14.9.1956
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Eylül 1956

Ankara :

Endonezya'nın mllî bayramı münase­betiyle Reisi cumhur Celâl Bayar'la Endonezya Reisicumhuru Ekselans Ahmet Soekarno arasında tebrik veteşekkür telgraflrı teati olunmuştur.

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Meclisin 1 Kasım 1956 ta­rihine kadar çalışmalarına ara verme­si kabul, edilmiştir..

İstanbul  :

Heybeli Ada Deniz Harp Okulunun 185 inci eğitim yılım bitiren 57 Deniş Harp Okulu öğrencisi ile astsubaylık­tan teğmenliğe terfi eden 44 subayın diplomaları bugün saat 16.15'de okul­da yapılan bir merasimle Devlet Ve­kili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin tarafından verilmiştir.

Bu münasebetle yapılan merasimde, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orge­neral İsmail Hakkı Tunaboylu, Kara Kuvvetleri Kumandanı Orgeneral Nurettin   Aknoz,   Deniz   Kuvvetleri  Kumandanı Oramiral Sadık Altmcan, Hava Kuvvetleri Kumandanı Orgene­ral Fevzi Uçaner, Birinci Ordu Mü­fettişi Orgeneral Nazmi Ataç ile Ge­neraller, Amiraller, yüksek rütbeli subaylar, davetliler ve basın mensup­ları hazır bulunmuşlardır. Merasim dolayısiyle okul binası alay sancak­lar la donatılmıştır.

Bandonun çaldığı istiklâl marşımı­zın hep bir ağızdan söylenmesinden soiıra, okul kumandanı Albay Burak yeni mezunlara hitap etmiştir. Bu konuşmayı Deniz Harp Okulunu biti­ren bir asteğmenle, astsubaylıktan su­baylığa geçen, bir teğmenin arkadaşla riom hissiyatlarına tercüman olarak yaptıkları konuşmalarla, merasimde misafir olarak hazır bulunan Hava Harp Okulunun ikinci sınıfından, bir kız öğrenci ve bir erkek öğrencinin denizci kardeşlerine, havacı kardeş­lerinin gönderdiği mesajları okumuş­lardır. Tam bu esnada merasim saha­sı üzerinde uçan üç eğitim uçağı ta­rafından üzerinde «istikbâlin birer şanlı Barbarosu deniz harp okulu kar döşlerimizin diploma törenini hava harp okulu candan kutlar, sonsuz ba­şarılar diler, ibaresi  yazılı kâğıtlar atılmıştır.

Müteakiben denizcilere hayatta  tutacakları yol hakkında nasihatlerde bu­lunan deniz eğitim kolordu kumanda­nı Koramiral Zeki Özak konuşmasını şu sözlerle bitirmiştir:

«Sevgili  ark a dağlarım,

Sizleri sonsuz sevgi ve muhabbetle bağrıma basarak tebrik eder, muvaf­fakiyetleriniz için, mîllet, vatan ve cumhuriyete hadim olmanızı ve Türk deniz silâhlı kuvvetlerinin güzide, bagarılı kumandanları olmanızı Allahtan niyaz ederim. Yolunuz, imanınız gibi açık  olsun.

Bundan sonra alkışlar arasında kür­süye gelen Deylet Vekili ve Millî Mü­dafaa Vekâleti Vekili Şemİ Ergin ye­ni deniz subaylarına hitaben şu konuş mayı yapmıştır:

»Aziz deniz asteğmenleri.

Deniz kuvvetlerimizin saflarında yer almak üzere olduğunuz bu sevinçli gü nünüzde, sizi bütün kalbimle candan tebrik ederim. Bu okulda yıllarca cid­di bir tahsil ve terbiyeye tâbi olarak devrimizin denizcilik bilgilerini ve harp sanatını öğrendiniz. Mesleğinizin istediği şerefli ve feragatli bir hayata hazırlandınız, bugün haklı olarak bü­yük istikbalinize ümitle bakıyorsunuz. Hayatta muvaffak oimak için. büyük gayretlere ihtiyaç vardır. Ve bir çok mümtaz vasıfları nefslerde toplamak lâzımdır.Siz bugüne kadar gösterdi­ğiniz gayretlere karşı koyabilirseniz, seçtiğiniz yolun mühim merhalelerim geçmede hiçbir müşküle uğramazsı­nız.

Yaşadığımız asır, her mânada üstün insanların ve üstün milletlerin hayat hakkına sahip oldukları bir asırdır. Siz tarihin böyle bir devrinde milleti­mize karşı büyük bir mesuliyet hissi altında mesleğinizin kadrolarında su­bay olarak mühim vazifeler alacaksı­nız. Türklerin vasıfları olan bu has­letleri sizler birer meslek vasfı olarak benimsemiş ve o şekilde ilk adımınızı attığınız ordu hayatında daima" iyilik, dürüstlük, haysivet ve izzeti nefisle be raber olunuz. İçinde bulunduğunuz şart ve hâdiseler ne kadar güç olursa olsun zillet, tabasbus ve mürailikten kendinizi  koruyunuz ve bu ruhu maiyetinize bir hayat boyunca aşılayınız, aziz memleketimizin ebedî ananele­rinden aile ve din terbiye m izdeki bu ölmez esaslar bu asil gayenin tahak­kuku iein kâfi bir kuvvet ve kudret­tir.

Sizi teşci edecek kuvvetinizden biri de tarihinizdir. Mesleğinizin mazisi dünyayı hayran bırakan zaferlerle do­ludur. Bir gün bu memleketin deniz­lerini müdafaa etmek icap ederse, zaferler yaratan ecdada lâyık birer ah fad olduğunuzu göstereceğinizden e-min bulunuyoruz.

Hür milletler teşkilâtı arasında ve bu milletlerin silâhlı kuvvetleri ile müş­terek prensipler kurma uğrunda iş birliği halindeyiz. Ağabeyleriniz bu akideler ve prensipler için Kore'de vuruşmuş tu. Bugün de müstakbel ten likelere kargı hür milletler safında müşterek manevralar tertip edilerek sıkı temas ve eğitim yapmaktayız.

Bu şartlar sizin, bilgilerinizde yenilik­leri icap ettirmekte ve bu temaslarda daima başarılı olmanızı elzem kılmak­tadır.

Biz, genç subaylarımızı asrın en ileri denizcilik bilgileriyle teçhiz ediyoruz ve onların sulhte ve harpte hükümet olarak millet olarak muvaffak olacak larma güveniyoruz ve bu mesuliyet­leri sizlere tevdi ederken mutlak bir huzur duyuyoruz.

Deniz Harp Okulu kumandam albay Vedat Burak'a, emektar ve kıymetli hocalariyle idare heyetine teşekkürle­rimi ayrıca bildirmek isterim.

Arkadaşlar, sizlere şeref mertlik fe­ragat ve tevazu yolu olan mesleğiniz­de muvaffakiyetler dilerken denizler­de vazife uğrunda hayatlarını vermiş bahriye şehitlerinin ve bilhassa deniz­altı evlâtlarımızın mukaddes ruhları önünde huşu ve tazimle eğilirim.»

Diplomaların tevzii ile sınıf birincile­rine mükâfatların verilmesinden son­ra hazır bulunanların gözlerini yaşar­tan, heyecandan heyecana gargeden ananevi okul alay sancağının devir leslimi  yapılmış   ve  Karadeniz   marşıimage001.gifnin hep bir ağızdan söylenmesi ile me rasinı sona ermiştir.

Merasimi   müteakip,   misafirler   hazır­lanan büfede izaz edilmişlerdir.

 İstanbul :

Mallarımızın ecnebi piyasalarda ve bilhassa dalar sahasında daha iyi ta­nınmasına, dolayisiyle yeni is imkân­larının açılmasını temin raf ksadiyle bir müddet tenderi memleketimizin muhtelif bölgelerinde tetkiklerde bu­lunmakta olan Amerikan Hariciye Ve­kâleti Dış Ticaret Bürosu Yakın Dof.u Afrika Kısımlar; Müdürü Herbert J. Cummings'in başkanlığındaki iş a-damlari heyeti, üugün saat 17 de Hil-ton otelinde bir basm toplantısı ter-tipliyerek İstanbul gazetecileri i]e ta­nışmışlardır.

Konuşmasını buradaki çalışmalarının kısa bir hülâsasını yapmakla başlayan Heyet Başkanı Herbert Cummings iktisadi durumumuza temasla, sürat­le kalkınmakta olan memleketlerin nazik bir devreden geçtiklerini belirt­miş, fakat Türkiye'nin bir ;ok zİTaat, turizm ve yeraltı servetlerine sahip bulunduğunu, bunların kısa zamanda büyük bir devlet olmasını sağlayaca­ğını   ifade  etmiştir.

Mr. Cummings ve heyetin diğer aza­lan, memleketimizin tabiî güzellikle­rinden büyük bir hayranlıkla bahset­mişler ve bu arada halkımızın misa­firperverliğini sitayişle kaydederek, bu şerait altında turizm sayesinde yıl­da 60 milyon lira sağlayan İtalya'yı çok şeride bırakmanız için hiçbir se-beü yoktur, demiştir.

Diğer taraftan New-York'ta 12 000 ki­şinin meskûn bulunduğu Oneonka bölgesinin ihtiyaçlarını temin eden ve senede iki milyon dolarlık satış yapan Department Store umumî satış, mara­zası Anonim Şirketinin sahiplerinden Fred bresce de bunian söylemiştir:

Memleketin iz de ki tetkiklerim sonun­da şu kanaate vîirdımki, burada siz­ce fazla kıymet ifade etmeyen ve ka­zanç sağlamayan bazı el işi eserleri­niz meselâ bakır tepsileriniz  Ameri­ka'da çok büyük alâka  ile karşılanabilir ve Türkiye'ye döviz kaynağı te­min edebilir. Amerika'ya . avdetimde bu hususta ilgililerle görüşüp işi bir neticeye  bağlayacağımı ümid  ediyor.

İstanbul :

M. M. V. İstanbul Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Birkaç  günde"heri İstanbul'da bulu­nan  dost ve  kardeş  Iran milletininErkânı Harbiye Reisi Sayın.Korgeneral Abdullah Hidayet maiyeti ile birlikte buğaz daki Suvari Okulu ve Yıl  Harp Aka­demilerini ziyaret  etmişlerdir.

Misafir heyete her iki yerde de ge­niş izahat verilmiş ve Süvari Oku­lunda şereflerine bir binicilik ve ma­ni  atlama  gösterileri   yapılmıştır.

2 Eylül 1956

Ankara :

Elektrifikasyon işletmesi ve Avrupa hattı f-"diyetinin eh?mr-ivgine bina­en yeniden karulan İstanbul - Sirkeci yedinci İşletme MüdürTi^ü 1 Eylül 1956 gününden itibaren çalışmalarına başlamıştır.

3Eylül1956
 Ankara :

K/1020 sayılı kararla meriyete konul­muş bulunan 1 sayılı listede yazılı maddelerin muhtevası, kâr hadleri ve satış sakilleri üzerinde lüzumlu de­ğişiklikleri ihtiva eden K 1038 sayılı koordinasyon kararı yürürlüğe girmiş bulunmakta d .

Ticarî ve iktisadî icap ve zaruretlerle tatbikattan elde olunan neticelerden faydalanmak suretiyle hazırlanan yeni kâr hadleri listesinin basıca hususi­yetleri eşağıda gösterilmiştir:

1  Yeni listenin hazırlanmasında bir iki istisna mahfuz olmnk üzere gümrük kanunu ve giriş tarife cetve­li esas tutulmuş ve tatbikatta görülen karışıklığı Önlemek sayesivle listede­ki maddelerin gümrük tarife numaralan ile isimleri arasında her hangi fair mübayenet bulunduğu takdirde maddenin ismine itibar olunacağı ve listede gösterilen gümrük tarife nu-marasmda daha geniş mal nevilsri bulunduğu ahvalde kâr haddinin yal­nız listede ismen zikredilen mallara münhasır kalacağı tavzih olunmuştur. Bu suretle malların cins ve nevilerinde kâr hadlerinin tayininde tatbikat­la karşılaşılan güçlüklerin önlenmesi­ne çalışılmıştır.

2 Listede yer alan maddeler cinsve nevilerine göre 31 fasıla ayrılmış ve ayrıca her fasıldaki maddelere mü­teselsil sıra numarası konularak dahasistematik  ve   tasnifli ıbir  liste  izhar olunmuştur.

3   Garek     müstehlike  ve     gerekimalâtçı ve küçük esnafın birinci de­recede  ihtiyaç duydukları    maddelerlisteye ithal edilmiş ve umumiyeti iti­bariyle   düşüklük kaydeden  yeni   de­ğişiklikler  apılmıştır.

4 Bilhassa dahili mamullerin müs­tehlike intikaline kadar teamülen birkaç toptancıdan geçmekte cimasi za­rureti karşısında iplikler ve mensucatiçin mevcut ikinci toptancılara ilâve­ten  3 cü  toptancılık ihdası faydalıgörülmüştür.Listede yazılı olmayan inallariçin kanunî olan % 10 kârnistoethıitecavüz etmemek şartiyle birden zi­yade toptancı kabul edilmiştir.

5Malların süratle istihlâk mer­kezlerine şevkini teminen muhteliftoptancıların birbirlerine veya pera­
kendecilere bir kısmını bırakmak suretiyle kârlarını aralarında paylaşma­larına cevaz verilmiştir.

1  Listede yer alan malların kulla­nılmışları ile hurda, döküntü ve kır­pıntılarının da 6731 sayılı kanunun 10 uncu bendi ve hurda eşyalara da ir kararname hükümleri mahfuz kal­mak şartiyle listedeki kâr hadlerine tabi olacağı  karara  bağlanmıştır.

8  Zincirleme ticaret yapılmaması ve malların muayyen şehirlerde te­merküz etmemesi için bir mal üze­rinde aynı şehirde yalnız bir toptan­cı kân alınması kabul edilmiştir.

9  Perakendeciler arasında kabul edilen kâr paylaşmalarında bir malın en çok üç perakendeci arasında el de­ğiştirebilmesine İmkân verilmiştir.

10  Satış vahidinin maliyeti 50 ku­ruşa kadar (50 kuruş dahili olan mal­lar m perakende satışlarında muayyen kâr hadlerinin bir misline kadar kâr alınabilmesine cevaz verilmek sure­tiyle, bilhassa maddî değeri az olan eşyanın ticaretinde bir ferahlık yara­tılmıştır.

 Ankara :

Vali ve belediyelerce tay ki edilecek azamî satış fiatlariyla kâr hadleri, ücret ve tarifeler hakkında iktisat ve ticaret vekâletine selâhiyet verilmesine dair olan kararname bu­günkü  resmi  gazetede   neşredilmiştir.

Mezkûr kararnameye göre, valilerin ve belediyelerin tesbit edecekleri â-zami satış fiyatlarını veya kâr hadle­rini veya hizmet veya san'at veya emek karşılığı alınacak ücretlerle bi­lûmum fiyat ve ücret tarifelerini ve belediye hudutları dahilindeki nakli­yatta belediyelerin ve bu hududlar haricindeki nakliyatta da valilerin tesbit edecekleri nakliye ücretlerini istihsâl ve istihlâk bölgelerine ve bu yoldaki tatbikat ile doğrudan doğruya veya dolayısiyle ilgili mahal ve böl­gelerin hususiyetlerine göre tetkik ve murakabeye ve bu bölgeler arasında gereken koordinasyonu teminen lü­zum gördüğü tadilâtı yapmağa veya vali ve belediyelerce bu mevzularda tatbik edilecek esas ve prensipleri tesbit ve alâkalı vali ve belediyelere bildirmeğe İktisat ve Ticaret Vekâleti yetkili kılınmıştır.

Vali ve belediyeler vekâletçe verilen talimatı aynen tatbik ederler.

Yukarıdaki madde mucibince iktisat ve ticaret vekâletince lüzum görüle­cek vilâyet ve belediyeler tarafından bilûmum gıda maddeleri (sebze ve meyve dahil) ile vekâletçe tayin edi­lecek havayici zaruriye için tesbit olunan âzami satış fiyatları veya kâr hadleri İktisat ve Ticaret Vekâletince aynen veya tâdilen tasdik edilmedik­çe tatbik olunmaz.

Muvakkat maddeye göre, bu kararın neşrinden önce belediyeler ve valiler­ce bilûmum gıda maddeleri (sebze ve meyve dahil) ile havayici zaruriye için tesbit edilmiş bulunan âzami sa­tış fiyatları veya kâr hadleri bu ka­rarın neşrinden itibaren beş gün için­de vekâlete gönderilir. Bunlar vekâ­letçe aynen veya tâdilen tasdik edi­linceye kadar belediyeler ve valilerce tatbik olunur.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin geçen gün sona eren yaz çalışma devresi esna­sında memleket iğin çok büyük fay­dalar sağlayan ve memleketin çok uzun yıllardır devam eden müzmin dertlerini esaslı tedbirlerle gideren kanunlar çıkarılmış olduğu malûm­dur. Bu kanunlar, Orman Kanunu, küçük esnafın vergiden muafiyetini sağlayan kanun, istimlâk kanunu ve kaçakçılıkla mücadele kanunudur. Bunlardan her biri, teker teker mu­azzam vatandaş kitlelerini alâkadar etmektedir. Bu bakımdan, bu kanun­ların ihtiva ettiği yeni hükümleri, tel­his ederek, topluca göstermeği Anado­lu Ajansı kendisine bir vazife bilmiş­tir.

îlk olarak. Orman Kanunu ile vatan­daşlara sağlanan fayda ve kolaylıkları aşağıdaki şekilde hülâsa ediyoruz:

1  Yeni  Orman Kanunu  ile   halenorman  vasfını  kaybetmiş  olup  iklim,su ve toprak rejimine zarar vermeyen-ve kültür arazisi hâline getirilmesi ile memleket ekonomisi bakımından  da­ha istifadeli ve kârlı bulunan ve şim­diye   kadar  orman   mefhumuna   dahilolan  yerlerin  orman mefhumu  dışın­da bırakılması derpiş edilmiştir.

Eski Orman Kanunu hükümlerine gö­re yapılan tahdit neticesinde verimsizve evsafı bozuk orman sahaları içe­risinde kalmış olup orman olarak tah­dit edilmiş bulunan ve fakat iklim,
sn ve toprak rejimine zarar vermeyenarazinin de yine bu madde ile ormansayılmaması sağlanmış bulunmaktadır.

2 Orman tahdidini yapacak heyet­lerin kadrosu yeni Orman Kanunu ilegenişletilmiş olup yapılacak tahditte vatandaş haklarının daha sağlam e-saslara göre korunması temin edilmiş­tir.

3 Eski Orman Kanunu hükümleri­ne göre yapılan orman tahdidi esna­sında kanunî  müddet zarfında itirazedilmemiş olmasından dolayı yerleridevlet ormanı olarak tahdit  olunanarazi sahiplerine  yeni  kanunun hü­kümlerine göre yeniden  altı aylıkmüddet çerisinde İtiraz hakkı tanın­mıştır.Bu suretle vatandaşların buhusustaki  haklarının    ziyaıönlenmiş
bulunmaktadır.

4 Yeni Orman Kanunu ile orman­lar içerisinde yerleşmiş olup oldukla­rı yerlerde iktisaden kal km d ırı İmala­rı mümkün  olan köylü vatandaşlarınhayat  seviyelerinin yükseltilmesi  için
yirmi yıl müddetle yıllık miktarı ellimilyon  liradan   aşağı olmamak üzerekendilerine  bir kalkınma kredisi ka­bul edilmiştir. Bu kredi ile bir taraftan orman içi köylülerimizin refahla­
rı sağlanırken, diğer taraftan orman­ların  korunması  da emniyet  altına  alınmış bulunacaktır.

Başlı başına yapıcı bir ruh taşıran bu husus, orman köylülerini kalkın­ma bakımından, yeni kanunun getir­diği en mühim ve en hayatî bir un­sur bulunmaktadır.

5 Sahlep,  sovan,    kocayemis, alıç.ahlat gibi toprak  mahsulleriyle mey­velerin orman köylülerimiz tarafındanizin almadan    toplanması eski kanunhükümlerine  göre  yasak   olduğu  hal­de, yeni OrmanKanunu ile bu gibimahsullerin  serbestçe toplanmasına müsaade dilmiştir.

6 Orman idaresince kıymetlendirilemeyen artıklarla ormana zararlı ağaccıklarm  belli   edilecek şartlar dahilinde izin alınmak suretiyle topla­narak çıkarılması  ve bunlar için bir
bedel alınmaması yeni Orman Kanu­nu ile temin olunmuştur.

7_ Hak  sahibi  kövlülere  zâti  ihtiyaçları İçin kerestelik agac ve yakacak verilmesi, cami, okul, gibi müşterek ihtiyaçların karşı­lanması yeni Orman Kanunu ile bilhassa ön plânda derpiş edilmiş bu­lunmaktadır.

3  Devlet ormanlarında kesme, taşı­ma, toplama, imâl, bakım, imar, a-ğaçlama ve yol ysproa gibi her türlü orman iğin hizmetler İn iş yerindeki veya civarındaki orman işlerinde ça-Iıgan. köylülere veya tercihan bunla­rın aralarında kuracakları kooperatif­lere gördürülmesi yeni Orman Kanu­nunda yer almış bulunmaktadır. Bu suretle orman içi köylülerimizin güç ve vasıtalarının değerlendirilmesi,, binnetice geçim ve kalkmdırılmaları-na büyük ölçüde yardım edilmesi te-, m in olunmuştur.

9 Orman içi köylülerindin geçim­lerine medar olmak üzere istihsal iş­lerinde çalışan hak  sahiplerine ayrı­ca pazarlarda satmak üzere muayyennisbette odun ve kerestelik tomruğun
artıımasiz  olarak     verilmesi  da yineyeni kanunun hükümleri    meyanmdabulunmaktadır.

10 Ormanla alâkalı olan ve nüfus­ları 2500 den aşağı bulunan kasabahalkının zâti ihtiyaçları İçin istif yer­lerinden yapacak ve yakacak verilme­si  eski  kanundayer almamışken  bukabil kasaba halkına yapacak ve ya­kacak olarak zâti ihtiyaç verilmesiyeni Orman Kanunu ile temin olunuştur.

11  Hak sahibi köylülere köylerin­de yapacakları inşaatta sarfedilmek üzere koy ve köy birliklerinin aça­cakları, tağia, kiremit ve kireç ocak­ları orman idsresi tarafından tarife bedeli alınmayarak odun verilmesi temin olunduğu gibi, bu ocakların te­sisi için gerekli tomruk veya kereste­nin de maliyet bedeli üzerinden ve­rilmesi, eski kanunda bulunmadığı halde, yeni Orman Kanunu ile hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

Bu kabil ocakların kurulmasını ko­laylaştırmak için müteşebbislere Or­man Umum Müdürlüğü tarafından tesbit olunacak miktarda teşkil edi­lecek bir fondan ikraz siiretiyle yar­dımda bulunulması da kanunun yeni­den   vazettiği   esaslar   meyanmda dır.

12  Orman İçi veya civarındaki koy hükmü şahsiyetleri veya köyler hal­kının tamamı veya bir kısmı tara­fından tasarruf edilmekte iken 4785 sayılı kanunla devletleştirilmiş olan ormanlarla bu kabil köy halkınca ö-tedenberi fiilen korunmuş ve fayda­lanılmış olan Ormanların her nevî mahsullerinin yine bu köyler halkı­nın zati, müşterek, küçük el sanatla­rı ve pazar ihtiyaçlarına tahsis olun­ması yeni Orman Kanunu ile temin olunmuştur.

13 Eski Orman Kanunu muayyenbir ormanı .almayan ve muhiti itiba­riyle  ağaçsız bulunan  mma kal ar d akıköy  ve belediyeleri  kendi  hudutlarıiçerisinde en az  beş  hektar vüs'atinde bir  orman  yetiştirmekle  mükelleftuttuğu halde yeni Orman Kanunu bumükellefiyeti kaldırmış, bunun yerine
orman yetiştirecek köy orman koope­ratiflerine lüzumlu fidanların bedelsizverilmesi, fidanların  orman     idaresi 'tarafından   ağaçlama   sahasına kadargötürülmesi  ve  dikim  işinin teknikmemvrJarın nezareti altında yapılma­sı  esasım vazetmiştir, En ufak parçası yarım hektar­dan ve parçaları yekûnu bir hektar­dan aşağı  blmsTisk Üzere     ağaçlamayapan arazi sahibinin     ağaçlandırma­dan itibaren elli sene için ağaçlandır­dığı sahalara ait arazi ve bina vergi­lerinden muaf    tutulması, plâna göreve   müddefi   içinde ağaçlandırılan  sa­haların ağaçlamaya başlanan yıldanitibaren beş yıl sonunda ağaçlamayıyapana parasız olarak temlik edilmesiyeni Tumua ağac'ama ve ormanyetiştirmeyi teşvik eden    hükümlerimeyamhd'a bulunmaktadır.

14 Ziraat Vekâletinin vereceği  ağaçlandırma  gereğince ve tayinedeceği ağaç  nevilerinden olmak üze­re gerek kendi topraklarında, gereksedevletin hüküm ve tasarrufu altında­ki arazide yanın hektardan aşağj ol­mamak  sartivle orman yetiştirecekle­re veya kavak, okaliptüs, ve kızılağaça*achkîarı   tesis edeceklere  ZiraatBankasınca  kuruluş  kredisi verilmesiyeni kanunun yine ağaçlama mevzu­undaki teşvik edici hükümleri arasın­da yer almıştır.

16 l/mart/1854 tarihi ile 15/ağustos/1353 tarihi arasında işlenmiş olup takip ve tahkik safhasında bulunan yirmi kentala kadar odun, on kentala kadar kömür, beş metreküp ağag ve­ya tomruk veya üç metreküp destere, biçki, balta gibi vasıtalarla işlenen yarı mamule ait orman emvalinin usulsüz kesim ve naklinden mütevel­li; suçlarla diğer bir kısım suçlar ye­ni Orman Kanunu ile affa tâbi tutul­muş bulunmaktadır. Zikredilen tarih­ler arasında bu davalara bağlı orman idaresinin bilûmum tazminatı da ter­kin oiunmuştur.

 îzmir:

Ziraat Vekâleti ile beynelmilel işbir­liği idaresi tarafından müştereken tertip edilen milletlerarası sulama semineri bugün saat 10 da Amerikan Kız Kolleji konferans salonunda ya­pılan merasimi müteakip çalışmaları­na başlamıştır.

Merasimi, İzmir Valisi açmış ve İz­mir, şehri adına df'egelere «hos gel­diniz., diyerek kendi'erinc mesailerin­de basarılar temenni etmiştir. Kemal Hadımlı ezcümle demiştir ki:

«Bu müşterek toplantı sulama tekniği sanatındaki ilerleme teşebbüs ve gay­retlerini geliştireceği gibi, memleket­lerimiz araşmdak dostluk ve kardeş­lik ballarım da kuvvetlendirip inki-gaf etth-eeektir. Bu bakımdan seminer hususi   bir  ehemmiyet     taşımaktadır.

Hepinize  başarılar  temenni  ederim»

İzmir Valisinin bu konuşmasından sonra Ziraat Vekâleti Müsteşar Vekili, hükümetimiz adına Ziraat Vekili Esat Buclakoğlu tarafından gönderilen mesajı okumuştur.

Ziraat Vekilinin mesajı aynen şöyle­dir:

«Değerli   misafirlerimiz,

Sark ve Orta Şark milletleri sulrma seminerine iştirak eden siz muhterem degeleri karşılamakla müstesna bir zevk duymakta olduğumu tebarüz et­tirmek ister, memleketimize «hoş gel­diniz» derim.

Memleketimiz için çok faydalı olaca­ğına inandığım bu toplantımızı açmakla büyük bir memnuniyet duyuyurum. Ziraatte modern sulama usullerinin bilgili bîr şekilde tatbik edilmemesi­nin bir çok müşkül meseleler tevlit ettiği ve verimli sahaların çoraklaşa-rak verimsiz 'hale gelmesine sebep ol­duğu hepinizce malûm bir keyfiyet­tir.

Bu itibarla seminerinizin bu mesele­leri çözmek üzere burada toplanmış olmalarına hususî bir ehemmiyet se­riyoruz.

Modern ziraatte sulama tekniğinin git­tikçe artan bir ehemmiyet iktisap et­tiği aşikârdır. Bu cümleden olmak üzere memleketimizde de mu'.ıteiif maksatlara yarayışlı barajlarla küçüksu ve artezyen işleri ve muhtelif veç­heli ve teferruatlı toprak etüd ve haritalamaları yapılmakta ve çiftçiye modern sulama metodlarını öğretmek yönünden geniş ölçüde çalışılmaktadir.

Memleketimizin ve değerli misafir azaların temsil etmekte oldukları mem­leketlerin müşterek dâvalarından bi­rini teşkil eden ziraatte sulama işle­rinin, karşılıklı anlayış ve yardımlaş­ma havası içinde, bir programa bağ lanacağmdan  emin bulunmaktayız.

İ. C. A. ve F. O. A. nın yakın müza­hereti İle memleketimizde toplanmış olan sulama seminerinin memleketle­rimiz için hayırlı kararlar almasını ve milletlerimizin refaha ulaşmasında büyük rolü olan sulama iğleri üzerin­de alacağınız kararların nübet ne­ticelerinin pek yakın zamanda tahak­kuk etmesini bütün kalbimle temenni eder, hepinize saygılarımı sunarım.

Ziraat Vekilinin alkışlarla karşılanan bu mesajının okunmasını müteakip Beynelmilel İş Birliği İdaresi Türkiye temsilcisi Mr. Narman Simiîh, Mik­rofona gelerek delegeleri selâmlamış ve iyi temennilerini sunduktan sonra sulama seminerine beynelmilel işbir­liği idaresi olarak çok büyük bir ehem miyet verdiklerini, bunun neticesin­de Orta Şark memleketleri inin geniş faydalar sağlanacağını belirtmiş ve Yardım Heyeti Başkanı General Ri-îey'nin selâm ve iyi dileklerini getir­diğini ifade etmiştir.

Amerkan Kız Kolleji Müdürü Mrs. A. C. Blake'in misafir delegeleri mektep­lerinde ağırlamaktan duyduğu mem­nuniyeti izhar eden konuşmasından sonra I. C. A. temsilcisi Chairman Forsberg ile Ziraat Vekâleti Sulama İşleri Şube Müdürü Adem Karelmas'-m toplantı müddetince riyaset diva­nını müştereken idare etrneleri reye vaz edilmiş ve delegeler tarafından ittifakla kabul edilmiştir.

Müteakiben delegeler, hükümetleri a-dına hazırladıkları raporları riyaset makamına vermişlerdir.

Öğleden sonraki oturumda sırasiyle Afganistan, Hindistan, İran ve Pakis­tan hükümetlerinin raporları okun­muş, ve bunlar üzerinde müzakere acılmiştir.

Kongre sekiz eylül cumartesi akşa­mına kadar mesaisine devam edecek­tir.

4 Eylül 1956

Kırşehir:

Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâleti tarafından inşa edilmiş bulunan 65 yataklı ve modern teçhizatli hastaha-ne, bugün Sıhhat ve İçtimaî Muave­net Vekili Dr. Nafiz KÖroz tarafından hizmete açılmıştır.

Merasimde, bazı mebuslar ile Nevşe­hir Valisi, Belediye Reisi, sivil ve aslterî erkan ile kalabalık bir halk kütlesi   hazır  bulunmuştur.

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili, kısa bir konuşma yaparak yeni has-tahanenin Kırşehirlilere hayırlı ve u-ğurlu olmasını temenni etmiştir.

Ankara :

Kanunu gereğince muamele vergisin­den istisna edilen ziraatte kullanılan her nevi makine, âletler ve araba gibi vasıtalar imâl eden müesseselerin, bu imâllerinde iptidaî madde olarak kul­lanılmak üzere hariçten ithal edecek­leri demir ve qelik boruların ithalât muamele vergisinden muaf tutulmaları hakkındaki kararname bugünkü resmî gazetede neşredilmiştir.

İstanbul :

Macaristan, Yugoslavya ve Almanya'­da muhtelif müsabakalara iştirak e-decek grekoromen ve serbest millî güreş takımlarımızla idareciler bugün saat 23 te Viyana üzerinden Macaris­tan'a gitmek üzere uçakla hareket etmişlerdir.

Güreşçilerimiz hava meydanında Be­den Terbiyesi Bölge Başkanı, sporcu­lar ve halk tarafından uğurlanm ıştır.

Sivas:

Sivas Kongresinin 37 nci yıldönümü bugün saat 14 de parlak merasimle kutlanmıştır. Bu münasebetle şehir baştan başa bayraklarla donatılmış bulunuyordu.

Millî kıyafetlerini giymiş atlı ve ya­yalar, binlerce Sivaslı, millî oyun e-k ipi eri, Sümer ilkokulunun küçük mehter takımı Cumhuriyet alanındaki yerlerini almışlar, Vali Kadri Eroğan ile askerî ve mülkî erkân, kalabalık bir halk topluluğu Cumhuriyet cad­desini takiben Erzurum'dan gelen mu­rahhas heyetin temsilcilerini karşıla­mak üzere kılavuz mevkiine kadar gelmişlerdir.

Murahhas heyet temsilcileri ile Aziz Atatürk'ün büstünü hâmil araba önde olmak üzere alay halinde hükü­met meydanına  gelinmiştir.

Burada merasime istiklâl marşı ile başlanmış, binlerce Sivaslı Aziz Ata­türk'ün manevî huzurunda iki daki­kalık bîr ihtiram duruşunda bulun­duktan sonra büste çelenkler konmuş­tur.

Hatiplerin günün ehemmiyetini belir­ten konuşmalarını müteakip Hükümet meydanından tarihî kongrenin aktediMigi lise binasına gelinerek büyük Atatürk'ün büstü, kongre salonundaki yerine konmuştur.

O mutlu heyecanını yaşamakta olan Sivaslılar lise binasındaki kongre sa­lonunu ve Atatürk'ün çalışma odala­rını gezmişlerdir.

Gece de fener alayları ve muhtelif semtlerde eğlenceler tertip edilmiştir.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin yas çalışma devresi sonlarında kabul etmiş oldu­ğu mühim kanunlardan biri de kaçak­çılığın men ve takibi hakkındaki 1918 sayılı kanunun bazı nıadd elerin in ta­diline ve bu kanuna bazı medd^ler eklenmesine dair kanundur. Memleket iktisadiyatı bakımından çok ehemmi­yet arzeden ve muhakkak tedbir alınması zarurî olan bir mevzua taal­lûk ettiği için bugün de mezkûr ka­nunun anahtarları hakkında izahat veriyoruz:

34 senedenberi tatbik mevkiinde olan kaçakçılığın men ve takibine dair 1318 saydı kanunun bazı hükümleri cemiyetimizin her gün biraz daha in­kişaf eden ihtiyaçlarıyla günün ikti­sadi şartlarına ve bu şartlar muvace­hesinde gayet ehemmiyet arzeden ve her sene büyük memleket menfaatle­rinin ziyama sebep olan kaçakçılık suçlarının men ve faillerinin takibine lâyıkı veçhile cevap veremiyecek hâ­le geldiği için bahis mevzuu tadilât­la kaçakçılık kanununun aksayan madde ve hükümlerinin tadil ve ıs­lâhı cihetine gidilmiş bulunmaktadır.

1918 sayılı kanunun cezaî müeyyide­leri, umumiyet itibarı ile çok hafif olduğu ve günün şartları muvacehe­sinde kâfi bir müessiriyet ifade et­mediği için bir taraftan suçla ceza arasındaki âdil nisbete ve diğer ta­raftan sair kanunlardaki cezalarla o-lan ahenk ve tenazura dikkat edile­rek memleketin iktisadî bünyesini kö­künden sarsan mezkûr kaçakçılık suçlarının müeyyideleri (malî olsun, hürriyet bağlayıcı olsun) arzettikleri vahamet ve şenaata uygun bir şekil­de artırılmış ve mahiyet ve tevlid ettikleri neticeler itibariyle fazla va­hini olmayan istimal ve istihlâk ka­çakçılığının cezalan ile diğer kaçakçı­lıkların ve bilhassa teplu ve teşekkül halindeki kaçakçılığın cezaları ara­sında bariz farklar yapılmıştır.

İşlenen bir kaçakçılık suçundan do­layı  maznunun süratle muhakeme edilip cezalandırılarak keyfiyetin mu­hitte ve bilhassa bu gibi suçları iş­lemek istidat ve itiyadında olanlar ti­lerinde ibreti müessire olabilmesini sağlamak maksadiyle mezkûr suçlula­rın takip ve muhakemesinin., mahal ve zaman takyidatına bakılmaksızın, 3005 sayılı meşhut suçlar kanununa göre   yapılması  derpiş   edilmiştir.

Yine aynı maksatla, eski kanunda mevcut olan mecburî tevkif keyfiye­ti daha ziyade genişletilmiş ve maz­nuna isnad edilen »hürriyeti bağlayı­cı cezanın asgarî haddi 6 ay ve daha yukarı ise muhakemesinin ve maznun hüviyetini ispat edememiş ve kaçak eşya ile yakalanmış veyahut kaçak­çılıktan mükerrer vaziyete gelmiş ise tahkikat ve muhakemesinin, muhak­kak mevkufen yapılması mecburiyeti vaz olunmuştur.

Kaçakçılık suçlarından dolayı verilen cezaların rnüessirİyetini artırma mak­sadiyle bu eczalara eskisinden daha geniş bir şekilde sürgün cezasının da ilâvesi uygun görülerek 6 ay daha yukarı hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkûmiyet halinde 3 seneden 10 seneye kadar olmak ve kaçakçılığa müsait mmtakalar haricinde infaz e-dilmek ve bu müddet zarfında em­niyeti umumiye nezareti altında bu­lundurulmak üzere sürgün cezasının da verileceğine ve kaçakçılık suçları­nın mükorrirleri hakkında ceza mik­tarına bakılmaksızın aynı hükmün tathik edileceğine dair hükümler ko­nulmuştur.

Cezaların infazında da yine sürat ve raüessiriyeti sağlamak ve para cezala­rının hapse  tahvilini diğer para ceza-lariyle ahenkli bir hale ifrağ etmek maksadyle sulh. ceza mahkemesinden verilen karar ve hükümlerin katiliği prensibi kabul ve T. C. K. mm 19 un­cu maddesine mütenazır olarak ağır para cezasının 3 lira hesabiyle bir gün hapse tahvili esası vazoluımıuş ve para cezalarının İnfazında amme alacaklarının tahsili hakkındaki ka­nun hükümleri esas ittihaz edilmiştir.Türk ceza kanununun 36 nci madde­sine göre mahkûmiyet halinde suçta kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan eşya ve vasıtanın müsadere edilmesi zarurî olup bu vasıta ne olursa olsun hacım itibariyle bir tef­rike tâbi tutulmamın olduğu ve or­man suçlarında kullanılan nakil vası­taları da keza mutlak suretle müsa­dereye tabi tutulup hacım itibariyle bir fark yapılmamış bulunduğu ci­hetle ceza sahasındaki hükümler ara­sında vücudu zarurî olan ahenk ve tenazurun temini ve bilhassa kaçak­çılıkla mücadelenin daha tesirli bir hale ifrağı için 1SS8 sayılı kanunun 47 nci maddesindeki hacım itibariyle tefrike yol açan ve dolayısile suçta kullanılmış olsalar dahi bir kısım na­kil vasıtalarının müsaderesine cevaz vermiyen hüküm kaldırılmış ve bun­lar yerine kaçak eşya ve madde nak­linde bilerek kullanılan her türlü ka­ra deniz ve hava nakil vasıtalarının mutlak surette müsaderesi cihetine gidilmiştir.

Kaçakçılığı önlemek ve bu maksatla yapılacak kontrolleri kolaylaştırmak maksadiyle hudut mmtakalarında em­niyet bölgeleri ihdas edilerek bu böl­gelerdeki arazinin icabında istimlâk ve halkın iskân kanunu hükümlerine göre başka mahallere iskân edilmesi mezkûr bölgelerde lüzumlu Önleme tedbirlerinin alınması hususunda ic­ra vekilleri heyetine selâhiyetler ve­rilmiş ve hükümetçe tesbit ve ilân c-lunaeak eşya ve maddelerin merciin­den müsaade alınmaksızın bu bölge­lere sokulması men edilmekle barebsr bu yerlerde istihsal, imâl veya sair su­retlerle tedarik edilmiş olan malların sarf ve istihlâkleri halinde sarf ma­hallerinin ispat mükellefiyeti de vaz olunmuştur.

19!8 sayılı kanunun tadilden evvelki şeklinde, kara, deniz ve hava nakil vasıtalarının hususiyetlerine göre ka­çakçılık bakımından bunların durdu­rularak kontrolları hakkında ayrı hü­kümler sevkedilmemiş ve günün inki­şaf eden seyrüsefer icapları karşısın­da mezkûr nakil vasıtaları hakkında tatbik edilecek muame'elerİn tayin ve tesbiti bir zaruret haline, gelmiş bu­lunduğundan bu noksanlığın gideril­mesi maksadiyle de kanuna yeni ve teferruatlı hükümler konularak bahis mevzuu kontroller daha müessir bir haîe getirilmiştir.Yabancıların kara sularımıza girerek avlanmaları hususu, mevzua-tımızcta kâfi şekilde müeyyideye bağlanmamış olduğu için bunların her türlü vasıta­larla karasularımızda avlanmaları ve bu maksatla kara sularımıza girmeleri kaçakçılık addedilerek suçun ehemmi­yet ve vahametine uygun şekilde a-ğır müeyyidelere bağlanmış ve Tür­kiye'de ikâmetgâhı bu! unmıy anların işledikleri kaçakçıhk suçlarından do­layı hükmolunan para cezalarının in­fazının hürriyeti bağlayıcı cezanın  infazı dolayısiyle kendilerini serbest bırakılmasından sonraya taliki, tatbi­katta ekseriya bu cezaların infazı im­kânlarını ortadan kaldırmakta oldu­ğundan buna mani olmak maksadiy­le bu gibi şahıslar mahkûm oldukla­rında hürriyeti bağlayıcı cezaları çek­miş olsalar dahi hükmolunan para ce­zasının tamamını ödemedikçe veya para cezasına mukabil usulü dairesin­de tsminat göstermedikçe, prfra ceza­sının miktarına göre tahvil olunacak hapis cezası müddetînce tahliye edile-miyeceklerine dair hükümler vaaolun-muştu?.

19] 3 sayılı kanunun eski şeklinde, yolcuların başkalarına ait eşyayı ken­di eşyasıymış gibi göstermek ve nakil vasıtası sahip veya personelin eşya ve maddeleri gizlemek suretiyle güm­rükten kaçırmak istemeleri hallerini ı karşılayacak sarih hükümler olmadığı ve tatbikatta bu hususta daima te­reddüt ve yanlışlıklar husule gelmek­te bulunduğu cihetle bahis mevzuu kSTjunun bu noksanlarının da ikmali cihetine gidilmiş ve yeni hükümler konulmuştur.

Kaçakçılık suçlarının arzettiği ehem­miyet üzerinde hassasiyetle durulup mezkûr suçların men ve takibi ile mükellef memurların veya sair me­murların bu kanunun şümulüne giren veya bu kanunla ilgili bulunan suç­larından deJayı Türk Ceza Kanuna göre verilecek cezalar misil artırılma­sına tâbi tutularak toşhid edilmiş ve buna mukabil memurlarla ilgililer bu kanun hükümlerine tevfikan ödene­cek ikramiyelere ait hükümlere vu­zuh verilerek nisbetleri de arttırılmış­tır.Gümrük kanununa müsteniden hukû-met ittihaz olunan kararlara ve ithal, İhracı lisans veya müsaadeye tabi mallar hususunda ittihaz olunan ka­yıt ve şartlara aykırı hareketlerle 5211 sayılı kanunda mevzuu bahsedi­len ihraç kaçakçılığı da 1918 sayılı kanunun şümulü içerisine alınarak' yalnız ihraç kaçakçılığına tallûk eden mezkûr 5212 sayılı kanunun ilgası ci­hetine gidilmiştir.

Uzun senelerin tatbikat ve tecrübeler rinden mülhem olarak vazolunan mezkûr hükümlerin, iktisadî bünye­mizi amansızca kemiren kaçakçılığın men. ve takibi hususunda kendisinden beklenilen faydaları sağlayıp büyük memleket menfaatlerinin ziyama ve kaçakçılığa mütemayil bazı vatandaş­ların da suç işlemelerine mani olaca­ğına hiç şüphe yoktur.

 Ankara :

Haziran başında yürürlüğe girmiş bu­lunan sefer tarifelerinin ilk üç aylık tatbikatından alınan neticeleri, işlet­mede emniyet ve sürat unsurlarım daha da arttırıcı tedbirlerle birlikle tetkik eylemek üzere, devlet demir­yollarında, alâk2İi merkez ve işletme servisleri reis ve müdürlerinin iştira­kiyle üç günlük bir toplantı tertip t-dil mistir.

Toplantıya riyaset eden Devlet Demir­yolları Umum Müdürü Safa Yalçuk, işletmede sürat, emniyet ve intizamın katiyen matlûp olduğunu, bu mühim işletme unsurlarının muasır dünya seviyesine çıkarılmasının elzsm bu­lunduğunu belirterek sefer halindeki trenlerin çok yakından takibine aynı hassasiyetle devam o1unm?':nı. işetme emniyeti üzerinde büyük bir ti­tizlikle durulmasını, faal servisler ner-soneîinîn çok dikkatli çalışarak işlet­me emniyetine en başta yer vermele­rini ve devamlı bir kontrol kurmala­rım tekiden istemiştir.

Bunu müteakip çalışmalara geçilmiş, normal yolcu ve ekspres trenleriyle yük trenlerinim vaktinde İşlemesi üzs-rinde ehemmiyetle durularak bunu sağlayacak tedbirler, bozuiabilecek maddelerle canlı hayvan nakliyatının en kısa zamanda  mevritlerine  ulastırılnıalari, teslim tesellüm işlerinin ay­nı sürat temposuna uygun şekilde a-yarianması, vagon ihtiyaçlarının yur­dumuzun iktisadî ve içtimaî bünye ve hamlelerine uygun seviyede karşılan­ması gibi mevzular ele alınmıştır.

Günün 24 saatinde fasılasız çalışan işletmedeki emniyet ve muhabere te­sislerinin modernleştirilmesi, mekanizasyonunun arttırılması ve eleman kalitesinin yükseltilmesi için alman yeni tedbirler de bu arada gözden geçirilmiştir.

 İstanbul;

îst&p.bui'da bulunan Amerikan ticaret heyeti üyeleri bu sabah saat 10 da ticaret, odasını ziyaret ederek idare heyeti azaları ve oda erkânı ile bir müddet görüşmüşlerdir.

P-lisafİr heyet bundan sonra istanbul sanayi odasını ziyaret etmiş ve saat 13 ticaret ve sanayi odaları tarafından liman lokantasında veri'en öğle ye­meğinde hazır bulunmuştur.

Yemekte ilk olarak söz âlân Heyet Başkam Robert Cumminşs. Türkiye ile Amerika arasındaki iktissdî temas­ları  izah ederek şunları  söyleniştir:

«Türkiyeyi ziyaretimizin gayesi, Türk-Amerikan iş adamlarım bir araya ge­tirmek suretiyle onlara ticarî İmkân­lar hazırlamaktır.

Memleketinizde bulunduğumuz müd­det zarfında sizlerden gördüğümüz misafirsevrrlik ve alâkaya heyet na­mına teşekkürlerimi arzederim.

Heyetimiz Amerikaya döndükten son­ra da temaslarımız devam edecektir ve bunun mtisbet neticelerini görece­ğiz.»

Bundan sonra Ticaret Odası Reis Ve­kili Sırrı Enver Batur söz almış ve demiştir  ki:

«Toplantılarımız karşılıklı bir anlayış ve samimiyet içinde geçmektedir. Memıeketimiz son senelerde muazzam. bir İktisadî hamle içindedir. Bu ham­lelerin neticesi yeni bir iktisîdî nizam meydana getirecektir. Bu çalışmaları­mıza muvazi olarak büyük Amerikan milleti İle yapmakta olduğumuz  kaimage002.gifder ve işbirliğinin bizi muvaffakiye­te götüreceğine eminiz.

Yemekten sonra Hilton oteline gidil­miş ve misafir heyet üyeleri burada İŞ adamlarımızla görüşmeler yapmış ve fikir teatisinde bulunmuşlardır.

İstanbul :

25 inci Milletlerarası Antialkoliznı Kongresine Türkiye, Meksika, Garbi Afrika. Portekiz, Ürdün, Suriye, Lüb­nan, Suudi Arabistan, Yugoslavya, Hollanda, Belçika, İngiltere, îtalya, Uruguay, Amerika, Kanada, Avustur­ya, Yeni Zelanda, Güney Afrika Bir­liği, İzlanda, Fransa, Almanya, İsviç­re, İsveç, Norveç, Danimarka, Finlan­diya, Polonya, Çekoslovakya, Yuna­nistan, Mısır, Sudan, İran, Irak, ve Hindistan iştirak etmektedir.

Kongre tertip komitesi adına teşek­külün Genel Sekreteri Mr. Ar ener Tongue bugün Vilâyete gelerek Vali­ye kongre hazırlıkları üzerinde izahat vermiştir. Kongre 10 eylül pazartesi günü saat 9,30 da Devlet Vekili Celâl Yardımcı, İstanbul Valisi Prof. Gö-kay ve Beynelmilel Teşkilât Başkanı T. Voionmea'mn hitabeleri!e açılacak­tır.

İstanbul :

Sümerbank alım satım müessesesin­den aldığımız malûmata göre, sene başından 31 temmuz akşamına kadar müessesenin muhtelif satış şubelerin­de 7O.OOO.OOO metre pamuklu ve 1 milyon 480.000 metre yünlü mensucat satılmıştır.

Diğer taraftan temmuz ve ağustos ayı içinde alım ve satım müessesesi tarafından Muş, Biga ve Tire'de birer satış şubesi açılmış ve faaliyete geç­miştir.

Erzurum:

Milli Müdafaa Vekâleti Üçüncü Ordu Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Güney Doğu Avrupa Kara Kuvvetle­ri Kumandanı Korgeneral Eeal, mai­yetindeki zevatla birlikte gezi ve tet- kiklerde bulunmak üzere bugün saat 13.15 te hususî bir uçakla şehrimize gelmiştir.

General Real hava alanında 3 üncü Ordu Müfettişi Orgeneral Necati Ta-can, Garnizon Kumandanı, generaller ve yüksek rütbeli subaylar tarafından karşılanmış ve başta bando bulunan bir askerî kıta selâm resmini ifa et­miştir.

Kor General Read, yarın Sarıkamış'a gidecektir.

 Ankara :

Çalışma Vekâletinden tebliğ olunmuş­tur:

İstanbul'da onbinlerce işçinin işle­rinden çıkarıldığı hakkında bazı ga­zetelerde yayınlanan havadis üzerine vaziyet 30/8/956 tarihinde vekâleti-mizce gerek Anadolu Ajansı vasıta-siyle ve gerekse ait olduğu gazeteler­de tekzip suretiyle izah Edilmiş ve a-çıkta kalan veya çıkarılacağı ihbar e-dilen işçilerin hakikî sayısı bu tebliğ­de belirtilmişti.

İstanbul işçi sendikaları birliği idare heyeti adına '2/9/1996 tarihli bazı İs­tanbul gazetelerinde bir tebliğ yayın­landığı görülmüştür. Bu tebliğde ha­kikî işsiz sayısı gösterilmekten kaçı­nılmamla beraber vekâletimizce göste­rilen rakamların doğru olmadığını ima etmek suretiyle İstanbul'da bir işsizliğin mevcudiyeti üstü kapalı o-larak ifade edilmek istenilmekte ve efkârı umraniyeye bir işsizliğin mev­cudiyetini anlatmaya matuf bir gayreı müşahede olunmaktadır. Çalışma "Ve­kâletinin bildirdiği rakamlar doğru ise işsiz sayısının bu dereceye inme­sinde İstanbul işçi sendikaları birliği­nin gayret ve teşebbüslerinin rolü ol­duğu ifade edilmektedir.

Herhangi bir sınaî müessesenin şu ve­ya bu sebeple faaliyetini tatil etmesi ve bu sebeple bir kısım işçilerin işsiz kalmaları mevzuu sendikalar birliği­nin teşebbüsüyle eîe alınacak bir olmayıp, böyle bir hâdisenin vu­kuu halinde hükümet derhal ve re­sen harekete geçerek bu hâdisenin illet ye sebeplerini tetkik ve gerekli tedbîrleri esasen alır. Bu hâdisede de hükümet  böyle   hareket   etmiştir.

İstanbul'da bu. mevzuda tetkikat ya­pan vekâlet müfettişlerinden mürek­kep bir heyete İstanbul İşçi Sendika­ları Birliği Başkam Seyfi Demirsoy ile Genel Sekreteri Cemil Gider, İstanbuldaki işsiz sayısı hakkında ger­çek bir bilgiye sahip olmadıklarını, ra­por yazı ve beyanlarında bildirdikleri malûmatın işçilerden veya sendika­lardan aldıkları şifahî, yazılı veya telefon haberlerine müstenit bulun­duğunu imzaları altında bildirmişlerdir.     

Bir takım tahminler ve mevsuk ol­mayan kaynaklardan elde ettikleri yalan yanlış bilgilerle İstanbul İşçi Sendikaları Birliği İdare Heyeti adı altında faaliyette bulunan bir takım kimseler, hâdiseyi ciddî olarak asla tetkik etmemişler ve kendilerine za­tı zaman vererek ve hükümetçe alman tedbirleri kendilerine mâl etmek is­teyerek şahıslarının propagandasını yapmaya tevessül  eylemişlerdir.

Hâdisenin bundan ibaret olduğu ve Türkiye'de bir işsizlik mevzuu bu­lunmadığı tebliğ olunur.

Ankara :

Basın Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğü tarafından çevriltilen »Bizim Dünyamız adlı renkli ingilizce Film Amerikanın Cleveland şehrinde yapı­lan terbiyevi İlimler festivalinde 200 turistik film içerisinde ve mlletlera-rası kategoride birinci gelerek Oskar mükâfatım kazanmıştır.

5 Eylül 1956

İstanbul :

Uneseo ve Fransız ilmî araştırma mil­lî merkezinin yardımı ile milletler­arası coğrafya birliği ve Fransa coğ­rafya millî komitesinin himayesinde olarak Paris'te yedi yıldan beri ya­yınlanmakta olan. eldi yeni çıkmıştır. Türkiye'ye ait malzemeyi, Maarif Vekâleti Basma Yazı ve Resimler Derleme Müdürü Türker Acaroğlu göndermektedir. Fo-toğrafik bir re prodüksiyon olarak ba­sılan bu cilt 680 sayfa tutmakta vs Türkiye bölümünde memleketimizle ilgili 19 harita ve plânın künyesi bu­lunmaktadır. Bu milletlerarası ihtisas bibliyografyasının her çıkan cildine katılan çeşitli memleketlerin sayısı gittikçe artmaktadır.Bu yıl hazırlık çalışmalarına 21 mem­leket iştirak etmiştir. Meksika'da bib­liyografyaya ilk defa bu ciltte dahil olmuştur. Basma yazı ve resimler der­leme müdürlüğü geçen yıl memleke­timizde çıkan harita ve plânların lis­tesini dün Paris'e göndermiştir.

 Ankara :

istimlâk kanunu, Büyük Millet Mec­lisinin yaz devresi top!antılarında .müzakere ve kabul ettiği kanunlar a-rasmda, çok ehemmiyetli bir mevkii işgal etmektedir. Gerek hazine gerek vatandaş hakların: esaslı bir temina­ta bağlamayan eski dağınık hükümle­ri bir tek metin içinde birleştirmiş bu kanunun getirdiği yenilikleri ana hatları ile hülâsa ediyoruz.

Bilindiği gibi, millî toplulukların İn­kişafı birtakım iktisadi ve içtimaî faaliyetlerin görülmesine bağlıdır. Meselâ yol, liman, mektep veya hastanane gibi tesislerin yapılması, bu nevi faaliyetlerin başında gelir, bü­tün bu faaliyetler millî camianın umumu için faydalıdır. Ancak umuma faydalı olan bu nevi içtimaî ve İkti­sadî faaliyetlerin fertlere bazı mükel lefiyetîer tahmil etmesi de zarurî bir neticedir. İşte istimlâk bu mükellefi­yetlerden birisidir.

İst iki âk, umumun menfeatine yararlı hizmetlerin görülmesi için ferde ait bir gayrimenkulun satın alınması de­mektir. Bu muamele dolay isiyle ida­re lehine bir takım selâhiyetler ve bu selâhiyetlerm gereği veçhile kuIlanılması ihtimaline karşı ferd lehine de bazı itiraz haklan tanımak zaru­reti vardır. îşte bu selâhiyetlerm ve itiraz haklarının kullanılması usulü­nü, selâhiyet ve mükellefiyetlerin şumul ve derecesini ve hukukî netice­lerini tâyin ve tesbit etmek, butun bu muameleleri bir nizarn altına sok­mak lâzımda. Memleketimizde bu nizam ilk defa 1275 tarihli istimlâk nizamnamesi ile konulmuş, fakat mevzu hükümlerin kifayetsizliği karşısında bir müddet sonra yeni bir istimlâk kanunu tedvin etmek zaruri olmuştu. İşte 1295 tarih­li mensfii umumiye İğin istimlâk ka­rarnamesi bu maksatla çıkarılmış ve hükümleri bugüne kadar meri kalmış tır. Bu kararnamede istimlâk kararı­nın ne suretle ve hangi makamlar ta­raf înduzı verileceği, istimlâk bedeli­nin tâyini usulü, bu bedele itiraz ha­linde yapılacak muameleler ve bede­lin tediyesine ait hükümler yer almış­tır.

Ancak 1295 tarihli kararname zamanla artan ihtiyaçları karşılayanla m ıştır. Bu sebeple 1298, 2338 ve 133ü tarihli kanunlarla tadil veya bazı hükümle­rin ilâvesi suretiyle tekemmülü cihe tine gidilmiştir. Bununla beraber vaz olunan usul ve kaidelerin yavaş işleyi şinc ilâveten muasır ihtiyaçların çeşit­li tatbikata yol açması, muhtelif âm­me hizmeti sektörlerinde işlerin arzet-tiği ehemmiyet ve tenevvü yeni istim­lâk mevzuatının tedvinine yol açmış­tır. Bu cümleden 929 numaralı devlet demir yolları istimlâk kanunu, 3710 sayılı belediye istimlâk kanunu, 3887 sayılı Millî -Müdafaa ihtiyaçları için yapılacak istimlâkler hakkındaki ka­nun ve bu kanunların ek ve tâdilleri zi krokin ab i lir. Ancak yeni mevzuat bununla da kalmamış, daha 60 şı mü­tecaviz muhtelif kanunda günlük ihti­yaçları karşılamak maksadile istim­lâk hükümleri vazedilmiştir. Bütün bunlara mezkûr kanunların tatbik şek lini gösteren nizamnamelerin çeşitli ve birbirinden farklı hükümlerle tem­yiz mahkemesi ve devîst şûrası içti­hatlarını da ilâve edersek, istimlâk hakkındaki hükümlerin tatbikinden ne kadar güçlüklerle karşılaşıldığı kolay­lıkla  anlaşılır.

Şimdiye kadar meriyet kalan istim­lâk mevzuatında, istimlâkin şekli tak­diri kıymet ve bedele itiraz hususla­rından   yek d iğ erin den   farklı   hükümler vazedilmiş ve bu sebeple memle­kette mezkûr kanunların tatbiki bakı­mından adalet duygularını rencide ede cek neticeler  tehassül  etmiştir.  Ez cümle 929 numaralı devlet demir yol­ları istimlâk kanununda, istimlâk be­deli, gayrimenkulun  istimlâk tarihin­deki vergi kıymeti olarak kabul edil­miştir.Halbuki vergi kıymetlerinin memleketimizde  gayrimenkulun haki­ki kıymetini ekseriya tevafuk etmediği bir hakikattir. Mezkûr kanunda, gay­rimenkulu  istimlâk  edilen   vatandaşa, takdir edilen bedelin miktarına itiraz hakkı da tanınmamıştır. Bu sebepler­le 928 numaralı kanun tatbikatında bir çok haksızlıklar görülmüştür. Her nr kadar temyiz mahkemesinin bir içtiha di İle, mevcut demir yollarının tevsii gibi münferit sebeplerle yapılan İstim lâklerde istimlâk bedelinin umumi hü­kümler   dairesinde   takdir      ve   tayin edilmesi  takarrür   etmiş  ve   böylece bir dereceye kadar adaletin teessüsü­ne   çalışılmış   ise   de, 'bu   da vatandaş hukukunun tam mânasile korunması bakımından kâfi bir teminat olmak­tan uzak      bulunmuştur.   3887   sa5rılı miliî müdafaa ihtiyaçları için yapıla­cak  istimlâkler  hakkındaki  kanun da da, vergi kıymetinin,  istimlâk ıbedelinin   tayininde   esas   ittihaz edilmesi kabul   edilmiştir.     Mevcut mevzuatın yalnız  nei'i  hazine  zihniyetinden   ha­reket  ederek  koyduğu  bu   hükümler­den başka bir çok hususlarda da boş­luklar arzettiği müşahede    edilmiştir.

İşte bu .boşluklardan ve hükümlerin kâfi derecede cezaî müeyyidelerle te­minat altına alınmamasından İstifade eden bazı suiniyet sahibi kimselerin bir takım sun'î kıymet artışlarına se­bebiyet verdikleri ve spekülasyonlar yaptıkları tesbit edilmiştir.

işte gerek hazine ve gerek vatandaş hukukunu esaslı bir temele bağlama­yan bu dağınık insicamsız hükümlerin birleştirilmesi, esâs ve usule dair hü­kümlerin tek bir metin içerisinde top­lanması, lüzum ve zarureti karşısında hükümet yeni bir istimlâk kanunu lâyihaşı hazırlıyarak Büyük Millet Meclisine sunmuş ve bu lâyiha yük­sek mecliste tetkik ve müzakere edi­lerek 31 ağustos 1956 tarihinde kanu-niyet etmiştir.

Bu yeni kanunun ana hatları şunlar­dır:

İstimlâk ancak âmme hizmeti gayesile yapılabilir. Bunun haricinde başka sebeplerle istimlâk bahis mevzuu olamaz, istimlâk tarihine göre takdir edilen "bedelin de peşin Ödenmesi lâ­zımdır. Esasen bu kaide teşkilâtı esa­siye kanunumuzun 74 üncü maddesi hükmüne mütenazır olmak üzere sev-kolımmi'gtur. Filhakika teşkilâtı esa­siye kanunumuzun bu maddesinde aynen: Umumî menfaatler için lüzu­mu, usulüne göre anlaşılmadıkça ve mahsus kanunları mucibince değer pa­hasına peşin verilmedikçe hiç bir kimsenin malı istimval ve mülkü is­timlâk olunamaz, denilmektedir. Bi­naenaleyh istimlâk muamelelerinde esas kaide, umumî menfaatin bulunma­sı ve değer pahanın peşin ödenmesi­dir. Yukarıda belirtildiği üzere bun­dan evvelki ''bası kanunlarla istimlâk bedelinin vergi kıymeti üzerinden hesaplandığı görülmüştür. Bu esas. teşkilâtı esasiye kanunumuza aykırı olduğu için yeni kanunda terkedilmiş ve deâer pahanın, istimlâk tarihine takaddüm eden gündeki rayiç bedel olarak kabulü zarurî görülmüştür.

İstimlâke karar verecek makam an­cak âmme hükmî şahı şiarıdır. Yani devlet, vilâyet, belediye, köy ve hük­mî şahsiyeti haiz diğer âmme müesseseler kendi sahalarındaki âmme hiz­metlerini görmek için istimlâk yapa­bileceklerdir. Bunun haricinde hususî hükmî şahıslarla hakikî şahıslar da mahsus kanunlarına tevfikan'istimlâk yoluna başvurabileceklerdir. Meselâ 6309 sayılı maden kanunu, imtiyaz sa­hiplerine istimlâk selâhiyeti tanımış­tır.

Bir âmme idaresine ait gayrimenku­lun diğer âmme idaresinin gürdüğü âmme hizmeti içjn lüzumlu telâkki e-dildiğj takdirde, yapılacak muameleye dair evvelki mevzuatta herhangi hir hüküm mevcut değildi. Yeni kanunla bu gibi hallerde her iki idarenin bu hususta anlaşma yapmaları derpiş e-dümiş ve anlaşma yapılamadığı tak­dirde keyfiyetin devlet şûrasının ha­kemliğine arzedilmesî kabul edilmiş­tir. Her iki  daire arasında bedel  bakımından iktilâf hasıl olduğu takdir­de, bu ihtilâfın mahallî mahkemeler­ce tetkik ve karara raptı lâzım gele­cektir.

İstimlâk mevzuu olabilecek şeyler arasına gayrimenkuller, sular ve kay­naklar ithal edilmiştir. Bunlar üzerin­de istimlâk yolu ile idare lehine irti­fak hakkı tesisi de mümkündür.

Kıymet'" takdiri işine gelince, bu iş takdiri kıymet komisyonları tarafın­dan yapılacaktır.Bu komisyonlar be­lediye hudutları dahilindeki istimlâk­ler için belediye meclisi âzası ile ay­nı .beldedeki mülk sahipleri arasından ve belediye hududu haricindeki istim­lâkler için koy ihtiyar meclisi âzası ile aynı köydgki mülk sahipleri ara­sından seçilecek kimselerden mürek­kep olacak.ve kıymetin takdirinde, gayri menkulün cins ve nevi, mesaha­sı, bütün vasıf ve unsurları ile her unsurun ayrı ayrı değeri, halihazır durumuna göre getireceği geliri, bi­nalarda inşaatın yapıldığı yıldaki ma­liyet bedeli ve emsalimin istimlâke takaddüm eden tarihdeki alım satım rayici nazarı itibare alınacaktır. Malsahibinin takdir edilen bedele itiraz ederek mahallî mahkemeye dava aç­mak selâhiyeti vardır. Bu takdirde mahkeme yeniden bir ehlivukuf he­yeti seçerek yukarıdaki esaslar daire­sinde gayrimenkulun kıymetini takdir ve tesbit ettirecektir. Bir gayrimenku­lun kıymetini takdir ve tesbit ettire­cektir. Bir gayrimenkulun bir kısmı istimlâk edilerek kalan kısmından is­tifade kabil olmadığı anlaşılırsa, malsahibi tarafından vaki müracaat üze­rine bu kısmın dahi istimlâke tabi tutulması hakkında hüküm konulmuş­tur. İtiraz dâvasının neticesi beklen­meksizin istimlâk olunan gayrimenku-1 le hemen el konmasına idarece zaru­ret görülen hallerde, takdir olunan b^del millî bankalardan birine veya malsandığına yatırılarak tapuda teş-çil muamelesinin yapılması mümkün­dür. İstimlâkin her safhasında idare, istim­lâkten vazgeçebilir. Ancak idare dâ­va sırasında vazgeçmiş ise, mülk sahi­binin bu sebeple yaptığı masrafları ö-demek mecburiyetindedir.

Yeni istimlâk kanununda kabul edi­len ve eski istimlâk mevzuatında mevcut olmayan bir hüküm de idare­nin iade mükellefiyetidir. İstimlâk bedelinin kat'ilegmesi tarihinden iti­baren beş sene içinde istimlâk mak­sadına uygun herhangi bir tesisat yapılmıyarak gayrimenkul olduğu gibi bırakılırsa mülk sahibi veya mirasçı­sı istimlâk bedelim ödeyerek gayri­menkulu geri alabilecektir. Ancak bu hakkın bir sene içinde kullanılma­sı lâzımdır.

Vatandaşla âmme müessesesi arasın­da bir kolaylık olmak üzere mübade­le suret ile istimlâk yapılabileceğine dair kanunda hüküm sevk edilmiştir. Filhakika malsahibinin muvafakati ile istimlâk bedeli yerine, idarenin hususî emlâkinden bu bedele kısmen veya tamamen tekabül edecek mikta­rın temliki mümkündür.

Âmme menfaatlerile hususî menfaatan telif etmek suretile hak ve nasafet kaidelerine uygun ve âdil kaide­ler koyan yeni istimlâk kanunun baş­lıca hususiyetlerinden biri de, kanun hükümlerine aykırı muamele ve fiil­leri ağır ceza tehdidi altına almış ol­masıdır. Bu muamfle ve fiillerin baş-lıcaları şunlardır:

Takdiri kıymet komisyonu âzası ile  ehlivukufların kendilerine resmen takdir edilen ücret haricinde herhan­gi bir suretle menfaat temin, otmele-ri suç telâkki edilmiştir. Keza istimlâk kararının tebliğinden sonra, istimlâk bedelinin veya gayrimenkulun başka­sına devir ve ferağı memnudur. İs­timlâk dâvasında vekil ve müvekkil arasında serbest akde müsteniden ve­kâlet ücreti hakkında anlaşma yapıl­ması yasak edilmiştir. Müddeabihin miktarı 10.000 liradan aşağı ise" ve­kâlet ücreti, avukatlık ücret tarifesi-de yazılı asgarî ücretin üç mislinden. 10.000 liradan yukarı ise asgari had­den fazla olamaz. Artırılan bedele göre artıp eksilen vekâlet ücreti dahi kararl aştır ilama z. Hava masraflarının avukat veya dava vekilleri veya ıon-lar hesabına hareket edenler tarafın­dan tekabül edilmesi de menedilmiş-tir.

Avukat veya dava vekillerinin daha başlangıçta, istimlâk bedelinin arttı­rılmasını düşünerek, artan miktarın veya bir kısmının nakden veya sair suretlerle kendilerine verilmesi hak­kında mal sahipleri ile anlaşma yap­maları yasak edilmiştir. Keza arttırıl­ması düşünülen İstimlâk bedelinin, avukat veya dâva vekilleri tarafından önceden, malsahibine ödenmesi de suç telâkki edilmiştir.

Yukarıda sözü edilen muamele ve fi­illerin avukat veya dâva vekillerince bizzat veya bilvasıta malsahibine tek­lif edilmesi veya bunlara tavassut o-lunması dahi suçtur.

Verilecek cezalara gelince, bu kanun­la yasak edilen muamele ve fiilleri yapanlar hakkında bir seneden aşağı olmamak üzere hapis cezası ile bir­likte 10.000 liradan 50.000 liraya ka­dar ağır para cezası verilecektir. Ay­rıca avukat ve dâva vekillerinin mah­keme meslekten çıkarılmalarına da hükmolunacaktır.

Bu kanunla vazifelendirilen şahıslar, suç teşkil eden fiillerinden dolayı ay­nı suçu işleyen memurlar gibi ceza­landırılacak fakat bu şahısların ceza­lan iki misli olarak hükmolunacak­tır.

Yeni istimlâk kanununda muvakkat maddeler sevkolunarak evvelce girişi­len istimlâk muamelelerine de temas edilmiştir.Bu kanunun meriye tin den önce açılmış ve henüz karara bağlan­mamış,.bedel dâvalarında yeni esaslar ve kaideler- muteber olacaktır.Keza bu kanunun mer'iy etinden evvelki dört yıl içinde istimlâk edilmiş olup da, istimlâk maksadına tahsis edilme­miş olan gaynmenkuller hakkında da hi yeni kanunun iade hükümleri tat­bik edilecektir.

Hülâsa: Yeni istimlâk kanunu, istim­lâk dolayısıyla gayrimenkul kıymet­lerinde vaki olacak sunî artışların ve spekülâsyonların önlenmesini temin etmek ve istimlâk olunan gayrimen­kulun hakîki değerini malsahibine Ödemek gayesine istihdaf etmekte, da­ha önceki mevzuatın 'boşluklarından faydalanmak suretiyle bazı suiniyet sahibi kimseler tarafından hazine ve vatandaşların istismarına mani olmakimage003.gifta ve âmme hizmetlerinin ve imar faaliyetlerinin sür'at ve emniyetle gö­rülmesini sağlamaktadır.

Muhtevası ve hükümleri itibarile ana kanunlarımızla hemahenk ve memle­ketimizin, son zamanlarda mazîîar ol­duğu iktisadi inkişaf ve imâr saha­sında kaydettiği yenilik ve ilerleme­lere mütenazır ve muasır ihtiyaçlara cevap verecek mahiyette olduğunda şüphe Duiunmayan yeni İstimlâk ka­nununun vatana ve «vatandaşa hayırlı olmasını temenni  ederiz.

İstanbul :

«Kalkınan. Türkiye» adında renkli ve uSinemaseope» bir film çevirecek olan Dudley film şirketi temsilcileri, basın yayın ve turizm umum müdürlüğü turizm temsilcisi ile birlikte bugün An3dolu seyahatine çıkmışlardır.

Ankara :

Türk lirası ve doyçe notenbank D. Mark para sahaları arasındaki ticaret mübadelelerim tanzim etmek üzere Türkiye' Ticaret Odaları, Sanayi Oda­ları ve Ticaret Borsaları Birliği ile Doğu Almanya Dış Ticaret Odasının 28.4.1955 tarihinde akdettikleri tica­ret anlaşmasının (5) inci maddesi ge­reğince Ankara'da yapılan muhtelif komisyon müzakereleri neticesinde .ticaret mevzuunda tarihli bir ek protokol, ve Türkiye İş Bankası ve Dentsche Handelsbank A. G. arasında da tediyelere müteallik 27.7.956 tarih­li bir ek protokol imzalanmıştır.

Ek proîokollarm ihtiva ettiği başlıca hükümlere  göre,

1) İki para sahası arasında mal mü­badelelerine dair 23.4.955 tarihli tica­ret ve tediye - anlaşmaları 30.6.1957 tarihine  kadar  uz atılmıştır,

2! Mal mübadeleleri (a) ve (b) liste­lerindeki kantcnjanlar dahilînde cere­yan edecek ve bir istikametteki ihra­catın kıymet tutarı 28.150.000  dolar olacaktır.

3) 30 6.1955 tarihinden evvel verilmiş olan bütün ithal lisansları ve sipariş müsaadeleri 28.4.   1955     tarihli anlaşmanın (b) listesindeki kontenjanlar­dan mahsup edilecek ve 30 haziran 1S5S tarihinden evvel" (a) listesindeki mallar için verilmiş bulunan ihraç müsaadeleri de aynı muameleye tabi tutulacaktır.

4) Yeni ek protokola gören (b) lis­tesinde yer alan sanayi ve maden iş­letmelerine mahsus maddeler, komple sanayi tesisleri ve piyasa malları, üze­rinde yapılacak ithal taleplerinde ara­nacak şartlar ve bunların tabi tutu­lacağı muameleler dış ticaret iğlerine dair 599 sayılı sirkülerde ayrı ayrı ve tafsilâtlı olarak anlatılmış bulun­maktadır.

Ankara :

Bâsra-Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğü tarafından bir Amerikan lir-masma çevirtilmiş olan aBizİm Dün­yamız» adındaki renkli filmin Ameri­kana 230 kültür filminin iştirak et­tiği bir müsabakada birincilğ kazan­mış olduğu malûmdur.

Basm-Yayın Umum Müdürlüğü bu defa ayni firmaya »Kalkınan Türkiye» mevzuunda bir film hazırlatmaktadır. Filmi Çekecek operatörler memleketi­mize gelmiş ve Basm-Yayın Umum Müdürlüğünün filmcileri ile beraber sanayi mıntıkalarımızda çalışmaya başlamışlardır. Filmde barajlar, li­manlar, elektrifikasyon, karayolları, çimento, şeker, mensucat, kömür, çe­lik, petrol, krom, bakır et ve balık kurumu, ve zirai kalkınmanın muh­telif safhaları gibi mevzular esaslı bir şekilde ele alınmaktadır.

Bu filmin kasım'da bütün. Amerika sinemalarında gösterilmesi temin edü-imgtir. Filmin Almanca ve Fransızca kopyeleri de yapılacağı gibi Türkçe kopyeleri de memleketimizin her ta­rafındaki sinemalara' verilecektir.

Ayrıca bir Belçika firmasına çevirti­len memleketimiz hakkında renkli iki turistik fiTm pek yakında piyasaya arz edilecektir.

Basm-Yayın Umum Müdürlüğü film dairesinin halk oyunları festivalinde çektiği 16 mm. lik renkli filmin ses­lendir ilme sin e de bağlanmıştır.

Kendisiyle konuşan bir muharririmi­ze, Basm-Yaym Umura Müdürü Mu­ammer Baykan, Umum Müdürlüğün diğer faaliyetleri    üzerinde şu izahatı vermiştir:

«Türkiye'de ilk defa olarak memleke­tin renkli fotoğraf arşivinin tesisine teşebbüs ettik. Bu mevzuda altı aydanberi 'hummalı bir şekilde çalışıyo­ruz. Hâlen iki fotoğrafçımız bütün Anadoluyu karış karış dolaşmaktadır.Altmış altı vilâyetimize ait renkli fo­toğraf arşivimizi tamamlamak üzere­yiz. Bu ay içerisinde 400 renkli fotoğ­raf ve ikiyüze yakın renkli resmi ih­tiva edecek Türkiye adlı turistik ve tanıtıcı bir kitabın Fransızca metin­lerinin yazılması ta itmiş olacak ve baskı için Fransa'nın en meşhur kitabevlerinden birine teslim edilmiş olacaktır.

Onbeş güne kadar Türkiyemiz hakkın­da her türlü malûmatı verecek. Kal­kınan Türkiye'yi dışarıya tanıtacak mahiyette İngilizce bir mecmuanın ilk sayısı çıkmış olacaktır.

«Türkiye Yıllığı» adı altında Türkiye hakkında geniş bilgiler veren, mem­leketteki gelişme hamlelerini rakkamlara dayanarak anlatan bir eser hazır­lanmıştır. Bu kitap gerekli tadiller ve ilâvelerle her yıl yeniden neşredi­lecektir.

Türk çiniciliği hakkında renkli plânşlarla ve fakat az sayıda bastırmış ol­duğumuz İngilizce bir eseri, bütün dünyada büyük alâka ile karşılanma­sı üzerine,20 bin adet olarak tekrar bastık. Bu kitap bu sanat şubemizi bütün dünyaya iftiharla arzedilebile-cek bir mükemmeliyet taşımaktadır.

Memleketimizin turistik yerlerini ta­nıtan İngilizce, Fransızca ve Alman­ca broşür ve pamfletlerin neşrine de­vam ediyoruz.

Antalya, Bursa, istanbul, Ankara, Amasya, Akçakoca, Efes, Bergama bro­şürleri yepyeni bir şekilde yeniden basılmıştır. Konya, îzmir, Çanakkale Truva, Kayseri, broşürleri ile Tür­kiye'de tatil, mitoloji, Nasrettin Hoca adlı kitaplar baskıya verilmiştir.

Türkiye nin,65 renkli fotoğrafını ihtiva eden bir masa takvimi 4 ayrı dil­de hazırlanmıştır. Bu zarif takvim Türkiyemiz i tanıtan bir vasıta olarak 1957 yılbaşından evvel dünyanın dört bir yanında masaları süsleyen bir bib­lo olacaktır.

İzmir:

Türk mallarını Amerikan piyasala­rına tanıtmak ve bu suretle bir ihraç zemini hazırlamak m aks adiyle muhte­lif tetkik ve temaslarda bulunan Ame­rika Ticaret Vekâleti Orta Şark ve Kuzey Afrika Dairesi Umum Müdürü Mr. Herbert Cummings riyasetindeki tanınmış iş adamlarından müteşekkil heyet, yeşil Zeytinin ihracı mevzu­unda Ege müstahsilleriyle prensip an­laşmasına varmıştır.

Bize verilen malûmata nazaran, bu sene için 250 bin kilo ve önümüzde­ki 1957 kampanya devresinde de 1 milyon, kilo yeşil zeytin ihraç edile­cektir. Türk zeytinlerinin hâlen Ame­rika piyasasına hâkim olan İspanya zeytinlerinden evsaf ve kalite bakı­mından çok üstün olduğunu söyleyen Amerikalı iş adamları Türkiye'nin kısa bir müddet sonra İspanya'nın yerini almasının kuvvetle muhtemel .olduğunu söylemiştir.

Hâlen İspanya yalnız Şimali Amerlka-ya senede 25 milyon kilo yeşil zeytin ihraç etmekte ve senevi 50 ile 75 mil­yon dolar arasında bir döviz temin etmektedir. Bu yıl ihraç edeceğimiz malın bedeli 500 bin dolar, 1957 kam-panyasmdakinin de 2 milyon dolar tutmakta ve müteakip senelerde kali­te ve "evsaf bozulmadığı takdirde, bu rakamın çok daha fazla artacağı bil­dirilmektedir.

izmir:

Et ve balık kurumu tarafından Batı Avrupa memleketlerine daha ziyade bir tecrübe mahiyetinde yapılmakta olan yaş meyve ve sebze ihracatı ta­mamlanmıştır.

Şimdiye kadar' iki parti halinde ve büyük bir kısmı İngiltere'ye olmak üzere, 44.500 kilo razakı ve çekir­deksiz üzüm, şeftali, gayet itina ile hazırlanmış ambalajlar içinde ve fri-gorefik tesisatı olan şileplerle sevkedilmiştir.

Ümid edildiği gibi bu denemeden müs-bet netice alınacak olursa, yurdumu­za yeni gelir imkânları sağlayacak ve millî servetlerimizi bir kat daha de­ğerlendirecek olan yaş meyve ve seb­ze ihracatına gelecek sene geniş mik­yasta devam edilecektir.

 İstanbul :

Paşabahçe şişe ve cam fabrikası te­sislerine, penisilin şişesi imâl etmek üzere ilâve edilen yeni makinalarm iş­letmeye açılması münasebetiyle bu­gün saat 16.30 da fabrikada bir me­rasim  yapılmıştır.

Toplantıda şehrimizde bulunan Ame­rikan ticaret hey'eti üyeleri, Türkiye Odalar Birliği, Ticaret ve Sanayi Cü­daları temsilcileri, fabrika mensupla­rı, davetliler ve basın mensupları ha­zır  bulunmuşlardır.

Bugün faaliyete geçen yeni makinalar günde 65 bin penisilin şişesi imâl e-debileeek kapasitededir. Yakında fa­aliyete geçecek olan diğer bir maki-canın da iştirakiyle imalât miktarı günde 120 bin şişeye çıkarılacak ve bu suretle memleket ihtiyacının mü­him bir kısmı karşılanmış olacaktır.

Bu arada fabrikayı gezen ve mamul­ler hakkında izahat alan Amerikan ticaret lıey'eti fiatları çok ucuz bul­muşlar ve Amerikan pazarlarının bu çeşit mamullere talip olduğunu ifade etmişlerdir.

 Erzurum:

Mîllî Müdafaa Vekâleti Erzurum Tem­sil Bürosundan  bildirilmiştir:

İki sene önce Kandilli'ye gelmiş olan Amerikan Eski Muharipler Başkanı Boston tarafından çalışmaları takdir edilen 6 ncı zırhlı tugaya, Amerikan Eski Muharipler Cemiyetince hediye edilen altın liyakat madalyası bugün yapılan askerî bir merasimle tugaya verilmiştir.3 üncü Ordu Müfettişi Orgeneral Ne­cati Tacan'm da hazır bulunduğu me­rasimde madalya tugaya, bir tetkik gezisi münasebetiyle 3 ncü ordu böl­gesine gelmiş bulunan Güney Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Read tarafından tevdi olunmuştur.

6 Eylül 1956

 İstanbul   :

İstanbul'da bulunan İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyat Mandalinci bugün saat 18 de Baltalimanmdaki hidrobiyoloji enstitüsünde bir basm toplantısı yap­mıştır.

İstanbul'da bilhassa Milli Korunma Kanununun tatbikatiyle İlgili bazı noktalar üzerinde çalışacağını bildire­rek sözlerine başlayan vekil ezcümle şunları söylemiştir:

Kanunun tatbikatından dolayı bazı şikâyetler aldık. Bunların bağında bir kısım imalâtta işçi ücretlerinin şişiri-lerejs maliyeti yükseltme yoluna gi­dildiği gelmektedir. Yarından itibaren müsteşarla birlikte bu hâdiseyi yerin­de bizzat tahkik edeceğim. Müessese sahiplerile de görüşeceğim.

Üzerinde durduğumuz ikinci bîr mev­zu istihsal mallarının azamî satış fi­yatlarının belediyece tesbit edildikten sonra vekâletimizce de tescili işidir. Bunun için en büyük müstehlik böl­ge olan İstanburda belediyenin şim­diye kadar aldığı kararları ve yapı­lan tatbikattan elde olunan neticeleri etüd edeceğiz. Aynı ameliye Ankara, Adana, İzmir, Antalya gibi 'büyük müstehlik bölgelerde de yapılmakta­dır. Halen 7-8 kişilik kontrol ekiple­rimiz Türkiye'nin dört bir tarafında dolaşmaktadırlar. Bu ekipler ayrıca belediyelerin kontrol ekiplerini de kurslara tabi tutacaklardır. Alman neticeler Ankara'da bir araya getiri­lecek ve bu suretle narh koyma mevzuunun merkezde ne şekilde toparla­nabileceği anlaşılacaktır. Böylece ye­ni bir narh sistemi kurulmuş olacak­tır. Maksadımız müstahsilin menfaati­ni haleldar etmemek buna mukabil müstehlikin de haklarını çiğnetmemektir. Müstahsilin meşru kâr had­leri içinde çalışmasını temin vazife­mizdir.

Bunun için Ankara'da üç kişilik bir fiyat tesbit komitesi kurulmuştur. Bu heyet müstahsil ve müstehlikle dai­mi temas halinde olacak ve koordi­nasyon vazifesini görecektir. Müstah­silin asgarî geçim standardını temin edecek bir fiyat nizamı kuracaktır.Böylece, ne pahasına olursa olsun ha­yatı ucuzlatalım, derken önümüzdeki senelerde de istemiyerek büyük kıt­lıklara sebebiyet vermek ihtimali ön­lenebilecektir.Vekil daha sonra fiyat kontrollan mevzuuna temas ederek, bunun ka­rarname ile kuvveden fiile çıktığını söylemiş ve fiyat murakabe ekipleri­nin kurulacağından bahisle şöyle de­vanı etmiştir:

«İlk Olarak afyonlar ve buğdaylarımısın ticari muamelelerinin tedviri mevzuunda Amerikaya bir fiyat tet­kik ve kontrol komitesi gönderilmesi kararlaştırıldı. Bu iş için de gerekli tayin yapıldı. Eu şekilde çalışmalar­la, memleketimize şişirme faturalarla mal ithali önlenmiş olacak ve pek çok döviz tasarrufu sağlanabilecektir. Bilfarz sadece Amerika ile yapıian afyon alışverişinde mutavassıtlara senede 0-60 bin lira komisyon öde­mekteydik. Şimdi bunu .tasarruf et­miş olacağız, yani memleket içinde olduğu gibi memleket dışında da mu­tavassıtları mümkün mertebe aradan çıkartmak yolundayız.

Zeyyad Mandalinci daha sonra mem­leketin bilhassa amme işlerinin görül­mesi bakımından ehemmiyet kesbden bir kısım ithal mallarının şimdi­ye kadar tariş, fioköbir gibi biivük müesseseler vasıtasile getirtidiğin bunun ise tıdı geçen müesseselerin di­ğer isleri olduğundan bir çak aksak­lıklara ve gecikmelere sebebiyet ver­diğini izah ederek yepyeni bir tasav­vurdan bahsetmiştir:

Memlekete lüzumlu kalay, çinko, kahve gibi bazı ithal mallarının itha­lâtı veya buna benzer mâlların ihracatiyle tek elden ve büyük bir birlik halinde meşgul olmak üzere eski Türk Ticaret Ofisine banzer fakat daha mütekâmil ve ihtisası daha geniş bir müessese kurmaya karar verdik. Adına «Alını Satım Kontuarin demeyi düşündüğümüz bu müessesenin statü­sünü hazırlıyoruz. Müessese milli ko­runma teşkilâtının fonundan istifade ile kurulacaktır. idemle ketim iz için bir reform olacak bu teşkilât tan pek çok faydalar bekliyebiliriz. Bu sayede ithalât ve ihracat işleri zamanında yapılacak, dış firmalara kargı bir kuv­vet birliği kazanılacaktır.»

İktisat ve Ticaret Vekili, bu müessese­nin şimdilik milli korunma teşkilâ-tinm elindeki İ50 milyon lira ile fa­aliyete b&şlryacağını söyledikten son­ra, sorulan bir' sual üzerine büyük mağazalar şirketine de temas etmiştir. Bildirildiğine göre 4-6 milyon lira sermaye ile çapında faaliyete geçecek olan büyük mağazalar şirketinin ku­ruluşu bitmiş, statüsü hazırlanmıştır. Halen teşkilâtı tamamlanmaktadır. Şirket daha ziyade büyük müstehlik şehirlerde nıigros'a benziyen fakat çok daha şümullü şekilde iş görecek­tir. Sermaye hacmi de ihtiyaca göre arttırılacaktır.

Zeyyad Mandalinci müteakiben şimdi­ye kadar tahsislerin, a) I. C. A. fonu Amerikan yardımından 153 milyon, h) karşılıklı kliring anlaşmalar m dan, ci Baha ziyade sanayie aiî olmak, ü-zere döviz verilerek yapıldığını ve 1 haziran tarihinden bugüne kadar tah­sis yekununun 312 milyon lirayı bul­duğunu bildirmiştir. Vekil yeni İhra­cat mevsimine büyük ümitle girildi­ğini bu sene fındık üzüm, incir, pa­muk gibi başlıca ihraç mallarının bü­yük Ölçüde istihsal edileceğini, tütün stoklarının bol olduğunu, bundan başka zeytinyağı ihracatına da başla­nacağım bildirerek yapılan hesaplara göre bu seneki ihracat yekununun başlıca maddeler için 250 milyon do­ların üstünde olduğunu açıklamıştır. Bilfarz bu sene sadece 5-6 milyon do­larlık Antep fıstığının ihrgç edilmesi beklenmektedir ki bu yukarıdaki he­saba dahil edilmemiştir. Zeyyat Man-dalinde basın toplantısını şu cümle ile bitirmiştir:Yapilan kontrollarda   ve  kanunun tatbikatında ileride de hiçbir aksama olmıyacağmi hem İktisat ve Ticaret Vekili olarak hem de hükümetim a-tkna size temin ederim.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin yaz devre­sinde müzakere ve kabul edilen ka­nunlardan biri de, küçük esnafı hima­ye maksadı ile çıkarılan kanundur. Takriben 400 binden fazla küçük es­nafı çok yakından alâkadar eden bu kanunun mahiyeti, ve getirdiği yeni hükümler hakkında etraflı bilgi ver­meyi faydalı buluyoruz:Bizde, kazanç vergisi usulü kaldırıla­rak bunun yerine gelir; kurumlar ve esnaf yergileri konulduktan sonra, ilk Vıeş senelik tatbikatta esnaf vergisinin birtakım haksızlıklara ve aksaklıkla­ra yol açtığı görülerek 8532 sayıl: ka­nunla bu vergi kaldırılmış ve geniş mükellef kitlesi arasında hakikî esna­fın, yani kazancı asgarî maişetine ki­fayet edecek kimselerin gelir vergi­sinden muaf tutulmalarını tem i nen. gelir vergisi kanununda esnafı tayin eden ölçüler değiştirilmiştir.

Fan'iyetl^ri, tavın olman bu Ölçüler iğinde kalan esnaf, ge!ir vergisi öde­memekte olduğu aibİ. eski şekilde (esnaf verqisi* namivle bir vergiye de tâbi tutulmamaktadır.

Anesk, esnafı tayin ve tarif için mez­kûr kanunda kabul edilmiş olan ölçü­lerin, kâfi genişlikte olmadığı yeni bir kanıın 'Syıhası hazırlanmış ve bu lâ­vına Büvük Millet Meclisinin vaz devresi "alışmaları sırasında müzake­re ve kabul olunarak kanun halini al­mışta.

Son değişikliklerle saâlanan lehtehüküm!erden başlıcaları şunlardır.

1. Esnaf jmıafivetinden İstifade e-flebilmek için R582 savılı kanunda, İs yerlerinin yıllık gayri safi iradının T.HO lirsvı asmaması şart kılınmışken vpiM kanunla bu had. 300 liraya cka-nlmıs. böylece iş hacimleri ve ka­zançları mahdut olmasına rağmen, sırf bu düşük irad şartı sebebi ile ge­lir vergisi şümulüne alınmış bir kısım mükelleflerin bu muafiyetten fayda­lanmaları, yani gelir vergisinden is­tisna edilmeleri temin olunmuştur.

Bu vesile ile şunu da belirtmek lâ­zımdır:

Yukarda bahsi geçen 300 liralık gay­ri safi iradın cari kiralarla bir alâka­sı yoktur. Bahis mevzuu gayri safî iradlar, geniş ölçüde 193S ve 1945 yıl­larının kiralarına göre ve bina vergi­sinin matrahı bs.kimmdan tesbit edil­miş miktarlardır, esasen Türkiye'de halen mevcut 437 bin iş yerinden 400 bini bu gayri safi irad haddinin altında bulunmaktadır.

2 . Eski kanunda, muaflıktan fay­dalanabilmek,1 için kabul edilmiş olan (yıllık beyan esnasında gelir vergi­sine tabi oîmamaîO şartı da değişti­rilmiş, yıllık beyan esnasında gelir vergisine tabi olsalar bile vergi usul kanununa göre defter tutmak mecburiyetinde tralunmıyanların da muafiyetten istifade e<3e nelerine imkân verilmiştir. 6382 sayılı kanun­da mevcut esnaf muaflîğiiıın, işin ne­vi ve mahiyrrti^s göre değişen özel şartları da mükellef lehine değişti­rilmiştir. Evvelce alını satım, imalât inşaat ve tamirat is'eri ile İştigal e-de-nlerçlen yıllık emtia, iptir ve mateme mubayaaları 20 bin lira­yı, satışları ise 23 bin lirayı geçmi-yenler esnaf muaflığından faydalana­biliyordu. Halbuki son değişiklikler­le bu hadler yıllık emtia, iptidaî mad­di; ve malzeme mubayaaları için 50 bin "liraya satışları için ise 57 bin liraya yükseltilmiştir.

Alım-Satım ve ücret ölçüleri tayin olunurken bu gibi ticaret ve sanst iş­lerinde safi kazancın büyük bir kısmını dükkân kîrasî, müstahdem Ücreti ve diğer umumî idare ile belediye vergi ve resimlerine ayırmak gerektiği dikkate alınmış, ücretle yapılan imalât, inşaat ve ta­mirat işleri için evvflce konulmuş bulunan 3.000 lira yıllık gayri safi kazanç miktarı, yeni kanunda 7500 li­raya çıkarılmıştır.

Tavassut islerinde masraf unsurunun alım-satım veya imalât veya inşaat işlerine nisbetle düşük olduğu dikkate alınarak bu işler için 5 bin liralık Ücret haddi kâfi görülmüştür. Bu esasa mütenazır olarak taşıma işleri için evvelce tesbit edilmiş olan vası­ta adet ve tonajları ile ücret miktar­larında da artırmalar yapılmıştır.

Yeni kanunun ikinci maddesinde, es­naf muaflığının işin nevi ve mahiye­tine göre değişen hususî şartlan ay­nen şu şekilde belirtilmiştir:

1) Alım,  satım işleri  ile  imal,  inşa,tamir  ve küçük  sanat  işlerinde, birtakvim yılı içinde satın alınan veyaithal edilen  emtianın,   iptidaî madde­nin ve malzemenin mubayaa bedelle­ri tutarı  50 bin lirayı  aşmamak,

2)Bir takvim yılı içinde  satılan ve­ya ihraç edilen emtianın, iptidai mad­denin  ve  malzemenin   satış  bedelleri tutarı 57.500 lirayı aşmamak,

3) Ücretle yapılan imalât, tamirat,inşaat  ve küçük  sanat  işleri karşılı­ğında bir takvim yılı çinde  alman
ücretlerin tutarı 7.500 lirayı aşmamak,

4)1 ve 3 numaralı bentlerde yazılıişlerin memzucen yapılması halinde,bir takvim yılı içinde alman ücretle­rin yedi  katı ile mubayaa  bedelle­rinin yıllık tutarı 52.500 lirayı aşma­mak,

5} Tavassut işleri karşılığında alman ücretlerin yıllık toplamı 5 bin lirayı aşmamak,

6)Maden işletmeleri ile taş ve kireçocaklarında,    tuğla       harmanlarında,kum ve çakıl istihracı   işlerinde  birtakvim yılı  içindeki     satışların mec­mu bedeli 57.500 lirayı aşmamak,

7)Taşıma İşlerinde birden fazla  mo­torlu kara nakil vasıtası ve ondanfazla araba ve su üzerindemütehar­rik 25 rüsum tonilatodan fazla makineli, 150 rüsum tonilatodan fazla ma
kinesiz  nakil   vasıtası işletmemek  vebu   isler  dolayısile  bir takvim   yılıiçinde  alınan taşıma cretleri   tutarı15.000 lirayı asmamak (su üzerindemüteharrik  vasıtaların   memzucen  işletilmesi halinde makineli olanlarınrüsum tonilatoları  toplamının 6 katıile makinesizlerin rüsum  tonilatoları toplamının  mecmuu   150 tonilatoya aşmamak), bu bentde yazılı ölçüler, birlikte yaşıyan eşlerle velayet altın­daki küçük çocuklar hakkında, bu kimselerin islettikleri vasıtalar toplu­ca nazara alınmak suretiyle tatbik olunur. Tekele tabi maddelerle damga pulu, millî piyango bileti, akar yakıt, şeker ve bunlar gibi kâr hadleri emsalleri­ne nazaran bariz şekilde düşük olarak tesbit edilmiş bulunan emtiada, alâ­kalı vekâletlerin mütalaası alınmak suretiyle bu maddenin 2,2 ve 4 numa­ralı bentlerinde yazılı alım, satım hadleri Maliye Vekâletince tayin olu­nur.

«Yukarıda kısaca temas olunan umu­mî ve hususî şartlan haiz olanlar, ti­carî ve sınaî kazançları üzerinden geIir vergisi ödemiyeeckler ve eskisi gi­bi esnaf vergisi adlı bir vergi de ken­dilerinden aranmayacaktır. Keza bu kimselerin yanında çalışan hizmet er­babından  dahi vergi almmıyacaktır...

Muafiyet şümulü içinde kalanlar sa­dece birer muafiyet karnesi alacaklar ve tüccarın kendilerine verdiği fatu­ra ve diğer vesikaları muhafaza et­mekle  iktifa  eyliyec eklerdir.

Muafiyet, içinde kalan ticarî ve sınaî iğleri dolayısiyle defter ve kayıt tut­mak mecburiyetinde değildirler.

Yeni tadilâtın sağladığı yeni bir hü­küm de şudur:

Bu kanun yürürlüğe girdiği yıl için­de ilk defa gelir vergisine tabi olacak­lardan işletme hesabı esasjnda defter tutacak mükellefler adına, mezkûr yıl içindeki, gelir vergisi kanunu ile vergi usul kanununun gelir vergisi ka­nunu ile ilgili hükümlerine aykırı ha­reketlerinden dolayı kaçakçılık, kusur ve usulsüzlük cezaları kesilmez.(X) «Yukarıda kısaca temas olunan umumî ve hususî şartlan haiz olan­lar, ticarî ve sınaî kazançları üzerin­den gelir vergisi ödemiyecekler ve es­kisi gibi esnaf vergisi adlı bir vergi de kendilerinden aranmıyacaktır.Ke­za bu kimselerin yanında çalışan hiz­met erbabından dahi almmıyacak Şu kadar ki, vergi usul kanununun 6094 sayılı kanunla değiştirilen 324 ncü maddesinde belirtilen şekilde, ti­carî faaliyetleri, vergi dairesinin haricinde Kalanlar hakkında bu madde hükmü tatbik edilmez.

Esnaf muaflığı kanununun başlıca hü­kümlerini böylece İzah etmiş bulunu­yoruz. Bu kanun, içinde bulunduğu­muz yılın bidayetinden itibar oluna­rak yani 1 Ocak 1956 tarihinden iti­baren yürürlüğe girmiştir. Ve getir­diği hükümler, kazancı asgarî geçimi­ne ancak kifayet eden geniş bir es­naf kitlesini hakikaten ferahlığa ka­vuşturmuştur.

Ankara   :

Şam'da çıkan El Kabes isminde bir Suriye gazetesi, 29 Ağustos tarihli sa­yısında, Süveyş Kanalı meselesinde Türkiye'nin takibettiği politika ile il­gili olarak baştan aşa sn asılsız bazı ha­berler neşretmiş ve Türk Hariciye Ve­kâletinden yetkili bir sahsa atfettiği bu beyanatın Anadolu Ajansı tarafın­dan yayınlandığım da tasrih eylemiş­tir.

Anadolu Ajansı, Süveyş meselesini müzakere etmek üzere 26 Agustos'ta Londra'da toplanan konferansta mem­leketimizi temsil etmiş olan Türk he­yeti bıskanı Haricice Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büvük Elci Muharrem Nıı-ri Birei'nin 26 AŞustos'ta İstanbul'da verdimi beyanat dışında bu gazetenin bahsettiği tarzda hiç bir beyanat ya­yınlamış  değildir.

İstanbul :

Amerikan ticaret heyetinin başkanı Mr. Herfcert J. Cumminas, Türkiyenin 1910 yılında dolar kazanma kudre­tinin ikivüz mîlvon dolara çıkabilece­ğini  bugün   bildirmiştir,

Mr. Cummines İstanbul propeller ku­lübünde verdisi bir söylevde bu raka­mın Türkivenin halihazır dolar ka­zancının iki misli olacağını söyliye-rek Türkivenin dolar kazancının art-tırılabileceği   sahaları   sıralamıştır.

1  Turizm: Halen Türkiye, Ameri­kan seyyahlarının sarfiyatından, takri­ben senede on beş milyon dolar ka­zanmaktadır. Bu rakam. Otuz milyon dolara çıkarılabilir.

Turkİyenin tarihî yerlerinin henüz is­tismar edilmediğini, sahil ve kumsal­ların. Fransız ve italya Rivyeralariyle boy Ölçüşebileceğini, belirten Mr. Cummings bu yerlerin seyyahları cezbedebilecek şekilde geliştirilebileceğini söylemiştir.

2) Tütün: Turkİyenin Amerikaya yap­tığı tütün ihracatı senede kırk beş mil­yon dolar tutarında olmalıdır ki, hali­hazır ihracat, takriben ayni seviyede­dir.

3)Yeni mallar' Türk iş adamları yenimalları  Amerikan  pazarına   arz etmekhususunda  azimli  gayretler  sarf etme­lidir. Bu mallar 1960 yılında takribenonbeş milyon dolarlık bir ihracat de­ğerine ulaşmalıdır.

41 Muhtelif mallar: Bu kategoride Türk ihracatı Onbes milyon dolara ulaşmalıdır.

5) Madenler: Amerikaya yapılacak maclen ihracatının 19^0 da kolayca yüz milyon dolara ulaşabileceğini söyliyen Mr. Cummings Turkİyenin en iyi yıl­da kırk bir milyon dolar tutarında madenler ihraç ettiğini ve bu yekûn­dan yirmi sekiz milyon dolarının krom madenine alt bulunduğunu be­lirtmiştir. Manganez ve b&ksit'in ha­len ihraç edilmekte olan krom ve di­ğer madenlere ilâveten Turkİyenin iş­letebileceği iki madenî teşkil ettiğini söylemiştir.

Amerikanın 1960 da dünya pazarların dan takriben dört milyar dolar tuta­rında madenler alacağını ve Türkiye nin bu pazarın en azından yüz milyon dolarını alamaması için hiç bir sebe­bin mevcut olmadığını bildiren Mr. Commîngs şunları tebarüz ettirmiş­tir:

Amerikan pazarını yoklamak bakı­mından hakiki ve ciddî bir teşebbü­sün Türkiyeden gelmesi lâzımdır. İlk hamle Türk ig adamları tarafından yapılmalıdır ve burada gördüklerimiz­den bu hamlenin yapılacağına eminiz.»

İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bay ar bu akşam Moda deniz kulübünün yeni binasının temel atma merasiminde hazır bulu­narak uğurlu ve hayırlı olması dileğile temele ilk harcı  koymuştur.

Merasimde Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan, mebuslar, İstanbul Vali ve Belediye Reis; ile kulüp azala­rı ve davetliler hazır bulunmuştur. Kulüp r?isi İstanbul mebusu Zeki Rı­za Sporel'in kısa bir konuşmasını mû-teakip yeni kulüp binasının temel at­ma merasimi yapılmıştır.

Bundan sonra proje mimarı İstanbul mebusu Ord. Prof. Dr. Emin Onat ta­rafından yeni yanılacak Moda deniz kulübü, ve tesisleri hakkında maket ve plânları üzşrinde devlet reisimize izahat verilmiştir. Bu izahata göre, yapılacak tesislerden biri plaj oteli, bir diri yuvarlak ve kulüp olmak üzere üc otel, sazino, -, plaj, bulunmaktadır, însaat 17.000 metre kare arazi Üze­rinde yanılacak 400 metrelik bir rıhtımı bulunacaktır. 72 milvon lirava kacak olan bütün bu tesisler, iki ilâ üc sene içinde ta­mamlanacaktır. Bueiin temeli atılan kulüp binası ise, kulüp azalarının yar­dımları ile bir milyon liraya raal ola­caktır.

7 Eylül 1956

Ankara  :

Hükümetimizin de katılmış bulundu­ğu Birleşmiş Milletler eğitim, bilim .ve kültür kurumu (Unesco) nun teşebbü­sü ile Paris'te kurulmuş bulunan mil­letlerarası müzeler konseyinin. (İcomı) Türkiye millî komitesi talimatnamesi nirı merivete sirmesi hakkındaki ka­rarname bugünkü resmi gazetede ya­yınla nm ıştır. Talimatnamede derpiş edilen hususlar arasında:

Türkiye müzelerini ve müze mensup­larını milletlerarası seviyede temsil etmek için bîr teşkilât kurmak,

Müzeler ve müzecilik mesleğine men­sup azalar arasında milletlerarası İş­birliğini inkişaf ettirmek,

Milletlerarası eğitim bilim ve kültür teşekkülleri ile işbirliği yaparak mü­zeleri ve müzecilik mesleğine mensup azaların  gayretlerini,

Bilginin sağlanması, ilerlemesi ve neş­ri, Halk eğitiminin ve kültürünün tami­mi, bütün insanlar arasrada karşılıklı danışmanın ve anlayışın saklanması hususlarına tevcih etmek gibi mev­zular da yer almaktadır.

 İstanbul  :

Celâl Bayar. bugün Flor­ya'da, Afyon mebusu Rıza Çerçel'in başkanlığ'ndaki Sinop mebusu Seryer Şomun cuoğlu. İş Bankası- umum mü­dürü Üzeyir Avunduk. Emlâk Kredi Bankası umum müdürü Medeni Berk, iş adam'abımızdan Vehbi Koç'tan mü­teşekkil «Gerze yangını felâketzede­lerine millî, vardım komitesi» ni kabul etmiş ve öğle yemesine alı kovmuştur. Bu yemek ve kabulde Nafıa Vekili Muammer Çavuşoğlu da hazır bulun­muştur.

Millî yardım komiteci, Reisicumhur Ce lâl Bnvar'a aşağıdaki izahatta bulun­muştur:

«4,8,22.222 lira toplanarak kı/ılay umu mî merkezi namına millî bankalarımı­za yatırılmıştır. Bu paradan yansına uğrayan vatandaşlarımızın âcil ihtiyaç larma 87.651 lira sarfedilmiştir.

Bakiye 4.734.565 liranın bu yangında zarara uğrayan vatandnşlarm sigorta edilmemiş, ev eşyaları ile emtialarının tamamının karşılanmasına ve seri ka­lanının da 66H3 sayılı kanunla hükü­metçe inşa edilecek ve halen müteah­hide ihale edilmiş bulunan mesken ve dükkânların sahipleri tarafından iler­de ödenecek taksitlerine karşılık tululmasına karar verilmiş ve bu kara­rın tatbikine millî vardım komitesi başkam Afyon mebusu Rıza Çercel ile azadan Sinop mebusu Server Somuncuoğlu  yetkili  kılınmıştır.

8 Eylül 1958

İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bsyar, dün saat 18'de Plos deniz köşkünde Atatürk-e ait bir filmin hazırlıkları ile ilgili olarak haleti memleketimizde, bulunan İTnİversal İnternational Picture Stüd­yosu başkanı Mr. A. Daff ile mezkûr stüdyonun New - York bürosu müdü­rü Mr. Baoftı, filmin Türk prodük­törü Adil Özkaptan'la birlikte kabul, etmiş ve kendilerinden bahsi geçen iilm hakkında izahat almıştır.

Ankara  :

Yeniden 564 göçmenin Türk vatandaş lığına alınmaları hakkındaki kararna­me bugünkü resmi gazetede yayınlan­mıştır.

12  Eylül 1956

istanbul   :

12 Eylül günü "İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda açıla­cak olan «Akdeniz milletlerarası ilmî sekreteri M. Petit Anadolu Aiansina aşağıdaki beyanatta bulunmuştu:

«Akdeniz milletler arab ilmî balıkçı­lık araştırmaları komisyonu umumî heveti 22 Evliil Oarsarraba günü ça­lışmalarına başlayacaktır.

Komisvon umum sekreterliği, simdive kadat- cpçiti; .mevzulara dair teblis hazırlamıştır.

"Bunlar komîsvonuT! deniz fiziki  ton  neetonbentos  denizaltı gruplarına tevdi edilmişti.

Ko-misvon bunlardan mada Akdeniz biyoloji arasfrrmolarında mühim rol oynayacak muhtelif dalma vasıtaları­nı ve bilhassa batiskof hakkında tan­zim kılman raporları gündemine ge­çirmiş bulunmaktadır.

Türkiye ticaret ve İktisat vekili Zey-yad Mandalincîniiî toplantıya riyaset etmesi bizleri pek büyük bir şeref bah şettiği gibi komisyonumuz mesaisine atfettikleri ehemmiyeti tebarüz ettir­mektedir.

Bundan dolayı kendil pükranlarımı sunmayı bir vazife bilirim.»

 Ankara   :

Çarşamba gününden beri Ankara'da karayolları umum müdür iğü merke­zinde toplanmakic elan komşu mem­leketler yol daireleri başkanları ça­lışmalarım bugün bitirmişlerdir. Mi­safirler yanndari ibarf  karayollarımız üzeninde dört gün sürecek bir tet­kik seyahatine çıkacaklardır.

Birleşmiş Milletlerin müracaatı ve malî yardımı ile karayolları umum müdürlüğümüzün üç senedenberi ya­kın ve Orta Şarktan gelen yol mümühendisleri için bir kurs tertip ve idare ettiği malûmdur..

Bu kere mezkûr eğitim merkezinin kurulmuş bulunduğu 1954 yılındanberi göstermiş olduğu faaliyeti sözdnn geçirmek, bu bölgedeki müşterek'yol davası problemlerini tetkik etmek ve bu problemlere göre eğitini merkezi­nin gelecekteki çabjmalarmı ayarla­mak maksadı ile Birleşmiş Milletlerin de tavassutu ürire komşu memle­ketlerden İran, Irak, Lübnan ve Su­riye yol, teşkilâtı başkanları ila Ür­dün Nafıa Vekâleti müsteşarının işti­rakiyle Ankara'da bîv toplantı yapılmasına karar verilmiş ve 4 gimdenberi bu toplantı devanı etmiştir: Mı­sır yol dairesi başkanı mazereti dola-yısile  toplantıya   iştirak   edememiştir.

Bu toplantıda kursun çalışmaları göz­den geçirilmiş, faideli olan bu mesa­inin devamı üzerinde mutabık ka­lınmış ve kurs programlarına ait fai­deli fikir teatisinde bulunulmuştur.

Toplantının en önemli safhası şu mustur: Bütün' iştirak edenler, dünya nin bu mmtakasmda komşu memle­ketler  arasında yol davası ve prog­ramları bakımından müştereken ele alınabilecek bîr çok hususların mev­cut bulunduğunu müşghs.de etmişler ve bu gibi toplantıların zaman zaman tekrarlanmasında bütün komşu mem­leketler için büyük faideîer olduğunu tesbit etmişler ve hatta devamlı bir teşriki mesai organının ihdasım te­menni etmişlerdir. Bu meyanda yol idare ve işletmeciliğinden ana mevzu lan olan: Yol şebekeleri ve yol s.ebe kelerinin serilmesi, yol işletmeciliği, yol idarelerinin kuruluşu, modern yol finansman raetodları, modern yol ku­ruluş kanunlarının ana hatları üze­rinde Türkiye karayolları umum mü­dürlüğünün hazırladığı bir vesika mü zakere edilmiş ve bazı ilâveler yapı­larak  kabul edilmiştir.

Toplantıya iştirak edenler ankara yol eğitim merkezinden devamlı surette istifade edilmek için eğitim mevzunun kurulması temenni edilen daimî teşkilâtın ana iştigâl mevzularından biri olmasını tesbit etmişlerdir.

Toplantıya iştirak edenler bugün son toplantılarım yapmadan evvel topluca Sarıyar barajım ziyaret edip gelmişler dir. 9 Eylül, Pazar günü uçakla İ^mire hareket edecekler, orada İzmir civa­rındaki yolları gördükten sonra, Ba­lıkesir, Bandırma, Karacabey, Bursa, Yalova tariki ile, güzergâhtaki yol fa­aliyetlerini tetkik ederek, İstanbul'a geleceklerdir.

12 Eylül Çarşamba günü İstanbul ci­varındaki yol işletmelerini de görecek olan misafirler toplantı ve tetkiklerine aynı günün akşamı İstanbul'da niha­yet vereceklerdir.

Toplantı esnasında Trak delegesi ge-jecek toplantının Kasım ayında Bağda tta yapılmasını teklif etmiş, bu teklifi iştirak edenler tarafından memnuniyetle not edilmiştir.

 Manisa  :

Manisa'da M. M. V. tarafından kurul­ması kararlaştırılan ordu savaş terbi­yesi ve spor okulunun temeli bugün saat 16 da merasimle atılmıştır.

Merasimde, Devlet Vekili ve Milli Mü dafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Sıh hat ve -İçtimaî Muavenet Vekili Dr Nafiz Körez, Meb'uslar. Vali, Deniz kuvvetleri kumandanı, Korgeneraller, sivil ve askeri erkân, spor teşekkülle­ri temsilcileri, basın mensupları ve kalabalık bir halk topluluğu-hazır bu lun muştur.

Bu münasebetle bir konuşma yapan M. M. Vekâleti Vekili Semi Ergin, böyle mutlu bir günde bu hayırlı ve mühim müessesenin açılmasından du­yulan sevince tercüman olmuş ve ez­cümle demiştir ki:

Yurdumuzun dağcılık ve atıcılık spor larınm önemli ve başarılı bir merkezi olan Manisamız bilhassa savaş sporları dağcılık, kayakçılık ve su sporları, gi­bi okulumuzun temel tedris konuları­na çok elverişli bir hinderlanda sahip bulunmaktadır. Bu itibarla okulun merkezi Manisa'da kurulacak, savaş sporları ve oryantasyon tatbikatı için Sultan Yaylasında, dağ ve kayak spor lan Bozdağ bölgesinde, deniz ve su sporları için de İzmir Aliağa çiftliğin­de gerekli sportif tesisler vücude ge­tirilecektir.

Ordu'da modern talim terbiyenin esa­sı beden terbiyesi ve spor faaliyetine isnat  etmektedir.

Bu faaliyetleri ilmi usul ve prensip­lere göre düzenlemek ve yürütmek, ordu ve memleket spor hayatında ve-' rimli ve istikrarlı neticeler elde et­menin temel unsurlarını teşkil etmek­tedir.

Ordu mensuplarımızın fizik ve moral kabiliyetleri ilmî usul ve esaslarla ge­liştirilerek savaş güçlerini arttırmayı sağliyacak olan spor liderleri bugün huzurunuzda temelini atacağımız bu mutlu müesseseden yetişeceklerdir. Hiç şüphe yoktur ki, ordu savaş be­den terbiyesi ve spor okulu modern bir ilmî müessesesi olarak Mamsamızın ve Ege gençliğinin plânlı ve disip­linli bir şekilde sportif gelişmesne gönülden hizmet edecek ve bölgemizin sosyal ve kültürel kalkınmasında da önemli bir âmil olacaktır.

  Ankara   :

Maarif Vekili Prof. Alime Özel bugün saat 17'de Ankara gazeteciler ce­miyeti lokalinde bir basın toplantısı yapmıştır.

Maarif Vekili gazetecilerle kısa bir hasbıhalden sonra aşağıdaki beyanat­ta bulunmuştur:

İlkokullarda olduğu gibi, orta dere­celi okullarda da din dersleri okutul­masına dair vekiller heyeti kararı yük sek tastikden çıkmıştır. Diğer taraftan vekâletimiîce bu derslere ait hazır­lıkları yapmak üzere İlahiyat Fakülte­si,Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi ve

Diyanet işleri mümessilleri ile vekâ­let mensuplarımdan müteşekkil komis­yon başkanlığında toplanarak orta­okulların birinci ve ikinci sınıflarında okutulacak din dersleri program ve müfredatını kabul ve tasdik etmiştir. Program, iman, ibadet ve ahlâka ait dinî ünitelerle birlikte, türklerin islâ­miyet in intişarına, islâm sanatına hiz­metleri gibi bahisleri de ihtiva etmek­tedir.

Din öğretiminde, orta okulların bu dersi okutmaya yetkili öğretmenleriy­le İmam - Hatip okulları öğretmenle­rinden ve ilkokullarda fiilen bu dersi okutmakta olan öğretmenlerden de icabında faydalanılacak ve vekâlet tarafından ayrıca öğretmen yetiştir­me kursları açılacaktır. Öğretmenlere bu çalışmaları için munzam ücret ve­rilecektir. Din derslerine ait program okullara tebliğ edilmek üzeredir.

Maarif Vekili Prof. Ahmet Özel da­ha sonra gazetecilerin sordukları muhtelif sualleri cevaplandırmıştır.

9 Evlül 1956

 İzmir :

İzmir'in düşman istilâsından kurtulu­şunun 34'ncü yıldönümü bugün son­suz bir sevinç ve neş'e içinde kutlan-miştir. Bu mes'ut günün kutlama me­rasiminde bulunmak ve heyecanını tatmak için, her sene olduğu gibi bu sene de civar kaza ve köylerden şeh­rimize büyük bir akın olmuştur.

Eu arada dünden itibaren bütün şehir busunun taşıdığı manavı belirtecek şekilde bayrak ve yeşilliklerle dona­tılmış, şehrin belli başlı caddelerinde taklar kurulmuştur.

Yalnız İzmir için değil, memleketimi­zin mukadderatının tayininde de müs­tesna bir mevkii olan bu mes'ut gün do layı siyle muhtelif törenler yapılmış tır.

Sabahın erken saatlerinden itibaren merasimlerin yapılacağı yerleri bin­lerce İzmirli ile kaza ve köylerden ge­len kesif halk kitlesi doldurmuş bulu­nuyordu.

Merasim,  saat  3de, ordularımızın İzmir'e girişinde Başkumandan Musta­fa Kemal'in bir müddet istirahat etti­ği, Kemalpaşa yolundaki Belkahve'de başlamış, buradaki törene garnizon ku mandanı adına topçu ereğitim alayı kumandanının başkanlığında bir hey­etle İzmir'den ve civar kaza ve köy­lerden gelen heyetler iştirak etmiş ve bir öğretmen, günün mâna ve ehem miyetini belirten bir konuşma yapmış tır.

Müteakiben, kahraman ordumuzun iz­mir'e girişinde şehit düşenlerin kabir­leri ziyaret edilmiş ve aziz şehitleri­mizin ruh lan taziz edilmiştir.

Bu arada saat tam 9'da belediyeden bir heyet garnizon kumandanını ma­kamında ziyaret ederek orduya şük­ran ve teşekkürlerini bildirmiştir.

Şehitlikteki tören sona erince, kahra­man süvarilerimiz iki koldan dört na­la şehre girmişler ve saat 10'da hü­kümet önünde birleşmişlerdir. Süva­ri kumandanı atından inerek taban­casını çekmiş ve hükümet konağına çıkarak sanlı bayrağımızı çekmiştir. Bu esnada konak meydanım hınca­hınç dolduran halk büyük tezahürat­ta bulunmuştur.

Bundan sonra istiklâl marşı çalınmış, belediye reisi süvari kumandanına bir hediye vererek şu konuşmayı yapmış­tır:

«Muhterem vatandaşlar.

Bugün, bundan tam 34 yıl evvel 9 Ey­lül günü, bütün millet ve vatanın üze­rine titrediği güzel İzmir'in hakikî sa­hibi olan Türk ordusuna ve Türk sancağına kavuştuğu gündür. Asırlar-danberi bizim olan ve ebedivete ka­dar bi?im olacak sevgili yurdumuzun bazı köşeleri, basta İzmir oldu&u hal­de, üç sene müddetle sanfaihndan, or­dusundan ve Türk hâkimiyetinden (mahrum kalmış, Tü-k devleti kurul­du kurulalı ıstırapların, elemlerin, acı­ların  en büyüğünü cenmis.

26 Agustos'ta başlayan büyük Türk taarruzu ile Dumlupmar,da 30 Ağus­tos meveten muharebesinde düşman kuvvetlerini parçalayıp imha ettikten sonra, büyük Atatürk'ün,Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri» emrini alır az, duşu şahlandı, âdeta kanatlandı vs 10 gün içinde İzmir'e girerek saygili  ve ordu sim a kavuştu. Binlerce yıllık büyük Türk milleti bütün ci­hana şunu haykırmıştı:

»Düşmanlar kim olursa olsun ve kim­ler tarafından desteklenirse desteklen sin, Türk milleti as'.â esir olamaz.»

Birinci Cihan Harbinde Çanakkale'de, Kafkaslarda, Gâzza'da kahramanlık destanları yarattıktan sonra müttefik­lerinin mağlûp olmaları yüzünden bizzarur Türk hükümetinin mütarekeye yan 5 iyi e Türk yurdu parça parça taksim edilerek adeta peşkeş çekilmişti.

Sanki ortada taksim edilecek bir mi­ras vardı toparlak ve şerefli tarihinden al­dığı ilham ve kuvvetle milletinin zen­gin varlıklarını, ölmez ruhunu iyi ta­nıyan ve bilen büyük adam Atatürk'­ün i'ük^fk sevk ve İdaresinde bütün imkânsı^'ikl^r ve yokluk'ar, imkân v& varlıklara döndü, kurtuluş savası, byölec-e İzmirin kurtarılma siyle, Bel-kahve'de Atatürk'ün beyan ettiği g'bi, "Üç  senelik  savaşmış  gibi sona erdi.»

Bu parlak neticeyi onun kıymetini dünya durdukça, ebçdivete kadar hiç bir zaman unutmamak, kara günleri hatırdan çıkarmamak, yurdunu, rniîis tini ve sancağın her türkün en mukaddes vazifesidir.

9 Eylül tarihi, bir İstilâ savaşının yıl­dönümü deöil, bir kurtuluş savasının yıldönümüdür. Hakçtelıkları bertaraf eden ve bîrmî Hetin  şerefli tarihini takrir dil" getirip vurdun bütününü hakikî, sahibine iade eden bugünü bü­yük bir heyecan içinde kutlamamızın sebebi budur.

Bugün aslan m elim etçiklerin sünsülori. düsmam denize dökerek hakikî za­feri tersin ettiği kadar bu tonraklara bir daha hic bir düşmanın avak bütün cihana ilân ettiği gündür.

Yine buşün Türk sancağı, bundan 34 yıl Önce olduğu gibi kışla meydanına ve hükümet konağına çekilirken Türk yurdundan bu güzelim ayyıldızlı bay­rağın hiç bir zaman ayrılmıy-î r gani ve daima şerefle dalgalanacağı! 1 Türk milletinin dünyaya ilân ettiği gündür.

Belediye Eeisi Enver Dündar .Başar konuşmasını şöyle bitirmiştir:

»istiklâl harbinin en büyük kahrama­nı Atatürk, senin ruhun ve bilcümle istiklâl har â şehitlerinin szla ruhları kargısında hürmetle eğiliyoruz. Yine istiklâl harbinin bütün gazilerini tak­dirle anıyoruz. Yaşadın Türk milleti, var olsun kahraman ordumuz.

Aziz vatandaşlarım hepinizin bayramı kutlu olsun.»

Belediye Reisinin konuşmasından son ra mehter takımı tarihî parçalar çala­rak konak meydanını hınca hınç dol­duran halkın Önünden, geçmiş ve bu suretle  sabahki  tören   sona   ermiştir.

10 Eylül 1956

 İzmir :

Yugoslavya Federal Halk Cumhuriye­ti tarafından Puar'da hazırlanan pavyonu» bugünden itibaren resmen açılmıştır.

 İstanbul   :

4!î memlekete mensun 30!)'den fazla delegenin İştirak ettikleri 25'nci mil­letlerarası an'i - alkolizm kongresi, Reisicumhur Celâl Bayar'm himaye­sinde. Başvekil Adnan Menderes'in fahri baskanlıjhnrla. Devlet Vekili Ce­lâl Yardımcı ile İstnnbııl Vali ve Belediye Reisi Prof. Göksy'm rivs.setin-de bugün sıat 9.30'da İstanbul Üniver­sitesi Fen F^kü'.tesi konferans salonun da çalışmalarına başlamıştır.

Kongrenin aeılıs1 münas yatılan merakimde Devlet Vekili C^lâl Yardımcı, tstsnbul Vali ve B"'edive Reisi, İstanbul Ünİversitsi Rektörü, Ordn Müfettişi, davetliler ve delege­ler hazır bulunmuşlardır.

Bandonun çaldığı istiklâl marşım mü­teakip antialkolizm teşkilâtı başkanı Finlandiyalı vekillerden Tapio Voion-mar, bir konuşma yaparak teşkilâtın kuruluşundan ve çalışmalarından bah

settikten   sonra   söslerir.i   şöyle   bitir­miştir:

ze âüşen" her türlü müzahereti sizden esirgememek   kararındayız.

Değsrli hikmetlerinizin, İnsanları yal­nız yaşadığı müddetçe sağlık vs saa­dette tutmak hedefini gütmekle.^ kal-mıyarak .müstakil nesillerin sıhhat ve selâmetini, binnetice insanlığın1 beka­sını emniyetle tutmak isteyen hsyır-hahhklarîa dolu olduğunu biliyoruz. Millet ve hükümet olarak inanç ve k  saatimiz budur.

Uyuşturucu maddelerle ' müeadeie ve bu âfeti yok etmek için Büyük Millet Meclisimizin çıkardığı şiddetli kanun­ları. İdare cihazımızın bu -sahada gi­riştiği amansız jcraat hükümet i arak kazn geniş istihsal yapabilmek vasıta ve kaynaklarına rağmen Türkiye'nin eneden bir memlfiket oluşu, millet olarak bu inan­cımızın birer ifadesini teşkil eder. Ve gene bu inançladır ki:

Yıllarca, evvel vücud bulan v? gittik­çe taazzûv. ve inkişaf eden Yeşilay Cemiyetinin bütün faaliyetleri dikkat ve takdirle fcakib edilmekte, hüküme-.. ,e bilhassa 1 ürk gençliği tara-iinds.n feu cemiyete en geniş alâka ve müzaheret gös    rilmel ;edir.

Muhterem kongre azaları,    .

Kongrenize en hayırlı neticeler, istih-salini temenni ederken seyahatinizin yurt iyi intibalarla sona erme* sini ve güze" hatıralarla ayrılmanızı diler hürmet ve muhabbetlerimi suna­rım.»

Devlet Vekilinin hitabesinden sonraİstanbul Vali ve Belediye Rşisi birkonuşma yapmış, bunu, ArabBirliği,Birleşmiş Milletler ve diğer milletler­arası teşekküllerin delegeleri tarafın­ye dileyen
kısa konuşmalar takib etmiştir.

Kongre bundan sona çalışmalarına başl ımıştır.

Diğer taraftan kongrenin bu yetişemiyen 50 isveç delegesi bugün trenle şehrimize geleceklerdir.

Bursa:

Bir müd d ett enberi memleket İmiz d s bulunan   Amerikan  Ticaret Bürosu ve Afrika Kısmı Müdürü Herbert Cummings Başkanlığındaki Amerikan Ticaret Heyeti bugün öğleden sonra şehrimize gelmiştir.

Misafir heyet Çelik Palasta kısa bir iştirahatten sonra Vilâyete giderek Valiyi makamında ziyaret etmiş, mü­teakiben, fabrika ve ticaret müessese­lerini gezmiştir. Bilâhare ticaret oda­sında şehrimiz ticaret ve iş adamlarile görüşmüştür.

Toplantıda misafir heyet başkanı ve azaları birer konuşma yaparak seya­hat maksadlarını belirtmişler ve ez­cümle şöyle  demişlerdir:

«Türkiye'ye Amerikadaki iş adamla­rı arasında işbirliğini temin gayesile gelmiş bulunuyoruz. Şayed herhangi bir iş sahasında Amerikan sermayesi istiyorsanız, iş adamlarımız ellerinden gelen gayreti s arfe de çeklerdir. Bizim burada isbat etmek istediğimiz şey Türkiye ile Amerikanın, elele verir­lerse, neler kazanabilecekleridir.»

Ayrıca maden mevzuuna temas eden heyet azaları istihsalin yüzde 2 ye çıkarilmasile 100 milyon dolarlık ih­racat yapabileceğini de ifade etmiş­lerdir.

Amerikan ticaret heyetinin bu konuş­malarını müteakip Bursa Ticaret Oda­sı Başkam bütün memleket i? adam­larının işbirliği yapması hususunda gösterilen hassasiyete teşekkür etmiş ve' bu arzunun Türk iş adamları tara­fından da lüzum ve faydasına inanıl­dığım  belirtmiştir.

Bundan sonra Bursamn çeşitli iktisa­dî, sınaî sahalarında kendilerine iza-'hat verilmiş, sebze, ticaret ve bilhas­sa meyvecilik mevzuları da Amerikan ticaret heyetine izah edilmiştir.

Bundan sonra misafir ticaret heyeti azaları Türkiye'nin çeşidli sahaların­da müşahede ettikleri gelişmeleri be­lirterek, 19S0 senesine kadar Türkiye'­nin muhtelif branşlarında yapılacak istihsalin ihracile milyon İare döviz sağlanabilin esinin mümkün olabilece­ğini ve bunların kendiliğinden olacak işler olmadığını ve müştereken çalış­mak lâzım geldiğini tebarüz ettirmiş­lerdir.

Toplantıdan sonra Amerikan ticaret heyeti şerefine Çelik Palasta bir akşam yemeği tertip olunmuştur.

Misafirler yarm Bursa'nm kurtuluş bayramında hazır bulunacak ve bazı müesseseleri gezdikten sonra Eskişehire hareket  edeceklerdir.

İstanbul :

25 inci Milletlerarası Antialkolizm Kongresinin İstanbul'da toplanması münasebetile P. T. T. idaresi tarafın­dan bastırılan 25 kuruş kiymetindeki tek hatıra pul, bu sabahtan itibaren satışa arzedilmiştir.

Ankara :

Fransız Hava Kuvvetleri Kumandanı Orgeneral Bailly ve maiyeti bugün 18.30 da özel bir uçakla Ankara'ya gelmiş ve Esenboşa hava alanında Erkânıharbiyei Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Salih Coşkun, Hava Kuv­vetleri Kumandanı Orgeneral Fevzi Taçaner, E. U. İstihhaiat Başkanı, garnizon ve merkez kumandanları, yüksek rütbeli subaylar ve Fransa Büyükelçisi Erkânı tarafından askeri merasimle karşılanmıştır.

İstanbul :

Milletlerarası Antialkoli^m Kongresi­nin 25 inci toplantısı münasebetiyJa Amerika Birleşik Devletleri Reisicum­huru DwiqM D. Bisenhower, Kongre Başkanlığına aşağıdaki gönder­miştir:

Türkiye Reisicumhuru Ekselans Ce­lâl Bayar'm himayeler in da toplanan Milletlerarası 25 inci Antialkolizm Kongresine katılanlara selâmlarımı sunar, alkolizm gibi bu p-îk büyük in­sani problem ve dâva yolunda çalışan aydın kimselere dana realist ve daha sağlam kararlara varmaları hususunda muvaffakiyetler   dilerim.

Ankara :

14 eylülde Atina'da toplanacak olan Milletlerarası 6 ncı Hydatologie Kong­resine iştirak etmek üzere Ankara Üniversitesi Tıp ve Veteriner Fakülteleri Parazitoloji Kürsiısıi Direktörü Prof. Dr. Hasan Şakrü Eytun bugün hareket etmiştir.

19 memlekete msnsup ilim adamları­nın İştirak edeceği kongiede Prof. Hasan Şükrü Oytun, memleketimizde, fou hastalığın insanlarda ve hayvan­larda yaptığı tahribata dair bir kon­ferans   verecektir.

İstanbul :

Milletlerarası Anti alkol izm Kongresi bugün muhtelif memleketi sre mensup tanınmış ilim adamlarının tebliğleri ile çalışmalarına  dey-.ni  etmiştir.

Bu arada söz alan Devlet Vekili Ce­mil Bengü, kısa bir onulma yapa­rak alkolizm mevzuundaki milletler­arası çalışmalarda Kongreye başarı­lar dilemiştir.

Tahran Tıp Fakültesi Profesörlerin­den Dr; Şehrabi, İran da alkol istih­lâkinin İkinci Dünya Harbinden sonra arttığını belirterek içki satış yerlerinin ve satış saatlerini! tshaidi yo­luna   gidildiğini  bildirmiştir.

İsviçreli Dr. Hans Schaffner ise, bira mevzuu üzerinde durarak, bira İstih­lâkinin 1929 da şahısbaşına 9.4 litre iken bu rakkamm 1955 de 12,9 litre­ye yükselmiş bulunduğunu, muhtelif memleketlerin gelirlerinin yüzde 5-6 kadarını içkiye sarfettiklerini açiklamıştır.

Alkolizm ile ilgili çalışmalaj dünya çapında bir şöhret yapmış bu-junan İsveçli Doktor L. Goldbsrg, projeksiyonlu olsrak yaptığı konuş­masında, içkiden itidalin zamanla kaybolduğunu ilmi bir şekilde ispata çalışmıştır.

Ankara Siyasal Bilgiler Fekültesi Ce­za Hukuku Profesörü Turhan Koni ise «alkolizmin önlenmesi» mevzuunda bir konferans vermiştir. Prof. Koni, aiâkn ile takip edilen bu konuşmasında, Türk Ceza Kanunu mevzuatı muva­cehesinde alkolizmi önleyici tedbirler ve cezai müeyyideler hakkında etraf­lı  izahatta  bulunmuştur.

Diğer taraftan saat 17 de, delegeler şerefine, Türkiye Yeşilay Cemiyeti tarafından   Yıldız  Malta  köşkünde bilçay verilmiştir.

 İzmir:

M. M. V. İzmir Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Amerikan donanmasına mensup, Al­bay Boward kumandasında Mcmrovia, Rankin, Plymouth, Baseter ve Cargo nakliye gemilerinden müteşekkil bir filo bu sabah saat 8 de İzmir'e gel­miştir.

Gemilerin umanda demirlemesini mü­teakip bir vizite subayı misafir ku­mandana hoş geldiniz demiş, daha sonra karaya çıkan Albay Boward, Valiyi, İkinci Yurdiçi Bölge Kuman­danını ve Amerikan Konsolosunu makamlarında  ziyaret  etmiştir

Misafir filo 16 eylül Pazar gününe ka­dar İzmir'de kalacaktır. Diğer taraf­tan, bir müddottenberi umanımız da bulunan Amerikan Sam Sumner ve Moale muhripleri yarın sabah İzmir'­den ayrılacaktır.

İstanbul :

Akdeniz ilmî araştırmalar beynelmilel komisyonu ve Akdeniz balıkçılık ge­nel konseyi toplantısı bugün saat 20.30' da İstanbul Üniversitesi Fen Fakülte­sinde, İktisad ve Ticaret Vekili Zeyyad Man da linçi tarafından merasim­le açılmıştır.

İktisat ve Ticaret Vekili, bu müna­sebetle yaptığı konuşmada Türk hükü­meti adına delegeleri selâmlarmş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Uzun müddet dar milliyetçilik anla­yışının ıztırabını çeken Akdeniz mil­letlerinin, dünya sulhunun tahakkuku ve insaniyetin lâzım olduğu refaha ka vuşmasi ihtiyacını, çektiği ıztıraplarla müterafik olarak en samimî bir şekil­de duyan milletler olduğunda hiç şüphe yoktur. Bunun için, şa­hıslarımızda temsil etmekte bulun­duğunuz memleketlerinizde olduğu gi­bi, Türkiye'de de en büyük arzumuz sulh ve sükûn içinde yaşayarak sos­yal ve iktisadî bir istikrara kavuşmak tır. İnanmaktayız ki her şeyden evvel işbirliği arzusunun   milletleri   bir  gaimage004.gifyeye ulaştıraıbi meşinin teminatı, bu iş­birliğinin sağlam ve ahenkli bir ikti­sadî temele dayanmasını iktiza etti­rir. Arıt.";.', i-.;., sn ilk şartı da fcühîirel ve sosyal bir mesai lantısını İstanbul'da yapmasından do­layı çok mütehassis oldum, komisyo­nun iştigal mevzuu iiibarile ekonomik bakımdan ifade ettiği ehemmiyet ya­nında Akdeniz milletler camiasının isbirV;: azminin Siyasî ve iktisadî sa­hada olduğu gibi, -ilmî sahada da bir vakıa haline geldiğini ifade etmesi keyfiyeti de çok mühimdir. Deniz servetlerini beşeriyetin istifadesine arzetmek için azimle cahgan üye dev­letler mensubu muhterem lim1 adam­larının, yaptıkları hizmetlerin İnsani­yet ve ulviyet şuuru -içinde çok se-merfcii neticelere varmalarını temenni eder ve kendilerim bu müsbet yolda­ki gayretloı-inde tegc: etmek LL;uira..» Reisicumhurumuzun sürekli alkışlar­la karşılanan bu mesajını raütsakib Genel Başken, toplantıların memleke­timizde tertiblenmesine imkân veren hükureüm  teşekkürle yapılacak ilmî çalışmaların ehemmiyetini teba­rüz ettirmiştir.

Akdeniz İlmî Araştırmalar Bsy-nelmüel Komisyonunun bu yılki top­lantılarına Fransa, İngiltere, İsrail, İs­panya, Monako, Tunus, Cezayir, ve Türkiye delegeleri Birleşiniş Milletler gıda ve tarım organi­zasyonu, Sovyet Rusya ve Romanya raüşahidleri  katılacaktır.

 İstanbul :

1 inan Münakalât Vekili Dr. Bee-boh-m, busrün saat 16.15 de yeni ku­rulan Alman uLufthansa» hava yoîla-nır. İstanbul'dan geçerek Orta Doğu makaleyi açan Lufthansanm -Süper - Constoüation-tipindeki uçağı  İstanbul  üzerinde bir tur yaptıktan sonra Yeşilköy hava inmiştir.

Alman Münakalât Vekili Dr. Seebohm hava meydanında Münakalât Vekili Arif Demirer, İstanbul Vali ve Bele­diye Reisi Prof. Gökay, Münakalât Vekâleti erkânı, Türk Hava Yolları Umum Müdürü ile Alman konsolosluk erkânı, Alman kolonisi mensupları ta­rafından karşılanmıştır.

Bir Polis müfrezesi selâm resmini ifa etmiş,  şehir bandosu Alman ve Türk milli marşlarım çalmışta.

Alman Münakalât Vekili inerken hal­kı selâmlamış ve merdivene bağlı ci­lan kürde layı, Münakalât Vekilimiz eyeni açılan hattın iki dost memleket münasebetlerine faydalı ve hayırlı ol­ması»  temennisiyle kesmiştir.

Dr. Seebohm'da ananevi Türk-Alman dostluğunun büyük kıymetini belirte­rek bu anda Türk topraklarına ayak basmaktan duyduğu büyük sevincini ifade etmiştir.

Lufthansanm bu İlk uğaçı ile Alman Münakalât Veküi ile birlikte Bonis Büyük Elçimiz Seyfullah Esin, sekiz Alman mebusu, Münakalât Vekâleti Müsteşarı, mezkûr vekâlet ileri ge­lenleri, Frankfurt ve Munieh hava meydanları müdürleri, Lufthansa Şir­keti îdare Meclisi Reisi ve Umum Müdürü, büyük Alman gazete ve mecmuaları muharriri erin den 24 Kişi, Alman, radyo istasyonu mümessil ve muhabirleri, ayrıca Bonn'daki Suriye Elgisi ve Beyruttaki Alman Elçisi de İstanbul'a gelmişlerdir.

İstanbul :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir.

Türkiye'nin Amerikan Yardım Kuru­lu Başkanı Tümgeneral Dewey ile Yunanistan'ın Amerikan Yardım Ku­rulu Başkam Tümgeneral Eoatner" bu gün saat 12.20 de uçakla Eskişehir'den İstanbul'a gelmişler ve Yeşilköy ha­va meydanında Birinci Ördü Müfettiş­liği Erkânı Harbiyeİ Reisi Tümgeneral Şerafettin Konuray, Merkez Kuman­danı Tümgeneral Demirkan, yüksek rütbeli subaylarla, Amerikan yardım kurulunun İstanbul'daki üyeleri tara­fından   karşılanmışlardır.

Yardım kurulu başkanları, İstanbul'­da birkaç gün kalacaklar ve bazı tet­kik ve  ziyaretlerde  bulunacaklardır.

Ankara :

Çalsşma Vekâleti iş ve isçi bulma ku­rumu 10. danışma kurulu bugün igçi sigortaları kurumu konferans salo­nunda   toplantılarına başlamıştır.

Danışma kurulu çalışmalarını bir nu­tukla açan Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan  demiştir ki:

«Çalışma Vekâletine bağlı iş ve işçi bulma kurumunun danışma kurulu onuncu toplantısını açıyorum. Bu top­lantıya huzurlariyle şeref veren bil­cümle delege arkadaşlarıma hürmet­lerimi arzederim.

ÎŞ ve işçi bulma kurumunun on se­nelik bir mazisine rağmen, elde etti­ği inkişaf bu müddete sığmıyacak de­recede mütebarz bir merhale içinde­dir, îti raf etmek lâzım gelir ki, bu inkişafta kuruluşun iyi ellerde oluşu­nun ve her sene siz kıymetli arkadaş­larımız gerek vilâyeti erdeki danışma kurulları, gerekse bu heyette telkin ettiğiniz fikirler ve verdiğiniz direk­tiflerin müessir bir şekilde kıymet­lendirilmiş bulunması âmildir. Bu itibarla bu inkişafta da hepinizin bü­yük şeref hissesi mevcut olduğuna e-minun.

İş arayana iş, işçi ariyana işçi bulmak gibi klâsik bir vazife yaptığı intibaını veren bu teşekkülün çalışmaları şüp­he yok, dikkatinizden kaçmamıştır ve sahası itibariyle memleketin ekonomik hayatında müessir bulunmaktadır. Gerçekten bu kurum memleketin e-kotıomik inkişafı ve dolayısiyl& ser­mayenin yanında emeğin kıymetlen­dirilmesi, emeğe düşen ücretin tesbit edilmesi, ayarlanması gibi mev2ulan-la da meşgul olmaktadır. Ayrıca yi­ne müteşebbisin muhtaç olduğu Ka­lifiye elemanları, yalnız müteşebbisin fabrikalarında bir taraftan çalışarak diğer taraftan roürıarese kazanarak değil fakat ayni zamanda kurumun sarf edeceği mesai ve programlı çalış­malar sayesinde yetiştirme problemi­ni de çözmek gibi bir vazifeyi üzerine almıştır. Gergi iş kanunun hükümle­rine göre "belli sayıda işçi kullanan işyerlerinde açılan kurslar neticesinde kursta yetişen işçilerin kalifiye işçi kadrosunu doldurmakta olduğu ma­lûmdur. Fakat bugüne kadar 667 kursta ancak 13.000 Kalifiye işçi ye­tiştiril ebilmistir. Halbuki memleketin sınaî hayatta katettiği merhaleler ve Türkiye'nin yeni baştan inşası ve ni­hayet sanayiin memleket ihtiyaçlarına cevap verecek ve hattâ yakın kom­şularımızın ihtiyaçlar mı da karşılaya­bilecek bir ölçüde kalkınma yolunda olması kurumu, kalifiye işçi mevzuu üzerinde daha dikkatli durmaya sev-ketmektedir. Bu İtibarla iş ve İşçi bulma kurumuna önümüzdeki yıllar çok daha mühim vazifeler terettüp ediyor.

Bildiğiniz gibi, 1050 senesine kadar sayısı 27.000 i. bulan isçimiz bugün 680.000 e yakın bir rakama çıkmış bu­lunuyor. Keza sayısı 9127 olan işyeri de 19.000 e yükselmiştir. O halde iş ve işçi bulma kurumunun vazifesi de artan işyeri ve artan işçi sayısı nisbe-tinde ve onlara paralel olarak art­makta demektir. Bu hal, iş ve işçi bulma kurumunun, bir reorganizas-yon zarureti karşısında bulunduğunu da ilham ediyor. O halde mesaimiz arasında şüphe yok ki bu boşluğu da dolduracak tedbirleri bize gösterecek­siniz. Elbette işyerinin artması, işçi sayısının artması plasman dediğimiz işçi ye-r leştir meleri mevzuunda da iş ve işçi bulma kurumunun vazifesini çoğaltmıştır. Gerçekten ifade etmek lâ­zım gelirse, 1350 senesine kadar 25 bini aşmayan plasman miktarı bugün yarım milyonun üzerinde bir rakama baliğ olmuştur ve müracaatların yer­leştirmeye olan nisbeti de bugün % 89 a çıkmış bulunuyor. Demek o-luyor ki kurum artan işe ve artan işyerine rağmen bununla paralel ola­rak artan ihtiyaçları kendi dar ve mahdut imkânları içinde karşılamaya muvaffak olmuştur. Bu teşkilâtın bü­tün mensuplarım tebrik ederim.

Bütün bu çalışmalara rağmen, mena-biİnin fevkalâde mahdut oluşu, gö­nülde yaşiyan arzuların ve ideallerin gerçekleşmesine kendi nisbetinde ma­ni olmaktadır. Bu itibarla kurur gelir kaynaklarının gelişmesine ihti­yaç bulunduğuna şüphe edilmemeli­dir. Bu cümleden olarak büyük; bir âmme hizmeti gören, sadece işçiye ve işverene parasız hizmet gayesini ta­kip eden bu kurumun hükümet tarafindan da geniş ölçüde desteklenme­sine ihtiyaç vardır. Gerçi belediye ve idarei hususi yel er kendi Ölçüleri nis­betinde ve kanunun tayin ettiği nisbetlerde  kendilerine düsen vazifeyi yapmaktadırlar. Fakat bilhassa reha­bilitasyon (sakatların işe şevki) readaptasyon (bir işten öteki İşe alıştır­ma) müesseselerini süratle memleke­timizde vücuda getirmeliyiz. Bu hu­susta sağlık vekâletinin çalışma vekâ­letiyle ve iş ve işçi bulma kurumu ile yakın işbirliği yapacağına emin bulunuyoruz. Eğer Tanrı kısmet ederse, Tdu ki müessesenin, rehabilitas­yon ve readaptasyon müessese i erinin önümüzdeki sene Türkiye'de temelle­rini atma kararındayız. Bundan başka kalifiye işçi yetiştirmek için bugüne kadar br çok kurslar yapıldığını he­pimiz müsahade ettk. Marangozluk, çıraklık, garsonluk, komilik vesaire kurslar yapılmış ve bunlardan kurum tarafından ehemmiyetli neticeler elde edilmiştir. Fakat memleketin artan ihtiyacı ve genişliyen iktisadî bünye­si içinde bu müesseselere daha çok sayıda yer vermek zarureti derkârdır. İşte bunun için önümüzdeki yıllarda mutlaka bu mevzu üzerinde durmak ve kalifiye işçi yetiştirmeye matuf kurslar, mektepler açmak ve bilhassa bir çırak okulu tesis etmek karariyle bütçemizde gereken tertipleri almış bulunuyoruz. Önümüzdeki sene bu müesseselerin de temelini atacağız. Bu iş elbette İş ve işçi bulma kuru­munun dar ve mahdut imkânlariyle olmayacak, umumî bütçenin iş .ve işçi bulma kurumunun bu vazifelerini ko­laylaştıracak mahiyetle yardımlariy-le elde edilecektir.

İş ve işçi bulma kurumuna düşen bir vazife de genişleyen sanayi hayatımı­zın işçiye olan ihtiyaçlarını önceden tesbit edebilmekiçin bir organizasyo­na malik olmaktır. Bir yerde, şu iş kolunda, bir fabrika tesis edilmekte­dir, temeli atılmıştır. 6 ay veya bir sene sonra işletmeye açılacaktır. O fabrikanın muhtaç olduğu işçi, aca­ba o muhitte var mıdır? Başka muhit­ten transfer suretiyle mi temin edile­cektir, yoksa o müessesenin muhtaç olduğu işçi acemi İşçiler arasından alı­nıp yetiştirilecek midir? Elbette bunun üçü mevzuu bahstir. Her biri ayrı ayrı mevzuu bahis olabildiği gibi her üçü de aynı zamanda nazarı dikkate alına­bilecek bir mevzudur. İş ve işçi buî-rna  kurumu,  muhitin iktisadî nabzını

elinde tutan bir doktor telâkki etme­ye mecburuz. Bu itibarla geleceği ön­ceden tesbit ederek, iş verenlerle sı­kı temasta bulunarak onların muhtaç olduğu işçiyi temin hususunda önce­den tedbirli bulunmalıdır, elbette bu­nun çalışma tarzını, sizin tahminen üç gün devam edecek olan toplantıla­rınızda vereceğiniz fikirler kıymetlen dirilecektir. Fakat ben sadece bunun lüzumuna kaniim.

Bunun gibi, bazı arızî sebeplerle bir mıntıkamızda, herhangi bir işyerinde işçinin işine son vermesi veya çalış­ma saatlerini veya günlerini kısması gbi hâdiselerle de karşılaşılabilir. Bu takdirde de iş ve işçi bulma kurumu kendisini vazifeli telâkki etmeli ve bu gibi hâdseleri vukuundan önce ken­di temasları ile sezinerek tedbirlerini önceden almalıdır.

Biraz da, son zamanlarda bahsi geçen işsizlik mevzuu üzerinde bilhassa te­vakkuf etmek ve sizin bir iki daki­kanızı  almak  istiyorum:

Türkiye'de işsizlik var mıdır, yok mu­dur meselesinin günün aktüel mevzu­ları arasında gazete sütunlarında yer aldığını hepimiz müşahede ettik. Bir mıntakada şu veya bu sebeple mey­dana gelen anormal bir hâdisenin bü­tün Türkiye'ye şâmil bir mâna taşı­masına imkân yoktur ve hattâ rakam­ların resmen elimizde olan neticeleri, bu miktarların geçici, arızî ve anormal sebeplere dayanması dahi, yine nor­mal bir muvmanm neticesi olduğunu açıkça göstermektedir. Bir mıntaka­da mevcut işçi sayısının yüzde birinin üstüne çıkmayan bir İşsizliği, bu mın­takada bir işsizliğin hükümferma ol­duğu hakkında bir takım astronomik rakamlar göstererek ekzajere etme­ğe imkân yoktur. Bundan şiddetle te­vakki etmek lâzımdır. Kaldı ki bu arı­zî sebeplerin izalesi kolayca mümkün olmuş ve istikbale ait çok küçük sa­yıda olsa bazı vatandaşlarımızın işsiz kalmaları mevzuu önlenmemiştir. Yal­nız şunu derhal arzedeyim ki, insan­lar doğduğu yerde değil doyduğu yer­de yaşarlar darbımeseli yerindedir. Muhtelif vilâyetlerin işçi talepleri ba­zı mahdut mıntakalarda çok mahdut sayıda   ki   işsizi   ınilctarınm   asgarî   6 misli üstündedir. O halde işsiz kalan vatandaşların, iş ve işçi bulma kuru­muna müracaat ettikleri takdirde, mutlaka bulundukları yerlerde değil ve fakat kendilerine elverişli işlerin gösterileceği yerlerde yaşamaları pek alâ mümkün olacaktır ve bugün dahi mümkün bulunmaktadır.

Bu itibarla iş ve işçi bulma kurumu­nun, daha rasyonel bir metodla, Tür­kiye ölçüsünde işçi İhtiyacını iş ara­yan zümreye ve arkadaşlara duyur­mak için her gün bir takım yeni im­kânlara sahip olacağına şüphe etmiyo­rum. Bunun için bu kıymetli toplan­tıdan istifade ederek huzurunuzda Türkiye'de işsizliğin asla mevzuuba-his olmadığım bir kere daha tebarüz ettirmeyi faydalı buluyorum.

Yıllardan beri bu müessesenin toplan­tılarında bulunuyorsunuz. Temsil ett-ğiniz işlerin ve işçi gruplarının veya hükümetin alâkalı vekâletlerinin temsilcileri olarak bu müessesenin mesaisi ile yakından temas halinde­siniz. Bu temaslar, çalışmalardaki noksanlar, tenkid edilecek taraflar, İslah edilecek taraflar ve bu arada da takdir edilecek taraflar hakkında size çoktan bir fikir vermiştir. Teb­rik tarafını bir tarafa bırakarak nok­sanların tamamlanması hususunda yapacağınız t en ki di er. göstereceğiniz; yapıcı yollar, irşatlar bu müessese­nin tekâmülüne hizmet edecektir. Bu­nu naçiz bir arkadaşınız olarak siz­den bekliyorum.

Bu arada şunu da belirtmek lâzım­dır: Sendikacı yetiştirme]; için bugü­ne kadar 22 seminer yapılmış, bu se­minerlerde birçok sendikacı işçi ye­tiştirilmiş ve bu sayede de bu mem­lekette sendikacı hareketleri hattâ sanayi hareketlerimizin çok üstünde bir inkişaf seyri takibetmiştir. Türk zekâsının bir seminer mesaisi veya iş kanununun sendikalizm içinde tat­biki, iş verenle işçi arasındaki müna­sebetlerin ahenkli bir şekilde tanzi­mi yolunda büyük bir inkişaf merha­lesi içinde görüyoruz. Ancak derhal söylemek lâzımgelir ki, sendikacıları­mız da bu İnkişafı kendi iş kolları çerçevesi içinde genişletmeye bizzat sendikacıların   aleyhine  bir  takım neticeler tevlidine veya tefsirlere yol açabilir. Bundan bütün sendikacıla­rın tevakki edeceğine kani bulunuyorum...

Çabima Vekili Mümtaz Tarhan, ko­nuşmasının sonunda, iş ve işçi bulma kurumunun, tekâmülünü, yüksek mer­halelere ulaşacağı ümidini izhar et­miş, gerek bu kurumun çalışmaları gerek seminer mesaisi ile yakından alâ kalaiımış olan milletlerarası çalışma teşkilâtı ile milletlerarası işbirliği idaresine ve bu arada M. Baret'e te­şekkür etmiştir.

Çalışma Vekilinin nutkunu müteakip Maarif Vekâleti temsilcisi Nusret Köy-mea başkanlık kürsüsüne geçmiş ve Recep Kırım ve Yunus Yakar mev­cudun ittifakiyle kâtipliklere seçil­mişlerdir.

tş ve işçi bulma .kurumu 10. danışma kurulu bundan sonra kurumun 1S55 yılı faaliyet raporunun okunmasını dinlemiş ve müteakiben rapor üzerin de müzakereler açılmıştır.Söz alan temsilciler, çeşitli mevzular­da dilek ve temenniler öne sürmüş­lerdir. Bu arada İstanbul demir ve madenî eşya işçileri sendikası temsil­cisi Kemal Türkler, işsizlik dedikodu larına temasla, bazı işten çıkarmalar olduğunu, fakat bunun memleket ça­pında, bir işsizlik mânasına gelmediği ni, aksine bir iddiada bulunmanın memleket çapında bir hıyanet yap­mak  demek olduğunu  söylemiştir.

Danışma kurulu toplantısı saat 12'de sona ermiş, öğleden sonra tekrar top­lanarak komisyonlar  seçilmiştir.

Danışma kurulu, yarın komisyonlar halinde çalışmalarına devam edecek­tir.

13 Eylül 1950

 Ankara :

Yeni imar plânının tatbiki cümlesin­den olmak üzere Ankara Belediyesin­ce Ulus meydanında yapılan istimlak mevzuunda basma izahat vermek üze re Belediye Reisi Orhan Eren bugün saat 17 de bir basın toplantısı tertip etmiştir. Ulus meydanında büyük ticaret site­si haline gelmiş bulunan Karaoğlan semti, Ankara imar plânının tatbiki icabı istimlâk edilerek derhal kanali­zasyonu, yollan ve buna benzer bü­tün hizmetleri ifa edilmek suretiyle önümüzdeki bahara inşaat yapılabi­lecek şekilde hazırlanmış olacaktır. Plâna göre teşekkül edecek parseller, yeni istimlâk kanunu hükümleri dai­resinde yeri istimlâk edilen vatandaş larımızdan arzu edenlere tercihan ve fakat kısa zamanda inşaat yoluna git­meleri şartiyle verilecektir, böylece esnafımızın ve hemşehrilerimizin hiz­metine daha faydalı hâle getirilecek­tir. Yeni şekli ile ulus meydanı bu suretle teşekkül edecektir.

İstimlâk olunacak saha, yollar dahil 22 dönümdür. Burada yerleşmiş olan esnafın sayısı 356 dır.

Yıkılmak suretiyle dükkân ve ticaret­haneleri ortadan kaldıran muhterem esnafımızın, katiyen zarardide olma­malarını temin için kendilerine An­kara'nın en mutena yerlerinde ve en müsait şartlarla dükkân yeri temin edilmiştir. Ayrıca dükkân inşaatında kullanılacak malzemenin sağlanmasın da da büyük kolaylıklar gösterilecek­tir.

Dükkân yapılmak için gösterilen yerîer, Atatürk bulvarı üzerinde Sıhhiyede, Demir Köprü'den operaya kadaruzanan ve Türk Hava Kurumu, Rad­yoevi, Kız Enstitüsü, Dil - TarihCoğrafya fakültesi karşısında bulunan
saha ile Ankara palasın altındaki beş
dönümlük hazine yeri ve Samanpazarmda Esenpark'm yanındaki belediye
ye ait geniş ve hakikaten kıymetliyerlerdir.

Altındağ'da bu sene inşa ettirdiğimiz 51 dükkân da esnafımızın hizmetine tahsis   edilmiş bulunmaktadır.Talep karşılığı olarak bu dükkânlar­dan 6 adedi verilmiş ' ve dükkân sa­hipleri de ticarethanelerini buraya nakletmiş   bulunmaktadırlar.

Gerek esnafımızı muvakkaten yerleş­tirmek üzere tahsis etmiş olduğumuz sahalardaki etüd ve proje işlerimiz, gerek istimlâk sahasının parselasyon ve imar durumuna ait etüd ve projeerimiz tamamiyle ikmâl edilmiş ve tatbike amade hale getir il mistir.

İstim'âk sahası gezîldiği takdirde görülecek ve takdir edilecektir ki, ha­reketimiz- sadece basit bir istimlâk teşebbüsünden ziyade bir temizleme ameliyesidir ve bu şehre yakışır mo­dern tesislerin temellerini atmak için bir hazırlık mahiyetindedir.

Bu faaliyetlerimize muvazi olarak ay rıea İstanbul caddesi, orta refüjleri kaldırılmak suretiyle geniş bir cadde haline getirildiği gibi, Cebeci caddesi ile çiftlik yolunun genişletilmesi için de büyük çanta faaliyetimiz devam etmekte, İskitler yolu ile Yeni mahal­ledeki ivedik yolunun çift bulvar yo­lu haline getirilmesi için çalışılmak­tadır.

Görülüyor ki bütün gaye ve emelimiz bu şehrî, muhterini sakinlerine lâyık .şekilde tanzim, imar ve tezyin etmek­ten ibarettir.!

Ankara  :

Türkiye Ziraî Donatım Kurumu ser­mayesinin elli milyon liradar yüz milyon liraya çıkarılması icra vekil­leri  hey'etince kararlaştırılmıştır.

Ankara :

Orta okullarda okutulacak din ders­lerine dair kararname bugünkü resmî gazete yayınlanmıştır.

Maarif "Vekâletinde toplanan yetkili komisvomm bu hususta hazırladığı ra­pora dayanılarak,Resmî ortaokullarla bunlara muadil diğer okullarda Türk Öğrencilerine ve­rilecek din derslerinde, İslâmlıSm iman. ibadet ve ahlâka müteallik esaslarının Öğretilmesi,

Din dersleri "nroeram ve müfredatının bu esaslar dahilinde maarif vekâletin­ce hazırlanması.

Bu ram ve müfredata göre öğ­renci ve Öğretmenlere mahsus örnek kitaDÎann maarif vekâleti tarafından yazdın İması, Din öğretiminin ortaokullarda mevcut öğretmenlerden istifade edilerek temi­ni ve mütehassıs Öğretmenleri yetiş­tirmek üzere maarif vekâletince gerek 11tedbirlerin alınması,

Çocuklara bu derslerin verilmesini istemiyen vekiller taleplerini ders yı­lı başında okul idaresine yazı ile bil­dirdikleri takdirde Öğrencilerin din derslerinden muaf tutulması icra ve­killeri heyetince kararlaştırılmıştır.

14 Eylül 1956

 İstanbul :

Şehrimizde bulunan Federal Alman­ya Münakalât Vekili Ekselans Dr. İng. Hans Christoph Seebohm. Bugün saat 10.30'da, Alman başkonsoloslu­ğunda bir basın toplantısı yapmıştır. Sözlerine, İkinci Dünya Harbi dolayısiyle Almanya ile Türkiye arasında kesilmiş olan uçak seferlerinin tek­rar başlaması ve arada herhangi bir yabancı vasıta bulunmaksızın memle­ketimizin tekrar doğrudan doğruya bağlanmasının kendilerinde uyandır­dığı büyük memnuniyeti ifade etmek­le başlıyan Ekselans Seebohm müte­akiben Lufthansa - Alman hava yol­larının bu defaki kuruluşunu hülâsa maksadiyie bazı teknik izahat ver­miştir.

12Eylülde Düsseldorf - Frankfurt   Münih – İstanbul - Beyrut -  BağdatTahran  hattınınaçılmasiyle Lufthan­sa' nın   e ski d enberi   hava   nakliyatındaerişmek   istediği  emeline  ulaşmış ol­duğunu  belirten   Ekrelânslilerde Cenubî Afrikaya ve Şimal kut­bundan Tokvoya da yeni seferler İh­das edileceğini, Orta - Doğu hattınınAnkara ve Şam'a kadar uzatılmasınındüşünüldüğünü söylemiştir. Alman Münakalât Vekili, Türkiye il Almanya arasındaki uçak seferlerinin resmî bir esasla­ra bağlanmasın: temin için önümüz­deki Ocak ayında iki memleket tem­silcileri arasında da görüşmeler yapı­lacağını açıklayarak, dün bu hususta muhterem meslektaşım Ekselans Arif Demirerle ktonuşup anlaştık» demiş­tir Dr. Hans Seebohm önümüzdeki Ekim ayında Münih ve Bonn'da Avrupa Münakalât Vekilleri konferansının Avrupa memleketleri arasındaki mü­nakale işlerini geliştirip kolaylaştıra­cağına, bu arada, meselâ ekspres ka­tarlarının gümrük kontrol ve lüzum­suz durdurmalarına maruz kalmaksı­zın bütün Avrupayi katedip Türkiye-ye ulaşabilmesinin temin, edileceğine inanmak  istediğini   söylemiştir.

Vekil «böylece şimdilik Atina'ya ka­dar gelmiş olan Alman demiryolu münakalesinin İstanbul'a ulaşmasını ve bu suretle memleketimizin de ha­va, deniz ve karayollarıyle sağlam bağlarla bağlanmasını temenni ede­rim» demiştir.

Buradaki kısa ikametim esnasında memleketinizin sür'atle kalkınmakta olduğunu müşahede etmiş bulunuyo­rum. Her tarafta rastladığımız yeni li­man, silo, antrepo ve diğer imar te­sisler inşaatı istanbul'a yepyeni, bir cehre vermektedir. Ben de bu çehre­yi sevinç ve hayranlıkla seyretmekte­yim.

Federal Almanya Münakalât Vekili sözlerini, Türk hükümetinin kendile­rine karşı göstermekte olduğu dost­luk ve yakınlıktan dolayı fevkalâde mütehassis ve müteşekkir olduğunu belirterek nihayetten d irmiş. Bu ara­da, Bonn hükümetinin Süveyş kanalı meselesindeki tutumunu soran bir ga­zeteciye cevaben «umumiyetle Türki­ye ile Almanya arasında hakiki bir görüş birliği  mevcuttur,   demiştir.

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, Anadolu ajansına şu beyanatta bulunmuştur:

oSon imâr faaliyetleri ve şerefiye ver­gisiyle alâkalı olmak üzere, bazı ha­berler ve rakamlar neşredilmektedir. Derhal arzedevim ki, bunlar, mülk sahibi vatandaşlarımıza haklı olarak endişe vererek şekilde mübalâğalıdır. Hakikat sudur ki, hio bir mülk sahi­bi vatandaşı, en küçük ölçüde olsun müta7arnr etmek asla bahis mevzuu delildir. Akdine olarak, imâr faaliyet­lerinden doğrudan do^nava faydala­nacak vatandaşlarımız, mülkleri imâr sahalarına isabet edecek olanlardır. Bu vatandaşlar, şerefiye vergisiyle bu kazançlarının ancak bir cüz'ünü ver­mek suretiyle memleketin imârı hare­ketlerine yardım etmiş olacaklardır. Adalet ve insaf esaslarından zerre ka­dar uzaklaşmak asla hatıra gelmez. Kıymetlerin tesbitiııde itidal ve hak­kaniyet üzere hareket etmek, imâr fa­aliyetleri dolayısiyle istimlâk muame içlerine manız kalacak vatandaşları­mızı da memnun etmek ve onların haklı ve mantıkî en küçük bir şikâ­yetine meydan vermemek vazifemiz­dir.

Eşsiz İstanbul'un imân faaliyetlerin­den hiç kimsenin, küçük bir endişe dahi duymasına mahal yoktur. Tatbi­katı bütün İstanbulluların vicdan hu­zuru vesevinçle karşılayacaklarından eminim. Şayet, bugüne kadar olan tat bikat başlangıcında bazı hatalar ol­muşsa, bunların sür'atle düzeltileceği­ni de temin etmek isterim.

Keza, otomobillerden yeni bir vergi alınacağı mevzuunda da, meselâ, bir otomobile 22.000 liraya kadar vergi tarh olunacağı hakkındaki haberler de şimdiye kadar verilmiş her hangi bir karara istinad etmemektedir. Bu­nu da ayrıca belirtmek yerinde olur.

15 Eylül 1956

, İstanbul :

M. M. V. İstanbul temsil bürosundan bildirilmiştir:

Memleketimizde misafir bulunan Fran sız Hava Kuvvetleri Kumandanı Or­general Eailly mahiyeti ile Fransa ataşemiliteri olduğu halde bu gün harp akademilerini ziyaret etmişler­dir.

Harp Akademileri Kumandam Korge­neral Fazıl Bilge, tarafından karşıla­nan heyete akademilerin teşkilât ve çalışmaları hakkında izahat verilmiş­tir. Müteakiben verilen Sele yemelinden Birinci Ordu Müfettişi Orgeneral Nazmi Ata ve Garnizon Kumandanı Kor general Ekrem Akalın da hazır bu­lunmuşlardır. Orgeneral Bailly, harp akademilerinin çalışmalarından çok mütehassis oldu­ğunu bildirerek maiyeti ile birlikte saat   14.30'da   akademiden   ayrılmıştır.

İstanbul :

Bu sene Akdenizde yıllık mutad eği­tim gezisini yapan Savarona okul ge­mimiz bugün yurda dönmüş ve Heybeliada önünde demirlemiştir.

Savarona okul gemisi eğitim gezisine başlamazdan evvel, Libya Meliki Haş metli Seyyid îdris El Sunusi Hazret­lerini Tobruk'a götürmüş ve Trablus garp limanına da uğramıştır. Burada bahriyelilerimiz büyük Türk denizci­si Turgut reisin kabrini ziyaret etmiş lerdir.

Kurmay Yarbay Necati Pınar kuman­dasındaki. Ssvarona okul gemisi eği­tim gezisinde ise Malta, Tulon ve Ce-nova limanlarını resmen ziyaret et­miştir.

Savaronamn bu gezisine 74 deniz harp okulu öğrencisi İştirak etmiştir.

İstanbul :

10 Eylül Pazartesi gününden beri" İs­tanbul Üniversitesi Fen Fakültesi kon ferans salonunda çalışmalarına devam eden milletlerarası antialkolizm kong resi bugün saat 10'da son toplantısı­nı yapmış ve Fransız delegesi Paris yüksek sağlık komisyon azası Alaİn Borpot, «alkolizm ve onun doğurduğu kazalar» üzerindeki tebliğini okumuş­tur.

Müteakiben saat Il'de kongrenin ka-paraş celsesi kongre başkanı Prof. Gökay'm riyasetinde yapılmıştir. Kong renin aç ıh s celsesinde umumî heye­tin şükran hislerini ifade için gönde­rilen telgraflarla Reisicumhur Celâl Bayar ile Başvekil Adnan Menderes tarafından, verilen aşağıdaki cevap­lar okunmuş ve delegelerin tezahüra­tına ve  alkışlarına vesile olmuştur.

«Kongreniz namına çektiğiniz telgraf­tan mütehassis oldum. İdealist insan­lar olarak insanlığın ve beşeriyetin sıhhatini   korumak   hususunda   azimlerinizi takdirle, muhterem heyetinize muvaffakiyetler dilerim.»

Celâl Bayar

Milletlerarası antialkolizm kongresi münasebetiyle çekilen telgrafa ve iz­har olunan duygulara teşekkür eder, kongrenin muhterem üyelerine hür­metlerimi arz ile muvaffakiyetler di­lerim.

Adnan Mendesres

Kongre bu arada gelen telgraflara te­şekkür   yazılmasını  kararlaştırmıştır. Bundan   sonra   teşkilâtın   beynelmilel başkanı  Topiovoionma ve   ingiliz  he­yeti başkanı Dr. Heat, birer hitabede bulunmuş   ve  kongre   başkanı Prof. Gökay'm  yaptığı  bir   konuşması  ile sona ermiş ve Gökay, konuşmasını şu sözlerle bitirmiştir:

..Kongremizde müşahit sıfatiyle hazır bulunan ve hattâ ilmi tetkikler ya­pan bazı kıymetli zatlar, her hangi bir teşekküle dahil olmayarak alko­lün zararları hakkında tebligatta bu­lunan sempatizanlara kapımızı açma ve onların alkolizm aleyhindeki fikir­lerinden faydalanmak bizim için kâr­dır. Günün birinde onların da tam imsak yoluna girmelerine imkân ver­miş oluruz beynelmilel büro reisinin ilk günü ifade ettiği üzere teşkilâtı­mız her türlü alkollerin kullanılması aleyhindedir.

Kongrenin muvaffakiyetli mesaisinde bizi teveccühleri ile taltif ' buyuran muhterem Cumhurreisimizle Başveki­limize ve Devlet Vekillerine. Üniver­site Rektör ve Dekanlarına, kongrede çalışan Yeşilay erkânı ve gençlere te­şekkür ederim.»

Kongre Birleşik Amerika Başkanı Eisenhower'in kongre münasebetiyle gönderdiği 'mesaja â& teşekkür telg­rafı çekmiştir.

16 Eylül 1956

 İstanbul :

Nafo Güney Avrupa Müttefik Kuv­vetleri Başkumandanı Amiral A. P. Broscoe ile maiyetindeki zevat esle­riyle birlikte bugün saat 14.45'de hususî bir uçakla Yeşilköy hava meyda­nına gelmiştir.

Amiral Briscoe hava alanında Birinci Ordu Müfettݧi Orgeneral Nazmı Ataç ve bayan Ataç, Garnizon Kuman­danı Korgeneral Ekrem Akalın ve bayan Akalın, 3. Kolordu kumandanı Korgeneral "'Mita t Akçakoca, 5. Kolor­du Kumandanı Korgeneral Namık Argüç, Merkez kumandanı, ordu kur­may başkanı ve diğer yüksek rütbeli askerî erkân ile Bakırköy Kaymaka­mı ve AiHerikan subayları taralından karşılanmıştır.

Amiral Briscoe memleketimizde bir­kaç gün kalacak ve bazı temaslar ile geziler yapacaktır.

17 Evîül 1956

İstanbul :

Bugün İstanbul'da toplanan Akdeniz balıkçılık gen el kon şeyi başkanı Prof. D. Ancona Reisicumhur Celâl Eayar'a aşağıdaki  telgrafı   çekmiştir:

Sayın Celâl Bayar Rsisicumhur

İstanbul

istanbul'da tınlanan Akdeniz balıkçı­lık. R-enol bıomseyi Reisi cumhur Hazret­lerine en derin saygılarını ve konse­yin dördüncü toplantısı dolayısİyle Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin göstermiş olduğu fevkalâde hüsnüka-bülden   dolayı   şükranlarını   arz eder.

Profesör D'Ancona

Akdeniz   balıkçılık   genel konseyi

Başkanı

Ankara   :

Haricİve Vekâleti matbuat bürosun­dan tebliğ edilmiştir.

Süveyş meselesini müzakere etmek üzere 39 EvlÜTde Londra'da toplana­cak konferansa İngiltere hükümeti ta­rafından, aynı zamanda Amerika ve Fransa hükümetleri namına da vnki daveti hükümetimiz kabul etmiş olup bu hususta cevabımız dün Ankara'daki İngiltere Büyük Elçiliğine bildiril­miştir.

 İstanbul :

İnhsarlar Umum Müdürlüğünün geli­rimizdeki fabrikalarında 25 senelik hizmet müddetini İkmâl eden işçilere takdirname ve mükâfat vermek üze­re tertiplenen törenlere devam edil­mektedir.

Bugün ilk merasim saat 10'da Cibali sigara fabrikasında yapılmış ve 239 iş giy e 500 er lira ikramiye ve takdir­nameleri verilmiştir.

Toplantıda hazır bulunan Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Husmen kısa bir konuşma yaparak takdirname ve mükâfatları bizzat  tevzi  etmiştir.

Vekil bu konuşmasında demiştir ki:

«Sizleri yakından tanırım. Her zaman yanınızda, her zaman sizin hizmeti-nizdeyim. Bugün de müessesenizin si­ze karşı gösterdiği kadirşinaslığın bir ifadesi olan bu toplantıda hazır bulun­makla bahtiyarım.

İnhisarlar İdaresi, müesseseye kargı uzun seneler harcadığınız emek ve dürüst mesainizin ufak bir karşılığı olarak bu tardirname ve mükâfatı vermekle büyük bir huzur duymakta­dır.

Elimizdeki bütün imkânlardan fayda lanarak sizlere yardımcı olmağa ça­lışıyoruz.

Hepinize uzun ve başarılı çalışma yıl­lan temenni ederim.»

Bundan, sonra sendika başkanları söz-alarak işçiler namına müesseseye te­şekkür etmiş ve şükranlarını ifade et­mişlerdir.

Sigara fabrikasındaki merasimden son ra Cib&li kutu fabrikasına gidilmiş ve Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Hüsmen tarafından burada da 58 işçi­ye takdirname ve mükâfatları tevzi edilmiştir.

Saat 11.30'da Bomonti bira fabrikası­na giden Vekil, burada yapılan mera­simde hazır bulunmuş ve fabrikanın 25 seneyi dolduran 22 isçisine mükâ­fatlarını vermiştir.

 İstanbul :

Akdeniz balıkçılık genel kon şeyinin 4'ncÜ toplantısı, bugün saat ll'de Fen Fakültesi konferans salonunda, Dev­let Vekili ve Dahiliye Vekâleti Veki­li Emin Kalafat, İstanbul Üniversite­si Rektörü, Boğazlar ve Marmara Ku­mandanı Koramiral Fahri Korutürk, İstanbul boğazı müstahkem mevki ku­mandanı Tümamiral Fuat Uzgören, deniz hidrografi dairesi başkanı Tuğ amiral Tevfik Samurkaş, et - balık kurumu umum müdürü Ekrem Barlas ile 14 millete mensup 80 delegenin hazır bulunduğu bir merasimle açıl­mıştır.

Toplantıyı hükümet adına açan Devlet Vekili ve Dahiliye Vekâleti Veki­li Emin Kalafat aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

^Muhterem reis, Akdeniz balıkçılık genel konseyinin muhterem delegeleri ve aziz misafirlerimiz.

Akdeniz balıkçılık genel konseyi dör­düncü toplantısının İstanbul'da yapıl­ması münasebetile duyduğumuz . bü­yük memnuniyeti ifadeden zevk du­yar, hepinize hoş geldiniz derim.

Büyük medeniyetlere beşik olan ve müşterek bir hazinemiz bulunan Ak­deniz'den milletlerimizin balıkçılık sahasında da en iyi bir gekilde aydalanmaya çalışmaları gayet tabiidir. Bu maksatla mavi suları bütiin insan­lığı cezbeden bu denizin kıyılarında yaşıyan milletler tarafından uzun bir zamandan beri çeşitli araştırma faali­yetlerinde bulunulmaktadır.

Akdeniz memleketlerinin münferiden yaptıkları balıkçılık araştırmaların­dan bu denire sahildar olan memle-kftlerir müştereken istifadelerini te-' min gayesile ve Birleşmiş Milletler gıda ve tarım teşkilâtının müzaheretiyle 1952 yılında kurulan ve bugün 4'ncü toplantısını ecmalda şeref duy­duğum Akdeniz balıkçılık genel kon­seyi, yalnız Akdeniz memleketleri için değil .bütün dünya milletleri için faydalı ilmî faaliyette bulunmaktadır. Türkiye bu teşkilâtın bütün çalışma­larını başlangıçtan itibaren dikkatle takibetmiş ve 1953 senesinde Roma'da aktedilen bu teşkilâta aza olmuş ve Monaco'da yapılan 3"ncü toplantıya üye olarak katılmıştır.

Büyük bir memnuniyetle beyan etmek isterim ki, Türkiye, Akdeniz e sahil-" dar diğer milletler tarafından yapıl­makta olan ilmî araştırma faaliyetle­rini takip ve bunlardan faydalanmak la iktifa etmemekte ve fakat, bu il­mî ar aştır ma faaliyetlerine İstanbul Üniversitesi hidrobiolo^i enstitüsü ve et ve balık kurumu umum müdürlü­ğü balıkçılık araştırma merkezi tara­fından tatbik edilmekte olan kesif bir araştırma programiyle bilfiil işti­rak etmektedir.

Türkiye'nin, konsey toplantılarına bü­yük sayıda tebliğ takdim etmekte bu­lunmasının, memleketimizin bu saha­daki çalışmalarına en iyi bir delil teşkil edeceği kanaatindeyim.

Her türlü ilmî araştırma faaliyetinin gayesi, beşeriyetin sonsuz olan ihti­yaçların ı karşılayabilmektir. Toprak­ları nisbeten dar, nüfusu çok kalaba­lık olan ve her yıl nüfusu biraz daha artan Akdeniz memleketleri için her çeşit gıda maddesi istihsalinin büyük bir ehemmiyeti vardır. Deniz çeşitli mahsulleriyle çok velûd ve verim­li bir kaynaktır. Elbirliği ile ya­pılan çalışmalar sayesinde istihsalin arttırılması, elde edilen deniz mah­sullerinin daha rasyonel bir şekilde kıymetlendirilmesi mümkün olacak ve bundan yalnız Akdeniz memleketleri değil  bütün  insanlık   faydalanacaktır.

Bu gaye ile Türkiye Cumhuriyeti hü­kümeti, balık istihsal, nakil, muhafa­za ve tevziatını tanzim etmek, müs­tahsile kredi açmak, malzeme ve tek­nik yardımda bulunmak, balık alım, satım ve dış ticaretini yapmak, her türlü balık sanayiini kurmak, balık piyasasını tanzim etmek, balık üret­me, istihsal, sanayii ve ticareti mev­zuları ile İlgili her türlü işleri yap­mak ve lüzumlu teşkilâtı kurmak maksadiyle et ve balık kurumu tesis etmiş   bulunmaktadır.

Türkiye balıkçılığını kalkındırma ga­yesini istihdaf eden bu kurum, ilk çalışmalara başladığı zaman bundan sonraki  safhalarında   Birleşmiş Milletler gıda ve tarım teşkilâtına ve tek­nik yardım teşkilâtının büyük müza­heretini görmüştür. Teknik yardım yapmak, müşavir ve mütehassıslar tahsis etmek suretiyle kurum'un çalış malarını teşvik eden bu teşkilâta ve orada vazife gören ilgililere huzuru­nuzda teşekkür etmeyi bir vazife sa­yarım.

Et ve balık kurumunun işlenmemiş balık menbalarcnı bulmak yeni ve mütekâmil av meîodlarmı tatbik sa­hasına koymak, balık sanayiini geliş­tirmek yüksek kaliteli balık İhracatı­nı temin etmek, istihsali arttırmak gi­bi mevzulardaki başardı faaliyetleri­ni de burada zikretmek isterim.

Balık istihsalinin ilmî teknik ve sanayi cephesinden e-le alınması ve bîr teşkilât tarafından idare edilmesi sayesinde birkaç yıl gibi kısa bir za­manda büyük inkişaflar elde edilmiş bulunmaktadır. Hemen şunu tebarüz ettireyim ki et ve balık kurumu hiç bir zaman inhisarcılık zihniyetini ta­şımamakta bilâkis hususi teşebbüse yardım etmekte, yerli ve yabancı mü­essese ve. teşkilât İle tam bir işbirli­ği halinde bulunmak t adır.

Akdeniz balıkçılık genel konseyi 4 üncü toplantısının araştırma, istihsal kıymetlendirme, iç sular, iktisat ve istatistik komitelerinin yapacakları çalışmaların bundan evvel yapılmış bulunan toplantılar gibi başânü ve memleketlerimiz için faydalı olacağı­na emin bulunmaktayım. Konseyin 4'ncü toplantısını açıyorum. Bu hayırlı faaliyetinizde muvaffak olmanızı dilerim.»

Emin kalnfat'm alkışlarla karşılanan bevanntııı müteakin söz nlan gene' konsev başkanı Padua Üniversitesi Profesörlerinden Umberto Diancona bu toplantının memleketimizde topİDn masını sağlayan Türk hükümetine teşkilât adına teşekkür etmiş vs ça­lışma programının umumî hatları üze rinde  bazı  izahlarda  bulunmuştur.

Daha sonra konuşan Akdeniz balık­çılık genel konseyi umumî kâtibi ise toplantıya   sunulacak   tebliğler     hakkında geniş malûmat vermiş ve böy­lece  açış  merasimi sona ermiştir.

 Ankara :

Şehrimizde imar ve istimlâk faaliyet­leri hakkında Belediye Reisi Orhan Eren, bugün şa beyanatı vermiştir:

«İstimlâk muameleleri tekâmül etmiş, alınan menafii umumiye kararları yetkili mercilerce tasdik edilmek su­retiyle muamele tamamlanmıştır. Ya­rından itibaren arsaların vs binaların istimlâk bedellerini peyderpey sahip lerine tebliğ edilecektir, istimlâk be-delîeri Türkiye Emlâk Kredi Banka­sına depo edilmiştir. Hemşehrilerimin zarar görmemeleri ve haklarının ziyaa uğramaması. için gerekli ihtimam gö's terilmekte olduğu gibi gereken bütün tedbirler de alınmıştır.

Bu mıntıkadan tahliye edilen muhte­rem esnafımızın keza zarardîde olma malarını teminen, evvelce de arzetti-ğim gibi, radyo evinin karşısındaki derenin yanındaki saha ile Ankara palas'ın hemen altındaki arsada An­kara'nın en güzel dükkânlarının inşas; için bugün faaliyete geçilmiştir. Müteahitlerle yapılan mukavele hü­kümlerine göre, dükkânların azami 40 gün içinde teslim edilmesi iktiza etmektedir. Ayrıca istimlâk sahasında olun. hırdavat ve inşaat malzemesi sa-tanlarm daima at arabası gibi vasıta­lardan istifade etmek mecburiyeti göz Önüne alınarak kendilerine arzuları veçhile, Soğukkuyu'da belediye arsa­ları üzerinde yer gösterilmesi karar­laştırılmıştır.

Son günlerde muhalif matbuatta cad­de geııişletilmesi, imar ve saire dola-yisiyle ağaçların kesilmesi mevzuunda yersiz isnatlarda bulunulduğu gözden kaçmamaktadır. Ağaç ağaç dikil­meyen memlekette kıymet İfade eder. Ankara belediyesi, ilk baharda Ankara şehrine en az 100 bin asac dikmek için, hazırlıklarını tamamla­mış b'Jİunm aktadır. Ayrıca eskiden di­kilip tabiî ömrünü doldurarak deje­nere olmuş ve hastalık yuvası hali­ne gelmiş olan akasyaların modern Ankara şehrinde artık yeri olmadığı­nı kabul etmek icâbeder.Bunların yerine akçaağaç, kestane, ıhlamur ve meşe gibi çok daha göl­geli ve makbul ağaçlar ikame edile­ceğinden aziz Ankaralı hemşehr il eri­min şüphe etmemeleri lâzımdır. Ga~ razkârca dedikoduları derhal hüküm­süz kılacak izahatı fırsat düştükçe vermekteyim. Şunu da ilâve etmek isterim ki, şimdilik derpiş edilmiş yeni bir plân tatbikatı ve bunun ica­bettir eceği istimlâkler mevcut değil­dir.

18 Eylül 1956

İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, berabe­rinde D. P. Meclis G-rupu Reisi Dr. Namık Gedik, Milletvekillerinden Ha­lûk Şaman, Kemal Zeytinoğlu ve Ab­dullah Gedik ile Hususî Kalem Mü­dürü Muzaffer Ersu ve alâkalı bele­diyeciler olduğu halde bugün saat 12.30 da Zeyneb Kâmil hastahanesini ziyaret etmiş ve hastalarla görüşmüş­tür.

Başvekil bu arada inşaatı ikmal edi­len 200 yataklı hastahane ile çocuk pavyonunu, on ince teferruatına ka­dar tetkik ederek ilgililerden izahat almıştır. İnşaatın durumundan mem­nun kalan Başvekil Adnan Menderes, hastahanenin bir an evvel faaliyete geçirilmesi için gerekli emirler ver­miş, hastahane civarındaki istimlâk muamelelerinin kısa zamanda intacı­na işaret etmiştir.

Başvekilin hastahaneyi ziyaret etmek­te olduğunu duyan vatandaşlar has­tahane önünde toplanmışlar ve dışarı çıktığında Başvekile tezahüratta bu­lunmuşlardır. Hastahanede kendisine verilen izahattan memnun olan Baş­vekil, hastahane hekim ve personeline teşekkürle muvaffakiyetler  dilemiştir.

Ankara :

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâle­tinden bildirilmiştir:

10 eylül'de Cenevre'de yıllık toplantı­sını yapan Dünya Sağlık Teşkilâtı Avrupa Bölge Komitesine İştirak eden delegasyon, heyetimizin bu komiteye katılan Birleşmiş Milletler (Unieef) mümessili ile yaptığı görüş­me neticesinde, Dünya Sağlık Teşki­lâtının önderliği ile dünya çapında girişilecek olan sıtmayı kökünden im­ha faaliyetine millî hudutları İçinde katılacak olan memleketimize (Um-cef) in yapacağı yardım tutarının üç milyon dolar olarak tesbiti temin e-dilmiş ve bu husus adı geçen mümes­sil tarafından komitenin bir celsesin­de resmî şekilde beyan edilmiştir.

 İstanbul :.

Başvekil Adnan Menderes, bugün şehrimizdeki tetkiklerine devam etmiş ve inşaatı tamamlanarak çalışmaya baş­layan Haydarp asadaki et ve balık ku­rumunun soğuk hava deposunu, Zey­nep Kâmil hastahanesine ilâve edil­mekte olan 200 yataklı pavyon ile 100 yataklı çocuk hastahanesini, işçi si­gortalarının maltepedeki 400 yataklı sanatoryum inşaatı ile Zeytinburnun-da et' ve balık kurumuna ait inşaatı yakında bitecek olan, et kombinası tesislerini gezmiş ve mahallerinde a-lâkalilardan izahat almıştır.

Önce, et ve balık kurumunun Haydar­paşa soğuk hava deposunu gezen Baş­vekil Menderes'e, et ve balık kurumu umum müdürü tarafından kurumun çalışmaları ve bu meyanda so.ğuk ha­va deposu hakkında izahat verilmiş­tir. Bu izahata göre Haydarpaşa so­ğuk hava deposu üç ay evvel ikmal edilerek tecrübe işletmesi safhasına girmiştir. Bu depo, kurumun Erzu­rum, Ankara, ve Konya kombinaların­dan İstanbul ihtiyacı için sevkedilen etleri muhafaza ve tevziye devam et­mekle beraber, piyasanın meyva ve diğer gıda maddeleri bakımından mu­hafaza edilmesi lâzım gelen mallarını da kabul etmektedir. Pek kısa bir devre içinde depoya bu mahiyette ya­pılan müracaatlar, deponun kapasite­sini tecavüz edecek miktardadır.

Dört milyon kilo çeşitli gıda maddesi muhafaza edebilecek olan bu depo, istihsal ve istihlâk bakımından büyük bir ihtiyaca tekabül etmektedir.İhıscat mallarına ve bilhassa bu se­zonda,  geçen seneye nazaran  15 misli daha fazla olmak üzere, ihracı dü­şünülen 1.500.000 kiloluk üzümün bu­rada hazırlanıp, ön soğutmasının ya­pılarak şevki programlanmış ve tat­bikata geçilmiştir. Bu üzümler, Al­manya, Avusturya, Jsviçre, ve İskan­dinav memleketlerine sevk edilecektir. Başvekil Adnan Menderes, soğuk ha­va deposundan sonra Zeynep Kâmil has t ah an es indeki  inşaatı görmüştür.

Zeynep Kâmil hastahanesinde beledi­yece yaptırılan 200 yataklı kadın has­talıkları pavyonu ile hastahane tara­lından inşa ettirilen 100 yataklı kü­çük çocuk hastahanesi inşaatı hak­kında başhekimden izahat almıştır. Bu izahata göre 4 milyon Jiraya yakın bir para harcanarak inşa olunan 200 yataklı servis bitmek üzeredir.

Ameliyathanesi ile elektrik ve kalori­fer tesislerinin ikmali ve mutfağının yapılması kalmıştır. Bu da, birkaç aya kadar tamamlanacaktır. Zeynep Kâmil ha staha ne sin in kendi maddî kaynaklarile yaptırılmakta olan çocuk hastahanesi ise bir milyon liraya çı­kacaktır. Binanın halen kaba inşaatı tamamlanmıştır.

Başvekil Adnan Menderes müteakiben Maltepedeki işçi sigortaları prevan­toryumuna gitmiş ve 400 yataklı yeni provantoryum     inşaatını     görmüştür.

Başhekim tarafından yeni pavyon hakkında Başvekile izahat verilmiştir. Bu izahata göre, 400 yatsklı yeni pav­yonun bütün tesisleri tıbbın ve fennin emrettiği en son icaplara uygun bir şekilde yapılmaktadır. Muhtelif ame­liyathaneleri, tiyatro ve kütüphane salonları ve lâboratuvarları ile yeni pavyon zamanımızın en mütekâmil müesseselerinden biri olmak karekte-rini taşımaktadır. 400 yataklı pavyo­nun bütün sıhhi ve tıbbî malzemesi ile mefruşatı satın alınmış bulunmak­tadır. Binanın teslimi anından 15 gün sonra hasta kabul edilebilecektir. Mevcut pavyon ile hali inşaada bulu­nan pavyonun su ihtiyacı civarda in­şa edilmiş, bulunan hususî bir baraj­dan temin edilmektedir. Yeni pavyon sekiz ay kadar sonra hizmete. gire­cektir.

Şehrin Anadolu yakasındaki bu tetkiklerinden sonra Başvekil Adnan Menderes, et ve balık kurumunun Zeytinburnu kombinası tesisleri inşa­atını gezmiş ve izahat almıştır. Bura­da verilen izahata göre, Zeytinburnu et kombinası çok kısa bir zamanda ik­mal edilerek işletmeye açılacaktır. Bu hususta her türlü hazırlıklar ik­mâl edilmiştir. Bu kombinada sekiz saatte 360 baş sığır, 2000 baş koyun kesilebilecektir. Hayvanların her maddesi ayrı ayrı kıymetlendirilecek ve hicbirşey ziyan olmiyacaktır.

Bu kombina aynı zamanda yüksek ev-saflı, ucuz yerli tip çeşitli sucuklar imâl edebilecektir. Haftalık sucuk imâl kapasitesi 45 bin kilodur.

Bu tesiste aynı zamanda deri, bağır­sak ve diğer tali mahsulleri kıymet­lendirme imkânları olduğu gibi, ke­mik ve diğer maddelerden hayvani yağlar, hayvan yemleri, tutkal ve gübre istihsal  edilecektir.

Soğuk muhafazaların imkânları ise hayli geniştir. 9000 metrekarelik de­polama sahası mevcuttur. Bu depo­larda, sıfır dereceden nakıs 40 dere­ceye kadar soğutma, dondurma ve muhafaza imkânları vardır. Bu su­retle hernevi gıda maddelerini işle­mek ve bozulmadan uzun müddet muhafaza etmek kabil olabilecektir. 1954 senesi sonunda işletmeye açılan ve günde 100 ton buz ve 8 milyon ki­lo muhafaza kapasitesi olan Beşİktaş-takî soSuk hava deposu bu mahiyet­teki ihtiyaçları geniş ölçüde karşıla­yabilecek bir tesistir. Depolardaki muhafaza imkânları senede üç ilâ dört defa devir suretile mütalea edi­lecek olursa bu depolamanın kıymet ve ehemmiyeti meydana çıkar. Bu teıiste aynı zamanda 8 aydan beri fa­aliyette bulunan balık ağı Örme fab­rikası da, Türkiye balıkçılarının ihti­yaçlarını tamamen karşılamak üzere günde 24 saat fasılasız olarak çalış­maktadır.

 İstanbul :

4 üncü toplantısını, 15 memleketten gelen 80 kadar delege ile İstanbul Ü-nuversitesi konferans salonunda ak­detmekte olan Akdeniz Balıkçılık Genel Konseyine sunulan 50 tebliğden 18 tanesi Türk heyetine aiddir.

Türkiye sahillerinde avlanmakta olan karides'ton, uskumru miğdesinin muh­tevasına kadar çeşitli mevzular ihtiva eden bu tebliğler arasında iktisadî e-hemmiyeti haiz olan balıkların hic­retleri, avlanma usulleri, memleketi­mizde kullanılan ağlar hakkında da esaslı tetkik mevzuları yer almış bu­lunmaktadır. Yine balıkların iptidaî gıdasını teşkil eden ve adına plank­ton denen mîkroskopik mevcudiyetle­rin voluraetrik tâyini için yeni bir ci­haz teklif edilmektedir.

Umumî mahiyette olmak üzere balık­çı gemilerinin inşasında yenilikleri derpiş eden fikirler, Akdeniz balık avlama sahalarının haritasının çıka­rılması, balığın nakli esnasında hüs­nü muhafazası, tatlı su balıklarının fazla miktarda istihsali de 5 teknik komite tarafından görüşülecek konu­ları teşkil etmektedir.

Konsey Başkanı Padua Üniversiıesi Profesörlerinden Dr. U. Da neona, mevcud balıkçı teknelerinin modern­leştirilmesi zaruretini belirtmiş, bil­hassa Akdeniz'de babk nakliyatı için daha elverişli usullerin araştırılması temennisinde bulunmuştur. Ayni zamanda tatlı su balıkçılığına temas­la: "Fabrikalardan akıtılan bakiye su­ları göllerin, nehirlerin zehirlenmesi­ne ve dolayisile tatlı su balıkçılığına büyük zararlar ika etmektedir.» de­miştir.

19 Eylül 1956

 Ankara :

Cezaların infazı mevzuunda kendisin­den malûmat isteyen Anadolu Ajansı na Adliye Vekili Profesör Dr. Hüse­yin Avni Göktürk aşağıdaki beyanat­ta bulunmuştur:

»Suç isleyen bir kimse hakkında, cemiyet adına, kanunî bir müeyyide o-larak tertip ve tatbik olunan cezanın infazından maksat münhasıran o şah-, sa eza verip tedip etmekten ziyade, kendisini islâh ederek tekrar suç iş­lemesini önlemek ve dolayısiyle cemi­yetin  asayiş ve menfaatlerini  korumak olduğuna göre, infaz sistemimizi ve bununla ilgili müesseselerimizi, mezkûr prensibin ışığı altında islâh ve tamamen modern bir hale getir­mek için hummalı bir şekilde çalış­makta ve gereken tedbirleri almakta­yız.

Bu cümleden olarak infaz müesseşe­ler in de iyi hal gösteren mahkûm va­tandaşlarımızın daha müsait bir reji­me tâbi kılınmaları için mevzuatı­mızda lüzumlu tadillerin yapılmasına tevessül edilmiş olduğunu memnuni­yetle kaydederim.

Ayrıca, tedip ve islâh mevzuunda bü­tün imkânları haiz ve ihtiyaçlara ce­vap verebilecek mahiyette ve yurdu­muzun hususiyetleri gözönünde tutu­larak modern ceza ve islâh evleri in­şa edilmekte, terbiye ve islâh mües­sesesi haline getirilen bu yerlerde bir taraftan mahkûmun fikrî ve ahlâkî tekâmülünü sağlamak maksadiyle plânlı ve programlı olarak muntaza­man faaliyette bulunulmakta, diğer taraftan kurulan iş yurtlarında mah­kûmların muhtelif san'at kollarında yetişip faideli bir uzuv olarak tekrar cemiyet hayatına katılmaları İçin uğ­raşılmaktadır.

Herhangi bir salkle suç işleyip hürri­yeti tahdit edilmiş bulunan vatanda­şın, islâh ve tekâmülü suretiyle ce­miyete faideli bir uzuv halinde iade­si mevzuundaki bu gayretlere muvazi olarak, cezanın, sıhhî imkân ve şart­ları haiz yeni müesseselerde infazını sağlayacak tedbîrler de alınmakta ve hasta olarak gelen veya sonradan has­talanan mahkûm ve mevkufların te­davileri hususunda da azamî gayret ve itina gösterilmektedir.

Mahkûm ve mevkuf vatandaşlarımı­zın sağlık ve sıhhatlarımn korunma­1 mevzuunu, bizleri birinci derecede ilgilendiren infaz meseleleri arasına ithal etmiş bulunmakta ve imkânla­rımız dairesinde bu gayenin de tahak­kukuna  çalışmaktayız.

Nitekim, şimdiye kadar infaz müesse­selerimiz arasında bir {ceza evi hastahanesi) bulunmadığı için ceza evi revirlerinde tedavisi mümkün olmıyan hasta    mahkûm   ve  mevkufların,  ya jandarma nezareti altında hariçteki hastahane!erde tedavi ettirilmeleri veya muayyen müddetle cezalarının infazı tehir edilip serbest bırakılma­ları cihetine gidilmek mecburiyetinde kaiını yordu.

Hastalık sebebiyle cezasının tamamı infaz edilmeden serbest bırakılan bir mahkûmun, tekrar suç islemesi, firar etmesi ve musab olduğu bulaşıcı bir hastalıkla cemiyete ve aile muhitine dönmesi ve hattâ mukadderatiyle baş-başa bırakılması hallerinin tevlid edeceği mahzurlarla umuma mahsus bir hastahancde serbest hastalarla jandarma nezaretinde bir mahkûm ve mevkufun tedavi ettirilmesinin doğu­racağı mahzurlar, herhalde izaha lü­zum hissettirmiyecek derecede açık ve mühimdir.

İşte bu mühim mahzurları da berta­raf etmek maksadiyle bir taraftan ce­za evlerindeki ve hastalara ait yatak adetlerinin çoğaltılması cihetine gidi­lirken diğer taraftan da memleketimiz­de ilk defa olarak Tekirdağmda şim­dilik ihtiyacımızı karşı riyaca k mahi­yette 70 yataklı bir (ceza evi verem hastahsnesi) kurulmuş ve hizmete de açılmış bulunmaktadır.

Lüzumu halinde yatak adedinin tev­sii ve memleketin diğer bölgelerine de teşmili mümkün bulunan bu tarz mü­esseseler sayesinde, hasta mahkûmlar badema cezalarının infazının tehiri sebebiyle hem kendi mukadderatlariyle başbaşa ve bakımsız bırakılma­mış ve hem de biraz evvel temas et­tiğim mahzurlardan cemiyetimiz ko­runmuş olacaktır.

Şu ciheti katiyetle belirtmek yerinde olur:

Musab olduğu herhangi bir hastalık sebebiyle cezasının infazı tehir edilip serbest bırakılan ve bundan faydalan­mak suretiyle -defaatla suç işliyenlere artık cemiyetimizde tesadüf edilmi-yec ektir.

 Ankara :

Memleketimizde çeşitli iktisadî, sınaî tesis  ve teşekküllerle  elde edilen gelişmeler müsbet safhaya girmiş bulunmaktadır.

Memleketimizin en büyük sınaî te­şekküllerinden biri olan ve en son teknik ieablara güre kurulmuş bulu­nan 14 modern fabrikası, 7 bini mü­tecaviz personeli ve 400 milyon lira sermayesi ile iktisadî devlet teşekkü­lü statüsünün ışığı altında vazife gör­mekte bulunan makine ve kimya en­düstrisi kurumu, teşekkülü tarihinden itibaren, Milli Müdafaa Vekâleti sipa­rişlerinin vasatı bir kıymet üzerin­den daimiyet arzetmesine mukabil si­vil sektöre yapılan teslimatın yekûnu­nu 3 misline yükseltmiş ve bu suretle sivil sektöre yapılan teslimat yekunu 70 milyonu bulmuştur.

Kurum, millî müdafaanın silâh, mü­himmat ve çeşitli teçhizatını büyük ölçüde imâl etmeğe gayret sarf eder­ken bir taraftan da memleketimiz için büyük bir ihtiyaç olan hububat ve pancar mibzeri, tırmık, kultivatör, selektör, pülvarizatör, disk-harrow ve saire gibi ziraat âlet ve makineleriyle memleketimizin nafia ve madencilik hizmetleri için fevkalâde lüzumlu bu­lunan dinamitler, av silâh ve malze­mesi, çelik ve prinç hadde mamulle­ri, bunlara ilâveten bilhassa son gün­lerde sınaî işletmeler için makine, ye­dek parça ve işletme malzemesi İmâl etmekte, bu mevzuda millî ekonomi­miz için pek kıymetli olan döviz ta­sarrufuna da büyük ölçüde yardımda bulunmaktadır.

Bu faaliyetlere ilâveten Nato devlet­leri ihtiyacına tahsis edilmek üzere Amerikan Birleşik Devletlerinden bu­güne kadar 12 milyon dolara baliğ o-lan mühimmat siparişi almış, bunları en son teknik icadlara uygun bir mü­kemmeliyette teslim etmiştir.

Eu sur-etle kurumun faaliyeti yalnız döviz tasarrufu sahasına kalmayıp, ay­nı zamanda döviz temini sahasına da sirayet etmiştir.

Bu siparişlerin istenilen vasıflarda ta­hakkuk ettirilmesi ile kurum, millet­lerarası bir mevki ihraz etmiş bulun­maktadır.Genel   müdürlük  bir taraftan halen mevcut tesislerle günden güne artan çeşitli istihsal kollarındaki faaliyetle­rini daha semereli hâle getirirken di­ğer taraftan da yeni yeni tesisler kur­mak ve ayrıca 14,5 milyon lira serma­ye ile azot sanayiine, Minneapolis moline Türk traktör ve ziraat maki­neleri anonim şirketine, mâden hur­dacılık Türk Anonim Şirketine, ma­kine yedek parçalar T. A. Ş. ne, mâ­den inşaat işleri Türk Anonim Şirke­tine, süper fosfat fabrikasına, federal Türk kamyonları anonim şirketine hissedar olarak iştirak etmiş bulun­maktadır.

Makine ve kimya endüstrisi kurumu 1957 yılında yeni fabrikalar ve ilâve tesisleri için. 70 milyon lira ayırmış bulunmaktadır.

 İstanbul :

Paris'te yapılacak Milletlerarası Ah-valî Şahsiye Komisyonu toolantılanna iştirak edecek olan Prof. Hüseyin Ca­hit- Oğuzoğlu riyasetindeki Türk heyeti bugün saat 12 de Ankara vapuru ile Marsilya'ya müteveccihen İstan­bul'dan hareket etmiştir.

20 Eylül 1956

 İstanbul :

İktisad ve Ticaret Vekili Zeyyad Man-dalinci, bugün saat W de bir basan toplantısı tertipliyerek Milli Korunma Kanununun tatbiki ile ilgili olarak alınan son kararlar, bugün çıkacağı Amerika seyahati ve memleketimizin dış borçları mevzularında mühim izahlarda bulunmuştur.

Sözlerine, son günlerde Ankara'da va­rılan kararlar hakkındaki izahatiyle başlayan iktisad ve Ticaret Vekili evvelâ ayakkabı imalât şeklinin tan­zimi ve maliyet unsurlarının tesbiti için bir karar projesi hazırlandığını, memleketin bazı bölgelerinde pazarcı­lık mevzuunda yapılan tetkikler neti­cesinde pazarcılık faaliyetlerinin ha­zırlandığını ve bu iki karar suretinin Başvekâlete sunulduğunu açıklamış­tır.

Vekil sözlerine devamla, iktisadî ha­yatımızın muhtaç olduğu seyyaliyete kavuşması için İktisad ve Ticaret Ve­kâletine,   istihsalle alâkalı  bazı maddelerin, icabında kâr haddi çerçevesi dışına çıkarılmak veya dahiline almak yetkisinin tanınmasını derpiş eden bir tasarının koordinasyon heyetine veril­diğini bildirmiştir.

Zeyyad Mandalinci, gene, syapılaa bir ihbar üzerine bilhassa îst'.nbul'daki toptancı ve pârekendecîler arasındaki muvazaalar sayesinde bazı maddele­rin devredildiği, bu suretle muayyen malların Anadolu tüccarına peraken­deci elile intikal ettirilmesi keyfiyeti­nin de incelenmekte olduğunu» söyle­niş ve demiştir ki:

»Bu husus. Anadolu'da mal darlığı tevlid edebileceği cihetle vekâletimiz büyük hassasiyet göstermekte ve bu muamelelere mani olacak şiddetli hü­kümler ihtiva eden bir koordinasyon kararı hazırlanmaktadır. Bu gibi yol­larla mal fiyatlarını yükseltmek iste­yenlere, bu. vesileyle ihtarda bulunu­rum.

iktisad ve Ticaret Vekili müteakiben Amerika seyahati hakkında şu izahatı vermiştir:

»Washington'da toplanacak Para Fonu Guvernörler Meclisinde hazır bulun­mak için hareket etmek üzereyim.

Para Fonu teşkilâtı memleketler ara­sında malî ve iktisadî sahada sıkı bir işbirliği tesis etme gayesiyle kurul­muştur. Ve üye memleketlerden u-mumî iktisadî yürüyüşte müşkülât du­çar olanlara teknik ve malî yardımda bulunmaktadır.

Milletlerarası Para Fonu Teşkilâtı î-dareciler Meclisine hükümetimiz adı­na riyasetimde katılacak heyet, Mer­kez Bankası Umum Müdürü Nail Gi­der, Hariciye Vekâleti Ticarî Anlaş­malar Dairesi Umum Müdürü Hasan Işık ve Maliye Vekâleti Hazine müşa­viri Ziya Müezzinoğlu'ndan terekküb etmektedir.

Seyahatimizin başkaca hiçbir gayesi bulunmadığımı serahaten belirtmek is­terim, İkt;sad ve Ticaret Vekili daha sonra dış borçlarımız mevzuundaki izahatı­na  geçerek şunları söylemiştir:

Yok yürümekle, bor; ödenmekle tü­kenir, derler. Elbetteki biz de hükü­met olarak bazı memleketlerle olan ticarî münasebetlerimizde tekevvün etmiş borçlarımızı süratle ödemek is­teriz. 3 yıl arka arkaya devam, eden kuraklık, bu borçların ödenmesinde, ulaşmak istediğimiz sürate mani oluıı ana sebebdir. Buna rağmen büyük bir hüsnüniyet göstererek ihracat geliri­mizden bazen yüzde 50 ye varan ta­sarruflar yaparak, bunları borçlarımı­zın ödenmesine hasretmekteyiz.

Bunun dışında bundan bir ay önce, anlaşmasız memleketlerle olan müna­sebetler imiz de tekevvün etçniş borçla­rımızı da mal garantisile tasfiye et­miş bulunuyoruz.

Anlaşmalı memleketlere gelince, kli­ring sistemile çalıştığımız bu memle­ketlerle esasen münascbatımız, alacak ve borç mefhumu olmaksızın hakikî bir otomatizm iğinde ahenkli yürü­mektedir.

İç pazarlarımızın gün-be-gün ahenkli ve insicamlı bir bütün haline geldiği ve istihlâk kapasitemizin her an arttı­ğı şu sıralarda bununla müterafik o-larak İstihsâl kapasitemizin de art­makta bulunması vakıası dolayısile Türk piyasasının gerek almak, gerek satmak bakımından kaydettiği inkişaf, dünya piyasası içinde büyük ehemmi­yet taşımaktadır.

Bu suretle eğer Türkiye, bir taraftan uzunca devam eden kuraklık, diğsr taraftan yıllar boyunca hür milletle­rin müşterek gayesi uğrunda bütçesi­nin yarısını ordusuna sarfetmesi dola­yısile, bazı memleketlere bir miktar borçlu duruma düştüyse, bunun, ta­mamen geçici ve ârizî olduğunda her­kes müttefiktir. Bununla beraber biz Türk hükümeti olarak her sahada ah­de vefanın daima misalini vermiş ci­lan memleketimizin, alakalı memle­ketlerin minnetle karşıladığımız tole­rans ve anlayışlarına rağmen, bu borç­ların süratle tasfiyesi lüzumuna inan­makta ve bu hususta kararlı olduğu­muzu, yukarıda saydığım tedbirlerle isbat etmiş bulunmaktayız. 1956 yılı içinde 149-150 milyon lira tutarındaki borcumuz ödenmiş olacaktır. Sözlerimi bitirirken tekrar ediyorum ki, yol yürümekle, borç da ödenmekle tükenir, biz de bir an evvel borçla­rımızı ödemeye gayret etmekteyiz.»

 İstanbul :

Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Küsmen, Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

Gümrük sundurma ve antrepoların­da ve gümrük nezareti altındaki sair yerlerde bulunan ve 5333 sayılı güm­rük kanununun  tâyin ettiği muhtelü

bundan dolayı yine gümrük kanunun 126 inci maddesi karşısında esasen gümrük idarelerince tasfiyeleri lüzum­lu ve zarurî hale gelmiş olduğu hal­de halen alâkalılar tarafından memle­kete idhal edilmemiş bulunan ve bu yüzden gümrük sundurma ve antre­polarında büyük teraküme sebebiyet vermiş olan eşya hakkında, bir taraf­tan gümrük hizmetlerinin selâmetle yürütülebilmesi ve diğer taraftan memleketin eşya ihtiyacının karşılan­masını temin maksadile, aşağıdaki e-saslara göre muamele ifası muvafık görülmüştür:

1 İktisad ve Ticaret Vekâletincetahsisleri yapıldığı  ve Türkiye  Cum­huriyet Merkez Bankasınca ithal mü­saadeleri  de verildiği halde bedelleritransfer edilmediği için    memleketeithal   olunamayan   her  nevi   eşya,  buvekâletçe  tesbit ve  ilân dilecek birmüddet içinde alâkalıları    tarafındanmemlekete ithal olundukları takdirdebedellerinin muayyen sıra dahilindetransfer edilmeleri temin olunacaktır.Bu muamele şekli, bir taraftan tansferleri yapılamadığı için halen ümrüksundurma ve antrepolarında     bekle­mekte  olan bu kabil  eşyanın süratlememlekete ithalini imkân altına    al­mış, diğer taraftan da alâkalılara ye­ni bir ithal kolaylığı sağlamış olacak­tır.

2İktisat ve Ticaret Vekâletincetahsisleri yapılmış, Türkiye Cumhu­riyet Merkez Bankasına ithal müsaa­deleri verilmiş ve bedelleri de trans­fer edilmiş  olmasına  rağmen,  dış  ti­caret  rejimi İle  Türk parasının  kıymetini koruma mevzuatına istinaden iktisad ve ticaret ve maliye vekâlet­ler i ne e verilen muayyen müddetlerin geçirilmesi yüzünden memlekete ithal edilememiş olan. eşyanın İktisat ve Ti­caret Vekâletince yeniden tâyin ve ilân edilecek müddetler içinde memle­kete ithal edilmeleri kabul edilecek­tir.

3 İktisad ve Ticaret Vekâletince tahsisleri   yapılmış   ve  Türkiye   Cum­huriyeti   Merkez  Bankasınca   müsaa­deleri verilmiş ve bedelleri de trans­fer edilmiş olduğu halde tahsisi yapılan maldan gayri bir mal getirilmiş olması halinde, alâkalıların bu defa îktisad ve Ticaret Vekâletince tâyin ve İlân olunacak müddet içinde mü­racaat etmeleri ve mal değişikliğinin de yine bu vekâletçe tetkik ve kabul olunması şartile getirilen malların memlekete ithallerine müsaade edile­cektir.

Evvelce İktisad ve Ticaret Vekâletin­ce (5871 sayılı sirkülerle tâyin olunan müddet içinde müracaat olunmayan mallar hakkında da ayni suretle mu­amele yapılacaktır.

4 İktİsad ve Ticaret     Vekâletincetahsisi yapılmış  ve Türkiye  Cumhuri­yeti Merkez    Bankasınca    muvafakatmektubu  verilmiş  olduğu  halde  ithalmüddeti   içinde   gümrüklerden   çekil­meyen kredili ithalât mevzuu eşyanınalâkalıları,   yine  bu  vekâletçe     tâyinve ilân edilecek yeni bir müddet zar­
fında müracaat ettikleri takdirde mal­larının memlekete  ithaline     müsaadaolunacaktır.

5  Tahsisleri   yapılmış,  Türkiye  C.Merkez  Bankasınca  ithal müsaadeleriverilmiş ve bedelleri de transfer edil­miş olduğu halde tahsis mevzuu mal­dan gayri bir mal getirildiği ve alâ­kalıların mal  değişikliği  hakkındakimüracaatları da    îktisad    ve TicaretVekâletince   kabul   edilmediği   veya   3üncü maddede yazılı olduğu üzere tâ­yin  ve  ilân  edilecek     müddet  içindemüracaatta   bulunulmadığı irini güm­rüklerden çekilemeyen  mâllarla, it­hal müsaadesi alınmadan gümrükleri­mize getirildiği için    memlekete ithaledilemeyen mallar ve yukarda   12   nci ve 4 üncü .maddelere göre tâyin veilân olunacak müddetler içinde de gümrüklerden çekilemeyen mallarla, idhal müsaadesi alınmadan gümrük­lerimize getirildiği için memlekete it­hal, edilemeyen mallar ve yukarda 12 no ve 4 üncü maddelere göre tâyin ve ilân olunacak müddetler içinde de gümrükten çekilmeyen mallar, Millî Korunma Kanunu hükümlerine istina­den ve değer bedelleri mukabilinde memleket ihtiyaçlarına tahsis olun­mak üzere İktisad ve Ticaret ve İş­letmeler vekâletlerine^ müştereken tesbit olunacak daire, müessese ve te­şekküllere  devrolunacaktır.

Alınan bu karar ve tedbirlerle bir taraftan gümrüklere gelmiş olduğu halde muhtelif sebepler ve formalite noksanlıkları yüzünden gümrüklerden çekilmemiş olan malların ithaline im­kân verilerek gümrük sundurma ve antrepolarındaki terakümün izalesi suretile gümrük hizmetlerinin selâ­metle yürütülmesi temin edilmekte, diğer taraftan piyasamızın İhtiyacı o-lan çeşitli malların memlekete girme­si ve normal şartlarla istihlâke arzı sağlanmış bulunacaktır.

Şunu da ilâve etmek lâzımdır ki, bu karar alınırken, gümrüklerimiz? bu şekilde mal getirmiş olanların normal usullere ve sürelere göre ithalât: ya­panlara nisbetle daha müsaid bîr mu­ameleye tâbi tutulmuş olmaması ve bilhassa bu tasfiye tedbirlerinin güm­rüklere müsaadesiz veya idhal müsa­adesinde yazılı şartlara aykırı olarak mal getirmeyi teşvik edici bir .ıctice tevlid etmemesine de itina olunmuştur.

 İzmir  :

25 inci İzmir Enternasyonal Fuarı bu gece saat 2 de kapanacaktır. Bu mü­nasebetle fuar'.daki «ecnebiler, kulübü, salonunda saat 19 da Belediye Reisliği tarafından bir kokteyl verilmiştir. Kokteyl'de mebuslar, Vali, konsolos­lar, ecnebi devlet pavyon müdür ve mümessilleri belediye meclisi azaları, askeri erkân, Vilâyet ve Belediye da­ire müdürleri ve gazeteciler bulun­muşlardır.

Belediye Reisi Enver Dündar Başar bu partide hazır bulunanlara hitaben şu konuşmayı yapmıştır:

«Bugüne kadar fuarımızı 1.791.000 ki­şi gezmiş bulunmaktadır. Bu miktar 1952 rekorundan 159.850 kişi fazladır. Bugünkü ziyaretçilerle İzmir En^r-na s yon al Fuarının en büyük rekoru tesis edilmiştir.

Bu sene son zamanda iştirak eden Yugoslavya ile beraber 17 devlet fu­arımızda yer almış bulunmaktadır. Gelecek sene Pakistan ve İsviçre'de iştirak edeceklerdir. Bu suretle gele­cek yıl, ecnebi devletlerin iştiraki ba­kımından İzmir Enternasyonal Fuarı­mız yeni bir rekor s ağrıyacaktır. Fu­arımıza iştirak eden bilcümle devlet­lere, yerli ve yabancı firmalara, fuar için tenzilâtlı tarife kabul ederek iç turizmi geniş mikyasta canlandıran Denizcilik Bankası ile Devlet Demir­yolları Umum Müdürlüklerine ve fu­arımızın ehemmiyeti ile mütenasip o-larak yolcu uçağı seferlerini mümkün olduğu kadar arttırmış bulunan dev­let Hava Yolları Umum Müdürlüğüne, fuarımızın güzellik, cazibe ve değe­rini aksettiren, sayra matbuatımıza ve Anadolu Ajansı ile diğer ajanslara hu­zurunuzda teşekkürü borç bilirim.»

21 Eylül 1956

 İstanbul :

Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Hüsmen, bugün İnhisarlar Umum Mü­dürlüğünde bir toplantı yaparak ba­sın mensuplarına muhtelif mevzular­da izahat'vermişp sigara sarfiyatı, çay ziraati hariçteki sigara fabrikaları ve gümrük kanununun tâdline temas et­miştir.

Memleketimizdeki sigara sarfiyatına temas eden Gümrük ve İnhisarlar Ve­kili demiştir ki:

«Beş sene evvel senede 18 milyon ki­lo olan sigara istihlâki bu yıl 27 mil­yon kiloya yükselmiş bulunmaktadır. İstihlâkin artışı ile ihtiyacı karşıla­mada bazı güçlükler, çekilmektedir. Artmakta olan bu ihtiyacı karşılaya­cak olan Maltepe sigara fabrikasının ihalesi yakında yapılacaktır..

Bundan  sonra  Ankara şehrinin   bira  ihtiyacının karşılanması için Ankara bira fabrikasının tevsi edileceğini bil­diren ve bu hususta izahat veren Ve­kil çay mevzuuna temas etmiş, mem­leketimizde çay ziraatinin yıldan yıla inkişaf etmekte olduğunu, istihsalimi­zin 1600 tona yükselmiş olduğunu, buna mukabil istihlâkimizin ise 1500 ton civarında bulunduğunu söylemiş ve devamla;

«İstihsalimiz arttıkça bu mevzudaki ithalâtımızı peyderpey azaltacağız  demiştir.

Dış memleketlerdeki sigara fabrika­ları mevzuuna da temas eden Vekil, bu husustaki faaliyetlerin gittikçe in­kişaf etmekte olduğunu, İsrail'de ku­rulan sigara fabrikasının tamamlan­mış bulunduğunu bildirmiş ve ayrıca Almanya'da da ortak sermayeli bir si­gara fabrikası kurmak üzere faaliyete geçildiğini ve bir heyetimizin gerekli temas ve müzakereler yapmak üzere Almanya'ya hareket ettiğini bildir­miştir.

Hadi Hüsmen gümrük kanununun ta­dili tasarısı mevzuunda da şunları söylemiştir:

-Gümrük kanunun bugünkü şartlara uygun bir hale getirilmesi için çalış­malara devam edilmektedir. Bu mev­zuda hazırlanmış olan proje, fikirleri alınmak üzere ilgili mercilere gönde­rilecektir...

Vekil, gümrük muayene memurları­nın da tek tip elbise giyeceklerini ga­zetecilere bildirmiştir.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi tahkikat tâli en­cümen Reisliğinden tebliğ edilmiştir: Van Vilâyetinin Özalp kazasından 32 vatandaşın bilâ muhakeme öldürül­mesi hâdisesinde dahli olanların suç derecelerini tesbit etmek üzere teşkil, edilen, Türkiye Büyük Millet Meclisi tahkikat tâli encümeni, 21.9.1&56 ta­rihinde yaptığı toplantıda, tahkikatın selâmetle cereyanını temin maksadiyle, tahkikat sonuna kadar, mezkûr hâdise ile ilgili neşriyatın yapılmama

sı hususunu karar altına almış olduğu tebliğ olunur.

T. E. M. M. Tahkikat Tâli Encümeni

Kocaeli Mebusu Seiâmi Dinçer Reisi

Mersin:

Münih Üniversitesi Türkoloji Enstitü­sü Müdürü ve Kurucu Ord. Prof. Dr. Babinger ile aynı üniversitenin Türk Dili Mütehassısı Prof. R. Hans Jeanehim yanlarında asistanları Doktor Sait Gökçe olduğu halde bölgemizde­ki tetkiklerine devam etmektedir. Mü­tehassıslar Tarsus'a giderek inceleme­lerde bulunmuşlardır.

Ankara :

Ankara Sergisi gördüğü rağbet dola-yısiyle 31 ekim'e kadar halkın istifa­desine açık tutulacaktır. 19 mayıs'da açılan Ankara Sergisini şimdiye ka­dar 2.200.700 ziyaretçi gezmiştir. Bu suretle Belediye'ye 550.425 lira gelir temin etmiştir.

Ankara :

Öğrendiğimize göre memleketimizde banka ve ticaret hukukunun gelişme­sine yardım etmek maksadiyle Anka­ra Hukuk Fakültesine bağlı olarak 1&54 yılında Türkiye İş Bankası tara­fından kurulmuş olan Banka ve Tica­ret Hukuku Araştırma Enstitüsünün geçen sene açtığı akşam bankacılık kursu büyük bir rağbet görmüştür.

Geçen yıl 350 kişilik kurs kontenjanı­nın tamamen dolması karşısında bu yıl da yeniden bankacılık kursu açıl­masına karar verilmiş ve kayıtlara başlanmıştır.

Bankacılık sahasındaki bilgi ve eğiti­min gelişmesine büyük yardım sağla­yan bu kursta Ankara Hukuk ve Si­yasal Bilgiler Fakülteleri bir kısıra profesör ve doçentleriyle bankacılık sahasında tanınmış kimseler ders ver­mektedir.

Birçok banka ve ilgili iktisadi devlet teşekküllerimiz  kendi  memurlarından bir kısmını bu kursa yazdırmışlar ve bu münasebetle de Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsüne ehem­miyetli malî yardımlarda bulunmuş­lardır.

Bankacılık kursunu ikmal eden öğren­cilere bir sertifika verilmektedir. Bir çok bankalarımız kendi memurları a-rasmda, sertifika almış olanlara kı­dem ve terfi bakımından haklar tanı­dıkları gibi yeni alacakları memurlar arasında da bankacılık sertifikasını haiz olanları tercih etmekte bulun­muşlardır.

 İzmir:

İsviçre Telesîyej şirketinin Orta Şark Temsilcisi M. S. Policar, Bursa'dan Şehrimize gelmiş, bugün Belediye Re­isi Enver Dündar Başar'ı ziyaret ede­rek 1957 yılında Kültürpark üzerinde müselles şeklinde inşaı ettirelecek tele­ferik ve telesiyej tesisleri hakkında görüşmüştür.

Bursa Belediye Reisliği ile yapılan an­laşmaya göre, İsviçre Şirketi, Bursa-Uludağ telesiyej hattını inşa etmeye başlamıştır. İzmir Belediyesinin 100 bin lira ile sermayeye iştiraki sure­tiyle bu şirket, Kültürpark üzerinde üçgen şeklinde havaî hattı inşa etmek üzere hazırlanmaktadır.

P. Polİcar, şirket tarafından bu işe, 1 milyon Türk liralık sermaye ile baş­lanacağını ve 1957 fuarında mühim bir hususiyet olarak telesiyejle Fuar üze­rinde yolcu taşınacağını söylemiş ve ziyaret ettiği İzmir Enternasyonal Fu­arı hakkında şu izahatı vermiştir:

ıi İzm ir Enternasyonal Fuarı, şehrin ortasında geniş bir sahayı kaplamak­tadır. Heyeti umumiyesi ağaç, çiçek, yeşillik, içinde Avrupa ve Amerika fuarlarından üstün ve çok güzel olan bu fuar, aynı zamanda çok geniş bir sahaya yayılmış bulunmaktadır. Av­rupa Fuarları, bu kadar geniş sahala­rın Avrupa şehirlerinde pek az bulun­ması yüzünden dar binalar ve sahalar içine sıkıştırılmaktadır. İzmir Enter­nasyonal Fuarı, estetik ve sanat .ba­kımından da üstün olarak, sahanın genişliği sayesinde kulüplere ferahlık da vermektedir.»

image005.gifAnkara :

Milli Müdafaa Teşkilatındaki hizmet­lilerin istihdam tarz ve şartları hak­kındaki 2 aralık 1955 tarihli talimat­namenin 4 üncü maddesinin (e) ben­di yürürlükten kaldırılmıştır.

İzmir:

Türk Hava Kuvvetlerine Amerika Birleşik Devletleri tarafından verilen tepkili keşif uçaklarının dün Eskişe­hir'de yapılan teslim merasiminde ha­zır bulunduktan sonra şehrimize av­det etmiş bulunan Nato Müttefik Al­tıncı Taktik Kava Kuvvetleri Kuman­danı Tümgeneral Kichard Grussen-dorf, Türk Hava Kuvvetler: y yeni olarak katılan tepkili keşif uçakları­nın teslim merasiminin Türk Hava Kuvvetleri için önemli bir gün teşkil ettiğini söylemiş ve fakat bu olay Güney Doğu Nato Hava Kuvvetleri için de çok mühim bir vakıadır» de­miştir.

General Grusscndorf, Eskişehir'de bi­rinci Hava Kuvvetleri Kumandanı Tümgeneral Enver Akoğlu ile bera-.ber çalışma şekillerini incelemiştir.

General. Eskişehir'de Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Hüseyin Avni Göktürk ve Amerika Hava Vekili Mr. Guarles ile yaptığı temaslarda Türk Hava Kuvvetlerinin modern Nato silâhları ve savunma taktiklerine intibakta gösterdiği üstün sür'at ve mükemmel başarısını hararetle övmüş, Türk Ha­va Kuvvetlerinin Nato memleketleri­nin en mükemmel hava kuvvetlerin­den biri olduğunu İfade ederek »de­vamlı işbirliği ve azmimiz, Nato sa­vunma zincirinin sağ kanadını daima kuvvetli tutan esas unsurdur» demiş­tir.

Nato Müttefik Altıncı Taktik Hava Kuvvetleri Kumandam sözlerine niha­yet verirken, bu silâhların Nato su­bayları tarafından kullanılmasının yalnız savunma maksatları ile olduğu­nu ve bunu bütün dünya milletlerinin anlamış bulunduğunu ifade etmiştir.

22 Eylül 1955

 Ankara :

Memleketimizle İran   arasında   demiryolu irtibatım sağlamak üzere bir ta­raftan Muş'dan İran hududuna, diğer taraftan da Tebriz'den Kotur'a doğru demiryolu inşaatına devam edilmek­tedir.

Bu husustaki projeler üzerinde gere­ken temasları yapmak üzere Nafıa Vekâleti Demiryolları ve Umanlar İn­şaatı Dairesi Reisi Yüksek Mühendis İkbal Adil Sungur'un başkanlığında bir  heyetimiz  Tahran'a   gitmiştir.

24 Eylül 1955

 Ankara :

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti, köylü vatandaşların sıhhatlerini koru­mak ve hastalıklarını bağlı bulunduk­ları kaza merkezlerinde tedavi ettir­mek üzere açmış olduğu sağlık mer­kezlerini bir program dahilinde art­tırmağa ve geliştirmeğe devam etmek­tedir.

Bu cümleden olmak üzere mahallin ihtiyaçlarına göre inşa edilmiş olan ve faaliyette bulunan 195 kaza sağlık merkezinde 225? adet yatak mevcut oiub bunların çoğunda mütehassis ta-bibler tarafından âcil ameliyatlar ya­pılmakta ve kliniklerde müracaat e-den bütün vatandaşlar parasız nvuave-ne ve tedavi edilmekte, lüzumlu ko­ruyucu  aşılar tatbik  edilmektedir.

Bundan başka ana ve çocuk sağlığını korumak mevzuunda 95 sağlık merke­zinde dünya sağlık teşkilâtı nUnicef» ile müştereken çalışılmakta olup do­ğumdan önce veya sonra anaların "ve çocukların sıhhî variyetleri de devam­lı bir surette kontrole tsbi tutulmak­tadır. Ayrıca ihtiyaç sahiplerine pa­rasız süt tozu ve vitaminli ilâçlar ve­rilmektedir.

Öğrendiğimize göre, Sıhhat ve İçtimaî Mtravenet Vekâleti mevcut sağlık merkezlerine ilâveten 1957 yılında bu merkezlere bağlı nahiye ve köylerde ana ve çocuk sağlısını korumak için sağlık istasyonları kurulmasını karar­laştırmış ve bu yolda hazırlıklara baş­lanmış  bulunmaktadır.Bu istasyonlardan ilkinin Ankara'nın Kızılcahamam Sağlık Merkezine bağlı olarak çok kısa bir zamanda kurulma­sı ve hikmete girmesi için çalışma­lar hızlanmıştır. Bu istasyonlarda, ye­tiştirilmiş köy ebeleri vazife görecek ve kendilerine bağlı köylerde gebe kadınların ve çocukların hastalıkların­da hizmet göreceklerdir.

Ankara :

Şehrimizin imar ve ihyası maksadıyla bir müddet evvel istimlâk edilmiş bu­lunan vilâyete ait, "Ulus meydanından devrim i!k okulu arkasına .kadpr olan sahada, modern bir çarşının kurulma­sı için «Ankara modern çarşı yaptır­ma kooperatifi» adiyle bir ortaklık te­şekkül etmiştir. Ankara Ticaret Oda­sına kayıtlı Ankaralı yüz tüccarın kurduğu bu kooperatifle, vilâyet ara­sında bir ortaklık meydana getirilme­si için bugün ö§!etîen sonra bir mu­kavele imzalanmıştır. Ortaklık müd­deti 29 yıl oiud çarşının yanılması ta­mamen kooperatife ait olacak ve vilâ­yet yalnız arsa verecektir. 2 sene zar­fçıda ikmâl edilecek olan modern çar­şı, arsası da dahil 14-15 milyon lira­ya mal edilecektir.

Ortaklığın gelirinin % 49'u vilâyete, % 51'i kooperatife ait alacak Mo­dern çarşının plânı yakında yapılacak bir müsabaka neticesinde belli olacak ve bu suretle Ankara modern bir çar­şıya kavuşacaktır.

Ankara :

Bir müddet evvel İtalya'ya gitmiş o-lan Ziraat Vp^i1; Esad B'idako^'u'-mm ziyaretini iade etmek üzere, îtal-va Ziraat Vekili Etıiiio Colombo bu gece saat 21 de uçakla şehrimize gel­miştir.

Misafir Vekil. Esenboğa hava   Ziraat  Vekili E^ad  Budakoglu.  Zi­raat Vpkâ'eti  müsteşarı 

ile Zirast Vekâleti ileri gelen'eri ta­rafından' karşılanmıştır.

nmrıa sürüne kadar memleketimizde kalacak olan İtalyan Ziraat Vekili, v?frı Atatürk Orman Ciftli&inî, ta­vukçuluk, ziraî araştırmalar, etlik bakteriyolojik enstitülerini ziyaret edecek ve çarşamba günü Konya ya gidecektir.

25 Eylül 1955

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, itimadnamesini takdime gelen Bulgaristan'ın Ankara yeni Orta" Elçisi M. Boris Av-ramov Manolov'u bugün saat 17 de Çankaya'da  mûtad merasimle kabul Bu kabulde. Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Vekili ve İktisadi İşbirliği U-mumî Kâtibi Ortaelçi Melih Esenbel de bulunmuştur.

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan tebliğ edilmiştir:

Türkiye ile Kanada arasında vizelerin tek taraflı olarak kaldırtması hakkın­da bir anlaşma yapılmıştır. 21 /ey­lül/1956 tarihinden itibaren meriyete giren bu anlaşma hükümlerine göre, muteber pasaport hamili Kanada va­tandaşları, ticaret veya karaınc teinin ecicn bir iş tutmamak ve Türkiye'de­ki ikâmetleri Üç ayı geçmemek üzere vizesiz olarak yurdumuza gelebile­ceklerdir.

Daimi surette yerleşmek maksadından gayri maksatlarla Kanada'ya gidecek Türk vatandaşları da bir sene müd­detle sayısız girişler için muteber Ka­nada vizeni harçsız olarak temin edebileceklerdir.

Türkiye'de üç ayı aşan bir müddet ilîâmet etmek yahut ticaret veya bir sanat icra eylemek veya her hangi bir kazanç temin eden bir iş tutmak isteyen Kanada vatandaşları hakkın­da vize formalitesi bakidir.

Ankara :

Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge, üzüm, incir, namuk, zeytin ve fındık mahsullerinin deler fivnfia mübavaasını" temin maksadiyle acılan krediler hakkında ajansımı:» muhabi­rine şu beyanatta bulunmuştur:

iMalûra bulunduğu üzere, döviz kay­naklarımızın başlıca maddelerini teş­kil eden üzüm, incir, pamuk, zeytin, fındık ve fıstık rekoltesi geçen sene­lerin çok üstünde bulunmaktadır. Bu bol rekolte muvacehesinde mahsulün müstahsilden değer fi ati a mubayaası­nı temin etmek maksadiyle hüküme­timizce alınan tedbir ve kararlar cüm­lesinden olarak bankamızca, bu yıl da tarım satış kooperatifleri ve bir­likleri İle ihracatçı tüccarın ihtiyacı bulunan krediler sağlanmış ve ilgili istihsal bölgelerindeki ziraat bankala­rı şubelerine gerekli krediler tahsis edilmiştir.

Memleketimizin muhtelif istihsal böl­gelerinde üzüm, incir, fındık, fıstık, ayçiçeği, zeytin, pamuk, ipek kozası ve gülyağı mevzuunda faaliyette bu­lunan tarım satış kooperatifleri ile bunların birliklerine müstahsilden hükümetçe her biri için ilân edilen fiatlar üzerinden" mahsul mubayaa et­mek maksadiyle bu ay zarfında açı­lan krediler cem'an (227.550.000) lira­yı  bulmuştur.

Bu cümleden olarak, İzmir şubemiz üzüm Tarım Satış Kooperatifleri Bir­liğine 18.000.000 lira, İzmir şubemiz incir Tarım Satış Kooperatifleri Bir­liğine 7.000.000 lira, İzmir şubemiz r>a-muk Tarım Satış Kooperatifleri Bir­liğine 65.000.000 lira, Giresun şube­miz fındık Tarım Satış Kooperatifle­ri Birliğine 10.000.000 lira, Bursa şu­bemiz koza Tanm. Satış Kooperatifle­ri Birliğine 4.300.000 lira, İsparta şu­bemiz gül ve gülyağı Tarım Satış Ko­operatifleri Birliğine 250.000 lira, E-dirne şubemiz yağlı tohumlar Tarım Satış Kooperatifine 300.000 lira, Nev­şehir şubemiz üzüm ve mamulleri Ta­rım Satış Kooperatifine 500.000 lira­lık kredi açılmıştır.

Bu tahsisler ayni mahsûllere ve müs­tahsillere daha evvelce açılan ve tevzi olunan istihsal kredileri  dışındadır.Mevzubahis kredi hadleri mezkûr bir­liklerin bugünkü kredi ihtiyaç! ar iyi e mütenasip olup, mahsul teslimatına mütenazır olarak bu. limitlerin banka mızca tezyidi cihetine gidileceği tabiî-, dii-. Bu  itibarla 'ziraî mahsulâtın  heran değer fiatla mubayaası daima mümkün olacağından, müstahsilin her hangi bir endişeye ve fiatı düşürme­ğe matuf spekülatif tertiplere kapıl-maması tavsiyeye şayan görülmüştür.

Adı geçen ihraç mahsullerimizin müs tahsilden mahalli kooperatifler vasıta sile belli fiatlarla satın alınması ve bedellerinin peşin ödenmesi için lâ­zım gelen kredi tahsisleri tamamen yapılmış ve her türlü tedbir alınarak kooperatif ve banka teşkilâtına teb­liğ olunmuş ve plasmanları da sağ­lanmıştır.

Diğer taraftan bankamız, ihraç mah­sûllerinin muhtaç olduğu krediyi is­tihsalden ihraç safhasına kadar kre­dileme lüzumunu göz önünde tutarak, ihraç mahsûllerinin finansmanı için bunların ihracile uğraşan tüccar ve hususî teşebbüs sahipleri gerekli kre­dileri mevsiminde ve süratle sağlaya--cak tedbirleri almak suretiyle ziraî istihsalin arttırılması ve geliştirilmesi ve netice itibariyle memleketimiz için pek lüzumlu olan döviz kaynakları­nın çalıştırılması faaliyetine devam etmekte bulunmuştur.

26 Eylül 1956

 îstanbul :

Karayolları Umum Müdürlüğünden bildirildiğine göre karayolları 1954 senesinden beri Raman petrol 1 arından istihsal edilen asfaltla, Karabük de­mir ve çelik fabrikalarından elde edi­len zifti yol inşaatında kullanmakta­dır.

Karayolları bu sene 36.000 ton Ra­man asfaltı ile 10.000 ton Karabük katranı kullan s çaktır. Bu miktar ge­lecek sene daha da artacaktır. 

Diğer taraftan karayollarının İstan­bul'da yanmakta olduğu yollarda ta­mamen Türk asfaltı kullanılmakta­dır.

. Ankara  :

Hâlen .memleketimizde petrol, aramak ta olan 12 şirket vardır. Bunların" bir kısmı etraflı Jeolojik istikşaf yapmak ta, bir kısmı da jeolojik etüdlerle berafoer jeofizik metodlarla ve strüktür sondajları ile yeraltı bünyesini tesbi-te çalışmaktadırlar. Siirt, Gaziantep, Adana, Ankara (tuzgölü) bölgelerin­de faaliyet müşahede edilmekle bera­ber, istikşaf çalışmaları daha ziyade trakya bölgesinde teksif edilmiş bu­lunmaktadır.

İki şirket petrol arama kuyusu aç­mak üzere memleketimize malzeme­lerini getirmiş ve sondaj yerinde mon tajma başlamışlardır. Bunlardan Git-tiland oîl şirketi, İskenderun'da son­daja Ekim'in ilk haftasında başlamak üzere tertibatını tamamlamaktadır. American Overseas şirketi ise, Gazi­antep'te Nizip civarında açacağı pet­rol arama kuyusu için istimlâk işle­rini tamamlamış bulunmakta ve kuyu yerinin ihzaratına devam etmektedir. Adı geçen şirketin sene sonundan ev­vel sondaja başlaması kuvvetle muh­temeldir.

Türkiye petrolleri anonim ortaklığı da. bir taraftan Kaman petrol saha­sında işletmeye ve Batman tasfiyeha­nesinde petrol mahsulleri İstihsaline devam etmekte ve diğer taraftan Gar­zan petrol sahasının inkişafına ve re­zervlerinin tayinine çalışmaktadır. Ay rica Reşan sahasında da petrol ara­ma sondajları yapmaktadır.

 Konya :

Memleketimizi hususî surette ziyaret etmekte olan italyan ziraat vekili ek­selans Emilio Colombo, beraberindeki zevatla birlikte bugün Ankara'dan şehrimize gelmiştir.

Misafir vekil evvelâ. Vali Cemi' Ke-teşoğlu'nu makamında ziyaret ederek, Konya'nın ziraat, hayvancılık ve sula­ma isleri hakkında izahat elmış, mü­teakiben Mevlâna türbesini ve şehrin terini yerlerini gezmiştir. Daha sonra Konya harasına giderek, buradaki Merinos sun'İ tohumlama çalışmaları­nı gören ve avsır deposu ile stcılık şubesinde tetkiklerde bulunan îtalvan zira;ıt vekili Tra incelemelerinden fev­kalâde iyi intibalar elde ettiğini bil­dirmiştir.

Ekselans Emilio Colombo, faaliyet halinde bulunan Konya şeker fabrika­sını da ziyaret ettikten sonra saat 15' de Ankara'ya dönmüştür.

îstsnbu! :

Vakıflar Umum Müdürlüğü, memleke­timizde en mühim vakıf ve abideleri tesis etmiş bulunan, büyük vakıflar­dan Fatih Sultan Mehmet'e ve Ka­nuni Süleyman'a bir şükran vecibe­si olarak, şehrin en mutena mahalle­rinde büyük ebatta heykellerini dik­tirmeği kararl aştırmıştır.

Vakıflar Umum Müdürlüğü bu işin tahakkukunu temin için de, istişarî mahiyette olarak tarihçi, ressam, hey keltraş ve şehir çilerden müteşekkil 15 kişilik bir heyet teşkil etmiştir. Bu heyetin ilk toplantısı, 28 Eylül Cuma günü saat 16'da. fındıklıdaki anıtlar yüksek kurulunda  yapılacaktır.

27 Eylül 1956

İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at 9.30'da, vazifesinden ayrılması do­lay isiyle memleketimizde veda ziya­retinde bulunmak üzere gelmiş olan Avrupadaki müttefik Nato kuvvetleri başkumandanı general A. Gruenther ile görüşmüştür.

Bu görüşmede Hariciye Vekâleti U-mumi Katibi Büyük Elci Muharrem Nuri Birgi'de hazır bulunmuştur.

İstanbul :

Preveze zaferinin yıldönümü ve do­nanma günü bu sabah faksım meyda­nında ve Beşiktaşta Barbaros anıtı önünde yapılan merasimle kutlanmış tır.

Taksim meydanındaki 'merasime saat onda şeref direğine bayramımızın çe­kilmesi ile başlanmış ve abideye  çelenkler konulmuştur.

Boğazlar  ve     Marmara Koramiral  Fahri  Korutürk, Vali adı­na  Vali   Muavini  Nazım Generaller  Amiraller,   eski ler, Boğazlar ve Macmara kumandanlığı merasim kıtası, deniz harp okulu öğrencileri, deniz bandosu ve çok ka­labalık bir halk kitlesinin iştirakiy­le yapılan buradaki merasimden son­ra, Beşikt aştaki Barbaros anıtı önü­ne gidilmiştir.

Barbaros anıtı civarı daha çok erken saatlerden itibaren kesif bir halk kit­lesi:! tarafından doldurulmuş bul unu yordu.

Burada mehter takımınızı da iştira-kivle yapılan merasime saat lî.30'da istiklâl marşı ile baglaemış ve Bar­baros anıtına çelenklcr konulduktan scnra Koramiral Fahri Korutürk şu konuşmayı  yapmıştır:'

«İstanbul bo^annın temiz suları önün de denizlerin eşsiz kahramanı Bar­baros'un türbesi ve anıtı yanında bu gün yeni  bir  27  Eylül  günü  yaşıyor. Bu gün asırlar evvel tarihe geçmiş kat'î neticeli büyük bir deniz mey­dan muharebesinin yıl dönümü olan ve Cumhuriyet devrinin Türk mille­tine ve Türk bahriyesine güzel bir an'an e olarak donanma günü diye verdiği Tl Eylül tarihindeyiz.

Tarihte imparatorluklar kurmuş olan büyük milletimizin denizler üzerinde yâd edilecek mazisi, bilrsirıiz altın sahifelere maliktir. Bu günkü devre­de ise «bu memleketin istikbali deniz 'erdedir» teşhisini koyan siyasi rica­limiz denizler üzerindeki âtimizi, iti­bar ve prestijimizi altın ışıklarla tas­vir  etmektedirler.

Filhakika müreffeh milletler denizde gezen milletlerdir. Denizde gezmek ise deniz sevgisi ile başlamaktadır. Nitekim bütün kıyılarımızda, bugün Türk gençliği denizde ve deniz soor-larmda düne nisbetle daha geniş bir mevcut ile faaliyet halindedir. Türk müneveri ve Türk zengini deniz tica­reti ve gemi hayatı üstünde eskiye nisbetle daha genig mikyasta şansını denemeye   koyulmuş   bulunmaktadır.

Yurdumuzda, Cumhuriyet devrinde, denizin bankası, denizin sanayii, de­niz adamlarımızın sendikası ve uzun sahillerin barınakları, limanları, rıh­tımları, mendirekleri olmuştur.Son senelerde dünya denizlerini dola­şan Türk ticaret tonajının fevkalâde tezayüdü, Türk harp gemilerinin ke­za muhtelif dünya denizlerinde san-sak göstermeleri ve beynelmilel tat­bikat ve manevralarda arzı mevcudi­yet etmeleri devletimizin hükümet ve şahıs teşebbüsü olarak denizler üze­rinde geniş hamleler katettiğini gös­termekte ve bu hâl türk milletinin deniz aniayjşrain deniz menfaat ve itibarına muvazi şekilde mazisine lâ­yık bir seviyeye ulaşmak iğin hızla yükseldğini   isbat   etmektedir.

Bütün bu tezahürlere bakarak donan­ma günü münasebetileti plan diğimiz şu meydanda Türk milleti için yarın denizlerden gelecek hayırlı ve feyiz­li istikbale inancımızı itimat ile İzhar edebiliriz.

Bu iman ve ümit içinde donanma gü­nümüzün merasim safhasını açarken Türk milletinin deniz kudret ve ihti­şamının sembolü olan büyük kahra­man Barbaros için bugün Preveze de şehit olanlar için ve yine Türk mille­tinin, Türk bayrağının şerefi ve kut­siyeti için, denizlerde fedayı hayat et­miş meçhul Türk denizcileri için siz­leri bir dakika saygı duruşuna davet ediyorum.

İhtiram duruşundan sonra mehterle­rin çaldığı marşla Barbaros'un sanca­ğı  şeref  direğine  çekilmiştir.

Bundan sonra denizcilerimiz adına Teğmen Osman Öndeş bir hitabede bulunmuş 27 Eylülün mâna ve ehem­miyetini   belirterek   demiştir  ki:

,Bİz bahriyelilerin gönlünde en bü­yük hâtıralar gemilerimizle yaptığı­mız seyahatlerden kalan hatıralardır. Oralarda denize hakkını vermiş bir milletin evlâtları olarak dolaşabil-mekten duyduğumuz haz sonsuzdur. Zira bir karig toprak, bir avuç suda bile Türk leventlerinin izleri vardır.

Büyük amiralimiz, Barbarosumuz. se­nin huzurunda bu mutlu günümüzde sana senin denizlerinden, Tur gutlardan. Piri reislerden, İstiklâl ve Cihan harbinin fedakâr bahriyelilerinden selâmlar getirdik, ve senin büyüklü­ğünü bir kere daha benliğimizde his­settik.Dualarımızda salarını tekrarlıyor ve en büyük dileğimizle .Tamım bizi denizlerden ayırma» diyoruz. Ve siz­lerden aldığımız denizcilik imam ile miliet imize   lâyık   olmaya   çalışıyoruz.

Daha sonra Beşiktaş İlçesi namına söz alan Fatih Yükselmiş bir hitabe­de bulunarak zaferlerle dolu bulunan denizcilik tarihimizi övmüş ve Preve-ze zaferine temas ederek sözlerini şöy le  btirmiştir:

«Barbaros   bir  yanardağın dedir.

O, sadece zaferler değil muazzam bir tarih ve baş eğmez millî bir gururu miras bırakmıştır:

Bu şerefli mirası bütürt Türk nesille rî mukaddes bir emanet olarak mu­hafaza edecektir.»

Müteakiben, eski muharipler ve deniz harp okulu adına birer konuşma ya­pılmış ve Tuğamiral Şeref Karapınar in hitabesinden sonra Barbaros'un türbesi ziyaret edilerek merasim meh terlerin de iştirak ettiği geçit resmi ile sona ermiştir.

 İstanbul :

Hususi sermaye ile kurulmuş bulu­nan Türkay İstinye kibrit fabrikası bugün 17'de Devlet Vekili Emin Ka­lafat tarafından  isletmeye açılmıştır.

Bu münasebetle yapılan merasimde Devlet Vekili Emin Kalafatla birlik­te Münakalât Vekili Arif Dsmirer, bazı mebuslar. İstanbul Vali ve Bele­diye Reisi, Ordu. Kumandanı. İnhi­sarlar Umum Müdürü, Alman Baş­konsolosu ile fabrikayı yapan Alman firması mümessilleri, davetliler ve ga­zeteciler   hazır   bulunmuşlardır.

Türkay endüstrisi ve ticaret şirketi adına murahhas aza Bedri Tümay bir konuşma yaparak, fabrikanın kuru­luş hikâyesini nakletmiş ve devamla şu  izahatta bulunmuştur:

..Bu teşebbüsümüzün kuvveden fiüe çıkmasından en büvük amil olan. hükûmetmizden gördüğümüz büyük mü zaherette, o tarihte gümrük ve tekel vekili olan Devlet   Vekili   MuhteremEmin Kalafat'tan. Değerli Hadi Hüs-men'den ve inhisarlar idaresinden gördüğümüz teşviki şükranla yad ve kıymetli valimizin her vesile ile maz har olduğumuz geniş alâka ve müza­heretini burada minnetle bahs eder­ken, devletçilikten hususi teşebbüse intikal eden birinci işi başarmaktan duyduğumuz zevki de ayrıca ifade et­mek  isteriz.

Türkiye sınaî kalkınma bankasının derin bir anlayışla makinelerin satırı alınmasına lüzumlu deviz kredisini açmak suretile şirketimizi destekleme­si hususunda da şükranla yâd etmeği bir  vazife biliriz.

Bu müzaheret, teşvik ve yardımlarla Avrupadaki mümasilleri arasında en modern fabrikalardan birisi olduğunu ifadede cesaret duyduğumuz bu kib­rit fabrikasını tesis ve işletmeye aç­mış bulunuyoruz.

Şirketimiz bu tesise devir" sermayesi de dahil 4-5 milyon lira sarf eylemis­tir.Normal çalışma ile kutu ve poşet kib_-rit olarak 30 bin sandık kibrit imal edilecektir.

Tekel idaresine ait kibrit fabrikasının İstihsalile birlikte memleket istihlâ­kine tekabül eden kibrit yapılmış o-lacağmdan artık ithal lüzumu hasıl olmayacak ve döviz tasarrufu temin edilmiş  bulunacaktır.

Memleketimiz kalkınmasının hızla ilerlemesi dolayısiyle her madde de olduğu gibi kibrit istihlâkinde de da­imi bir tezayüt görülmektedir.

Bu husus ve ihraç imkânları da göz önünde tutularak icabında yalnız bir kısım makine ilâvesi suretile kapasi­temizi yüîde yüz arttırabilecek sekilde fabrika binamızı inşa eylemiş bu­lunuyoruz.

İmalâtta ham madde olarak tomruk, kâğıt, karton ve ecza kullanılmakta­dır. Bir kısım, ecza haı-ic olmak üze­re diğer ham maddeleri memleket da­hilinden temin  eylemekteyiz.

Tomruk temini hususunda ziraat ve­kâletinin ve orman umum müdürlü­ğünün, kâğıt ve karton temininde de İşletmeler Vekâletinin ve Türkiye seî lüloz ve kâğıt fabrikaları işletmesi umum müdürlüğünün büyük yardım­larına mazîıar olmaktayız.

Zarurî ihtiyaç maddesi olan kibritin ithaline lüzum kalmaması ve imalâ­tında kullanılan ham maddenin en büyük kısmının yerli olması hasebile memleket iktisadiyatına en uygun bir tesis olarak mütalâa eylediğimiz bu fabrikanın aralıksız çalışması için şimdiye kadar gösterilen yakın alâka ve müzaheretin bundan sonra da esirgenmîyeceğinden emin bulunuyoruz.»

Müteakiben bir konuşma yapan Dev­let Vekili Emin Kalafat, dünya ilim hayatında büyük keşifler yapan in­sanlarla, memleketlerine hizmet eden büyük iş adamlarının mensup bulun­dukları milletler tarafından daima a-mldıklanna işaretle Vehbi Koç'un da bunlardan biri olduğunu söylemiş, bu fabrikayı tekstil, radyatör ve kazan, madenî eşya ve kablo fabrikalarının takip edeceğini öğrenmekle duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve memleket iş hayatındaki çalışmalarında dürüst­lüğü ile muvaffak olmuş bulunan Koçu, müessesesini ve ortaklarım teb rik ederim, demiştir.

Müteakiben Devlet Vekili Emin Ka­lafat, uğurlu ve hayırlı olması dileğile kurdelâyi kesmiştir.

Bundan sonra fabrika davetlilere gez­dirilmiş ve çalışması hakkında izahat verilmiştir.

28 Eylül 1956

 İzmir :

14'üncü Milli Türk Tıp kongresi bu­gün saat 10'da Elhamra sinemasında çalışmalarına başlamıştır.

Kongrenin açılış merasiminde Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Nafiz KöreZ, mebuslar, İzmir Valisi, Bele­diye Reisi, Sıhhat ve İçtimaî Muave­net Vekâleti müsteşarı ile vekâlet ile­ri gelenleri, generaller ile mülkî ve askerî erkan, müşahit ve müşavir 500'e yakm doktor ile kalabalık bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.Şehir bandosunun çaldığı istiklâl mar­şını müteakip Sıhhat ve İçtimaî Mua­venet Vekili Dr. Nafiz Körez kongre­yi şu konuşma ile açmıştır:

Millî Türk Tıp kongresinin muhterem azaları, kıymetli meslek­da şiarı m,  aziz  misafirlerimiz,

XIV'ncü Millî Türk Tıp kongreini açarken bu vesile ile yüksek ve güzi­de heyetinize hitap etmek fırsatını bulduğum için memnun ve bahtiya­rım.

1925 de toplanan ilk Millî Türk Tıp kongresinden bugüne kadar 31 yıl geçmiş bulunuyor. Bu müddet zarfında her hekim Türk tıp camiasında üzerine düşen vazifelerini bihakkın yap mış ve milli türk tıp kongresi ananesi, kendinden sonrakilere mukaddes bir emanet olarak itina ve dikkat için de hazırlanmıştır.

XIV'ncü kongremizi de aynı dikkat ve itina içinde hazırlayan Türk Tıp en­cümeninin değerli üyelerine ve bu sa­hada çalışan diğer arkadaşlarıma, raporlariyle ilmî çalışmalarına iştirak edecek kıymetli meslekdaşlarıma ve kongremize iştirak etmek lütfunda bu lunan sayın azalara teşekkürü bir borç bilirim. Şu anda vazifelerinden ayrılamadıkları için kongremize işti­rak edemiyen meslekda şiarımı da yük sek şahıslarınızda saygı ile selâmla­rım.Bu arada Ömürlerini büyük bir meslek askı ve feragati içinde memleket hiz­metlerinde harcayan ve bugün ebedi­yete intikâl etmiş olanların aziz ha­tıralarını şükranla anar, manevî hu­zurlarında saygı ile eğilirim.Millî Türk Tıp kongrelerinin daima mütekâmil bir seyir takip ettiği mu­hakkaktır. Mevzularını seçmekte gös­terdiği isabet sayesinde tıp kültürümü ze ve memleket sağlığına yaptığı hiz­metler büyüktür. Kongrelerimizin ta­rihi, seçtiği mevzular arasında sıtma, trahom, frengi, verem gibi mühim ve bazıları memleket ölçüsünde olan dertlerimizin izalesinde ne güzel ve yol gösterici adımlar attığım meyda­na koymaya kâfidir. Kezalik her kong reden sonra  gittikçe  daha büyük  bir

hacim tutan zabıtlar ana mevzular ya nında Türk tabibinin kültürlü bir mes lek kitlesi karşısında müşahede, tetdana koyduğunun en beliğ bir delili­dir.

XIV'ncü Millî Türk Tıp kongresi biri ilmî ve meslekî diğeri sosyal iki mev­zuu gündemine almış bulunmakta­dır.

Bunlardan birincisi arterio sklerozdur. Bu mevzuun ilmî cephesinin iza­hını, selâhiyetli meslekda şiarı ma bira karak şu kadarını arzetmeliyim ki, orta yaşa gelmiş veya bu çağı.aşmak­ta bulunan insana, yani cemiyetin bilhassa yetişmiş, olgunlaşmış ve yük­sek verimli fertlerine musallat olan bu âfet hele malûl bırakma bakıminden neticeleri oldukça mühim bir has­talıktır.Modern tıp ilminin haklı ola­rak dünya çapında bu mevzua ne ka­dar ehemmiyet vermekte olduğu yüksek heyetinizce de malûm bir keyfi­yettir.

Kongremizin bu sahada verimli sonuç lar elde edeceğinden emin bulunmak­tayım.

İkinci mevzu olarak Türk hekiminin sosyal durumu cidden dikkatle tetki­ke lâyık pek mühim bir mevzudur.

Tıp, bilgi ve teknik bakımdan ferdi olsa da fonksiyonları itibariyle bü­yük ölçüde sosyal bir varlıktır.

Sağlık yönünden yardıma muhtaç o-lan fertler cins, yaş. meslek ve sos­yal durumları itibariyle çeşitli kitle­ler teşkil etmekte, sosyal ve ekonomik faaliyetin her çeşidi ile alâkadar bu­lunmaktadırlar.

Şu halde tabibin, hastalıkla savaşır­ken fertlerin sadece biyolojik varlığı içinde değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik mekanizmanın pek değerli ünitesi ve elemanlarını bu bakımdan da. korrumak gayesiyle faaliyete geç­miş   Olması  icabetmektedir.

Tıp "ilminin ilerlemesi, umumî kültür ve"refafr seviyesinin yükselmesi neti­cesinde bugün tabibin .ilmî olduğu ka­dar sûsyal ve ekonomik mahiyeti daha mütebariz hale gelmiştir. Bununla beraber tabibin sosyal ehemmiyetinin takdiri asırları kucaklayan tıp taxi ne nazaran nisbe'ten kısa sayılabile­cek bir devre ait gelişmedir.

İşte arzetmiş olduğum ehemmiyet ve değer iyice anlaşıldıktan sonradır ki ıhekimîn sosyal durumu da bir ta­raftan tıp mesleği ile alâkalı mevzuat, diğer taraftan bal km zihninde ve kal binde tabibin tuttuğu yer ile taayyün etmeğe başlamıştır.

Mevzuat halkın sağlığını emniyet al­tına alma şartlarını ve korumak ba­kımından esaslar vaz'etm iştir. Hattâ hekimin sosyal durumu ile İlgili ola­rak bu ana kanunlar yanında daha teferruatlı olmak üzere deontoloji ni­zamnameleri de çıkarılmıştır.

Biz de memleketimizde tababet icra­sını modern esaslara göre tanzim et­mek gayesiyle T. B. M. M. ne bir ka­nun lâ'hiyası sevketmiş bulunuyoruz. Bu mevzuatın birçok ihtiyaçları kar­şılayacağını ümit etmekteyiz.

Ancak mevzuatın tabibe kanunî bir hüviyet tayininden daha ileri gitmiye ceği malûmdur. Tabibin asıl sosyal mevkiinin temeli, ciddiyeti, fedakâr­lığı, hüsnünyeti ve meslekdaşlık hissi ile muhitinde kendine karşı uyandır­dığı saygı ve sevgidir.

İlmî zaviyeden olduğu kadar arzetmiş bulunduğum ölçüler muvacehesinde de Türk hekiminin ihraz etmiş bulun­duğu güzide mevkiini iftharla kaydet mek isterim. Meslek hayatında geniş tecrübe ve görüş sahibi otoritelerimi­zin, Türk tabibinin sosyal konfeksi­yonları ve tabibin bu hüviyeti karşı­sında cemiyetin ona karşı takındığı ta vir hakkında dikkatle hazırlanmış ra­porlarını zevkle dinleyeceğiz. Bilhassa sunu tebarüz ettirmek isterim ki Türk hekiminin üzerine düşen medika sosyal vazifelerini daha rahat ve verim­li şekilde yapabilmesinin maddî ve ma nevî bütün şartlarını temin ve ikmâl en büyük emelimizdir.Sözlerime başlarken arzetmiş olduğum gibi tıp kongreleri memleketimizin sağlık problemlerinin hallinde en yük sek ilim adamlarımızın uzun tetkik­ler neticesinde ve büyük emekler sar federek hazırladıkları değerli mütalâ­alarla daima faydalı olmuştur. Her top lantı umumî alâkayı celp ve mühim çeşitli mevzular ve orijinal müşahe­delerle m es lekda şiarımızın istifade­sine arzedilmesi yönünden birbirinden daha cazip ve daha verimli bir sayir takip etmiştir.

Şimdiye kadar olduğu pibi bundan sonra da sıhhat ve içtimaî muavenet vekâletimizin bu değerli çalışmaların dan daima ilham ve kuvvet alacağını ifadeden  zevk  duyarım. Dr. Nafiz Körez, Reisicumhur Celâl Bayar'Ia Başvekil Adnan Menderes'in kongreye başarı temennilerini İletmiş, «14 ncü    Milli   Türk   Tıp kongresinin memleketimiz ve Türk hekimliği için hayırlı ve başarılı olması» temenni­siyle konuşmasını bitirmiştir.

Daha sonra tıp encürnenf başkanı Ch'd. Prof. Dr. Ekrem Behçet Tezeî, kongre­nin   tarihçesi   ve   toplanış   sebeplerini izah etmiş ve ezcümle şunları söyle­miştir:

«İzmir'de, bu defaki toplanışımız mesut bir hâdisenin tesidi mahiyetini de taşımaktadır. Zira, hatırlardadır , geçen kongre esnasında kalplerimizde pıcsk bir temenni olarak yer alan Ege Üniversite?! bugün bir gerçek haline girmiştir. Bunu görmekle duvduğumuz sevinç ve bahtiyarlık hudutsuz­dur.

tîniversitelilerin, bir. memleketin me­denî ve kültüre] gelişmesinde ovnndık lan rolün ehemmiyetini burada tek­rara lüzum görmem. Bilindiği gibi üniversitelilerin artması, ilnlî görü­şün modern tefekkürün' ve binnetîce terakkinin memleket sathına o nisbet-te  fazla  yayılması  demektir.

Değerli ve kongre azaları, millî Türk Tıp Kongreleri tutanakla­rı ineeienerek olursa, mem setimizde tıp inkişafının ne kadar büyük oldu­ğu görülür. İlk önce ancak 20 kadar serbest tebliğ ile iştirak edilen kong­relerde dah'i sonraları "50-60 serbest tebliğ neşro'unmustur. Bilhassa genç hekim neslinin kıymetli ve oriiinal-çalışmalarmın inzimamı Türk hekimi­nin istikbali için en kuvvetli ümid kaynağımızdır.» Ord. Prof. Dr. Behçet Tezel'in konuş­masından  sonra  kongre Cumhuriyet meydanındaki Atatürk heykeline gi­derek     çelenk koymuş ve ihtiram durusunda bulunmuşlardır. Daha sonra sıhhat ve İçtimaî Muave­net "Vekili, Yüksek Ekonomi ve Ti­caret okulunda yerli müstahzarat lâ-boratuvarları tarafından hazırlanmış olan ilâç sergisini açmıştır.

Kongre çalışmalarına öğleden sonra saal 14 de devam edecektir.

   İstanbul :

İki gündenberi şehrimizde bulunan Avusturya Tütün Rejisi Umum Mü­dürü Doktor Richard Rlasok bugün saat 18.30 da Hilton otelinde yapılan bir toplantıda Türkiyeyi ziyareti mü­nasebetiyle basın mensuplarına beya­natta bulunarak demiştir kî:

Çok sevdiğim ve takdir ettiğim gü­zel memleketinize geldiğimden ve Türk mutbuatı mümessilleri arasında bulunduğumda dolayı çok bahtiya Türkiye ile Avusturya arasında kök­leri mazinin derinliklerine varan sağ­lam ve ananevi bir dostluk mevcut­tur. Benim burada temsil etmekte ol­duğum Avusturya tütün, rejisi, iktisa­dî sahadaki münasebetleri teşvik e-debiimek için büyük gayretler sarfet-mektedir. bu vesile ile Avusturya tü­tün rejisinin, Türkiye'nin millî mah­sullerinden tütünün uzun senelerden-beri sadık bir alıcısı olduğunu belirt­mek isterim.

Tütünleriniz, sigaralarımızın en kıy­metli cevherini teşkil etmektedir.

Ben, şahsen muhtelif milletlere men­sup fertlerin birbirlerini karşılıklı o-larak tanımaları ve anlamaları saye­sinde milletlerarası dostlukların mey­dana gelebileceğini zannetmekteyim. Türk matbuatının kıymetli mümes­silleri arasında bulunduğum şu anda sizlerin ve benim kalbimi dolduran iyi niyet ve samimi his'.erin milletle­rimiz arasındaki dostluğu biraz da­ha s ağlanıl aştırdığına kaniim.

Müteakiben Doktor Richard Rlason şerefine bir kokteyl parti verilmiştir.

_ Ankara :

Tahran "Üniversitesinin bir sene müd­detle verdiği iki burstan faydalana­rak bu üniversitede Fars dili ve ede­biyatı ürerinde ihtisaslarını arttırmak üzere İstanbul jJni.versj.tesi Edebiyat Fakültesi mezunu iki genç kızımız, Sülcymaniye kütübhanesi memurla­rından Periha Yantır ile Berrin Ko-per Tahran'a gitmek üzere memleke­timizden  ayrılmışlardır.

   İstanbul :

B. M. M. Reisi Refik Koraltan bir zi­yaret maksadı ile şehrimizde bulunan Japon parlâmento heyeti şerefine li­man lokantasında verdiği hususî ziya­fetin hitamında misafir meslek daşlarına selâmlıyarak demiştir ki:

»Japon milleti gibi çalışkan enerjik bir milletin mümessillerini aramızda görmekle büyük bir haz ve bahtiyar­lık duymaktayım.

Türkiye, bugün imar ve iktisadî kal­kınma sahasında süratli- adımlar at­maktadır. Japonya senayiini yeni baş­tan tevsi ederek bu sahada çalışan mîlletlerin Ön safına geçmiş bulun­maktadır. Milletlerimiz bu mevzuda sıkı temaslar kurarak mütekabil ihti­yaçlarını tedarik bakımından birbir­lerine müzahir olurlarsa iki memle­ket bağlarını takviye bakımından çok başarılı bir harekette bulunmuş olur­lar. İki milletin dış siyaset alanında­ki mevkileri de esasen kendilerini bir kader birliği halinde bulundurmakta­dır.»

B. M. M. "Reisi Türk ve Japon millet­leri arasında mevcut diğer benzeyiş­lere de temas etmiş ve kadehini asil Japon   milletinin  refah  ve  saadetine kaldırmıştır.

Büyük Millet Meclisi Reisinin konuş­masını müteakip misafir heyet başka­nı söz alarak bu seyahatleri esnasında şimdiye kadar. 13 memleket gezdikle­rini, burada gördükleri büyük sami­miyet ve    hüsnükabul. ve misafirper verlikten bilhassa mütehassis olduk­larım bildirmiş ve sayın Büyük Mil­let Meclisi Reisinin Japon milleti hak­kında izhar ettiği güzel hislerden do­layı  teşekkürlerini 'ifade etmiştir.

Türk milletinin meziyetlerinden, kah­ramanlıklarından ve bilhassa Atatürk' ten başlıyan büyük inkılâp hareket­lerine karşı duydukları hayranlıktan, kısa zamanda şahidi bulundukları kalkınma hareketlerinden bahsederek iki milletin benzerlikleri, iktisadi ve ticarî sahada işbirliği hususunda Bü­yük Millet Meclisi Reisimizle tama­men hemfikir olduğunu sözlerine ilâve etmiş, gördükleri samimiyet ve hüsnü kabule tekrar teşekkür ederek kendilerini de memleketlerinde se­lâmlamakla derin bahtiyarlık duya­cağını soyliyerek kadehini asil Türk milletinin refah ve saadetine kaldır­mıştır.

Mersin  :

Birkaç gündenberi şehrimizde Uman inşaatında tetkiklerde bulunan Hol­landa . NaHıa Vekâleti mümessilleri ve Delta plânı mensuplarından mü­teşekkil heyet, incelemelerine, devam etmektedir. Delttı Plânı Konıisvonu Reisi Mr. M. G. Dibbita, Delta- Plânı hakkında öğretmen derneğinde pro­jeksiyonla  bir  konferans  vermiştir.

29 Eylül 1955

Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Baş­kanlığından   bildirilmiştir:

Dost ve kardeş Iran hükümetinin da­vetlisi olarak Tahran'a gitmiş olan Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti. Vekili Şem'i Ergin ve beraberin­deki zevat, b'u sabah saat 8.20 de as­kerî bir uçakla Diyarbakır'a gelmiştir.Devlet Vekili ve Milli Müdafaa Ve­kâleti Vekili Şem'i Ergin Diyarbakır hava alanında askerî bir merasimle karşılanmıştır. Başta bando bulunan askerî bir kıt'a selâm resmini ifa etmiştir.

30 Eylül 1956

 Erzurum:

Türk jeker sanayiinin son dört yıl iğinde eriştiği muazzam gelişmelerin haşmetli bir sembolü halinde yüksel­miş olan Erzurum şeker fabrikası tu sabah Reisicumhur Celâl Bayar'Ia Başvekil Adnan Menderes'in de ha­zır bulundukları coşkun bir törenle vatandaşın refahı emrinde hizmete girmiştir.

Memlekette yeniden onbir şeker fab­rikası kurulması hakkında hükümet­çe hazırlanmış olan program son üç yılda faaliyete geçirilen yedi şeker fabrikasına ilâveten Erzurum, Erzin­can, Elâzığ ve Malatya şeker fabrika­larının da bugün ve yarın işletmeye açılmaları suretiyle dört sene gibi kı­sa bir müddet zarfında tam bir ba­şarı ile ikmâl edilmiş bulunmaktadır.

Bu mes'ut hâdiseyi kutlamağa ne za­mandır hazırlanan ve fabrikanın inşa edilmiş olduğu Ilıca nahiyesine bu sabah çok erken saatlardan itibaren tren, otobüs, otomobil ve diğer nakil vasıtalariyle akmağa başlayan Erzu­rum, bu coşkun heyecan ve neş'esinin tezahürlerini saat 8 de trenle Ilıca'­nın istasyonu, kaplıcaya gelen Devlet ve Hükümet Reislerine hararetli bir hüsnü kabul göstermek suretiyle ver­miştir.

Celâl Bayar ve Adnan Menderes is­tasyon Önünde kurulmuş olan tak'ın altından geçerek yolun iki tarafını doldurmuş bulunan halkın sevgi teza­hürleri arasında doğruca fabrikaya gelmişlerdir.

Erzurum'a onyedi kilometre mesafede bulunan Hıea, merasim saati yaklaş­tığı sırada hakikaten mahşerî bir manzara arzediyordu. Muhtelif ambar­lan, atelye binaları, evleri, misafir­hanesi, lokanta ve satış mağazası bi­naları, isçi pavyonları çok geniş bir sahaya yayılmış olan ve bütün bu te­sisleriyle adeta küçük fakat modern bir kasaba manzarasını veren fabri­kanın bayraklarla donanmış esas bj-nss; Önündeki geniş meydanı binler­ce vatandaş  çepe çevre doldurmuştu.

Erzurum'dan gelen resmî ve hususî teşekküller mensupları, partiler, der­nekler, spor kulüpleri, muhtelif esnaf cemiyetleri temsilcileriyle Kars, Ağrı, Gümüşhane, Muş ve Van'dan gelen müteaddit heyetlerde bu arada bulu­nuyordu. Bu yeni fabrikamız için pancar petiştiren bölgeler adına da Erzurum'un merkez kazası ile Ağrı, Bayburt, Pasinler, Eleşkirt ve Aşkale pancar ekicilerinden kalabalık grup­lar temsilî olarak tören yerinde mev­ki almışlardı.

Reisicumhur ve Başvekilin halkın coşkun sevgi tezahürleri arasında di­ğer davetlilerle birlikte tribündeki yerlerini almalarını müteakip başla­yan merasimde, İşletmeler "Vekili Sa-met Ağaoğlu, Devlet Vekili Cemil Bengü, Adliye Vekili Profesör Hüse­yin Avni Göktürk, Münakalât Vekili Arif Demirel, D. P. Meclis grubu Başkanı Doktor Namık Gedik, Erzu­rum ve civar vilâyetler meb'usları, Erkânı Harbiyei umumiye Reisi Orge­neral îsmail Hakkı Tunaboylu, Kara Kuvvetleri Kumandanı Nurettin Ak-noz, Erzurum Valisi Niyazi Akı, Be­lediye Reisi Edip Somunoğlu, Üçün­cü Ordu Müfettişi Orgeneral Necati Tacan, davetli yüksek memurlariyle şeker fabrikaları umum müdür ve muhtelif iktisadî teşekküller ileri ge­lenleri hazır bulunmuştur.

Hususi surette gelmiş bulunan Nato Güney Doğu Avrupa Kuvvetleri Ku­mandanı Korgeneral Read ile dün* denberi burada bulunan Ankara ve İstanbul gazetecileri de merasimi ta­kip etmişlerdir.

Önce kadınlı erkekli yirmibeş kişilik Erzurum, bar ekibi, karşı tarafında millî kıyafetleriyle Erzurum dadaşla­rının sıralandığı tribün önünden bar tutarak geçmişlerdir. Bu parlak gös­teri hararetle alkışlanmıştır.

 Erzurum:

İstiklâl marşım müteakip Erzurumlu­lar adına, Erzurum Meb'usu Rıfkı Salim Burçak söz almış, Erzurum'da kurulan fabrikalarla bu kahramanlık diyarında yeni bir devrin açıldığını kaydetmiş, artık memleketin çilesi dolmuş ve kara bahtının değişmiş ol­duğunu» bu fabrikayı başkalarının ta­kip edeceğini, ayni zamanda kültür sahasında da Atatürk Üniversitesinin bu bölge için ayrı bir inkişaf merha­lesi olacağını söylemiştir. Yıkılan eski zihniyetin yerini yepyeni br zihniye­tin aldığını söyleyen Rıfkı Salim Bur­çak demiştir ki:

»Erzurum bugün mes'uttur. Ve daha şimdiden ufukta beliren daha mes'ut ve müreffeh istikbalinden emin ve müsterihtir. Bu memleketin çocukları, kendilerine bu saadeti tattıran bu mes'ut istikbali hazırlayanları tarih boyunca unutmıyacak kalplerinin ve vicdanlarının derinliklerinde onları daima minnet ve şükranla yad ede­cektir.

Bir şeker fabrikasının Erzurumda kurulmasının ne büyük bir mânâ ve kıymet taşıdığını bir kere düşünelim. Bu, vatandaşı kendi kaderine terke-den eski bir zihniyetin yıkılarak o-nun yerine yepyeni bir zihniyetin doğması demektir.Memlekete hizmet telâkkilerinin de­rin bir surette değişmiş olduğunun en veciz bir ifadesi demektir. Burada böyle bir eserin yapılacağını bundan bir kaç sene evvel Erzurumlunun hav­salası bir türlü kavramazdi, hasretini ve iştiyakını çektiği bu eserlerin ta­hakkuk edeceğine asla inanamazdı. Nitekim, buna inanmayanlar Erzu­rum'da şeker fabrikasının bir masal bir hikâyeden ibaret olduğunu söyle­dikleri zaman, ben kendi hesabıma bunlara biraz da hak veriyordum. Çünkü bu memleketin tarihinde bu derece büyük bir ümitsizlik, bir iti­matsızlık hüküm sürmüş, devlet eliy­le vatanın bu köşesinde büyük yatı­rımlara girişilmemiş vatandaş endişe ve huzursuzluk içinde bırakılmıştı.

Ama dün bir masal ve haya] dediği­miz şeylerin bugün hakikat haline gelmiş olduğunu herkes görüp iftihar ediyor.

Tarihte demokrat parti kadar bir mil­letin coşkun bir sevk ve heyecanla işbaşına getirdiği bir başka parti mevcut olmamıştır. Türk milleti, millî hâkimiyet rejimi­nin kurulma siyle vatanın her gün biraz daha iyiye ve ileriye doğru gi­deceğini çok ince bir sezişle kavra­mış, 1950 senesinde sandık başlarına işte bu ümit ve imanla koşmuştu.

Halkımız iktisadî kalkınma rejiminin ancak demokrasi rejiminde tahakkuk edeceğine inanıyordu. Büyük bir memnuniyetle ifade etmek icab edi­yor ki Türk milleti bu sezişinde al-danmadi ve demokratik rejimini fe­yizli semerelerini az zamanda topla­maya başladı. Yeni iktidar aradan altı sene gibi kısa bir müddet geçmiş olmasına rağmen, halka yaptığı vâadları birer birer yerine getirmiş, Türk milletinin sevgi ve itmadma lâyik ol­duğunu hamdolsun isbat etmiştir.

Bugün Türk vatanı baştanbaşa imâr ve kalkınma hamlesi içinde bulunu­yorsa, bunun yeni iktidarın tatbik etmekte olduğu isabetli bir politika­nın neticesi ve mahsulü olduğundan asla şüphe edilemez. Şeker fabrika­ları işte bu politikanın en güzel ve tesirleri bakımından en kısa yoldan varılmış neticeleridir..

Rıfkı Salim Burçak, sözlerini, Erzu­rumlular adına Reisicumhur ve Baş­vekile şükranların: sunarak bitirmiş­tir.

Müteakiben Şeker Fabrikaları Umum Müdürü Baha Tekant söz almış, dört yıldanberi kurulmakta olan şeker fab­rikalarımızın en büyüğünü, teşkil eden Erzurum fabrikası hakkında tek­nik bilgi vermiştir. Bu malûmata gö­re, bu fabrika için pancar işleyecek bölgeler, Erzurum'un merkez, Aşkale, Pasinler kazaları ile Ağrı vilâyetinin Karaköse, Alaşkirt kazalarını ihtiva eden geniş bir sahaya yayılmaktadır. Her yıl pancar ekilecek münavebe sahası 7.000 hektarı bulmaktadır. Fabrika senede azamî 60 günlük nor­mal bir kampanya devresinde 100 ilâ 120 bin ton pancar işleyecek ve 15 ilâ 18.0CO ton şeker istihsal edecektir. Fabrikanın küp şeker tesisleri bütün sene çalıştırılacak, istihsalinin % 60 ilâ 70 ini bu bölgenin çok talep ettiği küp şeker teşkil edecektir. Pancarlar kısa zamanda süratle işlenebilmek için fabrikanın işleme kapasitesi günde 1.800 ilâ 2.000 ton tutulmuş, si­lolar, büyük miktarda pancarı depo edebilecek genişlikte tertip olunmuş­tur. Fabrikada ayrıca kuru küspe imâli için tesisler vardır. Erzurum şeker fabrikası bütün dünyada 2.000 metre yükseklikte kurulmuş ;/egâne şeker fabrikacıdır. Heybetli bina ve tesisleri, şeker, malzeme, tohum, güb­re ambarları, atölye binaları, işçi pav­yonları ve yeşil çitnenleriyle bu mu­azzam eser, üç kısa inşaat mevsimin­de tamaml anmıştır. Makina ve tesis­leri Almanya'da Buekau R. Wolf fir­ması tarafından taahhüt ve monte e-dilmiş olan bu fabrika sayesinde, bu bölge, şekeri) eskiye nisbetle hiç de­ğilse 15 kuruş daha ucuza yiyecektir. Şeker Fabrikaları Umum Müdürünün bildirdiğine göre, bölge çiftçisine her yıl vasatı alarak 12 milyon lira kadar pancar bedeli ödenecek ve istihsal olunan şekerin kıymeti 18 milyon li­rayı bulacaktır.

Baha Tekant, beş senedenberi mem­leketi bir an evvel teknik vasıtalarla cihazlandırma yolunda sarfedüen şav-retlerin yanında şeker sanayiine ait plânın tahakkukunda maddî, manevî büyük müzaheret gösteren Reisicum­hur Celâl Bsvar'la Başvekil Adin Menderes'e seker sanayii adına şük­ranlarım sunmuş, İşletmeler Vekili ile Erzurum fabrikasının meydana gelmesinde vazife almış teknik ele­manlara, ısci ve memurlara teşekkür­lerini bildirmiştir.

İsletmeler Vekili Samed Ağuoğlunım konuşması:

"Daha sonra alkışlar arasında seh alan İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu, ev­velâ 20 yıl evvelki bir hatırasını an­latmıştır. Bu ibrefâmiz ve acıklı bir hatıra idi, «30 sene evvel Erzurum'a gelirken uzaktan şehir dive bir sev "örülmüvordu. Ufukta küçük bir İpke vardı. Şolor: »Erzurum işte bu» de­mişti.

Samet Ağaoğlu şöyle devam, etmiştir:

«O zaman içimde birşeylerin kırıldı­ğım hissettim. Türk tarihinin büyük şehri Erzurum bu mu idi? Böyle mi olmalıydı? Böyle  mi kalmalıydı? Diye kendi kendime sordum. Bu sual yıllarca zihnimden çıkmadı. Kahra­man Erzurunıun bu halde kalmasına yanlış bir hudut telâkkisi, yanlış bir idare, yanlış bir siyaset sebep oluyoi, bu acıklı vaziyeti bu yanlışlıklar ya­ratıyordu.

Herşeyden evvel hudut telâkkisi yan­lıştı. Güya, düşman yoz dikmesin di­ye hudutlarda harabeler bırakılmak isteniyordu. Halbuki bunun tam aksi yapılmalı, hudut bölgeleri mamureler haline getirilmeli idi. Düşmana: bu­rada Türkün alnının teri vardır. Âbi­deleri yükselmektedir. Buraya göz dikemezsin»   demek  lâzımdı.

İdare, Doğu ve Batı diye memleketi ikiye bölüyor, mahrumiyet bölgeleri diye kaderi kısır ve bedbaht mmta-kalar tesis ediyordu. Böyle bir taksim tamamıyla yanhş bir zihniyetin teza­hürü idi. Siyaset sahasında iş gören­ler ise, bu yanlış zihniyeti hic bir surette değiştirmemişler ve bugünkü yola  girmemişlerdir.

Millî müadtîden ve millî istiklâli­mizi kazandıktan sonra millî iktisa-dt kurmak, memleketi her bucağına şâmil olarak kalkındırmak, ikinci bir millî mücadele ile mern'nketi ve mil­leti lâyık olduğu ve iştiyakla bekledisi medeniyet ve refah seviyesine u-lastirmak lâzımdı, istiklâl aneak bu­nunla tamamlanacaktı.»

S^met Ağaoğlu, uzun yıllar bu volda hic bir gayret sarf edilmediğini, çok kısır devranı 1 diŞmı söyledikten sonra şunları  ilâve  etmiştir:

«Bunun en büyük ıstırabını sizler çektiniz. Bunun içindir ki, zihniyet idare ve siyasetteki büyük ve feyizli deâismeyi en İyi siz anlarsınız. De­mokrat parti biliyordu ki. iç ve dış bütün hürrive+leri büyük maddî te­meli iktisadî kalkınma ve iktisadî re­fahtır. Bunun içindir ki, veni iktidar., yepyeni bir zihniyetf-c milletin hizme­tinde harekete geçmiş ve büyük gay­retlerini bu istikamete yöneltmiştir. Bu gayretler semerelerini vermekte gecikmemiştir.İşte dünkü sönük ve zavallı Erzu­rum'un yerini alan bugünkü Erzurum bunun  parlak  bir  delilidir.  Bu  fabrika millî âbidelerimizden biri olarak temaşaya lâyık br eserdir. Bu fabri­ka Türkiye'nin her karış toprağının müdafaa edileceğini gösteren millî bir bayraktir. Ve millî tesanüdümüzün bir ifadesi olarak karşılanması icap e-der. Onun. içindir ki, beyhude dedi­koduları, siyasî hasetleri bir tarafa bırakmak icabeder. «Pancar vasıfları iyi olmuyor», «bu topraklarda pancar yetişmez gibi propagandalara hizmet eden bir siyasî zihniyeti ebediyen terketmek icabeder.

Bu âbideler, Türk milletini etrafında birleştirici birer sembol olarak kar­şılanmalıdır. Böyle telâkki etmiyen-îere yazıklar olsun, ve Allah onların basiretini bir an evvel açsın...

Samet Ağaoğlu şu iki günde dört şe­ker fabrikasının birden faaliyete geç­mekte olduğunu, önümüzdeki ay için­de yurdun ^muhtelif köşelerinde bü­yük bir elektrik santralı ile barajın, büyük bir boru fabrikasının, büyük bir liman ve lâvuarın hizmete girece­ğini hatırlatarak sözlerini şöyle bitir-mştir:

«Türkiye yepyeni bir devreye gir­mekte ve memleket yepyeni bir hü­viyet almaktadır. Bu büyük insanî ve milli mücadelesinde Allah ona da­ima müzahir olsun ve Türk milletini daima  payidar  etsin.»

İşletmeler Vekilinden sonra büyük ve sürekli tezahürat arasında Başvekil Adnan Menderes kürsüye gelmiş ve her fıkrası sürekli alkışlarla karşıla­nan bir konuşma yapmıştır. Bu ko­nuşmayı müteakip Reisicumhur Ce­lâl Bayar memlekete ve millete ha­yırlı olması temennisiyle fabrika ka­pısındaki kurdelâyı kesmiş ve bu ye­ni şeker fabrikasını da memleket ve millet hizmetine açmıştır.

 Erzincan:

Hükümetçe hazırlanan program, .gere­ğince 1953 ten itibaren kurulmalarına başlanmış olan 11 yeni şeker fabrika­mızdan 9 uncusunu teşkil eden Erzin­can şeker fabrikası da sekiz saat ön­ce hizmete giren Erzurum şeker fab­rikasını takiben Reisicumhur Celâl Bayar'a Başvekil Adnan Menderes'in de hazır bulundukları parlak bir me­rasimle işletmeye açılmıştır. Reisicumhur Celâl Bayar, Başvekil Adnan Menderes, Devlet Vekili Cemil Bengü, İşletmeler Vekili Samet Ağa­oğlu, Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk ve Münakalât Vekili Arif Demirer il mebusları ve diğer da­vetlileri hâmil tren 16.45 te Erzin­can'a varmıştır. İstasyonda Erzincan­lıların coşkun tezahüratiyle karşıla­nan Devlet ve Hükümet Reisleri yol­ları iki sıra doldurmuş olan halkın alkışları arasında otomobille fabrika­ya muvasalat etmişler ve merasimin yapılacağı sahada toplanmış olan bin­lerce Erzincanlının sevgi tezahürle-riyle karşılanarak tribündeki yerleri­ni almışlardır. Evvelâ Erzincan Me­busu Rahmi Sanalan bir konuşma'ya­parak fabrikanın kuruluşundan dola­yı Erzincanlıların şükranlarını belirt­miştir.

Müteakiben Şeker Fabrikaları Umum Müdürü Baha Tekant fabrikanın hu­susiyetleri hakkında etraflı malûmat veren bir konuşma yapmıştır. Umum Müdürün açıkladığına göre, Erzincan şeker fabrikasının normal vasati işle­me kapasitesi, bir kampanya'da 120 bin ton pancardır. Fabrika, yılda 18 ilâ 20 bin ton şeker imâl edecektir.

Pancar temin edeceği sahalar, Erzin­can'ın merkez, Hıc, Kemaliye, Refa­hiye, Tercan, Gümüşhane'nin merkez, Kelkit, Şiran, Sivas'ın Suşehri, Div­riği kazalarına kadar yayılmaktadır, pancar ekilecek ve bu ekimden 250 bine yakın bir nüfus kitlesi doğrudan doğruya istifade edecektir. Bu bölge çiftçisine her sene 12.000.000 lira ci­varında pancar bedeli ödenecektir. Çiftçinin cihazlanması ve istihsal ge­liştikçe müstahsilin eline geçecek pan­car geliri de artacaktır.Baha Tekant, 2 aralık 1953 de kurul­muş olan Erzincan ve civarı pancar ekicileri kooperatifinin nasıl sür'atle genişlediğini, ve bugün bu kooperatif sermayesinin 3,5 milyon liraya, fiilen tahsil edilen mikdarm da 1 milyon li­raya yakın bir hadde nasıl vardığını hatırlatmış, şeker ekonomisinden faydalanan Erzincanlıların kurmuş oldu­ğu 1 milyon lira sermayeli  Erzincanşeker sanayiini kalkındırma şirketi­nin gelecek yıllarda daha da gelişece­ğini söylemiştir. E. M. A. firması ta­rafından taahhüt ve monte edilen Er­zincan şeker Fabrikası kurulurken Türk mühendis ve İşçisinin büyük gayretlerinden sitayişle bahseden Umum Müdür, bu fabrikanın meydana gelmesinde müzaheret, alâka ve yar­dımları dolayısıyla Devlet ve Hükü­met Reisleriyle İşletmeler Vekiline ve ilgili hükümet erkânına vazifeli per­sonele teşekkürlerini bildirmiştir.

Daha sonra Reisicumhur Celâl Bayar uğurlu ve hayırlı olması temennisiyle Erzincan şeker fabrikasını işletmeye açmıştır.

Reisicumhur, Başvekil ve beraberle­rindeki ?evat Elâzığ ve Malatya şeker fabrikalarının yarın yapılacak olan açılış merasimlerinde bulunmak üzere bu gece Erzincan'dan trenle Elâzığ'a hareket edeceklerdir.

 Erzurum:

Reisicumhur Celâl Bayar ve BaşvekilAdnan Menderes şeker fabrikasınınaçılmasından sonra Erzurum'da oto­matik telefon santralının da hizmeteaçılması töreninde hazır bulunmuş­lardır.

Devlet ve Hükümet Reislerimiz mo­dern santral binasının methalinde münakalât Vekili Arif Demİrer'le P. T. T. Umum Müdürü Cahit Akyar tarafından karşılanmış, santralın ça­lışmaya başlamasını müteakip Müna­kalât Vekili memleketimizin telefon ve telgraf işleri hakkında geniş iza­hat veriliştir.

Verilen bu izahattan şu nokta belir­mektedir ki, P .T. T. mevzuunda memleketin halledilecek büyük bir derdi artık mevcut değildir. İstanbul'­da 1950 de 20 binden alman telefon abone miktarı bugün 65 bindir. 125 bin abonelik ilâve tesisat ısmarlanmış bulunmaktadır. Böylece İstanbul'un telefon abonesi önümüzdeki senelerde 190 bine çıkacaktır. Yalnız İstanbul ve Ankara'ya sarfedilen paraların yekûnu 22 milyon liradır. Şehirlerarası hatlarla kuran portörler de ihtiyacı karşılayacak hale gelmek yolundadır. 1950'de elli ilâ altmış iken bugün miktarı ,900'e çıkmıştır. 1957 sonunda tanıamiyle teessüs etmiş ve bitirilmiş olacaktır.

35 milyon liralık program tamamlan­mak üzeredir. Bir ay sonra altmışye-di milyonluk yeni programın tatbiki­ne geçilecektir. Bir sene sonra inşaa­tı bitecek olan radyo  link ile hem şehirler arasında hem de avrupa ile memleketin her noktasında hiç bekle­meden ve arızasız konuşulacaktır. MÜ-kalemeler mürfeti noktalarda mevce-leri birbirine aksettiren tesislerle ya­pılacaktır. Ayrıca havaî hatlarla da te­maslar şebekesi genişletilmektedir. Yalnız Erzurum bölgesinde hatlar, 7000 kilometreye çıkarılmıştır. Direk­ler yemlenmiş ve yenilenmektedir.

Bilâhare ağaç direkler beton direk­lerle değiştirilecektir. Şimdilik 2.000 aboneliktir. Bu miktara 1000 yeni hat daha ilâvesi şimdiden mukaveleye bağlanmıştır. Bu santral, İstanbul, An kara, İzmir ve Adana'dan sonra gel­mektedir. 35 milyonluk program da­hilinde havaî hatlariyle beraber bir milyon 750 binliraya mal olmuştur.

Münakalât Vekili Ayrıca, civar vilâ-yellerdeki tesisler hakkında da izahat vermiştir. Bu izahata göre, evvelce hizmete arze dil eni erden başka 500'er hatlık Kars, Rize, Elâzığ, Urfa 1000 hatlık Maraş     otomatik santralleri yılı içerisinde servise girecektir.Bu santrallerin arzettiği kapasiteleri500'er hat ilâvesiyle müteakip senelerde arttırılacaktır. Bu artışlara ait mukavele imzalanmıştır.yılındaskenderun, Malatya, Elâ­zığ, Diyarbakır Batman, istikametindefîO kanallı telsiz telefon ve telgraf şe­bekesi tesisedilmiş bulunacaktır.PTT. Umum Müdürlüğü bu tesislerle garp vilâyetlerimizde ayni sene içer­sinde Sivas'a kadar gelecek olan şi­mal kolunu birbirine raptetmek için gerekli çalışmalara başlamıştır.

Kars, Erzurum, Van, Diyarbakır, Elâ­zığ, Erzincan, Sivas Trabzon, Rize, Urfa, Gaziantep vilâyetlerimizi kavyacak ve bittabi aralarında bulunan birçok kaza ve nahiyelerimize de irti­batlar temin ve tezyit edecek olan cem'an 7000 kilometrelik havaî hat inşa edile çektir. Bu vilâyetlerin bütün Türkiye ile ko­nuşma imkânlarını arttırmak için 15 âdet 12 kanallı, 13 adet de 3 kanallı telefon kuranportör sistemile,  14 adet 4 kanallı 2 adet 6 kanallı, 2 adet 12 kanallı ve bir adat de 13 kanallı telg­raf kuranportör sistemleri tesis edil­miş  bulunacaktır.

Bir taraftan telekomünikasyon tesis­lerine muktezi binalar inşa edilirken diğer taraftan posta servislerinin ta­mamen motorlu bir hale getirilmesine karar verilmiştir.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri 1 Eylül 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Reisvekill&rinden Agâh Erozan'ın riyasetinde toplantı. Celse açıldıktan sonra esnaf vergisi kanununun kal­dırılmasını derpiş eden kanun lâyihasının maddeleri müzakere edildi ve lâyiha kanunlaştı.

Şehir, kasaba ve köylerde muhtar ve ihtiyar heyetleri seçiminin geri bı­rakılması hakkındaki    kanun lâyihası

Meclisin saıbah ce'sesinde Çorum Mebusu Kemal Eibercğlu ile üç arka­daşının şehir, kasalba ve köylerde muhtar ve İhtiyar heyetleri seçiminin geri bırakılmasını tazammun eyleyen kanun teklifi müzakere edildi. Bu kanun teklifinin esbabı mucilbesinde şöyle   deniliyordu.

«Şehir ve kasabalarda mafhalle muhtar ve ihtiyar (heyetleri teşkiline dair kanuna bâzı maddeler eklenmesine ve bu kanunun bazı maddelerinin kal­dırılmasına dair olan 5671 sayılı kanunun ek 1 inci maddesi seçimin şu­bat aymm ilk pazarına raslıyan .günde yapılmasını ive geçici maddesi de halen vazife bagmda bulunan muhtar .ve ühtiyar heyetlerinin kanuni sü­relerinin 1953 yılı şubat ayı sonuna kadar devam edeceğini ve bu seçim­lerin köy muhtar ve ihtiyar meclisi seçimini idare edecek olan ilçe seçim kurullarınca idare edileceğini açıklamakta idi. Bilâhare memleketimizin muhtelif bölgelerinde şubat ayında seçim yapmak korluğu <goz önünde bulundurularak (5998) sayılı kanunla köy muhtar ve ihtiyar meclisi se­çimlerinin kasım aymm ilk pazar igününde yapılması kabul olunmuş hem buna mütanazır olmak: ve 'hem de ibu seçimleri idare edecek olan seçim kurullarının aynı zamanda mahalle muhtar ve ihtiyar heyeti seçimlerini de yapmak suretiyle idareyi -fazla masrafa duçar etmemek gayesiyle ftıu seçimlerin de kasım ayıâım ilk pazar igününde yapalması (6010) Sayılı kanunla kabul olunmuştu.

Bilâhare 6170 sayılı kanunla eklenen muvakkat madde ile malhalle ihtiyar heyeti seçimleri 1954 senesi kasım ayma bırakılmış ve seçimler de o tarihte yapılmış idi. Ancak 6010 sayılı kanunun esası tolan 2 senede bir seçim ıhükmü devam etmektedir.

Halbuki mahalle ihtiyar heyetleri seçimlerinin iki senede bir yapılması aşağıdaki mahzurları tevM etmektedir.

1) Seçimler vazife 'bagma ıgelen mahalle mulhtar ,ve ihtiyar heyeti azaları kendilerine muhtelif kanun, nizamname ve talimatnamelerle mevdu va­zife ve salâhiyetlerinin icaplarını yerine getirmeye mütevakkıf olan bilgiyi elde etmek için hayli zamana muhtaç oldukları ve bil'giyi elde ettik­ten sonra da seçimin yenilenmesine ıgidümesi halinde vazife .bilgisi ile teçhiz edilmiş olanların hemen ayrılmaları gibi fcir netice doğmaktadır. Bu ise işlerin başarılması <ve vatandaşın müracaatlarının tereddütsüz ifa­sı ve vazifede istikrar bakımlarından maihzur tevlid etmektedir.

2) Milletvekilleri  seçimi kanunu seçim  müddetini 4 sene olarak fea'bul etmiş, ayrıca mahallî idare seçimleri de  (belediye ve umumi meclis  se­çimleri)  4 senede bir yapılmakta bulunmaktadır.    Seçimlerin    hepsininmuayyen :bir devreye inhisar ettirilmesi ve umumî bir" seçim devresi ka­bulü daha muvafık -görülmektedir.Mahalle ihtiyar heyeti seçimlerinin İki senede bir yapılması malî ba­kımdan da masraflı ve külfetlidir.Yukarıda maruz sebepler dolayısîle mahalle ihtiyar heyetleri seçimlerinin 4 senede 'bir yapılması ve muvakkat bir madde ile de halen vazife ba­şında bulunanların vazifelerinin 1958 kasım ayının son pazarına kadar devam edeceği esasları konulmak suretiyle işbu kanun teklifi hazırlan­mıştır.

Kanun tahlifinin iköy ihtiyar heyetlerini alâkadar eden kısmında da ayni esbabı mucibe ileri sürülmektedir.Kanun teklifinin 'heyeti umumiyesi üzerinde söz alan Kars Mebusu Me"h-med ıHazer (C. H. P.) meclisinin iya nevi mühim kanun lâyihalarını 60 kişilik bir mevcutla müzakere ve kabul ettiğini Söyledi. Diğer taraftan konuşulmakta olan kanun teklifinin antidemokratik bir hüviyet taşıdığı­nı, esibalbı mucifoede ileri sürülen hususların ipek de varid (Şörülemiyece-ğini bildirerek teklifin kalbul edilmemesini istedi. Mehmet Hazer'in bu konuşması karşısında reis, hatibin 60 kişilik mevcut iddiasının doğru ol­madığını ifade etti ve bu sözlerle Mefhmet Hazer'in riyaset divanına ve meclisin vekar ve haysiyetine tecavüzde bulunulduğunu belirterek, bir inikad müddeti salondan çıkarılması hususunu reye koydu. Bu husus kabul edildi ve Mehmet Hazer salondan çıktı.

Bundan sonra teklif sahiplerinden Kemal Biıberoğlu söz alarak, teklifinin mucip sebeplerini iz^h etti. Keza encümen sözcüsü Kocaeli Mebusu sa­dettin Yalım da aynı fikirleri ifade eyledi. Kırşehir Mebusu Ahmet Bil­gin (C. M. P.) Burdur Mebusu Belhçet Kayaalp (ıHür. P.) teklifin aleyihin-de konuştular. Denizli Mebusu Hamdi (Sancar (D. P.), Behçet Kayaalp'ın ileri sürdüğü düşünceler karşısında kendi, fikirlerini serdetti. Diyarbakır Mebusu Yusuf Âzizoğlu  (Hür. p.) Hamdi Sancar'a cevap verdi.

Bundan sonra teklifin maddelerinin müzakeresine .geçildi ve kanun tekli­fi kabul olundu. Kabul olunan maddelerde şöyle "denilmekte idi:

Ek madde 1  Şehir ve kasalbalarda mahalle ihtiyar heyetleri seçim: her (4) senede bir kasım aymm son pazarına rastlıyan günde yapıîır (5545) sayılı milletvekilleri seıçimi kanununa 'göre kurulacak olan kaza seçim kurulları şahir ve "kasabalardaki ihtiyar «heyetleri seçimini yaptırmak ve seçim işlerini tanzim ve idare etmekle vazifelidirler.Mahalle ihtiyar heyetinin devre sonundan önce herhangi bir sebeple in-hilâli veya mahalle ihtiyar Şheyeti aza sayısının yedeklerinin  de getirilmeşinden sonra (3) ten aşağı düşmesi hallerinde mahalle muhtarının ha­ber vermesi üzerine ilgili kaza seçim kurulu reyverme gününü en az (15) 'gün Önce belirtir ve ilân eder.

Muvakkat madde 2  Şehir ve kasabalarda halen vazife ıgörmekte bu­lunan mahalle muhtar ve ihtiyar heyetlerinin kanunî müddetleri 1958 senesi kasım ayının sonuna kadar devam eder.

Madde15998 sayılı kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değişti­rilmiştir:

Koy muhtarlarının ve köy ihtiyar meclisi azalarının seçimi, her dürt yılda bir kasım ayının son pazarına rasthyan günde yapılır.

Muvakkat Madde 2 Halen vazifeli bulunan köy muihtar ive ihtiyar meclislerinin kanunî süreleri, 1958 yılı kasım ayının sonuna kadar de­vam eder.

Kabul edilen kanun lâyiha teklifleri:

Bundan sonra emekli sandığı kanununun rbazı maddelerine ilâve yapıl­ması, Kuzey Atlantik Andlaşmasana taraf devletler arasında atom ile ilgili malûmat sahasında işbirliğine (girişilmesi, kaçakçılığın men'i ve ta­kibine dair kanunun bazı maddelerinde değişiklik yapılması, Türkiye Cum­huriyeti hükümeti ile Bge Elektrik Türk Anonim Ortaklığı arasında De-mirköprü 'barajı Ihidroelekrik tesislerinin devrine müteallik olarak akte-dilen mukavelenin tasdiki, demiryolları ve limanları inşaatı için 'gelecek yıllara sarî taahhütlere girişilmesi, Maarif Vekâletine bağlı meslek okul­ları öğretmenleri kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi, ilk ve or­ta tedrisat muallimlerinin terfi <ve tecziyeleri hakkındaki kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi, 'Birleşmiş Milletler 'gıda ve Tarım teşkilâtı anlaşmasının tasdiki Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birle­şik Devletleri dış muameleler idaresi namına hareket eden Ex,port-jmport Bank Of Washnrgton arasında imzalanan yirmi milyon dolarlık kredi an­laşmasının tasdiki, milletlerarası finansman kurumuna katılmak için hü­kümete selâflıiyet verilmesi, rgümrük ve inhisarlar vekâleti teşkilât ve vazifelerine dair kanunun ıbazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkın­daki kanun lâyiha ve teklifleri kabul olundu.

Refik Koralfan'm konuşması:

Bu arada riyaset makamında değişiklik yapıldı -ve Refik Roraltan riya­sete (geçti.

Kanun lâyiha ve tekliflerinin kabulünden sonra ruznamede 'görüşülecek mühim bir madde kalmadığını ve bundan dolayı mebusların seçim 'böl­gelerinde vatandaşlarla temasım temin maksadiyle Büyük Millet Mec­lisinin 1 kasım 1956 tarihine kadar çalışmalarına a?a vermesini derpiş eden ve Aydın Mebusu Namık Gedik'le Manisa Mebusu Muzaffer Kurbanoğlu ve Bursa Mebusu Halûk Şaman tarafından imzalanan takrir reye sunu­larak kabul edildi.

Takririn kabul edilmesinden sonra söz alan Reis Refik Koraltan şu ko­nuşmayı yaptı;

«Çok muhterem arkadaşlar,

Onuncu devrenin ikinci içtima yılı içinde 104 inikad yapılmıştır. Bu 104 inikad içinde 'gelen teklif ve kanun lâyihalarından 220 kanun lâyihası ile 80 karar kabul edilmiştir. Gene bu içtima senesi içinde muhtelif mevzu­larda Başvekâlet ive Vekâletlere tevcih edilen 146 şifahi sualden 137 si cevaplandırılmış, 106 taıhriri sualden 61 i muamele görmüştür. Yüksek heyetinizce malûm lolduğu veçhile 15 ağustostan 'bugüne kadar öğleden evvel ve öğleden sonra muntazaman ve hakikaten örnek bir mesai içeri­sinde emek is ar f edilmiştir. İBu müddetin kısalığına rağmen çok ciddi, hattâ »bazen de tartışmalı müzakereler ve en güzel fikirler ortaya kona­rak yıllardan beri milletin ıbeklediği yani nüfusun hiç değilse üçte birini çok yakından alâkadar eden Orman Kanun Lâyıihası büyük ibir gayret, verimli bir mesai ile neticelendirilmiş ve kanuniye!; iktisap etmişt;r. Gene bu arada yıllardan iberi çeşitli mevzuatla birbirine tedahül eden ve için­den çıkılmaz vaziyetler ihdas eden istimlâk kanunu, hakikaten bu güzel mesai devresi içinde sona ermiştir.

Gene bugün yüksek (heyetinizin tasvibine arzedilen kanunlar arasında,hepinizin ıbildiği (gibi,küçük esnafa taallûk eden ve 400 bin vatandaşıalâkaîandîrarak vergiden muafiyeti sağlıyan mühim bir kanun ile geneçok ehemmiyetli ;bir mesele olan ve millî ve iktisadî bünyeyi kemirenkaçakçılığın  kanun lâyihası da kammiyet iktisap et­miştir.

Tekrar arzedeyim ki,günlerin kısalığına rağmen çok süratli ve verimli olan bu mesai ile .vatandaşların mıihtaç olduğu ihayati mevzulardan en mülhimleri davasını .bulmuş ve ibu suretle onuncu devrenin 2. içtima yılı meşkûr ve samimi bir hava içinde sona ermiştir. Ş'mdi yüksek tassübinize iktiran eden takrir (gereğince 1 kasım'da toplanmak üzere ayrı­lacağız. Şüplhesiz önümüzdeki iki ay içinde seçmenlerle vatanın uzak ve yakın köşelerinde yapacağınız tetkik, temas, müşahede ve incelemeler milletin muhtaç olduğu yeni tedbirlerin alınmasını da sağlayacaktır. Türk milletine, vatanımıza daimi huzur, emniyet ve selâmet temenni eıerken siz muhterem arkadaşlarıma da -güzel yolculuklar, ihuzur 4çinde, ıgönül rahatlığı içinde tetkik seyahatleri ve onun intibalarmı samimiyetle ibu-raya getirmenizi dilerim.' Allah 'hepinize ve Türk milletine büyük 'basa­nlar versin.

Zırhlı tugaya altın liyakat madalyası verildi

 izmir :

Milli Müdafaa Vekâleti îzmir Temsil Bürosundan ibildirilmistir:

Geçen sene Kan dilli'd eki Türk tugayını ziyaret etmiş bulunan Amerika Birleşik Devletleri Muharipler Birliği (Boston Şubesinin Temsil­cisi Albay Charles W. Furlonıg bu ziyareti esnasında Türk silâhlı kuv­vetlerine karşı duyduğu hayranlığı ifade eden toir 'masajı tmeaym ozamandaki kumandam olan ve hâlen Nato Güney Doğu   Avrupa Müttefik Kara Kumandanlığı Türk yardımcısı bulunan Tuğgeneral Arif Güvenıç'e bir altın liyakat madalyası ile birlikte göndermiştir. Tuğgeneral vArif Gü­venç tarafından yarın zırhlı tugayda yapılacak bir merasimle 'bizzat tu­gaya verilecek ulan altın liyakat madalyası vesilesiyle Amerika Birleşik Devletleri Muharipleri Birliği Boston Temsilcisi Albay Oharles W. Fur-lorag gönderdiği mesajda şöyle demektedir:

«Eski Muharipler Birliği Temsüeisi Albay Charrles W. Furlomg, Türk zırhlı tugayını ziyareti esnasında şahsına ve dolay isiyle, teşkil ettiği bir­liğe gösterilen nezaket ve faüsnükabülden dolayı fevkalâde memnun ve mütehassistir.

Altıncı Türk zıilhh tugayı müttdfik Doğu kalesini teşkil eden ilk Türk müdafaa hatlarında Ibulunnıaktadır.Bu birliğin yalnız Türkiye'nin de­ğil, hür dünyanın da emniyetini sağlamak 'bakımından kuvvetli ve iti­mada şayan bir unsur olduğuna eminiz.Birleşik Amerika'nın Türk Milletine ve ordusuna duyduğu sevgi ve hay­ranlığın bir ifadesi ve takdir nişanesi olarak Eski Muharipler Birliği Boston Şubesi bu altın liyakat madalyasını Altıncı Türk Zırhlı Tugayının Kumandanı vasıtasıyla mezkûr zıaihlı tugaya takdim etmekle müfte hirdir.

Türit Alman dostluğu üzerinde münakalât vekillerinin nutukları

13 Eylül 1956

 İstanbul :

Dün gece Moda kulübünde Alman Münakalât Nazırı Dr. Seebohm şere­fine verdiği ziyafette Münakalât Vekili Arif Demirer şu hitabeyi irad et­miştir:

«Muhterem Vekil, aziz misafirlerimiz, Sizleri Türkiye'de selâmlamak bizim için müstesna bir zevk ve şereftir. Hepiniz  hoşgeldiniz. Lufthansa nın Türkiyeye yeniden muntazam seferlere başlamak sureti-le kurduğu fhava köprüsünün iki memleket arasındaki ananevi kültürel,iktisadî ve her türlü dostane münasebetleri hızla inkişaf ettireceğine eminiz.

Gerekli hazırlıkların ikmalinden sonra bu hattın Türkiye Başşehri An­kara'ya kadar uzayacağını ümid etmekteyiz.

Muhterem Nazır,

Luftlıansa'ya 'bu yeni çalışma devresinde büyük basarılar diler, kadehimi iki memleketin ve zatı devletlerinin reifah ve saadetine kaldırırım.»

Alman Münakalât Nazın Dr. Seebohm, şu hitabe ile buna mukabelede bulunmuştur:

Söze başlarken evvelâ şahsım adına ıgerek Lûftihansa'mn buıgün buraya getirdiği Alman mebusları ve gazetecileri adına İstanbul'da gördüğümüz hüsnükabule candan teşekkür etmek isterim.

Bugün öğleden sonra uçaktan çıkarken söylediğim sözler, kalbimin de­rinliklerinden gelmişti. İçimden gelen duygu, vaktile müdafaası uğrunda Alman ve Türk kanlarının aktığı ,bu (güzel Türk şehrinin ebediyyen bah­tiyar olması idi. Bu sözler, nişlerimin, tam bir ifadesini teşkil eder.

Biz bütün Almanlar şundan eminiz ki, hepimizin hürriyet ve istikbalimiz için savaştığımız şu (günlerde kahraman Türk milleti biziim en yakın dostumuzdur. Almanya Şimalde ve siz Türkler Cenub'da, Karadeniz de ve Kafkaslarda hürriyet müdafaası hattının öncüleri mevkilerine bulu­nuyoruz. Yine şunu da biliyoruz ki? buralardaki 'gayretlerimiz, yalnız kendilerimiz için değil, bütün Avrupa ve 'hattâ bütün dünya hürriyeti ve istikbali içindir. Türk milletinin, bütün insanlığın mukadderatı ve istiklâli uğrunda sar-fedegeldiği gayretlerini îhayranlıkla ve minnettarlıkla karşılıyoruz. Bu hayranlık, Türk milletine karşı duyduğumuz yakınlık ve dbstluk hisleri­mizi  arttırmakta ve hususî şekilde kıymetlendirmektedir.

Benim küçük bir çocuk iken, Türkler hakkındaki ilk intiibaım, Traıblus-garb'dan ıgelir. (Benim kalbimde iık Türk dostluğu ve hayranlığı tohum­larını kahraman Türk askerlerininive Trablusgaitb'deki savaşlarının, o zaman zaman bir çocuk iken işitmeğe başladığım menkıbeleri, almıştar. Bugün biliyoruz ki, hürriyetin müdafaası yalnız silâh kuvvetlerine bağlı değildir. İktisadî şartlara da bağlı bulunmaktadır. Hürriyet davasının ka­zanılması için bütün milletlerin sosyal davalarının da halledilmesi lâzım gelmektedir. Almanya, yakın dostu olan Türkiyenin buıgün içinde bu­lunduğu kalkınma hamlesinin de bu (bakımdan hayranıdır, ve bu sahada Türkiyenin yanıbaşında bulunmağı kendisine bir vazife ibilmektsdir.

Anadolu topraklarının içinde kömür, petrol ve mâden kaynakları vardır. Bu fo:prak]arın üzerinde de buğday, imdik ve diğer malhsuller gibi ihraç edilecek başka hazineler fışkırır. "Bütün ibu hazineler, Türk milletinin nefîne olduğu kadar, diğer milletlerin de nef'inedir. Bunlar, diğer millet­lerin istifadesine sunulmalıdır. Bueün. iki millet arasında kurduğumuz köprü, iki millet arasındaki dostluğa oduğu kadar, iki milletin iktisaui-vatma da yardım edecek ve her iki milletin hazinelerinin müşterek men­faat adma karşılıklı 'Olarak sunulmasını kolaylaştıracaktır.

Yine ıbu sahada, başka bir vakmlık unsuru olarak ibizim tersanelerimizde Türk denizyolları için yamîsn menlilerin ikmalini irmekle bahtiyarım. Türk-Alırsan dostluğu ve işbirliği sahasındaki hu faaliyetle alâkalı şahsen duyduğum bir bahtiyarlık ta, izmir vakurunuzun isim anneliğini, karımın yanmış olmasıdır. Karım, şimdiye kadar iki 'gemive isim anneli­ği yaptı. Bunlardan biri Almanya için inşa edilen «Deuschland» diğeri de Türkiye için inşa edilen «İzmir» vapurudur.

Bu mesud teakubu de biz alleten Türk-Aîman dostluğunun bir sembolü telâkki etmekteyiz. Başka ihir sembol Alman Lufthansa havavollan vasıtasile Almanya ile*Türkive arasında yeni biz münakale vasıtasının buiETÜn kurulmuş olmasıdır. Bizim yeni kurulan hava vollarirmzm ga­yesi, dünva hava münakelesine vardım etmek, dünya milletleri arasında yakınlaşma için hizmet sürmektir. Bu arada Türkive ile Almanya arasın­daki dostluk ve yakınlık için .çalışmaktır. Hava şirketimiz henüz nüve halindedir. İnkişafı için daha zamana ihtiyacı vardır. Bu sebeble ilk hamlede kendimize, iktisadiyatı çok hareketli olan bu güzel İstanbul'u liman olarak seçtik. Yolumuzun, yakında Ankara kalesinin eteklerine de ulaşması en samimî arzumuz ve temennimizdir.

Bu temenni ile kadehimi, Türk Devleti Reisinin sıhhatine, Türk milleti­nin şeref ve saadetine kaldırıyorum.

İki dost memleket ve münakalât vekillerinin nutukları hararetli alkışlar­la karşılanmıştır.

Cok samimî bir dostluk havası içinde geç vakte kadar devam eden bu toplantıda Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Devlet Vekili Ce­lâl Yardımcı, mebuslar, Vali ve Belediye Reisi, ordu müfettişi ile Al­man misafirler ve Alman ıbüyükelçiliği ve başkonsolosluğu erkânı ve di­ğer davetliler hazır bulunmuştur.

Türkiye-Çekoslovakya ödeme anlaşmasında yapılan tadiller

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâleti dış ticaret işlerine dair 601 sayılı şu sirküleri yayınlamıştır:

Türkiye ile Çekoslovakya arasında 9 temmuz 1949 tarihinde imzalanmış olan ticaret anlaşmasının 6 inci maddesine uygun Olarak Ankara'da 24 temmuz'dan 16 ağustos 1956 ya kadar muhtelif komisyon halinde içtima eden Türk ve Çekoslovak heyetleri, 9.7.1949 tarihli Ödeme anlaşmasının bazı maddelerinin metinlerinde değişiklikler yapmayı zaruri 'görmüşler ve bunları 16.8.1956 tarihli bir ek protokol ile tesbit etmişlerdir.

Ek protokol'un ihtiva ettiği başlıca hükümler aşağıda gösterilmiştir:

1  9.7.1949 tarihli ödeme anlaşmasının 1, 3, 4, 5, 6, 7, S, 9, 11, 12, 13 ün­cü maddelerinde zikredilen «Çekoslovak Bankası» unvanı eStatni Banka Çekoslovenkska»  olarak  değiştirilmiştir.

2) Mezkûf anlaşmanın kredi haddine müteallik 4 ve 6 inci maddelerinde zikredilen  150.000.000  Çekoslovak  kuronu  tutarındaki  meiblağ, Çekoslo­vak kronunun yeni rayicine   (1.6.1953  tarihinden  itibaren  tatbik  edilenrayiç: 1 Çek kronu - 0,123426 ıgram saf altın)  uyularak 21.600.000 Çekos­lovak kuronu olarak değiştirilmiş ve bu meblağ da mal mübadelelerinde suhuJet temini  maksadiyîe  25.000.000   Çek  kuronuna  yükseltilmiştir.

3) 9.7.1949 tarihli ödeme anlaşmasının 13 üncü maddesinin  (d) bendininmetni aşağıdaki metin ile değiştirilmiştir:

Altı aylık birinci tasfiye müddetinin sona ermesinden itilbaren başlayan senelik devrelerin Iherbirinin hitamında, tasfiye (hesabında mevcut baki­yenin 10.300.000 Çekoslovak kuronu'na kadar olan kısmı, borçlu tarafça, altın, abd doları, İsviçre Frangı veya iki foanka arasında vukubulacak anlaşmayı müteakip- hale göre, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve­ya Statni Bankası veya Statnî Banka Çekoslovenska tarafından kabul edilecek diğer herhangi bir para ile ve çevirme günü pragdaki vasati ra­yiçleri üzerinden ödenecektir. Bu, suretle, işbu anlaşmanın mer'î bulunduğu müddet zarfında akdedilen mukavelelerden mütevellit karşılıklı borçlar tamamen bu suretle tasfiye edilecektir.

4) Ek protokol 1.9.1956 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, mer'iyet müd­deti 9.7.1949 tarihinde imzalanmış olan ödeme anlaşmasındaki ile ayni olacaktır.

Alman Münakalât Nazırı şerefine Beylerbeyi ısaııayında Başvekil adına bir ziyafet verildi. Başvekilin Türk-Alman dostluğu hakkında mesajı

 îstambul

Başvekil Adnan Menderes adına Devlet Vekili Emin Kalafat ıbu akşam saat 21 de Beylerbeyi sarayında memleketimizi ziyaret etmekte olan Fe­deral Almanya Münakalât Nazın Dr. Seeboiın şerefine bir ziyafet ver­miş ve ziyafetin sonlarında, Başvekil Adnan Menderesin şu mesajını okumuştur.

«Büyük Alman milleti ile Nato içindeki ittifakımız sağlam temellere isti-nad etmektedir. Bu iki millet arasında hatırlanması keder verecek hâdi­selerin cereyan etmemiş olması çok güzel birşeydir. Kaldı ki, memleket­lerimizin münasebetleri birçok zamanlar son derece yakın ve samimimuştur.Hiç şüpheetmiyorum ki, mazide olduğu gibi bugün de milletle­rimiz birbirlerine karşı takdir ve sevgi 'hislerile meşbudurlar. Hele is­tikbale gelince, Nato içinde ve ayrıca başka sahalarda Türk AIman işbir­liği iki memleketin hayatî menfaatlerini tatmin edecek bir ehemmiyet srzetmekle 'beraber mensup bulunmakla övündüğümüz sulttı sever millet­ler camiasının da hayrına olacak, sulhun korunması ve hakiki sulhe ka-vusulabilmesi hususunda da tesiri ehemmiyetli ıb ulu nacaktır. Bu nazar­la baktığımız ve takdir ettiğimiz Alman milletinin güzide bir şahsiyetinin memleketimizde misafir olarak bulunmasından büyük bir memnuniyet hissederek kendisini selâmlamaktan ayrıca bir zevk duymaktayım.»

Başvekilin bu mesajı hararetli ve sürekli alkışlarla karşılanmıştır. Mü­teakiben, Alman Münakalât Nazırı Dr. Seebohn söz almış ve demiştir ki:

«Muhterem Türkiye Başvekilinin bizleri derin minnettarlık ve tahassüs­lere garkeden bu mesajına karşı gerek şahsım adına, gerek bana refakat eden Alman milletinin mümessili mebuslar ve gerek halk efkârını tem­sil eden gazeteciler ile ilim ve fen adamları adına teşekkürlerimizi sayın Başvekile iblâğ buyurmanızı siz  ekselansınızdan rica  ederim.

Türk milletinin kültürüne ve ruhuna harikulade bir azametle tercüman olan bu mulhteşem salonlarda bize ibzal buyurduğunuz misafirperverlik­ten dolayı duyduğumuz derin şükran İrslerini, muhterem Başvekiliniz vasıtasüe Türk milletine ve Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Türk halk efkârına bildirmenizi sizden bilhassa rica ederim. Türk millet-nin insanlık hakları ve hürriyeti adına .gösterdiği kahramanlıkları minnetle anıyoruz. Bu salonlarda Türk milletinin bu yüksek ruhu karşısında min­netle eğiliyoruz. Şundan eminiz ki Türk milleti Koreye kadar uzanan bu hamasi destanmı istikbalde de devam ettirecektir. Bu ruhun önünde hür­metle eğilirken, şunu da belirtmek isterim ki, Alman milleti de, Türk mil­leti gibi son nefesine kadar insanlık hak ve hürriyetleri ile sosyal niza­mın kurulması adına  savaşmaktan çekinmiyecektir. Dünyada hürriyetin, istiklâlin ve hür nizamın yaşamasına en büyük bir rehber olarak iki millet arasında anane halinde yaşayan bu dostluğun bir delili olarak elimi size uzatıyorum. Uzanan bu el, sıkı Türk-Alman dostluğunun ıbir timsalidir.»

Alman Münakalât Nazırının hararetli alkışlarla karşılanan bu hitabesi­ne Devlet Vekili Emin Kalafat yine hararetli alkışlar arasında şu sözler­le mukabele etmiştir:

24 saat gibi kısa bir zaman içinde, birbirinden güzel konuşmalarla Türk-AJman dostluğunu perçinleyen muhterem Nazıra Türk milleti ve hükü­meti adma teşekkür ederim.

Tarih, şeraf ve haysiyetini ve memleketlerinin emniyet ve bütünlüğünü korumak hususunda kendilerini müşterek kader sahibi addeden iki mil­letin beraberliğini gösteren (büyük misallerle doludur. Dostlarım dost, düşmanlarını müşterek düşman bilmekte, fouıgüne kadar gösterdikleri inançlarım, dünya huzurunu temin için bugün de devam ettirmektedir­ler, bu hususta kanlarını dökmek pahasına olsa dahi kendilerine tereddüp eden vecilbeleri ifa hususunda hiç bir tereddüdleri bulunmayacaktır. Buıgün müesses Türk-Alman dostluğunun timsali olarak kendilerinin uzattıklan eli, aynı hissiyatla sıkar ve bundan büyük bir îıaz ve memnu­niyet duyaran.Devlet Vekili Emin Kalafatın bu konuşmasını müteakib davetlilerin ha­raretli alkışları arasında iki vekil samimi bir surette kucaklaşmış ve müsafahada bulunmuşlardır.Türk-Alman dostluğuna ve ittifakına has büyük ıbir samimiyet içinde geç saatlere kadar devam eden bu toplantıda Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Kuraltan, Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, Münakalât Vekili Arif Demirer, mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı, İstanlbul Vali ve Belediye Reisi, Ordu Müfettişi ve generaller, sivil erkân ile Alman Bü­yükelçiliği ve başkonsolosluğu erkânı, Alman Münakalât Nazırı ile ibir-likte Lufthansa'nm ilk uçağı ile memleketimize ıgelmiş olan heyet aza­sı, Bonn Büyükelçimiz ve îstanbul gazeteleri sahip ve başmuharrirleri ile diğer zevat hazır bulunmuştur. Sir keşif uçağı filosunun Türk silâhlı kuvvetlerine teslimi tmünasefa etiy­le Eskişehir'de yapılan merasim

20 Eylül 1956

 Eskişehir:

Amerikan yardımından memleketimize verilen rf-84-f. uçaklarından mü­teşekkil filo, buıgün şehrimizde yapılan ibir merasimle Türk silâhlı kuv­vetleri tarafından  devir ve teslim alınmıştır.

Merasimde hazır bulunan Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Adliye Vekili Hüseyin Aıvni Göktürk ile Amerika Birleşik Devletleri Hava Vekili Donald A. Quarles misacfir vekilin hususî ocağı ile ve Erkânı Harbiyei TJ mumiye Reisi Orgeneral ismail Hakkı Tunaboylu ve Amerika Birleşik Devletleri Ankara Büyükelçisi Fletdher Warren ile ıbiriikte ve Ankara'­dan Eskişehir'e gelmişlerdir.Amerika millî marsı ile istiklâl marşımızın çalınmasını müteakip yapılan törende, mebuslar, Ankara ve Eskişehir Valileri, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Korgeneral Salih Coşkun, Ha­va Kuvvetleri Kumandan Vekili Korgeneral Salbri Gcknar, Erkânı Har­biyei Umumiye lojistik ve personel ıbaşkanlan ile Amerikan Askeri Yar­dım Heyeti Başkanı Tümgeneral Dewey, ve Amerikan yardım 'heyetine mensup yüksek rütbeli subaylar, Ankara, İstanbul ve İzmir gazetecileri ile kalabalık bir davetli kitlesi de bulunmuştur.

Birleşik Amerika Devletleri Hava Vekili Dtmald A. Quarles, uçakların teslimi dolayısiyie yaptığı konuşmada demiştir ki:

Thunderflaah tepkiü keşif uçaklarından müteşekkil bu fiicyu Birleşik Amerika halkı ve hükümeti adına Türk silâhlı kuvvetlerine tak­dim ederken büyük ıbir iftihar ve zevk duymaktayım.

Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtına mensup diğer milletlerle birlikte Tür­kiye ve Birleşik Amerika, dünyanın hür milletlerinin müşterek güvenlik ve gücünü meydana getirip idame ettirmek için çok çalışmışlardır ve bu çalışmalarına devam edeceklerdir. Sulıhu temin için kuvvetli bulunmak gibi müşterek bir gayeye sahibiz. Azmimiz de müşterektir: Meydana ge­tirmekte olduğumuz kuvvetimizin bünyesi müşterek müdafaamız içindir ve dünyanın hiç bir tarafında bir millet veya milletler grubuna karşı te­cavüz ıgayesini ıgütm em ektedir.

Türkiye askerî gücünden dolayı ibüyük bir gurur duymaktadır. Birleşik Amerika da bu gurura ortaktır.Türkiye silâhlı kuvvetlerine verilen bu uçaklar, müşterek gayelerimizin daha tesirli kılınmasında ibüyük yar­dımlar sağlayacaktır.

Repuiblic fabrikaları tarafından imâl edilmiş olan ibu uçaklar fevkalâde süratli ve manevra kabiliyetine sahip olduklarını isıbat etmişlerdir. Ha­vada yakıt ikmâli yapabilmeleri bu uçaklara, bunları idare edenlerin be­denî tahammülleri kadar ıbir uçuş kabiliyetini vermektedir. Malûmunuz olduğu üzere, Uhunderstreak Birleşik A-merika'nın kıt'alararası  sürat rekorunu  haizdir.

Bu uçak filosunun Türk silâhlı kuvvetlerine verilmesi Nato komutanlığı bünyesi dahilinde askerî kuvvetleri modernleştirme yolundaki müşterek gayretlerimizin -bir parçasıdır. Bu, askerî kuvvetlerimize en son tip teç­hizatı temin yolunda evvelce giriştiğimiz ve ihalâ devam eden gayretle­rimize uymaktadır. Bu, aynı zamanda, Türkiye'yi kuvvetli ıbir müttefik ve Nato komşusu olarak tanıyan Birleşik Amerika'nın memleketinizin refahına karşı duyduğu devamlı ilginin bir nişanesidir. Türkiye işbirliği ve dostluğu 'bütün Amerikalılarca kıymetli telâkki edilen bir memleket­tir.»

Müteakiben Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk bir konuşma yaparak demiştir ki:

«Türk silâhlı kuvvetlerine devredeceğiniz bu bir filo keşif tayya­resi için Amerika halkına ve temsil ettiğiniz Amerika hükümetine Türk halkı ve hükümeti ile Türk silâhlı kuvvetleri namına en samimi teşek­kürlerimi arzederim.

Dünyanın hür milletlerinin müşterek emniyet ve kuvvetini geliştirmek işin sarfedilen gayretlere iştirakin faydalarını müdrikiz müşterek hede­fimizin kuvvetli bulunmaktan ve mütecavize karşı korunmaktan ibaret bulunduğu, bu suretle sulhun himaye ve idamesine, bundan boyie de en müessir surette hizmet eylemek olduğunu -tekrar etmek isterim. Daima daha kuvvetli olmağa matuf olan ve bu gayretlerimize vaki kıymetli yar­dımlarınız mahza milletlerimizin ve Nato camiasının korunmasına mü­teveccihtir. Kaldı ki, gayretlerimizin hiçbir tecavüz ve taarruz gayesi gütmediğine bugüne kadar takip ettiğimiz hareket hattı en bariz bîr ni­san edir.

Türkiye, dünyada sulh ve hürriyetin müdafaasını azim ile bagaraıgelmiş olan Amerikan milleti ile dostluğunu bundan sonra da idame ettirmek kararındadır.

Amerika'nın da Türk silâhlı kuvvetleri  iftihar ettiğini ifade buyur­dunuz. Türk silâhlı kuvvetleri bize sevinç veren bu iftiharınızda haklı olduğunuzu göstermek için alışmalarına    bundan sonra  da büyük  bir  sevk ve gayretle devam edecektir.

Amerikan halkı ve hükümetinin Türk silâhlı kuvvetlerinin modernleşti-rilmesinde yaptığı yardım .payının ve bu Jıususta gösterdiği samimi alâ­kanın büyüklüğünü memnuniyetle ifade ederim.

Bu filosunun devri keyfiyetinin silâhlı kuvvetlerimize sağhyaca-ğı takviye edici tesirin bundan sonrakilerle daha da artacağına eminiz.

Türk silâhlı kuvvetleri eğitim ve harekâtının temelini teşkil eden Nato standartlarına her sahada erişmiş bulunmaktadır. Esasen ibu sebepledir ki, bugün en yeni modern malzeme ve uçaklar ile teçihizi imkân dahiline girmiştir. Bu modern tayyarelerin Türk hava kuvvetlerine devri maksadı ile ve Amerikan milletinin Türk milleti hakkındaki iyi niyet ve arzularının, sa­mimi bir tezahürü saydığımız tbu seyahatiniz ile Eskişehir'e gelmek zah­metini ihtiyar buyuran ekselanslarından, Türk halkı ve hükümeti ile si­lâhlı kuvvetleri, dostluk hisleri île şükranlarım Amerikan halkı ve hü­kümetine duyurmalarım rica eder.

Hüseyin Avni Göktürk'ün bu konuşmasını takiben Amerikan Hava Ve­kili, Türk silâhlı kuvvetlerine teslim edilmekte olan tepkili keşif uçak­larının küçük bir modelini Millî Müdafaa Vekâleti Vekiline hediye et­miştir.

Daha sonra Amerikan Hava Yardım Kurulu Başkanı Tuğgeneral. Gooper ile Hava Kuvvetleri Kumandan Vekili Korgeneral Satori Göknar, mem­nuniyetlerini ve Türk hava kuvvetlerinin .bütün faaliyetlerin» esas teş­kil etmiş olan sıkı standartların bu uçakların kullanılmasında da talbilr edileceğini belirtmişlerdir.

Uçakların bulunduğu sahaya hep birlikte gidilerek methaldeki kurdelâ-larm kesilmesini müteakip, Türk Hava Kuvvetlerine mensupjet uçakla­rının gösterileri hazır bulunanlar tarafından alâka ile takip edilmiştir.

Bu gösterilerden  sonra Libya'ya gitmek üzere uçakla  Eskişehir'den  Amerika Hava Vekili, gazetecilerin sorularını da cevaplandırmış, Türkiye'ye yaptığı ziyaretten duyduğu memnuniyeti belirterek ilk fır­satta tekrar gelmek ümidini izhar etmiştir. Donaid A. Quarîes hareketi sırasında Millî Müdafaa Vekâleti Vekili ile Erkânı Harfoiyei Umumiye Reisi, Amerikan Büyükelçisi ve diğer zevat tarafından merasimle uygulanmiştır..

Başvekil Adnan Menderes'in bugünkü basın toplantısındaki izahatı 23  Eylül 195S

 İstanbul

Başvekil Adnan Menderes, bugünkü basın toplantısında sözlerine şöyle başlamıştır:

«Vereceğimiz izahatı dinlemek için zahmet ihtiyar edip teşrif buyurdu­ğunuzdan  dolayı cümlenize teşekkürlerimi arzederim.

Gazeteci arkadaşlarımızla evvelce devam etmekte olan münasebetlerimi­zin teessüfe şayan 'bir vakıa olarak uzuuıca bir zaman inkıtaa uğramış ol­duğunu kaydettikten sonra böyle bir toplantı ile Ibu temasın tekrar tees­süsüne imkân ve fırsat bahsetmiş bulunmasından dolayı Türkiye .gazete sahihleri sendikasına Cıa bilhassa teşekkür ederim.

Bu toplantımız, daha ziyade, samimî bir hasbıhal karakterini taşıyacak­tır.

Biz, temasımızın kesildiği uzunca zamandanberi cereyan eden memleket hâdiseleri ile işlerimiz ve çalışmalarımız üzerinde arzu edilecek -her tür­lü izahatı vermeğe hazır olarak buraya geldik. Ayrıca, esasen de sizle­re maruzatımız olacaktır. Bugünkü konuşmamda kâh istanbul mebusu olarak, diğer möbus arkadaşlarıma da vekâleten maruzatta ibulunacağım, kâh Başvekil olarak gene İstanbul'da hükümet icraatı hakkında malûmat arzetmek fırsatım da ibulacağım. Bu arada umumî olarak memleketimi­zin manzarasını belirtecek malûmat, her türlü izahat ve rakamlar vere­bilmek için de hazırlıklı bulunmaktayım. Gazeteci arkadaşlarımın sualler sormak suretile nereden maruzata baş-lamaklığımin ve ne gibi mevzular üzerinde izahat vermem arzu edildi­ğini belirtmelerini rica edeceğim.Bugün sığıştırabileteklerimizi fcuıgün konuşuruz. Kalabilecekleri de ga­zeteci arkadaşlarımın ıgörüşme arzuları tekrarlanırsa, müteakip toplantı­larda bahis mevzu ederiz.»

Başvekil Adnan Menderes'in bu sözleri üzerine gazete sahihlerinden Se­lim Ragıb emeç, arkadaşları adına da konuştuğunu kaydederek, Başve­kile, sendika tarafından yapılan toplantı, teklifinin kabul edilmesinden do­layı teşekkür etmiş, ıbu toplantıların tekerrürü hakkındaki ifadeyi mem­nunluk verici Ibir vald olarak telâkki eylediklerini 'bildirmiştir. Basm top­lantısına iştirak eden 'gazeteciler, Başvekilden muhtelif sualler sormuş­lardır. Bu sualler, bilhassa İstanbul'daki imar hareketlerine ait (bulun­makta di. Bu faaliyet hakkında izahat istemekte, daha hızlandırıp hızlandırılmayacağı sorulmakta, bu çalışmalarda belediye im­kânlarının üstündeki devlet yardımının nasıl tecelli edeceği bilinmemek­te idi.Başvekil Aman Menderes, bunun üzerine İstanbul un imarı faaliyetleri hakkında izafhata -geçmiş ve demiştir ki:Uzun yıllar, İstanbul'un iman faaliyetleri ve güzel büyük şehrimizin ih­tiyaçlarına cevap vermek gayretleri olduğu yerde bırakılmış gibi görü­nür. Birkaç yerde, ihtiyaçların ve isin vüsatine ıgöre küçük ve malhallî kalan bazı gayretlerin pek Ibüyük bir mâna taşıdığını derpiş ederek bu suretle konuşmanın caiz olabileceğini sanıyorum. Zaman zaman hamle­ler yapılmak istenmiştir.Fakat, ya mevzun arzettiği genişlik ve giriftlik yahud karşılaşılan davaların çözülmesindeki müşkülât veyahut da çok büyük paralara ihtiyaç gösterecek muazzam işlerin mevcut olduğu dü­şüncesi, cesaretleri kırmış, işlerin başka bir münasip zamana terkinin yerinde olacağı kanaatini tevlit etmiş görünüyor.

Biz de bugüne kadar İstanbul'un (belli başlı ihtiyaçlarını karşılayacak birtakım külfetli işlere ,girişmekle beraber, şehrin imarı mefhumu içinde ki ıbüyük teşeıbbüslerimize yeni başlamış bulunuyoruz.

Evvelâ şunu iarzedeyim ki, efkârı umumiyesi .gayet şuurlu olarak teşek­kül etmiş ve şehir ve memleket işlerini yakından takip hassasına sahip bulunmuş olan İstanbul gibi bir şehirde böylesine ıgeniş bir imar hare­ketinin muvaffak olabilmesi için, İstanbul hemşehrilerinin bu hareketi sempatik bulmaları, sevmeleri ve Ib enim s em eler i lâzjımıgelir. Bunu ben, esaslı bir şart telâkki etmekteyim. Haradolsun, ibunun Iböyle olduğunu ifade edebiliriz ve bundan dolayı bilhassa bahtiyarım. Fiühakika efkârı umumiyemiz, başlamış olan ibu hareketi son derece müsaid karşılamakta­dır.Bu. vesile ile efkârı umumiyenin fou müteıbariz temayül ve arzusunu destekleyen, hattâ ona istikamet vermek gayretini gösteren ve fetan-bul'un imarı faaliyetini 'benimsemişlan îstanlbul matbuatına teşekkür­lerimi arzetmek isterim. Vaziyet böyle olunca, istanbul'un imarı gibi şimdiye kadar değil yanına yaklaşılmağa, hattâ karşıdan bile bakılma­ğa cesaret edilemiyen bir mevzuun tahakkuk saüıasma ulaştırılabilece­ğine tamamile kaniim. 'Matbuatımızın ibu yakın alâkasının ve yardımla­rının devamını candan temenni ederim. Zaten, memleketi ve İstanbul'u sevenlerin, ıgözler Önünde cereyan eden bu faaliyetleri görmemelerine, benimsememelerine imkân tasavvur olunamaz.

Bu imar işleri hızlandırılacak mı, diye (bir sual soruldu. Derhal cevaplan­dırayım ki, işlerin .henüz ibaşlaragicındayız. Bu işler, hem hızlanacak, hem de vüsat kesbedecektir.»

Başvekil Adnan Menderes, bu noktada daıha geniş izahata geçmeden ev­vel, istanbul'un iktisadî ve ticarî ihtiyaçlarına cevap rverecek olan envestismanlarla şehire, bu sahalarda 'büyük eserler kazandırmak gaye­sini taşıyan teşebbüsler hakkında malûmat vermek ve su, elektrik, mek­tep, ihastahane vesaire gilbi muhtelif sahalarda İstanbul için şimdiye ka­dar yapılmış hizmetlerin bir hülâsasını mukayeseli olarak bildirmek istemiştir.Başvekil, bugün durumu tesbit edebilmek için mukayese yap manın ve ibunun için de bir mukayese mebdei kalbul etmenin zarurî bu­lunduğunu kaydetmiş ve demokrat parti iktidarının    vazifeye başladığ1950 tarihinin, sırf ve yalnız bu maksatla ele alındığını (belirttikten son­ra, muhtelif mevzularda sözü, basın toplantısında hazır bulunan daireler ve müesseseler umum müdür ve müdürlerine (bırakmış, kendisi de alâ­kalılar tarafından verilen izahatı tamamlamıştır. Bu mevzularda veri­len malûmatı şöylece hülâsa etmek mümkündür:

Su: 1950:de Rumeli kıyısına 'günde 68.000 metreküp, Anadolu kıyısına da günde İ2.ÛO0 metreküp su verilmekte idi. Şehre cem'an 80.000 metre­küp su veriliyordu. 1956'da Rumeli kıyısına günde 145.000, Anadolu kıyı­sına 35.000 metreküp su verilmektedir. Aradaki fark, 100.000 metreküp tür. Gelecek sene yaz mevsiminde, programın ikmali ile Rumeli kıyısı­na 210.000 olmak üzere ceman 250.000 metreküp su verilecektir. Progra­mın tahakkuku için en küçük bir engel dahi yoktur. Dövizi 300.000 dola­ra münhasır kalmıştır. Bundan sonraki iç tediyeler de pek küçüktür. Şimdiye kadar su mevzuunda İstanbul için 35 milyon lira sari'ediioıiştir. Gelecek senenin sonunda, programın tam olarak tahakkuku 46 milyon liraya mal olacaktır.

Şehre verilen su miktarı 3 misline çıkmış olmasına rağmen bu, muvak­kat !bir ihtiyacın karşılığı olarak telâkki edilmekte, müstakbel ihtiyaç için ikinci bir program ele alınmış bui&nmaktadır. Bu ikinci program günde    375.000 metreküpü ıhedef olarak ele .almaktadır.

Filhakika şehrin nüfusu 1950'den 1955'e kadar D senede 355.000 artmıştır. Daha da artacaktır, ayrıca iktisadî refah ve içtimaî hizmetlerin fazlalaş­ması ile nüfus başına istihlâk de yükselecektir.

Elektrik - havagazı - tramvay - otobüs: Bu mevzular için son altı yıl içinde 57 milyon lira sarfedilmiştir.

Elektriğin azamî istihsal takati, İ95ö'de 60.500 iken, göçen sene 114.000'e çıkmış, bu sene 130.000'e varmıştır. Bu, Çatalağzı ile Silâhtarağa'nın tev-silerinderi elde edilmiştir. İstihlâkte 1350*de 214 milyon kilovat saatten 1956'da 462 milyon kilovat saate çıkmıştır.

Bu arada çok şayanı kayıt olarak îzmir'in elektrik durumu hakkında da Başvekil şu rakamiarı vermiştir:

1950'de istihlâk 11 milyon kilovat saat iken 1955'de 30 milyona çıkmış, 1956'nın ilk altı aymda da 70 milyonu 'bulmuştur ki, bu, senede 140 mil­yon demektir.

İstanbul'un havagazı istihsali de 1955'de 12 milyon metreküp iken, 1956'-da 24 milyon metreküpe yükselmiştir.

Mektebler; 1950'den bugüne kadar İstanbul'da 45 ilkokul, 22 köy okulu, 3 orta okul ve 2 lise inşa edilmiştir. Ayrıca 3 ortaokul inşa halindedir. Mekteb mevzuuna 10 milyon lira sarfedilmigtir.Gıda sanayii: İstanlbul, tou bakımdan üç mühim tesis kazanmıştır. Bun­ların kıymetleri 20 milyon liradır. Bunlar, Beşiktaş ve Haydarpaşa so­ğuk hava depoları ile bunlara bağlı diğer tesisler ve dün tecrübe kesimi­ne başlayan Zeytinburnu en konübinesidir. Avrupa standardlarmm üs­tünde Amerikan standardlarma göre kesim yapabilecek durumda olan bu müessese ile soğuk hava depolan sayesinde artık istanbul et sıkın­tısı denen birşeyi bir daha görmiyecektir. Ayrıca senede şimdilik, 500.000 lira değerinde 'buz ihraç edilmekte olduğu gibi Zeytinburnu sosis fabrikası, yağ ve yem fabrikası ve teneke kutu imalâthanesi, bu sahalar­daki Türkiye ihtiyacını karşılayacak,  ayrıca ihracata 'geçebilecektir.

Limanlar: Salıpazan. 600 metrelik rıhtıma 15.000 tonilatoya kadar jbüyük lükte dört vapur bordadan yanaşabilecektir. Bütün modern vasıtaları, depo ve antrepoları vardır. -Bu (birinci kısım, bir ay sonra açılacaktır.

Haydarpaşa: Silo nun işlemesini temin edecek olan 190 metrelik rıihtım ile dalgakıran, silo ile (beraber, bir ay sonra çalışmağa ^bağlıyacaktır.

İkinci kısım, büyük sahaların doldurulması ile 1957 sonunda bitecektir.

Salıpazarı ve Haydarpaşa tesisleri, İstanbul'un müstakbel ihtiyaçlarım karşılamağa kâfidir. Tahmil ve tahliyede sağlayacağı zaman tasarrufu ve diğer külfetlerin kaldırılması ile memleket ekonomisine büyük tesir­leri olacak,  navlunlarda  indirmeler kaydedilecektir.

Bunlar,  pahalı tesislerdir.  Maliyetleri 50-60 milyonun üstündedir.

Haydarpaşa'daki silo 34.500 tonluktur. Üç dafa devir yapacağına ıgöre senelik kapasitesi 100 bin tonun üstünde demektir. Haydarpaşa limanın­daki depo ve antrepoların temelleri de 'bugünlerde atılacaktır.Demir karkaslar Almanya'dan gelmiştir. Bunlar, derhal monte edilerek süratle yükselecektir. Hastaihaneler: Bu sahada da birçok yeni tesisler vücude getirilmiş, hastahaııelere, sağlık merkezlerine, dispanserlere ilâveler yapılmış, bu ara­da Zeynep Kâmil hastahanesi ayrı bir mevzu olarak ele alınmış, yata/, adedi yüzde 50'ye yakın artmıştır.

Halen Maltepe'de inşa edilmekte olan 400 yataklı işçi sigortaları has-tattıanesi ile Yedikule'de yapılmakta olan 600 yataklı yeni hastafcane, bu hesabın dışındadır.

Elektrikli tren: Sirkeci - Çekmece tren. hattı, ehemmiyetli kömür tasar­rufumuz yanında (halkımıza büyük kolaylık da sağlamaktadır. Elektrikli tren, bugün 60 kilometre üzerinden çalışıyor. Fakat tam emniyet terti­batı, kısa ibir zaman sonra tamamlanınca sür'ati 90 kilometreye çıkacak­tır. O zaman Bakırköy ve Çekmece'de oturanlar, İstanbul'un içinde otu-ruyormuş ıgibi olacaklardır. Bu hattaki elektrikli trenler, kendi teknik elemanlarımız için ayni zamanda bir mektep hizmeti de görmektedir. Hat tın maliyeti 40 milyon liradır. Ve bunu da, İstanbul iein (büyük 'bir ka­zanç olarak mütelâa etmek yerinde olur.

Ana inatları yukarıda hülâsa edilen bu izaSbatm sonunda Başvekil Adnan Menderes, Sözlerini asıl imar mevzuuna intikal ettirmiş ve az da olsa bugüne kadar İstanbul'un iman. ve güzelleştirilmesi yolunda zaman za­man gayretler sartfolunduğuj, hattâ hamleler yapılmak istendiğüni kay­dederek bu hususta çalışmaları (hayırla anmış ve kendilerine teşekkür etmiştir. Başvekil demiştir ki: «Biz, bu gayretlere, devletçe bugün vasıl olduğumuz imkân seviyesine göre, en geniş ölçülerde devam edeceğiz. Dünkü devletin yapıcı kudreti ile bugünkü yapıcı kudret arasında namütenahi fark vardır.

Filhakika millî gelir bir misli büyümüş, bütçe üç misli olmuş yapıcı iş­lere tahsis edilen İmkânlarla vasıtalar ve tahsisat üç misli artmış böy­lece iktisadî potansiyel bakımından Türkiye'ye bir Türkiye daha ' ilâve edilmiştir. Memleketin bugün bir misli büyümüş olduğunu ve yapıcılık bakımından ölçüler arasında küllî fark bulunduğunu kalbul etmek lâzım gelir. Dün yapıhnıyan işleri bu bakımdan ıbir dereceye kadar mazur gör­melidir.

İstanbul'un imarını, bugünkü yaşayış ve anlayış icatlarına uygun bir tarzda estetik, rahatlık, trafik ve turistik gibi birçok zaviyelerden ve Türk'ün bediî zevklerinin ifade ettiği yüksek seviyeyi tebarüz ettirmek bu hususlarda güzel bir numune vermek bakımlarından ele almış bu­lunuyoruz.

İstanbul'un imarı, yalnız bir şehir meclisi, foir İstanbul meselesi değildir. İstanbul'un ve hükümet merkezimiz olan Ankara'nın imarı, 'birer mem­leket meselesi telâkki edilmelidir.

Ankara, hükümet merkezliği yapmaktadır. Eskidentberi bu hususî vazi­yeti dikkate alınmış ve hükümetin yardımlarına mazhar olmuştur. Bu­nun kadar tabiî birşey tasavvur edilemez.

İstanbul'a (gelince, Ibu büyük şehrimiz, bütün memlekete birçok şeyler vermekte, maddî, manevî memleketin Ibirçok hizmetlerini Igörmektedir. Buna mukabil, meselelerinin halline de birtakım yardımların, yapılması nı (beklemek vaziyetindedir -ve bu, onun hakkıdır, istanbul'un imarı, bu anlayış çerçevesi içinde memleketçe benimsenmelidir. Üniversitesi ile, matbuatı ile, kültür merkezliği ile tarihi ile, tatil ve istirahat yeri hü­viyeti ile İstanbul'u bir kül olarak ele almak ve onu eşsiz tarihine ve ta­biat güzelliklerine lâyık ibir şekilde imar etmek vazifesi ile karşı karşıyayız.

Başvekil, bundan sonra imar hareketleri dolayısiîe hatıra gelebilecek bazı endişeleri bertaraf edecek mahiyette şu izahatı vermiştir:

Evvelâ, istimlâk muamelelerinde, kanunun azamî itidal ve nasafetle tafibik olunacağını ve böylece mal ve mülk sahihlerinin mutazarrır değil, hattâ mütena'in edileceğini belirtmek isterim. Bu suretle imar hareket­lerinin, istimlake maruz kalmış olan vatandaşlarımız tarafından da be­nimsenmesini temin ederek yürüyeceğiz. Ankara'da işe başlarken, ilk telâş ve süratten doğarak ortaya çıkan ıbazı üzüntülü mevzuları Önlemiş bulunuyoruz. Bunların tekerrür etmemesi için de tedbir alınmıştır. Bu mevzuda endişeyi mucib olacak herhangi bir nokta (bulunmadığı hakkın­da teminat ıvermek isterim. İkinci endişe, İstanbul'un tarihî ıbir şehir olmasından ve hemen her semtinde tarihî eserler bulunmasından doğa­bilir. Acaba imar faaliyetinin sürati ve heyecanı içinde ihmal ediliyor mu, .acaba İstanbul'un karakteristiklerini zedeleyecek hareketler yapılı­yor mu? Gibi endişeleri de bertaraf etmek isterim. Bunun tam aksine emelimiz, İstanbul'un bu îgibi özelliklerini ve büyük âbidelerini, şimdi­ye kadar (harabeler araşma ıgizlenmiş, gidilemez yerlerdeki kıymetleri­ni ihya etmek, onları, inşa tarihlerindeki kıymet ve heybetlerine ulaş­tırmak, onları vitrine koyar -gibi ortaya çıkarmaktır. İstanbul, imar ha-reketlerile, tarihi ve turistik bakımdan ıbîrşey kaybetmeyecek, (bilakis buna birçok şeyler ilâve edilecektir.» Başvekil, bu imar ıhareketinin arsa üzerindeki Ibirtakım spekülatif ka­zançları itidale sevkedeceğini ve ayrıca yeni imar sahaları vücuda ge­tirmek suretile tâdile' uğratacağını belirttikten sonra sözlerine devamla, İstanbul'un bugün ele alınmış bulunan imar ve ihyası programı -ve 'bu programa göre yapılacak işler sonunda şehrin alacağı yeni çehre üzerin­de izahat vermiştir.

Başvekilin bu izahatına göre, trakya'dan ve bu yolla Avrupa'dan ve ay­rıca Yeşilköy hava meydanından şehre gelenlerin, birinci sınıf (bir yol­dan yar ve ağyara, Ortaçağın ıgeri (bir kasabası manzarasını veren bir mahalde İstanıbul'a girmesini önlemek lâzımdır. îstarabul ^hakkında 'böy­le bir intiba vermeğe 'hakkımız yoktur. Azamî Z ay içinde Silivri'ye ka­dar olan kısmı ıbitirilecek ve Yunan hududuna kadar uzayacak olan dev­let yolu, şimdi, ihya edilmekte olan iki sûr burcunun arasından, şehre gi­recektir. Şehrin Edirnekapı gibi diğer 'girişleri de tanzim edüerek şehre lâyık bir hale getirilecektir. Bunlar, azamî iki ayda tahakkuk etmiş olacaktır. Edirnekapı'daki Mihrimah camii gibi abideler, etrafı teneke ev­lerden temizlenmek suretile (bütün güzelliğile ortaya çıkarılmaktadır. İs­tanbul'a esas giriş yolunun şehir içinde devamı üzerinde birçok islâh ameliyeleri yapılmaktadır. Bu arada, dar yolların ortalarındaki röfcüjler kaldırılmakta, buradaki ağaçlar da bittabi çıkarılmaktadır. Bu vesile ile, imar hareketinin ağaç kesmek şeklinde tecelli ettiği yazılmış, bunun ak­sini söyleyenler de olmuştur. Her iki düşünceyi d.e samimi 'bir endişenin mahsulü telâkki etmek yerinde olur. Fakat miktarı topyekûn 300 ü bul­mayacak bu ağaçların yerine (bu sene şehrin muhtelif semtlerine yüzibini aşan ağaç dikilecektir. İstanbul'un 700.0ÛÖ nüfuslu olduğu zamana ve araba devrine göre yapılmış yollarını, olduğu gibi bırakmağa imkân yoktur.

Şehir dahilindeki yol mevzuunda, bugün trafiği 'günün her saatinde tı­kayan ve saatler kaybına sebebiyet veren Aksaray, Beyazıt, Eminönü, Karaköy, Tophane, Taksim gibi düğümler, mutlaka çözülecek ve ona gö­re bu meydanlar yeniden tanzim ve islâh Bu meydanları birbirine bağlayan ve şehrin belkemiğini teşkil eden cad­delerin de islMıma gidilmektedir. Şehir, bir (banliyösünden, öıbür .banliyö­süne, meselâ Topkapı'dan Boğaz'a, aynı mükemmeliyette yollarla bağla­nacaktır. Karaköy, iyice büyüyecek, 'Salıpazan yolu iîe Beşilîtaşa ve oradan da Boğaz'a, özel bir parkur'dan gidilecektir. Necatübey caddesi açı-lamıyacağına göre, Prost'un ve Wagnerin plânları gereğince Tophane çeşmesine biri sahil .yolu, diğeri de .Necatibey caddesi arkasından açıla­cak 30 mefrelik bir yolla iki koldan varılacaktır. D&nizcilik Bankası önündeki Oto-Park'tan, iki maliye binası arasına bir geçit sağlanacak, böylece Necatibey caddesinin trafiği iki tarafa aktarılacaktır.

Güzel ve büyük meydanları olmayan şehir tasavvur edilemiyeceğine gö­re, İstanbul'un bütün meydanları, şanına lâyık bir hale getirilecek ve et­rafı ıbüyük binalarla çevrelenecektir.MeselâKaraköy meydanı, Eminönü meydanı böyleolacaktır.Galata'daTiinel'in bulunduğu arsa üzerine 18 kath modern bir bina yapılacak, 200metre ilerde evkafın, ıbir arsası üzerinde de buna mütenazır ibaşka bir bmayükselecektir. Köprü, yeni meydanın mihverine .gelecek şekilde, belki bi­raz oynatılacaktır. Bu hususta Köprüyü yapan firma ile temaslarbaşla­mıştır. Emmonünde de, sarfedümiş, fakat natamam kalmış gayretler tamamla­nacak, Mısırçarşi'smm etrafı temizlenecek, Bahkpazarı tarafı açılacak, bugün adeta 'oturulamaz bir halde bulunan bütün bu semt ortadan kal­dırılarak iki köprü arasında muntazam bir yol açılacak, tamamen yeni baştan yapılacaktır. İstimlâk işleri, yakında bitirilecektir. Oradaki esna­fın muvakkaten yerleşmeleri için arsalar gösterilmiştir.

İstanbul tarafında Fatih ve diğer ıbazı semtler gibi kesif kitlelerin otur­duğu yerlerde ıbüyük hamleler yapılacak, İslâhata geçilecek, bu arada yollar asfaltlanacaktır.

Gene İstanbul kısmında Atatürk Köprüsünden yukarılara doğru şehrin en foara'b kısımlarından birinin istimlâki bitmek üzeredir. Buranın 'bir kısmı Manifaturacılar «çarşısı olacaktır. Buradan Süleymaniye'ye gidecek muazzam bir yol açılacaktır. Camiin minareleri arasındaki 70 metre ge­nişliğe tekabül edecek olan bu yol, etrafı parldanacak olan Süleymaniye'-nin 'bütün [haşmeti ile persp^ktiv 'görüşünü sağlayacak, gerek bu yolun yapılması, gerek Süleymaniye'nin etrafının temizlenmesi, bu büyük âbi­denin 400 üncü inşa yıldönümü 'olan gelecek seneye yetiştirilecektir.

Beyoğiu tarafına gelince, Karakoy'den sahil boyunca B'oğaz'a gidecek yol üzerinde Beşiktaş meydanı, hakikî bir meydan haline getirilecek, buraya ya Preveze, ya Banbaros ismi verilecektir. Daha bugünden ıçok gücük ka­lan «Barbaros» âbidesinin yerine de yeni konsepsiyon içinde 'bir heyk&L konacaktır. Yıldız'dan gelen büyük yol da, bu meydanın mihverine ine­cektir.

Boğaz'a giderken zindan gibi yol, kolayca islâh edilecektir. Burada harab sahalar, istimlâk azdır. Bu yoldan denize pencereler açılacaktır. Ve böylece yoldan Boğaz'a gitmek, cazib hale getirilecektir. Taksim'den itibaren Boğaz'a giden sırt yollar da islâh edilmektedir. Taksim'dsn ;Har-biye'ye kadar, Ibazı ufak İslâhat yapılacak, bu arada ortadaki refülerdeıı ağaçlara dokunulmamak şarti'e birer buçuk metre alınarak yollara ilâve edilecektir.

Harbiye'den Şişli caddesine kadar, dar haldeki 200-300 metrelik kısım için'de tedbirler alınmıştır.

Şişli meydanı, camiin bahçe davarlarının 10 metre geriye alınması sureti-Ie genişletilecek, yeşillendirilecek ve modern bir ihale konulacaktır. Ora­dan Mecidiyeköyüne gidiş istikametinde Fransız hastahanesinin ibazi yerleri istimlâk edilmiştir.

1.300,000 lira tutan istimlâk (bedeli yerine hastahane 300.000 lira ile iktifa etmiştir. Kendilerine teşekkür ederiz. Genişleyen bu yoldan, gazeteciler yapı kooperatifine ve oradan Boğaz'a (gidilecektir. Bu güzel yol, bu hafta içinde îstinye'ye kadar asfaltlanmış olacaktır. Yıldız yolunun da bir haf­ta içinde bir şeridi, ikinci hafta ikinci şeridi astfaltlanacak ve aşağıya ka­dar inecektir.Trabya-Büyükdere yolundaki çalışmalar da ilerlemiştir. Fakat mevsim müsaid olmadığı için bu kısım, gelecek sene yaz 'ortalarında bitecektir. Burada, Yeniköy berzahı ûa islâh 'olunacaktır. îslâıh ameliyesini sırttan cok güzel bir yol.geçirilmek: suretile yapılması daha kuvvetlidir. Yeniköy'den sonra birtakım,'idenizi sığ koy'lar vardır. Oraları doldurularak me-sire yeri haline (getirilecek, Boğaz'dan vatandaşlarımızı azamî şekilde fay­dalandırmak için foerşey yapılacaktır. Bunların etüdleri ibitirilmek üze­redir. Eyüb bölgesi, ayrı bir mevzu alarak ele alınmıştır. Ühata yolu olarak iki, üç yerden istanbul'a bağlanacak olan Eyüb yoluna başlanmak üzeredir. Türk, ecnebi binlerce ziyaretçinin gittiği Eyüb, şerefile mütenasib bir şe­kilde tanzim edilecektir. Bu mevzuda, 'bilhassa evkaf, çok sıkı bir gayret sarfetmektedir. Şehrin îstambul tarafında ayrıca, Eminönün'den başlayarak Sarayburnundan. Yeşilköy Ve Florya'ya kadar bir korniş yapılacaktır. Bu yol üzerin­de, Yenikapı semti, yeni baştan düzenlenerek Îstanbul tarafının istirahat, eğlenee ye turistik bölgesi haline (getirilecektir. Sahil yoîu ile Marmara kıyılan, bütün İstanbulluların istifadesine arzedilmiş  olacaktır.

Çırağan sarayının gazinosu, oteli ve arkasındaki korulukları ile Avrupadaki emsalinden üstün (bir turistik merkez haline getirilmesi kuvvei karibeye gelmiştir. Mühim ibir Amerikan firması, şimdilik 5 milyon dolarla bu otelin inşasına iştirak etmektedir. Emekli Sandığı Umum Müdürü ile halen Amerika'da müzakereler yapılmaktadır. Amerikalı alâkadarlar, dünyada bir 'otel için, böyle güzel yer yoktur, demektedirler.

istanbul'u çevreleyen sûr'larm, ihyası imkânsız olan ve yıkılması zaruri bulunan kısımları ortadan kaldırılacak, ibka edileceklerin ihyasına da en mühimlerinden haşlanmak suretile ıgirişilecektir.

Şeririn Anadolu sahili ve semtinde de yapılacak foinçok iş vardır. Bunlar da ele alınmıştır.

Üsküdar-Beykoz yolu, 30 metre genişliğinde inşa olunacak, bunun etüd­leri ve istimlâk üıesabları yaptırılmaktadır.

izmit'ten ıgelen devlet yolu, îçerenköyünde -ikiye aynlaicak, ıbir kblu Hay­darpaşa ve Kadıköy'e, diğer kolu da Üsküdar meydanına 'getirilecektir. Kadıköy-Moda, Kadıköy-Bostaneı anayolları ile Fenerbaıhçe-Acıbadem ve Kayışdağı yolları da bu programa ıgiöre yapılacak yollardandır.

Anadolu tarafına lâyık olduğu ehemmiyetle ancak bir iki ay sonra  te­veccüh edilecektir. Üsküdar'ın ;bu imar faaliyetlerinden mahrum kala­cağı zannedilin emelidir.»

Başvekil Adnan Menderes, İstanbul imar programının ilk plânda ele ab-nacak kısımları üzerinde daha 'birçok izahat vermiş ve bundan sonra is­tanbul'un ıbirçok yerlerinde raail-i inhidam mezarlar veya bir mabedin İnşa tarzına katiyyen sahip olmayan ve meselâ Süleymaniye gibi bir haş­mete kıyasen mevcudiyeti hattâ doğru Ibile telâkki edilemiyecek bulunan bazı mescidler bulunduğunu, Ibunlar arasında tasfiye yaparak, ihtiyaç olan mahallerde ibunîarm yerine fevkalâde musannalar inşa edilece­ğini belirtmiş, misal olarak, yenileri yapılmağa başlanan Selçuk Hatun ve Molla Güranî camilerini göstermiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

Vatandaşlarımızın bu bakımdan hislerine ve ihtiyaçlarına cevab ver­mekteyiz. Müslüman dininin şerefi ile gayri mütenasib inşaat yenilene­cektir. Mezarlıkların da yollarımızı kapayanları vardır. Bunlar da toptan ele alınacak, hangilerinin kalkacağı, hangilerinin kalacağı tefrik  edileçektir. Abidevî mahiyetteki mezarların toir kısmı geri alınacak, tarihî kıymeti bulunan büyük bir kısmı, estetik ve teknik 'bakandan şehir için­de olmaması lâzımigelenlerle birlikte Eyüib'de tesis edeceğimiz bir yere, nakli kubur kayıdlarına riayet suretile naklolunacaktır.

İstanbul'un imar ve ihyasında, meydanlar ve yollarla bu meydanları ve yolları süsleyecek Ibüyük binalardan başka âlbidelere de ihtiyaç vardır. Dünya çapında büyük adamlarımızın (heykelleri, faizim ecdadımızın yap­tıklarına büyük kıymet veren medenî telâkkilere sahih [bir millet oldu­ğumuzun Ibirer nişanesini teşkil edecektir. EBu arada Fatih'in âbidevî ıbir heykelini düşünüyoruz. Taksim'deki Atatürk (heykeli de »genişletilmiş meydanda küçük kalmaktadır. İstanbuîumuza Atatürk'ün şanına lâyık bir âbide dikeceğiz. Kammî'nin de heykeli dikilecektir. Bu ve diğer hey­kel ve âbidelerin. ıgerek yerlerinin tesibit edilmesi, 'gerek şekillerinin tâ­yini ive yapılması, (beynelmilel şöthretlerden de istifade edilmek suretile memleketin ıgüzide sanatkârlarının işbirliği ile tahakkuk ettirilecektir.»

Başvekil ayrıca, ıgece-ktondu mevzuuna da temas etmiş ve bu hususta ez­cümle şunları söylemiştir:

Gerek Ankara'da, ıgerek iîstanibui'da ıgecekondu işini behemehal halle­deceğiz. Bu memlekette, esnaf, memur, 'gazeteci, ıhattâ işçinin mesken sahibi olmaları için 'birtakım tertibler (vardır ve bunları meskene kavuş­turmak için kolaylıklar gösterilmektedir. Yalnız köylü ile gecekondu sa­kinleri bunların dışında kalmaktadır.

Gecekondu, yüzde 90 arsasızlik meselesidir. Bunlar, iyi kötü ev yapabil­mekte, fakat arsa tedarikinden âciz bulunmaktadırlar. Arsa temini, dâ­vanın ıbüyük ıbir kısmını halledecektir. Bu, ıbir kanun mevzuu yapılacak­tır. Mevcud vaziyetler, seyyal bir plâna uydurulacak, kabil olan jslâh edi­lecek, ıgereken yollar açılacak, yüzde 30 ile 60 arasında kaydedilebilecek olan zayiat için de ayrıca kendilerine yer [gösterilecektir. (Bunların yerleri bulunmuştur. İkilik, dörtlük evlerle apartmanlar ıhalinde inşaları yoluna gidilecektir. Ucuz, meselâ 1000 liraya arsa verilecek, yalnız 15 sene sa­tamaması ve ev parasının bir kısmını vermesi şant koşulacaktır. Asgarî faiz alınacak veya hiç alınmayacaktır. Yalnız bu mevzuatın, köylerden şehirlere bir an akın tevlid etmesini önlemek üzere, kayıdlar da vaz olunacaktir. Meselâ, zaruret halinde bulunmasından başka o şehirde 10 senedenberi oturmakta olması şartı aranacaktır. (Bunlar, tasavvurun umu­mî hatlarıdır. Bittabi hükümetçe ve bilâhare Büyük Millet Meclisince tetkik olunacak rve katı hükümlere bağlanacaktır.

Köy evleri meselesine gelince, bunun şimdi ele alınması zamanı gelmiştir. Bütün memleket, baştan başa yeniden inşa olunmaktadır. Daha evvel bu yola -gidilmemesi, inşaat malzemesi dışardan gelirken bu memlekette bu derece geniş bir inşa hareketine başlamanın imkânsızlığı yüzünden ol­muştur. İnşaatı, bir dış tediye mevzuu olmaktan çıkardıktan sonradır ki, bu mefhaleye gelmek, köy evlerine kadar inmek ve yepyeni bir vatan inşası dâvasını ortaya "koymak mümkün olmuştur.»

Başvekil, bu noktada inşaat endüstrisinin memleketteki (gelişmesi hak­kında da rakamlar vermiş. 1950 de meveud 16 tuğla, ve kiremit fabrikası yerine (bugün 167 fabrika bulunduğunu, demir ve kereste istihsalinin de, çimento ıgibi büyük mikyaslarda arttığını     söylemiş ve ancak banların böyle geniş bir imâr hareketini cesaretle ele almak imkânını verdiğini belirtmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, İstanbul imarının niçin bu kadar geç kaldığı gibi bir suali mukadderi de cevablandırmıştir. Başvekil bu mevzuda de­miştir ki:

«Memlekette imâr, asırlarca satha yapılmamış, memleket çapında bir mahiyet almamıştı. Saltanat, meşrutiyet, hep İstanbul ile meşgul olmuş, ondan sonraki devirde ise imâr gayretleri Ankara ile bazı muayyen yer­lerde teksif edilmişti. İstanbul, memleketin diğer köşelerine nazaran im­tiyazlı tbir .halde itli. Meselâ, çimento fabrikaları yalnız İstanbul'da bu­lunuyordu. Eğer, derhal İstanbul ile işe başlamış olsaydık, «.gene mi İs­tanbul?» denilebilirdi, 6 sene memleketin her köşesinde büyük gayretler sarfettik. Şimdi rahat rahat İstanbul'u, bugünkü nisbet Ve muvazene içinde, vatanın izan çerçevesi dahiîine almak mümkün olmuştur.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, İstanbul'un iman bahsinde hü­kümet yardımının nasıl olacağı sualini cevaplandırmış, bunun, muüıtelif şekillerde yapılacağını ve herşeyden evvel muhtelif devlet daireleri ara­sında bir işbirliği şeklinde tecelli edeceğini ifade etmiştir.

Bu arada, istimlâk edilen binaları sadece yıkmak değil, fakat yerlerine çok iîüzel binalar yapma isinin de plânlaşması gerektiğini, muhtelif resmî teşekküllerle bankaların vesa;r müesseselerin kendi ihtiyaçları için yap­tıracakları 'binalara arsa göstererek hem şehrin veni meydan ve cadde­lerine hem de 'bu müesseselerin kendilerine güzel binalar kazandırmanın böyle bir işbirliği sayesinde tahakkuk edebileceğini anlatmıştır.

Başvekil, sözlerinin burasında şöyle demiştir:

«îstanbiil'un imarı bakımından namütenahi imkânlar vardır. Şehrin (bir­çok semtleri tanuıamıyaeafe kadar değişecektir ve bu hepimizi bahtiyar edecektir.»

Başvekil, bu imarm gerektirdiği Taüyük istimlâk bedellerinin büyük bir kısmının, yol ve meydanlara ayrılacaklar dışında elde Iralaeak olan şe­reflenmiş arsalarla belediyenin ve millî emlâkin sahib oldukları arsaların şimdilik yalnız bİT kısmından elde edilecek paralarla karşılanacağını söy­lemiş, bi arada meselâ, belediyenin bîok apartmanlarının, isçi sigortala­rına satılma karan veridismi, filhakika belediyenin âkar sahibi değil, fakat âmme hizmeti 'gören bir müessese olduğunu ayrıca belirtmiştir.Adnan Menderes, son zamanlarda şehir içindeki ?arnizonlarm tahliyesi hakkında ,bir kanun çıkarıldığını hatırlatmış, filhakika, eskirten kısmalar şehir kurulmuş olduğu için halen askerlerin çoğu şehirlerin için­de bulundu sunu. bunun ise gerek onların tâlim ve terbivesi. .gerekse şehrin genişlemesi bakımından mahzurlar tevlid ettiğini sövlemi? fakat morfem bir ordunun modern sekilme iskânı iein yüz milyonlara ihtivac bulunduğunu bir nevi tahs's-i varidat esasına davanan son kanunun, iste fou maksadla'çıkarılmış olduğunu anlatmış. İstanbul i'Hndeki camiwm bmalarindan jhanmteri talılive nerelere.Pötürülmek, nerelerde yeni inşaat yan^mak lâzimeeldim hakkında selâhiyetli bir komisyonun ise başlamak üzere olduğunu haber vermiştir.Hazinenin arsalarından başka daha (birçok binalar vardır ki, milyonluk kıymeti haizdirler. Fakat birinde, meselâ, bîr depo, diğer birinde askerî bir fırın inşa edilmiştir. Halbuki buraları satıldığı takdirde hem şehri gü­zelleştirecek binalar yapılır, hem de külliyetli fayda sağlanabilir. Gerek bunlar, gerek hazine ve belediyelere aid gayri menkûller, bir bir gözden geçirilerek tunların ne şekilde tasfiyeleri gerektiği hususu da yakında kararlaştırılacaktır.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra memleketin umumî manzara­sına geçmiş ve tediye müşkülleri bulunduğu halde nikbin olmak için se-beb var mıdır? Gibi bir mukadder suali de şöyle eevablandırmiştır:

«Geçen sene bugünkü vaziyeti ve o zaman söylenenleri bir hatırlayalım. 3u yok, bu yok deniyor. Şayet Amerikalılar 300 milyon dolar vermezler­se, mahvolacağımız ileri sürülüyordu. Amerikalılardan 300 milyonu al­madık. Ayrıca, iki sene kurak gitti, ıbu sene de elverişli ibir ihasad senesi içinde değiliz. Hattâ buğdayın bir kısmım dışardan, (getirteceğiz. Fakat Türkiye'nin imkânları artık harekete [getirilmiştir. Bu imkânları ile Tür­kiye kendi kendine yetecek hale gelmektedir.

Geçen sene, 'güya bütün eravestismanlar duracak, idhalât ve ihracat yapı-lamıyacak, .bütçe tahmin rakamlarını vermeyecekti. Buıgün, ibütçe sene­sinin büyük bir kısmını geçirmiş 'bulunuyoruz. Hatndolsun, 'böyle bir tehlike ile karşılaşmadık. Şayanı şükrandır ki, envestismanlarm hiç bi­rinde esaslı bir teahhür vukua gelmedi. Bunu büyük bir hazla arzetmek isterim. Geçen sene söylenenlere .göre envestismanlan durdurmak lâ-zımgelecek, elde edilebilecek bütün imkânlar ancak istihlâke hasroluna-caktı. Fakat böyle olmadı. Kahve vesaire gibi miktarı azalmış 26 madde te'sbit edildi. Bunları birer sabıkalı rgibi teker teker tâküb ettik. Fakat fciç bir endişemiz yoktur. İşlerimizin hepsini yerine (getirmekteyiz. Yakında açacağımız 4 şeker, 2 çimento fabrikası, gelecek ay bitecek 'olan Sarıyar barajı, tekstil fabrikaları, Zonguldak'taki lavuar'lar, birçok yerlerdeki li­man tesisleri ve daha diğer tesisler, bunun delilini verecektir. Ayrıca, yol yapımına da büyük hız verdik. Yeni makineler ve malzemenin hepsi bu kış gelecek, yeni seneye makine parklarımız çok zenıgin olarak gire­ceğiz. Memleketimizin meknuz kıymetleri ve imkânları namütenahidir. Milletimizin çalışkanlığı ve 'gayretleri çok büyüktür. Memleketimizin ba­zı sıkıntıları, en küçük bir sarsıntıya meydan vermeden geçireceğinden eminiz. Evvelce, asıl müşkül arkada bırakılmıştır, demiştim. Bu-gün bu şekilde konuşabilmem, bu sözlerin 'hakikatini teyid eder, zannediyorum.

Beraber işbirliği yaptığımız vekillerle kıymetli umum müdür ve memur arkadaşlarım, her istediğiniz mevzuda, 'her istediğiniz alûmatı sizlere ver­meğe hazırdırlar.»

Başvekil, bundan sonra'sözü, İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu'na bırak­mış ve kendisinden yakın zamanlarda işletmeye açılacak fabrikalarla di­ğer tesisler hakkında malûmat vermesini istemiştir,

Samed Ağaoğlu, şu    izahları vermiştir:

«Bugünlerde açılacak 4 seker fabrikası ile faibrikalık program tamam olmaktadır. Kapasite 500.000 tona yaklaşmaktadır. Bu sene şeker ihraç edebileceğiz. Şeker şirketi, bu ihracın dolarlarını 'bize veriniz, beş şeker fabrikası daha yapalım, demekte, ayrıca hükümetten foaşka hiçbir yardım i s tem em ektedir.

Sarıyar barajı, bir ay sonra ikmal edilecektir. Zonguldak civarı ile li­man tesisleri de ıbir ay sonra tamamlanacaktır.

Bu liman, 'günlük 18.000 tonluk kapasitesi ile en büyük limanlar âyarm-dachr.

îzmit boru .fabrikası keza bu sene bitecektir. 150 ger bin tonluk Adana ve Eskigahir 'çimento fabrikaları bu sene açılacaktır. Şubatta soma sant­rali bitecektir. Ayrıca elektrik için lüzumlu hava 'hatları da tamamlan­mak üzeredir.

Murgul asit fabrikası 'bitmiştir. Batman rafinerisi, 7 aydamberi işlemekte, 330.000 ton istihsal vermekte ve Sonra İstanbul'da buradan çıkan Türk asfaltı.kullanılmaktadır. Karabük'ün tevsii suretile istihsali 71.000 den 158.000 e 'çıkmıştır. 1958 de 350-400 bine çıkacaktır. Karabük'e 100 milyon sarfolunmuştur. Balıkesir'de foir tekstil fabrikası bitmiştir. Sarayköy'de İtalya'dan satın alman ince dokuma poplin fabrikası kurulma yolundadır. Bergama, Manisa, Adıyaman ve Maraş'daki fabrikaların temelini atacatir. Bunları Söke, Balıkesir ve Bartın takip edecektir. Yalnız dört, beş aylık bir teahlhürümüz olmuştur.

Kemer, Hitffanli ve Manisa barajım süratle ilerlemektedir. Tâli barajlar da çok' ilerlemiştir. Hazer gölü is-ulaması ve elektrik istihsali tesisleri bit­miştir. Samsun, Giresun, Zonguldak ve diğer liman inşaatı devam, et­mekte ve ilerlemektedir.»

İşletmeler Vekilinin verdiği izahları müteakip Başvekil Adnan Menderes yeniden söz almış ve şöyle demiştir:

Bütün bunlar, şimdi akla (gelenlerdir. Bütün diğer sahalarda da çalışma­lar hızla ilerlemektedir. Hal böyle iken, memleketi bundan başka bir türlü göstermek, memleketin nasibini kesmek olur. Çalışmalar ve alman neticeler, beğenilir veya -beğenilmez, Ibu, ayrı bir meseledir ve 1958 de ne­ticesi belli olacaktır. Eğer beğenilmezse, kalkar, lideriz. Fakat içte ve dışta itibar kıracak şekilde konuşmak herhalde doğru olmasa gerektir. Biz bütün bunları, devletin ve hükümetin icra takatinin tükenmiş oldu­ğu ve iflâs ettiği iddia olunduğu ıbir zamanda yapmaktayız. Muvakkat sıkıntılar, ancak sarfiyatın, yapıldığı zamanla, yapılan işin nemasını al­ma zamanı arasındadır. Bu devrede, hükümet elbette sıkıntı çekecektir. Kalkınma kolay değildir. Fakat vatandaşları bu sıkıntının pençesine kap­tırmış değiliz. Fakat sıkıntının lâfı çok edildi, öyle ki, dışarısı Türkiye'­de 'büyük hâdiseler cereyan ettiği intibaını aldı. Halbuki, hakikatlan ol­duğu gibi ortaya koymak, memleketin daha menfaatine olur. Doğru ra­kamları, dairelerinden alarak, bizimle münasebette bulunan memleketle­rin kulaklarına gidecek şekilde ortaya koymak, bu münasebetleri çok iyi­leştirecek 'olan vatanperverane bir ihareket olur.»

Başvekil, bu mevzudaki sözlerini «geçen seneden bu seneye ayaktayız ve ayakta olacağız..» diyerek bitirmiş ve müteakiben; gümrüklere lisansız gelen 1000 küsur milyonluk maî hakkında bir karar alınmış olduğunu halber vererek Ibu hususta Devlet Vekili Emin Kalafat'tan gazetecilere malûmat vermesini istemiştir.

Devlet Vekili Emin Kalafat demiştir ki:

«Mevcut ticaret rejimine göre memlekete ya peşin para, ya kredi ile mal gelir. Bunlardan peşin para ile gelenlerin 4 ay zarfında, diğerlerinin ise kredi ile tâyin olunmuş müddetleri takiben 4 ay zarfında gümrükten 'çe-kilmeleri zaruridir. Halbuki, müsaadesiz ve lisana taleb edilmeden bir kısım mallar (getirilmiştir. Bunlar arasında, iki senedeniberi 'gümrükten çekilmemiş olanlar, 40.000 tonu ibulmaktadür. Bunlartn tahmin: edilen kıymeti  120-130  milyon lira  arasındadır.

Bu inallar arasında ezcümle 442 ton çay, 312 ton kahve, 1502 ton kimyevî madde, 1009 ton ıçelik lev*ha, 6114 ton demir, 2.121 ton demir <ve çelik bo­ru, 1.975 ton saç levha, 338 ton kurşun, 2.397 ton karton ve kâğıt, 1.192 ton ıpamuk mensucat, 51 ton yün, 446 ,ton kanaviçe ve ıçuvaî, 1.775 ton çimento, 32 ton südkostik, 52 ton karpit, 53 ton ham plâstik vardır.

Hükümet, bu malların çekilmesine müsaade etmiyordu, çünkü bunlar çok defa, nasıl olsa 'günün birinde idhal müsaadesi verilir, düşünoesile bu şekilde müsaadesiz getirtiliyor, sonradan şu veya bu şekilde müsaade alı­nırsa karaborsaya intikal ederek yüzde 100, 200 kârla satılıyordu.

Yarın neşredilecek yeni kararname ile bu mallar, kanunun mal sahible-rine verdiği haklar zedelenmeksizin tasfiye edilecektir. Bunlar arasında tevzie tâbi olanlar, bu malları tevzi eden müesseselere verilecek, muay­yen ve normal kâr yüzdesi ilâvesi suretile satılacaktır.

Bu karar, ayni zamanda bu çeşit müsaadesiz idihalâtm Önünü alacak bir karakter arzetmektedîr.»

Başvekil Adnan Menderes, dalha sonra, Almanya'dan ahnacai< askarî si­parişler hakkında da şunları söylemiştir:

«Almanya'nın diğer memleketlere, meselâ Amerika ve İngiltere'ye oldu­ğu .gibi, Türkiye'ye de siparişleri »olacaktır. Fakat nihaî karar, komis­yondan henüz çıkmamıştır. Bunun içindir ki, tam olarak muhakkak nazarile henüz bakılamaz. Tam tasdik tahakkuk edinciye kadar bu mese­lenin oldu veya olmadı diye dile dolanması doğru olmasa gerektir. Tür­kiye'nin dostları 'gibi düşmanları da vardır. Bu sefbable gazeteci arkadaş­larımdan on, onbeş gün beklemelerini rica ederim.»

Başvekil daüıa sonra ithalâtın bir tek elden yapılacağı ve bir nevî mo­nopol tesis edileceği hakkındaki söylentileri yalanlamış ve 'bu mevzuda demiştir ki:

«Bu şayialar, idhalâtçı tüccarlarımızı bazı endişelere sevkedecek ve bazı tereddüdler yaratacak mahiyettedir. Bunun fevkalâde zaruret hallerine inhisar edeceğini arzetmek isterim. Meselâ süratle kahve getirilmesi icab ederse, bu iş takdir edersiniz ki, 50 kişiye akreditif «açılarak yapılamaz. Memleketimizin imkânları ucu uçunadır, İmkânları derhal kullanıyoruz. Onun için büyük stoklar yapılamıyor. Tertibli olarak mal getirilmekte­dir. Fakat arada bir tüvitler oluyor. O zaman, vaziyet almak icalb ediyor. Böyle vaziyetlerde idhali uzun zamana ihtiyaç ıgösteren yollara gidilmesi mahzurlu oluyor. Zaten toprak mahsulleri ofisi, tariş gibi müesseseler bu­na benzer vazifeleri yapagelmektedirler. Acaiba 'bunları daha ihtisaslı bir teşekküle yaptırmak olur mu, olmaz mı? Fikrinden alınarak monopola götürülüyor gibi bir endişenin varid olmaması lâzımgelir.»

Başvekil Adnan Menderes, 'basın toplantısı esnasında deniz ticaret filo­muzdan da bahsetmiş, 950 deniberi 19 yeni gemi alındığını, deniz ticaret filomuzun ortalama yaşı bu gemilerle çok aşağılara indirildiğini, zira bu gemilerin eskiden almanlar gibi 10-15 yaşında değil, fakat yeni inşa edilmiş gemiler olduğunu, ticaret filomuz 10-15 gemi ile takviye edilince nazarı dikkate alınabilecek bir kuvvet haline 'geleceğini de söylemiştir.

Başvekil Adnan Menderes, toplantıyı kaparken, sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Bu süratli konuşmamız içinde kenarda kalmış ve bahsi tgecmemiş me­seleler vardır. Bunlardan da efkârı umumiyemizi haberdar etmek lâzım­dır zannederim. Arzu ettiğiniz takdirde bir başka toplantıda bunlardan bahsetmek mümkün olur. Beni bu toplantıya çağırdığınız ve dinlemek zahmetinde bulunduğunuz için sizlere bir kere daha teşekkür ederim.?

Başvelrilîn Erzurum'daki nutku 30 Eylül 1956

 Erzurum:

Başvekil Adnan Menderes .Erzurum şeker fabrikasının açılış töreninde büyük tezahürler arasında yaptığı konuşmaya, Reisicumhurumuzla bera­ber tekrar Erzurum'da, asırlarca şehit kanları , ile yoğurulmuş oian bu kutsi beldede, kaıhraman Erzurumlular huzurunda bulunmaktan ve hele böyle mutlu bir günü Erzurumlularla beraber yaşamaktan: duyduğu bü­yük bahtiyarlığı kaydederek başlamış devam ile demiştir ki:

«Bugün işlemeğe açtığımız bu fabrikanın manevî ehemmiyetini biraz ta-zammun ettiği bunca (gayretler ve fedakârlıkların yamıbaşında para ola­rak da 45 milyon liraya çıktığım ilâve edeceğim. Bu fabrika tek değildir. Her biri en az 45 er milyonluk 11 şeker fabrikasından biridir. Yalnız bu, işin azametini göstermeğe kâfidir sanırım. Kaldı ki yapılan işler, yalnız şeker fabrikaları da değildir. Bunların yanında başka fabrikalar, ayrıca yollar, limanlar, silolar şu dakikada akla gelen gelmeyen yüzlerce, bin­lerce başka kıymetli eser vardır. (Bunların da her biri, yine yüzlerce mil­yon liraya mal olmuştur. Modern tc ileri bir devletin bütün zaruri ihti­yaçlarını kaplayan bo'yle 'geniş ve büyük bir progr2mm tahakkuk etme­si için ne muazzam gayretler saıi'etmek icapettzğmi takdir buyurursunuz. Bunlarm ihepsini 'bir araya getirmek ve kısa bir zaman içinde lisanla ifade edebilmek kolay ve (hattâ '"mümkün işlerden değildir. Bu sebeple ben, burada yalnız geker fabrikalarının kısa bir tarihçesini yapacağım ve bu­nun muhtelif merhalelerini canlandıran fcir iki hatıramdan bahsedeceğim. Tâki bütün bu eserlerin, ne (büyük zorluklan yenerek maddî ve manevî ne büyük gayretler neticesinde iktisadî kalkınmamızın icapları olarak tahakkuk ettirilebildiği anlaşılsın.Başvekil Adnan Menderes  sözlerine  söyle devam  etmiştir: «1950 de vazife başına geldiğimiz zaman memlekette yalnız 4 şeker fabrikasi vardı. Banlardan elde edilen vasati 100 bin ton şekeri bu millet yiyememişti.Yeni kampanya başlarken elimizde stok olarak 60 bin ton şeker bulunu­yordu. Bu tarihten 6 sene sonra 'bu yıl 260 bin tondan fazla şeker istih­sal ettik ve ibu yıl elimizde stok bulunmadan yeni kampanyaya girmskteyiz. Yalnız bu rakamlar, nerelerden nerelere gelmiş olduğumuzu bela­gatla .göstermeğe kâfidir. Kaldı ki bugünkü istihlâkimizde bu seviyede kalacak değildir, çok daha artacaktır.1950 de vazifeye başladığımız zaman elimizde 60 bin ton şeker bulun­duğunu gözönünde tutarak halkımızın iyi beslenememek yüzünden ve­remle ve daha birçok .hastalıklarla malûl bulunduğunu üüşünerek derhaî şeker fiyatını düşürdük .ve ıböylece mevcut çok aşağı istihlâk seviyesini bir miktar yükseltmeğe muvaffak olduk. Daha o zaman bu memlekette şeker dâvasını halletmek kararını vermiştik.1950 den bir sene evvel, 1949 da, bunun tam aksi istikamette yürünmüş, bütçe yapılırken varidat bulmak ve bir muvazeneye 'gidebilmek endişe­leri içimde şekerden alman istihlâk vergisinin yükseltilmesi yoluna gidil­mişti. O zamanki meclis zabıtlarında ve encümen müzakerelerinde bunun tafsilâtını bulursunuz. İsti! lâkin artmakta olduğu müşahede ediliyordu. İthalât yapmağa ihtiyaç olacağı .görülüyordu. Tediye müşkülâtı olabilir­di. O ıhalde ne yapmalı idi? Yapılmış 'olan 4 şeker fabrikasının sonuncu­sunun işlemeğe açılmasından 14 sene sonra dahi, yeni bir şeker fabrikası kuralım böylece iktisadi  inkişafımıza da hizmet  edelim, denmiyordu.

Halkı en nıübrem bir gıdasından kesmek, istihlâki aşağıda tutmak için fiyatı yükseltmek yoluna gidiliyordu. Biz ise 1950 de vazife başına gel­dikten sonra bilâkis şeker istihlâkini kamçılamak lüzumunu duyduk. Çünkü bu, Türk milletinin [hayatî davası idi. Aynı zamanda ziraî, İçti­maî ve iktisadî bir dâva idi. Fakat derhal karar vermiş olmamıza rağmen bugün 11 tanesi de işlemekte olan yeni şeker fabrikalarım kurabilmemiz, şeker programımızı tahakkuk ettirebilmemiz hiç de kolay olmamıştır. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki 1950 de kararımızdan sonra ilk fabrika­nın. Adapazarmda temelini atmayı ancak, 1953 senesinin eylülünde başa-rabildik. Niçin bu kadar zaman 'geciktiniz diye sorabilirsiniz. Ben de oe-vap olarak size diyeceğim ki iktisadî mücadelenin asıl sırrı işte burada­dır, güçlükler   daima  işin başlangıcındadır.

Bir kere yolu yapılınca yürümek herkes için kolay 'olur, 1950 de iktisadî sahayı kaplayan zihniyet balta .görmemiş, içinden en ufak bir yol dahi açılmamış bir orman manzarası arzetmekte, ilerlemeği adeta tamamiyle men eden bir engel teşkil eylemekte idi. Daha Adapazanndalci birinci şe­ker fabrikasını kurarken, alâkalı daireler, ıhattâ bizzat hükümetteki bazı şahıslar «aman yapmayalım» diye kargımıza çıkmışlardı. Uzun mücade­lelerde bulunmak meöburiy etinde kaidık. Fakat 1950 deki karardan 3 se­ne sonra, 1953 le ilk şeker fabrikasının temelini atınca, onu takip eden 3 sene içinde işte 11 şeker fabrikasını işletmeğe açmış bulunuyoruz. Çimento sanayii hakkındaki kararımızın tatbikinde de aynı engellerle karşı karşıya kalmıştık. İstihlâkimiz 400 bin ton istihsalimiz 380 bin ton­du Senede 20 bin ton kadar çimento ithal suretiyle aradaki fark idare ediliyordu   Fakat   iktisadî     kalkınmasını  tahafekuk   ettirmeğe  azmetmiş bir memleket, bu memleketi baştan inşa azmi ile iş başına gelen bir ik­tidar bununla iktifa edemezdi. Yalnız bizim zihinlerimizde meknuz olan bu hakikat henüz memlekete tamamiyle sirayet etmemişti. Aynı kısır görüşler bu sahada  ilerlememiz  için  birer engeldi

Sivas ıçimento fabrikasının, memlekete gelmiş, olan makinelerle 90 ıbin tonluk tevsi işi, o zamanlar karşılaştığımız engeller hakkında bir fikir vermek için cidden beliğ bir misal teşkil eder. O zaman- bütün idareciler, zinhar bu tevsii yapmıyahm, 'çünkü Sivasm tevsii halinde elde edilecek çimento istihlâk edilemez diyorlardı, biz, vaziyeti ehemmiyetli bulduk. Muhterem Reisicumhurumuz fevkalâde hassasiyetle harekete geçti. Re­fakatlerinde Sivas'a ıgittik. Fabrikanın müdüriyet salonunda uzun müna­kaşalar yapıldı. Bize bu tevsiin ticari ve iktisadî icatlarla kaibili telif ol­madığı hususunda kitaptan, akjldan, akılsızlıktan ne kadar delil varsa hepsini getirdiler Önümüze döktüler. Bunları dinledikten sonra Reisicum­hurumuzun emri ile aşağı İndik. Kazmayı elime aldım. Ve tevsi işine bu­radan başliyacaksınız emrini verdim.

Çimentoda bu ilk müsbet adım olmuş, bunu süratle diğerleri takibetmistir.

Bugün, çimento istihsalimiz 1,5 milyon tonu geçmektedir. Gelecek 2 se­ne içinde 2 milyon tonu aşacağız. Halbuki iktidarımızın ilk senelerinde alâkalı daireler Ibize, 700 bin tonu geçecek olan bir istihsal istihlâki aşan zararlı bir istihsal fazlalığı d'oğurur,  diye raporlar vermişlerdi.

Bu müşkülleri yenmek, bu mukavemetleri kırmak, bu kısır zihniyeti yok etmek için neler çektik. Ancak ondan sonradır ki 18 'çimento fabrikası­nın inşası plânlarını tahakkuk yoluna koyduk.»

Başvekil Adnan Menderes bu izahatı verdikten ve memleketin limanları ile, yollan ile, köprüleri ile, fabrikaları ile ve meskenleri ile yeni baştan inşası ihtiyaçlarını belirttikten sonra şu suali sormuştur:

«Gerek şekerde ve çimentoda, gerekse demİTde, elektrikte ve bütün diğer istihsal sahalarında bugünün ihtiyaçlarını ve istihlâk seviyesini gözönünde bulundurmamış olsaydık, eğer bütün bu işleri yeni Ibir memleket görü­şü ve hizmet emeîiyle ele almış ıbulunsaydık acaba bulgun Türkiye ne va ziyette olurdu?

Milletçe ve memleketçe sonsuz sıkıntılar içinde kıvranirdık. 1950'den bu yana milletimiz hiç bir mahrumiyetle karşılaşmadı. Bilakis hayatî sevi­yesi 1952'dekinin üstüne çıktı. Bir taraftan da vatanın imarı için tedbir­ler alındı.

Yalnız şekerde değil bütün diğer sahalarda da evvelce tahayyül dahi edil­meyen işler tahaıhkkuk ettirildi. iste, bizim iktisadî programımzım bütün memleket sathım   kaplayan hüviyeti ile   manası budur.

Bugün artik 1950 den bu yana saıfedilen gayretlerin peyderpey nemasını almak zamanma gelmiş bulunuyoruz. Bilhassa bu sene ve Önümüzdeki sene, bundan evvelki gayretlerin malhsulünü almak, ıharmanını kaldırmak seneleri olacaktır. Şimdi iki günde 4 şeker fabrikasını açıyoruz. Yine bu iki ay içinde bütün memleket sathında akıllara sığmayacak değer ve adette, bugün ve yarınımızın refah ve saadetinin askerî ve siyasî emniyetimizin temelleri­ni teşkil edecek eserler açmak müyesser olacaktır.

Başvekil bundan sonra hükümetin politikasına tevcih edilmekte olan hü­cumları mevzuu etmiş ve şöyle demiştir:

.Bu hücumlar, biraz evvel birkaç misal verdiğim başka bir zihniyetin mahsulüdür. Halbuki bu memlekette. 1950'de milletin kendi kaderine, kendi elini koyduğu zamandanberi başka 'bir zihniyet vardır. Bu zihniyet imkânsızları ortadan silip kaldırmış, memleketin kargısında hudutsuz im kânların ufkunu açmıştır.Çok acele ediliyor, dendi. Temelleri atılan eserlere seçim fabrikası ismi konmak istendi. Döviz yoktur, başka imkânlar yoktur, 'bütün bu (başla­nanlar toprak yığını halinde kalacak, diye söylendi. Bana 'gösteriniz, ibag-ladığımız işlerden hangisi taş yığını (halindedir? Hattâ hangisinin' inşa­sında düne nazaran bir ağırlaşma mevcuttur Hükümetin ikt:sadî politikası iflâs etti, dedikleri anda dimdik ayaktayız. Milletle beraıber, düne nazaran daha da büyük bir sür'atle yeni ufuklara doğru ilerlemekteyiz. Memleketimizi en büyük istikballer 'beklemektedir, hepimiz müreffeh olacağız. Cenabıhak, hudutlarımız içinde kendi müda­faa silâhlarımızı kendi imkânlarımızla elimizde bulundurmak imkânını bize müyesser edecektir.»

Başvekil Adnan Menderes sürekli alkışlar ve hareretli sevgi tezahürleri içinde konuşmasını şöyle bitirmiştir: «Bütün iktisadî hamlelerimizde hükümet bizi daima teşvik etmiş olan muhterem Heisi Cumhurumuza yalnız şükranlarımı değil, iktisadî prog­ramımızın tahakkuku için sarf ettiği sonsuz ve kıymetli gayretlerden do­layı burada bütün memleket huzurunda minnetlerimizi arzetmeği kendim için şeröfli büyük bir vazife bilirim.

Bugün burada aramızda eski işletmeler vekili olan Sıtkı Yırcah arka­daşımız da vardır. Hizmetleri büyükdür. Bir Çok fabrikanın temel atma­sında temel taşı vazifesini ıgörmüştür. Şimdiki işletmeler vekili Samed Ağaoğlu arkadaşımıza da teşekkürler ederim.

Programlarımızın tahakkuku yolunda hepimiz ıberaber çalışmaktayız, çalışacağız, emniyet ve itimadımız vardır. Büyük dâvamızı eksiksiz ve teeıhhürsüz devam ve tahakkuk ettireceğiz.

11 şeker fabrikasının ortaya çıkarılması gibi sadece bir hayal telâkki e-dilebilecek muazzam bir işin başarılmasında cansiperane çalışan şeker şirketi umum müdürü Baha TekancTın ismini de huzurunuzda memnun­lukla yâdetmek isterim.

Türk yumunun mâmur olmasında emeği geçen bütün vatandaşlarımıza da enderin şükranlarımı ifade etmek isterim.

Erzurum şeker fabrikası Almanlar tarafından yapılmıştır. Bize çok ko­laylıklar göstermişler, cansiperane çalışmışlardır. Bu fabrikaya bu .ba­kımdan Türk - Alman dostluğunun bir eseridir diyebiliriz. Türk – Alman dostluğu esaslı temellere dayanmaktadır. Bu güzel eserin açılması müna sebetile bu dostluğu yadetmekten ileri ibir zevk duymaktayım.

Kahraman Erzurum'da böyle mutlu bir günde böyle güzel bir vesile ile bir konuşma yapabilmek bahtiyarlığına nail olduğumdan dolayı fevkalâ­de bahtiyarım. Hepinizin bütün işlerinizde muvaffak olmanız temennisi ile huzurunuzdan ayrılıyorum.»

Başvekilin Toplantısı

2/9/1956 tarihli (Yenİsabah) tam:

İstanbul, gecen Pazar, üçüncü defa fethedildi. 29 Mayıs 1453, 6 Ekim 1922 tarihlerinin yanı sıra İstanbullular ve bütün. Türkiye, 23 Eylül 1956 gününü, bundan sonra daima şükran ve min­netle anacaktır. Çünki bu tarih, yur­dumuzun göz bebeği ve dünyanın can net köşesi İstanbul bir ortaçağ kasa­bası olmaktan kurtularak, tarihîne ve güzelliğine lâyık bir ümrana kavuşa­cağını Başvekilimizin müjdelediği gün dür. Bu toplantı, yalnız bundan da ibaret kalmamıştır. Hepimizin gönlüne hu­zur ve ümit veren yepyeni bir çığır da açmıştır. Bu çığır sâdece taşın top­rağın imarı değil, münevver olsun, halktan olsun, bütün îstanbul ahalisi­nin bu plânlı ve programlı imâr ham­lesi karşısında bir tek adam gibi se­vinç duyması, hükümetin etrafında yekpare bir millî birlik kurmasıdır. İtiraf etmeli ki, şu veya bu sebepler­le, ekseriya küçücük yanlış anlama­lar ve lüzumsuz dargınlıklar yüzün­den bu birlik tarafsızlar ve partisizler ekseriyetinin dilediği gibi kurulama­mıştı. Başvekilimz, Pazar günü, bir millî bayram havası içinde en köklü şüphe ve tereddütleri bir hamlede silerek, icraatı etrafında .kafaların ve gönüllerin ittifak;m kazanmış bulunu yor.

İstanbula verilecek manzaranın açık­lanan tafsilâtından anlıyoruz ki, mem­leket sathında gözümüzden u?,ak ka­lan köşelerde yıllardanberi girişilen kalkınma hamlesi de, hiç de bâzıları­nın iddia etmek istediği gibi. rastgele ve gelişi gün el değildir. Her hamle, diğerlerini destekleyip bizi refah ve saadete kavuşturacak bir küllün cüz'-üdür ve devletin propaganda servis­leri tarafından gereği gibi vuzuhla du yurulmamış olmasından başka bir nok sanı bulunmayan, insicamlı ve dev çapında bir plân ve programın eseridir, îstanbulun ele alman ve ne suretle yü rütüleceği açıkça izah edilen iman, bu hususta en güç beğenir, en şüpheci kafalardan artık her tütlü tereddüdü silmiş olsa ger ektir.

Bu toplantının açtığı çığırın diğer bîr mânası da, İstanbulda halkın, ve mü­nevverlerin yıllardanberi hasretini duyduğu şu düsturun artık annelerimiz arasına karışmasıdır: Evvelâ dev çapında icraat, sonra her muvaffaki­yetin tapusunu kendine maletmek istemeyen asü bir tevazu.. İstanbulu asırlık letarjisinden uyandıran kazma seslerini duymağa başlıyah gerçi çok olmadı, fakat caddeler ve meydanlar birer birer açıldıkça, bu hummalı fa­aliyetin nutuksuz ve gösterişsiz, âdeta ipek böceğinin kozasını örmesi gibi sessiz cereyan etmesi, İstanbulluları ne yalan söyliyeyim evvelâ yadır­gattı, fakat sonra pâyânsiz bir sevin­ce garketti. îstanbul halkı gördü ve anladı ki, bir terkos musluğuyla. Ar­navut kaldırımı döşenmiş 50 metrelik bir sokağın kordelâ ve nutukla açıl­dığı fakir devir kapanmış ve dünya örneğinde muazzam bir himmetin, ses­siz ve sedasız başladığı şahane bir de­vir açılmıştır. Bu güzel an'anenin ih­tişamı karşısında hu şehrin, bu mem­leketin, hattâ İstanbulun tarih ve ta­biat sihrine kendini kaptırmış olan dünyanın vecde gelmemesine, yapılanı ve yapılacak olanı kesesi İle, omuzu ile ve kalbi île desteklememesine im­kân var smdır?

Ben, kendi hesabıma bu şehrin üçün­cü fethini kutluyorum.

Atatürk ve Mehmet Akil

Yazan: Y. K. Kara osman oğlu

5/9/1956 tarihli (Tercüman) dan:

Genç aydınlarımızdan biri bana yazı­yor:

«1950 den sonra ve Malatya hâdisesin­den evvel, bir Üniversiteli grupu'nun Atatürk ve inkılâpları hakkındaki reyleri ve kanaatleri şöyleydi: Oda­mızda, Mehmet Akif'in büyük ebatta bir resmi duvara yapıştırılmıştı. Buna içerleyen Atatürkçü üç arkadaş, Ata­türk'ün fotoğrafım Mehmet Akif'in resminden daha yüksek bir yere as­tılar.Kavga gıktı.Üç arkadaş altı .mürteci» talebenin müdahalesi üzeri­ne Atatürk'ü duvara iliştiremediler.»

Muhabirimin, bana anlattığı bu vaka­nın bir çok benzerlerini, altı yıldanbe-ri, kâh işitmece, kâh görmece şahit o-lup durmaktayız. Gerçi alışmamız, ka-niksamaımız îâzımgelirdi ama, neden­dir bilmiyorum, yukarıki satırları o-kurken, sanki bu, ilk duyduğum ve­ya ilk gözüme çarpan irtica hâdisesiy miş; sanki, bir vakitler, Atatürk'ün heykelleri yer yer, seri halinde, teca­vüzlere uğramamış; sanki, İnkılâp prensiplerinin çoğu ayaklar altına alın mamış veya soysuzlaştırılmamış gibi tüylerimin diken diken olduğunu his­settim.

Bunun sebebi şu olsa gerek: Şimdiye kadar görüp işittiğimiz inkılâp düş­manlığı ve gerilik vakalarının kahra­manları ya bir takım câhil köy ve ka­saba imamları, ya şu veya bu tarikat mensuplarıydı ve biz, bu gibi eski de­vir kalıntılarından, zaten, başka 'bir şey bekleyemezdik; kimine yobaz, ki­mine Ticâni veya Rufai der geçerdik. Lâkin, şimdi, burada bahsi" geçenler, bu milletin ileri hamlelerinde bütün ümidimizi bağladığımız yüksek tahsil­li gençlerdir. Atatürk, vatanı. Cumhu­riyeti bunlara emanet etmişti. »Bugün vasıl olduğumuz netice, demişti, asır­lar d anberi çekilen millî musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanı sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum.»

Halbuki, heyhat, bu sözün üstünden daha otuz yıl geçmeden, Türk gençli­ği içinden bu yüksek itimadı unutan­lar çıkıyordu ve işin en fecialı tarafı ŞU ki, unutmayanların sayısı, yalnız bir yerde, bunların onda birini teşkil edebiliyordu, zira, genç muhabirim (Yüksek Tahsil Taîebe Yurdu) nida on kişiydik dedikten sonra aralarında yakın üçünün Atatürk'çü ve yedisi­nin Mehmet Akif'çi olduğunu açıkça belirtmektedir.

Mehmet Akif, sağ olsaydı, buna ken­disi de şaşardı. Zira, her şeye rağmen, Türk varlığını kurtaranın (istiklâl Marşı) güftesi olmayıp Türk ordusu ile ona Başkumandanlık eden adamın kudret ve iradesi olduğunu itiraf ede cek kadar insaf ve şuur sahibiydi ve günün birinde, resmini Atatürk'ün fo toğrafı üstünde yer aldıran kahraman lığının, nihayet, şapkaı giymemek için, kendi yurdunu bırakıp giderek, bir yabancı memlekete sığınmaktan ibaret kaldığını da pek âlâ bilirdi.

Bugün, yirmibeş yaşlan ile otuz yaş­ları arasında bulunduklarını tahmin ettiğimiz o yüksek tahsil gençleri, sa­nırız M, Üniversitede, yakın tarihimi­zin bu faslını öğrenmemişlerdir; hat­tâ  yine tahminen  eski harfleri bil­mediklerine göre, (Safahat) sairinin şiirlerim de okumamış olmaları lâzım gelmektedir. Eğer öğr edebilselerdi, eğer okusalardı daha doğrusu, ken­dilerine İnkılâp tarihimizde bu şiirler hakkında bir bilgi verilseydi acaba aynı harekette bulunurlar mıydı? Hiç ummuyoruz. Şu halde, kabahat ki­min?

Zaferlerin Sırrı

Yazan: Y. K. Karaosmanoğlu 11/9/1956 tarihi (Tercüman) dan:

Tarihi yıldönümlerimizin, 30 Ağustos'tan 9 Eylüle kadar, bir altın zincirin halkaları halinde birbirine takılarak sıralandığı şu günlerde, acayip bir te­cessüse kapılıyorum; kendi kendime: nAcaba, diyorum, bizden sonrakilere böyle zaferler nasip olacak mı? Otuz ile kırk yaşı arasında bulunanlar aca­ba bütün bu şenliklerde ne hisseder­ler? Otuz dört yıl evvelki gençlerin, yani babalarının, ağabeylerinin heye­canını ne suretle paylaşırlar? Onlar ki, 30 Ağustos'ta daha doğmamışlar­dı yahut da henüz beş altı yaşlarında çocuklardı. Muhayyeleleri ne kadar kuvvetli, imanları ne kadar büyük olursa olsun, bu zaferlerin mâna ve mahiyetini derinden derine anlamak,bu zaferlerin azametini enine boyuna ölçmek İçin hangi mânevi kıymetler tartısına başvururlar?Düşüncelerimin bu noktasına gelince içerime şüpheyle karışık bir hüzün çöküyor. Zira bana öyle geliyor ki, 30 Ağustos 1922 destanının kahramanla­rına yol açan feragat ve fedakârlık, azim ve irade gibi manevî kıymetler, şimdi bizden ya tarihe karışmış hatı­ralar kadar uzaklaşmış veya şu- yazı­nın çıktığı sayfanın başındaki:

Felek bst türlü esbafcı cefasın toplasın gelsin Dönersem  katibeyim     millet yolunda bir azimetten

mısralarında okuduğumuz sözleri an­dırır şairane lâflar gibi hâyideleşmîştir. Halbuki, Namık Kemal'den Mus­tafa Kemal'e kadar, bütün bir uzun ve karanlık baskı devri boyunca ge­lip geçen aydın gençlerin kalbi yalnız feragat ve fedakârlık duygulariyle çarpmış, azim ve iradeleri yalnız (mil­let yolunda bir azimet) ihtirasının a-teginde doğulmuş. Niceleri, hayata ilk: adımlarını atarken bu sözleri ken­dilerine birer hareket düsturu olarak almışlardı. Sürgünler, zindanlar, iş­kenceler, açlık ve sefalet onları, bir çok kurbanlar vererek, bu hareket düs turuna göre, daima amaçlarına doğru yürümekten alıkoyanıamiştı. Nitekim, Mustafa Kemal, bu amaçların en yük­seği Kocatepe'ye bir idam mahkûmu olarak varmıştı. Millî Mücadele arka­daşlarının çoğu da kendisi gibi birer idam mahkûmu idi.

Bu güzel günlerde, bu acı hakikatleri neden hatırlıyorum? Bahusus ki, yazı­ma başlarken maksadım Zafer bayra­mımızın heyecanını, o devirlere yetiş­memiş gençlerimizle aynı derecede na sı] paylaşmamız lâzım geldiğini ara­maktı. Zira, şimdiye kadar yazıp söy­lediklerimizin, onlara, tarihimizin bu en büyük hâdisesine dair kâfi bir fi­kir verememiş olmasından korkuyo­rum ve bizim neslin bu yegâne bah­tiyarlığını kendimizle beraber mezara görürmemek için gençlere, sathî bir edebiyatın, (mucize) adım taktığı 30 Ağustos ve 9 Eylül zaferlerinin sarım tevdi etmek istiyorum. Tâ ki, onlar da büyükleri gibi her zaferin aıioak fe­ragat ve fedakârlıkla kazanıldığım bilsinler ve kendilerine kendi azim­lerinden daha üstün bir yardımcı, bek lemesinler.

Tanrı bu milleti ikinci bir İstiklâl Sa­vaşma atılmak zorunda bırakmasın. Fakat, zafer yalnız harp meydanların, da kazanılmaz. Türk cemiyeti, şimdi, bir medeniyet dâvası karşısında, bir sosyal kurtuluş mücadelesi içindedir: bu dâva ve bu mücadele en az İstik­lâl Savaşımız kadar çetindir ve bu­nun Kocatepe'sini, Dumlu pınar, yapacak olanlar bugünün aydın genç leridir.

Amerikaya Türk yardımı

Yazan: Va - Nû

15/9/956 tarihli (Cumhuriyet) den:

Yanlış bir serlevha atmadım. İşler tersine döndü, Amerikaya yardımı biz yapıyoruz: İleri gitmiş bir memle­ketten geri kalmış bir memlekete gön derilmesi icab ed«n (mütehassıs in­san)!, biz Türkiyeden Amerikaya sev kediyoruz... Bu, traktör, kamyon, va­gon, uçak sevkiyatına da benzemez. O maddî nesnelerin fabrikasyonu kı­sa vadelidir. Fakat münevver meslek' sahibi insan ortalama otuz senede ye­tişiyor. İşte biz himmete muhtaç Türk milleti, Amerikayı o cihetten besleme ğe başlamışız! Ne günlere kaldık.

Gazetemizde okumuşunuzdur:

New Yorkta 500 e yakın Türk dok­toru muhtelif hastanelerde ve hususî muayenehanelerde çalışmalttaymış. Bunlardan bir kısmı Amerikalı ka­dınlarla evlenip Amerikan vatandaşı olmuşlar. Diğerleri ise şimdilik Türkiyeye dönmiyeceklerini fade buyurmaktaymışlar.

O beş yüz Türk hekimt vaLmmuziî. ne derece muhtaç bulunduğu tasav­vur edilsin. Fakat İş bu kadarla da kalmamaktadır. Başka ecnebi şehirler de, başka mesleklere mensup Türk münevverlerinin konfor peşinde Türk lükten, Türk menfaatlerinden ayrıl­dıkları acı hakikattir. Bunlar, kendi manevî servetlerini «şahsî bir mülki­yet» sayıyorlar. Âlemi de buna inan­dırmak sevdasındadırlar. Halbuki bu vatanın nice fedakârlıklarla kurduğu müesseselerde tahsilini tamamlayana, tahsil ücreti sureta ailesi tarafından verilse bile hakikatte bu fakir mil­let dişinden, tırnağından, arttırarak yetişmek imkânları sağlamıştır.

Maarif bütçemizi ve maarif tahsisatı­na ayırdığımız gayri menkullerin muh temel gelirini münevverlerin adedine taksim ediniz. İşte milletin şahıs ba­şına harcadığı para o miktardadır.

Kayıtsız şartsız bütün okumuşlar, bu memlekete borçludurlar. Memleket on lardan meded ummaktadır. Hal böy­leyken, millete mahsus olan manevî sermayesini kafasının içinde hudud dışına aşırmak, bir mutemedin kasa muhteviyatile sırra kadem basmasın­dan beterdir.

Bu suçun ismini böylece koymalıyız.

Bize yardım fikrinde olan Amerikalı­ların da dikkatini çekeriz:

Amerika, kendi sınırları içine girip yerleşmeyi serbest kılma mıştır. Tür­lü kayıtlar, şartlar koşuyor. İnkişafı geri kalmış memleketlerden göçen o firarileri kaıbul etmemeyi şartları ara sına katmalıdır, Amerika, bu yersiz Türk yardımını benimseyip hazm et­memelidir.. Bu, adaletin bir tezahürü olur. Yüksek vicdandan, iyi niyetten bu beklenir. Böyle bir ihmalin tahak­kuku neticesinde vatan hizmeti kaç­kınlarının durumu normalleşme ektir. Zira borçlarını ödemeğe dönecekler­dir.

Münevverlerin başka diyarlara savuş­ması bahsi açıldıkça karşımıza hep kazanç ve konfor mukayeseleri çıka­rılıyor.

Arnavuda sormuşlar: Cehenneme gi­der misin? Maaş kaç demiş!» nevinden... Türk münevverleri, Türk vata-nındaki mahrumiyet şartlarını cehen­nem farzedemezler. Münevverler İçin burada şartlar fena ise, a efendim, o şartları münevverler olmazsa kim dü­zeltecek? Cahil cühelayı kime emanet edip nereye?

Kaptığı ciğeri rahat rahat yemek için uzaklara sıvışan hırsız kediler gibi... Büyük okullarımız arasında, hattâ en başta Tıbbiye, evvelki nesilde kendi sahasında bağanlar gösterdikten maa­da memleket davalarını hal için ne kurbanlar vermiştir. Bu şerefli mes­lek, dünyanın başka taraflarında da en medenî merkezlerden, bedeviler, vahşiler, yamyamlar arasına misyo­nerler yolluyyor. Bizdeki durumun ter sine akan bir manzara arzetmesi affolunamaz. Hiç bir mazeret kabul edil­mez. Çocuklarımıza idealistçe fikirler aşılayamadık» denilmesi de mazeret değildir.

Zira o seviyeye ulaşmış münevverler, idealizmi başkalarından mı alacaklar? İdealizmde de onların hocalık etme­leri gerekir.

Onları bütün millet protesto etmek tedir ve edecektir. Kara listeleri ha­fızalara, hâtıralara yazılacaktır.

Prensiplerin mezarı başında 20/9/1956 tarihli  (Medeniyet) den:

Hürriyet Partisi «işbirliği» için, diğer muhalefet partilerine verdiği muhtı­rayı dikkatle okuduk, İddialar hiç de­ğişmemiştir:  Demokrasiyi koru­mak için elbirliği yapalım...»

Bizce daha acık tâbirle dikkat ve in­saf erbabınca bu hükümde bir -gaye» değişikliği yapmak gerekir:  İkti­dara gelmek için işbirliği yapalım!" . Çünkü aylar değil, senelerdir muha­lefet arasında «işbirliği» nin temel me selesi, halkın. itimadına sunulacak ..aday listesi» nin hangi -muhalefet partisine yüzde kaç mebus sandaîyası ayrılacağı meselesi idi.. En açık ko­nuşan Hürriyet Partisi oldu. Otuz Ey lûl'e kadar diğer muhalefet partileri­nin cevap vermesi istenilen muhtıra­da, seçimlerde »kayıtstz şartsız müsa­vat»  isteniliyor!

Prensiplerden bahseden yok..

Oysa ki, C. M. P. nin bu vatanda is­tedikleri ile, C. H. P. nin istedikleri ve Hürriyet Partisinin istedikleri ara

sında en geniş müsamaha telif edemiyeceği ayrılıklar vardır. Bunlar, ay­rı ayrı prensipler peşinde koştukla­rını programları ile ilân etmiş üç ayrı partidir: Maddî manevî kıstaslarda birbirlerinden tamamen ayrıdırlar. Bu ayrılık içinde birliğin gizli maksadı ne dir? Türkiye umumî efkârı bunu an-lamıyacak kadar saf ve hafızasız mı­dır?

Bu «işbirliği» nin iç yüzü şudur: îktidar kuvvetlidir.. Bu kuvveti, icra­atından ve millî insaf ve şuurdan alı­yor. Eserler ortadadır. Bu eserler, asır Iardır Türk topraklarının rüyaları idi. Hepsi, göz açıp kapıyacak kadar kısa zaman, içinde hakikat oluyor. Cağa erişmenin en çetin safhaları aşılmış­ken, Türkiye halkı, millî emaneti pa­sif ve reybî telâkkilerin bâziçesi ya­kacak kadar vatansız mıdır? Asla!.. İşte bu realitedir ki, son ümit olarak, prensipleri, şahsiyetleri, düşünceleri, taban tabana zıd olanları, bir sakaf altma toplamak iztirarında bırakıyor. Bu birliğe, ikinci dünya harbinin ha­fızalarda en kötü tesirler bırakmış olan tâbirini kullanarak »İŞBİRLİĞİ» diyorlar!

İleri sürülen beyannamenin muhalefet partileri tarafından imzalanmış olmak, ihtimalini asla yadırgamayız: Prensip lerin mezarı bağında bir tören yaoıfa çaktır... Aslında aslı olmıyan fakat kemali cesaretle olduğu ilân e diten hayalî prensiplerin basında, hazin bir tören yapılacak ve «iktidar için mu­halefet 'i hareketinin piyoniyeteri, kin leri ve avrihklarını sahte bir tebes­sümle saklıvarak «san dalya paylaş­ma» çarelerinden birisine imza koya­caklardır.

Partilerin «koalisyon hareketinin vazıh ve belli sebepleri vardır. Bunlar dışında yanılacak anlaşmalar, pren­siplerin asla bahis mevzuu olmadığı­na, daha acık tâbirle yokluğuna delâ let eder.Secim sathımaili üzerinde bu tezahürler, Türk milleti için birer ibret levhasıdır..

Öyle ibret levhaları ki, Türkiye hal­kı, sandık başına karanlık hiç bir nokta kalmadan girecektir. Biz olup bitenlerden halkımızın ders alacağına samimiyetle inanıyoruz.

Cömertlik davası

Yazan: A. E. Yalman

20/9/1956 tarihli  (Vatan)  dan:

Yeni Pakistan Başvekili Hüseyin Şa-hid'in sarfettiği güzel sözler bilmem sizi düşündürdü mü? İki gündür be­nim hiç hatırımdan çıkmıyor. Bun­dan hangi dostuma bahsetmiş, s em şu cevabı aldım: «Hüseyin Şahid'in gö­rüş tarzı benim zihnimde yeni ufuklar açtı, çok uzak görünen ümitlerin ger­çekleşmesi mümkün olduğuna beni inandırdı.

Çok basit bir söz... Fakat ne kadar derinliği var. Belki gözünüzden kaç­mıştır, Pakistan Başvekilinin ne söyle­diğini tekrarlayım: «Siyasî sahada ek­seriyetlerin azlıklara nisbetle büyük bir üstünlükleri vardır. Cömertçe, e-fendice hareket edebilmek imkânına sahiptirler.

Bu asil düşüncenin ışığı altında ken­di siyasî hayatımızı gözden geçirelim: Demokrat Parti liderleri, beş yıl tu­tan mücadele devirlerinde cömertçe, vatanseverce hareket etmek azminin nice belirtilerini göstermişler, (muva­zaa) dîye bir yaylimateş altında ol­malarına rağmen, dar ihtirasların üs­tüne çıkmanın yollarını bulmuşlar, memleket menfaati ile alâkalı gaye­lere sadık kalmış!ardır. Bu cömertli­ğin mükâfatını görmediler mi? Elbette fazlasiyle gördüler. Bugün iktidarda bulunmalarını da eski tek partiye kar şı olan sert hücumlarına değil, cömert ve nenin hisler beslediklerine dair va tandaşlara telkin ettikleri emniyete borçludurlar.

Demokrat Parti iktidara geldikten sonra şiddetli ve haksız hücumlara uğradı, tahrikler karşısında kaldı. Bu na rağmen, epeyce müddet sabır ve tahammül gösterebildi. Ve vatanî ga­yelere ve cömert hislere sadık kalma­ğa çalıştı. Bunun da mükâfatım bol bol gördü.1954 seçimlerinde elde ettiği kahir ekseriyet, Demokrat Partinin Hüseyin Şahid'in ortaya koyduğu düşünceyi tatbike geçirmesi için en mükemmel ürsattı. Bunu yapsaydı, kendisine kar­şı kullanılabilecek her türlü haksız silâhları hükümsüz bir hale koyacak, muhalefet partilerini şu iki şıktan bî­rini- seçmeğe mecbur kılacaktı: Ya müsbet yollarda yürümek ve muraka­be vazifesini nazik dille ve insaflı u-sullerle yapmak veya sönüp gitmek... Ne yazık ki Demokrat Parti, en var­lıklı dakikasında cömert olmağı bi­lemedi, dar öç alma hislerine kendini kaptırdı. Kırşehir kanuniyle, seçim ka nunundaki tadilleriyle, siyasî partile­rin seçimlerde radyodan istifade ede­memesi hakkındaki hükümleriyle ni­hayet basma kargı olan tahditleriyle kendi önüne çok lüzumsuz yere engel üzerine engel yığdı, kendi mükemmel programım bir tarafa bıraktı, millî ga yelere doğru harekete getirebileceği nice kuvvetleri .muattal bir hale dü-şürdÜ, umumî hayatta ıbir küskünlük ve endişe havası esmesine meydan ver di.

Bu gidiş, liderlerdeki şahsî tahakküm emellerinin mi mahsulüdür? Ben bu­na inanmıyorum. Millî mukadderatı­mıza ait mes'uliyetin en büyük kısmı­nı ellerinde tutan Celâl Bayar ve Ad­nan Menderesin düşünce ve hareket tarzını on sene müddetle çok yakın­dan takip ettim. Nice çetin durumda memleket hesabına şahsî hislerinden ve menfaatlerinden azamî derecede f-dakârlıklarda bulunduklarını, cömert duyguların hazzına vardıklarını, ha­tadan dönmeği bildiklerini gördüm. Güzellikle, sabırlı ikna yolîariyle va­ziyeti düzeltmek imkânlarını ben ka­palı sayamam. Küsmek, abus bir su­rat takınmak kolaydır, zahmetsizdir. Fakat böyle menfî usullerle Türkiye-de demokrasiyi işler bir hsle koymak, huzur ve emniyet yaratmak, mîllî iş­birliği ve istikrar yollarını açmak mümkün olduğunu iddia edersek, ken di kendimizi aldatmış oluruz. 

Diğer taraftan, yeni Pakistan Başve­kili Hüseyin Şahid'in ekseriyetler için bir üstünlük unsuru, bir fırsat, bir si­lâh diye gösterdiği cömertlik, bir ik­tidar için bir fedakârlık mahiyetini taşımaz. Bunun yaratacağı netice, asil ve necip hislerin hazzını liderlere du­yurmaktan ibaret değildir. Rahatsız­lık geçiren millî bünyemizin huzura, zindeliğe kavuşmasının, damarlarımız da yeniden tam hız ve verimle deve­rana başlamasının sırrını; muhalefet, tenkicileri cömert muamelelerle inti­baha getirmekte, memlekette yeniden refahhk ve emniyet havası yaratmak ta, hariçte antidemokratik diye kar­şılanan ve aleyhimize intibalar yara­tan manzaraları tasfiye etmekte ara­mak lâzun gelir.

Şu da aşikârdır kî bünyede rahatsız­lık hüküm sürmesinden ileri gelen sıkıntı payı, en ziyade iktidar mev­kiinin mes'uliyetini taşıyanların üze­rinde toplanır. Demokrat Parti ikti­darı, kend programını ele alır, cömert duygularla aynen tatbike girişir, mem lekette refahhk ve huzur yaratırsa; bunun sn geniş payından yine iktidar liderleri faydalanırlar.

Hüseyin Şahit'ten Allah razı olsun, cömertlik davasını sağhk vermekle bizim için yeni ufuklar açmıştır. Her iki memlekette bu devanın tatbikine elele girişirsek ve hayırlı tecrübeleri­mizden birbirimizi istifade ettirirsek iki kardeş millet arasında yeni ve derin bağlar kurulmasına ve kaderbir ligi duygumuzun kuvvetlenmesine hiz met etmiş oluruz.

Düşüneceğimiz bir mesele

21/9/1956  tarihlî  (Medeniyet) den:

İstanbul'da Ho.pl anan antialkolizm kongresinde ortaya konulan gerçekler den ibret alacak milletler arasında şüphesiz biz de varız: Sadece hafif dereceli içkilerin değil, içlerinde de­delerin (ümmülhabais: kötülüklerin anası) dedikleriağır dereceli alkolle­rin sür'atle arttığı diyarlar arasında biz de varız!

Tahran Tıb Fakültesi profesör ler in d en Dr. Şehrazi'nin İranda İkinci Dünya harbinden sonra sür'atli bir artış kay­deden alkollü içki istihlâkine karşı devletinin aldığı tedbirleri izah et­mesi, bizi düşündürmeğe değer: Kom­şumuz, içki satan yerler için titiz tahditler koymuştur. Mavi haç teşkilâ­tı genel sekreteri Dr. Hans Shaffner dünya bira istihlâkinin 1929 da şahıs başına 9,4 litre iken 1953 te 12.9 litre ye yükseldiğini kaydetmiştir. Görülü­yor ki yurdumuzdaki ferdî artış, dün ya vasatisinden daha da fazladır: Biz­deki artış, son on yjîda nüfus başına 7,8 litredir..

Bu arada biz, bilhassa köylerdeki ra­kı istihlâki üzerinde duracağız: Bu ar tısın nisbetini biliyor muyuz?

İçki sarfiyatının artışının bizim için bir kaç türlü tetkik konusu olması gerekir: Anadolumuz, bilhassa küçük kasabalar ve köyler, gece hayatından mahrumdur. Daha, bütün kazalarımız da bile sinema yok.. Tiyatro hayatı, sadece üç büyük şehirle, truplar ha­linde dolaşan ekiplerin mahdut faa­liyetlerine bağlı.. Meslek klüplerinden eser yo.fc.. Olanlar da, ve meselâ bu arada bazı şehir klüplerinde daha çok kâğıt oyunları esas meşgale.. Bu şart îar içinde alkollü içkiler istihlâkinin artmasının, bir çok sosyal hattâ ahlâ­kî sebepleri mevcuttur. Bunlara göz kapıyamayız.

Bir köv öğretmeni, köyde rakı satan bayilerin ikileştigini anlattı... Onun müşahedesinin münferit vak'a olması­nı 'temenni edelim. Diyor ki:

,. Alkol istimalinin cemiyet içinde hoş görülmeyen itiyatlardan olduğu mevzuunda yerleşmiş olan kanaatin sarsıldığına ve meselâ küçüklerin, bü yükleri yanında fütursuzca alkol kul­lanabildiklerine şahit oluyorum. Ölçü de muhafaza edilmiyor. Bilmiyorum, hâdisenin cemiyet için ele alınacak ta rafı yok mudur?»

Yok mudur olur mu?. Elbet de var­dır...

Antialkolizm kongresinde dinlediği­miz reel müşahedeler, bizi uzun uzun düşündurmiye sevketmektedir. îsveç-Ii otorite delege Goldberg, projeksi-yonlu konuşmasında, meselâ Trafik ka zalannda alkollü şoförlerin mes'uliyet derecesini anlatırken îtidalin iç­ki ile zamanla kaybolduğu» hakika­tini saraiıatle ortaya koymuştur. Gazete sütunları arasında sıkışan trafik kazalarının iç yüzünde bu korkunç itiyadın tesirini nasıl inkâr edebiliriz? Memleketimizde toplanmış olmasını, bu bahiste içinde bulunduğumuz şart ların tetkiki bakımından faydalı telâk ki ettiğimiz kongrenin kararlarının dikkatle ele alınmasını temenni ede­lim... Sosyal şartlarımız, hattâ ekono mik ve ailevî durumumuz, mevzua o-rauz silkmememizi icabsttiriyor. Daha çok, yeni yetişenleri ilgilendiren mev­zu üzerinde, maddî manevî selâbetini ellerine terkettiklerimiz acaba ne dü­şünüyorlar?

En doğru söz Yazan: H. C. Yalçın 22/9/1956 tarihlî (Ulus)tan:

Partiler ara sı münasebetler konusunda sayın Atay sağduyunun sesini yüksel­tiyor. Fikrine e, bugün memleketimiz­de iç siyaset sahasında sadece bir re­jim meselesi vardır. Bu rejim ıslaha­tı da ancak iktidar tarafından yapıla­bilir. Eu yapılmadıkça muhalefetten gelebilecek en küçük bir tâviz şimdi­ye kadarki olup bitenlerin kabulü mâ nasım ifade eder. Memleketimizde muhalefetler her demokraside pek ta­bii olan haklarım kullanmaktan baş ka bir şey yapmamışlardır. 1946 dan-beri geçirdiğimiz tecrübeler bizde de insan hakları ve hürriyetlerini tanı­yan :bir rejim kurulması ve kökleşme­si mümkün olduğunu ispat etmiştir. Bugünkü şartlar içinde bütün vazife­ler yalnız iktidarındır. Yapar yahut yapmaz. Bu iktidar ile millet ve ta­rih arasında bir meseledir. Partiler-arası mesele değildir.

İşin doğrusu da budur. Mesele tâviz kabul eden, parça parça ayrılmağa imkân veren bir mahiyet taşımıyor. Demokrasinin temel prensipleri mede­ni dünyada birbirinin aynıdır. Deği­şen sey bir şekle ait teferruattır, in­san hakları ve hürriyetleri ne olduğu malûmdur. Bunu tanımayan demok­rasi için hür ve teminatlı adalet bir temel taşıdır. Demokrasiler Anayasa teminatına ve kuvvetler muvazenesi­ne katî ihtiyaç gösterir. Demokratik memleketler arasında değişen şey şek­le ait hususlardır.

Bizde, gazetelerde gördüğümüz maka­lelerde, muhaliflerin nutuklarında ba­his konusu oları ihtiyaçlar ve mütalâ­alar hep şu noktalarla ilgilenmektedir. Bu dâva bir kere kabul edildikten son ra ikinci derecedeki şekilleri düşünme ğe ve müzakere etmeye imkân, var mı­dır? Meselâ nispî seçimden ve bunun muhtelif tarzlarından hangisini tercih etmek için bugün fikir teatisine kalk­mak baş yere oene çalmak ve teferru­at arasında boŞulm aktan, dâvayı bü­tün çapraşık bir hale getirmekten baş­ka bir mâna ifade etmez. Evvelâ, mev cut seçim sisteminin de Şişmesi lâzım geldiği kabul olunmalıdır ki ondan sonra bu meseleyi müzakereye sıra gelsin.

Adaletin bağımsızlığı dâvasında hâkim Iere İngiltere'de olduğu gibi, hiç azil edilmemek hakkı tanınacak mıdır? Jüri usulü kabul edilecek midir diye diye şimdiden çatışmaca ne Jüzum var ki henüz teminatlı hâkim prensibini bile kabul etmemiş bulunuyoruz.

Demokrasinin umumî ve müşterek esaslarını kabul meselesinde iktidar ile muhalefet arasmda temaslara, mü­zakerelere, münakaşalara ise hic lü­zum yoktur. İktidar muhalefete hayat hakkı taramıyor ki? İktifiar şefleri de rnoVrasi ne olduğunu bildiklerini nu-tuk'arıyla, pmeramlsnvla isnat etmiş lerdîr. Bilmedikleri bir nokta yoktur ki muhalefet onu iktidara anlatmak ve öğretmek mevkiinde bulunsun. Muslefet île temaslar neve yarıyacak ve hangi gayeye çevrilmiş bulunacak?

Mesele bir samîmivet ve sözde dur­mak meselesidir. Muhalefet işte bu ta-lente tereddütsüz birlessbilir ve mu-halpfpti birleştiren de iktidardır. Mu hslefet ile iktidar temas arıvacak mev kide deöndir. Çünkü ortada müzake­re ve münakaşa kabul eden bir konu voktur. Sirodive kadar yapılan tecrü­belerin oyuncak ve gösteriş seviyesini geçmemesi de bundandır.

Derdim teölavisi ,içîn

Yazan: Nihad Erim

23/9/1956 tarihli (Yenisabah) tan:

(Küskünler Demokrasisi) başlığı al­tında kaleme aldığımız yazı ve uzlaşma tavsiye eden öteki yazılarımız yan kılar uyandırdı. Geçen gün (Zafer')in bu konuda ileri sürdüğü mukabil mütâlealar üzerinde durmuştuk. Za­fer ile aynı günde (Ulus) gazetesinin başyazısı da bizim düşüncelerimizin tahliline tahsis edilmişti.

Sayın üstad H. Cahit Yalçın, Türkiye'­de rejim dâvasının iktidar ve muha­lefet liderlerinin buluşup görüşmele­ri ile halledilemeyeceğinin tecrübe ne­ticesinde meydana çıktığını kaydedi­yor. Buna sebep olarak da. derdin kö künün derinde bulunduğunu gösteri­yor. -İnsanlar arasında zihniyet, kana­at ve prensip itibarı ile ana noktalarda müşareket bulunmazsa bunlar arasm­da iş birliği teessüs edemez. Padişahlık zihniyeti ve idaresi le hürryetçiler zih niyeti arasında bir el birliği kurabi­lir mi idi? Hesap ilminde bile ayni cinsten olmayan rakamların cem'i ya­pılamadığı   anlatılır...   diyor.

Fikrimi iyi kaleme alamamış olaca­kım. Prensipler ve zihniyet taban ta­bana zıt olduğu zaman dahi, devlet idaresinin iktidar ve muhalefet kolla­rında vazife almış bulunanların ara­larında temas kesilmemelidir. Çünkü uzak ıkalış önce yanlış düşüncelere, yorumlara zemini boş bırakıyor. Son­ra, insanlar arasındaki görüş farkları zıddiyetler de temassızlıkîa değil, ter­sine sık sık karşı karşıya konuşmalar­la azaltılabilir. Bunlardan başka, ma­dem ki bir Millet Meclisi var, madem ki orada iktidar ve muhalefet mebus­ları yanyana oturuyorlar, ı küskünler gibi yalnız uzaktan uzaSa söz düellosu yapmakla kalmak hatâdır. Neden me­denî insanların usulleri tamam tatbik edilmesin? Daha doğrusu temassizTık-tan ne fayda beklenir? Şimdiye kadar ne netice elde edildi?

İkinci Cihan Harbi ertesinde Fransa'­da, milliyetçi ve kapitalist partiler ko­münistlerle bile işbirliği yaptılar. Sos­yalistlerle kapitalist partiler her za­man ve icap ettikçe her memlekette, koalisyon hükümetleri kuruyorlar.

Komünistlerle hürriyetçiler arasında ki zihniyet ve prensip ayrılığı, sosya­listlerle  kapitalistlerin  ekonomik ve

sosyal fikir farkları herhalde küçüm­senemez.

Demokrat Parti ile öteki partiler bir­birlerine şu işaret ettiklerimizden da­ha mı düşmandırlar? Eğer öyle ise, eyvah O zaman yazık olur; memleke­te ve millete acımak lâzimgelir.

Amma zannetmiyoruz. Politikacılar id iptidailiği, parti ve fikir ayrılığının nasıl yürütüleceğini iyi bılmeyişleri, eskiden birikmiş, yeniden edinilmiş kinler, kırgınlıklar bu işlerde maalesef önemli rol oynuyor.

Hem şimdilik koalisyon da tavsiye edilmiyor. Görüşülsün, konuşulsun; ZLt düşünceler yumruk sıkılmadan, teh­dit savrulmadan, polissiz ve eopsuz, güler yüzle münakaşa edilsin. Hiç bir netice alınmasa, taraflar uzlaşmaya yanaşmasalar, bile, politika alanında medenî insanlara yakışan usullerle ya şamak talimi yapılmış olur.

Bundan, kimseye zarar gelmez; belki fayda elde edilir.

İç barışın nimetleri

Yazan: A. E. Yalman

25/9/1956 tarihli (Vatan) dan:

Evvelki günkü basın konferansında Başvekil Adnan Menderesi dinlerken bana Öyle geldi ki memleketin birli­ğini, istikrarım, selâmetini, saadetini tehdit eden kötü bir efsun artık bo­zulmuştur. Memleket sevgisinin güne­şi politika ihtira si ar mm kara bulutla­rını yarmış, içlerimizi yeniden ve hep birden ısıtmağa başlamıştır. Kızıl ve sinsi ellerin hazırladığı nifak kundak­larını hükümsüz bırakmağa çalışma­nın yolu ve imkânı tekrar açılmıştır. Bana diyeceksiniz ki: «Bu nikbinlik fazla değil mi? Bundan evvel de ni­ce defalar Adnan Menderes akü ve hikmetin tatlı ve yumuşak diliyle ko­nuştu, gönüllere ferahlık verdi. Fakat sonra öfkesine mağlûp oldu, beş yıl müddet uğrunda bizzat mücadele et­tiği demokrasi esaslarına ve lideri bu­lunduğu partinin programına karşı geldi. Başta bizzat kendisi olmak ü-zere hepimiz bir kardeş kavgasının acılarını  ve üzüntülerini çektik, istikbalin ufuklarını karanlık görmenin ıstırabı İçinde kıvrandık.Size cevabım şudur: «Dedikleriniz çok doğrudur. Fakat bu işlerde kabahat bir taraflı değildir. Hepimizin kusur­larımız yüzünden memleket buhranlı günler geçirmiştir. Pusudaki düşman­lar bunları istismar etmişler, biai bir­birimize katmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Zaten mücadele ve mih­netle bedeli ödenmeyen bir demokra­si hiç bir devirde, hiç bir millete nasip olmamıştır.Mücadeleler içinde yuvarlana yuvarlana bugüne doğru gelirken, son za­manlarda korkunç uçurumların tâ dibini gördük. Memleketi tehdit eden tehlikeler karşısında hep birden titre­dik. Demokrasi tecrübemizde iflâsı kabul etmeğe razı olmanın, dış itibar, iç huzur ve ahenkle terakki bakımın­dan memlekete nere mal olacağını çok yakından gördük. İşte bu kâbus bizi esaslı bir intiba'ha, doğru şev­ketti. Akıl ve hikmeti rehber yap­mak imkânına bizi her zamandan zi­yade yaklaştırdı.»

Evvelki günkü bas m konferansında tatlı bir barış havası vardı. Bütün yüzler gülüyordu. Maksadın, mutad tarzda bir basın konferansı yapmak değil, umumî hayatımızda yeni ve ol­gun bir münasebet tarzının ilk adı­mını atmak olduğunu, davetlilerin se­çiliş tarzı belli ediyordu. Başvekil, ÜÇ saat süren konuşması esnasında gün­lük politikaya, ayırıcı mevzulara da­ir en küçük bir imada bile bulunma­dı. Yurdun süratle kalkınması için içi titriyen bir memleketçi hüviyeti­ni konuşmaların başından sonuna ka­dar muhafaza etti. Mukayese maksa-diyle 1S50 yılını bir hareket noktası diye ileri sürdüğü zaman, özür dile­mek ihtiyacını duydu, bunu bir par­tici iddiasiylc değil, mukayeseye bir esas bulmak maksadivle yaptığını in­ce bir nezaketle belirtmeğe kıymet verdi. Sonra işbirliğimizin, birbiri­mizin lehinde şahitlik etmemizin, ya­bancılara memleket hakkında İyi ka­naatler vermeğe elbirliğiyle çalışma­mızın Türk vatanına çok şeyler ka­zandıracağım, anlayışlı bir lisanla izah  etti.

Bir çiçekle yaz olmaz. Başvekilin tat­lı bir konuşma yapması, her şeyin bir­denbire bir gülistan kesilmesi mâna­sına elbette ki gelmez. Fakat hepimiz iyi niyetle işe oturursak, husumet cephesini yarmak maksadiyle başlı -yan teşebbüsü desteklersek, beslersek, gayelere varmak için şimdiye kadar takip ettiğimiz usulleri değiştirmenin ihtiyacını hâlis kalble duyarsak; yeni bir çığır kurmak, hepimizi canından bezdiren kâbuslardan kurtulmak mut­laka mümkün olur. Bizim hakkımız­da kat'î hükümler veren ve bizden kısmen ümit kesen dostlarımız var. Kendilerini tatla bir sürpriz karşısın­da bırakırız. Her şeyin en karanlık ve ümitsiz göründüğü dakikalarda Türk tarihinde mutlaka beliren mucizeler­den birini daha  elbirliğiyle  yaratırız.

Derhal tam br sulhe varamazsak bile bir mütareke yapalım. Dilimize dola­dığımız münakaşaları bir müddet için bir tarafa bırakalım. Kendi ihtirasla­rımızı, kendi partilerimizin menfaat­lerini değil, memleketin itibarını, se­lâmetini, yükselmesini düşünen in­sanlar sıfatiyle karşı kargıya gelelim, ayni millî istikamete kuvvet ve dü­şüncelerimizi teksif etmenin samimî bir denemesini yapalım. Neticede şunu göreceğiz ki zorhyarak, hırpalıyarak. muhataplarımızı yıpratmağa çalışarak elde etmek istediğimiz ve edemediği­miz bir takım kıymetler, iç barışın kardeşçe hazzı içinde olgun birer meyva gibi ağzımıza düşecektir, Türk milletinin istikbali güvenilr, ferahh bir manzara alacaktır.

Yeni Pakistan Başvekili Hüseyin Şahid'in hakkı var: Ekseriyet partileri azhk partlerine karşı cömertlik ve necabet göstermek gibi üstün bir im­tiyaza sahiptirler. Muhalefet ve mu­rakabe partileri de memleket sevgisi­nin telkin ettiği tatlı dille buna mu­kabele ederlerse, Türkiye bir cennet manzarasını alır, birlik halindeki kuv­vetlerini yurdu yükseltmek dâvasına hasreder, bütün dünyanın mukaddera­tını iyiye doğru sevkedebilecek bir hale gelir.

Kavga edecek, rakibi ezmeğe çalışa­cak yerde,  böyle bir yoi tutmak, nihayet kendi başarılarını da düşün­mek, kendi mensuplarının hislerini okşamak zorunda olan siyasî partiler için bir fedakârlık mı? Tamamiyle aksine..Memleket sevgisi, nezaket, tatlı dil ve feragat yarışında en ileri giden parti milletin sevgilisi olacağı­na, pumrukla elde edebileceğinden çok fazlasına milli işbirliğine katılmak yoliyle kavuşacağına tamamiyla emin olabilir.

Bir Yeni İstanbul Doğuyor

25/9/1956 tarihlî (Zafer) dem:

Firenkler de kabul ve tasdik ediyor­lar ki, bizim Türkiyemiz dikkate şa­yan ve nevi şahsına münhasır bir memlekettir.

Daha bu asrın başlangıcında şarkkâri bir ortaçağın muzlim ve küflü ku­cağında mışıl mışıl uyurken ve bunu takibeden yıllarda da biri Balkan Harbi, diğeri de Birinci Cihan Harbi olmak üzere iki büyük felâketten ca­nını inhidamlar ve inkırazlar pahası­na güç belâ kurtarırken: Hakkında her türlü menfi hükme elverişli bir tasfiye ve paylaşma mevzuu sayıl­makta   idi.

Fakat bu müstesna tıynetli, haşmetli ve şevketli millette ne yüksek tevet-türlü bir hayatiyet varmış ki, asrın başlangıcında hakikaten bir tasfiye mevzuu gibi görülürken bugün yani aynı asrın ikinci yansında, hem mo­dern bir memleket hem de Orta Do-ğu'nun en kudretli siyasî ve askeri devleti olmuştur.

Milletlerin hayatında son derece kı­sa hattâ bir lâhza sayılacak kadar kısa olan bir müddet zarfında, içti­maî reformlar birbirini takibederek, Türk insanı medenî vasıf ve fonksi­yonlarını eksiksiz tazelemiş, millî ik­tisadiyatımız tâbi bir yazarın iutidaî şartlarından ziraatte ve sanayide yep yeni İstihsal hesaplarını tahakkuk et­tirecek bir tekâmüle doğru seyretmiş: buna muvazi hatırı sayılır bir milli sermaye hareketi sayesinde müstakil ıbir devlet maliyesi vücut bulmuş ve bütün bunların zübdesi olarak da, memleket, kendi büyük ve iddialı terakki hamlelerini artık bizzat finanse edebilecek bir duruma girmiştir.

İşte ebedî İstanbul'un br başka görüş ve bir başka tempo ve ölçü üzerin­den imarı dâvasını eğer bu gün hem mütalâa ediyor, hem. de süratle kuv­veden file çıkarabiliyorsak. bu, bir kere içtimaî ve kültürel sahadaki Ör­nek vd önder başarılanınız, ikincisi de iktisadî ve malî sahadaki derin bünye istihalesinin son beş altı sene içinde kaydetmiş bulunduğu göğüs ka­bartıcı merhaleleri sayesinde mümkün olmuştur.

Hiç şüphe yok ki İstanbul'u İstanbul'a lâyık ve onun ölçüsünde bir ümran ve. güzelliğe kavuşturmak demek memleket ölçüsünde bir isi başarmak demektir. Eğer böyle olmasa idi bu güzel şehir tanzimattan beri devam edegelen bütün arzu ve heveslere rağmen medeniyeti ve medenî vası­taları bir türlü istiap, ibate ve istimal edemiyen bir darlıklar, harabeler ve birbirinden perişan mahalleler yığını halinde kalmazdı. Nitekim koskoca imparatorluk, Anadolu ve Rumeli ka-nadlarmın henüz mevcut olduğu şu son yüz ilâ yüz elli sene içinde, İs­tanbul'u modern ve garplı mânasında bir mamureye kalbetmek dâvasını halletmek şöyle dursun mütalâa dahi edememiştir. Keza eğer bugünkü Tür­kiye bazı beyinsizlerin iddia edip Türk düşmanlarının da güle oynıya tasdik ettikleri perişan ve müflis memleket olsaydı, ne şüphe ki, İstan­bul dâvasını Başvekil Adnan Mende­res'in aldığı ölçüde ele almağa imkân tasavvur  edilemezdi.

Demek ki büyük mesafeler katedilmis ve memleket bilhassa iktisadi ve ma­li takat bahsinde şimdiye kadar tanı­madığı bir seviyeye vasıl olmuştur.

Diğer tarftan, büyük padişahların ve tarihimizdeki şan ve şeref devirleri­nin birbirinden muazzam âbidelerle bezenmiş güzel İstanbul'unu fitret, bozgun, cehalet ve fıkaralık devirleri bilindiği gibi kargacık burgacık mahalleriyle örtmüşler ve en nadide semt ve parçalarını adetâ arkeolojik bir varlık ve benliğe mahkûm eyle­mişlerdir. Asırlarca  sürüp gitmiş  bir zavallılık yahut vurdum duymazlık devresi boyunca İstanbul'un nasibi maili inhidam bir imparatorluk ve imparatorluğun da remzi keza maili inhidam veyahut birbirinden büyük yangınlara sahne teşkil eden bir İs­tanbul imiş gibi boynu bükük ve mü­tevekkil nesiller birbirinin ardı sıra gelip göçerek bu hali tabiiyi bul­muşlar buna bîr yorgana bürünür gi­bi sarılmışlar ve ömürlerini bu şekil­de tamam ederek kabristanların mün­zevî servilerine mülâki  olmuşlardır...

Ne kadar hazin bir serencam ve göz göre eriyen koca imparatorluğun git­tikçe köhneleşen gövdesi içinde Türk insanı için, ne şekvasız ve devasız bir   gıybet.

İşte bu devre ve bu hale bugün ka­ti olarak nihayet verilmektedir. Ve şehir, surları ve haşmetli camileriyle birlikte silk iner ek üzerindeki biçare­liği ve derbederliği fırlatıp atmakta ve bu toz duman arasından bir baş­ka İstanbul'un genç, güzel ve mağrur siması belirmektedir. Bu işin bir ta­rafı!

İşin öteki tarafına gelince: Türkiye, muazzam, hamlelerle kendine bir inf-rastrüktür imal eylemektedir. Ilerli-yen ziraat, beliren genç bir sanayii limanlar ve yollar hep bunun işaret­leridir.

Bu. istihsal sahalarında verilen mu­vaffakiyetli meydan muharebeleri ve genç kredi cihazlarımızın cesur ham­le ve iştirakleri sayesinde mümkün olmaktadır.

Dâva, şüphesiz ki çetindir. Nitekim para değerini kanırttığı şu yahut bu ihtiyaç maddesini muvakkaten azalttı­ğı zamanlar olmaktadır. Ayrıca, giri­şilen büyük kredi ekspansiyomı yü­zünden bir miktar iştira kuvveti ara­dığı mali bulamayınca, betahsis, plân­sız; ve feendi haline terkedilmiş îs-taTiıbulumuzun emlâk ve akar hane­lerine hücum eylemektedir. İşte İstanbul gibi bîr büyük modern şeh­rin emredegeldiği büyük Ölçüdeki tanzime derhal başlamak demek, ser­best kaldığından dolayı nasıl olsa em­lâk ve akara doğru akan bir miktar munzam  iştira kuvvetini,  bu  modern büyük şehrin inşasında hizmete koş­mak ve ona vazife göstermek demek­tir. Nasıl ki aynı hareketin Öteki yüzü, İstanbul şehri içinde şimdiye kadar hep kenarda kalmış büyük inşa saha­larını ortaya sürmek suretiyle emlâk ve akar fiyatlarını ayarlamak, itida­le götürmek ve bu suretîe iktisat, maliye ve ticaret bölmelsrindeki ha­reketi ipotek ve inşa sahasında alın­mış büyük ölçüdeki imkân ve tedbir­lerle ahenk ve muvazeneye götürmek demektir.

Demek oluyor ki, İstanbul dâvasının gayet geniş ve kendine lâyık bir öl­çüde olarak ele alınması, memleket­teki umumî kalkınma dâvamızı bir bakıma göre emniyete almak bir di­ğer bakıma göre de onu en tabiî un­suru ile yani ürbanizm sahasındaki imar ve inşa anıeliyeleriyle tamamla­mak ve neticelendirmek mânasını ta­şımaktadır.

Başvekilin bu işi şahsen ve resen ele almasındaki hikmet bizce oudur.

İstanbul'un âmân Yazan: Ulunay

25/9/1956 tarihlî (Milliyet) den:

Önüne çıkan hiçbir manii dinlemeye­rek muayyen ve sabit bir fikirle yü­rüyen, ilerleyen imâr hamlesi hak­kında Başvekil pazar günü bir basın toplantısı yaptı. Bu toplantıda verilen izahattan anlıyoruz ki İstanbul, artık kendine lâyık olan şekle kavuşacak­tır. Bu muazzam iş, Belediyenin ufa­cık bir köşesini işgal eden İmâr Müdüri yetinin bugün çatlak bir duvarı yıka­rak, yarın yapılacak bir binanın hi­zaya gelmesini hatırlatarak kırtasiye­ciliğin frenlerine takılmış mahdut sa­halardaki faaliyeti ile yapılamazdı. Bu, bir devlet ve devletin icraatına ait bir işti. Hükümet bunu anlamış, faaliyete öyle başlamış ve öyle devam etmek lüzumunu takdir eylemiştir. Bu hamle neticesinde pek kısa bir za­man sonra İstanbul hakikaten değişe­cektir. Bu değişiklik, yalnız bu şehir halkının  değil, bütün memleketin zevkle, şevkle beklediği bir gündür. Çünkü İstanbul, Türkiye Cumhuriye­tinin bir pırlanta s ıdır. O pırlantayı, etrafını saran, şaşaasını kaybettiren tufeyli çirkinliklerden kurtarmak za­manı çoktan gelmişti. «Geç olsun da güç olmasın!» derler. Hayıf, ne geç olsun, ne de güç olsun. Ricalin him­meti,  dağları yıkamuş.

Lâleli caddesinin açılmasını bir trafik icâbatı diye kabul edenler oldu. Faa­liyetin devamı anlatıyor ki hedef v=i gaye İstanbul'u kurtarmaktır. Bâzı dostlarım: «Efendim, diyorlar, imâr güzel ama İstanbul hususiyetini kay­bediyor.» Bu hususiyet nedir? Çitiş­miş, yağlı saç örgülerine benzeyen so­kaklar, bunların arasında taşları çü­rük dişler gibi oyulmuş, bakımsızlık­tan viran olmuş bir cami, bir sebil, bir çeşme.-. Çarpık çurpuk mezar taş­ları, yanı başına muannit bir kene gi­bi yapışmış bir salaş, alemi, kurşun­ları çalınmış kel bir kubbe. Musluğu, lülesi koparılmış bir çeşme... Kapısı sökülmüş, pencere demirleri leblebi­ciye satılmış harap bir türbe.İşte İstanbul'un bugünkü hususiyeti.. İstanbul'un cumbalı ahşap evleri, ka­labalık caddeleri, taş binaları ile elii sene evvel bir hususiyeti vardı. Fakat koca koca semtleri dümdüz eden, Ha­liç'le Marmara arasını boş bir saha hâline koyan müthiş yangınlar o hu­susiyeti de yaktı, kül etti. İstanbul'­un hususiyetini değil, geri kalan kıs-mma bir çivi çakılmıştır. İstanbul, e-riyiirdu. Hususiyet meraklıları şehirle beraber o hususiyetin de eridiğinin farkında bile  değillerdi, lâf olsun.İmâr nâmına ne yapılabilir ki ona da bir itiraz kulpu takılmasın. Sahil yo­lu mu? Ne lüzumu var efendim? Bu­gün Kümeli tarafında Kilyos'a kadar gitmiyor muyuz? Yine Öyle, düşe kal­ka gideriz. Anadolu ' tarafında yalıla­rın arkasında yol var ya... Kavak'a kadar gideriz. Haliç, oldum bittim, kalafat dumanları, paslı demir depo­ları ile şehrin tam merkezinde bir süprüntülüktür. Balat, HaskÖy, Ka­sımpaşa lâğımları nam vermiştir. Ka­sımpaşa lâğımı cadd'eden akarken .iki tarafındaki kahvelerde oturup tokur tokur nargile içildiğini bilirim. Bu damuhafazası icabeden bir hususiyetti. Haliç doluyor. Eyüp vapurları, Eyüp iskelesine ber mûcibi harita yanaşa­biliyor.

Boğaz'ın iki tarafında sahil yolu yapı­lacak. Haliç, İtalaf dumanlarından, küften, pastan ve bilhassa pislikten te­mizlenecek. İstanbul artık cbin koca­dan artakalan İlkten kurtulacak.

İstanbul, bu imâr sayesinde büyük Türk mimarlarının şaheserlerine ie sahip olacak. Âbideler, birer tek taş mücevher gibi meydana çıkacak. Eu şehri görmeğe gelenler bu güzellikleri görmek ve doya, doya zevkini tatmak imkânını  bulacaklar.

Başvekil pazar günkü beyanatında âbidelere verilecek ehemmiyetten bahsederken İstanbul'un asırlarda n-beri azamet ve haşmet devrinin en canlı destanının timsali olan uSüley-maniye» den bahsetmiş ve bu şahese­ri bir ahtapotun sülüklü ayakları gi­bi saran pis dükkânların, dumanlı dö­kümhanelerin derhal yıkılıp kaldırı­lacağını, bu suretle Türklüğün en muazzam eseri olan bu camiin bütün ihtişamiyle meydana çıkarılacağını söylemiş. Dahası var: Camie giden a-labildiğine geniş caddeye de Kanunî Sultan Süleyman'ın bir heykelinin di­kileceğini tebşir etmiş.

Ellerinde çantaları, sefertasları ile mekteplerine giden Türk çocukları bu heykelin önünden geçerken Viyana'dan Habeşistan'a kadar uzanan bir imparatorluk kurarak üç kıtada fer­manını yürüten Türk imparatorunu karşılarında görecekler ve her sahife-si bir zafernâme olan tarihlerini ya­şayacaklar.

Bu kadirşinaslık minnetle anılacak bir tasavvurdur.

İktidar ve muhalefet temasları Yazan: H. C. Yalçın

26/9/1956 tarihli (Ulus)  tan:

Sayın Nihat Erim iktidar muhaleîet temasları bahsine avdet ve   prensipler ve zihniyet tabantabana zıt oldu­ğu zaman dahi» devlet idaresinin ik­tidar ve muhalefet kollarında vazife almış bulunanların aralarında tema­sın kesilmemesi lüzumunu müdafaa ediyor.Bu mütalâayı teyit için gösterilen bir delil de şudur:

«İkinci Cihan Harbi ertesinde Fran­sa'da Milliyetçi ve Kapitalist partiler komünistlerle bile işbirliği yaptılar. Sosyalistlerle Kapitalist partiler her zaman ve icabettikçe, her memleket­te koalisyon hükümetleri kuruluyor.»

Zannederiz ki burada ince bir nokta gözden kaçmıştır. Fransada 'muhalif partiler komünistlerle işbirliği yap­tıkları zaman, hükümet demokratik partilerin elinde idi. Acaba komünist­ler tanı çoğunlukta ve hükümette ol­salardı diğer partilerle işbirliğini ka­bul ederler miydi? Komünistlerin ço­ğunluğu temin ettikleri memleketler­de, kendilerinin ilân ettikleri gibi, muhalefetin yeri hapishane değil mi­dir?

Kapitalist bir parti ile sosyalist bir parti bir demokraside bazı haller ve şartlar içinde işbirliği yapabilirler. Çünkü esas noktada yani demokratik haklar ve hürriyetler hususunda müt­tefikler, İngiltere'de iktidara gelen Sosyalistler hiç bir saman ne Kapita­list partisini ezmeye kalktılar, ne ba­sın hürriyetine dokundular, ne hâkim­lerin istiklâline, Arjantin'in meşhur diktatörü Pepon bir işbirliği, bir koa­lisyon arzusu gösterdi mi, ve muha­lefete hayat hakkı tanıdı mı?

Bizde, muhalefet yüksek prensipler uğrunda birbirleriyle işbirliği yapmak lüzumunu anladı. Aralarında temas tesis ettiler. Bunu biribirleri arasın­da yapabilen muhalifler iktidar İle de memnuniyetle temaslara girebilir­ler. Fakat iktidar ile temas demek, demokratik prensiplerin ve insan haklarının bir tarafa atılıp keyif için­de niklim beklemek» mânasını ifade ederse hürriyet duygusuna sahip in­sanlar tabiidir ki böyle bir temasa boyun eyemezler.Hem temas istemek zaifin  İşi ve vazifesi değil, kuvvetlinin, iktidarın ya­pabileceği bir iştir, Mevcut şartlar içinde, muhalefetin hak ve prensip dâvalarını bir tarafa bırakıp, ağıza almıyan bir iktidar ile »görüşmesi» hakikatte ne ifade eder? Bu, ancak bir «dehalet» olur. Fakat iktidar bir iyi niyet göstermek istiyorsa muha­lefeti görüşmeye davet edebilir. Fa­kat bu temaslar beraber bir kahve içmek ve resmî, gayrî samimi, zoraki bir nezaket içinde, havaiyattan bah­setmek çerçevesini geçmez ve geçe-mezse memleket için ne fayda verir? Dördüncü Kabine teşekkül ettiği za­man, «tehdit savrulmadan polissiz ve copsuz, güler yüzle münakaşa eserleri kendisini, göstermedi mi? Sayın mü­tefekkirimizin «memlekete ve mille­te acımak» tavsiyesi pek yerin­dedir. Fakat milletin ve memleke­tin hakkını vermiyenler bu hususta örnek olmalıdırlar. Günden güne şid­detten şiddete gidildiği bir sırada muhalefet için vazife rensiplere sım­sıkı sarılıp «pasif mukavemet» de se­bat etmekten ibaret kalır. Çok yazık ki bugün işte böyle bir durumdayız.

Veciz bir cevap

27/9/1956 tarihli (Zafer)  den:

Başvekil Adnan Menderes, İstanbul'­un imarı ile alâkalı bir çok mesele­leri. İstanbul'da tertiıbettiği bir basın toplantısında gazetecilere etrafı ile anlatmış bulunuyor. Onun tatbik mevkiine koyduğu ve kısmen tahak­kuk ettirdiği düşünceleri, sade Türki­ye'nin değil, dünyanın en güzel bel­delerinden biri olan İstanbul'u bir mezbeleler ve kıyıntılar şehri olmaktan kurtararak tarihî ve tabiî güzel­likleri içinde, gıptaları celbeden mo­dern bir şehir haline getirecektir. îs-tanbul Fatih Sultan Mehmet tarafın­dan fethedîldiği yıllardan bu yana o büyük Fatihin şehri Türkleştirmek ve müslümanlaştırmak maksadiyle giriş­tiği ve cidden muvaffak olduğu bü­yük imar hareketi müstesna, böylesi­ne bir imar anlayışı ile ele alınmış' değildir. Bugünkü hareket, muvaffa­kiyetle neticelendiği zaman. İstanbul gelirinin asırlarla Ölçülen tarihinde ve unutulmaz bir merhale olarak kalacak değerde ve ehemmiyette olduğu en şüpheli düşünceliler taralından bi­le kabul olunacaktır.

Biz bunları yazarken, lalettayin İstan­bullu bir vatandaşın samimî düşünce­lerine tarcüman olunduğu kanaatin­deyiz. Filhakika bugün İstanbul'un efkârı umumiyesi sadece bu işle meş­gul bulunmakta, en mütavazi vatan­daşlardan, en ince hattâ en menfî dü­şünceli kimselere kadar herkes baş­lanılan hareketi beğenip tasvip et­mektedir. Girişilen hareketin isabeti bundan bellidir. Ayrıca bu umumî tasvip başlanılan işlerin muvaffak ol­ması için kuvvetli bir mânevi mesnet teşkil etmektedir.

Başvekilin beyanları umumî efkârda bu çok müsbet tesirleri hasıl ederken iç politikanın muhalefet partileri ta­rafından katıştırılan havasına da tas­fiye edici ve ferahlatıcı bir anlayış rüzgârı getirmiştir. Malûm, muhale­fet partilerimiz, en büyüğünden en küçüğüne kadar, demokrasiyi kökleş­tirmek, bunun için lüzumlu iklimi ya­ratmak gayreti iğinde çırpınmaktadır­lar. Onlara kalırsa, Türkiye'de ne de­mokrasi vardır, ne de böyle bir ida­renin tesisine kifayetli iklim... Bun­ların hepsini Demokrat Parti İktidarı birer 'hakikat olmaktan çıkarmış ve Türk Milletini keyfi bir idarenin, hür­riyetsizliklerin, hattâ zulmün ve istib­dadın esiri haline .getirmiştir. Şimdi öyle bir devir açılmıştır k, hattâ 1946-1950 devresi mumla aranmakta ve vatandaşın kalbinde o mesut siyasî devrenin iştiyakı zevkli bir meşale gibi tutuşup yanmaktadır. Türkiye'de her şey yıkılmıştır. Her şey batmıştır. Göze çarpan kalkınma hamleleri birer yaldızdan ve göz boyanmasından iba­rettir. Zaten, demokrat bir idare ve bu idareyi yaşatacak iklim mevcut ol­madıktan sonra, ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın, kıymeti yoktur. Her şey o iklimde mündemiç görül­melidir.

Bu haksız sözlere karşı, Demokrat Parti İktidarının cevabı, Türkiye'nin manzarasını değiştiren muvaffakiyet­li icraattan ibaret oluyor.Onlar söyliyecekler, biz yapacağız...Onlar, kahvededikodularından Meclis    sualleri çıkartmıya çalışacaklar, biz dur­madan yapacağız. Daha büyük bir hızla, daha büyük bir şevkle, daha engin bir kudretle yapacağız ve yap­makta devam edeceğiz. Ve en sonun­da. Başvekilin İstanbul'da basın top­lantısında söylediği gibi, iktidarımızı milletin itimadına arzedeceğiz. Beğe-nilirsek iş başında kalacak, başlanı­lan eserleri tahakkuk ettirme faali­yetimize devam edeceğiz; beğenilmezsek gidecek ve vazifeyi milletin iti­madını kazanacak olanlara tevdi ede­ceğiz.

İşte demokrasi budur. Milletin istedi­ğinin gelmesi ve istemediğinin iş ba­şında kalacak, başlanılan eserleri ta­hakkuk ettirme faaliyetimize devam edeceğiz; beğenilmezsek gidecek ve vazifeyi milletin itimadım kazanacak olanlara tevdi  edeceğiz.

İşte demokrasi budur. Milletin istedi­ğinin gelmesi ve istemediğinin iş ba­şından gitmesi... Muhaliflerimiz, de­mokratik anlayışın bu büyük esasını ve asıl teminatını anlamamış ve göz­den kaçırmış bulunuyorlar. Onların demokrasisi iktidarları icraatları ic-raatten alıkoyacak bir siyasî kör dö-ğuşüdür. Bu kör döğiîşü, icraata kar­gı tenkid ve serbest seçimle iktidarın tavini formülüne sadrk kalan bir an­layışla bertaraf edildiği zaman hak­larına razı olmamaktan gelen bir is­yan içinde kıvranıyorlar.Ve mânevi huzursuzluklarını bütün bir cemiyete mal etmek istiyorlar' Bizce, Başvekil İstanbul'daki basın toplantısındaki beyanatı ile bu çapraşık anlayışlara karşı en veciz cevabı vermiş bulunu­yor.

Rehbersiz gençlik

Yazan: Y. K. Karaosmanoğlu

28/9/1956 tarihM (Tercüman) dan:

Genç okurlarımdan aldığım meletup-larm bazısında bir zamaneden şikâyet tonunun hâkim olduğunu seçmemem mümkün değildir. Hattâ, bunlardan bir kaçı o kadar karamsardır ki, ba­na marazı bir ruh halini ifade eder gibi görünür. Gençliğe mahsus şevk­ten ve neşveden hiçbir iz taşımaz.


 

Bu mektupları yazan gençler neden şikâyetçidirler? Diyebilirim ki, umu­miyetle Atatürk inkılâplarına sada­katsizliğimizden. Niçin karamsardır­lar? Bu hale karsı herhangi bir ted­bir   alınmamasından.

İyi ama, inkılâplara vefa ve sadakat misallerini biz, herkesten ziyade, gençlerden beklemekte ve geriliğe., cehalete karşı mücadeleyi de yine onlardan ummakta idik.

Nitekim, dünkü gazetelerde okuduğu­muz bir habere göre, (Mustafa Ke­mal Derneği) gençleri böyle bir mü­cadeleye doğru ilk adımları atmış bu­lunuyorlar. Bunlar, basına verdikleri bir ıbeyanat» la »bazı politikacıların, rey toplamak uğrunda irticaa tenez­zül etmek durumunda olduklarını» ve bu gibi kimseleri tertibetmekte bu­lundukları «kara listeye koyacak­larını bildirmişler ve demişlerdir ki «Atatürk cehaletin amansız düşmanı, ilim ve hürriyetin dostuydu; biz de onun izinde yürümekteyiz.»

Bu beyanat ve bu hamle, bana gelen mektupların belirttiği ruh halinin ta-mamiyle zıddını ifade ettiği için beni son derece sevindirmiştr. Demek olu­yor ki, beş altı yıldanberi gittikçe ar­tan, gittikçe koyulaşan karanlık, ne inkılâp neslinin şuurunu, korktuğum gibi, köreltebilmiş, ne de, o bir kaç mektuptan sezdiğim gibi, azim ve ira­desini  sarsmağa muvaffak olmuştur.

Lâkin, geleceğe tam bir ümit ve em­niyetle bakmak için bu kadarı kâfi mi? Yeraltı ve sistemli bir har.'ket halinde ilerleyip yayılmakta bulun­duğu şüphe götürmeyen irticaa karşı her türlü organizasyondan mahrum Atatürk gençliği, bugün var yarın yok bir takım dernekler ve birlik'er-le bir büyük fikir ve ideal savasını nasıl başarabilir? Gerçi, bazı politik partiler bu gençlerin bir kısmını teş­kilâtı içine alıp kadrolaştırmıslır; fa­kat, başlarına bütün mânasiyie mem­leket ölçüsünde fikrî otoriteye sahip şahsiyetleri getirmek imkânım henüz bulamamıştır. Parti liderleri ise böy­le şahsiyetlerin yerini asla dolduramaz. Zira, bu, bir gündelik politika işi değil, uzun vadeli bir ruh, kafa ve karakter işlemidir.

İnkılâp mücadelesi yolunda Türk gençliğinin, şimdiye kadar giriştiği hareketlerde toplum üzerinde 'hiçbir tesir yap a mayısının sebebini biz. an­cak, bu şartlar içinde yetişmemiş o-luşuna ve arkasından yürüyecek reh­berler bulunamay ışına atfedebiliriz.

Türfeiyenin «lıs borçları Yazan: Refik  Erol

28/9/1956 tarihlî (Son Posta) dan:

Amerika yolculuğuna çıkmadan önce Zeyyad Mandalinci, bir basın toplan­tısı yapmış ve Milli Korunma ;Ie il­gili tedbirlerimizi ele aldıktan sonra, dış  harçlarımız   üzerinde   durmuştu''.

Ana çizgileriyle gözden geçirilen Ko­nuların, hiç şüphesiz, ayrı ayrı ö-nemi vardır. Çünkü, memleket eko­nomisi geniş dallanışl ariyle diri bir bütündür. Onu dilediğimiz gibi par­çalara bölemeyiz. Onun için, Zeyyad Mandal inci'nin yaptığı gibi, kalka'ma dâvamızdan bahsederken dı§ borçları­mızı da hatırlamak zorundayız^

Biliyorsunuz ki, dış borları m; £, bil-hasss son yıllarda, iç politikamızın en çekişmeli konusu haline gelmiştir. Bu bakımdan borçlarımızın aynı za­manda kendine göre bir politika özel­liği de vardır. İddialar bellidir:

«Memleketimiz borçlar yüzünden, hem güç bir duruma düşmüştür, hem de dış pazarlarda ki kredisini kaybet­miştir! Dünya, yaka silkiyor bizden! Demek oluyor ki, demokrat parti ik­tidarı, düşüncesiz ve plânsız Bayın­dırlık politikasiyle çok ağır bir so­rumluluk altına girmiştir.'»

Hakikat, hiç te öyle değildir. Düşün­cesizlikten ve plansızlıktan değil, ob­jektif Ölçülerde, plânlı hareket edil­miş olmaktan ileri gelmektedir. De­mokrat Parti hükümetleri, istihsal politikamızı romantik bir dâva olmak tan kurtarmış ve çağdaş anlamda bir sistem haline getirmeye çalışmıştır. Eski iktidar partisiyle yenisi arasında en büyük poltika farkı budur işte. Eski iktidarın iki misli, üç misli. Bir istihsale  erişmek için sıksık faaliyet göstermiş olduğunu el­bette   hatırlarsınız.

Bilinmeyecek bir gey yoktur burada. Türkiye'nin yükselişi gibi kudretlenişi de istihsalinin durmadan artması­na bağlıdır. Fakat nasıl?

Her İstihsal, ancak, gerekli donatım-lariyle ekonomik değerler yaratabilir. Donatım ise, Türkiye gibi yüzyılların eşsiz ihmallerini tatmış bir memleket için milyarlar demektir. Eski iktidar, istihsalin donatmışız artacağına inan­maktadır; yenisi ise donatımı istihsa­lin ilk şartı saymaMadır.

Bunlardan hangisi doğru?

Büyük Ölçüde tarım istihsali yapan çağdaş memleketlerin ekonomik faali­yetlerine üstünkörü göz gezdirdiğimiz zaman bu sorunun cevabını almış o-luruz.

İstihsal arttıkça donatımların da mut­laka artması şarttır. Demek oluyor ki; durumumuz eskisi gibi kalırsa, bir misli, iki misli mahsul almak, tam mânâsiyle yersiz bir hayaldi-.

O halde ne yapılmalıdır? İlk akla gelen şey, damlaya damlaya gölleşen İstihsalin akış yataklarım hazırla­maktır, Yol lâzım, silo lâzım, liman lâzım.

Fakat en başta istihsal şartlarımızın mutlaka değişmesi lâzım. Bu da, an­cak, gene milyarlarla sağlanabilir. Seçilecek iki yol vardır:

1 İki, üç misli istihsalden vaz geç­mek! Bunu yapamayız biz. Yaparsakolduğumuz yerde  sayarız. Türkiyeiçin felâketlerin en büyüğüdür bu.

2 İstihsalimizi birkaç misline çı­karmak zorundayız. O zamanda do­natım masraflarına katlanmalıyız.
Bunun ikisi ortası yoktur. B'çmek is­tiyorsak, elimizdeki tohumu tarlaya,ister İstemez serpmeliyiz. Dış borçlarımız, ekmek elden su göl­den anlayışiyle yapılmış borçlar de­ğildir. Bunların karşılıkları vardır meml eketimizde.

İlk bakışta borç gibi görünen şey, ha­kikatte yatırımdır. Dışarıdan aldığı kredileri, paraları gelişi güzel harca­mayan ve istihsalin artmasiyle ilgili yatırımlara bağlayan bir memleket gerçekten güvenilmeye değer.Dış memleketler de durumumuzu ten­kitçilerimizden çok daha iyi bilmekte ve bize karşı tam bir anlayış göster­mektedirler.Borçlarımızı, daha doğrusu, yatırım kredilerimizi tam zamanında ödeye­memiş olabiliriz. Dünyanın her yerin­de istihsal, kredi ile çalışır. Amerika da böyle, İngilterede böyle.

Bizim istihsalimiz, hemen hemen tek taraflıdır. Henüz sanayileşemediğimiz için. gelirimiz, geniş ölçüde toprağa ve dolayısiyle, hava şartlarına bağlı­dır. Elimizde olmayan bir şeydir bu. Hava şartlarını değiştir em eyiz. Kötü mahsul alırsak, borçlarımızı ödemek­te gecikmiş olabiliriz. Öyle olduğu halde, biz gene, birçok sıkıntıları göze alarak, borçlarımızı elimizden geldiği kadar tasfiyeye çalışmış 12dır. Gelişen ekonomik kudretimize göre borçları­mız büyük sayılamaz. Çünkü millet gelirimiz durmadan artıyor ve yatı­rımlarımız, sağladığı gelirle, kendi yükünü eritmiş oluyor.

Borçlarımızın karşılıksız olmadığı bundan da anlaşılabilir. Kalkman memleketler, itibarlarını lâfla değil, eserleriyle desteklerler.

Muhalifler neden birleşmiyor?

Yazan : H. C. "Kalçın

28/9/1956 tarihli (Ulus) tan :

Muhalefet - iktidar münasebetlerinde bugün açık bir hakikat var: Muhalif partiler iktidar partisine karşı işbir­liği yapamıyorlar. Meseleyi, objektif olarak bu suretle tesbit ettikten sonra gene aynı zihniyet dairesinde biraz inceleyelim.

Evvelâ, muhalefetin birleşmesine ha­kiki ve ciddî bir sebep var mıdır?

Bu suale cevap bulmak için zorluk çekmeyiz. Çünkü, muhalefet partileri arasında program ve zihniyet bacı­mından ne kadar fark bulunursa bu­lunsun hepsi en esaslı noktada birlik­tirler. Yani demokratik Cumhuriyet­çidirler. Bahis konusu olan «birleşme-s de memlekette bu demokrasiyi De­mokrat Partiye kabul ettirmek için yapılacaktır. Çünkü her üç partinin de iktidarda göae çarpan zihniyet ve icraat bakımından şikâyetçi oldukla­rı ve bu. şikayette kayıtsız şartsız müt­tefik bulundukları meydandadır.

Gaye bu olunca, ikinci derecede ka­lan ayrılıkların, parti menfaatleri ve hesaplarının, rekabet ve şayet var­sa - münaferet hislerinin tamamen sükût etmeleri, arka plânda kalmala­rı icabetmsz mî?

Kanun yolunda yürümeyi memleke­tin yüksek ve hakiki menfaatleri ica­bından telâkki eden muhalefet par­tilerimizin bugünkü taktik ile muvaf­fakiyet temin etmeleri imkânı var mi­dir? Var mı, yok mu onu katiyetle iddia edebilecek bir kimse olamaz. Fa­kat eğer Demokrat Partiyi doğru yo­la getirebilecek bir çare varsa o da yalnız bundan ibaret olabileceğinde kimsenin tereddüdü olamaz.

Muhalefet partileri arasında birlik, tekrar ediyoruz  hiç bir parti mü­lâhazasının tesiri altında bulunmıyacak ve sadece demokratik rejimin malûm prensiplere uygun surette işle­mesini temine matuf bulunacaktır.

Gaye bu olunca, partilerin malik ol­dukları taraftarların sayısı, manevi veya. maddî ve malî kudret bakımın­dan durumları, malik oldukları şahsi­yetlerin şöhret veya iktidarları gibi mülâhazaların hepsi sükût etmeye ve arka plânda kalmağa mahkûmdur.

Rejim gayesiyle birlik temennisinde ve bu uğurda kanun dairesinde mü­cadele azminde her vatandaş, her teş­kilât müsavidir.

Ancak gaye elde edildikten sonradır ki partilerin iktidara yalnız başlarına yahut iştirak suretiyle gelmeleri me­selesi ortaya çıkabilir. Bu meselenin de şu veya bu tarzda halledilmesi hakkında bugünden bir şey söylemek yersiz, lüzumsun ve ihtiyatsız bir istical olur. Teklifsizce tabir ile çayı gör­meden paçayı sıvamak olur.

Şu halde durum bu kadar açık. ve mücbir olduğu halde, partiler niçin birleşemiyorlar? Burasını iaah ede­memekten hakikaten üzüntü duyma­lıyız. Çünkü memleketteki bütün aklı erenlerin gözleri bugün muhalefete çevrilmiştir. Ümitler hep kendilerine bağlanmıştır. Muhalefetlerin iktidar hırsına esir olarak birbirlerinin aley­hinde çalışmaları değil çalışır gibi bir duruma yol açmaları büe "ümitlerini kenflilerine bağlamış olan vatandaş­larda derin bir hayal kırıklığı doğu­racak ve1 neticesi yalnız muhalefet için değil memleket ve rejim için za­rarlı olacaktır.

Muhalefetler bugün esaslı ve kutsi bir vazife üe karşılaşmış bulunuyorlar. Bunun altından kalkamryacafc şeklide hareket edip âcia kalmaları buna se­bep olacak partiyi millet nazarında hayat hakkından malınım bırakabi­lir.

Dil bayramı

Yazan : Hasan Âli Yüce!

39/9/1956 tarihli (Cumhuriyet) den :

Bugün eylülün otuzu. Bört gün önes Dil Bayramı oldu.

Oldu, dedim; olacak demeliydim. Çün­kü bu bayramın başlangıcı, bir çey­rek asır öncede; fakat gerçekleşme zamanı, daha pek çok yıllar önümüz­dedir. Kolay mı?!.. Bir milletin ma­nevî bağımsızlığa ermesi, her tekinin ruhunda «kültür bilinci» nin güneş gibi parliyacak duruma gelmesi kolay mı? Kolay mı?!.. Bir insan toplulu­ğunda bilgin veya bilgisiz, herkesin peşin yargılardan, ters alışkanlıklar­dan kendini kurtarıp yeni bir inana, yeni bir anlayışa kavuşması kolay mı? Yirmi dört yıl Önce, bu bayramı kar­şılıya n haftaları, günleri, saatleri, hattâ bazı üakiitaları şimdi derin tıir Özleyişle hatırlıyorum. Sevgili Ata­türk'ün bizleri çağırışını, Türk dili­nin varlığında O'nun öz kaynaklarına giderek kültür istiklâlimizin kuruluşu için söylediklerini hatırlıyorum. Türk Dili Tetkik Cemiyeti teşebbüs heye­tindeki arkadaşları hatırlıyorum. Salih Rıfat'ı, Ruşen Eşrefi, Celâl Sâhir'i, Ahmet İhsan'ı, Ahmet Cevatı, Ali Cânib'i, İhsan Sungu'yu, Ragıb Hulusi'yi, Reşat Nuri'yi, Ruşeni'yi, Dr. Saim Ali'yi, Yakııp Kadri'yi, hattâ bu satırların yazarını, kendimi hatırlıyo­rum. Bu insanların yarısı öldüler. On­ların ölümlerini, kalanların hayatla­rını hatırlıyorum, ölenlere rahmet, kalanlara sıhhat diliyorum. Atatürk inkilâb hareketlerinin en gücüne var­lığını vermiş, ona inanmaya devam etmiş, bu dâvanın hizmetinde bulun­muş oldukları için kendilerini veya hâtıralarını kutluyorum.

Dil Kurultayı, o gün, orada, Ata­türk'ün önünde konuşan Profesör Fu­at Köprülü'nün deyişile de yalnız Türk dilinde değil, umumiyetle Türk varlığının tarihinde çok büyük bir «dönüm noktası» olmuştur. Bu tah­min doğrudur. Çünkü bundan yirmi dört yıl sonra hemen bütün Türk gençliği, bugün, nâzımda, nesirde, ana dilinin dehâsına yaklaşmış bi­limde, sanatta Türk dilinin Yunus Ensreleri, Mercimek Ahmetleri olmak bahtiyarlığını kazanma yolundadır. Teşkilât-ı Esasiye demiyor, diyemi­yor; sevki tabiî demiyor, diyemiyor; ınatızara-i hariciye demiyor, diyemi­yor; vesait-i nakliye demiyor, diyemi­yor; anayasa, içgüdü, dış görünüş, ta­şıt demektedir ve hâlâ bunları deme­mekte direnenlere dil dersi veriyor.

Demek, bugünün gençliği, orana vu­rursak, dünün gençliğinden daha çok Atatürk'ü anlamıştır. O Atatürk ki, şöyle üemişti:

«Ülkesini, yüksek istiklâlini koruma­sını bilen Türk milleti, dilini yabancı diller boyunöuruğutıdan kurtarmalı­dır.Gene o Atatürk, şunları söyle­mişti :

«Dil Kurumu, en güzel, en feyizli bir iş olarak türlü ilimlere ait Türkçe te­rimleri tesbit etmiş ve bu surette dili­miz yabancı dillerin tesirinden kur­tulma yolunda esaslı adımını atmış­tır.»

Atatürk millet önünde de böyle ko­nuşmuştu:

«Kültürel ve sosyal alanda başardığı­mız işler Türkiye Cumhuriyetinin ulusal çehresini keskin çizgilerile or­taya çıkarmıştır. Yeni harfleri, ulu­sal tarihi, öz dili, ar, ilimsel müzik ve teknik kurumlarile kadını, erkeği her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son yılların eseridir.»

Atatürk, buraya aldığım sözlerinden birincisini 1932 de, ikincisini 1937 de, üçüncüsünü 1935 te söylemiştir. Ku-rulduğundanberi çok zaman merke­zinde, bazı yıllar çevresinde, fakat her zaman içinde, hattâ senelerce Başkan olarak başında bulunduğum Dil Ku­rumu, geçirdiği gelişme sırasında ça­lışma yollarını, karşılaştığı güçlükler ve gerçeklerin zor ile değiştirmeye mecbur olmuştur. Bununla beraber her döneminde, 1937 yılma kadar, doğrudan doğruya koruyucu Başkanı Atatürk'ün direktifi altında yürümüş ve çalışmalarını böyle yürütmüştür. Bu tarihsel gerçeğe göz kapayıp ku­rumu günahlı göstermeğe uğraşmak boşuna çabalamadır ve başlı başına bir günahtır. Hele bu dönemler sıra­sında tasviplerini unzalarile tarihin eline vermiş olanların, sanki o imza sahipleri kendileri değilmiş gibi dav­ranmaları, onların kaypaklıklarını tarihin gözünden silemediği gibi ya­kalarını da bu sert yargıcın elinden kurtar amiyacaktır.

Ey büyük Atatürk.!

Bundan sonrasında seninle dertleş­mek istiyorum. Kaldır mezarından ba­şını! Kaldır ve bir üniversite profe­sörümüzün Türk yurdundan çıkan şu sözlerini bir dinle!.. Senin «öz dil» de­diğin Türkçecilik, bir «t as fiye ellik ha­reketi» imiş ve «devlet otoritesi ve ba-zan para kuvvetile devam ettirilmiş» imiş. Halbuki sen ne rütbe dağıtan bir sultan, ne kullarına atiyye ve ih­san veren bir hükümdardın. "Ülküne hizmet edeceklerine inandığın her kim ise, ona sadece yaşama, çalışma imkânı Terdin. Bu hükmünde seni isabetten uzaklaştıranlar olabilirdi. Nitekim oldu. şahsını hiç sevmediğin kişilerden bile    faydalanmak istedin.

Döküntüler çıksa bile kervanı yürüt­mek için. uğraştın. Uğraştın ve basar­dın. Kim ne söylerse söylesin, kim ne yaparsa yapsın, «Öz Türkçe» inanlı çocuklarının elinde ve dilinde zaferin peşindedir.

Bütün dâvaların gibi dil dâvasında da devlet otoritesini harekete geçirmiş­tin. Fakat kimseyi satın almak için para kuvveti kullanmadın. Böyle san­mak, sana iftiraların en kötüsünü sıç­ratmak olur. «Türk dilinin, kendi ben­liğine kavuşması için, bütün devlet teşkilâtımızın, dikkatli, alâkalı olma. sim isteriz» diyen sendin!.. Ya böyle söyle m es ey din, ya böyle yaptırmasaydın?.. O zaman bütün Türk çocukları, o profesör gibi, hattâ bizim bütün okur yazar çağdaşlarımız gibi, Türkçedir diye koskoca iki yabancı dilin dil kurallarını öğrenerek ömürlerini slyga çekmek, çukur masdarları ez­berlemekle geçireceklerdi. «Kaales- nin aslı hangi mühendisimize, hangi he­kimimize, hangi baytarımıza, hangi tekniklerimize lâzım olacaktı? Maden­cilerimiz petrol yerine shüves> zamiri­nin merciini arayıp duracaklardı. Türkçe olmadığına tanık gerekmiyen. «Terkib-i tavsifi» leri çözmek, «Vasf-ı terkibi» leri Öğrenmek için onlar da bizini gibi, lüzumsuz yere imtihan edi­lecekler, ter dökeceklerdi.

Hiç bilmiyordum; elbet sen de bilmez­din Atatürk!. Meğer «ez Türkçe kul­lananların hemen hepsi tarihe ve di­ne karşı cephe almış kimseler» miş. Öa Türkçeciter, hangi tarihe, hangi dine cephe almışlar? Onu, profesör söylemiyor. Sen aç ıkl ay iver ey im: Sen ve sana bağlanan bizler, Türkü için­den silen tarihe karsı durduk; ama Türkü sahibelerine sokmryan tarihe. Eğer böylesi bir tarih sayılıyorsa pro­fesör bu suçlandırmada haklıdır. Sen ve sana inanan bizler her ilerleme hareketini «bid'attir» diyerek köstek­leyenlerin hükümlerine göz kırpma­dan direndik. Yoksa profesör, bu hü­kümleri din mi belliyor? Bizim dini­miz, Allahm birliğine, onun büyük el­çisi Hz. Muhammedin gerçekliğine dayanır. Biz, yabancı kültürlerin bas­kısı altından bu cevheri ortaya çıkar­mak için kendi millî varlığımızın Özüne gitmek, ona ermek istedik. Din­sizlik denilmek istenen yoksa bu mı?

Şaşılacak bir hükmü daha, sana, se­nin asiz ruhuna haber vereyim!.. Öz Türkçeciier, «kendi uydurma dünya­ları içinde yaşryan birer ütopists olup aralarında «büyük çoğunluk, solcu ve aşırı solcu» imişier. Bak, şu Allanın hikmetine!.. Ütoplst dediği bizlerin «uydurduğumuz» çoğunluk» sözünü, kendi kendisini yalanlamak için gene kendisine söyleten Allaha bin şükür­ler olsun!.. İstanbul Üniversitesi Ede­biyat Fakültesi Türk Edebiyatı Tarihi Profesörü nur., «aşırı solcular» indin­de «öe Türkçecilik» in makbul1 bir şey olmadığımdan haberi olmayışı da ay­rı bir gaflet örneği değil midir? Bil-miyenler bilsinler ki, biz, senin gibi, bu konuda ne sağcı, ne solcuyuz; sa­dece «Türkçeci» yiz!..

Evet, Dil Bayramı. Ne şeref, ne para, ne mevki dağıtmağa kudretin olma­dığı bugünde, sağhğmdaki gibi varlı­ğına saygı, inanlarına- bağlılık duyan bizler, Haktan büyük ruhun için rah­met dileyoruz. Kutsal hatırana, Türk ezbenîiğini tanıtma yolunda girişti­ğin dâvalar için duyduğumuz minne­ti sunuyoruz. Bayramın kutlu olsun, en büyüğümüz Atatürk!..

Yükselen Türkiyenin Bilançosu Yazan : Refik Erol

30/9/1956 tarihli (Son Posta) dan :

Gazete Sahipleri Sendikasının teşeb­büsünü yerinde bir iyi niyetle karşı­layan, sayın Adnan Menderes bir ba­sın toplantısı yapmış (23 Eylül 19561 ve hepimizi yürekten sevindiren bil­giler vererek yükselen Türkiyenin bi­lançosunu çizmiştir.

Başarılan büyük işlerin yüzde yirmisi bile, her iktidar hükümeti için, ola­ğanüstü bir adım sayılabilir. Oysa., Demokrat Parti iktidarı, dinamik ha­yat hamlesini gevşetmemeye ve daha ilerilere yaymaya karar vermiştir.Türkiye, olduğu yerde durmiyacak ve dâvalarını birer birer çözecektir. Yüzyıllardanberi içimizde kutsal bir alev gibi yanan hasret budur zaten.Adnan Menderes, gönüllerimizin di­liyle konuşmuştur. Sarsılmıyan bir imanla diyor kü:«Biz yapacağız. Türk milleti, karar vermekte hürdür. İsterse çekilir, gi­deriz.»

Bu sözler, devlet ve iktidar anlayışı­mızda çok önemli bir dönemeç nok­tası sayılmıya değer. Biz, iktidarı, şimdiye değin, kupkuru bir idare dâ­vası gibi anlamış izdir. Bu anlayışa göre, millet mukadderatım idare edenler, iradeyi uyuşturan tuhaf bir sorumluluk korkusu içinde yaşarlar. Yaratıcı devlet adamının en kudretli tarafı ise, sorumluluk korkusu değil, sorumluluk aşkıdır. Politika yolu, bü­yük aşklar ve idealler yoludur. Her İman, kendi ölçüsünü ve kendi sorum­luluğunu yanında taşır.

Çağdaş iktidar, dileklerimizi, hasret­lerimizi dile getirmek ve gerçekleştir­mek için verilmiş en geniş millet yet­kisinden başka bir şey değildir. Her devlst adamının hu yetkiye yakışan bir sorumluluk duygusu olması şart­tır.

Fakat bu duygu ne kadar aktif ve faal olursa büyük gayelere de o ka­dar erişilmiş olur. Yapıcı sorumluluk, dâva. kahramanının, her zaman, kı­lavuzu olmuştur. Onun için devlet adamı, seçtiği yolda ürkmeksizin yü­rümek ve kararı millete bırakmak zo­rundadır. Çünkü, büyük yetkiyi ve­ren ve nasıl kullanıldığını değerlendi­ren millettir.

İdeallerimizin Türkiy esine erişmek için, bir yoldan değil, sayısız yollar­dan yürümek lâzımdır. Ortaçağ üslû­bunda bir hayat örgüsünden sıyrıl­mak kolay mıdır, sanıyorsunuz? Ge­lir kaynaklarımız sayjftır. Buna kar­şılık, büyük yatırımlara ihtiyacımız vardır. Bu işten nasıl çıkacağız diye, kaygılanan vatandaşlar bulunabilir. Bu yüzden yer yer kötümserliklerin uyandığını sezmek mümkündür. Hak­lı mıyız kötümser olmakta?Adnan Menderes, yaptığı basın top­lantısında dağıtmıştır bu işkilleri... Türkiye, görülmemiş ölçülerde, dev teşebbüslere girişmiştir. Fakat he­sapsızlık, söylenildiği gibi, plansızlık yoktur bu işlerde. Ekonomik gücü­müz, millet gelirimiz her yü artıyor. Ne demek bu, biliyor musunuz? Her hatıgi bir açığı, artan kudretimizle kapatıyoruz, demek. Şekerimiz var, çimentomuz var, demir istihsalimiz, her şey gibi, birkaç misli kabarıyor. Nal getirtmek için, dışarıya çok daha az para ödeyeceğiz. Türkiye gibi, yal­nız çiftçilikle geçinen bir memleket için çok büyük bir başarıdır bu.Toprak istihsali, havanın keyfine gö­re, değişir. Mahsul, bir yıl bol olursa, söz gelişi üç yıl arka arkaya zayıf ola­bilir. Kötü yılların açığını kapatmak için başka gelir kaynakları aramak lâzımdır. Başka istihsal dalları geliş-tirilmezse böyle bir ayarlama yapıla­maz. Adnan Menderes, kalkınma ham­lemizin, bu eksikliği, boyuna giderdi­ğini söylemekle, gerçekten, büyük bîr müjde vermiş oluyor bize...

Giriştiğimiz işler tamamlandıkça bir taraftan yeni gelirlerle, öte taraftan amortismanlarla yatırım yüklerimiz azalmakta ve başka işlere girişmek imkânları, kendiliğinden, doğmakta­dır. Zamanla, karşılığı ödenmiş çok büyük bir donatım parkımız olacak­tır. Demek oluyor ki, yarın, birçok te­şebbüslerimiz çok daha ucuza mal olacaktır bize; hattâ, inanılmıyacak kadar ucuza. Donatım deyip te geç-miyelim. Bunun değeri yüzlerce mil­yon Türk lirası demektir.

Bayındırlık ve kalkınma hamlemizin bize kazandırdığı kımıldama üstün­lüğünü, tek bir yazıda anlatmak çok güçtür. Yalnız şunu belirtmek isteriz ki, bu işlerin başında, sezgili ve uzak görüşlü bir sorumluluk askı gelmek­tedir. Dünkü Türkiyenin harcayacak veya satacak birkaç kalemlik malı vardı. Bugünkü Türkiye ise çok ileri bir istihsal kaynağına erişmiştir. Güç­lüklerimizi daha büyük bir kolaylıkla yenecek bir durumdayız artık. Men­deres bilançosunun yükselen bir mil-let bilançosu olduğunu görmekle bah­tiyar bir heyecan duyabiliriz.

Temelli ıslahat

Yazan : H. Edip Törehan

30/9/1956 tarihli (Yeni İstanbul)

dan:

Bugünkü Yeni İstanbul'un- ikinci sa-hifesinin sekizinci sütununda, bun­dan, tam 26 ay evvel, yani 24 temmua 1954 tarihinde intişar eden başmaka­leden aynen alınmış bası parçalar bu­lacaksınız. Fikirlerimizin hiç değiş­mediğini ve topyekûn bir ıslahata muhtaç olduğumuzu isbat edebilmek için, aynı mevzua bugün tekrar avdet ediyoruz.

Memleketimiz, Tanzimat denilen ye. nileşme devrine gireiiberi yüz seneyi geçmiştir. Fakat ne yazık ki, o za­manki ıslahat esaslı bir tempo ile de­vam edememiş, bilgisizlikler, taassup ve cehalet, bunların iyi tatbik edil­mesi imkânını vermemiştir.

Büyük Atatürk büyük Türk inkılâbı­nı yaptığı vakit memleketin her sa­hada ve bilhassa iktisadi işlerde ileri hamleler yapmasını teminen bir çofe esaslar koymuştur. Fakat ömrünün vefa etmemesi, ondan sonra İkinci Dünya Harbinin çıkması ve onu takip eden senelerin politika gürültüleri, bisî, bu beklediğimiz ıslahattan, mah­rum bırakmışta.

Biz, bugünkü hükümetten iktidarı eline aldığı zaman bu çok ehemmi­yetti icraata cezri bir surette devam etmesini istedik ve bekledik. Bilhassa 1554 seçiminden sonra bu işe büyük bîr hızla devam, edilmesini diledik. Dört seneden beri devam edegelen iktisadî hamlelerimiz, şüphesiz şaya­nı memnuniyet ve şükrandır. Bunun memleket içinde yarattığı bazı zor­luklar inkâr edilemez. Fakat, bunla­rın da geçici olduğuna hepimiz inan­mak istiyoruz. Ancak, bütün bu faa­liyetlerde karşımıza çıkan bir takım küçük ve mevzuattan doğan engeller vardır. Biz her ne pahasına olursa olsun, topyekûn bir ıslahat yaparak, kanunların sayısı 6000 i geçen bir memleketin, tekmil mevzuatının  der­lenip toparlanmasını arzu ediyoruz. Bunları herkesin anlıyacağı bir şekil­de tedvin etmek, bilhassa birbirleriy­le tearuz eden kanun maddelerini, nizamları, talimat ve kararlan bir süzgeçten geçirip, memleketin umu­mî bünyesine uygun ve herkesin an­lıyacağı şekle sokmak, bugün için ya­pacağımız işlerin başında gelmekte­dir.

Biz, Atatürk'ün ilk devirlerinden son­ra, yapacağımız ve yapmak istediği­miz ıslahatı cezrî sahaya intikal et­tirmekten, nedense çekindik. Çok de­mokrat olduğumuzdan mıdır, nedir, bu mevzuda, hep yama gibi duran ve göze batan tedbirleri almak tarafına meylettik ve bilhassa 1950 seçimine Kadar, bu ıslahat çok yavaş yürüdü. Formaliteler içinde boğulduk. Bunun neticesi olarak da, müsbet neticeler bir türlü elde edilemedi.

Uzun seneler boyunca formaliteleri ıslah etmek ve kırtasiyeciliği kaldır­mak için, muhtelif vekâletlerin müs­teşarlarından mürekkep bir heyet toplandı; uzun uzadıya görüşmeler yaptı. Bu toplantıların en gibi karar­larla neticelendiğini bilemiyoruz. Bil­farz verilmiş kararlar olsa bile, ara­dan bir hayli zaman geçmiş olması yüzünden, bugünün ihtiyaçlarına uya-nııyacaktir. Fakat, tatbik sahasına gi­rememiş olmasına rağmen İçlerinde faydalı şeyler varsa, bunları nazarı dikkate almak herhalde çok iyi ola­caktır.

Filhakika, bütün dünya, gün geçtik­çe formalitelere boğulmuş görünü­yor. Fakat, diğer taraftan da, mev­zuatla savaşıp, ondan kurtulmağa çalışan milletlerin muvaffak oldukla­rını görmekteyiz. Onun için, biz mi­sali, formalitelere boğulmuş millet­lerden değil, bunlardan kurtulmağa çalışan ve bu işde muvaffak olan mil­letlerden alırsak, şüphesiz, bugün için en lüzumlu ve faydalı bir isi yapmış olacağız.

1 Eylül 1956

 Savarona Okul Gemisi :

Dost ve kardeş Libya Melikini, mem­leketine götüren ve senelik nıutad ge­zisine çıkmış olan Savarona okul ge­misi Zafer Bayramının 34 Üncü yıl­dönümünü Trablusgarp limanında, büyük Türk denizcisi Turgut Reis'in mezarı başında kutlamıştır.

Merasimde bir Libya askerî kıt'ası ile bir çok Libyalı davetliler ve kordiplo­matik de hazır bulunmuştur.

Başta bandosu ile bir Türk deniz kıt'asjnın ve gemideki öğrencilerin de bulunduğu bu merasimde, okul gemisi kumandanı Kurmay Yarbay Necati Pınar, büyük Türk amiralinin kabri­ne bir çelenk koymuş ve kahraman Turgut Reis'in bugünkü hafitleri, bü­yük denizcinin manevî huzurunda saygı duruşunda bulunmuştur.

Daha sonra bir konuşma yapan gemi kumandanı, Kafer gününün büyük Türk amirali Turgut Reis'in mezarı başında kutlanmasının mutluluğunu belirtmiş ayrıca Turgut Reis'in haya­tı ve icraatı hakkında izahat vermiş­tir.

O gün Libya Başvekili gemi ku­mandanı ile Türk heyetine bir öğle yemeği vermiş, Savarona okul gemi­mizin subay, öğrenci ve personeli de Trablusgarp Belediye Reisinin davet­lisi olarak öğle yemeğini yemiştir.

Libya- Büyükelçimiz o akşam Sa­varona okul gemisinde bir suare ter­tip etmiş, Libya ileri gelenleri ile kor­diplomatiğin hazır bulunduğu bu suare çok samimî bir hava içinde ce­reyan etmiştir.

Ertesi günü civarda gezintiler yapılmış, Sabrata harabeleri ziyaret olun­muş ve okul gemisi seyahatma devam etmek üzere Trablusgarp limanna ayrılmıştır.

Strasbourg :

Avrupalılar ara sı 33 ncü Strasbourg fuarı bu sabah törenle açılmıştır.

Türk pavyonunda uzun müddet ka­lan Ticaret ve Sanayi Vekili Lemaire, îürkiyenin Paris basın ataşesi ve tu­rizm temsilcisi Nail Mutlugil'i hara­retle tebrik eylemiş ve geçenlerde' zi­yaret etmiş olduğu Türkiyeye dair ba­sı hâtıralarını yâdetmistir.

Türk bayrakları ile süslenmiş olan pavyonun merkezî yerine modern Tür-kiyenin kurucusu Kemal Atatürk'ün büyük bir resmi asılmış bulunuyor­du.

Jean Paul Roux eylülde Türkiye hak­kında bir konlerans verecek ve renk­li bir ülm gösteril e çektir.

3 Eylül 1956

Bağdat:

Dün Türkiyenin Bağdat Büyük Elçi­liğinde yapılan bir merasimde İrak Hava Kuvvetleri Kumandanı Albay Kâzım İbadî'ye, Türk Hava Kurumu­nun madalyası takdim edilmiştir.

Bu münasebetle yapılan merasimde İrak ordusu erkânı, İrak Tayyare Ce­miyeti Reisi Sabah El Said ve Türki­ye elçiliği mensupları hazır bulun­muşlardır.Türkiye Büyük Elçisi Muzaffer Göksenin madalyayı Albay Kâzım ibadînin göğsüne taktıktan sonra bir hi­tabede bulunmuş ve ezcümle şunları söylemiştir:«Bu madalyanın, maddî kıymeti buyük değildir, fakat, kurumun Atatürk tarafından kurulmuş olması dolay isiy­le onun hâtırasını taşıyan bu madal­yanın mânevi kıymeti büyüktür. Bu­nu değerli İrak Hava Kuvvetleri Ku­mandanına takdim etmekle şeref du­yarım.

Bundan sonra İrak Hava Kuvvetleri Kumanranı Albay Kâzım îbadî de şu cevabı vermiştir: «Sayın Büyük Elçi­nin sözlerini pek doğru buldum. Bu nişanın değeri maddî kıymetinde de­ğil iki memleket havacıları arasında­ki dostluğun ifadesindedir. Bu. vesi­le ile Atatürkün hâtırasını göğsüm-d& taşımak benim için büyük haz ve şereftir.

6Eylül 1956

Ban :

Türkiye Dahiliye Vekili ve Dışişleri Vekâleti Vekili Ethem Menderes, 10 gün sürecek bir ziyarette bulunmak üzere Bonn'a gelmiştir.

Ethem Menderes'in bu müddet zar­fında, Türkiyenin yeni Alman ordu­suna silâh vermesi mevzuunda, Batı Almanya Müdafaa, İktisat, Maliye ve İçişleri Vekâletlerinin temsilcileri ile görüşmeler yapacağı bildirilmekte­dir.

7Eylül 1956

Cannes:

Burada dinlenmeğe gelen meşhur muharrir Somerset Maugham, bir ga­zeteci ile yaptığı görüşme sırasında, bir kaç sene evvel ziyaret etmiş ol­duğu Türkiye mevzuunda büyük bir hikâye yazdığını, bunun çok beğeni­leceğini, en güzel hikâyelerinden biri vasfını haiz bulunduğunu bildirmiş­tir.

10 Eylül 1956

Bonn :

Federal Almanyayı ziyaret etmekte olan Dahiliye Vekili ve Hariciye Ve­kâleti Vekili Ethem Menderes,dün alâkalı Alman Nazırlariyle ziyaretler teati etmiş ve dostane görüşmeler yapmıştır.

Gerek Profesör Hallstein'in Ethem Menderes şerefine verdiği öğle yeme­ğinde, gerek Büyük Elçîliğîmiade Ve­kilin Alman Nazırları şerefine verdi­ği ziyafette mutat protokol çerçevesi dışında bir dostlukla nutuklar teati edilmiştir.

Dün öğleden sonra ilk kurulan Alman askerî garnizonu ziyarat edilmiş, bu vesile ile de dostane nutuklar veril­miştir.

Krupp müessesesinin ısrarlı daveti ü ser ine bugün Essen fabrikaları ge­zilecek, bu münasebetle de iki mem­leketle ilgili muhtelif meseleler görü­şülecektir.

Hanovre :

Türkiye Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, bu­gün, Hamburg'dan buraya gelmiş ve aşağı Saksonyanın bazı sınaî mües­seselerini ziyaret etmiştir.

Türkiye Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili bu arada WolfsburgJ-dakl «WoISswagen» otomobil fabrika­larını da gezmiştir.

11 Eylül 1956

Viyana:

On altı milletin iştirak ettiği Viyana fuarındaki Türk pavyonu, teşhir ve tanzim bakımından büyük bir alâka görmüştür. Fuarın açılış gününde ön­ce BaşvekO muavini Scharf, daha sonra Hariciye Nazırı Dr. Figl, ikinci günde ise Başvekil Eaab Türk pavyo­nunu ziyaret etmişler, kendilerine Vi­yana Büyük Elcimiz Samim Yemişçi-başi, pavyon komiseri Zeki Doganoğlu ve ticaret ataşemiz Aclan Akkerman tarafından teşhir edilen mallarımız hakkında etraflı malûmat verilmiştir.Türk pavyonunda bilhassa yas mey­velerimizden çavuş üzümü, kavun, Bursa şeftalisi ve taze sebzeler, diğer taraftan küçük el işi mamulleri, halar, mensucat ham ve mamul maddeleri ilgi toplamaktadır. Pavyonumu­zun diğer bir hususiyeti de, yüksek tahsillerini Almanyaöa yapmakta olan Türk kızlarının milli kıyafetler­le ziyaretçilere memleketimiz hak­kında hazırlanmış olan. broşürleri da­ğıtmaları ve İhraç mallarımız hakkın­da izahat vermeleri olmuştur.

Washington :

Birleşik Amerika milletlerarası atom fiziği ve mühendisliği dördüncü kur­su dün açılmıştır. Kursa 25 yabancı memleketten 50 ve Birleşik Amerikadan 13 mütehassıs katılmaktadır.

Pennsylvania eyalet üniversitesi  ve kuzey Carolina eyalet kolejinde açı­lan kurs 34 hafta sürecektir.

Kursa Türkiye den Ahmet Ziya Akcasa. ve Fahri Domaniç katılmıştır.

12 Eylül 1956

Londra :

«İrak Petroleum şirketi teknis­yenleri hâlen, İrak petrolünün Tür­kiye topraklarından geçirilerek Ak-denize akıtılması konusunu İncele­mektedirler.

Bin kilometrelik bir mesafe katedecek olan bu petrol hattı da, Suriye ve Lübnandan geçen borularla bir il­tisak teşkil edecektir.

Türkiyedeiı g&çecek olan hattın ne miktar petrol akıtacağı hakkında şir­ket tarafından henüz bir şey söylen -memekte ise de, "bunun yılda yirmi milyon tondan fazla olacağı tahmin edilmektedir.

İyi haber alan çevrelerde belirtildi­ğine göre, bu petrol bomsu projesi Süveyş buhramnm patlak vermesin­den çok evvel tasarlanmış ve etütleri ikmal edilmişti.

Bonn :

Federal Almanyayı ziyaret etmekte olan Dahiliye Vekili ve Hariciye Ve­kâleti Vekili Ethem Menderes Ham­burg'a gitmiş ve orada yanında. Al­man mihmandarları olduğu halde tersane ve liman tesislerini gezmiş­tir. Ayrıca Booing çimento tesisleri ve Miag konserve fabrikası da gezil­in iştir.

Yarın yine Hamburg civarında bazı fabrikalar gezilecektir.

14 Eylül 1956

 Londra :

İngiltere Dışişleri Vekili Sehvyn Lloyd bugün batılı büyük elçileri kabul- e-derek kendileri ile yeni kurulacak kanaldan faydalananlar birliği işini görüşmeye başlamıştır. Vekilin yeni kurulacak birlik için bir konferans toplanmasına çalıştığı söylenmektedir. Londrada veya Pariste toplanması muhtemel konferans için henüz bir tarih tesbit edilmemiştir.

İngiliz Dışişleri Vekili bu sabah İn; giliz kabinesi toplantısına iştirak et­miştir. Bu toplantıda Süveyş kanalın­dan hariç meselelerin görüşüldüğü bildirilmektedir.

Lloyd bu sabah önce Fransız ve mü­teakiben Norveç, Danimarka, İsveç büyük elçilerini kabul etmiştir.

Sehvyn Lloyd yarın erken saatte Pa-rise gidecek, gece tekrar Londraya dönecektir.

İngiliz Dışişleri Vekili bugün Öğleden sonra Türkiye, İran, İrak ve Pakistan büyük elçilerini kabul etmiştir.

«Süveyş kanalından faydalananlar birliğine katılmaları için, Londra konferansı sırasında Dulles projesini destekliyen 18 memleket hariç bazı memleketlere de davetiye gönderile­ceği ileri sürülmektedir.

Gelecek hafta başında İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerikanın işti­rakiyle bir uçlu toplantı aktedilmesi mümkün görülmektedir. Bu konfe­ransta İngiltere ve Fransayı Dışişleri Vekilleri, Birleşik Amerikayi ise Dış­işleri Vekili yardımcılarından Loy Henderson'un veya Robert Murphy-nin temsil edeceği tahmin edilmek­tedir.

Berlin :

Türkiye Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes kısa bir ziyaret için Batı Berline gelmiş ve Belediye Başkanı ve Şehir Meclisi başkanı tarafından  kabul edilmiştir.

Yaptığı kısa konuşmada, Etem Men­deres, Birinci Cihan Savaşındaki Türk

Alman silâh arkadaşlığına işaretetmiş,ayrıca,  gençliğinde   bir müd­det kalmış olduğu Berlinin içinde bu­lunduğu güç durumdan yakında kur­tulacağı   ümidini   izhar   etmiştir.

Berlin Belediye Başkanı, ziyaretinin hâtırası olarak Ethem Menderes'e Berlin   belediye   binasının   üzerindeki hürriyet çanının porselenden yapıl­mış bir modelini hediye etmiştir.

Türkiye Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili yarın tekrar Batı Al­ma ny ay a dönecektir.

 Eylül 1956

San Francisco :

Ankara Devlet Tiyatrosu, sanatkârla­rından soprano Leylâ Gençer Ameri-kadaki ilk temsillerini vermek üzere San Franeisco'ya gelmiştir. Bir Türk opera artisti olarak" ilk defa Batı A-îîierikada temsil verecek olan Leylâ Gencer'in bu ziyareti gerek Amerikan matbuatı ve gerekse opera severler ta­rafından yakmen takip edilmektedir.

San Francisco'da münteşir bir gaze­te, San Francisco operasının sanat ve müzik direktörü Kurt Adler'e at­fen, operanın 1956 sezonu programı­na çok mühim bir ilâvenin yapıldığı­nı bildirmekte ve şöyle denmektedir:Ankara Devlet Operasının güze! Türk sopranosu, 28 eylülde Amerikanın batı sahilinde ilk temsilini göreceği­miz Fraııçesco do Himini operasının başrolünde, Amer ikada ilk temsilini verecektir. Soprano Gencer, Napoli-de San Cari o operasında, Triestede-ki Teatro Verdi'de, İsviçre ve Polon­ya da yakın zamanlarda oynadığı rol­lerle muazzam muvaffakiyetler ka­zanmıştır.

San Francisco operasının gala müsam ermesinde de davetli olarak hazır bulunan Leylâ Gencer, birinci temsi­lini 28 eylülde, ikincisini 4 ekimde San Francisccda ve üçüncü temsilini de  31  ekimde Los Anglesde verecek New-York'un Metropolitan operasında 1919 ve 1917 yıllarında temsil edilmiş olan Francesco dramının baş­rolünü Batı Amerikanın en meşhur sanat hareketlerine sahne olan San Francisco operasında bir Türk opera sanatkârının oynaması büyük bir alâka ile beklenmektedir.

17Eylül 1956

Tahran :

İran Harbiye Vekilinin davetlisi ola­rak Tahranda bulunan Türk Devlet Vekili ve Millî Müdafaa VeKâieti Ve­kili Şemi Ergin, dün Şehinşah tara­fından kabul edilmiş, bugün de as­kerî spor kulübünün açılış merasi­minde hazır bulunmuştur.

Merasim, Şehinşahm huzuru ile ve bütün vekillerin iştirakiyle yapılmış­tır.

Şehinşah hazretleri, bu merasimde Türk heyeti üyeleriyle yakından ilgi­lenerek kendileriyle hasbihalde bulun­muştur.

Şemi Ergin, ayrıca, Şiri Hurşit Baş­kam Altes Prens Şems ile Başvekil Hüseyin Âlâyı  da  ziyaret etmiştir.

18Eylül 1956

Ankara :

Bul gar İsta nm milli bayramı dolayı-siyle Reisicumhur Celâl Bayar ile Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Millî Meclis Prezidyum'u Başkanı Gueroghi Damiano arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuştur.

19Eylül 1956

Opatya :

Milletlerarası greko romen güreş karşılaşmalarına bu sabah burada de­vam edilmiş ve 4 müsabaka    yapan güreşçilerimiz dördünde de tuşla ga­lip gelmişler dir.

Saat 9 da başlayan karşılaşmaların ilki 87 kiloda Adil Atan ile Roman­yalı Umaini   arasında  yapılmıştır.

Adil Atan rakibini 9 dakika 49 sani­yede tuşla yenmiştir.Diğer karşılaşmaların neticeleri şun­lardır:

67 kilo: Burhan Pandül, Avusturyalı Rufa 5 dakikada tuşla galip.52 kilo: Ahmet Bilek, Alman Rod'a 2 dakikada tuşla galip.Ağır: Hamit Kaplan,  Yugoslav Graşiye'yi  10  dakikada tuşla yenmiştir. Karşılaşmalara bu gece saat 9 dan itibaren devam edilecektir.

Winnipeg :

Kanada Kraliyet hava kuvvetleri, 27 ağustosta Manitoba'da Gimli şehri ci­varında t-33 tipi bir jet uçağiyle dü­şerek ölen pilotun yirmi üç yaşında­ki İstanbullu hava teğmeni Özer Er­man, olduğunu açıklamıştır.

Kaza hava üssünün elli mil uzağrada-ki bir çiftlik üzerinde vuku bulmuş­tu.Kanada hava kuvvetleri, şehit pilo­tun Bandırmada oturan annesi Ha­tice Arna'nm hâdiseden haberdar edilmesinden sonra bu açıklamada bu­lunmuştur.

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan tebliğ edilmiştir:

Hükümetimizle Pakistan Cumhuriye­ti hükümeti arasında 2 kasım 1955 ta­rihinde Karaçi'de imza edilip 9 tem­muz 1956 tarihinde 6793 sayılı ka­nunla Türkiye Büyük Millet Mecli­sinin tasdikine iktiran etmiş ve res­mî gazetenin 17 temmuz 1956 tarih ve 9360 sayılı nüshasında neşredilmiş olan «Türkiye Cumhuriyeti hüküme­tiyle Pakistan hükümeti arasında ha­va servislerine ait anlaşma», 19. mad­desi mucibince âkit tarafların kendi teşkilâtı esasiye kaidelerine göre, teşiri muameleleri her biri tarafından ikmal edilmiş olduğundan 25 ağus­tos 1956 tarihinde meriyete girmiş bulunmaktadır.

21Eylül 1956

New-York :

Türkiye İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyat Manrtalinci, beraberindeki he­yetle bugün buraya gelmiştir. Zeyyat Man daline bugün Washington'a hareket edecek ve gelecek halta zar­fında toplanacak milletlerarası para fonu idareciler meclisi toplantılarına katılacaktır.

Tahran :

Dost ve kardeş İranı ziyaret ve gezi­lerine devam eden Devlet Vekili ve Milli Müdafaa Vekâleti Vekili Şenıi Ergin dün ordu satış mağazasını, 2 numaralı askeri hastahaneyi, Gülis­tan Sarayı müzesini görmüş ve ilgili­lerden izahat almıştır.

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili Semi Ergin şerefine Tah­ran büyük elçiliğinde bir ziyafet ve­rilmiş1, bu ziyafette İran Başvekili Hüseyin Ala, Saray Baş Nazırı Dr. İkbal, ve Hariciye Nazm Dr. Arslan, Şehinşahm Başyaveri General Hida­yet ve Hariciye Nezareti ileri gelen­leri ile kordiplomatik hazır bulun­muştur.

22Eylül 1956

Münih :

Lufthansa - Alman hava yollarının Orta - Doğu servisinin açılması mü­nasebetiyle ilk uçakla Almanyaya gelmiş bulunan Türkiye Münakalât Vekili Arif Demirer başkanlığındaki Türk heyeti ile İran ve Arap memle­ketleri mümessilleri buraya muvasa­latlarında Alman. Federal devlet tem­silcileri, misafir devletler konsolosluk mensupları ve diğer zevat tarafmran karşılanmışlardır.

Alman Münakalât Vekili misafirler şerefine bir yemek vermiştir. Bu ve­sile ile  bîr konuşma  yapan     Vekil, Türkiye ve Yakın Doğuya yaptığı seyahatte gördüğü sıcak hüsnü kabu­le işaret etmiş ve bu memleketler de­legelerini selâmlıyarak kendilerine te­şekkür etmiştir. Lübnan Parlâmento Reisi ile Türk delegelerinden İstanbul Vali ve Belediye Reisi birer konuşma yapmışlardır. Türk delegesi yapmış olduğu konuşmada, Türk - Alman dostluğu ile İki memleket arasında son yıllar içinde yeniden gelişen kül­türel ve ekonomik münasebetlere te­mas etmiş, Alman hava yollarını bir sulh güvercini olarak vasıflandırdık­tan sonra Türk Alman dostluğunun dünya sullıuna Yakın ve Orta Doğu­da barışın hükümranlığına yapacağı hizmete İşaret etmiştir.

Misafir heyetlere Stuttgarfda Mer­cedes - Benz tesisleri ve televizyon istasyonu gezdirilmiştir. Türk heyeti bu arada, imar müşaviri Prof. Hog'un atölyesini de ziyaret ederek İstanbul şehri için "hazırladığı plânlan tetkik etmiştir.

Türkiye Münakalât VekUinin başkan­lığındaki Türk heyeti İstanbula dön­mek üzere yarın uçakla hareket ede­cektir.

24 Eylül 1956

Saarbrüken :

Dün gece Saaı-brüken'de yapılan gre-ko-romen millî karşılaşmasında Türk güreşçileri müsabakayı 6-1 kazan­mışlardır.

52 kiloda güreşen Bilek kaşından ya­ralı olduğu İçin müsabakaya iştirak etmemiştir. Fakat 26 eylülde yapıla­cak temsilî maça girecektir.

57 kilo: Lütfü Çiçekçi, rakibi Könîge ittifakla mağlûp.62 kilo: Seyfi Ozei, Panhan'a ittifak­la galip,

87 kilo: Burhan Pandiil, Both'a 3 dakikada tuşla galip.73 kilo: Mithat Bayrak, Erckel'e it­tifakla galip-

79 kile: Bekir Büke, Scusen'e ittifak­la galip.87 kilo: Adil Atan Sonhalten'e itti­fakla galip.

Ağırda,: Hamit Kaplan Boteley'e B da­kikada tuşla galip gelmişlerdir. Türk güreşçileri buradaki ikinci karşılaş­malarını 26 Eylül akşamı yapacaklar­dır.

Tahran :

Kardeş ve müttefik İranda dostluk ziyareti yapmakta olan Devlet Vekili ve Milli Müdafaa Vekâleti Vekili Se­mi Ergin, İran Harbiye Nazırı ile bir­likte Şiraz'a giderek tarihî eserleri, Kısılarslan çocuk yuvasını ve mo­dern h asî ah an ey i gezmiştir. Umumi vali tarafından verilen akşam yeme­ğinde İran Harbiye Nazırı General Ahmet Vusuk Türk - İran dostluğu­nu ve samimî işbirliğini öven ve iki komşu milletin tarihî bağlarla bağlı olduğunu ifade eden bir konuşma yapmıştır.

İran Har Diye Nazırına cevap veren Semi Ergin, Türk - İran dostluğunun Atatürk ve Büyük Riza Pehlevi tara­fından kurulduğunu, Tiîrlî ve İran milletlerine mal edilmiş bulunan bu dostluğun Reisicumhur Celâl Bayar ile Şehinşah Riza Pehlevinin uzağı görüşleri sayesinde mütemadiyen ge­lişmekte bulunduğunu belirtmiştir.

Millî Müdafaa Vekâleti Vekili İran Harbiye Nazırı ile, İranın tarihî bü­yük şehirlerînden biri olan İsfahan'a gitmiş ve tetkiklerde bulunmuştur.

25 Eylül 1956

Tahran :

Türkiye Devlet Vekili ve Milli Mü­dafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, dost ve müttefik İranda askerî mü­esseselerle Kızılarslan teşkilatındaki tetkiklerine devam' etmektedir.

Tahran civarındaki silâlı fabrikasını ziyaret etlen Vekil, buradaki müşahe­delerinden fevkalâde memnun kal­mış ve İran Harbiye Vekili Ahmet Vusuk'a tebrik ve takdirlerini bildirmiş­tir.

Kızılarslan cemiyetinin Kan bankası ile tüberküloz arama ve tedavi merkezini de gezen Devlet Vekili ve Mil­lî Müdafâa Vekâleti Vekili dün öğle yemeğini cemiyet başkanı Ala hazre-ti Prenses Şems'in misafiri olarak yemiştir. Yemekte Vekiller, Ayan aza­ları, mebuslar, kordiplomatik ile di­ğer zevat hazır bulunmuş ve toplantı samimî bir hava içinde - cereyan et­miştir.

Dün Öğleden sonra Tahran Üniversi­tesinin İbni Sina salonunda Şehinşah Riza Pehlevîye fahri doktorluk paye­sinin tevcihi münasebetiyle yapılan törende Türk heyeti de davetli ola­rak hazır bulunmuştur.

İran Harbiye Vekili, Semi Ergin şe­refine bir akşam yemeği vermiştir.

28 Eylül 1956

 Lizbon :

Burada bir ekim günü toplanacak askerî spor konseyine 17 memleketi temsilen 42 delege katılacaktır. Kon­seye katılacak memleketler şunlar­dır: «Türkiye, Arjantin, Brezilya, Bel­çika, Mısır, Fransa, Yunanistan, Hol­landa, İtalya, Lüksemburg, Norveç, Pakistan, İspanya, isveç, Suriye, Bir­leşik Amerika ve Portekiz.»

Yunana karşı

Yazan; Suphi Soysalhoğlu

8/9/1956     tarihli     (Tercüman) dan:

Yunanistanm yeni yeni dram perde­leri açtığını ajansla haber veriyor­lar.

Bir İM yıl evvel Kıbrıs işi bir küçük sivilce iken, bu işte ilk alâka sahibi İngiltere ile NATO'nun baş âzası Bir­leşik Amerika dostlarımız bu küçü­cük kaşıntıyı pek nıühîmsemediler. Şımarık bîr çocuğa verilen yüz gibi İlk zamanlarda Yunan huzursuzluk­larına pek aldırış etmediler. Hele Amerika Hariciyesi, ben bu işe ka­rışmam, iki taraf da dostlarımda-, a-ralarmda halletsinler dedi. Fakat şimdi sanırız ki bu görüsüne pişman­dır. Çünkü acaba nasıl carei hâl bu­lunsa der gibidir.

Fakat gerek Yunanistanı bu yaşa ka­dar koltuğu altında büyütmüş olan İngiltere, gerek bu memlekete mil-yarjlanca dolarlık türlü cömertlikler  yapmış olan Amerika Yunanistanm nasıl şirret ve yaramaz bir hüviyette olduğunu biz Türkler kadar bilmedik­leri için yersiz müsamaha ve muma-şatla işin bu küçük yaramaz ve hır­çın tarafından bugün için pek ilti­haplı bir büyük çıban getirilmiş ol­masına elbette müteelllmdirler. NA­TO politikasının, zayıf, mütereddit, işi hafif tutma karakterli tutumu Rus­lar karşısında olduğu gibi. Yunanlı­lara da ümitler verdi. O da kameti azıttı, azıttı, İngiltere ve Amerikaya pek. müftakir olduğu halde gerek Türkiye aleyhine, gerek bu iki mem­leketin menfaatleri aleyhine yapma­dığı kalmadı. O kadar ki siyasî kai­deler ve teamülün bu derece hiçe sa­yıldığını  bugüne  kadar Garbın politika âleminde hiç bir zaman görme­miştik. Her işte maksada götüren her vasıtayı mubah gören Sovyetlerin bi­le Yunan'm bu cüretkârlığı ve cesa­reti karşısında hayretlerle parmağını ısırdığına ve sevinçle ellerini oğuş-turduğuna şüphe etmemelidir. NATO'nun bir ileri müdafaa unsuru sayılan üçlü Balkan Paktım cansız bir hale getiren Yımanistandir.

İngiltere ve Türkiye aleyhindeki sinsi entrikalariyle Şimalî Atlantik Paktı­nı içten zedeleyen Yunanistandır.

Arap memleketlerine türlü yollarla sokularak onları İngiltere ve Türki­ye aleyhine kışkırtan ve Bağdat Pak­tını yıkmağa tahrik eden Yunanis­tandır.

Tavcıiığı elden birakmıyarak Rusyaya yanaşmak sözleriyle açıktan açığa NATO'yu  tehdit eden Yunanistandır.

Bir kaç gün evvel NATO Konseyine müracaat ederek NATO müttefikle­rinden ve Ankarada mahrem dosyala­rının çalındığı hikâyesinden "bahs ve şikâyet  eden  Yunanistandır.

Atina Hariciyesinin Şark İşleri Müdü­rünü Uzak. Şarka göndererek oradaki bilhassa Müslüman memleketleri bi­zim aleyhimize iğvalayan yine Yu­nanistandır.

Hele Süveyş meselesinde hep NATO müttefikleri aleyhine ve Mısır lehine çalışıp kanal için Yunanlı kılavuz kaptanlar gönderen yine Yunanistan­dır.Elhasıl her tarafa kundak, her tara­fa fit, her tarafı ifsad... Bir politika ki her şeyi pazara çıkarıyor. Ortalığı karıştırmak, Rusya tarafına geçerim gibi tehditler savurmak, yani kendi­ni mezada koymak yollarında bir be­lâlı ki hiç bir hakkı olmadığı halde gürültü ile Kıbnsa konmak istiyor.Kendi kendimize soruyoruz: Acaba bu sözde dosta biz mi haraç ödeyece­ğiz? Çünkü S Eylül tarihli gazetemi­zin baş makalesinde tercüme edildiği gibi, New-York Times Amerikan ga­zetesi Kıbrıs buhranının pak tehlikeli bir hal almasından bahseden maka­lesinde:

«Yunaniştenm Sovyet Rusya eline düşmesine mâni olmak ve dolayısiyle NATO'nun Güney cephesinin parça­lanmasını Önlemek maksadiyle herke­se düşen fedakârlığın yapılmasını.»

Tavsiye etmekte ve Türkiyenin stra­tejik bakımdan endişesini kabul ede­rek Kıbns'm NATO emrine tahsisi­ni münasip görmektedir. Amerikalı refikimizin bu fikri resmî değildir. Haksız ol, fakat rezaletler çıkarma­sını, edepsizlikler etmesini ve herkesi bezdirmesini bil, ondan sonra sana ra­hat durma hakkı ve âtiyesi verilhr gi­bi bir mâna hatıra gelmemek de mümkün değil.. Cümleye malûmdur ki fedakârlık ve feragat bahsinde, biz zaten NATO'nun cenup kanadında en ağır yükü çekmekteyiz.

Hamdolsun ki hükümetimiz tam Türk hükümetidir ve Türkiyenin menfaat­leri mevzuu bahis olunca gevşeklik ve müsamaha ile değil aaim ve selâ-betle yürüdüğünü daima göstermiş­tir.

Dostlarımız bilmelidirler ki, her za­man belirtilerine şahit olduğumuz bir itiyatla, Türkiyeyi çenesini okşaya­rak ve zahiren ona hak verir görüne­rek kolayca yola getiririz sanmak ve fedakârlığa sevketnıek böyle Kıbrıs işi ayarında bir işte mümkün değil­dir.

Bizim kanaatimizce Yunanistan yine blöf ve şantaj yapmaktadır. O Rus­ya tarafına kayamaz. Kayarsa ben­liğinden irağ olacağım bilir­isin başlangıcında Yunanistan açık veya kapalı Kıbrisı sil alılan dır n-ken iki büyük dostumuz onu. şiddetle ikaz ederek bu pereseye gelmezdi. Fakat şimdi de işin yegâne hal çaresi sıkı davranmak, blöfe ve şantaja pabuç bırakmamaktır.

Dostlarımızın ellerinde Yunanı yola getirecek mgJi, iktisadî vesair tedbir­ler, vasıta ve imkânlar vardır. Bu büyük alevli çıban ancak öyle desi-lebilir. Yunanistanda sükûna kavu­şur. Aciaane tavsiyemiz budur.Atatürkten ders alınmalı

Yazan: O. S. Coşar

17/9/1956 tarihli den:

Bugün beynelmilel durumda, geçen yıllara nazaran mühim ve ümit ve­rici değişiklikler mi var? Bu suali şimdi müspet bir şekilde cevaplandır­mak için elde delil mevcut değildir. Sade gülümsemelere, tatlı va-adlere, güzel konuşmalara şahit oluyoruz. O kadar. Scvyet Komünist Partisi Bol-şevizmi dünyaya yaymak emelinden vazgeçmiş değildir. Dün tehditlerle bu hedefe ulaşırız diyorlardı. Şimdi ise değişik bir tabiye ile yaklaşıyorlar.Son hâdiseler göstermiştir ki, bu ye­ni tabiye, Stalinin tehdide ve silâha dayanan taktiklerinden gck daha teh­likelidir.' Geçen yıllarda Moskovanm takip ettiği siyaset, hür milletler ara­sında tesanüdü kuvvetlendirmiş, bir­liğin temellerini perçin! e meye yar­dım etmişti. FaJtat yeni Sovyet ida­recilerinin siyaseti kısa zamanda bu tesanüdü zayıflatmış, hür milletler için tehlikeli bir durum yaratmıştır. Neden?

Muhakkak ki hür milletler camiası, Moskova değişikliklerini karşılıyacak müspet tedbirleri süratle alsaydı, esas politikasında lüzumlu bazı deği­şiklikleri o da yapsaydı bugün böyle bir  vaziyet karşısında bulunmazdık. Dünya bu hususta, Atatürk Türkiye-sinîn politika-smdan misal alabilirdi. Bundan  faydalanabilirdi.

Bundan yirmi, yirmi beş yıl önce sık sık Türk - Rus dostluğundan bah­sedilirdi. Geniş temaslar da mevcuttu. Milli bayramlarımızda Mareşal Voroşilof gibi şahıslar da görülürdü! işte o yıllarda, memleket içinde uzun bir geziye çıkmış olan Gazi Mustafa Ke­mal Paşa Başvekâlete çektiği bir tel­grafta diyordu ki:

 İstanbuldaki tetkiklerim sırasın­da Rus ithalâtının Türk mahsulâtına yaptığı rekabetin tesirleri nazarı dik-fcatimi celbetti. Bu cümleden olarak Ruslar, Türk çimentosunun satılabi­leceği fiat ne olursa olsun beheme­hal bu fiafctan aşağı satmak suretiyle Karadeniz havzasını elde etmişlerdir. Sovyetlerle ticaret mukavelesi, müza­keresi hitam bulmadan dahilde ihti­yacımıza kâfi miktarda İstihsal olu­nan çimento, tütün, trikotaj, buğday gibi mevadın Türk emtiasından daha ueıız satılarak rekabete girişilmeme­si hususunda Sovyetlerle itilâf edil­mesini zarurî bulmaktayım. Aksi tak­tirde Rusların Türk pazarından bir miktar mal satın almakla biae zahi­ren temin ettikleri la i de gayri meşru rekabetle tamamen hiçe indirilmiş olur.;.

Bu telgrafın çekildiği sıralarda, dev­rin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü A-ras Moskcvayı ziyaret ediyor. Sovyet gazeteleri bize karşı duydukları de­rin bağlılığı belirtip duruyorlardı. Mustafa. Kemal Paşa da Büyük Mil­let Meclisinde bu münasebetle diyor­du ki:

 Hariciye "Vekilimizin bü­yük komşumuz ve dostumuz Sovyet Rusyaya olan ziyaretlerinde gördüğü samimi kabul, bizi mütehassis eyledi. İki memleket münasebetlerinin, sağ-lamlıgı bu vesile ile de tezahür etmiş oldu. Bu cidden memnuniyeti mucip bir hâdisedir.»

Mustafa Kemal Paşa, politika saha­sında Rusyanın karşısına aynı silâh­larla çıkıyor ve onun her tübiye de­ğişikliğini gerekli bir tabiye değişik­liğiyle karşılıyordu. Tebessümler de­vam ederken, bunun iktisadî bir işga­le yol açmamasına bilhassa dikkat ediyordu.

Çünkü, tebessümler iiçnde bile müca­dele devam ediyordu. Bugün de de­vam ettiği gibi!

Yalancı pehlivanlar

Yazan: H. C. Yalçın

17/9/1956 tarihli   (Ulus)  tan:

Suriye gazeteleri epiyle eğlenceli bir hal aldılar. Bir tarafta,  bizlerin Suriyeye karşı tecavüzî emeller besledi­ğimizden masum masum şikâyetler okuruz. Suriye hudutlarına asker yığıyormuşuz.   Bir   şikâyet,   bir   feryat!

Suriye ile hudutlarımız maatteessüf o kadar gayri tabiî bir hal arzeder ki burada sık sık hâdiseler çıkmama­sı için tarafların iyi niyetlerle ve dostça hislerle müşterek çalışmaları icabeder. Hudutlarımızın bu anormal durumu iki memleket arasında daimî ve büyük bir kaçakçılık faaliyetine sebep olmaktadır.

Fakat kaçakçılık Suriye için hakikî bir kaçakçılık çerçevesinden çıkmış, bir millî gelir kaynağı, bir ticaret ha­lini almıştır-. Türkiyeye kaçakçılık yapmayı âdeta resmî bir kâr kaynağı telâkki etmeye alışan Suriyeliler ve Suriye hükümeti için Türkiyenin it­tihaz edeceği müdaîaa tedbirlerinin hepsi çok fena bir harekettir. Bun­dan dolayıdır ki Suriye tarafından her zaman feryatlar kolayca yükse­lir.

Şimdiye kadar bu kötü durumu ön­lemek maksadiyle Suriyelilerle giriş­tiğimiz müzakerelerin hiç biri kati bir netice vermemiştir. Çünkü kaçakçılı­ğın nihayete ermesi ne Suriyelilerin ne Suriye hükümet adamlarının işle­rine gelmez. Suriyeliler büyük bir kâr yolunu kapamıyacak kadar ze­kidirler.

Bizim tarafta sürülerle kasaplık hay­vanları Suriyeli midelerin gıdasını te­min için hudutlarımızdan kaçırılır. Bazı Amerikan mamullerini Türkiye­ye gizlice sckmayı da kaçakçıların pek faydalı buldukları muhakkaktır. Onlar senelerdenberi buna da alışkın oldukları için bunu kendilerine âdeta bir hak zannereee-k kadar kendilerin­den geçmişlerdir. Fakat onların bu kaçakçılıkları bizler için hakikî bir üzüntü ve fedakârlık teşkil ediyor. Kilometrelerce açık hudutları neza­ret altında tutabilmek için büyük kuvvetler beslemek mecburiyeti bizi rahatsız ettiği kadar kaçakçılarla müsademelerde Türk. evlâtlarının şe­hit düştüklerini görmekte ayrıca bir huzursuzluk sebebi teşkil ediyor.

Bizler büyük bir sabır İle bu hale tahammül ederken Suriyelilerin şıma­rıklıkları gittikçe artıyor. Bizlerin Su­riye hududuna, Suriyeye taarruz mak. sadiyle kuvvetler tahşit ettiğimiz id­dia edecek kadar ileriye vardıklarını görüyoruz. Kendileri gümrük muha­faza tedbirlerimizi bu kadar büyü­türken diğer taraftan da Türkiyeye karşı mütecavizane neşriyat ile kah­ramanlık taslıyorlar. Toros eteklerine kadar bütün Türk topraklarını zaptedeeeklermis.

Bu sözleri tımarhanedeki hastalar söylemiyorlar, ciödî Suriye gazeteleri yazıyormuş. Onun içindir ki makale­ye başlarken Suriye gazetelerinin eğ­lenceli bir hal aldıklarını kaydetmiş­tik. Bizi korkutmak yahut sinirlen­dirmek iicn bunları yazıyorlarsa na­file zahmet ettiklerini söylemek ye­rinde olur. Bia komşuları çok yakın­dan tanırız. İyi çocuklardır. Tatlı adlardır. Sahnede büyıük rollere çıkmaya hevesleri ziyadedir. Fakat en becerdikleri rol komikliktir. Sinir gergtılikleri devrelerinde böyle eğlen­celer faydalı olabilir. Teşrif ederlerse icabeden nezaketle kendilerini ağırla­mağa hazırız.

Topun ağzında

Yazan: A. E. Yalman

17/9/1956 tarihli (Vatan)  dan:

Türk Alman münasebetleri canlı bir faaliyet safhasına girmiştir. Alman-yanm bize yedi yüz kusur milyon marklık cephane sipariş vermesi, Da­hiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Ethenı Menderesin mühim vazi­felerle Bonn'da bulunmasa, Lufthausa'nın İstanbula uzatılması, Alman Münakalât Nazırının geniş bîr grup­la beraber bizi ziyarete gelmesi, Al­manya ile Türkiyenin birbirlerini ta­mamladıklarına dair samimî sözler söylemesi, Başvekil Adnan Mendere­sin dostça mesajı; işbirliğimizin yeni­den kuvvetlenme yolunda olduğunun belirtileridir.

Aradaki dostluğu pekleştirmeğe yeni baştan ve her İki taraftan gösterilen büyük alâka, geçici bir hevesin ifade­si midir? Kaynağı acaba yalnız kar­şılıklı iktisadi menfaatlerden mibarettir? Son senelerin, hele son ay­ların siyasi ve askerî gelişmelerini gözden geçirecek olursak, Türk - Al­man münasebetler indeki yeni ve gü­zel istidatların geçici bir mahiyet ta­şımadığını derhal farkederiz. Arada­ki iktisadî münasebetlere gelince, bunlar elbette ağır basar. Türkiye gi­bi sanayileşme ve kalkınma yolunda olan bir ziraat memleketi ile Alman­ya gibi atılgan ve başarılı bir sanayi memleketi, birbirlerinin tabiî ve sıkı yol arkadaşlarıdır. Fakat çok sıkı bir işbirliği zarureti yaratan asıl mühim sebep, iki memleketin bütün hür dün­ya içinde topun ağzına en yakm iki ülke olmalarıdır. Başka hiç bir mem­leket, Kızıl maskeli Moskof emper­yalizminin tehdidine bizim derecemiz­de mâruz değildir. Saldırışa göre a-yarU ve tetikte duran Moskovanin yo­lu üzerinde en evvel biz varız ve Al­manya vardır.

Hür dünyanın tesanüt halkasına da­hil olan yol arkadaşlarımıza ne ka­dar güvenirsek güvenelim. Almanya İle beraber başımızın çaresine bak­mağa ve Eusyayı saldırış heveslerin­den vazgeçirmeğe yarıyacak, iki cep­heli barajı elbirliğiyle kurmağa mec­buruz.

Biz, Panislâv saldırışına alrlardanberi göğüs veren bir milletiz. Bu sal­dırışın hedeflerini değiştirmediğini, atom devrinde ilk saflara geçen, sür­atle sanayileşen, müthiş maddî silâh­lardan başka türlü türlü hileli kun­daklama ve yılana vasıtaları ele ge­çiren Rusyanm her zamandan daha tehlikeli bir düşman olduğunu pek iyi biliriz. Bekamızı bu. tehlikeye karsı koruma dâvası, her türlü endişleri-mizin en başında gelir.

Almanyanıa haline bakalım: On ye­di milyon Almanın yaşadığı Doğu Al­manya, doğrudan doğruya bir Rus müstemlekesi ve zindanı durumuna düşmüştür. Almanyanın eski idare yeri, baş fikir merkezi ve dimağı ha­linde olan Berlinin mühim bir kısmı Rusların elindedir. Şehir ve civarı Moskof  muhasarası   altındadır. Yakm vakitlere kadar Alman Sosyal Demokratları ve kendi kendilerine Li­beral adım veren bazı Nazi kalmtılan, Huşlarla pazarlık voliyle Alman birliğin in kurtulacağına in anıyorlar­dı, Batıya dirsek çevirmesi, müdafaa dâvasını bir tarafa bırakması için Adenauer hükümetini baskı altında tutuyorlardı. Adenauer, bir şey çık-ıniyacağını bile bile Moskovaya ka­dar gitti. Rusyaya makul tekliflerin her türlüsünü yaptı. Asıl maksadı, ümitlerinir, vahi olduğunu, Almaiıya-nın kurtuluşunu şerre mukavemette ve hür dünya ile sıkı bir tesanütte aramak lâzım geldiğini, Almanyanın muhaliflerine ve müstakillerine apa­çık gösterebilmekti.

Bugün artık Alman Sosyal Demokrat­larının ve tarafsızlık fikrini güdenle­rin en mutaassıpları bile şuna kanaat getirmişlerdir ki pazarlık voliyle Mos­kovaya tâviz vermez suretiyle Alman birliği temin edilemez ve on yedi milyon Alman boyunduruk altından kurtulamaz. Sovyet Rusya içüı Alman birliğinin tek sekli. Federal Alman Cumhuriyetinin Doğu Almanya halk idaresi tarafından kayıtsız, şartsız ilhak edilmesi, yani bütün Almanya­nın. birden Moskovanm uysal bir pey­ki haline gelme'sidir.

Batı Almanya için ana şart olan hür seçim esası Moskova tarafından kati surette reddedilmiştir. Almanyanın kaderinin ve ana siyasetinin birleşe­cek Alman milleti tarafından yeniden gö2den geçirileceği, NATO'dan çekil­mek ihtimalinin açık tutulacağı, Kus hududunda askerlikten tecrit edilmiş bir bölge kurulacağı ve Rusyalım ken­di hesabına lüzum göstereceği ber türlü emniyet tedbirlerinin münaka­şa mevzuu diye kabul edileceği yolunda Federal Alman Cumhuriyeti­nin güttüğü mutedil şartlar toptan geri çevrilmiştir.

Her suretle beliren saldırış ve tahak­küm istidadı karşısında Türk ve Al­man milletlerine düşen vazife, fasıla­sız bir intibah ve basiret halinde kal­maktır.Topun ağzında olmıyan yol arkadaşlarımız vakit vakit müşterek tehlike ana siyasetinin, birleşecek Al­manlarla biz topun ağzındayız. Bunu hiç bir zaman unutamayız. Bekamız ve İstiklâlimiz hesabına müşterek tedbirler almak, saldırış yollarının kapalı olduğunu, iyi komşuluğun ve Karşılıklı emniyetin Eus milleti için de en hayırlı yol bulunduğunu bera­berce Ruslara anlatmağa çalışmak zo­rundayız. Aradaki işbirliği istidatları nm son zamanlarda artması, bu zaru­retin her iki tarafça duyulduğunun alâmetleridir. Bonn - Ankara mihve­rinin böylece kuvvetlenmesi, sarsıl­mış bir durumda olan bütün Nato müşterek emniyet sistemi için hayırlı bir destek, taze ve zinde bir sevk kay­nağı olacaktır.

Yunanlılarda kıskançlık

Yazan; A. E. Yalman

21/9/1956 tarihli  (Vatan)  dan:

Almanyanın Türk sanayiine yüz alt­mış milyon dolar, yani yedi yüz mil­yon mark miktarında bir lıarb mal­zemesi siparişi vermesi Yunanlıları çıldırtmıştır, kudurtmuştur. Buna karşı duydukları kıskançlık ve çekememezük d ol ay isiyle Yunan gazete­leri ağızlarını bozmuşlar, makaleler, karikatürlerle hayasızlığın, gayri mesullüğün, gayri ciddiliğin şuursuzlu­ğun telkin ettiği her nevi hezeyanda bulunmuşlardır. Bunlara misliyle, fazlasiyle mukabele etmek işten, de­ğildir. Pakat bunu yapmakla aynı düşkün seviyeye inmiş oluruz ki bu, bizim elimizden gelmez.

Kıskançlık, sarkıntılık, küfürbazlık; küçük ve menfî ruhlu adamlara vergi olan bir şeydir. Yunanlılığı kül ha­linde bu kadar küçük bir halde gör­mekten cidden eza duyuyoruz. Yu­nanlıların içinde aklı başında, mes­uliyet hissi taşır kimseler de bulun­duğuna şüphemiz yoktur, onların da bu ezaya ortak olduklarına, fakat ta­assubun ve Hayasızlığın baskısı kar­şısında ağız agamadan âciz içinde kıvrandıklarına eminiz,

Yunanistanın Ziraat Nazırı tarafın­dan çıkarılan Ellinikos Vorras gaze­tesinin 15 eylül nüshası tercümesiyle beraber karşımda duruyor. Karika­türde çıplak ayaklı, fesli bir mahlûk Türkiye diye gösterilmiştir. Almanyayı temsil eden bir üniformalı askere bir tüfek gösteriyor: «İyi maldır, Amerikadan gelmiştir» diyor. Etrafta da vapurdan henüz çıkmış bîr takım, sandıklar duruyor ki hepsinin üstün­de (Amerikan mamûlâh) damgası vardır.

Yunan gazetesinin yaratmağa çalış­tığı intiba, bizim sınaî imalâta giriş­mek kudretinden mahrum olduğu­muz, sadece Amerikadan gelen silâh­ları açıkgözlükle Almanlara hazır hazır satacağımız yolundadır.

Abuk sabuk konuşmak, küfür savur­mak vesilesini hazırlamak için maka­lede takip edilen usul de, Almanyanın esaslı tetkiklerden sonra kendi büt­çesinden bize verdiği siparişi, Ame­rikanın bir lütuf ve ihsanı diye gös­termek, son harbe giren Yunanlılar dururken, harb dışı kalan Türkleri tercih ettiler diye Amerikalılara acı acı kaba saba çatmaktır. Gazete, bu­nu yaparken de, Türkiyenin iktisadî zorluklar içinde bulunduğu, bunun Türklerin kabil iye tsizliğ inden ileri geldiği, bize verilen Amerikan yar­dımlarının israfa uğradığı ve şunun bunun kesesine aktığı yolunda bir çok hezeyanlar daha savuruyor.

Hakikat bunun aksinedir. Yunanista-na giden Amerikan yardımlarının bü­yük bir kısmı çar çur edilmiş ve hu­susî keselere akmıştır. Bizde ise tam yerine sarf edildiğinde ve memleketin iktisadî simasının tamamiyle değişti­ğinde bütün ecnebi mütehassıslar be­raberdir. Bizim iktisadi zorluklar i-çinde olduğumuz doğrudur. Fakat bu hal, memleketi iktisadî bakımdan süratle ilerletmek için büyük hamle­lere atılmamızdan ileri geliyor. Mev­cudu kâfi görseydik, ihracatla itha­lât arasında kolayca bir muvazene kurar, para istikrarı temin, eder, fa­kat halkı daha uzun müddet aşağı bir geçim seviyesinin kurbanı halinde bırakmış olur, memleketin gelişmesi­ni. Yunanlıların bugün yaptığı gibi, müddetsiace geciktirir, halkı Kıbrıs Örneğinde maceralarla oyalamağa ve hareketsizliğin ıstıraplarını unuttur­mağa uğraşırdık.

Yunanlılar kendi kendilerini aldat­makta serbesttirler. Bunu yapmakla bize değil,  ancak kendilerine     zarar vermiş ulurlar. Kıskançlık içinde kıv­ranmalarının zilletim farkeden ve kendi kendilerini aldatmanın gafle­tinden sıyrılmak ist-iyen aklı başında Yunanlılar şunu bilsinler ki Alman­yanın bize olan siparişinde Amerika­nın hiç bir rolü yoktur. Ortaya yeni bir müdafaa kuvveti çıkarırken, bir harb imalâtı sanayii kurmak istemiyan ve zaten bunun kısa bir zaman­da yapılamayacağını bilen Almanlar, Amerika dahi olmak üzere harb mal­zemesi siparişlerini müttefik memle­ketlere dağıtmışlardır. Türkiye sana­yiinin imkânlarını mütehassıslar va-sıtasiyle iyice Ölçtükten sonra bize î-talyaya verdikleri sipariş miktarında, yani 160 milyon dolarlık bir sipariş vermişlerdir. Bu malzeme, Amerikan fennî şartnamelerine göre; Alman temsilcilerinin muayene ve tetkikine tâbi olma küzere yapılacak, takım ta­kım teslim edilecek, sipariş üç yılda tamamlanacaktır. Hakikate gözlerini yummak, kulaklarını tıkamak istiyen Yunanlılar, başlarını istedikleri taşa çarpmakta ve kendi kendilerini yer­mekte serbesttirler. Kendilerine an­cak acırız.

Hayal kurbanları

Yazan: A. E. Yalman

28/9/3956 tarihli (Vatan) dan:

Bundan kırk beş, elli yıl evvel Bal­kan memleketlerinin birbirlerine kar­şı kullandıkları bayağı, âdi bir sal­dırma, sataşma ve küfür dili vardî. Balkan birliği hesabına sarfedilen medeni insanca gayretlerle bu dil bir aralık ortadan kalkmıştı. Şimdi istis­nasız surette bütün Yunan gazeteleri bu şuursuz, muvazenesiz hezeyan di­line kendUerini kaptırmışlardır. Yaz­dıklarının; akılla, mantıkla, komşu­lar arasında mevcut müşterek men­faat ve vazifelerin icaplariyle hiç bir alâkası yoktur. En açık hakikatleri bile hiçe saymaktan çekinmiyorlar. En kötü mânasiyle hayalleri geniş olan Yunanlıların ruhuna bize karşı biraz daha nefret ve kin zehri kat­mak için yapmadıklarını bırakmıyor­lar.Son günlerde Makedonia. ve Ellinikos Voiras gazetelerinin bazı yazüarı ve karikatürleri elimize geçti. Tercüme ettirdik. Bunların bir hülâsasını di-gar bir sütunumuzda bulacaksınız. Yazılar gösteriyor ki Yunan gazetele­ri. Garbi Trakya ve Rodos Türkleri­ne karşı giriştikleri ür/ha hareketinin mukavemete uğramasından, bu Türk­lerin, anavatandan alâka görmesin­den dolayı çileden çıkıyorlar. «Ananeye saygı diye riyali bir nikap al­tında Türklere yutturmağa çalıştık­ları cehalet ve taassup afyonunun te­sirsiz kalmağa başlamasına, Türkle­rin. Celal Bayar lisesi ve Garbi Trak-yadaki münevver Türk hovaları vası-tasiyle nur ve ışığa kavuşmasına, gözlerinin açılmasına, haklarını mü­dafaa edece!: bir hale gelmelerine ta­hammül edemiyorlar. Liberallerin idaresi samanında iki taraf arasında­ki bir anlaşma, yolu ile kurulan Ce-lâ Bayar irîan ocağını söndürmek için semini hazırlamağa uğraşıyorlar, bu maksatla yalan üstüne yalan uy­duruyorlar. Türk konsolosluğunun de­vamlı bir görür göz halinde Türkle­rin halini görmesine, Yunan imha dolaplarının mahiyetini anavatana duyurmasına mâni olmak için de kon­solosluğa ve konsolca Ahmet Umar'm şahsına karşı yaylım ateşler açmış­lardır.

İki komşu memleketin tarihin huzu­runda geçirdikleri imtihan nasıldır? Kum dilini konuşan Ortodokslar, Türk istilâsından sonra asırlarca hu-aur ve refah içinde yaşamışlar, mik­tarları artmış, gördükleri medeni mu­amele neticesinde servet seviyeleri vasatinin üstüne çıkmış, kendi din ve kültür hayatlarına tamamiyle sahip ve hâkim kalmışlardır. Ancak Yunan istilâ kuvvetleriyle işbirliği ettikleri ve resmen vatandaşı bulundukları memlekete apaçık ihanet ettikleri za­man Yunan kuvvetleriyle beraber A-na doluyu, terk etmeğe davet edilmiş­lerdir. Bunu da iki tarafın gönül Kasiyle yapılan nüfus mübadelesi ta­kip etmiştir.

Halbuki Yunanistan, kesif Türk ce­maatlerine sahip olan Mora da, Tesalyada, Eğribozda, Giritte sistemli baskı neticesir.de tek Türk yaşatma mışlar, tek Müslüman mabedini ayak­ta bırakmamışlardır. Balkan Harbi ile mübadele hareketi arasındaki dev­rede Rumeli Türklerinin her türlü hak ve imkândan mahrum bırakmışlar, plân dairesinde mezarlarını kazmış­lar dır.Yunanlıların şunu bilmeleri lâzımdır ki artık gözlerimiz açılmıştır. Yunan emperyalist rüyaları ve Türklere kar­şı olan imha hareketleri karşısında en küçük bir müsamaha ve basiret­sizlik göstermemize ihtimal yoktur. Garbi Trakya Türklerinin kaderi üzerinde bütün Türklük kanatlarını germiştir. Kıbrıstakı Türkleri Yunan boyunduruğu altında bırakmağa ken­dileri hakkında Yunanistan tarafın­dan verilecek teminata kıymet ver­meğe ve bu can alacak üssü Yunan­lıların elinde görmeğe hiç bir Türk hükümeti, hiç bir zaman razı olmıyacaktır.

Son zamanlarda tetkik maksadiyle Yunanistana giden İstanbul Ekspres gazetesi başmuharriri Mithat Ferin'e Yunanlılar şöyle demişlerdir: «Vatan, Türkiyede Yunan düşmanlığında en çok ileri giden gazetedir. Aleyhimiz­de yazılar yazmasına neden izin ve­riyorlar?» Bunu söyleyen Yunan res­mî şahsiyetleri, kendi memleketleri­nin gazetelerinöe Türkiye hakkında yazılan hezeyanları, aleyhimize kö­rüklenen kin ve nefretleri olağan sa­yıyorlar, bunu önlemek diye bir mes'uliyet duymuyorlar, bizim ağzı­mızı tıkamamızı, kendi yaptıklarının yanlarına kalmasını istiyorlar.

Gazetemiz hiç bir suretle Yunan düş­manı değildir. Yun anlatanın hayalle­re esir ve kurban, olmaktan kurtul­masını, Panislavizme ve komünizme yem oîmamasnu, kilisenin gayri mes­ul nüfuzunun oyuncağı halinde kal­mamasını candan ister. İşlerin nere­ye doğru gittiğini Önceden gördüğüm içindir ki Milletlerarası Eğitim Ensti­tüsünün dikkatini bu ihtimallerin üs­tüne yıllarca evvel çektim. Arkadaşım Doğan Nsdi ile beraber enstitü adı­na üç defa Yunanistana gittik.Türk ve Yunan gazetecileri arasında bir konferans yapılması, ihtilâf yaratan sebeplerin samimî surette münakaşa edilmesi ve hakikî dostluk ve işbirli­ği için zeminin hazırlanması gayesiy­le uzun zaman çırpındık.Yunanlıların, ipsiz, sapsız hayalleri­nin kurbanı halinde kalmalarından elbette biz de sarar görürüz, hür dün­yanın müşterek dâvası da... Fakat en büyük zarar Yunanlılaradır. Yunan emperyalizmine mukavemet etmek, buna çıkar yo! bulunmadığını belirt­mek, ikaz vazifelerini yerine getirmek Yunanlılığa düşmanlık değil, en bü­yük dostluktur. Aklı başında Yunan­lıların da gözlerini açacakları, ne gi­bi tehlikelere doğru gittiklerini göre­cekleri, dehşete düşecekleri ve intihar gidişine karşı ağızlarını açacakları za­man da elbette gelecektir.

Türkiye dışında mücadele eden Türkler

Yazan: Ö. S. Coşar

30/9/1956 tarihli (Cumhuriyet) den:

Bugün Türkiye dışında, iki toprak parçası üzerinde, öîürn kalım mücade­lesine girişmiş iki Türk kütlesi mev­cuttur. Her ikisi de Yunan baskısı, Yunan tehdidi karşısında diri. Bü­tün tehditlere, iktisadî baskıya rağ­men mücadele yolundan ayrılmamak­tadırlar.Şimdi bunların mücadele kabiliyetini kırmak için. iğrenç bir cyuna daha başvurulmaktadir. İskeceden gelen haberler çok manidardır. Batı Trak­ya Türkleri ile Kıbrıs Türklerinin, bir (Yunan - Arab komplosu) karşı­sında bulunduklarım gösteriyor. İs­tiklâl mücadelemiz sırasında Yunana, düşmana yardım etmiş ve 1923 ten sonra da kaçmış olan vatan hainleri arasında temaslar kuruluyormuş! Ba­tı Trakyada Türkiye aleyhinde kin ve gayz saçan bu vatan hainlerin­den biri, hafız Reşad, Suriyeye git­miş, teşkilâtı kurmak için görüşme­ler yapmış, Mısır da bu işte rol oynuyormuş! Bu iğrenç entrikalardan korkacak, ürkecek değiliz. İstiklâl mücadelemiz sırasında ortaya çıkan dört beş vatan haini, Yunan ordusunun sefil bir halde denize dökülmesine mâni ola­mamıştı. Bugün de hafız Reşad ve benzeri kimselerin Yunan «megalo idea» sına yardımları olmıyacak, Atina gene hayal kırıklığına uğrıya-caktır. Bunu şimdiden bilmelidir.

Yalnıs böyle bir entrikanın çevrilmek istenmiş olması bizleri hem Kıbrıs Türkleri ve hem de Batı Trakya Türkleri ile çok daha yakından meş­gul olmağa sevk etmelidir. Kibnsta Dr. Fazıl Küçüğün, Batı Trakyada Osman Nurinin, cra Türklerinin men­faatlerini korumak için yapmakta ol­dukları mücadele çok daha geniş bir destek bulmalıdır.

Yunanistan, bu entrikaları ile mev­cut muahedelerin topunu çiğnemektedir. Batı Trakya Türkleri üzerinde­ki baskı, azınlıklar mevzuunda Anka­ra ile Atina arasında aktedilmiş mu­ahedeyi tanımadıklarına delildir. Or­ta Doğuda istikrarı baltalıyan bazı Arab devletleriyle elele vsrip, Türki­ye aleyhinde baltalayıcı manevrala­ra girişmekle de, Atlantik Paktı için­deki vecibelerini çiğnediği aşikârdır. Türkiye ile geniş hududu bulunan Suriyede, Rusyayı tenkid etmek ya­sak edilmiştir. İşte bu memlekete Yunanistandan hafız Reşad gibi bir Türk düşmanı gönderiliyor, Türkiye aleyhinde teşkilât kurması isteniyor!

Atlantik Paktı teşkilâtım kuvvetlen­dirmek için çare ariyan devletler Yu-nanîstanm bu faaliyetini, vecibeleri, Atlantik Paktı andlaşmasını imzalıya-rak yüklendiği vazif eleriyle nasıl bağ­daştır abiliyorl ar? Bunu öğrenmek lâ­zımdır. Yunanistan, tahrikleri ile biz­zat yarattığı hâdiseleri ikide bir öne sürerek «davacı» olarak şuraya bu­raya başvurmaktadır. Hem Atinanm bu oyununa da bir son vermek ve hem de aynı zamanda maskesini yırt­mak zamanı gelmiştir ve hattâ geç­mektedir.

4 Eylül 1956

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulundaki Su­riye temsilci heyeti başkanı Rakik Aşa, bugün, bir basın toplantısı ter­tip ederek Fransa ve îngilterenin Kıb­rıs adasına asker tahşid etmelerini protesto etmiştir.

Suriye temsilcisi bu hareketi sulh ve Aral) memleketleriniB istiklâlleri için bir tehdit olarak vasıflandırın ıştır.

5 Eylül 1956

Washington :

Birleşmiş Milletlere yakın çevreler­den bildirildiğine göre, Mısır Süveyş mevzuunda G-enel Sekreter Dag Ham-" merskjold'ün dikkatini çekmiştir. İn­giltere ve Fransanm Kıbrısta asker toplamasının Orta Doğu sulhunu teh­dit ettiği bu memleket tarafından id­dia edilmektedir.

Büyük Elçi Ömer Lütii Mısırın Süveyş mevzuunda Birleşmiş Milletlere baş­vurduğu haberine dair herhangi bir açıklama yapmaktan imtina etmiştir. Bınaunla beraber Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Mısırın Süveyş mevzuundaki hissiyatından devamlı suretle haberdar olduğu söylenmek­tedir.Bundan başka Washingtondaki Arap diplomatlarının Hammerskjold'a, hü­kümetlerinin Kıbrıstaki tahşidatla ya­kından alâkadar bulunduğunu bil­dirdikleri haber verilmektedir.

13 Eylül 1956

 Birleşmiş Milletler   (New-York : Mısırın Birleşmiş Milletler nezâindeki daimî müranhası Ömer Lütfi dün öğleden sonra Genel Sekreter M. Dag Hammarskjold'u ziyaret ederek Kahirede neşredilmiş olan ve Süveyş kanalında seyrüseferi temin eden İs­tanbul andlaşmasının yeniden göz­den geçirilmesi için bir konferansın toplantıya çağırılması teklifini muh­tevi bulunan Mısır notasını kendisine tevdi etmiştir.

Bu mülakattan sonra gazetecilerle konuşan Mısır daimi murahhası, hü­kümetinin notasını M. Hammarsk-jold'a malûmat alması için verdiğini ve kendisinden Süveyş Kanalının dev­letleştirilmesinden doğan buhranın halli için ne şahsen ve ne de Birleş­miş Milletlerin tavassutunu isteme­miş olduğunu söylemiştir.

Mısır daimî murahhası, Mısır notası­nın Avustralya Başvekili M. Robert Menzies tarafından tevdi edilen tek­liflere karşı bir mukabil teklif teşkil etmekte olduğunu teyit etmiş, fakat bu mukabil tekliflerin kabul edilme­mesi halinde vaziyetin nasıl bir inki­şaf göstereceği veya Mısırrn o zaman meseleyi Birleşmiş Milletlere intikal ettirip ettirmiyeceği hakkında bir tah­minde bulunmak istememiştir.

  Birleşmiş  Milletler   (New-York) :

Beynelmilel atom ajansı statüsünü tesbit edecek konferans 20 eylülde Birleşmiş Milletler binasında çalış­malarına başhyaeaktır. Bilindiği gibi böyle bir ajans kurulması fikrini ilk defa Başkan Eisenhower ortaya at­mıştı.

Eiseniıower'in konferansın açılış ya­hut kapanış celselerinden birinde bir nutuk söylemesi ihtimal dahilinde­dir. Konferansta ayrıca, Amerika Fe­deral Atom Enerjisi Komisyonu Baş­kanı Amiral Lewis Strauss' da bir konuşma yapacaktır. Fransa konferans­ta Profesör Perin tarafından temsil edilecektir.

Ajr.ns statüsünün projesi gecen ilk­baharda 12 memieketin teşkil ettiği bir grup tarafından hazırlanmıştı. Bu on iki devlet statü üzerinde an­laşmaya vardılar ve 87 devletin işti­rak edeceği bir konferans akdedil-mesini kararlaştırdılar. Bu 87 devlet­ten 76 sı Birleşmiş Milletlere üyedir­ler, geri kalan 11 devlet ise şunlardır: Batı Almanya, Japonya, Tunus, Fas, İsviçre, Vatikan, Vietnam, Kore, Mo­nako, San Marino ve Sudan.

Ajansın gayesi, nizamnamesinde de belirtildiği gibi, «Atom enerjisinin dünya sulhu, sağlığı ve refahı yolun­da kullanılması için sarfedilen gay­retleri arttırmak ve tacil etmek» ten ibarettir.

Kudüs :

Birleşmiş Milletler Filistin, mütareke komisyonu sözcülerinden biri tarafın­dan bildirildiğine göre, Mısır hükü­meti Mısır topraklarına bir İsrail te­cavüzü vuku bulduğuna dair, Müta­reke Komisyonu nezdinde şikâyette bulunmuştur.

Mısır iödiasına göre, bir İsrail devri­ye kolu El Oca bölgesinde Mısır ara­zisine girmiş ve beş Mısır askerini öldürmüş ve birini de ağır yarala­mıştır.

Mütareke Komisyonu müşahitleri va­ka mahalline gitmeğe hazırlanmak­tadırlar.

Diğer taraftan, İsrail Ürdün muhtelit mütareke komisyonu da perşembe günü toplanarak, geçenlerde Ürdün -İsrail hududunda vukua gelen hâdi­seyi gözden geçirecektir.

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulundaki Yu­nan temsilci heyeti, bugün, Genel Sekreterliğe bir muhtıra vererek umu­mî heyet toplantısı gündemine İnsan Hakları konusu ile ilgili bîr maddenin konulmasını talep etmiştir.

Yunan Temsilci Heyetinin İnsan Hakları ile ilgili olarak gündeme koydur­mak istediği maddsnin Kıbrıs mesele­sine temas ettiği tahmin edilmekte­dir.

12 Eylûî 1956

Birleşmiş Milletler (New-York) :

İngilterenin Birleşmiş Mille t lei deki delegesi Sır Pearson Dixon Güvenlik Konseyine eylül ayı içinde Başkanlık etmekte olan Küba delegesi Emilio Nunez Portuondo'yu bu sabah (ma­hallî saatle) ziyaret ederek kendisine İngiltere hükümetinin Güvenlik Kon­seyini Süveyştekî durumdan haber­dar eden bir mektubunu tevdi ede­cektir.

Güvenlik Konseyi Başkanı İngiltere delegesini kabul ettikten sonra kabul edilmek için talepte bulunmuş olan Mısır delegesi ile de görüşecektir.

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulunda İngil-tereyi temsil eden Sir Pearscn Dixon ve Fransayı temsil eden Louis de Guiringaud,bugün, Güvenlik Konseyine bu devrede başkanlık eden Küba tem­silcisi Nunea Portuondo'yu ziyaret ederek kendisine Süveyş buhranı hakkında malûmat veren birer muhtıra takdim etmişlerdir.

İyi haber alan çevrelerde belirtildiği­ne göre, Fransız ve İngiliz temsilcileri tarafından tevdi edilen muhtıralar Süveyş meselesinin Güvenlik Konse­yine intikali keyfiyetini tazammun etmeyip, sırf durumdan teşkilâtın haberdar edilmesi hedefini gütmekte­dir.

 Birleşmiş Milletler Kurulu :

Güvenlik Konseyine bu devrede baş­kanlık etmekte olan Küba delegesi Nunez Portuonda teşkilât Genel Sek­reteri Dag Hammarskjoeld ile bir gö­rüşmede bulunduktan sonra basma verdiği beyanatta «son hâdiseler do-iayısîyle Güvenlik Konseyinin toplan­tıya çağırılmasına lüzum görülme­miştir» demiştir.

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Mısırın Birleşmiş Milletler Kurulun­daki daimi temsilcisi Ömer Lûtfi, bu­gün, teşkilât Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld ile bir görüşmede bu­lunmuştur.

Temsilci Genel Sekreter Us yaptığı konuşmalar hakkında açıklamada bu­lunmaktan imtina etmiştir.

13 Eylül 1956

Kew-York :

Mısırın Birleşmiş MiIIetlerdeki başde-legesi Ömer Lütfi bugün Genel Sek­reter Dag Hammarskjoeld1 la görüşe­rek memleketinin Süveyş meselesinin aldığı son durum üzerindeki kanaat­lerini izah etmiştir. Ömer Lûtfi ayni samanda bütün Birleşmiş Milletler daimî delegelerine dağıttığı sirküle­rin bir nüshasını Genel Sekretere ver­miştir. Bu sirkülerde Süveyş kanalın­da seyrüsefer aksadığı takdirde bujı-dan İngiltere ve Fransanm mesul bu­lunduğu, zira kanalda çalışan kılavuz kaptanların bu memleketi erin tahri­kiyle işlerini terkettikleri yazılıdır.

15 EylûS 1956

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskjoeld, Birleşmiş Mil­letler nezdindeki İsrail ve "Ördün tem­silcilerine dün öğleden sonra tebliğ ettiği «şifahî bir notas da «İsrail ve tirdün hükümetlerinin askerî harekâ­ta girişmek suretiyle mütareke andlaşmasının ihlâlini taaammun edecek hareketlerinden dolayı tamamen me­sul tutulmaları lâzım geldiğini» be­yan etmiştir.

M. Hammarskjoeld dün gece yayın­ladığı bu şifahî notalarda geçen 12 eylülde bu mevzuda iki tarafa vaki bir müracaatından bahsetmekte ve bu müracaatinin tesirsiz kalmış olduğu­nu ilâve etmektedir.

M. Hammarslyceld, misilleme akrnla-rmm diğer tarafın mukabil misilleme hareketlerine yol açacağını ve bunun da gerginliği arttıracağını bilhassa İsraile hatırlatmaktadır.

18Evlûl 1956

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Suriye ve Lütmandan sonra, Ürdün de Fransız birliklerinin Kıbrıs Ada­sına, üslenmeleri keyfiyetini Birleş­miş Milletler Kuruluna aksettirmiştir.

Ürdünün Birleşmiş Milletler Kurulun­daki daimi temsilcisi bugün, Güven­lik Konseyi Başkanına yolladığı bir muhtırada Suriye ve Lübnanm pro­testosuna iştirak ettiğini bildirmiştir.

19Eylül 1956

Kahire :

Mısır Hariciye Vekâleti Müsteşarı Hü­seyin Aziz dün İran, Portekiz, Japon, Hollanda, İspanya, İsveç, İtalya, Bir­manya ve Avustralyalım siyasî tem­silcilerini nezdine davet ederek ken­dilerine Mısır hükümetinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine gönder­diği muhtıranın metnini tevdi etmiş­tir.

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulundaki İsra­il daimî temsilcisi, bugün, Güvenlik Konseyi başkanına bir muhtıra tevdi ederek. 1954 yılında Mısırlılar tara­fından kanaldan geçerken tevkif edil­miş olan «Bat Galim» adlı İsrail ge­misine Mısır hükümeti tarafından el konulması fiilini protesto etmiştir.

İsrail delegesi bu muhtırasında, Mı­sırın bu hareketi ile 1388 İstanbul an­laşmasını ihlâl ettiğini ve bu hare­ketin, kanalda seyrüseferin serbest tutulacağına dair Mısır Devlet Reisi Cemal Abdülnasır tarafından yapılan vaatlere hiç bir zaman inanmamak lâzım geldiğini ispat ettiğini belirt­mektedir.

20Eylül 1956

Birleşmiş Milletler (New-York):

Beynelmilel Atom Ajansının statüsünü müzakere etmek üzere Birleşmiş Milletler merkesinde buğur, öğleden sonra açılacak olan konferansa 80 memleketin temsilcileri iştirak ede­cektir.

Konferansa iştirak edecek olan he­yetlerde, üye memleketlerin Birleş­miş Milletlerde vazifeli "bulunan siyasi temsilcilerinden maada birçok fizik âlimleri ve atom enerjisi mütehassıs­ları da bulunacaktır.

Konferans üyelerine tasvip ve imza edilmek üzere sunulacak olan statü projesi, 23 maddeyi ve bir hazırlık ko­misyonunun derhal, teşkilini derpiş eden bir zeyli ihtiva etmektedir.

 New-York :

Birleşmiş Milletler teşkilâtının faali­yetini takip eden müşahitlerin ekse­riyeti Süveyş meselesinin ergeç Gü­venlik Konseyinde görüşüleceğine ka­ni bulunmaktadır. İkinci Londra kon­feransının daha başlangıcında kayde­dilen ilk inkişaflar bu tahmini teyit eder mahiyettedir.

Bununla beraber, meselenin Konseye ne şekilde sunulacağı keyfiyeti ile hâ­sıl olacak neticeler hakkındaki fikir­ler muhteliftir. "Umumiyetle hâkim olan kanaate göre, iki halüe Konse­yin müdahalesi faydasız olacaktır:

1)Mesele Konseye Batılıların bir tak­riri ile sunulduğu takdirde bu teklifSovyet vetosu ile karşılaşacaktır.

2)Mısırın  destekliyen  memleketler­den biri veya birkaçı tarafından ve­rilecek bir takririn ise çoğunluk sağ­laması imkânsız değildir.Bir çıkmağa girilmesini önlemek için yabancı delegelerin bir çoğu dün şu fikri ileri sürüyordu: Süveyş meselesi Güvenlik Konseyine şimdiye kadar münakaşa dışında kal­mış bir millet tarafından sunulmalı­dır. Daha iyisi, bu vazifeyi Birleşmiş Milletler Genel sekreteri üzerine al­malıdır.Bu suretle, bir memleketin diğer bir millet aleyhinde şikâyette bulunmasının önüne geçilmiş . olur. Konsey toplanınca, bir müzakere ko­mitesi teşkil ederek ilk faydalı adımı atmış olur. Eu komite Mısırın hüküm­ranlık haklarına riayet etmek şartıyle kanalda seyrüsefer serbestliğini her zaman için sağlayabilecek bir uzlaş­ma formülü bulmağa çalışmalıdır.Bu fikirler, Konseye sunulmak için hazırlanmış bir plân olmayıp, hususî mahiyette ortaya atılan telkinlerden ibarettir. Londra Konferansının neti­celeri belli olmadan her hangi bir mu­rahhas heyetinin, ihtilâfı Birleşmiş Milletlere aksettirmek maksadiyle te­şebbüse geçmesi ihtimali azdır. Fakat Birleşmiş Milletlerin bu meseleye mü­dahalelerinden Londrada o kadar çok bahsedilmektedir ki Birleşmiş Millet­ler mütehassıslarının, konunun Kon­seye ne şekilde sunulacağı hususunu, gayri resmî olarak şimdiden tetkik et­meleri mümkün görülmektedir.

Birleşmiş Milletler çevrelerinde aşağı yukarı umumi diyebileceğimiz kanaat şudur ki eğer Süveyş meselesi Kon­seye getirilecek olursa, bu, teşkilâtm tarihinde çok önemli bir merhale teş­kil edecektir. Bu itibarla, başlıca alâ­kalı memleketler Hariciye Vekilleri­nin dosyalarını koltukları altına ala­rak dâvalarını bizzat, müdafaa etmek üzere Konaey huzuruna çıkmaları kuvvetle muhtemeldir. Halbuki Kon­sey müzakerelerinde böyle bir şey şimdiye kadar görülmüş değildir.

Roma :

Birleşmiş Milletler yiyecek maddeleri ve ziraat teşkilâtı konferansında Hin­distan delegesi B. R. Ben teşkilâtm Umum Müdürlüğüne seçilmiştir. Se­çim gizli oyla yapılmıştır. Toplantıya 71 memlekete mensup delegeler ka­tılmıştır.

New-York :

Sovyet Başvekili Bulganin, 80 memle­ketin temsilcilerinin iştirakiyle ato­mun barışçı gayelerie kullanılmasını temin edecek bir teşkilât "kurmak için bugün toplanacak olan konferansa gönderdiği mesajda, atom silâhları­nın kullanılmamasına dair Rus tek­lifini yeniden ortaya atmaktadır.

Bulganin tarafından imzalanmış olan mesajda ezcümle şöyle denmektedir: Atom enerjisinden sulh yolunda fay­dalanmak iisere kurulacak: teşkilâtın atom vs hidrojen bombası imaliyle alâkası olmamakla beraber, bu vesi­leyle atom silâhlarının kullanılmama­sı yolundaki temennimi tekrar etmek isterim. Atom enerjisinin sulh yo-iunda kullanılması bilhassa geri kal­mış milletlerin inkişafı ve daha İyi bir hayat seviyesine kavuşması için geniş imkânlar vermektedir. Atom silâhlarının yasak edilmesi bu muaz­zam enerjiden istifade için gerekli müsait zemini yaratacaktır. Sovyetler Birliği ileride bu meselenin hallolaca­ğından ve atom harbi tehlikesinin ebediyen kalkacağından emin olarak, atom enerjisinin sulh yolunda kulla­nılmasını temin için gayret sarfet-meğe devam edecektir.

Sovyet hükümeti böyle bir teşkilâtın kurulması için hazırlanacak projenin, atom enerjisini yalnız sulh yolunda ve insanlığın menfaati için kullan­mak istiyenlerın arzularına uygun ol­masını temenni etmektedir.

Bu konferansa, çok mühim olan işin­de basanlar dilerken, milletlerin eşit hak ve hükümranlıklarına hürmet etmek şartiyle,atom enerjisinden sulh yolunda istifade etmek üzere Milletlerarası bir teşkilâtın kurulaca­ğına dair ümidimi belirtmek isterim.

Atom enerjisinden sulh yolunda fay­dalanmak için bir teşkilât kurulması, Başkan Eisenhower'in bu aıevzudaki programında derpiş ve temenni edil­mişti.

 New-York :

Milletlerarası Atom Enerjisi Ajansı­nın statüsünü tetkik için toplanan konferansın açılış toplantısında bir konuşma yapan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold bu konîeransm, geçen senenin ağus­tos ayında Cenevrede toplanmış olan konferans gibi, atom enerjisinin dün-yanm her yerinde barışçı gayelerde kullanılması yolunda işbirliğini teşvik etmek suretiyle, Milletlerarası müna­sebetlerde bir gevşeme sağlamaya yar­dım etmesi temennisinde bulunmuş­tur.

Genal sekreter, bu hususta şimdiye kadar cereyan eden müzakerelerin açık bir uzlaşma zihniyeti içinde ce­reyan ettiğini ve böylelikle atom ener­jisinin keşfinin insana yalnız korku değil, geniş bir terakki ümidi de ge­tirebileceğinin ispat edildiğini hatır­latmıştır.

Genel Sekreter sözlerini bitirirken, atom devrinin doğurduğu sikinci en­düstri inkılâbının» geçen asırdaki bi­rinci endüstri inkılâbından faydala­namamış olan milletlerin de hayat se­viyelerinin yükselmesine yardım et­mesi temennisinde bulunmuştur.

21 Eylül 1956

 Birleşmiş Milletler  (Hew-York) :

Atom Enerjisi Beynelmilel Ajansı sta­tüsünü görüşen konferans, Brezilya murahhası M. Joan Carlos Muniz'in başkanlığa seçilmesinden sonra top­lantısına saat 22.40 da (GMT) son vermiştir.

Konferans, ikinci toplantısını bugün öğleden sonra yapacaktır.

 Kahire :

Mısır resmî gazetesi, bir millî petrol ofisinin ihdası hakkındaki yeni bir kanunu yayınlamak üzere dün akşam hususî bir nüsha nesretmiştir.

Bu yeni kanun, Mısır petrolleri hak­kında daha birkaç ay evvel çıkarıl­mış olan kanunu ilga etmektedir. Muhtevi bulunduğu 16 maddenin tet­kikinden çıkarılan neticeye göre bu yeni kanun, petrolün ve bütün şekil­leri altında petrol sanayiinin devlet­leştirilmesini hazırlıyor gibi görünen bir mahiyet arzetmektedir.

Esasen ihdas edilen yeni teşekküle ve­rilen adm yarı resmi bir şekilde bil­dirilen İngilizce tercümesi de Süveyş kanalının idaresine memur edilmiş olan teşekkülün adına- çok benzemek­tedir. Bu yeni ofisin İngilizce adı : General Petroleum Authority» ola­caktır. Süveyş idaresine verilen ad ise «Suez Can al Authority» dir.

Bununla beraber bu kanunla Mısırda hususî sermaye ile çalışan hiçbir petrol şirketi devletleştirilmem ekte veya devletle ştirilmek tehdidine ma­ruz tutulmamaktadır. Diğer taraftan «General Petroleum Authority» yi ihdas eden kanun bu teşekküle Ticaret Vekâletinin kontro­lü altında hususî bir statü tanımakta ve teşekkülü şu vazifelere memur et­mektedir:

1 Süveyşte hükümete ait bulunan tasfiyehanenin idaresi,

2 Petrol ve petrol müştekatı ile iş­tigal eden bütün hususî müessesele­rin teşkilâtlandırılması.

Bu kanun ayni zamanda yeni teşek­külü, «Petrol Araştırmalarına taallûk eden bütün meselelerle, petrol istih­sali, tasfiye, satın, alma, satış, nakli­yat ve dağıtımına müteallik mesele­lerle meşgul olmağa mezun_ kıl­maktadır.Yine ayni kanunun hükümlerine gö­re, «General Petroleum Authoritys petrol endüstrisiyle ilgili diğer kum­panyalarla veya gayelerinde kendisi­ne Mısırda veya ecnebi memleketler­de yardım edebilecek olan şirketlerle ortaklık kurabilecektir. Bundan baş­ka mevzuubahis kanunun birinci maddesi bu teşekkülün diğer şirket­leri satın alabileceğini veya kendi bünyesine katabileceğim veya onlara kat ilah ileceğini de tasrih etmektedir.

Yeni teşekkül için hükümetin hiç bir idari veya malî kaidelerine bağlı ol-mıyacak olan müstakil bir bütçe ve idare meclisi ihdas edilmiştir. Teşek­külün heyeti umumiyesi, idare mecli­si başkanı ve murahhas âzası sıfatiy-Ie hareket eyleyen ve teşekkülün büt­çe ve hususi nizamnamelerini tasdik edecek olan Mısır Cumhurreisinin doğrudan doğruya, kontrolü altında işliye çektir.

Kahiredeki İngiliz çevreleri bu teşek­külün, Shell Company nin şubesi ta­lan «Anglo Egyptian Oil Fields» si er-geç ele geçirmek maksadına matuf olup olmadığını soruşturmaktadırlar.

«Anglo Egyptian Oil Fields» in idare merkezi birkaç sene evvel Londradan Kahireye nakledilmişti.  Mısır hükümeti aidat olarak her sene bu kum­panyadan takriben bir bucuk milyon lira almaktadır. Kumpanya Kızıl de­niz sahili üzerinde petrol kuyuları iş­letmekte ve Süveyşte Mısır hüküme­tine ait tasfiyehanenin yanı başında bir tasfiyehaneye malik bulunmakta­dır.

Mısır hükümetinin bu kumpanya nezdindeki temsilcilerinden biri hâlen Suez Canal Authority'nm meclisi ida­re murahhas âzası bulunan Mahmut Yunustur.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler nesdindeki İsrail daimi murahhası M. Abba Eban dün Güvenlik Konseyi Başkanlığına, Mı­sırı şikâyet eden bir protesto notası tevdi etmiştir. Bu notada Mısır hü­kümeti bir çimento hamulesi naklet­mekte olan Yunan bandıralı Panne-gia yük gemisinin kanaldan geçişine mümanaat etmiş olmakla itham edil­mektedir.

İsrail notası, Port-Sait makamları ta­rafından bu gemiye ve mürettebatına karşı 25 mayıstanberi tatbik edilmiş elan «tallül ve mümanaat tabiyesinin» gemi armatörlerini, gemilerini Hayfa-ya geri çağırmaya mecbur bırakmış olduğunu kaydetmekte ve şöyle de­vam eylemektedir:

Albay Nasır, bu suretle, İstanbul andlaşmssı gereğince Mısıra terettüp eden vacibeleri ve Güvenlik Konseyi­nin 1 eylül 1951 tarihli sarih kara­rını hiçe saymakta olduğunu ispat et­mekte ve bunu da kanalda seyrüsefer serbestliğini teminat altına almağa hazır bulunduğuna dünyayı ikna et­meğe çalıştığı bir sırada yapmakta­dır.»

M. Eban yine ayni nota