24.8.1956
×

Hakkında

Künye

İletişim

 OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Ağustos 1956

 Ankara :

Portekiz Millî Bayramı münasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayar ile Portekiz Reisicumhuru General Craveriro Lopez arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

 İstanbul:

Adnan Menderes dost ve kardeş Af­ganistan'a yaptığı beş günlük resmi ziyaretten, dönüşte, birer gün kardeş ve müttefik Pakistan ve İranda kaldık tan sonra bu gece saat 21.30 da Pa­kistan Reisicumhuru İskender Mirzanın Karaşi'den itibaren hükümet re­isimizin emrine tahsis ettiği Pakistan riyaseticumhur hususî uçağı ile İstanbula   dönmüştür.

"Başvekilimiz uçaktan iniğinde B.M.M. Reisi Refik Koraltan, Devlet Vekili Celâl Yardımcı, İktisat ve Ticaret Ve­kili Zeyyat Mandalinci, Münakalât Ve­kili Arif Demirer şehrimizde bulunan mebuslar, İstanbul Vali ve Belediye Reisi, Pakistan Büyükelçisi, Dahiliye ve Ticaret Vekâleti müsteşarları, Ha­riciye Vekâleti protokol umum müdürü, emniyet umum müdürü, birinci ordu müfettişi, 'garnizon kumandanı, generaller amiraller riyaseticumhur baş­yaveri, İstanbul Cumhuriyet Müddeiumumisi, merkez kumandanı, emniyet müdürü, korkonsüller, sivil ve askerî erkân Vilâyet ve 'Belediye Meclisi âzâları, Ticaret odası başkanı, parti te­şekkülleri, yerli ve yabancı ajans ve basın mensupları ile çok kalabalık bir halk topluluğu tarafından hararetle karşılanmıştır.

Başvekilimiz, başta bando bulunan as­kerî ihtiram kıtasını teftiş ettikten sonra kendisini karşılamaya gelen zeva­ta ayrı ayrı teşekkür etmiş ve mey­danda halkın sürekli alkışları arasında terminal binasının şeref salonuna geçerek burada Reisicumhur Celâl Bayar'a mülâki olmuştur.

Kısa bir tevakkuftan sonra Reisicum­hurumuz Celâl Bayar, B.M.M. Reisi Refik Koraltan ve Başvekil Adnan Menderes ile birlikte ve yine halkın büyük: tezahüratı arasında hava alanın­dan ayrılmışlardır,

Başvekilimizle birlikte Dahiliye Veki­li ve Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes'le birlikte heyetimizin diğer azasını teşkil eden D.P. Meclis Grupu başkanı Dr. Namık Gedik. Ankara mebusu Atıf Benderlioğlu. Kayseri mebusu Kâmil Gündeş Aydın mebusu Dr.Bâki Öktem. Erzurum mebusu Bahadır Dülger, Başvekâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti umumî kâtibi büyükelçi Muharrem Nu­ri Birgi, Hariciye Vekâleti ikinci daire umum müdürü Orhan Eralp, Başvekâlet hususî kalem müdürü Muzaffer Ersü, Anadolu Ajansı Umum Müdürü Şerif Arzık, Hariciye Vekâleti Hu­susî Kalem Müdürü Ziya Tepedelen ve Hariciye Vekâletinden Güner Türkmen de yurda dönmüşlerdir.

2 Ağustos 1956

 İstanbul:

İkinci Dünya Harbinden sonra Almanyanın büyük şehirlerini ve bilhassa Münih'i yeniden imar eden Alman şehir­cilik mütehassısı Prof. Hogg, dün gece uçakla şehrimize gelmiş ve Yeşilköy hava alanında Vilâyet ve Belediye temsilcileri tarafından karşılanmış­tır.

Prof. Hogg, bu sabah beraberinde Be­lediye imâr müşaviri olduğu halde Vi­lâyette İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay'ı makamında ziyaret etmistir. Vali, Profesöre şehrin imâr plânları üzerinde izahat vermiştir.

Prof. Hogg, İstanbul Belediyesinin davetlisi olarak şehrimize gelmiştir ve şehrin imâr plânları üzerinde tetkikler de bulunacaktır.

3 Ağustos 1956

 Ankara :

Kızılay umumî merkezinden verilen malûmata göre, Hariciye Vekâletinden alınan bir yazıya müsteniden, Birleş­miş Milletler Filistinli Arap mülteci­lerine yardım ofisine geçen sene ol­duğu gibi, bu sene de aynî yardımda bulunulmasının muvafık olacağı mütaleası üzerine Kızılay umumî merke­zi idare heyeti, mezkûr ofise yardım olmak üzere 250 battaniye, 5 yüz kat çamaşır ile bir ton  kuru fasulye'nin gönderilmesine karar vermiştir. Kızılay umumî merkezi bu yardımını; İskenderun şubesi vasıtasiyle Birleşmiş Milletler Filistinli Aran mülteci­leri yardım ofisine göndermiştir.

 Ankara :

Aldığımız malûmata göre, devlet üret­me çiftliklerinin bir çoğunda hasat sona ermektedir.

En büyük çiftlik olan Cenup bölgesindeki Ceylan pınar çiftliğinde hasat ve harman tamamen bitmiş ve 50 bin ton tohumluk hububat istihsal edilmiştir.

Üretme çiftliklerinde umumî istihsalin 120 bin ton olacağı tahmin edilmektedir.

Hayvancılık sahasında ise, bu yıl köylüye 500 baş boğa ile 2 bin koç damızlık  olarak verilmiştir.

Yine bu yıl Amerika'dan 7.000 adet civciv getirilmiştir. Çiftliklerin piliç istihsali de 40 bin adet olup bunun yarısının damızlık olarak Köylüye in­tikal ettirilmesi için hazırlıklara baş­lanmıştır. Ayrıca, bu yıl çiftliklerden müstahsil halka, da 300 bin adet damızlık yumurta verilecektir.

Diğer taraftan, iki, adet son sistem sondaj makinesi ile muhtelif çiftlik­lerde yeraltı suları araştırılmasına de­vam olunmaktadır.

Üretme çiftliklerinde yol inşası faaliyeti de devam etmektedir. Bu yollar, çiftliklerin köylerle ve köylerin   şehir ve kasabalarla irtibatını temin bakı­mından ehemmiyet   arz etmektedir.

Öte yandan her yıl olduğu gibi bu yıl da üretme çiftlikleri atölyelerinde köylüye ait traktör, pulluk,    diskharrow-mibzer  biçer  -  döver ve çeşitli zira­at âletlerinin tamiratı yapılmış ve ya­pılmaktadır.  Yapılanların miktarı 500 ü bulmaktadır.  Ayrıca çiftliklere ait makinelerle müstahsile çeşitli yardım­lar yapılmakta  ve  muhtelif cins yedek parça tevzi edilmektedir. Bu yıl içinde yapılan yedek parça     yardımı" 4.000  adetli.

Üretme  çiftliklerinden bu yıl müstahsil halka 1,250.000 adet muhtelif meyveli meyvesiz fidan tevzi olunmuştur. Bu çiftliklerde çeşitli sebze istihsali genişletilmiş ve halka bu yıl 5.000.000 ki­lo muhtelif sebze intikal ettirilmesi programlaştırılmıştır.

Bütün bunlardan başka, modern sis­temde yağmurlama tesisleriyle ve mevcut seralarla cemakânlar genişletilmek suretiyle sebze fidesi istihsali arttırıl­mıştır. Bu yıl dağıtılan çeşitli sebze fidesinin miktarı 1.5 milyon adettir.

4 Ağustos 1956

Ankara :

Polonya Millî Bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Po­lonya Halk Cumhuriyeti devlet konse­yi başkanı Ekselans Aleksandr Zwabaki arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

Ankara :

1951 yılında meriyete giren ve muhte­lif vilâyetlerimizde peyderpey tatbik edilen 55022 sayılı «hastalık vs analık sigortası.» 1955 yılı sonunda 28 vilâyetimizde tatbik mevkiine konulmuştu.

Bu kere neşredilen İcra Vekilleri He­yeti karariyle bu kanunun 1.8.1956 ta­rihinden itibaren Gaziantep, Urfa ve Maraş vilâyetlerinde tatbikine geçilmiştir. Yine ayni karar gereğince 1.9.1956 tarihinden itibaren de Elâzığ Kayseri,  Nevşehir, Niğde, Yozgat, ve Tokat vilâyetlerinde tatbik olunacak­tır. Böylece 1958 yılında hastalık ve analık sigortasının tatbik olunduğu vilayetler sayısı 37 ye yükseltmektedir.

Ankara :

Dost ve kardeş Libya Meliki Hasmetlü Seyyit İdris el-Senusi'nin memleke­timizi ziyareti dolayısiyle Libya'nın Ankara elçisi Ekselans Ali Esad el-Jerbi,  iki memleket arasındaki dostluk ve kardeşliği belirten aşağıdaki  beyanatı  vermiştir:

Majeste Libya meliki birinci İdris el-Senusi hazretlerinin Türkiye'ye yapacağı ziyaret, Türk - Libya milletleri arasında ezelden beri devam edegelen samimî dostluk ve kardeşlik hislerinin bariz bir ifadesidir.

Büyük Atatürk ile Enver Paşa'nın Libya savaşı sırasında göstermiş oldukları şehamet ve şecaat hâlâ Libyalıların kalplerinde canlı olarak yaşamakta­dır.

Libya savaşının Türk İstiklâl Mücadelesinin sonuna kadar bu iki necip millet'in evlâtları yer-yer, ve omuz omu­za düşmanlarla dövüşmüş ve bir çok­ları bu uğurda şahadet mertebesini ihraz etmişlerdir.

Kalpleri hürriyet ve istiklâl aşkıyla tutuşan bu cengâverler, her zaman biz­lere bir iftihar vesilesi     olmaktadır.

Türk milleti tarih boyunca giriştiği her savaşta, yalnız Türk topraklarını korumak ve kurtarmak için değil, İslâm âlemi önüne set çekip ona göz dikenler karşısında daima göğsünü siper etmiştir.

Hudânegerde-, Türkiye İstiklâl Savaşın da çıkmamış olsaydı bütün İslâm âle­mi için ikinci bir Endülüs faciası doğ­muş olacaktı.

İşte bu sebeptendir ki biz Libyalılar Necip ve asil Türk milletine karşı bu ebedî dostluk ve kardeşlik hisleriyle meşbu'u bulunmaktayız".

Şahsî kanaatime göre, Türk milleti Arapların daima refah ve saadet içinde yaşamalarını arzu etmektedir. Arap­ların da Türklere karsı hiç bir suret­te menfî bir his beslemedikleri şüphe­den varestedir. Buna canlı bir misâl olarak bir kaç gün önce Türkiye’yi zi­yaret eden Ekselans Pakistan Cumhur reisi hazretlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde irat buyurmuş oldukla­rı nutukta (Filistin ve Cezayir) mese­lelerinin Araplar lehine hallinin za­ruret ve ehemmiyetini tebarüz ve te­mennilerini izhar ederken, Mecliste kopan alkış tufanı Türklerin Araplara karşı taşıdıkları samimî hislerin en bariz bir delilidir.

Necip Türk milletinin kıymetli mümessilleri tarafından izhar edilen bu samimî hislerin iki milletin faide ve istikbali bakımından daha bariz ve müsbet bir şekilde tecelli etmesini can­dan diler ve Allahtan niyaz eyleriz.

Bu gayenin tahakkuku için, iki mille­tin ruhunda yaşıyan ulvî hislerin söz­den fiiliyata geçmesiyle, hedefe varı­lacağına kuvvetle  inanmaklayız,

Majeste Libya Kralı hazretlerinin Türkiye’ye yapacağı bu ziyaretin, Türk -Arap Dostluğunun inkişaf ve takviye­si için bir falihayır almasını Cenabı Haktan niyaz ve tazarru eylerim»

 Ankara :

İran’da vuku bulan sel felâketi dolayısiyle Reisicumhurumuz Celal Bayar, İran Şehinşahı Majeste Pehlevi'ye şu taziye  telgrafını  göndermiştir:

Âlâ Hazreti Hümayun Muhammed Rıza Pehlevi

İran Şahı

Tahran

Merkezî vs Cenubî Iranda vukua ge­len su baskınları yüzünden kardeş İran milletinin uğradığı büyük felâket karşısında Türk milletinin duyduğu derin teessürü en samimî taziyet ve hürmetlerimle zatı şahanelerinize arz ederim.

Celâl Bayar

Majeste İran Şehinşahı Reisicumhuru­muza şu teşekkür telgrafını çekmiş­tir:

Türkiye Reisicumhuru Ekselans     Celâl Bayar

Ankara

Seylâp hâdisesi dolayısıyla göstermiş olduğunuz alâkaya teşekkürlerimi arz ederken, zatı âlilerinin şahsî selâme­tini, dost ve kardeş  Türk milletinin saadetini Cenabı Haktan niyaz eyle­rim.

Muhammet Rıza Pehlevi

 Ankara

31 temmuz 1956 tarihinde tekaüde sevk edilmiş olan Shape ikinci deniz başkanı amiral G. Lemennier'in yerine, hâ­len orta Avrupa müttefik deniz kuvvetleri kumandanı bulunan koramiral Antoine Sala tâyin edilmiştir.

 Savarona okul gemisi :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın davetlisi olarak memleketimizi resmen ziyaret etmek, üzere Savarona okul gemisi ile İstanbul'a müteveccihen yo­luna devam etmekte bulunan Libya Meliki Haşmetlü Seyit İdris el Sunusi hazretleri, Türkiye'yi ziyareti arifesinde Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatta bulunmuştur:

«Büyük dostum Türkiye  Reisicumhuru fehametlü Celâl Bayar'ın  dâvetine ica­bet ederek kardeş Türkiyeye doğru se­yahate başladığım şu anda bir saadet ve sevinç  duymaktayım.

Bu ziyaret, uzun bir zamandan beri taşımakta olduğum bir arzuyu tahak­kuk ettirecek ve fehametlü Celâl Bayar'a beslediğim dostluk hislerini biz­zat beyan etmeme bir fırsat teşkil edecektir. Bu ziyaretim aynı zamanda kahraman Türk milletine Libya milletinin beslediği büyük dostluk ve hayranlık hislerini teyit etmek fırsatını da bana verecektir.

Türk ve Libya milletleri, aralarındaki kuvvetli kardeşlik bağlarıyla mazide güzel bir misal göstermişlerdir. Bu-gün de mazide olduğu gibi ananevi münasebetlerinde yan yana yeni bir mer­halede bulunmaktadırlar ve gayeleri, müşterek menfaatleri için iş birliği yapmaktadır.

Ajansınız vasıtasıyla fehametlü Türki­ye Reisicumhuru Celâl Bayar'a ve necip Türk milletine en samimî hislerimin iblâğını rica ederim.»

5 Ağustos 1956

 Ankara

Atatürk Orman Çiftliği işçileri kooperatifinin Keçiören'de inşa etti­receği 102 isçi evinin temel atma tö­reni, bugün saat 11 de Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan   ve İşçi Sigortaları Kurumu umum müdürü İlhan Altan ile kalabalık bir davetli grubunun iştiraki ile yapılmıştır.

Bu münasebetle kısa bir konuşma ya­pan Çalışma Vekili, esas gayenin, bü­tün vatandaşları, rahat sıhhî ve elverişli evlere sahip kılmak olduğunu belirtmiş ve işçi meskenleri irin ayrılan fon'un 70 milyon liranın çok üstünde olduğunu, böylece birinci plâna alı­nan 10 bin işçi evinin realize edildiğini beyanla, az kazandı işçi vatandaşların da  ucuz ve sıhhî birer meskene kavuşması ve bu işlerin daha süratle neticelendirilmesi için yeni bir kanun ta­sarısının da hazırlanmış olduğunu söy­lemiştir.

Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan. evlerin, «hayırlı, uğurlu» olması temenni­siyle sözlerini bitirmiş ve temele  ilk harcı koymuştur.

6 Ağustos 1956

 Ankara :.

Irak Tayyare Cemiyeti reisi ve Irak devlet hava ve demiryolları umum müdürü Sabah Nuri el Sait'in başkanlığında genel sekreter Cihat Albali ve idare kurulu üyelerinden Salim Algeylâni ile Hüseyin El Rahhal'dan müteşekkil bir Irak heyeti, Türk Hava Ku­rumunun misafiri olarak bugün Irak hava yollarına ait bir uçakla Ankaraya gelmişlerdir.

Türk Hava Kurumu genel başkanı Amasya mebusu Mustafa Zeren ve Ge­nel İdare Kurulu üyesi Kayseri mebusu İbrahim Kirazoğlu ile Türk Hava Kurumu erkânı ve Türkkuşu öğretmenleri tarafından karşılanan heyet üç gün Ankara'da kalacak, Anıt Kabre bir çelenk koyarak ihtiram duruşunda bulunacak ve genel başkan refakatinde yüksek planör kampına giderek çalışmaları tetkik edecek  ve bilâhare Bur­sa ve İstanbul'a gidecektir.

 Konya :

Maarif Vekâleti Türk Hava Kurumu ve Ankara üniversitesi adına yapılmak ta olan ve 1953 yılında başlamış bulunan hafriyata profesör doktor Sedat Alp idaresindeki heyet devam etmek­tedir. Gecen yıl keşfedilen ve zengin mühür koleksiyonlarını ihtiva eden bir Hitit sarayına ilâve olarak höyük dışındaki tarlalarda satıhtan 6 metre derinlikte 9-10 metre eninde bir şehir suru meydana çıkarılmıştır. Bulu­nan bu eser Anadolu'da en eski bir Hitit şehir suru olarak büyük bir ehemmiyet arz etmekte ve ihtiva ettiği muhafız odaları on duvarı ve kuleleri ile devrinin en mütekâmil müdafaa tesisi mahiyetini taşımaktadır. Şehir surunun höyüğün oldukça dışında bulunuşu Konya karahöyüğünün Hititler ve Hititlerden Önceki devirde muaz­zam bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir. Çalışmalara ehemmiyetle devam olunmaktadır.

 Ankara :

Türk ve Birleşik Amerika iş adamları arasında ithal ve ihraç edilecek mal­lara bir zemin hazırlamak üzere yur­dumuza gelen Amerika Birleşik Dev­letleri Ticaret Vekâleti Orta şark Ve Afrika umum müdürü Mr. Herbert J. Cummings riyasetindeki hususi sektöre mensup iş adamlarından müteşek­kil heyet bugün saat 17.10 da Tica­ret ve Sanayi Odaları Birliği lokalinde bir basın toplantısı tertip etmiştir.

Amerikalı iş adamlarını temsilen İrving Jay Fain, Fred H. Bresee, Clarence E. Hill ve Henry G. İverson ile kalabalık bir davetli grubunun iştirak ettiği bu toplantı da, heyet başkanı Herbert J. Cummirags, ezcümle şunları  söylemiştir:

«Ticaretin gelişmesinde yeni mallar bulmak şart değildir. Belki elinizdeki mallar Amerikan piyasasının İsrarla aradığı bir maldır. İşte biz iki tarafın şahıslarını tanıştırıp onlara bu satış zeminini hazırlamak için buraya gel­miş bulunuyoruz.

Amerikan halkının, Türk milletine karsı duyduğu yakınlık ve hayranlık ne­ticesidir ki, Türkiye ile ticarî temasla­rın arttırılması fikrini Amerikalı iş adamlarında uyandırmıştır. Gayemiz hususî firmaların, Amerikalı hususî firmalarla anlaşmasını temin etmektir.»

Heyet başkanı müteakiben Amerikadaki ticaret usul ve sistemleri hakkın da izahat vermiş ve basın mensupla­rının sordukları sualleri cevaplandırmıştır.

Bize verilen malûmata göre, Amerikan Ticaret Heyeti 10 ağustos cuma günü Samsun'a ve oradan Ordu, Giresun ve Trabzon'a giderek ticaret erbabı ile gerekli temaslarda bulunduktan  sonra Ankara'ya dönecek ve bilhassa pamuk mevzuu üzerinde duracak olan heyet, 20 ağustosta İzmir fuarının açılış me­rasiminde hazır bulunacaktır.

Misafir heyet, 1 eylülde İstanbul'a giderek oradaki ticaret ve sanayi mensuplarıyle geniş temaslarda bulunacak, müteakiben sırasıyla Bursa, İzmit Adapazarı, ve Bolu ticaret ve sanayi odaları birliği vasıtasıyla hususî teşebbüslerle görüşecek ve bilâhare şehrimize döneceklerdir.

 Ankara :

Suçluluğun önlenmesi ve suçlulara tatbik olunacak muameleler mevzuunda Birleşmiş Milletler Avrupa bölgesi istişari grubunun 13 - 23 ağustos tarihleri arasında Cenevre'de yapacağı konferansta memleketimizi temsil edecek heyetin başkanı bulunan Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk bu akşam trenle Ankara dan İstanbul'a müteveccihen  hareket   etmiştir.

Adliye Vekili konferansta suçluluğun önlenmesi mevzuunda Türk görüşünü izah ve müdafaa edecek ve bu fırsat tan bilistifade Vekâletini ilgilendiren diğer mevzular hakkında gerekli te­mas ve tetkiklerde bulunacaktır.

 Adana :

Amman ilahiyat kolejinden 8 Öğretmen ve 15 Öğrenciden müteşekkil 23 kişilik bir kafile bugün şehrimize gel­miştir.

Misafirler şehir müzesini gezmişlerdir. Yarin Seyhan barajını gezecek olan misafirler 8 ağustosta Konya'ya gideceklerdir.

7 Ağustos 1956

 İstanbul:

Dost, Kardeş Libya devleti Meliki Majeste Seyid İdris el Sunusi hazretleri, Reisicumhur Celâl Bayar'ın davetlisi olarak Türkiye'ye resmi bir ziyarette bulunmak üzere bugün saat 16.30 da rükûblarına tahsis edilmiş olan Savarona okul gemisi ile Tobruktan İstanbula gelmiş, Dolma bahçe rıhtımında, Reisicumhur Celâl Bayat, Büyük Millet Meclisi Reisi 'Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes tarafından büyük askerî merasimle karşılanmış, halkımız kendisine fevkalâde dostluk tezahürlerinde bulunmuştur.

Majeste Libya Melikinin refakatinde Libya Başvekili ve Hariciye Vekili Ekselans el Seyed Mustafa Ben Halim Dîvan Reisi  Ekselans Abdusselâm el Busairi, Hassa nazırı Ekselans El Se-yed Elbusin Eti Sehvi, Hariciye Ve­kâleti müsteşarı Ekselans el Seyed Süleyman el Jerbi, Maliye Vekâleti müs­teşarı Ekselans el Seyed Abdurrazik Shagluf, Berka kuvvetleri kumandanı general Mahmut Abou, Guvaytin ve Trablus garb Belediye reisi Ekselans el Seyed Tahir el Karamanlı ile mai­yeti erkânı ve diğer zevat da gelmiş­lerdir.

Büyük misafirimizi getirmekte olan, Savarona okul gemisi, adalar açıkları­na geldiği zaman donanmamıza mensup 30 dan fazla harp gemisi pruva nizamının "sancak tarafından geçerek Lifoya devletinin Melikini selâmlamıştır. Harb gemileri Savarona'ya yaklaştığı zaman 21 pare top atımı ile haşmetlû Libya Melikini selâmlamıştır.

Bütün gemiler alay sancakları ile do­natılmış, Türk ve Libya'nın ay yıldızlı bayraklarını  grandi  direklerine  toka etmişlerdi. Ayrıca gemiler mürettebatı cimariva yerlerinde bulunuyorlardı. Kıymetli misafirimiz haşmetlû Melik hazretleri, Savarona okul gemisinin kıç göğertesinde Harb gemilerinin ge­çidini büyük bir alâka ile takip ediyordu. Libya Başvekili Melikin sağında ve donanma kumandanı tümamiral Fahri Korutürk solunda ahzı mevki etmişlerdi.

Büyük bir intizam içinde cereyan eden resmigeçitten sonra haşmetlu Melik hazretleri donanma kumandanını teb­rik ederek geçidin çok mükemmel oldu-ğunu ve Türk bahriyelilerini candan tebrik ettiğini söylemiştir.

Libya devletinin Başvekili ve Harici­ye Vekili Ekselans el Seyed Mustafa Ben Halim ise: «Gördüğümüz intizam ve Türk donanmasının kudretine hay­ran olduk. Bu, bizim için bir iftihar mevzuu olmaktadır. Büyük Türkiye'­ye olan güvenimizi bir kat daha teyid etti.» diyerek Türk donanması hakkın­daki hissiyatını bildirmiştir. Donanma nın geçid resmi esnasında muhtelif jet filoları da Marmara semalarında geçid resmine iştirak ederek dost Libya Melikini selâmlıyordu.

Savarona okul gemisi 6 muhribin refakatinde ağır ağır yoluna devam ederek saat 16 da Dolma bahçe önleri­ne demirlemiştir. Bu sırada limanda bulunan bütün deniz taşıtları düdük çalarak Melik hazretlerini selâmlamakta idi.

Savarona'nın demirlemesini müteakip, Libya Büyükelçisi Ekselans Essad el Jerbi, gemiye çıkarak Melik hazretle­rine mülâki olarak refakatine girmiş­tir. Az sonra diğer bir motörle Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Veki­li Ethem Menderes, İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, Riyaseti-cumhur umumi kâtibi Fikret Belbez, Haşmetlû Melik hazretlerine «hoş  geldiniz»  demişlerdir.

Reisicumhurumuz adına umumî kâtip, hükümetimiz adına Hariciye Vekâleti Vekili, İstanbul halkı adına da Vali, bu mutlu ziyaretten duyulan hissiyata tercüman olmuşlardır.

Müteakiben Libya Meliki haşmetlû Seyyid İdris el Sünusi hazretleriyle refakatlerindekiler, Savarona okul gemisine çıkan heyetle diğer zevat ve Libya Melikine refakat etmekte olan Libya Büyükelçimiz Cemal Karasapan Acar motoru ile Savarona'dan ayrılmışlardır. Bando, Libya Millî Marşını çalmış ve Melik 21 pare top atımı ve merasimle uyarlanmıştır.

Libya Melikinin karaya ayak basacakları Dolmabahçe rıhtımı bastan başa Türk ve Libya bayrakları ile donatılmış ve muhtelif taklar kurulmuştu. Rıhtımda, Melik hazretlerini karşıla­mak üzere Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik koraltan ve Başvekil Adnan Menderes bulunmakta idi. Geride ise başta alay sancağı bulunan merasim kıtası ve tam onun karsısında da İstanbul'da bulunan Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin. Devlet Ve kili Celâl Yardımcı, mebuslar, Hariciye Vekaleti umumî kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi, Erkânı Harbiyei Umumiye reisi ile kara, deniz ve hava kuvvetleri kumandanları, mül­kî erkân Arap devletleri temsilcileri ve Libya kolonisi yer almıştı.

Acar motöründen karaya çıkan haşmetlü Melik Hazretlerini Reisicumhur Celâl Bayar karşılamış, kendisine hoş geldiniz demiş ve beraberindekileri Melik hazretlerine takdim etmiştir. Libya Meliki de refakatindekileri Reisicumhurumuza   tanıştırmıştır.

Bundan sonra iki dost milletin devlet reisleri, alay sancağının tam karşısı­na yerleştirilmiş bulunan kürsüde yer almışlar, bando Libya Millî Marşı ile İstiklâl Marşımızı  çalmıştır.

Melik hazretler ile Reisicumhurumuz, refakatlerinde garnizon kumandanı olduğu halde merasim kıtasını teftiş et­miş, vekiller, Reisicumhur tarafından, mebuslar Büyük Millet Meclisi Reisi-tarafından diğer zevat ise İstanbul Valisi tarafından Melik hazretlerine tanıştırılmıştır.

Dolmabahçe meydanını çepeçevre dol durmuş bulunan halkın büyük dost­luk tezahüratı ve alkışları arasında Me lik hazretleri ve Reisicumhur Bayar, açık bir otomobile binerek şeref jep'le-rinin ve motosikletlerin refakatinde Yıldız sarayına müteveccihen hareket etmişlerdir. Bu otomobili Büyük Millet Meclisi Reisi ile Başvekilin misafirlerimizle bindikleri otomobiller takip et­mekte idi. Kortej yolu iki sıra    dolduran halkın alkışları arasında ve yer yer asılmış bulunan Arapça «İstanbul kardeş Libya'nın muhterem Melikini hürmetle selâmlar» ibaresini taşıyan dövizlerin altından geçerek Beşiktaş'ta Akaretlere gelmiştir. Burada bir pi­yade bandosu ve şeref kıtası yel al­mıştı. Biraz daha ileride Barbaros meydanı önünde ise deniz bandosu ve şeref kıtası ahzı mevki etmişti. Halkın hararetli alkışları arasında ilerleyen kortej, Kılıçali'de tarihî mehter takı­mı ve şeref stadı önünde süvari ban­dosu tarafından selâmlandıktan sonra Melik hazretlerinin ikametlerine tah­sis edilmiş bulunan Yıldız sarayı Şale köşküne vasıl olmuştur.

Burada kısa bir görüşmeden sonra. Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, dost Libyanın dev­let Raisine veda ederek ayrılmışlar­dır.

Libya Melikinin memleketimizi ziya­reti münasebetiyle İstanbul şehri bu akşamdan itibaren ışıklarla donatılacaktır.

Bu akşam Melik hazretleri yemekleri­ni hususî olarak Şale köşkünde yiyeceklerdir.

Yarın öğle üzeri Dolmabahçe sarayında Reisicumhur Celâl Bayar, Melik şe-refine resmî bir ziyafet, saat 22 de yine Dolmabahce sarayında Reisicumhurumuz bir kabul resmi verecektir.

Öğleden  evvel ve öğleden sonra yüksek misafirimizin arzularına göre program tertip olunacaktır.

8 Ağustos 1956

  İstanbul:

Dost ve kardeş Libya Meliki haşmetli Şeyyid İdris el-Senusu hazretleri şe­refine ordumuz tarafından bugün öğleden evvel Metris çiftliğinde hakikî mermi atışlı büyük  bir tatbikat yapılmıştır.

Tatbikatı takip etmek üzere haşmetli Libya Meliki Seyyid İdris el Senusi hazretleri  ile  Reisicumhur  Celâl    Bayar saat tam 10 da tatbikatın takip edileceği Rasat Tepeye geldikleri za­man başta bando bulunan merasim kıtası ile paraşüt bölüğü tarafından selamlanmışlar, Devlet Vekili Millî Müfaa Vekâleti Vekili Şemi Ergin, Erkânı Harbiysi Umumiye reisi orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, kara kuvvet-leri kumandanı orgeneral Nureddin Aknoz, deniz kuvvetleri kumandanı orgeneral Fevzi Uçaner tarafından karşı lanmışlar ve müteakiben mebuslar, ge-neraller ve amiraller ile sivil erkân ve kordiplomatik ve ataşemiliterlerin bulunduklari tribünün önündeki şeref mevkiini işgal etmişlerdir.

Libya Başvekili ile Başvekil Adnan Menderes. Libya Divan Reisi, Devlet Vekili Milli Müdafaa Vekâleti Veki­li Şemi Ergin, Adliye Vekili Prof. Hü­seyin Avni Göktürk, Dahiliye Vekili Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, Erkânı Harbiyei Umumiye Re­isi Orgeneral Tunaboylu ve diğer zevat şeref tribününde yerlerini aldık­tan sonra birinci ordu müfettişi korgeneral Nazmi Atsın bu konuşmasında iki kardeş milletin tarih muvacehesinde hamaset ve şecaat destanı teşkil eden müşterek savaşlarını hatırlatarak kar­deşlik tatbikatı ismi verilen bugünkü tatbikatın ehemmiyetini izah etmiştir.

Bundan sonra her safhası, harekât kurmay başkanı tarafından ayrı ayrı izah edilen ve iki saat kadar tam ve hakikî bir muharebe havası içerisinde cereyan  eden  tatbikat   başlamıştır.

Büyük bir alâka ile takip olunan bu tatbikatın konusu hava ve zırhlı birliklerle desteklenen tümen cephesi içinde bir piyade alayının taarruzunun derinliğine ilerlemesi ve muvaffaki­yet beliren yerde zırhlı tugayın yarma maksadı ile kullanılması teşkil ediyordu.

Tatbikat muhtelif jet filolarının karşı taraf hedefleri üzerine, tam isabetli roket, bomba ve napalm atışları ile başlamıştır. Bu atışları müteakip jetler, düşman mevzilerine karşı makineli tüfek atışlarına başlamış ve bunu ağır ve hafif topçunun kesif atışı takip etmiştir. Bu atışa tankların da topçu atışı katılmakta idi. 70 dakika bilafasıla devam eden bu atış, muharebe sa­hasını inletiyor ve düşman mevzilerini baştan başa Örtüyordu. Topçu, ateşini yavaş yavaş düşmanın geri mevzilerine doğru kaydırırken piyade tankların himayesinde düşman mevzilerine doğ­ru ilerliyordu. Karşı taraf mevzileri bu şartlar altında uzun. ve fasılasız atış­larla tamamen dövüldükten sonra tankların ve piyade ağır silâhlarının himayesindeki piyade taburlarının düşman mevzilerine karşı taarruzu artmış ve Rasat Tepe civarında bulunan zırhlı tugay da muharebe sahasına doğru hareket etmiştir.

Gerek piyadelerin, gerek zırhlı tugayın  hareketi, düşman topçusu tarafın­dan önlenmek isteniyorsa da bir mu­vaffakiyet elde edilemiyordu, düşman mevzilerini teker teker ele geçiren pi­yadeler, İşgal ettikleri tepeye alay sancağını diktiler. Bu sırada zırhlı tugay da muharebe sahasına dahil olmuş, ihtiyat kuvvetleri cepheye sürülmüştü. Zırhlı tugayın yarma hareketi muvaf­fakiyetle devam ederken topçu, atışını daha gerilere düşman kuvvet ve yığı­naklarına kaydırmış bulunuyordu.

Bu suretle piyade ve zırhlı birliklerin düşman gerilerine ilerleyişi ile her dakikası heyecan veren ve hakikî bir muharebe manzarası arzeden tatbikat tam bir muvaffakiyetle sona ermiştir.

Muhterem misafirimiz, tatbikatın hitamında, kumandanlara teşekkür ve kendilerini tebrik etmiş, Reisicumhur Celâl Bayar ile birlikte tatbikat sa­hasından ayrılışlarında, gelişlerinde olduğunu gibi askerî merasimle selâmlanmışlardır.

Gerek Topkapı dışında ve gerek şehir içinde güzergâh boyunca toplanan, kendilerini alkışlayan ve büyük tezahürat­ta bulunan İstanbul halkına devamlı iltifatta bulunan haşmetli Melik haz­retleri ve Reisicumhur Celâl Bayar, Yıldız sarayı Şale köşküne davet etmişlerdir.

 Ankara :

Herhangi bir ziraî faaliyet nevine tahsis edilmemiş arazilerdedir intifa hak­larının müzakeresine mahsus bir merkez teşkili şeklinde, Yakın doğu mem­leketlerine teknik yardım temini gayesiyle, Birleşmiş Milletler gıda ve zi­raat teşkilâtı ile hükümetimiz arasın da aktedilen anlaşmanın metni bu­günkü resmî gazetede yayınlanmıştır. Anlaşma metninin belli başlı hükümleri şunlardır:

Birleşmiş Milletler gıda ve ziraat teş­kilâtı ve Türkiye hükümeti, teşkilâtın kullanacağı fona tâbi olarak 16 Kasım 1949 da Birleşmiş Milletler genel asamblesi tarafından, inkişaf edememiş memleketlerin iktisadî gelişmeleri ve şumullü teknik yardım programı kararına göre yakın doğunun inkişaf edememiş memleketlerinin istifadesi için 1955 eylülünde birinci içtimaında, Fadumum müdürüne yapılan bir ta­lep mucibince, Ankara'da herhangi bir ziraî faaliyet nevine tahsis edilmemiş araziler deki intifa haklarının müzakeresine mahsus bir merkezin tertiple­nerek, faaliyete geçmesini arzu etmek­tedirler.

Bundan dolayı, teşkilât ve hükümet karşılıklı mesuliyetlerinin dostane bir işbirliği içinde ifa edileceğini ve bu mesuliyetlerin gerektirdiği etraflı iş­lerin, karşılıklı bir anlaşma çerçevesi dahilinde görüleceğini beyan ederek, bu anlaşmayı yapmışlardır.

Merkez: Teşkilât tarafından, hükümetin yardıma ve işbirliği ile 4 kasını 1956 tarihinde veya civarında başla­mak üzere, iki haftayı geçmiyen bir müddet için idare edilecektir.

Merkez Ankara'da kurulacak ve işti­rak eden memleketlerden takriben otuz iştirak edici için bir etüd progra­mını ve seminer müzakerelerini te­min edecektir. Merkezin resmî lisan­ları İngilizce ve Fransızca olacaktır.

Hükümet : Merkezin faaliyette bulunduğu müddetçe, personel ve teşkilâta, bütün mal ve servetini, normal olarak teşkilâta teslim edilen bütün imtiyaz ve muafiyet, mal, servet, memur ve eksperlerini, ihtisaslaşmış ajanların imtiyaz ve muafiyetleri hakkındaki mukavelenin hükümleri mucibince teslim edecektir.

İşbu anlaşma mucibince teşkilât ve personel, deruhte etmiş oldukları vazifelerini yerine getirirken hükümetçe temin edilebilecek en müsait seyahat ücretlerine tabi olacakları gibi, perso­nelin, gerek maaşlarından iktiza eden kısmın ve gerekse yevmiyeleri mahallî paraya tahvil edilirken kanu­nî rayicin en müsait derecesinden is­tifade edeceklerdir.

İstanbul:

Dahiliye Vekili Hariciye Vekâleti Ve­kili Ethem Menderes bugün Öğleden sonra, İstanbul Vilâyetinde Rus Bü-yükelçisi Ekselans Boris M. Podtsarob ile görüşmüştür.

İstanbul:

Dost ve kardeş Libya'nın haşmetli meliki Seyyid İdris el Sunusi hazretleri, bu akşam ikamet ettikleri Yıldız sara­yı köşkünde Reisicumhur Celâl Bayar şerefine bir resmi kabul vermişler tür.

Bu kabulde B.M.M. Reisi Refik Ko-raltan, Başvekil Adnan Menderes, Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve kili Ethem Menderes ile İstanbul'da bulunan bazı vekiller ve mebuslar, si­vil ve askerî erkân kordiplomatik ve davetliler hazır bulunmuşlardır.

Dost Libya'nın haşmetli Meliki Tür­kiye'yi ziyaretinin bir hâtırası olmak üzere Reisicumhur Celâl Bayar'a Libya Kraliye nişanını bizzat takmışlar ve B.M.M. Reisi Refik Koraltan ile Başvekil Adnan Menderes'e Muham­met Ali el Sunusi nisasının büyük kor donunu, dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Ethem "Menderes'e Libya «İstiklâl nişanının büyük kordonu» İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, riyaseti Cumhur umumî kâtibi Fikret Bel bez, Hariciye Vekâleti umumî kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi, Erkânı Harbiyeyi Umumiye Re­isi orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, birinci ordu müfettişi korgeneral Nazmi Ataç ve Libya Büyükelçimiz Ce­lâl Karasupan'a Libya İstiklâl nişanı­nın ikinci derecesi ve riyaseti cumhur başyaveri kurmay Albay Refik Tulga ile protokol umum müdürü Şemsettin Arif Mardin'e Libya İstiklâl nişa­nının üçüncü derecesini tevcih etmiş­lerdir.

Resmi kabul kadim Türk - Libya dost­luk ve kardeşliğinin samimî havası, içinde geç vakte kadar devam etmiş­tir.

 Ankara :

Üç günden beri Türk Hava Kurumu­nun misafiri olarak Ankara'da bulunan Irak tayyare cemiyeti reisi Sabah el Sait beyin başkanlığındaki heyet, bu­gün öğleden evvel Etimesgut'a güderek Türkkuşu'nun çalışmalarını tetkik et­miş, (13) tayyareden müteşekkil filo-nun uçuşlarını ve akrobasi hareketle­rini seyretmiştir.

Uçuşların hitamında Sabah Elsait bey, öğretmenlere gösterdiğiniz maharetten dolayı sizleri tebrik ederim. Allah, sizleri muhafaza etsin ve yükseltsin» demiştir. Bu münasebetle yapılan me­rasimde Türk Hava Kurumu genel başkanı Amasya mebusu İbrahim Kirazoğlu, Abbas Çetin, MM. Vekâleti müsteşarı korgeneral Fahri Özdilek, muhabere dairesi başkanı general şükrü Altaca ile kalabalık bir davetli grubu  hazır bulunmuştur.

Etimesgut'a yenilen öğle yemeği esnasında,  genel başkan Mustafa Zeren, bir konuşma yaparak Iraklı havacıları Türkiye'de görmekten duydukları memnu niyeti izhar etmiş ve Irak milletine saadet ve Irak tayyare cemiyetine muvaffakiyetler temenni etmiştir.

Bilâhare Türk Hava Kurumu genel merkezine dönen misafir ve davetli­lerin huzurunda Irak tayyare cemiyeti umumî kâtibi Cihat Elbali'ye kurum başkanı tarafından bir gümüş madalya takılmış ve bu suretle merasime son verilmiştir.

9 Ağustos 1956

 Ankara :

Maden tetkik ve arama enstitüsü genel müdürlüğü memleketimizin yeraltı servetlerinin aranıp bulunması hususundaki çalışmalarına hızla devam etmek­tedir.

Bu maksatla hazırlanan programa gö­re taşkömürü aramalarında Söğütözü bölgesinde jeolojik harita hazırlıkları­na, Amasra'da iki makine ile kömür yataklarının tetkiki sondajlarına başlan­mıştır.

Linyit aramalarında: Çorum vilâyetine bağlı Dodurga mıntıkasında iki makine ile, Trakyanın Sarayköy bölgesin de iki makine ile, Erzurum vilâyetine bağlı Balkaya bölgesinde bir makine ile, Sivas Vilâyetine bağlı Gemerek bölgesinde iki makine ile, Nevşehir vi­lâyetine bağlı Dadağı bölgesinde iki makine ile, Bolu vilâyetinde iki maki­ne ile yer altı kömür vaziyetlerinin tesbiti için sondajlar hızlandırılmıştır.

Maden aramalarında ise, Tirebolu'da dört makine ile bakır, pirit ve altın ara na sondajlarına başlanmış olup Bilecik vilâyetinde de dört  makine ile Kaolen arama sondajı işine devam olun­maktadır.

 Ankara :

Yeniden 5043 göçmenin Türk vatandaşlığına alınmaları hakkındaki icra ve­killeri heyeti kararı, yüksek tasdike iktiran etmiş ve bu günkü resmî gazete ile yayınlanmıştır.

 İzmir :

Millî Müdafaa Vekâleti İzmir Temsil Bürosundan bildirilmiştir;,

6 ncı Kore değiştirme tugayımızın bi­rinci kafilesi, bu sabah saat 8.30 da general Eltinge » taşıt gemisiyle İz­mir'e gelmiştir. 6 ncı Kore tugay ku­mandanı tuğgeneral Hilmi Giray'ın da aralarında bulunduğu birinci kafile Vali, Belediye Reisi, 2 nci yurtiçi böl­ge kumandan vekili, yüksek rütbeli su baylar ve kalabalık bir vatandaş kitle­si tarafından heyecanlı bir merasimle karşılanmıştır.

Vali, Belediye Reisi ve 2 nci yurt içi bölge kumandan vekili, geminin lima-na yanaşmasını müteakip gemiye çı­karak,   kahramanlara   «hoş     geldiniz» demişler ve daha sonra kafileye men­sup subay ve erler gemiyi terk etmeğe bağlamışlardır.

6 ncı Kore tugayımızın ikinci kafilesi­nin 14 ağustos salı günü İzmir'e gel­mesi beklenmektedir.

 İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar, dün Libya meliki şerefine Metris çiftliğinde ya­pılmış olan kardeşlik tatbikatına iştirak eden kumandan ve subaylar şe­refine birinci ordu müfettişi korgene­ral Nazmi Ataç tarafından bugün saat 18 de İstanbul ordu evinde verilen kokteyl partide hazır bulunmuştur.

Bu toplantıda, Dahiliye Vekili ve Ha­riciye Vekâleti Vekili Ethem Mende­res, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, kara ve hava kuvvetleri kumandanları ile generaller ve subaylar hazır bulun muşlardır.

Toplantıda, büyük muvaffakiyetle ne­ticelenen dünkü kardeşlik tatbikatına iştirak eden kumandan ve subaylarıyIa hasbi halde bulunan Reisicumhur Celal Bayar, başarılarından dolayı tak­dir ve tebriklerini bildirmiş ve sözleri­ni,  »ordumuzla ve ordumuzu teşkil eden siz kuvvetli evlâtlarımızla daima iftihar ediyoruz» diyerek bitirmiştir.

Ankara :

Merkezî ve cenubî İran'da vukua ge­len sel felâketi dolayısıyla Kızılay umumi merkezi, dost ve kardeş memle-ketin acılarını paylaşmak gayesiyle yardımda bulunmayı kararlaştırmış­tır.

Bu karara göre, komşu ve müttefik İran'a 25 bin lira nakdî yardım ile 30 bin lira değerinde bin adet battaniye 10 bin lira değerinde bin kat çamaşır ve 5 bin lira değerinde muhtelif aşı ve serum gönderilecektir.

Ayrıca, bu yardımlara ilâveten Kızılay m İstanbul'daki beynelmilel deposun­dan da 50 adet çadır, 32 sandık giyim eşyası ve 4 sandık gemici fenerinin sev kine ait hazırlıklar ikmal edilmiştir.

 Bandırma :

Türk Hava Kuvvetleri üsleri arasında yapılacak hava kuvvetleri atış ve bombardıman müsabakası bugün saat 15 de Bandırmada merasimle açılmıştır. Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orge­neral İsmail Hakkı Tunaboylu, kara ve deniz kuvvetleri kumandanları, Bandırma kaymakamı, yüksek rütbeli subaylar ile  İstanbul, Ankara ve İzmir basınına mensup 30 gazetecinin hazır bulunduğu merasime İstiklâl Marşı ile başlanmıştır. Hava kuvvetleri kuman­danı ile Erkânı Harbiyei Umumiye Re-isinin müsabaka hakkında malûmat vermelerinden ve müsabıklara başarı temennilerinden sonra geçit resmi ile törene son verilmiştir.

Hava kuvvetleri atış ve bombardıman müsabakalarına Balıkesir, Bandırma, Eskişehir ve Diyarbakır hava üsleri iş-tirak etmektedir. Dört gün devam edecek olan bu müsabakalara yarın saat 7 de başlanacaktır. Beşer müsabıktan müteşekkil ekipler ilk gün havadan havaya 1200 ve 2000 fit'ten atış va­zifesi ile üçüncü ve dördücü günlerde de hava'dan yere sektirme bomba, ma­kineli tüfek, pike bombardıman ve ro-ket atış vazifelerini  yapacaktır. Müsabakalar neticesinde İtalya, Yunanistan ile Türk Hava Kuvvetleri arasında yapılacak ve İtalyanlar tarafından or­ganize edilen 1956 Güney Avrupa Nato müsabakasına ekim ayı içinde iştirak edecek olan millî takımımız tespit edilecektir.

 Ankara :

Türk ve Amerikan iş adamları arasın da görüşmeler yapmak ve bu arada Türkiye'nin Amerika'ya da çok mal ih­raç etmesini temin için tetkiklerde bulunmak üzere memleketimize gelmiş bulunan Amerikalı iş adamları, bu  sabah Ankara Ticaret Odasında şeh­rimiz   tüccarları   ile   tanışmışlardır.

Ankara Lotary kulübü, heyet şerefine bugün Ankara Palasda bir öğle yeme­ği vermiştir. Davette, İktisat ve Ti­caret Vekâleti erkânı Ticaret ve Sa­nayi Odası İleri gelenleri, şehrimizde bulunan yerli ve yabancı iş adamları hazır  bulunmuştur. Bu münasebetle bir konuşma yapan. Birleşik Amerikan Ticaret Vekâleti Orta şark ve kuzey Afrika masası mü­dürü ve heyet başkanı Herbert J. Cum. mings, bu seyahatteki esas gayenin, Türk ve Amerikan iş adamlarının te­masını mümkün kılmak ve müşterek menfaatlerini sağlamak olduğunu, Türkiyenin bir çok şehirlerinde yapacak lan temaslarla hâlen ihraç edilen malların nispetini arttırmaktan başka diğer bir çok Türk mamullerinin Amerikaya ihracı için de tetkiklerde . bulu­nacağını söylemiştir.

Mr, Cummings, heyetin Amerika'ya dönüsünde elde edilecek neticenin resmî ve hususî gazete ve mecmular vasıtasiyle Amerikanın her tarafındaki iş adamlarına aksettirileceğini belirtmiştir. 

Mr. Cummings'e  göre Türkiye'ye yeni Amerikan sermayesinin getirilebilmesi için Türk iş adamlarının daha verim­li şekilde çalışmaları lâzım geldiğini, yapılacak tekliflerin diğer memleket­lerden gelen teklifler kadar cazip ol­ması fikri üzerinde durmuş ve «bu işin tahakkuku Türk iş adamlarının omuzlarına yüklenmektedir» demiştir. Amerikan Ticaret Heyeti başkanı, sözlerine «Türkiye'nin Amerika'deki iti-barı çok büyüktür. Bu itibar, ticarî münasebetlerin gelişmesiyle daha da artacaktır» demiştir.

gelirimizdeki tetkiklerini bugün ikmal etmiş olan Amerikalı iş adamlarından müteşekkil heyet yarın sabah Karadeniz sahillerinde temaslarına devam etmek üzere Samsun'a hareket edecektir.

10 Ağustos 1956

image001.gif       İstanbul:

Başvekil Adnan Menderes dost ve kardeş Libya Meliki Haşmetli Seyyid İdris el Sunusî hazretleriyle birlikte memleketimizi ziyaret etmekte olan Libya Başvekili ve Hariciye Vekili Ekselâns Mustafa Ben Halim şerefine bu gün öğle üzeri Yıldız sarayı Malta köşkünde bir yemek vermiştir.

Bu yemekte, Dahiliye Vekili ve Haricî ye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, Libya Hariciye Vekâleti müsteşarı ek­selans Süleyman el Jerbi, Maliye müşteşarı Ekselans Abdurrazık Shagluf, Hariciye Vekâleti umumî kâtibi Büyükelçimiz Celâl Karasapan hazır bu lunmuşlardır.

 İzmir :

Bademli'de inşa ettirilen 60 yataklı askeri cerrahi hastanesi merasimle açılmiştır.

Ordumuzun ilk cerrahî hastanesi olan bu tesisin açılış merasiminde An­kara'dan gelen Amerikan sağlık yar­dım kurulu başkanlığından Albay Colweld, binbaşı Nacholl'ün de arala­rında bulundukları heyette ikinci yurt içi bölge baştabibi doktor albay Sabri Onat. sıhhiyeler ikinci yurtiçi eği­tim merkezi kumandanı albay doktor Tacettin İz ve yüksek rütbeli subaylar hazır bulunmuştur.

- Ankara :

Yirmi dört kişinin Türk vatandaşlığına alınması ve izinsiz olarak yabancı devlet tabiiyetine geçtikleri anlaşılan 51 kişinin de Türk vatandaşlığından iskati hakkındaki kararname bugünkü resmi gazetede   yayınlanmıştır.

 Ankara :

İlgililerden alman malûmata göre mal garantisi kaydını ihtiva eden kredili ithal müsaadelerinden malları ithal edilmiş olup ta tediye vadeleri hulül etmiş  bulunanların taksitlerinin ödenme sinde  aşağıdaki   karara varılmıştır.

1) Aramızda Ariyere   anlaşması   bulunan E.P.U. memleketlerinden getirilen mallara  ait  bölgelerin, bu   anlaşmalar dairesinde ve ilgililerce talep edilmesi "halinde tediye prioritesi verilmek suretiyle tasfiye cihetine gidilmektedir.

Bilâteral tediye anlaşması bulunan memleketlerden ithal edilenlerinde, tediye anlaşması esasları dahilinde
transferi yapılmaktadır.

Anlaşmasız memleketlerden getirilen kredili malların bedelleri de, tediye vâdesinin hululünde bu memle­ketlere ihraç edilecek muayyen mallardan tahassül edecek dövizlerle karşı­lanacaktır.

 İnönü :

İnönü yüksek planör kursuna muvaf­fakiyetle bitiren biri Amerikalı, ikisi Hollandalı, üçü Alman ve ondokuzu Türk olmak üzere 25  kişiye (C) brövesi bugün merasimle verilmiştir.

Merasimde, Türk Hava Kurumu ge­nel başkanı Amasya mebusu Mustafa Zeren, genel idare heyeti âzası Kay­seri mub'usu İbrahim Kirazoğlu, Sabah  el Sait'in başkanlığındaki Irak heyeti ile öğretmen ve talebeler hazır bulunmuştur.

Eski bir havacı olan dost ve müttefik Irak heyeti başkanı Sabah el Sait'e de bu merasimde (B) brövesi verilmiştir

1l Ağustos 1956

 İstanbul:

Dost Libya'nın haşmetli Meliki Seyyid İdris el Sunusî hazretleri ile birlikte memleketimizi ziyaret etmiş bulunan Libya Başvekil ve Hariciye Vekili ekselans el Seyed Mustafa Ben Halim "beraberinde Libya heyeti azalarından bazıları olduğu halde bugün saat 16.00 da Beyrut tarikiyle Kahireye gitmek üzere uçakla İstanbul'dan hareket etmiştir.

Yeşilköy hava meydanında Başvekil Adnan Menderes. Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, Münakalât Vekili Arif Demirer misafir Başvekile iyi yolculuk temenni etmişlerdir. İstanbul Vali Vekili, 66. tümen kumandanı, Libya Büyükelçimiz, Libya'nın Ankara Büyükelçisi, Libya Maliye müsteşarı, protokol umum  müdürü ve emniyet müdürü teşyi mera­siminde bulunmuşlardır.

Libya Başvekil ve Hariciye Vekili ekselans Mustafa Ben Halim gazetelerde intişar etmiş bulunan beyanatı hakkında hareketinden evvel şunları söylemiştir.

«10 ağustos tarihinde İstanbul'da intişar eden bazı gazetelerde bana isnat edilen bir takım beyanat intişar et­miştir. Bir kısım yerleri tahrif edilen bu beyanatın diğer bazı yerleri ise asıl ve esastan aridir. Bunlardan ancak ay­nı tarihte Cumhuriyet gazetesinde çı­kan beyenatın sıhhatına itimat oluna­bilir.

Bu  beyanat, bir matbuat konferansı tertip suretiyle değil, Cumhuriyet ga­zetesi muhabirinin vaki suallerine ce­vaben tarafımdan   yapılmıştır.

  İstanbul:

 Dost ve kardeş Libya Meliki haşmetli Seyyid İdris El Senusî hazretleri bugün Darüşafaka lisesine 10.000 lira bağışta  bulunmuştur.

İstanbul:

Libya Meliki Haşmetli Seyyid İdris el Sunusî Hazretlerinin Türkiye'yi zi­yareti münasebetiyle Libya Büyükelçisi Ali Esad el Cerbi ve refikası, bu akşam Hilton otelinde bir resmi kabul vermişlerdir.

Reisicumhur Celâl Bayar ile B.M.M. Reisi Refik Koraltan'ın ve Dahiliye Ve kili Hariciye Vekâleti Vekili Ethem. Menderes ile refikalarının iştirak ettikleri bu  toplantıda İstanbul'da bulunan bazı vekiller vekâleti umumî kâ tibi, Erkânı Harbiyei Umumiye reisi ile hava kuvvetleri kumandanı, di-ğer sivil ve askerî erkân, kordiplomatik, refikaları ile birlikte hazır bulunmuşlardır.

Geç vakte kadar samimî bir hava için de cereyan eden bu toplantı ile haşmetlû Libya Melikinin Türkiye'ye yapmış olduğu resmî ziyaret sona ermektedir.

Melik hazretleri, yarından itibaren memleketimizde hususî surette ikamet edecektir.

Ankara ;

Yurdumuzun muhtelif bölgelerinde su taşkınlıklarından ve seylâptan korunma tedbirleri için hazırlanan   programın tatbikine devlet su işleri umum müdürlüğünce hızla devam olunmaktadır.

Bu cümleden olmak üzere 4 milyon 100 bin lira keşif bedelli 68 adet taşkından korunma işi, 1956 yılı içerisinde bitirilmek üzere ele alınmıştır.

Evvelce ele alman işlerden, 1956 bidayetine kadar ikmal edilenlere ilaveten bu yıl içerisinde 15 milyon 971 bin liralık 43 iş ikmal edilmiş bulunmaktadır.

 Edirne:

Batı Trakya'da mahalli Yunan ma­kamlarının oradaki soydaşlarımız üzerinde yaptıkları son baskıların beklenen semereyi vermediği buraya ge­len haberlerden anlaşılmaktadır.

Filhakika, güya Türklerin, Yunan idaresinden memnun olduğunu isbat etmek üzere, Yunan makamlarının köy belediye  meclislerini bir karar almak için tazyike kalkması, soydaşlarımızın şiddetli mukavemeti ile karşılaşmış­tır. Tazyik altında bu yolda karar ve­ren mahdut birkaç belediye müstesna, diğerleri tazyike rağmen bunu reddetmiştir. Bu arada Batı Trakya Türklerince neşredilen Milliyet ve Trakya gazeteleri de kararlar aleyhinde  yazılar yazmışlardır. Yunan matbuatı onların bu yazılarını ihanet veya düşman ajanlığı ile vasıflandırmıştır.

Diğer taraftan, İstanbul ve Ankara matbuatının, yunan makamlarının bu tazyik kampanyası karşısında göster­diği hassasiyet Batı Trakya Türkleri­nin maneviyatını çok arttırmıştır.

12 Ağustos 1956

 İstanbul:

Hariciye Vekâleti Protokol Umum müdürlüğünden bildirilmiştir:

Dün gece Hilton otelinde pek muhte­rem misafirimiz Libya Meliki şerefine verilen ziyafeti ele alarak Yenisabah, Tan ve Vatan gazetelerinde bir takım yanlış fikirler uyandırmak maksadiyle yazılar çıkmıştır. Bu yazılarla hakikat hilâfına olarak telkin edilmek istenilen bu fikirler şunlardır: «Sanki dün akşam bahis mevzuu ziyafette Hilton otelinin salonları kapatılmış ve lâlezar salonundaki 16 çeşitli bir ziyafet masasında türlü  çeşitli içkiler içilerek bir eğlence âlemi yaşatılmıştır. Böylece dün geceki resmî ve fevkalâde mazbut bir ziyafet yalan yere bin bir gece ma sallarından biri olarak halkımıza bil­dirilmeğe çalışılmıştır.

Gazetelerin, gazetecilerin ve muhte­rem halkımızın gözü Önünde olan bir ziyafeti bile böylece tamamiyle tahrif etmek mahsus maksadının mevcudiyeti hakkında en küçük bir tereddüt da­hi bırakmamaktadır.

Sahih haber alma ve halka doğru ha­ber vermekle mükellef olan gazeteler­den bazılarının aslı olmayan hâdiselerle muhterem umumî efkârı aldatmaya çalışmaları, cidden teessür verici bir haldir.

Hakikat şudur ki, akşamki ziyafet muhterem Libya Büyükelçisi ekselans Ali Esat El Jerbi tarafından Lib-ya Meliki hazretleri şerefine verilmiş­tir. Lâlezar  salonu ve Hilton oteli ise herkesin  bildiği ve daima gittiği ve  gördüğü bir yerdir. Her gece tabiî olarak muhtelif içkili yemekler yenilen bu salonda   dün   gece   mûdat hilâfına alkollü hiç bir içki içilmemiş ve bu salonda  bulunanlara yalnız limonata ve şerbet ikram edilmiştir.

16 çeşitli yemekten bahs edilmesi de hilafı hakikattir. Çünkü dün akşamki yemek oturulmuş bir ziyafet değil, ayakta ve büfe usulünde idi. Bilindiği gibi büfe usulünde menüden ve onaltı çeşit yemekli ziyafetten bahs etmek tamamiyle yersizdir.

"Bu acı ve ibret verici tashih ve tek­zibi yapmak ayrıca elem verici bir mecburiyettir.

13 Ağustos 1956

 Ankara :

4772 sayılı kanunun 84 üncü maddesinin, kanunun 37 inci maddesindeki iş verenin mesuliyetini icabettiren kayıt ve şartların aranmasına lüzum kal­madan tatbiki lâzım geldiği hakkında ki Temyiz Mahkemesi tevhidi içti had karan bugünkü resmî gazetede yayınlanmıştır. Bu kararda ezcümle şöyle denilmektedir:

«3008 sayılı iş kanununun değişen ikinci maddesinin (f) bendinde bir iş yeri tesis eden veya bir iş yeri devir alan işverenin iş yerinin   adresini, çalışan işçi veya hizmetli miktarını ve saireyi iş kanununun tatbiki ile vazifeli maka ma bizzat veya taahhütlü mektupla ihbar etmekle ödevli olduğu tasrih edil­miştir bu suretle ihbar  edilen ve iş kanununun şümulüne girdiği tesbit olunan iş yerlerinde çalışan işçiler 3008 sayılı   kanunun  beşindi maddesinin ikinci fıkrası hükmünce işveren tara­fından ödenir. Böyle bir iş yerinde bir kâza veya meslek hastalığı vukubulduğu takdirde sigortalıya yapılacak yar­dım ve menfaatler ve bağlanacak ge­lirler  işçi sigortaları kurumuna aittir. Ancak, 4772 sayılı kanunun   37 nci maddesi hükmüne göre, dört  hâlde, yani kaza veya meslek hastalığının işve­ren veya vekilinin kastından veya iş kanununun İşçilerin   sağlığını  koruma ve iş emniyeti hükümlerine aykırı ha-reketlerinden, yahut suç sayılan fiil­lerden, veyahut da sigortalının iş yeri ne ait  işler dışında çalıştırılmasından, ileri  geldiği  takdirde, İşçi Sigortaları Kurumunun   sigortalıya temin ettiği veya ilerde temine mecbur olduğu menfaatlerden mütevellit her  türlü zarar­ların tazmini ile işveren    veya    vekili mükelleftir.

84 üncü maddeye gelince bu madde­nin birinci fıkrasında, iş kanununun şümulüne girecek vasıfta olan bir iş yerinin işveren tarafından çalışma teşkilâtına haber verilmesi halinde bu iş yerinde bir kaza veya meslek has­talığı vukua geldiği takdirde, sigorta yardım ve ödeneklerinin kanunun şü­mulüne alman iş yerlerinde olduğu gi­bi sigorta kurumu tarafından kazaya veya meslek hastalığına uğrayan işciye   temin edileceği hususu tanzim edilmiş ve ikinci fıkra ile sigorta kurumunca bu hususta yapılan her türlü masraflarla, işçiye bir gelir bağlandığı takdirde buna  ait  tesis sermayesi tu-

tarının işverenden alınacağı tasrih edilmiştir.

Bu iki madde hükümleri birlikte tet­kik edildiği zaman 84 üncü maddenin tatbikinde, işveren mesuliyeti bakımın dan 37 inci maddedeki kayıt ve şart­ların tahakkukunu aramağa lüzum ol­madığı anlaşılır. Şöyle ki kanunen ödevli bulunduğu ihbar mükellefiyetini yerine getirmeyen ve bu suretle iş yerini çalışma teşkilâtının murakabesi dışında bırakan bir işverenin, iş kanu nunun, işçilerin sağlığını koruma ve iş emniyeti hükümleri riayet ettiği ka­bul edilemez.»

 Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş tir:

1) Yüksek askerî şûra, bugün saat 10 da Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Ve­kâleti  Vekili  Semi Ergin'in  başkanlığında toplanarak, gündemde  mevcut konuların  müzakeresine  bağlamıştır.

Bu meyanda, bulundukları yerlerde ortaokul ve lise bulunmayan subay, as­kerî memur ve astsubay çocuklarının, orta okul ve lise tahsillerini, hizmeti mecburiyeye tabi olmaksızın askerî okullarda yapmaları yarbaylıkla kıta hizmetinin kaldırılması gibi kararlar alınmıştır.

2) İlk defa olarak silâhlı kuvvetlerde sağlık şûrası bugün saat 15.00 de Dev­let Vekili Ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili  Semi  Ergin başkanlığında ve sıhhiye vekili Dr.  Nafiz Körez ile  or­du  sağlık başkanları   askerî hastahaneler başhekimlerinin  iştirakiyle top­lanmış, askerî sıhhî teşkilâtın yeniden gözden   geçirilmesi, ordu sağlığında dikkate alınacak hususlar, hastahanelerde bakım gibi çok önemli mevzular
üzerinde konuşulmuştur.

Her iki şura yarın toplantılarına de­vam  edecektir.

14 Ağustos

 İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar'ın davetlisi olarak 6-11 ağustos tarihleri arasında memleketimize resmî bir ziyarette bu­lunan dost ve kardeş Libya Meliki haş metlû Seyyid İdris el Senusî hazretleri beraberindeki Libya heyeti ve İstan­bul Vali vekili olduğu halde, Savarona okul gemisi ile bu sabah Yalova'ya hareket etmiş, Dolma bahçe rıhtımında Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes tarafından uğurlan-mıştır.

Bu sabah saat 10.20 de Reisicumhur Celâl Bayar, Melik hazretlerinin ikamet etmekte bulunduğu Yıldız sarayı Şale köşküne gelerek Libya Melikine müla­ki olmuştur. Burada iki devlet reisi açık bir otomobille Dolma bahçeye git­mek üzere Şale köşkünden hareket etmişlerdir.

Şeref jeeplerinin ve polis motosiklet­lerinin refakat etmekte olduğu açık otomobili, diğer otomobiller takip et­mekte idi. Kortejin geçtiği yol, baştan, başa ay yıldızlı Türk ve Libya bayrak-lariyle donatılmış bulunuyordu.

Şeref stadı önünde bir piyade bando­su ve şeref kıtası, çırağan sarayı önünde tarihî mehter takımı, Barbaros parkı önünde deniz bandosu ve şe­ref kıtası, Akaretlerde de diğer bir piyade bandosu ile şeref kıtası haşmetlû Meliki selâmlamak üzere ahzi mevki etmişlerdi. Kortej, takip edilen güzergâhın iki tarafını dolduran hal­kın alkışları ve sevgi tezahüratı ara­sında Dolmabahçe'ye gelmişti.

Meydanda, Melik hazretlerini uğurla­mak üzere Başvekil Adnan Menderes, sivil ve askerî erkân ile başta alay sancağı ve bando bulunan bir merasim kıtası hazır bulunuyordu. Alay sanca­ğının karşısına yerleştirilen kürsüye Libya Meliki ile Reisicumhurumuzun çıkışını müteakip bando Libya millî marşı ile İstiklâl Marşımızı çalmış, Melik hazretleri, garnizon kumanda­nı ile merasim kıtasını teftiş etmiştir.

Kıtanın sonunda kendisini uğurlamak üzere yer almış bulunan sivil ve as­kerî erkâna teker teker veda eden Lib-ya Meliki haşmetli Seyyid İdris el Su nusî  hazretleri, rıhtımda  Reisicumhur

Celâl Bayar ile Başvekil Adnan Menderes'e veda etmiş, Reisicumhurumuz ve Başvekilimiz Melik hazretlerine iyi yolculuk temennisinde bulunmuşlardır. Çok samimî bir şekilde cereyan eden bu veda merasiminden sonra Acar motö'rü ile Dohnabahçe'den ayrılan Libya Meliki kendisini Yalova'ya götü­recek olan Savarona okul gemisine çı-kışında 21 pare top atımı ve merasimle karşılanmıştır. Libya Meliki 4 gün kadar Yalova'da hususî surette ikamet edecektir. Savarona okul gemisi tam saat 11 de Yalova'ya müteveccihen ha­reket etmiştir.

İstanbul:

Dost ve kardeş Libya Meliki Haşmetlû Seyyid İdris El Senusi hazretlerinin refikaları Melike Fatma El Sunusi, bugün sabaha kargı saat 01 de hususî bir uçakla memleketimize gelmiş, Libya Divan Reisi Ekselans Abdurrahman Buseiri, Teşrifat Nazırı Ekselans Halil El Benani ve Protokol Umum Müdürü Şemseddin Arif Mardin tara­fından karşılanmıştır.

Melike Aliye'nin. memleketimizdeki ikameti esnasında kendisine Protokol Umum Müdürü Muavini Veysel Versan ile Bayan Abdüsselâm Busairi, Bayan Ali Esad El Jerbi ve Bayan Şemseddin Arif Mardin mihmandarlık edeceklerdir.

Ankara :

Yeniden ikibin üç yüz kırk sekiz göç­menin Türk vatandaşlığına alınmaları hakkındaki kararname bugünkü resmî gazetede yayınlanmıştır.

Ankara :

Biri Ankara'nın Altındağ, diğeri Yeni Mahalle semtlerinde faaliyette bulu­nan ana ve çocuk sağlığı tekâmül merkezleri, koruyucu tababet esasları üzerinde faaliyetine devam etmektedir. Bu faaliyet cümlesinden olmak üzere, mezkûr merkezlerde 1 ocak 1956 tari­hinden  temmuz ayı sonuna kadar 12 bin 979 çocuk muayene ve tedavi edilmiş, 2523 gebe kadının keza muaye­nesi yapılmış ve 2556 muhtelif aşı tat­bikiyle 4160 çeşitli laboratuar muaye­nesi yapılmış ve 1434 ev, ebe ve hem­şireler tarafından ziyaret edilmiştir. 5473 ana da eğitim kurslarından istifade ettirilmiştir."

Ayrıca, emzikli annelere ve çocukla­ra, 17.990 kilo süt tozu, 8 kilo balık yağında konsantre edilmiş A. ve B vitamini, 64 adet kundak takımı ile bol miktar ilâç yardımı yapılmıştır. Bu tekâmül merkezlerinde doktor, ebe ve hemşire olmak üzere 67 kişi ana ve çocuk sağlığı mevzularında, tekâmül kursu görmüş ve Anadolu'nun. muhtelif yerlerindeki sağlık müesseselerinde ana ve çocuk sağlığı üzerin­de çalışmalara başlamışlardır.

 Ankara :

Ankara Veremle Savaş Derneği Baş­kanlığının Ankara Vilâyeti çevresinde faaliyette bulunan 5 dispanser ve hastahanesinde 1 ocak 1956 dan bugüne kadar dispanserlere 12,449 vatandaş müracaat etmiş ve bunlardan 2068 vatandaşda  tüberküloz  tespit  edilmiştir.

Ayrıca müracaat eden 22.145 vatanda­şın mikrofilmleri, 2433 kişinin de radyografileri çekilmiş ve 9064 vatanda­şın da radyoskopi muayenesi yapılmış tır.

Bundan başka dispanserlerde 3971 bal gam, 4666 kan muayenesi yapılmış ve bunlardan 600 kişiye pnömotoraks, 6062 kişiye de pnömoperituan tatbik edilmiştir.

Bu faaliyetlere muvazi olarak, 8796 vatandaşa muhtelif aşılar yapılmış ve dispanserlerde lüzum görülen 812 has­taya sanatoryum veya prevantoryuma gönderilmek üzere rapor tanzim ediltir.

Bütün bunlardan başka, derneğin 5 yataklı hastahanesine 8 ay zarfında 120 vatandaş yatarak tedaviye tabi tutul­muş ve bunlardan 12 si iyileşerek ta­burcu edilmiştir. 16 hastaya da muvaffakiyetle neticelenen muhtelif göğüs ameliyatı yapılmış tır.

15 Ağustos 1956

- Ankara :

Faturasız malların tabi tutulacağı esaslara dair olan kararname bugünkü resmî gazetede yayınlanmıştır. Ka­rarnamenin hükümleri  şunlardır :

25.5.1946 tarih ve K/644 sayılı ve yine 4.12.1954 tarih ve K/951 sayı­lı 'Koordinasyon kararıyla fatura mükellefiyetine tabi tutulan malları hari­cinde kalan, envanter defterlerinde kayıtlı olmayan maddeleri faturasız ola­rak elinde bulunduran tacir ve küçük tacir   ile   seyyar   satıcıları  bu   malları K/1020 sayılı kararın  14 ncü maddesi mucibince  bu  hakların neşrinin  ertesi gününden itibaren 10 ncu günü saat 17 ye kadar mahalli mülkiye âmirlerine, köylerde nahiye müdürlerine iki nüs­hadan ibaret bir beyanname ile bildirmeğe mecburdurlar.

Beyannamede faturasız malın cin­si, nevi, miktarı, vasfı, kimden , nere­den ve ne zaman alındığı,  mübayaa fi­yatı   ve hâlen  mahallî  piyasada  mev­cut   emsalinin   kaça   satıldığı,  bu  mal­ların nerede  bulunduğu  ve ambalaj durumu yazılır.

 Mahallî mülkiye âmirleri tarafın­dan, ticaret ve sanayi odaları, ticaret odaları ve belediyelerin yardımı     ile beyannamede bildirilen faturasız mal­lar   emsalinin   faturaları İncelenerek beyanın doğruluğu  kontrol ve icabında malın emsalinin maliyeti o yerdeki faturalısının   satış   fiyatı   tespit   edile­rek tacir ve küçük tacire veya seyyar satıcılara bildirilir.

Bu suretle emsal fiyatı aynen veya tadilen tatbik edilmek üzere beyannamenin ikinci nüshası, veren şahsa ia­de edilir. Bu gibi tacir ve küçük tacir­ler ile seyyar satıcılar buna göre bu malları satışa arz ederler. Mezkûr nüs­halar faturalar gibi saklanır ve lüzu­munda yetkililere gösterilir.

4    Yukarda yazılı şekilde verilen beyannamelerde   bildirilen mallar  beyan müddetinin hitamından itibaren altı ayiçinde tasfiye edilir.

5  Bu karar neşri tarihinden itiba­ren merîdir.

Ankara :

Millî Eğitim Vekâleti yüksek tahsil gençliğine yardım maksadiyle Ankarada üçü erkek, ikisi kız, İstanbul'da al­tısı erkek ve biri kız olmak üzere  kur­muş olduğu 12 adet talebe yurdunu daha rahat ve çalışmaya daha müsait bir hale getirmeğe karar vermiştir. Vekâlet binaları müsait olan yurtlarda kantin okuma ve istirahat salonlarını genişletmiştir. Hâlen Ankaradaki ta­lebe yurtlarında 1600 ü erkek, 160 i kız, İstanbuldakilerde ise 1800 ü erkek 130 u kız olmak üzere 3710 öğrenci kalmakta ve tahsillerine devam etmektedir.

Ankara :

Köylü ve köyümüzün eğitim, tarih, sağlık ve ziraî sahalarda kalkınması­na yardım etmek maksadıyla radyo programlarında geniş kitlelerin anlıya cağı dille yayınlar ihdas edilmiştir.

Gayesi, eğlendirerek öğretmek olan bu programlar bugün yurdun her köşesin de alâka ve zevkle dinlenmektedir.

Bunun tabii neticesi olarak son sene­lerde radyo cihazlarında yüzde yüz bir artış vâki olmuştur.

Alâkalılardan aldığımız malûmata göre, Türkiye'deki radyo mevcudunun 1 milyon 18 bin 365 adet olduğu tespit edilmiştir.

Ankara :

Türk Hava Kurumunun davetlisi ola­rak 21 temmuzdan beri memleketimiz­de bulunan Yarbay Milton C, Pettapie ce'in reisliğin deki iki idareci ve beş Öğrenci ile Hollanda Hava kulübünden iki genç bu sabah Ankara dan ayrılmış ve Esenboğa hava meydanında Türk Hava Kurumu ileri gelenleri tarafın­dan uğurlanmışlardır.

Yarbay Milton hava meydanından ay­rılırken Türkiye'den çok güzel intiba­larla ayrılmakta olduklarını belirtmiş ve   «yüksek   planör   kampınıza      veda ederken çocuklarımızın gözleri yaşar­dı. Hiçbiri kamptan ayrılmak istemi­yordu» demiştir.

16 Ağustos 1956

Ankara :

Dost ve kardeş iran'ın merkezî ve ce­nubî bölgelerinde vukua gelen sel fe­lâketi dolayısıyla Kızılay umumî mer­kezince yardım olarak 20 'bin dolar bey nelmilel depodan 50 çadır, 34 sandık giyim eşyası ile 4 sandık gemici feneri gönderilmiştir.

Ankara :

Hatayın ilhakından evvel Sagir veya sair kaasırlara tereke tahriri sırasında Eytam Sandıklarına yatırılmış olan Türk altınlarının aynen tahsili yerine bedeli dava edildiği takdirde bir altı­nın dava tarihindeki piyasa rayici üzerinden Türk parası olarak tahsiline karar verilmesi lâzım geldiği hakkında ki temyiz mahkemesinin tevhidi içti­hat kararı bugünkü Resmî gazetede neşredilmiştir.

Ankara :

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu­nun 322 nci maddesiyle Cumhuriyet Baş müddeiumumisine tanınmış olan itiraz yolunda, mücerret daire kararına itiraz olunduğunu beyanıyla iktifa edilmiş olan istidaların itiraz müdde­tinin cereyanına mani olamayacağına ve bu itibarla itirazın mezkûr madde­de yazılı 30 günlük müddet içinde mu ayyen itiraz sebepleri gösterilmek ve­ya noktai nazar belirtmek suretiyle yapılması gerektiği hakkındaki temyiz mahkemesinin tevhidi içtihat kararı bugünkü Resmî Gazetede yayınlanmıştır.

Ankara :

Türkiye ile Çekoslovakya hükümetleri arasında imzalanmış bulunan 9 tem­muz 1949 tarihli ticaret anlaşmasının. 6 maddesine tevfikan 24 temmuz tarihinden   itibaren Ankara'da  çalışmalarına, başlamış olan muhtelit komisyon, bugün çalışmalarım bitirmiştir.

Hazırlanan zabıtnameyi, ek protokolü ve mektupları hükümetimiz adına Ha­riciye Vekâleti Ticaret ve Ticarî an­laşmalar dairesi müdür muavini Se­mih Günver ve Çekoslovak hükümeti adına Çekoslovak Dış Ticaret Vekâ­leti Umum Müdürlerinden M. Ladislav Maly imzalamışlardır.

Bu çalışmalar sırasında, her iki heyet Türkiye ve Çekoslovakya arasındaki ticarî mübadeleleri, tediye meseleleri­ni ve kredili ekipman malzemesi ve komplo tesisler ithalâtı mevzularını tetkik etmişler ve önümüzdeki mev­sime ait ticaret mübadeleleri konusun­da tam bir mutabakata varmışlardır. Bu arada mer'î tediye anlaşmasına ek bir protokol ile bazı teknik tadiller kabul edilmiş ve tütün protokuluna ek Çekoslovak mallan listesine piyasamı­zın acil ihtiyacı bulunan bazı yeni. maddeler ilâve olunmuştur.

17 Ağustos 1956

 Ankara :

Son günlerde yurdumuzda teknik iş­lere olan alâkanın gittikçe artmakta olduğu müşahede edilmektedir.

Bunun tabiî bir neticesi olarak teknik okullara karşı rağbet çoğalmakta ve kız-erkek, büyük sayıda öğrencilerin,, teknisyen ve tekniker olarak yetişti­rilmeleri Millî Eğitim Vekâletince ö-nemle ele alınmış bulunmaktadır.

Yurdumuzun muhtelif yerlerinde tek­nik üniversite, teknik okul, yüksek ti­caret, tekniker kız sanat, akşam sanat gibi meslekî tedrisat yapan okulların sayısı 110 adettir. Burada ders gören öğrencilerin   sayısı  ise,   139.078   dir.

 Ankara :

Çocuk Esirgeme Kurumları milletlera­rası birliğinin umumî heyeti altıncı top-lantısını bu ay Almanya'da, Bonn'da yapmıştır. 26 memleketi temsil eden 99 delege, milletlerarası iki teşekkü­lün 4 temsilcisi ve gene milletlerarası 9 teşekkülün 1 müşahidi hazır bulunduğu halde gündeminde yazılı çeşitli konuları müzakere etmiştir. Korigre, birliğin bugünkü durumu ve geleceği ile ilgili birçok mühim kararlar almış tır.

Bundan önce Cenevre, Stokholm, Lon­dra, Zürih ve Zağrep'te ikişer yıl fa­sıla ile toplanan bu umumi heyete memleketimiz ilk defa olarak katılmış ve Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumunu temsil eden [heyet, takdir edilen tebliğ ve tekliflerde bulunmuş, fayda­lı müdahaleleri ile dikkati çekerek (bir­liğin 15 kişilik icra komitesinde Tür­kiye'nin de yer almasını sağlamıştır. Milletlerarası birliğin icra komitesin­de Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu İkinci Başkam Muhip Dranas seçilmiş tir. 36 yıllık bir mazisi olan Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumunun başka bir çok memleketlerin namzetlerine tercihan bu milletlerarası teşekkülün ic­ra komitesinde yer alması büyük bir muvaffakiyet   sayılmaktadır.

"Komitede üyelik kazanan diğer memleketler şunlardır:

Amerika, Fransa, İtalya, Belçika, Fin­landiya, Almanya, Mısır, Lübnan, İs­rail, Yugoslavya, İsveç, Portekiz, Ja­ponya, Hindistan.

 İzmir :

Bu seneki İzmir Enternasyonal Fuarında 25 bin metrekare kapalı saha ve 70 bin metrekare acık sahada teşhir­ler yapılacaktır. Kültür parkın 460 bin metrekareyi ihtiva etmekte bulunma­sına nazaran, bu seneki fuar, bu sa­hanın beşte birini kaplamaktadır.

Birleşik Amerika, Bulgaristan, Çekos­lovakya, Sovyet Rusya, Macaristan, Polonya ve Romanya devletleri fuarda kendi devlet müesseselerine ait muh­telif sanayi eserlerini ve mamullerini teşhir edeceklerdir.

İngiltere, Batı Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, Avusturya ve İsrail pav­yonlarında bu memleketlerdeki muh­telif firmalara ait eşya, makina vesa­ire teşhir olunacaktır. Bu sebeple ec­nebi devletlerden fuara iştirak eden­ler  16  ise  de,  fuarda yer   alan firmaların sayısı geçen seneki miktarın üs­tündedir.

Yerli iştiraklere gelince, sanayi oda­ları pavyonu, Sümerbank, Etibank, Türkiye Ziraî Donatım Kurumu, millî bankalarımızdan bir kısmı pavyonları­nı çok zengin bir şekilde hazırlamış­tır.

İktisat ve Ticaret, Nafıa, Ziraat Vekâ­letleri tarafından tertip ve tanzim edilmekte olan «Kalkman Türkiye» pav yonu da bu seneki fuarımızın hususi­yetleri  arasında bulunmaktadır.

Et ve Balık Kurumu bu seneki İzmir Enternasyonal Fuarına iştirake karar vermiş ve hazırlıklarını ikmal etmiş­tir. Bu pavyonda kurumun faaliyet­leri teşhir edilecektir. Ayni zamanda pavyonun bir de büfe kısmı bulunacak tır.

19 Ağustos 1956

 İzmir :

Hıristiyanların hac merasimi. bugün mukaddes Meryem ana ikametgâhında icra edilmiştir. Bu maksatla şehrimize gelmiş bulunan yerli ve yabancı Hıristiyan hacı namzetleri sabah erken den muhtelif kafileler halinde Efes'e gitmişler ve Bülbül dağına çıkarak Ayakpulu'da Meryem ana ikametgâhın da yapılacak tören için yerlerini almışlardır.

Dinî merasim saat 10 da şehrimiz katolik kilisesinin en büyük ruhanî rei­si olan Monseyör Descuffi'nin Türkçe bir konuşması ile  başlamıştır.

Müteakiben mukaddes şaraba batırıl­mış ekmekler hacı namzetlerine verile­rek  takdis  edilmişlerdir.

Törene katılan bütün Hıristiyanlar, sa­at 14 te diğer bir dinî merasimi taki­ben hacı olmuşlardır.

20  Ağustos  1956

   Yalova :

Reisicumhur   Celâl   Bayar'ın   davetlisi olarak memleketimize resmî bir ziyaret yapan ve bir müddet de hususî su­rette ikamet eden dost ve kardeş Lib­ya Meliki Haşmetli Seyyid İdris El Senusî Hazretleri, beraberinde Libya Başvekili Ekselans Mustafa Ben Halim Divan Reisi Ekselans Abdülselâm Basairi ile diğer zevat, Libya'nın Ankara Büyükelçisi Ekselans Ali Esad El Jerbi ve Libya Büyükelçimiz Celâl Ka-rasapan olduğu halde bu sabah Beyruta gitmek üzere Yalovadan Savarona Okul gemisi ile hareket etmiştir.

Hareketinden önce Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes'e veda eden Haşmetli Libya Melikine devlet ve hükümet reislerimiz iyi yol­culuklar temennisinde bulunmuşlardır,

Libya Meliki Yalova'da Savarona Okul gemisine geçmezden evvel İstanbul Vali Vekili "ve Yalova kaymakamı ta­rafından  uğurlanmıştır.

Melik Hazretlerine Riyaseti cumhur Deniz Yaveri Kurmay Yarbay Faik Taluy, Riyaseti cumhur Muhafız Kıtası Kumandanı Kurmay Albay Bahattin Ertürk ve Protokol Umum Müdürü Şemseddin Arif Mardin refakat etmek­ledir.

Melikin rakip bulunduğu Savarona Okul gemisi, grandi direğinde siyah ze­min üzerine ay yıldızlı Libya Kraliyet forsu ile al zemin üzerine ay yıldızlı Türk bayrağını toka etmiş ve refakatinde iki muhribimiz olduğu halde Çanakkale Boğazına doğru seyretmektedir. Muhriplerimiz Savarona Okul gemisine Türk karasularına kadar re­fakat edecektir.

 Yalova:

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberinde Riyaseticumhur Başyaveri Kurmay Al bay Refik Tulga, Hususî Kalem Mü­dürü Faruk Berkol ve Baştabibi Prof. Recai Ergüder olduğu halde bugün öğle üzeri Ankara dan uçakla İzmit'e gelmiş ve buradan Acar motörü ile ha­reketle saat 16 da Yalova'ya muvasalat etmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar kaplıcalarda yarın sabaha karşı memleketimizden ayrılacak olan dost Libya Melikine mülâki olmuştur.

 İstanbul:

20 mayıstan beri Gülhane Parkında devam etmekte olan Bahar ve Çiçek Bayramı bu akşam sona ermektedir. Bahar ve Çiçek Bayramının devam ettiği üç aylık zaman içinde 2 milyon 500 bin kişi bayrama iştirak etmiş ve 1 milyon 300 bin lira hasılat temin edil­miştir. Hasılat miktarı geçen seneye nisbeten 300 bin lira fazladır. Bu 1 milyon 300 bin lira, varidat   olarak belediye kasasına yatırılmıştır.

Diğer taraftan önümüzdeki sene yapı­lacak Bahar ve Çiçek Bayramı hazır­lıklarına da başlanmıştır. Bu arada Gülhane Parkının kanalizasyon şebe­kesinin tevsii işi ile büyük bir su de­posu yapılması için şimdiden faaliyete geçilmektedir.

   İzmir :

Belediye Reisi Enver Dündar Başar 25 nci İzmir Enternasyonal Fuarının açı­lışı münasabetiyle bir nutuk soyliyerek demiştir ki:

Güzel İzmir'imizin bağrından doğup gelen ve gelişen fuarımız bu yıl 25 yaşı­na girmiş bulunuyor. Bu yaş dinçliğin tazeliğin ve güzelliğin ifadesidir. Mil­letlerarası vasfıyla 1931 yılında açılan fuarımızın ekonomik ve sosyal hayatı­mızda kat ettiği geniş adımlarla, her yıl biraz daha mükemmeli eşer ek bu seviyeye yükselmesi hepimiz için se­vinç vesilesi olduğu kadar, aynı za­manda iftihar kaynağıdır.

İzmir Fuarı, büyük bir alâka ve hare­ket yaratan mühim bir iktisadî hâdi­sedir. Yalnız kendi kanaatimizin bir ifadesi olarak değil,  tarafsız kimsele­rin mütalâalarına da uyarak şunu be­lirtebiliriz ki, tertip ve tanzim ve ku­rulduğu mahal itibariyle fuarımız em­salinden geri kalmayacak bir mükem­meliyettedir ve her sene yeni yeni in­kişaflar kaydetmektedir.

Fuarımızın asıl cazip tarafı, Atatürk'­ün değişmez prensibi olan «yurtta sulh cihanda  sulh»   vecizesini şiar     edinen

genç Türkiye Cumhuriyetinin samimî duygularına mâkes olabilme s indedir.

Gerçekten 17 milletin şerefli bayrak­larının şu anda fuar gönderilerinde yanyana dalgalanmaları, bu zihniyetin milletlerin ruhlarında tahakkukunun mümkün olabileceğine bir işaret sayılmaz mı?

Fuarımızın karakteri hakkında dün olduğu kadar bugün de düşünceler ileri sürülüp gelmektedir. İzmir Enternas­yonal Fuarı bir numune fuarı mı, yer­li ve yabancı eşyanın satış yeri mi, geniş manasıyla bir sergi mi olmalıdır? Bu ve buna benzer düşüncelerden her­hangi birinin esas alınarak tatbik edilebilmesi her şeyden evvel imkânla­rın müsaadesine bağlıdır. Bundan başka iştirakin şekil ve hududu üzerinde kayıtlar konmaması bugün için fua­rımızın lehinedir. Böylece devletler ol­sun, hususî firmalar olsun, diledikleri şekilde iştirakte serbest bulunmakta ve bu itibarla fuarımız tenevvü kazan­makta ve yarattığı hareket genişlemektedir.    .

Bu yıl millî iştiraklerimiz arasında mühim bir yenilik olarak göreceğiniz «sanayi pavyonu» Türkiye'nin bu alan­da ulaştığı  ve ilerisi için hedef tut­tuğu seviye hakkında bir fikir verece­ği gibi, ihraç değeri taşıyan çeşitli sa­nayi mamullerimizin de tanınmasına hizmet edecektir. Yavaş yavaş kendi-kendine yetebilecek bir kudret sevi­yesine ulaştığını yakınen görüp teslim edeceksiniz.

Bu seneki fuarımızın yeni bir hususi­yeti de «Kalkınan Türkiye» pavyonu­dur. Burada, cumhuriyet hükümetimi­zin 1950 den itibaren yeni bir ruh ve yeni bir zihniyetle bütün yurt sathın­da ve her sahada hamleler halinde ya­rattığı büyük eserlerin şahlanışını gör inekteyiz. Bu feyizli eserler, milletimi zin iyi ve bilgili sevk ve idaresinde yük sek cevher ve kabiliyetini gösterdiği kadar çok yakın bir gelecekte daha mesut ve daha müreffeh bir Türkiye'­nin yaratılmakta olduğunu müjdelenmektedir.

Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Sümer bank, sanayileşmemizin temeli­ni teşkil eden Etibank toplulukları ve Türkiye İş Bankasıyla diğer bir kısım bankalarımız, Türkiye Ziraî Donatım Kurumu, İnhisarlar İdaresi fuarımıza geçen yıllardan daha zengin ve daha. geniş hazırlıklarıyla iştirak etmişler­dir.

Bunlardan başka muhtelif hususî pav­yonlarda ve havuzlu sergi evinde bir­çok yerli sanayi ve ticaret firmaları­mızın alâka çekici mamülleri ve çe­şitli ticaret eşyasını bulacaksınız.

İzmirimizin ılık ve parlak seması altında başlarımızın üstünde dalgalanan 17 millet bayrağının kardeşlik telkin eden havası içinde 1956 İzmir Enternasyonal Fuarı, memleketinize ve bütün dünyaya hayırlı ve uğurlu  olsun...

 İzmir :

İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyad Mandalinci kredi mevzuu hakkında Anadolu Ajansına şu beyanatı vermiştir:

«Kredi mevzuunda evvelce kabul edilmiş olan bir kararın yer yer tevlit ettiği hatalı anlayışı ve bu anlayışın sebebiyet verdiği üzüntüyü gidermek isterim.

14 sayılı para kararına ek olarak ya­yınlanan 5 sayılı tebliğde, bankaları­mız için umumî plasman haddi olarak son üç yılda kaydedilen en yüksek se­viye esas tutulmuş ve "buna bankala­rın Öz ve yabancı kaynaklarında mey­dana gelecek artışlara nazaran ilâveler yapılabilmesi kabul edilmişti.

Bu karar ne firma, ne şahıs, ne mü­essese kredilerinde bir kısıntı, bir ke­sinti ve bir donmayı istihdaf ediyor, sadece banka muamelelerinin umumu na matuf bazı esaslar vaz ediyordu.

Bu noktayı böylece açıkladıktan sonra ihraç mallarımızın bir çoğunda görü­len feyiz ve sanayiimizin kaydettiği mühim gelişmeler karşısında evvelce yayınlanmış olan tebliğin tekrar ele alındığını ve bu hayırlı gelişmelere muvazi olarak değişiklikler yapıldığı­nı ve başkaca kolaylıklar da derpiş olunduğunu bildirmek isterim. Banka­larımız için umumî plasman haddi olarak evvelce son üç yılın en yüksek se­viyesinin  alınmış   bulunduğunu biraz evvel işaret etmiştim. Buna yeni ve mesut ihtiyaçlarımız göz önüne alına­rak yüzde 20 nisbetinde bir ilâve ya­pılması kabul edilmiş bulunmaktadır. Gene evvelce tesbit edilmiş olan hü­kümlerde, akreditif mevzuunu teşkil eden emteanın yurda ithaliyle akredi­tif muamelelerinin alelıtlak ve derhal tasfiye olunması ve emtea üzerine avanslara inkılâp etmemesi esası mev­cut bulunuyordu. Bu defa yapılan ta­dillere göre, istihsal ve imalâtta kul­lanılan iptidaî ve yardımcı maddelerle istihsal malları, bunların yedekleri tev zie tabi mallar ve bazı malların itha­liyle tavzif edilmiş olan müesseseler ithalâtı, muayyen şartlar dahilinde kredi suhuletinden istifade etmekte devam edebileceklerdir.

Krediler tanzim komitesinin bu yeni kararı, ihraç mevsimi başında piyasa­nın beklediği ferahlığı sağlamış ola­caktır.

21 Ağustos 1956

 Ankara :

Tarihî kıymeti haiz bulunan yurdu-muzdaki âbide ve müzelerin restore ve onarımı tarihî eserlerin meydana çıkarılması hususu ile ilgili çalışmalara Maarif Vekâletince ehemmiyetle de-vam olunmaktadır.

Maarif Vekâletince yurdumuzun muhtelif yerlerindeki âbide ve müzelerin onarımı ve restoresi için 2 milyon 428 bin  89 lira ayrılmış ve bu para ile şu işler yapılmıştır:

Abide onarımlarına 2.428.089 lira ayrılmış ve bu beyanda Rumeli Hisarına 500.000, İstanbul Topkapı Sarayı mü­zesi ve bu müzeye bağlı âbidelere 484 bin, Ayasofya müzesi ve idaresindeki âbidelere 280.000, Niğde Aksaray Sultanhanı restorasyonuna 250.000, An­kara Arkeoloji müzesine 150.000 ve dağınık Ankara âbidelerine 45.000, Antalya'da Aspendos tiyatrosu ve A-lanya âbidelerine 80.000, Bursa müze­si ve âbidelerine 97.000, Edirne âbi­delerine 100.000 Sivas ve Divriği âbi­delerine 85.000 lira ve geri kalan öde­nek de Anadolu'nun muhtelif yerlerin de bulunan eski eserlerimizin onarımı İşine tahsis edilmiştir. Bu arada Kayseri, Erzurum, Çanakkale Konya, Ağrı Doğubeyazıt, Burdur, Kütahya, Niğ­de, Maraş, Tunceli, Van, Tokat, Uşak, Urfa, Gaziantep ve Manisa vilâyetle­rinde bulunan ecdat yadigârı mütead dit âbidelerimizin onarımları yer al­maktadır.

Ayrıca memleketimizin mühim turis­tik zenginlikleri arasında bulunan ta­rihî merkezlerimizden İzmir 'Agorası, Efes ve Bergama harabeleriyle Çanakkaledeki Truva harabelerinin te­mizlik ve tanzimi işleri de ele alınmış ve diğer ören yerleri ihtiyaçları da da­hil, bu işe 70.000 lira tahsis edilmiştir.

Geçen yıllarda yeniden tanzimi ve teşhiri ele alınmış olan müzelerimizdeki faaliyetlere devam edilmiş ve bugüne kadar 395.491 lira sarfedilmiş, Bursa müzesi, Konya müzesi çini eserler sek siyonu, Diyarbakır Ziya Gökalp Mü­zesi, İstanbul Ayasofya Müzesine bağ­lı âbideler ve İstanbul Arkeoloji müze si altın eserler seksiyonu umumun zi­yaretine açılmıştır.

1956 yılı içinde yurdumuzda bazıların da Maarif Vekâletinin de iştiraki olan Ankara ve İstanbul Üniversiteleri ve Türk Tarih Kurumu adında, Türk ilim adamları tarafından Kayseride Külte-pede, Konyada Karahüyükde, Foça'da ve Ereğlide, Antalya'da Side ve Perge de Karaip mağarasında, Ankara - El­madağ, Ürgüp - Taşkınpaşa ve Hatay Samandağda 10 millî hafriyat ve araş­tırma yapılmaktadır.

Bunlardan başka yabancı ilim adam­ları tarafından yurdumuzun muhtelif yerlerinde arkeolojik, hafriyat da ya­pılmaktadır. Yer altındaki tarihî ser­vetlerin değerlendirilmesi hususunda­ki çalışmalarımız hal ve istikbale matuf olmak üzere plânlı bir şekilde de­vam edecektir.

 İzmir :

İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyad Mandalinci, bugün saat 16 da İzmir Tica­ret Odası; İdare Heyetinin tertiplediği toplantıda bulunarak Ticaret Odası Başkanının toplu ve diğer üyelerin münferiden ileri sürdükleri dilek ve temennileri dinlemiş ve bunları cevaplandırmıştır. Zeyyad Mandalinci, kredileri tanzim komitesinin son defa aldığı kararı izah etmiş, kâr hadleri kararnamesinin tatbikatından doğan aksaklıkların gi­derilmesini hedef tutan yani tedbirle­rin tespit edildiğini ve cari kredi had­lerine ait platonun, global olarak yüz­de yirmi nisbetinde aşılmasını müm­kün kılan genişliğin bu seneki  istihsa­limizin feyizli durumu ve sermayemi­zin gelişmesi nazara alınarak kabul edildiğini belirtmiştir. Ayrıca, fuarı acış nutku münasebetiyle de ifade etti­ği" ambalaj maddelerinin temininde ihracatçıya sağlanan kolaylığın süratle neticesinin alınacağını verilen tahsislerin transferinde bilhassa istihsali arttırıcı mahiyetteki ithalâtla ilgili olan transferlerin çabuk yapılmasına çalışıldığını ve bundan böyle memleketin zarurî ihtiyaçları göz önünde bulundu­rularak verilecek ithalât tahsislerinin transferlerinin mümkün olması husu­sunda peşin tedbirler alınacağını bil­dirmiştir.

İktisat ve Ticaret Vekili, İzmir tüc­carların ehemmiyetle üzerinde dur­duğu danışma bürosunun teşkili için Millî Korunma Dairesi Reisliğince bir memurun vazifelendirildiğini de be­yan etmiştir.

 İzmir :

Birleşik Amerika Devletleri Ankara Büyükelçisi Ekselans Flecfleteher War ren, İzmir Fuarının ve fuardaki Amerikan pavyonunun açılışı münase­betiyle şu beyanatı vermiştir:

"Hakkında  pek çok şey duyduğum dünyaca meşhur İzmir Enternasyonal Fuarını ziyaret ve görmek fırsatını ilk defa buluyorum. Bu serginin mazide olduğu gibi, hakikaten değerli bir o-lay olması için yapılan plânlama ve gayretten dolayı Türk hükümeti ve fuara iştirak eden birçok milletler teb­rike şayandır.

Gayet tabii, ben bilhassa Amerikan sergisine ve, «Birleşik Amerika'da 150 senelik sınaî (gelişme» mevzunun iş­lenmesine ilgi duymaktayım. Ameri­kan   sergisinin   memleketimiz   istiklâle


 

kavuştuğu ilk günlerden zamanımıza kadar Birleşik Amerika'nın, sınaî ge­lişmesinin hikâyesini sadakatle belirt-meğe çalıştığını biliyorum. Böyle yap­makla, Amerikan sergisi aynı zaman­da, sadece Birleşik Amerika için de­ğil, bir sulh ve refah dünyası meyda­na getirmek için büyük müşterek bir gayrette ortak olan bütün hür dünya milletleri için müstakbel gelişmenin hudutsuz imkânlarına ilgiyi çekmiştir.

Maamafih, İzmir fuarındaki Amerikan sergisinin tarihî perspektife göre mü­lâhaza edilmesi lâzımdır. Bu fotoğraf panoları, ufak modeller ve yazılı me­tinlerle anlatılan hikâye, senelerce sü-ren çetin, ekseriya sıkıcı çalışma, ce­sur tecrübe, hür işçilik, hayal mahsu­lü, şahsî teşebbüs, sonsuz araştırma ve-eğitim görmüş idarenin hikâyesidir. Bu , sergi aynı zamanda böyle bir gelişme­deki zaman mefhumunu tebarüz ettir­mektedir. Birleşik Amerika'nın, sahip olduğu sınaî kompleks gibi sağlam bir âbide bir gece içinde, düğmelere do­kunmakla veya boş hayalle meydana gelmez, Amerikan sınaî gelişmesinin hikâyesi plâncılarımızın, araştırıcıları­mızın, mucidlerimizin, idarecilerimizin ve isçilerimizin sabır ve kendilerini vakfederek tahakkukuna çalıştıkları bir çok yarının hikâyesidir. Ve her yeni yarının ilerlemesi sadece yenî hudutların Birleşik Amerika'nın sınaî dehâsının bundan evvel o kadar sıkı. nüfuz ettiği ve gene de nüfuz edeceği tipteki hudutların açılmasına hizmet edecektir.

Dünya halkına yakın bir tarihte o kadar parlak, mesut günleri tahakkuk ettirmiye çalışan bütün hür insanlara sağlam temeli temine yardım eden bu sanayi ölçülerinin büyük başarıla­rını mülâhaza ederken insan, mahvi­yet 'göstermek mecburiyetindedir.

Dünyanın gelişmekte olan memleket­leri ki, Türkiye bunların en önünde bulunmaktadır. Şimdi bu sanatları ve kabiliyetleri kendi gelişmelerinde mey dana getirmektedirler. Ve cesaret, se­bat ve inatçılık sayesinde kendilerini vakfetmiş insanların başarılarını ifa­de eden bu fevkalâde panoramadan il­ham alacaklardır.

image002.gifMillî. Müdafaa Vekâleti İzmir Temsil Bürosundan  bildirilmiştir:

İki günden beri şehrimizde bulunan Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi Mr. Warren bugün saat 10 da Türk Silâhlı Kuvvetler Sergisinin kara bölümünü ziyaret etmiştir.

Piyade, topçu, istihkam, muhabere, u-laştırma, gümrük, jandarma ve tamir­hane pavyonlarını ayrı ayrı gezen bü­yükelçi, sergiden ayrılmadan önce alâ­kalıları bu muvaffak sergiyi hazırla­mış olmalarından dolayı tebrik etmiş­tir.

Diğer taraftan açılan  hava pavyonu» na halkımız tarafından büyük    alâka  gösterilmiş ve daha ilk günde binler­ce kişi tarafından ziyaret edilmiştir.

 Ankara :

Halkının %85 i çiftçilikle iştigal eden memleketimizin ziraî kalkınma ve ge­lişmesinde en mühim rolü oynayan Zi­raat Bankası tarafından köylümüze açılan ziraî krediler yekûnunun 1956 nın ilk beş ayında 116 milyon liralık bir artış kaydetmiş olduğu, ilgililer tara­fından bildirilmektedir. Böylece Ziraat Bankasının 1956 mayıs sonu itibariyle temin  ettiği zirai kredi miktarı 1 mil­yar 597 milyon lirayı bulmuştur.

Memleket kalkınmasının süratli tem­posuna muvazi olarak (her gün yeni bir hamle ve taze bir enerji ile halk hizmetlerini eksiksiz başarmaya çalı­şan Ziraat Bankasının köylümüze  aç­makta olduğu ziraî kredilerin en bü­yük kısmı tarla mahsullerine tahsis e-dilmiştir. Bu miktarın 389 milyon 300 bin lirası tarla mahsulleri için 25 mil yon 357 bin lirası ağaç ve bahçe mah­sulleri için, 30 milyon 494 bin lirası sü­rü sahiplerine hayvan yetiştirme ve üretme için, 1 milyon 709 bin lirası arıcılık için, 10 milyon 220 bin lirası ziraat makineleri işletme kredisi ola­rak akaryakıt için, 853 bin lirası balık cılık için, 85 bin lirası süngercilik için, 364 bin lirası da hayvan mahsul­leri için verilmiştir.

Bu fasılların her birine verilen krediler arasında, ziraî istihsal devrelerini birbirine bağlayan zamanlarda köylü­nün çeşitli ihtiyaçlarını temin maksadıyla ihdas edilmiş olan «çevirme kre­dileri» başta gelmekte ve 400 milyon liraya yaklaşmaktadır. Bunun 331 mil­yon liralık en büyük kısmı tarla mah­sullerine  verilmiş bulunmaktadır.

Tarla mahsulleri İçin verilmekte olan diğer çeşit kredilerden donatma kredi­leri 37 milyon 314 bin, verimlendirme ve iyileştirme kredileri 14 milyon 979 bin, sürüm ve satış kredileri 2 milyon 722 bin, ziraat kanatları kredileri 2 milyon 110 bin, yerli imalâtı ziraî alet kredileri ise 1 milyon 279 bin lirayı bulmuştur.

Bilhassa Doğu Anadolu bölgesi halkı­nın ihtiyaçları meyanında bulunan hay-van yetiştirme ve üretme kredileri, tarla mahsulleri kredilerini takiben gelmekte ve 30 milyon 494 bin liraya baliğ olmaktadır. Hayvan yetiştirici­liğinin memleket istikbali bakımından ehemmiyetini daima gözönünde bulun durmakta olan Ziraat Bankası, 1956 nın ilk beş aylık faaliyet devresinde hayvancılığı teşvik için, bu krediyi 3,5 milyon lira artırmak imkanını  elde etmiştir. Bu artışın süratli bir tempo ile gelişeceği bankanın çalışma plânın­dan anlaşılmaktadır.

Ziraat bankası, baş döndürücü bir sevi­yeye ulaşmış olan bu kredi tevziatını yalnız şube ve ajansları vasıtasıyla yapmamakta, muhtelif iktisadî ve zi­raî teşekküllerin çalışmalarına madde ten ve manen de iştirak ederek mem­lekete daha faydalı hizmet imkânları­nı araştırmaktadır. Filhakika 1 milyar 597 milyon lirayı bulan ziraî kredile­rin sadece 827 milyon 207 bin liralık kısmını banka kendi şube ve ajansları vasıtasıyla tevzi etmiş, geriye kalan miktarın 306 milyon 450 bin lirasını kredi  kooperatifleri, 284 milyon 496 bin lirasını satış kooperatifleri ve bir­likleri, 24 milyon 822 bin lirasını do­natım kurumu karariyle dağıtmıştır. Mütebaki 154 milyon 465 bin lira da tohumluk yardımı olarak köylüye ve çiftçilerimize verilmiştir.

Bereketli bir seviyede idrak etmekte bulunduğumuz  yetkililer tarafından bildirilen bu yılki mahsulün hasadını müteakip yeni mahsul devresi için Zi­raat Bankasının kredilerini daha da arttıracağı ve memleket kalkınmasın­daki ehemmiyetli rolünü başarı ile de­vanı ettireceği tahmin olunmaktadır.

Ankara .

İstifa eden Maliye Vekili Nedim Ökmenin istifasının kabulü ve Maliye Vekâleti Vekilliğinin Başvekil    Ad­nan Menderes tarafından ifası yüksek tasdike iktiran etmiştir.

24 Ağustos 1956

Ankara :

Devlet Vekili ve Adliye Vekâleti Ve­kili Camii Bengü bu akşam radyoda İstimlâk Kanunu lâyihası hakkında şu konuşmayı yapmıştır:

Aziz ve muhterem vatandaşlarım,

Büyük Millet Meclisine takdim edilmiş olan  İstimlâk Kanunu lâyihası» nın yüksek Meclisce tetkik ve müzakeresi­ne başlanması vesilesiyle muhterem umumî efkâra bu lâyihanın tedvin se­bebi ve ana hatları hakkında maruzat ta bulunmayı faydalı ve lüzumlu ad­detmekteyiz

Umumî menfaatler için lüzumlu işlere tahsis edilmek üzere vatandaşlarımıza ait gayrimenkullerin istimlâk muameleleri çeşitli hükümleri havi muhtelif istimlâk kanunlarına tevfikan icra edilmektedir. Altmışı mütecaviz kanun da tanzim edilmiş bulunan istimlâk hükümleri zamanla dağınık ve insicam­sız bir hal almış ve tatbikatta birçok güçlüklere yol açmıştır. Mer'i istimlâk kanunlarında istimlâkin şeklî, takdiri kıymet ve bedele itiraz hususlarında yekdiğerinden farklı hükümler vaze­dilmiş ve bu sebepte memlekette mez­kûr kanunların tatbiki bakımından adalet duygularını rencide edecek neti­celer tahassül etmiştir. Bu cümleden olarak Devlet Demir Yolları İstimlâk Kanunu ile Belediye İstimlâk Kanunu bilhassa zikrolunabilir. Bundan başka mer'i istimlâk kanunlarındaki türlü boşluklardan ve müphem hükümler­den faydalanmak  suretiyle hazine ve vatandaş hak ve hukukunun mühim zararlara mâruz bırakıldığı hakikatini da bilhassa ifade etmek zaruretindeyim.

İşte bu dağınık, müphem ve günün ihtiyaçlarına cevap veremiyen gayri menkul sipekülasyonlarına ve birçok istimlâk işleri yolsuzluklarına sebep olan mevcut mevzuat yerine aşağıda başlıca hükümleri ihtiva ettiği esaslı tedbirleri kısaca bildireceğiz. Yeni İs­timlâk Kanunu lâyihası hükümetçe ha zırlanıp Büyük Millet Meclisine takdim edilmiş bulunmaktadır.

Muhterem   vatandaşlarım,

Kanun lâyihasının ihzarında hâkim olan başlıca esaslar şunlardır:

İstimlâk ancak umumî menfaat bakı­mından lüzumlu hallere hasr ve tahsis edilmiş ve istimlâk bedelinin vatandaş ve alâkalılara peşinen ödenmesi esası kabul edilmiştir.

İstimlâk, idarî ve adlî olmak üzere iki safhada mütalâa edilerek idarî safha­da tahaddüs edecek ihtilâflar umumî muhakemelerde rüiyet ve hallolunaçaktır.

Menafii umumiye kararını vermek ve tasdik etmek salâhiyeti bitaraf idarî heyetlere ve mercilere bırakılmıştır. İdarî safhada kıymet takdiri bitaraf komisyonlara, itiraz ve dava vukuun­da mahkemeye tevdi edilmiştir. Bun­dan başka, istimlâk mevzuu geyrimenkülün, süratle istimlâk gayesine tahsi­sine imkân verilmiştir.

Gayrimenkul değerlerinde istimlâk dolayısiyle sun'î artışları ve spekülâsyonların önlenmesini ve haksız menfaat temininin ceza tehdidi altında bulundurulmasını teminen lâyihaya esaslı hü­kümler konulmuştur. Ezcümle takdiri kıymet komisyonu âzalariyle ehlivu­kufların kendilerine resmen takdir e-dilen ücret haricinde herhangi bir su­retle menfaat temin etmeleri veya kendilerine o yolda menfaat vait veya tek lif veya temin olunması men olunmuş­tur. İstimlâk kararının tebliğinden son­ra gayrimekulün veya istimlâk bede­linin başkasına devir ve ferağı veya temliki memnudur. İstimlâk dâvası için vekil ile müvekkil arasında vekâlet ücretinin, lâyihada yazılı esaslara riayet olunmadan, tesbiti ceza tehdi­di altına   konulmuştur.

İstimlâk bedelinin arttırılması hali der piş edilerek bedelin vekil tarafından önceden mal sahibine ödenmesi veya bedelin tamamının veya bir kısmının vekile verileceği yolunda anlaşma ya­pılması men edilmiştir. Lâyihanın 34 ncü maddesinde memnuniyet hüküm­lerine ademi riayet halinde faillerine hapis cezasiyle birlikte ağır para ceza­sı da hükmolunması derpiş olunmuş ve ayrıca bu memnuniyete  aykırı hare-ket eden avukat, veya dâva vekilleri­nin mahkeme karariyle meslekten çıka olmalarına dair âmir hükümler sevk olunmuştur.

Yukarıda arz ettiğim esas ve prensiple rin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere lâyiha başlıca şu gayeleri istihdaf etmektedir:

İstimlâk dolayısıyla gayrimenkul kıy­metlerinde vaki olacak sunî artışların ve spekülâsyonların önlenmesini te­min etmek ve istimlâk olunan gayri­menkulun hakikî değerini sahibine öde-mek.

Mer'î istimlâk kanunlarının boşlukla-rından faydalanmak suretiyle bazı su­iniyet sahibi kimseler tarafından ha­zine ve vatandaşların istismarına mani olmak bilhassa İstanbul ve  Ankara gi­bi büyük şehirlerimizde âmme hizmet­lerinin ve geniş imar faaliyetlerinin sürat ve emniyetle görülmesini sağla­mak.

İşte bu gayelerin gerçekleşmesini te­min maksadìyla hazırlanan lâyiha, is­timlâk mevzuatı ile uzaktan ve ya­kından alâkalı muhitlerin ve ihtisas erbabının mütalâaları alınmak suretiy le uzun bir mesai neticesinde hazırlanmıştır. Bu sahadaki ihtiyaçları karşı­lamak, tatbikattaki pürüzlü meselele-ri halletmek ve işleri sürüncemeden kurtarmak için ne mümkünse yapılmıştır.

Bu lâyihanın kanuniyet kesbetmesi halinde âmme hizmetlerinin ve imar faa­liyetlerinin ve ilgili vatandaşlarımızın hukuk ve menfaatlerinin emniyet ve süratle sağlanacağından katiyetle emin bulunuyoruz.»

25 Ağustos 1956

 İzmir :

Enternasyonal İzmir Fuarında hükü­metimizin 1950 yılından bu yana bü­tün memlekette tahakkuk ettirdiği ve ettirmekte olduğu büyük kalkınma hamlelerini en ince teferruatına kadar vatandaşlara tanıtmak maksadıyla tertip edilen ve büyük bir alâka toplayan «Kalkman Türkiye» pavyonunda, ba­sın, yayın ve turizm müdürlüğünün ha zırlamış olduğu «Kalkınan Türkiye» filmi ila renkli turistik filmler de zi­yaretçilere gösterilmekte ve ilgi ile takip olunmaktadır.

Fuarın açılışından bu yana «Kalkınan Türkiye» pavyonundaki açık hava si­nemasında filmi seyredenlerin ve pavyonu gezenlerin sayısı 50 bini aşmış­tır.

26 Ağustos 1956

 Ankara :

Hazırlanan bir istatistiğe göre. yurdun muhtelif yerlerindeki özel okullarda geçen ders yılında 1412 kız, 2342 er­kek öğrenci, azınlık okullarında 6478 kız, 5520 erkek öğrenci, yabancı okul­larda ise 3594 kız, 3795 erkek Öğrenci öğretim görmüştür.

Özel okullarda 455, azınlık okulların­da 1106, yabancı okullarda ise 609 Öğ­retmen vazifelidir,

Konya:

Memleket kalkınmasında birinci derecede ehemmiyeti haiz olan Karayollarımızda yapım, islâh, bakım, asfaltla­ma ve köprü faaliyeti hızla devam et­mektedir. Merkezi Konya'da bulunan Kara Yolları 3 ncü bölge Müdürlüğü 956 kış programını tahakkuk ettirme safhasında bulunmaktadır.

Bu meyanda Ankara'yı Konya üzerin­den Akdeniz'e bağlıyacak olan Ankara -Konya, Karaman Mut - Silifke Dev­let yolunun Karaman – Mut  arasındainşaatı devam etmektedir. 957 senesinde trafiğe açılacak olan bu yola bu yıl 1,5 milyon lira sarfedilecektir. Devlet yollarında trafiğin artması ve bu meyanda çok ağır vasıtaların geçmesi göz Önünde bulundurularak bundan evvel inşa edilmiş devlet yollarında modern standartlara ifrağ edilmektedir. Bu ara Ankara - Konya yolunun Ankara ayrımından itibaren Cihanbeyliye kadar olan 40 kilometrelik kısmı bu sene ele alınmıştır.

956 mevsiminde bu yola 1.250.000 lira sarfedilecektir. Ayni şekilde Konya -Ereğli yolunda 1,5 milyon lira sarfiyle İslâhat yapılmaktadır.

Ayrıca 3 ncü bölge dahilinde 210 kilo metre tulünde yol asfaltlanmaya hazır olmak üzere, yol onarımına tabi tutul­maktadır. Bu işe de 1 milyon lira sarfedilecektir. 

Standarda ifrağ edilmiş ve onarılmış yollardan Konya - Ankara, Konya -Ereğli güzergâhında bazı kısımlar sa­hil 120 kilometre yol bu sene asfalt­lanacaktır. Bu işe 310 bin lira tahsis edilmiştir. Memleketimize getirilen son sistem yol makinelerinde mühendis ve fen memurlarının ihtisas yapmaları için açılmış kurs projelerinden biri Alanya - Antalya sahil turistik yolunu inşa etmektedir. Senelere taksim edi­len bu yola, 958 senesi için 1 milyon 600 bin lira tahsisat konulmuştur. 3 ncü bölge hudutları  içinde bulunan 1900 kilometre devlet yolunun her mevsimde gecide açık tutulması için makineli bakım ve kışın da kar müca delesi yapılmaktadır. Bu işlere senede vasatı 2,5 milyon lira sarfedilmektedir,

27 Ağustos 1956

 Adana:

Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğün­ce Adana, İçel, Hatay, Maras ve Ga­ziantep vilâyetlerinde geniş ölçüde bir sulama ve İslah programı tatbik edil­mektedir.

Öğrendiğimize göre,  Anamur ve Yüz yazı ovalarının sulama islah ve enerjiden faydalanma imkânlarını meyda­na çıkaracak olan amenajman plânla­rı hazırlanmaktadır.


 

Silifke ovası  sulama tesislerinin ikmali ile Göksu ve Yan derelerinin islâhı inşaatı   1957   yılı   sonunda   bitecektir.

Lamaks'dan Mersine kadar olan Na­renciye mıntıkasının mevcut dere su­larından gereği gibi istifade edilerek sulanması ve taşkın yapan sel derele­rinin husule getirdiği zararların ön­lenmesi için etüdler yapılmaktadır.

Tarsus ovasını sulayan kanal şebeke­sinin makinelerle esaslı surette onarım ve  temizleme  işleri   devam   etmektedir.

Bu sulama şebekesinin genişletilmesi ve noksanlarının tamamlanması için yapılmakta olan projelerin 1957 den itibaren tatbikine geçilecektir.

Gerek Adana - Mersin arasındaki ovanın, gerek Sayhanın sol sahilindeki Yüreğir ovasının sulama drenaj iş­lerini bir kül halinde ele alıp iklim ve mahallî şartlara en uygun şekilde neticelendirilmek için önce bu büyük ovaların toprak tasnif haritaları yapıl­makta ve bu hususta Ziraat Vekâleti teskilâtiyle tam bir işbirliği halinde ça-lışılmaktadır.

Ceyhan - Osmaniye - Kozan - Kadirli arasındaki büyük ovanın amenajman plânının tatbikine 1957 yılında başla­nacaktır.

Haruniye - Düziçi ovasında mevcut sulamaların fennî şekle irca ve tevsii için yapılan etütler tamamlanmıştır.

Narlı nahiye merkezini ve ovayı taş­kınlıklardan koruyacak olan Aksu fe­yezan setleri tamamlanmıştır.

Beton kaplamaları üzerine çalışılmak­tadır. Gaziantep şehrini, taşkınları ile tehdit eden Alleben deresinin ıslâhı inşaatına başlanmıştır. 1957 yılı sonun da tamamlanacaktır. Karasu, Muratpa şa, Afrin feyezan yatakları tamamlan­mıştır. Antakya'nın içinden geçen bü­yük Asi nehrinin yatağının derinleşti­rilmesi suretiyle islâhı işi devam etmektedir.

İskenderun şehrini taşkınlıklarıyla tehdit eden Aşkarlı feyezan kanalı projesi hazırlanmıştır. Bu yıl sonunda ihale­ye çıkarılacaktır.

 İskenderun :

Amerikan Overseas Petroleum Limited (Amoseas) şirketinin Gaziantep ya­kınların açacağı petrol kuyusu için lüzumlu sondaj kulelerinden biri, Gibbs Lykes gemisiyle İskenderun li­manına gelmiştir. Bu kule sayesinde sondaj ameliyelerinde 3650 metre de­rinliğe inilebilecektir.

Şirketin mümessili Mr. James A. Moore, ağır malzeme ve teçhizatın son­daj mahalline nakli ve yerleştirilmesi­ni müteakip, programa göre, aralık ayı başında ise başlanması icap etti­ğini  bildirmiştir.

Dünyanın doğu yarım küresinde pet­rol araştırmaları sahasında en  çok fa­aliyet gösteren şirketlerden biri olan Amoseas, Gaziantep'de cem'an 376 bin hektarlık arama ruhsatnamelerine sahiptir. Buna ilâveten, şirket Trakyada yekûnu 337.000 hektarı bulan araş­tırma ruhsatnameleri almıştır ve bu­ralarda jeofizik araştırmalar yapmak­tadır.

Amoseas, dünyanın doğu yarım küre­sinin 67 memleketinde faaliyette bu­lunan 94 petrol şirketinin mensup bu­lunduğu Caltex grubuna dahildir. Sondaj  ekibinin refakatinde gelen Mr. Moore, demiştir ki:

«İşimizin bir an evvel tahakkuk ede­bilmesi için Türk hükümetinin bize gösterdiği yardım kolaylıklarından do layı çok müteşekkiriz. Petrol araştırması uzun, masraflı ve aynı zamanda çok riskli bir istir. Biz, temini mümkün olabilen en iyi malzeme ve en kıymetli teknik elemanları kullanarak burada mükemmel bîr iş yapmak azmindeyiz. Bize gösterilmiş olan büyük itimada lâyık olmak ümidindeyiz.»

Amoseas Türkiyedeki çalışmalarına ilâveten Avustralya, Filipinler, Fransa, İspanya ve Libyada da araştırmalar­da bulunmaktadır.

 Muş:

Malazgirt meydan muharebesinin sekizyüz seksenbeşinci yıldönümü dün mahallinde parlak ve muntazam bir törenle  kutlanmıştır.

Bu törene Muş Valisi, Kolordu Kuman danı, askerî birlikler, civar vilâyet ve kazalardan gelen yüzlerce vatandaş  iş-tirak etmiştir.

Saat 10 da muharebenin cereyan ettiği saunada, hatipler günün ehemmiyeti­ni belirten konuşmalar yapmışlar, bu nu halkın coşkun tezahüratına vesile veren   bir   geçit resmi  takibetmiştir.

Ayrıca 26 ağustos zaferi dolayisiyle Bulanık Belediyesinin Alparslan adına sembolik olarak inşa ettirdiği âbide törenle açılmıştır. Bu münasebetle Vali. ve bir öğretmen tarafından birer ko­nuşma yapılmıştır.

 İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün saat 15 de Yıldızdaki Harp Akademileri Kumandanlığına gelerek bu sene akade­milerden mezun olan subayların diplomalarını bizzat vermiş ve yeni me­zunlara hitaben şu konuşmayı yapmış tır:

«Ordumuzun ümidi ve istikbalimizin gençleri sevgili arkadaşlarım, aranızda bulunmakla hayatımın en bahtiyar günlerinden birini yaşamaktayım. Bi­liyorum ki, Türk milleti güzide evlât­larının hizmetine her zaman muhtaç­tır. Sizlerin memlekete karşı deruhte ettiğiniz vazifelerin ulviyetini hisset­mekteyim. Hepinizin büyük bir liya­katle ve aynı zamanda yüksek fera­gatle yalnız ana vatanmızın menfaat­lerini gözeterek çalıştığınızdan emin bulunuyorum. Çünkü, milletimizin ye­tiştirdiği evlâtların tarihî hasleti, tabiî meziyetleri bunlardan ibarettir.

Sizin namınıza burada konuşan genç arkadaşınız benden bahsettiler ve ara nızda bulunmaklığımdan dolayı mem­nuniyetlerini izhar ettiler. Ben de, müteakiben, büyük bir memnuniyet içerisinde hepinizin bu muvaffakiye­tini görmekle hayatımın mesut anların, dan birisini yaşadığımı tekrar ifade etmek suretiyle hepinizi muhabbetle se­lâmlarım. Hayatta daima muvaffak ol manızı dilerim. Sizin muvaffakiyetiniz vatanımızın, milletimizin muvaffakiye tidir. Yani bir kelime ile hepimizin; muvaffakiyetidir.

Allah Türk vatanını korusun.»

Bandonun çaldığı istiklâl marşımızla başlayan bu merasimde vali muavini, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, Bi­rinci Ordu Müfettişi. Akademiler Ku­mandanı, Yüksek Kumanda akademi­si ile Kara, Deniz ve Hava Akademile­ri Kumandanları, Millî Savunma Akademisi Kumandanı, generaller, amiral­ler, öğretim üyeleri ile yüksek rütbeli subaylar hazır bulunuyorlardı.

Mezunlar adına konuşan Kara Harp Akademisinden Yüzbaşı Hüsamettin Sevengül, akademilerden mezun olan arkadaşlarının hissiyatına tercüman olarak, Okul Kumandanlarına ve öğret menlerine teşekkür etmiş ve kendileri­ne düsen vazifeyi kendilerinden evvel buradan çıkmış, vatan ve millet hiz­metinde canla  başla çalışarak kahra­manlıklar yaratmış olanların izlerinde yürümeye ahdettiklerini söylemiştir.

Diplomaların tevziinden sonra Harp Akademileri Kumandanı Korgeneral Fazıl Bilge, yeni mezunlara hitaben yaptığı konuşmada ezcümle demiştir ki:

Bugün yüksek kumanda akademisinin mezunlarına, Kara, Hava ve Deniz harp akademilerinin kurmay yardımcı sı ve kurmaylığa lâyık olarak neşet eden subaylarına diplomalarını ver­mekle büyük bahtiyarlık  içindeyim.

Hepinizi içten gelen sevgilerimle teb­rik ederim. Müstakbel hayatınızda sizlere basarılar dilerken silâhlı kuvvet­lerimiz için büyük birer varlık olmanı­zı da temenni ederim.

Sayın misafirimize bir fikir vermek için bu yılın hasılasını şöylece arzediyorum:

Yüksek kumanda akademisine müda­vim (23) Kara, Hava ve Deniz kurmay subayının hepsi muvaffakiyetle tahsil­lerini bitirmişlerdir.

Kara Harp Akademisi birinci sınıfını takip eden ikisi Amerikalı olmak üze­re 83 subayın hepsi kurmay yardım­cısı olmuşlardır. 'Bunlardan iyi derece­de olan 74 ü akademi ikinci yıl tedri­satına katılacak, orta derece alan 9 u "kıta ve karargâhlara döneceklerdir. Kara Harp Akademisi ikinci sınıfında bulunan 109 subaydan 89 u iyi ve 20 si orta derece ile mezun olmuşlardır.

Hava Harp Akademisi birinci sınıfın­daki 12 subayın hepsi kurmay yardım­cısı olmuşlardır.

Hava Harp akademisi ikinci sınıfını takip eden 43 subayın hepsi kurmay subaylığına lâyık   görülmüşlerdir.

Deniz Harp Akademisi birinci sınıfın­da bulunan 4 subay kurmay yardımcısı olmuşlardır.

Deniz Harp Akademisinin ikinci sınıfını takip eden 10 subayın hepsi kurmay subaylığa liyakat kazanmışlardır.

Bu suretle harp akademileri, yeni ye­tiştirdiği ve silâhlı kuvvetlerimize ka­zandırdığı kıymetli arkadaşlarıyla ve çok verimli yıllarından birini daha id­rak etmiş olmakla yeniden iftihar ve­silesi bulmuştur.»

Bundan sonra gerek yüksek kumanda aka demişinden ve gerekse Kara, de­niz ve Hava Harp Akademilerinden me zun olan kurmay subaylara hayatta takip edecekleri yol ve çalışmaları hakkında Öğütlerde bulunan Korgene­ral Fazıl Bilge konuşmasını şöyle bi­tirmiştir:

Sözlerime son verirken, sizleri tekrar tebrik etmekten ve sizlere başarılar di lemekten sevinç duyuyorum. Sizleri yetiştirmek hususunda büyük gayret­ler sarfeden, silâhlı kuvvetlerimize, sîz ler gibi kurmay yardımcısı, kurmay su bay ve yüksek kumanda akademisi ile, Kara, Deniz ve Hava Akademilerinin kumandan, öğretmen, ve yardımcıları­na bilhassa teşekkürlerimi ifade et­mek isterim.

 Adıyaman:

Adıyaman 'vilâyeti dahilindeki sel fe­lâketi dolayısıyla Çelikhan kazasının Bugezi köyünde 35, Köse uşağı köyün­de 4. ölü ve bir hafif yaralı tespit edil mistir. Ayrıca bu köylerde hayvan ve eşya kaybı olmuştur.

Diğer taraftan Sincak nahiyesine bağ­lı Güllühan'da 40.  Şahinbey' de 14 olmak üzere 54 kişi ölmüş ve 300 küçük baş 60 büyükbaş hayvan kaybı olmuş tur.

Şimdiye kadarki insan kaybı 93 kişiyi bulmuştur.

Sel felâketi dolayısıyla Çelikhan ve Kâhta kazalarında vukua gelen mezruat zararları selâhiyetli heyetlerce tespit edilmektedir.

Vali bütün sel mıntıkalarını gezmiştir.

 Ankara :

Elektrik hava gazı ve otobüs işletmesi müessesesinde kurulan on kamaralı ve 24 saatte yirmi dokuz bin metreküp havagazı istihsal edebilecek kabiliyette bulunan yemi havagazı fabrikasının gazojenlerine 11 temmuz tarihinde yapı­lan bir törenle ateş verilmişti.

Aradan geçen müddet zarfında, kama­raların ısınması nihayete ermiş ve bugün bu kamaralara kömür dolduru­larak yeni havagazı fabrikasında bu­günden itibaren havagazı istihsaline başlanmıştır.

28 Ağustos 1956

 İstanbul:

İstanbul Vilâyeti Belediyeleri Çocukları Koruma Birliği İdare Heyeti, Bele­diye Reis Muavinlerinden Dr. Naili Çolpan'ın başkanlığında haftalık mu-tad  toplantısını  yapmıştır.

Amerikan Kızılhaç'ı tarafından Türki­ye Kızılay'ına yapılan ayni yardımdan birliğe verilen 18 ton tereyağ ile 18 ton peynir ve 80 çuval Kanada unu Kızılay tarafından birliğe verilmiştir. Birlik bu toplantısında Türkiye Kızılayına ve Amerikan Kızılhaç'ına bu yardımlarından dolayı teşekküre karar vermiştir.

 Ankara :

Mülhak bütçe ve mütedavil sermayeli daireler, iktisadî devlet teşekkülleri, hususî bir kanunla kurulmuş olan mü­esseselerle belediyeler ve vilâyet hususî idareleri ve devletin ve yukarda sayılan idare, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin sermayesinin yarısından fazlasına iştirak ettikleri müessese ve teşebbüslerin bütçe gelirleriyle öz kaynakları ve  imkânları dışında kalan talep ve ihtiyaçlarını memleketin iç ve dış finansman imkânları muvacehe­sinde tetkik, tanzim ve tevzine Maliye, İktisat ve Ticaret ve İşletmeler Vekil-leriyle Başvekilin intihap edeceği devlet vekilinden müteşekkil bir komitenin memur edildiği hakkındaki kararname bugün Resmî gazete ile yayın­lanmıştır. Bu vazifelerin ne suretle" ifa edileceği bu komite tarafından tanzim edilecek bir talimatname ile tâyin olu nacaktır.

27.1.1956 tarihli ve 4/6523 sayılı kararname   meriyetden kaldırılmıştır.

İstanbul :

Havacılık haftası münasebetiyle Türk Hava Kurumu Genel Başkanı Amasya mebusu Mustafa Zeren Türk milletine hitaben  şu mesajı   yayınlamıştır:

Türk Hava Kurumundan Türk mille­tine:

1956 havacılık haftasına girerken, Türk milletinin işbirliğinden doğmuş olan Türk Hava Kurumunun gördüğü candan yakınlık, alâka ve yardıma karşı minnettarlığımızı tekrarlamayı vazifelerimizin en başında  sayarız.

1956 yılı gerek havacılık çalışmaları, gerekse  milletlerarası temaslar bakı­mından hareketli ve verimli olarak geç­mektedir. Türk Hava Kurumu Yük­sek Planör Kampı bu yıl, Amerikalı, Hollandalı ve Alman misafirlerimizle milletlerarası bir kamp manzarası gös termiştir. Gençlerimiz üç ay planörleri ile, kartallar gibi, göklere uçmuşlardır.

Türk Hava Kurumu Türk kuşu havacı. ve paraşütçülerinin kardeş, müttefik ve dost Irak topraklarında yaptıkları hava gösterileri ve Irak Tayyare Ce­miyeti temsilcilerinin Türkiye'yi ziyaretleri iki milletin gönüllerini birbirlerine  bağlamağa yardım etmiştir.

Türk kuşu askerî paraşüt kursları 35 i subay ve asker, 28 i amatör olmak üzere ordumuza ve memleket havacılı­ğına 63 paraşütçü daha kazandırmıştır. Modelcilik çalışmalarımız bütün okul­larımız tarafından alâka ile karşılan­maktadır. Türk Hava Kurumu filoları sık sık yurdu dolaşarak Türk Hava Kurumunun şükranlarını vatandaşları­mıza ulaştırmakta ve halkımızı uçur­maktadır.

Türk milleti, geçen yıl, Türk Hava Kurumuna, şubelerin masrafları çık­tıktan sonra üç milyonu aşan bir yardım yaparak bu çalışmaları değerlen­dirdiği için derin bir bahtiyarlık duy­maktayız.

Gelecek havacılık haftalarına daha güçlü ve daha verimli çıkabilmek di­leği ile aziz Türk milletini zafer bayramini kutlayarak, hürmetle selâmlarım.»

 Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebe­tiyle Erkânı Harbiyei Umumiye  Reisi Orgeneral İ. Hakkı Tunaboylu, silâhlı kuvvetlerimize şu mesajı göndermiş­tir:

«Şanlı, zaferlerle dolu tarihimize yurt ve istiklâlimizin temelini teşkil eden 30 ağustos gibi büyük bir zafer kazan­dıran ve bugün de şuurla, yılmadan ve feragatla çalışmak  suretiyle muasır milletler orduları seviyesine ulaşmış bulunan kahraman ordu mensupları­mızla bu uğurda vücutlarını civanmerdâne harcayan malûl gazilerimizin ve mukaddes vazifeleri yolunda şerefle hizmet etmiş eski Muharipler Birliği mensuplarının zafer bayramlarını can dam kutlar, vazifelerinde başarılar ve sağlıklar dilerim."

 Ankara :

Türk Parası Kıymetini Koruma hak­kındaki 14 sayılı karara ek kararın bi­rinci maddesi şu şekilde değiştirilmiş­tir: «Resmî ve hususî sektörlerin dö­viz ihtiyaçları ile ticarî ve gayri ticarî bilumum döviz gelirlerininin yıllık muhammenatını gösterir döviz cetvellerini tanzime, zikri geçen sektörlere yapılacak tahsislerle kredili muamele­leri ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca ay içinde icra edilecek transferleri, ihtiyaçların nevine ve  ehemmiyetine göre tespite Maliye, İk­tisat ve Ticaret ve İşletmeler Vekille­ri ile Başvekilin tayin edeceği bir Devlet Vekili memur edilmiştir.»

Resmî Gazete ile neşredilen bu karar bugünden itibaren yürürlüğe girmiş­tir.

 Ankara :

Adıyamandaki sel felâketi vesilesi ile kardeş ve müttefik Pakistan Reisicumhuru Ekselans İskender Mirza, Reisi­cumhur Celâl Bayar'a şu taziyet telgra­fını yollamıştır:

«Adıyaman'da vukua gelen sel âfetinin birçok can kaybına sebep olduğunu, basın haberlerinden teessürle öğrendim.

Bu meş'um felâket dolayısıyla size sa­mimî sempatilerimi sunarım.»

İskender Mirza

Ekselans İskender Mirza'nim bu telgrafına Reisicumhur Celâl Bayar şu mu­kabelede bulunmuştur:

«Memleketimizin duçar olduğu bu sel felâketi üzerine gönderdiğiniz nazik telgraftan dolayı en derin teşekkürle­rimi sunarım.

Celâl Bayar

 Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş

tir:

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebe­tiyle Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral. İsmail Hakkı Tunaboylu, Reisicumhur Celâl Bayar'a ve Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltana, Başvekil Adnan Menderes'e ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergine aşağıdaki telgrafları çekmiştir:

Sayın Celâl Bayar

Reisicumhur

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebe­tiyle zatı devletlerine tebriklerimi sunarken yurt müdafaasını ve barışın korunmasını kendisine en büyük ül­kü edinen Türk ordusunun, mazinin şeref destanlarına lâyık bir istikbal teminatı olmak için şuurlu bir gayret­le çalışmalarına devam etmekte oldu­ğunu en derin saygılarımla arz ederim.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi

Orgeneral

İsmail Hakkı Tunaboylu

Sayın Refik Koraltan

T.B.M.M. Reisi

   Ankara

Mazinin şerefi, halin güveni, istikbalin teminatı olan Türk ordusu mensupları adına 30 Ağustos Zafer Bayramını en iyi duygularla kutlar derin saygılarımı arz ederim.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral

İsmail Hakkı Tunaboylu Sayın Adnan Menderes

Başvekil

Ankara

Yurdumuzun müdafaası, sulhun korunması için şuurlu bir gayretle çalışmalarina devam etmekte olan Türk silâhlı kuvvetleri adına 30 Ağustos Zafer Bayramını en iyi duygularımla kutlar de­rin saygılarımı arz ederim.

Erkânı  Harbiyei Umumiye Reisi

Orgeneral

İsmail Hakkı Tunaboylu

Sayın Şem'i Engin

M.M. Vekâleti Vekili

Ankara

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebe­tiyle gerek şahsım ve gerekse Türk silâhlı   kuvvetleri   mensupları      adına tebriklerimi   arz  eder  bilvesile derin saygılarımı sunarım.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi

Orgeneral

İsmail Hakkı Tunaboylu

 Ankara :

 Ankara :

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebe­tiyle Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Türk silâhlı kuvvetlerine şu mesajı göndermiştir:

«Türk milletinin, vatanının ve cum­huriyetinin korunması ve yükselme­sinin en büyük teminatı olan kahra­man Türk silâhlı kuvvetlerinin feragatkâr, fedakâr "ve çalışkan general, amiral, subay, askerî memur, astsubay ve erleri ile tekmil mensuplarının ve ömürleri boyunca vatan ve millet uğ­runda fedakârlık ve kahramanlık Ör­nekleri vermiş olan Eski Muharip ve Malûl Gazilerimizin 30 Ağustos Zafer Bayramını tebrik eder, vatan uğrunda canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anar, kahraman silâhlı kuv­vetler mensuplarına vatan ve millet yolunda  başarılar   dilerim.»

   Ankara :

Harp Okulu Kumandam Tuğgeneral Muhittin Okyayuz, harp okulunun. 111 nci dönem mezunlarını vermiş olması dolayısıyla okulda bir basın toplantısı tertip etmiştir. Bu toplantıda gazeteci­lere okulun teşkilâtı ve faaliyeti hak­kında etraflı izahat verilmiş, basın mensupları, ayrıca, 111 nci dönem me­zunlarının yarınki diploma merasimine ait provalarda da hazır bulunmuşlar­dır.

Tuğgeneral Muhittin Okyayuz, basın toplantısında bir konuşma yaparak ezcümle demiştir ki:

«30 ağustos büyük zafer bayramımızın 34 ncü yıldönümünde, yarın, harp okulu 111 nci dönem mezunu 239 asteğme­ni orduya verecektir. Bu suretle, harp okulunun yetiştirdiği muvazzaf  subay miktarı 39933 rakamı gibi büyük bir yekûna ulaşmaktadır.

Bugüne kadar, harp okulundan    yetişen büyük kumandanlardanpek çoğunu ilim ve fende şöhret yapmış
mümtaz şahsiyetler olarak iftiharlayad ediyoruz.

Bugün Harp Okulun gayesi değişmiş değildir. Ülkümüz, gene her bakımdan mükemmel subay yetiştirmektir.

Ancak, modern orduları techiz eden son derece teknik harp silâh ve araç­ları, kumandandan, her zamankinden fazla ilim ve fen kapasitesi talep  etmektedir. Bu bakımdan daha mütekâmil ve mudil esaslara ve harp vası­talarına dayanacak geleceğin harpleri, kumandandan daha üstün bir ilim ve fen iktisabı beklemektedir.

Bu itibarladır ki, dünya harp okulla­rında, askerlik eğitimi nispetinde bir müspet ilimler tahsili, yüksek derece­de yer almış bulunmaktadır.

Bu kanaat ve zaruretlerin ışığında, harp okulumuzda da asrın inkişafları­na uygun yenilikler yapılması karar­laştırılmış ve tetkik edilen modern harp okulları arasında, Amerikan Harp Okulu örnek alınacak mükemmeliyet­te görülmüştür.

Medenî dünya harp okulları tetkik e-dilerek ve bizim kıymetli ananeleri-miz esas tutularak vücuda getirilen kanun lâyihası kanunlaşmak yoluna girmiştir. Bu kanunla harp okulunun tahsil süresi 4 yıla çıkacak ve ders hamulesi yüzde 25 nispetinde arttırı­lacaktır.

Buna esas olmak üzere, 1 ekim 1956 gününden itibaren yeni öğretim yılın­da bir intikal programı uygulanacak, böylece okutulacak derslerin yüzde 50 si askerî, yüzde 50 fen ve sosyal bilimleri içine alacaktır.

Programlar, üniversitelerimize gönde­rilmiş, fen grubu derslerinin İstanbul Teknik Üniversite inşaat fakültesinin (beşinci) sömestrine ve Ankara Fen Fakültesinin de (umumî matematik) , (tecrübî fizik), (umumî analitik kim­ya) sertifikalarına muadeletleri, pro­fesörler kurullarınca resmen tasdik edilmiştir.

Sosyal bilim koluna giren dersler arasında (devletler hukuku), (Teşkilâtı Esasiye ve İdare hukuku), (ekonomi), (siyasî tarih), (Türk inkılâbı tarihi), (Türk dili ve edebiyatı), (askerî, sınaî ve iktisadî coğrafya), (umumî hukuk ve askerî ceza hukuku), (harp tarihi) nin müfredatları, İstanbul Hukuk Fa­kültesi Profesörler Kurulunun müta­lâa ve beyanlarına göre yüksek tahsil seviyesindedir.

Maamafih, bu mesele diğer fakülteler­le, Siyasal Bilgiler Fakültemizde he­nüz tetkik safhasındadır. Evvelce, Si­yasal Bilgiler Fakültesi ile yapılan özel temaslara göre, sosyal grup dersle­rimizin bu fakültenin 1 nci. 2 nci 3 ncü sınıflarıyla bir muadeleti olabile­ceği anlaşılmıştır.

Fen ve sosyal grubuna dahil dersler­de, araştırma esasına göre fakültatif bir tahsil gayesi güdülmektedir. Fizik, kimya ve elektronik laboratuvarlarımızın, Amerika dan gelmekte olan malze-meden de istifade edilerek tesis olun­masına   başlanmıştır.

Askerî derslere gelince, bu konuda öğ­rencilerimize, bir kumandan olarak yetiştirilmek üzere, lüzumlu taktik ihata verilmekte ve modern harp silâh vs araçlarının kullanılması öğretilmekte­dir. Öğretim yılı sonunda yapılan kampta, bunların tatbikatı gösterilmekte ve her sınıf ve silâha ait Örnek kı­talar kullanılmaktadır.

Harp Okulunda İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça üzerinden yabancı dil öğretimi yapılmaktadır. Geçen yıl, öğrenciler bu yabancı diller üzerinde temsil, skeç ve monologlar verecek seviyeye yükseltilmişlerdir. Bu temsil­lerden biri, yabancı kültür ataşelerinin önünde geçen yıl verilmiştir.

Spor ve beden savaş eğitimi bahsinde fazla söz söylemeğe lüzum görmüyo­rum. Harp Okulunun bu yoldaki başa­rıları türlü vesilelerle her zaman ma­lûmunuz olmuş ve olmaktadır.

Harp Okulunda, biraz sonra göreceği­niz gibi, öğrencinin rahat ve huzur içinde çalışması için lüzumlu her kon­for sağlanmaktadır. Bundan böyle de daha üstün bir seviyeye yükseltilmek yolundadır.

Bu kısa açıklamalarım, sizlere Harp Okulumuzu biraz daha yakından ta­nıtmak ve bilhassa okul gençliğine harp okulunu sevdirmek yolunda, ba­sınımızın alâka ve yardımını kazanmak gayesine matuftur.

Türk subayı adayının, bütün memle­ket gençliğinin en güzidelerinden seçilmesi, millî savunmamız için önem­li   olan  gayelerdendir.

Bu bakımdan gençliğimizin harp oku­luna girmek hususunda coşkun bir is­tek göstermesine ihtiyacımız vardır.

Bu istek ve hevesin uyandırılın asında, muhterem basınımızın müessir bir kuvvet olduğuna şüphe yoktur.

Harp Okulu Kumandanının bu konuş­masından sonra okulun Kurmay Baş­kanı, okulun teşkilât ve çalışmaları hakkında şemalar üzerinde geniş iza­hat vermiştir.

Müteakiben okul binası, basın men­suplarına gezdirilerek öğrencilerin dersaneleri, kitaplıkları, çalışma usulleri, spor salonları gösterilmiş ve izahat verilmiştir. Öğrencilerin kendi eserlerin den mürekkep resim sergisi ile okul matbaasında basılan eserlerin teşhir edildiği salonlar da bu arada gezilmiştir. Gazeteciler, okuldaki kıyafet mü­zesini de görmüşler ve izahat almışlardır.

30 Ağustos 1956

 Ankara :

Çalışma Vekâletinden bildirilmiştir:

Son günlerde bazı gazetelerde, İstan­bul İşçi Sendikaları Birliğinden veya sair kaynaklardan elde ettikleri yalan veya yanlış bilgileri esas alarak İstan-"bulda 17.000 işçinin işlerinden çıkarıl­dıklarına ve bunların işsizlikten mü­tevellit izdirap içinde bulunduklarına dair havadisler yayınlandığı görülmüştür.

Şurasını derhal tespit etmek yerinde olur ki:

Muhtelif sebzelerle İstanbul'da fiilen işlerinden çıkarılan işçi sayısı 17 bin olmayıp 732 si tekstil, 59 u kauçuk, 216 sı madenî eşya olmak üzere 1007 işçiden ibarettir. 1197 işçiye de işverenleri tarafından işlerinden çıkarılacak­ları ihbar edilmiştir.

Bu suretle işlerinden çıkarılanlarla, çıkarılacakları ihbar edilen işçilerin 29.81956 tarihindeki yekûnu 2204 dür. Vekâletimize bağlı İş ve İşçi Bulma Kurumu İstanbul teşkilâtı tarafından sendikalar vasıtasıyla açıkta kalan iş­çilerin müracaatları halinde iş bulma hususunda kendilerine yardım edile­ceği ilân olunmuş ve bunlardan sade­ce 441 işçi kuruma müracaat etmiş­tir.

Kuruma müracaat eden bu 441 işçiden 365 işçi derhal mesleklerine uygun işlere yerleştirilmişlerdir. İstanbul şubesinde hâlen 448 işçiyi yerleştirecek iş münhali mevcuttur.

Adana, Bursa ve İzmir'de de istanbulda olduğu gibi bir kısım iş yerleri, iş­çilerden bir kısmını işlerinden çıkara­caklarına dair ihbarlarda bulunmuşlarsa da, aradan birkaç gün geçmeden bu ihbarları iptal etmişlerdir.

Bu arada işten çıkarılan mahdut sayı­daki işçiler de kısmen işverenler tara­fından tekrar hizmete alınmışlar ve kısmen de çırçır ve tütün işlerine yer­leştirilmişlerdir.

Memleketimizde bir işsizliğin mevcut olmadığı bu suretle anlaşıldığı gibi aksine her sene bir evvelki seneye nazaran gerek iş yerleri ve gerekse işçi sayılarının mütemadiyen artmış oldu­ğu vakıası da bu havadisin maksadı mahsusla yayınlanmış olduğunu açık­ça göstermektedir.

Filhakika 1950 senesinde iş kanununa tabi iş yeri yekûnu 9127 iken 1956 senesinde iş yeri yekûnu 19007 ye ve işçi sayısı 1950 de 373961 iken 1956 senesinde bu rakam 621413 e yüksel­miş bulunmaktadır. Yani iş yeri sayısı yüzde 108 ve işçi sayısı da yüzde 70 nisbetinde artmıştır.

İş ve İşçi Bulma kurumuna yapılan iş­çi talebi müracaatlarının gün geçtikçe çoğalması ve halen de bu müracaatların devam etmekte olması memleketi­mizde bir işsizliğin 'mevcut olmadığını açıkça göstermektedir.

Sanayinin muhtaç olduğu ham madde­lere geniş tahsisler yapılması fabrika­larda stok şekline sebebiyet verdiği iddia edilen perakendeci kâr hadleri­nin yüzde 5 nispetinde ve ithalât ve ihracatla alâkalı kredi plafonunun yüz de 20 nispetinde artırılması ve imalât-çı kârının dilerse kısmen toptancı ve perakendeciye devir ve intikaline mü­sait bir seyyaliyet temini gibi tedbirler sayesinde ileride de en ehemmiyet siz nispette dahi işsizlik vakıaları ile karşılaşmamızı gayri mümkün kılmak tadır.

Kaldı ki birçok yeni yeni müessesele­rimiz her gün memleket hizmetine girmekte ve bunlar da Türk işçisine yeni yeni ve geniş iş sahaları temin etmektedir.

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi tarafından gönderilmiş olan telgrafa şu mukabe­lede bulunmuştur:

Sayın İsmail Hakkı Tunaboylu

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Ankara

Gittikçe artan bir heyecanla kutlamak ta olduğumuz 30 Ağustos Zaferinin yıl dönümü münasebetiyle milletimizin aziz varlığı şanlı Türk ordusunu derin bir heyecan ve milletçe duyduğumuz minnet hisleriyle tebrik ederim.

Başvekil Adnan Menderes

Ankara :

Zafer Bayramımızın 34 ncü yıldönümü bugün bütün memlekette büyük bir neş'e ve heyecan içinde, parlak törenlerle kutlanmaktadır.

Tarihin kaydettiği en büyük zaferler­den birinin, 30 ağustos zaferinin yıl dönümü dolayısıyla Ankara baştanbaşa bayraklarla  donatılmıştır. Sabah saat 8 den itibaren resmî mües­seseler ve bankalar adına, Ulus ve Za­fer Meydanları ile Etnografya müzesi önündeki Atatürk anıtlarına çelenkler konulmuştur. Harp Okulunun 111 nci dönemi mezunlarından 8 asteğmen de Zafer anıtına bir çelenk koymuşlardır.

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâ­leti Vekili Semi Ergin ile Erkânı Har­biyei Umumiye Reisi, Kuvvetler Ku­mandanları ve generaller, saat 8 de Anıtkabir ziyaret ederek büyük kur­tarıcı ve 30 ağustos zaferinin başku­mandanı aziz Atatürk'ün manevî hu­zurunda ihtiram vakfesinde bulunmuş-lar ve kabre bir çelenk koymuşlardır.

Saat 9 da Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, makamında ordu adına askerî ve sivil erkân ile siyası parti mümessil- leri, bankalar ve dernekler temsilcile­rinin ve yabancı devlet ataşelerinin tebriklerini kabul etmiştir.

Öğleden önce şehir hipodromunda  bü­yük bir geçit resmi tertip edilmiştir. Bu merasimde Başvekil Adnan Men­deres, Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Devlet Vekili Cemil Bengü, Dahiliye Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Menderes, Maarif Vekili Prof Ahmet Özel, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Ve­kili Dr. Nafiz Körez, mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi ve Kuvvetler Kumandanları, Vali, Belediye Reisi, Jandarma Umum Kumandanı, elçilik­ler ileri gelenleri ile askerî ataşeler hazır bulunmuşlardır.

Memleketimizin misafiri İran Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Korgeneral Abdullah Hidayet ile İran askerî heye­ti de şeref tribününden geçit resmini takibetmiştir.

Sabahın erken saatlerinden itibaren Ankaralıların doldurmuş olduğu şehir hipodromunda merasime saat 10 da Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orge­neral İsmail Hakkı Tuna boylunun as­kerî birlikleri teftişi ile başlanmıştır.

Saat 10.30 da önce Kara Harp Okulun­dan mezun bir asteğmen, müteakiben Türk Hava Kurumu Temsilcisi ve da­ha sonra da merasim kumandam Tümgeneral Danis Karabelen, birer konuş­ma ile 30 ağustos zaferinin ehemmiye­tini belirtmişlerdir.

Saat tam 11 de geçit resmi başlamış­tır. Merasim Kumandanlığı karargâhı "bölüğünü takiben harp okulu subay taburu, atlı ve yaya mehter takımın­dan müteşekkil tarihî birlik geçmiştir. Jiplere binmiş bulunan harp malûlle­rini ye eski muhariplerden sonra 28 nci tümen karargâhı bölüğü, piyade ye dek subay okulu alayı, mürettep 230 ncu piyade alayı, 43 ncü süvari alayı başta sancakları olduğu halde büyük bir intizam içinde geçerek uzun uzun alkışlanmışlardır. Aynı şekilde takdir toplayan süvari alayım, motorlu ve zırhlı tugay birlikleri takibetmişür. Bu arada jet filolarımız hipodromun üze­rinden alâka ile takip edilen uçuşlar yapmış ve Türkkuşu uçakları da .be­yannameler atmıştır.

Merasime katılan" harbokulu ve 28 nci tümen bandolarının .geçişleri büyük il­gi toplamıştır.

Türk silâhlı kuvvetlerinin saat 12 de sona eren bu büyük geçit resmi, İran Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi ve İran askerî heyeti üyeleri de hipodro­mu dolduran onbinlerce Ankaralı. ile birlikte, takdirle takip etmişledir.

 İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar, 30 ağustos zafer bayramının 34 ncü yıldönümü münasebetiyle Türk sîlâfhlı kuvvetleri adma Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu'nun göndermiş olduğu telgrafa aşağı­daki cevabı vermiştir:

Sayın Ongeneral İsmail Hakkı Tunaboylu Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi

Ankara

Bazı harpler vardır ki milletlerin mu­kadderatını tayin ederler bu sebeple tarihî kıymeti haizdirler. Bizim 30 ağustos zaferimiz bunların en büyüklerindendir. Milli hürriyet ve istiklâli­mizi sağlamıştır. Bizim gibi ideal uğrunda uğraşanlar için de şerefli bir örnek olmuştur.

Hergün bir tekâmül merhalesi aşaln mümtaz ordumuz, silâhlı kuvvetlerimiz namına tebriklerinizden çok mü­tehassis oldum. Teşekkür ederim. Ben de manevî bir haz içinde, büyük zafe­rin onu temin eden kuvvetler için mut lu olmasını dilerim.

Türkive Reisicumhuru Celâl Bayar

 Adıyaman:

Vilâyetimizin sel baskınına uğrayan bölgelerinde felâketzedelere hüküme­tin ve Kızılay'ın yardımları devam et­mektedir.

Nâüa Vekâletince gönderilen bir mü­hendis, sellerin tahribat yaptığı çevre­lerde incelemelere başlamıştır.

Ziraat Bankası Umum Müdürlüğü, fe­lâketzedelere donatım kredisi olarak tevzi edilmek üzere Adıyaman v.e Kâh ta şubelerine ellişer bin iira gönder­miştir.

Kızılay Umumî merkezi tarafından sevkedilmiş bulunan ilk yardım ve ih­tiyaç maddeleri, mahallerinde kurulan tevzi heyetleri eliyle, felâketzedelere ulaştırılmıştır.

Vilâyet merkezinde Vali Tevfik Kut-lar'm başkanlığında kurulmuş olan yardım komitesi, bağışları toplamağa devam etmektedir.

Halk hükümetin ve Kızılaym yakm alâkasından  son derece memnundur.

 Ankara :

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebe­tiyle Mîllî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Anadolu Ajansı muhabi­rine şu beyanatta bulunmuştur:

Tarih boyunca kahramanlık örnekleri veren, zafer destanları yaratan Türk silâhlı kuvvetleri, büyük zafer, bayra­mının 34 ncü yılını kutladığı bugün, modern silâhlarla mücehhez olarak Türk milletinin ve vatanının hizmetin­dedir. Her türlü terakkiyatı yakinen takip eden silâhlı kuvvetlerimiz, muasır ordular arasında haklı olarak müm taz mevkiini almış, kudret ve kuvve­tini ve harp sanatındaki maharetini pek yakın bir geçmişte, Kor ede Birleş miş Milletler safında, butun dünyanın gözleri önünde bir daha ispat etmiş bulunuyor.

Dostlarımızın bundan her fırsatta hayranlıkla bahsettiğini iftiharla görüyo­ruz. İstiklâlinin muhafazası uğrunda hiçbir fedakârlıktan çekinmiyen Türk milleti, silâhlı kuvvetlerinin idame, te­rakki ve tealisi İnin bütün varlığını ortaya koymuştur. Bütçenin mühim bir kısmının bu gayeye tahsis edilmesi bunun en büyük delilidir.

Son yıllarda silâhlı kuvvetlerimizde yapılan ve yapılması takarrür etmiş olan işleri şöyle hülâsa etmek müm­kündür.

Personel işlerinde:

Harp silâh ve vasıtaları ns kadar mü­kemmel olursa olsun, tesirleri, onları, kullanacak insanın moral değeri ile ölçülür. Bu düsturu çok iyi bilen hükû metimiz, personelin moral ve eğitim mevzularma ön plânda yer vermekte­dir.

Bu maksatla, bilhassa son yıllar için­de personelin terfihi için düşünülen tedbirlerin büyük kısmı tahakkuk et­tirilmiştir. Geri kalanların tahakkuku için de çalışılmaktadır.

Personelin tayin ve nakil dolayısiyle yer değiştirmelerinde, bilhassa mesken buhranı hissedilen yerlerde, ey teda­rikinde maruz kaldıkları müşkülât, loj inanlar inşası suretiyle Önlenecektir. Ve önlenmektedir.

Garnizon muhitinde lise ve ortaokul bulunmayan bölgelerde hizmet gören subay ve assubay gocuklarının tahsili işi, askerî liselerde hiçbir mecburî hiz­met ve ücrete ta'bi tutulmaksızın sağ­lanmak, büyük şehir ve kültür merkez terinde yurtlar inşa ettirmek gibi ted­birlerle iş hal yoluna girmiş bulunmak tadır. Bu maksatla ilk adım olarak Ça­nakkale ve Erzurumda talebe yurtları­nın temeli atılmıştır. İnşaatı hızla iler­lemektedir.

Çocuklarımızın tahsil müşkülâtı tamamsın önleninciye kadar bu konudaki faariyetlerimize devam edeceğiz.

Subay ve assubaylarımızm aileleri ile birlikte dinlenebilin elerini temin maksadiyle birçok tedbirler alınmış ve plânlanmıştır. Bu meyanda, havası, suyu ıgüzel bölgelerde, plaj mevkilerin­de özel kamplar açılmıştır. Çok rağbet gör.en bu kampları, önümüzdeki yıllar da daha iyi bir plânla genişletmek tasavvurundayız.

Bu yaz aylarına mahsus geçici kamp­lardan başka İstanbulda Fenerbahçe. Florya, Kilyos gibi en güzel mevkiler­de daimî istirahat yerleri inşası için projeler hazırlanmış bulunmaktadır.

Garnizon değiştiren .personelin gittik­leri yerlerde ve yollarda otel müşkülâtına önlemek için şimdilik İstanbul, Ankara, "Erzurum gibi merkezlerde büyük ve ihtiyaca kâfi misafirhaneler inşası tahakkuk yolundadır.

Mahrumiyet bölgelerinde bulunan personel ve aileleriinin seyyar sinema, Kütüphane ekipleri hazırlanmaktadır.

Sosyal emniyet konusunda da birçok ilerlemeler kaydedilmiştir. Emeklilik, ölüm, zelzele, yangın ilâh... Felâketler ve hastalık hallerinde maddî yardım­lar yapılmak, ordu pazarları, ordu evleri inşaatı gibi müesseseleri finanse etmek nihayet bütün silâhlı kuvvetler personelini birer ev sahibi yapmak gi­bi hayırlı işleri mümkün kılmak üzere etüdler yapılmaktadır.

Silâhlı kuvvetlerimizin kuruluş ve kadroları günün ihtiyaçlarına göre da­ima gözden geçirilmekte ve zamanın­da değişiklikler yapılmaktadır. Kuru­luş ve kadrolarımız en modern esaslar dahilinde hazırlanmakta ve tatbik olunmaktadır. Kara kuvvetlerimizin ateş ve hareket kabiliyeti eskisine nazaran çok artmış hava kuvvetlerimiz en modern jet uçaklariyle teçhiz olunmuş tur.

Yeni kadrolara göre, harp silâh ve va­sıtalarının silâhlı kuvvetlerimize girmesi ile artan teknik personel ihtiyaçları­nı süratle karşılanmak üzere tertip alınmaktadır.

Eğitim mevzuumuzda da büyük ilerlemeler kaydolunmuştur. Kıtaatın de­vamlı bir surette muharebe eğitimi, manevra ve tatbikatlarla meşgul olabil meşini temin için yeni eğitim merkez leri tesis ve faaliyete geçirilmiştir. Bu merkezlerde en modern metodlarla ye üşen erlerimiz temel askerî bilgilerle mücehhez olarak birliklerine sevkolunmaktadır.

Silâhlı kuvvetlerimizin muhabere gü­cünü arttırmak ve daima taze tutmak maksadıyla millî çapta veya NATO çerçevesinde, değişik şartlar altında sık sık manevra ve tatbikat yapılmak­tadır. (Bu çalışmalar aynı zamanda muhtelif milletlere mensup birlikler arasında işbirliğini, karşılıklı sevgi ve saygıyı takviye bakımından çok fay­dalı ve ehemmiyetlidir.

Modern jet ve av uçaklariyle teçhiz edilen hava kuvvetlerimizin pilot ve teknik personel ihtiyacı memleket içinde ve dışında açılan kurslarda süratle karşılanmaktadır. Çocuklarımızın bu modern silâhları kullanmaktaki me haretlerini milletlerarası müsabakalar da görmekle iftihar ediyoruz.

Deniz kuvvetlerimiz modern denizaltilariyle takviye edilmektedir. Yassıada, Heybeli ve İskenderunda modern eği­tim tesisleri ikmâl edilmiştir. Buralar­da kıymetli elemanlar yetiştirilmekte­dir.

Denizcilerimiz her nevi modern harp silâh ve vasıtalarım kullanacak du­rumda bulunmaktadır.

Her üç kuvvetin harp akademileri en yeni metodlarla, karargâh ve kıtaları­mız için birçok genç kurmay subaylar yetiştirme'ktedir. 1952 yılmdanberi fa­aliyette bulunan ve muhtelif devlet dairelerinin güzide personelini müda­faa işlerinde muhtelif sektörlerin işbir ligi konusunda yetiştiren Millî Müda­faa Akademisi her yıl yurdumuza kıymetli elemanlar vermektedir.

Birlikler içerisinde yapılan eğitim ve kurslar dışında olarak, 1955-1956 eği­tim devresinde her üç kuvvete mensup subay ve assubaylardan pek çoğu çe­şitli ihtisas kurslarından geçirilmiştir. 3956-1957 yılı içinde de subay ve astsubaylarımızın mühim miktarının muhtelif kurslara tabi tutulacağını söylersem personelin eğitimine, bilgile­rini tazelemeye sarfedilen emeğin derecesini belirtmiş olurum.

Ayrıca teknik personel ve kalifiye iş­çi temini için (çırak okulları talimatı) hazırlanmış ve tatbiki için silâhlı kuv' vetlere yetki  verilmiştir.

Bunlardan başka, 1955-56 yılında pek çok subay ve assubay başta Amerika ve Kanada olmak üzere, dış memleket lerde kurs ve staj görmüşlerdir. Bu staj ve kurslar personelin sadece bil­gi ve görgülerini arttırmakla kalma­makta, aynı zamanda, müttefik ordu­lar arasında işbirliğini temin gibi bir çok faydalar da saklanmaktadır.

Harp okullarımıza daha iyi nitelikte eleman temini ve evlâtlarını asker yap mak isteyen vatandaşlara kolaylık sağ lamak maksadiyle askerî liselerimize birer   ortaokul   kısmı   ilâve   edilmiştir.

Hâlen Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarmda, askerî liselerde, tıp fakül tesile üniversitelerimizin çeşitli fakül­telerinde ihtiyaçlarımıza yetecek ka­dar subay, teknisyen ve öğretmen ye­tiştirilmektedir. Kızlarımız millî müdafaa işlerinde aktif olarak vazife almak üzere, kendi insiyativlerile askerî okullara girmektedirler. Bu isteğin kızları­mızdan gelmesi Türk milleti adına if­tihar edilecek mühim bir iştir. Hâlen silâhlı kuvvetler hesabına fakülteleri­mizde ve harp okullarında kızlarımız tahsil görmektedir. Sayılarının kısa bir   zamanda   büyüyeceğinden   eminiz.

Son kanunlarla assubaylarımıza veri­len subay olma hakkı, herhangi bir sebeple zamanında tahsillerini tamamlıyamıyan gençlere bilgilerini genişlet mek ve mesleklerinde ilerlemek imkâ­nını vermiştir. Bu yıl birçoğu imtihanlarını kazanarak subay olmuştur. Za­manla bu miktar şüphesiz artacak ve memleket gençlerine silâhlı kuvvetlerimizde hududsuz bir istikbal sağlamış olacaktır.

Netice olarak silâhlı kuvvetlerimizin personel ihtiyacı en iyi bir şekilde sağlanmakta ve bunlar taktik, teknik ve kültürel bilgilerle devamlı surette olunmaktadır.

İkmal ve bakım işlerinde: Silâhlı kuvvetlerimiz geniş bir lojistik desteğe mazhar  bulunmaktadır.

Lojistik destekten maksat, Kara, De­niz ve Hava Kuvvetlerimizin her türlü malzeme ihtiyaçlarının tesbiti, tedari­ki, depolanması, mürettep oldukları mahallere sevki, bakını ve muhafazası ve onarımı gibi hususattır. Bunların bir kısmı millî bütçemizle, diğer bir kısmı ise, diş yardımlarla sağlanmak­tadır.

Dış yardımlardan bir plân ve program dahilinde faydalanmaktayız. Bu saye­de silâhlı kuvvetlerimizin hareket ve ateş kabiliyeti fevkalâde artmıştır. Yardım programı gayesine, birliklerimiz de plânlanan seviyeye yaklaşmış durum­dadır. Stoklarımız plânda derpiş edi­len paslar dahilinde hergün artmakta dır.

Lojistik faaliyetlerin en önemlisi olan bakım işlerine son derecede Önem ve­rilmektedir. Birliklerce yapılan bakım işlerinden başka, yurdun birçok yerle­rinde ağır bakım ve ana tamir fabri­kaları tesis olunmuştur.

Bundan başka, Makine Kimya Endüsttisi ile sıkı bir işbirliği yapılarak, si­lâhlı kuvvetlerimizin muhtaç olduğu silâh ve malzemenin bir kısmının yurt içinde yapılması hususu sağlanmak zorundadır. Hedefimiz, modern harbin lüzum gösterdiği her türlü harp silâh ve vasıtasını, kendi kaynaklarımızla meydana getirmektir. Memleketimizin gelişmekte olan büyük sanayileşme hamleleri yakın bir istikbalde bizleri bu mesut neticeye ulaştıracağından emin bulunmaktayız.

Silâhlı kuvvetlerimizin iaşe ve ilbas işleri de ciddiyetle ele alınmış bulun­maktadır.

Personelin en son ilmî metodlara göre hazar ve seferde, değişik şartlar artma­da, günlük enerji ve kalorisini temin için alınması lâzım gelen besin mad­deleri ile vitamin ve mineral madde miktarlarını tayin, millî besinlerimi­zi tahlil. Kara, Deniz ve Hava rasyonlarını tertip, ıgıdamn ihzarı esasları ile ambalaj usullerini tesbit ve diğer çeşitli araştırmalarda bulunmak üzere bîr «ordu tağdiye ve gıda araştırma enstitüsü’nün kurulması hususunda çalış­malar yapılmaktadır.. Bundan başka yeni bir (tayinat ve yem kanunu) ile (melbusat kanunu) tasarısı üzerinde etüdler yapılmaktadır.

Ana hatları ile yaptığım bu izahattan da anlaşılacağı üzere silâhlı kuvvetle­rimizin her branşında ve her sahada birçok meseleleri ele alınmış ve bun­lardan en mühim ve büyük bir kısmı tahakkuk etmiştir. Bir kısmının tahak­kuku için de büyük gayretler sarfedilmektedir.

Türk milleti, çok şerefli bir maziye ve ananelere sahip silâhlı kuvvetlerine güvenerek istikbaline emniyetle baka­bilir. »

 İskenderun:

Kazamızın 600 abonelik Manuel tele­fon santralı, P.T.T. Umum Müdürlüğü  tarafından 1000 abonelik otomatik tele fon santralı haline getirilmiş ve yeni santral, Hatay kaymakamı ile P.T.T, Umum Müdürü muavini, askerî ve mülkî erkân ve kalabalık bir halk kitleşi hazır bulunduğu halde bugün saat 17 de merasimle hizmete girmiştir.

Bu münasebetle bir konuşma yapan P.T.T. Umum Müdür Muavini Yüksek Mühendis Necmi Özgür otomatik san­tralin işletmeye açılması dolayısiyle Münakalât Vekili ile İdare Meclisi ve P.T.T. Umum Müdürünün iyi temenni lerini İskenderunlulara ulaştırarak de­miştir ki: «Birkaç dakika sonra 600 abonelik Manuel santral safhasından 1000 abonelik otomatik santral safhası na geçmiş bulunacağız.

Yurdumuzun iktisadî hayatında çok mühim rolü olan güzel İskenderun'un büyük bir ticarî liman olarak ilerleyi­şini dikkatle takip eden Umum Mü­dürlüğümüz, 955 yılında imzaladığı bir mukavele ile şimdi açacağımız 1000 hatlık santralın kapasitesini 2000 e çıkarmayı temin etmiş bulunmaktadır. İmalâtın istilzam ettirdiği müddet se­bebiyle ikinci 1000 Abonelik ilâve, 1959 yılı içinde faaliyete geçecektir.

Güzel şehrinizle Antakya, Adana, Mersin, Ceyhan, Tarsus, Maraş ve Gazian tepte halen mecmuan 9000 abone ka­pasitesinde bulunan santrallarımız ta­mamı otomatiğe tahvil edilmek suretiy le 1961 yılma kadar 25.500 abonelik bir kapasiteye yükselecektir. Bu santralların imalât ve gerekli diğer malzeme ve "binaların ihzar ve inşaatı devam halindedir.

Bu mesut vesile ile arzedeyim ki, kıymetli halkımızın son senelerdeki sos­yal ve iktisadî kalkmışının çok sevin­dirici bir tezahürü olarak teşekkülü­müz, bugün her türlü tahminin fevkin de telefon tesisi istekleriyle karşılaş­maktadır' Umum Müdürlüğümüz meraleket kalkınmasındaki yapıcı rolünü ifa edebilmek için 1954 senesinde 30 şehrimizde cem'an 19.000 abonelik santraller tesisini mukaveleye bağlamış ve fakat bununla yetinmiyerek raezkûr 30 şehrimizdeki santrallerin tevsii da­hil, 52 muhtelif şehrimizde 125-.000 abonelik, otomatik telefon santralleri tesisi mukavelesini de 1955 yılı sonunda imzalamış bulunmaktadır. Bu mukave lelerin neticeleri, peyderpey, 1963 yılı­na kadar elde edilecektir. Arzettiğim bu tesisler dışında olarak diğer birçok şehir ve kasabalarımızda, gene bunu kavelelerle, manuel santrallar kurma ve halkımızın telefon ihtiyacına ce­vap verme teşebbüslerimiz aynı yıllar içerisinde tahakkuk etmiş bulunacak­tır.

Bugün açılmasıyle bahtiyar olduğumuz santralınızdan sonra eylül niha­yetinde başlamak üzere yıl sonuna ka­dar Erzurumda 2000, Aydın, Nazilli ve Denizlide 1000 er, Tire, Salihli, Ed­remit, İsparta ve Edirnede 500 er abonelik otomatik telefon santralları da işletmeye açılmış olacak ve müteakip her senede yeni tesis ve tevsiler hiz­mete arzedilecektir. Teşekkülümüz te­sis etmekte bulunduğu bu santralara 'muvazi olarak şehirlerarası 'konuşma imkânlarını aynı surette arttıracaktır.

Sevgili yurdumuzun büyük kalkınması için insan gücünün zorlayan mesa­isi içerisinde, kıymetli hükümetimizin teşekkülümüze, verdiği direktif, halk îçin halka koşmaktan ibarettir. Sizlere istediğiniz şekilde muhabere imkânlarını verebildiğimiz  gün, bizim için sa­adet günüdür. »

P.T.T. Umum Müdürü Muavini, yeni santralın uğurlu olması temennisiyle konuşmasını bitirmiş ve santral işlet­meye açılmıştır.

 Ankara :

30 Ağustos Zafer Bayramının 34 ncü yıl dönümü, bugün memleketimizin her tarafında coşkun tezahüratla kutlanmıştır.

Muhabirlerimizden gelen haberler, vi­lâyetlerde ve bütün diğer merkezlerde bu münasebetle tertip edilen törenlere kalabalık bir halk kütlesinin büyük bir neş'e ve gurur içinde katılmış ol­duğunu göstermektedir.

Bazı yerlerde mahallî teşekküllerle iz­cilerin de iştirakiyle askerî geçid re­simleri yapıldığı gibi 30 ağustosun Türk tarihindeki büyük ehemmiyeti belirtilmiş, aziz vatanımız uğrunda te­miz kanlarım dökmüş olan mübarek şehidlerin hâtıraları yâd edilerek anıt ve şehidliklere çelenkler konulmuş­tur.

Zafer Bayramının sevk ve neş'esi, ge­ce de, şenlikler yapılmak ve fener alayları tertip edilmek suretiyle bütün yurtta devam etmiştir.

 Ankara :

Harp Okulunun 111 nci döneminden mezun olan 240 asteğmene diplomala­rı bugün saat 16 da Harp Okulunda yapılan  bir   merasimle  verilmiştir.

Merasimde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, D.evlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Maarif Vekili Ahmet Özel, mebuslar, vali, Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, Kara Kuvvetleri Kumandanı Orgene­ral Nureddin Aknoz, Deniz Kuvvetle­ri Kumandanı Oramiral Sadık Ahman, Hava Kuvvetleri Kumandanı Or­general Feyzi Uçaner, yüksek rütbeli subaylar; mülkî erkân, ataşeler, basın mensupları ile kalabalık bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Harp Okulu Kumandanının konuşma­sı:

Merasime bandonun çaldığı ve hep bir ağızdan söylenen istiklâl marşı ile baş lanmış ve müteakiben Okul Kumandan Tuğgeneral Muhittin Okyayuz bir konuşma yapmıştır.

Okul Kumandanı ezcümle demiştir kî:

«'Bu asteğmenler, Türk vatanının bü­tünlüğünü ve Türk istiklâlini kurtarırken şeref meydanlarında kalanların ve yıllar boyu feragat ve sadakatle hiz­metten sonra emekli olanların yerine nöbete giriyorlar.

Bu subaylar, Türk ordusunun harbe hazırlanmak olan barış ve sefer süresi vazifelerini çok iyi başarmaları için lü zumlu, askerî ve akademik bilgi. ile mücehhezdirler.

Bunun da üstünde olarak, her biri, uğ runda canlarını seve seve verecek bi­rer vatan sevdahsıdırlar. Türk subayı­nın elzem olan fizikî mukavemet ve kabiliyete de sahiptirler.

Huzurunuzda, bu üstün vasıflariyle, fakat alâyişsiz ve sakit duran bu genç subaylara güvenebilirsiniz.

Harp Okulunda, onlara aşılanan müte-kâsif kahramanlık ruhu, vazife anlayişı, itaat ve disiplin itiyadı ve ayrıca üç yıllık sistemli ve sıkı bir çalışma ile verilen modern bilgi, günümüzün an­layış ve ihtiyaçlarına yeterli birer su­bay olmalarını sağlıyacak seviyededir. Tarihin en süratli devrimi kinde bu­lunan bağımsız cennet vatanımızın ko­runması için onları nöbete sokarken endişesiz, huzur içinde, güven içinde bulunabilirsiniz.

Okul kumandanı, genç asteğmenlere bazı öğütlerde bulunduktan sonra ko­nuşmasını bitirmiştir.

Müteakiben mezun asteğmenler adma en kıdemsiz asteğmen söz almış, teşek kürlerini bildirdikten ve kahraman Türk ordusuna kavuşmaktan duyduk­ları sevinci belirttikten sonra demiştir ki:

«Yolumuz .en büyük harbiyeli olan bü­yük Ata'nın gösterdiği ebediyete akıp giden bir hıyabandır. Hepimiz büyük Türk milletinin ve aziz vatanın emrindeyiz. Bizden önce bu topraklar için kanlarını veren binlerce sehid ve kah­ramanlarımız müsterih olsunlar,, ken­dilerinden aldığımız emaneti kanımız ve canımızdan aziz bileceğiz.»

Asteğmenin konuşmasından sonra, mezunlar diplomaları ve sınıf birinci, îkinci ve üçüncülerine mükâfatları. Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan ile Millî Müdafaa Vekâleti Ve­kili, Maarif Vekili ve Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi ve Kuvvetler Kuman­danları tarafından verilmiştir.

Millî Müdafaa Vekâleti Vekilinin ko­nuşması ;

Diplomaların tevziinden sonra Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, genç asteğmenlere hitaben şu konuş­mayı yapmıştır:

«Millî kurtuluşumuzun ve bizi batının, medeniyet aydınlığına ulaştıran hayır hinkılâplarımızın temeli olan 30 Ağustos Zaferinin bugün, her bakımdan kuvvetli, büyük kalkınma hamleleri­nin yarattığı refah ve saadetle, münevver istikbale her zamankinden daha emin bir millet olarak idrak ettiğimiz; 34 ncü yıldönümünü hepinize tebrik ederim.

irfan ve kahramanlık ocağı şanlı Harp Okulunun yetiştirdiği bu güzide asteğ menlerin diplomalarını alarak kahra­man ordumuzun emir ve kumanda saf larma böyle mübarek bir zafer günün­de katılmaları gönüllerimize ikinci bir bayram havasını estirdiğine şüphe yok tur.

Bu öğretim ve eğitim yılında çok mu­vaffak neticelerin istihsalinde üstürt gayret ve kabiliyetleri ile âmil olan Okul Kumandanının biraz evvel din­lediğimiz sözleri, yeni subaylarımızın nasıl bir ruh ve bilgi ile yetiştirilmiş olduklarını ve onlardan beklenen vazife ve mesuliyetleri çok kuvvetli olarak ifade etmiştir. Genç subaylarımızın izah, edilen vasıflarla bezenmiş olduklarını ve kendilerine müteveccih ümit­lere lâyık bulunduklarını devamlı mü­şahedelerimizde ve şu vakur hal ve tavırlarının ve kumandanlarına cevap veren en kıdemsiz arkadaşlarının ateşli sözlerinde buluyoruz.

Asteğmenler,

İlk rütbeleriniz hepinize ayrı ayrı kutlu olsun. Bu vesile ile fen de şahısla­rınızda istikbalin büyük kumandanla­rını gördüğüm sizlere hayat ve meslek yolunda istinat edebileceğimiz birkaç "baba öğütü vermek isterim.

Okul Kumandanınızın diğer bir şekil­de ifade ettiği gibi, moral kuvvet ve kabiliyet, saadet ve başarınız için ye­gâne istinadıgâhtır. Fazilet, gerçek ol­mayan kuvvetlere kargı gerçeğin za­feridir. Şerre, bâtıla karşı iyiliğin, doğruluğun. hakkın üstünlüğüdür. Bütün maddî desteklerin iflasa mahkûm ol­duğu güç durumlarda yıkılmayan kurtarıcı kuvvet, elbette fazilettir.

Şunu da biliniz ki; ruhun selâmeti fa­zilete mütevakkıfsa, faziletin kırılmaz kalkanı da cesarettir. Merhamete sığı­nan korkaklıktaki zilletten içtinap et­mek haysiyetli insanların şiarıdır. Sevgi cezbeden cesaretin parlak şerefine daima koşmak lâzımdır. Fert ahlâkı­nın temel direkleri olan meslek, aile, vatan sevgisine, Allah korkusuna kalblerinizde en geniş yeri veriniz. Şunu da sarahatle ifade edeyim ki, insan karakterinden üstün feragat talep eden bütün meslekler ve bunların başinda askerlik mesleği, cemiyet telâk­kisinde hususî bir kudsivet taşırlar. Bu bakımdandır ki, Türk milletinin dikkat ve ihtimamı, fedakârlığı kahra­man ordusunun üstünden ve sizlerden asla eksik olmıyacaktır.

Siz istikbalin kumandanları, sebatın, azmin, feragatin ve askerlik şerefine bağlılığın, üstün seciyenin, timsali ol­malısınız. Bugün aranızda bulunan, se vincinize katılan subay ve kumandan­larınızın kahraman malûlgazilerle, es­ki muhariplerimizin şahıslarında tegah hus eden bu timsali sayıgr ile selâm­larım.

Kumandan, düşman kuvvetlerini her zaman mağlûp etmeğe hazır Üstün bir kudrettir. Bu kudret ahlâkî, ilmî, fen­nî ve fıtrî kabiliyet ve müktesebatla kazanılır. Bu itibarla, size okuldan ve­rilen bu kabiliyet ve iktisapları hayat boyunca devam edecek üstün gayretle rinizle takviye ediniz.

Asteğmenler,

Hükümet olarak, millet olarak sizlere güveniyoruz. Mesleğinize ve ellerinize mesuliyetlerimizi, aziz vatanımızı ema net ederken mutlak bir huzur içinde bulunmak isteriz.

Subay ve kumandan yetiştirmek yolun daki faaliyetleri ordumuz ve milleti­miz için daima hayırlı olmuş asırdide harp okulu, 'bu ilim ve kahramanlık ocağı, bu yıl sizlerle, belki de en öğünebileceği mahsulünü vermiş olacaktır. Bu, en halis bir temennimizdir.

Bu iyi neticeden dolayı, çalışkanlığı, ahlâkî ve meslekî meziyetleri, sizlere idealinizin bir örneğini şahsında ver­miş olduğunu müşahede ettiğim okul kumandanınıza, ilimlerinden feyiz al­dığınız değerli öğrptnıenleriniae ve muktedir subaylarınıza buradan tegek kürlerimi ifade  etmek  isterim.

Asteğmenler.

Sözlerime son verirken, size saadet, sağlık vs şeref dolu bir hayat dilerim, var olunuz.»    .

Müteakiben kısa bir konuşma yapan Büyük Millet Meclisi Reisi Eefik Ko-raltan, 111 nci yılını idrak etmekte bulunan bu kutsal yuvada bulunmak­tan dolayı hissettiği bahtiyarlığın son suz olduğunu söylemiş ve milletin boy le bir müesseseden feyiz alan bahtiyar asteğmenler için beslediği ümit ve sev giyi belirterek  ezcümle demiştir     ki:

«Sizler, bugün vazifeye atıldığınız an­dan itibaren, bilgi ve imanınızla daima çok çalışacak, gehid kahramanlarımı­zın ruhlarını ve malûl gazilerin hatıra­larını daima şad edeceksiniz.

Türk milleti, tarihte kahramanlıklar yaratmış büyük- bir millettir. Sizler ta­rihi şanlı kahramanlık sahifeleri ile dolu kahraman bir milletin, çocukları­sınız. Tarihte destanlar yaratmış gazi­lerin, şehitlerin ahfadısınız, Atatürk gibi evlâdlar yetiştiren bir neslin ço­cuklarısınız. Bunun için sizlere güve­niyoruz. İNe mutlu sizlere... Ve ne bahtiyarsınız  ki,   kahraman Türk   or-

image003.gifimage004.gifduşunun mensuplarısınız. Bahtiyar o-lu-nuz, muvaffak olunuz."

'Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko-raltanm konuşmasından sonra Harp Okulu sancağının devir ve teslim me­rasimi büyük bir huşu içinde yapıl­mıştır.      •

Genç  asteğmenlerin  hep   bir  ağızdan

söyledikleri harp okulu marşını taki-"ben merasim geçidi yapılarak törene  eoii verilmiştir.

İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar 30 ağustos zafer bayramı münasebetiyle "bu ak­şam, Beylerbeyi sarayında İstanbul garnizonunda bulunan general ve a-mirallerle refikalarına bir akşam yeme .ği vermiştir.

Bu yemekte İstanbul Vali Vekili, meni leketimizi ziyaret etmekte bulunan -İ-ran Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi riyasetindeki İran askerî hey'eti ve İran Başkonsolosu hazır bulunmuştur.

Ankara :

Türk milletinin, bütün mevcudiyetiyle bağlı bulunduğu ordusunu dünü ve bugünü ile yakından tanıtmak maksa-diyle Dahiliye Vekâleti Önündeki sa­hada kurulan ordu sergisi bugün saat 38 de Büyük Millet Meclisi Reisi Re­fik Koraltan, Millî Müdaafa Vekili Se­mi Ergin, Maarif Vekili Prof. Ahmet Özel, Erkânı Harbiydi Umumiye Reisi İsmail Hakkı Tunaboylu, Kara,. Hava, Deniz Kuvvetleri Kumandanları, mül­kî ve askerî erkânın hazır bulunduğu bir merasimle açılmıştır.

Kara, Hava, Deniz Kuvvetlerine ait silâhlarla, askerî müze, Jandarma, Sıh hiye, Kızılay, Sinema ve her çeşit mal zemeyi, halkımızın takdirkâr nazarla­rına arzetmek gayesiyle kurulan ser­ginin açılışına, ihtiram kıfasımn tef­tişini müteakip istiklâl marşiyle baş­lanmıştır. Müteakiben Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Engin şu konuş­mayı yapmıştır:

Aziz misafirlerimiz.

Ordumuzun elindeki modern silâh ve malzemeyi halkımıza tanıtmak üzere geçen yıl İzmirde-Kara ve Hava Kuv­vetlerine ait iki sergi açılmıştı. Bu se­ne de dört büyük şehrimizde bütün silâhlı kuvvetlerimizi dünü ve bugünü ile tanıtacak sergilerin açılmasına ka­rar verdik. Erzurum, İstanbul ve İzmirde bu sergileri açmış bulunuyoruz. Bugün de yüksek huzurunuzda An­kara ordu sergisini açıyoruz. Bu ser­gilere karşı halkımızın gösterdiği yüksek alâka ve bu sergilerden aldıkları ilhamla ordumuza karşı duyulan gü­ven bizleri son derece sevindirmiş bu­lunuyor. Bugün modern silâh ve teçhi­zat ile donanmış olan Türk ordusunun yeni malzemesi ve eski ordularımızın Mehter, Yeniçeri, Sipahi ve Leventleriyle birlikte müşahedelerinize arz ederek tarihî heyecanlarımızı da taze­lemeye çalışıyoruz.  

Serginin Kara, Hava, Deniz Kuvvet­lerine ve Jandarma Genel Kumandan­lığı ile Harita Genel Müdürlüğüne ay­rılmış bölümlerine silâh v.e malzeme ile birlikte personel yetiştirme ve ye­tiştirilmesine ait bölümleri yakın ve uzak tarihten bize armağan olan canlı resim, manken ve elbiseleri ve N7VTO köşesi görülecektir. Geceleri (gösterile­cek sinemada muhtelif manevra ve tatbikatlara ait tarihi filimler de bu­lunmaktadır. Bunların içinde istiklâl savaşının hakikî harp sahneleride mevcuttur.

Yarının büyükleri olacak çocuklarımı­za bu sahnelerin gösterilmesini çok faydalı bulduk. Bugün burada göreceği­niz, sergiyi ileride seyyar olarak tertip etmeyi ve vatanın her yerinde (göster­meyi düşünüyoruz.

Milletin orduya karşı sevgisini görerek iftihar ve gurur duymanın heyecanı ile sergiyi müşahedelerinize arz etmek üzere sayın Meclis Reisimizin kurdelâyi kesmelerini rica ve istirham ediyo­rum

Müteakiben Büyük Millet Meclisi Reisî Refik Koraltan kısa bir konuşma ya­parak, serginin mükemmel bir çalışma mahsulü olduğunu, tarihî ve modern Türk ordusunun sembollerini muhtevi bulunduğunu ifade etmiş, bu «güzel eseri hazırlıyanlara teşekkür ederek kurdelâyı kesmiş ve sergiyi halka aç­mıştır.

31 Ağustos 1956

Ankara :

Kızılay Umumî Merkezi tarafından hazırlanan porgram gereğince yurdu­muzun muhtelif bölgelerinde inşasına girişilmiş olan sağlık tesisleri için 10 milyon lira tahsis  edilmiştir.

îu programın bir kısmı tahakkuk ettirilerek Izmirdeki 50 yataklı modern doğum pavyonu ile, Pazar, Reyhanlı, Hopa Sağlık Merkezleri ve Adanada 100 yataklı Verem pavyonu inşaatı ta­mamlanmış ve bunlar Sıhhat ve İçti­maî Muavenet Vekâletine devredilmek suretiyle halkın hizmetine açılmıştır. Kızılay umumî merkezi tarafından ay­rıca çocuk sağlığını korumak üzere Ankarada Hacettepe semtinde 1 mil­yon 176 bin lira sarfiyle inşa ettiril­mekte olduğu modern techizatlı çocuk hastahanesinin ikmaline çalışılmakta­dır.

Bunlardan başka Kızılay umumî mer­kezince yaptırılmakta olan Çıldır. Po­sof, Çıtak ve Göle sağlık merkezlerinin de 1956 yılı içinde hizmete girmesi için çalışmalar hızlandırılmıştır.

İstanbul:

Tokyodaki 'Birleşmiş Milletler Karar­gâhında Türk irtibat heyetinin başka­nı olarak 1953 den 1954 e kadar vazife­li bulunan Korgeneral Vedat Garan'a gerek karargâhtaki, gerekse Kore Türk Tugaymdaki üstün başarılarına karşılık Amerika Birleşik  Devletlerince ve filen subay dereceli liyakat madalyası bugün saat 17 de Birinci Ordu Müfettişliği binası önünde Amerikan Büyük elçisi Flecher Warren tarafından özel bir merasimle Korgeneral'e takılmıştır.

Merasimden sonra davetliler Birinci Ordu Müfettişi Orgeneral Nazmi Ataç' in misafiri olarak hazırlanan büfede ağırlanmalardır.

  İstanbul:

Bugün İzmirden İstanbula gelen Bir­leşik Amerika Ticaret Vekili Muavini Harold Mc. Clelland, kendisiyle görü­şen gazetecilere İzmir Enternasyonal Fuar'ı Amerikan Ticaret Hey'etinin ya pacağı işler ve Amerika ile ticaret mevzuunda  şunları  söylemiştir;

«Üç gün İzmirde kaldım. Fuar'ı çok beğendim. Fuarlar, iştirak eden devletlerin anlaşmalarını ve yekdiğerini tanımalarını temin eder. İzmir Enter­nasyonal Fuarının da Birleşik Amerika ile Türkiyeyi birbirine daha çok yak­laştıracağını ve tanıtacağını ümit edi­yorum.

Amerikan  Ticaret Hey'eti Türk tacir­leri ile temasa geçerek karşılıklı ticarî münasebetlerin gelişmesi imkânları hakkında fikir teati edeceklerdir.

Birleşik Amerika ile ticaret yaparken dikkate alınacak nokta Amerikada fiyattan ziyade malın cinsine, gösterişine ve takdim şekline dikkat etmek lâ­zım geldiğidir. Amerikada malın ucuz olanı değil halka cazip geleni makbuldür. Amerikada yalnız 'bir iki maddeye pazar temin etmek için değil daha çe­şitli maddeler için çalışılmalıdır. Tica­ret, yalnız satmak değil aynı zamanda satın almaktır. Biz, her iki memleke­tin menfaatleri için çalışmak arzusun­dayız. »

BELGELER

image005.gifTeknik yardım temini hususunda Birleşmiş Milletler ile hükümetimiz ara­sındaki 18 No. lu ek anlaşma:

8 Ağustos 1956

 Ankara :

Teknik yardım temini hususunda Birleşmiş Milletler ile hükümetimiz arasında imzalanan 18 numaralı ek anlaşmanın tatbike konulması hak­kındaki kararname -bugünkü resmî gazetede yayınlanmıştır .

Kararnamenin hükümleri şunlardır:

Madde: 1

1    Organizasyon hükümete esas mukavelenin şartlarına bağlı kalarak, ham (guayule) kauçuk istihsali ve teknolojosi sahasında bir yıllık    bir müddet için derhal bir mütehassısın hizmetini temin edecektir.

Gauyule- nebatından kauçuk istihsali için müessir muamele metodlarının tekâmülü hususunda Antalya kauçuk tecrübe istasyonuna yardım etmek ve bilgi vermek, vazifeler, metotların tesisi ve bu metotların pra­tikliğinin örnek olacak ölçüde gösterilmesi faaliyetiyle birlikte temel laboratuar kimya tetkiklerini içine alacaktır.

Laboratuarda ve çalışmanın nebat safhalarında mahalli personeli eğitmek ve idare etmek.

2    Bu vazifelerin :fası için mütehassıs hükümetin  selâhiyetli acentaları ve memurlariyle ve  memlekette tekâmül projelerinin uhdelerine verildiği birlik mensuplar iyi e sıkı istişare ve tam 'bir işbirliği içinde ça­lışılacaktır, İşindeki gelişme hakkında ve aynı zamanda memlekette ken­di sahası dahilinde teşebbüs edilen herhangi teknik yardım projesi hususunda organizasyon haberdar edilecektir.

Madde: 2

Hükümet bu anlaşmada belirtilen teknik yardım için merkezî tertip acentası olarak Ziraat Vekâletini (Ziraat İşleri Umum Müdürlüğü) tâ­yin eder. Organizasyon bu gibi teknik yardım hususunda' Ziraat Vekâleti ile iş görecektir.

Madde: 3

 Esas mukavelenin 3 ncü maddesinin 2 numaralı bendine uygun olarak hükûmet mütehassıs,   için,   aşağıdaki  gibi,  hazırlıkta bulunacak­tır.

 Hükümetin fiyat mesuliyetleri esas mukavelenin 3 üncü maddesine göre aralık 1951 tarihinde hükümetle teknik yardım (heyeti arasında ya­pılan mahalli fiyatlar anlaşmasının şartlarına ve aynı zamanda aşağıda­ki şartlara tâbi olacaktır:        

(a)organizasyon mütehassıs için hükümet tarafından verilen nakil vasıtasının kulanı-mından doğacak herhangi bir mesuliyetten muaf olacaktır.

Mütehassısın gelmesinden Önce hükümet ilâve anlaşmanın şartlarının hemen ifası için gerekli olan idarî ve malı hazırlıkları yapmış    ola­caktır.    

Burada anlatılan teknik yardımın müessir olarak ikmâl edilebilmesi için hükümet  mütehassısa, vazife müddetince kendisiyle çalışacak ve mütehassıs tarafından yetiştirilecek onun yerine işi devam ettirecek eh­liyetli en az bir yardımcı verecektir.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri: 15 Ağustos 1956

 Ankara :

Büvük Millet Meclisi (bugün saat 15 de Reis Vekillerinden Fikri Apaydının riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman hâlen memleket dışında bulunan Adliye Vekili. Prof. "Hüseyin Avni Göktürk'e Devlet Vekili Cemil Bengü'nün vekâlet ede­ceğine dair Riyaset inumhur tezkeresi okundu. Bundan sonra öğretmen­ler bankasının kurulması hakkındaki kanun lâyihasının muvakkat bir encümende konuşulmasını derpiş eden takrir oya sunulup nazarı itibare alınması böylece mezkûr lâyihaları encümenlerde normal seyrini ta­kip etmesi hususu kararlaştırılmış oldu.

Kanun lâyihaları :

Büvük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında kanun lâyihalarının mü­zakeresi mevanında Başvekâlete bağlı daimî bir atom enerjisi komisyo­nunun kurulması (hakkındaki kanun lâyihasının birinci müzakeresi ya­nıldı. Lâyihanın heyeti umumiyesi üzerinde konuşan Çanakkale mebusu "Nurettin Alpkartal atomun ehemmiyetini belirtti, ve atom enerjisinin sulhcu gaveler uğrunda kullanılmasının yaratacağı faydaları izah ede­rek memleketimizde de bövle bir teşkilâtın kurulmasının memnuniyet verici bir haî olduğunu söyledi.

Bundan sonra hükümetimiz ile yabancı memleketler arasında imzalan­mış bulunan ticarî anlaşmaların onanması hakkındaki kanun lâyihala­rının birinci müzakereleri tamamlandı. Bu arada saran tahlil ve değer­lendirme metotlarının birleştirilmesine dair beynelmilel mukavelena­menin tasdiki hakkındaki kanun lâyihasının ikinci müzakeresi yapılarak, lâyiha kanunlaştı.

Bilâhare suallerin müzakeresine geçildi. Burdur mefousu Mehmet Özbey 1954 - 1955 ders yıllarında kadro bekliyen öğretmenlerin durumlarını hal­inin ne gibi tedbirler düşünüldüğüne dair Maarif Vekilinden şifaî suali, vekil Ahmet Özel tarafından cevaplandırıldı.

Vekil bu cevabında şimdiye kadar kadro bekliyen ilk ve orta okul öğretmenlerinin durumlarını izah etti. Ve bunlardan çoğunun kadro imkân­sızlıklarına rağmen maaşlarının tashihlerine gidildiğini belirterek ayni öğretmenlerin kadro vaziyetlerinin İslahıkin elden gelen gayretlerin gösterileceğini de sözlerine ilâve etti. 

"Sual sahibi, Maarif Vekâletinin kadro mevzuunda göstermiş olduğu alâ­kadan memnuniyet duyduğunu belirtti. Ve bu işe daha hassasiyetle el konulması temennisinde bulundu.

Büyük Millet Meclisinin 'bugünkü toplantısında bir tefsir talebine. dair muvakkat encümen mazbatası kabul edildi.

Bundan sonra, yaralamaya sebefo vermekten mahkûm edilmiş 'bulunan Can Beylunioğlu hakkında arzuhal ve Adliye Encümenlerinin mazbata­ları okundu ve bu mesele hakkında söz alan muhtelif hatiplerden sonra, Can Beylunioğlü'nun affına mutazammın arzuhal encümeninin mazbatası reddedildi.

Bilâhare. 32 vatandaşın öldürülmesi dolayısiyle eski Dahiliye ve Millî Müdafaa Vekilleri hakkında Meclis tahkikatı açılıp açılmamasına dair arzuhal encümeni mazbatası ile Eskişehir eski mebusu merhum İsma­il Hakkı Çevik'in bu meseleye dair takririnin müzakeresine geçildi.

İlk olarak söz alan Van mebusu Kemal Yürükoğlu, hâdisenin vukubulduğu 1943 yılında, Van Cumhuriyet Müddeiumumisi bulunduğunu vs bu hâdisenin bütün (teferruatına vâkıf olduğunu, C.H.P. iktidarının bil­hassa şark vilâyetlerinde gıdasını zulüm, işkence ve kahrın rızkından aldığını, şimdi «hukuk devleti»; "hukuka" bağlı devlet" diye bağıranların iktidarları zamanında insanların muhakeme 'edilmeden öldürüldükleri­ni söyledikten sonra, 32 vatandaşın öldürülmesi hâdisesini bütün teferruatiyle anlattı. Hâdiseye dair bir kısım evrakı da okuyan Kemal Yü­rükoğlu, o zamanki hükümetin'; kudretsizliğini setretmesi için ve bir tethiş havası yaratmak gayesiyle, 32 Türk'ü 32 Türk'e katlettirmiş, olduğu­nu ve böyle bir katil hâdisesinden sonra o zamanın Reisicumhurunun katliamı emredenle birlikte Özalp'a geldiğini ve Ibunun bir tehdid mâ­nâsı taşıdığını söyledi ve müruru zaman ile af kanununun çıkmış olma­sına rağmen o zamanın mes'ulleri hakkında tahkikat açılıp .açılmaması takdirinin Büyük Millet Meclisine ait olduğunu belirterek sözlerine son verdi.

Bolu mebusu Ahmet Hatı. hâdisenin vukubulduğu yıllarda bir vatandaş" olarak bir meb'usa mektupla bu facianın bütün teferruatını anlattığını söyliyerek söze başlamış, işin hukukî cephesini tahlil etmeyeceğini bil­direrek kurşuna dizilen yerlerdeki vatandaşların yüksek vatanperver hislerle meşbu olduklarını, bu vatandaşları katledecek kadar keyfî şe­kilde idare edenlerin o zamanlar hiç şikâyet dinlemediklerine işaret et­miş ve hukukçuların müruru zaman mes'elesini ortaya attıklarını fakat bu yüzden ana ve baba katillerinden hesap sormamanın insafla kabili" telif olmadığını, buna gönlünün razı olmayacağını söylemiştir.

Söz alan Kırşehir mebusu Tahir Taşer, Mustafa Muğlalı'ya asayişin bazı kimseler tarafından devamlı olarak bozulduğunu söyledikleri zaman, Muğlalımın «bu adamları yakalayıp, icabına bakınız» dediğini, o zaman oradaki idarecilerin de bu emre uygun şekilde hareket ederek otuziki va­tandaşı biçtirdiklerini söylemiş ve hadimden Muğlalının mes'ul bulundu­ğunu o zamanki Dahiliye ve Millî Müdafaa Vekilleri hakkında takibat açılmasına hukuken ve kanunen imkân olmadığını ve o zaman 32 vatan­daşı Adliye yerine askerî adliyeye teslim etmiş olanları hâdiseye «fiilen iştirak» ettiklerini ilâve ederek sözlerini bitirmiştir.

İçel mebusu Aziz Koksal, hâdise hakkında bildiklerini anlattıktan sonra, 1950 den evvelki arzuhal encümeninde muhalefet partisine mensup bir meb'us olarak, bu hâdisenin Meclise intikal etmesi hususundaki gayret­lerini belirtti. Bursa meb'usu Müfit Erkuyumcu, arzuhal encümeninin mazbatası üzerinde konuştu, kurşuna dizilme hâdisesinin hakikaten üzü­cü bir vak'a olduğunu ifade eyledi. Çankırı meb'usu Kenan Çığman, kur­şuna dizilen vatandaşların ölüm emrinin zamanın Reisicumhuru tarafın­dan Orgeneral Muğlalıya verilmiş olduğunu bizzat orgeneralden işitildiğini açıkladı.

Diyarbakır mebusu Mustafa Ekinci, hâdiseye bizzat şahit olan o zaman­ki umumî müfettiş. Avni Doğan'm vaka hakkındaki sözlerini nakletti. Meselenin bir ihmal suçu olarak görülemeyeceğini, müruru zaman raevzuunun da ileri sürülemiyeceğini söyledi ve 32 vatandaşın kurşuna . di­zilmesi hâdisesinde ismi geçenler hakkında Meclis tahkikatının açılması­nı istedi.

Arzuhal encümeni adma konuşan Konya mebusu Fahri Ağaoğlu da, mev­zuun hukukî bakımdan bir tahlilini yaptıktan sonra, yine hukuk ışığı al­tında hâdiseye methaidar olanların af kanununa göre ve müruruzaman dolayısiyle ceza görmeleri icahettiğini, ancak yine mezkûr hâdisenin bir katil hâdisesi olmasından dolayı Meclisçe tahkikine gidilmesinin doğru o-îacağım, ifade etti ve arzuhal encümeninin mazbata üzermde İsrar etmi-yeceğini sözlerine ilâve eyledi.

Bundan sonra söz alan Devlet Vekili ve Adliye Vekâleti Vekili Cemil Ben gü ezcümle şunları söyledi:

Efendim, bendeniz hâdisenin ehemmiyeti üzerinde ayrıca durmıyacağım. Bu kâfi derecede kıymetli arkadaşlarımız tarafından izah edilmiştir ve aydınlanmıştır. Gerçi'mazbata Meclis 'tahkikatı açılmasını terviç eder  ma­hiyette değildir ve bunun için de hukukî sebep olarak müruru zaman ve af vakıaları ileri sürülmektedir. Ancak 'bu vakıalar tetkik mevzuu edilen liâdiseye ati olunan suç vasıflarına göre muteber olabilir. Suç vasıfları ih­mal ve sui istimalden ibaret kaldıkça mazbatanın varmış bulunduğu bu neticenin doğru olarak kabul edilmesi zaruridir ama hâdisenin içinde isimleri geçen eski vekiller ve Erkânı Harbiye Reisi hakkında şimdiye kadar bir suç cihetinden gerek vazifeyi ihmal gerek sui istimal, gerekse zımnî veya sarih bir emirle veya iştirakin diğer unsurlarından biri ile bu hâdise­ye fiilen veya manen katılmış bulundukları hakkında hiç bir tahkikat ya­pılmamıştır. Evvelce teşkil olunan vekâletler arası encümen elbette ki bu tahkikatı gerçekleştiremezdi. Çünkü kendi selâhiyeti buna müsait değil­di. Zira Yüksek Meclis bu kimseler hakkında bir tahkikat açılmasına ka­rar vermedikçe böyle bir tahkikat taıbiî olarak yapılamazdı.

Şimdi, mesele burada düğümleniyor ve burada çözülüyor. Yetki yüksek heyetinize aittir. Hâdisede eski vekillerin ve Erkânı Harbiyei Umumiye Reisinin iştiraki var mıdır, yok mudur? Bugün su dakikada kimse yoktur diyemiyor ve kimse olduğunu ispata muktedir değildir. Binaenaleyh tak­dir yüksek heyetinize aittir. İştirak cihetinin müsbet veya menfî halledile 'bilmesi için kanaatimizce tahkikat açılmasına zaruret vardır.

Siirt mebusu Daim Süalp arzuhal encümeninin mazbatası üzerinde dura­rak encümenin 32 vatandaşın kurşuna dizilmesi hâdisesinde suçlular hak­kında herhangi bir hüküm vermeye yetkili olmadığını söyledi ve arzuhal encümeninin mazbatasının reddi ile bir tahkikat komisyonunun kurulup hâdiseye elkoymasını istedi.

Zonguldak mebusu Sebati Ataman yapmış olduğu konuşmada dedi ki:

»Tahkikat açılması lüzumu aşikâr. Ortada isnat edilen bir fiil var, 32 va­tandaş kurşuna.dizilmiş. Bu fiille ilgil bakanlar mevcut Bu bakanların bu fiilleri suç suç mahiyetinde müruru zamana tâbi midir, değil midir?

Bunu arzuhal encümeni söyliyemez. Bü fiil af kanununa tâbi midir, de­ğil mıdir? Bunu arzuhal encümeni söyliyemez. Bütün bunları tahkikat komisyonu söyliyelbiHr. Binaenaleyh bir tahkikat komisyonunun teşkili lâzımdır. Yalnız bendeniz bir noktaya temas edeceğim. Yüksek malûmu­nuzdur ki Cumhurbaşkanları sorumsuzdurlar. Vatan hainliği müstesna, vazifeleriyJe ilgili suçlardan dolayı Cumhurbaşkanları değil Başvekil ve bakanlar mesuldür. Bu fecî cinayete o zamanın Cumhurbaşkanının dolay isiyle temas ettiği ve alâkadar olduğu söyleniyor. Tahkikat komisyo­nunun, zamanın Cumhurbaşkanının bu cinayetteki rolünü tesbit etme­sinde şu fayda vardır: Cumhurbaşkanının bu cinayete herhangi bir su­rette teması ve iştiraki varsa islediği suç vazifeden münbais değil, alela­de suçtur. Binaenaloyhbir milletvekili sıfatiyle masuniyeti tesriyesinin kaldırılması lazımgelir. Bu bakımdan tahkikat komisyonunun bu ciheti tahkik edip Cumhurbaşkanının bir suç isleyip islemediğini, suça iştirak edip etmediğini araştırması çok yerinde olacaktır.»

Bundan sonra bir kifayet takririnin kabul edilmesiyle, Meclis tahkikatı­nın açılıp açılmamağı hakkındaki önergeler okundu. Neticede bu hâdise­de mesul olanların ortaya çıkması için arzuhal encümeninin mazbatası reddedilerek Adlive ve teşkilâtı esasiye komisyonlarından mürekkep bir tahkikat encümeninin üç ay zarfında mesaisini bitirmesi ve lüzumlu se-lâhiyetîerin kendisine verilmesi hakkındaki hususlar da kabul olundu.

Adliye Vekâleti Vekilinin Özalp hâdisesi hakkındaki beyanatı: 20 Ağustos 1956  Ankara :

1943 senesinde Van vilâyetinin Özalp kazasında suçsuz 33 vatandadır»  hakemesiz ve hükümsüz kursuna dizilmeleri hâdisesinde  zamanın  Müdafaa ve Dahilive Veküleriyle diğer ilgililerin de müşterek ve memnuniyetleri bulunup bulunmadığının  tahkiki için Büyük Millet      Meclisince 15.8 1956 tarihinde ittihaz olunan karar münasebetiyle Cumhuriyet Halk. Partisi genel başkam. İsmet İnönünün zamanın Cumhurreisi ve bu ilgililerden biri srfatiyle yaptığı ve matbuata verdiği 16.8.1956 tarihli beya­nat hakkında fikrini soran muhabirimize Devlet Vekili ve Adliye Vekâ­leti Vekili Cemil Bengü şunları söylemiştir:

«Bu beyanatı üç noktada toplamak mümkündür.

1)  Cumhuriyet Halk Partisi İktidarı zamanında hâdisenin her türlü
tahkikatı yapılmış ve mesulleri hesaplarını vermişler ve 1950 den sonra
da mesele tekrar tetkik edilmiş ve başka 'bir tahkikat mevzuu buluna-

-rnamıştır.

 Şimdi Meclis ialhkikatı açılması 6/7 eylül hâdiseleri    dolayısiyle
yaptığım devamlı şikâyetlerden İnfial ile 'hakkımda Özalp hâdisesinden
istifadeyi hedef tutan bir misillemedir.

 Ben bütün mesuliyetlerimden hesap vermeğe muktedirim.

İnönünün bu münasebetle yaptığı basın toplantısındaki beyanatı işte bu üç noktada hülâsa olunabilir.

Biz de aynı sırayı takip ederek bu beyanları cevaplandıralım:

1)  İnönünün iddiası hilâfına hâdisenin doğrudan oğiuya failleri mev­kiinde bulunan ordu kumandanı Mustafa Muğlalı ve beş cürüm ortağı hakkında dahi Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı kendiliğinden ve gönül arzusiyle takibata girişmemiştir. Yani altı sene gibi uzun bir müddet suç takipsiz bırakılmış, ört bas edilmiş, ancak hâdisenin üzerinden bu kadar uzun bir zaman geçtikten ve artık tek parti hâkimiyeti muhalefet parti­sinin kurulmasivle nihayete erdikten sonra ve o vakit muhalefette bulu­nan Demokrat Partinin ciddî ve devamlı İsrar ve tazyiki neticesinde mes ele hakkında tahkikat açılması kaçınılmaz bir hal almış ve bu mecburi­yetle failler mahkemeye verilmişlerdir. Böylece,. daha vukuu anında Cumhur reisinin hafoerdar olması pek taibiî bulunan 33 vatandaşın kat­liamı igibi fevkalâde vahim bir hâdisenin 6 sene müddetle takipsiz bıra­kıldığına şalhit oluyoruz.

Bunun haricinde zamanın Millî Müdafaa ve Dahiliye Vekilleriyle diğer ilgilileri hakkında ise bütün iddia ve isnatlara rağmen her "hangi bir mu­amele ifasına evleviyetle ve asla yanaşılmamıştır.

Esasen vekil veya Reisicumhur olan alâkalıların nizamî veya askerî mah kemelerde muhakeme edilebilmeleri mümkün değildir ki, Meclis tahki­katı açılmadan bunların muhakeme edilip hesap vermiş olduklarını id­dia edebilmek kaibil olsun, bu o kadar açık bir (hakikattir ki, aksini be­lirten beyanatta bulunmak sadece muayyen bir müddet için dahi olsa halk efkârını oyalamak veya aldatmaktan başka türlü bir maksada hamdolunamaz. Meclis tahkikatı açılması ve hesap sorulması meselesi ilse ancak (3 950) senesinde Demokrat Parti iktidara geldikten .sonra Diyar­bakır mebusu Mustafa Ekinci'nin verdiği bir 'takrirle ele alınabilmiş ve fakat Teşkilâtı Esasiye Kanununun ve Dahilî nizamnamenin şart koş­tukları Meclis tahkikatı kararı geçen çarşambaya kadar istihsal edile­memiştir. Gerek arzuhal encümeni ve gerek vekâletler arası komisyon meseleyi tekrar tekrar tetkik ederek bir tahkikat mevzuu bulamamış de­ğil hiç bir muamele ifa ve tâyin edememek mevki ve mecburiyetinde kalmıştır. Binaenaleyh İnönünün sanki bu cihetten gerekli tahkikat iera edilmiş ve neticeleri alınmış olmasına rağmen mükerrer bir tahkikata tevessül olunuyormuş zehabını uyandırmağa matuf beyanatı hakikatle­re ve vakıalara tamamen aykırıdır.

6-7 eylül hadiseleriyle bir kıyas tesisine çalışması ise beyhudedir. Zira Özalp hâdisesinden ve kendi zamanı idaresinde olduğunun tamamen ak­sine olarak 6-7 eylül hâdiselerinin mes'ulleri en geniş ölçüde ve süratle takibata maruz bırakılmış ve idarî, askerî ve adlî mahkemelerde hesap­larını vermiş ve vermekte bulunmuşlardır. Muhalefetin İsrarlı ve mü­kerrer iddialariyle hükümete sirayet ettirmek istenen mesuliyet ciheti ise. Özalp hâdisesindekinin yine tamamen aksine olarak ört bas edilmek şöyle dursun defalarca Büyük Mîllet Meclisi heyeti umumiyesinde ve bütün memleket ve dün;ya efkârı umumîyesi Önünde en sert ve ciddî mü­nakaşa ve müzakerelere mevzu ölmüş ve Meclis tahkikatı açılması talep leri (her türlü mesnetten uzak görülerek Büyük Millet Meclisi tarafından red edilmiş ve böylece Teşkilâtı Esasiye "Kanunu ve dahilî nizamname hükümleri dairesinde takibi lâzım gelen husus usulü muhakemenin icabatı tamamen yerine gelmiş, .nihaî ve kat'î olarak tekemmül etmiştir.

2)  33 vatandaşın hükümsüz ve muihakemesiz kurşuna dizilmeleri gibi fevkalâde ehemmiyeti haiz bir hâdisede umumî usulü muhakeme ile mesuliyetleri tahakkuk edenlerden sonra 'hususî usulü muhakemeye tâ­bi kimselerin de yani sabık vekiller ve o zamanki Reisicumhurun da mes'uliyetleri mevcut olup olmadığının araştırılmasını mümkün kılacak Büyük Millet Meclisi tahkikat kararını tabiî, zarurî ve tamamen isabetli olarak kalbul eylemek icap ederken infial ve misilleme gibi bir takım yer­siz ve mesnetsiz düşüncelerin mahsulü olarak göstermeğe ve bu suretle kıymetten düşürmeğe çalışmak beyhude olduğu kadar ciddiyetle de gay­rî kabil telif bulunmaktadır. Cazîp hâdisesinde mahkûm olanlardan baş­ka İnönü dahil diğer bir kısım alâkalılar ise suçlu olup olmadıklarını tahkike imkân bahşeden Meclis kararından sonra ve ancak şimdi hesap vermek mevkiine girmiş bulunuyorlar.

3 ) Bilhassa kendisi hesap verme mevkiinde bulunan bir kimsenin bir taraftan her türlü hesabı vermeğe muktedir olduğunu peşinen ileri sür­mekten geri kalmamağa itina gösterirken diğer taraftan bir takım mev­hum iddiaların siperine sığınmaya çalışması son derece calibi dikkattir.

Şunu da kaydedelim ki acaip bir meydan okuma edası dahi verilmek is­tenen böyle bir beyanı yapan kimsenin bir çok fiillerine karsı kendisini, müruruzaman ve af siperlerine, gizlenerek müdafaaya çabalamaması icap eder.

Bu meydan okuduğu hâdisede de kendisini af ve müruru zaman ile mü­dafaa etmek istiyecektir. Fakat bakalım bu siperler şeklen ve hukuken müdafaasını temine kâfi gelecek midir?

Eisenfaower'in Fuar'ın açılışı münasebetiyle  Türk milletine     gönderdiği mesaj:

 İzmir :

Belediye Reisi Enver Dündar Başar, Fuarın açılışı münasebetiyle yaptığı konuşmanın hitamında. Amerikan Büyükelçisi tarafından kendisine tevdi edilen dost ve müttefik Birleşik Amerika Reisicumhuru Dwight D. Eisenhower'in Türk milletine gönderdiği mesajı  okumuştur.

«İzmir Enternasyonal Fuarının muhterem ziyaretçilerine selâmlarımı ve iyi temennilerimi bildiririm.

Amerika Birleşik Devletleri İzmir Enternasyonal Fuarına iştirak etmekle, bahtiyardır. Bu fuar vasıtasivle Türk milleti insanlığın muhayyilesini ve yaratıcı kudretini harekete getiren serbest fikir mübadelesini tesis ve takviye  etmektedir.

Fuar bütün milletlerin daha olgun ve daha memnuniyet verici bir haya­ta erişmeleri bahsindeki faaliyet ve terakkiyi süratlendirecektir.

Fuarınızda teşhir ediiecek Amerikan malları bizim için asırlık sanayi te­rakkimizi daha iyi istihsal ve imalde bulunmak için devam etmekte olan araştırmalarımızı, daha az emek sarfiyle daha ucuza mal etmek ve bun­ları daha fazla kimsenin istifadesine arzeylemek yolundaki gayretlerimi­zi göstermektedir. Amerikan sanayi gelişmelerinin bütün milletin işbir­liği yapması neticesinde elde edilmiş bulunmasından gurur duymakta­yız. Halkın çalışması ve tasarrufu yüzünden Amerikalı ferden memle­ketin iktisadî gelişmesinde çok mühim rol oynamıştır. Türk milletinin cevheri ve tükenmez enerjisi beklenen refahı ve inkişafı sağlıyacaktır. Bundan emin bulunmaktayız.

Amerika Birleşik Devletleri Reisicumhuru Dwight D. Eisenhower

İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyat Mandalincinin Fuarı açış nutku:

 İzmir :

İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyat Mandalinci İzmir Enternasyonal Fua­rını şu nutukla açmıştır:

«Aziz misafirlerimiz, muhterem izmirliler,

Güzel Ege'nin sinesinde memleketimizin medarı iftiharı olan İzmir En­ternasyonal Fuarının 25 inci açılışında hükümetimiz adına sizlere hitap etmekle bahtiyarım.

Bu vesile ile, Fuarı hazırlayanlara ve kendileriyle olan ticarî münasebetlerimizin gelişmesi hususundaki arzularını Fuara resmen iştirak sure­liyle de izhar eden dost devletlere, temsilcilerinin şahıslarında teşekkür etmek isterim.

Memleketimizin ekonomik gelişmesinde iç pazarlarının bünyesini içeri­ye ve dışarıya aksettirmek bakımından fuarların ifade ettiği büyük ehem miyet malûmdur. Bu hususta İzmir Enternasyonal Fuarının bugüne ka­dar arzettiği ehemmiyet büyük olmakla beraber, bu rolün günden güne daha da artmakta olduğundan şüphe etmiyorum.

"Bütün tarih boyunca milletlerin, fuarlara yalnız mal mübadelesi bilvesile yalnız teknik ve nıetod mübadelesi değil, aynı zamanda sık temas netice­si örf ve âdetlerini karşılamak suretiyle beşerî ve medenî insicam ve ahengin teessüsüne de imkân vermişlerdir. Bugün bizim ,de mensup ol­makla iftihar duyduğumuz Avrupa camiasında muhtelif maddî manevî kıymetlerden müteşekkil müşterek patrimuanma taazzuvunda fazlasiyle âmil olan fuarların tarihte gördükleri bu mühim rolün bundan böyle de devamı lüzumunu biz Türkiye olarak İzmir Enternasyonal Fuarına ver­diğimiz ehemmiyetle göstermiş bulunuyoruz.

Bizimle işbirliği arzusunda bulunan bütün memleketlerin mamullerini teşhir suretiyle yabancı tekniği vatandaşlarımıza tanıtan bu Fuarın, ay­nı zamanda, memleketimiz mahsul ve mamullerini dünya piyasasına ta­nıtmak bakımından da müstesna bir fırsat teşkil ettiği bedihidir. Bu iti­barla bütün sanayici ve tüccarların bu münasebetle mallarını arzetmeyi ve hattâ mühim vilâyetlerimizin birer pavyon ihdası ile bünyelerine has iktisadî folklorlarını teşhiri millî bir vazife telâkki etmeleri iktiza etti­ğine kaniim.

Şahsert bu esprinin ışığı altında ileriki seneler için İzmir Fuarının mem­leket iktisadî hayatının bütün renkleri ve hareketleriyle aksedeceği bir ihracat fuarı kisvesini ihraz etmesini temenni ederim.

Bu hususun tahakkuku için Türkiye Ticaret ve Sanayi Odalarına ciddî vazifeler terettüp ettiğini de hatırlatmak İsterim.

Muhterem vatandaşlarım,

Bütün memleketler, iktisadî hayatlarında ihraz ettikleri ihtisası, tesa­düflerin veva âfâki bir arzunun neticesi değil jeopolitik zaruretlerin ica­bı olarak elde etmişlerdir.

Binaenaleyh, bir memleketi idare edenlerin o memlekete vermek istedik" leri veçhe, bu idarecilrin ittifaaa mecbur oldukları tabiî kanunlar muvaçenesinde mütalâa edilmek lâzım gelir. Bu cümleden olarak geniş top­raklara sahip ve nüfusunun yüzde 80 i ziraatle iştigal eden bir memleke­ti idare mesuliyetini deruhte etmiş bir hükümetin politikası da; elbette bu jeopolitik ve sosyal zaruretlere göre taayyün etmiş olmak icabeder ki, sağlam bir mesnede bağlanabilmiş olsun.

İşte hükümetimiz bu anlayışla, ilk is olarak ziraî sahada malûm olan faaliyetine girişmiş bulunmaktadır. Bu faaliyetlerin gayesini teşkil eden politikamızın tekrarından fayda mülâhaza ettiğim için arzetmek isterim ki, ziraî istihsali arttırmak suretiyle ziraî gelir ve sosyal refahı yükseltmek kısaca, ziraat politikamızın esas gayesidir.

Ziraatimizi arzu edilen seviyeve ulaştırmak, mahsullerimizin ve kemiyetini yükseltmek, maliyetlerini düşürmeğe matuf imkân ve usulleri araştırmak yolundayız. Bu suretle, arttırılacak ziraî istihsalin teş­kil eedceği sağlam bir bünyeye istinad ettirmeği düşündüğümüz sana­yiimiz de inkişaf imkânını bulacak ve ekonomik potansiyel ve sosyal re­fahın teminatını teşkil edecektir.

"Böylece, memleketimiz iktisaden geri kalmış memleket seviyesinden ile­ri memleket 'hüviyetime geçmiş olacaktır.

Görülüyor ki,  hükümetimizin  ziraî politikadaki faaliyetlerinin  istikbale muzaf gayesi sanayie dayanmaktadır. Çünkü, artık bütün dünyanın kabul ettiği bir hakikat vardır ki, hiç bir memleketin, toprakları ne kadar zengin olursa olsun ve çiftçisinin muhtaç plduğu teknik ve kredi yardım­ları ne kadar müsmir olarak karşılanırsa karşılansın, varlığını yalnız bu sahaya istinad ettirmek suretiyle, bugünkü anlayış içinde saadet ve re­fah elde etmesine imkân yoktur.

Bununla, ziraatın ehemmiyetini küçümsemek istemiyorum. Çünkü, bu hakikatin tersine çevrilmesinde sunu söylemek mümkündür: İktisadî ha­yatı sağlam bir temele dayanmayan hiçbir cemiyet tek başına sanayi üzerine emin ve müstakar bir varlık tesis edemez. Ancak, sanayiini sağ­lam ziraî temeller üstüne kurmuş olan memleketlerdir ki, makul bir re­fah ve sosyal bir   istikrara kavuşabilir.

Bunun içindir ki hükümet, ziraî sektörde geniş himaye politikasını tatbik etmekte ve bununla müteradif olarak da müstakbel refahımızın te­minatı telâkki ettiği sanayiimizi teşvik edici mahiyette fedakârlığı esirgememektedir. Bu vesile ile hükümet politikasının arzettiğim şekilde­ki tezahürü, tamamen teşvik edici mahiyette hazırlanmış 'bulunan ma­liyet unsurları hesapları ve kâr hadleri üzerindeki koordinasyon kara­rında İfadesini bulmaktadır. Bu hükümet kararı ile sanayimizi,

Taazzuv etmiş ve makul kâr hadleri dâhilinde inkişafı mümkün kılan kısım,

inkişaf edebilmesi için kısmen himayeye muhtaç olan kısım,

Ve bir an evvel, inkişafı iktisadî potansiyelimiz için zarurî olduğu halde henüz emekleme devresinde olan kısım olarak üçe ayrılmış ve tesbit ettiğimiz kâr hadleriyle bu maksadı tahakkuk ettirme yoluna   girmiş bulunuyoruz. Böylelikle tekstil sanayiine yüzde 15, makine, demir, çe­lik ve diğer .madenî .sanayie yüzde 25 vs bunun dışında kalan sanayide de yüzde 20 kâr haddi tanınmış ve maliyet unsurları da sanayiciyi hiçbir su­retle tereddüt ve endişeye düsürmiyecek genişlikte tesbit edilmiştir.

Diğer ekonomik sektörlerde olduğu gibi sanayiimize de, ucuz malivet ve süratli devir imkânlarını bahsedecek eneni ve yol dâvâsmm tahakkuku üzerinde yapılan geniş envestismanları tekrara lüzum görmüyorum.

Madenlerimize gelince:

Millî varlığımızda mühim bir yer işgal ed.en madenlerimizi kalkındırma­mızın esaslı bir âmili olarak ele alan hükümetimiz, 'bu sahada hususî te­şebbüsün iştirakini zarurî addetmektedir. Bu hususu temin maksadivle 1954 mart ayında meriyete konulan madenler "kanunu ciddî bir hamle­ye imkân bahşetmiş, ve son olarak ihracattan mütevellit dövizin yüzde 12 sine kadar olan kısmı ile tesisleri ikmal ve isletme için lüzumlu malze­meyi temin hususunda aidimiz, kararlarla musibet tesirini şimdiden gös termeğe başlamıştır. 1949 yılında maden olarak yapılan ihracım 4-1. mil­yon lira olmasına mukabil, 1953 yılında 131 milyon liraya çıkmış bulun­duğunu, yine 1949 yıhnda sadece 500 aramı ruhsatnamesi verilmis olma­sına mukabil 1956 yılının yaldız altı aıya içinde 688 ruhsatnamenin verildi­ğini ve 4 bine yakın müracaatın da kavdedilmis olduğunu belirtmek su­retiyle bu sahadaki inkişafın derecesini tabarüz ettirmiş olacağımı sa­nıyorum. Kaldı ki, madenlerimizi yalnız ham olarak ihracı suretiyle döviz temini bakımından değil, aynı zamanda sanayimizin inkişafında ham madde bakımından teşkil ettiği büyük ehemmiyeti de göz önünde tuta­rak, müstakbel refahımızın ehemmiyetli bir unsuru telâkki etmekteyiz.

Diğer taraftan, madenlerimizin, yarı mamul ve mamul şekilde ihracını sağlayacak sanayi teşebbüslerini de teşvik ederek bu sahada da el eme­ğini değerlendirmek ve daha geniş nispette döviz sağlamak imkânlarını aramaktayız.

Büyük sanayin nüvesini teşkil edecek -olan küçük sanat veri batımın ve onun selâmetle çalışabilmesinin teminatı olan esnafın ekonomik bünye­miz içindeki ehemmiyetleri yanında, orta sınıf olarak sosyal istikrarın tahakkukunda oynadıkları mühim rolü de nazarı itibare alarak himaye kararındayız. Bu sınıfların gerek kredi ihtiyacını temin, gerek teknik formasyonunu imal sadedinde gayret ve teşebbüslerimizi günbegün art­tırmaktayız.

Ticaretimize gelince,

Ziraatin sanayin ve çeşitli iktisadî faaliyetlerimizin meydana getirdiği maddeyi kıymetlendirmek, dünya piyasalarında en çok revaç görebilecekleri yerlere arzetmek ve cemiyetimizin muhtaç olduğu maddeleri en uy­gun şartlarla temin ederek İhtiyaç sahibine ulaştırmak mânasına gelen bu faaliyetin müstakar ve ahenkli şekilde cereyanı, bir kül olarak müta­lâa zaruretinde olduğumuz ekonomik ve sosyal refahımızın teminatı­dır

Ticaret hayatının bu kompleks hali, tüccarın üzerine aldığı vazifenin ve mesuliyetin ne kadar ağır olduğunu ifade eder. Tüccar, tesadüfler içinde hareket eden 'bir şahıs değil bir milletin varlığı ve yokluğu ile,kaderi ile doğrudan doğruya alâkalı ve şerefli bir vazifenin sahibidir. Onun müs­takar bir nizam içinde ve kanunların teminatı altında şahsiyetine ve ehemmiyetine evvelâ kendisinin iman etmesi ve millî varlığımızı zaman ve mekân itibariyle kıymetlendiren bir unsur olduğunu da bütün mille­tin takdir etmesi lâzımdır. Yoksa yaptığı işin ehemmiyetinden kendisi da­hi emin olmayan kompleks içinde yaşayan bir tüccarın ne kendisine ne de ağır mesuliyetini taşıdığı memleket iktisadiyatına hiç bir hayrı ola­maz.

Bu sebepledir ki, hükümetle tüccarın zıt iki kuvvet olarak değil, ayan ga­yenin tahakkuku için çalışan ve birbirini tamamlıyan iki müessese ola­rak sebat" ve anlayışla çalışması gerekir.

Memleketin yüksek ve umumî menfaatleri icabı alman bir karar, münfe­rit olarak bir tüccarın zararına tecelli edebilir. Bu takdirde, bu tüccarın alman kararın tadilini istemek değil kendi durumunu revizyona tâbi tut­ması icabeder. Yükssk Meclisin millî iradenin bir tecellisi olarak kabul ve hükümeti tatbikine memur ettiği Millî Korunma Kanunundan bu mü­nasebetle bir nebze bahsetmeyi faydalı bulmaktayım.

Evvel emirde tavzih etmek isterim ki, bu kanunun gayesi ticaret havalı­mızı meşru kazanç içinde inkişaf edebilecek bir surette teminat altına almaktır. İstihsalden haşlayıp istihlâke katlar giden sirküi içinde vazife alan mutavassıtlar arasında memleket zararına olarak arızî fiyat pahalı­lığı tevlit eder mahiyette ihtikâr düşünenlerin bu faaliyetini önlemektir.

Müstehliki karaborsa âfetinden korumak ve bir kelime ile ona asgarî ge­çim imkânını sağlamaktır. İştira gücünü spektülâtif sahalardan istihsal sahalarına intikal ettirmektir.

Üzerinde musirren durmak istediğim bir cihet varsa, o da hükümetin bu kanunun tatlbiki ile enflasyon tesirler icra eden bu âmilleri ortadan kaldırmak istemekle beraber, deflasyonist bir politikayı asla terviç et­mediğidir.

Bazı çevrelerde, Millî Korunma kanunu 'tatbikatı ile alâkalı olarak alı­nan tedbirleri zengin düşmanlığı şeklinde intikal ettirmeğe çalışanlar vardır.

Meşru yollarla,varlık iktisap etmiş vatandaşlarımızı kanunlarımızın te­minatı altında tutmakta ve hürmetle" karşılamaktayız. Bu şekilde var­lığa veya varlık sahiplerine karşı düşmanlık fikrini besliyen veya yayın­ları da tel'in etmekte olduğumuzu bilhassa arzetmek isterim. Bir cemi­yetin ahenkli ve insicamlı bir istikrara kavuşabilmesinde varlıklı in­sanların emsalikesiresiyle mevcudiyetinin lüzumuna inanmakta ve bir gün varlıklı unsurlarının kemmİyet ve keyfiyet itibariyle daha ileri cemiyetlerdeki seviyeye ulaşmasını temenni etmekteyim.

Her fırsatta himaye ettiğimiz müstahsilin malını değer fiyatından aşağı sattırmak da asla hayalimizden geçmiş değildir Ancak, kanunun tatbika­tında bazen bu esprinin iyi anlaşılmadığı görüldüğü içindir ki, hüküme­timiz müstahsil ve Trüstehlik münasebetlerini ahenkli bir şekilde yütürebilmek için belediyelerin istihsalle doğrudan doğruya alâkalı mad­delere ait fiyat tesbiti kararlarını İktisat ve Ticaret Vekâletinin tasdiki­ne muallâk kılmış bulunmaktadır.

Bu arada güya bir develüasyona gidileceği yolunda vâki söylentilere ge­lince:

Biz, hükümet olarak bunun tekzibini her gün aldığımız ucuzluk tedbir­leri ile fazlasiyle yaptığımıza kaniiz bu tedbirlerin paramızın içerde ve dişarda kıymeti üzerindeki müsbet tesirleri efkâr: umumiyenin malûm­larıdır. Türk parasının günbegün kıymet iktisap ettiğini gören kısa dil­ler tarafından geldiğine şüphe etmediğim bu söylentileri, hükümetim adına red ve paramızın kıymetlendirilmesi yolundaki tedbirlerde devam edileceğini temin ettirerek isterim.

Bir memlekette paranın kıymeti herşeyden Önce memleket halkının pa­rasına karşı göstereceği rağbet ve itimada ve o memleketin istihsal ka­pasitesinin takibettiği inkişaf seyrine tabi olur. Bütün iddiaların hilâfı­na olarak paramızın milletimizin itimadına mazhar olduğu ve yapılan milyarlarca liralık envestismanlarm istihsalde yıldan yıla temin ettiği muazzam artış gözönünde bulunduğu halde Türk parasının istikbal ye âkibetinden endişe etmek mevzuubahis olmamak lâzımgelir. Millî 'Korun­ma Kanununun tatbikatı neticesi paramızın hakikî kıymetine doğru başlıyan yükseliş seyri devam edecektir. Kısa zamanda tatbikine girişece­ğimiz kat'î tedbirlerimizle arsa spekülasyonu gibi paranın kıymeti üze­rine arızî olarak tesir eden âmillerin de ortadan kalkacağını ve döviz karaborsasının mutlak surette Önüne geçileceğini hükümetin adına ifade ve temin etmek isterim. Paramızın bu suretle tekevvün edecek kıymeti kendisini  süratle  dış memleketler  para piyasalarına  inikas  ettirecektir.

Zira hiç bir suretle hiç bir memleketin parasının kıymeti dıs memleket­ler para piyasalarında tekevvün etmez, ancak, millî para piyasasında te­essüs eden rayiç bu paranın dış para piyasalarındaki değerini tâyin eder.

Ambalaj malzemesi ve tahsisler:

Memleketimizin bilhassa ihraç malları ihtiyacı olarak ambalaj ve manipülâsyon ihtiyaçlarını karşılamak üzere maden ve balık ihracında ka­bul ettiğimiz usul ve prensibe paralel olarak incir, üzüm vesaire gibi ih­raç mallarımız üzerinde de yüzde 5 den yüzde'10 a kadar varan bir dö­viz tahsisi fon tesisini derpiş etmekteyiz. Buna muvazi olarak, bundan evvel sayın Başvekilimin de izah ettiği üzere, piyasada mal fıkdanını ön leyici mahiyette tedbirlerimiz devam etmektedir. Bu suretle 1 hazirandan bu yana Başvekilimizin nutuklarında zikrettikleri 207 milyona ilâve olarak 70 milyonu Amerikan yardımından,. 40 milyonu da anlaşmalı mem leketlerde tekevvün eden disponibiliteden olmak üzere 110 milyon Türk liralık daha tahsis yapılmıştır. İhraç mevsimine girmek üzere bulunma­mız ve bundan böyle imkânlarımızın gün begün artması karşısında piyasanın cari ihtiyaç maddeleri bakımından muhtaç olduğu mal bolluğunu teminde müşkülât çekmiyeceğiz ve Millî Korunma tatbikatiyle gayri meşru stok yapmak niyetinde olanlara da hiç bir suretle fırsat vermiyeceğiz. Bilhassa Amerikan yardımlarının mal bolluğu ya­ratma bakımından müessir çok hizmeti olmuş ve olmaktadır. Bu müna­sebetle hükümetim adına, memleketimizin iktisadî gelişmesinde dostluk elini uzatmak ve milletimizin hayat seviyesinin yükseltilmesinde maddî, manevî müzaheretlerini hiçbir suretle esirgemiyen dost ve cömert Amerikan milletine ve onu idare eden insaniyetperver devlet adamlarına teşekkür ve minnetlerimizi arzetmeyi bir vazife bilmekteyim. Memle­ketimiz bu yardımları en müsmir bir şekilde kullandığı ve dünya sulhu­nun idamesi uğrunda hissesine düşen şerefli vazifeyi bihakkın yerine ge­tirmekten başka hiç bir gayesi olmadığını da tebarüz ettirmek yerinde olacaktır.

Dış ticaretimiz :

Sanayi ve ticaret faaliyetlerimizin bu suretle devam ve inkişafını bir taraftan sağlarken diğer taraftan gene iktisadî hayatımızın mühim bir veçhesini teşkil eden dış ticaretimiz mevzuunda piyasamızın emniyetli ve istikrarlı bir rejim içinde çalışmasını temin etme esas gayemizdir. Bunun için ithalât ve ihracat rejimlerimizde ana prensipler itibariyle seneden seneye tüccarlarımızı şaşırtıcı değişiklikler değil, mümkün mer­tebe müstakar bir rejim muhafazasına lüzum görmekteyiz. Ancak, bu hususta tüccarlarımız da hükümetimize zahir olması ve tasvip etmediği sipekülâtif yollara tevessül etmemesi iktiza etmektedir. İhracatta mah­sullerimizin dış piyasalarda ye hususiyle kıymetli paralı memleketlerde daha kolay satışlarınızı mümkün kılmak maksadiyle bazı tedbirler ittiha zina tevessül olunmuştur. Bu cümleden olmak üzere bir kısım maddele­rimizin, alıcı pazarlarda rekabet imkânlarını sağlamak için, fiyatlarımız la dış fiyatlar arasındaki farkı telâfi etmek üzere tevzin fonundan fay­dalandırılmasına devam edilmesi uygun görülmüş ve bu maddeler ara­sına bugünkü konjonktür ve istihsal şartları nazara alınarak bazı ilâve­ler yapılmıştır. Bu arada mühim bir ana sanayimizin ham maddesini teş­kil ettiği kadar dış pazarlarda da aranılan bir ihraç maddesi olan pamu­ğu, ekicinin emeğini değerlendirecek ve istihsalini teşvik edecek bir mudahale baremi ile içeride teminatlı bir fiyat istikrarına kavuşturmakta beraber, iç ve dış fiyatlar arasındaki farkı telâfi ederek tüccarın da in­taç faaliyetine iştirakini sağlıyacak ve ihracatı teşvik edecek tertipleri de derpiş etmiş bulunuyoruz.

Bu tedbirlerle, ihraç mallarımız, bir taraftan istihsallerini teşvik edecek iç fiyat serbestisinin garantisine kavuşturulurken diğer taraftan bu fi­yat seviyesinin dış piyasalara ihracatı imkânsız hâle getirilmesi durumu bertaraf edilmiş olacaktır.

İthalâtta, döviz rantreleri ve sair yardım ve kredi yolları ile sağlanan dış tediye gücümüzün bir taraftan istihsal potansiyelimizi artıracak envestis man ve sanayi sahalarındaki acîl ihtiyaçlarımızı karşılamağa, diğer ta­raftan yükselen hayat seviyesi içinde 'bir iç fiyat istikrarını muhafazaya hizmet edecek lüzumlu istihlâk maddelerin tahsisi politikasını takip etmekteyiz.

Maamafih bütün bunlar bugünkü realiteler karşısında alman tedbirler olmakla beraber, hükümetimizin, ekonomimizin sıhhati, paramızın kıy­meti, istihsal ettiğimiz mallan ucuza mal etmek ve dünya piyasalarına dünya fiyatları ile arzetmenin lüzumu hususundaki kanaati değişmiş de­ğildir.

Bunun için müstahsilden ihracatçıya kadar giden sirküli içinde hizmet ka bul eden vatandaşlar? ağır vazifeler düşmektedir. Bu vazifeler daha ras­yonel çalışılarak verimliliği arttırmak, teknik bilgi ilâvesiyle maliyeti düşürmek ve daha kanaatkar olmak suretiyle iç ve dış fiyatlar arasında­ki farkı azaltmaya gayret etmektir.

Esasen bu vazife bütün milletin, hangi sektörde çalışırsa calışsm, isçi, çiftçi, memur, tüccar bütün vatandaşlar için bir vecbe tenkil etmekle kalmayıp, aynı zamanda kendi menfaatimi icabıdır. Zira, ihracat ve it­halât muamelelerimiz arasında ahengin bozulması, ucuz maliyeti imkân­sız kılmak ve ekonomik havatın istikrarını bozmak sufetme foinnetice havati bağlarla bağlı olduğu cemivet nizamı içinde pahalılığın izdiraibını bilfiil kendi üzerine çekme durumuna düşürür.

Bunun içindir ki, hükümet kendisini iktisadî hayatın her sektöründe mu­vazeneli bit ucuzluk tesisi vazifesiyle mükellef addetmekte ve ancak bu vazifesini bir duraklama hali tevlid edecek şekilde değil sevyal tedbirler le carî hayatın inkişafına sekte vermeden temin etmeye çalışmaktadır

Hükümetimiz dünyanın atom devrini idrak etti§i bir sırada şerefli ve kahraman milletimizin boynuna asılmak istenen iktisaden geri kalmış memleket» atmak ve kendisini mepzinin hasmetivle mü­tenasip, mesut ve medenî bir cemiyet haline ifrağ etmek kararında­dır.

Gayemiz, asırlar bovunca ihmal edile edilee "bir heresbe haline ektirilen memleketimizi, içinde vasranların ihtivac ve asaletlerinin seviyesine yükseltmek ve fakrüzaruret pençesinden koparıp kurtarmaktır. O fakrızaruret ki. dar bir ekonomik anlayış icmde mutlaka meskenete götü­rür ve hattı dünyanın en hareketli raillellermi bile kısa zamanda uyuş­turmakla kalmavno şahsiyetlerinden ve güzel meziyet ve kabiliyetlerin­den ederek tevekkülün dar kabına sokar.

Sevgili vatandaşlarım, bir memlekette imkânları yaratabilmenin birinci şartı ihtiyacı yaratmaktır. İyi yaşamak ihtiyacını, huzuru ve konfor ih­tiyacını, okumak ve medenî olmak ihtiyacını duymayan bir memlekette bunların hiç birisini temin etmek kabil olamaz. Fakat bunları bir ihtiyaç olarak duyan bir memlekette de bunların tahakkukuna manî olmak ka­bil değildir. İşte bizim güzel yurdumuzda kısa zamanda verdiğimiz bir çok mühim eserlerden biri de budur. Türk milletine yaşamanın tadını tattırmış, medenî hayatın nimetlerini 'göndermiş ve bunun sayü gayretle her vatandaşa açık olduğunu temin etmiş bulunuyoruz.

Bunun içindir ki, daha düne kadar atalet içinde yaşatılmış, ihtiyaçları kıt, gayesiz bir kitle, hakikî ,bir metafcrmoz neticesi memleketimize mu­azzam bir şantiye manzarası vermiş, imkânları her gün artan ve imkân­ları arttıkça da ihtiyaçları yarış halinde olan bir şuurlu kitle haline gir­miştir.

Bu baş döndürücü faaliyetten ne doğacaktır, diyenlere verebileceğim ce­vap şudur: Bu faaliyetten, Namık Kemallerin, Ziıya Gökalplerin dillerin­de ifadesini bulan ve asırlar boyunca milyonlarca insanın tahteşşuu­runda beslenen arzu tahakkuk edecek ve medenî, sulhperver, mes'ut ve inanlı, büyük Türk devleti doğacaktır.

Başlanan hamlelerin şuur ve itidal her şeyden evvel feragat ve fedakâr­lıkla devamı lâzım gelmektedir. Muvaffakiyetiniz sür'atli ve derecesi halkımızın göstereceği anlayışa ve hükümetimizin aldığı ve alacağı ted­birlerin isabetine bağlı olacaktır.

Muhterem vatandaşlarım,

Hülâsa olarak arzedeyim: Hükümet iktisadî hayatımızın kendisini bir kül halinde empoze eden 'hususiyetlerini ve altı senede yaptığımız ye­kûnu oniki milyar liraya baliğ olan muazzam envestismanlarm neticesi olarak sosyal ve ekonomik dâvalarımızın arzettiği kompleks manzara karşısında bütün meselelerimizi millî menfaatlerimizin tablosu içinde mütalâa etmektedir.

Kalkınma hamlelerimiz, memleket içtimaî ve iktisadî bünyesinde geniş­liğine ve derinliğine istihaleleri mucip olmakta ve bunların muhasebesi­ni yaptıkça istikbale olan imanımız artmaktadır.

Mevcut tesislerimizi rantabl bir şekilde çalıştırabilmek muhtelif faa­liyet şubelerinde muhtaç olduğumuz teknik formasyonu tamamlamak, paramızın kıymetini korumak, verimsiz iş sahalarını verimli hale ifrağ etmek, esaslı iktisadî mesnetlere dayanmayan hafif teşebbüslere meydan vermemek ve millî tasarruf politikasının hayatı darlaştırmadan şuurlu bir şekilde tatibiki ile (bir an evvel memleketimizi iktisadî ve sosyal, bir istikrara kavuşturmak emelindeyiz.

Maddî, manevî, yerli, yabancı, çeşitli kaynaklardan nem alarak tahak kuk safhasına sokulan millî kalkınmamızın müşkülsüz ve arızasız de­vam etmesi elbet de kolay bir iş değildir. Fakat Türk milleti bekasını te­min ve gelecek nesillere daiha mâmur ve daha mes'ut bir Türkiye'yi dev­redebilmek için kendisinden istenecek olan feragat ve fedakârlıkları min­netle kabul ederek bu eseri vermek mecburiyetindeyiz. Milletimizin bir kül olarak bu vaziîe şuur ve imanı içinde hareket etmesi muvaffakiyetimîzin süratle tahakkukunun en müessir teminatı olacaktır. Halkımızın her vesile ile verdimi misaller bize bu anlayışın umumî olduğunu gös­termekte ve bu millî dâvanın tahakkuku yolunda üzerimize aldığımız ağır ve şerefli vazifenin ifasında bizlere şevk ve cesaret vermektedir.

Zaferimizin pek yakın olduğuna inandığımız, mesut, mâmur ve sulhper­ver bir Türkİyenin tahakkuk yolunda olduğunu ifade etmek isterim.

Devletimizin yalnız kendi sınırları içinde kalmayıp insanî ve medenî var­lığının dünya sulhu için de hepimizin daima iftihar mevzuu teşkil eden bir istikrar âmili olmakta .devam edeceğinden hiç şüphe edilmemesi lâ­zım geldiğini hükümetim adına temin ederek hepinize saadetler ve ba­şarılar dilerim.

Yirmi beşinci İzmir Enternasyonal Fuarı bütün milletimiz ve ticarî mü­nasebette bulunduğumuz bütün memleketler için hayırlı ve uğurlu ol­sun, muhterem vatandaşlar...»

Ayağımıza gelen fırsat Yazan: A. E. Yalman

1/8/1956 tarihli (Vatan )dan:

"Mısır diktatörü Cemal Abdünnasır'ın son çılgınca hareketi, Orta doğu'nun siyasî askerî ve iktisadî manzarasını kökünden değiştirmiş ve bizim için ye ni ufuklar açmıştır. Ayağımıza kadar gelen büyük bir fırsatın karşısındayız. Bundan  surette faydalanmamız lâ­zımdır.

 Orta doğunun en şuurlu, en   çok güvene lâyık hür dünya kuvveti oldu­ğumuzu fiilî hareketlerimizle isbat et­mek, açılan yaranın tamir edilmesine yakın alâka göstermek, bu bölgede müsbet  ve ahenkli bir   siyaset   takibi için teşebbüsü ele almak ve muhafaza etmek.

 Türlü türlü sebeplerle sarsılan haricî itibarımızı eskisinden de daha sağlam bir hale getirmek için ne la­zımsa yapmak.

 Dünyayı ve bölgemizi tehdit eden millî birlimin en tesirli beka silâhımız ve korunma vasıtamız   olduğunu kavramak, guruplarımızdan, damatlarımızdan, ihtiraslarımızdan karşılıklı fedakârlıklarla vatanseverlik cephesinde buluşmak, tam bir ic sulha ve huzura varmak.

Atatürk büyük bir lider, çok başarılı bir askerî kumandandı. Öyle olduğu halde, daha doğrusu öyle olduğu için "her türlü macera imkânlarına arka çe virmeyi bilmiş, millî misak siyasati ile ve Türk menfaatlerinin insanlığın ve medeniyetin menfaatler iyi e daima, bir hizada tutulması formüliyle bize de­ğişmez bir millî siyasetin zinde unsurlarmı miras bırakmıştır. Şark mesele­sinin bir oyuncağı, bir kurbanı, bütün bir asrın hasta adamı sıfatiyle her hâdireden geçen, sayısız tecrübe topla­yan Türkiye, dünyanın bu nazik ge­çit yerinde sağlam bir sulh ve huzur si yasetinln öncü rolünü oynamak için geniş imkânlara maliktir. Bölgemizde­ki sarsıntıyı 'durdurmak bakımından hür dünyaya çok faydalı olabiliriz müt tsfiklerimize vazifelerini hatırlatmak ve hür dünyanın baş derdi olan gizli Amerikan - İngiliz - Fransız rekabeti­ni kökünden tasfiyeye çalışmak ba­kımından bir basiret unsuru ve iyi bir örnek hizmetini görebiliriz. Böyle rol ler ve hizmetler de'el'bette mükâfatsız kalmaz.

Bize bu saniyede düşen hizmetlerin yapılabilmesi neye bağlıdır? Her şey­den evvel vatanseverlik güneşinin U-raumî hayatımızı ve ruhlarımızı ay­dınlatmasına... Unutmayalım ki par­ticilik ancak bir vasıtadır. Bunun bir hedef haline gelmesine, millî şuurumu zu ve millî birlik hasretimizi felce uğ­ratmasına izin verirsek, k-sndi kendimi ze en büyük düşmanlıkta bulunmuş o-luruz.

Millî şerefleri paylaşmak bakımından hasis davranmayanın, inhisar ve imti­yaz aramiyalım. Bu nazik devirde mera lekete hizmet etmek bakımından he­pimize bol bol yetecek kadar şeref pa­yı vardır. İnhisarcılığa kayarsak, mil­lî kuvvet ve iradelerimiz birbirini tamamlıyacak yerde, birbirini ezmek ve millete zaman kaybettirmek için kul­lanılırsa, belki de zaman zaman şu­nun veya bunun lehine mahdut v.e muvakkat başarılar kaydedilir, fakat başarılar kaydedilir, fakat bu muaz­zam yükün altından kalkılmaz.

Demokrasiden uzaklaşmak yolundaki bazı istidatlar, ruhlarda üzüntüler ya­ratmıştır. Fakat bunlar, aynı zamanda vatandaşların büyük bir kısmında mu vazeneli fikir cereyanlarına yol açmış itidalin, nizamın, karşılıklı tahammül ve sargının birer yüksek kıymet man zarasmı almasına sebep olmuştur. Nor mal sahalara dönmek ve Türkiye'nin sağlam ve güvenilir bir demokrasiye sahip olduğunuğ geçici arızalara yan­lış mânalar vermek icabettiğini bü­tün dünyaya kabul ettirebilmek için 'neden bu saniyede iç ve dışta hüküm, süren müsait ruhî hâletten faydalanmıyalım?

Birbirimize karsı beslediğimiz küskün lükler, öfkeler ve husumetler şeytanın bizi kötü yollara sürüklemek için ha­zırladığı vasıtalardır, şer kuvvetleri­nin tuzaklarıdır. Neden 'bunları orta­dan kaldırmağı istemiyelim? Neden dar hislerden fedakârlık, memlekete açık kalble hizmet ve millî birliğe doğ ru koşmak bakımından partiler ve va­tandaşlar arasında hayırlı bir yarış başlamasın?

Yazık   >her memlekete

Yazan: C. S. Barlss

6/8/1956 tarihli  (Sonhavadis) ten:

Bu bir sistemdir.

Demokrasinin bir takım esas prensip­leri vardır. Kanun nazarında vatandaş eğit haklar  sahibidir. Eşit haklar de­diğimiz şeyler düşünce, yazma, toplanti ve basın hürriyetidir. Bu hakların kanunla tahdidi bahis konusu olabilir. Bizim kanaatımıza göre «Anglo - Saksonlar da böyle düşünür» bu hürriyet­ler kamanla tahdid edilemez. Hür te­lâkkiye göre bu haklar kanunla sınır­lanabilir.

Demokrat nizamın hâkim olduğu menleketlerde memurlar kanunun hüküm­lerini tefsir etmeden tatbik ederler. Tatbikte ne iktidara hoş görünmek, na muhalefete yaranmak bahis konusu­dur. Memurlar 'bu yola saptığı gün Demokrat nizamın hakim olduğu memle­ketlerde memur emniyeti kalmaz. İkti darın hoşuna gitmeye uğraşan memurlar her iktidar değişikliğinde yerlerin den olurlar. Muhalefetin hoşuna git­meye uğraşan memurları iktidar ye­rinde tutmaz. Bir iktidara takılan ve ona hoş görün meye uğraşan memurlar yeni iktidara da uşaklık ederler.

Onun için siyasî partilere düşen va­zife memurları kanuna riayet etmeye alıştırmak, memura düşen vazife yal­nız kanunu tatbik etmektir.

Hele hâkimler için şartlar ne olursa ol­sun kanundan üstün bir şey yoktur Vatandaşın canı, malı, ırzı velhasıl maddî ve manevî bütün varlığı ha­kime emanet edilmiştir. Onun temi­natı altındadır. Bunu anlamayan hâ­kim hem kendine hem memlekete kötülük etmiş olur. Çünkü titibarı kal­maz;  memlekette  emniyet  kalmaz.

İktidar geçicidir. Bugün bu parti, ya­rın bir başkası iktidarda olur. Fakat memur ve hâkim muayyen kaidelere göre iş görmesi icap eden, yerleri sa­bit insanlardır. Bunu anlamadıkları, gün tıpkı politikacılar gibi yıkılıp gi derler.

Onun için bizim temennimiz demokra si mücadelesi olan bu memlekette hâ kimlerin ve memurların günlük politi kanın dışında ve üstünde kalmaları, politikacılara' âlet olmamalarıdır. Yoksa memlekete yazık olur.

Libya ve biz

Yazan: Selim Ragıp Emeç

7/8/1956 tarih]}  (Son Fosta)  dan:

Eski Osmanlı İmparatorluğunun Bingazi mutasarrıflığı ile Trablusgarb Valiliği toprakları üzerinde İkinci Cihan Harbinden sonra tesessüs eden devle­tin birinci hükümdarı îdris Elsünisi dünden beri memleketimizin misafiri bulunmaktadır.

Onun şahsında, hakiki bir kardeş meni leketin .en büyük temsilcisini selâmla maktan bahtiyar olduğumuzu ifade etmek bizim için gerçek bir zevktir.

Yeni devlet, Libya ismini taşımakta­dır.

Libya, (Batı Mısır hududundan Tunusa kadar uzanan sahil  gerisi bütün bir politikanın hinterlandını teşkil eden geniş saha olmak itibariyle yeni devlete unvan olarak kullanılmakta ise de, bizim için, Bingazi ve Trablus isimle­rinin başka bir değeri ve başka başka hususiyetleri  vardır.

Türklük camiasına sadakatle bağlı kalmış iki eski vatan parçası olarak her zaman, tahassüsle hafızamızda saklı kalan 'bu iki isim, bizim için kederli günlerimizde bizleri düşünen insanla­rın yurdu olarak kalblerimizin en giz­li köşelerinde mahfuz kalmış iki eski ve aziz hâtıradır.

Karanlık ve gizli politika tertiplerini siyasî meharet sayan Makyavel zihni-yetli muhteris bir Avrupanın bizden ayırdığı bu, güzel ve mert insanlar va­tanının,- bu ayrılıktan sonra çektiği ız-tırabm acılığını en s.?, onlar kadar bi­zim de duymuş olduğumuz en büyük nişanesi, İdris Elsünusiye karşı millet­çe duyulan bugünkü yakınlığımız, ona karşı gösterdiğimiz alâka ve mu­habbettir. Sarsılmaz bir din bağlılı­ğının yanında unutulmaz bir kardeşli ğin vefakâr bir sembolü olarak aramı­za katılan Birinci. Libya Hükümdarı­nın büyük ceddinin Millî Mücadelemiz le olan yakın ilgisi, onun. Atatürkle beraber, bu, büyük "kurtuluş savasın­da oynadığı manevî büyük rol, bugün kü ziyarete ayrı bir kıymet, sembolik bir hususiyet eklemektedir.'

İdris Elsünusî, Bingazi, Trabiusgarb... Bütün bunlar, bir zamanlar rengi so­lan ayyıîdızm yepyeni bir âleme dahil olduğunu, birbirinden .ayr;lmış parçaların bir araya gelmesiyle bir bütün­lük hüviyetinin yavaş yavaş 'hasıl olmakta   bulunduğuinun   belirtileridir.

Libya, bizim sevgili Trablusumuz, gü­zel Bingazîmiz, ey mert ve dürüst in­sanlar ülkesi, Allah sana nasibini ver­sin ve bundan böyle, hiç bir kem göz sana van bakamasm.

Trabiusgarb

Yazan: Yakup Kardı Karaosmanoğlu

8/8/1956 tarihli (Tercüman) dan:

Şimdi, adına Libya dediğimiz Garb Tarablusu, Osmanlı İmparatorluğunun de nizaşırı vilâyetlerinin en sakini, en gıllıgışsızı ve merkeze en bağlı olanı idi. Yüzyıllar boyunca, dışarıdan bura ya, hiçbir yabancı devlet, kışkırtıcı parmağını uzatamamış; Suriye'de, Ye­mende, Mısırda olduğu gibi, bizi içimiz den çökertecek hareketlerden hiçbiri, "bu kuzey Afrika parçamızı kendisine, açık veya gizli, inkişaf sahası bulamamıştir.

Onun içindir ki, 1911 de, İtalyan ordu lan Bingaziye ansızın ayak bastıkları gün, Osmanlı ülkesinin en ücra köşe­lerinde bile büyük bir sarsıntı hissedil di. İtalyanlar Tarablus'a asker çıkar­mışlar; İtalyanlar Tarablusu işgal edi­yorlarmış haberleri, kulaktan kulağa bir (alarm) borusunun sesleri gibi uğuldamağa başladı. Bütün genç yü­reklerde, kendiliğinden, coşkun bi, savaş heyecanı uyandı. Silâhını kapan bir yolunu bulup ve türlü tehlikeleri göze alıp Tarablusa, Tarabluslu vatan daşlarımn imdadına koşmak istiyordu. Hele,, yerliler tarafından yapılan mu kavemetin ilk muvaffakiyet haberleri üzerine, bu heyecan, dayanılmaz, ci­mine 'gerilmez bir raddeye varmıştı. Ordumuzun genç subay kadrolarından ad ve kıyafet değiştirerek o cepheye katılan katüanaydı. Biraz sonra En­derle' 'Mustafa Kemal bunun basma geçmişlerdi ve eğer, ertesi yıl, bir Bal­kan Harbi gailesi çıkmamış olsaydı belki de istilâcıyı tam muradına er­mekten  menedeceklerdi.

Balkan Harbinde yenildikten sonra, İkinci Cihan Harbinin .ağır ve çetin şartları arasında Tarablus'u unutama yışımız ve oraya, denizler altından, ordumuzun en seçkin erkânından birinin kumandası altında bir askerî heyet gön derişimiz bu azmimizin fiilî bir ispa­tı değil midir?

Netice ne olduysa oldu; bence; Tarablus mukavemet hareketi, tarihimiz­de (hürriyetçi ve inkılâpçı Türkiyenin emperyalizme karşı ilk Millî Mücadele si» manasım taşıyacaktır. Majeste İdris El Sünusî'nin memleketimizi ziyaret vesilesiyle yaptığımız şenlikler de bu tarihî hakikati teyid etmiyor mu? Bu şenliklerde, elbirliğiyle kazanılmış bir zafer   bayramının   destanî   heyecanını duymamak kabil midir? .Muhterem misafirimiz, bizim aramızda kendisini, hiç şüphesiz, yalnız bir müstakil Arap devletinin Hükümdarı olarak de­ğil ,eski bir silâh arkadaşımız gibi de hissetmektedir.

Nitekim, anavatanımızın Kurtuluş Savaşı sıralarında Şeyh Sünusî Hazret­leri de uzun zamanlar, bizim içimiz­de bu sıfatla kalmıştır. Bütün mihnet lerimizi bu sıfatla paylaşmıştır. Kendi yurdunun kaderini Anadoİunun kaderi ne yine bu sıfatla bağlamıştır.

Ne yazık ki, Arap dünyasının öbür kısmı, bundan, lâzım gelen ibret der­sini çıkaramadı ve kurtuluş çarelerini sapa yerlerde aramağa kalkıştı; dün de bugün de gerçek istiklâl yolunun yalnız Mustafa Kemal Türkiyesinden geçtiğini bilemedi.

MîHet'in günahı ne?

Yazan: A. E. Yalman

15/8/1956 rihli (Vatan) dan:

Tarih, bu sanivede bizden büyük roller mühim vazifeler bekliyor. Moskova, ezelî emellerine üstü kapalı yollardan varmağa kalkışmış ve çok mesafe ka­zanmıştır. Abdühnasirm aratmamaya çalıştığı emperyalist blok bugünden bir Rus nüfuz bölgesi manzarasını gösteriyor. varın âdi bir peyk haline düşmek istidadmdadır.

Böyle tehlikeler etrafımızı çevirirken, biz ne yapıyoruz? Eski büyük kusuru muz olan 'geçimsizliklerin kurbanı mev İdinde kalıyoruz. Bu memleketin aklı başında idarecilerinin ahenkli "bir ta­kım halinde vatanseverce hareket ede­memeleri ve birbirlerine karsı olan çekememezliği daima ön plânda tutmala rı yüzünden nesillerdir uğradığımız za rarlar cidden hudutsuzdur. Eğer paşala rm, beylerin ezelî kavgası, bir musi­bet haline başımızda dikilmiş durma-saydı, bugün Türkiye, bütün tarihî mi rasma sahip kalacak, dünyanın büyük ve ileri devletleri arasında muazzam bir yeri. olacaktı...

Bu  milletin  günahı  Nasıl oluyor da kendi öz evlâtları, millete başkala­rının yapamıyacakları haksızlıkları reva görüyorlar? Hep birden intibaha gelmemizin ve selâmet ve basiretin yo lunu bulmamızın mutlaka lâzım oldu ğunu ne zaman  fark edeceğiz?

Hâdiselerin "tesiri altında bugün şu taraf, yarın diğer taraf gözümüze da­ha şirin görünüyor. Hakikatte politika cılarımızın hepsi birden; şahsî hislere kendilerini kaptırdıklarından ve mil­lî emanetlerin muhafazası ve millî menfaatlerin yürütülmesi için kafa ka faya vermeyi bilmediklerinden dolayı mes'uldürler. Kabahatlerin talksimjînde hangi tarafa daha çok ve daha az düştüğü yolundaki bir araştırma bey­hudedir. Bu hesap günden güne de­ğişir, durur. Asıl iş, çkimazdan kurtul maktadır.

Başka memleketlerde zümreler arasın daki zıddiyetler ve menfaatler, parti kavgalarına esas olur. Esasına bakılır­sa, bizde fikir ve prensip partileri kat' iyen yoktur. Tahsil, terbiye ayni mü­tecanis muhite mensup olan politika­cılarımız, değişmez iki partiye bölünürler. Birisi, iktidar partisi, diğeri muhaleket partisi... Adları ne olursa olsun, muhalefet partileri hududsuz hak ve hürriyet bayrağı altında mücadelede bulunurlar. Fakat herhangi biri iktidara gelirse, kendi yazılı programiyle. değil, bizdeki iktidar partilerinin değiş­mez, yazısız programına derhal tâbi olur ve anarşiye meyleden gidişleri ön lemek iddiasiyle nizam ve inzibat bay rağmı açar. Ortada, «dur, otur!» di­yecek bir kimse, bir müessese, bir mü vazene âmili yoktur.

Esasa bakılırsa hepimiz memleketimizi çok severiz, üzerine titreriz, Hiç birimiz, bu. mübarek yurdu diğerimiz­den fazla sevmek ve benimsemek yo­lunda bir iddiada bulunanlayız.

O halde neden menhus bir talihi bir defa daha yenmek için elele veremiyo­ruz? Neden millî bekanın bilhassa bu günkü dünyada bilhassa bu'günkü dün yada millî birlik ve istikrarımızın bağ h olduğunu fark edemiyoruz?

Haricî âlemin karşısında birbirimizin lehinde şahitlik ve kefillik' edecek yer âz, birbirimizi çekiştiriyoruz.   Şunu bilelim ki hariçte bizi dinliyenler, bir ta raftır lehinde, diğer tarafın aleyhinde notlar vermiyorlar, bütün söylenenle­ri milletimizin aleyhine kaydediyorlar. Demek ki karşı tarafı suçlu gösterme­ğe çalışırken, millete gadretmekle kaliyoruz, onun şeref ve itibariyle oynu­yoruz.

Düşmanlar bize elbette rahmet oku­mazlar. O taraflardan gelecek ferahlı­ğı normal diye karşılamak lâzımdır. Fakat inkiraz uçurumunun tâ kenarı­na kadar geldikten sonra İstiklâl Mü­cadelesi gibi bir sırat köprüsünden geçen büyük bir milletin, şerefli, haysi­yetli, çok meziyetli ve istidatlı bir mil­letin politikacı çocukları, iki bölük olup kendi milletlerine haksızlık et­meğe kalkarlarsa, kendi istikballerini tehlikeye düşürürlerse, birbirlerinin huzur ve rahatlarını karşılıklı olarak baltalarlarsa, bundan büyük günah olmaz.

İhtiras ve nedret yarışma sen vermek ve millete hizmet için şahsî öfkelerden gururlardan, kinlerden fedakârlık ya­rışını açmak lâzımdır.Necat ve se­lâmet oradadır. İhtiras ve nefret cep­hesini kim yararsa, millî bir program, birleşmek üzere kim. teşebbüsü ele alır ve ilk adımı atarsa milletin baş tacı olur. Eğer bunu yapmak mümkün ol­mazsa, kendi kuyusunu kazan, bir topluluk manzarası göstermenin günahın­da hepimiz ortak kalacağız, millete çok yazık edeceğiz.

Kin zehirinin kâsesini bir an için du­daklarımızdan uzaklaştıralim, millî bir ligin kevserinden bir yudum tatalım, bu kevserin lezzetini ve hazzını bir daha unutmamıza ihtimal kalmaz, Allahın izniyle, kin ve ihtirasa tövbe et­menin  sırrına ereriz.

İktidarda huzursuzluk

26/8/1956 tarihli (Yeni Sabah) tan:

İktidar vaziyetinde bir huzursuzluk olduğu açıkça görülüyor. Hariciye Ve­kili profesör Fuat Köprülünün kabi­neden ayrılması, dört kurucular ara­sında bulunduğu halde niçin çekildiği".Kanaat ve düşüncelerinde bir değişiklik yaparlar mı?

Gazeteler yazsın veya yazmasın, her hastalık arızasını göstermekte gecikmi yor." 'Bu rahatsızlığın" illeti nedir? "Bu .nokta araştmlmaŞa ve kurcalanmağa -değer.

26 - 30 ağustos büyük zaferi

Yazan: Ali Rıza Erem 26/8/1956 tarihli (Ulus) dan:

Hiç şüphe yok; asrı yıla sığdıran bun ca siyasî, sosyal ve ekonomik inkılâp­larımızın eseri olan lâik Cumhuriyet Devletinin, kayıtsız şartsız hâkimiye­tinin medenî Dünya milletleri içinde şerefli, itibarlı Kemalizm Türkiye hürmet ve gıpta ile anılır bir hale gelebilmiş olmamızın ana temeli 28 -30 ağustos büyük zaferidir.

Gene hiç şüpbe yok; Türk tarihi baş­tanbaşa birçok zaferlerle doludur ama o zamana kadarki zaferlere kıyasla, İçinde hazırlandığı şartların eşit­sizliği,Uygulanan stratejik ve taktik sanatının inceliği ile Mareşal Schlieffen'in bir imha meydan muha­rebesi için örnek aldığı Kan (Ca'nnes) meydan muharsebesinde üstün bir başa rı kazanması Verdimi büyük siyası, sosyal ve ekonomik neticelerin enginliği bakımlarından, yalnız Türk tarihinin değil, dünya tarihinin gi­dişinde de bu asker kadar cirminin pek çok üstünde derin değişiklikler ya ratmış bir meydan muharebesi örneği "bulun göstermek hemen mümkün değil dir..

Bu zafer, insan ve piyade silâhı sayı­sı yönünden eşit fakat makineli tü­fek, -çeşitli ton ve bunlara mahsus cep hane bolluğu ile lojistik bakımından modern motorlu nakil vasıtası ile be­zenmiş, dünyanın eri mükemmil teç­hizat kaynaklarına dayanık 200.000 ki silik düşman ordusunun, beş gün için­de yüzde 75 ini :yok etmiştir. Verdiği ölü. yaralı 10.000 İdei kadardı ki yüzde beş etier. Bır bır meydan muharebe sirün pî-vatpik taktik maharet ile başarıldı delilidir: 30 ağustos akşamı, ortalığı bürüyen. karanlık içinde o gün kopan kıyametin mahşerini görmek mümkün olmadiğı için 31 ağustos sabahını beklemek mecburiyeti hasıl olmuştu. 31 ağustos sabahı, muharebe meydanı gözden geçirildiği zaman anlaşılmıştı ki, millî ordumuzun, dolayısiyle bağrından çıktığı büyük Türk milletinin kazandığı za­fer  gerçekten kesindi  ve     büyüktü...

Düşmanın uğradığı hezimet kesindi ve ligindi... Bütün dereler, tepeler, .si,, p.erler ve hendekler, bırakılmış toplar, tüfekler otomobiller, kamyonlar ve çe şitli harb malzemesi İle ve bunların etrafları düşman ölü yığmlariyle dolu ve birçok yerlerde birbirini süngüler­ken Ölmüş karşılıklı Türk ve düşman, ş.ehit ve ölüleriyle sürü sürü geriye sev . kedilnıekte olan esir kafileleriyle tam bir mahşer yerini  andırıyordu..

Düşmanın 8 tümeni Afyon - Kütahya -Dumlupmgr üçgeni içinde begün beş gece süren Başkumandan Meydan Mu har.ebesinden tamamiyle ezilmiş mah­volmuştu. (4., 5.. 9.., 12., 13. düşman. Urmenleri yok edilmiş, 1., 7., ve 15 tümenkri ise artık hiçbir yerde tutunamayacak halde dağılıp parçalanmışlar di...)

Yalnız, düşman Başkumandanı Gene­ral Trikopis ile II. Kolordu Komutanı General Diyenis kurmaylariyle ve bir kaç bölük ile ıgece karanlığından fay­dalanarak Kızıltag Deresi boyunda bul dıığu bir gedikten kaçmağa yelt-enebil mislerdi.. Ama kuzeyden Süvari Kol­ordumuz, güneyden I. ve II. Kolordu­larımızın çevirdikleri büyük çember­den kurtulmalarına imkân yoktu. Meş hur Alman mareşali strateji üstadı Schliefen'in bir imha meydan muhare besi için örnek aldığı (Cannes) Mey­dan Muharebesinde, muhasara çembe­rinde bulduğu gedikten kaçan Theren tiyüs Waro gibi veya aynı asırda Mi lâttan iki asır önce Orta Asya'da Tayyuen Meydan'' Muharebesinde ge­ne bir kaç atlı ile kaçabilecek delik bulabilen Çin Başkomutanı gibi, kaçabilmelerine imkân, yoktu.

Bu büyük çemberimizin  içinde kaldıkdan için nihayet bir istihkâm bölüğümüze teslim olmaktan, başka çıkar yol bulamamışlardı.

Bu bakımlardan bir imha meydan mu­harebesi örneği olarak, Cannes'a da, Tayyuen'e de üstünlüğü şüphe götür­meyen bir Başkomutan Meydan Muha rebesi olarak tarihe geçmeğe lâyık­tır.

31 ağustosta, Başkomutan Mustafa Ke­mal, Garp Cephesi Komutanı İsmet ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşalar durumu gözden 'geçirdiler: Düşmanın Eskişehir bölgesindeki III. Kolordusu Bursaya doğru kaçmakta, bunu yakala yıp imha veya esir etmek lâzım. Düş­man, Trakya'dan v-e Yunanistandan ye ni kuvvetler getirerek, meselâ Milen Hattında yeni bir mukavemette bulun mağa teşebbüs edebilir veya ettirebilir. Şu halde asıl ordumuzla hiç durmadan İzmir'e doğru yürümek lâzımdır.. Öy­le ya strateji sanatının bir esası da en kötü ihtimale karşı daima tetik ve ha­zır ve tedbirli bulunmak değil mi?..

Bu sebeple, Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa, ordularına, bu esaslar da­iresinde, cephe emrini vermişti. Ve bu emirde,  bilhassa şunu belirtiyordu:

26 - 30 ağustos Büyük Meydan Muha­rebesini, bizzat Başkomutanımızın sevk ve idare buyurmaları sayesinde bu büyük zafere ulaşıldığı ve harbin umu mî gidicini, millî dâvamızın lehine ke sin olarak döndürdüğü için, ordu ve milletimizin k-endisine karşı sarsılmaz güven ve inanlara yeni bir delil olmak üzere bu meydan muharebesine: «Baş kumandan Meydan Muharebesi» adı­nın verilmiş olduğunu tamim eylemiş­ti..

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa da şu emri, Garp Cephesi yolu ile, ordu­lara vermişti:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordula­rı,

Afyon kârahisar Dumlupmar Meydan Muharebesinde, zâlim ve mağrur bir or dunun anasırı asliyesini inanılmıyacak kadar az bir zamanda imha eylemiş, büyük ve necip milletimizin fedakârlıkîarma lâyık olduğumuzu isbat etmiş bulunuyorsunuz.

Sahibimiz olan büyük Türk Milleti, istikbalinden emin olmağa haklıdır.. Muharebe meydanındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından müşahede ve takip ediyorum.. Milletimizin hakkınızdaki takdiratma delâlet stmek vazifemi mütevaliyen ve mütemadiyen ifa edeceğim. Başkumandanlığa tekli-fatta bulunmasını Cephe Kumandanli ğma emrettim. Bütün arkadaşımın, Anadolu'da daha başka meydan muha­rebeleri verileceğini dikkate alarak, ilerlemelerini ve herkesin kuvvayı ak üyesini ve menalbi-i celâdet ve ha­miyetini müsabaka ile ibzale devam ey" lemelerini taleb ederim.

İlk hedefiniz Akdenizdir, ileri.

Başkumandan Gazi Mustafa Kemal

Hâkim teminatı

30/8/1956 tarihli  (Yeni Sabah) tan:

Hâkim teminatı meselesinin, bütün muhalefet partilerince nasıl ittifak hâ­linde ele alındığı malûmdur.Cumhuri yet Halk Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyetçiler grubu, evet hepsi, iktidardan mutlaka hâkim te­minatını elde etmek için işbirliği ve mutabakat halindedirler. Her ne ka­dar C.M.P. genel sekreteri, partiler arası işbirliğine muarız gibi bir dil kul anıyorsa da hîç olmazsa bu hâkim teminatı bab sinde diğer muhalefet par lileriyle 'ttiısk ve işbirliği halindedir.

Adalet teminatı, hâkimlerin masunluğu, bir memleket için hayatî önemi ha iz bir dâvadır. Okuyucularımız hâtıra îarıni yoklamak ve çok uzak olmayan bir geçmiştekrar düşünmek imkânı­nı bulabilmeler bundan (bir yıl dört ay evvel busütunlardabubahsedairserihalindeeşrettiğimizaltımakaleyi hatırlıyabileceklerdir. Bu yazıları­mızda bizde adalet mekanizmasının ni çın arzu edilen bir mükemmellikte işlemediğini etrafiyle izah eylemiş, ve yaranın. üzerine parmağımızı basmıştık.İki gün evvel, bu sütunda bir makale neşrederek hâkimlerin azil, nasb, ter­fi ve nakillerinin bir politika organı olan hükümetin elinden alınarak müs takil bir kuruma verilmesini tavsiye etmiştir. Bunu heyetin teşekkül tarzı demokratik ülkelerde muhtelif şekiller de ise de herhalde hepsinde gözetilen hedef, hâkimleri siyasî nüfuzların te­sirinden korumaya matuftur.

Yeni Sabah da esas itibariyle hâkim teminatına ve adaletin masunluğuna çok içten iman etmiş bulunduğundan kanunu tatlbik edenlerin emniyetini ön plânda tutmakta ve bunu temine ya­rayacak hernevi teşebbüs ve hareket­leri tasvip eylemektedir. Yalnız bir noktaya da işaret etmek istiyoruz ki, bu teminat ve hâkimlerin tâyinlerini, nakil veya azillerini garanti altına ala cak kanun çıkarılırken aynı zamanda hâlen adalet tevzi etmekte olup türlü bakımlardan iyi bir ad bırakmamış çı­lanlar adalet bünyesinden mutlaka İh raç ve tasfiye edilmelidir. Bu tasfiye ameliyesini de şüphesiz en salahiyetli bir surette hükümet yapabilir. Fakat daimî bir tehdit silâhı, bir nevi Demokles kılıcı olmamak için temizleme ve ayıklama müddeti, bir kaç ay gibi kısa bir devreye sıkıştırılman ve hü­kümet, bu müddet içinde tasfiyesini tamarladıktan sonra kadrolarda kala­cak hâkimlere yeni kanunun sağlıyacağı teminat mebzulen ibağışlanmalıdır. Eskiden beri «adalet, mülkün temeli­dir» denir dururdu. Hakikaten bu te­meli sağlama dayatmak yerinde olur. Fakat, muhtelif sahalarda kötü nam ve san almış olanlardan bünye te­mizlendikten sonra...

Büyük zafer günümüz

Yazan: Habib Edip - Törehan

30/8/1956 tarihli  (Yeni İstanbul) dan:

Bugün, Türk milletinin yüzünü gül­düren, onu esaretten kurtaran tarihî ve şanlı hâdisenin 34. senesidir.

Bir zamanlar bütün milletler dînî sebeplerle birbirlerini mahvetmeğe uğ­raşırken, Osmanlı ülkesi de büyük harblere girmiş; istilâlarda bulunmuş; hududlarmı tabiî çerçevesi içinden çok ileriye götürmüştü. Fakat bu istilâ devri nihayet bulduktan ve dinî sebep­ler harb bahanesi olarak ortadan kalk­tıktan sonra da, Türkiye, sonsuz ve haksız hücumlara dûcar olmuş ve onun artık yaşamasından bile şüphe edilme ğe başlanmıştı.

Tarihte yeni bir devre açtığına emin olduğumuz Birinci Dünya Harbinden sonra, kuvveti kalmamış ve tek kaba­hati, Almanya ile ittifak etmesi olan memleketimiz, en zâlim ve haksız hü­cumlara maruz kalmış ve Sevre mua­hedesi Türkiyenin gaddarca idamından başka bir şey değildi ve onun cellâdlığı için Yunan milleti silâhlandırıla­rak, Türk toprakları üzerine yürütül­müştü.

İstanbul ve saltanat idaresi, birkaç gün yaşayabilmek için bile, tekmil e-sareti kabule; Allahdan ve milletten korkmayarak her zillete boyun eğme­ğe razı idi. Türkün değil, bütün dün­yanın ve tekmil tarihin en büyük şah siyeti olan Mustafa 'Kemal, kahpece yapılan bu hücuma, bütün imkânsızlık lariyle karşı koydu. Onun dayandığı temel, haksızlığa karşı gelmek için, îmanından doğan irade ve millette bul duğu azim ve manevî kuvvetti. Çün­kü tarih göstermiştir ki, bu milletin en büyük bir yaratıcısı olduğu anlar, da­ima müşkül devirler olmuştur.

Erkek, kadın, yaşlı, genç ve çocuk, bü tün milletin iradesiyle, emsali az görü­len bir zafer yaratıldı. Türkün ebedî istiklâli sağlandı ve büyük Atatürk, haksızlığa ve zulme yeltenen millet­lere, dünyanın en büyük bir dersini verdi. Türkün istiklâl tarihinde bir tür lü paylaşilamıyan ve daima bir harb tehlikesi teşkil eden toprakları, suîfe ve sükûn yurdu haline getirdi. Türk milletini, en büyük ve kuvvetli bir Müslüman devleti olarak taassup ve cehaletin düşmanı olan kültür âlemi­nin sayılan bir âzası yaptı. Bunun, tarihde ayrıca bir ehemmiyeti vardır. Çünkü gün geçtikçe, bütün İslâm âle­minin, modern Türkiyeye uymağa ça hştığım  görüyoruz. Bu hedefe erişmeğe, uğraşanların sayısının artmasından da hiç şüphe etmemekteyiz.       .  .

Biz, bütün imkânsızlık ve mahrumi­yetler içinde tarihin en büyük zafer­lerinden birini milletine kazandıran Atatürkün manevî huzurunda bugün bir defa daha eğiliyor ve onun evlâd-larının, bu. zaferi her sahada ileriye gö t üre çeklerinden şüphe etmiyoruz.

Atatürk'e bin şükran ve Onun milletine ebedî zafer ve başarılar. Anadolulum altı ve üstü Yazan: Y. K. Karaosmanoğlu 3İ/8/1956 tarihli (Tercüman) dan:

Son günlerde, Anadoluda, üstüste, kat kat yedi medeniyetin artıkları meyda­na çıkarılmıştır. Bir takım yabancı ar­keologlar, bir kan yıldan beri, Polatlı yakınındaki Höyüklerde kazılar yapıp, tarihin şehadetine göre, oralarda bu­lunması lâzım gelen eski (Gordiyon) sehrinin harabeleriyle Firikya Kralı Midias'ın sarayını araştırıyorlardı. Yarı efsaneleşmiş bu binlerce yıllık şe­hirle sarayı, yedişer sekizer metre du­varları, geniş ve kaldırımlı caddeleri, hanları, hamamları, hattâ Kralın tahtı hattâ şunun bunun eşyalariyle ortaya çıkarrvermesinler mi? Biz ise, dilkre destan zenginliği ve Gordiyon Düğü­mü, (kördüğüm) sembolüyle, Yunan mitolojisinde türlü rivayetlere yol aç nıış bu ünlü Kendi, bir masaldan iba­ret sanırdık. Meğerse, asırlar boyunca bastığımız toprakların altmdaymış.

Yalnız bu mu? Bundan daha eski, bun­dan daha yeni bir çok bayındırlık ve medeniyet eserleri de orada üstüste du ruyormuş! Bize, kazı yerinden haber veren Ulus gazetesinin yazdığına gö­re, bu kat kat (uygarlıklar) sırasiyle «Romalı, Yunanlı, Firikyalı, Etili» ol­mak üzere b.eş milletin damgasını taşıyormuş, en alttaki'de Tunç devrine aitmiş. Gazete yazarımız; «İranlıların basamaklı surlarından geçilip, Firikya başkendi Gordiyona yükseldikçe, di­yor, araları genişliyen 7 metre boyun­daki sağlam duvarlar arasından geçiliyor. Bu duvarların bitiminde açılan, zemini taş döşeli alanda, şimdi, yayla rüzgârı estikçe, bir zamanlar Gordiyonu yakıp kül etmiş bir yangının külleri uçuşuyor.» Bu tasvirden anlaşılıyor ki, binlerce yıllık geçmişin hâtıraları, o yerlerde hâlâ taptaze yaşamakta­dır.

Yalnız, o medeniyet devirlerinden orta da izi kalmıyan şey, bir zamanlar, bu bölgeyi kapladığı anlaşılan ardıç or­manıdır. Evet, şimdi, yabancı âlimle­rin yakıcı Orta Anadolu güneşin­den sığınacak tek ağaç gölgesi bula­madığı bu yerlerin sık bir ardıç or­manı olduğuna bulunan tahta eserler şehadet etmektedir ve bu eserler ara­sında Milidias'm tahtı da vardır.

Polatlının ardıç ormanları nasıl ol­muş da, yalnız, o bir kaç parça işlen­miş tahta eşyayı bırakarak silinip sü­pürülüp gitmiş? O ağaçlar, yine bu top raklarda yetişmemiş miydi? Ve bugün, o toprakların üstünde yaşayanlar, kökleri o uzak maziye dayanan zira, Bati ve Güney Anadoluda yapılan diğer kazılar ve bu kazılardan çıkarılan ka bartma taşlar bize isbat etmiştir ki, Anadolu tininin o eski medeniyetleri kuranlardan farkı yoktur medenî in­sanlar değil midir?

Lâkin, memleketteki ağaç ve orman faciasının sırrını aramak için o kadar uzaklara gitmiyelim. Daha bundan elli altmış yıl evveline kadar, şimdi bozkır dediğimiz, vatan topraklarının yer yer ağaçlık olduğunu hatırlayan­lar, eğer bir vicdan azabı duymamış ol salardı, bize bu sırrın anahtarını ve­rebilirlerdi.Babalarımız susadursunlar; biz göreduralım; facianın son perdesi bir türlü kapanmak bilmiyor.

1 Ağustos 1956

 Karagi :

Başvekil Adnan Menderes heyetimiz azası ile birlikte dün saat ondokuzda Pakistan Reisicumhuru İskender Mirza nın hükümet reisimiz emrine tahsis et tiği Riyaseticumhur uçağı ile Karaşiden Tahran'a hareket etmiştir.

Başvekil Saray'da bir görüşme yaptığı Reisicumhur İskender Mirza'ya arzı ve da etmiş, askerî hava alanında Baş­vekil Muhammed Ali, Hariciye Vekili, diğer vekiller sivil ve askerî erkânla kordiplomatik tarafından uğurlanmiş-tır. Millî Marşların dinlenmesinden ve şeref kıtasının teftişinden sonra Pa­kistanlı v-e yabancı gazetecilerle gö­rüşmüş ve demiştir ki:

Tekrar Pakistan'da bulunmaktan çok memnun oldum. Muhterem Reisicum­hurunuzla Başvekil ve Hariciye Vekilînizle mühim ve faydalı konuşmalar yaptık. Bu görüşmeler kolayca tah­min edeceğiniz gibi cok samimî ol­muştur. İki memleket arasında her hususta tam bir mutabakat vardır. Biz şeklen müttefik değiliz, bizim aramız daki rabıtalar çok daha derin temellere dayanır. Bu seferki görüşmelerimiz de işte böyle bir güzel hava içinde cere­yan etti. Böyle güzel bir hava içinde Karaşi'yi terk ediyor ve buradan başka bir müşterek müttefikimizin memleketine gidiyoruz.

Bağdad Paktına dahil olmaktan dolayı müftehiriz, ve bundan dolayıdır ki, büyük emniyet duymaktayız. Bir çok hâdiseler bizlere bu paktın ehemmiyet ve faydasını göstermektedir.Dünya sulhunun korunmasında ve emri vakilerin önlenmesinde paktımızın büyük faydası olacağına inanıyoruz.

Bir Pakistanlı gazeteci Başvekilden Kâ bil görüşmeleri hakkında bir sual sor muş, bu görüşmeler esnasında Afga­nistan Pakistan münasebetlerinden bahsedilip edilmediğini öğrenmek is­temiştir. Başvekil demiştir ki:

«Evet onu da görüştük. Reisicumhuru nuz yakında Kabile gidecektir. Daha .elle tutulabilir neticeler alınabilmesi bizim samimî temennimizdir.

Kanaatimizce, şahsî temaslar cok iyi ve faydalıdır. Ben Kabilde yaptığım görüşmelerden çok memnunum. Şah­sî temaslar ve görüşmeler durumları tavzih     ders Başka bir Pakistanlı gazeteci, Süveyş kanalı meselesi hakkında ne fikirde ol duğunu sormuştur. Başvekil, şu ce­vabı vermiştir:

Seyahatta bulunmam dolayısiyle meseleyi yakından takip edemedim.An­cak fevkalâde ehemmiyeti aşikârdır. Bir taraftan nasyonalizasyon edilmek­te, diğer taraftanda enternasyonalizas yondan bahsolunmaktadır.Enternasyonalizasyon'un tahakkukunda isabet bulunduğuna inanıyorum.»

 Tahran :

Başvekil Adnan Menderesin Kabil ve Karaşi dönüşü Tahranda da bir gün kalması münasebetiyle bugün İki kardeş ve müttefik memleket devlet adamları arasında iki memleketi alâka­dar eden Ortadoğu ve dünya meselele ri üzerinde samimî görüşmeler yapıl­mıştır.

Başvekil Adnan Menderes'le İran  Baş vekili Hüseyin Ala, bu sabah karşılıklı ziyaret teatisinde bulunmuşlardır. Baş vekil Adnan Menderes müteakiben Sa dabat sarayına giderek Şehinşah tara­fından kabul edilmiştir. İki kardeş ve müttefik memleket devlet adamları arasındaki görüşmeler, Şehinşah Muhammed Reza Pehlevinin huzuru ile sa­at 11.30 da başlamış, saat 13 e kadar devam etmiştir. Görüşmelere İran ta­rafından Başvekil Hüseyin Alâ ile Ha riciye Vekili Dr. Ardalan, Türkiye ta­rafından Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Men­deres Hariciye umumî kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi ve Tahran Bü yükelçimiz İzzettin Aksalur iştirak et mistir.

Şehinşah, Başvekli Adnan Menderes'­le Hariciye Vekâleti Vekili Ethem Men deres'i öğle yemeğine alakoymuştur. Bu yemekte heyetimizin diğer azaları da hazır bulunmuştur.Yemeği müte­akip görüşmeler yeniden başlamış, sa­at 17 de sona ermiştir.

Saadabat sarayından doğruca Hava. alanına gelinmiş ve kardeş ve müttefik Pakistan Reisicumhurunun hükümet reisimizin emrine tahsis ettiği Pakis­tan Riyaseticumhur hususi uçağiyle saat'17.30 da İstanbula müteveccihen Tahran'dan hareket edilmiştir. Başve­kil Adnan Menderes hava alanında Başvekil Hüseyin Alâ, Hariciye Veki­li Dr. Ardalan, Afganistan ve Pakis­tan Büyük elçileriyle İran Yüksek Devlet Ricali, Büyükelçimiz ve Büyükelçi ligimiz ileri gelenleri tarafından uğur lanrnıştir.

Öğrenildiğine göre, Başvekil Adnan Menderes, kardeş İrandaki sel felâket zedeleri için Kızıl Arslan ve Güneş teş kilâtına iki bin dolar teberruda bulun muştur.

2 Ağustos 1956

 Bağdad:

Bağdad Paktı Ekonomi Komitesi, müş­terek sulama projeleri komitesinin ge­çenlerde Ankara'da yapmış olduğu top lantıda alman mühim kararlardan bi­ri olarak, Türkiye ile İran hükümetleri Fırat ve Dicle nehirleri ve kollan başlarında meteorolijik ve hidrolojik istasyonları  tesis  edeceklerdir.

Bu istasyonlar Irak sulama makamla­rının seylâplardan önce tedbir almala­rını mümkün kılacaktır. Irak'ın hâlen Türkiye'de bu şekilde üç istasyonu mevcuttur. Fakat İranda bu gibi İstas­yonu yoktur.

Buradaki resmî şahsiyetler tarafından fevkalâde başarılı olarak tavsif edi­len Ankara görüşmeleri aynı zamanda bundan Önce Bagdad Paktı Ekonomik Komitesi tarafından tavsiye edilmiş olan müşterek sulama projelerinin tet­kikini de içine almaktadır.

Bu projelere dair raporlar pakt'a üye memleketlere  arzedikcektir.  

Bağdad Paktı Konseyi, mutad toplan­tısını Irak Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Vekili Emin Munıeyz'in başkan­lığında dün akşam Bağdad'da yapmış ve bugünkü durumu gözden geçirmiş­tir.

Konsey, İran'ın kuzeyinde vuku bulan feyezan felâketzedelerinin yardımına koşmak hususunda bir karar almıştır. Konseyin bu toplantısında Türkiye'yi Bağdad Büyükelçisi Muzaffer Göksenin temsil etmiştir.

 Tobruk:

6 ilâ 23 ağustos tarihleri arasında Re­isicumhur Celâl Bayar'in davetlisi ola­rak Türkiyeye bir ziyarette bulunacak Libya Meliki Haşmetlu Seyyid îdris El S'enûsi hazretlerini almak üzere Savarona Okul gemisi, refakatinde Gazi­antep ve Gemlik muhripleri olduğu halde bugün Türkiye saati ile 16.30 da Tobruk limanına demirlemiştir. Savarona Okul ;gemisi Haşmetlu Melik haz­retlerini ve şehri 21 pare top atımı ile selâmlamıştır. Şehirden de 21 pare topatımı ile Savarona Okul gemisine mukabelede bulunulmuştur. Demirle­meyi müteakip Türkiye büyükelçisi Celâl Karakaplan Okul gemisine çıka­rak gemi kumandanınım ve haşmetlu melik hazretlerini almağa gelen heyeti karşılamıştır. Müteakiben Tobruk mutasarrıfı, kral hazretlerinin başya­veri, Berka Kuvvetleri Kumandanı, Kraliyet Basın Ataşesi Savaronaya ge­lerek gemimizde bulunan Donanma Kumandanı Amiral Fahri Korutürk ile Filotilla Komodoro Albay Fahrettin Geger ve gemi kumandanı Kurmay Yarbay Necati Pınar'a bir nezaket zi­yareti yapmışlardır. Bu ziyaret müte­akiben iade olunmuştur.

4 Ağustos 1956

 Bonn :

Haziranda memleketimizi ziyaret et­miş olan Aîman gazetecilerinin, hak­kımızda sitayişkâr yazıları seri halin­de devam etmektedir. Bütün makale­lerde Türkiye'nin giriştiği muazzam kalkınma hamlesi belirtilmekte, yeral­tı ve yerüstü namütenahi servet ve imkânları olan Türkiye'nin parlak is­tikbale malik bulunduğu bugünkü ge­çici iktisadî güçlüklerin neşvünema buhranından başka birşey olmadığı te barüz ettirilmektedir.Bütün gazeteler Türk dostluğundan hayranlıkla bahse derek Türkiye'nin Almanya'nın en büyük ve en samimi dostu olduğunu yazmakta ve hakikî dostların birbirle­rine müşkül zamanlarda yârdım etme leri lâzımgeldiğini beyanla Almanya nın Türkiyeye behemehal yardım et­mesini talep etmektedirler.

«Deutscher Zeitungsdienst» Ajansının siyasî ve iktisadî yazarı Rudolf Port-ner tirajlarının yekûnu takriben iki milyonu bulan 46 gazetede çıkan bir makalesinde, dünyada hiçbir milletin Türkler kadar istikballerinden emin azimkar bir hamle ile ileri atılmadık­larım ve bugünkü Türk devlet adamlarında her türlü hayalperestlikten uzak olan ayni realizmle meşbu bu­lunduklarını yazdıktan sonra Türk borçları dolayısiyle bazı Alman çevre­lerinde hasıl olan yanlış kanaate temas etmekte ve aynen şöyle    demektedir:

Fakat Türkiye'nin noktai nazarına da lâyık olduğu ehemmiyeti vermek lâ­zımdır. Yakın doğuda sarsılmaz bir kale kuran Türkiyenin metanet ve az­mi sayesindedir ki batının emniyeti bir hayli artmış ve batıdaki hayat standardı bugünkü seviyesini muhafa­za edebilmiştir. Şunu unutmamak lâ­zımdır ki Türkiye, bugün Birleşik Amerika, Rusya ve Britanya Commen wealtinden sonra dünyanın en büyük ve kuvvetli ordusunu besler. Türkiye hesaplar ıgörülürken bu hususun da da nazarı itibare alınmasını talep ederse haklı değil midir? Ve herkesden evvel Federal Almanya'nın yegâne ha­kikî dostuna elinden gelen yardımı gös termesi için birçok sebepler mevcut değil midir? Bu memleketin dostluğu bize bir milyara dahi malolsa bunun­la biz Türk dostluğunun ancak bir kıs­mını ödemiş oluruz. Çünkü hakikî dostluklar  ancak dostlukla  Ödenebilir.

Diğer Alman gazeteleri de bu mealde neşriyat yapmaktadırlar.

10 Ağustos 1956

 Bonn :

Haziranda misafirimiz olan Alman ga­zetecilerinin memleketimiz hakkında­ki sitayişkâr neşriyatı devam etmekte dir.

Almanya'nın siyasî" ve iktisadî çevre­lerinde en içok okunan ve Almanya'nın en mühim gazetelerinden sayılan Frank furter Allıgemeine Zeitung'da Dr. Hanş Roeperin imzasiyle çıkan makalesinde Türkiye'nin her tarafında Almanyaya karşı igös terilen dostluktan hararetle bahsederek mütekabil olan bu dostlu­ğun uzun yıllardan beri her iki mem­lekette derin kökler saldığını yazı-makta ve Türk borçlarına temasla Al­manların Türklere karşı parayı ön plânda tutan tüccarca bir zihniyetle hareket etmemelerini tavsiye etmek­tedir. Muharrir Türkiyeye bilâkis da­ha fazla yardım yapılmasının zarureti üzerinde İsrarla durmakta ve iki mem. leket arasında teknik ve kültürel teş­riki mesainin sıklaştırılması lüzumuna işaretle Alman hükûmetiftin Türk hü­kümetinin talepleri için bol miktarda burslar açmasını Alman fabrikaların­da Türk teknisyenleri ile Türk ustala­rının yetiştirilmesi için geniş imkânlar sağlamasını ve nihayet Almanların her branştan Türk gruplarının Almanyaya edilmeleri hususunda şimdikin­den daha cömert davranmalarını ta­lep etmektedir.

"Diğer taraftan Dictrisch Schwarz, Stut tgart şehrinde münteşir yüzelli bin ti­rajlı Deutsche Kommentare ve Berlin Ûe münteşir yüzbin tirajlı Tagesspiel gazetelerinde intişar eden makale­sinde bir memleketin nadiren Türkiye gibi kısa zamanda bu kadar muvaffa­kiyete eriştiğini yazarak bugünkü ik­tisadî bazı müşküller dolayısiyle ya-jjilan tenkidime rağmen Türkiye'hin süratle kalkınmakta olduğunu belirt­mektedir. Bundan birkaç yıl evvel Türk köylüsü zaruret içerisinde yaşar­ken bugün bazı kimselerin Türk köy­lüsünün fazla iyi yaşadığını tenkid et tiklerini yaz'an muharrir, köylünün tamamiyle bugünkü hükümeti destek­lediğini Anadoluda bizzat müşahede ettiğini ilâve etmektedir.Türkiye'deki inşa ve kalkınma faaliyetini ondokuzuncu asırda Amerikadaki faaliyete benzeten muharrir, Türklerin de o zamanki Amerikalılar gibi sarsılmaz bir inanç ve azimle ileri atıldıklarını yazmaktadır.

Eisenhower'in hususî müşaviri Randall'ın Türklere bakır, krom, manga­nez vesaire gibi madenlerle balıkları­nı ve meyvalarmı değerlendirmelerini tavsiye ettiğini yazan muharrir, Türk­lerin nasihatlere değil bu madenleri iş letecek makinelere ve tesislere ihtiyaç lan olduğunu tebarüz ettirmektedir.

Dietrich Schwarzkopf bundan sonra Türk borçlarına temas ederek Türkiye nin dürüst bir borçlu olduğunu yaz­makta ve makalesini şöyle bitirmektedir: «Bize makine satın ki yeraltı ser­vetimizi kıymetlendirelim. O zaman iki üç yıl içinde bu iptidaî maddeleri­mizin satışından elde edilecek para ile makinelerimizin bedelini öderiz» di­yen Türk hürmetinin bu noktayı na­zarı doğrudur. Netice itibariyle Türkiyenin batı müdafaa sisteminin cenup­taki temeltaşı olarak oynadığı mühim rolü de unutmamak lâzımdır. Türkiye yardıma ihtiyacı olan bir dost belki de en iyi dostumuzdur. Ona yardımdan imtina  etmemeliyiz.»

18 Ağustos 19556

Londra :

Fuzulî'nin ölümünden hemen hemen 20 yıl sonra istinsah edilen Leylâ ile Mecnun'un bir elyazması Dondradaki British Museum kütüphanesinde bulunmuştur. Şimdiye kadar hiçbir katalogta yikredilmiy.en bu nüshayı İs­tanbul Üniversitesi Türkoloji şubesin­den Bayan Halide Dolu keşfetmiştir. Bayan Halide Dolu Türk edebiyatı ile ilgilenen herkesi sevindirecek bu bu­luşunu Londra radyosunun Türkçe ya ymları servisinde bn akşam yayınla­nacak bir konuşmada anlatacaktır.

Kendisi bulduğu nüshanın ehemmiye­tini su  közlerle hülâsa  etmektedir:

Bu elyazısı Leylâ ile M.ecnun mesnevi­si, İslâmî yazı ve tezhip sanatına ye­rinde bir örnek olmak, zengin ve orjinal dil malzemesine sahip bulunmak ve varolan nüshaların en eskilerinden, biri ve en önemlisi olmak gibi bakım­lardan üzerinde titizlikle durulmağa değer, nadide bir kopyadır.»

Bu kadar mühim bir edebî müjdeyi Türk dinleyic iler ine bildirmekten şe­ref duyan Londra radyosunun Türkçe yayınları şubesi Bayan Halide Doludan British Mauseum'dakİ diğer Türk elyazmaları hakkında da bir konuşma yapmasını rica etmiştir. Bu konuşma 3 kasını tarihinde verilecektir.

20 Ağustos 1956

Karaşi:

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakülte si doçentlerinden Abdülkadir Karahan dün Lahorda Pakistanm millî şair ve mütefekkiri İkbalin mezarını ziyaret etmiştir.

Lahorda bir konferans veren Doçent Abdülkadir Karahan, İkbalin Rumînin eserini yeniden canlandıracağını söyle miş ve İkbalin eserinin İslâm Dininin esas sosyal, siyasî ve manevî prensiple rini ihtiva ettiğini belirtmiştir.

Dr. Karahan Müslüman memleketle­rin ırkî ve coğrafî sınırların üstüne çı-

karak 'birçok meselelerini halledebile­ceklerini ilâve etmiştir.

21 Ağustos 1956

Londra :

İngiltere Dışişleri Vekili Sehvyn Lloyd bu sabah, jüveyş hakkındaki konferan sa iştirak eden Bağdad Paktı devletle­rinin temsilcileri ile görüşmüş bu me-yanda Türkiye, Iran, ve Pakistan dele­gelerini Hariciye Vekâletinde kabul .et mistir.

Sehvyn Lloyd, daha sonra Danimarka Norveç ve İsveç heyetlerinin başkan­ları ile de görüşmüştür.

Diğer taraftan Japonya, Avustralya ve Endonezya Dışişleri Vekilleri, İn­giliz Dışişleri Vekili tarafından öğle yemeğine davet edilmişlerdir.

26 Ağustos 1956

Kabil:

Afgan Kralı Zahir Sah, Afganistan'ın kurtuluş bayramı münasebetiyle yap­tığı bir konuşmada Türk devlet a-damlarmm  ziyaretine   temas   ederek:

Görüşmemiz iki memleket arasındaki an'anevî dostluğu kuvvetlendirdi» de­miştir.

27 Ağustos 1956

Amsterdam:

Milletlerarası sosyoloji derneğinin üçüncü kongresi Amsterdamda toplan­mıştır.

48 memleketin temsil edildiği kongre­de 1956-1959 devresi için başkanlığa Fransa'dan Prof. Friedmartfn, başkan yardımcılığına da Türkiye'den Prof. Hilmi Ziya Ülken, Brezilya'dan Costa Pinto, Hollandadan Denhollander se çilmişlerdir.

 New-york:

Ford kurumunun sağladığı 195.000 do­larlık bir bağış sayesinde Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi milletler arası müşterek ticaret faaliyetleri üzerinde ibir incelemeye girişecektir.

Columbia Üniversitesi Hukuk Fakül­tesi Dekanı William Warren sınaî memleketler] e yeni sanayileşmekte o-lan memleketler arasındaki ekonomik işbirliğinin üç senelik bir incelemesi­nin batı ile doğunun bir ortaklık esası üzerinden müstakbel münasebeti erin iti tayinine yardım edeceği kanaatinde­dir.

Üniversitenin ticaret ve milletlerarası meseleler fakültelerinin ele alacağı e-sas mevzulardan bir tanesi müteaddit memleketlerde girişilmiş olan milletler arası müşterek ticarî işlerin incelen­mesi olacaktır. Bu incelemelerde Bir­leşik Amerika, İngiltere, Hollanda ser mayedar memleketler ve Meksika; Brezilya, Yunanistan, Türkiye, Hindistan, Birmanya, Japonya sermayenin yatırıldığı memleketler olarak ele alınacak­lardır.

Bu incelemenin müteaddit milletlera­rası ticaret usullerinin faydalı ve za­yıf taraflarını ortaya koyması ve mil­letlerarası sermaye yatırımlarının te­sirini artırması beklenmektedir.

Türkiye ve Arap dünyası

Yazan: Y. Kadri Karaosmanoğlu 2/8/1956 tarihli (Tercüman) dan:

Daha düne kadar çünkü terin ölçüsün de otuz beş kırk yıllık zaman nedirki evet, daha düne kadar, Arap dünyası bizim de dünyamızdı. Basra körfezin­den kalkıp Bey.ruta bir vapur yolcu­luğu yapan her Türk, üç deniz sahille­ri boyunca uğradığı bütün limanlarda AyYıldızlı kırmızı bayrağının dalga­landığını görür ve bu limanlardan, ku­laklarına Türkçe sesler gelirdi. Kara yolculuklarında ise, Yemenden Suriye ye kadai uzanan ve şimdi her kesimi bir ayrı memleket olan toprak engini hepimiz için yekpare bir vatandı ve Mısır, Mümtaz Eyalet namı altında bu vatanın bir parçasıydı. Zira, aynı kanunlara, aynı idareye tâbi bulunu­yorduk; aynı «nüfus tezkere lerinin hâmiliidik.

Nitekim, bu satırları yazan muharrir Kahir Ede doğmuştur. Nasıl ki, birçok Türklerin doğum yerleri de ya Şam, ya Kudüs, Ya Bağdad veya Mekke idi. Nasıl ki, birçok Araplar da İstanbulda İzmirde, Bursada dünyaya gelmişler, oralarda kalıp yerleşmişler ve tıpkı Konyadan Suriyeye göçen Kemik Ço­ğullarının (Azım Zade) oluşu gibi bir takım Türkçe soyadları almışlardır. Arap diyarında uzun müddet oturan Türkler anadillerini unutup Arapça ko nuşurlar; oralardan Türkiyeye gelip yerleşen Araplar ise Türkçeden başka dil konuşmaz olurlardı ve bu hale, A-raplardan ziyade Türkler acırlardı: Yazık, güzeldilini unutmuş! derler­di. Çünkü, Arapçanm Osmanlı camia­sında, her dilden üstün bir itibarı var­dı. Yalnız Arapçanm mı? Bizzat ara-bm, Arap milletinin de. Ta Süleyman Dede'den Namık Kemal'e kadar, kültür vs edebiyat lehçemizde bu milletin adı «Kavmi Kecib» idi.

Hangi imparatorlukta, ayrı soydan, ayrı dilden iki unsur arasında böylesine samimi bir kaynaşma görülmüştür? Bunu, yalnız dinin tesirine hamlede­nleyiz. Zira, Osmanlı saltanatının kuca ğında doğup büyümüş irili ufaklı da­ha bir takım unsurlar vardır ki, Arap­lar kadar baş üstünde tutulmamışlardır. Zira, Avrupa devletlerinin siyasî entrikaları ile aramızdaki bu din bağı pek kolaylıkla çözülüvermişti. Suriye­liler Fransa,Mekkeliler, Medineliler, Filistinliler İngilterenin kucağına atılırken ve onlarla beraber bize karşı cephe kurarken 'bizimle din kardeşi ol duklarmı hatırlarına bile getirmemiş­lerdi. Şu halde, bizim aramızdaki ya­kınlık bir tarihî mukadderat birliğin­den doğmuştu. Lâkin, Arap dünyasında bu da unutu­lup bize karşı o «husumet cephesi», başka bir din düşmanının yardımı ile yeniden kurulmakta ve Araplar, Birinci Cihan Harbi sonundaki nifak hare­ketlerine yeniden girişmektedir. İlk nifak hareketinin adı gibi bunun adı da sözde istiklâl mücadelesidir. Fakat, ha­kikatte yaptıkları şey,geçen sefer ol­duğu gibi bu sefer de, bilerek veya bilmiyerek sömürgeciliğin ve emper­yalizmin hizmetine girmekten ibaret­tir.

Evet, Arap dünyası ikinci defa olarak bir yabancı devletin siyaset oyunlarına dama tahtalığı vazifesini görmeye başlamıştır. Bu tahtanın üstünde esir alı­nacak veya mat edilecek taşlar her­halde biz değilizdİT. Şu bakımdan, bü tün korkumuz ancak dünkü vatandaş­larımızın ve bugünkü dindaşlarımızın hesabmadır. On yıl önce, nice milletler gördük ki böylesine kurtuluş veya kur tarılışlarmm bedelini kendi varlıkları pahasına Ödemişlerdir.

Yazan; Refik Erol

3/8/1956, tarihli (Son Posta) dan:

Son günlerde, Batı - Trakyadan gene kötü haberler gelmiye ibşalarmştır.

Lausanne andlaşması imzalandıktan sonra, Yunanistanın bu bölümünde yaşıyan Türklerin plânlı bir baskı alimda yaşadıklarını hepimiz biliyoruz...

Venizelos bir zamanlar, bizi avutmak için olmalı, tatlı sözler dökmüş ve Yu-nanistanda kalan Türklerin dostluk anlaşmasında bir köprü rolü oynıyacak larını sık sık tekrarlamış, durmuştu!Kimselleri bu hayal köprüsünden tbm bazlarını, yıllardanberi kemirmektedir.

Bundan büyük bir şey kaldığını söyle­mek, gerçekten güçtür.

Eski istatistiklere bakarsanız, Batı-Trakyada ikiyüz otuz bin Türk yaşa­maktadır... Nüfus burada, otuz yıldan beri artacağına en korkunç ölçülerde gerilemiştir. Yüzibinlerden, günün bi­rinde, bir avuç bitkin ve ölesiye yor­gun insan kalacaktır belki. Türkiyenin ne kadar ağır ve dayanılmaz şartlar içinde yaşadıklarını gösterir bu. Nüfus geçim imkânları olursa artar. Balı Trakya Türkünün ortalama yaşayış standardı, ancak, kuru ekmekle ölçü­lebilir  bugün.

Osmanlı İmparatorluğa zamanında Trakya, bugünkü Cukurovamizla ra hat rahat boy ölçüşecek bir durumda İdi. Ne oldu Batı-Trakyava? Nerede o topraktan altm çıkaran Türk köylü­leri? Çok acı bir hikâyesi vardır bu­nun.

Yunanlılar, Lausanne andlaşması İm­zalandıktan sonra, Sakarya boylarında uğradıkları bozgunun öcünü almak için, Batı-Trakya Türklerini yok etmiye karar vermişlerdir. Halk yığınlarını baskı kullanarak, sınır dışı etmek, hiç şüphesiz, daha dürüst bir davranış sa­yılmaya değer. Yunanlılar, çok daha insafsız bir yol seçmişlerdir: Türkle­rin geçim kaynaklarını  kurutmak.

Her köylünün, ekim zamanlarında, paraya ihtiyaç! yardır. İngiliz Lordu Çur zon, Lausanne andlaşmasımn hüküm­leri tartışılırken şöyle demişti:

Türklerin istediklerini-üzüntüsüz ka­bul edebilirsiniz. Yarın, sıkıştılar mı, bizden para istiyeceklerdir. O zaman, şimdi verdiklerimizi fazlasiyle ödeti­riz onlara.»

Yunanlılar, bu dost öğüdünü bir. mil­let ideali gibi "benimsemişler ve .Batı Trakyada hemen gerçekleştirmiye. baş­lamışlardır. Batı Trakya Tjirkü dün­yanın en pahalı ve en kokulu tütün çeşitlerini yetiştirir. Malı birkaç yıl alıcısız kaldı mı ciddî para sıkıntıları­na düşer. Lord Curzon'ın öğüdünü yü­rürlüğe koymak için en elverişli fırsat belirmiştir artık!

Yunan bankaları çok sıkışık duruma düşen Türk köylüsüne para vermek için, ya bir Yunanlının mutlak surette kefil olmasını istemiş veya kapılarını büsbütün kapamıştır. Kefillerin özel anlaşma gereğince, malları istedikleri zaman ve istedikleri fiattan satılmıya haklan vardır! Türk köylüsü ya kefi­le ba^ vurmak zorundadır veya on­dan hiçbir farkı olmıyan tefeciye. Ö-lümlerden Ölüm beğen derler buna. Türk köylüsü, Türk tüccarı, bir yandan kefil, öte yandan tefeci yolu ile, sistem lı bir surette soyulmuş ve yarı aç, yarı tok 'bir duruma düşmüştür. Batı Trak­yalılara kam güdülen bu baskı politi­kasının tam otuz yıllık bir tarihi var­dır.-

Türk azınlığının haklarını koruyan Lausanne andlaşmasımn hükümleri ne rede? Yunanlılar, kendilerini andlaş -ma hükümlerine, hiç bir zaman bağlı saymamışlardır. Kilise, Türke verilen sözün tutulmamasını ne diye aykırı sa yar, ne ahlâka. Yunanlılar, bu gelenek ler arasında yetişmişlerdir. Son günler de Batı Trakyadan gelen haberler bas kının şiddetlendiğini öğretiyor bize. Demek uluyor ki: Türklerin tasfiyesi sonlarına erişmiş oluyor artık. Bundan böyle koyunlarına da yedirecek ot bu-lamıyacaklar.

Batı Trakya Türklerinin yaşama hak­larına karşı gösterilen gayeli ve sis­temli insafsızlığı görmezlikten gele­meyiz. Bu haklar, birtakım şartlar çer

çevesinde, tanınmıştır. Yunanlılar da çok iyi bilirler bunu. Lausanne andlaş masında, tek-taraflı olarak,.irili, ufaklı birçok delikler açılmıştır. Bunlar, ya­pının hiç beklenmiyen bir zamanda, birdenbire çökeceğini hatırlatan belir­tilerdir. Yunanistan, Kıbrıs iddiaların da daha serbest- hareket etmek için mi böyle bir yola başvuruyor? Bilmiyo­ruz. Fakat bildiğimiz bir şey varsa, o da, Lausanne andlaşmasımn tek taraflı yürürlükten kaldrrılmasiyle, bizim çok daha. büyük bir politika serbestliğine erişmiş olacağımızdır';

ATATÜRK'ün Yolu

Yazan :A.E.  Yalman

5/8/1956 tarihli (Vatan) dan :

Mısırın diktatörü Abdünnasır, siyasî hayatının baslarında Atatürk'e alâka ve saygı göstermişti, onun yolunda yü rümek emelinde olduğuna dair sözler söylemişti. Bu sözlerin tatbikat saha­sında ne mânaya geldiğini artık bili­yoruz. Hâdiselerin akışı şunu gösteri­yor ki Abdünnasır, Atatürkün gittiği millî terakki ve insanî ve medenî alâ­ka yolunu tutmamıştır. Hitlerleri ve Mussolinileri sürükleyen barbar bir emperyalizm çığırına pek mevsimsiz bir surette bağlanmış, Mısırı milletler­arası nifakın bir unsuru, Moskovanın bir âleti haline düşürmeğe doğru git­miştir.

1919 da ecnebi işgaline ve Yunan isti­lâsına karşı istiklâl ve kurtuluş bay­raklarını açtığımız zaman Atatürk gi­bi büyük bir lider, Osmanlı İmparator luğunu ,şu veya bu şekilde yaşatmak gibi bir hedef çizebilirdi. Dünya şart­ları türlü türlü maceralara imkân ve­recek bir yoldaydı, fakat Atatürk,tâ Erzurum kongresinden bâşlıyarak her türîü emperyalizm ve fütuhat fikirleri­ni her zaman için reddetmiş, millî mi-sakla Türk anavatanının hudutlarını çizmiş, medeniyet yollarında devamlı bir gelişmenin mecralarını açmış, kom sularla dostluk aramış, Batı dünyasiyla samimî, içli, dışlı bir münasebet tarz kurmağa doğru gitmiştir: Pariste çıkan Le Monde gşzeteşinin bir~ makalesinde Atatürk'le Âbd'ünnasir a-rasmda bir mukayese yarjüryor. Yazi-sahibinin iddiasına göre bir değil,' iki.. Abdünnasır Vardır. 'Birincisi Atatürk üh yolunda yürümeğe bir aralık heves eden vekarlı, müsbet düşünceli, sevim,  li bir devlet adamıdır. Diğeri, Arap Birliği, İslâm Birliği, Afrika Birliği, gibi sahalarda kendini azamet hülya­larına kaptıran, Hitlerin, Mussolininin kötü Örneğine ayak. uyduran bir Şark diktatörüdür. Abdünnasır, kudret inhi­sarının yükü altında sendelemiş, Şark­lı diktatör, mazbut .ve makul devlet, adammm başını pek çabuk yemiş, tü­ketmiştir.

Fransız gazetesinin bu tahlili pek de yerinde sayılamaz. Her diktatör, zarar sız bir devlet adamı gibi görünmeğe, azamet hülyalarını gizlemeğe vakit va kit heveslenir. Hitler ile Mussolini de bunu yapmışlar, demokrat memleket­lerde bazı ileri gelen şahsiyetleri bile bir aralık aldatmağı becermişlerdir. Asıl ölçü, şahsî kudretin sürükleyici te­sirlerine karşı vatanseverlik ve insan­lık frenlerinin mukavemet derecesinde dir. Bu bakımdan Atatürk tam bir Türk vatanseveri, mükemmel bir insandı. Her zaman ve her durumda Türk mil­letinin devamlı menfaatlerini kendi-şahsî v.e fani hayatının ihtiraslarının, üstünde tutmuş, Türk millî menfaatle­rini insanlığın ve sulhun devamlı icap larma göre ayarlamağı Türk millî si­yaseti   için   bir   ana hedef  saymıştır.

Hasta adam sözünün ortadan kalkma sı, Türk milletinin iki cihan harbi a-rasmdaki çetin devirde büyük bir itibar kazanması ve dünya istikrar ve muvazenesinin belli bağlı bir âmili haline gelmesi, Atatürkün uzak görüş­lü, feragatli, tam mânasiyle vatanse­ver siyasetinin yarattığı bir neticedir,

Atatürkün Habeş harbi esnasında hu­susî bir mecliste sarfettiği şu söz ku-lağımdadır: "Dünya yüzünde yüksek bir adalet ve zabıta mekanizması ol­maması büyük bir felâkettir. Eğer boy le bir mekanizma olsaydı, insanlığın jandarmaları dünyanın asayişini bozan. Hitler ve Mussolini adlı şakileri derhal tevkif ederler, adalete teslim ederler, büyük felâketleri önlerlerdi.»

Atatürk, bugün hayatta olsaydı, aza-jmet ve zorbalık yolunda yürüyen ve milletlerarası anlaşmaları ancak Moskova lehinde tek taraflı olarak çiğ-niyen Abdünnasır hakkında ayni söz­leri söylerdi. Farukun idaresinden son­ra 'Mısırda zinde bir millî hava ve ge­niş imkânlar yaratan Abdünnasır, ilk . isabetli hissine uyarak, Atatürk'ün yo­lunda yürüseydi, Hitl-er, Mussolini ve -Stalin tarafına doğru ayağı kaymasay-dı,.Mısır için yeni ufuklar açılır, Orta doğuda Türkiye ile işbirliği ve kardeşlik halinde yürüyen bir Mısır, feragat li hislerle yeni bir dünya yaratmak bakımından öncü bir unsur haline gelirdi. Ne yazık ki bunu yapmak için yalnız arzu ve heves kâfi değildir. Atatürkteki vatanseverlik, terakki azmi, insanlık sevgisi ve hak fikri olma­dan böyle bir yol tutulamıyacağım, Abdünnasırm fena örneği teyid etmiştir.

Muhterem misafirlerimiz

Yazan:  A..Ş  Esmer

6/8/1956 tarihli (Ulus) tan:

Libya Kralı Majeste Muhammed İdris "El Sunusî, Hükümetimizin davetlisi o-larak memleketimizi ziyaret etmekte­dir. Bütün Arap memleketleri arasında eski Trablusgarn adiyle tanıdığımız yeni Libya'nın Türk kalblerinde müs­tesna bir yeri vardır. Uzun yıllar mu­kadderat birliği içinde yaşadığımız "Trablusgarp 1911 yılında İtalya'nın te­cavüzüne uğramıştı. Trablus Harbi, Osmani İmparatorluğunun tasfiyesine va ran bir hâdiseler silsilesinin başlangı­cını teşkil etti. Harp devam ederken, "Balkan Muharebeleri başladı, hemen arkasından da Birinci Dünya Harbi geldi. Bu bakımdan, denilebilir ki, "Birinci Dünya Harbinin hakikî baş­langıcı Trafo'lusgarp Harbi olmuştur. Birinci Dünya Harbi denilen tarihî hâ dişe, Afrika'da başlayan harbin önce Balkanlara sonra Avrupaya ve nihayet dünyaya  yayılmasından   ibarettir.

"Trablusgarp Harbinde Türkler ve Trabluslular omuz omuza savaşmışlardır. Atatürk ve Enver Paşa gibi Türk ordusunun .seçkin komutanları Trablus çöllerinde Libyalı kardeşlerimizin hür­riyetleri için mücadele etmişlerdir,Daha gecen gün Libya Büyükelçisi Esat El Jerbi Türk subaylarının bu savaş­taki yararlı hizmetlerinden dolayı Lib yalıların duydukları şükrana tercüman olmuştur ki, bu başlı başına Libyalı­ların kadirşinaslığım is-bat eden bir de lildir.

Hakikat şudurki Türkler en karanlık günlerinde bile Libya'nın kaderiyle ilgilenmekten geri kalmamışlardır. Libyalılar da Birinci Dünya Harbinin so­nunda kendi liderlerini İstanbula yol­layarak, en ağır günlerde Türkiye'ye yardımda bulunmağa gayret sarfetmiş lerdir. Başka Arap liderlerinin Türk düşmanları ile işbirliğine giriştikleri bir sırada, Şeyh Sunusî'nin Türklere bağlı kalması ve İstanbul hükümeti­nin galip devletlerle işbirliğine giriş­mesi Üzerine, gene yardım maksadiyle Anadoluya geçişi, Türklerin yürekle­rinde Libyalılara ve başlarındaki hane dana karşı unutulmaz minnet duygu­ları uyandırmıştır.

Türkiye kurulduktan sonra da Libya bir müddet İtalyanların esiri olarak kalmıştır. Bu esaret yıllarında da Lib­yalılar müstevlilerin zulmüne ve kah­rına karşı meydan okuyarak savaşmış lardır. Nihayet İkinci Dünya Harbi ye harp sonunda Birleşmiş Milletler Libyalıların kurtuluş çanlarını çalmış karariyle Libya bağımsızlığına ve hür­riyetine kavuşmuştur.

Bağımsız Libya hükümdarlığına geç­mek Sunusî hanedanı için pek tabiî bir haldi. Bu muhterem sülâle, yalnız Trablusta değil, bütün islâm dünyasın da p-ak ziyade sayılmış ve sevilmiştir. Trablus'un bağımsızlığı için çetin mü­cadeleden bir an kaçınmamıştır. İkin­ci Dünya Harbi çıktığı zaman da müt­tefiklerin yanında yer almıştır. Bağım sız Libya'nın hükümdarlığı kendisine memleketi için yararlı hizmetler kar­şılığı olarak vaadedilmişti, fakat Lib­yalıların bağımsızlıklarını, n« mütte -fiklerin vaitlerine, ne de Birleşmiş Mil letlerin kararma borçludurlar. Kendi hürriyetlerini kendi kılıçlariyle kazan­mışlardır. 

Kurulduğu gündenberi Libya, bağındaki muhterem hükümdarın irşat ve işa­retiyle, ileriye doğru hamlelerle yürü mektedir. Libya bir takım Arap dev­letleri gibi, Kahire'nin peyki olmak yolundan kaçınmış, fakat başka cephe ye de katılmamıştır. Arapları ikiye bölen meselelerden, uzakta kalmak ka­rarındadır. Türkiye ile dostluklarının devamına Önem vermektedir. Asil bir millet olan Libyalılar, her hangi bir aşağılık duygusunun tesiri altında bu­lunmadıklarından Batıya karşı cephe almayı düşünmemektedirler, hattâ dün kü istilâcı İtalya'yı bile affetmeye mü­temayildirler.

İşte sayın misafirimiz bize böyle asîl ve dost bir milletten selâm getiriyor. Onun muhterem şahsında Libya mille­tini selâmlarken, bu ziyaretinin iki mil leti birbirine daha da yakın getireceği­ni umarız.

Türkiye'ye karşı İngiltere

Yazan: İsmail Suphi Soysallıoğlu

14/8/1956 tarihli (Tercüman) dan:

Müttefikimiz İngilterenin bize kargı asırlık politikasını dürüst ve samimi bir niyetle tetkike, daha doğrusu şöy­le bir kısaca hatırlatmağa devam edi­yoruz;

Anadoluyu, bizi ezmeğe Ve yutmağa gönderilen Yunan ordusunu .en silâh­sız, parasız ve eli kolu bağlı olduğumuz bir zamanda mukaddes topraklarımız­dan attıktan sonra Lozanda sulh kon­feransına oturmuştuk.

Lozan müzakerelerinin sulha yürüme yolu çok çetin ve üzücü olmuştu. Bu konferansın ruhu rolünü oynayan İn­giliz Hariciye Nazırı meşhur Lord Gur zonun hareketleri ve sözleri, Anado­lu faciasının başlıca âmili Venizelosu ulu orta koruma gayretleri ve murah­haslarımıza bir mektep mubassırı ha­linde hâç.â haylaz ve haşeri talebe mu­amelesi yapar gibi ağır tavırları halâ hatırımızdadır. O zaman yüreğimizi yakan bu görülmemiş derecede aleyh­tarlık bugün bile bizi ürpertir.

Lozandan sonra da Londra'nın Ankara ya karşı hareketi ekşi ve bariz olmak:: ta devam etti. Ezcümle Irak petrolleri işinde ültimatomu alnımıza dayadı... Tâki  karşılarına  dikilen  iptida  Hitler ve Mussolinİ, sonra da Bolşevik   bası Stalin  bizi  oldukça  ihmal  ettirinceye kadar.

İngiltere birbuçuk asra yakındır her vakit bizden kopararak Yunanistan» eklemek ve onu. bizim zararımıza ve bizim topraklarımızda büyütmek plâ­nını sadakatle takip etmiştir. Küçücük Yunanistan Teselya'yı. Girid'i, münbiî ve zengin Selanik ve Makedonya'yı,. Midilli ve Sakız'ı bizden alarak, Kor-fo, Kefelonya, Zanta, Çirifo gibi Garp adalarım hediyeten kabullenerek niha yet Lozanda halkı kamilen Türk Batı Trakya plebisite müracaat edilmeden, ona bahşolunarak, Anadolu macerası­nın kanlı iflâsına rağmen mutlaka bir büyük Yunanistan vücuda getirmek gayesi ısrarla görülmüştür. 2 nci Ci­han Harbinden sonra da 12 'Adalar Yunanistana bilâ ivaz verilmiş, şimdi­de bir Kıbrıs dâvası ortaya atılmıştır. Hiç merak ettiniz mi? İngilterenin Yunanistans istiklâlinden sonra verdiği veya eklediği topraklar ne kadardır? İnsan İngilterenin cömertliğine hayret ler eder. Çünkü bu eklenen topraklar, yüzde dokssnbeşi bizden kesilip veril­mek şartiyle, ilk Yunan Krallığı top­raklarının dört mislini bulmuştur. Son asırlarda az zamanda bu kadar genişli-yen bir Krallık daha yoktur. İşte İn­gilterenin aleyhtarlığı ve dostluğu yan yana!  Mukayese buyurunuz...

Üç asırdır Rusya, Türk memleketlerini istilâ etmek ve Türkiy.eyi mahva sürük lemek emellerini açık veya gizli olarak türlü zalim yollarla tatbike çalışıyor. Fakat maalesef, dünyada insaniyete, adalete çok ehemmiyet verir görünen, ve medeniyet kalelerinin biri sayılan Büyük Britanya'da onun bu mezarımı­zı kazma gayretlerine yardımcı olmuş, bize karşı açık veya kapalı yollardan bir zıddiyet devri yaşatmıştır. Türk; İmparatorluğunun başına hariçten da­hilden sayısız belâ yangınları çıkarıl­mıştır. Osmanlı İmparatorluğuna kar­şı sebep ve gekil ikaı gizli kalmış veya kalmamış nice ifsat ve  tahrikler olmuştur ki, burada onları araştırmak mevzuumuzun tahammülü dışında ka­lır.

Meselâ 19 ncu asırda Mısır'ın işgali el­bette Türkiyeye kargı dostane ve ha-yırhahane bir hareket değildir.

Galiba 907 de İngiliz Kralı Yedinci Edvard ile Rus Çarı Nikola arasında Baltık sahillerinde Reval'da yapılan mülakat Osmanlı İmparatorluğu aley­hine de müteveccih bulunuyordu. Re-valde Türk İmparatorluğunun parça­lanmasına karar verildiği §uyu bulma­sı üzerine, o zaman gizli bir cemiyet olan İttihat ve Terakki Cemiyeti sürat k, harekete geçerek memlleketi kur­tarmak .istemiş ve malûm şekilde 2 n-ci meşrutiyet 23 temmuz 908 de istihsal edilmişti...

Kısa bir göz attığımız aleyhimizde ih­das edilmiş bunca elim vakıalar fasıl başları olabilirler ve bunlar bir tetkik edilse vesikalara müstenid büyük cilt­ler doldurulabilir.

Burada bir istidrat yapmak istiyorum. Ahiren muttali olduğum İranda çıkmış pek mühim bir eseri kaydedeceğim: Akayı Mahmûd Mahmûd:

İran'ın milliyetperver müelliflerinden Akayı Mahmûd Mahmûd isminde bir zat "Tarihi Ravâbiti siyasiî İran v.e İn­giltere» namı altında 8 ciltlik birkaç senedenberi yazıp bastırmakta olduğu eseri bu kere tamamlamıştır. Bu zat bu koca kitabında, İngiltere'nin Yakın Şarkta oynadığı meş'um rolleri vesika lara dayanarak ispat etmek istiyor. İn gilizlerin «Ayır ve hükmet = Ayır, siyaseti olmadığım ve Şark m illetler İ--için ne kadar vahim neticeler doğur­duğunu tebarüz ettiriyormuş. Hele İngilterenin son asırda «durbin» bir siyaseti olmadığına ve Şark milletleri­ni hep Ruslara yutturduğunu göster­miş. Bu hal yalnız İranda değil, Uzak Şark illerinde de aynen böyle olmuş...

Akayı Mahmûd Mahmûd, eğer Şark milletleri İngilizlerin politika üstadı ve hâkimi olduklarına inanırlarsa bat­tıkları .gündür diye yazmış.»

Bu çok enteresan düşündürücü ve ibret verici istidrat,. îranda her ay çıkan. kitapları yazan bir broşürde görülmüş­tür.

Yazılarımızdan maksadımız, hâlenüt tefikimiz ve dostumuz olan Müttehit Krallığı asla istihlaf gibi bir şey değil­dir. Bilâkis kemali hulûsla vakıaları, objektif olarak kaydetmek kaygusundan doğmadır. Gayemiz İngilizlerin eski itiyad ve revişi bir tarafa iterek memleketlerimiz arasında kuvvetli bir itimat teessüsünü temin etmeleri za­ruretini ispat etmek ve yeni zihniyet-3i bir gidişten başka çare olmadığını ortaya koymaktır. Akayı Mahmûü'un, 8 ciltlik büyük eserini görmedik. Fa­kat son Kıbrıs hâdiselerinde İngiltere siyasetinin iki tarafa rakkas hareket­leri, oynaklığı ve tereddütleri, nihayet Mısırın şu günlerde Süveyş Kanalına elkoyması, herhalde İngiliz mütehassıs siyaset erkânı harbiyelerirıe yüksek not verdirecek mahiyette şeyler ol­madıkları da meydandadır.

Bahsi kapayacak olan bundan sonraki yazımızda, bizce hâdiselerden çıkan tecrübe dersini Büyük Britanya Dışiş­leri Dairesinin dikkati Önüne sunmak fikrindeyiz.

Atina radyosu

Yazan: S.R. Emeç

16/8/1956 tarihli (Son Posta) dan:

Atina radyosunu bilmem, dinlediğiniz oluyor Jîîu? İçinizde bunu tecrübe et­memiş varsa böyle bir şey yapmasını asla tavsiye etmem. Çünkü sinirleri bo zulur.

Fakat biz gazeteciler, kendimizi bun­dan alıkoyabilecek bir durumda deği­liz.

Çünkü meslek icabı olarak lehte söy­lenen kadar aleyhte savrulan şeyleri de, maalesef dinlemiye mecburuz.

İşte bu mecburiyettir ki, zaman zaman Kus radyosun bize açtırır. Atina rad yosunu da hangi saikle dinlemekte ol­duğumuzu izah etmiye lüzum yoktur.

Yunan radyosu hususî bir müessese ol sa, söylediklerine, omuz silkip geçece­ğiz. Fakat bu radyo resmîdir. Yani Yunan hükümetinin yardımı ile yaşar ve onun kat'î kontrolüne tâbidir. Bu hükümet ise, NATO camiasının bir âzası olarak bizim müttefikimizdir. Yarın NATO teşekkülü bir tecavüze uğrarsa, Yunan ordusu ile omuz omuza kendimizi müdafaa edeceğiz.

Halbuki resmî Yunanistanm bir neşir vasıtası olan Atina radyosuna göre, biz, barbar bir kavimden başka bir §ey değiliz. İstanbula gelip yerleşme­miz ise, bize, medenî bir hüviyet ka­zandırmış sayılamaz. Şu halde resmî Yunanistan hakkımızdaki kanaati de bundan ibarettir.

Bu radyonun Kıbrıs mevzuundaki ya­yımlarına gelince, hemen daima, Türk lük düşmanı bir takım Yunan gazete­cilerinin yazılarını yorumlamakla bas­lar. Onun arkasından, Kıbrıs hakkında bir alay uydurma söz de tarihî bilgiler faslını açar.

Bu cümleden olarak, meselâ; adadaki Türk unsurunun sayısı hiç bir zaman ehemmiyetli bir keyfiyet ifade etme­miş olduğu gibi adanm Yunanlı kesa­feti ise evveldi enberi ezici bir çoğun­luk arzedegelmiştir.!

Atina radyosunun İngiltere hakkında­ki neşriyatı da, bizlere savurduğu ha­karetlerden geri kalmamaktadır.

İngilterelim Yunan denizciliği ile olan alâkası, İngilizlerin bu memlekete karşı gosteregeldikleri yakınlık herke­sin malûmu olmasına rağmen, Kıbrıs meselesi münasebetiyle İngiliz çoğun­luğunun, Yunan noktai nazarını be­nimsememesinden dolayı; İngiltere, A-tina radyosu yani bugünkü resmî Yu­nanistan nazarında kalleş bir varlık­tır. Kıbrısı bir müstemleke gibi sömür­mektedir. Oysa ki, bugün, Yunan ida­resi altında bulunan 12 ada halkı tür­lü mahrumiyetler içinde kıvrandıkları halde Kıbrıs Rumları ferah, fahur ya­şamaktadırlar.

Bu adanın belli başlı şehirlerindeki ti­carethane ve müesseseler İngiliz ser­maye ve kredilerinden en geniş şekil­de istifade etmişler ye etmektedirler. İşin doğrusu şudur ki, İngiliz sermayesi ile İngiliz idaresi, ötedenberi, Ada­nm Türk unsurunu ihmal edip de bü­tün ihtimam ve alâkasını Yunanlılara hasretmemiş olsa idi, bugün, kendileri­ni bu adadan kovmıya uğraşan unsur­ların durumu bambaşka olurdu.

Yunanistan bugün, bu alâkanın şükra­nını, İngiltereyi, bir politika ahlâksızı olarak teşhir etmek suretiyle ödemeye çalışıyorsa, öz mayasının mahiyetini açığa vurmuş oluyor demektir. Maa-mafih Yunanistanm îngiltereye karşı takındığı tavrın bir küfran olup olma­ması bizi alâkadar etmez. Bizi ilgilen­diren husus NATO camiasının bir uz­vu olmak bakımından, ayni camianın bir diğer uzvu Yunanistanm küfürle­rine daha ne kadar zaman tahammül etmek mecburiyetinde bulunduğumu­zu öğrenmektir.

Dünyanın kuruluşu ve bu kuruluştan sonra tekevvün eden medeniyete dair edebiyat v.e güzel sanatlar yoliyle in­sanlara yutturulan uydurmaları ser­maye yaparak bugüne kadar medenî âleme kendilerini besletip günlerini gün edenler., artık müsaade etsinler de, bundan böyle, hakikatler ortaya çıksın vs insanlığın bönlük devresi de bu suretle nihayete ermiş olsun ve üç buçuk müteassıp papasla birkaç pali­karyanın yaygarası, artık  kesilsin.

Yok yers küfür, tezvir, tahkir tahrik.. Ne için?

Bir zamanlar. İngilterenin takip ettiği yanlış bir politika yüzünden beslene beslene kalpazana dönen bir kısım Kıb rıs Rumlarının ve Kıbrıs Ortodoks ki­lisesinin aklma .esen rüzgâr istikame­tinde bir hareket tarzı takip etmediği­miz için!

Bu kadarı artık fazla kaçmaktadır. Her sabrın bir sonu olduğu unutulmamalı­dır.

Kanal meselesi ve Türkiye

Yazan: H.C. Yalçın

19/8/1956 tarihlî (Ulus) tan:

Son genlerde, Süveyş Kanalı mesele­sinde Türkiye'nin aracılık etmesi için

Lübnan hükümeti tarafından Ankara'­da bir teşebbüste bulunulacağı haberi ortaya Çıkınca- birdenbire..! kiw.se buna ihtimal vermemişti. Arkası kesilme­yen haberler ve beyanatlar ise teşeb­büsün doğruluğu hakkında şüphe bı­rakmadı fakat, pek tabiî olarak, resmî kaynakların sükût etmesi hasebiyle i-şin mahiyeti müphem kalmaktadır.

Birdenbire nazara çarpan nokta Mısı­rın Türkiyeden böyle bir hizmet beklemesidir. Vakıa ortada resmen Mısı­rın adı geçmiyorsa da Mısırın dostu ve Arap Birliği dolayısiyle müttefiki bulunan Lübnan hükümetinin arabul­ma meselesinde Kahire ile anlaşmadan Ankara ile temasa girmesi imkânsız görünür. Bundan, dolayıdır ki bu fikri herşeyden evvel hayretle karşılıyoruz. Çünkü Mısır diktatörü Nasır şimdiye kadar Türkiyeyi dostça münasebetler çerçevesinden dışarıda bırakmıştı.

Biz, ne umumiyet itibariyle Arap dün­yasına ne bu arada Mısır'a karşı hiç bir kötü niyetimiz ve uzaklık hissimiz yoktur. Fakat bazı Arap politikacıları iç politikada kendilerine bir kuvvet ed-ebilmek çarelerini ararken Türklere karşı düşmanlık hissini bir âlet olarak ele almak hatasına düşmüşler ve Ya­kındoğu'nun emniyeti ve bütün Yakın doğu memleketlerinin emniyeti ve re­fahı bakımından büyük bir mesuliyet, altına girmişlerdir.

Böyle olmakla beraber, hükümetimize arabulma hususunda bir müracaat vaki olursa bunun hiç incelemeden, kat'î olarak reddedileceğini j zannetmeyiz. Çünkü dediğimiz gibi, ne umumiyetle Arapların ne hususî olarak Mısırın düşmanı değiliz. Yalnız arabulmak ya­hut hiç değilse Mısır lehinde çalışabil mek için bazı esaslı noktalar üzerinde mutabakata varmak iktiza eder.

Türkiye büyük devletlerin tahakkümü ne ve müstemlekecilik zihniyetine kar­şı Şark dünyasında ilk isyan bayrağını açmış ve milliyet hakları için muzaf-ferane çarpışmış bir millettir. Bu ba­kımdan kendimizin bütün Orta ve Uzakdoğu milletlerine bir örnek teşkil ettiğimizi söyliyebiliriz.

Yalnız şunu unutmamalıdır ki millî haklar davasının bayrağını açarken kar şımızdakilerin de aynı haklara sahip olmaları icabedeeeğini gözden uzak tutmadık. Türkiye'nin iç ve dış politi­kasına temel teşkil eden «Misakı Mil­lî" bu ruhtan mülhem olmuştur.

' Bu bakımdan düşünülecek olursa, Mı­sır hükümetinin Süveyş Kanahnı millî, leştirmek istemesini prensip bakımın­dan aykırı bir hareket gibi görmemize imkân yoktur. Ancak, Türkiye Misakı Milliye dayanılarak müstakil bir liıem leket haklarını temin ederken karşıları mızdakilerüı de haklarını gözden uzak tutmamıştır.

Süveyş Kanalı meselesinde ayni ruhun Mısırda da hâkim olduğunu görmek lâ zımdır. Süveyş Kanalı yalnız İngiltere için hayatî ehemmiyeti haiz bir rea­lite değildir. Bunda azçok bütün Avrupayı İlgilendiren bir mahiyet bulun duğu gibi İngiltere ve Fransa için hat­tâ Amerika için bile bir hayat ve me- . tanet meselesi gizlidir. Çünkü Mısırın hareketini Suriyenin de takip etmesi ve topraklarından geçen .boruları ke­serek Amerikayı Arabistan petrollerin den mahrum bırakması mümkündür.

Bu kadar hayatî menfaatler bir Mı­sır Cumhurbaşkanının yahut bir Mı­sır hükümetinin keyfine bağlı bir hal­de birakılamaz. Yalnız Nasırın sözü kalblere emniyet veremez. Nasır hü­kümetinin istediği dakikada kanalı ka­payabilecek durumda olunca ilgili memleketler rahat yaşayamazlar.

Bizce meselenin ruhu buradadır. Ka­nalın millileştirilmesi ikinci plânda kalabilir. En evvel şu noktayı aydın­latmalıdır:

Kanalın emniyeti bakımından objektif

olarak, Nasır ne düşünüyor.? İlgili memleketleri kanalın emin ve açık ka lacağma nasıl inandıracaktır.?

Mevcut Türk hükümetinin muhalifi­yiz. Onun namına hiç bir şey söylemi-ye Rakkımız yoktur. Fakat öyle zanne­diyoruz ki hükümetimiz bir arabulma işini ciddiye almak için evvelâ Mısır hükûmednin nasıl bir garanti vermeye razı olacağını bilmiye ihtiyaç duyaçaktır.

1   Ağustos 1956

Birleşmiş Milletler (New-york) :

Londra'dan gelen haberler üzerine ve Amerika Dış işleri Vekili Dulles ile gö­rüşmeler başlamadan evvel, Birleşmiş "Milletlerdeki hakim kanaat şudur:

Londradan gelen haberler üzerine ve Mısır iştirak etsin veya etmesin, Sü­veyş Kanalından bütün dünya gemile­rine geçiş serbestisi tanıyan 1888 anlaş masının teyid ve modernleştirilmesi "hedefine varmaya çalışacak milletler­arası bir konferans aktedileceği bildi­rilecektir. Eğer Mısır böyle bir konfe­ransa alâka duymadjpım ve bu konfe­ransta alınacak kararları tanımıyacağı nı bildirirse, milletlerarası buhranın vah imi eşeceği sanılmaktadır. Yok eğer Mısır razı olursa, böyle bir konferans için Birleşmiş Milletlerden faydalamla bilir ve bu teşkilâta mensup bir teşek­kül, konferansın kararlarının devamlı olarak tatbikini kontrolle görevlendiri lebilir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğin de bu hususta büyük bir ihtiyat mu­hafaza edilmekte ve genel sekreter Dag Hammarskjoeld'un herhangi bir he­yet tarafından talep edilmediği halde Güvenlik Konseyini toplantıya çağır­mak hususunda sahip bulunduğu fakat şimdiye kadar hiç kullanmadığı yet-Tdyi kullanacağına dair dün dolaşan rivayetleri teyitten kaçmamaktadır. Hammarskjaeld, alâka ile beklenen per şembe »günkü- basın konferansında du­rumunu açıklıyacaktır.

2   Ağustos 1956

Birleşmiş Milletler (New-york) :

Birleşmiş Milletler   Kurulu Genel Sekreleri Dag Hammarskjo-eld, bugün ter­tip ettiği basın toplantısı" sırasında, seyahata çıkmadan önce bilindiği gibi belki de; ekim ayında yeniden Orta-doğuya gitmesi ihtimali olduğunu, fa­kat herseyden önce bu seyahatin son hâdiselerin inkişafına bağlı olduğunu bildirmiştir.

İsrail ve Ürdün arasındaki son hâdi­seler hakkında sorulan bir soruyu ce­vaplandıran genel sekreter, bu hâdi­senin elim olduğunu fakat durumun ve hamet kosbetmesi tehlikesinin geçtiği kanaatinde bulunduğunu, bildirmiştir. Sözlerine devam eden Dag Hammarsk-joeld, iki tarafın da sulh arzusundan emin olduğunu, bu hâdiseyi muhtelit mütareke komisyonuna getirmeğe lü­zum olmadığını, bu bakımdan İsrail'­in bu hareketini yersiz bulduğunu söz lerin 3 ilâve etmiştir.

3 Ağustos 1956

 Birleşmiş Milletler (New-york) :

Birleşmiş Milletler diplomatik mahfil­leri, Süveyş Kanalı meselesini görüş­mek üzere 24 memleketin bir konfe­ransa çağırılmasmı teklif ed-sn Londra tebliğini dün akşam itina ile tetkike başlamışlardır. İlk kaydedilen intiba, batılıların davetine Sovyetler Emirliği ve Mısır tarafından verilecek cevaba intizaren buhranın muvakkaten ön­lenmiş olmasının bu çevreleri bir dere­ceye kadar müteselli etmiş bulunma­sıdır.

Mesele şimdi açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Müşterek bir mutabakat la hareket eden üç batılı, Albay Na­sırın şiddet hareketi karşısında azimli bir vaziyet almışlardır. Şimdi söze de­vam sırası Albay Nasıra gelmiştir.

:MısJrm Birleşmiş Milletler nezdindeki  daimî murahhası Ömer Lütfi, Kahir-s'-nin ittihaz edeceği tavrı belirtecek hiç bir İşarette bulunmamıştır. Fakat ba­zı Arap mahfilleri, Mısır cevabının 16 ağustos İçinde toplantıya çağrılan kon feransın gündemi bakımından tebliğin .n-e şekilde tefsir edileceğine bağlı bu­lunduğunu beyan etmişlerdir.

.Birleşmiş Mi11etlerdeki müşahitlerden bazıları, konferansın toplanması için bırakılmış olan iki haftalık mühletin gerginliği ortadan kaldırmak irin dip-Lomatik görüş teatilerinin yapılmasını mümkün kılacağını ve ayrıca konfe-.ransa 'davet edilmiş bulunan tarafsız memleketlerin bu arada bilhassa Hin-distanm Mısır nezdinde tadil .edici nü­fuzlarım kullanmak imkânını verece­ğini ümit etmektedirler.

8 Ağustos 1956

 Birleşmiş Milletler (New-york)  :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Suriye murahhas heyeti güvenlik konseyi baş .kanlığına dün gönderdiği bir mektupta İsraili mütareke hükümlerini birçok vesilelerle ihlâl etmekle suçlandırmış ve bu hareketlerin, îsrailin fena niyet­lerine açık bir delil teşkil ettiğini kay detmiştir.

Güvenlik konseyinin bu mevzuda top lantıya çağırılması istememekle bera­ber Suriye murahhas heyeti aynı mek­tubunda Suriye hükümetinin İsrail ta rafından girişilen bu hasmane faaliyet lerin kaçınılmaz neticelerinde nkendi-sini mes'ul addedemiyec-eğini beyan etmektedir.

Suriye murahhasının mektubunda İs­rail ezcümle şu bakımlarda nsuçlandı-Tilmaktadır:

İsrail hükümeti, güvenlik konseyitarafından kabul edilmiş olan bir ka­rar suretinin ve muhtelit mütareke komisyonu tarafından ittihaz  edilmiş o-lan bir kararın hükümlerine aykırı olarak iki memleket arasındaki tarafsızbölgede muntazam polis kuvvetlerininfaaliyetlerini idameettirmektir.Mütarekehükümlerine aykırı olarakyine aynı bölge dahilinde polis ünifor ması altında muntazam askerî kuvvet­ler bulundurmaktadır.

Askerî bölgelerde istihkamlar ve asker tesisat inşa etmekte ve Arab aha­linin ikamet ettiği bölgeleri tecride ça­lışmak suretiyle bunlara zulüm yapıl­makta devam etmektedir.Birleşmiş Milletler mütareke teşkilâtına mensup müşahitlerin tarafsız öl­
gede serbestçe dolaşmalarına mani ol­makta ve böylelikle güvenlik konseyi­nin kararları ve mütareke andlaşmasını   ihlâl   etmektedir.

9 Ağustos 1956

Birleşmiş Milletler New-york :

Birleşmiş Milletler İstatistik bürosu­nun dün neşrettiği bir raporda bildiril­diğine göre dünya nüfusu 1955 senesi­nin birinci altı ayı sonunda iki milyar 692 milyon kişiye baliğ olmuştur. Bu, bir evvelki seneye nazaran dünya nü­fusunda 40 milyon bir artış bulundu­ğunu göstermektedir.

Bu vesika dünyanın 223 bölgesindeki nüfusa dair rakamlar vermektedir.

Bu rakamlara göre dünyanın en fazla nüfusa malik memleketleri şunlardır:

Çin (582.600.000), Hindistan (382 mil­yon), Sovyetler Birliği (200.OOO.ÜOÛ), Birleşik Amerika (1955 de 164.200.000, temmuz (1956 da 168.000.000), Japonya (88.900.000), Endonezya (81.900.000) ve Pakistan   (80.100.000).

15 Ağustos 1956

 New-york:

Birleşmiş Milletler Kurulu Avrupa İk­tisadî Konseyinin Cenevredeki toplan­tısından dönen Mısırın Birleşmiş Mil­letler nezdindeki bir temsilcisi gaze­tecilerin sordukları sualleri c-evaplandi rarak şunları söylemiştir:

«Sir Anthony Eden Mısırı kuvvetle teli dit etmekten vazgeçmelidir. Yalnız Ml sır halkı değil, bütün    Arap    Birliği,

hükümetinin hareket hattını destekle­mektedir. Süveyş kanalı bizimdir, bi­zim rhem elek etimiz dedir ve bizim ola­rak kalacaktır. Süveyş meselesinin Birleşmiş Milletle­re getirileceğine inanıp inanmadığını soran bir gazeteciye «bu meselenin muhtelif suretteki inkişaflarına bağlı­dır demiş ve Mısırın, bütün gemilerin kanaldan geçmesini garanti ettiğini söylemiş ve Kanaldan fazla gemi geç­mesi Mısıra fazla kazanç temin eder» demiştir.

17 Ağustos 1956

- Birleşmiş Milletler (New-york) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskjoeld İsrail'in Negef "bölgesinde dün vuku bulan ve dört İsraillinin ölümü ve bir çoklarının da yaralanmasiyle neticelenen hâdisele ri şiddetle takbih etmiş ve yapılacak tahkikatı müteakip suçluların cezalan dırılmasını ve hudutlarda sızma vakalarma mani olmalarını ilgili taraflardan bizzat isteyeceğini söylemiştir.

18 Ağustos 1956

 Birleşmiş Milletler (New-york)  :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskjoeld İsrail - Mısır hududunda Gazze bölgesinde dün vu­kua gelen ve dokuz Mısırlmm öldürül mesi ile neticelenen hâdiseleri takbih etmiştir

Bilindiği gibi M. Hammarskjoeld ev­velki gün yine aynı bölgede -bazı İs­raillilerin ölümüyle neticelenen hâdi­seleri de bu şekilde takbih etmişti.

Dünkü hâdiseler üzerine beyanatta bu­lunan M Hammarskjoeld, misilleme hareketlerinin katiyen aleyhinde bu­lunmakta ve bu gibi hareketlerin müdafaa sayılamayacağını beyan etmektedir.

24 Ağustos

 Kudüs:

Birleşmiş  Milletler     Genel     SekreteriDag Hammarskjoeld'un (yardımcısı.
Andrew Cordier bugün".İsrail DışişleriVekâleti Umumî Kâtibi ile Birleşmiş"Milletler Genel 'Kurulunun gelecek toplantısı hakkında bazı teknik meselele­ri görüşmüştür.    

Birleşmiş Milletler   (New-york)   :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterli­ğinde dün akşam tasrih edildiğine gö­re casusluk faaliyetlerinden dolayı .işi­ne nihayet verilmiş olan Sovyet ter­cümanı Viktor Petrof perşembe günü. Birleşik Amerika topraklarını terketmistir.

Birleşik Amerika Adliye Vekâletinin Petrof'u bu faaliyetlerinden dolayı it­ham eden dosyası, Birleşmiş Milletler nezdindeki Amerikan murahhası tara­fından genel sekreter M. Hammarskelda bu hafta zarfında verilmiştir .

31 yaşında ve Moskova doğumlu olan Petrof 2 şubat 1953 den beri Birleşmiş Milletlerde tercüman olarak çalışmaktaidi.

Petrof işi Birleşmiş Milletlerde bu şe­kilde hadis olan üçüncü vak'ayi teşkil etmektedir.

Ağustos 1956

 Paris :

Bugünkü resmî gaze.tede Bernard Cornut Gentille'in Fransamn Birleşmiş Milletlerdeki temsilciliğine ve güven­lik konseyindeki daimî delegeliğine tayin  edildiği bildirilmektedir.

27 Ağustos 1956

 Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Genel Sekr-steri Dag Hammarskjoeld 1957 yılı bütçe ta sarısını hazırlamış ve bunu üye devlet ler temsilciliklerine dağıtmıştır.

48.250.700 dolar tutarında olan bu bütçe genel kurulun kasım ayında ya­pacağı toplantıda müzakere edilecek­tir.

31 Ağustos 1956

Birleşmiş Milletler Kurulu:

Birleşmiş Milletler Kurulundaki Yu­nan Heyeti Başkanı, bugün Genel Sek r-eterliğe Kıbrıs meselesi ile ilgili bir nota tevdi etmiştir.

Bu notada İnıgilterenin adada takip ettiği politikadan şikâyet edilmekte ve bu konuda genel kurulda müzakere cülmesi yeniden taler edilmektedir.

Birleşmiş Milletler Kurulu:

Birleşmiş Milletler Kurulundaki İsrail temsilcisi Abba Eban, bugün bir basın toplantısı  tertip  etmiştir.

Abba Eban, bundan beş yıl evvel, Bu­gün, Birleşmiş Milletler Kurulunun Süveyş kanalından İsrail gemilerinin serbestçe geçmelerine müsaade etmesi için Mısıra ihtarda bulunmuş olduğunu hatırlattıktan sonra şöyle devam et­miştir: Mısır tam beş yıldanberi mil­letlerarası bir geçiş noktasını dilediği gibi hakimiyeti altında bulundurmak­ta ve Birleşmiş Milletler Kurulu üyele ri arasında ticaretin serbestçe cereya­nına]' mani olmaktadır. Beş yıl zarfın­da İsrail gemileri olduğu kadar, İsra­il'e eşya nakleden başka memleketle­rin gemileri de Mısırın koymuş olduğu tahditten müteessir olmuşlardır.

Tam beş yıldır Süveyş Kanalı cihan­şümul vasfını kaybetmiştir.

1 Ağustos 1956

 Londra :

İngiliz armatörlerinin bir teşekkülü o-lan İngiliz deniz yolları kumpanyaları genel konseyi, Süveyş Kanalı kumpan yasının devletleştirilmesi meselesiyle alâkalı olarak dün akşam teşekkül mensuplarına hitaben şu tavsiyeleri ihtiva eden bir tebliğ yayınlamıştır:

Konsey, kanal geçiş rüsumunu ev­velce olduğu gibi Süveyş kanalı kum­panyasına ödemeğe devam etmelerinideniz yolları kumpanyalarından talep
eder. Geçiş rüsumunu yeni Mısır kumpanyasına  ödemekten  imtina  ettikleriİçin gemilerinin    kanaldan    geçişindemüşkülâta uğrayacak olan   armatörler konseye danışmalıdırlar.

Konsey, kanaldan geçiş    esnasındaakaryakıt,  yiyecek  ve  su  temin  edil­memesi veya kanaldan geçişe muhale­fet edilmesi gibi hallerde en yakın li­mana   müşkülatsız  varılmasını   müm­kün kılmak  üzere Süveyşten  geçecekgemilerinde yeter miktarda akaryakıtyiyecek ve su bulundurmalarını teşek­kül mensuplarına tavsiye eder.

Mısırdan gelen haberler Süveyş Kanalında   seyrüseferin   müşkülatsız   yapılmakta  devam  ettiğini    bildirmekleberaber, konsey, hüküm süren kararsızlık ve karışıklık dolayısiyle gemileri­nin seferlerini Ümit Burnundan dolaş­tırmak  suretiyle sağlamak keyfiyetini mukavelelerinin ışığı    altında    tetkikederek   kararlaştırmağı  teşekkülmen­suplarına bırakmaktadır.

Diğer taraftan İngiliz armatörleri adı­na bir heyet, Süveyş Kanal kumpan­yasının devletleştirilmesi üzerine hadis olan durumu görüşmek üzere dün. nakliyat vekili Harold Watkinson'u ziyaret etmiştir.

- Johannesburg:

Güney Afrika Birliği Hariciye Vekili M. Louw dün akşam Pretoria'da irad. ettiği bir nutukta hülâsa olarak şö'ylfr demiştir:

«Güney Afrika Birliği Süveyş Kanal Kumpanyasının hiç bir hissesine sahip olmadığından bu kumpanyanın devlet­leştirilmesi Güney Afrika Birliğine do­kunmamaktadır.

M. Louw nutkunu bitirirken, Mısırın kanal kumpanyasını devletleştirmek hususundaki kararı üzerine ortaya çı­kan meseleye bir hal çaresi bulunacağı ümidini izhar etmiştir.

 Londra :

Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles bu sabah uçakla Washinrgton'-dan Londra'ya gelmiş ve hava alanın­da verdiği beyanatta «görüşmelerimi­zin yapıcı neticelere varacağını umu­yorum» demiştir. Süveyş Kanalı me­selesinde Amerikanın kuvvete müra -caata muhalif bulunduğunun doğru o-lup olmadığı hakkında gazetecilerin sor dukları suale Dulles cevap vermeyi red­detmiştir. İngiliz başkentinde bir veya iki günden fazla kalmak niyetinde ol­madığını belirten vekil, İngiliz ve Fran sız meslekdaşlariyle buluşmaktan mem nun olduğunu söylemiş ve Amerikan Dışişleri Vekâleti Müsteşar Yardımcısı. Robert Murphy'nin, müzakereleri Amerika adına tam selâhiyetle idare et­tiğini belirtmiştir.

 Hartum:

Sudan Dışişleri Vekâletinin dün akşam yayınladığı tebliğde şöyle denilmekte­dir:

Süveyş Kanal Kumpanyası, Mısır Cumhuriyetinin kanunlarına tâbi bir şirket olduğu için, Mısır, bu kumpan­yayı devletleştirmekle «hükümran» millet haklarından birini kullanmıştır. Mısır, hisse sahiplerine ve tahvilât ha­millerine tazminat ödemeye karar ver mekle uzlaşma eseri göstermiş, diğer taraftan kanalda seyrüsefer serbestisi­ni de muhafaza azminde olduğunu be­lirtmek suretiyle meselenin heyeti u-mumiyesine lâzım gelen ehemmiyeti atfettiğini ispat etmiştir. Binaenaleyh Sudan hükümeti, devletleştirme kara-riyle alâkalı hükümetlerin âdil bir hal çaresine vararak, dünya barışını her türlü tehlikeden koruyacakları ümidi­ni izhar etmektedir.

 Londra :

United Press Ajansı muhabirinin ba­zı kaynaklara atfen bildirdiğine göre, Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles, Süveyş mevzuunda sert tedbirler alınması hususunda Ameri­kanın İngiltereyi destekliyeceğini söy­lemiş, fakat kuvvet kullanmak fikrine taraftar olmamıştır.

Aynı kaynaklara göre, Başvekil Eden, Süveyş Kanalının milletlerarası bir ha le getirilmesini temin için, İngiltere'­nin kuvvete başvurmaya kadar ileri gitmeye hazır olduğunu Dulles'a söy­lemiştir.

Dışişleri Vekili Dulles, Edenle ilk gö­rüşmesi sırasında, kanalın geçişe ser-"best tutulmasını temin için bazı sert tedbirler alınabileceği huşunda Eisen-"hower'in ileri sürdüğü görüşü bildirmiş tir. Fakat, bu sert tedbirlerden maksa­dın, Birleşik Amerikada yapıldığı üze­re Mısırın alacaklarına el koymak gi­bi iktisadî ve bazı politik kararlar ol­duğunu ilâve etmiştir.Bazı kaynaklardan bildirildiğine göre, bugün öğleden sonra Dulles ile görüşen Fransız Başvekili Pineau, Fran .sa'nm İngiltere'nin görüşünü destekle­ndiğini haber vermiştir.

 Londra :

Üç batılı temsilci bu akşamki toplantı­larında Süveyş Kanalı meselesinin tet­kik için Kusya da dahil olmak üzere milletlerarası bir konferansın toplan -ması hususunda mutabakata varmışlardır.

Bu teklif İngiltere ve Fransa tarafın­dan yapılmış ve Amerikan temsilcisi, şimdilik şiddet hareketine baş vurul­maması hususunda teminat verilmesi­ne karşılık olarak bunu kabul etmiş­tir. Bununla beraber yetkili bir kay­naktan açıklandığına 'göre, İngiltere son carıe olarak kuvvete başvurmak hakkını muhafaza etmiştir.

Müşahitlerin kanaatince bu mesele hak kında süratle bir anlaşmaya varılma­sının başlıca âmili Eisenhower'in Dul­les vasıtasiyle gönderdiği mesaj ol­muştur. Hâkim olan kanaate göre Ei-senhower'in bu mesajı, İngilizlerle Fransızları Mısıra karşı" askerî tedbir­ler almaya ikna etmiştir.

2 Ağustos 1956

Londra :

Üçlü konferansa yakın çevrelerden öğ renildiğine göre, Süveyş Kanalının bey nelmilel hale getirilmesi hususunda dün Amerika mukabil tasarı sunmuş­tur. Bu teklif Fransız ve İngiliz Dış­işleri Vekilleri tarafından prensip iti­bariyle kabul edilmiştir.

Aynı çevrelerde belirtildiğine göre, ta­sarıda, Kanalın kontrolü değil fakat idaresi için milletlerarası bir teşkilât kurulması ve bu teşkilâtta Mısırla beraber 1888 anlatmasını imzalamış o-îan devletlerin temsil edilmesi derpiş olunmaktadır. Teşkilât, Birleşmiş Mil­letlere tâbi olmayacaktır.

Dulles, ü-ç hükümetin, bu teşkilâtın prensip ve yapısını i^ah eden bir ka­rar suretini müşterek kaleme almaları­nı teklif etmektedir. Bu karar sureti sonradan 1888 anlaşmasını imzalamış olan devletlere gönderilecektir.

Bu tasarının başlıca kıymeti hem. tn-giliz ve Fransızlar tarafından ileri sürülen istekleri hem de Amerikalıların hukukî endişelerini tatmin etmesidir. Bilindiği gibi Süveyş meselesinin bida yetindenberi Amerikalılar, sırf siyasî mülâhazalara dayanmaktan kaçınmış­lardır. Bir Mısır kumpanyasının dev­letleştirilmesi beynelmilel bakımdan tamamiyle meşru olduğu için, Ameri­ka, buna mani olmakla, Asya ve Af­rika milletleri nazarında, menfaatleri "bahis mevzuu olduğu zaman adaleti hiçe saymak gibi bir duruma düşmek­ten korkmaktadır.

Halbuki, Amerikalı uzmanların giriş­tikleri hukukî incelemeden anlaşıldığı na göre, devletleştirme işinin meşrui­yetinin de münakaşa götürür tarafı var dır. Kanal kumpanyası basit bir millî şirket olarak telâkki edilemez. 1958 de kurulduğu zaman vasfı gerçi bu idi, fakat 1888 anlaşmasiyle bu sıfatını kaybetmiş v.e beynelmilel hale gelmiş­tir. Binaenaleyh Mısır hükümetinin bu kumpanyaya el koyma hakkı yoktur. Dulles'm teklifi hakkındaki müzakere lerin, bu derece mühim bir tasarının bütün hükümleri Üzerinde kat'î bir neticeye varılmasına henüz imkân ver mediği anlaşılmaktadır. Fakat eeas hakkında daha şimdiden anlaşmaya va rılmıştır. Konferansa yakın çevrelerde bu toplantının muvaffakiyetle netice­leneceği kanaati vardır.

 Londra :

Başvekil Sir Anthony Eden bugün A-vam Kamarasında Süveyş meselesi hakkında bir konuşma yaparak" mese­lenin haili için varılacak her türlü an­laşmada Mısırın meşru menfaatlerine say:gı gösterilmesi gerektiğini » ifade .etmiş ve şunları da sözlerine ilâve et­miştir:

^Bununla beraber, Albay Nasır gibi hareket eden bir adama hiçbir tekilde itimad edilemez. Mısır hükümeti bu son hareketi ile birçok anlaşma ve vaitîerini bozmuştur. AİDay Nasır da­ha birkaç ay önce kanal şirketi ile Mı­sır arasındaki münasebetlerin mükem­melliğinden bahsediyordu.»

Dokuz memleket tarafından imzalanan 1883 İstanbul sözleşmesinin savaş ve barış zamanında kanaldan geçiş serbesligini tanıdığını hatırlatan Sir Anthony Eden bu anlaşmanın kanal şirketinin. yüklendiği vecibeleri de belirttiğini i-]âve etmiştir. Ed-en, bu arada İstanbul sözleşmesinin 2 nci ve 18 nci madde­lerini ele alarak bunların şirket tesis­lerinin muhafazası hükmünü ihtiva et tiğiııi hatırlatmıştır. 1954 Mısır İn­giliz anlaşmasında ise 1888 İstanbul sözleşmelinin muteber sayıldığı belir­tilmişti.

Bundan sonra Mısır hükümetinin kararı karşısında İngiliz hükümetinin alma yi kararlaştırdığı tedbirler üzerinde du ran Eden mahdut sayıda yedek subay ve erin silâh altına çağırılmasmdan baş ka ii belli başlı bazı sahalarda mütehas sis olanlardan az bir kısmının silâh al tına çağırılacağını» söylemiştir. Bu şa­hıslar iıB» kategorisine dahildir ve kraliyet emri ile silâh altına çağırıla­caklardır.

Alınacak tedbirler arasında deniz, ha­va ve kara ordularına mensup bazt birliklerin harekete geçirilmesi de vardır. Bu tedbirlerin gayesi, «İngilte­re'nin Doşfu Akdenizdeki . durumunu kuvvetlendirmek ve her türlü ihtima­le karşı koymak» olacaktır.

Başvekil Eden, daha sonra, Süveyş kanalında serbest nakliyatın sadece iç­işlere müdahale etmeme esasına bağlı olamıyacağmı, kanalın vazifesini göre­bilmesi için ehemmiyetli miktarda ya­tırıma ihtiyacı olduğunu, kanaldaki tra fiğin her yıl yüzd-s 7 nisbetinde arttı­ğını söylemiştir. Ayni şekilde geçen gemilerin   tonajı   da      yükselmektedir. "

Kanal şirketinin programında bu mak satla 20 milyon lira ayrılmıştır. Fakat bu da ihtiyaca yetmemektedir. Gele­cek on yıl içinde kanaldaki trafik bü­yük bir süratle artacaktır.

Bu meseleden sonra, Albay Nasırın ka. nal gelirini Assuan Barajının inşası i-Çin harcamak kararma temas eden Başvekil Eden, Mısır Başvekilinin şir­ket hissedarlarma 70 milyon lira taz­minat ödemek zorunda olduğunu, ka­nalın safî gelirinin 10 milyon lira oi-duğunu hatırlatmış ve bu şartlar altın da kanaldan -geçiş ücretlerinin arttırıl-mıyacağı yolunda  Albay Nasırın verdiği.Özgüvenikmiyeceğini söylemiş­tir.

Süveyş meselesinde varılacak her an­laşma için İngiltere hükümeti şu iki esas şartı öne sürmektedir:

 Her zaman için kanaldan    geçişserbestliği,

 Kanaldaki faaliyetin düzenli  birşekilde devamının sağlanması.

Konuşmasının, burasında, bir İşçi me­busun kendisine İsrail gemilerinin ka­naldan serbestçe geçirilmediğini "hatır latması üzerine Sir Anthony E&sn İngilterenin bu meseleyi Birleşmiş Mil­letlere aksettirmiş olduğunu söylemiş­tir.

İngiltere Başvekili konuşmasını şöyle bitirmiştir:

Kanal hakkında varılacak her anlaş­ma Mısırın meşru haklarına saygı gös­termelidir. Mısır da şirket heyetinde Fransa, İngiltere, Birler-ik Amerika ve Hollanda ile birlikte temsil edilmekte­dir. Kanaldan geçiş serbestliği ve faa­liyetin düzenli şekilde muhafazası an­cak milletlerarası bir makam tarafın­dan sağlanabilir. Üçlü konferans da bu gaye üzerine çalışmaktadır. İngiltere hükümeti de milletlerarası bir makam dan başkasını kabul etmiyecektir.

 Londra :

Bugün .Moskova radyosu tarafından Sü veyş kanalının millileştirilmesi hak­kında yayınlanan bir yorumda, «Mısır veya başka bir memleket üzerinde bu mesele dolayısiyle baskı siyasetine baş vurmanın Rusyamn görüşüne göre yan lış bir har-eket olduğu» ileri sürülmek­tedir. Ayrıca, «acele, taşkm hareketle-tiıu istenmiyen neticeler vereceği ve "bu bölgede batılıların menfaatlerine halel 'getireceği»   iddia olunmaktadır.

Birleşmiş- Milletler (New-york) :

Birleşmiş Milletler Genel SekreteriX) Hammarskjoeld, Süveyş kanalı meselesine . kendisinin karışmasının mevsimsiz olacağını. söylemiş, fakat Birleşmiş Milletlerin bu gibi geçitlerin milletlerarası'bir hale getirilmesini ü-zerine alabileceğini ileri sürmüştür.

Hammarskjoeld, Mısırlı şahsiyetlerden Süveyş meselesine dair bazı görüşler» öğrendiğini, fakat hiçbir, memleketin kendisine danışmak için müracaatta bulunmadığını söylemiştir.

Genel Sekreter yaptığı basın toplantı­sında bu hususta şunları söylemiştir:

«Meselenin seyrinin "henüz başlarında bulunuyoruz. Bazı sert müzakereler cereyan etmektedir. Benim için hali hazırda şu meseleye karışmak mevsim sizdir.»

Washington :

Avustralya Başvekili Robert Menzies bugün millî basın kulübünde bir nutuk vererek şöyle demiştir:

Kanaatimce Mısırlılar ikinci bir kana İm inşası ihtimalini düşünmemişlerdir.

Filhakika mevcut ksnal bugün seyrü­sefere kâfi değildir. Bu sebepten kana lı genişletmek ve bunun için çok para sarfetmek lâzımdır. Süveyşin doğusun da bulunan Avustralya, Hindistan, Pa-kistan ve Seylân gibi memleketler Sü­veyş üzerinde seyrüseferin hiçbir tah­dide tabi tutulmıyacağı hususunda teminat isVem-sktedirler.

Londra :

Üç batılı temsilcinin Süveyş hakkında­ki toplantısı bu akşam saat 19.30 da Cgmt) sona ermiştir. Öğrenildiğine gö­re ün batılı devlet Süveyş kanalının, milletlerarası bir hale getirilmesini der piş eden müşterek bir plân hazırlan­mış ve bu plân tatbik mevkiine konu­luncaya kadar Süveyş Kanalını seyrü­sefere açık tutmak vazifesini İngiltere ye vermiştir.

Londra :

"Üçler konferansından sonra gazeteci­lere beyanatta bulunan Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles, ı.bu konferans çok memnuniyet verici bir şekilde n-eticelenmiştir. Ne­ticeler bir. saate kadar ilân edilecek­tir.» demiştir.

İngiltere Dışişleri Vekili Selwyn Lloyd memnunluğunu izhar etmiştir,

 Londra :

Üç batılı devlet 16 ağustosta Londra'­da toplanacak olan konferansa katıl-mıya 1888 tarihli İstanbul andlaşması-nı imzalamış olan devletler ile ticarî bakımdan menfaatleri kanala bağlı bu lunan diğer 16 memleketi davet etmiş tir. 1888 tarihli İstanbul andlaşmasını imzalamış olan devletler şunlardır:

Mısır, Fransa, İtalya, İspanya, Hollan­da, İngiltere, Rusya ve Türkiye. Diğer 16 memleket de şunlardır:

Avustralya, Seylân, Danimarka, Habe şistan, Batı Almanya, Yunanistan, Hin distan, Endonezya, Japonya, İran, Ye­ni Zelanda, Norveç, Pakistan, İsveç, Portekiz ve Birleşik Amerika.

Aynı kaynaklar Assuan barajı için ye­niden müzakereler açılmasının mevzu-ubahs oîamıyacağım da ilâve -etmekte-dirler.

 Kahire :

Süveyş Kanalının devletleştirilmesi mevzuu ile ilgili olarak Londrada neş­redilen üçlü beyanata k'arşı Kahire gazetelerinin ilk tepkisi, Albay Nası­rın milletlerarası konferansa iştirak İçin kendisine yapılacak daveti redde-esği merkezindedir. Zira Albaya göre devletleştirme işi, tekrar üzerine dö­nülmesine lüzum olmıyan bir hüküm­ranlık hareketidir.

Mısırın her ne olursa olsun, kanalı her türlü çareye başvurarak müdafaa azmi aynı kuvvetle izhar edilmekte ise de, bu mevzuda kullanılan ifade değiş mistir.

3 Ağustos 1956

 Londra :

Buradaki yetkili Amerikan kaynakları dün. akşam neşredilen tebliği büyük bir memnuniyetle karşılamışlar ve Süveyş işinde üç batılı tarafından ka­bul edilen hal şeklinin, barışçı bir tes­viyeyi bir dereceye kadar ümit ettirdi­ğini beyan etmişlerdir.

Yine aynı kaynakların ilâve ettikle­rine göre 24 milletin davet edilmiş ol­duğu konferans, Süveyş kanalındaki seyrüseferle alâkalı memleketlerin hak larını müdafaaya azimli olduklarını ve Mısırın tek basma hareket iddiasında bulunamıyacağmı   gösterecektir.

Aynı Amerikan kaynaklarının ileri sürdükleri kanaate göre bir tahrik va­ki olmadıkça konferansın toplanmasın dan evvel bir askerî harekete tevessül edilmesi muhtemel değildir. 16 ağus­tosta toplanması derpiş edilen konfe­rans, ilgili memleketlere haklarım en iyi şekilde nasıl müdafaa ed-ebilecekle-rini birlikte araştırıp bulmak imkânım vereceğinden bu konferans Mısıra kar şı izharı elzem bulunan hakikî bir bey nelmilel görüşün ifadesiyle sona erme­lidir.

Amerika'nın gösterdiği itidali Öven yo­rumcular, Fransız ve İngilizlerin hazır ladığı askerî harekâta Amerikanın iş­tirak etmiyeceğini el'an ummaktadır­lar. Aynı yorumcular, tebliğde herhan gi bir ültimatom bahis mevzuu olma­dığına dikkati çekmektedirler. Her ne olursa olsun, el'an meçhul kalan cihet Sovyetlerin durumudur. Devletleştir -me kararını peşinen kabul -eden Sovyet hükümetinin, gerek Mısırın durumunu destekliyerek, gerek aracı vazifesi oy namayi teklif ederek muhakkak suret­te Albay Nasır'm tarafını tutacağı sa­nılmaktadır.

Resmî çevrelerde herhangi bir yorum da bulunmaktan kaçımlmakta v.e «he­nüz çok erkendir» denilmektedir. Mı­sırdaki yabancı koloniye gelince, bun. lar durumun vah imi eşmesinden kork­maktadırlar. Bunlara göre, devletleştir me kararı karşısında Mısır halkının gösterdiği heyecan, eğer Eden'in nut­kunda mevcut tehditler tatbik edilirse.,, vahim tepkiler haline inkilâp edebilir..

Bilindiği gibi Fransız ve İngiliz kon­solosları, Mısırdaki vatandaşlarına, bil hassa kadın ve çocuklara durum sakm iken Mısırı terke tm elerini tavsiye ey­lemişlerdir.

 Kskire:

Çarşamba günü İskenderiyeye gitmiş olan Albay Nasır henüz Kahireye dön mediğinden, Süveyş Kanalı hakkında bir konferans toplanmasına dair Lon­dra tebliğine herhangi bir resmî cevap verilememiştir.

Buna mukabil İngiltere Başvekili Eden'in dün verdiği beyanatta bu sa­bah Albay 'Nasıra yakın yetkili bir kaynaktan aşağıdaki cevap verilmiştir:

«Başvekil Eden Süveyş Kanalındaki seyrüseferi kontrol vazifesi hususun­da bir tek memlekete güvenemiy-aceği-ni söyledi Eden, bunu demekle kana­lın, Mısırın ayrılmaz bir parçası oldu­ğunu ve Mısır kanunlarına tabi bulun duğunu unutuyor. Bir memlekete ken­di toprağını kontrol hakkı reddedile­mez, »

«Bundan başka Eden, Mısır ile Süveyş Kanal Kumpanyası arasında milletler­arası bir anlaşma mevcut olduğunu söy ledi. Bu dünya halk efkârını şaşırtma­ya matuf bir harekettir, zira hususî bir kumpanya ile bir hükümet arasın­da mevcut anlaşmalar milletlerarası mahiyette olamaz.

«rAtlIa- tarafından idare edilen İşçi hü­kümetinin İngilterede mühim devlet­leştirme hareketlerine tevessül etmiş olduğunu hatırlatmaya lüzum var mı­dır? Bu hareketler hükümranlığa da­hil olduğu için kimse o zaman itiraz etmemişti.»

-tMisırm, İstanbul anlaşmasını ihlâl ettiğine dair iddia da doğru değildir. İstanbul anlaşması el'an ve her za­man olduğundan daha kuvvetle meri­yettedir. Sadece, devletleştirmeden son ra Mısır hükümeti kumpanyanınm ye­rine geçmiştir. Bu hareket de 1888 anlaşmasına hiç bir surette aykırı de­ğildir. Diğer bir deyimle kumpanya ar­tık mevcut değildir, fakat anlaşma de­vam etmektedir.»

"Mısır, kanalda seyrüseferin eskiden olduğu gibi devam etmesini, arzu ey­lemektir. Bu seyrüseferin en iyi şart­lar altında yapılması işiyle, bundan böyle kumpanya değil, Mısır meşgul olacaktır.»

Eden'in beyanatında hayret uyandı­ran diğer bir cihet de, Süveyş kanali-nı milletlerarası bir ' teşkilâta tevdi etmek arzusudur. Bu, ancak, Mısır'ın hudutları dahilinde hükümranlığım tatbik :Etmek haklarının ihlaliyle olabi lir.»

Kudüs (İsrail bölgesi) :

İsrail resmî şahsiyetleri Süveyş kana­lının milletlerarası bir hale getirilmesi fikrini desteklemekte bu arada diğer memleketler gibi İsrail'in de serbestçe-kanaldan faydalanmasının teminini is­temektedir.

Mısır, 1948-1949 Arap - İsrail Harbin­den beri İsrail gemilerinin kanaldan geçmesine müsaade etmemektedirler. İsrail Londrada toplanması kararlaştı­rılan  konferansa  davet  edilmemiştir.

Kahire :

Ingilterenin Kahiredeki büyükelçiliği, Mısır Dışişleri Vekâletine bir nota gön­derilerek üçlerin dün aldıkları karar­ların bildirildiğini açıklamıştır. Ana-şıldığına göre, aynı nota ile birlikte Londra konferansına katılmak üzere' Mısıra bir de davetname' gönderilmiş­tir.

Diğer taraftan yarı resmî Ortadoğu A-jansının verdiği bir habere göre Mı­sırdaki bütün spor ve diğer gençlik kulüpleri gençlere askerî eğitim gös­termek için kamplar haline getirilmek tedir.

Reisicumhur Cemal Abdünnasır bugün. Kahireye dönmüştür. Hükümete yakın kaynaklar Mısırın Londra konferansı­na katılıp katılmiyacağmı Nasırın pek yakında açıklıyacağmı tahmin etmek­tedirler.

 Budapeşte:

Macaristan Dışişleri Vekâleti sözcüsa Macaristanda Süveyş meselesini muza kere için Londrada toplanacak konfe­ransa katılma hakkına sahip olduğunu bildirmiştir.

Sözcü bu hakkın Avusturya - Macar İS1 tan İmparatorluğu temsilcisinin 1833' tarihli İstanbul andlasmasmı    imzalamış olmasından İleri geldiğini belirtmiştir.

Belgrad:    

Belgfad radyosu bu akşamki yayınla­rından birinde Londra toplantısında a-lınrriış olan kararlardan sitayişle bah­setmiş ve üç devletin almış oldukları karar birçok anlaşma imKânlarma yol açmaktadır»  demiştir.

4 Ağustos 1956

Paris :

Fransız Başvekili M. Guy Mollet ve Hariciye Vekili M. Christian Pineau dün .akşam Fransız radyo televizyonun da birer konuşma yapmışlar ve Sü­veyş buhranına müncer olan siyasî mu'talarm heyeti umumiyesi hakkında izahat vermişlerdirv Gerek Başvefefil, gerekse Hariciye Vekili Londra anlaş-masının mâna ve şümulünü bu izahla­rında belirtmişlerdir.

Meselenin Fransa için haiz olduğu hemmiye M. Christian Pineau meselenin çok kı­sa bir zamanda halledilmesi gerektiği­ne ibaret etmiştir. Zira Fransız Harici­ye Vekiline göre mevzuubahs olan şey "bütün bir Dolrtikadır. Bu. bugün, Orta'doğuda batı devletlerine iktisadî menfaatlerine ve günün birinde de, sivasî menfaatlerinde kaim olmak mey lini gösteren Nasırın politikasıdır. Bu eğler Nasır muvaffak olacak olursa kaybedilebilecek olan.bütün Kuzey Af rikayı dâvanın içine alan bir politi­kadır.

M, Pineau bu-mevzuda şunları ilâve etmiştir:

Nasıra Kuzey Afrikadaki .asker­lerimizin hareketlerine müdahale etme müsaade edeceksek oradaki 450 bin. Fransız-askerinin hayatlarını teh­likeye koymaları faydasız   olacaktır.»

Toplanarak oları Londra konferansının arzedeceği veçhe :

"Fransız Hariciye Vekili bu ' mevzuda şunları söylemiştir: .

«24 memleketin -ki bunlar 1888 .kon­vansiyonunu imza eden memleketler ile kanaldan istifade eden başlıca mem leketlefdir- iştirakiyle 16 ' ağustosta Londrada toplanacak olan konferansta şu sual ortaya atılacaktır: «Beynelmilel ticaret ve hatta dünya barışının nef'i bakımından kanal rejimi, hiçbir ga­rantiyi ihtiva etmeyen Nasır rejimi mi veya bütün garantileriyle beynelmilel idareyi temsil eden bir şirket .mi ol­malıdır, fikriniz nedir?» Konferansa iş tirak edecek memleket murahhasların çoğunluğu tarafından bu suale verilecek cevabın ne olacağı hususun­da hiç bîr şüphemiz yoktur.»   

Fransız Hariciye Vekili konuşmasına söyle devam etmiştir:

«'Bunun üzerine ikinci bir mesele orta­ya çıkacaktır ki o da şudur:Albay Nasır konferansın ittihaz edeceği ka­rarı kabul edecek midir veya bu ka­rarı red mi edecektir? Kabul .ettiği tak dirde devletleştirme kararını tamamen geri almak mecburiyetinde kalacaktır ve bunu yapınca da denebilir di ken­di .memleketi ve hattâ bütün dünya efkârı muvacehesinde itibarını kaybet miş olacaktır.

Reddettiği takdirde, muhakkakdır ki "vaziyetimizi yeniden mütalâa etmemiz ve artık bizim yani Fransanın ve jn-gilterenin değil kanalın iyi istemesiyle alâkadar devletler çoğunluğunun .bir kararı haline gelecek olan kararı ken­disine kabul ettirmek için ne dereceye kadar şiddetli davranılması gerektiği­ni tetkik eylememiz icabedecektir.»

 Washington :

Amerikan Hariciye Vekili M. John Poster Dulles dün akşam radyo-tele-vizyonda irad ettiği nutukta Birleşik Amerika'nın Londrada son defa yapı­lan üçlü görüşmelerde toplanmağa çağırılması takarrür etmiş olan Sü­veyş kanaliyle alâkalı 24 ler konferan sının akim kalması ihtimalini varid görmediğini   söylemiştir.

M. Dulles 16 ağustosta Londrada mü­zakerelere başlıyacak olan bu konfe­ransın1 -fena bir ihtimal olarak» akim kalması halinde Birleşik Amerika'nın neye tevessül edeceği hakkında» hiç "bir şekilde hiç bir taahhüde girişme­miş bulunduğuna işaret etmiştir.

Amerikan Hariciye Vekili demiştir ki: «Tekrar ediyorum. Bu konferansın a-kim kalmayacağına fakat muvaffak olacağına muhakkak goziyle bakıyo­ruz. Zannediyorum ki bu konferansı toplantıya çağırmak usulünü kullan­makla galebesi muhakkak olan manevî kuvvetleri harskete .geçirmiş olacağız.» Amerikan Hariciye Vekili bunu müte akip 24 ler konferansı tarafından ka­bul edildikleri takdirde Mısır tarafın­dan da kabul edilmesi gerekecek olan prensipleri bildirmiş ve ayrıca demiş­tir ki:

Herkes Mısıra karşı en âdilâne şekilde hareket edilmesini istemektedir. Şim­di haklarından mahrum edilmiş bulu­nan Süveyş kumpanyası hissedarları ve kumpanya müstahdemleri için de âdilâne bir muameleye tevessül edil­mesi gerekecektir.

Sözlerinin burasında M. John Foster Dulles  şu noktaya işaret  Etmiştir:

.-Bir veya iki millete meydan okumak, Süveyş Kanalında müktesep hakları olan ve iktisadî bünyeleri büyük bir kısmı itibariyle kanalın 1838 anlaşma­sına uygun olarak işlemesine bağlı bu­lunan milletlerin mutedil ve ölçülü hükümlerine karşı meydan okumak başka başka şeylerdir."

Amerikan Hariciye Vekilinin fikrine Cumhurreİsi lAbdünnasır hür ve müs­takil bir milletin şefi olmak haysiye­tiyle milletinin h«&fine hizmet eden faydalı bir iş yapmıştır. Fakat bu mü­talâasını söyledikten sonra sunu da ilâve etmiştir: «(Beynelmilel statüsü bir andlaşma ile tesbit edilmiş bulu­nan ve birçok milletlerin İktisadî ha­yatları için elzem olan bir deniz yo­lunun çok hotkâm sebepler yüzünden birtek memleket tarafından işletilmesi kabul edilemez. 1888 andlaşmasmı me­riyette tutmakla mükellef bir teşekkü­lün milli bir intikam eseri olarak dev­letleştirilmesi tecviz edilemez. Buna müsaade edilecek olursa bütün millet­lerin emniyet ve menfaatlerinin bağlı bulunduğu beynelmilel bir hukuk siseminin yıkılması teşvik edilmiş olur.» Amerikan Hariciye Vekili M. Dulles nutkuna devam ederken demiştir ki: «Ortaya çıkan mesele, Mısırın teves­sül ettiği hareket mevzuunda bir şey yapılmasının 'gerekip gerekmeyeceğini tetkik etmek değil, fakat ne yapılma­sı gerekeceğini tetkik etmek meselesi­dir.

Amerikan Hariciye Vekili sözlerinin. bu noktasında kuvvete müracaat hu­susundaki tasavvuru mevzubahs et­miş ve şöyle demiştir:

«Bazıları, en fazla ve doğrudan doğ­ruya zarara uğradıklarını hisseden hü­kümetlerin kuyv«at kullanmak suretiyle derhal teşebbüse geçmelerini tavsi­ye ettiler. Ancak, böyle bir hareket Birleşmiş Milletler anayasasının pren­siplerine aykırı olurdu ve muhakkak olarak kuvvet kullanılması keyfiyeti­nin genişlemesine yol açabilirdi ki, bu da dünya barışını tehlikeye koya­bilirdi.

Amerikan Hariciye Vekili Dulks, 16 ağustosta toplanacak Londra konferan sı için davet edilmiş olan memleket­lerin «hakikaten temsilî» olduklarını gerek coğrafî gerekse kültürel bakım­lardan geniş bir tenevvü teşkil ettikle­rini hatırlattıktan sonra Birleşik Ame­rikanın bu konferanstan beklediği ne­ticeleri izah etmiş ve demiştir ki:

Bu konferans neticesinde, 1888 andlaş masiyle istihdaf edilen gayelerin bi­hakkın gerçekleşmesini ve kanalın mu ayyen bir milletin hususî menfaatleri­ne değil fakat beynelmilel bir camiaya hizmeti vazife telâkki edenler tarafın dan idaresini temin edecek bir plânın kabul edileceğini zannediyoruz. Bu. plân aynı zamanda hem kanal ile alâ­kalı başlıca memleketleri temin .etme­li ve hem Mısırın meşru menfaatlerini tamamiyle korumalıdır. Keza şu fikir­deyiz ki Mısırın kanalı idare edecek te şekkülde yalnız münasip bir şekilde temsil edilmesi gerekmeyecektir. Aynı zamanda bu yolun kullanılmasından, hasıl, olacak gelirden makul ve âdi­lâne bir kısmının kendisine verileceği hususunda temin edilmesi gerekecek­tir. Çünkü, Süveyş Kanalı beynelmilel olmakla  beraber Mısır  toprakları da­hilindedir.

Amerika Hariciye Vekili nutkunun baş tararında Süveyş kanalının devlet leştirilmesi keyfiyetinden bahsederken Cumhurreisi 'Nasır'ın bu hareketinin bir devletleştirme işinden çok daha i-leri bir hareket olduğunu söylemiştir.

Keza Albay Nasırın bu devletleştirme­yi bildiren 26 temmuz nutkundan da bahseden M. Dulles bu nutukta kulla­nılan ifadeyi şiddetle tenkid etmiştir. M. Dulles demiştir ki:

-Bu nutuk, Süveyş Kanal Kumpanya­sına el konulması keyfiyetinin,» haya­lî zararlara karşı bir misilleme ve hid­det hareketi »olduğunu gösterir. Bu nutku okurken kanalın Mısır idaresi altında Î888 andlaşması gereğince de­ğil fakat Sovyet ihtiraslarını kolaylaş tırmak için kullanılacağından şüphe edilmemesi kabil değildir.»

Amerikan  Hariciye Vekili nutkuna son verirken Londrada toplanacak ci­lan 24 ler konferansının manevî e-hemmiyetini tebarüz ettirmiş ve de­miştir ki:

«İnsanların çoğunun insanlık düşünce lerine riayetkar bulunduklarına ve toplantıya davet edilen konferansın, Süveyş kanalının barış içinde insanlık menfaatlerine hizmet etmekte devam edeceği hususunda size güven verecek manevî kuvveti haiz bir karara vara­cağına kail bulunuyorum.»

M. Dulles nutkunu irad etmeden ev­vel Radyo-tslevizyonda Amerikan hal­kına Başkan Eis-snhower tarafından takdim  edilmiştir.

Birleşik Amerika Başkanı bu takdim vesilesiyle yaptığı konuşmada Süveyş kanalının «muazzam- ehemmiyetine işaret etmiş, kanala Albay Nasır tara­fından el konulmasının «dünyayı fev­kalâde endişeye düşürmüş olduğunu» hatırlatmıştır.Başkan Eisenhow.er, mü teakiben Hariciye Vekilinin tedbir ve tecrübesinden sitayişle bahsederek ken  dişini Amerikan halkına takdim etmiş ve sözü ona vermiştir.

Londra :

Londradaki siyasî çevrelerde hâkim o-lan kanaate göre, Amerikanın Süveyş mevzuunda şimdiden herhangi bir ta­ahhüde girişmeyi kabul etmemesi "ba­tının taktik durumu» için ciddî bir -dar be mahiyetindedir. Batılı diplomatlar Amerika'nın bu husustaki durumunun vakitsiz bir şekilde açıklanması yü­zünden Mısıra karsı sinir harbinin na­zik bir safhasında batı cephesinin zayıflatılmasından   endişe  etmektedirler.

İngiliz gazeteleri Amerikan Dışişleri Vekili Dulles'in «mutasavver konfer-rans muvaffakiyetle neticelendiği tak­dirde takibedilecek hareket tarzı hu­susunda Amerika'nın herhangi bir ta­ahhüde girişmediği yolundaki beyana tını büyük başlıklarla yayınlamışlar­dır. Resmî eevr.elerd-e Dulles'in bu be­yanatı hakkında herhangi.bir yorum­da bulunmaktan kaçmılmakta, yalnız Amerika Dışişleri Vekilinin daha önce Süveyş Kanalının bir memleketin şah­sî menfaatleri için istismar edilmesi­nin kabul edilemiyeceğini belirttiği hatırlatılmaktadır.    

Londra :

Londra konferansına katılmıya davet edilen memleketlerden şimdiye kadar katılacaklarını resmen bildirmiş olan veya katılacakları anlaşılanların sayısı onbeştir. Bu memleketler  şunlardır:

İngiltere, Fransa, Birleşik Amerika, îtalya, İspanya, Avustralya, .Seylân, Danimarka, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç Pakistan, Portekiz İsveç ve Türkiye

Washington :

Amerikan hükümeti Londra konferan­sında önce bu konferansın muvaffaki­yetle neticelenmesini temin için ge­rekli diplomatik faaliyeti tesbite baş­lamıştır. İyi haber alan çevrelerden öğrenildiğine göre, Mısırdaki Ameri­kan büyükelçisinin kanal mevzuunda göndermiş olduğu raporlar yeni ve mü him bir unsur temin etmemiş ve Mı­sırın konferans hakkında alacağı du­ruma   dair   hiçbir  bilgi     vermemiştir.

.Amerikan büyükelçisi bilhassa, Mısır Cumhurreisi Abdünnasırm Londrada-ki üçlü toplantı sonunda yayınlanan tebliğ hakkındaki tenkitlerini naklet-/ mistir. Bu hususta Abdünnasırm söy­lediklerinin, hava yarbayı Ali Sabri'-nin dünkü beyanatının aynı olduğu i-leri sürülmektedir.

Diğer taraftan, dün Foster Dulles tara­fından izah olunan Amerikan politika sının şu üç gayeye müteveccih olduğu beyan olunmaktadır:

 Amerikan umumî efkârına, Sü­veyş buhranının vehametini anlatmakfilhakika Amerikalılar bu   meseleninehemmiyetini  müdrik  görünmemekte­dirler.

 Başkanlık    seçimleri    arifesindeLondra   konferansının   akameti   halinde, Birleşik Amerika'nın istikbal   içintaahhütlere girişmesinden umumî    ef­kârın duyabileceği endişeleri yatıştır­mak.

 Batı tesanüdünü teyid etmek ve Amerikan hükümetinin istinat ettiğimanevî prensipleri belirtmek.

7 Ağustos 1956

 Panama:

Burada çıkan El Pais gazetesi Pana­ma'nın da Londra konferansına davet edilmesi lüzumunu ileri süren bir ya­zısında göyle demektedir:

«Panamanın Londra konferansında ha zır bulunmasının münakaşa kabul et­mez bir faydası olacaktır. Zira Mısır hariç hiçbir memleket kanallar bahsin da Panama kadar tecrübe sahibi değil dir. Panama bayrağı altında sefer eden ve Süveyş kanalından geçen gemi­lerin tonajı itibariyle Panama bu kanal dan faydalanan memleketlerin altıncı­sını teşkil etmektedir. Halbuki Birk-şik Amerika bu bakımdan dokuzuncu gelmektedir. Bu itibarla konferans da­vetiyelerinin gönderilmesi esnasında Panamanın unutulmaması lâzım gelirdir.

Gazete bu arada Gün-sy Amerika mamleketlerinden hiç birinin davet edilme miş olduğuna da işaret etmektedir.

 Saint Sebastıne:

İyi haber alan çevrelıarln fikrine göre İspanyol hükümeti Londra konferansı çalışmalarına iştirak etmeği kabul ede çektir. Bütün belirtiler bunu göster­mektedir. Ancak, bu husustaki karan­ın üç alâkalı hükümet merkezine ne i'aman bildireceği henüz bilinmemek­tedir.

Bununla beraber öğrenildiğine göre İs panyanm bazı ihtirazı kayıtları ileri sürmesi mümkündür. Bu arada, ihtilâ­fa sebep olan iki görüşü telif için ta­vassutu" ileri sürmek niyetinde "bulun­duğu söylenmektedir. İspanyol hükü­metine göre böyle bir tavassut mesele­nin süratle bir hal tarzına bağlanması için en emin bir çareyi teşkil edecektir. Müşahitlerin işaret ettiğine göre, İspanya böyle hareket etmekle Arap. memleketleriyle olan dostluğunu tak­viye etmiş olacak ve bu suretle güven­lik konseyinde namzetliği mevzuubahs olduğu sırada bu memleketlerin Birleş miş Milletîerdeki murahhasları nezdin de ümit ettiği müzaharatı bulacaktır. Buradaki müşahitlerin şimdiki halde muhakkak gördükleri nokta, İspanya'­nın Birleşik Amerikada en selâhiyetli şahıslar tarafından açıklanan görüşe tamamen uymak kararında bulundu­ğudur. Bu görüş ise Londra konferansı nın Süveyş Kanalı meselesini halle. çalışacağı fakat bu arada Mısıra karşı âdilâne hareket etmesi icafo edeceği merkezindedir.

 Baden Baden:

Federal Almanya Başvekili M. Kon-rad Adenauer dün Öğleden sonra Ha­riciye Vekili M. Heinrich Von Bren-tano'yu kabul ederek kendisiyle bey­nelmilel durum ve bilhassa Süveyş konferansı hakkında görüşmüştür.

Federal Ahnanya'nın.mevzuufoahs kon feransa iştirak edip etmiyeceği hu­susumda bu görüşmeyi müteakip hiç bir malûmat verilmemiştir.

 Paris :

Arap Birliği Şenel Sekreteri Abdülha-lik. Hasıma, Kahire radyosu tarafın -dan dün akşam yayınlanan bir deme­cinde şunları söylemiştir:

Mısır'ın, 16 ağustosta Londrada top­lanacak olan konferansa nasıl katıla­bileceğine aklım ermiyor.

Bu konferans kin ve şiddet havası içinde hazırlanmıştır. Kararları da, Or-tadoğuda emperyalist nüfuzunu idame etmek istiren Batılı devletler mümes­sillerinden mürekkep bir komite tara­fından önceden tesbit edilmiştir.

8 Ağustos 1956

 Johannesburg:

Güney Afrika Hariciye Vekili M. Lov ile Mısırın Pretoriadaki büyükelçi­si fieyf Ahmed Hamdi arasında vuku-bulan görüşmeyi müteakip dün akşam neşredilen bir tebliğde şöyle denilmek tedir:

«Güney Afrika Birliği, Süveyş Kanal Kumpanyasının devletleştirilmesi me­selesini beynelmilel hukuka riayet e-dilmesi şartiyle Mısırın bir dahilî poli­tika meselesi addeder.»

Bu tebliğe göre, mülakat esnasında Güney Afrika Hariciye Vekili, Orta doğu da barışın ihlâl edilmemesinin lüzum ve eh-em-m iye tine işaret ettikten son­ra Mısırın Süveyş Kanal kumpanyası­nı devletleştirmek hususundaki görüş ve kararını muhafaza etse bile Londra konferansına iştiraki kabul etmesini te menni eylemiştir.

Müteakiben Güney Afrika ile Mısır arasındaki dostluk bağlarına işaret e-den aynı tebliğe göre Mısır büyükelçi­si bu mülakatta Mısırın 1888 anlaşma­larına riayete hazır bulunduğunu ve ancak kanalın kontrolünü beynelmilel îeştirmek hususunda Fransa ile İngil­tere tarafından gösterilen İsrarın mü­zakereyi nazik bir hale koymuş olduğu nu söylemiştir.

Yeni Delhi:

Hindistanm Süveyş hakkındaki Lond­ra konferansına katılacağını bildiren konuşmasında Başvekil Nehru esas me­selenin beklenmedik neticelerin doğ­masına meydan vermemek için sakin bir hava yaratmak olduğunu söylemiş ve kanalın milletlerarası eh-emmiyetine temas ettikten sonra 'Süveyşin dünya nakliyatına daima açık bulundurulma sı gerektiğini ilâve etmiştir. Her iki tarafın da barışçı bir hal çaresi bulmak için müzakerelere girişeceği ü-midini izhar eden Hind Başvekili Bir manya ile Yugoslavya'nın Londra kon­feransına davet edilmemiş olmalarına esef ettiğini söylemiş ve, ayrıca, batı­lıların Mısıra karşı almış oldukları tedbirlerin Asyada valrim hoşnutsuzluklara sebebiyet verdiğini ilâve et­miştir.

Paris :

İyi haber alan çevrelerden sızan bazı haberlere göre, Sovyet Dışişleri Vekili Şepilof dün kendisine Fransanm Sü­veyş meselesi hakkındaki görüşünü a-çıklayan Büyükelçi Dejean ile görüşür ken Londrada Süv-syş meselesi ile il­gili olarak yayınlanan üçlü tebliğ ve umumi olarak meselenin, halli için düşünülen formül üzerine Sovyetler Birliğinin bazı ihtirazı kayıtlar ileriye sürdüğünü söylemiştir.

Sovyet Dışişleri Vekili, Sovyetler Bir- -liğininin 1888 İstanbul anlaşmasını im zalıyan bir devlet sıfatiyle, davet edici devletler sırasına alınması ve Macaris­tan ve Doğu Almanya gibi diğer bazı devletlerin de konferansa davet edil­mesi gerektiğini Öne sürmüştür.

Şepilof bunlardan başka, Sovyetler Birliğinin kapalı denizlere açılan ka­nallarla açık denizlere açılanları birbi­rinden ayırdettiğini, bunlardan birincileri bahis konusu olduğunda denize ki yısı olan bütün memleketlerin işe ka­rışması ikinci halde ise kanalın İlgili memleketler tarafından milletlerarası bir kontrola bırakılması gerektiğini söylemiştir.

Bazı müşahitlerin kanaatince, Sovyet­ler Birliği  konferansta yalnız  Süveyş;

meselesi üzerinde kalmayıp milletler­arası su yollarının genel statüsü, me­selesini de ortaya atmak niyetindedir.

 Paris :

16 ağustosta Süveyş hakkında Londra-da toplanacak 'Fransız heyeti su şe­kilde teş.ekkül etmiştir:

Christian Pîneaıı,  Dışişleri Vekili Luis Joxe, Dışişleri Vekâleti Genel Kâ tibi. Jean Daridan, Siyasî ve İktisadî îşler Genel Müdürü, Rober Marolin, teknik müşavir Prof. Andre   Gros,  Hulkuk  Müşaviri.

Olivier Wormser, İktisadî İsler Müdü­rü. Henr Rous, Doğu Afrika İşleri Mü­dürü.

Cakarta radyosu, Endonezya hüküme­tinin hiv tebliğini yaymliaimışltır. 'Bükü met bu tebliği ile, Süveyş kanalının devletleştirilmesi neticesinde meydana gelen ihtilâfın halli hususunda 16 ağustosta Londrada toplanacak olan konferansın yerine başka bir milletler­arası konferansın toplanmasını tavsiye etmektedir.

Tebliğde «bizim tasavvur ettiğimiz kon feransm, Londra konferansından .dafoa az peşin hükümlerin tesiri altında bu­lunacağına, daha çok temsil kabiliye­ti olacağına, Süveyş Kanalı meselesi­nin halli hususunda daha âdilâne dav ranıp uzun vadeli neticeler elde ede­ceğine .eminiz» denilmektedir

Bundan sonra tebliğde, ihtilâfın şiddet lenmesinden ve silâhlı bir çatışma şek line inkılâp etmesinden duyulan endi­şe belirtilmekte ve Endonezya'nın kon f-erans hakkında vaki olan davete muh telif dost memleketlerle istişare ettik­ten sonra cevap vereceği belirtilmek­tedir.

Londra: "İngiltere Hariciye Vekâleti sözcüsü,Süveyş meselesi hakkında bugün ver diği bir demeçte şunları söylemiştir: «İngiltere hükümeti Süveyş meselesini barış yolu ile halletmek arzusundadır. Fakat bu kanunun İsrail - Arap anlaşmazlığından ayrı olarak ele alın ması lâzımdır.

Bu iki meseleyi birbirine karıştırma­mak için yapılacak her teşebbüs, Sü­veyş ihtilâfının hallini kolaylaştırmak şöyle dursun ,daha da güçleştirecek -tir.»

Sözcü bu demecinden evvel, gazeteci­lerin İsrail gemilerinin kanaldan 'geçi­rilmemesi meselesi hakkında sordukla­rı bazı soruları cevaplandırarak demiş tir ki:

Üç devlet 1888 mukavelesine uygun olarak kanaldan geçiş serbestliğini de­vam ettirmek niyetindedir.

Diğer bazı suallere cevaben de, sözcü bugünkü beyanatında tasrih .ettiği nok talarm Irak hükümetinin tebliğinde veyahut Nehru'nun Hindistan parla -mentosundaki nutkuna cevap teşkil et mek hedefini gütmediğini belirtmiştir.

Sözcü, ihtirazı kayıtlarına rağmen ıHınd cfevabmm, İngiliz hükümetince konferansa katılmayı kaoul mânasına alındığını açıklamıştır. Aynı sözcünün ifadesine göre, şimdiye kadar, Hindis-tandan başka hiçbir hükümet Londra konferansına iştirak için şart koşmamışttr.

Sözcü, konferansın tehiri ve "başka bir ş.ehirde toplanması hakkında Yunanis­tan tarafından ileri sürülen teklifi yo rumlamaktan   çekinmiştir.

Moskovadaki İngiliz Büyükelçisi Wil-liam Hayter'in Sovyet Hariciye Vekili Çepilof ile yaptığı mülakattan da bah­seden sözcü bu görüşmenin bir dereceye kadar Sovyet durumunu aydınlat­mağa yaradığını ilâve etmiştir.

9 Ağusios 1956

 Washington :

Başkan Eisenhowsr'in dünkü basın top "taratışında Süveyş meselesine dair yaptığı beyanatta Amerikan hükümeti a-dına açıkladığı yeni unsur şudur: Bir­leşik Amerika beynelmilel anlaşmazlık Harın hallinde kuvvet ıkullanımnalsanıa muhaliftir. Fakat, bu askerî kuvvetin herhangi bir halde ve bilhassa bazı milletlerin meşru hakları bahis mev­zuu olduğu zamanda kullanılmasını reddetmektedir.

Hakikatta Birleşik Amerikanın bu va­ziyeti her ne kadar daha evvel ale­nen ifade edilmişse de Londr&da M. John Foster Dulles, Christian Pineau ve Selwyn Lloyd arasında vuku bulan üçlü kokuşmadan beri Amerikan hü­kümetinin vaziyeti bu olmuştur.

Amerikan hükümeti meselenin inkişa­fını gittikçe artan bir dikkatle takip etmektedir ve meselenin her veçhesi itibariyle ve en yüksek kademede ya­ni Başkan Eisenhower, Hariciye Ve­kili M. Dulles ve Hariciye Vekâleti Hukuk Müşaviri M. Rc/bert Murphy ajasmda tetkikine devam edilmektedir M. Dulles M. Eisenhower ile hergün görüşmekte ve. bütün mesaisini tama men  bu  meseleye hasretmektedir.

Amerikan hükümetinin tavrı hakkın­da bu yüksek Amerikan mahfillerinin düşüncelerine vakıf bulunan bazı şah siyetlerin izah edebildikleri kadarına bakılırsa Amerikan hükümeti tavrın­da bazı unsurları hesaba katmalıdır.

Evvelâ Başkan Eisenhower ve M. Dulles Süveyş buhranının bütün e-hemmiyetini takdir etmektedirler. İn­giltere ve Fransamn şimdiki siyaset­lerini sonuna kadar takip etmek kara­rında bulunduklarını bilmektedirler ve nihayet Süveyş Kanalı gibi gerek bu memleketler gerekse dünyanın geri kalan kısmı için hayatî ehemmiyelji haiz olan bir deniz yolunun beynelmilelleştirilmesi lüzumu üzerinde mutabık­tırlar.

Keza Amerikan idarecileri bu mesele­de Atlantik tesanüdünün kaderi bahis mevzuu olduğunu da tamamen takdir etmektedirler ve bu tesanüdü devam ettirmek için iktidarları dahilinde bu­lunan herşeyi yapacaklardır.

İkincisi, Amerikan hükümeti Ameri -kanın dahilî durumunu de hesaba katmak mecburiyetindedir. Umumî efkâ­rı idare etmek lâzım gelmiştir. M-: John Foster Dulles'm Londra dönüsü verdiği nutkun başka bir gayesi yok­tu. Bu nutukta vaziyetin vahametine işaret edilmişti. Ancak, hakikat şu i-di ki Birleşik Amerika, Londra kon­feransı akamete uğradığı takdirde is­tikbal için hic bir teahhüde girişme­mişti.

Bu beynelmilel buhran Amerikan umu mî efkârının dikkatini seçim mücade­lesine atfettiği bir zamanda ontaya çıkmıştır.

Fiiliyatta Amerikan hükümeti Fransız ve İngiliz müttefikleriyle tam bir te-sanüd halindedir ve burada temenni edilen keyfiyet Londra konferansının başarı ile neticelenmesidir. Ortaya çı­kan meselenin müzakere yoliyle halle­dilebilmesi için diplomatik olduğu ka­dar politik sahada ve hatta icabında ekonomik sahada gereken her şey yapı lacaktır. Fakat bu müzakere akim kal­dığı takdirde İngiltere ve Fransanm elzem görecekleri bir harekete de mu­halefet edilmiyecektir.

Amerikan hükümeti meselenin bu muhtelif safhaları hakkında şimdilik 'bir dereceye kadar hareket serbestliği ni muhafaza etmek arzusundadır. Baş­kan Eisenhower ile M. Dulles'm İngil­tere ve Fransayı desteklemek hususun daki kararlarını şimdiki halde kıs -men gizliyebilmiş olan sükûnun yegâ­ne izahı budur.

M. Eisenhower'in beyanatı, önümüzde­ki günlerde Londra ve Pariste alınabi­lecek olan kararların daha iyi anlaşı-labilmesmi kolaylaştıracaktır.

Meselenin hukukî cihetine gelince, bu rada izhar edilen kanaate göre Birleş­miş Milletler anayasasının 51 nci mad desi tabiî hak olarak tanınan meşru müdafaa için tek başına veya müşte­reken harekete geçilebileceğini kabul-etmektedir.

 (Moskova :

Sovyet Dışişleri Vekâleti sözcüsü îlyiçef, bugün tertiplediği bir basın top­lantısında Sovyet Dışişleri Vekâletinin, Moskovadaki bütün büyükelçiliklerle elçiliklere, Süveyş Kanalı hak­kındaki bir demeç tevdi ettiğini bildir mistir.

Bu demeçte, 3 ağustosta Dışişleri Ve­kili Çepilofu ziyaret eden İngliz bü­yükelçisi Hayter'in Fransa, İngiltere ve Amerika adına Süveyş Kanalının devletleştirilmesi mevzuunda bir nota tevdi ettiği hatırlatılmakta ve Sovyet ler Birliğinin bu nota üzerine şu husus lan belirttiği ilâve olunmaktadır:

«Sovyetler Birliğinin kanaatince Mı­sırın hareketi meşrudur. Ve bu mem­leket hükümranlık haklarına maliktir.

Bundan başka Sovyetler Birliği Yakın ve Ortadoğud'a gergin bir durum, yara­tılmasını ve İngiltere ile Fransanm Birleşmiş Milletler prensiplerine uy­malarım kabul edemez. Süveyş Kana lı kumpanyasının devletleştirilmesi ka nal üzerind-e seyrüsefer serbestisiyle kafiyen ilgili değildir. Mısır kanunla­rına tabi hususî bir şirketin, kanal ü-zerinde seyrüseferi nizamlıyan bâr nevi milletlerarası teşkilât olarak ka­bul ettirmek için sarfedilen gayretler hiç bir hukukî esasa dayanmamaktadır.

Bundan başka Birleşmiş Milletler Ge­nel Kurulunun 1952 aralık ayında ka­bul ettiği bir karar suretiyle milletle­rin millî kaynak ve zenginliklerinden serbestçe faydalanmak haklarının ta­nınmış olduğu unutulmam alıdır.

Sovyet hükümeti, hâlen Fransız ve İn­giliz hükümetleri tarafından alınmak­ta olan tedbirleri kabule imkân olma­dığını ve Dunları barış dâvasına karşı bir meydan okuma şeklinde telâkki eylediği beyan eder. Bu tedbirler yal­nız Mısır tarafından değil, aynı za­manda nillî hükümranlık Ve bağımsız lıkları için mücadele eden diğer srral-leü-er tarafından lâyık olduğu şekilde karşılanacaktır.

Barış, eşitlik ve diğer devletlerin iç­işlerine karışmamak politikasına sa­dık kalmıya devam eden Sovyet hü­kümeti, Fransız ve İngiliz idarecileri­nin hareketlerinin, milletlerarası ger­ginliğin azaltılmasına kafiyen yardım etmiyeceğini beyan eyler.»

Demeçte şunlar ilâve edilmektedir:

-Konferansın Birleşmiş Milletler çer­çevesi dışında toplantıya çağırılmış ol ması gayrı tabiîdir. Bundan başka 1888 andlaşmasınm hükümlerine harfiyen riayet edildrgi ıtakdirde, konferansm Londrada değil, Kahirede toplanması gerekirdi. Bu sebepten, Sovyet hükü­metinin kanaatince bu konferans, ma­hiyet, teşkil tarzı, ve gayeleri bakımın dan Süveyş Kanalı hakkında herhan­gi bir karar almaya yetkili milletler-'arasi bir konferans mahiyetinli haiz ol­maktan cok uzakıtır.

 Belgrad;

Yugoslav gazeteleri şu son günlerde Londra konieransı hakkında önemli kayıtları ileri sürmektedirler. Bu ih'ti razı kayıtlar, konferansın teşekkül tarzından ziyade, yaratılan harpçi ha­vayı hedef tutmaktadırlar. Bununla be rebar, Belgrad radyosunun da belirtti­ği gibi, Yugoslav siyasî çevreleri top­lantıyı tasvip etmekte ve konferansın hiç olmazsa batılıların, anlaşmazlığı müzakere yolu ile halletmek istedikle i'ine bir delil olarak kabul eylemekte­dir.

Şimdi basın tarafından ileri sürülen tenkitler daha şiddetlidir.

Meselâ Borba gazetesi dünkü sayısın­da, Fransa ile İngiltere'yi, bütün ihti­lâfları barış yolu ile ve Birleşmiş Mil­letler çerçevesi içinde halletmek husu­sunda kabul etmiş oldukları mükelle­fiyetleri ihlâl eylemekle suçandırımış tır.

Diğer taraftan Yugoslav çevreleri batılı iki devletin almakta oldukları askerî tedbirler karşısında büyük bir hassa­siyet göstermektedirler. Bu çevrelere göre bahis konusu tedbirler barışı doğ rudan doğruya tehdit etmese bile, ba­rış içinde yanyana ve faal bir şekilde yaşama prensibini ihlâl edecek bir mahiyet arzetmektedir. Halbuki, Beî-grad hükümeti dış politikasını bu pren sibe istinat ettirmektedir.

Moskova:

Sovyet hükümeti, bazı şartlar dahilin­de Londra konferansına katılacağını 'bildirmiştir. Sovyeıt hükümetinin ka-naatince böyle bir konferansın Birleş­miş Milletler çerçevesi dışında toplan­maması lâzımdır. Bundan başka Rus­ya konferansın ağustos ayı sonunda toplanmasını istemektedir. Diğer taraf tan Rusya bu mevzuda tevdi etmiş olduğu notada İngiltere ile Fransanm Londra konferansına Çin, Polonya, Bulgaristan, Finlandiya, Fas, Tunus, Suriye ve Irak'ı da dav-st etmeleri ge­rektiğini belirtmektedir.

Londra :

Bugün iyi haber alan kaynaklardan bildirildiğine göre, İngiltere hükümeti Akdenizde askerî kuvvet toplamak i-çin 27 ticaret gemisini hükûm-st emri­ne almaya karar vermiştir. Hariciye Vekâleti, gelecek hafta 24 devletin katılacağı Londra konferansına Mısır, İspanya ve Yunanistandan gelecek ce­vapları beklerken askerî hazırlıklara devam etmektedir.

Fakat, yarın İngilterenin cenubundaki iki hava meydanından yapılması lâzımgeleln hava nakliyatı bir iki gün tehir edilmiştir.

Bu hususta resmî makamlar izahat ver memişlerdir. Ticaret «gemilerinin teç­hizat ve eşya taşıyacağı anlaşılmakta­dır.

Sir Anthony Eden bugün hemen he­men sabahtan akşama kadar Süveyş meselesi hakkında vekillerle müzake­relerde bulunmuştur. Askerî kuvvetle rin kumandanları da müzakerelerde hazır bulunmuşlardır. lAlmanya'daki İngiliz Kuvvetleri Kumandanı Korge­neral H. StockweH'in Akdenizde top­lanan kuvvetlere kumandan tayin edil mesi imkânı müzakere edilmiştir. Kor general Stookwell 1947 de Filistindeki altıncı hava piyade tümeni kurnandan lığını yapmıştır.

10 Ağustos 1956

 Chicago:

Sabık Amerikan Başkanı M.Harry Truman dün Demokrat Partinin prog­ram komisyonunda yaptığı bir konuş­mada Süveyş buhranından bahis açalak kendlisinin 1945 senesinde toplanan Potsdam konferansında gerek Panama Kanalının gerekse diğer ehemımiyetla deniz yollarının beynelmilelleşt irilmesi teklifini ortaya atmış olduğunu söyle­miştir. O tarihte Sovyetler Birliğinin bu teklife hiçbir ehemmiyet atfetme-miş olduğuna işaret eden M. Truman sözlerine şunları ilâve etmiştir: Bu meseleyi iki gün üst üste bahis mev­zuu .ettim. Fakat hep menfî cevaplar atdım.»

Eski Amerikan Başkam sözlerinin so­nunda şöyle demiştir:

«Bu teklifin, Berlinde toplanmış olan bir konferans esnasında ilk defa bir demokrat başkan tarafından ileri sü­rülmüş olduğunun herkes tarafından bilinmesini istiyorum.»

 Londra :

Perşembe g.ecesi neşredilen Sovyet tebliğinde Rusya'nın Süveyş hakkında ki Londra konferansına daveti kabul ettiği beyan edilmekte fakat konleran sın ağustos sonuna kadar taliki ve Ko­münist Çin ile diğer 21 memleketin de konferansa ithali istenmektedir.

Times gazetesi bugün Sovyet tebliği hakkında yayınladığı bir makalede bu tebliğin müphem olduğunu yegâne va­zıh tarafm diğer Asya ve Afrika mem leketlerine Mısırın misalini takip et­meleri tavsiyesi olduğunu belirtmekte ve şunları ilâve etmektedir:

«Sovyet hükümeti bu memleketleri ba ti ile olan münasebetlerini altüst et­meye teşvik etmektedir. Tebliğin bu kısmı beklenilmeyen bir şey değildi. Moskova bittabi mutad politikasını ta kip için böyle iyi bir fırsatı elden kaçırmak istemiyecekti. Fakat tebliğin geriye kalan kısmı pek muğlaktır. An­laşılan Moskova konferansa bir tem­silci göndermek niyetindedir. Belki de konferansa gelecektir ama, bu davetin kabulünü bir takım iddialara bürü inektedir. Veya Sovyetler Birliği ol­dukça nazik teklifler hazırlıyacak ve Sovyet murahhas    heyeti    konferans masasına oturunca konferansın müza­kerelerini geciktirmek veya karıştır -mak için bunları ileri sürecektir. Çıka­rılan tebliğin mahsus müphem bırakıl­dığı anlaşılmaktadır.

Konferansı, Sovyetler Birliğinin teklii ettiği şekilde diğer 22 devleti de davet etmek suretiyle büyük bir toplantı ha­line getirmek mevzuubahis olamaz. Moskova Çin'in de bu konferansa işti­raki «elzemdir» diyor. Halbuki, 1956 yılında Süveyş'ten yapılan nakliyat yekûnunda Çin'e düşen hisse yüzde 0,06 dır, Rusya'nın teklif ettiği diğer memleketlerin hissesi ise takriben yüzde 2 dir.

Tebliğin bir cümlesinde Nasır'm hare­ketinin tamamiyle meşru olduğu zira bir Mısır müessesesine el koymuş ol­duğu ifade edilirken, diğer bir yerin­de bu şirketi devletleştirmek suretiyle Nâsır'm «yabancı sermayenin hakimi­yetine» ton verdiği ve Mısır'ı tam bir hükümranlığa kavuşturduğu beyan e-dilmektedir. Böyle tezat dolu başka misaller vermek mümkündür. Garip­tir ki tebliğin diğer bir yerinde Mos­kova Mısır'ın hükümranlığını ihlâl edebilecek herhangi bir karara katüa-mıyacağım ve Nasır'ın elinde kanalın selâmette olduğunu beyan ederken, di­ğer taraftan da kanalın istikbali için milletlerarası yeni bir anlaşma aktini-de imkânsız görmemektedir. Esasen Rusya bu husustaki teklife toptan mu­halefet etmiş olsaydı 1946 da bizzat ileri sürmüş olduğu teklifleri ile teza­da düşmüş olacaktı. Filhakika Rusya 3946 da, milletlerarası önemi olan bü­tün su yolların aynı muameleye tabi tutulmasını istemişti. Bu tebliğe bakı­lırsa Rusya konferansın münakaşalar­la sürüncemede kalacağına ve bunu Nâsır'la uzayıp giden müzakerelerin takip edeceğini ümit etmektedir.

 Londra :

Mısır'ın Londra büyükelçiliği- bugün yayınladığı bir tebliğde 16 ağustosta toplanması tasarlanan konferansın bu toplantıya iştirak edecek memleketler iğin İngiliz görüşünü kabul etmetoten başka bir yol bırakmadığını bildirmek­te ve bir cok memleketin bu konferan­sa kasten davet edilmediğini İlâve etmektedir. Aynı tebliğde, İngiltere'de bilirmiş olah Cumhurreisi Nasır ile Mısır milleti arasında bir fark gözet­me temayülü de protesto edilmektedüv Tebliğ şöyle devam etmektedir, ^Bü­tün Mısırlılar Cumhurreisi Nâsır'ı des­teklemektedir. Bu müzaheret yalnız Mısır'da değil, di?er Arap ve Asya memleketlerinde  de mevcuttur.

1954 İngiltere - Mısır antlaşması gere­ğince, Kanalın Mısır topraklarının bir parçası olduğu kabul edilmiştir. Bun­dan başka 1866 imtiyaz mukavelesi ge­reğince kanal kumpanyasının bir Mı­sır kumpanyası olduğu ve Mısır ka­nunlarına tabi bulunduğu belirtilmiş­tir. Esasen kanal her şeyden önce Mı­sır'ın gelecek nesillerinin refah ve sa­adeti için inşa edilmişti.

Cumhurreisi Nâsır'a itimat edilemiye-ceği iddiası da yersizdir, çünkü geçen haziran ayında bizzat İngiltere Dışiş­leri Vekili, Avam Kamarasında yap­tığı bir konuşmada Mısır'ın 1954 ant­laşmasının harfine ve ruhuna uydu­ğunu bildirmişti.»

11 Ağustos 1956

Londra :

Birleşik Amerika ve Fransa tarafından desteklenen îngilterenin Süveyş kana­lı konferansına dair Sovyet Rusya ta­rafından ileri sürülen teklifleri cevap­landırdığı bildirilmektedir. İnigiltere, gerek konferansın daha sonra aktedil-mesi ve gerekse daha başka memleket­lerin davet edilmesi hususundaki tek­lifleri reddedilmiştir.

İngiliz Dışişleri Vekâleti sözcüsü, İn­giltere'nin cevabî notası metninin ya-ymlanmıyacağmı söylemiş ve «nota­da, Rusların tekliflerini niçin kabul edemiyeceğimizi izan  ettik»   demiştir.

Washington :

Birleşik Amerika Müdafaa Vekâleti, Süveyş kanalı meselesinden doğan ö-layları tam bir soğuk kanlılıkla takip etmektedir.

Vekâlet çevrelerinde belirtildiğine göre, Müdafaa Vekili Charles WiLson son basın toplantısı sırasında 16 ağustosta Londrada toplanacak olan konferansın çıkmaza girmesi ihtimali hakkında so­rulan sorulara verdiği cevapta, böyle bir şeyin vukuuna ihtimal vermediğini belirtmiştir. Vekâlet çevrelerinde ve­kilin bu tahmininin hatalı olması için ortada hiç bir sebep olmadığı söylen­mektedir.

Fakat, buna rağmen, Süveyş kanalı buhranının artması ihtimali de göz önünde bulundurulmakta ve bunun tevlid edeceği siyasî, iktisadî ve askerî olaylar vekâletçe incelenmektedir.

Nitekim, Birleşik' Amerika Müşterek Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Ami­ral Arthur Radford, yarın beyaz sa­rayda 'müteaddit ayan üyesinin işti­rakiyle yapılacak olan toplantıda bu­lunacak ve bazı izahat verecektir. Di­ğer tarafdan, Başbakanın en güvendi­ği askerî müşavirlerden biri olan NA­TO Kuvvetleri Başkumandanı General Alfred 'Grımther'in de Beyaz Sarayda misafir olusuna işaret edilmektedir

Mısır Cumhurreisıi pazar günü kat'î ce vabmı verdikten sonra hasıl olacak durum hususunda General Alfr.ed Grunther'in de fikrini beyan edeceği­ne muhakkak nazarı .ile bakılmaktadır.

12 Ağustos 195G  Belgrp.d:

Yugoslav Devlet Reisi Mareşal Tito dün verdisi bir demeçte Londrada top lanacak olan Süveyş konferansına Yu­goslavya'nın davet edilmemiş olmasını hayretle karşıladığını bildirmiştir.

Akdenize sahili bulunan ve denizci bir memlısket olan Yugoslavya'nın, Sü­veyş kanalı ile doğrudan doğruya alâ­kalı olduğunu söyliyen Tito,  demiştir

ki:

Bağımsız bir memleketin toprakları üzerindeki bir tesisi millileştirme hak­kı münakaşa dahi edilemez. Süveyş Kanal kumpanyası Mısır kanun ve mevzuatına tabi 'bir şirket idi. Kanalın bakım ve işletmesi gibi idare ve müdafaasını da Mısırın hükümranlık hak larmm mühim bir unsuru addetmek­teyiz. Kanaldan milliyet farkı gözetil m.eksizin serbest 'geçiş hakkının temi­ni bütün dünyayı ilgilendiren bir me­seledir. Ve topraklarında !bu ka'dar mü­him geçit yolu bulunan niçbir memle­ket milletlerarası taahhütlerini ifadan kaçmam az.

Mısır hük»meti taahhütlerine sadık ka lacağım bildirmiştir. Mısırın vaadini tutmayacağına dair peşin bir hükme kapılmak doğru değildir. Londra kon­feransına davet tarzı ve kuvvete baş­vurma tehdidleri ile yargılan hava, Mısır ve diğer alâkalı memleketlerin konferansa itimad beslemelerini im­kânsız kılmıştır. Süveyş kanalından s-erbest geçişi temin maksadı" ile top­lanacak milletlerarası bir konferansa Mısır müsavi şartlarla iştirak .ettiril­meli ve peşin kararlan kabul etmeğe zorlanmamalıdır. Kanaatimce hiçbir konferans. Mısırın millileştirme hak­kını müzakereye yetkili değildir.»

 Washington ::

Mısır Devlet Reisi Cemal Abdünnası-rm "bugünkü sözleri hakkında basın mensuplarına beyanatta bulunan Bir­leşik Amerika Dışişleri Vekâletinin sözcüsü, «'bu bizi hayrette bırakmadı» demiştir.

Sözcü, Cemal Abdünnasırm Mısırın konferansa iştirak etmeyeceğine dair söylediği sözleri ve 1888 İstanbul and-laşması akitlerinin aralarında bir kon ferans yapmalarını hakkındaki tekli­fini yorumlamaktan imtina etmiş ve Mısır" Devlet Reisinin söylediği sözle­rin tam metnine intizar .etmek lâzım geldiğini bildirmiştir.

 Kahire :

Mısır Devlet Reisi Cemal Abdünnasır, bugün bir basın toplantısı tertip ede­rek Süveyş kanalının devletleştirilme­sinden doğan hâdiseleri incelemek üzere Londrada toplanacak olan konfe­rans hakkındaki Mısır görüşünü açık­lamıştır.

Mısır Devlet Reisi bu basm toplantısı sırasında Londra konferansına temasla ezcümle şunları söylemiştir: «Mısırın bir hukukî tasarrufu olması hasebiyle Süveyş kanalının devletleştirilmesi, hu susunu Londra konferansının müza­kere ve incelemeğe hiç bir hakkı yok­tur. »

Cemal Abdünnasır bunda nsonra söz­lerine şöyle devam etmiştir: «Mısır hü kûrneti teklif edilen konferansı karar­lar almağa yetkili milletlerarası bir konferans olarak telâkki edemez.»

Bundan, sonra Cemal Abdünnasır, 1888 İstanbul anlaşmasının zamanın şartla­rına uyacak bir şekilde tadil edilmesi zaruretinden bahsetmiş, bu anlaşmayı imzalamış olan ve Süveyş kanalından faydalanan devletlerin bir konferans halinde toplanmalarını talep etmiştir. Mısır Devlet Reisine göre. 1888 anlaş­masının tadil edilmiş seklinin Birleş­miş Milletler Kurulu tarafından da tescili icap eder,

Nihayet, Cemal Abdünnasir basın toplantısını bitirm-eden önce, Mısırın Londra konferansına iştirak etmiyece-ğini açıklamış, îıuna mukabil İstanbul konferansına iştirak etmiş olan devlet­lerin bir konferans halinde toplanma­larını teklif etmiştir.

 Washington :

Bugün konlgre liderleri, Birleşik Ame­rika müşterek erkânı harbiyei umumi­ye reisi Amiral Arthur Radford ve NATO Kuvvetleri Başkumandanı Ge­neral Alfred Grunther, Süveyş kana­lının devletleşmesinden doğan olayları ve tehlikeli durumu izah .etmiş ve bu nun dünya sulhu için teşkil ettiği teh­likeyi açıklamıştır.

Toplantı el'an devam etmektedir.

13 Ağustos İ956

 Washington :

Hükümet çevrelerinden bildirildiğine göre, Hariciye Vekili John Foster Dul-îes'm Londra konferansında takip ede oeği siyaset her iki parti tarafından tasvip edilmektedir.

Bildirildiğine göre Dulles dün Beyaz Sarayda yapılan olağanüstü toplantıda her iki parti liderlerini takip edeceği siyasete ikna etmiştir.

Mısır Reisicumhuru Cemal Abdüntıa-sırm dün Londra konferansına iştirak etmiyeceğini bildirmiş olmasına rağ­men, Süveyş meselesini müzakere için daha geniş bir konferans teklifi ve ve konuşmasında kullandığı mutedil lisan, daha ilerde Mısırla yapılması muhtemel müzakereler için ümit uyan dırmıştır.

Amerikan siyasî çevr;elıerrnd.e hâkim olan kanaate nazaran, Londra konferan smda alınacak kararların Nasıra bil­dirilmesinden sonra Mısırın İştirak edeceği bir konferansın toplanması mümkün olacaktır.

Başkan Eisenhower, dün Beyaz Saray da yapılan toplantıda kongre liderle­rine, Londra konferansının Süveyş ih­tilâfına âdil bir hal çaresi bulacağın­dan ümitli olduğunu söylemiştir.

Toplantıya iştirak eden Demokrat ve Cumhuriyetçi liderler Süveyş buhranı nın ciddiyetini ifade etmişler, fakat kongrenin olağanüstü bir toplantıya çağırılmasına   lüzum  görmemişlerdir.

Londra konferansı akamete uğradığı takdirde kongrenin toplantıya çağırıl­ması düşünülecektir.

Aynı toplantıda Süveyşte silâhlı bir çarpışmanın ihtimal dahilinde olup ol­madığına dair bir suale Müşterek Kur may Heyetleri Başkanı Amiral Art­hur Radford şu cevabı vermiştir:

«Böyle bir ihtimal olsa bile, Birleşik Amerika Fransa ve İngiltere yanında Süveyş bölgesine askerî birlik gönder­mek niyetinde değildir.»

 Moskova:

Pazartesi günleri Moskovada intişar eden yegâne gazete olan ^Pravda» bu sabahki sayısında «hiç kimse Mısırın hükümranlık haklarından şüphe ede­mez» başlığı altında, Abdünnasırm be yanatmı neşretmiştir. Bu hususta her hangi bir yorumda bulunmayan gaze­te, Süveyş meselesi hakkında Paris muhabirinden  aldığı bir telgrafı da yayınlamaktadır. Bu telgrafta kanaî .şirketinin Süveyşteki klavuzları geri çağırdığı bildirilmektedir.

Pravda telgrafın altına şu sözleri ilâ­ve etmiştir:

«Bu olay, hüsnüniyet sahibi kimseler­de haklı bir endişe doğurmaktadır. Fil hakika, bu gibi hareketlerin, mevcut »gerginliği arttıracağı  muhakkaktır.

Bizce, yapılacak şey,bazı şirketlerin menfaatlerini himaye etmek değil, barışı takviye eylemek olmalıdır.»

 Paris :

Albay Nasırın Süveyş hakkındaki Lon dra konferansına katılmamak kararı Paris 'gazetelerinin tefsire ilerini hayre­te düşürmemiştir. Tefsirciler asıl, Mı­sır Devlet Reisinin verdimi beyanatta ve radyo konugmasında ümit edilmiye cek kadar mutedil bir ifade kullanma­sına dikkati çekmektedirler.

Bu mevzu ile ilgili olarak Sağcı Radi­kal L'aurore gazetesi şunları yaz­maktadır:

«Mısırın Londra konferansına iştirak etmiyeceği kat'î olarak anlaşılmamış­tır. Esasen Mısırın böyle bir cevap ver­mesi bekleniyordu. Fakat ayni zaman da bu red cevabının, Albay Nasırın adeti üzere şiddetli bir ifade taşıması d eki eniyordu. Halbuki bunun aksiyle karşılaşıldı. Bununla beraber, dikkat edilirse, şekil itibariyle mutedil Ibir li­san kullanan Nasırın meselenin esası hakimmdan tam mânâsiyle kararlı ol­duğu anlaşılmaktadır. Nasırın mukabil teklifleri yapıcı olmamakla beraber yıkıcı da değildir.»

Diğer taraftan sağcı mutedil «Figaro» ^Nasırın tehditleri görmek istemiyen-lerin gözlerini açacak mı?» başlığı al­tında şunları yazmaktadır:

«Hindistan, Çin, Endonezya ve Orta Şarkta bir Asya koalisyonunun kurul­makta olduğunu iddia etmek Ve bu ko alisyonun yalniz Avrupa aleyhine don inekle kalmayıp, müteassıp kitleleri kapitalist dlvletler aleyhine de kışkırt tığını iddia etmek boş hayallere kapıl­mak   değildir. Anlaşıldığına  göre, Amerika da bu vakıayı idrak etmeğe baş lamıştır. Fakat maalesef artık co'k geç kalınmıştır. Gelecek nesiller, batılıla­rın doğuya kendilerine karsı kullanı­lacak fikirleri ve silâhları vermiş ol­malarını   hayretle karşılayacaklardır.»

Solcu müstakil «Combat» ya göre, Sü­veyş meselesinin gelişmesi iki veçhe arzetmelktedir. Bir kere Londra ve Pa­ris süratli hareket etmediklerinden ve Guy Mollet'nin ^bahsettiği gibi ciddî ve enerjik bir mukabelede bulunma­dıklarından hem teklif edemiyecek şe kilde zaman kaybetmiştir ve hem de "bu mukaoeleye karşı çıkarılacak en­gellerin kuvvetlenmesine sebebiyet ver mislerdir. Diğer taraftan mesele ölçü-lemiyecek kadar genişlemiş bulunmak tadır. Şimdi artık 'bu vesileyle Doğu-Batı münasebetleri bahis mevzuu edil­mektedir.»

Diğer taraftan Sosyalist «Franc Tireur, «harp, sulh zamanında gemilerin, beynelmilel ehemmiyeti haiz bir ka­naldan geçiş kontrolünün Nasıra bıra­kılıp bırakılmıyacağmı sormakta ve söyle devam etmektedir:

«Nasır, «Birleşmiş Milletlerin teminatı bile kat'î gelmez, bana inanmanız lâ­zım ve benim teminatım kâfidir» diyor. Halbuki asıl mesele de, bizim Nasır a nanmayışımızdan ve inanmamakta haklı olmamızdan doğmaktadır.»

 Cakarta:

Endonezya Başvekili (Ali Sastroamico, Süveyş buhranı hakkındaki hüküme­tinin .görüşünü, bugüh parlâmentoya bildirmiştir.

Başvekil, Orta doğu buhranının bil­hassa Fransa ve İngilterenin seferber­lik hazırlıklarına başlamalarından son xa, dünya sulhunu tehdid eder mahi­yet  aldığını  söylemiş  ve demiştir ki:

«Endonezya, Mısırın kanalı devletleş­tirmesini millî hükümranlığını tesis yolunda bir adım telâkki eder.

Sastroamicoco, Mısır Hükümetinin bütün milletlere kanaldan serbest istifa de hakkım tanıyacağına emin olduğu­nu bildirmiştir.

Londra :

«Manchester Guardian» gazetesi bu­günkü sayısında İîSgüterenin Süveyş siyaseti istikametini süratle değiştirme si gerektiğini yazmaktadır.

Liberal gazete, bu değişikliğin engeç konferans günü» halka bildirilmesin: istemekte ve İngiltere hükümetinin şu yolda hareket etmesini tavsiye etmektedir:

Kendi isteklerini kabul ettirmek niyetinde olmadığını, Birleşmiş Milletler anayasasına  saygıgöstereceğini ve Süveyş  meselesini  kuvvet  kullanarakhalle çalışmıyacağmı  bildirmelidir.

Konferans, kanalın idaresi için mil­letler arası bir makam ihdasına kararverecek olursa, bu makamın BirleşmişMilletlere bağlı olması ve BirleşmişMilletler önünde sorumlu tutulması için bu teşkilâta aşvuracağını bildirmelidir.

"Daha fazla sayıda memleketin iştiraki ile v-e daha tarafsız bir başkentte top­lanacak bir konferansın daha fazla ter cine şayan olduğunu yazan gazete Mısır cevabının Birleşmiş Milletleri geniş ölçüde hesaba katmış olduğuna işaret etmektedir. Bunu bir «hatırlat­ma» telâkki eden gazete «eğer biz me­seleyi Birleşmiş Milletlere götürmez-sek bu işi başkaları yapacak» demek­tedir.

Manchester Guardian'a göre, eğer İn­giltere Süveyş'te askerî harekâta' 'giri­şecek olursa, Birleşmiş Milletlerin ço­ğunluğu Mîsıt lehünde cephe alaoajk ve İngiltere mütecaviz mevkiine konu­lacaktır.

Ankara :

Süveyş kanalı meselesini görüşmek üzere 16 ağustosta Londrads toplanacak olan konferansta Türkiyeyî temsil ede cek heyetin, Hariciye Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büyükelçi Muharrem. Nuri Birginin riyasletinde aşağıdaki zevat­tan  terekküp ettiği öğrenilmiştir:

Londra büyükelçimiz Suat Hayri Ür­güplü, Hariciye Vekâleti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp, Hariciye Vekâleti Kâtiplik Kalemi Müdürü Şe­fik Fenmen, Siyasal Bilgiler Fakültesi Devletler Umumî Hukuku Doçenti Süha Meray, Hariciye Vekâleti İkinci Daire memurlarından Güner Türkmen

 Roma :

Bugünkü İtalyan basını Albay Na­sırın dünkü konuşmasında bir yumu­şama müşahede edildiği hususunda birleşmektedir.

«Corriere Deelsaera», «diktatörün ko­nuşmasında son günlerde görülen mü-teeavizkâr edanın artık mevcut olma­dığına" işaret etmekte ve Albav Na-sır'm İngiliz ve Amerikalılar Assuan Barajını finanse etmedikleri için Sü­veyş kanalını devletleştirdiğini gayet safiyane bir şekilde itiraf etmekle hare ketinin sadece siyasî bir mahiyet taşı­dığını belirtmiş olduğunu zaten bu­nun bir mukabil hareketten başka bir mânâsı olamıyacağmı yazmaktadır.

Komünist Partinin organı olan «Unita» gazetesi ise Londrada çıkan «Manc hester Guardian ile «Observer» gaze-lerinin Süveyş hakkında yazdıkların­dan geniş parçalar alarak Nasırın tezi­ni bunların da müdafaa ettiğini göster meye çalışmaktadır.

14 Ağustos 1956

 "Washington:

Amerikan Hariciye Vekili M. John Foster Dulles'm Londraya hareketi ari fesinde "Washinıg't0'ndaki müşahitler, Süveyş kanalı buhranında batı duru -munun vuzuhunu ısrarla belirtmekte­dirler. Bu müşahitlere göre, bu du­rum, iki hafta evvel Londrada cereyan etmiş olan müzakerelerden beri değiş­memiştir. Ve Albay Nasır idaresindeki Mısırın Süveyş kanalını dilediği gibi idare etmesini kabul etmemek lüzu­muna dayanmaktadır.

Washin.gt.on müşahitleri bu kanaat­lerini M. Dulles'm bir tekzibine istinat ettirmekte ve şöyle demektedirler:

Bunun içindir ki M. Dulles, Birleşik Amerika'nın Londrada tavrım değiştirmek ve kanalın idaresi için beynel-.milel bir teşekkülün ihdasiyle meşgul olmağı yalnız İngiltere ve Fransaya bırakmak tasavvurunda bulunduğu hakkında çıkarılmış olan şayiaları res­men tekzip ettirmiştir.

Bu tekzibi yayınlamağa memur edil­miş olan sözcü, gazetecilerin daha sa­rih olmasını arzuladıkları bu metni yorumlamaktan imtina etmiştir. An­cak birkaç saat sonra cok yetkili bir kaynaktan verilen teminatta M. Dul--es'm kanal idaresini beynelmilel bir otoriteye tevdi etmek fikrinde katiyen sabit bulunduğu bildirilmiştir.

M. Dulles'e yakından teması olan çev­reler bu münasebetle şöyle demektedir ler: Birleşik Amerika'nın «kuvvete mü racaat» edilmesini bertaraf etmek yo­lundaki endişelerini seçimler dolayısiyle ihtiyar edilmiş bir zaaf olarak te­lâkki .etmek teessüre şayandır. Haki­katte Amerikan diplomatları daha buh ran başlar başlamaz «silâhlı müdaha­leden maada başka çareler de vardır» sözünü tekrar edip durmuşlar ve me­selede Birleşik Amerika tarafından vaziyet alınmasının Sovyetlerin hare­ket hattı üzerinde bir aksülâmel yara­tabileceğini ve muhasemata yol aça­bilecek gerginlik ve tehlikeler doğura­bileceğini ileri sürmüşlerdir.

Aynı diplomatların fikrine göre, Was-ihington tarafından «teenni ile hareket» lüzumu hakkında ileri sürülmüş olan tavsiyelerin yalnız batılı müttefiklere değil Mısıra da müteveccih bulunduğu keyfiyeti üzerinde gereği 'gibi durul­mamıştır.

Gerek Albay Nasırın Londra konferan smda hazır bulunmaması gerekse Ka-hire'yi destekkmek için Sovyetler Bir­liği tarafından ileri sürülen ihtirazî kayıtlar Birleşik Amerika'nın tavrını değiştirmiyecektir.

Yine Washington müşahitlerine 'göre filhakika Amerikan hükümeti İngilte re ve Fransanın Akdenizdeki askerî hazırlıkları bahsında açık bir fikir iz­har etmemiştir. Ancak, bu hazırlıklar, Süveyşte seyrüsefer serbestisinin Avrupadaki müttefikleri için bir «ölüm. kalım meselesi» olduğu keyfiyetini Amerikan idarecilerinin gözü Önüne koy mağa imkân vermemiştir.

Diğer taraftan yine Washington müşa­hitlerinin ileri sürdükleri mütalâalara göre Amerikan murahhas heyetinin i-leri gelen şahsiyetlerinden mürekkep olması Londra konferansında Birleşik Amerika'nın bütün Orta Şark siyase­tini ve keza Sovyet tavrı bakımından da Birleşik Amerika'nın umumî siya­setinin bahis mevzuu olabileceğini gös termektedir.

Washin'gton müşahitleri bu bahisteki mütalâalarını şöyle bağlıyorlar:

Amerikan diplomasisinin karşısına şim diye kadar böyle muğlâk meseleler çıkmamıştır. Şimdi mevzuubahs olan Atlantik ittifakını korumak ve silâha başvurmadan imkân nisbetinde kana­lın beynelmilel idaresini temin etmek­tir. Aynı zamanda Orta Doğunun ha­yatî petrol damarlarını ellerinde tutan Arap milletlerini tamamen batının a-leyhime çevirmek ve Sovyetler Birliği­ne hayatının en büyük zaferini kazan­masına imkân vermemek mevzuubahstır.

M. Foster Dulles, Başkan Eisenhmverîn tam müzaharatmi haizdir ve seçim devresi irinde bulunulmasına rağmen Demokrat muhalefetten de müşkülât görmemek teminatını elde etmiştir.

 Londra :

İngiltere Dışişleri Vekili Sehvyn Lloyd. bu aksanı radyoda bir konuşma yap­mıştır.

S.elwyn Lloyd bu konuşması sırasında ezcümle şunları söylemiştir: «Durum çok ciddidir. Ortalığı telâşa vermek nî yetinde değilim, fakat Süveyş kanalı­na teveccüh eden her tehdid bir taraf­tan Batı Avrupa'nın ve İngilterenin hayatına ve kudretine, taraftan ise, Asya devletlerine tevcih edilmiş demektir. Bu, aynı zamanda Birleşik Amerikayi da tehdid etmektedir.»

Bundan sonra Dışişleri Vekili sözleri­ne şöyle devam etmiştir:

Süveyş Kanalı imtiyazı daha geçen­lerde, haziran ayı zarfında, Mısır Cüm hurreisi Cemal Abdünnasır tarafın -dan ciddiyetle v.e parlak sözlerle teyid edilmişti   Şimdi,  kanal kumpanyasını

-devletleştirmek demek, hem bir muka­veleyi ihlâl etmek, hem de verilen söz ,d.en geri dönmek demektir.»

 Londra :

Süveyş Kanalı konferansında Türkiye' yi temsil edecek olan heyetin reisi bü­yükelçi Muharrem' Nuri Birgi hava alanında gazetecilere verdiği beyanat arasında ezcümle şunları söylemiştir:

"Londraya iyi niyetlerle gelmiş bulu­nuyoruz. Yapıcı bir şekilde çalışmak azmindeyiz. Niyetimiz. konferansın milletlerarasında sulh ve dostluğu sağlayacak müsbet bir neticeye ulaşması İçin elimizden g|elen yardımı sarfetmektir.»

15 Ağustos 1956

 Londra :

Mısırın eski Millî İstikamst Vekili o-lup ihalen Londrada konferansın görüş­melerini bir gazeteci sıfatiyle takip et­mek üzere buraya gelmiş bulunan Bin "başı Salâh Salim «Daily Sketch» ga­zetesine verdiği yeni demeçte şunları söylemiştir:

«Mısırlılar İnigiltereyi severler. Ben kalbimde İngilizlere karşı kin beslemi yorum. Biz, herşeydsn evvel İngiliz milletinin dostu olmak istiyoruz. Mı-üir fakir ve geri kalmış bir memleket­tir. Hayat seviyemizi yükseltmek için size muhtacız. İngiltere faydalanmadık ça, Süveyş kanalı bir işe yaramaz. Mı­sırın hayat seviyemizi yükseltmek için kanal varidatına ihtiyacı vardır. 'Biz, kanaldan serbestçe faydalanılacağına dair bütün dünya milletlerime teminat vermeğe hazırız. Bu teminata daima sadık kalacağımızdan kimsenin şüph.s etmemesi lâzımdır. Aksi takdirde biz zararlı çıkarız. Şunu da belirtmek iste­rim ki, kanaldan geçiş ücretlerini art­tırmak niyetinde de değiliz. Biz, İn­gilizlerle dost olmak ve eşit haklara sahip ortaklar gibi işbirliği etmek isti­yoruz.

Eğer İngiliz ordusu Mısırı istilâ edecek olursa kanalı havaya .uçuracağımızı söylemiştim fakat !bu tarzda harekete mecbur kalmak durumuna düşmek is­temiyoruz.

Bir noktayı daha belirtmek isterim: Mısır hiçbir zaman komünist olmaya­caktır.»

Diğer taraftan Daiy Herald gazetesi, Salah Sclim'in, icabında kanalım tah­rip edileceğine dair sözlerinden fevka İade hiddetlenen Abdünnasmn eski -ve kile derhal Kahireye dönmek emrini verdiğimi yazmaktadır. Yine bu gaze­teye göre Salah Salinı'in Mısıra dön­mekten çekinerek İngilterede siyasî bir mülteci gibi kalmasına müsaade e-dilmesini rica etmesi ihtimal harici değildir.

Salâh Salim «El Şahap» gazetesi mu­habiri   sıfatiyle Londra'ya  gelmişti.

 Trablus:

Süveyş meselesi ile ilgili olarak Arap memleketlerinin yapmayı kararlaştır­dıkları umumî greve Trablus da kıs­men riayet edilmektedir. Müslümanla­rın idare ettiği mağazaların üçte ikisi kapalıdır.

Bununla beraber, âmme muntazam bir şekilde ifa edilmekte ve memurlar vazifeleri başında bulun­maktadır.

Gazeteler, Trablus eyaleti valisinin halkı sükûneti muhafazaya davet e-den ve memleketin menfaatlerini ko­ruma vazifesinin hükümete ait oldu­ğunu bildiren bir tebliğim yayınlamak ladırlar.

: Londra :

Pakistan Dışişleri Vekili Şudrî bugün öğleden sonra Londraya varmış ve ha­va alanında verdiği beyanatta uçağı­nın Kahireye indiği sırada Albay Na­sır ile yapmış olduğu görüşmeye te­mas ederek Mısır Cumhurbaşkanının «kanaldan faydalanan bütün memle -ketleri temsil eden bir konferansa mu­halif olmadığını» söylemiştir. Böyle bir konferans, Mısırın idaresi altında ka­naldaki faaliyeti düzenlemek maksa-diyle kurulacak bir teşekküle tavsiye­lerde bulnmalıdır. Pakistan Başvekili sözlerine şunları ilâve etmiştir:

«Albay Nasır, ilgili bütün memleketle­rin katılacağı bir sözleşmeye dahil ol­mağa hazırdır.»

16 Ağustos 1956

 Londra :

Dün Amerikan Hariciye Vekili M. John Foster Dulles ile Sovyetler Birli­ği Hariciye Vekili M. Şepilov arasında yapılan görüşme 90 dakika sürmüştür.

Amerikan Hariciye Vekili yeni Sovyet Hariciye Vekiliyle ilk defa olarak mü­lâki olmuştur.

Londradaki Amerikan çevrelerinde te­min edildiğine gör.e mülakat çok tat­min edici olmuştur. M. Şepilov Ame­rikan meslekdaşma Sovyet tezini çok açık ve sarih olarak bildirmiştir.

M. Şepilov'a göre Albay Nasırın Sü­veyş kanalında seyrüsefer serbestliği hakkında verdiği tetentinata itimad edi­lebilir. Bununla beraber bu arada açık bir zihniyetle hareket edebilir ve me­selenin halline yarayacak bir şeklin bulunması iğin girişilecek çalışmalar­da işbirliği yapabilir.

M. Dulles'e gelince, yine Londradaki Amerikan çevrelerinin ifadelerine gö­re, Amerikan Hariciye Vekili Londra­daki havayı bundan iki hafta evvelki­ne nazaran daha sakin bulmuştur. M. Dulles İngilizlerle Fransızların « mâ­kul bir tavır» ittihazına hazır bulun­dukları intibaını taşımaktadır.

Şimdiki temayül, pratik bir hal tarzı­nın bulunmasına çalışılacağı yolunda dır.

Amerikan Hariciye Vekilinin fikrine ,göre Süveyş kanalına istikbalde «(po­litikadan âri» bir veçhe verilmelidir. Kanaldan istifade edenler siyasî hiç­bir mülâhazanm kanaldan serbestçe geçişe mani olmayacağına emin olma­lıdırlar.

Hiçbir gemi taşıdığı bayrak veya ha­mulesi itibariyle tevkif ediLmemelidir. Bu fikirde İsrail gemilerine ve Mısır ablukasına sarih bir ima bulunmakta

Belgrad:

Başlıca Yugoslav gazetelerinden «Po­litika» Londra konferansına hasrettiği başyazısında ezcümle söyle demekte­dir;

«(Londra konferansından müsfoet vte pra tik bir karar 'beklemek yersizdir. Şayet herhangi bir karara varmak zarureti hissedilecek olsa bile, bu, bir kıymet ifade etmiyecektir. Çünkü mesele ile birinci derecede alâkalı olan Mısır üe-diğer iîlgili birçok memleketler konfe­ransa iştirak etmemektedirler. Bu iti­barla herhangi bir tarafsız müşahidin konferans müzakerelerine ehemmiyet atfetmesi beklenemez. Bu gibi müşa­hitler için gündem, görüşmelerden da­ha önemlidir.

Birçok başkentlerde, bu arada "Was-hington'da, Londra konferansı müza­kerelerinde kullanılacak olan metod-lar hakkında bazı memleketlerin ciddî münakaşalara girişmelerine intizar e-dilmektedir. Bahis konusu memleket­ler bu usulleri şiddetle takbih etmek­tedir.

Londra :

İngiltere Başvekili Sir Anfhony Eden, bu sa'balı Londra konferansını açış nutkunda, «Süveyş meselesi İkinci Dünya Harbindenberi milletlerin karşı iaştığı en vahim meseledir, demiştir.

Eden konuşmasında ezcümle demiştir ki:

«Konferansta temsil edilen bütün mil­letler kanaldan azamî istifade etmekte dirler. Binaenaleyh bu meseleye bir hal çaresi bulunması hepimizi yakın­dan alâkadar eder. Müşterek mesainin neticesi hiçbir zaman bu kadar ehem miyet kazanmamıştır. Kepiniz İragilte re adına samimiyetle hog geldiniz de­rim. Müşterek çalışmalarınızın iyi bir sonuca bağlanacağından rem^nim. Hepinize basarılar dilerim.»

Eden bu konulmasından sonra İngiliz hükümetinin görüşünü müdafaa vazi­fesini Hariciye Vekili Selwyn Lloyd's bırakarak salonu terketmiştir.

Paris:

Tass Ajansının bildirdiğine göre, bu­günkü Sovyet basını Süveyş hakkın­daki Londra konferansına geniş suret­te yer vermektedir.

Bu rneyanda Pravda'nm Londra muha biri bir makalesinde "(Mısırın hareket tarzı, sulha bağlı bütün milletler ta­rafından müttefikan ve azimkâranebir şekilde desteklenmektedir. Londra'nın ve Paris'in bu durumu nazarı itibare .almaması imkânsızdır» demektedir.

 Londra :

Süveyş ihtilâfına hal çaresi bulmak ti­lere 22 milletin iştirak ettiği Londra konferansı bugün saat 10.05 gece (gmt) --de Laneaöter House'da İngiltere Baş­vekili Sir Anthony Eden tarafından a-çılmıştır.

Liberal Manchester Guardian gazetesi, bu sabahki sayısında Süveyş Kanalı için bir plân teklif etmektedir.

 Batili devletler .esas itibariyle 1888 tarihli İstanbul anlaşmasına bağlı kalmalıdırlar.

 Mütehassıslardan müteşekkil mil­letlerarası bir komite tarafından kanaliçin yeni bir nizamname kaleme alın­malıdır.

 3  Batilılafca  kurulması   düşünülenyeni idarenin,  alâkalı memleketler yeteşekküllerle muayyen zamanlarda is­tişarede   bulunacağına   dair   hükümlernizamnameye konulmalıdır.

4    Birleşmiş Milletlere bağlı bir ka­nal  komisyonu   teşkil edilmelidir.  Bukomisyon kanabil  teknik  elişmeleri ile ilgilenecektir.

5  Birleşmiş Milletler, Kanal bÖllge-sinde, bir kontrol heyeti marifetiyle temsil olunmalıdır.

Manchester Guardian'a 'göre, İngiltere Abdünnasırm istediği Mısırlı idareyi, bu idare milletlerarası kontrole tâbi tutulduğu takdirde, kabul edebilir. Bu kontrol heyeti ile kanal idaresi atfacnzı çıkabilecek anlaşmazlıkları Birleşmiş Milletler Teşkilâtı halletmelidir.

 Londra :

Süveyş Kanalı konferansında İngiliz Dışişleri Vekili SeLvvyn Lloyd ittifak­la başkan seçilmiştir.

- Londra :

Londra konferansının bugünkü ilk cel­sesinde İngiltere, İkinci Dünya Harbi­nin sona ermesindenberi karşılaşılan en cid-dî meselelerden birinin Süveyş meselesi   olduğunu   belirtmiştir.

Sovyet Rusya ise, 22 memleketin işti­rak ettiği Londra konferansının meşe leyi halle selâhiyetli olmadığı iddiasın da 'bulunmuştur.

İlk defa olarak memleketini temsilen bu dereoade mühim bir konferansa iş­tirak eden Sovyet Kusya Dışişleri Ve­kili Dimitri Şepilov konferansın mese­leyi halletmeye selâhiyetli olmamak­la beraber, ilk adım olarak büyük e-hemmiyeti haiz olduğunu da ilâve et­miştir.

Sepilov, Mısırın hazır bulunmadığı bir konferansta herhangi bir karar alın­masına imkân görmediğini belirtmiş, maamafih, hükümetinin konferansı bal talamayı düşünmediğini ilâve etmiştır.

Şepilov'dan sonra İngiliz Dışişleri Ve­kili Lloyd söz almıştır. Selwyn Lloyd.. Mısırın konferansa katıl­mamasına İngilterenin de teessüf et­tiğini belirtmiş ve batı tezini savun­muştur. Fransız Dışişleri Vekili Pine-au, daha etraflı bir konuşma yaparak Lloyd'u desteklemiştir.

Hindistan başdelegesi Krişna Menon, konferansta ekseriyetle alınacak bîr kararın, objektif bir hal çaresi sayı­lıp sayılmıyacağı ve azalardan biri bu­na muhalif olduğu takdirde kendisine bir mesuliyet gelmiyeceği şeklinde ce­vap vermiştir.

Delegeler rey verme şeklinin daha son ra, reye başvurulması icap ettiği za­man müzakere edilmesine karar ver­mişlerdir.

Delegeler dört köşe bir masa etrafında oturmaktadırlar. Konuşmalar der­hal İngilizce, Fransızca ve Ruscaya ter cüme edilmektedir.

Öğleden sonra saat 14.00 de bekar toplanılaca tetir. Yarın sabah top­lantı aktedilmiyecek, fakat yarın öğ­leden sonra 13.45 den 15.45  (gmt) ve 16.15 den 18.00 de (gmt) kadar iki defa toplanılacaktır.

 Londra :

Londra konferansına katılan memle­ket başfemsi İrilerinin isim ve unvan­ları aşağıdadır:

.Avustralya: Başvekil E.G.   Menzies ve Dışişleri Vekili R.G.  Casey

Seylan: Yüksek Komiser (Büyükelçi) Sir Caluede Corea

Danimarka: Başvekil ve Dışişleri Ve­kâleti Vekili 'Hans Hansen

Habeşistan: Dıglgleii Vekili Akliou Habtewold

Fransa: Dışişleri Vekili Christian Pi-neau

Almanya: Dışişleri Vekili Heînrich Von Brentano

İngiltere: Dışişleri Vekili Sehvyn Lloyd

Hindistan: Devlet Vekili Krişna Me-non

Endonezya: Dıgişleri Vekili Ruslan Abdülgani

İran: Dışişleri Vekili Dr. Ali Arda-lan

İtalya: Dışişleri Vekili Gaetano Martino          ,

Japonya:  Dışişleri Vekili Memoru Şigenıitsu

Hollanda: Devlet Vekili Joseph Luns

Yeni Zelanda: Dışişleri Vekili T.L. Macdonald

Norveç: Dışişleri Vekili Halvard Lan Pakistan: Düşleri Vekili Hamidül Hak

Portekiz:  Dışişleri Vekili Paulo Cün­ha

Sovyet Rusya: Dışişleri Vekili Dimit-ri Şepilof

İspanya: Dışişleri Vekili Alberto Artajo

İsveç: Dışişleri Vekili Oestentunden

Türkiye: Dışişleri Vekâleti Umumî Kâ­tibi Muharrem Nuri Birgi

Birleşik Amerika: Dışişleri Vekili John. Foster DulLes

Yunanistan daveti kabul etmemiştir. Mısır daveti reddetmiş gayrı resmî mü şahit olarak Reisicumhur Siyasî Mü­şaviri Ali Sabriyi göndermiştir.

 Londra :

Konferans çevrelerinden öğrenildiğine göre, Sovyet Dışişleri Vekili Şepilof bu sabahki oturumda yaptığı konuş­mada Londra konferansına katılan memleketlerin «Süveyş Kanalından ge çiş serbestliği meselesini Mısırın hü­kümranlık haklarına saygı esasına da--yanarak incelemek üzere başka bir milletlerarası konferansın toplanması için mutabakata varmaları» temennisinde bulunmuştur.

 Londra :

Sü/eyş kanalı hakkında Birleşik Ame rika Dışişleri Vekili John Foster Dul-les Londra konferansına bir teklifte bulunmuştur.

Bu teklifin ana hatları şunlardır:

 Süveyş Kanalı, 18-88 İstanbul an­laşmasının   1  nci  maddesi     gereğincebütün dünya milletleri tarafından hiçbir tahdide tabi tutulmadan serbestçekullanılabilmelidir.

 Süveyş kanalındaki faaliyet hiçbîr siyasî tesire tâbi olmadan, serbestçe cereyan edebilmelidir.

 Mısır hükümetine mâkul ve ada­let dairesinde bir gelir temin edilme­lidir.

 Süveyş kanalı kumpanyasına adalet dairesinde bir tazminat verilmeli­dir.

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili bu plânın kuvveden fiile çıkabilmesi için gayret sarfedilmesi lâzım'geldiğini ve kanalın Birleşmiş Milletler Kurulu ile işbirliği edecek ve bir anlaşma netice­sinde meydana gelecek milletlerarası bir idare tarafından tedvir edilmesini ileri sürmüştür.

Birleşik Amerika Dışişleri Vekilinin teklifine göre, bu teşkilâtta Mısır da yer alacak ve hiç bir devlet hâkim bir duruma geçmiyecektir.

Bu arada, Mısıra verilecek olan gelir ve kanal kumpanyasının hakkı olan tazminat konferans tarafından tayin edilmelidir.

Şayet bu hususlarda bir ihtilâf meyda na gelirse, bu dâva milletlerarası ada­let divanının tâyin edeceği bir komite tarafından hal ve  fasledilmeiidir.

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili bu teklifin Mısırın hükümranlık hakları­na tecavüz teşkil etmediğini, bilhassa işaret etmiştir.

Londra :

Bugün Süveyş konferansı sırasında kuis arkası diplomasi faaliyeti hararet­le devam etmiştir. Hindistan delege­si Menon Rus Hariciye V.ekili Dimitri Şepilov'a ilâveten mümkün mertebe her Orta dcğu diplomatı ile görüşmek tedir. Pakistan Düşleri Vekili de aynı derecede faaliyet göstermektedir. Pa­kistan Hariciye Vekili dün gece İn­giltere Hariciye Vekili Selwyn Lloyd ile görüştükten "başka Türk delegesi Muharrem Nuri Birgi ve İran Harici­ye Vekili Âîi Kuli Ardalan ile de gö­rüşmüştür.

gam:

Suriye Başvekiii Sabri Asalı, basın mensuplarının Londra konferansı hak kındaki sordukları soruları cevaplan­dırırken, «Mısır Devlet Reisi Cemal ASbdünnasır'ın ,son söylediği sözler, 1888 anlaşması ile ilgili devletler ara­sında bir uzlaşma zemini hazırlamıştır demiştir.»

Sabri Asalı bundan sonra sözlerine şöy le devam etmiştir:

"Meselenin, hallini zorda veya ıfcehdi de aramak hatalı olur. Londrada kon­ferans halinde toplanan temsilciler, birkaç devletin menfaatlerini göz önünde bulundurmayip Mısırın meşru, haklarını takdir etmelidirler.»

Bundan sonra Arap memleketlerinde tatbik edilen umumî grev konusuna te mas eden Suriye Başvekili, bunun A-rap memleketlerinin müttehit olduk­larını  isbat ettiğini beyan  etmiştir.

Kahire :

Londra konferansının açılışı dolayısiy le yorumlarda bulunan Kahire radyo­su yorumcusu, «Mısır, kendisini kana­lın üzerindeki hükümranlık hakların -dan mahrum edecek bir hal tarzını hiç bir zaman kabul edemez» demiştir.

Sözcü bundan sonra şöyle devam et­miştir: «Mısır kanaldan geçiş serbes­tisini taahhüd etnîiştir. Bu temijEiati bir anlaşmaya bağlayacak milletlerara sı bir konferansın toplanmasını da tek­lif etmiştir. Mısır bundan daha müsbet bir şey yapamazdı.»

Yorumcu bundan sonra batı devletle­rine şiddetle hücum etmiş ve bir taar­ruz vuku bulduğu takdirde Mısırın a-zimle kendini müdafaa edeceğini tek­rarlamıştır.

17 Ağustos 1956

Londra :

Moskova radyosu teüsircipi Valentin-Zorin, dün gece Londra konferansının ilk günü hakkında şunları söylemiştir:

«Birçok milletleri yakından alâkadar eden bir dâvada azınlığın karar ver­mesinin doğru olmayacağı fikri hâkim-c7ir. Konuştuğumuz kimseler, İngiltere, Fransa ve diğeri batılı memleketler de umumî efkârın, konferansa iştirak fi­den temsilcileri Süveyş ihtilâfının sulh yoliyle halledilmesine tazyik etti­ğini bildirdiler. Bu ise konferansın iyi. bk1 neticeye bağlanacağına dail ümit vermektedir.

 New-york:

«New-york Times» -gazetesi bugün Sü veyş buhranına tahsis ettiği bir maka­lesinde şunları yazmaktadır:

«Bugünkü veya 'gelecekteki bir Mısır hükümetinin Süveyş kanalını lâzım ge len ehliyet Ve istikrarla idare edebi­leceği şüphelidir. Hatta Mısır hükü­metinin bir tehlike anında kanalı yal­nız kendi kuvvetleri ile müdafaa ede­bileceğini de şüpheli karşılamak ge­rekmektedir.

Bütün hu faktörler meseleye milletler arası bir mahiyet vermektedir. Mısırın hak ve menfaatlerinin göz önünde tu tulması lâzımdır ve tutulacaktır. Fa­kat Mısırın şunu teslim .etmesi gerek­tir ki, ne kanal işletmesinde taahhüde girişmiş olanların hakları, ve ne de kanal seyrüseferi ile ilgili bütün bir dünyanın menfaatleri bir şahsın kap­ris ve tahriklerine âlet edilebilir.

Kanal idaresi Mısırın da muvafakati ile milletlerarası bir işletmeye bırakıl­malıdır. Bunu «kollektif müstemleke­cilik» olarak adlandırmak yersizdir. Bu, bütün milletlerin istifade edeceği bir su yolunu her zaman işletmeye a-çık tutacak yegâne çaredir.»

 Paris :

Bugünkü Pravds, Londra hususî mu­habiri Nekrasof'un bir makalesini nsş retmektedir. Bu makalenin yazarına göre, «Süveyş Kanalını ilgilendiren me seleler, Mısırın iştiraki olmaksızın .halledilemez. Sovyet, Hind, Endonezya ve Seylan temsilcileri tarafından or­taya atılan bu fikir, Süveyş meselesi­ni beynelmilel işbirliğine ve dünya sul hüne hizmet edecek şekilde halletmek isteyenler tarafından gitgide daha faz la benimsenmektedir.

Diğer taraftan «İzvestia»nm muhabiri de şunları yazmaktadır: «Delegelerin ekserisi, şu kanaate varmış bulunmak ladırlar:

«Dikkati usul meselelerine çekmekten ziyade, Orta Şarktaki durumun ve-hamet keşfetmesine mani olmak mak vadiyle bütün gayretleri birleştirmek lüzumu üzerinde toplamak lâzımdır. Konferans şimdiki şekliyle, Mısır da dahil olmak üzere ilgili bütün devlet­lerin muvafakatini isteyen bir mesele­yi halletmek  iddiasında bulunamaz.»

 Londra :

Bugün Londra konferansının öğleden sonraki oturumunda söz alan Fransa Dışişleri Vekili Christian Pineau, «ik-tisaden gelişmemiş memleketlere yar­dım yapılması gereken iktisadî yardım hakkında yapmış olduğum, bundan ön eeki teklif, milletlerarası anlaşmalara saygı gösterme ve riayet etme mefhum lan münakaşa mevzuu olduğu takdir­de tehlikeye düşer» demiştir.

Pineau bundan sonra, sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bazı memleketler tarafından hoşları­na gitmiy-en anlaşmaları fesh etmek için müstemlekecilik "düşmanlığı bir bahane olmamalıdır.»

İktisaden gelişmemiş memleketlere yapılması gereken uzun vadeli ve dü­şük faizli yardım meselesine ıtemas eden Pineau şunları söylemiştir: «Bazı memleketlerin takındıkları menfi du­rum, hususî sermayeyi ve bu yatırım­ları yapacak devletleri tereddüde sovketmiş bulunmaktadır. Bu devletlerin yüzünden milletlerarası itimad sarsıl­mıştır. Maalesef bu durumdan daha ziyade bazı Afrika ve Asya memleket­leri müteessir olacaklardır.

Bundan sonra Süveyş Kanalı mesele­sine temas eden Christian Pineau, ilk on iki yıl zarfında kanal gelirinin bir kısmının kanal kumpanyasına tazmi­nat olarak verilmesini ve diğer bir kıs minin da Mısır hükümetine gelir teş­kil etmesini teklif etmiştir. Fransız Dışişleri Vekilinin teklifine göre, oniki yıl sonra, Mısır kanalın tek sahibi ola­cak duruma gelecektir.

Fransız Dışişleri Vekili bundan sonra, kanal kumpanyasının merkezi Kahire-de bulunması bakımından Mısırlı, fa­kat, hizmet gayesi bakımından cihan­şümul olduğunu söylemiştir.

Christian Pineau, «Mısır hükümeti, bi­naları ve bazı tesisleri devletleştirebilirdi, fakat bundan ileri gidemezdi. Halbuki Cemal Abdünnasır aldığı ka­rarla Kanaldaki seyrüseferi devletleş-tirmiştir ki, bu faaliyetin 1888 İstanbul anlaşması gereğince beynelmilel 'kal­ması şarttır.

Fransa Dışişleri Vekili, Cemal Abdünnasir'ı kanal kumpanyası personeli­ni de devletleştirmekle itham ederek sözlerini bitirmiştir.

Londra :

Bugün Londra konferansında Fransa Dışişleri Vekili Christian Pineau'dan sonra Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Çepilof da söz almış ve hükümeti adı­na  bazı  tekliflerde  bulunmuştur.

Fransa ile İngilterenin bu noktada gös ter dikleri hassasiyeti takdir ettiğini söyleyen Çepilof, herşeyden önce ka­nalda seyrüsefer emniyetinin teminat altına alınması için gereken çarelerin aranması lâzım geldiğini, ancak, bu arada Mısır taraflından kabul edilemiyecek kararlardan tevakki edilmesi i-cap ettiğini bildirmiştir.

Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili bun­dan sonra, yeni bir konferansa gidil­mesini teklif etmiştir.

Çepilof "bu yeni konferansın hazırlıkla rının, Mısır, Hindistan, Birleşik Ame­rika, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği tarafından yapılması gerektiği­ni ileri sürmüştür.

 Londra :

Çepilofdan sonra kürsüye gelen Fede­ral Almanya Hariciye Vekili Von Bren tano, Federal Almanya'nın konferansa katılmasından duyduğu memnunluğu tebarüz ettirdikten sonra, diğer mem­leketlerle beraber bir anlaşma zemini­nin bulunmasına çalışacağını söylemiş fakat, bu konuda herşeyden öı?ce, ba­tılılarla beraber olduğunu sözlerine i-lâve etmiştir.

Londra :

Londra konferansına iştirak etmekte olan Türk hey'eti, dün Birleşik Ame­rika Hariciye 21 ekili John Foster Dulles tarafından Süveyş Kanalındaki sey rüsefer emniyeti ve bunun kontrolü hakkında yapılmış olan teklifi destek­lediğini bildirmiştir.

Bu hususta söz alan Türk temsilcisi heyeti başkam Büyükelçi Muharrem. Nuti Birgi, kanalın istikbali hakkın­daki müzakerelere yapıcı ve âdilâne1 bir esas teşkil etmesi bakımından Türkiyenin Birleşik Amerika teklifini des teklediğini bildirmiştir

Türk temsilcisi heyeti başkanı Muhar rem Nuri Birgi, bu arada şu üç nokta­nın tebellür etmiş olduğunu işaret et­miştir:

Mısır da dahil olmak üzere, bü­tün memleketler Süveyş kanalında seyrüsefer serbestisinin lüzumuna kanaat,getirmişlerdir.

 Süveyş kanalı meselesi tamamiyle milletlerarası mahiyettedir.

 Bu meselenin halli için aranacakçarelerin, umumun, ve bilhassa Mısırınnıukukî menfaatlerine     uygun olması şarttır,

Türk Temsilcisi Heyeti Başkanı Bü­yükelçi Muharrem Nuri Birgi «Süveyş Kanalındaki seyrüsefer serbestisinin tarafsız ve milletlerarası bir şekilde kontrolü icap etmekte ise de, bunun hiç bir zaman Mısırın prestijine ve hükümranlık haklarına aykırı olmaması icab eder demiştir.

 Londra :

Bugün Londra konferansında söz alan delegelere göre, taraflar şu şekilde te­zahür etmiştir:

Batı tarafı: İngiltere, Fransa, Ameri­ka, Türkiye, Batı Almanya, Hollanda, Norveç, Danimarka, İsveç, Avustralya, İtalya, Yeni Zelanda.

Rusya, Hindistan, Endonezya ve Sey­lân Mısır'ı desteklemişlerdir.

Japonya, İspanya, İran delegeleri ko­nuşmamışlar dır. Keza Pakistan,' Ha­beşistan ve Portekiz delegeleri de he­nüz söz almamışlardır, bununla bera­ber bu memleketlerin batı tarafını il­tizam edecekleri tahmin edilmektedir.

Londra :

Londra konferansının öyleden sonraki celse'sinde söz alan İspanya Hariciye Vekili Martin Artajo, Süveyş kanalı­nın idaresi için milletlerarası bir teş­kilât kurmağa lüzum olmadığını bil­dirmiştir.

Martin Artajo, Mısırın devletleştirdiği kanal işletmesinin idare meclisinde kanaldan faydalanan devletler temsil­cilerinin bulunmalarının kâfi olduğu­nu ileri sürmüştür.

İspanya Hariciy.e Vekili seyrüsefer ser bestisinin kontrolüne gelince, bunun kanaldan faydalanan devletler tarafın dan kurulacak bir komite tarafından yapılabileceğini ve herhangi bir hâdi­se vukuunda bu mercie şikâyet edile­bileceğini ve en son merciin de Birleş­miş Milletler Kurulu olup, bun nevi-ma, bir temyiz mahkemesi rolünü oy­nayabileceğini sözlerine ilâve etmiştir.

Londra :

Yeni Zelanda temsilcisi hey'eti Süveyş Kanalının milletlerarası bir hale geti­rilmesi hakkındaki batı görüşüne ta-mamiyle ta'rafdar olduğunu bildirmiş­tir.

Bu arada söz alan, Yeni Zelanda Ha­riciye Vekili Thomas Mac Donald, Mı­sır' Devlet Reisi Cemal Abdünnasır'-m hareket tarzını şiddetle tenkid et­miştir.

Londra :

Londra konferansında İram temsil et­mekte olan heyet başkanı Hariciye Ve .kili Ardaîan söz alarak, İran'ın Mı­sırın hükümranlık hakları ile telif edilebilecek bir milletlerarası teşkiâta taraftar olduğunu bildirmiştir.

İran Hariciye Vekili, dün bu hususta Birleşik Amerika temsilcisi heyeti baş kanı John Foster Dulles tarafından yapılmış olan ve dört noktada hülâsa edilen teklifin realitelere uygun olup bu ihtiyacı karşılayacağını belirtmiştir.

Bundan sonra, son zamanlarda girişil miş olan askerî hazırlıklardan teessüfle bahseden, Ardaları, İngiltere Başvekili nin, İngilterelin bu meseleyi zora başvurarak hal yoluna gitmiyeceğine da­ir vermiş olduğu, teminatı memnunluk: la kaydetmiştir.

18 Ağustos 1956

 Moskova:

Sovyet Başvekil Muavini M. Lazar Ka gonaviç Endonezyanın milli bayramı münasebetiyle dün aksam verilen bir kabul resminde gazetecilerle konuş­muş ve Süveyş1 meselesi hakkında sun lan söylemiştir:

«Süveyş meselesinin esas veçhesi, Mı­sırın hükümranlığına riayet edilmesi keyfiyetidir. Fakat, kanalda seyrüsefe rin serbestlimi-meselesinin ehemmiyeti ni ve İngiltere ile Fransa gibi diğer memleketlerin bu hususta duydukları endişeyi tamamen anlıyoruz.»

Gazeteciler, Mısırda Reisicumhur Ab-dünhasırın yerine antikomünist bir hükümetin geçmesi ve Sovyet gemi­lerinin kanaldan geçmesine mani ol­ması İhtimalinden bahsetmeleri üzeri­ne M. Kaganoviç şöyle demiştir:

e İdeolojiler üzerinde durmuyoruz. Bir memleketin komünist olmamasının o kadar ehemmiyeti yoktur. Biz komü­nist olmaktan çok uzak bulunan Bir­leşik Amerika ve İngiltere ile dostça münasebetler idamesini istiyoruz. E-hemmiyetli olan nokta her memleke­tin istiklâl ve hükümranlığıdır.

Bununla beraber Süveyş kanalında sey rüseferin serbestliği temin edilmelidir. Bu teminatın beyne-milel olması mı lâzım geldiği sualine Sovyet Başvekil Muavini pu cevabı vermiştir:

(.Londrada müzakere edilen meselele­ri biz burada halledecek değiliz.»

 Paris :

Tass Ajansının bildirdiğine göre, Moskovada çıkan İzvestia gazetesi bu sa­bahki başyazısında şöyle demektedir:

Londra konferansı, Süveyş meselesinin hallinde müs'bet bir rol oynıyabi-lir ve oynamalıdır. G.erek konferans çevrelerinde gerek bu çevreler dışın­da, 22 ler toplantısının hal yolunda an­cak ilk merhaleyi teşkil edeceğinin pek de farkına varılmıyor. Filhakika Mısırın ve kanal ile ilgili olup da kon leransta şu veya bu sebeple hazır bu­lunmayan diğer bazı devletlerin reyi inzimam, /etmedikçe (Süveyş meselesi nin müsbet şekilde halli imkânsızdır. "Bu itibarla, daha geniş ikinci bir kon­ferans toplanması zaruridir.

Londra :

Avustralya Hariciye Vekili Menzies, Süveyş kanalının milletlerarası bir te­şekkül tarafından idaresi hakkındaki batılı teklifini tamamiyle desteklediği-jıi beyan etmiştir.

Londra :

Pakistan Dışişleri Vekili Hamidül Şod rî, bugün Pakistan adına konferansa bir teklifde bulunmuştur.

Pakistan teklifi şu üç noktada hülâsa edilebilir:

 Süveyş  kanalının  devletleştiril­mesi keyfiyeti bir emri vaki olarak kabul edilmeli ve bu olaydan dolayı meydana çıkan 'tazminat meseleleri alâka­lı taraflar arasında müzakere ve mü­nakaşa mevzuu olmalıdır.

  Süveyş kanalındaki  seyrüseferserbestisini  temin   etmek  üzere  Mısırdevletinin de iştirakiyle, milletlerarası Tır teşkilât kurulmalıdır. Fakat, hiç­bir zaman, bu teşekkül Mısırın hü­ümranlıkhakları ile tezad teşkil ede­cek bir faaliyette bulunmamalıdır.

 Bu hususta alınacak olan karar­ları Mısıra bildirmek üzere bir komisyon intihap edilmeli ve bu hey'et, Mı.sır  devleti  ile derhal  temasa  geçerekneticeyi konferansa bildirmelidir.

Londra :

Sovyetler Birliği temsilci hey'eti,  bu akşam,  Londra konferansı dolayısıyla Sovyetler  Birliğinin  Londra  büyükelçiliğinde bir basm toplantısı tertip et­miştir.

Bu toplantıda sözcü Sovyet temsilcisi hey'etinin görüşlerini şu noktalarda, tebarüz ettirmiştir:

 Londra konferansına iştirak eden devletlerin, pek azı müstesna he­men hemen ekseriyeti Süveyşkanalı­nın   devletleştirilmesi   hâdisesinin   hu­kuk prensiplerine aykırı olmadığını kabul etmişlerdir.

 Konferans sırasında söz alan temsüetlerin, hemen hemen hepsi, bu dâvanın kuvvete başvurularak halli prensibini takbih etmişlerdir.

Londra :

İngiltere Haraciye, V-eikili Sehvyn Lloyd dün Sovyetler Birliği Hariciye Vekili Çepilof tarafından yapılmış o-lan Süveyş konferansının daha geniş bir şekilde yaniden toplanması hakkın daki teklifini reddetmiştir.

Sslwyn Lloyd yaptığı konuşma sırasın da yeniden bazı tekliflerde bulunmuş ve ezcümle şunları söylemiştir:

Benim kanaatimce bu konferansın itti­fakla bazı prensipleri kabul etmesi icap etmektedir İttifakla alınacak olan bu prensip kararları Mısırın iç işlerine bir müdahale sayılmamalıdır.»

Alınacak olan bu prensip kararlarının Birleşmiş Milletler anayasasına aykırı olmayacağını söyleyen Sehvyn Lloyd, bunların Mısır hükümetine iblâğı hu­susunda konferansın .bir hal çaresi bul ması gerektiğini bildirmiş, ve sözlerini şöyle bitirmiştir: «Biz bir takım aske­rî tedbirler aldık. Bunu almakta her türlü hakkımız olduğunu zannediyo -ruTiı. Fakat, bizler ne bahasına olursa olsun, bu işin sulh yolu ile halledil­mesine bütün samimiyetimizle inan­mış bulunuyoruz. Ne İngiltere hükü­meti, ne de İngiliz milleti kuvvete baş vurmaktan hoşlanmaz. Bu bizim, en son  düşüneceğimiz  çaredir.»

Londra :

İngiltere İsçi Partisi Lideri Hug Gaits-isell Mısır Devlet Reisi Cemal Abdünnasırın bir Arap İmparatorluğu kurul­masından bahsetmesini hayret ve te­essüfle karşılamıştır.

Holytown bölgesindeki bir İşçi toplan tısında söz alan İşçi Partisi Lideri, Mı­sırın gerek Çekoslovakyadan ve gerek diğer demir perde gerisi memleketle­rinden silâh satın almasını, «endîşe ve tici bir hal>   olarak vasıflandırmıştır.

Bundan sonra Süveyş Kanalı mesele­sine temas eden İşçi Partisi Lideri, İn-gilterenin kanalın milletlerarası bir hale getirilmesi meselesini zora baş­vurmadan elde etmek hususunda al­mış olduğu kararın çok yerinde oldu­ğunu söylemiş ve eğer, Cemal Abdünnasır da mütecaviz- fikirler besle­mekten vazgeçerse, Ortadoğu için çok güzel günler tahakkuk edebilir» demiştir.

19 Ağustos 1956

 Paris :

Mısır Cumhurbaşkanı Oemal Abdünna sır dün yarı resmî Ortadoğu Ajansı muhabirine verdiği beyanatta, Lond­ra konferansı, kararlarını Birleşmiş Milletler tarafından tasdik ettirmek tasavvurunda ise, Mısır, bu teşkilât anayasasmm üyelerden birinin içişleri­ne müdahaleye müsaade etmediğini ha tırlatır. Mısır hükümranlık haklarını müdafaaya azmetmiştir demiştir.

Kanalla ilgili devletlerin istişarî. birkomite teşkil etmeleri ve bu komiteninyeni kanal idaresi nezdinde istişarî birteşkilât rolü oynaması ihtimali mev­zuundaki bir soruya cevap veren Na­sır: «Bu hususu münakaşa edebiliriz demiştir.     

Mısır Devlet Reisi daha sonra, Batı ile memleketi arasındaki münasebet­lerin bir itimadsızlık havası içinde bu­lunmasından şikâyet etmiş ve bu du­rumdan mesul olmadığımı ileri sürerek «bu itimatsızlığı batılıların ve bilhassa Assuan barajı finansmanına iştirak et meğe söz verdikten sonra sözünden dönsn Amerika'nın» yarattığını iddia etmiştir. Nasır beyanatına son verme­den Arap tesanüdünü övmüş ve giriştiği mücadelede Arap devletlerine gü­vendiğini belirterek «Londra konfe­ransının kararlarını sabır ve sükûnet­le bekliyeceğizn  demiştir.

Paris :

Bu sabahki «Pravda» Tass Ajansiyle neşredilen bir makalesinde, Mısırın Sü veyş kanalını devletleştirmeğe hakkı olduğunu bir kere daha ifade etmek­te ve Sovyet tezini, Çepilof tarafından konferansa sunulduğu şekliyle tekrar ele1 almaktadır. Pravda'ya göre, Çepilof'un konferanstaki teklifleri efkârı umumiye tarafından geniş surette des­teklenmektedir.

Yazar ayrıca, Sovyet tekliflerinin me­seleye sulh yoluyla bir hal çaresi bu­lunmasına yardım edeceğini de iddia etmektedir.

New-york:

Bugünkü «New-york Times» gazetesi bir makalesinde Fransız Dışişleri Ve­kili Christian Pineau'nun,. Süveyş bun ranının halledilmesi için ileri sürdüğü, formülü tasvip etmekte ve şunları yazmaktadır:

"Fransız Dışişleri Vekili Mısır'ın hü­kümranlık hakkının tanınmasını, Sü­veyş Kanalı kumpanyısını tatmin ede­cek şekilde tazminat verilmesini ve seyrüseferin beynelmilel bir teşkilât tarafından teminat altına alınmasını, teklif etmiştir. Kanal yoluyla yapılan beynelmilel ticareti garanti edecek bir iormül bulmak lâzımdı. Christian Pi-neau, Amerika ve İngiltere ile anlaşa­rak işte böyle bir formül teklif etmiş bulunmaktadır. Bu plânı destekleme­mek ve kabul etmemek imkânsızdır.»

Diğer taraftan «'New-york Herald Tri­büne» konferansta ileri sürülen teklif ve mukabil tekliflerin hepsinin de ka­naldaki seyrüsefer serbestisinin sade­ce Mısırı değil bütün dünyayı ilgilen­diren bir mesele olduğunu kabul etme-lerinin cesaret verici bir husus olduğu na işaretle şunları yazmaktadır:

"İngiliz başşehrinde cereyan eden mü zakerelerin hepsinin üstünde, kanal­dan geçişin bütün milletler için hayatî ehemmiyeti haiz olduğu anlayışı yer almaktadır. Bütün devletler, Nasır'm son darbesin-e kadar 1888 İstanbul andlaşmasma riayet etmişlerdir.

-Süveyş meselesine hal çaresi bulunma sı maksadiyle yapılmakta olan müza­kerelerin akamete uğraması çok teh­likeli bir durum yaratacaktır. Beynel­milel kontrol şarttır ve bu kontrolü tatbik zamanı artık gelmiştir.

 Londra :

İjç batılı devletin dün akşam üzeri mutabık 'kaldıkları prensipleri iihıti.-va eden beyanname bugün Londra konferansının diğer delegelerine de dağıtılmış bulunmaktadır. Süveyş Ka­nalının kontrol ve idaresi için millet­lerarası bir teşkilât kurulması gerekti­ğini bildiren maddeden başka şu prensipler de beyannamede yer almakta­dır:

1) Mısır Kanaldan münasip bir gelir sağlamalıdır,

'2) Milletlerarası şirket de münasip bir tazminat almalıdır,

3) Kanalın her türlü siyasî hücumdan uzak tutulacağı teminat altına alınma­lıdır.

Bugün, Amerikan delegeleri diğer de­legelerle ıtemsslara geçerek bu prensip­ler hakkındaki görüşlerini öğrenmiye çalışmaktadırlar. Dışişleri Vekili Dul-les yarm konferansın bu husustaki kararını bildirmesini istiyecektir.

Diğer taraftan, öğrenildiğine göre, ya­rın sabahki oturumdan Önce yine bir üçlü toplantı yapılacak ve Amerikan heyeti başkanı arkadaşlarının bugün­kü temasları ve prensiplerinin diğer "heyet çevrelerinde uyandırdığı tep­kiler hakkında izahat verecektir.

Önümüzdeki   günlerde  konferansa  dijSer bazı   tasarıların,  daha   sunulacağı sanılıyor. Bu teklifler ise iki taraf ara-.smda orta yolu tutacaktır. Bu arada Hind  delegesi Krişna Menon  İle  İtal­yan delegesi Gaetano Martino'dan bah sedilmektedir.  İtalya Dışişleri    Vekili dün   Batı   Almanya   Dışişleri      Vekili Brentano   ile uzun  bir   görüşme  yapmıştır. Dün Parise dönmüş olan Fran­sa Dışişleri Vekili Peneau ise bu ak­şam tekrar Londrada olacak ve îtal-yan Dışişleri Vekili ile görüşecektir. İtalyanm konferansın ikinci devresin­de hareket hattını açıkça belirteceği tahmin ediliyor.

Albay Nasırın dünkü beyanatı ise şim­diye kadar kendisi lehinde buludan heyetl-er arasında bile hoş karşılanma­mıştır. Nasır'm konuşmasının tonu ve bilhassa Birleşmiş Milletleri küçümser edası Mısırın menfaatlerini korumaya çalışarak bir uzlaştırma arıyanlarin gayretleri üzerinde hissedilir bir tesir icra etmiştir. Konferanstaki Asyalı de­legeler çevresinin kanaatince konfe­rans sırasında bu çeşit beyanlarda bu­lunmak politik bir taktik hatasıdır ve Albay Nasırın bu hareketi batılıları korkutmaktan çok hâlâ kendisine iti-mad edenleri de onların tarafına çek­mek tehlikesini yaratabilir.

20 Ağustos 1956

Belgrad:

Londra konferansı çalışmalarının ilk neticelerini yorumlayan «Borba» gaze­tesi, konferansın havasmdaki genginli-ğin azalmakta olduğuna ve bunun bil hassa batılı devletlere yakın çevrele­rin Mısıra hiçbir kararın zorla kabul ettirilemiyeceği hususunda teminat vermelerinden ileri geldiğine işaret et­mektedir.

Gazete, S&lwyn Lloyd'un İngiltere'nin konferansa hiçbir şeyi zorla kabul et­tirmeğe çalışmıyacağı yolundaki beya­natı ile, Foster Dulles'm kuvvet kullan masına' aleyhtar olduğunu bildiren ko­nuşmalarını bilhassa tebarüz ettirmek­te ve "konferans böyle bir hava içinde devam ederse, Süveyş meselesinin hal Üne doğru ileri bir adım atmak kabil olabilecektir»  demektedir.

Madrid :

Falanj teşkilâtının organı olan Arriba gazetesi Süveyş meselesinde İspanya'­nın takındığı tavrı müdafaa etmekte­dir.

Gazete Londra konferansında İspanyol delegesinin ileri sürdüğü uzlaşma plâ­nının yegâne hal çaresi olduğunu yaz­makta ve söyle demektedir:

«İspanya, Kanal üzerinde Mısırın hü­kümranlık halklarına saygı gösterilme­si ger-ektiğine kanidir. Bununla bera­ber Mısırın mil]! hislerini rencide etmiyecek milletlerarası bir istişare ko­misyona teşkiline taraftardır.

»İspanya, Hindistan'ın başkanlık etti­ği tarafsızlar grubuna iltihak etmek ni yetinde değildir. Fakat bu meselede a-na hatlarını İngiltere ve Fransamn çizdiği batı plânını da tasvip etmez.»

 Kahire :

Londra konferansı gelişmelerini yo­rumlayan «El Cumlhuriyey gazetesi konferansa katılan memleketleri aldık lan durumlara göre şöyle ayırmakta­dır:

Tamamiyle Mısır tezini tutan devlet­ler: Sovyetler Birliği, Endonezya, Hindistan, İspanya, Pakistan ve Seylân.

Kayıtsız şartsız Fransız - İngiliz te­zini   tutan   devletler:   Fransa,   İngilte­re, Norveç.

Gerek devletçiliğin kabulü ve    birkontrol  teşkilâtının kurulması     gerekmilletlerarası bir kontrol tesisi şeklinde arabulucu hal  çareleri teklif edendevletler:  Birleşik Amerika, Avustral­
ya, Yeni Zelanda, Batı Almanya, Hol­landa, Türkiye, Portekiz, İsveç, İtalya,Habeşistan,   Japonya   ve  Danimarka.

«El Cumhuriye» nin .görüşünce bu tablo (-hemen 'hemen bütün devletlerin Mısıra karşı kuvvet kullanma fikrini kabul etmediklerini» göstermektedir. Bu devletlerin hepsi Mısır ile anlaş­maya varilmaksizm meseleye bir hal çar-ssi bulunamıyacağı kanaatindedir -ler. Gazete, bütün bu devletlerin Sü­veyş Kanalının Mısırın tamamlayıcı bir parçası olduğunu kabul ettiklerini ve kanalın devletleştirilmesini tamam­lanmış bir faaliyet saydıklarım, bu yoldan artık geri dönülemiy-sceğini, şu halde şimdi ele alınması gereken meşe lenin kanalın devletleştirilmesi mese­lesi değil bundan doğan sonuçların in celenmesi olduğunu yazıyor.

Londra:

İspanyol Dışişleri Vekili Martin Arta-jo, İspanyanın Londra konferansına eu. nacağı projenin hem Albay Nasır, hem de konferansa katılan memleketlerin bütünü tarafından kabul edilebilecek bir zemin teşkil edeceğini söylemiş -tir.

İspanyol tasarısında Süveyş kanal ida resinin bir Mısır teşekkülüne bırakıl­ması, fakat bu teşekküle milletlerara­sı bir heyetin de katılması teklif edil­mektedir. İspanya Dışişleri Vekili şim diliik en az dört memleketin, bu tasarı­ya muhalefet etmediklerini, bunların da Hindistan, Pakistan, Endonezya ve Seylan  olduğunu söylemiştir.

Bu konudaki sorulara cevap veren Ar-tajo, İspanyol tasarısına göre, milletler arası grubun kanal şirketinde azınlık teşkil edeceğini, fakat bu azınlığın gö­rüşünün de göz önünde bulundurulma sini teminat altına almak için yeni bir andlaşma imzalanması gerektiğini ay­rıca, İsrail gemileri için şimdiye kadar olduğu şekilde farklı bir muamele ya­pı lmıyacağmı, böylelikle bu meselenin d.e arada halledileceğini söylemiştir.

İspanyol Dışişleri Vekilimin görüşün­ce, Londra konferansı ilk hazırlık dev­resinden sonra şimdi yapıcı bir devre­ye girmiştir ve durum da hissedilir de recede yatışmıştır.

 Londra :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles Londra konferansına ye ni bir teklifte bulunmuştur:

John Foster Dulles'm bu yeni tasarısı müşahhas hâdiselerden ziyade, bazi prensipleri ihtiva  etmektedir.

Tasarının esbabı mucibesi şu şekilde başlamaktadır:

«Konferansa iştirak eden bütün dev­letler, Süveyş kanalının devletleştiril­mesinden doğan müşkil durumu gözö nünde bulundurarak, Birleşmiş Millet­ler Kurulu prensipleri çerçevesi dahi­linde, bu meselenin sulh yolu ile hal­ledilmesi hususunda anlaşmalıdırlar.

Bu devletler, Mısırm hükümranlık hakları ve Süveyş kanalı üzerindeki "bazı hukukî tasarrufları dikkat naza­rına alınmak ve Süveyş kanalı kum­panyasına da gerekli tazminat sağlan­mak gartiyle, Süveyş kanalından mil­letlerarası ticaretin serbestçe faydalan masını teminat altına almalıdırlar.

Bundan sonra, Birleşik Amerika tasa­rısında şu noktalar teklif edilmektedir:

 Konferansa iştirak eden bütündevletler, 1883 İstanbul anlaşmasınınesbabı mucibesinde  belirtildiği gibi, Süveyş kanalından her zaman ve herdevletin  faydalanmasını  teminat   altı­na alacak olan bir prensibin kabul edilmesi şarttır. Kaziyesini kabul et­meleri lâzımdır.

  Bu prensip kabul edildikten son­ra,  bunun garanti  altına  alınması lâ­zımdır. Söyle ki:

 1888 İstanbul anlaşmasına göre,Süveyş  kanalının  muhtelif denizleri birleştiren bir geçit olarak, bakımı   ve buradaki seyrüseferin teminat altına alınması şarttır.

 Kanalmbakımı ve işletilmesi konusu ile herhangi bir siyasî umdenin karıştırılmaması lâzımdır.

 Bu prensiplerin Mısırın hüküm­ranlık haklarına aykırı olmaması şart­tır.

 Mısır, kanal faaliyeti arttıkça aynı miktarda yükselecek  olan bir kâr­dan  faydalanmak hakkım haiz   olmalıdır.

 Süveyş Kanalı    kumpanyasınında tazminat hakkı teminat altına alınmalı ve bu para adalet prensipleri da­hilinde Ödenmelidir.

 Bütün bu bahsedilen    hususlarkuvveden fiile çıkarabilmek için, mil­letlerarası  bir  anlaşmanın  tahakkuku
şarttır.

A) Bu işin tahakkuku için, bir ta: raftan Mısır ve diğer taraftan diğer devletler olmak üzere bîr komite ku­rulması icabeder. Bu komite, kanalın bakımı, seyrüseferin selâmet dairesinde işlemesi hususlarında kararlar al­mağa yatkili olmalıdır.

Bu komiteye Mısırdan başka iştirak edecek olan devletlerin, kanaldan faydalanma dereceleri, ticsrî durufcnlari ve coğrafî vaziyetleri nazarı itibare a-lınması gerekir. Bu komitenin teşek­kül şeklinin, her türlü siyasî mülâhaza lan ve faaliyeti rededecek sırf kana­lın inkişafı kayıgusu ile hareket edecek bir şekilde meydana getirilmesi icap etmektedir.

Milletlerarası kanal komitesi muayyen zamanlarda Bir] eşmiş Millletler Kuru­luna raporlar vermekle mükellef ol­malıdır.

B)  Bundan başka, Mısırın alması gereken gelir veya «Süveyş Kanalı Kumpanyası» na Ödenmesi gereken taz minat, yahut, kanalın isletilmesi sıra-1 sında zuhur edecek aksamalar dolayi-siyl-e zuhur edecek ihtilâfların halline memur bir hakem komitesinin teşkili zarurîdir.

E)  Bu. şekilde bir anlaşma meyda­na geldikten sonra, her hangi bir ta­rafın, kanalın faaliyetinden dolayı çı­kacak olan ihtilâflarda kuvvete başvur mağa kalkması sulh aleyhinde ve Bir^ leşmiş Milletler Kurulu anayasasına aykırı bir fiil olarak telâkki edilmek­tedir.

D)  Bütün bu hususların Birleşmiş Milletler Kurulu anayasasına uygun bir şekle getirilmesine çalışılmalı ve cabederse, Birleşmiş Milletler Kurulu ile teşriki mesaiyi sağlayabilmek için ]888 anlaşmasının tâdiline gidilmeli­dir.

 Londra :

Londra konferansına, bugün- bir ta­sarı sunmuş olan Birleşik Amerika Ha riciye Vekili John Foster Dulles bu münasebetle bir nutuk irad etmiş bu­lunmaktadır.

John Foster Dulles, konferansın, ar­tık bazı kararlar alması gerektiği, fa-ifcat bunlarm hiç bir zaman »ekalliyetin düşüncelerine aykırı olmaması icap ettiği gerekçesi ile söze başlamıştır.

Bundan sonra, John Foster Dulles, bu kararların, bilhassa Mısır tarafından bir ültimatom şeklinde kabul edilme­mesi gerektiğini belirtmiştir.

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili, Bir­leşik Amerika hükümetince Mısırla müzakereye geçmek üzere bazı pren­siplerin kabul edilmesi zamanının gel­miş olduğuna inanıldığını söyledikten sonra sözlerine  şöyle  devam etmiştir:

«Biz düşünce tarzımızı Mısıra bildir­mek niyekindeyiz, gayeti, Mısır tek­liflerimizi kabul ederse, bir anlaşma zemini hazırlanmış olur. Eğer redde­derse, yeni bir durum meydana gele­cek ve konferansa iştirak eden memle­ketlerin teker teker Mısırla müzakere­ye geçmesi icap edecektir.»

Jdhn Poster Dulles sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

Ben, sadece hükümetimin görüşleri­ni açıklamakla kalmıyorum. Az Önce sunduğum proje, birçok memleketler temsilcisi heyetleri tarafından dikkat le incelenmiş olup, hemen hemen, bu konferansa iştirak eden bütün devlet­lerin düşünce tarzlarına tercüman ol­maktadır. Bu tasarının Süveyş Kana­lının iyi bir şekilde ve emniyet altında işlemesini sağlıyabilscek bir mahiyet­te olduğuna inanıyorum.»

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili, bun dan sonra konferansa iştirak eden dev letler bu alanda bir anlaşmaya vardık­ları takdirde, cok çetin bir meselenin halli 'hususunda ileri bir adım atmış olacaklardır, demiştir.

Sunduğu tasarının Mısırın hükümran lik haklarına, hiçbir şekilde taarruz etmediğini söyleyen John Foster Dul­les, her anlaşmanın taraflar irin bazı fedakârlıkları icap ettirdiğini büdire -rek sözlerini bitirmiştir.   

 Londra :

Süveyş kanalı konusunu müzakere et­mek üzere Londrada toplanmış olan konferasda, Hindistan temsilci hey'öti başkanı Krişna Menan, bugün memle­ketinin görüşlerini  açıklamıştır. Krişna Meram, memleketinin dış tica­retinin kanalın serbest bir şekilde faaliyette bulunmasına vabeste olduğu­nu ve bilhassa girişilmiş olan beş yıl­lık plânın tahakkukunun da bu ser­bestiye bağlı bulunduğunu söyliyerek sözlerine bağlamıştır.

Bundan sonra Krişna Menon, bütün bunlara rağmen, son zamanlarda bazı batılı memleketler tarafından alınmış olan kararların Hindistanda ve diğer Asya memleketlerinde cok menfî bir tesir yaratmış olduğunu açıklamıştır.

Mes'elenin huikukî cephesine temas e-den Krişna Menon ezcümle şunları söy­lemiştir: «Mısır, kanalı devletleştirmiş değildir. O, sadece mukaveleler mu­cibince .bir taahhüt altına 'girmiş olan. ve Süveyş kanalını ticarî bir şekilde işletmekle mükellef bulunan bir Mısır şirketini dJ;vletl.eştirmiş buhinmakta-dır. Mısır şirketini devletleştirme hak­kı, hi? bir şekilde münakaşa konusu, olamaz, ancak bu işin yapılma şekli ve zamanı bazı tenkidlere uğrayabi­lir...

Krişna Menon, bundan sonra kanal kumpanyasının devletleştirilmesin den dolayı bazı e^has ile Mısır arasında meydana gelen ihtilâfların Mısır mah kemeleri tarafından hal ve fasl edil­mesi icap -ettiğini, bu takdirde, bu ni-zsnm rüiyet merciinin milletlerarası yüksek adalet dâvası olduğunu bildir­miştir.

Süveyş kanalının Mısır'ın topraklan arasında olduğu, keyfiyetinin kabul e-dilmesi lâzım geldiği hususunda İsrar eden Krişna Menon, bunun bakımı ve iyi bir şekilde işler halde tutulması için gereken hususların Mısırla mü­zakere edilmesi icap ettiğini söyleye­rek sözlerini bitirmiştir.

 'Moskova :

Sovyetler Birliğinde pazartesi günleri" çıkan tek 'gazete olan '«Pravda» Süveyş meselesinin halli için Amerika Dışiş­leri Vekili Dulles'm Londra konferan­sına sunduğu plânı şiddetle tenkid et­mektedir. Pravda'nm yazısından anla­şıldığına göre, Sovyetler Birliği plânı doğrudan doğruya reddedecektir. Ga­zetenin ifadesine göre, bu plân aslın­da bir sömürgecilik plânıdır, fakat son derece ustalıkla süslenerek gösterişli bir hale sokulmuştur.

21 Ağustos 1956

 New york :

Newyork Times» gazetesi, dünkü baş yazısında Londra konferansı görüşme lerini incelemekte ve söyle demekte­dir.

«Londra'da halledilmesi lâzım gelen en esaslı mesele, Süveyş kanalının Mısıra ait bir gerit mi, yoksa milletlerarası bir su yolu mu olacağını tayinden iba­rettir. Dulles ile Krişna Menon taraf­larından ileri sürülen tasarılar arasın­daki başlıca fark da bu    noktadadır.

Konferansça fcesbit edilecek tavsiyele­rin Mısır hükümeti tarafından kabul edilebilecek bir şekle ifrağı inin bariz ve cidden olağanüstü bir gayret sarfe-dildiği görülmektedir. Ayrıca memnu­niyeti mucip olan bir nokta da, ba­his konusu tavsiyelerin, kuvvete mü­racaat ederek değil, Manevî tesir icra­sı suretiyle tatbikine, çalışmakta ol­masıdır. Arap dünyası ile komünist memleketlerin, bu hareketi batılıların zaafına alâmet telâkki eteneleri teessü­fe şayan 'bir olaydır. Samimî olarak ba­rış istikametinde yol almak ve bu "barışı muhafaza için. gerekli irade kud retine sahip olmak, zaaf alâmeti değil, bilâkis kuvvet belirtisidir.

«Daily Mirror» gaz-stesi ise Süveyş'in kontrolü» başlığı altında yayınladığı başyazıda şu mütalâaları ileri sürü­yor: «Abdünnasır, bir Arap imparatorluğu .kurmağa ve onun başına geçmeğe ça­lışıyor. Böyle tehlikeli bir oyunda Sü­veyş kanalını Abdünnasır'm elinde bir koz olarak bırakmak kat'iyyen doğru değildir. Bu öyle tehlikeli bir hareket­tir ki, Süveyş kanalının milletlerara­sı serbest bir geçit olarak kalmasını sağlamak için batılıları harbe bile sü rilikleyebilir. ıMtsır hükümeti Londra konferansının tavsiyelerini reddedecek olursa nasıl bir durum hasıl olacaktır?

Bu  sorunun  cevabı,  önümüzdeki bir­kaç hafta zarfında belli olacaktır.

 Londra :

Yet-kiU  Habeş   çevreler inden  bildirildiğine göre, konferanstaki Habeş de­legesi Amerikan ve Hint tekliflerini uz laştırmaya çalışmaktadır.

Diğer taraftan, Pakistan delegesinin de bugün öğleden sonraki oturumda Dulles ve Menon'un tekliflerine mu­halif yeni bir karar tasarısı sunacağı bildiriliyor. Bununla beraber, bu yeni teklifin batılı tekliflerine yakın olaca­ğı sanılmaktadır.

Bilindiği gibi, şimdiye kadar konfe­ransa iki m-etin sunulmuştur. Bunlar dan biri Amerika Dışişleri Vekili Dul l'es tarafından sunulan batılı plânı, di­ğeri de Hint delegesi Menon tarafın­dan sadece Hindistan adına sunulan plândır.

Batılı plânı esas itibariyle kanalın mil letler arası 'bir teşekkül tarafından id a resini, Hint plânı ise Mısır tarafından idaresini, fakat aynı zamanda bîr de kanaldam faydalanan memleketler temsilcilerinden kurulacak bir danış­ma konseyi teklif etmektedir.

 Londra :

Bugün Londra konferansının öğleden sonra akdedilen toplantısında söz a-lan Pakistan temsilci heyeti başkanı Hariciye Vekili Spdri, Pakistan ve di ğer bazı devletler adına. Birleşik Ame­rikanın iün teklif etmiş olduğu tasa­rıda bazı tâdiller yapılmasını istemiş­tir.

Pakistan temsilcisinin tekliflerinin ana hatları şöyledir:

«Her şeyden Önce Mısır ile müzakere­ye .geçilmesinin kabulü Ve konferans kararlarının bu devlete zorla kabul .et tirilmesi düşüncesinin terki lâzımdır. Birleşik Amerika'nın, dün teklif etmiş olduğu tasarı ihtiyaca fevkalâde ce­vap verecek mahiyette olup konferan­sın »Mısırla yapacağı müzakerelerde bunların esas olarak ele alınması şart tır.

Pakistan Dışişleri Vekili bu arada, Hindistan teklifinde ileri sürülen ve birbirinden tamamiyle ayrı olan iki teşekkül meydana getirilmesi hakkın­daki düşünceye şiddetle itiraz etmiş­tir.

Dışişleri Vekili Şodrî, bun­dan sonra, konferansın ne pahasına olursa olsun bir netice elde etmeğe ça lışmasi  gerektiğini bildirmiştir.

Pakistan temsilci heyeti, Birleşik A-merika tasarısında Süveyş kanalı kum panyasma gerilecek oljan tazminatın sureti tediyesinin pek vazıh olmadığı­nı bildirmiş ve bu tazminat hususunun taraflar arasında meydana gelecek bir anlaşmada sarahatla belirtilmesini ile­ri sürmüştür.

Pakistan'ın İkinci tâdil teklifi ise, Bir leşik Amerika tasarısında kanal kum­panyasının faaliyeti ile ilgili olan pa-raigraftaki «sistem» kelimesi üzerine­dir. Pakistan Hariciye Vekili bu sistem kelimesinin yer aldığı Paragrafa «Mı­sır» in hükümranlık hakları nazarı iti bare alınarak» cümlesinin kaydedilme sini istemektedir.

Bundan sonra, Pakistan Dışişleri Ve­kili sözlerini şöyle bitirmiştir: «Süveyş kanalı meselesinin tek hâl .çaresi Mı­sır'ın ileri sürülecek olan müsbet tek­liflere muvafakati olduğuna göre, bu­rada bulunanlardan, Mısırla yapılacak olan müzakerelere esas olmak üzere Birleşik Amerika tasarısını kabul et­melerini  istirham   ederim.»

 Londra :

Londra konferansında Hindistan baş-delegesi Krişna Menon bugün yaptığı basın toplantısında bilhassa şu nokta­ları ileri sürmüştür:

«Kanalı işletmek için John Foster Dul les tarafından ileri- sürülen bir he­yet ihdas' etme tekh'fi, bizi tekrar baş­langıç noktamıza getirmiştir.» kanal­da halen bir heyet mevcuttur.

Dulles, mevcudun yerine yeni bir mil letler arası müessese ihdasını teklif et mektedir ki bu Mısır tarafından ka­bul edilemez. Londra konferansının ga yesi bir hal çaresi bulmaktır. İlk me­sele kanalda serbestçe sefer yapılabil­mesidir. Serbest seyri sağlamaktan Mı sır mesuldür ve Mısır'dan mada hiç­bir devlet bu hususta garanti vereinez. İkinci mesele geniş ücreti meselesi­dir ki bu da milletlerarası anlaşma ile halledilebilir.

Londra konferansının gayesi ekseriye tin reyini aîmak değildir. Ültimatom­lar ile kararlara varılamaz. Milletlera­rası karşılıklı taahhütlerin tatbiiki an­laşmalarla olmalıdır.»

«Biz teklifimizde Süveyş kanalı şirketi", haricinde bir danışma konseyi ihdası­nı istiyoruz.

Hint delegesi, ayrıca, konferansa sun­muş olduğu plânı diğer plânlarla uz­laştırmak niyetinde olmadığını da. söylemigÜr.

Gazetecilerin- sorularına cevap verir­ken bir ara kanaldaki kılavuz kaptan lar meselesine de temas eden Menon, kendi görüşünce, kılavuz kaptanlar ve diğer Mısırlı olmıyan teknisyenlerin hizmetlerinin, önceden tesbit edildiği gibi milletler arası Süveyş kanal şir­ketine verilen imtiyazlar sona erene kadar devam edebilmesi için, Mısır ka nal İdaresi ile bir anlaşmaya varılma sı gerektiğini söylemiştir.

Londra konferansından sonra Kahire ye 'gidip gitmiyeceğini bilmediğini söy Üyen Mtnon konfaransta temsil edil-miyen memleketlerin de Hint görüşü­ne katılmalarını sağlamaya çalışacağı­nı söylemi? ve benim tekliflerim bir başlangıç noktası teşkil ediyor demiş­tir.

Londra :

Pakistan Hariciye Vekilinden sonra söz alan Fransız Dışişleri Vekili Chris tian Pineau da, Pakistan tasarısına bir tâdil teklifinde bulunmuştur. Süveyş kanalı kumpanyasına verile­cek olan tazminat mes'elesine temas eden Fransız tâdil teklifi, bu hususta­ki hükme şu cümlenin ilâvesini is­temektedir:

«Süveyş kanalı kumpanyasına verile­cek olan tazminatın ödenmesi yeni." kurulacak olan milletlerarası teşekkü lün garantisi altında cerevan edecek­tir.»

Londra ;

Süveyş kanalı konferansının bugünkü1 oturumunda, onaltı devlet, Pakistrafından yapılmış olan tâdil tasarısı nazarı itibare alınmak şartı ile, Birle­şik Amerika tasarısına taraftar olduk­larını   açıklamışlardır.

Birleşik Amerika tasarısını d-sstekle-yen onaltı devlet şunlardır: Türkiye, Birleşik Amerika, Pakistan, Habeşis­tan, İran, îsver, Norveç, Danimarka, Avustralya*, Yeni Zelanda, İtalya, B-astı Almanya, Japonya, Hollanda, Portekiz ve İngiltere.

Fransa, esas itibariyle Dulles'm yaptı ğı teklifi desteklemekle beraber Pa­kistan tâdil tasarısından başka, bazı değişiklikler istemektedir.

İspanpa ile Seylân kendi görüşlerini il-sri sürmektedirler.

Diğer taraftan, dün Hindistan adına Krişna Menon tarafından yapılan tek­lif, sadece Sovyetler Birliği, Endonez­ya ve Hindistan tarafından desteklen mistir.

 Londra :

Bugün, Fransa Dışişleri Vekili Chris-tian Pineau'dan sonra söz alan Sovyet-ler Birliği Hariciye Vekili Çepilol Bir leşik Amerika ve Hindistan teklifleri arasında geniş bir mukayese yapmış ve Dulles tarafından sunulan tasarının Mısır'ın hükümranlık haklarına teca­vüz edeceğini söyliyerek, bunun Mı­sır tarafından kabul edilmeyeceğini bildirmiştir.

Çepilof bundan sonra, Krişna Menon' un teklifini desteklediğini açıklamış­tır.

22 Ağustos 1956

 Londra :

Londradaki Amerikan çevrelerinin dün akşam ileri sürdükleri kanaate gö re Sovyet Hariciye Vekili M. Ş-epilof tarafından Londra konferansının dün­kü celsesinde irat edilen nutuk, beş devlet tarafından ileri sürülen tekli­fin Mıgır tarafından kabulümü daha ziyade güçleştirmek ve işleri büsbütün karıştırmak  gayesini  taşımaktadır.

Ayni çevrelerin fikrine göre M. Şepi-loî, içlerinde dört Afrika ve Asyalı devletin de bulunduğu 17 devletin tas vibini kazanmış bulunan ve menşei iti. bariyle batılı olan bu teklifin muvaf­fakiyetli bir netice verdiğini görünce yeni bir müdahalesiyle bu muvaffaki­yeti sarsmak istemiştir. Böylece bi­dayetten beri Asya milletlerini batı­dan ayırmağa beyhude yere gayret et­miş olan M. Şepilof dün de bu mıtkiy-le ayni gayeye tevcih ettiği son bir gay ret sarf etmiştir .

Yine burada ileri sürülen mütalâaya göre Birleşik Amerikanın son Sovyet teklifini kabul etmesi çok az muhte­meldir.

 Londra :

Seylân murahhası Sir Claud Cbrca Londra konferansının dün öğleden son raki celsesinde irat ettiği nutukta Mı­sır'a hükümranlığı bakımından kana­lı kontrol hakkının tanınması lüzu­mu üzerinde durmuş ve şöyle demiş­tir:

'-Hükümran bir devletin arzusuna kar §ı beynelmilel bir kanaldan istifade e-denîerin hayatî haklarının ne veçhile dikkate alınacağını tetkik etmek doğ­ru olur. Kanalın kontrolünü bu geçit ten istifade eden mem lök etler murah­haslarının da katılacağı bir Mısır ko­mitesine tevdi etmek bu hususta baş vurulabilecek en iyi bir şekildir...

 Londra :

Londra konferansında dün büyük bir ekseriyetle tasvip edilen Dulles plâ­nını Kabireye Avustralya Başvekili Robert Menzies başkanlığında bir ne yetin (götürmesi   düşünülmektedir.

Konferansa iştirak eden 21 devletten 17 si kanalın milletlerarası bir teşki­lât tarafından işletilmesi hususunda mutabık kalmışlardır.

Hindistan, Endonezya v.e Sovyetler Birliği bütün kontrolün Mısıra bıra­kılmasına dair Hint plânını destekle­mişlerdir. Konferans bugün 2,45 de son toplantı­sını yapacaktır. Daha. önce delegelerin aralarında hususî 'görüşmeler yapma­ları da muhtemeldir.

Batılı delegeler eski kanal şirketine verilecek tazminatın kurulacak mil­letlerarası komisyonun teminatı altına alınması hususunda Fransa tarafından ileri sürülen tadil tasarısını incelemek tedirler.

 Roma :

Başlıca İtalyan gazetelerinden «Messa gero» Londra konferansına dair bu sa ban yayınladığı başyazıda ezcümle şöy le demektedir: «Batılılar için olduğu kadar doğulular için de temenni edile­cek en iyi şey, Abdünnasır'm, Londra konferansında İtalyan Hariciye Veki­li tarafından ileri sürülen uzlaştırıcı teklifi kabul etmesidir. İtalyan baş murahhasının bu münasebetle söyle­diği sözler hu'kuk v>e politika bakımla rmdan kakikaten samimî ve doğru söz lerdir. Zaten bir anlaşmaya varılma­sını temin için makûl bütün tavizlere karşılıklı olarak başvurulmasını tav­siye eden bütün memleketler İtalyan formülü üzerinde birleşmişlerdir. Bu cepheden bakılınca konferansın müs-bet bir sonuç vermesi lâzımgelir. Eğer bundan sonra işler doğru gidecek olur sa bunun mesuliyeti tamamen Mısıra 3 it olacaktır. Kahir-e gazetelerinin uz laşmazlık edasından ve aşırı derecede harbçi ifade kullanmaktan vazgeçme­leri çok şayanı temennidir. Bu kadar âlicenabane tekliflerden sonra bütün dünyayı hayal kırıklığına uğratmak cidden korkunç bir mesuliyettir.

 Londra :

Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa Dışişleri Vekillerinin bu sabah yaptık lan toplantıda, öğleden sonra aktedile cek celsede nasıl hareket edeceklerini ve aynı zamanda yeni Dulles plânı hu susunda Mısır devlet reisi Nasır ile gö rüşecek birkaç delegeden müteşekkil komiteye kimlerin namzet gö'sterilece ği hususlarım göruşdükleri tahmin e-dlim ektedir.

Konferansa katılan 22 memleketten 17 si tarafından kabul .edilen yeni Ameri­kan teklifini Nasıra bildirecek komitenin üç memleket delegesinden meyda na getirileceğini söylemektedir. Komi te, bu plân üzerine görüşmelere ha­zır olup olmadığı hususunu Nasır'dan soracaktır.

Nasır, Kshire,den gelen haberlerde tâ yin edildiği üzere, batı teklifini redde­derse, bu takdirde batılılar silâha baş vurup vurmama hususu üzerinde bir karar vermeğe mecbur kalacaklar­dır.

Üç memleketten m-eydana geleceği söy lenen 'komiteye Avustralya delegesi Başvekil Robert G. Menzies'in başkan İrk etm-esi kuvvetle muhtemeldir.

Bundan başka batılıların şu iki nokta üzerinde de karara vardıkları söylen­mektedir:

 Komite, Hindistan, Rusya ve Endonezya  tarafından desteklenen  plânıda Nasıra sunmalı mıdır?

 Komiteye, batı aleyhtarı memle­ketleri de dahil etmeli midir?

Her iki hususta da batılıların menfî karar verdikleri ileri sürülmektedir.

Konferansın bugünkü muhtemelen son celsesinde bu meseleler bir karara bağ lan ac aktır.

 Londra :

Üç batılı Dışişleri Vekilinin bu sabah yaptıkları toplantıda su kararlara var­dıkları ilgili çevrelerin verdiği bazı izahlardan  anlaşılmaktadır.

Londra konferansında Amerikan - Pa kistar. tezini tasvib eden 17 memleke ti temsil -sden üyelerden kurulacak ko misyon sadece bu metni albay Nasır'a götürecektir.

Pakistan, norveç ve muhtemelen AVustralya ile Birleşik Amerika delege krinden kurulacak bu heyet Mısır hü kûmeti ile müzakereye yetkili olmıya cak, fakat sadece Nasır'ı 17 ler kararı­nı kabule ikna etmeye  çalışacaktır. Bundan başka, konferansa teklifler sunmuş olan her memleketin kendi tek lifini ayrı ayrı Mısıra bildirmesi de imkân dahilindedir.

İngiltere hükümetinin Mısıra cevap vermesi için herhangi bir tarih bildir-miyeceği  de söylenmektedir.

 Londra :

İngiltere Dışişleri Vekili Selwyn Lloyd bugün öğleden sonra, konferansı açmıg ve on dakikalık bir konuşma ile Sov­yetler Birliği Hariciye Vekili Çepilof' un dünkü tenkidlerine cevap vermiş­tir:

Çepilof un «askerî ve iktisadî baskı» dan bahsetmiş olduğunu söyliyen Sel-wyn Lloyd, bunun varid olmadığını bil dirrniş ve bu hususta, gecen cumarte­si günü irad etmiş olduğu nutuktan misaller vermiştir.

Bundan sonra, Süveyş kanalı kumpan yasının devletleştirilmesi hâdisesini, Çepilof un nasıl haklı bulduğunu an­layamadığını söyleyen İngiltere Dışiş leri Vekili, bunun milletlerarası hu­kuk kaidelerini çiğniyen bir fiil ol­duğunu   tekrarlamıştır.

Mısır'ın konferansa iştirak etmemiş ol masına bir kere daha tessüf eden İn­giltere Haricîye Vekili, alınacak karar larm Mısıra bildirilmesi gerektiği hu­susunu belirtmiştir. S&hvyn Lloyd, bundan sonra, konferansda şimdiye ka dar elde edilen neticeleri şu şekilde hülâsa etmiştir:

 S;ivey5  kanalının  milletlerarasıalandaki önemi hususunda bütün dünya ittifak halindedir.

 Süveyş kanalının idaresi husu­sunda   kanaldan   faydalanan   devletle­rin  söz  sahibi olmaları  lâzım  geldiği
noktasında bütün dünya ittifak etmişolup, kanalın milletlerarası bir idareyetevdii  zarurî görülmektedir.

 Konferansın    ekseriyetini    teş­kil eden memleketler, 1888 İstanbul anlaşması prensiblerinl. yeniden teyid et
menin  ve  istişarî bir  teşekkül  kur­manın kâfi gelmediği hususunda mutabakata varmışlardır. Çünkü, bunun kanalın idaresini bir tek devletin elinebırakacağı tehlikesini müşahede et­mişlerdir. Bundan sonra, Biz meselenin sulh yo lu  ile  halledilmesini  'istiyoruzn diyen İngiltere Dışişleri Vekili memle­ketinin Birleşik Amerika ve Pakistan tarafından teklif edilmiş olan tasarıla­rı desteklediğini bildirmiştir.

 Londra :

Londra konferansının, bugün Öğleden sonra, akdettiği celsede İngiltere Hari ciye Vekilinden, sonra Fransa Dışişle­ri Vekili Christian Pineau söz almış­tır.

Christian Pineau, «Fransanm Birleşik Amerika tarafından teklif edilen ve Pakistan tarafından da bazı maddele rinin tâdili talep edilen tasarıyı des­teklediğine hiç şüphe yoktur.» diye söze başlamış ve şöyle devam etmiş­tir: «Süveyş kanalında seyrüsefer ser­bestisinin temini için bir milletlerara­sı teşkilât kurulması hakkındaki , ta­savvurlarımıza bu tasarı fevkalâde bir" şekilde cevap vermektedir.»

23 Ağustos 195S

 Londra :

Nasır rejiminin ilk günlerinde Mısır kabinesinde millî istikamet vekilliğini yapmış olan binbaşı Salâh Salim Sü­veyş buhranının halline bir çare ola­rak Mısır'ın İsviçre gibi tarafsız bir memleket haline getir ilmesini teklif etmektedir. Binbaşı Salâh Salim, bu teklifi sağa; "Daily S'ketch» gazetesi ^asitasiyle ileri sürmüş ve gazete bunu büyük  manşet  altında  yayınlamıştır.

Mısır makamları binbaşı Salim'in Lon dra'da Süveyş kanalı konferansının devamı müddetince gazeteci sıfatiyle bulunmakta olduğunu bildirdikleri hal de Daily Sketch eski vekili Mısır'ın yarı resmî müşahidi olarak vasıflan­dırmakta devam etmektedir. Bilindi­ği gibi Mısır'ın konferanstaki yan resmî müşahidi resmen başkan Nasır7' jn kalemi mahsus müdürü binbaşı Ali. Sabri'dir.

Daily Sketch gazetesine göre bu bitaraflık projesinin ifşası için gereği­nin yapılmasını eski vekildenistemiş
olan bizzat albay NasırMır. Gazetenin verdiği izahata göre mevzuubahs proja şu noktaları ihtiva etmek­tedir:

 Mısır, ikinci bir İsviçre yani bita­raf bir devlet olacaktır. Mısır'ın bu bitaraflığı ve toprak bütünlüğü,    bütün
dünya milletleri tarafından garanti e-dilecek veya zımnen tanınacaktır.

 Süveyş kanalı, bittabi, bu bitaraidevletin bir cüz'ü olacak ve dünya dev.letl-srinin   nezareti  altında. Mısır     ta­rafından idare edilecektir. Kanal beynelmilel bir su geçidi olacak    şekildebitaraf hale konacaktır.

 İsviçre'de olduğu gibi Mısır da silâ'hh   kuvvetlerini  muhafaza    edecaktir.  Fakat  bu     kuevvetleri her  türlüharb  hareketlerinde kullanmaktan  ictinab etmeği v.e diğer milletlerle    tektek andlaşmalar veya ittifaklar   imzalamağı tazammun eden garantiler ve­recektir.

- Londra :

Londra konferansındaki Hindistan he yeti Başkanı Krişna Menon, dün B.B. C. radyosuna vsrdiği bir mülakatta" de mistir kr:

«Londra konferansında bir- neticeye varılması imkânsızdır. Evvelâ zaman müsait değildir. Diğer taraftan ilgili bütün devletler iştirak etmemektedir ler. Bizim gayemiz, müzakerelere gi­rişilmesine imkân vermek üzere iki ta rafı  yakınlaştırmaktan  ibarettir."

"Menon, «önümüzdeki haftalarda, Hin distan'm projesi ile konfaransta ço­ğunluğu teşkil eden devletlerin proje^ leri arasında bir uzlaşmanın mümkün olup olamıyacağı sorusuna cevaben de mistir ki:

Dünya   devletlerinin   çoğunluğu   kon­feransa  katılmış  değildir.  Böyle     bir dünya, mevcut olsaydı dahi,    gene esas mesele  iki taratfm  işbirliğini  te­min etmekten ibaret olacaktı.

Hint delegesi daha sonra" Benim tek­lif ettiğim rîroie nazarı itibare alın­mazsa o zaman konferansta "çoğunlu­ğu teşkil eden devletlerin projesini Mı sıra zorla kabul ettirmekten başka bir yol kalimıya çaktır. Bu da belki  bir

harb çıkmasına sebebiyet verecektir» demiş ve sözlerine söyle son vermiş­tir:

«Müzakerelere öyle bir esas hazırla­malı ki, dana başlangıçta engellerle karşılaşılmasın. İşte bizim tekliflerimiz böyle bir esas1 hazırlamak maksadına müteveccihtir.»

New york :

Bu sabahki New york Times gazetesi Süveyş mevzuu ile ilgili olarak şun­ları yazmaktadır:

«Batılı devletler, kanaldan g-aciş ser bestisinin Mısır tarafından temin edi­lebileceğine İnanmıyorlar. Esasen bü­tün dünya devletleri için de .en mühim mesele; budur. Mısır'ın İsrail gemile­rinin kanaldan geçmesine müsaade et mediği göz önüne alınırsa istikbalde nasıl" hareket edeceği hakkında bir fikir edinilmiş olur.

Mısır'ın böylece kanaldan serbest .ge­çiş hakkım tanımayıyım çok daha şid detle protesto etmek gerektiği şimdi anlaşılmıştır. Karşılarında böyle bir misal olan batılı devletlerin, dünya­nın .en mühim bir geçidinin kontrolü­nü sadece Mısır'a bırakmak istemeyiş­lerine da hak vermemek imkânsızdır.» Diğer taraftan «New york Herald Tri­büne» un yazar: da £.ym mevzuda sun lan yazmaktadır:

Mısır kanaldan geçiş serbestisini te­min edeceğini söylerken hakikaten iyi niyetle hareket ediyorsa, bu teminatın beynelmilel bir teşkilâtın kontrolü al tında bulunmasında da hiç bir mah­zur görmemeli» demektedir.

Kahire :

Mısır hükümetinin resmî orıgam olan «El Cumhuriye» gazetesi." Mısır'ın Lon dra konferansında çoğuihluk tarafın­dan tasvip edilen Dulles plânı üzerin­de müzakereye razı olacağına dâir haberleri yalanlamıştır.

Londra:

Londra konferansı bugün GMT saat ayariyle  16.05 de sona ermiştir. Konferans dağılmadan önce şu takrir ka-
"foul  edilmiştir.   .;: .

«Süveyş hakkındaki Londra konferan sına katılan 22 memleket konferans müzakerelerinin zabıtlarının tam ola­rak Mısır hükümetine bildirilmesi va zifesini konferans başkanına tevdi eder.»

Bu takrir oy birliği ile kabul edilmiş tir.

 Londra :

Süveyş kanalı ihtilâfı ile ilgili Lon­dra konferansının bu akşamki son top lantısmda 18 devletin almış olduğu karar bu dâvanın Ikudretini isp-at et­miştir.

Bu arada, İngiltere Hariciye Vekili Selwyn Lloyd Mısır Dışişleri Vekâle­tine konferansın zabıtlarının gönderi­leceğini' bildirmiştir.

Diğer taraftan, Avustralya Başvekili Robert Menzies'in" başkanlığındaki Ha beşistan, İran, İsveç, Birleşik Amerika temsilcilerinden mürekkep bir heyet de Cemal Abdünnasır'a konferans gümdemini izah etmek üzere tavzif e-d i İm iştir.

24 Ağustos 1&56

 Roma :

Dışişleri Vekili Martino, Londradan İra roketi sırasında bir İtalyan ajansına ver diği beyanatta şunları söylemiştir: «Benim gorüşümce, Süveyş konferansı ol­dukça büyük ehemmiyeti haiz mıüshet sonuçlara Varmıştır. Konferansın gaye­si zaten bu karışık meseleyi doğrudan doğruya çözmek olamazdı, toplantılar­da taımamiyle zıt görüşlerin uzlaştırıcı bir zihniyet için'de incelenmesi kabil olmuştur. Oybirliği sağlanamadığı a-şikârdır, fakat beş memleketin teklifi efrafmda oldukça büyük bir çoğunluk toplaramış.tır. Bu teklif mutedil ve ko­laylıkla tadil edilebilir olduğu gibi, aynı zamanda müzakere için de makul bir zemin tenkil etmektedir.»

 Moskova :

Moskova radyosu bu akşamki yayın­larında, Londra konferansında bir beş­ler komitesi kurulması hakkında a-lmmış olan kararları şiddetle tenkid etmiştir.

 Londra :

Süveyş konferansına katılan Fransız heyeti üyeleri Dışişleri Vekili Pineâu ile birlikte bugün uçakla Londradan ayrılmış ardır.

Hava alanında beyanatta bulunan Fransa Dışişleri Ve'kili konferansın ne­ticesinden çok memnun, olduğunu-, bu vesile ile İngiltere ile Fransa arasın­daki sık: dayanışmanın bir kere da­ha kendini belli ettiğini, bunun ise ilerisi için büyük ehemmiyeti olduğu­nu söylemiş, konferans hakkında da­ha geniş yorumda bulunmayı redde­derek beşler komitesinin çalışmaları­nın sonunu beklemek daha iyi olur, demiştir.

 Londra :

Federal Almanya Hariciye Vekili Hei-rich Von Brentano, "bugün, öğleden sonra memleketine avdet etmek üzere Londradan ayrılmıştır.

Hava alanında 'gazetecilere beyanatta bulunan Von Brentano konferansın memnuniyet verecek bir şekilde ne­ticelenmiş olduğunu,  söylemiştir.

Beşler konferansının muvaffak olup olamıyacağı hakkında sorulan bir soru yu Federal Almanya Hariciye Vekili şu şekilde cevaplandırmıştır: Beşler komitesinin vazifesini muvaffakiyetle başaracağına eminim. Zaten, buna inan mamış olsaydık, onları Mısıra gönder­meğe karar vermezdik».

Bundan sonra, Süveyş meselesi ile ilgili yeni bîr konferansın toplanması­na lüzum olmadığını söyliyen Federal Almanya Dışişleri Vekili sözlerine şöyle devam etmiştir: "'Biz Mısırla müzakerede bulunmak ve neticede her tarafı memnun edecek bir anlaş­ma temin etmek, istiyoruz».

Londra :

Bu akşam televizyonda "bir konuşma yapan İngiltere Hariciye Vekili Sel-wyn Lloyd, «Londra konferaik muvaffakiyetle neticeleneceğini» söy lemistir.

Konferansta milletlerarası umumî ef­kârın sesini duyurmağa muvaffak ol­duğunu söyliyen Sehvyn Lloyd sözleri ne şöyle devam etmiştir: «Sizin istik­baliniz, sizin hayat seviyeniz ve bir çok Avrupa, Asya ve Afrika memle­ketleri halkının istikbali ve hayat se­viyesi bahis mevzuudur.»

Bundan sonra," Süveyş kanalının millet lerarası bir teşekkül tarafından işletil me'si gerektiği hususu üzerinde İsrar la duran Hariciye Vekili kanal kum­panyasında nalışan yabancı memur ve teknisyenlerin Mısır idaresine itimad etmediklerini  bildirmiştir.

Cemal Abdünnasır «hayır» derse du­rumun ne olacağı hakkında sorulan bir soruya, Sehvyn Lloyd, «her halde şu anda Cemal Abdünnasır da kendi kendine .bunu soruyordur» diyıe cevap vermiştir.

Beşler komitesinin muvaffakiyet şan­sı üzerine sorulan bir soruya da, "bes­ler komitesinin üzerine aldırı vazifeyi başaracağını tahmin ediyorum» diye cevap vermiştir.

Londra :

Bugün iyi haber alan çevrelerden bil dirildiğine göre, Sovyet Rusyanın Sü veyş buhranında oynadığı rol Ameri­kan diplomatlarının, besledikleri ü-mitleri öldürmüştür.

Amerika yeniden Sovyetlerin bilhassa Orta şarktaki niyetlerini gözden ge­çirmelidir.

Amerika Hariciye Vekili Foster Dulles Rus Hariciye Vekili Chepilov'un konferanstaki hareketinin gayesini barış yolu ile bir hal tarzı bulmaya mani olmak şeklinde tefsir etmiştir.

Sovyet Hariciye vekili ilk günlerde iş birliğin  taraftar gibi görünmüş ve konferansın  akışına bir zorluk çıkar-

mamıştır. Bu suretle batılılar Sovyet siyasetinde yeni bir devrin başladığına' inanmaya başlamışlardı.

25 Ağustos 1956

Londra:

Avustralya Başvekili M. Menzies ile Mısırın Londra Büyükelçisi Sami E-bul Fetih arasında dün akşam vukubu lan görüşmeyi müteakip hiç bir tebliğ yayınlanmamıştır.

Görüşmeden sonra gazetecilere beya­natta   bulunan   M. Menzies  demiştir"

ki:

Mısır Büyükelçisine beşler komitesi adına bir mesaj tevdi ettim. Büyükelçi alacağı cevabı bana derhal gönderece­ğini t>;min etti.»

Avustralya Başvelkili hafta tatiM es­nasında Londrada kakacağını ve Mı­sır Cumhurreisi Abdünnasir'dan bu müddet zarfında bir cevap almak ü-midinde bulunduğunu tasrih etmiş ve şöyle demiştir:

«Mümkün mertebe seri bir cevap is­tedim.»

Londra:

Moskovaya müteveccihen hareket et­meden önce Londra hava alanında bir" beyanat veren Sovyet Rusya Dışişleri Vekili Dimitri Çepilof, ilk defa iştirak ettiği beynelmilel bir konferansın iyi netice vermesinden memnun olduğu­nu söyliyerek, gerek konferans çalış­maları esnasında, 'gerekse konferans dışında kendisine gösterilen dostluğa teşekkür etmiştir.

Londra :

Londra konferansında memleketini temsil etmiş olan Yeni Zelanda Hari­ciye Vekili Richard Casey Londra ha­va alanında uçağa binmeden önce ga­zetecilere beyanatta bulunarak, beş­ler komitesinin Süveyş kanalı buhra­nını halletmeğe muvaffak olacağına inandığını söylemiştir.

Richard Casey sözlerine şöyle devam etmiştir: «Dünya umumî efkârının, baskışı ve beşler komitesine başkanlık eden Avustralya Başvekili Robert Menzîes'in ileri süreceği makul mucip se­bepler karşısında Mısır devlet reisi Oemal Abdünnasır .bu meselenin sulh veadalet dairesinde halline yanaşacak­tır.

Yeni Zelanda Başvekili, .bundan sonra' sorulan bir soruyu cevaplandırarak bu meselenin halli için yeni*bir konferan­sın toplanmasına lüzum olmadığını söylemiştir.

26 Ağustos 1956

 İstanbul:

Süveyş meselesini müzakere etmek ü-7ere 16 ağustosta Londrada toplanan konferansta memleketimizi temsil den ve bugün İstanbuîa dönmüş olan heyetimizin başkanı, Hariciye Vekâle­ti umumî kâtibi Muharrem Nuri Birgi Anadolu Ajansına şu o.eyanatta bulun muştur:

«Londra konferansı, pek nazik bir du rura için, muslihane bir şekilde ve Mı­sırın hükümranlık hakları Süveyş ka nalından geçiş serbestisi ile kanalın beynelmilel ehemmiyetini tutan bir hâl çaresi aramak maksadiy-Je toplanmıştı.

Konferans, Mısır hükümetinin iştirak etmek istememesi muvac eh esinde bit­tabi kanal meselesini halledecek ni­haî bir karara varamazdı. Binaenaleyh yapılacak şey, nihaî bir hâl çaresinin ne şekilde ve ne gibi esaslara istina­den bulunabileceğine dair fikir müda-vfclesile bundan bir netice çıkarmak­tı,

Biz konferansa, devletlerin hükümran lık haklarına., istiklâl ve izzeti nefisle Tİrie riayet edecek ve" ayni zamanda kanaldan geçisin Mısır hükümetince de teyid edilmiş bulunan serbestisini en makûl en munsii ve en emin bir şekilde temine matuf bir çare aranma­sı mrtksad ve'gayesiyle iştirak ettik vs "bu yolda elimizden geldiği kadar ça­lıştık.

Konferansa iştirak eden devletlerin ezci bir ekseriyetinin de bu tensiplere göre hareket etmeleri sayesinde konfe rans salonunda bilindiği gibi, 18 dev­letin iştirak ettiği bir beyanname, im­zalandı. Aynı devletler bu beyanname terin .en dostane ve hayırhah şekilde Mısır hükümetine izahı ile maddeleri­nin münakaşası için beş devletin mü­messillerinden müteşekkil bir heyet kurdular. Heyet bitaraflık hayırhahlı-ğı ve kiyaseti ile mâruf şahsiyetlerden teşekkül ettiği gibi, coğrafî bakımdan da her kıt'ayı içine alacak mahiyette olmuştur.

Londra konferansını şark ile garp ara sırada bir mücadele, Mısır'ın ve hattâ bütün Arap âleminin istiklâl ve hay­siyetine bir tecavüz şeklinde gÖsterme-ğ-s çalışarak bundan bir sürü gizli mak satlarla istifade etme yolunu tutanla­ra ekseriyeti teşkil edenlerin verdiği beyanatlar ye ulaşılan netice en sa­rih tekzip mahiyetindedir.»

 Paris :

Milletlerarası Süveyş kanal şirketi şu tebliği yayınlamıştır:

a Süveyş kanal şirketi İngiltere ve Fran sanın talebi üzerine ağustos başların­da, vakit geçirmeden memleketlerine dönmek îstiyen ve Mısırlı olmayan per sonelin arzusu hilâfına, Londra kon­feransı sonuna kadar iş başında ka­lınması .emri vermiştir.

Kanaldan alman haberler ise burada ki 'çalışmanın her gün biraz daha ta­hammül edilmez hal aldığını ve per­sonelin bu durumu kabul edemiyece-ğini .göstermektedir. Diğer taraftan. Mı sır makamları kanalda 'her türlü hiz­metin sağlanabilmesi için esas şart olan milletlerarası teşkilâtı her gün a-zar azar ortadan kaldırmaktadır.   .

Bu şartlar altında 'şirket, personelinin güvenliğini ye şirketin bütünlüğünü s-ağhyaımfyacağ^n'a kani bulunmakta­dır. Bu sebepten, kanalın gelecek sta­tüsünü incelemekte olan memleketle­re, şirketin Mısırlı olmiyan personeli daha uzun' zaman kanalda kalmaya zorlanacak olursa .bundan doğacak.so­rumlulukların bu memleketlerin ken­dilerine ait-olacağı, bildirilmiştir,Bu durum kanaldan favdalanan menilefcetler tarafından olduğu kadar fer­dî hürriyete saygı gösterenler tarafın dan da takdir edilmelidir. Durum, şir ketin 28 ağustosta yapılacak idare he­yeti toplantısında  incelenecektir.»

 Londra :

İşçi Partisi lideri Hu'gh Gaitskelll, "Rey nold News» gazetesinde yayınlanan bir yazısında Londra konferansı sonuç larmı gözden geçirerek metanet ve sabır tavsiyesinde bulunmakta, aske­rî müdahaleyi kabul etmemektedir.

Ayrıca hâlen yürürlükte bulunan ik­tisadî ve malî müeyyidelerin de devam ettirileceği kendisine anlatılmalıdır. Kuvvete başvurmak bahis konusu de­ğildir. Fakat sonunda Mısırın zararlı çı­kacağı uzun bir mücadele başlangıcı­nı kendisine hissettirmek gemkir. E-ğer,_ buna rağmen albay Nasır müza­kereyi redde devam ederse, mesele Birkmiş Milletlere aksettirilmeğidir.»

27 Ağustos 1956Süveyş kanalının milletler arası kont rolünü kuvvet kullanarak sağlamak fikrini hiç kimsenin, hattâ batı Av­rupa milletlerinin bile tasvib etmediği hususunun Londra konferansı sonun­da artık anlaşılmış olduğuna işaret eden 18 nıemleketin kabul ettiği plâ­nın müzakere imkânı bıraktığını söy­lemektedir,"

Diğer taraftan, konferans kanal meşe leşini siyasî bâr mücadele ve ırk me­selesine dayanan bir nevi kin ve nef­ret havasından kurtararak sadece telî nik bir bahis haline getirmiştir. «Me­sele şimdi sömürgecilik aleyhtarı kü­çük ve zengin olmıyan bir doğu mem leketi ile batının zengin ve emperya­list iki memleketi arasında bir çekiş­me halini almıştır, zira, bahis konu­su 18 memleketin çoğunluğu Asya, Af­rika, 've Orta Doğunun küçük mem­leketleridir.» diyen İşçi Partisi lideri Amerika Dışişleri Vekilinin konferans sırasındaki çalışmasından takdirle bahsetmekte ve albay Nasır ile Süveyş kanal komitesi arasındaki müzakere­lerin gizli cereyan etmesini ve diplo­matik yollarla yapılmasını tavsiye et­mektedir.

Hu'gh Gaitskel yazısına şöyle devam ediyor:

«Albay Nasıra şunu bildirmelidir ki, eğer müzakereyi reddedecek olursa, kanaldan nakil işi için başka çareler düşünülecektir. Meselâ petrol için yeni borular döşenmesi ve Ümit burnunu dolaşacak büyük sarnıç gemileri in­şası gibi.

 Londra :

İngiltere Başvekili Sir Anthony    Eden bu gün öğleden sonra, İngiltere    Baş­vekillerinin   yazlık  ikametgâhları     o-lan Chequers'den Londraya avdet ek­miştir.

Başvekil, Süveyş kanalı buhranının bağladığı gün kurulmuş olan mialhöud âzâlı kabinenin, bu akşam yapacağı toplantıya   başkanlık   edecektir.

Süveyş kanalı meselesini tetkik -tmek ie mükeller olan bu mahdud âzâlı :ka-bineye Başvekilden başka gu zevat da hildir: L-ord Salisbury, Maliye Vekili Harold Mac Millan, Müdafaa Vekili Sir Walter Monektom, Hariciye Ve­kili Selwyn Lloyd ve Ulaştırma Veki­li Harold Watkinson. Diğer taraftan iyi haber alan kaynak larvan belirtildiğine göre, Avam Ka­marasının toplantıya daveti ihususunda, henüz Ikaıt'î bir tarih tesbrt edilmiş değildir. İngiltere hükümeti Avam Kamarasını toplantıya davet etmeden Avustralya Başvekili Menzies'in baş­kanlığındaki beşler komitesinin Cemal Abdünnasır ile yapacağı temasların ne ticesini elma'k niyetindedir.

Bu arada bu çevrelerde işaret edildiği ne göre Avam kamarası toplandığı zaman, Süveyş meselesi ile birlikte, İn giltere müstemlekeler vekâletinin dün yayınladığı vesikalar muvacehesinde Kıbrıs başpiskoposu Makarios'un du­rumunu   da   incelemektedir.

 Londra :

Yroshire bölgesi maden işçileri sendi­kası idare heyeti, bugün, yaptığı bir toplantı sırasında Süveyş kanalı buhra ninm hic bir zaman zorla halledilmesi yoluna gidilmemesi hakkında bir ka rar almıştır.

Bütün işçi milletvekillerine yollanan bu karar suretinde ihtilafın birleşmiş Milletler kurulu kanalı ile halledil­mesi de talep edilmektedir.

 Karaşi:

Londra konferansında memleketini temsil etmiş olan Pakistan Başvekili Karaçiye avdet etmiştir.

Hava alanında gazetecilere beyanatta bulunan Haımidülhak Şudri «Süveyş kanalı buhranının birinci safhası sona erdi, şimdi Mısırındır. Bu mesele­yi müzakere yolu ile halletmek veya askıda bırakmak şıklarından birini ter cih edecektir» demiştir.

Konferansın neticelerinden memnun olduğunu bildiren Hariciye Vekili söz ferine şöyle devam etmiştir: «Konferan sa iştirak eden devletler arasında tam bir anlaşma meydana geldi ve bu su­retle bir netice elde edildi.»

Hamidülhak Şudrî, bundan sonra, kon feransda Mısırın hükümranlık haklan na riayet edilmiş olduğunu söyleyerek sözlerini bitirmiştir.

28 Ağustos 1956

 Londra :

Bugünkü muhafazakâr «Daily Teleg-raph» gazetesine göre, Londra konfe­ransında 17 devletin kabul ettiği taısarı albay Nasır tarafından reddedildiği takdirde, batılılar da Mısıra karşı al­dıkları iktisadî tedbirleri ağırlaştırma lıdirlar. Ayrıca yazarın kanaatine gö­re, albay Nasır ile Süveyş kanalı ko­mitesi arasında görüşme, ümid edildi­ği gibi Roma yahut Cenevre'de değil, Kahire'de yapılacaktır.

Diğer taraftan «Daily Mail» ise, Na-sır'm Süveyş komitesinin mesajına cevap vermekte geç kalmasının, bir si­nir harb: ilân etmek üzere olduğuna işaret sayılması gerdktiğfmi yazmak­tadır.

Kahire :

Birleşik Amerikanın Kahire Büyükel­çisi Henry Byroad, bugün, Suudî A-rabistanm Dışişleri Vekil yardımcısı Şeyh Yusuf Yasin'i kabul ederek ken­disiyle uzuh müddet konuşmuştur.

Bundan sonra,, Yususf Yasin Mısır Ha riciye Vekâletine giderek Hariciye Ve kili Mahmud Fevzi ile bir müddet gö­rüşmüştür.

Şeyh Yusuf Yasin Mısır Hariciye Vekâ letinden çıkarken gazetecilere verdiği beyanatta: «Süveyş kanalı meselesi bütün Arap memleketlerini ilgilendir­mektedir. Mısıra karşı her hangi bir iktisadî tehdide girişilmesi hususunda Suudî Arabistan Kralı Suud'un ne derecede hassasiyet gösterdiğini tarii edemem. Böyle bir hâdise vukuunda Suudî Arabistan Mısırı destekleyecek­tir», demiştir.

Şeyh Yusuf Yasin Kral Suud ile gö­rüşmek üzere bu akşam Riad'a gide­cek ve yakınlarının söylediğine göre, 48 saat zarfında yeniden Kahireye av­det edecektir.

"Washington :

Bugün siyasî çevrelerden bildirildiğine göre, İngiliz ve Fransız hükümetleri, Süveyş kanalında kılavuz kaptanlık etmekte olan İngiliz ve Fransızların beşler komitesi ile Nâsrr arasındaki toplantı sona erinceye kadar Süveyş-te kalmaları hususunda mutabakata varmışlardır..

29 Ağustos 1956

 Paris ".

Memleketine denmek üzere Paris'ten ayrılan İspanyol Dışişleri Vekili Mar­tin Artajo hava alanında gazetecilerin bazı sorularına cevap vermiştir. Bu a-rada kendisine Sovyetlerin Kahire Bü yükelçisinin  Albay   Nasir'a   Sovyetler Birliğinin Londra konferansına Sü­veyş meselesinin halli için. sunulan Hind teklifini destekliyeceğini bildir­miş olması keyfiyeti üzerine ne dü­şündüğü sorulmuştur. Vekil bu soruya şu cevabı vermiştir:

«Londra konferansı müşterek bir ka­rar tasarısı kabul .etmeden dağıldığı için çeşitli gruplar da farklı 'görüş­ler etrafında toplandıklarına göre, kon feransta bulunan her memleketin kon ferans dağıldıktan sonraki hareket hat tını istediği gibi tâyinde serbest olması tabiîdir. Bu şartlar altında Sovyetler Birliğinin hareket hattı da kolaylıkla anlaşabilir.

30 Ağustos 195fi

 Kahire :

Buradaki Amerikan Büyükelçiliği, Mı­sır kurtuluş ordusuna gönüllü yazıla­cak olan Amerikalıların, Amerikan va tandaşlığından çıkarılacağını ihtar et mistir.

Mısırın askerî makamlarının, bir çok Amerikalının, Süveyş dâvasında Mısırı destkelemek maksadiyle, kurtuluş or­dusuna kaydedilmek istediklerini bildirmesi üzerine, Amerikan Büyükelçi­liği yukarıdaki ihtarı neşretmiştir.

1952 de neşredilen bir kanun mucibin­ce, Hariciye ve Müdafaa Vekâletleri­nin müsaadesi olmadan yabancı bir ordu hizmetinde çalışan Amerikalılar vatandaşlık haklarını kaybetmektedir ler.

 New york

Başkan Elsenhower'in Süveyş kanalı meselesi hakkındaki son demecini yo rumlayar. Nev york Times gazetesi şunları yazmaktadır:

«Başkan, Washmgton'a döner dönmez Süveyş ordusu ile meşgul olmak su­retiyle bu meseleye verdiği ehemmiye ti göstermiştir Dünkü beyanatı bu meselenin halli üzerinde müessir ola­cak mahiyettedir. Filhakika Birleşik Amerika devlet reisinin milletlerarası meselelerde haiz olduğu nüfuz inkâr edilemez.

Diğer taraftan Abdünnasır'm Londra da kurulan «Beşler» komitesi ile gö­rüşmeği kabul etmesi kayırlı v.e gü­zel bir harekettir. Bununla beraber bu yeni konferansın, daha toplanma­dan Önce, havasının, Mısır hükümeti tarafından İngilizler aleyhine ortaya atılan casusluk isnatları ile bulundurul ması iyi olmamıştır. Esasen, bu itham­ları Londra reddetmektedir. Fakat mü him olan nokta, tarafların şimdi, me­seleyi sulhen halletmek yoluna girmiş olmalarıdır. Bu itibarla, umumun men Saatine uygun bir çare üzerinde karşı­lıklı olarak mutabık kalınacağım ü-mit etmek, hayalperestlik sayılmasa gerektir.»

 Munich :

Dün akşam Munich radyosunda konu­şan Federal Almanya Hariciye Vekili Heinrich Von Brentano ezcümle de­miştir ki:

«Londra konferansı, halli hemen he­men imkânsız görülen bir çok meşe--îelerin ciddî bir müzakere ile halledi­lebileceğini göstermiştir. Böyle bir konferansta Alman meselesinin de ele alınabileceğini düşünmek mümkündür. [Almanya'nın ikiye bölünmüş bir halde kalmasının bütün dünya için faydasız bir yük teşkil ettiğine o zaman ka­naat getirebilecektir. Böyle bir konfe­rans neticesinde Sovyetler Birliği da belki anlryacaktır ki barış içindeki bir komşuluk kendi menfaatlerine bugün­kü husumetten daha uygundur.»

Müteakiben Süveyş meselesinden   bah seden Alman Hariciye Vekili şu fikri ( izhar etmiştir:

«Bir devlet meşru menfaatlerini diğer devletlerin daha az meşru olmayan menfaatleri zararına korumağa kalkışa maz. Eski kanaatler artık şu aeıik an­layışa yer vermelidir. Bir millet ken­di menfaatlerini ancak başkalarınîdyle ahenkleştirdiği takdirde koruyabilir.»

Paris :

Kahire radyosunun bildirdiğine göre yeni Süveyş kanalı {şirketinin idare meclisi dün kumpanyanın İsmailiye'de ki idare merkezinde reis muavini Mahmut Yunus'un başkanlığında    üçüncü toplantısını yapmıştır.

 Londra :

Londra gazeteleri bu sabahki makale­lerinde Kıbrıs'a bir Fransız birliğinin gönderileceği .hakkındaki kararı ve Albay Nasır'in. İngiliz casusluğiyle it­ham edilen kimselere karşı açtığı mü­cadeleyi yorumlamaktadırlar.

Kıbrısta muvakkaten bir Fransız birli­ğinin bulundurulacağını bildiren Fran sız - İngiliz müşterek tebliğini neş­reden İşçi Daily Herald gazetesi şun­ları yazmaktadır:

«Bu tebliğ meselenin resmî ifadesidir. Fakat bu ifadenin tefsir şekli hin bir şüpheye mahal vermeyecek kadar a-Çİktır. Mısıra karşı .müşterek bir İn­giliz - Fransız hareketine girişilmesi­ne karar verildiği takdirde bu birlik de bu müşterek harekete katılacaktır. Fransız birliğinin ehemmiyet derece­si hakkında hiç bir izahat verilmemek tedir. Fakat Fransa eldeki kuvvetleri­nin büyük bir kısmını hâlen Cezayir'­deki harekâtta kullandığından Mısır'a karşı harekete geçecek İngiliz - Fran­sız seferi heyetinin büyük bir kısmı­nın İngiliz kıt'alarmdan müteşekkil olacağını tahmin etmek mümkündür.

Muhafazakâr «Daily Mail» gazetesi ise elde ettiği malûmata atfen Kıbrıs'a gönderilecek Fransız kuvvetlerinin hâ len Cezayirde bulunan seçme birlikler den mürekkep olacaklarını bildirmek­tedir. Bunlara deniz birlikleri ve hava kuvvetleri de hatılacaktır. Bu birlik lerin Fransız gemileriyle Kıbrıs'a nak ledileceklerini ilâve eden Daily Mail şunları  da yazmaktadır:

«Geçen ay Londra'da iki memleket er­kânı harbiyesi arasında cereyan etmiş olan müzakerelerin bir neticesi olarak Akdeniz bölgesinde bir İngiliz - Fran sız müşterek kumandanlığı ihdas edil­mek üzeredir. Mühim miktarda İngiliz kara^ deniz ve hava birlikleri şimdi­den Akdeniz bölgesinde toplanmış bu lunmaktadır.

Fransız kuvvetlerinin Kıbrıs'a gön­derilmesi, Süveyş kanalının  ablokasi halinde müşterek bir hareket için mu ayyen bir projenin mevcudiyetine işa­ret sayılabilir. İngiliz vs Fransız mü­tehassısları bu ablokamn önümüzdeki on beş gün zarfında vukubulabileceği-ne işaret etmişlerdi.»

Diğer taraftan Daily Telegraph gazete si de Kıbrıs muhabirinden aldığı bir haberi neşretmektedir. Bu habere göre Fransız kuvvetleri için Kıbrısta geçen hafta zarfında kamplar hazırlanmıştır ve ilk Fransız birliklerinin bugün ya­rın adaya gelmesi beklenmektedir.

Daily Herald gazetesi ise Mısır'ın ba­zı kimseleri İngiliz casusları olarak it­ham eylemesini makalesine misvzu al­makta ve şöyle demektedir.

«Albay Nasır, sinir berbinin bir kıs­mı olan casusluk yelpazesini kullanı­yor. Fakat bu, ikna edici bir iddia de ğildir. Eğer Mısır'da hakikî casus şe­bekesi mevcut bulunsa idi. kanalını Na sır tarafından müsaderesi Sir Anthony Ederi için bir sürpriz teşkil etmeyecek ti. Eğer Nasır hakikî casuslar bulabi-lirse onlara bir prim vermekle iyi bir harekette bulunmuş olur.»

Liberal «News Chronicle» gazetesi Mı­sır'da yapılan geniş tevkifatm ve bir casus şebekesi meydana çıkarılmış ol­duğu hakkındaki iddianın, Albay Na-sır'm kendisini devirmeğe ve yerine İn giliz taraftarı geldiğini    yazmaktadır. Gerek bu gazete gerekse diğisr İngiliz gazeteleri, muhabirlerinden aldıkları ve Mısır'daki yabancı gazetecilerin ve diplomatlann sıkı bir nezaret altında bulundurulduklarını bildiren muhtelif telgraflar neşretmektedirler.

Müstakil sağcı Daily Exprsss gazetesi­ne göre, İngiliz casusları oldukları id­dia edilenlere karşı arılan kampanya,  Anglo-Egyptian petrol kumpanyası­nı müsadere için bir zemin hazırlamak maksadivle yapılmaktadır Filhakika gazeteye göre tevkif edilen kimselerin bu kumpanyanın Süveyşteki tasfiyeha nesinde İngiliz ajanlarının çalışmakta olduğu yolunda bazı itiraflarda bu­lunacakları görülecektir.

Londra :

Süveyş hakkındaki batılı plânını Kahireye götürecek olan beşli komite, ha zırlıklarına hız vermiştir. Avustralya Başvekilin Eobert Menzies başkanlığın daki heyet Kahire'ye pazar günü gi­decektir. Fakat son iki gün içindeki ge üşmeler anlaşma ümidini zayıflatmış tır.

1 İngiltere ve Fransa, Süveyşe silâhiı bir müdahale icap ettiği takdirdeKıbrıs'ı sıçrama tahtası olarak kullan­mak üzere Fransız   birliklerinin   Kıb­rıs a   gönderileceğini   açıklamışlardır.

Henüz teyit edilmeyen haberlere gö­re, Fransız paraşütçü birlikleri Cezayir den Süveyşe. doğru yola çıkmış bulun maktadır. Ayrıca 30 gemid€n mürek­kep bir deniz birliği güney Fransa'da harekete hazırdır.

2 İki İngiliz diplomatının Mısır'danihracı ve üç İngiliz'in casusluk ithamıile tevkifi İngiliz  Mısır münasebet­
lerini gerginleştirmiştir. İngiliz basını,Mısır'da İngilizlere karşı yıldırım siya­setinden açıkça bahsetmektedir.  Hari­ciye Vekâleti, Mısırla siyasî münasebetlerin  kesilmesi ihtimalini yorumlamayi reddetmiştir. Londra siyasî çevrelerinde, Menzies'in Kahire seyahatinin neticesi şüphe ile karşılanmaktadır.

Moskova :

Endonezya Cumhurreisi Soekarno şe­refine dün akşam Endonezya Büyükel çiliğinde verilen bir kabul resminde beyanatta bulunan Mısır'ın Moskova Büyükelçisi Muhammad el Kevni Sov yet tabasından bir kaç kılavuz kapta­nın Büyükelçiliğe müracaat ederek ka nalda çalışmak üzere iş istemiş olduk­larını bildirmiştir.

Mısır Büyükelçisi, bu müracaatların Sovyet Hariciye Vekâleti yoliyle de­ğil doğrudan doğruya Büyükelçiye ya­pılmış ofduğunu söylemiş, fakat ta­liplerin   sayısını   tasrih   etmemiştir.

Büyükelçinin verdiği izahata göre, he­nüz "hiç bir Sovyet kaptanının isteği kat'î olarak kabul edilmemiştir. Mısır Büyükelçisi, başka memleketlerden de bu kabil müracaatlar yapıldığını ve ihtiyaç halinde Mısır'ın derhal kâfi miktarda kılavuz kaptan bulabileceği­ni sözlerine ilâve etmiştir.

31 Ağustos 1956

 Ottawa :

Kanada Dışişleri Vekili Lester Pear-son, bu sabah Londra'ya hareketinden evvel hava alanında bir beyanat ve­rerek: «Nasır kanalın beynelmileli esti­rilmesi teklifini kabul etmelidir. Mı­sır'ın reddi, dünya sulhu için çok ten likeli bir durum yaratacaktır,» demiş­tir. Pearson Londra'da Sehvyn Lloyd ile Süveyş meselesini de görüşecek­tir.

 Londra :

United Press Ajansının Moskovadan aldığı haberlere göre, Sovyetler Birli­ği, Mısır ile bir nevi müdafaa anlaş­masına  hazırlanmaktadır.

Bazı emareler, Sovyetlerin evvelki te­reddütleri yenerek, batılı büyüklere karşı Mısır'ı açıkça desteklemek ka-rarmda   olduğunu  göstermektedir.

Görünüşe nazaran Moskovanm resmî siyaseti doğu  batı arasındaki ger­ginliğin giderilmesini hedef tutan uz­laştırıcı bir yoldur. Fakat hakikatte, Orta - Doğuda kazanmış olduğu nüfu­zu arttırmak is tekindedir.

Moskova siyasî çevrelerinden Londra-ya gelen haberlere nazaran, Süveyş ih tilâfmm açık bir mücadeleye dönme­sini bekleyen Sovyetler Birliği, yeni bir harbin kendisine feda edilemiye-cek menfaatler sağlayacağı kanaatine varmıştır.

Süveyş meselesinde batılıların ikiye ayrılmış olması ve Birleşik Amerika'­nın harb dışı kalma karan, Moskova'­nın bu  kanaatini  kuvvetlendirmiştir.

TJnited Press muhabiri, Sovyet hükûmetinin Mısır ile doğrudan    doğruya          bir müdafaa paktı imzalamak isteme- diğini sadece Mısır'ı  batılılara karşı desteklemek üzere bir formül hazırladığuıı bildirmektedir

Londra konferansı tarafından yayınlanan nihaî tebliğin hülâsası:

2 Ağustos 1956

 Londra :

Londra'da toplanan üç devlet Dışişleri Vekili konferansının nihayetinde yayınlanan müşterek tebliğde, İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika hükümetlerinin, Süvsyş kanalının daimî olarak emniyet altında işler bir halde tutulabilmesi için bazı tedbirler alınması gerektiği hususunu mü­şahede ettiklerini 'bildirmektedirler.

Üç devlet, bu isin tahakkuku için bir milletlerarası konferans akdini teklif etmektedir.

Altıyüz kelimeyi mütecaviz olan müşterek tebliğ beş kısımdan mürek­keptir. Bu beş kısımda su noktalar vardır:

 Süveyş kanalı şirketinin devletleştirilme meselesi ele alınmakta veSüveyş kanalı şirketinin hangi şartlar  dahilinde meydana gelmiş oldu­ğu hatırlatılmaktadır. Bu arada şirketin milletlerarası karakteri üzerin­de durulmakta ve 1?88 istanbul anlaşması gereğince, bu    milletlerarasıkarakterin devamlı  olarak temini ımnında kararlar  alınması gerektiğibelirtilmektedir.

Tebliğin bu kısmında üç devlet Mısır'ın- hattâ her hangi bir müesseseyi devletleştirefoiîımesi gibi, her türlühükümranlık hakkını kullana­bileceği  kabul   edilmekte,  fakat,  bu  devletleştirme! keyfiyetinin hiç  birzaman nıilletleraras: karakteri olan teşekküllere teşmil edilefeniyeceğikaydedilmektedir.Bu arada,Mısırın kanalı devletleştirirken milletlera­rası bir müesseseye el attığı tebarüz ettirilmektedir. Bundan başka, Mı­sır ükümetinin kumpanya memurlarını hapis tehdidi altında zorla ça­lıştırdığı belirtilerek insan haklarına da tecavüzde bulunduğu kaydedil­mektedir.

 Üç devlet bu şartlar dahilinde kanalda seyrüseferin serbest ve bir şekilde cereyanının emniyet altında olmadığını ileri sürmekte devlet Süveyş kanalındaki seyrüseferin güvenlik ve serbesti keyfiyetinin  bir milletlerarası nizama bağlanması hu alınması gerektiğini belirtmektedirler. İçin de, vakit geçirmeden milletlerarası bir koneklif etmektedirler.

Abdünnasır'ın beyanatı:

14 Ağustos 1956

 Kahire :

Mısır Cumhurbaşkanı ve hükümet reisi Cemal Abdünnasır gazeteciler toplantısında Süveyş kanalı meselesine dair hükümet beyannamesinin metnini okuduktan sonra verdiği demeçtetir:

Kanalın  devletleştirilmesi karşısında koparılan gürültü hayretlerimizi mucip olmuştur. Filhakika bu hareket bir devletin en tabiî haklarındandır.

Şirketin hissedarlarına geçen 1955 yılında 10 milyon İngiliz lirası temettü dağıtılmıştır. Hissedarların yüzde 44 ü İngilizdir. Demek oluyor ki, kanalı devletleştirmekle İngilizleri bu sene 5 milyon İngiliz lirası kadar bir ka­zançtan mahrum edeceğim. Fakat biz buna da meydan vermek istemiyoruz.

Niyetimiz hissedarların zararını tazmin etmektir. Tek taraflı ve evvelden haber verilmeksizin, müzakereye girişilmeksizin, alındığı ileri sürülerek şiddetle itiraz edilen kararın tek mahzuru işte bundan ibarettir. Esas hak­kımız kabul olunduktan sonra bunun ne ehemmiyeti olabilir.»

«Kanaldan serbestçe geçiş meselesine gelince: İçinizden bazıları kumpan­yanın, kanaldan geçiş serbestliğini sağlamakla mükellef bulunduğu zeha­bına düşebilir. Halbuki hakikatte umum müdür Picot ile arkadaşlarının böyle bir mecburiyetleri ve bunu başaracak kuvvet ve vasıtaları yoktur.

Bu, hürriyeti Mısır hükümeti temin etmektedir. Zaten başka türlü olması da tasavvur edileme:;. Çünkü kanal Mısır topraklarından geçmektedir. Bundan başka şunu da belirtmek isterim ki, bu serbestliği temin etmek, yalnız menfaatimiz icabı değil, aynı zamanda vazifemiz icabıdır da. Mısır kabul etmedikçe milletlerarası bir şirket, kanaldan geçiş serbestisini nasıl sağlayabilir? Kanalı daima Mısır milleti ve Mısır ordusu korumuştur.

Biz serbest seyrüseferin milletlerarası şümullü bir anlaşma ile garanti altına alınmasına aleylhdar değiliz. Fakat bu anlaşma her türlü sömür­geciliğin tesirindetn tamamiyle azade olmalıdır. İngilterenin sömürgeciî-Jiğinden kurtulan Mısır, hiçbir zaman müşterek sömürgeciliğin boyun­duruğu altına giremez.

Ortada birtakım söylentiler dolaşmaktadır. Bu söylentilere göre Mısır'­ın niyeti, kanalın varidatını baraj inşasına tahsis etmek imiş, bu takdir­de kanalın (bakımı ve gelişmesi bilmecburiye ihmale uğrıyacakmıs.. Size bunu bazı rakamlarla izah edeyim: Kanalın umumî varidatı 1955 yılında 34 milyon İngiliz lirasına yükselmiştik. Bunun 18 milyon lirası ihtiıyat akçesi vesair bazı masraflar karşılığı olarak ayrılmıştır. 10 milyondan fazlası da İngiliz (hissedarlara tevzi edilmiştir. İşte Mısırın kalkınması için hükümetin sarfetmeği tasarladığı 'bu 10" küsur milyon İngiliz lirasın­dan ibarettir. Biz bu para ile saraylar inşa etmiyeceğiz. Uzun zamandan beri çalışmalarının meyvesinden mahrum edilen Mısır halkının refahını sağlayacağız. Biz, Mısırın hükümranlık haklanın Mısır milletinin nef'i-ne olarak kullanmak istiyoruz.

Kanalın İslahını sağlamak için hazırlanan programın münakaşası »İra­sında kumpanya, 20 mijyon İngiliz lirasına mal olacak masrafların ya­rısını Mısır hükümetine yüklemek istemişti. Bunu kabul etmediğimiz tak dirde, 12 sene sonra hitam bulacak olan 99 senelik eski imtiyazın yenilen­mesini istiyordu. Mısır bu teklifi reddetti. Şimdi kanalın geniş ölçüde Islâhı programını biz tatbik edeceğiz.

Şurasını da teibarüz ettirmeliyim ki, milletlerarası barışı muhafaza et­mek gayesiyle, seyrüseferi teminat altına alacak hususları müzakere et­mek üzere nereye olursa olsun bizzat .gitmeğe karar vermiştim. Fakat Mısır halkına karşı yapılan askerî hazırlıkları ve alman iktisadî zecrî tedbirleri görünce kararımı değiştirmek zorunda kaldım. Londra'dan «Abdünnasıra itimad edilemez» diye sesler yükselmeğe başladı. Bana iti-madları olmadığını haykıran adamlarla müzakerede bulunmak üzere Londra'ya gitmekliğim için artık bir sebep kalmıyordu. Hükümranlığı­mızı ve şerefimizi korumak için her türlü tedbirleri almağa azmetmiş bulunuyoruz. Büyük devletlerin politikası kuvvetli filolar ve askerî kıt'-alar tarafından desteklenebilir. Biz küçük bir milletiz. Fakat haklarımızı, kanımızın son damlasına kadar müdafaa edeceğiz. Büyük devletlerin askerî hazırlıkları, küçük .milletlerin hür ve bağımsız olmadıkları inti­baını yaratmaktadır. Küçük milletler, hükümranlık haklarına uygun her hangi bir harekete teşebbüs edince emperyalizmin derhal şahlandığını görüyorlar. Son hâdise, hu bakımdan yalnız bizi değil, dünya umumî e£-kârmı ve milletlerarası ahlâk kaidelerini de ilgilendirmektedir. Biz şere­fimizi ve hükümranlığımızı korumakla dünyaya yeni bir örnek vermiş, -oluyoruz.»

Albdünnasır sözlerini şöyle bitirmiştir:  bir millet olan Mısırlılar, menfaatleri icabı bütün devletlerle iş^ birliğine hazırdırlar.»

Muharrem Nuri Birgi'nin nutku :

18 Ağustos 1956

 Londra :

Süveyş konferansının dünkü celsesinde söz alan Türk 'delegasyonu Baş­kanı Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumisi Büyükelçi Muharrem Nuri Bir-gi tarafından .yapılan beyanatın metni aynen aşağıdadır:

«Sayın reis, muhterem delegeler,

Müsaade buyurursanız herseyden evvel halledilmediği takdirde gayet vahim neticeler te'vlid edebilecek olan [bir meseleye, yapılması icabetti-ği veçhile, hak ve nasafete uygun ve muslihane bir çare bulmak üzere bizi burada torjlanmava davet etmek suretiyle (gösterdikleri hüsnü niyet­ten dolayı davetci hükümetlere Türk delegasyonunun teşekkürlerini ifa­de etmek isterim.

Önümüzde resmen tebeyyün etmiş iki vakıa vardır ki, bunlar meseleye

bîr çare bulmak hususunda bize geniş Ölçüde yardımı dokunacak mahi­yettedir. Filhakika, Mısır da dahil olmak üzere, herkes Süveyş kanalın­dan geçiş serbestisinin elzem bulunduğunu teslim etmek ve şimdi karşı­sında bulunduğumuz meselenin bilhassa beynelmilel mahiyette olduğu hususlarında mutabık bulunmaktadırlar. Tebeyyün etmiş üçüncü bir nok -ta da bulunacak çarenin, başta Mısır olmak üzere bütün alâkadarların meşru menfaatlerini tatmin edecek mahiyette olması gerektiği hususu­dur.

Bu şayanı memnuniyet başlangıç noktalarının ışığı altında mütalâa edi­lince, Mısır hükümetinin maalesef, fevrî bir şekilde tek taraflı olarak ve yalnız doğrudan doğruya alâkalılara değil, Arap Birliğindeki arkadaşla­rına da danışmadan 'millileştirme kararını almak, suretiyle ihdas ettiği çok tehlikeli durumun düzeltilmesi, mesele istiklâl ve millî hakimiyet prensiplerine, devlet prestijine ve açıkça söyleyelim, Şark ile Garp ara­sında 'ruhî ayrılıklara taallûk eden birtakım hisleri tahrik edici unsur­ların tesirinden kurtulabildiği takdirde kolaylaşacaktır.

Mr. Dulles'm birkaç şayanı dikkat parçasını dünkü beyanatında zikret­tiği Başkan Nasırın bazı beyanatı, beynelmilel Süveyş kanalı şirketini millileştirme kararının Mısır hükümeti tarafından hangi şartlar ve nasıl bir haleti ruhiye içinde kararlaştırdığını açıklamakta olup bu da müş-küllüğü ve vahameti herşeyden evvel siyasî ve hislere hitap eden unsur­lardan ileri gelen bir mesele karşısında bulunduğumuzu göstermektedir.

Herhangi bir hükümran devletin bittabi bütün dünyaca tanınmış bazı hukuk ve -nasafet kaidelerine hürmet etmesi şartiyle millileştirme mua­melesine tevessül etmek salâhiyetinin meşru bir hak teşkil ettiğini inkâr -etmek mümkün değildir. Fakat mesele tamamen mücerret denilebilecek böyle bir zaviyeden dahi tetkik edildiği takdirde görülür ki, alâkadarlara herhangi bir taviz veya tazminat verilmemesi ve millileştirmeye müteal­lik olan Mısır Kanununda resmen ce'brî mesainin emtedilrnesi muvace­hesinde bu millileştirmenin usulüne uygun bir istimlâkin şartlarına uy­gun bulunduğu iddia, olunamaz.

Ayrıca şurası da var ki müşahhas olan Süveyş Kanalı meselesinde işin hususî mahiyetinin nazarı itibare alınmış olmasını icap ettiren bazı ahdî -taahhütler mevcuttur.

Meselenin bütün bu hukukî ve ahdî veçheleri, metinler zikri suretiyle çok selâhiyetli bir sakilde diğer hatipler tarafından izah edildiği cihetle zannedersem teferruata girişmeğe lüzum kalmamaktadır.

Böylece mesele sükûnetle, bitaraflıkla ve işin esası ile hiçbir alâkası ol­mayan mülâhazalara kapılmmadau tetkik edilince görülür ki, ortada dü­zeltilmesi lâzımgelen bir vaziyet vardır ve işlerin bugünkü halinde bıra­kılması mümkün değildir.

Bu kadar basit bir vaziyet karsısında herhangi bir gerginliğe meydan vermeden çarenin süratle, ahenkli ve yakışık alır bir şekilde bulunabil­mesi icap ederdi.

Neden bu böyle olmamıştır, hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, neden böyle bir mesele ortaya çıkarılmıştır?

Bu sualler, demin atıf yaptığım gayet mühim bir noktayı, yani işe hissî

ve heyecana .taallûk eden unsurların karışmış olması keyfiyetini ele al­maya ibizi sevketm ekledir.

Bazı kimseler tam bir hüsnü niyetle, bazıları da muhtelif saiklerin bu­rada tahlil -etmek istemediğim gizli düşüncelerle bu millileştirme mesele­sinde bir Arap ve Müslüman devletin millî hâkimiyetinin tecellisini gör­müşler ve bu işin varacağı neticeyi yalnız böyle (bir devletin değil ve fakat bütün bir devletler camiasının prestiji meselesi olarak telâkki et­mişler veya vaziyeti ıböyle telâkki ettirmek istemişlerdir.

Türkler, Müslüman dinine mensuptur. Türkiye, yalnız sözleri ile değil, hareketleriyle de ^bittabi Mısır da dahil olmak üzere bütün Arap devlet -termin sadece mutlak hâkimiyetini ve istiklâlini değil, kuvvetli, müref­feh ve her nereden gelirse gelsin her türlü tecavüzden ve her şekilde olursa olsun tazyiklerden masun bulunmalarını hararetle arzu etmiştir.

Eğer, kendisine karşı beslediğimiz hisleri tarif ettiğim Mısır milletinin, hâkimiyetine, istiklâline veya prestijine halel getirilmesinin mevzuuıbahis olduğu hususunda en ufak bir şüphemiz olmuş olsa idi, bugün burada bulunmazdık.

Bu vakıalar ve hislerden kuvvet alarak, yalnız bu masa etrafında bulu­nup da içlerinde ıbu 'hususa dair bir şüphesi olanları değil fakat bilhassa, burada bulunmıyanları, halihazırda mevzuubahs olduğu şekilde kanal meselesinin, ne Mısır'ın ne de bir diğer devletin hâkimiyetini ve presti­jini ilgilendiren veya bu hâkimiyet ve prestiji tehlikeye koyan bir mesele olarak telâkki etmemeğe davet ediyorum. Vakıalar tarafından da tekzip edilen ıbu nevi şüphelere meydan vermek veya bunların büyümesine mü saade etmek hür dünyanın meniaatlerine vahim surette zarar vermek, olacaktır.

Mevzuubaıhis olan, sıtn'î şekilde açılmış, hususî bakımı ve daimî mükem-melleştirmeleri icap ettiren ve oradan geçecek gemilerin ücret tediyesini ve hem teknik ve hem de ticarî bazı muamelelere tâ'bi tutulmasını ta-zammun eden bir su yoludur. Bu itibarla bütün bu muamelelerin yürü­tülüş ta^zı ile herkesi tatmin edecek şekilde ifa edilebiliş derecesi, lü­zumunu kimsenin inkâr etmediği geçiş serbestisi üzerinde doğrudan doğ­ruya müesbir olacak mahiyettedir. Kanaldan geçişin beynelmilel mahiye­tini teslim hususunda tam bir mutabakat mevcut olduğuna göre, tama­men kendisine münhasır bulunan hususiyetle:- arzeden ve nevi şahsına mahsus olan vasıflarını gözönünde tutarak tetkik etmek mecburiyetinde bulunduğumuz önümüzdeki meselede, geçişlere müteallik muameleler­den 'birçoğunun tarafsız ve beynelmilel bir teminat altına alınması lü­zumunu neden teslim etmemeli?

Burada Mısır'ın hâkimiyeti ve prestiji ile telif kabul etmiyen ne vardır?

Eğer bunda Mısıra karşı haysiyet kırıcı 'bir emniyetsizlik eseri görenler varsa onlara cevaben derim ki, bu takdirde tarafların yekdiğerine birçok vaadini tazammun eden ve onların bizzarur karşılıklı olarak meseleleri kontrol etmeleri hususunda bazı haklar tesis eden beynelmilel anlaşma­ların hepsini haysiyet kırıcı telâkki etmek icabeder. Eğer böyle düşün­celere kapılmacak oıursa, herhangi bir beynelmilel anlaşmanın veya ter­tibin onları yapanlar arasmda yekdiğerine karşı bir haysiyet kırmak muamelesinden ibaret olduğunu söylemeğe kadar işi vardırmak için bir .sebep kalmaz.Eğer, hükümranlık haklarına bir taarruzdan bahsetmek istiyenler varsa, onlara-da şu suali sormak lâzımdır: Beynelmilel hayatın temelini hüküm­ran devletler arasında olanların serbest iradeleri ile kabul ettikleri an­laşmalar teşkil etmez mi? Hükümranlık haklarını serbestçe istimal ede­rek kendi hareket serbestisinin tahdidini tazammun eder mahiyette ta­ahhütlere girişmemiş bir tek memleket var mıdır?

Bütün bu vakıalar ve mütearifeler hür memleketlerin aralarında iyi geçinmelerinin ve işbirliği yapmalarının esasını tegkil eder ve bunsuz bey­nelmilel hayat tasavvur edilemez.

Bütün bu sebeplere binaen ve ihtilâfı soğukkanlılıkla ve tarafsızca tet­kik etmiş olarak Türk delegasyonu, Hariciye Vekili Mister Dulles'm be yanatında ortajya koyduğu telkinlere, yapıcı ve munsifane bir müzakere -esası olmak üzere iltihak etmektedir.

Önümüzde (bulunan ihtilâfın husule getirdiği zararlar kolaylıkla telâfi edilebilir ve bu aynı zamanda hem milleterarası hukuk ve ahlâk kaide­lerine uygun olacak, hem de, başta Mısır olmak üzere herkesin meşru -menfaatlerini temin edecek bir nizamın tesisi ile neticelenebilir. Ancak "bunun tahakkuku için. bu ihtilâfı onu iğlâk eden hissî unsurlardan tecrid -ederek serin kanlılıkla tetkik etmek ve münhasıran önümüzdeki vakıala­rın arzetüği hususiyetlerin mantığına dayanmak lâzımdır.

Aksi takdirde fecî bîr durumla karşılaşırız ve bunun neticelerinin bizi nereye kadar sürükliveceği kestirilemez. Bu derin endişeyi ifade ederken "Türk delegasyonu bu endişeye bu toplantıda bulunan ve bulunmıyanlardan birçoklarının iştirak ettiğine emindir.»

Nato ve Süveyş

Yazan: S.R. Emeç

1/8/1956 tarihli (Sonposta) dan:

Mısırın, bir taraflı kanarla Süveyş Kanalına el koyması dünyaca bir bü­tün sayılan umumî sulh mevzuunu bir defa daha bir 'gün meselesi haline ge­tirmiştir.

Süveyş Kanalının umumî dünya sul­hu ile ne gibi bir alâkası bulunabile­ceği, bu münasebetle, haklı olarak so-rulabilecek bir sualdir. Süveyş Kanalı, Avrupa ile Hind Okyanusu ve Uzak Şark bölgelerini birbirine yaklaştıran başlıca geçit noktasıdır. Bu kanal mev cut olmadığı zamanlarda, Avrupa mem leketleri, bahis mevzuu ettiğimiz kıta­larla, Afrikanm cenubundan dolaşmak suretiyle ticarî münasebetlerini temin ediyor ve fakat bu yüzden de büyük zamanlar Şkaybediyorlıardı. 'Süveyş Kanalının inşası işte böyle iktisadî bir zaruretten doğdu. Fakat iktisadî olan bu neticenin yanında, Süveyş Kanalı yolu, Akdeniz bölgesinin Uzak Doğu ile olan askerî irtibatını da ayrıca ko­laylıklar temin..etti ki, bundan da bi­rinci derecede istifade eden memleket İngiltere oldu. Çünkü Uzak Doğu ve Hind Okyanusu ile birinci derecede alâkası bulunan memleket İngiltere i-di. Hindistan, bugün İngiliz Milletler Camiasına dahil bir âlem olmakla be­raber düne kadar bir İngiliz müstem­lekesi idi. Yine bu sahaya yayılmış irili, ufaklı birçok İngiliz arazisi vardı ve vardır. Kaldı ki, yine İngiliz Millet­ler Camiasına dahil bir devlet olarak, Avustralya'nın isminin de, bu arada •kaydolunması lâzımdır.

Hindistan, bu'gün, İngiltere ile eskisi gibi münasebet halinde olmamakla b.e raber onun vanmda bulunan Pakistan, Ingilterenİn müttefikidir. Avustraiya nın ise, eskisi gibi, İngiltere ile sıkr münasebet halinde bulunması lâzım­dır. Çünkü düne kadar iktisadî olan taraflar arası münasebetlere, dünyanın belli'başlı iki ideolojik zümreye ayrıl­ması sebebiyle, birtakım askerî zaru­retler de gelip eklenmiştir.

Süveyş Kanalına, bir taraflı olarak, Mısır tarafından el konulmasının hür dünyada yarattığı .tepki ve heyecanın başlıca saikini de, işte bu sebeplerde aramak icap eder.

Süveyş Kanalının Mısır topraklarında kâin bulunması, Mısırın, bu geçit üze­rinde herhangi bir tasarrufta bulunma smı ilk bakışta mazur gösterebilir. Fa­kat hususî 'hukukta, nasıl bir kimseye ait bir arsa ile o arsa sahibinin teması­nı temin etmek için onun önündeki ma hal sahibinin geçit vermesi bir hukuk teamülü ise, birçok memleketlerin müş tereken istifade etmek mecburiyetinde bulundukları 'bir su yolunun statüsü­nün de, onlar tarafından, müştereken tanzim edilmesi icap eder. Halbuki Süveyşe el koyan Mısır, böyle bir hak ki tanımaz göründüğü 'gibi, şimdiye k-adar, bu kanaldan gelip gecen gemi­lerin: Kanalı idare eden müesseseye beher tonilato için ödeyegeldikleri ge­çiş resminde de arttırma yolunda ayrı­ca bir değişiklik yapmak temayülün­de olduğu müşahede edilmektedir. Bu ise, dünya sulhu gibi bir bütün sayılan dünya ekonomisinde de yeni bir mu­vazenesizliğin meydana gelmesine yol açabilir.

Birinci Mısır Cumhurreisi Abdünnası-rın teşebbüsü ile meydana getirilen ve tarafımızdan, daha ilk 'günü, yeni bir çıban bası olarak vasıflandırılmış bu­lunan Süveyş hâdisesinin, mahiyeti kı­saca bundan ibarettir. Yani Mısırın Süveyşe elkoymasi, yalnız dünyanın gaileli başına, bir sürü iktisadî mese­leler çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda, dünya ihtilâlini gaye edinmiş bulunan komünizmin yayılmasını ko­laylaştırmaya mukabil, bu ideolojimin tehdidine maruz bulunan hür dtinya milletleri arasındaki münasebetlere kargı da, yeni engeller çıkarıyor.

Batı Atlantik camiasının bu emrivaki karşısında duyduğu geniş heyecan da bundan ileri ıgeliyor.

Bakalım ne olacak? Yazan: C.S. Barlas

2/8/1956 tarihli (Sonlıavadis) ten:

Demokrasi makinesi hakikaten ağır iş­liyor, iSi'.veyş mukavelesi, Mısır hü­kümeti tarafından tek taraflı olarak bozuldu. Aradan neredeyse bir hafta geçti. İngiltere, Fransa ve Amerika devlet adamları birbiriyle konuşuyor, gazetelere beyanatta bulunuyor, fa­kat ortalıkta müsbet hiçbir eser yok. Süveyş Kanalı meselesi önemlidir. Ha­reket vahim neticeler doğurabilir. Böy le olduğu halde şimdiye kadar zecri tedbir alınmayışı bizde ümitsizlik ya­ratmaktadır.

Yunanlılar Kıbrıs ta çeşitli tahrikler ya parlar, hareket merkezi olan Yunanis-tana karşı tedbir alınmaz. Bu bakım­dan Adalar Denizi emniyetsizlik için­dedir. Bu emniyetsizlik havasını yara­tan Yunanistan yaptığı askerî manev­raya Türkiye ve İngiltereyi davet et­mez, öyle olduğu halde NATO'da hare [ket yoktur.

Mısır, Süveyş andlaşmasmı bozar, Araplar İsrail devletine karşı yersiz ha­rekete geçerler, Akdenizin Güneydoğu su bir barut fıçısı halindedir. NATO gene hareketsizdir.

Su halde NATO teşkilâtının hikmet-i vücudu nedir?

Bir teşkilât ki, cephenin gerisi kuv­vetlen dirmezs e bundan hayır beklenir mi?

Biraz daha bekliyelim, bakalım ne olacak?

Dunun vahimdir

Yazan: H.C. Yalçın

4/8/1956 tarihli (Ulus) dan:

Mısır meselesi gayet ciddî hattâ vahim bir mesele olarak büyük batı devletle­rinin karşısına dikiliyor. Cumhurbaş­kanı unvanını taşıyan Mısır diktatörü Yakın ve Ortadoğuda hür dünya için bir hayat memat meselesi yaratmıştır.

Hakaret edici ve meydan okuyucu ha­reketine karşı sükût, yumuşak mua^ mele, Amerika da dahil olduğu halde bütün hürriyet cephesinin müthiş, bir hezimeti olacak ve dünya hâkimiyeti dâvası Sovyetler Birliği lehine halledil miş denilebilecektir

Vaktiyle, 1949 tarihinde atom bombası üstünlüğü Amerikalılarda olduğu gün lerde, Bolşeviklik ile demokrat dünya arasındaki hayat memat mücadelesini halletmek için atom silâhının kullanıl­masını, tehdidin ele alınmasını ve bir ihtar işaretinin verilmesini tavsiye et­tiğimiz zaman, bazı insaniyetperver ve hayalperest münevver muhitlerin mâ­nevi tesiri altında kalan Amerikalılar bundan pek ürkmüşlerdi. Ne büyük ve biricik fırsatın kaçırılmış olduğunu A-merikalılar bugün görüyorlar ama. ne Çare ki iş işten geçmiştir.

Eğer bugün Mısır meselesinde de batı dünyası, korkak, gevşek bir hareket hattı tâkibederse dâvayı, hürriyet ve hayat dâvasını kat'î surette kaybetmiş olacaklarını kat'iyetle     söyliyebiliriz.

Orta ve Yakındoguyu Bolşevik nüfuzu altına terkedecek büyüklsr Avrupa'­dan çekilip gitmeye mahkûm demektir ler. Avrupa ve Afrikayi kaybedecek Amerika ise bütün dünyayı pençesine geçirmig olan Bolşeviklik ile mücadele edemez.

Bugün mücadele Nasır ile Batı Avrupa arasında   değildir.   Nasır bir   gölgedir.

Onu harek-ete getiren seçimler Moskovanın elindedir. Süveyş Kanalını Na­sır kapamıyor. Kapayanlar Bolşeviklerdir,

Stalinden sonra Moskovanın takibettiği politikanın, artık müphem anlaşıl­maz tarafı kalmamış, hakikat meyda-na çıkmıştır. Moskova sahte bir yumu­şak ve insan il eşme politikası ininde ba ti dünyasını gevşettikten ve tesamüdü zayıflattıktan sonra darbesini üstü ör tülü surette indiriyor ve bütün dünya­da panik yaratıyor.

Panik tam kelimedir. Ağırbaşlı İngiliz gazeteleri bile uğradıkları âni ve şedit darbe karşısında soğuk kanlılıklarını muhafaza edemiyorlar. Amerikan, İn­giliz ve Fransız dovlet adamları derhal toplanarak tedbir düşünüyorlar. Sü­veyş Kanalının zabtı bir başlangıçtır.Batılı memleketlerin tereddütleri ve gevşeklikleri görülürse başka darb.eler gelecektir ve dünya haritası değişe­cektir.Mesele en basit ve hakikî şekline irca edilirse şöyle düşünülebilir; Batı devletleri bu meseleden dolayı 'bir harbi göze -alabilecekler midir? Bugün alamazlarsa, yarın aldıkları takdirde hile çok geç kaimi? ve muvaffakiyet ihtimali  ortadan    kalkınış     olacaktır.

Moskova, Kahire diotatörünün gözleri önünde koca bir Arap İmparatorluğu hülyası canlandırabilir. Bu gün batı devletlerinin yakuışarkta güvenebile­cekleri biricik memleket Türkiy-adir. Fakat vakit geçerse onun da faydası kalmıyabilir. B;r harbe ve mağlûbiye­te mani olmanın her zaman en tesirli çaresi harbi kabule hazır bulunduğu­nu inandırıcı bir ş-skilde anlatmaktır.

Bugün medenî dünya için bir kurtuluş yolu varsa o da durum hakkında doğ­ru bir teşhis koymaktan korkmıyarak icabsdecek şiddetli tedbiri ittihaz et­meğe hazır olduklarına dair Moskova ya bir kanaat telkin etmekten ibaret­tir. Nasır bir kıymet ve kuvvet ifade edemez.

Yunan nankörlüğü

Yazan: M.H. Zal

S/8/1958 tarihli (Vatan) dan:

Abdünnasirîn Süveyşe el koyması ve dünyanın çok mühim bir geçit yerinin bilvasıta Moskova nüfuzu altına düş­mesi, hür dünya hesabına ağır bir sad medir. Her şuurlu hür dünyalı, Orta­doğu petrollerinin bu arada maruz bu­lunduğu tehlikeden dolayı üzüntü du­yuyor ve hayırla şer arasındaki çatış­mada şer tarafının bu sayede mesafe kazanacağını ve ağır basacağını he­saplıyor.

Halbuki güya NAfTO emniyet cephe­sinde yeri ve taahhüdü bulunan Yu­nanistan, bu meselede açıktan açığa Moskova tarafiyle "beraberdir. En mu­tedillerine, hükümete en yakın olanla­rına kadar bütün Yunan gazeteleri, Abdünnasırı alkışlıyorlar, İngilterenin , tehlikeye maruz kalmasından dolayı duydukları s-svinci en taşkın bir şekil­de ifade ediyorlar.

İngiltere, tarih boyunca Yunanistan i-çin bir velinimet olmuştur. Bu menv leketin doğmasına, büyümesine adım adım hizmet etmiştir. İkinci Cihan Harbinde kendi varlığını tehlikeye ko­yarak ve harp plânlarım altüst ederek Yunan topraklarını müdafaaya koşmuş, harpten sonra da Yunan m har­bine hür Yunanistanın saflarında dö­vüşmüş, Amerikalılar imdada yetişinciye kadar büyük fedakârlıklara kat­lanmıştır.

Şimdi hür dünya için kara bir gün ge­lince, Yunanlılık şımarıklığın, hodigâm lığın bir timsali diye harek-st    ediyor.

İrrgiltereye karsı nankörlüğün en büyü günü gösteriyor, kendi istiklâlini bile hiçe sayarak öyle bir yola sapıyor ki, neticesi, komünistlerin kestirme bir şekild-s Yunan mukadderatına hâkim olmaları ve Yunanistanın bir peyk ha­line düşmesidir.

Millî misak Türkiyesi, Kıbrıs mesele­sinde bir mal hırsı ile, hodkâm bir mil lî hesapla değil, hür dünyanın selâmeti hesabına çırpınmış Ve Yunanistana gü venmek mümkün olmadığı düşüncesi üzerine hareket etmiştir. Bu siyaseti­mizde ne kadar haklı olduğumuzu hâ­diseler etraflı bir şekilde belli etmiş­tir.

Yunan emperyalizmi, -eski Makedonya ve Girit facialarını Kıbırısta tekrar emeğe çalışmakla, zaten hür duaya em­niyet nizamının bir düşmanı diye iş görmüştü. Abdünnasırı alkışlamakla ve onu bu. sırada yurduna davet et­mekle foyasını bütün bütün açığa vur­muştur. Bundan sonra Yunan emper­yalizmi ve kilise nüfuzu, batı âlemin­de göz boyamağı çok güç bulacak, ip­liği her tarafta pazara çıkacaktır.

Süveyş kanalı meselesi

Yazan :' A.Ş. Esmer

5/8/1956 tarihli (Ulus) dan:

Süveyş Kanalının Mısır tarafından dev letleştirilmesi üzerine meydana gelen durumu incelemek üzere toplanmış o-lan üçlü konferans  İngiltere, Ame­rika, Fransa  daha geniş bir konfe­ransın bu ay ortalarında toplanmasına karar vererek dağılmıştır. Üçlerin top lantıya çağırdıkları yirmi dört devlet arasında Türkiye, Mısır ve Sovyetler Birliği de vardır. Konferans, Süveyş Kanalının milletlerarası murakabe ve idaresi için bir mekanizma kuracaktır.

Üçlü Londra konferansından sonra çı­karılan tebliğde Kanalın devletleşti -rilmesine itiraz edilmemesi ve yalnız geçit serbestliği üzerinde durulması, Nasır tarafından ihdas .edilen olupbit­tinin kabul edildiğine delâlet etmekte­dir.

Süveyş Kanalının^ statüsünü tesbit e-den iki ayrı vesika vardır:

 Kanal Şirketine 99 yıl müddetleimtiyaz veren 1869 mukavelesi. 

 Kanalın harpte ve sulılta her ge­miye  açık bulundurulacağı hakkında­ki 1888 İstanbul andlaşması. Bu and-laşma şu devletler tarafından imzalanmistir: Türkiye, İngiltere, Fransa, Al­manya, Avusturya,  Rusya,   İspanya,İtalya, Holârida. O sırada bağımsız ol­madığından Mısır  bu andlaşmayı im­za  edemezıdi.   Mısır namına Türkiyeimzalamıştır. Fakat Mısır İngiltere İle1954 yılında Süveyş andlaşmasım im­zalarken, aynı hükümleri kendi namı­na da kabul etmiştir. Şu halde Mısında 1888  andlaşmasım imzalayan dev­letler  arasında saymak mümkündür.

Kanal 'Şirketini devletleştirirker Na­sır 1869 mukavelesini bozmuş, fakart 1888 andlaşmasiyle kanala verilen sta­tüye dokunmamıştir ve dokunmayaca­ğını da bildirmiştir. 1869 mukavelesi­ni bozmak, doğru bir hareket değilse de, milletlerarası bir andlaşmayı yut­mak da demek değildir. Mısır sadece Mısır tabiiyetinde bulunan bir şirketi devletleştiriyor. Esasen şirketin imtiya zı on iki sene sonra sona erecektir. Bu devletleştirme muamelesi, Mısırla şir­ket hissedarları arasında birtakım taz­minat meselesi ortaya atmaktadır ki, Nasır hissedarlara tazminat vereceğini söylemiştir. Sanıldığına göre ödenecek tazminat ikiyüz milyon doları bulacak tır.' Üçlü konferans bu meseleler üze­rinde durmamıştır.

Asıl önemli olan mesele, Süveyş Ka­nalından 'geçit serbestliğinin sağlam kazığa bağlanmasıdır ve yirmi dörtlü konferans bunun için toplanıyor. Gerçi şimdiye kadar 1888 İstanbul Andlaşması bunu sağlamıştı; fakat fiiliyatta, onu sağlıyan yani 1888 Andlaşmasım tat­bik -eden Kanal Şirketi idi. İdaresi Fransa ve îngilterenin elinde olan şir­ket, . 1888 Andlaşmıasımn icra organı vaziyetinde idi. Kanalın devletleştiril­mesi üzerine, şirketin idaresi Mısırın eline geçmiştir. Eden'in Avam Kama­rasında açrk olarak söylediğine göre, İngiltere Nasıra itimat etmiyor, bu derece hayatî önem taşıyan bir geçi­din milletlerarası murakabeye bırakıl masını istiyor.

Kanalın İngiltere için hayatî olduğu şüphe götürmez. îngilterenin 28 mil -yon tona baliğ olan petrol istihlâkinin 20 milyon tonu Süveyşten geçiyor. Fransa da Kanal ile aynı derecede il­gilidir. İki devlet, Pineau'ya göre Ka­nalın Önemini Londrada Foster Dul-les'a anlatmışlar ve yirmi dörtlü kon­feransın toplanması fikrine Amerikayı da imale etmişlerdir.

Yalnız davet konferansa! toplanması demek değildir. Toplansa bile bir an­laşmaya varılması demek hiç değildir. Yani konferansı toplantıya davet et­mekle mesele halledilmiş olmuyor. Mı. sir konferansa gelmez veya gelir de 1888 ve 1954 taahhütleri kâfidir bunlara karşı yürümedim, yürümek niyetinde de değilim, bu niyette bulunduğu­mu iddia edenler evhama kapılmışlar­dır, dersone yapılacaktır?

Bütün belirtiler İngiltere ve Fransamn kuvvet kullanmıya kadar varacakları­nı göstermektedir. Seçim arifesinde Amerikanın kuvvet kullanmıya pek niyeti olmadığı görülüyor; fakat İngil­tere ve Fransamn Akdenizdeki hazır­lıkları bir blöften ibaret olmadığı mu hakkaktir. Şu halde Kanal hâdisesi ten likeli bir konu olmakta devam edi -yor.

16 Ağustos konferansı

Yazan: C. Baban

9/8/1856 tarihli (Tercüman)  dan:

Cemal Abdünnasırm Süveyş kanalına elkoymasmı müteakip hadis olan du­rumu tetkik etmek ve Mısıra bu geçi­din serbestliğini tanıtmak maksadiyle 16 ağustosta Londrada toplanacak olan konferansa İsrail îıariç yirmi dört dev let davet edilmiş bulunuyor. Müttefik ler, Mısırın bu toplantıya iştirak şan­sını azaltmamak ve eğer kanal bölge­sinde bir silâhlı ihtilâf husule gelirse, İsrailin kendi lehine bazı hudud tas­hihleri yapmasının Önüne geçmek için böyle bir tedbire başvurduklarını, İs­railin Londra Büyükelçisi Eliahu E-lath'a bildirilmiştir.

Toplantı Hariciye Vekilleri seviyesin-. de olacağından, Türkiye'nin de bu konferansa ısayın Ethem Menderesi göndermesi icabetmektedir. Önümüzde pek az gün kaldığından Türk heyeti­nin bugünlerde ilân edilmesi muhte­meldir.

Malûmdur ki Süveyş Kanalındaki ser­besti rejimini, 1888 tarihinde imzalan­mış olan İstanbul andlaşması tesbit e-diyordu, o tarihte Mısır müstakil değil di ve Türkiye bu mukaveleyi imzalar ken İmparatorluk adına konuşmuş bu lunuyordu. Bu sıfatla 16 ağustos Londra toplantı­sında Türkiye'nin mevkii ayrı bir e-hemmiyet arzetmektedir. 1388 İstanbul konferansına iştirak etmiş olan Mısır, Fransa, İtalya, Hollanda, İspanya, Tür kiye, İngiltere ve Rusyadan başka, de­nizci ve Süveyşle ilgili memleket ola­rak, Avustralya, Seylân, Danimarka, Habeşistan, Batı Almanya. Yunanis­tan, Hindistan, Endonezya, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, Pakistan, Por­tekiz ve Birleşik Amerika da 16 ağus tos toplantısına çağırılmışlardır. Bu konferansta Hollanda, bütün Bsneluxe blokunu, Danimarka da İskandinav memleketleri blokunu ayrıca temsil e-deceklerdir.

Mısır çok muhtemel olarak bu toplan­tıya iştirak etmiyecektir. Bu takdirde konferansın kararlarını da tanımıya-caktır. Zatsn Batılıların da bütün en­dişeleri buradadır. Eğer böyle bir hâ­dise olursa, Garp âlemi ne yapacak­tır?

Londra konferansını, müteakiben veri lecek sert ve şiddetli bir kararı ber-veçhi peşin konferans azalarına tasdik ettirmek gibi bir gaye de taşıyacak ve dünya milletlerinin, bu suretle fikirleri öğrenilmiş  olacaktır.

Bu arada konferansın istihsal etmek is tediği netice üzerinde de durmak is­tiyoruz. Konferansı tertibeden Ameri­ka, Fransa ve İngiltere, Mısırın Ka­nal Firketini devletleştirme kararını, münakaşa etmemekte ve bu kararın hükümranlık hukukuna dahil olan hu­suslardan olduğunu kabul etmektedir­ler. İstenilen şey. her hal ve zamanda geçiş serbestliğini temİli ve müruriye-lerin bu serbestliği bozmayacak bir tarzda tespitidir.

İngiltere konferans hazırlıklarını ya­parken Kraliçe de 400.000 ihtiyat eri­nin silâh altına alınması hakkındaki kararnameyi imzalamış bulunuyor, Eden hükümeti elindeki selâhiyeti ihti­yatî bir tedbir olarak tutacağını bil­dirmiş ve bu yekûndan ancak 20.000 kişinin şimdilik vazifeye çağırılacağı­nı açıklamıştır.

Meşhur Amerikan dış politika tefsircisi Walter Lippmann, Kanalın Birleş­miş Milletler idaresine verilmesini tav siye .etmektedir. Fransa ise. İngiltere ile her noktada mutabıktır. Rusyamn bu konferansta bütün geçitler üzerinde bir müzakere açmak istiyeceği tah­min edilmektedir.

Türkiye bu mevzuda kanaatini henüz açıklamamıştır. Noktainazarımızın Ka nalın serbestliği yolunda olacağını tah­min zor değildir. Hükümet noktainaea rina 'karşı muhalefetin ne düşündüğü ise şimdilik malûm değildir. Kasım Gü lefc'in Karadenizde partisi ile hiç bir is usarede bulunmadan ortaya attığı fi­kirlerin Halk Partisini ilzam edip et-' miyeoeğini de önümüzdeki Öğreneceğiz.

Yeni bloklar kurulurken Yazan: A.E. Yalman

14/8/1956 tarihli (Vatan) dan:

Şimdi artı'k betti olmuştur. Mısır hü­kümeti Londra konferansına katılmı­yor, konferansın, kendi gıyabında ola­rak vereceği kararı tanımıyacağmı ve bunu millî hâkimiyetine karşı bir te­cavüz sayacağını önceden ilân ediyor, diğ-sr taraftan da Süveyş Kanalındaki seyrüsefer serbestisi meselesini müna­kaşa etmek üzere Kahirede daha ge­niş ölçüde bir konferans tertibine kalkışıyor.

Demek ki dünyanın İki zıt bloka ayrıl ması istidadı Süveyş meselesi netice­sinde şiddetlenmiş ve aradaki uçurum derinleşmiştir. Endişe uyandırması lâzım gelen nokta, Irak, Pakistan, Yuna­nistan, İspanya gibi komünizme karşı olan müştereik emniyet cephesinde yerleri olan .memleketlerin Mısırı des­teklemeleridir. Mısırın açtığı Aran em peryalizmi, daha doğrusu Abdünnasır emperyalizmi çığırının Moskovanm işi ne yarıyacağmı bu memleketler hiç hatıra getirmek istemiyorlar. Hareket tarzlarına ya hisler hâkimdir veya kı­sa vâd-eli menfaat hesapları...

İki Cihan Harbi esnasındaki gergin vaziyeti gözünüzün önüne getiriniz! O zaman hâdiselerin ağırlık merkezi Av rupada toplanmıştı. Avrupa, iki düş­man bloka ayrılmıştı. Birinci Cihan Harbinden sonra zorla imza ettirilmiş .sulh. muahedelerinden faydalananlar .müşterek bir cephe teşkil ediyorlardı,

Bu muahedeler yüzünden haksızlığa uğradıklarını iddia edenler ve bunları yıkmağa çalışanlar, ikinci bir cephe halinde birleşmişlerdi.

Türkiye, Birinci Cihan Harbinden son­ra ıgönül hoşluğuyla bir sulh muahede si meydana getirebilen tek memleketti.

Halinden memnundu. Dünya sulhunun devamından başka bir şey istemiyor­du. 'Bu maksatla Balkan Paktı ve Sâ-dâbâd paktı tarzında sulh barajları hazırlamağı iş edinmişti. Bu işleri en temiz bir iyi niyetle kendine dert edi­nen Atatürk'ün Batı alemiyle büyük bir irtibatı vardı. Asya ve Afrikada sözü geçiyordu. Dünyanın her tarafın­da esir milletler Türk milletinin İs­tiklâl Mücadelesini örnek diye karşı­lamışlardı, kendi kaderlerir.fi ait ümit lerini ona bağlamışlar, bizim ortaya koyduğumuz zinde ruhtan cesaret al­mışlardı. Türkiye, bütün bu nüfuz ve itibarını sulhun lehine kullanıyor, dün ya yüzünde en kuvvetli bir muvazene âmili mevkiinde bulunuyordu.

İkinci Cihan Harbinden sonra Avrupa gitgide kenarda kaldı. Asyanm nice milleti kendi kaderine hâkim bir hale geldi. Birtakım Afrika milletleri tam veya yarım istiklâle kavuştular. Endo­nezya bir dünya kuvveti olarak meyda na çıktı. Kızıl Çin, uzun asırları dol­duran anarşi istidatlarını yenerek, Amerika ve Rusyadan sonra  dünyanın mukadderatında en ağır basan memle­ket manzarasını aldı.

Bu devirde Batı emperyalizmi ve müs tsmlekeciüği süratle tasfiye olunurken ve devamlı imkânı ortadan silinirken, Sovyet Rusya'nın Avrupanın göbeğin deki emperyalizmi ve cihangirlik kur­mak üzere elaltmdan çevirdiği oyun­lar, Avrupa haricinde yeni istiklâle kavuşan geriç milletleri (hiç rahatsız etmedi. Moskovanın sinsi oyunlarına bu 'gibi milletler kısmen kapıldılar, kısmen de bunlara aldırı? etmiyerek, eskidenberi Batıya karşı biriken nefret isti bakımından Rusyayı ya bir yol arkadaşı veya kendi hesaplarına Ba­tıya karşı istismar edilebilecek bir bas ki ve şantaj vasıtası diye karşıladılar. İki ayrı yerde birbirine zıtmaksat­larla iki Süveyş konferansı kurulursa dünyanın iki. düşman bloka ayrılması istidadı kat'î şeklini alacak, medenî â-lemin istikbali ipek karanlık bir safha­ya girecektir.

İngiltere ile Fransa kendilerini bekliyen tehlikeyi uzun vadeli bir şekilde görmüşler, kavramışlardır. Buna kar­şı şimdilik ancak askerî tedbir alma­ğa meyilli görünüyorlar, müşterek bir kumandanlık kurmuşlardır, başına Lord Mountbatten gibi pek mühim ve buhranlı durumların âşinâsı bir şahsi­yeti getirmişlerdir.

Acaba İngilizlerle Fransızlar kuvvet kullanmanın risklerini sonuna kadar göze alacaklar mıdır? Amerika umumî seçimlerinin tam . arifesinde ne gibi bir yol tuatacaktır?

Son kırk, elli yıllık devri yagıyanlar için (heyecan mevzuları hiç eksik olma mıştır. Fakat bu son durum kadar ger gin ve çetini nadir .görülmüştür. İnsanı bilhassa üzen taraf. Türkiyenin tam bu sırada iç kavgalariyle ikiye bölünmüş, olması ve millî birlik ve istikrarının bütün ağırlığıyle dünyanın bu kötü gününde faydalı bir muvazene âmili olmak fırsat ve imkânını kullanamamasıdir.

Mısırın cevabı

Yazan: A,Ş. Esmer 15/8/1956 tarihli  (Ulus)  dan:

Başkan Cemal Abdünnasır, Süveyş Konferansı için İngiltere tarafından yapılan davete, kendine mahsus teat-ral şekilde c-evap vermiştir. Önce bir basın toplantısında sonra da radyoda verdiği uzun beyanatta Mısırın Lon­dra konferansına neden grtnıiyeeeğini izah etmiştir. Kanalın devletleştirilmiş olduğu hakkındaki kararı bildiren 26 temmuz tarihli beyanatından farklı o-larak, Nasırın bu defaki beyanatı ge­rek şekil ve gerek muhteva itibariyle mutedildir. Bu da gösteriyor ki, Ab­dünnasır İngiltere've Fransanm göstermiş oldukları tepkinin bir blöften ibaret olmadığını ve Mısırın ciddî bir tehlike karsısında bulunduğunu anla­mıştır.Sertliğin, bu buhranda  yardımına güvendiği Nehru tarafından da. tasvip edilmediği kendisine anlatılmıştır.

Abdünnasır, beyanatında, Kanal şir­ketinin devletleştirilmesinden doğan vaziyetin hukukî safhası üzerinde dur maktadır ki, teknik bakımından doğ­ru olduğu şüphesizdir. Hülâsa olarak diyor ki, Mısır kanal şirketini devlet-leştirmiştir. Bu, Mısırın hükümranlık baklan çerçevesi içine giren bir hare­kettir. Kanal Şirketi Mısır tabiiyetin­de idi. Mısırlı bir şirket Mısır hükü­meti tarafından devletleştirilmiştir. Tam tazminat da ödeneceğinden bu muameleye kimsenin karışması caiz değildir.

Kanal Şirketinin devletleştirilmesi, ge çit serbestliğini ihlâl etmiyor, zira ser­bestliği sağlıyan şirket değil, 1886 and laşmasıdır ki, Mısır bu andlaşmaya bağlı kalmaktadır. Kanal şirketiyle geçit serbestliği arasında bir münasebet bu­lunduğunu Jddia etmek, meseleyi karış tırmak demektir. Kaldı ki. Mısır, geçit serbestliğinin garanti altına alınması için daha »geniş bir konferansın toplan, masına da tarafdardır. Bu son sözler­den çıkan en önemli mâna, kanalın beynelmilel statüsünün Mısır tarafın­dan kabul edilmesidir. Londra konfe­ransının toplanmasındaki esas maksat da bundan ibaretti.

Teknik hukukî durum Nasırın ifade ettiği şekilde ise derealitenin başka olduğu muhakkaktır. Doğrusu şudur ki, Kanal Şirketi, Mısır kanunlarına göre tescil ve hükmî şaJhıslığı Mısır ta biyetinde ise de sermayesi ve idaresi yabancıların elinde bulunuyordu. Şir­ket, İngiltere ve Fransa için yalnız bir kâr müessesesi değil, aynı zamanda Kanaldan geçidi murakabe eden bir otorite idi. Şirketle geçit serbestliği arasmda bir hukukî münasebet bulun­mamakla beraber, fiilî olarak yalnız ge çit serbestliğini değil, kanaldan kolay geçidi ve kanalın geliştirilmesini sağ-lıyan şirketti. Şirketin idaresi, ellerin­de bulundukça İngilizler ve Fransızlar geçit serbestliğinden dolayı herhangi "bir kaygı duymuyorlardı. Şu halde Ka nal şirketiyle geçit serbestliği arasın­da bir münasebet bulunmadığını iddia ederken, Nasır, bu beyanatında sami­mî değildir.

Şu cihet de unutulmamalıdır kir kana İm mülkiyetini kanaldan geçiş serbest liginden tamamiyle ayırmak da kola değildir. Kanala sahip olan yalnız kârzihniyetiyle hareket eder de, geçidin imarı ve daha da ıslahı inin gayret sarfetmezse, Süveyşten beklenen fay­da hasıl olamaz. İngilizlerin ve Fran­sızların asıl endişeleri budur ve Nasırla devletleştirme kararım verirken söylediği sözlerle bu kaygının yersiz olmadığını anlatmıştır. Süveyş Kana­lının kârı ile milyarlık Assuan barajını inşa edeceğini bildirmiştir. Bu nasıl mümkündür? Ya kanalın imarı ve ıs-iahı ihmal edilecek, yahut da kanal ücretleri arttırılacaktır. Her iki şekil­de de Kanaldan geçit serbestliği tahdid edilmiş oluyor.

Kanaldan geçit serbestliği geniş mâ­nada alınmalıdır. Yalnız gelip giden gemilere dokunmamak değil -ki bu noktada da Nasıra itimad edilmiyor-kanalm ıslahı ve kâr düşüncesinden ziyade, beynelmilel bir yol olduğu dü­şünülerek ona göre hareket edilmeli­dir. Bunun içindir ki, Londra konfe­ransında bir kontrol ve idare meka­nizması kurulacağı gibi, kanalın sahibi «ıfatiyle Mısırın temin edeceği kâr nisbeti de tesbit edilecektir.Yani mül kiyet hakkı kayıtlanacaktır. Kanalın beynelmilel karakterini kabul ettiğine göre, Nasır da buna intizar etmeme­lidir. Esasen Kanalın beynelmilel ma­hiyetini kabul ettikten sonra :şler ko­laylaşmış olmalıdır. Mesele murakabe ve idare mekanizmasının kurulmasına kalmıştır ki, bunun için de Nasır'm teklif ettiği daha geniş» konferansa lıiç lüzum yoktur. Görüşülecek mese­le bundan ibaretse, yirmi dörtlü konfe rans bile fazla kalabalıktır.

Kaçıncı Münih

Tazan: Y.K. Karaosmanoğlu

16/8/1956 tarihli (Tercüman) dan:

Geçenlerde, bir İngiliz gazetesi mi yaz .mış, yoksa, Garb âleminin şu formülcü siyaset adamlarından biri mî söyle­miş? Herhalde memleketimiz dışında­ki yayınlarda görüp okudum: Süveyş kanalı meselesi üzerinde toplantıya da vet edilen Londra konferansı hakkında şöyle bir söz ortaya atılmış: «Bu, ikin­ci bir Münih olacaktır.

Epeyce uzun süren diplomatik kariye­rimde hiçbir -şey öğrenmedim se, buna benzer peygamberce sözler söylememe .yi, herhangi bir meseleye dair kat'î bir hükümde bulunmamayı ve daima her mütalâayı bir «ihtirazi kayıd» a bağlamayı öğrenmişimdir. Onun için, (İkinci Münih) lâfını işitince «acaba, bunu söyliyenin bir bildiği mi var? demekten kendimi alamadım. Biraz: düşündükten sonra, buna da ihtimal vermedim. Zira, İşlerin içyüzünü  kından bilen bir kimse olsaydı ikinci Münih yerine, en azından, sekizinci Münih demesi lâzım gelirdi.

Birinci Münihi takibeden Münih'leri parmak hesabiyle sayalım: Ribentrop'-un Londra ve Paris'e dostluk ziyareti ve bu vesile ile her iki hükümet mer­kezinde neşrolunan müşterek (dostluk beyanatı). İkinci Cihan Harbinden he­men b:rkaç ay Önce, İngiliz Hariciye Nazırının ve onun arkasından Ameri­ka Birleşik Devletleri Hariciye Umumî Kâtibinin Mussolini ile, Hitlerle görüş meleri ve bu görüşmeler sırasında dik­tatörlere «Aman etmeyin» diye yalva-"nşları. Nihayet, harpten sonra veya harp   esnasında   yapılan   konferanslar:

Tahran, Yalta, Potsdam, Berlin, Ce­nevre... Bunlarn her birinin (Münih) ten ne farkı vardı? Bunların herbiri, Mister Chamberlain'in «halef» lerine miras bıraktığı bir (muvazaa), bir (işi oluruna bağlama) siyasetinin türlü şe­killerde tecellisinden baıjka neyi ifade eder?

Garb diplomasisinin bu kötü geleneği­ni, bu irsi hastalığım, Ruslar, tâ Viya­na Kongresindenberi pek iyi bilir. Çar Birinci Aleksandır, bu bilgiye güvene-rektir ki, İngiliz, Alman, Fransız ve Avusturyalı devlet adamlarını yıllarca parmağının ucunda oynatmıştı. Stalin, bu sayede, bütün kozlarım kazanmış­tır. Molotofun bütün (Niyeti) batarya­larını yüzde yüz isabetle kullanışıma

sırrı bundadır. Nihayet, şimdi Çepilof, Ortadoğuda istediği gibi at koşturma­ğa başladıysa cür'et ve cesaretini bun­dan almaktadır.

Bu bakımdan tahmin edilebilir ki, genç Sovyet Hariciye Komiseri, yine Garb diplomasisinin içyüzü hakkındaki mil­lî bilgisine dayanarak, son Mısır seya-.batinde, Abdünnasınn kulağına eğilip "Süveyş Kanalını al. Korkma, sana bir şey yapamazlar.» öğüdünde bulunmuş­tur ve hattâ bu öğüdüne «bir şey ya­pacak olurlarsa ben arkandayim» vaa­dini bile ilâve lüzumunu duymamıştır. Zira, (bir şey yapamazlar) sözü, seki­zinci Münih tecrübesinden sonra söy­lenmiştir. Genç Mısır diktatörünün ya­şı da bütün bu M'ünihleri hatırlaırnıya-cak kadar küçük değildir.

Süveyş dâvasında Türk görüşü

Yazan: Czhad Baban

20/8/1956 tarihli (Tercüman) dan:

Londra konferansında Hariciye Umu­mî Kâtibimiz tarafından ileri sürülen Türk tezinin tam metnini Zafer gaze­tesi evvelki günkü nüshasında neşret­miş bulunuyor- Ortadoğuda birdenbi­re harp bulutları yaratan vahim bir hâdise hakkındaki görüşümüzün bil­hassa uzlaştırıcı vasfı üzerinde durmak isteriz. Muharrem Nuri Birgi sözlerinin başında ihtilâfın hissî cephesi üzerin­de durmuş ve hükümranlık hakları gi bi çok meşru mevzuların müdafaasın­da dahi bu 'gibi hissî hareketlerin, zarar lı neticelerini anlatmıştır. Türk tezi A-merikanm düşüncelerine tefavuk et -meKtedir. Yani Türkiye, şirkete mute­dil bir tazminat verilmesi tarafdarıdır. Türkiye, Mısır hükümetinin kanal şir­ketini istimlâk ve devletleştirmek hak kını tanımaktadır. Buna mukabil bu geçidin beynelmilel bir taahhüt ile her  millete acık utulmasını müdafaa eylemektedir. Türk tezine göre, açıklık teminatını milletlerarası bir taahhüde bağlamak, Mısırın hükümranlık huku kuna aykırı değildir. Aksi takdirde bü tün beynelmilel anlaşmaları imzahyan devletlerin karşılıklı oarak haysiyet meseleleri icad etmeleri icap ederdi.

Kabul etmek lâzımdır ki Türkiyenin bu konferansta çeşitli cephelerden zor­luk arzeden durumu vardır. Evvelâ Türkiye Ortadoğu sakini olarak vb Arap âlemile dostluk münasebetleri i-cinde yaşamak istiyen hüviyeti ile Mı sırla ve Mısırın politikasını tasvip e-den Balkan Paktı komşumuz ve müt­tefikimiz Irak ile tenakuza düşmek is­temezdi. Saniyen yine müttefikimiz olan İngütereye karşı tevcih .edilen ve bir aralık düşmanlık derecesini bulan hissiyat karşısında da dost ve müt­tefike karşı vazifelerimiz vardır. İş. .bununla bitmiyordu, taassup ve hırs içinde ayaklanan Mısır, Sovyet Rusya-nm da müdahalesiyle zannedilmişti ki Boğazlar dâvasına da .el atarak işi büs bütün bulaştıracak.Bu hususta Amerikart gazetelerinde bir hayli de neş riyat oldu... Bu nazik mevzu da bizi elbet çok yakından alâkadar edecek i-di. Bir de bütün bunların üzerinde mil letkrarası hukukun icap ettirdiği dü­rüstlük ve bitaraflık hisleriyle hareket etmemiz zarureti ile karşı karsıya idik. Türk tezi, bütün bu hususları nazarı dikkate alarak kaleme alınmıştır. Bu itibarla bu etüdü yapmış olan diplo­matik cihazımızı tebrik eylemeği vazi­fe biliriz ve yine bu husııslar inceden inceye dikkat nazarına alınmış oldu­ğu içindir ki, Türk tezi Mısırda ve Arap memleketlerinde olduğu kadar, İngilterede de iyi karşılandı. Öyle tah min ediyoruz ki münakaşalar durulup da fikirler tebellür etmeğe başladığı zaman Türk ve Amerikan tezi müzake relerin belkemiğini teşkil .edecektir.

Mısır şirkete mutedil bir tazminat ver­meği kabul etmiş bulunmaktadır. Geçi din serbestliğini de temin etmektedir.

Türk tezinin Mısır düşüncesinden ay­rılan tek tarafı bu teminatın Mısırdan gelecek tek taraflı bir taahhüt yerine milletlerarası bir uzlaşma ile tarsîn e-dilmesidir. Mısır hükümeti bu noktayı kabul ettiği takdirde ortada hiç bir zorluk kıalrnıyaoak, bilâkis Orta dol­guda, istikrar, sulh ve sükûna doğru çok mühim bir adım atılmış olacaktır.

Londradaki Türk tezinin bir .ehemmi­yeti de resmî metin dışarıda kalan ve-göze görünmiyen kısımlarıyla, bu te­zin konferanstan sonraki devir için Türk - Mısır dostluğunu takviye ede­cek bir mesaj ve el uzatma mahiyeti arzetm esidir.

Londra konferansından sonra

Yazan: Ö.S. Coşar

22/8/1956 tarihli (Cumhuriyet)ten:

Süveyş meselesini müzakere etmekte olan Londra konferansının nasıl bir neticeye  bağlanacağı belli     olmuştur,

Fransızların veya ingilizlerin {Mısıra karşı silâh kullanmalarını bekliyenleı böylelikle, Ortadoğuda ciddi bir du­rumun husule gelmesini bekliyenleı hayal kırıklığına  uğramışlardır.

Daha bundan pek az evvel birçok Fransız ve İngiliz gazeteleri, Mısıra karşı silâha başvurulması lâzirrageldiğini y& zıyorlardı ve bu devletler askerî ha­zırlıklar yapmakla meşguldüler.

Bundan neden vazgeçildi

Londra konferansına giden devletler a-rasmda, Mısırın ağır hücumlarına, yer siz tenkidlerin-e maruz bırakılmış olan­ları da vardır. Bilhassa -Bağdad Paktı devletleri. İste bu devletler elele ver­mişler, Mısırın meşru hakları aleyhin­de bu konferansta karar alınmasına müsaade etmiyeceklerini ilân etmişler dir. Mısırın Bağdad Paktını yıkmak için tahrik üzerine tahrik yapması, bu pakta dahil devletlerin de aynı şekil­de, sakat bir yola sapmaları, Mısırı yık mağa kalkışmaları için hiçbir zaman sebep olamazdı.

Bağdad Paktı devletlerinin Pakistanın Dışbakam  dün  konferansta Amerikan plânı ele almış ve bunda bazı tadilât yapılması lüzumunu ileri sürmüştür. Bu teklifi Türkiye, İran, Habeşistan adına yaptığını da ilâve etmiştir. Gü­neydoğu Asyanın tarafsız Müslüman devletlerinden Endonezya da bu tâdil tekliflerinin kabulüne taraftar olduğu nu bildirmiştir.

Londra konferansı açıldığından beri Mısıra karşı silâh kullanılması tezini reddetmiş olan Amerikan Dışbakanı Dulles, Bağdad Paktı devletlerinin ile ri sürdükleri tâdil tekliflerini derhal kabul etmiştir. İngiltere ve Fransa da buna razı olmuşlardır.

Bu tâdil tekliflerinin Mısır tarafından kabul edilip edilmiyeceği henüz belli değildir. Fakat Bağdad Paktı azası memleketlerin temsilcileri, Süveyş nıe selesinde evvelâ Mısırın istiklâline hür met edilmesini, meşru haklarının ko­runmasını millileştirme prensibinin ka bul edilmesini şart koşmuşlardır. Ve aynı zamanda bu dâvanın Mısır ile başbaşa verip onunla konuşmadan bir karara bağlânmıyacağmı da ilân et­miştir.

Kısacası, Mısırın iştirak etmediği Lon­dra Konferansının Süveyşle alâkalı o-larak iKahire hükümetine bir kararı zorüa kabul ettirmeğe kalkışması ihti­mali' bertaraf ediliyor. Askerî tehdid meselesi ortadan kalktığına kanal ida­resini devletleştirme prensibi de peşi­nen kabul edildiğine göre yeni bir konferans için kapılar açiüanafetadır.

Bağdad paktı azası devletler, Ortado­ğuda, Ortadoğuluların menfaatleri le­hinde çalıştıklarını veya bu tahrikin tesirine kapılacak iedallerini çiğniyemiyeceklerini göstermişlerdir.

2 Ağustos 3958

 Londra :

Kıbrıs adasında tetkiklerde bulunmuş olan anayasa mütehassısı Lord Radc-liffe, bugün Londrada Kıbrıs halkına bir mesaj yayınlamıştır.

Anayasa mütehassısı Kıbrısta yaptığı tetkikat neticesinde şu iki neticeye vardığını   bildirmektedir:

 Ortada mevcut olan bütün men­faatleri telif edecek bir anlaşmaya varmak- imkânsız değildir.

 Muhtariyet itidal ve müsamahalıdüşünce ve hareket isteyen bir rejim­dir.

Lord Radcliffe, netice olarak, Kıbrısda gördükleri ve tavzif .edildiği anayasa konusu hakkında hazırlıyacağı bir ra poru hükümete tevdi edeceğini bildir­mektedir.

 Lefkoşe:

Güvenilir bir kaynaktan öğrenildiğine göre, İngiliz Kuvvetleri Kumandanlığı, adaya getirilecek takviye birliklerini yerleştirmek üzere Lefkoşe bölgesinde bazı bölgelere el koymuştur. Aynı kay naktan ilâve edildiğine göre bu tak­viyelerin gelişi, Süveyş meselesiyle il­gilidir.

3 Ağustos 1956

 Lefkoşe:

23 yaşında   Rum   asıllı  bir Kıbrıslı   e-îektrikçi diğer bir Rum asıllı Kıbrıslıyı vurduğu için bugün ölüme mahkûm edilmiştir.

Bazefontos, kendisini yakalayana 7.000 dolar mükâfat verileceği ilân edildik­ten sonra, İngiliz birlikleri tarafından, 'ele geçirilmiştir. Basefontos'ul "ur­duğu şahıs, siyasî sebeplerden değil bir kadın yüzünden hâdisenin vukua, geldiğini söylemesine rağmen, hakim, bunun siyasî bir hâdise olduğunda ıs­rar etmiştir.

7 Ağustos 1956

 Londra :

Drusula Dimitriadi?. adında ve 21 ya­şında Kıbrıslı "bir Rum kızı tedhişçile­rin muhtemel bir misilleme hareketin­den kurtulmak için dün Londraya gel mistir.

DrusUİa'nm nişanlısı TVTompaldas 15 gün evvel Lefkoşede tedhişçiler tara­fından tabanca ile öldürülmüştü. Bun­dan çok müteesir olan bayan Drusula alâkalı makamlara müracaat ederek Kıbrıstaki E.O.K.A. tedhişçi Rum teş-Jkilâtmm reisi olan ve hâlâ ele geçiri­lememiş, bulunan Yunanlı eski Albay Grivas'a hitaben radyo ile bir lanet mesajı yayınlamak istediğini bildirmiş tir. .İsteğinin kabul edilmesi üzerine mesajı plâğa alınmış ve dün akşam kendisi Londrada emin bir yere sığın diktan sonra, bu mesaj Kıbrıs radyo­sunda yayınlanmıştır.

Drusula mesajında ezcümle şöyle de­miştir :

«Albay Grivas, biz Kıbrıslı Rumlar se­ni istemiyoruz. Adamızı derhal terket,Seni ve teşkilâtını asla sevmiyoruz. Sen adamıza dehşet ve ölüm saçan bir şerirsin.»

9   Ağustos 1956

Lefkoşe:

Ölüme mahkûm edilmiş olan üç Kıbrıslı tedhişçinin bu 'gece saat üçü bir kaç dakika geçe (mahallî saat) idam edil­dikleri resmen bildirilmektedir.

Lefkoşe:

Üç Kıbrıslı Rumun idam edilmesini protesto maksadiyle bugün Kıbrıslı Rumlar umumî grev ilân etmişlerdir.

Grev, belli başlı servisleri aksatma­makta ve şehirde sükûnet hüküm sür­mektedir. Bununla beraber ordu ve polis birliklerine, E.O.K.A. cılarm mu kabil bir harekette bulunmaları ihti­maline karşı hazırlıklı olmaları emre­dilmiştir.

Grevin dört veya beş gün kadar süre­ceği sanılıyor.

10 Ağustos1956
 Colombo:

Seylân Başvekili Solomon Bandarana­ike Temsilciler Meclisinde dış siyas-et meselelerine dair verdiği izahat sıra­sında «îngilterenin Kıbrıstan çekilme si büyük karışıklıklara yol açacaktır» demiştir.

Bandaranaike sözlerine şöyle devam et mistir:

«Kıbrıs meselesi, emperyalist kuvvet­lerin yabancı topraklardaki hakların -dan vazigeçmesi gibi basit bir dava de­ğildir. Biz, bağımsızlığa kavuşmak is­teyen bir milletin arzusuna tabii ola­rak saygı göster îr iriz. Ancak Kıbrıs meselesinde birkaç mîlletin menfaati bahis mevzuudur.

11 Ağustos 1956

 Lefkoşe :

Bir İngiliz askeri iki gündenberi ,kayıptır. Polis kaybolan askerin hüviyeti hakkında malûmat vermekten veya ka yıp oluşunun sebepleri hakkında bir tahminde bulunmaktan imtina etmek­tedir. E.O.K.A. t arafd arlarının eline düşmüş olmasından veya idam edilen Kıbrıslı Üç tedhişçi Ruma karşılık re­hine olarak kaçırılmış olmasından, en­dişe edilmektedir.

 Lefkoşe:

Bugün Larnakada bisikletlere binmiş birkaç genç bir kahve önünde oturan­lara tabancalarla ateş etmişlerdir. Ya­ralanan olmamıştır. Polis bu gençleri ele geçirememiştir.

Limasolda askerî bir nakil vasıtasına konulan bir bomba patlamış ve ara­bayı taınamiyle harap etmiştir. Bom­banın patladığı sırada arabada kimse bulunmadığı için ölen veya yaralanan olmamıştır.

Gazetelerde çalışanların grevi bugün sona ermiş ve İngilizce gazeteler tek­rar neşredilmeğe başlamıştır.

14 Ağustos 1956

 Lefkoşe:

Kıbrıs Dahilî Emniyet kuvvetlerinin resmî bir sözcüsü dün akşam verdiği beyanatta E.O.K.A. mensupları tarafın dan yapılan suikastler neticesinde tem muz ayı zarfında 12 ve ağustos bida­yetinden şimdiye kadar dokuz Kıbrıslı öldürülmüş olduğunu söylemiştir.

Sözcü beyanatına şöyle devam etmiş­tir:

Bu vak'alar Kıbrıslı Rumlar tarafın­dan bizzat kendi vatandaşlarına kar­şı 'girişilen geniş ölçüdeki suikastler serisine dahildir.

Bu kıtallerin sebebi sarih bir şekilde bilinmemekte ise de zannedildiğine go re E.O.K.A. cılar, emniyet teşkilâtının kuvvetleşrnesi karşısında gittikçe ac­ze düştüklerini görerek adada bir ted­hiş havası yaratmak kararını vermiş­lerdir.

Bununla beraber bu hareket tarzı bu gizli teşkilât mensupları için iki taraf­lı bir silâh, haline gelebilir. Zira öl­dürülen yerli Rumların aileleri şimdi­den, polise müracaat ederek yapılan a-raştırmalar için yardım teklifinde bu­lunmuşlardır.

15 Ağustos 1956

Lefkoşe:

Bugün Lefkoşe hastahanesinden iki mahpus E.O.K.A. cı oldukları tahmin edilen dört kişi tarafından kaçırılmış­tır.

Silâhlı olarak hastahaneye giren dört kişi biri 36, diğeri 21 yaşında olan Ak-ris Karadinos ve Panayotis Georgihu adlı iki mahpusu aldıktan sonra her­hangi bir mukavemetle karşılaşmaksı-zın dışarı çıkmışlardır.

Adana:

Şehrimizide bulunan Kıbrıs Türktür Partisi Başkanı Dr. Fazıl Küçük bugün saat 19 da bir basın toplantısı yapmış­tır.

Bu defaki seyahatinin anavatanın ce­nup bölgesini yakından görmek ve Kıbrıs dâvasına tamamen içten bağ­lanmış olan bu bölgedeki kardeşleri­ne de teşekkür etmek gayesini istih­daf ettiğini söyliyerek sözlerine başlıyan Dr. Fazıl Küçük, Kıbrıs Rumları tarafından sun'î olarak yaratılan Kıb­rıs davası ve tedhiş hareketlerine te­mas ettikten ve son günlerde tedhişçi­lerin vukuuna sebep oldukları hâdise­leri anlattıktan sonra konuşmasına şöy le devam etmiştir:

«Bugünkü siyasetimize gelince Biz adada bir muhtar idare kurulmasını düşünmezden evvel «terörizmin tama­men ortadan kalkmasını istiyoruz. Ted 3ıiş -havası devam ettikçe hiç 'bir Rum açıkça düşünce ve kanaatim ne be­lirtebilir ve ne de söyliyebilir. Bunu birçok defalar anavatanın dünyaya i-lân etmesine ve İngilizlerin d;e bunu kabul etmesine rağmen, maalesef son zamanlarda İngilizlerin siyasetlerinde bir inhiraf görülmüş ve adaya bir anayasa komiseri gönderilmiştir ki bu haL Kıbrıs Türklerini gücendirmiş ve İn­giliz hükümetine olan itimadını sars­mıştır. Biz her ne pahasına olursa ol­sun anavatanın siyasetinden hiç bir zaman aynlmıyacağız. D.P. grubunun adayı anavatanın bir parçası olarak dünyaya ilân etmesi bizim hangi yol­dan yürüyeceğimizi daha aşikâr olarak göstermiş bulunuyor.

Dr. Fazıl Küçük, Adnan Menderes hü­kümetinin her sahada Kıbrıs Türkle­rine gösterdiği müzaheret ve yardım­dan dolayı teşekkürlerini bildirmiş ve Türk milletine ve matbuatına minnet ve şükranlarını arz .ederek sözlerini bitirmiştir.

17 Ağustos 1956

 Lefkoşe:

Kıbrıs umumî valisi Sir John Har-ding E.O.K.A. tarafından yapılan mü­tareke teklifini görüşmek üzere dün akşam müşavirlerini yanma davet et­miştir. Umumî Vali ile müşavirleri a-rasinda görüşmeler devam etmektedir. Diğer taraftan resmî bir sözcü dün ak. şam bu mevzuda şu beyanatta bulun­muştur:

«E.O.K.A. tedhişlere nihayet vermek, hususundaki niyetinde samimî ise bun dan doğacak yeni durumun büyük li­mitlere imkân vereceği aşikârdır. Fa­kat E.O.K.A. hakkında hüküm sözle değil fiiliyata bakılarak verilecektir.» Kıbrıslılara gelince E.O.K.A. tarafın­dan yayınlanan herhangi bir beyanna­meyi taşıyan 'bir kimsenin üç sene ha­pis cezasına çarpılacağı hakkındaki mevzuata rağmen, bunlar sokaklarda ve gazino ve kahvelerde mütareke tek lifini ihtiva eden metni yüksek sesle okumakta     ve     yorumlamaktadırlar   .

France Press Ajansının muhabiri ta­rafından kaydedilebil-sn bazı yorum­lara gövo ada halkı arasındaki ilk tepkilerde iyimserlik eseri görülmek­tedir. Diğer taraftan E.O.K.A. nın tek­lifi ada makamları tarafından reddedil, diği takdirde tedhiş hareketlerinin da­ha büyük bir şiddetle başlaması ihti­malinden de endişe edilmektedir.

Diğer taraftan -Times Of Cyprus» ga­zetesinin dün umumî vali Sir Harding ile yaptığı mülakat da hatırlatılmakta­dır. Umumî vali bu mülakatında bir kaç 'güne kadar haklarındaki hüküm infaz edilecek olan idama mahkûm beş tedhişçinin affını kabul etmeyeceğini bildirmişti.

 Lefkoşe:

Kıbnstaki İngiliz makamları E.O.K.A. teşkilâtının mütareke teklif etmesinde Kıbrıslı Rumların gittikçe arlan mu­kavemetinin rol oynadığını söylemek­tedirler.

Kıbrısta tedhişe son verilmesi hakkın da E.O.K.A. tarafından dağıtılan be­yannameler  elden ele dolaşmaktadır.

Haber, İngiliz, Türk ve Rum muhit­lerinde aynı derecede ferahlatıcı bir tesir husule getirmiştir.

İnıgiliz makamları, Seyşel Adasında sürgün gönderilmiş olan Başpapaz Makarios'un tekrar Kıbrısa döneceğine dair rivayetleri yorumlamayı reddet­miştir.

 Lefkoşe:

Kıbrıs âli mahkemesi, ölüme mahkûm edilen bir Kıbrıslının cezasını müeb­bet hapse çevirmiştir. Geren sene ilân edilen fevkalâde halden beri ilk defa olarak âli mahkeme bir cezayı hafif­letmektedir.

Lefkoşe hapishanesinde Ölüme mah­kûm edilmiş üç Kıbrıslı daha bulunmaktadır.

18 Ağustos 1956

Atina:

Kıbrısta mücadeleye son verilerek bir nevi zımnî mütareke akdedilmesin! tavsiye eden beyannamelerin hakika­ten E.O.K.A. Rum tedhişçi teşkilâtı ta­rafından bastırılıp dağıtıldığını Yu­nan hükümeti de kabul etmektedir.

Birleşmiş Milletler (New-york) Birleşmiş Milletler nezdindeki Yunan murahhas heyeti Kıbrısta Hokinotri-mitya kampında mevkuf tutulan siya­sî mahpuslar tarafından gönderilen bir protesto metnini dün Birleşmiş Mil­letlerde üy.e bulunan bütün memleket lerin murahhaslarına tevdi etmiştir.

Bu protestoda adada lh.zı şahısların mevkuf tutulabileceği hakkında İngi­liz mevzuatının ilgası, 1955 de ilân e-dilmiş olan fevkalâde hal kararının ip tali ve yapılan keyfî tevkifleri ve mev knfların hayat şartlarını  mahallinde görmek üzere adaya yabancı heyetle­rin gönderilmesi istenmektedir.

Bu protesto metni bundan bir müddet evvel 'Birleşmiş Milletler Genel Sek­reterliğine Yunan İ?ei Konfederasyo­nu tarafından da gönderilmişti.

 Lefkoşe:

Kıbrıs Piskoposlarından Avtimos, ya­yınladığı bir beyannamede şöyle de­mektedir:

dingiliz hükümeti, kargaşalıkların, Kib rıs meselesinin halli için en büyük en­gel teşkil ettiğini müteaddit defa be­yan etmiştir. E.O.K.A. teşkilâtı tarafın dan verilen son karar, bu engeli orta­dan kaldırmaktadır. Şimdi, Kıbrısta durumun daha ağırlaşmasını intaç et­miş olan bazı tedbirlere son vermek İngiliz hükümetine terettüp eden  bir vazifedir.

 Atina:

Yunan (Başvekili Konstantin Karaman lis Kıbrıs meselesi hakkında bu sabah verdiği beyanatta demiştir ki:.«E.O.K. A. Teşkilâtı Reisi Kıbrısta sükûnu ye­niden tesis etmekle, 'Kıbrıs meselesinin barışçı yoldan hallini samimi olarak arzu ettiğini ispat etmesi için İngiliz hükümetine   farsat  vermektedir.

İngiliz kıtalarına karşı hasmane hare­ketlerin Kıbrıslı liderler tarafından durdurulması cesurane ve civanmertçe bir harekettir. İngilizler, Kıbrıs halkı­nın temsilcileri İle müzakerelere ye­niden bağlamak için adada asayişin avdetini istiyorlardı. Yunan hükümeti, bu son teşebbüsün beklenen meyveleri vereceğini  ümit   etmektedir.  Vazifelarine sadık kalan Yuhan hükümetli Kıbrıslıların mücadelesini kayıtsız şartsız desteklemeğe devam edecektir.

Bilhassa Birleşmiş Milletler nezdindekî gayretlerimizi gevşetmiyeceğiz. Er veya geç, adalet ve basiretin uzlaşmazlığı ve keyfî harekete üstün geleceğin den eminiz.»

 Lefkoşe:

Bugün Prodromosda yapılan bir top­lantı sırasında söz alan. Kıbrıs Valisi Sir John Hardirig, «E.O.K.A. tarafın­dan talep edilen mütareke bir dönüm noktası teşkili edebilir» demiş ve söz­lerine şöyle devam etmiştir: «Bütün ihtilaflı konuları yeniden ele almak im kânı hasıl olmuştur. Zorbalıkla iş yü-rümiyecegini onlar da anlamışlardır» demiştir.

20 Ağustos 1956

Lefkoşe:

İngiltere Başvekili Sir Anthony Eden Kıbrıs Valisi Sir John Harding'e gön­derdiği bir mesajda E.O.K.A. hakkın­daki son haberleri «casaret verici» olarak vasıflandırmakta  ve hükümet  ile birlikleri   Kıbrıstaki   «uzun   ve  sabırlı hizmetlerinden dolayı» tebrik etmedir.

Sir John Hardinıg, Başvekile gönder­diği teşekkür mesajında yakın alâka ve desteklemesinden dolayı şükranları nı bildirmiştir.

Londra :

Bugün burada öğrenildiğine göre, «Kıbrıs meselesini hal için tasarıların bir an evvel hazırlanması hususunda İn­giliz hükümeti direktif vermiştir.

Lord Radcliffe'in önümüzdeki birkaç hafta zarfında tekrar adayı ziyaret et­mesi beklenmektedir.

Bazı kaynaklar Başvekil Eden'in haf­ta sonunda fırsat buldukça müstem­lekeler vekili Alan Lennox Boyd ile Kıbrıs meselesini görüştüğühü ileri sürmektedirler.

 İstanbul:

Kıbrıs Türktür Partisi Genel Sekrete­ri Osman Nuri Arık bu<gün saat Î5 de bir basın toplantısı tertip ederek, Kıb­rıs dâvasında şimdiye kadar Türk bası nmm gösterdiği alâka ye müzaheretin gükran ve minnet hisleriyle anılacağı­nı belirtmiş ve ezcümle şunları söyle­miştir:

"Kıbrıs dâvası artık 120.000 Türk'ün davası olmaktan çıkmış ve tam mana-siyle millî  bir  dava haline gelmiştir.

Binaenaleyh biz Kıbrıs Türktür Parti­si olarak anavatana faaliyetlerimizi ak settirmek ve Türk efkârı umumiyesinî tenvir etmeyi millî bir vazife telâkki ediyoruz.

Partimizin Kıbrıstaki siyaseti, daima anavatan siyaseti ile elele gitmektedir ve bu hususta gerek parti olarak Kıb­rıstaki faaliyetlerimizde ve gerekse İngiltere ve Amerika vesair memleket­lerde giriştiğimiz faaliyetlerde daima anavatandan aldığımız. ışığın çerçevesi içinde hareket etmekteyiz. Bu vesile ile bilhassa bizi dâvamızda destekle­yen ve her derdimize derman bulmaya gayret eden, büyük milletimize ve onun büyüklerine Kıbrıs Türklerinin candan gelen sevgi ve minnet hisleri­ni ifade etmek isterim.»

Osman Nuri Arık bundan sonra, parti­nin faaliyeti ve evkaf idaresinin gi­rişmek istediği imar hareketlerinden bahsetmiştir.

Lefkoşe:

Burada söylenildiğine göre, Yunan Başvekili Karamanlis Kıbrıstaki Rum Ortodoks Kilisesi şeflerine tevdi edil­mek üzere, Yunanistanm Lefkoşe Baş konsolosuna bir mesaj göndermiştir. Yine aynı kaynaktan alman malûmata göre, Karamanlis mesajında bilhassa şöyle demektedir:

"E.O.K.A. teşkilâtı tarafından Kıbrista, ilân olunan mütareke ancak bir baş laııgıçtır. İngilizlerin teklif edeceği her hangi bir anayasa tasarısını kabul et­melisiniz. Yeter ki Kıbrıslı Rumlara, kendi  mukadderatını   tayin imkânı,

merhalelerden geçmek şartiyle, dahi olsa, sağlanmakta olsun.»

Bu mesaj dün akşam Limasolda bu­lunan Baf Metropolidi Antimos'a ak­şam yemeği esnasında -verilmiştir. Bu yemekte metropolitten başka, Yunan Konsolosu Angeles Vlakos ile Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Konseyi Genel Sekreteri de hazır bulunuyorlardı. 30 üyeden tevekkül eden baOıis konusu kilise konseyi salı günü Lefkosede top lanmağa karar vermiştir. Bu toplan­tıda Yunan konsolosunun da bulun­ması  ihtimalinden     bahsedilmektedir.

Toplantıda, bundan sonra takib edile­cek siyaset tesbit edilecektir. Konso­los toplantıda alınacak kararlar ve bu kararlardan donabilecek yeni im­kânlar hakkında hükümetine malûmat vermek üzere hafta sonunda Atinaya gidecektir.

Kıbrıs hususunda bir uzlaşma imkânı, niç olmazsa şimdilik, İngiltere ile Yu­nanistan'ı tatmin edecek olsa bile, ada halkının beşte birini teşkil eden Kıbrıs Türkleri, EOKA nm mütareke teklifi­ni hiç de iyi karşılanmamışlardır.

LrSffkoşede Türkçe olarak intişar eden "Halkın Sesi» gazetesi dün sabah çı­kan haftalık İngilizce sayısında "Kıb­rıs hiçbir zaman Yunanistanın olma­yacaktır» başlığı altında yayınladığı bir yazıda hâlen Adanada bulunan müdürü Doktor Fazıl Küçük'ten aldı­ğı bir mesaja da yer vermektedir. Me­sajda son inkişaflar kargısında Türki­ye'nin durumunun ne olabileceği ince lenmekte ve şöyle denilmektedir:

«İngiltere bir gün Kıbrıs adasını tah­liyeye karar verecek olursa, Türkiye gerekli tedbirleri derhal alacaktır.»

 Adana :

Beş günden beri şehrimizde bulunmak ta' olan Kıbrıs Türktür Partisi başka­nı Doktor Fazıl Küçük bu'gün öğleden sonra İstanbul'a hareket etmiştir. Ora­da kısa bir müddet kaldıktan sonra İzmir, Ankara üzerinden tekrar Ada-na'ya gelecek ve buradan Kıbrıs'a dö­necektir. Doktor Fazıl Küçük kendisiy ıe görüşen muhabirimize şunları soylemiştir: «Adana - Tarsus ve Mersin'de-yaptığım gezintiler ve temaslar neti­cesinde istisnasız olarak her Türk'ün Kıbrıs dâvasına içten ve samimî bağlı olduklarına ve mücadelemizi günü gü. nüne takip etmekte bulunduklarına şa hit oldum. Kıbrıs dâvası artık mevzii olmaktan çıkmış günün en ehemmiyet li bir mesiesi halini almıştır. Kıbrıs Türkünün tedhişçiler karşısında dim­dik ayakta durması ve hiçbir korku hissetmeden orada toprağla tamamen bağlı olması ve aynı zamanda Ada'nm Yunanistan idaresine geçımemesi için gösterdiği cesaret her vatran'daş tarafın­dan taikdirle karşılanmaktadır. Bu gezi­lerimiz esnasında büyük anavatanımız­da gördüğümüz inkişaf terakki bir Kıb rıs Türküne daha da, kuvvet ve cesaret vermektedir. Kuvvetli bir Türkiye Kıb rıs Türkünün hiçbir zaman sefalet ve zarurete düşm-ssine fırsat vermiyecek tir. Kilometrelerce uzanıp giden geniş asfalt yollar, modern, köy evleri her tarlada fışkıran sular bahusus bü­yük fedakârlıklarla meydana geldiğine şüphe olmayan barajlar Türk'ü azim ve irad-si'inin neler yapmağa muktedir olduğunu dünyaya ispat etmiş oluyor. Gezdiğimiz ve T^erinde tetkik ettiğimiz Seyhan toprak barajının bir mislini Av rupada görmediğimi söylersem hiç mü balağa etmemiş olacağım. Hariçte ya­sayan ve daima hür vatanımızın hasre tini neksn bir Kıbrıs Türk'ü sifatiyle buradaki vatandaşlarımızın bu kadar büyük mazhariyet içinde yaşadığına gıpta ediyoruz.

Hülâsa olarak., bu hür toprakları ter-kederken, güney vilâyetlerindeki res­mî makamlara, kardeşlerime, matbua­ta, şahsıma kar.şı gösterdikleri kardeş­likten dolayı teşekkürlerimin arz ve beyanını Anadolu Ajansından rica ederim.»

 Limasol :

Bugün Dilvara adlı askerî taşıt gemisi ile, yeniden bazı İngiliz birlikleri Kıb­rıs adasına getirilmiş bulunmaktadır,

Bu  birlikler  L-sfko.şa  ve  Magosa'daki ordugâhlara  yerleştirilmişlerdir. Yarın da yeniden bazı birliklerin gel­mesi beklenmektedir.

23 Ağustos 1956

 Lefkoşe :

Kıbrıs hükümeti tarafından dün ak­şam Kıbrıs'ta ve Londrada aynı za­manda yayınlanan ve EOKA kuvvetle rinin kayıtsız ve şartsız teslim olma­larını ist-iyen tebliğ üzerine Lefkoşe'­deki müşahitlerin kaydettikleri ilk in­tiba teklif .edilen şartları alicenap ol­makla beraber bunların EOKA'cılar ta rafından kabule şayan addedilemeye­cekleri merkezindedir.

Bu müşahitler bu hususta şu cihetle­ri hatırlatmaktadırlar:EOKA'cılar yalnız bir mütareke teklif etmişlerdir ve silâhları terk etmemişlerdir. Diğer taraftan Pitium piskoposunun müza­kerelere girişmek için yaptığı talebler Lefkoşe hükümeti tarafından reddedil mistir.

EOKA'cılar cevabı yarınki cuma gü­nünden evvel beklenmektedir. Fakast iyi haber alan mahfillere göre, bu ce­vap menfî olacaktır. Şimdiki halde a-dadaki güvenlik teşkilâtında bir de­ğişiklik olmayacaktır ve resmî ma­kamlar hâdiseler karsısında uyanık kalmanın zarurî bulunduğunu ifade et m ekte diri er.

 Lefkoşe :

Bu akşam bütün Kıbrıs'ın büyük şehir lerinde çocuklar tarafından dağıtılan beyannamelerde EOKA gizli tethiş teş kilâtımn reisi olan Digenis İngiltere'­nin teklif e-tmiş olduğu teslim şartla­rını bakul edemiyeceğini bildirmiştir.

Digenis bundan evvel kendilerine tek­lif .edilen mütareke şartları kabul edil­mediği takdirde mücadeleye devam edeceğini bilirmektedir.

24 Ağustos 1956

 Lefkoşe :

Bugünkü resmî gazetede Kıbrıs Vali­si Sir John Harding'in imzası altında yayınlanan bir emirnamede Kıbrısta-ki askerî birliklerle kraliyet hava kuvvetleri mensuplarının faal hizmet müd detinin üç ay daha uzatıldığı bildiril­mektedir.

Emirnamede Kıbnstaki durumun böy­le bir karar alınmasını icabettirdiği, sö mürgeler vekilinin de bu kararı tasvib ettiği ilâve edilmektedir.

25 Ağustos 1956

İzmir :

Maarif Vekâletinin davetlisi olarak Kıbrıs öğretmen ve talebelerinden mü­teşekkil 48 kişilik bir heyet tetkik ve temaslarda bulunmak üzere dün gece şehrimize gelmiştir.

Bu sabah saat 9.30 da Cumhuriyet mey danmdaki Atatürk heykeline bir çe­lenk koyan Kıbrıslı öğretim üyeleri, bi lâhare İzmir Valisini, Belediye Reisi ile Maarif Müdürünü ziyaret etmişler­dir.

26 Ağustos 1956

Londra :

İngiltere müstemlekeler Vekili Lennox Boyd, bugün tertip ettiği bir basın toplantısı esnasında, «Kıbrısta yapılan son aramalar sırasında emniyet kuv­vetlerinin eline ıgeçen vesikalar başpa paz Makarios'un Ada'da girişilen tet­hiş hareketinin lideri olduğunu isbat etmiştir»  demiştir.

Vekil bundan sonra, sözlerine şöyle de vam .etmiştir:

^Emniyet kuvvetlerinin ellerine geçen vesikaların arasında tethişri EOKA teş kilâtımn elebaşısı olan; aynı zamanda Digenis diye tanınan, albay Grivas'm hâtıra defteri de vardır. Bu hâtıra def terinden öğrenildiğine göre, G-rivas başpapaz Makarios'dan aldırı direktif ler dairesinde faaliyette bulunmuştur.

EOKA teşkilâtının kurulmasında, ilk tethiş hareketlerinin plânlatmasında Makarios büyük rol oynamış, emniyet kuvvetleri mensuplarının ve bazı Kıb­rıslıların öldürülmesi için gerekli si­lâh ve cephanenin tedariki hususunda para temin etmiştir.Başpapaz Makariosun «cinayet fiiline :iştirâk» ile suçlandırılıp suçlandır ilmi-yacağı hakkında bir gazetecinin sordu ğu soruya verdiği cevapta Lennox Boyd, «Başpapaz Makarios'un adalet huzuruna çıkarılması ihtimal dışında değildir» demiş ve sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

»Bu vesikaların yayınlanması neticesi yeni bir durum hasıl olmuştur. Gerek İngiltere hükümetinin ve gerek Kıbrıs adası Valiliğinin Makarios'un durumu mı bu son olaylar muvacehesinde ye­niden tetkik, etmeleri icap eder.»

Gazetecilere bu vesikaların tercüme edilmiş olan kopyaları dağıtılmıştır. Müstemlekeler Vekili, şimdilik bu ka­darının tercüme edilmiş olduğunu, bir kaç :güne kadar diğerlerinin de İngi-lizceye çevrilm-asi işinin ikmâl edilece ğini ve bunların doğruluğundan şüp­he edilmemesi İcap ettiğini söyliyerek sözlerine  şöyle devam  etmiştir:

«Kıbrısta şimdiye kadar. 93 ü Kıbrıslı olmak üzere,  145 kişi öldürülmüştür. Şimdi, de, Makarios tarafından ileri sü rülmüş olan esaslar dahilinde müza­kereye başlamazsak tethiş hareketine yeniden girişeceklerini     söylüyorlar,

Makarios hakkında eskiden de bazı ma lûmata sahiptik. Fakat, bilgimiz bu vesikaların belirttiği kadar kuvvetli değildi. Şunu da sÖyliyelim ki, onun faaliyeti hakkında malûmat sahibi ol duğurn için, onunla konuşurken tik­sinmekten kendimi alamıyorum.»

Müstemlekeler Vekili, bundan sonra İngiltere hükümetinin EOKA tethişçi teşkilâtının faaliyetine son vermeğe ika rar verdiğini, Kıbrıs dâvasının halli hususunda behemehal Makarios ile müzakereye girişmenin şart olmadığı­nı bildirmiştir.

28 Ağustos 1956

 Lefkoşe :

İngiliz makamları gizlenmiş silâhların ele geçirilmesini mümkün kılacak Kıbrıslılara mükâfatlar verileceğini rad-vo ve' gazetelerle ilân etmişlerdir.

Bu ilânlara göre gizlenmiş silâhları bildirecek olanlara on ilâ yüz İngiliz lirası mükâfat vaad edilmektedir. Alâ­kalı Kıbrıslıların polise yazacakları ih­bar mektuplarını imzasız gönderebile­cekleri de bildirilmiştir.

Diğer taraftan müebbet hapse mah­kûm edilmiş olan bir genç Kıbrıslı dün akşam hapishaneden firar etmiştir.

 Lefkoşe :

EOKA gizli teşkilâtı tarafından 16 a-ğustosta ilân edilen mütareke dün ge­ce yarısı sona ermiştir. Şimdiye kadar hiç bir tethiş faaliyeti kaydedilmemiş­tir. Bilindiği gibi EOKA gizli teşkilâ ti bu mütarekeyi adanın müstakbel sta tüsü hakkında müzakerelere girişebil­mek maksadiyle ilân etmişti. Pakat ada umumî Valisi Sir John Hardinig'in tsslinı emri üzerine EOKA yeni bir beyanname neşrederek Validen bu em ri geri almasını istemiş ve bunun için 27 ağustos gece yarısını son mühlet o-larak göstermişti. Aksi takdirde EOK A'nın hareket serbestisini yeniden ele alacağı aynı beyannamede bildirilmek te idi.

29 Ağustos 1956

 Lefkoşe :

Kıbrıs umumî Valisi general Sir John Harding, France Press Ajansı muhabi­rine verdiği bir mülakatta EOKA giz­li teşkilâtı tarafından yapılan mütare ke teşebbüsüne karşı tethişçilerden tes lim olmalarını istemekte acele ettiği­ni ifade etmek isteyen tenkıdlere ce­vap vererek şöyle demiştir.

"EOKA teşkilâtının mütareke isteme­sine sebep, çok zayıf düşmüş olduğun­dan yeniden toparlanmağa ihtiyaç his setmiş olmasındandır, aşikârdır ki mü tareke ne kadar uzamış olsa idi bu, EOKA için o kadar faydalı olacaktı. Gizli teşkilâtın arzusu, Kıbrıs için muhtemel bir siyasî müzakere açıldığı zaman bizi yeniden bir tethi? hareke­tine geçilsceöî teâdidinin tesiri altın­da bulundurmaktı.Bu arada Makarios'un geri getirilmesi için bir kampan ya açılmasına şahit olacaktık. Halbuki "biz Makarios'un tedhişçilerin hakikî şe fi ve elebaşısı olduğunu biliyoruz, e-ğer tethiş hareketine yeniden başlanacak olursa pek tabiidir ki Kıbrıs me­selesine siyasî bir hal çaresi vermek hem gecikecek hem de güçleşecektir.» Kıbrıs umumî Valisi, dün Pafos'dan Lefkoşe'ye gelmiş olan Kıbrıs Ortodoks kilisesi başkan vekili piskopos Antimos'un tevkif edileceğine dair dolaşan şayialar hakkında bir şey söylemekten imtina etmiştir.

Lefkoşe :

Kıbrıs adası valiliğinin aldığı bir ka­rar üzerine Kityum Metropolidi Antim mos, bugün,  tevkif edilmiştir.

Yalnız, ada Valisi sir John Harding'in emri ile, Antimos tevkifhaneye sevke-dilmeyecek Larnaka'daki ikametgâhın da   mevkuf   tutulacaktır.

Bugün Lefkoşadaki Kıbrıs kilise mec­lisi merkezine gelmiş olan Metropolit Antimos zabıtanın nezareti altında Lar nakaya sevkedllmigtir.

Bu hususta beyanatta bulunan Valilik sözcüsü, tevkifin, geçenlerde emniyet kuvvetlerinin ellerine geçen ve pazar günü yeymlanmış olan EOKA tethiş-çi teşkilâtı lideri Grivas'm defterinde Metropolid'in faaliyetlerine dair bazı flıotlar bulunmasından ileri verdigini söylemiştir.

Lefkoşe :

Bu'gün tevkif edilen Baf Metropolidi. Antimos hakkında Kıbrıs Valiliği bir tebliğ yayınlamıştır.

Bu tebliğde, Metropolidin dînî vazife­sine devam edebileceği, ancak, siyasî propaganda faaliyetinde nezaret altın da bulundurulacağı açıklanmakta­dır.

Diğer taraftan, İngiltere hükümetinin almış olduğu bu kararı protesto etmek üzere Kıbrıs kilisesi meclisi bir top­lantı yapmıştır.

Meclis İngiltere hükümetinin bu hare ketini protesto .eden bir beyanname ya ymlamıştır.

30 Ağustos 1956

 Lefkoşe :

Kıbrıs Umumî Valisi Mareşal Sir JohnHarding Kıbrıs halkına hitaben radyo ile yayınlanan bir mesajında ezcümle şöyle demiştir: 

Kıbrıslılar, İngiliz hükümetinin tale­bi üzerine Lord Radcliffe tarafından. hazırlanmakta olan yeni Anayasa ta­sarısı hakkında bilgi edinebilmek için daha birkaç hafta sabretmek mecburi yetin de d ir ler. Kıbrıs meselesinin hal­lini geciktir er enler tethişcilerdir. Be­nim ilk vazifem adam öldürmek» gi­bi menfur bir sistemin siyasî bir silâh olarak kullanılmasına mâni olmak­tır.

«Tethişçilik tasfiye edilir edilmez, İn­giliz hükümeti adaya yeni bir Anaya­sa bahşedecektir.

«İngiliz krallık hükümetinin size Li­beral bir Anayasa sağlamak hususnda resmen vermiş olduğu sözü hatırlat­mak isterim. Lord Radcliffe'in, birkaç müfrit müstesna olmak üzere, Kıbrıs-meselesini herkesi memnun edecek bir şekilde halletmeğe muvaffak olacağın dan eminim.»

 Londra :

London Evening Standart gazetesi, Kıb rıs'da bir İngiliz - Fransız müşterek seferi birliğinin teşkiline başlandığını yazmaktadır. Gazete, bu suretle, Sü­veyş meselesinde İngiliz - Fransız as­keri işbirliğinin temini için ilk büyük adım atılmış bulunmaktadır demekte­dir.

İngiltere hükümeti de. Nato konseyi­nin, Süveyş buhranını görüşmek üze­re 5 eylülde muhtemelen Pariste top lanacağını bildirmiştir. Bu toplantı­ya İngiltere Hariciye Vekili de iştirak edecektir.

31 Ağustos 1956

 Lefkoşe :

Dün akşama doğru Kıbrısta iki kent suikast vakası olmuştur. Bunlardan Lefkoşe civarında cereyan etmiştir, ingiliz asker ailelerinden iki kadın bir asker refakatinde yolda giderlerken, pusu kurmuş olan suikastçilerin ateşi ne maruz kalmışlar ve muhtelif yer­lerinden hafifçe yaralanmışlardır. İkin ci hâdise Pafos'un kuzeyinde Tsadha köyünde olmuştur. Bir bisikletli yol­cu bir kahvenin taraçasmda dinlenir­ken (hüviyetleri meçhul şahısların hü­cumuna maruz kalmış ve ağır surette yaralanmıştır.

Diğer taraftan polis, piskopos Antimos' im Lİmasol'daki ikametgâhında yeni­den araştırmalar yapmış ve bu ikamet gâha bitişik mezarlıkta bir miktar in­filâk maddesiyle tabanca mermisi bul muştur.

Lefkoşe :

Neşredilen bir resmî tebliğ, kuzey Affika'daki kuvvetlere mensup iki Fransız askerî müfrezesinin uçakla Lef kö­şeye geldiklerini  bildirmektedir.

lAtina :

"İngiliz 'gizli istihbarat servisinin, Kıbrıs tethişçilerinin lideri albay Grivas' m el yazısı ve hususiyetleri hakkında ;îki Yunanlı avukattan malûmat istediğine dair iddialar, İngiliz Büyükelçi­liği  tarafından yalanlanmıştır.

İki Yunanlı avukat dün «Apoyevmatî-ni» gazetesine gönderdikleri mektupta Grivas'm el yazısından bir örnekle, bazı hususiyetlerini bildirdikleri tak­dirde kendilerine 40.000 sterlin vaad edildiğini bildirmişlerdir.

İngiliz Büyükelçiliği hiiç kimseye bayie bir teklifte bulunmadığını açıklamış­tır.

Lefkoşe :

Buıgün Lefkoşe hastahanesinden yara lı bir mahkûmu kaçırmağa teşebbüs eden tedhişçilerle .güvenlik kuvvetleri arasında cereyan eden çarpışmada 4 ki­şi ölmüştür.

"Washington :

Yunanistanın Amerika Büyükelçisi Ge örge V. Melas bugün yaptığı bir basın toplantısında, Yunanistanm, Fransız kıtalarının Kıbrısda bulunmalarına mu halif olduğunu bildirmiş ve bunun ne Kıbrıs ne de Süveyş meselesini halle yardım edeceğini söylemiştir. Büyük­elçi sözlerine devamla Kıbrıs meselesi­nin barış yolu ile hal edilmesi lâzım­dır demiştir.

Selim Sarper'in Kıbrıs nıes'elesine dair sorulan suallere cevabı:

28 Ağustos 1956

 Washington :

Bir televizyon şebekesi tarafından Washington'dan bütün Amerika'ya-yaymlanan 'basın konferansları programına iştirak eden Birleşmiş Millet­ler Başdelegemiz Büyükelçi Selim Sarper, Kıbrıs mevzuunda sorulan su­alleri cevaplandırmıştır. «Türkiye'nin istediği, Kıbrıs'ın bugünkü statü­sünün devam ve muhafazası mıdır?» diye sorulan bir suale cevaben Bü­yükelçi Sarper «statünün değişmesine taHp olan biz değiliz. Zira biz Kıbrıs'ın bugünkü statüsünü, tıpkı Yunanistan gibi, Lozan muahedesinin yirminci ve yirmflbirinci maddeleriyle tâ 1923 de kabui etmiş bulunuyo­ruz. Bu görüşümüzden alelıtlak müstemlekeciliğe taraftar olduğumuz mânası çıkarılmama] ıdir. Selfdetermination prensibi milletlerin istiklâli­ni istihdaf eden ve birtakım şartlarla mahdut olan bir. prensiptir. Yoksa arazi ilhaklarına, beynelmilel taahhütlerin inkârına ve beynelmilel hu­dutların değiştirilmesine bir bahane ve vesile teşkil edemez» demiştir.

Büyükelçi Sarper, Kıbrıs meselesinde bir hal şekli olarak, mahalli muh­tariyet teklifleri hakkında ne düşündüğüne 'dair bir suale cevaben bu mevzuun düşünülebilmesi için evvelemirde adadaki tedhiş hareketlerinin sona ermesi icabettiğ'ni ve ondan sonra da bir müddet geçmesi 'gerekti­ğini belirtmiş, bunu müteakip de Kıbrıstaki başlıca iki cemaate yani Türklere ve Rumca konuşan halka müsavi haklar tanınm'ası icabettiği-ni, bunun bir parlâmentoda rey toplama usulleriyle hiçbir alâkası olma­yıp bir siyasî müsavat meselesi olduğunu ve demokratik Amerikada en küçük eyalet olan Rhode İsland ile en büyük eyaletlerden Teksas'm A-yan Meclisine müsavatan ikişer senatör göndermek suretiyle iştirak et­tiklerini söylemiştir. Bu şartlara ilâveten Kıbrıs mevzuunda kabul olu­nacak herhangi bir hal şeklinin dolambaçlı yollardan âtide Enosis'e mün­cer olabilecek tuzaklardan masu-n 'bulunması gerektiğini büyükelçi ilâve etmiştir.

Selim Sarper sözüne devamla şimdiye kadar adada tedhişçiler tarafın­dan öldürülen yüz elli kişiden ancak altmışının Türk ve İngilizlerden ve geri kalan doksan kişinin ise Rumca konuşan halktan olduğunu belirt­tikten sonra «bu 'güya Kıforıs halkının müttefikan içinden gelen galeyan nasıl bir galeyandır ki, tedhişçiler, karşı taraftan ziyade kendi milletle­rinden insan öldürmek zorunda kalmışlardır?» demiştir.

İngiltere'nin Kıbrıs'ı terke karar vermesi halinde Türkiye'nin adayı al­maya tevessül edip etmiyeceği hakkındaki bir suale Selim Sarper «bu takdirde hasıl olacak boşluğun Türkiye tarafından doldurulmasından tabiî hiçbir şey olamaz» cevabını velrmiştir.

Kıbrıs meselesinin bir harbe müncer olması ihtimalinin varit olup olma­yacağı hususundaki diğer bir suale Selim Sarper «bu suale menfi cevap verebilmeyi çok isterdim, fakat biliyorsunuz ki, tarih boyunca bundan daha ehemmiyetsiz meseleler bile harplere vesile olmuştur»  demiştir.

Büyükelçi Sarper, diğer bir suale cevaben Lozan muahedesine temasla 1923 de imzalanan bu muahedenin bir kül teşkil ettiğim ve taallûk eyle­diği bölgede gayet nazik bir muvazene tesis etmiş bulunduğunu, Lozan muahedesinin tek bir hükmünü heyeti umumiyesinden ayırıp ele alma­nın bütün bu nazik beynelmilel muvazeneyi ihlâl edeceğini belirtmiş ve bir tadü bahis mevzuu olduğu takdirde Oniki ada, Batı Trakya vesair ba­zı hususların da tekrar gözden geçirilmesi icabettiğini söylemiştir.

Makarios hakkında bir suale cevaben büyükelçi şöyle demiştir: «Din­lere ve din adamlarına karşı hürmetim olduğu için lisanımda itidal gös­termek istiyorum. Fakat Makarios'un yegâne vazifesi olan ruhanî faali­yetini bir tarafa bırakarak bir din adamı sıfatiyle katil ve tedhişi takbih etmekten bile imtina 'eylemesi ve bir gerilla şefi rolünü benimsemiş ol­ması en hafif tabiriyle çok garip bir hâdisedir.»

Selim Sarper, Süveyş meselesine dair bir suale cevaben de şunları söyle­miştir: «Bu meselenin teferruatı hakkında kat'î malûmatım yoktur. Umu­mî olarak şunu sÖyliyebilirim ki, Süveyş Kanalında serbest ve tahditsiz gidiş gelişi temin edecek yolların ve usullerin bulunması ]âzımdır. Bu yol ve usullerin Mısırın hükümranlık haklarıyla kabili telif olması da bittabi zaruridir. Bu münasebetle şunu da belirteyim ki. Süveyş buhranı Kıbrıs'ın stratejik ve siyasî ehemmiyetini bir kere daha tebarüz ettirmiş­tir. »

Basın konferansının sonunda Büyükelçi Sarper diğer bir sua,le cevaben Kıbrıs'ın Türk topraklarına yalnız 43 mil mesafede, halbuki Yunanistan'­dan 700 mil uzakta olduğunu, bundan başka adanın 350 sene Türkiye'nin bir parçasını teşkil ettiğini, buna mukabil Kıbrıs'ın tarih boyunca hiçbir zaman ne bugünkü ne de kadim Yunanistanin bir parçası olmadığını be­lirtmek suretiyle sözlerine nihayet vermiştir.

İngiltere ve Kıbrıs işi

Yazan: İsmail Suphi Soysalhoğlu

12/8/1956 tarihli (Tercüman) dan:

Birkaç hafta evvel «Tercüman» da Kıb ris meselesine dair çıkan yazımda, kü­çük Yunanîstanm yıllardır el çırparak alkışlar göründüğü Türk dostluğunu, Nato ittifakını, akıl v.e mantık ve ha­yayı bir tarafa iterek Kıbrısı almak hırsiyle kendini yine yaptırdığı mega-loidea hummasının .gülünç ve hazin te celliyatmı göstermiştim ve Kıbrıs işin de daha mühim olan İngiltere cephesi hakkında da bir şey yazmak istediğimi söylemiştim.   Şimdi ona başlıyorum:

Temkin ve itidali önde tutarak hakkı­mızı müdafaa yolunda olan bizim hü­kümetimiz hali hazırda İngiliz siyase­tini infialden uzak, ciddî bir çehre ile dostça ve saygı il:s karşılamaktadır. Fa kat ben âciz muharrir, s-srbest bir ka­lem sahibi olduğum ve yarım asırdan beri îngiliz politikasının memleketimi­ze müteveccih cephesini anlamağa ça lışmış, hiç değilse bu hücumî politika nm büyük, seyir hattını ve renk renk tecelliyatını takibe yeltenmiş bulundu ğum için bu yazımda hakikati nezake­te feda etmiyecek bir edayı kâğıt üs­tüne koymak, yani riyadan uzak, ob­jektif görüşlü ve samimî bîr yazar hü viyetimi muhafaza etmek niyetinde­yim. Çünkü içinde yuvarlandığımız şu zaman dar, sıkışık ve samimiyetin, doğ ru ve tok sözün pek kıymetli olduğu bir zaman ve asırdır. Bildiklerimizi ve gördüklerimizi temiz yürekle ortaya koyarsak, Türk - İngiliz münasebetleri ne ve Büyük Britanya politikasının yü rüyüşüne belki faydalı ve hayırlı olu­ruz diye düşünüyorum. Bugünkü müş­kül demlerde bizlerin, iki Nato ve Bağdad Paktı müttefikinin, müşterek menfaatleri realist, açık ve dürüst bir üslupta temerküz eder.

Ben müttehid kraliyet düşmanı deği­lim. Asla!.. Bilâkis bütün Türkler gi­bi onun muhibbi ve hattâ bazen takdir kârı olmaklığıma ciddî sebepler var­dır.

Bunu kaydettikten sonra ilk sözüm şu dur ki: Foreign Office'in'meşhur siyasî Erkânı Harbiyesi, istikamet ve plân larını hazürlıyan mütehassısları, aşağı yukarı iki asır kadar bir zamandan beri Türkiyeye karşı hep hatalı işler ve yollar tavsiye ve takip etmişlerdir. Hattâ, yine hata ve hatada İsrar, hata larm zararlı neticelerine rağmen...

Şöyle kısaca hafızamızı yoklarsak 1770 de İngilizlerin A'kdenize gelmiş Rus filosunu beraberine alarak Çeşme li­manında yatan Türk donanmasını çok çirkin bir şekilde baskınla yaktıklarını hatırlarız. Yarım asır sonra da, Rumla nn Mora isyanını ihzar ve tağdiye e-derek; bu isyan tarafımızdan bastırıl­mış iken, Türk - Mısır donanmasını yi ne Ruslar ve Fransızlarla birlikte »Na varin» limanında âdeta korsanca ba­sıp yakarak ve ayaklandırdıkları Mo-ralılara her surette yardım yaparak sö züm ona küçük müstakil Yunan çekir değini ortaya çıkarmışlardır. Hayata âciz ve cılız do^an bu şımarık fakir ço cuğu yaşamak için nice on yıllar ve hat tâ bugüne kadar maddeten büyük fe­dakârlıklarla onu himayede devam e-d eğilenler yine İngilizlerdir.

Bu himayenin bir tecellisi de, Akde-nizin şarkında geçen asırda Yunan ka yık ve gemilerini hâkim kılmak için. Türk deniz ticareti vesaitine tevcih edilen sistemli İngiliz - Rum tahrip ve imha işbirliği, İngilterenin bize karşı affetmez politikasının çok acı bir zul­mü şeklinde ortaya çıkmıştır.

19 uncu asrın ikinci yarısında da Bü­yük Britanyanm bütün dünyayı titre­ten .politika? Osmanlı imparatorluğu­nun yakasını bırakmamış, Romenleri, Sırpları, Buigarları ayaklandırmağa ve

bizi parçalamağa çalışan Rus Çarlığı­nın karanlık emellerini kendilerine küçük milletlere güya adalet pişuvâlığı yapıyor süsü vererek söyle veya böyle desteklediği  görülmüştür.

Tek misal:

Mamur ve müreffeh Tuna vilâyetimiz de arazi, gayri menkuller, servet, nü­fus, lisan ve kültür bakımlarından Türklerin katiyen hâkim ve ekseriyet te olmamalarına rağmen .ekalliyetteki Bulgarlar zorla ve yersiz bir muhtari­yete pek kanlı bir şekilde yüze çıkarıl mış, İngiliz Başvekillerini o muhteşem Avam Kamarasında Türkler ve İslâm dini aleyhine yakışmaz ve ölçüsüz bir dille taanlar ve iftiralar yağdırdıkları elemle müşahede edîmiştir ki cidden unutulması (güç facialardandır.

Haşılı 19 uncu asırda ve daha sonrala rı İngiliz politikası haris Çarlık politi­kasına umumiyetle mümaşkatkâr ve muvazi bir yol takip etmiştir demek­te hata yoktur. (Kırım harbi devri kız gm sahrada meltemli bir vaha olmuş­tur. Tabiî bu hal sahranın tabiatini de getirmemiştir.)

İnıgilterenin Boğazlar endişesiyle, Ayastafanos muahedesi, Berlinde biraz hafifletilmiştir ama, onun yerini tutan yeni muahede de Türkiyedeki Hıristi­yan ekalliyetler hakkında yeni idare engelleri ihdas eden ağır ve memleke­timizi parçalamağa matuf hükümler ve Ermenileri rnetbuları aleyhine isyan v.e ihtilâle sevkeden tahrikler de eksik olmamıştır.

1897 de Ethem. Paşa ordusu tarafından Yıinan ordusunun edilip atılmasına rağmen Girid adası türlü uzun yollarla yine bizden koparılıp Yunanlılara ve­rilmiştir.

Birinci Cihan Harbinden sonra memle ketimizde ve bilhassa İstanbulda vic­danı yakan mütareke faciaları ve zu­lümleri, katil Sevr muahedesi, Yunan iılarm İzmire çıkarılmaları, Garbî Anadolunun yakılıp yıkılması ve seller gibi kanlar akıtılması, İkinci Cihan Harbinden sonra da bizim şimalî At­lantik Paktına girmemize birkaç yıl Londralı müttefikimizin mâni olması dramları oynanmıştır.

Zannediyorum ki, bütün bu İsrarlı ve inadına Rusyayı kârlı çıkaran İngiliz Hariciyesi rotasının ciddî sebep ve­saikleri nedir ve İngilterenin bu uzun ve-'hazin yoldan kazancı acaba ne ol­muştur diye sorulacak zaman gelmiş­tir.

O zamanlar 150 milyondan fazla Müslü man hâkimiyeti veya nüfuzu altında bulundurulan İngiltere, Hilâfeti haiz Osmanlı İmparatorluğundan korkuyor da onu çökertmeğe çalıştı mı demeli­dir? Hayır, bu cevap doğru olamaz. Çünkü Hilâfetin ancak nazarî mahiyet te ve fiilî müessir kıymetten mahrum kaldığını ve kuru bir unvandan ibaret bulunduğunu İngiltere pekâlâ bilirdi. Nitekim biz Anadolu hükümetinin te melini İstiklâl harbimizin kanlariyle a-tınca ilk idimiz memleketimizin selâ­meti namına, bu cansız Hilâfet heyu­lasından sıyrılmak oldu. Fakat İngiliz politika Erkânı harpleri yine bizi affet medil.

Dâvanın bundan sonraki safhalarını bundan sonraki yazıma bırakıyorum.

Türkiye'ye karşı İngiltere

Yazan: İsmail Suphi. Soysallıoğlu

13/8/1956 tarihli   (Tercüman) dan:

İngiltereyi bugünkü ağır şartlara ge­tirip dayayan politikasını, evvelki ya­zılarımda kısa teşhiratımızla hatırlat­mağa mecbur idik. Bunu yaptık. Biz Türkler bu elim siyasî vak'aları ve bunların medeniyetin yüzünü kızarta­cak nice mekruh safhalarını artık unut mak ve mazi olmuş şeylere bugünü ve yarını tercih etmek istiyoruz. İngilte­re'nin de bize unutturmak, yardımını esirgememesi şartiyle. Olan olmuş­tur. Artık marifet olanlardan ibret der sini çıkarmaktır. Bu da çıkarılamazsa işte o zaman iki taraf da büyük zarar lar görür.

İngiltere basiretini açmalıdır. Onu ar­tık açık ve devamlı Türk dostluğuna zorlayan âmiller meydandadır. Sağdan soldan geyretlerle, evet, Osmanlı İm­paratorluğu yıkılmıştır. Fakat «güne­şin hiç batmadığı İngiliz İmparatorluğu nerededir ve bugünkü hali nasıl­dır? ChurchiI ben Britanya İmpara­torluğunu tasfiyeye gelmedim demesi ;ne rağmen bu İmparatorluk herkesin gözü önünde tasfiye halindedir. Bura­da kalemin ucuna şu geliyor: Osmanlı İmparatorluğu, şimal komşu­muzu ve ona bilerek bilmeyerek peyrev olan îngilterenin tazyiklerine ve türlü manevralarına bu kadar şiddetle maruz kalmasaydı belki yaşardı ve cihan siyasetinde tek başına bildiği gi­bi yürüdüğünü zan ve kasteden muhte şem infirad" düsturunun sahibi Büyük Britanya işleri cidden durbinlikle yürütseydi de, o büyük kudretleriy-le Türkleri bastırmağa değil kaldır­mağa yardım etseydi bugün Avrupamn şarkı ve Yakm Şark daha muvazeneli ve müttehid bir manzara arzeder, şim­diki perakendecilik ve dağdağa içine düşmezdi diye tahmin olunabilir. Ama artık marifet olanlardan ibret der­si çıkarmaktan ibaret kalmıştir.

Bir taraftan İngiltere'den iki asır­dır gördüğü hizmetleri unutan Rusya koskoca bir "blok şeklinde ortada di kilmiştir ve İngiltereyi müten-ıa diyen darbelemektedir. Öte taraftan Araplar İsrail ye Afrika meseleleri, Hind, Çin işleri eok karışık ve girift manzaralar arzetmekfcedir. İngiltere hâdiselerin dalgalarına göre çalkalanmaktan ken­dini ne kadar çabuk sıyırır ve sağlam bir rota tutarsa o kadar hayırlı olur. Artık mazi İngiltereye, Türkiyeye yö­nelmek emrediyor.

Mertçe itiraf etmek lâzımdır ki, İngil­tere Kıbrıs işini doğrudan doğruya or­taya atmadıysa bile bu işi, gittikçe bir cür'etle karıştırmak için Yu­nan hükümetine ve kilisesine cesaret vermiştir. Onun yumuşak tavırları ve tereddütleriyle Yunanlılar, her za­man lütfunu görmüş -oldukları İmgilte re'nin zahiri ters çehresiyle beraber, yine Yunan emellerini tahakkuk etti­receğini zannetmişlerdi. Ve eğer hü­kümetimizin sarih müdahale ve muha lefeti olmasa belki de Yunanlıların um duğu meydana 'gelirdi...

Binaenaleyh Kırım muharebesinde bize Yunan İstiklâli hâdiselerini unut­turarak teessüs .eden İngiltereye itima din Türklerin kalbinde o zamandan be ri fena imtihanlara maruz kala kala çok sarsıldığını saklamayız. Her Türk her hâdisede yüreğinde bir «acaba?» istifhamını muhafaza etmektedir.

Halbuki Türk milletinin kalbini kazan mak İngiltereye Yakın Şarkta kuvvet li bir dost desteği temin etmek de­mek olur. Türkiye ile müsavi şartlar dairesinde hulûs ve saffetle, dürüstçe elele yürümek yegâne makul yoldur. Biz nasıl vaktiyle bir «Misakı Millî hu dudu çizmissek İngiltere de Şarkta «a-yır, buyur» an'anesini terketmelidir. İngiltere, haklara riayet etse ve Ya­kın Şarkta da bilhassa Türkiye ile sağ­lam ve salim işbirliği politikasına girişe elbette mutlu ve muvaffak Ibir iş görmüş olur.

Darılmasmlar, bir iki asırlık bir zaman da bize karşı sert ve insafsız İngiliz politikasının kaba bir taslağını gözö-nüne koymakla, maksatsız İngiltere'ye karşı Türkiyede husumeti tahrik et­mek veya hürmetsizlikte bulunmak de ğildir. Maksat Yakın ve Orta Şarkta bugünkü hal ve vaziyeti intaç etmiş o-]an İngiliz politikaısının hatalarını tetoa rüz ettirerek ve maziye igeçmiş diye­rek, her iki memleketin hali hazır ve istikbal vaziyetimizi kurtarmak, kar­şılıklı iki memlekete de hizmet et­mektir. Çünkü zamanın gerek İngilte­reyi, gerek Türkiyeyi ve medeniyet âlemini tehdit eden tehlikelerle meşbû ve pek dar olduğunu çok iyi biliyo­ruz. İran'da neşr edildiğin i yazdığımız «İran - İngiltere siyasî münasebetleri tarihi» gibi bizimle İngiltere arasında geçmiş siyasî münasebetleri gösterir mufassal bir ietkik eserini bir müverri himizin is edinip meydana getirmesini çok isterdik. Maksadımız arada huşu met tohumunu ekmek değil, eski gi­dişlere bugünkü şartlar ve neticeler arasmda bakarak ibret almiak ve ona göre samimî ve dürüst bir yeni dostluk devrinin memleketlerimiz arasında te­essüs ve takririne sağlam bir temel atılmasını temin etmektir. Bugüne ka­dar alınan kötü neticelerin jmen'sele-ri, vuzuhla ortaya konunca artık hiç bir mütehassıs siyasî erkânı harbiye sa kat görüş ve gidişte ısrar edemez ve yeni devri kanaat ve. saffetle kucak­lar.

Türkiye garkta karakter sahibi kuvvet li bir muvazene unsurudur. Onun tut­tuğu askerî ve siyasî stratejik mevki de birinci derecededir. Denebilir ki, Türkjyenin dostluğu olmadan artık îngiltere Şarkta kalamaz. Hem İngiltere kendisinden parça ve menfaat kopa­rılması düşünülecek bir Osmanlı İm­paratorluğu bulunmadığını görmemezlikten de gelemez.

Türkiye ile İngiltere birbirlerine lâ­zımdırlar. 'Biz Türkler, iki millet ara-smda dürüst ve kuvvetli bir işbirliğine sadakatimize söz verebiliriz. İllâ İn­giltere kendisini toparlayıp artık eski usullerini ve kaidelerini terketmeli, müsavi şartlarla şaşmaz ve müstekar bir dostluğu şiar edinmelidir.

Bugün insaf ile hâdiselere (bakanlar teslim ederler ki, eğer Şarkta bir Tür kiye bulunmasaydı onu icad ve ibda etmek ve yerine oturtmak lâzım ge­lirdi. Çünkü onun ağırbaşlılığı, dürüst lüğü ve sulha candan bağlılığı bugün her zamandan ziyade pek kıymetlidir.

İngiliz dostlarımıza son hulûs sözüm şudur:

Türkiyede biz artık 25 milyonuz. Mek­tepten çıktığımız zaman tahayyül etti­ğimiz ideal olan otuz milyonluk bir Türk kitlesine, çok şükür, şimdi mer­diven dayamışızdır. Birkaç sene için­de bu yekûna varacağız İnşallah. Biz fütuhat istemiyoruz ve memleketimiz bu nüfusun daha iki üç mislini geçin-direbilir. Binaenaleyh bizim dostları­mızdan dostluğumuza her zamandan fazla değer verildiğini görmek iste­riz.

İngiliz mütehassıs siyaset erkânı harb leri bizim yerimize tedricen Yunanlı­ları ikame etmek -gibi ham bir sev­dadan vazgeçmelidirler. Bir değil iki Yunanistan (25 - 30) milyonluk karak­terli ve cengâver Esen ve sağlam Türk milletini ne ezebilir, ne yutabilir, ne eritip onun yerine kaim olabilir. Türk milleti yakında iktisadî.ve malî güçlük lerini de hallederek garkta dürüst, hak ka riayetkar ve metin bir kale vazi­fesini kuvvet ve azimle ifaya devam edecektir.

Dostlarımıza sevinmek, düşmanlarımı­za yerinmek düşer.

Kıbrıs ön plânda

Yazan: A. E. Yalman

16/8/1956 tarihli (Vatan) dan:

New york Times gazetesi, Kıbrıs me­selesine dair yeni bir başmakale yaz­mıştır. Amerikan gazetesinin fikrince, Süveyş gailesinin ortaya çıkması, Kıb­rıs meselesinin ehemmiyetini arttır­mıştır. Bu derde mutlaka bir çare bul mak lâzımdır. Eğer bu yapılmazsa, Yu nanistanda Batı ile işbirliği fikrini bir dereceye kadar temsil eden Karaman-lis hükümeti düşecek, tarafsızlık iddia lı bir solcu, hükümet iş basma gelecek bunun arkasından da Yunanistan Mos kovanın kucağına yuvarlanacak, Bal­kan Paıkıtı ve Nato'nun çok mühim olan Cenup kolu çökecektir.

Bu tehlike ihtimallerine karşı york Times'in bulabildiği çare, artık devamına imkân olmayan Britanya em peryalizminin Kıbrıs şeklindeki ka­lıntılarının tasfiye edilmesi, Kıbrıstaki Rum ekseriyetin arzusuna karşı ge­linmemesi, fakat askerî bakımdan Yu-nanistanın Kıbrısa tasarruf edememe­si, .burasının bir İngiliz veya Nato as­kerî üssü halinde kalması, Türkiye ile bir gümürk birliği kurulması, Türk az İlgının haklarının bir Milletlerarası ga ranti altına alınmasıdır.

Amerikan gazetesinin bir noktada hak ki var: Süveyşte kıyametler kopması, Kıbrıs işini ön plâna almıştır. Buna esaslı çare bulunmazsa, hür dünyanın emniyet cephesi ciddî sarsıntılar geçi­rebilir. 'Bir çı