüne işaret etti ve dış piyasalarda satışı kolaylaştıracak ve arttıracak tedbir ve teşkilâtın mevcut olduğunu, icap eder­se yeni merkezler açılacağını, Millî Korunma Kanununun 'tatbikatının yanında ihtiyaç .duyulan malların da eldeki imkânlarla en iyi bir şekilde karşılanabilmesi için büyük gayretler sarfedildiğini, döviz tahsisi ve tr.ans-fer işlerinin ilgili Vekâlet mümessil­lerinden müteşekkil komitece prensip kararma ve memlkeet ihtiyacına göre yapıldığını bildirdi. Bankaların ve şir­ketlerin çoğalmaması ve vilâyetler iti­bariyle hububat sevkiyatı hakkında izahlarda bulundu.

Ticaret Vekilinden sonra Et ve Balık Kurumu Umum Müdürü ile Vekâlet müsteşarı sorula ndiğer teknik sual­leri cevaplandırdılar.

Bundan  sonra  müzakerelere geçildi.

Bütçe Encümeni bu akşam saat 21'de toplanacaktır.

 Ankara  :

Bütçe Encümeni bu akşam saat 21'de Encümen İkinci Reisi Kırklareli Me­busu Şefik Bakay'm riyasetinde topla­narak Ticaret Vekâletinin bütçesini müzakereye  devam  etti.

Ticaret Vekilinin sorulan suallere ce­vap vermesinden sonra hatipler söz aldı. Kırklareli Mebusu Şefik Bakay (D.P.) raporun memnuniyeti mucip bir şekilde tanzim edildiğine işaretle Milli Korunma Kanununun tatbikatı­nın ziraî sektörde doğurduğu mahzur­ların giderilmesi bu sahadaki fiat tak­dirinin  müstahsile,   istihsale   faydalı olmadığını Ve bu hususta Ziraat Ve­kâletiyle  koordine  tir  şekilde  çalışıl­masını,   üst   ve   sütten   mamul   mad­delerin    fiyatlarındaki      mahzurların giderilmesini, Bolu mebusu İhsan Gülez  (D.P.)  Millî Korunma kereste fi-atlarınm  satışı ve  gayri  menkullerin kiraları  kanunlarının    tatbikatmdaki aksaklıkların    giderilmesini    buğday Hatlarının tanzimini, Seyhan mebusu Sedat   Barı   (D.P.j   pamuklu   dokuma mevzuuna ehemmiyet verilmesini, Ri­ze mebusu İzzet Akçal (D.P.) Karade­niz  vilâyetlerinin  ihtiyacı  olan buğ­dayın  temin  ve   tevzii  meselesi  üze­rinde hassasiyetle  durulmasını, Fisko Birliğin   bu   sahadaki   çalışmalarının islâhmı, Sür mebusu Daim Sualp  (D. P.)   döviz tahsisi işlerinin reel kıstas­lara bağlanmasını, bankaların çoğal­masının  hayat  pahalılığına   tesir  et­tiği kanaatiyle bu durumla yakından ilgilenilmesini,     İçel   mebusu    Yakup Çukıjroğlu   (D.P.)   yapılan  limanların iç ve dış piyasalarla İrtibatlarının te­min   edilmesini,   Ordu   mebusu   Refet Aksoy  (D.P.)   ticaret şûrasının kurul­masını- ve fiatlarda istikrarın temini­ne daha fazla ehemmiyet verilmesini, Et ve Balık Kurumunun çalışmaları­nın memnuniyeti mucip olmakla be­raber balık fiatlarmm tesbitinde nâ­zım   rolü  oynamasının  sağlanmasını, çiftçiye verilen ziraî kredilerin mak­sadına uygun bir şekilde sarfının te­mini için kontrol edilmesini, 60 milyon liralık    Ziraat    Bankası    kredisinden köylüye  yapılan  evler  hakkında  ma­lûmat    verilmesini,    Seyhan  mebusu Mehmet Ünaîdi (D.P.) ziraat ve nak­liye sahasında Millî Korunma Kanu­nunun tatbikatının doğurduğu aksak­lıkların giderilmesini ve  yedek parça ihtiyacının    daha  geniş    bir    şekilde karşılanmasının  teminini,    memleket madenlerinden    tam.  istifade etmek imkânlarını sağlamak üzere bir ma­den   ofisinin   kurulmasını,   küçük   sa­natkârların    döviz ihtiyacının karşı­lanmasını,  Ordu  mebusu Sabri İşba-kan (D.P.) Ticaret Vekâleti ve Vekâ­lete bağlı müesseselerdeki memur du­rumunun ıslâhını ve düzenlenmesini, Et ve Balık Kurumunun çalışmaları­nın müsbet bir şekilde olduğuna işa­retle bu kuru mtarafmdan balıkçıla­ra teknik vasıta verilmesini ve verilen kredilerin kontrol edilmesini, Gümüş­hane   mebusu     Zeki   Başağa     (D.P.) hayvan ürünlerinden istifadenin ya­nında hayvancılığın islâhı için Et ve Balık Kurumunun Ziraat Vekâletiyle birlikte çalışmasını.    Millî    Korunma Kanununun  tatbikatında  vahdeti te­min için    Belediyelerin    koordine bir şekilde çalışmasını istediler. İzmir mebusu Behzat Bilgin   (D. P.) iktisadî ve ticarî tedbirlere  ehemmi­yet    verilmesinin    yerinde  olacağını, teşkilât kanununun bir an evvel ha­zırlanmasının gerektiğini,  döviz büt­çesinin tanzim ve tertibi ve döviz ge­lirlerinin  dolar  ve  E.P.U.  sahaların­dan   olmasının   memnuniyetbahş   ol­duğunu, tütün mahsulü İçin alınması gereken  tedbirler hakkındaki  fikirle­rini, Tokat mebusu Ömer Sunar  (D.P.) ithalât ve ihracat malları üzerin­de biraz daha hassas davranılması ge­rektiğini sevkedilen malların memle­kette  teessüsüne  çalışılan  ticarî  ah­lâka uygun bakımından kontrol edil­mesi lüzumunu, Milli Korunma Kanu^ nunun    memlekette    namuslu tüccar mefhumunun geliştirilmesi ve yerleş­mesi gayesiyle isdar edildiğini, Koca­eli mebusu Cemal Tüzün (D.P.)  ihra­catta anbalâj  meselesine    ehemmiyet verilmesinin yerinde olacağını,    Millî Korunma Kanununun müstahsil üze­rinde takyid mahiyetinde müeyyideler tatbik edilecek şekilde tatbikinin ba­zı   mahzurlar   doğurduğunu  Balıkesir mebusu Halil îmre  (D.P.)  ithalât    ve ihracatçı için    olduğu kadar hizmet sanat  ve  emeği de  içine  alan Millî Korunma Kanununun tatbikatına de­vam edilmesinin gerektiğini, ziraî sek­tör, bu kanunun tatbikinin muhtevası muktezası olduğunu,  gerek Millî Ko­runma Kanununun gerekse Kira Ka­nununun tatbikatından    doğan    bazı mahzurların tâdilen    giderilebileceği­ni,    teşkilât  kanununun    hizmet    ve fonksiyon   anlayışının   ışığıyla   müte­nasip olarak mütalâa ve hazırlanma­sı  gerektiğini,  iktisadî  devlet  teşek­küllerinin ait kanunun tâdilini bir bü­tün   olarak   ele   alınması   gerektiğini, Siirt mebusu Baki Erden (D.P.) Millî Korunma Kanununun üzerinde dura­rak yerli sanayiin, petrol tesislerinin ve ilâç sahasındaki duyulan döviz ih­tiyacının biran evvel giderilmesi gerektiğini, Trabzon mebusu Süleyman Fehmi Kalaycıoğlu (D.P.) ziraî kre­dilerin kontrolünün lüzumunu made­nî gübre sahasında Ziraat Vekâletiy­le birlikte çalışılmasının faydalarını izah ve işaret ettiler.

Muğia mebusu Natık Pcyrazoğlu (D. P.) İktisat ve Ticaret Vekâletinin memleket iktisadiyatmdaki mühim rolüne işaret etti ve Et ve Balık Ku­rumunun başarılı çalışmalarının jya-nmda menba hususuna ve haralara narenciye ihracına ehemmiyet veril­mesi, madenciliğin korunması için gereken tedbirlerin alınması, Tunceli mebusu Bahri Turgut Okaygün fD.P.) Ticaret Vekâletinin ve buna bağlı müesseselerin çalışmaları hakkında temennilerde bulundular.

Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (C. M. PJ Millî Korunma Kanununun tat-bikatmdaki aksaklıkların giderilmesi­ni Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C. H. P.| kâr hadleri sahasının çok geniş tutulmasının doğurduğu mahzurlara işaretle Millî Korunma Kanununun kaldırılmasını ve bunun yerine istih­sâli teşvik ve ithalâtı zarurî madde­lere inhisar ettiren başka tedbirlerin alınmasını istediler.

Çoruh mebusu Hilmi Çeltikcioğiu (D. P.) perakendeci ve toptancı sıfatları­nın birleştirilmesinin mahzurlu oldu­ğunu Millî Korunma Kanununun tat­bikatında imalâtın kontrolüne ehem­miyet verilmesini, kâr hadlerinin dü­zenlenmesini istedi.

Raportör Sinop mebusu Server So-muncuoğlu (D.P.) rapora gösterilen alâkadan duyduğu memnuniyeti be­lirterek dış ticaret rejimi üzerinde izahlarda bulundu ve bilhassa itha­lâtta ve ihracatta beynelmilel piya­salarda câri en ucuz fiatlarm yakın­dan takip edilerek bu suretle mi alı­nıp satılmasının yerinae olacağını ve hükümetin çalışmalarının buna yö­nelmiş olmasının şayanı şükran ve temenni olduğunu, Et ve Balık Ku­rumunun istihsâli ve istihlâki tanzim edici faaliyetlerini desteklemenin ye­rinde olacağını, ticaret borçlarının mikdar bakımından değil memleket iktisadiyatına tesir bakımından müta-lâasının daha yerinde olacağını ve bu zaviyeden mütalâa edilince durumun normal  olduğunu  söyledi.'

Bundan sonra söz alan İktisat ve Ti­caret Vekili Abdullah Aker kısa bir konuşma yaparak Millî Korunma Ka­nununun tatbikatmdaki aksaklıkların giderileceğini, ziraî kredilerin kontrol edilmekte olduğunu, bankaların ço­ğalmasının hayat pahalılığına sebep olduğu mütalâasına iştirak edemiye-ceğini, tüccarlar arasında ithalât ve ihracat bakımından fark gözetilmediğini, Vekâlet olarak küçük sanatla­ra daima yakın bir alâka gösterildiği­ni, ev kiralan üzerinde çalışılacağını süt fiatlarmdaki aksaklıkların gideri­leceğini ve bu hususta Ziraat Vekâ­letiyle işbirliği yapılacağını bildirdi.

Bu suretle Ticaret Vekâletinin bütçe­sinin tümü üzerindeki müzakereler tamamlandı ve fasıllara geçildi.

Bütçe Encümeni yarın saat 10' da toplanacaktır.

 Ankara  :

Nafia Vekâleti Yapı ve İmar İşleri Reisliğince son altı ay içinde yurdun muhtelif bölgelerinde, Adliye binası, Hükümet konağı, ortaokul ve lise, ce­zaevi, hastahane ve sağlık merkeai, zi­raat binaları, gümrük ve tapu binas; olmak üzere cem'an 86 binanın iha­lesi yapılmıştır. Bunlardan bir kısmı malî yıl sonuna kadar ikmal edilerek hizmete açılacak, bir kısmı da 1957 yı­lında ikmâl edilecektir.

Ayrıca, büyük sel ve deprem felâke­tine maruz kalan Balıkesir, Bilecik, Edirne, Eskişehir ve Kırklareli'nin muhtelif yerlerinde cem'an 1550 ev, yangm felâketine maruz kalan Gerze kasabasında 919 ev ve Akçadağ'da 49 dükkânın ihalesi yapılmıştır. Muka­velesine göre bu işler 1957 de ikmal edilecektir.

1956 ve daah evvelki yıllarda ihaleleri yapılmış bulunanlardan cezaevi, adli­ye binası, hükümet konağı, ortaokul ve lise, hastahane ve sağlık merkezi, ziraat, gümrük, emniyet ve jandarma binaları olarak cem'an 77 taahhüt de ikmal edilmiştir.

30 Ocak  1957

 Ankara :

Nüfusumuzun yüzde 85'ini teşkil eden köylü ve çiftçi vatandaşları doğrudan doğruya ilgilendiren ve günün ihti­yaçlarına cevap verebilecek şekilde hazırlanmış olan yeni iskân kanunu projesi hükümetçe Büyük Millet Mec­lisine   sevkedîlmiş   bulunmaktadır.

Bu proje esas itibarile yurt içinde is­kân faaliyetinin tanzimini hedef tut­maktadır. Tasarı iskâna muhtaç bü­tün vatandaşlara eşit haklar sağlan­masına, iskânın vatandaşı müstahsil hale getirecek şekilde tatbikine, iskâ­nın tam ve şâmil mânada devlet eli ile yapılması ve vatandaşların uzun vadeli taksitlerle borçlanma suretile tarla ve gayri menkul sahibi olabil­mesi için çiftçinin topraklandırma ka­nunu ile müesses özel fondan fayda­landırılmasına dair hükümleri ihtiva etmektedir. Bugün kültüre elverişli ol­mayan arızalı, taşlık ve makilik ara­zinin islâhı, Avrupa ve milletlerarası iskân fonlarına iştirak suretiyle bu fonlardan uzun vadeli istikrazlar ak-tedilebilmesi, hibe ve yardım kabulü, iskân edilen vatandaşların kısa za­manda kalkinchrılmaları için bunla­rın gerekli kredi, bilgi ve kültürle teç­hizleri ve toplu halde köyler kurulma­sı, tabiî âfetlere marue köylerle orman köylerinde yaşayan vatandaşların ge­çimlerini kolaylaştıracak tedbirler alınması gibi hükümler de tasarıda yer  almış bulunmaktadır.

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes'in dost ve kardeş Libyayı ziyareti dolayısiyle ba­zı memleketlerde aleyhte yapılan neş­riyat üzerinde radyo gazetesi bu ak­şamki yayınında aşağıdaki yorumu yapmıştır: «Gazete, Libya ayan ve mebusan meclislerinin müşterek top­lantısında Başvekilimize yapılan sa­mimî tezahürat ile karşılıklı söylenen nutukları belirttikten sonra şöyle de­miştir: «Sevgili dinleyiciler, bütün bu nutuklar ve tezahürat Türkiye ve Lib­ya arasındaki dostluğun ne kadar de­rin ve samimî olduğunu göstermektedir. Ancak bu dostluğu ve kardeşliği arzu etmeyenler de vardır.

Başvekilimiz Adnan Menderes'in Lib­ya seyahatinin arifesinde kahire rad­yosunun neşriyatı bunun bir deı _ U dir. Kahire radyosu Başvekilimizin se­yahati arifesinde, Menderes'in Libya­yı Bağdat Paktına iltihak ettirmek için gayret sarfettiğini ileri sürmüş ve demiştir ki :

«Fakat biz eminiz ki nasıl Ürdünlüler vaktile böyle bir teşebbüse mukave­met ettiler ve onu akamete uğrattılarsa, şimdi Libyalılar da aynı mu­kavemeti göstereceklerdir. Ey Libyalı kardeşler... Memleketinize müteveccih olan bu tehlikeye bütün gayretinizle mukavemet edinis.»

Kahire radyosu ve arkasından onu takiben Mısır matbuatının bu garip iddiaları ve feryatları Türk - Libya dostluğunu haleldar etmek şöyle dur­sun, bu dostluğun ne türlü tahrikle­re maruz bulunduğunu iki memleke­te göstermek bakımından ayrıca dik­kat çekici olmuştur. Türk - Libya dostluğunu çekemeyenler ve bundan gocunanlar ne kadar feryat ederler­se etsinler iki memleketin yakınlığı gün geçtikçe kuvvetlenecektir. Bu dostluğa tahammül edemeyenlerin tezvirlerine bizzat Başvekilimiz Adnan Menderes Libya Ayan ve Mebusan Meclislerinin müşterek fevkalâde top­lantısında söylediği nutkunun şu kıs­mı ile lâzım gelen cevabı vermiş bu­lunmaktadır. Menderes demiştir ki:

«Hususî ve maksatlı tahrikler ne de­rece şiddetli olursa olsun, bunların şa­şırtıcı ve aldatıcı mahiyetlerinde ne kadar maharet gösterilirse gösterilsin, memleketimizin Arap âlemine karşı ve eminim ki, Arap âleminin de mem­leketimize karşı duyduğu halisane his­siyat asla tezelzüle uğratılamıyacak-tır. Türkiyeyi Arap âlemi ile olan ra­bıtasından tecrit etmek ve mensubu o.lmakla müşerref ve mübahi bulun­duğumuz islâm âleminden bizi ayır­mak eminim ki asla mümkün olamı-yacaktır.»

 İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberin­de  İstanbul Valisi ve Belediye Reisi

Prof. Gökay ile Riyaseticıımhur baş­yaveri ve hususi kalem müdürü oldu­ğu halde bugün saat 13'te İstanbul Üniversitesi profesörlerevine gelmiş, Üniversite Rektörü, Fakülteler De­kanları ve Senato azalan tarafından karşılanmıştır. Öğle yemeğini profe­sörler evinde rektör, dekanlar ve Se­nato azaları ile birlikte yiyen Reisi­cumhur Celâl Bayar müteakiben İs­tanbul Üniversitesi merkez kitaplığını gezmiş ve eski el yazması eserleri ve îstanbula ait eski gravürleri tetkik ederek izahat almıştır.

 Ankara :

Gûlnane Askerî Tıp Akademisi hoca­larından ve memleketimizin tanınmış cerrahlarından Prof. Mim Kemal "Öke'nin ikinci ölüm yıldönümü mü­nasebetiyle bugün Gülhane Askerî Tıp Akademisinde bir anma töreni yapıl­mıştır.

Törende Ankara Tıp Fakültesi Deka-nı, profesörler, generaller, doktorlar, merhumun İstanbuldan gelen refikası ve çocukları ile seçkin bir davetli kit­lesi hazır bulunmuştur.

Törene, Mim Kemal Öke ve Gülhane-. nin ebediyete intikal etmiş olan no-çalarının ruhlarını taziz için yapılan ihtiram duruşu ile başlanmış ve Aka-, demi Kumandanı General Prof. Dr. Burha nettin Tugan, merhumun çalış-malarını ve meziyetlerini tebarüz et­tiren bir konuşma yapmıştır.

Daha sonra merhumun meslek arkadaşı Prof. Dr. Niyazi İsmet Gözcü ile talebelerinden Prof. Kâmil Sokullu da birer konuşma yapmışlardır. Mü­teakiben yine merhumun talebelerin­den Prof. Dr. Recai Ergüder, yaptığı etraflı konuşmasına, «o, iki sene evvel bugün, bu saatlerde röntgen şuaların­dan zedelenmiş ola nparmaklanndan bir tanesinin daha alınması için yapı­lan   bir ameliyat   esnasında   sayısız

canlar kurtardığı ameliyat masası üzerinde, hayatının hemen her gü­nünde teneffüs ettiği ameliyathane havası içinde son nefesini teslim et­ti » ciiye başlamış ve merhumun as­kerlik hayatını, feragatli çalışmaları­nı, Türk tıp ve cerrahisindeki değe­rini, vatanperverlik ve inkılâpçılığını belirterek sözlerine son vermiştir.

Anma töreninden sonra, merhum profesörün mesaisini taziz ve ebedi­leştirmek için Akademinin büyük ame­liyat salonuna «Mim Kemal Öke ame­liyat salonu» adı verilmiş ve buna dair plâkayı refikası ve çocukları giriş ka­pısına tesbit etmişlerdir.

Ayrıca, cerrahî kliniği kütüphanesin­de de merhumun eserlerinden, resim ve muhtelif hâtıralarından tanzim edilmiş olan «Mim Kemal Öke Köşeörs açılmıştır,

31 Ocak 1957

Ankara :

Dost ve kardeş Pakistan hükümeti, tarafından Kızılay'a hediye edilmek üzere Pakistan'da imal ettirilen bir kısım tıbbî ve cerrahî malzeme bugün saat 11'de Pakistan Büyükelçiliği müs­teşarı Sultan Han tarafından Kızılay Umum Müdürüne teslim edilmiştir.

Hususî surette hazırlanmış elan bu malzeme Kızılay kan merkezlerinde kullanılacaktır.

İki kardeş millet arasındaki dostluk bağlarının bir kere daha tezahürüne vesile elan bu kıymetli teberru Kızıl­ay tarafından şükranla karşılanmıştır.

Ankara :

1872 göçmenin Türk vatandaşlığına alınmasına dair İcra Vekilleri Heyeti kararı, bugünkü Resmî Gazetede neş­redilmiştir.

BELGELER 

Başvekil Adnan Menderes'in basın toplantısındaki konuşması :

5 Ocak 1957

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bugün Park Otel'de tertip ettiği basın toplan­tısını, basın mensupları ile geçen defaki buluşmadanberi biraz fazlaca zaman geçtiğini, fakat gerek kendisinin, gerek hükümetteki mes'ul ar­kadaşlarının memleket hayrına olan bu kabil toplantıları daha sık ter­tip etmek arzusunda olduklarını belirterek açmıştır

 Başvekil, Matbuat mensupları da ayni arzuyu beslediklerine göre, gerek kendilerini, gerek efkârı umumiyeyi, bundan böyle herhalde daha sık tenvir etmek mümkün olabileceğini ifade etmiştir.

Adnan Menderes'in, arzu edilen her mevzuda izahat vermeğe amade ol­duğunu bildirmesi üzerine gazeteciler, kendisinden sualler sormuşlar­dır. Bu sualler arasında Kıbrıs meselesi, Ortadoğu hâdiseleri, Macar fe-lâketzelerine Türkiye'nin yardımı, İstanbul'un ve büyük şehirlerin imarı, Eisnehower Plânında Türkiye'nin mevkii, seçimlerin yapılacağı tarih gibi mevzular vardı.

Başvekil, evvelâ Kıbrıs meselesi üzerinde durarak bunun tarihçesi hak­kında etraflı izahat vermiş ve sözü, bugünkü safhasına intikal ettirmiş­tir. Bu izahat şöyle hülâsa olunabilir :

Kıbrıs meselesi, oradaki Rum cemaatinin ekseriyette olmasına istinaden Yunanlıların ada'yı Yunanistan'a ilhak etme teşebbüsleri ile ortaya çık­mıştır. Self-determination, yani muayyen bir mânada arayı umumiyeye müracaat tedbiri, Enosis'i, yani ada'nm Yunanistana ilhakını, temin edecek bir tedbir olarak öne sürülmüştür. İngiltere, bu talebler karşı­sında sıkı durdukça ve statükoda bir değişiklik yapmağa karar vermedik­çe Türkiye de meseleyi İngiltere'nin bir iç meselesi olarak telâkki etmiş ve hâdiseleri sükûnetle takibe koyulmuştu. Bu İngiliz mukavemetine karşı adada, bir taraftan Yunan hükümetinin teşvik ve yardımı ile gayet şiddetli tedhiş hareketlerine girişilmiş, diğer taraftan da bu işin Birleş­miş Milletlere aksettirilmesi için teşebbüslere geçilmiştir. Mesele bu teh­likeli inkişaf safhalarına girince, hükümetin memleket menfaatlerini ve emniyetini muhafaza ve müdafaa için vaziyet alması mecburiyeti hâsıl olmuştur. Hatırlanacağı üzere Türkiye, Kıbrıs'ın mukadderatı üzerinde söz sahibi olduğunun zımnen, fakat resmen kabulü mânasına geldiği için, geçen Ağustosta Londra'da toplanan konferansa katılmıştır. Bu konferans, vazifesini ikmal edememiş olmasına rağmen, dünya efkârına ve alâkalılara Türk görüşünü ve bu görüşün dayandığı esasları açıkla­mak fırsatım vermiştir.

 Adnan Menderes, bu mukaddemeden sonra, Kıbrıs meselesinin Türkiye için arzettiği hayatî ehemmiyeti de iki esasta toplamıştır.

Bunlardan birincisi, Kibrisin cenup sahillerimizi ve mühim liman­larımızı çok yakından kontrol eder bir mevkide olması ve anavatanın bir parçası mahiyetinde bulunması, ikincisi ise adada sakin 120.000 Tür­kün, hasmâne hislerini tamamile açığa vurmuş ve tedhiş hareketlerine girişmiş bulunan hasım bir ekseriyet karşısındaki mukadderatı mese­lesidir.

Kıbrıs ihtilâfının Birleşmiş Milletlerde müzakere safhasına intikal etmek üzere bulunduğu şu sırada, Türkiye, hem Kıbrıs meselesi karşısında memleketin hak ve menfaatlerini korumak, hem dünyanın bu karışık vaziyetinde sulhun yardımcısı olmak bakımından kendisine terettüp eden vazife ve mesuliyetin icaplarını yerine getirmek bakımından hare­ket ederek görüşlerini vuzuhla belirtmek ve kendisi için bir fedakârlık teşkil etse dahi, müsbet, açık ve makul düşünen herkesçe şayanı, kabul olabilecek bir hal şeklini benimsemek mevkiinde bulundu.

Başvekil daha sonra İngiltere hükümetince yapılan teklifler üzerinde durmuş, idarî muhtariyet hakkında ihtirazî bazı kayıdlarımız mevcut ol­duğunu, ancak Yunanlılar adayı ilhak etmekte israr ettiklerine ve tedhiş hareketleri de sona ermediğine göre, idarî muhtariyetin tatbiki belki im­kânsız hale gelebileceğini belirtmiştir. Türkiye, muvakkat bir müddet için de tatbik edilecek olsa, bu anayasa hükümleri hakkında gerekli te­şebbüsleri yapacak olmakla beraber, bizim için asıl ehemmiyetli mesele­yi ada'nm nihaî kaderi meselesi teşkil etmektedir.

Başvekil Adnan Menderes, bir kaderle sıkı sıkıya alâkalı olarak ileri sür­düğümüz noktai nazardan bahsederken şöyle demiştir :

«Türkiye, Kıbrıs meselesinde İngilizler tarafından ileri sürülen ve ada­daki gerek Türk, gerek Rum cemaatinin, her ikisinin de kendi kaderle­rini tâyin etmek hususunda müsavi haklara sahip olmalarına, yani bin-netice ada'nm taksimine mütedair olan teklifi benimsemek suretile hem memleket menfaatlerini korumak, hem de Kıbrıs meselesinin makul esaslar dairesinde halli noktasında şu veya bu şekilde fedakârlık mâ­nasını tazammun etse dahi, İngiliz görüşüne iltihak suretile, hizmet etmek emelinde olduğunu göstermiştir. Sulh cephesinin bugün karşı­laştığa güçlükleri, bertaraf etmek için Türkiyenin sulha yardımcı bir anlayışla gayret sarfettiği bütün vuzuhu ile anlaşılacaktır. Çünkü bu dâvada hiç kimsenin reddemiyeceği sağlam ve meşru prensiplere ve haklara istinat etmekteyiz.»

Başvekil Adnan Menderes, daha sonra Ortadoğu meselelerini alâkalan­dıran diğer bir suali de cevaplandırmıştır.

Ortadoğu meselesi, son büyük buhranla başlamış bir mesele olarak te­lâkki edilmemek lâzımdır. Orta Şark denilen dünya parçası, NATO'nun mühim bir cenahını teşkil ettiği üzerinde cereyan eden hâdiselerin dün­yadaki siyasî ve askerî muvazene ve dolayısiyle sünya sulhu üzerin­deki tesirleri daima şiddetle hissolunabildiği için, bu sahanın kısmen veya tamamen elegeçirilmesi, yahut el altında bulundurulabiimesi hu­susunda komünist cephenin büyük gayretleri uzun zamandanberi devam ediyordu. İçinde yaşadığımız ve hayatî menfaatlerimiz bakımın­dan bizi yakından ilgilendiren bir bölge olduğu için, Türkiye, Ortadoğu­nun nazik ve tehlikeli bir vaziyete doğru gittiğini çoktan görmüş­tür.

Binaenaleyh, Ortadoğundaki tehlikeli gelişmeleri yakından dikkatle ta­kip etmek, vatanımızın lâyıkiyle müdafaa ve dünya sulhunun korun­ması bakımından uhdemize terettüp eden son derece ehemmiyetli bir vazife teşkil ediyordu.

Bağdat Paktı, bu görüşü bizim gibi görenlerin ve hâdiseleri bizim gi­bi mütalâa edenlerin eseri olarak ortaya çıktı. Bağdat Paktının vücut bulmasından önce buna muvaffak olabilmek için uzun çalışmalar ve mühim gayretler sarfedilmiş bulunduğunu da kaydetmek lâzımgelir.

Başvekil, son aylar zarfında Ortadoğuda cereyan eden hâdiselerin ya­rattığı tehlikenin henüz zail olmadığına işaret etmiş, ancak Türluyenin basireti, Bağdat Paktı devletlerinin müttehid ve kararlı hareket tarzı, Birleşik Amerikanın bu bölgede cereyan eden hâdiseleri büyük bir dikkatle ve çok yakından alâkadar olarak takip etmesi sayesinde buh­ranın bir dereceye kadar geçiştirilmiş bulunduğunu sözlerine ilâve et­miştir.

Adnan Menderes, NATO'nun ve Birleşik Amerikanın bu bölgedeki alâ­kaları şümullendiği nisbette durumun daha da salâh kesbedeceğini söylemiş, «Ortadoğunun kendi kaderine terkedilmediği hakikati anlaşıl­dıkça, teessür veren bir takım inkişaflara rağmen, bu bölgede sulh, sü­kûn ve istikrarın teminat altına alınması mümkün olabilir ve böylece memnuniyet verici inkişaflar müşahede edilebilir» demiştir.

Orta Şark hakkında Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı Eisenhower ta­rafından hazırlanmış olan pîâna dair bir suali cevaplandıran Başvekil Adnan Menderes, bu plânda Türkiyenin ehemmiyetli bir mevki işgal edeceği ümidini izhar etmiştir. Çünkü, istikrar ve milletlerin istiklâli gayesini güden garb devletlerinin siyaseti bakımından Türkiye bu böl­gede büyük ehemmiyet arzetmekte ve bu bakımdan gereken vasıfları haiz bulunmaktadır.

Türk hükümeti, Amerikanın yakın alâkasını ve'sulhçu devletler toplu­luğunun Orta Şarka lâyık olduğu ehemmiyeti vermesini mühim bir hâdise telâkki etmektedir. Bu inkişaflar, memleketimiz için olduğu ka­dar bütün bölge için de son derece memnuniyet vericidir. Bu itibar­la da Reisicumhur Eisenhower'in beyanat ve plânını ve Amerikan hü­kümetinin bu mevzuda sarih vaziyet almasını şayanı şükran hareket­ler olarak telâkki etmekteyiz.

Başvekil Adnan Menderes, müteakiben diğer bir suali, petrol boruları­nın Türkiyeden geçirileceği hakkındaki haberlerin doğru olup olmadığı sualini cevaplandırmış, bu yolda teşebbüslerin mevcut olduğunu, pet­rol şirketlerinin, petrol sevkiyatı bakımından emniyetli bölgeleri ara­malarının tabiî bulunduğunu, ancak, bunun bugünden yarına, hemen tahakkuk ettirilecek meselelerden olmadığını beyan etmiştir.

Adnan Menderes, Macar felâketzedelerine yardım mevzuundaki diğer bir suale de cevap vermiş, Macarların istiklâlleri uğrunda göze aldık-lan mücadelenin hükümet ve milletçe büyük bir alâka ve en derin rik­kat ve sempati ile takip edildiğini, 500 Macar mültecisinin memlekete kabulüne karar verilmiş olduğunu, bu hususta daha da ileri tedbirler alınacağını bildirmiştir.

Bugünkü basın toplantısında Başvekil Adnan Menderesin cevaplandır­dığı suallerden biri de, memleketin kalkınma hamlelerine müteallikti. Sual sahibi, bugün memlekette istihsal seviyemizi yükseltmeğe matuf teknik bütün hamleleri beğenmeyen tek bir vatandaş mevcut olmadığı kanaatini ifade ettikten sonra, yatırımların ödeme gücümüzle mütena­sip olup olmadığı yolunda bazı mülâhazalar öne sürüldüğünü belirtmiş ?e tereddüdü olanları ikna yolunda Başvekilin gereken izahatı vermesi­ni ve bir de kalkınma teşebbüslerimizi, hariçten 300 milyon dolar kredi almadan başarmaca muktedir olup olmadığımızın ifadesini temenni et­mişti.

 Bu suale Başvekil Adnan Menderesin cevabı şu olmuştur :

«Bu sualiniz, memleketin bütün yatırım ve kalkınma faaliyetlerini içi­ne alan bir şümul arzetmektedir. Gene bu sual, iktisadî kalkınma plâ­nı ve programları mevzuuna da temas etmektedir. Hep bilindiği gibi, Türkiyenin iktisadî kalkınma hareketlerinde plânsız ve programsız ha­reket ettiği ve bu yüzden bütün bu teşebbüslerin iflâsla karşılaştığı, memleket imkânları ve ödeme gücünü aştığı için iktisadî bir felâketle karşı karşıya bulunduğumuz iddiaları o derece istismar edilegelmiş mev­zulardır ki, bunlara, bugün memleketin arzettiği manzara karşısında, tamamiyle itibardan düşmüş ve haideleşmiş gözüyle bakılabilir. Plân ve program kelimelerinin sihir ve füsunundan istifade suretiyle menfi ve memleket aleyhine son derece kesif propagandalar yapıldığı maale­sef hepimizin bildiği bir hakikattir ve gene maalesef bu propagandala­rın, münasebette bulunduğumuz memleketler üzerinde menfi tesirler yarattığı ve menfaatlerimizi çok zararlı tesirler altında bıraktığı, yer yer ve zaman zaman madde yokluğu buhranları tevlit ettiği de bir va­kıadır.

Şimdi, iktisadî kalkınma programları üzerinde kısaca izahatta bulu­nayım:

İktisadî kalkınma hareketleri, bir yatırım teşebbüsleri şeklinde tecelli eder. Bu yatırımların kaynaklan nelerdir? Evvelâ devlet "bütçesi... Sani­yen iktisadî devlet teşekkülleri... Ondan sonra belediyeler ve hususî ida­reler... İşte, resmî veya yarı resmî mahiyette olan yatırımların kaynak­lan bunlardır.

Meselâ, bu. sene 4 milyarı bulan bir bütçemiz var. Bunun mühim bir kısmı envestismanlara tahsis olunmuştur. Demek oluyor ki, devletin bir yıl içinde, bütçe ile yapacağı bir milyarı çok aşan yatırım faaliyet­leri, rakamlarla ifadesini bulan ve bir icraat programı mahiyetinde olan bütçesinde yazılı bulunmaktadır. Filhakika, bütçe bir programdır. Bu, bir senelik bir program gibi görünür. Fakat hakikatte bunun esasları ve kökleri geçmiş sene bütçelerinde yer alır. Meselâ, herhangi bir yılın bütçesiyle derpiş edilen işler, bütçe yılını aşarak daha ileriki senelere de sirayet eden bir mahiyet alır. Şu halde, bir senelik devlet bütçesinin kökleri kendisinden evvelki devlet bütçelerine ve yine bir senelik devlet bütçesinin tesirleri, bir program olarak gelecek senelere de şa­mildir.

Büyük Millet Meclisi, bütçedeki envestisman programlan ve bütün ikti­sadî kalkınma gayret ve teşebbüsleri üzerinde esaslı tetkiklerini yapar, geçmişte ne olmuştur, bu yıl içinde neler yapılacaktır ve bunun müte­akip yıllara sirayeti ne şekilde devam edecektir, bütün bunları gözden geçirir, alenî müzakerelerle tasdik ve kabul ederek kanun haline ge­tirir.

Şu halde doğrudan doğruya devlet envestismanlarmın plân ve prog­ramlarını devlet bütçelerinde bulmak ve göstermek mümkündür. Bun­lar yalnız tahsisat ve rakam olarak değil, aynı zamanda dayandıkları icaplar ve prensipler bakımından da tam ifadelerini bulur.

İktisadî devlet teşekküllerine gelince, tıpkı devlet bütçeleri gibi senelik iş hacimleri milyarları aşan ve senelik yatırım faaliyetleri mühim ye­kûnlara baliğ olan bu teşekküller de kendi teknik heyetleri ve bu teş­kilâtın vücude getirdiği ayrı ayrı programlar dairesinde tanzim olunur. Ve nihayet bu teşekküllerin umumî heyeti vardır ki, bir yıl önceki he­sapları, gelecek senelere şâmil tasavvur ve programları bu heyet tara­fından da tetkik olunur.

Envestisman yapan müesseseler arasında belediyeler ve hususî idareler de vardır. Bunlar, kendi usulleri dairesinde envestisman yaparlar.

Resmi ve yarı resmî devlet teşebbüslerinin dışında hususî teşebbüs ka­lır. Hususî sektörü, vatandaşların girişecekleri teşebbüsleri önceden bir programm tahditleri ve mecburiyetleri içine almak ne dereceye kadar mümkündür, bunu takdirinize arzederim. Hususî teşebbüsün program­lanması bahsinde olsa olsa hükümet, memleketin ihtiyacı olan tesisle­rin vücude getirilmesi bakımından telkin, teşvik ve yardımlarda bulu­nabilir. Bugünkü tatbikat da bundan ibarettir.

Başvekil, ayrı bir envestisman bütçesinin neden mümkün olamıyacağmı da izah etmiş, malî yılın başında, bir programın maddesi halinde ifade­si mümkün olmıyan bir takım teşebbüslerin o sene zarfında tahak­kuku veya ademi tahakkuku halinde, bu mahiyetteki programların bir mâna ifade etmiyeceğini belirtmiştir. Esasen yatırımlar, yalnız elde mevcut olan iç imkânlarımıza veya Önceden tahmini mümkün olabile­cek imkânlara inhisar etmez. Memleketimiz başka memleketlerin mil­lî ekonomileri ile sıkı sıkıya işbirliği halindedir. Bu işbirliğinin yarata­cağı imkânların neler olabileceğini evvelden tahmin etmek hemen hemen gayri mümkündür.

Meselâ, geçen gün devlet demiryollarımızm inkişafı mevzuunda yapıla­cak envestismanlar için 40 milyon dolarlık mukavele akdettik. Bir ay evvel ise 400.000 tonluk kok fabrikasının tesisi için ecnebi sermaye ile anlaşmaya vardık. Bunları önceden tahmin etmek gayri mümkün idi. Böyle birçok teşebbüsler vardır ki, bu programın maddeleri olarak ön­ceden sıralamak bahis mevzuu olamaz. Bu keyfiyet, işlerin plânsız ve programsız yürüdüğü mânasına gelmez.

Devlet bütçesinden, iktisadî devlet teşekkülleri tarafından belediyeler ve hususî idareler tarafından girişilen iktisadî kalkınma ve    imar hareketleri ayrı ayrı plânlara ve programlara bağlıdır. Meselâ su işleri, elektrik işleri... Meselâ liman işlerimiz, silo işlerimiz.. Meselâ iktisadî devlet teşekküllerinin herhangi bir kolu.. Bunlardan hangisine müra­caat edecek olsanız, nasıl bir inkişaf seyri ve nasıl bir envestisman prog­ramı takip ettiklerini sorsanız bunlar serahatle ortaya konacak şekil­de plânlaştırılmış olduğu görülür. Fakat istismar edilmek istenen plân mevzuu bu değildir. İktisadî kalkınmayı plânlama mefhumunu, bir ta­kım garip ve istismara müsait mânalara alanlara sorsak, garbın ileri ve ekonomilerini son derece geliştirmiş memleketleri, meselâ Amerika, iktisadî kalkınmasını acaba beş senelik, on senelik kalkınma program­ları ile tahakkuk ettirerek mi "bugünkü raddeye geldi? Bunlar hep şa­şırtmaca teşebbüslerdir ve bu iş, siyaset oyunlarının istismar mevzuu haline getirilmiştir.

Bu mevzuu kapamak için bir noktaya daha işaret edeyim:

Biz, işe yeni başlamış değüiz. Yedi seneye yaklaşan ve eserleri yedi senedenberi memleketin her tarafında elle tutulur halde ortaya çıkmış bulunan bir iktisadî kalkınmayı tahakkuk safhasına koymuş bulunu­yoruz. Böyle mücerred plân ve program kelimelerinden bahsolunacak yerde, şimdiye kadar vücuda getirilen eserlerden hangisinin memlekete faydasız olduğu veya bunların yerine daha iyileri ve daha verimlileri nasıl yapılabileceği ortaya konulmak icap eder. Müşahhas eserler ve takip olunan yol apaçık ortada iken bunlar üzerinde hiçbir şey konuş­mayarak, mücerret olarak sadece plân kelimeleri üzerinde oynamak, si­yaset istismarcılığının bir örneği addedilerek geçilmek iktiza eder.

Başvekil, girişilen teşebbüslerin millî takatimizin hududunu aştığı id­dialarına da şu sözlerle cevap vermiştir:

«Giriştiğimiz kalkınma hareketleri karşısında bu iddiayı öne sürenle­rin öiçüleri acaba nelerdir? Dünya dev adımlarla ilerlerken biz, günü­müzü gün etmek için, sözde kendimizi sıkıntıya koymamak kaygusu ile, yarma birşey bırakmıyacak şekilde hareket etmeyi vatana ihanet te­lâkki etmekteyiz. Kaldı ki, Türkiyenin iktisadî kalkınması, hür ve müs­takil olarak bekamızın en mühim şartını ve teminatı teşkil eder.

Girişilen teşebbüsler, iktisadî takatimizle mütenasiptir. Çünkü bu işle­rin hepsinin yürütülmekte ve tahakkuk ettirilmekte olduğu meydanda­dır. Biz, bununla da iktifa etmiyoruz. Her gün yeni yeni yatırım, kredi ve iktisadî işbirliği teklifleriyle karşı karşıyayız. ve Bilindiği gibi, hem bu yollardan, hem kendi imkânlarımızdan faydalanarak yeni yeni te­şebbüslere girişmekteyiz. Üç senelik devamlı kurağa ve gayri müsait iklim şartlarına rağmen, bütün kalkınma teşebbüslerimizi yürütmekte­yiz. Bu da gösteriyor ki, giriştiğimiz işler takatimizle mütenasiptir. Dü­şününüz bir kere, bundan bir buçuk sene evvel, ekserisi sunî sebeplerle yaratılmış ve yapılan ağır ve keşif propagandalarla haricî memleketle­rin memleketimize karşı itimadını sarsmak neticesini vermiş olan bir takım buhranlar ve sıkıntılarla karşılaşmıştık. Bunları yalnız atlat­makla kalmayıp bu arada birçok eserler vücude getirmiş ve getirmekte olduğumuzu da dikkate alacak olursanız, memleketimizin imkânları ve takatleri ile mütenasip bir yolda olduğumuzu tereddütsüz kabul et­mek icap eder. Bu memlekette, henüz harekete getirilmemiş namüte­nahi imkânlar mevcuttur ve dış sermaye ve teşebbüsle işbirliğimizin genişliği ve şümulü nisbetinde memleket, çok kısa bir zamanda, herkesi hayrete düşürecek derecede büyük bir iktisadî kalkınmayı tahakkuk et­tirecektir.»

Başvekil Adnan Menderes, seçimlerin tarihi hakkındaki bir suale ver­diği cevapta, «seçimlerin ileri alınması için hiç bir sebep görmüyoruz», demiş, İstanbulun imarı mevzuunda da şunları söylemiştir:

«Bu imar faaliyeti, mütezayid bir hızla devam edeceği gibi yalnız İstanbula da münhasır kalmıyacaktır. Bugünkü hareketler, sadece bir başlangıçtan ibarettir. Bunu, artan bir hız ve genişlikle devam ettirece­ğiz. Bu yolda faaliyet gösterirken daima ihtisasın dediği olacak ve ta­rihî eserler en küçük bir zarara uğratılmak şöyle dursun birer birer imar ve ihya edilerek meydana çıkarılacaktır. Tamamiyle ihmale uğra­yarak harab olmakta bulunan mazi yadigârı bütün eserler, ancak bu çalışmalar neticesinde hakikî mânada kıymetlendirilmiş olur.».

11/2/1957 Ulustan :

 İstanbul:

Birinci İnönü zaferinin 36 ncı yıldönümü münasebetiyle C.H.P. Gençlik Kollan ve basın mensupları saat 11 de şehrimizde bulunan İsmet İnönüyü evinde ziyaret etmişlerdir. Garp Cephesi Kumandanı General İs­met, gençlere bazı muharebe hâtıralarını nakletmiş ve şunları söyle­miştir:

«Birinci İnönü muharebesi için gösterdiğiniz alâkayı çok teşvik edici bir mânada görüyorum. Muharebeler, verdikleri neticelerle ehemmiyet kazanırlar. Birinci İnönü muharebesi B. M. Meclisi İdaresinin kesin olarak hüküm sürmesi tekâmülüne işaret sayıldığı için hususî bir mev­ki almıştır. Rahmetli Atatürk, İnönü muharebeleri için ifade ettiği lütufkâr, teşvikçi takdirleri ve ühamlariyle aynı zamanda yeni devletin kurulmasında büyük bir geçitin geçilmiş olduğu kanaatindeydi. Bu se­beple de İnönü Muharebelerinin neticelerini heyecanla karşılamıştır.

Genç nesillerimizin lütufkâr alâkasını, minnetle karşılamak vazifem­dir. Hâtıramı toplamaya çalışarak Birinci İnönü Muharebesinin tesirleri hakkında şu hülâsayı yapabilirim.:

İnönü muharebeleri ile garpte iyi yetişmiş muntazam bir ordunun zafer getirebileceği inanı memleket efkârında teessüs etmişti. B. M. Meclisi­nin, memleketi kanun içinde ve millet iradesinin feyizli kuvvetinde ida­re ve müdafaa edebileceği sabit olmuştur.

Birinci İnönü Muharebesinden sonra Londra Konferansına çağırılma-siyle B. M. Meclisi hükümeti siyaset âlemine kendisini varlık olarak ka­bul ettirmiştir. Şimdi pek basit görülen bu neticelerden her biri zama­nında çok kıymetli idi ve tarihimizde milletin siyasî kuruluşu ve inki­şafı için devir başları sayılabilirdi. Birinci İnönü Muharebesinden isti­fade edemiyen tek taraf istilâ eden, yabancı devlet olmuştur, ne ehem­miyetini, ne âtiye yapacağı tesirleri tahmin edebildiği için.»

Bilâhare bir gazeteci tarafından İsmet Inönüye İngiliz Başvekili Eden­in istifası hakkında sual sorulmuş ve İnönü şu cevabı vermiştir:

«İnsanların çekilecekleri zaman gelince sıhhatleri bozulur. Bir insan için en büyük talih, çekilecek zaman geldiği vakit sıhhatli olarak ayrı­labilmektedir.»

Büyük Millet Meclisi Eeisi Refik Koraltanın Adana havalisindeki tet­kikleri:

13 Ocak 1956

 Adana:

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Komitan, refakatinde Vali Kâzım Arat, Demokrat Parti müfettişi ve İçel mebusu Hüseyin Fırat, Yurtiçi Böl­ge Kumandanı, Adana Demokrat Parti İl Başkanı olduğu halde dün öğ­leden sonra Mihmandar bucağına gitmiştir.

Burada yaptığı konuşma ile son senelerde vatandaşlara dağıtılan top­rak miktarının 20 milyon dönümü bulduğu, son 4-5 sene zarfında Ada­na bölgesinde yeniden 53 fabrikanın inşa edildiğini, bu mühim işlerin milletten alman kuvvet sayesinde kısa zamanda ikmal edildiğini, bu­nunla beraber yapılmış hiçbir iş ile iktifa olunmadığını belirten Koraltan, Seyhan barajının ehemmiyetine dikkati çekmiş, «köy ve şehir diye bir mefhum yoktur. Sadece millet ve memleket bahis mevzuudur» demiştir.

Mihmandardan sonra Kadıköye gelen Koraltan, burada büyük heye­canla karşılanmıştır.

Köy muhtarı, «Köyümüzün tarihinde bir Meclis Reisinin buraya teşrifi ilk defa görülen bir vakıadır. Biz buna bir talih eseri diyebiliriz. İşte, biz Kadıköylüler bu iyi talihten dolayı Allaha hamdüsena ediyoruz» demiştir.

Kadıköylülerin heyecanlı tezahüratı arasında Refik Koraltan bir hita­be irad etmiş ve demiştir ki:

«Toprağına, milletine, bayrağına bağlı Kadıköyün civanmert evlâtları­nı muhabbetle selâmlarım. Hemen şunu belirteyim ki, muhtarınız bi­zim buraya niçin geldiğimizi sorarken, cevabını da yine kendisi ver­miş bulunuyorlar. Bizi buraya getiren kuvvet, sizlerle beraber ve sizle­rin emrinde olmanın verdiği şevktir. Evvelki nesillerin ne ızdıraplar, ne sıkıntılar çektiğini ve ne acı bir hayat yaşadıklarını bir an hatırliyacak olursak bugünün refah ve ümit dolu eserleri, geniş çalışma imkânları karşısında iftihar duymak elbet hakkımızdır. Size çeşitli hizmetlerimiz arasında köyünüze kadar gelmek de en tabiî vazifemizdir. Bu da mil­letle el ele gönül birliği ile ideal ve temininde aynı noktada olduğumu­zu ifade eder.»

Koraltan daha sonra Yurdiçi Bölge Kumandanı ile yaptığı bir görüş­meye temasla sözlerine şöyle devam etmiştir:«Bu milletin çocuğu olmak, ruhi gıdanın başında gelmektedir. Kütlele­rin arasında bulunarak onların temiz havasını teneffüs etmek en bah­tiyar anlarımızı teşkil eder. Kahraman ordumuzun neferlerinden en büyük kumandanına kadar bütün güzide uzuvları arasında yaşanılan dakikalar ise hayatın en unutulmaz hatırlarıdır. Memleket çocukları­nın, köylü ve şehirli bütün vatandaşlarımızın ilham ettiği ulvî gurur ile bir kere daha tekrar edeyim ki, ele aldığımız ve plânlaştırdığımız bütün işlerde mutlak ve mutlak muvaffak olacağımız gibi istikbale ait düşüncelerimizi de behemehal katî surette tahakkuk ettireceğiz. Ecda­dımız kaleler feth ederek, sınırlar aşarak nasıl muzaffer olmuş ise, biz de açtığımız bu devrin dâvalarını kazanmakla milletimize ve milletimi­ze lâyık olduğu refahı temin edeceğiz. Bu devir, saadet devri, imar dev­ri, ümran devridir. Mesut bir Türkiyenin şehrâhı üzerinde yürüyoruz. Koraltan, Adana ovasının 3-5 sene gibi çok yakın bir istikbalde iktisap edeceği büyük iktisadî ve ziraî ehemmiyete işaretle şunları kaydetmiş­tir:

«Size soruyorum Kadıköylüler, daha beş altı sene evveline kadar ça­murdan, tozdan, bataktan yol bulup buralara gelmek mümkün mü idi? Miktarı birkaç yüz lira olan borcunuzu dahi ödeyemezdiniz, bin bir sıkıntı ve izdirap içinde idiniz. Şu Karataş yolu, en az elli senenin dâ­vası olarak askıda duruyordu. Yılan hikâyesi olmuştu. Fakat bugün baştan başa asfalt olan bu yol ile yarım saat zarfında şehirden buraya gelmek mümkün oluyor, biz bunlarla Övünüyoruz. Size hizmet aşkımı­zın büyüklüğünü ve daha neler yapmak emelini taşıdığımızı anlatabil­mek için size bunları söylüyorum. Şimdi halimizden memnun, istikba­limizden emin, kararlı, el ele ilerliyor ve memleketimizi yükseltmek az­miyle sanki koşuyoruz.»

Köylülerin sürekli alkışları arasında hitabesine devam eden Meclis Re­isi Koraltan bir hâtırasını anlatmış ve şöyle demiştir:

«Ben bir zamanlar Konya mebusu bulunurken, ot tohumu yiyerek ze­hirlenen ve bazan da ölen Konyalıların muzdarip halini Ankaraya ak­settirmek istedim. Konya dağılmak, Konyalılar hicret etmek üzere idi­ler. Diğer mebus arkadaşlarla birlikte ve ancak iki günde Ankaraya gi­derek hükümet reisini gördüm. Vaziyeti bütün acılığı ile anlattım. Kon­ya ölüyor dedim, bana (Ziraat Bankasının 600 bin lira alacağı var da­ha ne yapalım?) cevabı verildi. Ben şunu sordum Konya yaşasın mı dağılsın mı? Şöyle dendi: «Ne yapalım daha fazlası olmuyor.» Nihayet Ziraat Vekilini de görerek Konyaya 500 ton hububatı müşkülât içinde temin  edebilmiştim.»

Simdi şu nokta üzerinde duralım: Bugün, hepimizin de takdir ettiği veçhile, Konya Türkiyenin hububat ambarı olmuş, Konya - Ankara yolu iki gün yerine 5 saate düşmüş, şehirde yer yer ümran âbideleri yük­selmiş, medenî ve içtimaî bir hayat başlamıştır. Benim Konya mebus­luğum sırasında 500 ton hububat müşkülât içinde verilirken bu gün hükümetin müspet, yapıcı, programlı ve plânlı mesaisi sayesinde Konya mâmur ve zengin bir belde haline gelmiştir.

Konyaya bir müddet evvelki seyahatimde aynı köylüler arasında do­laştım. Bugünkü durumlarını sordum. Evlerine giderek yaşayışlarını tetkik ettim. Müşahedelerim ve intibaım, göğsümü kabarttı. Bakınız devir ve zihniyet nasıl bir süratle değişmiş, beş - altı sene gibi kısa bir zamanda ne büyük ilerlemeler olmuş. Millet hayatında ne büyük bir refah başlamıştır.»

Koraltan bundan sonra getirilecek makinelerle 1957 .yılında Adana ova­sında ikmal edilmemiş köy yolu kalmıyacağını, diğer taraftan Ziraat Bankası Adana şubesinin 165 milyon liralık plasman ve yüz milyon li­ra tutarındaki kooperatifler sermayesi ile hizmet hacmini pek fazla ge­nişlettiğini tebarüz ettirerek hitabesini şöyle bitirmiştir:

«Vatandaşlarımızı istikbali müemmen, yuvası şen, yurdu sulh içinde bir kütle haline yükseltmek emellerimizin mihrak noktasını teşkil etmek­tedir. Sizden alman kuvvetle, devlet gemisi şevket ve şan rotasını al­mış, ilerlemektedir.»

Meclis Reisi Koraltan ve beraberindeki zevat Kadıkoyden sonra Karataş nahiyesine de gitmiş, akşam üzeri Adanaya dönerek «Bossa» basma fabrikası, Akdeniz İplik ve Dokuma Müessesesini gezmiş, gördüklerin­den derin bir iftihar ve memnuniyet duyduğunu belirterek alâkalıları hararetle tebrik etmiştir.

Saat 18 de Adanada sebze ve meyveciler derneğinin toplantısına da gi­den Refik Koraltan, Almanya ve İtalyada tatmış ve görmüş olduğu meyvalarm bizim meyvalarımızdan çok daha aşağı seviyede bulundu­ğunu, bu nefis mahsulün yakın bir gelecekte Avrupa pazarlarına da sevkedileceğini, meyva mahsulünün memleket içindeki pazarlarda de­ğerlendirileceğini ifade etmiştir.

Meclis Reisi Koraltan, buradan da sevgi tezahürleri arasında ayrılmış esnaf ve sanatkârlar dernekleri birliğine giderek orada dernek men­supları ile hasbihalde bulunmuş ve bu arada esnaf ve sanatkârların di­lek ve temennilerini dinlemiştir.

Koraltan geceyi Adanada geçirmiştir.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri: 14 Ocak 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meçlisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Agâh Eroza-mn riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman ruznamede mevcut bulunan şifahî suallerin mü­zakeresine geçildi.

Kastamonu mebusu Ziya Termenin, hükümet programında yer alan hususlardan hangilerinin tahakkuk ettirildiğine ve «toplantı ve göste­ri yürüyüşleri» hakkındaki kanun muvacehesinde partilerin mâruz kal­dıkları durum üzerinde ne düşünüldüğüne dair şifahî suali Başvekil adına Devlet Vekili Emin Kalafat cevaplandırdı. Emin Kalafat ceva­bında şunları söyledi:

«Muhterem arkadaşım Ziya Termen'in sualine cevap vermeden evvel bu cevabın biraz gecikmiş olmasından dolayı kendisine itizar beyan et­mek isterim. Yalnız bu itizarı beyan ederken de hüsnüniyet telâkki edi­leceği ümidiyle kendisine küçük bir işaret ve ikazda bulunacağım. Ar­kadaşım sorusunu biraz daha dikkat ve kasitsiz olarak kaleme alsaydı daha güzel olurdu. Takririnde, (Büyük Millet Meclisinin itimadını is­tihsal maksadiyle) demek suretiyle küçücük bir telmih ve tarizden ka­çınması mümkün olamamıştır. Bu tâbiri kullanacağı yerde itimada mazhar olan hükümet programından bahsetmiş olsaydı maksat hâsıl olurdu.

Muhterem arkadaşlarım, 16/12/1955 tarihinde yüksek huzurunuza su­nulup, o günkü 455 mevcudun 398'nin yüksek tasvip reylerinin veril­mesiyle kabul edilmiş bulunan 4 üncü Adnan Menderes hükümetinin programı aksamadan devam etmektedir. Bu programın muhtelif yer­lerinde de-ifade edilmiş olduğu veçhile ve sizlerin de yüksek malûmu­nuz bulunduğu gibi 4'üncü Adnan Menderes kabinesinin programının esası ve prensipleri 950 de Birinci Adnan Menderes hükümetinin prog­ramında yer alan prensiplerin tamamlayıcısı ve temadisi mahiyetinde devam etmektedir. Hattâ anayasanın sarih hükmü oulunmamış olsay­dı, Demokrat Partinin iktidara gelmesini temin eden ana programile seçim beyannamesi millet tarafından tasvibe mazhar olduğuna göre, herhangi bir lüzum ile yapılan hükümet değişikliklerinde ayrıca bir programın okunmasına ve kabulüne lüzum olmamak lâzım gelirdi. Kal­dı ki, o günden bugüne kadar yedi bütçesini yüksek huzurunuza sun­muş bulunan iktidarın bütçeleri üzerinde cereyan eden müzakerelerin sonunda, bütçelerinin kabulü ile mevkiini muhafaza etmesi kendisini iktidara getiren ana programın tahakkuk ettirdiğinin ve bunların mil­letin arzusuna uygun bir şekilde tatbik edildiğinin bir delili sayılır. Bunlar artık yedi senelik bir tatbikat ile mütebellir bir mahiyet iktisap etmiş bulunan siyasî, idarî ve iktisadî görüşlerimizin muvaffakiyetli bir şekilde tatbikidir. Bunlar nelerdir? Bunlar şunlardır:

Ziraat, millî ekonomimizin temelidir. Büyük kitlenin iştira gücünü faz-, lalaştırmak suretiyle memlekette tahakkukuna çalışılan kalkınmayı te­minde birinci derecede faktör olması itibariyle bu iştira gücünü elden geldiği kadar çoğaltmağa çalışmaktır. Yine bu kalkınmanın teminini kolaylaştırmak yolunda mühim tesiri olan kara yollarına, deniz vasıta­larına, limanlara, barajlara, silolara âzami derecede ehemmiyet verile­ceği hususudur. Envestisman mahiyetinde bulunan giderlerin, diğer gi­derlere nisbetle artan bir Ölçü dahilinde çoğaltılmasına çalışılacağı, hu­susî teşebbüslerin ve sermaye terakümünün teşvik edileceğidir. Bütün bunların sonunda hepsinin aksamadan tahakkukuna imkân vermek için bütçelerimizin devamlı bir şekilde mütevazin olmasıdır.

Muhtelif vesilelerle tekrar edilmiş olduğu için bildiklerinizi ben tek­rardan içtinap edeceğim. Yalnız bilhassa 956 dan itibaren mühim bir kısmı tahakkuk etmeye başîıyan ve memleket hizmetinde yer alan te­şebbüslerimiz altı senelik tatbikatımızın muvaffak delil ve ispatlarıdır.

Dördüncü Adnan Menderes hükümetinin programı üzerinde bilhassa durulması lâzım gelen hususlardan biri de, bu programın ifadesindeki samimiyettir. Hükümetin içinde bulunduğu geniş hamlenin kaçınılmazbir takım güçlükler yaratacağı ve hattâ programın kaleme alındığı günlerde bazı güçlükler içinde bulunduğumuz samimiyetle ifade ve iti­raf edilmiştir. Yine bu tarafın yanında carî istihlâk maddelerinin, sa-nayive ait olan ham. maddelerin, yedek narca, lâstik ve sair ihtivacların âzami şekilde teminine çalışılacağı da ilâve edilmiştir. Bütün bu güçlükleri yenerken. vatandaşların havatı ihtiyaçlarını temine çalışır­ken dahi başlamış bulunduğumuz kalkınma hamlelerinde katiyen bir duraklama mevzuu bahis olmıvacağı elimize seçecek munzam imkân­larla başladığımız bu hamlelere ilâveten yeniden bir takım kalkınma hareketlerine devam edeceğimiz ifade edilmiş bulunuyor.

Bunun dışında spvle söyledik, haksız fiyat yükselişlerine son verece­ğiz, karaborsayı önlemek îetn icarj ederse kanunî tedbirler alacağız, yi­ne icarj ederse ayrıca bu işlerle meşgul olmak üzere hususî mahkeme­ler teşkil edeceğiz.

Malûmu âliniz olduğu veçhile Millî Korunma Kanununu çıkardık, bu işlerle meşgul olmak üzere hususî mahkemeler teşkil ettik. Bunun vanımda yine memleketin kalkınmasında fevkalâde mühim bir veri bulu­nacak olan veraltı servetlerimizi bugüne kadar olduğundan daha ras­yonel bir şekilde elde edebilmek için Sanayi ve Maadin Vekâleti kuraca­ğımızı vaad ettik. Biiivorsurmz bu tasarı bütçe komisyonundadır. Pet­rol kanununun tatbikatına hız vereceğiz. Bu memleketin kalkınma­sında ve refahında mühim hissesi olacak olan bu dâvavı tahakkuk et­tirmek için lüzumlu servetin sarf edileceği ifade edilmiştir. Yine ma­lûmlarıdır ki, hueiin 150 ve vakm yerde petrol aramaları devam etmek­tedir. Yüzde 77,. tabakkukunun son inkişafları, ümitlerin yakın bir za­manda tahakkuk edeceği kanaatini vermektedir.

Bu ekonomik hareketlerin ve vaadlerin dısmda ne dedik? İdare cihazı­mızın tekemmülüne cahacaühz dedik. Bunun için de belediyeler ve köylere ait olan kanunlar bütçe komisyonunun da tasvibiyle vardırnc; mahivrtte teşkil edilmiş bulunan hususî komisyonlarda tetkik edilmek­tedir.

Anayasanın tâdili jr.in ralısılacası ve bunun 1958'e kadar bitirileceği ifade edilmiştir. Muhtelif valelerle bu kürsüden selâhivetli arkadaşla­rın ifade etmiş olduğu gibi bu çalışmalara Adliye Vekâletinde devam edilmektedir.

Bu^un vanmda pmeklüisin 25 seneye indirilmesinin tevlit etti sn huzur­suzluğu bertaraf edecek istikamette çalısına vapılacağı ifade edilmiştir. Hükümet bu kammlan ffpri alırken ke.ndisivlp arasında devamlı bir ir­tibat olan ve en büyük^ahir ve vardımcısı bulunan Büvük Millet Mec­lisinden almış olduğu ilham payını da avırmak jcap edpr. Bunun va­randa secim kanununda son varolan derişikliklerin tevlit etmiş oldu­ğu bir takım huzursuzluklardan bahsedilerek bunların tamamıyla giderileceğinin anlasılacağı belirtilmiştir. Yine. bundan evvelki rnaddede arzetmis olduğumuz seben bunun için de varittir. Yanlız sunu ilâve et­mek isterim ki havatın her safhasında hîcbiv arzunun verine gelmesi için tek taraflı bir istek ve Vnına hâkim olan hüsnünivetin mevcudiveti kâfi değildir. Tabiatta olduğu gibi muavven hâdiselerin tekevvünü için muavven şartların vücudu lazımsa, böyle içtimaî ve siyasî düşüncelerin de pürüzsüz bir şekilde tahakkuk etmesi için muayyen bir takım şartların bulunması icap eder. Nasıl ki, tek elin sallanmasiyle ses çıkmaz­sa, iktidarı elinde bulunduran partinin hüsnüniyetine dayanan bütün -isteklerin tahakkukuna da imkân elde edilmiyebilir. Hangi partiye mensup olursa olsun Büyük Millet Meclisinin âzası olmak gibi şerefli bir sıfatı ve selâhiyeti üzerinde taşıyan ve bunun mesuliyetini alanların, bütün bu hakikatlerin içine girerek realitelerle karşı karşıya bulunma­ları, yüklendikleri mesuliyet ve selâhiyetlerin bir icabı, bir neticesi ol­mak lâzım gelir.

Muhterem arkadaşlar, zaten sözlü sorunun istihdaf ettiği maksat bu­dur. Müsaadenizle şu hususa da temas edeyim. Muhterem arkadaşımız Ziya Termen hepinizin de bildiği gibi, bizim programımıza kırmızı rey vermiş olan bir arkadaştır. Programımızı beğenmemiş, tatbikini arzu etmiyeıı bir arkadaştır. Nev'ema kendisinin,"'bugün tetkik mevzuu olan şekil, mutlak olan şekil olması lâzım gelir. Hakikat bu merkezde olduğu halde, buna benzer soruların daima muhalefet safında yer almış olan arkadaşlarımız tarafından verilmesi sebebinin takdirini yüksek heye­tinize bırakmak en ihtiyatlı bir hareket olur.

Şuna bilhassa işaret etmek isterim ki, millî mücadeleden sonra büyük Âtatürkün sayesinde memleketin bir çok dâvaları tahakkuk etmiş bu­lunmaktadır. Yine kendisinin yarım kalan teşebbüsleriyle tahakkuk et­memiş olan dâvası, bu memlekette garp Ölçülerine uygun bir demok­rasinin tahakkuku davasıdır. Bu hususta yapılmış olan teşebbüsler he­pimizin malûmudur. Parti içerisinde Rana beyin müstakil grupu gibi.. Haddi zatında bunlar dâvanın ciddiyetiyle kabili telif olmıyacak te­şebbüsler halinde kalmıştır. Bunları takip eden kalkınma ve serbest fır­kaların akıbetleri malûmunuzdur. 1950 de kendisini iktidara getiren millete sunmuş olduğu programı ile ve onu takiben seçim beyanname-siyle Demokrat Partinin tekabül etmiş olduğu büyük hizmetlerin içe­risine giren en büyük vazifelerden biri de demokrasiyi anarşiye götür­meden temin edebilmektir.

Çok muhterem arkadaşlar, Ziya Termen arkadaşımız sorusunun ikinci maddesinde siyasî partilere mensup olan siyasî şahısların hürriyete, serbestiye sahip olmadıklarından şikâyet etmektedirler. İddiaları varit olmamakla beraber, bu tarzdaki beyanlarını ben şahsen bir nevi intak: hak olarak kabul ediyorum. Hakikaten âdetleri mahdut olan siyasî in­sanların dışında kalan milyonlarca vatandaşın hürriyetten mahrum ol­madıkları kabul ediliyor demektir. Soru sahibi, 6334 sayılı kanunu tâ­dil eden 6732 sayılı kanunun tatbikinden şikâyet etmektedir.

Şikâyeti bu kanunun vazetmiş olduğu takyitlerin neticesinde matbu­atın susmuş, sinmiş olduğudur. Hepimiz günlük gazeteleri takip ede­rek yazdıkları yazıları okuyoruz. Bunlar içerisinde hürriyetten çekinen insanların hangileri olduğunu sizin takdirinize bırakırım. 6732 sayılı kanun hakikaten bir takım mecburiyetler ve kayıtlar vazetmiştir. Bun­lar nelerdir. Küfürü menetmiştir. Siyasî mesuliyeti kabul etmiş olan insanların şeref ve haysiyetleri ile oynamayı menetmiştir. Zaten insan olarak hiç birimizin hiç birimize karşı bu tarzda hareketi reva görme­ğe hakkımız olmaması lâzımdır. Allanın büyük bir nimeti olacak bütçe komisyonunda konuşan muhalefete mensup arkadaşlardan birisi çıka­rılan kanunun iyiliğinden bahsediyor.  Yine bir muhalif arkadaşımız da prensiplerden değil tatbikattaki bazı güçlüklerden şikâyetçi olduğu­nu ifade ediyor. Çıkarılan kanunun taşıdığı bazı boşlukları ve bazı ak­saklıkları Dahiliye Vekâletinin yeni tamimleriyle doldurulmuş ve gide­rilmiş bulunmaktadır. Sizler de bu hâdiselerin tatbikatı içindesiniz. Bu itibarla herhangi bir kanunun bir boşluğuna işaret ederken bunun tas­hihinden dolayı da küçük bir memnuniyet ifade edilmiş olsa tenkit ve tarizlerin içten gelen bir hüsnüniyet eseri olduğu kabul edilebilir. Fa­kat maalesef tatbikat bu şekilde cereyan etmemektedir. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ait olan kanun münasebetiyle, kanunun çıktığı günden bugüne kadar sekiz defa sözlü soru sorulmuştur. 8/8/1956 da Nüvit Yetkin, 20 8 1956 da Kâmil Kırıkoğlu, 24/9/1956 da Mehmet Hazer, 19/10/1956 da Safaettin Karanakçı, 13/11/1956 da Emrullah Nutku, 24/ll,,1956 da Ahmet Bilgin tarafından aynı mevzuda sualler sorulmuştur. Bunların hepsi mesul arkadaşlarımız tarafından bu kür­süden cevaplandırılmış ve mevzu lüzumundan fazla tavazzuh etmiş bu­lunmaktadır. Fakat bütün bunlara rağmen tatmin edilmeyen bir taraf var. Nedir bu taraf? Muhalefet safında yer alan arkadaşlarımız.

6761 sayılı kanun çıktıktan bugüne kadar «bu kanuna dayanarak ya­pılmış olan toplantılar binden fazladır. Bütün bunlar içerisinde mene-dilmiş olanların nisbetlerini ve niçin menedildikleri size okuyarak söy-liyeceğim.

6761 sayılı kanun hakkında vâki şikâyetlerin umumî sebepleri ve alın­mış olan islâh tedbirleri şunlardır:

 Yapılan toplantılar ve kongrelerin yekûnu bini aşmaktadır. İzinveriîmiyen veya dağıtılan toplantıların nisbeti yüzde l'i geçmemekte­dir.

 C.H.P. nın 9, C.M.P. nin 4, Hürriyet Partisinin 6 toplantısına izinverilmemiştir. Ayrıca C. H. Partisinin 4, ve Hürriyet Partisinin 18   top­lantısının dağıtılmasına zaruret hâsıl olmuştur.

 Yapılmak istenilen toplantılara izin verilmemesinin sebepleri şun­lardır:

 6761 sayılı kanunun sarih hükmüne rağmen siyasî partiler tarafın­dan seçim devresi dışında yapılmak istenen toplantılara müsaade olun­mamıştır.

Siyasî partiler tarafından senesi içerisinde yapılmış olan kongrele­rin muhtelif vesile ve bahanelerle tekrarlanmasına izin verilmemiştir.

Yıldönümîerini vesile ederek siyasî partilerin tertip etmek istedikleritoplantılar için de aynı şekilde hareket edilmiştir.

Partilerin nizamnamelerindeki esaslara uyulmadan alt kademeleritarafından usulsüz olarak yapılmak istenildiği bazı vilâyetlerce tesbitedilen toplantılara da mâni olunmuştur.

4    Dağıtılan toplantıların umumî sebeplerini de şöylece    sıralamak mümkündür:

a) Sohbet gezileri esnasında bazı yerlerde kahvehane veya açık mahal­lerde yapılan hasbıhallerin kanunun 2 inci maddesine   aykırı   olarak siyasî bir propaganda mahiyetini iktisab ettiği zamanlarda evvelâ ih­tarlar yapılmış ve riayet edilmeyen hallerde dağıtılmıştır ki, ekseri ma­hallerde ihtara itibar edilerek dağılınmıştır.

Aykırı olarak siyasî bir propaganda mahiyetini iktisap ettiği zamanlar­da evvelâ ihtarlar yapılmış ve riayet edilmiyen hallerde dağıtılma zaru­reti hâsıl olmuştur.

Yine kahvehanelerde yapılan sohbetler sırasında kahvelerin dışın­da kanuna muhalif surette toplanmalar müşahede edildiği hallerde hal­kın dağılması için yapılan ihtarlar ve dağılmalar olmuştur.

İdare ve zabıta makamlarınca mahallî şartlara göre alman emniyettedbirlerine riayetsizlik dolayısiyle yapılan ihtarlar ve dağılmalar vukubulmuştur.

5  6761 sayılı kanunun tatbikatından mütevellit şikâyet ve temen­ni yolunda intikal ettirilen müracaatlar daima tetkik ettirilmiş ve lü­zumlu görülen hallerde hüsnüniyele islâh tedbirleri alınmıştır, mese­lâ, kademe kongreleri yapılmadan evvel, ki bunlar bu kanunun ilk çık­tığı anda hakikaten yeniden hâsıl olan tereddudler neticesinde yapılma­sına kısa bir müddet mâni olunmuştur. Fakat vâki olan şikâyetler üze­rine Dahiliye Vekâletince yapılan tamimler neticesinde bu aksaklıklar bertaraf edilmiştir.

Her partiye bugün verilmiş olan kanunî hakları olarak tatbikat içeri­sinde, kademe kongrelerinin yapılmadan evvel ihbar ve ilân mecburiye­ti olmadığı hususu C.H.P. nin müracaatı üzerine, yerinde görülmüş ve vilâyetlere tamim yapılmıştır.

Mahallî örf ve âdetlere göre, balo, düğün ve emsali toplantılar   aynısiyasî partinin müracaatı üzerine «izine tâbi olmaması ve istisnaî hü­kümlere uyulması icap edeceği mütalâa olunarak yanlış tatbikat bu su­retle islâh edilmiştir.

Kademe kongreleri idarî mahalde yapılması şeklindeki hükmün aç­tığı yanlış telâkki ve tatbikat islâh olunmak suretiyle meselâ bir semtocağı kongresinin o semtin bulunduğu şehir ve kasaba hudutları içeri­sinde herhangi bir yerde yapılabileceği valiliklere bildirilmiştir.

Bunlar şikâyeti mucip olan hususlardır ki, bugün fiilen tashih edilmiş bulunmaktadır. Bu itibarla bugün hakikaten Ziya Termen arkadaşı­mızın bu izah etmiş olduğumuz hususlar dışında bir maksadı olup ol­madığını bilmiyorum. Fakat başta da işaret ettiğim küçük tariz ve tel-mihleriyle beraber suallerine kâfi derecede cevap verdiğim kanaatinde­yim. Şimdilik bu kadarla iktifa ediyorum.

Devlet Vekili Emin Kalafatın konuşmasından sonra, şahsına tariz edil­diği iddiası ile Manisa mebusu Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu kürsüye geldi ve fikirlerini söyledi. Bundan sonra soru sahibi Ziya Termen söz aldı. Ziya Termen yaptığı konuşmada, sorduğu suale bizzat Başvekilin cevap vermesini beklediğini ifade etti. Müteakiben dördüncü Menderes kabinesinin programının okunmasmı karga peynir hikâyesine benzet­ti. Bunun üzerine reis hatibi ikaz etti. Ziya Termen konuşmasında ha-karetâmiz kelimeler kullandığı için riyaset tarafından iki defa ihtar aldı. Kürsüden inerken de riyaset kürsü adabına uygun düşmeyen kelimeler kullandığından dolayı kendisinin üç celse müddetince Meclisten çıkarılması hususu reye vazedildi, bu husus kabul olundu.

Bundan sonra Ziya Termen'in bazı sözlerinin zabıttan çıkarılması mev­zuunda verilen bir takrir, üzerine söz alan İzmir mebusu Pertev Arat (D.P.) İzmir mebusu İlhan Sipahioğlu (D.P.) dahilî nizamnamede bu mevzuda herhangi bir madde bulunmadığından dolayı takririn kabul edilmemesini istediler. Takrir sahibi Siirt mebusu Mehmet Daim Süalp (D.P.) ise Ziya Termenin konuşmasındaki bazı cümlelerin Büyük Mil­let Meclisini rencide ettiğini ifadeyle takririn kabulünü istedi. Fakat takrir reye konulmadı. Burdur mebusu Fethi Çelikbaşm, kasım ayı ba­şındaki akaryakıt stoku miktarına ve akaryakıt kifayetsizliği karşısın­da ne gibi tedbirler alındığına dair suali yine Başvekil adına Devlet Ve­kili Emin'Kalafat cevaplandırdı. Emin Kalafat cevabında şöyle dedi: Malûm hâdiseler dolayısiyle Süveyş Kanalının kapanması ve petrol nakleden boruların bir kısmının tahrip edilmesi, Bahreyn'de rafine ve­ya ham şekilde akaryakıt ithal eden memleketleri ve Avrupa tasfiyeha­nelerini çok müşkül duruma düşürmüştür.

Filhakika Ümit Burnundan dolaşmak veya Amerikadan mal getirmek, yol müddetini takriben üç misli uzattığı gibi ilk zamanlarda bir çok Avrupa memleketleri ve tasfiyehaneleri için Amerikadan mal alabilmek mümkün olamamıştır. Bu vaziyet karşısında birçok Avrupa memleket­lerinin düştüğü vaziyet ve almağa mecbur kaldığı tahdit tedbirleri ma­lûmdur. Meselâ: Fransa otobüs ve kamyonlara bir ay için 40-50, oto­mobillere 20-30 litre akaryakıt verebilmiştir.

Avrupanm bu vaziyetine rağmen derhal yapılan teşebbüsler ve alman tedbirler sayesinde memleketimize mal tedarik etmek imkânları bulun­muş sıkıntının Avrupa ölçüsünde in'ikası önlenmiştir.

(Ton olarak)


1956 kasım stoku 1956 kasım ithalâtı

Bezin 9.054 Benzin 19.369

Gaz 7.426    Gaz 14.170

Motorin   8.059     Motorin 22.565

1955 kasım satışları  1956 kasım satışları

Benzin 30.673       Benzin 26.580

Gaz 26.274  Gaz 18.394

Motorin 36.350     Motorin 32.862

Kasım 1956 nın arzettiğim stok rakamlarına rağmen bu ayın fiilî sa­tışlarının geçen seneki ayın satış rakamlarına nisbeti bu hususta alı­nan tedbirlerin isabetini göstermektedir.

Kanalın kapanmasını takip eden siyasî hâdiseler, mal tedarikinde Av­rupanm ve tasfiyehanelerinin takriben üç misli artması sebebiyle ta-haddüs eden tanker kifayetsizliği ve nihayet Avrupanm aldığı ve alma­ğa mecbur kaldığı tahdit tedbirleri neticesinde memlekette lüzumsuz bir telâşın mahsulü olarak tehacümü ve mal stokunu önlemek ve nihayet devlet idaresinin icap ettirdiği basiret, bazı ihtiyat tedbîrleri alarak hâdiselerin karşısında sürpriz unsurunun müessiriyetini önlemeyi icap ettirmiştir. Bu cümleden olarak 12 Kasım 1956 tarihli ve 27 sayılı sir­külerle ithal edilen ve memlekette istihsal edilen akaryakıtın hakikî ihtiyaç sahiplerine intikalini sağlamak maksadıyle iç ticaret umum mü­dürünün reisliğinde dış ticaret ve millî korunma dairelerinden birer mümessille petrol ofis ve petrol şirketleri temsilcilerinden mürekkep bir tevzi komitesi kurulmuştur.

Bu komite akaryakıtın vilâyet ve şirketlerin tevzi teşkilâtı bulunan ma­haller itibariyle tertiplenmesi selâhiyeti ile tahsisler yapmış ve bu tah­sisler zamanında valilere bildirilerek vilâyetleri dahilinde evvelâ istih­sale mahsus ziraî ve sınaî faaliyetlerle, şehirlerarası nakliyat için lü­zumlu akaryakıtı tercihan karşılamak şartı ile gerekli tertip ve tedbir­leri almak yetkisi verilmiştir.

Bu komite.muntazam surette toplanarak akaryakıtın memleket sathı­na, ihtiyaç nisbetlerine göre tevziine, sevk imkânlarını da gozönünde tutmak suretiyle tertiplemekte ve istihlâk ve ihtiyaç durumunun ya­kından takip etmektedir. Bu suretle bir taraftan mahdut olan sevk va­sıta ve imkânlarını daimî surette çalıştırmak, diğer taraftan da şirket­lerin ana depolara yakın bölgelere tercihan mal göndererek uzak böl­geleri ihmal etmek temayülleri belirmiş bulunmaktadır.

Memleketimizin akaryakıt ikmali işine hükümetimizce her zamankin­den fazla ehemmiyet verilmekte ve bu hususta âzami dikkat ve teyak­kuz gösterilmektedir. Malûm olduğu veçhile, Avrupa İktisadî İşbirliği teşkilâtında mevcut petrol komitesinin vazifesi Süveyş Kanalının ka­panması dolayısiyle büyük ölçüde ehemmiyet kazanmış bulunmakta­dır. Teşkilât, üye memleketlerin akaryakıt ikmalinin temin ve tanzim vazifesini bu komiteye tevdi etmiştir. Komite 1953 ve 1954 senelerinde Avrupada başgösteren kömür sıkıntısı üzerine, kömür komitesinin yap­mış olduğu gibi, âza memleketlerin ihtiyaçlarını tesbit ile işe başîıya-rak ikmal, tahsis ve tevzii işlerini bir düzene bağlamış ve âza memle­ketlerin her birinde kurulan istişarî petrol komiteleri ile temas ederek gerekli tavsiye ve tedbirleri almıştır. Bu hususu teminen D.E.C.E. teş­kilâtının tavsiyesi üzerine, teşkilâta dahil diğer Avrupa memleketleri­nin yaptığı gibi, 16 Kasım 1956 tarihinde Hariciye Vekâletimizde ilgili Vekâletlerin temsilcilerinden mürekkep, petrol istişarî komitesi kurul­muştur. Hariciye Vekâletinde muntazaman toplanmakta olan bu ko­mite memleketin akaryakıt ikmali işlerini gözden geçirmekte ve D.E. C.E. teşkilâtı ile irtibatı temin ederek teşkilât tarafından istenilen ma­lûmatı hazırlamaktadır. Bu komite aynı zamanda akaryakıt buhranı ile ilgili ve muvazi olarak ortaya çıkan tanker müşkilâtı üzerine tanker durumumuzu da incelemiş ve evvelce Münakalât Vekâletimizce gemile­rimizin dış seferlerinin izine tâbi tutulması yolunda alman tedbire za-mimeten umumî durumun gerektirdiği müddetçe tankerlerimizin hü­kümetçe lüzumlu görülecek yerlerde çalıştırılabilmesi için millî korun­ma kanununa istinaden bir koordinasyon kararı da istihsal edilmiştir.

Biraz evvel arzetmiş olduğum gibi bu komite Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtiyle daimî temas halinde bulunarak teşkilât vasıtasiyle yapılan akaryakıt ikmalini çok yakından takip etmektedir. Akaryakıt durumu­na dair bizden 14 Kasım 1956 tarihinde istenilen malûmata derhal 17 kasımda cevap verilmiş ve bundan sonra talep edilen malûmat da günü gününe ve işin mahiyet ve müstaceliyete göre çok defa telefonla de­legeliğimize bildirilmiştir. Bu arada D.E.C.E. teşkilâtı çalışmalarının memleketimiz bakımından daha iyi koordine edilebilmesi için mezkûr teşkilât nezdindeki delegemiz de davet edilerek Hariciye Vekâletimizdeki komite çalışmalarına iştirak ettirilmiştir. Bu devamlı ve dikkatli me­sai neticesindedir ki, Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtı ahiren almış ol­duğu bir kararda Türkiye başta olmak üzere, Yunanistan, Danimarka, ve İsveçin tercihan ikmalini ve ayrıca memleketimize munzam akarya­kıt tahsisi yapılmasını kabul etmiş.bulunmaktadır.

Bugünkü stok durumumuz:

7 Ocak 1957 tarihinde:

Benzin 11.280 ton, Gazyağı 6.830 ton, Motorin 7.720 ton,

7 Ocak 1957 den 31 Ocak 1957 ye kadar memleketimize gelmiş olacak akaryakıt:

Benzin 32.000 ton, Gazyağı 99.380 ton, Motorin 31.400 ton.

Emin Kalafatın konuşmasından sonra iki defa kürsüye gelen sual sahi­bi, petrol komitesinin faaliyeti üzerinde durarak, komitenin geç kurul­muş olduğunu, diğer taraftan aynı komitenin vekâletlerarası bir hü­viyet taşımadığını, halbuki komitenin koordine olarak çalışmasının da­ha faydalı olacağını söyledi ve komitenin başında bir vekilin bulunma­sının icap ettiğini ileri sürdü. İki defa kürsüye gelen Devlet Vekili Emin Kalafat, Fethi Çelikbaşm fikirlerine cevap vererek, petrol komitesinin herşeyden önce koordine bir teşekkül olduğunu ve bu teşekkülün başın­da da bir vekilin, yani bizzat kendisinin bulunduğunu bildirdi.

Bundan sonra vaktin ilerlemiş olmasından dolayı Meclis müzakereleri­ne son verildi.

Büyük Millet Meclisi Çarşamba günü toplanacaktır.

Bütçe encümeni müzakereleri :

 Ankara :

Bütçe encümeni bu sabah saat 10 da encümen reisi Balıkesir mebusu Halil İmrenin başkanlığında toplanarak Dahiliye Vekâleti 1957 malî yılı bütçesini müzakereye devam etti.

Celse açıldığı zaman ilk sözü Kars mebusu Mehmet Hazer (C.H.P.) al­dı. Hatip toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununun tatbikatmdaki ak­saklıkların giderilmesini, memur statüsünün yeni esaslara bağlanması­nı, belediyelerin kontrollerine Önem verilmesini istedi. Mülkî taksimat üzerindeki çalışmaların ne halde olduğunu ve İller Bankasının statü­sünde değişikliğin yapılıp, yapılmıyacağmı sordu.Bursa mebusu Hulusi Köymen (D.P.) muhalefetin bugün, Demokrat Partinin muhalefette iken yaptıklarını yapmak iddiasına karşılık o günkü şartlarla bugünkü durum arasındaki farkı belirtti ve Demokrat Partinin muhalefette iken yaptığı demokratik rejim mücadelesini ifa­deyle millî irade ile iş basma gelmiş olan D.P. nin memleket içinde huzur ve sükûnun temini ve içtimai zaruretler icabı olarak bu kanunu hazırladığını söyledi.

Zonguldak mebusu Sebati Ataman (D.P.) bütün ileri demokrasilerde olduğu gibi siyasî mücadelenin daha ziyade Büyük Millet Meclisinde temerküzünü sağlamak maksadiyle ve aynı zamanda hükümetin icra­atını ve halkın hükümete karşı güvenini sarsabilecek mahzurları önle­mek için toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununun çıkarıldığını be­lirtti. Kanunun tatbikatında bazı boşluklarından faydalanılmak isten­mesinin kanuna mutavaat zihniyetine aykırı olabileceğini söyledi.

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik cumartesi günkü müzakereler sırasın­da bir mebusun toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu vesilesiyle yap­tığı konuşmanın bir İstanbul gazetesine nasıl yanlış bir- şekilde akset­tiğini belirtti ve Büyük Milletin mebus sıfatiyle mümessili olan me­busların bu ulvî ve yüksek durumlariyle mütenasip olarak şeref ve ma­suniyetlerinin korunmasiyle daima ilgilenildiğini söyledi. Dün olduğu gibi bugün de hiçbir mebusun takip edilmediğini ve yarın da aynı şe-klde hareket edileceğini ifade etti.

Dahiliye Vekili son günlerde aynı gazeteye yanlış bir şekilde aksetti­rilen bazı haberlere işaret ettikten sonra encümendeki konuşmalar es­nasında tezahür eden mütalâa ve tenkidlerin Mecliste görüşülmesinden önce matbuata intikalinde fayda mülâhaza edildiğini yalnız bu husus­ta matbuatın dikkat ve hassasiyetle hareket etmesi temennisinde bu­lundu. Vekil ayrıca Sinop mebusu Nuri Sertoğlunun (C.H.P.) sordu­ğu diğer bir suali tatminkâr bir şekilde cevaplandırdı.

Diyarbakır mebusu Halil Turgut (D.P.) encümen müzakerelerinin bazı gazetelere yanlış bir şekilde aksetmesinden duyduğu üzüntüyü ifade et­tikten sonra idare adamlarının memleketin bugünkü durumu ve şart-lariyle mütcrafik bir zihniyetle vazifelerine devam etmelerini ve kütle­nin psikolojisine ehemmiyet vermelerini istedi. Hatip ayrıca hudut böl­gesinde vazife alan teşkilâta mensup jandarma ve diğer personelin mad­deten tatmin edilmelerini, emirlerine hizmetin ifasını kolaylaştırmak için motorlu vasıta verilmesini ileri sürdü.

Tekirdağ mebusu Zeki Erataman (D.P.) toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununun memlekette huzur ve sükûnun tesisi gayesiyle isdar edildi­ğini seyyanen tatbiki hususunda ilgili teşkilâtın âzami gayret sarfetti-ğini, bazı mahzurların, tatbikatın ışığı altında tadilen giderilebileceği­ni, idarenin demokrat anlayışa iştirakinin şart olduğunu ve bu teşki­lâtta sık sık değişiklikler yapılmasının mahzurlu olacağını ileri sürdü.

Hatip bundan başka tam teşekküllü nahiyelerin kurulmasının bir plân ve programa bağlanmasını, köyler ve nahiyeler arasında telefon şebe­kesinin kurulmasını, emniyet teşkilâtının takviye edilmesini, büyük şe­hirlerdeki polislere ek tazminat verilmesini istedi.

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik bir noktanın açıklanması için söz ala­rak «idarî teşkilâtta çalışanlar hakkında iş tutumumuz ancak hizmet yönündendir ve bu kıstasla mütalâa ederiz, bu şekilde hareket etmiyen-ler hakkında hükümet olarak sahip bulunduğumuz yetkilerle onların hizmetinden feragat ederiz.» dedi.

Rize mebusu İzzet Akçal (D.P.) toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu hakkında bazı izahlarda bulunduktan sonra zabıtanın tevhidi çalışma-lariyle, adlî zabıtanın kurulması ve köy kanunu ile diğer idarî teşkilâ­ta müteallik kanunların değiştirilmesi için yapılan çalışmalar hakkın­da izahat istedi ve idarî teşkilâttaki değişikliklerin maksada uyeun bir şekilde yapılmasını, Türkçe olmayan köy isimlerinin süratle değiştiril­mesini, İller Bankasında bir organizasyon bürosunun kurulmasını iste­di.

Muğla mebusu Akif Sarıoğlu (D.P.) istihsalin arttırılması kadar mu­hafazasının da mühim olduğunu belirterek meralara giriş ve çıkışı tan­zim edecek bir kanun hazırlanmasını ileri sürdü.

Tunceli mebusu Bahri Turgut Okaygün (D.P.) idarî teşkilâtta yer alan eıemanlarm vasıfları hakkında dilek ve tenkidîerde bulundu.

Ankara mebusu Muhlis Ete (Hür. P.) İller Bankası ve mahallî idareler­le Dahiliye Vekâletinin ilgisine temas ederek, İller Bankasının çalışma­ları hakkında izahat verilmesini ve Belediyelerle bunlara bağlı işletme­lerin kontrolünü istedi. Vilâyetlerin idarî ve içtimaî hususlarının tetkik edilmesinin, nüfusu bütün hareketleriyle ele alan bir nüfus politikası­nın lüzumuna işaret etti.

Ankara şehrindeki imar hareketleri hakkında sorduğu bir suale ceva­ben Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik evleri istimlâk edilmiş vatandaş­lara mesken bulunduğunu ve durumlariyle gerekli şekilde alâkadar olunduğunu ifade etti.

Trabzon mebusu Süleyman Fehmi Kalaycıoğlu (D.P.) idarî teşkilât bi­nalarının düzenlenmesi, münhallerin doldurulmasını istedi.

Bütçe encümeni öğleden sonra saat 15,30 da encümen ikinci reisi Kırk­lareli mebusu Şefik Bakay'm başkanlığında toplanarak Dahiliye Vekâ­leti bütçesinin tümü üzerindeki müzakerelerine devam etti.

 Bu celsede Ordu mebusu Sabri İşbakan (D.P.) söz alarak Ziraat Ban­kasının 60 milyon liralık köy meskeni kredisi ayırmış olmasını şükran­la karşıladığını belirtti ve hükümetin bu dâvanın süratle halli için bir kanun getirmesini ve malî yardımda bulunmasını temenni etti.

Yozgat mebusu Talât Alpay (D.P.) idarî teşkilât ve diğer bununla il­gili meseleler hakkında dilek ve tenkidîerde bulundu.

İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.) mahallî idarelerin ehemmiyetini misallerle izah etti ve idarî teşkilâtta bir reforma gidilmesi lüzumunu ileri sürdü.

Muğla mebusu Natık Poyrazoğlu  (D.P.)  jandarma umum kumandanlığı teşkilâtına 2000 erin ilâve edilmesini, uzatmalı onbaşıların durum­larının İslahının yerinde olacağını ifade etti.

Seyhan mebusu Ahmet .Topaloğiu (D.P.) nüfusa nisbetle polisin az olduğunu teknik bilgili polis yetiştirilmesiyle adlî zabıta teşkilâtının kurulabileceğine işaret etti.

Balıkesir mebusu Mekki Sait Esen (D.P.) Dahiliye Vekâletinin bazı bü­yük şehirlerde Millî Müdafaa ve Hariciye Vekâletinde olduğu gibi basın büroları kurmasının faydalı olacağını söyledi. Niğde mebusu Ahmet Nu­ri Kadıoğlu (D.P.) İller Bankasının çalışmalarına temas etti, Gümüş­hane mebusu Zeki Başağa (D.P.) idarî teşkilâtta artan nüfusa göre gerekli bir değişikliğin yapılmasını istedi.

Antalya mebusu Kenan Akmanlar (D.P.) memurların emniyet içinde bulunduklarını, 25 senede emekliye şevkin bir ceza hükmü mahiyetinde mütalâasının doğru olmadığını, idare teşkilâtının vatandaşla bilhassa iktisadî sahalarda daha yakından ilgilenmesinin gerektiğini, gösteri ve toplantı yürüyüşleri kanununun içtimaî ihtiyaçların ilcasiyle kabul edildiğini ifade etti.

Muş mebusu Şefik Çağlayan (D.P.) İller Bankasının iş tutumuna te­masla mahallî ve bazı dileklerde bulundu.

Afyon mebusu Murat Ali Ülgen (D.P.) mahallî idarelerin durumları­nın islâhmı, teftiş kadrosunun takviyesini temenni etti.

Kars mebusu Mehmet Hazer (C.H.P.) sabahki konuşması üzerinde ba­zı açıklamalarda bulundu. Sinop mebusu Nuri Sertoğİu (C.H.P.) toplan­tı ve gösteri yürüyüşleri kanununun içtimaî zaruretlerin icabı olarak kabul edildiğini, söyledi ve tatbikattaki aksaklıkların giderilmesini te­menni etti.

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik bir noktanın açıklanması için tekrar söz alarak Zonguldak mebusu Sebati Atamanın kendi şahsî adına ko­nuştuğunu ve bununla kendisinin ilerde hükümet adına yapacağı ko­nuşma arasında bir ilgi bulunmadığını söyledi.

Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (C.M.P.) toplantı ve gösteri yürüyüşle­ri kanununun tatbikatını tenkid etti.

Zonguldak mebusu Sebati Ataman (D,P.) şahsı adına konuştuğunu açıklıyarak C.H.P. nin muhalefet saflarında vazifesini ifa ederken hü­kümetin mesaisini kolaylaştıracak şekilde hareket etmesi gerektiğini, herhangi bir tariz kastini taşımadığını ifade etti.

Çanakkale mebusu Fatin Rüştü Zorlu (D.P.) vilâyetlerin şematik du­rumlarını gösterir plânların lüzumuna işaret ederek vilâyet ve köy elek­trik işlerinin toplu bir plâna bağlanmasının, bölge santrallerinin mak­sada daha uygun olduğunu, İller Bankasının bu şekilde hareket etmesi lüzumunu ileri sürdü.

Bursa mebusu Hulusi Köymen (D.P.) muhalefet ve iktidar arasındaki samimiyetin lüzumuna işaretle toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu­nun emniyet ve istikrarı temin ve muhafaza gayesiyle çıkarıldığım söy­ledi.

Siirt mebusu Mehmet Daim Süalp (D.P.) muhalefetin tutumunu ten-kid etti. Erzurum mebusu Abdülkadir Eryurt (D.P.) mahallî bazı di­leklerde bulundu.

Bu suretle Dahiliye Vekâleti bütçesinin tümü üzerindeki müzakereler tamamlanmış oldu.

Bütçe encümeni yarın saat 10 da toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltanm Antakya konuşması:

 Antakya :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan Antakya belediyesi önünde toplanan büyük bir Hataylı kitlesine karşı yaptığı konuşmada: «Çok sevgili Hataylı kardeşler, anneler, hemşireler» hitabiyle söze başlamış ve kendisine gösterilen muhabbet dolu alâka ve karşılamaya teşekkür ederek şöyle demiştir;

«Hataya ne zaman yolum düşse, ne zaman aranızda yaşamak bahtiyar­lığına ersem, size hep böyle hitap ederim. Bunun .tek sebebi var, o da, hiç bir zaman esirgemediğiniz sevgi ve sizleri iyi tanıyan bir evlâdınız oluşumdur. Kendimi Hataylı sayar, Hatay ve Hataylılarla iftihar du­yar, muhitinize gelerek temiz havanızı teneffüs etmekle gururlanırım. Şu anda vefalı Hataylıların gönül dünyasında yaşamanın bir kere da­ha bahtiyarlığı içindeyim.»

Sürekli yağmur altında Koraltanı dinliyen büyük kitle şiddetli alkışlar­la Meclis Reisine muhabbetlerinin sonsuzluğunu izhar ediyordu. Bu al­kışları, kalbî merbutiyetin birer ifadesi olan nidaları mütaakıp Koraltan, 1923 yılının Mustafa Kemali ile birlikte Adanaya yaptığı seyahatte Ha­taya ait bir hâtırasını nakletmiş ve demiştir ki:

«Eşsiz adam ve büyük kumandan Mustafa Kemal ile bir tarihte Adana­ya gelmiştik, Adananın da kurtarıcısı Mustafa Kemal istasyonda etra­fını haleleyen büyük vatandaş kitlesi arasında 13-14 yaşında bir kızın şu sözlerine muhatap oldu: «Bizi de kurtar düşman elinde esir bırakma.»

Bu Hataylı yavrunun acı feryadı esareti temsil eden siyah bir bayrağa bürünmüş manzarası karşısında heyeean duyan Mustafa Kemal şu ce­vabı vermiştir:

"Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz" »

Koraltan bir heyecan kasırgası yaratan bu tarihî hâtırasını naklettik­ten sonra sözlerine devamla:

«Hâdiseler süratle birbirini takip etti. O eşsiz adam fanî hayata gözleri­ni kapamadan evvel Hatay'ı Hataylılarla beraber müstevliden kurtardı. Ve bu yurt köşesinin esaret zincirlerini parçaladı.

Mustafa Kemal'e karşı derin ve ebedî merbutiyeti olan Hataylılar Mus­tafa Kemal'in arkadaşlarına karşı da vefalarını esirgemediler. Nitekim, Üçüncü Dünya Harbini müteakip memleketimize kurucu ve kurtarıcı sistemin teessüs zamanı geldiği dün bizi desteklemek ve    haklarımızı kuvvetlendirme, kadirşinaslığını da gösterdiler. Vatan ve hürriyet aşkı-nm mümtaz evlâtları Hataylılar, demokrasi dâvasının da örnek simala­rı olarak milletimizin güzide çocuklarıdır. Sizin fedakârlığınızın derece ve ölçüsü yoktur. Muhabbetiniz geniş, gönlünüz ganidir. Şu anda naçiz Koraİtan'ı bağrınıza basmakla düşüncelerimde isabet olduğunu bir kere daha teyid ettiniz. Sağolunuz, var olunuz.»

Meclis Reisi Refik Koraltan alkışlarla sık sık kesilen hitabesinin b ara­sında birkaç ay evvel Hatayı ziyaret eden Başvekil Adnan Menderesin burada yaptığı konuşma ile Ortadoğu memleketlerine ve Hataya dair sözlerini hatırlatmış, bu hatırlatma ile Arap memleketlerine karşı dai­ma iyi niyet beslediğimize bir kere daha işartle:

«Burada tarihî bir hakikati, tarihe ait olduğu için söylemekte mahzur görmüyorum» demiş ve kıymetli ve muhterem kumandan General Ali Fuat Cebesoy'dan dinlediği bu tarihî hakikati şöyle hulâsa etmiştir:

«Lozan konferansının ikinci safhası içinde idik. Kapitülasyon düyünü umumiye gibi istiklâlimizi kayıtlayan hükümranlık haklarımızı tahdit ve devam etmek mevzuları üzerinde ısrar eden büyük devletler murah­hasları şunları söylüyorlardı: «Osmanlı Devleti camiası dağılmıştır. Or-tadoğuda 7-8 devlet kurulmuştur. Biz bunları manda idaresi altına ala­rak idare edeceğiz. Muahedenameye de buna dair bir madde koyuyoruz. Buna karar verdik. Bu ciheti siz de kabul ediniz. Müzakereden ittifakla çıksın siz de buna bedel hükümranlık haklarınızı kayıtlayan mevzularda size âzami müzaheret göstereceğiz."

O günleri doğuran tarihlerde karşımıza bizimle silâhlı mücadele edenler sulh masasında da ağır teklifler ileri sürüyor. Bunların kabulünü isti­yorlardı. Türk murahhas heyetinden telgraf ile hâdise Mustafa Kemale aksettirilmiş ve bu fırsatın kaçırılmaması şeklinde bir de mütalâa ileri sürülmüştü. Vücudu delik deşik olmuş yaralı arslan Türk Milleti bir de­fa daha tarihin gadrine ve talihsizliğine uğramak tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyordu. Bu haber Mustafa Kemal'i üzmüştür. Derhal ve­killer heyetini topladı, eneral Ali Fuat Cebesoy bu tarihî toplantıya mü­şahit olarak iştirak etmişti. Lozandan gelen telgrafı Mustafa Kemal okudu. Haklı bir öfke içerisinde idi. "Hayır, diyordu. Hayır. Gerçi onlar bizden ayrıldılar. Kaderin hükmü böyle tecelli ediyor amma nihayet bi­rer müstakil devlet olmalarını görmek isteriz. Devlet haysiyet ve huku­kuna istiklâline hükümranlığına sahip ve hür olmalıdırlar. Onlara kar­deş nazariyle bakmakta devam edeceğiz. Arap kardeşlerimiz kendi mu­kadderatlarını bizzat kendileri idare etmelidirler. Toprakları masun, is­tiklâlleri müemmen ve mutlak olmalıdır. Ancak, böyle bir sulhu kabul edebiliriz. Müzakerat bu yönden aleyhimize netice verse dahi bu teklif­leri asla kabul edemeyiz. Bunlar müstakil olmaz, süratle inkişaf ederek sınaî tesisler ve teşkilât kuramaz, ordu vücuda getiremezlerse kısa za­manda çöker komünizmin çığı altında esir kalırlar. Komünistlerin hile ve hudasma kurban olurlar." diyordu. Vekiller heyeti de tamamen Mus­tafa Kemalin fikrinde idi.

Arap kardeşlerimiz bugün burada ifşa ettiğim bu hâdiseye muttali ola­cak, Mustafa Kemalin tarihin sahifelerinde kalan o zamanki bu vakur, asil ve dahiyane fikirlerini de öğrenmiş bulunarak onun büyük devlet adamı vasfı karşısında bir kere daha hayranlık duyacaklardır. Bu tarihî hakikatin açıklanması ile Ortadoğuda yaşayan islâm ve kardeş memle­ketleri idare eden bazı kısa görüşlü politikacıların Türkiyeye muhasım ve muarız bir cephe almakla Arap camiasına ne büyük bir fenalık ettik­leri de tebarüz edecektir.»

Âdeta nefes almadan tek vücut hâdise ve hayranlıktan dönmüş vaziyet­te Koraltanı dinleyen binlerce Antakyalı Meclis Reisinin mikrofondan ayrılmayarak hitabesine devamını istiyorlardı. Koraltan bu arzu ve ısrar karşısında Büyük Millet Meclisinden davet edilen heyetin başkanı bulu­narak geçen sene Irak'a yaptığı seyahate dair intihalarım ve kardeş Iraklıların büyük anlayışına misaller vererek Türk dostluğunu nasıl kıymetlendirdiklerini en beliğ ifadelerle anlatmış ve şöyle devam et­miştir:

«Bağdad Paktını kimler hoş görmedi? Kimler huylandı? Kimler telâşa düşüyor? 1956 senesinin korkunç hâdiselerinin ışığı altında bu suallerin cevabını bulmak müşkül değildir. Komünizm dünyası bu paktın şiddetle aleyhinde bulunmaya başladı. Öylesine ki, evi yanmışlar gibi viyak viyak bağırmaya başladı, yangın var, islâmiyet tehlikede Ortadoğuda yaşayan milyonlarca islâmm hayat ve istiklâli tehlikede.

Ne korkunç, ne şeytanî bir propaganda, islâmiyetin hâmisi, Kâbei muazzamanm muhafızı bu yalancı ve sahte pehlivan kimdir? Sulhu tehdit eden sulh içinde yaşamak istiyen milyonlarca insanın arasına yeni ye­ni fitne ve fesat tohumları saçarak felâkete sürüklemek, boğuşmak ve boğuşturmak istiyen, dünyaca bilinen komünizm âfeti. Ne korkunç, ada­let taraftarı hak ve hukuk âşığı komünitler sözleriyle şiirleri arasında küllî tezat bulunan bu sulh ve insanlı düşmanlarından sormak lâzım, işte, peyk devletlerin hali, işte Romanya, işte- Polonya, işte Çekoslovak­ya ve işte zulmün neticesinden kurtulmak, hürriyet ve istiklâline ka­vuşmak için tahammülü tükenerek ileriye atılan kahraman Macar mil­letinin hali, binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce kurban veren kahraman Macarların uğradığı felâket meydanda değil midir? Ana kucağında yav­ruları anasiyle gelinlik kızları, nişanlıları ile yaşlı nineler ve ihtiyarları sürü sürü zulüm vasıtaları tankların altında çiğneyerek başlarını ezen, Macaristan sokaklarını, meydanlarını kızıl kana bulayan kızılların me­laneti meydanda değil midir? Ortadoğuda yaşayan müslüman kardeş milletin hâmisi dedikleri bu korkunç kuvvetin yaptıkları bütün medenî dünyanın gözü Önünde değil midir? Bu faciaları Ortadoğuda yaşayan kardeş milletleri takip ettiğine kimin tereddüdü olabilir. O halde bu dehşet veren tablolar karşısında medeniyet âlemini ve medenî kuvvetler safını bırakarak küçük düşünce ve yanlış görüşlerle Arap dünyasının güneşini karartmak isteyenleri Arap milletlerinin gördüğüne ve haki­kati er geç koruyacaklarına kimin şüphesi olabilir?

Bize gelince: En salahiyetli devlet adamının ağzından yakın komşuları­mız, Arap kardeşlerimiz için düşünülen samimî fikirleri her vesile ile işi­tiyor ve görmüyorlar mı? Ortadoğunun hal ve istikbalini, hürriyet ve hükümranlığını korumak bu yoldan da sulhe hizmet etmek maksadiyle Bağdad Paktı etrafında toplanan devletlerin bir defa daha her an tehdit altında yaşatılmak istenilen sulh dâvasına nasıl hizmet etmek istedik­leri 1956 içinde beliren buhranların önlenmesi suretiyle nasıl çalışıldığı­nı bilmeyen kalmış mıdır? Onu hâdiseler ispat etti ve daha da edecektir,

1957 nin daha birinci ayı içinde NATO devletlerinin ve Birleşmiş Millet­lerin nasıl hassas davrandıklarını ve büyük Amerikan hükümetinin ne azim himmet ve fedakârlıklara katlandığını kim imkân edebilir? Şu bir­kaç gün içinde Amerikan devlet adamlarının ve en başta Başkan Eisen-hower'in Ortadoğuya taalluk eden meselelerdeki realist görüş ve karar­ları elbet dünyaca okunup bilinmektedir.

Sizlerin sevgi ve itimadınıza dayanan ve sizlerden kuvvet alan hüküme­tinizin bu yolda nasıl çalıştığını bütün dünya ile beraber milletimiz de elbet takip etmektedir.

«Yurtta sulh, cihanda sulh» dâvasının samimî taraftarı olan büyük mil­letimizin şeref ve haysiyet kırıcı bir hâdise zuhur ettiği zaman nasıl müttehid ve granit bir kaya gibi hareket ettiğini ve bundan sonra da böyle olacağını dünya bilir. Onun için kuvvetliyiz, onun için bu günü­müzden olduğu kadar yarınımızdan da eminiz ve işte bunun için sulh seven, sulh isteyen ve onun tehlikeye düşmemesi için en büyük fedakâr­lıklara katlanacak küçük ve büyük milletlerin ve hele hele müttefikleri­mizin güvenine bihakkın liyakat kazanan biz Türklerin şimdi giriştiği­miz büyük kalkınma dâvasında da mukaddes gayemize en kısa zamanda erişileceğinden emin bulunuyoruz.

Asil ve kahraman milletimizin tarih boyunca büyük dâvaları ele alarak nasıl muzaffer olduğunu dünya bilir. Bugün de sizlerin bağrınızdan ve itimadınızdan meydana gelen iktidarımız ve medeniyet dâvasında oldu­ğu kadar, milletimiz bihakkın lâyık olduğu kalkınma dâvasında da el­bet zafere ulaşacaktır. İşte, bu saadet şehrahmm yolu içindeyiz. Allah muinimizdir.

Asil Hataylılar hepinizi bir defa daha muhabbetle selâmlar ve şu de­vamlı yağmur altında dahi beni dinlemek lûtfunu esirgemediğinizden dolayı sizlere teşekkür ederim.»

Amerikalı vatandaşlar müşavir heyeti reisinin basın toplantısı

15 Ocak 1957

 Ankara :

Cuma gününden beri memleketimizin misafiri bulunan Amerikalı va­tandaşlar müşavir heyetinin reisi Benjamin Fairless, bu sabah saat 9.30 da Amerika Büyükelçiliğinde bir. basın toplantısı yapmıştır.

Bu toplantıda heyet üyelerinden Virginia Üniversitesi Rektörü Dr. Col-gata W. Darden ile Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren de hazır bu­lunmuşlardır.

Yerli ve yabancı basın mensuplarından kalabalık bir grupun katıldığı toplantıda ilk sözü Amerika Büyükelçisi almış ve Amerikanın dostlarına yaptığı yardımların nasıl tatbik edildiğini mahallerinde tetkik etmek üzere Başkan Eisenhower tarafından kurulan heyete mensup üç azanın hâlen Ankarada bulunduğunu ve heyet reisi Benjamin Fairless'in   bu basın konferansında gazetecilerin suallerini cevaplandıracağını söyle­miştir.

Büyükelçi, Birleşik Amerika çelik sanayiinin başında uzun yıllar vazife görmüş olan Benjamin Fairless'in emekliye ayrıldığını ve şimdi hizme­tini Amerikanın ve Amerika Reisicumhurunun emrine tahsis etmiş bu­lunduğunu söylemiştir. Fletcher Warren, heyetteki bü;tün şahsiyetlerin hükümette hiçbir sıfat ve memuriyetleri olmadığını, heyet üyelerinden New York Herald Tribüne gazetesi sahibi Reid'in bu basın toplantısına rahatsızlığı dolayısiyle katılamadığını ilâve etmiştir.

Müteakiben heyet reisi basın mensuplarının suallerini cevaplandırmağa başlamıştır.

Bir gazeteci, Türkiyedeki iktisadî kalkınma hareketinin hükümet baş­kanının muhtelif nutuklarında ifadesini bulan bir iktisadî doktrin ha­linde tebellür ettiğini belirtirken heyet başkanına şu suali, «Şahsî tecrü­benize göre, ekonomide bu vakaları haksız gösterecek örnekler var mı­dır?» sualini tevcih etmiştir.

Benjamin Fairless, kendisinin şahsen iktisatçı olmadığını bu itibarla, iktisadî nazariyelere müteallik suallerden ziyade heyetin Türkiyedeki ikametine talluk eden ve vazifesi ile doğrudan doğruya alâkalı olan sual­lere daha rahat cevap verebileceğini tasrih etmiş, bu arada Amerikanın iktisadî gelişmesine de umumî bir ifade ile kısaca temas etmiştir.

Heyet reisi, Amerikan iktisadiyatının tarihteki büyük gelişmesine yol açan unsurların herkesçe malûm olduğunu, iktisadiyatın ilerliyebilmesi için önce kitlenin ihtiyaçlarını karşılanarak sanayileşmeye geçildiğini, tecek olandan fazla gelir sağlıyarak iştira gücü yaratıldığını ve Ameri­kan iktisadî gelişmesinin böylece sağlanmış olduğunu ifade etmişti.

Aynı gazeteci, heyetin Türkiyedeki kısa ikameti sırasında kendisinin bi­raz evvel belirttiği doktrinin memleketteki tatbikatı ve bu tatbikattan sağlanan başarı hakkında ne gibi fikirler elde ettiklerini öğrenmek iste­miştir.

Benjamin Fairless, Türkiyede gerek Amerikan ve gerek Türk resmî şah­siyetleri ile yaptığı temaslar sırasında bu mevzuda izahat almış bulun­duğunu ve memleketimizin bu bakımdan ilerlemeler sağladığına dair bir fikre sahip olduğunu söylemiştir.

Reis, Türk Milletinin tamamen liberal bir zihniyetle giriştiği iktisadî hamlelerin memlekeet neler kazandırabileceği hakkındaki diğer bir sual vesilesiyle, bir noktayı tavzih etmiş, heyetin siyasî bakımdan bir incele­me yapmadığını, esasen bununla vazifeli de olmadığını, ziyaret ettikleri memleketlerde hangi iktisadî politika veya sistemin ne şekilde tatbik edildiğini değil, Amerikan yardımından ne yolda istifadeler sağlandığı­nı, halkın bu yardımlardan memnun ve mesut olup olmadığını inceledi­ğini söylemiştir.

Bu mevzularda tavsiye ve tenkidler mevcutsa heyet bunların neler ol­duğunu araştırmaktadır.

Diğer bir gazeteci, Amerikalı müşavirler heyetinin ziyaret ettiği memleketlerde ancak bir iki gün kalabildiğini, bu kadar kısa müddet içinde o memleketin Amerikan yardımlarını nasıl kullandığına dair sıhhatli bir fikir edinmenin ne suretle mümkün olduğunu sormuştur.

Heyet reisinin buna cevabı şu olmuştur:

«Bu sual gayet yerindedir. Bu münasebetle şunu belirteyim ki, heyeti­miz ki, heyetimiz bu mevzu üzerinde cuma gününden beri yani memle­ketinize geldiğimiz günden beri çalışmaya başlamış değildir. Geçen Ey­lülden beri bu işin üzerindeyiz. Hiçbir şey bilmeden buraya gelmiş deği­liz. Bütün malûmat ve rakamlara esasen sahibiz. Buraya gelişimiz resmî ve gayri resmî şahsiyetlerle tanışmak, onların Amerikan yardımı mev­zuundaki düşüncelerini öğrenmek içindir. Bunlar Washington'da masa başında yapılacak işler değildir. Yoksa, heyetimiz raporunu, sadece uğ­radığı memleketlerdeki kısa temaslarından edineceği intibalara göre tanzim edecek değildir.»

Diğer bir gazeteci Ortadoğu hakkındaki Eisenhower plânına temas ede­rek, heyet başkanından, bir Amerikan vatandaşı olarak Türkiyenin Ortadoğuda komünizme karşı kuvvetli bir kale teşkil ettiğine kaani bulu­nup bulunmadığını öğrenmek istemiştir.

Benjamin Fairless bu suale «Katiyen kaaniim» diye cevap vermiş ve bu­nun böyle olmakta devam edeceği kanaatinde bulunduğunu da ilâve et­miştir.

Müttakıp sual, Yunan gazetelerinin Türkiye hakkındaki tecavüzkâr neş­riyatına taalluk ediyordu ve Amerikalı vatandaşlar müşavir heyeti Atinada bulunduğu sırada şiddetini daha da arttıran bu neşriyattan heyet üyelerinin malûmattar olup olmadığı soruluyordu.

Benjamin Fairless, cevabında, heyetin siyasî faaliyetlerle hiçbir alâkası bulunmadığını, esasen Atinadaki ikametleri sırasında Türkiye - Yuna­nistan münasebetlerinin görüşülmediğini belirtmiştir.

Türkiyede mevcut iktisadî sistemin totaliter devletlerdeki gibi rijit bir sistem olmadığı ve memleketin Amerikan yardımlarını liberal bir zihni­yetle kıymetlendirdiği hakkında heyetin sarif bir fikre sahip olup olma­dığını soran ve bu suretle daha evvelki suallerden birine vuzuh verdiğini belirten bir gazeteciye de heyet reisi şu mukabelede bulunmuştur:

«Bu suali Türkiye, aldığı yardımları-akıllıca kullanmış mıdır? şeklinde sorarsanız buna derhal «evet» derim. Ne kadar sarfettiğinizi, nerelere sarfettiğinizi biliyorum. Pek tabiî olarak tafsilâtını inceden inceye bi­lemem.»

Diğer bir gazeteci, heyet azasının iştirakiyle dün Başvekâlette yapılan toplantıda herhangi bir karara varılıp varılmadığını öğrenmek iste­miştir.

Benjamin Fairless şu cevabı vermiştir:

«Biz, karar vermek mevkiinde değiliz. Bu itibarla dünkü toplantıda da bir karara varılmış değildir. Heyet olarak tetkiklerimizi yapıyoruz. Dö­nüşümüzde de sadece tavsiyelerde bulunacağız.»

Benjamin Fairless, gene dünkü toplantıda Başkan Eisenhower'in Orta­doğu plânı ile ilgili görüşmeler cereyan edip etmediği sualine de «umumî olarak, evet» cevabını vermiştir.

Türkiyeye yapılan askerî yardımın kâfi olup olmadığı hakkında mütalâ­asını öğrenmek istiyen bir gazeteciye heyet reisinin cevabı şu olmuştur:

«Ben asker olmadığım için Türkiyeye yapılan askerî yardım hakkında kat'î bir fikir beyan edemem. Esasen, bilindiği üzere, askerî yardımlar, NATO askerî mütehassıslarının müşterek kararı ile yapılmaktadır. Bu­nun mikdarı, vaziyetin icap ve inkişaflarına ve bu mütehassısların ka­rarlarına göre ayarlanır.»

Bir gazeteci, Türkiye komünizme karşı bir kale teşkil ettiğine göre do-layısiyle meselâ Washington'îu bir vatandaşın emniyet ve huzur içinde yaşamasında âmil bulunduğunu belirtmiş ve şu suali sormuştur:

«Fakat biz yaptığımız fedakârlığa karşı aldığımız yardımın az olduğunu sanıyoruz. Bu husustaki düşüncenizi Öğrenebilir miyiz?»

Amerikalı vatandaşlar müşavir heyeti reisi şu cevabı vermiştir:

«Amerikadan yardım gören memleketlerin her biri için, ayrı ayrı, bu yardımlar azdır. Ancak yardımın kaynağındaki imkânların da bir hu­dudu vardır. Amerikan kaynakları bundan fazlasını yapmağa muktedir değildir. Eğer yardım mikdarı bakımından bir tahdit mevzuu bahis olma­sa idi, bütün dünyada en mükemmel müşterek tedafüi tedbirler alına­bilirdi.»

Aynı gazeteci Türkiyenin asırlarca emperyalizme karşı mücadele ettiğini bu yüzden geciken kalkınmasının süratle tamamlanabilmesi için yardı­mın arttırılması lâzımgeldiğini söylemiş ve raporunda heyetin bu lüzu­mu belirtmesi temennisinde bulunmuştur.

Reis bu temenni karşısında gülümseyerek «Pekâlâ» demiştir.

Bu sırada heyet üyelerinden Virginia Üniversitesi Rektörü Dr. Colgate W. Darden söz almış ve şunları söylemiştir:

«Türkiyenin, gerek müstakil yaşama azmi ve kahramanlığı, gerek diğsr sahalardaki faaliyetlerine hayran olmamak imkânsızdır.

Amerikan yardımı meselesine gelince, yardım, tek başına halletmez. Sa­nayileşmek için memleketin kendi vatandaşlarını teknik bakımdan bir eğitime tâbi tutması lâzımdır. Mühendislerin, teknisyenlerin kalifiye iş­çinin yetiştirilmesi gibi... Bu da zamana muhtaçtır.»

Basın toplantısı burada sona ermiştir.

C.H.P. Genel Sekreterinin Amerikalı heyet reisi ile yaptığı mülakat büt­çe komisyonunda mevzuu bahis edildi

18 Ocak 1957

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün öğleden evvel bütçe encümeninde Hariciye bütçesinin müzakeresi sırasında dış politikayı alâkadar eden sual­lerin cevaplandırılmasını mütaakıp, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sek­reterinin son'günlerde memleketimizi ziyaret etmiş olan Amerikan he­yeti başkanı ile yaptığı bir görüşme etrafında gazetelerde yayınlanan haberlerle alâkalı olarak sorulan bir suali cevaplalandırmıştır.

Balıkesir mebusu Meki Sait Esen tarafından sorulan sual şu merkezde idi: 16 Ocak Çarşamba günkü bir İstanbul gazetesinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Kasım Gülek'in Amerikalı vatandaşlar müşavir heyeti reisi ile uzun bir görüşme yaptığı, Amerikan sefaretinden sefaret otomobili ile parti merkezine dönerek bu görüşme hakkında parti genel başkanına izahat verdiği haberi çıkmıştır. Bugünkü Ulus gazetesinde de bu hususta bir tavzih intişar etmiştir. Bu tavzihe göre, Genel Sekreter, kendisine vaki davet üzerine, heyet başkanı ile başkanın misafir olduğu Büyükelçinin ikametgâhında görüşmüştür. Bu hususta hükümet ne gibi bir malûmata sahiptir?

Başvekil Adnan Menderes cevabında şöyle demiştir:

«İster muhalefet, ister, iktidara mensup olsun herhangi bir vatandaşın, hükümetin dışında, âdeta başka bir hükûmetmiş gibi, beynelmilel mü­nasebetlere talluk eden işlerde temaslara ve müzakerelere girişmesi ve hususiyle bunu gizli tutması, hiçbir kitapta yazılı değildir ama, elbette iyi ve makbul bir hareket sayılmaz.

Sual mevzuunu teşkil eden hâdiseyi ben de gazetelerde okudum. Ulus gazetesinin tavzihini de gördüm. Bu tavzih, Halk Partisi Genel Sekrete­rinin kendisine vaki davet üzerine Amerikan Büyükelçiliğine giderek he­yet başkanı ile görüştüğünü kaydetmektedir. Hâdisenin böyle cereyan ettiği yani davetin Amerikalılardan geldiği bir an için kabul edilse dahi, böyle bir temasın hariciyemizin ittılama isal edilmiş olması icap ederdi.

Halbuki davet muhterem Amerikalı dostlarımızdan gelmiş değildir. Son­ra da sanki Türkiyede iki hükümet varmış gibi hareket edilmiş, ayrı te­mas aranmış ve bunlar gizli tutulmuştur. Bu görüşme hakkında çıkan ilk haberler, Genel Sekreterin büyükelçilikten dönüşte partiye giderek orada toplantı halinde bulunanlara ve ezcümle Parti Genel Başkanına izahat verdiği yazılıdır. Ulus gazetesindeki tavzihte, yalnız genel sekre­terin davet edilmiş olduğu söyleniyor, fakat haberin mütebaki kısmı meskût geçiliyor. Yani haberin, yani konuşma neticelerinin partice mü­zakereye tâbi tutulmuş bulunduğunu ifade eden kısmına hiç temas olunmuyor. Halbuki bu ciheti de efkârı umumiyenin bilmesi icap eder. Filhakika muhalefet namına genel sekreterin neler konuştuğunu ve partinin diğer mesul ve vazifeli şahıs veya organlariyle beraber mi bu işi tertip etmiş olduklarını Türk Milletinin öğrenmek istemesi pek ta­biîdir. İşte bu husus izah edilmiş değildir, fakat, bu kabilden bir temas olduğu zaman, teması yapan vatandaş hükümeti vaziyetten haberdar edecek olursa millî menfaatler lehine hareket edilmiş olur.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, böyle bir sualin bugün irad edilmesi ihtimalini derpiş ederek Ulus gazetesindeki tavzihle alâkalı olarak Amerikan Büyükelçiliğinden telefonla istifsarda bulunulduğunu bildirmiş ve alman malûmatın maalesef Ulus gazetesindeki tavzih şeküne uygun bulunmadığını, Amerikan Büyükelçiliğinin aynen «Bay Ka­sını Gülek'in misafir heyet başkanı ile görüşmek arzusunu izhar etmiş ve büyükelçiliğin de bunu mümkün kılmak için lâzimgelen tedbiri al­mış» olduğunu söylediğini nakletmiştir. Başvekil, daha evvel vukua gem­len aynı mahiyetli başka bir mülakata sözlerini intikal ettirerek şöyle devam etmiştir:

«Mr. .Randallin Ankaraya geldiği zaman da, Halk Partisi Genel Sekre­teri yine kendisini bu zatın davet etmiş olduğunu ve aralarında hususî müzakerelerde bulunulduğunu ifade etmişti. Mr. Randall, bu mülakat­tan önce, meşru ve tabiî bir hattı hareket olarak, meseleyi bana bildir­miş ve Halk Partisi Genel Sekreterinden müteaddit telefon aldığını ve kendisiyle mutlaka görüşmek istediğini söylemişti. Ben de, pek tabiî gö­rüşürsünüz, demiştim. Gizli olmadıktan sonra böyle bir görüşmeyi tabiî telâkki etmek lâzımgelirdi.

Fakat sonradan Halk Partisi Genel Sekreterinin bu mülakatı da efkârı umumiyeye arzediş tarzı, hakikat hale muvafık olmamıştır. Bu yanlış aksettirme, o zaman Büyük Millet Meclisine de intikal etmiş ve bana o zaman Meclis kürsüsünden ikaz edici sözler söylemek mecburiyetini tah­mil etmişti.

Bu, maziye ait tek misal değildir. Memleketimize gelen yabancı rical ve heyetlerle hususî temaslar temin etmek itiyadı, hattâ eğer tâbir caizse iptilâsı, Halk Partisi Genel Sekreterini tamamiyle kavramış bulunuyor. Bu, müstahsen midir, değil midir? Bence değildir. Zira, hükümetin ve efkârı umumiyenin salâhiyet sahibi ecnebilerle neler konuşulduğunu öğrenmesi lâzımdır.

Burada, şöyle bir sual varid olabilir: Muhalefet olarak düşündüklerimizi söylemiyecek miyiz?

Muhalefet, muhalif memleket meseleleri hakkında neler düşündüğünü Türk efkârı umumiyesine, her gün, her fırsattan istifade ederek sölye-mektedir. Büyük Millet Meclisinde de bu hususta müzakereler, müna­kaşalar cereyan etmektedir. Binaenaleyh, muhalefetin fikirleri herkesçe malûmdur. Ecnebi elçilikler de bunları günü gününe kendi hükümetle­rine bildirirler.

Bu bakımdan Amerikan heyeti reisi ile vâki olan temas, muhalefetin mütalâasını onlara bildirmek gibi bir noktai nazara da istinat ettirile­mez.

O halde, Amerikan yardımının devam edip etmemesi, arttırılması veya eksiltemesi hususlarında Amerikan Reisicumhurunu tenvir için buraya gelmiş olan böyle bir heyetle temasa geçmekte gösterilen bu ısrarın sai-ki acaba ne olabilir?

Hatıra gelen ihtimallerden birincisi şudur: Heyet reisi, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterinin şahsî dostudur. Belki de bir ahbaplık va zi­yareti bahis mevzuudur. Halk Partisi Genel Sekreteri kendisiyle hava­dan sudan konuşmuştur. Eğer böyle ise, bunun açıklanması lâzımgelir.

İkinci ihtimal, Halk Partisi Genel Sekreterinin siyasî ve bu heyetin va­zifesini doğrudan doğruya alâkalandıran mevzularda konuşmuş olabileceğidir. Bu takdirde de iki ihtimal akla gelir: Ya müspet şekilde yahut da menfi şekilde konuşmuştur. Müspet konuşmuşsa bütün Türk Milleti bundan memnun olacağı için, neler konuştuğunun neşir ve ilânını Halk Partisi Genel Sekreterinin fahir ve gururla yapması, gizlenecek tarafı olmadığı kanaati ile hareket etmesi lâzımgelirdi.

Eğer, Amerikan yardımının devamı ve sureti istimali hakkında menfi mütalâalar serdetmişse böyle bir ihtimal, bize son derece teessür ver­mekle kalmaz, milletin hak ve menfaatlerini sarih surette hiçe sayan­lardan bu hak ve menfaatlerin hesabı da sorulmak iktiza eder. Şahsî na­mına da olsa, bir heyet namına da olsa böyle bir harekete tevessül et­mek, demokrasi ve hürriyet anlayışına uygun mudur değil midir? Bun­lar bir tarafa, fakat millî menfaatleri zarardide edeceği için herşeyden evvel tereddütsüzce mezmum addolunmak lâzımgelir.

Başka memleketlere giden heyetlerimizin, o memleketlerdeki muhalif­ler tarafından bir köşeye sıkıştırılarak, bu yolda birtakım telkinlere ma­ruz bırakıldığı vaki midir?»

Başvekil Adnan Menderes, bu kabil hareketlerin Türkiyenin madun bir memleket muamelesine tâbi tutulması gibi neticeler de tevlid edebilece­ğini kaydederek sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Amerikalılar, Türkiyeye yardım etmektedir. Bu yardımları, memnuni­yetle kabul ediyoruz. Çünkü bu yardım, mütekabil yardım adı verilen bir sistem dairesinde yapılmakta ve yalnız Türkiye değil daha birçok memleketler bundan faydalanmaktadır. Yardım mıkdarınm, memleke­timizin sulh dâvasında oynadığı rolün ehemmiyeti ile mütenasip olarak mikdarmm artmasından ancak memnuniyet duymak icap eder. Ama, gelen heyetin, bir müfettiş gibi hareket ederek, vaziyeti bir de muhale­fetten sorduğu veya muhalefetin bu maksatla görüşmeğe davet edildiği zannını efkârı umumiyeye yaymak, hükümete tam bir itimat beslen­mediği kanaatini yaratabilir.

Bunun içindir ki, vaziyeti Amerika Büyükelçiliğinden sorduk ve davetin Amerikan heyeti reisinden gelmediğini öğrendik.

Hâdiseyi, şayanı teessüf görürüm. Hele bu mülakat, partinin resmî or­ganlarında müzakereye mevzu olmuş ise hâdise, daha da vahamet kesbeder, kanaatindeyim.»

Bütçe encümeninin öğleden sonraki toplantısında, Cumhuriyet Halk Partisinden bütçe encümeni âzası Sinop mebusu Nuri Sertoğlu, bu me­seleye dair bazı izahat vermiştir.

Nuri Sertoğlu, C.H.P. Genel Sekreterinin misafir heyetin başkanı ile yaptığı mülakata dair Başvekil tarafından verilen izahatın gerek kendi­sini, gerek arkadaşlarını üzdüğünü söylemiş ve demiştir ki:

«Memleket hayrına olmayan bir tertip bahis mevzuu olduğunu öğren­mek, zihinlerde tereddüt ve kalblerde endişe yarattı. Henüz tetkik ve tahkik edilmemiş ve içyüzü ortaya konmamış bir hâdisenin burada açık­lanmış olması üzüntümüzün sebebini teşkil etmektedir.»

Nuri Sertoğlu, mütaakıben hâdisenin tahliline girişmiş, memleketin hayrına olacağı intıbaımı vermeyen bir gizlilik içinde cereyan etmiş bulunduğu belirtilen böyle bir temas için ne Büyük Millet Meclisi C. H. P. Grupunun, ne de C.H.P. meclisinin bir kararı mevcut olmadığını salâ­hiyetle ifade etmiştir. Sertoğlu devamla demiştir ki:

«Böyle bir teması tesis etmek isteyen için, bunun her vakit mümkün olup olmıyacağım teemmül etmek lâzımdır .Bahusus, diplomatik temas­larda, davet olunmak için sarfedilecek gayretlerin karşı taraf üzerinde ne gibi tesirler uyandıracağını hesap etmek lâzım gelir. Kasım Gülek, bu daveti misafir heyetin daveti üzerine yapmıştır. Bu ziyaret, kendisi­nin Amerikadan tanıdığı bu insanlara karşı bir nezaket eseri telâkki edilmek lâzımdır. Mevzuu bahis olan heyet, diplomasi sahasında örnek bir memleketin temsilcilerinden mürekkeptir ve böyle bir heyetle mem­leketin hayrına olmıyacak şekilde konuşacak tek bir Türk vatandaşının mevcudiyeti dahi kabili tasavvur değildir. C. H. P. de bu zihniyeti taşıyan bir tek fert yoktur. Hattâ, diğer muhalefet partileri içinde de böyle ka­ranlık bir rol oynayacak kimse mevcut değildir.»

Nuri Sertoğlu, C.H.P. Genel Sekreterinden bu hususta şifahî veya yazılı izahat istemesini Başvekilden rica etmiş, bu takdirde kendisine etraflı malûmat ve izahat verileceğini söylemiştir. Nuri Sertoğlu sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Saym Başvekilden istirham ediyorum: Kasım Gülek'in davet edilip edilmediği keyfiyetini de lütfen bir daha tahkik buyursunlar. Sefaret nezdinde yapacakları teşebbüsler neticesinde malûmat almaları kabil­dir. Bu zahmetin ihtiyar edilmesini ve bu suretle partimin maruz kaldığı ithamdan kurtarılmasını rica ediyorum.»

Başvekil Adnan Menderes, yeniden söz almış ve şöyle demiştir:

«Son derecede nazik bir mevzu üzerindeyiz. Bu, sadece bir tek hâdiseye münhasır olsaydı, mesele yoktu. Bu mevzuu bir kere de Meclis kürsü­sünden açıklamak mecburiyetinde kalmıştık. Herhalde vicdanlarımız müsterih değildir. Türk Milleti, kendi menfaatlerine içimizden bazı kim­seler tarafından şu veya bu şekilde darbeler vurulmakta olduğu endişesi içinde bulunmaktadır.

Sinop mebusu arkadaşımızın beyanlarından anlaşıldığına göre, böyle bir mülakat hakkında bir grup kararı yoktur. Bundan memnun ve bahtiyar oldum. Halk Partisi meclisi de ancak bugün içtimaa başladığına göre onun da bundan birkaç gün evvelki bir mülakat hakkında bir karar al­mış olmasına maddî imkân mevcut değildir, dediler. Bunu da dinlemekle bahtiyar oldum.

Yalnız meselenin diğer kısımlarına "ait olan izahlarında Sinop mebusu arkadaşım, tereddüde mahal verecek ipham içinde konuştular. Mesele­nin ruhu, genel sekreterin dave tedilip edilmemiş olması keyfiyetidir. Davet edilmiştir, dediler. Bunu takviye için de bana meseleyi bir kere daha tahkik etmemi tavsiye ettiler. Biz, hâdiseye bir defa daha tahkik lüzumunu hissetmiyecek sarahatla muttaliiz. Amerika Büyükelçiliğin­den bu sabah telefonla yapılan istifsar neticesinde alman malûmatı ay­nen encümenin bu sabahki toplantısında bildirdim. Bundan sonra me­seleyi daha ziyade tavzih etmek bize düşmez, hâdisenin kendisini itham altında bulundurduğu zata düşer. Bunu ondan. bekliyoruz. Yapmadığı takdirde işin üzerinde durup neticelere varmak lâzımdır.Halk Partisi Genel Sekreterinin bu mülakata davet edilmiş olduğunu bir dakika için farzedelim. Davet bana vâki olsaydı, mutlaka memleketin lehine söylerdim ve memleketime yaptığım bu hizmeti, demokratik ileri bir anlayış zihniyeti içinde, muhalif de olsam, hükümetime iblâğ eder, bundan hükümeti de faydalandırmak yolunu bulurdum. Halk Partisi Genel Sekreterinin mülakatında işte ben bunun yapılmamış olduğuna işaret ettim.

Bir nokta daha vardır: Eğer kendisini onlar çağırmış iseler, böyle bir hareket, hükümetten alman malûmatı muhtelif kaynaklardan tefsir ve murakabeye tâbi tutmak mânasına geleceği için, onun yerinde ben bu­lunsam, bunu diplomatik nezaket icapları içinde kendilerine ihsas et­mek yolunu da herhalde bulurdum.»

Başvekil Adnan Menderes, bu arada başka bir muhalefet mebusun hare­ketini misal göstermiştir: Konya mebusu Ziyad Ebüzziya, Avrupadaki temasları esnasında memleketimiz alâkadar eden ehemmiyetli bir hâ­diseye vukuf peyda etmiş ve bunu Başvekile mektupla derhal bildirmiş­tir. Bu mektubunda «Eğer zamanınız varsa bunun üzerinde şifahî ma­lûmat da vermeğe hazırım» demiştir.

Başvekil sözlerine devamla şöyle demiştir:

«Yakışan hareket tarzı bu olmak lâzımgelir. Bunu şayanı şükran bir hâdise olarak arzetmeği bir zevk bilirim.

Halk Partisi Genel Sekreterinin mülakat talebine gelince, bu konuş­mamla, yabancılarla bu tarzda münasebetler tesisi ile meluf bir hale gelmiş olan ve bir partide sıfatı bulunan bir Türkün bu. gibi hareketleri­nin hepimizin vicdanlarımızda uyandırdığı ezaya işaret etmiş oluyorum. Türkiye, bir partiye şöyle bir ima ve işarette bulunmak suretiyle umumî siyaseti üzerine tesir icra edilecek bir memleket değildir. Herhangi bir devletin bu gibi yollarla onu kendi siyaseti istikametine icbar etmek fır­satını bulamaması lâzımdır. bu, karanlık ve kötü bir işdir. Muhalefet hayatımızda bunun çok kötü misalleri vardır. Hürriyet ve itilâf fırkası-dan Miralay Sadık Beyin, İttihad ve Terakkiden kurtulmak için Rus ça­rına memlekete müdahale ediniz diye telgraf çekmiş olduğu, siyasî tari­himizin elemle hatırlanacak meş'um hâdiselerindendir.

Biz, Halk Partisi Genel Sekreterinin aradığı görüşmenin, böyle olup ol­madığı hususunda ileri bir iddiada değiliz. Fakat ortadaki karineler, bizi tereddüt ve şüphe ile düşünmeğe sevketmektedir. Birleşik Amerika gibi dost ve müttefik bir hükümetin yan kapılardan yapılan teşebbüslere ne derecede itibar göstereceğinden de eminiz. Hattâ bu bakımdandır ki, kendileri, izhar edilen bu gibi arzular hakkında bize tenvir edici sözler söylemektedirler. Bir kapalı odada yalnız Halk Partisi Genel Sekreteri konuşacak ve bu konuşulanlar da bir Allahla onlar arasında kalacak, buna imkân yoktur.»

Başvekil Adnan Menderes, bu mevzudaki sözlerine şöyle devam etmiştir: «Nuri Sertoğlu arkadaşımın hamiyetinden ve millî vicdanından eminim. Şimdi burada partisine terettüp edecek bir tereddüt ve şüphenin izalesi için gayret sarfetmektedir. Fakat hâdisenin karanlık kalmış bir tarafı mevcut olmakta berdevamdır. Bunun aydınlatılması lâzımdır. Bu vazife

de bize değil, onlara düşer. Eğer Türk millî efkârına bir ehemmiyet ve­riyorlarsa, bu görüşme mevzuunu olduğu gibi açıklarlar.

Biz kendisini Hariciyeye davet etsek ve o da heyet başkanına bir nezaket ziyareti yaptığını söylerse, kendilreini Amerikadan tanıyorum dese  ki hakikatte tanımamaktadır . havadan sudan bahsolunduğunu belirtse, Hariciye Vekili de kendisinden ajansa ve matbuata bu tarzda bir tebliğ verebilir miyiz, diye sorsa, acaba ne olacaktır?

Halk Partisi Genel Sekreteri, bu mülakatta lehte konuştuğunu, hem as­kerî, hem iktisadî yardımların iyi kullanıldığını, yardımın arttırılması lâzım ve Türkiyenin buna lâyık olduğunu dediğini söylese, Hariciye Ve­kili de bunu beyan edebilir miyiz, diye sorsa, acaba kendisi ne diye­cektir?

Nihayet üçüncü bir ihtimal daha vardır: Halk Partisi Genel Sekreteri, Hariciye Vekilinin sualine cevaben «Konuştuklarımı size söylemekle mükellef değilim, iktisadî vaziyetler hakkındaki sürüşlerimiz malûm­dur. Bu ^örslerimiz dışında konuşacak değiliz ya. Bunların bir defa da­ha tekrarında bir suç mu vardır? dese... İşte o zaman bu olmaz demek lâzımdır.

Siz tenkid hürriyetinizi kullanarak memleket dahilinde, Mecliste herşeyi yapabilirsiniz. Fakat memleketin kaderi ile alâkalı kararlar verecekler­den zorla randevu talep ederek bu mülakatlarda memleketin nasibini kesecek tarzda konuşmakta haklı ve salahiyetli değilsiniz. Böyle bir ko­nuşma yapılırsa, bunun zaptını vermekle mükellefsiniz.

Haricî meseleler üzerinde siz bizimle konuşuyor musunuz ki, biz de size malûmat verelim, demeleri de doğru olmaz. Böyle bir defi de makbul de­ğildir. Mevzuun irtifaı böyle bir defi siperine sığınmaya imkân ver­mez.»

Başvekil Adnan Menderes, bu mevzudaki sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Nuri Sertoğlu arkadaşım, partisini tebrie etmek istedi. Esasen ben şahsa inhisar ederek konuşmuştum. Eğer bu mülakat parti kademele­rinin tasvibi ile vukua gelmişse, o zaman vaziyet daha ciddî mahiyet alır, demiştim.

Teessürümü bir kere daha ifade ediyorum. Böylesine gayretlerin son ol­masını temenni ediyorum.' Aynı zamanda, bu gayretlerin son olmasını temin edecek tedbirlere Meclis ve hükümet olarak tevessül etmek gerek­tiğini de belirtiyorum.

Bu memlekette iki ayrı hükümet yoktur. Bu iktidar, buraya bir oyunla, bir tertiple gelmemiştir. Burada bulunuşumuzun sebebi, memleket ça­pında seçimlerin, 50-60 bin sandıktan çıkan reylerin bir neticesidir. Bu milleti bihakkın temsil etmekteyiz.

Bütün bu hakikatleri söylemek mecburiyetinde kaldığım için son derece müteessirim. Çok temenni ederim ki, Cumhuriyet Halk Partisi, bunlara muttali olduktan sonra hakikati anlamak için teşebbüse geçer.

Sertoğlu arkadaşım, benden bir kere daha meseleyi tahkik etmemi isti­yor. Biz, vaziyetten tamamiyle haberdarız. Tahkikata girişerek meselenin hakikatini meydana çıkarmak zahmet ve külfetini üzerine almasını ben kendisinden rica ediyorum.»

Bütçe Encümeninde Kıbrıs meselesine dair geçen görüşmeler

 Ankara :

Bütçe Encümeninin bugün öğleden evvel ve sonraki toplantılarında Hü­kümetin Kıbrıs meselesindeki politikasına .dair müzakereler cereyan et­miştir.

Öğleden evvelki toplantıda, Hariciye Vekâleti Umumî "kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi, Kıbrıs mevzuunda sorulmuş olan 35 kadar suali cevaplandırmıştır.

Bu suallerden biri, Kıbrıs meselesinde müttefiklerimizin görüşü ne ol­duğu, Kibrisin taksimi kabul olunup olunmıyacağı hakkında idi. Umumî kâtip, verdiği izahatta dedi ki :

«Müttefiklerimizin self determination nazariyesi veya siyasî, stratejik, hukukî vesair mülâhazalar bakımından temayülleri ne olursa olsun mu­hakkak bulunan bir cihet varsa o da şudur: Üç tarafın üzerinde mutabık kalacağı herhangi bir hal çaresi, onlar için makbul olacaktır. Çünkü on­lar, Kıbrıs meselesini her şeyden evvel hür dünya cephesinin vahdet ve kudretini haleldar eden ve bu itibarla bir an evvel bertaraf olunması lâzımgelen bir mesele olarak görmektedirler.»

Taksim tezini ilk defa Türkiyenin mi ortaya attığı ve adanın taksimini hükümetin hangi mucip sebeplerden kabul ettiği hakkındaki diğer bir suale cevaben de umumî kâtip şöyle demiştir:

«Taksim tezini ilk defa ortaya resmen biz atmadık. Bu tez, zaruretlerin neticesi olarak tâbir caizse, kendiliğinden tekevvün etti ve ilk resmî ifa­desini İngiltere Hükümetinin beyanatında buldu. Bu fikri bizim de ka­bul edişimizin sebepleri geçenlerde Büyük Millet Meclisinde izah olun­muştu. Kabul kararının tek taraflı olarak ilân edilmesi sözü ile Yuna-nistanm kararını beklemeden noktai nazarımızı ilân edişimiz kasdedilî-yorsa, bunun sebebi, makul gördüğümüz bir tarzı hallin tarafımızdan kabul edilebileceğini ilân etmekle hem hüsnü niyetimizi göstermiş, hem de işin halline yardım etmiş olacağımızı düşünmüş olmamızdır.»

Kıbrıs hakkındaki ilk Türk tezi hariçte ve dahilde kuvvetli bir tesir yap­tığı halde bundan neden rücû edildiği sualine geçen Muharrem Nuri Birgi, dedi ki:

«Bu mevzu Büyük Millet Meclisinin geçen günkü celsesinde izah olun­muş ve anlatılmıştı ki, rücû mevzuu bahis değildir. Çünkü gerek Kıb-ristaki soydaşlarımızın hak ve menfaatleri bakımından, gerek jeopoli­tik, stratejik, tarihî vesair zaviyelerden Türkiyenin hak ve menfaatleri bakımından herhangi bir prensip fedakârlığı asla yapılmamıştır. Sadece icabatın yerine gelmesi bakımından hür milletler arasındaki ahengin muhafazası ve üaima yapıcı olmak prensibine sadakatimiz dolayısiyls tarafımızdan makul görülen bir hal çaresine karşı anlayış gösteril­miştir.»

Muharrem Nuri Birgi, Kıbrıs statüsü hakkında condominium veya sup-ra national bir sistem tesisi hususu tetkik edilmiş olup olmadığı yolun­daki suale karşı da; «Bu çareleri nazarî bakımdan elbette tetkik ettik. Hepsini hem gayri tabiî, hem de türlü gizli hesaplara müstenit manev­ralara müsait çareler telâkki ediyoruz» cevabını vermiştir.

Nihad Erim tasarısının ne gibi hususiyetler arzettiği sualini cevaplan­dıran umumî kâtip şunları söylemiştir:

«Bu, bir anayasa tasarısı değil, anayasanın nasıl olması lâzım geldiği hakkında bir rapordur. Yapıcı bir zihniyetle tetkik olunmuştur. Bu ra­porda, Kıbrıstaki soydaşlarımızın meşru hak ve menfaatlerinin vikayesi, başka bir ifade ile Yunanca konuşanlardan müteşekkil cemaatin onları ezmesine imkân verilmemesi bakımından nasıl mükemmelleştirilabileceği hususuna dair bazı mütalâalar tesbit olundu. Bunlar üzerinde Profe­sör Nihad Erim Kıbrıs valisi ve Lord Radcliffe ile görüşecektir.»

Yunanlıların Kıbrıs meselesini tahrik etmelerine, mukabil, Garbı Trakya meselesinin crtaya koyacağı Londra konferansında bir tehdit olarak mı öne sürülmüştür? Yolundaki suale cevaben de Hariciye Umumî Kâtibi, tehdit usullerine rağbet etmediğimizi, fakat Kıbrıs meselesi Yunanistan tarafından tek taraflı olarak bir neticeye isal edilecek olursa bunun Lo­zan muahedesinin muvazenesini bozacağını, yalnız garbı Trakya mese­lesini değil daha birçok meseleleri ortaya çıkarabileceğini söylediğimizi tasıih etmiştir.

Muharrem Nuri Birgi, Lâtin Amerika memleketlerini ziyaret eden iyi niyet heyetimizin bu temaslarından çok iyi neticeler elde edilmiş oldu­ğunu da belirtmiş ve bu hususta etraflı izahat vermiştir.

Bütçe Encümeninin öğleden sonraki toplantısında da Kıbrıs meselesi ile alâkalı müzakereler cereyan etmiştir.

Urfa mebusu Feridun Ergin (H.P.), Kibrisin ekonomik şart ve imkânla­rının kendine yeter halde olmadığını, adayı kendisine ilhaka çalışan Yu-nanistanın hariçten yardım görmeden Kıbrısa yardım etmesi imkânsız bulunduğunu, Türkiye bakımından meselenin insan haklan zaviyesin­den ele alınarak müdafaası yerinde olacağını söyledi.

Urfa mebusu, Kıbrıs dâvasında ilk defa ortaya atılmış olan Türk tezinin propagandası iyi yapılmadığını, halbuki bu tezin tutulmuş olduğunu ile­ri sürdü ve bu ilk tezden neden feragat edildiğini öğrenmek istedi.

Başvekil Adnan Menderes, Kıbrıs mevzuunda verdiği cevapta bu mese­lenin Meclis heyeti umumiyesinde de uzun boylu münakaşa edilmiş ol­duğunu hatırlatmış, buradaki sözlerinde Feridun Erginin tamamiyle yanlış bir noktadan hareket etmekte olduğunu kaydetmiş ve verdiği izahatı arasında düştüğü yüzlerce tezadı belirtmiştir.

Başvekil bu tezatlara işaret ederken ezcümle şöyle demiştir:

«Kendisi, evvelâ hesaplara işaret ediyor ve Adanın 300 bin kişiyi besle­meğe gayri kâfi olduğunu, senede 12 milyon İngiliz lirası açık verdiğini söylüyor. Bu takdirde, adayı taksim etsek de beslemez, taksim etmesek de beslemez.

Ada halkının mukadderatını insan hakları bakımından da mütalâa et­mek lâzımdır, diyor. Böyle bir argüman ileri sürmekle beyhude gayret sarfetmekte olduğunu arzedeyim. Türk tezi lehine akla gelen, gelmeye­ni ne kadar argüman varsa bunların hepsi ortaya konmuştur. Bu arada insan haklarının akla gelmemesine imkân var mıdır?

Feridun Erginin üş nereye götürmek istediği sözlerinden belli olmamak­tadır. Bir taraftan, ada kabili taksim değildir, hukukun tam olarak ko­runması lâzımgelir, diyor. Bir taraftan da Yunanlıları Adanın taksimine razı edemiyeceğimizi ileri sürüyor.

Hukukun tam olarak korunması nasıl olacak, bu hususta da sözlerinde hiçbir sarahat yoktur. Bu kendisince malûm değildir, yalnız lâfta kal­maktadır. Sözlerindeki kucak dolusu tezadı bulup ortaya koymak işden değildir.

Meselenin Atatürk devrinde de açılmış ve kapanmış olduğunu da söylü­yor. Bunu misal olarak' getirmekle mesele güya o zaman önlenmiş de bu sefer başlangıçta iyi tutulmadığı için önlenememiştir, demek istiyor. Güya kendisinin ikazlarından nasibedar olunmamış. Köy göründükten sonra yol gösteren çok olur. Arzu ederdik ki, bu fetaneth yolları, mesele senelerden beri devam ederken, zamanında göstermiş olsun. Fakat her meseleden bir muhalefet çıkarmak isteniyorsa işte böyle neticelere va­rılır tezatlara düşülür.

Adanın taksimine niçin rıza gösterdiniz, sualini Hariciye Genel Sekrete­ri cevaplandırdı. Tezimizin müspet olduğunu belirtmek ve meseleyi müspet surette halletmek için rıza gösterdik. En âdil hal şekli olduğuna ve bunu açıkça söylemenin zamanı gelmiş bulunduğuna kani olduğu­muz için söyledik. Kendisi zamanı henüz gelmemişti, diyor. İcra mevkii­nin bütün vakayiine nüfuz etmeden konuşuyor.

Self-determination prensibini her grupmanda kendisine tatbik edilecek şekilde anlamak, 100 bin insanın haklarını korumak vecibesini ortaya çıkarır. Siz, yüzbin Türkü ekseriyete feda edemezsiniz, diyoruz. Filhaki­ka, eğer seîf-determination toptan tatbik edilirse, ekseriyetin onlarda ol­ması sebebiyle Adanın Yunanistana ilhakı gibi bir neticeyi doğurabilir. 100 bin kişiyi, self-determination ruhuna aykırı olarak, hasım bir ekseri­yetin mağdur ve mahkûmu haline getirmenin doğru olmryacağım söyle­mekle dâvamızı ikame etmiş oluyoruz.

Feridun Ergin'e göre hatalar irtikâp etmişiz. Zarar yok, apaçık, çıplak vicdanla konuşalım. Ada, İngilterenin bir iç meselesidir, demişiz, hata etmişiz. 24 Ağustostaki beyanatımızla da hata etmişiz. Bugün de hata etmekte imişiz. Bir dâvanın ikame edilişinde, başlangıcı ile inkişaf seyri arasında birtakım safhalar ortaya çıkarsa, bunu tatbikatta birtakım te­zatların delili olarak ortaya koymak haksız olur.

Burada bizim hulusa olarak öğrenmek istediğimiz nokta şudur: Adayı taksim neticesini istihsal edersek kendileri memnun olmıyacaklar mı? Adanın mutlaka tamamını mı geri almalıyız? Asıl bunu söylesin ve dâ­vayı iğlak etmesin. Aksi takdirde karşı tarafın tezine yardım etmiş olur.Biz, Adanın kabili taksim olduğu kanaatindeyiz. Bir kısmı düzlük, bir kısmı dağlık olması buna mâni teşkil etmez. İnsanlar kaya parçalan üzerinde de vatan kurmuşlardır.

Trakya hududu nasıl çizilmiştir? Bu hudut, o zamanın konjonktürlerine göre çizilmiş bir huduttur. Bu hudutla birtakım vatandaşlarımız anava­tan dışında kalmıştır. Trakyadakı hudularımiz o zaman böylesine taay­yün eder de, niçin bugünün konjoktürleri neticesinde Adada böyle bir hudut çizilmez, arazinin bir kısmı Yunanistanın, bir kısmı bizim olmaz?

Biz Adada halk olarak yüzde 18'iz, onlar yüzde 82'dir. Adanın taksimi de bu nispetler dahilinde olsun demiyoruz. Bu, ancak, Yunanistanın tezi olmak lâzımgelir. Bize göre taksimde Ada kalkınırı mal ve mülkleri de esas olarak alınmalıdır. Adayı ikiye taksim ederiz. Yeter ki orada Türk vatanına nigehban bir pai'ça bulunsun ve üzerinde bayrağımız dalga­lansın. Oradaki Türk kuvvetleri, hudut ötesindeki hâdiseleri kontrol edebilsin. Bütün Türklerin mutlaka bizim tarafımıza gelmesi lâzımgelir diyen bir kaide yoktur. Mübadeleyi ihtiyarî de telâkki edebiliriz.

Adanın gayri kabili taksim olduğu hakkındaki tezi bırakalım da onlar müdafaa etsinler. Eğer biz kendi aramızda ve içimizde bunları konuşur­sak zararlı hareket etmiş oluruz.

Adanın taksimi Türk millî menfaatlerine uygun değildir, diyorlar. Ada­yı mutlaka almalıyız, fikrindedirler. Sonra da kondominyom'dan mil­letler üstü bir idareden bahşediyorlar. Acaba bütün bunların, gerek adanın heyeti umumiyesi için gerekse oradaki soydaşlarımız için, tak­sim prensibinden daha ehven olduğunu nasıl ispat edebilirler?

Bunlar, ancak söz olsun diye söylenmiştir. Fakat böyle söylemekle an­cak hâdiseyi daha muğlak yapmış olurlar.»

Aynı mevzuda söz alan Giresun mebusu Hayreddin Erkmen, Feridun Ergin'in muğlak bir fikir manzumesi içinde tezatlı şekilde konuştuğu­nu belirterek bu tezatların üzerinde durmuştur. Hükümetin enerjik hareket etmediğini iddia eden Ergin, âzası bulunduğu Avrupa İstişare Meclisinin ne umumî heyetinde, ne de komisyonlarında Kıbrıs mese­lesine dair Türk tezini hiç desteklememiştir. Bu bir tezattır. Sonra, Er­gin, Kıbrıs davasındaki ilk Türk tezinin tutunmuş olduğunu söylemiş, fakat bu tezin propagandası iyi yapılamadığını da aynı zamanda zik­retmiştir. Tez tutunmuşsa propagandası da iyi yapılmış demektir. Bu da bir tezattır.

Erkmen, adanın kabili taksim olmadığı iddiasını da reddetmiş, self-determination prensibinin bu neticeye müntehi olacak bir anlayışla tat­bikinden doğacak neticeler üzerinde durmuş, ada taksim edildiği zaman Türklere kalan kısmın Türk ekonomisinin bir parçası olarak beslenece­ğini sözlerine ilâve etmiştir.

Tekrar söz alan Feridun Ergin, Avrupa konseyi toplandığı tarihte ada­nın taksimi prensibi henüz ortaya atılmış olduğunu, tamamiyle inan­madığı bir dâvada hükümetten malûmat almadan, aydınlanmadan konseyde herhangi bir müdahalede bulunmayı zararlı gördüğünü, bu sebeple orada konuşmadığını izah etmiş, Başvekilin mütalâasına da cevap vererek bütün istediği, adanın taksimi meselesi ele alınırken Kıbrıs Türklerinin garbı Trakya Türklerinin maruz kaldığı neviden bir ıztıraba maruz bırakılmaması olduğunu söylemiştir.

Başvekil Adnan Menderes, meselelerin sarahatle ortaya konmasında Türk umumî efkârını tenvir ve dâvayı takviye bakımından büyük fay­da mevcut olduğunu söyleyerek Ergin'in mütalâalarını tekrar incele­miştir. Uria mebusu, bir defa hükümet görüşünden «inanmadığını ve anlamadığım bir dâva» diye bahsetmektedir. Taksimden maksat Kıbrıs adasının bir köşesinde Türk bayrağının dalgalanması ise buna itiraz etmediğini söylemektedir. Taksimden maksat, adadaki Türk halkının müreffeh yaşaması dâvası ise buna da itiraz edemiyeceğini söylemekte­dir. Ayrıca taksim halinde, garbı Trakya Türklerinin iztırabı Kıbrıs'ta da tekerrür etmemeli demekte, bir yandan da Yunanistan'ın adayı il­hak teşebbüs ve gayreti için, «demagoji» tâbirini kullanmaktadır. Fa­kat gene de taksimin mümkün olmadığı kanaatindedir ve dâvaya aleyh­tar olduğunu göstermektedir.»

Başvekil, burada demiştir ki :

«O halde ne yapacağız? Arkadaşımız, hem Yunanlılar adayı almasın, diyor, hem de bize bir hal sureti göstermiyor. Ne yapmamız lâzım gel­diğini soruyoruz, söylemiyor, sadece dâvayı insan hakları prensibi daire­sinde müdafaa ediniz, diyor. Adadaki 400 bin kişiyi, Türk idaresine tâbi tutmak acaba insan haklan prensibi ile nasıl telif olunabilir?

Mesuliyet mevkiinde olmayanlar için Kıbrıs meselesi üzerinde bir sürü şeyler söylemek mümkündür, fakat hükümet, karar almak vaziyetinde ve memleket meselelerine deva bulmak mevkiindedir.

Kendisinden tekrar soruyorum ve hükümetin nasıl bir hattı hareket takip etmesi lâzım geldiği hakkında iddia sahibi bir mebus olarak ten­vir edici ve yapıcı bir yol göstermesini İsrarla rica ediyorum.»

Kıbrıs meselesi ile alâkalı görüşmeler bu suretle sona ermiştir.

Prof. Nihat Erim ve Kıbrıs heyeti gitti :

19 Ocak 1957

 Ankara :

Kıbrıs anyasası projesi hakkındaki Türk tezini savunmaya memur edil­miş bulunan Prof. Nihat Erim ve muavini Doçent Suat Bilge ile Kıbrıs Türk Cemaatleri Federasyonu Başkanı Faiz Kaymak ve Kıbrıs Türktür Partisi Başkam Dr. Fazıl Küçük bugün saat 12'de Türk Hava Yolları uçağı ile Ankara'dan Kıbrıs'a hareket etmiştir.

Bu sabah Başvekâlette Başvekil Adnan Menderes tarafından kabul edi­lerek kendisi ile uzun bir görüşme daha yapmış olan heyet âzası, Esen-boğa hava alanında Başvekil adına hususî kalem müdürü Muzaffer Er-sü, hükümet adına Hariciye Vekâleti umumî kâtip muavini Kenan Gökart tarafından uğurlanmış, teşyide Basın Yayın ve Turizm Umum

Müdürü Dr. Halim Alyot ile Anadolu Ajansı Umum Müdürü de hazır bulunmuştur.

Faiz Kaymakla, Dr. Fazıl Küçük hareketlerinden evvel Türk matbuatı için Anadolu Ajansına şu beyanatta bulunmuşlardır :

«Epeyce zamandanberi Türkiyemizde bulunuyoruz.

Buraya, geçen ay İngiltere hükümetinin, Kıbrıs hakkında Avam Ka­marasında yaptığı beyanat ve ortaya koyduğu Radcliffe raporu hak­kında görüşmeye gelmiştik.

Biz. tıpkı Türkiyemizin hükümeti gibi, İngiltere hükümetinin Kıbrıs halkının kendi mukadderatını kendisinin tayin etmesi lâzım geldiği hususunda yaptığı dikkate şayan açıklama ile Kıbrıs'a idarî muhtari­yet verilmesine müteallik Radcliffe raporunu bir bütün halinde müta­lâa ediyoruz.

İtiraf edelim ki, eğer İngiltere hükümeti Kıbrıs halkının kendi mukad­deratını kendi tayin edeceği zaman orada Türk cemaatinin kendi kade­rini serbestçe tesbit etmek hususunda tıpkı diğer cemaatin haiz olacağı hak ve imkânlara malik kılınacağını vaadetmemis olsaydı, biz, Radcliffe raporunu  menfi demeyeceğim fakat her halde çok şüpheli ve endişeli bir ruh haleti ile karşılayacaktık.

Bunun sebebini anlamak kolaydır: İngiltere hükümeti, ötedenberi, Kıb-rıs'da (self-determination) prensibinin kabili tatbik olduğunu kabul ve ilân etmiş bulunuyor. Bu vaziyette, idarî muhtariyet, yani (self-govern-ment) safhası geçici bir safhadan ibaret kalmaya mahkûm oluyor. Fa­kat, bu safhadan sonrası ne olacak? Bu suale. Yunanlılar: «Ada. Yu­nanistan'a ilhak edilmeli» diye cevap veriyorlar... Bu, hakkaniyetle ve mantıkla asla telif kabul etmez ve bunu bizim kabul etmemize hiçbir zaman imkân ve ihtimal olamaz. Bu vaziyette, âti meçhul ve fecî hak­sızlıklar tehdidiyle dolu kalınca, idarî muhtariyet. . (self-government) safhası, adayı Yunanistan'a ilhak etmek isteyenler için bir hazırlık, bir manevra safhası haline girmiş olacaktı.

Geçen ay, İngiltere hükümetinin Avam Kamarasında yaptığı açıklama ile vaziyet aydınlanmıştır. Filhakika, İngiltere kükûmeti en sarih şe­kilde, Türk cemaatinin, tıpkı öteki cemaat gibi, kendi kaderini kendisi tayin etmek hakkını teslim etmiştir. Bu demektir ki, biz, Kıbrıs Türk­leri, razı olmadıkça -ki hiçbir zaman razı olamayız- Kıbrıs Yunanistana ilhak edilemeyecek, olsa olsa, ada, bir kısmı Türkiyeye ait olmak üzere taksim edilecektir. Yani, Kıbrıs'ın Türkiye'ye düşecek kısmında artık biz, Kıbrıslı Türkler, anavatandaki 25 milyon kardeşlerimizle aynı şart­lar altında Türk toprakları üzerinde yaşayacağız. Bu o kadar kuvvetli bir hak ve o derece Birleşmiş Milletler antlaşmasının bu konularla ilgili maddelerine ve prensiplerine uygun bir hal çaresidir ki, buna hukuken itiraz hiç kimse için mümkün değildir.

İşte adanın âtisi bu şekilde aydınlanınca (self-government) yani idare muhtariyet safhasını daha serinkanlılıkla ve sükûnetle mütalea ede­bilmek bizim için imkân dairesine girmiştir.

Burada, Radcliffe raporunu işte böyle bir serinkanlılıkla inceledik.Ankarada ve İstanbul'da müteaddit kereler sayın Adnan Menderes'le görüştük. Yine bu sabah da saat 8.30 dan 9,30'a kadar, Prof. Nihat Erim'in ve yardımcısı Suat Bilge'nin ve Hariciye Kâtibi Uumumîsi Bü­yükelçi Nuri Birgi'nin de hazır bulunmasiyle saym Başvekilin nezdinde son bir görüşme yaptık.

Bittabi Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes ve Hariciye erkânı ile de birçok temaslarımız oldu. Radcliffe raporu- hakkındaki bütün incele­melerimizi Prof. Nihat Erimle birlikte yaptık.

Tetkiklerimizi yapıcı bir zihniyet içinde yürüttük. Yani Radcliffe rapo­runu reddetmek değil kendi düşüncelerimizle telif etmek zihniyetiyle hareket ettik. Vardığımız neticeleri, alâkalılarla yapılacak görüşmeler sırasında müşavereye medar olmak üzere sistemli bir şekilde tesbit ey­ledik. Bundan sonra alâkalı İngiliz makamlariyle görüşmeler başlaya­cak ve bizim için bunların iki hedefi olacaktır: Birisi, rapor hakkında tamamlayıcı izahat elde etmek, öteki de raporun İslahı bakımından bazı düşüncelerimizi karşı tarafa izah etmek.

Bu sahada öa yine yapıcı bir işbirliği zihniyetiyle hareket edeceğiz. Şim­diye kadar olduğu gibi şimdiden sonra da makulât dairesinde işbirliğine teallukla devam edeceğimizi isbat eyliyeceğiz.

Raporu tetkik ederken gözönünde tutulan hususlar, bugün için adada Türklerin Rumca konuşanlara nisbetle az adette bulunmasının, idarî muhtariyet (sef-government) safhasında, Türklerin menfaatlerinin ezilmesine, çiğnenmesine meydan vermemesini teminden ibarettir. Bu maksatla tesbit ettiğimiz noktaları Prof. Nihat Erim, bizim de fikir ve hislerimize tercüman olarak Londra'da ilgililere izah edecektir. Şimdi kendisi ile.birlikte Kıbrıs'a gidiyoruz. Orada Valimizle de görüşecektir.

Tesbit ettiğimiz noktaların neler olduğunu açıklamakta bizi mazur görmenizi rica ederiz. Karşı tarafla görüşülmek üzere hazırlanmış hu­susları, o tarafın matbuattan öğrenmesi herhalde anlaşmak için iyi bir başlangıç teşkil etmeyeceği gibi usullere de pek uymayacaktır. Kaldı ki, demin de söylediğimiz gibi bu noktalar kat'î ve nihaî şeklini alma­mıştır. Görüşmelerle, karşılıklı olarak bunlar üzerinde anlaşmaya va­rılacaktır. Sadece şunu söyliyeyim ki, biz, asla kinle, hınçla veya faikiyet temini maksadiyle değil sadece meşru haklarımızı makulât daire­sinde müdafaa maksadiyle hareket ediyoruz. Bu itibarla tesbit olunan noktalar munsifanedir.

Kıbrıs'a müserih ve mutmain olarak dönüyoruz. Çünkü, Radcliffe ra­poru hususunda olduğu gibi Kıbrıs'ın âtisi hususunda da Türkiyemiz hükümetiyle tamamen ayni his ve fikirdeyiz.

Bir kere daha emin olduk ki haklı ve mukaddes dâvamızda Türkiyemiz hükümeti ve 25 milyon Türk kardeşimiz daima bizi destekliyecek ve koruyacaktır.

Türk matbuatının bize ve dâvamıza karşı gösterdiği şuurlu ve hara­retli alâka bize büyük kuvvet vermektedir. Bundan dolayı çok müte­şekkir ve minnettarız.»

Öğrenildiğine göre, Prof. Nihat Erim Kıbrıs'ta Umumî Vali ile görüş­tükten ve gerekli temasları yaptıktan sonra önümüzdeki salı günü Ankara'ya dönecek, perşembe günü de Ankara'dan . Londra'ya hareket edecektir.

Ankara'dan Esenboğa'ya giderken Faiz Kaymak ve Dr. Fâzıl Küçük"ün bindikleri otomobil tamamiyle zararsız atlatılan küçük bir kaza geçir­miş olduğundan Kıbrıs uçağının hareketi kısa bir müddet teehhüre uğ­ramıştır. -

Gülek'in basın toplantısında verdiği demeç şudur : «Gazeteci arkadaşlarımı saygı ve sevgi ile selâmlarım.

Ne devlet parası ile işleyen radyomuz, ne de ajansımız var. Sizlere zah­met ettim, lütfettiniz, teşekkürler ederim.

Dün Bütçe Komisyonunda Dışişleri bütçesi dolayısiyle uzun uzadıya Kasım Gülek'ten bahsedildiğini gazetelerde okudum. Hayret ettim ve üzüldüm.

Telâş ve sinirliliğe sebep göremiyorum. Telâşlanan, sakınacak şeyi olan­dır. Sakınacak bir şeyimiz yok, gocunacak bir şeyimiz de yok. Gülek'in yabancılarla konuşmasından iktidar neden sinirleniyor? Belli ki başa­rısızlıklara bir sebep aranıyor. İstenen krediler bulunamıyorsa sebep elbet Gülek değildir. Kredi, yardım bulunabilir: hem bol miktarda bulu­nabilir. İstemesini bilmek lâzım. Bu vesile ile Gülek üzerine bir iftira kampanyası teksif edildi. Milletin gözünden düşürülmek isteniyor. Gü­lek aleyhindeki bu kampanyanın şeker zamları ile aynı güne rastlayışı acaba bir tesadüf eseri midir?

Bütün bu gayretler beyhudedir, faydasızdır. Başarısızlıkta başkalarını sebep olarak arıyacaklarma idarelerine baksınlar ve düzeltsinler.

Bu kadar telâşa yol açan hâdise şu: Ömerika'dan bir heyet geliyor. Bu heyet iktidar ile de, muhalefet ile de konuşmanın tabiî görüldüğü hür memleketlerden geliyor. İktidar heyetle müzakere yapıyor, ziyafetler veriyor. İktidar erkânı heyeti kabul ediyor. Bunların hiç birinde muha­lefet yoktur. Heyetle Gülek görüşüyor. Heyet gittikten sonra iktidar or­taya çıkıyor, devlet radyosunda, devlet ajansında Gülek hakkında en ağır ithamlarda bulunuyor. İktidar organı «Gülek, Amerika Heyeti ile ne konuştun» diyor. Bu toplantılara muhalefet çağırılmış olsa idi Ame­rikalılarla ne görüştüğünü bizzat işitmek kabildi. Buyuruyorlar: Gülek heyetle ne konuştuğunu hükümete bildirmeye mecburdur. Böyle bir mecburiyetten haberimiz yok. Yabancılarla konuştuklarını hükümete haber vermenin mecburî olduğu memleketler var. Hamdolsun biz o memleketlerden değiliz.

Yabancılarla konuşmanın iktidarın inhisarında olduğundan haberdar değiliz. Milletin asıl merak ettiği, Gülek'in Amerikalı heyetle konuştu­ğundan daha fazla iktidarın ne konuştuğudur. Bu konu üzerinde bir tebliğ neşredilmiş, efkâr aydınlanmış değildir. Gülek, iktidar tarafın­dan davet edilip ne konuştuğu sorulmuş da söylememiş midir? Gülek «Muhalefeti tanımıyorum» diyen bir iktidar başkanına izahat vermeye elbet talip olamazdı. Daha kısa bir zaman evvel dış meseleler hakkında iktidar ile görüşme talep eden ve bu talebine cevap bile alamıyan bir partinin Genel Sekreteri elbette bilgi vermeye talip olamazdı.    Gülek Amerika dönüşünde müsair bir hava içinde intibalarım anlatmayı va­zife bilmiş ve iktidar başkanına izahat vermiştir.

Bu gibi hâdiseler dostlarımızı hayrete ve yeise düşürüyor. Dostlarımızı iç dedikodulara karıştırmak istemiyoruz. Misafirlerimize saygıyı baş vazife sayıyoruz. Bu ışık altında hâdise gayet basit: Gülek heyetin ge­lişinden evvel Amerikalı bir dostuna, bu heyetin muhalefet mensupları ile de temasında fayda olabileceğini iyma ve telmih etmiştir. Heyet geîdikten sonra görüşme saati tesbit edilmiş, Gülek'e bildirilmiştir. Gülek'in herhangi suretle en ufak bir gayreti ve hele hiçbir suretle ısrarı bahis mevzuu olmamıştır. Bu türlü temaslar milletlerarası münasebet­lerde mutaddır ve nezaket icabıdır. İktidar başkanı başka memleketlere giden heyetlerin muhalefetlerle konuşmadığını zannediyor olmalı ki şöyle diyor: «Dış memleketlere giden heyetler muhalifler tarafından kö­şeye sıkıştırılmaz.» Hatırlatalım ki hür memleketlere giden heyetler hem iktidar hem muhalefetle konuşmayı kendileri ararlar. İktidar ricali ile temas ettikleri gibi, muhalefetle de temas ederler. Bir çok defa Ame­rika ricalinden işitmişimdir, derler ki: Dışarıdan Amerikaya bir heyet gelse memleket durumunu inceliyecek olsa ve yalnız iktidarla konuşsa, biz bu heyeti, vazifesini ifa etmemiş addederiz.

Gülek'ten, şimdiden önümüzdeki günler için müracaat ve talep ederek randevu almış yabancılar var. İsterlerse ve ayıp olmazsa konuşmalarda müşahit bulundursunlar. Gizli kapaklı hiç bir hareketimiz olmamıştır ve olamaz. Gülek'in yabancılarla konuşmasını suç saymak, konuşan yabancıları da itham olmaz mı?

Bütün konuştuklarımı radyoda millete söylemeye amadeyim. Vicdanım tamamiyle müsterihtir. Milletime her zaman hesap yermeye hazırım. Kendileri Gülek'e devlet radyosunda en ağır ithamları reva görürken, elbet Gülek'in aynı radyoda millete hesap vermesinden kaçmamazlar. Aksi takdirde, acaba bir çekindikleri mi var. Gülek'in millete söyliyecek-lerinden korkuyorlar demek elbet hatıra gelir.

İktidar Başkanı «Bir kapalı odada yalnız C. H. P. Genel Sekreteri konu­şacak ve bu konuşmalar da bir Allah ile onlar arasında kalacak, buna imkân yoktur.» demiş. Bunun mânası konuşulanları biliyoruz demek ise derhal açıklasınlar. Görülecektir ki, Gülek ancak millet, memleket hayrına konuşmuştur.

Bize yapılan ağır ithamları iktidar isbat ile mükelleftir. Yoksa iftira et­miş duruma düşer.

İktidarın bu vadide huzurunu sağlamanın çaresi var: Dışardan gelen­lerle iktidardan başka kimsenin konuşması yasaktır, diye kanun çıkar­sınlar. Tedbir alacaklarmış «çekirge üç defa sıçrayacakmış» Acaba el sıkma yasağı gibi, yeni bir yabancılarla konuşma yasağı mı çıkacak?

Hakkımızda kullanılan yakışıksız kelimelere cevap verecek değiliz. On­lar tabiî sahiplerinin malıdır. Bulunmadığını bir toplantıda cevap ver­mem imkânı olmayan bir yerde vatanseverliğimden şüphe eder tarzda konuşulması ve ağır ithamlarda bulunulması mertliğe yakışmaz. Vatan­severliği kendi inhisarlarında zannedenler Miralay Sadık Beyin Rus Carına müracaatını hatırlatmışlar. O devirle zamanımız arasında benzerlik göremiyoruz. Ne, gerekirse yerini terletmesini bilen büyük vatan­
sever Talât Paşa var; ne Miralay Sadık Bey var; ne de Amerika'ÇarlıkRusyadır.»     

21/2/1957 tarihli Ulus'tan :

Genel Başkan İsmet İnönü'nün başkanlığında üç günden beri toplan­makta olan C.H.P. Meclisi dün gece neşrettiği bir tebliğle çalışmalarına son vermiştir.

Parti Meclisinin tebliği şudur :

C.H.P. Genel Başkanlığından :

Parti Meclisi Tebliği

Parti Meclisi, günün dış ve iç meselelerini tetkik etmiştir.

Kıbrıs meselesinin; bugün için bir anayasa hazırlığında, istikbal için halkın kendi kaderini tâyin etmesi münakaşasında toplandığı görül­mektedir.

Hükümetin Büyük Millet Meclisinde verdiği malûmattan Kıbrıs halkının istikbalde kendi kaderini tâyin ederken Türk halkının da ken­di kaderini tâyin etmek hakkının prensip olarak takip edileceği ve bu­nun Adanın taksimini hedef tutacağı anlaşılmıştır.

Bu esaslar üzerinde, millî menfaatlerimize en muvafık neticelere varıl­masını yakın bir alâka ile takip etmekteyiz.

Dış politikanın, her meselesinde olduğu gibi, Kıbrıs işinde de Hükümet ile Partimiz arasında temas ve işbirliği yoktur. Hattâ Genel Başkanımı­zın son defa, dış politika üzerinde Başbakanla görüşmek talebi kabul olunmamış, ne için kabul olunmadığı söylenmemiştir.

Şu nokta açıkça bilinmelidir ki; resmî salâhiyet sahipleri arasındaki münasebetin şekli karar ve tasmim ile bu halde tutulduğu müddetçe, iktidar ile partimiz arasında temas ve işbirliği mevcut olduğunu zannet­meğe imkân yoktur.

Bağdat Paktı üyelerinden dört devletin  temsilcilerinin Ankarada top­landığı günlerdeyiz. Dost devletler yüksek ricalinin resmî veya hususî olarak memleketimizde toplanmalarını memnunlukla karşılıyoruz.

Bu toplantıda dahi İngiltere hazır bulunmamakta ve bunun sebebi umumî efkâra bildirilmemektedir. Bu hal üç aydanberi devam etmek­tedir. Bağdat Paktının kuvvet ve kıymetini muhafaza hususunda bütün üyeleriyle çalışma yolunda bulunmasını temenni ederiz.

Birleşik Amerika'nın Ortadoğuda sulhun korunması ve kurulması için alâkadar olmasını memnuniyetle karşılarız.

Cumhuriyet Halk Partisi Ortadoğu bölgesinin müdafaası için, ilân edil­miş olan, Eisenhower Doktrinin kıymetini takdir etmektedir. Ortadoğu bölgesi içinde ve âzası arasında yıllardanberi süren barışsızlık ve huzur­suzluğun biran evvel sona ermesini umumî sulh için ciddî bir ihtiyaç olarak kabul etmekteyiz.Türkiye ihtilâfları arttırmaktan sakınan bir itidal politikası ile Orta­doğu'da barışın kurulmasında faydalı hizmetler yapabilir.

İç politika münakaşalarımız azalmadan devam etmektedir. İnsan Hak­larının korunması yolundaki muhalefet gayretleri iktidar tarafından hiç bir kolaylık görmemekte ve aksine olarak ıstıraplar her gün arttırıl­maktadır.

Câri olan iktisadî ve malî politikanın rahneleri genişledikçe, iktidar propagandaya kuvvet vermektedir. Pahalılığa ve yokluğa karşı iktida­rın tedbiri, nihayet üç sene evvelki menzilinde düğümlenmiştir. Yani, iktidara göre, pahalılığın çaresi ondan kimsenin bahsedememesidir. Daimî başarısızlıklar karşısında, iktidar, tedbir olarak kendi politika­sından muhalefeti mes'uİ göstermekte, alamadığı dış kredilerin mu­halefet yüzünden alamadığını yaymaktadır.

İnsan Hakları üzerindeki tecavüzler gittikçe daha vahim bir hal almak­tadır. Genel Sekreterimiz hakkında iki gündenberi Devlet Radyosunda yapılan tecavüzler, sadece vatandaşın kanun himayesinden ve İnsan Hakkından nasibi olmadığının ilânı mahiyetinde görülebilir.

Hiç bir itham için iktidar, radyoda, vatandaş aleyhinde teşhir, tehdit ve tecavüzde bulunamaz. Radyo ve neşriyat yolu ile tecavüzlere karşı ka­nun çıkaran iktidar yalnız muhalefet aleyhinde bu kanunun tatbik edil­diğini bu kadar aşikâr bir mesuliyetsizlikle gösteremez.

Muhalefet temsilcileri kendilerini en zarurî teminattan mahrum gör­mekte tamamen haklıdırlar.

Anlaşılıyor ki, medenî hakları teminat altına alacak tek çare seçmen vatandaşın elinde kalmıştır.

İç politikada huzuru tesis edecek medenî tedbirleri kabul etmemekte İs­rar eden iktidarda, kendi rejimini devam ettirmek için Seçim Kanunu üzerinde yaptığı tahribatı düzeltmek arzusu görülmemektedir.  

Şu halde, iç politikada, ekonomik düzelmenin, huzur ve emniyetin sağ­lanması için muhalefet olarak ümitleri gelecek seçimlere bağlamak ve seçimlerin temel şartlarını temin etmeğe çalışmak lâzımdır.

Bugün muhalefetin başlıca hedefi, seçim şartlarının hiç olmazsa 1950 deki seviyesine gelmesini istemek olmalıdır.

Demokratik rejimin bağımsız bir adalete ve teminatlı hâkime her re­jimden fazla ihtiyacı olduğu, bizde her gün göze çarpmaktadır. Bası­nın vazife ifa etmesi imkânsız hâle gelmiş ve bu hâlin memlekete za­rarı hudutsuz olmuştur.

Bu şartlar içinde de Cumhuriyet Halk Partisi, vatan hizmetinde vazife­sini sarsılmaz imanı ile takip edecektir.

Parti Meclisinin gelecek toplantısı 22 Mart 1957 tarihinde Ankara'da yapılacaktır.

Dört devlet tebliği :

 Ankara :

Bağdat Paktmdaki dört Müslüman devletin Başvekilleri, 19 ve 20 Ocak 1957 tarihlerinde Ankara'da, Ekselans Türkiye Reisicumhuru ve Altes Irak Veliahdının huzurlariyle toplanmışlardır. îran - Irak ve Türkiye Hariciye Vekilleri de bu toplantılara katılmışlardır.

Toplantılarda beynelmilel vaziyet gözden geçirilmiş ve bilhassa geçen 1956 kasmımdanberi Ortadoğu'da vukubuZan inkişaflar tetkik edil­miştir.

Birleşmiş Milletlerin kararlarına ve dört Bağdat Paktı devletinin Tah-ran'daki toplantıları neticesinde yaptıkları tavsiyeye uyulmak suretiyle, İngiliz - Fransız kuvvetlerinin Mısır topraklarından tamamen çekil­miş olması keyfiyetini memnuniyetle kaydetmişlerdir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun İsrail'i askerî kuvvetlerini mü­tareke hattının gerisine çekmeye bir kere daha davet etmiş olmasını hüsnü telâkki etmişlerdir. Bu bölgede sulhun muhafazasının Birleş­miş Milletlerin daimî mesuliyeti altında bulundurulması lâzım geldiği mütalâasını izhar etmişlerdir. Filistin meselesinin Arapların meşru hak­larını nazarı itibare alan bir hal çaresine bir an evvel raptedilmesi lü­zumunu ifade eylemişlerdir.

Süveyş Kanalında serbestçe seyrüsefer meselesinin Mısır'ın hükümran­lığına halel getirmeyecek şekilde 1888 antlaşması hükümlerine uygun olarak halledilmesi ve Kanalın herhangi bir devletin millî siyasetine âlet olmaması ümidini izhar etmişlerdir. Bazı mahfillerde Süveyş Ka­nalı mevzuunda yapılan beyanatların meseleyi karıştırmak ve hallini engellemek maksadına matuf bulunduğunu müşahede etmişlerdir.

Son toplantılarmdanberi Orta-doğu bölgesinin heyeti umumiyesinde müşahede edilen vaziyeti gözden geçiren dört devlet, müesses hukuk ve nizamı bozmaya matuf yıkıcı faaliyetlerin eksilmeksizin devam ettiği neticesine varmışlardır. Yalan ve yıkıcı, propagandalara karşı koymak için çok ciddî tedbirler alınması lüzumunda mutabık kalmışlardır.

Ortadoğu'ya müteallik olan Eisenhower planının komünist tecavüzü ve yıkıcı faaliyetlerinin Ortadoğu memleketleri için arzettiği tehlikeyi tes­lim etmekte olmasını memnuniyetle kaydetmişlerdir. Bu plânda hali­hazır şekliyle derpiş edilmiş olan tedbirleri, bu bölgede sulhu muhafaza ve halkın iktisadî refahını arttırmak yolunda en iyi çare teşkil etmesi itibariyle tamamen desteklemektedirler. Plânın, nüfuz bölgeleri tesis etmek veya Ortadoğu milletlerini tahakküm altına almak maksadını gütmediğini büyük memnuniyetle karşılamışlardır. Bu münasebetle Bağdat Paktının bütün bölgenin ve dünya sulhunun menfaatleri ba­kımından ehemmiyet ve faydasını bir kere daha kuvvetle tebarüz et­tirmişlerdir.

Akar-yakıt şevkini kesmek suretiyle alâkalı memleketlerin iktisadiyatı­nı bozan ve binnetice vahim darlıklar ve iztıraplar tevlid eden Suriye-deki akar-yakıt borusunun tahribi keyfiyetini büyük esefle karşılamış­lardır. Petrol borusunun biran evvel tamiri lâzım geldiği kanaatini iz­har eylemişler ve bu tamirin teehhüre uğratılmış olmasından esef duy­muşlardır.

Ankara'da şeker satış fiatları :

 Ankara :

Ankara Belediye Reisliğinden bildirilmiştir:

Ankara'da kristal ve küp şekere ait toptan ve perakende satış fiatları şöyledir :

Toptan satış         Perakende satış

Cinsi       .      Fiatı Fiatı

Eskişehir kristal    212 Kr.   220 Kr.

Eskişehir küp        243    »   253    »

Kayseri küp          254    »   264    »

Başvekil Adnan Menderes'in Pakistanlı gazetecilerle basın toplantısı: 25 Ocak 1957

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, Ankara'daki dörtlü toplantıları takip etmek üzere memleketimize gelmiş bulunan Pakistanlı gazetecilerle dün gece Şale köşkünde görüşmüştür.

Çok samimî bir hava içinde yapılan bu görüşmede, Pakistanlı gazeteci­ler, Başvekile, muhtelif mevzularda ve bilhassa Keşmir ve Kıbrıs mese­lelerinde sualler sormuşlardır.

Başvekil, Türkiye ve Pakistan arasında mevcut dostluk ve ittifak bağla­rının her gün daha da kuvvet bulmakta olduğunu görmekle büyük bir bahtiyarlık duyduğunu ve dost Pakistan matbuatının mümtaz mümes­silleri ile iki memleketi alâkadar eden meseleleri karşı karşıya görüş­mekten samimî  memnuniyet içinde bulunduğunu ifade ile söze başlamıştır.

Başvekil, Pakistan'ın Keşmir'de Hintlilerin tavsif ettikleri gibi- müte­caviz olduğu hususunda güvenlik konseyinde Hint delegasyonu tarafın­dan tekrar edilen isnadlan nakzetmiştir.

Menderes, Keşmir meselesinin Birleşmiş Milletlerin bu husustaki ka­rarlarına uygun olarak halledilmesini istediğini söylemiş ve bu mese­lede Türkiye'nin daima Pakistanı desteklemekte olduğunu beyan et­miştir.

Son dörtlü toplantı tebliğinde, bu meselenin neden yer almamış bulun­duğu sualine Başvekil, tebliğde yalnız Keşmir meselesinde değil, Kıbrıs gibi diğer bazı meselelerden de bahsedilmemiş olduğunu ve bu meskût geçişin, Bağdat devletlerinin mezkûr meselede Pakistanı destekleme­dikleri mânasına gelmeyeceğini ifade etmiştir.

Menderese, Ankara'da yapılan dörtlü toplantının neticelerinden çok memnun olduğunu beyan etmiş ve Bağdat Paktına İngiltere'nin iştiraki hakkında Pakistan Başvekili ekselans Suhraverdi'nin beyanatını dikkatle okuduğunu ve tamamen tasvip ettiğini söylemiştir.

Başvekil, Birleşik Amerika'nın Bağdat Paktına girmesinin, Ortaşarktaki sulh ve istikrarın temini ve Sovyet nüfuzunun önlenmesi için en esaslı tedbiri teşkil edeceğini beyan etmiştir.

Menderes, Reisicumhur Eisenhower plânının, Ortaşark'm güvenliğinin dünya sulhu için taşıdığı büyük ehemmiyetin Birleşik Amerika tarafın­dan tamamen takdir edilmiş olmasının delilini teşkil eylediğini . ifade etmiştir.

Kıbrıs hakkında Başvekil, Türkiye'nin ada üzerindeki sarih dâvasının tarihî, coğrafî, stratejik ve emniyet esaslarına istinat ettiğini ve ada'da yaşayan 120.000 Türk'ün yaşama hakkına bağlı olduğunu söylemiş ve onların kader ve haklarına Türkiye'nin asla bigâne kalamıyacağmı ifa­de etmiştir.

Başvekil, şayet İngiltere ada'daki hükümranlığından vazgeçecek olursa, bu tahakkuk etmeden, ada'daki Türklere ve Rumca konuşan cemaate ayrı ayrı self-determjnation hakkı tanınması gerektiğini söylemiştir.

Son olarak, Menderes, self-governemant veya self-determination'a gi­dilmeden, evvelemirde ada'daki tethişçiliğin durması ve kontrol altına alınması ve ada'daki nizamın derhal ve kesin bir şekilde tesis edilmesi­nin şart olduğunu beyan etmiştir.

  YANKILAR

Yeni yıl

Yazan: II. C. Yalçın

1/1/1957  tarihli   (Ulus)   tan   :

1957 senesi, milletlerarası büyük bir buhranın ve endişenin sükûnet bul­mağa meyletmiş son vakıaları arasın­da başlıyor. Yakın bir harp korkusu ortada yoktur. Fakat sulh içinde ya­şamaktan da çok uzak bulunuyoruz. Siyaset ufukları daima fırtına ve teh­like işareti veren kararsızlıklarla ka­ranlıktır.

Zorluk ve tehlike merkezi Ortadoğunun üzerindedir. Burada göze çarpan hakikat Bclşevik nüfuzunun Ortado­ğu'ya endişe verecek bir nisbette faz­la sokulmuş ve yerleşmiş olmasıdır. Tabiîdir ki böyle siyasî bir hulul ve nüfuz kısa bir zamanda vukua gele­mez. Bolşeviklerin Ortadoğu'da, bil­hassa Mısır ile Suriye'de kuvvetle yer­leşmiş olmaları batı devletlerinin ken­dilerine imkân ve kolaylık vermele­rinden başka bir sebeple izah oluna­maz. Mcskofları Amerikalılar ve Av­rupalılar ellerinden tutarak Ortado­ğu'ya getirdiler. Fakat olayların onla­rı-buralarını siyasî bakımdan istilâya .sevketmesi ihtimalini hiç hesaba" kat­madılar.

Son dakikalarda, âdeta işişten geçmiş gibi göründüğü bir sırada, Birleşik Amerika kıpırdar gibi oldu. Cumhur­başkanı tehlike karşısında Ortadoğu-da komünist faaliyetine karşı Ame­rikan kuvvetlerini kullanmak salâhi­yetini kongreden istiyor. Bu salâhi­yetin esirgenmiyeceğini tahmin ediyo­ruz. Fakat bu talebin ve verilen mü­saadenin nazariyat sahasını geçeceği­ne ve Moskof lan hiç olmazsa durdu­racak bir âmil .vücuda getireceğine doğrusu  inanamıyoruz.

Süveyş meselesinde Birleşik Amerika o kadar nazarî ve hayalî mülâhazalara kapılmış ve ingiltere ile Fransanm realist bir görüşle ve cesaretle aldık­ları karara o kadar anlayışsız suret­te balta indirmiştir ki şimdi kendisi­nin bir tehlike hissettiği zaman kendi kendiliğinden, bir müdafaa salâhiyet ve cesaretini nereden alacağı biline­mez.

Birleşik Amerikayı Bolşevik hücumu­na ve tehdidine karşı batı Avrupada koruyacak NATO kombinezonu muh­telif noktalarda çatlama ve yıkılma işaretleri vermiştir. Vaşington ile Lon­dra ve Paris arasındaki münasebetle­rin ciddî, hakikî ve tesirli bir işbirliği dairesinde yürümekte olduğu iddia eüilemez ve bu gidişle yakında yürü­yebilecek duruma gireceği de beklene­mez. Amerika, Avrupalı büyük müt­tefiklerini lüzumsuz yere fazla kır­mıştır. Amerika, Mısırlı değersiz bir diktatörü, İsrail'e karşı takip ettiği tehdit ve taarruz hareketlerine rağ-meri fazla şımartmİştır. NATO'nun kuvvetli unsurlarıyla bu yüzden az çok soğukluk çıkması bir hata teşkil ey­lemiştir.

D.ğer taraftan NATO'nun Ortadoğu kanadını muhafaza eden Türk - Yu­goslav - Yunan anlaşması da hukuk bakımından değilse de fiiliyatta, mef­luç bir hâl almıştır. Yunanistan Öte-denberi tutulmuş olduğu «büyük fi­kir» hastalığının nüksetmesi yüzün­den NATO'ya karşı âdeta düşman bir hareket hattı tutmuştur. Yugoslavya ise NATO'yu bir maşa ucuyla tutan bir durumdadır. Bugün NATO idea­lini Yakın ve Ortadoğu'da yalnız Tür­kiye temsil etmektedir.

Uzakdoğu'ya doğru gidildikçe, Hindis­tan hayalât içinde bir sulh taraftar-lığıyla ydunu şaşırmış görünüyor ve Uza kdoğu komünizm faaliyetine ta-mamiyle açık bulunuyor.

Macaristan faciası da eski Moskova zihniyetinin ve vahşetinin devam et­tiğinde şüphe bırakmıyor.

İste yeni seneye böyle bir durum için­de giriyoruz. Feci dünya romanının mabadi daha devam edecek gibi gö­rünmektedir.

Ümicl ışığı Yazan:  Nadir Nadi

1/1/1957 tarihli (Cumhuriyet) den :

 Arkada bıraktığımız 1956 yılını her bakımdan büyük ümitlerle karşıla­mıştık. Yeni kurulan dördüncü Men­deres hükümeti bir takım demokratik vaidlerle işe başlıyor, temelli bir hür­riyet rejiminin yurdumuzda gelişti­rilmesine çalışacağını, ekonomik kal­kınma hamlelerini günün realitesine daha uygun bir sisteme bağlıyacağını, enflâsyon tehlikesini durudurup va­tandaşı feraha kavuşturacağını müj­deliyordu.

1956 yılında bu ümitlerden hiç biri ger çeki eşme mis, hattâ gerçekleşmek şöy­le dursun, hükümet,  kısa zamanda vaidlerini unutmuş, bunlara âdeta taban tabana zıd bir yol tutar olmuş­tur. Para politikası konusunda Mer­kez Bankası kaynaklarına karşılıksız başvurulmıyacağı hükümet progra­mında ilân edildiği halde memleket­teki emisyon miktarının çoğalması önlenememiş, para bolluğu karşısında kendini gittikçe kuvvetle hissettiren bir ma! darlığı ortaya çıkmıştır. Bu güç durumu yenmek maksadı ile hü­kümleri şiddetlendirilen Millî Korun­ma Kanunu piyasada geçici bir fiat düşüklüğüne yol açmışsa da, sonradan bazı maddelerin ortadan kalktığı, ba­zılarının da eskisinden daha pahalı bir hale geldiği görülmüştür.

Gene hükümet programında memur­ların tekaüdlüğüne dair güven verici tedbirlerden söz edildiği halde bu hu­susta hiç bir teşebbüse geçilmemiş, tersine, bir kısım yüksek hâkimler re'sen emekliye ayrılmak suretiyle adalet müeeşesesi zedelenmiştir. Bun­dan sonra, pek acele bir şekilde de­ğiştirilen Basın Kanunun ile yeni çı­karılan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu memleketimizdeki siyasî hürriyetleri adamakıllı kısmıştır. Ga­zeteler susturulmuş, susmıyanlar da pek ağır cezalara hüküm giymişler­dir. Muhalif partilerin toplantı yap­maları, muhalif politikacıların halk karşısında hükümeti tenkid etmeleri, konuşmaları, hattâ vatandaşlarla se-lâmlaşıp el sıkışmaları imkânı son derece güçleşmiştir. İktidar politika­cıları gittikleri her yerde davul zurna ile adam toplayıp kendi partilerine bol bol propaganda yaparken, iktidar­dan olmıyanları karşılamak, alkışla­mak, bunlara «hoş geldin!» demek po­lisin takib ettiği yasaklar arasına gir­miştir. Memlekette iktidarın hoşlan­madığı duygu ve düşüncelere karşı düşmanlık, nihayet Üniversiteye de sirayet etmiş, nabza göre şerbet ver­menin doğru bir şey olmadığını söy­lediği için Ankara Siyasal Bilgiler Fa­kültesi Dekanı Profesör Feyzioğlu Ba­kanlık emrine alınmıştır.

Bütün bu antidemokratik hareketle­rin, bir üyesi bulunduğumuz Batı memleketlerinde hiç de iftihar edemi-yeceğimiz tepkilere yol açması bekle­nirdi. Nitekim, 1956 yılının ortaların­dan bu yana, gerek Birleşik Amerika-da, gerek Batı ve Kuzey Avrupada Türkiyedeki rejim meselelerine dair çok sert tenkid yazıları çıkmaktadır. Avrupa Konseyinde ve Atlantik Paktın da yeri olan memleketimiz, ortakları­mız tarafından ne yazık ki geri kal­mış lâalettayin bir Şark devleti sanı­lır gibi bir duruma düşmüştür.

Temenni edelim ki, bugün başlayan 1957 yılı boyunca, geçen yılın hatala­rını düzeltmek, geriye doğru tehlikeli gidişi durdurup milletçe özlediğimiz insan hakları rejimine kavuşmak im­kânını bulalım. Türk milletine o mut­lu günleri vaad ede ede işbaşına ge­len Demokrat Parti hesabına bu, bir vicdan borcudur. Vaidlerinin aksini yapmaya gayret etmekle Demokrat Parti her şeyden önce kendi kendini inkâr edeceğini bilmelidir.

Dünya barışını gerçekleştirmek bakı­mından 1956 bir tereddüdler, kararsız­lıklar ve bocalamalar yılı olmuştur. Stalin'in ölümündenberi Kremlin'de başgösteren yumuşak hava karşısında batılılar kendilerine bir türlü müş­terek ve kararlı bir politika çizeme-mişler, o havanın niteliğini de gereği gibi inceleyip açık bir hükme varama­mışlardır. Ortadoğuda ve Doğu Avrupada birincisi Sovyet teşviki ile, ikincisi Sovyet Rusyaya karşı patlak veren ayaklanmaların tam Amerikan seçimlerine rastlaması, Batı dünyası hesabına bir talihsizlik sayılmalıdır. Uzunca bir müddet bütün dikkatini iç politika olaylarına çeviren Amerikan hükümeti ,bir aralık âdeta dünya sah­nesinden istifa ediyor bir hal takın­mış ve ortalığın karmakarışık bir hal almasına sebe polmuştur. Ortadoğu-daki diktatör bozuntularının sebep ol­duğu tehlikeyi önlemek için İngiltere, Fransa ve İsrail tarafından belki iyi­ce hesaplanmadan, fakat şüphesiz haklı olarak- girişilen teşebbüsü sayın Başkan Eisenhower beğenmemiş., ön­ce yarım ağızla, seçimleri kazandıktan sonra ise daha enerjik bir şekilde bu teşebbüse karşı cephe almıştır. Sayın Başkanın Macaristandaki olaylardan ötürü Sovyet Rusyaya karşı anyı ener­jiyi gösterememesi hazindir. Hürriyeti uğruna kahraman Macar milletinin giriştiği mücadele yalnız 1956 yılının değil, belki yirminci yüzyılın en unu­tulmaz destanlarından biri olacaktır-Kan içinde boğulan bu ihtilâlin böy­lece geçip gideceğini sanmamalıdır. Küçük ruhlu devlet adamları ve kısa görüşlü politika oyunları arasında ka­ranlığa gömülmesini beklediğimiz 1956 yılı, Macar ihtilâli sayesinde yarın ço­cuklarımızın ezberliyeceği ışıklı bir tarih olabilecektir. Bu millet, her şe­ye rağmen hürriyetin öldürülemez bir kuvvet olduğunu -en kötü şartlar al­tında- dünyaya ispat etmiştir.

1957 ye işte bu  ümidin ışığı ile giri­yoruz.

Ne burada yaşar, ne bizi beğenir!

3/1/1957 tarihli (Zafer) den :

Nâdir başmuharrirlere nasip olmuş, ağır ve ziynetli döşenmiş, sıcacık bir yazı odasında, miras yolu ile oraya gelmiş olan kalem, eski'senenin bilan­çosunu    çırpıştırıvermiş..    Zâten,    ne yazsa mükemmel olacaktır. Baht on­da; bahtsızlık ise, turfası çıkmış olan zavallı  1956 senesinde!

Başmuharrir, vedâa gelen seneye bir kaç saat antişambr, yaptırdıktan ve nihayet huzuruna lütfen kabul ederek ayak üstü söylenmiş bir kaç tekdirden sonra, savuruyor: 1956 senesinin bilân çosu Nâdir Nadi tarafından yapılmış­tır, rotatif dönebilir!

«Ümit ışığı» başlığı altında intişar et­miş olan bu yazının dünya politika­sına dair olan kısmında, yıl sonu hâ­diselerinden başka bir şey yoktur. Sü­veyş - Sînâ vak'alarmm serlevhalar şeklinde kaydindeıı sonra Macar hâ­diselerine geçiliyor ve «ışık» m belki de bu hâdiseler sayesinde 1957 sene­sinde doğabileceği temennisi ile, ya­zı bitiyor.

Fakat, iç politikaya ait olan kısım daha zengincedir. şöyle ki, Dördüncü Adnan Menderes hükümeti, hem sö­zünde durmamış, hem iktisadî ve malî durumu bir kat daha tahammül edil­mez bir hâle getirmiş, hem de Türki-yeyi, Avrupa Konseyi ile NATO'nun nazarında, «geri kalmış lâalettayin bir şark devleti derecesine düşürmüştür.»

Bu üç hükmü izah yollu bazı perişan misalleri de, başmuharrir, muhalefe­tin çiğnemik hâline gelmiş siyasî te­kerlemelerinden tedarik etmektedir. Yâni. iç politika kısmında da, ne ori­jinalite vardır ne de himmet! Nadir Nadi, Yunus Nadi merhumdan kalan baş sütuna nasıl zahmetsizce ve «mi­ras yolu ile» konmuş ise, memleketin 1956 daki manzarasını kısaca tasvir için de, malzemesini, muhalefetin si­yasi konfeksiyon mağazalarından ha­zır olarak tedarik etmiştir.

Fakat, buna şaşmamak lâzımdır. Nadir Nadi, senenin altı ayından faz­lasını, memleket dışında geçirir. Çün­kü başka türlü yaşayamaz. Kalan kıs­mı için, İstanbul ikameti, başta ge­lir. Ankaraya nadiren uğrar. Kendisi­ni mebus seçenlerin gidip dertlerini dinlemeye asla lüzum görmez. Kısa­cası, memleket ile olan alâkası, bu­raya tenezzülen uğrayıp, tenezzülen bir kaç yazı karalamak^ ve müteakip Avrupa ikametinin pasaport ve döviz şartlarını tamamlamaktan ibarettir.

Şu halde, ondan, memleket şeniyetle-ri hakkında derin bir vukuf bekleye­meyiz. Nâdir Nadi, 1956 senesinde Türkiyede neler olmuştur, ne bilsin?! Eşya yeniden pahalılandı; Merkez Bankası emisyonlarına karşılık gös­terilmeden devam edildi; Millî Ko­runma Kanunu netice vermedi gibi id­dialarını sıralarken, dahi, bunları is­pat edecek bir malûmata sahip değil­dir. - Bu gibi iddiaları ileri sürme­nin mesuliyeti mucip olduğunu da bilmez.

Bir muharrir, iddia ettiği şeyleri, o seviyede bir fikir ve bilgi hamulesi ile ortaya koyar. Bunda bu hamulelerin birikip hâsıl olmasına imkân yoktur, çünkü yaşadığı yer Paris, arada bir uğradığı yer Türkiyedir.

1956 Türkiyesini, «geri kalmış lâalat-tayin bir şark devleti» olarak tanıyan yahut takdim eden, Avrupa Konseyi yahut Natodaki yabancı şahsiyetler değildir. Bu, bizzat Nâdir Nadinin kendi memleketi hakkındaki kanaa­tidir! Bu sebepledir ki, burada otur­masını, burada yaşamasını, bu mil­letin medenî hamle ve sevinçlerini paylaşmasını sevmez!

İğrenir mi, tiksinir mi, utanır mı, bi­lemeyiz bu «prens», neden bu mem­leketin bir medenî inşa- peşinde her gün yeni mesafeler alıp madde ve mâ­na plânında muvaffakiyetler kaydet­tiğini bir türlü kabul ve tasdik etme­yerek, bize sathî ve taklitçi bir «garp hayranlığı» nın menfî ve zebun ede­biyatı ile hitap eder! Acaba tekrar bavullarını hazırlayıp kapağı tek­rar Avrupaya atmak ve bunun  kendince  fikrî ve ruhî mucip se­beplerini hazırlamış olmak için mi?

Belki de!

Şimdi biz, buradan, 1956 nın yalnız iki ayının, 12 değil 2 ayının, onun beğendiği ve «laalettayin bir şark dev­leti gördüğü Türkiyeye neler getir­miştir, bellibaşlıları üzerinde dura­rak sayacağız:

1) Yalnız Nisan ayında Tunçbilek santrali açıldı.  Seyhan barajı hizmete girdi.  Birecik köprüsü, Fırat üzerinden geçit verdi!

2) 1 Ekimden 2 Aralık'a kadar: Er­zurum, Erzincan, Malatya, Elâzığ şe­ker fabrikaları, bu içindeki metruk o-valarm pancarını işlemeye başladı. Sarıyar barajı açıldı!

1956 senesinin bilançosunu kaleme alan Nâdir Nadinin aslında bir madde­lik iddiasına göre «Türkiyede hürri­yet yoktur ve onun için işler kötü git­mektedir.»

Bilâkis Türkiyede o kadar hürriyet vardır ki, bir Nadir Nadi, bu saydık­larımızı dahi ihtiva etmeyen sahte bilançoları kaleme alabilmektedir. Halk ağzı, insafsıza «basma taş yağ­sın» der. Nadir Nadinin başına, taş değil de, şu sevgili Anadolunun ilk çağdan beri şahidi olamadığı eserler­den bir tanesi isabet etse, gözleri açı­lıp etrafını görür mü dersiniz?

Göremez!

Garp medeniyeti, seyyah müşahede­leri neticesinde seyyah bavullarına tı­kıştırılıp getirilemez. Garp medeniye­ti, bir metot ve sistemden ibarettir. Bu ancak, mahallen imal olunur. Ve bir milletin, elbette ki sıkıntılar çek­mesi pahasına imal olunur.

Garbi Avrupa, kendiri geçen asır için­de imal etmiştir. Ama, dünya pazar­larını istismar ederek ve kâr normal asımın meylini kendi lehine çevirerek imal etmiştir.  Bizim, istismar edi­lecek pazarlarımız yoktur.  Bizim elimizde sâdece kendi pazarımız, ken­di millî pazarımız vardır. Ve biz bu­nu istismar ederek değil, kaabil ol­duğu kadar kollayarak ve örseleme­yerek kullanmaktayız.  Elbette ki sı­kıntılarımız, fakat bunları kat kat kompanse eden, hükümsüz kılan ikti­sadî genişleme ve ferahlama hamlele­rimiz vardır!

Fakat bu işe ve bu hesaba, «garp me­deniyetinin hayranları, snobları ve züppeleri» akıl erdiremez. Garp me­deniyetinin ne olduğunu, nasıl te­kevvün ettiğini   bilmezler de ondan!

Nâdir Nadi, Dickens'in «David Copperfield» ini okumuş mudur? Galthworthy'nin «Forsight Sağa» larma bir göz atmış mıdır?

Yapmadı ise yapsın. O zaman, garbın nasıl büyük içtimaî ve iktisadî buh­ranlarla vaktiyle karşılaşmış olduğu­nu anlamış ve bizdeki şartların çok daha mülayim ve makul olduğunu kavramış olur.

Her medeniyet gibi modern garp me­deniyeti de, hele buna 20 nci asırda katılan camialar için, bir kaç nesle birden ağır vazifeler koşan bir sabır, hesap ve «precision» davasıdır.. Türk milleti buna dört elle sarılmış bulun­makta  ve  neticeler  almaktadır.

Paris tenezzühleri ve Paris ikamet­lerinde, bu medeniyetin seyircisi o-lanlar, bunun, sarp ve mübarek Anadoluda, nasıl ulvî feragat ve gayret­lerle safha safha vücuda geldiğini gö­remezler!

Dış itibar

Yazan:  Bahadır Dülger

4/1/1957 tarihli  (Havadis)  ten :

Vatan başmuharriri, bir ecnebi ga­zeteci ile Türkiyenin meselelerini ko­nuşmuş. Dünkü başyazısında parça parça muhavereler halinde bu konuş­manın tafsilâtını naklediyor. Anlatı­şına bakılırsa, o ecnebi gazeteci, Türkiyedeki demokrasinin havasından şi­kâyet ediyor ve bu havanın bilhassa, Türkiyenin dış itibarına müessir oldu­ğunu iddia ediyor. Vatan başmuhabiri bu noktada ecnebi gazeteci ile hemfikirdir. Ateşli cümlelerle, Türki­yenin dış itibarının sarsıldığını söy­lüyor. Hür insanlığı müdafaa etmek için kendileriyle işbirliği yapmakta ol­duğumuz milletlerin bize itimat et­mediklerini, bize kıymet vermedikle­rini açıkça ifade ediyor. Buna sebep olarak da, iktidarın, normal demok­ratik müsamaha Ölçülerinden sıyrıla­rak, memleketi şiddet tedbirleriyle idare etmeyi tercih etmesini gösteri­yor.

Türkiyede bir şiddet nizamının hâkim olup olmadığı yolundaki iddiaların münakaşasını burada yapmağa im­kân yoktur. Çünkü memleket reali­telerinin icaplarına göre tanzim edil­miş olan bir gidişi kendi tahayyülâ-tına uygun bulmadığı için şiddet ted­birleri içinde bunaldığını vehmeden bir insanın, ikna edilmesi mümkün de­ğildir. O, sonuna kadar, şiddet var, istibdat var, zulüm var, bunalıyo­rum, boğuluyorum diye iddiasında de­vam edecektir. Böyle bir durumda, müracaat olunacak hakem, halkın umumî kanaatidir. Bu kanaat de, ser­best seçimle taayyün eder. Eğer halk kitleleri hakikaten şiddet, istibdat ve zulüm altında inliyorlarsa, reyleri­ne müracaat edildiği zaman bu kana­atlerini kolayca izhar ederler, zalim­leri, müstebitleri idareden uzaklaştı­rırlar. Hakikî hürriyetçileri, normal havalı demokratları işbaşına getirir­ler. Dâva bu suretle Yalman ve onun gibi düşünenler lehine sübut bulmuş olur. Aksi varit olursa, o zaman se­nelerdir İsrarla ileri sürülen iddiala­rın asılsızlığı ortaya çıkar ve İddi­acılar, haksızlığı sabit olan iddialariyle başbaşa kalırlar. Bu bir zaman meselesidir ve bize sükûnetle hüküm gününü  beklemeyi telkin eder.

Dış itibar meselesine gelince, bunun burada münakaşası hakikaten kabil­dir ve caizdir. Bir memleketin dış iti­barı ne ile ölçülür? Bu itibarın ölçüsü­nü, otel salonlarında ecnebi gazete­cilerle yapılan sohbetler, veya yine ecnebi gazetecilerin, yarımyamalak tetkiklere, söylentilere, düştükleri muhitin temayüllerine uyarak gaze­telerine gönderdikleri yazılar mı tâ­yin eder? Eğer böyle ise, bu cidden kaypak, cidden sübjektif ve bu se­beple de itibar edilmesi caiz olmayan bir Ölçüdür. Biz sanırız ki, bir mem­leketin dış itibarı, dış münasebetler, sahasındaki muvaffakiyetlerinde gö­rülür ve hissedilir. Hakikî Ölçü budur. Şaşmaz ölçü budur. Bu ölçü kullanıl­dığı zaman, «dış itibarımız sukut et­tiği» yolundaki iddiaların tükrük ku­rabiyesi gibi içi boş ve mesnetsiz ol­duğu ortaya çıkıveriyor. Her zaman­kinden daha satvetli, daha hatırlı, kuvvetiyle, politikasiyle çok daha müessir olan Türkiyemize iftira etmiyelim. Yazık oluyor. Ve bu iftiralar, ha­kikî vatanperverlerin vicdanına do­kunuyor.

Saym Athenegoras'a açık mektup 4/1/1957    tarihli       (Medeniyet)

Sayın Patrik,

Yunan Kilisesinin yarı resmî organı İfoni Tİsw Eklisiaş dergisinin hakkı­nızdaki yazısını elbette okumuşsunuz­dur. Bildiğimize göre de, Yunan kili­sesini «yatıştırmak» için üçüncü ola­rak gönderdiğiniz Metropolit Yakovos, halen Atinada bulunmaktadır. Türk halk efkârı, din dâvalariyle ken­disi için çok kutsal olan İslâm dini­nin akademik münazara konulan da­hil... Günlük hâdiselerin bölümü ha­linde ilgilenmez.. Bu sebeple, Atina Kilisesi ile Fener Patrikhanesi ara­sındaki ihtilâf konuları, halkımızca meçhuldür. Hattâ bu konuların, as­lında daha başka anlaşmazlıkları sak­lamak için ileri sürülmüş olanları, sağduyusu ile hissetse dahi...

Aradaki «şeklî» ihtilâfı açıklıyalım: Siz, Protestan Kilisesinin kuruluşu­nun yıldönümüne «delege» gönder­mek fikrindesiniz. Atina kilisesi bunu istemiyor. Hattâ bu sebeple Girit ve On İki Ada Ortodoks metropolitleri­nin sizden ayrılarak, kendisine bağ­lanmasına karar verdiğini de öğren­miş bulunuyoruz. Atina Kilisesi, daha ileri gidiyor: Sizin, mezhep itibariyle Ortodoks değil, Protestan olduğunuzu iddiaya cür'et ediyor. Görüyoruz ki, saym Athenegoras cenapları, muha­taplarınızda, birisini lekelemek kara­rı olduğu zaman, ona, yapılacak is-nadlarm hududu yoktur. Kalkarlar, sizin gibi, Ortodoks âleminin en bü­yük ruhanîsine, sahte mezhepçilik isnad ederler..

Fakat siz, lütfen, gerek din adamla­rının temel duygusu olması şart, hakikateilik, ve Hazreti İsânın esas tel­kini "Her şeye rağmen doğru emrine bağlı kalarak "saklanmak istene­ni söyleyiniz..

Atina Kilisesi, Yunan devleti üzerin­de, dinle dünya işlerinin    ayrılığının sınırına sığmıyacak kadar tesir    sa­hibidir.  (Kıbrıs meselesi)  denilen, ve aslında hiç «mesele» olabilmenin   hiç bir ahlâkî, siyasî mantıkî faktörünü, o icat etmiştir. Bu icadın pantentini de,  size  tasdik     ettirmek     istemiştir. Fakat siz, hayatınızın büyük devresi­ni geçirdiğiniz Amerikada, dürüst dev­let ve ciddî siyasetin tarif ve tatbi­kini görmüş insansınız.. Sahip oldu­ğunu  bu  teşhis  ve  tesbit  unsurlarını kullanarak lütfen, temsil ettiğiniz ma­kamın   temeli   olması  meşrut   adalet ve hak hislerini hakem yaparak söy­leyiniz:  Dünyanın hangi    diyarında, din müesseseleri, Türkiyedeki    kadar siyasetten uzaktır ve, dünyanın han­gi yerinde, ekalliyetlere, Türkiyedeki kadar hürriyet, hak, refah tanınmış, eşit yaşama imkânları sağlanmış,   bu şartlar içinde onların temin ettikleri üstün hayat tabiî görülmüştür    Siz, yaşınız ve başınız icabı olarak,    bir devletin takip  ettiği siyasetin sami­milik ve dürüstlük vasıflarını da tes­bit edebilecek durumdasınız..    Lütfen kanaatinizi, cesaretle ilân ediniz:   Re­vizyonist olmıyan, hiç kimsenin top­rağında zerrece gözü bulunmıyan, bü­tün komşulariyle en müsbet dostluk devam ettirmek istiyen, sulh ve    sü­kûnun gönülden takibçisi olarak, kol-îektif emniyet ve hürriyet cephesinin hadimi _ve hattâ nâzımı- olarak, Tür-kiyeden  daha   açık   kalbli,     hüvesiz, tahtında müstetir hislerden    masun, kaç devlet sayılabilir?

Saym Athenagoras.. Bütün taktik, Fe­ner Patrikhanesini, Kıbrıs tahrikin­de «vasıtalardan biri» haline getir­mektir. Arzuları, bu makama, yakm mazinin şeamet ve ihanet örneklerin­den olan Grigoryos, Meletios tipi bir tip bulmaktır. Bu sebepledir ki, Yu­nan kilisesinin size taarruzları, size ancak şeref verir. Bu hitabımızı, Haz­reti İsa'nın vecizelerinden birisi ile kapıyalım: «Haksızın taarruzu, se­nin hakkının en kudretli beratıdır.»

Bütün dünyaya aklıselim ve ahlâk niyaz ederiz.. Saygılarımızla.

Fakat     

Yazan: Y. K. Karaosmanoğlu

7/1/1957 tarihli (Ulus) tan :

Cumhuriyet Halk Partisi lideri İsmet İnönü yeni yıl mesajında müsamaha­lı ve iyimser mizacının bir çok ferah verici nişanelerini göstermiştir. Bazı ihtiyatî kayıtlarına rağmen, son de­fa, dış politikaya dair Büyük Millet Meclisinde cereyan eden müzakerele­rin tarzını ve hükümetin verdiği iza­hatı âdeta alkışlar gibi karşılamakta ve  bu yakın tecrübe, dış politika üzerinde umumî müzakere açılması­nın bizde faydalı bir surette teessüs edebileceği ümidinin doğmasına yol açarsa cemiyet ve Büyük Meclis tea­mülü olarak 1956 senesi sonunda ehemmiyetli bir şey kazanmış oluruz demekle bunu gerçek demokrasiye doğru Önemli bir adım saydığını be­lirtmektedir.

Fakat, Demokrat Parti sözcülüğü edi­len politika ve basın çevrelerinde bu ümidin pek zayıf olduğunu açığa vu­rur bir takım tefsirlere bakılacak olur­sa İsmet İnönünün,siyasi muarızla­rının iyi niyetlerine inanmakta bir kere daha yanıldığını zannetmek ız-tırarmda kaldığımızı hissederiz. Bu çevrelerden akseden sözlere ve müta­lâalara göre, meğer, «Demokrat Par­ti iktidarı» Büyük Mecliste bir dış po­litika müzakeresinin açılmasına «mü­saade» etmekle Türkiye Devleti Ana­yasasının hükümlerinden birini ye­rine  getirmiş ve Türkiye Büyük Mil­let Meclisinin teşriî teamüllerine uy­mak lüzumunu duymamış, sadece, muhalefete karşı yeni bir kuvvet de­nemesinde bulunmak istemiştir. Yok­sa, haddi zatında «dünyanın her ta­rafındaki bütün demokrasilerde oldu­ğu gibi» hükümet, hiç bir zaman, ta­kip ettiği dış politika hakkında, ne Meclise, ne umumî efkâra hesap ver­mek mecburiyetinde değilmiş! Bizde «dünyanın her tarafında» denilince, akan sular durur. Ama, bundan bir kaç yıl evvel, Fransada Mendes France, bir dış politika istihzahüe bir ka­bine devirmişti; ama, bundan bir kaç hafta önce dış politika mesuliyetleri yüzünden, Avam Kamarası Sir Anthony'yi anasından emdiği süt bur­nundan gelesiye tartaklayıp hırpala­mıştı; kim okur, kim dinler?

Kaldı ki, Türkiye Büyük Millet Mec­lisi «teşriî ve icraî» bünyesi itibariyle, gerek Fransız Parlâmentosundan, ge­rek İngilterenin Avam Kamarasından daha geniş, daha direkt kontrol selâ-hlyetlerini haizdir. Ona danışılmadan, onun tasvibi alınmadan hiçbir hükü­met, kendi basma muaheedler akteüe-mez; tedafüi ve taarruz! ittifaklar ya­pamaz ve bir takım siyasî kombine­zonlara giremez. Nitekim, Demokrat Parti iktidarı Başkanı, hayli uzun bir tegafülden sonra Anayasamızın bu husustaki hükümlerini hatırlayıp, ge­cikmiş ve «retrospetif» de olsa, Büyük Meclise haber vermediği «herhangi bir taahhüt altına» girmediğini söyle­mek mecburiyetini hissetmiştir. Biz­ce, o müzakerede milletvekilleri ta­rafından en çok alkışlanması lâzım gelen bir nokta idi. Yoksa, gerek Baş­vekilin cevapları, gerekse Dışişleri Ba­kan Vekilinin uzun izahatı, bazı te-villi pasajları hariç olmak üzere, ev­velce yerli ve yabancı matbuattan öğ­renip kuşkulandığımız malûmatı te­kitten, başka bir şeye yaramamıştır. Hürriyet Partisi Genel Sekreteri ve Bursa Milletvekili Dr. İbrahim Öktem-in oturum sonunda «Her şey aydın­lanmıştır» tarzında bir beyanda bulu­nuşunun sebebi de bu olsa gerek­tir.

Evet, Başvekilin cevapları ve Dışişleri Bakan Vekilinin izahatı Büyük Mecli­si ve umumî efkârımızı aydınlatmış­tır. Fakat, bu aydınlık içinde görülen nelerdir? Hep ruha kasvet ve endişe verici şeylerdir ve bunlara karsı aldı­ğımız tedbirlerin hiç biri muvaffaki­yetle neticelenmemiştir. Balkan İtti­fakı, hepimizin bildiği gibi, çözüntü halindedir. Bağdat Paktı felce uğra­mak üzeredir. Bu paktı kuranların fikrince bize doğru yakınlaşması lâ­zım gelen Arap devletleri bizden git­tikçe uzaklaşmada ve hattâ bize kar­şı bir husumet cephesi kurmaktadır­lar. Bu meyanda Türkiyenin İsraile diplomatik münasebetlerini kesmek suretiyle Arap dünyasının bahşettiği «cemile»  ise o  dünyanın insanlarını

büsbütün şımartıp gemi ağızlarına aldırmaktan başka bir şeye yarama­mıştır. Bu hareketimiz kelimenin en hafif mân-asiyle bir psikoloji hatası­nın eseridir. Arap milletlerini her­kesten ziyade bizim tanımamız ve ne kadar «malihulya» ya meyilli oldukla­rını bilmemiz lâzımgelirken onları böylesine böbürlendirecek bir «tâviz» de bulunmamızı başka türlü tavsif etmek mümkün değildir.

Bütün bunlar dış politikanın yalnız iyi niyetle ve civanmertlikle yürütüle­bileceği kanaatimizden ileri geliyor. Gerçi prensip itibariyle, bunun böyle olması icap eder. Fakat, şu sert re­aliteler âleminde, bize kim böyle bir dış politika misali gösterebilir? Ta­rihten aldığımız dersler, ve son za­manlarda gözümüz önünde cereyan eden hâdiseler dış politika metoduna dair bize yalnız şu dört düsturun isa­betini öğretmiştir: Daima uyanık ol­ma, tetikte bulunmak, uzağı görmek ve dostla geçinmenin düşmanla savaş­maktan daha güç olduğunu bilmek.

Göçmen meselesi Yazan: H. Edip Törehan

H/1/1957 tarihli (Yeni İstanbul) "cian :

Memleketimiz, Osmanlı İmparatorlu­ğu, istilâ devrine son verip inhitat ve ıztırap devrine girdiği iki buçuk asrı geçen bir zamandan, Cumhuriyet dev­rine kadar büyük bir muhaceret dâ­vası karşısında bulunmuştur. İstilâ ettiğimiz yerlerden ayrılırken, orada bulunan Türk ırkından insanları mem lekelimize getirmeğe çok az ehemmi­yet verdik; yahut da daha doğru bir tâbirle, en küçük bir ehemmiyet ve itinayı göstermekten uzak kaldık. Za­ten muhacir diye gelen insanlar, îs-tanbulun debdebeli zamanında pek hakir görülmüş; memleketin en ücra köşelerine yerleştirilmiş ve lâyık ol­dukları ihtimam, kendilerine göste­rilmemişti.

Biz, büyük Rus harbinden sonra mem­leketimize  muhacir   diye   gelen      onbinlerce insanın sıtmalı yerlere yer­leştirildiğini kitaplarda okuduk. Anadolunun yalnız mezarı kalmış köy­lerinin bugün bile birçok yerlerde iz­leri vardır.

Bizde ilk büyük muhaceret, İstiklâl Harbinden sonra Anadoludaki Rum­ların Yunanistandaki Türklerle mü­badelesi neticesinde husule gelmiştir. O zamanın tecrübesizliklerine rağ­men bu işte herhalde çok güzel eser­ler meydana getirilmiştir. Birinci Dünya harbinden sonra, büyük bir diplomat olmanın yanı sıra, çok faal bir devlet ve hükümet adamı- olan Alman büyükelçisi Nadolni, bizim bu hareketimizi takdirle karşılamış ve hattâ «Danzig ve Koridor işlerinde, Polonyalı ile Almanların mübadelesi imkânı bulunsaydı, İkinci Dünya Harbi belki de çıkmazdı» demişti.

Memleketimiz bugün vüsat itibariyle, sinesinde altmış beş milyondan fazla. insan geçindiren Almanyaya'muadil­dir. Almanyamn doğu tarafları ko­münistlerin elinde bulunduğundan, her gün boşalmakta; buna mukabil Batı Almanya kalabalıklaşmaktadır. Bu ins'anlann hepsine bugün iş ve güç vardır. Almanya dışarıdan da ecnebi işçi celbetmektedir.

Toprakalfcı ve töpraküstü serveti çok büyük olan memleketimizin Cumhuri­yet devrindenberi nüfus miktarı bel­ki bir misline baliğ olmakla beraber, bugün kendi sinesinde bunun bir ve hattâ iki misli halkı geçindirmek im­kânları mevcuttur. Bunların hepsini, nüfusumuzun çoğalmasından bekle­mek, şüphesiz Ki, uzun bir zaman me­selesidir. Halbuki bugün Türkiye top­rakları üstünde yaşayanların teknik bilgileri, el kuvvetleri sayesinde bu tabiî artışı - beklemiyerek, dışarıdan memleketimize insan getirmek yoluna başvurmaları çok faydalı bir şey ola­caktır.

Filhakika, komünist Bulgarîstandan gelen muhacirler oldukça büyük bir yekûn teşkil ediyordu. Ne yazık ki. o zamanın tecrübesizlikleri, bu işin temadisi imkânını verememiştir. Bu­na rağmen Bulgaristandan hicret e-den yurddaşlanmız şimdi   memleketimizde müstahsil mevkiine girmişler­dir.

Biz bu işleri teşvik etmek mecburiye­tindeyiz. Fakat bazı ufak hâdiseler, çok defa müsbet netice almaklığımıza mâni oluyor. Geçenlerde işittiğimiz bir hâdise, bizi hayrete düşürdü. Bul-garistandan hicret edenler arasında 225 tane öğretmen varmış. Bunların miktarları, eğer aranacak olursa, bel­ki 250 ye cıkabilirmiş. Kendilerinin büyük bir kısmı bizde şimdi öğret­menlik yapıyor, bazıları da devlet ve hükümet kapısında çalışıyorlarmış. Bunlara tekaüt maaşı haklarının ta­nınması için Büyük Millet Meclisine bir kanun tasarısı verilmiş; fakat bütçe encümeninde reddolunmuş. Çün kü tasarruf zihniyeti hâkim olmuş.

Yunanistanm, buradaki Rum mek­tepleri muallimlerine iki misli tekaüt hakkı tanımasına mukabil, bizim bu hareketimiz herhalde şayanı memnu­niyet değildir. Büyük Millet Meclisin­de bu işin tekrar görüşüleceğini kuv­vetle tahmin ediyoruz. Bugün Bulga-ristanda el'an bir milyon ırkdaşımız bulunduğunu; Balkanlarda, bilhassa Bosna - Hersek havalisinde  çalışan zeki ırkdaşlarımızı düşünecek ve onla­rın memleketimize gelmesi yollarını arayacak olursak, öyle zannediyoruz ki, ileri hamlelerimiz daha hîzlaşacak ve memleket yeni yeni insan gücüne sahip olacaktır. Bu sebepten, muha­ceret işlerimizi çok ehemmiyetli bir şekilde ele almak ve imkânlar yarat­mak zorundayız.

Muhalefetin işbirliği

Yazan: A. E. Yalman

14/1/1957 tarihli (Vatan) dan :

Amerika Cumhurreisi Eisenhower, Or­tadoğu için bir müşavir ve yardımcıya ihtiyaç duyduğu zaman ne yapmıştır? Kendi partisine mensup bir adamı bu mevkie getirmeği hatırından geeirme-miştir. Kongrenin temsilciler mecli­sinde hariciye encümeni reisi bulunan Şimalî Carolinanm demokrat mebu­su James P. Richards'i hizmete çağır­mış,    kendisine    büyük elçi    payesi,20.000 dolar yıllık ve geniş salâhiyet­ler vermiştir. Muhalif partiden olan yardımcı, yeni Ortadoğu proj esini meclisten geçirmeğe yardım edecek, muhalefetle işbirliği halinde hareket edilmesine âmil olacak, bu işlerde Cumhurreisi (Amerikada sisteme gö­re aynı zamanda hükümet reisine  müşavirlikte bulunacak, sonra da Or­tadoğu memleketlerine gidecek, pro­jeyi yürütmek üzere mahallî temas­larda bulunacaktır.

Amerikan Cumhurreisinin attığı adı­mı, tesadüfi bir yenilik diye kabul e-demeyiz. Amerikan halkı, keskin si­yasi dehasiyle şunu keşfetmiştir ki, dar bir particiliğin modası geçmiştir ve tarihe karşı büyük mesuliyetler ta­şıyan, birbirinin arkasından mühim hamleler yapan Birleşik Amerika par­ti cenderelerinin daima sebep olduğu inat ve ihtiras içinde böyle ağır yük­lerin altından kalkamaz. İşte bu se­beple sen seçimlerde Cumhurreisi Cumhuriyet Partisinden, kongrenin ekse­riyeti Demokrat Partiden seçilmiş, partilerüstü ve sürekli bir millî işbir­liği böylece bir zaruret haline konul­muştur.

Netice ne oluyor? Memleketin ve dün­yanın hayatî menfaatleriyle alâkalı olan meselelerde parti taassubu artık eskisi kadar hüküm sürmüyor. Şu ka­dar cumhuriyetçi ve şu kadar de­mokrat, bir meselenin müsbet tarafı­nı istemekte birleşiyorlar, şu kadar demokratla, şu kadar cumhuriyetçi de buna muhalefet etmekte rahatça oy­birliğine varıyorlar. Böylece parti hu­dutlarını ikinci plâna indiren bir_ de­mokrasi sistemini ve fikir ve kanaat samimiyetini ve serbestisini geliştir­mek suretiyle Amerika, bütün dün­yaya güzel bir ders veriyor. Ortadoğu müşavirliğine "bir muhalifin getiril­mesi de bu cereyanı kuvvetlendirecek bir adımdan başka bir şey   değildir.

Amerikanın ortaya koyduğu güzel ör­nekten faydalanmağa en çok muhtaç olan bir memleket varsa o da Türki-yedir. Memleketimizin bekası ve geliş­mesi dâvalarında parti taassup ve hu­sumetlerinin bir yardımcı vasıta de­ğil, bir engel, bir kısırlık kaynağı, ze­hirli bir ikilik  âmili olduğunu     her gün görüyoruz. Yapılacak işler ağır, memleketin yetişmiş adam demirbaş cetvelinde yeri olan ihtisas ve tecrü­be sahipleri miktar ve nevi itibariyle mahduttur. Milli yükü taşırken, bü­tün imkânlardan faydalanmazsak, bir kısım olgun insanlarımız, sırf kusur aramak ve engel olmak yolunda yü­rürlerse; her şeyin temeli olan millî tesanüt sarsılır, Meşrutiyetin ilânın­dan, hattâ demokrasi hareketimizin yabancı topraklarda yürütülmeğe baş-lanmasmdanberi mevcut tefrikalar, müşterek bünyemiz için ikinci bir huy halini alır, bu ikilikler gitgide bünye­yi kemirir.

Siyasî liderler, heyecan ve zevk ara­mak istiyorlarsa başka yolları seçsin­ler, şahsî inat ve husumetlerin tâ Tanzimatm başlamasmdanberi Türk milletine nelere malolduğunu lütfen hesaplasınlar, hep birden bu kısır gidişe: «Yeter!» demesini bilsinler, A-merikanın tuttuğu yeni millî işbirliği yolundan açıkkalbîe Örnek alsınlar.

Nazarî olarak şunu iddia edebiliriz ki Halk Partisine hâlâ kayıtlı bulunan Profesör Kihat Erimin Kıbrıs ana­yasası işinde müşavir rolü oynaması suretiyle memleketimizde Amerika-daki tarzda bir çığırın ilk adımı atıl­mıştır. Profesör Nihat Erimin oyna­dığı bazı siyasî rolleri ne kadar ten-kid edersek edelim, kendisinin müs-bet tarafları bulunduğunu, iyi bir hukuk profesörü hariciyenin iyi bir hukuk müşaviri, 1947 devrinde İnönünün iyi bir demokrasi müşaviri, iyi bir Vekil, iyi bir Başvekil yardımcısı olduğunu inkâr edemeyiz. Başvekilin muayyen bir meselede ihtisasa dayan­mak ihtiyacını duyması ve bir Halk Partili müşavirin reyinden faydalan­ması, memlekette .itiraz değil, hoş­nutluk ve huzur uyandırmıştır.

Bu işbirliği sistemi umumileşirse, bel­ki de muhalifler, küçük ve dar .gö­rüşlüler şunu söyliyeceklerdir: «Ken­dileri yapamıyorlar, bize dayanmağa lüzum görüyorlar.» Varsınlar, desin­ler.. Hükümet, millî bir hava yarat­mağa çalışmakla ve ihtisasa yeniden kıymet vermeğe başlamakla halktan o kadar kredi alacaktır ki tek tük çatlak seslerin, sahiplerini küçük düşürmekten başka tesiri olmayacaktır. Bir çıkmazın içindeyiz. Buhranın hal çaresini iktidar muhalefeti ve basını susturmak yolunda, muhalefet ise ik­tidarı devirmek yolunda arıyorlar, bunun kısa vadeli ve ümit verici bir hal çaresi olduğunu kim iddia edebi­lir? Unutmıyalım ki Abdülhamidin kötü'idaresi 33, İttihat ve Terakki idaresi (küçük /asılalarla) on yıl, Halk Partisi idaresi 27 yıl sürmüş­tür.

Millî kurtuluş ve kalkınma ile alâka­lı esaslı ve hayatî millî menfaatler; şimdiye kadar alıştığımız çekişme ve şahsî ihtiras yollarından başka bir yolda selâmetimizi aramamızı icap et­tirir. Bu yol da partilerin üstünde sı­kı, ferahlı ve cömert bir millî işbir­liğinden başka bir şey olamaz.

Memleket takati

Yazan: Namık Zeki Aral

16/1/1957 tarihli (Ulus) dan:

Demokrat Parti rejimi zimmetine o-larak yarın tarihin kaydedeceği ağır hatalardan biri de hiç şüphesiz ki Parti zimamdarlarının «Vatana hiz­met» mefhumu ile «Vatana ihanet» mefhumu arasındaki hudut hattına dair zihinlerde yarattıkları teşevvüş­tür. 5 Ocak 1957 tarihinde hükümet reisinin İstanbulda yaptığı bir basın toplantısı bu hususta memlekete bir misal daha vermiştir. Başvekil top­lantıda «yatırımların ödeme gücümüz­le mütenasip olup olmadığı» ve «ha­riçten 300 milyon dolar kredi alma­dan bu yatırımları başarmaya imkân bulunup bulunmadığı» suallerini ce­vaplandırırken iktisadî - malî saha­daki resmî siyasetin pek yerinde ve pek haklı muarızlarına bir hücum vesilesi daha bulup çıkarmakta fırsa­tı fevtetmeden şunları söyler:

« Türkiyenin iktisadî kalkınma ha­reketlerinde plânsız programsız hare­ket ettiği ve bu yüzden bütün bu te­şebbüslerin iflâs ile karşılaştığı, mem­leket imkânlarını ve ödeme gücünü aştığı için iktisadî bir felâketle karşı karsıya bulunduğumuz., iddiları ta-mamiyle itibardan düşmüştür».  «Menfi ve memleket aleyhine son de­rece kesif propagandalar yapıldığı.... bir hakikattir. Ve yine maalesef bu propagandaların münasebette bulun­duğumuz memleketler üzerinde menfi tesirler yarattığı ve menfaatlerimizi çok zararlı tesirler altında bıraktığı. yer yer ve zaman zaman maddî yok­luk buhranları tevlid ettiği de bir va­kadır.»

Fakat Başvekil konuşmasına devam ederken muhataplarına bir taraftan âmme camialarının bütçelerini ve ik­tisadî devlet teşekküllerinin senelik faaliyetlerine ait «tasavvurlar» mı bi­rer program olarak takdim etmek ve diğer taraftan ayrı bir envestisman bütçesi (veya programı) olamıyacağı-nı ve hattâ «bu mahiyetteki program­ların bir mâna ifade edemiyeceğini» ileriye sürerek:

     Amerika    beş senelik,    on senelikprogramlarla   mı   kalkınmıştır,      diyesual açmak gibi birbirini nakzeder ikidâvayı tekrar ele almak mecburiyetin­den bir türlü kurtulamaz. Bu konuş­ma  da:  Hükümet  elinde programvar  mı yok  mu.,  noktasını bir    keredaha muhatapların zihninde  düğümleyerek     kalkınma     hareketlerindeki plansızlığı programsızlığı, hattâ     he­sapsızlığı kıtapsızlığı, müphemiyet bu­lutları içine sürükler. Hükümet reisibu  kadarla   da   kalmaz.   Muarızlarını«Hep şaşırtmaca teşebbüslerle» ve «si­yasî oyunların istismarcılığı» ile suç­landırır. Ve yeniden sözü «girişilen te­şebbüslerin milli takatimiz hududunuaştığı» yolundaki kanaatlere ve     şi­kâyetlere getirerek şu büyük sözü or­taya atar:

«Giriştiğimiz kalkınma hareketle­ri karşısında bu iddiayı öne süren­lerin ölçüleri acaba nedir?.. Dünya dev adımlarla ilerlerken biz günümü­zü gün etmek için, sözde kendimizi sı­kıntıya koymamak kaygısı ile yarma bir şey bırakmıyacak şekilde hare­ket etmeyi vatana ihanet telâkki et­mekteyiz», hükmüne kadar yürür gi­der.

 Memlekette  hükümete  veya  iktidara:

     Yarma  bir şey bırakmıyacak    şekilde hareket ediniz, yatırım yapma­yınız., diyen mi vardır ki Başvekil:

 Ben bu şekilde hareket etmeyi va­tana ihanet telâkki ederim, yolunda muarızlarına   meydan   okumaktadır?

İktidar millî veya malî veya iktisadi takat dışına çıktığı ve hele arada biz­zat kalkınmanın temellerini sarstığı içindir ki muarızlar hükümeti ve baş­ta reisini muaheze etmekte ve hükü­mete plânla programla ezcümle he­sapla hareket etmeyi muasırren tav­siye eylemektedirler. Halbuki Başve­kil bu konuşmasında da: «Girişilen te­şebbüsler iktisadî takatimizle müte­nasiptir», şeklindeki mücerret iddia­sını tekrarlamaktan başka bir şey yapmaz.

Fertler gibi memleketler de borçlarını taahhütlerini vadelerinde ifa edemiyecek veya edemez hale düştüler mi ve hele bu hâle düştükten sonra çık­maza uğradılar mı arşını endazeyi el­den kaçırmışlar; malî veya iktisadî ölçü dışına, takat dışına çıkmışlar de­mektir. Memleketin yıllardanberi, bu hâle düşürülmüş, takat haricine çı­karılmış olduğunu Demokrat Parti liderlerinden ve yol arkadaşlarından başkaları için inkâra imkân var mı­dır?

Memleket dahilde takat dışı borçlan­dırılmıştır. Son bütçe gerekçesi ban­kalardaki 4.1 milyar liralık ticarî, ya­ni kısa vadeli kredilerden 1.6 milyar liralığının sınaî sahaya, yani uzun vadeli işlere yatırılmış ve binaena­leyh vadelerinde ödenemez hale geti­rilmiş olduğunu  hattâ iftihar ma­kamında  bir kere daha ilân etmi­yor mu?.. Merkez Bankası kısa vade­li kredilerinden tam veya hakikî mik­tarı ancak borçlu müesseselere, Mer­kez Bankasına ve hükümete malûm olan kısmının atalete uğratılmış bu­lunması yine malî takat haricine çı­kılmış olduğunu göstermez mi?.. Top­rak Ofisin yüzlerce milyon liralık borçlan vadesinde ödenemez hâle geldiği için bir nevi tahkime veya tec­dide tâbi tutulmamış mıdır?.. Hele iktisadî bünyeyi sıtma ateşleri içinde yaşatan ve bizzat Başvekilin ikrarına mukterin bulunan enflâsyon memle­ketin, takat haricine sürüklenmiş olduğunu başlı basma gösteren müvazenesizlik delilidir.

Memleket harice karşı da takat dışı borçlandırılmıştır. Transfer bakaya­sı denilen borçların tekevvün etmesi ve memlekette en büyük malî mües­sesenin vaktinde taahhütlerini yeri­ne getiremez vaziyete düşürülmesi malî takat millî takat, iktisadî takat dışına çıkıldığını ihtar etmez de baş­ka ne mâna ifade eder?.. Gazete mec­mua bedellerine varıncaya kadar ta­kıntı mevzuu olmuş bir takım borçları ecnebi memleketlerdeki alacaklıları­na zamanında eda edemez bir vaziye­te düşmüş olduğumuzu Bütçe Encü­meninin câri 1956 bütçe yılma ait hu­susî bir raporu tesbit etmekte idi. Bu borçların eda edilmiş olup olma­dığı mevzuunu ele almadan Başvekil ölçü diye muarızlarına «Bi-muhâbâ» sualler açıp meydan okumakta ihti­yatlı davranmalı ve hele iktisadî ta­katimiz açılmamıştır, kabilinden şeniyetlerle telifi gayri mümkün iddia­lara girişmemeli değil midir?

Mali takat haricinde bir politika ta­kibi krediyi sarsar. Tasarrufu ürkü­tür. Sermaye terakümüne engeller ya­ratır ve neticede bizzat kalkınmayı aksatır. Çünkü müstakrız vâde hulu­lünde taahhütlerini ifada kusur etti mi- sermaye piyasası veya yarının mukrizleri hâdiseye mim koymaktan geri durmazlar. Kredi vermek husu­sunda imsak yolunu tutarlar.

Bizzat hükümet eliyle ve hattâ biz­zat Başvekil eliyle yürütülen bir po­litika yüzünden takat haricine çıkıl­dığı ve memleket malî acze, malî hüsrana sürüklendiği içindir ki gü­nün darlıkları doğmuş, yıllardır de­vam edip gitmektedir. Memleket yal­nız istihlâk eşyası sıkıntısı çekmiyor. Memleket ham madde sıkıntısı çeki­yor. Memleket yedek parça sıkıntısı çekiyor. Memleket işletme malzemesi sıkıntısı çekiyor. (İthalât istatistikle­rimizi tetkik ediniz). Memleket bü­tün bu sıkıntıları izaleye hadim ola­bilecek krediden mahrumiyet sıkıntısı çekiyor. İhya ve teşdit edilen millî korunma hükümleriyle memleket sulh zamanında bir harb iktisadi rejimine sokulmuş bulunuyor. Bütün bu sıkın­tıların ve darlıkların mesuliyetinden sıyrılabilmek için değil midir ki bir taraftan malûm «iktisadî istiklâl mü­cadelesi» dâvası ortaya atılırken diğer taraftan 300 milyonluk istikrazın su­ya düşmesi ve yahut talikten talika uğraması keyfiyetini dahilî haricî kre­di mevzuunda titizlik göstermek lü­zumunu hatırlamaktan geri durma­yan vatandaşların sırtına yüklemek gayretleri gösterilmektedir?

Salim bir iktisadî  malî siyaset ta­kibi için hükümetten hesap kitap, plân program aramakla ve hele hü­kümeti takat haricine çıkmamaya da­vet eylemekle ancak ve ancak vatan­daşlık hakkını kullanan ve daha doğ­rusu vatandaşlık vecibesini ifa eden muarızların o pek yerinde ve pek hak­lı hareketlerine Başvekil lisaniyle:  Memleketimiz ve menfaatlerimiz aleyhine çok zararlı tesirler ve mad­dî yokluk buhranları yaratır, menfî «propagandalar», «şaşırtmaca teşeb­büsler» ve «siyasî oyunların istismar­cılığı» adı verilirse ya hesapsızlık ve programsızlıklaria bütün bu sıkıntı­ları ve buhranları asıl yaratan, bü­tün bu buhranların ve sıkıntıların a-sıl müsebbibi olan o hatalı ve hatarlı iktisadî politikaya acaba ne isim ver­melidir?

İhtiras'ın şeytanı

17/1/1957 tarihli (Zafer) den :

10 Ocakta, İnönü zaferinin yıldönümü. Ama aynı günde, bu sene, İngiltere Başvekili Sir Anthony Eden, istifası­nı vermiş bulunuyor.  Taşlıktaki ko­nakta, eski C.H.P. İllerin çocukları, «gençler» namı altında mutat yıldö­nümü ziyaretlerini yapıyorlar.

Bahis Eden'e geliyor.

İnönü, aynen şunları söylüyor: «İn­sanların çekilecekleri zaman gelirce, sıhhatleri bozulur. Bir insan için, en büyük talih, çekilecek zaman geldiği vakit, sıhhatte olarak ayrılabilmek­tir.»

Eden _ Churchill ailesinden daima nezaket ve hatırşmaslık görmüş olan İnönünün, «gençler» le yarenlik esna­sında söylediği bu sözleri, ne mukabil nezaket vazifesine ne de uzun sene­ler devlet ve hükümet reisliği yapmış bir parti liderinde mevcut olması lâ­zım siyasî takt olgunluğuna yakıştıra­madığımız için, tuttuk, bu kanaati ifade eden bir yazıyı, «Bir söz ki. an­cak bir tek mânaya gelebilir başlığı altında 12 tarihli gazetemizde neşret­tik.

13 Ocakta, Ulus, «Çare» başlığı altın­da, İnönünün Eden'e dair sarfettiği vecizeyi, kinaye soğukluğu ile Başve­kilimize tatbika kalkıştı. Bu bir man­tık ve kültür fukarası yazı olduğu için, üstünde durmadık. - Fakat, 16 tarihli Ulusta, baktık ki «İnönünün sözleri» başlığı altında yarı tashih yarı te'vil edası ile kısa bir yazı vardır.  Oku­duk.

Ve gördük ki, bu yazıda, Eden Hak­kındaki İnönün görüşünün, ikinci tab'j üzerinde durulmuştur. Filvaki C.H.P. lideri, «gençler» e yukardaki beyanatı aynen yaptıktan sonra, tut­muş, aynı gün, bir de Reuter İngiliz Haber Ajansına, şu aşağıdaki beya­natta bulunmuştur:

«Mr. Eden'in çekilişinin neticelerini tahmin etmek henüz mümkün değil­dir. Her halde istikbalde Avrupa po­litikası üzerinde tesirli sözleri yeni­den işitilecektir.

Memleketimizin eski bir dostu olan Mr. Eden"e süratle afiyetler dile­rim.»

Görülüyor ki, İnönü, dahilî istihlâk için başka, haricî istihlâk için keza başka politika vecizeleri imal etmek huyundan vazgeçmemiştir.  Yalnız, her iki söz, aynı Ulus'ta aynı gün çık­tığına göre, Reuter'in acaba sadece kendine verileni telgraflayıp Ötekini, söylenmemiş farzedebilmesi mümkün müdür? Bu nokta, «İnönü mahafilin de», düşünülmemiş olsa gerektir.

Zâten, «bu mehafilin» telâşını, son­raki neşriyat da göstermektedir. Kısaca kaydettiğimiz gibi, hem 13 Ocak tarihli «Çare» yazısında, hem de, «tâkid» ve «ibham» lı kısımlarına bakılır­sa, menbamdan doldurulmuş tesiri yapan 16 Ocak tarihii «İnönünün söz­leri» başlıklı ikinci yazıda, «çevir kazı yanmasın» gayretleri, aşikârdır!

Mahafil, demek ister ki, «gençler» e yapılan beyanattan maksat, Mr. Eden'i küçük düşürmek değil, iktidardan bir türlü düşürülemeyen Türk hükümeti­ne bu vesile ile bir telmih daha yap­mış olmaktır. - Mahafil, yapıştıra ya-kıştıra, kırılan potu bu şekilde tami­re kalkışıyor ama. bu, 10 Ocak günün­de dahi ortaya iki tane ayrı yüzle çıkan o bedbaht ve yakışıksız «Eden vakasını iyzah» patavatsızlığına, bir «üçüncü yüz» ilâve etmekten başka bir şey değildir. Yüz değiştirmekteki bu sürat, meselâ aktörlükte, makbul sayılabilir. Ama politikada, sahipleri için, karantina evrakı hazırlanmasını âmirdir!

Bir de modern propaganda tekniğindeki yerini bulalım, şu, Eden için sar-fedilmiş iki türlü lâfın bir de bize dcğru istikametlendirilmiş üçüncü bir tefsir tarzı ile «muallel» kılınması hü­nerinin!  Radyoda bazan bîr istas­yonu dinleyemezsiniz. Derhal anlar­sınız ki, kulağı hurdahaş eden gürül­tüler tabiî bir «parazit» ten Ötürü ol­mayıp, doğrudan doğruya, bir «men-faatli» nin müdahalesidir. Ve «Men-faatli», işine gelmeyen emisyonu, dü­pedüz bozmaktadır. _ İşte, «Mahafil» in, bizim bu bahisteki neşriyatımıza karşı yaptığı budur. Bu neşriyatı, ak­lınca,  bozmaktadır!   Silmektedir!

Acaba?

Bize öyle geliyor Ki, «mahafil» bu işi fazla kurcalamasa, çok daha iyi eder. Çünkü çeyrek asır kadar hükümet ve devlet reislikleri makamlarında bu­lunmuş olan İnönü, politika ihtirası­nın şeytanına bir kere daha uyarak, bu sefer de, dış münasebetler vitri­nindeki kristal kadehleri kırmıştır. Ve bu, bir vakıadır! Bunu inkâr abes, te'vil ise faydasızdır.  Anlasın kî, ihtirasın şeytanı, iyi bir arkadaş ve müşavir değildir.

Hocaların hacası

Yazan: A. E. Yalman

17/1/1957 tarihli (Vatan) dan :

Evvelki gün Profesör Ebui'ûlâ Mardinin cenazesinde herkes müttefikti. Merhumun aramızdan ayrılmasiyle geride bir boşluk kalmıştır. Türk ce­miyetinin iyi ananelerinden, üstün vasıflarından mürekkep mânevi ha­zineden bir şeyler daha eksilmiştir. Çok sevdiğim nazik, mütevazi, kibar, olgun ilim adamımızı ebediliğe doğru olan seyahatte uğurlarken, kendi kendinme soruyordum: Acaba neden yal­nız bir tek kâmil insanın, nesil nesil hocalar yetiştiren üstün bir hocanın, eşi nadir bir hukukçunun, dini, bü­tün bir müminin arkasından ağla­makla kalmıyoruz? Neden hepimiz birden bir boşluk hissi duyuyoruz, nesilden nesle tamamiyle geçtiğine inanamadığıımz bir takım cemiyet kıymetlerinin neden matemi içinde­yiz?

Hiç şüphe yok kî memleketimizin geç­mişinde bir takım gerilikler, noksan­lar, bozukluklar vardı. Modern hayat bize türlü türlü şekilleriyle ümran, refah, terakki getirmiştir. Mukadde­ratımıza daha fazla hakim bir halde­yiz. Aramızda iyi şeylerden, az çok, pay alanların nisbeti genişlemiştir. Beka imkânlarımız kuvvetlenmiştir. Fakat buna karşılık, Türk cemiyetini asırlarca müddet en büyük tehlikeler ve sarsıntılar karşısında yaşatan bir takım an'anelerîn, üstün meziyetlerin yolunu modern hayatın bize geliş şek­li kesmiştir, eski an'ane ve meziyetle­rin nesilden nesile geçmesi tabiî ve tam bir surette olmamıştır.

Terbiyede kibarlık, efendilik, tevazu müsamaha, iyi mânasiyle dindarlık, bir imana ve dâvaya bağlılık, ona zevk,  vect ve feragat içinde bütün bir ömür vakfetmek hasleti, yeni yetişenleri kıskanmamak, yerimizi kendilerimiz­den iyilerin doldurulmasını istemek ve bu uğurda çalışmak merakı gibi, güzel şeyler umumî surette kuvvetini biraz kaybetmiş, mânevi hazineleri­mizden bu itibarla eksilmeler mey­dana gelmiştir.

Bu sözlerimin mânasını daha iyi be­lirtmek için merhum Ebui'ûlâ Mardinin ne gibi kıymetleri temsil etti­ğini birer birer gözden geçirmek is­terim :

Hocalık: Ebul'ûlâ Bey, hiç şüphe yok ki eski Türk hocalık mefhumunun en mükemmel bir temsilcisiydi. Sıddık Sami gibi mümtaz insanlardan başla­mak üzere, nesiller dolusu hoca yetiş­mesine âmil olmuş, talebesine bir ta­kım ezberlenmiş bilgileri her sene temcit pilâvı gibi tekrarlamakla kal­mamış, kendilerine yeni yollar gös­termeğe, şahsiyelterini geliştirmeğe, kendi yerini alacak kıymetli şahsiyet­ler yetiştirmeğe kıymet vermiştir. Böylece Allanın kendisine verdiği iyi istidatları mümkün olduğu kadar çok gence  devretmeği  dert  edinmiştir.

Hukukçuluk: Merhum Ebui'ûlâ Mar­din, İslâm hukukunun en mümtaz bir âlimi olmakla beraber, Batı hukuk sistemini en mükemmel surette kav­ramış, benimsemiş ve hazmetmiş bir hukukçumuzdu. Kendisi için hukuk­çuluk mesleği bir geçim yolu değil, bir hak yoluydu.

Dindarlık: Bugünkü cemiyetimizde dinî anlayış, taassup ve gösteriş yo­luna epeyce sapmış ve politika ile fazla derecede karışmıştır. Halbuki Ebui'ûlâ Mardin, en saf mânasiyle, dinin ulvi taraflarını benimsemiş, ve bunlarla âmil olmuştu. İslâm dininin emrettiği nefisle sürekli mücadeleyi, hayrı, şefkati kendisine meslek edin­mişti. Eğer bir aralık kendisine teklif edilen Diyanet İşleri Reisliğini ka­bul etmeğe sıhhati imkân verseydi, memleketimizde din anlayışı bakı­mından az zamanda yeni ve necip ufuklar açılabilecekti.

Çalışma zevki: Ömrünün her dakika­sını faydalı bir işe hasretmek, zerre­sini bile israf etmemek, çalışmağı en yüksek zevk haline yükseltmek bakı­mından Ebui'ûlâ Mardin, hepimiz için örnek olması lâzım gelen bir şahsi­yetti. Dersleri ve meslekî faaliyeti ha­ricinde meydana getirdiği eserler bü­yük bir yekûn teşkil eder. En son eser olarak üç cilt üzerine kaleme almağa çalıştığı «Huzur dersleri» eserini ta­mamlamağı o kadar hararetîe    istiyordu ki anormal derecede yüksek tansiyonu olmasına rağmen tansiyon ilâcı almaz, böyle ilâçların zekâsını gölgelendirmesinden ve eserinin kali­tesinin bozulmasına sebep olmasın­dan ürkerdi.

Terbiye : Eski Türk terbiyesinin ne demek olduğunu anlamak için Ebul'-ûlâ Mardin ile görüşmek kâfiydi. Ta-msmiyle samimî olan tevazuu ve in­celiğiyle size tam bir huzur ve haz his­si verirdi. Onunla konuşurken, şunu hissederdiniz ki eski Türk terbiyesi­nin son mükemmel temsilcilerinden birinin karşısmdasmız ve onun tem­sil ettiği güzel ve ileri an'anelerin gev­şemesi için büyük bir zarar olacak­tır.

Ebul'ûlâ Mardin'in en değerli eseri, en iyi talebesi cğlu Yusuf Mardin'dir. Kendisi babasına (hayrülhalef t olmak imkânını gerçekleştirecek bir istidat­tadır.

Gönül ister ki yeni neslin içinde bir hayli Yusuf Mardin yetişsin. Batı usul ve tekniğini var kuvvetimizle ve hiç eksiksiz oiarak hayatımıza etli Ebul'ûlâ Mardin'in bu kadar şerefli bir surette temsil ettiği terbi­ye, kibarlık, tevazu, ulvî ve feragatli mânasiyle dindarlık, hak duygusu an'-anelerinin kıymetini bilelim ve en iyi yolun iki nevi kıymetler ve kaynaklar arasında--güzel bir ahenk muhafaza etmek olduğunu aklımıza kovalım. 

Karanlık «mütareke» günlerinde, 1918 cihan harbinin mağlûpları ile, Versa-illes, Trianon ve St. Germain'de ayrı sulh konferansları aktedilerek bunla­rın mukadderatı tâyin ediliyordu.  O sıralarda, Damad Ferid'in riyasetin­deki İstanbul hükümeti, Suriye ile di­ğer Arabistan parçalarının, impara­torluk hudutları içinde kalmasını ta­lep etmekte idi.  Bu ise, olan bitene ve daha da olacağa karşı tam bir gaf­letin ifadesi idi.

Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesi kararından başka, ayrıca Anadolunun da türlü menfaat ve nüfuz bölgeleri­ne tahsis, edilerek Türklere bir ufa­cık parçanın ayrıldığı sıralarda «âza­mi» üzerinden talepler serdetmek, kulağa hoş gelebilirdi, ama şe'njyet-lere zıttı. Realist bir görüşe delâlet e-demezdi. Millî haklarımızın korunma­sına da hizmet edemezdi, çünkü bu hakların elde edilmesini mümkün kı­lacak olan «kuvvet müeyyidesi» İs­tanbul hükümetinin elinde mevcut değildi.

Fakat, Dâmad Ferid hükümeti, «aza­mî talepler» hattını, lafzan tutmakta sebat ve İsrar ediyordu.

Şunu da ilâve edelim ki, o sırada Pa­ris sulh masalarında hâkim olan ha­va,  Wilson'un 14 prensipi  bu gi­bi taleplerin tervicine müsait değil­di.

İstanbul hükümeti bu hususları bir türlü idrâk edemediğinden, vaktini âfâkiyet ile geçirerek nihayet günler­den bir gün, kendini, Sevres sulh ma­sasında buldu. Ve dikte edilen şartları kabul etmek zorunda kaldı.

İşin öteki tarafı, cümlemizce, keza malûmdur. Şöyle ki, Mustafa Kemal Paşa, İstanbul hükümetinin tam ak­sine, başlangıç ve hareket noktası ola­rak realist hesabı almış; milleti için diğerlerince de makul ve muta olma­sı lâzım bir «asgarî» tesbit etmiş; bu suretle Wilson'un 14 prensipi havasını karşısında göreceğine, yanma mânevi müttefik olarak almış; hülâsa, ha-zırlıyacağı «kuvvet müeyyidesi» ni muzaffer kılacak formülü, yani «Mil­lî misak»  ilân etmiştir.

Millî Mîsak, Dâmad Ferid'in talepleri yanında, elbette ki, büyük bir rücu, sönük ve zavallı bir matlup hesabıdır. Ama işte, İstiklâl Mücadelemizi za­ferden zafere götürerek Sevres'in ye­rine Lausannes'ı ikame etmiş ve genç Türkiye cumhuriyetinin vücut bulma­sına ameli ve mümkün bütün yolları açmıştır.

Demek ki, daha sonra «Gazi» ve daha daha sonra da İnsanlık ve Türk ta­rihine adı «Atatürk» olarak geçecek olan Mustafa Kemal, bir yandan mil­lî mukavemet yolu ile «kuvvet müey­yidesi» ni ve bir yandan da, beynelmilel havanın anlayış ve yardımım te­min etmek hesaplarını, riyazi bir ke­male kadar götürebilmiştir.

Politika da: bundan ibarettir. Müm­künü elde etmek ilmidir. Muhal ve hayal peşinde koşmak, Almanya ve Hitler ölçüsünde dahi olsa, hüsran ile neticelenir.  Kaldı ki, 20 nci asrın başmdanberi, hodbehcd fütuhat devri kapanmış ve bunun yerini, beynelmi­lel âhenge uyarak işini halletmek ka­ziyesi almıştır. Süveyş  Sînâ hâdise­lerinin kalıntıları, ses ve mâna ha­linde, henüz kulaklarımızdadır.

Şu halde Feridun Ergin'in Kıbrısa da­ir «maximal  âzami» tefekküratı ne ifade eder?

Hariciye Umumî Kâtibimiz Muharrem Nuri Birgi, Vekâletinin bütçesi müna­sebetiyle Encümende Kıbrısa dair iza­hat verirken, şunları söylüyor:

«Üç tarafın, üzerinde mutabık kalaca­ğı herhangi bir hal çaresi, onlar için makbul olacaktır. Çünkü onlar bunu, her şeyden evvel hür dünya cephesi­nin vahdet ve kudretini haleldar eden ve bu itibarla bir an evvel bertaraf olması lâzım gelen bir mesele olarak görmektedirler.»

Demek ki «vahdet ve kudretinin ha­leldar olmamasını istiyen» bir «hür dünya cephesi» varmış. Ve bu cephe, kendisi için tehlikeler arzeden Kıb­rıs meselesinin, üçlü bir anlaşma ile, bir an evvel ortadan kalkmasını ister­miş.

Bu hususların Urfa mebusunca da ma­lûm olması lâzım gelmez mi? 1918-23 arasında, nasıl Paris varoşlarmdaki sulh masalarında, iyi kötü, Wilson'un 14 prensipi esas teşkil etti ise, şimdi  de, bir esaslı parçası bulunduğumuz «hür dünya cephesi» bize ve mütte­fiklerimize, bir takım vecibeler tah­mil etmektedir.

Yunanistan için de, bizim için de, Kibrisin haricinde, vatan toprakları­mızın müşterek tehlikeye karşı ko­runması lüzumu mevcut olduğu gibi, ayrıca," ahdî bağlarımız dolayısiyle, Öteki müttefiklerimize karşı sarih taahhütlerimiz vardır.  Bunları göz önünde bulundurmak ve bu hususta.

 Yunanistandan ziyade şuur ve mes­uliyet hisleri ile mütehallî bulundu­ğumuzu ispat etmek, işte Atatürkün «Millî misak» sayesinde karşısındaki bütün mukavemet ve anlayışsızlık cephelerini delmesini mümkün kılmış, salim, açık ve dürüst politikanın, bu­günkü şartları içinde «mütenazır par­çası» hatta «devamı», budur.

Yunanlılar, bu işe «Enosis» yani ada­yı ilhak talepleri ile başladılar. - Eğer biz, o tarihlerde «bölüşme» tezini ile­ri sürse idik, kötü bir pazarlıkçı, ay­rıca da gayri - müsavi hak sahibi du­rumuna düşerdik. - Su halde, baş­langıçta yapılacak tek sey, Yunan taleplerini, olduğu gibi bloke etmek­ti.

Biz, haklı olduğumuzu bilivorduk. A-ma. bunu. dest ve müttefiklerimizin de bilmesi lâzımdı. Yunan talenlerinin «gavri kabili tahakkuk» olduğunu 2-hrüp tasdik etmesi lâzımdı. Ve. ve-srâne makul hal şekli olduğu tâ bidayettenberi malûm olan «bölüşme» for­mülünün, bizim tarafımızdan delil. bizzat hâdiselerin inkişaf temayülü tarafından ortaya konması lâzımdı. Yani işin katî bir çıkmazda olduğu, bu çıkmazın «hür dünya cephesi» iein tatsız ve tehlikeli bir durum varattıerı ve bu sebepler dolavısivle «boiijs-mft» nin bedahet mertebesinde âdil ve mümkün bir hal tarzı teşkil ettiği herken tarafından, kolaylıkla görül meli idi!  '

Urfa mebusu, inatları ile tanınmıştır. Buna rağmen kendisine, meselevi bir de bu zaviyelerden tetkik etmesini tavsive edeceğiz. O zaman o da tasdik edecektir ki. Türk diplomasisi, bil­hassa bu .iste. öteki tarafa nazaran, cok daha üstün bir tabiye ile eabş-rmstır. Ve karşı taraf, eğer kendi «aza­mî» müddeiyatı nazarı itibara alınır­sa, daha bugünden mağlûptur!

«Bölüşme» nin fena bir şekil olduğu­nu varsın Yunanistan ispat etsin. Var­sın o, «Adanın tamamı da tamamı» taleplerinde İsrar etsin.  Biz bu işin hem milli hudutlarını çizmiş, hem «hür dünya cephesi» bakımından, her türlü olgunluğu göstererek, beynelmi­lel mevzuasmı kurmuş bulunuyoruz. -Daha  da  söyleneceklerimizin  hepsini söylemiş yahut yapabileceklerimizin listesini takdim etmiş değiliz.

ürfa mebusu ile onun fikrinde olan­lara, kanaatimizce, sâdece memnun olmak düşer. Hattâ bunu, Başvekil Adnan Menderes lehine söylenmiş takdir sözlerine kadar götürmek de mümkündür. Eğer bu husustaki im­saklerinden ayrılmıyorlarsa, bari ken­dilerine üzgünlük vermesinler ve na­file yere, «daha âlâsı vardı» terane­sinde İsrar etmesinler.

Dâmad Ferid'in istedikleri Atatürkün temin ettiğinden, o devirde, bir çok-larma, «daha âlâ» görünmüştü. Ama, Dâmad Ferid gitti Sevres'i imza etti, Atatürk ise Sevres'in gaddar imalât­çılarına, kafalarına vura vura, Lausannes'ı imzalattı!

Hangisi daha iyi?

GiiJek'in tezatları

23/1/1957 tarihli (Zafer) den :

Amerikalı vatandaşlar Müşavir He­yeti adı verilen bir heyet, Amerika­nın kendilerine ya-rdım ettiği bir çok memleketler arasında bir kaç gün ön­ce Türkiyeyi de ziyaret etmiştir. Ame­rikanın güzide şahsiyetlerinden te­şekkül etmiş olan bu heyet Amerikan yardımının devam edip etmemesi, ar­tırılması veya eksiltilmesi ve bu yar­dımların nasıl kullanılmış olduğu hu­suslarında bir fikir ve kanaat edin­dikten sonra bu görüşünü avdette Başkan Eisenhower'e bildirecektir.

Adı geçen heyet memleketimizde mes­uliyet mevkiinde bulunan şahsiyet­lerle temaslarda bulunduktan başka C. H. P. Genel Sekreteri Kasım Gülek-le de görüşmüştür. Halk Partisinin organı olan Ulus gazetesi Kasım Gülekin vâki davet üzerine Amerikalı heyetle  görüştüğünü yazmıştır.

Kasım Gülek'in Amerikalı heyetle yapmış olduğu bu temas iktidarla Halk Partisi muhalefeti arasında gü­nün cidden enteresan bir münakaşa­sına mevzu teşkil etmiş bulunuyor.

Hariciye Vekâleti bütçesi Bütçe En­cümeninde   görüşülürken     Başvekilimize hitaben sorulan bir suale Başve­kil etraflı cevaplar vermiş ve Kasım Gülek'in Amerikalı heyet tarafından, iddia edildiği üzere, resen davet edil­mediğini, genel sekreterin bu müla­katı hazırlamak için kendisinin ran­devu istediğini ve bu yolda İsrarlı te­şebbüslerde bulunduğunu söylemiş. Gülek'in heyet başkanı ile neler gö­rüşmüş olduğunu milletçe bilinmesi lâzım ge'diği noktası, üzerinde dur­muştur.

C.H.P. genel sekreteri evvelki gün bir basın toplantısı tertip ederek görüş­menin hangi şartlar içerisinde yapıl­dığını ve kendisinin heyet başkanına neler söylemiş olduğunu açıkladı.

Böylece Türk umumî efkârı mesele üzerinde tenevvür ettikten sonra şim­di bu münakaşadan ortaya çıkan bir­kaç mühim neticeyi belirtmek iste­riz:

A  Sabit olan neticelerden biri, Ka­sım Gülek'in Amerikan heyeti tara­fından davet edilmemiş olması keyfi­yetidir. Genel sekreter bu mülakatın zeminini kendisinin hazırlamış oldu­ğunu şu sözlerle itiraf etmiştir: «Gö­lek heyetin gelişinden evvel Amerika­lı bir dostuna, hu heyetin muhalefet mensupları ile de temasında fayda olabileceğini iyma ve tehmih etmiştir. Heyet geldikten sonra görüşme saati tesbit edilmiş. Gülek'e bildirilmişti.»

B  Kasım Gülek'in, heyet henüz memleketimize gelmeden, bu heyetle mutlaka bir görüşme temin etmek için teşebbüse geçmesinin sebebini anla­mak kaabil değildir. Zira ona göre: «hür memleketlere giden heyetler hem iktidar hem muhalefetle konuşmayı kendileri ararlar, iktidar ricali ile te­mas ettikleri gibi, muhalefetle de te­mas ederler. Bir çok defa Amerika ricalinden işitmişimdir, derler ki: dı­şarıdan Amerikaya bir heyet gelse, memleket durumunu inceliyecek olsa ve yalnız iktidarla konuşsa biz bu he­yeti vazifesini ifa etmemiş addede­riz.»

Şu halde .Amerikalılar harice gönder­dikleri heyetlerin temas ve faaliyet­leri hakkında bu türlü bir görüşe sa­hip iseler Kasım Gülek, daha heyet yolda iken, onunla görüşmek için ne diye bir teşebbüse geçmiş ve bir mü­lakatın zeminini hazırlamak zahme­tine katlanmıştır? Eğer Amerikalı he­yet muhalefetle görüşmediği takdir­de vazifesini yapmamış sayılacaksa kendisini mutlaka arayıp bulacak ve onunla da görüşeceklerdi. Kasım Gü-lek'in Amerikan heyetine vazifesini hatırlatmak veya öğretmek istemiş olacağı elbette ki düşünülemez.

C  Diğer bir nokta üzerinde, daha durmak lâzım geliyor: Türkiye'de muhalefet sadece Halk Partisinden mi i tarettir? Amerikan heyetinin, Türk parlâmentosunda Halk Partisi mebuslarından daha fazla sayıda me­busa sahip bulunan Hürriyet Partisi ve C. Millet Partisi liderleri ile temas etmemiş olmasının şu halde nasıl izah edeceğiz? Bundan evvel gelmiş elan hey'etler de hikmeti hudâ, hep Gülek'le görüşmüş, diğer partileri­mizle temas aramamışlardır. Yabancı hey'etlerinin Türkiye'de muhalefet namına sadece Halk Partisini tanıdık­ları iddia edilemiyeceğine .göre, Ka­sım Gülek bizzat kendi sözleri ile acı bir tezadın içine yuvarlanmış değil-midir?

Şimdi daha ehemmiyetli telâkki ettiğimiz bir diğer noktaya temas et­mek istiyoruz:

Kasım Gülek yardım mevzuunda, Amerikan hey'eti başkanına şunları söylemiştir: «Türk milleti hür dünya­nın kalesidir. Türk milletine inanabi­lir, güvenebilirsiniz. Türkiyeye edilen yardım en yerinde yapılan bir yar -dımdır. Türkiye'ye edilen yardım art­tırılmalıdır. Amerika yardımı Ameri­kan milletinden Türk milletine yapı­lan yardımdır.»

İlk bakışta insana pek güzel ve tat­minkâr gibi görünebilen bu sözleri, şahsen pek yavan bulduğumuzu söy­lemek muayyen bir maksatla Türki­ye'yi ziyaret etmekte olan yabancı bir hey'etle görüşen Türk muhalefet liderlerinin daha kuvvetli bir dille ve maksada uygun bir şekilde konuşma­ları gerektiğine inandığımızı açıkla­mak isteriz.

Zira Amerika Hey'eti    Türkiyeye yapılmış olan yardımların yerinde sarfedilip edilmediğini, iyi kullanılıp kullanılmadığını araştırmak için gel­miştir. Amerika Türkiye'ye yardıma devam etmelidir, diye konuştuğunu söyleyen Gülek'in ifadeleri arasında bu nokta tamamen ihmal edilmiştir. Halbuki meselenin can noktası bura­sıdır. Yardımı kullanan bizzat Türk milleti değil ve fakat onu temsil eden Türk hükümetidir. Hükümetin bu yardımları nasıl kullandığı hakkında Kasım Gülek'in mutlak bir sükûtu ihtiyar etmiş olmasına ne türlü bir mâna vereceğiz?

Kasım Gülek'in beyanatında Türk hükümetleri sanki ortadan silinmiş, adeta namevcut gösterilmiştir. Hal­buki devletlerarası münasebetlerde hükümetlerin şu veya bu istikamete müteveccih olarak takibettikleri poli­tikaların son derece ehemmiyeti haiz olduğundan şüphe edilemez. Bu söz­lerimizin uzak ve yakın tarihte alın­mış sayısız delillerini kolayca göster­mek kabildir. Bunun aksini düşün­mek dış politika münasebetlerinin donmuş ve kalıplaşmış olduğunu ka­bul etmek demektir.

Alman Şansölyesi Bismark'm iş ba­şından ayrılması, o zamanki Alman­ya'nın dış siyasetinde derin tahavvüller meydana getirmiştir. Laval'in takibetmiş olduğu siyaset İkinci Ci­han Harbinden evvelki Fransa'ya çok pahalıya mâl olmuştur. İngiliz mille­ti aynı olduğu halde Chamberlain'in siyaseti ile CmhurchilPin siyaseti arasında uçurumlar mevcuttur. Tür­kiye, Halk Partisi zamanında, hem de çok gayret sarfettiği halde Atlantik Paktına giremeyip, hür dünyanın en kuvvetli teminatını teşkil eden bu camiaya Demokrat Parti iktidarı za­manında iltihak etmiş ise bunda, Türk hükümetlerinin takdirle ve şük­ranla anılacak hizmet ve gayretleri­nin rolünü inkâr etmek kabil midir? Demek istiyoruz ki, milletler birbirle­rini ne türlü tanırlarsa tanısınlar, dış politika münasebetlerinde hükü­metlerce takibedilen yol ve bu politi­kanın sevk ve idaresi daima ehem­miyetli neticeler meydana getirmiş­tir.

Kasım Gülek, Türkiye'de Amerikan yardımının nasıl kullanılmış olduğu­nu öğrenip anlamaya gelmiş olan he­yete bu yardımın nasıl kullanılmış olduğu hakkında müsbet hiç bir söz söylememiştir. Biz işte bu sükûtu be­ğenmiyoruz.

Amerikan Hey'eti Başkanı Gülek'e: «Evet Türk milletini seviyor ve dün­ya barışının muhafazasında ona gü­veniyoruz. Türkiye'ye verdiğimiz yar­dımları hükümet kullanmaktadır. Eğer yerinde kullanmakta ise yardı­ma devam edeceğiz; bize bunun ce­vabını veriniz» demiş olsa idi, Gülek bu suale acaba ne türlü bir karşılık verecekti?

Meselenin ruhu burada, Amerikan heyetinin öğrenmek istediği nokta yi­ne buradadır.

Muhalefetin iktidarı alkışlaması 22/1/1957 tarihli (Tan) dan :

Tafsilâtı basma intikal etmiyen C.H.P. il başkanlarının 3 gün süren toplantısından dışarıya sızan haber­lere göre, İsmet İnönünden, Başvekil Menderes dış politikanın Büyük Mil­let Meclisinde müzakeresi sırasında alkışlamasının  izahı  istenmiş.

Demokratik bir rejimde, millî dâva­lar etrafında, iktidarla muhalefetin birleşmesi ancak yurdun menfaatine olur. Bilhassa dış politikanın bütün iç meseleleri ikinci plânda bırakacak kadar ciddî ve memleketin geleceğini yakından ilgilendiren bir ehemmiyet kazandığı buhranlı bir devrede, mu­halefetle iktidarın görüş ve inanç birliğine varmalarını istemiyecek tek yurdseverin bulunabileceğini tasavvur etmek güçtür. Muhalefet tenkid hak­kına sahip olduğu nisbette, beğenmek hattâ alkışlamak hürriyetine de ma­lik olduğuna göre. biz, İnönü'nün Başvekili verdiği izahattan sonra al­kışlamasını gayet tabiî karşılamış, üzerinde duırmaya değer bir konu da­hi saymamıştık. Fakat C.H.P. li bazı il başkanlarının bunu bir hâdise ya­parak İnönüye sual sormaları, şayet haber doğru ise, üzerinde durulmaya değer.  Çünkü liderin iktidarı alkışlamış olması dikkatlerini çekmekle kal^ mamış, sual soracak kadar tecessüs­lerini, meraklarını tahrik etmiştir.

Particiliği, muhalefeti, iyiye de, mü­kemmele  de kötü  demek, iktidardan geldiği  için  her  hareketi,  her  teşeb­büsü fena ve zararlı görmek ve gös­termek, her şeyi inkâr etmek, karşı tarafı can düşmanı telâkki etmek iti­yadında olanlar    demokrasiyi    böyle bir zihniyetin milli bünyede alabildi­ğine  zarar yapmasına  müsaade  eden mesuliyetsiz, başıboş bir hürriyet  re­jimi sayanlar için İnönü'nün Mende­res'i     alkışlamış    olması    havsalanın alamıyacağı bir hâdisedir. Şarkamansus bu geri ve iptidaî düşünüşün esi­ri  olanlar,  partilileri  en  küçüğünden en büyüğüne kadar devamlı bir mü­cadele, anlaşamazlık, birbirine diş bi­leme  halinde görmek  isterler. Böyle-leri, mevcut    partilerimizin    hepsinin içinde vardır ve âdetleri., ihmal edile­cek kadar da az değildir. Demokrasi­miz için  tehlike  rejimi  ters  tarafın­dan  alan  ve     anlayanların     partiler içinde  söz sahibi olacak kadar yük­selmeleri  ve  çoğalmalarmdadır.  İkti­dar nasıl muhalefeti ezmek, ona göz açtırmamak     değilse,     muhalefet  de. iktidarın   isabetli   karar ve icraatını inkâr  etmek,  beğenmemek,  aka  kara demek değildir.    Büyüklük ve asalet dün tenkid eden,    hattâ   hırpalayan-dilin  bugün beğendiğini  takdir  etti­ğini  açıkça  söylemesinde,  alkışlama-smdadır.     Hürriyet  rejimi ancak bu yolda gelişebilir.

İnönü Menderes'in beyanatını alkışla­makla iki türlü hizmet etmiştir. Uzun zamandanberi iktidarla C.H.P. arasında sürüp giden demokrasimiz için zararlı anlaşmazlığın izalesi yo­lunda ilk adımı atmıştır. İkincisi, bü­tün Türk milletini ilgilendiren bir ko­nu da iktidarın tuttuğu yolu tasvip ettiğini gizlememek, onu alkışlayarak ifade etmek suretiyle, demokraside muhalefetin ne şekilde yapılması ge­rektiği hakkında canlı bir örnek ver­miştir.

öyle mi böyle mi?

22/1/1957 tarihli  (Ulus)  tan:

Gülek, Türkiye'ye     gelen    Amerikan heyetiyle görüşmüş. Medeni âdetlere göre tabiî bir şey. Türkiye'de bunu yasaklayan bir kanun hükmü de he­nüz yok. Heyet, Türkiye'ye gelir gel­mez, memleketimiz hakkında her şe­yi tildiğini söylemiştir. İktidarla gö­rüşmüş ve basın toplantısında görü­şünü açıklamıştır. Bu suretle hiçbir aykırı telkine yer kalmamıştır. Kaldı ki, D.P. iktidarının ekonomi politika­sı üzerinde bir telkine de ihtiyaç yok­tur. Hesaplar ve rakamlar devlet sır­rı gibi saklanadursun, hataların so­nuçları birbirini kovalayan dalgalar gibi patlamakta, millet bunların ağır­lığı altında ezilmektedir. Şikâyetler gitgide ortalığı kaplamakta, bunları herkes duymakta ve okumaktadır. Bundan başka, işlerimizin içyüzü, bü­tün dünya basınının devamlı konusu­dur.

Durum böyle olunca, Gülek'in Ameri­kan Heyetile görüşmesinde bir mah­zur olmamak lâzımdır. Fakat iktida­rın iç politika ölçülerini kullanınca bir mahzur vardır: İktidar, heyetin basın toplantısındaki konuşmasını beğenmemiştir. Zafer, Randall'ın ge­lişinde olduğu gibi sekiz sütun üzeri­ne «Amerika, iktisadî mevzularda da Türkiye'nin yanıbaşında» şeklinde manşetler atamamıştır. Bundan baş­ka Amerikan Heyetinin, baş rakip saydıkları bir muhalefet partisi ile teması, halk efkârında tesir bırakabi­lir. Ve bu kadarı, mizacını iyi bildi­ğimiz iktidarın öfkelenmesi ve telâş­lanması için kâfidir.

İşte onun içindir ki, iktidar başkanı, avının elinden alınmasından veya sırrının ifşa edilmesinden korkan bir ruh haleti ile, heyetle Gülek'in gö­rüşmesini «Köşeye sıkıştırılarak» bir takım telkinlere mâruz bırakmak say­makta ve bu kabil görüşmelerin «Tür­kiye'nin madun bir memieket mua­melesine tabi tutulması gibi neticeler de tevlit» edebileceğine inandığı­nı söylemektedir. Genel Başkan bi­raz sonra, Gülek'i karşısında fazederek ve ona hitap ederek bu inancına şu cümleleri de eklemektedir: «Mem­leketin kaderi ile alâkalı kararlar ve­receklerden zorla randevu talep ede­rek bu mülakatlarda, memleketin nasibini kesecek tarzda konuşmakta haklı ve selâhiyetîi değilsiniz.»

Evet, Genel Başkan böyle demiştir!

«Madun bir memleket muamelesine tabi tutulmak» endişesi ve Türkiye'ye bir etüd için gelmiş olan bir yabancı heyete «Memleketimizin kaderi ile alâkalı kararlar verme» vasfının ba­ğışlanması! Bunlar yanyana gelmez iki düşünce ve iki anlayıştır.

Vatandaşlar, hayretten ve dehşetten dona kalmışlardır: Hakikaten Türk millî kaderi üzerinde karar verecek bir yabancı heyet var mıdır? Ve bu vasıfta hayretlerin Türkiye'ye gelme­si ne zamandan beri âdet olmuştur? Biz bu anlayışı şiddetle reddederiz. Doğrusu, hiçbir siyaset adamımızın böyle bir ifadede bulunmasına ta­hammül de edemeyiz.

Biz, Türkiye'ye gelen bir yabancı he­yetin Türk milletinin nasibini kesebi­leceğinin düşünülmesini de millî hay­siyete aykırı buluruz. Bizim görüşü­müze göre Türkiye, Ürdün ve emsali gibi, nasibini dışarıdan bekleyen bir memleket değildir. Cumhuriyet devri bunun parlak bir şahididir. Biz, dışa­rıdan hiçbir yardım görmeden kal­kınma yapmış bir milletiz. Ve bizim millî gururumuz, bu edada konuşma­lardan ürpermeyecek kör ihtirası ta­rihe gömmüştür. Bizim düşüncemize göre, devletler dışarıdan gelecek na­siplerle değil, kendi davranışlarının ve gayretlerinin kazancı ile yaşarlar. Ve nihayet dostlarından ödünç alır­lar. Türkiye, böyle şerefli safta bir memlekettir. Bunun dışında bir anla­yış, istiklâl anlayışına bile gölge dü­şürür.

D.P. Genel Başkanının konuşmasında acı veren- bir başka kısım da, durup dururken, politik mücadele tarihimiz­de hazin bir olaya dayanarak ileri sürdüğü iddiadır. Genel Başkan, Hür­riyet ve İtilâfçı Miralay Sadık Beyin, İttihak ve Terakki'den kurtulmak için, Rus Çarından imdat istediği gi­bi, C.H.P. Genel Sekreterinin de Ame­rikalılardan imdat istediğini anlat­mak istemiştir. Gerçi, «İleri bir iddi­ası» olmadığını söylemekte, fakat «Karinelerle»     hükümler     vermekte,hattâ ötesine geçmektedir. Genel Baş­kan, Amerikalılar «İzhar edilen bu gibi arzular hakkında bizi tenvir edi­ci sözler söylemektedirler» demekte­dir.

Şimdi soruyoruz: Gerçekten Ameri­kalılar, Sadık Beyin Rus Çarından imdat istediği gibi, kendilerinden im­dat istenildiğini mi söylemişlerdir, yoksa, batı bedeniyet âleminin safla­rında yer aldığı ve insan hakları be­yannamesinin altına imzasını koydu­ğu halde, batıda eşi bulunmayan bir hürriyetsizlik rejimini yürütmeğe ça­lışan bir iktidarın, batıda yadırgan­dığını mı söylemişlerdir? Bunun, halk efkârına açıklanması lâzımdır: öyle midir, yoksa böyle midir?

Millîdâvalardaberaberolmasını
öğrenelim  

23/1/1957 tarihli (Zafer) den :

Devlet yapımızın, kuruluşundan beri, bir ciddî ve ağır üslûbu vardır. Tota­liter «Millî Şef» sisteminden çok par­tili hayata geçiş, onun bu tarafının değişmesi demek  değildir.

Millî dâvalarımızda, beraber olmama­ya başladığımız tarihten itibaren, İm­paratorluğun tasfiyesi seyri süratlen­miş; Millî Mücadele ise, her şeyden önce eski büyük devirlere has olan bu görüş beraberliğinin tesisi gayesine matuf bulunmuştur.  Bir yandan Si­vas  Erzurum Kongreleri ile T. B. M. M. Hükümetinin tesisi, bir yandan da taraf taraf başgösteren isyanların bastırılması, bu gayenin safhaların­dan ibarettir.

O tarihlerdeki Londra Konferansın­da, Ankara Hükümetinin Türk mille­ti adına kendinden başka salahiyetli bir merci tanımayarak İstanbul Hü­kümeti tarafından gönderilmiş heye­ti, müzakerelerin dışında bıraktırma­sı, aynı «vahdet» mücadelesinin bir diğer misalinden başka bir şey değil­dir.

Hulâsa ve bin bir emekle, millet bü­tünlüğü ile Devletin inkisam ve te­cezzi etmez otoritesi cephelerdeki başarılara muvazi olarak yeniden ku­rulmuş ve Türkiye Cumhuriyeti, bunların müşterek ve mes'ud neticesi olarak tahakkuk  etmiştir.

Bunlar, bizi millet ve devlet yapan hususlardır. Bir idare rejiminden bir diğerine geçiş, bizi bunların daha da takviye edilmesi ve her Türk vatan­daşında, Devlet ile Millet'in teşahhus etmesi hâlinde muvaffak olmuş bir hareket sayılır.

İkinci Cihan Harbinde, dışardan ya­pılan maddî tazyikler ile ideolojik sız­malar, Garbi Avrupa memleketlerin­de bile, millet camialarını ikiye böl­meye muvaffak olmuştur. Quisling, bilindiği gibi bir Norveçlidir. Beşinci kollar istidadı, bugün Moskova tara­fından istimal ve istismar edilmekte­dir. Hulâsa, Türk vatandaşı, millî dâ­valarda, iki türlü üç türlü düşünmek gibi siyasî hafifmeşrebliklerden, he­pimizin merkezleşmiş şuuru sayesin­de, masun bulundurulmalıdır.  Aksi takdirde, bugün içtihad farkı görü­nen ve hâlen büyük vahametler do­ğurmaz zannedilen, enfüsî ve sultanî ukalâca mütalâalar, yarın, dış taz­yikler üzerimize mütekasif olarak abanmda, millî vahdet ahlâkımız ile Devlet otoritesine karşı bizde ananevi olarak meknuz bulunan bağlılık ve saygımızda, tehlikeli rahneler açabi­lir.

Söylemeye lüzum var mıdır ki, bugü­nün millî dâvaları, Hükümetin, bil­hassa dış politikadaki çalışmaları ve bunun tamamına şâmil bir ahenk ile vahdet ve binaenaleyh bir şahsiyet vermek istemesindeki gayretlerle tevemdir!

Gerçi, iktisadi kalkınmamız, sanayi ve ziraatte modern istihsal batarya­larımızı kurmaya çalışmamız, millî mâliyemize devlet içinde ve devlet dışında evvela bir seyyaliyet arkasın­dan da kudret vermemiz, millî dâva­larımızın öteki, yâni dahilî manzume­sini teşkil etmektedir.

Bunlarda muvaffak oldukça, dış poli­tikamızın ânâtı hız ve rasanet kesbe-decektir. Dış politika, sadece bir fonksyondur. Aslolan, Türkiye'nin kendi iktisadî   ehemmiyetinin   içinde arzettiği ve edeceği meknî kudrettir. Binaenaleyh, iç işlerimizde dahi, ana parçalar üzerinde mutabık olmak lü­zumuna kendimizi alıştırmamız ve müşterek idrak cephemizi kurmamız lâzımdır.

Fakat, biz gene, devlet gövdemizin dış dünyaya dönük bulunan sathı üzerinde duralım.

Elimizde iki istihbarat mevzuu var. Bunları, Devlet fikrinde vahdet zavi­yesinden kısaca tahlil ederek bir hük­me bağlamak isteriz.

Bir tanesi, maatteessüf gene Kasım Gülek'in malûm ahvaline aittir.  Bu­radaki yabancı misyon şeflerinden bi­ri ile bir mebus arasında geçmiş bir konuşmadan anlıyoruz ki, Kasım Gü-lek'in kendini ehemmiyetli yabancı­larla birlikte fotoğraf ve neşir yolu ile gösterme merakı, artık burada va­zifeli yabancı mahâfili dahi, hem ufak ölçüde sinirlendiren hem de eğlendiren bir ölçüye çıkmıştır.

Filvaki, yabancı mahâfil, bir akşam yemeği yahut kokteyle yüzlerce kişi davet ettikleri hâlde, ertesi gün, da­vet sahibi ile Genel Sekreter, sanki o davet yalnız bu sonuncusu için yapıl­mış gibi, yanyana olarak fotoğrafik bir visale nail olmaktadırlar... Bunu anlatan misyon şefi, Önceleri bu iş­ten alındığını ,fakat sonra sonra Ka­sım Gülek'in bu işi herkese yaptığı­nı öğrenince, artık aldırmadığını, hafif bir dozaj ile dahi olsa, yana ya­kıla tafsil ve izah etmiştir.

Halbuki bu sahneler, Kasım Gülek İlânat Şirketinin, tedavüle arzettiği en masum mülakat sahneleridir.  Fe­na tesir edebilecek olanlar, ötekileri­dir. O, kendine bir ayrı devletin ayrı müzakerecisi süsünü vererek, mah sus manâlı, mahsus esrarlı ve mah­sus münasebetsiz bir kılığa soktuğu «kendi talip olup onlar tarafından is­tenmiş gibi gösterdiği» meşhur siya­sî pandomima sahneleridir.

Hemen söyleyelim ki, bu, bizim millî ahlâk ve ananemize uyan bir ziyaret tarzı değildir. İnsan hakları ile de hiç bir alâka ve münasebeti yoktur. Zira, insan   haklarına,    gelen    misafirlere balta olarak mülakat sahneleri tertip etmek ve bu suretle Devletin dış mü­nasebetlerini bir densizlik havası içinde tutmak hakkı dahil değildir. Hele Türk insanının siyasî terbiyesi­ne hiç dahil değildir.

C.H.P. mahâfili, itirazlarımızı karşıla­yacağım diye, böyle kocaman kelime­ler Kullanacağına, siyasî hayatımızı bir «Kindergarten» e çeviren Genel Sekreterinin kulağını çekerek «yeter artık otur oturduğun yerde» deme­sini bilsin.

Öteki istihbaratımıza gelince, biz bu­günkü sayımızda, buna dair olan bir haber hulâsasını da veriyoruz. İkisi birlikte okunursa, Devlet kuruluşu­muza öteden beri verilmiş bulunan ciddî ve ağır üslûbun üzerinde ne tür­lü hafifliklere girişildiği daha iyi an­laşılır.

Bilindiği gibi, biz, israil nezdindeki sefirimizi geri çektik. İzahını da, Hariciye Vekilimizin beyanı ile. Meclis'te verdik. Bu yüzden, ne Mecliste ne de matbuatımızda, bazı şahsî mütalâalar müstesna mühim sayıla­cak hiç bir aksülamel olmadı.

Fakat öteki sütunlarımızda, buna da­ir olan kısa haberi okursanız, meğer neler olmuş, ne kıyametler kopmuş! Tabiî bunu büyüterek veren, «Jewich Chronicle» gazetesi, Londra'da mün­teşir bir sicnist organı olduğu için, haberleri ve beyanları istediği gibi derleyerek istediği cesamette akset­tirmiş. Hakkıdır, yapacaktır!

Ama başta Feridun Ergin olmak üze­re, bu bahiste kelâma getirilmiş olan­lar, lütfen baksınlar, bir kere kendi­leri ne şekilde kullanılmışlardır. İkin­cisi de Türk dış politikası, bu yüzden ne muazzam bir çıkmazın içinde ola­rak gösterilmiştir.

Dış politika hakkında, yalnız bilenler konuşur. Bu, her memlekette böyle­dir. Ve bu bilenler de, hem konuşma­sını hem susmasını bilirler!

Bizde öyle değil. Bilmeyenler, bilen­lerden fazla konuşuyor. Ve tabiî, fena konuşuyor. Ergin'in kurumundan ge­çilmez. Lütfen bir defacık olsun görsün, unsurlardan biri olarak kendisi, bir sionist konstrüksyonunun İçinde, bizim milli politikamızı nasıl payan-dayıs bırakmıştır. Görsün ki, kendini bu bahislerde bekleyen fırınların yo­lunu tutsun ve onların ekmeğini ye­dikten sonra «nefsi - mütekellim vah-de»  olmaya  kalkışsın.

Hulâsa olarak diyeceğiz ki, Devlet ya­pımızın, Atatürk tarafından verilmiş ciddî, ağır ve vakur üslûbuna, bilhas­sa demokratik nizama bağlılığımız dclayısiyle, siyasî züppelik ile ukalâ­lığın, su misallerini verdiğimiz saygı­sızlıkları ile, zarar vermekten hazer edelim.

 Altın siyasetimiz

Yazan : Namık Zeki Aral

26/1/1957 tarihli (Ulus) tan :

Merkez Bankasının her hafta neşro­lunan vaziyetlerinde, sol taraftaki sütunun en başında bir «Altın» kale­mi görürüz. Altınlardan bir kısmı Bankanın, bir kısmı Devletindir. Mül­kiyeti kime ait olursa olsun bunlara memleket altınları nazariyle bakabi­liriz. İcabında memleket menfaatine satılabilir veya kullanılabilir vaziyet­tedirler... Son senelerde altın miktarı 127 tondur. Ne artar ne eksilir görü­nür. Hakikatte ise bu altınlar hare­ketten hâli değildirler. Rehin mua­melelerine mevzu teşkil ederler. Ban­ka bunları rehin göstererek mukabi­linde döviz, yani ecnebi parası teda­rik eder. Ve o ecnebi paralariyle de memleketin haricî tediyeleri ifâ edil­meye çalışılır.

Muhasebe kaidesi icâbeder ki mer-hun altınlarla gayr-ı merhun altın­lar ayrı ayrı kalemlerde yer alsınlar. Bizde bu yapılmaz. Yapılmayınca da tabiatiyle Banka bilançolarında ve vaziyetlerinde  yalnız maslahatın değil, aynı zamanda kanunun aradı­ğı  vuzuh ve serâhat kaybolur. Mer­hun altınlarla gayr-ı merhun altinlardaki hareketi takip etmek imkâ­nı bulunamaz. Bu yüzdendir ki her yıl bütçe    müzakerelerinde    muhalif mebuslar merhun altınları hatırlar ve miktarını sorarlar. Maliye Vekili de izhâr veya izmâr eylediği bir in­fial ile suale cevap verir. Bu sene de öyle oldu. Vekilin verdiği rakamlara göre son yıllarda  aşağı yukarı tak­vim yılı gayelerinde  merhun altın­ların miktarı şöyledir:

(Altın miktarı)

Ton

1949

24,5

1953

52,7

1950

1954

115,2

1951

1955

113,-

1952

4,3

1956

113,-

 Maliye Vekili: « Altın bahsi muha­lefete mensup arkadaşlarınım sualle­ri arasında her yıl muntazaman ve biz de bunlara cevaben altınımızın mevcut ve merhun miktarını gramı­na kadar açıklamaktayız», dedikten sonra hükümetin altın siyasetini şöy­le anlatır:

«Altınlarımızı şambrfortlarda tut­mayarak, bunları karşılık göstererek avans almakta hiç bir mahzur gös­termediğimizi (görmediğimizi olsa ge­rek) huzurunuzda defaatle arzetmiş bulunuyoruz. Keza döviz rantreleri-miz ve ithalât ihtiyaçlarımız bu avansların kısmen veya tamamen idâmesine mahal bırakmayınca da avansları kapatarak veya azaltarak bunları serbest bıraktırıyoruz.  1953 Eylülünde mevcut tamamının serbest kaldığını hatırlarsınız.» Akabinde Vekil:  Eğer bu bir kusur ise Halk Partisi de aynı kusuru işlemiş oldu­ğuna göre karşılıklı fit oluyoruz... der gibi yeniden Devr-i Sabıkın defterini açmaya müsâreat eyler.

Biz bugünkü altm siyaseti üzerinde duralım.

Yukarki rakamlardan anlaşılıyor ki Merkez Bankası vaziyetlerinde 127 ton olarak görülen altınlardan Ban­ka elinde hâlen mevcut, nihayet on, onbeş tona inmiş bulunmaktadır. Demek elde «esame» si okunur altm kalmamıştır. Hükümet bunda bir mahzur görmüyorum, diyor. Demok­rat Parti iktidarı ele aldığı zaman hükümet görüşü her halde bu değildi. 29 Mayıs 1950 tarihinde devrin B