19.6.1956
×

Hakkında

Künye

İletişim

Olayların takvimi   

1 Haziran 1956

 Ankara :

Türk - İngiliz Kültür Derneği tarafın­dan Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Plâstik salonunda tertip adilen (iki üstat mimar: Koca Sinan ve Sir Christopher Wren) isimli sergi bugün 17.30 da İngiltere Büyükelçisinin bir konuşmasiyle anılmıştır. Sinan ile Wren'm eserlerinden alman 300 e yalcın fotoğ­rafla 50 ye kadar rölöveyü ihtiva eden serginin açılış merasiminde mebus iar, belediye reisi, sivil ve askerî er­kân, .belediye ve il genel meclisi üye­leriyle 'kordiplomatik temsilcileri ve kalabalık bir davetli grubu hazır bu­lunmuştur.

ingiliz Büyükelçisi Sir Regimald Ja­mes Bovker önce dâhi mimar Koca Si­nan'ın (heykeline bir çelenk koymuş ve iki üstad mimarın hayat ve eserlerin­den müşterek ruhu Krten bir ko­nuşma yaparak demidir ki:

«Açmak üzere bulunduğumuz bu- ser­gi, Türk Koca Sinan ile İngiliz Sir Christopher Wren'in mimarisini kut­lamaktır. İkisini bir araya getirmemi­zin sebebi. hayat ve eserlerinin birbi­rine çok benzemesi değil, her ikisinin de memleketlerinin dehasını tam mârasiyle ifade etmelerindendir. Sergimiz sadece her iki milletin yaratıcı kudre­tini değil, aynı zamanda memleketle­rimize, birleştiren devamlı dostluğun bir sembolüdür.

Koca Sinan'ın eserlerini yarattığı devirle İngiliz meslektaşı Sir Christopher Wren'dn eserlerini yarattığı devir ara-sınd'a bir asırdan fazla bir zaman var­dır. Meselâ, Edirne'deki Selimiye Ca­mii, iki Sinan bunu şaheseri addeder­di, 1575 senesinde bitirmişti. Halbuki, Londradaki Sen Pol kilisesine ondan yüz yıl. sonra 1675 de başlandı. Bunun­la iberaîber, ayrı asırlarca ve Avrupanın ayrı kaşelerinde yaşamış olan bu iki millî mimar arasında sayanı hay­ret derecede benzerlikler mevcuttur.

Mimarlık bütün sanatlar içinde en şü­mullü olanıdır. Estetik, fen, pratik, re­sim, heykeltraşlık, riyaziye, mühendislik ve sosyoloji gibi geniş bilgi sahala­rını içine alır. Binaenaleyh, uzun bir tahsil ister. Gerek Sinan, gerek Wtct mimariye olan dehaları sonradan inki­şaf eden müstesna kabiliyette insanlar­dı. Mimariye başladıkları vakit gençlik çağlarını ağmış elmalarına rağmen ikisi de son günlerine kadar fevkalâde verimli oldular.

Mimarlik bütün sanatlar içinde eri teknik  olanıdır.   Sinan ve Wren     ilk yıllarını ilmî tetkiklerle geçirdiler. Si­nan askerî mühendislik. "Wven mate­matik ve astronomi tahsil etti.

Yine, mimarlık bütün sanatlar içinde âmme hayat ve müesseselerime en yakın ilgili olanıdır. Gerek Sinan, gerek Wren memleketlerinin kendilerine en çok muhtaç olduğu tarihî bir devrede hizmetlerini ifa ettiler. 1453 senesinde İstanbul Bizanslılardan alınmıştı. Si­nan'ın büyük iba?arısı, onu cami, su kemerleri ve âbideleriyle bk Müslü­man şehri ve Türk İmparatorluğunun payitahtı ihaline getirmesidir.

Londra, "Wiren'in hayatının ilk Otuz yı­lında herhangi bir felâkete müsait bir şekilde tahta binalariyle elan bir or­ta çağ şehri idi. Fakat, 1666 yılındaki büyük yancın, kenar mahallelerden gayri, .bütün şehri mahvetti. Wren'ın büyük (başarısı, 'bu şehri ekonomik ve dinî inkılâplara uyarak ve modern za­manların dojfucu olarak vasıflandırabileceğimiz yeni bir ruhla ye baştan inşa etmesidir.

Bu sergi Türk - İngiliz Kültür Derne­ği ile İnigiliz .kültür heyetinin müştere­ken (hazırladıkları ve Türk - İngiliz mevzuu üzerinde Ankarada acılan sergilerin beşincisidir. Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi sayın dekanı, sergi sa­lonunu bize türfere daha tahsis etmişlerdir. .Bizlere gösterdikleri devamlı lütuf ve işbirliğinden dolayı candan te­şekkürlerimizi iiade etmek (istenim. Son olarak, Emlâk Kredi Bankası ta­rafından Koca Sinan'ın hatırasına iza­feten dikilen iu heykelin geçen aralık ayında açılması dolâyısiyle sergimizin mevzuu tam zamanını bulmustur. Onun dehasına olan büyük hayranlığı­mızı bu münasebetle ifade ederken (bîl-hassa memnuniyet  duymaktayım.»

İngiltere Büyükelçisinden sonra Maarif Müsteşarı Osman Faruk Verimer şu konuşmayı yapmıştır:

«Bugün burada Türk ve ingiliz millet­lerine unutulmaz emekleri geçen, her iki milletin san'at tarihlerinde ölümsüzleşen  büyük mimarın hatırasını taziz için tertip edilmiş olan bir ser­giyi açmak üzere toplanmış bulunuyo­ruz. Eserleriyle milletlerin kalblerine yaşayan namları nesillerden nesillere intikal edeğelen bu değerli sanatkâr Jar İngiliz mimarı Sir Christophar Wrenils Türk mimarı koca Sinan'dır,

Mimar Sinan, bilindiği gibi, XVI. yüz yılda, İngiliz mimarlık sanatının en bu yük değeri olan Ohristopher Wrenise ondan bir asır sonra yalamıştır. Mimar Sinan yarattığı 330 dan fazla eserle çevrilmiş dehasının imzasını koymuş, Türk topraklarına dünya ölçüsünde sanat değeri tanıyan âbideler kazandırmistir. Dinî eserleri arasında. Süleymaniye, Selimive camileri başta gelir. Si­vil mimarîde inşa ettiği köprüler, su kemerleri, saraylar, kervansaraylar, şifa yurtları ve hamamlar her biri ayrı ayrı birer anıt eserleridir. Bütün memleket sathına yayılmış olan bu eserler" Türk mimarî sanatının renç nesillere iftiharla gösterilebilecek örnek eserler d:r.

Mimar Sinan'ın uzun ömrü    boyunca -yarattığı   bu   eserler yanında   yetiştir­diği talebeler de en az onlar kadar ehemmiyeti harailir.   Çünkü,   kendisin­den feyzalan birçok mimar, Koca   Si­nan'ın  sanatını  kendi  memleketlerin­de devanı ettirdikleri gibi ayrıca dün­yanın .muhtelif yerlerine dağılarak oralarda dâ Türk mimarlığının en gü­zel örneklerini meydana getirmişler. Geçmişte İstanbul ile Londra şehrinin kaderlerinde müşterek taraflar göze çarpar. Her iki .şehir de büyük yangın felâketlerine uğramış, birçok değerli eserinin ibu yangınlarda kül olduğunu görmüşlerdir. 1666 senesinde ç:/kan yangın Londra şehrini mahvetmiş, fa­kat aynı zamanda bu yansın Sir Chris-topher Wren gibi büyük 'bir mimarın sanatını  .göstermesine  âmil   olmuştur.

Sir Christopher Wren de Mimar Sinan gibi memleketine şaheserler 'kazandırmış o da yarattığı eserlere dehasının damgasını vurmuştur. Türk - înigiliz Derneği ve İngiliz Kültür heyeti tara­fından hazırlanan İbu sergide her iki Ölümsüz sanatkârı milletlerimiz adına hürmetle şükranla anmak bizler için bir zevktir.

Bu sergi aynı zamanda Türk ve İngiliz milletleri arasında yaşayan  kuvvetli dostluğa bağımın tezahürüne bir defa daha tekerrürünü ümit ve temennisiyle sergiyi açmaktan şeref duyuyorum.» Osman Faruk Verimer'in bu konuşmasından sonra sergi topluca gezilmiştir. Koca Sinan ve Wren sergisi, yarın sa­at 10 dan itibaren halkın ziyaretine açılacaktır.

İzmir:

Türkiye Ziraî Donatım Kurumu tara­fından yarım milyon lira sarfiyle mey­dana getirilen Aydın Ajansı tamirhane ve tesisleri, bugün saat 16 da yapılan bir törenle çiftçinin hizmetine girmiş­tir. Törende Aydın Valisi Enver Saatçıgil, Türkiye Ziraî Donatım Kurumu Umum. Müdürü Adnan Çiftçi, Meclisi İdare Azaları, İzmir Şubesi Müdürü, mülkî ve askerî erkân ile çok kalabalık bir halk ve çiftçi topluluğu hazır bulunmuştur.

"Törene, istiklâl marsı ile başlanmış, valinin kısa bir hitabesinden sonra Zi­raî Donatım Kurumu Umum Müdürü Adnan Çiftçi,, .bir konuşma yaparak kurumun ziraatının teknik ihtiyaç vası­talarının karşılanmakta olduğunu ra­kamlarla izah etmiştir.. Umum Müdür kurumun kurulduğu tarihten 1950 se­nesine kadar müstahsile 104 milyon li­ra değerinde ziraî malzeme intikal et­tirdiğini, 1951-1955 yılları arasında ise bu miktarın 284 milyon liraya çıkarıl­dığını belirtmiştir. Umum Müdür ay­rıca, kurumun, memleket ziraatının inkişafına hizmet etmek maksadiyle zi­raî, sınaî ve ticarî sahada faaliyette bulunan teşekküllerle iş ve sermaye ortaklığı yaparak traktör, kimyevî gübre, tiftik ve yapağı ile kauçuk sanayii kollarında çalışan şirketlerin faaliyet­lerine kurucu olarak cem'an on mil­yon 750 bin lira sermaye ile iştirak et­miş bulunduğunu bildirmiş, mühim bir mevzu O-arj hayvan ye müdavksının ihali için de çalışılmakta olduğunu söylemistir.

Müteakiben, geniş bir çiftçi topluluğu­nu sinesinde barındıran Aydın ve ci­varının ihtiyacını karşılayacak olan bu yeni ve modern ziraî tesislerin' kur delâsı, "hayırlı ve uğurlu olması» te­mennisi  ile  kesilerek   tesisler     gezilmistir.

2 Haziran 1956

Ankara :

Hükümet 1956 yılı şeker kampanyala­rında işlenecek pancar fiatlarina kilo başına 1,5 kuruş zam yapılmasına ka­rar vermiştir. Ayrıca uzak mesafeler den pancar 'taşımak mecburiyetinde bulunan müstahsiller için mesafe uzak lığına göre değişen bir taşıma tazmi­natının yerilmesi de kararlaştırılmışlir.

Bundan başka iki seneden beri veril­mekte olan erken söküm priminin ödenmesine bu vılda devam edilecek­tir.

Bu suretle 956 kampanyası pancarları için geçen seneye nisîbetle kilo başına vasati 2 kuruş zam yapılmış bulun­maktadır.

İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bu sabah İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda yapılan Türk tifo cemiyetinin yüzüncü yıldönümü mera­simini, yapmış olduğu şu konuşma ile açmıştır:

«Türk Tıb Cemiyetinin 100 ncü yıldö­nümü merasimini tesit için toplanmış olan bu 'güzide heyeti derin bir hürmet İe selâmlarım:

Türk Tıb Cemiyetinin 100 ncü yıldö­nümünü kutlamak için yapılan tören­de ilk sözü bana vermiş olmalarından dolayi bu cemiyetin muhterem idare­cilerine ve cemiyetin 'başkanı muhte­rem Doktor Kâzım İsmail Gürkan'a de rin şükranlarımı arz ederim.

Türk Tiib Cemiyeti 100 seneden bari mevcuttur vs 100 senelik uzun tarihi ne müstesna başarılar kaydetmek mazhariyetine nail olmuş .bulunmaktadır.

Bu cemiyete emek vermiş, ömürlerini hasretmiş olan ve aramızdan ayrılmış bulunan mensuplarını, bu tören müna­sebetiyle hayırla yadetmek cok yerinde olur.

Herhangi bir cemiyetin 100 sene ve müstesna başarılarla luammer olabilmesi cidden nadir rastlanan mazhari­yetlerdendir. Memleketimizin denilebilir ki en eski osmiyet Türk Tıb cemi­yetidir. Dünyadaki emsali arasında da en eskilerden sayılabilir.

Türk Trib Cemiyetinin 100 ncü yıldö­nümünü kutlarken 'Türk Tıb âksine de birkaç cümle ile sözlerimi intikal ettirmeme müsaade 'buyurmanızı rica ederim. Türk tabalbetinin memleketin medenî v.e ilmî haysiyet ve şerefini lâyıkı İle temsil edebilecek bir seviyece bulunduğunu büyük bir iftiharla kay­detmekle bahtiyarım. Tıbbiyeli, dok­tor tıbbiyeli memleketin öteden beri çok sevdiği ve saydığı 'bir hüviyet ve şahsiyettir. Memleketimizde bir asır boyunca hiçbir siyasî ve içtimaî büyük hâdise yoktur ki, tıbbiyeli doktor on­da şeref hissesini alımı; bulunmasın. Memleketin ilim hayatında olduğu ka­dar saflık davasında da tıbbiyeli ve tıbbiyeli doktor müstesna hizmetler ifadeğe İmiktir. 'Bundan başka memle­ketimizin bir asırlık hayatında, tıbbi­yeli ve tıbbiyeli doktor haklı olarak milletin vicdanında lâyık olduğu saygı ve hürmet yerini almış bulunuyor. Türk Tıb Cemiyetinin yüzüncü yıldö­nümünü tesit ederken iste bu hislerle meşbu bulunmaktayım ve ilk sözün ba na verilmiş olmasını tekrar şükranla kaydederek cemiyete daha bir çok seneler müstesna başarılara mazlıar olarak çalışabilmesini Türk .tababetine ve memleketimizin ilmînayatına da­ha nice müstesna hizmetler ifade bilmeye muvaffak olmaBinı candan te­menni ederim.

 Ankara :

İşçi Sigortalariyle ilgili kanunlardan İhtiyarlık Sigortası Kanunu ile iş ka­zaları, meslek hastalıkları ve analık sigortaları kanununun işçiler lehine tâdili için yeni tasarılar hazırlanmış ol­duğu gibi hastalık v.e analık sigortası kanunu da yeniden ele alınmış ve si­gortalılara büyük faydalar sağlayacak tâdilleri havi bir tasarı hazırlanmıştır.

Bu tasarı da diğerleriyle birlikte alâ­kalı vekâletlere gönderilmiştir.

1951 yılının mart avında yürürlüğe girmiş olan hastalık ve analık sigortası kanunu peyderpey teşmil edilmiştir.. Bu kanunun hâlen tatbik edilmekte olduğu 28 vilâyet şunlardır:

Adana, Adıyaman, Afyon. Amasya, Ankara, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Bursa Çanakkale, Çankırı, Çorum, Diyarba­kır, Edirne, Hatay, İçel, İstanbul, İz­mir, Kırklareli, Kocaeli, Kütahya. Ma­latya, Manisa, Sakarya, Samsun, Sivas, Tekirdağ, U?ak.

Pek yakınca Elâzığ, Gaziantep, Kay­seri, Maraş, Nevşehir, Nişde, TokatT Urfa, Yozgat vilâyetlerinde de kanu­nun talibikin'e başlanacaktır.

Hastalık ve analık sigortasının analıkla ilgili hükümleri, iş kazalariyle mes­lek hastalıkları ve analık sigortaları kanunundaki hükümlere mütenazırdır.

Hastalık ve analık sigortasının tatbik edildiği yerlerde diğer kanunun ana hükümleri tatbik edilmez

Hastalık ve analık sigortasında yapılan, değişiklikler şunlardır:

Mer'î kanunca, tedavi için başka yertere (gönderilecek kimselere refakat edeceklere yolluk ve zarurî masraf ve­rilebileceğine dair bir hüküm mevcut değildir.

Yeni tasarıya göre, tedavi için başka yerlere gönderilmesine olduğu gibi refa­kat edecek kimseye de yolluk ve za­rurî masraftan ödenecektir.

Yeni tasarı sigortalıların eşlerinin do­ğumdan ileri gelecek hastalıklarının da tedavi imkânını sağlamaktadır.

Mer'î kanundaki 15 günden az devam edecek hastalık hallerinde ilk 3 gün ödenek verıhniyeceği kaydı, 10 gün devam eden hastalık halleri şeklinde sigortalılar lehine tâdil olunmuştur.

Hastalık ve analık yardımlarından fay Yalanmak için aranılmakta olan 163 gün çalışma ve prim ödeme şartı da gene sigortalılar lehine 150 güne indiril­miştir.

Mer'î hastalık ve analık sigortası ka­nununa göre gebelik hallerinde doğum dan üç hafta evvel ve doğumdan son­ra altı haftava kadar ödenek verilmektedir. Yeni tasarıda doğumdan evvelki müddet de altı haftaya çıkarılmıştır.

Mer'î kanunda sigortalık hakkım kay­betmiş kimselerin hastalık hallerinde tedavilerinin yapılması için geçmiş 15 ay içinde 160 gün çalışmış ve prim ödemiş olmaları şartı mevcuttur. Yapı­lan değişiklikle sigortalık hakkını kay bedenler de muayyen bir müddet zar­fında hastalandıkları takdirde 160 gün prim ödem'-1 ?artı aranmaksızın sağ­lık yardımlarından faydalanacaklardır.

Hastalık sigortasının tatbikine geçildi­ği mahallerde, ancak 1 mart 1951 tari­hinde iş kanununa tâbi işyerlerinde ça aştıkları tesfbit edilenler kanun hükümlerinden istifade ederlerdi. Yeni tasa­rıya ek madde ile hastalık sigortasının tatbikine geçildiği tarihte sigortalı olanlar gecen bir sene zarfında prim ödemiş sayılacaklar ve bu siluetle has talik ve analık yardımlarından fayda­lanacaklardır.

Ortopedi tedavisi ile protez yapılması icabettiği takdirde bu çeşit tedavilerin müddeti haricinde yapılan masrafları da kurum ödeyecektir.

 Ankara :

Basın - Yayın ve Turizm Umum Mü­dürü Muammer Baykan, Basın - Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğünün ye­ni faaliyetleri hakkında muhabirimize aşağıdaki izahatı vermiştir:

Tanıtma faaliyetleri:

«Kısa bir müddet evvel kurulmuş bu­lunan temas ve enfarmasvon şubemiz dokümantasyonunu tamamlamış /bulun maktadır. 'Bu şubemiz memleketimiz hakkında sorulan sualleri sür'atle ce­vaplandıracak şekilde    hazırlanmıştır.

Bugüne kadar memleketimiz hakkın­da yazı ve kitap yazmak isteyen bir çok yabancı yazarın talebi bu şubemiz tarafından süratle cevaplandırılmış ve bu yolda müsbet faaliyete geçilmiştir.

«Türkiye» isimli Ye memleketimiz hak­kında iktisadî, malî, ziraî, sınaî, içti­maî ve kültürel her türlü malûmatı özlü bir şekilde veren bir kitap ha­zırlanmış  ve bu  kitabın yabancı dillere tercümesine başlanılmıştır. İngiliz ce olarak çıkarılacak olan bir dergi­nin de Ih azıklıkları  ikmâl   edilmiştir.

Film vs fotoğraf işleri:

Memleketimizin rnuhtelif sahalarında girişilen sınaî, iktisadî, sosyal, kültürel ve diğer kalkınma haraketlerini geniş halk kütlelerine duyurmak için film, ve fotoğraf servisimiz çalışmakta ve hazırlanan filmler dünya memleket üzerine ve Anadolunun her yerine yollan­maktadır. Baz: mühim hâdiselerin filmleri günü gününe sinemalarda oy­natılmaktadır. Bir Amerikan film mü­essesesine yaptırılmış olan renkli iki turistik filmin İngilizce kopyaları Amerikanın dört bir yanında gösterilmektedir. Bu turistik filmlerden Fransız­ca, Almanca, İspanyolca vs Arapça kopyalan da yapılmaktadır. Bir Belçi­ka film müessesesi hâlen memleketimize ait umum müdürlüğümüz için iki renkli film hazırlamaktadır.

Senaryosu hazırlanmış olan ('Kal­kınan Türkiye) adlı yeni bir renkli filim hususunda tanınmış bir Amerikan firmasıyla anlaşma yapılmak üzeredir.

Film faaliyeti dışında, baraj, fabrika, yol, ziraî makineleşme, elektrifikasyon gibi mevzulardaki faaliyeti tesbit eden resimler ve iç ve dış basma inti­kal ettirilmiş (bulunmaktadır. Bu mev­zulardaki süratli kalkınmayı belirten «Kalkman Türkiye fotoğraf sergisinin son hazırlıkları tamamlanmakta­dır.

Sergiyi Anadolu'nun en uzak köşeleri­ne kadar göndererek, iktisadî kalkın­mamız hakkında vatandaşlarımızı ay­dınlatmaya çalışacağız. Bu sergiyi de­ğişik bir şekilde Amerika Birleşik Dev leti ininde de teşhir edeceğiz.

Radyolarımızın tevsii ve ıslâhı işiyle meşgul olmaktayız. İstanbul radyosundaki program ıslâhatı radyo dinleyici­lerinin büyük bir ekseriyetini memnun etmiş bulunmaktadır. Ismarlanmış ci­lan yedek malzeme geldiğindi bu rad­yonun dinleme sahası genişletilmiş olacaktır. Ankara radyosunun bilhassa alaturka programı ile meşgul olmak üzere bir arkadaşı radyo müdürüne yardımcı olarak iş basma getirmiş bulunuyoruz. Bu sahadaki çalışmalarımız semerelerini çok yakında verecektir.

Ankara radyosunun tevsii ve ıslâhı plân ve projeleri bitmiş, ihale şartna­meleri hazırlanmıştır. önümüzdeki haftalar içinde ihale yapılacaktır. Bu tevsi ve islâh işinin ikmâlinden sonra Ankara radyosu daha geniş ve iyi im­kânlar içinde çalışmaya başlıyacaktır. Sosyal ve iktisadî meselelerimizi ve dünya olaylarını köylümüze nakledecek yeni ve cazip bir programın hazırlıkları tamamlanmıştır.

15 dildeki kısa dalga propaganda ya­yınlarımız islâh edilmiş bulunmaktadır. İktisadî kalkınmamız hakkındaki ve memleketimizi her yönden tanıcı mahiyetteki konuşmalar büyük (bir a-lâka toplamaktadır.

Turizm:

İç turizm sahasında memleketimizin turistik etüdlerine  devam  edilmektedir.

Bugüne kadar Adana, Amasya, Anka­ra, Antalya, Denizli, Hatay, İçeL, Kay­seri, Konya, Nevşehir, Niğde ve Sakar ya vilâyetlerinin turistik etüdleri ya­pılmıştır. Dışarıdan gelen turist sayı­sı Sher yıl biraz daha artmaktadır. Bü­yük şehirlerimizde yapılan ve yapıla­cak olan büyük ve modern otellere mu vazi olarak turist sayısının artacağı muhakkaktır. Anadoluda bir motel -zincirinin vücuda 'getirilmesi için tu­rizm bankası ile müşterek olarak çalış­maya başlanılmıştır.

İskenderun da bu yıl açılan turizm şefliğimiz şimdiden musibet neticeler elde .etmiştir. Geçen yıl İstanbulda açılıp büyük bir (başarı kazanmış olan tercüman rehber kursunun bir aynı. ya kında Ankara ve İzmirde de açılacak­tır.

Turistik neşriyat:

Her kısmı kendi çalışma sahasında ta­nınmış profesör va yazarlarımıza hazırlattırılmış bulunan Türkiye hakkında 300 renkli fotoğraf ve resmi ihtiva eden turistik kitap ikmâl edilmiş bulun maktadır. Fransızcası yapılmaya baş­lanmış olan bu kitap çok tanınmış bir Fransız tâbi tarafından bu yıl içinde (basılacaktır. Ayrıca muhtelif dillerde renkli resimlerle süslü Ayasofya, Topkapı sarayından 50 şaheser, Türkiyede tatil, Türk çiniciliği, göreme, karagöz, Türk atasözleri adlı kitaplar yanında Bursa, Akçakoca, Antalya, İzmir bro­şürleri kSe basılmıştır.

Memleketimizin itina ile seçilmiş, çok ıüzel 200 fotoğrafını ihtiva eden «Tür­kiye albümü" adlı eserin baskısı foir-buçuk aya kadar tamamlanmış olacak­tır.

Türk nükte ve fıkra üstadı Nasreddin Hoca'nın 50 güzel fıkrasını ihtiva eden renkli resimlerle süslü kitabın baskısı da bitmek üzeredir.

Amerikadaki enfarmasyon teşkilâtımı­zı genişletmiş bulunuyoruz. New-york Haberler Bürosu, Washington Basın Ataşeliğimiz yanında, îbu ay sonunda San Fransisko Haberler Büromuz da açılmış bulunacaktır. Bu büromuzun faaliyete geçmesiyle Birleşik Amerika'-nın Batı eyaletlerinde tanıtma ve en­farmasyon faaliyetlerimiz tamamlanmış olacaktır. San Fransisko Büro Mü­dürlüğüne .tayin edilmiş olan genç ve kıymetli arkadaşımız N.ejat Sönmez vazifesi başına hareket etmiş bulun­maktadır.

Ingilterde genişleyen haber verme ih­tiyacımızı  karşılamak üzere Londradaki Basın Ataşeliğimizin faaliyet sa­hasını 'genişletmek yolundayız. Alâka­lı diğer vekâlat ve bankalarımızla müştereken Picadeily meydanı civarında bir büro açılması hususundaki teşeb­büsümüz müsbet yola  girmiştir.

Araç memleketleriyle artan münase­betlerimizi karşılamak üzere tesisi ka­rarlaştırılmış olan Bağdad Basın Ataşeliğimizin teşkilâtını çok kısa bir zaman içinde tamamlayıp, oradaki bü­romuzu bir iki ay gibi kısa bir zaman­da açmış »bulunacağız1.»

 Kozan:

Bugün kazamızın kurtuluş bayramı kutlanırken modern bir kütüphanenin de merasimle temeli atılmıştır. Kü­tüphane 240 metrekarelik, bir yer işgal

etmekte olup 50 bin liraya malolacaktar. Halkın (yardımiylle inşa edilecek olan kütüphane "bir müzeyi de ihtiva edecek ve Kozanlı halk şairi Karacaoğlanın adını taşıyacaktır.

Nazilli:

Şehrimizde belediye tarafından yaptı­rılan ve 127.000 liraya mal olan mez­baha bugün saat 11 de kalabalık halk kitlesinin iştirak ettiği merasimle iş­letmeye açılmıştır.

Ankara :

Birleşik: Amerika hükümetinin davet­lisi olarak 6 hafta müddetle Amerika'­nın muhtelif eyaletlerinde tetkiklerde bulunacak olan Ankara Valisi Cemal Göktan, Bursa Valisi İhsan Safari Çağ-layangil, Balıkesir Valisi Hilmi İnce­sulu, Erzurum Valisi Niyazi Akı ve Konya Valisi Cemil Kcleşoğlu bugün saat 14.45 de şehrimizden ayrılmışlar­dır.

Davetli valiler yarın Amerikaya mü­teveccihen  İstanbuldan  ayrılacaklar 

 Ankara :

Hariciye  Vekâletinden  bildirilmiştir:

1948 yılından beri memleketimize ya­pılmakta olan Amerikan iktisadî yar­dımının 1955-56 yılma isabet eden taih sislerinden evvelce tekevvün edenler zamanında ilân edilmişti.

Haziran 1956 sonunda nihayete eren 1956 devresine ait yardım tutarı 130 milyon dolara baliğ olmuştur.

Bu meblağın 80 milyon doları direkt iktisadî yardımdır. Baki 50 milyon do lar ise, ordu 'ihtiyacına ayrılan istihlâk maddeleri, ziraî mahsul fazlası yardı­mı ve Kızılaya tahsis edilen yardımlar dan terekküp etmektedir.

80 milyon dolarlık iktisadî yardımın yüzde 65 i piyasanın yedek parça, ham madde ve akaryakıt gibi başlıca ihtiyaç maddelerine tahsis edilmiş bulun­maktadır.

1955-1956 Amerikan yardım programı tahtında sağlanan mevzuu bahis ihtiyaç maddelerinin önümüzdeki aylar zarfında peyderpey vüruduna intizar edilmektedir.

Karaman:

Kazamıza bağlı İli sira nahiyesi ismi­nin "Kâzım Karabekir» olarak teftiş etmesi münasebetiyle dün nahia Merkezinde bir merasim yapılmıştır.

Merasimde merhum general'in hayatı ve hatıraları anlatılmış, nahiyeye «Kâ­zım Karabekir» ismi verilmesinin uyandırdığı memnuniyet belirtilmiştir.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, memleketi­mizi ziyaret etmekte olan GLin-ey Do­ğu Avnroa Müttefik Kuvve deri Başku­mandanı Oramiral Fechteler ve refika­ları şerefine bugün bir öğle yemeği ver mistir.

Bu yemekte, Hariciye Vekili Prof. Fu-ad Köprülü, D-svlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Şem'i Ergin, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi Fikret Belbez, Hariciye Vekâleti Umumî Kâ­tibi Büyükelçi Nuri Birgi, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Korgene­ral Rüştü Erdelhun, İktisadî İşbirliği Teşküâtı Umumî Kâtibi Orta Elçi Me­lih E&snfoel, Güney Doğu Avrupa Müt­tefik Kuvvetleri Başkumandanlığı Kur snay Başkanı General Robert, Ameri­kan 'Maslahatgüzarı Mr. Kohler, Ame­rikan İktisadî Yardım Heyeti Reisi Ge­neral Riley, Amerikan Askerî Yardım Heyeti Reisi Gsneral Dewey, Güney Doğu Avrupa Müttefik Kuvvetleri Baş kumandanlığı nezdinde Türkiye temsilcisi General Cemal Aydınalp, Riyase­ticumhur Başyaveri Kurmay Albay Re­fik Tulga, Riyaseticumhur Hususî Ka­lem Müdürü Faruk Berkol, Riyaseti cumhur Baştabibi Prof. Doktor Recai Ergüder ve Protoko Umum Müdürü Şemsettin Mardin refikalariyle birlik­te hazır bulunmuşlardır.

3 Haziran 1956

 Amasya:

Vilâyetimizin. Taşova kazasının Boraboy köyünü şoseye bağlayan yeni yol, bugün   saat   12  de  törenle   açılmıştır.

Törende, Amasya mebuslarından bazı­ları., Amasya ve Samsun Valileri, Ba­sın Yayın Umum Müdürlüğü temsilci­leri, Taşova, Merzifon, Göynük, Lâ­dik, Turhal, Zile'den gelen heyetlerle basın mensupları, vilâyetimiz ileri ge­lenleri, civar kaza ve köylerden gelen binlerce halk hazır bulunmuştur.

Yurdumuzun ikinci bir Aband'ı olacak değerde güzelliklere sahip bulunan bu şirin göle giden yolun inpası 20 senedenberi beklenmekte idi. halkımız için hayatî bir mesele teçkü eâ;en bu inşaatın nihayet tahakkuk etmesinden duyulan memnuniyeti Amasya Valisi Mazlum Yegül, bugünkü merasim sıra­sında yaptığı konuşmada bilhassa be­lirtmiştir. Vali, yolun inhası hususunda hükümetin gösterdiği müzaherete ve bu arada Maliye Vekili Nedim Ökmenin yakın ilgisine teşekkür ederek kurdelâyı kesmiştir.

Müteakilben söz alan Amasya mebusa Kemal Eren, Amasya ve Bor ab oy hak­kında tarihî bilgi verdikten sonra Boraboy'un turistik bir bölge haline ge­tirilmesi için bütün Amasyalıları işbir­liğine davet etmiş (bu gayenin tahak­kuk edeceği hususundaki inancını be­lirtmiştir.

Taşova - Samsun şosesinden ayrılarak Boraboy gölüne uzanan 5 kilometrelik yeni yolun açılış merasimi bu suretle yapıldıktan sonra motorlu vasıtalarla bu yoldan geçilmek suretiyle hep birlikte göl bölgesine çıkılmıştır. Etrafı çam ve Amasya ormanları ile çevrili bulunan Boraboy civarını gezen misa­firler, ibu çevrenin tabiî güzelliklerini doya .doya seyrettikten sonra büyük bir hayranlık içinde avdet etmişler -dir.

 İstanbul :

Basın Yayın v.e Turizm Umum Müdür­lüğünün davetlisi olarak îstanibula gelmiş bulunan Alman Matbuat    Heyeti,bugün şehirde gezintiler yapmış ve akşam Umum Müdür Muammer Bay­kan'ın Hiltorrda verdiği yemekte bu­lunmuştur.

Yemekte, İstanbul Vali ve Belediye Re isi Prof. Gökay, Alman Başkonsolosu, 'konsolosluk erkânı ve Türk - Alman Dostluk Cemiyeti mensupları hazır bu Ummuşlardır.

4 Haziran 1956

 Ankara :

İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth'in doğum yıldönümü münasebetiyle Rei­sicumhur Celâl Bayar ile Majeste Kraliçe Elizabeth arasında tebrik ve teşekkür telgraflar: teati edilmiştir.

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reisveklilerinden Fikri Apaydın'ın riyasetinde toplanarak, Millî Korunma Kanununun tadiline dair kanun lâyi­hasının müzakeresine devam etti. Bu mayanda lâyihanın 57 nci maddesine, muhtekirlerin ölüm cezasına çarptırıl­ması hükmünün konulmasına dair olan takrir acık oya sunularak reddedildi. Ve lâyihanın son maddesinin konuşul­ması sırasında, vaktin gecikmiş olma­sından dolayı bugünkü toplantıya son verildi.

Büyük Millet Meclisi çarşamba günü toplanacaktır.

5   Haziran 1956

Ankara :

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Banka­sından bildirilin istir:

6   haziran 1956 çarşamba gününden iti­baren reeskont haddi ile senet üzerine avanslarda faiz nisbeti %6, tahvil üze­rine avanslarda faiz nisbeti %6 1/2 olarak tesbit edilmiştir.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün, be­raberinde Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Nafiz Körez olduğu halefe Keçiören'deki Atatürk Sanatoryumunu ziyaret etmiştir.

Reisicumhur, hastahane Başhekimi Dr. Operatör Enver Bozyakalı ile memle­kette tüberküloz durumu ve tedavi: şe­killeri üzerinde görüşmelerde bulun­muş, hastahanenin modern sıhhî tesis-lerirudien olan rehabilitasyon tesisleri hakkında izahat almıştır.

Reisicumhur müteakiben hastaları zi­yaret 'etmiş ve kendilerine geçmiş, ol­sun demiştir.

Bilâhare hastahanenin atelyesinde has talarm yapmış oldukları el işlerini tet kik eden Celâl Bayar, hastahaneden ayrılırken gördüğü intizam ve çalışma­lardan dolayı memnuniyetini izhar et­miştir.

 Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grubu Başkan­lığından tebliğ olunmuştur:

Demokrat Parti Meclis Grubu bugün saat 15 de Manisa Mebusu Muzaffer Kurbanoğlu'mm başkanlığında toplan­mıştır.

 Açık bulunan Grup Reisliği için yapılan seçimde büyük bir ekseriyetle Aydın  Mebusu Dr. Namık Gedik seçil­miştir.

 Yine açık bulunan Grup idare he­yeti azalığı için yapılan .seçimde De­nizli Mebusu Hamdi Sancar seçilmiş­tir.

 Mebus ara seçimleri İçin cereyan eden müzakereler sonunda bu sene ara seçimi yapılmaması iki aleyhde re­ye mukabil .grubun  ittifakıyla tasvip olunmuştur.

 Vakit geciktiği cihetle 12 haziran salı günü saat 15 de toplanmak üzere celseye nihayet verilmiştir.

 İsparta:

Vakıflar Umum Müdürlüğü tarafından şehrimizde yaptırılmasına karar veri­len modern işhanınm temel atma mera­simi bugün saat 14 de yapılmıştır.

Merasimde, Vali Tugay Kumandanı, Vilâyet ileri 'gelenleri ile kalabalık bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Valinin, İspartanın kazandığı eserlere bir yenisini daha ilâve etmenin sevinci ni belirten konuşmasını müteakip «İs-partalılar için hayırlı ve uğurlu olsun» dileğiyle temele ilk harç konmuştur.

250 bin liraya çıkacak olan işhanı şehrimizdeki esnafın büyük ve mübrem ihtiyacını karşılayacaktır,

 Ankara :

Kahire radyosu (haziran başından iti­baren hergün Türkçe neşriyat yapma­ğa karar vermiştir. Radyo bu neşriyat­la Türk ve Mısır milletlerinin dostlu­ğunu takviyeye çalışacağını ilân etmektedir. Eğer (bu doğru ise, Mısır idareci­lerinin siyaset ve hattı hareketlerinde muazzam ve çok hayırlı bir değişiklik vuku bulduğun a hükmetmek icabeder.

Hakikat şudur ki; daha bundan dört gün evvel verdiği bir beyanatta Mısır Başvekili Aıbdünnasır, Bağdad paktı­nı tahrip için mücadele, yaptığını açık­ça söylemiştir. Filhakika Mısır idare­cilerinin Bağdad paktı ve onun azasın dan Türkiye aleyhindeki tezvirat kanı panyası maalesef bütün hızı ile devam etmektedir.

Son haftalar zarfında, bu tahrik kam­panyasının bilhassa .Suriye ve litoya'-da tezahürlerine şahit oluyoruz. Ezcümle bazı Suriye gazetecileri, Mısır pro­pagandacılarının bir tertibine, bilerek veya ibilmiyerek âlet olup Türkiye hak: kında tamamien yalan haberler ver­mektedirler. Bu meyanda ıgüya resmî Türk makamları İsrail'in Türkiye'de Araplar aleyhinde 'geniş ölçüde propa­ganda yapmasına müsaade etmişlerdir ve hâlen Türkçe olarak basılan birta­kım İsrail trakları, memleketimizin her tarafında dağıtılmağa başlanmış­tır.

Diğer taraftan 25 mayıs tarihli bazı Şam gazeteleri, İsrailin Türkiyeye sözde bir teklif yaptığından bahsetmek tedir. Bu teklife göre Suriye ile Lübnan, İsrail ile Türkiye tarafından paylaşilacakmış. Bu arada Marunî,   Dürzî ve Kürt ekalliyetleri müstakil hale ge­tirilecekmiş.

Yalan ve gülüne olan bu gibi tezvirattan, Mısır Propagandacılarının ve on­lara bilerek âlet olan ekseriya sol temayüllü Suriyeli 'gazetelerin maksat­ları açıktır: Arap devletleri Türkiye ile daima hasmane bir hava ininde ya­şamalıdırlar ki Mısır'ın onlar üzerin­deki hegemonya arzuları tahakkuk et­sin.

Mısır idarecilerinin kardeş ve dost Libya'da aleyhimizdeki tahrikatı da çir­kin tezahürler halinde devam etmekte­dir. Bilindiği gibi Libya'da bir Türk -Libya Dostluk Cemiyeti vardır. Ora­daki Mısır propagandacıları bu cemi­yetin başkanım gayrımeşru bazı usul­lerle istifaya sevketmişler ve Türkiye'­nin İsrail'le münasebetlerine ait yalan­lar uydurarak cemiyeti Libyalıların gözünden düşürmek istemişlerdir.

Gene Litoyadaki aynı tahrikçiler. Türk-Libya Cemiyetinin spor kolu olan «Tur gut Reis Spor Klübü» nü baltalamak için onun azalarını istifa ettirmeğe ça­lışmışlar, kulübün duvarlarına «yahu-di kulübü» ibaresini taşıyan yaftalar yapıştırmışlardır.

Öte yandan Atatürk ve Enver Paşanın hatıraları bulunan Deme kasabasında, 27 mayısta bir Türk fahrî konsoloslu­ğu açılırken, buna manî olmak için türlü tezvirat ve tahrikatta bulunmuş­lardır.

Şurasını da şükranla belirtmek isteriz ki Kahire tahrikçilerinin Libyadaki bu gayretleri çok zaman, dost ve kardeş Libyalıların müdahaleleri ile akamete uğramaktadır.

Mısır idarecilerinin prestij ve emper­yalizm maksadiyle giriştiği bu tezvirat ve tahrik kampanyasının hududu da belli değildir. Daha birkaç gün evvel Mısır matbuatı Afrikada İngiltereye ait olan ve Araplarla hiçbir alâkası bulunmayan Kenya halkını isyana sevketmek üzere yazılar yazmışlardır. Ta­mamen hükümetin emrindeki bu mat­buat, kendi milletinden en basit haki­katleri Hüe 'gizlerken etrafa dulrma-dan ateş saçmakta, Mısır milletini bilmediği mecraların peşinden sürüklenerek istemektedir.

Şurasını da belirtmek isteriz ki, biz lüzum hasıl oldukça Mısır idarecileri­nin tahrik ve tezvirlerine cevap veri­yorsak v.e bu vesile ile onların kardeş­lik perdesi altında diğer Arap memie-ketlerindeki tahriklerinden bahsetme­ğe mecbur oluyorsak, maksadımız Mı­sır ile o memleketlerin arasını açmak değil, hakikatleri ve bize karşı yapı­lan  tezviratı     meydana     çıkarmaktır.

Türlü yollarla diğer Arap memleketlerinin iç işlerine müdahale .eden ve on­ların haricî münasebetleri üzerinde â-dieta bir murakabe tesisine yeltenen­lerin ancak Kahirenin idarecileri ol­duğu artık cümlenin malûmudur.

İşte bu şartlar iğinde biz Kahire radyosuntun Türk - Mısır dostluğundân bahsetmesini ihtiyatla telâkki etmek­te ve hatta dostluk kisvesi altında tezvirata girişilmek istenmiş olmasından şüphelenmekte haklıyız.

Bütün temennimiz, biraz evvel söyledi­ğimiz gibi, Mısır idarecilerinin, (hata­larım idrak, ederek söylediklerini ha­kikaten değiştirmiş olmalarıdır. Çün­kü derin ve tarihî sempatilerle bağlı bulunduğumuz Mısır milletinin menfa­atleri de bunu icabettirir.

6 Haziran 1956

 İstanbul :

Örfî İdare Kumandanlığı, Örfî idare­nin sona ermesi münasebetiyle şu ve­da tebliğini yayınlamıştır: 

 Örfî idare sona ermiş bulunmak­tadır.

 Örfî idarenin devamı müddetince halkımız, vekarlı anlayışı ile işlerimi­zi kolaylaştırmak, temkinli hareketle­riyle de örfî âdarenin anlamında mev­cut bulunan tedirgin edici tedbirlerin 'tesirinden uzak kalmak dirayetini göstermiştir.

Basınımız da örfî idare mevzularında, ağır 'başlı ve basiretli neşriyatiyle ku­mandanlığın  işlerini kolaylaştırmıştır.

Muhterem halkımıza ve basınımıza te­şekkür ederim.

3    Kumandanlk, vazifelendirilmesine sebep olan hâdiselerin  tahkikinde ve umumî efkârın teskini ve    emniyetin sağlanması  v.e bozulmaması hususun­da, kanun çerçevesi içinde kalmağa ti­tizlikle gayret etmiştir.

Buna rağmen yasaklardan, tebliğlerden men ve tahditlerden zarar görenler ve tedirgin olanların, .bunu, kumandanlı­ğın vazifelerinin tam bir şekilde ifası hususundaki gayretlerinin mecburî bir neticesi olduğunu 'kabul edeceklerine eminim.

4    Bu .gibi hâdiselerin milletimizin basma bir daha  gelmemesini  candan dilerim.

Orgeneral Nurettin Aknoz

 İstanbul :

İstanbul Valiliğinden tebliğ edilmiştir:

Örfî idare bu gece yarısından itibaren sona ermiş bulunacaktır.

Mevcut kanun ve nizamlar çerçevesin­de vilâyet ve şehrin emniyet ve asayişi teminat altındadır.

Örfî idarenin sona ermesini vesile itti­haz ederek herhangi bir şekilde vatandaşların huzurlarını kaçırmağa teşeb­büs edenler hakkında başta İller İda­resi Kanununun kamu güvenliğine ait sarüı hükümleri basta olmak üzere mevcut kanunlarımız hükümlerinin şiddetle tatbik edileceğini hatırlatırken aziz hemşehrilerimin kanun ve nizamlara karşı bağlılık ve riayetkarlıklanndan emin bulunduğumu bildi­rir ve Ulu Tanrıdan yurdumuzu ve şehrimizi her türlü felâketlerden koru­masını niyaz ederim.

İstanbul Valisi Ord.  Prof.

Fahrettin Kerim Gökay

 Ankara :

Eski otobüs     garajlarının    Amerikan yardım heyetine devri ve karşılığında Amerikalılar tarafından yol malze­mesi verilmesi dolayısiyle (bugün saat 11.00 de belediye otobüs garajlarında bir merasim yapılmıştır. Amerikan el­ciliği maslahatgüzarı Mr. Kohler ile Amerikan Yardım Heyeti Başkanı, A-merikan Yardım Heyeti mensupları ji­le Belediye Reisi Orhan Eren, Beledi­ye Meclisi Başkan Vekilleri Neemeddin Sahir Sılan, İrfan Erdem, daimî encü­men reisi Dr. Selâmı Birgen ile Beledi­ye Meclisi üyelerinin hazır bulundukları merasim, Amerikan yardım, heyeti hava grubu başkanı Albay Kiefer'in ko nuşması ale başlamış ve Altoay Kiefer bu konuşmasında ezcümle şunları söy­lemiştir:

«Amerikan; hava kuvvetleri mümessili sıfatiyle, Ankara belediyesi ile aramız­da vaki anlaşmanın tamamlanması için atılan ilk adım olarak bu vasıtaları size teslim etmekle şeref duyarım. Bu fırsat iki memleket evlâtları arasında­ki arkadaşlık bağlarının müteaddit sembollerinden biridir.

Sizler Ankara hemşehrileri, bize kar­şı göstermiş olduğunuz büyük samimi­yet, hüsnü niyet, bize sizinle müşterek çalışmak fırsat ve cesaretini verdi. Ö-nümüzdeki birkaç hafta içerisinde si­ze tevdi edeceğimiz teçhizatın müteba­ki kısımları, anlaşma hükümleri gere­ğince tarafınızdan kullanılmak üzere size teslim edilecektir. Siz, anlaşmanın size ait kısmını tamamlıyorsunuz. Biz de kendimize ait kısmı tamamlayaca­ğız. Bu müşterek gayreti itmam için be raîberce çalışmamız memnuniyet bahs olmaktadır. Ayrıca bize karşı göster­miş olduğunuz yardımlarınıza hassaten teşekkür ederiz.»

Amerikan Yardım Heyeti Hava Grubu Başkanının <bu konuşmasına Belediye Reisi Orhan Eren mukabele ederek, şunları söylemiştir:

«Bugün burada Türk - Amerikan dost­luğunun ve kardeşliğinin yeni bir te­zahürüne şıahit olmaktayız Milletlerin" birbirlerine karşılıklı yardımlarının ifade ettiği büyük mânâ bugün burada şekillenmiş bulunuyor. Amerikan Ha­va Kuvvetlerinin Ankaradaki teşki­lâtının bina ve garajlara olan ihtiya­cını karşılayacak ve bizim de modern

yol sistemimizin ilerlemesine âmil ola­cak mak inalların karşılı'klı anlayış iba-vası içinde mukavele hükümlerine gö­re yediçerimize icaren devri daha ön­ce arzettiğim yardımın fiiliyata intika­lidir.

Ankara halkına büyük faydaları olaca­ğında şüphe etmediğimiz modern teç­hizatın mukavele ile bize intikalini te­min için büyük gayretler sarfeden hu­kukçu Mr. Dannic'h. hâlen Amerika'­ya avdet etmiş 'bulunan Albay Smith ile Albay Kficfer'e teşekkür eder ga­rajların Tusag'a ve madem teçhizatın da Ankara halkına hayırlı ve uğurlu olmasını   delerim.»

Belediye Reisinin bu konuşmasından sonra vasıtalar belediye'ye teslim edil­miştir. Teslim merasiminde Belediye Reisi Orhan Eren, hayırlı olması dile­ğinde bulunmuş Vş kamyonu bizzat kullanarak ilk tecrübesini yapmıştır.

İstanbul :

Kartalda Soğanlık mevkiinde yapılan 190, hürriyet tepesinde 360 göçmen e-viriin. inşaatı tamamlanmıştır.

İnşaatı ikmal edilmiş olan bu göçmen evlerinin tevziatı yakında yapılacak­tır.

Tevziattan .istifade etmesi gereken, fa­kat şimdiye kadar beyanname verme­miş olan muhecir ve mültecilerin İs­tanbul Toprak ve İskân Müdürlüğüne acele müracaatları bildirilmiştir.

Ankara :

Amerika Birleşik Devletlerinin Anka­ra Büyükelçiliğine tayin edilmiş bulu­nan Ekselans Fleteher Warren bu ak­şam saat 19.25'. de uçakla İstanbula uğ­rayıp foir müddet tevakkuftan vs Ye­şilköy hava meydanında kendisini karşılamaya gelenlerle görüştükten son­ra saat 20 de Panamerikan uçağıyla hareket etmiş ve saat 21 de Ankaraya gelmiştir.

Beraberinde refikası da bulunan Bü­yükelçi Warren Esenlboğa hava alanında hükümetimiz adına. Protokol Umura Müdür Muavini Yümn'i Sedes, Hariciye Vekili adına Hususî Kalem Müdü­rü Ziya Tepedelen ile Amerikan Mas­lahatgüzarı Mr.- Kohler, Amerikan As­kerî Yardım Kurulu ve İktisadî Yar­dım Heyeti Başkanları ile Büyükelçi­lik mensupları ve basın mensupları tarafından karşılanmış ve kendisine «hoş geldiniz» .denilmiştir.

Mr. Warren kendisini istikbale gelen­lerle ayrı ayrı tanıştıktan sonra basın mensuplarına şu beyanatta bulunmuş­tur:

'(Türkiye'ye muvasalatımızda bu kadar candan ve samimî bir şekilde karşılan inak benim için büyük bir şereftir. Göstermiş olduğunuz nezakete teşekkür ederim.

Hakkında çok şeyler işittiğim ve hükûmetim ve milletimin derin hayranlık duyduğu memleketinize gelmeyi uzun zamarudari beri arzu ediyorum. Türkiye ye 'gelen herhangi bir kimsenin, bu memleketin tarihî ve kültürel ananeleri ve eski 'medeniyetlere ait zengin kaynaklarını tam mânâsiyle müdrik ol mamasına imkân yoktur.

Asırlar boyunca Eğenin Türk saMllfâri, Boğazlar, Akdeniz, Karadeniz ve Ana­dolu'nun geniş yaylalarında doğup (ge­lişen medeniyet, dünya tarih kitapla­rında herkesin aşina olduğu sahifelerdîr.

Kısa toir müdidlst evvel; zannedersem 23 nisanda, Türk halkınm temsilcilerinden müteşekkil Büyük Millet Meclisinizin, ilk defa olarak Türkiye Cumhuriyet vatandaşları adına teşriî selâhiyetini kullanması hâdisesini tss'id .eden mil­lî hakimiyet 'gününün 36 ncı yıldönü­münü idrak ettiğini hatırlıyorum. «Hal km hükümranlığı» demokratik hükü­met felsefesinin esas siyasî inançların­dan biridir. Ve büyük müttefiklerimiz­den biri olan memleketinizin siyasî hürriyet tarihinde, böyle dikkate şa­yan toir dönüm noktasının tes'idine bir gün hasrettiğini görmek huzur vermek tedir.

Ümidim, haltta inancım, esas vazife­min, uzun zamandan heri hür dünya­nın kollektif güvenlik 'bünyesinde bir temel taşı olan kuvvetli dostluk, bağla­rını idiame ve kuvvetlendirmeğe çalış­mak olacaktır.

Washingtonda 'bulunduğum mülddet zarfında yüksek hükümet resmî şahsi­yetlerinden çoğu ile görüşmek fırsatına sahip oldum. Her yerde Türkiye'nin bir müttefik ve cesaret verici ilerlemeler­le gelişmekte olan bir millet olarak sa­mimî bir şekilde övüldüğünü işittim.

Hükümetimin ve Amerikan halkının Türk halkına selâmını getiriyorum.

Yeni vazifeme -başladıktan sonra yap­mayı arzu ettiğim ilk şeylerden biri siz   gazeticelerle  tanışmak      olacaktır.

Birkaç gün sabredeceğinizi ümid ede­rim.

Ondan sonra bir araya gelerek karşı­lıklı ilgi duyacağımız fikir teatisinde bulunabileceğiz.

-Gösterdiğiniz hüsnü kabulden dolayı bir defa daha teşekkür eder ve yakın zamanda sizleri .görerek konuşmak fır­satını (bulacağımı ümid ederim.»

 İstanbul :

NATO Deniz Kuvvetleri Başkumanda­nı ve Akdenizdeki İngiliz Kuvvetleri Kumandanı Amiral Sir Guy Grantham bugün saat 16.30 da Birmingham kru­vazöründe 'bir 'basın toplantısı   yapmış

IH,

Memleketimizi bir kere daha ziyaret etmek fırsatını bulmaktan mütevellid memnuniyetini izharla sözlerine başlayan Amiral, Maltada'ki NATO Akde­niz Kuvvetleri Başkumandanlık karar­gâhının çalışma tarzını izah etmiş vs müttefik kuvvetlerin Akdenizdeki du­rumu hakkında umumî malûmat verecektir.

Sir Guy. Akdeniz Bölşesi Baskumandanı olarak aynı zamanda NATO Cenuibuşarkî Akdeniz Kumandanı bulu­nan Türk Deniz Kuvvetleri Kumanda m Oramiral Sadık Altmcan ile işbirliği yapmaktan dolayı duyiuğu memnuni­yeti ifade ederek sözlerini bitirmiştir, ve bundan sonra gazetecilerin bazı su­allerini cevaplandırmıştır.

İngiltere'nin Akdenizdeki (kuvvetleri­nin kumandan:, «icap ettiği takdirde "İngiliz harp gemilerinin ne kadar za­man zarfında Kıfcns Adasına ulaşabi­leceklerine*  dair bit suali:   «zaten orada gemilerinin bulunduğunu, mun­zam kuvvetlerin ise 49 saat içinde A-daya gidebileceklerini ifade etmek su­retiyle  cevaplandırmıştır:

 İstanbul :

Japonya'nın 11 Orta Doğu memleke­tindeki Büyükelçi, elçi ve maslahat­güzarlarının iştirakiyle üç günden be­ri İstarJbulda yapılmakta olan yıllık mu:tad (diplomatik bölge toplantısı bu­gün sona ermiştir.

Bu toplantı esnasında Japon diplomatlan gerek umumî olarak Orta Doğu meselelerini gerekse bu rbolg-enin Ja-ponyayı doğrudan doğruya ,alâ!kadar .eden problemlerini incelemişlerdir.

Misafir Japon hariciyecileri buıgün öğleden sonra otomobille Kilyos'a kadar gitmek suretiyle Boğazda bir gezinti yapmışlardır.

 Ankara :

Çelik silo inşaatına büyük bir önem veren Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Müdürlüğünce, Amerikadan takriben 4 milyon dolar kredi temin edilmiştir. Bildirildiğine göre, bu kredi ile silola­rın montaj ve inşası iğin Amerika'ya mubayaa edilen lüzumlu makina ve memleketimize gelmiş bulunmak­tadır.

ı İstanFoul:

Dünya Tıb Cemiyeti İdare Meclisi azalarından ve beynelmilel pfizer ilâç sanayii müesseselerinin umum müdü­rü Dr. John E. Mc. Keenn Rockeçeller tesisi tarafından şerefine verilen öğle yemeğinde yaptığı konuşmada ezcüm­le şunlar ısöylemiştir:

«Türkiye'nin, memleketim ve bütün dünya m uvaceihe sindeki ehemmiyetini müdrikim. Stratejik bakımdan, bir müttefik sıfatiyle, hür dünyanın iktisadî ve siyasî müdafaasında Türkiyenin 'kıy metli iştirak ve işbirliğine güveniyo­ruz, iİleri .görüşlü Amerikalıların Türk - Amerikan işbirliğine inandıklarını ve memleketimizin   iktisadi   kabiliyet  ve istikbaline kuvvetli inançları olduğunu belirten Dr. Mc. Keenn, şöyle devam etmiştir:

«Bir çoğunusun bildiği gibi pfizer Türk iktisadiyatında bir müddett enberi yer almaktadır. Beraber çalıştığımız diğer milletlerde olduğu gibi Türkiyede de milletin hayatına iştirak etmek ve adeta iyi bir vatandaş, olmak istiyoruz.»

Ankara :

1 haziran 1955 tarihinden 31 mayıs 1956 tarihine kadar müstahsilden 1 milyon 173 ibin 230 ton hububat satın alınmış ve müstahsile 333.036.010 lira ödenmiştir.

Alım kampanyası başından itibaren dış memleketlere 112.163.524 Türk lirası karşılığı 262.300 ton buğday 259.329 ton arpa, 22.000 (ton yulaf ve 2.109 ton pirinç satışı yapılmış, -"bunlardan 255 bin 631 ton ibuğday ile 254 254 ton ar­pa, 17.410 ton yulaf ve 2.070 ton pirinç fiilen teslim edilmiştir.

Bu devre içinde 337.550 kilogram af­yon satışı yapılmış, bu miktardan 256 bin 016 kilogramı fiilen teslim edilerek, temin edilmiştir.

Ankara :

Amerika iktisadî yardımından faydalanmak üzere faaliyete geçen Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Müdürlüğü ilk parti olarak Amerikaya 240 bin ton mecmu kapasitede 60 çelik silo ve ay­rıca Exİmşexport İmportbankkredisin den de istifade ederek bu silolara ilâ­veten ikinci parti olarak 230 bin ton kapasitede çelik silo malzemesi muba­yaa etmiştir. İlk partiyi teşkil eden malzeme tamamen memleketimize gel­miş ve sürati mümküne ile iş yerlerine tevzi edilmiştir. İkinci parti mubayaa­ya ait malzeme de peyderpey g-elmekte olup keza bunlar da iş yerlerine gönderilmektedir.

İkinci parti malzeme yurdun muhtelif bölgelerinde tesis olunacak 12 ve 20 bin ton kapasiteli 9 çelik siloya ait bu­lunmaktadır.

 Ankara :

M.M.V. .Temsil Bürosundan bildirilmiş.-tir;

Yüksek rütbeli kumandanlar arasında yapılan yer değişikliği ve yeni tayin­ler yüksek taıstikten çıkmıştır.

Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu Er­kânı Harbiyei Umumiye Reisliğine, Or­general Nurettin Baransal Yüksek As­kerî Şûra Azalığma, Orgeneral Nured-din Akr.oz Kara Kuvvetleri Kumandan­lığına, Orgeneral F.eyzi Mengüç Yük­sek Askerî Temyiz Riyasetine, Kor­general Nazmi Atan 1. Ordu Müfettiş­liğine, Korgeneral Necati Tacan IH. Ordu Müfettişliğine, Erkânı Harbiyei Umumiye II. Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhün 2 nci Ordu Müfettişliğine,, Erkânı Harbiyesi Umumiye Harekât Başkanı Korgeneral Salih Coşkun Er­kânı Harbiyei Umumiye 2 nci Reis-Vekilliğine, 5. Kolordu Kumandanı Korgeneral Fahri Özdilek Millî Müda­faa Vekâleti Müsteşarlığına, Tümgene­ral Namık Argüç 5. Kolordu Kuman­dan Vekilliğine ve Tümgeneral Celâl Alkoç 66 nci Tümen Kumandanlığına-tâyin edilmişlerdir.

7 Haziran 1956

 Ankara :

Karaibük tesislerinin ikinci kademe-tevsiinin ihalesi mevzuunda hazırlan­mış olan plân ve projelere göre muh­teliti yabancı firmalardan alman tek­liflerin tetkik ve mukayeseleri bitirile­rek Krupp firmasına ihale edilmiş ve bu hususta tanzim olunan mukave­le bugün İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu'nun hazır bulundukları bir top­lantıda Türkiye Demir ve Çelik Sa­nayii Umum Müdürlüğü ile Krupp fir­ması temsilcileri tarafından imzalan­mıştır. Bu anlaşmaya göre, hâlen sene­de 185.000 ton olan çelik istihlâli 16-20 ay sonra 400.000 tona baliğ olacak, ve böylece 150.000 tonluk hadde mamulü, istihsalinin de senede 300.000 tona yükselmesi imkânı ihzar edilmiş bulu­nacaktır.

.Anlaşmaya nazaran yapılacak is 12 milyonu dış tediye olmak üzere 21 mil­yon liralık bir yatırımı gerektirecek­tir. Mukavelenin dış tediyeye taalluk «den kısanı krom cevheri verilmek su­retiyle karşılanacağından 12 milyon liralık dış tediye için ayrıca bir döviz tahsisine lüzum kalmıyacaktır.

Bu anlaşma 1950 den bu yana muhtelif kademeler halinde tahakkuk ettirilen Ve (ettirilmekte bulunan Karabük tev-.siatının1 bir kısmını  teşkil     edecektir.

Filhakika 1950 den bu yana Karabük' .de 11.5 milyon lira sarfı ile 300.000 ton kapasitede ikinci bir kok fabrikası 6.7 milyon lira sarfı ile 18.000 ton kapasi­tede bir santrifüj boru fabrikası, 9 milyon lira sarfı üe 225.000 ton kapa­sitede bir sinter tesisatı, bir milyon lira sarfı ile çelıkhaneye .bir mikser ilâvesi yapılması temin     olunmuştur.

Hâlen hepsi hizmete girmiş olan bu te -siklerle ve ayrıca istihsali arttırmaya ve randımanı yükseltmeye matuf ola­rak alınan 'tedbirlerle 1950 yılma 113 bin ton olan pik v-e mayi inadien istih­sâli 1955 yılında 200.000 tona ve yine 'aynı yıllarda çelik istihsâli 76,000 ton dan 150.000 tona, kok istihsâli 307.000 tondan 507.000 tona, boru istihsâli 8 bin tondan 17.000 tona yükselmiştir.

"Bundan bir müddet evvel ihale edil­miş olup inşaat v.e montajı devam et­mekte olan ve bu yıl ininde ikmâli derpiş olunan ağır profil ve ray hadde­hanesi tevsiatı da 52 milyon liralık bir yatırımı gerektirmektedir. Bu suretle 1950 den beri Karabük tesisleri için 100 milyon lira civarında bir" yatırım

derpiş olunmuş ve bunun tamamı si­parişe ballanarak 60 milyon liralık kısmı da fiilen tahakkuk ettirilmiştir.

"Bu defa Krupp firması ile imzalanan mukavele gereğinde celikhane tevsiatına fiilen başlanırken Karabük'ün üçüncü kademe tevsii işinin ihalesi de yapılmak suretiyle çelik istihsâlinin 700.000 tona çıkması ve hadde mamul­leri istisâliniin de 600.000 tona yak­laşması temin edilmiş olacaktır.

 Ankara :

;Bİrinci  dünya  kupası    şampiyonasına


 

İştirak -edin serbest güreş karşılaşmala­rında birinci ve grekoromen karşılaş­malarında ikinci olan güreşçilerimiz bu akşam saat 22.45 de Başvekil Adnan Menderes tarafından kabul edil­mişlerdir.

Başvekil kendilerine iltifatta bulun­muş ve (birer altun saat hediye etmiş­tir.

 İstanbul :

Istanlbul Valiliğinden tebliğ edilmiş­tir:

Örfî İdare, sabahtan itibaren sona er­miş bulunmaktadır. Mevcut kanun ve nizamlar 'çerçevesinde Vilâyet ve şeh­rin .emniyet ve asayişi teminat altın­dadır.

Örfî İdarenin sona ermesini vesile it­tihaz ederek herhangi bir şekilde va­tandaşların huzurlarını kaçırmağa te­şebbüs edenler hakkında, başta iller idaresi kanununun kamu güvenliğine ait sarih hükümleri almak üzerej mev­cut kanunlarımız hükümlerinin şididetle tatbik edileceğini hatırlatırken, aziz hemşehrilerimizin kanun ve ni­zamlara karşı bağlılık ve riayetkârhklarından emin bulunduğumu bildirir ve Ulu Tanrıdan yurdumuzu ve şehri­mizi 'her türlü felâketlerden koruması­nı niyaz ederim.

İstanbul Valisi Ord. Prof. F. K. Gökay

 Ankara :

Bir yıllık staj müddetlerini ikmâl e-K?!=n hâkim namzetlerinin kur'aları Ad­liye Vekâletimde Adliye Vekili Prof. Dr. Hüseyin Avni Göktürk'ün 'huzuru ile çekilmiştir.

Hâkim namzetlerine kısa bir hitabede bulunan Adliye Vekilimiz sözlerine, genç stajyerleri selâmlamakla ve 'ada­let mesleğine fi'ilen intisabın kendileri için bir bahtiyarlık teşkil ettiğini ve bunun yarattığı tatlı heyecanı unutmamaları gerektiğini ve mülkün    temeli olan ve emniyet nizamının .tesi­sinde büyük rolü bulunan adaletin ul­viyetinden v.e vazifenin vicdan huzuru ile yapılması lüzumundan bahisle mes­lekî 'temennilerde bulunarak kendile­riyle daima alâkadar olunacağını be­yanla muvaffakiyetler dilemiştir.

Bu münasebetle adlî islerimiz hakkın­da kendisinden malûmat rica edilen Adliye Vekili profesör Avni Göktürk, arkadaşımıza aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur:

«Bugün vazifie yerleri kur'a ile tesbdt olunan 13 hâkim namzedi adalet hiz­metine girmiş bulunmaktadır. Bu ar­kadaşlarımızın .da kendilerine tevdi olunan adalet tevzii gibi en mukaddes vazifeyi diğer meslektaşları gibi bü­yük Tair feragat ve vatan severlik duy­gusu içinde başaracaklarına emin bu­lunmaktayım.

Vekâlet olarak, adalet hizmetinin ge­rek teşkilât gerek personel ve gerekse mevzuat bakımından aksamadan ifası hususunda elden gelen gayret sarfedilmektedir.

Son defa Büyük Millet Meclisince ka­bul edil-en 6650 sayılı kanunla hâkim ve C. Müddeiumumileri için yeniden 25 adet 100, 50 adet 90, 100 adet 80, 150 adet 70, 150 adet 60 liralık -kadro tahsis edilmiş ve bu kadrolar sırası ge­len hâkim ve C. Müddeiumumilerine tevzi edilmiş, bulunmaktadır.

Bu suretle 1504 hâkim ve C. Müddeiu­mumisinin kadro talbsisi suretiyle ter­fileri icra kılınmış ve terfiye lâyık gö­rüldükleri halde kadrolarının müsait olmaması sebebiyle terfi edemiyen 709 hâkim ve C. Müddeiumumisinin ma­aşları 4598 sayılı kanuna göre bir üst dereceye çıkarılmıştır. Askerlikte ge-ç-sn hizmetin kıdeme ilâvesi hakkındaki 6724 sayılı kanundan istifade sure­tiyle ,de ayrıca 108 hâkim üst dereceye tefii ettirilmiştir.

Yine aynı zamanda 6651 sayılı kanun­la kabul edilmiş bulunan 100 adet 60, 100 adet 50, 100" adet 40, 100 adet 35 liralık baçkâtip ve zabıt kâtibi kadrosu dia sıraları gelem başkâtip ve zabıt kâ­tiplerine tevziedilmiş ve teselsül suretiyle bunlardan 1150 kişi kadro alt­mış bulunmaktadır.

Adalet mekanizmasında vazife alan elemanlarm terfi ve terfihleri mevzuun­da mevcut imkânlar nisbetimde hassa­siyetle duran Demokrat Parti iktida­rının (bu hususta yaptığı hamleler hak­kında mukayeseli bazı malûmat vermeyi uygun bulurum.

1.3.1956 tarihinde hâkim ve C. Müdde­iumumisi kadrosu 5 adet 100, 79 adet S0, 89 adet 80, 200 adet 70, 283 adet 60, 415 adet 50, 609 adet 40, 769 adet 35 liralık olmak üzere 2454 den ibaret iken 1.3:1956 tarihinde bu kadro 50 adet 100, 195 adet 90, 277 adet 80, 458 adet 70, 533 adet 60, 607 adet 50 ve 724 adet 40, 579 adet 35 liralık olmak üzere 3424 e ve Ibaşkâtip ve zabıt kâ­tiplik kadrosu 46 adet 40, 79 adet 35,. 175 adet 30, 271 adet 25, 866 adet 20, 1858 adet 15 liralık olmak üzere 3295 den ibaret iken 1,3.1956 da 100 adet 60, 100 adet 50, 185 adet 40, 283 adet 3ö, 349 adet 30, 631 adet 25, 1300 adet 20, 2107 adet 15 liralık olmak üzere1 5055 e baliğ olmuş ve eskiden 40 lira­dan yukarı kadrolu terfi imkânı bu­lunmayan başkâtip ve kâtiplerin 60 li­raya kadar kadrolu terfileri imkânı sağlanmış bulunmaktadır.

Bu rakamlar tetkik edildiği takdirde bu mevzudaki hamlenin şümul ve de­recesi meydana çıkar.

Bunun haricinde 1956 yılı başından iti­baren vekâletimizin faaliyeti hakkında kısaca malûmat vermede fayda mülâ­haza ediyorum.

1956 yılı başında teşkilâttan gelen 1955 yılı i? cedvelleri önünde yaptığımız tetkikat neticesinde senelik iş durum--lan göz önünde tutulmak suretiyle, bir yerde yeniden müstakil bir ağırceza mehkemesi, sekiz yerde asliye hukuk iki yerde asliye ceza, 17 yerde sulh mahkemesi ihdas .edilmiş ve iki vilâyet teki mürsttep ağırceza mahkemesi müstakil ağırceza haline ve 25 mahal­deki tek hakimli asliye mahkemeleri verilmek suretiyle faaliyete geçirilmiş bulunmaktadır. Bunun dışında tesîbit edilen diğer bazı yerlerin de hâkim ve-kâtip kadroları takviye edilecektir.

Adalet mensuplarının terfi ve terfih­leri ve adalet teşkilâtının memleket ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir du­ruma getirilmesi hususundaki çalışma­lara muvazi olarak ana kanunların memleket ihtiyaçlarına göre tâdili için tegik.il edilen muhtelif komisyonlar fa­aliyetlerine devam etmektedirler.

Bu cümleden olmak üzere, devletimi­zin esas teşkilâtının bünyemize uy­gun şekilde yeniden güziden geçirile­rek bu hususta bir metin hazırlamak üzere teşkil edilen komisyon çalışma­larına .devam etmektedir. Türk medenî kanununun 25 senelik tatbikatı ve memleketin bünye ve ihtiyaçlarına uygunluk derecesi .göz önünde bulun­durulmak ve inkılâp esaslarına sadık kalmak kaydiyle yeni bir metin ha­zırlanması hakkında evvelce kurulan komisyon mesaisini muntazam bir şe­kilde yürütmektedir.

Komisyon mesaisi ikmâl edildikten sonra hazırlanacak metin ilim hey'et-larinin mütalâalarına arz edilecek ve bilâhare Büyük Millet Meclisine su­nulacaktır.

Türk medenî kanununun tâdili yolun­da girişilen mesaiye -muvazi olarak bu kanun çerçevesini aşan ve âmme ve idare hukuku bakımından tanzimi icap eden mısralar ve sular mevzuunda in­celemek ve memlektin hâlen ulaştığı ziraî inkişaf ve İktisadî merhale göz önünde bulundurulmak suretiyle bir lâyiha hazırlanmak üzere kurulmuş bulunan komisyonla çalışmalarına de­vam etmektedir.

Günün icaplarına ve modern hukuk esaslarına ve bilhassa içtimaî bünyemi­ze uygun yeni bir ceza kanunu ha­zırlanması için profesörlerden ve yük­sek dereceli hâkimlerden müteşekkil iki komisyon kurulmuş ve bu komis­yonlar bir taraftan kanunun 28 senelik tatbikatına elde edilen neticelerden ve diğer taraftan kriminoloji sahasındaki inkişaflardan ve bu hususta bugüne kadar vekâletimize e yapılan çalışma­lardan hazırlanmış. esaslardan fayda­lanarak yeni bir ce'za kanunu lâyihası meydana 'getirilmiştir.

Kanunun tatbik kabiliyetini arttırmak maksadiyle mezkûr lâyiha hakkında hukukçularımızın ve teşkilâtımızın mütalâaları alınıp bildirecekleri hususlar hakkında yeniden revizyona . tâbi tu­tulduktan sonra Büyük Millet Mecli­sine sunulacaktır.

Duruşmaların sürat, sadelik ve bilhas­sa emniyetle icrasını sağlamak maksa­diyle usul kanunlarının tâdili hususun­da hazırlanan hukuk ve ceza muhake­meleri usulü kanunu lâyihaları ile bü­yük bir ihtiyaca cevap verecek olan ticaret kanunu lâyihası Büyük Millet Meclisine sevk edilmiş idi. Bunlardan ticaret kanunu lâyıhasmm encümende­ki tetkikatı ikmâl edilmiş ve umumî hey'etin tetkiklerine arz edilmiş bulunmaktadır.

Kısa bir zamanda müzakeresinin ik­mâl edileceğini umduğumuz bu lâyi­ha kanunlaştığı takdirde hukuk sa­hasında çok (kıymetli bir eser milleti­mizin hizmetine arz edilmiş olacaktır.

Noterlik, icra ve iflâs, harçlar, adlî teb­ligatın posta idaresi vasıtasiyle yapıl­ması ve bunların aksayan tarafları göz önünde tutulmak suretiyle, kurulan komisyonlar tarafından çalışmalara başlanmış bulunmaktadır. Yukarıdan beri arz edilen bu çalışmaların kısa za­manda semerelerini vereceği ve adalet hizmetinin kendisinden beklenen fay­daları sağlayacağına inanmış bulunu­yoruz."

 Aksaray :

Aksaray'ın SuHanhanı Nahiyesinde 444 çiftçi ailesine dağıtılan 60 bin dönüm toprağın tapularını tevzi etmek üze­re, Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Ve­kaleti Vekili Semi Ergin, refakatinde Niğde mebuslarından Ahmet Kadıoğlu Cavit Kavurmacı, Sadettin Ertun ve Ulvi Arıkan ile Toprak İskân Umum Müdür muavinleri olduğu halde Aksaraya gelmiş, samimî tezahüratla karşı­lanmıştır.

Tapu tevzi töreni, dün belediye mey­danında yapılmış ve Semi Engin ,alkım­lar arasında, meydanı dolduran binler­ce Aksaraylıya hitap ederek, hüküme­tin umumî Hjlitikası, iktisadî kalkın­ma hareketleri ve bu sahada Aksaray'

m hissesi ile Aksara vın. çeşitli mev­zuları üzerindi- etraflı izahatta-bulun­muştur. Semi Ergin, şimdiye kadar AkSaray'da 300 bin dönüm toprak dağı­tıldığını, ayrıca köyler için 199 bin 906 dönüm msr'a tahsis edildiğini, 1956 yılı idinde de -ayrıca 120 bin dö­nüm dağıtılacağını ifade ettikten son­ra, hazır bulunan çiftçilerin 'tapuları-.nı vermiştir.

Bundan sonra Aksaray'daki müessese­ler ziyaret edilmiş, belediye (bahçesin­de Aksaraylılarla samimî hasbihaller4e (bulunulmuş ve akşam geç vakit "Devlet V-skili ile refakatindekiler sa­mimî tezahüratla Ankaraya uğurlanmıştır.

9 Haziran 1958

İstanbul :

Yabancı sermayeyi teşvik kanunundan faydalanarak dünyanın en büyük antibiotik müstahsili C'has. Pfizer and Co. İne. Amerikan şirketi ile Türk ser­mayedar Ortaşark T.A.Ş. tarafından memleketimizde kurulacak antiSbiotük falbrikasının temeli dugün saat 13.30 da merasimle atılmıştır.

Vali ve Belediye Reisi Prof. GÖkay ile fabrikamın Türk ve Amerikan kurucu­ları Amerikan Başkonsolosu davetliler Ve basın mensuplarının hazır bulun­dukları bu merasime bandonun çalmış olduğu Türk v-~ Amerikan millî marş­ları ile başlanmıştır.

Ortagark Şirketi İMüdürü Muhalifler Turhan'ın şimdiye kadar Pfizer firma­sı ile yaptıkları yakın işbirliğini be­lirten konuşmasından sonra Chas. Pfi­zer an'd Co. İne. Umum Müdürü Dr. Mckeen bir hitabede bulunmuş..   Türk-Amerikan işbirliği üzerinde durarak demiştir ki:

«Bugün biz burada yalnız bir antiibio-tik fabrikasının temelini değil, daha ileri bir istikbalin temelini de atıyoruz. Bu fabrika bittiği zaman Pfizer Türkiyede Terramycin ve benzeri gibi ha­yat kurtaran ilâçları imâl edecek ve toöyleoe Türk halkının sıhhatini korumaya yardım edecektir. Biz de kendi­mizi Tür'kiyenin en samimî dostların­dan addettiğimiz için fabrikanın açıla­cağı günü heyecanla beklemekteyiz, çünkü bujün Türk - Amerikan müna­sebetlerimin daha da yakınlaşmakta bulunduğuna bir de il olacaktır. Bu fabrika Türk - Amerikan ilim adamla­rı, 'mühendisleri, araştırıcıları, doktor­ları ve ziraatçılarının beraberce çalış­masına ve iki memlekete ait birçok sıhhî meselelerin hallin-S' yardım ede­cektir.

Ziraat sahasında Pfizer'in terramycin ve agrimyein gibi antibio tikleri saye­sinde İbirçok hayvan ve nebat hasta­lıklarını ortadan kaldıracağız. Bundan başka terramycin ve vigofac gibi hay­van ve nebatların fevkalâde gelişme­sine sebep olan maddelerin sayesinde ziraî istihsalin artmasına yardım ede­ceğiz. Bu yeni fabrikanın bitmesiyle Türk mühendisleri, ilim adamları ve işçileri için yeni iş iirikânlaırı dia ha­zırlamış olacağız. Faibrikanm sadece inşası .bile İstanbul ve Türkiye eko­nomisine maddî faydalar sağlıyacak-tır. Bu seıbeplerden biz Pfizer mensupları ve Türk ortaklarımız ve eminim ki: Türk Shal'kı ve Türk ilim adamları bu fabrikanın fbİteceŞi ve Türk terra­mycin ve diğer Pfizer müstahzarları­nın elde edileceği günü heyecanla bek­liyoruz. »

Dr. Mckeen'den sonra bir konuşma ya­pan İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Prof. Gökay dünya sulhuna hizmet yolunda yapılan çalışmalardan ibahset-miş ve Türk - Amerikan igtbirliğinin bu çalışmalara her sahada en iyi (bir delilini teşkil ettiğini söylemiş, dün­yada en büyük saadetin insanlığa hiz­met etmek olduğuna işaret etmiş ve bir doktor olarak antibio tiklerin has­taları çok kısa zamanda iyileşmeleri bakımından memleket ekonomisinde oynayacağı rolü tebarüz ettirdikten sonra, «cankurtaran ilâçlar olarak va­sıflandırılan antibiotiklerin memleke­timizde istihsalini sağladıkları için Pfizer rye Ortaşark şirketlerine bu şeh­rin Belediye Reisi olarak teşekkürü bir vazife bilirim» demiş ve «hayirb uğurlu ve memlekete faydalı olması dileğiyle temele ilk harcı koymuştur.

 Adana :

Adana'dan sonra üç günden beri Tar­sus'a ve ayın 8 inden beri de Mersin'e Seyhan barajı hıdro-»elektrik (santra­linden ceryan verilmektedir. Şehrimizdieki Bossa, Paktaş ve güney sanayi gi­bi tesisatını ikmâl etmiş bütük fabrikalar da ceryandan faydalanmağa baş­lamışlardır.

Diğer taraftan öğrendiğimize göre, Ceyhan ve İskenderun'a temdit edile­cek havaî hattı projeleri tamamlanmış tır. Yakında ihale edilecektir.

 Ankara :

İşçi Sigortaları Kurumu Umum Mü­dürü İlhan Altan, Kurumun 1955-1956 yılı çalışmaları mevzuunda bugün saat 19 da Umum müdürlük binasında bir basın toplantısı yapmış ve gazetecile­rin sordukları muhtelif sualleri cevap­landırmıştır.

Umum Müdür İlhan Altan, 12 haziran salı günü Çalışma Bakanı Mümtaz Tarhan'ın bir konuşmasiyle çalışmala­rına başlayacak 11 genel kurul top­lantısının hazırlıklarının tamamen ik­mâl edildiğini belirterek ezcümle şua­ları söylemiştir.

«Memleketimizde sosyal sigortaları uygulamak üzere 1946 senesinde kurul muş 'bulunan İşçi Sigortaları Kurumu­nun faaliyet sahası ve sağladığı men­faatler, yıldan yıla büyük ölçüde bir gelişme kaydeylemiştir.

Bu gelişmeyi, esas itibariyle, birisi yeni sigorta kollarının ühdasi, diğeri de bu sigortalardan sağlanan menfaat­lerin seviyesi ile faydalananlar sayısındaki artış olmak üzere, iki grupta mü­talâa etmek mümkündür.

Filhakika, 1946 da yalnız iş kazalariyle meslek hastalıkları sigortası ve analık sigortası uygulanmağa başlamış, 1950 yılında ihtiyarlık sigortası, 1951 yılın­da da hastalık ve analık sigortası tat­bik mevkiine konulmuş ve bu suretle sosyal emniyet sahasında yeni sigorta kollarının ihdası bakımından memnu­niyete şayan bir ilerleme sağlanmış­tır.


 

Sosyal sigortalar, bidayette yalnız iş kanununa tâbi işyerlerinde çalışanlar hakkında tatbik edilmekte iken, 952 yi İmda (basın mesleğinde çalışanlara ve 1955 yılı ipdasmda gemi adamlarına teşmil edilerek, bunlar da sosyal si­gortaların temin ettiği menfaatler­den  faydalandırılmışlardır.

Bu inkişaf neticesinde, 1955 yılında,, sigorta kanunlarına tâbi işyerleri sa­yısı 20 bine, bir takvim ayı zarfında çalışan sigortalı sayısı da 550 bine yük­selmiştir.

İşçi Sigortaları Kurumunun 1955 yılı faaliyeti, muhtelif sosyal sigorta kol­ları itibariyle, şu suretle hülâsa edile­bilir:

İş kazalariyle meslek hastalıkları si­gortası:

Bu yıl, kuruma 30.500 i? kazası ile mes-lek hastalığı vak'ası intikal etmiştir.

Sigortalılara, i§ kazaları veya meslek hastalıkları halinde gerekli sağlık yar­dımı yapıldığı, işgÖremezlik ödenekle­ri tediye edildiği gibi, malûl olan si­gortalılara veya ölen sigortalıların hak. sahibi kimselerine bu sigortadan aylık da bağlanmaktadır. 1955 yılı sonunda bu sigorta kolundan aylık alanlar sa­yısı 7.387 dir.

İş kazalariyle meslek hastalıkları si­gortasının 1955 yılı sigorta masrafları, teknik karşılıkları ile birlikte, 13 mil­yon lirayı bulmuştur.

Analık sigortası:

1955 yılında, hastalık ve analık si­gortasının henüz uygulanmadığı bölge­lerde, kuruma intikal eden analık vakası 25 bin, bu vak'alar dolayısiyle ya­pılan sigorta yardımlarının tutarı dia 3 milyon liradır.

İhtiyarlık sigortası:

İhtiyarlık sigortasından tescilli sigor­talıların 1955 yılı sonundaki sayısı 1.200.000 dir. Bu sigortadan 1955 yılı sonuna kadar 3539 sigortalının kendi­sine veya hak sahiplerine toptan öde­me yapılmış, 5009 sigortalının kendile­rine veya hak sahiplerine de aylık bağ lanmıştır.

İhtiyarlık sigortasının, 1955 yılı si­gorta giderleri yekûnu teknik karşı­lıkları ile birlikte 79 milyon liradır.

Hastalık vs analık sigortası:

Sağlık tesisleri cummuna göre bölge bölge tatbik mevkiine konulmakta o-lan hastalık ve analık sigortasından 1955 yılı sonunda 'bütün sigortalıların % 68 i faydalanmıştır.

Bu sigortanın yeni bölgelere teşmili suretiyle bu nisbet 1956 yılı sonunda % 78 i bulacaktır.

Bu yıl, kuruma, sigorta kolu şümulü­ne giren 124 bin hastalık ve 28 'bin ana lik vak'ası intikal etmiştir. Bu vak'alar dolayısiyle yapılan sigorta yardım ve masrafları yekûnu 31 milyon liraya baliğ olmuştur.

Sağlık yardımlarının matlup şekilde temin edilebilmesi için, ihtiyaç duyu­lan yerlerde, kurum tarafından sağ­lık tesisleri kurulmaktadır.

Kalen kurumun S hastahane, 1 sana­toryum, I sanatoryum - Prevantoryum yataklı 8 dispanser ve 18 sağlık istas­yonu bulunmaktadır.

Sağlık .tesislerindeki yatak sayısı da 1538 dir.

Kurum, sigortalıların mssk-sn sahibi olmalarını hedef tutan çalışmalarını da yıldan yıla geliştirmektedir.

İşçi mesken kooperatiflerine, % 4 faiz ve 20 sene vâde ile; inşa bedeli­nin % 90 ı nisbetinde kredi verilmek­tedir.

1955 yılı sonunda, finanse edilen mes­ken sayısı 5199 a, acılan kredi yekûnu da 47 milyon liraya baliğ olmuştur.

yılı sonunda 50 milyon liraya yak­laşan bu kredinin, 1956 yılı iş   progra­mında   77   milyon  liraya      çıkarılması derpiş edilmiştir. Bu suretle inşa   edilmiş ve edilecek işçi meskenleri sayısı yılı sonunda 10 bine yaklaşacak­tır.

Sigorta yardım ve muamelâtı kurumun taşra şubelerince yürütmektedir. Bu yardımlar ve muamelelerin daha sürat ve suhuletle yapılabilmesi için şube sayısı icap ve ihtiyaca göre arttırıl­makladır.

Mevcut şubeler sayısı hâlen 24 ü bul­muştur:

Kurumun 1955 yılı sonunda mevcut varlıkları yekûnu 297 milyon liraya baliğ olmuştur. Bilindiği üzere, bir kâr müessesesi olmayan kurumun bu fon­ları, kazalarıyla meslek hastalıkları ve ihtiyarlık sigortalarından tahsis edilmiş gelirlerin müteakip yıllarda ya­pılacak ödemelerini, ihtiyarlık sigor­tasına tâbi bulunan ve sayısı 1 milyon 200 bini aşan sigortalılara ilerde ya­pılacak tahsislerin gerektirdiği tediye­leri teminat altına almak üzere tefrik edilmiş teknik karşılıklardır.

İşçi Sigortaları Kurumunun bir yıl içindeki çalışmaları, her yıl toplanan genel kurul tarafından etrafiyle ince­lenir ve sosyal sigortaların tekâmül ve inkişafı tezekkür edilir. Kurumun 1955 yılı çalışmaları da 12 haziranda Ankarada toplanacak olan genel kurul da aynı suretle gözden geçirilecektir.

Bu vesileden faydalanarak, kurumun çalınmaları hülâsa halinde belirtilmiş bulunmaktadır.

Memleketimizdeki sosyal sigortaların d£:pis olunan yeni kanunlarla kısa bir müddet zarfında daha da gelişece­ği muhakkaktır.»

Haziran

- İzmir :

Karşıyaka - Menemen ve Bergama ka­zalarını şehrimize bağlıyan ve güzergâhı .tabiat güzellikleriyle süslü bulu­nan yüz kilometrelik İzmir - Bergama şosesinin asfaltlanmasına başlanmıştır.

Bir aydan beri devam eden asfaltlan­ma igi Menemen kazasını ve Gediz köprüsünü geçmiş ve şosenin yarısı asfalt­lanmıştır. Temmuz sonuna kadar yüz kilometrelik yolun tamamı bitmiş ala­caktır. Bütün malzeme dahil, bu işe 500 bin lira sarfedilmektedir.

Turistik bir merkez olan Bergama'nın İzmire yeni ve asfelt bir yolla bağlanması muhitte ve gelen turistler üzerin­de memnunluk yaratmıştır. Vilâyet de tarihî eserleri ve âbideleri ihtiva eden Teos ve Klaros harabelerine gidisn ylan İhaleye çıkarmıştır.

Böylece İzmir'in turizm, bakımından önemi göz önünde bulundurularak hükûmet ve vilâyetçe eski ve tarihî eser­lere giden. yollar ele alınmıştır. Bu yoi lar da inşalarını müteakip asfaltlanacaktır.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün Kırıkkalenin Alçılı köyünü. Ziyaret et­miştir.

İki sene kadar evvel seller dolay isiyle .heyelana maruz kalarak harab olan tou köy, bilâhare hükümetin yakın alâkası, Toprak ve İskân Müdürlüğü­nün igayret ve köylülerin emeğiyle kı­sa zamanda modern bir köy haline ge­tirilmiş bulunmaktadır.

Bu münasebetle köyde bugün yapılan .merasimde Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan, Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan, Ankara mebusları Hazım Türegün, Razim . Eren, Fuat Seyhun, Fuat Zincirkıran, Necmi İnanç Ankara Vali vekili Sedat Tolga, Bele­diye Reisi Orhan Eren, Emniyet 'Umum Müdürü Kemal Aygün, Kızılay Umum Müdürü Fikri Akurgal, Toprak ve İskân İşleri Umum Müdür Muavini Galip AcSatepe, İl Genel Meclisi asa­ları ve Demokrat Parti İl İdare Heyeti ve azaları hazır bulunmuşiar--dır.

Öğle üzeri Alçılı köyüne varan Reisicumhurumuz methalde köylüler ve .sevinenler tarafından hararetle kar­şılanmıştır.

Burada evvelâ Kırıkkale Kaymakamı Hakkı Kavrakoğlu Ibir konuşma ya­parak binalardan ibaret olan eski kö­yün yerine kurulan modern ve örnek Alcü köyünün inşasında hükümetin ve Kızılay m yardımlarını şükranla an­mış ve şöyle demiştir:

«Hükümetin köy dâvasına verdiği bü-yük önemi bütün vatandaşlar müdrik .bulunmaktadır. Köylerimizin yol,     suve mektep gibi medenî ihtiyaçları bu dâvaya verilen ehemmiyet sayesinde hiç şüphesiz kısa zamanda başarılacak tır.

Müteakiben küçük bır kız çocuğu bir şiir okumuş, daha sonra Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan kısa bir konuşma yaparak demiştir ki:

«Sevgili köylü vatandaşlarım,

Küçük ve samimî yavrunun güzel şi­irinde söylediği gibi ««yıkılan köy ve yükselen köy» iste bu iki kelime şim­di vücuda gelen 'bu eserin mânâsım belirtmiş oluyor. Asıl hizmet bu ta­biî felâketleri müteakip devlet balbanm o felâkete uğrayanlara yardım elini uzatmasıdır.

İşte, o mesut devrenin içindeyiz, onun mesut eseri karşısındayız.

Bu yeni yuvanızda hayatınız şenlik, saadet ve refahla dolu geçsin.

Bu konuşmayı müteakip Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan alkışlar arasında kurdelâyı kesmiştir.

Modern bir köy evinin gezilmesinden sonra köylüierin tezahüratı arasında Akılı'dan ayrılan Reisicumhur, Büyük Millet Meclisi Reisi ve refaraktlerindaki zevat Delice nahiyesine gelmiş­ler burada da köylüye tapu tevzii me­rasiminde hazır bulunmuşlardır.

Reisicumhur Celâl Bayar, tevzi oluna­cak tapuların ilkini bir köylü vatan­daşa bizzat vermiştir.

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko­raltan tapuların tevzii merasimi mü­nasebetiyle bir konuşma yapmış ve ezcümle demiştir ki:

««Nahiyenizin adı Delice, fakat görüyo­rum ki işleriniz ve gidişleriniz akıllı­cadır. Akıllı ve kıymet "bilir vatandaş­ların   duygularına  tercüman  oldunuz.

Bu güzel duygularınızın ifadesi, şimdi şu masa üzerinde yığılı olan ve tapu­lama komisyonunun ciddî verimli ça­lışmaları neticesinde hazırlanarak sim di verilen tnlgiye göre sayısı 3100 ü bulan ve 15 ibin dönüm arazinin em­niyetini ifade eden vesikalardır.

Filhakika yıllar ve asırlardır toprak sahiplerinin ve hele köylü vatandaş­ların çeşitli dert ve iztiraplarmın ya­nında, 'balbasından, ecdadıdan intikal edip de kanunen serbestçe tasarruf hak kına sahip olmadığı toprak meselesi vardı. Bu hayatî mevzu, yıllar ve asırlar toprak sahibinin de, yuvanın da köyün de cemiyetin de hayatını, emni­yetini tehdit etmiş ve bu yüzden kor­kunç hâdiseler tekevvün etmiştir. Eğer vatandaş, toprak yüzünden suç işlemeye gitmişse sahibi olduğu topra­ğın sınırına sahip olamamasından mey dana 'gelen ıstıraplar buna sebep olmuştur. Sizin sevginizle ve tam istimadmızla kurulan iktidarımız, nasıl kısa bir zamanda büyük memleket me­selelerini ele alarak onları cevaplandırmak yolunda müsbet eserler vermişse onlardan birisi ve elbet en ehemmiyet­lisi de bu tapulama faaliyeti olmuştur. Bildiğiniz gibi yurdun her tarafında sayısı milyonları aşan arazinin tapu­ları tapulama komisyonlarınca veril­miştir. Ve bu hayırlı faaliyete devam edilmektedir. Bundan sonra herkes çocuğu ile beraber bu topraklar üstün­de rahatça çalışmak imkânını bulacak­tır.

Böylece topraklarına emniyetle sahip olan vatandaşlarımıza daha çok huzur içinde refah ve saadet içinde uzun ömürler dilerim.))

Refik Koraltan'dan sonra Delice Bele­diye Reisi gösterdikleri yakın alâka dolayısiyla Reisicumhur ve Büyük Mil let Meclisi Reisi ile diğer zevata te­şekkürlerini bildirmiştir.

Buradan Kırıkkaleye gidilmiş, maki­ne ve kimya endüstri kurumu bölge müdürlüğünde bir müddet istirahat edilerek ilgililerden izahat alınmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Mil­let Meclisi Reis: Refik Koraltan ve di­ğer zevat Kırıkkale'den tezahüratla uğurlanmışlar ve saat 18 de Ankaraya avdet etmişlerdir.

11 Haziran 1958

 Ankara :

Birleşik Amerika altıncı filosu 12-14 haziran'da,  Dikilide bir çıkarma tatbikatı yapacaktır. «Medlandex 2-56»-ismi verilen bu manevradan gaye tak­riben 13.000 bahriye ve deniz piyade personeline karada ve denizdeki har­bin müteaddit veçheleri hakkında re­alist bir eğitim saklamaktır. Akdeniz1 bölgesinde helikopter ilk defa olarak bu tatbikatta kullanılacak ve deniz piyadesine mensup on be;; helikopter refakat uçak 'gemisi (Uss Siboney) den havalanarak karaya çıkan askerî birlikleri destekliyecektir.

Yapılacak bu manevralara Türk hava kuvvetleri Kurmay Başkanı korgene­ral Fasih Kayabalı ve Türk harto filo­su kumandanı tuğamiral Kemal Arkun ile kara deniz ve hava kuvvetle­rinin müşahitleri de iştirak edecek­tir.

Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

İstiklâl Harbinde büyük hizmetleri ve: yararlıkları olan, uçaksavar tümen ku mandanı tümgeneral Fikri Oğuz'un ce­nazesi bugün askerî merasimle' Hacı Bayram camiinden dostlarının, Vekâ­letler mümessilleri ile generaller ve-yüksek rütbeli subayların iştirâkiyle kaldırılmiştır.

Askerî mezarlıkta Erkânı Harfoiyei U-mumiye 2 nci reisi tarafından mer­hum, generalin kahramanlık ve fera­gatli çalışmaları ve hal tercümesi yâd edilmiş ve saygı duruşunda bulunul­muştur.

Ankara :

Gıda maddeleri (Gıma) Türk Anonim Şirketinin kurulması mevzuundaki ha­zırlıklar tamamlanmış ve şirket sta­tüsü buçün saat 17 de T.C. Ziraat Ban­kasında kurucular tarafından mera­simle imzalanmıştır.

Verilen malûmata göre, şirketin kuru­luş maksadı gıda ve ihtiyaç maddele­rini istihsâl ve imâl mahallerinden-mübayaa ve tedarik ederek müstehlik vatandaşa müsait fiatla satışını temi­ne matuf olup bu suretle şirket mem­leketin istihsâl bölgeleriyle Ankara İstanbul ve İzmir gibi başlıca istihlâk

merkezleri arasında mübadele koor­dinasyonunu sağlıyacak ve faaliyet .sahasına giren mahallerde sabit ve .seyyar satış teşkilâtı kurarak gıda, gi­yim ve diğer zarurî ihtiyaç maddeleri fi atlarında istikrar teminine çalışı­lacaktır.

Başlıca istihlâk pazarlarımızda bu esaslar dahilinde faaliyete geçecek olan şirketin başlangıç sermayesi 16.000.000 Türk lirası olup kurucularını T.C. Zi­raat Bankası, Sümerbank, T. İş Ban-.kası, T. Ticaret Bankası, T. Vakıflar Bankası, Denizcilik Bankası, Demirbank, Osmanlı Bankası, Hollanda BanJsaısı, Doğubank, T. Ekspres'bank, Se­lanik 'Bankası, Halk 'Bankası, Devlet Üretme Çiftlikleri Umum Müdürlüğü, .Et ve 'Balık Kurumu, Toprak Mahsul­leri Ofisi, Şeker Şirketi Migros Türk, Ankara Belediyesi, İstanbul Belediye­si, İzmir Belediyesi ve memleketimizdeki tarım satış kooperatifleri birlik­leri (gibi başlıca millî 'bankalarımızla teşekkül ve müesseselerimiz teşkil et­mektedir.

Kısa zamanda faaliyete geçecek olan şirket, iktisadî hayatımızda devamlı bir gelişme kaydeden istihsal faaliyet­lerine muvazi olarak yurdumuzda mus takar istihlâlk pazarları tesisine ça­lışılacaktır.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de reisvekillerinden Fikri Apaydi'ın riyasetinde toplandı.

-Celse açıldığı zaman, bazı kanun lâ­yihalarının iade edilmesine mütedair "Başvekâlet tezkereleri okundu. Bun­dan sonra söz alan adalet encümeni reisi Muğla mebusu Nuri Özsan, üiç ve'kil hakkında tahkikata ait raporun tâli komisyon tarafından muhtelit tah­kikat komisyonuna havale edilmiş bu­lunduğunu, dosyanın tetkik edilerek muhtelit komisyon raporunun tanzim olunması için onîbeş günlük bir mehile ihtiyaç duyduğunu, bugün öğleden ev­vel muhtelit encümen toplanıp meclise getirilmesi için karar alındığını bil­dirdi. Nuri Özsan bu arada eski dev­let vekili Dr. Mükererm Sarol (hakkındaki tahkikatın ikmal edildi&ini raporunun tanzim olunarak tabedilmek ü-zere matbaaya verildiğini taıb işi bi­tirilir bitirilmez raporun yüksek meclise takdime kılınacağını da sözlerine ilâve etti. Nuri Özsan'ın onbeş günlük mehil talebi kabul edildi.

Nuri özsan'ı taküben söz alan Malatya m-Eİbusu Nüvit Yetkin (C.H.P.) bundan, bir müddet önce Türk Ceza Kanunu­nun 481 inci maddesini ilgilendiren iç­tihat mevzuu üzerinde bazi arkadaşlariyle beraber ayrı bir meclis tahki­katı açılmasını tazammun .eden takri­rin Elâzığ mebusu Selâhaddin Toker (Hür. P.) de idarî kazaya gitmeık selâhiyetinin memurlara tanınması hakkındaki takririnin hâlâ encümenden gelmediğini söylediler.

Riyaset verdiği cevapta, Nüvit Yetkin' in takririnin ruznameye almacağım,Selâlhaddin Toker'in takririnin ise Ada­let Encümenine tevdi edildiğini bil­dirdi, Adliye Encümeni adına konu­şan Rize meşbusu İzzet Akçal da, elde­ki diğer tekliflerle birlikte Selâhaddin Toker'in teklifinin de tetkik edilmek­te olduğunu, cuma günü bunun rapora bağlanacağı ümit edildiğini  söyledi.

Bundan sonra ruznamedeki kanun lâ­yihalarının sözlü sorulardan önce konuşulmasını istiyen takrir okundu, Kocaeli mebusu Turan Güneş (Hür. P.) takririn aleyhinde konuştu. Takrir ka­bul edilerek kanun lâyihalarının mü­zakeresine geçildi.

Kanun lâyihaları

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, İl idaresi Kanununun bir maddesinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifinin, Telsiz Kanununun 31 inci .maddesinin değiştirilmesi hakkın­daki kanun lâyihasının, berat taleple­rinde aranan formalitelere müteallik Avrupa anlaşması ile ihtira beratları­nın milletlerarası tasnifi hakkında bir Avrupa anlaşmasına iştirak edilmesine dair kanun lâyihasının, emekli sandığı kanununun bazı maddelerinin tadiline dair kanun lâyihası, askerî öğrenciler­den başar: göster em iyenler hakkındaki kanunun 3 üncü maddesinin tadili hakkındaki kanun teklifinin, su/baylar hey-S'tine mahsus terfi kanununun mu-

addel 11 nci maddesinin tadiline dair kanun lâyihasının, ast subay kanunu­nun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun lâyihasının Kırık­kale yapısı 81 mm. iki bin adet piyade havan mermisinin Libya devletine hi­be edilmesi hakkındaki kanun lâyiha­sının orman umum müdürlüğü teşki­lât kanununda değişiklik yapılması hakkındaki kanun lâyihasının, köy efeleri Ve köy sağlık memurları teşki­lâtı yapılmasına ,diair kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkında­ki kanun lâyihasının, Merkez Banka­sı kanununun bazı maddelerinin ta­diline dair kanun lâyihasının çay ka­nununun bir maddesinin değiştirilme­sine dair kanun lâyihasının, denizde can emniyetinin korunması hakkında da 1948 yılında Londra'da toplanan milletlerarası konferansta kabul edi­len nihai karar ile eklerine katılmamı­za dair kanun lâyihasının, Maarif Ve­kâleti kuruluş kadrolarıyla merkez ku­ruluş ve görevleri hakkındaki kanun­da değişiklik yapılmasına dair kanun lâyihasının, devlet memurları aylıkla­rının tevhit ve teadülüne dair olan kanunun tapu ve kadastro umum mü­dürlüğü kısmında değişiklik yapılma­sına dair kanun lâyihasının birinci ko­nuşmaları yapıldı. Türkiye Cumhuri­yeti ile İsrail devleti hükümeti arasın­daki 4 temmuz 1950 tarihli ödeme an­laşmasına ek protokolün tasdiki hak­kındaki kanun lâyihasının birinci mü­zakeresi sırasında söz alan Manisa me­busu Hikmet Bayır (müstakil), İsrail devletinin, oradaki Türk mallarına el koyduğunu söyledi ve lâyihanın kabul edilmemesini istedi.

Büyük Millet Meclisi çarşamba günü toplanacaktır.

12 Haziran

 Ankara :

İşçi Sigortaları Kurumunun 11 inci genel kurul, toplantısı »bugün saat 10 da umum müdürlük 'konferans salo­nunda yapılan merasimi müteakip ça­lışmalarına (başlamıştır.

Bu münasebetle    vatulan    merasimde mebuslar iktisadî devlet teşekkülleri umum müdür temsilcileri, akademis­yen üyeler, sigorta teşkilâtı ileri gelen­leri ile kalabalık bir davetli grubu ve basın mensupları hazır [bulunmuştur.

Yoklamayı müteakip alkışlar arasın­da kürsüye gelen Çalışma Vekili Müm­taz Tarhan, şu konuşmayı yapmıştır:

«Muhterem arkadaşlar,

İşçi Sigortaları Kurumunun 11 inci genel kurul toplantısını açıyorum.

Bu toplantıya katılan üye arkadaşlarımı ve huzurlariyle bize şeref veren kıymetli' misafirlerimizi saygı ile se­lâmlarım.

Müsbet ve yapıcı müzakere ve tenkidler noksanların tamamlanmasına hiz­met eylemektedir. İş Kanununun şü­mul sahasının genişletilmesi; sigorta müessesesinin iş hacminin artmasına ve sigortaların yardım sahalarının te­vessülüne yol açmıştır.

Tetkikinize sunulan rapordaki rakam­lar hizmetlerin hangi merhalelere ulastiğini b&iiğ bir surette gösterecek­tir. Sigorta yardımlarının dar ve cılız miktarlardan, sigortalıları tatmin edecek reel miktarlara çıkarılması ve aktüel hesapların vereceği bütün im­kânların iyi bir hizmet anlayışı içinde gerçekleştirilmesine çalışması zarurî' idi

Son aylarda sigorta mevzuatında 'bu hedefe müteveccihen tâdiller alâkalı muhitlerce çok müsbet akisler meyda­na getirmiş ve umumî bir memnuniyet havası yaratmıştır. Yeni tâdillerle si­gorta müesses elerimizde mevcut bir takım boşlukların da doldurulması za­rureti kendisini hissettirmiş bulunu­yor.

Bu cümleden olarak, umumî iş mev­zuatımızın daha iyi bir hâle getirilme­si ve şümul sahasının genişletilmesi hususundaki çalışmalarımız yanında, sigortalılara sağlanan menfaatler ni­san 1956 ayında kabul edilen yeni ka­nunlarla genişletilmiş olduğu gibi tat­bikattan elde edilen neticeler, edini­len tecrübeler sosyal sigortaların esas ve prensipleri ve teknik sigorta saha-

larmm verdiği imkânlar nazara alınmak suretiyle (işkazalariyle meslek hastalıkları) (analık) (hastalık analık) sigortaları kanunlarının daha mütekâ­mil hale getirilmesi ve sigorta yar­dımlarının arttırılması için 'gerekli tâdil lâyihaları hazırlanmış, hâlen ih­tiyarlık sigortası .bünyesi içinde kıs­men derpiş edilmiş bulunan maluliyet ve ölüm sigortalarının tam .bir sakilde kurulmalarını teminin de (maluliyet, ihtiyarlık ve ölüm sigortaları) kanunu ayması ihzar edilmiştir.

Pek yakında Büyük Millet Meclisine sunulacak olan bu lâyihalar kanunla­şınca, sosyal emniyet sanasında sigor­talılar lehine yeni bir merhale katedirriş olacaktır.

Ayrıca, Vekâletimiz tarafından lâyık olduğu ehemmiyetle ele alman işçi meskenleri dâvasının, sosyal sigorta fonlarından faydalanılmak ve gerekli yeni organizasyon sağlanmak suretiy­le, .en iyi sakilde hâl ve intaç edilme­si ve kurum fonlarının en uygun tarz­da isletilmesi imkânlarının temini hu­suslarında çalınmalarımız da son saf­hasına (gelmiş bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar,

Sayın genel kurulunuzun mesaisi, ana hatları, itibariyle iki ve Şıe arzetmektedir.

Bunlardan birincisi, gecen faaliyeti dev resinin çalınma raporunda ve bilânçosunda ifadesini "bulan tatbikatı tahlil etm.Ek, ikincisi de kurum hizmetlerinin "icap ve ihtiyaçlara daha uygun bir seviyeye çıkarılması hususunda ileriye matuf tedbir ve kararlar hakkında te­menni ve tavsiyelerde "bulunmaktır.

Yüksek heyetinizin, bilgi ve tecrübe­lerinden mülhem, açık, faydalı' ve ya­pıcı mütalâa ve telkinleriyle, sosyal si­gorta sahasında, kısa zamanda daha mütekâmil bir seviyeye ulaşacağımıza güplıe yoktur.

Mesainizin, memleketimiz ve sigorta kurumunuz için hayırlı ve başarılı ol­masını diler, muhterem heyetinizi tek­rar saygı ile selâmlarım. .Mümtaz Tarhan’ın kongre başkam sıfatiyle yaptığı <bu açış konuşmasından sonra riyaset divanı seçimlerine geçil­miştir. Çalışma Vekili, kongreyi .yaki-nen takip ederek daha faydalı olabil­mek için yerine vekil olarak Prof. Mu­ammer Tonga'yı tâyin ettiğini kongre­ye bildirmiştir. Bilâhare yapılan se­çimlerde Süreyya Birol (işçi) Alâaddin Orhan (işveren), Hadi Okan (işveren) ve Ziya Hepîbir (İşçi) kâtipliklere ge­tirilmiştir.

Atatürkün hâtırasını taziz için yapılan ihtiram duruşunu müteakip gündemde tenkidlerle dileklerin birleştirilmesi seklinde bir tadilât yapılmış ve kongreye 'başarılar temenni eden yüzden fazla telgraf okunmuştur. Kongrenin saat 9-14 arasında aralıksız çalışma sı teklifinin kabulünden sonra faaliyet raporunun  okunmasına  geçilmiştir.

 Ankara :

iktisat ve Ticaret Vekâletinden bil­dirilmiştir:

Mer'î dış ticaret rejimi hükümleri da­hilinde 15:9.9'55 tarihinden evvel bilu­mum tediye şekillerine göre verilmiş bulunan ithal müsaadeleri mevzuu em tiada mal değişiklikleri aşağıdaki hü­kümlere tabidir.

 Akreditif muamelelerde mal   be­
deli en geç 
11 Haziran 1956    tarihin kadar transfer edilmiş olan,

 Uzun vadeli kredili, vesaik    mu­kabili, mal muikalbili muamelelerde mallan gümrüklerimize getirilmiş    bulu­nan,  ithal müsaadelerine ait mal    de­ğişikleri müracaatları en geç  15 tem­muz  1956 tarihine kadar ithal malla­rındaki   ihtilâfları  tetkik    heyetlerine yazılı olarak yapılacaktır. Heyetler bu talepleri:

 memleket,

İthal müsaadesinde yazılı malın, is­mi, gümrük tarife ve istatistik numa­raları,

Gelen malın ismi, gümrük tarife ve istatistik numaraları,

Malın cif kıymeti,

Tediye şekli,

Gösterilmek suretiyle  listeler  vekâlet

dış ticaret dairesine en 'geç 3 temmuz 1956 günü aksamına kadar intikal et­tireceklerdir.

Vekâletçe yapılacak tetkiki müteakip memleket ekonomisi bakımından lü­zumlu ve ekonomik muadeleti görülen ve tamamen vekâletin takdirine tâbi olarak kabul edilen talepler, ayni ka­naldan müracaat sahibi firmalara ve T.C. Merkez Bankasına gönderilecek­tir. İthaline müsaade edilecek mallar­dan gümrüklere getirilmiş olanların, değişiklik kararının firmalara tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde, ge­tirilmemiş bulunanların yine değişik­lik kararının firmalara tebliği tarihin­den itilbaren 45 gün kinde gümrükten çekilmesi lâzımdır.

 11 haziran  1956 tarihine kadar gerek doğrudan doğruya firmalar    ve gerekse heyetler tarafından  vekâleti­mize intikal Ettirilmiş bulunan mal değişikliği   talepleri  aynı   şekilde   tet­kike  tabi   tutulacağından  alâkalıların bir dilekçe ile 30 Haziran 1956 akşamına kadar vekâletimiz dış ticaret daire­sine müracaatla taleplerini  yenileme­leri lâzımdır.

 «Mal değişikliği yapılamaz» kay­dını ihtiva eden ithal müsaadeleri   de ikinci madde hükmüne tâbi tutulacak­tır.

 Dış ticaret işlerine dair 565; 569,570 sayılı sirkülerler yürürlükten kal­dırılmıştır.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Eisenhower'e bir telgraf göndererek, geçirmiş oldu­ğu ameliyat dolayısiyle âcil şifalar te­mennisinde bulunmuştur.

 Anraka :

Öğrendiğimize göre, Ankaradaki Sov­yet Büyükelçisi geçen cuma 'günü Sovyetler Birliği Başvekili Bulganin'in silâhsızlanma meselesi hakkında Başvekil Adnan Menderes'e bir mesa­jını Hariciye Vekili Prof. Fuat KÖprülü'ye tevdi etmiştir.

Bulganin, bu mesajında, silâhsızlanma-, mes-âesinin dünya sulhu ile milletlerin.. refahı v-a 'bilhassa komşu devletlerin münasebetleri için taşıdığı ehemmiye­ti .belirtmektedir. Sovyet Başvekili bi­lâhare Birlenmiş Milletler çerçevesin­deki silâhsızlanma gayretlerinin henüz. s-emere vermemesine rağmen, dünya­daki gerginliğin gevşediği şu sırada dev letlerin kendiliklerinden silâhlarını" ve-silâhlı kuvvetlerini azaltması lüzumu­na temasla, Sovyetler Birliğinin daha önce vâki 640.000 kişilik azaltmaya ilâ­veten ahiren de 1.200.000 kişiyi terhis ettiğine isareıt etmektedir.

Bulganin'in bu mesajına Sovyetler Birliği hükümetinin silâhsızlanma mev zuunda 14 mayısta neşrettiği beyan­name de ekli bulunmaktadır.

Sovyetler Birliği Başvekili, Türk hü­kümetinin de, Sovyet hükümetine im­tisal en, silâhsızlanma mevzuunda ted­birler ittihaz etmesi ümidini izhar ey­lemektedir.

İyi haber alan mahfilde belirtildiğine-göre, Bulganinin mesajı hâlen tetkik edilmektedir.

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyaü Mandainci, bu akşam Ankara radyosunda şu konuşmayı yapmıştır:

«Yarından itibaren 1956/57 yılı hubu­bat piyasasını açmış olacağız. Hükü­metimizin iktisadî hayatımızın muhtelif sektörlerinde almış olduğu tedbir­ler camiası içinde ziraî İstihsale ne kadar geniş 'bir yer verdiği cümlece malûmdur. Bu gayretlerimizin mah­sulü olarak ziraî istihsalimizin 1950 den evvelki yıllara nisfoetle mühim ar­tışlar olmuştur.

Bu artışlar, devamlı olarak yükselen iç istihlâki rahatça karşıladığı gibi beş sene gibi kısa 'bir zamanda memleke­timize 900 milyon lira civarında bir dö­viz de temin etmiş bulunmaktadır.

Anormal tabiat şartlarının meydana. getirdiği düşük mahsul seneleri hariç artık devamlı ve müstakar ihracatçı memleketler araşma girmiş bulunmak­tayız.  Bu  gidişle,   şüphesiz millî iktisadiyatımız  için çok hayırlı  bir     gidiştir.

Ancak bunun için hükümetimiz ve müstahsilin tam bir anlayış içinde yekdiğerini tamamlaması; teşvik et­mesi ve istihsalimizin daha geniş bir. surette artmasına çalışması icabetmektedir. Gayretlerimiz dünya piyasaların, da aranan nevide standard mahsulün istihsaline teksif edilmek lâzım gelir ki hedefimize ulanmak  mümkün    ol

"Esasen, dünya piyasalarında sert buğ­day, arpa ve yağlı tohumlar, bugün içinde en çok aranılan ve en yüksek fiat bulan maddeler olduğu cihetle müstahsilin bu yoldaki gayret ve fa­aliyetlerinden ;mfemlekerimiz ikadar şahsen kendisi de istifade edecektir.

jşte bu vaziyeti gözönünde bulunduran hükümetimiz iyi vasıflı sert buğday is­tihsalini teşvik için gecen sene müs­tahsile aynı maksatla ödenmiş [bulu­nan kilo başına 3 kuruşluk primi 5. 6. 1956 tarih ve k/1016 sayılı hükümet. kararı mucibince 5 kuruşa yükseltmiş bulunmaktadır. Bunun dışında kalan nevi ve vasıflı hububatın fiatları is-e geçen sene toprak mahsulleri ofisi ta­rafından tatbik edilen fiatlardır. Bu duruma göre girmiş bulunduğumuz mubayaa devresinde primli sert buğ­daylar 35, verimli yumuşak buğdaylar '31 primsiz (buğdaylar 30, karışık buğ­day 29, Sina mmtakasinda yetişen buğdaylar 28, çavdar 25, beyaz arpa ve beyaz yulaf 25, çakır arpa, siyah yulaf ve Sina mıntakası arpaları 2,2 kuruş baş fiat esasından ve vasıflarına 'göre tenzilât yapılmak üzere mubayaa edi­lecektir.

"Bu yeni piyasa devresinin müstahsil ve müstehlik için olduğu gibi bütün memleketimiz için de (hayırlı ve uğur lu olmasını candan temenni ederim.»

 Adana :

Unesco ve İlonun müşterek temsilcisi "Hollandalı M. Dubrunyn, »beraberinde Brezilya hükümetinin teknik müşavi­ri olduğu halde şehrimize gelmiş ve bugün saat 17 de Ticaret ve Sanayi Odasında sanayicilerle     görüşmüştür.Toplantıyı Ticaret ve Sanayi Odası Umumî Kâtilbi Hamza Eroğlu açmış ve mütehassıslara «hoş geldiniz» dedikten sonra sözü onlara bırakmıştır.

M. Dubrunyn şehrimizde Adana ve civarının tekstil sanayiine cevap ve­recek bir tekstil okulu açılması hu­susunu ve ayni zamanda da tekstile müteallik kurslar verilmesi mevzuunu teferruatı ile görüşmüştür. Hazır bu­lunan fabrikalar mümessilleri tekstil okulunun açılması zarureti üzerinde durmuşlardır. Neticede, Adana' da bir ttekstil okulunun açılması kararlaştı­rılarak bunun için bir malî ve bir de teknik komite teşekkül etmiştir. M. Dulbrunyn yarın sabah saat 10 da malî komite ile, saat 17 de de teknik komite ile görüşmeler yapacak ve fikir teati­sinde bulunacaktır.

Ankara :

6731 sayılı MİUÎ Korunma Kanununun tatbikine başlanması üzerine piyasada hissedilir derecede bir fiat düşüklüğü görülmektedir.

Belediyelere verdiği selâhiyefe daya­nılarak aynı kanunun tatfbikine Anka­ra Belediyesi bugünden itibaren tbaş-lıyacaktır. Ankara Belediyesi bugün Ticaret Odasına yeni kanun çerçevesi dahilinde esnafın kullanacağı etiket numunelerini göndermiş ve ilgili tüc­carın Ticaret Odasına müracaat etmek suretiyle -etiket numunesini almalarını bildirmiştir.

Bundan evvel kâr haddine tâbi olmı-yan maddeler üzerine konan etiketler­de .maliyet fiatı göster ilm ey ip sadece malın cinsi ile satış fiatı gösterilmekte idi. 6731 sayılı kanun bütün maddiele-ri kâr haddine tabi tutmuş olup kona­cak etiketlerde maddenin veya malın cinsi, evsafı, fatura numarası, tarihi, fatura sıra numarası, maliyet ve sa­tış fiatı  gösterilecektir.

Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden /bildi­rilmiştir:

Mer'î dış ticaret, rejimi hükümlerine tevfikan vekâletim izce bilumum tediye şekillerine göre verilmiş .bulunan it­hal müsaadelerine ait müddet temdidi ve memleket değişikliği taleplerinin aşağıdaki esaslar dairesinde tetkiki uy­gun    görülmüştür.

Müddet temdidi:

1) a  11 Haziran 1956 akşamına   ka­dar bedeli tamamen transfer    edilmiş olan mallardan müddeti iğinde    güm­rüklerimize .getirilmiş  olduğu halde gümrüklenemem iş veya müddeti için­de gümrüklerimize getirilememiş olan­larla,

b Diğer tediye şekillerine göre ve­rilmiş müsaade mevzuu olup hâlen gümrüklerimize getirilmiş veya 11 ha­ziran IS'56 günü akşamına kadar mah­reç memleketten yüklenmiş bulunan­ların (bu husus konşimento veya ha­mule senedi ile tevsik edilecektir.)

En geç 31.7.1956 günü akşamına kadar ithaline müsaade edilmiştir.

Bu mevzudaki müracaatlar yukarıda­ki hususların tevsiki şartiyle T. C. Merk-ız Bankasınca  is'af    olunacaktır.

Birinci maddede yazılı haller    dı­şında kalan müddat temdidi   taleplerimer'i düş ticaret rejimine dair talimatları  13 ve 26 ncı maddeleri    hü­kümlerine tabidir

Dış ticaret işlerine dair 565    sayılı sirkülerle 567  ve   569 sayılı  sirkülerin müddet temdidi hakkındaki hükümle­ri kaldırılmıştır.

Memleket değişikliği:

4  Memleket değişikliğine müteallik ticaret işlerine dair 572 sayılı sir­külerin 4 üncü maddesinde gösterilen müracaatlar müddeti 15.7..1956 akşamı­na kadar uzatılmıştır.

Uzun vadeli kredi ile yapılacak, itha­lâta mütedair 552 sayılı sirkülerin neş­rinden evvel veya sonra verilmiş kre­dili ithal müsaadelerinde memleket değişikliği talepleri mezkûr sirkülere göre ibrazı meşrut vesaikle (kredi ve fiat uygunluğu belgeleri) birlikte ya­pılmak şartiyle vekâletimize e tetkike tâbi tutulacaktır.

İzmir :

İngiltere'nin Akdeniz donanmasına: mensup 3 parçadan müteşekkil bir fi­lo tümamiral Holland Martin kuman­dasında ıbugün saat 18.00 de limanı­mıza gelmiştir.

Şehri top atımı ile selâmlayan filoya karadan da mukabele edilmiş, füo men direk dışında demirlemiştir. İngiliz fi­losu limanımızda cumartesi gününe' kadar kalacaktır.

İstanbul :

Amerikan hükümeti tarafından hibe-suretiyle memleketimize verilmekte o-lan yetmiş bin ton buğdayın 18 bin tonluk ü:üncü partisi Amerikan ban­dıralı Amerocean çilebi ile limanımıza gelmiş ve toprak mahsulleri ofisi İs­tanbul bölge müdürlüğü personeli ta­rafından normal tabttiye müddetinden sltı gün 12 saat 32 dakika daha evvel boşaltılmıştır.

Normal olarak 13 gün 10 saat 32 da­kika tahliyesi gereken buğdayların al­tı gün 22 saatte bir rekor sayılabilecek müddette tahliyesi sayesinde ticaret hukukuna göre 3261 dolar döviz kar­gılığı 9131 liralık bir döviz elde edilmiş bulunm aktadır.

Ankara :

Afganistan millî bayramı münasebeti­me Reisicumhurumuz Celâl Bayar'la majeste Afgan Kralı Mohamnıedi Za--her Şah arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati .edilmiştir.

13 Haziran 1958

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 17.30 da, itimadnamssini takdime ge­len Amerika Birleşik Devletlerinin ye­ni Büyükelçisi eksedân- Fleteher Warren'i Çankaya'da mutad merasimle ka­bul etmiştir.

Bu kabulde Hariciye Vekili Prof. Fu­at Köprülü de hazır bulunmuştur.

 Ankara :

K/951 sayılı kararın bazı maddeleri­nin tâdil ve ilgasına vs "bu karara yeni hükümler eklenmesine dair K/1018 sayılı .kararın yürürlüğe konulması ic­ra vekilleri heyetince kararla;mif ve K/1018 sayılı karar bugün resmi gazete ile yayınlanmıştır. K/1018 sayılı ka­rar şuaur:

Madde 1  K/951 sayılı kararın 3; 4, 9, uncu maddeleri kaldırılmış aşağıda­ki şekilde tâdil edilmiş, 8 inci maddesi kaldırılmış ve di^er maddeleri de ay­nen mer'iyette bırakılmıştır.

Madde 3  Millî korunma kanununun .6731 sayılı kanunla muaddel 31 inci maddesinin 4 ncü 'bendinde bahsi ge­cen faturaların:

a  Sekli:

a) En az 10X15 santimetre ebadında,

h) :kGr.yaLarı yek diğerinden ayrılmaz defter yaprakları ha.inde,

c) En az bir asıl ve bir kopyalı nüsha halinde olacaktır.

b  Muhteviyatında en az aşağıdaki malûmat bulunacaktır:

Satıcının adı ve soyadı, ticaret un­vanı r-2 adresi, telefon numarası,

Müteselsil fatura numarası   ve ta­rihi,

Alıcının adı ve soyadı,  ticaret un­vanı  adresi,

Hangi sıfatla satış yapıldığı (imalât­çı, ithalâtçı,  ihracatçı,  toptancı, pera­kendeci, komisyoncu).

Alış faturasının tarih ve    numara­sı,

Malm cinsi,

Malın markası,
h) Malın evsafı,

i) ölçüsü (kilo. aded, düzine, vesaire), İ) Satış fiyatı, k) Tutarı,


 

1) Perakendeciler arasında yapılan sa­tıhlarda  alman kâr nisbeti,

m)  Evvelki satışlardan alınmış kâr yüzde nİ£ibsti yskûnu,

o  Muhafaza müddeti:

İmalâtçı, ithalâtçı, ihracatçı, komisyoncu, toptancı ve perakendesi ile mute­met hakikî ve hükmî şahıslar arasında yapılan ticarî alım ve satım muamele­lerinde faturaların asıl nüshaları ile kopyalarının verenler ve alanlar tara­fından tanzimi tarihinden itibaren 10 s.ene müddetle muhafaza edilmesi mecburidir.

Müşterilerin talebi üzerine verilen fa­turaların kopyalarının da verenler ta­rafından ayni müddetle saklanması mecıb'Uridir.

Madde 4  6731 sayılı kanunun 31 inci maddesinin birinci'-bendine göre ithalâtçı, toptancı ve perakendeciler için te-lbit olunan maliyet unsurları aşağıda 'gösterilmiştir:

a  ithal olunan mallarda:

ıMenşe faturasına nazaran sif   mu­
bayaa fiyatı,

Akreditif muameleleri'veya   banka garantileri  için  ödenen  normal     faiz,,komisyon ve masrafları,

Siparişe ait mektup ve telgraf ücretleri

ç) ithal hakkı satış bedeli, (tevzin fo­nuna taJbi eşyada ödenen prim.) )

sigorta ücretlerime gümrükte    ya­pılacak ekspertiz neticesinde tesbit edilip  sigortacı  tarafından  mal bedeli­nin  ödenmiyen   %   5  faizsiz payı     za­ruri sürveyans masrafları

Menşe şahadetnamesi ve lisans res­mi masrafları,

i) İlk gümrük kapışma kadar yapılan zarurî munzam nakliye, tahmil ve tah­liye masrafları,

g)   Zarurî gümrük antrepo masrafları,

h) Depoya kadar dahilî nakil, liman tahmil ve tahliye masrafları,

i) Gümrükte ödenen resim ve harç­lar (cezalar hariç) ekspertiz ücretleri (muvakkat, kaibul yoluyla ithal olunan eşyada ibu masraf unsuru maliyete da­hil   edilmez.)

j)  Gümrük komisyoncularına verilen norma komisyon ücretleri,

k) Vadeli satışlarda normal faiz ve ko­misyon,    

İthalâtçılar tarafından ithal edilen malların gümrük antrepolarında daha yüksek gümrük resmine tabi tutulma­sı için ameliyeler yapıldığı tesbit edil­diği takdirde gümrükte ödenen fazla resimler ve masraflar maliyet unsur­larına dahil edilmez.

b  Toptan satışlarda: a) Mubayaa bedeli, fo) Amlbalâj masrafları,

c) Mubayaa yerinde satış mağazasına veya  deposuna kadar yapılan tahmil nakliye, tahliye, sigorta ve ardiye masrafları (aynı mal irin bu masraflar birdefa kabul olunur.)

ç) Buzhanede muhafazası zarurî olan maddeler için buzhane ücreti.

Müstahsilden veya borsalardan ya­pılan mubayaalarda mutat borsa mas­rafları,

İmâl mahiyetini haiz olmayıp    te­mizleme, ayıklama, kesme, karıştırma,pişirme ve tuzlama gibi basit ameliye­lerden ibaret bulunan ve fiilen yapıl­dığı İspat edilen müteamel işçiliklere ait masraflar,

Vadeli satışlarda normal faiz ve ko­misyon,

c  Perakende satışlarda:

Mübavaa bedeli.

Vesikaya müstenit mahallî   teamü­le uygun ambalaj vs nakliye masraf­ları.

İthal, toptan ve perakende satışlarda:

İthalâtçı satışlarda (a), toptan satışlar­da (b). perakende satışlarda (c). fıkralarında yazılı, masrafların yekûnla­rı üzerir   bunun ve kararname     ile tesbit edilen kâr hadleri ilâve olunmak suretiyle o malın ithal, toptan veya perakende âzami satış fiyatı bulunur.

Madde 9  6731 sayılı kanunun 31 inci maddesinin birinci bendinde yazı­lı, bir hizmet veya sanat veya emek karşılığı alınacak ücretler veya fiyat veya tarifelerinin tesbiti hususunda valiler selâhiyetli kılınmıştır.

Madde 2  K/951 sayılı karara ait listedeki kâr hadleriyle 'bu listeye 8, 9, 10, 11: 12, ve 13 sayılı tebliğlerle ilâve edilen malların kâr hadleri aynen muhafaza .edilmiştir.

Madde 3  Bu karar neşri tarihin­den itibaren mer'idir.

Ankara :

İşçi Sigortaları Kurumu 11 inci ge­nel kurulu reis vekili Prof. Muammer Tonganın riyasetinde bugün de ça­lışmalarına  devam  etmiştir.

Faaliyet ve hesap raporları üzerinde muhtelif işçi ve işveren delegeler söz akmışlar, iş yerlerinin Islâh edilerek daha sıhhî bir duruma getirilmesi, meskkî hastalıkların tekrar gözden ge­çirilmesi, kıdem tazminatının işveren tarafından değil tıpkı ihtiyarlık sigor­tası gibi, işçi sigortaları kurumuna ö-denecek cüz'î 'bir meblâğ mukaîbili ku­rum tarafından organize edilmesi hak­kında temennilerde      bulunmuşlardır.

Birçok isçi meselelerinin işçiler ;!ehme halledildiğini memnuniyetle tesbit e-den hatipler giderilmesi istenilen ak­saklıklar hakkında da dileklerde bu­lunmuşlardır. Rapor üzerindeki ko­nuşmalara yarın da devam olunacak­tır.

İzmir :

İzmirde bulunan İngilterenin Akdeniz filosuna mensup Manx Man, Checron ve Fart du Quensne harfe gemilerinden mürekkep filotillaya kumanda eden filotilla kumandanı tümamiral Holland Martin. bugün saat 17:30 da Manx Man harb gemisinde bir basın toplantısı tertip etmiştir.

Toplantıda  Türkiyeyi  ziyaretten duyduğu bahtiyarlığı belirterek söze baş­layan tümamiral, şu beyanatta bulun­muştur:

«Nato'nun 'oir üyesi olarak Türkiyeyi ziyaret etmek bizim için ayrı bir hu­susiyet taşımaktadır. Türkiyenin Nato topluluğu için stratejik pozisyonu­nun ehemmiyetini tamamiyle anlamış bulunuyoruz. Ben Medfles: Dragon tat­bikatında Türk gemileri ile beraber vazife aldım. İstanbul'dan İzmir'e getiren de Türk gemileri ile müşterek kü­çük bir tatbikat yaptık. Benim asıl vazifem Nato dışında millîdir. Fakat icap ettikçe Nato kuvvetleri ile de (bir­likte tatbikat yapıyoruz. Eğer harib olursa bir vazifemiz de deniz yolu ile Türkiyeye yapılacak nakliyatın emni­yetini sağlamaktır. Fakat Nato'nun asıl vazifesi harbe mani olmaktır.»

Bu beyanattan sonra gazetecilerin muhtelif sorularını cevaplandıran tüma­miral, ıgemid's atom silâhı bulunmadı­ğını, birkaç devletin bu silâha malik olduğunu belirttikten sonra Türk deniz kuvvetleri hakkında sorulan suali şu şekiîlde cevaplandırmıştır:

«Sizce Türk deniz kuvvetleri hakkın­da mütalâamı Med.£İ£x Dragon tatbi­katı ile İstanbuldan İzmire gelirken yaptığımız küçük tatbikattan edindi­ğim intibaa dayanarak söyleyebilirim. Kanaatim ?ok musibettir. Turfe filosun da manevra kabiliyeti, bilgi, silâh­ları kullanma mükemmeldir. Bilhassa Türklerin diğer Nato devletlerine nis-betle, aradaki lisan zorlusunu yenmek hususunda sarfettikleri gayret dikka­ti çekecek derecededir.»

Basın tonlantısmdan sonra Manx Man harb gemisinde bir kokteyl verilmiş, davette, İzmir Belediye Reisi, İkinci Yurtiçi böl'ge kumandam, basın men­supları ve İzmirdeki İngiliz kolonisi hazır bulunmuştur.

İngiliz filotillası cumartesi gününe ka­dar limanımızda kalacak bu müddet zarfında filotilla -mensupları Bergama ve Efes'i zivaret edeceklerdir.

 Ankara :

Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Müdürü Feridun Üstün, 1956-1957 yılı hıibufoat alım devresinin başlaması münassıbstiyle bugün Toprak Mahsul­leri Ofisi umum müdürlüğünde bir basın toplantısı yapmıştır.

Toprak Mahsulleri Ofisi umum. mü­dürü demiştir ki:

Geçen yılki istihsalimiz bir evvelki mahsûlden iyi olmakla beraber 1953 senesinde idrak olunan mahsûl sevi­yesinde bulunmamasına reğmen, Top­rak Mahsulleri Ofisi olarak memleke­tin ekmeklik ve yemlik ihtiyacı karşı­lanmış ihracat dolayısiyle döviz ternin edilmiştir. Bu meyanda 883.870 ton buğday, 53.873 ton çavdar, 206.045 ton. arpa, 22.567 ton yulaf, 6.680 ton mı­sır olmak üzere ceman 1.173.035 ton hububat satın almış .bulunuyoruz. Bu. mubayaa miktarına karşılsk müstahsi­le Ödediğimiz meb âğ 317 milyon lira­ya varmıştır. Buna mukabil memleket. dahilî istihlâk için sattığımız huibubat miktarı da 810.647 ton buğday, 43.719 ton çavdar, 46.750 ton arpa, 25.598 ton yulaf, 14.351 ton mısır olma'k üzere ceman 941.065  tondur.

Ayrıca, memleket ihtiyacı olan döıvizin bir kısmın: olsun temin edebilmek ga­yesiyle, yine ou devre zarfında yaban­cı memleketlere 225.000 ton buğday, 254.000 ton arpa, 17.00 ton yulaf, ve 2.1C0 ton pirinç olmak üzere ceman. 52S.O0O ton hububat satılmış ve 'bu su-refile 100 milyon Türk lirası mukabili döviz sağlanmıştır.

Geçen yıla ait mücmel malûmatı ver­dikten sonra yeni hububat alım ka­rarnamesinin ihtiva ettiŞi hususları şöyle gözden geçirebiliriz:

Esas buğday fiyatı 30 kuruş olup ge­çen yıllara nazaran toir değişiklik ya­pılmamıştır.

Ekmeklik topttan buğdaylarına naza­ran daha iyi evsafta olan bazı yumu­şak buğday çeşitlerine iki seneden be­ri verilmekte olan bir kuruşluk prim bu sene de ödenecektir.

Geçen sene, içerisindeki dönme ve yu­muşak nisbeti % 30 a kadar olan ma­karnalık sert 'buğdaylara üç kuruş pi­rim verilmekte, bu evsaftaki buğdaylar arasında her hangi îbir fark göze­tilmemekte idi. Halbuki bu sene, içe­risinde Î-İÇ dönme ve yumuşak .bulun­mayan sert 'buğdaylara beş kuruş pi­rim verilecek ve dönme yumuşak nisbeti arttıkça pirim miktarı da azala­caktır. Ayni zamanda geçen yıl azamî yumuşak ve dönme nisbeti % 30 katoul edildiği halde müstahsil lehine ol­mak üzere bu sene bu nisbet % 40 a çıkarılmış bulunmaktadır.

Makarnalık sert buğdaylar için böyle bir fiyat farkının tanınması sebebi, bir taraftan sert (buğdayın v*8 piriminin yumuşaklara nazaran daha az olması, ve diğer tarailtan da dünya piyasala­rında sert buğdaya daha .yüksek fi­yatla müşteri bulunabilmesidir.

Çavdar fiyatlarında herhangi bir de­ğişiklik yapılmamış ve fiyat yine 25 kuruş olarak tesibit edilmiştir.

Yemlik hububattan arpa ve yulaf için, ekim ve istihsalini teşvik maksa-diyle iga'&en seneden itibaren verilmek­te olan üc kuruşluk pirimin Ödenme­sine bu yıl da devam edilecektir. Bu suretle 'beyaz arpa ve beyaz yulaf 25 kuruş fiyat Üzerinden satın alınacak­tır.

Ayni şekilde (biralık vasfını haiz ar­palar da yine 26 kuruş üzerinden mu­bayaa edilecektir.

Çakır arpayla Hatay, Adana ve Antal­ya'nın ova kısımlarında yetişen arpa­ların ve ayrıca, memleketimizin bazı kısımlarında istihsal edilmekte olan siyah yulafın fiyatında bir değişiklik yapılmamış ve geçen sene olduğu gibi 22 kuruş kabul edilmiştir.

Müstahsile her bakımdan azamî suhu­leti sağlamayı vazife edinmiş olan, Toprak Mahsulleri Ofisi taşra teşkilâ­tını tevsi etmek lüzumunu duymuş v.e geçen sene 330 yerde alım yapılmasına karşılık bu yıl alım merkezi adedini 354 e çıkarmıştır.

çiİnde bulunduğumuz istihsal yılının iklim şartları oldukça rnütehavvil sey­retmiştir. Güz ve kışın normal bir safha .göstermeşine mukabi- bilâhare kış mevsiminin âdeta yaz içerisine girisibilecek kadar uzamış olması tenebbütün gecikmesini   intaç etmiştir.Alman malûmata göre, ıgüney ve gü­ney doğuda istihsal durumu memnu­niyet vericidir. Bu mıntıkalarda hasat ve harman başlamış olup İskenderun' da yeni mahsûl alımlarına devam edilmektedir. Orta Anadolunun istihsal durumu hakkında tahminimiz geniş bir istihsâl bölgesi olan Orta Anadolu' da da 'bereketli bir mahsulün idrak o-lunm asıdır.

Bu şartlar muvacehesinde ofisımizce geçen seneden fazla miktarda hububat mubayaası ve binnetice ihraç, imkân­larımızın da artması umulmaktadır.»

Toprak Mahsulleri Ofisi umum müdü­rü hububat ' tekniği Üzerinde yapılan çalışmalara temas ettikten .sonra de­miştir ki:

Toprak Mahsulleri. Ofisi bir taraftan hububat istihsalini teşvik ve hububa­tın kaliteleri üzerinde çalışmalar ya­parken diğer taraftan da satın alman hulbubatın en iyi ve en modern şekil­de muhafazalarını sağlamak yoluna girmiştir. Bu mey anda geçen mübayaa devresi zarfında işletmeye ağılan 40 bin tonluk muhafaza tesisi ile bera­ber yeni istihsal mevsimini kutladığı­mız 'bu günde ofisin elinde ve kendi malı olarak 1.033.900 tonluk muhafaza tesisleri bulunmaktadır. Gerek bu te­sislerde sabit olarak mevcut ve gerek­se ofisin merkezlerinde seyyar şekil­de 'bulunan temizleme cihazları vasi-tasiyie nâlen saatte 1000 ton hutouibatın temizlenmesi kabil olmakta ve bil­hassa ihtiyaca tahsis edilen hububat bu cihazlardan geçiri1 ip temizlenerek hem malımızıın kalitesi iyiles/tirilmekte ve hem de yüksek fiyat elde edilmesi sağlanmaktadır.

Yukarıda ibildirilen muhafaza yerleri­ne ilâveten önümüzdeki devre 34.000 tonluk' betonarme Haydarpaşa silosu ile memleketin muhtelif yerlerinde ol­mak üzere 186.000 tonluk çelik silo da işletmeye açılacaktır.

Ayrıca, Ankara ve Konyada 60 şar bin, İzmirde 20 bin ve Trabzonda 10 bin tonluk dört adet betonarme silo­nun inşaası ilerlemiş olup Mersin'de kolay ve ucuz yükleme yapmak maksadiyle kurulacak olan 100.000 tonluk

betonarme silonun da temeli çok ya­landa atılacaktır.

Satın alman hububatın muhafazasın­da azamî hassasiyet gösteren Toprak Mahsulleri Ofisi inşaat mevzuunu bir program tahtında yürütmekte olup bu programa göre 1961 yılı sonunda 1.801.000 tonluk modern muhafaza te­sisine sahip olacaktır. Bu suretle hububatın hem iyi şekilde depolanması ve hem de yükleme ve boşaltma kolay­lık ve tasarruf sağlıyacaktır ki bu ta­sarrufun para olarak yılda 26 milyon lira raddesindedir.

"Hitama er-sn .devrede bir taraftan buğ­day ihaç etmişken diğer taraftan da buğday ithal edilmesi herhalde üzerin­de durulan ve burada kısaca açıklan­ması faydalı (görülen bir mevzudur.

Hepimizin bildiği gibi, memleketimiz­de ekmek imalinde yumuşak buğday kullanılmaktadır. Halbuki geçen kam­panyada müstahsilden satın aldığımız buğdaylar meyanmda bulunan yumu­şak buğday miktarı ihtiyacımızı karşı­lamamış, buna mukabil mubayaa edi­len ve daha ziyade makarna ve bulgur imalinde kullanılan sert buğdaysa ih­tiyacımızın fevkinde olmuştur. Bu va­ziyet karşısında Ofis, dünya piyasala­rında yumuşak buğdaya nazaran 1.5 misli nisbette yüksek fiyat bulan sert buğdayın ihtiyaç fazlasını ihraç edip sert buğdaya nazaran % 30 nisbetinde daha ucuz olan yumuşak buğdayı it­hal etmekle hem dahili ihtiyacı kar­şılamış hem de aradaki büyük fiyat farkı dolayısiyle memlekete döviz te­min etmiş bulunmaktadır.

Bu sebeple bu teşebbüs tamamen ik­tisadî ve ticarî bir tesebbüs olup kana­atimizce aksi hal mucibi tenkit olabi­lir.

Hemen şunu ilâve edetim ki bu vazi­yet yalnız bizim memleketimize mah­sus değildir. Meselâ büyük istihsal memleketelerinden Fransa senevi 2 milyon ton ihracat yapmasına rağmen sırf kalite ıslâhını temin maksadiyle ayni zamanda buğday ithal etmekte­dir. Ayni surette dünyanın en büyük müstahsili ve ihracatçısı Birleşik Ame­rika dahi sert buğday ithal etmekte­dir.1 haziran cuma gününden itibaren 1956  19'57 afyon mubayaa devresine de girmiş bulunuyoruz.

Hükümetimiz bu sene afyon alım fiyatlarını "A» sınıfı pirimli 49.89 ve pirim-siz 45.36 lira, «B» sınıfı pirimli 43.95 ve pirimsiz 39.96 lira, «C» sınıfı pirimli 40.39 ve pirimsiz 36.72 lira olarak tes-fo-it etmiştir.

Geçen afyon kampanyası içerisinde müstahsilden 221.639 kilogram afyon satın alınarak müstahsile 8.122.835 li­ra ödenmiştir. Yine ayni devre zarfın­da mukaveleye bağlanan afyon satış­larının yekûnu 337.550 kilogram olup fiili teslimat miktarı 256.016 kilogra­mı bulmuş ve bu teslimat diolayısiyle memlekete 9.769.520 Türk lirası kar­şılığı döviz temin edilmiştir.»

Toprak Mahsulleri Ofisi umum müdü­rü Feridun Üstün, daha sonra basın mensupları tarafından sorulan muhte­lif sualleri cevaplandırmıştır.

14 Haziran 1956

 İstanbul :

Eski İstanbul Şehreminlerinden Ord. Prof. Dr. Operatör Cemil Topuzlunun şehreminliği zamannmda vücuda getir­miş bulunduğu Gülhane Parkına di­kilen büstü bugün saat 17 de merasim­le açılmıştır.

Kıymetli heykeltr aşlarımızdan Zerrin Bölükbaşı tarafından çok sanatkârane bir şekilde hazırlanmış olan bu büst ün açılışında İstanbul Valisi ve Bele­diye Reisi Prof GÖkay mebuslar eski İstanbul şehreminleri ve Belediye re­isleri, Vali muavinleri Belediye Reis muavinleri, rahatsızlığı dolayısiyle bu merasime iştirak edemiyen Dr. Cemil Topuzlunun çocukları, torunları ve akrabaları basın mensupları davetliler ve kalabalık bir halk topluluğu ha­zır bulunmuştur.

Büstün açılması münasebetiyle bfcr konuşma yapan İstanbul Valisi ve Be­lediye Beisi Prof- Gökay tarihî Gülha­ne Parkının kuruluşunda veni esaslar dahilinde İstanbul şehremaneti vazi­fesini görürken unutulmayacak eserler yapmış olan Cemil Topuzluya İstanbul şehri hemşehrilerinin /bir kadirşinaslık eseri olan ibu büstün açılışının yapıl­masından dolayı duymakta bulunduğu memnuniyeti ifade ederek sonra Ce­mil Topuzlunun Gülhane parkını mey­dana getirirken maruz kaldığı güçlük­lerden bahsetmiş ve mumaileyh bun­lara göğüs germesini bildiğini söylemiş

Bundan sonra Cumhuriyet devrinde vazife almış bulunan şehremini ve be­lediye reislerinden hayatta kalanlarla ebediyete intikal edenleri hürmet ve minnettarlık hisleri ile selâmlayan Prof. Gökay, seleflerinin şehre yapmış oldukları büyük işlerden bahsetmiş ve birinin bıraktığını arkadan gelenin bı­rakılmış olan yerden devam ettirdiğini bunun bugünden yarma uzanan bir tesanüt zinciri olduğunu belirterek Pa­ris'in Bolonya ormanları ne ise Istan-bulun da Gülhane parkının İstanbul yakasında oturan vatandaşlara akci­ğer tesirini göstereceğine işaret et­miş, altı yılını doldurmuş bulunan Ba­har ve Çiçek Bayramından ve İstan­bul Belediyesinin Gülhane parkında eski şehremini ve Belediye reisleriyle ilim ve fikir adamlarının büstleri ile bir galeri meydana getirmek hararın­da olduğunu müjdelemiş v,e sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Cemil paşa hocamızın büstünü açma­sını talebesi ve eski şehremini Emin Erkuldan rica ederim.»

Büstü açmak üzere büste yaklaşan es­ki şehreminlerinden operatör Dr. Emin Erkul kısa bir hitaîbede bulunarak Gülhane parkının tesisi esnasında Ce­mil Topuzlu'nun maruz kaldığı tenkidlerden ve bilahare kendi hâtıraların­dan bahsetmiş ve bu kadirşinaslıkla­rından dolayı başta Cumhuriyet Hükü­meti olmak, üzere bütün alâkalılara te­şekkürlerini bildirmiştir.

İstiklâl Marşının dinlenmesini mütea­kip Operatör Dr. Emin Erkul büstün kurdelasını kesmiş ve ibüst alkışlar arasında açılmıştır.

 Ankara ;

Hususî sermayenin teşebbüsü ile    kurulmuş olan Buğday Bankası,    bugürr-saat 10.30 da Reisicumhur Celâl    Ba-yar'm  da  hazır bulunduğu bir  mera­simle açılarak hizmete girmiştir.

Buğday Bankasının Ziya Gökalp cad­desindeki merkez binasında yapılan bu merasimde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Devlet Vekili Emin Kalafat, Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan, şehrimizin malî ve iktisadî müesseseleri ileri gelenleri ile Vilâyet ve Belediye erkânı, basın mensupları ve kalabalık bir davetli kütlesi ha­zır bulunmuştur.

Buğday Bankası idare meclisi reisi Şemsi Demirkıran açılış töreninde bir konuşma yaparak demiştir ki:

-Memleketimizin bugün içinde bulun­duğu iktisadî inkişafa muvazi olarak artan bankacılık ihtiyacını karşılamak maksadiyl'i millî ekonomimize naçiz, bir ünite olarak katılmıya karar ver.sn bankamızın açılış törenine şeref ver­mek lütfunu esirgemediğinizden dola­yı gerek şahsım ve gerek bankamız camiası adına en derin teşekkürlerimi arzederim.

Tarnamiyle hususî teşebbüs ve serma­yenin meydana getirdiği bir malî mü­essese olan bankamız, memleket ve milletimize faydalı her nevî iş ve te­şebbüse vasıta olmak ve icabında fii­len iştirak etmek üzere kurulmuş bir ticaret ve mevduat bankası olmakla beraber hassaten millî ekonomimizin te melini teşkil eden buğday ve hububa­tın ziraat, ticaret Ve sanayi ile uğ­raşanları imkânları nispetinde finanse etmek ve istihsalden baslıyarak bu  tün idtisadî faaliyet sahasında İbu sek­törün rasyonel bir şekilde teşkilâtla­nıp inkişafında müsbet bir rol oyna­mağa çalışacaktır.

Memleketimiz için çok hayırlı olaca­ğına inandığımız bu teşebbüsün mu­vaffak olması için bugünden itibaren gayretli ve emin adımlarla huzurunuz­da yola çıkıyoruz. Bu yolculuğumuzda kıymetli halkımızın sayın büyükleri­mizin itimat ve müzaheretlerinin bi­zimle beraber olcağına güveniyoruz. Şiarımız ciddiyet, tevazu ve sebat olacaktır.

-Şimdi, millî bankacılığımızın banisi sayın Reisicumhurumuzdan uğurlu el­leriyle bankamızı açmalarını istirham ediyoruz.»

Şemsi Demirkıran'ın bu konuşmasını müteakip Reisicumhur Celâl Bayar, kurdelâyı kesmek suretiyle Buğday Bankasını açmıştır.

. Eskişehir:

Kanada hükümetinin, vermiş olduğu c-86. e tipi jet uçakları ile ses duva­rını aşan yüz Türk pilotuna Kanada Hükümeti adına ses süratini aşma dip­loma ve rozeti, 4 üncü hava üs­sünde yapılan bir merasimle tevzi edil­miştir.

Eskişehir Valisi, Belediye Reisi, gene­raller, askerî ve mülkî erkân ve davet­lilerle Kanada hükümeti adına jet uçak Üarını imal eden fabrikanın mümessili D. J. Macdonel ve Kanada hava su­baylarının iştirak ettiği törene İstik­lâl marşı ile başlanmıştır.

Dördüncü hava üssü kumandanı, dip­loma tevzii merasimi münasebetiyle bir konuşma yapmış, daha sonra jet uçaklarını yapan fabrikanın mümessi­li söz alarak ezcümle demiştir ki:

"Türk subaylarının çalışmalarını ve uçuşlarını Kanadia'da bulunduğum za­man da takip etmiştim. Türkiyede de aynı şekilde çalışmalarına devanı ettik lerini memnuniyetle müşahede -binek­teyim. Şimdi kendilerine tevdi edece­ğimiz diploma ve rozetler, Kanada hü­kümetinin sevgi 'v-e hayranlığının bir hatırası olacaktır.»

Jet pilotlarımıza Kanada hükümeti adına tevdi edilen diplomanın metni şöyledir:

«Kanada fabre uçağı ile ses duvarını aşıp ses süratini geçme rozet ve diplo­masim almağa hak kazanmamız beni çok memnun etti. Montreal'de yaptığı­mız bu uçaklarla iftihar ediyoruz. An­cak uçaklarımızın şöhreti, bunu uçu­ran pilotların cesaret ve meüıaretine dayandığını müdrikiz. Tayyarelerimize şöhret kazandırmakta oynadığınız rol için size candan teşekkürü büyük bir " borç biliriz.»

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da Çalışma Vekili Mümtaz Tar-han riyasetinde muhtelif vilâyetlerden gelen iş ve isçi bulma mümessillerin­den müteşekkil 150 kişilik hey'eti ve Aydın m,e!busu Cevat Ülkü riyasetinde Bağdad'a gidecek Türkkuşu idareci ve öğretmenlerinden müteşekkil hey'­eti, ayrıca Emniyet Umum Müdürü Kemal Aygün başkanlığında. Ankara'­da kurs ;görmekte olan emniyet mü­dürlerini kabul .etmiştir.

Tokyo :

Tokyo ile Ankara arasında Panamerican Hava Yolları tarafından ihdas edi­len uçak seferleri bugün başlamıştır.

Bu münasebetle, Ankaraya hareket eden ilk uçağın pilotuna Ankara Bele­diye Başkanına verilmek üzere Tokyo Belediye Başkanı tarafından bir teb­rik mesajı ile bir Japon bebeği tevdi edilmiştir.

15 Haziran 1956

Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekili. Zeyyat Mandalinci, bu akşam saat 18.50 de Anka­ra radyosunda şu konuşmayı yapmış­tır:

-Muhterem vatandaşlarım.

11/6/1956 pazartesi gününden itibaren meriyete giren Millî Korunma Kanu­nunun tatbikatiyle alâkalı hususların arz ve izahı ve vaki olabilecek tered­dütleri önliyebilmek için radyo gazete sinde gün aşırı yayınlanacak tebliğle­re mukaddem olmak üzere ilk konuş­mayı açıyorum.

Bu kanun piyasada tedhiş yaratmak için değil bilâkis ticaretimizin istihsal imalât ve ithalâttan başlayıp istihlâke kadar giden muhtelif merhalelerinde istikrar ve sükûnet yaratabilmek maksadiyle çıkarılmıştır.

Maksadımız 24 milyon vatandaşın iztirabı bahasına her türlü millî ve ahlâkî   endişeden  uzak bir   şekilde   gayri

meşru kazanç peşinde koşan kimseleri durdurmak ve böyle bir niyet besle­yenleri intibaha getirmektir.

Ancak ibu kanunun tatbikinde muvaf­fakiyetin, tek sırrı hükümetin girişmiş bulunduğu icraatta kendisine tüccarı­mızın mesuliyet şuuru içinde müzahir olması ve muhterem halkımızın işi bir vazife anlayışı içinde benimsemesidir.

Bu kanunun tatbikiyle beraber daha şimdiden piyasada bazı maddelerde 0,35 e kadar varan bir ucuzluk müşa­hede edilmektedir. Ve fakat ibu ucuz­luğu geçici telâkki eden bazı vatandaş larm da piyasaya anormal bir şekilde hücum etmekte oldukları görülmekte­dir.

Talep fazlalığının piyasada sun'î ola­rak anormal bir durum yaratması teh­likesine binaen ve İbu kanunun iyi te­sirlerini sekteye uğratmamak için hal­kımızın mubayaalarında ihtiyaçlarının seviyesinde kalmaca itina göstermeleri lâzım gelmektedk.

Esasen hükümet kanunun tatbikatın­da nizama riayetkar olmayanlara kar­şı müsamahasi'z ve şiddetle 'hareket et inekte dosvam edecektir.

Bunun için fiyatların tesbit edilen kâr hadleri dahilinde kalacağını ve bina­enaleyh ucuzluğun geçici değil devam­lı olacağını temin etmek isterim. Kal» di ki, bu arada hükümetimiz ayrıca mal bolluğu temin edebilecek şekilde ithalâtı kolaylaştırmak ve fazlalaştır-mak suretiyle de tedbirler almış bulun maktadır.

Lüks maddeler mevzuundki tereddüt­leri izale için şunu da izah etmek iste­rim ki, 'bu maddeler 1018 sayılı koor­dinasyon kapariyle istisna edilmiş de­ğildir. K/951 sayılı karar muvakkat­tir. Ve kâr kadleri yeniden gözden ge­çirilip esaslı karar ve ek cedveller çıkıhcaya kadar (bir nizam boşluğumu kapamaktadır.

Lüks maddeler K/961 ve K/1018 sayılı kararla istisna edilmiş değildir. Kanu­nî hadlere yani ithalâtçı, toptancı ve perakendeci olmak üzere ceman ye­kûn %55 kâr 'haddine bağlıdır. Hilafı ağır hapis ve ağır para cezasını müstelzimdir.»

 İstanbul :

İran, Irak. Pakistan, İngiltere, Birleşik Amerika ve Türkiye delegelerinin iş­tirakiyle pazartesi gününden beri İs­tanbul Teknik Üniversitesinde toplan­makta bulunan Bağdadi Paktı Eğitim Tâli Komitesinin çalışmaları bugün so­na ermiştir.

Bu sene Ocak ayında Bağdad'da ilk toplantısını akdeden Bağdad Paktı İk­tisadî Komitesi tarafından teşkil olu­nan Eğitim Tâli Komitesinin toplantı­larına. Türkiye delegesi Nusret Köy-men başkanlık etmiştir.

Toplantılarda muhtelif fikir teatile­rinde bulunulmuş, pakta aza memle­ketlerin talebe ve eksperlerine verile­cek bursların yerleri hakkında tafsi­lâtlı malûmat verilmiş ve talebe yer­leştirilmesi hususunda tavsiyelerde bu­lunulmuştur.

Bütün bunlardan başka komite hazır­lamakta olduğu Öncü projelerle endüst­ri ve ziraat alanında işçi ve ustabaşılarla, âmme idaresi elemanlarının ye­tiştirilmesi meselesini ön plâna almış­tır.

Komite projelerin 1957 senesinde ta­hakkuk ettirilebilmesini sağlamak için alâkalı devletlerden bu mevzularda derhal harekete geçmelerini ve ilgili tekliflerini bir an evvel sermelerini istemiştir.

16 Haziran 1956

 Adana:

Adanaya 130 kilometre mesafede bu­lunan ve Eti medeniyetini sembolize eden büyük kültür merkezlerinden bi­ri olan Karatepeye giden yolun Kadir -li'den sonraki kısmının inşası devam etmektedir. Yolun uzunluğu 23 kilo­metredir. Hâlen 8 kilometrelik kısım tesviye edilmiş (bulunmaktadır. 28 ki­lometrelik Kadirli - Andurun yolu elül'de bitecektir.

Feke - Eskitaban nahiyesi yolundaki Elemen deresi köprüsü bir ay sonra tamamlanacaktır. Bitince yolun, yapılmasına başlanacaktır. Saimbeyli'yi Kayseri'ye bağlayan yol üzerindeki köprüler ikmal edilmek üzeredir. Ta­mamlanınca bu yolun da inşasına başlanacaktır.

Seyhan barajının iki sahilini takiben Cevherli nahiyesine gidecek olan ana yolların tesviyesi tamamlanmıştır. Kop rüler inin hazırlıklar başlamıştır. Etraf köy yolları peyderpey bu ana yollara bağlanacaktır. Tuzla nahiyesi yolunda geçit vermiyen KaragÖçer üzerine kop rü yapılmaktadır. Ayrıca devlet kara yollarınca Ceyhan nehrinin Nanto ka­lesi civarında ve Kadirli - Savrun su­yu üzerine iki büyük köprünün inşa­sına başlanmıştır.

 Ankara :

Hâlen Ankarada bulunan «Kibrıs Türk tür Partisi» Başkanı Dr. Fazıl Küçük ile «Kıbrıs Türk Kurumları Federas­yonu» Umumî Kâtibi Hazım Remzi bu sabah Hariciye Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü tarafından yeniden kaıbul edilmişlardir.

Öğrendiğimize göre Dr. Fazıl Küçük ve Hazım Remzi Kıtorıs'a avdet etme­deki önce bugünlerde İstanbula giderek orada da bir hafta kadar kalacaklar ve bu arada yerli ve yabancı basın mensuplariyle bir basın toplantısı yapa­caklardır.

Merzifon:

Kazamız belediyesi 240 bin lira sar-fiyle mevcut 300 kilovat saatlik elek­trik türbin .grubuna ilâve olarak aynı takatte ikinci bir tesis yaptırmıştır.

Takviye edici mahiyette olan îbu loko­mobil .grubu, bügüm merasimle işlet­meye açılmıştır. Merasimde sivil ve askerî erkân ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur. Bu vesile ile bir konuşma yapan kaymakam, Be­lediye Meclisinin çalışmalarını Övmüş ve hükümetin gösterdiği yakın alâka ve müzaherete kaza adına teşeldriirlerini bildirmiştir.

İzmir:

Dün vefat etmiş olan İzmir mebusu Ekrem Hayri Üstündağ'm cenazesi, bu­gün istir ah afcgâhma tevdi olunmuştur.

Cenaze merasimine Reisicumhur, Bü­yük Millet Meclisi Reisi vs Başvekil adına da cslenkler gönderilmiş bulu­nuyordu.

Kemeraltı Camiinde kılman cenaze namazını müteakip matem havası çalan bandonun da katıldığı merasimde, Bü­yük Millet Meclisini temsilen idare âmiri Meihmet Aldemir, mebuslar, vali, 'belediye reisi, İkinci Yurt İçi Bölge Kumandanı, siyasî partiler temsilcile­ri, merhumun yakın akraba ve dostla­rı ile kalabalık bir cemaat hazır bulun muş ve Ekrem Hayri Üstündağ'ın na­şı, asrî mezarlıktaki ebedî istirahat ye­rine tevdi edilmiştir.

17 Haziran 1956

 İzmir:

M.M.V. İzmir Temsil Bürosundan bil­dirilmiştir:

Yedinci Kore değiştirme tugayımızın ikinci ve son kafilesi bugün saat 14 de «General Blatchford» askerî taşıt ge­misiyle Kore'ye müteveccihen limanı­mızdan ayrılmış ve kahramanlarımız heyecanlı bir törenle uğurlanmışlardır.

Törende Vali Muavini, Belediye Reisi, İkinci Yurtiçi Bölıge Kumandanı, ge­neraller, mülkî ve askerî erkân ile ka­labalık bir vatandaş topluluğu hazır bulunmuştur.

Belediye Reisi Enver Dündar Başar, kahramanlarımıza hitaben İzmir şehri adına foir konuşma yaparak, İkinci Ko­re kafilesine de İzmirliler adına iyi yol culuklar temenni ettiğini belirtmiş ve ezcümle demiştir ki:

«Sizler Kore'de yalnız Türklüğün cen­gâverlik hasletini değil, efendilik ve çelebiliğini de temsil edeceksiniz. Her birinizin Türklüğü mükemmel temsil edeceğinizden emin bulunmaktayız. Temennimiz mütarekenin devamıdır. Hat ita suliıün tesisidir. Ancak, harp olur­sa herbirimizin Türk kahramanlığını bir defa daha göstereceğinize inanryoruz. Bundan sonra İkinci Yurtiçi Bölge Ku­mandanı Korgeneral Cemal Gürsel bir konuşma yaparak demiştir ki:

«Çok uzak diyarlarda Türk milletinin asıl ve neciro vasıflarını, Türk ordusu­nun vakur ve kahraman geleneğini temsil edeceksiniz. Bu şerefli vazife­nin ciddiyet ve ehemmiyetini iyi kav radığmıza ve 'bu hüviyetinizle her 'bu­lunacağınız yerde, müttefik silah ar­kadaşlarınızın sevgi ve saygılarını kazanacağımıza da inanıyoruz. Şuna da mutlak surette inanıyoruz ki, gerekirse düşmanlarımıza da Türk askerinin kahramanlık ve yenilmez karakterinin üsltün bir inkişaf gösterdiğini de gös­tereceksiniz. Bu inançla sizlsri uğurlar hepinize iyi şanslar dilerim.»

Müteaküben İzmir ve Seferihisar Be­lediyeleri ve diğer teşekküller adma Tugay Komutanı Cemil Uluçevik ve İkinci kafile başkanı Kurmay Albay Cavit Yenicioğlu'na buketler verilmiş­tir.

Tugay Komutanının yaptığı veda ko­nuşmasından sonra bando marşlar ça­larken kahramanlarımızı hamil gemi de ağır ağır limanımızdan ayrılmış v-a diğer gemiler tarafından düdük çalın­mak suretiyle selâmlanmıştır.

. Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden tebliğ edilmiştir.

Muaddel Millî Korunma Kanununun hükümete verdiği selâbiyete istinaden çıkarılması gerekli koordinasyon kara­malara azamî sür'at ve ehemmiyetle devam edilmektedir. Kanunun üıdas maksadı, Büyük Millet Meclisi komis­yon müzakerelerinin ışığı ve hükümetlerinin ihzarı için geceli gündüzlü çalıg-reisi Başvekil Adnan Menderes'in, tatbikatın bu maksadı en iyi şekilde istihsale uygun olmasına atfettiği e-hemmiyet ve hassasiyet .gözönünde tu­tularak yapılan bu çalışmalar, bizzat İktisat ve Ticaret Vekili ile müsteşarı­nın iştirak ve nezaretleri altında, ve­kâlet alâkalı daire reisleri ile Kafia, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet, Ziraat, Münakalât, İşletmeler Vekâletleri ve Ticaret ve Sanayi Odaları ve Borsaları Birliği temsilcilerinden mürekkep ge­niş bir İhtisas hey'eti halinde, cumar­tesi ve pazar günleri de fasılasız de­vam etmiştir. Bu mesaî sonunda kâr nisbetleri, satış usulleri ve şartları gi­bi kanunun tatbikatını aydınlatacak hükümleri ve ilk cetvelleri ihtiva ede­cek koordinasyon kararı 'hazırlanmış ve pazartesi akşamı ilân edilmiş ola­caktır.

Ayrıca teşkilâtın tamamlanması için yüksek Meclise sunulmuş olan Ücret­ler Kanununun çıkmasına intizaren İk­tisat ve Ticaret Vekâletinden ve muh­telif teşekküller mütehassıs elemanla­rından teşkil edilmiş bulunan muvak­kat kontrol hey'eti fiilen vazifeye baş­lamıştır. Bu arada muhtelif ekipler, tetkik ve kontrol maksadiyle bazı böl­gelere hareket etmij bulunmaktadırlar. Teşkilât tamamlanıncaya kadar vazife­sine devam edecek olan muvakkat he­yet, bu mesaisini aslî vazifelerine ek olarak ve tam bir vazife anlayışı ve memleket duygusu içinde ifa etmekte­dir.

 Bozüyük:

İnönü Muharebelerinde şehit düşen a-ziz kahramanlarımızın hatırasını taziz maksadiyle, heı sene olduğu gibi, bu yıl da Bozüyük Şehitliğinde tir mera­sim yapılmıştır. Bu merasime B. M. Meclisi adına Bilecik Mebusu General Yümnü Üresin, Mu?ia Mebusu Tiatık Poyrazoğlu, Bilecik Mebusu Şevki Ha-sırcıoğiu 11= Bilecik Valisi, Bilecik, An­kara, İstarJbul, Afyon, Kütaihya, Eski­şehir ve Kocaeli ile civar kazalardan gelen hey'etler ile kalaibalık bir halk grubu iştirak etmiştir.

Saat 15 de bandonun çaldığı matem havasiyle yürüyüşe geçilmiş ve bilâ­hare- davetliler şehidlikteki yerlerini almışlardır. Belediye Reisinin merasi­mi açış konuşmasını müteakip aziz şe-hicilerin hatırasını taziz için ihtiram du ruşu yapılmıştır. Bozüyük Kaymakamı Reşid Ertüzün'ün konuşmasından son­ra sonra Bilecik Mebusu General Yüm­nü Üresin alarak vatan uğrunda şehid düşen kahramanlarımızdan takdir ve sevgiyle bahsetmiş ve yarattıkları ha­maset destaniyle her zaman iftihar edeceğimizi belirtmiştir.   Yümnü  Üresin'in konuşmasını, Mu^la mebusu Natık Poyrazoğlu'nun nutku takip et­miştir. Ordu adına genç bir subayın konuşmasını takiben merasim kit'ası havaya üç el ateş ederek merasime son verilmiştir.

18 Haziran 1956

 Ankara :

Panamerikan Hava Şirketinin Japon­ya ile Türkiye arasında ihdas ettiği u-çak seferleri dolayısiyle, Tokyo Bele­diye Reisi Seiichiro Yasui tarafından Ankara Belediye Raisine bir dostluk mesajı ve .orijinal Japon bebeği gönde­rilmiştir. Mesaj ve bebek ilgililer tara­fından Belediye Reisine tsvdi edilmiş­tir.

Ankara Belediye Reisi de bu vesile ile Tokyo Belediye Reisine bir mesaj ve hediye gönderecektir. Tokyo B.elediye Reisinin dostluk mesajının metni a-a gıdadır:

«Sayın Belediye Reisi,

Pan Amerikan Hava Yollarının Tokyo ile güzel Ankara .şehrinizi doğrudan doğruya bağlayan ilk yeni hava yolu­nun açılmasını en mühim bir fırsat bi­lip, 'bunu bir zevkten ziyade bir şeref addederek, Tokyo halkı namına can­dan tebriklerimi siz ekselansa ve An­kara halkına gönderiyorum.

Şüphesiz, bu iki memleketin başkent­lerinin ilk defa ve ebediyen Ibir birine bağlanması, bu iki şehir halkının da karşılıklı sevinç ve memnuniyetine se­bep olmaktadır.

Pan Amerikan idaresinin nezaketinden istifade ederek, size, memleketimin yegâne imalâtı olan 'bir Japon "befbeğini, yarın saat 01.00 de Tokyo'yu terkedip parlak an'aneleri ve modern kültürü ile meşhur olmuş güzel şehrinize vasıl olacak olan uçak ile gönderiyorum.

Benim sa'bit kanaatim şudur ki} iki şehrimizi (birleştiren Pan Amerikan Ha va yolu memleketlerimize devamlı sey yah akınını, büyük bir dostluğu ve an­layışı temin edecektir.

Candan temennilerimle.»

 Ankara :

6731 sayılı kanunla tâdil edilen Millî Korunma Kanununa göre, yeni maliyet unsurlarım, kâı hadlerini tâyin eden Ve azamî satış fiyatları ile komisyon, nakliye, nakliye komisyonu, tellaliye, simsariye giibi ücretlerle bir hizmet ve ya sanat veya emek kargılığında alına­cak sair ücretleri ve bilumum fiyat ve ücret tarifelerini tesbit hususunda be­lediye teşkilâtı olan yerlerde belediye­lere, olmayan y rler için valilere selâhiyet veren ve ayrıca etiket ve fatura şekil ve muhteviyatiyle sair esasları tesbit eden koordinasyon kararı bugün yüksek tastikten çıkmıştır.

Kâr hadlerini tesfoıt eden listelerin ilk kısmı bu akşam saat 20.35 de Ankara radyosunda okunmuştur. Yüzü müte­caviz maddeyi ihtiva eden bu listeler­de malların mahiyetine göre, ithalâtçı, toptancı ve varsa ikinci toptancı ve perakendeci kâr yüzdeleri gösterilmiş­tir.

Koordinasyon kararı ile diğer listelerin Ankara radyosunda okunmasına yarın saat 19.20 de devam olunacak ve bu­nu müteakip Başvekil Adnan Mende­res bu mevzuda bir konuşma yapacak­tır.

Koordinasyon kararı çarşamba sabahı resmî 'gazetede yayınlanacaktır.

19 Haziran 1956

 Kayseri:

Vilâyetimizin Keşi nahiyesine bağlı Eşkale köyünün su bendi bugün saat 11 de başta vali Kâzim Atakul olduğu halde kalabalık bir davetli kütlesinin ve' civar köy ve kasabalardan gelen halkın iştirak ettiği bir merasimle açılmrştır.

1955 yılında inşasına başlanan bendin açılışı münasebetiyle bir konuşma ya­pan vali, köylünün birinci derecede ihtiyaç duyduğu üç esaslı dâvadan içme suyu, ilkokul ve köy yollarına hü­kümetin verdiği ehemmiyeti (belirtmiş ve 216 bin litre su alan bu bendin ci­var köylere sağlıyacağı faydaları izah etmiştir.

 Ankara :

K/1020 sayılı koordinasyon kararının tam metni şudur:

Madde 1  Millî Korunma Kanununun 6,11,14,20,21,28,29,31,32 ve 65 nci mad­deleri gereğince bilumum malların alım v-e satımı aşağıdaki maddelerde ya zıh (hükümlere tâbi tutulmuştur.

Madde 2  Gerek ithal veya İhraç olu­nan, gerekse memleket dahilinde imal veya istihsal edilen bilumum malların alım ve satımı aşağıda yazılı maliyet unsurları nazara alınmak suretiyle kâr haddine tâbidir.

Bu ıkarara bağlı 1 sayılı listede göste­rilen mallar hizalarında yazılı ;kâx hadlerine veya azamî satış fiatına ve bunun haricinde kalan inallar da Mil­lî Korunma Kanununun 6731 sayılı ka nunla muaddel 31 nci maddesinin IX ncu bendinde yazılı kâr hadlerine tâ­bidir.

Lüzum görülen maddelerde müstahsil için azamî satış fiyatı v.e imalâtçı için imalâtçı kârı ayrıca tesbit olunacak­tır.

Madde 3  Millî Korunma Kanunu­nun muaddel 31 nci maddesinin 1 nci bendine göre: İthalâtçı: Satış kasdiyle yabancı mem­leketlerden mal getirmek üzer-e mer'î dış ticaret mevzuatı gereğince, «ithahalâtçı vesikası» nı hamil olan hakikî ve hükmî şahıslardır. (Kendi imalâtı­na mahsus olmak üzer-3 iptidaî madde veya yardımcı malzeme ithal eden sa­nayi ve küçük san'at -erbabı, maliyet hesaplarında, işbu ithal malları üze­rinden ayrıca ithalâtçı kârı ilâve ede­mezler.)

Toptancı: Müstahsilden, ithalâtçıdan, imalâtçıdan veya diğer bir to-tancidan mal alıp ticaret ve sanayi erbabına satan hakikî ve hükmî şahıslardır.

Perakendeci: Müstahsilden veya ticaret ve sanayi ve kütük san'at erbabından mal alıp doğrudan doğruya müstehlike mal satan hakikî ve hükmî .şahıslar­dır.

İthalâtçı, toptancı ve    perakendecileriçin satış fiyatlarının hesaplanmasında kabul olunan maliyet unsurları aşağı­da gösterilmiştir:

a)  İthal olunan mallarda:

 Menşe faturasına 'göre cif   veya cif mubayaa fiyatı,

 Akreditif muameleleri veya ban­ka garantileri için ödenen normal faiz,komisyon ve masrafları,

3}  Varsa, ithal hakkı satış ibedeli, OK/907 sayılı karar mucibince tevzin 'fonuna tâbi eşyasında ödeneni meblâğdır.)

 Siparişe  ait mektup ve  telgraf ücretleri,

 Menşe şelıadetnamesi masrafları,

 Sigorta ücretleri ve gümrükte ya­pılacak   ekspertiz   neticesinde     tespit edilip sigorta, tarafından mal bedelinden ödenmeyen % 5 fransiz payının za­rurî sürveyans masrafları,

 Ciften sonra ilk gümrük kapısı­na kadar yapılan liman, tahmil ve tah­liye masrafları,

 Zarurî gümrük antrepo masraf­ları,

 Gümrükte ödenen resim ve harç­lar   (cezalar harin)   ekspertiz ücretleri (muvakkat kalbul yolu  ile  ithal  olu­nan  eşyada bumasraf unsurları ma­liyete ithal edilmez),

 Gümrükten tüccar deposuna ka­dar nakil masrafları,

 Gümrük komisyoncularına veri­len normal komisyon ücretleri,

 Muvakkat ihraç usulü ile hariçte ibir ameliyeye tâbi tutulup  tekrar it­hal olunan mallarda faturaya müste­nit imaliye ve nakil ücretleri,

13)Umumî katma,  hususî  bütçeli daire v.e müesseselerle 'belediyelere ve İktisadî devlet  teşekküllerine yapılan satış ve taahhütlerde, taahhüt masraf­ları.

İthalâtçıya tanınan kâr yüzdesi yuka­rıda yazılı ilk altı maliyet unsuru kıy met yekûnu üzerinden hesaplanır. Mü­teakip unsurlar sadece satış maliyetine dahil edilip kâra mesnet teşkil ede­mez.

İthalâtçılar tarafından ithal olunan malların gümrük antrepolarında fuzu len bekletilmesi ve daha yüksek güm­rük resmine tâfbi tutulması irin ame­liyeler yapılması yasaktır. Bu yüzden gümrükte ödenen fazla resimler ve masraflar maliyet masraflarına dahil edilmez.

b  Toptan satışlarda maliyet unsur­ları  :

 Mubayaa bedeli,

 Malın cins ve nev'ine has ve müteamel,   vesikaya  müstenit      ambalaj masrafları,

 Mubayaa yerinden satış mağaza­sına veya deposuna kadar yapılan normal tahmil,   nakliye,   tahliye,   sigorta ve ardiye masrafları (aynı inal için bu masraflar  ancak bir defa  kabul olu­
nur.)

 Buzhanede muhafazası zarurî cilan maddelerde buzhane ücretleri,

 Borsa mevzuu mallarda borsada mutâd mubayaa masrafları,

 îmal mahiyetini haiz olmayıp te­mizleme, ayıklama, kesme, karıştırma,pişirme ve tuzlama gibi ibasit ameliye­lerden ibaret bulunan ve fiilen yapıl­dığı tevsik edilen müteamel işçiliklere ait masraflar,

 Vâde ile yapılan satışlarda,    bu vâdenin süresine göre normal faiz   ve komisyon,

 Umumî, katma, hususî    bütçeli daire v.e müesseselerle belediyelere ve iktisadî  devlet  teşekküllerine yapılan taahhütlerde lüzumlu taahhüt masraf­ları,

Toptancıya tanınan k'âr yüadiesi yalnız ttıülbayaa bedeli üzerinden hesaplana­rak ilâve edilir. Müteakip unsurlar sa­tış fiyatının hesaplanmasında sadece maliyet masrafı olarak dahil edilip kâr hesabına mesnet teşkil edemez,

c _ Perakende satışlarda maliyet un­surları:

1)  Mübayaa bedeli,

2)  Mahallî teamüle uygun ve vesi­kaya müstenit ambalaj, nakliye ve si­gorta masrafları.

Perakendeciye tanınan kâr yüzdiesi yalnız mubayaa bedeli üzerinden he­saplanır. Müteakip masraflar sadece sa tış fiyatı hesabına ithal edilir, kâr yüz desine mesnet teşkil edemez.

Yabancı memleketlerden ithal olunan veya memleket 'dahilinde imâl edilen tıbbî ve ispençiyari müstahzarların ge rek imâl ve ithallerinde ve gerekse toptan veya perakende satışlarında maliyet fiaıtları, 1262 sayılı ispençiyari ve tıbibî müstahzarlar kanununun 4348 sayılı kanunla değişen 7 nci maddesi gereğince, İktisat ve Ticaret Vekâletin ce (hazırlanacak esaslara göre tesbit olunur.

Madde 4  Tüccar, esnaf vesair alâka­lılar tarafından muayyen kanunlara gö re tutulması icabeden defterlerden baş ka ne gibi defterlerin tutulması gerek tiğini tesbite İktisat ve Ticaret Vekâle­ti yetkilidir.

Madde 5  Millî Korunma Kanununun 31 inci maddesinin 1 inci bendinin 2 nci fıkrası mucibince,

a) Belediyeler, belediye hudutları da­hilinde, valiler, belediye hudutları haricinde kalan yerlerde     satılacak (bilu­mum gıda maddelerinin (sebze ve mey­ve dahil)  ve havayicİ zaruriyeden olan maddelerin ve çiçeğin azamî satış fiatlarmı veya bir hizmet veya san'at veya emek karşılığı alınacak ücretler­le bilumum fiat ve ücret tarifelerini,belediye hudutları  dahilinde yapılacak nakliyat ücretlerini tesbite yetkili kı­lınmıştır.

Turizm müessesesi belgesi almış olan­lar hakkında da bu fıkra hükümleri tatbik olunur.

b) Komisyon  ve  nakliye 'komisyonu ücretleriyle  dellâliye  ve  simsariyeleri tesbite, ticaret ve sanayi veya ticaret odasının  mütalâası   alınmak   suretiyle belediyeler ve odaların     bulunmadığı yerlerde  doğrudan   doğruya belediyeler ve belediye hudutları dışındaki yer­lerde ise valiler yetkili kılınmıştır.

c) Hususi kanunlara göre teslbit edil­miş olan ücret tarifeleri mahfuzdur.

Eczalıanelerdo izhar edilen reçetel-sr-de yazılı ilânların fiatları, 6197 sayılı eczacılar ve ecza'haneier hakkındaki kanunun 39 ncu maddesi gereğince Sm hat ve İçtimaî Muavenet Vekâletince tesbit edilir.

d) Belediye mevzuatına istinaden fi-atları tesbit olunan maddelerin de bu İfratlar üstünde satılması veya satışa arzedilmesi yasaktır.

e) Şehirlerarasında insan ve eşya taşı­yacak nakil vasıtalarının ücret tarife­leri ;bu vasıtaların hareket mahallerin-deki belediyelerce tesbit ve valilikler­ce tasdik olunur.

Madd-9 6  Millî Korunma Kanununun muaddel 31 nci maddesinin IV ncü bendinde bahsi geçen faturaların şek­li, muhteviyatı ve ne suretle saklana­cağı aşağıda gösterilmiştir:

a) şekli:

a - En az 10X15 santimetre eb'adında,Kopyaları yekdiferinden ayrılmaz defter yaprakları halinde veya müte­selsil numaralı münferit varakalar (föyvolan)  halinde

c - En az bir asıl ve bir kopya nüsha­lardan ibaret olacaktır.

Müteselsil numaralı varakalar halinde tanzim kılman faturaların ticarethane veya müessesede kalan nüshasının, son faturanın tanzimi tarihinden itibaren en geç on gün içinde en cok 200 vara-kı geçmemek üzere ciltlenmesi lâzımdır.

Gerek defter ve gerek: münferit vara­kalar halinde tanzim olunan faturalara tarih ve matbu ve müteselsil numara vaz'ı mecburîdir.

Ciltten maksat, faturaların den ayrılmasına imkân vermiyecek şe kilde dikilmesi, tellenmesi veya zamk­lanması gibi ameliyelerdir. Kapak vaz'ı meclburiyeti yoktur.

b) Muhteviyatında en az aşağıdaki malûmat bulunacaktır:

a - Satıcının adı ve soyadı, adresi, varsa ticaret, unvanı ve telefon numarası,

b - Müteselsil fatura numarası ve ta­rihi,

c - Alıcının adı ve soyadı, adresi, var­sa ticaret unvanı,

d - Hangi sıfatla satış yapıldığı (imalât çı, ithalâtçı, ihracatçı, toptancı, pera­kendeci, komisyoncu, mutemet),

e - Alış faturasının tarih ve numarası,

f - Malın cinsi,

g - Malın markası,

h - Malın evsafı,

i - Miktarı, ölçüsü (kilo, adet, düzine vesaire)

j - Satış fiatı, k - Tutarı,

1 - Toptancılar veya perakendeciler arasında yapılan satışlarda alman kâr nisbeti,

kâr

m - Evvelki satışlardan alınmış yüzde nisbeti yekûnu,

Eü karara -bağlı listede yazılı bilumum makine, alet ve zatüühareke vasıtaların yedek parça satışlarında tanzim edile­cek faturalarda yukarıdaki (e.l.m.) fık­ralarında istenilen malûmatın verilm-e si mümkün olmadığı takdirde, yazıl-tnıyacağı gibi (h) fıkrasındaki (malm evsafı) hanesine yedek parça numara­sı yazılmakla iktifa olunabilir.

Makul bir sebebe müsteniden alış fa­turası mevcut olmıyan mallarda 6731 sayılı kanunun neşrine tekaddüm ed«n son envanter 'kıymetleri nazarı itibare alınır.

Tıbbî ve ispençiyari müstabcarların, ec za ticarethaneleri, eczahaneler veya ecza depoları tarafından yapılan alım satım muamelelerinde, tanzim kılına­cak faturalarda a,b,c,d,f,g,ih,i,j,k, iben-d-lerirude yazılı hususlardan başka, mevcutsa müstahzarların imalât seri numaralarınında kaydedilmesi şarttır. An­cak 'bu faturalarda alış faturasının ta­rih ve i umarasmm bulunmasına lü­zum yoktur.

- Muhafaza müddeti:

İmalâtçı, ithalâtçı, ihracatçı, komisyon­cu, toptancı Ye perakendeci ile mute­met hakikî ve hükmî şahıslar arasın­da yapılan ticarî alım ve satım muame lelerinde faturaların asıl nüshaları ile kopyalarının, verenler ve alanlar ta­rafından tanzimi tarihinden itibaren 15 sene müddetle muhafaza edilmesi mecburîdir.

Yukarıdaki b fıkrasında bahis mevzuu envanterlerin ve müşterilerin talebi ü-zerine verilen faturaların kopyallarının da verenler tarafından aynı müd­detle saklanması mecburîdir.

Bir hata dolayısiyle müteselsil numa­raları taşıyan faturalardan iptal edilen ler olursa bunlar da defter veya cilt içinde ve teselsül numarası mahallinde muhafaza edilecektir.

Madde 7  Millî Korunma Kanunu­nun muaddel 31 nci maddesinin 6 ncı bendinde yazılı vesikanın şekil ve muhteviyatı ve muhafaza müddeti aşağıda gösterilmiştir:

a) Şekli:

a - En az 10X15 santimetre db'admda,

b - Kopyaları yekdiğerinden ayrılmaz defter yaprakları halinde veya münfe­rit varaklar (föyvolan) halinde,

c - En az bir asıl ve bir kopya nüsha­lardan ibaret olacaktır.

Müteselsil numaralı varaklar halinde tanzim kılman vesikaların ticaretha­ne veya müessesede kalan nüshasının, son vesikanın tanzimi tarihinden itiba­ren en geç on gün içinde ve en çok 200 varakı geçmemek üzere ciltlenmesi lâ­zımdır.

Gerek defter ve gerek münferit varak­lar halinde tanzim olunan vesikalara tarih ve matbu ve müteselsil numara vaz'ı medburîdir.

Ciltten maksat, vesikaların birbirinden ayrılmasına imkân vermiyecek şekilde dikilmesi, tellenmesi veya zamklanma sı gibi ameliyelerdir. Kapak yaz'ı mec­buriyeti yoktur.

b) Muhteviyatında en az aşağıdaki ma­lûmat bulunacaktır:

a - Satıcının adı ve soyadı, adresi, var­sa ticaret unvanı ve telefon numarası,

fo - Müteselsil vesika numarası ve ta­rihi,

c - Alıcının adı ve soyadı3 adresi, var­sa ticaret unvanı,

d - Malın istenilen miktarının tama­men veya kısmen verilmemesinin va­zıh ve sarih sebepleri,

c) Muhafaza müddeti:

İmalâtçı, ithalâtçı, toptancı ve peraken deci hakikî ve hükmî şahıslar arasın­da yapılan alım ve satım muamelelerin de bir malın mevcudu bulunmadığına veya istenilen miktarda verilemiyece-ğine dair satıcı tarafından müşteriye verilen vesikaların kopyalarımın 15 sene müddetle saklanması mecburîdir.

Madde 8  Aşağıda gösterilen husus­lar müstesna olmak üzere, ithalâtçı­lıkla -toptancılık veya perakendecilik ve alelumum toptancılıkla perakende­cilik hiçlbir suretle aynı şahıs uhdesin­de birleşemez.

a - Müstahsil veya imalâtçılar ayrıca toptancı veya perakendeci satış teşki­lâtı veya' mağazaları kurdukları tak­dirde istihsal ve imâl ettikleri mallarm satışlarında toptancı veya perakende­ci sıfatiyle de hareket edebilirler.

b - İlişik 2 sayılı listede gösterilen zi­raatla alakalı maddelerin bünyeleri ve satış hususiyetleri itibariyle bunları it hal, imâl veya başkalarından müfbayaa suretiyle ihtivaç sahiplerine intikal et­tiren ticarethane ve müesseselerden ta­mir, yedek parça, bakım servisi ve öğ­retim teşkilâtını bir kül olarak kur­muş bulundukları Ziraat Vekâletince tesfoit edilmiş olanların ithalâtçılıkla toptancılık veya perakendecilik sıfat­ları uhdelerinde birleşebilîr.

c - 984 sayılı kanun hükümler gereğin ce tıtobî ecza ile kimyevî maddelerin ithalâtçıları, !bu maddelerin (ayrıca tap tancı kârı almamak şartiyle) toptancı­lığını da yapaibilirler.

d - Bu karara bağlı 1 numaralı listede yazılı bulunan bilumum makine, alet, tesisat ve zatülhareke îyagrtalaia ait yedek parçaların ithalâtçıları, bunların

imalâtçısı olan fabrikaların Türkiye mümessili veya umumî satıcısı olduk­larını tevsik etmek şartiyle bu tica­rethane veya müesseseler, ithalâtçılık veya perakendecilik sıfatlarım uhdele rinde birleştirebilirler.

İmalâtçı fabrikaların mümessili veya umumî satıcısı olmıyan yedek parça ît halatçıları aynı zamanda perakendeci­lik yapamazlar. Ancak, bunlar bir ve­ya müteaddit vilâyetlerde müteşekkil olmak üzere mmtakavî veya Türkiyeye şamil satış teşkilâtı Veya koop-sratifler kurdukları ve bu suretle bu maddele­rin satış hususiyetlerine uygun şekil­de satış yaptıkları İktisat ve Ticaret Vekâletince kabul ve tasdik olunduğu takdirde bu ticarethane veya müesse­selerin ithalâtçılıkla perakendeciliği uhdelerinde birleştirmeleri caizdir.

Yukarıda yazılı istisnalarda değişiklik yapmağa veya diğer maddeleri müstes­na kılmağa <Jb) 'bendinde yazılı mad­deler dcin Ziraat, (c) bendinde ya'zılı olanlar için Sıhhat ve İçtimaî Muave­net 'v.e bunlar haricindeki maddeler için İktisat ve Ticaret Vekâleti yetkili­dir.

Madde 9 - a) Sıhhat v-e İçtimaî Muave­net Vekâletince hususî kanuna göre tesbit edilmiş ve etiket mahiyetinde olan amibalâjları üzerinde ve amibalâj içindeki prosriektüslsrinde yazılı fiat-lar tıbbî ve ispençiyari müstahzaratın azamî fiatlarmı teşkil eder. Bu malla­nın bu fiatlar fevkinde satılması ya­saktır. Gümrük v.e İnhisarlar Vekâle­tinin inhisar maddeleri için tertip edeceği resmî fiat listeleri etiket mahiye­tindedir.

h) Muhtelif nevi taş ve kömürleriyle kok kömürlerinin ve bunların tozları­nı ihtiva eden briketlerin fiatlan K/ 964 sayılı koordinasyon hey'eti kararı hükümleri dairesinde tesbit olunacak­tır.

c) İ.C.A. yardımı gereğince memleke­te ithal edilmiş bulunan ziraat alet, parçalar vesair maddelerin ithal ve sa­tış usullerine dair 22.11.1949 tarihli ve 3/10138 sayılı İcra Vekilleri Hey'eti kararnamesiyle yürürlüğe konulmuş bulunan 10138 sayılı talimatnamenin 12 nci maddesi mucibince ithalâtçı firmalarla Ziraî Donatım Kurumu arasında yapılmış ve Ziraat Vekâletince tasdik olunmuş protokollara göre Millî Korun ma Kanununu tâdil eden 6731 sayılı ka nümün meriyet tarihi oi'an H.,6.,1956 tarihine kadar fiatları tesbit edilerek satıga arzolunmuş bulunan malların üatları bu malların azamî satış fiatla-ndır. Bunların bu fiatlar üstünde sa­tılması yasaktır.

Mezkûr tarihten sonra ithal olunmuş v-c olunacak maddeler bu kararname hükümleri dairesinde kâr hadlerine ta­bidirler.

Madde 10  K/932 sayılı karara istina­den İktisat ve Ticaret Vekâletince me­riyete konulmuş veya konulacak sir­külerlere tevfikan tahsis ve tevzie tâ­bi tutulan mallarda ithalâtçılar hiçbir suretle toptancı veya perakendeci (kâ­rı alamaz.

Madde 11  İktisat ve Ticaret Vekâ­leti:

s.) Lüzum 'göreceği ithal ve ihraç mad­delerinin muayyen fiattan fazlaya it­hal veya muayyen fiattan noksanına ihracım,

, &0 Memleket ihtiyacı için hariçten it­hali zarurî olan maddelerin miktar, cins ve nevilerini tayin ve tesibit ve memleket ihtiyacı için zarurî olmayan maddelerin ithalini, tahdit veya men etmeye selâhiyetlidir.

Madde 12  İktisat ve Ticaret Vekâle­ti, gümrüklere gelmiş olup tayin ve ilân edilecek müddetin hitanımda alâkalılarca çekilmeyen malları alâkalı­lar nam ve hesabına memlekete sokma ğa, tayin edeceği esaslara göre sattır­mağa ve gerekli tedbirleri almağa selâhiyetlidir.

Madde 13  Bu kararname hükümleri nin yerine getirilip getirilmediğini kontrole, yapılacak şikâyet ve ihbar­ları dinlemeye ve neticelerini teslbite İktisat ve Ticaret Vekâleti müfettişle­ri veya <bu işlerle vazifelendireceği me­murlar selâhiy etlidir. Bunların selühdyetleri mahal ile tahdit edilmiş değil­dir. Bu müfettiş ve memurlardan maa­da  vilâyetlerde valilerin,     kazalarda

^kaymakamların nezareti' altında "bele­diyelerin selâhiyetli kılacağı memu-lar da mahallen bu kontrolü ifa ile mükellef tir er. Belediye teşkilâtı olma­yan yerlerde selâhiyetli memurları va­liler tesbit eder.

"İktisat ve Ticaret Vekâleti, Türkiye ti­caret odaları, sanayi odaları ve ticaret borsaları birliğini de, bünyesine men­sup unsurlar veya 'birliğe dahil odalar -ve borsaların unsurları marifetiyle bu murakabeyi yaptırmak hususunda vazifelendirebilir.

"Madde 14  İsim ve sarih adresi belli olmayan veya namı müstearla ihbar yapan muhbirlerin bu ihbarları naza-Ti itibare almmryacağı gibi, gösterilen adreste muhabirin bulunmaması veya bulunduğu halde böyle bir ihbar ya--pılmadîğmm zabıtla tevsiki halinde-ihbar mektupları veya dilekçeleri üze­rine herhangi bir muamele yapılmaz.

Şifahen yapılacak ihbarların zapta ge­çirilmesi mufabirlerce kabul edilmedi­ği takdirde bu ihlbar dahi nazarı itiba­re alınmaz.

"Madde 15  Memleket dahilinde imal edilen dokumalar hariç olmak üzere her türlü kullanılmış veya kullanılma­mış çiyim, kuşam yasiyle manifatu­ra ve tuhafiyecilik mevzuu eşyanın sey yar satıcılık suretiyle müstehlikin aya­ğına götürülerek satışa arzedilmesi ve­ya satılması yasaktır.

M"add.e 16  İcabı halinde halk ve Mil­lî Müdafaa ihtiyaçlarını karşılamak ve ihtikârı önlemek maksadiyle 7 nci mad dede yazılı Vekâletler Millî Korunma Kanununun 11 ve 14 ncü maddelerine istinaden gerekli tedbirleri almağa selâhiyetliğdir.

"Muvakkat madde  Millî Korunma Ka nununun tadiline mütedair 6731 sayılı kanunun muvakkat birinci maddesi ge reğince durumlarını İslaha mecbur olan hakikî ve hükmî şahıslar mezkûr kanunun meriyete girdiği 11.-6.1956 ta­rihinden itibaren kanunen muayyen mehil içindeki K/51 ve K/1005 sayılı kararların tanıdığı şekilde ve işbu karara bağlı 1 sayılı listede veya  listeye dahil olmayan mallar için muaddel 31nci maddenin IX ncu bendinde yazılı nislbette kâr hadlerini alabilirler.

Madde 17  K/951, K/1005 v.e K/1018 sayılı kararlar ile bunlara ait tebliğler meriyetten   kaldırılmıştır.

Madde 18 Bu karar neşri tarihinde meriyete girer.

 Ankara :

İşçi Sigortaları Kurumu II. Genel Ku­rulunun mesaisi '"bugün saat 9 da baş­layan ve saat 15 e kadar devam eden celsesi ile sona ermiştir.

Komisyon çalışmaları dün nihayet bul muş ve raporlar teksir edilerek delege-Lere dağıtılmıştır.

Raporlar okundu. Delegeler raporlar üzerinde görüşlerini ^belirttiler. Komis­yon sözcülerinin izahlarını müteakip reye konan raporlar kabul edilerek yö netim kurulu ibra olundu.

İşçi Sigortaları Kurumu Genel Müdür-rü Vekili İlhan Altan Genel Kurul mü­zakereleri esnasında ileri sürülen ten­kit ve dilekler hakkında bir konuşma yaptı. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cemal Kiper de bir banka kurulması ve sağlık işleri etrafında açıklamalar­da bulundu.

Görüşmeleri müteakip yönetim kuru­lunda mücMeti sona eren bir işveren v-s bir işçi üyenin yerlerine seçim yapıl­dı.

Yönetim kurulunda müddeti sona eren işçi üye Ekrem Özkılıç ve yine yöne­tim kumlunda müddeti sona eren iş­veren üye Muhittin Taner yeniden yö­netim kuruluna üye seçildi.

Genel kurul gündemi sona ermişti. Ça­lışma Vekili adına kurula riyaset -et­miş bulunan Profesör Muammer Tol­ga riyaset mevkiini Çalısına Vekiline terketti.

Kürsüye gelen Çalışma Vekili Mümtaz Tarh an bir haftadır devam eden ıgenel kurul toplantısında Türk işçisinin ge­rek iş mevzuatı cephesinden, gerek sosyal sigortalar bakımından dertleri­nin, dileklerinin, şikâyetlerinin feirer nizama konulduğunu bu toplantıların verdiği intibalarla yeni hamleler yarat inak imkânının elde edileceğine işaret ettikten sonra dedi ki:

«Bütün gayretlerimiz gerek işçinin, gerek işverenin sosyal adalet ölçüleri içinde millî istihsalâta beraberce hiz­met etmelerini temindir.»

İşçi hakları (bahsinde konuşan Çalışma Vekili «politikamız hükümet olarak Türk işçisini mesut bir hale getirebil­mektir. Gene işveren hakkında politi­kamız h.ergün işvereni daha çok istih­sal yapan, hergün kazancını arttıran ve arttığı kazanç nistoetin.de memleke­tin refahına hizmet eden birer varlık haline getirmektir.)) Dedikten sonra eksik olan bütün sosyal sigortaların tamamlanmasının hedef tutulduğunu ezcümle işsizlik sigortası, ölüm sigor­tası, mesuliyet sigortası gibi sosyal si­gortaların sigortalık lehine tadil edile­ceğini hattâ bu sigortaların, sigortalı­ların ailelerine de teşmil edileceğini belirtti.

Kurulması derpiş olunan banka mevzuatına da temasla sigortacılıkta ran­dımanı arttıracak tedbirlerin düşünül­mesinin de zarureti bulunduğunu, bu itibarla kurulacak bankaya konulacak sermaye ile randımanın bugünkünün kat kat üstüne çıkacağını beyan etti.

İşçi meskenleri bahsinde de konuşan Mümtaz Tarhan işçi meskenleri işinin asıl meskene muhtaç olan az gelirli işçi vatandaşlarımızı da mesken sahi­bi yapmak gayesiyle yeni bir sistemin meydana ıgetirileceğini ve tetkikler neticesinde ,bir kanun projesinin hazır­landığını açıkladı.

Sözlerini «hedefimiz işçi vatandaşları­mızın ve işveren vatandaşlarımızın- ve büyük Türk topluluğunun refaitı ve sa­adetidir» diyerek bitirdi ve delegelere teşekkür etti.

20 Haziran 1956

 Ankara :

Hariciye Vekili Fuad Köprülü Başve­kâlete şu istife mektubunu göndermiş­tir:

Yüksek. Başvekâlete:

İzahına lüzum görmediğim sebeplerden dolayı Hariciye Vekilliğinden istifamm-kabulünü derin saygılarımla rica ede­rim.

İstanbul Mebusu Fuad Köprülü

Bu istifa kabul edilmiş, Hariciye Ve­kâleti Vekilliğine Dahiliye Vekili Et hem  Menderes  tayin  olunmuştur.

Ankara :

Afganistan Kralı Majeste Zahir Şah,. rahatsızlığı dolayısiyle kendilerine âcil şifa temennisinde bulunan Reisi­cumhurumuz Celâl Bayar'a, bu nazik alâkasından dolayı teşekkürlerini bil­dirmiştir.

Ankara :

Japonya ile Ankara arasında P.A.A, Hava servisi tarafından ihdas edilen uçak seferleri münasebetiyle3 Tokyo Belediye Reisinin yolladığı dostluk me sajına, Ankara Belediye Reisi Orhan Eren bir mesajla teşekkürlerini bildire rek simle işlenmiş kıymetli bir seccade göndermiştir.

Mesaj ve hediye ilk seferden Tokyo'ya avdet eden uçağın kaptan- pilotuna tes­lim edilmiştir.

Ankara Belediye Reisinin Tokyo Be­lediye Reisi M. Yasui'ye yolladığı me­sajın metni aşağıdadır:

«Nazik mesajınızı ve güzel Japon bebe ğini büyük bir memnuniyetle aldım. Gösdermiş olduğunuz nezakete çok teşekkür ederim.

Pan Amerikan Hava Yollarının yeni ihdas ettiği v-a Ankara ile Tokyo'yu doğrudan doğruya birbirine bağlıyan yeni hava yolu sayesinde şehirlerimi­zin ve memleketlerimizin çok büyük istifadesi olacağına eminim.

Pan Amerikan Hava Yollarının neza­ketinden istifade ederek bugün saat 8.45 de Ankara'dan modern, güzel ve efsanevî şehrinize uçacak olan ilk tay­yare ile bir hatıra gönderiyorum.

Lütfen Ankara halkı namına siz ekse­lansınıza ve Tokyo halkına gönderdi­ğim bji derin sevgileri ve tebrikleri kabul ediniz.

"En  derin  temennilerimle.»

 Ankara :

Mısır millî bayramı münasebetiyle Re­isicumhurumuz Celâl Bayar ile Mı­sır Başvekili Ekselans Cemal Abdülnasır arasında tebrik ve teşekkür telg­rafları teati edilmiştir.

21 Haziran 1956

 Ankara :

"Hariciye Vekâleti Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

İtalya Reisicumhuru Ekselans Giovannî Gronchi, Reisicumhurumuz Celâl Bayar tarafından vaki daveti kabul et­miş olun, önümüzdeki ekim ayının, ilk günlerinde Ankaraya resmî bir ziya­rette bulunacaktır.

"Bu ziyaret, Türkiye ile İtalya arasın­daki sıkı dostluk ve işbirliğinin yeni ve güzel bir tezahürünü teşkil edecek­tir.

 Ankara :

"Başvekil Adnan Menredes, bugün, sa­at 10.30 da Fransız Büyükelçisi J.ean Paul Garnier, saat 11.30 da Birleşik Amerika Büyükelçisi Fletcher Warren ile saat 20 de Irak Büyükelçisi Şakir "£lvadi, ve saat 20.30 da da Lübnan Bü­yükelçisi Muhommed Ali Hamad ile "Başvekâlette görüşmüştür.

22 Haziran 1958

 Ankara :

Basın, Yayın ve Turizm Umum Müdür lüğünün davetlisi olarak memleketimi­zi ziyaret etmekte olan Batı Almanya "Federal Hükümeti Matbuat ve İstihba­rat Dairesi Şefi Edmund Forcbach ve tu teşkilâtın orta ve uzak doğu şubesi müdürü Willi Ritter ile 5 gazeteci­den müteşekkil misafir Alman heyeti, mihmandarlariyle birlikte bugün saat 9 da uçakla İzmire hareket etmiştir.

 Ankara :

Nevşehir vilâyetinin' Avanos kazasına bağlı Abdi, Gerce, Karayanalak ve Çağşak köyleri aynı vilâyetin Kozaklı kazasının merkez nahiyesine bağlanmiştır

Ankara :

İç Ticaret Umum Müdürü Dr. Mazhar Özkol Millî Korunma Kanunun tatbi­katı ile ilgili olarak Ankara radyosun­da su konuşmayı yapmıştır:

"Millî Korunma Kanununun muaddel şekli 11 günden beri yürürlüğe girmiş­tir. Yeni hükümlere göre hazırlanan koordinasyon kararıyla kâr hadlerini tesbit eden 1 sayılı liste ve ishalâtçılıkla perakendecilik vasıflarının bir-legefcileceği halleri gösteren 2 sayılı lis­te 18 ve 19 haziran akşamları radyoda okunmuş ve metinleri de resmî gazete iie ilân edilmiştir.

Kanun 24 milyon müstehlikin, sun'î fiat artışları veya mal saklanması su­retiyle İstismarını önlemek gayesiyle olduğu kadar, doğru dürüst ve makul hadlerle çalıştığına inandığımız bü­yük tüccar v-a esnaf kitlesinin rahat ve emniyetle, yaptığının hesabını her zaman açıkça verebilmesi gayesini gü­den   bir   maksatla  'hazırlanmıştır.

Bu itibarla kanun, büyük ekseriyeti .teşkil eden tüccar, sanayici ve esnaf zümresine değil, muayyen ibir darlığı her türlü kayıtlardan azade olarak is­tismara kalkışan ve nisbeti mahdut bir fırsatçı zümreye müteveccihtir.

Kanun yalnız fiat mekanizmasını istih­daf ederek fiat ihtikârlarını önlemek gibi dar maksada da müteveccih olma­yıp, maliyetin her sınıfta nasıl hesap edileceğim, unsurlarını tesbit etmek suretiyle tavzih etmekte ve ticarî mak­satla satışa arzedilen her malın cins, evsaf ve koordinasyon kararında zikredilen hususlardan başka satış fiatı yanında maliyet fiatmı da yazdırmak suretiyle etiket konulmasını veya lis­teler yapılmasın ıtüccar ve esnaf ara­sında her türlü ticarî alış ve satışlar­da ve müstehliklerin talebi üzerine sa­tış fiatı 250 kuruşu geçen hallerde fa­tura verilmesini mecburî kılmak sure­tiyle Türkiyede yeni bir iktisadî ve ti­carî nizam esaslarını kurmuştur.

Filhakika kamın şimdiye kadar pa­zarlık gibi hem alıcıyı hem de dürüst satıcıyı iz'ag eden ve medenî memle­ketlerde hemen tamamen kalkmış es­ki ve lüzumsuz bir sistemi ortadan kaldırdığı gibi kararname ile tesbit edilen unsurlar dahilinde hesa© edile­cek maliyet ve satış fiatlarmın yazıl­ması suretiyle de Ibir taraftan makul fiat ve kârla da satsa gene fazla al­dığı zan ve töhmeti altında kalan tüc­car ve esnafımızı böyle bir zan ve it­hamdan kurtarmak, diğer taraftan da sayın halkımızın aldığı malın kaça mal olduğunu bilmek suretiyle bir .hu­zura kavuşmasını sağlamaktır.

Aynı zamanda kanun, efkârı umumi-yenin en müessir kuvv-et olarak kont-rolda hükümetimize yardım etmesini sağlamıştır.

Sayın halkımızın, kendi menfaati ica­bı olarak, bu yardımı, tüccar ve esnafı sıkmıyacak ve müc'iç olmıyacak ve diğer taraftan da Ibana ne demiyecek ve işi hafif tutmıyacak şekilde, mille­timize has vekar ve olgunluk ölçüsü içinde yapacağına eminiz.

Türkiye'de, ticarî maksatlarla yapılan satışlar fatura, etik&t veya liste mec­buriyetine tâbi olduğu gibi kâr hadleri koordinasyon kararma ekli listede gös­terilen mallar hizalarında yazılı bulu­nan kâr hadlerine veya satış fiatlarma tâbidir. Valiler veya Belediyeler Millî Korunma kanununun ve koordinasyon kararının verdiği yetkiye dayanarak mahillî şart ve icaplara göre kâr haddi veya azamî fiat tâyini suretiyle malla­rın satış fiatlarmı tesbit edecek ve bu had ve fiatlarla bunun dışında ka­lan Ibütün mallar hükümet veya bele­diyelerin hilâfına. kararı olmadıkça Millî Korunma kanununun 31 inci maddesinin 9 uncu bendinde yazılı kâr hadlerine tâbi olacaktır.İmalâtçılar için maliyet unsurları tes­bit edilinceye kadar bunlar mümasili ithal malları için tanınan kâr hadleri­ne tabidir.

Ayrıca Belediye hudutları içinde Be­lediyeler, Belediye hudutları dışanda valiler, Turizm belgesi almış yerler de1 dahil olmak üzere, fiat listelerini, nak­liye, tellaliye, simsariye ve komisyon ücretleri gi<bi kanunda sayılı hususlar için fiat tesbitinden maada bir hizmet. veya san'at veya emek karşılığında a-lmacak sair ücretleri tesbite de yetki­li kılmıştır.Bu selâhiyet dahilinde meselâ bir tüc­car veya bir sanatkârın veya küçük es­nafın yaptığı hizmet veya sanatının ücretini de tesbite yetkilidirler.

Vali ve Belediye Reislerimizin kendi­lerine tanınan bu selâhiyetleri halkı­mızın ve meslek erbabının menfaatle­rini mahallî şartlara gore en iyi şekil­de telif ederek ve mümkün olan sür'~ atle kullanacağına kaniiz.

Diğer taraftan ibu kanunun tatibikatını aksatmak için bazı kimseler ellerin­deki malları muvazaalı bir şekilde de­vir veya mevcut malların iyisini sa'klıyarak kötüsünü arzetmek veya lü­zumlu- hazırlıkları yapmak bahanesiy­le dükkânlarını kapamak veya satışı durdurmak veya Millî Korunma kanu­nunun son muaddel şeklinin neşrinden evvel, çalıştırdıkları 'kimselere verdik­leri ücreti zahirî surette arttırmış gös­tererek müstahdemlerinden yüksek fa­tura almağa ve bu farkın bir kısmını. veya tamamını kendilerine hasrettik­ten toaşka bu sun'î şekilde yükseltil­miş ücretler üzerinden kâr hadlerini tahakkuk ettirmiye kalkışabilirler.

Müddetsiz olarak dükkânlarını kapat­mak ve satıştan imtinaya yeltenmekj kanunun ruh ve maksadına aykırı ha-ceketlerdir. Tetkike gelen selâhiyetli bir memura, kanuna ve buna istina­den çıkarılan kararlara kanunun neş­ri tarihinden itibaren yapılması müm­kün olan hazırlıkları tevsik edemiyenlerin durumları kanunla istihdaf edi­len gayenin tahakkukunu Önlemek ve bu gibi kimseleri Millî Korunma ka­nununun ağır müeyyidelerine maruz-bırakmak gibi bir tehlike taşımaktadır.

Bu itibarla kanun ve kararnamenin hüsnüniyetle tatbiki için lüzumlu, hazır­lıkların .büyük bir gayretle yapılması ve kontrola gelen salahiyetli memur­lara (geçen müddet içinde yapılacak amî gayret ve hazırlığın yapıldığını tevsik edebilecek vaziyette bulunmak lâzımdır.

Ayrıca muvazaalı şekilde yapılmış de­vir ve satışlarla maliyet unsurlarını yükseltmiye müteveccih fiat arttırma­ları makûl sebebe dayanmadığı takdir­de ve bilhassa kanunun neşrinden son­ra yapılmış olanlar üzerinde ehemmi­yetle durulacak ve suç unsurları araş­tırılacaktır.

Bu kanunun tatbikatında ilgili me­murlardan başka ihtiyaç sahipleri na­sıl vazifeli ise mağaza sahipleri de va­zifelidir. Bu itibarla karaborsa ve ih­tikâr niyetiyle mal istedikleri zeha­bını tevlit eden şahıslar derhal Millî Korunma otoritelerine veya emniyete itibar suretiyle piyasadan malın kara­borsaya intikalinin önlenmesi icab eder.

İhtiyacından fazla mal mubayaa edenler hakkında gerekli tedbirler alınacaktır. Telâşa kapılmağa, ihtiyacından faz­la mal almağa mahal yoktur.

Diğer taraftan ihbar müessesesinin bir şantaj, bir taciz veya menfaat mües­sesesi haline getirilmemesinin en bü­yük teminatı da Türk halkının vekar ve vicdanıdır. Arada çıkacak istisna­lara, kanun mümasil suçlarda tanınan cezanın üç mislini vermekle tedbir al­dığı gibi 1020 sayılı koordinasyon ka­rarının 14 üncü maddesiyle de isim ve adresi sarüh bulunmıyan, ciddî olmıyan ve tevsif edilemiyen ihbarların na­zarı itübare almmıyacağını belirtmek suretyile gerekli ihtiyat tedbirleri alınmıştır.

Buna mukabil bir vatanî hizmet duy­gusu içinde fırsatçı ve muhtekirleri ih­bar edenlerin isimleri resmî makam­larca saklı tutulabileceği gibi, ihbar neticesi tebeyyün edenlere hâkimin takdir edeceği bir ikramiyenin veril­mesi de derpiş edilmiştir.

Türk halkının menfaat ve selâhiyeti uğruna istismarı önlemek ve ticaret piyasasının bazı nisbeti küçük fırsatçı­lar yüzünden son zamanlarda aldığı karışık durumu düzenlemek, medenî anlamda bir. ticaret ahlâkı ve sistemi koymak maksadiyle çıkarılan bu ka­nunda halkımızın olduğu kadar büyük nisbetleri itibariyle dürüstlük ve em­niyet şartları içinde çalışmak istiyen ticaret erbabının ve sanayicilerimizin ve esnafın yardımına güveniyoruz.

Kanun sizin içindir, telâşa kapılarak fazla mal almağa lüzum yoktur.

Hükümete yardımcı olan Türk milleti­ne hayırlı olsun."

23 Haziran 1956

Ankara :

Aiganistandaki son deprem felâketi dolayısiyle Kızılay umumî merkezi ta­rafından teşkil edilen yardım ekibi ile lüzumlu yardım malzemesi, bu sabah saat 4 de askerî üs nakliye uçağımızla Kabil'e gönderilmiştir.

Ankara :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Fransa Büyükelçisi Ekselans M. J. P. Garnier tarafından bugün Fransa Bü­yükelçiliğinde yapılan bir törenle Gül-hane Tıp Akademisi Dahiliye Profesö­rü Dr. General Burhanettin Tugan'a Fransa hükümeti tarafından tevcih e-dilen «'bahriye sağlık hizmeti şeref madalyası» verilmiştir.

Merasimde Elçilik erkânı, yüksek rütbeli subaylar ve Temsil Bürosu mü­messili hazır bulunmuşlardır.

24 Haziran 1956

 Ankara :

Bundan bir müddet Önce Çocuk Esir­geme Kurumu Gaziantep çocuk yuva­sına şahsen 10.000 lira bağışta bulunan Başvekil Adnan Menderes'e bir altın madalya verilmesi hususunu karar al­tına almış olan Çocuk Esirgeme Kuru-

mu genel merkez idare hey'etinin bu arzusu, bugünkü yıllık genel kurul kongresinde delege ve temsilcilerin al­kışlar arasında ittifakla tasvip ve ka­bul .edilmiştir.

 Ankara :

Çocuk Esirgeme Kurumu genel kong­resi bu sabah saat onda tekrar topla­narak çalışmalarına devam etmiş, tü­züğün iki maddesinde tadilât yaptık­tan ve dilekleri tesbit ettikten sonra genel merkez heyeti seçimine geçilmiş­tir. Yapılan tasnif neticesinde, şu ze­vatın   seçildiği   anlaşılmıştır.

Osman Şevki Çiçekdağ, Ömer Sanaç, Burhanettin Onat. Atif Benderlioğlu, Ahmet Muhip Dıranas, Hasene İlgaz, Tahsin Nahit Uygur, Hulki Alisban, Refet Aksoy, Vehibi Kaç, Muzaffer Canıbolat, Lâtif Aküzüm.. Dr. Samüh Ünal, Galip GÜltekin. Süheylâ Ya­par,. Baha Ak?it, Şemsi Ağaoğlu, Öz-can Şan, Yakup Gürsel, Avukat Ne­cati Sepici,. Süreyya Sofuoğiu, Şemsi Demirkıran, Mehmet Ali Demir. İzzet Akçal ve Rıfkı Şalim Burçak.

Bu netice riyaset divanı tarafından umumî hey'ete iblâğ edilmiş, alkışlar arasında y-sni genel merkez hey'etine "başarılar temenni olunmuş ve Osman Şevki Çiçekdağ ile kongre başkanı Tah sin Nahit Uygur birer konuşma yapa­rak kongreyi kapatmışlardır.

Mesaisini bitiren kongre heyeti toplu­ca Anıt Kabre giderek Aziz Atatürk'­ün kabrine çelenk ve çiçekler koymuş­tur.

Bu arada kongre Cumhurreisimiz Sa­yın Celâl Bayar ve Başvekilimiz Ad­nan Menderes'e saygı ve teşekkür his­lerini belirten telgraflar çekilmesini alkışlar arasında karar altına almış­tır.

Anıt Kabri ziyaretten sonra delegeler Çocuk Esirgeme Kurumunun Keçiören yuvasını ziyaret etmişlerdir.

 Sivas :

Sivas'ın Koyulhisar kazasına bağlı İs­kender, Seydi;kale ve Yeni Arslan köyokullarının temeli bugün merasimle atilmıştır. Merasimde Vali, askerî ve mülkî erkân ile kalabalık bir .halk top luluğu  hazır bulunmuştur.

Bu- münasebetle, Vali Kadri Erogan bir konuşma yaparak bu inşaat mevsi­minde 67 Köy okulunun temelinin atılmış olduğunu ve bunların hepsinin 1956  1957 ders yılma yetiştirileceği­ni hâlen Suşehri. Zara ve Hafik kaza­larına bağlı nahiye ve .köy okullarının tamamlanmak üzere olduğunu söyle­miş ve hazır bulunanları Önümüzdeki haftadan itibaren açılış merasimlerine davet  etmiştir.

25 Haziran 1956

 Erzurum :

Üçüncü ordu silâh sergisi, bugün saat 14.30 da üçüncü ordu müfettişi korge­neral Necati Tacan tarafından mera­simle açılmıştır.

Merasimle Vali vekili, mülkî ve aske'rî erkân ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur. Bu sergide Türk ordusunun gücü ile kara, deniz ve ha­va kuvvetlerimizde mevcut silâh ve malzeme, halkımıza tanıtılmıştır. Bu arada mehter takımı gösteriler yap­mış ve sergi Erzurumlular tarafından çok büyük rağbet görmüştür.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi, bugün saat 15 te reisvekillerinden İhsan Baç'ın baş­kanlığında toplanarak Millî Korunma kanununda yapılan son değişiklikle­rin tatbikatı dolayısiyle lüzumlu teş­kilâtın kurulmasını sağlıyan kanun teklifini, İktisat ve Ticaret Vekilinin takriri üzerine, takdimen ve müstac-len müzakere ve ka'bul etti.

Savunma meto'usu Ekrem Anıt tarafın­dan hazırlanmış olan bu teklifte, son Millî Korunma kanunu tâdilleri ile memleketin iktisadî nizamına mühim ve kuvvetli müeyyideler vazedildiği cihetle, bu teşkilâta çerek devlet kad­rolarından, gerek serfoest sektörden ki­fayetli ve liyakatli  eleman sağlanma

sı, ve bunlara verilecek maaş v.e üc­retin 3656 ve 3659 sayılı kanunların gumulû haricinde tutularak, müktesep hak teşkil etmemek üzere, İcra Vekil­leri heyetince tesbit olunacak kadro maaş ve ücretile çalıştırılabilmesi he­defi güdülüyordu.

Bu kanun teklifi üzerine söz alan 'bü­tün hatipler, alâka ve münasebeti dolayısiyle, Millî Korunma kanununda yapılan tadillerin son tatbikatına da temas ederek, piyasada görülen ucuz­luk karşısında vatandaşın duyduğu memnuniyeti belirttiler.

İlk sözü Demokrat Partiden Tokat me­busu Ahmet Gürkan aldı. Memlekette umumî bir sevinç havası yaratmış olan muaddel Millî Korunma kanunu­nun tatbikatta daha iyi netice verebil­mesi için, müzakere edilmekte olan tek lifin sür'atle kabul edilmesi gerekti­ğini söyledi. Ayrıca Millî Korunma ka­nunu ile ilgili kararnamelerin yeniden gözden geçirilmesini, ithalâtçıya çok. fazla kâr hadleri tanınmışsa bunların düzeltilmesini istedi.

Ankara mebusu Talât Vasfi Öz, Tica­ret Vekâleti tarafından neşrolunan 1020 numaralı koordinasyon kararının vüzuhlu bulunduğunu söyledi. Ticaret erbabının, kararnamenin tatbikatı ile ilgili olarak, aydınlanmak üzere, ge­rek belediyelere, gerek doğrudan doğ­ruya vekâlete yaptıkları müracaatlara tatmin edici cevaplar alamadıklarını belirtti. Ağır ceza tehdidi altında ibulunan bu vatandaşların ayni zamanda ir-şad etmek lâzım geldiğini kaydeden Talât Vasfi Öz, kanunun tatbikatı ile meşgul olmak üzere kurulacak yeni teşkilâtın rehberlik vazifesini de isabetli bir şekilde görerek azamî şefkatle hareket etmesi gerektiği noktasında İs­rarda durdu. Koordinasyon kararının "birinci derecede ilgilileri dahi zühule gönderebilecek kadar vuzuhsuz oldu­ğunu, yeni teşkilâtı kurarken vatanda­şı aydınlatmak üzere bir müracaat bü­rosu teşkilini de derpiş etmek gerekti­ğini (belirterek sözlerini bitirdi.

İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyat Mandalinci, söz alarak kürsüye geldi. Daha önce konuşan her iki hatibin mütalâ -alan üzerine, bu konuda memleket ölçüsünde mevcut olabilecek tereddüt­leri izale maksadiyle ,bir konuşma yapti.

Zeyyat Mandalinci dedi ki:

«Üzerinde hepimizin mutabık kalma­mız lâzım gelen mühim bir nokta var. Bu da şudur: Millî Korunma kanunu, bir kontrol nizamını tesis etmek üze­re yüksek Meclisin kabul ettiği bir kanun mudur, yoksa memleketimizde hepimizin ayrı ayrı şikâyetçi olduğu­muz bozulmuş bir ekonomik nizamı yeniden tesis etmek için yapılmış bir kanun mudur.?

Mes'eleler mücerret olarak prensipleri­nin dışında teker teker ele alındığı zaman insanı şaşırtabilir, yanlış isti­kametlere imâle edebilir. Muayyen bir1 mevzu üzerinde, muayyen bir kalem eşya üzerinde tatbik edilen bir kâr haddi ,bazı vatandaşları tatman edebilir. Bazı vatandaşları tatmin etmiyebilir. Esasen herkesin birden tatmin edilmesinin imkân ve ihtimâ­li yoktur. Fakat bütün mesele, kaleme alınmış bulunan koordinasyon kararı­nın ve bundan sonra neşredilecek ko­ordinasyon kararının umumî konjoktüru içinde, şartların hangi ekonomik politika çerçevesi içinde değişmiş ol­duğunu izah etmek ve anlamaktır. Bü. gün memleketimizde mevcut bulunan, istikrarsızlığın bize gösterdiği yol şu­dur: Bir taraftan en yüksek kazançlar­la muayyen bir hayat seviyesi tesis et­miş bulunan bir vatandaş grubu var­dır. Bunun yanında en aşikâr kazanç­larla hakikaten geçim darlığı içinde yaşıyan bir vatandaş grupu vardır. Bi­zim sıkıntımız bu iki grup arasındaki muvazenesizlikten ileri gelmektedir. Hayat şartlarının günhe gün devam e-den ağırlaşması karşısında asgarî ge­çime dahil olan zümrelerden daha iyi yaşama imkânları bahşetmek için dev­letin takilbetmesi lâzım gelen politika bu gibi vatandaşların hayat seviyesini yükseltmek istikametinde, olmak lâzım gelir. Fakat bu istikamette yapılan tecrübeler göstermiştir ki, memur ma­aşlarına yapılan zam, amele ücretleri­ne yapılan zam ve buna mümasil zam­lar, geçim durumunu değiştirmemekte­dir. Çünkü bu sektörler içerisindeki vatandaşlarm daha iyi  yaşaması,   için

.yaptığımız zamlar diğer sektörler içer­sinde hayat pahalılığını ve fiyatların yükselmesini intaç etmektedir. Bu, fa­sit bir zaruret halinde devam edip gitmfe istidadındadır.»

İktisat ve Ticaret Vekili, bunun önü­ne geçmek için, gayri meşru kazançlar sağhyarak yüksek hayat seviyesi te­min eden insanlar üzerinde, ikinci gruptakiler lefhine bir muvazene te­sis etmek 'zarureti' mevcut olduğunu belirtti.

Bu muvazenesizlik karşısında, aynı yüksek hayat seviyesini muhafaza hu­susunda hiç kimsenin hak iddia edemiyeceğini kaydederek şöyle devam et­li:

«'Bu durumda olanların, meşru ser­mayeleri ve yaptıkları işin kendilerine temin etmesi lâzımıgelen meşru ka­zanç haddine ve şartlarına inmeleri, muvazeneyi tesis için yapılacak .en 'ma­kul harekettir. Onun için hükümet ola­rak (bizim verdiğimiz karar şudur:

20  30 bin lira sermayesi olan bir vatandaşa, mutlaka iki senede bir apartman yaptırmak mecburiyetinde değiliz. Ve mutlaka kendisine senede 2-3 yüz bin lira kazanç sağlamak zo­runda da değiliz.»

Zeyyat Mandalinci, bu durumda olanların makul seviyede 'bir kârla yaşa­mağa kendilerini alıştırmaları gerek­tiğini hatırlatarak sözlerini şöyle bi­tirdi:

«Kâr hadlerinin te^bitinde bir az kıs­kanç davrandı isek sebebi, bu anla­tıştaki bir endişenin mahsulü olan gay retten ileri gelmiştir.» İktisat ve Ticaret Vekili, ithalâtçı teşvik olunurken perakendecinin mağdur edilmemesi yolundaki mütalâaya da temasla, bir defa, ithalâtçının umumî masraflarım dikkate almak gerekdiği, saniyen, ithalâtçıların kâr hadleri, sadece carî ihtiyaç maddeleri üzerinde bir az yüksek tutulmuş olduğunu, fa­kat lüks eşyadaki ithalâtçı kâr hedlerinin askarîye indirilmiş bulunduğunu söyledi ve dedi ki:

«Eğer (biz, carî ihtiyaçlar için piyasa ihtiyacını karşılamaz,  piyasayı  beslemezsek bu kanunun tatbikatından müsb3t netice alamayız. Bunun için carî ihtiyaç maddelerinin memlekete sür'atle gelmesi için teşvikkâr bazı hükümler kabul ettik. Ve bu maddele­rin ticaretini cazip bir hale koymak istedik. Hükümetin politikası, carî ih­tiyaç maddeleri mevzuunda piyasada­ki 'bolluğu derhal doldurmak gayesi­ne matuftur ve bu gayretin mahsulü­dür.

Bu arada şu ciheti belirtmek isterim: Niyetimiz şu veya bu tüccarı boğmak, tüccar arkadaşlarımızın geçim imkân­larını ortadan kaldırmak değil (bilâkis mevcut nizam içinde, meşru kâr had­leri içinde onların geçimlerini temin etmektir.»

İktisat ve Ticaret Vekilinin (bu izahların dan sonra Manisa bağımsız meb'usu Hikmet Bayur söz aldı. Millî Korunma kanunu tadilâtını tatbikatta halkın be­nimsediğini kaydederek söze başladı. Şimdi görüşülmekte olan kanun tekli­finin piyasanın kontrolü ile ilgili bu­lunduğuna işaretle, kontrollar, evvel­den haber edilerek değil, fakat haibersiz ve devamlı yapılacak olursa iyi netice alınabileceğini açıkladı. Millî Korunma kanununa rağmen bir kısım malları kaçırıp saklıyanlar olduğuna dikkati çekerek 'bunlar hakkında ted­bir alınmasını istedi.

Demokrat Partiden Kocaeli meb'usu Sadettin Yalım, tatbikattan herkesin memnun olduğunu, böylece hükümetin memlekette pahalılık yaratmadığı, fa­kat ancak fahiş fiyatlarla satış yapıl­ması yüzünden sun'î bir pahalılık vü­cut 'bulmuş olduğunun anlaşıldığını belirtti. Kontrol teşkilâtında ek görev­li olarak eleman çalıştırılmasını temen ni etti.

Demokrat Partiden Sürt mebusu Meh­met Süalp, Millî Korunma kanununun tatbikatında verimli neticeler elde -lunabilmesi için, vazifelendirilecek memurlara geniş selâhiyetler verilir­ken bunlar hakkında cezaî müeyyide de koymak lâzım geldiğini söyledi. Bu teşkilâtta devlet memurları da çalış­tırılabileceğine 'güre, bunların ayni za­manda iki vazifede nasıl çalışabilecek­lerini sordu.

Demokrat Partiden Bursa mebusu Muhlis Erâener, bu kanunun Millî Korun­ma kanunu tadilâtı ile birlikte umumî heyete getirilmemiş olmasını tenkid etti. Bu yüzden, memlekette mevcut sütunlardan uzunca bir zaman fayda­lanma imkânının heder edildiğini ileri sürdü. Millî Korunma kanunu ile ilgili olarak çıkarılan kararnamelerin daha basit ve kolay anlaşılır hale getiril­mek suretiyle hepsinin bir araya top­lanmasını, böylece tatbikatta kolay 3ık sağlıyacak bir vuzuh, getirilmesini istedi.

."Demokrat Partiden Tokat mebusu Os­man Hacı Baloğlu Ticaret Vekâleti teş­kilâtının bugünkü halile kifayetsiz ol­duğunu, hazırlanmış bulunan yeni teş­kilât kanununun bir an evvel Meclise getirilmesi lâzım geldiğini söyliyerek konuşmasına başladı, Milli Korunma kanununun tatbikatındaki muvaffakiyetsizliğin bugüne kadar daima kont-toi mekanizmasının kifayetsizliğinden ileri geldiğini, bu itibarla Ticaret Ve­kâleti, önce bünyesi bakımından mü­cehhez bulunmazsa, yeni kurulacak kontrol teşkilâtının semere sağlayamıyacağını belirtti.

.Demokrat Partiden Seyhan mebusu Mehmet Ünaldı, kanunun tatbikatın­dan milletçe inşirah duyulduğunu ifa­de ettikten ve kontrol isinde asıl vazi­fenin vatandaşlara düştüğünü belirttik ten sonra, yeni kurulacak teşkilât ü-zerinde fikirlerini açıkladı. Tatbikata "hiç ara vermeden, -bütün şiddeti ile de­vam etmek (gerektiğini, yasak kısa sürer diye düşünenlerin bu ümidini be­hemehal kırmak gerektiğini bu teşki­lâtta Ticar-st Vekâletinin mutlaka eh­liyetli elemanlara yer vermesi gerek­tiğini, 'bir de sirküler ve kararnamele­rin daha acık ifadelerle hazırlanması yerinde olacağını söyleyerek konuşma­sını tamamladı.

Demokrat Partiden Samsun mebusu Ekrem Anıt, bu kanun, teklifni getir­miş olan mebus sıfatiyle teklifin ana "hatları hakkında etraflı izahlarda bu­lundu. Bu arada, teşkilâtta çalıştırıla­cak, elemanların mesuliyetlerinin de belli olduğunu, hâlen mer'i Millî Ko­runma kanununda bu hususta hüküm­ler yer aldığını  vazifelerini ihmâl ettikleri takdirde derpiş edilen ceza hü­kümlerinin, bu memurlar hakkında iki misli olarak tatbik olunacağını hatır­lattı. Ayrıca, bunlar hakkında memu­rin muhakemat kanunu hükümlerinin de tatbik edilmeyeceğini belirtti.

Ekrem Anıt, teşkilâtta vazife görecek­lere ödenecek mi? ve ücretlerin ne­den barem kanunu şumülü dışında bı­rakıldığını da açıklıyarak Meclisin il­gili 'komisyonlarınca gerekli tadillere uğramış olan teklifin kabulünü iste­di.

Demokrat Partiden Elâzığ mebusu Hüsnü Göktürk, Millî Korunma kanunu tatbikatında esas kontrol vazifesini halkın üzerine alması ve böylece res­mî makamların isini kolaylaştırması gerektiğini söyledi.

Komisyon sözcüsü ordu mebusu Refet Aksoy görüşülmekte olan tasarının gayesini açıkladı ve Millî Korunma makamları ile elde edilen nisbet ne­ticeyi devam ettirebilmek için, bu teş­kilâtta çalışacaklara verilecek ücretleri ilgilendirdiğini söyledi. Teknik izah­larda bulunurken fazla ödenecek olan bu memurlar için mesuliyet hükümle­rinin mer'i kanuna «şasen vazedilmiş 'bulunduğunu belirtti. Bunların mal be yanatma tâbi tutulması hakkındaki mütalâaya hükümetin dilediği memu­ru mal beyanında bulunmağa davet edebileceğini hattâ gerekirse bu kanu­nun tatbikatında vazife alacaklara mahsus olmak üzere, bu mahiyette ayrı bir kanun da getirilmesi mümkün bulun­duğunu söyledi. Refet Aksoy, görüşül­mekte olan teklifin kabulü ile Ticaret Vekâletinde bir Millî Korunma dairesi kurulacağını, bu dairenin faturaları tetkik, murakabe işlerini tedvir, tahsis ve tevzi muamelelerini ifa ve nihayet idarî ve hukukî isleri düzenlemek gi­bi dört vazifesi bulunacağını izah ederek tafsilât verdi.

Başka söz istivan olmadığı için, mad­delere geçildi ve müstaceliyetle .görü­len teklif böylece kanun halini   aldı. Müzakeresi  tamamlanan   diğer     lâyi­halar.

Bundan sonra, ikinci müzakeresi yapı­lacak kanun lâyihalarının konuşulma­sına geçildi ve Kırıkkale    yapısı    81mm. lik iki "bin adet havan mermisinin Libya devletine hibe edilmesi hakkın­daki lâyiha, Orman Umum Müdürlüğü teşkilâtına dair bir kanuna bağlı cet­vellerde değişiklik yapılması hakkın­daki lâyiha, köy ebeleri ve köy sağlık memurları teşkilâtı yapılmasına ve Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti teşkilâtı ve memurin kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine dair ka­nun lâyihası, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası. kanununun bazı mad­delerinin tadiline dair kanun lâyiha­sı, Rize mebusu Hüseyin Agun'un çay kanununun bazı maddelerinin tâdiline ait kanun teklifi, denizde can emni­yetinin korunması hakkında 1948 yı­lında Londra'da toplanan milletlerara­sı konferansta kabul edilen nihaî ka­rar ile eklerine katılmamıza dair ka­nun lâyihası, Maarif Vekâleti kuruluş kadrolariyle merkez kuruluş ve görev­leri hakkındaki kanunda değişiklik yapılmasını tazammun eyleyen kanun lâyihası, devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne dair kanuna bağlı 1 sayılı cetvelin Tapu ve Kadastro Umum Müdürlüğü kısmında değişiklik yapılması hakkındaki kanun lâyihası kabul edildi.

Birinci defa müzakeresi yapılan lâyi­halar.

Meclisin bugünkü toplantısında, Gire­sun mebusu Abdullah İzmen'in hukuk usulü muhakemeleri kanununun 5464 sayılı kanunla muaddel 81 inci madde­sinin değiştirilmesi hakkındaki ka­nun teklifinin, Amasya mebusu Mus­tafa Zeren'in pasaport kanununun 14 üncü maddesinin bendine bir fıkra eklenmesi hakkındaki kanun teklifinin Gaziantep mebusu Süleyman Kuranel' in yapı ve imar kanunu teklifinin bi­rinci müzakereleri yanıldı.

50 milyon liralık iç istikraz akdi hak­kındaki kanun lâyihasının birinci mü­zakeresi sırasında söz alan Kocaeli me­busu Ekrem Alican (Hür. P.) ,bu kanun lâyihası dolayısiyle 1955 yılı bütçe tat­bikatının neticesi hakkında malûmat verilmesini istedi. Maliye Vekili ile, Bütçe Encümeni sözcüsünün salonda bulunmamasından dolayı, ıbu lâyiha­nın müzakeresi gelecek toplantıya bı­rakıldı. Bundan sonra Vakıflar Urnum Müdürlüğü vazife ve teşkilâtı hakkın­daki kanun lâyihasının müzakeresine geçildi.

Meclisin bugünkü toplantısında, ziraat encümeninde müzakeresi bitirilmiş olan orman kanunu lâyihasının, Adalet, Dahiliye, Maliye ve Bütçe Encümen­lerinden seçilecek beşer azadan muvaf kat bir Encümen kurularak bu Encü­mende müzakeresi teklifi de ka'bul olundu.

Büyük Millet Meclisi çarşamba günü toplanacaktır,

 Samsun:

Samsun'da inşası tamamlanmış bulu­nan muvakkat kolej binasının açılış merasimi bugün kalabalık bir davetli kitlesinin huzurunda yapılmıştır.

Halkın ve hükümetin işbirliği ile mey­dana gelmiş bulunan kolej binası, Va­li Turgut Başkayanm hayırlı ve uğur­lu olması temennisiyle hizmete açıldık­tan sonra davetliler tarafından gezilmiştir.

Daha sonra davetliler toplu bir halde Kadıköy semtinde 250 bin liraya ihale edilerek inşası bitmek üzere olan Kâzımpaga ilk okulunu gezmişlerdir.

26 Haziran 1956

İstanbul :

Basın Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğünün davetlisi olarak 3 haftadan beri memleketimizi ziyaret etmekte bulunan Federal Almanya gazetecile­rinden müteşekkil yedi kişilılv heyet bugün öğle üzeri Frankfurt'a mütevec­cihen İstanbuldan hareket etmişler­dir.

Ankara :

20 Haziran 1956 tarihli resmî gazetede neşredilen K/1020 sayılı kararın 15 inci maddesi «memleket dahilinde imâl edilen dokumalar hariç olmak ü-zere h-sr türlü kullanılmış veya kul­lanılmamış giyim, kuşam      eşyası  ile manifatura ve tuhafiyecilik mevzuu eş yasının seyyar satıcılık suretiyle müstehlilün ayağına götürülerek satışa arzedilmesi veya satılması, yasaktır hükmünü ihtiva etmektedir.

J3u hüküm bir takım fırsatçıların her türlü kontrolden azade kalarak müs­tehlikin ayağına gitmek suretiyle mu­rakabesi imkânsız satışlar yapılmala­rını önlemeğe, bu gibi eşyanın bu ellere düşmesi imkânını bertarat ederek müstehlikin normal yollar ve fiyatlar­la ihtiyaçlarını tedarik etmelerini sağ­lamağa matuf "bulunmaktadır.

Bu itibarla, halkımızın da bu tedbi­rin tatbikine yardımcı olmaları, memnuiyete rağmen bu gibi satış teklif­leriyle karşılaşmaları halinde keyfiyet­ten kontrol veya emniyet mercilerini "haberdar etmeleri faydalı olur.Ancak belediyenin sarih müsaadesine bağlı pazar yerleri, tahdit edilen ma­hallerde kalmak ve kontrol altında tu­tulmak kaydı ile, bundan müstesnadır.

 İzmir :

Mili' Korunma Kanunu tatbikatı ve diğer mevzular hakkında Ankarada il­gili makamlarla temas eden Ege böl­gesi sanayi odası başkanı Osman KiTbar şehrimize avdet etmiş ve temasla­rı hakkında şu 'beyanatı vermiştir:

Millî Korunma Kanunu ile onu besle­yen koordinasyon kararları, memle­kete iş hayatında istikrar ve itimad havasının uyanmasına yaramıştır. Şunu büyük bir memnuniyetle haber ve­rebilirim ki. köylümüz dahil olmak ü-zere müstehlik kitleler, hükümetçe  İmmış ve tatbikine kısmen geçilmiş olan kararları, bir bütün halinde tas­vip eylemiştir. Halkımız şimdiye ka­dar rastlanmadık bir emniyet havası "içinde ihtiyaçları tedarike başlamıştır. Fiyatlarda karşılaşılan gerilemeseler müs tehlik kitleye iştira hevesi vermiştir.»

Osman Kibar, kanun tatbikatı üzerin­de hükümetin büyük bir hassasiyetle durduğunu, kâr hadlerinin tâvininds en az iş sahipleri kadar hassas davran­dığını belirterek sanayi branşlarındaki .imalâta ait maliyet unsurlarının    tesibiti için İzmir Ticaret Odasında çok ciddî çalışmalara geçildiğini, hazırla­nacak listenin en kısa zamanda İkti­sat ve Ticaret Vekâletine takdim edi­leceğini, onu takiben de listenin dışın­daki sanayi branşlarım ilgilendiren hususların ele alınacağını izah etmiş­tir.

Ege bölgesi sanayi odası başkanı, ek listedeki malların ithalâtçısı durumun­da olanların da ayni kârla çalışacakla­rını, yeni dış ticaret rejimine ait hazır lıklara Ankara'da devam edilmekte ol­duğunu, ithalâtta fiyat kontrolünün o-dalar birliğinin de iltihakı ile çok dik­katli bir mekanizma tarafından kont­rol ve idare olunacağını sözlerine ilâ ve etmiştir.

İzmir :

Karargâhı getrimizde bulunan Nato Güney doğu Avrupa müttefik kuvvet­leri kumandanı korgeneral Read'in Yu­nan yardımcılığına tâyin olunan tuğ­general Meletios Aleksandrakis. bu­gün uçakla Atinadan Cumaovası hava alanına gelmiştir. General Akksandrakis, Nato Güney doğu Avrupa kara kuvvetleri karargâhına muvasalat et­tiği zaman kendisini Türk, Yunan ve Amerikan erlerinden müteşekkil 'bir ihtiram kıt'ası selâmlamşıtır.

Kurmay Başkanı William Bullock re­fakatinde karargâha «firen y-sni kuman dan yardımcısı, burada çalışan subay­larla tanışmıştır. General Aleksandra­kis, yeni görevi hakkında verdiği 'be­yanatta «altı milletin subay ve erle­rinin dünya -ulbün'ü korumak amacı ile 'beraberce çalıştıkları bu Nato ku­mandanlığına tâyin edilmek banim için bir şereftir.» demiştir.

General, yeni Nato görevine Yunan Genel Kurmayı harekât başkanlığın­dan gelmektedir.

İzmir :

Vilâyetimizin tütün, pamuk, zeytin gibi istihsal rekoltesi yüksek olan böl­gelerinden Torbalı, Tire, Bayındır, ve Ödemiş kazalarının anayolları üzerin­de  bir müddetten  beri  vapıları  devam etmekte olan büyük köprülerin inşaatı ile ayak imlâsı İşleri tamamiyle bitirilmiş, ve bu köprüler geçide açılmıştır.

Bunlardan Torbalı kazası önündeki Çaybaşı köprüsüne 187.715, Bayındır kazası önündeki Engeneli ve Falaka köprülerine 210.000, Ödemiş kazası yo­lundaki ilk kurşun köprüsüne 122.105, Tire kazası Çatal yolundaki Hüseyin-ağa köprüsüne 288.290, Tire - Torbalı yolundaki Rahmanlar köprüsüne de 447.527 lira sarfedilmiştir.

Bu altı köprünün inşaası ve bunların imâl işlerinin ikmâli ile hizmete açıl­ması büyük ibir istihsal ve nakliye merkezi olan bu bölgede sevinç ve memnuniyet uyandırmıştır.

 İstanbul :

Alman hükümeti matbuat ve istihbarat dairesi şefi bay Försbaeh'in birden bire vazifesinden azledildiği hakkında bazı Türk gazetelerinde çıkan haberle­ri yalanlamak üzere hareket ettiği ay­nı dairenin yakın ve uzak doğu şulbesi müdürü Willy Ritter, matbuat ve is­tihbarat dairesini iki seneden beri tedvir etmekte olan mumaileyhin başka mühim bir vazifeye naklen tâyini­nin Türkiyeye hareketinden evvel ta­karrür ettiğini bildirmiş ve bu sefbeple naklin Türkiye seyahati ile hiçbir alâkası ve münasebeti olmadığını kat'î bir lisanla teyid etmiştir.

27 Haziran 1956

 Ankara :

Elli nahiyemiz, yeniden tam teşkilâtlı ihale getirilmiştir. Bu nahiyeler şun­lardır:

Köşk, Marmara, Sivan, Simek, Tah-taköprü, Etili, Öğdem, Bekili, Eğil, Ka zar, Aşuta, Ovacık, Olur, Kaymaz, A-raban, Yağmurdere, Erzin, Namrun, Hoyrat, Adagide, Aralık (Başköy), Gökçeağaç, Felâniye, hereke, Hüyük, Yeniceoiba, Zıvarık, Örencik, Osman-cali, Gücük, Süngülü, Yerkesik, Gelve-li, Korgan,  Güneysu, Dikibryık,     İluh,(jBatmaz), Dikmen, Çetinkaya, Ağva-nis, Dernekpazarı, İğdır, Karakeçi,. Ceplânpmar, Hasbek, Kocanoz, Kozlu..

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden bildi­rilmiştir:

6731 sayılı kanunun muvakkat birinci maddesi müstehlike satış yapacak ma­ğaza teşkilâtına mâlik bulunan hakikî ve hükmî şahıslardan ithalâtçı veya. toptancılara, durumlarını mezkûr ka­nuna intibak ettirmek üzere 6 aylık mehil tanımıştır.

Bu durumda olanların perakende satışlarında K/1020 sayılı karara göre ma­liyet hesaplarını yapmaları ve kâr had­lerini almaları caizdir.

Ancak bu kâr hadleri mezkûr karara ek (1) sayılı listede veya Millî Korun­ma kanununun 6731 sayılı kanunla de­ğişik 31 inci maddesinin IX uncu ben­dinde gösterilen miktarları geçemez.

Tevzie tâbi mallarda ithalâtçılar pe­rakendeci kârı alamazlar.

Keyfiyet  tavzihan  ilân  olunur.

28 Haziran 1956

 Ankara :

Viyanada 17 haziran günü Avusturya Cumhurbaşkanının bir hitabesiyîe a-çılmış (bulunan dünya enerji konferan­sına 50 den fazla memleket 3.000 e ya­kın delege ile iştirak etmiştir.

Seçkin ilim adamları ve mühendisleri, bütün dünyada durmadan artan enerji ihtiyaçlarının karşılanması hususunda kongreye sunulan 278 rapor üzerinde müzakere ve münakaşalarda bulun­muşlardır.

Türkiye, Viyana'da yapılan bu 50 inci dünya enerji kongresine 3 raporla iş­tirak etmiştir.

En fazla delege gönderen memleket 365 delege ile Almanyadır. Daha sonra sırasiyle Avusturya 354, İngiltere 274, Amerika 250, Fransa 124, Sovyet Rus;ya 88, İtalya 88, İsveç 59 Danimarka 46 delege göndermişlerdir.

'Türkiye 'bu kongreye 12 delege gönder mistir. Türik heyeti Türk millî enerji komitesi balkanı ve Nafia Vekâleti şirketler reisi yüksek mühendis T. Fik­ret Suer'in başkanlığında Nafia Vekâ­letinden devlet su işleri umum müdü­rü yük. Mühendis Süleyman Demirel, elektrik iğleri etüt idaresi umum mü­dürü İbrahim Deriner, etüt kolu mü­dürü yük. müh. Hidayet Turanlı, İs­tanbul ETT umum müdürü Haydar KÖk, İzmir ESHOT umum müdürü yük. müh. Fethi Manguoğlu, iller 'ban­kasından hidroelektrik müdürü yük. müh. Namık Sılay, Etibanktan Dr. müh. Cavid Erginsov, İstanbul teknik üniversitesinden elektrik fakültesi de­kanı Prof. Tungut Boduroğlu ve ordi­naryüs Prof. Dr. Nami Serdaroğlu ve teknik okuldan Prof. Ali Berkol'dan müteşekkildir.

:21 haziran gecesi ŞönTarum sarayında Avusturya hükümeti tarafından veri­len resmi kalbul ve ziyarette Türkiye' nin Viyana Büyükelçisiyle Türk delegeleri hazır bulunmuşlardır.

Delegelerimizden bir kısmı çeşitli san­tral ve elektrik tesislerini tetkik et­mek üzere milletlerarası teknik turla­ra katılmışlardır.

 İstanbul :

Türkiye ile Amerika Birleşik Devlet­leri ve İspanya arasında Maarif Vekâ­leti basma yazı ve resimleri derleme müdürlüğü eliyle Öteden 'beri yeni ya­yınların mübadelesi yapılmaktadır.

Merkezi Washington'da bulunan Smithsonian İnstitution adlı milletlerarası mübadele servisi tarafından son bir buçuk senede 68 sandık kitap ve der­gi yollanmış, founlar Ankara ve İstanbuldaki ilgili devlet dairelerine özel kurumlara v.e şahıslara tevzi olunmuş­tur. Buna mukabil memleketimizin resmî yayınlarından dört sandık kitap ve dergi Amerikaya gönderilmiştir. İki­şer nüsha olan bu yayınlardan birer nüshası Amerikan millî kütüphanesi vazifesini ıgören kongre kütüphanesi.ne, birer nüshası da Amerikanın   en büyük kütüphanelerine tahsis olunmuş tur.

İspanyadan da daha az miktarda ol­mak üzere kitap ve dergi gelmekte­dir.

 Ankara :

Millî Korunma Kanunu hükümlerinin, tatbikatta müessiriyetini sağlamak maksadiyle, Adliye Vekâleti, bazı Vi­lâyetlerde yüksek dereceli hâkimler­den müteşekkil toplu Millî Korunma mahkemeleri teşkiline karar vermiş­tir. Pek yakında faaliyete geçecek olan bu mahkemeler, müstakilen ve müstemirren Millî Korunma suçlarına taallûk eden dâvalara (bakacaktır. Ay­rıca irtikâp ve ihtilas gibi ehemmiyet arzeden dâvalar da toplu Millî Korun­ma mahkemelerinde görülebilecektir.

Adliye Vekâleti, Millî Korunma kanu­nunun tatbikatı ile meşgul olmak üzere, müstakilleri ve müstemirren vazi­feli müddeiumumîlik heyetleri de ku­racaktır.

29 Haziran 1956

Ankara :

İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu Ana­dolu Ajansına şu beyanatta bulunmuş­tur:

«Vekâletimize bağlı iktisadî devlet te­şekküllerine, sermayesinin yarısı bun­lar tarafından verilmiş bulunan şir­ket ve müesseselere bugün yaptığım 'bir tamimle bu hususları bildirmiş bu­lunmaktayım:

Hangi rjartiye mensup olursa olsun (bu teşekküller mensuplarının   partile­rinde delegelik, idare heyeti reis    ve âzâlığı gibi faal vazife sahibi olmalariyle teşekkül mensupluğu içtima    edemeyecektir.

Bunlar ya partilerindeki veya teşek­küldeki vazifelerinden birimi tercih durumundadırlar.

Teşekkül mensupları partili şifahiy­le ve parti toplantılarında bağlı olduklan teşekkül hakkında konuşma yap­maları disİDİin cezasiyle karşılanacak­tır.

Bu karar ile iktisadî devlet teşekkülle­ri ve onların kurdukları müesseler zararlı parti çekişmelerinin sahnesi ol­maktan kurtarılmış ye memlekitimizin kalkınması bakımından haiz oldukları ehemmiyetle mütenasip maddî ve ma­nevî ve karşılıklı saygıya dayanan bir disiplin sahasına daha ziyade sokul­muş bulunmaktadırlar.»

 Ankara :

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığından bil dirilmiştir:

Madde: 1  K/1020 sayılı kararın 8 inci maddesine (e) fıkrası olarak aşa­ğıdaki fıkra eklenmiştir.

« e  Gerek memleket dahilinde neşr.edilmiş ve gerek haristen ithal olun­muş her nevi kitap, risale, mecmua, gazete, harita, takvim vesair matbua­nın 'bünyeleri ve memleket dahilinde ve 'beynelmilel müteamel satış husu­siyetleri nazara alınarak bunların sa­tışında ithatçılıkla toptancılık veya perakendecilik veya toptancılıkla pe­rakendecilik aynı gahıs uhdesinde birleşebilir.»

Madde: 2  K/1020 sayılı kararın 6 ncı maddesinin (bj bendenin fatura muhteviyatına ait kısmı kitap, risale, mecmua, gazete harita takvim vesair matbua ticareti ile meşgul olanların verecekleri faturalara mahsus olmak Üzere aşağıdaki şekilde ayrıca tesbit olunmuştur.

Bu gijbi faturalar en az su malûmatı muhtevi olacaktır.

a) Satıcının adı ve soyadı, adresi var­sa ticaret unvanı ve telefon numara­sı,

'b) Müteselsil >ve maflbu fatura numara­sı ve tarihi,

Alıcının adı ve soyadı varsa ticaret unvanı,

Alıcının malı hangi sıfatla aldığı,

Malın cinsi kitap, mecmua, risale, gazete vesaire şeklinde)

f)  Malın miktarı (fiatlarma ve cinsleri­ne göre tasnif olunmuş adet olarak)

g) Perakende azamî satış fiatı,

h) Alıcıya yapılan iskonto miktarı,

6 ncı maddenin diğer hükümleri mat­bualar hakkında aynen tatbik olu­nur.

Madde: 3  Memleket dahilinde neş­rolunmuş veya hariçten ithal edilmiş kitap, mecmua, gazete, harita, takvim vesair matbuanın azamî satış fiatları aşağıdaki ^-akilde hesaplanır:

1) Memleket dışında neşredilmiş ve memlekete ithal olunmuş kitap, risa­le, mecmua vesair ma'tfbuadan,

^  Kitaplar,

Malın etiketi mahiyetindeki   kapa­ğındana iri veya tafoii tarafından yaz­dırılmış olan fiatm.

Üzerinde yazılı fiatı     bulunmayan kitaplarda  nair  kataloglarının     veya o kitaba ait faturada kayıtlı ve kitabın üstünde yazılı satış fiatmın en çok % 60 mm,

Mecmua, gazete vesair matbular

a) Üzerinde Türkiye'de Türk parası ile satış fiatı tesbit edilmemiş olan mec­mua ve gazetalerin vesair matbuanın üzerinde yazılı satış liatmm,

En cok % 30 inin ilâvesi suretiyle bu­lunacak rakamın merkez bankası kuru ile tekabül ettiği Türk parası, bu kitap mecmua, gazete vesair matbuanın perakende azamî satış fiatı olup memle­ketin her tarafında bu fiatlar fevkinde perakende satılmaları yasaktır.

b) Üzerinde      Türkiyedeki satış    fiatı Türk parası olarak gösterilen,    kitap,mecmua ve gazetelerle diğer matbua­nın azamî satış fiatı üzerlerinde yazı­lı olan fiatlardır. Bunların mezkûr fi­atlar  üstünde satılmaları yasaktır.

II) Türkiye'de neşrolunmuş, kitap-, mec­mua vesair matbuanın üzerlerinde etiket mahiyetinde olarak yazılı ma­lın mahiyet ve hususiyetini tebarüz ettiren malûmat arasında bulunan   iatları azamî satış fiatlarım teşkil eder. Bu matbuaların bu fiatlar fevkin­de satılması yasaktır.

Gümrüğe tâbi matbuaların  azamî satış fiatlan tesbit olunurken gümrük resmi yukarıda zikri geçsn % 60 veya 80 hesabında nazara alınmamak  şartı ile satış fiatma ilâve olunabilir.

Memlekete ithal olunan kitap, ri­sale, mecmua ve gazetelerle sair mat­bualar ithalâtçı  tarafından toptancıya azamî satış fiatmm % 30 u ve perakendeciye % 20 si ve toptancının aldığı ibu gibi malların perakendecisine satı­şında azamî fiatmm 20 noksanı ile satılır.

V) Memlekete   ithal     olunmuş  kitap,mecmua  ve  gazete  vssair  matbuanın satışında,  bunlar  gerek     müşterisinin .siparişi üzerine ve gerek doğrudan doğrüya  itfnal   edilmiş  olsunlar  yukarıda yazılı  azamî  satış  fiatma posta ücreti, ambalaj bedeli, muhabere ücreti ve.sair namlarla hiçbir ilâve yapılamaz.

Madde: 4  Sümerbank, Etibank, Ma­kine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Türkiye Deri ve Çslik İşletmeleri, Tür­kiye Selüloz ve kâğıt işletmesi, Türki­ye şeker fabrikaları ve bunların iş­tirak ettikleri müessessler, iştigal mevzulanmn, âmme ihtiyaçlarının mütevazin bir surette karşılanması, imâl ve istihsal maddelerinin satışının hal­kın ihtiyaçlarını, mümkün mertebe a-yağınla karşılıyabilecek bir şekilde düzenlenmesi zaruretinin arz ettiği satış hususiyeti dolayısiyle, Millî Ko­runma kanununun 6831 sayılı kanunla muaddel 31 inci maddesinin VIII inci "bendinin birinci fıkrası hükmünden is tisna edilmiştir.

Madde: 5  4 üncü maddede yazılı te­şekkül ve müesseselerin istihsal ve imâl ettikleri maddelerin imalâtçı, toptancı ve perakendeci azamî satış fi­atlarım, bu teşekkül ve müessese ve fabrikaların istihsal imâl ve ithal et­tikleri malların satış usul ve şekillerini, tesbite İşletmeler Vekâleti selâhiyetlidir. "

Şeker, taş kömür ve kok kömürleri ile .briketlerin fiatlarının  tesbitinde kömürlerin satış tevzilerine ait hüküm­ler mahfuzdur.

Madde: 6  Borsa muamelelerinin hu­susî kanunlarına tevfikan aleniyet için de yapılması ve müstahsil mallarının değer fiatlariyle satılmasını mümkün kılması bakımından arzettiği zaruret ve hususiyet dolayisiyle 'bu muamele­ler Millî Korunma kanununun 6731 sayılı kanunla muaddel 31 inci madde­sinin VIII ve IX uncu bentleri hüküm­lerinden istisna edilmişlerdir. Borsada alım ve satımı kararlaştırıl­mış olan maddelerin tescil edilmemiş olanları bu kanun hükümlerine tabi­dir. Borsada muamele görmesi mecbu­ri maddelerden belediyelerce narh ko­nulmuş olanlar hakkında belediyele toptan fiat üzerinden kâr hadlerini alatıilirler.

Borsa muamelelerinde de fatura mec­buriyeti esası caridir. Ancak alım ve satımların hususiyetine binaen bu fa­turaların muhteviyatı İktisat ve Ti­caret Vekâletince ayrıca testoit ve ilân edilir.

Madde: 7  K/1020 sayılı kararın 5 inci maddesinin( a) bendine .aşağıdaki hüküm ilâve edilmiştir.

«Belediyeler, belediye hudutları da­hilinde ve valiler. Belediye hudutları haricinde satılacak ve yukarıda bahsi geçen nevi maddelerden lüzum gördüklerine muaddel 31 inci maddenin IX uncu bendinde yazılı hadlerl-e mukay­yet olmak şartiyle kâr hadlerini tâyi­ne de yetkili kılmmış-tır.

Madde: 8  Millî Korunma kanunu­nun 6731 sayılı kanunla muaddel 31 inci maddesinin VIII inci fıkrası mu­cibince akaryakıt ve madenî yağların satış hususiyetleri dolayısiyle ithalât­çı ile toptancı veya perakendeciliği ve alelumum toptancılıkla perakendecili­ği aynı şahıs uhdesinde biri eşebilir­ler.

Madde: 9  Bu karar 11.6.1956 tarihin­den itibaren mer'idir.

 Ankara :

Dost ve kardeş Irak'ta hava gösterileri yapmak üzere 18 haziranda memleke­timizden ayrılmış bulunan Türk Hava Kurumu Türkkuşu havacı ve paraşüt­çüleri "bugün şehrimize avdet etmişler ve Etimesgut (hava alanında merasimle karşılanmışlardır.

Bu merasimde mebuslar, hava kuvvet­lerine mensup general ve yüksek rüt-foeli subaylar ile kalalbalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

İlk olarak c 47 askerî nakliye uçağı ve hemen arkasından da te'ker teker beş Manjister tayyaresinden ibaret filo meydana inmiştir. Pilot ve paraşüpçülerin yerlerini almalarını müteakip Türk Hava Kurumu başkanı Amasya Mebusu Mustafa Zeren kısa bir konuş­ma yaparak kendilerine h.05 geldiniz demiştir.

Heyet Başkanı Aydın mebusu Cevat Ülkü seyahat intibaları hakkında bir muha'birimize aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur;

((Dostumuz ve müttefikimiz, kardeş Irak'a yapmış olduğumuz ziyaretten büyük bir memnuniyetle avdet et­miş bulunuyoruz. Hava Kurumu ve Türkkuşu heyetine karşı gösterilmiş bulunan, içten ıgel-en sevgi tezahüratı, şahıslarımızda doğrudan doğruya Türk milletine gösterilmiş bulunmaktadır.

Asırlar boyunca Türk - Irak milletle­rinin miHekalbilen yaşadıkları ve ya­şatmakta oldukları hâtıralar bugün de kardeşlik münasebetlerinin -sn derin mâna ve mevhumu içerisinde yer al­mış bulunmaktadır.

Çok muhterem Melik hazretlerinden yegân yegân fertlerine kadar Türk milleti hakkında beslenen sevgi ve iti­mada bizzat şahit olmuş bulunmanın bahtiyarlığı içerisindeyiz. Tamamiyle kültürel ve sportif bir temas mahiye­tinde olan *bu ziyaretimiz yüzibinleri a-an bir topluluk muvacehesinde mu­vaffakiyetle neticelenmiştir. İntizam ve gösterilerdeki en büyük hisse de Türk Hava Kurumunun, yine Türk milletinden aldığı yüksek ilham ve kuvvetin neticesi ve bu kuruma gönül vererek vazife 'gören çok kıymetli ha­vacılarımızın ve paraşütçülerim izindir.

Bu güzide elemanlarımızla ne kadar iftihar etsek yeridir,»

İstanbul :

İstaribui teknik üniversite senatosu ve-yönetim kurulu, İsletmeler Vekili Sa-met Ağaoğiu ile Süreyya Ağaoğlu,, Gültekin Ağaoğlu ve Tezer Taşkıran tarafından tesis olunan «Abdurrahman Ağaoğlu mükâfatı» ve tesis şartlarım görüşmüş ve teknik üniversiteye karşı duyulan yakınlığın 'bir nişanesi olarak kabul ettikleri bu teşöbbüsden mües-sislere teşekkür etmeyi kararlaştırmış­tır.

Teknik üniversitenin muhtelif fakültekrindeki matematik, fizik, kimya gi­bi umumî bilimlerle, genel mukave­met, betonarme, bina bilgisi, motorler, elektroteknik ve elektrik makineleri ğübi m-sslekî 'branşlarda temayüz eden öğrencilerin beşer yüz lira mükâfatla taltiflerini istihdaf eden tesis, mües-sisler tarafından on sene müddetle ga­ranti altına alınmış bulunmaktadır.

Muvazi bir hava içersinde sadece ça­lışmayı tsşvik, bir başarıyı değerlendir me gayesi güden tesis, hususiyle 'genç­lerimizin yaratıcı kabiliyetlerini ne-malandırmaya hizmet gibi bir mâna taşımaktadır.

30 Haziran 1956

Ankara :

Hariciye Vekâleti matlbuat bürosundan tebliğ edilmiştir:

Afganistan Başvekili Altes Muhammedi Davud ile Hariciye Nazırı Altes Naim Han'ın Başvekilimiz ile Hariciye Ve­kilimizi Afgan hükümetinin .misafiri olarak Aflganistana resmî bir ziyaret. yapmağa davet ettikleri ve bu ziyare­tin pek yakında yapılacağı geçen a-yın ortalarında ilân edilmişti.

İşlerinin kesreti selbebiyle mevzuu ba­his ziyaretin bir az tehiri hususunda Başvekilimizin vaki ricasının, dost Af­gan hükümetince kabul edilmesi ne­ticesinde, ziyaretin 25 temmuz da baş­laması için iki taraf arasında mutaba­kat hâsıl olmuştur.

 Ankara :

Büyük Millet  Meclisinin  27 haziran tarihli toplantisında müzakere ve kabul edilmiş olan (toplantılar v.e göste­ri yürüyüşleri) hakkındaki kanun bu­günkü resmî gazetede yayınlanarak, yürürlüğe  girmiştir.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri

6 Haziran 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reisvekillerinden Fikri Apaydm'-m riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman, ruznamede mevcut bulunan kanun lâyihalarının sözlü sorulardan evvel müzakere edilmesi hakkındaki takrir kabul olun­du. Böylece Millî Kounma Kanununun tâdiline dair kanun lâyihasının son maddesinin konuşulması sona erdirildi ve lâyihanın lehinde Çanakkale mebusu Nusret Kirişçioğlu, aleyhinde de Zonguldak mebusu Hüseyin Balık fikirlerini beyan ettiler. Neticede lâyiha kanunlaştı.

Bundan sonra, ruznamede mevcut bulunan Basın Kanununun bazı madde­lerinin tâdili hakkındaki kanun lâyihası ve nesir yoliyle veva radyo ile işlenecek bazı cürümler hakkındaki 6334 sayılı kanunun tâdiline dair ka­nun lâyihalarının görüşülmesini isteyen takririn müzakeresi sırasında, söz alan Burdur mebusu Fethi Çelikbas (Hür. P.) bu neviden bir takririn reye sunulmasının usulsüz olduğunu ileri sürdü. Rivaset. ise takririn oya sunulmasında nizamnamenin hükümleri haricine çıkılmadığını belirtti. Neticede takrir oya sunularak, mezkûr lâyihaların takdimen görüşülme­si kabul edildi.

Usul hakkında söz alan İstanbul .mebusu Nadir Nadi (Bağımsız) 5880 savıh basın kanununun 1950 yılında acele ile çıkarılmış olmasının daima tenkitlere uğradığını belirttikten sonra, şimdi müzakeresine başlanacak olan la vidaların da enkcümenden acele İle çıkarılmış olduğunu ileri sür­dü ve 3'âvihalarm yeniden gözden geçirilmesi için encümene havale edil­mesini istedi bu hususta da bir takrir verdi. Riyaset makamı, lâvihalarm MecHse vaktinde gelmiş olduğunu bildirerek, mezkûr takririn ova sunulmayacagını bildirdi. Bundan sonra her iki kanun lâyihasının birlikte konuşulmasını zamanın ilerleyen takrir ova sunulurken, söz alan Fethi Çe­likbas. (Hür P.), Turan Güneş (Hür. P.). Nüvit Yetkin (CHP.1! bu tak­ririn de nizamnameve aykırı olduğunu, lâyihaların avn ayn konusulma-smm icap ettiğini sövlediler. İzmir mebusu Behzad Bilgin (DP.), takrfl: p^b;'bî "R^ıVııo AVcîf (T) P.l -'^p s:rndive kadar birçok birbiriyle alâkalı bulunan birçok kanun lâyihalarının birlikte müza-Verp edildiğini misallerle Gösterdiler. Bu takrir de kabul olunarak, her iki lâyihanın birlikte müzakeresine başlandı.

Adliye Vekilinin konuşması:

Müzakerelerin başlangıcında ilk sözü alan Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, her iki lâyiha hakkında geniş malûmat vererek şunları söyledi:

Son zamanlarda memleketimizde münteşir bazı gazete ve mecmuaların, kendilerine mevdu geniş ve demokratik hak ve hürriyetlere pek yakın­dan mum as imkânları kötüye kullanmak suretiyle nesir mevzuları hari­cine taşıp tecavüzkâr ve tahripkâr yayınlarda bulundukları küfriyat, şetmiyat, tehzil ve tezyife saptıkları ve politik mücadele adı altında neşret- ' tikleri yalan haberlerle devletin itibarını sarsmağa veya ahlâk kaidele­ri ve karşılıklı saygı çerçevesi dahilinde kalması icabeden tenkit hudutla­rım aşarak şahısların şeref, haysiyet ve hususî ahvalini tezlil ve teşhire-giriştikleri görülmektedir. Halbuki matbuatımıza, bir taraftan halka doğ­ru haber iletmek ve daima hakikatleri ifade ederek umumî efkâra doğru göstermek, tenkit ve münakaşalarda nezahat ve saygı çerçevesini aşmıyarak umumî ahlâkı yükseltmek ve halkımızı uygun yoldan tenvir etmek ve yetiştirmek gibi pek mühim ve mukaddes bir memleket vazife­si mevdu bulunmaktadır. Aynı zamanda matbuatımıza âmme menfaatle­rinin ve millî iyilik ve refahımızın korunmasında ehemmiyetli vazifeler düşmektedir. Bu vazifelerin bihakkın ifa edilebilmesi için lüzumlu olan şartların başında, matbuat hürriyetinin geldiğine şüphe yoktur. Ancak her hürriyet gibi matbuat hürriyetinin de ihtimamla kullanılması ieabe-der. Bunun da hakikatleri sadakatle yazabilmek, tenkit vs havadis, ifti­ra, tezvir, hakaret ve tecavüz başıboşluğu halinde tereddisini Önliyecek esaslı tedbirlerin alınması lüzum ve zarureti asikârdıı.

Hakikat şudur ki, matbuat hürriyetinin en korkunç düşmanı bizzat bu hürriyetin suiistimalidir.

Muhterem arkadaşlarım,

Bugün memleketimizde esefle görülen manzara, matbuat hürriyetinin mahdut da olsa bazı nesir organları tarafından devletin baka ve selâme­tini ve milletimizin manevî ahlâkî selâbetmi ve âmme hizmetlerinin se­lâmetle ifasını tehlikeye düşürecek, ic ve dış huzuru bozacak arları kaideleri ve içtimaî kıymetleri çiğniyecek, devlet ve hükümet otorite­sini sarsacak şekilde tereddiye doğru götürüldüğü ve çok eski devirler­den kalma küfür ve hiciv edebiyatının ve söğüsme itiyadının alabildiği­ne geliştiği veva bu gayenin bilerek veya bilmiyerek takip edildiği kana­ati hasıl olmaktadır. Bu elim halin ibret ve dikkate sayan acı müşahhas misallerine hergün rastlanmaktadır. Haber verme hürriyetinin, devlet haricî ve dahilî itibarını ve topluluktaki istikrarını kökünden sarsacak, âmme huzurunu ehemmiyetli surette bozacak mahiyette ve istikamette kullanılması ve çeşitli yalan ve uydurmaların veya maksadı mahsusla vamlan yalan ve tahriklerin hergün ortaya çıkması artık umuru âdiye haline gelmiştir.

Bütün bunların neticesinde yüksek millî menfaatlerimizin geniş ölçüde haleldar olduğunda şüphe yoktur.

Bu vesile ile muhterem arkadaşlarım, vatanımızın hangi coğrafyanın ve günün ne çeşit siyasî şartlarının içinde bulunduğu noktası üzerinde dik­katle durmamız lüzumuna bilvesivle işaret etmek isterim.

Tenkit ve münakaşa namı altında her türlü iftira, tezvir, istihfaf, istih­kar, tezyif ve isnatlara başvurulmak suretiyle şeref ve haysiyetlere taaddi olunmakta ve resmî taazzuv ve şekillerin faaliyetleri ve idaredeki mesul şahıslar daimî ve sistemli bir tehdide maruz bırakılmakta ve aklü hayale getirilmesi zor ve yalan haber ve havadislerle âmme efkârı hak­sız ve yersiz olarak bulandırılmakta, idare edenlerin manevî muvazene ve vekarlarınm bozulmasına sistematik bir surette uğraşılmaktadır. Hü­lâsa aziz arkadaşlarım, âmme hizmetini ifa edenlerin cümlesinin bugün muayyen maksatlı bazı mevkutelerin maddî ve manevî baskısı altında oldukları söz götürmez bir hakikattir.

İfa ettiği fonksiyon bakımından âmme hizmet ve vazifesinden farklı ol­mayan faaliyetin ifasında matbuatımızın vatanperver, dürüst ve şerefli varlığına, bir ekalliyetin faaliyeti de olsa asla yakışmıyan bu hazin ve tehlikeli hal âmme vicdanında derin ve ıztıraplı akisler yaratmaktan ha­li kalmamaktadır.

Her sabah ve akşam gazetesini, mecmuasını açan yüzb inlerce vatandaş namus ve şerefe matuf taaddilerin ürküntüsüne ve yurdun, devletin, hü­kümetin bugünden yarma her suretle batmasına ramak kaldığı yollu neş­riyatın telkin ettiği üzüntü ve yersiz endişeye maruz bırakılmaktadır.

Demokratik idareyi kabul etmiş olan memleketler, rejimlerini ve sosyal bünyelerini bu nevi taaddi ve tecavüzlerden koruyabilme ve dolayısiyle matbuat hürriyeti suiistimalini önleme maksat ve gayesiyledîr ki, gere­ken tedbirleri almakta asla tereddüt etmemişler ve bu sayede demokrasi­nin yaşayıp gelişebileceği temiz ve saf iklimi çoktan meydana getirmiş­lerdir. Ayrıca demokrasinin inkişafında büyük ırolü olan fazilet ve saygı mefhumlarına geniş bir kıymet verdikten maada otorite fıkdanına badi olabilecek hususları bertaraf eylemişlerdir. Evvelâ, her demokratik ida­rede matbuat hususî kanunlarla meslek haline getirilmiş, nizam ve disip­line bağlanmıştır.

Mukayeseli bir şekilde tetkik ve tesbit ettiğimiz ileri demokrasiler mev­zuat ve hükümlerinden birkaçını. Örnek olması bakımından huzurunuz­da müsaadenizle arzedeceğim. Esasen muhtelif encümen çalışmalarında bu hususlar bütün teferruatiyle ayrıca arz ve izah edilmiş bulunmakta­dır. Ezcümle İsveç Matbuat Kanununun 7 nci fasıl madde 4 numara 9 hükmü İle «Kraliyetin emniyetini, halkın iaşesini âmme nizamını veya dahilî emniyeti tehlikeye koyacak yahut hükümete veya âmme işlerine müteallik kararları dihaza selâhiyetli diğer bütün şekillere olan saygı­yı sarsacak mahiyette yanlış haber ve diğer yalan mahiyetteki beyanları neşredenler» teorim edilmiş ve böylece şeref ve haysiyetler, kelimenin en geniş mânâsiyle korunmuştur.

Anglo Sakson âleminde şeref ve haysiyetlerin ne derecede bir titizlikle himaye edildiği ve bu maksatla yüz sene evvel hususî kanun isdar olun­duğu ve tedbirler alındığı ayrıca zikre şayandır. Kanun dışı edilmemiş ol­masına rağmen. Komünist Partisi organı ola gazeteyi dağıtacak ve sa­tacak tek bir bayii çıkmayan İngiltere'de şerefleri koruyucu örf ve âdet­lerde teessüs etmiştir. Ve bu ülkede şeref ve haysiyetlerin korunmasına matuf kanunî tedbirin tam bir asır evvel ittihaz edilmiş olduğunu da, bilhassa ve tekrar kaydetmek isterim. Kıfa Avrupasmda, şeref,- haysiyet ve itibarların korunmasına, umumî ahlâk ve âdabın muhafaza ve inkisafına hususî hayatın her türlü müdahale ve tecavüzlerden masun tutul­masına, devlet otoritesinin muttıafazasına matuf bilcümle müeyyideli ve -tecbirli tesbit ve teessüs olunmuştur.

İsviçre, Avusturya ve Alman hukukuna göre, söğme, hakaret ve iftirayı hakaret namlariyle şeref aleyhine vaki cürümlerin sahası genişletilmiştir.

"Muhterem arkadaşlarım, bu söylediklerimin vesikaları matbuat kanun­ları ve mer'î kanunlar halen elimizdedir. Muhterem Bölükbaşı arkada­şım şu yersiz tarizi ile 'bu vesikalardan şüphe ediyorlarsa müsaade bu­yursun derhal maddelerini okuyayım:

Batı Almanya'da olduğu gibi, politika ile iştigal edenlerin şeref ve hay­siyetleri hususî bir hüküm halinde tesirli ağır müeyyidelerle korunmuş­tur. Fransız Matbuat Kanununda da dikkate şayan hükümler mevcuttur. Bu cümleden olarak, muayyen suçlardan dolayı mahkûmiyet halinde (yalan haber ve havadis neşri de dahildir) mevkutenin kapatılmasına mahkemece karar verilebilmektedir. Yine Fransız sistemine göre gazete sahipleri, mesul müdürlüğü deruhte etmekle kanunen mecburdurlar.

Fransız Matbuat Kanununda dikkate sayan hükümler vardır. Bu cümle­den olarak muayyen suçlardan dolayı tasarımızdaki muvakkat kapama hükmü yerine arkadaşlarımız şuna inansınlar ki, Fransız kanunlarında daimî kapama mevcuttur.

Bundan başka mevzuatın koruyamadığı manevî halleri ve önleyemediği bâzı mahzurları ve noksan cihetleri tatbikat, ictihadat cemiyetin ihtiyaç­larına uygun olarak bertaraf etmiştir. Gerçekten bu memleketlerin tat­bikatı bizden çok farklı olup mağduru ziyadesiyle himaye etmektedir. Ve bu sayede şeref ve havsiyetler tam ve kâmil manâsıyla korunmakta, fert veya devlet hizmeti ifa eden vazifeliler her türlü endişeden azade vs masun kılınmış, içtimaî kıymetlere, mukaddesata, devlet otoritesine vaki tecavüzleri önlemiş, valan haber ve havadisin mahalli tesirleri mümkün mertebe bertaraf edilmiştir.

Bilhassa memleketimizde hususiyet arzeden ve yurdun âli menfaatleri­ne mugayeretinde şüphe edilmeyen bir takım fiil ve harekeltere de bu­rada işaret etmek zairuretindeyiz.

"Ezcümle, meml ek etimizi ziyaret etmiş olan. yabancı mütehassıslardan hazılarınm sözleri, bevanları dışarıda itibarımızı, içeride huzurumuzu bo­zacak, süohe ve tereddüd yaratacak mahiyette tahirif ve tağyir olunmak yahut kül halinde değil de, bunlardan yalnız bir kısmı alınmak suretiyle varjilan neşriyatla umumî efkâr teşviş edilmekte ve devletin itibarını kırmağa müsait zehap ve telâkkilerin husulüne sebebiyet verilmektedir.

Hattâ alâkalı şahsiyetlere de yaptıkları beyan ve tavzihlerinde bu hali üzüntü ve hsvretle karşıladıklarını açıklamak lüzum ve zaruretini his­setmişlerdir. Beyle yarayıssız neşriyatın yurdumuzda kanun dışı edilen cerevanlann da kasıtlı .veya kasıtsız işine sıradıkhrı. toplulukta otori­te fıkdanına badi zehaDİar uyandırhkları, bazı vatandaş gruplarına tesir İcra ederek onları bilâ sebep havsivet ve şereflerinden ve hattâ vabıs kendi havat ve istikballerinde deşil, devletin bakasmda da endişe ettiri­ci teşebbüslerini kırıcı bir ^ruh haleti içerisinde bedbin duruma düsürmeye müncer bir takım neticeler doğurdukları her gün daha acık bir surette" müşahede edilmektedir.

Matbuatın cemiyet muvacehesindeki müsbet mevkii demokratik idare nin gelişmesini, kökleşmesini ve millî birliğin istikrarını temin gibi mev­zularda kendine düşen vazifenin kıymet., ehemmiyet ve şümulü hiç bir zaman, inkâr edilemez. Ancak, matbuatın yapıcı ve birleştirici kuvveti yanında, suiistimal suretiyle yıkıcı ve yıpratıcı tesir ve faaliyetini de unutmamak icabeder.

Şu halde matbuat hürriyetinin kötüye kullanılması halinde matbuat hürrivetinden beklenen faide yerine bilâkis devlet yüksek menfaatleri ha­leldar olur, cemiyetin huzur ve sükûnu bozulur, devlet mefhumu sarsı­lır.

Bu sebepledir ki, matbuat hürriyetinin, Teşkilâtı Esasiye Kanunumuzun-âmir hükmü dairesinde bir statüye bağlanması lüzumu kabul edilmiş bu­lunmaktadır. Nitekim, meşrutiyetten bu yana matbuata ve matbaacılığa müteallik hususî kanunlar tedvin edilmiştir.

Partimiz iktidara gelir gelmez derhal 1881 numaralı ve 1931 tarihli eski devrin matbuat kanununu ilga etmiş ve bunun verine demokratik inki­şafı temin .edici ve yeni hükümleri muhtevi mer'î basın kanununu getir­miştir. Bu kanunun dert senelik tatbikatından elde edilen tecrübelere göre gerek basın kanununun ve gerek diğer kanunların sref ve havsiyetleri tam ve kâmil mânâs] ile koruvamamasj, yalan haber ve havadisin müleyyidesizliği yüzünden cemiyetteki huzur ve sükûnun bozulması karsı­sında 6334 sayılı kanunun tedvini mecburiyeti hasıl olmuştur. Kamula­rın ihtiyaçlardan doğması hukukî ve içtimaî bir bedahettir. Ve mevcut kanunların İhtiyaçlarjmızi karşılayıp karşılayanı s d iğ mı takip etmek de sosval bir zarurettir. Su hal^.e ihtiyaçlarımızı en iyi bir şekilde karşıla­mak için hâdiseler bizi daima ikaz etmelidir". İste her yeni kanunî fssar-ruf bu ikazların eseridir. Başka ifade ile her yeni kanun veya hüküm tabiat ve zarureti eşyanın icaplarından do£sr. Gerçekten, kanunlara vs mevzuattaki diğer hükümlere rağmen şeref ve haysiyetlerin masuniyeti' sağlanamamış ve matbuat hürriyetinin yalan haber ve havadis neşir ve işaası suretiyle suiistimali maalesef Önlenememiştir.

Arzettiğim gibi tedkik ettiğimiz 'bilcümle ileri demokrasiler bu bsîrste gereken müeyyide ve tedbirleri çoktan kabul etmiş    bulunmaktadırlar.

Bizim bu husustaki tedbirleri noksan olarak aldırımız ve gereken hüküm ve müeyyideleri almakta geç kaldığımız da bir hakikattir.

Adliye Vekili bundan sonra, her iki lâyihanın maddeleri üzerinde tek­nik malûmat vererek konuşmasını sona erdirdi.

Adliye Vekilinden sonra, reis, sözü Malatya mebusu İsmet İnönü'ye verdi.

İsmet İnönü'nün konuşması:

C.H.P. Meclis Grubu adına konuşan İsmet İnönü, müzakeresine başlanan lâyihaların, iktidarın umumî politikasını hatali bulan vatandaşları söy­lemekten ve yazmaktan men edeceğini, iktidarın suç tarifinden âciz ka­lan bir kasıt ile, tenkirt yazarlarını mahvetmeye çalıştığını söyledi. Bu kanunların tatbike konulmasıyla çetin bir baskı devrinin başlayacağını öne süren İnönü, bu kanunlar vasıtasıyla indî ve takdirî iddialarla savcılara dâvalar açtırılacağım, 16 hâkimin emekliye ayrılmasının bu kanun lâyihalarının arzu olunan hükümlerle tatbik edilebilmesi için bir Ön ha­zırlık sayıldığını da sözlerine ilâve etti. İsmet İnönü bundan sonra vatan­daş haysiyet ve şerefinin korunması nimetinden muhalefetin tek taraflı olarak mahrum edildiğini, savcıların vazifelerini daima iktidar lehine kullandıklarını, muhalefet aleyhindeki tecavüzler karşısında da kayıtsız­lık gösterdiklerini beyan -etti.

Hatip bundan sonra, Meclis haricinde yapılan konuşmalarda kullanılan sözleri naklederek savcıların bu mevzularda.tarafgirane hareket ettik­lerini söyleyince, ayrı bir haber olarak verdiğimiz hâdise çıktı.

'Sükûnetin iadesinden sonra sözlerine devam eden İsmet İnönü, her iki "kanun lâyihasının demokrasiyi zedelediğini tekrar etti ve Adliye Veki­linden, misal olarak ele aldığı yabancı memleketlerde ispat hakkı müessesseinin mevcut olup olmadığı ve bu memleketlerde Adliye Vekilinin görülen lüzum üzerine hâkimleri emekliye ayırıp ayırmadığı suallerini sorarak kürsüden indi.

Turan Güneş'in konuşması:

Hürriyet Partisi Meclis Grubu adma konuşan Kocaeli Milletvekili Turan Güneş, her iki tasarının çok ağır hükümleri ihtiva ettiğim, belirterek söz­lerine şöyle başladı:

"Mevcut basın kanunu birçok bakımlardan tenkitlere uğrarken simdi bu "hükümleri ağırlaştırmanın söz ve yazı hürriyetimi tamamen kaldırmak gibi bir netice vereceğini kaydetti. Turan Güneş, bu lâyihalar kanunla­şacak olursa medenî âlemde Türkiye'nin itibsırı sarsılacağını, yabancı memleketlerde neşredilen haberlere temas eden hükümleri ile haberleş­me hürriyetinin de ihlâl olunacağını söyledi.

penVokrat-iktHann bu neviden kanunlar çıkarmakla zorlukları berta­raf edemiyeceğini. her iki lâyihanın hem anayasaya hem insan hakları "beyannamesine aykırı olduğunu kaydetti, Turan Güneş, «bunlar şiddet kanunlarıdır» dedi.

Daha sonra, matbuat hürriyeti mevzuunda konuşarak yabancı memleket­lerin basın kanunları ile üVüi hükümler ve kararlar okumak suretivle mukayeseler yaHot'. Np=dr suçlarından dolavı müteselsil mesul^vet esası vaz olunmasının demokrasi anlayışı ile kabili telif bulunmadığını an­lattı.

Tutpti Gün'es sözlerine devamla, iktidarın bu neviden lâvjhalsr f ^ b'r nolis rpümine. bir şiddet, reiimine girm'ekte oWu?u fikrinde bu­lundu, fakat hürrivetin tadını tadan Türk milletinin grtık bu nevi bftc'kı-Wa rağmen demokrasinin ffeliprop.c.i ve yerleşmesi için çalışacağım söv-jtedi. Hatip bund'an sonra, her iki lâyihanın teknik icapları üzeninde du­rarak, bu cer>"be]erm teknik bakımdan da hatalı olduğunu söyledi.

 Bölükbaşı'nm konuşması:, basın kanunu üzerinde müzakereler cereyan ederken Adnan Menderes tarafından yapılmış konuşmayı ele aldı. O zaman görüşülen1 tasarı, şimdi müzakere edilenden çok daha hafif olduğu halde Menderes'in buna karşı ileri sürdüğü mülâhazalar üzerinde durdu. Bugün iş başındakilerin zihniyet itibariyle on sene önce­sine nazaran daha geriye kaldığını iddia etti. Bölük'başı, yeni tasarının. Modern hukukla münasebeti bulunmadığını, tek hedefin tenkidi ortadan kaldırmak olduğunu söyledi. Cumhuriyetçi Millet Partisi sözcüsü, tasarı­da derpiş edilen cezaların ağırlığından, tenkidin her türlüsü yasak edile­ceğinden, yeni hakaret çeşitleri icat edildiğinden bahsetti. Daha sonra diğer memleketlerde hakaret suçlarına verilen cezalarla tasarıdaki hü­kümlerin mukayesesini yaptı. Yeni kanunla tenkid ve murakabe vazife­sinin imkânsız hale geleceğini söyledi. Misal gösterilen batı memleket­lerinde aynı mahiyetteki suçlara bu kadar ağır cezalar konulmadığı gi­bi gazetecilerin oralarda ispat hakkından da mahrum edilmemiş olduğu­nu beyan etti. Bölükbaşı, muhalefet kongreleri ile açık ve kapalı toplan­tılarda da konuşmanın hemen hemen imkânsız hale getirilmek istendi­ğim söyledikten sonra bu kanunun meclisten çıkmaması gerektiril ı'i be­lirterek kürsüden ayrıldı.

Hilmi Dura'nın konuşması:

Demokrat Parti Meclis Grubu adına kürsüye gelen Kastamonu Mebusu Hilmi Dura, bizde basının hiçbir deviırde kendisine hürriyet verildiğini kabul etmediğini, basınımızın içinde bulunduğu devirden şikâyetle fır­sat bulamadığı yegâne devrin tek parti devri olduğunu belirterek söze başladı. Resmî vazife sahiplerinin ve vatandaşın şeref ve haysiyetini bo­ruma bahsinde alınmasını bizzat gazetecilerin istedikleri tedbirlere dair neşredilmiş makalelerden parçalar okudu. Dördüncü kuvvet sayılan ba­sının, vatandaş şeref ve haysiyetini ihlâl eden neşriyatından bazı numu­neler karşısında kanunî tedbirler almanın hükümet için bir vazife oldu­ğunu söyleyen Hilmi Dura, hürriyet mesuliyet esası ile telif etmek gibi tamamen hukukî ve demokratik mahiyette ve böyle bir hareket karşısın­da telâş göstermenin yersiz olduğunu belirtti «Hürriyet, yalnız sövüp saymak ve hiç'bir sınır tanımayan bir başı boşluk değildir» dedi.

Türkiyede yüksek millî menfaatleri koruyan kanunların dün olduğu gi­bi bugün de, yarın da daima tedvin edileceğini kaydeden Demokrat Parti sözcüsü, bugün muhalefet basınında yazı yazan, bazı muharrirlerin mensup olduğu partileri vaktiyle iktidarda iken basın hürriyetinin sui­istimaline karşı tedbir alınması zaruretini müdafaa eden yakılarından parçalar okudu.

Hilmi Dura, kahir bir ekseriyetin reyi île işbaşına gelen bir iktidarın, vazifeye başladığı ilk günden itibaren nasıl bir muhalefet ve basın anlayışı ile karşılaştığını da birçok gazetelerden yazılar naklederek göster­dikten sonra, şunları ilâve etti:

«Türk vatandaşının .güvenliği, refahı, hürriyeti ve hattâ hayatı, bu top­luluğun güvenliğine, refahına, 'hürriyetine ve hayatına bağlıdır, bağlı kalacaktır. Bu topraklar üstünde doğduk ve bu topraklar üstünde yaşa­mak zorundayız. Maddî manevî bütün kıyımetlerimiz bu vatanın ve bu cemiyetin hayatına ve mukadderatına bağlıdır ve bağlı olması lâzımdır. Vatandaş olarak haklarımızın hududu ve hürriyetlerimizin genişliği, bir uzvu olduğumuz cemiyetimizin bugünkü ihtiyaçları ile gelecekteki te­menniler iyi e kayıtlanmıştır. Tetkikimize sunulan tasarıların da' mânası ve ruhu bundan ibarettir. Bu hükümler susturma hükümleri    değildir.

Yazı yazan ve konuşan herhangi vatandaşa eziyet etmek arzusu ise. De­mokrat Partinin kapattığı eski devirlerde cari olmuştur. Bu memleket­te basın ve söz hürriyeti her mmlekette olduğu gibi olmalıdır. Fakat, vatandaş şeref ve haysiyeti ve Türk vatanının selâmeti de gene her De­mokrat memleketteki gibi taarruzdan masun kalmalıdır.»

Komisyon sözcüsü ile diğer hatiplerin mütalâaları:

Müteakiben encümen sözcüsü Nutıret Kirişçioğlu söz aldı. Bu tasarıla­rın, memleketi muhalefetin iddiaları hilâfına karanlık bir istikbâle değil, bilâkis nurlu bir istikbale götüreceğini kaydeden Kirisçioğlu, yeni basın kanununun getirdiği yenilikleri eski kanunla mukayese etmek suretiyle etraflı bir şekilde izah etti. Demokırat Partinin basın hakkındaki görüşü değişmediğini, değişen şeyin şartlar olduğunu belirtti. «Matbuat hürri­yetinin hürmetkarıyız, ancak basıiı hürriyetinin yanında vatandaşın şe­ref ve huzurunu da temin etmek zorundayız. Bu kanunlar, işte bu mak­satla, memleketin iç huzurunu sağlamak maksadiyle hazırlanmış bulun­maktadır.»

Konya mebusu Hamdı Ragıp Atademir (D.P.), basının bizde s^asetin is­tismarına maruz bırakılacağını, dün basını tazyik altında bulunduran insanların bugün onun müdafii kesilmeleri de muhalefetin samimiyetsiz­liğini göstermeğe kâfi olduğunu söyledi. Demokrasinin tenkid gücüne dayandığını, herkesin şerefi ile oynamanın demokrasi ile alâkası bulun­madığını belirtti ve gazetecilerin kültür seviyeleri ve meslekî durumları üzerinde durarak fikirlerini belirtti.

Zonguldak mebusu Hüseyin Balık (bağımsız), ise bugünkü Demokrat Partinin, basın mevzuunda muhalefet yıllarındaki Demokrat Partiden bambaşka şekilde düşündüğünü ileri sürdü. Daha sonra Demokrat Parti Grubuna baskı yapıldığını, Demokrat Partinin de millete baskı yaptığı­nı iddia etti. Bunun üzerine reis kullandığı «baskı» sözünün geri alınması­nı istedi. Hatip sözünü geri almayınca reisin daveti üzerine kürsüden ayrılmak zorunda kaldı.

Başvekil Adnan Menderes'in konuşması:

Bunun üzerine reis sözü Başvekil Adnan Menderes'e verdi. Başvekil bu­günkü müzakereler sırasında bu kürsüden son derece mütehevvir ve hid­detli konuşmalar yaüildıshna dikkati çekerek lâtife ile sözlerine bâşlryacağmı belirtti ve 400 küsuır mensubu olan Demokrat Parti grubunun ekalliyet tarafından nasıl tehdit edildiğini kaydetti- Fakat, «burada teh­ditler savuran, tabancalar atan, nerede ise ellerine birer sopa alarak üze­rimize hücum edecek kadar c üt'eti erini arttıran arkadaşlarımız hakkın­da birşey konuşacak değilim» onu başka bir konuşmama tehir ediyorum» dedi

Kendisinden önce konuşan hatibin baz', sözleri dolayısiyle 1946 seçimle­rine ait bir iki hatırasından bahsettikten sonra şöyle devam etti;

«Burada, gene mütehevvir, tehdîtkâr ve merkezi sıkleti itibariyle sanki getirilmekte olan kanunla memleketin muazzam bir felâkete maruz bı­rakılmakta olduğunu ifade eden ve memleketi buna inandırmak isteyen konuşmalara şahit olduk.

Birtakım insanlar vardır ki herhangi bir hâdisenin atiyen muhtemel in­kişafları hakkında bir türlü sıhhatli tahminlerde bulunamazlar, aldanır­lar. Heyecanlarının mağlûbu olurlar ve bu kanun kabul edilecek olursa şu hâdise, şu kabul edilecek olursa, hüdanekerde. göklerin direkleri almmışcasına kıyametler kopar zannederler. Bunlar eğer düşüncelerinde sa­mimî iseler onları mazur görmek lâzımgelir. Fakat bir kısım insanlar da vamiır ki. bütün bu vaveylayı sadece ve sadece takâp etmekte oldukları gayeleri için vasıta yaparlar, ihtiraslarının oyuncağı halinde kullanırlar.

Ben bunlardan bir iki misal vereyim. Meselâ hergün Atatürk'ün heykel­lerine tecavüzler vaki olmakta devam etti. Bir noktaya geldik ki bir ge­cede 17 heykel kırdılar. Bununla da iktifa etmediler Zafer Mevdamn-da. Öğle tatili sırasında bu meydanı hıncahınç dolduran münevverlerin gözleri önünde bir bedbaht, bir gafil, bir cahil kendisinde o derece cüret buldu ki, tırmandı ve Atatürk'ün heykelini kırmaya tasaddi etti. Oür'-et etti. Bir başka sefer, Mecliste, toplantı esnasında, samin yerlerinden ezan okudular. Ezan mukaddestir. Ezan eVkatı hamsede okunur. Yerin­de okunur, camide veya mescidde okunur. Burada niçin okudular? Bir kargaşalık yapmak için. İşte taaddileri, tasaddileri bir zamanlar burada . ezan okumak, heykelleri kırmak yolunda tecellî etti.

Biz hükümet olarak düşündük ve bir kanun getirdik. Bu kanun İnkılâp­ları Koruma Kanunu i:ii. Bu kanun Atatürk Kanunu idi Bu kanunun mü­zakeresi esnasında bir kısım, a^kadaşlarımız fevkalâde samimiyetle, aca­ba ne oluyor endişesiyle, bir kısmı da hükümetten ve iktidardan geldiği için bunun reddedilmesi lâzımdır kanaatiyle bu kanunu reddetmeğe ça­lıştılar. O zam'an kottu.sulanları Meclis zsıbıtîarmda bulabilirsiniz. Bu. zabıtları tetkik edince gereceksiniz ki, ;bu kanun kabul edildiği takdirde (hürriyetten eser kalmayacaktır. Bu kanun kabul edildiği takdirde evlât babayı sam mazi ayacak t ir Bu kanun kabul edildiği takdirde şunlar ola­caktır. Bunlar olacaktır dediler, bugün muhalefet adına burada konuşu­lanları dinledikçe gayrı ihtiyarî o zamanki konuşmaları hatırladım.

Muhterem arkadaşlar o kanun kabul edildi. Ne oldu? Hangi hürriyet takyide uğradı? Bir hürriyet takyide uğradı: Atatürk'ün heykelini kır­ma hürriyeti... Birşey durdu: Atatürk'ün heykeline ve inkılâplara tasad-dî eden çekiç darbesi....

Soruyorum sizlere:

O kanun için ileri sürülmüş olan endişelerden bugün ortada eser var mı­dır? O kanunun mevcudiyetini bile unuttunuz. Ama, kanun, cemiyetimi­zin nizamını tesis etmek suretiyle vazifesini gördü.

Şimdi de, görüşmekte olduğumuz kanunlar dolayısı ile gazetelerde bü­yük manşetler: Hürriyet kefenleniyor, elden gidiyor, nidaları... Önümüz­deki 15 günlük neşriyat, Türk milletine, bütün bunlarm yalan olduğunu veya yanlış ve isabetsiz tahminlerde bulunulduğunu, veyahut da mak­sadı mahsusla, politik maksatlarla inandırmak istenilen isnatlardan baret olduğunu isabt etmiş olacaktır. Bunu gördükleri zaman ne söyleye­cekler diye düşünüyorum.

Atatürk Kanunu nasıl ki mütecavizin çekicini durdurmuş ise bu kanunla da, hatta ne dereceye kadar olduğunu bilmiyoruz-, sa'bah akşam hürriyet­leri ve haysiyetleri payimal eden, namus, haysiyet ve şeref mefhumuna zerre kadar ehemmiyet vermeyen şerefsizlerin taadd'ilerini1 önlemek isti­yoruz .

Büyük bir hünermiş gibi, kalkarlar, Adnan Menderes 1946 da şunu, 1948 de bunu söyledi derler. Adnan Menderes bunları söylemese idi bilmiyor­dum bavullarını nelerle dolduracaklardı? O- zaman söylediklerimin hep­sine tekrar imzamı atarım. Biz eğer söylediklerimizin eri, hakikî idealist insanlar olmasaydık, 1S50 de iktidara geldiğimiz günün ertesi günü. hiç bir ise el sürmeden matbuat kanununu ele almazdık. Ve devrisabık yaratmıyacağız sözümüze sadık olmasaydık iktidara geldiğimiz günün er­tesi günü Af Kanununu çıkarmazdık.

Matbuat Kanununda o zaman yaptığımız tadiller ve tashihler nelerdir? Korkunç iftiralar.. Bunu, derin bîr nikbinlik içinde idealizmin safiyet ve samimiyetiyim mümkündür sandık. Hatta garbın ileri demokrasilerinden daha ileri bir matbuat hürriyetini bu memlekette payidar kılabümenin büyük bir şeref teşkil edeceğini düşünerek böyle bir şerefin serabı ara­kasında koştuk ve yaptık. Fırsatçılar ertesi günü derhal harekete geçti.

Bir tek kimse de, aşk olsun şu Demokrat Partiye., bakın, il'tdaa gelir gelmez Matbuat Kanunu adetâ yok etti, mesuliyetsizlik hududuna gö­türdü ve memlekette, dünyanın hiçbir tarafında mevcut olmayan geniş bir 'hürriyet .nizamını tesis etti, demedi, aksine olarak ferdası gün hürri­yetsizlikten rejim buhranından bahsettiler. Bomlar bugünün lâfları de­ğil, tâ 1950 de iktidardan düşüp de muhalefete geçtikleri andan itibaren başladıkları teranelerdir.  Ben bugünkü koniismalarm hepsini dinledim.

Fakat yeni olan biç/bir şey işitmedim ve öğrenmedir. Muhalefete düştük lerî gün neler konuşdularsa bugün aynı şeyleri tekrar ettiler. Bu devre­de yazıp söylediklerini bir araya getirmekteyiz. 1950 senesinde iktidara geldiğimiz günden bugüne kadar Demokrat Parti iktidarının nasıl şenî, müstekreh, kötü, çirkin, garezkâr, vatansızca taaddiler karşısında bulun­duğunu, bu devre içinde yazılan yazılardan birtakım örnekler vucudia getirmek suretiyle, âmmenin nazarı önüne sekeceğim. Burada nasıl mesuliyetsizlik sabasında yürümüş, olduğunu, nasıl mübalâtsızca, înasıl şeref ve haysiyetleri bir paraya alarak, nasıl vazife ve millet menfaatini bir tarafa bırakarak onlardan kendini sıyırmış olduğunu kâinat görecek­tir. Ötede beride, memleketimizi kötülemek neticesini doğuracak dahi ol­sa, Türkiye'de hürriyet devri kapanıyor, Türkiye zulmet içine giriyor de mekten çekinmediler. Bütün bunlaıı zaten vatandaşlarımız bilirler. Fa­kat bir de toplu bir 'halde görmeleri lâzimgeîir. Bunu bütün dünyaya gös­tereceğiz.

Bizim söyliyeceğimiz şudur: 950 de iktidara geldiğimiz zamanki mevzu­at olarak, tatbikat olarak matbuat rejimi ne idi, 950 den bugüne kadar matbuat1 rejimi ne olmuştur? Evvelâ bunları mukayese etmek, ondan sonra söz sahibi olmak hakkını kendinde görmek lâzımgelir. Başka mem­leketlerin herhanlgi bir gazetesi buradan aldıkları birtakım telkinlerle Türkiyed'e matbuat hürriyeti yok, kaldırıldı, yahut zaten yoktu, bu sefer büsbütün kaldırıldı, diyecek olursa biz ona o kitabı sunacağız ve «senin .memleketinde bunlar yazılır mı?» diye soracağız.

Başvekil Adnan Menderes, D.P. iktidara gelmeden evvel, aleyhine dâva ikame edilen gazetecilerin nasıl hapse atıldıklarını, hattâ Mecliste seçim tutanakları görüşülürken, Aydm'da 1946 seçimlerinin hangi şartlar altın­da yapıldığına dair bizzat kendisinin meclisteki beyanatını, içinde bir tek tezyif kelimesi bulunmayan, terbiye ve nezaket dairesinde söylenmiş sözleri neşrettikleri için 13 gazetecinin nasıl sürüm sürüm süründürül-düklerini hatırlattı. 1950 de D.P iktidara gelmeden evvel matbuatın böy­le bir rejime maruz tutulduğunu kaydeden Başvekil, 1950 seçimlerinden 4 gün evvel İstanbuldaki nutkunda. C H.P. liderinin, iktidara geleceğin­den emin olarak, şiddet usullerinin bertaraf edileceğinden nasıl bahset­tiğine işaretle dedi iki:

«Halbuki şimdi de mülâyemet usulü takip ediyorlar. Öyle bir mulâve-met ki başlarınıza tabanca atılıyor. Bir avuç ekalliyet büyük ekseriyete tahakküm etmek istiyor. Bu kanun çıkmayacak, .eğer çıkarsa bu kanuna baş kaldırarak nihayet kalkın ey ehli vatan matbuatın hürriyeti nehye-dilmektedir, diyorlar. Gazeteci 2 gün kaldı diye yazıyor. İki gün "kaldı, hareket etmezsen bu hamiyet perverane ve vatan perverane bir şey olmaz sonra her şey bir sükût kefenine bürünecektir, eğer bir tasaddide bulun­mak isteyen, kanun dışı harekete temayül eden insanlar varsa, vakit kalmadı, iki gün kaldı, harekete geçiniz, diyor. İste matbuat hürriyeti bunlar...

Memleketin nizamı nerede kaldı? Bir çok neşriyata işaret etmek suretiy­le bu memleketi ihtilâle bir çok defalar teşvik edici yazılar yazdıklarını, sözler söylediklerini bir vesika ile değil, bin vesika ile ispat etmeğe hazı­rız. Bunların hepsini cem ve telfik edilmiş cildini herkes görecektir. Her­kes anlayacaktır. Şimdi bu devreye hürriyetsizlik devresi diyorlar değil mi? Nerenin hürriyetsizliği bir avuç ekalliyet mecliste sizi konuşturmuyor. Sonra mecliste konuşamıyoruz, tehdid altındayız diyor,

Kalkıyor birisi diyor ki, sizden yegân yegân hesap soracağız? Kim bu hesap soracak olan? Tehevvürün onda yarattığı bu şaşkın hayale kah­kahalarla gülmek lâzım.

30 kişilik bir heyet, 500 kişilik bir heyetin karşısına çıkıyor, siz neden bizim gibi düşünmüyorsunuz, siz neden bizim arzularımıza göre konuş­muyorsunuz, diyor. Bizleri divanı âliye sürecekler, istiklâl mahkemeleri­ne, halk mahkemelerine götürecekler, hepimizi meclis önünde sallandıra­caklar. Hayale bakın arkadaşlar, zafa bakın..»

Başvekil Adnan Menderes, en küçüğünden liderine kadar, hesap sorma lâfının ağızlarından düşmediğini, sokak mitinglerinin küfür ve palavra edebiyatı dolu olduğunu belirttikten sonra bunlardan bazı misaller de verdi. Bir hâdisenin beynelmilel teamüllere göre tasfiyesi tedbirlerinin bir safhasını tatbik etmek üzere İzmir'e giden Nafıa Vekilinin bu hare­ketini ima eden bir hatibin, İzmirde'ki konuşması sırasında, Bakandan «Yunan kavası» diye bahsettiğini söyledi ve sordu:

«Beyefendiler, bu ne biçim haysiyetsizlik? Milletçe öyle bir duruma düşmekteyiz ki, adetâ narkotikler gibi damarlarımız mefluç bir duruma gelmiştir.

Bu yazılan yazılardan binde birisi için kıtal vaki olabilir. Adamlar bir­birlerini Öldürebilirler. Amma yaza yaza öyle alıştırmışlar ki, âdeta hay­siyet ve şeref hislerinden tamamiyle tecerrüd etmişiz gibi, birtakım hay­siyetsiz, şerefsiz ve namussuz insanların haysiyet ve şeref mefhumları­nı bertaraf etmesinden ve tasallutlarından dolayı bunlar bize adetâ tabiî imiş gibi görünmeğe başladı. Korkunç şey. Hele bir gazetesi olan, hiçbir mukabele tehdidi altında bulunmadan, bir köşe başında yüksekçe bir taşın üstüne çıkan, yaptığı kötü fiilin hiçbir endişesini duymadan, hay­siyet ve şerefleri ve en feciî memleket menfaatlerini kendi kör ihtirasları için ayaklar altına almaktan çekinmiyor.»

Acman_ Menderes,_ konuşmasının burasında 1950 seçimlerinden iki gün evvel İnönü'nün İstanlbulda söylediği nutku ele aldı. Şiddet usullerinin bertaraf edileceği taahhüdü yanında birçok noktalarda basın hürriyeti­nin demokratik memleketlerdeki kayıtlarının Türkiye'de de tatbik edi­leceği yolunda C.H.P. liderinin o zaman söylediği sözlerin, o zaman mev­cut rejimi daha da sıkmak mânasından başka bir şeye delâlet etmediğini izah etti. Keza aynı konuşmada üniversiteye de bir tehdit savrulmuş ol­duğunu hatırlatan Menderes, 1950 de memleketin demokrasi tatbikatı yakınımdan işte böyle bir manzara arzettiğini belirtti.

Ve hürriyet yoktur denilen bu memlekette neler söylenip yazıldığına da­ir, bazı misaller daha verdi1.

Başvekil, evvelâ, en büyük gazetelerimizin sütunlarında iktidar hakkın­da değil fakat, ortaya yazılmış olan birtakım yazıları, bu kürsüde tekrar edem iveceğini, çünkü bunların o derece âdî, müstehcen ve bayağı olduğu nu söyledi ve bu neşriyatın mahiyetlerine sadece telmih ile iktifa ede-rek işte matbuatımızın hali dedi

Adnan Menderes, iktidar hakkında yazılanlardan örnekler vermeden ev­vel sordu;

«Bunlara nasıl tahammül etmişsiniz? Bizim tahammülümüz, idealimiz­den ileri geliyor. Fakat memleket nasıl tahammül etmiş? Bu tecavüz ve tahrikler karşısında mucizevî olarak nasıl kendini kurtarabilmiş? Asıl şayanı şükran olan budur.»

Başvekil, müteakiben şöyle devam etti:

«İşte bunlardan biri: «millî şeref ve 'haysiyeti olmayanlar hükümeti idah re edemezler» diyor, yani biz, millî şeref ve haysiyetten de uzağız.

Bir diğeri; «Demokrat Parti kodamanlarının çeşit çeşit apartmanları var­dır. Demokrat Parti kodamanlarının hepsi hırsızdır» diyor.

Sorarım, bunu namuslu bir adam söyler mi? Bu, namussuzluktur.Bir başkası:  «Emin Kalafat ufak" tefektir. O anasının şalvarına girsin.» diyor.

Bir umumî gevşeme içinde, mafsallardan herbiri kopar hale gelmiş gibi. Cemiyet, eczai ferdrvesine ete kılmak tehlikesi göstermektedir. Biz mu­halefette iken verdiğimiz sözü tuttuk. Devri sabık yaratmayacağız, de­dik. Hürriyet sağlamak için matbuat kanununu tahrip ettik. Altı sene, Demokrat Partinin sinesi delik deşik oldu. Daha da örnekler vereceğim.» Başvekil, iktidar mevkiini bir kara cette işgal etmiş diye yazan gazetecinin beraet ettiğini de zikrettikten sonra «eğer tedbir almakta altı ay da­ha gecikmiş olsaydık anarşi uçurumunun kenarında kalacaktık. Kendini bilen, .sij'asî dirayeti olan bir iktidarı, tam altı sene hürriyeti tahdit et­mek için siyasî en küçük bk emel dlaüıi beslememiş olduğunu bütün mil­lete isbat etmiş olan bir iktidarın, bir ananın sütü kadar helâl olan hak­kını kullanarak tedbir alması, aynı zamanda kendisinin vatana karşı en mukaddes, en mücbir vazifesidir.«

Başvekil, demokrasi edebiyatından türlü denemeler yaparak on binlerce defa söylenmiş sözleri tekrarlayanların 25 senelik mazide memleketi na­sıl idare etmiş oldukları malûm bulunduğunu, yurdun yüzde 75-80 ni bunların taş devri mahrumiyetine terk ettiklerini hatırlattı. Şimdi de bi­zi garpten ayıran korkunç mesafenin kapatılmasını bile istemediklerini ilâve etti.

Adnan Menderes, müteakiben mahkeme ilâmına mevzu teşkil etmiş olan bir yazıdan şu parçayı okudu:

«Herife bak be ,ben onun için hesap yermekten kaçtığını söyledim. Ey hesap kaçağı, millet murakabesinden çekinen rezil, utanmaz. Milletin denetlemesi nasıl olur, müzakere ile olur. Bu asîl milletin murakabe hakkını çal cehenneme kadar gitsin..

Millet beni seçti diye milletin hakkını çiğnemek... Nerede bu bolluk?... Siyasî emniyeti anlamış bir millet bu rezilleri hiç bir zaman    tutamaz.

Etrafına topladığı midelerine bağlı bir sürü milletvekili.. Trabzon babası mısın ulan? Adam murakabe  takririnin ne  demek  olduğunu    bilmiyor.

Yukarıda bir delik, aşağıda bir delik, bu lâfları ne kadar çekeceğiz. Si­yasî hakkını millet nasıl kullanacak?»

Başvekil bu yazıyı okuduktan sonra: şunları ilâve etti:

«Şimdi hükmü de okuyayım, cemiyetin nizamı nasıl kurulmuştur görü­nüz. Memlekette bir psikoz yaratılmıştır. Hakimi de, mahkûmu da bu. tesirin altındadır Hayır arkadaşlar, işte biz, bu meş'um gidişe (dur) di­yoruz.»

Menderes bundan sonra, bu yazıyı yazan hakkındaki mahkeme ilâmını okudu. Bunda, suçlunun neticeten 6 gün hapsine ve 950 kuruş ağır pa­ra cezası ile tecziyesine karar verildiği belirtiliyordu.

Başvekil, bu hükmün temyizce de tasdik edilmiş olduğuna işaret  etti.

Bu netice karşısında suç isleme bakımından cüretin arttığını nitekim, aynı adomm yeni bir yazısında, gene daha ağır hakaretlerde bulunduğu­nu anlattı.

Bu misallerin, iktidarın basını tehdit ettiği iddialarına cevap teşkil ettiği­ni söyledi.

Sun'l kıtlık buhranlarının muhalefetin telkinlerinden doğduğunu Ankarada iki gün önce şeker buhranını buna yeni bir misal teşkil ettiğini ifacte-eden Adnan Menderes, halkı istifçiliğe teşvik ettiklerini anlattı. Seçime 3.5 sene varken mitinglerde, toplantılarda yapılan bu telkinlerde telâf­fuz olunmayan asıl hedefin, içtimaî heyetin bütün mafsallarını birbirin den ayırmak ve dağıtmak olduğunu belirtti ve konuşmasını göyle tamam­ladı:

Namus ve haysiyet hislerinde hiçbir hassasiyet göstermeyen şeref ve haysiyetlere karşı çok mübalâtsız olanların, bir de siyasî ihtiraslarla göz­leri karardıktan sonra, bütün bir topluluğu, bütün Demokrat Parti top­luluğunu envali çeşit ağır ithamlar altında, «haysiyetsizlik, namussuzluk, şerefsizlik» ithamları altında bulundurmalarını «matbuat hürriyeti cümlesindendir» diye kabul etmekte kendimizi mazur addetmekteyiz.

Biz bu kanunla hakikî hürriyetin şimdi temelini atmaktayız. Bu anarşik nizam içinde hürriyet denilen, demokrasi denilen çok nadir ve hassas ne­bat neşvünema bulamaz, mahvü nebût olur, nadan ellerde perişan olur. Nadan ellerin cesaretini kıracağız.

Bu kanunun maksadı bundan ibarettir. Arkadaşlar.»

Başvekilin alkışlar arasında sona; eren konuşmasından sonra sıra ile Sa­bahattin Sönmez, Himmet Ölçmen, Nüvit Yetkin, Behzat Bilgin, Ham­dullah. Suphi Tanrıöver, Başvekil Adnan Menderes, Fethi Çelikbaş, tek­rar Başvekil Adnan Menderes ve Sait Bilgiç söz aldılar ve sabah saat 2.30 da kanun lâyihalarının maddelerinin müzakeresine geçildi.

Celse devam etmektedir. Müzakerelerin bu kısmının tafsilâtı yarınki bültenimizde verilecektir.

Büyük Millet Meclisindeki müessif hâdise

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında. Adliye Vekilinden son­ra Malatya mebusu İsmet İnönü. Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu adına konuşurken müessif bir hâdise olmuştur.

Hatip, Meclis haricinde yapılan konuşmalarda kullanılan sözleri tekrar­la savcıların bu mevzularda tarafgirane hareket ettiklerini iddia eyleyin-ce. Bursa mebusu Muhlis Erdener (DP.) müdahalede bulundu ve muha­lefetin yapmış olduğu toplantılarda iktidar hakkında kullandığı küfürle­rin de mevcut oMuŞunu söyledi. Bunun üzerine Tunceli mebusu Arslan Bora (C.H.P.) MnMis Erdener üzerine bir çanta attı. Cumhuriyet w"?lk partisi sıraİRırmH.pn birkaç çanta daha atıldı. Hâdise, gürültülere seb^bi-vet verdi. Demiok'rat parti sıralarından hâdisenin büyümesine mani olundu.

Reis Fikri Apaydın, bu hâdise üzerine, müdahalede bulunduğu için Muh­lis Erdener'in*, oanta attığı için Arslan Bora'nm birer celse meclis top­lantısına katılmaması tekliflerini ayrı ayrı reye koydu. Muhlis Erdener'-in meclisten cıVması teklifi kabul olunmadı. Arsîan 'Bora'mn bir celse 'mecMsten çıkarması hakkındaki inzibatî tedbir kabul edildi ve Arslan Bora, salonu terketti.

Kivük Millet M°cl;si müzakerelerine devam etti. Bu hâdiseden iki saat sonra, reis Fikr' Apavdm aynı celsede müzakerelere devam olunduğu sırada Meclis umumî hevetine bu hâdisenin atılan bir çantadan bir  tabanca çıkması üzerine arzettiği gelişme hakkında su beyanatta bulundu:

Muhterem arkadaşlar, biraz evvelki müessif patırtı hâdises'1 olurken mu­halefet sıralarından atılan çantalardan birisinin kapağı açılmış ve içinde bir tabanca olduğu görülmesi üzerine tabanca .alınmıştır.

Derhal keyfiyetten haberdar olan Meclis Reis:, hâdiseyi tevsik için bil­gisi olan arkadaşları çağırmış ve arkadaşların ifadesini şimdi okuyaca­ğım .şekilde tesbit etmiştir. Bu ifadeler, alındıktan sonra çantanın ve içinde çıkan tabancanın Hürriyet Partisinden Diyarbakır Mebusu Mus­tafa Ekinci'ye ait olduğu anlaşılması üzerine Mustafa Ekinci davet edil­miş, atılan çantanın kendisine ait olup olmadığı sorulmuş, Ekinci ken­disine ait olduğunu söyleyince çantanın içinden çıkan tabanca kendisine gösterilmiş, evet bu tabanca benim çantamın içinde idi ve fakat oğluma aittir. Benim bir tabancam varsa da vesikalıdır demiştir. Bunun üzerine Meclis Başkanı. Dahilî Nizamnamenin 214 ncü maddesini okuyarak Mec­lisi terketmesi lüzumunu bildirmiş ve böylece Mustafa Ekinci de Mecîis'-ten çıkıp gitmiştir. Keyfiyeti yüksek heyetinize arzediyorum.

Şimdi zabıtları okuyoruz:   

1    6.6.1956 tarihli 73 ncü in'ikadda basın lâyihasının müzakeresi sırasın­da İsmet İnönü kürsüde bulunduğu sırada çıkan bir hâdise esnasında Bursa mebusu Muhlis Erdener'e fırlatılan iki çantadan zarf kapaklı koyu kahve. renkli çantanın yere düşerek açılması ile içinde kılıflı bir adet tabanca görülüp Ordu mebusu Fevzi Boztepe tarafından alınarak riyase­te tevdi edildi. Çantanın, içinden düşen ve Mustafa Ekinci'ye ait olan mektupla birlikte mumaileyh tarafından Çorum mebusu Kemal    Bİberoğlundan istenerek alınması ile mezkûr çantanın Mustafa Ekinciye aidi­yeti sabit olmuştur.

Çantadan, çıkan tabancanın beyanı: Cinsi toplu, 24101 numaralı, içi 6 mer­mi ile dolu, namlu far 32-s Wctg.

İşbu zabıt varakası keyfiyeti tesbit sadedinde tanzim kılındı

Ordu Mebusu      Konya Mebusu   Konya Mebusu

Fevzi Boztepe       Ahmet Koyuncu  Muhittin Güzelkılmç

Ordu Mebusu      Çorum Mebusu    İstanbul Mebusu

Selâhattin. Orhon     .Kemal Biberoğlu Mükerirem Sarol

2    Riyaset huzuruna davet edilen ve bu esnada aşağıda isim ve imzala­rı yazılan zevat yanında Diyarbakır Mebusu Mustafa Ekinci Mecliste Bur­sa mebusu Muhlis Erdener'e fırlatılan ve bu esnada açılan çantanın ken­disine ait olduğunu içinde zuhur eden ve kendisine gösterilen  (42101) numaralı toplu tabancanın da oğluna ait olduğunu ve ayrıca kendisininde vesikalı bir tabancası bulunduğunu beyan etmekle bu zabıt varakası tarafımızdan  bittanzkn imza edildi.

6.6.1956 saat: 13

T.B.M.M. Reisi    İdare âmiri

t Refik Koraltan    Mehmet Aldemir

İdare âmiri  Ordu mebusu       Kanunlar Müdürü

Nüzhet Akın   Fevzi BoatepeFehmi Güngen

"Elde edilen mütemmim malûmata göre, Diyarbakır Mebusu Mustafa .Ekinci (Hür. P.) nin 1955 senesi ağustosunda ruhsatname alınmış, fakat temdit edilmemiş 14337 sayılı Mauser markalı bir tabancayı taşıma me­zuniyeti vardır. Oğluna ait olduğu iddia edilen tabanca için. ise, mahal­linde yapılan tahkikattan böyle bir mezuniyet alındığı tesToit edilememistir.

Meclis Dahilî Nizamnamesinin Büyük Millet Meclisi dahilinde silâh ta­şımanın yasak olduğu hakkındaki 214 ncü maddesi şudur:

«Meclise silâhlı girmek yasaktır.

Giren her kim olursa olsun riyaset marifetiyle Meclis binasının dışarı­lına çıkarılır.»

Büyük Millet Meclisindeki müzakerelerin tafsilâtı 7 Haziran 1956

 Ankara :

Basın Kanunun bazı maddelerinin tadili hakkındaki kanun lâyihası ile neşir yoliyle veya radyo ile işlenecek bazı cürümler hakkındaki 6334 sa­yılı kanunun tadiline dair olan lâyiha üzerinde, dün gece Büyük Millet '."Meclisinde cereyan .etmiş olan müzakerelerin tafsilâtı şöyledir:

Muhtelif partilerin, ileri sürdükleri mülâhazalar:

Her iki lâyiha hakkında ileri sürülen mütalâalara karşı Başvekil Adnan Menderes'in yapmış olduğu konuşmayı takiben Reis, Konya Mebusu Sebahattin Sönmez'e (bağımsız), söz verdi. Sebahattin Sönmez, bu lâyiha­ların teferruatı, noktası, virgülü üzerinde durmıyacağmı söyledikten son­ra, iktidarın, küfür ve hakareti önlemek vadiyle gruptan aldığı selâhiyeti taşmış olduğunu, söz ve yazı hürriyetini katleden hükümlerle buraya gel­miş bulunduğunu ileri sürdü. Hatip, bu lâyihalarla memleketin yepyeni bir rejimin arefesinde bulunduğunu bildirdikten sonra, bunlara kırmızı oy verilmesi teklifinde bulundu.

Konya Mebusu Himmet Ölçmen (D.P.). îsmet İnönü'nün Ulus gazetesin­de neşr'edilen makalesini mevzuubahs ederek, İnönü'nün bu yazısında ile­ri sürdüğü iddiaları cevaplandırdı ve eski iktidar devrinde çıkarılan ba­sın kanunlarından maddeler okuyarak misaller getirdi ve muhalefet par­tilerinin iktidarın çalınmasını güçleştirmek için gösterdikleri faaliyetin vatanperverliğe sığmadığını ifade ettikten sonra, müzakeresi yapılmakta olan Jâvihaların millî huzur ve sükûn kanunu olduğunu vatandaşın sa­bırsızlıkla bu kanunları beklediğini ifade eyledi.

Eu sırada Reisvekili İhsan Baç kürsüyü terketrriiş yerini Fikri Apaydın almıştı.

"Malatya mebusu NüvH Yetkin fC.H.P), getirilen kanun lâyihalarlyle basın ve toplantı hürriyetine en büyük bir darbenin vurulmuş olduğunu söyledi, tekliflerin Anayasanın sağladığı eşir ve toplaniti serbestisine de­mokrasinin ana şartı olan siyasî partilerin mücadele ve propaganda ser­bestisine, hukuk prensiplerine .aykırı olduğunu iddia etti.

İzmir mebusu Behzad Bilgin (D.P.), bu lâyihaların müzakeresi sırasında muhalefet adına konuşanların objektivite esasından ayrıldıklarını onla­rın hâdiselere hakikî şekli ile temas etmediklerini belirterek sözlerine başladı. Behzad Bilgin, basın hürriyetini nazarî olarak hâdiseler haricin­de müdafaa eder gibi görünmenin ve bir takım prensipler ortaya atmama. çok kolay olduğunu ifade ettikten, sonra basında müşahede edilen ve mu­halefetin istediği matbuat hürriyetinin tipik misalleri sayılan yazılar ve karikatürlerden örnekler verdi.

Hatip, bu kanunun herkese tatbik edileceğini, muhalif ve muvafık mat­buatın ayni kanun hükümleri dairesinde hareket edeceklerini söyledi ve lâyihaları hazırlıyari komisyonun çalışmaları hakkında izahat vererek, komisyonun vazifesini yapmış 'olduğunu basın mesleğinde çalışanların durumunu sağlamlaştıracak hükümleri vazetmiş bulunduğunu, bununla beraber lâyihanın mükemmel bir halde Meclise gelmiş olduğunu İddia etmediğini, müzakereler sırasında maddeler üzerinde İslâhat edici de­ğişikliklerin de yap ilebileceğini belirtti. Behzad Bilgin, bu kanunlarla, muhalif, muvafık bütün gazetelerin bundan böyle memleket meseleleri­ni tetkik ederlerken kullanacakları lisanın daha seviyeli ve daha: kalite­li bir hale geleceğini, şahsî vıekar ve haysiyetin korunacağını, nihayet-memleketin yüksek menfaatine hizmet etmek yollarının açılacağını be­yan etti.

Müzakerelere gece yarısından sonra da devam kararı alınıyor.

Behzad Bilgin konuşmasını yaparken, reis saatin 24 e geldiğini ve 6 ha­ziran günü sona ermiş olduğunu bildirerek müzakerelere 7 haziran per­şembe günü devam edip etmemesi mevzuunda reye başvurdu ve müza­kerelerin devamı kabul olundu.

İstanbul mebusu Hamdullah Suphi Taamöver (bağımsız), müzakere edil­mekte olan lâyihaların hem güzel hem de sıkıntılı tarafları mevcut oldu­ğunu söyledikten sonra, Romanya'da partilerin mecliste çalışma usulleri hakkında malûmat verdi ve bizde yapılan münakaşaların fazla hararetli olduğunu, bu yüzden de bazan bazı şahıslara karşı yersiz ithamlarda bu­lunulduğunu ileri sürerek, bunun doğru olmadığını sözlerine ilâve etti.

Dana sonra müzakeresi yapılmakta olan lâyihaların kabulü halinde bun-dar hayırlı neticeler çıkmayacağını ve lâyihalar aleyhine rey vereceğini sövler Sultan Hamid devrinden, Meşrutiyetten, Millî Mücadele günlerinder. ıralar nakletti.

Başvekil  Adnan Menderes'in konuşması

Tp'';n konuşmasını takiben Başvekil Adnan Menderes söz alarak kürsüye  geldi.

Başv ki'l. Hamdullah Suphi Tanrıöver'in tarih bilgisi ve güzel lisariiyfe birtalkifm nasihatler verdiğini, fakat nasihat vermenin başka, iş başında n anın başka şeyler olduğunu kaydetti ve dedi ki:"Biz İsmet Paşanın dün yaptıkları ve söyledikleri ile bugün söyledikleri .arasındaki 'tezadı bu kürsüye getirdik. Bunun üzerinde konuşuyoruz. Bir fikir haysiyeti, bir siyasî .ahlâk mevcut olduğunu söylüyoruz. Hamdullah Suphi Tanrıöver'den birtakım umumî mülahazalarla Mithat Paşa dev­rinde, Abdülhamid sofralarına kadar uzanan bir musahabe değil, bizim ileri sürdüğümüz fikirler üzerinde müşahhas mütalâalar bekledik. Yine Hüseyin Cahid'in falan tarihte Abdülhamid zamanında nasıl ve hangi vazifeye geldiğini ve Tanrıöver'in naklettiği üzere o zaman bir vesile ile dört duvar arasında neler konuşulduğunu işitmekten ne mânâ çıkarabi­liriz? Çünkü o günün santiarını şimdi burada takdir edecek vaziyette de­ğiliz ki.. Amma onun çok iyi bildiğimiz tarafları var. Bugün yazdığı yazı­lar var. .Muhtelif devirlerde yazdıklarını birbiriyle mukayese ederseniz ne kadar tezadlarla dolu olduğu derhal meydana çıkar. Bir zaman sözde hürriyet taraftarı olmuştur. Sonra tek parti taraftarı kesikniş ve İsmet "İnönü iktidardan uzaklaştırılıncaya kadar tek parti hâkimiyetinin ve mutlak hâkimiyet sisteminin en müfrid müfridliğini yapmakta devam et­miş ve iktidardan düşer düşmez, bu sefer sanki fevkalâde müfrid bir hür­riyetçi rolünü alarak yeni iktidarı, en yıkıcı usullere başvurarak, hakaret, tezyif, isnat ve iftira velhasıl herşeyi mubah sayarak en haksız ve insaf­sız hücumlarına hedef tutmuştur. Yalçm'ı bugün bu hüviyeti ile banıyo­ruz, yoksa Tanrıöver'in naklettiği Abdülhamid zamanına ait hikâye ve­lev doğru olsa da kimseyi alâkadar etmez ve hiçbir mânâ ifade etmez.

"Dikkat buyur muşsunuzdur; Hamdullah Suphi'nin konuşmaları parçaları arasında irtibatlar iyice tesis edilmemiş hissini verir. Onun konuşmaları âdeta sinemada gelecek .filmin reklâmını yapmak ye o film hakkında se­yircilere bir fikir vermek için gösterilen kopuk, oradan bir parça, bura­dan bir .parça -alınarak bir araya getirilmiş programlar halindeki film reklâmlarına benzer. Onun konuşmalarında kanaat tevlidine ve 'hükme medar olarak mantıkî bir teselsül ile fikirlerin ifadesini a-ramak beyhu­dedir. Muhterem Hamdullah Suphi pek nadir olarak konuşur ve meselâ altı ayda veya senede bir nutufk söyler, anlaşılan emek çeker ve bu n&-d:r nutukların güzel olmasını ister, bu sebepten olacak ki fikirlerin insicam ve mantıkiliğinden ziyade nutkun çekici ve güzel olmasına daha zi­yade ehemmiyet verir. Ve hakikatleri nutuklarının bu hususiyetine göre şekillendirir.

Biz ise, güzel nutuklar vermek üzüntüsü içinde değiliz, asırlarca ihmale uğramış bu vatanın binbir dert ve ihtiyacına her an cevap verebilmek îcirt geceli gündüzlü uğraşıyoruz, biz, sözün, nutkun güzel olması mak-sadiyle hakikatlere şekil vermeğe değil, sözlerimizle hakikatleri ifadelen­dirmeğe mecbur olan insanlarız. Muhterem Hamdullah Suphi nüfusu 25 bin iken Ankarava gelişini anlatarak bugün Ankara'nın yarım milyon­luk bir şehir haline geldiğini hatırlatıyor, ve o günden bugüne kayde­dilen terakkilere işaret etmek istemiyor; fakat acaba kendisi 1950 ile busun arasında memleketin her sahada ne mesafeler ve merhaleler katetmiş olduğunu biliyor mu, bu hususta kendisine sarüh fikir verecek ma­lûmat ve rakamlara ehemmiyet vermiş midir? Eğer bunları bilse ve öğ­rense idi, bir kısım basının szgm bir cephe halindeki aleyhimize {hücum­larını bir memlekette bîr içtimaî, iktisadî ve sivasî felâketin vücuduna "hamletmekten muhakkak şiddetle sakmrrdı. 1950 ile bugün arasında mil­lî servet bakımından, iktisadî cihazlarıma bakımından, millî envestismanca eriştiğimiz merhale bakımından hiçbir fikir beyan etmeden nasıl oluyor da Abdüîhamid devrinden Meşrutiyete. Meşrutiyetten -Millî Mü­cadeleye, Millî Mücadeleden bugüne atj ayarak, bugünün eserleri üze­rinde hiç durmadan ve hiçbir ikna edici deMİ vermeden, bimühaba böyle konuşma yapmak cesaretini kendisinde buluyor.

Ricam ve istirhamım, su olacaktır: Fevrî fırça darbeleriyle bir nevi an­laşılması güç kübik resimler yapar gibi konuşacağına, memleket mese­lelerini lâzım olan ciddiyetle inceleyen ve hakikatlerden bahseden bir konuşma yapsın da hepimizi tenvir etsin. Tercümesinden istifade edelim,-

İşte şimdi, ben kendisinden bunu bekliyorum. Başvekil plansızlık iddialarına cevap veriyor

Başvekilden sonra Hürriyet Partisi Meclis Grupu adına konuşan Fethi Çelikbaş, lâyihaların üzerinde durarak, lâyihada ucundan kenarından bazı garp memleketlerinin bazı mevzuatından bahsedilmiş olduğunu, fa­kat bütün bunların sadece muayyen bir maksada hizmet etmek yolunda kullanılmış bulunduğunu ileri sürdü Fethi Çelikbaş. bu kanunlar kabul edildiği takdirde memlekette hayat pahalılığına ve iktisadî sıkıntıların, mevcudiyetine dair hiçbir şey yazılamıyacağını söyledi ve bütçe müza­kerelerine temas .ederek, orada söylemiş olduğu sözleri tekrarla iktisadî ve sınai kalkınma mevzuunda fikirlerini tekrarladı, bugünkü kalkınma--nın plânsız olduğu fikrinde bulundu.

Fethi Çelikbaşm konuşmasını takiben tekrar Başvekil Adnan Menderes: kürsüye geldi.

Menderes şöyle konuştu:

Fethi Çelikbaş uzun yıllar hükümete iştirak etmiştir. Beraber çalıştık. O zamanlar hep, her işi pek iyi yaptığımdan ve daima bana karşı duymak­ta olduğu takdir ve hayranlık hislerinden bahsederdi. Bu ne zamana ka­dar böVle devam etti? Hükümetten ayrılıncaya kadar. Hatta naçiz şah­sım hakkında bu hislerinin birçok delil ve vesikaları da vardır. Meselâ Erzurum Şeker Fabrikasının temel atma merasimine o da benimle gele­cekti, gelemedi, ve bana Erzurum'a Şeker Şirketi Umum Müdürü vasıta--siyle bir telgraf gönderdi. Bu telgrafı okumak isterim. Mahzur da görmü­yorum. Çünkü vaktiyle iktisadî devlet teşekkülleri umumî heyeti rapor­törü sjfatiyîe benim, imzamla o zamanın Curmhurreisi İnönü'ye çekilmiş' bir telgrafı Halk Partisi mensupları benim için sanki siyasî ahlâk bakı­mından bir nakise imiş gibi yüzlerce defa yüzüme çarptılar. Halbuki her yıl mesaisini bitirince umumî heyet inamına çekilmesi mutad olan bir telgraftı o... Şahsıma ait olarak değil, elbette daha ziyade raportörlüğünü yaptüğım heyete ait olan mutad bir merasim telgrafından başka birşey değildi. Hatta çok muhtemeldir ki bu gibi telgrafları o heyetlerin mu­vazzaf kâtipleri yazar ve imza koyarlardı. Ve aradan 15 yıla yakın bir zaman geçti. Hâlâ zaman zaman bazı Halkçılar o telgraftan bahsederek beni küçük düşürmeğe çalışırlar. Çelikbaş, şimdi Halkçılarla çok sıkı ah­baptır ve onların yolundadır. Onun için ben de küçük bir mukabele yap­maktan kendimi alamıyarak onun bana çektiği işte biraz evvel bahsetti­ğim, telgrafı okuyacağım. Hem bu telgrafın üzerinden 15 sene geçmedi, daha bir buçuk senelik bir meseledir bu..Bakın şu telgrafa:

«Memleketimizin ümranı ve milletimizin refahı yolunda bir haftadanberi yekdiğerini takip eden merasimlerde bulunamamak benim için büyük bir talihsizlik olmuştur. Şimdiden yarının mes'ut, müreffeh ve mamur Türkiyesi teressüm etmeğe başlamıştır. Beş sene sonrasını tasavvurum­dan canlandırıyor ve heyecan duyuyorum. Bu muazzam muvaffakiyet âbidesinin mimarı sayın Başvekilimize saygılarımın duyurulmasını rica eder, fabrikanızın hayırlı ve uğurlu olmasını diler, hepinize sağlık ve ba­şarı dileklerimi yollarım.»

Bu telgrafın ifade ettiği derin takdir ve hayranlık mânası aşikâr. Dahası da var, Kütahya Şeker Fabrikasının işletmeye açılması merasimine Çelikbaşla beraber 'gittik, orada bir nutuk söyledi. Bu nutuk o zaman tele alınmış. Orada da naçiz şahsım hakkında neler söylemedi, beni ne kadar medhetti. Yeni Çelikbaş gerek şahsım, hakkındaki, gerekse iktidarımızın iktisadî politikası hakkındaki fiirlerini ne zaman değiştirdi? O güzel nut­kundan bir hafta sonra... Çünkü Kütahya'dan döndükten bir hafta sonra artık vekillikten istifa etti.

Fethi Çelikbaş böyle. Ya şu karşımızdaki sıralarda oturan Hürriyetçi me­buslar ne zaman ve niçin fikir ve program . değiştirdiler? Şimdi iktidarı­mızı öylesine kötülüyorlar ve hakkımızda o kadar ağır konuşuyorlar ki insanın onlara şu suali soracağı geliyor, Tam iki sene evvel 954 de seçim kampanyasında seçmenlerinize elbette nutuklar söylediniz, programları­nızı -izah ettiniz? Acaba o zaman bugün yapmakta olduğunuz gibi, bütün nutuklarında ve sözlerinizde Demokrat Partiyi yıkmak için en ağır it­ham yaparak ve bizi kötüleyerek mi kendinizi mebus seçtirdiniz? Bu­gün herkes gibi bunlar da, Fethi Çelikbaş da programsızlıktan, hatalar­dan bahsediyor. Gazeteler böyle yazıyor, bunun için mecmualar neşro­lunuyor, Forum, rapor, rapor... 950 de Fethi Çelikbaş bütçe komisyonu ikinci reisi idi. Şimdiki parti arkadaşları da hep mebus ve birer komis­yonda vazife görüyorlardı. Grupta Mecliste, komisyonda yapacağımız iş­ler hakkında izahat verirdim. Hep kabul ederlerdi. O zaman plansızlık­tan vesaireden hiç bahsetmezlerdi. Hatta altı senelik iktidarımızın beş seneye yaklaşan bir kısmında simdi Hürriyet Partisinde yer almış olan üç milletvekili sıra ile İktisat ve Ticaret Vekilliği yaptılar. Şimdi konuş­makta oldukları bu tenkid edebiyatını ne zaman Öğrendiler ve mesuliyet­leri aşikâr olmasına rağmen şimdi konuştukları gibi nasıl konuşabiliyor­lar? Halbuki son zamana kadar bunlar bugün sahip bulunduklarını iddia ettikleri yüksek fikirlerinden ne yazık ki bize kırpıntılar dahi getirme­diler.

Forum, rapor, rapor, bir sürü gazeteler ve alay alay tenkid ve hücum­lar... Peki, fakat 950 de iktidara geldik. Yeni bir devir açıldı. Elbette bir takım yeni işlere girişilecekti. Şimdd ortalığı velveleye verenler o zaman ne yapılması lâzım geldiği hakkında hiçbir şey söyleyemediler. Sebebi basit... Bu memlekette bir şey yapılabileceği kimsenin aklına gelmiyordu da ondan... Bir milyar 300 milyon liralık bütçe, 200 milyonu da açık...

Kim ne yapılabileceğini tasavvur edebilirdi? Simdi bütün vatan sathını kaplayan çeşit çeşit teşebbüsler ve eserler karşısında gözlerini uğuşturarak geç kalanların ve bir ise yaramamış olanların yersiz teessürü içinde şurası iyi olmadı, burası çok tehlikeli oldu, diye avaz avaz haykirıyorlar.

Darbımesel meşhurdur, ev yaptıracak ol akıl veren çok olur... Pencereler küçük oldu, kapılar büyük diyenlerin hüsran eseri olan 'hücumlarına mu­kabele etmekle kaybedecek .vaktimiz de pek yok..

Maddeler ürerinde sez alan hatipler:

Fethi Çelikbaş'm bu telgrafını okuduktan sonra kürsüden ayrılan Başve­kili takiben reis, İsparta Mebusu Sai't Bilgiç'e (D.P.) söz verdi. Sait Bil­giç, basın hürriyetinin mukaddes olduğunu, fakat memleket evlâtlarının hürriyetinin de en az bunun kadar mukaddes bulunduğunu söyliyerek sözlerine başladı ve bu arada İnönü'nün yapmış olduğu konuşmayı ce­vaplandırarak, eski iktidar devrinde çıkarılmış olan baskı kanunlarından bahsetti Basarı .Kanununda yapılacak :tadilâta bütün gönlü ile taraftar olduğunu. 6334 sayılı kanunun bazı maddelerinin tadili hakkındaki lâ­yihanın 'bazı hükümlerini ise ağır bulduğunu söyledi.

Sait Bilgiç'in konuşmasını takiben lâyihaların heyeti umumiyesi üzerin­deki .müzakerelerin sona erdirilmesi hakkında kifayet takrirleri okundu. Saat 2.30 olmuştu. Bu takrirler kabul olundu. Aynı zamanda lâyihaların müstaceliyetle müzakere edilmesi hususundaki Önergeler de kabul edile­cek maddelerin müzakeresine geçildi.

Bu müzâkereler sırasında Konya mebusu Ziyad Ebüzziya (Hür. P.) Zon­guldak mebusu Sebati Ataman (D.P.) Kars mebusu Turgut Göle (C.H.P.) Muvakkat Encümen Mazbata Muharriri Çanakkale mebusu Nusret Kiriş-çioğlu (D.P.) Kocaeli mebusu Turan Güneş (Hür. P.) Burdur mebusu .Fethi Çelikbaş (Hür. P.), İzmir mebusu Pertev Arat (D.P.), Erzurum Jnebusu Bahadır Dülger (D.P.), İzrcür mebusu Behzad Bilgin (D.P). Ma-.nisa mebusu Adnan Karaosmanoğlu, Elâzığ mebusu Selâ5ıaddin Toker (Hür. P.), Kocaeli mebusu Sadeddin Yalım (D.F.) Manisa mebusu Hik-.jrıet Bayur (bağımsız) Balıkesir mebusu Mekki Sait Esen (D.P.) İstan­bul mebusu Firuzan Tekil (D.P.) muhtelit encümen adına Denizli mebu­su Hamdi Sancar (D.P.) söz alarak konuştular.

Adnan Menderes'in iki ^konuşması:   

Cevap hakkının ne yolda 'kullanılacağını tashih eden hükümler görüşü­lürken bunların tadilini isteyen bir hatibin mülâhazalarına karşı Başve­kil Adnan Menderes cevap hakkım istilzam eden yalan neşriyatın mu­azzam bir dosyasını yapmak mümkün olduğunu belirterek dedi ki:

«Gün yoktur ki beş tane, on tane, yirmi tane yalan haber uy durul marruş olsun, ilgililer bunları tekzip etmekten bıkmışlardır. Tekzip etmek, ya­zılanın tesirlerini ortadan kaldarmak demek değildir. Esasen bu daki­kayı gayet iyi bildikleri için tekzip etmeyi göze alarak sabah akşam ya­lan imal etmektedirler.

Yalan haberleri okuyanların mutlaka tekzibi de okuyacaklarını kabul et­mek imkânı yoktur. Bir mesele ortaya atıldıktan sonra, bu tekzip edilse dahi vicdanlarda bırakacağı orüsûbun bertaraf edilmesi mümkün değil­dir."

Adnan Menderes, yalan haberler üzerinde bir misal daha verdikten sonra şöyle devam etti:

«Gazeteciliğin ciddiyeti ve vekarı vardır. Gazeteci, dürüst olmak mecbu­riyetindedir. Mütalâa ve tenkidini istediği gibi yapar. Edep ve terbiye da­iresinde istediğini yapar. Diğer taraftan efkârı umumiyeyi yalanla do­lanla aldatmaya hakkı yoktur. Enformasyon, tarafını yalana istinat etti­remez. Bu, mağşuş yağ satan köşe bakkalı gibi efkârı umumiyenin emni­yetini suiistimal etmekten başka mânâyı tazammun etmez.»

Başvekil aynı madde üzerindeki diğer bir konuşmasında da şunları söy­ledi:

«Gazetelerin mübalâtsız ve şuursuz yazıları ile millî bünyemizde açtık­ları rahneler temin ettikleri faydalarla karşılaştırıldığı takdirde ne ka­dar zararlı olduğumuzu izaha hacet yoktur. Arzedeyim:

Seyhan Barajı açılıyor, iki bin kuzu kesilmiş, 3 vagon İstakoz, gitmiş, şu yapılmış, bu yapılmış diye yazdılar. Bunların doğru olmadığına dair şid­detli neşriyat yapıldı. Ne oldu? Amerika efkâorı umumiyesine hitap eden çok geniş tirajlı Time mecmuası, kebab yiyen Türkler, zevk için baraj yapan Türkler, diye bizim gazetelerden alıp bu yalan haberleri kendi sayfalarına nakletti. Bize yardım için karar verecek Amerika efkârı umu­miyesine yaydı. Bir defa 2 bin koyun da yalan, iki bin kuzu da yalan, iki yüz kuzu da yalan.. İstakoz baştan başa yalan. Kim uyduruyor bun­ları? Yok mu doğruyu yazacak?

Öte taraftan günün memleketi alâkadar eden fevkalâde mühim hâdise­leri var. Amma hayır, onlar bir tarafa bırakılır. Nerede heyeti içtimaiyeyi kötü gösterecek, memleketimiz hakkında menfî ve bedbin kanaatler tevlidine sebep olacak noktalan varsa bunları yazarlar. Ondan sonra bir gazetenin yazdıklar.!, yazacakları sadece haber mahiyetinde, kabili tek­zip olacak mahiyette değildir. Çizgi ile, birtakım lâtife ile, şahıslar hak­kında, herhangi bir topluluk hakkında, herhangi bir cemiyet, herhangi bir zümre hakkında, toptan vatan hakkında menfi olacak telkinler yapa^-cak tarzda idarei kelâm edebilen, yüzlerce misal karşısında bulunmakta­yız.

Bunları kısmen kanun ile men etmek mümkün olmakla beraber asıl ga­zeteciliği her türlü vatan endişesinden mahrum, sadece kazanç ihtirasına dayanan, biır meslek olmaktan çıkarmak lâzım gelir. Bu hal ne zamana kadar devam eder?

Vatansever, her türlü menfi menfaatlerden uzak olma haddi mevcut bu­lunmadıktan sonra bu zararlı vaziyetlerin devanı edip gitmesi mümkün­dür.

Hangi memleketteyiz? Hangi memlekette yaşıyoruz? Bu memleketin türlü birçok dertleri vardır. Eski iktidarları bu dertlerin perdesinin ucu­nu bile kaldırmak lüzumunu duymamıştır.

Diğer taraftan da bu memleketin asırlarca geri kalmış bir hürriyet ve demokrasi inkılâbı vardır. Bütün dünya bugün en tehlikeli devrini ya­şamakta ve Türkive denilen memleket de bu tehlikenin en nazik nokta­sında kân bulunmaktadır. Bu gün is başına gelenler hürriyet inkılâbını, demokrasi inkılâbını süratle tahakkuk ettirmek gibi çok nankör ve fev­kalâde zor bir vazife ile katrşı karşıyadır. Amma bunun yanında memle­keti silâhlandırmak mevcudiyetini müdafaa- edebilmek,    mevcudiyetinin bekasım teminata bağlıyabilmek için mahrum vatandaşları, yalınayak başı kabak, yarı aç, buğday ekmeği ile dahi karınlarını doyuramıyan va­tandaşları sosyal bakımdan, iktisadî bakımdan kalkmdırıp dünyanın için­de 'bulunduğu tehlikelere karsı teçhiz etmek için her çareye baş vurarak süratle kalkındırmak mecburiyetindeyiz.

Bu kadar zor vazifelerin altında olan bir iktidara, memlekete hizmet et­mekte olan bir iktidara, memleketin bekasını teminat altına almak için didinen bir iktidara, neme lâzım, ben gazeteciyim, gazetemi satmaya ba­karım, neme lâzım, ben muhalifim, her türlü kayıttan muarrâyım, on­lar vazifesini yapanlar, memleket menfaatini koruyanlar ben kanunların verdiği bütün müsaadelerden istifade ederim. İktidara çelme atarım, onu .sabotajlara maruz bırakmak için sebep addederim, dendiği takdirde işte böyle kanun hükümleri gelir, arkadaşlar."

Başvekilin bu açıklamasını takiben cereyan eden görüşmelerde, tasarı maddeleri ile ilgili olarak verilmiş olan tadil tekliflerinden bazıları, ko­misyonun da iltihakiyle kabul edildi, bazıları reddolundu.

Bu müzakerelerin sonunda, reis, her iki lâyiha müstaceliyetle gÖrüşülmekte olduğu için, biri leibte, diğeri aleyhte konuşmak isteyen iki mebu­sa söz vereceğini bildirdi. Burdur mebusu Fethi Çelikbaş (Hür. P.) aleyh­le, Denizli mebusu Hamdi Sancar (D.P ) de lehte konuştular Bunu taki­ben Başvekil Adnan Menderes söz istedi., reis iç tüzük hükümleri gere­ğince, müzakeresi sona eren tasarılar üzerinde, oya başvurulmadan ön­ce, ancak biri lehte, diğeri aleyhte iki hatip konuşabileceği için Başvekile söz yermedi.

Sıra oylama muamelesine gelmişti. Burdur Mebusu Fethi Çelikbaş ile 25 arkadaşının imzaladığı bir takrir riyasete sunuldu. Bu takrirde esbabı mucibe zikredilerek her iki kanun lâyihasının açık oya sunulması isten­mekteydi. Reis, Meclis Dahilî Nizamnamesi gereğince, esbabı mucibesi bu neviden takrirlerin reye vazedilmeyeceğim söyledi buna mukabil Ma­latya mebusu Nüvit Yetkin ile 17 arkadaşı tarafından imzalanan ve layilıalarm açık oya sunulmasını tazammun eyleyen takrir ise, Dahilî Nizam­name hükümlerine uygun olduğu için oya sunularak kabul edilerek her iki lâyiha da açık o'ya arzedildi. Neticede neşir yoüyle veya radyo ile iş­lenecek cürümler hakkındaki 6334 sayılı kanununun tadiline dair olan kanun lâyih asman oylamasına 343 mebus iştirak etti. 297 kabul ve 51 red oyu ile lâyiha kanunlaştı. Keza basın kanununun bazı maddelerinin tadi­line dair olan lâyihaya da 328 mebus rey verdi. Bunlardan 274 ü kabul, 48 i red oyu kullandılar. Ve lâyiha kabul edildi. Böylece, her iki kanunun müzakeresine çarşamba günü saat 15 de akdettiği oturumda başlamış olan Büyük Millet Meclisi, çalışmalarına arasız bütün gece devam etmek suremle, perşembe sabahı saat 7.30 da çalışmalar mı bitirdi.

Meclis yarın saat 15 de toplanacaktır.

Kıbrıs'a dair Hariciye Matbuat Bürosunun tebliği 8 Haziran Î956

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosundan bildirilmiştir.

Yunan matbuat ve radyosunun, dünya efkârını enosis dâvasına kazan­mak maksadiyle .girişmiş bulundukları sistemli propaganda faaliyeti son zamanlarda yeni bir veçhe ile devam etmektedir.

Filhakika ötedenberi Kıbrıs'ta vuku bulmakta olan enosiscilerin tedhiş harekâtı bir masumiyet perdesi arkasına konulmak ve Rumca konuşan Kıbrıslılar, oradaki Türklerin sistemli tecavüzüne maruz kalıyormuş gi­bi gösterilmek istenmektedir.

Hakikat şudur ki, tedhiş hareketlerinde bulunanlar enosis çilerdir. Eno-sisçilerin Türk ve İngilizlere karşı giriştikleri tecavüzler sayılmryacak kadar çoktur. Ada valisinin, mahallî cemaatlara, silâhlarını teslim etme­leri hususunda vaki emrine yalnız Türkler icabet etmiş, enosisçi Kıbrıs­lılar ise, değil silâhlarını teslim etmek fakat kaçak olarak daha da fazla teslihat temin etmeğe başlamışlardır. Bunun neticesi olarak silâhsız ve müdafaasız Türkleri tehd'it etmeğe ve Türk polisleri öldürmeğe başla­mışlar ve hatta Vasilya köyündeki ekalliyette kalan Türklere tecavüzde bulunarak kadınları ve çocukları yaralamışlar, bir Türk polisinin cenaze merasimimden dönen ahaliye bomba atmak cüretini bile göstermişlerdir.

Bu hücumlar karşısında Türkler, miting yapmak ve bir iki cam kırmak gibi nümayişlere tevessül etmek mecburiyetinde kalmışlardır. İşte köy­lerde geçen hâdiselerin esası budur.

Arasıra ve bir nefis müdafaası halinde Türklerin böyle mevziî mukabe­lelerde bulunmasının, Yunan matbuat ve radyosu tarafından tahrif ve İstismar edilerek dünya efkârına nakledilmek istenilmesi hakikaten ta­accüp ve teessüfe şayandır.  

Yunan matbuatı, ahiren tahrikatı daha da ileri götürmüş bulunmakta­dır. Ezcümle son günlerde bu matbuatta. Kıbrıs'a bazı Türk subaylarının gönderildiği ve orada mutasavver bir çete muharebesi için Silifke kasa­basında şimdiden 12.000 Türk'ün talim ve terbiyesine başlandığı yolunda haberler çıkmaktadır. Hatta Atinada münteşir Vradini gazetesi, Kıbrıs Türklerinin beş aydır adada bulunan Türk subaylarının talimatı tahtın­da ve bir plân dahilinde Rumlara karşı faaliyete geçtiklerini, Silifke'de çete muharebesi talimi gören 12.000 Türk'ün zamanı gelince adaya çıka­rılmalarını tetkik etmek üzere ahiren, bazı Türk ve İngiliz subaylarının gizli bir toplantı yaptıklarını ve talim görenlerin NATO'ya ait malzeme 'ile teçhiz edilmediklerini ispat etmek için Türk orduşundakin den farklı silâh ve cephane ile teçhiz edildiklerini yazmıştır.

Bu asılsız haberlerin yukarıda bahis mevzuu edilen maksatlarla dünya efkârını heyacana getirmek ve Kıbrıs'ı Yunanistan'a ilhak etmek için -alıp yürüyen tezvir propagandalarının lehine ve Türkiye aleyhinde bun­dan istifade etmeğe çalışmak maksadını taşıdığı şüphesiz bulunmakla be­raber, bazı zihinlerde hasıl olabilecek tereddütlerin izalesi için işbu tav­zihin neşrine lüzum görülmüştür. »

İktisat ve Ticaret Vekilinin basın toplantısı       3 Haziran 1956

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyad Mandalinci bugün saat 16.30 da Ankara

Gazeteciler Cemiyetinde bir basın toplantısı yapmış ve şu beyanatta bu­lunmuştur:

«1950 den'beri devam edegelen hummalı bir iktisadî kalkınma faaliyetinin normal nefes alma devresi içinde bulunmaktayız. Baştanbaşa değişen ekonomik, sosyal ve psikolojik konjonktürün icabettirdiği yeni tedbirle­rin alınması ve bu konjonktür esasına göre teessüs edecek sağlam ve müstakar bir temel üzerinden yeni hamleler yapılması icab etmektedir Aşağı seviyedeki bir istikrarın bozulması neticesi 5 seneden beri daha yukarı seviyede bir müstevi tesisiyle meşgulüz. Gayemiz 'bu müstevi üze­rinde kalmak değil daha yüksek bir seviyede bir istikrar kurabilmek için hamle yapabilecek sağlam bir zemini tesis etmektir.

Bu anlayış içindedir ki devlet idare cihazında ve tatbikata müteallik pren­siplerde revizyonlar yapılması zarureti hasıl olmaktadır. Bünyede deği­şiklik ihtiyacı hayatiyeti yüksek uzuvlarda müşahede edilen bir keyfi'yet-tir. Türk cemiyeti inkişaf halindedir. Her yeni geçen gün "bu cemiyeti ye­ni icaplarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu icapların neticesi vaki deği­şiklikler ancak milletimizin istikbali ve devletimizin büyük devlet olmak kabiliyetinin teminatı olarak kabul edilmek icabeder. Üzerinde yaşadığımız memleketin mal sahibi olarak ümranında bizlere düşen manevî mesuliyet, evlât ve eyaliinize daha mamur bir şekilde in­tikalini temin hususundaki vazifelerimizi nefislerimizin ufak tefek fera­gati bahasına da olsa jenerasyonumuzun .şerefle deruhte etmesi lâzımgel-diğinde hiçbir memleket çocuğunun şüphesi olduğunu    zannetmiyorum.

Bu memleketin üzerinde emaneten oturmadığımız: taşına toprağına ka­derimizi bağladığımızı sözle değil ancak ona hakkını vermekle ispat et­mek mümkündür. Bu imanla hareket eden hükümetin bir rüknü olarak Ticaret Vekâleti, dünya konjonktürünün bünyesinde millî ekonomimizin işgal ettiği mevkiin empoze ettiği normal ve zarurî değişiklikleri bugü­ne kadar yaptığı gibi bundan sonra da .yapmakta devam edecektir. Bu zaruretin bir neticesi olarak bir ayı mütecaviz tetkik neticesinde vardı­ğım bazı kararları ve istikbale muzaf olarak düşündüğüm teşkilât ve iç ve dış ticarete ait bazı hususları .arzetmek istiyorum.

Teşkilât Kanunu  :

Büyük Millet Meclisinde hâlen müzakere edilmekte bulunan sanayi, ma­den ve enerji vekâletinin kurulusuna müteallik kanun projesinde vekâ­letimin iktisadî fonksiyonlsTinın bu vekâlete devri derpiş edilmiştir. Mü­temadiyen genisleven ticarî ve sosyal bünyemize uygun bir teşkilâtın dürj>ya koni'onktürü icaplarına göre taikv'yesi lâzım gelmektedir. Bu se­beple vekâletim teşkilât "kanunu tesansı hazırlanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisine arzedilmek üzere Başvekâlete takdim edilmiştir.

îç Ticaret:

1  Ekmek mevzuu: Büyük şehirlerimizde ekmek kalitesinin yükseltil­mesi ve ekmeklerin iyi pişirilmesi ve bavatlamasının önüne geçilmesi naaksadiyle fırıncıların fennî maya kullanmaları mecburiyetini tszammun eden karar İcra Vekilleri. Heyetine takdim edilmiştir.

"2  Büyük şehirlerde et ihtiyacının normal ve devamlı bir şekilde karşı­lanabilmesi için Et ve Balık Kurumuna vazife verildiği gibi istihsal pa­zarlarından ucuz ve sürekli nakliyatın temini hususunda da alâkalı da­ire ve teşekküller nezdinde teşebbüse geçilmiş bulunmaktadır.

Ambalaj mevzuu:

Memleketimizin döviz ihtiyacının karşılanmasında büyük eh emmiye ti olan ihracatımızın lâzımı .gayrı mufariki olarak kabul etmemiz icabeden ambalaj maddeleri mevzuunda Vekâletimiz su kararları almıştır:

 Ambalaj maddelerini ehemmiyetleri sırasiyle acil tahsisler ve tran­sfer kolaylıkları temin etmek suretiyle ihtiyaç mevsiminden evvel yetiş­tirmek.

 İhraç mallarının maliyetleri üzerindeki menfi tesirlerini izale ede­bilmek maksadiyle bu maddelerin ucuza ve vaktinde temini için ihtiyacı mümkün mertebe muvaffak ithal voliyle karşılamak.

Bu arada, işbu prensiplerin tatbikatı olarak Vekâletim izce kanaviçe, te­neke, ambalaj, çuval, kalay gibi maddelerden olanların tevziine başlan­mış ve bakiye ihtiyaçların tamamlanması için de tahsis ve transfer mua­meleleri süratlendirilmiştir.

Tevzi işleri:

Tevzi'ile alâkalı olarak 11 sayılı sirkülerin tatbikatında çıkan müşkiîâtı bertaraf etmek , daha süratli ve âdilâne İşleyecek bir sistemin ikamesi için yapılan çalışmalar son safhasına gelmiştir. Ancak odalar ve esnaf birlikleri ihtiyaçları ile alâkalı hususların tespitini müteakip bir sirküler neşredilecektir. Bu münasebetle söylemek isterim ki, esnaf teşekkülleri­nin dağınıklıktan kurtulması ve teşkilâtlanması yalnız kendi menfaatleri "bakımından değil aynı zamanda vekâletimin ihtiyaçlara cevap verebil­mesini kolaylaştırmak bakımından da çok faydalı olacaktır. Bu arada, es­nafın kredi ihtiyacının daha geniş ölçüde karşılanması zaruretine işaret etmek ve bu icabın yerine getirilebilmesi için de Vekâletimin aktif bir şekilde harekete geçtiğini memnuniyetle ifade etmek isterim.

Dış ticaret :

Dış ticaret mevzuu hiç şüphesiz ki istihsalimiz ve ihracetaimzl'a alâkalı­dır. İhraç maddelerimizin dünya piyasalarında mevkiini sağlamlaştırabilerek için standardizasıyona ehemmivet verilmekte ve bu hususta teknik formasyona ver verilmiş bulunmaktadır. Vatandasın meslekî bilgisini arttırmak ve iktisadî gelişmemizi süratlendirmek hükümetimizin tuttuğu volim esasını teşkil etmektedir. Bu essıs ve prensibi göznonünde tutan Vekâletim, pamuk ziraati ve ticaret: ile uğraşanlara bir hizmette bulun­mak ve -onları bugündü nizamlara göre yetiştirmek üzere istihsal mer­kezleri olan Adana ve İzmir'de birer kurs açmaktadır. 20 haziran'dan 20 temmuz"'.: kadar devam edecek olan bu kurslarda pamukla alâkalı olan­lara pamukların dünya piyasalarına standart olarak arzedilmesi hususun­da tatbik edilen metodları ve tatbikatı gösterilecek ve pamuk eksperi yetiştirilmesi bu kursların gayesini teşkil edecektir. Diğer mevzular üzerin­de de buna mümasil teşebbüsler yapmak kararındayız. Ticarî mübadele­lerimizin günden güne artması ve mallarımızın gün geçtikçe daha çok taleple karşılanması bu gayretlerin ne katlar lüzumlu olduğunun ve müs­mir olabileceğinin delilidir.

Dış münasebetlerimiz :

Alman ve İtalya hükümetlerinin memleketimizle olan ticarî münasebet-terinin genişlemesi hususunda gösterdikleri büyük anlayış ve işbirliği zihniyetinin ticarî münasebetlerimizin hacmini önümüzdeki yıllarda mev­cudun çok daha üstüne çıkaracağından şüphe etmemekteyim. Bu arada diğer memleketlerle olan ticarî münasebetlerimizin inkişaf seyrini mem­nuniyetle müşahede etmekteyim. Büyük Amerikan milletinin yaptığı ve yapmakta olduğu dostane yardımlar millî ekonomimizin gelişmesinde kuv­vetle âmil olduğu gibi sosyal huzur ve sulh potansiyeli olarak dünya mu­vacehesinde oynadığımız hayır rolünde bizleri takviye etmektedir.

Bu arada tütün ve krom gibi mühim, ihraç mallarımızın B. Amerikana ihracının artması dış ticaret hacmini genişletmesi bakımından memnu­niyet bahistir.

Memleketimizin ekonomik gücünün inkişafı ve sosyal bünyesinin kuvvet­lenmesinin tabiî neticesi olarak iştira kapasitesinin artması karşısında it­halâtımızın istihsali arttırabilecek istidatta olabilen maddeleri kolaylık­la temin edebilecek hale gelmesi zarureti karşısındayız. Bu münasebet­le şu tedbirleri almış bulunuyoruz:

1  Madenlerin işletme ihtiyaç maddeleri :

Maden işletme ve ihraç etmek hakkına malik olan hakikî ve hükmî şa­hısların işletmede kullandıkları malzemeleri yaptıkları ihracat bedelle­rinden ithal etmek imkânını sağlamak maksadiyle hazırlanan dış ticaret İşlerine dair sirküler birkaç güne kadar neşredilecektir. Bu sirkülere gö­re bir milyon liraya kadar ihracat yapanlara %12 ye bir milyondan üç milyona kadar ihracat yapanlara %10 a, üç milyondan yukarı ihracat yapanlara da %6 ya kadar ithal müsaadesi verileceği gibi muvakkat ih­raç şekliyle ihracat yapanlara fob kıymet tutarının %5 ne kadar ithal imkânı bahşedilmiş olacaktır.

2    Gümrüklerdeki inallar :

Vekâletimizde usulü dairesinde verilmiş ithal müsaadelerine istinaden getirilmiş olup da müddeti içinde gümrüklenememiş malların yukarıda gösterilen espri dahilinde tasfiyesi için alınan kararlarımız bir iki güne kadar neşredilmek üzeredir. Bu arada tahsisi yapılmış ve ithal müsaade­sine bağlanmış olan siparişleri ilgili memleketlerden getirmek imkânına malik olmayan ithalâtçılarımıza bir .kolaylık olmak üzere memleket değişikliği hususu, derpiş edilmiştir.

3    Muvakkat ihraç :

Bundan böyle yapılacak anlaşmalarda muvakkat ihraç müsaadesi ancak istihsalin .teşvikine matuf mallara inhisar edecektir.

4  Düşük kaliteli .pamuklar :

Bilhassa .Ege ve Çukurova bölgelerinde mevcut olup ihracı müşkül bir durum arzeden düşük kaliteli pamukların ihraç edilmesi üzerinde şikâ­yetler vaki olmaktadır.

Bu pamukların 1956-1957 mevsiminin başlamasından evvel dış pazariara serbestçe ihracı hakkında ileri sürülen mütalâa esas itibariyle yerinde­dir. Kaldı ki halen tatbik edilmekte olan 1/1 nisbeti dahilinde EPU sa­hasına ihracına da imkân görülmemektedir. Bu itibarla düşük kaliteli pamukların 15 ağustos tarihine kadar ihraç suretiyle tasfiyesi imkânları­nı derpiş eden talimatımız birkaç güne kadar tatbik mevkiine konacaktır.

Bu talimat mevcut pamukların kooperatifler birlikleri kanaliyle ihracı­na mütealliktir!

5  İzmir Fııan :

Geçen yıl İzmir Entarnasyonal Fuarına 15 devlet iştirak etmiş ve 12 mil­yon 400 bin liralık kontenjan veril-mistir. Bu vıl iştiraklerini bildiren 15 devlete 12.500.000 liralık kontenjan tahsis edilmiştir. Bundan böyle işti­rak edecek devletlere de ayrıca kontenjan verilecektir.

Dış ticaretimizde birinci derecede zarurî olan maddelerin ithalâtına ehemmiyet verileceği .gibi bunların bilhassa istihsali arttıracak ve ihra­catı teşvik edecek mahiyette olanlarına rüchaniyet verilecektir. Bu meyanda lüks mahiyette telâkki edilen maddelerin ithal edilmemesine aza­mî derecede itina olunacağı gibi aynı zamanda dış ticaretimizde menfi tesirleri bulunan kaçakçılığın normal ekonomik yollarla bertaraf edilme­si için de veni tedbirler alınmaktadır.

Dış ticaret revminin tatbikatta aksaklık gösteren hususlarının veni bas­tan gözden geçirilmesi hususunda çalışmalara başlanmıştır. Netice hazi­ran ayı içinde ilân edilecektir.

Şimdilik matbuata verebileceğim hususlar bunlar olacaktır. Yîaînız bu arada bir nebze de millî korunmadan bahsetmeyi favdalı görmekteyim. Hiç şüphesiz ki yukarıda arzettiğim hususlar ekonomik ve sosval hayatı­mızın norma! fonksiyonunu temine matuftur Alınmış ve almaç? k bir çok tedbirler yanında paralel tedbirler mahiyetindedir. Bu arada Büvük Millet Meclisinin kabul buyurmuş olduğu Millî Korunma Kanununun tatbikatiyle mükellef bulunan Vekâletimiz bu tatbikatın tszammım ek­tirdiği teşkilâtın, kuruluşunu süratle tamamlamak kararındadır. Gayesi yalnız nizam tesisi olan bu kanunun tabikatında azamî hassasiyet vs enerüyle hareket edilecektir. Temennam bol cezp verilmek deöil ceza verecek unsur bulamamaktır. Ümid ederim ki bu kanunun tatbikatını, tüc­carımız hükümlerinin derpiş ettiği hususata süratle intibak ve sadakat­le kolaylaştırmış olacaktır.

Bu inanç içinde hani sebeple olursa olsun teraküm etmiş bazı stokların piyasaya süratle intikal ederek 'bir madde bolluğu yaratacağını ümit et­mekteyim.

-Bu beyanatı müteakip İktisat ve Ticaret Vekili gazetecilerin sorularını -cevaplandırmıştır.

Büyük Millet Meclisinde Kıbrıs hakkında bugün cereyan eden müzake­reler c

13 Haziran 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi, buıgün saat 15 de Reisvekili Fikri Apaydm'ın baş­kanlığında toplantığı zaman Denizli mebusu Baha Akşit söz alarak şun­ları söylemiştir:

«Kıbrıs'ın Türkiye ve Türk milleti için ne kadar hayatî ehemmiyete ha­iz olduğunu huzurunuzda tekrar .etmeyi lüzumsuz telâkki ederim. Bu mevzuda hükümetimiz görüşünü dünyayıa bildirmiş bulunmaktadır. Türk milleti ve Türk hükümeti ağır başlı ve hakkından emin, dostluğa kıymet verenbir devlet olarak vakar içinde hâdiseleri takip etmektedir. Hal böy­le iken geçenlerde Yunan Parlâmentosunda Kıbrıs mevzuunda görüşme­ler yapılmıştır. Yunan Parlamentosundaki, bu görüşmelerden sonra, Yu­nan Parlâmento Reisi dünya parlâmentolarına ada'daki Türklerin orada­ki Rumlara karşı fecî tedhiş hareketinde bulunduklarını protesto eden telgraflar göndermiştir. Adada dünyanın .gözü önünde cereyan eden hâdiseleri Türk milleti çok iyi takip etmektedir. Tedhiş hareketinde bu­lunanlar, ada'daki Rumlardır. Tedhiş hareketlerini kimlerin gölgelediği ve idare ettiği bilinen hakikatlerdendir. Bu hakikati tahrif etmek sure­tiyle dünyaya mesele ters olarak aks-sttirilmek istenmektedir. Maksat, bundan istifade suretiyle dünya muvacehesinde Türkiveyi antipatik gös­termek için bu işi parlâmentoya getirmek suretiyle Ada'nm Yunanistan'a ilhakını sağlamaktı. Bu durum karşısında Türk milletinin ve Büyük Mil­let Meclisimizin daima gerekli hassasiyeti göstermesi lüzumu aşikâr ol­duğuna göre, Bayük Meclis Riyaseti tarafından dünya parlâmentolarına birer telgraf çekilmek suretiyle hakikî vaziyetin bildirilmesi hususunun karara bağlanmasını ve hükümetimizin bizi bu mevzuda tenvir etmesini" arz ve teklif ediyorum.

Bu mevzuda bir takririm vardır, lütfen kabul buyurmanızı rica ediyo­rum.^

Müteakiben reis, Hariciye Vükili Profesör Köprülü'ye söz vermiş ve Pro­fesör Köprülü şu beyanatta bulunmuştur:

«Muhterem Baha. Akşit arkadaşımızın bahsettiği Kıbrıs hakkındaki gö­rüşüme, Yunan Meclisinde vukubulmuş ve Meclis Reisi de dünya parlâ­mentolarına filhakika bir mesaj göndermiştir. 5 haziran tarihinde yapı­lan bu müzakerelerin sıklet merkezi ve bu müzakereler sırasında hâ­kim olan hava ve haleti rulhiye hakkında bir fikir edinebilmesi için Mec­lis Reisi M. Rodopulos'un dünya parlâmentolarına gönderdiği anlaşılan mesajın metnini müsaadenizle aynen okuyacağım:

«Kıbrıs halkının ehemmiyetsiz ekalliyeti azaları, İngiliz idaresinin mü­samahasından istifade ederek, ada halkının bilindiği gibi altıda beşini teşkil eden Kıbrıslı Yunanlıları öldürüyorlar ve yaralıyorlar. Bundan başka Lefkoşa, Larnaka, Magosa ve Kıbrıs'ın diğer başka noktalarında Yunanlıların mallarını yağma .ediyor, ateşe veriyor ve tahrip ediyorlar...

«İngiliz idaresi, mücrimleri cezalandırmak ve adadaki Yunan halkının tamamiyle imhasını hedef tutan bu cürümlerin istikbalde yenilenmesine mani olmak için hiçbir tedbir almıyor.,

«İngiliz makamatının bu tarzı hareketi, Türk güruhunun yeni cürümler işlemeğe teşvik ettiği gibi, sulh için de pek yakın tehlikeler ,arzetmekte­dir.

«Yunanistan Millet Meclisi, bu barbarca hareketler ve İngiliz idaresinin müsamahası karsısında duyduğu derin nefretti ifade eyler. Meclis, şiddet­li protestosu ile birlikte hürriyet için mücadele eden Kıbrıs halkı aley­hine bu yapılanı ihbar eder. Nihayet bu büyük adada hürriyet ve sulhun avdeti için hür milletler parlâmentolarının desteğini talep eder.»

Profesör Fuad Köprülü bu telgrafı okuduktan sonra beyanatına şöyle de­vam etmiştir:

«Evvelâ ,şunu söyleyeyim ki, Kıbrıs'ın umumî nüfusu içinde Türklerle bir nevi Rumca konuşanların adedi arasındaki niabet, M Rodopulos'un mesa­jında iler'i sürdüğü gibi 6 dia 5 nisbetiride değildir. En büyük bir tarafgir­likle bunu, olsa olsa 5 de 4 olarak vasıflandırmak mümkündür ki, bu bile . biraz mübalâğalı olur.

Fakat hu .mesajın hakikatleri baştan aşağı tahrif edip tamamen tersine gösteren tarafı, orada vuku bulan fecainin tasvir ediliş tarzıdır.

Kıbrısta gizli bir tedhişçilik teşkilâtı vardır ki bu, kendisine E O K A adını vermektedir. Bu teşkilât, adadaki Rumca konuşan cemaattan bazı kimselerle, Yunanistan'dan Kıbrıs'a gizlice sivil kıyafetinde gönderilmiş olan Yunan subayları ile bazı tedhişçilik mütehassıs ve gönüllülerinden müteşekkildir. Bunların ellerindeki .silâhlar, bir kısmı esasen elierip.de bulunup maîbadlî makamların teslimini emretmesine rağmen gizledikleri silâhlarla, külliyetli kısmı Yunanistan'dan doğrudan doğruya gizlice gön­derilen veya gene oradan gelen paralarla tedarik edilmiş silâhlardır.

Bir seneyi mütecaviz ıbir zamandan beri bu teşkilât adam Öldürmek, teh­dit mektupları göndermek, ötedenberi bombalar patlatmak veya yangın­lar çıkarmak suretiyle Kıbrıs'ı Yunanistan'a ilhakı iddiasını -ki buna Eno--sis ismini vermektedirler- zor ve dehşet ssçmak suretiyle tahakkuk et­tirmek gayesini gütmektedirler. İşittiğimize göre, bunlar Kıbrısta yap­tıklarından başka Londra'da bir panik havası yaratmak için oraya da ajanlar (göndermişler, hatta New-york'taki Birleşmiş Milletler Merkezi­ne. Kıbrıs'ı Kurtarma Teşkilâtı namına meçhul şahıslar tarafından tele^-fon edilerek binaya bomba konulacağına dair tehditler savruluvormuş. "Kibrısta Rumca konuşan ve mecmuu 370.000 kadar olan kimselerin hep­sinin E.O.K.A. tedhiş taraftarı âzası olduğunu zannetmek asla doğru ol­maz. Bunlar arasında bu teşkilâtın faaliyetlerimi tasvip etmiverüerin, bundan bizar olanların hattâ Türk Cemaatiyle iyi geçinmek lüzumuna kani bulunanların adedinin büyük olduğunu söylemek mübalâğalı ol­maz. Fakat bunlar tedhişçilerin tazyiki altında sinmiş yahut istemeye is­temeye onlara tâbi olmuştur.

Mecmuu 120.000 e baliğ olan Kıbrıs Türklerine gelince: Bunlar, bugüne kadar sabır ve tahaımımülleri, metanetleri ve kanun ve nizamlara riavet kârliklariyle temayüz etmişlerdir. Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakına bütün

mevcudiyeti eriyle muarız oldukları halde böyle fecî bir haksızlığın önüne geçilmesi bakımından .anavatanları Türkiye'nin azmine ve sebatına, İngi­liz idaresinin adalet ve basiretine ve cihan efkârı umumiyesinin nasafetine itimad etmektedirler. Zorbalıkla ve tezvirci propagandalarla hakkın çiğnenemiyeceğine inanarak, dürüst ve mertçe, dâvalarını müdafaa et­mek yolunu tutmuşlardır.

Bundan dolayıdır ki, bundan bir müddet evvel Kıbrıs Valiliğinin ellerin­deki silâhların hükümete teslim edilmesi hususunda isdar ettiği emre, E. O.K.A.'cıların yaptıklarının tamamen hilâfına olarak, riayet etmişlerdir..

Ellerinde, Türkiye'den gönderilmiş veya Türkiye'den gelme para ile sa­tın alınmış silâhları da asla yoktur.

İşte Yunanistan Meclis Reisinin 'bütün dünya parlâmentolarına gönderdi­ği bu .mesajın da tedihisçilik yapmakla ve barbarlıkla itham ettiği cemaat budur.

Şimdiye kadar tedhişçiler, bu cemaate mensup şahıslardan mahallî idare emrine en dürüst ve feragatkâr şekilde vazife gb'ren bazı polisleri şehid etmişlerdir. Türk cemaatı efradının bulunduğu bazı köyler tedhişçiler tarafından tahrip edilmiş sakinleri, ihtiyar genç, kadın erkek kanlı teca­vüzlere mâruz kalmıştır.

Bütün bunlara mukabil, bu cemaat erkânı, nefret ve infiallerini meş'um nümayişler yapmak ve vüs'ati ve şiddeti bakımından mâruz kaldıkları fecayi ile asla kıyas edilemiyecek basit mukabelelerde bulunmaktan ken­dilerini m en edememişi erdir.

İşte Mösyö Rodopulos'un. mesaiında «fecayi, barbarlık, tedhiş™ diye tav­sif edilen hareketler de bunlardır.

Masum kimseleri .öldürmekten dolayı iki tedhişçinin geçenlerde idam edilmesi üzerine, rehine olarak ellerinde bulunan iki İngiliz askerini mu­kabele bilmisil olmak üzere boğazlayan .tedhişçilerin bu hareketi karşı­sında infial duymak şöyle dursun, dam edilen bu iki şahsı millî kahraman ilân edenlerin, cemaatlerine mensup fertlerin öldürülmesi, yaralanması, kadın ve çocukların masumlarına tecavüz edilmesi karşısında infial gös­teren Türkleri barbarlıkla ve tedhişçilikle itham ederken ne kadar fecî bir tezada düştükleri meydandadır.

Bütün bu sözleri söylemekten maksadım, asla bir heyecan havası yarat­mak değildir. Bilâkis sizlerden rica ve istirhamım şudur;

Heyecana kapılmıyalım. Hakikatlerin olduğu gibi ortaya konulmasının,, haksızca, yolsuzca, insafsızca hareket edenlere karsı ifade ettiği itinam, hiddetle kullanılabilecek en ağır kelimelerden daha beliğ ve daha mü­essirdir.

Bana Akşit arkadaşımızın, Yunan Meclisi Reisinin bahis mevzuu mesajı­na mukabil sayın Büyük Millet Meclisi Reisi tarafından, bu mesajla yan­lış mülâhazalara sevkedilmek istenilen parlâmentoların ikaz edilmesi teklifine ben de taraftarım.

Çünkü, bu tamamen meşru bir meseledir ve bunun mes'uliyeti bu mu­kabeleye tizi mecbur etmiş olanlara raci bulunacaktır.

Mösyö Rodopulos'un bu mesaimda barikatların bu derece göz göre göre-tahrif edilmesiyle .takip edilen, maksatların aşikâr olanları şunlardır:

 Dünya efkârı uonumiyesi nazarında, Krbnstaki Türklere karşı antipati ba-t'ta kaibilse nefret uyandırılmak ve bu suretle onlar, kale alın­maya lâyık bulunmayan ,muzır ve hattâ bertaraf edilmesi gereken    bir kitle şeklinde gösterilmek istenmektedir.

 Aynı vesile ile tedhişçiler, birer mazlum  kahraman ve  yaptıkları fecayi de (meşru ve ulvî hareketler olarak kabul ettirilmek istenmekte­dir.

 Bu suretle,  milletlerin kendi mukadderatlarını kendilerinin  tayi­ni yani self-determination- prensibi perdesi altında gizlenen Enosis dâ­vasına -yani Kibrisin Yunanistana ilhakı gibi doğrudan doğruya mahut «megali Jdea» nm bir tecellisini teşkil eden dâvaya- cihan efkârı umuBilyesinde sempati toplatmak istenmektedir.

 Ayni zamanda da, geçen sene reddedilmiş olmasına rağmen,bu
seneki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu gündemine «Kıbrıs meselesi»'nin alınmasını temin için zemin hazırlamak istenmektedir.

 Acaba tedhişçilerin Türk cemaatine karsı ilerde fecaati bakımın­dan demiyeceğkn, çünkü, şimdiye ksdar yapılanlar kâfi derecede fecîdir,fakat vüs'ati bakımından- daha mühim hareketlere geçmeleri için zemin hazırlamak maksadı da 'mı güdülmektedir? İşin içlinde1 böyle menfur bir maksad da varsa, buna karsı ingiliz dost ve müttefiklerimizin son dere­ce müteyakkız ve tedbirli olması icap eder. Bu hususta lâzım gelen te­şebbüsleri hangi bir şekilde müdahale mahiyetini vermeksizin-    yapmış bulunuyoruz.

Kıbrıs Valisi Mareşal Sir John Harding'in adada nizam ve asayişin tesisi için icabeden herşeyin yapılacağı hakkında geçen gün yeniden  'yaptığı alenî beyanatı inşirahla öğrendik.

Kıbrıs adasında ika edilen tedhiş cinayetleri, biraz evvel işaret ettiğim, gibi, Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı iddiası uğrunda gösterilen gayrı meş­ru faaliyetlerin bir cüz'üdür. Biz, gerek işin bu cüz'ü, gerek iddianın heyeti umumiyesi hususunda en büyük hassasiyeti göstermekteyiz.

Kıbrıs'taki soydaşlarımızı yalnız bırakmamız asla mümkün ve mutasav­ver olamaz.

Meselenin, yani ilhak iddiasının heyeti umumiyesine gelince: Bu husus­ta en yüksek resmî şahsiyetlerden tutunuz da muhtelif memleketlerdeki Yunanlılara kadar, Enosis'ciler 'tarafından yapılan propagandaların kesa­feti ve şekli cidden şayanı dikkattir. Garbı Almanya halkına, ikiye bölün­müş olan Almanya'nın birleştirilmesi meselesi ne ise Kıbrısla .Yunanis­tan'ın .birleştirilmesinin de aynı şey olduğu yolunda akıllara hayret ve­rici şeyler söylenmekte, Fransa'da Lord Byron'lar, Chateau Briand'lar, Viettor Hugo'lar zamanında yazılan romantik şiirler ve cereyan eden hâ­diseler hatırlatılıp Kıbrıs me&elesi Yunanistanm istiklâlini kazanması hâ­disesinin bir eşi olarak gösterilmek istenmektedir, Yunan medeniyeti mefhumu istismar edilmektedir. Birleşik Amerika'da, bu büyük devletin mevcudiyetini medyun bulunduğu, milletlerin kendi mukadderatlarını kendilerinin tayin etmeleri, yani self-determination ulvî prensibinin, Kıbrıs'ta tatbik .edilmesinin insaniyet için bir vazife teşkil eylediği ileri sü­rülmekte, ıbu mesele Amerika'nın yakında vuku bulacak olan dahilî intihabatmda başlıca bir mesele haline getirilmek istenmektedir. İstiklâli­ni yeni kazanmış memleketlerde Kıbrıs meselesinin emperyaîistlikîe mü­cadele meselesi olduğu kanaati yaratılmağa çalışılmaktadır. Velhasıl, her memlekette, o" 'memleketin en hassas olduğu telden çalınmak suretiyle ve bittaibi, Türkiye'nin bu işteki hayatî durumuna temas edilmeden ve Kibrıstaki Türklerin ehemmiyeti hiçe indirilerek onlara ekalliyet hak­ları tanınması meselesi diğer ufak bir teferruat meselesi varsa bunu, bu hakların tanınması, temin edilmesi suretiyle en basit ve tabiî şekilde hal­ledilebileceği söylenerek- ilhak lehinde efkârı umumiyeler seferber edi­lip hükümetleri tazyike sevketmek istenmektedir.

İşin İç yüzünü her yerde, bütün meşru vasıtalarla izaha bütün imkânla­rımızla gayret ediyoruz ve edece&Iz. Bu^u yaparken müttefik Yunanis­tan hakkında ölçülü konuşmaya, Türk - Yunan dostluk ve ittifakına ver­diğimiz ehemmiyet ve kıvmeti tebarüz ettirmeğe daima itina gösteriyo­ruz. Çünkü, biz, kanlı istiklâl mücadelemizden sonra bu dostluğu kur­mak lüzumunu anlryan, onu kurmasını bilen Atatürk'ümüzün kivssetinden ve varıcı realizminden ilham almaktayız ve Elefterios Venizelos'un salim görüşünün de Yunanistan'da galebe çaldığından hâlâ ümidimizi kesmek istemiyoruz.

Sun'î şekilde ortaya cıkarılsın ye çok vahim neticeler tevlid edebilecek bir tarzda mütemadiyen körüklenen bu Kıbrıs meselesi hakkındaki noktai. nazarımızı hariciye bütçesinin yüksek meclisinize sunulması münase­betiyle birkaç ay evvel burada arz ve teyid eylemiştim şimdi, sadece, bu tezimizde hiçbir değişiklik olmadığını ifade ile iktifa edeceğim.

Bizim kat'î olan bu durumumuz muvacehesinde, sanki ortada tarafların karşılıklı ufak tefek anlayışlı ve munsifane tâvizleri ile müsbet şekilde halli mümkün olan bir mesele varmı's Ha biz "mütemadiyen menfi şekilde TıgTeket ediyormuşuz kanaati cihan efkârı umumivesinde ysratılmava çalışılmaktadır. Halbuki, mesele asla böyle değildir. Taraflardan birisi, "bizim de cok itibar ettiğimiz ve fakat her yerde, her zaman körü körüne tebrik edilmesinin mümkün ve muhik olamıyacağı bilcümle milletlera­rası hukuk âlimleri ve bir cok sîyaset adamları tarafından teslim edilen ve müteaddit misallerle sabit olduğu veçhile fiiliyatta da tatbiki müm­kün o1mamak olan milletlerin kendi muVcnlderatlanm bendelerinin tavın etmeleri (self-determination) prensibini âlet ederek Kıbrıs'ı ilhak gibi maratısm. kabul edemiyeceği bir iddiayı ileri sürmekte  bu iddianın tıpkısı için Türk - Yunan Hostlu&unu yıkacak. NATO'yu sarsacak, 'Balkan Paktını atalete uğratacak- bir keleme ile sulh ve Rum'vet cephe­mizde rafineler açacak- hareketlerden ve sözlerden çekinmekte ve on­dan sonra Ha. bize dönüp: Vaziyet çok vahimdir, bir şeyler yapıp bu işi halletmelisiniz» demektedir.

"Bu iddianın, bu ilhak iddiasının, mesnediz, gavn mâlrıl ve bize gavrı dostane olduğunu söylemek, bu iddianın tahakkuku için tevessül Pen hareketler'n vahim neticeler tevlid etmekte olduğunu. Lo7^"n rauahec]name«-Dershane cmamn cok tehlikeli olacağını tebsrü-' etfîı-"ek ve hatırlamak menfilik midir? .Yıkıcılığa mani olmak istemek, bilâkis yapıcılık değil midir  -Bütün bunları izah ederken acı hakikatleri onu daen mutedil ve dostane ifadeler kullanarak- söylemeğe mecbur kalıyorsak bunun mesuliyeti bizi bu mecburiyetin karşısında bırakanlara racidir.

Maruzatımı bedbin ifadelerle bitirmiş olmamak için sunu söylemek iste­rim: Bütün bu hakikatler ci'han efkârı umumiy esince yavaş yavaş anla­şılmaktadır. «Yavaş ysıvaş» diyorum. Çünkü maalesef demagojiye müsait mevzularda her zaıman mantığın galebesini sür'atle temin etmek müm­kün oluyor. Sonra şunu da itiraf etmek lâzımdır ki, dünyanın Türkiye-ve Kıbrıs a nisibetle uzak köşelerinde bulunanlar, bizim için hayatî bir efhemmiyet arzeden bu meseleyi, me.alesef, bizim gibi yakından, inceden inceye ve iddiaları vakıalar ve hakikatlerle karşılaştırıp kontrol ederek tetkik e'mek zahmetini ihitiy-ar etmiyorlar ve kulaklarına çalman bazı söz­lere göre, ne kader 'büyük fenalık yapabileceğini hissetmeden -hatta bel­ki de hüsnü niyetle- sathî ve yanlış hükümler veriyorlar .

İşte bundan dolayıdır ki, demin Yunan Meclisi Reisinin bazı muhitleri yanlış düşüncelere sevk edebilecek hakikatlere aykırı mesaîma mukabil, bizim de sesimizi, o mesaim ulaştığı aynı muhitlere ulaştırmamız husu­sunda Baha Akşit arkadaşımızın .mütalâasına iştirak ettiğimizi RTzeylerim.»

Fuad Köprülü'nün alkışlarla karşılanan bu beyanatını müteakiben Rsis Fikri Apaydın, Denizli mebusu Baha Akşit tarafından verilmiş olan şu tezkereyi okunyuştur:

«Şifahen de arzettiğim veçhile, Kıbrıs'ın Türkiye için arzettiği hayatî ehemmiyet, ve .orada yaşayan Türklerin hergün tedhiş hareketlerinin elim neticeleriyle yüz yüze bulunduğu, dünyanın gözü önünde cereyan eden ve hepimiz tarafından bilinen bir hakikattir.

Hâl böyle iken .geçenlerde Yunan Parlâmentosunda' Kıbrıs'a dair yapılan müzakereler sonunda Y'unan Parlâmento Reisinin dünya parlâmentola­rına, Kıbrıstaki Türklerin oradaki Rumlara karsı fecî şekilde tedhiş har-e^ ketlerine girişmesini protesto eden telgraflar gönderdiği öğrenilmiş bu­lunulmaktadır.

Hâlen Ankarada bulunan Tür'k Cemaati Reisi Dr. Fazıl Küçük tarafın­dan, hakikatlere tamamen aykırı olan Yunan Parlâmento Reisinin protes­to telgrafına karşı Tür'k cemaatinin infial ve hayreti, ajansa beyan edildi. Sun'î şekilde ortaya çıkarılmış olan, Kıbrıs meselesi, birbirini takip eden şaşırtıcı ve tahrif edici propagandalarla dünya umumî efkârına tamamen ters bir şekilde aksettirilmektedir. Benim anladığım, 'bundan maksat Türkiyeyi cihan efkârı umumiyesine karsı antipatik göstermek, işi pa­tırtıya ve kim yurduya getirmek suretiyle Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı­nı temin etmektir.

Yunan Parlâmento Reisinin bütün dünya parlâmentolarına gönderdiği bu mesnetsiz telgraf muvacehesinde:

1)-  Büyük Millet Meclisi Reisimiz tarafından dünya parlâmentolarına birer telgraf gönderilmesi suretiyle hakikî durumun bildirilmesi hususu­nun karara bağlanmasını .arz ve teklif ederim..»

Reis, Baha Akşit'in bu takriri üzerine, bu mesele hakkında Büyük Millet Meclisi Reisi tarafından dünya parlâmentolarına birer mesaj gönderilmesini umumî heyetin, tasvibine sunmuş ye bu teklif ittifakla ye sürekli al­kışlar arasında kabul .olunmuştur.

Büyük Millet Meclisinde bugünkü müzakereler

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün Reisvekillerinden Fikri Apaydm'm reisliğin­de yaptığı toplantıda, Toprak Mahsulleri Ofisi hesabına yaptırılacak çe­lik siloların inşaat ye montaj işlerinde yolsuzluklar olduğu iddiasiyle es­ki İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı ile eski Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu haklarında meclis tahkikatı açılması sebebiyle C H.P. Kars mebusu Hasan Erdoğan tarafından verilmiş olan takriri müzakere ve red etti. Bu takririn görüşülmesine başlandığı zaman, reis ilk sözü eski İMisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yıırcalıya verdi. Sıtkı Yırcalı, dedi ki:

«FOA yardımından temin edilen Amerikan kredisi ile satın alman 240 bin ton İstiap hacminde çelik siloların inşaat ve montaj işlerinin Re'ymont Byrns Onganizstion isimli Amerikan firmasına ihalesi, bilâhare bu firma ile, çıkan ihtilâf neticesinde aynı işin ve buna ilâveten kurulacak silolar mecmuu 470 bin ton istiap hacimli çelik silo montaj işlerinin Raymond Concrete Pil Co'ye devir1 ve ihalesi münasebetiyle Toprak Mahsulleri Ofi­si Umum Müdürlüğü ile mezkûr firmalar arasında akdedilmiş mukave­lelerden dolayı Cumhuriyet Halk Partisinden Kars mebusu Hasan Erdo­ğan'ın meclis tahkikatı açılması talebine ait takririne arzı cevap ediyo­rum:

 Ana mukavele 25.4.1954 tarihinde akdedilmiş tasfiye ve devrin ana
hükümleri de o şartlara göre tanzim edilmiştir. Bu mukavele zamanı ve­kâletimden evveldir.

 Toprak Mahsulleri Ofisi hükmî şahsiyeti haiz bir müessesedir. Ve­kâletten alacağı direktif ve .mütalâalar işlerinin umumî prensip ve poli­tik veçhelerine ait tereddütlere inhisar etmektedir. Geri kalan bütün yet­kinin malî ve hukuki hususları kendisi tertip tanzim- ve yürütmekle mü­kelleftir.

Esasa gelince; 12 milyona yakın hibe ve 6 milyonluk munzam kredinin şart ve mahiyetine nazaran bu mukavelenin ilk akdi ile tasfiye ve devrin yapılmasında işin bir Amerikan firmasının nezaret ve murakabesinde yapılması mecburiyeti Hariciye Vekâletindeki tanzim edilen protokollar-da ve mezkûr vekâlet kanalıyla Ankara ve Was!hin£tün'da girişilmiş olan teşebbüslerde anlaşılmış ve bu hususlar yazı ile de vekâletimize teyid edilmiştir.

Tasfiye ve devir bir Amerikan firmasının nezareti altında bulunduğu takdirde Toprak Mahsulleri Ofisince teklif edilmiş ve devri üzerine alan firmaya verilmesi hususu da için müstaceliyet ve firmanın ehliyeti müsel­lem olduğu mütalâası ile yine Toprak Ofisi Umum Müdürlüğünce muva­fık .göTÜlmüştür. J3u husus vekâletim ize e bu teklif üzerine uygun müta­lâa edilmiştir.

Kaldı ki tasfiye ve devirde Amerikan firmasına sadece nezaret ve murakabe hakkı tanınmış inşaat ve montaj işlerinin. Türk mühendis ve mü­teahhitlerine ihalesi hususu temin edilmiştir.

3  Tasfiye ve devir anlaşması dolayısiyle kabul edilen 75 bin dolar ve 150 bin T.L. lık tediyeler ilk mukaveleye göre hiç bir vesikaya istinat etmeden ödenmesi kabul edilen sabit masraflardan iken devir ve tasfiye esnasında bu sarfiyat fatura resmî musaddak defter kayıtlarına göre ha­kikî masraflara inhisar ettirilmiş ve tasfiye anlaşmasının 3 ncü madde­sinin 5 nci bendindeki hükümlere dayanarak ödenmiştir.

4  Vergiler ana mukavelenin sarih hükümlerine göre esasen ofis tara­fından ödenecektir. Ve bu hükme istinaden ofisçe ödenmiştir.

Bütün bu mukaveleler, görüşmeler, cereyan eden muameleler Toprak Mahsulleri Ofisi, İktisat ve Ticaret Vekâleti, Hariciye Vekâleti, Ameri­kan Yardım Heyeti ile kademeler arasında görüşmeleri tespit eden resmî protokol, muhabere ve resmî kayıt ve vesikalara dayanmaktadır. Ve bü­tün hu vesikalara da teknik heyetlerin raporları bağlıdır. Ve bunlar da Tıer üç idarenin dosyalarında mevcut olan evraktır. Hâdisede bilhassa 12 milyon dolara yakın bir hibe ile 6 milyon dolarlık bir kredinin memleket leyhine kullanılıp kullanılmaması, bu husustaki şarta riayet ederek iptal edilip edilmemesi meselesi mevcuttur. Memleketin bütün hububatı­nı her mevsime ulaştırabilecek imkânların büyük bir kısmını sağhyacak olan böyle bir işin muayyen bir şarta riayet etmek suretiyle bir. an evvel gerçekleştirilmesi için elden gelen her türlü gayretin gösterilmesinden "başka ne yapılabilirdi? Aksine olarak bütün bu görüşme, yazışma ve te­şebbüslerden, sonra, hayır, bir Amerikan firmasının murakabesini istemi­yoruz, hibesinin ve kredinin bu şartını kabul etmiyoruz demek suretiyle dün takip ettiğimiz, suale ..maruz kaldığımız hareket tarzının aksini takip etseydik ve o zaman da 35-40 milyon Türk Liralık hibe iptal edilmekle kalmayıp ayrıca memleketimize kadar gelmiş ve iş yerlerine kadar sev-kedümiş silo malzemesinin 20-22 milyonluk bedeli, dolar olarak, bizden istenmiş olsaydı bugün bize tevcih edeceğiniz mesuliyet sualine nasıl ce­vap verebilirdik?

İşte asıl o zaman bizi bu mesuliyetten kurtaracak tek mazeretimiz bu­lunmazdı

Hiçbir maddî ve hukukî sebebe dayanmadan 60 milyon liralık bir menbadan ve onun »temin edeceği tesislerden memleketi mahrum etmek su­retiyle ürkeklik ve keyfî bir takdir hakkının kurbanı olurduk.

İddia edilen hususların geri kalanları sadece bu gibi mukavelelerin ma­hiyetinden doğan hususiyetlere taallûk etmektedir. Onlarda da ne usul ve ne esas bakımından bir mesuliyet mevzuu yoktur. Diğer işlerde ol­duğu gibi bunda da hattâ bazan ağır bile telâkki edilebilecek bir titizlik­le meseleleri tedkilk edip millet menfaatlerine göre en iyi sekli vermeğe uğraştık. Fakat bir defa da müsbet kanaata .vardıklar sonra kararlarımızı geniş ve cezrî olarak almakta ve memleket menfaatlerine en uygun bir tarzda tatbik için de maddî ve manevî takatimizin vüs'ati dahilinde cesaretle hareket etmekte tereddüt etmedik. Bu hâdisenin cereyanını tev­sik eden vesika ve muameleler de bu hareket tarzımızın yeni bir delilini vermektedir,

Er âdil ve en iyiye hükmedip karar verecek olan yüksek niyetmişindir.»

Fatin Rüştü Zoylu'nım konuşması

Eski Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu da yaptığı konuşmasın­da ezcümle şunları söyledi:

((Arkadaşımız Hasan Erdoğan'ın silolar hakkındaki takriri üzerine muh­terem arkadaşım Sıtkı Yrrcah'nm konusmasından sonra bana söyleyecek pek az şey kalıyor. Mesele gayet basittir. Türk ve Amerikan hükümetle­ri, iktisadî işbirliği anlaşmasının tatbik safhalarından biri olarak Türki-yenin en büyük ihtiyacı ol'an iki yüz küsur bin tonluk kapasitede bir si­lonun imali hususunda anlaşmaya varmışlardır. İlk önce bu çelik silola­rın malzemesi için 7 milyon dolarlık bir para tahsis edilmiştir. Bu para tahsis edilirken, bunun montajının ehil firma tarafından 'yapılması sağ­lanmış bulunuyordu.^ Bu .çelik silolar 53-54 tahsisinden malzeme olarak gelmiştir. Ve 954 senesi iptidasında hepsi teslim edilmiş bulunmaktadır. Şimdi bunların montaj işi kalıyor. Montaj işi yapılırken bunun ayrıca 1 milyon 200 küsur bin dolarlık bir .masrafı mucip olacağı ortaya çıkıyor. Türk - Amerikan makama ti bir araya geliyor ve bunun da temin edilebi­leceği söyleniyor. Fakat bunun da şartı aynıdır. Yani bir Amerikan fir­masının montaj işleriyle meşgul olması şartı..

Burada arkadaşım Hasan Erdoğan soruyor, diyor ki, Türk firmaları ne­den bu montaja iştirak ettirilmemişti-r de sadece Amerikan firmaları .iş­tirak ettirilmiştir? Bu, bize verilen, paranın şartlarından doğan bir veci­bedir. Bu, iktisadî işbirliği anlaşmasının iki tarafı bir araya gelerek var­dıkları bir neticenin icabatındandır. Binaenaleyh herhangi bir suiidare, herhangi bir yanlış hareket mevzuubahis değildir. Şarta uygun oîarsk Amerikan firmaları müracaat ediyorlar ve bunların yaptıkları teklifler toprak ofisin teknik heyetleri tarafından tetkik ediliyor ve buna göre iç­lerinden 'bir firmaya ihale ediliyor. Burada, usul bakımından beni alâka­dar eden bir husus yoktur. Çünkü o tarihte vekâlet makamını işgal etme­diğim gibi metousluk sıfatını da haiz bulunmuyordum.

Fakat, muamelelerde tam ve dürüst hareket edildiğine kani olduğumu belirtmek isterim.

Bilâhare bu mukavelenin tatbikatına başlanıyor ve Amerikan firması ile birtakım ihtilâflar çıkıyor. Bu ihtilâf II ay kadar devam ediyor ve iki ta­raf birbirinden şikâyetçi oluyor. O zaman FOA gene aramızdaki anlaşma icaToatmdan olarak müdahale ediyor. FOA, .Toprak Ofis ve Amerikan şirketi arasında cereyan eden müzakerelerde bir anlaşmaya varılamıyor. İşler de yürümüyor. O zaman Toprak Ofis işi feshetmek yoluna gitmek is­tiyor. FOA idaresi kargısına çıkıyor, bunu fesih yoluna giderseniz ben de verdiğim 7 milyon dolarlık malzeme bedelini geri alırım, diyor. Ti­caret Vekâletine müracaat ediyorlar. Orada yaptıkları konuşmalar neti­cesinde Hariciye Vekâletinde bir toplantı tertibine karar veriyorlar. Top­lantıda işin kârlı ve zararlı tarafları uzun uzun teşrih ediliyor. Amerika­lılar taleplerinde musir davranıyorlar.

Bir yandan da Toprak Ofisin elinde bulunan ,yedi milyonluk çeliğin be­delinin Amerika'ya iadesi, 6.5 milyonluk henüz kullanılmamış kredinin iptali gibi meseleler mevzuu bahis oluyor. Fesih ve tasfiye şıkları ince­leniyor. Fesih edersek bütün bu 17 milyon dolardan mahrum olacağız. Tasfiye yoluna gidersek bunlar .bizim üstümüze kalacak. Gene bunlardan istifade edceğiz. J3u iki vaziyet .arasında tercih.. Hangisini tercih ederse­niz, tereddüd etmeğe imkân yok. Gayet tabiiî olarak dolar yardımlarının .devamını ve alınan 7 milyon doların iade edilmemesini tercih etmiş bu­lunuyoruz. Bunun üzerine de müzakereler devam ediyor. O sırada ÎCA'-nm daire başkanı değişiyor. Yeni bir zat geliyor. İşte o zaman 'ben Hari­ciye Vekili bulunuyordum. Ekim 1955 de müracaat ediyoruz. Diyoruz ki, bırakın bunu biz yapalım, siz de bu paraları geri 'almaktan vazgeçin. Ame­rikan hükümeti ve banka aynı cevabı veriyorlar, diyorlar ki: Fesih yo­luna giderek evvelce size verdiğimiz 7 milyon dolar geri alınsın, hibe olarak verdiğimiz 2,5 milyon dolar iptal edilsin, ilgili banka da, ben de kredimi keserim. Gene aynı vaziyet karşısında bulunuyoruz. Verilecek karar aklı selim bakımından gayet tabiî olarak aynı oluyor. Ve gene bu işin idare ve nezaretinin bir Amerikan firmasına verilmesi şeklini ihtiyar ediyoruz.

Vergi ve zarar bahsine gelince: Bunu Sıtkı Yırcalı arkadaşım gayet vazıh şekilde vesikalara dayanarak izah etti. Bunların vesikaları meydan­da ve açıktır.

Hasan Erdoğan'ın (konuşması

Takrir sahibi Kars mebusu Hassn Erdoğan (C.H.P.) kürsüye geldiği za­man çelik silo inşaatının Amerikan firmalarına verilmesi üzerinde dur­madığını belirtti. Ancak Amerikan firmaları arasında bir tercih yapıldı­ğını, inşaatın en müsait teklifi veren firmaya değil, üçüncü derecede tek­lif yapan firmaya ihale edildiğini, daha sonra Toprak Mahsulleri Ofisi ile firma arasında ihtilâf basgösterdiğini, isin uzun zaman sürüncemede kaldığını, bu arada Ofisin firmaya müteaddid imkânlar sağladığını,ihtilâflar halledilmeyince inşaat isinin başka bîr Amerikan firmasına verildiğini, bu yeni .firmanın da yeni teklifler ortaya attığını, sövledi. Ha­san Erdoğan, bundan sonra bu silo inşaatı dolayısiyle yapılacak Ameri­kan yardımı üzerinde durarak yardımın yarısından fazlasının idarî ne­zaret karşılığı olarak inşaatı deruhte eden Amerikan firmalarına peri verildiğini ifade etti- Bundan sonra, idarî nezaret mukavelesini ele alan hatip, idarî nezaret mukavelesine de riayet edilmediğini, beyan eyledi.Meclis tahkikatı talebi kabul edildiği takdirde, elindeki vesikaları orta­ya çıkaracağını bildirdi.

Ticaret Vekilinin konuşması   :

İktisat ve Ticaret Vekili Zeyyad Mandalinci, Hasan Erdoğan'ın ileri sür­düğü .fikirleri cevaplandırarak, 1952-53 yıllarında silo inşası için tahsis edilen Amerikan yardımı hakkında izahat verdi. Daha sonra silo insatının ihalesine talro olan yedi Amerikan firmasının durumunu, anlattı. Ve ToDrak Ofisin bir Amerikan firmasını tercih etmesinin sebeplerini sulattıktan sonra sözlerine söyle devam etti:

«îtaimond Concrete Pay müesses esinin işe gec başlamasına gelince,bu da bir realitedir. Hakikaten, buradaki misyonun bir ümit için bize yazdı­ğı mektup, bu mektuba cevap ve nihayet, mecburiyet karşısında Raimond Concrete Pay müessesesiyle yaptığımız anlaşmanın meriyete  girmesi için Amerikan hükümetiyle vaki formalitelerin ikmali bu gecikmeyi zarurî kılmıştır. Nihayet bunlar 24 saatlik foir iş değildir. Bir devlet me­kanizması .içinde birkaç ayda görülebilecek işlerdendir. Nitekim birkaç ay" bu. şekilde geçmiş ve R. Concrete Pay şirketi işe 'birkaç ay geç başlamış­tır. Bugün,fiilen, iki aydanberi, bu firma çalışmakta ve 24 inşaat yapmak­tadır ve. ,24 yerde yapılan inşaat için bu firmaya ödenen para 1802378 lira:. 12 kuruştur. Bunu Ticaret Vekâleti ve hükümet adına memnuniyetle-karşıladığımı belirtmek isterim.

Bunun yanında bir de ortalarda dalma dolaşan bir söylenti vardır. Bir­çok maddeler bozulmuş, gelen malzeme mahvolmuş vesaire. Birçok yer­lerde inşaata süratle başlamayı temenni ettiğimiz için Toprak Ofisi nak­liyat yapmış ve çimento nakletmiştir.   Hakikaten hiç bir suretle elimizde olmıyan sebepler yüzünden bir gecikme ve bu yüzden bir zarar olmuş­tur. Bunun da miktarını söyletmek isterim. İnşaat yerlerine ofisin taşımış bulunduğu bir miktar çimentodan 100 ton kadarı hakikaten evsafını kay­betmiştir. Bunun kıymeti ise 10 bin liradır. Fakat, bunun da bir gramı da­hi zarar edilmemiş ve hepsi temel inşaatında kullanılmıştır.

Bir nokrayı dahe. müsaadenizle izah etmek isterim. Elimizde bu firma ile Toprak Mahsulleri Ofisi arasında yapılmış olan bir mukavele vardır. Bu mukavelede gayet sarifh bir hüküm mevcuttur. Bu tamamen unilatöral-dir. Toprak Mahsulleri Ofisi 'bu mukaveleyi feshetmek imkânlarına sa­hiptir. İsterse şu anda, yüksek meclis Ibuna karar verirse, hükümetiniz Toprak Mahsulleri Ofisine emir verir ve .1 (milyon, 800 bin liradan ibaret olan anlaşmanın bu kısmını feshettir eb ili r. Amma neticede kâr mı olur yoksa zarar mı? Zarar olur arkadaşlar. Bir defa bize Conditionnel olarak verilmiş bulunan yardımların karakter ve hüviyeti için de dünyanın her tarafında tatbik edilen, ahkâmın, şartların icabı olarak, 9 milyon dolarlık bir ve 6 milyon 50 bin dolarlık iki malzemeden ve bu arada da 1 milyon 695 bin dolarlık gene inşaat yardımından sarfınazar etmekliğinıiz lâzım gelir.

Zannediyorum ki, bu hususları arzetmek suretiyle yüksek meclise bazı nokralar üzerinde lüzumlu malûmatı vermiş bulunuyorum.»

Muammer Çavuşoğlu'nun konuşması

İktisat ve Ticaret Vekilinin konulmasından sonra kürsüve gelen Nafıa' Vekili Muammer Çavuşoğlu da çelik silo inşaatının maliyet ve kâr esası üzerinden tahlilini ysıparsk, inşaat için firmalarla yapılan anlaşmalarda bir yolsuzluk bulunmadığını, vapılan masrafların zarurî olduğunu belirt­ti ve Türk firmalarının niçin bu işe sokulmadığı mevzuunda da ezcümle şunları söyledi:

«Türk müteahhitleri, birçok ıjpleri muvaffakiyetle, başarı ile tatbik  et­mişlerdir. Ancak silo insaftı bize verilmiş olan hibe şartı olarak ortada duruyor ve bu işin Amerikalı firmalarca yapılması lüzumu ileri sürülüyordu. Bu şartı dikkatten uzak tutmamak icabeder.

Nihayet, Türkiyede. hiç tatbik edilmeyen çelik siloların Türk müteahhit­leri tarafından yapılacağını iddia etmek, parayı veren Amerikalı mükel­leflere (karsı biraz güç olurdu. Zaten onlar da bunu derhal reddederlerdi. Bize bu işi .yapan Türk firmalarından misal gösterin, derlerdi.

Kaldı ki, bu işten, temin edilmiş büyük bir fayda da vardır. Burda, Ame­rikalıların .şevki idaresi ve nezareti mevzuu bahistir. İşin, Amerikalıların şevki idaresi ve nezareti altında Türk müteahhitleri tarafından yapılmış olması hakikaten büyük bir faydadır.»

Fethi Çelikbaş'ın konuşması

Burdur mebusu Fethi Çelikbas (Hür. P.) Nafıa Vekilinin beyanatından sonra kürsüye geldi. Fethi Çelikbaş, mevzuu müzakere olan ve Toprak Ofisle alâkalı Amerikan firması arasında imzalanan mukavelenin kend vekilliği zamanına isabet etmesinden dolayı söz aldığını bildirdi. Fethi Çelikbas bu durum muvacehesinde eğer meclis, tahkikatın açılmasına karar verirse, bu tahkikata kendisinin de sokulmasını talebetti ve mez­kûr mukavelenin imzası sırasında Fatin Rüştü Zorlu'nun Hariciye Ve­kâleti Vekili olarak kredi işiyle uğraştığını söyledi. Fatin Rüştü Zorlu oturduğu yerden, kendisinin o zamanlar mebus ve Hariciye Vekâleti Ve­kili olmadığını, yalnız NATO'da büyükelçilik vazifesini gördüğünü bil­dirdi.

Bunun üzerine Fethi Çelikbas, Fatin Rüştü Zorlu'nun Büyükelçilik şıfatiyle ve iktisadî işbirliği umumî kâtibi olarak Toprak Ofisle olan müna­sebetlerde büyük rol oynadığını ifade eyledi ve hâlen müzakeresi yapıl­makta olan mesele meclis tahkikatı mevzuu haline gelirse alâkalı vekil sıfatiyle bu tahkikat sırasında birçok şeyler söyleyeceğini sözlerine ilâve etti.

Başvekil Adnan Menderes kürsüde:

Bunun üzerine kürsüye gelen Başvekil Adnan Menderes, sözü geçen yar­dımın ne kadarı kredi, ne kadarı hibe olduğu hakkında Fethi Çelikbaş'ın bir sualine temas ederek konuşmasına başladı ve ezcümle dedi ki:

«Burada bunun ne kadarının kredi, ne kadarının hibe olduğu 50 defa tek­rar .edildi. Bunun bir kısmı kredi, bir kısmı hibedir. Hibe şartı, Amerika üzerinden kullanılması, Amerikalı firmalara yatırılmasıdır. Bu katıksız hakikat kendisine malûm olsun.

İnşaatta henüz .netice alınmadan niçin 6 milyon dolarlık kredi alınmış ve işler niçin bu mecraya sevkedilmiş deniyor. İşte işleri bu mecraya sevke-den iradedir ki, suçlu görülmesi lâzımgelir. Burada hükümet, mukavele­nin akdinde hiç bir anormal vaziyet olmadığını, işin doğru ve dürüst ce­reyan etmiş bulunduğunu ifade etti. Ondan sonra gene hükümet adına yapılan beyanda, isin tahkiki sonunda muamelelerin anormal cerevan et­mediği belirtildi. Fethi Çelikbas muamelelerinin butlanını ifade eder tarzda konuştu, siz yalnız kendimize ait olanını söylediniz, halbuki mu­kaveleyi ben akdettim diyor. Kendisinden hesap soran vok, isteven yok, zaten rolü mukavele akdetmekten ibaret kalmış şimdi, bir tahkikat aça­lım da bir cümbüş olsun, diyor bunun neticesi ne olacak? Kendi zannınca kahraman olacak? Kendisi hükümette değil, hükümet de olmak ihti­mali de mevcut değil, yalnız bir mukavelenin aktinde bulunmuş bu akde­dilen mukavelede de mesuliyeti mucip hiçbir şey yok. Hal böyle iken «be­nim de isimim karıştırıldı, benim hakkımda da tahkikat açılsın» diye ifa­dede bulunmak hamamda şarkı söylemeğe, gurbette öğünmeğe benzer.

Bu meclisi dolduran muhterem zevatın zihninde Fethi Çelikbaş'ın bu iş­le alâkası olduğuna dair zerre kadar bir şüphe ve tereddüt mevcut de­ğildir. Bu vaziyette behemehal tahkikat açın diye, sırf ucuz bir kahra­manlık elde etmek için burada söz alıyor. Bu yakışmaz ciddiyetle kabili telif değildir. Daha ciddî mevzular vardır. Tahkikat açılmasını onun için isteyin.

Şunu da söyliyeyim ki kendisi bir müfteridir. Çünkü işleri evvelâ Fatin Rüştü Zorlu bu yola sevketmiştir, diyor. Verilen cevapta «ben o tarihte vekil değildim» deniliyor. O zaman diyor ki «vekil değilsen iktisadî işbir­liği kâtibi umumîsi de md değildin? Cevap: «hayır o da değil» bu sefer diyor ki, «amma sen nüfuzlu bir şahsiyetsin, bu işleri bu şekilde sen yaptırırsın.»

Muhterem arkadaşlar, işte iftira buradadır. Ve işin çirkin tarafı budur. Bu çeşit mantıkla böyle bir vahinıeyi daha da ileriye götürebiliriz. Bu mukaveleyi vekilken kendisi imzalamış, ondan sonra vekillikten çıkmış demek ki mukavelenin imzasında Fethi Çelikbaş acaba bilâhara -mahzur diye söylenen, suiistimalleri mucip diye tasvir edilen halleri mukavele­nin imzasından evvel hazırladı da sonra vekillikten ayrılması sebebiyle tatbikine imkân bulamadı da, onun için mi böyle bir batıl vâhimenin içine girdi.

Dün beraber çalıştığı, kararlara beraberce iştirak ettiği arkadaşlarını,hem de iştirak zamanına ait hususlardan dolayı yuvarlak lâflarla, hiçbir öze, esasa istinat etmeden burada kötülemesi, haklarında kötü telâkki­lere, kötü kanaatlere .yol açacak sözler söylemesi, müfterilikten başka birşey değildir, arkadaşlar.»         

Önergeler üzerindeki müteakip görüşmeler

Başvekili takiben Konya mebusu Himmet Ölçmen söz aldı. Silolar mev­zuunda burada takrir sahibi tarafından okunan r?kamların realitelere intibak tarafı mevcut olmadığına işaret eden Himmet ölçmen, teklif sa­hibi iki firmanın teklifleri arasında 7-8 milyonluk fark olmasına r?&men çok ,fiyat veren firmaya ihalenin yapıldığı yolundaki iddiaların da asıl­sız olduğunu açıkladı. Sabit kâr teklifleri arasındaki farkın sadece 500 bin liradan ibaret olduğunu belirterek bu işin safhaları etrafında teknik mü­dellel izahat verdi. İhaleyi tasdik eden Toprak Ofisi idare meclisi .ile fen heyetinin raporlarında hiçbir muhalefet şerhi mevcud bulunmadığını kaydetti. Sözü g'eçen 500 bin liralık farkın da, müddet, personel adedi ve kullanılan, teçhizat ve malzemenin kiralanması veyahut satın alınması gibi ayrı hususiyetler dola'yısiyle meydana gelmiş bulunduğunu aşılattı.

Ofisin, en isabetli hareket hattını takip ettiğini acıklıyan Himmet Ölç­men, müteahhidin ivi çalışmamış olabileceğine, ,fakat vakıa böyledir di­ye hâdisede mutlak bir volsuzluk veya hırsızlık aramağa kalkmanın yer­sizliğine dikkati çekti. Mukavelenin tasfiyesi sırasında ödenen, paranın tamamen rakamlara müstenit .sarfiyat olduğunu, milyonlarla İfade edil­mek istenen kaybın hakikatte 50 bin Türk lirasından ibaret bulunduğunu söyledi.

Fethi Çelikbaş tekrar söz aldı. Bu mesele D.P. Grupunda görüşülürken kendi ismi etrafında bir tereddüt havası yaratıldığını, ayrıca bu mukavelenin kimin zamanımda imzalandığı hakkında burada sual sorulmak sure­tiyle kendisinin ima edildiğini ileri sürdü. Mevzua bu sebepten girdiğini yoksa münakaşayı umumî 'bir istikamete şevke tanenin kusuru kendisin­de olmadığını kaydeden Çelikbaş, eğer mukaveleyi, vekâleti zamanında kendisi imza etmişse Ofisle Vekâlet arasımda bir yazışma olup olmadığını öğrenmek istediğini belirterek kürsüden ayrıldı.

İktisat ve Ticaret Veikili Zeyyad Mandalinci, filhakika bu mesele üzerin­de Ofisle Vekâlet arasında, Fethi Çelikbaş zamanında bir yazışma oldu­ğunu söyledi ve tarih ve numarasını verdi. Bunda "döviz kaymaklarımız müsaade etmediği için ihalenin yalnız Amerikan firmaları arasında ya­pılması zaruridir ilah...» deniliyordu. Zeyyat Mandalinci, hrbe ve kredi unsurlarına da temas etti. 26 nisan 1954 tarihinden evvel sağlanan on milyon liralık kredinin 7 milyon liralık kısmını ofise tahsis edenin biz­zat Fethi Çelikbaş olduğunu açıkladı.

Son olarak tekrar takrir sahibi ..Hasan Erdoğan kürsüye geldi. Toprak Ofi­sin raporundan parçalar okudu ve en uygun teklifi hangi firmanın ver­diğini bu rapordaki izahatı mukayese ederek çıkarmak mümkün, olacağı­nı ileri sürdü.

Fakat asıl tasfiye .anlaşması üzerinde durmak gerektiğini belirterek gö­rüşünde İsrar, ettiğini söyledi.

Reis, başka söz isteyen olmadığı için, Kars 'mebusu Hasan Erdoğan'ın takririni reye koydu. Neticede, çelik silolar inşaatından dolayı eski İkti­sat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı ile eski Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu hakkında Meclis tahkikatı açılması hakkındaki talep, büyük bir ekseriyetle reddolundu.

Cuma günü saat 15 de toplanılmak üzere reis saat 19.20 de oturuma son verdi.

Büyük Millet Meclisi taüzakereleri     
15 Haziran 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reis Refik Koraltan'ın riyasetin­de toplandı.

Celse açıldığı zaman, ruznamede mevcut bulunan kanun lâyihalarının sual takrirlerinden önce konuşulmasını derpiş eden takrir kabul olunarak lâyihaların müzakeresine geçildi.

Türk Ticaret Kanunu lâyihası ;

Türk Ticaret Kanunu lâyihasının müzakeresi münasebetiyle söz alan Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, lâyihayı takdim ederken şu konuşmayı yaptı:

«Meriyette bulunaın 865 numaralı (Ticaret Kanunu) ile bu kanunun bir devamı olan 1440 numaralı (Deniz Ticaret Kanunu) nun ilgası ile bun­ların yerine yüksek tasvibinize arzolunan (Türk Ticaret Kanunu) tasarı­sının kabulünü rica ediyoruz. Bu iki mühim ana kanunun neden dolaıvı tadiline lüzum hissedildiği sayın BaşveMİ Adnan Menderes tarafından 17.11.1951 tarihinde Büyük Millet Meclisi riyasetine takdim olunan tasa­rının esbabı muebesinde izah edilmiştir. Tasarı ve esbabı mucibe o ta­rihte tevzi edilmiş ve her birinizin takdirinden geçmiş olduğu cihetle hükümetin bu husustaki görüşü yüksek 'heyetinizin malûmudur. Ancak memleketin ekonomik ve ticarî hayatında pek büyük ehemmiyeti haiz olan bu ana kanunların tâdili lüzumunun bugüne kadar üzerinde tekrar tekrar hassasiyetle durularak elde edilen neticelere göre bir kere daha yüksek heyetiniz huzurunda kısaca İzahını yapmayı faydalı ve zarurî te­lâkki etmekteyiz.

Bugün tatbik edilmekte olan Ticaret Kanunu 29/ mayıs/ 1926 tarihinde Büyük Millet Meclisince kabul edilmiş .ve 28/ haziran/ 1926 tarihinde res­mî gazete ile neşredilerek 4/ ekim/ 1926 tarihinde meriyete girmiştir. 30 senedenberi meriyette bulunan "bu kanunun tâdili fikri meriyetinin daha ilk senelerinde bıa$ gö&i'ermiş ve o zaimandanberi neşredilen, makalelerde, ilmî etüdlerde, meslekî eserlerde. Adliye Vekâletince teşkil olunan komis­yonlarla İstanbulda Ticaret ve Sanayi Odasında tacirler ve hukukçular­dan terekküp eden komisyon tarafından hazırlanan raporlarda, reylerine ^müracaat olunan hâkim ve hukukçular tarafından serdedilen mütalâalarda hep, kanunun tâdili lüzumu belirtilmiştir. Meriyetinin daha ilk yıllarında beliren bu umumî kanaat bugün bu ihtiyacın daha şiddetle mevcut olduğu merkezindedir. Filhakika, Ticaret Kanunumuz daha me­riyete girdiği anda tadile muhtaç bulunuyordu. Zira bu kanun hazırla­nırken mecelle henüz meriyette idi. Ticaret Kanununu hazırlayan komis­yon Mecellenin kaldırılıp verine İsvjcre Medenî Kanununun ikame edi­leceğini bilmiyordu. Yeni kanunu hazırlamaya memur edilen komisyon, en ziyade Avrupa kaynaklarından istifade suretiyle yepyeni bir eser vücude .getirmeyi hedef ittihaz etmişti Bu zihniyetle işe başlayan komisyon yeni kanun tasarısını fıkha istinad eden, Mecelle ile telife imkân görme­diği için medenî hukuk vazifesini gören Mecelleden tamamen müstakil ve aslında medenî 'hukuk sahasına girmesi lâzım gelen bir çok meseleleri ihtiva eden bîr kanun hazırlamayı düşündü ve böylece borçlar hukukun­da tanzim edilmesi icabeden bir çok kaide ve (prensipleri de ihtiva eden ve mecelleden tamamen müstakil hüviyette bir kanun projesi meydana çıktı.

Bu proje son şeklini aldıktan sonra, inkılâplarımızın zarurî neticesi ola­rak Mecellenin ilgası, ,m!odern medenî kanunlardan birisi olan İsviçre Medenî Kanununun kabulü meseleleri ortaya çıktı. Hukuk Inkilâbını bir an önce tahakkuku düşüncesiyle İsviçreden alman medenî kanun ve borçlar kanajnu projesiyle hususî komisyonca hazırlanan Ticaret Kanunu projesi, aralarındaki ahenk temin edilmeden Büyük Millet Meclisince ka­bul edilerek 4 ekim 1926 tarihinde meriyete kondu. İste daha o günden iti­baren Medenî Kanunla Ticaret Kanunu arasında bir ahenksizlik meydana gelmiş bulunuyordu. Malûm olduğu üzere medenî kanunla ticaret kanunu arasındaki ahenk bu kanunlar arasındski münasebetin temini ile tesis olunabilir. Bunun için de esas kaidelerin Medenî Kanunda, istisnaların da ticaret kanununda tanzimi lâzım gelmektedir. Halbuki İsviçre medenî ka­nunu ile borçlar kanununun iktibas etmekle ticarete müteallik birçok hususî hükümleri bu iki kanunla kabul etmiş bulunuyorduk. Zira İsviçre'de ti­carete müteallik hususî hükümler ayrı bir ticaret kanununda tanzim edil­miş olmayıp esas itibariyle borçlar kanununda yer almış bulunmaktadır.

Bu kanunları İsviçreden alırken (ticaret şirketleri, kıymetli evrak, tica­ret, kanunun unvanı ve ticaret sicili)ni ihtiva eden İsviçre Borçlar Kanununun üçüncü kısmını iktibas etmemiş, fakat diğer kısımları olduğu gibi almıştık.

Diğer cihetten borçlar hukukunda tanzimi icabeden bir çok kaideleri ih­tiva eden ticaret kanunu projesini de kanun haline koymuştuk. Böylece bu iki kanun arasındaki ahengin temini şöyle dursun, aynı mesele ve mevzularda bir yığın mükerrer ve mütazat hükümler ortaya çıktı.

Hukukun en mühim müessese ve mevzularında çok sayıdaki tekerrürlerin ne kadar karışık bir durum yarattığını izaha bile lüzum yoktur. Bu karı­şıklık sadece bu tekerrürlerin yarattığı halin neticesine inhisar etmeyip bu mükerrer hükümlerden bazıları arasındaki çok büyük farklardan ve tezatlardan husule gelenler de vardır. Bu halin başka hiç bir memleketin mevzuatında bulunduğunu tahmin etmemekteyim.

Bu mükerrer hükümler dolayısiyle mahkemelerin vazifesi ve muamele­nin mahiyeti bakımından o kadar çok meseleler ortaya çıkmıştır ki, bu çeşitli meseleler karşısında ilgililer hukukî durumu tâyinde tereddüde düşmekte, kanunu tatbik vazifesiyle muvazzaî ulanlar da her yeni hâdise karşısında bu hükümleri telif yükü karşısında kalmaktadırlar. Hükümle­rin çokluğu yüzünden ortaya çıkan meseleler bazan tefsir yolu ile de hal­le dilebilnek'te, yekdiğerine zıt kararlar ve içtihatlar ortaya   çıkmaktadır.

Ticaret Kanununun ticaret şirketlerine ait hükümleri ile Medenî Kanu­nun hükmî şahıslara müteallik hükümleri arasında ahenksizlik de bir çok münakaşalara sebebiyet vermiştir. Binaenaleyh, başka sebepler mevcut olmasa bile yalnız bu durum, Ticaret Kanununun tadilini haklı gösteren başlı başına bir sebeptir.

Adliye Vekili, daha sonra kanunun dil bakımından da bugün merî ka­nunlardan' hiç birine uymadığını misallerle belirtti, bazı hükümlerin ar­tık ihtiyaçlara uymaz hale geldiğini kaydetti.

Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, bundan sonra, lâyihanın mad­deleri üzerinde teknik malûmat verdi ve konuşmasını şöyle bitirdi1.

Tasviplerinize arzolunan tasarı ticaret kanuniyle uzaktan yakından alâ­kalı muhitlerin, ve ihtisas erbabının mütalâaları alınmak suretiyle uzun bir mesai neticesinde hazırlanmıştır. Bu sahadaki ihtiyaçları karşılamak, kara ve deniz ticaretimizin inkişafııu sağlamak, tatbikattaki pürüzlü me­seleleri halletmek ve isleri sürüncemeden kurtarmak için ne mümkünse yapılmıştır. Bilhassa Adliye Encümeniniz yıllarca bu kanun üzerinde ça­lışmış çok esaslı, hayırlı ve isabetli tâdiller yapmıştır. Böylece beşerî eser­lerde istihsali mümkün olan mükemmeliyette bir eser vücuda gelmiştir.

Bu kanunun müstacelen, tercihan ve kül halinde müzakere ve kabulü lâ­zımdır. Müstaceliyet ve tercih sebeplen izahatımdan anlaşılmış bulun­maktadır.. Kül halinde müzakeresi meselesine gelince: Büyük kodların "bilhassa teknik hususiyetleri olan ve tam bir sistem teşkil eden bu gibi ana kanunların madde madde müzakeresi mutad değildir.

Bilâkis, muhtelif zümrelere mensup erbabı ihtisasın tetkikinden geçmek suretiyle hazırlanan bu gibi ana kanunların kül halinde müzakere ve ka­bul edilmiş olduğunu hatırlattıktan sonra, sözlerini şöyle bitirdi:

«Yüksek Meclisin muhterem azasının lâyihayı 15 gün zarfında tetkik bu­yurarak yapılacak tadil tekliflerinin evvel emirde yüksek riyasetçe Ad­liye Encümenine havale buyur utmasını ve orada yeniden tetkik ve bir mazbataya raptedildikten sonra yüksek Meclisçe sadece bunlar üzerinde, gene tercihan ve müstacelen görüşülmesi suretiyle kanunun yürürlüğe giriş ve uygulanma şekli hakkındaki kanun ile birlikte kül halinde kabu­lü ile maksada erişebileceğini yüksek takdirlerinize saygı ile arzederim.»

Neticede, Türk Ticaret Kanun Lâyihasının müzakeresine başlanılması dolayısiyîe. tâdil tekliflerinin 23 haziran tarihine kadar riyasete verilme­sini, 29 haziran tarihinde de Encümen tâdil teklifleri hakkındaki raporu ile lâyihanın takdimen, müstaceliyetle ve kül halinde görüşülmesini der­piş, eden ve Adliye Vekili tarafından imzalanmış bulunan takrir reye va­zedilerek kabul olundu.

Büyük Millet Meclisi pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'ın Dünya Parlâmentolarına yolladığı mesaj:

17 Haziran 1956

 Ankara :

"Yunan Parlâmentosu Başkanı Mösyö Rodopulos'un Kıbrıs'taki tethiş ha­reketlerinin mes'uliyetini Türklere yükleyerek dünya efkârı umumiyesini Enosis dâvası lehine kazanmak mak'sadiyle bütün memleketlerim par­lâmentolarına 6 haziranda yolladığı mesaj üzerine, Büyük Millet Meclisi­nin 13 haziranda ittifakla ittihaz ettiği karar gereğince Büyük Millet Mec­lisi Başkanı Refik Koraltan aynı memleketlerin Parlâmento Başkanlarına aşağıdaki mesajı göndermiştir:

«Yunan Millî Meclisi Reisi Mösyö Rodopulos, Yunan Parlâmentosu adına, dünyadaki bütün parlâmentolara 6 haziran'da gönderdiği bir mesajda, «güruh» ve «ehemmiyetsiz bir ekalliyet» diye tavsif ettiği Kıbrıs'taki Türklerin oradaki halkı öldürdüğünü, yaraladığını, mallarını yağma et­tiğini iddia eylemiş ve bunu protesto ederek yardım talebinde bulunmuş­tur.

Hakikatleri baştan basa tahrif etmek suretiyle, bir yandan, Kıbrıs ta ika edilen cinayetleri masum Türk cemaatine yüklemek, öte yandan da, dün­ya efkârı umumiyesinde Kıbrıs'ın Yunanistan tarafından ilhakı dâvası le­hinde sempati 'toplamak gayesini güden bu telgraf bütün Türkiye'de derin bir infial uyandırmıştır.

Reisi bulunduğum Türkiye Büyük Millet Meclisi, 13 haziran içtimaında, tam bir ittifakla ve heyecan içinde bana, Yunan Millî Meclisi Reisinin me­sajını gönderdiği bütün (parlâmentolara Türkiyenin infialini ve hakikat­leri telgrafla ifade etmek hususları, Türkiye Büyük Millet Meclisi namına, şahsınızın ve memleketinizin parlâmentosunun yüksek takdirlerine arza müsaraat ediyorum.

Kıbrıstaki Türk cemaati, Mösyö Rodopuîos'un mesajında iddia olunduğu gibi, ehemmiyetsiz değildir. Adanın 500 binden ibaret bulunan mecmuu nüfusu içinde ve takriben 370 bin Rumca konuşan halka mukabil 120 bin. Türk aslından Kıbrıslı vardır.

Kıbrısta tethiş hareketlerine bir seneden fazla bir zamandan beri sistem­li bir şekilde tevessül eden, E.O.K.A. isminde gizli bir teşkilâttır ki, bu, oradaki Yunanca konuşan halktan bazı kimselerle Yunanistan'dan gizlice gelmiş subaylar tethişçilik mütehassısları ve gönüllülerden müteşekkil­dir. E.O.K.A. azaları, ellerindeki silâhları mahallî hükümetin emri hilâfı­na olarak, muhafaza ettikten başka 'gizlice Yunanistan'dan silâh almış ve oradan gelen paralarla silâhlar temin etmiştir.

Bunlar, bir zamandan beri, mahallî idare emrinde çalışan Türk polisleri öldürmeğe başladıkları gibi. Türklerin bulundukları köylere de geniş ta­arruzlar tertipleyerek, kadın, erkek, çocuk, büyük herkese kanlı ve utanç verici tecavüzler yapmakta, evlerini, mallarını tahrip etmektedirler, bü­tün bu vakıalar fiilî delillerle ve vesikalarla sabittir.

Kıbrıstaki Türklere gelinde: Bunlar mahallî hükûmetin emrine itaat ede­rek ellerindeki silâhları teslim ettikten başka kendilerine -E.O.K.A.cılar İçin olduğu gibi dışarıdan silâh yardımı da yapılmamaktadır. Bu itibarla Mösyü Rodopulos'un telgrafında ileri sürülen tethisçiliğe tevessülü müm­kün kılacak maddî imkânlardan dahi mahrumdurlar. Eesasen, Mösyö Rodopulos'ua «gürük» diye tavsif ettiği bu Türkler, kanun ve nizamlara riayetkârlıkları ile tanınmış ve Kıbrıs'ın Yunanistan tarafından ilhakına bütün mevcudiyetleriyle muarız olmalarına rağmen haklı dâvalarını meş­ru yollardan müdafaayı tercih etmekte olmaları ile temayüz etmişlerdir.

Tedhişçilerin ika ettikleri fecaiden duydukları nefreti ifade ve nefislerini müdafaa için tevessül ettikleri hareketlerin, tethisçilerin yaptıkları ile yalnız mahiyet bakımından değil, şiddet ve vüs'at bakımından da, en ufak ölçüde kıyas kabul edemiyeceği açık bir hakikat olarak ortadadır.

Kıbrıs adasında olup bitenler gibi Kıbrıs meselesinin heyeti umumivesi hakkında da hakikatleri tamamen tahrif eden ve bütün, gayesi bu adayı Yunanistan'a ilhak gibi haksız bir dâvayı tahakkuk ettirmek olan bir sü­rü propagandalar yapılmaktadır. Bu bakımdan da hakikî durumu olduğu gibi göıpteı-er. islerin Ic vüzünü acığa vuran Kıbrıs ile hayatî alâkası bu­lunan. Türkivenin marsık, hak ve nasafet kaidelerine dayanan tezini ve durumunu izah eden h^r cok resmî vesikalar mevcuttur. Bunların ana hatlarını bile -kısa olmasını tercih ettiğim- bu mesajımda hülâsa etmek dahi çok uzun süreceği cihetle vfitı devletlerimden ve memleketinizin par­lâmentosundan Türkiye Büyük Millet Meclisi namına:

Kıbrıs'ın durumunda yersiz ve haksız herhangi bir tahavvülün vukuu,
valnız Türkiye için değil, hür dünyanın sulh ve emniveti bakımından da havatî bir mauzur tevlit edeceğini gözden kaybetmemenizi,

Tezvirci ve tahrik edici propagandalara itibar evlemmenizi.

3) Kıbrıs meselerin masumane bir «self-determirıatTon» meselesi olma-vırj, hakikatte hukukî, .sivasî tarihi, stratejik ve sair bir cok sebeplerden dolayı asla -tahakkukuna meydan verilmemesi lâzım gelen bir takım gay­ri meşru siyasî hesapların neticesi olduğunu ve sun'î bit şekilde ortaya atılıp kasden alevlendirildiğini teslim buyurmanızı,

4) Bütün bu sebeplere binaen, zatı devletlerinin veya memleketinizin par­lâmentosunun, en iyi niyetle olsa bile, sadece bir taraftan sadır olan vesi­kaları veya iddiaları nazarı itibar e alarak, tezvirci ve tahrik edici propa­gandaların tesisi altında kalarak her hangi bir faaliyet göstermeleri takdi­rinde, bunun adalet ve nasafet dâvasına ve hakikatlerin tezahürüne he­sapsız ve nereye kadar gidebileceği evvelinden k estir ilmiyecek zararlar ika edeceğini düşünmenizi rica ile iktifa ediyorum.

Saygılarımın kabulünü rica ederim.

     Refik Koraltan

Türkiye B.M.M. Reisi

Büyük Millet Meclisi müzakereleri:

18 Haziran 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, İzmir mebusu Pertev Arat'ın eski Devlet Vekili Mükerrem Sarol hakkında Meclis tahkikatı ic­rasına dair takriri üzerine kurulmuş olan rnuhelrf tahkikat encümeninin Tdu husustaki mazbatasını müzakere etti.

Okunan mazbatada, Tahkikat Encümeni, büyük ekseriyetle, tahkik mevzuu olan altı madde üzerinde yaptığı izahlarda doktor mükerrem Sarol'un malî veya cezaî mesuliyetini mucip bir durum görülmediğini belirtmekte idi. Encümenin bazı azaları muhalif kalmışlar ve bu şekilde şerh vermiş­lerdi.

Mazbatanın okunmasını müteakip, usul hakkında söz alan Manisa mebusu Muammer Alakant (Hür. P.)' mazbatanın maddeler halinde müzake­resiyle reye böylece vazımı istedi. Bu talebi kabul edildi.

Mevzu üzerinde ilk sözü,    Malatya mebusu Zeki Tülunay (C.H.P.)  aldı.

Yazılı beyanatını okuyarak, muhtelit encümenden ve malî komisyondan niçin ayrıldığını izaha başladı. Komisyon âzalarının evvelâ meseleyi dik­kat ve itina ile ele aldıklarını, kendisinin de bu faaliyete samimiyetle ka­tıldığını söyledi, fakat sonradan talî komisyonun ve âzalarının maksatlı müdahalelere maruz kaldığını, azaların hükümeti töhmet altında bırak­mamak maksadiyle tarafsızlıktan ayrılmak yolunu tuttuklarını, taîî komisyondan, bunun üzerine ve fakat haksızlıklar görüldüğü için çekildi­ğini ve durumu bu^ün açıklamak istediğini 'beyan etti. Bu -arada, Encümen Reisi Halil Ozyörük'ün bir gün, Encümen müzakere halinde iken, telefon­la Başvekil tarafından aranıp çağrıldığını ve Halil Ozyörük'ün bu mesele için Başvekil beni çağırmış diyerek kalkıp gittiğini iddia etti. Tolunay sözlerine devamla, hüsnüniyet sahibi azaların mazbatada muhalif rey kul­landıklarını söyledi.

"Bu sözler protestolarla karşılandı. Reis İhsan Bay, hatibe sözlerini geri almasını, bazı azaları hüsnüniyet sahibi olarak görürken diğer azaları su­iniyet sa'hiibi olarak itham etmesinin doğru görül em iyeceğini ihtar etti.

Tolunay sözlerini tavzihle kimseye hakarette bulunmadığını ifade etti ve devamla, İstanbul'da doktor Mükerrem Sanol'un istintak günü Başvekille birlikte yemek yediğini ve 'bunun Tahkik Encümeni üzerine bir nevi bas­kı olduğunu ileri sürdü.

"Hatibin sözleri sık sık «sadede» sözleriyle (karşılanmakta ve hakikat olma­yan dedikodular yapmaması kendisine ihtar edilmekte idi. Esasen hatip, yazılı beyanatını yirmi dakika okumuş bulunuyordu. Bu sebeple ve ya­pılı Beyanların yirmi dakikayı aşamıyacağı hakkında dahilî nizamnamede -mevcut hükme istinaden, Reis Tohmay'm konuşmasına son verdirdi.

Tolunay'm konuşmasında isminin geçtiğini ve bir noktayı derhal tavzih edeceğini söyleyen doktor Mükerrem Sarol söz alarak kürsüye geldi. Ve tahkikat komisyonunda her şey adetâ laboratuvarda hurdebinle inceden inceye tetlkik edildiği halde, ıkendisinden evvel ıkonuşan hatibin bazı arka­daşları töhmet altında bırakmak ve iktidarı kapkara .göstermek niyetinde olduğunu söyledi. 'Bu esnada, Malatya mdbusu Ahmet Fırat (C.H.P.) oturduğu yerden 'müdahale ederek doktor Mükerrem Sarol'a hırsızlık is­nat etti, Mükerrem Sarol da buna mukabelede bulundu. Gürültüler ara­sında, Reis, Ahmet Fırat'a sözünü geri almasını ihtar etti. Ahmet Fırat sözünü geri almayınca, dahili nizamnameler hükümleri gereğince, kendisi meclisin reyi ile bir celse için salondan çıkarıldı, doktor Mükerrem Sarol -ise sözünü geri aldı, ve konuşmasına devam etti. Kendisinin İstanbul'da Başvekille beraber yemek yediği haberinin yalan olduğunu, fakat bu ya­lanın muhalefet gazetelerinde adetâ bâr edebiyat mevzuu haline geldiğini söyledi ve dedi ki:

.(Hâdiselerin cereyan ettiği andan ve bilhassa tahkikatın açılması kararın­dan itibaren Başvekilin yüzünü görmedim. Bir kere Meclis koridorunda karşılaştım, bir kere de evlâdımın bir ihtiyacı dolayısiyle yardımlarını niyaz etmek için görmek istedim.

"Bunun dışında, tahkikat komisyonunun âzalarının hiç birisi ile tahkikat devam ettiği müddetçe, doğrudan doğruya veya vasıtalı Ibir 'şekilde hiç "bir konuşmam olmadı. Tahkikatın seyri üzerine gölgeler düşürmek ve "bizi umumî efkârm husumetine maruz bırakmak için yapılan bu işler sa-clece ayıptır. Ve Meclisin kutsiyeti ile kabili telif değildir.»

Bu sırada, Tolunay kendisine sataşıldığı iddiasiyle söz istedi. Bu husus reye kondu ve red edildi.

BunHan sonra kürsüye gelen Başvekil Adnan Menderes şu konuşmaya yaptı:  

«Muhterem arkadaşlar, sözlere ismim, karıştığı için huzurunuza üç beş dakika işgal   etmek mecburiyetini hissettim.

Dr. Mükerrem Sarol Başvekille konuştu, yemek yediler, tahkikatın se­lâmeti cerevanı (bozuldu gibi, sözlerle böyle mühim bir mesele âmme vic­danında saibel endir ilmektedir. Bu yolda ne derecelere kadar ileri gidilmiş olduğunu gördünüz. Bu noktayı umumî efkârın bilmesi için tavzih »etmek mecburiyetindeyim. Gazeteler yalan yazdı. Yalan yazarlar, yalanı yazdıktan sonra da ertesi gün, da'ha ertesi gün bu yalanı başmakale mev­zuu yaparlar 'bütün ıbeş senenin hâdiseleri işte böylesine cereyan etmiş­tir. Beş senenin hikâyesi bundan ibarettir.

Dün bir dostumla konuşurken bu dostum 'benden «oğlunuzdan Paris'ten haber alıyor musunuz?» idiye sordu. Oğlum Paris'e gitmedi dedim, gazeteler yazdı. Nato'ya tâyin edilmiş gitti dediler, cevabını verdi. Geçende grup müzakerelerinde de arzetmiştim Gazeteler (bir yalan işitip yazdılar ve ertesi günü o yalan üzerine istinat etmek üzere yalanlardan kat kat kaşaneler kurdular. Bu da tıpkı onun gibidir.

Şimdi, muhterem arkadaşlar, mesele şudur:

Doktor Mükerirem Sarol 'bugün hâlen Mecliste aranızda mıdır mebusa mudur? İradeyi milliyeyi tecelli ettiren bir ferd midir? Kendisinin, her­hangi bir taksiri olup olmadığını tahkikat bildirecektir. Hakkında hü­küm sadir olmamış bdr insana nasıl hırsız diye bağrılır?

Hâdise şöyle cereyan etti: Grupta tahkikat açılması kararını vermek içirtbaşlıyan müzakerelerin iptidasında, hükümetin bir çok âzası ısifa etti.-

Eğer istifa etmemiş olsalardı. Teşkilâtı Esasiye Kanunumuza ve mevzua­tımıza göre, bu fta'hkikat cereyan ederken de kendileri vekâlet vazifesini ifa edebilirlerdi.

Muhterem arkadaşlar, ne konuşuyoruz? Yani herşeyi telvis etmek her şeyi mutlaka âmme vicdanında zehirlemek, her hâdiseye bir damla zehir" katmak için, bu memleketin mânevi huzurunu bozmağa ne hakkımız var? Bu memleketin manevî huzuruna kasdetmek, kıymak yakışır mı?

Bu mecliste cereyan eden bütün müzakereler bir ekalliyetin ne dereceye kadar müteaddı hareket etmekte olduğunun şahididir. Hırsız derler, bağı­rırlar, çağırırlar, kavga ederler, hakaret ederler, tabanca taşırlar, her şe­yi yaparlar, ;bu zevat ne yapmak niyetindedir? Bu memleketi nereye gö­türmek istiyorlar? Burada konuşan, henüz hakkında hüküm verilmemiş bir insana, hüküm verilmek için huzurunuza getirilen bir insana, hırsız diye nasıl bağırırlar?

Bu ne biçim işitir? .Hırsızlık, ancak suç sabit olduktan sonra görüşülebilir^

Bunu bugün şimdi kim söyleyebilir?. Şerefe, haysiyete, namusa, kanuna, nizama, nihayet Büyük Millet Meclisinin vekar, şeref ve hassiyetine bu derece teaddi nerede görülmüştür?. Bir an için, farz ediniz, jya bunlar ek­seriyette olsaydı, yani 500 kişi olsaydı, vaziyet ne olurdu? Allah bu mem­leketi bunların şerrinden koTusun.

Başvekilin bu sözleri şiddetle alkışlandı. Başvekil, (beyanatı esnasında ay­rıca şunları da söyledi:

«Haklarında nizamnameyi tatbik edersiniz, kendilerinin mağdur edildik­lerini söylerler. Halbuki dahilî nizamname der ki: Meclîste -okumalar 20 dakika olabilir. Reis ihtar ediyor, iki dakikanız, bir dakikamız kaldı, diyor.

Bunun kadar tabiî bir şey olamaz. Vaktiyle beyanatımı okumak vaziyetin­de olduğum zamanlar, yirmi dakika sonra beni kürsüden indirirlerdi. Bu­na, da hiç kimse itiraz etmezdi çünkü dahilî nizamname sarihtir. Yirmi dakikadan sonra hatibin okumasına   devamı arzu edilirse, bu cihet yüksek.

Theyetinize sorulur aksine karar verilmediği takdirde o hatip mutlaka kür­süden iner. İşte bunu dahilî bir mağduriyet vaziyeti olarak göstermek is­tiyorlar.»

Başvekilden sonra muhtelit tahkikat komisyonu adına söz alan Erzurum .mebusu Abdüikadir Eryurt, tâli komisyonun mesaisine katılmaktan han­gi sebeplerle sarfınazar ettiğini bir az evvel izah etmiş olan Zeki Tolunay'ın, komisyon reisinin Başvekil ile yaptığı konuşmayı da sebepler ara­sında gösterdiğini belirterek şöyle dedi:

«Tâli Komisyonun nasıl hassasiyetle ve vicdanlarının sesi altında çalış­tığım kendileri de gayet iyi bilirler. Bununla beraber, mevzuu bahis et­tikleri mesele tâli komisyonda görüşülmüş, bu yüzden bir de münakaşa ,-açılmıştı. Bendeniz 'bu münakaşayı kendi ifademle değil zabıttan Zeki Tolunay ile Halil Özyörük arasındaki 'konuşmayı aynen okumak suretiyle cevaplandırmış olacağım.

Arkadaşımız tahkikatın başladığı günden 14/4/1956 tarihine kadar bizimle teşriki mesai etti ve gayet dostça 'bir çalışmada bulundu. O âna ka­dar aramızda herhangi bir ihtilâf da husule gelmedi. Bu, zabıtların tet­kikinden .gayet iyi anlaşılır.»

Abdülkadir Eryurt, müteakiben o toplantının zaptını okudu, Bunda ko­misyon başkanı Halil Özyörük'ün davet üzerine telefona konuşmağa git­tiği ve sonra «bu, mesele için beni Başvekil istedi, gidiyorum11 tarzında bir cümle sarfettiğini, komisyon toplantı halinde iken Zeki Tolunay ifade etmişti. Zeki Tolunay, «eğer Başkan, hakikaten (tahkikatla ilgili bir mesele için görüşmüşlerse heyetin tenviri bakımından izahını istirham ederim» diyordu.

Fakat bu sözleri komisyon âzası tarafından «ibu mesele için değil bir me­sele için» şeklinde tavziıh olunduğu gibi, komisyon başkanı Halil Özyörük ün derhal bir tavzihte bulunduğu zabıtta zikrediliyordu. Tâli komisyon sözcüsü Abdülkadir Eryurt tarafından zabıttan aynen nakledilen bu tavzihinde Halil Özyörük aynen şunları söylüyordu:

«Almanyada çocuk hastalıkları ihtisasını yapmış Nezihi Onaran isminde "bir doktor için Başvekilden bir randevu istemiştim. Başvekâlet hususî ka­lem müdürü telefon ederek beni çağırmış. Heyete, komisyondan ayrılmak Vediğim zaman, Başvekile bir mesele için rica edeceğim, diye ayrıldın1.. "Maksadım, komisyonun mesaisinin devamını temin etmek ve fasılaya ma-lıal vermemekti. Mehmet Zeki Tolunay'm "bir mesele» demesi tamamen yanlıştır.

Yanlış işitmiş olacaklar. Bu mesele ile Başvekilin ne alâkası olabilir ki, bu tarzda bir sev söylemek mümkün olsun. Bütün arkadaşlar şehadet edi­yorlar ki bir mesele için Başvekile gideceğimi söyledim. Mehmet Zeki ar­kadaşımla birbuçuk sıvdır tahkik komisyonunda beraber çalışıyoruz. En "küçük taraf.girane bir hareketimi gördüler mi Söylesinler.»

"Komisvon sözcüsü, Halil Özycrük'ün naklettiği bu izahat karşısında Zeki ETolunay'm verdiği cevabı da zabıttan okudu. Bunda Tolunay şöyle diyor-

«Arkadaşlar, mademki böyle söylüyor, ben yanlış işitmiş olacağım, mese­le voktur.»

Komisyon sözcüsü bu açıklamayı müteakip kürsüden ayrıldı.

Müteakiben Hürriyet Partisinden Bursa mebusu Raif Aybar söz aldı. Uzun. bir konuşma yaparak, tahkikat mevzuu maddelerden birincisi hariç diğer beş maddede zikri geçen vak'alardan dolayı Dr. Mükerrem Sarol'un di­vanı âliye şevkini istedi. Bu beş maddede bahsi geçen maddeleri ayrı ayrı tahlil ederek eski Devlet Vekili hakkında son tahkikatın açılmasını^ durumun divanı âlinin kararı ile tenevvür edebileceğini söyledi. Birinci madde hakkında sadece bazı noktaların, izahını istemekle iktifa etti.

Daha sonra gene Hürriyet Partisinden Burdur mebusu Behçet Kayaalp-konuştu. Birinci maddeyi teşkil eden ve Mükerrem Sarol'un bankalardan, usulsüz ve fazla kredi aldığı iddiasını ihtiva eden meselede cezaî ve ma­lî hiç bir mesuliyet görmediğini belirterek söze başladı. Müteakip madde­lerin geniş bir tahliline girişerek bunların malî ve cezaî mesuliyeti mu­cip cepheleri bulunduğunu izah ile 'bu hâdiselerde suç olup olmadığını divanı âlinin tesibit edebileceğini, kazaî bir merci olması bakımından tak­dir hakkını meclisin değil, divanı âlinin kullanması lâzım geldiğini ileri sürdü.

Burdur mebusu Behçet Kayaalp, konuştuğu sırada Reis İhsan Baç kür­süden ayrılmış, yerini Fikri Apaydın almış bulunuyordu.

Hatibin konuşması sona erince, başka söz alan bulunmadığı için. Reis Fikri Apaydın, tahkikat komisyonu raporunu madde madde oya koydu. Birinci maddenin tevsii tahkikat için komisyona iadesini isteyen ve Raif Avbar tarafından verilmiş olan takririn reddinden sonra birinci madde dolayısiyle Mükerrem Sarol hakkında verilmiş olan mesuliyetsizlik ka­rarı oya konularak kabul edildi. Müteakip 5 madde üzerinde gene Raif Aybar'ın vermiş olduğu beş takrir vardı. Bu takrirlerde, Dr. Mükerrem Sarol'un divaını âliye sevÜd isteniyordu. Sırasiyle oya konulan bu takrir de reddolundu. Ve bütün bu hâdiselerde Dr. Mükerrem Sarol'un malî ve cezaî mesuliyetini gerektiren hiçbir unsur görülmediğini tesbit eden komisvon raporu, her maddeyi ayrı ayrı oya konulmak suretiyle meclis umumî heyeti tarafından kabul edildi.

Bunun üzerine Reis Fikri Apaydın şunları söyledi:

«İttihaz buyurduğumuz karar gereğince, tahkikat komisyonu mazbatası­nın heyeti umumiyesi ve maddeleri üzerindeki müzakereler bir arada yakılmış, fakat maddeler. Dahilî Nizamnamenin 108 inci maddesi gere-ğince ayrı aıyrı reye arzolunmak suretiyle mesele neticelendirilmişti.

Bövlece, Mükerrem Sarol'un divanı âliye şevkini mucip bir hal olmadığı kevfiyeti yüksek Meclisin tasvibine iktiran etmiş bulunmaktadır.»

Alkışlarla karşılanan bu berandan sonra Büyük Millet Meclisi, 20 hazi­ran çarşamba günü toplanmak üzere bugünkü çalışmalarda    son verdi

Büyük Millet Meclisi müzakereleri 20 Haziran 1956

 Ankara :

Büvük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reis Vekillerinden Fikri Apaydın'ın riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman, Hariciye Vekâletinden istifa eden Prof. Fuad Köprülü'nün istifasının kabulü ile Dahiliye Vekili Ethem Menderes'in Harici­ye Vekâletine Vekillik etmesi muvafık görüldüğüne dair Riyaseti Cum­hur tezkeresi okundu.

Bundan sonra zabtı sabık ve geçen celsedeki usulsüzlükler hakkında Ma­latya mebusu Nüvit Yetkin (C.H.P.) söz istedi. Reis, Mecliste dünkü mü­essif hâdise dolayısiyle C.H.P. grubundan riyasete bir tezkere gelmiş ol­duğunu, keza tezkereden evvel de hâdiseye ıttıla kesbedilmiş bulundu­ğunu, riyasetin icabını yapacağını bildirdikten sonra, sadece zabtı sabık hakkında konuşmak üzere Nüvit Yetkin'e söz, verdi.

Nüvit Yetkin, geçen celsedeki müzakereler sırasında riyaset makamının birçok defalar tarafsızlığa ve Dahilî Nizamnameye aykırı hareketlerde bulunduğunu, nisaib bulunmadığı bildirilmesine rağmen yoklama yapma­dığını, müzakereye devam edilerek, ekseriyet bulunmayan bir topluluk­ta mühim kararların alındığını, gene aynı celsede Mehmet Zeki Tolunaya söz verilmediği halde Başvekilin izinsiz olarak kürsüye çıktığını, son zamanlarda hükümet tarafından getirilen zecrî tedbirlerin müzakeresin­de, riyaset tarafından yemek paydosu dahi verilmeden, mesainin 16 saat devam ettirildiğini, muhalefet ve muhalefetten gelen talep ve kanaatlere karşı müsamahasızlık gösterildiğini söyledi.

Nüvit Yetkin'in bu konuşmasına cevap veren Reis Fikri Apaydın,. muha­lefetin zaman, zaman, müzakerelerin tam karar safhasında, Dahilî Ni­zamnamedeki hükmü ileri sürerek yoklama yapılmasını istemelerinin va­ki: kaybına sebebiyet verdiğini belirtti ve riyaset makamının daima bi­taraf bir şekilde hareket ettiğini bildirdi.

Gündem hakkında söz alan Manisa mebusu Muammer Alakant (Hür. P.) riyaset makamına cuma günü kendileri tarafından verilmiş bulunan isti­zah takririnin hâlâ ruznameye alınmamış olduğunu söyledi ve bunun se­bebini, sordu. Reis de mezkûr takririn Önümüzdeki günlerde ruznameye alınacağını ifade etti.

Üç eski vekil hakkında tahkikat komisyonu raporunun müzakeresi

Bundan sonra Muğla mebusu Nuri özsan tarafından verilmiş olan takri­rin kabulü ile eski İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, eski Malive Ve­kili Hasan Polatkan ve eski Devlet Vekili, Başvekil Yardımcısı ve Hari-cive Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu haklarında açılmış olan Meclis tahkikatının neticesine dair muhtelit tahkikat encümeni raporunun mü­zakeresine geçildi.

Reis, raporun müzakeresi kül halinde yapılarak maddelerinin ayrı ayrı reye sunulacağını söyledi ve rapor okundu.

Bu mevzuda ilk sözü alan Gümüşhane mebusu Zeki Başağa (D.P.) bu tahkikatın açılması için D.P. Meclis Grubuna bizzat kendisi takrîr ver­dimi için konuşacağını bildirdi ve mevzuübahis üç vekil haklarında açılan tahkikatın nihayet bir neticeye bağlanarak hakikat ortaya çıfotıjh için duvduğu mernnuniveti bildirdi. Raporu tatminkâr bulduğu için buna müsbet rey vereceğini ifade etti.

Hürriyet Partisi Meclis Grubu adına konuşan Manisa mebusu Muammer Alakant, tahkikatın yalnız üç vekil değil, bütün hükümet azalarına teş­mili hakkındaki talepleri kabul edilmediği için muJhtelit tahkikat encü­menini terk ettikleri gibi, şimdi de aynı sebeple raporun müzakeresine iş­tirak etmiyeceklerini 'bildirdi.

Kırşehir mebusu Tshir Taşer (C.M.P.) raporu dikkatle dinlediğini söy­ledikten sonra, aynı raporun muhtelit encümen (tarafından gayet kapalı bir şekilde karara bağlandığını, çürük lâstik ve kamyon mevzularında va­zıh malûmat verilmediğini, döviz komitesinin faaliveti hakkında da ra­porda bilgi bulunmadığını, diğer taraftan 6-7 eylül hâdiselerinden dolavı hükümetin sorumluluğunu mucip deliller mevcut olduğu haldp hü­kümet hakkında tahkikat açılması talebi reddedilirken, aleyhlerinde en ufak bix delil bulunmayan bu üç vekil hakkında tahkikat açılmasının politik mülâhazaların ıbir neticesi olduğunu iddia etti ve her bakım­dan noksan ve kapalı gördüğü raporun encümene iadesini isteyerek bu hususta bir takrir verdi.

Malatya mebusu Nüvit Yetkin (C H P.) grup olarak kendisinin daha zi­yade tahkikatın esas prensipleri ve seyir istikameti üzerinde durmak is­tediğini söyledi ve 'tahkikatın yalnız üç vekil hakkında değil, o zamanki hükümetin 'bütün azalarına teşmil edilmesi fikrinde bulunduklarını tek­rar etti. Nüvit Yetkin bundan sonra, hakkında tahkikat acılan herhangi "bir vekilin, tahkikat neticesi alınıncaya kadar makamında kalabileceği hakkında gecen celsede Başvekil tarafından söylenen sözleri cevaplandı­rarak, bu görüşü doğru bulmadığım beyan etti. Hatip bu arada, muhte­lit tahkikat komisyonunun İstanbulda çalışmaları sırasında, örfî idarenin, mevcut olduğunu, bundan do^avı da şahitlerin arıkça bildiklerini söyle­mekten korktuklarını. Başveldlin, bu üç eski vekile karşı hususî bir sev­gi ve itimad gösterdiğini, bu durumun da tahkikata tesir ettiğini, tahki­kat dosyasının iruMe''1- encümen âzâlsı VacH Asena'nın dolabında kilitli kaldığını, keza muhtelit encümenin bazı şahitleri dinlemediğini, döviz tahsisi mahiyetindeki meselelerin tahkiki sırasında ihbarları bir kena­ra bırakın indî kanaatlerine göre hareket ettiğini ileri sürdü vr tahldka-tın malûL noksan olduğunu sövleyerek bunun haklı haksız şüphe ve en­dişeleri çoğaltacağını sözlerine ilâve etti.

Mihtet ncüı-nr-n. p-hr konuşan Vacit Asena (D.P.) örfî idare a bulunan İstanbulda tâli encümenin nasıl faaliyette bulunduğunu anîaitt ve Nüvit Yetkin'in İstanbuldaki şahitlerini sırf örfî idare korkusundan bildiklerini söyleyemedikleri yolundaki iddiasının, komisyona ve aynı zamanda B.M.M. sine bir hakareti tazammun eylediğini de belirtti ve tahkikat tâli komisyonunun İstanbulda bütün şahitlerini dinlediğini, bü­tün iddiaları dikkatle incelediğini, vazifesini tam bir dürüstlükle ifa et­tiğini söyledi.

Vacit Asena, bundan .sonra tahkikat evrakının, ehemmiyetine binaen ken­disi tarafından mu'hazafa edildiğini ifade ederek kamyon lâstikleri mev­zuunda durdu bunların normal evsafta olduklarını tebarüz ettirdi.

Kastamonu mebusu Hilmi Dura (D.P.) bugünkü müzakereler sıracında muhalefete mensup mebusların yaptıkları konuşmalarda kullandıkları taktiği belirteceğini söyleyerek sözlerine başladı ve muhalefetin asıl maksadı, 'bu üç vekilin mahkûmiyetine dair bir karar alınmasını sağlayarak doğrudan doğruya hükümeti ve zımnen de Demokrat Parti iktidarı­nı lekelemek olduğunu tebarüz ettirdi. Hatip sözlerine devamla, Nüvit Yetkin'in haklarında tahkikat açılan vekillerin vazifesine devam edemiyeceği yolundaki iddiasını cevaplandırarak, Teşkilâtı Esasiye Kanununun 50 nci maddesini okudu. Bu maddede «divanı âliye şevkine dair Türkiye Büyük Millet Meclisinden karar çıkıncaya kadar vekil vazife başında kalabilir» denilmekteydi. Hilmi Dura bu arada, Hürriyet Partisi sözcü­süne de cevap vererek onların sırf kendi istekleri kabul edilmediği için bugünkü müzakereye iştirak etmediklerini, bunun demokrasi adâbiyle kabili telif olmadığım, böylelikle Hürriyet Partisi Meclis Grubunun teş­riî vazifeyi ifadan kaçtığını söyledi.

Müteakiben Zonguldak mebusu Sebatı Ataman (D.P.), söz aldı. C.M.P. nin raporun münakaşasından nasıl çekindiğine dikkati çekti. Tahkikatın salim cereyan etmediğini ileri sürerken, hiç bir delil göstermediklerini, sadece efkârı umumiyede tereddüt uyandırmak gayretinde olduklarını ve böylece de politika yaptıklarını ifade etti. Sebatı Ataman dedi ki: «Ra­porun münakaşasından, kemali dikkatle kaçmıyorlar. Çünkü, raporu ha­zırlayan, tetkik eden arkadaşlarımızın ve bizlerin, bu üç eski vekilin tamamiyle suçsuz olduğunu kendilerine kabul ettireceğimizden korkuyor­lar. Halbuki miting meydanlarındaki nutuklarda, bu vekiller suçlu olma­saydı, Demokrat Parti Grubu Meclis tahkikatı açılmasına karar vermez­di, diye söylemişlerdi. Şimdi ise, tahkikat neticelenecek, ortalık aydınla­nacak, diye endişe ediyorlar. Maksatları, dedikodulara zemin hazırlamak­tır. Millet Partisi adına konuşan arkadaşımız, rapor üzerinde bir görüş ifade etti. Bunu ben şahsen memnuniyetle karşıladım. Ama Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan arkadaşımız, raporun etrafımda suiniyetle karanlık bir hava yaratmaya çalışıyor. İşte bu, politika yapmaktır. Ve politikanın da en kutusudur.»

Sebatı Ataman'dan sonra reis sözü, Cumhuriyet Halk Partisi grubu adı­na tekrar Nüvit 'Yetkin'e verdi. Nüvit Yetkin, kendisine atfolunan «sui­niyet)) kelimesini ve «kötü politikacılığı» iade ederek konuşmasına baş­ladı. Vacit Asena'nın bir sözüne temasla daha evvelki ifadesinde, ken­disinin Meclise hakaret mânasını tazarranun eden bir sözü sarfetmedİ-ğini, tahkikat komisyonunun örfî idare hâkim bulunduğu bir devrede İstanbulda çalışmış olduğuna ve sadece bu noktaya işaret ettiğini açıkladı.

Hükümetin: mesuliyetine iştirak ettiği bir hâdisede Meclis tahkikatının Örfî idare altında salim cereyan edemiyeceğini ileri sürdü.

Nüvit Yetkin, komisyon raporları- tevzi edildikten sonra, esas tahkikat dosyasına nüfuz etmeğe çalıştıklarını, fakat dosyayı bir türlü elde ede­mediklerini bildirerek, «rapor üzerinde, münakaşayı kabul etmeyişimiz, politika yapmak için değildir. Biz, grup olarak mesuliyetler mevzuunda bir 'karar ittihazını Uygun bulmadığımız ve grup arkadaşlarımızı karar­ları ile başbaşa bıraktığımız için. rapor üzerinde durmuyoruz» dedi. Ve bu arada şunları söyledi:

«Arkadaşımız hangi deliller getirdiniz diye soruyor. Bu üç eski vekili biz itfbam etmedik ki delil getirelim. Bugün dahi bu arkadaşlar suçludur de­miyoruz. Daha salim bir tahkikat yapıldığı takdirde dahi, (bu üç eski ve­kilin temize çıkması ihtimalini gözden uzak tutmuş değiliz.»

Cumhuriyetçi Millet Partisinden Kırşehir mebusu Tahir Taşer, biraz evvelki sözlerine verilıme'k istenen mânayı tavzih ile konuşmasına baş­ladı ve bu arada dedi ki:

«Benim maksadım, bu üç kıymetli vekil hakkında son 'tahkikatın anıl­masını istemek değil, hazırlanan komisyon mazbatasına göre bu arkadaş­ların esasen divanı âliye sevk edimelerini gerektiren bir delil     yoktur.

Yalnız ben, evvelki .meslekî alışkanlık eseri, komisyon fezlekesini kifayet­siz buldum. Noksan buldum. Fezleke, 'her türlü süpne ve tereddüdü izale edecek .şekilde yazılsın, şahidlerin. ifadeleri ve vesikaları da fezlekeye geçirilsin isterdim. Ortada delil yıok, şu halde bu arkadaşlarımız, niçin aylarca kâzip bir işkence, manevî bir üzüntü altında bırakıldılar? De­mek ki, Meclis tahkikatına lüzum yoktu Demokrat Parti Meclis grubu, bu .tahkikatın açılmasına karar verdiğine göre, ellerinde deliller olması lâzım gelir. Eğer delil yok idi de, Burhanettin Onat Meclis tahkikatı açıl­ması hakkındaki .talkririni ceffelkalem verdi ise, o zaman kendisi bir. müfteri durumundadır.»

Tafoir Taşer, sözlerini bitirirken mazbatanın daha vazıh yazılması için muhtelit encümene geri verilmesini talep etti ve kürsüden ayrıldı.

Müteakiben muhtelit tahkikat encümeni reis vekili Muğla mebusu Nuri Ozsan söz aldı. Demokrat Partinin muhalefette bulunduğu devreye ait bir hatırasını nakletti. Bir Cumhuriyet Halk Partisi Vekili hakkında o tarihlerde kurulmuş olan Meclis tahkikatı komisyonuna Demokrat Par­ti adına kendisinin iştirak ettiğini, tahkikatın sonuna, kadar 'bu vazifede kaldığını anlattıktan sonra dedi ki:

«Bu eski C.H.P. Vekili hakkında .o kadar çok lâf edilmişti ki, bizim kü­çük bir muhalefet şerhimiz, bu mevzuda polemik yapmağa son derece müsait bir zemin hazırlayabilirdi. Komisyon çalışmalarını bitirince De­mokrat Parti gruibuna giderek tahkikatın safhalarını ve neticesini arzettim ve son tahkikat açılmasını icabettirir mahiyette delil olmadığını ifa­de ettim. Grubumuz, 'bir şahsın şerefiyle oynamak bize yakışmaz, bina­enaleyh bir insan olarak ademi takip kararma iltihak edeceksin,    dedi.

Bu şekilde karara iltihak ettim. Biz, yıllarca hakkında dedikodu yapıl­mış 'bir kimse için bile bu mevzuu bir gün da[hi siyasî polemik ve istismar mevzuu yapmadık.»

Nuri Özsan, sözü komisyon mazbatasına getirerek, bu üç eski vekil hak­kında hangi şartlar içinde tahkikat açıldığını hafızalarda canlandırdı. Muhalefet ve matbuatın sanki bir bildikleri varmış gibi, birtakım dedi­koduları ele alarak, mütemadiyen tahkikat açılmasını istediklerini, feu durum karsısında hiçbir şeyin gözlerden nihan kalmaması ve her sevrt ortaya dökülmesini istediklerini anlattı ve bu maksatla bütün muhalefet partilerine de tâli komisyonda yer verilmiş olduğunu belirtti.

Nuri Özsan, izahatına devamla ezcümle şunları ilâve etti:

«Arkadaşımız, dosyanun kendilerine gösterilmediğini söylüyorlar. Biz on­lara,, bin küsur cümlelik (bir dosyanın yarım saat içinde gözden ıgeçiriî-mesi 'gibi dar bir imkân yerine komisyonun faaliyette bulundu&u uzım aylar .boyunca bizzat komisyonun faaliyeti içinde bulur .r il ı imkânı"! bile sağladık. Halbuki, komisyonun çalışmalarına ancak birkaç ay katıl­dılar. Neticede hiçbir şey çıkmıyacağını anlaıyınca bir polemik ve siyasî taktik eseri olarak ayrıldılar. Tahkikat sonuna kadar, belki geri döner­ler diye, yerlerine başkasını seçmedik. Kendilerine açık tuttuk.»

Tahkikat komisyonu Reis Vekili, muhtelit komisyonun, muhalefet gru­buna resmen tezkere yazarak delilleri varsa komisyona getirmeleri tale­binde 'bulunduğunu, kendilerini birçok şeyler biliyormuş gibi gösterme­lerine rağmen getire getire bakanlarla ilgisi bulunmayan, sadece bazı memurları ilgilendiren bir hâdiseyi bildirdiklerini, bu meselenin de tah­kikat İcrası için Başvekâlete havale olunduğunu açıkladı. Tahkikat dos­yasını incelemek arzusunu da ancak dün göstermiş olduklarını ve bir C. H.P. mebusunun bir defa talep etmiş bulunduğunu, nakletti. Dosya, riya­sete tevdi edilmiş 'olduğunu ve ilgili mebus da o anda -bulunmadığı için kendilerine verilmediğini söyledi.

Nuri Özsan, şerefleri ilgilendiren mevzularda politika yapmanın ve bu yoldan netice istihsaline çalışmanın iyi bir sey »olmadığını hatırlatarak, eğer bu üç vekilin mesuliyeti cihetine 'gidilmesini gerektiren bir hâdise biliyorsa onu buraya getirmeğe Nüvit Yetkin'i davet etti. Örfî idarenin Mmi, ne zaman ifade vermekten veya ihbarda bulunmaktan alıkoyduğu­nu sordu ve «muhalefetten veya matbuattan ne gibi deliller getirilmiş ve komisyonun Önüne serilmiş de komisyon bunlarla ilgilenmemiştir.» söylesinler» diye ilâve etti.

TNfuri Özsan, konuşmasını su sözlerle bitirdi:

«Ortada, politik bir hava yaratmak gayreti mevcuttur. Bunun iyi bir şey olmadığını ifade ile iktifa ederim.»

Daha sonra muhtelit komisyon adına Erzurum mebusu Abdülkadir Eryurt söz aldı. Hürriyet Partisinin bu tahikat hükümete teşmil olunmadı­ğı için komisyon çalışmalarına katılmadığı yolunda Muammer Alakant tarafından ifade olunan mütalâalara temasla muhtelit komisyonun ilk toplantısına Hürriyet Partisinin mebuslarının katıldığını, tâli komisyon­da da Hürriyet Partisinin vazife almak istediğini ve bu talepleri kabul edildiği halde sonradan komisyondan çekildiklerini anlattı.

Nüvit Yetkin'e de cevap veren Abdülkadir Ertyurt, C.H.P. grubu tarafın­dan yapılan ihbarın bir boru tevzii ve ihalesine ait olduğunu, tahkikat komisyonunun incelediği meseleler arasında böyle bir konu mevcut bu­lunmadığını, üstelik dört vekilden hiç birini de bu mevzuun ilgilendir­mediğini açıkladı. Bu yüzden gereği yapılmak üzere bu müracaat, muh­telit komisyona havale edildiği zaman bu kararı, tâli komisyondaki C.H. P. üyesinin de imzalamış olduğunu söyledi.

Manisa mebusu Muammer Alakant (Hür. P.), filvaki bidayette muhte­lit komisyonun faaliyetine katıldıklarını, faikat tâli komisyona iki ü-e seçilmesi talebi red olunduğu için ve o zamanlar Hürriyet Partisi grubu tarafından açıklanan sair sebeplerle komisyonun mesaisinden çekildikle­rini söyledi ve hareketlerinde başlangıçla münteha arasında bir tezad "bulunmadığını anlattı.

"Malatya mebusu Nüvit Yetkin  (C H.P.)  tekrar kürsüye gelerek,daha evvel konuşan fos.;    "...tiplerin bazı sözlerini cevaplandırdı ve dedi ki: «Bir suç mevcut olduğu iddiasiyle ortaya .çıkarak bu tahkikatı biz talep

-etmiş değiliz. Böyle bir şeyin davacısı da olmadık. Bu talep ekseriyet grubundan geldi. Binaenaleyh, 'bizim, bir suçlu yaratmak ve idame et­mek istediğimiz iddiası varid değildir."

Malatya mebusu hakkında tahkikart açılmış bir vekilin vazifeye devam edip etmeyeceği mevzuunda fikirlerini açıkladıktan sonra Nuri Özsan'ın eski bir C.H.P. vekili için açılan tahkikatta D.P. nin nasıl bir yol tut­muş olduğunu belirten beyanatına temas etti ve şunları söyledi:

«Takdire şayan olan bu hareketi överiz, esasen, biz, kimseyi itham etmi­yoruz. Eğer, daha salim bir tahkikat yapılmış olsaydı gene de aynı neti­ceye varılabilirdi. Fakat o zaman bu tahkikat efkârı umumiyeyi daha çok tatmin ederdi.»

Nüvit Yetkin., üç vekili ilgilendiren ve tahkiki gerektiren pek çok husus­lar mevcud bulunduğuna dair kendilerinin daha evvel de hiç bir söz sarfetmemiş olduklarını kaydettikten ve tâli komisyona grup adına yapı­lan ihibarm muhtelit komisyon tarafından tahkik edilmesi geTekirken bunun Başvekâlete havalesine maruz olduklarım açıkladıktan sonra Burhanettin Onat'm Meclis tahkikatı açılmasına karar verildiği gün meclis-cte söylediği sözlerden bazı satırları naklederek kürsüden sıyrıldı.

Muhtelit komisyon adına .tekrar söz alan Abdülkadir Eryurt, C.H.P. gru­bunun ihbarı meselesi etrafında yeniden izahat verdi. Tahkikat komisyo­nunun, kendisine hangi mevzular havale edilmişse ve hangi vekiller hak­kında inceleme yapılması vazifesi tevdi edilmiş ise, bu maddeler ve o şahıslarla mukayyet olarak çalışması gerektiğini izah etti. Bunun dışın­da kalan ihbarları, ilgili mercie tevdi etmek lâzım geldiğini anlattı ve dedi ki:

«Komisyon, bu bah'isde vazifesini yapmıştır. İhbar edilen iş vekillerle il­gili değildir. Ve Şeker Şirketine ait bir boru ihalesi meselesidir. Hakla­rında tahkikat izni verilmiş olan ne Ticaret Vekilinin, ne Maliye Vekili­nin, ne de Devlet Vekilinin bu hâdise ile alâka ve münasebeti bulunma­dığı îc:n. memurlar hakkında da tahkikat yapılmak üzere, bu ihbar mer­ciine verilmiştir.»

Kendisine sataşıldığı için söz istemiş olan Antalya mebusu Burhanettin Onat, ortada delil olmadığı halde Meclis tahkikatı talep ettiği için Bur­hanettin Onat'm müfteri mevkiine düşmüş olduğunu söyleyen Tatfıir Ta-şer'e cevap vermek üzere kürsüye geldi. Sözü geçen takrire hakikaten kendisinin imza koymuş olduğunu, hem de esbabı subutiye mevcut ol­madığı halde bunu imzaladığını söyledi ve dedi ki:

«Su halde neden verdik bu takriri? Şunun için, şu suiistimal var, hırsız­lık var, şu vekâlette böyle, bu vekâlette söyle işler oluyor diye muhalefet mitinglerinde, kongrelerinde, aylar ve aylar söyleyip duruyorlardı. Tel­kin öyle 'kuvvetli bir zehirdir ki, değil bir mebusun, bir devlet adamının ve'halkın, fakat peygamberlerin ve ilâhların başını bile makûs istikamete çevirebilir.

İste bu isnatlar, memleketin her tarafına nüfuz eder hale gelmişti. Bü­yük çoğunluğumuz bunun tesiri altında kalmıştı. O efkârı âmmenin ma­nevî baskısı altında başka ne apafoilirdik Meseleyi bir Meclis tahkika­tına przettjk. İnceden inceye elensin, tahkik edilsin, şayia hâlinde olan­lar, iş itil eni er, işitilmeyen! er ortaya dökülsün, diye. Tahkikat heyetimiz,efkârı umumiyeye ilân etti, bunlar -haricinde bilinen, işitilen ıbirsey var­sa ihbar edilsin, kabul edeceğiz dedi. Efkârı umumiye önünde, kendi vic­danımız önünde kendimizi terbiye edcibilmetk için bunu yapmağa medburduk ve yaptık. Üç vekilin birden Meclis tahkikatına verilmesi ne demek­tir ve nerede görülmüştür? Ama biz bunu hüsnüniyetle yaptık. Demok­rasinin ruhuna iman ederek, zaruretlerine inanarak, icabı budur, diyerek yaptık.

Ama neticesi ne oldu?

İlk neticesi mitinglerde görüldü. Dediler ki:

«Görüyor musunuz. Suiistimaller, hırsızlıklar almış yürümüş. Delili de, "üç vekili kendilerinin Meclis tahkikatına vermesidir.»

Sizler de biliyorsunuz: Biz, bu işlerde yolsuzluk vardır, diye Meclis tah­kikatına karar vermedik. Ortadaki dedikoduları, şüpheleri hakikate çı­karmak için bu yola gittik. Durum bu olduğuna göre, şimdi bu şekilde hareket etmeğe bu arkadaşların hakları yoktur. Diyorlar ki: «Meclis tah­kikatı açtıklarına göre, elbette bir bildikleri vardır, açıklasınlar. Eğer bildiğimiz bir şey olsaydı, onu bütün delilleri ile ortaya koyarak ve bun­da zerre kadar 'tereddüt etmezdik. Esasen C.H.P. üyesi arkadaşımız, tâ­li komisyonun faaliyeti sırasında en küçük bir ip ucu bulmuş olsaydı, ko­misyonun çalışmalarını kendisi terkedip gider miydi?»

Burhanettin Onat, esassız vehimlerle bütün bir tahkikatı gölgelendirmeğe kalkmanın yersiz olduğunu belirttikten sonra, şunları ilâve etti:

«işte şimdi netice alınmıştır. Bu netice, meclis tahkikatına arzedilen üç vekilin cezaî ve »malî mesuliyeti mucip hiçbir harekette bulunmadıkları .merkezindedir. Bu rapor karşısında, bu neticeyi cerh edecek delil getir­miyorlar, şu şahitleri dinlemediniz demiyorlar, şu mevzu ele alınmadı demiyorlar, fakat umumî olarak, .kapalı cümlelerle ve karanlığa kurşun sıkmak kabilinden müphem ithamlarda bulunuyorlar. Mesele kapansa "bile zihinlerde şüpheler kalsın, bu işte suç vardır, fakat örtbas edildi, in­tibaı uyansrn istiyorlar. Bu korkunç bir ithamdır. Bu, bir memleketin, bir cemiyetin sukutu için bütün şartların mevcudiyetini ilân eden meşum bir iddiadır. Eğer bu mevzulara ait ellerinde delilleri varsa niçin getir­mediler? Getirdiler de kimse alâkadar mı olmadı? Keşke böyle hareket ederek bize yardım etmiş .olsalardı da, Tahir Taşer arkadaşımın beni tavsif ettiği gibi, müfteri vaziyetine düsmeseydiım. Kaldı ki, bu mesele üze­rinde, su anda, henüz musibet karar da verilmiş değildir. Sarih delilleri varsa şimdi ortaya çıksınlar ben de imzamı, ortalığı bulandırmak ve seçim balığı avlamak için suyu mütemadiyen bulanık tutma yoluna git­mesinler. Bir parti menfaati için, memleketin âli menfaatlerine kıyma­sınlar.»

Bu sözleri müteakip reis, kifayet takririni oya koydu ve bu takrir kabul edildi. Raporun yeniden tanzimi için komisyona iadesi volunda Kırşehir mebusu Tahir Taşer tarafından verilen takririn reddi üzerine reis Fikri Apaydın, .mazbatanın maddelerini ayrı ayrı oya koydu ve büyük bir ek­seriyetle kabulü .üzerinde şunları söyledi:

«Eski İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, Maliye Vekili Hasan Bolatkan, Devlet Vekili ve Başvekil Yardımcısı ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu haklarında Teşkilâtı Esasiye ve Adliye encümenlerin­den mürekkep muhtelit encümence yapılan tahkikat sonunda hazırlanan, mazbata gereğince, adı geçenler haklarında, selâhiyetlerinin kötüye, kul­lanılmasından, mütevellid, gerek cezaî ve gerekse malî herhangi bir me­suliyet tevcihini muhik gösterecek hiçbir hal ve keyfiyet bulunmadığı­na Meclisçe karar verilmiştir.»

Reisin neticeyi tesîbit eden ve sürekli alkışlarla karşılanan bu beyanatın­dan sonra Meclis, 22 haziran cuma günü saat 15 de toplanmak üzere bu­günkü çalışmalarına son verdi.

Toplantılar ve Gösteri Yürüyüşleri Kanun lâyihası üzerinde Büyük Mîl­let Meclisinin bugünkü toplantısında  cereyan eden müzakereler

27 Haziran 1956

 inkara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de r e isvek il lebinden İhsan Baç'm baş­kanlığında toplandı.  

150 milyon liralık ufak para basılması hakkındaki kanun lâyihasının bir an evvel kcinun halini alabilmesi için, gider vergileri lâyihasını incele­mekte bulunan komisyonda görüşülmedi hakkında Maliye Vekili Nedim Ösmen tarafından verilen takririn kabulünü müteakip, gündemdeki ka­nun lâyiha ve tekliflerinin diğer maddelere tercihan görüşülmesi karar­laştı ve Vakıflar Umura Müdürlüğünün vazife ve teşkilâtı hakkındaki kanun lâyihasının maddeleri üzerinde geçen celsede başlanmış olan gö­rüşmeler ikmal olunarak acık oya arzı suretiyle böylece kabul edildi.

Toplantılar, .gösteri yürüyüşleri hakkındaki kanun lâyihasının gündem­deki diğ<?r maddelere takdimen müzakere olunması hakkında Dahiliye Vekili Ethem Menderes tarafından verilmiş olan takririn kabulü üzerine de Meclis umumî hey'eti. böylece bu müzakereye başladı.

Toplantılar ve gösteri yürüyüşleri kanan lâyihası, hâlen yürürlükte olan hükümleri mânâ, kıymet ve hayatiyetini çoktan kaybetmiş olan 1325 ve 1328 tarihli İçtimaat-ı Umumiye ve Tecemmüat Kanunlarını yürürlük­ten kaldırarak yerine günün ihtiyaçlarına cevap verecek yeni hükümler getiriyordu. Vazettiği esaslar hakikî ve hükmî şahısların, 5545 sayılı Mil­letvekili Seçimi Kanununa göre muayyen olan seçim propaganda devre­si zarfında, muhtelif seçimle; dolıayısiyle açık veya kapalı yer toplantı­ları yapmalarını ve hükmî şahısların kendi mensupları arasında hususî kanun ve nizamnamelerine tevfikan kapalı yerde içtima akdetmelerini tamamen serbest bırakmakta idi.

Si-vasî partiler, seçim propagandası devresi dışında da açık veya kapalı içtima yapabilecekler, fakat bunun için, kanunda gösterilen şartlar daire­sinde alâkalılara birer 'beyanname vererek toplantının sebep, maksat ve güvesini vazıh 'bir şekilde göstermek suretiyle müsaade alacaklardı. Gös­teri yürüvüşler; de bu hükme tafoi tutuluyor, toplantı ve yürüyüşe müsa­ade edildiği takdirde ne gibi tedbirler alınacağı, memnu fillerle kanunsuz toplantıların nasıl dağıtılacağı ayrıca açıklanarak ceza hükümleri de gösterilmiş bulunuyordu.

Demokrat Parti adına Kemal Biberoğlu'nun konuşması:

Bu kanun lâyihası üzerinde ilk sözü Demokrat Parti Meclis grubu adına Çorum mebusu Kemal Bifoeroğlu aldı.

Lâyihanın mülhem olduğu prensiplerle getirmekte olduğu espri hakkın­da grubun görüşünü izah ederek şöyle dedi:

«Bu lâyiha, Anayasa teminattı altında bulunan toplanma hak ve hürriyet­lerini bertaraf etmediği gibi, siyasî mahiyetteki toplantılar için. bugün mevcut olan kanun hükümleri 'hilâfına tahdit edici yeni hükümleri de ih­tiva etmemekte tamamen aksine Anayasa ve diğer mer'î mevzuatımıza tamamen zıt düşen bir fiilî ve zararlı gidisli mevcut kanunî hükümlere murtabit ve muvafık kılmak maksat ve gayesini taşımaktadır.

Bu itibarla, iktidara geçtiğimiz günden bu tarafa, hükümetten gelen her teklifi ve ekseriyetimizin reyi ile çıkarılan her kanunu antidemokratik ve hürriyetleri tahdit edici telâkki edegelen muhalefet partilerimiz ve mu­halif matbuatça, bundan evvel kauuniyet kesbeden diğer hükümler için olduğu gibi, bu lâvha vesilesiyle de, zihinlere yerleştirilmek istenen (hürriyetlerin, tahdidi, demokrasiden inhiraf) iddiaları tamamiyle gavrı varid, mesnetsiz ve garazkârane iddialardan ibarettir. Bu görüşümüze maruzatımı safha safha takip lutfunda bulunacak her insaflı ve hüsnüni­yetli vatandaşın ar/nen iştirak edeceğinden şüphe etmiyorum.

Anayasanın 68 nci maddesinde aynen şöyle deniyor:

«Hürriyet başkasına muzır olmayacak her türlü tasarrufta bulunmaktır. Hukuku tâbivyeden olan hürriyetin herkes için hududu, başkalarının, hu­dudu hürriyetidir. Bu hudut ancak kanun marifetiyle tesbit ve tavin edi­lir» Anayasanın 79 uncu maddesinde «içtimaa tm ve cemiyetlerin hududu "hürriyetinin de kanunlar ile musarrah» olduğu sarahaten ifade edilmek­tedir.

'Böylece, bu kanunla zedeleneceği ve yok edileceği iddia olunan «hürriyet mefhumunun tarifi bahsinden iktidar ve muhalefet olarak Anayasamızın sarahati veçhile bir kerre birleşip, hürriyeti, (başkasına zarar vermiyecek serbesti) mânâsında kabul ettikten sonra, toplanma hürriyetinin biz­deki tatbik seki; ile, vatandaşların topyekün iktidarın, devlet damlarının ve hepsinden fenası, âli memleket menfaatlerinin ne derece zararına se­bep olageldiğini biraz sonra müşahhas misalleri ile ahz ve isbat eyleyece­ğiz.

O halde, bizde muhalefetin hürriyet anlayışı Anayasamıza aykırı oldu­ğundan, mes.ul hükümet ve Büyük Millet Meclisi, bu kanunsuz telâkki­den doğan fiili gidişi Anayasaya tevfik etmek vazifesiyle karşı karşıya bulunmaktadır.

Anayasamızın telkin ettiği bu görüşten hareket edilerek (demokrasiden inhiraf ve rücu iddiasını) da çürütmek kolayca mümkündür. Çünkü baş­kalarının -yani bizde iktidar mensupları ile geniş vatandaş kitlelerinin hürriyetine, hattâ şeref ve haysiyetine zerrece ehemmiyet vermeksizin,kendileri için hudutsuz bir hürriyet isteyenlerin binnetice ekalliyetin bi-3-âkaydu şart ekseriyete hâkimiyetini istemek demek olan bu zihniyettir ki, bizzat demokırasinin nehyü inkârını teşkil ve temsil eder.

Demokrasi serbest seçimle iktidara gelen bir ekseriyetin kanunlarla mu­ayyen müddet için her halükârda iş başında kalmasını kabul edenlerin rejimidir.

Yoksa kendi dediği ve arzu ettiği ekseriyetçi kabule şayan görülmediği için, kendisini ekseriyetin kararı ile bağlı saymıyan ve onu boykot maksadiyle muhalefet ve tesrii vazifelerini terkedenlerin rejimi değildir. Biz­de ise daha ileri gidilerek Büyük Millet Meclisinin terki hâdisesi ile kar­şı karşıya kalmaktayız. Nitekim bugün bu kanun lâyihasının müzakere­sinde, sözcülerinin konuşmalarını müteakip muhalefet mebusu arkadaş­ların grupça salonu terketme kararında olduklarını haber almış bulunu­yoruz.»

Kemal Biber oğlu, müteakiben demokrasi rejimi içinde, muhtelif siyasî' kanaatte vatandaşların sükûn ve huzura ve nihayet bunu sağlayacak as­gari bir hükümet otoritesine muıhtaç olduğunu, halbuki umumî toplan­tılarda vatandaşlara sabah akşam telkin edilmek istenen fikirlerin sen derece yıkıcı ve müsamahası caiz olmayan örnekler haline geldiğini kay­detti.

Sırf par:ti mülâbazalariyle vatandaşlar arasına nifak sokulmasını önleye­cek tedbirlere ihtiyaç bulunduğunu belirten Biberoğlu, muhalefetçe ter­tip olunan mitingler kapalı yer toplantılarının hâlan 15 ayda 226, vasatı olarak ayda 15 ve bazan da günde 32 ye varan "bir vüsatle devam ettiğini mevcut kanunların bahşettiği bir müsaadenin mahsulü olmayan bu du­rumu, demokrat iktidarın iyi niyet ve müsamahasının nasıl suiistimal ve istismaT edildiğini gösteren müessif bir tatbikat saymak gerekeceğini an­lattı. Secim propagandasının ne zaman yapılabileceğini tâyin eden 1950 tarihli Milletvekilleri Seçimi Kanunu muvacehesinde 1325 ve 1328 tarih­li kanunlarda mevcut bulunan ve seçim propagandasını ilgilendiren hü­kümlerin esasen tatbik kabiliyet ve değeri kalmamış bulunduğunu söz­lerine ilâve etti.

Kemal Biberoğlu, bugünkü fiilî durumun ne olduğu sualini cevaplandı­rırken şöyle dedi:

«Bugün Türkiye hudutları içerisinde muhalefetin resmî veya gavrı res­mî tertiplerle hazırlamakta ve icra etmekte olduğu toplantılarla ver yer vatandiaşlar meydanlsıra toplanmakta ve yarın secim varmış gibi iktidara ağza alınmayacak küfürler, İthamlar, tehditler ve hattâ iftiralar savrulmaktadır.

Biz iktidar partisi olarak cok daha ağır başlı davranmayıp her yerde, hattâ aynı meydanın bir diğer kösesinde mensuplarımızı ve tarafsız va­tandaşları mukabil asabî reaksiyon içinde toplamış olsa idik, bu va<tan-topraklarında kardeş kavgasına varan ve ancak dış düşmanları memnun ve müstefid 'kılacağında şüphe olmyan feci ve elîm hâdiseler zuhur ede­bilirdi.

Gene bu memlekette suçu sabit görülerek kanunİ2:r gereğince mahkûm edilenleri nümayişkâr bir îest ve eda ile ksırsJama merasimleri ve gös­teri yürüyüşleri tertip edenlerin, bu topluluğa katılanlar tarafından (kahrolsün adalet) diye bağırılmış olması muvacehesinde, nasıl bir mesuli­yetsizlik hissi içinde bulunduklarını esefle ve ibretle düşünmemek müm­kün değildir.

Bir kerre düşünmek lâzımdır. 950 ve 954 seçimlerinin her türlü şüpheden âri olarak demokratik bir tezahürün en şahane misalini teşkil ©der şekil­de serbest vatandaş iradesinin mahsulü olduğu ve bu seçimlerle Türk mil­letinin demokrat partiye it ima d gösterip onu dörder senelik maddeler için kendisini idareye memur kıldığını düşünmek lâzımdır."

Kemal Biberoğlu, konuşmasının sonunda, muhalefetin, başka hiç bir de­mokrat memlekette ve iktidara ve memleketin âli menfaatlerine reva gö­rülmeye hitabet örneklerinden birçok misaller verdi. Muhalefetin mîting ve toplantılarında söylenmiş olan bu sözlerde, vatandaş hükümet aleyhine tahrik ediliyor, Demokrat Parti iktidarına hırsızlık isnat olunu­yor, küfür ve hakaret ediliyor, hükümet başındakiler birer zalim ve mi­rasyedi olarak gösteriliyordu.

Demokrat Parti sözcüsü, konuşmasını şöyle tamamladı:

«Bu hitabet örneklerinin, seçim propagandası maksadiyle topyekün Türk milletine, vatandaş zümrelerine zıt istikametlerde zehirli telkin ve tav­siyelerde bulunarak nifak ve düşmanlık tohumları eken ve nihayet topyekûn «kalkuı ey ehli vatan» diyen sarahati karsısında, vatanın iç ve dış emniyet ve asayişini muhafaza ile sorumlu bir iktidar olarak. Demokrat Parti Meclis Grubunun., kat'iyyen tasvibi caiz olmayan bu gidişe artık (dur) diyebilmek için, bu kanunun lehinde oy kullanacağını arzederek huzurunuzdan ayrılıyorum.»

C.H.P. Meclis Grubu adına İnönü'nün konuşması :

"Müteakiben C.H.P. Meclis Grubu adına Malatya mebusu İnönü 'kürsüye geldi. İçtima ve cemiyet hak ve hürriyetlerinin Türklerin tabiî hakların­dan olduğunu, bu cemiyetin Anayasa ile teminat altına alınmış bulundu­ğunu, secim zamanları dışında toplantı yasağı konulmasının Türklerin tabiî haklarından birinin kaldırılması manâsına geldiğini söyledi. Cemi­yet kurma hürriyetinin de, bu kanunla, kayıtlara bağlandığını, buna mu­kabil resmî toplantılar adı altında, iktidarın tertip ettiği toplantıların bu kanun hükümleri dışında bırakıldığını dleri süren İsmet İnönü, vazedil­mekte olan hükümlerin, insan hakları evrensel beyannamesi ve insan haklarını ve hürriyetlerini koruma sözleşmesi ile kabili telif olmadığını iddia etti.

C.H.P. Grup sözcüsü, toplanma hak ve hürriveti siyasî faaliyetinin en tesirli vasıtası olduğunu, hususiyle bizdeki toplantılarda konuşmanın baş­lıca siyasî aydınlatma yolu sayılmak gerektiğini, bu toplantılarda söylemenlere dair şikâyetleri .mübalâğalı bulduğunu, yeni bir siyasî hayat tar­zının güçlüklerine rağmen, 11 senedenberi memleketin huzuruna bir za­rar vermemiş olan siyasî toplantılarda partizan idare, iktisadî sıkıntı gibi meselelerin konuşulduğunu, simdi yeni kanun ile bunların konuşul­ması bertaraf edileceğini kaydetti.

İktidarın hatalı bir yolda olduğunu ve bütün bu gayretlerin başarısızlık­tan ileri geldiğini iddia ederek toplantılar ve Gösteri vürüvüsleri lâyiha­sının anayasaya aykırı olduğunu tekrarlıyarak kürsüden ayrıldı.

Hürriyet Partisi Grubu adına Karaosmanoğlu'nım sözleri :

Hürriyet Partisi Meclis Grubu adına söz elan Manisa mebusu Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, bu lâyihayı demokrasi rejimini bertaraf etmek mak­sadının yeni bir tezahürü olarak telâkki ettiğini .söyliyerek konuşmasına başladı. Milletin tabiî hak ve hürriyetlerini tahdit mânâsını tazammun eden bu kanunun mecliste kabul edilmesi ihtimalinden hudutsuz derece­de elem ve eza duyduğunu ifade ile içtima hürriyetini seçim zamanlan dışında toptan menetımenin veya bazı şartlara tâbi tutmanın hakikatte İçtima hürriyetim yüzde yüz iptal ve ilga etmekten başka bir mânâya gelmediğini söyledi Siyasî partiler tarafından tertip okınan toplantıla­rın on senedervher'i dadına kanunlara uygun şekilde cereyan ettiğini, şu" hale göre, »bunları menetmek yolunda konulacak hükümlerin haklı gö-rülemiyeceğini ileri sürdü.

Bu araıda Karaosmar.oğlu'nun, hükümeti istihdaf eden bazı sözleri, umu­mî heyet tarafından büyük gürültülerle karşılandı. Reis İhsan Baç, sü­kûneti iade ettikten sonra hatibe bu ifadelerini geri almasını ihtar etti.

Karaosmanoğlu ısrar gösterince, reisin teklifi üzerine umuımî heyet, ken­disinin bu celsede meclisten çıkarılmasını kararlaştırdı.

Hürriyet Partisi Meclis Grubu sözcüsü, salonu terketti. Müteakiben reis, hatibin biraz evvelki ifadeleri hakareti tazammun ettiği için, bunların zabıttan silinmesi hususunda umumî heyetin tasvibini aldı.

Cumhuriyetçi Mîllet Partisi adına Bölükbaşı'nm konuşması :

Daha sonra Cumhuriyetçi Millet Partisi adına Kırşehir mebusu Osman BÖlüktoaşı kürsüye geldi. Bölükbası, bu tasarının demokrasi bakımından bir gerileme teşkil ettiğini, siyasî faaliyeti imkânsız hale getirecek olan bu kanunun bir zümre tahakkümü kurma tasavvurlar mı ortaya çıkardı­ğını ileri sürerek konuşmasına başladı. Vazedilen hükümlerin anayasa­ya aykırı olduğundan, Demokrat Partinin kendini iktidara getiren yollan tıkadığından bahsederek kısa konuşmasını /tamamladı.

Bölükbaşı'nm kürsüden ayrılması üzerine C.M.P., C.H.P. ve Hürriyet Partileri mebusları, toplu halde salonu. terkeMiler ve müzakerelerin mü­teakip safhalarımda hazir bulunmadılar.

Mazbata muharriri Hamdi Sancar'm sözleri t

Müteakiben Muvakkat Encümen Mazbata Muharriri Denizli Mebusu Hamdi Sancar. kanun lâyihası üzerinde serdedüen fikirlere cevap verdi' ve bu arada bir muhalefet hatibinin İnsan Hakları Beyannamesinden bir pasaj okumak suretiyle lâyihanın bu 'beyannameye aykırı olduğu iddia­sını karşıladı. Hamdi Sancar dedi ki:

«İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 21 inci maddesini yüksek huzurunuzda kelime kelime, aynen okumak istiyorum.

Madde şudur:

«Halkın iradesi hükümet otoritesinin esasıdır. Bu irade gizli şekilde veya serbestliği sağlayacak muadil bir. usul ile cereyan edecek genel ve eşit-oy verme yoluyla yapılacak olan devrî vy dürüst seçimlerle ifade edilir.» Maddenin dikkate sayan tarafı, halk iradesinin izhar ve tecellisinde ye­gâne vasıta olarak kabul edilen seçimlerin devrî olduğu noktasını sarih bir şekilde 'belirtmiş olmasıdır. Bunun açık mânâsı sudur ki, seçim devre­leri arasında halkın iradesi serbest seçimlerle bir defa taayyün ettikten sonra, bu halkın iradesine hükümet otoritesi itlâk olunur. Buna karşı gel­mek, halkın iradesine karşı gelmek, hükümet otoritesine karşı gelmek­tir. Bunun adına demokrasi mücadelesi^ demezler, ihtilâl mücadelesi der­ler.»

Denizli mebusu Hamdi Sancar, bundan sonra müzakere mevzuu lâyiha­nın ana hatları üzerinde durdu ve izahat vererek ezcümle dedi ki:

«Bu kanunun şevkine âmil olan fikrî hareket mebdeini kısaca arzedeyim;

Milletvekilleri Seçimi Kanunu siyasî propaganda ve alelitlak siyasî faa­liyeti nizamlıyan umumî bir kanundur. Binaenaleyh, Milletvekilleri Se­çimi Kanununun bilhassa baştan umumî prensipleri vazeden hükümleri, meselâ propaganda hükümleri, diğer bütün mahallî seçimlere de tatbik edilmek suretiyle luanumîbir kanun olduğu büyük Meclisin çıkarmış ol­duğu diğer 'kanunlarla da ,sabit bulunmaktadır.

Hal böyle olunca, seçim propagandası yapmak, yani iktidarda bulunan partinin icraatını tenkid etmek ve kendi partilerinin dah'a muvaffak ola­cakları yolunda vaitlerde bulunmak ve sadece bizim memleketimize mün­hasır olmak şartiyle görülmemiş hakaret ve sövme edebiyatı yalatmak seçim kanunumuzun koyduğu umumî hükme göre seçimlerden 45 gün evvel başlar.

Siyasî partilerin, birgün iktidara gelmek gayesine ulaşmak için yapacak­ları siyasî faaliyeti, bu 45 günlük müddetin dışına teşmil etmeleri, bu ka­nunun koyduğu umumî hükümler muvacehesinde, mümkün olmadığı za­ruretine hükmetmek icabeder. İşte bu kanunun getirdiği hüküm budur.

Bunun dışında olarak siyasî parti olmayan hükmî şahıslara propaganda maksadını taşımayan içtima hürriyeti bu kanun hükümleri dairesinde serbesttir. Nizamlanmıştır. Binaenaleyh bu kürsüden çıkıp da «bu kanu­nun Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve Ana­yasaya aykırı» olduğunu iddia etmek ve bele bütün hürriyetlerin bir hu­dudu olduğu esası bütün anayasalarda kabul edilmiş olmasına rağmen bu hükmün anayasaya mugayir olduğunu iddia etmek bisud ve beyhude bir fikirdir.

Hamdi Sancar, müteakiben kanunsuz toplantıyı zabıtanın gerekirse si­lâhla men edeceği hakkındaki hükme de temasla şunları ilâve etti:

«Silâh kullanma hükmü bu kanunun içinde yer almamış olsaydı dahi, bu kanuna göte menedilen toplantıyı dağıtmak isteyen vazifeli" memurun, salahiyetli merciin emrini yerine getirerek silâh kullanmasına cevaz var­dı. Binaenaleyh bu yeni bir hüküm değildir. Hal böyle iken sanki yeni bir hüküm bahis mevzuu imiş gibi, bir kasdimahsusa müstenit olarak, günlerden beri gazetelerde Türk efkârı umumiyesine toplantıya gidenle­rin silâhla dağıtılacakları vâhimesi bir haile olarak takdim edilmektedir.

"Ve aynı fikir Meclis kürsüsünden de yeni bir hüküm ve hakikatmiş gibi ortaya atılmaktadır.

Tekrar arzediyorum: Eğer böyle bir kanun içinde bu hüküm yer almamış olsaydı dahi, vazifeli memur, kanun, hükmünü yerine getirmek için, si­lâh kullanabilirdin

Lâyihanın maddeleri üzerindeki müzakereler :

Mazbata muharriri Hanıdi Sancar'm konuşmasından sonra, lâyihanın red­dedilmesine mütedair olan takrirler okundu. Bu takrirler kabul edilme­di. Bunu takiben müstaceliyet kararı alınarak maddelerin müzakeresine geçildi.

Lâyihanın onüçüncü maddesinin konuşulması sırasında söz alan Rize me­busu Kemal Balta, zabıta kuvvetlerine İhtardan sonra gelişi güzel silâh kullanma yetkisini veren fıkra üzerinde durarak, bir toplantıya seyirci olarak katılanlara karşı silâh kullanmanın doğru olmayacağını söyledi ve yalnız toplantıya katılanlara silâh tevcih edilmesini ileri sürdü.

Encümen mazbata muharriri Denizli mebusu Hamdi Sancar, Kemal Bal-ta'nm mütalâasına cevap vererek, herhangi bir toplantının dağıtılması mevzuunda üç safha bulunduğunu, bunun birinci safhasının ihtar, ikin­cisinin mevcut imkân ve vasıtalardan faydalanarak toplantıyı dağıtmak üçüncü safhanın ise havaya silâh atmak olduğunu, 'ancak bu üç safha ne­tice vermediği takdirde mütemerrit topluluğa karşı silâh kullanılacağını söyledi ve ihtara, su serpilmesine, göz yaşantıcı bombalara ve havaya si­lâh atılmasına rağımen toplantıdan, çekilmej'en bifr kimsenin seyirci sa­yılmayacağını da sözlerine ilâve etti.

Samsun mebusu Ekrem Anıt, lâyihada yer almış bulunan on üçüncü mad­denin hâlen mer'î bulunan Tecemıinuatı Umuaıiye Kanununa tamamen mütenazır olduğunu, hatta sırası .gelince vatandaş hak ve hürriyetlerini Tecemmuatı Umumiye Kanunundan daha fazla siyanet ettiğini belirtti ve zabıta kuvvetlerinin gayri kanunî toplantıyı dağıtmak için müessir tedbirlere başvuracağını, ancak bunlardan netice alınmadığı takdirde si­lâha tevessül edileceğini ifade eyledi.

Bolu mebusu Fahri Belen, hükümetten 'bir sual soracağını bildirerek kür­süye geldi ve silâhsız bir topluluğa karşı hedef gözetmeksizin ateş etme­nin başka memleketlerin kanunlarında mevcut olup olmadığını öğrenmek istediğini bildirdi.

Fahri Belen'in bu sualine Başvekil Adnan Menderes cevap vererek şun­ları söyledi:

«Sual hükümete tevcih edildiği için kendilerine ben cevap vereceğim:

Başka memleketlerin mevzustında, bir araştırma yapmaktan ziyada hergiin gazetelerde görülen havadislerden netice çıkarmak suretiyle bu su^ alin cevjıbıni anlamak mümkün olacaktır.

Yunanistan'da mitingler olur, Fransa'da mitingler olur, yürüyüşler olur, zabıta menetmek ister. Zabıtanın men ötme tedbirine kargı gelenler olur.Ondan sonra da havadis ve haber olarak okuruz. Şu kadar' yaralı, şu ka­dar ölü var. Şurasını arzedeyim ki, bizim memleketimizde, kanun bu şe­kilde tedvin edildikten sonra, inşaallah kanunun tatbikine lüzum kalmıyacaktır. Esasen bugüne kadar yapılan nümayişlerde zabıtaya mümana­atlar, kökünden sarsılmak istenen otoritenin zaafa uğram asındandır. Bu Kanunla bu zaaf bentaraf edilebileceği için bu haller ve mümanaatlar görülmiyecek vo kanunun tatbiki lüzumu hasıl olmıyacak kanaatindeyiz.

Onüçüncü maddenin kabulünden sonra, ondördüncü maddenin konuşul­ması esnasında söz alan Zoguldak mebusu Sebati Ataman, Rize mebusu Kemal Balta. Çorum, mebusu Hüseyin Ortakçıoğlu maddenin fıkraları üzerinde durarak, mezkûr fıkralarda derpiş edilen gayrikanurû toplantı­ya katılanlarla, bu toplantıyı tertip edenlerin aynı cezalara çarptırılma­larının doğru olmayacağı fikrinde bulundular. Ve «toplantıya katılanlar» için konulan cezaların ağır bulunduğunu söylediler. Çanakkale mebusu Servet Sezgin, Gümüşhane mebusu Halis Tokdemir de aynı düşüncede olduklarını bildirdiler. Neticede ondördüncü maddenin fıkralarında de­ğişiklik yapılmasını tazammun eyleyen takrirler o'_ya sunulacak dikkats alındı ve bu takrirlerle ilgili fıkralar, redaksiyonu yapılmak üzere encü­mene verildi. Encümenden yeni şekli ile geldikten sonra kabul olundu.

Lâyihanın diğer maddeleri hakkında söz alan Bursa mebus'U Müfit Erkuyumcu, İsparta mebusu Kemal Denıiralava, Erzurum mebusu Hamit Şevket İnce, Manisa mebusu Sudi Mihcıoğkı, Erzurum mebusu Abdülkadir Eryurt, Ordu 'meşbusu Refet Aksoy, Zonguldak mebusu Suat Baol ba­zı teknik hususlarda fikirlerini beyan eylediler ve muvakkat encümen mazbata nvaibsrriri Denizli mebusu Hamdi Sancar, ileri sürülen bu dü­şüncelere cevaplar verdi. Neticede lâyihanın maddeleri bazı teknik de­ğişikliklerle kabul olundu.

Bundan sanıra Ankara mebusu Atıf Benaerlioğlu söz alarak kürsüye gel­di ve ezcümle şunlar ısöyledi:

«Bu kanun vesilesinle muhalefetin o derece şiddetli ve o şiddet nisbetinde de o derece ağır ithamlarına maruz kaldık ki, sanki Anayasanın söz ve toplantı hürriyeti tamamen ortadan kaldırılmış, sanki milleti susturmak için bir teröir kanunu getirilmiş ve mutlakiyet idaresi, rejimi tesis edil­miştir. Muhalefetin ibju hissi yaratmak istemesi karşısında Yüksek Mec­liste millet huzurunda Demokrat Parti Meclis Grubunun böyle bir töh­met altında bulundurulmasını kaıbul etmediğim için bu maruzatta bulun­mayı arzu ettim.

İnönü, 1950 seçimlerinden evvel Demokrat Parti ileri gelenleri ile bir konuşma yapıtı. Bu konuşmasında İnönü, seçimden sonra hangi parti İk­tidara gelirse gelsin, artık miting ve toplantıların yalnız seçim zamanına münhasır kalması lâzımgeldiğini ve milletin tansiyonunun yüksek bir ölçüde tutulması icap ettiğini söylemiş ve iş başına gelecek yeni bir par­tinin seçimlere kadar rahat rahat çalışması için bu pazarlığı ortaya ait­miş bulunuyordu. Bugün bunlardan tegafül eden İnönü, biz durumu mut­lakıyetten 'bugünkü Jıale getirdik siz mutlakıyete götürüyorsunuz diyor. İnönü ve mutlakiyetin birbirine ne kadar yakın şeyler olduğunu belirt­meyi ve bu mevzu üzerinde durmayı zaydt görüyorum.

Hürriyet Partisi sözcüsü Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu ise acaip bir eda ve bir tarafı yanmış bir insanın tavrı ile böyle bir konuşma yaptı ki, mazi­de olmuş bir hatıram canlandı ve tüylerim diken diken oldu. Bir insanın kısa bir zamanda politikada bu derece süratle değişebilmesi beni çok mit-teessir etti. Hâdise şudur:

Fevzi Iiütfî Karaosmanoğlu Devlet Vekili idi. Ben de Demokrat Parti il başkanı ve Ankara Belediye Reisi idim. O sıralarda İnönü., bit kısım tale­beler tarafından birtakım nümayişkâr hareketlerle ötede beride alkışla­nıyordu. Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu bana «susturun bu adamı» dedi. Ve «senin şöyle beş on tane adamın yok mu? diye sordu. «Ne gibi» dedim. «Bu adamı dövdürün, sövdürün, kapıdan çıkamaz hâle getiHn ne yapar­sanız yapın» dedi. Cevabım su oldu: «Beyefendi, ben çete reisi değilim, ben bir hukukçuyum» kendisine bu cevabı verdim.

Simdi hayret ediyorum; bugün işbirliği yaptılar, konuşma hürriyeti el­den gidiyor gibi sözlerle Meclisi terk ettiler. Bu hâdiseyi Türk milleti ve Yüksek Meclisin takdirine arzediyorum. Bunların hürriyet hakkındaki düşünceleri işte bundan ibarettir.

Bugün hürriyet, hürriyet, söz hürriyeti gitti diye feryat eden dün İsmet Paşayı susturmak, sövdürmek, dövdürmek isteyen zattır ve aynı zat bu­gün, bizi susturuyorlar diye feryat ediyor.

Neye karşı? Bir kanuna karsı, o kanun ki, Anayasanın bütün hükümleri nazara alınarak, Anayasa rehber ittihaz edilerek hazırlanmış bir kanun­dur ve bizim mefkuremize yerleşmiş ve inanmış olduğumuz bir kanun hakkında böyle söylemektedir. Takdir sizindir, bu hâdiseyi arzetmekle iktifa ediyorum.»

Atıf Benderhoğlunu takiben Başvekil Adnan Menderes bu mevzu üze­rinde bir konuşma yaptı:

Bu konuşma ayrı bir haber olarak bültenimizde yer alacaktır.

Başvekil'in sürekli alkışlar atasında sona eren konuşmasını müteakip reis, usule dair bir takrir verilmiş olduğunu söyledi. Kanun lâyihasının açık oya konulmasını isteyen ve C.H.P. Malatya mebusu Nüvit Yetkin ile 15 arkadaşı tarafından imzalanmış olan bu takriri okuttu.

Takriri verenlerin toplantıyı terketmiş oldukları söylendi. Reis, Dahilî Nizamnameye göre, açık oy verilmesi icap ettiğini bir kere daha belirtti. Bunun üzerine Başvekil usul hakkında söz istedi ve şunları söyledi:

«Bir siyasî taktik karşısında olduğumuz ve bu siyasî taktiğin itiyat hai­line geldiği aşikâr. Demokrat Parti Meclis Grubunda onun kararlarına iştirak edip de reyine iştirak etmiyecek bir kimsenin bulunması bahis mevzuu değildir. Bu, siyasî bir tehdit ve taktikten ibarettir.

Bunu böylece kaydettikten sonra şunu da kaydetmek isterim:

Eğer bu takrir Amerikada seyahatte bulunan 15 milletvekili tarafından gönderilmiş olsaydı câyı kabul bulunup tatbike konulacak mı idî? Bu hu­susun nizamname bakımından hallini sayın reisimizden rica ederim.»

Reis, iç tüzüğün ısarih olduğunu, yazılı veya sözlü olarak 15 mebus tara­fından talep edilince açık reye müracaat olunması gerektiğini, takriri verenlerin burada bulunup bulunmamasının mevzuubahis olmadığını söyledi ve açık oya müracaat edildi.

Oyların tasnifi sonunda, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu lâyihası­nın 2 aleyhte oya karşı 281 oyla kabul edildiği ve kanunlaştığı anlaşıldı. Reis, bu neticeyi tebliğ ettikten sonra, Büyük Millet Meclisi cuma günü saat 15 de toplanmak üzere, bugünkü çalışmalarına son verdi.

Büyük Millet Meclisinde Başvekil Adnan Menderes'in bugünkü konuş­ması :

27 Haziran 1956

 Ankara :

"Başvekil Adnan Menderes, Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantı­sında Toplantı ve Gösıteri Yürüyüşleri Kanunu lâyihasının müzakeresi sonunda söz almış ve şu konuşmayı yapmıştır:

«Çok muhterem arkadaşlarım,

«Bu kanunu getirenler suçludurlar» ithamı ile haykıran muhalefete kısa­ca cevap vermesi lüzumlu ad ettim:

Hayır, bu kanunu sevkedenler derin bir vicdan huzuru içindedirler. Ken­dilerini hic bir suretle suçlu olmak töhmeti altında görmüyorlar. Aksine olarak, içtimaî ve siyasî hâdiselerin zarurî kıldığı tedbirlerin yerine ge­tirilmesi vazifesini yapmış olmak şuuru içinde huzur duymaktadırlar .

Muhalefetin vantığı bu iıtham, gözünüzden kaçmayacaktır. Aynı zaman­da Yüksek Meclise de müteveccih bulunmaktadır. Çünkü, kanun lâvihasmı sevkeden "hükümet ise,o lâyihayı kanun haline getiren de şüphe­siz, Büyük MilJst Meclisidir, Binaenaleyh, onların iddiasına göre, yalnız "kanunu getirenler değil, kanunu kabul edenler de suçludur.

Muhterem arkadaşlar,

Ne hükümet, ne Büvük Mület Meclisi, hiçbir zaman suçlu değiliz, Bilâikis derin bir huzur icmdeviz. Bu vicdan huzurumuz, ilhamını muhtelif kay­naklardan almaktadır. İzah edeyim:

Bir defa, uzun senelerdir devam eden bütün tatbikat ve tezahürler, bu memlekette hürriyetlerin nasıl suiistimale uğratıldığını apaçık göster­mektedir. Birkaç sene zarfında memlekette on binlere yakın tahrik top­lantıları yapılmıştır. Bunlar hiçbir zaman halkın toplanmak ihtiyacını duymasından ileri £elen hâdiseler değil, ihtiraslı particilerin halk toplantılarını kendi hırslarına alet etmek teşebbüslerinin mahsulüdür. Dünvanın hangi memleketini de bu derece kesif 'tahrik toplantılarının yapıldı­ğı görülmüştür? Bize hiçbir memleketi misal olarak gösteremezler. Ya bu toplantılarda "konuşulanlar? Keza, 'bunlar da dünyanın hiçbir tarafın­da emsaline rastlanan şovdan ve cinsten şeyler değildir. Bunların bazı Örneklerini arkadaşlarım burada tekrar ettiler. Bunlar, dosyalarda mu­azzam ciltler halindedirler.. ağza alınmayacak küfürler, memleket menfaatlerini tahribe müteveccih tahrikler, edep ve terbiyenin, memle­ket menfaatleri endişesinin, ivi vatandaş duygularının asla reva gormiveceği bir kötü ve bayağı edebi   bu toplantıların hamurunu ve mavasini teşkil etmiştir. Ve bunların hepsinin umumî hedefi, hükümet düşür­mek değil, doğrudan doğruya ve seçim yapılmadan iktidar değişmesini" temin etmektir-. Bu maksada erehilmek için, en yakışıksız bir mücadele tarzı ihtiyar olunmuş ve ihtilâl metodlarma bas vurulmuştur. Bu hale, millî iradeye müteveccih bir suiikast adını vermek çok yerinde olur. Bu" yıkıcı ve ihtilâlci şiddet ve fiilî hareket usullerine karşı tedbir almağa kalktığımız zaman ise, hürriyet elden gidiyor, diye feryadı koparmakta­dırlar.

Bu tedbirleri alırken ne vaad ve taahhütlerimize sadık kalmadığımız, ne­de demokratik memleketlerdeki tatbikata uymadığımız asla iddia oluna­maz. Vaadlerimize ve taahhütlerimize sadık kaldık. Çünkü, 1950 seçim­lerinde vazife başına gelen iktidarımız, ilk iş olarak her sahada ,^niş bir hürriyet havasının hâkim olması gayesiyle hareket etti. İktidara ge­lir gelmez derin -bir samimiyet ve hattâ safiyetle demokrasi rejimini bir hamlede ve en ileri şekilde tesis edeceğiz diye matbuat kanununu tadil de­ğil, o kanunu yok edercesine tahriplere uğrattık. Muhalefet, kendisini ka­yıtsız ve şartsız bir serbesti içinde, memleket menfaatlerini hiçe sayarak-harekette tamamıyle başı boş 'hissedecek derecelere 'geldi ve başı boş" harekete 'başladı. Yukarıda izah ettiğim gibi, en yıkıcı usullere baş vur­maktan en Iküçük bir endişe dahi duymadı.

Bİz, büyük bir heyecan içinde memleketimizde hürriyet nizamını en ilerf derecelerde tahakkuk ettirmeği düşünürken ertava çıkan rejim, ileri bir hürriyet nizamı değil, tamamiyle mesuliyetsizlik rejimi olmuştu. Mat­buat, memleket menfaatlerini çiğnemekte kanun korkusundan tamamiy­le azade olduğu gibi vicdanî ve manevî mesuliyet hissinden de tamamiy­le uzak hareket ediyordu. Muhalefet, hergün ve her sahada mesuliyetsiz­lik rejiminin tatbikatının ve hürriyetleri suiistimal etme hareketlerinin en red edilmez delil ve örneklerini vermekte devam ediyordu. Bundan dolayı memleketimizin kayıpları büyüktür. Bunları saymak vaktinizi al­mak olur. Fakat memleketin gerek dış münasebetlerinin ve gerek iç ni­zamının kurulmasında ve korunmasında ve millî menfaatlerin muhafaza ve diyanetinde ne derecelere kadar müskilât ihdas etmiş olduklarını ve binnetice ne kadar büyük millî zararlara sebebiyet vermiş bulundukları­nı nasıl haksız ve insafsız hareket etmiş olduklarını elbette tarih kaydedecektir.

Matbuat ve muhalefetin bu yıkıcı usullerinin bütün memlekette yarattı­ğı mesuliyetsizlik hissi, ne yazık ki, iktisadî ve ticarî hayatımıza sirayet etti. Bunun memlekette ne derecelerde iktisadî ve ticarî teşevvüşlere yol açacağını ve vatandaşların aüaçık soyulmalarına imkân vermiş olduğunu izah etmeğe hacet yoktur. Bilhassa, Millî Korunma Kanununda yaptığı­mız son tadillerin memleketi bahtiyar eden mesut ve muazzam neticeleri bu hakikati ne kadar aşikâr olarak ortaya koymuştur.

Mesuliyetsizlik rejimini iktisadî ve ticarî hayatta da tesis etmek için, mat­buat ve muhalefet, az mı gayret sarf ettiler? Fiyat yüksekliklerinden bahsettiler, bunun kabahatini hükümete yüklemek suretiyle ihtikârı teş­vik ettiler. Hergün bir maddenin yok olacağından bahsetmek suretiyle halkı endişeden endişeye düşürdüler, sun'î yokluk buhranları ihdas etti­ler. Ve bunların hepsini, toptan hükümetin iktisadî politikasındaki dü­zensizliğe atfetmek suretiyle hakikî suçluların suç ikamda ellerini kol­larım sallayarak serbestçe hareket etmelerini ve halka izdirap vermeleTini temin ettiler. Basındaki ve muhalefetteki mesuliyetsizlik rejiminin siperi arkasında, muhtekir istediği gibi milleti soymak imkânını buldu. Çünkü muhalefetçe matlup, hükümetin muvaffak olmaması idi. Fiyatlar yükselince, vatandaş sıkıntı çekince, bunun mesuliyetini hükümet ola­rak göstermek ve böylece yok olan kendi itibarını iade etmek hevesinde 'idiler. Ama, memleket bu yüzden iktisadî sıkıntılaramamız kalacakmış, büyük iktisadî kurtuluş hamlesi danbelenecekmiş onların umurunda de­ğildi. Hatta, bunu hürriyetin bir icabı olarak göstermek için tekerleme­ler dahi icat etmişlerdi. Kanunun bizi serbest bıraktığı sahada, kanun­dan kaçırabileceğimiz her nokta da hiçbir kayıt ve şarta tabi olmadan hareket etmek, muhalefetin hakkıdır, diyorlardı. Hülâsa, gerek muhale­fetin, gerekse matbuatın mesuliyetsiz bırakılmasının iktisadî ve ticarî sahadaki akisleri ve umumî toplantıların dünyanın hiç bir yerinde görül­medik bir rezalet derekesine düşürülmesi, memleketin siyasî ve iktisadî bünyesini ne .suretlerde tahriplere uğratmıştır. Bu, hepimizce malûmdur. Böyle bir gidiş, memleketi muhakkak bir felâkete sürüklemekde idi.

Asıl mühim olan, demokrasinin icabıdır diye kabul ettirilmek istenen bu "her sahadaki mesuliyetsizlik rejiminin, hakikatte, demokrasi ile hiç bir alâkası olmamasıdır.

'Muhterem arkadaşlar:

Altı yıl, mesuliyetsizlik sahasına kadar getirilmiş olan bir rejime dayan­dık. İktidarımızın ve partimizin sinesi en ağır, en çirkin, en insafsız hü­cumlarla delik deşik oldu, dayandık. Fakat, zamanla bu yıkıcı hareketler o derece ileri götürüldü ki, bu hal, memleköt için büyük muhataralar ve tehlikeler arzetmeğe 'başladı. Kendi iktidarımıza ve partimize teveccüh ettiği için değil, memleket için büyük tehlikelerin kaynağını teşkil ettiği aşikâr olarak görüldüğü zamandır ki, Büyük Meclis, tedbir almağa teşeb­büs etti.

Mesuliyetsizlik hissinin ne derecelere kadar tahripkâr olduğunu ve mem­leket menfaatlerini de derecelere kadar tahriplere uğramıs bulunduğunu uzun boylu izaha çalışmayacağım. Cümlenizin malûmudur. Yalnız su kadarım söyli'veyim ki. vatan bunlardan cok zarar görmüştür. Çok kayrolara katlanmak mecburiyetinde kalmışızdır. Sadece bir misalini arzede-yîm:

Millî Korunma Kanununun tadilâtı iktisadî hayatımızda, vatandasın ge­çiminde anî olarak ne derecelere kadar ferahlıklar yaratmıştır. Hepimiz şahidi olduk:

Onlar, bu kanunu çıkarmamak için ne kadar gayret sarf ettiler.. Şurasını da derhal arzedeyim ki, şayet basın vasıtasiyle yapılan ve yıkıcı ve mem­leket menfaatlerini avaklar altına, alan mesuliyetsizlik reiimine son ve­ren kanun, daha evvel çıkmamış olsaydı, Millî Korunma kanununun ta­dilatı, bugün görmekle bahtiyar olduğumuz güzel neticeleri asi?, vermez­di. Bu kanun, en sabotaj tesirlerine maruz bırakılır, yer ver yıkıntılar vücuda getirilir ve milletçe korunmamız tedbirleri cümlesinden olan bu kanun tesirsiz hale düşerdi. Çünkü, serek kanunların müesir olarak tatbiki, gerekse herhamn bir icraat ve hükümet tedbirlerinin alı­nabilmesi, muavven bir hukukî nizam ve vasata ihtiyaç gösterir. Her taraftan tahribe uğratılmış ve mesuliyetsizlik hissi hâkim kılınmış bir idarede tedbir almak ve alman tedbirleri müessir olarak tatbik edebilmek imkânları son iderece azabr. İşte onun içindir ki, basın, kanunu, muayyen -bir mesuliyet nizamının havasını memlekete getirmemiş olsa idi, kati­yetle ifade ediyorum ki, basını, muhalefeti, adaleti, icra ve idare organ­ları ile toptan mesuliyetsizlik 'havası içine düşmüş olan bu memlekette artık ne kanun, ne başka bir tedhit kâr ederdi.

Muhterem arkadaşlar,

Büyük Millet Meclisinin kahir ekseriyetiyle çıkardığı kanunlar, mesuli­yetsizlik sistemine son veren vesikalardır. Mesuliyetsizlik sisteminin te­sirleri, evvelâ hürriyetleri yak eder. Binaenaleyh, bu tedbirlerimiz, hürriyetlerimizi  teminat  altına  almak ve  onları  ebedileştirmek  teşebbüsle­rinden başka bir şey değildir.

Çünkü, 'hürriyetlerimizin en korkunç düşmanı, bizzat hürriyetlerin suiis­timalidir. Bu memlekette, uzun zamanlar, bütün gayretlere rağmen, ha­kikî (bir hürriyet nizamı kurulmamış ise, sebeplerini başka yerde değil,, bizzat hürriyetlerin suiistimalinde aramak lâzımgellr. Dünyanın her ta­rafında da bunun böyle Olduğunu tarih apaçık yazmaktadır. 1908 hürri­yet inkılâbına bir göz atalım: O zamanın inkılâpçıları hulûs ile hürriyet nizamını kurmağa ve millî hâkimiyet sistemini tesis etmeğe çalıştılar. Ölçüsünü bulamadıkları için, hürriyetlerin suiistimali bütün dehşeti ile derhal aldı, yürüdü ve bir sene geçmeden 31 mart faciası inkılâpçıları, derin hüsranlara maruz bıraktı. Millî Mücadele tarihine de bir göz ata­cak olursak gine aynı hakikatle karşılaşırız. Büyük Atatürk, memleketi" kurtarma hareketinin basında ve eşsiz bir zaferin kahramanı olarak mem­leketin idaresini eline almıştır. Meşrutiyet inkılâbının bir evlâdı olarak, memlekette, hürriyet nizamına dayanan bir idare kurmak istemektedir. İki ana hedefinden biri istiklâl, diğeri de millî hükimiyet değil m; idi? İstiklâl, vatanımızı istilâdan' kurtarmak ve müstakil millî mevcudiyeti­mizi bütün dünyaya kabul ettirmek mânâsına idi. Bu, tahakkuk etti Fa­kat millî   'hakimiyet esası tam olarak tahakkuk edebildi mi? Edemedi.

Çünkü, ne yazık ki, gene hüriyetlerin suiistimali hâdiseleri ile karşıla­şıldı. Büyük zaferin hâlesi en taze ve taravetli hali ile Atatürk'ün başını süslerken ve o baş bu memlekete hürriyet nizamını getirmeği düşünür­ken, daha 1923 senesinde siyasî gayız ve ihtirasının şevki ile hürriyetler nasıl suiistimal edildi. 1923 ün (büyük zafer kahramanı Atatürk'e ne hü­cumlar yapıldı, o tarihteki gazete fcolleksiyonları karıştırılınca hayret ve ibretle müşahede olunur. Hüriyetlerin suiistimali o zaman yer yer ayak­lanmalara, suikasdlara, isyanlara kadar yol açmıştır.

İstiklâl Mahkemeleri ve takriri sükûn kanunları, bunları takip etti. Hürniyetin suiistimali, hürriyetleri tahrip etmek neticesini verdi.

Muhalefet, burada biraz evvel, on senedir bu işler böyle gidiyor ne olmuş sanki diye mesuliyetsizlik ve hürriyetlerin suiistimali sistemini mü­dafaaya çalıştı. Millî menfaatlerden ne derecelere kadar kayıplara, uğ­radık, bunu burada sayıp dökemiyeceğim. Fakat, şurasını söylemek is­terim ki, hâdiseler ve felâketler vuku bulduktan sonra mı tedbir alınır?'

Hükümet demek, ileriyi gören ve hâdiselerin vukuundan evvel tedbir almasını bilen mesul ve vazifeli teşekkül demektir. İktidarın vazifesi, âtiyen de vatanı tehlikelerden koruyacak tedbirlerde kusur etmemektir. İs­tanbul hâdiselerinin hükümet otoritesinde yıkıntılar ve çöküntüler vu­kua gelmesinin mesuliyetsizlik havasının hâkim olmasının tesirlerinden gıdalandığını inkâr etmeğe mahal yoktur. Memur âmiri tanımaz, basın insaf ve vicdan kayıtlarından kendisini azade sayar, muhalefet tıütün iptidaî ve tahripçi usullere başvurmakta kendisini serbest addeder ve bu hal böylesine devam eder, muhataralar belirir ve fakat henüz birse vuku bulmamıştır diye mutlaka felâketin vuku bulmasına intizar olunur. Hayır efendim, böyle şey olmaz.

Muhterem arkadaşlar,

Şu nokta üzerinde İsrarla duracağım. Büyük Millet Meclisinin almakta olduğu tedbirler, demokratik memleketlerdeki tedbirlerin hududunu as­la geçmemektedir. Muhalefetin velveleleli bir şekilde ilân etmek istedi Şi gibi hürriyetlerin tahribine değil, bilâkis hürriyetlerin masuniyet ve teyi­dine müteveccihtir. Bunu, Türk milleti huzurunda partimiz adına ifade etmekle bahtiyarım.

Mesuliyetsizlik halinin vereceği' korkunç neticeleri, tarihte örneklerini gördüğümüz raddelere kadar götürmek maksadiyl'e ve tekrar ediyorum, medenî memleketlerdeki tatbikatı asla aşmamak sartiyle apaçık duran tehlikelere karşı tedbirler alırken, dünün mutlakıyet idaresini kuran in­sanların bize karsı bugün hürriyet yoktur, diye meclisi terketrneleri re­va mıdır? İsmet İnönü, biz bu memleketi mutlakiyetten aldık, hürriyete getirdik, siz ise hürriyetten mutldkiyete götürüyorsunuz, diyor. Halbuki sebepli veya sebepsiz haklı veya haksız mutlakıyeti İsmet Pasa kurmuş­tur. Hürriyeti getiren ise, kendisi değildir. 1946 dan 1950 ye kadar olan hâdiseler, hepimizin malûmudur. Kendisinin 1950 de söylediği nutuk da ortadadır. Bu nutukta, matbuat hüviyetinin nasıl kısıntılara uğratılaca­ğı, her sahada nasıl bir irtica sistemi tesis edileceği apaçık ifade edilmiş­tir.

Muhterem arkadaşlarım,

Toplantı hürriyeti kaldırılmıştır, deniyor, kaldırılmamıştır. Seçim kanu­nundaki hükümlere göre, her seçimden evvel 45 günlük bir kampanya açılır. Bu müddet içinde istediklerini söyleyebilirler. Bunu, dört senede bir diye mütalâa 'etmek de doğru değildir. Umumî seçimlerden başka, ara seçimleri, muhtar seçimleri, belediye ve il genel meclisleri seçimleri var' dır. Bütün bunların kırkbeşer günleri bir araya getirilirse dört senede bir seneye yakın 'bir zaman eder. Fakat onların istedikleri, bu değildir.

Seçimlerin hemen akabinde millet iradesinin tecellisinden hemen sonra, memleketin dört 'bir tarafında kıyam seklinde mitingler ve toplantılar tertip etmek millet aldanmistır, bu iktidarın itibarı yoktur, bu iktidar mutlaka değişecektir. Bu iktidarın başda kalması bir felâkettir şeklinde konuşmalar yakmaktır. Böylece, iktidara gelir gelmez itibardan düşürü­len aciz kalan fakat gene de dört sene iktidarda kalması icap eden bir ik­tidarın mevcudiyetini ve vaziyetini bir defa tasavvur ediniz. Bunun mem­lekete vereceği elemin ne derecelerde olacağını bir kere düşününüz. Me­sele, demokrasi oyununa çıkmak değil, dünyanın    tehlikeli devrinde ve en önemli coğrafî mevkiinde bulunan Türkiye'nin ve Türk milletinin yük­sek menfaatlerini korumak ve onu bin bir noktada halâsa eriştirecek mücadeleyi yapmaktır. Biz, kendimizi insafsız muhalefete ve ölçüsüz matbuata beyendirmek için onların yapacaksın dediklerini yapmak ve yapamayacaksın dediklerini yapmamak mecburiyeti altında görmemek­teyiz. Vazifemiz, vicdanlarımızın inandığını yapmaktır. Mesuliyetsizliği kaldırarak hürriyetleri teminat altına almaktır.

Muhterem arkadaşlar,

Memlekette nizam ve mesuliyet fikrinin ne derecelerde ortadan kalkmış olduğunu burada biraz evvel cereyan eden bir hâdise ile de ispat etmek mümkündür: Muhalef, demin burada, vazı sahne edercesine, evvelden düşünülüp tertip edilmiş nutuklarla hareketleri telif ederek bu salonu terk ederfcen, samin locasında, hareketsiz bulunmak mecburiyetinde olan birtakım muhalefet gazetecilerinin, onlarla "beraber ayağa kalkıp gitmesi, bu memlekette nizam fikrinin ne derecelere kadar zayıflamış olduğunu açıkça göstermektedir. Bu arada, millî iradenin tecelligâhı olan bumu­kaddes çatının altında, millî iradenin bizzat mümessili olan Büyük Mil­let Meclisi karşısında nümayiş yapacak kadar cüretlerini ileri götürmüş­lerdir. Demek oluyor ki, tedbir almak zamanı hattâ geçmiştir bile.

Muhterem arkadaşlar,

Muhalefetin Meclisi terk edio gitmesine gelince, yarın yeniden gelip bura­da oturacaklardır. O halde, kime bu caka? Bir kere gittikleri zaman, ar­tık bir daha gelmemeleri lâzımgelir. Demokrat Parti muhalefette iken biz de, vakti'yle, Ibir defa su sıraları ter!k etmiştik. Fakat, haksız hücum­lara maruz kaldığımız için gitmiş ve gelmemek niyetiyle salondan çık­mıştık. Bize, Meclise gelmemiz için türlü teşebbüslerde, türlü ricalarda bulundular. Daha sonra, .ajanslarda itizar etme ve özür dileme mahiyetin­de beyanlar yaptılar. Demokrat Parti Meclis Grubu ancak, ondan sonra avdet etti. Bugün görüyoruz ki, muhalefetin taktiği, Demokrat Partinin muhalefetle iken halklı olarak yaptığı bir takım hareketleri, kötü bir şe­kilde, sebepsiz ve mesnetsiz olarak taklit etmek derecesinden ileri git­memiştir. Özür ve itizar yoktur. Fakat, bugün buradan debdebe ile çı­kanlar, yarın gene buraya geleceklerdir. Bunun bir tahrik tezahüründen, bir nümayişten başka bir şey olmadığını ifade etmek mecburiyetindeyim.

Muhterem arkadaşlar,

Bugün, burada söylediklerimi, okudukları nutuklarda, bu memleket bu kadar geniş ölçüde hürriyetlere sahip iken şimdi yok divorsunuz gibi sözler sarfettiler. Bu sözler, yeni değildir. Bugünkü nutukları dinleyen­ler ve yalnız bu nutukları göz önünde tutanlar, zannedecekler ki, onlar­ca eskiden mevcuttu da, bugün ortadan kaldırılıyor. Fakat bir de daha evvel söylenilen nutukları, meselâ İnönü'nün malûm Ege seyahatinde, İzmirden Balıkesir'e giderken, söylediği nutukları hatırlayınız.

Matbuatın bu .kadar zulme maruz kaldığı devir asla olmamıştır diyordu. Zaten biz, ne yapsak onların nazarında demokrasinin katili ve tahrip­kârı olmak ithamından kendimizi kurtarmağa hiç bir zaman imkân bulamayız. Halbuki o zaman, bilindiği gibi, Matbuat Kanunu tamamen orta­dan kaldırılmış, yani bir mesuliyetsizlik nizamı tesis edilmişti. Onlar, bir de, matbuat serbesttir. Dediler mi? Demediler. Tam aksine, biz hür­riyetimizi kendi cesaretimizle, celâdetimizle elde ediyoruz. Eğer böyle konuş abiliyors ak ffouı, memlekette hürriyetin mevcudiyetinden  değildir1:'

Biz öylesine cesur ve kabadayı insanlarız ki, hürriyetlerimizi ancak ce­setlerimizin üzerinden geçip yok edebilirler, dediler, böylesine konuştu­lar. Dünkü hürriyet nizamına değil mesuliyetsizlik nizamına dahi bu bühtanları yapmakta bir an tereddüt etmediler. Bu hareketleri ile acaba kimi tesir altında bırakmak istiyorlar? Bunlar, renklerin «Pour la gaie-rie» dedikleri ve muhteris politikalacılarm tahriklere gıda temin etmek maksadiyle yaptıkları vaz'i sahne tertiplerinden başka bir şey değildir.

Herhalde biz, bunlardan asla müteessir olacak değiliz.

Muhterem arkadaşlar,

Kendi şahsî kanaatimi ifade ederken. Büyük Millet Meclisinin kahir ek­seriyetinin kanaat ve imanına tercüman olduğuma kat'î surette kani ola­rak şunu 'SÖyliyeyim ki, yapılan bütün bu bühtanların hiçbirisi varit de­ğildir. Bu memlekette, serbest seçim müessesesi vardır. Ve daima mev­cut olacaktır. Seçimlere gitmek için, her türlü propagandanın yapılması mümkündür. Siyasî partiler mevcuttur, bunların kongreleri, devnin üze­rinde hassasiyetle durduğunuz gibi senede üç defa yapılabilecektir. Ya­ni, her ocak kongre yapabilecektir.

Muhterem  arkadaşlar,

Serbest seçim müessesesi mevcutken ve daima mevcut kalacakken, ser­best seçimle iktidara gelen bir iktidarın meşruiyeti üzerinde en küçük bir (tereddüt 'bile caiz değildir. Onlar, 1954 seçimlerinden evvel de, bizim için, yüzde yüz iktidarı kaybedeceklerdir diye, memleketin dört bucağın­da haykırdılar. Fakat demokrat parti, 1950 seçimlerinden daha kahir bir ekseriyetle iş basında kaldı. Bugün de bîr takım kehanetlerde bulundu­lar iktidarı, mutlaka kaybedecekmisiz. Bunu, ne zaman Öğrendiler.? Meş­ruiyeti, hakkaniyet edebiyatı onların ağzına yakışmıyor. Dünyanın 'bu derece tehlikeli bir zamanında memleketi, emniyetimizi ve huzurumuzu mahvü perişan eden bir mesuliyetsizlik sisteminin içinde bırakamazdık.

Bunlara elbette seyirci kalamazdık. Eğer tedbirler alınmışsa bu tedbirler, İsrarla tekrar ediyorum,  demokratik memleketler ölçüsünde    olmuştur.

Bu itibarla, foen eminim ki, bu kanunun kabul edildiği şu anda, Büyük Millet Meclisi, Demokrat Parti Meclis Grupu ve Demokrat Parti iktida­rının hükümeti en geniş vicdan huzuru içindedir. Ve kendilerini hiç bir suretle en küçük ölçüde dahi suçlu olmak töhmeti altında görmemekte­dirler. Memleketin âtisini teminat altına alacak hürriyet sistemini teh­likelerden vikaye edecek .tedbirler almaktayız. Vatandaşların da buna kani olduğundan ve büyük vatandaş kitlelerinin ancak, şimdi hükümetin mevcudiyetine hükmetmek suretiyle huzura kavuştuğundan emin bulun­maktayız.»

Yeni Amerikan Büyükelçisinin basın toplantısı 28 Haziran 1956

 Ankara :

Yeni Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren, bugün saat 16.30 da Anka­ra gazeteciler lokalinde bir basın toplantısı 'tertip etmiştir.

Ankara gazetecileri ile yerli ve yabancı ajans mümessillerinin hazır bu­lunduğu bu toplantıda büyükelçi aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Memleketinize gelişimden bu kadar kısa bir zaman sonra Türk basın temsilcileriyle tanışma fırsatını bulmak bana büyük bir zevk veriyor. Memleketinizde henüz pek az bulunduğum için Türkiye hakkında vu­kufla ve kesin konuşamıyacağımı takdir edersiniz. Halkınızı tanıyabil­mek, gayelerinizi, zengin kültürünüzü, kaydettiğiniz ilerlemeleri ve kar­şılaştığınız meseleleri öğrenebilmek için daha önümde uzun aylar var. Kendi milletimin derin-bir sevgi ve sonsuz hayranlık duyduğu memleke­tinizi lâyıkiyle tanıyabilmek hususunda, siz bilgili basın mensuplarının ve her sahadaki vatandaşlarınızın yardımlarına güvenebileceğimi uma­rım. Amerikalılar m memleketinize beslediği sevgi ve hayranlık, Türkiyenin şerefli an'anelerini ve hür dünya topluluğunun bir üyesi olarak çağımızın milletlerarası meselelerinde oynadığı önemli rolü tatnıdikta artmıştır. Gerek hükümetimin gerek milletimin nazarında Türkiye ifti­har edilecek mert ve »ossur bir müttefik, hür dünya görüşünün bir müdafii, ve değerli bir dostudur.

Uzun zamandan beri dünya ufkuna aydınlık katan dostane Türk - Ame­rikan münasebetlerinin karşılıklı anlayış ve güvenlik temelleri üzerinde devam edip gelişeceğine kesin olarak inanıyorum. Dostlar arasında ser­best ve samimî görüş teatisi esastır. Memleketimde böyle serbest ve sa­mimî görüş teatileri için «sözünü sakınmadan açıkça konuşmak» tabirini kullanırız. Ben de siz sayın gazetecilerle olsun, mümtaz devlet adamları­nızla olsun, vatandaşlarınızla olsun, daima o şekilde konuşmağa elimden geldiği kadar çalışacağım.

Türkiye'ye yeni geldiğim için henüz öğrenip görmem gereken pek cok şeyler olduğunu takdir edersiniz. Halkınız arasında mümkün olduğu ka­dar geniş temaslarda bulunmak, memleketinizi iyice dolaşıp yüzlerce yıl­lık medeniyetinizin zengin tarihî ve kültürel hazinelerini gö:rmek, sual­ler sorup dinlemek ve görmek isterim. Dediğim gibi «sözünü sakınmadan açıkça konuşmağa» asıl o zaman hazır olacağım.

Burada bulunduğum kısa müddet zarfında dahi edindiğim bir kaç kuv­vetli intiba Birleşik Amerika'yı yabancı memleketlerde temsil ettiğim uzun vazife seneleri boyunca edindiğim intibalarm en kuvvetlilerinden bazılarını teşkil etmektedir.

Herşeyden önce memleketinizde gittikp 5rtan ve büvük deŞer taşıyan bir basarı azmi ile istikbale iman görülüyor. Türkiye'nin sosyal, siyasî, iktisadî bütün sahalarda ilerlemesi için sarfedilmiş ve sarfedilecek gay­retlerden yerinde bir gurur duyduğumuzu müşahede ediyorum. Modern Türkiye'deki bu ruh, büyük millî lideriniz Mustafa Kemal    Atatürk'ten tevarüs edilen bu ruh, Türkiye'ye gelen bütün yabancıların dikkatini çek­mekte, ve :bu dinç cumhuriyetin istikbali hakkında onlara güven telkin etmektedir.

İkinci olarak, gerek hükümetiniz, gerek halikınız tarafından, içinde yaşa­dığımız 'huzursuz dünyanın arzettiği çetin meseleler karsısında gösterilen teyakkuzu müşahede etmek de, bu müşahedem pek kısa bir zamana in­hisar etmekle beraber, bana derin (bir haz vermiştir. Türkiye'nin Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtını ve Bağdad Paktını hararetle destekleyişi ve Koredeki Birleşmiş Milletler harekâtına kahramanca iştiraki de gösteri­yor ki, bu memleket demokrasi dünyasına yönelmiş tehlikeler karşısın­da uyanık, ve bu tehlikelerin karşılanmasında hissesine düşenden bile daha fazla sorumluluk yüklenmeğe hazırdır. Birleşik Amerika da dahil, yjrmiyi mütecaviz memleketin askerleri ile Korede Birleşmiş Milletler bayrağı altında omuz omuza çarpışmış olan askerlerinizin kahramanlık­larını hiçbir Amerikalı kolay kolay unutamaz. Türk silâhlı kuvvetleri ile duyduğumuz gurura biz Amerikalılar da iştirak ediyoruz. Bu kuvvetler­le bizim de ilişiğimiz .bulunması ve onların modernleştirilip teçhiz edil­mesinde 'bizim de hizmetimiz geçmiş olması bizlere şeref vermektedir.

Üçüncü olarak, gelişmekte olan diğer memleketler gibi Türkiye'de, bu süratli teknik ilerlemeler devrinde Türk halkı için daha iyi bir hayatın temini yolunda mücadele ederken, bilhassa ekonomik sahada bazı mese­lelerle karşılaşmaktadır.

Yeni inkişaf merhalelerine ulaşmaya çalışan, bağımsızlıklarına yeni ka­vuşmuş ve gelişmekte olan birçok devletlerin atom enerjisinin sulhçu yavelerde kullanılmasına bütün insanlık için hudutsuz faydalar vaad et­tiği bir zamanda bu gayretlere girişmiş olmaları, değeri belki de, yeteri kadar idrak edilmeyen bir nimettir. Atom enerjisinin sulhçu maksatlar­la kullanılması için bilgi ve kaynakların birleştirilmesi yolunda 8 aralık 1953 ite Birleşmiş Milletlere yapılan teklifin, Amerikan Reisicumhurun­dan gelen dünya Ölçüsünde bir teşebbüs olması, benim için hudutsuz bir memnunivet kavnaaıdır. Birleşik Amerika bu gayenin tahakkuku, yolun­da şimdiden müsbet adımlar atmıştır. Bir atom reaMör eğitim merkezi kurulması için Birleşik Amerika ile varılan iki taraflı anlaşmanın sağla­dığı fırsattan ilk istifade eden memleket oluşu, Türkiyenin uyanıklığına tipik bir Örnektir.

Türkiyede liderlerinizin ve halkınızın zihinlerini işgal eden en mühim meselelerden biri iktisadî davadır. Böyle bir mesele mevcuttur. Fakat bunun istikbal için iyimserliği değiştirmesi icap ettiğini sanmıyorum. Ekonomik aksaklıklar vuku bulmaktadır. Bunlar, kendi memleketim de dahil olmak üzere, her memlekette vuku bulmuştur. Eseriya rahatsız edi­ci olmakla beraber bunlar, bir milletin ekonomisinin olgunlaşması ile birlikte yürüyen normal gelişme sancılarıdır.

Bugün, Birleşik Amerika'nın ekonomik gücü tabiî, belki de lüzumundan fazla tabiî karşılanmak tadır. Modern dünyanın bir mucizesi olan, serbest teşebbüs ekonomimizin verimli kapasitesi bir tesadüf veya bir iktisat nazariyatçısınm zihninde doğmuş sihirli bir formülün eseri değildir. Birle­şik Amerika'nın iktisadî gücü, uzun yıllar devam etmiş zorlu ve sıkıcı çalışma, fedakârlık, plânlama ve denemelere, bunların yanı sıra da siyasî hürriyetin, sosyal adaletin sağladığı avantajlarla, hiç şüphesiz, tabiî ve beşerî kaynaklarının zenginliğine dayanmaktadır.

Memleketimin temenni ettiği gibi, sizlere sulh, zenginlik ve umumî re­fahın nimetlerini temin edecek bir istikbali sabırla ve iyi bir şekilde sizlerin de meydana getireceğinizden şüphem yoktur.»

Bundan sonra büyükelçi, gazetecilerin muhtelif suallerini cevaplandırmış ve toplantı saat 17.30 da sona ermiştir.

Bağdad Paktı tahripkâr faaliyetlere karsı koyma komitesinin tebliği : 29 Haziran 1956

 Ankara :

Bağdad Paktının »tahripkâr faaliyetlere karşı koyma komitesi mutad top­lantılarının ikincisini haziranın 25 inden 29 una kadar Ankarada yapmış­tır. Birleşik Amerika 'hükümetinin bu komiteye iştirak etme yolunda ver­diği kararın neticesi olarak Amerikalı temsilcilerinin 'bu müzakerelerde hazır bulunması, komite üyeleri tarafından memnuniyetle karşılanmış­tır.

 Komite, bu bölgede tahripkâr hareketleri terviç etme yolunda kul­lanılan taktiklerde aşikâr bir artış bulunduğunu takdir etmektedir.Bu­nun neticesi olarak da tahripkâr faaliyetlerin ve bilhassa endirekt tahrip­kâr hareketlerin tehdidi artmıştır. Komite, bu yeni vaziyeti bertaraf et­mek için zamanında ve müessir tedbirlerin alınması kat'î surette kabul eder.

 Komite, üye memleketlerin gerek münferiden gerekse müştereken birçok müsmir  isleri deruhte  ettiklerini memnuniyetle kaydetmişir. Bu suretle eşit müttefik olarak gayretlerinin ve kaynaklarının   bütünlüğünü temin etmeğe matuf müessir kararlar almağa muvaffak olmuşlardır. Şim­diye kadar kaydedilen .terakki sayesinde komite, müşahhas ve    şümullü bir program tavsiye etmeğe karar vermiştir.

 Komite, Ontadçğu'da barısın idamesinin lüzumu hususunda tam bi mutabakat halindedir. Bundan başka fertlerin demokratik hak ve hürri­yetini, Ortadoğu milletlerinin hükümranlığı ve istiklâlini ve Bağdad Pak­tı üye memleketlerinin içtimaî, iktisadî ve kültürel gelişmelerini terviç etmeleri   için zarurî olan dostluğu ve işbirliğini istihdaf eden gayelerini tkip etmeğe karar vermiştir.

YANKILAR

Ya, öyle!

Yazan: Nadir Nadî

1/6/1956 tarihli    (Cumhuriyet) den:

Berlin Üniversitesine bağlı Gazetecilik Enstitüsü Müdürü Profesör Dovifat, bir açılış dersinde bir gün şöyle de­mişti:

 Bu enstitüde gazeteciliğin tarihsel gelişimi hakkında temelli bilgiler .edi­nebilirsiniz. Mesleğin sosyal ve poli­tik fonksiyonlarına dair burada çok şeyler öğrenebilirsiniz. Modern bir gazetenin nasıl hazırlandığını, çeşidli servislerin nasıl çalıştığını görüp az çok tecrübe sahibi olmanız burada mümkündür. Fakat burada gazeteci olamazsınız. Gazetecilik, ona heves edenlerde, hiç bir profesörün öğretemiyeceği özel istidatlar arayan bir meslek tir. Gazeteci olup olamıyacağınızı, bu mesleğe atıldıktan sonra ancak zaman­la anlıyabilirsmiz.

Gezetelerin ve gazetecilerin çalışma şartarım bir kat daha ağırlaştıran yeni tasarıya aid haberleri okuduğum zaman Prof. Dovifat'nm yirmi beş yıl önceki sözlerini hatırladım. Hangi meslekten olursa olsun, insanların iyi yetişmeleri, yüksek öğrenimden geç­meleri, hattâ mesleğe başladıktan son­ra da okumağa devam edip (bilgi ve kabiliyetlerini arttırmaları elbette özlenir bir şeydir. Fakat bir gazetede ya­zı yazmak için vatandaştan mutlaka bir diplomalaramak, toplum içinde ve toplum meseleleri hakkında fikir yü­rütmeyi bir nevi inhisara bağlamak .de msktir. Memleketimizde vatandaşların politika yapmaları çok şükür henüz yasak değildir. Profesör. Ali gibi, rençber Veli de, işçi Hasan da, bakkal Hüseyin de her şeyden önce birer seçmen­dirler. Şu partiye oy vermek, .bu par­tiye girmek, partilerde vazife almak, sözle veya yazı ile propaganda yi^prnak aday olmak milletvekili seçilmek ve devletin en yüksek, en rnesuliyetli yer­lerinde vazife kabul etmek her vatan­daşın hakkımdır.

Gazete yazarının yaptığı, nihayet Ali'nin, Veli'nin, Hasan'm, Ayşe'nin ara­dığını onlara sunmaya çalışmaktan iba rettir. Beğenilen bir yazar, hiç değilse bir kısım halkın düşüncelerine, zevkine heveslerine tercüman oluyor demektir. Bu yazılar, netice itibariyle ya iktidar, ya meşru mahfiller lehine taraftar toplayabilir. Yaradılıştan sanatçı ruhu taşıyan yazarlar bu işi elbette daha (büyük bir başarı ile yü­rütebilirler. Tahsili yok diye bir vatandaşı gazetelerde çalışmaktan veya ga­zete çıkarmaktan alıkoymak, en ba­sit insan haklarını inkâr etmekle bir­dir.

Y.eni tasarıyı hazırlayanların bu nok­taları düşünmediklerini söylemek ço­cukluk olur. Eğer öyle olsaydı, 1946 ile 1950 yılları arasında, Tanrmm gü­nü D. P. yi öven, (bu yüzden mahkemelerde, hapishanelerde sürünen diplomasız .gazetecilerin bu mesleğö lâyık olmadıklarım daha o zamandan ortatya atar ve belki de cefakeş hür­riyet âşıklarını vaktinde sıkıntıdan kurtarırlardı. Aradan geçen altı yıl boyunca gazetelerimizin iş ve yazı kadrosunda hemen hiç bir değişiklik olmadı. Sekreterler aynı sekreterler, yazsalar aynı yazarlar, muhabirler -bir iki istisnası ile- aynı muhabirler. Ama Şu var ki, altı yıl içinde iktidarın ru­hu değişti. Sayın büyükler kuruldukla­rı koltuklara pek alıştılar. Birbirini kovalıyan başarsızlıklar neticesinde halk hoşnudsuzluğa kayıp da tenkidler çoğalıca sinirleri bozuldu. Dün, beğenildikleri zaman bizi alnımızdan öpen­ler, şimdi:

 Kim oluyor bunlar?

D.emeye 'başladılar.

İspat haıkkı yok öyle şey! Kötülükle­ri tenkid mi? Hakaret! Sanat yolu ile hiciv mi? Diplomanı al da sanatını Öy­le yaparsın!

Ne yazik ki, karşımızdaki zihniyet, 14 mayısta artık ebediyen gömdüğümüzü sandığımız eski zihniyettir. O zihniyeti bugün temsil edenler diplomadan vaz geçtik bir parçacık tarih şuuruna sa­hip olsalardı, tuttukları yolun mem­leketi bir çıkmaza dalıaı sürüklediğini görürler ve hareketlerinde biraz daha temkinli  davranırlardı.

Uyandırma

Yazan: İsmei İnönü

1/6/1956 tarihli (Ulus) tan:

Toplanma, konuşma ve yazma hakları­nı tahdit eden hükümlere heves .edilir­ken acele mahiyet alan bir vazifeyi ifa ya çalışacağım. Çıkarılacak kanunların elimizde 'bulunan tasarıları ölçüleme­yecek hudutta yıkıcıdır ve cemiy.ette husule getirecekleri ıstıraplar güç da­yanılacak derecede acılı olacaktır. Bun lar susturma hükümleri  de    değildir.

Yazı yazan ve konuşan her hangi se­vimsiz vatandaşa her halde eziyet et­mek arzusu hâkim görünüyor. Habe­rin yalan, yanlış olmasından sakınmak bir dereceye kadar mümkündür. Doğ­ru haberin, hakikaten kusurlu olan makam sahiplerini kusurlu gösterme­sinden kurtulmanın çaresini -bütün a-kıîları ıbir arada bulamazlar. Mak­sadı mahsus efsanesinin penis istismar devrine girmemiz mukadderdir. Her tenkid, makam sahibinin takdir olun­maması mânasını kendiliğinden taşı­yacaktır. Tenkid sözleri, onları doğru zannedenisrin gözünde tenkid edileni elbette azaltacaktır. Yeni hükümlere göre bu süratle tenkid eden ağır ceza görecektir. Netice şu olacaktır ki    ilk kurbanllacdan sonra tenkid kat'î ola­rak kalkacaktır. Bu suretle siyasette, ilimde tamamiyle karanlık yeni bir devire girmiş oluyoruz.

Benim kanaatimce Türk milleti 1958 senesinde böyle bir karanlığa lâyık de­ğildir. Benim sarsılmaz kanaatimce Türk milletinin böyle bir karanlık de­virde  yaşaması  kısa   sürecektir.

Selâhiyet mevkiinde bulunan idealist­ler vazife yapmamışlardır ve yapma­maktadırlar. Kendi vicdanlarını sus­turmak için kıymetli özürler ve tefsir­ler bulabilirler. Ama, kendilerini alda­tırlar. İnsanlar, doğru yolda olmayan önderleri tarafından işte bu suretle yar dsikçı hale 'getirilirler. Buna, tereddüt veya itiraz edenleri sorum ortağı ya­parak rametme usulü derler. Bu, ta­rihten gelen bir usuldür. Kültür sa­hibi, aklı başında insanların bu oyun­ları takdir etmemeleri şaşılacak şey­dir.

Adım adım mutlakiyete gidiyoruz. Ya­hut 'geri dönüyoruz. Bu şimdiki dönü­şümüzün hiçbir mazereti yoktur. Esa­sen geçmişte de, hiç birinin mazereti sabit olmuş değildir. Ancak şimdiki dö nüş, tarihte her türlü asaletten mah­rum olmak hükmünü giyecektir.

Kapalı hayatın fbir zevki olabileceğini sananlar aldanırlar. Tarihimizde kapa­lı hayatın en cok şahsî ıstırabını çek­miş olanları, üstelik en yüksek hizmet­li, kendisine .en Ibüyük itimadı olanlar arasında görmüşümdür.

Tarihimizde medenî bir cemiyet yaşa­masına geçebilmek için işte bu içinde bulunduğumuz merhaleyi atlayamıyo-ruz. Uzun bir iktidarın rejiminden kurtulmak nihayet sahiplerini tekrar ne olursa olsun iktidardan gitmemek sevdasından kurtarmak mümkün ol­muyor. 1908 Meşrutiyet İnkılâbım ya­panlar tarihimizin en temiz inkılâpçı­ları idiler. Beş altı senede kendilerin­den başka kimsede liyakat olmadığını sanar hale gelmişlerdir. Cumhuriyet inkılâbını yapanların meşru yoldan ik­tidarı devrettikleri siyaset adamları­nın aklı ve hamiyeti kendi nefislerin­de toplanmış zannetmeleri ve her va­sıta ile iktidarı bırakmamak hevesine kapılmış olmaları akıl ve tabiat dışı bir hâdisedir. Hususiyle ağır bir ikti­sadî .buhranın ıstırapları vs çirkin enflâsyan ve döviz zenginlikleri ve sefa­letleri idinde âlemin susturulmasından medet ummak tehlikeli bir gaflettir.

.İktidarı destekleyenleri uyandırmak isterim: Gidiş tehlikelidir. Mesuliyeti­nizi biliniz.

Ayaklandırma

2/6/1956 tarihli (Zafer) den:

C.H.P. nin yaşlı lideri 'bir demokrasi havarisi edasiyle kalemini yine eline almış yazıyor. Seçtiği mevzu, prensip­leri- Demokrat Parti Meclis Grupunda pek büyük ibir ekseriyetle kabul edil­miş olan Basın Kanunu değişikliiklerilir. Biz onun yazısının değişikliklerin mahiyetine dokunan ve onlar: kendi düşüncelerine 'göre kıymetlendiren kı­sımlarına dokunacak değiliz. Bütün si­yasî emellerinin tahakkukunu Basm hürriyetinin 'alabildiğine suiistimal edilmesi suretiyle memleketteki bütün manevî kıymetlerin yıkılmasına bağ­lamış olan bir şahsiyetten bu suiisti­malleri önliyecek tedbirleri tasvip ve­ya takdir etmesi elbette beklenilemez­di. Elbette o mevcut ve sade siyasî ha­yatımızda dsii, içtimaî ve sıhlâki bün­yemizde de rahneler açan bir duru­mun devamına "taraftar olacaktı. Ma­nevî havada sislerin dağılmasını, is­tikrar ve huzurun teessüsünü istenıi-jecekti. Çünkü o bir kere daha iktida­ra .gelebilmesi için bütün bu karışık­lıkların, hattâ daha da karışarak de­vamını istiyordu.

İnönünün yazısı bu zaviyeden tetkik olunursa onun ihtiva ettiği fikirlerin hakikatine daha kolaylıkla vasıl olmak

mümkün ulur.

Bunları söyledikten sonra tou yazının başlıca bir noktasına temas edeceğiz. "Dikkat edilecek olursa İsmet İnönü o yazısında B. -M. Meclisi dahil bütün "kuvvetlerin f-svkinde, ilâhi ve lâyuhti "bir heyeti nalsıha reisi giıbi davranıyor.

Nasihat ettikleri Anayasanın hükümle­rine sadakat yemini ederek temsil va­zifelerini devam ettirmekte olan meibuslardır. Türkiye'nin kaderine meclis halinde hâkim olan mesul insanların topluluğu.

İsmet İnönü'nün 'her şeyin üstünde imiş gibi, her hakikati bir siyasî Me­sih, olarak yalnız o idrak ediyormuş gibi nasihatlerinin bu ilki      değildir.

Dördüncü Adnan Menderes Kabinesi programının konuşulduğu günde, -aty-nı mahiyette bir konuşma yapmış ol­duğunu bu münasebetle bir kere daha hatırlamaktayız. O gün Meclisin kar­şısında, o Meclisin fevkinde, idraki ibütün idraklerin, .görüşü 'bütün görüşle­rin üstünde imiş .gilbi ve bir türlü sır­tından atamadığı Millî Şef edasiyle ko­nuşmuştu. Bulgun de aynı eda ile ya­zıyor, ıgûya ikaz etmek, uyandırmak inamı altında milleti ayaklandırmak is tiyor!

Kim (bu adan? Çalınma reyle iktidarı­nı dört yıl uzattıktan sonra, milletin artık kargı duramadığı iradesiyle mevkimden tutulup atılmış eski -bir dikta­tör, mahlû bir müstebid değil mi? Ve nihayet, Demokrat Parti İktidarının insa'nca müsamahası ile vatandaşlık haklarını muhafaza edebilmiş, bu sa­yede mebus kalabilmiş, demokratik icraat bakımından geçmişi çok veballi herhangi bir insan değil mi? Onun kendisinde bir takım üstünlükler veh­mederek B. M. Meclisini ikaz, hattâ tehdid etmek .gibi bir hareketi kendi uhdesinde 'görebilmesinin izahı yoktur.

Anlaşılıyor ki 0 hâlâ Millî Şeflik ve­himleri içinde yaşıyor. İşaret ederek, ikaz ederek, emrederek Millet Mecli­sinden kendi zamirine uygun kararlar almanın  mümkün  olduğuna  inanıyor.

Paşa, Paşa, o devirler geçti. Sen uyan­dırayım derken asıl kendinin ne ka­dar derin, ne kadar vahim bir uyku­da olduğunu âleme is'bat etmiş oluyor­sun. Tehlikeli bir gidişi önlemek için en vatanperver a ne tedbirleri alanlara, gidiş tehlikelidir, mesuliyetinizi biliniz, diyorsun. B.M.M. karşısındaki bu du­rumun ne kadar haksız. Bu memleke­tin senin verdiğin istikametlere göre teveccüh ettiği devirlerle aramızı çok derin uçurumlar ayırıyor. Bunu bilseydin, şüphesiz kaleminde o makale­yi yazabilecek  kuvveti  bulamazdın.

Ey yâreli şîri jiyan ( uyan bu halbı gafletten, uyan artık.

Büyük imtihan

Yazan: İhsan Ada

6/VI/1956 tarihli (Vatan) dan:

1950 öncesi muhalefetinin vaadi şuy­du; «Bize memleketi altı ay kiralayı­nız. Güllük gülüstanlık yapalım». De­mokrat Partinin altı yılı aşan iktidarı sonunda yurt ,ne cennete çevrilmiş, ne de her yanda .güller açmıştır. Aksine ortalığı yer yer dikenler kaplamakta­dır. Kara, sert, sık, geçilmez, ayıklan­ması .güç dikenler...

1956 ortasında durum şöyle görünü­yor:

İktisadî, ticarî ve malî bir çıkmaz. Yurddaşm muayye nolmıyan bir gele­cekte refaha kavuşacağı kamçısiyle, dişinden, tırnağından, geçiminden ke­serek, kemerini mütemadiyen sıkması, fakat bunu yaparken de bir taknn vur­gunları seyretmesi. Pahalılık var denir. Hayır, hayat seviyesi yükseldi diye cevap verilir. Kahve için, gaz için kuy­ruk yaparak dükkânların önünde bek­lenir Tedlbir düşünülecek yerde "kuy­ruklar kopsun» denir. İhtiyaç madde­lerinin hepsinde yokluk, hiç olmazsa darlık. İkinci Cihan Savaşı ki, her ya­nımızdan sarılmıştık, bu sıkıntıyı çek­mediğimize şahidiz. Savaşın ortaların­da altın 42 liraydı. Bu;gün 131 lira. Türk parasının değeri düştükçe düşmüş. Al­tınlarımız rehinde. Dış borçlar ço­ğaldıkça çoğalmış ve Avrupanın 'gö­zünde yeni (bir «Düyunu umumiye» doğmuş. Bunları temizlemek için hiç bir teşebbüs yok. Bu millet olarak iti­barımıza tesir ediyor. Döviz yok. Li­berasyon, kredili ithalât belimizi bük­müş. Her fabrika birer can kadar kıy­metli olması gerekirken bizde dert ol­muş. Yeni fabrika yaparken iptidaî madde yokluğundan -eskisi kapanmış. Enflâsyon başlıca tehlike.

Adlî, idarî cihazda hiç bir ıslâhat ya­pılmamış. Üstelik bu müesseselerimiz teminatlarını   kaybetmişler.       Tasfiye kanunları çıkmış. Memurların »görü­len lüzum» tokatmı nereden geleceği­ni 'beklerken uykuları kaçıyor. Hâkina idarenin elinde oyuncak. Oyunu D.P.. den yana kullanmadığı için Kırşehir vg Adana cezalı...

Üniversitelerin muhtariyeti mahalle" muhtariyetini biraz asar, profesörler ağzını açamaz. Fikir hareketleri dur­muş. Memleket bir fikir kuraklığı içi­ne düşmüş.

Muhalefetin ancak iktidarın beğendik­lerini söylediği ve müsaade edildiği kadar konuşursa makbul, aksi vatana hıyanet. Gidişe göre muhalefetsiz de­mokrasinin de keşfi uzak olmaz.

Hürriyetlerimiz kafese konmuş kuş­tan farksız. Kafestesin. Uç uçabildiğin!? kadar. Öt ötebildiğin kadar... Senin, kanadını ve dilini tutan var mı? Bu da bir hürriyet anlayışı ve 'bizdeki hürriyet tatbikatı..

Bunlar birkaç çizgi. Ne yapmalı? Üzerine eğilip tedbir düşünmeli, hal çareleri aramalı değil mi? Hayır. Bunlar kalkınmanın krizleri. Çekeceksin. Fa­kat susacaksın. Zihniyet bu. Avrupa-lı'nm anlamadığı demokrasi. Bir acaip gidiştir. Ne Anayasa ile, ne prog­ramla, ne hukukla, demokrasi nazari-yeleriyle ilıgili... Benim sözüm son söz.. Benim gittiğim, tek çıkar yol. Benim gördüğüm tek hakikattir.

Hürriyetleri şurasından, budamak yetmedi. Onlar: kıskıvrak" bağlamalı. Direktif Güney seyahatin­deki nutuklarda verildi. Ya o hasm:. «Doymak bilmez ejder» , «bakkal dük­kânı.» Önce o susturulman.

5680 sayılı Basın Kanunu ile 8334 sa­yılı neşir voliyle veya radyo ile işle­necek bazı cürümler hakkında kanunu değiştiren taşanların maddeleri üze­rinde durmak bence lüzumsuz. Mühim olan zihniyettir. Mühim olan bu gibi-tasarıları yürürlüğe koydurma zihni­yetidir. 6334 sayılı kanun zaten ağır bir kanundur. Şimdiki tasarılarla (basın hürriyeti kökünden yıkılacaktır. Hırsıza hırsız denemiyecek. Şeref pararvanıasina bürünmüş hırsıza karşı elinde de ispat hakkın yok. Peronu yı­kan rejim, diktatörün kanunlarını kaldırırken, önce ispat hakkını da derhal koydu. Çünkü «ispat hakkı idarî namuskârlığm ilk şartıdır» diyordu yeni rejim. Biz hâlâ 'bunun için birbirimize giriyoruz, partileri kuruyoruz.

Teni tasarılarla «resmi sıfat» birer ta­bu haline getiriliyor.

;Madde şudur:

.«Kanunda tasrih, edilen haller haricin-,de resmî sıfatı haiz olanları küçük dü­şürmeyi hedef tutan veya bunlar aley­hinde istihkar veya istihfaf hissi tel­kin edebilecek, yahut müphem ve sîzannı davet eyliyebilecek mahiyette neşriyatta bulunulması hallerinde fa­il 1 seneden 3 seneye kadar hapis ve 10.C0Û liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.

Yukarıda yazılı cümleler resmî sıfatı haıiz olanlar aleyhinde sıfat ve hizmet­lerinden do-ayı işlendiğinde cürme mü rettep olan ceza üçte birden yarıya ka­dar arttırılarak hükmolunur.»

.Nedir «istihkar veya istihfaf hissi tel­kini», «suizan», nereden başlar, nere­de biter, sınır nerededir; on bilirkişi kurulsun, ıslyrı ayrı hükme varacaktır.

«Bir şahsın menfaatini bozan» ne de­mektir? «Maksadı mahsus» kime gören Polis zihniyetine göre her adım «mak­sadı mahsus» ladır. «Âmmenin ihtiyaç­ları için zarurî sayılanı maddelerin azalmasmı veya fiatlarm yükselip düş­mesini tevlit edebilecek veya dahilî emniyeti tehlikeye düşürebilecek, ya­hut hükümet veya âmme işlerine mü­teallik kararlar almaca salahiyetli diğer bütün resmî makam vs teşekkülle­re saygı ve itimadı sarsacak», «heye­can uyandıracak tafsilât ile haikikî ve­ya vakıaları hikâye veya tasfir veya tersim edenler... 10 bin liraya kadar ağır  para   cezasiyle   cezalandırılırlar».

Bu görülmüş şey midir?

Tasarılar tenkid hürriyetini yok eğer, tekzip hürriyetini ve suiistimalini ortaya çıkarmıştır. Tekzibi gönderen başlık koyabilecek, fotoğraf ve resim yayınlatabilecek, tekziplere şimdiki kamına göre mahkemeler tarafından bakılırdı. Tasarılar bu yetkiyi savcı­lıklara  veriyor. Mahkemelerin  yetkisinden, hâkimin adaletinden çekinme mi? Bununla bir tezada daha düşmüş olunuyor. Seçim kanununa göre, se­çim zamanında gönderilecek tekziple­rin yayınlanmasına mahkemeler tara­fından karar verileceğine dair bir hü­küm vardır. Böylece ayni mesele hak­kında ayrı ayrı zamanlarda, ayrı ayrı merciler tarafından karar verilebile­cekti.

Demokrat Partinin muhalefetteyken ve doğru olarak dilinden düşürmediği bir tenkid vardı. Gazete kapatmanın haksızlığı. Yeni tasarılar gazete ka­patmayı yeniden ihdas etmektedir. Bir aydan üc aya kadar gazete kapatılabi­lecek, mevkutenin sahip ve mes'ulleri bu süre icinde başka bir mevkute de çıkaramıyacaklar. Gazete kapatma aleyhinde söylenen o kadar ağır sözler, yapılan şiddetli tenkidler, kimeydi, niçindi? Haydi, gazetenin mes'ulü ve suç unsurunu taşıyan haber veya yazının. sahibi cezalandırıldı. Fakat gazetenin kapatılması suretiyle o gazetenin bü­tün çalışanları cezalandırılmış olmu­yor mu? Bu çalışma hürriyetine aykı­rı değil midir? Bu hak ve insatfa sı­ğar mı? Gerekçede, basın hürriyetinin Anayasasının âmir hükmüne göre bir statüye bağlanması lazımmış. Anaya­sayı tou şekilde tefsir etmek en yanlış bir harekettir.

Şimdi sayın milletvekilleri! Demokrat Partinin düşmanlarla çevrili olduğu vehmine kapılmayınız ve 'bir ân için 2800lerinizi unutunuz. Vicdanınızın murakabesinde bütün yurdseverliğinîzi, programınızın ruhunu, liderlerini­zin veya sizlerin eskiden söyledikleri­nizi, vaadlerini, demokratlık teriminin ehemmiyetini ciddiyetle hatırlayınız. Türkiyenin tarih ve dünya önünde çok büyük bir imtihan geçirdiğini görecek­siniz. Türkiye bu imtihanda sıfır al­mamalı. Türkiye bu imtihanda (başarı kazanmalı. Daha doğrusu Türkiye ar­tık imtihanlar .görmemeli.

Basma hançer saplanmamalıdır. Ba­sın susturulduktan sonra Türkiyeyi derin bir ölüm sükûtu kaplıyacak ve Türkiye susanların ülkesi haline ge­lecektir. Çünkü basın hürriyeti yok olmakla bütün hürriyetler ortadan kal kaçak ve kaldırılma yolları kolaylıkla

bulunacaktır. Basınımızın şerefli bir mazisi var. İstikbâli de şerefli olacak­tır. Hürriyetsizliğe karşı uzun yıllar kahramanca mukavemet etmiş, yüzü­nün akiyle kazanmıştır. "Türk köylü­süne faziletli bir basın vereceğiz» uyurulmuş.. Köylümüz, aksini düşün­mez, basınımızı faziletli bilir, Öyle aar yar. Basının fazilet dersine ihtiyacı ol­madığı gibi bunu hiç bir zaman De­mokrat Partiden de alacak     değildir.

Faziletin tek kaynağı Demokrat Parti değildir.

Neredeyse antidemokratik hükümleri tePinlerden vicdan azabı duyacağız. Bu kadar tehlikeli hükümler arasından geçebilecek babayiğit bulunabilecek mi?

Abdülhamit bu, müstebit, demokratım, demiyordu. Ülke, mülkü; hak, kulu. Sansür yakışırdı. Demokrasiye bu hü­kümler uymuyor. 24 temmuz, sansü­rün kaldırıldığı gün olarak, gazeteci­ler .bayramıdır. Bu tasarılardan sonra gene bayram mı yapacağız? Tarih basını bu hale koymayı affetmiy.ecek­tir. Bu tasarıları destekliyen gazeteci milletvekilleri, üyesi bulundukları meslek teşekküllerinden ayrılmalılar, ayrılmazlarsa çıkarılmalıdırlar.

Bu tasarılar kanuni açmamalıdır. Birin­ci Meclisin hürriyet havası hatırlanmalıdır. O sözler tutanaklarda okunmalı­dır. En nazik günlerde bile zaferleri oIVLec iste yapılan tenkidler takip ediyordu. Tenkidden korkmıyalım. Ülküsüz,fikirsiz, dâvasız, hürriyetsiz yaşama­nın mânası ne? Yurddaş bunlarla de­ğer kazanır. Susulabilir. Bu geçicidir.Fakat Türkiye'de, satılmıyan fikirler halktan ve haktan başka kimsenin önünde eğilmiyen ,iki büklüm olmıyan ,etek Öpmiyen, dalkavukluk etmiyenler doludur. Bundan sonra da çok olacak­tır.

Fikrimizi söyleme, tenkid .etme ve yaz ma hususunda birkaç günlük hürriye­ti:: İ2 kaldı. Türkiyeııin üstüne perde inecek Türkiye imtihanı nasıl ve­recek Topyekûn susuştan sonra belki bir grup kendini rahat hissedecektir. Yalnızlığın ve derin sükûtun ortasın­da...Susanların o asil ve vakur susuşu çıl­dırtır insanı. Susmanın bir suç sayıl­dığı günler de gelebilir. Hiç şaşmama-

Yeni basın kanunu münasebetiyle 6/VI/1956 tarihli (Zafer) den:

Basın kanununda bazı tadiller yapıl­ması zarureti, muhalefet gazetelerinde-şiddetli yazıların çıkmasına sebep olu­yor. Bu yazıların kısa hülâsası şundan ibarettir: Demokrat Parti iktidarı te­mel fikirlerinden ricat ediyor: Hürri­yetleri tahdit ediyor, hattâ kökünden silip atıyor. Memleket bir fikir karan­lığına mahkûm .edilmek isteniyor, ten­kid ve munakabe kapıları bir kere da­ha kapatılıyor.

Bunların hepsi yuvarlak cümleler için­de ifadesini (bulan umumî     lâflardır.

Basın hürriyetinin bu hararetli müdatfileri içinden hiç birisi çıkmamış ve tadil tekliflerini madde madde fık­ra fıkra ele alarak hangi hükümleria ve ne derecelerde basını, hakikî basırt hürriyetinden mahrum ettiğini ifade etmemiştir. Bunu mevzudaki bilgisiz­liklerine hamletmek elbette doğru ol­maz. Ancak, mevzuu mugalataya bo­ğarak, umumî bir hava yaratmak, Bü­yük Millet Meclisini mânevi bir baskı havasında tutmak gibi bir düşünceye bağlamak yerinde olur.

Bizce bu taktik tamamiyle isabetsizdir ve hiç bir netice vermiyecek olan sa­kin bir anlayışın eseridir. Basın hürri­yeti gibi çok ciddî bir konu üzerinde açılmak istenen münakaşalarda daha açık bir müdafaa plânı tatbik etmek yerinde olabilirdi. Umumî efkârı oldu­ğu gabi, Büyük Millet Meclisini de an­cak böyle bir tutum tatmin edebilir ve tadiller konusunda açık kanaatlerin tahassulüne imkân verebilirdi. Basın-kanununa yeni ilâve edilen hükümle­rin mucip sebepleri açıktır. Basm bu mucip sebepleri çürütecek ve yeni hü­kümleri hukukî ve aklî mesnetlerin­den mahrum bırakacak hiç bir teşeb­büse geçmiyor,  geçemiyor.

Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi al­tı senelik bir devrede basının mevcut hükümlerin pürüzsüz, bir şekilde tatfolk edilmesini sağlayacak bir liyakatle hareket etmemiş olmasıdır. Eğer re­jimi olduğu kadar cemiyet ve politika ahlâkını koruyacak bir yolu kendi kendişine tutabilmiş olsa idi, müeyyidele­rin açık bırakılmış kapılardan vatan­daşın şeref, namus ve şahsiyet harimine sokulmağı bir marifet saymamış olsa idi, yani rejim, içinde kendisine tevdi edilen vazifeyi suiistimallere kaç madan ifa edebi şeydi, elbette şahısla­rı, maneviyatları, cemiyeti ve rejimi koruyan yeni müeyyidelere lüzum kal­mazdı.

Tadiller "Dafhsinde en çok düşünülecek ve en çok üzerinde durulacak husus burasıdır.

Bunları söylerken, basın üzerindeki koruyucu müeyyideler bakımından bi­zimle aynı hizada bulunan bir çok memleketin tatbikatını gözden kayır­madığımızı ifade etmek isteriz. Orala­rın hususiyeti müeyyidelerin ademi mevcudiyeti değil, basının kendi ken­dine teşkilâtlanarak, kendi kendisini zaptırapta alarak bu müeyyidelerin tatbikine imkân vermemiş olmasından ibarettir.

Meselâ İngiltere'de Avam Kamarası manevî şahsiyetinin hakaretten korun­ması şöyle bir müeyyideye     bağlıdır.

Böyle bir hâdise vukuunda Avam Ka­marasında başkanın reisliğindeki ibir komisyon işe müdahale eder. Suçlu davet edilir ve mesele orada tetkik e-dilir. Komisyonun kanaat ve hükmü bir mahkeme hükmü gibi kafidir. İti­razı ive temyizi yoktur. Eğer suçlu­ya hapis cezası takdir edilmişse bu ce­za Meclis Başkanlığına bağlı hususî bir hapishanede derhal infaz olunur. Bu müeyyide 1832 den beri tatbik edilme­miştir. Çünkü o tarihten beri hiç bir gazeteci Meclisi tahkir etmemiştir.

Basın Kanunu tadillerini ele alarak Demokraıt Parti iktidarına devamlı hü­cumlarda bulunanlar meseleleri biraz da bu zaviyeden mütalâa etmelidirler.

Dünyanın hir bir yerinde mesuliyetsiz vazife ve hudutsuz bir hürriyet yoktur.

Basın amme adına bir murakabe va­zifesi görüyorsa, onun vazifesinin,ehemmiyeti ile mütenasip mesuliyetle­ri de olmalıdır. Basın hürriyeti ka­nunla tâyin edilen hudutlar içinde mevcut olabilir. Anayasamın âmir hükmü de zaten böyledir. Bundan ötesini düşünmek hürryietler adına hürriyet­lerin suiistimalini müdafaa etmek de­mek olur ki ,müstakar demokratik bir idarede böyle bir düşünceye yer ve­rilmesine de imkân olamaz.

Anormal durum devam etmez

Yazan: H. C. Yalçın

6/VI/1956 tarihli (Ulus) tan

Hürriyetin son kırıntılarını da kaybet­mek üzere bulunuyoruz. Bu yazının yeni Basın Kanunundan evvel intişar edip etmiyeceğini kestiremiyorum. Şu satırlar kalemimden çıkarken bütün vlairlığımm sızladığını acı acı duymak­tayım. Uzun yaşamak iyi. Fakat mem­lekette iyi günler görmek için hak ve hürriyet günlerinin gelmesini çok. uzun senelerden beri beklemek ve ar­tık son, muvaffakiyet hamlesine eriş­tiğimizi zannedecek dakikalarda tek­rar bir çılgın karanlık içine gömülerek, asırlarca geri gitmek, medeniyet ve insanlık dünyasının gözü önünde kü­çülmek ölümden de acı İbir felâket­tir.

Demokrat Parti Türk vîatanmm tarihi­ne kara harflerle bu felâketi yazmak­tadır. Çıkacak kanunda imzaları bulunmatak için bazı demokrat mebus­lar Ankara'dan uzaklaşryorlarmış. Bu bir acı komedyadır. Şahsiyetine sahip, vatanını seven, aklı erer bir milletve­kili için şu dakikada yapılacak tek bir vazife vardır: Mecliste kalmak, son dakikaya kadar hak ve hürriyet uğrunda mücadele etmek ve teklif aleyhinde oy kullanmak. Böyle bir zamanda Meclis­ten uzaklaşmak korkaklıktan başka bir. şey değildir.

İşlenecek suçun bütün ağırlığı, De­mokrat Parti mebuslarının üzerine yüklenmektcdir. Parti hak ve hürriyete bu hıyanet suçunun altından kalkamıyacak ve demokratik rejim hakikî mânasiyle bu vatanda teessüs   ettiği za-

man milletin karşısına çıkmak cesare­tini kendinde bulamayacaktır.

Bu. hakikatleri bilecek, düşünecek ve kararımızı yaptığımız işin ciddiyetini, vehametini bilerek verecek bir dakika içinde bulunuyoruz.

Isfe söylesek boşa gideceğini, demokrat şeflerin partiye hâkim olacaklarını, Bso'n hârriyetmde'n (bağlıyarak ' bü­tün haklarımızın çiğneneceğini mukahkak görüyorum. Fakat bundan daha kati 'bir surette iman edebilirim ki bir milletin şeref ve haysiyetini boğan kara kuvvet hiç bir zaman devam edemez. O mutlaka yıkılmağa mahkûm­dur.

Eski tarihleri karıştırmadan, şahidi ol­duğunuz zamanların diktatörlük faci­alarını hatırlıyacak olursak hepsinin nasıl tepe aşağı geldiğini görmüşüz­dür. Neticede bütün diktatörlerin fe­lâket ininde yıkılmaları kaçınılması imkânsız bir mukadderattır. Hani Hit]er, hani Mussolini, hani Peron? Hattâ hani Stalin? Tarihin es sistemli, en geniş ve temelli bir diktatörlüğü olan bolşevik idaresi bile birbirlerini yiyen diktatörlerin boğuşması peklinde mu­kadder akübetine doğru yürüyor.

Diktatörlük rejimleri ve diktatörlerin cesareti az çok bir muvaffakiyet sermayesi üzerine dayanır. Demokrat Partinin kurmak istediği istipd&dm temeli ise memleketin ıstırap ve mah­rumiyetinden  başka   bir   şey  değildir.

Demokrat parti diktatörlüğü doğrusu, yanlış bir sisteme, bir prensibe, bir fikre istinat etmekten uzaktır. Muvaf­fak oljaimıyân insanların ibir müddet daha iktidarda kalabilmek için yum­ruğa müracaat etmek çılgınlığından başka ibir ş.ey ile karşılaşıyoruz. Böy­le bir idare uzun sürebilir mi? Bu ol­gun, tecrübeli, gözleri açık Türk mil­leti bu politika esnafının istipdatlarını boş görebilir mi?

Acaba ıtırap ve felâket devresi ne ka­dar sürecek, kurtuluş nasıl ve ne zaman olacak? Bunu bir siyasî falcılık addederek, bilmem derim. Yalnız emin olduğumuz nokta şudur: Demok­rat Parti kurucular saltanatına bu mil­let tahammül etmiyecektir.

İtibar

Yazan: Nadir Nadi

6/VI/1&56 tarihli (Cumhuriyet)

İspat hakkı kabul -edilmediği için 6334 sayılı kîatnun gazetelerin tepesinde bir Denrokles kılıcı gibi asılı duruyor, ten-kid ve murakabe hürriyetini büyük Ölçüde zedeliyordu. Şimdi bu kanuna eklenen «itibar», «mesleğe zarar ve­rebilecek», «küçük düşürebilecek» tar­zında yeni terimlerle tepedeki kılıç ar­tık Demoklesin bağından da kurtarıl­makta vs hükümetçe beğenilmiyen her gazetenin beynine inmeğe hazır hale getirilmektedir.

Bir insanın itibarı ne zaman kırılır? Bir devlet adamı hangi şartlar altında küçük düşürülmüş sayılır? Tasarı bu hususta ;sıeık ve kesin bir ölçü kullan­maktan da sakınmış «itibar kıralbile-cek», sübjektif ve iki taraflı terimler­le sanığı adeta davacının eline teslim etmiştir. Bir Bakanın icraatını beğen­memek, bunu nezaket kaidelerine son derece riayet ederek yazmak da o Ba­kanı pek âlâ küçük düşürebilir. Hü­kümetin politikasını bir noktadan ve­ya toptan tenkid etmek de Devletin itibarını kırıcı .bulunabilir.

Bu şartlar altında, yurdumuzda hür, hattâ yarı hür bir murakabe rejimin­den söz etmek artık imkânsız bir hâ­le gelmektedir. Demokrat Parti adını taşıyan bir idare altında yaşadığımız dikkate alınacak olursa, belki bundan böyle «bizde demokrasi yok» diyen­leri de «Devletin itibarını kırıyorlar» iddiasiyle hapishaneye tıkmak müm­kün olabilecektir .

İtibar şüphesiz saygı değer bir vasıf­tır. Vatandaşlar kendi itibarlarını ol­duğu kadar Devletin itibarını da ko­rumak isterler. Hele Devlet hizmetin­de vazife görenler irin, en büyüğünden en küçüğüne kadar, bu bir an bile ih­mali caiz olmıyan bir namus borcudur.

Ama Devlet itibarının korunması, her reyden önce Devlet hizmetlerinin iyi görülmesi bütün sorumluluların ser­bestçe   kontrol   edilebilmesi,   vatandaş hak ve hürriyetlerinin dini dik ayak­ta tutulması İİ3 mümkündür. Bir Ba-kanın, bir hükümetin icraatını tenkid etmekle, o icraatta kusurlar, yolsuz­luklar, haksızlıklar bulunduğunu yaz­makla Devletin itibarı kırılmaz. Ter­sine kusurlar düzeltilmek, yolsuzluk­lar ve haksızlıklar önlenmek suretiy­le Devletin itibarı korunmuş olur. Ya­zanlar 'haklı ise adı gecen sorumluları değiştirmek, yerlerine daha ehillerini getirmek imkânı hâsıl olur. Yazanla!" haksız ise, küçük düşenler, ya da iti­barı sarsılanlar bunlar olur.

Bu kadar basit gerçeklere sırt çevirip de «Devletin itibarını korumak» formu lü altında gerçeklerin konuşulmasına engel olmak, demokratik hak ve hür­riyetleri baskıya vurmak, totaliter bir zihniyetin en açık belirtileridir. Bunu yapanlar, kendi itibarlarını kendi el­leri ile kırdıklarını nasıl farkedemiyor-lar, hayrettir.

Kuru - sıkı

8/VI/İ956 tarihli (Zafer) den:

Basın 'Kanununda yapılacak değişik­likler düzensizliği kendilerinin en bü­yük müttefiki sayan muhalifleri şaş­kına döndürdü. Her biri hummaya tu­tulmuş bir hasta adam gibi birbirleriy­le alâkadar olmıya fikirleri sayıkla­malar halinde yazıp döküyor. Neler söylemiyor, neler yazmıyorlar. Fakat bütün 'bu hengâmede en güldürücü şey leri yine H. Partililer söylüyor. Evvel­ki gün bilmem, nerede yapılan bir top­lantıda bu .partinin gecekondu lideri, gecekondu Profesör Çelikbaş yine ne cevherler yumurtlamiş, Ona bakılırsa Basın Kanununda yapılacak tâdiller, hürriyetler vs teminatlar aleyhine iş­lenmiş çok ağır bir suçtur. O kadar a-ğır bir suc ki bunu işliyenleri âmme efkârı ebediyen mahkûm edecek, hat­tâ bunların çocukları ve torunlaırı da­hi bu takipten kendisini kurtaramıyacaktır.

Hattâ bu takibi mümkün kılmak için Basın Kanunu tâdillerinin açık reye arzedünıesi H. Partisi tarafından is­tenecektir.

Bu sözler, Fethi Çelikbaş denilen ge­cekondu liderin ne kadar budalaca bir şaşkınlık ve perişanlık içind-e- bulun­duğunu göstermiye kâfi gelir. Politik hayatımızın basın şımarığı bu tecrü­besiz tıflı nevzadı, yukarıda hülâsa et­tiğimiz beyanatı ile ne yaptığını ve kime hitaibettiğinin farkında bile de­ğildir. Kuru sıkı bir mugalâta ve mü­balâğa ile hitabettiği, teker teker şa­hıslar değil bizzat B. M. M. nin tâ ken­disidir. Tâdil tasarısı Mecliste müzake­re ve kabul olunacaktır. İş böyle olunca ortada şahıslar ve şahısların ka­rarı diye 'bir şey kalmaz. Kardır nasıl îbir -ekseriyetle alınırsa alınsın. İEkMM nin kararı olacaktır.

O halde gecekondu lider ne yapmak,, ne anlatmak istiyor? Çıkardığı bir ka­nundan dolayı B.M.M. ni mesul etmek ve mesul ıgörmek mi istiyor? Dünyada tou çeşit bir anlayışın ne eşi ne de em­sali vardır. B.M.M. kanunları Anaya­sa ahkâmına riayet suretiyle isdar eder. Bu sırada düşünülecek şey sadece milletin menfaati ve mebusluk yemi­ninin manevî mecburiyetlerinden iba­rettir. Mebusun bütün mesuliyeti vic­danidir. Ondan kimse hesap soramaz, onu kimse verdiği reyinden ifade etti­ği fikrinden dolayı mesul ve muhatap-tutamaz. -Bizzat Anayasa'nm hükmü böyledir.

Muhalifler isdar edilen bir kanunu beğenmiyebilirler. Buna karşı yapabile­cekleri Mecliste kanunu kabul etme­mek, red oyu kullanmaktan ibaret ka­lır ve bundan ileri geçemez. Bir mu­halefet partisi bundan ilerisini düşü­nebiliyorsa, yani Meclisi baskı altında bulundurmak, ondan muayyen istika­mette Ibir karar almak için onu tehdit etmeyi dahi aiklmdan geçiriyorsa, bu düşüncede muhakkak bertaraf edilme­si lâzmı gelen bir sapıklık mevcuttur.

D.P. İktidarı, .gayri meşru bir iktidar değildir. Binaenaleyh onun her türlü karar 've hareketlerine karşı takmıla-caik tavırda bu hususiyeti azamî dere­cede itibare almak mecburiyeti vardır.

Muhalefet partileri kendilerini bu mecburiyetten vareste 'tutmak kara­rında olmaları halinde, iktidarın değil, fakat kendilerinin meşruluk vasıflarım sakatlarlar. Derhal bertaraf edilme­si zarurî olan isyan ve ihtilâl grupları haline gelirler.

Gecekondu lider Çelikbaş'ın sözleri, Hürriyet Partisinin böyle bir meşru­luk hududunu aşmak üzere olduğuna mı delâlet ediyor. Kendimizi buna inandırmak, gecekondu lideri lüzumundan fazla ciddiye almak gibi bir şey olacak. Bununla beraber, onun sözle­rini de bir kıymet hükmüne (bağlamak ta fayda vardır.

Tâ ki. atıl olabilecek derecede tered­dütler tamamiyle izale edilmiş olsun. Bizce gecekondu liderin sözleri endaze­siz atılmış, mesnetsiz, seviyesiz, hu­kukî ve kanunî olmaktan uzak bir sa­yıklama veya bir kuru - sıkıdan iba­rettir. Ne yaptığını bilen, mesuliyetle­rini olduğu kadar vazifelerini müdrik olan insanlar üzerinde bu çeşit palav­raların tesiri olamaz. Çelikbaş, başını çarptığı duvarı iyi hesap etmelidir. Hem de haddini bilmelidir. İşin hop­palığa, hafifliğe, budalalık ve şaşkın­lığa tahammülü yoktur.

Yazık oldu

Yazan: Cihad Baban

8/VI/1956 tarihli  (Tercüman) dan:

Ne D.P. adına konuşan Grup Sözcüsü, ne de Başvekil basına konulan tahdit­leri, bereket versin foir ileri hamTe ola­rak müdafaa etmediler. 1950 de verilen hürriyetin suiistimal edildiğinden şi­kâyet ederek: bu suiistimali önlemek istediklerini belirttiler. Bu iddialardan çıkan birinci netice; basının bu hürri­yete ehil olmadığıdır. Şimdi biz sor­mak istiyoruz: Böyle bir topluluk mutasavvermidİr ki oradaki içtimaî grup­ların bazıları hürriyete ehil, diğerleri ehliyetsiz olsun. Hürriyet bir milletleri arasında taksime uğratılabilir mi? Millî müesseseler reşit, az reşit vesayete muhtaç, olarak tasnife tâbi tutulabilir mi?

Meselâ şöyle bir şey tasavvur edilebilir mi? Bütün hürriyete ehil olmıyan insanlar .gelip basın âlemine yerleşmiş olsunlar..Kanunun konuşulduğu gün, Meclis sa­lonunda mebuslar birbirlerinin kafası­na idinde tabanca bulunan çantalar savurdular. Ahmet Tahtakılıç, D.P. muhalefette iken Meclis idinde teca­vüze uğradı. Bir Başvekil, o tarihte mu halef Et: temsil edenlere pisikopat di­ye bağırdı, çok defa kürsü- serbestisi­nin aşağıdan gelen saslerle boğulduğu vâkidir. Halit Paşa Mecliste öldürül­dü.. Bir mebus bir gün bir kadın kat­letti, her içtima devresinde bir mik­tar mebusa suc yüklemeleri yüzünden taşriî masuniyetleri kaldırılması için Riyasete tezkereler gelir, bütün bun­lara bakıp da, Büyük Millet Meclisi hakkında fena bir hüküm verebilir mi­yiz?!.

Hürriyet suiistimalleri her yerde, her sahada vardır, ve dünya durdukça her memlekette olacaktır, fakat îbu suiis­timallerin hiçbiri, temel demokratik prensiplerin ihlâlini icap  ettirmez!..

Biz kanuna muhalif kaldık. Çünkü 150 senelik çetin mücadelelerden ve bil­hassa 14 mayıs 1950 tecrübesinden son ra Türk milletinin muasır medenî mem leketlerdeki kadar, hürriyet suiistimal­lerine dayanabilecek olgunlukta ol­duğuna inanmıyorduk; bu kanunun çıkmasını istemezdik, çünkü :

Basın hürriyetini âmme haklarının te­meli ve bütün yurttaşlara şâmil ibir hak telâkki ediyorduk. Kanunun çık­masını istemezdik; bir memleketin sa­hip bulunduğu hürriyetin tecezzi ka­bul etmiyeceğine, basın mensuplarının ehliyetsiz ve mebusların ehil olabile­ceğine inanmıyorduk.. Ve inanıyorduk ki basma konulan bu tahditlerin men­fî tesirleri; .bilcümle hürriyet üzerinde tesirini gösterecektir.

D.P. iktidara (geldiği zaman yâni 1950 - 51 senesinde Adnan Menderes en şe­ni tecavüzlere uğradı. Dünyada hiçbir Başvekil, o tarihte Menderes'in uğradı­ğı haksız tecavüzlere uğramadı. Kari­katürlerinin kerih manzarası gözleri­mizin önündedir. Fakat îbuna rağmen dünyanın hiçbir devlet adamının itibar münhanîsi bütün Tdu tecavüzlere rağ­men, Menderes'inki kadar göz alıcı bir sür'atle yüks linedi. Hepimizde sert tepkiler yaratıyordu, nitekim 1954 se­çimleri itibar seviyesinin    azamisine ulaştığını ispat da etti. Dikkat edi'ecek olursa Menderes hırçınlık göstermeye "başladığı zaman tenkidler de çoğaldı. Kendisini, sert kanunların arkasında müdafaa etmek istedikçe, yalnızlığı .arttı.

İdealizmin icabı o idi ki. velev hürri­yetler suiistimal dahi edilse, bunların, önüne normal yollardan gidilerek ge­çilsin... Gösterilen tahammül ve mü­samaha 6 sene içinde tükenmesin! Uzun mücadele v.e emekler neticesinde ulaşılan bir neticeden dönülmesin...

Bu kanunun çıkmasına üzüldük, çünkü nice emeklerimize, mücadelemize yazık oldu. Ve Menderes onu seven in­sanların hür muhitinden ayrılıp sinir­lerine mağlûp olarak .kendisine yazık etti.  

Kanuna hürmetkar her vatandaş gibi "biz de bu kayıtlara saygı ile riayet edeceğiz. Bu sıkıntılı durum içinde, eğer okuyucularımız, bizden bekledik­lerini bulamazlarsa, elbet anlayış gös­tereceklerdir. Bütün temennimiz, bu adımın zararlı olduğunun anlaşılarak bir gün. eski demlere dönebilmemizdir.

Tezatlar.... Tezatlar

9/VI/1956 tarihîİ (Zafer) den:

Basın Kanununda yapılmış olan tâdil­ler, 6334 sayılı Kanunun tâ d illeriyle beraber, Resmî Gazete'de neşredilmek suretiyle  meriyete  .girmiş  bulunuyor.

"Böylece, basın hayatımızda, yeni bir devre açılıyor. Basın hürriyetinin su­iistimalleri içinde sarmaşıklar gibi boy atmış ve rejimin bünyesine sarılmış olan bazı gazetecilerimiz, 'bu yeni dev­renin icaplarını henüz idrâk edememiş olmaktan gelen bir durgunluk ve şaş­kınlık içerisindedirler. Kendi kendile­rine neleri yazıp, neleri yazamıyacaklarınm muhasebesini yapmakta olduk­larını açıklı vrlar. Bu muhasebenin çok uzun       . .nesine ihtiyaç   yoktur.

-Çünkü nezahet ve nezaketi muhafaza ermek ve yalan havadis vermemek şartiyle yazmıyacakları hiçbir mevzu yok tur. Bunun aksini iddia etmek hakika­tin inkârı olacaktır ve geçecek zaman her şeyin yazıldığını ve yazılabilece­ğini gösterecektir.

Böyle olmakla bsraber, hakikatlerden uzak kalmağı, maksatlı neşriyat yap­mağı kendilerine meslek ittihaz et­miş olan ibazı gazetelerin Basın Kanu­nunun tecrim etmek konusunda teksif edildiği de gözden kaçmıyor. Bundan hiçbir netice istihraç olunamıyacağını anlamak bu "beyhude gayretleri tabiati saniye haline gelmiş kötü alışkanlık­ları birdenbire terkedememekten ge­len son çarpışmalar olarak kayıt ve ka'bul etmek isabetli olur.

Basım Kanununun Büyük Millet Mec­lisindeki müzakere safahatı, en geniş bir ölçüde umumî efkâra intikal .ettiril­miş bulunuyor. Sade o kadar değil, bu müzakerat ayrıca Türk Milletinin si­yasî tarihinde de kendisine mahsus yerini almış bulunuyor. Bir zaman son ra o müzakerelerin zabıtlarını karış­tıranlar, iktidar Partisine hâkim olan zihniyetle muhalefet guruplarına hâ­kim olan zihniyet arasındaki büyük farkı, kanunun tatbikatından hasıl ci­lan neticeleri de gözden kaçırmamak suretiyle hakikî bir hükme bağlıyacak­lardır.

Bundan başka, İktidar Partisinin de­mokratik nizamı tarsin etmek yolun­da ne kadar büyük müşkülât ile kar­şılaşmış olduğunu, ne kadar samimi­yetsiz bir muhalefet gurubuyla mücadele etmek, ne kadar sun'î, memleke­tin hakikatlerinden ne derecede uzak fikirleri göğüslemek mecburiyetinde kalmış  olduğunu göreceklerdir.

İşin hazin tarafı, hürriyetleri teminata bağlamak, demokrasiyi kurmak ve is­tikrara kavuşturmak endişesiyle ik­tidara gelmiş olan Demokrat Partiye karşı hürriyetlerin ve demokrasinin müdafii olarak çıkanların" tezatlarla dolu şahsiyetleridir. Başvekil konuş­maları sırasında bunlara temas et­mek ferasetini göstermiş     bulunuyor.

Filhakika, hürriyet kahramanlarının başkumandanlığı vazifesini o gün İs­met inönü deruhte etmiş bulunuyordu.

O ismet inönü ki, 1950 de iktidara gel­meği bir emrivaki olarak gördüğü, an­da irad etmiş olduğu seçim nutkunda basın hürriyetini o günkünden çok ge­rilere götürmek kararında olduğunu resmen ve alenen millet? tebliğ et­miş bulunuyordu. Onun yanında, De­mokrat Partinin bütün icraatının me­suliyetini omuzlarında taşıyan Hürri­yet Partililer yer almakta idi. Başvekil bu Parti Grubunun, şimdi müdafaa eder göründüğü fikirlerinde ne kadar gayri samimî olduğunu o Gruba Baş­kanlık edenlerden birinin, kendisine çektiği bir telgrafı okumak suretiyle gayri kabili red bir halde isbat etmiş oldu... Bugün Türkiyenin bir iktisa­dî batak içinde olduğunu her fırsatta söylemekten kaçınmıyan bu eski ba­kan, T954 ün son aylarında, iktisadî hamlenin en (büyük hayranı olduğunu ifade etmiş bulunuyor ve 1959 da elde edileceğinden emin olduğu büyük ne­ticeler kargısında hayranlıklarını ve heyecanlarını dile getiriyordu. O hay­ranlıkların ve o heyecanların şimdi birdenbire sönmüş olmasının izahı ko­lay değildir. "O zaman aldanmışım» demek, bir izah şekli olarak kabul olunamaz. Çünkü, bu aldanışın, sadece ikbalden düşüş anından itibaren baş­lamış olmak gibi bir' hususiyeti haiz olması, akıl ve mantık sahibi vatandaşlan çok düşündürür.

îşte bu tezatlardır ki, Basın Kanunu­nun müzakeresine çok renkli bir hu­susiyet kazandırmış oluyor. Onları göz den kaçırmamakta, yeni Basın Kanu­nuyla beraber bütün politik inkişafları kolayca izah .etmek ve kavramak için, isabet vardır.

Samimî bir tavsiye

Yazan: Ahmei Emin Yalman 13/VI/1956 tarihlî (Vatan) dan:

Zafer Gazetesine bakılırsa, basın ve Millî Korunma Kanunlarında yapılan tadillerle memlekette bir tamir devri açılmıştır, bu kanunların ayni zaman­da çıkması bir tesadüf .eseri değildir. İki nevi tadil birbirini tamamlıyacak ve gazetelerdeki aşırı tenkidlerin açtı­ğı yaraları sarmağa hizmet edecektir."Zafer, bu tedbirlerin derhal netice verdiğini de iddia ediyor. Diyor ki:

"Dikkat edilecek olursa, Basın Kanu­nu tâdilleri, Millî Korunma mevzuatında yapılan tâdillerin hemen akabin­de mer'iyete girmiş bulunuyorlar. Bu­nu alelade bir tesadüfe atfetmek ve hâdisenin üzerinde biraz düşünmek yerinde olur. Basın hürriyeti, demok­rasi rejiminde âmme adına murakabe gibi iddialar altında hürriyetleri suiis­timal ederek memlekete getirilen za­rarların tamiri devri simdi başlamış­tır. Suiistimallere, karaborsacılara, spekülatörlere imkân hazırlıyan bir havanın tasfiyesi ve onun yanında Millî Korunma mevzuatının açık te­sirleri, gayri tabiî şişkinlikleri süratli bir dönüşe mecbur etmiş görünüyor. Altın fiatlarının bir iki günde otuz li­raya yakın bir sukut göstermiş olma­sı (bunun delilidir.»

Biz, Zafer gazetesinin iddialarını mü­nakaşa edecek değiliz. Bu münasebet­le yalnız bir  tavsiyede     bulunacağız:

İktidar, mademki millî bünyede muay­yen sebepler yüzünden bir takım tah­ripler meydana geldiğine inanıyor ve bunların tedavisi için de üzerine mes'uliyetler alarak bir 'takım tedbirlere başvurmağa girişmiştir, o halde tecrü­beyi tam ve pürüzsüz olarak yapmağa kıymet vermelidir. Bir taraftaki ten­kit imkânları tahdit edildiğine göre, diğer taraf da kanuna titizce saygı gös­termeli ve memlekette bir itidal ve huzur havası yaratmağa doğru gidil­melidir. Böyle yapacak yerde (Zafer) gazetesi, susan gazetelere sataşırsa, di­ğer muayyen iktidar gazeteleri kanu­na1 meydan okurca karşı gelir ve adlî takibata uğramazlarsa, İzmir Milletve­kili Bayan Nuriye Pınar bir jeoloji kongresine iştirak ettiği Amerikada Millî hayatımızın 'bir parçası ve esaslı bir müessesesi olan Türk basınına ağır hakaret ve iftiralarda bulunursa; asıl maksada doğru gidilmiş olmaz, Zafer gazetesinin bahsettiği tamir te­şebbüsü daha iptidadan yarım ve te­sirsiz kalır.

Büyük Millet Meclisinden çıkan bir kanun, yalnız bir kısım milletvekille­ri, gazeteler ve vatandaşlar için mi hazırlanmıştır? Diser bir kısım millet­vekilleri, gazete ve vatandaşlar, ka­nunun hükümlerinin üstünde ve hari­cinde imtiyazlar mı taşıyorlar? Demokrat Parti iktidarının böyle bir düşün­cede olduğuna ihtimal veremeyiz. Her milletvekili, partisinden evvel bütün .milleti, bütün memleketi, senim daire­sinin bütün vatandaşlarını temsil e--der. Meclisten çıkan her kanunun bü­tün emirlerine, .muvafık, müstakil ve muhalif bütün vatandaşlar boyun eğ­mek mevkiindedirler. Bilhassa o ka­nunlara rey veren, onlara ait mes'uli-yeti göze alan, onların lüzumuna ina­nan milletvekilleri ve parti mensup­ları, kendi kendilerini kanunların, hük­müne herkesten fazla 'bağlı görmeli, "buna saygı duyurmak 'bakımından dürüst birer örnek olmağa çalışmalıdır­lar.

Biz, muayyen memleket dâvaları hak­kında kendi prensip ve kanaatlerimizi muhazafa   ediyoruz.  Bu,  hakkımızdır.

.Fakat kendi görüşümüze uysun, uy­masın, herhangi bir kanunî yoldan memlekete huzur, itidal, siyasî sulh gelirse, yurdun yaralarını sarmağa doğru gidilirse, böyle iyi neticeleri memnuniyetle kargılarız, hakkını ve­ririz.

İşte böyle düşündüğümüz içindir ki tavsiyemizi tekrar ediyoruz: Mademki huzur ve itidal yaratmak ve bir takım yaraları sarmak, tamir etmek iddiasiyle (bir tecrübeye girişilmiş, bazı feda­kârlıklar göze alınmıştır. Hiç olmazsa tecrübe şartlarının tam olmasına dik­kat edilmeli, iki ölçü kullanmaktan, îbir taraflı olarak hareket etmekten ve 'böylece asıl hedefi ihmal etmekten ge­ri durum alıdır. Bilhassa içinde bu­lunduğumuz devirde milletin her da­kikası kıymetlidir. Girişilen her te­şebbüsten millet hesabına azamî ne­tice alınmasına hizmet etmeğe çalış­mak hepimizin vazifemizdir.

Bu maksatla ikazlarda bulunmanın son kamın tadilleri bakımından da bir hak ve vazife olduğunu sanıyoruz.Siyasî hayatımızın büyük kaybı

Yazan: İsmet İnönü

16/VI/1956 tarihli  (Ulus)  tan:

Hürriyet Partisi Meclis Grunu Başkanı Sayın Ekrem Hayri Üstündağm irtihalini derin teessürle karşıladık. Yalnız Hürriyet Partisi değil, siyasî bünyemiz kıymetli bir önderden mahrum kal­mıştır. Milletimiz insan ahlâkı ve ge­niş tecrübesi ile kendisine değerli hiz­metler etmekte bulunan temiz ve ide­alist bir evlâdından vakitsiz ayrılmış­tır.

Ekrem Hayri Üstündağ büyük kayıp­tır. Demokratik hayatın salim yollar­da gelişmesi için Üstündağ'm faydalı ve tesirli müdahalelerine her zaknandan ziyade ihtiyaç var idi. Hürriyet Partisinin kurulması ile neticelenen siyaset hâdiselerinde Üstündağ sarsıl­mayan karakteri i];e cemiyetimize ışık gösteren fikir kaynaklarından biri ol­muştur. Kendisini daima takdir ile ve hürmetle anacağız.

33u satırlar muhterem Üstündağ ailesi­ne, Hürriyet Partisine ve kadirbilir va­tandaşlarımıza derin üzüntün ve yürekten dileklerin samimî ifadesidir.

Modern devletin idaresi

Yazan: Gıyas Akdeniz

19/VI/1956 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Fertlerin işlerine karışmamayı şiar e-dinen eski devletin aksine bulgunun devleti fertlerin saadetini temin ey­lemek vazifesiyle mükelleftir. Böyle olunca da devlet fertlerin saadetini temin için yapılması lâzım gelen işleri ifa ile .kendini mükellef .görmektedir. Bu işler de ekseriya fertlerin her nevi faaliyetlerini tanzim etmek, onlara is­tikamet vermek gibi ferdî faaliyetlere müdahale şeklinde tezahür  etmektir.

Devletin vazifelerinde bu yolda bir in­kişaf, kolayca tasavvur edilebilirki, devlet faaliyetlerini çok     güçleştirmiştir.

Biz, fert olarak, bir ailenin idaresin­de dahi nasıl sonsuz müşküllerle kar­şılaştığımızı hep biliriz. Ailenin mil­yonlarca defa büyütülmesi şekli olan devletin idaresi ise dünyanın en zor işi dir. Bundan dolayı idare edenlerin bü­yük bir aklı selim sahibi, bilgili, isa­betli karar alabilecek mümtaz vasıf­lara sahip kuvvetli idareciler olmaları icap eder. Aksi takdirde, idarecilerin yapacağı hatalar cemiyete 'büyük za­rarlar iras 'edebilir. Zira. onların ka­rarları ferdî faaliyetleri iyi veya fena istikamete sevketmek, bu faaliyetleri kolaylaştırmak veya güçleştirmek, ce­miyetin nizamım düzenlemek veya bozmak, milletin saadet ve refahını te­min eylemek veya felâketine sebep olmak gibi neticeler tevlit eder.

Bugünün idarecilerinde aranan birin­ci vasıf aklı selim (ibon sens) dir. Yani İyiyi kötüden ayırabilmek, doğruyu görmek', sezebilmek hassası.

Bu -vasıf hiç şüphesiz, idarecinin fıtrî istidatları meyanda doğuşdan mev­cut olmak lâzım gelmekle beraber, bu­nun terbiys ve tecrübe ile inkişaf et­tirilmiş olması da lâzımdır.

İdarenin ikinci lüzumlu vasfı bilgili olmaktır. Bilhassa umumî bilgi fevka­lâde mühimdir. İdarecide aranan bil­gi teknik bilgiden ziyade umumî bil­gidir. Umumî kültürü yüksek bir idareci alacağı kararlarda kolay kolayyanılmaz.

Nihayet, modern idarecinin üçüncü vasfı, mütehassıslardan istifade etme­sini bilmesidir. Yirminci asır medeni­yeti, o kadar komplike ve geniş bilgi­leri icap ettirmektedir ki, bugün bir kişinin bu hususta salâhiyet iddiasına imkân yoktur. İdarecinin yapacağı şey mütehassısların tavsiyelerini iyi kul­lanabilmek, onların içinden en doğru­sunu seçip onu tatbik edebilmektir.

Acaba bu vasıfları haiz idareciyi na­sıl seçmeli, nereden bulmalı?

İşte meselenin en güç tarafı burada­dır. Bu vasıfları haiz idareciyi  bul­mak için evvelâ onu yetiştirmek lâ­zımdır. İleri garp memleketleri, bun­dan dolayı. İdarî ilimlere cok ehemmi­yet vermekte, idare enstitüleri açmakta ve 'uralarda yüksek idareci yetiş­tirmektedirler. Hakikaten, idarecinin yetişmesini tesadüfe bırakmak, tec­rübeli politikacıları, iyi idareci addetmek daima iyi netice vermez. Bugüne kadar politika sahasında yetişmiş tec­rübeli elemanların ellerine bırakılan, devlet idaresi bundan sonra, hem ida­re sanatını öğrenmiş, tahsil eylemiş, hem de bilfiil tecrübe ile gelişmiş ida­reciler eline verilecektir. Bu suretle milletlerin idaresi, hiç şüphesiz, daha rasyonel Ve daha iyi istikametlere yö­neltilmiş olacaktır.

İdareci yetiştirdikten sonra bunların millet tarafından seçilmesi demokra­tik esaslara göre umumî seçimlerle ya­pılacaktır. Fakat demokratik sistemle­rin iyi bir tatbikatını sağlamak zanne­dildiği kadar kolay değildir. Memleke­timizdeki tatbikat da bunu teyit eder mahiyettedir. O halde modern devle­tin iyi bir idaresi neticeten demokra­tik müesseselerin kurulmasına ve iyi işlemesine bağlı olduğu kadar idareci yetiştirilmesine de bağlıdır, diyebilir.

Yüksek ihtiras

Yazan: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

19/VI/1956 tarihli  (Tercüman) dan:

Şu başlığı görünce, mutlaka: «İhtirasın yükseği alçağı da mı olurmuş» diyecek siniz. Hakkınız var. Bu sözü, son za­manlarda, Fransız dilindeki (passion) karşılığı olarak kullandığımız için Fransızcayı bilmiyenler, ismi  mefulü «muhteris» olduğuna göre, el­bette ki, ahlâk bakımından pek fena bir mânaya gelir. Babalarımız, adı muhterise çıkmış kimselerden yalnız nefret etmişler veya   korkmuşlardır.

«'Filân Paşa, falan Bay pek liyakatli, pek malûmatlı ve büyük bir azim sa­hibidir ama, hırsına payan yoktur. Bir defa. mevkie geçti mi ne edip ne işle­yeceği bilinmez.» demişlerdir.

Bu yüzden, meselâ bir Mithat Paşa_ kendisine sürülen Padişah katilliği lekesine inanmayanlar nazarında bile tehlikeli bir devlet adamı idi. Bu yüz­den, Mustafa Kemâl ordu kadrosu için­de askerî dehasına i ayık dereceye çık­mak için yıllar yılı beklemek zorun­da kalmıştır. Bu iki yüksek şahsiyet, hareket kudretlerini, dehaları kadar ihtiraslarından alıyordu. Lâkin, bu yüksek bir ihtirasdı. Memlekete hiz­met yolunda olağanüstü bir büyük iş görmek, bir tarihî misyonu başarmak ihtirası idi. Mithat Paşa kafasını "bu uğurda verdi. Mustafa Kemâl, bü­tün gençlik boyunca yalnız bunun ateşiyle yanıp kavruMu. 

Lâkin, gerek eski, gerek yeni tarihi­mizde buna benzer yüksek ihtiras ör­neklerini veren kaç kişi vardır? İkisi üçü istisna edilecek olursa, altı yediyüz yıllık siyasî ve içtimaî hayatımızda, nüfus ve iktidar yollarını, daima küçÜk muhterislerin kalabalığı tıkamış­tır. Gerçi, bunlar arasında da her tür­lü tehlikeyi göze alanlar, hattâ canı­nı feda edenler olmuştur, ama yalnız kendi ikbalkri, kendi saltanatları için. Bütün ömürlerince daima bu gibi kim­selerin öne geçtiğini görmeğe alışmış olan atalarımız hattâ bugünkü çağ­daşlarımızın çoğu pek tabiidir ki, (ihtiras) a Frenklerin verdiği mânayı yâni bir emele şiddetle bağlanmak, bir aşktan son dereceye varmak mâ­nasını veremezlerdi.

Aynı suretle  belki ihtirasın hakikî mânası anlaşılmadığı için bu cemiyet yüksek muhteris yetiştirmekte pek cö mert olmamıştır. Daha doğrusu Ve da­ha fenası, bizim yüksek, muhteris de­diğimiz kimileri, sıkı bir karantina kor­donu içine alarak küçük ve aşağılık muhterislere meydanı boş bırakmış­tır. Çünkü, burada revaç bulan insan telâkkisine göre, çok defa berikilerin öbürlerine tercih edildiği vâkidir. Bun­lar, hiç değilse dünyalarını mamur et­tiler; servet saman sahibi oldular di­ye mazur görülür. Öbürlerinin böyle bir mazereti de yoktur. Uğraşmışlar didinmişler. Bir an rahat yüzü görme­den, 'bir an şu âlemin saf asını sürme­den göçüp gitmişlerdir.

"İşte, bu yanlış ve sakat telâkki yüzün­dendir ki, içtimaî seviyemizi manevî  değerler   Ölçüsünde  yükseltmeğe     bir türlü muvaffak olamıyoruz. Bayağı zevkler iptilâsı, kolay kazançlar ta­mahı, her şeyi oluruna bırakmak ve günü gününe yaşamak alışkanlığı ha-yafamızın başlıca prensiplerini teşkil etmektedir. Bu şartlar ve bu realiteler içinde genç nesillere doğruluk, güzel­lik, iyilik heyecanını nasıl vermek mümkündür? İnsanca yaşamanın- yal­nız bu heyecanını duymağa bağlı ol­duğunu hangi yüzle söyleye/biliriz? Ha­yat kitaba uymuyor. Hayatı kitaba uydurmak ise ancak ihtiraslı bir cehit isidir.

Eski ağıza yeni taam

20/VI/1956 tarihli (Zafer)  den:

Cumhuriyet Halk Partisinin sayın li­deri Çatalca parti kongresi münase­betiyle dikkate şayan bir mesaj yayın­lamış bulunuyor. Bu mesajda sayın li­der, köylülere hitabetmekte, senelerce evvel her köyde bir Başvekil "bulundu­ğunu samimî olarak iddia ettiğini be­lirtmekte ve memleketin iyi yolda ida­re edilmesinin, selâmet: içinde kalma­sının köylü vatandaşların, anlayışın­daki isafoe-te kaldığını anlatmaktadır.

Be mesai, sayın liderin siyasî hayatın­da yep yeni bir dönüm noktası teşkil etmekte ve bütün siyasî hayatında kıy met ve ehemmiyet vermediği köylü vatandaşlara son bir ümit mercii olarak dehalet etmekte olduğunu göstermek­tedir.

Mesajında belirttiği gibi bundan çok seneler evvel 1927 yılında, Serbest Fırkanın lideri Fethi beye Sivas'da verdiği bir cevabî nutukta: «Her Türk köyünde bir Başvekil» bulunduğunu ifade etmişti. Fakst o ifade, tam 23 sene söylediği yerde kalmış o her köydeki Başvekilden bir tanesinin olsun meydana çıkmasına imkân vermemiş­tir. Sayın İnönü, gerek Başvekil olarak gerek Devlet Başkanı olarak iktidarda bulunduğu uzun seneler zarfında kö­yü ve köylüyü kıymetlendirmek ,onun hayatına, yaşayış şartlarına, yeni is­tikamet vermek için ciddî ve tesirli hamlelere girişmek lüzumunu,  ihtiyacını asla hissetmemiştir. Yarın k-sn-di ismine izafe edilerek anılacak olan o devirde, köylünün hayat hakkı, ken­disine lütfen tanınandan ileri geçme­diği herkesin malûmudur. Ankara'ya gelen köylülerin polis marifetiyle as­falt caddelerden kovalanmaları İnönünün her köyde bir Başvekil olduğunu ifade ettiğinden en az 18 - 20 sene son­ra vâki olmakta idi.. Sad.e bu miktar kad'r da değil. Demokrat Partinin ku­ruluş günlerinde hürriyetten, demok­rasiden, serbest seçimden bahsolunurken, Hasoların, Memoların, baldırı çıp­lak, .kasketli takımın bu memleketi idare edecek insanları seçmek kabili­yetinde olmadığı sayın liderin değiş­mez Genel Bshkanı olduğu parti adına resmen ifade olunuyordu  .

O devirlerde, köylülerin vatandaşlık hakkına sahip olup olmadıkları mese­lesi sayın inönü'nün .başında 'bulundu­ğu iktidar için pek vazıh bir şekilde kabul edilmiş görünmüyordu. Bu se­bepledir ki, meselâ yol vergisi, kuru­nu vustaî bir mükellefiyet halinde de­vam ettiriliyor. Şehir ahalisi için bir hak olarak kabul olunan devletin ilk okul yaptırma mükellefiyeti köy ve köylü inin insafsızca tatbik olunan 'bir anıgarya   haline  getirilebiliyordu..

İşte o zamanlar, köylüye kimsenin bak madiği, köyü kimsenin 'görmediği gün­lerde sayın lider her köyde, 'bir Baş­vekil bulunduğu sözlerini asla tahat­tur etmiyordu. Memleketin iyi yolda idare edilmesinin köylü vatandaşların anlayışındaki issfoete bağlı olduğunu ifade etmiyordu. Çünkü, iktidarda olan o idi. Onun memleketi kötü yoldan idare etmesi muhal idi., '.bu itibarla köy­lü vatandaştan medet ummasına da lüzum yoktu. Bütün [bunlar, kâğıda dökülünce insana çok acı bir istihza tesiri yapıyor ve yürek sızlatıyor...

Sayın lider niçin böyle birden köylü vatandaşları hatırladı da onları tatyip etmek lüzum ve ihtiyacını hissetti acaba?. Bu sualin cevalbı basittir. İnönü, bugüne kadar Demokrat Parti ik­tidarına karşı sevkettiği mücadelede milletin bir çok sınıflarını tahrike ça­lışmıştır. Münevverler ve memrurlar bunların başta gelenleridir. Bu arada, Üniversiteye,   hâkimlere,   işçilere deel uzatmaya çalışmıştır. Hakikatleri tahrifi sanat-ı nıutade haline getiren, tarafigir bir basınla bunların elde et­tiğine kendisini inandırmıştır. Fakat asıl gayesini istihsal için bunların kâfi. gelmediğini asıl kuvvetin köyde ve köylüde olduğunu yeni idrâk etmiştir.

Çatalca mesajının hakikî sebebi bu­dur. Sayın liderin siyasî hayatı için. dönüm noktası sayılmasının mucip se­bebi (budur. Bu mesaj ve bunun takip-edeceğinden şüphemiz olmayan diğer­leri köylüler tarafından nasıl karşıla­nır?'Bu hususta en ufak bir tereddü­de düşmeden ifade edebiliriz, ki, köy­lüler bu mesajı gülümsiyerek karşı­larlar, înönü devrini o kadar acı ya­şamışlardır ki, vicdanlarına sinmiş o-lan o acıyı değil böyle bir mesaj bin­lerce mesaj neşr edilse silemez. İşin. hazin ve sayın liderin -bir türlü anla­mak istemediği tarafı da işte burası­dır.

Suçsuzluk kararları 22/VÎ/1956 tarihli (Zafer) den:

Dört eski vekil hakkında açılmış olan meclis tahkikatı neticelenmiş ve Bü­yük Millet Meclisi tarafından karara 'bağlanmış bulunuyor. Biri Demokrat Parti mebuslarından Pertev Arat, di­ğerleri, Demokrat Parti Meclis Grubu eski bag'ıkanı Antalya mebusu Burhanettin Onat tarafından verilmiş tak­rirler gereğince açılmış olan tefhkikat, tahkikata mevzu olan hâdiselerin bü­tün teferruatına kadar ve gereği gibi aydınlatılması için uzun sürmüştür. Aylar süren bu tahkikat esnasında yüzlerce şahidin ifadesine müracaat olun­muş, yığınlar teşkilden binlerce sahifelik muamele dosyaları elden ge­çirilmiş ve karanlık görülebilecek her noktaya ışık tutulmuştur. Tesbit edi­len delillerle tevsik olunan bütün ha­kikatler tahkikat raporlarına dercedilmiş ve bu raporlar, iki ayrı celsede Büyük Millet Meclisinin müzakeresine arzolunmuştur. Müzakerelerin, halkla­rında tahkikat açılmış olan eski vekil­lerin ademi mesuliyeti karariyle neti­celendiği cümlenin malûmudur.

İktidar partisi mensupları mesuliyet mevkilerinde vazife almış olan arkadaşlarının böyle ciddî bir imtihan ne­ticesinde gayri mesul olduklarına dair en (büyük merciden bir karar alabil­miş olmaları büyük bîr memnunlukla karşılanmış olmalarında şüphe yok­tur. Çünkü tahkikatın açılmasına ta­kaddüm eden günlerde, eski vekillere tevcih edilen ve bugün ne kadar (hak­sız oldukları anlaşılmış 'bulunan itham lar onların şahıslariyle beraber, ikti­dar partisine 'de "tevcih ediliyor ve (bu partinin suiistimallere göz yumduğu nüfuz ticaretine yol verdiği, bile bile suçluları himaye ettiği şeklindeki if­tiralarla umumî efkâr karşısındaki iti­barının   düşürülmesine     çalışılıyordu.

Bundan foirkaış ay evvelki muhalif ga­zetelerin koleksiyonları ve yine o (gün­ler zarfında muhalefet partilerinin tertip ettikleri türlü siyasî toplantıla­rın zabıtları tetkik olunduğu takdirde bu iftiralara nasıl 'bir Ölçüde germi ve­rildiği bütün açıklığiyle ortaya çık­mış olur. Yapılımı? olan çok ciddî delil­lere ve vesikalara müstenit tahkikat "bu isnatlardaki (büyük haksızlığı ve fecî iftirayı bütün çıplaklığiyle ortaya çıkarmıştır. Böylece, muhalefet grup­larının uçurmak istedikleri alacalı renkleriyle .göz alan, kafaları bulundıran büyük bir balon patlamış, sön­müş, bir paçavra haline gelerek, salmdiğı yüksekliklerden yere düşmüş oluyor.

"Meclis müzakerelerinin tafsilâtı muha­liflerimizin bu manevî hezimet karşı­sında, hic bir delile dayanmadan yeni politik manevralar çevirmek ve yapı­lan tabkikaitı malûl göstermek gibi -bir zihniyet içinde bulunduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Bu doğru bir taktik, müsbet netice verecek bir mücadele usulü değildir. Şunun için değildir ki. bu tahkikat işinde Büyük Millet Meclisi Anayasasının verdiği haklara dayanarak en yüksek (bir ada­let mercii olarak hareket etmiş bulu­nuyor. Onun ibu sıfatla hareket ederek verdiği gayri mesuliyet karariyle, ilk tahkikata memur bir hâkimin vermiş olduğu karar arasında hukukî mahi­yet bakımından hiçbir  fark  yoktur.

Bu karar nasıl kabili münakaşa değilse, Büyük Millet Meclisinin vermiş ol­duğu karar da o kaklar kabili müna­kaşa değildir.

Bu muhalefet partileri, bir manevî he­zimetten kendilerini kurtarmak baha­sına, Büyük Millet Meclisinin en kudsî vazifelerinden birini yaparken, taraftarına hareket etmiş olduğu gibi bir düşüncenin tahaftsülüjke çalışmak'Ia, tekrar hatalı hazin ve yıkıcı bir yola girmiş oluyorlar. Bundan tevakki et­meleri icabedir. Çünkü böyle bir anla­yış, Türkiyede hiçbir hükmün adalete uygun olarak verilmediği gibi bir zih­niyetin tahassulüne meydan verir. Bu­rada yapılacak tek iş, bütün politik düşünceleri !bir tarafa bırakarak ve bir vatanperver .gibi düşünerek hakikat­leri olduğu gibi kabul etmekten ibaret­tir.

Meclisin verdiği mesuliyetsizlik kararlariyle, politik hayatımızın hakikaten ıstıraplı bir safhası kapanırken, bu hususları açıkça yazmakta fayda var­dır. Alman netice, haklarında tahkikat açılmış eski vekiller için olduğu kadaır, Demokrat Parti iktidarı ve onunla beraber Türk cemiyeti için ciddî ve ruh­lara ferahlık veren bir kazançtır.

Dışişleri Bakanının istifası Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın 22/VI/1956 tarihli  (Ulus)  tan:

20 haziran günü sabahleyin gazetele­rini açan okuyucular hiç beklemedik­leri mühim bir haber karşısında hayret te kaldılar: Dışişleri Bakanı Fuat Köp­rülü istifasını vermişti! Demokrat Par­ti iktidarının gerek parti içinde gerek psîrti dışında bazı pürüzlü meseleleri muvaffakiyetle hallederek müfeaaKîz ve kuvvetli İbir birlik arzettiği dakika­da böyle [bir istifanın vukua gelebile­ceğini kimse beklemiyordu. Bahusus, kabineden çekilen Bakan şahsiyet iti­bariyle ayrıca bir ehemmiyet arzediyordu: Demokrat Partinin dört dire­ğinden biri idi, bir kurucu idi. Daha geçen gün üniversite gençlerinden ibir grup kendisine hararetli bir surette muhabbet ve teveccüh eseri göstermiş­ti

Demokrat Parti kurulalı beri kurucu­lar arasındaki birlik, tesanüt ve mu­habbet partinin ve Hükümetin kuvve­tini teşkil eden büyük bir âmil olarak mütalâa edilmiştir. Onun için, Köprülü'nün çekilmesi günlük olayların üs­tüne çıkan bir mesele tenkil edelbilir.

Son zamanlardaki olayların kurucu­lar arasında bir görüş farkı yaratmış olması pek varit addedilemez sanırız. Çünkü, yapılan kanunlarda, varılan kararlarda bütün kaibinenin ittifak ha­linde bulunduğu aşikârdır. Kurucular arasında bir görüş farkı bulunsaydı ve Köprülü muhalif kalmış olsaydı o za­man istifasını verirdi: Onun için, son dakikalarda ibir imtizaysizlık vukua gelebilmiş olacağını düşünmek mec­buriyetindeyiz.

Fuad Köprülü, gazetelere göre istifa­namesinde açık bir sebep gösterme­miştir. 'Bu gibi ahvalde cihan şümul bir moda halini almış olası «Sıhhî Bebapleri- Köprülü istifa meşine ka­bul etmemiş izahına lüzum görmedi­ğim sebeplerden dolayı diyerek dost­ları ile bir görüş ayrılığının istifaya sebep olduğunu göze çarptırmak iste­miş gibidir.

Filhakika Fueii. Köprülü yakında Baş­bakanla beraber Afganistan'a Seyahat istemeye hazjrlamyordu. Dışişleri Baka­nı sıfatiyle, muhakkak ki bu seyahati kendisi düşünmüş ve hazırlamış bulu­nacaktı. Onun için, kendisi ile Başba­kan arasında dış politika meseleleri bakımından bir ihtilâf tasavvur edile­mez.

İçişlerimize -gelince, vakıa bir müddet evv-sl bir «'Köprülüler» meselesi parti muhitlerini meşgul etmişti. Köprülü­lerden birinin Demokrat Partiden çı­karılması, diğerinin İstanbul teşkilâtı başında kalıp kalmaması iç dedikodu­ları beslemiş ve dikkati 'çekmiştir. Fa­kat, kurucular arasında birliği muha­faza etmenin ve teşkilâtı kuvvetli tut­manın lüzum ve ehemmiyeti karşısın­da !bu meseleler Başbakanı tatmin -decek bir şekilde helledilmiş görülü­yordu.

Filhakika partinin vahdetini bozma­mak ve kuvvetini sarsmamak icap eden dakikalarda Fuad Köprülünün çekilme kararını vermiş olması için par­ti içinde derin bir görüş ve gidiş far­kı mevcut olmak lâzım gelir.

Son günlerde ne yenilik   oldu ki ku­ruculardan biri.her türlü sabır ve   ta­hammül,  tesanüt ve  işbirliği lüzumu­nu feda  etmek mecburiyetini duydu? Hasılı, tereddüt ve karanlik içinde bir şey  söylemeden   olayların gelişmesin beklemekten  başka yapılacak bir  şey yoktur.

Bağsızlık, Bağımsızlık Yazan: Hasan Ali Yücel 24/VI/1956 tarihli (Cumhuriyet)

Bağsızlık, bağımsızlık!...

Öyle iki kavram ki, görünüşte bir­birinden bir tırnak ucu ayrılığı oldu­ğu halde anlamca aralarında güneşle ayınki kadar ölçüye güç sığar mesafe var. Eski dille söylersek, bağsızlık, kayıd ve marttan âzs;d:2; bağımsızlık, istiklâl sahibi olmaktır. Bağımsızlık, hiç bir şeye kendini vermemek, hiç bir fiikre inanmamak, hiç bir kıymet tanımamak, her şeyi kendi zevki veya menfaati açısından görmektir. Bağsız, sanır ki, hürdür. Halbuki bağsızlığı neticesinde  kendine tutsak    olmuştur.

Nefsine söz geçiremez. Kendisi ken­dinin emrindedir. Arzulan, pusuliasıdır. Hayat gemisine yön veren Çoban yıldızı, içindedir. Demir kazık gibi ru­huna saplanmışıtır. Yedikçe yer, doy­maz, 'biriktirdikçe biriktirir; unhıaz. Aldıkça atUr; vermez. Bencillik, bu­dur. Anası süt babası para, Vatanı ha­va verdiği için vardır. Anasına me­mesinden,, babasına kesesinden, va­tanına havasından bakar. Bağsızm di­ni, imanı yoktur. Yumuşak , görünse de içi kaskatıdır; düzgün sanılsa da hakikatte iğrklir; adalet üzere olduğu hissini verse de zalimdir.

Bağsızda ahlâk olamaz. Bağsız, yağ­sız bir kandil kibidir. Kimseye ışık vermez. Ahlâk, insanın arzu ve ihti­yaçlarını başkasının iyiliğinde görerek doyurma sanatı olduğuna göre boğazından böyle bir hareket beklenemez. Bağsız, nalıncı keseriyle hayatı yontar. Ha yatı değil de kendinden başkalarının hayatlarını... Onun bunun varlık yongalariyle beslenir. Oburluğuna şifa olacak, onu kandıracak maddeyi, Allah yer yüzünde yaratmamıştır. Belki de bunları, cihanda madde ve mâna süp-rüntüleri ortada kalmasın diye hal-ketmiştir. Dağ başlarında kargalar ol­masaydı leşler, yok olmak için uzun zaman beklerlerdi. Bağımsızlar, haz­medilmiş kötülüklerdir. Durmadan (ge­viş getiren cenazelerdir, ölü clarak ya­şarlar. Ne kadar süslü olurlarsa olsun­lar elbiseleri kefen, ne kadar şatafat­lı yerde otururlarsa otursunlar durak­ları tabuttur.

Bağsiz, gevmez, vemez. Çünkü sev­mek, bağlanmaktır. Sevmek, sevilen olmak, sevilende var olabilmektir: Sev mek, başkada yok. olarak varlığa er­mektir.   Bağsız   inin   imkânsız   şeyler!..

Sevemiyen yaşar mı? Bağsız, bu yüz­den de ölüdür. Hep Yağsızlardan ku­rulu bir topluluk, mezarlıktan gayrı nedir? Her biri kendi 'başına yaşıyan Ölülerin diyarı!.. Ölü, -diriden daha, ben çildir. Hep kendini düşünür, kendini .kurtarmağa :bakar. ölünür, korkunçlu­ğu bizim en candan dileklerimize ce­vap vermivecek kadar taş yürekli plu-gundadır. ölü, bize hissiz, alâkasız, sevgisiz kaldığı için tiksinti verir. O-nu bir an önce yakmalı. külünü hava­ya sa vurmalı. Aramızda saklamağa uğraşmamalı.

Bağsizlari azaltmak, her medenî toplu­luğun ilk işidir. Benciller, muzır bö­cekler iiibi kolay yok ddilem.ez. Bun­lar için D.D.T. ancak terbiyedir. Bağ-sızları ortadan kaldırmak için bağsız-lık duygusunu ru'hlaırdan silmeğe ça­lışmalıdır. Bunda tek yol, akıl mele­kesini iğler ha!e getirmem, bağsızlığın sağladığı menfaatt-e verimli olmadığım iyice anlatmak, bu yolda söylenmiş fi­kirleri, inanları zihinlere sindirmek­tir. Adalet, aklın kurduğu bir denklem; sosyal düzen, akim hesabladığı bir tertib; ahiâh akim hayra verdiği kıy­met; din, akim erişemediği yücelikler­de Allanın rahmetini aramağa ünsiyet-tir. Adaletsiz,    düzensiz, ahlâksız dinsiz bir cemiyet, 'belâdan belâya, felâ­ketten felâkete namzeddir.

Bağsızlık, imansızlıkla başladığı için. onu bitirmenin tek yolu,    inanmaktır.

Bilimde ve hayatta bir takim hakikatleri ye kıymetleri akıl terazisine vu­rup kabul etmek zorundayız. Ruhta. aağrmsıdık, bağımsızlıktan kurtulma nisbetinde var olur. Bağımsızlık, ferd istiklâlinin, daöıa sonra topluluklardaki istiklâlin kaynağıdır. Bağımsızlık, (başkalarının kanadlariyle uçmaktan kurtulmaktır.   Bağımsızlık,  kişiliktir.

Şahsiyet sahibi olmaktır. Kişiliği he­nüz kıvamını bulmamış kimseler, bu halde devam ettikleri takdirde, 'âzad kabul etmez köleler olmaktan ömürle­rinin sonuna kadar çıkamazlar. İnsan­lar, hangi hakikatlere inanıyorlarsa onları kendi emekleriyle elde edeceker; hangi sosyal kıymetlere bağlamı­yorlarsa o kıymetleri kendi gayretleri ile araştırıp olmuş olacaklardır, İğre­ti su ile ruh değirmenlerini döndür­meğe kalkanlar, tanlerini Öğütülme­den zr, açına ahirete giderler.

Bağımsız, kendi ksndini var etmeğe çalışandır. Bu irade kimde varsa ger­çek insan olma yolunu tutmuş, kimde* yoksa ve olmasına çalışmıyorsa adam­lıktan yoksul olmağa razı olmuştur. İngiliz topluluğu, kuvvetini bu haki­kati hayat düsturu   yapmaktan    alır..

İngiliz, çok kare bağsız değil, bağımsız: dır. İngilizin inandığı vardır, alışkan­lıkları vardır, bağlandığı kıymetler vardr. Hele, her zamanda ve her yerde aynı kıymetleri yalnız kendi cemiyeti için değil herkes için kabul edebilmek sosyal olgunluğun en yüksek derecesi­dir ki, henüz insanlık, bu kemale eri­şemedi. Erişir mi, erişmez mi, biline­mez!..

Dünyanın hemen her tarafında olduğu, gibi bizde de Yağsızlıkla bağımsızlık birbirine karıştırılıyor. Bu cinsten et­kilerimizin tepkisi ol&n hareketleri şi­kâyet konusu yapmakta haklı değiliz. Sıkı tedbirler karşısında kaldığımız, zaman o tedbirlere başvuranlara kızı­yoruz. Halbuki kendi hareketlerimizi ciddî bir hesaplamaya 'vursak, karşı­mızdakilere kızmadan Önce kendimize kızabilsek bu tepkiler kendiliğinden si linip gider. Sosyal ve politik hayatı­mızdaki aksamalar, gökten inmiyor; bizden çıkıyor. Onları tek adamın ve­ya mahdud bir zümrenin eseri belle-dikçe bu düğümü çözemeyiz. Kendi­mizi bağımsız sandığımız Öyle ânları­mız oluyor ki, tamamiyle toağsız foir hal deyiz. Bu hal, karşılıksız mı kalacak sanıyoruz?

Bir memlekette her şeyden önce ay­dınların (bağımsızlık duygusuna var­maları gerekir. Aydın, belli konularda fikir ve kanaat sahübi olandır. Halbuki "biz, bir öğretim merhalesini tamamla­mışları aydın saymaktayız. Aydın ol­ma, bazı bilgileri elde etme demek de­ğildir. Bir kimse, birçok şey bilmiş, öğrenmiş olabilir. Fakat karakter dedi­ğimiz devamlı vasıflar ve davranışlar­la ruhunu bezememişse ne bilirse ve ne kadar bilirse bilsin adam değildir.

"Bu sebepledir ki: insanlara bağımsız­lık, dışarıdan .gelmez. Bir ferde, bir zümreye, bir millete bağımsızlık hiç kimse tarafından bağışlanamaz. Onu o ferdin, o zümrenin, o milletin ancafk kendisi elde ed'Er. Tarihteki İstiklâl muharebeleri bunu gösterir. Ferdde millet 'gibidir. Mücadelesiz bağımsızlık olmaz. Bedava adam olunmaz. Şahsi­yet pahalı bir nesne... Ücreti özveridir.

Bütün dileğimiz cemiyetimizde foağsızlarm azalıp bağımsızların artması­dır. Bu yolda verebileceğimiz en doğru karar,   İ5e kendimizden     başlamaktır.

Kapılarımızın önünü kendimiz temizliyelim ki. sokak temiz olsun. Oturan­ları pis bir şehri temiz tutacak beledi­ye görülmemiştir.

Çalışan ve Kalkman Türkiye Yazsın: Refik Erol

27/VI/1956 tarihli  (Son Posta) dan:

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunu yalnız sultanlığın veya eski devlet um­delerinin tasfiyesi şeklinde anlamak yanlıştır.   İmparatorluk,   1918   de     Bir gölge  varlık haline geldikten sonra, Türk milleti, eşi görülmemiş bir kah­ramanlıkla silâha sarılmış ve hürriyet dâvasını gerçekleştirmiye karar ver­mişti. Yurdumuzun batı bölümünde geçen çetin savaş yıllarının bize edin­dirdiği hakikatler ve tecrübeler az değildir.

Öğrendiklerimizin en başında üç şey gelir:

 Ömürlerini çoktan bitirmiş ve içi boşalmış  devlet ve politika umdeleri­ne bağlananlayız artık. Bunların tasfi­ye edilmeleri lâzımdır.

 Sayısız eksiklerimiz vardır. Bun­lar giderilmedikçe   belimizi  doğrultamayız. Devletin mutlaka, zaman Ölçü­sünde, ekonomik bir temeli olmalıdır.

 Kendimize güvenebiliriz. İrademi­zi bir noktaya çevirdigimiz zaman,en korkunç güçlüklerin hakkından    gel­mek elimizdedir. Türk benliğinde ina­nılmaz kudret kaynakları gizlidir.

Cumhuriyet Türkiyesinin ideallerini bu gerçeklikte aramak lâzımdır. Cum­huriyet, bu bakımdan, yalnız bir teş­kilât değişmesi değil, aynı zamanda yep yeni bir hayat anlayışı ve bir hayat hamlesidir. Biz, onun için, eko­nomik dâvamızı devrim bütünlüğün­den ayıramayız. Ve, gene, onun için, genç devlet kurulur kurulmaz, göz­lerimiz yurt kalkınmasına çevrilmiş­tir. Kendi gerçekliklerini yaratamiyan umdelerden hiç bir şey bek.enem&z.

Kalkınma dâvamızın temel fikirleri de böyledir. Eksiklerimizi, bir zamanlar Sakarya boylarında olduğu gi'bi, tam bir iman v.e irade birliğiyle gidermek zorundayız.

Yurd kalkınması, ancak, bir vatan işi gibi düşünülebilir. Her açılan yol, her kurulan fabrika, her yapılan silo, iüı.. topluluk hayatımızda iki taraflı bir rol oynamaktadır.

1  Memleketimizin, daha çok ekono­mik değerler yaratmak ve, dolayisiyle, refah seviyesini yükseltmek ve kudretlenmek imkânlarına' kavuşuyo­ruz. Biz, genel olarak, bu nokta üze­rinde duruyoruz. Halbuki: her şey bu kaâar değildir.

2  Donatımlarımızı tamamlamak için harcadığımız .milyarlar, memleketimizdeki is hacmini alabildiğine ge­nişletmektedir. En çok unuttuğumuz nokta da budur iste.

Vatandaşları işsiz bırakmamak, daha doğrusu yeni iş imkânları hazırlamak, çağdaş devlet politikalarımda, çeşit çe­şit adlarla, çok Önemli bir yer almaktadır. «Herkese iş» parolası, bilirsiniz, İngiliz sarimlerinin bayrağı haline gel­miştir. 'Birçok memleketler, sırf iş hacmini arttırmak için, ihtiyaçları ol­madığı halde, yeni yollar yaptırırlar liman donatımlarını değiştirirler. Hat­tâ, ilk bakışta, geniş yatırımların mâ­nasını anlamakta güçlük      çekersiniz.

Fakat gaye, işsizliği önlemek ve va­tandaşları kaygılarından kurtarmak­tır. Çağdaş devletin sosya1 görevleri de olduğunu unutmamak lâzımdır.

Bizim durumumuz çok 'başkadır. Yurt ekonomimiz henüz kuruluş halimdedir. Onun için, bitirmiye çalıştığımız ba­yındırlık işleri, ihtiyaçlarımızın an-dsk minimini bir kısmını cevaplan­dırabilir. Fakat bu teşebbüsler, aynı zamanda, (başlı başına bir iş politika­sı sayılmağa değer. Sözgelişi, Sarıyer Barajına harcanan paradan Türk İşçi­si faydalanmaktadır. Her işletilen ma­den ocağı, her fabrika, dolayısiyle, her yatırım böyledir. Demek oluyor ki : Bayındırlık dâvamız, aynı zamanda sos yal   bir dâvadır da.

Bayındırlık hamlemizin başladığı gün­den beri, memleketimizde gözümüze ilişecek kadar yer yer değişmeler (gör­mekteyiz. Barajda çalışan köylülerin Sakarya sırtlarında yaptıkları kerpiç evler, insana Avrupa köylerini ha­tırlatır. Köye yeni yapı üslûbu girme­ye başlamıştır. Kerpiç evler yarın hiç şüphesiz 'bet onla saçaktır. Türk köylü­sünün dünya ve hayat görüşü de dur­madan değişmektedir. Geniş ölçüde bir çalışma sisteminin nasıl işlediğini gö­re göre Türk köylüsü, emeğin değeri­ni ve disiplinini de kavramış oluyor.

Bayındırlık ve yatırım politikamızı bir bütün olarak düşünürseniz geniş, tesirlerini daha iyi anlarsınız. Türkiye zaman Ölçüsünde bir tempoyla çalışıyor, zaman ölçüsünde bir topluluk ha­line geliyor ve gene zaman Ölçüsün­de kudreti eniyor. İdeolojisini gerçekleştiremiyen her devrim, konusuz ka­labilir. Halbukî biz, 'giriştiğimiz kal­kınma hamlesiyle Türk Devriminin, Türk demokrasisinin en sağlam te­mellerini atmış bulunuyoruz. Böyle-yüksek bir dâvada Türk gönülleri, an­cak, bileşebilir.

Hükümet, Basın ve Ucuzluk

Yazan: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

29/VI/1956  tarihli  (Tercüman) dan:

Tabii, farkındasmizdır: Son Basın Ka­nunu yürürlüğe girdili günden beri, müstakil Türk gazetelerinin çoğu, hükûmete karşı küskün bir tavır takın­mış bulunuyor. Artık, bunlarda ne ağır tenkidli başyazılardan, ne hafif" nükteli fıkralardan, ne de muhabir mektuplarından hiç bir eser görülme­mekte; hükümetin iyi veya kötü bü­tün icraatı derin bir sükût ile karşı­lanmakta; (belli başlı devlet ve politika adamlarımızın her vesile ile temaşaya alıştığımız resimlerine bile yer veril­memektedir. Bu gazetelerin bazıları, hattâ o mühim zatların İstanbula ge­lip gidişlerinde bile bahse lüzum 'gör­müyor. Hülâsa, hükümetle resmî çev­relerle basın âlemi arasında öyle bir uçurum açılmıştır ki bunun bir yaka­sından öbür yakasına ne bir ses, ne bir nefes sızıyor.

Bu yüzden, gazetelerimiz, bir takım resimli Magazinleri andırmaya ve mil­lî çeşnilerini kaybetmeye başlamıştır. Hani, Türk okurları, arasıra bas say­falarda ya göğsü bağrı açık !bir eroin kaçakçısının, ya başı sımsıkı örtülü bir satbikalı kadının, yahut da Bere'li.. çember sakallı bir muska satıcısının resmine rasgelmeseler, bu Magazinle­rin de Türkiyeden başka bir memle­kette çıktığına hükmedebilirler.

İyi ama, bu küskünlük ne zamana ka­dar devam edecek böyle? İnsanın içi­ne adetâ hüzün çöküyor ve her iki tarafa «Bırakın, sizi 'barıştıralım!» di­yeceği geliyor. Bunun için de, doğru­su, ortada vesile yok değil. Meselâ Mil lî Korunma Kanunu Sahasında, Hükûmetin, hayat pahalılığına karşı aldığı son tedbirleri, Matbuat, az çok kendi eseri ve kendi zaferi gibi telâkki edip kendi kendine diyebilir ki: «Nihayet, yıllardan beri yaptığım ibaşlıca müca­deleden hükümet yardımiyle muvaf­fak olarak çıktım. İktidarla aramdaki en ıbüyük dâva, geçim sıkıntısı dâvası değil miydi? Ben hayat pahalılığı var diyordum.; o yok diyordu. Şimdi son tedbirlerin lüzumunu hissetmek sure­tiyle bana bu iddiamda hak vermiş oluyor ve anlayışta daha ileri giderek hayat pahalılığına karşı' benim . bile aklımdan geçmiyen bir mücadeleye girişiyor; yani benim dediğimden, di­leğimden daha fazlasını yapıyor. Şu halde...»

Evet, şu halde. Basınla Hükümet ara­sında, hiç denilse, bu mühim nokta üzerinde bir anlaşma hasıl olmak lâzımı gelmez miydi? Lâzımgelirdi ama, nedendir bilmiyoruz, gelmedi. Müsta­kil gazeteler hâlâ küskün küskün su­sup duruyorlar ve bu müşterek dâvada "bile hükümetle işbirliği etmekten çe­kiniyorlar.

Bu halin sebebini araştırmağa kal­kışmayacağım. Zira, bunu bulup çı­karmak için uzun bir ruh tshliline gi­rişmek zorunda kalacağım. Böyle bir ruh tahliline ise, ne zaman ne zemin müsaittir. Ancak, bu münasebete şunu. söyleyebilirim ki, hayat pahalılığına karşı mücadele gibi doğrudan doğru­ya ne yakından yakma halk efkârı ile ilgili bir harekette, matbuatın büyük bir kısmının kendini (Na Mevcut!) ilân edişi, ancak hükümetin zararına bir hâdise sayılabilir. Yıllardan beri, hal­kın iktisadî, içtimaî ve hattâ ahlâkî bünyesini kemirip durmakta olan (ihtikâr hastalığının teşhisini ilk koyan matbuattı. Bunun tedavisi için alman tedbirlerin tatbiki esnasında da pek âlâ i?e yarayabilirdi.

Montrö!

Yazan: Nureiiin Ariam

30/VÎ/1956 tarihli (Ulus) tan:

Bir taraftan Kıbrıs'ta fesat      ocakları kaynatan Yunanlılar, Lozan muahede­sini -tırnaklamağa yeltenerek Akdeniz'i bulandırmağa kalkışmakla yetinemiyordu Bâr Yunan (gazetesi Montrö muahedesine de dil uzatıyor; Rus Dış­işleri Komiserinden bu muahedeyi de yırtmasını bu suretle Rusyanın Akdenize inmesini istiyor.

Kısacası tarihe göz gezdirecek olursak görürüz:

Boğazlar meselesi Kaynarca muahede­si ile başlar. Bu muahede, 21 temmuz tarihinde imzalanmıştı. Bu muahede­yi imzalıyacak olan Rus murahhası, Prens Pepen'in imzalanacak kâğıtlar dört gün önceden haeır olduğu halde bunları dört gün bekletmiş. «Tam 21 temmuzda imzalamıştı. Bu da sebep­siz değildi. Büyük Petro'nun Prut nehri üzerindeki yenilgisi 21 temmuza rastlamıştı. Prens Pepenin Kaynarcayı tam o tarihte imzalatmak suretiyle ta­rihî (bir lekeyi silmek istemişti. Tari­hin felâgatine bakınız: Biz Montrö mu kaveksini 21 temmuzda imzalamak suretiyle Boğazlar meselesini mesele olmaktan çıkarmış bulunuyoruz.

Kaynarca .muahedesinin imzalandığı sırada İngiltere Rusya'nın güneye doğ­ru sarkmasını istemiyordu onun için Boğazlar meselesiyle ilgileniyor. Fa­kat birinci büyük harbte Rusları elde edebilmek için Boğazlar Ruslar'a vaad ediliyordu.

Lâkin Miralay Mustafa Kemâl'in ko­mutasında savaşan Mehmetçikler sal­dırgan dalgaları eritmiş. O günlerde Çarlık da tahtı, tacı ile çökmüştü:

1936 yılı 21 temmuzunda imzaladığımız mukavale ile tarihe önemli bir başarı da kaydetmiştik.

Bu mukavele Büyük Millet Meclisinde tasdik edildiği gün İnönü, verdiği bir söylevde demişti ki:

«Hukuken boğazlara kayıtsız hâkim olduğumuz zaman, yani teslih etmiş olduğumuz zamanda dahi söylüyorsun ki beynelmilel siyasette müstakim, sulhçü Jbir yol takip etmekten ayrılmıyacağız. Bizim bu siyasetimizi hoş gö­renler, bizimle beraber çalışmaktan is­tifade edeceklerdir. Bizim bu siyaseti

gizden ayrı bir  siyaset  takip  edeceğimizi umanlar elbette inkisara   uğrayacaklardır.» Bu sözler Türklerin herzaman   barışçı olduğunu ne büyük belagatle beiriir. Hal böyle iken bir Yunan  çetesinin savurduğu herzelere bakınız Çanakkale Boğazından geçenler  oradaki yamaçların birinde (18 mart) tarihinin beyaz taşlarla yazılmış olduğunü görürler Bizden olmıyanlar, bizi anlamayanlar anlamalıdırlar ki bir 21 temmuzun başında bin 18mart nöbet bekliyor!


 

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Haziran 1956

 Mütareke hattı civarında bir bölge (Güney Kore) :

Korede bulunan Türk kuvvetleri, bu­gün burada bir tatbikat yapmışlardır. Tatbikat, sekizinci Amerikan ordusu kumandanı general İ. D. White ve general Robert Montageu tarafından ta­kip edilmiştir.

General White, kendisine bu derecede tesir eden cesur başarılı bir tatbikat hayatında ilk defa takip ettiğini söy­lemiştir.

2 Haziran 1956

 Ottawa :

Kanada ordu makamlarının bugün (bil­dirdiklerine göre, Nato üyesi altı mem­lekete 1.100 ton askerî malzeme sevkedilecektir. Bu malzemenin 720 tonu Türkiyeye geri kalan kısmı da Porte­kiz, Danimarka, İtalya, Hollanda, ve Relçikaya sevkedilecektir. 11 yük ge­misiyle nakledilecek bu malzeme Tho­mpson makineli tabancaları, kamyon­lar, topçu traktörleri, jeneratörler kam yon için yedek parçalar ve cephaneden müteşekkildir.

5 Haziran 1956

 Washington :

Temsilciler meclisinin      Cumhuriyetçi ve  Demokrat  üyelerinden  müteşekkil altı kişilik bir komisyon, 11 ekim 15 kasım tarihleri arasında Orta - doğu­da yaptıkları tetkik gezisine dair bir ra­por hazırlıyarak bugün kongreye ver­mişlerdir.

Clement Zabibocki (Demokrs.it), John Jarman (Demokrat) , Robert Byrd (Demokrat), Walter Judd (Cumhuri­yetçi), Maguaritte Stitt (Cumhuriyetçi),. Ve Ross Adair'in (Cumhuriyetçi) muh­telif memleketlere dair hazırladıkları raporda  şöyle  denilmektedir:

Türkiye Birledik Amerikanın en güvenilir dostu Batı müdafaasının en kuvvetli kalesi olan Türkiyeye ik­tisadî yardım ehemmiyetli miktarda arttırılmalıdır.

Yunanistan  İngiltere ile Yunanistan arasmda Kıbrıs mevzuunda doğan ih­tilâf, Yunanistanı desteklememiş ol­ması dolayısiyie Birleşik Amerikanım bu memleket üzerindeki nüfuzunun azalmasına sebep olmuştur. Yunan ko­münistleri de bu mevzuu istismar et­mektedirler.

Kudüs  Arap - İsrail ihtilâfına hal çaresi bulununcaya kadar Birleşik Amerikanm İsraile silâh vermesi za­ruridir. Birleşik Amerika hükûmeti, Arap memleketlerinin komünistlerden tedarik ettikleri silâhlarla bu bölgede sulhu tehdit eder bir üstünlüğe sahip olmasının Önlemelidir. Raporda İsrail'­in Arap devletlerini silahlanmakta hak­lı gösterecek, tecavüzkâr hareketleri takibih edilmekte ve şöyle denilmek­tedir:

«Orta - doğu ile alâkalı olanlara dü­şen vazife, İsrail veya Arap devletle­rinin yeni bir harbe başlamasına mâni. olmak aynı zamanda her iki tarafı ko­münist ağına düşmekten korumaktır.

« Haziran 1956

 Roma :

Bir müddet evvel Türkiyeyi ziyaret et­miş olan İtalyan parlâmento heyeti­nin gezisini iade maksadiyle hâlen Romada bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi Reis vekillerinden Bursa mebu­su Agâh Erozan'm riyasetindeki Türk -parlâmento heyetinin tetkik ve temaslarma İtalyan matbuatı geniş yer ver­mektedir.

Gazeteler evvelki gün Napoliye var­mış olan heyetin karşılanışının iki millet arasındaki mevcut dostluğun yeni feir tezahürünü teşkil ettiğini yaz­maktadırlar. Ayrıca gazetelerin bil­dirdiğine göre, parlamento heyeti şe­refine Napolide tertip edilen ziyafet­lerde verilen nutuklarda Türk - İtal­yan dostluğunun şumül ve ehemmiyeti belirtilmiş ve karşılıklı ziyaretlerin bu dostluğu daha da takviye edeceği "hususları teyid edilmiştir.

7 Haziran 1956

 Washington :

Amerikada münteşir Saturday Ev-e ning Post dergisinin 5 haziran tarihli nüshasında. «Türkiyenin de Kıbrıs meselesinde söz hakkı vardır» başlıklı "bir başmakale intis.ar etmiştir.

Bu yazıda «Seli Determination» pren­sibinin körü körüne tatbikinin ve Adanm Yunanistana verilmesinin hallede­bileceği meselelerden çok yeni meseleler yaratacağını (belirtmekte ve «Adanm Yunanistan için stratejik ehem­miyeti yoktur amma, Türkiye için ve Batının Orta - doşnida muhafaza et­mek zorunda bulunduğu kuvvet durumu için siyasî mânası vardır» de­mektedir.

Başyazar, meselenin «.Şelf Determina­tion» dan başka veçheleri de bulundu­ğunu, adanın ekonomik, coğrafi ve stratejik bakımlardan tamamiyle Türkiyeye bağlı ve yakın olduğunu yaz­dıktan sonra makal-syi şöyle sona er--dirmektedir:d Şunu da hatırlatmak gerekir ki, ken­dini idare meselesi ile Şelf determina tion arasında fark mevcuttur. Kıbrıslıların azamî muhtariyet istemekte hakları vardır. İngiltere de bu arzu­yu tatmin için büyük gayret sarf etmiş tir. Ancak gerek Türkiyenin gerek İngilterenin milletlerarası gerginlikleri­nin mevcut olduğu şu zamanda Yunan tabiiyetinde hiç bulunmamış olan 400.000 Kıbrıslının kendilerini 683 mil uzaktaki istikrarsız; bir hükümetin kontrolü altına koymak hakkını reddetmek hususundaki tezleri kuvvetli­dir.

 Paris :

Fransız hükümetinin resmî dâvetine icabetle beraberindeki heyetle bir haf­tadan beri Pariste (bulunmakta olan Maarif Vekili Ahmet Özel hazırlanan program gereğince muhtelif kültür müesseselerini gezmiş ve Türk Fran­sız kültür anlaşması görüşmelerine iş­tirak etmiştir. Bu konuşmalar çok sa­mimî bir 'hava içinde ve cok verimli bir halde devam etmektedir.

Maarif Vekili bu sabah saat 10 da Ely-see sarayında Reisicumhur Rene Coty tarafından kabul edilmiştir. Yarım sa­at süren bu kabulde Büyükelçimiz Numan Menemencioğlu da hazır bulun­muştur.

Fransız Hariciye Nazırı adına Rene Massıglı dün Maarif Vekili şerefine verdiği ziyafette nutuklar teati -edilmiş ve Maarif Vekili Fransız hükümetine teşekkürlerini bildirdikten va bu ziya­fetin Türk - Fransız asırdide kültür bağlarını sıklaştıracanı belirttikten sonra ezcümle demiştir ki:

«Kültürel münasebetlerin karşılıklı anlayış zihniyeti müessir bir şekilde hizmet etmek meziyet ve kudretine mâlik olduğuna ve ,bu temasların memle­ketimizin entelektüel hayatını zenginleştireceğine kaniyiz. Türk - Fran­sız kültür anlaşması muhtelit komis­yonunun memleketlerimiz arasında Fransız fikriyatının cihanşümul bir seviyeye ulaştığı sahada işbirliği yapa­bilmeleri için en müessir imkânları bulacağına inancım vardır.»

Bu  sabah Zafer abidesine çelenk ko­yan Maarif Vekili Ahmet Özel    yarın öğleden sonra Türkiyeye hareket ede­cektir.

Roma :

İtalyan parlâmento heyetinin ziyareti­ni iade etmek maksadivle İtalya'ya davet edilmiş elan parlâmento ve ba­sın heyetimiz Romadaki ziyaretlerine devam etmektedir. Napolide gösterilen misafirperverlikten sonra Roma'da da memleketimize kargı büyük sempati tezahüratı davam etmiştir.

Roma Belediye Reisinin vermiş olduğu muhteşem resmi kabulü müteakip ge­ce de Turizm dairesi tarafından çok samimî geçen bir akşam yemeği ve­rilmiştir.

Parlâmento heyetimiz İtalyan senato­sunu da ziyaret etmiş, başkan ye üye­leri tarafından karşılanmıştır.

Bunu müteakip İtalyan mebusan mec­lisi ziyaret edilmiştir. Meclis toplantı halinde bulunmadığından heyetimiz meclis reis ve temsilcileri tarafından hararetle selâmlanmıştır.

îtayan Reisicumhuru son ekselans Gronehi heyetimizi makamında kabul et­miştir. Evvelâ heyet Cumhurbaşkanı­na takdim edilmiştir. Heyetimiz baş­kanının gösterilen hararetli misafir­perverliğe teşekkür etmesi üzerine Re­isicumhur kısa bir konuşma yapmış ve Türkleri Avrupa sulhunun müşterek müdafileri olarak selâmladığını ifade etmiştir.

Reisicumhur parlâmento heyetlerinin karşılıklı ziyaretlerinden çok iyi ne­ticeler alınabileceğini ifade ederek, bu gidip gelmelerin sadece .bir nezaket zi­yareti mahiyetinde olmayıp iki mem­leketin müşterek menfaatlerine uygun olduğunu Avrupa' sulhu için bu iki milletin beraberce çalışması ve beraber yaşaması lâzım geldiğini beyan etmiş­tir.

Bütün 'bu resmi kabullerde Roma Bü­yükelçimiz Cevad Açıkalın da hazır bulunmuştur. Bu ziyaretlerden sonra Villa Madama da İtalya Hariciye ne­zareti tarafından bir öğle yemeği   verilmiştir. Bu toplantı Türk İtalyan mü nasebetierinin samimî inkişafı hakkın­da karşılıklı fikir teatisine vesile ol­muştur. Yemekte İtalyan Hariciyesi-siyasî müsteşarı aşağıdaki nutku söy­lemiştir:

«Büyük Millet Meclisinin muhterem Reis Vekili ve muhterem azaları, Tür­kiye Büyük Millet Meclisinin mümtar ve değerli azalarından bir kısmını bu­gün misafir etmekle geref ve derin bir haz duymaktayım. Msmleketlerimir-arasmdaki dostluk, anlayış ve işbirli­ği, temelleri daimî menfaatlerin müş­terek oluşuna, siyasî ve ideolojik an­layışların vs kültürel münasebetlerin uzun ve devamlı ananesine dayanan bir realitedir.

Türk - İtalyan dostluğunun tarifi için . kullandığınız veciz cümlelerden sonra benim, söyliyeceklerim de belki bir tekrardan ibarettir. Fakat mevedet ve muhalefet âleminde tekrarlanan sözlerden hiç kimsenin gına getirdi­ğini .beşer munşabeatı daha kaydet­memiştir.

Müteaddit asırlarla hesaplanan uzun. bir maziye göz atıldığı zaman memle­ketlerimiz arasında çeşitli iktisadî, si­yasî v.e kültürel immaseToatm cari ol­duğunu görüyoruz. Asırlar boyunca bu münaselbat icabatı zamana göre tabii, olarak inkişaf etmiştir. Fakat Türk -İtalyan münasebatın asıl vasfı mü­meyyizi şudur ki Türk ve İtalyan mil­letleri arasındaki münasebat daima hadisatı şunun ivicaclı inkişafları üs­tünde iki milletin gayesi ve müşterek mameleki olarak yaşamıştır. Bugün dünya sulh ve huzurunun bir kavşak noktası olan Akdenizin (bilhassa has­sas bölgelerinde kâin memleketlerimiz kendilerine millî şuurlarının çizdiği hür serbest ve demokratik yolda metin hatvelerle yürürlerken mukadder olarak yine birbirlerini bulmuşlar ve hem kendi menfaatleri v.e hem de içinde yaşadıkları hür ve sulhsever dünyanın imanlı hadimleri olarak Atlantik Pak­tı içinde birleşmişlerdir.

Coğrafî şartlar ve hele dünya hadisatı memleketlerimize öyle ;bir kader birliği nasip etmiştir kî Türk - İtalyan dost­luğu artık her iki memleketin bekası için olduğu kadar hür dünyanın selâmeti irin de şart olan bir unsur ol­muştur.

Muhterem İtalyan meslektaşlarımızın memleketimizi ziyareti esnasında gör­dükleri ve zati devletinizin ifade bu­yurmuş olduğu veçhile Türkiye bütün enerjisi ile muazzam bir kalkınma mü­cadelesine girişmiştir.

Bu dâva bizim için bir hayat davasıdır. Memleketlerimiz arasındaki müsebetin iktisadî v.e teknik sektörde da­ha sıkı bir işbirliğine müncer olması hususunda izhar etmiş olduğumuz te­menniyi büyük bir memnuniyet ve şükranla kaydediyorum. Bizim de ar­zumuz dost ve müttefik İtalyanm mü­kemmel sanayiinin memleketimizde kendisine lâyık ve dostluğun icap et­tirdiği mevkii ahz etmesini görmek­tir. Milletler ve memleketler öyle şart­lar altında yaşamaya mecburdurlar ki iktisaden kuvvetli olmaya çalışmayan milletlerin bu şeraiti iktiham .etmeleri­ne imkân yoktur. Ve bunun içindir ki bu gayeye matuf olarak dost ve müttfefiklerin bir birlerine yardım etme­leri artık riyazi bir hakikat ve zaru­ret mahiyetini iktisap etmiştir. Muh­terem arkadaşlarım milletleri saadete isal eden yegâne yol sulhtur. Fakat sulhun muhafazası ve temini bitmez tükenmez çeşitli fedakârlıkları istil­zam, eder. Aynı gayeye bağlı olan mil­letlerin bu fedakârlıkları müştereken mütalâa edip birbirlerine yardım etmekte bugün üstün beşerî bir vazi­fedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi adına ve buradaki hazır arkadaşlarımla be­raber size ve İtalyan hükümetine tek­rar candan teşekkürlerimi arzeder ve İtalyan milletinin refah ve saade­tine sayın Reisicumhurunuzun saade­tine kadehimi kaldırmaya müsaadenizi rica ederim.»

11 Haziran 1956

 Be'ğrad :

Muharrir Yaşar Nabi Nayır'm başkan­lığındaki Türk Kültür Heyeti buıgün akşam üzeri Belgrad'a  gelmiştir.Türkiye ile kültürel münasebetler te­sis etmekle vazife'i komisvonun davet­lisi olan Türk Kültür Heyeti Yugos­lavya'da iki hafta kalacak ve 'bu arada Şaraybosna, Dubrovnik, Zagrep ve Üsküp'ü ziyaret edecektir.

 Atina :

Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Teş­kilâtının .tertip etmiş olduğu Orta do­ğu bölgesi sıtma savaş kongresi bugün Atina'da  çalışmalarına başlamıştır.

Türkiyenin de katıMıJı bu kongreye "bütün Orta ve Yakın Do&u ve Akde­niz memleketleri davet edilmişti. Bun­lar arasında yalnız Arap memleketleri İsrail'in iştiraki yüzünden kongre ça­lışmalarına katılmamışlardır.

Kongrede bilhassa Orta doğu bölgesin­de sıtma taşıyan sivri sineklerin D.D. T.' ye karsı göstermekte olduğu muka­vemet bahis mevzuu olacak vs bu böl­gedeki sıtma sahalarında, yapılacak çalışmalar dünya sağlık teşkilâtının ne şekilde yardımlarda bulunabileceği tesbit edilecektir.

İstatistiklere göre, sivri sinekler D.D. T.' nin keşfinden bugüne kadar geçen zaman içinde ıbu ilâca karşı % 78 mu­afiyet kesto etmişlerdir.

Kongre 19 haziranda nihayetlenecektir.

13 Haziran 1956

 Londra :

Bugün Avam Kamarasında söz alan İngiltere Başvekili Sir Anthony Eden Türk - İngiliz dostluğundan sitayişkâr bir şekilde bahsetmiş ve bu arada ez­cümle şunları söylemiştir:

Bundan otuz yıl kadar önce, ilk defa olarak Avam Kamarasında yer aldığım zaman Türkiye ile İngilterenin arası iyi değildi. Mecliste söylediğim, ilk nutuklardan birinde. Yakın ve Orta doğuda sulhun ve istikrarın hüküm sürebilmesi için Türkiye ile dost    olmamızın hayatî zarureti üzerinde dur­muştum. Bu düşüncemi hâlâ muhafaza etmekteyim. Nitekim, arkadaşlarımda birlikte, bu dostluğun yeniden tehlike­ye girmemesi için elimden gelen -gay­reti sarfetmeğe azmetmiş bulunuyo­rum.»

16 Haziran 1956

Atina :

6 eylül günü Türkiyenin Selanik Kon­soloshanesinde vukua gelen dinamit hâ dises'i hakkında yapılan tahkikat so­nunda Türk Konsolosu ile Konsolos yardımcısının manen suçlu oldukları iddia edilmişti. Bu sabah Selanik Sav­cılığı tarafından yayınlanan kararda Konsolos i'e yardımcısının bu hâ­diseyle hidbir ilgisi bulunmadığı beyan «dilmektedir.

Bununla (beraber Kavas Mehmet Hasan oğlu 'nun suikasti bizzat tertiplediği ve talelbe Oktay Ergin'in de Kavas'ı teşvik ettiği, bu sabah yayınlanan ka­rarda teyiden beyan olunmaktadır. Memleketin, dış münasebetlerine za­rar vermesi mümkün 'bu suçun cezası üç ay ilâ üç sene hapistir. Ayni mad­deye göre. isnat olunan suç başka bir devletin mukabele biknisline yol açar­sa ceza otuz yıla kadar arttırılabilir.

Şimdiki halde muvakkaten serbest bı­rakılmış olan iki sanığın karar aley­hinde istinaf muhakemesine müraca­ata hakkı vardır.

Londra :

London Press Service Diplomatik mu­habiri  şunları yazıyor:

«Türk milletinin Kıbrıs'taki tethişçilik karşısındaki politikası hakkında dünyanın herhangi bir yerinde herhan gi bir şü.phs ininde bulunan var idiyse, çarşamba günü Türkiye Büyük Millet Meclisinin oybirliği ile almış olduğu kararın bunları izale etmiş olması lâ­zımdır.

Yunan Parlâmentosu başkanı Mr. Rodopulos tarafından dünya Parlâmen­tolarına gönderilen ve Kıbrıs Türklerini tethişçilikle itham eden mesaja cevap teşkil etmek üzere Türkiye Bü­yük Millet Meclisi Reisinin bir takriri ittifak ile kabul edilmiştir.

Ankara'dan gelen haberlerden henüz Büyük Millet Meclisinin parlâmentola­ra göndereceği mesajın son şeklini ala­rak gönderilip gönderilmediği belli de­ğildir. İngilterenin Birleşmiş MiBetler nezdindeki daimî delegesi Sir Pierson Dixon'un Birleşmiş Milletler üyelerine tevzi edilmiş o'an Yunan muhtırası hakkında yaptığı konuşma nazarı iti-bare alındığında, Türkiye Büyük Mil­let Meclisi tarafından Dünya Parlamen tolarma gönderilecek olan mesajın met ni Londra'ya vasıİ olduğu zaman ne kadar büyük bir alâka ile karşılanaca­ğı tahmin edilebilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bu kara­rı Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü' nün yapmış olduğu konuşmayı müte­akip almıştır. Yunan Meclisi Başkanı M. Rodopulos'un dünya parlâmentola­rına göndermiş olduğu mesajın met­nini Meclis huzurunda okuduktan son ra Prof. Fuat Köprülü Kıbrıstaki tethişçi EOKA teşkilâtının mahiyetini açıklamış. EOKAnm Yunanistandan Kıb rısa gizlice sivil kıyafetinde gönderil­miş olan Yunan subayları ile bazı tethişeifik mütehassıs ve gönüllülerinden mütevekkil olduğunu, "bir seneyi mü­tecaviz bir zamandan beri bu teşkilâ­tın zor ye dehşet salmak suretiyle Kıbrıs'm Yunanistana ilhakını tahakkuka çalıştığını, Rumca konuşan Kılbrıslılar dan büyük bir kısmının EOKA' yi tas vip etmemekte olmasına rağmen bun­ların tedhişçilerin tazyiki altında sin­dirilmiş olduğunu b.eyan etmiştir.

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü de­vamla Kıbrıs Türklerinin bugüne ka­dar sabır ve tahammül'eriyle temayüz etmiş olduklarını, anavatanları Tür­kiyenin azmine ve sebatına, İngiliz ida resinin adalet ve basiretine ve cihan efkârı umumiyesinin nısıetine itimatla rı olduğunu, erlerinde Türkiyeden gön derilmiş veya Türkiyeden gelme para ile satın alınmış silâhları aslâ bulun­madığını, Yunanistan Meclis Reisinin bütün dünya parlâmentolarına gönder­diği mesajında tethişçilik yapmakla ve barbarlıkla itham- ettiği cemaatın boyle bir cemaat olmadığını ilâve etmiş­tir.

Bundan sonra Hariciye Vekili Yunan Meclis Reisinin mesajının şu gayeleri gütmekte onduğunu belirtmiştir:

Kıbrıs Türklerine karşı husumet ya­ratmak, tethişiçileri birer mazlum kah­raman gibi göstermek, cihan efkârı umumiyesinde Enosis lehine sempati u-yandırmak, bu seneki Birleşmiş Millet­ler genel kurulu gündemine Kıbrıs meSelesinin alınmasını temin için zemin hazırlamak.

Bu münasebetle, Prof. Fuat Köprülü Türk hükümetinin işin içyüzünü her yerde bütün meşru vasıtalarla izaha bütün' imkârjfiariyle gayret göstermeye devam edeceğini, ve bunu yaparken de Türk - Yunan dostluk ve ittifakına Türkiyenin verdiği kıymet ve ehemmiyetin daima tebarüz ettirileceğini söy­lemiştir.

18 Haziran 1956

Barselon :

Türkiye'nin Madrid Büyükelçisi Fe­ridun Cemal Erkin bugün Barselon'a gelmiştir. Büyükelçi refakatinde Tür­kiye'nin Barselon Konsolosu ile diğer bazı şahsiyetler olduğu halde millet­lerarası fuar tesislerini gezmiştir.

24 Haziran 1956

Bağdad, (Hususî Muhabirimiz bildi­riyor) :

Irak'a' gelmiş olan Türkkuşu ekibi, dün sabahleyin Bağdad şehrini ziyaret et­tikten sonra, Öğleyin, Irak Kralının özel uçağı ile Bağdad'm 120 kilometre ilerisinde, bulunan Hatobaniye hava üs süne gitmişlerdir.

Habhaniye hava üssünde, Türk heyeti başlarında Aydın millet vekili ve Türk Harva Kurumu ikinci reisi Oevat Ülkü, İbrahim Kirazoğlu Abbas Çetin ve al­bay Burhanettin Göksel olduğu halde Kral Faysal'm başyaveri tarafından karşılanmışlardır.Irak Kralı Türkkuşu heyetini kabul edip kendilerini izaz eylemiş ve çaya alakoy muştur.

Bu arada heyet başkanı Cevat Ülkü Türkiye Cumhurreisi Celâl Bayar'ın Irak hükümdarına gönderdiği özeil me­sajı ve Türk Hava Kurumu tarafından hazırlanmış olan .büyük Atatürk'ün nutkunun İngilizce nüshasını takdim et mistir.

Atatürk'ün nutkunu alan Kral Faysal,«bu bizim için çok muazzez bir hâtı­ra ve kıymetli bir hazine olarak kaka­cak ve muhafaza edilecektir.» demiş­tir.

Bundan sonra-, heyet başkanı Irak kra­lına Türk Hava Kurumunun altın ma­dalyasını ve Kurumun, şimdiye kadar olan faaliyetlerine ait albümü tak­dim etmiştir.

Söz alan Irak Kralı Faysal, Türkkuşu ekibinin Irak'ı ziyaretinden ve yaptığı gösterilerden dolayı memnunluğunu iz har etmiş, Türk Hava Kurumunun Tür kiye'de yapılmakta olan kurslara ve (gösterilere Irak .gençlerini davet etme­sinden dolayı büyük bir haz ve zevk duyduğunu beyan etmiştir.

Bundan sonra Kralın huzurundan ay­rılan heyet uçakla tekrar Bağdad'a avdet etmiş ve Türkiye elçiliğinde teref-^lerine tertip edilen kokteyl partide bu­lunmuştur.

Bu kokteyl partide, Irak devleti ricali Bağdad Paktına dahil olan devletler Büyükelçileri ve şehrin muteberani ha zır bulunmakta idiler. Bu kokteyl sı­rasında, Aydın millet vekili ve Türk Hava Kurumu ikinci başkanı Cevat ÜI kü söz alarak:

Türk Hava Kurumunun şahsında Türk milletinin temsilcisi olarak Irak hu­duduna girildiği andan itibaren gerek Irak tayyare cemiyeti reisi Sabah Said beyin gerekse bütün Irak milletinin göstermiş bulundukları yakın .alâka ve dostluktan duydukları memnuniyeti hislerini ifadeden aciz bulunduklarını Türk Irak havacılarının müşterek ça­lışmalarının gelecekte en sağlam bir garanti olacağını, bu tarzda yapılacak da ha bir çok ziyaretlerden her iki tarafın

da büyük memnuniyet duyacağını ve Türkkuşu okullarında Iraklı kız ve er kek çocuklarını yetiştirmekle bahtiyar lık duyacaklarını, bu seyahat sırasın­da her türlü yorgunluğa katlanarak Türk ocaklarına gösterilen alâkadan dolayı naçiz bir hâtıra olarak Türk Ha va Kururmunun gümüş madalyasını I-rak tayyare cemiyeti reisi Sabah Said beye takdim etmekten bahtiyarlık duy duğunu, ifade etmiştir. Bundan sonra söz ajan Irak tayyare cemiyeti reisi Sabah bey Türk heyeti başkanının söy­lediği sözlere teşekkür etmiş ve Tür­kiye Büyükelçisi muzaffer Göksen'e ipekten mamul bir Türk ve Irak bay­rağını takdim etmiştir.

Irak tayyare cemiyeti reisi, bunu müteakip Türk heyeti mensuplarına Irak tayyare cemiyetinin gümüş madalya­sını tevzi etmiştir.

26 Haziran 1956

Tokyo :

Koredeki Türk tugayına mensup olup, genç bir Koreliyi katletmekten idama mahkûm edilmiş bulunan onbaşı Şa­hin doğan hakkındaki hüküm asılmak suretiyle infaz edilmiştir.

Washin:gton   :

Ohio meb'usu. France Bolton memleke­timizde yeni kurulmuş bulunan Flo-rence Nightîngale hemşire mektepleri ve hastahaneleri tesisi idare heyeti üyeleğini kabul ettiğini Washington'da kendisi ile görüşen tesis başkanı Afyon mebusu Riza Çerçel'e bildirmiştir. Te­sisin maksadı memleketimizde hemşi­re okulları ve hastahane'ıer kurup ya­şatmak ve mevcutlara yardım etmek­tir.

Diğer taraftan Kaliforniya'da dünya zelzele mühendisleri kongresine iştirak eden İzmir mebusu Nuriye Pınar Washingtona dönmüş ve burada kongre ve basın mensupları ile temas ederek memleketimiz meseleleri hakkında kendilerine izahat vermiştir.

28 Haziran 1956

 Bağdad :

Türk Hava Kurumu ekibi Musul'daki hava .gösterilerini tam bir muvaıffakiyetle yapmıştır. Sabahın erken saat­lerinde civar kasabalardan gelenlerle birlikte 90 bine varan Musul'lu hava alanını doldurmuştur. Türk - Irak mil­lî marşlarından sonra gösterilere ibaş-lıyan Türkkuşu kız ve erkek havacıla­rının grup halindeki atlayışları, mun­tazam akrobasi hareketleri takdirce karşılanmış ve bilhassa bir hareketin yarattığı heyecan emsalsiz olmuştur. Gösterileri izah eden Iraklı spiker elin­de Türk-Irak bayraklariyle Türk Kızla rina hitaben "Türk kızı, serıi erkekler­le omuz omuza, atıldığın bu mücade­leden dolayı tebrik eder ve candan al­kışlarız. Azmini kırma, çalışmana de­vam et» demiştir. (Bilahare Irak kızla­rına hitaben onları da aynı yola teş­vik etmiştir.

Iraklı havacılar, havacılarımızın ha­reketlerinde büyük bir talim ve terbi­ye üstünlüğü müşahede ettiklerini ve hatasız yapılan bu hareketlerin hassa­ten tertiplenmiş plânlara göre saniye­si saniyesine zamanında cereyan etmiş bulunmasını Türkiye'de en ileri hava­cılık seviyesinin ifadesi olduğunu, ıbu suretle son yıllarda bütün Türk ha­vacılarının beynelmilel temaslarcîaH muvaffakiyet sebeplerinin anlaşılmış bulunduğunu söylemekteydiler.

Türk Hava Kuvvetleri kumandanı Irak Kraliyet Hava Kuvvetleri kumandanı­na yolladığı mesajda, bütün bunların gelecek için büyük ümitler bahşettiğini beyan etmekte ve Türk havacıları­nın en halisane dileklerini göndermek­tedir.

Dünkü gösterilerden sonra başkan Cevat Ülkü, İbrahim Kirazoğlu, Aftibas Çetin, albay (Burhan Gökselden müte­şekkil bir heyet Türk Konsolosluğunu ziyaret etmiştir. Garnizon kumandanı tarafından ordu evinde heyet şerefine bir ziyafet verilmiştir. Sarsank Krali­yet sayfiyesinde de ağırlanacak o'ân heyet cuma günü saat 17 de Etimesgut hava alanında bulunmak üzere Irak'­tan ayrılacaktır.

Mısırın bize karsı hissiyatı Yazan: Hüseyin Cahil Yalçın 9/VÎ/956 tarihli (Ulus) tan:

Kral Faruk Mısır'dan çıkarıldı. Faika* Türkler ve Türkiye aleyhindeki düş­manlığı Mısır'a hâkim olan siyasî şef­lere miras bıraktı. Mısır milletinin bu düşmanlığı payi aşmakta olduğunu zannetmeyiz. Çünkü bir ara, aynı bayrak, aynı ideal altında asırlarca kardeş gi­bi yaşamış iki milleti ayıracak hiç bir hakikî ve esaslı bir ihtilâf ortada yok­tur,

Mısır'ın mukadderatını ellerinde bu­lunduran zatların, ister kral olsun, is­ter askerî şeüîier olsun Türk düşmanlı­ğına sarılmaları kendi istipdat durum­larını arkada bırakarak Mısır milleti­nin dikkatini başka tarafa çevirmek arzu ve ihtiyacından doğmuş kötü ve zararlı bir taktiktir.

Eğer Mısır'ın dar gorüşlü ve egoist paüitikoeılan şahsî menfaat ve selâmetlerini Türk düşmanlığında aramağa kalkmasalardı şimdi Yakındoğu'da Türk Ye Arap milletlerini çok sıkı bağlar içinde birleşmiş görecektik. 1912 Balkan Harbinden sonra, Türkiye'deki İttihat ve Terakki muhiti bir Türk -Arap müşterek imparatorluğu fikrin-e temayül istidadını gösteriyordu. Bu pro je başlangıç safhasına doğru yürürken patlak veren Birinci Cihan Harbi .Türk' ü ve Arab'ı ayırdı. Bizler millî hudut­larımız içinde kendimizi toplayarak Avrupa sosyetesi içinde yer alırken Arap milleti parça parça, istiklâlden mah­rum bir halde çırpındı. Nihayet o da istiklâlini tam yahut yarım olarak bul­du. Arap Birliği teessüs ettiği zaman onu ilk adımlarında hararetle alkışla­mış olan bir kalem sahibiyim.

Zamanın değişmesi Türk - Arar> İmpa­ratorluğunu imkân    haricine çıkarmışse de Türk: - Arap ittifakına engelj ola­mazdı. Eğer Yakındoğu'da bu ideal fi­ile çıkabilmiş olsaydı, şimdi bütün bu geniş kıta muntazam, kuvvetli, istik­rarlı bir kale gibi her türlü ecnebi nü­fuz ve  tesirine meydan  okuyabilirdi.

Halbuki hakikatte Mısır'dan idare edi­len tahrikler dolayısiyle iki kardeş mil let arasında bir çekişme devresinin zararlannı çekiyoruz.

Bari Arap dünyası birleşmiş anlaşmış ve kuvvetlenmiş olsaydı! Halbuki ara­larında resmî birliğe rağmen, hiç bir hakikî anlaşma ve birlik olmadığı gibi heyeti mecmuaları itibariyle de bir kuvvet arzetmemektedirler. Dahilî ni­faklar bütün iyi teşebbüsleri tesirsiz bırakıyor.

Realiteyi .görmekten aciz bulunan, yal­nız şahsî küçük menfaatlerini düşü­nen Mısır şefi eri başlarına bir İsrail meselesi çıkardılar. Çılgınca açtıkları bir Arap - İsrail harbini yüzlerine gözlerine bulaştırarak ve mevkilerini mu­hafaza için ifratlara sürüklenerek du­rumu bugünkü hale getirdiler.

Şimdi istiyorlar ki Türkiye de kendi­lerine katu'sın da İsrail'e karşı netice­siz kalmağa maMıûm düşmanlıklarına iştirak etsin Bu güneş altında her in­san için yer vardır, düsturu unutulma­malıdır. Asrımız, harb hücum ve imha aşrı değildir. Ani, aşma, birleşme ve el birliğiyle yaşama devridir. Mısırlı po­litikacılar ve kendileri gibi müfritler İsraili imha politikası peşinde koşabi­lirler. Birleşecek Türk - Arap camiası ise İsrail'in hakikî veya uydurma teh­likesini hiçe indirerek bütün Yakınşark'ta herkes için müşterek, herkesi memnun yaşatabillecek bir devir aça­bilir.

Fakat Türke karşı bütün Arapları bir­leştirmek ve İsrail'e hayat hakkı tarumıyarak onu Yakındoğu'dan kovmak politikasını istipdatlan için bir kurtuluş vasıtası olarak kullanmak istiyen Mısırlı şeflerin bu hakikati anJıyabilmeleri ne kadar zordur.

Bulgarinden Menderes'e mektup

Yazan: Cihad Baban

13/VI/1956 tarihli (Tercüman) dan:

Sovyet Rusya. Stalin'in cesedini çiğne­dikten sonra, sulh taarruzu yolunda, giriştiği teşebbüslerde yeni bir adım da­ha atmış bulunuyor. Bulganin başta Eîsenhower olmak üzere foütün Grap memleketleri hükümet başkanları ile Türkiye Başvekiline birer mektupla başvurarak, kendi takip etmekte ol­duğu politikanın karşılıklı olarak mü­racaatta bulunduğu memleketlerde de tatbikini istemektedir

Geçen Perşembe günü bu mektubun bir.eşini Vaşington'daki Sovyet Elçisi Zaruibin, Foster Dullesa tevdi etmiş bulunuyordu, bu mektup dolayısıyle tefsirlerde bulunan Newyork Times ise, BuT'ganinin. Sovyet ordusundan bir milyon iki yüz bin kişiyi terhis et­liğini onun ibu hareketinin iyi karşılan ması icabettiğini söylüyor ve silâhların atabileceğini, Amerikanın da kendi kuvvetlerinden bu yolda terhis'er yap­ması icabettiğini söylüyor ve silâhların tahdidi yolunda yeni bazı fikirler de ileri sürüyordu. Eğer rivayetler doğru ise Bulgarim, Şark ile Garp arasındaki gerginliği izale etmek için iki memle­ket arasında yapılması icapbeden işlere işaret ederek, müstakbelde Birleşmiş Milletlerde silâhsızlanma hakkında ce­reyan edecek müzakerelerin de gizli celselerde yapılabileceği mütalâasında bulunuyordu.

Aynı şekildeki teklifler Londra, Pa­ris, Bonn, Roma ve Ankara hükümet­lerine de tevdi edilmiştir.

Amerikan basını bu müracaat ve mektuıbun yeni müzakerelere yol açacak mahiyette olduğuna  inanmaktadırlar.

Diğer taraftan gözden kaçmıyacak olan bir olay da Tito'nun hâlen Moskova'da bulunuşu ve orada Sovyet Rusya ile omuz omuza girişmiş olduğu politika­dır. Meşhur politika tefsircisi, Walter Lippmann'a göre, Bulganin ve Kruşçef, Tito'nun şahsında bir komünist misyoner bulmuşlardır. Stalin'in Ölü­müne kadsr, bir münkir gibi kötü te­lâkki edien Tito şimdi, peyk olmayan komünist bir memleket namına konu­şarak, komünizmin dünya yüzündeki dâvasını gütmektedir,

Menderes'in gönderilen mektubu da, yukarıda anlattığımız hâdiselerin ışığı altında mütalâa -eylemesi lâzımdır. Türkiye bir baskına uğramamak ve hür dünyanın ezilmesine mâni olmak için tedafüi tedbirler almaktadır. Amerika Hariciyesinin tefsirleri gibi, .biz de dünyadaki sufhün iki büyük blok ara­sındaki anlaşmaya bağlı olduğuna ka­niiz. Nato camiası içinde bulunan ne Türkiye, ne İngiltere, ne Fransa, ne Almanya ve ne de îtalyan münferit kararlar ittihaz eylemelerine imkân yoktur. Bu itibarla Sovyet Rusya'nın her memlekette ayrı ayrı konuşmağa kalkmasının hiçbir faydasını görme­mekteyiz. Olsa olsa, bu hareket poli­tik zemin üzerinde değil de propagan­da zemini üzerinde bir değer taşımak­tadır.

Şark il-e Garp arasındaki şüphelerin ortadan kalkmasını ve bir gün sulha ka­vuşmayı istsmiyen tek insan yoktur, fakat bizi o günlere kavuşturacak şartların hazırlanması Sovyet Directoir'-ınm elindedir.

Silâhlanmanın kontrolüne, işgal eyle­dikleri memleketlerde serbest seçimle­rin yapılmasına peşinen müsaade et­tikleri ve emperyaılist emeller taklibin­den vazgeçerek Avrupa, Orta Doğu, Asya'da huzuru ihlâl eylemekten sarfı nazar eyledikleri gün elbet her millet silâhlı kuvvetlerini azaltmak müdafaa uğrunda sarfettiği paraları istihsale yöneltmek istiyecektir.

Menderes mektubu almıştır, okumuş­tur, ve şimdi, yine eskisi gibi, Sovyet politikasının, iyi niyet istikametinde nasıl inkişaf edeceğini seyretmekle meşguldür.

Türkiye ve Almanya

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

13/VI/1956 tarihli (Ulus)  tan:

İkinci Cihan Harbinden, sonra, Alman­ya'nın tekrar dirilmesi, 'büyük ve hür bir millet sıfatiyle cihan politikasında kendi varlığını hissettirmeğe başlama­sı memleketimizde 'büyük bir memnu­niyet ve sempati ile karşılanmıştır. Di­yebiliriz ki batı devletleri arasında Türkiyeyi en iyi tanıyan millet de Alınan­lardır. İkinci Abdü/.lhamit devrinden beri siyasî cereyanlar Almanlarla Türkleri birbirlerinin yanma itmiştir. 1908 de İttihat ve Terakki inkılâbı Padişah-Jnk idaresinin nüfuzunu yere serdiği zaman, Abdülhamit'i korur gibi bir politika takip etmekte olan Almanya' nın nüfuzunu ve Alman dosluğunun bizlerce ikinci plâna düşürmüş oi'iması na rağmen olayların gidişi 1924 de Türklerle Almanları ayni safta harbetmeğe sevketmigtir.

İkinci Cihan Harbinde, Türkiye Al­man devleti aleyhinde bir politika ta­kip ediyordu. Fakat bu ayrılık Alman­ya'nın kendisine karşı değil, başında­ki diktatörlük istipdadına karşı idi. Alman miJletine hakikî muhalttoet ve hür met Hitler rejiminin yıkılmasına çalış­mayı emrederdi. Nihayet demokratik Almanyanm teşekkül ederek batı dev­letleri ile harlb ihtilâflarını esaslı su­rette tesviye etmesi batı Avrupa bir­liğinde yer alması Türklerle Almant'arı gene eski kardeşlik ananeleri içinde ve bu defa daha esaslı ve devamdı surette birleştirmiştir.

Hür ve demokrat Almanya teşekkül et tikten ve müstakil bir devlet sıfatiyle faaliyete geçtikten sonradır ki Batı dün yasının müdafaa cephesi hakikî bir kuvvet keşfetmiştir. Almanyasız bir Batı Avrupa yalnız coğrafî bir istilâh-tan ibaret kalırdı. Fakat şimdi bir Ba­tı Avrupa blokundan ciddiyetle bahso-iun ab ilmektedir.

Fakat, dirilen Almanya yaralı bir mil­lettir. Onun büyük bir parçası güya ay n bir devlet zavahiri altında bir Rus müstemlekesi haline gelmiştir denilebilir. Böyle olmasına rağmen parçalan­mış Almanya'nın istiklâline kavuşan yarı parçasının kalkınma ve gelişme yolunda göterdiği harika hayranlıkla seyredecek bir aıuvaffakiyettir. Har­bin bıraktığı harabelerin üstünde yep­yeni, mükemmel şehirler ve bilhassa fabrikalar canlanıyor. Almanya "bu ba­kımdan çok kıymetiIi bir muvaffakiyet örneği vermiştir. Kalkınmak ihtiyacı­nı duyan milletler Almanya'dan bu hususta büyük bir ders alabilirler.

Rusyadaki son gelişmeler batı ile doğu arasında bir dostluk kuracak değilse de fiilî düşmanlığı kaldıracak veya ha­fifletecek, bir değişiklik gibi telâkki olunabalir mi? Doğu Almanyayı Bol­şeviklerin elinde gördüğümüz müddetçe Sovyetlerle batı dünyasının normal münasebetlere geri dönebileceğine ina namayız. Moskova bütün tatmin edici manevralarına rağmen, Doğu Almanyanın mukadderatının değişebileceği hak kında hiçbir ümit vermemiştir.

Doğu Almanya'daki Rus kuvvetlerinin eksiltimesi hakkındaki Moskova ha­berleri kâfi derecede inandırıcı ve tat­min edici bir karakter taşımamakta­dır. Ne vakit Moskovanın Doğu Almanya'da milletlerarası kontrol altında ser ibest seçimler yapmağa razı olduğunu öğrenirsek o zaman dünya tarihinde in sanlık için yeni bir devre açılacağı ümidine düşürürüz. Çünkü bunun ar­kası sura demirperde tarafındaki bü­tün esir milletlerin de mukadderatla­rını kendileri tâyin etmek hakkınam lik olmalarına şahit olmamız ta-biîdir.

Bu bakımdan, Doğu Almanyanm mu­kadderatına sahip bir hale gelmesini cihan sulhunun teessüsü bakımından €n büyük bir müjde sayacağız.

Sovyet Kusyanm hükümetimize mesajı

Yazan: Hüseyin Cahil Yalçın

14/VI/İ956 tarihli (Ulus) tan:

A.P. Ajansının Londradan bilirdiğine bakılırsa, Moskova radyosu Sovyet Başbakanı Bulganin'in hükümetimize gönderdiği bir mesajın metnini yayın­lamış. Dolanibanlı yollardan g&en bu habere göre, Sovyet notası yalnız bize münhasır olmayıp geçen harta Birleşik Amerika itje Batılı devletlere (gönderi­len notanın ayni imiş. Sovyet lideri si­lâhsızlanma meselesinin halline yardım edebilecek tedbirler alınmasının umu­mî güvenlik menfaatlerini kuvvetlen­direceği gibi iki memleket arasında gerçek iyi komşuluk münasebetlerinin teessüsüne de hizmet edeceği kanaati­ni izhar ediyormuş.

Yalnız komşumuz Sovyet Rusya ile bizim aramızda değil, bütün milletler arasında dostluk münasebetlerinin ku­rulması ve kuvvetlenmesi Atatürk Türkiyesinin en birinci gayesidir. Yeni re­jim kurulalı beri Türk Hükümeti bu dış politika idealinden bir an bile uzaklaşmamış bilâkis onu 'hakikat sahasına çıkarabilecek hareketlere samimiyetle iştirak etmiştir. Bizleri Atlantik İttifa­kına girmece, Batı devletleri ile birleştirmeğe Kore Harbine iştirak etmeğe sevkeden sebep bu ideale hizmet az­minden başka birşey değildir.

Türkiye Batı devletleriyle müttefik bulunmaktan, aldığı vergilerin büyük bir kısmını harb teçhizatına ve ordu­suna ayırmaktan hin bir egoist menfa­at ibeklem emektedir. Komşularımıza karşı hiç bir toprsik dâvasına kalkmış değiliz. Geri kalmış olan memleketimizi ancak bütün cihanda bir sulh dev­resinin temin edeceği imkânlara da­yanmak suretiy'e kazandırabileceği­mize şüphe yoktur.

Böyle olunca, cihan sulhunu temine hizmet edebilecek bir Rus teklifi bizi ancak .memnun edebilir. Fakat ,bu mü-nasdbetle bir kere daha açıkça söyle­mekte fayda görürüz ki karşılıklı si­yaset edebiyatına sadece yeni bir saf-jha daha ilâve etmekle h'ie bir umumî fayda elde edilemiyeceği muhakkak­tır. Dünyanın muhtaç olduğu şey söz değil icraattır.

Açıkça hatırlatmak mecburiyetindeyiz ki Moskova diplomasisi şimdiye kadar fiiliyat sahasında zihinleri teskin ve tatmin edecek hakikî hin bir icraat göstermemiştir. Sovyetlerle Batı devletleri arasında muhtelif konular üzerinde sayısız konferanslar oldu. Bu konferanslar Sovyet diplomatları için ancak ci­hanşümul bir propoganda kürsüsü hiz­metini görmekten 'başka bir şeye yaramamıştır. Sovyet hatipleri ruznamede-ki meseleler üzerinde delegelerle ko­nuşmaktan ziyade Batı dünyasındaki halk küö .eleri arasında Sovyet propagandasi yapmağa ehemmiyet verdi­ler.

Silâhsızlanma meselesinin hali için, herseydsn evvel bu işin mutlaka mil­letlerarası bir kontrol sayesinde inan­dırıcı bir teşebbüs haline gelebileceği­ni en evvel kabul etmek lâzımdır. Halbuki 'Sovyetler havadan yapılacak Mil­letlerarası bir kontrol teklifini bir tür­lü kaibule yanaşmadılar. Son devrin olayları Milletlerarası taahhütlere inanmak kuvvetini  ortadan  kaldırmıştır.

Devletler biribirlerinin sözlerine inanalbilmek için ciddî bir kontrol siste­minin işlemesine muhtaç bir duruma vasıl olmuşlardır.

Sovyetler böyle bir sistemi kabule ha­zır mıdr-Bir Burasını bilmiyoruz. Şimdiye kadar hazır değildiler. Bulgamn politikasından sonra Milletlerarası kontrol sistemine bir itirazları kalma­mış ise, onu Moskova teşebbüsünü memnuniyet ve hararetle karşılarız.

Şunu da ilâve edelim ki silâhları azaltmak demek suTh içinde yaşamak için. kâfi bir çare değildir. Asıl sulh Millet­lerarası münasebetlerde hak ve ada­let prensibinin hâkim olmasını temin sayesinde elde edilebilir. Silâhlar mah­dut ve iptidaî olduğu asırlarda da in­sanlar birbiriyle 'boğuşmuşlar ve im­paratorluklar kurmuşlardır. Sovyetler de böyle bir niyet ve kanaat acaba var mı?

Türk - İngiliz dostluğu

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

16/VI/1956 tarihli (Ulus) tan:

İngiliz Dışişleri Bekanı Mr. Eden Avam Kamarasında yaptığı beyanatta otuz seneye yakın bir zamandan (beri İngiliz - Türk dostluğuna taraftar bulunduğunu, Yakın vs Ortadoğuda sul­hun ve istikrarın ancak bu sayede mulıafaza edilebileceğine inandığını bil­dirmiş ve bu dostluğun tehlikeye gir­memesi için elinden gelen gayreti sarfedeceğini de temin eylemiştir. İngil­tere Dışişleri Bakanının bu sözleri memle'ketimizde en iyi bir anlayış ve memnuniyet ile karşılanır. Çünkü. Türk milletinin duyguları da İngiltere'ye kETşı aynı hat üzerinde kuvvetlenmektedir.

İngiltere ile aramızda görülecek bütün hesaplar Birinci Cihan Harbinden ve onu takip eden Millî Mücadele safha­sından sonra tamamiyie tasfiye edilmiştir. Eğer Atatürk çok büyük bir dip­lomat ve devlet adamı olmasaydı, eğer Türk milleti derin bir sezişle, tas­vip ve takdirle Atatürk'ün arkasından yürümese idi, İngiltere ile Türkiye arasmdaki münasebetler tatsız ve mana sız (bir çekişme içinde sürüklenin gi­derdi.

Fakat Anafaırtalar'da karşılıklı bir -dürüstlük ve kahramanlık içinde dö­nüşen iki millet, artık mücadele se-befoi kalmadıktan sonra, birbirleriyle iyi bir dost olarak gerinmenin lüzum ve faydasını takiir etmekten geri kal­mamışlardır. Birinci Cihar/ Harbinde dökülen kanlar iki millet arasında da­imî sürecek bir dostluk ve yaikmlığı yu ğurmuş lar dır.

İmparatorluk fikrine veda edep ve artık millî hudutları kinde bir yüksel­me ve gelişme temin ederEİk Batı dün­yasına yaklaşmış 'bir halde Avrupalı­laşmak lüzumuna kanaat getiren Tür­kiye, filhakika, o tarihten bari İnigi'iz dostluğuna pek kıymet vermiş ve bu dostluğu İkinci Cihan Harbinde bir it­tifak muahedenamesiyie maddî şekilde canlandırmıştır.

Bugün hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki Türk - İngiliz dostluğu bunun temelini atan Atatürk partisine mün­hasır bir politika de&ildir. Bu dostluğa kıymet vermiyen hic bir Türk ısır--tisi yoktur. .Bundan dolayıdır ki Türk "İngiliz dostlusuna mislî bir Türk siyaseti denilebilir.

Atatürk zamanından beri gecen hâdiselerin hic biri iki millet ve hükümet arasında ihti'âf denilebilecek bir mahi­yet almamıştır. Esasen Türkiyenin Yakın Şarkta bir sulh ve istikrar âmili olmak yolundaki azim ve kararı Birleş­miş Milletler ideali uğrunda çalışan Anglosakson camiasiyle -bir yakın an­laşma tesisi için en büyük âmil hizme­tini görüyorlardı.

İtiraf etmelidir ki son samanlarda Kıbrıs meselesi endişe edilecek (bir mahi­yet alır gibi olmuştu. İngiltere Hükü­metinin yaygaralara, cebir ve şiddete dayanan sokak propagandalarına kıy­met vermiyeceği şüphesiz addedilebi­lirdi. Fakat. Kıbrıs meselesini kâfi de­recede ciddiyet ve derinlikle ele ak­madığı 'korkusu Türkiyede hissedilme­miş delildi. Hindistan'ı, Mısır'ı, Sudanı kendi haline terk eden İngiliz impara­torluğunun Kıferıs adasını da ayni za­viyeden mütalâa etmesi düşünülebilirdi. Fakat Eden'in son beyanatıyla gö­rülüyor ki ortada en ilgili unsur oüan, Türkiyenin varlığı tam vaktinde hatırlanmıştır. Türkiye egoist bir hisse kapılıp da Kıbrıs meselesini zorlaştır­mış değildir. Bilâkis en geniş bir sulh aşkı içinde Kıbrıs için hür bir rejim taraftarlığından ayrılmamıştır. Fakat Kıbrıs'ın 'hürriyetini Türkiye'nin em­niyeti iT'e telif etmek vazifesinin (biz­ler irin bir hayat ve memat meselesi olduğunu unutamayacağımız da tabiî idi. Bu durumun Londrada anlaşılmış bulunması Türk - İngiliz dostluğunun kuvvet vs ciddiyetine en büyük delil­dir.

PH. Priee'In kitabı

Yazsn': A. E. Yalman

16/VI/1956 tarihli (Vatan) dan:

Garp memleketlerinde Türkiyeyi ol­duğu gibi görmek ve tanımak için bü­yük bir merak uyanmıştır. Bir vakit­ler yeni Türkiye hakkında doğru bir eser mumla aranırken, son zamanlarda takım takım dünya lisanlarında esaslı ve değerli kitaplar çıkmağa başlamış­tır. Bunların en mühimlerinden biri, İngiliz Avam Kamarası âzasından Philipps Price'in bu son haftalarda neş­rettiği Türk tarihidir.

İngiliz mebusu, 1908 inkılâbından son­ra Asya ve Ortadoğuda çok dolaşmış, fou arada sık sık Türkiyeye geçmiş, Talât Paşa ve arkadaışlariyle ahbap ol­muş, Anadolu'yu at sırtında geniş öl­çüde gezmek için (kendisine fırsatlar verilmiştir. Lozan sulhünden sonra da dört defa Türkiyeye germiş, hâdisele­rin akışını dikkatle takip etmiştir. îkinei Cihan Harbinde Manchester Gu-ardian'm muhabiri sıfatiyle Rusyada bulunmuş, Ortadoğu meselelerini o za­viyeden de seyretmiştir.

Mr. Price, Türkiye hakkında edindiği fikirleri "bir şahsî seyahatname şek­linde neşretmeği bir aralık düşünmüş fakat modern Türkiyenin bir tarihini yazmağı, Batılı okuyucunun ihtiyaçla­rım karşılamak bakımından daha isa­betli 'bulmuştur. Bu tarih, daha ziya­de inkılâp devrini içine alıyor, fakat seksen sayfalık bir kısmı, yâni üçte iki si, İslâm medeniyetini, Osmanlı İmpa­ratorluğunun zuhurunu ve gelişmesini, büyük padişahların parlak devrini; imparatorluk teşkilatındaki kuvvet ve zaaf âmillerini, inkıraz istidatlarını, ıs­lahat hareketini ve Birinci Cihan Har­binin neticelerini tanıtmak maksadına tahsis edilmiştir.

Başkalarının bizi nasıl gördüğünü an­lamak ihtiyacındayız. Philipps Price'in eseri Tarih Kurumu tarafından dilimi­ze çevrilirse pek hayırlı olur. Mevzu­unu, hem politikacı görüşiyle, hem de iyi bir gazeteciye mahsus tecrübe ve olgunlukla ele alan muharrir, Türk ta­rihine Batı âleminin neden merak et­mesi lâzım geddiğini izah ederken, bil­hassa Rus emperyalizmine karşı gös­terdiğimiz mukavemet üzerinde duru­yor ve diyor ki: «Türkler, asırlarca müddet Moskof emperyalizmine kaırgi koyan insanlardır. Kendilerini yakın­dan tanımalıyız.» Zaten muharrir ,bütün eserin anahtarı olarak kitabın en başına «Rus tehdidi» adlı on sayfalık bir kısım geçiriyor. Gerek bizi ve ge­rek Rusları pek tanıyan bir muharri­rin kaleminden çıkan bu sayfaları önümüzdaki günlerde hülâsa olarak sü­tunlarımıza geçireceğiz.Mr. Price, .eserinin son kısmında bil­hassa) lâiklik ve din mevzuu üzerinde duruyor ve şu fikri ileri sürüyor: «Türkiye'nin iki büyük partisi, Lâik Cum-huriye't, medenî kanun gibi inkılâp-hamlelerimi muhafazada beraberdir­ler, Bununla beraber Türkiy-ede diğer hürriyetler gibi vicdan hürriyeti ihti­yacı da uyanmıştır. İmparatorluğun-yüksek günlerinde ve bilhassa Kanunî-Süleyman devrinin sonlarında Türki­yenin şiarı bulunan hür dinî içtihat lara yeniden hasret doğmuştur. Konya hür foir dinî merkez sıfatiyle Selçuk devrinde taşıdığı mahiyeti yeniden el­de ediyor ve Mevtana Celâleddini Rumînin görüş tarzı ortalığı aydınlatma­ğa başlıyor.

Osmanlı imparatorluğunun son iki yı­lında Türkiyede İslâm dini canlılığını, kaybetmiş, dar bir hukuk sistemi şek­lini almış ve her içtihat, mahdut tefsircilerin  fetvasına  tâbi  tutulmuştu..

1922 inkılâbı bu sistemi bozmuş, fa­kat tounun yerine din sahasında ser­best bir gelişme yaratamamıştır. Müs­lüman Türk vatandaşları dinin esas ruhuna uygun bir ıslahat çığrma ka­vuşmuşlardır. Hedef, öyle bir düzen bulmaktır ki hem Batı medeniyetininnim etlerin den istfade etmeği, hem dedinin ışınından ruhî ilham'lar ve nasip­ler almağı mümkün kılsın. Türkiyeden bütün îslâm âlemini hidayete mazhar etmek gibi bir rol beklenir, bu ro'-ürc oynanması çok gecikmiştir.»

Muharrir, İmam ve Hatip mektepleriyle, Ankara üniversitesinin Diniyat Fakültesiyle Türkiyenin bu hayırlı yola girdiğini anlatıyor.

Mr. Price'in 220 sayfalık çok iyi basıl­mış, 12 resim ve bir Türkiye haritası katılmış eserinde ileri sürdüğü tez haklı bir tezdir. Türkiye, bizzat sürat­le gelişmek ihtiyacında bulunduğu gifol, hariçte iki mühim vazife taşır. Bun­lardan  biri Moskof emperyalizmine-karşı asırlardan beri devam eden mu­kavemet rolünde sadık kalmaktır. İkincisi, ruhî ve "fikrî inkılâplar bakımın­dan bütün İslâm âlemine rehber ol­maktır ki bugün gerek tarihî ve gerek ani'dî tecrübesi b