16.4.1956
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Nisan 1956

 Balıkesir:

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberin­de Ziraat Vekili, mebuslar, Vali ve generallerle diğer zevat olduğu halde 'bu sabah Balıkesir hava üssünü zi­yaret etmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar, üsse gelişin­de, Hava Kuvvetleri Kumandanı Or­general Fevzi Uçaner,As Kumandanı Albay Necmi Akyıldız ile subaylar, astsubaylar ve başta bando bulunan merasim kıtası tarafından karşılanmış­tır.

Merasim kıtasının teftişini mütemadi Kıdemli Binbagı Muzaffer Ünal'ın li­derliğindeki 22 jet grubu, muhtelif geçişler yapmış ve geçişler sonunda lider Yüzbaşı Ali Tekin, Üsteğmen Sungur Akan, Üsteğmen Uğur ve Üs­teğmen Osman Coşkun'dan müteşek­kil dörtlü jet grubu akrotim kolu ha­linde gösteriler yapmak üzere uçuşa geçmiştir.

Pistten dörtlü tim halinde havalanan uçaklar muhtelif lusvingler, dalışlar ve çıkışlar yonca yaprağı ile havadan savrularak meydanda birleşmek üzere tatbiki çok zor olan ve muvaffakiyet­le  neticelenen   dalış ve karşılıklı  akrobasi hareketleri yapmışlardır. Uçuş. sonunda pilotlar, Reisicumhur Celâl Bayar tarafından teker teker tebrik edilmiş ve Reisicumhurumuz kendile­rine memnuniyetlerini izhar etmiştir. Tevsi edilmekte bulunan meydan hak­kında da izahat alan Devlet Reisimi­ze, bir jet uçağında bulunan silâhlar, tamir atölyeleri ve diğer- tesisler gös­terilmiştir.

Gelişinde olduğu gibi, hava üssünden ayrılışında da merasimle uğurlanan Reisicumhur Celâl Bayar, hareketin­den evvel, gördüğü mükemmeliyet ve disiplinden dolayı takdir ve tebrikle­rini bildirmiştir.

Reisicumhur hava üssünü ziyaretinden evvel, kurulmakta bulunan Balıkesir pamuklu dokuma sanayii Türk Ano­nim Fabrikasını da gezmiş ve gene ay­ni mahalde inşaatı devam eden çi­mento fabrikası hakkında izahat al­mıştır.

Dokuma fabrikası hakkında yerilen izahata göre, fabrika, Türk - İtalyan kredi anlaşmasına göre getirilen ma­kinelerle kurulmaktadır. Fabrikanın binaları tamamlanmış ve 146 tezgâh kurulmuştur. Daha 96 tezgâh gelecek­tir. Fabrika 9300 iğlik olacak ve senede 10 milyon metre bez dokuya­caktır. Fabrika İlerisi için hesaplı olarak kurulmuş olduğundan 3 misli tev­si edilebilecektir.

Soma termik elektrik santralinden is­tifade edecek olan fabrika, senede bir milyon kilovat saat enerji istihlâk ede­cektir.

240 işçiyi çalıştıracak olan fabrika, kaputbezi ve patiska dokuyacaktır. Fabrikada ayrıca apre ve basma tesis­leri de kurulacak tir. İtalya'dan getiri­len makinelerin bedellerinin yüzde 10 u peşin, mütebakisi ise 3 senede kredili olarak ödenecektir. Kurulmak­ta bulunan çimento fabrikasının ise halen binaları inşa edilmektedir. Gün­de 240 ton çimento istihsal edecek olan fabrikanın Almanya'dan alınan maki­nelerinin büyük bir kısmı getirilmiş­tir. 20 milyon liraya ne olacak fab­rikanın sermayesinin yüzde 55 i res­mî ve geri kalanı hususî sektöre ait dir. Fabrikanın ham maddesini teşkil eden kalker ve kil fabrikadan iki ki­lometre mesafede bulunmakta ve 90 sene müddetle ihtiyacı karşılayacak verimdedir. Kömür ihtiyacı ise 70 ki­lometre mesafeden temin edilecek de­mektir. Fabrika bu sayede çimentoyu ucuza mal edecektir. 1957 senesinin 3 üncü ayında" gün de 70 ton istihsalle faaliyete gelecek olan fabrika Balıke­sir, Çanakkale, Afyon, Kütahya ve Bursanın Çimento ihtiyacını karşıla­yacak ve beyaz çimento da istihsal edecektir.

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberin­dekilerle birlikte öğle üzeri Susurluk, Manyas ve Gönene müteveccihen Ban­dırma istikametinde Balıkesir'den ay­rılmıştır-

 Karabük:

Bugün saat 14.30 da trenle Zonguldak'­tan şehrimize gelmiş olan Başvekil Adnan Menderes kendisini coşkun bir şekilde karşılanmış olan Karabük hal­kına hitabından sonra beraberindeki zevatla demir ve çelik işletmeleri ve tevsi atını gezerek alâkalılardan izahat almıştır.

Bilindiği gibi Karabük demir ve çelik isletmeleri başlıca kok fabrikaları yüksek    fırınlı çelikhane    -haddehane,

boru fabrikaları sülfrik asit ve süper fosfat fabrikasıyla yardımcı üniteler­den müteşekkil  bulunmaktadır.

Verilen malûmata nazaran fabrikala­rın istihsali kurulu şundan beri ve bil­hassa 1850 senesinden sonra büyük bir inkişaf göstererek muntazaman art­mış ve kuruluş kapasitelerinin üstüne çıkmıştır. Bu suretle 75 bin tonluk ka­pasite  156 bin tona yükselmiştir.

Halen alınan tedbirlerle bu miktarda iki misline çıkarılmaktadır. Bunun teknik izahı  şöyledir:

1955 yılında 507 bin ton kok 202 bin ton ham demir, 188 bin ton külçe çe­lik 150 hin ton muhtelif hadde ma­mulü, 16.500 ton boru, 18 bin ton sülfrik asit ve 18 bin ton da sup er fosfat imâl edilmiştir.

İşletmenin bilhassa hadde mamulü ka­pasitesini arttırmak için tevsi progra­mı ve tatbikine başlanmıştır.

Yüksek fırınlara verilen demir cevhe­rinin kükürdünü almağa ve tozlarını külçe haline getirmeğe yanyan finter tesisatı iki misline tevsi edilerek yük­sek fırın istihsal kapasitesi 1957 yılın­da 200 bin tondan 3G0 bin tona çıkarı­lacaktır. Çelikhanede mevcut fırınlar büyütülmek ve yeni bir fırın ilâve suretiyJe İstihsâl hapasitesi 1957 yılı bağından itibaren arttırılarak 350-400 bin tona yükseltilecektir.

Hâlen inşaat ve montajı devam et­mekte olan blok ve profil haddehane­leri 1957 yılı başında ikmâl edilerek işletmeye alınacak, bu suretle ray, travers, kalın profil ve yarı mamul haddeleme kapasitesi 400 bin ton kül-Çe çeliğe çıkmış olacaktır.

Bunların dışında, ince profil, filmaçin boru şeridi ve çubuk imâl edilecek bir bontunü haddehane, Karabük fabrika­larının bütün yedek parça, merdane, kalıp ve diğer ihtiyaçları ile memleke­timizin ağır döküm ihtiyaçlarını karşılıyacak olan bir pik ve çelik döküm­hanesi ve senede 5 bin ton bina çelik konstrüks iyonu elektrik direkleri, köprü ve saire imâl edecek konstrüksiyon atölyesi kurulması için bütün plânlar hazırlanmış .ve teklifler teminimage001.gif dilmiş bulunmaktadır. Yakında sipa­rişleri verilecek olan bu tesisler 1957-1958 yıllarında kurulmuş olacaktır.

I

Ayrıca, Karabük fabrikalarının istih­sâl .kapasitesini 600 bin tona çıkarmak iğin yeni bir yüksek fırın finter tesi­satı ilâvesi, çelikhane tevsii ve mevcut 28 bin blok haddesinin bir kontünük haddehanesi haline getirilmesi düşü­nülmektedir.

3   Nisan 1956

İstanbul :

Batı Almanya Vestfalya Eski Başveki­li Dr. K. Arnold bugün uçakla Alman­ya'ya gittiği sırada Yeşilköy hava ala­nında Dahiliye Vekili Ethem Mende­res İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Prof. Gökay mülkî ve askerî erkân ile Alman konsolosluğu ve Hariciye Vekâleti temsilcileri uğurlamışlardır. Hareketinden önce bir beyanat veren K. Arnold demiştir ki:

-Türkiye'de geçirdiğim günler hayatı­mın en unutulmaz hatıralarını teşkil edecektir. Memleketinizde gittiğim her yerde resmî makamlardan ve hal­kınızdan gördüğüm çok sıcak misafir­perverliğe kalpten teşekkürlerimi bil­dirmek isterim.

Hükümet Reisiniz Başvekil Sayın Ad­nan Menderes'e teşekkürlerimin iblâ-ğmı rica ederken Türk milletinin sa­adetinin ve çok hayırlı olan başarılı gelişmesinin devamını dilerim.p

Ankara :

Pakistanı ziyaretinde dost ve kardeş Pakistan milletinin Başvekil Adnan Menderesin şahsına ve onun şahsında Türk milletine karşı gösterdiği samimi tezahüratı müşahhas bir şekilde ifa­de eden ve ayrıca Pakistanı tanıtan muhtelif resimlerden müteşekkil bir sergi Türk Fotoğraf Ajansının Anafar-talar caddesindeki salonunda açılmış­tır.

4   Nisan 1956

 İstanbul :

Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa, ölümünün  56  ncı yıldönümü  münasebetiyle bugün saat 15 de Gazi Osman Pasa Ortaokulunda tertiplenen bir toplantıda anılmıştır.

 Ankara :

Ziraat Vekâletinden bildirilmiştir:

Bir İstanbul gazetesinin 2 nisan 1356 tarihli sayısında, »Çukuruvo'da pa­muk dâvası. 200.000 aile topraklarını elden çıkarmak tehlikesiyle kargı kar­şıya» bağlığı altında bir yazı intişar etmiştir.

Bu yazıda mealen -Çukurova'yı teme­linden sarsmaya bağlayan büyük ik­tisadî buhranın gittikçe yaklaştığı, Çukurova'nın geçimini pamuğa bağla­mış 200.000 ailesinin kapkara bir dü­şünce içinde olduğu, zira geçen yıl toplanan 49 milyon kilo pamuğun 30 milyonunun hâlen elde olduğu, yani bugünkü ortalama satış fiyatı ile 100 milyon liralık malın elden çıkarılmadığı, buna rağmen bir yandan da borç harç tohumluk bulup oluşturulduğu ve bunların ekildiği, Adana'da her yerde pamuktan bahsedildiği, istihsâl olunan pamuğun satılamadığı, satış fiyatının düşük olduğu, dertlerin kime anlatılacağı bilinemediği, bu yıl olmazsa gelecek yıllarda toprakların kaybedileceği, böylece 200.000 ailenin topraksız kalacağı» ifade edilmektedir. Bu mevzuun taraflı bir görüşle ve mevzuu bir sebep ittihaz ederek hükü­metin ziraat ve ticaret politikasını kö­tülemek maksadiyle ve hakikati tağ­yir etmek suretiyle kaleme alındığı anlaşılmaktadır.

Çukurova'yı temelinden sarsmaya başlıyan iktisadî bir buhran bahis mev­zuu olmadığı gibi bilâkis son seneler­de, ziraatte makineleşme, ziraî kredi­lerin tanzimi, tohumlukların yenilen­mesi, mahsulü kıymetlendirecek teks­til sanayinin kurulması, Seyhan ba­rajının hizmete girmiş olması, hükü­metin takip ettiği himaye edici fiyat politikası gibi esaslı tedbirler sayesin­de yalnız Çukurova'da değil» memle­ket çapında müstahsilin ve dolayısıyla memleketin kalkındığı bir vakıadır. Bu zikredilen himaye politikası, Çu­kurova çiftçisini kapkara bir düşünce­ye değil, ümit ve güvenle aydınlığa kavuşturmaktadır.

Hâlen Çukurova'da satılmayan (301 milyon değil (15) milyon kilo pamuk bulunmaktadır. Bunun da % 10 u müstahsilin % 90 ı da tüccar elinde­dir.Yeni anlaşmalarla kalan pamukların "yakın bir zamanda satış imkânları da temin olunacaktır.Gazetede, çiftçinin tohum bulduğu ve bulunan tohumların da ekildiği beyan edilmektedir. Bu ifade, çiftçinin pa­muk yüzünden düştüğü iddia olunan fena durumla bir tenakuz teşkil et­mektedir. Çiftçi pamuk yüzünden muztar vaziyette kalmış ise ne deme­ğe tohum tedarik ederek ekime de­vam etmektedir. Çiftçinin ekime de­vam etmesi, bu mevzu aleyhinde yazı­lanların hakikat olmadığını açık ola­rak ortaya koymaktadır.

Pamuk fiyatlarına gelince: Mevsim başlangıcında kilosu 2ö0 - 270 kuruş arasında satılan pamukların daha son­ra ve muhtelif zamanlarda hükümetin çuko birliğe müdahale mubayaaları yaptırması suretiyle pamuk fiyatları­nın 290 kuruşa kadar yükselmesi sağ­lanmış bulunmaktadır. Hâlen Adana borsasında pamuk fiyatları 310 kuruş civarındadır ki bu fiyatların da çift­çileri tatmin etmekte olduğu anlaşıl­maktadır.

Diğer taraftan Ziraat Bankası çuko birliğin mubayaa etmekte olduğu pa­muklar için 30 milyon lira kredi aç­mış olup Adana Ziraat Bankasına da bu hususta gerekli talimatı vermiştir. Ayrıca yine bu mevzu için 20 milyon lira bir kredinin sağlanması husu­su derpiş. edilmiştir.

Gene gazetede, bu mevzudaki dertle­rin kime anlatılacağı sorulmaktadır.

Hükümetin aldığı tedbirler sayesinde gerek ziraat, gerekse iktisat ve tica­ret vekâletleri Türkiye'nin en bellibaş-lı ihraç malı olan pamuğun istih­sâlinden satışına kadar her safhası ile yakinen ve işbirliği halinde alâkadar olmakla ve müstahsilin her derdini zamanında dinleyerek, ona gerekli yardımları yapmaktadır.

Yine, gazetede ifade edildiği şekilde, çiftçinin topraklarını kaybedeceği  aslâ bahis mevzuu olmadığı gibi, alman tedbirlerin müsbet neticeleri sayesinde çiftçilerimizin toprağa dökeceği alın terinin daha büyük ölçüde kıymetlendirilebileceği, hakikati olduğu gibi gö­renler için, bir vakıa olarak meydanda bulunmaktadır.»

5 Nisan 1956

Ankara :

Memleketinizin iktisadî kalkınmasında mühim rol oynayacak olan iki yeni tesis, biri Çatal ağzı Karabük - Kı­rıkkale - Ankara enerji nakil hattı ve Ankara Akköprü transformatör is­tasyonu, diğeri Ankara çimento fabri­kası, bugün Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes'in hu­zurlar iyle tecrübe işletmesine açılmak suretiyle hizmete girmiştir.

. Ankara :

Sovyet Sefiri Ekselans Eoris Podtse-rob bugün saat 11.00 de Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'ı maka­mında ziyaretle bir müddet hasbıhal­de bulunmuştur.

Ankara :

Halk Bankası T. A. Ş. umumî hey'et toplantısı yapılarak bir senelik faali­yet göaden geçirilmiştir. Buna göre, 1950 senesine kadar 1.400.000 lira ser­maye ile çalışan bankanm sermayesi 20.000.000 liraya ve iş hacmide 1944 senesindeki 7.500.000 liraya mukabil 150.000.000 liraya yükselmiş bulun­maktadır. Hâlen hissedar adedi 9735 dir.

29 mart 1956 tarihinde yapılan umumî heyete kalabalık bir hissedar toplu­luğu iştirak etmiş ve bankanın siratli bir tempo ile ilerlemekte olduğu memnuniyetle müşahede edilmiştir. Hâlen 42 yerde müessesi olan bu teş­kilâtın, yurdun her tarafına yayılma­sı için vaki talepler bankanın istikba­li hakkında müsbet bir fikir vermek­tedir. Küçük esnaf ve sanatkâr bü­yük bir kısmının kredi ihtiyaçlarını kooperatif toplulukları ile karşılama­ğa çalışan bankanın çalışmaları tat­minkâr olmaktadır.

  Ankara :

İnşaatı tamamlanmış bulunan Seyhan Barajı ile hidroelektrik santralının 8 Nisan 1&Ö6 pazar günü yapılacak olan açılış merasimi dolayısiyle, bu tesisle­rin bütün mebuslar tarafından tetkiki­ne imkân verilmek üzere meclisin 16 Nisan 1956 tarihine kadar tatil yapma­sı hakkında Adana mebusları tarafın­dan verilen takrir millet meclisinin bugünkü toplantısında kabul olunmuş ve böylece Büyük Millet Meclisi bu ayın 16 sına kadar çalışmasına ara vermiştir.

6   Nisan 1956

Ankara :

Toprak Mahsulleri Ofisinden bildiril­miştir:

1 Haziran 1956 tarihinden 31 mart 956 tarihine kadar müstahsilden ceman 1.171.436 ton hububat ve 195 ton pi­rinç satmalınmış müstahsile 332 mil­yon 563-130 lira ödenmiştir.

Alım kampanyası başından itibazen muhtelif dış memleketlere 262.300 ton buğday, 243.329 ton arpa, 17.000 ton yulaf ve 32 ton pirinç satışı yapılmış, bunlardan 196.875 ton buğday 223 591 ton arpa 4.827 ton yulaf ve 32 ton pirinç fiilen teslim edilerek 108.569.494 Türk lirası karşılığı döviz temin edil­miştir.Bu devre içinde 262.510 kilogram af­yon satışı yapılmış bu miktardan 229.416 kilogramı fiilen teslim edile­rek 8.757.011 Türk lirası karşılığı dö­viz temin edilmiştir.

7   Nisan 1956

Ankara :

1954 yılında bir uçak kazası neticesi şehit düşen değerli idealist ve müte­fekkirimiz Prof. Remzi Oğuz Arık bu­gün saat 17 de Türk ocağında yapılan bir törenle anılmıştır.

Remzi Oğuz Arık'in eserlerini yayma ve tanıtma cemiyetinin tertip ettiği anma merasiminde, bazı mebuslar, profesörler,   üniversite     talebeleri   İle kalabalık bir topluluk hazır bulun­muştur.

Anma töreninde merhumun şahsiyeti ve eserleri hakkında Prof. Mümtaz Turhan ile Prof. Şevket Hâtiboğlu bi­rer konuşma yapmış müteakiben Prof. Remzi Oğuz Arık'in Türk milliyetçili­ği mevzuunda Ankara radyosunda yaptığı konuşma kendi sesinden din­lenmiştir.

Ankara :

Nevrua bayramı münasebetiyle Reisi­cumhurumuz Celâl Eayar'la İran Şe-hinşahı Muhammed Rıza Pehlevi haz-' retleri arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

8 Nisan 1956

Adana

Memleket iktisadiyatının kalkınması­na âmi olan eserlerin en büyüğünü teşkil eden Seyhan Baraj ve hidro elektrik santralinin işletmeye açılış merasiminde bulunmak üzere dün sa­at 15.35 de Ankara'dan hususî trenle hareket eden Reisicumhur Celâl Bayar ile Başvekil Adnan Menderes be­raberinde Devlet "Vekili Emin Kalafat, Devlet Vekili Cemil Bengü, Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk, Harici­ye Vekili Fuat Köprülü, Maliye Veki­li Nedim Ökmen, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Nafiz Körez, İşletme­ler Vekili Samet Ağaoğlu, ve 300 me­bus ile Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Nafıa Vekâleti Müsteşa­rı Dans Koper, iktisadi devlet teşek­külleri umum müdürleri, bazı umum müdürlerle, Amerikan Askeri Yardım Kurulu Başkanı, ve hükümetimizin davetlisi olarak dün uçakla memleke­timize gelmiş müttefik, dost ve kardeş Irak'ın imar Meclisi Reisi Taba El Haşimi olduğu halde bugün saat 10 da Adan ay a muvasalat etmişlerdir.

Yalnız Adana'ya değil fakat aynı ma­manda bütün bîr memleket sathına birbirinden çok daha kıymetli çok daha muazzam âbideler dikmek sure­tiyle milli refah ve saadeti sağlayan devlet ve hükümet reislerini, 125 oto­büs ve otomobil kafilesi halinde Yeniimage002.gifle istasyonundan itibaren adeta yan-şirrssma karşılamağa patlıyan Adana' lıların bayraklarla süslenmiş Ada­na da ki kesafeti 50 binin üstün­de bir manzara arzediyordu. Bayrak ve elektriklerle tenvir edilen tren.Gara sirio durduğunda heye­can son haddini bulmuştu bulunan mebuslarla civar vilâyetler valileri beledive re!s1e"^i, or­du, kolordu, yurtiçi bilire v tümen kumandanları, vilâvft v« belediye ileri gelenleri, millî mücahitler ve b"sm mümessilleri garda hazır bulunuyor­lardı.Reisicumhur Celâl Bayar Başvekil Adnan Menderes yaptıkları hitabeyi müteakip Nafia Vekili Muammer Çavuş oglu tarafından Çukurova klübiin-de verilen Ö?le ziyafetinde bulunmuş­lardır.. Daha sonra Adana ve civarın­dan selen yüzlerce otobüs ve otomobi­lin takip ettiei uzun bir kortej" ha­linde baraj sahasına gidilmiştir.

Yalnız hidro elektrik santralinin civa­rını değil lâkin tesisi ihata eden ya­kın tepelere kadar yayılan Seyhanların candan ve Coşkun baslık ve inanç dolu tezahürleriyle istikbal olunan Reisicumhur ile Başvekil, bura­da artık ebedüşen bir abide halinde yükken ederin önümde hazırlanmış mahalle gelmişlerdir. Di§er davetliler de yerlerini aldıktan sonra söz alan Devlet Su îsleri Umum Müdür Vekili Süleyman Demirel. bu mesut cünü ha­zırlayanlarla misafirleri selâmladıktan sonra baraj ve hidro elektrik santrali hakkında geniş izahat vermiştir.

Umum Müdür Vekili bu güzel eserin milletimize ve memleketimize hayırlı olmasını temenni ettikten sonra pro­jeleri tanzim ve inşaatın kontrollerin­de idareve yardım, eden Knapen Tip-rjetts Abbett Mc. Carthy firmasına, İnşaatı yapan Morrison - garanti fir­masına Adana - Karaisali yolunu inşa eden Asman firmasına, sabit teçhizatı imal eden muhtelif milletlere mensup yedi firmaya teşekkürlerini bildirmiş, «bit eıerde hizmeti geçmiş herkese minnett^rh^ımm ifade eder, hepinizi hürmetle! selâmlarım» diyerek konuş­masını bitirmiştir.

Adana Belediye Reisi Ali Bozdo oğlu da yaratısı konuşma­da svnı suretle baran ve hidro elekt­rik santrali üzerinde tamamlayıcı iza­hat verdikten sonra tercüman olmuş ve minnet tarlîşmı bildirmiştir.

Daha sonra Reisicumhur Celâl Bayar tarafından ovatana ve millete hayırlı ve uğurlu olsun» temennisiyle sant­ralın kurdelâsi kesilmiş ve düğmeye basılmak suretiyle çok şiddetli alkış­lar arasında santral faaliyete geçirilmiş ve tesisler gezilmiştir.

Bilâhare karşıyaka'daki Bossa ve Ak­deniz tekstil sanayi işletmelerine ait iki fabrika Reisicumhur Celâl Bayar tarafından işletmeye açılmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes, inşa halinde bulunan Çukurova fabrikasiyle, diğer bazı te­sisleri de sezdikten sonra Adana'ya dönmüşlerdir.

Devlet Reisi Celâl Bayarla hükümet Reisi Adnan Menderes şerefine bu ak­şam saat 20 de Erciyaş Palas'ta Çu­kurova Elektrik Türk Anonim Ortak­lığı tarafından bir akşam ziyafeti ve­rilecek Ur.

Adana:

Bütün Adana, bugün, büyük bir bay­ram neşesi içindedir ve memleketi­mizde inşa halindeki 5 büyük baraj­dan ikmâl edilmiş olan birincisi, Sey­han Baraj ve hidrolik elektrik tesisleri, muhteşem bir merasimle hizmete gir­mektedir.

Bilindiği gibi, bu baraj, Seyhan sula­rını baraj gerisinde toplamak suretiy­le Çukurova'da senede 154.000 hektar araziyi sulayacak, böylece yalnız su­lama sayesinde senede 850.000 dönüm arazi de su taşkınlıklarından koruna­rak, yılda ortalama 7.500.000 liralık bir zarar ünlenecektir.

Barajda kurulmuş olan 54.000 kilovat takatindeki elektrik santrali ile sene­de 284.000.000' kilowat enerji üretile­cektir ki bu enerjinin bugünkü piya­sa değeri 56.800.00 liradır.

Bunlardan ayrı olarak bu tesisler Çu­kurova havzasında yaşayan halkımızı suların tahripkâr tesirlerine kargı da koruyacak, d olay isiyle can, mal, münakale emniyetini sağlayacak tır.

Seyhan Barajı ile hidroelektrik santralinin inşaatında birinci merhale olar ak, Ceyhan, B er dan ve Seyhan ne­hirleri boyunca mecmu uzunluğu takriben 300 kilometre olan de yapıla­rak Toroslar dan inen suları toplama-î üzere kuşaklama kanalları açılmış, Seyhan regülatörü inşa olunmuş ve nehrin sağ ve sol sahillerinde sulama ana  kanalları  vücuda  getirilmiştir.

Seyhan Barajı ve hidroelektrik santralinin ana tesisleriyle bu bara­jı Adana, Tarsus ve Mersin'e bağlıyan yüksek voltajlı hava hatları ve trans­formatör merkezlerinin inşası ikinci merhaleyi teşkil etmiştir.

Seyhan barajının meydana getirilmesi için 10.000.000 metre küp toprağın ka­zılması ve taşınması icap  etmiş, böylece dünyanın en uzun sun'î göllerin­den biri meydana getirilmiştir. Bu gö­lün boyu 45 kilometre, şimdiki derin­liği 40 metreye yakın, hâlen mevcut suyun hacmi ise 800.000.000 metre küp civarındadır. Bu miktar ilerde 1.680.000.000 metre küpe yükselecektir. Barajın temelinden itibaren bendin yükseklimi 76 metre, yağış sahası 18.976 kilometre karedir.

Seyhan hidro-elektrik santrali her biri 18.000 kilowat kapasitede üç türbo-ge. nerotör grubundan ibarettir. Bu sant­ralde üretilecek olan senevi 284JJO0.00O kilowat saat elektrik enerjisi Adana, Tarsus ve Mersin'in gerek aydınlatma gerek muharik kuvvet ihtiyacını da s ağlıya çaktır.

 Adana:

Seyhan baraj ve hidroelektrik sant­ralini işletmeye açan Reisicumhur Ce­lâl Bayar ve Başvekil Adnan Mende­res, bugün aynı zamanda hususî te­şebbüse ait iki fabrikayı işletmeye aç­mışlardır. Bunlardan ilkini teşkil edan .Akdeniz nebatî yağlar tekstil sanayi işletmesi Türk Anonim Ortaklığına» ait olup her nevi pamuk ipliği imâl edecek olan fabrikanın ilk kısmı işlet­meye açılmıştır ki, maliyeti 20 mil­yon" uranın Üstündedir.

Diğeri ise »bossa ticaret ve sanayi iş­letmeleri iplik dokuma ve basma fab­rikası- dır. Takriben 45 - 50 milyon li­raya mal olan ve 15.5f}2 iğlik olup 45 dokuma basma makinesini ihtiva e-den bu fabrika da senede 50. milyon metre uzunluğunda patiska, pazen, toprak ve emsali imâl edilmekte, bu suretle de memleketimize 30 milyon dolar   döviz   kazandırmaktadır.

Diğer taraftan 2.115 işçinin çalıştığı bu güzel eserde, müstacel vakaları önleyici ilk tedbirlerin ittihazı için 20 yataklı bir revir ayrıca, bin işçiye yev­miyeleri haricinde verilmekte olan ye­mek için aynı vüs'atta bir de yemek­hane bulunmaktadır.

Yine bu fabrikada bu gün için perso­nele tahsis edilen mevcut 18 lojmana 24 lojman daha ilâvesi düşünülmüş ve inşaat başlamış bulunmaktadır.Fabrika idaresi, personelinin rahatlığına azami yer verdiği cihetle uzak mesafe­lerde oturan işçilerinin de 45 er kişi­lik ki otobüsle fabrikaya geliş ve gi­dişlerini sağlamış bulunmaktadır.

Seyhan hidroelektrik santralinden bu­gün almaya başladığı cereyanla yeni bir faaliyet devresine intikal edan fabrikanın günde 12 ton mazot tasar­ruf -edeceği memnuniyetle ifade erit­mektedir.

Son olarak devlet ve hükûmet reisleri inşa halindeki çimento fabrikasını da gezmişler ve çimento sanayinin inki­şafı hakkında Umum Müdür tarafın­dan verilen malûmatı büyük bir mem­nuniyetle  karşılamışlardır.

9 Nisan 1956

Ankara :

Memleketimizde vuku bulan yangın, zelzele ve su baskını gibi tabiî âfet­lerden zarar görenlere bir yardım ol­mak üzere Polonya Kızılhaçı Türkiye Kızılayı emrine 2.000 dolar gönder­miştir.

İstanbul :

Torino Teknik Üniversitesi Rektörü A. Capetti, istanbul Teknik Üniversi­tesinin davetine icabetle, uçak motor­ları ve gaz türbinleri mevzularınla konferanslar vermek üzere İstanbula gelmiştir.

Beynelmilel otomobil mühendisleri fe­derasyon skandal yapmakta olan A. Capette ilk konferansını bugün sa­at 17.30 da Teknik Üniversite salo­nunda vermiştir.

Adana  :

Reisicumhur Ce^âl Bayar ile Başvekil Adnan Menderes, bugün Mersin'i zi­yaretleri esnasında yol üzerinde bulu­nan ve hususi eşhasa ait olan bazı fabrika ve tesisleri gezmişlerdir.

Bu tesislerden ilki Gzgüç Limited Ortağıma ait olan ve umumiyetle in­şaat malzemesi imâl eden fabrikadır. Verilen izahata göre, bu fabrika günde bin metre kare 6 milimetrelik e-ternit tabir olunan düz ve oluklu levha ile kapı ve tecrit malzemesi imâl edecek ve bunun için de yine günde 3'5 ton çimento ve ton amyant işliyecektir.

500 bin liraya mal edilecek olan ve kısmen inşa edilmiş bulunan bu fab­rikada muhtelif ebatta su boruları ya­pılacaktır.

E ildir ildiğin e göre, fabrika 30-25 gün". sonra işletmeye açılmış bulunacaktır, ikincisi toprak sanayi işletmeleri li­mitet şirketime- ait »Sabu tuğla ve çellik fübrikdsıdır ki maliyeti 3 mil­yon 700 bin liradır. Senede 8 milyon tuğla ile 0 milyon kiremit ve tredar imâl etmeklete olan bu fabrikada hâlen 160 işçi çalışmaktadır.

Üçüncü ise, Yeşil Toroslar sanayi iş­letmesi köllektif şirketince tesis ve inşa edilmekle olan beyaa çimento fabrikasıdır. Büyük bir memnuniyetle müşahede edildiğine göre, memleketi­mizde ilk deFa. olarak beyaz çimanto imâl edecek olan bu fabrika, engec 4 aya kadar randıman vermeye başlıya-cak ve günde 50-60 ton civarında çimen to istihsâl edecektir. Fabrikanın şirkete maliyeti bir milyon liradır.

Bugün son olarak Asım Ekenler'e ait çırçır prese ve bez fabrikası da Reisi­cumhur Celâl Bayar tarafından işlet­meye açılmıştır.

Hâlen 200 tezgâhla senede V.5 milyon metre bez dokuyan bu fabrika 7 iğli olup 4 milyon liraya çıkmış bulunmaktadır.

Bütün teknik icaplara uygun bir şe­kilde teçhiz edilmiş olan fabrikada 200 işçi çalışmaktadır. Yarının ihti­yaçları göz Önünde tutulmak suretiy­le inşa edildiği için haddizatında 400 dokuma tezgâhını istiap edecek bir vüsatta kurulmuş bulunmaktadır.

Her dört fabrikadaki tetkiklerinden ve verilen teknik izahattan fevkalâde memnun ve mütehassis olan devlet ve hükümet reisler ilgililere memnuni­yetlerini izhar ile işlerinde muvaffaki­yet temennisinde bulunmuşlardır.

image003.gif10 Nisan 1956

Gaziantep:

Reisicumhur Celâl Bayar trenle Gazi­antep'e muvasalatlarında istasyon meydanını hınca hınç dolduran Gazıantep'lllerin coşkun tezahürleri ara­sında kısa bir hitabede bulunarak de­miştir ki:

Sayın vatandaşlarım, gazi şehrin Kah­raman şehrin evlâtları sizi selâmlamak kadar benim ipin büyük bir memm:volttur. Huzurunuzda bulunmak-;a en büviik sevk ve saadeti yasamak­tayım. Kahraman Gaziantepliler, yerlerde rahmet temenni edil­mektedir, yani yağmurun ya«ması :*-tenmektedir ve bunun neticesinde memlekette feyiz ve bereket olacağına kanaat hasıl olmaktadır. Şimdi görü­yorum bu yağmur altında bulunmak ve sizin bu coşkun tezahüratınızı for-mek fa'la konusmavâ itıtivac göster­memektedir. YEiirmurun bereketine sı­vınarak kısa dolayı beni fömenizi rica Merîm ve heninizi hörmetle. muhabbetle selâm­larım.

Birecik:

Busun Reisicumhur Celâl Bavar ile başvekil Adnan Menderes'in huzurla­rında înzmete acılan Birecik könrüsü hakVında alman teknik malûmat aşağıdadır:

Uzunlu&u 800 metreye yaklaşan köp­rü, daimî olarak su üstünde bulunan ve beherinin açıklı Sı 57 metre olan beş betonarme temel ile, Gaziantep tarafından herhiri 26 metre uzunlu­ğunda 14 açıklık, ve Birecik tarafın­da da 22 metre uzunlusunda bir üst geçit köprüsünden müteşekkildir.

Köprünün genişliği 12 metre olun bu­nun sekiz metresi nakil vasıtaları için, yavalara mahsustur. Köprünün a-yakları su altında kaya tabakasına iki taraflı ] -5 metrelik kısımlar da oturtulmuştur.

Könrinün inşası için 4.400 ton çimento, 921 ton demir ve 17.000 metreküp beton kullanılmıştır.

Köprü, 3.200.000 Türk lirasına mal ol­muştur.

Birecik:

Reisicumhur Celâl Bayar ile Başvekil Adnan Menderes, bugün açılış mera­simini yaptıkları Birecik köprüsünün inşaatı, esnasında vazife kurbanı ola­rak hayata gözlerini yuman yüksok mühendis Kadri Çile'nin kabrine bi­rer çelenk koymuşlardır.

Çelenkler Reisicumhur adına. Riya seti cumhur Başyaveri Refik Tulga ve Başvekil adına da Başvekâlet Yaveri Hayrettin Sümer tarafından konul­muş ve tazim, duruşunda bulunulmuş­tur.

Gaziantep:

Türk gücünün yapıcı kudret ve kabi­liyetinin canlı ve müstesna eserlerin­den bir venisini teşkil eden Birecik köprülünün açılış merasiminde bulun­mak üzere dün sece. trenle Adna'd ın hareket eden Reisicumhur Celâl Ba­yar ve Başvekil Adnan Menderes be­raberlerinde vekiller, mebuslar. Irak İmar Mpclisi Reisi, Amerikan İktisadî Yardım Keveti Başkanı ve basın mensuplırı oldueu halde, busnin saat 10.00 da Gaziantep'e gelmişlerdir.

Sinesinde koca bir tarih yaşatan bu serhat, şehrinin mert ve asil ruhlu "adîleri, buaün, avnı tsmiz kahraman­lık havasım her> birlikte teneffüs ede­cekleri iktisadî k s t km m a kahraman­ları devlet ve hükümet reiserini "biviîk bir şefkat ve muhabbetle kuaklıvabilmenin îbırsızlı»içinde, eünün erken saatlerinderı itibaren istasvon meydanında yer almış bulunuvorlardı. Garda mülkî ve askerî erkân ile bele-cuve. demokrat parti ve şehir ileri ge­lenleri tarafından hararetle istikbal, olunan Reisicumhur Celâl Bayar ile Başvekil Adnan Mendres, neşe içinde trenden inerek meydanda hazırlanan kürsüye doğru ilerledikleri sırada yağ­murun bütün şiddetine rağmen yekûnu 300 bin civarında olan bu mahşeri ve muhteşem insan topluluğu tarafından çılgınca alkışlanıyor ve tezahürler ya­pılıyordu.

Bu tezahürat, Reisicumhur Celâl Bayar ile Başvekil Adnan Menderes hi­tabede bulunmak üzere kürsüye çık­tıkları zaman son haddini bulmuştu. Anteplilere, posterdi ki bu güzel ve candan hüsnü kabul dolayısiyle teşek­kürlerini ifade eden devlet ve hükü­met reislerimiz, müteakiben otomobil­le sohre hareket ettiler ve mahşerî bir Kalabalığın doldurduğu istasyon cad­desinden büyük bir müşkülât içinde şehre doSru ilerlemeğe başladılar' An­tenlilerin bağlılık ve sevgi tezahürleri yol boyunca da fasılasız bir surette devam etmekteydi.

Böylece. yeni inşa olunan Merkez Bankası binasına ?elen Reisicumhur ile Başvekil, burada kısa bir istiraha­tı müteakin  otomobille belediye'-ye gelmişi erdir.

Devanı edin rağmen belediye önündeki rok geniş cadde ve bina­larla sokak içlerine kadar her tarafı tamamen dolduran muazzam halk toolulu Şunun ısrarlı arzuları üzerine Reisicumhurla Başvekilin balkonda görünmeleri viden ve son derece hararetli tezahürlere vesile teşkil et­miştir.

Burada önce Gaziantep Beledi ve Eeisi Kâmil Ocak, Reisicumhurla Başvekil ve d i Şer vekillerle misafirleri selâm­ladıktan sonra şu konuşmayı yapmış?

tir:

Bugün memleket hizmetine resmen girecek olan muazzam eserlerinizin kıymet ve mânasını müdrik olan hem­şehrilerimizin sevinç ve heyecanını şu mahşeri tonluluk ne güzel ifade et­mektedir. Gazi yurdun kahraman ev­lâtları size medyunu şükrandırlar. Uzun yılların affedilmez ihmâli netice­si olarak muasır medeniyetinin ni­metlerinden nasibini alamıyan Türk milletini en kısa bir zamanda kalkın­dırmak, iktisadî hürriyete kavuştur­mak ve lâyık olduğu seviyeye çıkar­mak irin büyük bir azim ve enerji İle işe başlayan demokrat iktidar, dün­ya çapındaki teşebbüslerinin hakikate inkilâp ettiğini  görmekle bahtiyardır.»

Aziz yurdumuzun dört bucağında kal­kınma hamleleri hızla devam ederken birçok yeni tesisler Türk milletinin hizmetine arz ediliyor. Şimalde Sam­sun'da Kara denizin azgın dalgalarının Önüne set çekilirken Cenupta Çuku­rova'da muazzam bir barajın ve hidroelektrik santralinin resmî küşadı yapılıyor. Türk milletinin iktisadî ha­yatında mühim tesirler yapacak olan yeni yeni fabrikaların temelleri atılır­ken Şarkta Fırat'ın coşkun suları üze­rinde kurulan ve karanlık sefalet do­lu bir maziyi kaDayarak saadet volu açacak olan bu köprü, Türk milletine hediye ediliyor. Türk mühendisi, Türk teknisyenleri, Türk işçisi Şarkla Gar­bı birleştiriyor. Temel almalar resmi küsatları, resmi kuşatlar temel atmala­rı kovalıyor.

Daha dün denilebilecek kadar yakın bir mazide hükümet elivle tek bir çi­vinin çakılmadıgı bu devirde bugün hükümet konakları h ast rıha neler, postphaneler enstitüler, iş hanları, banka binaları, çimento fabrikaları vesaire­ler demokrat iktidarın yapıcılık kud­retine birer s ıh it olarak semalara yükselivor. Bütün bunları, aziz hem­şehrilerim bir tek eümle ile ifade et­mek istersek diyebiliriz ki, Türk mil­leti mesut ve müreffeh bir istikbale do^ru cesur vp metin adımlarla baş-döndürücü bir süratle ilerliyor.

«Yapamazlar, tamamlıyamazlar, yarı-, yolda kalacaklardır i., diyenlere onbeş cün evvel Karadeniz kıyılarında Zon^ guldak'tan. bir hafta evvel Tuncbilek' ten, dün Çukurova'dan busun Gazian­tep'ten ve birkp.c saat sonra da ta­rihte ilk defa insan gücüne mağlüp olan Fırat'ın azgın sularının üzerinde cevan veriyoruz. Başladık, vautık, ta­nımlıyacağiz.   Eserler  meydanda.»

Beledive Reisinin bu konuşmasından sonra Başvekil Menderes'in memleket meseleleriyle eünün ön nlânda yer hâdiseleri hakkında yapmış oldu Şu konuşma. dinleyicileri sevinç ve meserrete garketmiştir.

Ö51p yemelini Gaziantep erkek ensti­tüsünden vien devlet ve hükûmpt re­isleri saat 14 dp buradan Bireciğe ha­reket  etmişlerdir.  Her  yerde  olduğu  gibi  güzergâh     bo- &l yunca da  etrafları  emsalsiz bir  sevgi muhabbet halesiyle çevrilen Reisi­cumhurla Başvekil yollarına devamla saat 17 de Birecik köprüsüne geldik­leri zaman asırların ihmali neticesin­de büyük ızdırap çekmeye mahkûm e-dilmiş olan Doğu ve Doğu Güney vi­lâyetleri halkı, Batı ile Doğu arasın­daki muvasalayı temin edecek bu 800 metrelik muazzam eserin açılış mera­siminde hazır bulunmak üzere köp­rü çevresini kaplamış bulunuyordu.

Saat 17 de Reisicumhur Celâl Bayar şiddetli alkışlar arasında ve könrü yü. bugünün mesut insanlarının istifa­desine açmıştır. Bu münasebetle Re­isicumhur Celâl Bayar merasim saha­sını dolduran vatandaşlara hitan ede­rek «köprünüzün kuşat resmini yap­tım. Bununla hayatımın en müstesna bir anım yaşadım. Ve cidden çok bah­tiyar oldum. Siz aziz milletimize, siz­lere hayırlı ve mutlu olsun, tebrik e-derim aziz vat an d ağlarım»  demiştir.

Müteakiben devlet ve hükümet reisle­rimiz refakatler indeki vekiller ile di­ğer zevat olduğu halde Birecik kaza­sına hareket etmişler ve burada da çok hararetli sevgi tezahürleriyle is­tikbal olunmuşlardır.   .

11 Nisan 1956

Ankara :

Posta, telgraf ve telefon umum mü­dürlüğünce, Türk tarih 25 inci yıldönümü münasebetiyle bir ha­tıra pulu bastırılmıştır.

Üzerinde Niğde'deki Hüdavent Hatun türbesinin resmi bulunan bu pul 40 kuruş değerindedir. Bir milyon adet bastırılmış ve devamlı olarak kullanı­lacaktır.

Diğer taraftan 5 inci Türk tarih kong­resinin devam edeceği 12 - 17 nisan, tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi bi­nasında faaliyette bulunacak olan P. T. T. gişesinde de özel bir tarih dam­gası konulacaktır. Bu danışa ile her türlü posta pulları iptal edilebilecek­tir.

TJrfa:

Urfalılar, bugün, düşman    istilâsından kuruluşlarının 36 ncı yıldönümünü. Devlet Reisi Celâl Bayar İle Hükümet Reisi Adnan Menderes'i böyle mutlu bir günde aralarında görmek gibi iki ayrı ve büyük sevincin hazzını derîn bir surette tatmışlardır.

Cumhuriyet Türkiye'sinin en modern köprüsünün daha dün Fırat üzerinde hizmete açılması suretiyle bilhassa bu bölgenin kalkınmasında aşikâr bir ge­lişme sağlıyacak olan bir esere ka­vuşmanın sevincini tadan Ur falılar, bugün Reisicumhur ve Başvekil arala­rında halde kurtuluş yıldönü­münü, hakikî bir bayram havası için­de kutlamışlardır.

Reisicumhur Celâl Bayar ile Başvekil; Adnan Menderes dün Birecik köprü­sünü açtıktan ve geceyi Birecik kaza­sında geçirdikten sonra bu sabah saat 9 da refakatlerinde vekiller, mebus­lar, Nafıa Müsteşarı ve fliğer zevat ol­duğu halde Urfa'ya hareket etmişler­dir.

Devlet Reisi Bayar ve Hükümet Reisi Menderes, yol boyunca uğradıkları her yerde kendilerini istikbale koşan çok kalabalık vatandaş kitlelerinin coşkun sevgi ve muhabbet tezahürleri ile selâmlanmışlar dır.

Kafileyi Akabe'de karşılayan 500 ka­dar atlı, Urfa'ya kadar, Reisicumhur ve Başvekile refakat etmiştir.

Celâl Bayar'la Adnan Menderes'in bindikleri otomobili, daha şehre gir­meden yüzlerce vasıta takip ediyordu. Urfa'ya saat tam 21 de muvasalat e-dildiği zaman, hürriyet tarihimizin şanlı sayfalarını kahramanlık menkibeleriyle süslemiş olan Urfalılar. 150 bin civarında tahmin edilen mahşerî bir kalabalık halinde, şehir methalin­den itibaren kurtuluş meydanına kadar uzanan cadde ve sokaklarla binaların pencerelerini tıklım tıklım doldurmuş bulunuyordu.

Bu kadar muazzam bir kalabalığın çevrelediği muhabbet hâlesi içinde güçlükle ilerliyen ve gösterilen çok samimî ve candan tezahürlere aynı' samimî hislerle mukabelede bulunan Reisicumhur. Celâl Bayar ile Başvekil image004.gifimage005.gifAdnan Menderes, kurtuluş merasimi­nin yapılacağı mahalle gelmişlerdir.

İstiklâl marşının çalınması ve şehre hâkim tepelerden top atımı ile başlı-yan merasimde ilk sözü Belediye Re­isi Tevfik Saraç alarak demiştir ki:

»Hükümetimizin en muazzam eserle­rinden biri olan Birecik köprüsünü millet h izni et in e dün resmen açmış bulunan ve bu münasebetle bugün bu mutlu etinümüzde sevine ve heyecanı­mızı beraber paylaşmak gayesiyle aramızda, bize şeref veren Reisicum­hur Celâl Bayarla Başvekil Adnan Menderes'e ve beraberlerindeki heyet azası ile komşu vilâyetlerden gelen aziz misafirlere hemşehrilerim adına hoş geldinik, derim.

Bugün her tarafından bayrağımızın şerefle dalgalandığı ve bizim de fikir ve hareketlerimizde hür olarak üze­rinde yaşadığımız bu mukaddes ülke, 1919 da işgal felâketine uğramıştı. Ta­rih boyunca hür ve hâkim yaşamış, her türlü yıpratıcı ve yıkıcı hâdiseler karşısında imanı ve hür yaşama az­mi sarsılmamış olan milletimiz Urfa'-da da bu istilâya karşı şahlanmıştır. Düşmanın çok üstün muharebe gücü­ne ateşli silâhlarına karşı Urfa, sar­sılmayan imanı ve millî ruhunun he­yecanı ile durmadan, yılmadan, yedi­sinden yetmişine kadar kadınlı erkek­li, kahramanca. Tanı 62 gün devam eden bu hürriyet mücadelesin­de aç kalındı, susuz kalındı, her tür­lü mahrumiyetlere katlanıldı, lâkin, 62 nci günün sonuna kadar imanları sarsılmadı ve millî ruhun heyecan dinmedi. Nihayet 11 Nisan 1920 de kazanılan zaferle bu mukaddes ülke­de Türk hâkimiyetinin ebediyen sarsılmıyacak dünyaya bir kere daha ilân edilmiş oldu.

36 ncı yıldönümünü kutladığımız bu­günde, ecdadımızdan bize ve bizden gelecek nesillere kalan vedia, namu­sumuzun, imanımızın, millî birlik ve istiklâlimizin teminatıdır.»

Reisinin konuşmasını takiben kurtuluş meydanını doldurmuş bulu­nan sene htiyar muazzam kalabalığın çok şiddetli alkışları ve İsrarları üze­rine  Reisicumhur Celâl Bayar kürsüye gelerek kısa ve veciz bir konuşma yapmıştır.,

Reisicumhur Celâl Bayar bu hitabe­sinde asil Türk milletinin istiklâl mücadelesindeki rolünü, bu mücadelenin eşsiz kahramanı ve Cumhuriyetimizin banisi Atatürk'ün milletine karşı olan inancını ve Türk milletinin Atatürk'e olan güvenini tebarüz ettirmiştir.

Devlet Reisi hürriyet mücadelesinde Urfa mücahitlerinin gösterdikleri kah­ramanlıkları beliğ bir ifade ile anmış, böyle bir günde urfa'da Urfa lıların arasında bulunmanın verdiği hazzı be­lirttikten sonra Türk vatanının bu kahraman beldesi evlâtlarının bay­ramlarını kutlamıştır.

Reisicumhurumuzun hitabesi coşkun tezahürlere yol açmış ve yine ayni şe­kilde şiddetli alkış ve sevgi gösterile­ri arasında Başvekil Adnan Mendares konuşmaya davet edilmiştir. Başvekil, yaptığı kısa konuşmada böyle şerefli bir günde Urfahlarm arasında bulun­mak ve onların sevincini paylaşmak­tan duyduğu bahtiyarlığı ifade etmiş ve Urfalılara tebriklerini sunmuştur.

Müteakiben Milis kuvvetlerinin tem­silî şekilde şehitler tepesini işgali canlandırılmış, bu arada Urfa'nın kur­tuluş tarihini çok veciz ve heyecanlı bir şekilde belirten Yüzbaşı Osman Türkîğlu konuşmasını şiirlerle süsle­miştir. Hatip konuşmasında milli mü­cadele ruhunun asil Türk milletinin azminde nasıl tahakkuk safhasına geç­tiğini bir tablo halinde gözler önünde canladırmig ve millî mücadele tarihi­nin galip hocası Reisicumhurumuzun muhtelif hizmetlerinden bahsederek duydukları sonsuz sevinç ve saadeti bu haleti ruhiyeyi yaşayan bir insanın samimî lisaniyle ifade etmiştir.

Bütün bu konuşmalar büyük br sevinç içinde bulunan Urfalıları büsbütün coşturmuş, bundan 36 yıl evvelini ya­şamış olan neslin yaşlı gözlerle o muhteşem kurtuluş gününde duyduk­larını tekrar hürriyete kavuşma anın­daki hislerini bir kere daha yaşama­larına sebep olmuştur.

Daha sonra çok parlak bir resmi ge­çit yapılmıştır. Kurtuluş mücadelesine

iştirak etmiş olan 12 mücahidin baş­kanlığını yaptığı ve kendilerini Miıis kuvvetlerinin, ordu birliklerinin, okul­ların, izcilerin takibettiği kortejin ge­çişi millî heyecan gösterileri arasında devam etmştir. Bu geçit resminde, el­lerinde kurtuluşu canlandıran tablo­larla, mücahitlerin geçişi tezahürlerle karşılanmıştır.

Geçit resmi ile nihayete eren kurtu­luş merasiminden sonra Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Men­deres, refakatler indeki diğer zevatla birlikte, şereflerine verilen öğle yeme­ğinde hazır bulunmuşlar ve saat 15 te otomobille Siverek'e hareket etmişler­dir.

Sabahleyin büyük bir bağlılık ve mu­habbet gösterisiyle istikbal olunan Devlet ve Hükümet reislerimiz Urfa'dan ayrılışlarında da içten gelen sami­mî tezahürler arasında uğurlanmışlar­dır.

Urfa'nın kurtuluşunun 36 ncı yıldönü­mü münasebetiyle Urfa mücahit ve gaziler cemiyeti kurtuluş mücadele­sinde şehit düşenlerin ruhu için camii kebirde mevlid okutmuştur.

Gece de fener alayları yapılacaktır.

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosundan bildirilmiştir:

Türkiye ile Avustralya arasında vize­lerin tek taraflı olarak kaldırılması hakkında bir anlaşma yapılmıştır.

10 Mayıs 1956 tarihinden itibaren meriyete girecek olan işbu anlaşma hükümlerine göre, muteber pasaport hâmili Avustralya vatandaşları üç ayı geçmiyen müddetler için vizesiz ola­rak Türkiye'ye gelebileceklerdir. Da­imî surette yerleşmek maksadından gayri sebeplerle Avustralya'ya gidecek Türkiye vatandaşları da bir sene müd­detle sayısız seyahatler İçin muteber Avustralya vizesini harçsız olarak te­min edebileceklerdir.

Türkiye'de istihdam edilmek veya bir meslek veyahut başka bir iş icra et­mek üzere gelecek Avustralya vatan­daşları hakkında vize formalitesi hâ­kidir.

Ankara :

Ankara Hukuk Fakültesinde bugün yapılan bir törenle Amerika Birleşik Devletleri Nebraska eyaletinin Lin­coln şehri avukatlarından Mr. F. D. Taylor'un fekülteye hediye etmiş ol­duğu kitaplar Dekan Proi Dr. Hik­met Belbez'e teslim edilmiştir. Tören­de Birleşik Devletlerin memleketimiz­deki Maslahatgüzarı Mr. Foy D. Koh-let konuşmuş ve Amerikalı bir avu­kat tarafından hediye edilen bu kitap­ların iki büyük memleketin adalet sahasındaki işbirliğinde müşterek bir hatıra teşkil edeceğini söylemiştir.

Dekan Prof. Belbez verdği cevapta fakülte adına teşekkür ederek bunun gibi ve emsali alâkanın iki memleket hukukçularını birbirine yakınlaştıra­cağını ve Türklerin. Amerikan huku­kunu daha iyi anlamalarına yardım edeceğini beyan etmiştir.

Törende Amerikan sefareti erkânı, üniversitedeki Amerikalı profesörler ve fakülte öğretim üyeleri hazır bu­lunmuşlardır.

 Urfa:

Seyhan baraj ve hidroelektrik santraliyle Birecik köprüsünün açılış-me­rasimlerinde ve Urfa'nın kurtuluş bay­ramında devlet büyüklerimizle birlik­te bulunan Amerikan iktisadî yardım heyeti Reisi General Riley, kendisin­den seyahat hakkındaki ihtisaslarım soran Anadolu Ajansı muhabirine de­miştir ki:

«Hayatımda hiçbir zaman halkın bir millet olarak sayın Reisicumhur Celallâl Bayar ile muhterem Başvekil Ad­nan Menderes'e karşı izhar ettiği hay­ranlığa hiçbir yerde şahit olmadım.»

Bu seyahatimiz esnasında Devlet Reisi Bayarla Hükümet Reisi Menderes'i istikbâl edenlerin sevinçleri ve kendi­lerine olan bağlılıkları gözlerinden son derece beliğ bir şekilde müşahede e-diliyordu, Birecik köprüsü garkla Garb arasında bir bağ olması dolasiylo hakikaten iftihar edilecek bir eserdir. Seyhan baraj ve hidroelektrik sant­rali de memleketinize temin edeceği saadet ve refah bakımından ayrıca çok büyük kıymeti haizdir.

image006.gifBu seyahat memleketinizi tanıma ar­zusu izhar eden benim bakımımdan çok alâkabahş ve öğretici mahiyette olmuştur."

12 Nisan 1956

 İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes, bugün öğleden sonra İzmit körfezi bölgesinde inşa halinde bulunan muhtelif fabrika sahalarını gezdikten ve senevi 300 bin ton istih­sal kapasiteli Darıca Çimento Fabri­kasının küjad resminde bulunduktan sonra aksam saat 20 de izmit civarın­daki Köseköy hava meydanına inmiş­ler ve meydanda Kocaeli mebusları, Kocaeli ve Sakarya valileri, Birinci Ordu Müfettişi, İzmit Belediye Reisi ile sivil ve askerî erkân tarafından sel âmlanm ıslardır.

Sayın Bayar ve Menderes Köseköyden otomobille İzmite gelmiş ve İzmitte büyük bir vatandaş topluluğu taralın­dan hararetle karşılanmalardır. Yol­da 150 evlik memur Yapı Kooperatifi inşaatının temelini de atmış olan Re­isicumhur Celâl Bayar, İznıîtte sinema önündeki büyük meydanda İzmitlilere kısa bir hitabede bulunmuş, yeni bir fabrikanın açılış merasiminde bulun­mak üzere buraya gelmiş olduklarını söylemiş. İzmitlilerin bir kere daha gösterdiği iltifat ve nezaketten dolayı şükranlarını bildirmiş, İzmitin güzel bir şehir, mühim bir sanayi ve tica­ret merkezi olmak yolunda muvaffa­kiyetle ilerlediğini görmekle büyük memnunluk duymakta olduğunu be­lirtmiş ve sözlerine alkışlar arasında İzmitlilerin mes'ud ve İzm it in de bü­tün vatan sahası gibi gittikçe daha mamur olması temennisiyle son ver­miştir.

îzmit Selüloz Fabrikasında kısa bir istirahatı müteakip, hemen civarda in­şa halinde bulunan dikişli boru fabri­kası sahası gezilmiş ve çalışmalar hak­kında izahat alınmıştır. Senede her bi­ri beş metre tulünde bir milyon adet boru imal edecek olan fabrikanın en ehemmiyetli inşa kısmı olan temelleri tamamen bitmiş ve yalnız takma binanın montajı işi kalmıştır. Fabrika, içinde bulunduğumuz 1856 senesinde boru imaline başlamış  olacaktır.

Reisicumhur ve Başvekil, sonradan Yarımcaya geçerek burada inşa halin­de bulunan Süper Fosfat sun'i gübre fabrikası sahasını gezmiştir. Bu fabri­ka da bu sene içinde bitecek ve se­nede 30 bin tonluk sun'i gübre istih­salini önümüzdeki ekim devresine ye­tiştirecektir.

Daha sonra, Daricadaki çimento fab­rikasına gidilmiş ve buradaki yeni 120 bin tonluk tesisler işletmeye açıl­mıştır. Bu yeni 120 bin tonluk tesis­lerle Darıca fabrikası 300 bin ton]uk kapasiteye çıkmış ve böylece bütün Doğu Avrupa ve Orta Doğu bölgesi­nin en büyük Çimento fabrikası ol­muştur. Bidayetteki 45 bin tonluk te­sisler tamamen yenilenmiş ve böylece fiilen 1951 de yepyeni tesislerle çalış­maya başlayan bu fabrika, beş sene içinde kapasitesini 45 binden 300 bin tona çıkarmıştır.

Nihayet Tuzladaki jeep montaj fabri­kası gezilmiştir. Bu ay sonunda küşad resmi yapılacak olan bu tesislerin yüzde 25 sermayesi Amerikalılara, yüzde 75 sermayesi de Türklere ait bulunmaktadır. Şimdiye kadar 600 jeep monte edilmiştir. Bunların iç dö­şeme ve boya işleri yerli olarak ya­pılmakta, Amerikadan ithal edilecek parçalar burada Türk işçileri taralın­dan birleştirilmekte ve böylece jeep'-ler Amerikadan ithal edilenlerden yüzde 82, Avrupa ve îsrailde monte edilip getirilenlerden yüzde 60 ucuza mal olmaktadır. Merhale merhale je-ep'lerin yüzde 60 işçiliği burada yapı­lacak ve bunun için de bu ay sonunda dökümhaneninin temeli atılacaktır. Bunu pres, torna ve freze kısımları takip edecektir. Fabrika krepol saçı kullanacaktır. Türkiyeden ihraç im­kânları da bulunacak ve böylece mü­him bir döviz kaynağı da teşkil ede­cektir.

İzmitten Darıca çimento fabrikasına gelirken İstanbul Vilâyeti hududunda İstanbul mebusları, İstanbul Vali ve Belediye Reisi ve diğer erkân tarafın­dan selâmlanan Reisicumhur ve Başvekil, geçtikleri her kasabada ve gez­dikleri her fabrika sahasında vatan­daşların ve işçilerin samimî tezahür­leri ile karşılanmış ve bütün bu tet­kikleri müteakip, saat 20 de İstanbul a varılmıştır.

 Ankara :

Beşinci Türk Tarih Kongresi, bu sa­bah saat 20.30 da Dil Tarih ve Coğraf­ya Fakültesi salonunda çalışmalarına başlamıştır. Aynı zamanda Türk tarih kurumunun 25 nci yıl dönümüne de tesadüf eden bu toplantıda Maarif "Vekili Prof. Ahmed Özel, yerli ve ya­bancı ilim adamları, Türk tarih ku­rumu üyeleri ve davetliler hazır bu­lunmuştur.

Kongreyi Maarif Vekili Prof. Ahmed Özel açmış ve demiştir ki:

«Millî tarih ve medeniystimizi tetkik etmek, onun meçhul kalmış tarafları­nı aydınlatmak ve elde edeceği ger­çekleri ilim dünyasına tanıtmak üze­re büyük Atatürk tarafından kurulan Türk Tarih Kurumu, bugün 25 nci yı­lını idrak etmiştir. Her şeyden evvel inkilâb mütefekkiri ve yapıcısı rah­metli Atatürk'ü derin şükran ve min­net duygularıle anarım. Kuruma iler­deki yıllar için de nuvaffakiyet di­lerim. Bu yıldönümünün 5 inci tarih kongresi gibi kültür çalışması içinde kutlanmasının isabetini takdirlerinize arz eder, muhterem kongre üyelerini selâmlarım.

Türk inkilâbı, bütün safhalarında millî şahsiyetlerimize dayanarak Garp medeniyetine yönelmeyi hedef tutmuş­tur. Bu inkılâp Garp anlayışına göre fikir müesseseleri kurmuş, hu müesse­seleri inkilâba esas olan görüşleri ve prensipleri işletmekle y az itelendir il-miştir. Atatürk, milletimizin kendi ha­yatında tekâmül merhalelerine ulaş­masını bünyesindeki medeniyetler ya­ratma kudretinin tabii bir neticesi o-larak görmüş, millî tarihimize bu ba­kımdan da büyük ehemmiyet vermiş­tir. Tarihimiz, türlü saiklerle, Garp dünyasınca lâzım geldiği gibi tanınma­mış, memleke İçînci de devirler bo­yunca hüyük Türk tarihinin kökleri­ne gitmeyi düşünmiyen bir zihniyetle mütealâ edilmiştir. İnkilâpla birlikte Türk tarihî, şüphesiz daha öndeki mil­lî tetkiklere de dayanılarak, bütünüy­le yeni baştan ele alındı, tarihimizin şümullü bir tarzda tetkikine, varılan hakikatlerin öğrencilere ve halka ta­nıtılmasına başlandı, bu faaliyetler kısmen yabancı dillere de nakledile­rek ilim aleminin tetkikine arzedildi Türk tarihi hakkındaki objektif eser­lere değer verildi, Dil ve Tarih - Coğ­rafya Fakültesi kuruldu, bütün mües­seselerde inkilâp tarihi dersleri ihdas edildi, bir çok değerli neşriyat vücu­da getirildi. Medeniyetimizi tanıtan, millî şahsiyetimizi tanıtan, millî şah­siyetimizi ifade eden bu tarih çalışma­larına, «inkilâbın millî tarih hareketi» demek muvafık olur kanaatindeyim. Bu hareketin Türk nesilleri üzerinde­ki tesiri çok büyüktür, Millî güveni­miz, dünya görüşümüz bakımından pek müsait neticeler verdiği de mu­hakkaktır. Bugün gençliğin meinlekate bağlılığında, Türklüğe inanışında, mil­lî şerefi üstün tutma heyacamnda mil­lî tarih hareketinin feyizleri müşahe­de edilmektedir.

Milletimizin hayatına bu derece tesi­ri olan bir hareketin millî tarih etiidleri, kaynak eserler verme bakımın­dan bilginlerimize de ne büyük vazi­feler tevdi ettiğini elbette takdir bu­yurursunuz. 5 inci tarih kongresinin programını, böyle bir takdirin belgesi olarak görmekteyim.

Tarihçilerimiz millî tarihimizi ve dün­ya tarihini alâkalandıran bir çok şa­yanı dikkat tebliğler hazırlamışlardır. Bunların yalnız isimlerinin İncelen­mesi bile memlekette ilmî ve metodik tarih anlayışının bol meyveler ver­meğe başladığını göstermektedir. İn­kılâbın yarattığı müesseselerin inkilâ­ba karşı sorumlulukları büyüktür. Bu sorumluluğa en iyi şekilde cevap ve­rildiği zaman dahi önümüzde yeni millî etüd   sahaları  açılacaktır.

Kongremizin ve inkilâbm verdiği va­zifelerin organı olarak devam edecek olan Türk tarih çalışmaları, millî ta­rihimizi zenginleştirmektedir. İnkilâp nesillerinde olduğu gibi gelecek Türk nesillerinde de millî şuuru zenginleş­tirip kuvvetlendirecek tükenmez kay-

nağın, millî tarih olduğunda şüphe yoktur. Bu anlayış iğinde ağılan 5 in­ci. Türk Tarih Kongresine engin bağa­nlar dilerim.»

Maarif Vekili Prof. Ahmet Özel'in açılış konuşmasını müteakip Türk Ta­rih Kurumu ve Kongre Başkanı Ord. Prof. Şemsettin Günaltay yaptığı ko­nuşmada, Türk Tarih Kurumunun ku­ruluşu üzerinden tam 25 sene geçmiş bulunduğunu, Atatürk'ün 25 yıl evvel gösterdiği hedefe doğru, onun çizdiği yoldan şuurlu bir inanç, dinmez bir azimle yürünerek muasır ilim cemi­yetleri arasında Türkiye'nin şerefli mevkiini alabildiğini söylemiştir. Gü­naltay bir taraftan hüyükleri kazarak, tünıübüsler yararak, mezarları tarıya-rak tarihten önceki zamanlan aydınla­tacak eserleri meydana çıkarmak için çalışıldığını, diğer taraftan da kitabe­leri derliyerek, arşivleri didikliyerek başka dillerde yazılmış ana kaynakla­rı dilimize çevirerek, yabancı millet­lerin, evrak mahzenlerinde, kitaplıkla­rında bize ait vesikaları toplayarak müteakip çağları yaşatmak icap etti­ğini, bütün bunların tahakkuk ettiri­lebilmesi için kurum çalışmalarının kazılara, Türk tarihinin ana kaynak larımn neşrine Türk ve Türkiye tari­hine ait araştırmalara, milletlerarası ilmî çalışmalara iştirake teksif edil­diğini  belirttikten  sonra   demiştr ki:

«Atatürk'ün kurduğu ve ders progra­mını çizdiği Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesiyle Türk Tarih Kurumunun, İstanbul Üniversitesi ve bu Üniversi­tenin tarih şubesinin ahenkli mesaileri sayesindedir ki, bugün dünya ilim müesseselerinin takdir ve hayranlıkla­rı karşısında, kazılar, araştırmalar bu müesseselere mensup Türk bilginleri tarafından yapılmakta, meydana çıka­rılan eserlerin çağları, ait oldukları medeniyet devirleri tayin ve tesbit e-dilmekte, bulunan tabletler bu mües­seselerde yetişen Türk çocukları tara­fından çözülerek dilimize çevrilmek­tedir. Bütün bu başarıları Atatürk'ün irşad ve teşvikine medyun olduğumu­zu belirtmekle minnettarlık duygula­rımızı ifade etmiş oluyorum.»

.Kurum başkanının verdiği izahata göre, Türk Tarih Kurumu 25 yıl içinde yurdumuzun muhtelif bölgelerinde 41 yerde harfiyat ve sondaj yapmış mü­zelerimizi zenginleştiren, Avrupa tüm cemiyetlerini yakından ilgilendiren tabletler altın ve gümüş sanat eserleri, muhtelif devirleri belirten sayı­sız seramikler bulmuştur. Bundan baş­ka, zaman zaman arkeolojik ve tarihi tetkik gezileri tertip ederek kazı ve çalışma yönlerini tesbit etmiştir. Bu kazılardan bazıları aynı yerde 8-10 yıl sürmüştür, bir kısmı da yıllardan-beri hâlâ devam etmektedir.

Bundan başka, prehistorik araştırma­lar arasında, alâkalı mütehassıslar yurt içinde 588 mağarayı tetkik etmiş­ler, müşahedelerini belleten'de ya­yınlamışlardır.

Tarihî çağlara ait çalışmalara gelince, kurum bir yandan Türk_ tarihinin ana kaynaklarını dilimize maletmeğe çalı­şırken, diğer taraftan da yapılan araş­tırmaları neşre devam etmiştir. Şim­diye kadar Türk tarihinin ana kay­naklarına ait yüzden fazla kitap Türkçeye tercüme ettirilmiş ve bun­lardan bir kısmı yayınlanmıştır. Ku­rum şimdiye kadar 152 cilt eser neş­rettiği gibi 1937 yılmdanberi her üç ayda bir 10 - 12 formalık bir eser olan ve ilmî tetebbuları ihtiva eden belle­teni de muntazaman çıkarmaktadır.

Kurumun Başkanı konuşmasının- so­nunda demiştir ki:

«Bilginlerimizin ve üyelerin ilmî me­sailerini yaymak maksadiyle zaman zaman tertip edilen ilmî kongrelerin beşincisi olan bu kongreye üyeleri­mizle seçkin bilginler tarafından 83 tebliğ sunulmuştur. Bu tebliğlerden bir kısmı ilk medeniyetlerin belge ve anıtlarını sinesinde saklayan yurdu­muzdaki yeni buluşları bir kısmı asır­lar boyunca cihan tarihinin akışı üze­rinde silinmez izleri olan tarihinize ait yeni tetkikleri ihtiva etmekte bir kıs­mı da umumî tarihi ilgilendirmekte­dir.

Sözlerime son vermeden evvel, Ata­türk'ün çok yüksek bir millî ve ilmî gaye ile kurmuş olduğu kurumumuza karşı ilk günden itibaren büyük mil-

let meclisleri ve hükümetler tarafın -dan gösterilmiş olan alâka ve müzahe­retin aynı şekilde devam etmekte ol­duğunu arzeder, Büyük Millet Meclî­sine ve hükümete minnet ve şükran-lanıöızı  sunarız.,

Şemsettin Günaltaym konuşma^ m müteakip, üniversiteler ve ilim ku­rumlarının kongrede hazır bulunan temsilcileri, mensup oldukları ilim müesseseleri adına mesajlarını oku­muşlardır.

Bilâhare Almanya'nın Münster "Üni­versitesi Profesörler inden Dr. G. Jaschke tarafından «Büyük İnkilâpçı ve Diplomat Atatürk» konusu üzerin­de uzun bir konuşma yapılmış ve me­rasime saat  12.30 da son verilmiştir.

27 nisana kadar çalışmalarına devam edecek olan Kongre, 4 seksiyonda ça­lışacaktır. Bu seksiyonlar şu şekilde tasnif edilmiştir.

 Eski Anadolu ve  Ön rusya seksi­yonu

Orta Asya ve Orta Çağ Türk ve Türkiye tarihi seksiyonu

 Osmanlı Tarihi seksiyonu

Türkiye Cumhuriyeti ve inkılâp tarihi seksiyonu Bu Kongreye tebliğde bulunacak olan yerli ve yabancı ilim adamlarının sa­yısı 87 dir. Bunlardan bazıları ikişer tebliğ yapacaklardır.

 Ankara

Büyük Türk Mimarı Koca Sinan'ın Di] ve Tarih - Coğrafya Fakültesi bah­çesine c" iki İmiş olan heykeli, bugün saat 12.30 da merasimle açılmıştır.

Atatürk'ün vaktiyle bu yolda izhar etmiş olduğu arzuyu yerine getirmek üzere Emlâk ve Kr.edi Bankasının te­şebbüsü ile Türk sanatkârı Hüseyin Anka tarafından yapılmış olan heyke­lin bugünkü açılış töreni dolayısiyle evvelâ Fakülte salonunda bir toplantı tertip edilmiştir.

Bu toplantıda Maarif Vekili, Üniver­site mensupları, Fakülte Öğrencileri ve davetliler hazır     bulunmuşlardır, tiksözü, Emlâk ve Kredi Bankası adına Yüksek Mühendis Cemil Topçu oğlu, almış, Koca Sinan'ın mimarî kudreti ve eserleri hakkımda izahat vererek heykelin dik ilmesinde ki mânayı be­lirtmiştir.

Müteakiben Türk Tarih Kurumu dina Profesör Ekrem Akurgal Sinan'ı muasırı Garp sanatkârları ile muka­yese ederek onun bu büyült şöhretler­le boy ölçüşebilen sanat dehasını öv­müştür.

Daha sonra, mimar odaları adına Umumî kâtip Yüksek Mimar Ferzan Baydar, Türkiye Mimarlar Birliği a-dına Yüksek Mimar Talat Öz ışık birer konuşma yapmışlar ve Yüksek Mimar SaJihoğlu tarafından da bir şiir okun­muştur.

Salonda yapılan bu törenden sonra topluca Dil ve Tarih - Coğrafya Fakül­tesi bahçesine gidilmiş ve Maarif Ve­kili Prof. Ahmed Özel tarafından kurdelası kesilmek suretiyle Sinan'ın heykeli açılarak merasime son veril­miştir.

 Ankara :

İhtiyarlık, hastalık ve analık iş kaza­ları ve meslek hastalıkları kanunla­rında son "günlerde yapılan değişiklik­lerle işçilerimiz lehine büyük fayda­lar sağlanmıştı. Bu kere işçilerimiz lehine yeni bir karara daha varılmış­tır. Çalışma Vekâleti, hastalık ve a-nahk sigortası kanununun verdiği yetkiye dayanarak sigortalı kadınlar­la sigortalı erkeklerin eşlerine doğum halinde yapılmakta olan emzirme yar­dımım 60 liradan 100 liraya çıkart­mıştır. İkiz doğumlarda bu miktar 200 lira olarak ödenecektir,

13 Nisan 1956

Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden bildi­rilmiştir:

Türkiye ile Japonya arasında 8 şubat 1955 tarihinde imzalanmış olan tica­ret ve tediye anlaşmasını gözden ge­çiren   muhtelit   komisyonun   bu   ittihaz etmiş bulunduğu  kararlara müteallik esaslar aşağıda gösterilmiş­tir:

 Japonya'da,tatbik edilmekte olan usule göre mübadelelerin Japon hükü­metince  yetkili kılınmış 6 Japon  fir­ması  eliyle  yapılmasını  derpiş  eden sistemin  ilgasile     diğer  bütün  Japon firmalarının memleketimizle ilgili bü­tün ithalât ve ihracat    muamelelerine ayni şekil ve şartlar altında iştirakle­ri,

 Japon dış ticaret ve sanayi neza­reti tarafından tefriksiz bütün memle­ketlere Jatbİk     edilmektg   olan  usule
aykırı  olarak ihraç mallarına  ait pro forma faturaların tescil edilmemiş ve numaralandırılmamış olanların Türk makamları ve yetkili  müessese 1 erince nazarı  iti'bare  alınmaması,

 Anlaşmaya ek a ve b listelerinin 31/7/1956   tarihine   kadar     meriyette bırakılması   ve   anlaşma,   müddeti hi­tanımda kendiliğinden temdit edildiği takdirde, a ve b listelerinin de ayni müddetle uzatılması,

Hususlarında mutabık kalınmıştır.

 İzmir:

Gediz Barajı inşaatında israfa kaçıldığı, lükse meydan verildiği hakkında basında çıkan bazı haberler üzerine Ege Elektrik Türk Ananim Ortaklığı umumî heyet toplantısında ortakların izhar ettikleri arzu üzerine bir heyet seçilerek inşaatın devam ettiği baraj mahalline mühendisler ve teknisyen­lerle birlikte gidilmiş, inşaat gözden geçirilmiş ve meydana getirilen tesis­ler gezilmiştir.

Ege .Elektrik Türk Anonim Ortaklığı İdare Meclisi Reisi Osman Kibar bu­gün saat 15 te bir basın toplantısın­da yapılan incelemelerin neticelerini açıklamıştır.

Osman Kibar, bütün tesislerin baştan başa gezilerek görüldüğünü, inşaat iş­lerini kontrola memur Amerikalı Mü-heıvüs Mr. Hancockun inşaat etrafın­da ,gayc£. esaslı bilgiler verdiğini, de­mir köprü barajı inşaatına şimdiye kadar 30 milyon lira sarf edildiğini, da­ha 60 milyon lira sarfedilerek  bütün tesislerin 1858 yılında ikmal edileceğini söylemiş ve ezcümle şunları ilâve etmiştir:

..Bizim baştanbaşa tetkik ettiğimiz bütün tesisler ve inşaat 4 sene dağ başında, her türlü irtibattan uzak ka­lacak mühendis, personel ve işçinin asgarî ihtiyaçlarını karşılamağa matuf olarak hazırlanmıştır. Uzun zaman burada kalacak .olanlar için esaslı bi­nalar yapıldığı gibi işçiler için de as­garî ihtiyaçlarını karşılıyacak şekilde ahşap binalar kurulmuştur. Heyet ola­rak yaptığımız tetkiklerde ortada lüks ve israf sayılacak hiç bir şeye rastla-yamadığımızı memnunlukla ifade et­mek isterim. Şüphesiz, istenmiş olsay­dı, burada daha da tasarrufa yer ve­rilirdi. Ancak, bu takdirde işçiyi ça­dırda yatırmak icabederdi ki, o zaman da hem işçi tedariki imkansızlaşır ve hem de işçiden randıman alınması mümkün olmazdı. İnşa edilen evler asgarî 75 yıl için ihtiyaca cevap vere­cek ve daimî olarak 60 aile uaun yıl­lar burada ikamet edecektir. Bu arada 22 metre genişliğinde ve yedi buçuk kilometre uzunluğunda bir yol yapıl­mıştır ki, bu yol yapılmadan faaliyete geçmek mümkün, değildi.

M. R. Hencock'un verdiği izahata gö­re, burasını askari yaşanacak bir hâle getirmeden inşaatı ilerletmek mümkün değildir. Biz de yapılanları gördükten sonra buna. kani olduk. İnşaatın baş­lamasında bir senelik bir gecikme ol­duğu muhakkaktır. Fakat, bir ay son­ra burada azamî surette faaliyet baş­lıya c ak ve günde 24 saat çalışılmak suretiyle telâfisine gayret edilecek ve mutlaka 1958 yılında sulama işleri İçin lüzumlu sular baraja akıtılmış bulu­nacaktır. Baraj sahasında çalışanların Çocukları için mektep bile açılmıştır. Bunun da ne kadar zarurî olduğunu kabul etmek yerinde olur.

Oraya giden heyetin kanaati şudur ki, ortada lüks sayılacak israf denilecek en ufak bir harcama olmamıştır. Ya­pılanların hepsi de zaruridir. Yabancı ve Türk personelinin ve mühendisle­rinin buradaki çalışmalarını bizler, Ege Elektrik Türk Anonim Ortaklığı mensupları olarak ancak şükranla kar­şılamak zorundayız.

17 Nisan 1956

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar Fas ve Tu­nus'un istiklâlleri münasebetiyle 'Fas Sultanı Majeste Beşinci Mahammed ile Tunus Beyi Altes Birinci Sidi La-min'e  şu telgrafları göndermiştir.

Majeste Beşinci Mohammed Fas Sultanı Rabat

Fas'ın istiklâli münasebetiyle Majeste­lerine Türk milleti ve kendi namıma en hararetli tebriklerimi ve sizin şah­si saadetinizle Fas halkının refahı için. en iyi temennilerimi sunmakla hususî bir bahtiyarlık duymaktayım.

Türkiye Reisicumhuru Celâl BayarAltes Birinci  Sidi Laımin Tunus Beyi Tunus

Tunus'un İstiklâli münasebetiyle Al­teslerine Türk milleti ve kendi namı­ma en hararetli tebriklerimi v<a sizin şahsî saadetinizle Tunus halkının re­fahı için en iyi temennilerimi sunmak­la büyük bir zevk duymaktayım

Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru

Ankara  :

Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesinde 6 günden beri çalışmalarına devanı fi­den Beşinci Türk Tarik Kongresi bu saban saat 10 da yaptığı genel bîr toplantı ile çalışmalarına son vermiş­tir.

Kongrede yerli ve yabancı 88 ilim a-damı tarafından 96 tebliğ okunmuş­tur. Büyük ilgi çeken bu tebliğ1 eri e Türk ve Türkiye tarihinin karanlık bir çok noktaları aydınlatılmıştır. Bu konş,ı ede dikkati çeken önemli nokta da Türk âlimlerinin sayı­ca üstünlüğü ve arkeoloji sahasında elde edilen  ilmî  muvaffakiyetlerdi.Kongrenin kapanış toplantısını Kong­re Başkanı Ord. Prof. Şemseddin Gül altay açmış, ilk sözü Türk Tarih Ku­rumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekranı Akurgal alarak Kongre çalışmalarının bir özetini yapmış ve Türk Tarih Ku­rumunun Atatürk'ün gösterdiği ilmî yalda, 25 yıl içinde kaydettiği ilerle­meleri belirtmiştir.

Daha sonra söz alan Varşova Üniver­sitesi Profesörlerinden Türkolog 7a-janckow.ski Polonya ilimler Akademi­si ve Varşova "Üniversitesi adına Be­şinci Türk Tarih Kongresiyle Türk Tarih Kurumunun 25 inci yıl dönümü nü tebrik ederek Polonya arşivlerin­de bulunan en eski bir Türk vesika­sının Altın Ordu Hükümdarı Tohtamışın 1393 de Polonya Kralı Vladislav Yagellona* gönderdiği bir fermanın fo­to kopisini Üniversite adına kurumu hediye etmiştir.

Daha sonra Budapeşte Üniversitesi profesörlerinden Pekete, Kongreye iş­tirakten duyduğu memnuniyeti, Türk bilginleriyle yapılan işbirliğinin Türk tarihi araştırmalarında s ağlıya cağı faydalan belirtmiş ve gösterilen misa­firperverliğe teşekkür ve Kongrede el­de edilen ilmî başarılardan dolayj Türk Tarih Kurumunu tebrik etmiştir.

Profesör Fekete bu arada Macar ar­şivlerinde bulunan Türk vesikaların­dan mürekkep yeni basılmış iki ciltlik büyük bir eseri de Türk Tarih Kuru­muna hediye etmiştir.

Toplantı kurum üyelerinden İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Profesörü Dr. Süheyl Ünver'in Türk tezyini sanatlarına ait bir demostrasyonu ve Kongre Başkanı Şemseddin GÜnaltay'm kısa bir hitaıbesiyle sona ermiştir.

18 Nisan 1956

 Ankara;

Formoza'nm Orta Doğu memleketleri ile hangi mevzularda ticaret yapabile­ceğini mahallinde tetkik etmek üzera Büyükelçi Ali Ching-Shan Liu'nun başkanlışinsaki 5 kişilik bir Milliyet­çi Çin ticaret heyeti, seyahatlernin merhalesi olarak şehrimize gelmiştir.

Bugün saat 15 de Belediye Reisi Orhan Eren'i ziyaret eden heyet, memleketi­mizde selâhiyetli makamlarla gayri resmî  temaslarda bulunacaktır.

Heyet 20 nisan'da istanbul'a gidecek ve oradaki temaslarını müteakip Td.ii-ran'a müteveccihen memleketimizden ayrılacaktır.

Turhal:

Geçen yıl işletmeye açılan ve tecrübe kampanyasında ].390.000 lire ham is­pirto ile 85,595 litre de saf ispirto el­de edilen Turhal ispirto fabrikası l'S'55-1956 kampanyasına tam kapasite ile girmiş ve 4 milyon 546 bin litre ham ispirto ve 340 bin 909 litre saf ispirto elde  etmiştir.

Fabrikada halen 2,5 milyon litre ispir­to mevcuttur. Önümüzdeki kampanya döneminde ise 6,5 ilâ 7 milyon litre ispirto elde edileceği ilgilerce söylen­mektedir.

19 Nisan 1956

İstanbul :

Türk Migros'un ilk umumî heyet top­lantısı münasebetiyle şehrimize gel­miş bulunan Migros Kurucusu İsviçre­li Senatör Duttcweiler bugün saat 15 de Migros'un haldeki binasında bir basın toplantısı yaparak, Migros.'un çalışmalarını anlatmış ve muhtelif su­alleri cevaplandırmıştır.

Konuşmasına 1954 senesinde Türk hü­kümetinin davetiyle gıda madde':evi üzerinde tetkik yapmak üzere bir eksper olarak ilk defa memleketimize gelmiş olduğunu belirterek başlayan Dutteweiler vermiş oldu.ğu izahatta demiştir  ki:

«O zaman ilk vazifem müstahsilin sa­tış fiatı ile müstehlikin alış fiatı ara-sınc-aki büyük farkı gidermekti. Bu­nun neticesi olarak hükümete ve İs­tanbul Belediyesine seyyar mağazalar tesisini teklif ettim. Bu teklifim ka­bul edildi ve İngiltereye 60 kamyon ismarlandı. Bu arada kuruluş hazır­lıklarına  başladık.   1955  temmuzunda 25- kamyon Türkiye ye geldi ve ekim­de ilk defa satışlara başladık.

İstanbul Belediyesi içinde bulunduğu­muz bu iki yeni hal binasını Migros'a verdi ve hükümet de 5 milyon liralık kredi açtı. Sermayemiz 500.000 liradır ve hissedarlarımız arasında tanınmış tüccar ve .sanayicilerden başka, İstan­bul Belediyesi ve yarı resmi müessese olan et ve balık kurumu vardır.

İşe başladığımız zaman sermayedarla­ra koydukları .sermayenin kaybolması ihtimalinin mevcut bulunduğunu, kâr­da da nispetin sermayenin yüzde onunu gedmeyeceğini söyledik. Diğer taraftan ticarî kâr haddini, yani alış ve satış fiatlarımız arasındaki farkı yüzde 27 olarak tespit ettik. Bugün yapılan umumî heyet toplantısında ilk bilançomuzda 270.000 liralık bîr zarar görülmesi tabiidir.

Vasati olarak günde kamyon başına iş hacmi 2200 liradır. Bu iyi bir netice­dir. Bu miktar İsviçre'deki kamyon­ların eldo etmiş oldukları vasatinin fevkinde bir rakkanıdır.

Türk işçileri ve kamyonlarda çalıdan satıcı şoförlerin çok kısa zamanda tura bir vukufla işe adapte olmalarını hay­ranlıkla karşılamaktayım. İlk zaman­lar, hiç tanımadığımız bir şoföre 4 bıı*. liralık bir malzemeye teslim etmeme mizi bize tavsiye etmişlerdi. Halbuki Türk personeli ifa etmekte oldukları vszifenin durumunu idrak ederek şevkle ise başlamıştır ve büyük bir namuslulukla işlerini yapmaktadırlar. İsviçre'den beş mütehassıs getirdik. Bunlar kamyonlarında ve ambalaj iş­lerinde çalışmaktadırlar. Evvelce de beş Türk gencini İsviçreye gönderip oradaki çalışmaları öğretmiştik. Bu­gün alman netice cok tatminkârdır. Türk Migrosunda büyük, inkişaf im­kânları görmekteyiz.»

İzahatine devam eden Migros kuru­cusu, zamanla daha bol meyve, sebze, ekmek ve balık gibi gıda maddelerin de ele alınmasının düşünüleceğini, nakliyat isinin daha da mükemmelle şeceğine işaret etmiş ve demiştir ki:

°Şu halde Migrosun vazifesi yalnız tevziatı     rasyonelleştirmek      değildir.

Bu vazifeler arasında sevkıyatın ras-yonalize edilmesi ve meyvelerin koo­peratifler hâlinde istihsallerin grup-iandırılmasi vardır. Prensiplerimizin başı müstahsile iyi para verebilmektir. Ayrıca teşkilâtımızda çalışanlara di­ğerlerine nazaran yüzde yinmi ilâ 30 daha fazla ücret ödemektir.' Bıma mukabil idare heyeti, herhangi maddî bir gaye düşünmeden, buda evveiki senelerde olduğu gibi yine ücret alma­dan çalışmayı kabul etmiştir. İsviçre­lilerin koyduğu sermaye ise umumî sermayenin yüzde onu nisbe t indedir.

Bundan sonraki mesai programımızda Amerikalıların »Şelf Serfice» dedikleri umumî mağazalar açmak vardır.

Tahmin ediyorum ki İstanbul tüccar­ları da bu faaliyetlerimiz karşısında gayri faal kalmiyaeaklardır. Onların da geniş sermayeleri vardır. Onlar da geniş ve modern bir surette organ i za olmalıdırlar, ve olacaklardır. Bundan rekabet ve kritik doğacaktır kî bunlar çok iyi netice verecektir. .Gayelerimiz­den biri de işte bu rekabettir. Migro-sun gayesi yalnız kâr etmek olmayjp rekabeti meydana getirmek ve umumi ticareti daha canlı bir hâle sokmak­tır.»

Dutteweiler konuşmasına devamla tekrar Türk mesai arkadaşlarına ve işçilere karşı duyduğu hayranlığı ifa­de etmiş ve Turgut B ayar'm idare meclisi reisliğinden istifa ettiğini e-sefle bldirmiş ve demiştir ki:

«İlk anlardan itibaren yardımlarından dolayı Turgut Bayar'a teşekkür eder, ayrılmasından dolayı üzüntümüzü bil­diririm.»

Senatör Dutteweiler .müteakiben Migros hakkında sorulan muhtelif sualle­ri cevaplandırmıştır.

20 Nisan 1956

 Ankara :

M. .M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

senelik Akdeniz müttefik hava tatbi­katı Medflex Dragon su üssünde, de­niz altında ve havada 8 gün süren bir mücadeleden sonra nihayete doğru yaklaşmaktadır. Büyük konvoy, Sicil­ya adasının Doğu sahillerinde ve Mal-ta'ya doğru yol almaktadır. Büyü konvoy bu sabah Malta adasiyie Gozo arasındaki akar geçitten geeçrek muta­savver limana vasıl olacaktır. Birliğin limana girişi sırasında taktik kuman­dasını İtalyan donanmasından Tuğa­miral S. P. Ugliese deruhts etmiştir.

Medflex Dragon tatbikatına Amerika Birleşik Devletleri, Yunanistan, İtalya, Fransız, İngiliz ve Türkiye donanma­larını temsilen 17 denizaltı gemisi iş­tirak  etmiştir.

 Ankara :

Haber aldığımıza .göre Birleşik Ame­rika Kongresi Minnesota Senatörü Edwarrd J. Thye bir teklifte buluna­rak 14 Nisan 1956 tarihli </Washingtoıı Evening Star» gazetesinde İstanbul mahreçli olarak yayınlanan Constantin Brmvn'nun .memleketimiz hakkındaki makalesinin 16 Nisan 1956 tarihli kong­re zabıtlarına geçirilmesini istemiş ve bu teklif üzerine mevzuubahis makale zabıtlara geçirilmiştir.

Senatör Edward J. Thye teklifinde ay­nen şu ifadeyi kullanmıştır:

»Kanaatimce Türkiye hükümetine ikrazatta bulunmak imkânlarını temin etmek biz Amerikalıların gayet ciddi olarak ele almamız lâzimgelen bir mevzuudur.»

 Ankara :

Çataleğzı elektrik santralında istihsal edilen enerjiyi Karabük'e getiren 80 km. uzunluğundaki bu hat sayesinde, bir yandan Karabük demir ve çelik fabrikalarına emin cereyan temin edil­mekte, diğer yandan Kuzey - Batı Anadolu şebekesiyle irtibat yapılmakta­dır. İlk safhada tek devresi çekilmi,; bulunan bu hattın kapasitesi önümüz­deki yaz mevsiminde ikmâl edilecek olan ikinci devre ile iki misline çıkar­tılacaktır. Büyük ölçüde Amerikan Marşal yardımı ile malzemesi temin edilen hattın mecmuu jnaliyeti 3 mil­yon liradır.Bir yandan Kırıkkale vasıtasiyle Çatalağzına  bağlı olan Akkoprü transfarmatör istasyonu, diğer yandan Sa­rıyer hidroelektrik santralına da bağlıcır. Önümüzdeki kasım ayında ikmâl edilecek olan bu santralın da Anka­ra'ya irtibatı yapılınca, Ankara şehri­nin, enerji emniyeti modern enterkon-neksiyon şebekelerinin ve tesislerin verebileceği en yüksek hadde erişe­cektir. İleride Hirfanlı'nın da Kırık­kale vasıtasiyle Ankara'yı besliyeceği düşünülecek olursa Ankara'nın, bir başşehrin lâyık olduğu en yüksek em­niyetle tağdiye edileceği anlaşılır.

Akkcprü transformatör istasyonu vası­tasiyle .şehre verilebilecek enerji 37.500 kilovolttur ki, bu da hâlen ça­lışmakta olan Ankara santralının aza­mi kapasitesinin bir buçuk misli ci­varındadır.

Eu istasyonda enerji 154 kilovolt'tan .34,5 kilo volta indirilmekte ve bu vol­tajda 1.2 kilometrelik bir hava hattı vasıtasiyle bipodrom mevkiindeki tâ­li bir transformatör istasyonuna nak­ledilmektedir.

Saat 16 da Akköprü transformatör is­tasyonunda yapılan merasimde vekil­ler, mebuslar, Erk ânı harbiye i Umumi­ye Reis Vekili, iktisadî devlet teşek­külleri ve bankalar umum müdürleri, Belediye Reisi, İl ve Belediye Meclis­leri âzası, Akköprü transformatör is­tasyonu ile enerji nakil hatlarının ku­ruluşunda mühendis ve teknisyenleri­mizle işhirliği yapmış olan yabancı fir­maların mensup bulundukları memle­ketlerin. Birleşik Amerika, Fransa, İtalya ve Alman Büyükelçilikleri tem­silcileri, vekâletler erkânı ve diğer davetlilerle kalabalık bir halk kitlesi hazır buunuyordu, transformatör is­tasyonunun bulunduğu saha, bu mü­nasebetle Türk, Amerikan, Fransız, İtalyan ve Alman bayraklariyle dona­tılmıştı.

Çatalağzı - Karabük hattı vasıtasiyîe Karabük'e .gelen enerji, burada iki ay­rı transformatörden geçer, bunlardın biri enerjiyi 66 kilovolttan 3,3 kilovol-ta İndirmek suretiyle Karabük demir ve çelik fabrikalarını besler, 30,000 kilavolt kapasitede olan bu transforma­tör ve müştemilâtı olan tesisler ağus­tos   ayında  tamamlanacaktır. Diğer'ransformatör, &6 kilovoltluk enerjiy-154 kilovolta yükseltmek suretiyle Kuzey - Batı Anadolu şebekesine ir­tibatı temin etmektedir ki, bugün ik­mâl edilmiş bulunan transformatör budur, 30.000 kîlovolt kapasitede bulu-nsn transformatör istasyonu Frans'z Merlin et Gerin ve Schneider Westin-ghou.se firmalarına 1954 tem muzu ad a ihale edilmiş, inşaat ve montaj işleri­ne ^355 temmuzunda başlanılmak su­retiyle 9 aylık kısa bîr zaman zarfın­da ikmâl edilmiştir. Bu istasyonun ma­liyeti 1 milyon lira   civarındadır.

Bu istasyon da hâlen ikmâl edilmiş bu­lunmaktadır, Hipodrom'dan başka dış-kapı, cebeci, bakanlıklar ve santral mevkilerinde kurulan tevzi istasyon­larına enerji 34.5 kilovoltluk yeraltı kabloları ile nakledilmektedir. Bu is­tasyonlarda 34.5 kilovoltdan 6.3 kilo­volta düşürülen voltaj, şehir şebekesi­ni besleyen transformatörlerle irtibat­la ndırılmaktedır. Dışkapi, cebeci ve bakanlıklar istasyonları Önümüzdeki yaz mevsiminde ikmâl edilecektir.

Akköprü transformatör istasyonunun teçhizatı muhtelif Amerikan ve Av­rupa firmalarından getirilmiş inşaat ve montaj işleri Amerikan müşavir mühendis firması Chas. T. Main'in teknik kontrolü altında Sarıyer tesis­lerine bağlı olarak emaneten Et i bank tarafından ikmâl edilmiştir. Transfor­matör istasyonunun mecmu maliyeti 4,5 milyon lira civarındadır.

Kısa zaman iğinde karar verilen, imâl edilen, inşa edilen, ve ikmâl olunan bu tesislerin her safhasında en mü­essir müz ah aretl erini esirge m iyen muhterem hükümetimize huzurunuz-c'a en derin şükran hislerimizi arzet-meyi bir borç biliriz, bugün işletmeye açtığımız tesislerin bir kısmının geniş ölçüde faydalandığı Amerikan iktisadî yardımını yad eder, ve hu tesislerin vüeude getirilmesinde vazife alan İtal­yan, Fransız, Amerikan ve Alman fir­malarının mesailerinin takdirlerinize lâyık olduğunu tebarüz ettirmeyi zevkli  bir vazife telâkki  ederim.

Tesislerin memleket ve Ankara şehri için hayırlı olmasını temenni ederken Çatalağzından gelen cereyanı nakle­den tesislerimizle Ankara elektrik şeimage007.gifbeke sini birbirine bağliyaeek olan şalterin uğurlu elleriyle kapatılmasını çok sayın Cumhurreisimizden istirham eylerim a.

Müteakiben Ankara Belediye Reisi Orhan Eren söz almış ve şu konuşma­yı yapmıştır.

«Çok muhterem Reisicumhurumuz, Başvekilimiz, sayın davetliler ve kıy­metli  hemşehrilerim,

Daima halk hizmetinde olmanın _ ve memleket çapındaki İktisadî kalkın­ma ile muvazi olarak, gittikçe artarı vatandaş ihtiyaçlarını karşılama gay­retiyle meşbu bulunmanın derin haz­zı içinde bugün şehrimizin elektrik mevzuunda ileri bir adımını teşkil e-den Akküprü transformatör istasyo­nunun işletmeye açılması merasimine iştiraklerinden dolayı büyüklerimize Sükran borcumuzu sunmayı bir vazife bilirim.

Ankara'da son seneler zarfında bele­diye hizmetleri bakımından büyük in­kişaflar kaydedilmiş olmasına rağmen hemşehrilerimizin modern hayatın ni­metlerinden faydalanma yolundaki is­teklerinin elde mevcut tesisleriyle kar­şı lana mıyacak bir mahiyet arz etmiş olması yeni bir takım teşebbüslerde bulunmak  zaruretini  icabett irmiş tir.

Şehrin elektrik mevzuunu da içine alan amme işlerini başarabilme yolun­da demokrat hükümetimizin her saha­da olduğu gibi bizlere himayekâr eli­ni uzatması, Ankara Belediyesine mü­zaheretle bu dâvanın halli için esas­lı surette gayret sarf etmiş olması minnetle   karşılanacak   bir   hâdisedir.

Muhterem hemşehrilerim, muhterem davetliler,

Yeni Akköprü transformatör istasyo­nunun teknik kapasitesi hakkında siz­lere malûmat vermeden evvel halen mevcut elektrik santralimizin tarihçe­si hakkında çok kısa izahatta bulun­mak isterim:

Ankara'da ilk elektrik santralı 1924 senesinde şehremaneti tarafından bent deresi mevkiine kurulmuştur. Bu santralde 50 beygir kuvvetinde bir ile 30 kilovattık mütemadi cereyanlı bir dinamo tesis edilmişti.

Şehrimizin elektrik takati 1350 sene­sinde ise 19 bin kilovatı bulmuştur. Bu miktarın 5 bin kilovat kadarı da yedek olarak muhafaza olunmakta idi. Hal böyle iken elektrik ihtiyacı mev­zuunda kaydedilen artışlar neticesi 1952 de bir buhar kazaniyle kozlu elektrik santralinden alman biri 3300 kilovathk diğeri 23Ö0 kilovattık iki türbo alternatör grubu tesisi sure­tiyle mevcut santral takviye edilroişr tir. Bu suretle santralin mecmu taka­ti 25 bin kilovatı bulmuştur.

Muhterem  büyüklerim.

Bugün burada işletmeye açmakta bu­lunduğumuz Akköprü transformatör grubu 37.500 kilovat takatinde elekt­rik verebilecek kapasitededir. Ancak şimdi Çatalağzı, termik sanralinden 20. bin kilovattık bir enerji transferi yapılabilecektir. Yani Ankara'mızın enerji kudreti bir misline yakın bir tezayüd arzetmektedir.

Diğer taraftan bugün kurulmuş, bü­yüklü küçüklü sanayi müesseselerinin belediyeden talep ettikleri miktar ise 22 bin kilovattır. 1955 senesi son ay­larında şehrimizin elektrik ihtiyacı zir ve saatlerinde bazı büyük sanayi müesseselerinin almakta olduğu cer-yanlarm tahdid edilmesi ve mevcut tesislerimizin tam takatle ealışırılma-sı  suretiyle   ancak   karşılanabilmiştir.

Çatalağzı termik santralinden şehri­mize elektrik nakleden hava hattında mühim bir arıza olmadığı takdirde şimdiye kadar maruz olduğumuz e-lektrik arızalariyle bundan böyle kar­şılaşmayacağız.

Çatalağzı termik santralinden sonra Sarıyer ve Hirfanlı barajları da faa­liyete geçtiği ve bize cereyan verildi­ği gün Ankaramızm enerji dâvası kö­künden, uzun vadeli olarak halledil­miş  bulunacaktır.

Şu anda demokrat iktidarımızın mem­leket şumül hizmetlerinden nasipleri­ni almış vatandaşlar olarak büyük bir sürür duymakta, memleket meselele-lerinin kökünden halli yolundan bü­yük adımlar atan Cumhuriyet Hükü­metimize ve ayrıca bu tesisin inşasın­da hizmetleri geçen idareci, müiheadis,

teknisyen ve isçilere Belediye Reisi sıfatiyle hemşehrilerim adına minnet ve şükranlarımızı bildirmenin bahti­yarlığı   içindeyim.»

İşletmeler Vekili Sam et Ağaoğlunun hitabesi:

Merasimde hazır bulunmakta olan İtalya Büyükelçisi Ekselans Comtc Pietromarohi'nin kısa bir konuşmasını müteakip İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu kürsüye gelerek şu konuşmayı yapmıştır:

«Çok Muhterem Reisicumhur, Çok Muhterem Başvekil, muhterem misa­firlerimiz.

Üç gün evvel Zonguldak'ta Çatalağzı santralini açtık. Bugün oradan büyük ve aziz Ankara'mıza uzak mesafeler­den cereyan verecek olan hava hatla­rının ve transformatörlerin açılışını yapıyoruz. Bir saat sonra 120 bin ton istihsal kapasitesi olan Ankara çimen­to fabrikasını tecrübe işletmelerine başlatacağız.

Yarın Tuncbilek'e giderek senelik is­tihsâli 300 milyon kilovat saatlik santrali yurt hizmetine sokacağız. Bu suretle memleketimizin en büyük şeh­ri İstanbul iki büyük santralle aynı zamanda beslenmiş olacaktır. Bundan başka Eskişehir, Bursa gibi ehemmi­yetli şehirlerimiz ve birçok kasabala­rımız bol elektriğe kavuşacaktır. Pa­zar günü Seyhan'da yine 300 milyon kilovat saate yakın enerji istihsâl e-decek santrali açmağa gideceğiz. Bu ayın sonuna doğru ise 400 milyon kilovat saatlik Sarıyer santralinin gö­lü vücut bulmağa başlıyacak vatan­daşlar... Seyhan barajı gölünün altın­da kalan, Sarıyer barajı'nm Hirfanlı barajı'nm suları ve gölleri altında kalacak olan, muazzam Anadolumu-zun mel'un ve makûs kaderidir. Bu suların altına bu kaderin hâkim oldu­ğu bir devri  görmekteyiz.

Daha üc fiün sonra yine aiz Anado-luyu birbirine hasretle bakan İki parça­ya bölmüş efsanevî bir nehrin üzerin­de bu parçaları ebediyen birleştire­cek olan Birecik köprüsü geçit ver-miye başlı ya çaktır. Ve bütün sene yeni santraller, yeni şeker fabrikaları, yeni çimento fabrikaları, yeni mensu­cat fabrikaları birbiri arkasından me­denî ve insanî bîr hayata kavuşmanın ateş gibi yanarı arzusu içinde çırpınan milletimizin   hizmetine      gireceklerdir.

Demokrat part iktidarının memleket mukadderatını idareye başladığı gün­den bu yana vatan sathında husule .gelmiş ve gelmekte olan büyük de­ğişikliğin tarihî manâsını bugün içi­mizde ve dışımızda kavramamış olan­lar bulunabilir. Fakat bundan az bir zaman sonra gelecek nesiller Türki­ye'de 950 den bu tarafa yepyeni bir devrin başladığını bu devrin eserleri bu devrin medeniyeti, bu devrin hari­kulade dinamik zihniyetiyle kendisini keskin bir bıçakla kesilmiş gibi evvel­ki devirden ayırmış olduğunu göre­ceklerdir.

Türk milleti asırlar devam eden geri bir hayat seviyesini birinci büyük dünya harbinin korkunç inhidamının altında bırakmak suretiyle evvelâ millî İstikbal mücadelesine girdi. Şim­di de millî ^stiklâlin mutlak şartı olan iktisadî istikbâl mücadelesini ni­hayete erdirmek üzeredir. Bu barajlar, bit santraller, bu fabrikalar, fau yollar ve köprüler. Bu limanlar yeni bir ce­miyet meydana getiriyor, hür vatan­daşlardan mürekkep hür cemiyeti ya­ratıyor.

Kıskançlıklar ve hasetlerle bu haki­kati gormiyenleri bir tarafa 'bırakıyor ve masum düşüncelerle «bugünkü ne­sillerin omuzlarına gelecek nesillerin refah bedelini yüklemiyelim» diyenle­re hitap etmek istiyorum: (Bugünün hayat seviyesinin, 1950 den evvelki hayat seviyesiyle mukayesesi çok güç olacak kadar ileri bulunmasına rağ­men, şayet vaşıyan nesillerimiz omuz­larına, çocukları ve torunları için yük­ler almışlarsa bu, muasır dünya için­de hür ve medeni bir millet olarak yasamayı temin etmek gayesinin za­rurî bir icabıdır. Ve nesillerimiz ço­cuklarına fas torunlarına valnız siya­sî istiklâli kurtulmuş değil, aynı ma­manda iktisadî İstiklâli de mutlak bir teminat altına alınmış bir vatan bı­rakmış olmakla  ebediyen iftihar edeimage008.gifçeklerdi». Ve tarih nesillerimize bu iftihara lâyık sahifeleri daha şimdi­den   ayırmış bulunmaktadır.

Muhterem   vatandaşlar,

Eserlerin karşısına. demagojiyle çık­mak mümkün değildir. Dema.g otlar, ^Özleri kapalı nserap, hayâl, hayâl,» diye bağırarak koştukları yollarda başlarını hep bu abidelere vurmak suretiyle lâyık oldukları en büyük ce­zayı, hüsran, içince bedbaht olmak cezasını   bulacaklardır.

Son olarak şunu söylîyeyim, bu eser­lerin vücuda gelmesinde Türk mü­hendisi ve işçileriyle mesaî birliği yanmış olan Fransız, İngiliz, İtalyan, Alman, Amerikan mühendislerine ve firmalarına, mühendislerimizi bera­ber, teşekkür ederken yalni7 Türk ik­tisadı kalkınmasına değil, dünya sul­hunun devamlı olmasını sağlıyacak e-Sârlere de iştirak etmiş bulunduk"1 arı­nı hatırlatmak İstiyorum. Zira Türk milletinin büvük kalkınması sulhun şartlarından birisi  olmuştur.»

Müteakiben -Reisicumhur Celâl Bayar, »bütün alâkalılara tebrik teşekkür ve takdirlerimle acıyorum» demek sure­tiyle şalteri kacatmış ve Catalağzı termik santralinden saklanmış olan enerji saat 16.45 ds Akkdorü trans­formatör İstasyonundan halkın alkış­ları arasında Ankara şehrine verilmiş­tir.

Dpha semra transformatör tesisleri hep beraber ezilmiştir.

Güvercinlik mevkiinde tesis edilmiş olan Ankara çimento fabrikasının tecrübe isletmesine açılış merasimi de saat 17 de yapılmıştır.

Bayraklarla süslenmiş bulunan fabri­ka binasının önündeki meydanda ci­vardan gelen halkın istirâkile yapılan bu törende Reisicumhur Celâl Bayarla Başvekil Adnan Menderes ve diğer davetliler de hazır bulunmuşlardır.

Bandonun çaldığı istiklâl marşını mü­teakip Ankara Çimento Sanayii Ano­nim   Şirketi  İdare   Meclîsi  Reisi Fikret Aktekin, bir konuşma yaparak bu­gün hizmete giren bu müessesenin e-hemmiyetini tebarüz ettirebilmek için çimento sanayiinin bizde geçirdiği ge­lişmeye dair izahat ve rrıkamlar ver­miştir. Fikret Aktekin, uzun yıllar bir duraklama ve bskleme devresi geçi­ren ve yılda 395 bin tonu geçmemiş elan çimento istihsâlimizin 1950 yılın­dan sonra 195lâ do Sivas fabrikasının tev.sii, 1953 yılında İzmir fabrikası-nın kuruluşu, 1954 yılında Zeytin bur­nu ve Kartal fabrikalarının tevsileri suretiyle dört yılda bin ton arta­rak ton istihsâl kapasitesine yükseldiğini belirtmiştir.

Yalnız geçen yıl memleketimize ithâl edilen 810 bin ton çimento için yur­dumuza üç yeni çimento fabrikasının kurulmasını mümkün kılacak bir meblâğın, 80 milyon liralık dövizin Ödendiğini hatırlatan Fikret Aktekin, bu şartlar altında çimento sanayinin Türkiye'de bir an evvel tesisinin ha­yati bir ehemmiyet kazanması üzerine Türkiye Çimento Sanayi Anonim Şir­keti kurularak hususî sermaye ile iş­birliği suretiyle 16 yeni çimento fab­rikası tesisine karar verildiğini ve bu fabrikalardan iki tanesi de talepleri ü-zerine hususî teşebbüse devrolundu kaydetmiştir.

1949 sonunda 395 bin tondan ibaret 0lan çimento istihsâl kapasitemizin bu yeni fabrikanın hizmete «irmesiyle 2.745.000 tona yükseleceğini hatırlatan Ankara Çimento Sanayi Anonim Şir­keti İdare Meclisi Reisi, daha sonra demiştir ki:

«1952 yılından sonra, hükümetimizin ilham ve teşviki eriyle Türkiye Emlâk Kredi Bankası, Sümerbank ve İş Ban­kası, Ankara Belediyesinin ve Güven Sigorta Şirketinin iştiraki ar iyi e 9 mil­yon lira sermayeli Ankara Çimento Şirketini kurmağa karar vermişler, ve bu müesseseyi meydana getirmişlerdir.

1949 yılında 10 bin ton olarak kurul­ması düşünülmüş bu tesisin kısa za­manda ihtiyaca yetmiyeceği anlaşıla­rak kapasitesinin 85 bin ton yerine 120 bin tona yükselmesine, Şirket serma­yesinin de kapasite ile uygun olarak 9 milyon liradan 15 milyona çıkarıl­masına  karar verilmiştir.

15 milyon lira olan şirket sermayesi­nin 7.416.000 lirası Türkiye Emlâk Kredi Bankasına, 4.166.000 lirası Sümerbank'a, 1.667,000 lirası Türkiye Bankasına, 1.667.000 lirası Ankara Be­lediyesine, 84,000 lirası da Güven Si­gorta Sosyetesine aid bulunmaktadır.

Fabrika makineleri Almanya'nın Klöekner Humbold Deniz müessesesin­den 5.000.000 lira bedel ve beş yıl kre­di ile alınmış inşası için 7 milyon li­ra, montaj masrafları için 2,5 milyon lira, nakliye, sigorta, gümrük masraf­ları için 2,6 milyon lira, arsa ve tesis masrafları için 1,5 milyon lira ki, cem'an 18,5 milyon lira  ödenmiştir.

Fabrikanın inşası için ' 6^500 ton çi­mento 2.500 ton demir kullanılmıştır. Fabrika, yılda 120.000 ton çimento is­tihsâl edecek, bu imalât için yılda 120.000 ton kalker, 60.000 ton kil," 240 bin ton su, 20.000 ton maden kömürü, 6.000 ton kok tozu, 14.000 kilovat saat elektrik cereyanı istihlâk edecek 300 Tark vatandaşa iş sağlıyacsktır. Fab­rikanın hemen yanında bulunan kal­ker ve kil ihtiyatının asgarî yüz yıllık istihsâline yetişeceği tesbit edilmiştir. Fabrika ithalâta mani olmak suretiyle yılda 6 milyon liralık döviz tasarrufu teinin ettikten maada, bugüne kadar İstanbul, Sivas, İskenderun ahirlerin­den Ankarn bölgesine gönderilen çi­mento nakliye bedeli olarak ödenmek­te olan 4.000.000 liranın da harcanma­sını önliyecektir.»

Fikret Aktekin, -bu izahatı müteakip konuşmasını şöyle bitirmiştir:

Ankara Çimento Fabrikası, basta muh­terem Devlet Reisimiz olmak üzere değerli hükümetimizin direktif, teşvik ve müzahereti er iyi e yeni baştan ku­rulmuş bulunuyor.

Müessesenin sahibi olan millî bankala­rımız bu naçiz eserlerini yurdumuzun başdan başa İmar ve ihyası için aziz milletimizin hizmetine arz ve tahsis bulunuyorlar. Muhterem Reisicumhurumuzdan ken­di gayret ve emeklerinin mahsulü olan bu modern müesseseyi aziz mil­letimizin hizmetine uğurlu elleri ile açmalarını rica ederken Ankara Çi­mento Fabrikasının hayırlı ve başarılı olmasını candan temenni^ederim..,

Bu konuşmadan sonra fabrikanın ma­keti üzerinde fabrika Müdürü tarafın­dan izahat verilmiş ve daha sonra Reisicumhur Celâl Eayar «Uğurlu ve kârlı olsun- temennisiyle kurdelâyı kesmek suretiyle Ankara Çimento Fabrikasını   işletmeye   açmıştır.

Tesislerin gezilmesini müteakip mera­sime son verilmiştir.

 Ankara :

Son günler içinde törenle memleket hizmetine açılan ve memleketimizin kalkınmasında mühim bir rol oynaya­cak olan eserler hakkında Ulus Gaze­tesi bugünkü nüshasında büyük pun-tularla ,ıtörenle işletmeye açılan üç tesis halâ çalışmıyor» başlıklı bir ya­zı neşretmigtir. Ankara Çimento Fab­rikası, Çatalağzı - Ankara enerji na­kil tesisleri ve Seyhan Barajı gibi baş­lı başına birer kıymet olan millî mü­esseselerimiz hakkında bermutad si­yasî maksatlarla hilafı hakikat beyan­larda bulunulmuştur.

Ulus Gazetesinin (bu yazısında evvelâ Ank aradaki Akköprü transformatör merkezinin açılış töreni ile halk efkâ-fmm aldatıldığı, enerji nakil hattının geçtiği yerlerde düşürücü tesisler ya­pılmadığı Ankara'nın Çatalağzı ener­jisinden istifade edebilmesi için Kı­rıkkale ve Karabük merkezlerinin de açılması icap ettiği, fakat Etibank'm plânsız çalışması yüzünden bu tesisle­rin ikmâlinin unutulmuş olduğu, bu vaziyetin tören İçin davetiyeler  dağı­tıldıktan sonra anlaşıldığı, Kınkkak ve Karabük merkezlerinin ancak 1957 senesi sonunda ikmâl edilebileceği, Bankanın bu mahsuru önlemek üz?re Kırıkkale'de tesisine giriştiği reaktö­rün ise ancak bîr senede bitirilebile­ceği, bu itibarla Ankara transforma­tör merkezinin bir sene sonra faaliyate geçebileceği ve Ankara'nın Çatal ağzından bir sene sonra cereyan alabile­ceği bildirilmektedir.

Bu yazı üzerine Etibank Umum Mü­dürlüğünden selâhiyetli bir zat aşağı­daki açıklamada bulunarak demiştirki:

«Ulus Gazetesinin bu haberi de son günlerde bankamız tarafından yapıl­makta, ve işletilmekte bulunan bir kı­sım tesisler hakkındaki haberler gibi tamamen  hakikat  hilafıdır  zira:

Çatalağzı santralindan Ankara'ya enerji nakleden hava hatları, transfor­matörler ve diğer tesisat, cereyanı An­kara'ya kadar 154 kilowat üzerinden nakledecek şekilde tamamen ikmâl edilmiş ve bu tesisatın açıldığı 5 nisan günü de voltaj  tecrübelerine başlan­mıştır. Her yeni tesisin işletmeye baş­
lamasından itibaren bir müddet İçin gösterdiği intibak    arızaları vardır ki, buna mutat olarak doğum arazı deni­lir.   Eu   arazın  gözüküp   gözükmiyeceği, gözüktüğü zaman  da  kısa bir za­manda  izalesi tedbirlerinin  alınması için yine bir müddet müşahade altın­ da bulundurulur, Zaten bunun İçindir
ki,  açılma  günü verilen  izahatta An­kara şehrine elektriğin devamlı olarakbu tecrübelerden sonra ve en nihayetnisan sonunda verileceği tebarüz etti­rilmiş ve   Ankara     Belediyesi   ile  de tertibat bu şekilde alınmıştır. Filhaki­ka bu   ayın  çok  muhtemel  olarak  25 inde    olmadığı takdirde sonunda An­
kara   elektriği   devamlı ve  ticarî  ola­rak   Çatal ağzından     temin  edilecektir. O halde Ulus  Gazetesinin Ankara'nın ancak  bir sene   sonra     Çatalagzından cereyan alabileceği şeklindeki haberin hakikatle hiçbir alâkası yoktur.

 Yine bu haberde  Kırıkkale ve Karabük transformatörlerinin  inşası­nın Etibank'ın plânsız    çalışması yü­zünden  unutulduğu  ve bunların  an­cak 1957 senesinde ikmâl edileceği ya­zılmaktadır. Bunun da hakikatle hiçbir alâkası yoktur. Her İki transformatörde program mucibince yâni Kırıkkale
mayıs ortasında, Karabük eylülde ik­mâl olunacaktır.  Fakat bunların An­kara'ya cereyan vermekle   alâkalan mevcud değildir. Bunlar, bu iki sana­yi  merkezinin    Çatalagzından cereyan 3İmasmı temin edecek tesislerdir.

 Yine aynı yazıda, merasim günü Akköprü  transformatör     istasyonunun Ankara'dan verilen    cereyanla işletil­diği     bildirilmektedir. Halbuki bu transformatör İstasyonu  fabrika  gibi cereyanla  işleyen  bir  tesis değildir.

Ancak Çatalagzından gelecek yüksek voltajı alçak voltaja tahvil eden bir tesisdir. An'kara şehri şebekesindeki alçak voltajlı cereyanın bu istasyona verilmesi  mümkün  değildir.

G-örülüyorki Ulus Gazetesinin Ankara elektriği hakkındaki haberi, hakikat­lerin siyasi maksatlarla, umumî efkâ­rı bulandırmak gayretiyle öteden beri itiyat haline 'getirilmiş olan bir metodunun yeni tezahüründen başka birşey  değildir.

Yin.e Ankara Çimento Fabrikası hak­kındaki "Ulus Gazetesinin hilafı haki­kat haberi de çimento fabrikasından selâhiyetli bir şahıs taraflından aşağı­daki şekilde yalanlanmıştır.

«Bu  haber  yalandır  zira,

1      120 bin ton     kapasiteli Ankara Çimento     Fabrikası     tamamen  ikmâl edilmiştir.

 Eu ay sonunda Çatalagzından An­kara'ya devamlı olarak verilmeye baş­lanacak cereyanla     işletme tecrübele­rine geçecektir.

■ İşletme  tecrübeleri, bir taraftan tesisin intibakını kontrol etmek, diğer taraftan  da istihsâl edilecek çimento­nun kalite ve ayarını tesbit etmek ba­kımından onbeş yirmi gün kadar sü­recek ve daha  sonra fabrika memle­ketimizin  imarında  kendisine  düşen ehemmiyetli vazifeyi    görmeye bağlı­
yacaktır.Görülüyor ki. Ulus Gazetesi memle­ketin bu derece büyük yeni bir tesisi­ni siyasî maksatlar uğrunda değersiz göstermek gibi uygunsuz bir neşriyat­tan çekinmemektedir.Yine Ulus Gazetesinde büyük millî tesislerimizden biri olan Seyhan Ba-raiı hakkında da yalmş malûmat ve­rilmekte ve bu meyanda santralın me­rasim günü bir saat çalıştıktan sonra kapatıldığı, ancak temmuz ayında çalı­şabileceği, üçüncü ünitesinin malze­mesinin bile henü gelmediği yazıl­maktadır. Sular İdaresi Mü­dürlüğünden selâibiyetli bir şahıs aşa­ğıdaki cevabı vermek suretiyle habe­rin hakikatle hiçbir alâkasının olma­dığını  izah etmiştir:

image009.gif«Ulus Gazetesinin verdiği bu haber yanlıştır.  Zira:

1  Her yeni tesisin işletmeye açıl­masından bir müddet sonraya kadar, doğum arazı denilen bir takım arıza­lar göstermesi tabii olduğu gibi, de­vamlı faaliyete başlamasına kadar da çalışma seyri müşahede altında bulun­durulur ve inkitasız faaliyete ancak bundan sonra devam olunur.

Seyhan baraj ve santral inşaatı bit­miş, açılma gününden itibaren 15 ni­san tarihine kadar muntazam olarak cereyan istihsâl etmiş, bu müddet zar­fında hiçbir arıza göstermemiş ve bTa vaziyet karşısında da ticarî mahiyette ceryan istihsaline başlamadan evvel bütün tesislerin son bir muayenesi yapılmak için bir hafta müddetle dur­durulmuştur. Santral gazetenin yaz­dığı gibi temmuzda değil iki gün son­ra 3-2 nisan günü kati, devamlı ve ti­carî olarak çalışmaya başlayacaktır.

Derhal haber verelim ki bir müddet sonra yeniden gözden geçirilecektir. Bu tekniğin zarurî bir icabıdır.»

2  Seyhan santralı iki ünite üzerine inşa edilmiştir. Elektrik santralleri te­sisinde bir usul olarak her memleket­te ve bizde kabul edildiği veçhile ile­rideki ihtiyaç İnkişaflarını karşılamak için de esas plânında üçüncü üniteye yer verilmiştir. Bu üçüncü ünite an­cak bölgenin yeni ihtiyaçları tesbit e-dildikten sonra ihaleye çıkarılacaktır. O halde ortaya malzeme gelmemesi gibi bir 'hâdise yoktur. Yine görülü-yorki Ulus Gazetesinin Seyhan Bara­jı hakkındaki yazısı hakikatleri kas­ten tahrif eden ve siyasî ihtirasları uğruna büyük millî müesseseleri ve bunların vücude gelmesinde emekleri geçmiş bulunan bütün vatandaşların ideal dolu çalışmalarını umumî efkâr önünde değersiz bir hale düşürmek yolundaki gayretlerinin yeni bir teza­hüründen başka birşey değildir.

21 Nisan 1356

 Ankara :

Dost ve müttefik Irak'ın yeni Ankara Büyükelçisi    Ekselans itim a dna meşini - Reisicumhurumuza takdim ederek vazifesine başlaması münasebetiyle ihtisaslarını rica eden Ankara radyosu yabancı diller servisi­nin bir muhabirine beyanatta bulun­muştur. Ekselans Şakir El-Vadi bu akşam radyonun Arapça yayınında kendi sesinden verilen bu beyanatın­da  şöyle  demiştir:

Uzun ayrılış senelerinden sonra dost ve komşu Türkiye'ye Irak Büyükelçisi olarak dönmek beni çok bahtiyar edi­yor. Meziyetleri hakkında geniş bil­gim olan bir millet nezdinde Kralımı ve milletimi temsil şerefine nail oldu­ğum için müftehirim. Bu nazik anlar­da Türkiye'nin durumunun ehemmi­yetini idrak ediyorum. Memleketleri­miz için hayırlı olan karşılıklı anlaş­manın ve sayın Türkiye Reisicumhu­ru Ekselans Celâl Bayar'a itimadnamemi takdim ettiğim anda mevcudi­yetine bir kere daha kani olduğum karşılıklı itimadın devamını ve bera­berce muvaffak olmamızı cenabı hak-t?n niyaz ederim.»

3? Nisan 1956

 Ankara :

23 Nisan Millî Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı münasebetiyle Türkiye Çocuk Esirgeme Fj-irumu Genel Merkez Baş­kanlığı Türk çocuklarına hitaben şu mesajı yayınlamıştır.

»Sevgili  Türk çocukları,

Yarın, sizlerin bayramı olan 23 Nisa­nı kutlayacağız. Bu mutlu günü 35 yıl Önce millî savaşımızın sonunda saela-mıştık. Onun için 23 Nisana Millî Ha­kimiyet vp Çocuk Bayramı diyoruz. Böyle iki bayramın bir arada kutlan­masının manâsı büyüktür. Bu memle­kette asırlardan beri hasreti çekilen Millî Hâkimiyetin aziz Türk çocukla­rına emanet edilmiş olmasının işareti­dir.

Bayramınız  kutlu  olsun çocuklar...

Yurdun neşe ve ümidi, milletimizin istikbal ve kuvvet kaynağı olan Türk çocukları, baha biçilmez mukaddes hazînemizdir. İşte bunun için Türk mil­leti, Türk devleti ve Türk hükümetleri sizlere her ürlü ilerleme ve yüksel­me yollarını   açıyor.

Tarihe bakınız: Türk milleti çocuğa en. büyük ehemmiyet ve kıymet veren bir sosyal topluluktur. Çocuğa büyük değer veren bu Türk ananesini, in­sanlık idealinin eseri olarak sizler ya­şatacaksınız.

Bu kutsî toprakların ebedî sahipliği, ancak Türk gocuklarının sıhhati, kuv­veti, ahlâkı ve irfanı ile devam ede­cektir.

Bayramınız şen geçsin, azİ2 Türk ço­cukları...

İstanbul :

İstanbul Vilâyetinden bildirilmiştir:

Bugünkü gazetelerde, pazar günü İs­tanbul'da yapılan parti kongrelerine polisin müdahale ettiği yolunda haber­ler çıkmıştır. Polis yalnız kapalı yer toplantılarının izinsiz olarak açıkhava toplantısı haline getirilmesini önle­mek sur etil e kanunî vazifesini yap­mıştır.

İlgili zabıta memurlarının ikazları *-zerine kafalı yer toplantılarının ka-yıdlarma uyulduğu için bütün toplan­tılar yapılmış ve hiçbir toplantı men'-ediltnemiştir. Başka türlü men ve mü­dahale de yoktur.

Keyfiyetin tavzihine Anadolu Ajansı mezundur.

Ankara :

Muhabirlerimizden aldığımız telgraf­larda, Milli Hâkimiyet v» Çocuk Bay­ramının bütün yurdda coşkun tezahü­ratla parlak bir şekilde kutlandığı, ilk ve orta dereceli okulların bu mera­simlere katıldıkları, yapılan konuşma­larda günün manâ ve ehemmiyetinin belirtildiği, bütün öğrencilerin and iç­tikleri ve müteakiben bütün okulların, izcilerin yavru kurtların katıldığı ge­çit resimleri yapıldığı, fakir talebele­rin giydirildiği, çocuk esirgeme kuru­mu teşkilâtı tarafından çocuk balola­rı tertiplendiği bildirilmektedir.

Düzce:

Devlet     Vekili  Cemil de demokrat parti genel idare ku­rulu azalarından Ankara Mebusu Atıf Bendcrlioğlu ile Konya Mebusu Rem­zi Birand ve Bolu Mebuslarından İh­san GÜlez, Selâhattin Baysal, Bolu Valisi, Belediye Reisi olduğu bugün saat 13 de Düzce'ye gelmiştir. Devlet Vekili Cemil Bengü, meteorolo­ji tesislerinde ve İnhisarlar İdaresine ait inşaatı ikmâl edilmiş olan binalar­da tetkklerde bulunmuştur.

Daha sonra Düzce Dedediye mahalle­sinin Şehir gazinosunda yapılmakta o-lan Demokrat Parti Ocak Kongresi­ne iştirak etmiş ve halkın İsrarlı iste­ği üzerine bir konuşma yapmıştır.

Devlet Vekili, iktidarın kalkınma hamlelerini bir takım mücerred iddi­alarla kamufle etmek isteyen muha­lefetin, rejim buhranı, ispat hakkı şu veya bu teranelerle halk efkârını bu­landırmak ve bu suretle iktidara kar­şı itimatsızlık hissi yaratmak istediğini izah etmiş ve halkın itimat ve r&yi ile iş başına gelen demokrat parti iktida­rının bu menfi propagandalara lâfla değiî İş ve icraatiyle cevap verdiğini ve vereceğini belirtmiştir.

Rejim buhranına da temas eden Dev­let Vekili Cemil Bengü, rejim buhra­nının mevcudiyeti için halk hâkimiye­tinin mevzmibahis ola mıy a cağını, hal­buki, l'!J50 den bu ,yana iktidarda bu­lunan demokrat partinin, milletin ka­hir ekseriyetinin reyi ile iş başına gel­diğini ve Türk milletinin iradesinin kendi mümessillerinden müteşekkl olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ta­rafından idare edildiğini, şu hale gö­re, rejim buhranının mevcudiyetini id­dia etmenin bühtan olacağını ifadc et­miştir.

Cemil Bengü isbat hakkı mevzuna da temas ederek, bu teklifin, teklifi yapanların da hazır bulunduğu ada­let komisyonunda red edildiğini söy­lemiş ve bunlar muayyen bir dava­ları olmadığım ifade ettikten sonra hürriyet ve rejim davalarından bah­sedenlerin başka bir kanun teklifi me­selesi yüzünden parti kurmaları ve her gün meydanlarda mitingler tertip ederek en mukaddes varlıklarımıza saldırmaları,     onların    aradıklarından

çok hürriyetin bu memlekette mevcu­diyetini isbata kâfidir demiştir.

Müteakiben hükümet konağı ile bele­diyeyi ziyaret eden Devlet Vekili saat 17 de şehrimizden ayrılmıştır.

 Ankara :

Maarif Vekili Prof. Ahmet Özel çocuk haftası münasebetiyle Ankara radyo­sunda bu saıbah saat 10 da şu konuş­mayı  yapmıştır:

»Aziz yurttaşlarım,

Millî Hakimiyet ve Çocuk Bayramı­nızı kutlar, memleketimiz ve çocukla­rımız için saadetler dilerim.

Çocuklarımızın terbiyesi, milletimizin en mühim .mevzuudur. Hamd olsun son yıllarda memleketimizde daha çok çocuğun tahsil ihtiyacı karşılanabil­mektedir. Mecburî okuma çağında bu­lunan Türk çocuklarından 7 milyonun okula kavuşmuş olması bizleri sevin­diren bir hâdisedir. Her yıl üst üste 600 ü mütecaviz ilkokul açılmakta ve bu okullar için öğretmenler yetiştir­mek üzere Öğretmen okullarının sayı­sı da arttırılmaktadır. Kimsesiz ve ko­runmaya muhtaç çocuklarımızı barın­dıran yetiştirme yurtları, bu güç du­rumdaki yavrularımızdan her yıl bi­raz daha fazlasının eğitim ve öğreti­mini sağlamaktadır.

Kanaatimce bugün okulu bulunmayan köylere okul açmak kadar mühim bir maarif meselesi de, sağlık ve terbiye bilgilerinin ana ve babalara ve bütün yurda yayılması meselesidir. Bu bilgi­lerin türlü vasıtalarla yayılması okul-aile arasında görüş birliği temin ede­cek, çocuklarımızın iyi yetişmelerin­de kuvvetle  müessir  olacaktır.

Okul - aile birlikleri bu bakımdan bir çok yerlerde büyük başarılar elde et­mektedirler. Bu birliklerdeki türlü meslek erbabı ana ve babalar okulla­ra, öğrencilere çok faydalı olmakta, okul ve terbiye hakkında uyanık gö­rüşlerin yayılmasına hizmet etmekte­dirler. Okulla ailenin çocuk üzerinde­ki tesirlerini ayni anlayışla yürütmek bakımından çok faydalar sağlayan bu kurumların   her tarafta  ve  en canlı bir şekilde faaliyette bulunmalarını temenni ederim. Okul-aile birliğini henüz kurmamış olan okulların he­men çevrelerinin şartlarına göre bu müesseleri kurmaları tavsiyeye şayan­dır. Türkiye'de 19,122 İlkokul bulun­duğuna göre yalnız mecburi öğretim alanında bir bu kadar teşekkül, terbi­ye   için çalışacak  demektir.

Öğretmenlerimizin türlü fırsatlardan faydalanarak, çocuk hakkındaki bilgi­lerini halka intikal ettirmeleri elbet­te lâzımdır. Doğuştan itibaren çocuğa nasıl bakılacağını, emzirme, temizlik, uyku itiyatlarının sıhhî şekillerini an­nelere anlatmalı, en küçük yaştan iti­baren edindiği alışkanlıkların çocuğun hayatı üzerinde ne derece müessir ol­duğunu söylemelidirler. Öğrenme, ça­lışma, karakter teşekkülü, vesaire hakkındaki bilgiler ne kadar çok yayı­lırsa elde edeceğimiz neticeler de o kadar üstün olacaktır.

Çocuk haftasının memleketin her ta­rafında geniş ölçüde kutlandığı bu­günde bütün ana ve babaları, bütün yurttaşları çocuk esirgeme kurumuna üye olmaya davet ederim. Analı babalı yavruların yanında bu dayanaklarını kaybetmiş olan yavrularımıza da mil­letimizin ana baba olduğunu göster­mek  vazifemizdir.

Sevgili Türk çocukları,

Hepiniz daha küçük yaşınızdan etrafı­nızda bayrağınızı, evinizi, köyünüzü, kasabanızı, şehrinizi, okulunuzu, dağ­larımızı, ovalarımızı, tarlalarımızı, de­nizlerimizi, nehirlerimizi, askerlerimi­zi, fabrikalarımızı görür, onları sever, çok sever ve bunların hepsnin Türk vatanı olduğunu öğrenirsiniz. Daha sonra bu vatanın bizim her şeyimiz olduğunu, kahraman babalarımızın ve dedelerimizin, bu güzellikler içinde yaşayıp büyümemiz için çalıştıklarını, sırası gelince bu toprakların savun­ması yolunda neler yaptıklarım anlar­sınız. Siz de onlar gibi olmak, bu va­tana onlardan da çok hizmet etmek istersiniz. Sizin bu isteğiniz, vatanı­mızın en büyük kuvvetidir. Hepini? iyi huylu, temiz yürekli, çalışkan, yar­dımsever '-ocuklarsınız. Böyle büyü­yecek, böyle çalışacak, vatana  üstünde tutacaksınız. Ana ve babalarınız, bütün Türk milleti si-Ze güvenmektedir. Derin inançlarınım ve bilgilerinizle, fedakâr ruhunuzla, millî hakimiyetin bekçisi olacaksınız. S i Eden sonra gelecek Türk nesillerine mesud günler hazırlayacaksınız.

Sizlere neşeli bayramlar, başarılı bir hayal dileyerek haftanızı açıyorum.»

24 Nisan. 1956

İstanbul :

Amerika Birleşik Devletlerinin Akde-nizde vazifeli altıncı filosuna mensup üç gemi bu sabah İstanbul limanına gelmiştir..

Albay E. G. Stephan'in kumandanlığındaki filo saat 7.3D da Selimiyenin bir buçuk mil açığına geldiği vakit top atıgıyle şehri selâmlamış ve Seli­miye kışlasından da bu selâma aynı şekilde   mukabele   olunmuştur.

Misafir filonun saat 8.00 de Dolma-bahçe açıklarında demirlemesi üzerine Boğazlar ve Marmara Deniz Kor. Ku­man d anlığı adan bir vizita subayı Monrovia gemisine giderek filo kumanda­nına   4ıo§  geldiniz»   demiştir.

Müteakiben Albay E. G. Stephane ka­raya çıkarak mutad ziyaretleri yap­maya  başlamıştır.

Misafir Amerikan filosu 14247 tonluk Monrovia nakliye 6500 tonluk Plymo-uth Rock çıkarma ve 2200 tonluk Bassett nakliye gemilerinden müteşek­kildir.

Filo 27 nisana kadar limanımızda ka­lacak, 28 nisan 1 mayıs tarihlerinde de İzmir limanına bir nezaket ziyare­ti yapacaktır.

Zonguldak:

Tessürle Öğrendiğimize göre, bu sabah saat üç raddelerinde Ereğli kömürle­ri işletmesi Kandilli bölgesinde sekiz işçimizin ölümüyle neticelenen bir grizo iştiali vuku bulmuştur. Bu meyan-da bazı işçilerimizin de yaralanmış bulunduğu haber alınmıştır.

Zonguldak:

Ereğli kömürleri işletmesi Kandilli bölgesinde bu sabah vukubulan grizu iştiali kazasında yaralandıklarını bil­dirdiğimiz işçilerimizin sayısı 56 olup yaraları hafiftir. Bunlardan otuz ka­darı yarın taburcu olacaklar diğerle­rinin 3 ilâ 5 gün iğinde şifa bulmala­rını teminen ioabeden sıhhi tedbirler alınmıştır.

İstanbul :

Yeniden tanzim ve tamir edilen Bayazit kütüphanesi, bugün saat 17 de Maarif Vekili Ataned Özel tarafından memleket aydınlarının hizmetine açıl­mıştır.

Bu münasebetle yapılan toplantıda Vali Vekili, üniversite rektörleri, pro­fesörler, Maarif Müdürü, davetliler, tanınmış fikir adamları ve gazeteciler hazır bulunmuştur.

Kütüphaneyi hizmete açan Maarif Ve­kili   şu  konuşmayı   yapmıştır:

«Türkiye'de devletçe umumi olarak halk hizmetine açılan ilk kütüphane, içinde bulunduğumuz, Bayazit kütüp-haneaidir. Bu kütüphane, ilk açılışın­da Bayazit İmaret manzumesinin .De-ve Hanı™ diye adlandırılan bu salon­da umumi istifadeye konulmuştur. Bu salonda dıvarları imtidadınca ve sü­tunları etrafında sabit kitab camekânları vardı. Kitablar bu dolablarda mu­hafaza olunuyordu. Zemin ahşap idi.

Zamanla bu salon, ihtiyacı karşılamaz hale geldi. Kitablardan, modern kü­tüphanecilik bilgi ve tekniğine göre halkın kolaylıkla istifadesini sağlamak üzere bir katalog dairesinin tesisi ih­tiyacı belirdi. Ayrıca bir »gazeteler ve mecmualar» seksiyonunun ihdası zaru­reti 'hasıl oldu. Bu kütüphane ile bir­likte diğer İstanbul kütüb han elerin in kitaphan elerin in kitap ciltleme işinin kütüphane idaresine bağlı bir cilt :ı-tölyeg ile giderilmesi mühim bir ihti­yaç olarak karşımıza çıktı. Bu atölye­de sayısı 100.000 i aşan yazmalar ko 1 ek siyonl arından, muhtelif amillerin tesir ile asırlar boyunca har ab olan yazma eserlerin yazıldıkları tarihî devrin cilt, sanat ve tekniğine göre cilt tamir ve rastorasyonu, kültür tarihi­miz bakımından bir problem olarak Önümüze çıktı. İlk ve orta okul çağın­daki çocuklarımızın şahsî kabiliyet istidatlarının gelişimine imkân ver­mek ve onları ruh yapılarına ve yara­dılışlarına uygun istikametlerde haya­ta hazırlamak üzere gocuk kütüphane­si fikrinin yayılması için bir çocuk kütüphanesi kurulması zarureti kendi­ni  gösterdi.

Bütün bu ihtiyaçların, şu salonda kar­şılanması mümkün değildi, Herşeyden önce, Bayazit imaret manzumesinin, Vakıflar Umum Müdürlüğünden Vekâ­letimize devri lâzimgeliyordu. Vakıf­lar "Umum Müdürlüğü teşekkürle ifade olunmalıdır, bu manzumeyi vekâleti­mize devretmekte tereddüt gösterme­di.

Bayazit imaret manzumesinin vekâlo timizce devraimdığı tarihteki durumu şöyle  idi:

Kubbeleri yer yer çatlamış ve çökmüş­tü. Kemerleri kırılmış ve harab ol­muştu. Eevakları yıkılmış ve izleri bi­le kalmamıştı. Mermer sütunları dev­rilmiş ve ortadan kaybolmuştu. Bina tümü  itibarile   harab   idi.

Bayazit meydanında tarihî ve mimarî değer taşıyan bu binanın restore edil­mesi ve bunun uygun bir ise tahsisi lâzımgeryordu. Vekâletçe bu binanın kütüphane olarak ihyası ele alındı. Son yıllarda ayrılan ödeneklerle bu ödeneklerle bu tarihî bina, bîr tarftan h ar abiy etten tamamile kurtarılarak gördüğünüz hale getirildi, diğer taraf­tan binada, kütüphane olarak kullanı­labilmesi için, lüzumlu tedbirler alın­dı.

İşte Bayazit imaret manzumesi bu şe­kilde kurtarıldı ve yukarıda saydığı­mız ihtiyaçların giderilmesine tahsis olundu, Görüyorsunuz ki, bu binada modern kütüphanecilik teknik ve bil­gisine göre her türlü imkânlar sağlan­mıştır. Katalog daires ile okuma s.alo-nunun ve okuma salonu ile kitap de-pasunun mün sebetleri ayarlanmıştır, periyodikler servisinin işleyişi de maz­but bir esasa bağlanmıştır. Katalog servisinde şimdilik 100.000 kadar mat­bu   eser,   müellif   ve   kitap   İsimlerile alfabetik bir tasnife ve Dewey siste­mine göre de bir mevzu tasnifine tâ­bi tutulmug, bu suretle mevcut kitap­lardan okuyucuların kolaylıkla isttfa-tfssi temin olunmuştur.

Türkiye'de takvim-i vakayiden bu ya­na neşredilmiş bütün gazete ve mec­muaların bu kütüphanede tam kolek­siyon lar ile her türlü tedkiklere arz.e-dilmesi için bir «periyodikler seksiyo­nun kuruldu. Hedef, bu memlekette gazete ve mecmua olarak ne çıkmış ise burada toplamaktır. Gördükleriniz, yapılacak olanlar hakkında size kati hükümler verdirmeğe elverişlidir sa­nıyorum.

Cilt atölyemizin eski eserler kısmı takviyeye muhtaçtır. Mütehassıslarını buldukça bu noksanı gidereceğiz. Kü­tüphanede tatbik olunan ileri ve mo­dern ktüphanecilik tekniğinden ve kütüphanenin diğer faaliyetlerinden bahse lüzum görmüyorum. Burada her şey tetkik ve müşahedelerinize ar-zedilrniştir. Ayrıca Bayazit umumî kütüphanesinin ilk kuruluşundan bu ana kadar geçirdiği bütün safhalar, kütüphane müdürü hazır­lanıp sizlere sunulmuş olan broşürde de kayıdlıdır. Hülâsa Bayazıt imaret manzumesinde, modern bir Bayazit umumî kütüphanesi kurulmuştur.

Türkiye'de iktisadî gelişmeye paralel manevî tekâmül de mevcuddur. Mev­cut üniversitelerimizin kayde değer inkişafları yanında Eğe Üniversitesi­nin faaliyete gerilmesi, Atatürk Üni­versitesinin kuruluş halinde bulunma­sı, Trabzon Üniversitesinin kurulmasına çalışılması, orta ve meslekî tahsi­lin büyük inkişafı ile birlikte yeniden kolejlerin açılması, millî kütübhane ve içinde bulunduğumuz Beyazit umu­mî kütübhanesi, ziyaret ve tetkikleri­nize açık bulunan Sülçymaniye kü­tübhanesi, manevî tekâmülün beliğ ifadeleri olduğu kanaatindeyim. Ankara'dakı millî kütübhane ve Beya­zit umumî kütübhanesi, ileri ve mo­dern kütübhaneeiliğin Türkiye'de ne derece kuvvetle yerleştiğini gösterme­ğe kâfidir sanıyorum.

Davetimize icabetinizden dolayı he­pinize ayrı ayrı teşekkürlerimi arz ederım.Eski Kütübhane-i Umumî» yi

bu hüviyetile Türk irfanına yeniden açmakla bahtiyarını.»

Müteakiben Prof. Mükrimin Halil İnaç, bir konuşma yaparak Türkiye'de kütübhanecilik tarihinden    bahsetmis-

tir.

25 Nisan 1956

İstanbul :

Fransız bahriyesine mensup, Visami­ral T. Barjot kumandanlığında üç ge­miden müteşekkil bir filo, nezaket zi­yaretinde bulunmak üzere bu sabah istanbul   limanına   gelmiştir.

7600 tonluk Georges Leygue kruvazö­rü, 2750 ger tonluk Surcoup ve Ker-saint refakat gemilerinden teşekkül eden filo, saat 7.30 da Selimiyenin bir buçuk mil açıklarına geldiğinde top atışıyla şehri selâmlamış ve Selimiye kışlasından da bu selâma aynı şekil­de mukabele edilmiştir.

Misafir gemiler saat 8.00 de Dolmabahçe ve Beşiktaş açıklarında demirle­mişler ve Boğazlar ve Marmara De­niz Korkum and anlığın dan bir vizita subayı George Leyguesie giderek Amiral Barjot'ya hoş geldiniz demiştir. Müteakiben misafir visamiral karaya çıkarak mutad ziyaretlere başlamıştır.

Devrek:

Kazamızı demiryoluna bağlamakta o-lan Devrek Tefen şosesinin Filyos ça­yı üzerindeki kısmında 400 bin lira sarfıyla yapılan ve 145 metre uzunlu­ğundaki köprünün inşası ikmâl edil­miştir. Bu mıntıkanın iktisadî haya­tında önemli bir rol oynayan köprü­nün inşası civar kasabalarda derin bir memnuniyet uyandırmıştır.

Diğer taraftan hâlen, 22 köyü kasaba merkezine bağlamakta olan 30 kilo­metrelik Devrek-Dirgine stabilize yo­lunun yapımına da başlanmıştır.

Ankara :

İller Bankası Umumî Höyet Toplantı­sı bu gün saat 15 te Vekâletler, Vilâ­yet, Belediye ve köylerin temsilcileri­nin iştirakiyle Dahiliye Vekâleti Müsteşarı Dilâver Argun tarafından açıl­mış ve Bankanın İS55 hesap devresine ait bir yıllık başarılı faaliyeti belirtil­miştir.

İdare meclisi ve murakipler raporu okunduktan sonra yurdun muhtelif bölgelerinden toplantıya iştirak eden delegelerden 14 ü söz almış ve hepsi de Bankanın 1955 yılındaki müsbet ve verimli çalışmalarından takdirle bah­sederek dilek ve ve temennilerini bil­dirmişlerdir.

Bundan sonra söz alan Umum Müdür Nafiz Er geneli, Bankanın yaptığı tica­rî muameleler, harita, imar plânı, iç­me suyu, hidrolik ve termik santral-lar inşaat ve tesisatı sahasındaki ça­lışmalar hakkında etraflı izahat ve malûmat vermiş ve delegelerin sual­lerini cevaplandırmıştır.

Rapora göre, iller Bankasınca 1955 yı­lında memleketin çeşitli bölgelerinde­ki belediyesi bulunan 5S şehir ve ka­sabanın haritası, 50 kasabanın imar plânı, 58 kasabanın içme suyu ve ka­nalizasyon etüd ve projesi, 82 kasa­banın içme suyu, kanalizasyon, filitre ve motopomp tesisleri, 20 kasabanın termik elektrik tesisleri, 34 kasabanın hidro - elektrik projesi, 13 kasabanın hidro - elektrik tesisi ve 11 kasabanın muhtelif yapı işleri olmak üzere ce­man 344 adet çeşitli işler 31.590.114 lira sarfiyle ikmal edilerek halkın is­tifadesine arz olunmuştur.

Halen Bankaca 232 kasabanın içme suyu, 82 adet termik ve 77 adet hid­rolik santral inşaatı üzerinde çalışıl­maktadır. 70 kasabanın harita ve 128 kasabanın da imar plânının yapılma­sına devam olunmaktadır.Yalnız 1955 yılı içinde Bankanın muh­telif iğler için Belediye ve hususî ida­relere ikraz ettiği miktar 65.031.100 liradır.Banka, şimdiye kadar ortaklarına 411.411.712 liralık iş yapmış veya ken­dilerinin meydana getirecekleri tesis­ler için ikrazatta bulunmuştur. Bu miktarın 214.834.327 lirası fon tediya-tıdır. Nüfusu 50 binden aşsğı olan be­lediyelerimiz fondan olan    borçlarının

yarısını faizsiz Ödeyeceklerdir. Daha ziyade geliri ve nüfusu az olan bele­diyelerimize yapılan bu kanunî yardı­mın çok mühim faydaları görülmüş ve bu belediyelerin de bilhassa içme su ve elektrik tesislerine kavuşmaları temin olunmuştur.

Bu izahattan sonra idare ve murakıp raporları kabul ve bilanço tasdik edi­lerek idare meclisine ibra olunmuş ve Bankanın 1955 yılında elde ettiği sa­fi kârdan ayrılacak % 50 hisseden 132 köyün faydalandırılması kararlaştırıl­mış ve bu suretle her köye 10.008 lira tahsis edilmiştir.

195S yılı için Banka murakıplığına umumî heyetçe Arif Dündar Ataker seçilmiştir.

 Tuzla:

Yabancı sermayeyi teşvik kanunun­dan faydalanılarak Türk - Amerikan işbirliği ve ^illy Motors firmasiyle verdi Limited Ortaklığı tarafından müştereken kurulan «Türk IVillys Overland» fabrikaları anonim ortaklı­ğının Tuzla'daki jeep fabrikasının montaj kısmı, bugün öğleden sonra Büyük Millet Meclisi Refik Koraltan ile Başvekil Adnan Menderes'in huzur-lariyle açılmış ve dökümhanenin te­meli atılmıştır.

Bu münasebetle yapılan merasimde Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Ve­kâleti Vekili Şemİ Ergin, Dahiliye Ve­kili Ethem Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, mebuslar, Başve­kâlet Müsteşarı sivil ve askerî erkân, Willhy Motor Şirketi Reisi, Bussing Firması Umum Müdürü, kalabalık bir davetli topluluğu ile basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

Merasimde, Büyük Millet Meclisi Re­isi  Refik  Koraltan:

«Bu güzel müesseseyi yurdumuzun güzel eserleri arasına katanları, mü­hendislerini ve müteşebbislerini can­dan tebrik ve böyle bir çok eseri er vermelerini temenni ederken hayırlı ve uğurlu olmasını dilerim.™ demiş ve fabrikanın montaj kısmının kordelâ-sım keserek faaliyete açmıştır.

Açılışı müteakip, Türk Willys - Over­land Fabrikaları Anonim Şirketinin İdare Meclisi Be is i Nejad Verdi, şu ko­nuşmayı yapmıştır:

2 mart 1954 tarihinde. Reisicumhuru­muz Sayın Celâl Bayar'a Amerika'da Toledo'daki Willys-Overland fabrika­ları tarafından. Amerikan mamulü bir jeep takdim edilmişti. Bu tarihten 2 yıl sonra bugün, 25 Nisan 1956 da, Baş­vekilimiz Sayın Adnan Menderes'e Türk 'Wıllys-Overland fabrikaları ta­rafından, Türkiye'de imâl edilmiş bir jeep hediye edilmesinin heyecan ve sevinci içindeyiz.

Türkiye'de bir jeep Fabrikası kurmak fikri, 1354 de doğmuştur. Türkiye sü­ratli bir gelişme içinde idi. Bu geliş­me büyük bir döviz talebi yaratıyor­du. Jeep tipi vasıtalar ihtiyacı da mü­temadiyen    artmakta idi.

Türkiye'ye daha az dövizle daha çok jeep temini, bir memleket borcu ha­line gelmişti. Bu sanayii memleket dahilinde kurmak mecburiyetinde idik. Willys Motors firmasiyle, müessesemiz bu ihtiyaç ve bu fikrin    ışığı altında

1954        yılında harekete geçtiler.

Türkiye'deki piyasa el emeği, ilk mad­de temini şartları ve ilıracat imkânları dikkat ve itina ile incelendi,

1955        yılı başında müsaade alındı, fab­rika inşası, rekor denecek bir süratle 8 ayda tamamlandı.

Bu tesisi Türk-Amerikan işbirliğinin muvaffak bir örneği, mesafeleri gittik­çe küçülen bir dünyada aynı hayat ve medeniyet telâkkilerine inanmış iki millete mensup ferdlerin müşterek gayretlerinin eseridir. Bu teşebbüse bugüne kadar 6 milyon liralık bir ser­maye yatırılmıştır. İmalâtımızın daha ilk safhasında bir vasıtaya ödenen dö­viz miktarında yüzde 30 civarında bir tasarrufu tahakkuk ettirmiş bulunu­yoruz. Ancak bu, teşebbüsümüzün ilk adımıdır. Programımıza göre, önümüz­deki 4 yıl içinde teşebbüsün sermaye­si 18 milyon liraya çıkacak ve bir va­sıtanın lâstik, karbüratör, buji gibi parçalar hariç otomobil fabrikalarında yapılması mut a d olan aksamının yüz­de yüzü Türkiye'de imâl edilecektir.

Mevcut tesislerimiz, bu gayeyi sağla­yacak şekilde genişletilmektedir. Şu anda mevcud ana fabrika binası vüsa­tinde ikinci bir binanın inşaatı başla­mış ve temel kazıkları çakılmış bulu­nuyor. Teçhizatı Amerika'dan, Ameri­kalı ortağımız tarafından gönderil­mekte olan dökümhanenin temellerini bugün atacağız. Fabrikada çalışacak işçi sayısı da bu devre içinde 2500 e çıkacaktır.

Önümüzdeki yıllarda burada büyük bir sanayi köyünün kurulduğuna şahid olacağız.

Türkiye'de sanayiin teşekkül ve İnki­şafı, herşeyden evvel, bunu istiyen bir zihniyete bağlıdır. Biz, bu zihniyetin Türkiye'de artık yerleştiğine inanıyo­ruz ve teşebbüsümüz bu inancın ifa­desidir. Filhakika bunun içindir ki, mu vaffakiy etimi zn asıl âmili, teşebbü­sümüzün tahakkukunda hükümetimi­zin her sahada ve her mevzuda gös­terdiği anlayış, teşvik ve müzaheret olmuştur. Bu vesile ile Başvekil Sa­yın Adnan Menderes'e teşekkür et­mekten şeref duyuyoruz.

Sayın misafirlerimiz, bu sevinçli gü­nümüze iştirakinizden dolayı sizlere derin teşekküllerimizi arzeder, fabri­kanın devlete ve millete hayırlı ve faydalı olmasını Allahtan niyaz ede­rim. »

Müteakiben Eussing Firmasının Umum Müdürü O. C. Schirz de şunları söy­lemiştir.

«Bugünkü merasime, firmanın mümes­sili olarak iştirak etmek benim için hususî bir şereftir. Bu vesile ile hepi­nize yalnız Almanya'nın değil, hassa­ten Bussing Firmasının da en samimî ve iyi temennilerini takdim etmekle bahtiyarım.

Bugün, Türkiye için çok mühim bir eserin açılış törenini yapıyorsunuz. Bu mesud hâdiseden dolayı sizi candan tebrik ederken mensup olduğum fir­manın da aynı adımı atacağını tebşir eder ve mamulümüz kamyon ve oto­büslerde Türk işçiliğinin payını, ka­bil olan azamî hadde çıkaracağımızı arzederim.

Verdi firmasiyle beraber çalışarak bu memlekette imâli kabil olan parçala­rın ithalini tedricen azaltmak ve bu suretle aynı bedel için bir yerine iki araba ithal edebilmeli gayesindeyiz. Ümidimiz ve arzumuz, bu emelimizin bir an evvel tahakkuk etmesi ve bun­dan sonraki açıljş töreninin firmamız için yapılmasıdır. En samimî muvaf­fakiyet temennilerimi takdir ederim.™

'Wi!Iys-Motors Şirketi Reisi Hickman Borice, yapmış olduğu konuşmada ez­cümle demiştir ki:

Bugün sizlerle burada bulunmak, ar­kadaşım ve benim için büyuk bir zevktir. Bugün burada gördüğünüz bir fabrika açılış töreninden ibaret değil­dir. Daha ziyade Türk milletinin is­tikbaline aid bir sembol karşısındayız. Bu tesis, muhtemelen Türk endüstri­sinin inkişafında bir merhale olacak­tır.

Mensub olduğum şirket dünyada çift diferansiyelli nakil vasıtaları imal e-den en büyük müessesedir. Dünyada küçümsenmiyecek bir mevkii vardır. Fakat bu şirketi sırf bir teşkilât ola­rak görmemek lâzımdır. Şirketi teşkil eden insanlar, hür dünyanın her tara­fındaki kardeşlerinin müşküllerini Öğ­renip anlamağı şiar edinmişlerdir. Fa­kat hiçbir memlekette Türkiye'deki sıcaklığı ve yakınlığı bulamamışlardır. Bu teşkilât, yüzde yüz bir Türk teşki­lâtıdır ve gördüğünüz tesislerin tuta­rını yüzde 25 hisse iiü iştirak etmiş ol­mamıza rağmen, yüzde yüz bir Türk teşkilâtı olarak kalmıştır. Türkiye'nin sanayii eş m esile ilgilenmek ve bu im­kânları tedkik etmek bu teşebbüs sa­yesinde kabil olmuştur. Önünüzde gör­düğünüz her şey in Türk sebatının ve pek tabiî olarak Türk terinin mahsulü olması ile iftihar edebilirsiniz.

Bu projenin nüvesi, Sayın Reisicum­hur Celâl Eayar ve muhterem refika­larının fabrikalarımızı gezdikleri sıra­da atılmıştır. O ziyaret, hatırlarda ka­lacak bir vakıadır ve bugün şu tesis­lerin açılışı bu ziyaretin Türkiye için temin ettiği büyük faydalardan bîrinin elle tutulur delilidir.

Türkiye, bugün tarihin kavşak nokta­sında bulunmaktadır. Bizim en büyük

tabiî müttefikimizdir. Türk milletinin şeref telâkkisine ve mücadele kabili­yetine karşı duyduğumuz hayranlık kabili tarif değildir. Kore'deki Türk askerlerinin bizim kuvvetlerimizle o-muz omuza döğüştüklerni hiçbir za­man unutmıyacağız. Dinamik bir lide­rin hizmetlerinden istifade etmesi ve bu vasıfta bir adamın Türk milleti gi­bi büyük bir milletin hizmetinde bu­lunması yalnız Türkiye için değil, hür dünya için de bir talih eseridir.Sayın Başvekil, sizin uzak görüşlülü­ğünüz ve bu sanayiin kurulabilmesi için esirgemediğiniz büyük yardımla­rın  dolayısiyla teşekkür ederiz. Bu yardımınız olmasaydı, burada gördük­lerinizi vücude getirmek kabil olmaz­dı. Şimdi size şu sözü veriyoruz: Burada gördüğünüz Türk Willy inki­şafının ancak başlangıcındadır. Biz Amerikalı ortaklar, makine, alât, teç­hizat ve teknik bilgi bakımından mü­temadiyen İnkişaf eden bîr yatırım te­min etmeği ediyoruz» teşeb­büsün yalnız Türk iktisadiyatına sağla­dığı döviz tasarrufu bakımından değil, ayni zamanda iş ve inkişaf programı bakımından da ileride olduğunu beyan etmekle bahtiyarım.

Bu gördüğünüz fabrika millî müteşeb­bislere kendi memleketlerinde imalât yapmak hususunda yardım ettiğimiz 17 inci tesistir. Bu projeler her seferinde büyük ticarî muvaffakiyetler olmakla kalmamış, ayni zamanda büyük ölçü-döviz tasarrufuna ve işçi yetiştirilme­sine saik olmuşlar ve belki bunlardan daha mühim olarak etraflarında yar­dımcı sanayi kollarının teşekkül etme­sine hizmet etmişlerdir.

Bizim tasavvurlarımız, kendi hükü­metimizin müesses siyasetine uygun­dur. Ezcümle Off-Shorr siparişlerinde olduğu gibi, Amerikan hükümetinin Türkiye'nin ekonomisine bizim yalnız buradaki tesislerimizden istifade ede­rek, Türk müdafaa kuvvettenim çok esaslı ihtiyaçlarından biri olan jeep'le ri temin etmek suret ile yardım edece­ğine inanmakla kalmıyoruz, fakat bu çevredeki müşterek müttefiklerimize de ayni imkânların bahşedileceğini ümid ediyoruz.Türkiye'nin müstakbel imkânlarının muazzam olduğuna kaniiz: Türkiye'­deki 42.000 köyün her birinin trafik faydaları çok büyük ve çok kullanışlı jeep tipi vasıtalardan istifade edeceği günleri görebileceğimize inanıyoruz.

Sanayileşme imkânlarını tedkik etmek maksadile Türkiye'ye ilk geldiğimiz zaman iktisad mütehassısı diye anılan birçok kimseler, bize, ciddî bir hata yaptığımızı söylediler ve bu teşebbüse en az 20 sene erken girişildiğini ifade ettiler.

Burada bugün gördüğünüz tesisler, büyük bir milletin büyük kalbini an­lıya mıyacak kadar inançsız ve kör o-1 anları yalanlamaktadır. Bunlar, seba­tın Türkiye'de nelere muktedir oldu­ğunu idrak edemezler.

Allah'a emanet olunuz.»

Yapılan .bu konuşmaları raüteakib, Büyük Millet Meclisi. Reisi Refik Ko-raltan, alkışlar arasında bir hitabede bulunmuştur.

Bundan sonra montaj kısmı gezilmiş ve  dökümhanenin  temeli atılmıştır.

Fabrika senede 5000 jeep monte ede­cek kabiliyettedir. Amerika'dan ithal edilenlere nazaran 379,55 dolar ve E. P. U. memleketlerinden ithal edilen­lere nazaran 1515,45 dolar ucuza ma-le dilmektedir.

Senede azamî 3,546,350 dolarlık bir döviz tasarrufu sağlanmaktadır.

İstanbul :

1955 yılı içinde şehrimizde mev­cut, devlete, belediyeye, ekkaliyete ve yabancılara ait hastahan elerde 138271 hasta yatırılarak, 991442 hasta da ayakta nraayene ve tedavi gör­müştür.

Hastahanelerdeki yatak sayısı 12731 dir.

Ankara :

Yurdun Cenup ve Cenubî Şarkî bölge­lerinde Umumî mahsul durumu, süne mücadelesi ve Çukurova pamuk eki­mi mevzularında tetkiklerde bulun­duktan  sonra  şehrimize  dönmüş  olan

Ziraat Vekili Esat Budakoğlu bu se­yahati hakkında Anadolu Ajansı mu­habirine aşağıdaki beyanatta bulun­muştur:

..Çukurova hariç, Hatay, Urfa, Mar­din, Maraş, Diyarbakır, Elâzığ ve Ma­latya vilâyetlerinde yafiaıı son yağ­murlar, toprak ve mahsulün su ihtiya­cını karşılamış durumdadır. Bundan sonra herhangi tabiî bir arıza olmadı­ğı takdirde Cenup ve Cenubugarkî bölgelerimizde bu yıbn cok feyizli bir mahsul yılı olabileceğini ümid etmek-yiz.

Orta Anadoluda halci fevkalâde bir kuraklık sıkıntısı olmamakla beraber, bu günlerde yağacak yağmurların be­reketli mahsul idraki bakımından neti­ce üzerine bu geniş bölgede çok müs-bet bir tesir yapacağı muhakkaktır. Ege ve Trakya bölgelerinden İse se­vindirici   haberler   almaktayız.

Bütün bunlara rağmen, bilûmum mah­sul anbarlara girinceye kadar, her türlü takdir ve tahminlere çok ihtiyat­lı hareket etmek yerinde olur. Elverişli bir şekilde inkişaf eden hava şartlarının yanıbaşında teknik tedbir­lerin tatbikata intikal etmiş bulunma­sı bu yıl bol meyve idrakini de müm­kün kılabilecektir.

Memleketimizin muhtelif bölgelerinde sebzeciliğe ve bilhassa turfanda seb­zeciliğe kar.sı memnuniyet verici bir alâka başlamıştır.

Çiftçilerimizin teknik ziraat usullerine, gübreye, sulamaya karşı gösterdikleri rağbet, hâlen müsbet neticeler verme­ğe başlamıştır. Bu yönlerdeki çalışma­ların yarınki istihsal hayatında çok daha feyizli neticeler vereceğinden e-min  bulunmaktayız.

Süne mücadelesi mevzuunda bu yıl daha mücehhez bîr şekilde faaliyete geçmiş bulunuyoruz. Geçen seneki mücadelede yapılan tecrübelerden mülhem olarak bu yıl her bakımdan bütün hazırlıklar zamanında ikmâl edilmiştir. Bu maksatla Diyarbakır'da süneyle mücadele için muvakkat bir süne mücadele reisliği kurulmuş olup 158 eleman ve &5 motorlu vasıta ile, 15 şubat'tan itibaren çalışmalara baş­lanmıştır.

Bu yıl kış mevsiminin uzun sürmesi, süne'nin ova'ya inmesini geciktirmiş ve haşere ancak nisan başlarından iti­baren     yer' yer ovalarda   görülmeğe başlanmıştır. Süne'nin dağlardan ovalara p-eyder pey inmesine mütenazır olarak bu yıl, süne mücadele tedbirlerimiz muhtelif safhalara   ayrılmış  bulunmaktadır.

Dağlardan inen ve henüz yumurtlama­yan sünelerin toplatılarak kilosunun 50 lira bedelle satın alınması birinci safhayı teşkil etmektedir. Bu tarzda­ki mücadeleye hâlen devam olunmak­tadır. Bir kısım gazetelerin bahsettiği gibi süne toplaması halkın kendiliğin­den yaptığı bir iş değildir. Bu faali­yet, ziraat vekâletinin elemanları vasıtasiyle organize ve tatbikata intikal ettirdiği sistemle bir mesai olarak cere­yan etmektedir.

Süne'nin toplanma ve satın alınma safhasından sonra, toplanamayanların yumurtalarından hasıl olan sürfelerle, sonradan dağlardan ' inecek kâhil sü­nelerin ilâçla imha edilmeleri süne mücadelesinde ikinci safhayı teşkil et­mektedir.

Bu ilâçlı mücadele 30 tayyare ile yapı­lacaktır. Tayyarenin yetmediği veya işleyemediği sahalarda mücadele, mo­tor lü pülverizatör veya atomizatörlerle icra olunacaktır.

Süne mücadelesi, ziraat vekâletince büyük bir hassasiyet ve alâka ile ele alınmış olup, müesdelenin seyri adım adım takip edilmektedir.

Çukurova'deki pamuk ekimine gelin­ce;

Bazı gazeteler yaptıkları neşriyatla, geniş ölçüde ekilen pamuk tohumla­rının çimlenmemelerini fazla fümige edilmelerine atfetmektedirler. Bu kaf­iyen doğru değildir.

Türkiye'de 6 s ene d enberi pamuk to­humlan fumige edilmekte ve bu sa­kilde ilaçlanan tohumlar da normal olarak çimlenmekledir.

Pamuk tohumlarından bir kısmının çimlenmsi, hava ve toprak sühuneti­nin yer yer intaşı sağlayacak derece­ye yükselememiş    olmasından    neşet

etmektedir. Çimlenmemenin sebebi, mevzii rutubet ve ısı şartlarının bir neticesidir. Nitekim, ekilen tohumla­rın hepsi çimlenmemiş delildir. Çim­lenmeyen saha bütün ekiliş sahasının ancak vüzde 8-10 u kadardır. Hava ve ısı şartlarının bu suretle cereyan et-tiin yıllarda ekimin yenilendiği bir vakıadır. Ekim zemanı geçmemiştir. 15 mayıs'a kadar her 7amfm Türkiye'de pamuk tohumu ekilebilir. Ekim için elimizde ksfi miktarda pamuk tohumu da mevcuttur.

SevîhstiTvı müddetince müşahede etti­ğim bir hususa da memnuniyetle işa­ret etmek isterim.

Çiftçilerimizle, tegki'ât mensunlanmış müşterek bir anlavış ve karşılıklı sevi ve sıv»! zihniyeti ilerisinde ça­lışmakta olduklarını ftirdüm. Teknik ziratım lüzum ve favdasım inanmış bulunan çiftçilerimiz her yerde müzaheret göstermektedir.

Bu yakın ve samimî alâka, teşkilâtı­mız mensuplarını, resmî vazifelerinin haricinde, çiftçi kardeşlerine hususî kıymet ve içten gelen bir feragat duy­gusuyla hizmet etmek seviyesine ulaş­tırmıştır.

Saadet ve bahtiyarlığını halkın ve çiftçinin saadetinde bulan ve haysi­yetle çok şerefli bir vazifenin s'dıibi olduğuna inanan bu günün airaatcisi, bir masa adamı olmaktan ziyade toprasa alın teri döken çiftçinin yanı ba­şında onun dert ve sevini; ortağı ol­makla herzaman iftihar etmektedir.»

26 Nisan 1956

 İstanbul :

İstanbul limanında bulunan Fransız filosu ve Fransız Deniz Kuvvetleri Kumandanı Vis-Amiral Pierre Barjot, bu sabah Taksim Cumhuriyet âbidesi­ne merasimle bir çelenk koyduktan ve Feriköy'deki Fransız mezarlığını ziya­ret ettikten sonra saat 11.30 da sancaK gemisi Georges Leygues kruvazörün­de bir toplantı tertibleyerek basın mensupları ile tanışmıştır.

Vis-Amiral  Barjot,  toplantı   esnasında geçen hafta içinde Nato devletleri de­niz kuvvetlerinin iştirakle Akdeniz'de yapılan ve bir kısmına da kendisinin kumanda etmiş bulunduğu Medfle.x Dragon tatbikatı hakkında geniş ma­lûmat vermiştir. Kumandan, müteakiben     evvelki gün

İstanbul'a gelirken Çanakkale Boğazı­nın Nara Burnu mevkiinde. 4 nisan 1953 tarihinde müessif bir kaza neti­cesi batan Dumlupınar denizaltısı ge-hidleri İçin yapmış oldukları merasimi nakletmiştir.

Vi s-Amiral Bariot. burada Fransız de­niz kuvvetleri hakkında geniş izahat­ta bulunmuş ve gazetecilerin muhtelif suallerin cevaplandırmıştır.

 Ankara :

Fas ve Tunus'un istiklâle kavuşması münasebetiyle Reisicumhur Celal Ba­yar tarafından Fas Sultanı Majeste Beşinci Mohammed ve Tunus Beyi Al­tes Birinci Sidi Lâmin'e çekilen teb­rik telgraflarına şu cevabî telgrafları göndermişlerdir:.

Ekselans  Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru Ankara

Beşinci Möhamraed Fas Sultam

Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru Ankara

Tunus'un istiklâli münasebetiyle bise, hükümetimize ve halkımıza Türk' milleti  namına tebrik. Ekselansını-'a. hükümetinize ve Türk hal­kına, hükümetimiz ve halkımız namına derin teşekkürlerimizi ve samimî temennilerimizi sunmakla zevk duya­rız.

Tunus Beyi

Kodu:

Uzun Mehmet kuyusunda bugün saat 15.20 de incir harmanı S üncü vardi­yası değişirken işçiler (-200) hattın­dan asansörle yukarıya çıkarken asan­sörün emniyet tesbit demiri ağırlık bandına çarpmış vo bunun neticesin­de açılan kapudan 5 işçi 195 metre derinliğe yuvarlanarak p 3rç al aran ıştır. Emniyet ekipleri tarafından çıkarılan cesetler Kozlu dispanserine nakledil­miştir tahkikata başlanmıştır.

27 Nisan 1956

Ankara :

Kastamonu Vilâyeti dahilindeki Azda­vay kömür madenlerinin isletilmesi için bir milyon lira sermayeli Anonim Şirketin ana mukavelenamesi dün Eti bank  merkezinde  imzalanmıştır.

Kurucular, Etibank, Sümer bank, Türk demir çelik fabrikaları umum müdür­lükleri, Kastamonu Vilâyeti özel ida­resi, mahalli belediyeler ve ticaret odaları ile hususî sektörden mütesek kildir.

Kanunî formalitelerin ikmalini müte­akip şirket, hâlen Ereğli Kömür İşlet­me Müessesesi tarafından bir- arama isletmesi halinde çalıştırılan madeni devir alarak  faaliyete geçecektir.

Modern maden malzemesi ve bir yıka­ma tesisiyle teçhiz edilecek olan bu yeni havzanın kısa zamanda inkişaf ederek memleketin taş kömür ihtiya­cına büyük bir medar olacağı ümit e-dilm ektedir.

Ankara :

Memleketimizin esaslı ihtiyaçlarından kauçuk ve mamullerinin tabiî ve sınaî imkânlarımızdan faydalanılmak sure­tiyle kısmen memleket dahilinde temi­ni  için  uzun  zamandanberi  yapımalita olan ziraî ve teknik etüdler netice­sinde memleketimizde böyle bir sana­yi şubesinin tahakkuk ettirilmesi mümkün olacağı anlaşılmış ve bu maksatla kurulmasına teşebbüs edilen kauçuk sanayii T. A. Ş. statüsü hazır­lanarak bugün Ziraat Bankasında Zi­raat Vekili ile Antalya Mebuslarının bulundukları toplantıda kurucular ta­rafından imzalanmıştır.

Bu imza merasimi yapıldığı sırada Reisicumhur Celâl Bayar'ın Ziraat Bankasına teşrif edeceği öğrenilmiş ve bu hüsnü tesadüf ayrıca memnuniyet uyandırmıştır.

Reisicumhur, kurulan şirket hakkında izahat almış ve kurucuları tebrik e-derek muvaffakiyet temennisinde sa­hi d muş tur.

Şirketin sermayesi 10 milyon lira o-lup mü es sisleri Sümerbank, Ziraat Bankası, Etibank, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Ziraî Donatım Kurumu ve Devlet Üretme Çiftlikleri Umum Müdürlükleridir. Şirketin işti­gal mevzuları nebati ve sentetik usul­lerle ham ve mamul kauçuk istihsâl, imâl ve ticareti olup şirketçe gerekli hazırlıklara       derhal       başlanacaktır.

Memleketimizde bir taraftan kauçuk istihsâline yarayan nebatları yetiştir­mek suretiyle yeni bir ziraat kültürü­nün ve bunları kıymetlendirerek kaucik sanayinin doğmasına ola­cak bu şirket, aynı zamanda ehemmi­yetli bir döviz tasarrufunu da sağlıyacaktır.

 İstanbul :

j

Milletlerarası çalışma teşkilâtı kömür sanavii koroisvnnunun altıncı fonlantı-sı Tıirkive hükümetinin daveti üzeri­ne 30 nmn oazartes' sünü saat 21 de istanbul'da Teknik Üniversite konfe­rans salonunda yapılacaktır.

Komisvon, Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan'in bir konuşması ile açılacak­tır.

Komisyonun âzası olan kömür müs­tahsili  16 memleket şunlardır:

Avustralya. Belçika, Birleşik Amerika, Brezilya,   Federal     Almanya,   Fransa,image010.gifimage011.gifPolonya, Sili ve Türkiye.

12 mayısa kadar devan) edecek toplan­tıların sündemi aşağıdaki şekilde tes-bit edilmiştir:

1    a) Komisyonun evvelki toplantı­sında ittihaz olunan mukarrerim ışı­ğı altında muhtelif  memleketlerde  alınmış olan tedbirler.

b) Komisyon tarafından yapılması teklif edilen etüd ve anketler hakkın­da milletlerarası  çalışma     bürosununfaaliyeti.

e) Kömür sanayii kolundaki olaylar ve kaydolunan yeni terakkiler.

 Kömür sanayii kolunda iş emni­yeti.

 Kömür sanayii kolunda çalışacak,işçilerin seçilmesi ve meslekî yetiştir­me.

Kömür müstahsili 16 memlekete men-sub hükûmot. İşçi ve is veren temsil­cilerinin iştirak edecekleri komisyon­da yapılacak müzakerlere esas teşkil etmek üzere gündeme dahil her mev­zu hakkında gerekli raporlar millet­lerarası çalışma bürosu tarafından ha­zırlanmış bulunmaktadır.

Komisyona temsilci, teknik müşavir ve müşahid olarak 200 e yakın kimse katılacaktır.

Kömür sanayii komisyonu, milletler­arası bir ehemmiyet arzeden sanayide câri sosyal problemlerin tetkiki zım­nında İkinci Dünya Harbi sonunda milletlerarası çalışma teşkilâtının ih­das ettiği S komisyondan biridir.

Sanayi komisyonları, muayyen bir sa­nayi kolunda bunların iş veren ve iş­çi mümessilleri ile hükümetler mü­messillerini temasa getirmek sur etile milletlerarası çalışma teşkilâtının en son mercii olan, milletlerarası çalışma konferansı kararlarının tatbikatını ko­lay] astırmakta. sanayi kollarının ar-zettis>i problemlerin halline hizmet e-decek pratik çareler telkin etmekte, alâkalı iş verenlerle işçilerin, do'ru-dan do t rüya alabilecekleri tedbirler hakkında teklifler formüle  etmektedir. Bu komisyonlar avrıca, konferans­ta bahis konusu olacak problemler o-lursa, bunların üzerinde yanılacak tetkikleri  de  hazırlayabilmektedir kömür sanayii komisyonu ta­rafından varılan muka^rerata istma-dendir kî. milletlerarası çalışma kon­feransı, 1953 tc kömür iradelerinin yeraltı işlerinde çalışacak işçilerin ns-parî vaş haddi hakkında tavsiyöyi formüle etmiştir.

Kömür komisyonundan başka, millet­lerarası çalışma teşkilâtının diğer sa­nayi komisyonları şunlardır:

Dahilî nakliyat, demir ve çelik, maki­ne sanayii, tekstil sanayii, yapı ve nafia işleri,  petrol, kimya sanayii.

Bunların yanında bir de fikir işveren ve isçileri istişarî komisyonu ile plan-tasyonlardaki çalışma şartlarile İlçiji bir komisyon meveud bulunm=ktadır. Bu çeşitli komisyonlar tarafından itti­haz olunan mukarrerat, daima millet­lerarası çalışma bürosu idare meclisi ne sevk edilmekte ve bunlara, verile­cek sonunçlar, bu meclisçe kararlaştı­rılmaktadır.

 Ankara :

Kızılay Umumî Kongresi, çalışmaları­na bu sabah saat 10 da Sıtkı Yircalı'-nm Reislisinde başlamıştır. Kongre bugünkü çalışmalarına hesap komis­yonundan gelen raporun okunmasiyla başlamıştır. Söz alan delegeler, çeşitli dilek ve temennilerde bulunmuşlardır. Bir delege, umumî nüfus sayısına na­zaran üye miktarının az olduğunu, arttırılması çareleri üzerinde durulma­sını tavsiye etti. Diğer bir üye de Kı­nlayın yaptığı hastanelerin kendi kadroları tarafından idare edilmesi temennisinde bulundu. Fatih delegesi Dr. Sargut üye arttırmanın fiilî bir kıymeti olmadığına işaretle Kızılaya candan bağlı insanların üye kaydedil­mesine ehemmiyet verilmesinin ye­rinde olduğunu belirtti.

Kongrenin öğleden sonraki içtimamda, daha birçok delegenin konuşmasından sonra umumî merkez adına tenkidlere cevap veren Kızılay Reis Vekili ve Mil­li Müdafaa  Vekâleti Vekili Semi Ergin, yurdun muhtelif bölgelerinden .ge­len delegelere katlandıkları zahmetten dolayı teşekkür etti. Merkez heyetin­de, hayır cemiyetleri tarafından bir rekabet mevzuu haline getirilen pul satışı hususunda çalışıldığını, bir tasa­rının lı azı il andığını, meclis komisyon­larında görüşülmesine devam edildiği­ni, aza adedini çoğaltmak kadar gö­nüllü - e kan programı hemşirelerinin arttırılmasına da çalışıldığını, bunlar Kızılay camiasına yaptıkları hiz­mete îf mas etti.

Hisselerinden çok veren yerler şube­lerine değil, ihtiyacı olanlara geni? yardım yapmak şeklinin prensip itti­haz edildiğini, sulh zamanında yetiş­tirilen neslimizin gürbüz ve sıhhatli olması için hiçbir yardımdan çekinilmediğini, bunun da Kızılay tüzüğün­de mevcut harp zamanına hazırlanma kararını bilvesile tahakkuk ettirecek bir şekil olduğunu ifade etti.

Kızılayın memleketin muhtelif yerle­rinde yaptığı - hastane meselesine de temas eden Semi Ergin hemşireler yetiştiren hastaneler ve dispanserler açan Kızılay m bütçesine daha fazla bir masraf tahmil etmemek için bun­lardan bir kısmının Sağlık Vekâleti­ne devredilmekte olduğunu, bu suretle de sosyal hizmetlerin ifasına çalışıldı­ğını, üniversite ve yüksek okullarda açılan Kızılay şubelerinin göğüs ka­bartacak bir temizlik ve dürüstlükle çalıştıklarını, bu hususu göz önün de tutan genel merkezin yardımları art­tırmak kararında olduğunu tebarüz et­tirdi, hâlen muhtelif yerlerde yapı­lan yardımların dağınık bir şekilde ol­duğunu nazarı itibare alan genel mer­kezin 500 kişilik modern bir talebe te­sisini kararlaştırdığını, bu yurtta bir taraftan talebeleri barındırmakla be­raber diğer taraftan yemek giyecek ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak ka­ran alındığını belirtti. Umumî Mer­kez ve teşkilâtın daha rasyonel çalışa­bilmesi için yeni talimatnameler ha­zırlandığını, bunlardan bir kısmının tasdikten geçmiş ve tatbik edilmekte olduğunu söyledi.

Geç vakit yapılan seçimde idare heye­tine Dr. Nafiz Kör ez,-Sadettin Yalım, Ahmet Kadıoğlu, Fikret Arıt, Himmet Nurullah Tolon, Medeni Berk, Necmi Ateş, İzzet Akçal, Saim Önhon, Yusuf Aysal. Mehmet Akm, Zeki Başağa, Ferit Özel. Yahya Peh­livan, murakıllıklara da Kemal Kara­deniz, İzzet Akçal ve Ömer Sunar seçilmiştir.

Kongre çalışmalarına yarın da devam edecektir.

28 Nisan 1956

Ankara :

Macar Millî Bayramı münasebetinde ile Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Ma­caristan Halk Cumhuriyeti Kiyaseti Konseyi Başkanı Ekselân Ustvan Dobi arasında tebrik ve teşekkür telgrafla­rı teati edilmiştir.

Ankara :

Seyhan barajının 'sızdığına dair bir İstanbul gazetesinin bugünkü sayısın­da neşredilen haber, Nafİa Vekâletin­ce yalanlanmıştır.

Hiç bir esasa dayanmıyan ve sadece barajın hemen bir kaç kilometre Ce­nubunda oturmakta olan 200 bine ya­kın vatandaşı değil bütün Adana'da huzur içinde yaşiyan büyük bir halk kütlesini de heyecan ve endişeye dü­şürebilecek olan bu asılsız haber üze­rine Nafia Vekâletince yapılan açık­lamada şöyle deniliyor.

»Bu mevzuların parti propogandası o-larak ötedenberi ele alınmakta olduğu ve hükümet icraatını tenkide matuf bir hattı hareket teşkil ettiği bilin­mekte ve görülmektedir.

Ancak, bu mevzu her hangi bir pro­paganda mevzuu olmaktan da daha mühim ve hayatidir ve en nihayet A-dana'da muvafığı, muhalifi büyük bir halk kitlesi huzur içinds yaşamakta­dır. Sebepsiz, tahkîksiz bu masum in­sanları endişeye düşürmek hiç kimse­nin hakkı değildir. Ve insaflı bir ha­reket de telâkki edilemez.

Diğer taraftan şurası pek tabiidir ki memleketimizin en büyük şehirlerin­den birisini tehlikeden korumak için her türlü teknik imkândan faydalanılarak ve milyonlarca lira sarfı ile ya­pılmış olan bir tesisin durumuna dairesinin bigâne kalması ve hadis atı se­yirci olarak takip etmesi de asla mev­zuu bahsolamaz.

Bundan 6 ay evvel su toplanmasına başlanmıştır ve göldeki su miktarı şubat ayındanberi 2 milyar metre mi­kâbı mütecaviz bulunmaktadır.

Bu müddet zarfında ne bette, ne de civarda, gölden en ufak bir sızma gö­rülmemiştir.

Tesislerin ikmalini müteakip, projele­rin tanziminde başmüşavirlik yapmış olan Profesör Casagrandi, Mister Growdon, Mister Hill ve Profesör Töl-ke gibi dünyaca tanınmış baraj müte­hassısları nisan başında tesisleri son bir defa olarak gezmişler ve inşa şek­linden, gölün dolmasından sonraki du­rumdan fevkalâde bir şekilde mem­nun ve mütehassıs olduklarını bir ra­porla idareye bildirmişlerdir.

Binaenaleyh, yukarıda da belirtildiği şekilde, arkasında 4 aydır büyük bir göl bulunan mezkûr barajın su sızdır­dığı hakkında ortaya atılan haber ta­mamen asıl ve esastan uzaktır.»

İstanbul :

6-7 eylül hâdiseleri dolayısiyle İs­tanbul Valisi Prof. Gökay hakkında yapılan tahkikata ait evrak Dahiliye Vekâletince Devlet Şurasına gönderil­miş, Devlet Şurası evrakı tetkik ettik­ten sonra bazı noktalar üzerinde tah-kikatin tamiki talebinde bulunmuştu. Tahkikat derinleştirildikten sonra ev­rak tekrar Devlet Şurasına gönderilmiş ve Devlet Şurası yaptığı tetkikat neticesinde Vali Prof. &ökay hakkında bir suç unsuru bulmamış ve men'i muhakeme kararı vermiştir. Devlet Şurasının bu kararı, buaün Dahiliye Vekâletince  Valiliğe  tebliğ  edilmiştir.

Şereflikoçhisar:

Yenimahalle Oçağmm kongresi müna­sebetiyle Devlet Vekili Cemil Bengü Ankara Mebusları Demokrat Parti İl İdare Başkanı ve azalarından basılan bugün Koçhisar'a gelmişler ve tezahü­ratla karşılanmışlardır.

Kongre konuşmaları başlayıp muhtelif hatipler konuştuktan sonra alkışlar ve tezahürat arasında Devlet Vekili Ce­mil Bengü bir hitabede bulunarak cümle demiştir ki:

«Bugün Yen ima hail en izin Ocak Kong­resinde bîr Demokrat Parti'li olarak bulurun aktan ve bir köylü çocuğu o-îarak size hitap etmekten bahtiyarlık duyuyorum. Kongrenizin partimize ve milletimize hayırlı ve uğurlu olması­nı candan dilerim. Bendan evvel ko­nuşan kıymetli İl Başkanımız ve Me­busunuz Ram iz Eren hemen bütün meselelerinize ve dileklerinize cevap vermiş ve temas1 etmiş, bulunuyorlar. Bana söyleyecek çok şey kalmıyor. Şunu memnuniyetle kaydetmek 3â-nmdır ki, memleketin her yerinde ol­duğu gibi okunan idare heyeti raporu burada da 6 sene gibi kısa bir zaman içersinde hizmetinize mühim eserler getirildiğini açıkça meydana koymak­tadır. Yollarınız, okullarınız, sashk merkeziniz ve elektriğiniz ve raoorda sayılan diğer eserler ve memleket ça­pındaki büyük azimli kalkınmamız sevimli ve imanlı yüzlerinizde ne yaratmıştır. 1950 den evvelki devirle sonraki devri hiç bir bakımdan mu­kayese etmese imkân yoktur. O devir­lerin bütün mahrumiyetlerine muka­bil D. P. iktidarının 6 senelik kısa bir zarnan içinde milletin hizmetine ge­tirdiği eserler memleketin en hücra köselerinde bile kendisini açıkça ve inkâr edilmez bir şekilde gör termik­tedir. Biz milletin yüzünü güldürmek onu refaha vP saadete kavuşturmak irin azim ve imanla çalışırken onlar sizin sevincinizi burnunuzdan getir­meğe azmetmişlerdir. Memleketin her tarafından, bilh^sa son pimlerde açı­lışların tesit edilen büvük ederlerin meydana getirdiği sevine ve inşirah havasını bulandırmak için ellerinden geleni yapıvorlar. Sevhan barajın] köstebekler delecek Adana sellere gi-deeek. fabrika bacalarına leviekler vu.va yanacaklar, divorlar... Maksat­ları asırlardanberi yü gülmem's olan milletin bugünkü haklı sevincini ona haram etmektir. Daha ner neler hür­riyet yoktur ama. istedikleri gibi küfür dahi edebiliyorlar rejim teminatı yoktur diyorlar, düşünmüyorlar ki re­jimin en büyük teminatı sizlersiniz. Bu aziz Türk milletidir. Sizlerin serbsst reyi eriyle işbaşına getirmiş olduğunuz B. M. M. d ir, onun kanunlarıdır, ve nihayet yine serbest iradenizle iş başı­na getirdiğiniz D. P. nin ve onu idare edenlerin demokratik zihniyetidir. E-vet bu memlekette rejim hürriyet te­minatının mevcut olmadığını bir za­man olmuştur. Fakat o zaman bi~im devrimiz değil kendilerinin devridir. Hakikaten o zaman ne serbest seçim ne millî irade ve hâkimiyet mevcut idi. O zaman şahsî ve keyfi iradesi her şeye hâkim olan İsmet Paşanın bugün hürriyet ve demokrasinin şam­piyonu rolünü kimseye bırakmayacak kadar kıskançlıkla benimsemesi mille­tin şuur ve irfaniyle alay etmek de-ğilmidir? Onlar yok dedikleri her şey artık bu memlekette Allaha şükür bol bol  vardır,  ve  daima  var     olacaktır.

Bugün hakikî millî iradeyle iş başına gelmiş bîr iktidar, bir E. M. M., onun kanun ve kararlan ve ancak 1950 se­çimlerinden sonra yürürlüğe girebil­miştir. Demokratik esas ve ruhu taşı­yan anayasası mevcut iken muhalifle­rimizin hürriyet yoktur, rejim temi­nattan mahrumdur avazelerinin ve sizden hesap soracağız teranelerinin hiç bir manâsa yoktur. Veyahut bunun bir manâsı vardır. Aziz milletimize her an ve her yerde teneffüs ettiği varlık­ları yok diye sevktermeve çalışan me­tot, kendileri bütün idareleri zama­nında bir defa olsun millete bir hesap vermemişken buoün her dakika ve gün ve her yerde millete santimine kadar bütün hesabını vermekte olan bu.günkü iktidara biz bu hesapları ta­nıma vız vakti gelince simden hes=ra so­racağız demek, cok muhterem Başve­kilimizin işaret buvnrduklari gibi sa­dece ve sadece ihtilâl usul ve metot­larının ihya ve tatbik hevesinin bir ifadelinden başka bir şey olamaz. B. M. M. de verdiğiniz hesabı tanımam onun kararlarına ve çıkardığı kanun­lara "boyun esmem, demek şirin hesa­bınızı ben göreceğim ve bunun, za­manını beklivorum. ve bu fırsatı etmek için her şevi ysnaacaSim, de­mekten başka bir şey ifade eder mi Bu ihtilâl metodu dağil de nedir? Şimdi bu arzularına ve heveslerine bir an evvel kavuşmak için birleşmek is­tiyorlar, demokrat iktidarın muvaffaki­yetleri memleketin her tarafından in­kâr edilemez. Eserler halinde yüksel­dikçe isticalleri ve telâşları artıyor. Her vasıtayı mubah görerek mille)i bir an evvel zehirliyerek içimize ni­fak sokarak, bizi içimizden vurmak suretiyle emellerine kavuşmak istiyor­lar. Acele ve telâşları bunlardır. B,ı-nun için bütün memleketi arşın arsın dolaşıyorlar, yurdu baştan başa bir miting meydanı haline getiriyorlar. Fakat ne çare bütün gayretleri bey­hudedir. Aziz mîlletimizin büyük ve derin şuur ve irfanı kendisine hizmet edenle etmeyeni ve hiç bir zaman edemiyecek olanı çoktan tefrik  etmiş ve  kararını   vermiştir.

Kongrenizin size ve memlekete yeni muvaffakiyetler getirmesini temenni ederek sözlerime nihayet verirken ne-pinizi hürmetle selâmlar candan bu­caklarım.

Cemil Bengü'nün konuşması tezahü­ratla karşılanmıştır.

Kongrenin bitmesini müteakip Vekil ve diğer zevat Ankara'ya hareket et­mişlerdir.

30 Nisan 1956 - İstanbul :

Milletlerarası Çalışma Teşkilâtı Kömür Sanayii Komisvomınıin altıncı toplan­tısı. 16 aza memleketin hükümet, iş veren ve is<*i temsilcilerinden müte­şekkil 120 delegenin iştiraki ile, busun saat 11 de İstanbul Teknik Üniversite­sinin konferans salonunda açılmıştır. Bu münasebetle vamlan aci'ıs merasi­minde ilk sö'ü alan jst""bul Vali ve Rciprjjvp Reisi Prof. Gökay şunları söylemiştir:

«Kömürü, enerjinin ta kendisi olan bir mevzuu, n»i 11 eti er arası anlayışla dtüd etmek için İstan.bulu konffre yeri ola­rak seçmenizden dolayı bilhassa te­şekkür ederim.

Bîr buçuk milyona yakın nüfusu ve aynı  zamanda     oldukça   geniş  bir  endüstrîsi olan bu şeîırİn endüstrisi kö­mürle temin edilmektedir. Şu halde siyah kömür bisim gözlerimize, gönlü­müze ışık veren bir menbadir.

Kongrenin bir hususiyeti de cok yakın komşularımızın da bu toplantıya iş­tirak etmiş olmasıdır. Tarih bovunca birbirini anlamamak yüzünden sıkıntı çeken milletlerin muhtelif vesilelerle birbh-lerile yakandan tanışmaları lün-va sulhu için esaslı bir kazançtır. Bundan dolayı İstanbul şehri adına sizi hürmetle selâmlar, hoş geldiniz der, kongreye başarılar dilerim».

Müteakiben, hükümet adına toplantı­yı açan Çalışma Vekili Mümtaz Tar-han şu beyanatta .bulunmuştur:

Milletlerarası Çalışma Teşkilâtı Kö­mür Sanayi Komisyonunun altıncı toplantısına katılan delege, müşavir ve müşahitlere Türkiye Cumhuriyeti Hü­kümeti adına hoş geldiniz der, bu top­lantının memleketimizde yapılmasın­dan duyduğum derin memnuniyeti bildirmek isterim. Kömür Sanayii Ko­misyonuna dahil bulunan muhtelif memleketlerin bu sanayi kolunda e-dindiklerî tecrübelerin ışığı altında ce­reyan edecek müzakerelerin dünya önçüsüne çok faydalı neticeler vereceği muhakkaktır.

Mevcut bulunduğu memleketlerin sa­nayiine kuvvetli tesirler icra eden kö­mür cevheri, Türkiye'nin yer alt: servetleri arasında mühim bir mevki işgal etmektedir. Bu ehemmiyetle mü­tenasip olarak gün geçtikçe aşikâr bir suretle inkişaflar kaydeden kömür sa­nayimiz için dahi cereyan edecek bu müzakereler ve ittihaz edilecek ka­rarların semereli neticeler vereceğin­den şüphe edilemez. Bundan evvelsi komisyon toplantılarının telkin ettiği faaliyetler cümlesinden olarak memle­ketimizde de mevcut tesisatın takviye­si ve yenilenmesi, kömür havzalarının tekemmül ettirilmesi gibi faaliyetler;.! Yanı başında, bilhassa madenlerdeki iş emniyeti ve işçi sağlığı meselelerinin birinci safta ele alındığını müşahede etmemek mümkün değildir.

"Uzun zamandanberi kömür havzası ile alâkalı çeşitli mevzuata kısmî bir suretde serpiştirilmiş olan emniyet ted­birleri son yıllar içinde bu mevzu ile milletlerarası normların model it tihazı suretiyle, bir araya toplanmış ve mufassal bir nizamname şeklinde yü­rürlüce konmuştur. Bu nizamnamenin henüz kısa sayılacak tatbikat devresin­de cok müessir ve faydalı neticeler al­mış olmamız, tedbirlerin müsbet deli­lini teşkil etmektedir.

Büyük işçi kütlelerini bir araya toplıyan kömür sanayii sahasında isci'e-re sağlanan sosval yardımların gelişti­rilmesi ve ç eşiti en dirilmesi, bunların tesir derecelerinin arttırılması, maden işçiliğini kendilerine meslek îdinin i 5 olan kmseler için realist bir mesken politikasının tatbiki gibi hususlar da hükümetin ehemmiyetle üzerinde dur­duğu aktüel mevzulardır.

İş. kazalarının ve meslek hastalıkları­nın sebep ve sâiklerinin yakinen tet­kiki, önleyici ahenkli olarak, en ileri seviyelere ulaştırılması için büyük gayretler sarf etmekteyiz. Bütün bu faaliyetlerimize, kıdemli bir üyesi bu­lunmakla şeref duyduğumuz milletler­arası çalışma teşkilâtının kıymetli teknik elemanlarının tavsiyelerinden ve kömür sanayii komisyonunun yolu­muzu aydınlatacak olan çalışmaların­dan büyük faydalar temin edeceğimi­zi burada işaret etmek benim için çok zevkli bir vazife olacaktır.

Bu görüşün yalnız memleketim için değil, fakat ayni zamanda kömür is­tihsal eden diğer bütün memleketle­re şâmil bir manâ taşıdığına işaret et­mekle bir hakikati beyan ettiğime ka­ni   bulunuyorum...

Kömür Sanayi Komisyonunun bu top­lantısına iştirak gayri resmî milletler­arası teşekkülleri temsil eden kıymet­li ve tecrübeli şahsiyetlerin müşterek çalışmalarının ve alacakları kararla­rın bu sanayi kolu için hayırlı ve ba­şarılı neticeler sağlamasını temenni eder, yüksek hey'etinizi saygı ile se­lâmlarım.»

Çalışma "Vekili Mümtaz Tarhan'm al­kışlarla karşılanan bu nutkundan son­ra sırasiyle söz alan, Milletlerarası Çalışma Teşkilâtı Umum Müdür Mua­vini ve Kömür Sanayii Genel Sekrete-

ri Louis Alvarado, Kömür Sanayii Ko­mitesi Başkanı Gonzales Baroş, M. C. T. İdare Meclisi İşverenler Grubu Temsilcisi M. Fennema İle İşçiler Gru-pu Temsilcisi M. Nİelsen yaptıkları ko­nuşmalarda, hükümetimizin bu top­lantıyı İstanbulda tertiplemiş, olması dolayısiyle duydukları şükran hisleri­ni belirtmiş ve komisyona muvaffaki­yetler dilemişlerdir.

Kömür Sanayii Komisyonu saat 15 te İstanbul Teknik Üniversitesi Taşkışla binasında hükümet, işveren ve işçi temsilcilerinden müte§ekkil Üç ayrı grup halinde toplanarak riyaset divan­ları seçimlerini yapacaklardır.

Kömür Sanayii Komisyonunun iki haf­ta kadar sürecek olan bu toplantısına teşkilâta aza olmadığı halde Sovyet Rusya'da sekiz müşahit göndermiş bu­lunmaktadır.

 Ankara :

5 Nisan 1956 da Akköprü transforma­tör istasyonunun hizmete açılmasiyle girişilen tecrübe işletmesi faaliyeti bir hayli ilerlemiş bulunmaktadır.

Bu cümleden olmak üzere bugün saat 13:15 den tibaren şehrimizde Çatalağ-zi termik elektrik santralı aşağıdaki semtlere elektrik vermeye başlamıştır.

Nevzat Tandoğan    meydanından Gazi Orman Çiftliğine kadar uzanan güzergâh (silâh fabrikaları su pompa­sı istasyonları bira fabrikaları bugü­zergâha dahildir.)

 Maltepe'den Bahçelievlere kadar uzanan güzergâh ve civarı (bu mıntı­kadaki    un fabrikaları ve    troleybüshatları dahildir.)

 Adliye Sarayından Ulus Meyda­nına kadar uzanan Anafartalar cadde­si ve civarı.

 Önce-beei'den İç  Cebeci, Şükriye ve Gİilveren mahalleleri, Bozkurt  ve Yıldırım un fabrikaları.

 Sıhhiye    Vekâleti önünden Kayaş'a kadar  olan yolun bütün güzer­gâhı ve civar semtler.

Bu semtlerin çekmekte oldukları ta­kat gündüzleri beş bin kilovat gece­leri ise 8 bin kilovat saattir.

Başvekil Adnan Menderes Karabük'te 1 Nisan 1956

 Karabük:

Karalbük, bugün Başvekil Adnan Menderes'i coşkun ve hararetli tezahür­lerle karşılamıştır. Başvekil ile refakatin dekiteri getirmekte olan tren saat 14.20 de Karabük istasyonuna girdiği zaman, civardan gelen vatan­daş ,grujlarmm da riltihakı ile şehrin nüfusunun çak fevkinde bir kalaba­lık, istasyon ve civarını kapîamış bulunuyor ve «hoş geldiniz» sesleri et­rafı çınlatıyordu, İstasyonun arka tarafındaki meydan, ile şehri katede-rek belediyeye ve oradan ileriye uzanan cadde, iki taraflı, olu idi. Halkın caddelere sığmayan kısmı ibina pencerelerinde ve 'damların üzerinde top­lanmıştı.

Başvekil Adnan Menderes, garın Önünden bir jipe binmiş ve ayakta hal­kı    selâmlayarak, tezahürat arasında, Belediyeye gelmiştir.

Burada kısa Sbir istirahat: müteakip balkona çıkan Adnan Menderes, bu muazzam karşılamadan doyduğu heyecanı ve şükranı ifade ettikten son­ra şu oıutku söylemiştir:

«Aziz Karabüklüler, işçi kardeşlerim,

Çoktan Karabük'e gelememiş olmak, .benim için <bir eksiklik ve mühim bir üzüntü sebebi idi. Bu itibarla simidi duymakta olduğum sevinç bü­yüktür. .Hem sizlere kavuşmuş .oluyorum, hem de vaktinde büyük gay­retler sarfedilerek kurulmuş ve zamanında da yine büyük 'gayretler sarfedilerek bugünkü ıhaline getirilmiş olan ve .memleketimizin iktisadî ha­yatında, 'her balkımdan kalkınmasında pek mühim rol ve tesir icra .ede­cek olan bu .güzel müessesenin inkişaf ^safhalarını yakından takip etmek fırsatına nail oluyorum. Diğer tir .çok muinim hattâ ehemmiyeti ikinci derecede .tesislerimizin <vücude getirilmesi ve inkişaf ettirilmesi hususun­da şahsen 'geceli gündüzlü ve - fasılasız .gayret sarf etmekte olduğumu, yersiz tevazu ve mahiyeti bir tarafta -bırakarak, iftiihar ile ifade etmek is­terim. Onun için Karabük ile meşgul olmamama v.e onun inkişafı ile .uğ­raşmamama nasıl imkân tasavvur -olunabilir?

Hele yarın için memleketin en hayatî ihtiyaçlarını tatmin edecek olan ana »kaynaklardan en mühimmi haline gelecek ,bu güzel ve kudretli mü­esseseyi ve onu işleten ive (herıgün memleketin ondan (beklediği va­zifeyi görecek hâle getirmeye çalışan dimağları ve kolları, yüksek mü­hendis, teknisyen ve işıçi kardeşlerimizi her zaman zihnimde ve [gön­lümde yaşatmakta olduğum, hususunda en küçük şüphe hatıra gelmesin, Karabüfc, esas itibariyle iki unsurdan terekküp eder, Karaıbuk tesisleri yani onun maddesi, ikincisi 'de eğer tabir caizse, onun ruhu ve cevheri, dimağı ve kolları yani sizler.

Ben Karabük'te konuşurken, bu ıgüzel tesisimize vücut veren ıbu iki unsurdan ayrı ayrı bahsede ceğirn. Evvelâ Karabük, iftihar ile söyliyeyim ki, Türk tekniği ve Türk işçisinin emeğiyle işlemekte ve (gelişmektedir. Onun şevki idaresinde vazii'e almış bulunan teknisyen ve idareci arka­daşlarımızı diğer bütün iktisadî tesislerimizde çalışanlar gibi övmelk ve muvaffakiyetlerinden dolayı tebrik etmek benim için en zevkli bir va­zifedir.

Dün az sayıda ve memleketin bir kaç noktasında ilk öncüler halinde gö­rülen bu insanlar, şimdi Türkiye' yi çok 'geniş, hummalı 'bir faaliyetle baştanbaşa inşa etmekte ve sayıları çok şükür binleri, orıbinleri geçen muazzam bir yapıcılar ve inşacılar "ordusunu şevki idare etmektedirler. Bunlar, garibin en ileri tekniğini Ve bilgisini öğrenip hazmetmiş vatan evlâtları ve yine garibin muvafiakiyet sırlarından ıbiri olan işletmecilik ve idarede hem bilgi, hem zekâlariyle memleketi daima muvaffakiyetten muvaffakiyete götüren kıymetli vatandaşlarımızdır.

Türk işçisine gelince, ısımn kafasının alamayacağı, elinin yatmayacağı hiçbir iş yoktur. Türk .işçisinin, zekâsı, kabiliyeti ve çalışkanlığı aziz va­tanımızın yeni baştan inşası gayretlerinin en 'başta gelen unsuru ve en mühim teminatıdır.

Milletçe ileri kabiliyetlerimiz ve henüz işlenmemiş çok ıgeniş iktisadî kay­naklarımızla vatanımız, bu inşacılar ordusunun bütün gayretlerine saha ve imkânlar yaratmak hususunda hergün yeni yeni muvaffakiyetli ham­leler göstermektedir. Hükümetlerin vazifesi ise, milletimizin müstesna, 'ka­biliyetlerine saha hazırlayıp bunları harekete (geçirmek ve vatanımızın geniş imkânlarını ve servet kaynaklarını değerlendirmek imkânını hazır­lamaktır.

Bunu da yeni hükümetlerin iş ve meseleleri ele alış tarzını ve onların ha­reketlerine hakim olan zi'hniyeti de küçümsememek lâzımdır. Çünkü bir tarafta koskoca bir vatan geniş imkânları ve sonsuz servet kaynaklarıy-le mevcut olabilir diğer taraftan koskoca bir millet bütün meknuz ka­biliyetleriyle o vatan üzerinde yaşamakta devam edebilir, ıfakat ne o> mil­letin -muazzam kabiliyeti, ne o vatanın geniş imkânları harekete getirile­mez ve memleket iptidaî ve mahrum ıbir (hayat seviyesine mahkûm ol­makta devam ettirilir. Tıpkı eskiden olduğu ıgilbi...

Aziz Türk işçileri,

Memlekette hakikî manâsında iş ve sanayi hayatı, madencilik ancak ye­ni teessüs etmekte, yolunu 'bulmakta ve şekillenmektedir. Binaenaleyh iş­çi ve işçilik hakiki hüviyetini henüz pek yeni olarak iktisap etmeye başla­mıştır. Daha evve] de i§!Çi zümrelerimiz elbette mevcut idi. Fakat ne ke­miyet yani sayı itibariyle, ne keyfiyet yani kabiliyet ive teknik vasıf ve tâbi bulundukları şartlar ve mevzuat bakımından, .garpta haiz olduğu manâda bir işçi hayatı ve işçilik memleketimiz için nıevauubaihis değildi. Bu itibarla Türk işçisi, memleketn yöneldiği yeni iktisadî hayatın 'kendi­leri için henüz yeni ve geniş imkânlar sağlamak yolunda 'bulunduğunu görerek istikbale emniyetle bakabilirler.

Diğer taraftan, servet kaynaklarımızın hergün inkişaf etmesi, teknik ka­faya ve hünerli el emeğine olan ihtiyacı her gün arttırmakta devam ede­cektir,  artan ihtiyaç karşısında verimi    ziyadeleşen teknik kabiliyet ve hünerli emek, elbette hakiki karşılığına nail olacaktır. İş sahası dar olan işsiz milyonların iş aradığı bir memlekette, iptidai tesisleriyle, ıgeri tek­niğiyle ıhünersiz emeği ile akim ve verimsiz bir iş ihayatı, ne kadar zor­lanırsa zorlansın, işçisine, idarecisine, teknik adamlarına lâyık oldukları hayat seviyesini asla temin edemez. Meml&kette her yeni tesis ve teşeb­büs her yeni kurulan fabrika, (baraj, maden işletmesi vesaire memleketi zengin ettiği kadar emeği ve tekniği değerlendiren hâdiseler alarak gö­rülmek icaıbeder.

Türk iğcisi, idarecisi, teknisyenleri, ilim ve fen adamları, hergün kuru­lan iktisadî tesislerimiz- kollarını açıp sizi ıbeklemektedir. Binaenaleyh, vatanın topyekün refah ve mamuriyeti hepimizin ayrı ayrı bahtiyarlık ve refahımızın teminatıdır.

Sevgili vatandaşlarım,

Şimdi, bu güzel tesislerin kendisine, yani maddesine geçiyorum:

Karabük, kuruluşundan 1950 ye kadar, kurulduğu andaki gibi, Ifcoç inkişaf etmemiş, duraklamış kalmıştır, denebilir. Yeni bir zihniyetle harekete geçildiği andan itibarendir ki, Karabük de nasibini almaya başlamış ve bugürifcü hale gelmiştir.»

Başvekil burada Karalbük'ün 1950 de 75 bin ton istihsal yapmasına mu­kabil 1955 senesinde 156 (biri. ton istihsal yapmış bulunduğunu söyljyerek fabrikanın daha da tevsii için yapılan yeni yatırımlardan bahsetmiş ve bunların bir neticesi olarak demir istihsalâtmm derece derece 400 bin to­nun üzerine çıkacağını ve ıbu suretle demir hususunda da dış piyasalar tabiiyetinden ve dışarıya döviz ödeme zaruretinden kurtulacağımızı kay­detmiştir.

Bunu müteakip Başvekil Menderes, sözlerine devam ederek demiştir ki:

«Görüyorsunuz ki, artık buıgünikü Karabük, hele yarmki Karabük fabri­kası, 1950 de de mevcut ,olan Karaıbük fabrikacıdır .demek caiz, dahi de­ğildir. Şurasını da ilâve edeyim ki, Karabükten başka, daıha bugünden, memleketin muihtelif yerlerinde bir çok ikinci derece dökümhaneler ve haddehaneler (kurulmuştur, kurulmaktadır. Ayrıca ikinci bir Karabük'ün kurulması hususundaki teşebbüs ve ıgayre-tlerimizin ise çok ilerlemiş ol­duğunu tebşir edebilirim.

Muhterem vatandaşlarım,

İki gün evvel Zonguldak'ta gözden geçirdiğimiz tesisler ve fabrikalar ve bugün Karabük için, Karabük tesisleri için şu arzetıtiklerim, sadece bunlar, başlı başına övüneceğimiz ve sevineceğimiz ilerlemelerin eser­leridir. Halbuki memleketin her tarafı şu anda adeta, bir şantiye halin­dedir. Denebilir. Zonguldakta söylediğim gibi, 1956 senesinin şu geriye kalan dokuz ayında, sizlere, daha bîr çok .sevinilecek eserlerin Türk mil­letinin hizmetine geçmesinden bahsetmek imkânını bulacağım, ve bun­ların, 'hepsi ıbir araya .getirilip yekûn edildiği takdirde, dokuz aylık kı­sa bir müddet zarfında Türk milletine maledilmiş olacak olan bu eserler yekûnunun, memleketimizin iktisadî hayatında ne derecelerde mühim bir merhalenin açılmış olmasına hizmet edeceğini, 'büyük bir hayret ve sevinç .ile müşahede1 edeceğiz, amma ihtirasın, kıskançlığın, hasedin dili durmuyor. Tehevvür v& 'gazap, milletçe sevineceğimiz bu hâdiseler bir

türlü sükûnet bulamıyor. Memleketimizin içte ve dışta huzur, nizam ve saadetinin düşmanları ise gayretlerini (büsbütün artırmış görünüyorlar. Bütün yapılanları millet nazarında ehemmiyetten düşürmek, küçük gös­termek... Hattâ, mümkün olduğu .kadar bunları memleketin faydasına değil, bilâkis şotc zararlı teşebbüsler ve .tesisler olarak gösterebilmek...

Bir iki misal ile anlatayım: Birçok işlerimiz arasında yolcu gemisi, petrol taşıma gemisi ve yük gemisi oiarak .15 tane güzel ve yeni gemi satın al-diK. Bunların onu, or.bui memleketimize geldi, geriye kalan üç dördü, de gelmek üzere bulunuyor. Bu memleket hiç bir zaman -ombeş değil çolt küçük ve ehemmiyetsizinden olmak üzere 5 yeni 'gemiyi daihi biraen sa-tm a^mış değildir. Bu kendi sahasında başlı başına bir hâdise teşkil eder. Amma ne yaptılar bir kerre, memlekete bunu duyurmak ve bunun fe­rahlığını hissettirmek imkânını vermemek için elden gelen yapıldı. Son­ra .da bu gemilerden birinin 300 tonluk bir saıfra taşıması meselesi ile do­lanıp teknik icap ve hakikatlerin aksine olarak on beş geminin satın a-Irnması hâdisesinden .bahsedilmedi. Bu büyük başarı, bir suç mevzuu ola­rak aleyhimize işlendi. Şayanı memnuniyet ve şayanı teşekkür bir mev­zu olarak onlbeş yeni ve güzel geminin memleketimize mâledilmesi hâ­disesinden hiç kimse bahsetmedi.

Diğer bir misal, Seyhan barajının temeli.atıldığı zaman «ibu 'gösteriştir ve yapılmıyacaktir» denildi. Baraj bitti. Nehrin .suları toplandı, göl teşekkül etti. Hattâ bu kış sonundaki taşkınlara mani alarak çiftçiyi en aşağı 20 ilâ 30 milyon lira zarardan kurtardı.

Dört beş gün sonra bu barajdan bütün Adana havalisi ucuz elektrikle nurlanacak, bir kuvvet kazanacaktır. Önümüzmeki senelerde ise .baraj­dan bir buçuk milyon dönüme yakın arazi sulanacaktır. Bu itibarla Ada­na ve 'havalisi yepyeni b r hayata kavuşurken, bir takım bethahlar ve .ga­filler, marifet yapıyoruz sanarak, «barajın temellerini 'köstebekler oy­maktadır, bir gün bu baraj birden çökecek ve Adana'da tufan olacaktır* diye nankörce, cahilane ve zehirli propagandalarını yürütmekte devam ediyorlar, ilme tekniğe ve bütün tsraırkilere karşı vatandaşlar arasında emniyetsizlik uyandırmak'gibi meşum, faaliyetlerine devam etmeyi bir marifet sayıyorlar.

Bu hakikaten vatanperverlik duygulariyle alâkası olmayan iptidaî, geri ve yıkıcı propaganda usullerinin yüzlerce misalini vermek   mümkündür.

Fabrika, baraj, liman, maden işletmesi, 'her neviden iktisadî teşebbüsler için harekete igeşilir, «bunlar yalandır» derler, '«aldatmak için yapılıyor» derler, »bunlar olduğu yerde kalacaktır» derler. Meselâ seçimlerin arife­sinde Erzurum'a uğramıştım. Ezurum Şeker Fabrikasının temelini at­mıştım. Bir taraftan ıhu farbrikanm temeli atılırken diğer taraftan da şan­tiyesi kurulmuş, bir çok malzemesi yığın yığın gelmiş bulunuyordu, buna rağmen, bunlar, siyaset mücadelesini «bunların hepsi yalandır ve seçim için bir propagandadan ibarettir» diyecek kadar pespaye bir seviyeye hattâ bir bakıma hıyanet hudutlarına kadar götürmüş oluyorlardı, bunu Erzurumlu  vatandaşlarım  gayet güzel hatırlarlar.

Gene aynı tariöıte oradan Giresun'a 'geçtik, Giresun limanının inşasim başlanmalk üzere idi. bir çok malzeme de gemişti. oradaki menfî partiler marifetlileri    «bunlar limanın malzemesi değildir, tüccar eşyasıdır,limanın yapılacağı yoktur, bunlar efsaneden ibarettir» demekteydiler. Bunları Giresunlu vatandaşlarım hatırlarlar.

i

Mersin limanı için .de «bu Uman katiyyen yapılamaz, Mersinliler rey av­cılığı mafcsaciıyle aldatılıp avutulmaktadırlar, bu liman da bir efsaneden ibarettir» diye aylarca ve .yıllarca en zehirli bir şekilde propaganda yü­rüttüler. Bu hakikati .de Mersinli vatandaşlar bilirler. Giresun ve Mersin limanlarının inşaları ıhalbuki programlarından daha süratli oıaraic bugün devam etmekte ve ıbunun yanında Haydarpaşa limanı, SalıpazarındaJsi büyük ruhtun, muazzam Samsun limanı ve dana nice iskeleler vesaire harıl harıl yapılmakta, bitirilmeleri ive TürK milletinin hizmetine girme­leri zamanı yaüdaşmakıadır. Bu, ne uğursuz siyasî mücadele tarzıdır. Bu, vatandaşın, kalbine şüphenin, tereddüdün, emniyetsizliğin zehrini dö­kerek onun millet ve memleket işlerine karşı ıheyecan ve alâkasını sön­dürmek rve onu itimatsızlık içine atmak ve bmnetice memleketin kalkın­ması ve .vatanın imarı davalarına karşı bigane Ihattâ endişeli bir ruh ha­letine sevketmek demektir.

Bu insanlara, şurasını hatırlatmak islerim: Milletimizin memleket işle­rine karşı bugün duymakta olduğu vstanpervârane (heyecanı şüphe ve emniyetsizliğin zelhri ile mefluç kılma, (boğun için de, yarın içınae, bütün iktidarlar ve hükümetler için de1 ve nihayet memleket için de rbir fel&ket olur. Memleketin çalışma ve yükselme şevkini ve hızını kırmak hususun­da son derece meşum bir tesir yapar. Bu, bir şeamettir. Artık yetmez mi şeamet tellâllığı?

Hararetli tezahürler ve alkışlar arasında sona eren bu konuşmadan son­ra Başvekil Adnan Menderes, beraberindeki zevatla birlikte Karabük demir ve çelik fabrikalarım gezmiş ve tesisler hakkında etraflı malûmat almıştır.

Başvekil, refakatinde İşletmeler Vekili ve diğer zevat olduğu halde saat 23.20 de trenle Ankara'ya hareket edecektir.

İtalyan Büyükelçisinin bugünkü açılış merasiminde yaptığı İk Miuşnıa

5 Nisan 1956

 Ankara :

İtalyan Büyükelçisi Ekselans Conte Pietromarcei :buçün, Çatalağzı Karabük - Ankara enerji hattı ile Ankara Akk'cıprü transformatör is­tasyonunun açılış merasiminde §u konuşmayı yapmıştır:

«Reisicumhur hazretleri, Başvekil hazretleri,  muhterem Hazirun:

Bu merasimde hazır ıbulunmak dlolayısiyle hissetmekte olduğum sevinci ifade etmek isterim. Çünkü 'bu merasim, kalbimde sureti malhsusada yer etmiş iki şeyin medlulüdür; Türkiye'deki ilktisadî kalkınmanın ve bir de böylesine muazzam bîr esere, memleketim sanayinin iştirak etmiş bu­lunmasının.Ekselans,Büyük ve güzel memleketinizin çehresini hâlen    değiştirmekte bulunan muhteşem başarılara kargı duymakta olduğum derin hayranlık duygula­rımı iîade etmeikliğıme müsaadenizi rica edeceğim.

Bu duygulan ifade bahsinde benden daha selâhiyetli bir kimse olamaz.' Zira buradaki altı senelik fasılasız ikâmetim esnasında, memletinizde vü­cut    bulmuş olan derin taihavvülierin şahidi oldum.

Bu vesile ile teknisyenlerinize ve bilhassa, kendilerine her türlü şeref tevcihini haklı (gösterecek 'bir geniş görüşlülükle hareket etmiş olan Eti-bank müdiranma elan hürmetimi izttıar etmek i&terim.

Türkiye'nin elektrik kudretiyle eihazlanması datvâsında, memleketim sa­nayii namına Sai gibi en büyük firmalarımızdan birinin işbirliği yapmış olmasından ne derece memnun ve bahtiyar olduğumu ifade edemem.

Sai firması dünyanın bütün memleketlerinde faal olduğu gibi gerek cü­retinin gerekse teknik kudret ve kabiliyetinin  yeni bir  örneğini Messi-na 'boğazını bir hatti'havai ile aşmak ve bir sahilden bir sahile elektrik enerjisi nakletmek suretiyle göstermiştir. f'

Zira, sizin Türkiye'de yapmakta olduğunuz işieri biz de İtalya'da yapma­ğa çalışmaktayız. Binaenaleyh, bu gibî 'başarıların ne gibi gayretlere İz-diraplara ve müşküllere mal olduğunu bilmekteyiz. Şu varki, bu dar ge­çitten behemehal geçmek lâzımdır.Çünkü bir memleketin terakkisi, halkın refah ve saadeti ve medeniyeti­mizin inkişaf ve bekasa i'çin, bu bedelleri ödemekten başka çare yoktur.Fakat cümlemiz biliyoruz ki, bu eserler, hem baki kalacak hem de istik­bâlin nesillerine bir devrin şan ve şerefini olduğu kadar bir memleketin de büyüklüğünü isbat edecek    olan abidelerdir.»

Tunçbilek termik santralı bugün merasimle işletmeye atıldı

8 Nisan 1956

 Tavşanlı:

Memleketimizin ekonomik sahada kalkınmasını temin edecek olan mü­teaddit tesislerden bir yenisini daha teşkil eden Tunıçb-İleik termik sant­ralı da .bu'gün merasimle işletmeye açılmıştır.

Bu münasebetle dün gece saat 23 de hususî !bir trenle ankara'dan hare­ket eden Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes ile Devlet Vekili Emin Kalafat, İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu, Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk, bazı mebuslar riyaset rcum'hur Başyaveri ve basın mensupları saat 8.30 da Kütahya'ya muvasalat etmiştir. İstas­yonda mülki ve askerî erkân ile kalalbalık bir halk kitlesi tarafından kar­şılanan Devlet Reisi ile Hükümet Reisi ve vekiller şöhir methaline gel­dikleri zaman yolun iki tarafını dolduran halkın sevıgi ve muhabbet te­zahürleri arasında yürüyerek Hükümet Konağına  gelmişlerdir.

Kısa bir müddet istirahatı müteakip Hükümet Kronağı önüne toplanan kalabalık bir halk kitlesine hitap eden Reisicumhur Celâl Bayar göste­rilen bu sevgi ve muhabbet    tezahüratına teşekkürlerini bildirmiştir. Bilâıhare aynı hararetli sevgi tezahürleri arasında kürsüye gelen Başvekil Adnan Menderes Hükümete ve şahsına gösterilen bu eşsiz -sevtgi, muhato-bet ve itimattan duyduğu memnuniyeti iîaüeyle Kütahya'da kurulmakta olan azot sanayiinin ne üerece ilerlediğini gömükten sonra bugün yapı­lacak olan Tunçibilek termiik santralinin işletmeye açılış merasiminde bu­lunmak üzere Kütahya'dan ayrılacaklarını söyhyerek demiştir ki: Sevgili Kütahyalılar... Demokrat Parti iktidarına kargı daima sevgi ve itimat hisleriyle meşbu bir vatandaş topluluğuyla karşı karşıya bulun­manın hazzı içindeyiz. Bundan ciolsıyıaır ki, Kütahyalılara karşı şükran borcumuzu üzere çalişmalktayız ve sizler de eserlerimizi görmek­tesiniz. Bundan sonrası ıçm uzun Konuşmalara rağloet yoktur. Çünkü memlekette birer birer ve ardı ardına .gösterilmekte olan demokrat parti eserleri, mevcudiyetleriyle bütün vatan evlâtlarına hakikatleri ede­ceklerdir.

Muhterem Kütahyalılar... Muarızlarımız nutuklar söylemek ve tavizler­de ulunmak uretiyle bütün memleketi dolaşmaktadırlar. Görülüyor kî nutuk söylemekle  tahribat apmam ihtiyacını  şiddetle duymaktadırlar.

Zira aradan kısa bir zaman geçecek olursa söyliyecek söz de bulamaya­caklar. İşte onların telâş ve Hareketlerinin manâsını bu şekilde anlamak­tayız. Onlar son fırsata, kaçırmamak, arzusundadırlar. Fa^at şayanı şük-rantiır ki, Türk milleti başarılan eserlerle ittJnar etmekte ve bu eserlerin nimetlerine kavuşmak üzeredir. Bittabi bu güzel nimetlerden aziz KütaSuya'lılar da kendi hisselerini almışlardır. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yeni yeni eserler vermeye üevam edeceğiz. Dün şeker fabrikanız işlemeye (başiaüı. Bugün de Tunybilek termik santralini işlet­meye açacağız. Biliyorsunuz ki, Tumgbiiek santrali Kütahyalıların değil fakat bütün memleketin iftahar edebileceği belli başlı eserlerden birimr. Diğer taraftan bugün azot sanayii kurulukken Kütahya'nın fevkalâde ihtiyacı olan porselen sanayiine de pek yakında başlanması nasip ola­caktır kanaatindeyim.

Bir türlü ilerliyemeyen ve âdeta içinden eriyormuş gifoi nüfusunu kay­beden Kü tabyanın bugün artmakta olan nüiusu ve refah seviyesi karşı­sında duyulan heyecanı biz, de aynen hissetmekteyiz.

Esasen beni de Kütahyalı kabul etmenizi' tabii bulurum ve rica ederim. 1946 eçimlerinde hem Aydın ve 'hem de Kütahya mebus namzedi idim. Fakat o zaman Aydm'dan mebus çıkmamıza 'bir takım baskılar mani olurken siz Kütahyalılar o seçimlerde beni mebus yapmak suretiyle kal­bimde en derin minnet hissini yaratmış ve bana güzel Kütahya'yı dört sene temsil etmek şerefini vermiş tulündünüz.Eski mebusunuz, eski dostunuz ve bugün kendini Kütahyalı addeden arkadaşınız ve kardeşiniz sıf&tiyle sizlere bütün işlerinizde muvaffak olmanızı, şen ve mesut olmanızı diler ve candan teşekkürlerimi bir defa daha arzederim.»

Başvekilin bu hitabından sonra hep birlikte azlot sanayiinin bugünkü in­şa durumu hakkında malhallinde tetkikat yapılmış ve Azot Sanayii U-mum Müdürü tarafından gereken izahat verilmiştir.Müteakiben Tunçbileğe hareket edilmiştir. Tunçbilek istasyonun da Etibank Umum Müdürü ve bölge termik santrali ileri gelenleri ve işçiler Dovlet Reisiyle Hükümet Reisimizi ve diğer davetlileri hararetle karşı­lamışlar d ir.

Merasim mahallinde,Ankara'dan gelen iktisadî devlet teşekkülleri umum müdürleriyle vekâletler ileri gelenleri ve santralin kuruluşunda Türk mühendis ve tekn:syenleriyîe işbirliği yapmış olan dür,t Alman firmasi adına AEG Şirketi Direktörü vilâyet, kaza, nahiye ve köylerden gelen kalabalık bir halk kitlesi ile işçiler hazır bulunmaktaydı.

Burada ilk sözü Tun.çbilek Bölge Termik santrali Müdürü Yüksek Mü­hendis Afabas Aföç almış ve yeni tesis hakkında teknik izahatta bulun­muştur. 

Bu izahata göre, yirmi bir ay gibi kısa bir müddet içinde ikmâl edilen ve 49 milyon liraya mal olmuş bulunan bu yeni elektrik santralı, 60.000 kilovat takatinde dir ve senelik istihsâl kapasitesi 300 milyon kilovat sa­attir. Bu santral, Garp linyitleri işletmesinin enerji ihtiyacını karşılaya­cağı gibi 40.000 kilovat takatindeki ana transformatörler vasıtasiyle 154.000 volta yükseltilmek suretiyle Bursa, Eskişehir, Kütahya, Afyon, Adapazarı İzmit ve İstanbul şehirlerine de enerji verebilecektir.

Beheri 30.000 kilovat takatinde 2 türbojeneratör ünitesini ihtiva eden ve böylece halen 60.000 kilovat takatinde olan santralin istihsâl kapasitesi ilerde üçüncü bir kazan ve türbojenaratör grubu ilâvesi suretiyle 90.000 kilovata çıkarılabilecektir.

Kuzey Batı Anadolu bölgesini elektriğe kavuşturacak olan büyük şebe­kenin bir cüzünü teşkil eden bu santralin kazanlarında, Garp linyitleri işletmesindeki linyit istihsâlinin lavuar artıkları ile tuvönan linyitinden müteşekkil bir karışım yakılacak, ve piyasa için hiç bir ticarî kıymeti olmayan bu kömürler enerji istihsâlinde  değerlendirilecektir.

Bilâhare Alman firmalarına adına konuşan AEG Direktörlerinden Herr Röder demiştir ki:

Tunçbilek santralinin bu açılış töreninde santrali inşa etmiş olan dört Alman firması adına en samimi ve kalpten gelen tebriklerimizi beyan etmek benim için bilhassa bir şereftir.

Santrali kurma vazifesi konsorsiyoma 11aralırk 1953 tarihinde verilmiş­tir. Temel atma merasimi sayın Başvekilin 'huzurlariyle 18 eylül 1954 ta­rihinde yapılmıştır.

7 şubat 1956 da birinci blok, 27 mart 1956 c!a ise ikinci blok işletmeye ha­zır bir hale gelmiştir. Santral 21 ay gibi rekor denecek kısa bir müddet zarfında ikmâl edilmiştir. Bu ise mal sahibi olan Etibank ile konsorsiyu­mun ahenkli bîr şekilde işbirliği yaparak çalışması sayeisnde mümkün olmuştur.

Herr Röder, son olarak Türk Alman dostluğunun bir nişanesi olan Tunç-bilek bölge termik santralinin Türk milletine hayırlı ve uğurlu olmasını temenni etmiştir.

Daha sonra Kütahya Mebusu Ahmet İhsan Gürsoy söz almış, bilhassa işçi  mevzuu  üzerinde durarak son yıllarda demokrat  parti  iktidarının inşa ettirdiği limanlar, silolar, şeker faforilkaları, çimento fabrikaları ve madenlerin fenni şekilde istihsâlinde âmil olan tesisler (hakkında izahat vererek demiştir ki:«Diyebilirim ki iktidarımız başarma yolunda sarfettiği gayretlerle yarı­nın Türkiye'sini inşa etmektedir. Bu muazzam kalkınma hareketi mem-leketimiz.in ek'onomik hürriyetini ve dolayısiyle istiklâlimizin teminatım ve bekasım sağlamaktadır. Dünyanın bu kadar çetin şartları içinde tu­tulan bu yoldan başka bir yol bulmaya imkân yoktur. Tuttuğumuz bu yolun en isabetli bir yol olduğuna inancımız hiıç bir za­man sarsılmayacaktır. Bü düşüncenin verdiği huzur içinde bu büyük eserin bölgemize, yurdumuza ve milletimize hayırlı olmasını temenri eder, hepinizi hürmetle selâmlarım.»

Başvekil Adnan Menderes'in

Son olarak Başvekil Adnan Menderes, hazır bulunanların sürekli alkış ve tezahürleri arasında kürsüye gelmiş ve sözlerine, memleketin muaz­zam bir kalkınma gayreti içinde bulunduğuna işaretle bağlıyarak de­miştir ki: Bu derecesine yayîgm, derinliğine, genişliğine ve her bir eseri, her bir safihası bu derece ehemmiyet arzeden bir iktisadî kalkınmanın misal ve terihimizde bugüne kadar .görülmemiştir. Nitekim, s.u kargımızda kördüğümüz eser de aynı .kalkınmanın çerçevesi içinde mütelâa edilmesi lâzımgelen bîr eserdir. Bunun karsısında, evvelâ Türk milletinin bir fer­dî ikincisi de demokrat parenin bir mensubu olarak büyük şeref duy­maktayım.

Çünkü ne varsa, bueiine kadar ne yapılmışsa, bundan sonra da ne yapı­lacaksa milletin zekâ, ^alışkanlık ve irfanı ile olîamluğunun tam bir eseridir. Diğer tarftan bir memleketin kalkınmasında, idare tarzının bü-vük fihemmiyeti ve büyük rolü vardır. Bir memleketin kalkınma imkân­ları, istidatları ile mütenasip olduğu takdirde en geniş verime yükselece­ği aşikârdır.

Demokrat pprti ikt'dara seldi zaman nitekim bütün memlekette kendi­sini müsbet hizmet ve icraatı ile bir anda hissettirmeye başlamıştır.Türk milleti çalışkandır, ve izan sahibidir. Memleketimiz çok par­lak bir istikbâle sahiptir.

Bir an için nazarlarınızı maziye irca ediniz. Sonsuz hasret ve iştiyakla busünü beklerken seneler ve acırlar gelmiş, -secini s fakat aısalesef bu­günkü medenî hayata ulaşmak bakımından 'katettiğimiz mesafe hi'c de­necek kadar kısa olmuştur. İşte burada iktidar ve hükümetin, memleke­tin umumî bünyesine uVgıın toir siyaset takibetmesi hakikati, bugünkü mesut neticeyi ortaya çıkarmıştır.

Bu ederlerle iftihar ederkpn bunlarda avnı 'zamanda demokrat :oarti iıcin büvük ıbir iftihar hissesi olduğunu tebarüz ettirmekle ona l'azla yer ver­miş sayılmam.

Burada b;r mühim noktavı arzstmek isterim:

O da şu ki, tıİT çok işlerimiz gibi 'TuniçbiJek'te yükselmekte alan ve iş­letmeye açılmış (bulunan fcu kudretli termik santral de Türk-Alman ik­tisadî işbirliğinin bir eseridir. İşbirliğinin kendisi ise, ananevi Türk-Al-man dostîu&unun temellerine istinad etmektedir. Bilindiği ıgibi, jbu jfci memleket, 'biitb'rinin güzide evsafına kargı ö'tedenberi mütekabil 'bir 'hür­met, hayranlık 'hissi taşımaktadırlar. Fakat .biz dişardaki 'dostlarımızla böyle 'bu şekilde çalışıp gerek bilgi ve eraek gerekse servet ve kredi me-se'elerinde 'karşılıklı anlayış <ve itimat çerçevesi içinde işbirliği yaparken bir kısım -vatandaşlarımız şuurlarını ıkayb etmişçesine ve her fişin (başın­da ne kadar m.üşkilât mevcut ise onlarla mücehhez atarak karsımıza sık­tılar ve memlekete öıizmet etmemize mani olmaya .-çalıştılar, Bu eserleri boykotaja tabi tuttular.

Sevgili vatandaşlarım, sizlere .kısaca arzefttiğîm programın bir safhası oîmak üzere, dün de Ankara'da, Çatalağzmda acılan yeni santralden An­kara'ya elektrik gelmesini reisicumhurumuzun ibir düğmeye basması su-retyle test ettik. Yine dün Ankara'da, inşa ve tesis masrafı olsrak 20 milyon lira sarfetmek suretiyle meydana getirdiğimiz çimento fabrika­sını da isletmeye aicmiş bulunuyoruz. Muhaliflerimiz iki aydan!beri fab­rikanın çalışmak için neyi beklediğini igoruyorlardı. Çatalağzbndan ge­lecek elektriği... Başka nevi (bekler? Ankara'nın kırık çarık elektriği şüp­he yok ki buna kâfi değildi. Cerevan ta Çatatağzımdan Ankara'ya verildi, Bir Ankara -çimento fabrikası derhal işledi.

Simdi dfi buravü seldik. Daha evvel Kütahya'da: şeker fabrikas-inı büyük bir .gurur ve iftihar içinde seyrettik. Daıha ilk senesinde fou fabrika, bi-davefetentberi yaptıkları tenviratı yalancı 'çıkarırcasına, tam randmanla çalışmıştır.

Kütahya'da azot sanayiinin inkişafım da tetkik ettik. Memleketteki kim­ya ve ilaç sanayiinin temel direklerinden birini teşkil edecek olan bu "te­sis 115  milyon liraya mal olacaktır.

Su kadar altın, bu kadar dövizin Oıesaibinı bizden soran âmâlı arbaacılar halâ altının kilogramını soruyorlar. îşte, şurada söylediklerimi cem ame­liyesine tâbi tutsunlar.

Ben, bütün Türkiye'de yaptırıra seyahatlerden değil, ancak, 3 ıgünlük se­yahatimden bahsediyorum. Diğer taraflara taşmıyorum. Çünkü böyle ol­sa günlerce huzurunuzda konuşmam ve Türk vatanında yapılan âbidele­rin fsydasjnı ve Türk milletim nasıl bir refah seviyesine yükselteceğini anlatmam lâzım.

Şimdi de. işte burada gördüğünüz bu güzel eser 78 milyon liraya kurul­muştur. Bunlar bütün vatan sathını kaplıyan yeni bir medeniyetin nıanzarasıctır. Nereye giderseniz gidiniz, 'her tarafın yeni ibirihayat ve yeni bir ışık kaynağı .haline geldiğini göreceksiniz.

Bugün Ankara'ya döneceğiz. Yarından sonra da Adana'ya gideceğiz. Cu­rada yepyeni bir deniz ve yepyeni bir baraj göreceğiz "ve yine yepyeni bir elektrik santralini işletmeye açacağız. Bu baraj sayesinde Adana ovasında birbuçuk milyon dönüm arazi sulanır hale gelecektir. Ayrıca burada iki dokuma fabrikasının işletmeye açılışını da tesit edeceğiz ki, bunlardan  biri  Tarsus'tadır.   Daha  sonra Mersin'e geçeceğiz.  Mersin'de

100 milyonun üstünde bir dev liman göreceğiz.

t

Adana'da bu sene Ağustos veya eylülde .bitecek ve 150 bin tonun üstün­de   istihsâl yapacak yepyeni bir çimento fabrikası göreceğiz.

Sadece Ankara'daki çimento fa'br'ka'sı sayesinde sağladığımız' senelik döviz tasarrufu 6 milvon liradır. Bu fabrika 4 milyon lira tutan nakil masrafından da bizleri kurtarmaktadır ki. bu, senede 10 milyon lira eder. Halbuki fabrikanın tamamı için döviz olarak 5 milyon lira ödedik. Yap­tığımız işlerdeki hesap işte budur. Atvrica artan iş hacminin vükünü taşı-yamryan  şimendüferlerimiz de fuzulî yük taşımaktan kurtulacaktır.

apıo elektrik Sevigiii vatandaşlarım,

Adana'dan Birecik köprüsümp trdeceğiz. Burada 800 metre boyunda ya­pılan ibu muazzam köprüyü de halkın istifadesine açacağız, fakat bunla­rı 'kim görüyor?. Mümkün olsa dn bunların, 'ueosini, eserlerimizi, bir ham­lede bütün vatan köşelerinde yükselen ab;dcleri beraber gezerek "görsek, Halbuki &z yalnız buradakini. onlar da vamız orada-kîni Görebil iyorlaf. İsimiz nankördür. Zaten kolay iş olsa herkes yaıpar? Köylünün güzel bir

sözü vardır; «Kolay iş alsa annem dalıi yapar» der.

i

Biz'.m aleyhimizde yapılan .pr-ops.gan dal arın ne kadar kötü olduğunu gö­rüyorsunuz. Sanki vatan engizisyon mezalimi içindedir. Fakat onların bu şekildeki yıkıcı vp bozguncu propagandaları ,yann. bu eserleri meydana getirmenin ne kadar ,güç olduğunun tarihi vesikalarını teşkil edecekler­dir.

Biz. Türk evlâtları olarak, bunlarla iftihar edeceğiz. Bir iki sene idinde bunların tadım tatmak bahtiyarlığına ereceğiz. Halbuki onlar m:llî se­vinçlerle sevinmenin hazzını ve saadetini ve millî ruhla bereler iolinanın  zekini kaybetmişlerdir. Tekniğe, ;lme, fenne, medeniyete karşı bu tarzı 'hareket günah değil mi?. Türk milletinde tereddüt uyandırmak gay­reti yazık günah değil mî?.

Şimdi, size, yapılanların küçücük folr bilançosunu vereyim:

Bu ayın sonunda Sarıyer barajı da fiilen bitmiş olacaktır. Su, muayyen bir seviyeye .geldikten sonra elektrik istihsâl edilecektir.

Hesap soranlara bir haber dsiha vereyim. Senenin sonuna kadar sathı vatanda seyahatler yapmak suretiyle Türk milletini yapılanlardan malûrnattar kılacağız.

Tekrar eaeyim Memleket muazzam bir iktisadî kalkınma içinde ve ari-f esindedir. Fakat buna rağmen memleketteki ta'hrikler son dereceyi bul­muştur. Âdeta memlekette bir ihtilâl havası estirilmektedir. Masum bir iktidara toptan ve hayslyetşiken gözler söylemekten .çekinmeme-ktedirler. Bu memleket estirilmek istenilen bir ihtilâl hava-sma 'maruz "bırakılamaz. Elbette fcanun tedbiri alınacaktır. Türk milleti demeferat iktidarla bera­berdir. 'Eserlerimizle, amalimizle hasenat ve seyyiatırmzla 1958 senesintîe Türk milletinin huzuruna çıkacağız.

Demokrat iktidar, bu asil milletin 'bağrmdâ*h kopup gelmiş ve yine onun reyiyle işbaşına gelmiş bir iktidardır. Nasıl ki Türkiye o günden, bugüne daha İyidir. Ve bugün nasıl bambaşka bir çehre arz ediyorsa, Türkiye, ya­rın için de böyle olacaktır.

Sevgili vatandaşlarım,

Sözlerime son verirken göstermiş olduğunuz sevgi ve itimada tekrar teşekkürler ederek huzurunuzdan ayrılıyorum.»

Adnan Menderes'in bu konuşmasından sonra, Reisicumhur Celâl Bayar'-m eliyle ve memlekete hayırlı ve 'uğurlu olması temennisiyle Tuneb bölge termik santrali işletmeye  açılmıştır.

Reisicumihur Bayar ile Başvekil Adnan Menderes ve marasimde bulunan vekillerle mebuslar saat 14.30 da Ankara'ya müteveccihen trenle Tavşanhdgn hareket etmişlerdir.

Başvekil Adnan Menderes'in bugün Adaııa'da yaptığı 8 Nisan 1λ5G

 Adana:

Seyhan baraiı ve hidroelektrik santralinin açıbş töreni dolayısiyle Reisi­cumhur Celâl Bayar'la birlikte şehrimize gelmiş olan Başvekil Adnan Menderes, bugün Adana Belediyesi binasının balkonundan meydanı dol­duran onbinlerce halkın muazzam tezahüratı ve sürekli alkışları arasın­da şu konuşmayı yapmıştır:

«Muhterem Adanalılar,

Her ne zaman güzel Adana'ya gelsek gördüğümüz, hararetli kabul ve
sevgi tezahürlerinin daima minnetdarı kalmışızdır. Fakat 'bu sefer gös­
terdiğiniz muhafcbet ve itimatla, diyebilirim ki, kalplerimizi esir etmiş
oldunuz. Sizlere nasıl teşekikür etmeliyiz, bunu cidden tayin edemez bir
halde bulunuyorum. Su anda Adana'nın (hakikî bir bayram havası itinde 'bulunduğu muhak­kak. Her şeyi bunu igösterivor. Bu taşkın sevincinizin sebebi, hic süphe yok ki, ıher gün ilerljyen. iktisadî bünyesi süratle kuvvetlenen güzel A-dana'mn bugün veni ve çfok mühim bir esere, büyük bir baraja ve hid-roe'ektrik santrale kavuşmakta olmasıdır.

Sevinmekte çok haklısınız. Çünkü bitirilen ve âbidelesmiş olan 'bu eseryâni Seyhan barajı her 'şevden evvel baştanbaşa feviz ve bereket ksv-nağı olan Sevhan nehriirn taşkınlarını Önîiecektir. Şimdiye ka^ar Ada­nalılar sık sık Sbtaşkınların büvük zararlarına u&ramava malıkûm idi­ler. Ve .bu taşkınlar .bazen bütün bölge icm hakiki bir felâket halini alır.Bunların nelere mal 'olduğunu sizlere anlatacak değilim. Sadece bu kışsonunda neihir sularının evkalâde yükselmesiyle mu/hakkak olan bir taş-kın önlenmiştir.

Bu barai dafha tam rahşır 'bale gelmeden. Adanalıları, en aşağı bir mev­simde 30 milyon liralık zarardan kurtarmıştır. O halde Adana için Sehhan barajının en büyük bir n'met olduğunu kavramak için uzun hesap­lar yapmaya 'bile hacet kalmıyor.

Lâkin baraiın faydası yalnız taşkın zararlarım önlemekten ibaret de&il-dır. Baraj. kısın tasan sulann zararını Önlevecek. Fakat aynı zamanda muazzam su kütlesiyle yaz mevsiminde bütün ovanın, mah­fillerin şiddetle suva muhtar bulunduğu sırada, bu güzel ve feyizli ova­da tam bîr buçuk milyon dönüm arazinin «sulanaibilmreri'ni mürnkıin kılmak suretiyle bu bereketIi topraklardan birkaç misli fazla maîhsvıl almavı da mümkün kılacaktır.

Baranın temin edeceği fâvd'a'aa: bunlardan da ibaret değildir Bu baraj Adana'va ve etrafındaki kassiba ve şehirlere bol ışık ve elektrik de te­min edecektir.

Scihir ve kasabalar im iz. evlerimiz bu ucuz ve bol elektrik ile avdmlana-caık. îalbrikalarımız, türlü sanayi tesislerimi yine bu elektrikle işleye­cektir.

Hülâsa, bu barsiın vp e'&ktrik santralinin .çalışmaya taslaması ile ve 'be­le sulama kanalları (bitirildikten sonra Adana ve civarının venyeni bir iha-vata kavucacam. yen' bir terakki Ve medenivet merihalesine; ^ulaşacağı raııfhafekaktır. Onun içindir ki azi? Adanalılar, bugünkü sevinciniz cok haklıdır ve yerindedir. ıBu sevincinize, bu bayramınıza iştirak etmek bi-z'm i'Cİn de en   büyük bir bahtiyarlık olmuştur.

Mulhterem vatandaşlarım.

Sizlere imdi. iktisadî kalkınmamızın, vurdun başka verlerindeki son de-ı-ecp mü-'h'm inkîraflarından da balhsedeceğim. Hic ısüühe etmivorum ki. bunları dinlemekle tok sevineceksiniz, iftihar edeceksiniz, çünkü büvük milletimiz ve bizler aziz vatanı canımızdan cok severiz ve onun terakki­sini imarını, ümranım ve iktisaden yükselmesini temin eden h.er hareket vp. her eser karşısında heyecandan heyecana kapılırız. Şu birkaç ıgünün ieine sıkışmış olan iktisadî kalkınma hareketlerimizin, mulhterem Adanalı'lar, sizi ne kadar .mesut ettiğini biliyorum, eminimki, meselâ bugünlerde, Zonguldak limanının işletmeye aiçılmasmi Zoraguldak kömür havzamızın 300 milyon lirayı geçen yatırımlar    sayesinde 'birçok

terakkiler kaydetmiş olmasını ve orada inşa edîl-mefete olan iki muazzam kömür yıkama tesisinden, (birisinin işlemeye (başlamasını, Ankara çi­mento fabrikasının istihsâle geçmesini, nihayet Tunçbilek santralinin memleket hizmetine girmesini derin ve mesut bir heyecanla takip et­mektesiniz. Yine, memleketin diğer köşelerinde yükselen refah ve imar eser ve âbideleriyle oralarda yaşayan vatandaşlarımız ne kadar öğünüp seviniyorlarsa, Adana barajının işletmeye açılması sebebiyle 4e mese-Jâ Zonguldaklılar,Ankaralılar, Kütahyalılar ve Tavşanlılar da bizimle birlikte bayram yapmakladırlar. Ve Adanalılar Adana'yı, Ankaralılar Ankara yı sevdikleri kadar vatanın diğer yerlerini de aynı büyük heyecan­la severler. Çünkü vatan bir bütündür ve Türkler dünyanın en vatanper­ver -insanlarıdır.

Adanalılar., her terakki ve imar eseri sizi son derecelerde sevindirir. Meselâ şehrinizde güzel bir meydan açılsa, ıbir güzel park yapılsa kendi evinizin bahçesine güller dikilmiş gibi sevinrsiniz. Adana'yı, dolayısiy-le güzel vatanı bukadar beniros em işsnizdir. Her eserde kendi kudretini görmesi, her terakki merhalesinin milletçe refah ve bekamızın teminatı olduğu hakikatim sezmesi1 jve bahtiyarlık duyması, işte Türk milletinin şiarı ve vatanperverliğin en şaşmaz miyarı da budur.

Sevgili vatandaşlarım,

Tek başına Seyhan barajı .bugun sevincimizin yegâne sebebi değildir, milletçe sarfettiğimiz .bunca gayretlerin artık (meyvelerini (gereği gibi vermeye başlamış olduğunu ve Seyhan barajının da bu hakikatin âbide-1 eşmiş »bir delilim tenkil ettiğini bildiğimiz içindir ki, sevincimiz çok bü­yüktür. Yine biliyoruz ki, bu büyük ve .güzel barajınızdan deha çak bü­yük ve muhteşem .Sarıyer barajı da ıbirkaç ay sionra bitirilecek ve bun­dan başka .daha küçükçe 'barajlarımızdan bir çoğu da yine bu yılın için­de tamamlanacaktır. Dadası var, Çatalağzı ve Tunçbilek santrallerinin bir eşi olan ve bunlar .gibi kömür tozu üe işliyen Soma elektrik santrali-de yine ibu yıl bitirilip işlemeye başlayacaktır.

Hırfanh barajı, Gediz barajı, Kemer barajı gibi büyük eserlerin inşaları­na da süratle devam -.olunacak ve ibu yılın sonuna kadar bütün bu inşaat Çok ilerlemiş olacaktır .Ayrıca, yine 19-56 yılında henbiri pek mütıim bi­rer eser olan yeni fabrikalarımızdan en az 30 tanesi .hizmete- girecektir. Bir sürü silblar. liman ve iskeleler, yollar, köprüler bitirilecek, vatanın çehresini değiştirmekte olan hareket 1956 yılında da bütün hızıyla de­vam edecektir. 1957 yılı ise milletee emeklerimizin nimetlerine kavuşmak yeni ve mühim ıbir çok eserlere sahip -olmak bakımından 1956 yılından da üstün olacaktır. Ve seneler böylece birbirini kovalarken millî hayatımız bakımından verimleri birbirinden üstün olacak ve memleketimiz, çok ya­kın bir İstikbalde, hiçbir veçhile komşularının ve hattâ Garbın ileri mem­leketlerinin terakki, imar ve ümran eserleri karşısında artık hüsran ve eza duymayacaktır. İşte bugüne ve yarına 'bu itimat ve imanla bakmak­ta olduğumuz içindirki, duyduğumuz sevinç 'bu derece derin ve bu ka­dar engindir.

Barajı ehemmiyetsiz ve hattâ zararlı göstermek isteyenlerin haline acı­mak lâzımgelir. Bunlar a^ağı 'nevi siyaset dolabından ve .oyunundan iba­rettir. Hakikat şudur ki. bu baraj, cidden ehemmiyetlidir. Şimdiye kadar memleketimizde bunun bir eşi var mı? yoktur. Devirler geldi geçti.Ve zirvüzera geldi geçti. İktisattan, ümrandan, terakkiden, medeniyetten bahsolundiu. Amma böyle bir bara] inşa olunmadı. O halde, hiç değilse hiç değilse kendi ökümüze göre pek mühim ,bir eser karşısındayız. Bir buçuk milyon dnüöm arazi sulayan >bir -baraj dünyanın har yerinde ehemmiyetli sayılır ve tek basma bunun inşası vatan Içapmda bir hâdise teşkil eder. Seyhan baraiı gibi Türk milletinin bizim iktidarımız devresi­ne rastlayan bütün eserlerini inkâr edenler, ehemmiyetten düşürmeye, hiçe indirmeye çalışanlar, hattâ bunları türlü seıbeplerle sakat ve hatalı göstermek isteyenler .yok mu, bunlar eserlerin haykıran belâıgati karşı­sında sa'kat ve batıl dâvalarına delil bulmak için ne 'beyhude gayretler sarfetmektedirler. Ve her defasında bu gayretin beyhudeliğini anlatarak" nasıl bir tehevvür ve gazaba kapılmaktadırlar. Bunlar işte ibu telhevvür ve gazapla en 'geri ve iyıkıcı propaganda usullerinden, ve toptan inkarcı­lıktan en feci iftira ve isnadlar vadisine sürüklenmekte, len ni'ha^et sahte ihtilâlci hüviyetine bürünerek cidden teessür ve hüzünle seyredilecek bir hale 'düşmektedirler.

Aziz vatandaşlarım,

Apaçık hakikatleri  olduklarından başka  göstermek bir ıto<ptan  inkarcılık hastalığından ve ibir politika sapıklığından başka nedir? !Bu 'mevzuda da­ha uzun konuşup ıvalrtinizi almak istemem. Ancak bu hastalık ve sapık­lığın şaşmaz birçok delillerinden İbir tekini  ele  almadan  geçmek   de  is­temiyorum.

Sevgili kardeşlerim,

İktidara geleli S yıl oldu. Hattâ bir ay sonra altı 'yıl bitecek yedinci yıl başlamış olacak. Bu yıllar içinde bir çok temeller attık bir kısmım Ibitir-dîk ve pe'k çoğunu çatılara 'kadar yükselttik, bunlar vatan sathında ancak şurada nadiren rastlanan şeyler değildir. Bu eserîer memlekette nereye giderseniz gidiniz daima karşınıza çıkar ive ben buradayım der.

İşte şimdi sözlerimin mülhim bir noktasına gelmiş oluyorum. Evet bütün vatan satlhmda altı sene zarfında 'birçok eserler vücuda getirdik. Bu eser­ler bütün vatan sathına yayılmıştır. Bunların 'bslâgatle haykırmakta ol­dukları hakikat ise, şimdiye kadar (görülmemiş bir iktisad' kalkınmanın bütün genişliği ve derinliği ile memleketi kavramış olmasıdır. Bunîar demokrat pertinin malı .değildir. Hepsi Türk miîletmindîr.

Hazin olduğu kadar gülünç ve gülünç olduğu kadar hazin bir hakikat ise, sözde muhalif ve fakat asıl manâsiyle ihtiraslı ve inkarcıların bütün mem­leketi taramakta oldukları ve karışıklık çıkarmak için karış karış dalaş­makta ve her yerde deste deste karşılaştıkları eserlerimizden bir tekini bile görmek, ziyaret etmek şöyle dursun başlarını çevirmek zahmetine dahi katlanmamakta olmalarıdır.

Burada, Adana'da konuşan sözde muhalif politikacılar di an hepsi Seyhan barajına arkalarını çevirip konuşmadılar mı? jHer yerde Türk milletinin sun altı yıllık bütün, eserlerini .görmemek için muhalefetin hepsi onlara arkasını çevirmedi mi? Şimdi, bunun .adına ne -diyeceksiniz? Buna milletin eserlerine karşı boykotajcılık demek lâzim.

Bir zamanlar, meşrutiyetten biraz [sonra, o zamanki Avusturya Macaristan İmparatorluğu Bosna Hersek eyaletini kendi memalikine ilhak etmiş

ti. Avusturya'nın :bu hareiketi Türkiye'de çok .şiddetli tesirler yaptı. Yine o zaman Türkiye'de fes giyilirdi ve feslsr de hop Avusturya'dan gelirdi. Avusturya'ya boykotaj ilân edildi ve nerede görüldü ise, fesler yırtıldı. Başlara keçe külah veya kalpak geçirildi... Avusurya mah feslere kargı

boykotaj.

Fakat bu bizimkiler, şimdi ıhali's Türk eserlerine karsı boryfcotaj ilân etmiş gibidirler, öyle görünüyor ki, ellerinden gelse yeni fabrika ve barajların elektriğini yakmıyacak, suyunu kullanmayacaklar, basmasını, kumaşım giymeyecekler.

Bakınız bu sevinçli günlerimizi karartmak için nasıl çalışıyorlar, ...sevin­cimize iştirak ediyorlar mı? İşte, buna siyasî sapi'klık 'denmez de ne de­nir?.

Ya memlekette anarşi ve ihtilâl yaratmak hududlarma kadar götürdükle­ri tahripciliğe ne demeli?.

Şahısları tezlil ve tahkir etmek ve yerden yere jvurmak için hükümet ve devletin asıl herkes tarafm'dan hürmet edilmesi gereken manevî varlıkla­rına karşı irtikâp olunan suçların sebebi, aslında elbette bir nevi çok va­him siyasi ihtiras hastalığı olmak icabeder.

Aziz vatandaşlar, devletin fve hükümetin manevî Işahsiyetlerinin de sarsıl­mak istendiğini iddia ettim.

Bu iddiam taraamiyle yerindedir. Delil mi istiyorsunuz? Bir memlekette sözde siyasî miting yapılmayan ıgün 'olmazsa >ve bu mitinglerde devlet ve hükümet adamlarına ağıza gelen küfürler savrulursa en ıküçülc bir vic­dan azabı, kanun ve Allah jicorkusu duymadan hırsızlık isnatları günde bin .defa ihaî-k kitleleri huzurunda tekrarlanırsa günün birinde devlet ve hükümet mi kalır? Bir taraftan yapılanların [hepsini toptan inkâr .ederken diğer taraftan bir iktidarı toptan hırsızlık itham İve isnadı altında bırakan şu sözlere ibakmız:

«Demokrat .parti kodamanlarının hemen hepsinin ıçeşit çeşit apartmanla­rı vardır. -Demlokrat parti kodamanları hep hırsız demektir. Bu adî ve alçak iftiraları halkın, huzurunda söylemekken 'çekinmeyen insanların mil­letvekilleri 'olduklarını söylersem, daha çok üzüleceğinizden eminim. Bunların 'hepsini kemali, nefretle yüzlerine çarpmak icaibeder.

Meselenin baş/ka bir tarafı ds<ha var, Büyük Millet Meclisi çatısı altında birleştikleri beşyüz kişilik demokrat 'parti meclis grulbuna böyle^ sövüıp sayan, haysiyetleri, şerefleri payımal eden insanlar bu çatının altında sa­bah akşam küfrettikleri, hakaret ettikleri -milletvekilleriyle bir arada na­sıl otururlar? Ancak çok küçük bir kısmını teşkil ettikleri millet mecli­sinin asıl büyük ive ikahir ekseriyetini bu derece agağı ithamlar altında ■ bulundurmalarını, teşrii masuniyetin himaye etmemesi icap eder. Çünkü bu sözlerin hak ive hakikatle hiçbir alâkası olmadığı kadar fikirle, fikir hürriyetiyle tenkitle, tenkit hak ve selâfhiyeti ile en küçük bir münase­beti dalhi tasavivur olunamaz. Bunlar adî suçlardan da çok ka!ba, iptidî, yıkıcı, politika .oyunlarından ibarettir. Bunlar kısa zamanda cemiyeti in-hilâle götürür, hiç değilse onu terakkiden, hürriyetten, medeniyetten mahrum bırakır ve fcötürüm eder.

'Ya bunların sahte hürriyetçiliklerine ne diyelim?.

image012.gifimage013.gifHürriyet bu demek değildir. Hürriyetin en .basit ıtarifi, hududlu olması­dır. Yâni hürriyetten bahsederken (bir hudud çizmek icap eer. Hürriyetin her şeyden evvel .başkasının hürriyetlerine tecavüz etmemek demek ol­duğunu bilmök icabeder. Halibuki bunlar bizim ^hürriyetimize sahalı ak­şam tecavüz ediyorlar. Her saibath ve her taksam, »haysiyetinizden ve şere­finizden ne suretle bir hücuma uğrayacağınızı Ibilmezseniz, en zelil ve en ■bayağı itham ve hücumlarla haysiyetinizin <ve şerefinizin payimâl olaca­ğından korkarsamz, bu msialekette hürriyet içinde yaşıyorum diyebilir inisiniz?. Hürriyet, evvelâ, 'korkudan masun olarak yaşamak imkânıdır. Her s ab adı ne iftiralar yapacaklarını, şeref ve haysiyetlerimizi nerelerden zedeleyeceklerini .tahmin edememek yüzünden iztirap içinde bulunuyoruz,

Ne 'hakları var, Ibizleri, başka vatandaşları iztirap içinde yaşatmaya.

Sevgili vatandaşlarım,

Bizim bütün kabahatimiz sizin reyinize «aıhip olmak sureliyle sizin mu­habbet ve itimadınıza mazhar o'mak suretiyle iktidara gelmiş olmamız­dan ibarettir.

Bu bir suç mudur?

Şimdi (bize daha büyük ;bir kin ve husumetle saldıracaklar. Çünkü, lüt­fettiniz, bizi büyük mühafcıbet ve itimat tezahürüne lâyık -buldunuz. Bu, onları bir kat daha tehevvür ve .gazalba ıgetirec&ktir. Ne söylediklerini bil­meyecekler, ağızlarından çıkanı kulakları işitmeyeeektir.

A

Geliyorum yine hürriyet ıbaihsine, nasıl anlarsınız hürriyeti sevgili vatandaşlarım? Bu adamlar geliyorlar, hükümet ve devlette kim varsa 'halkın karşısına geçip boğazları yırtılmcaya kadar 'hırsızdır, namussuz­dur, diyorlar.

Bu sözlerin Söylendiği yerde hükümet kuvvetleri vardır. Zaibıta kuvvet­leri vardır ve bunlar ortada bariz bir ısuç işlenmekte olduğu halde hare­kete geçmemektedirler. Niçin? Acaba hürriyeti .rencide eder miyiz kor­kusu onları ıbağlamış gibidir de ondan. Çünkü memlekette şimdiden böy­lesine meşum bir korku lyaratmış 'bulunuyorlar. Bunlar yeni tip tedhiş­çilerdir. Ve ne .gariptir ki, tedhişçiliği hürriyet namına yapmaktadırlar. Halbuki suç işlemeyi serlbest bırakmak hiçtbir zaman hürriyete kargı hür-metkârlık olamaz, aksine olarak bu hal, hürriyetin tahribine götüren, hürriyetin demıoıgoj.i «cinde anarşiye münkalip olmasını intaç eden yolun üzerine düşülmüş iolması demektir.

Şimdi sevgili vatandaşlarım, bu böy'-e devam edecek mi? hayır, bu böyle devam edemez. Bunların tele alınmış ve ayrıca zabıtlarla tedbit edilmiş sözlerini bastıracağız. <Bu sözleri söyüv eni erin bir kısmı muhalif milletve­killeri 'olduğuna ıgore, bunîar yarın Büyük Millet Meclisine gelecekler, kargımızda oturacaklar ve biz de onların karşısına çıkacağız demektir. Bu takdirde ne olacak?. Bizden ıbu kadar böyle iğrenç bir şekilde bahse­denlerden, tiyatroda rol yapar gibi, biz gene, sayın 'arkadaşımız filân ve muhterem 'dostumuz falan diye mi bahsedeceğiz.

Hayır sevgili vatandaşlarım,

Bunların, evvelâ, namuslu insanlara hırsız demenin cezayı mucip oldu­ğunu öğrenmeleri lâzırrageÜr. Evvelâ bir defa namuslu bir iktidarı top-

image014.gifimage015.giftan kötülemenin ve en ağır hücumlar altında bırakmanın suç olduğunu ve bunun mutlaka cezası bulunduğunu, o cezayı çekmek suretiyle anla­maları icap eder. Bu tele alınmış sözlerini inkâr mı edecekler? inkâr et­sinler görelim. İnkâr etmedikleri takdirde kürsüden Büyük Millet Mec­lisine karşı onları tekrar etsinler. Kulaklarımızla işitelim ve ondan son­ra düşünelim, memleket nereden nereye gelmiştir, nereye gidiyor, ve bunun çaresi ne olmalıdır.

«Hürriyet» diye vatan bütünlüğünü zedeleyecek, vatanın yüksek menfa-atleini ayaklar altına alacak hareketleri tecviz etmemize imkân yoktur. Biz hürriyete de mabâdine de, hepsine bu memleketin daha yüksek, da­ha seviyeli ve daha insanî bir hayata nail olabilmesi için aşıkız.. «Evvelâ ve hergeyden evvel vatan ve her şey vatan için» bu prensibin bu mem­lekette mutlaika tatbik yeri göreceğini en kısa zamanda idrâk edecekler­dir. Ve bir daha huzurunuza geldikleri zaman böylesine konuşmayacak­lardır. Konuşamayacaklardır. Buna, kaba, çirkin, iptidaî ve yıkıcı propa­ganda derler. Buna suç derler, ve dünyanın en ileri memleketinde ;dahi bunu menederler. Böyıe konuşanları kulaklarından tutarlar, lâyık olduk-lari yere götürüp tıkarlar.»

Bu sözleri tuğyan hâlinde alkışlar .ve tasvip sesleri ile karşılanan Başve­kil konuşmasına şöyle devam etmiştir:

«Bir şeye daiha dikkatinizi çekmek isterim sevıgili vatandaşlarım bunlar geceli gündüzlü, sanki yarın seçim olacakmışçasma, bütün memleketi baştan aşağı taramaktadırlar. Her yerde bir yüksekçe tag, bir konuşacak kürsü Ibulöular mı fırlıyorlar onun üzerine, Başlıyorlar tecavüzlere, baş­lıyorlar hakaret ve küfre., ve memleketi .baştan .a'şağı harekete getırmeü istiyorlar. Bakın şimdi bugün iktidarı kötülüyorlar. Geçen sene de kötüiü-yorlardı. Ne yapacaklar? iktidarı mı değiştirmek istiyorlar? Hayır buna imkân yok. Türk milleti .dört sene için bizi igbaşma .getirdi. Binaenaleyh dört sene mutlaka iktidarda kalacakğız ve ondan sonra tekrar Türk mil­letinin huzurunda .imtihana gireceğiz. Asgarî dört sene kalacağımıza göre, daha vazifemizin ibitmesinenıçbuçuk sene varken, üç sene varken, iki sene varken, bir sene varken, memleketin yüksek merifaatlerini müdafaa et­mekle vazifeli olan hükümeti ve iktidarı içte ve dışta her türlü haysiyet ve itibardan mahrum etmek suretiyle ne elde etmek istiyorlar?

Sorun bunu kendi kendinize,

Şimdi onlar, hırsız diyorlarsa, bunlar yıkılacak diyorlarsa, şu olacak ve bu .olacak diyorlarsa, bunun bir an için doğru olduğunu farzediniz. O halde Türk milletinin başında [her an yıkılması mukadder olan bir ikti­dar vardır. O halde, içte ve dışta memleketin yüksek menfaatlerinin ko­runmasında 'bu suretle kötülenmiş olan, bu suretle tahkir ve tezlil edil­miş olan bir iktidarın liyakatle ve lâyıkiyle vazife görebilmesine imkân mevcut mudur?

Olmaz böyle şey. Yoktur ,bir iktidarı böyle 'bu şekilde kötülemeye hakları.

Millet aldanmıştır. Diyorlar, milletin aldandığını nereden biliyorlar? ik­tidardan düşer düşmez de 1950 de böyle söylemişlerdi. Millet aldanmıgtır. Demişlerdi.    Yani İsmet Paşa ve rüfekası nasılsa nasıl milletin bdr oyu­nuna geîdi, nasılsa nasıl millet takdirsizlik gösterdi ve iktidar değişikliği oldu, fakat iktidar değişir değişmez gelenler o kadar kötü hareket ettiler

image016.gifki, onların 'haksız olarak değiştirilmiş olduğuna ve kendisinin 195ü de al­datılmış olduğuna Türk milleti kani oldu demişlerdi.

Hayır arkadaşlar, 1950 den itiibaren tam dört sene vazife başında bulun-, dük. Dört sene, Türk milletiyle haşır neşir olduk. Bütün icraatimizin her safhasından, adımından Türk milleti günü gününe haberdar idi. En kü-ÇÜk teferruatına kadar haberdar idi. Böylece 1&54 seçimleri geldi. Türk milleti sandık basma koştu. Yine demokrat parti iktidarını ve bu sefer 1950 de olduğunnan daha da büyük bir ekseriyetle iş başına getirdi. Bi­naenaleyh 1950 de seçimi kaybettikten bir ay sonra başlayan Türk mil­leti aldanmıştır. Teranelerinin 1954 seçimleriyle ne kadar yalan, ne ka­dar iftira olduğu sabit oldu. Ve 1&54 d& daha büyük bir ekseriyetle iş ba­sma geldi. Fakat İki ay, üç ay geçti geçmedi «Türk milleti aldanmıştn> dediler. Bunu diyen kim? Eski yeni bütün muhaliflerimiz ve içli dışlı memleket düşmanları.


 

 gazatele-

 te-

Sevgili vatandaşlarım, bu memlekette 'bir taraftan da re bakınız, gazeteler, Türk milletinin büyük dâvası Jtaî'j reddütsüz ve vicdanım huzur içinde olarak arzediyorum, ya hakikatleri saklamak, gizlemek yani bunlardan bahsetmemek veya bunları olduğun­dan başka türlü göstermek hevesindedirler.

Adetâ bir kartel kurmuş; gibi, bir şirket kurmuş gibi beraber hareket et­mektedirler. Bunların (bir kısmı Türk milletinin sesini, dilini, dileğini ak­settirmekten çok uzaktırlar. Bugünkü iktidarı, ne bahasına olursa olsun yıkmak, onların tek maddeli programı haline gelmiştir.

Böyle matbuat olmaz sevgili vatandaşlarım, böyle demokrasi olmaz aziz Çukurovahlar, bu, vatanperverce ve temiz bir siyasî mücadeleye ve keza vatanperverine bir particiliğe ahlâkları müsait olmadığı için böyle olu­yor. Amma ahlâkın yetişmediği yerde kanunî müeyyideler gelir. Elbet­te kanunî müeyyideler koymak suretiyle memleketin aleyhine işleyen 'bütün cereyanları durdurmak bizim için farz olmuştur. ,Şu da aşikârdır ki, gazetelerin hakikati yalan ve yalanı hakikat gibi göstermeğe uzun boylu devam etmelerine imkân yoktur.

İşte, Çukurova'da yüzbine yaklaşan vatanperver ve heyecanlı memleket evlâdiyle karşılaştık. Fakat onların daha şimdiden, bu hakikati ta'lil et­mek için bu manzaranın mehabetini sakatlamak için ve şu andan itiiba­ren yalan uydurmak için. kafaları çalışmaktadır. Bunların içini beyinle­rinin içindeymişim gibi bilmekteyim.

Sevgili vatandaşlarım, Türk milletinin iradesine dayanmak suretiyle iş başına geldik. Türk milletinin bize verdiği vazifeyi kat'i bir azimle ye­nine ^getireceğiz. Türk milleti, her şeyden evvel huzur ve sükûn istiyor. Kardeş kamgasına götüren yolların tıkanmasını istiyor. Ve huzur içinde büyük dâvasını tahakkuk ettirmeye kararlıdır. "Onun için ayak patırtı­sına kulak vermek, bir takım telhdidlere boyun eğmek suretiyle milletin yüksek menfaatlerinin (gösterdiği istikametten inhiraf edeceğimizi, yani vazifeden kaçacağımızı, zannedenler buna bir an için dahî ihtimâl verme­sinler. Sonu hüsran olur.»

I

Başvekil Adnan Menderes sürekli ve hayranlı alkışlar ve tasvip sesleri arasında konuşmasını şöyle bitirmiştir:

image017.gifimage018.gifimage019.gif«Sevgili Çukunoıvalılar, bu güzel bayram gününüzde biraz da memleke­tin siyasî ve içtimaî bünyesine ait dertlerinden bahsetmek mecburiyetin­de kaldığım için özür dilerim. Çünkü mecburum. Çünkü bu meydanlar­da ve memleketin bütün meydanlarında en feci tezlil ve tahkir eaici ede­biyatın en çirkin örnekleri aleyhimizde kullanılmaktadır. Artık bu fitne dursun.

Artık vatanın evlâdı olmanın tahmil ettiği icapları ve hiçbir hak ve selâ-hiyetin suiniyetle kuL anılanı ry a cağı hakikatim öğrenmek zamanı gel­miştir.

Temennimiz şudur ki, particiliği de, politikacılığı da, devletçiliği de, hep­sini de memleketin yüksek menfaatlerine göre ayarlayıp tatbik etmek yoluna girmiş olalım.

Sevgili vatandaşlarını, eğer anlamazlarsa mutlaka anlatmanın yolunu bu­lacağız. Hepinizi en derin muhabbetle ayrı ayrı kueakhyarak gözleriniz­den öperim. Barajınız mübarek olsun.

Başvekilin konuşması alkışlar ve sevgi tezahüratı arasında sona ermiştir.

Reisicumhur Celâl Jîayar'm Adanalılara hitabesi

 Adana :

Seyhan barajı ve hidro elektrik santralinin hizmete girmesi dolayısiyle yapılan merasimde hazır bulunmak üzere bugün Adana'ya gelmiş olan Reisicumhur Celâl Bayar, Adana Belediyesi binasının .balkonundan Be­lediye meydanım dlolduran ve kendisini söze davet eden muazzam kala­balığa hitaben kısa bir konuşma yapmıştır.

Celâl Bayar, eğer kendi arzusuna .bırakılmış olsaydı susarak sadece bu heyecanlı onbinlerin güzel ve asıl hallerini seyredeceğini, fakat madem­ki yine bu onlbinler konuşması hususunda İsrar etmektedirler, bunu da memnuniyetle yapacağını beyan ettikten sonra evvelâ cidden muazzam olan karşılamadan dolayı Çukurova halkına şükranlarım sunmuştur. Bun­dan sonra milletçe sevilen insanların dünyanın en bahtiyar kimseleri sa­yılması lâzım geldiğini, fakat millete canla başla hizmet etmedikçe de bu bahtiyarlığa nail olmanın kolay .kolay mümkün olmadığım tasrih eden Devlet Reisimiz Çukuravanm ziraî hayatında daima ön plânda rol oy­namış olan su davasını ele alarak eski konuşmalarında bu davanın behe­mehal halledileceğini söylediğini hatırlatmış ve kendini heyecanla ve muhabbetle dinleyen halka sormuştur:

«Nasıl sözümüzde durduk mu?»

Bu sual yüzbini aşan .kalabalığın dalıgalana dalgalana yükselen ve tasdik ifade eden gür sesler: cevap verince Devlet Reisimiz ;bu sefer, başarılan eserler konuşurken ayrıca bir konuşmaya lüzum ıtdmadiğını tebarüz etti­rerek ve Önündeki vatandaşlarına karşı duyduğu sevgi ve hayranlığı çok ■canlı ve işten ıgelnıe sözlerle ifade eyliyerek b:r kerre daha milletine ve mîlletinin mutlaka muvaffak olacağına dair olan itimadını emniyet ve katiyetle beyan ve izhar etmiştir.

image020.gifimage021.gifDevlet Reisi, Çukurovalıları kavuştukları ,baraj ve hidroelektrik santra­linden dolayı teibrik ederek onların şahsında Türk milletinin güzel bir talihe doğru muazzam mesabeler aldığını söylemiş ve sözlerini pek bü­yük se'Vgi tezahürleri arasında bitirmiştir.

Başvekil Adnan Menderes'in Mersin konuşması

9 Nisan 1956         ,

 Mersin:

Başvekil Adnan Menderes, bugün tburada Mersinlilerin sürekli alkışları ve tezahürleri arasında bir konuşma yapmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, hitabına -başlarken, kendini dinleyen muazzam kalabalığın arasından, Bölükıbaşına cevap vermesini istiyen hirçe-k ses­ler yükselmiş, ve bunun üzerine kendisi, B'ölükbaşma cevap vermekten ziyade karşısındaki güzel ve heybetli kitlenin ilham edeceği fikirlere uyarak kısa bir konuşma yapacağını söyledikten sonra balhsi kendinin Mersin'de yaptığı en son ziyarete, yani 1954 seçimlerine tekaddünı eden günlere getirmiş ve muhalefetin, o tarihlerde de denediği ve tutturmağa çalıştığı yalan, düzen kampanyası üzeriri'de durmuştur.

Başvekil demiştir ki:

«O tarihte, Mersin limanı yapılacak mı, yapılmıyacak mı münakaşa ve dedikoduları alıp yürümüştü. Bu liman yapılmıyaeaktır. Sizleri avutuyor­lar, yaklaşmakta olan seçimlerde reylerinizi avlamak istiyorlar, bu liman efsanesi, bundan ibarettir. Diye ıbir çok zehirli .propagandaların arasında bu da vardı. O zaman .burada sizlerle konuştum ve dedim ki: Mersin li­manına pek yakında başlanacaktır ve bu liman mutlaka yapılıp bitecek­tir.

Şimdi soruyorum size; o tarihte onlar mı doğru söylediler biz mi doğru söyledik?, îki tarafın o gün söylediklerini hatırlarsanız, bugün de aynı yalan propagandaları yapmakta olduklarına kolayca hükmedebilirsiniz. Size neler söylediklerini, kalplerinize ne zehirler akıtmak istediklerini biliyorum. Onun için müztaripsiniz. Ve bana bunlara cevap ver, diyor­sunuz.

Verilecek cevapları bilmediğiniz için ve onların söylediklerinin yalanlar­dan ibaret bulunduğunu takdir etmediğinizden değil, fakat bu yalanlar, bu zehirli propagandalar vicdanlarınıza hınıç ve izdirap verdiği içindir-ki, bunu başka suretle izhar etmek imkânını bulamıyorsunuz ve şimdi beni konuşturmak suretiyle içinizi boşaltmak ve huzura kavuşmak isti­yorsunuz. Bu yalanları, bu zehirli propagandaları burada nasıl söyleye­bilirler ki, daha 1946 da bin mihnet ve meşakkatle ve bütün tazyiklere Ibütün .seçim sahtekârlıklarına rağmen demokrat partiyi kazandırmış o-lan üç beş vilâyetimizden bir: de Mersin'dir.

1950 seçimlerinde bu itimadınızı ve bu muhabbetinizi esirgemediniz ve seçimleri gene demokrat partiye kazandırdınız. Ve biz 1954 seçimlerinde de demokrat partiye iltifat etmiş olmanızın minneti içindeyiz. Hal bu iken, yani Mersin, demokrat partinin kuruluşundan itibaren ona bu de­rece muhabbet ve itimat ile bağlı ibir. vilâyetimiz iken, geliyorlar bura-

image022.gifimage023.gifda bile akla hayale gelmedik yalanlarla ve en bayağı neviden propagan­dalarla küfürler ve tehditlerle işte sizi böyle infiale sevk ediyorlar ve size izdirap veriyorlar.

Bunlar bir takım lâflarla efkârı bulandırmak, vatandaşın sağ duyusunu ve basiretli görüşünü şaşırtmak ve şurada burada mümkün olursa bir kaç mebusluk kazanmayı temin etmek istijtarlar. Buna bir nevi «politika kaptı kaçtılığis ismini de verebiliriz.

Memleket işleri ile, memleketin yükseli menfaatleri ile alâkası olmadan bucak bucak köşe köşe dolaşıp .hakikatle hiç bir münasebeti olmayan propagandalar yapmalarının sebebi bundan ibarettir.

îşte siz benim bu gibilere cevap vermemi istiyorsunuz. Halbuki bizim ne propaganda yapacak, ne de yalan ve iftiralara cevap verecek vaktimiz var. Üzerimize aldığımız iktidar mesuliyetinin binbir icabım yerine ge­tirmek, uzun yıllar ve asırlar ihmale uğramış memleketimizin nice nice ihtiyaçlarım her -gün bin müşkilât ile karşılamak mecburiyetindeyiz. Biz böylesine kesif bir meşgalenin içindeyiz. Onlar ise, işsiz güçsüz addediyor­lar kendilerini ve memleketin dört bir köşesine saldırarak hakire konu­şuyorlar. Mütemadiyen konuşuyorlar. Eğer konuşmaları vicdan ahlâk ve kanun dairesinde olsa, böyle sabeih akşam, lüzum'u İüzamsuz, cezıbe ha­linde zikreden dervişler gibi, bir söylediğini bin defa tekrarlayarak ka­saba kasaba dolaşan bu zevatın son derece garip hattâ gülünç halleri karşısında zahir bu memlekette de demokrasi böyle olurmuş, der ve gü­lümser geçerdik.

Fakat konuşmaları daima vicdan, ahlâk değil kanun dışına da çıkmakta­dır. İşte bu insanların biç bir hudut tanımayan ve zehir saçan konuşma­larım işitip öğrendiğiniz içindir ki, infial duymaktasınız ve benim aynı lisanla, hattâ daha şiddetli bir lisanla cevap vermemi arzu etmektesiniz. Fakat sevgili vatandaşlarım, biz onları düştükleri iftira ve isnat mezbe­lesinde yalanları ile başbaşa bırakarak kendi işlerimizle meşgul olmayı tercih etmek mevkiindeyiz.

Ancak şu kadarını j'ade edeyim ki, onlara biz meydan nutukları yerine memleketin ümranı ve imarı bahsindeki faaliyetlerimiz, hizmetlerimiz, ve eserlerimizle cevap vermekteyiz. Ama, kanun dışı ve memleket men­faatlerini hiçe sayan hareketlerini de karşılamak mecburiyetinde oldu­ğumuzu ifade etmek isterim.»

Başvekil, bundan sonra, muhalefetlerin siyasî mitingler tertip ederek memleketin dört bucağından .birden bir çok tahrik ve sabotaş faaliyet­lerinde, bulunduklarını kaydetmiş, millî menfaatlere, millî sevinç ve heyecanlara, -hülâsa millî ne varsa hepsine boykotaj ilân etmiş oldukları­nı söylemiş, ve bu gibi faaliyetlerle memlekette anarşi yaratmak sevda­sına kapıldıklarına hükmetmek lâzım geldiğini tasrih ederek demiştir ki:

«Memleketin idare mesuliyetini sırtımızda taşıdığımız için biz buna çare ve deva bulmak mecburiyetindeyiz. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine demokradi yoktur. Meydanlarda masum vatandaşlar, vazifeliler, devlet adamları ve politikacılar ve toptan bir iktidar bu derece pervasızca, bu derece .açık ve sarahaten suc işlenmek suretiyle hücum, taarruz ve ifti­ralara maruz bırakılamaz. Fransa'da çıkan komünist -gazeteleri dahi, ik­tidara karşı, bu dili kullanmıyorlar, Fransa'daki komünist mebuslar da-

image021.gifhi, parlâmentolarında bizim meclisimizde konuşulduğu tarzda konuşmu­yorlar. Hele, kasaba kasaba Tanrının günü. mitingler tertibi ve o miting­lerde sizi izdiraiba sevkeden iftiralar ve tehditler yapılması, ne Fransa'da ne başka bir yerde görülmüş hallerden değildir. Bu hakikatleri, 'bir kere daha kayıt ve tesbit etmek isterim.»

Bunu müteakip muhterem Adnan Menderes, hürriyetler bahsi üzerinde durarak muhalefetlerin, 'bir yandan hiç bir hudut tanımamakla hürriyeti suiistimal ettiklerini, :bir yandan da bunu kendilerine kimse ihtar edemer sin ve hükümetle devlete yapılan tecavüzler karşısında mesul ve selâhi-yeîli makamat harekete geçemesin diye memlekette hürriyet adına ted­hiş havasını estirmeğe çalıştıklarım beyan etmiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

«Hürriyetlerimizi, hürriyet adına tedhişçilik yapanların taarruzlarından behemehal masun bulunduracağız. Türk milleti, büyük dâvalar peşinde­dir. Türk milleti asırlık ihtiyaçlarım, Asırlık mahrumiyet ve yoksulluk­larını bir hamlede geride bırakmak, yepyeni, ileri ve medenî bir hayata ve yep yeni bir yaşayış seviyesine kavuşabilmek için en büyük hamlenin içindedir. Bununla beraber, millet iradesine ve serbest seçime dayanan bir idareyi de bu memlekette tesis ve tekarrur ettirmek azmindedir. Bi­naenaleyh, Türk milleti dışta sulh ve vatanda iıuzur ve sükûn içinde bu iki istikametteki maddî ve manevî gayretlerini neticeye erdirmek ve ıhasretini çektiği ileri ibir yaşayış tarzına ve seviyesine kavuşmak istiyor.

Onu bir takım iç kavgalarla huzursuz kılmak, onun yolunu kesmeye, ya­hut şaşırtmaya çalışmak ve bunu yaparken de kanun hudutlarını dahi çiğnemek asla caiz görülemez. Bunu huzurunuzda bir defa daha arzet-meyi yerinde buluyorum.»

Başvekil Adnan Menderes, konuşmasını alkışlar ve hararetli sevgi teza­hürleri arasında şöyle bitirmiştir:

«Aziz Mersin'liler,

Muhalefette iken de, iktidar da iken de, kaç defalar Mersin'e geldim. Mersinlileri hiçbir defasında bu kadar muazzam bir topluluk halinde ve bu kadar heyecanlı görmedim. Sizlere ne derecelerde teşekkür etsem az buluyorum. Şükran ve minnetlerimi tekrar tekrar arzeder, Türk mille­tinin büyük dâvasında Cenaibıhakkm hepimize yardımcı olmasını dua ederim, e

Başvekil Adnan Menderes'in Gaziantep'teki konuşması

10 Nisan 1956

 Gaziantep:

Başvekil Adnan Menderes, bugün burada Anteplilere hitaben şu konuş­mayı yapmıştır, muflıterem Antepliler,

Sabahın  erken saatlerindenıberi muazzam bir  kitltv  olarak bizi istasyon meydanında mahşerî bir kalafbalık halinde karşılama zahmetine katlan-'

dığınız İçin, bize karşı bu derece samimî muhabbet ve itimat tezahürle­rini göstermek lûtfıuıda bulunduğunuz için, sizlere rî kadar teşekkür etsek cidden azdır.

Anteplzler... Şehriniz unvan ve sıfatların en mübareği olan gazi sıfatına ve adına nail ve mazhar olmuış bir şanlı şehirdir. Bu şanlı şehrin evlâtla­rı olma'k itibariyle ne kadar övünseniz yeridir. Sizler, aynı zamanda, me­denî seviyenizin yüksekliği, terakki yolunda kaydetmiş olduğunuz iler­lemelerle Türkiye'mizin medarı iftiharı ve Cenuptaki dost memleketlere bakan Türkiye'yi bunlara karsı seviyesiyle heyecanıyle, medenî varlığıyle bühakkın temsil eden bir güzel vilâyetimizin evlâtlarısınız.

Antenliler... Demokrat parti de sizinle iftihar etmektedir. Çünkü ilk gün­den itibaren partimize karşı büyük bir muhabbet gösterdiniz. Sizi gazi hüviyetûrzle, medenî seviyenizle ve demokrat partiye karşı olan heyeca­nınızla selâmlarken cidden en büyük bahtiyarlık duymaktayım.

Sevgili Anteplilor... Şu üç ,dört ıgünlük kısa seyahatimiz esnasında yüz-binlerce vatandaşlarımızla temas ettik. Ayrıca, yine vatandaşlarımızla, geniş olarak hasbıhallerde bulunmak imkânını elde ettik. Memlekette, ki cihet, açık olarak görülmektedir. Biri siya'sî tahriklerin uyandırdığı endişe ve infial, diğeri de memleketin ,bu gibi endişeden azade olarak huzur ve sükûn içinde girişmiş olduğu muazzam kalkınma hareketini, hem maddî hem manevî sahalarda, bir an evvel muvaffakiyete eriştir­mek azmidir. Memlekette rejim buhranı yaratmak istiyenlerin mütema­di gayretlerinin vatandaş vicdanında şiddetli infial ve aksülâmeller ya­ratmak safhasına artık gelmiş, dayanmış bulunduğu görülmekte ve his­sedilmektedir. Bunu her (gittiğimiz yerde vatandaşlar her türlü tezahür-leriyle, sözleriyle ve sarih ifadeleriyle apaçık ortaya    koydular.

Herkes ne var, bir şey mi oluyor, (sualtni sormakta ve endişelenmektedir. Çünkü seçim deıvresinin henüz yarısına dahi gelinmediği halde iktidarı kötülemek için seçimi müteakip ,aıçılmış olan kampanya azamî şiddet se­viyesine gelmiş bulunuyor. Her gün hükümetinin ve iktidarın değişmesi ihtimalinin çok kuvvetli olduğu kanaatini umumileştirmek için mezbu-hane gayretler sarfolunuyor. Mitingler birbirini takip ediyor. Hükümet ve devlet otoritesini sıfıra indirecek, iktidarda . bulunanların şeref ve haysiyetini ayaklar altına alacak tarzda, konuşmalarda, adeta bir müza­yedeye girişilmiş gibi,, şiddet ve tehevvür günden güne arttırılmakta, buıgün, söylenenin mutlaka bir gün evvel söylenenden daha ağır ve da­ha tahripkâr olmasına itina olunmaktadır.

Bir takım belli başlı gazetelerimiz, ibunları destekleyip cesaretlendirmek­te vazife almış görünüyorlar. Matbuatın manzarası ise mulhalefetee yara­tılmak istenilen bu kanaati takviye ettiği gibi hükümet ve devletin oto-ritesiyle içtimaî ve ananevi kıymet ölçülerini sarsarak bir iktidar değiş­mesini en kısa zamanda bir emri vaki haline getirmek arzusunda muha­lefetle iştirak halinde bulunduklarına şüphe ,bırakmıyacak mahiyettedir. İrili ufaklı bir takım mecmua ve gazeteler yeni bir takım tehlikeli emel­ler peşinde olduklarına şüphe edilmiyecek bir manzara ile neşriyat saha­sını kanlamaya başlamışlardır. Muhalefetin ve matbuatın açmış olduğu bu şiddetli ateşin himayesinde b;r takım komünist .birliklerinin cesaret­lenerek harekete 'gedmek hazırlıklarında oldukları görülüyor. Asıl bu şiddetli hücuma katılmış bulunan bir takım gazetelerin adları sözde müstakil ve tarafsızdır. Koskoca iktidarın sesini duyurmamak, onu millet na­zarında kötü göstermek için hidbir fırsat kaçırılmıyor ve hergün yeni ter­tipler icadolunuyor. Meclis çalışmalarını tahriflere uğra,tara'k 'olduğun­dan başka türlü göstermek ve meclis ekseriyetini teşkil eden mebusların hergün bir şey icat etmek suretiyle kötü yolda oldukları kanaatini mem­lekete telkin etmek istiyorlar. Millî, hayırlı ve müsbet hâdiselere karşı boykot ilân etmiş vaziyettedirler. Ne yapmak istediklerini, memleketi ne­relere sürüklemek arzusunda olduklarını anlamak - cidden mümkün ol­muyor. Ve hükümeti, sanki Türkiye'nin hükümeti değilmiş ve memleketi temsil etmiyormuş muamelesine tsbi tutuyorlar. İktidar, tnuhakkak meş­ruiyeti çok şüpheli ve bugünden yarma değişmesi beklenen bir halde gös­teriliyor.

Memleketin manzarası ise bambaşkadır. Bunların sunî olarak çizmek is­tedikleri memleket manzarasiyle hiçbir alâkası yoktur. Türk milleti gö­rüp bildikleri ve hissattikleriyle bu zehirli propagandalar ve meşum te­şebbüslerle gazetelerin yaratmak istedikleri sunî âlem arasındaki tezadı apaçık görmekte ve bunların memleketi nereye götürmek istediklerini dikkatle takip etmektedir.

Memleket ftıanzarası Olarak herkesi inandırmak istedikleri bütün ıbu şea-metli ve uğursuz tahrikler, ibir muhalif milletvekilinin meydanda yaptığı konuşmasından aldığımız şu cümlesinde en kısa ifadesini bulmuş gibidir. Bu milletvekili, bakınız, ne diyor:

«Memleket, cehenneme dönmüştür, kanunlar yüz kızartıcıdır, memleket­te engisizyan mezalimi hüküm sürmektedir».

Elbirliği ile yapılmakta olan telkinlerinin kısaca ifadesi bundan başta bir şey değildir. Halbuki bu söylenilen .ile hakikatin arasındaki tezada bakı­nız. Memleketin hakiki manzarasını ve m'lletin samimî düsünces;ni tem­sil eden sizlersiniz, memleketin içinde bulunduğu şartları ve ruh Ihaletini ne kadar güzel, ne kadar asalet, muhaibbet v.e mehabetle temsil ediyorsu­nuz. Bunun karşısında ise onların çizmek istedikleri memleket manzara­sı ne büyük bir tezad arzediyor ve ne kadar şeametlidir.

işte bu tahrikler, bu kötü niyetler, bu şuurlu şuursuz, ibir serde ittifak ediş, sizi hakkıyle endişelendirmektedir. İktidar ile. onun bütün düşman­larının hattâ memleket düşmanlarının vücude get'rdikleri müttefik cep­he arasında devam etmekte olan böylesine bir boğuşmaya bir siyasî mü­cadele gözüyle bakılabilir mi? Muhalif ve inkarcı cephenin hareketlerin­de demokrasi ile uzaktan yakından münasebetti bir taraf bulmak müm­kün mü? Açıkça söyliyeyim ki, bu iptidaî geri ve ykıcı siyaset boğuşma­sının demokrasiyle, demokratik zihniyetle 'hiçbir alâkası yoktur. Bunu açıkça söylemek, hadiseleri olduğu gibi .görmelc ve ifade etmek mecburi­yetindeyiz. Ancak bu suretledir ki, ıbu meşum ve uğursuz gidişin miîlet-çe tedbirini bulmak mümkün olur,

Aziz vatandaşlarım.

Bundan evvelki konuşmalarımda da açıkça ortaya koymak istedim ki, muhalefet cephesi inkarcıdır. Sabotajcıdır, boykotaj cıdır ve memleketi ihtilâle .götürmektedir.

İnkarcıdır... Bu idiayı isıbat etmek hiç de güç değil. Şimdiye kadar altıyıldır, memlekette cereyan eden hâdiselerin, yapılan iyi ve müsbet işlerin birisini dahi iyi tarafından görüp ifade etmişler midir? Bütün eserlere kar şı arka çevirerek, bütün, başarılara goz yumarak şimdiye kadar toptan bir inkarcılığın en şaşmaz delillerini ortaya koymuş değiller midir?

Yokluk buhranları yaratmak için yapmadıkları mı kaldı? Paramızı dü­şürmek için, iç ve dış itibarımızı sarsmak için, hiçibir işin muvaffak oK maması için, meşum gayretlere biran için bile fasıla mı verdiler? Dıştan yardım gelmesin, Amerika 'borç para vermesin, ticarî ve iktisadî müna­sebetlerimiz dost memleketlerde mümkün olduğu kadar sıkışsın ve fe-nalaşsın, hattâ memleketin dış siyasî münasebetleri bozulsun da iktida­rın başına türlü işler gelsin ma    ksac'iyle çalışmadılar mı?

Sabotajcıdırlar...  Kore kararın^  daıha iktidara     geldiğimiz günlerde  ele' geçmiş en müsait fırsat diye, senelerce en zehirli ve en yıkıcı ve memle­ket aleyhine propagandalarının mihıveri yapmadılar mı? Ta Kore'den baş-Iıyarak bugünün Kıbrıs davâsma kadar iktidarı yere vurmak için mem-rm basma türlü işler gelsin maksadiyle çalışmadılar mı?

Dış siyasette ve dış münasebetlerimizde bu derece şuursuz hareket eden­lerin içte neler yaptıklarını saymakla tüketmek mümkün değildir. Sunî bir kömür bulıraniyle memleketi sarsmak iıçin maden işçilerimize ocaklara inmemeleri telkinlerinden başhyarak neler yapmadılar?

Bunların yüzlerce, binlerce, misalini zikretmek mümkündür. O güzelim, o canım Seyhan barajı için dahi neîer söylüyorlar. 'B:r fabrika rnı yap­mak istiyorsunuz, bir şirket mi kurmak istiyorsunuz, memlekette fevka­lade lüzumlu teşebbüslere mi geçmek istiyorsunuz, sabotajcılığı ve sabo­tajcıları derhal karşınızda harekete geçnrş görürsünüz. Bütün bunlar yü­rekler acısıdır.

Boykotajcüar... Bunda şüphe mi edilir? Bütün kalkınma hareketlerini  bütün müsbet işleri Türk milletinin âbideleşmlş eserlerini, başka bir konuşmamda söylediğim gibi, bir defa olsun görmek istememişlerdir. On­ların bir teki (hakkında dahîiyi bir dille konuşmuyorlar. Onları muvaffak etmemek, iflâsa mahkûm etmek ve yıkmak için âdeta bir düşman ekalli­yet zihniyet ve haleti ruhiyesiyJe hareket ediyorlar ve bu memlekette mîllî olan ne varsa, milletçe medarı iftiharımız olacak ne kadar eserler meydana getîrdikse bunların hepsine karşı 'boykotaj ilân etmişlerdir. Bunda şüpthe mi var?

Aziz Antepliler... Bunlar, işte şu saydığım şekillerde memleketi ihtilâle götürmek istiyorlar. Buraya da gelip konuştuklarına göre, nasıl konuş­tuklarım biliyorsunuz. Konuşurken, hemen iktidara geliyorlarmış gibi gösteriyorlar ve ıgeldikten sonra da memlekette yepyeni bir idare kuru-İacağım ve bugünlerin bir devri saibik haline getirileceğini, mahkemele­rin kurulup bu devirde yapılan tasarrufların keenlemyekûn addedilerek sözde suçlularının muhakeme edileceğini ifade etmekten çekinmiyorlar. Bu, apaçık tedhişçilik demektir. Türk milletini korkuya sevketmek isti­yorlar ve bu korkuıun tesiri altında islerini görmeye çalışıyorlar, kos­koca bir iktidarı, bir avuç mebuslariyie çıkmışlar, tehdid altında bulun­durmak istiyorlar. Bu demokratik bir mücadele tarzı olmadığına göre anayasa hukukuna, mevcut kanunlara uymayan bir mücadele tarzı oldu­ğuna göre, bunlar hakkında en kısa zamanda, en iabetli tedbirleri alaca--

ğim-ızdan ve onların bu suretle kanuna vicdana ahlâka vatandaşlık icap­larına aykırı olan bu tarz konuşmalarım bir daha tekrar edemeyeceklerin­den emin olmanızı rica ediyorum. Bugünün iktidarı, mesuliyetlerinin ne olduğunu bilmektedir. Bugünün iktidar^ hürriyeti korumak için, vatanı her türlü tehlikelerden masun bulundurmak için, gözünü budaktan sa-kınmiyacak cesur ve mesuliyetlerini müdrik bir iktidardır.»

Başvekil Adnan Menderes, sık sık alkışlarla karşılanan .bu konuşmasının sonunda demiştir ki:

«Böylesine demokrasi olmaz. Bu ancak kan kavgasıdır. Kan 'gütme dava­
sıdır. Bu, ancak mezhep .kavgasıdır, kardeş kavgasına götürür. Bu mem­
leketi, uzun zaman bu tahriklere saha yapmak elbette doğru değildir. Ka­
nunlar kâfi gelmiyorsa kanun hükmü getireceğiz. Eğer adalet mekaniz­
ması mevcut kanun hükümlerini anlamakta müşkülât çekiyorsa bunları
sarahate götüreceğiz, müeyyideleri ve kıstasları gayet sarih bir hâle ge­
tireceğiz. Tâ ki, ihtilâlci metodlarm bu memlekette sökmiyeeeği bir defa
daha sabit ve malûm olsun ve bu fitne artık .mutlak ve muhakkak ola­
rak dinsin.  ;

Sevgili vatandaşlarına... Kulaklarınızı veriniz, Türkiye'de cereyan eden hâdiselerin mahiyetini iyice- anlamaya çalışınız. Bunlar, uğurlu ve hayırlı işler değildir. Bir takım insanlar kalkarlar da biz iktidara geleceğiz, asa­cağız, keseceğiz derlerse, onların iktidara gelmesine set çekmek lâzım geldiğini siz vatandaşlarım takdir edersiniz.»

Başvekilin konuşmasını dinleyen muazzam kütle, kendisini coşkun bir şe­kilde tasvip ederek alkışlamış ve Adnan Menderes Gazianteplilere tek­rar teşekkür ettikten sonra sözlerini 'bitirmiştir.

Muhtelit Tahkikat Encümeninin tebliği

17 Nisan 1956

 Ankara :

1    Eski İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı    Yırcalı ve Eski Malive Vekili
Hasan Polatkan ve Eski Devlet Vek;li Yardımcısı ve Hariciye Vekili Fa-
tin Rüştü Zorlu haklarında Büyük Millet Mech'since ittihaz olunan karar­
da muayyen maddeler  üzerindeki tahkikat ve  tetkikata  16/1/1956 tari-
hindeniberi teşkilâtı esasiye ve adliye encümenlerinden kurulan muhtelif
tahkikat encümenince seçilen tâli encümen marifetiyle devam olunmak­
tadır.

Bu tahkikat ve tetkikatm bir kısmı İstanbul'da icra edilmiş şahit ve muhbirler dinlenmiş ve tahkik maddelerinin tesfbit ve kaydedildiği evrak ve kayıtlar üzerinde, meclis tahkikat kararında yazılı tahkik maddelerine muvazi olarak, encümen azasından iki mebusun riyaseti altında olmak üzere ayrı iki ehlivukuf heyeti tarafından tetkikata devam edilmekte bu­lunulmuştur.

2    8.2.1956 tarih 1958 sayılı Büyük Millet Meclisinin tahkikat acalması
karar;vle muayyen altı madde üzerinde devlet vekâleti vazifesinde yol­
suzluklarda bulunulduğu sebebiyle Eski Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol hakkındaki tahkikata encümenimizce 4/2/1956 tarihinde başlanmış olup tetkikat ve tahkikatın icrasına evvelce seçilen tâli encümen memur edilmiş bu encümence bir kısım sabitlerin ifadelerine İstanbul'da müra­caat edilmiş ve gerekli tetkikler de yapılmıştır. Bir kısım maddeler üze­rinde azadan bir mebusun riyaseti altında ehlivukuf heyeti marifetiyle kayıt ve evrak ele alınarak tetkikata devam edilmektedir. Tâli encümenin muhtelit encümene verdiği izahlara göre 'bu tahkikatın ve tetkikatm son safhaya gelmek 'üzere bulunduğu anlaşılmaktadır.

3  Üe eski vekil hakkında muayyen maddeler üzerindeki tahkikatın ürütülmesine muhtelit encümence sekilerek memur edilen 15 kişilik tâli encümene C. H. P. grubundan Malatya Mebusu Mehmet Zeki Tıılunay, C. C. P. grubundan Kır=ekir Mebusu Mehmet Mahmutoğlu ve hürriyet partisi grubundan da Kocaeli Mebusu Turan Güneş seçilmişlerdi.

Aza Kırşehir Melbusu Mehmet Mahnıutoğlu'nun. tâli encümenin 2/2/19Ü6
tarihinde yaptığı iki toplantıya katılmasına rağmen C. M. P. grup baş­
kanlığının, matbuatta yayınlanan tebliğindebeyanettiğisebepleriencü­men başkanlığına yazdığı birtezker&detekrarlıyarak.netice olarak,tah­kikatın yalnız üç vekile hasredilmesinidoğrubulmadıklarım ve usebpületahkikatencümenifaaliyetinerismıyacaklanmaçıklamış,veenümendeazabulunanMehmetMahmutoğlu tahkikat encümeninde aza-bulunan Mehmet Mahmutoğlu tahkikat encümeninden çekildiğini bildirmıştır.    

Hürriyet part;si grubundan alman feir yazıda, döviz tahsisi yolsuzluğu üzerinde yapılan tahkikatın üc vekile hasredilmesini doğru 'bulmadıkla­rını ileriyp sürerek üç vekil hakkındaki tahkikat işlerine iştirak etmiye-ceklerini bildirmiştir.

Son olarak C. H. P. meclis grubundan tâli encümene aza serilmiş foultı-ran ve son zamana kadar tahkikat islerine katılmış bulunan Malatya Me-ibusu Mehmet Zeki Tulunay, muhtelit encümen riyasetine 1.4.1956 tarilhli bir tezkere ile, tahkikatın seyir ve yürütülmesine taallûk eden b:r husus hakkında muhtelit encümence efcserivtle ittihaz olunan bir karan sebep savarak tahkikatın bitarafane yürütülmedi§i hususunu mevzınibahs ede­rek tahkikat encümeni vazifesinden çekildiğini beyan etmiştir.

Hürriyet partisi grup başkanlığının üc vekil hakkındaki tahkikata isti-râk etmıveceklerini 20.2.1956 tarihli grup başkan vekill:ğ1 imzasiyle bil­dirmiş olmasına rağmen, tâli encümen azası Kocaeli Mebusu Turan Gü­neş'in muhtelit encümenin 5.4.1956 tarihinde yaptığı toplantıya iştirak etiği ve bu üc vekil hakkında cerevan eden müzakereye f'kir foeyaniyle katıldığı,  zabıtların kayıtlariyle  tesbit edilmiş bulunmaktadır.

Muhtelit encümen ve tahkikatı yürütmeye memur edilen tâli encümen azaîan tahkikatın açılması hakkındaki Büyük Millet Meclisinin kararla­rına uyıgun olarak mevzuat dairesinde vicdanlarının rehberl;ği altında mesailerine devam etmekte olup, yapılmakta bulunan tahkikata yardım etmeleri umulan muhalefet partisi gruplarına mensup aza arkadaşlarının yerinde bulunmayan birer sebep ve bahane ile tahkikat devam ederken çekilmelerinden teessür duyduğunu ifade ve bir zaman sonra bu azaların vazifelerine devam edeceklerini umarak yerlerini doldurmamak hususun­da evvelce ittihaz ettiği kararı teyid etmiş bulunmaktadırrol hakkındaki tahkikata encümenimizce 4/2/1956 tarihinde başlanmış olup tetkikat ve tahkikatın icrasına evvelce seçilen tâli encümen memur edilmiş bu encümence bir kısım sabitlerin ifadelerine İstanbul'da müra­caat edilmiş ve gerekli tetkikler de yapılmıştır. Bir kısım maddeler üze­rinde azadan bir mebusun riyaseti altında ehlivukuf heyeti marifetiyle kayıt ve evrak ele alınarak tetkikata devam edilmektedir. Tâli encümenin muhtelit encümene verdiği izahlara göre 'bu tahkikatın ve tetkikatm son safhaya gelmek 'üzere bulunduğu anlaşılmaktadır.

3  Üe eski vekil hakkında muayyen maddeler üzerindeki tahkikatın yü­rütülmesine muhtelit encümence sekilerek memur edilen 15 kişilik tâli encümene C. H. P. grubundan Malatya Mebusu Mehmet Zeki Tıılunay, C. C. P. grubundan Kırşekir Mebusu Mehmet Mahmutoğlu ve hürriyet partisi grubundan da Kocaeli Mebusu Turan Güneş seçilmişlerdi.

Aza Kırşehir Melbusu Mehmet Mahnıutoğlu'nun. tâli encümenin 2/2/19Ü6
tarihinde yaptığı iki toplantıya katılmasına rağmen C. M. P. grup baş­
kanlığının, matbuatta yayınlanan tebliğinde beyan ettiği sebepleri encü­men başkanlığına yazdığı bir tezker&de tekrarlıyarak. netice olarak,tah­kikatın yalnız üç vekile hasredilmesini doğru bulmadıklarım ve bu sebpüle tahkikat encümeni faaliyetine karismıyacaklanmaçıklamış,veen­cümende aza bulunan Mehmet Mahmutoğlutahkikatencümenindeazabulunan Mehmet Mahmutoğlu tahkikat encümeninden çekildiğini bildirmıştır.Hürriyet part;si grubundan alman feir yazıda, döviz tahsisi yolsuzluğu üzerinde yapılan tahkikatın üc vekile hasredilmesini doğru 'bulmadıkla­rını ileriyp sürerek üç vekil hakkındaki tahkikat işlerine iştirak etmiye-ceklerini bildirmiştir.

Son olarak C. H. P. meclis grubundan tâli encümene aza serilmiş foultı-ran ve son zamana kadar tahkikat islerine katılmış bulunan Malatya Me-ibusu Mehmet Zeki Tulunay, muhtelit encümen riyasetine 1.4.1956 tarilhli bir tezkere ile, tahkikatın seyir ve yürütülmesine taallûk eden b:r husus hakkında muhtelit encümence efcserivtle ittihaz olunan bir karan sebep savarak tahkikatın bitarafane yürütülmedi§i hususunu mevzınibahs ede­rek tahkikat encümeni vazifesinden çekildiğini beyan etmiştir.

Hürriyet partisi grup başkanlığının üc vekil hakkındaki tahkikata isti-râk etmıveceklerini 20.2.1956 tarihli grup başkan vekill:ğ1 imzasiyle bil­dirmiş olmasına rağmen, tâli encümen azası Kocaeli Mebusu Turan Gü­neş'in muhtelit encümenin 5.4.1956 tarihinde yaptığı toplantıya iştirak etiği ve bu üc vek^l hakkında cerevan eden müzakereye f'kir foeyaniyle katıldığı,  zabıtların kayıtlariyle  tesbit edilmiş bulunmaktadır.

Muhtelit encümen ve tahkikatı yürütmeye memur edilen tâli encümen azaîan tahkikatın açılması hakkındaki Büyük Millet Meclisinin kararla­rına uyıgun olarak mevzuat dairesinde vicdanlarının rehberl;ği altında mesailerine devam etmekte olup, yapılmakta bulunan tahkikata yardım etmeleri umulan muhalefet partisi gruplarına mensup aza arkadaşlarının yerinde bulunmayan birer sebep ve bahane ile tahkikat devam ederken çekilmelerinden teessür duyduğunu ifade ve bir zaman sonra bu azaların vazifelerine devam edeceklerini umarak yerlerini doldurmamak hususun­da evvelce ittihaz ettiği kararı teyid etmiş bulunmaktadır.Muhalefet parti gruplarınca yapılmış bulunan tebliğler ve aza mebus ar­kadaşlar tarafından yazılan yazı ve .beyanlar karşısında muhtelit encümen bu hususun da umumî efkâra açıklanmasında zaruret duyduğunu arzeder.Teşkilâtı Esasiye ve Adliye Encümenlerinden Mürekkep Muhtelit Encümen Reisi Manisa Mebusu Muihlis Tümay Bandımg Konferansının birinci yıldönümü münasebetiyle Ethem ÎMtende-res'in rattyo 'konuşması

18 Nisan 1956

 Ankara :

Dahiliye Vekili ve Başvekâlet Vekili Ethem Menderes Bandung Eonfe-ransmm 'birinci yıldönümü münasebetiyle bugün saat 20.15 de radyoda şu konuşmayı yapmıştır:

Bugün Bandung Konferansının birinci yıl dönümü, geçen sene 18 nisan­da Asya ve Afrükanın 29 devletinin temsilcileri Endonezya'nın Bandung şehrinde toplanarak dünya çapında hayatî meseleleri müzakere ve mü­nakaşa etmişler ve bir thafta süren toplantılar sonunda neşrettikleri tebliğ ile muhtelif dünya meseleleri üzerindeki toplu görüşlerini açıklamışlar-dir.

Esas gayesi, Asya-Afriika milletleri arasında iyi niyet ve iglbirliği esasla­rım kuvvetlendirmek, komşuluk ve dostluk münasebetlerini tesis ve tarsin etmefe, Asya-Afrika milî etî erinin .vaziyetini ve dünya sulhuna ve işbirliğine .yapabilecekleri yardımı gözen (geçirmek .şeklinde ifade edile­bilecek olan konferans, muhtelif tefsir ve 'propagandalara mevzu teşkil evlemiş olmasına rağmen kanaatimizce tatminkâr neticelere varmıştır. Filhakika konferans başladığı sıralarda tebellür eden ve komünist blo-kuna mensup ibazı devletler tarafından telkine »çalışılan taraf sizlik cere­yanının konferansın nihayetinde tamamen itibardan düşmesi ve her mil­lete, Birleşmiş Milletler Anayasasına uyıgun olarak tek basma veya müş­tereken kendisini müdafaa etmek hakikinin tanınması, Bandung Konfe­ransının    realisttir yolda ilerlemiş olduğunun delilidir.

Bu konferans, milletlerin mevcudiyet'erini muhafaza için meşru müda­
faa hakanm münferiden veya müştereken ^kullanmaları lüzumunu teba­
rüz ettirdiği -gibi, sulhun ancak emniyetin 'teessüs etmesile sağlanabilece­
ği ve emniyetin de ıbir yandan 'müşterek müdafaa, bir 'yandan da umumî
ve (beynelmilel kontrol altında yapılacak silâhsızlanma yolu ile korunabi­
leceği prensibini kaibul etmiş ve müstemlekecilik mevzuunun bütün şü­
mul ile, yani hangi sek:lde tecelli ederse etsin, tahakküm niyet ve teşeb­
büslerine raci !olaca.k şekilde ele alınması lüzumunu meydana 'koymuştur.
Görülüyor ki -bu kararlar Türk hükümetinin sulh, emniyet, müşterek mü­
dafaa esasına istinat eden noktai nazarına tamamen uygun olduğu gibi,
emniyet ve silâhsızlanma (hususunda ortaya çıkan görüş de Nato, Bağdad
Paktı ve Seato teşekkülleri .görüşünün 'bir aksinden ibarettir.  

Asya-Afrika milletleri arasında geçen sene Eandung Konferansında baş­layan işbirliğinin Birleşmiş Milletler teşkilâtı içinde de devam etmekte olduğunu müşahede etmekle bahtiyarım.

Hükümetimiz (geçen ağustosda kendisine vaki davet üzerine, Birleşmiş Milletlerde teşekkül eden Asya-Afrika grubuna dahil olmuştur, Türkiye, Afganistan, Birmanya, Mısır, Habeşistan, Endonezya, İran, Irak, Lübnan, Hindistan, Pakistan, Filipin, Suudî Arabistan, Suriye, Siyam ve Yemen­den müteşekkil bulunan Asya-Airika .grubu, Birleşmiş (Milletlerin tetki­kine sunulan bilcümle ehemmiyetli meselelerde müşterek ;bir hareket hattı taikiibine çalışmaktadır.

Asya ve Afrika milletleri tarihinde mühim bir merhale teşkil eden Ban-dumg Konferansının yıl dönümünü kutlarken, 'dünya yüzündeki .bütün milletlerin tecavüz 'korkusundan azade olarak ve hür ve müstakil yaşa­maları yolunda daima daha" realist ve daha azimli bir şekilde işbirliğine devam olunması hususundaki samimî arzu ve temennimizi tekrarlamak isterim.

Reisicumhurun «Europcan Atlantic Review" dergisinde yayınlanan me­sajı

20 Nisan 1956

 Ankara :

Londra'da münteşir «European Atlantic Review» adlı derginin. Türkiye'­ye tahsis ettiği 1956 bahar nüshasında Reisicumhur Celâl Bayar'ın aşa­ğıdaki mesajı yayınlanmıştır:

«Atlantik Camiası» imefhumu, dünya siyasî teininde, akmanla manâsı ve ehemmiyeti gittikçe daflıa iyi anlaşılacak olan son derece mühim bir inkılâptır.

Bu iki kelime, Birleşik Amerika ve Kanada'mn, Birleşmiş Milletler dealleri uğrunda müsbet iş görmek için bütün garbi Avrupa'dan Orta Şark'a kadar .uzanan muazzam bir kitle ile elele vermelerinin ifadesidir.

«Atlantik Camiası» mefhumu su son 6-7 sene içinde hem sürat hem de müessiriyet bakımından işayam dikkat bir isti'hale geçirmiştir. Kuzey Atlantik Andiaşması, İkinci Cihan Harbini takip eden. senelerde Avrupa'­da müşterek emniyetin tesisi için sarfe dilen gayretlerin ilk bü­yük inkişafına tekabül eder. İlk 'büyük inkişaf 'diyorum; çünkü başlangıç-, taki şekline nazaran, Kuzey Atlantik Antlaşması ıbir merhaleden ibaret olmuştur. Bu merhalede, müşterek emniyet sistemi hakîki manâsiyle an-laşilmiş fakat onun tatbiki çok dar bir .çerçeve içinde tutulmuştu. iA.vru-pa bölgesini daraltan bazı itibarî hududlar ıçizilmek suretiyle kurulacak bir müşterek emniyet sisteminin kendi imkânları ile matlubun talhak-kuna kâfi geleceği ve bu çerçeveyi genişletmenin her hangi bir fayda sağlamak şöyle dursun, bilâkis o camia için foazı tehlikeli mesuliyetler tevlit edeceği ve hattâ belki de onu zaafa uğratacağı düşüncesi o sıralar­da 'zihinlere hâkim olmuştu. Bundan sonraki istihale devresi İse bu yan­lış düşüncelerin, hakikatlerin tazyiki karşısında, (birer birer yok olması devresidir. Bu devre, kemalini Türkiye ve Yunanistan'ın Nato'ya iltilhak-, larında bulmuştur.

Bugün, Kuzey Atlantik Antlaşmasındaki «Kuzey» tabiri hakikatte hâdi­selerin gerisinde kalmış bir mefhumdur.Vakıalara tekabül eden  tâbirmecmuanızda kullanılan «Atlantik Camiası tâbiridir. Bunun ifade etti­ği mâna doğrudan doğruya Birleşmiş Milletlerin âdilâne ıbir sulh ile sulh içinde refah ve tealinin .bugünkü dünyada yegane zâmini ve mü­eyyidesi olan müşterek emniyetin, itibarî hudutlarda hapsedilmek sure­tiyle değil, jeopolitik hakikatler ve stratejik icaplar gözönünde tutulmak suretiyle tahakkukudur.îşte Türkiye'nin halen Nato azası bulunması ve bu teşkilâta bütün imanı ve imkânlariyle bağlı olması yukarıda söylediğim hakikatlerin neticesi­dir.

Biz «Atlantik Camiası» ruhunun, hür dünyayı harp afetinden koruyacak, takasım temin edecek, onu maddî ve manevî yükselmeğe ulaştıracak ve bütün cihana şamil şekilde tecelli etmesi halinde insaniyetin yegâne ne­cat yolunu teşkil edecek bir ruh olduğuna iman ediyoruz.Türkiye'nin siyasetinin iki taraflı olsun, çok taraflı olsun arzettiği bütün tecelliler bu imanın mahsulüdür.»Hariciye Vekilinin European Atlantic Review» mülakatıdergisinde yayınlanan

 Ankara :

Londra'da münteşir «European Atlantic Review» adlı derginin Türki­ye'ye tahsis ettiği 1956 bahar nüshasında Hariciye Vekili Prof. Fuad Köp-rülü'nün şu mülakatı intişar etmiştir:

Sual 1 ve 2  Türkiye'nin dış siyasetinin dayandığı .esaslı tariihi ve 'Coğra­fi unsurlar nelerdir?

Bu unsurların ışığı altında, şimdiki 'Türk hükümetinin dış siyasetinin ana prensipleri nelerdir?

Cevap 1 ve 2  Türkiye Asya ile Avrupa arasında bir kilit1 mevkiindedir. Bu mevki! ona, bir taraftan Avrupa devleti, Öte yandan da Orta Doğu devleti sıfatını bahsetmektedir. 'Dafha asırlarca evvel Türkiye, bu kilit mevkiinin tabiî neticesi olarak hem- Avrupa'ya hem de Şark'a mütevec­cih bir siyaset takip etmiştir. Filhakika o 'zamanlar bugün Orta Şark de­diğimiz ibütün bölge Türkiye'ye aittir. Fakat öte yandan da yalnız harp­lerle -değil sulh ve siyaset yoluyla da Osmanlı İmparatorluğu Fransa, İn­giltere, İspanya ile olduğu gibi Venedik Cumhuriyeti ile de sıkı münase­bet halinde idi. Diğer taraftan bu kilit mevkiini elinde tutan Türkiye, ismi ve mahiyeti Osmanlı İmparatorluğu olsun veya Türkiye Cumhuriyeti olsun, ibütün tarihi boyunca Akdeniz'e doğru inmek isteyen Rusya'nın tazyikine karsı mücadele etmek mecburiyetinde kalmıştır.Görüyorsunuz ki Türkiye, deli Petro İmparatorluğu seklinde de olsa, kominfbrm tarzında da clsa daima bu Ş-mal tazyiki önünde hür dünya cep­hesinin ileri ve hayati bir karakolu halinde olmuştur.Türkiye'nin bu mühim rolü her ızaman lâyıkiyle anlaşılmamış ve bazen Türkler bazı tasa görüşlü siyasî hesaplara feda edilmiştir. Fakat ibuışün Sovyet Rusya'nın, komünizm ideolojisini, -bir siyaset vasıtası olarak kul­lanmak suretiyle, bütün cihana racibiremperyalizmi(ortayakoyması,Türkiye'ninvaziyetininve emmiyetinin daha geniş çevreler tarafından daha iyi anlaşılmasını ühtaç (etmiştir. Bu sözlerimden, Türkiye ve Rusya oldukları yerde bulundukça aralarında daima bir ziddiyet durumunun mevcut bulunmasının, jeopolitik bir zaruret teşkil ettiği manâsına ehemmiyetle rica ederim. Böyle fatalistce düşünceler harplerin ve siyasî felâketlerin başlıca sebeplerinden biridir. Dünyanın birçok yer­lerinde tarilıî delillerile saibit olduğu veçhile asırlarca anlaşmazlık halin­de kalacakları zannedilen devletler anlaşabilmişlerdir. Ancak 'bu ıgilbi anlaşmaiarm vukuu samimi anlaşma arzusunun Jıer iki tarafta da mevcut bulunmasına emperyalist ifiücirlerin terkine, (ve bütün bunların sözlerle değil fiiliyatla saibit olmasına bağlıdır. Geçen asırların bölmemiş tahak­küm prensiplerinin 'bütün, âsarile ıbirer birer tasfiye edilmekte olduğu as­rımızda, işleri tahakküm ve il'hak yoluyla halletmenin mümkün, olamaya­cağı günden güne daha iyi anlaşılmaktadır.

Türkiye'nin, Asya ile Avrupa'nın köprüsü mevkiinde bulunması bazı kim­seler tarafından Türkiye için «Avrupalı mı olmalı? Yoksa Asyalı mı ol­malı? «Şeklinde müşkül ıbir dilemanm meöbaı olarak mütalâa edilmiştir. Biz bu vaziyetimizi müşkül ıbir dilema gibi değil, şerefli ibir tarihî vazife­nin menbaı ve müıbeşşiri olarak lelaiki ediyoruz ve îharicî siyasetimizi ona .göre yürütüyoruz. Bu tarihî vazife. Dünyanın muhtelif kıtalar şek­linde bir takım bölmelerle ayrı ayrı parçalara tefrik edilmiş olarak mü­talâa edilmesinin mantıksızlığının günden ,güne vakıalarla daha iyi sabit olduğu asrımizda, Asya ile1 Avrupa'yı birleştirmek, yekdiğerile kaynaş­tırmak vazifesidir. Bunun için, ne kadar iyi bir Avrupalı ve ayni zaman­da ne kadar iyi ıbir Orta Şarklı olmağa muvaffak olursak o nisbette bu vazifemizi daha iyi başarabileceğimiz kanaatin dayız.

Yukarıdaki izahatımdan, Türkiye'nin jeopolitik mevkii bakımından şu neticeler çıkmaktadır:

1) Türkiye tecerrüt siyaseti takip edemez, çünkü coğrafî mevkii itibari-le ıçok geniş b]v çevrede başka memleketlerin tarzı hareketi onun hayatî meşru menfaatleri .üzerinde müessir olabilir.

Coğrafî mevkiinin ehemmiyet ve nezaketi itibarile Türkiye, kendi men­faatlerinin Birleşmiş Milletler ideallerine samimiyetle sadık olan bütün :hür devletlerin 'menfaatleri ile yalnız bir olduğu değil, fakat faal şekilde işbirliği yapılmasını icabettirdiği kanaatindedir. Bu itibarla onların ve tealisine çalışmayı yalnız bir vazife değil aynı zamanda bir millî menfaat muktezası telâkki eder.

2.) Türkiye tahakküm ve ilihak siyasetile mücadele etmek mecburiyetin­dedir, çünkü coğrafî mevkiinin ehemmiyeti 'onu ıböyle bir siyasetin .hâ­kim olmasından en çok mutezarnr olacak memleketler arasına koymak­tadır.

3) Türkiye yine coğrafî mevkiinin nezaketi Ihasebile son derece realist ,ve uyanık bir siyaset takibine mecburdur. Çünfeü ıbu Jıususta en küçük bir ihtiyatsızlık .onu rvahim vaziyetlere  düşürebilir.

Sual 3 Türkiye'nin coğrafî (bakımdan normal olarak Nato böligesi te­lâkki edilen mıntıkaya da'hil olmaması vakıası bilhassa rgöz /önünde tu­tularak, Nato azalığmm Türkiye için ehemmiyeti nedir?

Cevap 3 Sualinizdeki .«Nato (bölgesi» tabirile 'Nato'da Türkiye ve Yu­nanistan'ın iltihakından, önce cari olan görüşlere atıf yapıyor, yani ma­ziye ait bir şeyden bahsediyorsanız, buna 'diyeceğim yoktur. Fakat (hali­hazır görüşlerden bahsediyorsanız .şunu tasrih etmek isterim ki Türkiye doğrudan doğruya Nato bölgesi içindedir ve bu coğrafî hakikat Türkiye'­nin Kuzey Atlantik andlaşmasma iltihakı ile hukukî ifadesini bulmuştur. Naft>' bölgesini Türkiye'den ayrı görmek yalmz stratejik bakımdan de­ğil siyasî ibakımdan da diğer Nato azalarının ıbeka ve emniyeti için son derece tehlikeli neticeler .doğurur. Filhakika Avrupa'nın emniyeti için hayatî olan Akdeniz havzasına ve Balkanlara isal eden yollar üzerinde veya Ibu yolların emniyeti bakımından kilit noktası teşkil eden yerlerde Türkiye vardır.. Bu coğrafî ve stratejik bakımdan böyle olduğu gibi ma­nevî ve siyasî :bakımdan da son derece mülhim İbir vakıadır.

Türkiye «Nato bölgesinin» korunması için elzem olan bir periferik müda­faa sahası değil, bizatihi Nato bölgesinin çok mühim bir cüzüdür. Zira bir tecavüz veya siyasî 'çöküntü takdirinde Türkiye'ye" ne olacaksa diğer Na­to azası .devletlere de olacakdır.

Şunu da derhal kaydedeyim ki, Türkiye, Nato. içindeki ehemmiyetini mütalâa ederken, diğer Nato azalarına yapabileceği hizmetlerin büyük­lüğünün, onların da Türkiye'nin 'bekası için arzettiği aynı derecede büyük ehemmiyeti gölgede bırakmadığını asla gözden kaybetmemektedir.

Sual 4  Türk milletinin, Türkiye'nin Nato'ya âza olması karşısındaki duyguları nelerdir?

Cevap 4  Müşterek emniyet kin icaibında yapalbileceği fedakârlığın de­recesini ve samimiyetini Kore Hatfbi -münasebetiyle dünyaya ispat etmiş bulunan Türk milleti hür dünya cephesinde kendisiyle beraber ıbulunan milletlerin müşterek emniyeti için kurulan bu müdafaa sistemine bütün kalbiyle bağlıdır.

Sakakta rastlryaıbileceğiniz bir Türk'e Nato'nun .teşkilâtı 'hakkında bir sual soracak olursanız belki sarih (bir cevap veremez. Bu bir bilgi mese­lesidir ki aşağı yukarı her memlekette aynı manzarayı arzeder. Fakat Nato'n-un ruh ve gayesine müteallik görüşleri anlamağa matuf sualler soracak olursanız .göstereceği reaksiyonlardan biraz evvel söylediklerimin ne kadar doğru 'olduğunu anlarsınız.

Sual 5  Bugünkü Nato' teşkilâtının kifayeti hakkındaki görüşünüz ne­dir? Teşkilâtta herhangi 'bir değişiklik yapılması veya [çalışma sahasının genişletilmesi lehinde misiniz?

Cevap 5  Her siyasî teşekkül ıgiıbi Nato da mulıtelif tekamül sabaların­dan sonra bugünkü şekle gelmiştir ve şüphesiz istikbalde daha da teka­mül edecektir. Fakat kanaatımea, Nato, bir müşterek .müdafaa ve işlbir-liği sistemi olarak şimdiden memnuniyet verici bir mahiyet arzetmekte-dir. Bu bakımdan mühim 'olan cihet Nato'nun teknik bünyesinden ziya­de, âza devletlerin zihniyet ve azmidir. Mukadderat ortakları, küçük hu­susî menfaatler peşinden koşarak esas gayeyi 'baltalamağa kalkışmadıkça, onların 'bugün şahit olduğumuz birlik ve beraberliğinin husule getirdiği kuvvet devam edecektir.Şurasını da belirtmek isterim ki, Nato' yalmz askerî değil, aynı zamanda siyasî, iktisadî ve içtimaî sahada işbirliğini d& derpiş etmektedir. Hattâ onun askerî sahadaki gayelerinin husulü için bilhassa iktisadî sahada gayretlerini arttırması ve ıbu arada Epu ve Oeec 'gibi teşekküllerin faali­yetlerini tamamlayıcı mesaî sarfetmesî lâzım geldiği kanaatindeyiz.

Sual 6  Avrupa KJonseyi azalığmm Türkiye için olan ehemmiyetini an­latır ve konseyin siyasî, iktisadî veya sosyal alanlarda yapacağı 'çalışma­ların hangi istikâmetlerde inkişafım görmek İstediğinizi -belirtir misiniz?

Cevap 6Türkiye, âzası bulunduğu Avrupa konseyinin ehemmiyetini sadece iktisadî ve ilmî menfaatleri icabı değil, aynı zamanda muasır Av­rupa -medeniyetini benimsemiş jolmak itibarile, tarihî bir zaruret olarak da müdrik (bulunmaktadır. Avrupa'nın |bir devamı ive Orta Şark'm başlan-gıcı olan. memleketimiz, Ibu coğrafî mevkii icaıbı .üzerine düşen vazifelerini ancak Avrupa birliğinin faal bir azası olarak hakkile ifa edebilir. Bu iti­barla biz, kıtalar mteıgration'unun dahi düşünülmeğe -bağlanıldığı bir de­virde, dar mânadaki Avrupa İntegration'u ;vadisindeki cereyanı, hâdise­lerin gidişine aykırı görmekteyiz. Fakat hemen şunu da ilâve edeyim ki, Avrupa jçelik-kömür .birliği gibi mahdut teşekküllerin aleyhinde değiliz, buna mukabil Avrupa birliğinin en geniş manâda gerçekleşmesi ve Av­rupa atom birliği rgibi fikirlerin de Avrupa kionseyi .çerçevesi dahilinde tahakkuk ettirilmesi lâzım 'geldiği kanaatıhdayız.

Türk - Alman 'ticaret görüşmelerine ıdair tebliğ.

 Ankara :

Bir müddettenberi Almanya'da devam etmekte olan Türk-Alman ticarî görüşmeleri sona ermiş ve şu müşterek tefoliğ neşredilmiştir:

«Türkiye Hariciye Vekâleti Ticaret ve Ticarî anlaşmalar Dairesi Umum Müdürü Hasan Işık başkanlığındaki Türk heyeti ile Federal Almanya Ik-tisad Nezareti Müdürlerinden Dr. Daniel (başkanlığındaki Alman heyeti arasında 28 şubat 1956 tarihinde başlayan ticaret müzakerleri 21 Nisan 1956 günü imzalanan anlaşmalarla neticelenmiştir. Bu müzakereler esnasında iki heyet Türkiye ile Federal Almanya arasında ticarî mübadeleler ve tediye sahasında mevcut tolan güçlükleri izale ve iki memleketin iktisadî münasebetlerini tanzim edecek tedbirler üzerinde durmuşlardır. Tediyeler mevzuunda Türkiye'deki müterakim Alman ala­caklarının transferini müessir kılacak tedbirler üzerinde anlaşmalara varılmıştır.Bilhassa Türkiye'den Federal Almanya'ya ihraç edilen hububat bedelle­rinin yüzde kırkının diğer emtia bedellerinin de yüzde 25 inin müterakim alacaklara tahsisi kararlaştırılmıştır. Trensferler prensip itiibariyle kronolojik sıraya göre yapılacaktır. İki hükümet yeni müterakim borçla­rın teşekkülüne mani olmak maksaiyle gerekli tedbirler almak hususun­da mutabık kalmışlardır. Halen meri Türkiye Federal Almanya tediye anlaşmasında bu anlaşma hükümlerini Avrupa tediye birliği anlaşması hükümleriyle telif maksadiyle bazs değişiklikler yapılmıştır. 16 şubat 1952 tarihli ticaret anlaşmasına merbut mal listelerinin (bugünkü şartlarda ticarî mübadelelerde nazarı  itiıbare  alınması kararlaştırılmıştır.  İki hükümet iktisadî ve teknik sahada aralarında mevcut işbirliğini arttırmak ve derinleştirmek hususunda mutabık kalmışlardır.»

E. M. M. R.eisi Kefik Koraltan'ın komişanası 25 Nisan 1956

 Tuzla:

B. M. M. Reisi Refik Korattan Tuzla jeep fabrikasının açılışında şu ko­nuşmayı yapmıştır:

«Muhterem dinleyiciler,

Yurt hizmetine açılan birçok hayırlı tesisler gibi, bu güzel müesseseyi, muhterem Başvekilin daveti üzerine açarken şöyle bir temennide bulun­muştum:

«Bu eseri yaptıranlar, yapanlar, içinde çalışanlar ve çalışacaklar muvaf­fak olsunlar, bu gibi   eserlerin sayısı yurtta durmadan çoğalsın»

Benden evvel bu müesseseyi meydana -getiren, memleketin genç ve mü­teşebbis evlâdım, daha sonra Alman Bussirng Fabrikaları Müdürünü ve nihayet bu eserin Türk - Amerikan işbirliğinin, bugün için olduğu kadar, yarın için de taşıdığı büyük manâyı çok samimî ifadelerle belirten Mr. Price'yi dinledik. Bu konuşmalar, Türkiye'nin içinde yaşadığı büyük-kalkınma hareketinin ve onun neticesinde yer yer yükselen muazzam müesseselerin adeta mucize denilecek derecede ehemmiyet taşıyan eser­lerin manâsını izaih ediyor».

B. M. M. Reisi, İkinci CÜıan Harbinde jecplerin oynamış olduğu ehem­miyetli rolü bildiren Sir Clhurchill'in takdirkâr sözlerini ' nakletmiş ve konuşmasına devamla demiştir ki:

Şu yürüyen hakikatlere 'bakınız, aradan yıllar geçiyor o zaman bizden çok uzak ufuklarda yaşayan ve Türk milletini yakından tanımayan, yakından görmek ve megıgul olmak fırsatını bulamamış olan Amerikan endüstrisine mensup o dev sanayiin mümessillerinden ıbirigi, Mr. Price buraya geliyor, buradaki bu eserin, 'bugünkü durumunu, yarın alacağı mütekâmil sekili ifade ediyor, işi anlıyor, tecrübe saıh'ibi, müşahadesi geniş bir insan olan Mr. Prince'in sözlerinin arasında dikkatimi çeken bir kelime var: dedi ki: «Biz bu işe başlarken bize çok acele ettiniz dediler daha hiç değilse yirmi sene geçmelidir, ama görüyorsunuz ki eser (başladı ve iki yıl için­de meydana geldi.»

Elbette gelecekti çünkü, bu işe başlayan dünyanın tanıdığı her yerde, her tarafta muvaffak olan, enerjisi yerinde hayatiyeti yerinde Türk mil­leti idi.Mr. Price, yine konuşması, esnasında işe 'yirmi sene erken başlandığım söyleyenlerin, bilhassa mütehassıs geçinenler olduğuna işaret etti. Ne hazin... Türk milletini bilen ve 'bir da'"a daha onun ölmez ruhunu, kah­raman ruhunu ve Korede sehametler yaratan Türk çocuğunun kahraman­lığını gören ıbir Amerikalı, .görüyor ve diyor ki: Hayır, Türk eser verir... İşte eseri. Fakat arkadaşlar, daüıa çok. eser verilecektir. Yurdun her köşesinde bu yapılanlar, yarının mes'ut Türkiyesini meydana getirecek sağlam temel­lerdir. Bunları yapanlar, bunlar saadetin .bir başlangıcıdır, diyorlar.Refik Koraltan, konuşmasına devamla «fabrikanın gelecekteki inkişafı hakkında verilen izahat üzerinde de durmuş ve ıbu eserin Türk-Amerikan işbirliği ile kısa zamanda meydana gelmesinden duyduğu memnuniyeti ifade ile bunun yeni yeni teşebbüslere yol açacağım, iktisadî ve sınaî sa­halarda rol oynayacağını, serbest teşebbüse azamî imkânı sağlayacağını söylemiş bu kalkınma hamlelerinin azametini belirterek bunu tahakkuk ettiren realist hükümete ve ıonun başında bulunan Adnan Menderes'e te­şekkür ederim demiştir.

B. M. M. Reisi «Bu eser Türk milletine uğurlu olsun, mübarek olsun, di­yerek sözlerini bitirmiştir».

Büyük Millet Meclisi müzakerleri

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Agâh Erman'­ın riyasetinde toplandı. Celse açıldığı zaman ruznamedeki sözlü soruların müzakeresine geçildi.

Teşkilâtı ıesasiye kananımda rapılacak değişiklikler hakkında:

Kocaeli Mebusu Turan Güneş'in (Hürriyet Partisi) teşkilâtı esasiye ka­nununda değişiklik yapılması için herhangi bir çalışmaya ve hazırlığa baş.anıp başlanmadığına dair Adliye Vekilinden sorulan suali Vekil Hü­seyin Avni Göktürk cevaplandırdı. Vekil, bu cevabında şunları söyledi: «Uzun zamandanberi bahis edilip 'hükümet programında da yer almış bulunan anayasa ile ilgili tadillerin hazırlanması ve bu mevzuda ileri de­mokrasilerin modern hukuku esasiye telâkkileri ile günün icap ve ihti­yaçlarına en uygun bir teşkilâtı esasiye kanununun vücude getirilmesi vazifesi, hükümet tarafından vekâletimize tevdi edilmiş bulunmaktadır.

Memleket nizam ve mukadderatını çok yakından alâkadar eden böyle mühim ıbir kanunda yapılacak tadilâtın arzettiği hayatî ehemmiyet üze­rinde hassasiyetle duran vekâletimiz, mezkûr lâyihanın hazırlanmasını, 21.12.955 tarihli muciple Adliye Vekâleti Müsteşarı Teftiş Heyeti Reisi, ceza ve hukuk işleri umum müdürlerinden müteşekkil bir komisyona tevdi eylemiştir. Teşekkül eder etmez derhal faaliyete geçen mezkûr ko­misyon, işin ehemmiyet ve şümulünü ve bilhassa memleket idaresine ve doîayısiyle menfaatlerine olan tesirini göz önünde tutarak her şeyden evvel modern demokrasilerde kabul edilmiş olan anayasa sistemleri ile zamanımız hukuku esasiyesine hakim prer.sip ve ceryanlan tetkik edip memleketimizin hususiyetlerine göre en uygun prensip ve esasları tes-bit etmeyi lüzumlu görmüş ve bu maksatla hukuku esasiye mevzuunda muhtelif eserlerle yüze yakın memleketin merî teşkilâtı esasiye kanun­larını ele alarak bunlar üzerinde sürekli bir çalışma ve tetkikat safhası­na girilmiş bulunmaktadır.

Halen devam edilmekte olan .bu iaharî tetkikatm ikmalinden sonra mem­leketin yüksek menfaatleri ile günün icapları göz önünde tutularak tesbit olunan esaslar dairesinde hazırlanacak lâyiha bu salhada temayüz et­miş ve yetkili ilim adamlarımızla tatbikatçıların ve umumî efkârın, na­zarı tetkikine arzolunacak ve kendilerinden alınacak mütalealar dairesin­de lâyi'ha ısiaJh ve ikmal olunarak hükümet. programında da derpiş edil­diği üzere 958 seçimlerinden önce yüksek meclise takdim olunacaktır, huzurunuza getirilecektir.»

Vekilin ıkbnugmasmdan sonra kürsüye gelen soru sahibi, bu mevzuda verilen rzalhatın kendisini tatmin etmediğini, hükümetin teşkilâtı esasiye kanununda yapılacak değişiklikler i ciddî olarak ele almadığını, diğer ta­raftan iki sene içinde bu neviden değigikliklerin yapılmasının mümkün olamayacağını ileri sürdü ve bu gübi çalışmaların şekli hakkında kendi noktai nazarını izah etti. Tekrar söz olan Adliye VeKili, bu defa dedi ki:

«Bendeniz anayasanın tadilâtına müteallik olmak üzere vekâlet olarak düşündüklerimizi arzettiğimi ve bunda tamamen hüsnüniyet ve ciddiyet üzere işe başladığımızı da aynı şekilde ifade etmiş 'bulunduğumu zannedi­yorum. Evvelemirde Turan Güneş arkadaşımın bu işin, bir nevî adeta savsaklama mahiyetini taşır gibi göstermeye gayret etmesine hayret et­mekteyim. Biz devlet idaresinin ıbu nevî gayri ciddî telâkkilere namüsait olduğunu bilmekte ve bu prensiplere bağlı kalmaktayız. 3u husustaki suizannmı kendisine iade etmek isterim.Anayasa tadili için ve yüksek huzurunuzaböyleehemmiyetlibirkanuntasarısının getirilmesi için ben kendilerineşunusÖyliyebilirimki,mevcut hukuk esaslarına göre hiç bir kat'îusulyoktur.Yanimutlakakendisinin huzurunuzda çizmiş olduğu yoldan gidileceğinedairbirzaru­ret ve mecburiyet mevcut değildir. Aksine bizim hükümetolaraktakipettiğimiz usulün dağru ve isabetli olduğunu da .bu vesileylearzetmekis­terim. Nitekim seçim kanununda da aynı usulün tatbik edildiğinigörü­yoruz,Meri seçim kanununda yine Adliye ve Dahiliye Vekâletlerinin iş birliği temin olunmuş ve hükümet olarak kabul edilen esas ve prensiplere da­yanan bir seçim kanunu ile meclisin huzuruna gelmek için çalışılmış ve tasarı bir ilim heyetine havale edilmiş, burada da bu esaslar uzun uza-dıya tetkik edilmiştir. Şimdi, biz de, mevcut anayasamızın bazı bakım­lardan ıslahım düşünüyor, ve onun tekamülü müsait bulunduğunu, üze­rinde tetkikat lâzımgeldiğini kabul etmiş .bulunuyoruz. Ve bu kanunlar­da ıbaşıvurduğumuz usulün doğru olduğuna kaniiz, tyi niyetle, dürüstlük­le bu vazifeyi sizlerin teveccühlerinize lâyık bir şekilde başarmağa çalı­şacağız.

Turan güneş arkadaşım bu müddeti gayri kâfi buluyorlar. Belki gayri kâfidir. Biz, harçebâdabat anayasa'mizda tadilât gösteren bir anayasa getirmeğe çalışacağız. Bu husustaki emel ve arzumuz hâlistir.

Diğer sözlü sorular:

Trabzon Mebusu Sami  örberk'in,  İstanbul'da  asker   müzeyeahsis    edilecek    bina    hakkında Millî Müdafaa ve Maliye    Vekilleindensorduğu sual, Maliye Vekili Nedim Ökmen tarafından cevaplan­dırılmıştır. Vekil bu cevaıbmda,  yeni bir darphane binası için teşebbüse geçildiğini, bu   binanın inşası sona erdikten sonra, eski darphane binası­nın askerî' müze olarak kullanılmak üzere Millî Müdafaa Vekâletinin em­rine verileceğini bildirdi. Konya Mebusu M. Rüştü Özalın, 1555 yılı içinde Konya Vilâyetinde kü­çük baş kayvaniardan kaçma çiçek aşısı yapıldığına ve aşımn bozuk ol­masından dolayı telef oıan hayvanlar için mal saiıipleriıie tazminat ve­rilip veril m e algine dair sualini cevaplandıran Ziraat VeıcLi Esaü Budak-oğıu, 1954-55 yıllarında Konya Vilâyetinde 717.499 koyunun aşilancuğı-m, aşı tesiriyle 1040 koyunun öldüğünü ve bu koyunların saniplerine 64.494 lira tazminat üflendiğini söyledi. Sual sahibi üe verilen izahata te­şekkür etti. Bu arada zayi olmuş koyunların saleplerine ödenen tazmi­natın geç verildiğini ifadeyle, hayvancını: mevzuunun aaha fazla ehem-miyeiie ele alınmasını, bu işm vekâletler arası .bir teşekkül tarafından koorciine edilmesini istedi. Erzincan Mebusu Veysel Varoı'un, kemaliye kazasını Tren hattına bağlıyacak yolun durumuna dair sözaü sorusu da Vekil Muammer Çavusoğıu tarafınaan cevaplanciinidı. Vekil, bu cevabın­da mezkûr yolun 1953 yılında istikşafının yapıldığını, sırası geldiği za­man inşaata geçileceğini ifade etti. Suaı sahibi, yoıun yakın bir zamanda inşa ecuimesini temenni eyledi.Bolu Mebusu Selâhaddin Baysal'm devlet orman işletmelerinin kesim ve istif işlerinde çalışan işçilerden alman vergilerin kanuna uygun olup ol­madığına dair sualini cevaplandıran Maliye Vekili Nedim Ökmen, orman idaresinde çalışan köylülerin durumunu izah ettikten sonra, mezkûr ida­rede ücretle çalışan köylülerin kanundaki hükümlere göre, vergiden mu­af olduklarını, kesim, taşıma, tomruklama işlerini vahidi iiyat esası üze­rinden yapanlardan ise yine kanuna göre vergi tarh edildiğini söyledi.

Bolu Mebusu Selâhaddin Baysal da, bu nevî orman işçilerinin vergi du­rumlarında bazı karışıklıkların meydana geldiğini ileri sürerek, bunun İslahı yoluna gidilmesini temenni etti.

Sözlü soruların müzakeresi sona erdikten sonra, arzuhal encümeni tara­fından umumî heyete sunulan mazbatalar üzerinde konuşmalar oldu. Bu mazbatalardan ikisi kaıbul edildi. Birisi ,de encümene iade olundu.

Yabancı sermayeyi teşvik .kamum hükümlerinden faydalanacak ecnebî firmalar

27 Nisan 1956

 Ankara :

15 ecnebî firmanın yabancı sermayeyi teşvik kanunu hükümlerinden fay­da'an din İm ası icra vekilleri heyetince kabul edilmiştir. Bu firma ve te­şebbüsler şunlardır:

 İspanya'da kâin Acumuladores Electra S. L. Firmasının    İzmir de
Gazi Bulvarı No. 47/49 da müesses Otomobilcilik Ticaret Şirketiyle bir­
likte memleketimizde tesis edecekleri 300.000 Türk lirası sermayeli Limi­
ted Şirket  vasıtasiyle hurda  akümülâtörlerden yeni  akümülâtörler imâl
etmek üzere tesis edecekleri teşebbüse ecnebî şerikin makina ve teçhizat
şeklinde vaz edeceği ceman 18.500 dolar tutarındaki aynî sermayenin ve
16:500 dolarlık patent ve alâmeti farikanın 622    sayılı hamından fayda­
landırılmasına icra vekilleri heyetince izin verilmiştir.

 isviçre'de bale şehrinde kâin sandoz S. A. kimyevî maddeler fahri-kası ile bu fabrikanın Türkiye Umumî Mümessili Yüksek Kimya Mü­hendisi Eczacı Fuad Mehmet Miral'ın müştereken memleketimizde tesis edecekleri 1.000.000 Türk lirası sermayeli şirket vasıtasiyle ilâç ive müs­tahzar imal etmek üzere kuracakları fabrikaya ecnebi şerikinin makina ve teçhizat şeklinde.vaz edeceği 200.000 İsviçre Frangı tutarındaki aynî sermayenin 6224 sayılı kanundan faydalandırılmasına icra vekilleri heye­tince izin verilmiştir.

 İspanya'da müesses «Plemen, fabrica de papales espeeiales eomple-
mentos indutriales S. A. firmasının Vedat Gençtürk ve R. Elhadeun teş­
kil ettiği grupla birlikte memleketimizde tesis edecekleri ortaklık vasıta-
siyle hassas fotoğraf kâğıdı ve film imâl etmek üzere kuracakları fabri­
kaya ecnebi şerikin makine ve tesisat şeklinde vaz edeceği ceman 1. mil­
yon 500.000 bin pesetas tutarındaki aynî sermayenin 6224 sayılı kanundan
faydalandırılmasına icra vekilleri heyetince izin verilmiştir.

 İtalya'da Via Priscilla 55 Roma .ve Viale Scalo di S. Lorenzo'da mü­
esses Dr. Giulio Cesare bosio firmasının Türkiye Vakıflar Bankası Türk
Anonim  Şirketi,  Natuk Birkan,     Kâmil Eîlialtıoğlu ve Adnan Bilgi'nin
teşkil ettiği grupla birlikte memleketimizde tesis, edecekleri 1.350.000 Türk
lirası sermayeli Anonim  Şirket vasıtasiyle hurda demirlerden ibeton in­
şaat demiri imâl etmek üzere kuracakları çelikhane ve haddehaneye ec-
nebî şerikin makina ve tesisat şeklinde vazedeceği ceman  160.000  dolar
tutarındaki   aynî  sermayenin  6224  sayılı  kanundan  faydalandırılmasına
icra vekilleri heyetince izin verilmiştir.

 Almanya'da Darmstadt'da Mukim Paseke U. Co. firmasının İzmir'de
kâin Cavit Göktuna 've Niyazi Calibur ile birlikte memleketimizde dura-
lit imâl etmek üzere kuracakları fabrikaya ecnebi şerikin makina ve teç­
hizat zeklinde vaz edeceği  110.000 dolar    tutarındaki aynî    sermayenin
6224  sayılı  kanundan  faydalandırılmasına  icra vekilleri  heyetince     izin
verilmiştir.

 Vesta Sanay:  ve T-caret Türk Limited Ortaklığının İsviçrede mü­
esses Westeuropean Engineering Establishment firmasiyle birlikte mem­
leketimizde  tesis  edecekleri  ortaklık  vasıtasiyle  demir  profiller,  demir
fıçı, jerikan  mayi gaz depoları,    çelik saç radyatör ve aİe'ûmum preseli
saç imal etmek üzere kuracakları fabrikaya ecnebi şerikin Almanya'dan
mubayaa    etmek    suretiyle    makina    ve    teçhizat    şeklinde    vazede­
ceği    13.000    İsviçre    frangı    tutarındaki    3ynî    sermayenin    6224 sayı­
lı kanundan faydalandırılmasına icra vekilleri heyetince izin verilmiştir.

 Birleşik Amerika'da Şikagıo şehrinde kâin Wil'iam Blair  Company
Bankasının, İstanbul'da müesses Dr. A.  Cudi Birtek ve Naşit Fesçi fir­
malarının teşkil  ettiği grısıpla  birlikte     memleketimizde tesis  edecekleri
ortaklık vasıtasiyle motor yağı, saf petrol, mazot, gazolin, kerosen, diesel
oil -ve fuel oil giıbi maddeler istihsal etmek üzere kuracakları petrol ra­
finerisine Şikago    bankalarından 'birinin 5 sene müddetle ve  % 6 faizle
açacağı 6 milyon dolar tutarındaki ikrazla William Blair Company Ban­
kasının yatıracağı 4.000.000 dolarla birlikte ceman 10.000.000  dolar tuta­
rındaki ecnebi sermayenin 7,5 milyonluk kısmının aynî olarak,  2,5 mil­
yon dolarlık kısmının ise nakdî olarak getirilmesi sartile 6224 sayılı ka­
nundan  faydalandırılmalarına  icra  vekilleri  heyetince  izin  verilmiştir.

image016.gif Memleketinizde bira ve malt hülâsasiyle bunlara bağlıdiğermad­
deler imal etmek İzmir bira ve malt sanayi T.A.ŞirketininHollanda'da
kâin  «Amstel Browerij  müessesesiyle  birlikte kuracakları teşebbüseecnelbî şerikin 6224 sayılı kanundan faydalanmak suretiyle vazettiği 1 mil­yon T. L. tutarındaki aynî sermaye bu işe kifayet etmediğinden Almanya'da müesses A. Ziemann G. M. B. H firmasının mevzuutoahs teşebbü­se ortak olarak yatıracağı ceman 2.100.000 D.marktutarındakiaynîser­yenin 6224sayılıkanundanfaydalandırılmasına  icravekilleriheye­tince izin  verilmiştir.

 İngiltere'de Ferivale, Greenford Middlesex'de kâin EftKuver Ltd. şir­ketinin, istanbul'da Galata, Tahir handa Mukim Mataş Ticaret Türk Anonira Ortaklığı ile birlikte memleketimizde çamaşır makinalan,  elektrik süpürgeleri,  elektrik motorları vesair elektrik âletleri imal etmek ü-zere kuracakları feıbrikaya ecnebi şerikin nakîd olaak 3.000 sterlin, aynîsurette 99.000 sterlin, gayri maddî hak şeklinde 10.000 sterlin olmak üzere vazedeceği ceman 112.000 sterlin tutarındaki sermayelerin 6224 sayılıkanundan   faydalandırılmalarına  icra   vekilleri  heyetince  iz!:n  verilmiştir.    

10  Ürdün'ün Amman şehrinde müesses  «İsmail Bilbeîsi and Co. Ltd.firmasının Tevfik B. Atalay, Fuat Akan ve Ortaklan Kollektif Şirketi,Salmiye Biibeisi  Dizman  ve Etişam Bilbeisi'nin  teşkil  ettiği  Türk grubuyla  birlikte memleketimizde  tesis edecekleri  ortaklık vasitasiyle  «tu­ristik yolcu nakli için servis kurmak, turistik istasyonlar tesis etmek ve gelen  turistleri  gezdirmek  maksadiyle kuracakları teşebbüse ecnsbî şerikin beş sene müddetle ve bu müddetin hitamında döviz transferi yapıl­maksızın mevcutların  aynen  mahrecine iade edilmesi kaydiyîe ve yaptırılacak ekspertizneticesinde  tesbit  olunacak kıymet üzerinden  senevî % 6 faiz yürütülmesi ve bu faizin beş sene sonra tediye edilmesi şartiy
le, 40 adet stropontenlî 8 yolcu taşımağa mahsus üzeri başajlı turistik desoto marka kaptıkaçtı otomobili ile turist nakli için hususî imaledilenyatma tertibatlı 10  adet otobüs ve bu nakil vasıtalarına ait yedekparça ve lâstik şeklinde ceman 270.000 dolar tutarındaki aynî ikrazın 6224 sa­yılı kanundan faydalandırılmasına icra vekilleri heyetince izin verilmiş­tir.

11  Helios elektrik ve- makina Türk Anonim Şirketinin İsviçre'de mü­esses «European Holding Go. İntecito Ltd.? müessesesiyle birlikte mem­leketimizde te3İs edecekleri ortaklık vasıtasiyle her türlü kaynak elekt­rotları ima] etmek üzere kuracakları teşebbüse ecnebî şerikin makina ve teçthizat şeklinde vaz edeceği ceman 40.000 Türk lirası karşılığı İsviçre frangı tutarındaki aynî sermayenin 6224 sayılı kanundan faydalandırıl­masına  icra  vekilleri  heyetince  izin verilmiştir.

12  Elektro Mak Kollekfİf Şirketinin ıgeneratör ve dinamolarda kulla­nılan elektro baleler imal etmek üzere memleketimizde tes;s edeceği te­şebbüse ecnelbî şeriki Srihunk Und Ebe Gmbh Giessen Elektrokohlen Und Halterfabrik müessesesinin 6224 sayılı kanundan faydalanmak su­retiyle vazedeceği 15.000 D. mark tutarındaki aynî sermaye ile 5.000 D. rnark'ık maddî sermayenin tesisi mutasavver teşebbüse kifayet etmeme­si seıbeb'yîe ecnebî şerikin bu kere 7/2/1955 tarih ve 4/4393 sayılı icra vekilleri heyeti karariyle evvelce verilmiş olan müsaadede  zikrolunannrktsrlara ilâveten vazedeceği 5.00 D. mark tutarındaki ayni sermaye ile 16.791 D. mark kıvmetindoki nakdî sermavenin zikri ıgeeen kanundan faydalandır? İm asma  icra vekilleri heyetince izin verilmiştir.

 Türkive'de Mukîm lih=an Ruhi Berent. Ferit Nazm!  Gürmerı    ve
Nihart OdpbasıoİJ'u'nun teşkil etti§i yerli ısriıbun,     Birledik Amerika'da
müesses  WestirtPb.ouse Air Brakp  înternuti'öngl   ConjSDration»   firmasiv-
le bu Armanın İdare Meclisi Reisi E. O. Boshell. aynı    müeseesnirı TJ-
mum Müdür Muavini Etipnne    Eliot. Union ewith antl SisnaTın Divisi-
on Umum Müdürü A. M. Wi^tfitış ve Henbert A. May adındaki müteşeb­
bis saüııslarla birlikte memleketimizde inşaat isl&ri tonrak kaldırma, yol
yatıma,  matken  makinaları. konroreörler, makina,   alât,  işaret ve  fran
tertibatı ve bun1 ara  nmteferrî aksamı  imal.  tpsis   tamir etmek, satmak
14  MaVina ve kînrva endüstrisi kurumu ve maden hurdac'lı&ı Türk
Anonim Şirketi ile Almp"va'rla Geit;weirl Kr. Seende kâ'i Stpıh'verke
 rulusunda, tevsiinde ve istihsalin idatnesinde Stahwerkenin kendi faibri-
kalanndp  tatb'k ett;ği  ve bu fabrikada kabili tatbik     etördüPü  usul]eri
göstermek suretivle teknik vs tVarî sa'bada müşavirlik yanmak, fabrika­
da istfhsal    edilmiş nlun M. K. E   nin iıhtiyacm^an fazla olan hadde ma-

 satmak, Türkiye'de ist1[hsali veya tedariki katoil olmavan ve  vpva o^un satış onean^zasyonu o'an Zarvn-Fortiîna kanaliyle Türkive'ye 'dönd-erilecek olan° çeşitli meliklerin ve 'bilhassa kaliteli ve yiiVçolî: vpcıFIi. r-^ikletîn satıcı i^ler' ilp mesaul olmak ü^ere kuru^eak 1.350 000 Türk lirası sermayeli Limited S:rkete ecnebî şeriklerin vazede­cekleri ceman 1.032.750 D. mgrk tutarındaki avnî sermavenin 6?.24 sayılı kanundan faydalandırılmasına icra vekilleri heyetince izin verilmiştir.

15  Memleketimizde 5583 savılı    kanun bükümlerine    tevfikan kurul­
muş olsn General Elektrik Türk Ananım OrtakbPi»  na Amerikada his-
sesri bulunan İnternational General E'ektrik müessesesinin
% 60 sermaye hissesine? mahsdben rönderdiği Tnsl^eme bedellerinden ec­
nebi sermnvo olarak malivece tescil  edilen  44.502.07     dolarlık kısımdan
bakiye 15.733.85 dolarlık kısmı ecnebî şirketin vaz'ını taabbüt ett:gi ser»
mave  miktarını  tecavüz   ettiğinden  alacaklı   durumda     bulunan   ecnebî
f'rmarm taahhüt  et.ti&i    serm^veden  fazla  gönderdiği tesis     malzemesi
seklindeki avnî sermayenin T960 ssnesi sonuna kadar faiz-siz bir ikraza
kalbi   suretivle  64   sivili  kanundan  faydalan dır imasına  icra vekiller1]'
heyetince izin verilmiştir.

Radyo gazetesinin yorumu

29 Nisan 1936

 Ankara :

Radyo gazetesi bu  akşam aşağıdaki siyasî yorumu yapmıştır:

«Sayın dinleyiciler Kahire'nin memleketimize karşıhücumları   yeniden,   artmıştır.   Bunun zahiri sebeıbi Başvekilimizin Bağiad Paktı konseyinin Tahran içtimainin açılışında söylediği  nutuktur.   Kahire'ye  nazaran bu  nutukla  Mısır  li­derleri hakkında tecavüzkâr bir dil kullanılmıştır.

Hakikî sebep ise aşikârdır. Bağdad Paktı, bütün menfi propaganda ve tahriklere rağmen, gayesine doğru emin adımlarla hızla ilerlemektedir. Son defa Tahran toplantısı bunu  açıkça ortaya koymuştur.

Mısır idarecilerinin Türkiye'ye ve Pakta karşı hareket tarzları evvelâ bir muamma gibi görünür. Haddi zatında hiç de öyle değildir. İşin iç yüzünü anlamak için bir az gerilere doğru gitmek ve hâdiseleri derinli­ğine tetkik etmek kâfidir.

Bilindiği gibi, Sovyet Rusya'nın tahakküm emelleri bütün delilleriyle ortada iken, hür dünyanın müdafaası için mümkün süratle harekete geçmek lüzumu hissedilmişti. Nato'nun tahakkuku ile neticelenen ilk ve büyük hareket kâfi değildi.Sovyetlerin tecavüz emellerine sahne olabi­lecek her boşluğun doldurulması lâzımdı. Bu sebepledir ki, Orta Şark mıntıkasının müdafaası için teşebbüse geçiliyordu. Bu bölgede hakikî bir müşterek müdafaa sistemi her şeyden evvel oradaki milletlerin bir araya gelmesi ve ayrıca hür dünyanın önünde bulunan batılı büyük-devletlerin yardım ve teşriki mesaisi ile kurulabilirdi. Bu itibarla Mı­sır'ın müşterek müdafaa gayretlerine katılmasının mahsus bir ehemmi­yeti mevcuttu. Netekim, Başvekilimiz Mısır Devlet Reisi Abdülnasir ile mülakat imkânlarını aramıştı. Orta Doğuda müşterek menfaatleri, dinî ve kültürel bir çok bağları bulunan Türk ve Mısır milletlerinin böyle bir zamanda yaklaşması ve anlaşmasından tabii bir şey olamazdı.Fafcat hayır, Mısır teşriki mesaiye yanaşmıyordu. Ortaya sürdüğü baş­lıca bahane Filistin ihtilâfı id:. Nitekim da'ha evvel de Batılılarla işbir­liğinde bulunmamak için kanal ihtilâfını ileri sürdüğü hatırlardan çık­mamıştı. Mısır idarecilerine göre, Filistin ihtilâfı devanı ettiği müddet­çe Türkiye ve Batılılarla işbirliğinde bulunmasına efkârı umumiyeleri müsait olamazdı.Unutmamak lâzımdır ki, Türkiye bu ihtilâfın halli için elinden geleni yapmaktan geri durmamıştı. Buna müteşekkir olunacağı yerde bu ihtilâ­fın  devamı Türkiye'ye karşı bir mania  gibi ortaya konuluyordu.Filistin ihtilâfının haili gecikiyorsa, Orta Şarkta daha umumî ve büyük tehlike olan Sovyet tehd'dine karşı tertibat Almaya ne mani vardı? Bu sualin de cevabı verilemiyordu.

Hakikati halde Mısır idarecileri belki de Filistin ihtilâfmm hallini dahi istemiyordu.   Çünkü  ancak  bu  suretledir ki,   diğer  Arap memleketlerini

peşi sıra sürükyebilirdi. Öyle görünüyordu ki. Filistin ihtilâfının halli için umumiyetle A.rap devletlerinin ileri sürdükleri «Birleşmiş Milletler kararlarının tatbiki sartj bil farz îsra;l tarafından kabul edilse dahi, Mısır idarecilerinin bu defa bir başka bahane ile ;htilâfl devam ettireceği muhakkaktı. Tâki, bütün Arap memleketleri mutlak olarak Mısır'a in-kıyad etsin ve Mısır onlar üzerinde istediği hegemonyayı kursun.

Bu idareciler bir başka Aran- devletinin, meselâ Irak'ın kendi müdafaası için istediği devletlerle birlikte tertibat almasına da izin vermemek ka­rarında idi. Netekim Irak'ın Bağdad Paktını imzalamasına karşı ateş püsküreceklerdı.

Filfhakika. Irak. kendini Türk4ye aîbi bir 9owet tehdidi altında hisset­miş vp onunla bu teMide karsı müdafaa tertibatı alma yoluna .giriyor­du. 1954 senesinde Türk-Irak siyasî temasları herkesm ffÖzü öcünde ve Mısır liderlerinin kâfi derecede ma'ûmatı tahtında olmuştu. Mısır bir türlü bu temaslara yanaşmamıştı. Nihayet 1955 vılı ocak avında Bağ­dat'ta Bavek:limiz Menderes ile Irak Başvekili Nuri Sait Psa. Badad Paktının nüvesini teslril eden .Ba^rîad müşterek tebliğini ilân ettiler. Maksatları. Orta Doshimm dathilimden ve haricinden gelebilecek bütün tecavÜ7İere karsı müdafaa tertibatı almaktı. B^nun yakın bir zamanda kuvveden fiile çıkarmak azimlerini de  aynı tebliğ ile belirtmişlerdi.

Mısır zimamdarları bövle halisane bir teşebbüse karsı ishinleri karıştırmakta bulunmuştur. Şayet bu mücadele yalnız Sovyetler tarafından yapılsa idi, kimse hayrete düşmezdi, fakat aynı mıntıka için de müşterek menfaatleri bulunan bazı memleket zimamdarlarının, mün­hasıran hasis ve gizli maksatlarının zebunu olarak Bağdad Paktına karşı amansız ve milletlerarası teamüllere aykırı şekilde bir tahrik kampan­yasına  girişmeleri  hakikaten hayret vericidir.

Filhakika, pakt onların tam müsavat şartları tahtında iltihakına açıktır. İltihaka kimseyi Şarlayan yoktur, paktın faidelerini ve eiheınmiyetini İ2a(h ederek ona iltihakın neler temin edeceğini anlatmak tazyik değil­dir. Asıl tazyiki yapanlar, pakta girmeği düşünenlere türlü vasıtalarla maoi olmak ve Paktı yıkmak isteyenlerdir. Bu maksatla müracaat et­medikleri usul kalmamıştır. Halkı hükümetlere karsı kışkırtmak, Irak'­ta olduğu gibi hu işi hükûm&t adamlarına karşı suikastlar tertibine ka­dar vardırmak, yalan haberler neşretmek, efkârı umumiyeyi hâdiseler­den bihaber tutmak için türlü tedibirler  almak vesaire, vesaire...

paktm sulhun tesisi, istikrarın temini ve kalkınmayı sağlamak gübi her
bakımdan faidelerl ortada dururken, ve pakta aza olmayanlar dahi onun
Orta Şarkta "temin ett;ğ1 emniyet dolayısiyle, endirekt bir tarzda ni­
metlerinden istifade ederken, Orta Şarkı ikiye bölmek, paktı sanki mah­
dut bir zümreye münhasır bir tahakküm aleti gilbi göstermeğe çalışmak,
neden?   :

Bunun sebebini izaih etmezden evvel, müseibbilbini te?b;t bakımından, bizzat Mısır hükümeti ;recen fnin cihan ve Orta Şark efkârı urmrmive-sine mühim bir yardımda bulunmuştur. Filhakika Başvekilimiz 16 ni­sanda Tahran'dn BaJMad Paktı ikonseymin aleni celsesinde îrad ettiği nutuk üzerine Mısır hükümeti en taşkın şekilde harekete erecm's ve "ta­mamen kontrolü altında bulunan Mısır matbuatına Başvekilim4zin şah­sına ve hükümetimize karşı çirkin bir kampanya açmıştır. Halbuki, ne-Başvekilimden bu beyanatında, ne de Tahran toplantısı neticesinde neş­redilen tebliğde, ne memleket ne de şahıs ismi geçmemiştir. Mısır hü­kümeti köüürerek kendisini ortaya atması Tahran teıplantısuıda koyulan teşhisin üzerine sereken :smi de vazetmiştir. Bundan dibayı efkârı u-mumivesi Orta Şark'ta ikilik varatmak ve komünist âmâüne hizmet et­mek bakımından ele basının kim olduğunu, bu elebaşıyı kendi lisan ve itirafiyle bir kere daha tesibit etmiş bulunuyor.

Mısır liderleri geçmekte olan bir Pirroervalizmin Oı+a Şark'ta son amatörleri h Rendedirler. Afrika ve Orta Şarkı içine alacak bir camia tesis edin bunun babına sekmek istemekteirlpr.  Kdprlerin'rn bu emper­yalist emellerinin tezahürlerini ayrı bir makalede izah edeceğiz.

İste bu emellere avkın gördükleri kiridir k Basdad Paktı spbi azası a-rasmda tam müsavat prensibini kabul etmiı=; vamcı bir tesise, tâ başın­dan beri hücumdan kendilerini alamamaktadırlar.

TürMvo ve naktın diğer azası uzun müddet bu kamnanya karsısında sa­bır göstermiştir. Fakat bunun bV hududu olmak lâz^m p-^lirdi. Biz sus­tukça, onlar azıttılar. N4hayet "RasvekiMroiz Adnan Men^sves. "Pakistan1-. dan avdetinde 2R mart'ta verdiği beyanatta, Bağdad P^ktı karsısında «tazyikler ve tehditlerle, gizli ve açık tezvirat ve yıkıcı faaliyetlerle ta-

hakküm ve prestij politikası takip edenlere karşı şimdiye kadar gösteri­len müsamahaların» defanı edemiyeceğini belirtti.

Müteakiben de, Tahran Konferansında bu nioktai nazar ehemmiyetle tet­kik edilip' müşterek bir hattı hareket takibi kararlaştırılmış bulunmakta­dır. Yani Pakta muarız bulunanlar bunu sırf yanlış tefsir veya hüsnü­niyetten ayrılmayan bir anlayışsızlıktan (Mayı yapıyorlarsa, onlar tenvir edilecek fakat, kötü niyetlilere, bile bile düşmanca hareket edenlere ise artık müsamaha edilmiyecektir.

Ecnebi mütehassıs Yazan: H. E. TöreSıar.

(Yeni istanbul)

3/4/1958 tarihli dan:

İstiklâl marşı sairi Mehmet Akif bey Birinci Dünya Harbi sırasında Alman­ya'ya 'geldiği vakit, sevdiğim ve saydı­ğım bu büyük adama, orada yasavan bir genç talebe sıfatile mihmandarlık ve tercümanlık vazifesini memnuniyet­le yapıyordum.

Bir gün bana, Avrupa'da en kolay ve zahmetsizce elde edilen mesleğin Sark dillerini bilmeli olduğunu söyledi. Hay­retle yüzüne baktığım zaman, bana, birkaç türkçe, Arapça veya benzeri Sark lisanlarından birini yalan yan­lış söyleven bir insana herkesin hay­retle baktığını ve onu kontrol .ede­cek kimselerin bütün memleket için­de parmakla sayılabilecek kadar az olduğunu  söylemişti.

Buna mukabil, bugünün inüsbet fen ve ilminde ve yaşıyan dillerde bir in­sanın yaptığı hataları, o memlekette yüzbinlerce İnsanın kontrol edebile­ceği cevabını vermiştir. Şimdi bizde yeni filmlerde ve 'bilhassa iktisadî me­selelerde mütahassıs olmak oldukça kolaydır. Çünkü «mütehassısui kont­rol edecek kimseler henüz nisbeten azdır. Mütehassıs diye geçinen kimse­ye bir de «ecnebi» payesini ilâve eder­sini:*, o zaman bütün akan sular du­rur; herkes, memleketimize uğrayan bir ecnebi ıktîsadcı veya maliyeci mütehassısdan bahseder ve onun fi­kirleri hiç münakaşa edilmez. O da bundan cesaret alarak basıcı toplantı­ları yapar; sağda solda yükssk fikir­lerden bahseder ve biz onun hayranı olarak bunları dînleriz.

Bu yüzden memleketimiz birçok za­rarlar görmüştür. Devlet ve hükümet dairelerine ve hattâ hususî müessese­lere   ecnebi   mütehassisi   diye   getirdiğimiz kimselerin birçoklarından isti­fade edememişizdir. Çünkü, kendileri­ni seçmek zahmetini üzerimize almak istemedik.

Biz, devlet ve hükümet dairelerine ecnebi mütehassıs celbetmek istediği­miz zaman, bunu, o yabancının men­sup olduğu memleketten istiyebilir-dik ve bugün de isteyebiliriz. Öyle zannediyoruz ki, bu adamlar kendi memleketlerinde daima imtihan geçi­ren kimseler oldukları için, oradan seçilerek 'bize gönderilecek olursa, herhalde faydaları fazla olacaktır.

Bunun gibi, memleketimize uğrayan veya uğraması için tavsiyeler yapı­lan ecnebiler için de buraya gelmeden Önce kendi memleketlerinden soruş­turmuş olsak, herhalde müsbet fikir­lere malik olacak ve onlardan ne de­receye kadar istifade edebileceğimizi önceden bileceğiz.

Biz, memleketimize uğrayan ve gel­dikleri vakit sağa ve sola söyledikle­ri sözlerle, basın toplantı!arile mem­lekette adetâ bir heyecan uyandıran ve dünyanın en meşhur şahsiyetleri olarak gösterilen bazı adamların bu­lundukları memlekette no dereceye kadar tanınmış olduklarını merak e-derek sorduk. Pek çoğunun, Sarı Çiz-meli Mehmed Ağa kabilinden, tama­men meçhul kimseler olduğunu gör­dük ve o zaman, merhum şair Meh­med Akif beyin sözlerini, aradan u-zun zaman geçtikten sonra daha ;yi anlamış olduk.

İhtisasa ve bilgiye herhalde çok muh­taç olan memleketimizde, hiç olmazsa bundan sonra .getirteceğimiz ve dev­let hizmetine alacağımız ecnebileri, kendi memleketlerinin makamlarına seçtirir ve misafir olarak çağıracağı­mız veya kendiliğinden «elmek iste­yen mütehassıslar için de biraz evve­linden tahkikat yapacak olursak, elde edeceğimiz neticeler herhalde daha müsbet   olacaktır.   Bundan  başka,  bir

takım zararlardan da kurtulacağız. Çünkü, bu adamların ıbasm toplantı­ları diye etrafa savurdukları fikirler, mütalâalar bazan bizi fazla ümidlere ve bazan da ye'se sevk etmekte dir, ve diyebiliriz ki, çok defa, ikisinin de aslı yoktur.

İktisat .politikası ve istikrar me­selesi

Yasan: Osman Okyar

6/4/1956 tarihli (Cumhuriyet) den;

1953 senesinden beri ekonomik duru­mumuzun tahlili hep aynı neticeleri veriyor, öyle ki bu neticeleri tekrar etmek insanda artık bıkkınlık uyan­dırıyor. Dafalarca ifade edildiği gibi, kalkınma ismi verilen gidiş bîr enf­lasyon gdişidir. Seneler geçtikçe enf­lasyon alâmetleri şiddetleniyor, fiat yükselmesi 'hareketi hızlanıyor, bü­tün taihditlere rağmen muazzam dış ticaret açıkları devanı ediyor, haricî borçlar yükseliyor ve normal piyasa mekanizması gittikçe bozuluyor.  tahlili hakikaten nankör ve usandırıcı bir vazife haline geliyor. Çok tehlikeli olan bir cihet de, bu enflasyon gidişinin artık tabiî ve nor­mal bir ssyîr olarak karşılanmasıdır. Hakikaten, çoğumuz, düşünce ve ha­reketlerimizi, sonu gelmiyecek olan bir fiyat artışı faraziyesine istin a d ettiriyoruz. İktisadî bünyedeki hasta­lığı yavaş yavaş farketmemeğe veya bunu normal bir gidiş olarak telâkki etmeğe başlıyoruz. Bu safha hastalı­ğın çok ciddî bîr şekle girdiğine a-lemettir. Bu düşünce tarzına uyma­mak için bütün kuvvetimizle müca­dele etmek mecburiyetindeyiz. Hâdi­seler karşısında boyun eğmek ve İçinde bulunduğumuz tehlikeli gidişin değiştirilmesi mümkün olmiyan bir gi­diş olduğuna inanmak, mağlûbiye­ti şimdiden kabul etmektir.

Enflasyon İle mücadele şartları nedir? Bu hususta yapılan birşey var mıdır? Bizi istikrara götürecek olan yol ne­dir? Bu yazıda ele almak istedifim mevzular bunlardır.Her şevden önce, hükümetin bu saha­daki siyasetini tahlil etmek icabedi-yor.  Bu  tahlili  müteakip,  takip  edilecek yola dair bazı neticeler çıkarmak mümkün olacaktır. Hükümetin nok-tai nazarını ifade eden son beyanat Başvekilin 29 ocak tarihinde, iktisat politikası mevzuunda Anadolu Ajan­sına vermiş olduğu beyanattır. Bu beyanatta alınması derpiş edilen bazı tedbirler mevzuubahis edilmektedir. Zikredilen noktaların tahliline geç­meden evvel, hükümetin iktisadî poli­tikasına hâkim olan hedefleri araştı­ralım. Filhakika bir iktisat politikası hakkında hüküm vermek için, buıim hedefleri hakkında sarih malûmata ihtiyaç vardır. Fakat bu andan itiba­ren büyük güçlüklere tesadüf edece­ğiz, çünkü halihazırda, hükûmei'n ik­tisadî politikasının hedef veya hedef­lerinin ne olduğunu ortaya çıkarmak âdeta imkânsızdır. Filhakika 30 oca­ğa kadar hükümetin iktisadî politika­sının hedefinin barajlar; yollar, li­manlar ve çimento ile şeker fabrika­larının temsil ettiği kalkınma hamle­sinin, ne pahasına olursa olsun, tahak­kuku olduğunu biliyorduk. Fakat 30 ocak beyanatı, ne pahasına olursa ol­sun kalkınma hedefinden, açıkça de­ğilse bilG zinınen, rûcu edildiğini gös­teren noktaları ihtiva ediyor. GÜ7e! amma yeni iktisad politikasının hedef­leri nedir? Bu hayatî noktaya dair Başvekilin beyanatında hiçbir açıkla­ma yoktur. Acaba mevzuubahis olan, fiyat artışı temposunu yavaşlatarak aşırı enflasyon ile mücadele etmek midir? Yoksa fiyatların bugünkü se­viyelerinin üstüne çıkmalarına mâni olmak mı isteniyor, yani bir nevi de-zenflasyonist siyaset mi tasavvur edi­liyor? Yoksa daha ileri gidilerek fi­yat spvresinin indirilmesine mi çalı­şacak ve böylece bir deflasyon siya­seti mi mevzuubahis olacaktır? Bilmi­yoruz. Ve tabiatile ilân edilen yeni siyasetin hedefi sarih olarak bilinme­dikçe, teklif edilen tedbirlerin müessi-riyet derecesi hakkında fazla birşey söylemek güçleşiyor.

Beyanatta sarih bir hedef ifadesine rasgelinmemekle beraber, tedbirlerin muhtevası nazarı itibara alınınca, yeni iktisadî siyasetin, her ne pahasına o-lursa olsun, kalkınma siyasetinden vazgeçilerek, şimdiye kadar emisyon artışlarile beslenmiş olan mecmu ;a-lep yükselmesi temayülünün kısılma- sının veya hiç değilse durdurulmasi-nm arzu edildiği anlaşılıyor. Bu arzu­nun tahakkuk ihtimallerini ortaya çı­karmak üzere, beyanatın ihtiva ettiği noktaları kısaca gözden geçirmek fay­dalı olacaktır. Yatırımlar mevzuunda evvelce başla­nanların tamamlanacağı ve yeni yatı­rımların tediye muvazenesini düzelte­cek mahiyette olmasına dikkat edi­leceği söylenmektedir. Bu sözler yatı­rımların hacminde bir değişiklik ya­pılacağına mı delâlet ediyor? Şayet öyle ise tasavvur edilen değişmenin takribi kıymeti nedir? Yatırım po3iti-kasınm millet ekonomisi üzerindeki tesirlerini tahmin etmek için bu bil­gilere ihtiyaç vardır. Müstakbel yatı­rımlarda yeni bir kıstas tatbik edils-ceğine göre bu yeni kıstasın fiilî ira­desi nedir ve eski kıstasdan ne şekil­de ayrılmaktadır? Bu nokislarda sa­rahat mevcut olmadığına göre, yeni yatırım politikam nın tesirleri hakkın­da hiç bir şey söylsateSe imkân yok­tur.

Saniyen bütçe denkliğ:ne riayet edile­ceğinden bahsediliyor. Beyanatta bu hususun zikredilin esi tıin sebebin) an­lamak çok zordur. Çünkü, bizim bil­diğimize göre, gerek hükümetin Mec­lise getirdiği bütçedo, gerek tâdiller­den sonra Meclisin k ıbul ettiği büt­çede kâğıt üzerinde denklik temin e-" dllmiştir. Acaba bu kâğıî. üzerindeki denklik kâfi görülmediği için midir ki Başvekil, bütçede denklİK prensi­bine ve azami tasarruf kaidelerine ria­yet edileceğini yeniden teyid etmek ihtiyacını duymuştur?

Devlet iktisadî teşekküllerinin finans­manıyla alâkalı olan üçüncü nokta fevkalâde ehemmiyetlidir. Bundan sonra devlet iktisadî teşekkülleri, malî ihtiyaçlarını temin etmek üzere, Merkez Bankasına başvurrniyacaklar ve bu ihtiyaçlarını kendi bünyelerin­den s ağlıya c aklardır. Devlet iktisadî teşekküllerinin ihtiyaçlarını, netice itibarile emisyon yolu ile karşılama­larının büyük mahzurları defalarca ve senelerden beri tekrar edilegelmiştir. Bu noktanın nihayet anlaşılmış olma­sı ancak memnuniyet uyandırır. Fa­kat vaz'edilen prensibin fiilen nasıl tatbik  edileceğine  dair beyanatta hiç

Acaba bu prensibe uymak üzere devlet iktisadî teşekkül­leri yatırım programlarında ne gibi değişmeler yapacaktır? Yatırım prog­ramında değişmeler derpiş edilmiyor­sa, devlet iktisadî teşekkülleri icabe-den finansmanı mamullerinin fiyatla­rında ayarlama yapmak suretile nıi temin edeceklerdir? Merkez Bankasına müracaat eden iktisadî devlet teşek­küllerinin başında olan Toprak Ofisi­nin bu sene zarfındaki zararları nasıl kapatılacaktır?

Umumî bütçeye bu zararları karşıla­mak üzere her hangi bir tahsisatın konulmadığı düşünülürse, bu sualin cevabı tamamen müphem kalır. Nitıa-yet yeni finansman siyasetinin tatbik tarzı nasıl olacaktır? İktisadî devlet teşekküllerinin Merkez Bankasından borçlanmaları mevzuunda bir plafo-nun ihdası mı düşünülüyor?

Başvekilin beyanatında, ele alman di­ğer bir mevzu kredilerin kontrolü ve ziraî kredilerin tahdidine müteallik­tir. Kredi kontrolünün, esas itibarile, direktif veya tavsiye yolları ile tahak­kuk ettirüemiyeceği kanaatindeyim. Son senelerde kredi hacminin durma­dan genişlemesi, hükümetin takib et-ği açıkla finansman ve emisyon poli­tikasının neticesidir. Bu politikaya ni­hayet verilir de, Merkez Bankası ban­kaların elindeki nakit ihtiyatlarını tahdit ederse, kredi hacmindeki yüksel me durdurulmuş olur.

Nihayet ithalâtın friorite sistemine göre tahdit edileceğinden bahsediliyor. Böylece, gimdiye kadar tatbik edilen tahdit- usulünün .gelişi güzel olduğu itiraf edilmiş oluyor. Bunu bir kenara bırakarak, mantıki bir friorite siste­minin tatbikinin, hedefleri sarih olan bir iktisat politikasının mevcudiyetine bağlı olduğunu kaydedelim. Bu me-yanda müstakbel istihlâk seviyesi ve yatırım seviyesi hakkında karar veril­mesi icabediyor. İthalâtta friorite sis­teminin mânâ ifade etmesi, sarih he­defleri olan bir iktisat politikasına istinat  etmesine bağlıdır.

30 ocakta Başvekilin verdiği beyanat­ta, ekonomimize istikrar getirecek ve enflâsyonu durduracak azimli bir iktisad   politikasının     mevcud  olmadığı

görülüyor. Hastalığımızın tedavisi, her şeyden önce derdin açık ve sarih su­rette teşhisine bağlıdır. Bu teşhisi müteakip iade  sıhhat etmek için, milletçe anlaşılan ve benimsenen bir istikrar ölçüsü tâyin edilmelidir. Me­selâ ilk 'hamlede fiat seviyesinin bu­günkü seviyesinde tutulacağı karar­laştırılmalıdır. "Ve nihayet iktisad po­litikasının bütün vasıtaları (vergi, devlet masrafları, para politikası) bu hedefe göre tanzim edilmelidir. Millet­ten istenecek fedakârlıklar, hükümet ve devletten başlamak şartile, içtimaî adalet dairesinde istenilmelidir. Aksi takdirde istikrarın temini, şimdiye ka­dar olduğu gibi, bir lâftan ibaret ka­lacaktır.

Siyasi tansiyon

Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan

6/4/1956 dan:

tarihli   (Yeni İstanbul)

Tek parti sisteminden çok partili reji­me geçişimizden beri, sosyal bünye­mizde, sık sık siyasî tansiyonun yük­seldiğine şahit oluyoruz. Hemen her gün çeşitli siyasî partilerin, en ücra köselere kadar yayılmış teşkilâtı, .top­lantılar, kongreler, mitingler tertip ediyorlar. Büyüklü, küçüklü parti li­derleri hattâ hükümet adamları, bun­lar arasında mekik dokuyarak tatlı, acı, ileri, geri konuşuyorlar. Gazete­lerimizin sayfaları her gün bu tartış­malarla dolup taşıyor.

Bütün bunların halk psikolojisinde ya-ratüfı hassasiyet, diğer sahalarda da tesirini göstermekten halî kalmıyor. Başka memleketlerde yalnız muayyen gruplara hitap eden münazaralar, ede­bî toplantılar, ilmî konferanslar bile, bizde siyasî tepkiler, hattâ sosyal ger­ginlikler yaratıyor. Bütün bunlar, ba­zılarınca sıhhatli bir sosyal bünyenin tabiî dinamik tezahürleri sayılsa bile, sosyolojik ve tarihî bir görüşle son yılların siyasi olayları Üzerinde dur­mamızda fayda vardır.

Alman Tarih Felsefecisi Treitsohke, bütün siyasî tarihin muhtevasını ik­tidar mücadelesinden İbaret görmek­tedir.Milletlerin  dünya hâkimiyeti,partilerin siyasî iktidar, fertlerin içti­mai prestij uğrunda devamlı mücade­leleri, bu düşüncede geniş bir hakikat payı olduğunu göstermektedir. Yalnız siyasi iktidar mücadelesinin, devre, rejime, siyasî rüşt derecesine göre ta­rafları ve usûlleri değişmektedir.

Totaliter rejimlerde ve tek parti ida­relerinde iktidar mücadelesi, kulis ar­kasında ve şahıslar arasında cereyan eder. Metodu, entrika, şefe yaranma, tezvir ve desiseden ibarettir. Demok­rasilerde ise bu mücadeleyi, açıkta, milletin gözü önünde teşkilâtlanmış siyasi partiler yaparlar. Her türlü düşmanlık duygularının üstüne yük­selmek suretiyle, sportmence yapılma­sı gereken bu mücadelede son söz, en yüksek hakern olan milletindir.Bu bakımdan, dürüst ve meşru yoldan milletin güvenini deviım ettirmeğe çalışmak, iktidarın; bu güvene yeni­den liyakat kazanmayı arzulamak da, muhalefetin en tabiî hakkıdır. Devlet varlığının Öz ve ruhunu teşkil eden siyasî hayatla gönülden, alâkalanma, devlet faaliyetlerinin iyi bir şekilde yürütülmesine müessir olmayı isteme mânasında siyasî ihtiras, milletin yük­selip ilerlemesini sağlıyan en asıl bir duygudur.

Siyasî iktidar için mücadeleye, bu duygu ve düşünceler hâkim oldukça, siyasî tansiyonun tehlikeli bir gekü almasına imkân yoktur. Bunun için de, partiler arası münasebetlerin kar­şılıklı saygı ve müsamaha esasına da­yanması şarttır. Bunun sağlanmasın­da ise, büyük, küçük bütün partile­re, demokrasinin ana prensibine uy­gun olarak, eşit mükellefiyetler te­veccüh eder.Bir demokraside, tek taraflı kanunî tedbirlerle siyasî mücadele imkânları­nı daraltmaya kalkmak, siyasî tansi­yonu düşürmeğe yaramıyacağı gibi, demokratik zihniyet ve prensiplere aykırı bir hareket olur. Bu sebeple e-ğer demokratik gelişmemizde bazı arı­za ve güçlüklerden, hattâ daha ileri gidilcr&k rejim buhranından şikâyet olunuyorsa, siyasî parti liderlerimiz, derdin teşhis ve tedavisi hususunda bir araya gelip, fikir ve işbirliği yap­malıdırlar.Hepimizin gayesi, millet ve memleke­tin selâmeti olduğuna göre, siyasî tan­siyonu bir kat daha arttırmaktan baş­ka bir şeye yaramıyacağı artık sabit olan bugünkü mücadele usûlünden ve karşılıklı ithamlardan vazgeçerek, rejimin temellerini sağlamlaştıracak tedbirler üzerinde anlaşmalıyız. Bu konuda sosyal ve siyasi ilimlerin neti­celeriyle eski demokrasilerin tecrübe­leri, yolumuzu aydınlatacak zengin birhazinesidir.

Türk parasının kıymeti

Yazan: Refik Erol

6/4/1956 tarihli (Son Posta) dan:

Türk parasının kıymetini ayarla­mak (?) fikri son günlerde yine or­taya atılmıştır. Niçin? Bunun sebebini şöyle anlatanlar vardır:

«Fiatlar yükseldiği için; paramızın değeri; kendiliğinden düşmüştür. Do­lara karaborsada en aşağı on lira ö-denmektedîr. Halbuki milletlerarası banka hesaplaşmalarında Türk lirası­nın değeri çok yüksektir. Bu yüzden ihracat ve ithalât alış verişleri -bü­yük güçlükler çekmektedir! Paramı­zın kıymetini karaborsaya göre ayar­larsak; memleketimiz cennete döner! Hükümet niçin karar vermekten çe­kiniyor; niçin; Kristof Kolomb gibi; iktisat yumurtasını bir türlü oturta­mıyor?.

İktisat bilgisi adına bize sunulan bu hikmetler kargısında insan; ne söyli-yeceğini şaşırıyor. Zira; bu iddialar o kadar manasızdır. Bütün iktisat kitap­larını, biraz zahmete katlanıp karıştı­rırsanız, yer yüzünde; karaborsaya göre kurulmuş tek bir memleket ikti­sadiyatına rastlıyamazsınız. Bilgi ve ilim adına yapılan iddiaların korkunç tuhaflığı buradadır. Bir istihsal siste­minin serpilip gelişmesi için; her şey­den evvel; karaborsa dedğîmiz yıkıcı şartların giderilmesi lâzımdır. Paranın değeri de istihsalle çok yakından alâ­kalıdır. Halbuki:

Biz; istihsali güçleştiren şartlar üze­rinde duracak yerde; karaborsayı bir iktisat gerçekliği olarak düşünüyor ve ona göre    tavsiyelerde    bulunuyoruz!

Buna pire için yorganı feda etmek derler.Türkiye; meşhur 7 eylül karariyle; liranın kıymetini yüzde elli düşürmi-ye karar verdiği zaman birkaç ikti­satçımızın mütâleasmı almak ihtiya­cım duymuştu! O vakit te aynı sözler söylenmiş ve memleket alışverişin gö­rülmemiş ölçülere erişeceği müj delen -misti. Yapılması icabeden şey; şimdi teklif edildiği gibi; -yalnız ayarlamak­tan ibaretti. Neler olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Barajda kendi eli­mizle gittikçe büyüyen çok tehlikeli bir gedik açmışızdır. Paramız; bu dü­ğünce siz tecrübeden sonra istikrarını kaybetmiştir. Ayni tecrübeyi mi tek­rarlamak istiyoruz?

Demokrat Parti iktidarının yetkili şahsiyetleri; paramızın kıymetiyle a-lâkalı söylentilere karşı her zaman sarih bir vaziyet almışlar ve böyle bir şey düşünülmediğini halkımıza apaçık bildirmişlerdir. Meşhur 7 ey­lül kararının memleketimizde yarat­tığı korkunç iktisadi sarsıntılara şahit olduktan sonra; başka türlü hareket etmiye de zaten imkân yoktur. Zira biliyoruz ki nazariye ile iktisadî rea­lite arasında çok büyük farklar var­dır. Meselâ yalnız yüzde elli nisbetin-de düşürülen para kıymeti olduğu yerde kalmaz ve yüzdeler durmadan artar. Recep Peker hükümetinin ted­birlerinden çıkan tehlikeli neticeler üzerinde biraz durduğumuz zaman bu hakikati en son çıplaklığı ile görmüş oluruz. Halk Partisi iktidarı; kendi eli ile açmış olduğu deliği bir türlü kap atamamış ve memleketimizi bu yüzden yıpratmıştır. Onun için bugü­ne kadar karşılaştığımız ve bütün kudretimizle yen m iye çalıştığımız güçlükler Halk Partisinin unutulmaz bir armağanıdır; diyebiliriz.

Türk parasının düşürülmesinden ola­ğan üstü kazançlar bekliyenler bulu­nabilir. Fakat memleket iktisadiyatı şunun ve bunun kazancını değil asıl istihsal şartlarını; vatandaşların yük­sek menfaatlerini düşünmek mecburi­yetindedir. Memleket iktisadiyatı; hiçbir zaman; zümre iktisadiyatı ola­maz. Boyuna artan istihsalimiz gözö-nürtde tutulacak olursa; paramızın kıymetinden şüphelenmiye hakkımız yoktur, Türk parasının temeli; bugün için; sağlamdır ve devamlı bir su­rette de sağlanılaşaçaktır. Doğrusunu isterseniz; yapılan yıkıcı propaganda­lar kargısında; para kıymetinin büs­bütün sarsılmamış olması bir mucize sayılmalıdır.

Karaborsacılar; altın alışverişi; par­sel ticareti yapanlar; paramız hak­kında heyecan uyandırırlar. Miting­lerde paramızın kıymetini destekleyen ne varsa; en kötü renkler altında gös­terilir. Buna rağmen paramız paradır. Bir çok taraflı heyecan propagandala­rı başka bir memlekette yapılmış ol­saydı; en ağır buhranlar başlamış o-iurdu. Bunu önleyen kudret; halkı­mızın paramıza karşı itimadıdır. Biz; şimdi, bu itimadı da sarsmıya çalışan­larla karşı karşıya bulunuyoruz. Mil­let dâvalariyle oynıyanlara seyirci kalamayız.

Paşanın öksürüğü.

10/4/1956 tarihli (Zafer) den:

Yalçın bir yazısında Paşasını söyle methediyor: «Demokratik nizamın Atatürk'ten sonra yegâne kurucusu İsmet İnönü'dür. Fikir ve teşebbüs ondan gelmiştir. İsmet İnönü'yü hiç kimse demokrasi için zor lama mistir. En yakınları arasında bile onu fikrin­den caydırmak istiyenler bulunmuş­tur. Fakat onu zorlıyan ve harekete geçiren kimse yoktur. İsmet İnönü yalnız vicdanın şeref ve saadetini, ha­yır ve selâmetini düşünmüştür. İsmet Paşa bir Öksürmüg olsaydı Demokrat kabadayıları gizlenecek delik bulmak için birbirlerini çiğnerlerdi.»

İsmet Paşanın demokratik nizamın Atatürk'ten sonra yegâne kurucusu olarak adlandırılması çok hoşumuza gidiyor. Doğrusu bu teşhis tarihî ha­kikatleri olduğu gibi ifade etmekte­dir. Yarın, Türkiye'nin tarihini yaza­cak olanlar da Yalçın'm yazdığı bu satırlara aynen iştirak edecek ve Pa-şanm, yalnız basma Türkiye'nin mu­kadderatına hâkim olduğu devirleri tetkik ederek, bu büyük hizmetin İlk delil ve emmarelerini arıyacak, vesi­kalarını toplıyacak ve onu reddedil­mez bir hakikat halinde tespit edecek­lerdir. Bu tetkik sırasında tesadüf olunacak başlıca deliller arasında şun­ları zikretmek yerinde olur. ismet Paşa, iktidarı eline alır almaz, ken­disine Millî Şef, Değişmez Genel Baş­kan unvanlarını yakıgtırmıştır. Bu çeşit unvanlara zaten sadece demok­rasilerde tesadüf olunur. Demokrasi aşkiyle vicdanından gelen sesler, Pa­şayı bu unvanları kabule mecbur et­miş ve yine bu aşk iledir ,ki, Başve­kil Saraçoğlu'nun, dünya bizim reji­mimizden örnek alacaktır iddialarını büyük bir memnunlukla karşılamış­tır. Hep bunlar, İsmet Paşanın de­mokrasi aşkından, vicdanının sesinden gelmiş olan demokratik ilhamlar ve tecellilerdir.

İsmet İnönü'yü hiç kimse demokrasi için zorlamamıştır... Ne büyük bir hakikat, 1S38 den 1954 e kadar gecen yedi senede, İsmet Paşanın demokra­si aşkı, vicdanının sesi onu, demok­rasi lehinde hiçbir harekete sevk et­mediği halde, Paşaya birdenbire de­mokrasi sevgisi ve ilhamı gelmesinin acaba bir başka sebebi yok mudur? İkinci Cihan Harbi Mihver Devletle­rinin galebesi ile nihayet bulmuş olsay­dı acaba İsmet Paşanın temiz vicda­nı, vatanın geref ve saadetini hayır ve selâmetini düşünen müfekkiresi bir an için olsun demokratik bir nizam kurulması ihtiyacını hissedebilir miy­di?... O tarihlerde içerde kim ismet Paşayı zorliyabilirdi? Fakat dış hâdi­seler onu zorlamıştır. Yalçın unutu­yor ki, Almanya 1945 ilkbaharında Müttefiklere teslim olmuş, Birleşmiş Milletler Anlaşması 25 haziran 1945 te Sanfransisko'da imza olunmuştur. Ve Demokrat Parti bundan altı ay sonra, 7 Ocak 1946 da resmen kurul­muştur. Daha evvel böyle bîr partinin kurulmamış, kurulamamış olması, hep, İsmet İnönü'nün temiz vicdanının, demokrasi aşkının vatanın şeref ve saadetini, hayır ve selâmetini düşü­nen müfekkiresinin  eseridir.

Paşanın öksürüğüne gelince, temiz vicdanlı, demokrasi âşıki, vatanın şe­ref ve saadeti, hayır ve selâmetinden başka bir şey düşünmiyen Paşa, 1946 dan 1950 ye kadar bir kere değil bir­kaç kere öksürmüştür. Hem de .ne öksürük!... İlk Öksürük bütün facia-lariyle tarihe mal olmuş bulunan 1946 seçimleridir.   Bu   Öksürük     Demokrat kabadayıları gizlenecek delik bulma­ğa şevketmemiştir. Aksine, demokra­siyi kurmak, tek şahıs rejimine mu­hakkak son vermek imanını kuvvet­lendirmiştir. Bu öksürüğün akisleri Senirkent'ten, Arslanköy'den gelmiş­tir, liûnci öksürük istiklâl Mahkeme­leri teraneleriyle iş bağına gelen Re­cep Peker hükümetidir... Bu öksürü­ğün akisleri, Kordonboyu'nda, demok­rat laSa sıkılan polis kur şunlar iyi e a-iaka yayılmıştır. Ama bu kurşunlar Demokrat kabadayılara kaçacak delik aj/atmamıştır... Fakat, teiniz vicdanlı, demokrasi âşıki, vatanın şeref ve sa-aaetı, sıayır ve selametinden başka bir şey Üüşünmiyen ismet Paşayı Ke-isicunıhur seçildiği gün Büyük Millet Meclisinin arka kapısından Çankaya sığmağına kaçırmıştır.Türkiye'de bunu bilnıiyen bir tek va­tandaş yoktur... Böyle iken «İsmet Paşa öksürmüş olsaydı...» diye bir iddia ile ortaya çıkmak gülünçtür. İs­met Paşa, öksürmüştür, öksür muştur ama, onun öksürüğü bütüniyle ayağa kalkmış olan bir milletin azim ve iradesini bir tarafa itmeğe kiiayet et­memiştir. İsmet Paşa, demokrasinin kurucusu değil, mağlûbudur. İsmet Paşa demokrasinin teşvikçisi değil tahripç isidir. Evet tahripçisidir, hem iktidarda iken, hem muhalefette iken...

İnsan harcayan vekâlet Yazan: H. E. Törehan

11/4/1956 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Ticaret Vekilinin istifa ettiğini gaze­telerde okuduk; Müsteşar "Vekilliğini, yapan arkadaşının ayrıldığını da esef­le duyduk.

Bu Vekâlette, Cumhuriyetin kurulu­şundan beri husule gelen değişiklik­lerin sebebi, herhalde öyle zannediyo­ruz ki, hakkiyle tahlil olunmamış ve bu hususta fazla düşünülmemiştir.

33 senelik Cumhuriyet devrimizde en çok vekil değiştiren vekâlet, İktisat ve Ticaret Bakanlığıdır. Biz buna dair birçok yazılar yazdık; sebeplerini a-raştu-mağa uğraştık. Bugün Yeni  istanbul'un ikinci sahifesindts 9 ekim 1954 tarih ve 1755 No. lı sayımızda çıkan. Ticaret Vekâleti hakkındaki düşüncelerimizi tekrar ediyoruz. Acınarak söyliyebiliriz ki, o zaman­dan bugüne kadar 549 gün geçmiştir ve bu yazılarımızda belirttiğimiz dü­ğün çelerin en ufak bir kısmı bile tatbik sahasına konmamıştır.

Ticaret Vekâletinin en büyük bed­bahtlıklarından biri, kendi çerçevesi İçine aldığı işlerin birbirleriyle fazla münasebeti olmaması; bu vekâletin çok yayılmış, dağılmış ve işlerini gö-remiyecek bir hale gelmiş bulunma­sıdır.

Bizde ticaret hayatı ötedenberi anla­şılamamaktan doğan bir takım çekin­genliklerle doludur. Eski zamanların icabı, tüccara lâyık olduğu şerefi ve­remediğimizden, Ticaret Vekâleti biz­de, tüccarla fazla münasebet tesis et­memiştir. Hattâ eski iktidar zamanın­da, tüccara elini vermemiş olmakla iftihar eden bir vekilimiz bulundu­ğunu da işitmiştik.

Halbuki, Ticaret Vekâletinin en çok yardım edeceği ve kendilerinden de en çok yardım bekliye e eği kimseler, memleketin "tüccar sınıfıdır. Biz eğer bu tüccarlar arasında şeref, itibar ve bilgi gibi manevi sermayeleri olanları seçebilir ve onlarla Ticaret Vekili ve Vekâlet erkânı arasında daimî bir surette münasebet kurabilirsek, öyle zannediyoruz ki, o zaman memleket için hayırlı ve faydalı neticeler elde olunabilir.

Ticaret Vekâletimizin bizde Meşruti­yet devrinden beri kuruluşunun ifade ettiği mânayı anlatamayan unvanları olmuştur. Bir zamanlar Ticaret ve Zi­raat, bir zamanlar Ticaret ve Sanayi Nezaretleri unvanını taşıyan bu mü­him devlet şubesi, bugün İktisat ve Ticaret Vekâleti adım taşımaktadır. Yalnız bu unvanı görmek, bizde tica­retle ekonominin hakikî mânasının anlaşılmadığım isbata kifayet eder. Çünkü ticaret ve ekonomi birbirinden belli başlı surette ayrılan iki şubedir. Bunları birbirine karıştırır ve vekâle­tin çerçevesi içine birçok daireleri a-lırsak, o zaman böyle bir vekâlette hakikî bir  çalışma ve müsbet neticeler elde etmek imkânı olmadığını gö­rür üz.Bugün Iktisad ve Ticaret Vekâleti de­diğimiz ve memleketin belki en mü­him bir vekâleti olan işbu devlet teş­kilâtında en Önemli iş, ihracat ve İtha­lâtta toplanmaktadır. Filhakika, bu vekâletin dış ticaret denilen büyük bir dairesi ve onun ecnebi memleket­lerde şubeleri vardır. Ancak, başlı ba­şına bir vekâlet olmağa lâyık bu da­irede çok kıymetli uvuzlar olmasına rağmen, hakikî bir istiklâlden mahru­miyeti ve teşkilâtı sahasının, işin a-zametine nazaran küçük olması, ken­disinden beklenen faydalı hizmetleri görmeğe kifayet  etmemektedir.

Biz şimdi cezri İslâhat yapmağa mec­buruz. Eski ananelerden sıyrılmak ve kendimizi yeni tarza uydurmamız lâ­zımdır. Şu halde, eğer Iktisad ve Ti­caret Vekâletinde olduğu gibi, şimdi­ye kadar pek çok kıymetli ve bu memlekete hizmet etmek isteyen ve­killeri beyhude yere harcamak iste­miyor ve İşbu vekâletten memleket için hakikaten faydalı neticeler bek­liyorsak, bu takdirde vekâlet teşkilâ­tımızı baştan aşağı değiştirmek ve hattâ Iktisad ve Ticaret Vekâletini birkaç vekâlete ayırmak muvafık ça­lacaktır.

Aksi halde hep gelenler ve gidenler­le meşgul olacağız, kıymetli zaman­larımız kaybolacak, memleketin güzi­de evlâdları, iş görmek niyetiyle gel­dikleri yerden hüzünle ayrılacaklar ve bizim ticaret ve iktisadiyatımızda beklediğimiz iyi neticeler elde edilemiyec ektir.

 Müstebit Îîiöiiü Hürriyetçi rolüode

15/4/1956 tarihli (Zafer) den:

Demokratik rejim için şmdye kadar ne kadar mücadele edildiğini anlattık­tan sonra, İnönü diyor ki:

«Bugün ise demokratik rejime girişi­mizin üzerinden 11 (1) sene geçmiş­tir. Artık bu  memlekette bunu geri (1)  Dikkat bnyurunaz. İnönü  1946 yi mebde olarafc seçiyor!..çevirmek herhangi babayiğidin harcı değildir. Kim buna teşebbüs ederse, meselâ bir sabah karar verirse o gü­nün akşamı dünya başına zindan ola­cak, kendisini, arkadaşlarını ve teşki­lâtını  bir kâbusa   atacaktır...»

Hemen kaydedelim ki, bu bahiste, kendisi ile bir cok noktalarda berabe­riz!

Bir kere, demokratik rejimi tesis için yapılan mücadeleler hususunda, İnta­kı hak kuvvetile konuştuğuna hiç şüp­he yok!

İkinci Cihan Harbi bitmiş. Demokra­siler, cihan ölçüsünde olarak muzaf­fer... Bizde ise. Milli Şef, bu rejimi ceste ceste tatbik etmek taraftarı; Ön­ce ilk tahsili tamamlıyacak, sonra hakikî demokrasiye geçecek. Ve 1950 seçimlerine tekaddüm eden meşhur program nutkunda dahi, bu lâtif ka­naatinde, o kendine has olan ders na­zırı ve sermubassır edası ile mütemer-rid!

Meşhur 12 Temmuz Beyannamesi- bir hükümdarın, tebeai saniyesine lütfe­deceği hakların ne şekilde verilebile­ceğinden bahseder; atıfet ve bahşayiş mevzuu bahis imiş gibi kaleme alın­mıştır!

İnönü bugün, Hürriyet'in Baş-havarisi kılığında! Dünkü Baş-zebanî olduğu­nu, kendisi unutmuş ve yeni rolünü kendine yakıştırmış olabilir. Ama bu demek değildir ki, Türk Milleti, bir hafızasiz ve akılsız camiadır!

Halet efen d i'den beri, milleti hafiye­ler ve bendeler yolu ile idare etme­nin en kusursuz teşkilâtını, bizzat İnönü kurmuştur. Sereneebey yoku-şunuj, en son rüsubu, o zelil ahlâkı ve kelbâne zihniyeti ile, olduğu gibi An­kara'ya nakleden odur.

Babıâli'yi, o telifi-beynci ve idarei­maslahatçı görüşleri ile Mustafa Ke­mal İnkılâbının karşısına diken ve o büyük insanı dahi yoran ve bizar e-den odur! Hattâ hattâ, itiyatları ve sofrası aleyhine, sinsi sinsi, bütün menfî unsurları teşkilâtlandıran odur. Tâ ter d edileceği güne kadar, bu faa­liyetlerine devam etmiş; netekim. Atatürk vefat eder etmez, onun bütün düşmanları ile anlaşarak, o meşhur ve malûm »Milli Şef» diktatorasmı kurmuştur.

Bütün bunları, millet unutmamıştır. Nasıl ki, memleket iktisadiyatının, bir nevi aileler iktisadiyatı şeklini aldığını; hattâ bunu takviye sadedin­de çocukların buna göre Avrupa'ya tahsile gönderildiğini ve sonradan bu­na göre evlendirilerek buna göre sıh­riyetler tesis edildiğini ve mamleket idaresinin içli - dışlı olarak, bir şahıs­lar ve akrabalar rejini hâline getiril­diğini,  keza unutmamıştır!

İnönü, o sıralarda hürriyet - zebani-sidir ve, vatandaşın gerek siyasî ge­rek iktisadî hakları ve hürriyetleri a-leyhine böyle1 bu şekilde tedbirler almakta ve Hitler - Mussolini rejim­lerine mütenazır olarak kendi «tek parçadan dökme» yani «monolitik» re­jimini  ve  devletini  kurmaktadır.

İşte bir bahşayiş vesikası olan 12 temmuz beyannamesi» ni, İnönü, is-tibdad ile zulmün böylesine mürtefi bir şatosundan iidar etmiştir. Tıpkı feodallerin feodali, tıpkı bir hakan taslağı gibi! Fakat o, bu vesikayı, bir hürriyet ve­sikası sanıyor. Hadi sansın, bir diyeceğimiz yok; ama bizim de sanmamı­zı istiyor ki, buna işte imkân yok.

Bir kere bu vesikaya meşhur IMG se­çimleri tekaddüm etmiştir. 1946 se­çimleri hele bunların demokratik bir maksatla yapılmış .olduğunu çıkıp bi­ri iddia ederse, demokrasi mefhumu­na karşı işlenmiş en büyük cinayet olarak tasnif edilmek lâzımdır. Çünkü bunlarda, milletin kimleri seçtiği bir tarafa atılarak, İnönü tarafından, muhalefet partisine yani D. P. ye, en münesip görülen vilâyetlerden bir nıebüs kontenjanı ayrılmıştır.

Bir bid'at' ki, gerek demokrasiler ge­rek otokrasiler     tarihinde    eşi nazîri

yok!

Halbuki İnönü, demokratik rejimin şimdi bizde tam 11 seneden beri mev­cut olduğunu söylüyor. Demek ki, 1946 seçimlerini ve 1946 dan 1950 ye ka­dar süren müddeti, demokratik niza­mın bir bölümü addediyor!Herkes biliyor ki, 1946 da kendisi me­bus dahi seçilmemiştir ve buna rağ­men Devlet Reisliği makamını fuzulen işgal etmiştir. Tam dört sene!

Simdi aynı İnönü, bunu eğer bugün birileri yapacak olursa ve buna sa­bahleyin teşebbüs ederse, akşamına bertaraf edileceklerdir, diyor.

Kendisi, tam dört sene bir «usurpate-ur.. yani bir cgâsib» olarak milletin iradesini hiçe saymış, şimdi bunu hiç kimse on iki saat devam ettiremez diyor. Biz de ayni şeyi söylüyoruz ve bu noktada kendisi ile mutabıkız.

Ama hürriyet havarisi kılığına ve ro­lüne girmiş olan. dünkü müstebid İnö­nü'nün, bir noktayı daha bumesi lâ­zımdır, o da gu: üundan böyle, rejim bahsinde sade geri gitmek değil, de-' mokratık esas ve teamülleri tereddi-ettirmek de imkânsızdır!

Hürriyet'i bahane ederek anarşi'yi ge­tirmek; yahut, demokrasiyi bahane e-derek, şu son beyanatında ima etme­ye cüret ettiği gibi, hükümet darbe­leri ile tehditlere kalkılmak, eğer İ-nönü bunun filiyatına sabahleyin gi­rişir ise, akşamına, kendini, arkadaş­larım ve teşkilâtını o bahsettiği kâbu­sun tam merkez ve mihrakında bula­caktır.

Meşru bir demokrasi rejiminde her şey bu meşruluğun hudutları içinde cereyan eder. İktidara gelişin bir meş­ru usulü vardır. Serbest seçimle, va­tandaşın seçim hakları ihlâl edilme­den, segimlere hile karıştırmadan ik­tidara gelmek ve yine bu yolla ikti­dardan ayrılmak meşruiyetin esasını teşkil eder. Türkiye'de iktidar 1950 den beri bu ölçü içinde, gelmiş geç­miş iktidarların en mesruudur. 1954 de «Vatanı satıyorlar» avazesiyle se­çimlere katılmış olanlar bile seçimi kaybetmiş olmaları karşısında meşru­iyeti şüpheye düşürecek hir mütalâa serdetmek cesaretini kendilerinde gö­rememişlerdir. Çünkü vatandaşın re­yi ve reylerindeki selâmet ve huzuru itiraza imkân vermemiş­tir. Ortada ufak bir pürüz, en küçük

bir tereddüdün noktası mevcut bu­lunsa idi en şiddetli itirazları duyar ve bunların Yüksek Seçim Mahkeme­sine intikaline §ahit olabilirdik.Bu kadar meşru bir iktidara karşı mu­halefetin mücadelesi de meşruiyet hudutları içinde kalmak iktiza eder­di. Günün, siyasi buhranı işte bu nok­tada düğümlenmektedir. Birçok mi­sallere dayanarak diyebiliriz ki, mu­halefetin iktidara karşı mücadelesi aynı meşruluk hudutları içerisinde cereyan etmiyor. Bu mücerret bir id­dia değildir. Bu iddianın doğruluğu­nu muhalefetin Meclis içindeki ve Meclis metodlannı ayrı ayrı inceliye-rek  tevsik edebiliriz.

Altı seneden beri Mecliste temsil olu­nan muhalefet grupları, müstemirren, iktidarın icraatını frenleme, muvaffa­kiyetlerini baltalama nıaksadiyle ça­lışmışlardır, tenkid ve murakabe mu­halefetin başlıca vazifesidir. Ama sa­botajın da bu mefhumlar içinde mü­tâlâa edilebileceğine biz kani olamı­yoruz... İgte altı senelik bir zaman geldi geçiyor. Muhalefetten bir kanun teklifi dahi gelmedi. Bütün maharet­lerini Meclis faaliyetini hiçe indir­mek gayesiyle adedini durmadan art­tırdıkları sözlü sorulara teksif ettiler. Meclis kürsüsünü abes fikirlerin mü­nakaşa meydanı haline .getirdiler. Şimdiye kadar bu sorulardan müsbet bir netice elde etmeği düşünmedik­ten başka, onlar vasıtası ile teşrii va­zifenin sekteye uğratılması ,gibi esa­sında gayrimeşru sayılacak bir mak­sadı da istihsal etmeğe çalıştılar.

Meclis dışındaki faaliyetleri İse meş­ru bir muhalefet anlayışı ile gayri ka-ıbili teliftir. Bu faaliyetin hareket noktası İktidar Partisini bir an evvel çürütmek fikrinden kuvvet aldı. Bu maksada ulaşmak ve binnetice ne pa­hasına olursa olsun, bir an evvel ik­tidara gelmek için her vasıtayı mu­bah gördüler. Yalanı, iftirayı, tahriki, . tezviri, tahrifi başlıca mücadele va­sıtası haline getirdiler. Bu çeşit mü­cadelenin en şerefsiz örneklerini ver­diler. Son birkaç hafta içinde temsi­li sıfatlan da olan bazı muhalefet mensuplarının başlıca sözleri bir bro­şür halinde yayınlandı. Bunları ürpermeden okumak ve eğer demokrasi bunları söyliyebilmek hürriyetini de mündemiç bulunuyorsa hattâ demok­rasiden de nefret etmemek mümkün değildir.

Böyle bir durumda meşru bir iktida­ra, muhalefet de dahil olmak üzere her şeyi meşruiyet hudutları içinde faaliyete mecbur etmek vazifesi dü­şer. Çünkü bir kere meşruluk bir ta­raftan zedelenirse ünün tamiri müm­kün olmadığı gibi rejimin bundan göreceği zarar da telâfi edilemez.

Günün iktidarı bu yoldadır ve bu hak yoludur. Ama hürriyetlere zarar ver­meden muhalefetin meşruluk hudut­ları içinde çalışmasını temin edecek olan tedbirlerimiz olacaktır. Bu ted­birlerin meşruluk hudutları ile ken­dilerini mukayyet görenleri gocundurmıyacağı tabiidir.Muhaliflerimiz, kendilerini hiçbir tedbire ihtiyaç kalmadan meşruluk hudutları içinde tutabilselerdi, Türki­ye'de kendiliğinden muvazeneli bir iktidar muhalefet mücadelesi nizamı teessüs edebilirdi. Bu mümkün olma­mıştır ve bunun mesuliyeti iktidarın en meşru haklarına bile hürmette ku­sur eden muhalefet  gruplarına  aittir.

İş bu raddeye gelince mugalâtadan tehdide kadar binbir deneme içinde­dirler. Sanki bir geriye dönüş mev-zuubahismig gibi hürriyete ve demok­rasiye sarılarak gayrimeşru mücade­lelerini müdafaa etmek istiyorlar. Hattâ varlığından, kudret ve hâkimi­yetinden bugüne kadar tecahül ettik­leri Büyük Millet Meclisinin sahabet ve merhametine iltica eder görünü­yorlar. Bunların hiçbirisi kendisini a-çığa vurmuş olan. rejim derdine de­va bulunmasına mâni olacak şeyler değildir. Bütün kuvvetleri kendisinde temerküz ettiren Büyük Meclis, her~ ı keşten evvel bu meselenin üzerine e-ğilecektir. Deva oradan gelecektir. Türkiye'nin kaderinin sokak toplantı­larında taayyün edeceğine inananların ve memleket meselelerini Meclisten sokağa intikal ettirmenin Sinei mil­lete iltica» demek olduğunu ifade e-denlerin Türk rejimi içinde açmak is­tedikleri iğtişaş yolu muhakkak kapa­nacaktır.  Meselelerimizi Mecliste halletmeğe alışacağız. İktidarın seçimle taayyün ettiğini ve seçimden başka bir usul ile iktidara gelmenin mümkün o-lamıyacağmı  iyice   belleyeceğiz.

Ama bu usul gemi arslanı muhalifle­rin çalımına ket vuracakmış, olur ya.. Altı yıldır yaptıkları çalım yeter olsun, biraz da çalımsız, fakat meşruiyet hu­dutlarına hürmetkar bir muhalefetle beraber çalışalım.

Muhalefet koalisyonu 19/4/1956 (Zafer) den:

Bütün muhalefet partilerini bir parti imigçesine bir araya getirerek iktidara karşı müşterek bir cephe tesis etmek fikrî C. H. P. den geliyor. Düşüncele­rine kuvvet veren husus şudur: D. P. son seçimlerde yüzde 54 e yakın bir seçmen ekseriyetinin reyini kazanmış­tır. Geri kalan yüzde 46 muhalif partiler ve müstakiller arasında taksi­me uğramıştır. Eğer bu yüzde 46 bir teşebbüsle bir cephe halinde toplana­bilir, 1954 hesaplarına göre D. P. nin iktidardan düşürülmesi yüzde 4-5 nis-betinde bir rey yekûnunun muhalefet tarafına aktarılması gibi nisbeten ko­lay sayılabilecek bir ameliyyeye mü­tevakkıf kalır.

Züğürtlemiş bir tacirin eski defterle­ri yoklaması veya aç tavuğun kendini arpa ambarında zannetmesi kabilinden yapılan bu hesap, bu noktaya kadar muhteris gönülleri fazlasiyle İştihalan-dırabllii1. Fakat işin ehemmiyeti bu noktada başlar. Çünkü böyle bir neti­ce farzımuhal olarak tahakkuk eder etmez, memleketimiz çok ağır, hal-çaresi adeta mevcut olmayan bir me­sele ile karşılaşır: İktidarın paylaşıl­ması meselesi. Programları ayrı, hü­kümet idaresindeki prensip ve kana­atleri ayn, zihniyetleri ayrı olduğu için müstakil siyasî teşekküller halinde ta-azzuv etmiş olan muhtelif partiler, ik­tidar olarak tam bir anlaşmazlık buh­ranına düşerler. Meselâ din işlerini ce­maat teşkilâtlarına terk etmeyi esas olarak kabul etmiş olan bir siyasî parti bu işlerin bu güne kadar tees­süs etmiş usuller dairesinde tedvirini isteyen diğer bir parti ile elbette an­laşamaz. O zaman bir anlaşma zemini bulmak için partilerin her sahada bir­birlerine tâviz    vermesi gibi bir yola gidilmek   iktiza   eder.   Bu  tâvizler  ise memleketin     idaresini  tam  m an âsiyi e vahdetten  mahrum bir yamalı bohça fcaline getirir. Maarifte filân parti, ik­tisat ve ticarette falan parti, sıhhat iş­lerinde, dahiliyede hattâ hariciyede ve millî müdafaada başka başka partile­rin politikaları,    idareleri,    anlayışları ve zihniyetleri hâkim kılınır. İşler çı­ğırından   çıkar,     bundan   başka   millî müdafaa,  adliye,     dahiliye,     hariciye, maliye, ticaret,    çalışma,    maarif gibi muhtelif  vekâletleri   elde     bulundur­mak, iktidara iştirak eden partiler a-rasmda tam bîr rekabet mevzuu hali­ne gelir. Bu rekabet ise iktidarı elde edinciye kadar bir selâbet    manzarası gösterebilmiş olan    muhalifler koalis­yonunu darmadağınık eder.    Bu yaz­dıklarımız ham bir hayalin    mahsulü değildir. Milletin itimadını partiler a-rasmda taksim ettiği ve bir tek parti­nin  mecliste     hükümeti   tesis   edecek ekseriyete sahip   olmadığı memleket­lerde bu çeşit hâdiselere sık sık tesa­düf olunuyor. Bu hususta tafsilâta me­raklı olanların Fransız ve Yunan  si­yasî hayatını   tetkik   etmek   suretiyle ibret verici bir çok misaller elde    et­meleri   mümkündür.   Her   halde   ikti­darda partiler koalisyonu mergup mu­teber,  arzu edilir- bir tedbir ve neti­ce  değildir.  Bu duruma düşmüş o'an memleketler    bütün gönülleri ile tek bir  partinin  iktidarda     bulunmasının hasretini çekerler ve hattâ seçim ka­nunlarında   böyle   bir  neticeyi   sağlayacak  her türlü  değişiklikleri yapar­lar. Yunanistan bunun en son misali­ni vermiştir.

İktidarda olsun, muhalefette olsun, partilerin bir koalisyon halinde çalış­ması, siyaset kavgalarının yatistırıî-ması ve memleketin bütün siyasî gü­cünün bir tek cephede toplanmasını icap ettiren fevkalâde hallerde kabu1-ve tatbik edilebilir. Bu haller ise cok ağır tehlikelere, iç ve dıg harp halle­rine mahsus ve münhasırdır.Türkiyemiz için böyle bir hal mevcut olmadığına göre «muhalefet partileri müşterek cephesi» teklifini prensip bakımından kabili tecviz görmek mümkün olamaz. Bunun iktidarı bir partiler koalisyonu    halinde elde edil-

meşini sağlıyacak bir ölçüde inkişafı­nı düşünmek ise vatanseverlik duygu­su ile telif edilemez.

Bu teklifin açık manâsı, »Ben, iktidara bir parça da olsa sahip olayım da, memleket huzur ve istikrarını kaybet­sin, her şey altüst olsun, umurumda değil» de ibarettir.

Bu görüş C, H. P. İdarecilerinin zihni­yetinin ve tatmin edilmemiş olmakla kavrulan muhteris gönüllerindeki ar-değil»  den ibarettir. Siikûnetli bir görüşle meselenin tetki­kinden çıkan netice, işte bundan iba­rettir.

Basınla devlet iadamtnın müşterek mesuliyetleri

Yazan:  Cihad Baban

20/4/1956 tarihli (Tercüman) ulan:

Devlet adamiyle, gazetecinin bir ta­kım müşterek mesuliyetleri vardır. Her ikisi de fikirlerin ayrılığı içinde, müsamahaya yer vererek kin yerine, sevgiyi, ihtilâf yerine namuslu pren­sip t ar af darlığını ikame etmek mecbu­riyetindedirler. Fransız Gazeteciler Konfederasyonu Beşkanı Archambault, kendisine Lejyon D'honneur nişanı ve­rilirken söylediği nutukta: «Fikirlerin ayrılığı Cumhuriyetin en büyük temi­natıdır- diyordu. Kinleri alevlendir­meden bir sevgi zemini üzerinde bir­birini murakabe eden bir fikir ayrılı­ğı...»

Galiba, Şarkla Garbı, mamurelerle gecekonduları, fabrikalarla imalâtha­neleri, seri imalâtla pahalı maliyeti, estetik ile çirkinliği birbirinden ayıran sır, hep bu cümlenin içindedir. Fikir ayrılığı, araştırıcı zihniyeti yaratır, tenkid şüphenin anasıdır, şüphe ise terakkinin en kuvvetli muharrik kuv­veti o'ur. Sinirlerimiz ve teessürî ha­yatımızı nehiy kudretiyle hapsedebil­diğimiz nishette medenî, onlara tabi olduğumuz   nisbette   geriyiz d ir.

Hiç şüphe yok bu afaki sözleri, bir takım beylik hakikatleri tekrarlamak için söylemiyoruz. Bize bunları hatır­latan memleketin siyasî ufkunda hâ­kim olmağa başlıyan sinirli havadır, halbuki hiç bir zaman bugünkü kadar soğuk kanlı, bugünkü kadar asabımı­zı rafa koyarak düşüneceğimiz bir an­la karşılaşmadık... Dünya ve o dünya ile beraber, biz, bir köşebaşına gelmiş bulunuyoruz. Bu köşebaşmda tutaca­ğımız yol, ya bizi itilâya yahut da in­hitata  götürecektir.

Memleket içindeki mücadeleler yırtıcı bir hal almış bulunuyor, bu mücade­leler yüzünden büyük millî  dâvaları­mızı âdeta yüzüstü    bırakmış gibiyiz. Siyasî hayatımızın, bazı çıkmazlardan nasıl kurtulacağını     merak  edfnlerin rnikdan artıyor.    Demokrasi rejiminin kaldırımlarda anarşiye    inkilâb etme­mesi  için, tek  şart  parti liderlerinin, halkın   sevgi ve  itimadını     kazanmış kimseler olmalarıdır, halbuki biz, kıy­met olarak ne varsa, hepsini, elbirliği ile yıkarak bir hınç furyası içinde bo­ğuşmağa başladık.     Böyle devirlerde, kazanan,  kazancının kıymetini bilmez ve hizmet imkânını    bulama?, mağlûp olan, mağlûbiyetine rıza göstermez o-lur, dedikodu, fiskos, kin artar, toplu­luğu, sosyal hastalıklar istilâ eder, iti-mad, güven kalmaz,  vatandaşlar ara­sındaki  tesanüd   berbat   o:ur,   memle­ketin   iktisadî hayatı sarsılır,   istikrar kaybolunca,   dış   itibar     perişan  olur. Bütün bunlar memlekete zarar getirir. Halbuki biz,   demokrasiyi   murakubeli bir rejime ulaşalım, fikir ayrılıklarını, memleketin hizmetine seferber edebi­lelim, diye istedik, öyle bir rejim ku­ralım ki burada vatandaş,   hususi te­şebbüsün     gayretile  milli     kalkınma hamlelerine yardımcı    olsun... Asırla­rın bahtsızlığını sür'atle yenerek, me­denî  dünya  seviyesine  sür'atle ulaşa­bilelim... Yalnız medenî dünya sevive-sine  ulaşmak   demek,      Avrupalı   gibi düşünmek, ve millî menfaatler karşı­sında, şahsî endişeleri kenara    itebil­mek demektir. Eğer zihniyetimiz geri ise,  zorlama yollarda ba?ı madenî e-serler yaratsık bile bunları idame et­mekte zorluk çekeriz.

Şu anda Türk basınına düşen vazife, ufak hesapların üzerine yükse'erek, medenî ve millî bir şuurun memleket menfaatleri istikâmetinde gelişmesine yardım etmektir, bu da dâva'ara iyi nüfuz eden bir vatanperver görüşle o-îur. Türk basınının memlekete büyük hizmetler ifa edeceği an gelmiştir.

Yazan: Nadir Naili

22/4/956 tarihli (Cumhuriyet) den;

Uzun zamandanberi Eiiyük Millet Meclisi Adalet Komisyonunda tümü ü-zerinde .görüşülen ispat hakkına dair kanun teklifi, evvelki gün, hiç beklen­mezken, birdenbire reddediliverdi. Ko­misyon üyelerinin yarıdan fazlasının bulunmadığı toplantıda karşılaşılan bu olay, etrafta bir sürpriz tesiri yap­mış görünüyor. Buna bir parlâmento cilvesi demek her halde yanlış, olmasa gerektir. İktidarın pek kuvvetli, mu­halefetin pek zayıf bulunduğu Meclis­lerde bu gibi taktikler 'hemen daima çoğunluk hesabına işler ve muhalefe­ti gafil avlar. Bir çok demokratların da müsbet oy verebileceği bu kanun, teklifini ilgili milletvekilleri daha ti­tiz bir dikkatle takib etseler, evvelki günkü hazırlığı vaktinde öğrenir ve ona belki başarı ile göğüs gerebilir-lerdi. Ne C. H. P. den, ne de C. M. P. den hiç bir üyenin katılmadığı komis­yon totplantısında, otoriter demokrat­lar fırsatı kaçırmak istememişler ve aylardır, görüşme konusu olan, hattâ bu yüzden yeni bir parti kurulmasına yol açan Fethi Çeliktesin teklifini ge­ri çevirmişlerdir.

Eizce, meselenin önemi de zaten işin inada binmesinden doğmaktadır. Yok­sa, aslında rejim, davamızın temeli el­bette ne ispat hakkı ile başlamakta, ne  de  bu     hakla sona     ermektedir.

Yargıtay genel kurulunun bir yorumu yüzünden 1940 danberî, yurdumuzda kamu hizmeti gören bazı yüksek şah­siyetlere karşı hukuktaki ispat mües­sesesi işleyemez hale getirilmişti. Bu­na rağmen 1950 seçimleri yapılmış, memleket demokrasiye kavuştu den­miş, hattâ anti-demokratik kanunlar­dan söz edilirken ispat hakkının ek­sikliğini ortaya koymak kimsenin ak­lına gelmemişti. Bu husus ancak 6334 sayılı (basın ve radyo vasitasile işle­nen bazı suçlara dair kanun) tasarısı görüşüldüğü sırada, 1954 martında gö­ze çarpmış, ispat halikını yeniden iş­ler hale getirmek için o zaman ya­pılan   teklifler   gürültüsüz  patirdi sreddedilmişti (tekliflerden biri de be­nimdir). Nihayet geçen yıl, iyi yürek­li demokratlar olarak Fethi Çelikbaş ve bir kaç arkadaşı bu eksiği bir ka­nunla gidermek istedikleri zaman, ne­dense D. P. Genel Başkanı sayın Men­deres sinirlendi ve teklifi geri aldır­mak istedi. Kıyamet bundan koptu ve Hürriyet Partisi de işte o kıyametten ciogdu. Oysa ki, biraz önce de işaret ettiğim gibi bu ispat hakkı demokra­sinin temel taşı değildir. Hem ispat Nıkkını tanımak, hem de demokratik :->Ü ^.-spselsrİ kıskıvrak bağlamak pe­kâlâ mümkündür. Fakat bir defa iş i-nada bindiği için artık olayların yü­rüyüşüne istikamet vermek kimsenin elinden  reddedildikten sonra sim­di tsklifin Meclis umumî heyetinde görüşülmesini bekleyeceğiz. Gerçi sa­yın Başbakan dördüncü hükümetini Mecliste takdim ederken, program ko­nuşmasında bu ispat hakkına da do­kunmuş ve en isabetli şeklin Meclis­çe bulunacağına işaret ederek davaya karşı tanıamile objektif davranaca­ğını, yani ispat hakkını bir güven oyu meselesi yapmıyacağını anlatmıştı. Fa­kat komisyonda reddedilen teklif ya­rın umumi heyette kabul edilir, hele ceza kanımumuzdaki 481 inci madde yeniden işler hale getirilirse, sayın Menderesin genel durumu bir hayli tuhaflaşmıyacak mıdır? Bir parti baş­kanı düşününüz ki, bir kanun teklifin­den ötürü partili arkadaşlarına karşı savaş açıyor, fikirlerinden caydırama-yınca onları partiden attırıyor. Sonra bunlar kovulmalarına sebeb olan ka­nun teklifini Mecliste eski partilerinin Meclis Grubu çoğunluğuna kabul et­tiriyorlar. Tam, hattâ yarım demokra­silerde böyle bir durum hem parti başkanlığından derhal çekilmek için fazlasile yeter bir sebebdir.Bununla beraber, Büyük Millet Mec­lisinde sayın Menderesin bu yüzden güçlüklerle karşılanması ihtimali az­dır. Meselenin politik karakteri her halde D. P. Meclis Grubunun dikka­tinden kaçmıyacak ve çoğunluk her halde bir 'hükümet krizini önleyecek şekilde davranacaktır. İspat hakkı da, rejim davamızın bütünü ile birlikte, gene başka baıhara kalacaktır.Bir tebliğ üzerine Yazan: Nadir Nadi 24/4/956 tarihli (Cumhuriyet) dem Hürriyet Partisi adına evvelki gün yayınlanan tebliğ, rejim davasında, iktidar - muhalefet ayrılığı gözetmek­sizin bütün siyasal toplulukları işbir­liğine çağırıyor. Son aylar boyunca yurdumuzda karşılaştı Simiz olayları gözönünde tutarsak, Hürriyet Partisi­nin bu hareketini uygun bulmamak için ortada bir sebeb göremeyiz. Ger­çekten, üçüncü Menderes hükümetinin fırtınaya tutulmuş bir ağocdaki yan-raklar gibi s^Dir şapır dökülüşünden bh-az sonra, dördüncü hükümetini Bü­yük Millet Meclisine sunarken, sayın Başbakan bir takım vaidlerde bulun­muş, o arada başta seçim kanunu ve ispat hakkı bulunduğu halde, normal bir hürriyet rejiminin rahatça işleme­sine elverişli bir zemin hazırlanması uğruna gayret harcayacağını söylemiş, antî-demokratik eğilimlerden kaçına­cağım açıklamıştı. Bu sözlerile sayın Menderes, Demokrat Parti Meclis Grubunda başgösteren hoşnudsuzluğu gidermek amacını güdüyordu. Şahsî ve otoriter bir hal almaya baş'ayan idare sistemimiz, ortaklıkta g°nel bir rahatsızlığa yol açmış, bu rahatsızlık iktidar partisi meclis grubuna kadar yayılmıştı.

Tek partinin çoğunluk kuvvetlerini elinde tutanların o- çoğunluğu di'edik-leri yöne çevirebil m e! erin d en doğan bu tatsız durum, şüphesiz bizde on yıldır hüküm süren rejim buhranının bir ifadesinden başka bir şey değildi.

 Efendim muhalefet istediğini söy­lüyor, basın istediğini yazıyor, daha ne istiyorsunuz?

Gibi bir karşılama ile o buhranı gi­dermeğe, ya da gizlemeye elbette im­kân olamazdı. Muhalefetin istediğini söylemesi, basının dilediğini yazması demokrasinin değil, olsa olsa anarşinin belirtileri sayılmak gerekir. Dünyanın her yerinde söz ve yazı hürriyetinin sınırlan kanunla çizilidir. Vatandaşlar bu sınırları bilirler ve ona göre ya­zar, ona göre konuşurlar. Yalnız, dün­yama hiç bir yerinde bu hürriyetlerbaştakilerin isteğine, zevkine veya o günkü sağlık durumuna göre genişle­tilip kısılamaz. Bir vatandaşa hakaret etmek her zaman suçtur. O vatandaş muhalif de olabilir, iktidarda vazife almış biri de olabilir. Ne olursa olsun, suçun varlığını tesbit edip cezayı ke­secek olan bağımsız hâkimlerdir. Bu­nun dış?nda bir Başbakan kalkar da «hürriyeti kötüye kullanıyorlar, buna karşı tedbir alacağım!™ diye, sanki Meclis bütün yetkilerim kendisine devretmiş gibi konuşabil İrs e, işte o za­man hürriyeti mi/in teminatsızlığı sı-rıtıverir. Böyle bir rejimde muhalefe­tin dilediğini söylemesi, basının dü­şündüğünü yazması hiç bir değer ta­şımaz. Çünkü söylenen ve yazılanlar kanunun tanıdığı bir hakka değil, bnş-takilerin ru'hî mizacına dayanıyor de­mektir. Bugün öyle münasib görüyor­lar, ses çıkarmıyorlar. Yarın ellerinden gelirse, yurdumuzdaki bütün hak ve hürriyetleri alabildiğine kısaçaklardır.

Nitekim, kendi parti grubundaki fır­tınayı tek başına atlattıktan ve dör­düncü hükümetini kurduktan sonra S ay m Menderes bir takım ümid veri­ci vaidlerde bulunmuş, fakat aradan kısa bir müddet geçip de grubu yatış­tırınca, açılma törenleri vesilesile, iki ay önce yaptığı vaidleri hice sayarak yeniden şiddet nutukları çekmeğe baş­lamıştır.

Aslında on yıllık bir buhrana çare a-rayan Hürriyet Partisinin son teb^âi, bu itibarla cok aktüel bir noktaya do­kunmaktadır. Cumhuriyet Türkiyesİ, vatandaşların temel haklarını güven­liğe bağlamalı, bunları bir adamın, bir grubun, hattâ bir çoğunluğun is­teğine bağlı, nerede başlayıp nerede bittiği, ne zaman genişleyip ne zaman kısıldığı bilinmez birer «müsaade» ol­maktan kurtarmalıdır.

İflâs  karşısında tedbîr arayalım

Yazan:A. E. Yalman

25/4/956 tarihli (Vatan)  dan:

Kendimizi aldatmıyalım, bir iflâs kar­şısındayız. Her mânasiyle iflâs... Bu­nun mes'uliyetini hiç kimseye yüklet­mek istemiyoruz. Her birimizin dere­ce derece kabahatimiz, kusurumuz vardır.  Mühim  olan  nokta,  artık herşeyi olduğu gibi görmemiz, elbirliğiy­le tedbir aramamızdır.Demokrasi sahasında on senedir de­vam eden tecrübelerimizin neticelerini izin verin de hesaba vuralım: Bugüne kadar keşfedilen rejimlerin en hayır­lısı ve mübareki olan demokrasinin nimetlerinden faydalanmak bize na­sip olamadı. Modern ve mürakabeli bir idare kuramadık, birbirimize kar­gı saygı ve tolerans göstermeyi öğre­nemedik, seferber edilen halk alâka ve enerjilerini iyi mecralara akıtama­dık, hususî menfaatlerin baskılarına, hatıra, gönüle karşı barajlar meydana getiremedik, vatandaşlara eşit muame­lenin ananelerini yaratamadık, iyi a-damlarm yetişmesini, kalburdan geç­mesini ve başa yükselmesini sağlıya-cak sistemi geliştiremedik. Buna kargı demokrasinin ne kadar dikeni, külfe­ti, rahatsızlığı, belâsı varsa önümüze yığıldı. îera ile murakabe arasında â-henkli bir iş bölümüne yol açması lâ­zım gelen particilik, umumî millî mefhumunun ortadan silinmesine ve bir nevi silâhsız çete kör dövüşünün ortalığı kasıp kavurmasına sebep ol­du. Bir türlü demokrasinin1 ulvî ruhu­na nüluz edemedik, hakkımıza ra^ı olmağa alışamadık, zahirî seki'lere saplanıp kaldık. Bunca yoldan gittik­ten sonra 1945 hürriyet mücadelesine başladığımız noktaya, belki de ondan da daha karanlık ve ümitsiz bir çık­maza vardık.

Şimdi ne yapalım? Demokrasiden vaz mı geçelim? Diktatörlüğün ve mü­nevverler istibdadının yeni yeni şekil­lerini aramağa mı kalkışalım? Dünya­nın bu karışık devrinde meçhule doğ­ru mu gidelim?

1908 Meşrutiyetinden başlamak üzere son yarım asır içinde diktatörlüğün, istibdadın, oligarşinin denemediğimiz şekli kaldı mı? Her biri felâket yarat­tığı için daima ve hep 'hürriyetin has­retini çekmedik mi? Demokrasiyi bi­ricik can kurtaran diye bellemedik mi?Zaman zaman bunu ele geçirdiğimizi sandık, clüğün, bayram ettik. Fakat derhal hususî menfaatler seferber ol­du. Başta bulunanlar: «Bu mülkün ta­pusu bizim...» diye bir tavır takındı­lar, karşıdakiler,gurur ve tahakkümkargısında harekete geçmek hakkını kendilerinde gördüler, anarşiye doğru yol aldılar ve yeni yeni diktatörlerin zeminini ve vesilesini göz göre hazır­ladılar.Bu fasit dairenin ebedî esirleri mi ka­lacağız? İçimizden gelen sesler, kur­tuluşun birlikte ve millî intibahta ol­duğunu hepimize hay kırmıyor mu? Birbirimizle husumet ve harp halinde kalırsak, küsmeği, kör dövüşünü nor­mal gidiş bilirsek, bu milletin değil, düşmanlarının hesabına çalışmış ola­cağımızı fark e demıye e ek miyiz?

Hesap acıktır. Dış ve iç gailelerden e-saslı ve zarurî bir ıslahat  hareketin­den mürekkep bir yükü ancak elbir­liğiyle kaldırabiliriz. Parti kavgala­rından artacak vakit ve enerji kıruıtılariyle dâvanın altından kalkamayız. Yalnız iktidar muhakkak bir sükûta doğru yuvarlanmakla kalmaz, hep bir­den eziliriz, yok oluruz.Hürriyet Partisinin, bilhassa iktidarın da iştirakiyle siyasî partileri işbirliği­ne çağırışı ve millî şuurun uyanma­sını isteyişi, çok şükür iş işden geç­meden olmuştur. İktidara «Fol yok, yumurta yoku diye omuz silker ve fırsatı kaçırırsa hata eder. Yangını gönül hoşluğiyle ve elbirliğiyle bas tırmak ve iyi niyetli vatandaşların hepsini parti farkı aramadan bir ara­ya getirmek en ziyade iktidarın işine gelir. Çünkü memleketin mukaddera­tını yürütmek, tehlikeleri Önlemek, zaman ve enerji israflarına mâıi ol­mak onun vazifesidir, onun mes'uliye-tinin icabıdır.

Adnan Menderesin, İzmir deki bir nutkunda ^demokrasiyi yaşatacak mutedil iklim» diye ifade ettiği has­retin gerçekleşmesi için bir fırsat ek­miştir. Menderes, bunu elden kaçır­mağa razı olacak mı? Tahakküm ve gurur zevki, millete feragatle hizmet imkânından acaba kendisine daha tat­lı, daha cazip mi görünecek?

SosTat bir inkılâba muhtacız

Yazan:  Cilıad Baban

28/4/1956 taribli (Tercüman) dan:

Şikâyetçi olduğumuz bir takım dert­lerden yine yakamızı    sıyıramıyoruz?

Neden, hâlâ Vaktin nakit olduğunu, sermaye olduğunu ne hususî işleri­mizde, ne hükümet işlerinde hatırla­mak istemiyoruz? Mesainin servet ge­tirebileceğini, çalışmanın bizatihi ser­maye olduğunu, neden öğrenmek ve bilmek istemiyoruz? Metodla, saatle çalışmanın randımanı arttıracağını ne­den idrâk etmiyoruz?

İşte Şark, ile Garp, Yeni Dünya ile Eski Dünya arasındaki fark burada bağlıyor.. Şu sütunlarda her zlman tekrar ettiğimiz gibi bir kere daha, güzel giyinmekle, şapka giymekle, hattâ bir takım Garp mütefekkirleri­nin fikirlerini n a ki eylemekle, insanın Garplı olamıyacağmı tekrar edelim. Akşama kadar, âmme hizmetindeki yapıcı rolünü unutup, hırsının istika­metinde dedikodu yapan insan Lond­ra terzilerinden giyinse dahi Garplı olamaz. Her Avrupalı âlim değildir, hattâ çoğu bizim orta sınıf 'halkımızın haiz olduğu bilgiye dahî sahip değil­dir, fakat orada babadan anadan ge­len öyle bir zihniyet tevarüsü vardır ki, bu zihniyet ve an'aneler bu alış­kanlıklar, o insanları garplı yapar.Garplı hatır için kanaat değiştirmez, hayatını kazanmak yollarını mesaisin­de arar, şunun bunun mensubu olmak, onun hatırına gelmez. Hürriyetlerine ve 'haklarına kıskançtır. Hürriyeti başkasına tahakküm etmek için iste­mez, buna mukabil başkasının da hak ve hürriyetlerine hürmet etmesini bi­lir, bir müessesede ya çalışır veya ça­lışmaz, çalışırsa, kendisinden bekle­nen randıman tartı bir iş namusiyle vermeğe kendini mecbur hisseder, me­mur s a vaktinde" işinin başındadır. Başkasını görmek isterse onun zama­nının kıymetli olduğunu hessba ka­tar. Saatlara randevulara itina eder. Oralarda «boş ver!» tabiri yoktur, hele bu tabir iliklere hiç işlememiştir. Garp memleketlerinin hiç birinde «Milletin malı deniz yemiyen sözünü bulamazsınız...Bu satırları, bir başmuharrir arkada­şımızın yazdığı bir makaleden ilham alarak yazıyoruz, o arkadaşımız, bir iş adamının Ankara'da günlerce sü­ründükten sonra, işini göremeden el­leri boş döndüğünü tasvir etmektedir. Bu misal tek değildir. Ankara PaİB-Sifl salonunda günlerce of 1 ayıp pufla dik­tan sonra, nevmid olan insanlaıın sa­yısını hepimiz bilmekteyiz. Kanunla­rımız ve onların tatbikatı elimizde ve onları tatbik edenlerin elinde nasıl e-lâstiki bir şekil a'dığıni her gün mü­şahede ediyoruz.Bundan biz kimseyi de mesul ve sur;-lu tutmamaktayım, çünkü bu halden derece derece hepimiz mesulüz. İtiyad ve intizara fikrini evlerimiz ve mek­teplerimiz henüz telkin etmekten onun içindir ki kendi menfaa­ti İçin, âmmenin intizamını ve kaide­lerini şu veya bu imkândan istifade ederken ihlâl edebilen bir tüccar ve­ya müteahhit işini gördüğü için mem­nundur. Zekâ kurnazlığın yerine he-nüz kaim olmamıştır. Aynı zihniyeti madalyanın ters tarafından memurda da görürüz. O da bin bir tane tesir altında kanunları rahatça tatbik ede­mez.

Bütün bunlar gösteriyor ki, Garplı bir memleketiz diyebilmek için tâ mektep­ten ve aile.ien ba.şlıyarak sosyal bir reform yapmak ihtiyacı vardır, ve bu­günkü dünya şartları ortasında her zamandan dsiha lüzumludur.

Bize öyle geliyor ki bu istikamette sarf edeceğimiz gayretler, bizi bu gaye­ye doğru ulaştırdığı nisbette bugün hep beraber şikâyetçisi olduğumuz birçok dertlerin kendiliğinden ortadan kalktığını görecek ve kuvvetlerimizi nesillerimizi birbirine zıd istikamet­lerde heba etmekten bizi kurtararak çabalamalarımızı, aynı hedefe doğru sür'atle götüren işbirliğine tevcih ede­cektir. "Bu fakir memleketin böyle manevî bir kalkınmaya çok ihtiyacı vardır.

5 Nisan 1958

Dübrovnik  (Yugoslavya):

Dün burada ilk içtimaını akdetmiş bu­lunan parlâmentolararssı birlik kon­feransında bugün komisyon çalış­malarına bağlanmıştır. Konferansa Türkiye Cumhuriyeti  Büyük Millet Meclisini temsilen bir heyet "de dahil­dir.

Teşkil olunan adalet komisyonu, insan hakları mevzuu üzerinde durmaktadır, tktisad komisyonu fiyatlar, 'ham mad­de kaynakları, sosyal meseleler ko­misyonu ise mülteciler meselesini in­celemektedir.

İktisat ve sosyal meseleler komisyon­ları müştereken Asya ve Afrika mem­leketlerinin kalkınması meselesi üze­rinde duracaklardır.

8 Nisan 1956

Washington :

Milletlerarası işbirliği idaresi (ica) ec­za,'kimyevi  maddeler vs sınaî, ziraî ve maden malzemesinin yedek parça­larının İthaSlatı için Türkiye'ye 25 milyon dolar ödünç verileceğini açık­lamıştır.

Bu miktar aynı yerlere tahsis edilmek üzere yapılan  dolarlık yardı­ma ilâvedir. Bu suretle 1956 malî yı­lı zarfında Türkiye'ye yapılan yardım miktarı 54.885.000 dolara baliğ olmakv tadır. Bu miktara, su baskınları sıra­sında gönderilen yardım malzemesi de dahildir.

12 Nisan 1956

JSTew-York:

Türkiye'nin Orta Doğu ihtilâfında ha­kem rolü oynayabileceğine dair, Artı erika'nm eski Ankara Büyükelçisi Av-ra Warren tarafından ileri sürülen fi­kir üzerinde, »Tabloid daily news». gazetesi şunları yazmaktadır:

«(Bir zaman Avrupa'nın ' hasta adamı sayılan Türkiye bugün Orta Doğu ve Avrupanm en kuvvetli, en güvenilir devletidir. Kuvvetli bir orduya sahip olan Türkiye, hem Nato hern de JB.ağ-dad Partinin üyesidir. Müşterek bir tek düşmanımızın Rusya olduğuna, ve Orta Doğu petrollerinin müşterek menfaat için muhafaza edilmesi ge­rektiğine  inanmaktadır.

»Warren'in. tecrübeye dayanan bu mantıkî teklifinin ehemmiyetle dik­kate alınacağını ümid ederiz.»

14 Nisan 1956

Madrid:

İspanyol vekiller heyeti Türkiye ile İspanya arasındaki kültür anlaşması­nı tasvip etmiştir.

16 Nisan 1956

Washİn,gton:

Birleşmiş Milletler nezdindeki Türki­ye'nin daimî delegesi Büyükelçi Selim Sarper bugün Amerikan Dışişleri Ve­kili Foster Dulles ile yarım saat' sü--ren bir görüşme yapmıştır.

Bu görüşme sonunda gazetecilere beyanatta  bulunan  Selim  Sarper,   Dışiş­leri  Vekiliyle  umumî bir  görüş  teati­sinde  bulunduğunu belirtmekle iktifa

etmiştir.

18 Nisan 1956

"Washington :

"Washington'da   bulunan   İstanbul   Mebusu Nazlı Tlabar ile Antalya Mebu­su Ahmet Tokuş'u Amerikan senato ve temsilciler meclisinin beynelmilel .parlâmento konferansı Amerikan he­yeti azaları ile bir araya getirmek ma ks a d iyi e Waghington Büyükelçimiz Haydar Görk dün akşam Büyükelçi­likte  bîr  toplantı tertip  etmiştir.

Muhtelif senatörlerle Amerikan me­busları ve Hariciye Vekâletinin ileri gelenleri, tanınmış gazeteciler ziyafe­te davetli olup Amerika'nın yeni An­kara Büyükelçisi Fletcher Warren de davetliler arasında idi.

Birleşmiş Milletlerdeki daimî delege­miz Büyükelçi Selim Sarper'in de iş­tirak ettiği toplantı gecenin geç vak­tine kadar devam etmiş ve gayet sa­mimî bîr hava içinde cereyan etmiş­tir.

Toplantı mebuslarımızın muhtelif se­natör ve Amerikan mebusları ile ya­kın temaslarına ve samimî hasbıhal­de bulunmalarına bir kerre daha ve­sile teşkil emtiştir.

Strazburg:

Avrupa Konseyi bugün saat 17 de ça­lışmalarını bitirmiştir. Dün geceki toplantıda Delegemiz Zeyyat Manda-linci Bağda d Paktı hakkında gerek komisyon raporu gerekse muhtelif hatiplerin direk ve endirekt tenkitle­rine cevap vererek Orta Doğu'da bu­gün görülmekte olan huzursuzluğun, kabahat ve yükünü bazı çevrelerin ıs­rarlı şekilde Türk hükümetine ve Bağdad Paktına yüklediklerini gördü­ğünü halbuki Bağdad Paktının tama­men tedafüi pakt olduğunu ve bölge­nin müdafaası için elzem bulunduğu­nu etraflı şekilde ifade etmiştir.

Ayrıca Türk Delegesi Mandalinci Tür­kiye'nin kendisini yanî İstiklâlini mü­dafaa etmek çin silâhlandığını ve bü­yük bir orduyu müdafaası İçin bes­lediğini sözlerine ilâve etmiştir. '

24 Nisan 1956

Staoford, (Califonnîa):

1936-1943 yılları arasında İstanbul'da ArnavutlrÖy Kız   Kolejinde felsefe  okutmuş olan, Amerika'ya dönüşünde a New Turks» adlı bir eser yayınla­mış bulunan, Türk dostu Miss Eleanor Bisbee, San Franeisco'da bir has­tanede vefat etmiştir.

Miss Bisbee, California'mn Palo Alto kasabasında oturuyordu. Stanford Ü-niversitesine bağlı Hoover enstitü ve kütüphanesindeki Türkçe eserlerin te­min ve tasnifine ve Türkiye hakkın­daki araştırma yapanlara yardımda bulunduğu için Stanford Ün i ver si'e-since kendisine şeref üyeliği payesi ve­rilmişti. Miss Bisbee, Stanford Üni­versitesinde okuyan bütün Türk öğ­rencilerle ilgilenen, onlara her türlü yardımı yapan, Türkiye'nin ıhayrına yayımlarda bulunan, Türkiye'de ara­larında tanınmış şahsiyetler bulunan dostlarıyla daima temasta olan ger­çek bir Türk dostu idi. Son zaman­larda edebî ve tarihî bir kısım eser­lerin tercümesiyle de meşgul olmak­taydı. Öldüğü zaman 63 yaşındaydı. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'm Hoover Kütüphanesini ziyareti şua­sında Miss Bisbee kendisini karşi-a-mış ve Türkçe eserler üzerinde iza­hat vernıişt:.

 Paris :

İstanbul Vali ve Belediye Reis Veki­li Profesör Fahrettin Kerim Gökjy. bugün, Fransız radyo diffüzyon pos­talarında bir konuşma yapmıştır.

Profesör Fahrettin Kerim GÖkay, Fransaya ilk defa olarak gelmediğini hatırlattıktan sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bu derfaki gelişim sırf Parisin şehir­cilik bakımından elde ettiği gelişme­leri tetkik içindir. Ziyarete ilk önce, satış usullerini görmek ve fiatların nasıl tayin ve tesbit edildiğini öğren­mek için 'hallerden başladım. Narh sistemi aleyhtarı olmam ve teşkilâtlı satış taraf d arı bulunmam dolayısile gördüklerim beni fevkalâde alâkadar etti. Belediye zabıtası teşkilâtı ve seyrüsefer konularını .da dikkatle in­celedim. Seyrüsefer meseleleri ile ya­kından alâkam olup, bundan altı yıl önce, Avrupada ilk defa olarak, İs­tanbul'da klakson yasağını tatbike gi­riştim».

Bundan sonra, radyo spikerinin sor­duğu bir soruyu cevaplandıran İstan­bul Valisi «bir sinir ve ruh doktoru olmam dolayısile, burada bulunuşum­dan faydalandım ve meslektaşlarımın ziyaretlerinde bulundum. Onlarla bir fincan kahve içtim. Biz Türkler kah­veyi dostluk ve samimiyetin sembolü olarak tanırız»  demiştir.İstanbul Valisi Profesör Fahreddin Kerim Gökay bundan sonra Türk -Fransız dostluğundan" bahsetmiştir.

25 Nisan 1956

 Atina:

Bulgar Başvekili Yugof'un   bir   kaç gün Önce Sobranya Meclisinde vaki beyanatının Türk-Bulgar münasebet­lerine ait kısmı buradaki ecnebi me-hafilin dikkatini çekmektedir.

Filhakika Yugof Türkiye İle münase­betlerin islâhı ve takviyesi için Bulgar (hükümetinin gayret gösterdiğini ve göstermekte devam edeceğini belirt­tikten sonra iki memleket arasında iyi niyetle ve müzakere yoliyle halle-dilemiyecek bir mesele bulunmadığı­nı, Bulgar halkının komşu Türk mil­letine dostluk hisleri beslediğini ve mütekabil anlayışla işbirliğinde bu­lunmak istediğini, böyle bir işbirliği­nin her iki memleketin menıfaatine ve Balkan sulhune hizmet edeceğini söylemiştir.İktisatçı Thornburg'u takiben, Ameri­kan Sivil Savunma Teşkilâtının Baş­kanı Philip ^ylie de, İstanbul gezetelerinden birine verdiği beyanat ile, Türkiyeye âcil bir iktisadî yardımda bulunmanın, Amerikaya düşen en mü­him vazife olduğuna vatandaşlarının dikkatlerini çekme lüzumunu duy­muştur. Her iki uzmanın kanaati bir noktada birleşiyor: Türkiye Orta Do­ğuda dünya barış ve güvenliğinin en emin ve kudretli bekçisidir. Bu bakım­dan Türkiye'nin dostluğunu kaybet­mek, Orta-Doğu'nun harpsiz elden git­mesi mânasını taşıyacaktır.

Gerçekten Orta-Doğu'nun Sovyet nü­fuzu altına, girmesinin, dünya barış sistemi için olduğu kadar, Amerika'­nın emniyeti için de, büyük bir tehli­ke teşkil edeceği her sağduyu sahibi­nin malûmudur. Amerikan devlet a-damları, daha İkinci Dünya Harbinin sonunda, bu gerçeği idrâk ederek Truman Doktrini ile, Birleşik Devlet­lerin emniyet sınırlarını, demirperde İle temas noktaları olan bütün bölge­ler meyanında Türkiye'ye kadar ge­nişletmişlerdir.

Diğer yandan yine basiretli bir siya­sî görüşün neticesi olarak, Birleşik A-merika, büyük malî fedakârlıklar pa­hasına, demokrasi cephesinde yer a-isn Avrupa memleketlerinin iktisadî kalkınmalarını müessir şekilde des­teklemiştir. Bu yoldan Avrupada, se­faletin yaratacağı sosyal ve siyasî hu­zursuzluktan doğması muhtemel ihti-1 âtlar önlenmiştir.

Devrimizde sosyal ve siyasî emniye-tir temeli iktisadî refaha dayandığı tereddüt götürmez bir bedahettir. Bir memleketin ekonomik kudret potan­siyeli,   ayni  zamanda  yaşama  ve  dayanma gücünün derecesini1 tayin eden şaşmaz bir ölçüdür. Bu sebeple her memlekette, ekonomik kalkınma prog­ramlarının gerçekleştirilmesi, millî si-/ yasetin esas gayesini. teşkil etmekte­dir. İkinci Dünya Harbinden sonra, Amerika'nın geniş ölçüde yardımına dayanmaksızın, iktisadî kalkınma programını tam mânasiyle gerçekleş­tirmiş hiçbir memleket yoktur.

Türkiye, Nato'ya girişinden beri git-tikçe genişleyen ölçüde Amerka'nıa askerî yardımlarından faydalanmıştır. Fakat Marshall Plânından başlayarak, ikt'&adî ve malî yardımlardan Türki­ye'ye düşen hisse, diğer memleketlere nisbetle hayli düşük olmuştur. Halb.ı-ki Türkiye'nin ihtiyacı da, liyakati de, iktisadî bakımdan da diğer devletler­den daha üstün bir şekilde desteklen­mesini haklı ve gerekli kılmaktadır.

Çünkü Türkiye, demokrasi savunma cephesinin bütün Orta-Doğuyu örten en kuvvetli kanadını teşkil etmektedir. Nato camiasında Türkiye'den daha kuvvetli ve büyük bir orduya sahip ıbiişka bir devlet yoktur. Fakat bu durum, Türk millî bütçesi için, har­bin bitmesine rağmen, bugün de ağır bil' külfet teşkil etmektedir. Masraf bütçemizin yüzde otuz altısı, Türk or­dusunun her an şerefli görevini ifa­ya, ehliyetli bir varlık olarak ayak­ta tutulması maksadına tahsis edil­mektedir.

Bu şartlar altında iktisadî kalkınma programının gerçekleştirilmesi için .kullanılabilecek paradan mühim bir kısmı, müşterek emniyet gayesine tahsis edilmiş bulunmaktadır. İktisa­dî kalkınma mevzuunda karşılaştığı­mız güçlükler, dünya barig ve emni­yetinin korunması İçin katlandığımız fedakârlıklardan ileri gelmektedir. Bu gerçeği pekâlâ takdir eden Ameri­kalı dostlarımızın, İktisadî kalkınma gayretlerimizi kredi yardımlariyle desteklemelerini umuyor ve emniyet­le bekliyoruz. Bu yoldan Türkiyenin, ekonomik alanda hızla gelişmesi, dün-

ya barış ve emniyetini korumak üze­re seve seve yüklendiği mükellefiyeti, daha müessir ve kudretli bir şekilde yerine getirmekte devamını da sağla­yacaktır.

Türkiye ikalesi

Yazan: A. E. Yalman

7/4/1954 tarihli (Vatan) ,clam

Amerikan Sanayicileri Birliğinin es­ki reisi ve Amerika'nın serbest teşeb­büs ruhunun, bir numaralı temsilcisi Earl Buntig'in Propeller Kulübünün son toplantısında bizim hakkımında söylediği tatlı sözleri elbette zevkle okudunuz. Amerikalı, Orts Doğuda kapı kapı dolaşmış, hep şöyle sözler duymuştur: »Bize dolar vermezseniz komünist oluruz.» Kendisinde kalan intiba, memleketinin göğsüne silâh dayandığı ve kayıt ve şartsız msnfa-at koparılmak istendiği tarzındadır. Buraya gelince, derdi gören dâvayı benimseyen, olgun bir milletin muhi­tinde olduğunu görmüş rahat nefes almıştır-

Earl Buntig'in görüşünde isabet var­dır. Kızıl Moskofluk tehlikesi mesele­sinde biz, kendimizi Amerika'ya ait, bize yabancı bir peyki mevkiinde gör­müyoruz. Dâva, bizim kendimizin en esaslı beka ve istiklâl davamızdır. Ne­sillerden, a sırlardan beri Türkler, aynı tehlike karşısında kan dökmüşler, fe­dakârlıklara katlanmışlardır. Tehlike­yi sezmek ve buna karşı basiretli kal­mak, Türk milleti için ikinci bir ta­biat halini almıştır. Amerika ile cep­he birliğini muhafaza için bir şart koymamız. Moskova'nın oyunlarına kapılmak "gibi bir ihtimalin üzerinde durmamız ve böyle bir ihtimali bir dolar sızdırma vasıtası diye kullanma­mız hatıra bile gelmiyecek bir şeydir.

Yalnız diğer taraftan şunu da unut­mamak lâzımdır: Türkiye, coğrafi mevkii, Moskof tehlikesine karşı olan hassasiyeti, Türk milletinin yüksek millî şuuru ve fedakârlık ategi dola-yısiyle hür dünyanın en muhkem ve mühim bir kalesidir. Bunun sağlam­lığım, selâmetini muhafaza etmek, hattâ mukavemet kudretini her su­retle arttırmak; hür dünya    dâvasını baş lideri sıfat iyi e Amerika'nın birin­ci derecede alâka ve kaygusıinu da­vet etmelidir. Biz de insanız. Muka­vemetimize nihayet bir hudut vardır. Sarsıntıya uğrarsak  yerimiz   dolamaz.

Hele son zamanlarda üç mühim âmil,Türkiye'yi esaslı bir şskilde korumak ve desteklemek meselesini Ön p'âna sürmüş bulunuyor. Bunlardan birinci, soğuk harpte Rusya tarafından sah­te bir güler yüzle girişilen yeni taar­ruz ve bunun bazı taraflarda yarattı­ğı şaşkınlık ve gaflettir, ikincisi, Yu­nanistan'ın millî hodgâmlığm t eşkin-bğı yüzünden müşterek dâvaya iha­netidir. Üçüncüsü de; türlü türlü se­beplerle Nato'nun Batı Avrupa cep­hesinin gevşsinesidir. Bilhassa müda­faa cephesinin Almanya'nın gerisine1 alınacağı ve Alman topraklarının an­cak neticede kurtarılacağı hakkında General Grunther'in sarfettiği söz, Alman siyasî hayatını altüst edecek ve Dr. Adonauer'in çok zahmetle mu­hafazaya uğraştığı muvazeneyi boza­bilecektir. Millî birliğini ve korunmasını Rusya ile anlaşmakta aramağı çaresiz "görecek bir Almanya aradan çekilirse. Batı Avrupa mukavemet cephesi çok sarsılır.Bu haller böylece devam ederken, A-nıerika bizim halimize göz yumar­sa, karmakarışık bir dünyanın en teh­likeli yerindeki köprübaşı, bütün iyi niyetimize rağmen vazifesini göremi-yecek, manevî mesuliyetin icaplarına yetenıiyecek bir hale gelebilir.Bizim teııkid davet eden kusurlarımız bulunduğu doğrudur. Fakat bugün bünyemizde hüküm süren nisbî istik­rarsızlık, acaba müşterek dâvaya ait olarak taşıdığımız yükün takatimizi gitgide aşmasından ileri gelmiyor mu? Bize acı görünen taraf, Amerika'nın şu veya bu arzumuzu yerine getirme­mesi değil, bize karşı alâkasız ve pa­sif durmasıdır. Biz buna kendi hesa­bımıza olduğu kadar müşterek dâva­mız hesabına da üzülüyoruz.Amerika, hür dünyanın kurtuluşu uğ­runa kısmen hesapsızca, kayıtsızca, şartsızca milyarlar sarf ediyor. Türkiye gibi henüz gelişmemiş nice İmkânları ve kaynakları olan bir memleketin kendini toplamak için muhtaç olduğuimage024.gifkredi için sür'atle bir çıkar yol ara­mamak. Amerika hesabına büyük bir ihmal ve bir hatâ olur. Böyle bir kre­dinin bizi istikrara ve millî birliğe doğru sevkedeceği muhakkaktır. Bi­zim istikranınız ise, bu karışık bölge­nin istikrarının temel taşıdır. Bizim tenkid davet eden geçici ve arızî hal­lerimiz, Amerika'nın bir zamanlar pek iyi kavradığı bu hakikati unutmasına yol açıyorsa, şunu sormak isteriz: Bu­günkü dünyada hatâdan beri olan hangi memleket vardır?.

Diğer taraftan bize de düşen bir .va­zife var: Dünyanın huzurunda birbi­rimizin aleyhine şahitliğin, memleke­tin aleyhine şahitlik demek olduğunu artık kavramak, millî meselelerde be­raberlik kurmak, millî sesimizi hür dünyaya ve bilhassa Amerika'ya du­yurmağı ve Amerika'nın hatâya deva­mını önlemeği hep beraber dert edin­mek...

Avrupa .iktisadi işbirliğinin Türki­ye'ye dair rapora

12/4/1956 tarihli (Tan) dan:

Merkezi Paris'te bulunan Avrupa îk-tisadî İşbirliği Teşkilâtı «OECE» geçen hafta memleketimizin iktisadî duru­munu ve bu sahada karşılaştığı güç­lükleri gösteren bir etüd neşretmiştir. Teşkilâtın resmî görüşünü anlatan ra­porun hazırlanması için gerekli malû­matı nOECEn Türk hükümetinden te­min etmiş bulunmaktadır. Son yılla­rın en alâka çekici raporlarından bi­ri olan ve 1955 aralık ayma kadar el­de edilen bilgiye müstenit bu etüdün mühim kısımlarını okuyucularımıza sunuyoruz:

Son on1 "sekiz ay içinde Türk ekonomi­sinin sür'atli (genişlemesi devam et­mektedir. Ziraat ve sanayiin modern­leştirilmesi ve inkişafı ile nakliyat ve ulaştırmanın 'gelişmesini hedef tutan büyük yatırım programının tatbikin­de terakki kaydedilmiştir. Bununla beraber 1954 te mahsulün vasat olma­sı yüzünden son aylar içinde bu mü­him yatırım faaliyetinin meydana ge­tirdiği iç ve dış gerginlik artmış bu­lunuyor.Ayni zamanda tfiatlarda yeni bir yük­seliş olup tediye mu vaz en e s indeki güçlükler artmakta devam etmektedir. 1'953 millî geliri 1954 te düşmüş ve bu düşüş 1955 te yüzde beş bir artış kaydetmiştir. Bu düşüklük daha ziya­de istihsal mecmuunun yarısını teşkil eden zirai mahsullerin azlığından ile­ri gelmektedir. Hava şartlarının fena­lığı dolayısile 1953 te 14.3 milyon ton olan istihsal 9.6 milyona düşmüş olup bu miktar dahili ihtiyaçları bile kar-şılamıya kâfi değildir.

Diğer taraftan sanayi sahasındaki İn­kişaf oldukça sür'atlidir. 1950 den 1954 e elektrik istihsali yüzde 70 ve çelik istihsali yüzde 87 artmış ve diğer te­mel sanayide artma miktarı da yüksel­miştir.

Buna mukabil yatırımlar istihsal ye­kûnundan daha sür'atli bir ahenkle yükselmektedir. Bunun en mühim kısmı ziraat malzemesi, yollar ve mo­tor Iü vasıtalara gitmiştir. Traktör alınmasından başka, ziraî yatırımlar, sulama faaliyeti, baraj inşaatı ve iç­me suyu tesislerine de tahsis yapıl­mıştır. Yollar da çok süratle inkişaf etmektedir.

Tenezzüh otomobillerine gelince, bun­lar da yollara muvazi olarak 1950 ye nazaran üç misli artmış olmakla be­raber nüfusa isabet eden miktar diğer Avrupa memleketlerinden çok düşük­tür ve 342 kişiye bir araba isabet et­mektedir.

Sanayie yapılan yatırımlar muhtelif sahalara olmakla beraber en fazla Çi­mento, petrol ve 'dokuma sanayiine tahsis edilmiştir.

Millî yatırımlarla hususî yatırımlar a-rasmdaki nispet '1950 ye nazaran faz­la değişmemiştir. Milli'yatırımlar bil­hassa ulaştırma ve liman inşaatına tahsis edilmektedir.

Nisbeten az inkişaf etmiş bir memle­kette büyük yatırımların talep üzerin­de büyük tazyik İcra etmesi kaçınıl­maz bîr hâdisedir. Çünkü bu yatırım­ları finanse edebilmek için hususî ta­sarrufun çok yüksek bir seviyeye 6-rişmesi icap eder, bu ise vergilerin artmasına  sebep olur. Bu arada fiat-

larda da    büyük artış başgösterir. Nitekim 1953 ile 1954 arasında fiatlar-da yüzde dokuz bit artış olmuş ve İs­tanbul'da 1954 ün sonunda yeni bir yüzde 10 artış kaydedilmiştir.

Kuvvetli talep tazyikini frenlemek için hükümetin malî sahada aldığı tedbirler enerjik değildir. Ticarî kre­diler de tedbirsizlik yüzünden sarsıl­mıştır. Devlet bütçesinde de devamlı bir artış görülmekte ve açıkların da­hilî istikrazlar ve Amerikan yardımı ile kapatılması düşünülmektedir.

1953 te tediye muvazenesi hafif bir düzelme yoluna giderken 1954 te tek­rar bozulmuş ve 149 milyon dolara çıkmıştır. Buna mukabil ihracat yüz­de 15 azalmıştır. Bu İhraç malları da dünya piyasasına nazaran yüksek fi-atlıdır. İthalât buna mukabil, lisansa tabi olduğu halde yüzde 10 dan fazla bîr azalma göstermemiştir. 1365 in ilk 9 ayında ticarî açıklar yükselmiye de­vam etmiştir. Bu da haricî borçların arttığını .gösterir. 1955 te borç duru­mu 1954 tekinden farklı olmayacak­tır.

Eğer Türkiye yatırım programını ha­kikat sahasına çıkarmak istiyorsa te­diye yoluna gitmelidir. Bu yola' gide-mezse ithalâtını fazlası İle kısmıya mecbur olacaktır ki bu da istihsale ve yatırımlara tesir edecektir.

Ziraat ve sanayi mahsulleri artmakla beraber fiyatlar da yükselmekte ve tediye muvazenesi 1954 tenberi gittik­çe bozulmaktadır. Dış borçların da ço­ğalmakta olduğu müşahede ediliyor. Önümüzdeki aylarda durumun dü?el-mesi ihtimali yoktur. Bu seneki mah­sul azdır ve ihraca yarar miktar da fazla değildir.

İstihlâk kontrol edilmediği takdirde ihracı mümkün maddeler dahilde sar-fedilecektir ve bu hal yatırımlara da tesir edecektir. Daha şimdiden talep yüksekliği mühim nisbette hissedil­mekte ve bu hal para ve malî sahaya tesir etmektedir. Bundan da anlaşılı­yor ki, şimdiden dahilî ve haricî fi­nansmanlarla yatırımların tahdidi i-cap ediyor. Yatırımlar daha uzun va­deli bir hale getirilmeli ve fazla talep sebebiyle meydana gelen tazyik a-z altılar ak tediye muvazenesi da.ha tatmin edici hale konulmalıdır. Bun­dan sonra dış istikrazlarla yatırım sür'at ini yeniden arttırmak mümkün olacaktır.

Diğer taraftan para siyasetini de sı­kıca ele almak lâzımdır. Bunu da Mer­kez Bankası hükümetle işbirliği ya­parak tatbik etmek imkânına sahiptir. Malı siyaset bakımından da hükümet hiç olmazsa denk bütçeler yapmakla işe girişmelidir.

Halledilecek diğer meseleler de mev­cuttur: Genişleme programını denkleş­tirmek, zamanla dış ticareti köstekli-yen kontrolü kaldırmak, yavaş yavaş iç ve dış fiyatlar arasında ki farkı gi­dermek.

Fakat bütün bu meselelerin halli an­cak iç mali güçlükler halledildikten sonra mümkün oacaktır. Hayat seviye­sini yükseltmek ve işsizliği azaltmak için yatırımları, kuvveden fiile çıkar­mak lâzımdır.

Türk ekonomisinin inkişafı sadece Türkiye için değil, Avrupa Tediye Birliğine dahil bütün memleketler için de mühimdir. Bu inkişâf, her şey­den evvel milli plânın tatbikinde alı­nacak tedbirlerle mümkündür.

Eğer Türkiye ekonomisini mütevazin bir hale getirebilirse dış yatırımlar­dan faydalanmak isteyen diğer mem­leketler teşvik edilmiş olacaktır.

Ne biçim yazı?

23/4/1956 tarihli  (Zafer) den:

Amerika'da intişar eden Time mec­muası son nüshasında Türkiye'nin kalkınma politikasını ele alan bir ya­zı negretmîştir. Yeni bir görüşe daya­nan ciddî bir etüd almaktan daha ziyade gündelik politika dedikodula­rının teksif edilmiş bir şeklinden iba­ret olan bu yazı tercüman olduğu ha­leti ruhiye bakımından dikkati celbe-dicidir. Muhalif gazeteler Başvekifdcn hafif bir dille bahsettiği için beğene­rek sayfalarına aldıkları bu yazıyı, biz lüzumundan çok fazla cesaretli bulduğumuzu  açıklamalıyız.Bu   düşünce ile yazıyı kısaca gözden geçir­meyi lüzumlu ve faydalı buluyoruz. Amerikan mecmuası, Türkiye'nin kal­kınma -politikasını. Başvekilin şahsî politikası olarak vasıflandırmak sure­tiyle ilk büyük hataya düşüyor. Tür­kiye'nin sınaî kalkınma politikası, bir şahsa maledilebilecek, dolayısiyle o şahsın işbaşından uzaklaş m asiyle te­beddül edebilecek bir politika değil­dir. Bu politika Demokrat Parti iktiJ darının politikasıdır.

1950 den beri Büyük Mület Meclisin­de bütün bütçe müzakerelerinde, hü­kümet programlarının münakaşaların­da bu politika uzunboylu münakaşa edilmiş ve her defasında B. M. M. nin tasvibine mazhar olmuştur. Türkiye için sınaî kalkınma politikası aYurt-ta sulh, cihanda sulh™ vecizesinde ifa­desini bulan dış politika gibi millî de­ğişmez ve değiştirilemez bir politika­dır. Amerikalı muharrirler veya mu­habirler Türkiye'nin hakikî durumu­nu bilmemekte ihtiyaçlarını hakkiyle idrak edememekten gelen bir zasf yü­zünden bu politikanın bizim için ifa­de ettiği manâyı ve lüzumu kavrama­yabilirler. Fakat, bu ne bu .politikanın isabetsizliğine bir delildir, ne de Türk­leri, Amerikalı gazetecilerin daha zi­yade beğenebilecekleri bir hattı hare­ket takibine mecbur edecek bir sebep­tir. Amerikan muhabirleri düşüncele­rinde ne kadar serbest iseler, Türkler de kendi memleketlerinin kalkınması­nı temin edecek yolu seçmekte onlar kadar serbesttirler. Bu yolun millet tarafından benimsenmiş olması mu­vaffakiyetinin şüphe götürmez zima-mıdır. Rahat koltuğunda sigarasını tellendirdikten ve viski bardağını memleketin hakiki hayatiyle irtibatı meşkuk bir yarı münevver muhalif kırmasiyle tokuşturduktan sonra bu yazıyı kaleme alan muharrir Türkiye'­yi dolaşmış olsaydı, yazdıklarından başka şeyler yazmağa kendisini vicda­nen mecbur hissederdi. Bunu yapma­mış olması onun kusurudur. Bütün bîr millet tarafından benimsenmiş olan kalkınma politikasının kusuru değil.

Amerika'nın Türkiye'ye yapmağı vadettiği son 25 milyon dolarlık yardı­mın, Başvekili bir politika değişikli­ğine mecbur bırakacak bir vasıta ola­rak kullanmak niyetinde olduğu yo­lundaki, iddia ise, hem yersiz, hem İsabetsiz hem çok yakışıksızdır.

Türkiye'nin istihsal edilecek menfaat­lere göre istikamet değiştiren bir po­litikaya sahip olmadığı cümlenin ma­lûmudur. Türk politikasının tek vasfı millî olmaktır. Eğer bu politika, di| yardımlar istihsal etmek gibi bir ga­yeye hizmet hedefini .gütseydi çok en­teresan bir mevkide kâin bulunan Türkler bu mevkilerini başka surette kıymetlendirmenin çarelerini ararlar­dı.

Bir çeşit tarafsızlık politikası ıgüder görünerek ölüm-diri m savaşı yapan taraflardan akla gelmedik menfaatlar istihsal ederlerdi, Türkiye Demokrasi­ler âlemine, maddî olmaktan ziyade manevî menfaatlerle bağlıdır. İstiklâ­line ve vatanının bütünlüğüne büyük bir kıymet verdiği, hürriyete, demok­rasiye inandığı, insan haklarına hür­metkar olmayı bir ana prensip haline getirdiği için hür insanlar cephesin dedir. Bu manevî kıymetler ise dolar­la alınıp satılan cinsten metalar de­ğildir. Amerikan dergisinin yazısı, millî kal­kınma politikasını benimsemiş vatan­daşlar üzerinde soğuk olduğu kadar menfi bir tesir yaptığı muhakkaktır. O sözleri terviç ve tasvib edebilecek bir Türk vicdanının mevcut olduğuna kendimizi inandırmak müşküldür. Mal bulmuş Mağribî gibi o yazının üstüne düşen muhaliflere ve gazete­lerine gelince, onlar, 'hudutsuz bir kirr ve ihtirasa esir olarak vicdanlarının sesini dahi duymaz hale gelmişlerdir. Onlar için söylenecek sözümüi: yok­tur.

2   Nisan 1956

Ne w-York:

İspanyanın Birleşmiş Milletler nezdin-deki İlk daimi temsilcisi Jcse Felix de Lequerica, bugün öğleden sonra u-çakla Madrit'ten buraya gelmiştir.

Evvelce İspanyanın Washington'daki Büyükelgiliği vazifesini ifa etmiş bu­lunan Leçjuerica, İspanyanın. Birleşmiş Milletler'de takip edeceği hareket hat­tı hususunda bir şey söylemekten çe­kinmiştir. Temsilci, yarın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hamın ar sk-jceld'u  makamında  ziyaret   edecektir.

3   Nisan 1956

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik konseyi, Filistin meselesini tetkike devam için üçüncü toplantısı­nı bu sabah Amerikan Delegesi Ca-bot Lodge'un başkanlığında yapmıştır. Bilindiği gibi Amerika, konseye sun­duğu bir karar suretinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hammarsk-joeld'un Filistin'de bir tahkikat yap­masını ve bu bölgedeki gerginliği a-zaltmak için gerekli tavsiyeleri kon­seye bildirmesini teklif etmektedir. Amerikan tasarısında Hammarskjoeld'-un bilhassa şu üç tedbiri mahallinde alması istenmektedir:

Arap-İsrail mütareke hattının ikitarafında bulunan kuvvetlerin   geriçekilmesinin temini.

 Bu hatlarda, Birleşmiş Milletlermüşahitlerinin tam bir hareket serbes­tisine sahip olmaları.

 Her türlü vahim hâdiselerin vu­kuunu önlemek için mahallî anlaşma­lar akdi.

Bunu müteakip söz alan Ürdün Dele­gesi İsrail hududundaki Ürdün     güvenlik kuvvetlerinin geri alınmasının doğuracağı tehlikeyi belirtmiş ve bu kuvvetlerin, halen Filistinli mülteci Araplar inin yaşamakta oldukları köy­lerde bulunmalarının zarurî olduğunu belirtmiştir.

Lübnan Delegesi, Genel Sekreterin vazifesinin kati olarak tesbitini istemiş ve bu vazifenin, Güvenlik Konseyinin bundan önce Filistin hakkında kabul etmiş olduğu kararlarla mütareke an­laşmalarının hududunu asmamaları gerektiğini belirtmiştir.

Amerikan Delegesi buna cevaben yap­tığı konuşmada sunduğu karar sure­tinde, ne mütareke anlaşmalarının çerçevesini ve ne de Güvenlik Konse­yinin eski kararlarını aşan bir husus olmadığını hatırlatmıştır. Bundan baş­ka Amerikan Delegesi Arap delegele­rine, kendi muvaffakatleri olmaksızın hiç bir karar almmıyacağı hususunda teminat vermiştir.

Sovyet Delegesi de Amerikan karar suretinde bazı değişiklikler yapılması­nı teklif etmiştir. Bu değişikliklerin gayesi Genel Sekreterin, Arapların tasvip etmiyeceği her hangi bir şey yapmıyacağı hususunda Arap devletle­rine teminat vermektir. Sovyet deği­şiklik tekliflerinden birinde «Filistin-deki durumun barış ve milletlerarası güvenliği tehlikeye düşürmediği, yal­nız bu durumun memnunluk verici olmadığı»   beyan olunmaktadır.

Bunu müteakip konsey saat 20 de (gmt) çalışmalarına devam etmek ü-zere saat 17.30 da çalışmalarına ara vermiştir.

4 Nisan 1956

 Birleşmiş Milletler  (New-York): Güvenlik Konseyinin bugünkü toplan-

tısında ilk olarak söz alan Mısır De­legesi, Ham mar ski o el d'a Filistin'de ve­rilecek vazife hususunda Amerikan Delegesinin verdiği izahattan mem­nunluk duyduğunu belirtmiş ve Mı­sır'ın bu hususta işbirliğinde buluna­cağını vadetmiştir.

Suriye Delegesi, Genel Sekreterin Fi­listin'deki vazifesinin muayyen bir hududu haiz olacağını belirttikten son­ra, hudut hattının her hangi bir ta­rafından taarruza geçecek mütecaviz hakkında ciddî müeyyideler kabulünü istemiştir. Bu delegenin kanaatince Filistin meselesinin halli yalnız Bir­leşmiş Milletlere bağlıdır. Ve her han­gi bir memleketin bu meseleyi hal için kuvvete baş vurması bir fayda temin etmiyecektir.

Sovyet Delegesi ileri sürdüğü değişik­lik tekliflerini müdafaa etmiş, bunun­la beraber teklifleri reddedildiği tak­dirde nasıl bir karar vereceğini be­lirtmemiştir.

Konseyin bu toplantısı mahallî saatle 12/45 de sona ermiştir.

Konsey müzakerelere saat 15 de de­vam edecektir.

 Birleşmiş Milletler  (New-York):

Güvenlik Konseyinin öğleden sonraki ikinci toplantısında İngiliz Delegesi, Sovyet değişiklik tekliflerine aleyhtar olduğunu ve Amerikan teklifi lehinde oy vereceğini bildirmiştir.

İsrail Delegesi memleketi ile dört komşu Arap devleti arasında bir değil dört ayrı mütareke anlaşmasının ak-tedilmiş olduğunu hatırlatmış ve bu devletlerin muvafakati olmaksızın bunların değiştirilemiyeceğini belirt­miştir.

Fransız Delegesi de Amerikan teklifi­ni destekIiyeeeğini ve Sovyet değişik­lik tekliflerini reddedeceğini haber vermiştir.

Amerikan Delegesinin, sunduğu karar sureti ve Sovyet Delegesinin de de­ğişiklik teklifleri 'hakkındaki izahat­larını müteakip konsey oya geçmiştir. İlk Önce Konsey «Orta Doğudaki du­rumun memnunluk verici olmadığını» beyan eden Sovyet değişiklik teklifinireddetmiş ve bunun yerine Amerikan karar suretindeki »Orta Doğuda duru­mun milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını tehlikeye düşürdüğünü» beyan eden ibareyi kabul etmiştir. Bundan başka Genel Sekreterin, ilgili taraflarla mutabık kalmadan Orta Do­ğu durumuyla ilgili hiç bir karar al­mamasını istiyen değişiklik teklifi de re d dedim iş tir.

Neticede Amerikan karar sureti, de­ğiştirilmeden ittifakla kabul edilmiş­tir. Bilindiği gb bu karar suretinde Genel Sekreterin ilgili taraflarla an­laşmış olanlarla müzakerelerde bulun­duktan sonra" gerekli tedbirleri alması ve konseye sunacağı raporda gerekli tavsiyeleri bildirmesi istenmektedir.

Sovyet Delegesi, ilgili devletlerin Öu karar surerîni kabul etmeleri üzerine kendisinin de leyhte oy verdiğini be­yan  etmiştir.

5 Nisan 1956

 Birleşmiş Milletler  (New-York):

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld, bugün tertiplediği basın konferansında, Filistin'deki dur ruma bir hal çaresi bulmak için .ken­disine verilmiş olan vazifeye, bilfiil cumartes günü Rom a'd a başlıyac ağını söylemiştir.

Hammarskjoeld, yarın akşam New -York'tan Londra'ya müteveccihen yola çıkmayı tasarladığım beyan etmiştir.

Roma'ya hareket etmeden önce bir buçuk, saat Londra'da kalacak olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, İngiliz başkentinde herhangi bir isti­şarede   b ulun mıyac ağını   açıklaınıgtır.-

Hammarskjoeld, vazifesini plânlamak ve istişarelerde bulunmak üzere, Fi­listin mütareke komisyonunun baş­kanı Kanadalı General Burns'ü, Burns'ün siyasî müşaviri Fransız Hanry Vigier'i ve Birleşmiş Milletler Filistin Kalkınma ve Çalışma Daire­si Başkanı Amerikalı Henry Labouis-se'i cumartesi günü Roma'ya davet etmiştir.

Bu seyahatinde »mühim şahsiyetler» in kendisine refakat etmiyeceğini beyan eden Hammarskjoeld, Roma'da üç gün kadar kalacağını tahmin ettiğini kaydetmiştir.

Roma'dan ilk önce Beyrut'a gidece­ğini tasrih eden Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Lübnan'da resmî bir karargâh kurmak niyetinde olmadığı­nı, ancak muhtelif Orta Doğu memle­ketlerine gitmek üzere elverişli bir hareket noktası teşkil ettiğinden do­layı Beyrut'a gitmiye karar verdiğini söylemiş ve güvenlik konseyinden almış olduğu tslireıata göre, seyahati hakkında tanzim cdecaği raporu 4 mayıs tarihine kadar konseye tsslim etmesi gerektiğini belirtmiştir.

Filistin'deki durumun, söylendiği ka­dar vahim olmadığını, ve harbin pat­lak vereceğine şahsen inanmadığım beyan eden Hammarskjoeld, Güvenlik Konseyi ile daimî irtibat halinde bu­lunacağını ve icabında yanma müte­hassıslar  çağıracağını söylemiştir.

 Birleşmiş Milletler   (New-York):

Güvenlik Konseyinin çarşamba günü kabul ettiği takririn metni şudur:

30 mart 1355, 8 eylül 1955 ve 29 ocak 1956'da kabul edilen karar suretleri­ni ve bu karar suretlerinin her birin­de, konseyin, mütarekenin kontrolüy­le görevli teşkilât başkanından ve mütareke anlaşmalarıyla ilgili taraf­lardan, hudut hattındaki gerginliği a-zaltmak için sarih bazı tedbirler al­masını istediğini hatırlatan ve müta­reke komisyonu başkanının gayretle­rine rağmen tavsiye edilen tedbirle­rin alınmadığını müşahede eden Gü­venlik Konseyi şu hususları belirtmiş­tir:

1   Konsey, mütareke anlaşmalarınm tatbiki ve  yukarda bahsi geçenkarar suretlerine riayet bakımındantaraflar arasında hâlen mevcut uru­mun, devam ettiği takdirde, milletler­arası barış ve güvenliği tehlikeye sokacak  mahiyette   olduğu   kanaatinde­dir.

2   Konsey, Genel Sekreterden, dörtmütareke   anlaşmasıyla  yukarda zik
redilen  karar suretlerinin   tatbik şekillerini incelemeyi meşguliyetlerinin ön plânına almasını istemektedir.

3  Konsey, Genel Sekreterden, ilgi­li taraflar ve mütareke Komisyonu Başkanıyla müzakere ettikten sonra hudut hattındaki gerginliği azaltacak mahiyette olduğuna kanaat getirdiği tedbirleri ve bilhassa aşağıdaki ted­birleri alması için taraflarla anlaşma­sını istemektedir:

tarafların   mütareke  hudut   hattından kuvvetlerini çekmeleri.

tarafların  Birleşmiş  Milletler müşahitlerine,    askerlikten tecrit edilmiş
bölgelerle tedafüi bölgelerde,  mütareke   hudut hattı  boyuncahareketserbestisi vermeleri.

c! Tarafların, hâdiseleri önlemek ve mütareke anlaşmalarının ihlâlini der­hal tespit etmek hususunda araların­da anlaşmaya varmaları.

4) Konsey, mütareke anlaşmalarıyla ilgili taraflardan. Amerikan takriri­nin tatbiki hususunda Birleşmiş Mil­letler genel sekreterleriyle işbirliği yapmalarım istemekte.

5  Konsey, Genel Sekreterden, biz­zat kendi tayin edeceği fakat bir ayı geçmeyecek bir zamanda takririn ve­receği neticeler hakkında rapor sun­masını ve bu suretle alınması gere­ken tedbirleri incelemek hususunda konseye yardım etmesini istemekte­dir.

 Birleşmiş Milletler :

Mısır, İsrail'i, Gazze bölgesinde Mısır şehirlerini bombardıman etmekle it­ham etmiş ve bu bombardımanda 33 kişinin öldüğünü, 92 kişinin de ya­ralandığım  açıklamış tır.

Birleşmiş Milletler nezdindeki Mısır Sefiri Ömer Lürfi Güvenlik Konseyi Başkanı Henri Cabot Lodge Jr.'a yolladığı mektupta, «yapılan zalima­ne taarruzda» 125 ölü ve yaralıdan başka, biri subay olmak üzere Mısır ordusuna mensup 7 kişinin de yara­landığını bildirmiştir. Ömer Lütfi, durum hakkında kaydedilecek geliş­melerden Güvenlik Konsevini haber­dar edeceğini, Birleşmiş Milletler nezdindeki Mısır heyetinin bu hususta diğer tedfairler almak hakkını mah­fuz tuttuğunu mektubunda açıklamış­tır.

6   Nisan 1956

ı Birleşmiş Milletler   (New-York):

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail heyeti, basına verdiği beyanatta, Gaz­ze bölgesindeki kanlı hâdiselerin mes'-uliyetini kat'î şekilde Mısırlılara yük­lemektedir.

Bİrleşmig Milletler   (New-York):

Birleşmiş Milletler nezdindeki Mısır heyeti dün aksam Güvenlik Konseyi Başkanlığına bir mektup göndermiş ve su olayların Konsey azalarına bil­dirilmesini rica etmiştir:

«Hükümetimden tarafıma yapılan bir iş'ara HÖre İsrail silâhlı kuvvetleri dün mahallî saatle 12.30 da Gazze bölge­sinde Gazze, Deiril Balah, Abbasa ve Hoza şehirlerini bombardıman etmiş­lerdir, îlk alman ranorlara göre 43 kişi ölmüş ve 92 si sivil ve biri subay 7 si asker olmak üzere 100 kişi yaralanmıştır.

Durumun müteakip safhaları hakkın­da zati alilerine malûmat vermeğe de­vam edeceğimi ve bu arada heyeti­min bu işi takip etmek hakkını mu­hafaza ettiğini arz eylerim.»

7   Nisan 1956

New York :

Eirlesmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskjoeld dün aksam Nev-York'dan Orta Şarka müteveccihen hareket etmiştir. M. Hammarskjoeld hareketinden evvel, .Bu bölgede ger­ginliği azaltmak için mümkün olan her şeyi yapacağını.,  söylemiştir,

Birleşmiş Milletler   (New-York):

Afrika-Asya memleketleri grubunun Birleşmiş Milletler nezdindeki mu­rahhas heyetleri dün akşam hususî bir toplantı yapmış ve »Cezayir mev-îuunda âcil tedbirler alınması lüzu­munu» karar altına almıştır. Bu maksatla bir talî komite teşkil edilmiş­tir. Bu komite «durumun müstaceli­yetini göz önünde tutmak suretiyle Cezayir hakkında Birleşmiş Milletler nezdinde alınacak tedbirler teklif deeek ve bu hususta hazırlayacağı ra­poru bir hafta zarfında gruba vere­cektir.

Afrika-Asya memleketleri grubu, Ce­zayir kurtuluş cephesi adına bu top­lantıda hazır bulunan Ahmed Hüse­yin tarafından verilen izahatı da din­lemiştir.

Birleşmiş Milletler   (New-York):

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail daimî murahhası M. Abba Eban dün Güvenlik Konseyi Başkanına bir mek­tup göndermiştir. Bu mektupta, Gazze bölgesinde 2,3 ve 4 nisan günleri vu-kubulaıı hâdiselerden bahsedilmekte Mısırlılar tarafından yapılan hücum­ların dört İsraillinin ölümüne sebebi­yet   verdiği  kaydolunmaktadır.

İsrail murahhası, mevzuubahs hâdise­lerden mütevellit m es'ul iye tin Mısır'a raci olduğu hususunu Güvenlik Kon­seyi Başkanlığının dikkatine sunmak için hükümetinden talimat almış bu­lunduğunu da bu mektubunda beyan etmektedir.

İsrail murahhası, mektubunda muhte­viyatından Güvenlik Konseyi azasının haberdar edilmesini istemekte ve an­cak Konseyin toplantıya çağrılmasını mevzuubah.T etmemektedir.

New-York:

Bugünkü «New-York Herald Tribüne» Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hammarskjoeld'un Orta Şark'taki va­zifesi mevzuuyla alâkalı olarak şun­ları yazmaktadır: .Durum şu iki hu­susu âmirdir: Tarafların riayet ede­cekleri bir ateş kes emri verilmeli ve devamlı bir sulh kurmaya imkân ve­recek  bir  konferans akdolunmalıdır.

«Hammarskjoeld'un karşılaşacağı en mühim engeli, modern komünist si­lâhlarının Arap memleketlerine, bil­hassa Mısır'a satılmasından dosan si­lâh muvazenesizliği yaratmaktadır.

11-23 tepkili bombardıman uçaklarının

ve mig'lerin muhtemel bir hücumuna karşı koymak mecburiyetinde kalacak­ları düşüncesi ile İsrailliler bir sinir harbine mâruz bırakılmış olmaktadır­lar. Bu ise çok tehlikeli çatışmalara sebep olabilecektir.!

 Ne w-York

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hamnıarskjoeld, Güvenlik Kon­seyi tarafından kendisine tevdi edil­miş olan vazifeyi yerine getirmek ü-zere dün akşam Orta Dokuya müte­veccihen uçakla Ncv-York'tan hare­ket etmiştir.

M. Hammarskjoeld uçağa binmeden evvel verdiği beyanatta, «Orta Doğu bölgesinde hüküm süren gerginliği ha­fifletmek için mümkün olan her şeyi yapacağını söylemiş ve bununla be­raber .fevkalâde neticeler?" intizar e-d ilmeme si lâzım geldiğini sözlerine ilâve etmiştir.

M.  Hammarskjoeld  demiştir  ki:

«Bildiğiniz gibi, Güvenlik Konseyi, bundan iki gün evvel verdiği bir ka­rarla Genel Sekreterden, Orta Doğu­ya giderek bu bölgedeki hâdiselerin inkişafını mahallinde incelemesini ve hudud hattı boyunca hüküm süren gerginliği mümkün bütün vasıtalara bas vurularak hafifletmek için ma­hallinde müzakerelere girişilmesini is­temiştir. »

«İşte, bu vazifeyi ifa için Orta Doğu­ya gidiyorum ve oraya vardığımda a-îâkalı bütün tarafların tam bir işbir­liğine nail olacağıma emin bulunuyo­rum. Bu şartlar altında müzakerelere ümitle girilebileceğiz ve derhal göste­recek olan fevkalâde neticeler olmasa da, bu böleedeki dost milletlerin te­menni ettikleri ve hepimizin müşahe­desini arzuladığımız terakki merha­lesine bizi yaklaştıracak neticeler el­de edebileceğiz.

Orta Doğudan gelen bazı. endişeli ha­berleri son günlerde gazetelerde oku­duk. Bu bölgede durumun pek yakın­da yeniden kontrol altına alınabile­ceğini ümit edivorum. Kanaatim şu­dur ki Orta Doğuda vukubulan bu son hâdiseler, deruhte ettiğim vazifenin yerinde olduğunu göstermekte ve Güvenlik Konseyi tarafından alınan kararın manâsını attırmaktadır.»

Gazetecilerden biri Genel Sekretere bahis mevzuu ettiği endişeli haberler­den maksadının son Gazze hâdiseleri olup olmadığını sormuş ve M. Ham­marskjoeld bu suale, evet cevabım vermiştir.

8 Nisan 1956

Kudüs:

İsrail kaynaklarından bildirildiğine göre, Birleşmiş Milletler müşahitleri dün gece Mısır komandolarının İsra­illi sivillere hücum ettikleri Aşk el on bölgesine bu sabah erkenden gitmişler ve tahkikata başlamışlardır.

Kudüs:

Birleşmiş Milletler kurulu Filistin Mütareke Komisyonu Kontrol Heyeti Başkanı General Edison Burns'ün İs­rail Başvekili David Ben Gurıon ile yaptığı konuşmalardan sonra Birleş­miş Milletler kurulu mütareke komis­yonu tarafından yayınlanan resmî teb­liğde ezcümle şöyle denilmektedir: Birleşmiş Milletler kurulu Filistin Mütareke Heyeti Kontrol Komisyonu Başkanı General Burns, bugün, İsra­il Başvekil David Ben Gurion ile gö­rüşerek Gazze bölgesinde bir diğer noktalarda sulh ve ve sükûnun ne gi­bi şartlar dahilinde sağlanabileceği konusunu   müzakere etmiştir.»

İsrail çevrelerinde belirtildiğine göre, bu mülakat sırasında İsrail Dışişleri Vekili Moşe Şaret de hazır bulunmuş­tur.

Roma:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold, Filistin Mütareke Komisyonu Başkanı General Burns'­ün şimdiki durumda Kudüs'ten ayrıl­maması gerektiğine karar vererek Ge­neralden Roma'ya gelmemesini iste­miştir.Dag Hammsrskjold'e yakın çevreler, bu kararın   General Burns'ün   Roma

görüşmeleı ;ne iştirak ettirmek isten­mediği mânasına alınmaması gerek­tiğini söylemişlerdir.

9   Nisan 1956

 Roma:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hammork^jold bugün İtalyan Cum-hurreisi Gronchi ile yarım saat süren bir görüşme yapmıştır. Bunu mütea­kip GeiısI Sekreter Başvekâlete gide­rek. Başvekil Segni'i ziyaret etmiştir. Öğleyin Dışişleri Vekili Goetano Mar-tino'nun Genel Sekreter şerefine ver­diği ziyafette Başvekil Yardımcısı ve Sosyali?t-Demokrat Parti Lideri Gu-isoppe Saraqat da hazır bul urunu ştur.

~ Koma:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold bugün uçakla Ko­ma'd an Beyrut'a hareket etmiştir. Hava meydanında gazetecilerin İsrarı üzerine Hammarskjold şu beyanatta bulunmuştur; »Orta Doğuda ifa ede­ceğim vazife hakkında her hangi bir-Şey soyliyecek durumda olmadığımı takdir edersiniz. Bununla beraber, Roma d a mesai arkadaşlarımla yaptı­ğım görüşmelerin çok memnunluk ve­rici olduğunu, söyleyebilirim».

10 Nisan 1956

 Birleşmiş Milletler   (New-York):

Mısır'ın Birleşmiş Milletler nezdiodeki daimî murahhası Ömer Lütfi dün Gü­venlik Konseyi Başkanına bir mektup göndermiştir. Mısır Murahhası bu mektubunda, Birleşmiş Milletler Ge­nel Sekreterinin Orta Doğuda memur edildiği vazifeyi ifaya hazırlandığı bir sırada, İsraili, kadın ve çocuklar da dahil sivil halkı öldürmekle itham etmekte ve şöyle demektedir:

»Güvenlik Konseyinde barışçı niyetle­rini ifade etmiş olan israil, Genel Sekreterin seyahati münasebetiyle şimdiye kadar görülmemiş derecede feci bir tecavüze  girişmiştir.

Mısır Murahhası Konseyin toplantıya çağrılmasını istememiş ancak Mısır heyetinin bu işi takip hususunda hakkının mahfuz bulunduğunu bildirmiş­tir.

Mısır Murahhası mektubunda, İsraili Mısır-İsrail mütareke anlaşmasının hükümlerini devamlı surette ihlâl et­mekle suçlandırmakta ve hududun her iki tarafında kıtaların beşer yüz metre geri alınması hususunun Mısır tarafından teklif edilmiş olduğunu İs-railin ise bu teklifi reddetmiş bulun­duğunu hatırlatmaktadır.

Nihayet Mısır Murahhası, M. Ham-marskjold'un Orta Doğuya gelişi sıra­sında gittikçe artan İsrail tecavüzle­rine rağmen Arap memleketlerinin Birleşmiş Milletlerle ve onun Genel Sekreteriyle işbirliği yapmak husu­sunda hüsnü niyet gösterdiklerini kaydetmektedir.»

 Birleşmiş Milletler   (NewYork):

İsrail'in Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimî Murahhası M. Ebba Eban dün Güvenlik Konseyi Başkanına gönder­diği bir mektupta Gaz z e'd e kadın ve çocukların ve sivil halkın ölümüne sebep olan hâdiselerin mes'uliyetini Mısır hükümetine yüklemektedir.

İsrail Murahhasına göre. İsrail silâh­lı kuvvetleri Gazze şehrinde evlere ve meskûn mahallere yakın yerlerde yerleştirilmiş bulunan müstahkem mevkilere karşı ateş açmak mecburi­yetinde  kalmışlardır.

M. Eban Güvenlik Konseyi Başkanına gönderdiği bir mektupta Gazze bölge­sinde 5 nisandanberi vukubulan yeni hâdiselerin bir listesini daha vermek­tedir. İsrail Murahhası bütün bu hâ­diselere evvelâ Mısırlıların sebebiyet vermiş olduklarını beyan etmekte ve hâdiselerin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin barışçı bir vazife ile bu bölgeye gelişi sırasında fazlalaşmış bulunmasının gerek Mısır'ın niyetleri gerekse Orta Doğuda bir harbin Ön­lenmesi keyfiyeti bakımından endişe­lere yol açmakta olduğunu ilâve ey­lemektedir.

II Nisan 1956

 Birleşmiş Milletler   (New-York):

Birleşmiş Milletler aylık istatistik bül­teninde neşredilen rakamlara nazaran 1'9S5   senesi dünya petrol   istihsalâtıbakımından rekor bir sene teşkil et­miştir.

Filhakika 1955 senesi zarfında 788 Milyon ton petrol istihsâl edilmiştir. Bu mikdarda bir evvelki seneye na­zaran yüzde 11 buçuk bir fazlalık göstermektedir. İstihsâl artışı geçen senenînkine kıya sen Kuzey Amerika'­dan fasla Orta Doğuya olmuştur.

Aynı istatistik bülteni 1954 senesi petrol istihlâki hakkında da malûmat vermektedir. Neşredilen rakamlara nazaran dünya petrol istihsalâtmin yüzde 56 sı Birleşik Amerika'da yüz­de 24 ü Batı Avrupada ve yüzde 10 u Doğu Avrupa, Sovyetler Birliği ve Çin'de istihlâk edilmiştir.

Birleşmiş Milletler (New-York) :

İsrail'in Birleşmiş Milletler nezdindeki Daimî Murahhası M. Ebba Eban dün-bir gün zarfında ikinci defa olarak -Güvenlik Konseyi Başkanına bir mek­tup göndermiş ve Mısır komandoları­nın İsrail toprakları içindeki faaliyet­lerine  Konseyin dikkatini  çekmiştir

12 Nisan 1956

Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler Kurulundaki Af­rika-As ya Grupu temsilcileri, bugün, toplanarak, Cezair hâdiselerinin teş­kil ettiği milletlerarası tehlike hakkın­da Güvenlik Konseyi Başkanının dik­kat nazarını çekmeğe karar vermiş­lerdir.

Fakat, grup başkana 'bir muhtıra tev­di etmekle iktifa edecek Konseyin toplanmasını   talep 'etmiyecektir.

13 Nisan 1956

Birleşmiş Milletler Kurulu:

Birleşmiş Milletler, Kurulu Güvenlik Konseyi Başkanı Genel Sekreter Dag Hammarskjoeld ile îsrail - Başvekili Ben Gurktu arasında teati edilen mek­tupları bugün, açıklamıştır.

Genel Sekreter birinci mektubunda, Birleşmiş Milletler Kurulu   nezdindeki

İsrail Delegesinin, İsrailin hudud hat­tından bütün devriye kollarını çekece­ğine dair vermiş olduğu teminat karşı­sında, duyduğu memnunluğu belirt­mekte ve ben Gurion dan bunun kuv­veden fiile geçirilip geçirilmediğini sor­maktadır.

Dag Hammarskjoeld, Kahire'den Ben Gurion'a gönderdiği 13 nisan tarihli ikinci mektubunda, israil Başvekilinin kendisine göndermiş olduğu mektubu New-Yorkt'ta yayınlamış olmasından dolayı duyduğu hayreti ifade etmek­tedir. Ben Gurion gönderdiği bu mek­tupta, muhasematın kesilmesi için Mı­sır'ın neler düşündüğünü sormakta idi.

14 Nisan 1956

 Kahire:

Mısır hükümetinin yüksek bir memu­ru, Hammarskjoeld'un Kahire,de yap­tığı temaslarda herhangi bir güçlükle karşı aşılmadığını söylemiştir. Mis ir h şahsiyet   ayrıca   şunları  söylemiştir:

«Bu görüşmelerin müspet netice verip vermiyeceğini şimdiden kestirmek mümkün değildir. Zira bu Hammarsk­joeld'un Tel Aviv'de yapacağı temas­lara  kısmen bağlıdır.

15 Nisan 1956

 Londra :

Sunday Times gazetesi bu sabahki nüshasında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Orta Doğudaki temasla­rından bahsetmiş ve M. Hammarsk­joeld'un Albay ISTasır'la görüşmesin­den sonra İsrail-Arap ihtilâfında baş­lıca şu gayeleri elde etmeğe çalıştığı­nı yazmaktadır:

 Birleşmiş    Milletler     tarafından1949 da tesbit edilmiş olan mütareke
hattının sarih  bir şekilde tahdidi,

 Bu hattın    her iki tarafında 500yardalık   (takriben 450 metrelik     birbölgenin askerlikten tecridi).

 Tarafların evvelden tesbit edile­cek  «muayyen noktalarda»  4000 mev
cutlu  kıtalar bırakabilmesi,

 Hudut bölgesindeki silâhlı kuvvetlerden büyük bir kısmının geri a-lınması,

 Askerlikten    tecrit edilmiş olanbölgelerde ve ehemmiyetli noktalarda
Birleşmiş   Milletler   müşahit   devriye­lerinin bulundurulması,

 Taraflardan her birinin her türlütahrik hareketlerinden ictinab etme­si.

 Washington :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld'ün Orta Şark se­yahatinden şimdiye kadar alman ne­ticeler hakkında, selâhiyetli Amerikan çevrelerinde mutedil bir iyimserlik» müşahede edilmektedir. Washinkton çevreleri H amme rsk j o el d' un şimdiye kadar iyi iş gördüğüne inanmakta ve bundan sonra da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi adına devam ede­ceği çalışmalarından Orta Şark'ta sul­hun temini bakımından iyi neticeler alınacağına   emin  bulunmaktadır.

Amerikan çevreleri, en ziyade, Ham-marskjoeld'ün Orta Şark hükümetler ile yaptığı görüşmelerde ki otorite ve enerjisini takdir etmektedirler. İsra­il'le komşuları arasındaki sınırlarda gerginlisin bir derece azalmış olduğu nazarı itibara alınarak Hammarsk-iioeld'un takındığı bu tavrın ilk seme­relerini vermiş olduğu anlaşılmakta­dır.

16 Nisan 1956

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hammarskjoeld ile İsrail Başvekili Ben Gurîon arasında teati edilen son mektuplar bugün burada açıklanmış­tır. İsrail Başvekili bu mektubunda, Mısırın mütareke hükümlerine riayet edeceği hususunda tamamlayıcı mahi­yette teminat vermesini istediğini bil­dirmektedir. Bundan başka Ben Gu­rîon aynı mektubunda, Mısırın müta­reke hükümlerine riayet edeceği yo­lunda Genel Sekretere verdiği temi­natın bu memleketin artık kendini İs­rail ile harp halinde telâkki etmedi­ğini mi ifade ettiğini sormakta ve Mısır delegesinin Güvenlik Konseyinde bunun aksini ileri sürdüğünü ha­tırlatmaktadır.

. Beyrut:

Haber alındığına göre, Birleşmiş Mil­letler Genel Sekreteri Dag Hammarsk-jold, bugün Lübnan Dışişleri Vekili Lahut ile 70 dakika süren bir görüş­mede  bulunmuştur.

Yapılan bu uzun görüşme esnasında Lübnan Dışişleri Vekili, mütareke an­laşmasının ihlâl edilmemesi için Lüb­nan'ın elinden geleni esirgemiyeceği-nî Hammarskjoeld'da söylemiştir.

Lübnan devlet adamı, memleketinin sırf barış gayesini guddüğünü ve her­hangi bir tedbir alıyorsa bunun sade­ce kendi savunması ile ilgili olduğunu bey arı etmiştir.

..Kimseye ait olmıyan arazi» şeridinin genişletilmesi teklifimi gerek İsrail gerekse Mısır tarafından prensip iti­bariyle kabul edilmiş olduğunu Lüb­nan Dışişleri Vekiline açıklıyan Ham­marskjoeld, Birleşmiş Milletler müta­reke komisyonundaki müşahitlerin sa­yısının arttırılması fikrinin de müspet karşılanmış olduğunu ve bu müşahit­lere daha geniş yetkilerin tanınabile­ceğini beyan etmiştir.

İyi haber alan kaynakların bildirdi­ğine göre, Hammarskjoeld, İsrail ile Mısır arasında varılan anlaşmanın tefarruatı üzerinde çalışmak üzere ya­rın  Tel Aviv'e hareket  edecektir.Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri cuma günü tekrar Beyrut'a dönecek­tir.

Aynı kaynaklar, Hammarskjoeld'ün bir aralık Kahire'yi de ziyaret etme­sinin muhtemel olduğunu da belirt­mişlerdir.

Bu ziyaretlerini müteakip, Hammarsk-joeld  Şam ile Amman'a  gidecektir.

17 Nisan 1956

 Beyrut:

«L'orient.. gazetesi, M. Hammarsk-joeld'ün Lübnan İdarecilerine yaptığı teklifleri neşretmektedir. Gazeteye göre bu teklifler şunlardır:

 Birleşmiş Milletler mü ş ahitler inin
sayısını artırmak ve salâhiyetlerini ge­
nişletmek,

 İsrail ile mütareke hükümlerinin
riayetini sağlayacak mahallî anlaşma­
lar yapmak,

 İsrail ile Lübnan arasında asker­
likten tecrit    edilmiş bir bölge ihdas
etmek ve bu bölgenin kontrolünü mü­
şahitlerden  müteşekkil ekiplere  tevdi
eylemek.

Gazeteye göre Lübnan bu teklifleri kabul etmiş, fakat üçüncü nokta hak­kında ihtirazı bir kayıt ileri sürmüş ve askerlikten tecrit edilecek mevzuu-bahs bölge için teşebbüsün Lübnan'a raci olmasını istemiştir.

Yine gazetenin öğrendiğine göre Mı­sır da kendisine yapılmış olan aynı mahiyetteki teklifleri kabul etmiş fa­kat Lübnan gibi aynı ihtirazî kaydı ileri sürmüştür.

20 Nisan 1956

Beyrut:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld uçakla Kudüsten Beyrut'a gelmiştir. Genel Sekreter, gazetecilere verdiği beyanatta New -York'tan hareket ederken brşlıca ga­yesinin, bilhassa Mı sır-İsrail hudu­dunda ateş kesilmesini temin etmek olduğunu hatırlatarak şimdiye kadar sağladığı neticelerden memnunluk duyduğunu  belirtmiştir.

Tel Aviv:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjocld bugün saat 19.30 da İdda'dan uçakla Beyrut'a hareket etmiştir. Genel Sekreter hareketinden önce hava meydanında gazetecilere verdiği beyanatta şöyle demiştir: »Va­zifem bir köprü inşa etmeye benziyor: Birinci ve ikinci ayağı attık, fakat bir kaç ayak daha inşası lâzımdır. Bu çok nazik bir iştir. Bununla bera­ber doğru ytflda ilerlediğimize kani-yîm.»

Genel Sekretere Birleşmiş Milletler Baş Müşahidi General Burns'de refa­kat   etmektedir,     Lübnan,   Suriye  ve Ürdündeki müzakereleri tamamladık­tan sonra Genel Sekreterin Mısır ve İsraile tekrar dönmesi mümkündür.

Kudüs :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld bugün israil Başvekili ile bir görüşme yapmıştır. Görüşmede, Güvenlik Konseyinin Ge­nel Sekretere verdiği vazifelerde be­lirtilen ve son günlerde ele alınması­na imkân bulunmayan bazı meseleler üzerinde durulmuştur. Ayrıca İsrail ile Ürdün ve Suriye arasındaki müta­reke anlaşmalarının tatbiki meselesi de görüşülmüştür. Böylelikle, Ham-marskjoeld'un görüşmeleri son aylar­da kanlı hâdiselerin cereyan ettiği Üç sınır üzerine birden yapılmış bulun­maktadır. Lübnan sınırı zaten daima sükûnet içindedir.

21 Nisan 1956

Beyrut:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hanım ar skj oeld bu sabah Lübnan Dışişleri Vekili Selim Lahut ile bir saat süren bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede Birleşmiş Milletler Baş Müşahidi General Eurns de hazır bu­lunmuştur. Genel Sekreter Vekâletten ayrılırken basma herhangi bir beya­natta bulunmamıştır.

Lübnan Dışişleri Vekili öğleyin Genel Sekreter şerefine bir ziyafet vermiş­tir.

Birleşmiş  Milletler:

Birleşmiş Milletler ekonomik ve sos­yal konseyi, «milletlerarası demokra­tik kadınlar federasyonu» na, konsey­de temsil edilme statüsünü vermeyi reddetmiştir. Bilindiği gibi konsey bu statüyü iki sene evvel geri almıştır. Federasyonun, konseyde temsil edilme hakkının geri verilmesi yolundaki bu talebi Sovyet temsilcisi tarafından desteklenmiştir. Amerika temsilcisi ise bunu tenkit ederek, federasyonun Birleşmiş Milletlerin Kore'deki hedef­lerine karşı kampanya açtığım söyle-mıgtir.

Ekonomik  ve  sosyal  konsey,  bundan başka, Greguar takviminin değiştiril­mesi talebinin incelenmesini de müd-detsiz olarak talik etmiştir. Zira bu teklif ekonomik ve sosyal konsey üye­lerinin ekseriyeti tarafından destek­lenmiştir.

22 Nisan 1956

Washington :

Birleşmiş Milletler kurulu anayasası-rikan görüşünü belirtmek üzere 195ü yılı Temmuz ayında teşkil edilmiş ci­lan bir ayan tâli komitesi uzun çalış­malardan sonra hazırladığı raporuna yayınlamıştır.

Tâli komite bu raporunda, veto hak­kının kaldırılmasının yerinde olacağını belirtmektedir.

25 Nisan 1956

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Milletlerarası bir atom ajansı statüsü-tasarısı, bugün Birleşmiş Milletlerdeki Birleşik Amerika heyeti başkan veki­li James J. Wadsworth tarafından açıklanmıştir. Kurulması tasarlanan bu atom ajansı atom ham maddesinin çı­karılması, tevzii ve iktisaden kalkın­mamış memlekete at om'd an sulh yo­lunda nasıl istifade edileceğinin öğre­tilmesi hedefini gütmektedir.

Atom ajansı statüsü tasarısı, bu işle vazifelendirilen 12 memleket mütehas­sısları- tarafından hazırlanmıştır.

Birleşik Amerika, Sovyetler Birliği, Avustralya, Belçika, Brezilya, İngilte­re, Kanada, Çekoslovakya, Fransa, Hindistan, Portekiz, Güney Afrika.

Hazırlanan statü tasarısına göre, Bir­leşmiş Milletlere aza olan veya Bir­leşmiş Milletlere bağlı bazı teşekkül­lerin katılan 84 memleket, atom ajan­sına üye olabilecektir. Bunların dışın­da kalan memleketler de, ajansın İda­re heyeti teklif ettiği takdirde aza ola­bileceklerdir. Birleşik Amerika heyeti başkan yardımcısı 'Wadawordh, komü­nist Çin'in atom ajansına aza olması­na ihtimal vermediğini  söylemiştir.

Hazırlanan  statü  tasarısı,   84   memlekete gönderilmiş bulunmaktadır. 24 Eylül'de burada toplanacak bir kon­feransta statü görüşülecek ve son şek­lini alacaktır. Konferansın Ekim ayı sonlarına kadar çalışmalarına devam etmesi beklenmektedir.

Statüde halledilmesi en güç meseleler­den biri, idare heyetinin teşkili ola­caktır, statü tasarısında atom ajansı idare heyetinin 23 memleket delegele­rinden teşekkül etmesi teklif olunmak tadır. Atom tekniğinde ileri olan beş memleket idare heyetine dahil ola­caktır. Bu beş memleketin Birleşik Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa, Kanada olması hususunda mutabakata varılmıştır. Azalan seçme hususunda her sene tertip olunacak konferansta, atom tekniği sahasında başka bir meni leketin bu memleketten birinden da­ha ileri gittiği hususunda bir karar vsrilirse, teknik sahada ileri gelen memleket geriliyen memleketin yerini elaca.Statüye göre, yeryüzü sekiz bölgeye ayrılmıştır. Bu sekiz bölgeden birer memleket de idare heyetine dahi o-lacaktır. Bu sekiz bölge şöyle- ayrıl­maktadır: Kuzey Amerika, Lâtin A-merika, Bayı Avrupa, Doğu Avrupa, Afrika ve Ortadoğu, Güney Asya Gü­ney Doğu Asya ve Büyük Okyanus Uzakdoğu, bu sekiz bölgeden üçü. bi­rinci kategoriye dahil edilmektedir. Geri kalan beş bölgede teknik bakım­dan en ileri olan memleketler seçile­cektir. Bu memleketlerin Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Avustralya, ve Japonya olması hususunda bir an­laşmaya varılmıştır.

Atom cevheri istihsal eden üç idareci ayrıca seçilecektir. Ve bunlardan iki­sinin Belçika, Çekoslovakya, Polonya ve Portekiz arasından seçilmesi ve devre devre bu mevkiin diğer devle­te bırakılması karar altına alınmıştır. İlk devrede muvakkaten Belçika ve Çekoslovakya alınacaktır.

Diğer ajansı idare heyeti üyesi ise, atom bahsinde geri veya atom cev­heri olmayan memleketler arasından seçilecektir.Washington, atom ajansı statüsü tasa­rısını hazırlamakla vazifelendirilen ve

Washington'da çalışmalarını sona er­diren memleketlerden bazılarının yu­karıda izah edilen esasların hepsini tasvip etmediklerini ve bazı madde­lerde söz haklarmı mahfuz tuttukları­nı söylemiştir.

Atom ajansı, hem bir bankacı ve hem de simsar gibi çalışacaktır. İstikbalde kullanılmak üzere atom cevheri stok edecek, aynı zamanda bir memleketin diğer bir memlekete cevher ve di^ maddelerle cihazların ihracını idare edecektir. Bu gaye ile dünyanın muh­telif merkezlerinde;' büyük depolar tesis edilecektir. Atom ajansı idare heyetince, her üye aynı şekilde oya sahip olacaktır. Her sene hazırlanacak bir rapor Birleşmiş Milletlere sunula­caktır. Ayrıca icap ettiği takdirde, gü­venlik, ekonomik ve sosyal, vesayet konseylerine de raporlar gönderilecek tiz.

Birleşmiş Milletler (New - York):

Az gelişmiş memleketlerin iktisadî in­kişafları ve bilhassa bunların sanayi­leşmesi mevzuunu müzakere eden ekonomik ve sosyal konseyinde söz alan Amerikan ve Sovyet murahhas­ları bu hususta fikirlerini beyan et­mişlerdir.

Birleşik Amerika murahhası M. John Baker, iktisaden zayıf bulunan mem­leketlerin sanayileşme yoluna gitme­lerinin sanayileşmiş memleketler iğin bir tehlike teşkil etmeyeceğini zira bi­rincilerin neticede bu ikinciler için en iyi bir müşteri haline gelebilecek­lerini söylemiştir.

Müteakiben konuşan Sovyet murahha sı, Sovyetler Birliğinin Çin, Birman­ya ve Afganistan'a yaptığı iktisadî yardımların siyasî bir karışıklık mu­kabilinde olmadığını beyan etmiş ve Sovyetler birliğinin başka memleket­lerle ve bilhassa Güney Amerika mera leketleriyle ticaretini aynı esaslar da­iresinde geliştirmeğe hazır bulundu­ğunu sözlerine ilâve eylemiştir.

26 Nisan  1956

Birleşmiş Milletler (New - York):
Amerikan Dışişleri Vekâleti tarafından mevcudiyetleri arzu edilmiyen şahıs olarak ilân edilen Nikolai Turkin ve Aleksandr Guryanof Amerika-daki Sovyet heyeti n ezdin d e üçüncü kâtip ve ataşe olarak vazife görmek­tedirler. Turkin ile Guryanof, Birleş­miş Milletler teşkilâtı nezdinde akre-dite olan 25 Sovyet diplomatının ad­larım havi listede 2Û'nci ve 24'ncü gel­mektedir, Dışişleri Vekâletinin bu me­selede Sovyet başdelegesi Büyük El­çi Sobolef'i de itham etmesi sebebiy­le bu mevzuda Moskova'nın bir açık­lama yayınlayacağına muhakkak na-zanyla bakılmaktadır.

Birleşmiş Milletler (New - York):

Birleşmiş Milletler teşkilatındaki Sov­yet heyetinin müşaviri Zamyatin bu­gün tertiplediği bir basra toplantısın­da, Tuapse petrol gemisi müretteba­tından beş Sovyet denizcisinin Rusya-ya dönmeleri hususunda Birleşmiş mi 11 eti er d eki Sovyet heyetine mensup iki delegenin oynadığı role dair Amerikan Dışişleri Vekâleti tarafından ile­ri sürülen iddiaların hiç bir esasa da­yanmadığını bildirmiştir.

Zamyatin,Amerikan muhaceret ma­kamlarının denizcileri, Newyork'tan hareketlerinden önce sorguya çektiği­ni ve bunların kendi arzularıyla mem leketlerine döndüklerim bizzat müşa­hede ettiklerini belirtmiştir. Bu ara­da müşavir, bu beş denizcinin mem­leketlerine dönebilmek için Sovyetle­rin Washington Büyük Elçisi Zarubİnden yardım istediklerini hatırlatmış­tır. Zamyatin sözlerini bitirirken Sovyetlerin cevabî notasının washing-ton'daki Sovyet Büyük Elçisi vasıta-siyle Dışişleri Vekâletine tevdi edile­ceğini haber vermiştir.

Birleşmiş Milletler (New - York):

Birleşmiş Milletler ekonomi ve sosyal konseyi Tunus'un Unesco'ya alınması­nı tavsiye etmiştir.

Bu kararın, katileşmesi için, önümüz­deki devre toplantısını yeni Delhi'de yapacak olan Unesco konferansı tara­fından tasdik edilmesi lâzım gelmek­tedir.

image025.gifimage026.gifimage027.gif29 Nisan 1956

Kahire :

Yetkili kaynakların haber verdiğine göre, Birleşmiş Milletler Genel Sek­reteri Dag Hamrnarskjoeld, Mısır ve İsrail ordu birliklerinin sınır hattın­da 500 metre geri çekilmeleri husu­sunda Mısır hükümeti ile mutabakata varmıştır.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile Mısır Dışişleri "Vekili Mahmut Fevzi, ateş - kes anlaşması metnine son şek-Ji vermek üzere bugün buluşmuşlar­dı?.

Hammarskjoeld'un bu gece Başvekil Nasır  ile  görüşmesi beklenmektedir.

Kahire'de bu suretle temaslarını ik­mal edecek olan Hammarskjoeld, ya­rın sabah uçakla İsrail'e gidecektir.

Birleşmiş Milletler (New - York):

Birleşmiş Milletlerin 1955 yılı için hazırladığı nüfus istatistikleri yıllı­ğında bildirildiğine göre, dünya nüfu­su 1954 yılında 2 milyar 652 milyonu bulmuştu. Bu nüfusun 1 milyar 451 milyonu, yani %55'i, Asyada (Sov­yetler Birliği hariç) yaşamaktadır. 404 milyonu Avrupa'da, 357 milyonu Amerika'da, 224 milyonu Sovyetler Birliğinde, 210 milyonu Afrika'da, 14 milyon 400 bini de Okyanusya'da bu­lunmaktadır.

Dünyanın en kalabalık memleketleri 583 milyon nüfus İle Çin, 377 milyon ile Hindistan, 214 milyon ile Sovyetler Birliği, 162 milyon ile Birleşik Ame­rika, 88 milyon ile Japonya, 81 mil­yon ile Endonezya, 80 milyon ile de P akis tandır.

1950 ile 1:054 yılları arasında Asya'­nın nüfusu yılda 21 milyon artmıştır.' Bu artış Lâtin Amerika'da 4 milyon, Kuzey Amerika, Afrika, Avrupa ve Sovyetler Birliğinde de 3'er milyon, Okyanusyada 325 bindir.

Nüfusu en fazla süratle artan memle­ketlerin başında Venezuela (%,3) Panama (%2.9), Seylan (%2,8), Meksi­ka (%2,7) gelmektedir. Nüfusu en a-ğır artan memleketlerde îslanda (%,4), İspanya ve Pakistan (%,8), Polonya ve Portekizdir. %0,9).

Nüfusunun büyük kısrnı şehirlerde yaşıyan memleketler ise İzlanda ile İngiltere'dir. Bu iki memlekette nü­fusun %70'i şehirlerde toplanmıştır. Bu nisbet Fransa'da % 56, Amerika Birleşik devletlerinde  % 64'dür.

Dünyanın en büyük şehirlerinin ba­şında New - York (12 milyon 300 bin nüfus), Londra (8 milyon 300), Şang­hay (6 milyon 200 bin), Paris (4 mil­yon 800 bin),  gelmektedir.

Amerika ve Avrupa şehirlerinde ka­dınların   sayısı   erkeklerden  fazladır.

Belçika ve Fransa'da okuma  yazma b ilmiyeni er in nisbeti % 3, Portekiz Ginesİnde % 99, Hindistan'da ise %82 dir.

Ortalama hayat uzunluğu Hindistan'da 32, Birleşik Amerika'da 71 dir. Ölüm nisbetinin. en az olduğu memleketler ise Orta Avrupa memleketleridir. Bü­tün dünyada umumiyetle kadınlar er­keklerden daha .Jfcızla yaşamaktadır­lar.

Evlenme sayısı endüstri memleketle­rinde yeter derecede gelişmemiş mem leketlere nazaran daha fazladır. Yal­nız Arap memleketleri bunun dışın­da kalmaktadır. 1950 ile 1954 yılları arasında evlenme sayısının her bin kişide en fazla olduğu memleketler Birleşik Amerika, Kanada ve umumi­yetle Avrupa memleketleridir. Yalnız İrlanda bunun dışında kalmaktadır. En az evlenme sayısı bu memlekette tesbit edilmiştir.

Dikkati çeken bir başka nokta da ev­lenmelerin en az olduğu memleketler­de doğum nisbetinin yüksek oluşudur. Bu durum, çok gocuk yetiştirme ka­biliyeti yanında gayrî meşru çocuk­ların da fazla oluşu ile izah edilmekte­dir. 1950-1954 yıllan arasında en faz­la doğum Lâtin Amerika memleketle­ri ile Hindistan'da, en az da Orta ve Kuzey Avrupa memleketlerinde tes­bit edilmiştir.

3 Nisan 1956

Tahran:

İran'ın Bağdad Paktına girmesine kargı üçüncü     protestoyu teşkil eden

6   şubat tarihli  Sovyet notasına Tah­ran hükümetinin verdiği cevap bugün
Dışişleri   Vekili   Ali Ardalan  tarafın­dan Sovyet Büyükelçisi Anatoli Lav-
rentief'e tevdi edilmiştir.

Notanın metni yarın yayınlanacaktır. Fakat, Sovyetlerin son notasında da­ha önceki ithamların tekrarından baş­ka bir şey bulunmadığından iran'ın cevabının da yeni bir husus ihtiva etmiyeceği  anlaşılmaktadır.

1 Nisan 1956

Tahran:

Bağdad Paktına üye bulunan Türki­ye, İngiltere, Irak, Pakistan ve İran, 16 nisan'da Tahran'da toplanacak o-lan konseyin, komünist faaliyetiyle mücadele etmek için müşterek tedbir­lerin ve Orta Doğu bölgesinde güven­liği arttırmıya matuf kararların alın­masını tavsiye etmiştir.

Bağdad Paktı komitelerinin bugün Tahran'da yayınladıkları tebliğde zikredilen bu tavsiyelerde, komünizm ile yapılacak mücadelenin, pakta da­hil memleketlerde sağlam bir ekonomi ve yüksek yasama şartlarının sağlan­masını hedef tutan pakt m esas gaye­lerinden birine erişilmesine büyük ölçüde yardım edeceği belirtilmekte­dir.

7   Nisan 1956

Tahran:

İran Dışişleri V&kili Ali Ardalan bu­gün Bahreyn adası meselesi hakkın­da  su beyanatta  bulunmuştur:

«Bahreyn adası meselesinin, Bağdad Paktının düşmanları tarafından, bu pakt aleyhinde bir propagandaya ve­sile yapılmasını katiyetle istemiyoruz. İngiliz Dışişleri Vekilinin Tahran'ı zi­yareti sırasında İran'ın bu mesele hak­kındaki görüşünü kendisine izah et­tim.

Bunu müteakip Dışişleri Vekili, «İra­nın Bahreyn üzerindeki haklarının, uzun bir tarihçesini yapmış ve İngil­tere Dışişleri vekâleti sözcüsünün perşembe günü «Bahreyn 'in bağım s iz bir prenslik olduğunun beyan etmek suretiyle bu mevzudaki münakaşala­rın tekrar başlamasına sebebiyet ver­diğini belirtmiştir.

İran Dışişleri Vekili sözlerine devam­la omllî toprakların ayrılmaz bir par­çası olan Bahreyn üzerinde İran'ın hükümranlık hakkını» tekrar teyit et­miş ve bu adada halen hukukî dur;i-ma uymayan fiilî bir durum mevcut olduğunu ileri sürmüştür. Vekil, son. zamanlarda odada vukua ^elen karı­şıklıkların halkın İran tarafları hissi­yatının belirtisi olduğunu hatır­lattıktan sonra .şunları ilâve etmiştir: «Bahreyn'de her nereden gelirse gel­sin, bütün yabancı müdahalelerini protestoya devam  edeceğiz.»

10 Nisan 1956

 Tahran:

Bağdad Paktı İktisadî Konseyi, bu­gün, Tahran'da çalışmalarına başla­mıştır. İlk olarak söz alan Pakistan delegesi dost memleketlerin, paktın iktisaden zaif olan azalarına yardım etmeleri gerektiği hususu üzerinde durmuş ve her şey den önce, komüniz­min teşkil ettiği tehlike karşısında müttehit bulunulmasını belirtmiştir.

Tahran:

Bağdad Paktı konseyi iktisadî komi­tesinin Tahran'da yaptığı bugünkü toplantısında, İngiltere Maliye Vekâr leti Müsteşarı Sir Edward Böyle, Bağdad Paktı memleketlerinin fay­dalanacağı yardımlar dışında pakt memleketlerine 250.000 sterlinlik tek­nik yardımda hulunmrya hazır oldu­ğunu beyan etmiştir.

11 Nisa» 1956

Tahran:

Bağdad Paktı iktisadî komitesi bugün öğleden sonra çalışmalarını bitirmiş­tir.

Komite pakta dahil memleketlerin ik­tisadî konuları ile ilgili meseleleri müzakere etmek üzere müteaddid mü­tehassıslar hey&ti teşkiline karar ver­miştir.

Nitekim kurulacak olan bu heyetler­den biri yakında Ankara'da toplana­cak Dicle ve Fırat nehirleri suların­dan İran ve Irak'ın faydalanma çare­lerini  arayacaktır.

Bundan başka, teşkil edilecek olan bir İran-Pakistan müşterek eksper heyeti de, ;'İran'in doğusundaki ma­denlerin ve ormanların işletilmesi hu­susunu planlamağa çalışacaktır.

Diğer taraftan, toplantı nihayetinde yayınlanan tebliğde, îngilterenin yar­dımı ile bir atom araştırma ve mü­tehassıs yetiştirme merkezi kurulaca­ğı, açıklanmaktadır, Bunun 1957 ocak ayında E ağda d'da küşad edileceği bil­dirilmektedir

Sağlık konusunu inceliyen komite-uyuşturucu maddelerle mücadele sa­hasında sıkı işbirliğinde bulunulması­nı kararlaştırmış ve hac mevsiminde hacıların sağlık durumlarının kontrol altına alınmasını derpiş etmiştir.

iktisadî komitenin gelecek toplantısı­nın 1957 ocak ayında Karsşi'de yapıl­ması kararlaştırılmıştır.

12 Nisan 1956

 New - York:

Önümüzdeki  pazartesi   günü  başlayacak olan Tahran Konferansına müşa­hit sıfatiyle katılması takarrür eden Amerikan Hariciye Vekil Muavinle­rinden M. Loy Henderson Tahran'a gitmek üzere dün öğleden sonra u-çakla Londra'ya müteveccihen hare­ket etmiştir.

Konferans müzakerelerine kendisinin de iştirak edip etmeyeceğini soran gazetecilere Amerikan diplomatı şu cevabı vermiştir:

Bağdad Paktı âzasından olmamakla beraber bu paktı desteklemekteyiz ve müzakerelere, pakt âzası memleketle­rin   arzu  ettikleri  nisbette  iştirak  

 Bağdadi

Kah ire'd en dün akşam avdet eden Irak Hariciye Vekili Burhaneddin Ba-şayan verdiği beyanatta ezcümle şöy­le demiştir: «Irak'ın Fransa ile iktisa­dî, siyasî ve kültürel sahalarda müş­terek menfaatleri vardır. Buna rağ­men Fransa'yı boykot etmeğe karar verdik»

Arab Birliğinin Kahire'deki son top­lantılarına iştirak etmiş olan Irak Ha­riciye Vekili bu toplantıda ittihaz edi­len kararların yorumunu yaparken Fransa'nın boykot edilmesi hakkında­ki Suriye teklifinin Cezayir meselesi d ol ay isiyle Irak tarafından kabul edilnıiş  olduğuna  İşaret  etmiştir.

İrak Vekili Suriye teklifinin, Arab Birliğinin bîr teknik komitesi tara-ümdan tetkik edileceğini bildirmiş ve İrak'ın bu hususta iki istek ileri sür­düğünü bildirmiştir. Bunlardan bi­rincisi komite tarafından hazırlanacak raporun Arab Birliği Konseyinin şim­diki toplantıları sona ermeden konse­ye tevdi edilmesi diğeri de Fransa'nın boykot edilmesi hakkındaki kararın, ahval ve şerait bunu icab ettirdiği takdirde hattâ bu raporun hazırlan­masından evvel tatbikine geçilebilme-sîdir.

Mısır ile İrak arasındaki münasebet­lere gelince Irak Hariciye Vekili bu münasebetlerde ehemmiyetli bir dü­zelme olduğunu söylemiş ve şöyle de­miştir:

image028.gifTahran:

Bağdad Paktı konseyi iktisadî komi­tesinin Tahran'da yaptığı bugünkü toplantısında, İngiltere Maliye Vekâr leti Müsteşarı Sir Bdward Böyle, Bağdad Paktı memleketlerinin fay­dalanacağı yardımlar dışında pakt memleketlerine 250.000 sterlinlik tek­nik yardımda bulunnuya hazır oldu­ğunu beyan etmiştir.

IX Nisan 1956

Tahran:

Bağdad Paktı iktisadi komitesi bugün Öğleden sonra çalışmalarını bitirmiş­tir.

Komite pakta dahil memleketlerin ik­tisadî konuları ile ilgili meseleleri müzakere etmek üzere müteaddid mü­tehassıslar heyeti teşkiline karar ver­mişti).'.

Nitekim kurulacak olan bu heyetler­den, biri yakında Ankara'da toplana­cak Dicle ve Fırat nehirleri suların­dan İran ve Irak'ın faydalanma çare­lerini  arayacaktır.

Bundan başka, teşkil edilecek olan bir Îran-Pakistan müşterek eksper heyeti de, [İran'ın doğusundaki ma­denlerin ve ormanların işletilmesi hu­susunu planlamağa çalışacaktır.

Diğer taraftan, toplantı nihayetinde yayınlanan tebliğde, İngilterenin yar­dımı ile bir atom araştırma ve mü­tehassıs yetiştirme merkezi kurulaca­ğı açıklanmaktadır. Bunun 1957 ocak ayında Bağdad'da küşad edileceği bil­dirilmektedir.

Sağlık konusunu ineeliyen komite, uyuşturucu maddelerle mücadele sa­hasında sıkı işbirliğinde bulunulması­nı kararlaştırmış ve hac mevsiminde hacıların sağlık durumlarının kontrol altına alınmasını derpiş etmiştir.

İktisadî komitenin gelecek toplantısı­nın 1957 ocak aymda Karaşi'de yapıl­ması kararlaştırılmıştır.

12 Nisan 195K

  New  -  York:

Önümüzdeki  pazartesi   günü  başlayacak olan Tahran Konferansına müşa­hit sıfatiyle katılması takarrür eden Amerikan Hariciye Vekil Muavinle­rinden M. Loy Henderson Tahran'a gitmek üzere dün öğleden sonra u-çakla Londra'ya müteveccihen hare­ket etmiştir.

Konferans müzakerelerine kendisinin de iştirak edip etmeyeceğini soran gazetecilere Amerikan diplomatı gu cevabı vermiştir: 

Paktı âzasından olmamakla beraber bu paktı desteklemekteyiz ve müzakerelere, pakt âzası memleketle­rin arzu ettikleri nisbette iştirak edeceği.

 Bağdad

Kahire'den dün akşam avdet eden Irak Hariciye Vekili Burhaneddin Ba-şayan verdiği beyanatta ezcümle şöy­le demiştir: «Irak'ın Fransa ile iktisa­dî, siyasî ve kültürel sahalarda müş­terek menfaatleri vardır. Buna rağ­men Fransa'yı boykot etmeğe karar verdik»

Arab Birliğinin Kahire'deki son top­lantılarına iştirak etmi§ olan Irak Ha­riciye Vekili bu toplantıda ittihaz edi­len kararların yorumunu yaparken Fransa'nın boykot edilmesi hakkında­ki Suriye teklifinin Cezayir meselesi dolayısiyle Irak tarafından kabul e-dihniş olduğuna işaret etmiştir.

İrak Vekili Suriye teklifinin, Arab Birliğinin bir teknik komitesi tara­fından tetkik edileceğini bildirmiş ve Irak'ın bu hususta iki istek ileri sür­düğünü bildirmiştir. Bunlardan bi­rincisi komite tarafından hazırlanacak raporun Arab Birliği Konseyinin şim­diki toplantıları sona ermeden konse­ye tevdi edilmesi diğeri de Fransa'nın baykot edilmesi hakkındaki . kararın, ahval ve şerait bunu icab ettirdiği takdirde hattâ bu raporun hazırlan­masından evvel tatbikine geçilebilme­si dir,

Mısır ile İrak arasındaki münasebet­lere gelince Irak Hariciye Vekili bu münasebetlerde ehemmiyetli bir dü­zelme olduğunu söylemiş ve şöyle de­miştir:

 Tahran :

Malûm, muhtelif sebep ve âmiller yüzünden Ortadoğunım ve bütün dünyanın endişeli alâkası üzerinde toplandığı bir zamanda bu kere Tah­randa yapılmakta olan Bağdad Paktı konseyi içtimai, tek yapıcı ve nıüsbet faaliyet mahiyetiyle tebarüz etmekte ve bu 'bakımdan (bu toplantının böl­ge sınırlarını ziyadesiyle aşan büyük ehemmiyeti, burada istisnasız herkes­çe takdir olunmaktadır.

Yeni sebeplerdir ki, beş âkid devlet murahhas heyetiyle resmî Amerikan müşahitlerinin' toplandığı İran hü­kümet merkezinde, diplomatik faali­yetlerin esas gayesini içtimaî bölge sulhunun ve emniyetini ve âkid dev­letler arasında çek cepheli barışse­ver birliğini takviye edecek kararlar­la neticelenmesi teşkil eylemekte ve hu yolda azamî gayret sarfedilmek-tedir.

Bu gayretlerin tam bir muvaffakiyet­le tetevvüç edeceğinden ve Bağdad Paktının Tahran toplantısından çok daha kuvvetlenmiş ve herkes ve aynı zamanda dünya ve bölge sulhu için çok daha cazip ve müşahhas bir veç­he almış olarak çıkacağından daim şimdiden hiç şüphe edilmemektedir. Umumi dünya ve^ Ortadoğu kon]ak­törü dışında, 'beş âkid devlet arasın­da tam bir fikir ve ideal birliğinin mevcut bulunması, toplantının Hü­kümet Reisleri seviyesinde cereyan etmesi ve nihayet bu seferki toplantı­lara Birleşik Amerikanın toaşmüşahit sıfatiyle Washington'dan Hariciye Vekil Muavinini bilhassa vazifelen­dirmiş olması bunun için kâfi delil telâkki olunmaktadır.

Ortadoğunun sulh ve selâmeti için kıyme-t ve ehemmiyeti gittikçe fasla-laşan ve anlaşılmakta olan Bağdad Paktı konseyinin, bu seferki içtimai arifesinde Tahranda milletlerarası siyasî ve diplomatik mahfil ler d eki umumî intiba ve kanaat işte yukarda hülâsa edildiği gibidir. Ve bu derece musibet ve ümit vericidir.

Ayrıca bu sulh işbirliği teşekkülünün vücut bulmasında ve durmadan ge­lişmesinde     Türkiyenin    oynadığı ve muvaffakiyetle oynamakta devam et­tiği rol üzerinde de bütün siyasi ve diplomatik mahfillerde tam bir İtti­fak mevcut bulunmaktadır.

 Tahran :

Bağdad Paktı konseyinin siyasî ve askeri komitelerinin toplantılar iyi e Başvekil ve Vekiller mertebesindeki yüksek toplantısı yarın öğleden sonra bağlıyacaktır. İktisadi komitesinin toplantıları ise daha evvel toplanıp dün bitmiş ve bu komite neşrettiği resmî tebliğ dışında yüksek kademe­deki içtimaa sunulacak elan raporu­nu hazırlamıştır. Yüksek konseyce tasvibi beklerken raporda öğrenildi­ğine göre, çok müsbet ve müşahhas kararlar vardır, bu kararlar âkit dev­letlerin aralarındaki iktisadî ve kül­türel işbirliğine en az siyasî ve aske­rî işbirliği kadar ehemmiyet atfet­mek hususundaki müşterek azimleri­ni en toüyük sarahatle g&sterm ektedir. İktisadî komitenin ittifakla aldığı b-u kararlara göre âkidler arasında tica­ret mübadelesini fazlalaştırmak için gerekli bütün pratik tedbirlerin der­hal alınması yoluna girilecektir. Bu­nun için ticaret komitesine daimî bir mahiyet verilmiş bulunmaktadır. Zi­raat sahası ile hudutlararası, sıhhî işbirliği sahasında da pratik çalışma­lara derhal başlanacaktır. Müşterek projeler sahasında ilk iş olarak Tür­kiye İle Irak ve İran arasında Dicle ve Fırat sularının müşterek istimali mevzuu ele alınacak, bunun için tem­muzda bir teknisyenler konferansı a kd olu nacaktır. Ayrıca yine teknis­yenler arasında temmuzda Ankarada hayvan hastalıkları, kasımda yine Ankarada çekirge, süne vesaire için ziraî mücadele toplantıları yapıla­caktır. İngiltere teknik asistan ola­rak pakt emrine 250 toin sterlinglik bir fon vermiştir.

28 mayısta İngilterede Harwell'de her memleketten doktor ve ziraatçı iki mütehassısın iştirakiyle atom san­trali kursları başlıyacak, ibu kursları daiıa sonra Bağdaddaki merkezde tâli izotop vesaire kursları takip ede­cektir.

Ticaret tâli komitesinin kasımda Bağdadda bir içtimai olacak, nihayet sekreterlik daimî beynelmilel bir te­şekkül haline konacaktır.

Bunlardan başka profesör ve talebe mübadelesi işini müsbet şekilde ele almak üzere haziran ortalarına doğ­ru İstanibulda da ayrı bir toplantı ya­pılacaktır.

 Talıran :

Bugün bütün gün Bağdad Paktı kon­seyinin Tahran toplantısı arifesinde, İran hükümet merkezinde muhtelif murahhas heyetleri arasında çok ge­niş temaslar yapılmış ve büyük dip­lomatik faaliyet vukua gelmiştir. Bu arada Başvekil Adnan Menderes'i Büyükelçiliğimizde İngiliz başmurah haei ve Millî Müdafaa Vekili Sir Wal-ter Monckton ile Birleşik Amerika başmüsahidi Hariciye Vekil Muavini Loy Henderson ile Pakistan Başvekili Muhammed Ali ziyaret etmişlerdir. Başvekil Adnan Menderes de İran Başvekili Hüseyin Âlâ ile makamın­da görüşmüş olup yarın Irak Başve­kili Nuri Salt Paşa ile temaslarda bu­lunacaktır.

Bütün !bu muhtelif görüşmelerde umumî dünya konjonktürü ile Orta Doğu durumu ve Bağdad Paktı kon­seyinin yarın başlayacak içtima dev­resinde müzakere mevzuu edilecek meseleler Üzerinde samimî ve yapıcı fikir teatisinde bulunulmuştur.

Bugünkü iptidaî kulis faaliyetinin müstakbel verimliliği bakımından çok yapıcı bir mahiyet arzettiğinde ittifak vardır. Yine bugün Tahran-daki diplomatik ve siyasî mahfill-er-deki umumî kanaat Bağdad Paktının takviyesi hususundaki gayretlerde, Türk murahhas heyetinin önderlik edeceği ve bütün bu sulhsever azimli gayretler sonunda paktın Taüran toplantısından kuvvetlenmiş olarak çıkacağı merkezindedir.

Diğer taraftan yarın öğleden evvel murahhas heyet reisleri Şehlnşah tarafından kabul olunacak, merhum Rıza Şah Kebirin mezarına çelenkler konulacak ve konseyin'ilk toplantısı da Hariciye Vekâleti sarayında öğle­den sonra saat 15 de açılacaktır.

16 Nisan 1956

 Tahran :

Bağdad Paktı konseyi, Başvekil Ad­nan Menderes'in açılış celsesindeki nutkunda' tasrih ettiği gibi Orta Do­ğuyu kargaşalıktan istikrara kavuş­turacak ve nereden gelirse gelsin te­cavüze karşı koyacak yegâne^ ümit kaynağı halinde, bugün saat 15.30 da Tahran Hariciye Vekâleti sarayının muhteşem salonlarında ikinci içtima devresi toplantılarına açılmış ve da­ha şimdiden müabet ve semereli ola­cağından şüphe edilmeyen çalışma­larına başlamıştır.

Açılış celsesinde pakt âzası İran, Irak, Pakistan, Türkiye ve İngiltere ile müşahit Birleşik Amerika bayrakları­nın yanyana kardeşçe dalgalandığı Hariciye Vekâleti sarayının gazeteci­lere ayrılan salonu, daha saat 14 den itibaren 300 e yatan yerli ve yabancı muhabirle dolmuştu. Bunlar arasında büyük dünya ajanslarıyle büyük ga­zetelerin sureti hususiyede gönderdi­ği tanınmış gazeteciler de vardı. De­legeler saat 14.30 dan itibaren gelme­ye başladılar. Bu esnada umumî kâ­tiplik memurları da son hazırlıkları tamamlamaktaydılar.

Gerek âza devletler gerekse müşalıit Amerika Tahran toplantısına çok ge­niş ve ehemmiyetli heyetlerle iştirak ediyorlardı. Dört memleket Başvekili, dört memleket Hariciye Vekili, üç memleket Millî Müdafaa Vekili, öir memleket Hariciye Vekil Muavini, dört memleket Genel Kurmay Başka­nı, İki memleket Genel Kurmay Baş­kan muavini, bütün âsa. memleketler Hariciye Umumi Kâtipleri, altı mem­leket yüksek kumandanları, Haricîye, İktisat Vekâletleri yüksek memurla-rıyle birçok Büyükelçiler Bağdad Paktı konseyi içtimai münasebetiyle İran Hariciye sarayı salonlarında toplanmışlardı. Her heyetin 15 âzası vardı.

Büyük salonda onbeş dakika samimi hasbıhalde bulunulduktan sonra kon­sey toplantı salonuna geçildi. Salo­nun ortasında biit>irine eklenmiş üç taraflı mustatil şekilde toir masa vardi. Masanın ortası açıktı. Kısa dılılı şeref tarafında Daimi Konsey Reisi Irak Başvekili Nuri Sait Paşa yer aldı. Etrafında Genel Sekreterlik yüksek memurlariyle Reis Vekili bulunuyor­du. Reisin sağ tarafında sırayla İran, Irak ve Pakistan heyetleri oturdular. Her heyete üç sıra beşer koltukluk yer ayrılmıştı. Karşı tarafta gene sı­rayla Türkiye, İngiltere ve Birleşik Amerika  heyetleri mevki aldılar.

Tam saat 15.30 da Nuri Sait Faşa Bağdad Paktı konseyinin Tahran top­lantısını açtı.. Bu esnada salona gaze­tecilerle fotoğrafçılar da davet olun­muştu. Sinema makineleriyle fotoğ­raf flaşları durmadan İşliyor, gazete­ciler not almaya hazırlanıyordu.

Irak Başvekili Nuri Sait Paşa küçük bir hitabe ile riyaseti ev sahibi devle­tin Başvekili Hüseyin Âlâ'ya terketti.

Bunu müteakip Hüseyin Âlâ açık nutkunu söyledi. Bu nutku sırayla Irak, Pakistan ve Türkiye Başvekille­rinin, İngiltere başmurahhası Millî Müdafaa Vekili Sir Walter Monckton ve müşahit Amerikan başdelegesi Ha­riciye Vekil Muavini Loy Hender-son'un nutukları takip etti.

Nutukları müteakip gazeteciler içti­ma odasını terkettiler. Konsey de giz­li çalışmalarına başladı. Bugünkü gizli celse yarım saat kadar sürdü.

Öğrenildiğine göre, gazetecilerin içti­ma salonunu terketmeşini müteakip Hüseyin Âlâ, heyetlerin askerî aza­larını ayrı salona giderek paktın as­keri komitesi halinde toplanmaya davet etmiş, daha sonra da sözü, ça­lışmalarını evvelce bitirmiş olan ik­tisadi komite başkanına vermiştir. Başkan konseye raporunu tevdi et­miş, gerek bu rapor üzerinde gerek umumî dünya durumu ile Orta Doğu durumu üzerindeki müzakerelere ya-rm saat 10 da başlanmak üzere celse saat 16.30 da kapanmıştır.

Diğer taraftan Bağdad Paktı konse­yi için Tahrana gelmiş olan heyetle­rin reisleriyle Hariciye Vekilleri, Ge­nel Kurmay Başkanları ve Tahranda-ki Büyükelçileri bugün öğleden evvel Mermer Sarayda Şehinşah taralından kabul edilmiş, bu heyetler daha son­ra merhum büyük Rıza Şahın kabrini ziyaret ederek birer çelenk vazetmiş­lerdir.

17 Nisan 1956

 Tahran :

Bağdad Paktı konseyinin bugün öğle­den evvelki toplantısında teknik' me­selelerin müzakeresi bitirilmiş ve öğ­renildiğine göre her sahada ve her bakımdan pakt teşkilâtını takviye edici müspet kararlara varılmıştır.

Faaliyetlerini da'ha evvel bitirmiş olan iktisadî komite ile yıkıcı faali­yetlerle müşterek mücadele komitesi­nin raporları ve nihayet Genel Sek­reterliğin daimi teşkilât çalışma sa­hasını ve pekt içindeki işbirliğini çok genişleteceğinden şüphe edilmemek­tedir.

Öğleden sonra toplanan muhtelif ko­miteler, konseyin saıbah celsesinde it­tihaz ettiği kararların teferruatı ile meşgul olmuş ve gerekli metinleri hazırlamıştır. Askerî komite de, ayrı clara.k kendi ruznamesinde yazılı me­seleleri müzakere etmiştir. Konseyin yarın öğleden evvel yapacağı umumî ve' bilhassa öğleden sonra aktedeceği mahdut üyeli içtimalara büyük bir ehemmiyet verilmektedir. Filhakika bu toplantılarda dünya durumu ile Orta Doğu. durumu gözden geçirilecek ve siyasî mevzularJa (bu mevzular mu­vacehesinde pakt âkidlerinin müşte­rek görüşü ve ittihaz edecekleri müş­terek hareket tarzı üzerinde durula­caktır. Konseyin dünkü açılış celse-sindeki nutuklar üzerinde mukayeseli tahlillerde bulunan Tahran siyasi müşahitlerinin kanaatleri, Türk. he­yetinin tebellür eden realist ve yapıcı olduğu kadar azimli görüşünün, mü­zakerelerin gidişatı üzerinde esaslı rol oynayacağı merkezindedir.Ta'hrandaki yabancı siyasî müşahit­lerin diğer bir kanaati de, Birleşik Amerika Hariciye Vekil muavininin dünkü nutkundaki «Paktın ümit kay­nağı olduğu Amerikanın, paktı açık­ça tuttuğu ve pakt     azaları ile ayrı

ayrı mevcut askerî ve iktisadî bağla­rında bu pakt dol ay isiyle aldıkları cesur kararları hesaba kattığı ve ni­hayet bu iki taraflı programlara pakt teşkilâtı dolayısiyle ilâveler ya.pmak şıkkını derpiş etmek hususunda Ame­rikan heyetinin hazırlıklı gelmiş bu­lunduğu» hakkındaki sözlere bilhas­sa. Birleşik Amerikanın paktla olan münasenetlerinde, Bağdad toplantısı­na nazaran çok mühim ileri adımlar attığı ve bunların !bu seferki konsey toplantısında musibet ve müşahhas bir şekilde tecellisinin beklen ab ileceği merkezindedir.

18 Nisan 1956

 Tahran :

Bugün Bağdad Paktı konferansında günün hâdisesini Birleşik Amerika­nın paktın ekonomik komitesine tam âza olarak iştirakinin resmen ilânı teşkil etmiştir. Bu hususu bildiren ara tebliğinde kaydedildiği gibi Bir­leşik Amerikanın bu kararı, Amerikan hükümetinin paktın gayelerine karşı derin alâkasının yeni müşatıhas bir misalini vermektedir. Esasen, başlan­gıçtan beri Tahran konferansında protokol hâdiseleri ve sureti umumi-yede müzakereler sanki Birleşik Ame­rika paktın tam âzası imiş gibi ce­reyan etmekteydi. Amerikan heyeti reisinin acüış celsesindeki nutku da ayrıca bu sahada çok ileri adımlar atılacağı vaadini açıkça ihtiva edi­yordu. Tahranda ki siyasî müşaıhitle-rin kanaati Birleşik Amerikanın, bu­gün atmış olduğu resmen ilân edilen adımını daha başkalarının da takip edeceği merkezindedir.

Konseyin bugün öğleden evvel ve sonra akdettiği iki celsede yapılan milletlerarası durumun gözden geçi­rilmesi müzakerelerine gelince öğre­nildiğine giire, .bu müzakereler çok geniş, çok açık samimî ve anlayışlı olarak cereyan etmiştir. Dünyanın umumî durumu, Eoğu Batı münase­betleri, komünizm blokunun yeni si­yaset tabiyeleri üzerinde görüşülmüş, bu umumî dünya konjoktörü içinde Orta Doğu durumu ayrıca tahlil edilmiş ve umumi durumun yanı başın­da halen mevcut muhtelif meseleler üzerinde de fikir teatisinde bulunul­muştur. Müzakerelerin tam 'bir anla­yış zihniyeti içinde cereyan ettiği bil­dirilmektedir. Konseyin öğleden son­raki toplantısı mahdut âzalı cereyan etmiştir.

Diğer taraftan askerî komite toplan­tıları 'bugün de devam etmiştir. Bu komitenin mesaisi yarın bitirilmiş ve raporu yarın konseye tevdi edilmiş olacaktır. Resmî tebliğ projesini ha­zırlamaya memur yüksek komite üe yarın sabah toplanacaktır. Konferan­sın yarın akşam sona ermesi ve çok geniş ve ehemmiyetli olacağı şimdi­den tahmin edilen nihaî resmi tebli­ğin yarın akşam geç vakit ve yahut Öbür sabah neşredilmesi beklenmek­tedir.

20 Nisan 1956

 Tahran :

Bağdat Paktı Konseyinin ikinci top­lantı devresine katılan heyetler Tah­randan     ayrılmaya      'başlamışlardır.

Türkiye Başvekili Adnan Menderes, Hariciye Vekili Prolesor Fuat Köprü­lü ve İngiltere Müdafaa Vekili Sir Walter Monekton, İrak Başvekili Nu­ri Sait ile birlikte, kısa bir müddet kalmak üzere, Bağdada gideceklerdir. Amerikan müşahitler heyetinin baş­kanı ve Hariciye Vekili yardımcısı Loy Henderson bugün Tahrandan ayrıl­mıştır.

İngiltere Müdafaa Vekili Monekton bu sabah tertiplediği bir basm top­lantısında Amerikanın paktı hara­retle desteklediğini hatırlatmış ve hazırlanan müşterek gelişme proje­lerinin ehemmiyetini belirtmiştir. İn-gilterenin Tahran Büyük Elçisi de Bağdat Paktı üyelerinin daha şimdi­den ayrı ayrı büyük gelişme prog­ramlarının tahakkuk ettirmeye1 baş­ladıklarını hatırlatmış ve buna mi­sal olarak gelecek beş yıl içinde İrakm 400 milyon sterling şadedeceği­ni, diğer üye memleketlerin de eko­nomik kalkınmaları için aynı devre zarfında bir milyar sterlinge yakın masraflara girişeceklerini    talimin ettiğini bildirmiştir.

21 Nisan 1956

 New-York :

Bağdat Paktı Vekiller Konseyi top­lantısının çok samimî bir.hava için­de cereyan ettiğini belirten «New-York Times» gazetesi şunları yaz­maktadır:

«Tahranda toplanan konferansın belki en büyük başarısı, mühim ka­rarların samimi fikir teatisi sonunda kolaylıkla alındığını göstermesi ol­muştur. Bu toir karşılıklı «Pazarlık» meydanı değil, sefalet ve cehaleti he­def tutarak, yıkıcı faaliyetlerde bu­lunanların muhtemel tecavüzüne karşı, hür dünyanın bütün kaynak­larından istifadeye aznıedenlerin dü­rüst ve samimî gayretlerini gösteren bir toplantı idi.

«Bu ittifak, askerlikle ilgisi olmıyan bir çok müşterek meselenin de hal­lini hedef tutmaktadır. Bunun için karşılıklı anlayış ve işbirliği esasına dayanması gerekir. Tahran konfe­ransında bu temel atılmıştır.»

22 Nisan 1956

 Bağdat :

İrak Başvekili Nuri Sait Paşa bugün saat 11 de Beyaz Sarayda Başvekil Adnan Menderesi ziyaret etmiştir. Bir müddet sonra da, İngiliz heyeti reisi Müdafaa Nazırı Sir Walter Monckton Beyaz saraya gelmiştir.

Türkiye Hariciye Vekili Profesör Fu­at Köprülü İrak Hariciye Vekili Ba-şayan, Türk heyetinden Hariciye U-mumî Kâtibi Büyük Elçi Muharrem Nuri Birgi ile Türkiye ve İngiltere-nin Bağdat Büyük Elçilerinin iştira­kiyle Beyaz Sarayda bir toplantı ya­pılmıştır.

Başvekil Adnan Menderes öğleden sonra hususi ziyaretlerde bulun­muş, akşam, İrak Başvekili Nuri Sa­it Paşa, Başvekil Menderes şerefine ikametgâhında  bir   ziyafet  vermiştir.

Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprülü ile he-yetimjiz âaaları ve İngiliz Müdafaa Nazırı Monckton başkanlığındaki İn­giliz heyeti yarın sabah İrak hava yolları uçağı ile Bağdattan hareket­le saat 10.45 te Yeşilköy hava mey­danına muvasalat edeceklerdir.

Bağdat Paktı Konseyinin açılış celsesinde Başvekil Adnan Menderes'in nutku:

17 Nisan 1956

 Tahran :

Bağdat Paktı Konseyinin açılış celsesinde Başvekil Adnan Menderes şu nutku söylemiştir:

«Muhterem Başkan, muhterem delegasyonlar azaları,

Söze başlarken ben de daimî konseyimizin bu seferki toplantısının Tahranda yapılmasından duyduğum sevinci ve aziz İranlı müttefik­lerimizden gördüğümüz büyük misafirperverliğin arkadaşım Profesör Köprülü ve diğer arkadaşlarımla bana ilham ettiği derin şükran his­lerini samimiyetle ve hararetle ifade etmek isterim.

Yalnız medeniyet tarihine mal olmuş Şarklı bir mazinin mirası değil, aynı zamanda cennetmekân büyük Riza Şah hazretlerinin ve onun bihakkın hayrülhâlefi Şehinşah hazretlerinin İran milletim kalkın­dırmak ve ona büyük mazisine lâyik bir istikbal temin etmek için ba­şardıkları eserlerden bir çoğunu sinesinde cemeden güzel Tahranı bu vesile ile tanımış olmayı bir mazhariyet telâkki etmekteyim.

Biraz evvel toplantımızın mühim olduğunu söyledim. Filhakika dün­yada ve hassaten Orta Şarkta son derece ehemmiyetli hâdiseler bir­birini takip etmektedir. Dünya siyaseti öyle ciddî ve tehlikeli bir saf­haya girmiştir ki, şu sıralarda ittihaz edeceğimiz tedbirlerle takip ede­ceğimiz hattı hareketin yarınki hâdiseler üzerinde hayatî tesiri ola­cağına şüphe etmemeliyiz. Bu itibarla, bölgemizde sulh ve adalet uğ­runda milletlerin müsavat içinde işbirliği yaparak daima müreffeh bir hayata kavuşabilmelerini temin rnaksadiyle kurduğumuz Bağdat Pak­tının selâhiyetli organı olarak vaziyeti etrafiyle incelemek ve isabetli teşhislere vardıktan sonra müşterek bir hattı hareket tesbit etmek vazifesiyle karşı karşıya bulunmaktayız. Asü mühim olan hususun, isabetli teşhislere dayanarak vereceğimiz kararların azimle tatbiki ol­duğunu izaha lüzum görmüyorum.

Bölgemizde ve dünyada cereyan etmekte olan pek mühim hâdiselere bakarak Tahran toplantısının tam zamanında yapılmakta olduğuna emin olabiliriz.

İkinci Cihan Harbi nihayet bulduktan sonra, soğuk harb devresi adı­nı verdiğimiz, yeni bir tehlikeli ve endişelerle dolu devre açılmıştır. Bu devrenin ilk senelerinde hür dünya, mevcudiyetini tehdit eden cihanşümul bir emperyalizmin gittikçe müteaddî bir şekilde tezahür eden delilleri karsısında bir müddet sarsılmış ve sallanmıştır.Fakat, yavaş yavaş istilâ ve tecavüz emellerinin ayuka çıkması ve hattâ meselâ Koredeki gibi silâhlı bir deneme şeklinde tecellî etmesi üzerine yavaş yavaş mevcudiyetini ve mukaddesatını korumak için icap eden müşterek emniyet tedbirlerini yer yer almaya başlamıştır. Bu intibah, hür dünyanın her yerinde aynı kuvvetle vuku bulmuştur. Fakat, vuku bulduğu yerlerde tedricen vücuda gelen emniyet ve iş­birliği teşekkülleri sulhu koruma bakımından bütün dünyada hayırlı tesirini icra edecek tarzda inkişaf etmek yoluna girmiştir. Bu inkişaf­lar soğuk harbin tâbir caiz ise açık tehditler devresine aittir. Şimdi ise, soğuk harbin yeni bir safhasına girmiş bulunuyoruz. Bu safhada tehditlerin yerini ithamlar, meydan okurcasına tazyiklerin yerini mus­lihane sözler almış bulunuyor. Bu manzarayı bir gevşeme (Detente) manzarası olarak tavsif edenler vardır. Bu gevşeme tâbiri ile bir üçün­cü cihan harbi patlaması ihtimalinin kısa bir zaman meselesi olmak­tan çıktığı kastediliyorsa, doğru telâkki edilebilir. Fakat, bugünkü şart­lar muvacehesinde dünyanın cihanşümul bir emperyalizmin tahakkü­mü altına girmek tehlikesinden hakikaten uzaklaşmakta olduğunu hükmetmeğe maalesef imkân bulunmadığı gibi, hakikatleri olduğu gi­bi görenler, bugünkü nisbî sükûnun, hür memleketlerin, günün birin­de gafil avlanarak açık bir taarruzla yok edilmesi imkânlarının temi­nine matuf bulunacağı endişesini de hissetmektedirler. Filhakika, hür memleketlerin mevcudiyetinin tehlikede olduğunu gösteren vakalar ol­duğu gibi ortada durduktan başka, bunların içten yıkılması için sar-fedîlen gayretler de devam etmektedir. Sulhun, emniyetin ve adaletin fiilen teessüsü için ortadan kalkması lâzım gelen maddî engeller yok edilecek yerde, bu engeller muvacehesinde hür memleketlerin aldıkları tahaffuz tedbirleri yıkılmak istenmektedir. İnsanlar açıkça tehdide mâ­ruz kaldıkları zaman bütün enerjilerini imkânları nispetinde toplayıp insiyakı bir şekilde birbirlerine sarılırlar, fakat, tehlikeler bugünden yarma, patlayacak bir harb ihtimali şeklinde tezahür etmeyip, onları gizlemeğe matuf bir takım siyasî ve psikolojik propagandalar alıp yü­rüyünce bîr yandan gevşemeler, öte yandan da hasis düşüncelerle ha­reket etmek temayülleri kendini gösterir. Tarihte, bu neviden gafletler yüzünden muazzam medeniyet manzumelerinin yıkıldıkları görülmüş­tür. Birinci Cihan Harbini takip eden devrede, zahirî bir sükûnet te­mini için güdülen şeametli yatıştırma siyasetinin ve insicamsız hare­ketlerin, nasıl, İkinci Cihan Harbini hazırladığı malûmdur. Bugün de hür memleketlerin temelini teşkil eden demokrasi, ferdî ve maşerî hür­riyet müesseseleri böyle bir şeametli basiretsizliğin kurbanı olmak teh­likesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bundan bir buçuk iki sene ev­veline kadar, dünyayı açıkça tehdit eden büyük emperyalizmin, şimdi aynı gayeyi takipten vazgeçtiğini ispat edebilecek hiç bir fiilî delil ver­meksizin tatbik ettiğini yukarda işaret eylediğim yeni metodun muvaf­fak olup olmaması, hür dünyanın göstereceği basirete bağlıdır. Bu ba­kımdan, bugün bir takım hasis düşüncelerle hür dünyanın ahenk ve tesanüdünü bozacak nazariyeleri yaymağa çalıaşan ve tertipler kur­mağa uğraşan bazı devletler doğrudan doğruya, bu büyük emperyaliz­me hizmet etmekte ve hür dünyayı arkadan hançerlemektedirler. Böy­le nazik zamanlarda realizmi elden bırakmayıp inkişaflara, vakıalara ve muknî delillere dayanmak suretiyle kıymetlendirmesini, yapıcı bir şe­kilde müdebbir olmasını bilenlere ağır ve fakat, o nispette şerefli bir vazife terettüp etmektedir. Bu vazife, bütün salim görüşlü ve bünyesi

sıhhatli milletlerin sımsıkı, bir araya gelip feragatle ve azimle hür in­sanlık ideallerinin ve kendi mevcudiyetlerinin uğrunda sistemli bir şe­kilde, müştereken çalışmaları vazifesidir.

Bağdat Paktı bu maksatla kurulmuş bir müessese olduğuna göre, onun âzası bulunan bizlere, bu paktı, bu maksadın tahakkuku için âzami müessiriyete bir an evvel ulaştırmak için bütün enerjimizle çalışmak düşmektedir.

Bunun için yalnız hâdisatm tahlilinde isabet göstermek ve doğru teş­hisler koymak kâfi değildir. Bu teşhislere istinaden müşterek bir hattı hareket tesbit etmek ve onu azimle takip etmek lâzımdır. Teşhisler ba­kımından geçen Bağdat toplantımızda şayanı dikkat neticelere vardık. Harekete geçmek bakımından ise şimdiye kadar yapılanlar mühim ol­makla beraber, mahdut kaldı. Filhakika, buradaki müzakeratımız gün­deminin muhtelif maddelerinde zikri geçen komisyonların faaliyetle­rine dair raporlarda âza devletler arasında askerî, iktisadî, kültürel, sıhhî ve diğer sair bazı hususlarda işbirliğine müteallik kıymetli ka­rarlar ve şimdiden başlanılmış işler yer almaktadır. Fakat, bunlarla ik­tifa edecek olursak bölgemizin ve dünyanın bugünkü nazik durumu muvacehesinde paktımızdan beklenen en mühim işi ihmal etmiş ola­cağımız gibi şimdiye kadar alman neticeleri dahi kendi elimizle iptal etmiş oluruz.

Önümüzdeki en mühim vazifeyi hülâsatan şöyle izah edebilirim, hali­hazırda Bağdat Paktının taallûk ettiği bölge ve istihdaf ettiği ulvî ga-yeleriyle doğrudan doğruya veya bilvasıta ilgili bir çok siyasî faaliyet­ler vukubulmaktadır ki, bunlar muvacehesinde en büyük süratle müş­terek kararlar alıp müttehiden harekete geçmek icap etmektedir. Fil­hakika paktımızı hiç değilse âciz bir duruma düşürmeğe matuf açık veya gizli bir sürü faaliyetlerle karşı karşıya bulunmaktayız. Bugüne kadar bu faaliyetleri sarfedenlere karşı sistemli ve müttehit bir siyaset takip edilememiştir. Kimseyi darıltmamak kaygusu ile bizlere karşı menfi vaziyet alanlara olduğu gibi, şiddetle hasmane hareketlere geçen­lere karşı dahi âdeta kendimizi müdafaa etmekten vazgeçmek derece­sine varan bir müsamaha gösterdik, bu tarzı hareketimizin yegâne mükâfatı olarak menfi ve yıkıcı unsurların mütenebbih olacak ve insa­fa gelecek yerde, daima daha müteaddî bir hattı hareket takip ettikle­rine şahit olduk. Bu mütevaziyane hareketlerin bazılarının arkasında gizlenen maksatlar başka başka olmakla beraber, hepsi bir noktada birleşmektedir. O da, Bağdat Paktım yıkmak.

Bu hakikatin ve şimdiye kadar yapılan tecrübelerin verdiği derslerin ışığı altında siyasetlerimizi, müştereken tekrar gözden geçirmek ve müşterek bir hattı hareket tesbit edip onu sistemli bir şekilde tatbik etmek mecburiyetindeyiz.  

Bağdat Paktı Orta Şarkta yalnız bir emniyet kalesi değil, aynı zaman­da bir istikrar unsuru teşkil etmek için lâzım gelen bütün evsafı haiz bulunduğu gibi Filistin meselesi de dahil olmak üzere bu bölgenin bü­tün müşküllerinin halli ve istiraplannm dindirilmesi için icap eden imkânları potansiyel halinde ihtiva eylemektedir. Paktın bu evsafının ve potansiyellerinin müessir şekilde tecelli edebilmesi için önünü tıka­mak Orta Şarkı ikiye bölmek ve bu bölgeyi kendi hasis maksatları için

gaileler içinde bulundurmak istiyenlerin yalnız manevralarını açığa vurmakla kalmayıp onlarla müttehiden siyaset sahasında mücadele etmek lâzımdır. Biz, tamamen kaniiz ki, paktın ulvî gayelerinin tahak­kukuna mâni olmak istiyenler ve bu suretle, doğruca, büyük emperya­lizmin maksatlarına hizmet edenler Orta Şarkta halk kitleleri değil ve fakat, onları şahsî ihtirasları peşinde sürüklemeğe çalışan mahdut zümrelerdir. Ne gariptir ki, şimdi yekdiğerlerini destekler şekilde çalı­şan bu zümrelerin aralarında da bir sürü rekabetler, istirkaplar mev­cuttur. Bu itibarla, paktı yok ederek kuracaklarını vaadettikleri düzen, hakikatte kendi izmihlal tohumlarını kendi içinde taşımaktadır. Böl­gemiz Orta Şarkta gördüğümüz acıklı durum içinde Bağdat Paktı kar­gaşalıktan istikrara kavuşmak ve nereden gelirse gelsin tecavüze kar­şı koymak için yegâne ümit kaynağı olarak ayakta durmaktadır.

Tahran toplantısına takaddüm eden hazırlık devresinde bütün âza dev­letlerin bu yüksek gayenin tahakkuku hususunda izhar ettikleri azim ve metanet ve içtimaımiza kiyaseti ve bilhassa bu mmtakanm mesele­leriyle ünsiyeti dolayısiyle çok iyi tanınmış ve hürmet kazanmış müm­taz bir devlet adamının riyasetinde kuvvetli bir heyetle katılmakta olan Birleşik Amerikanın teşkilâtımızın mesaisine fiilen iştirak bakı­mından attığı mühim adımlar konseyimizin çok müessir olacak mühim kararlar alacağı hususunda bize kanaat bahşetmektedir.

Bağdat Paktı Konseyi bu akşam sona erdi

19 Nisan 1956

 Tahran :

Bağdat Paktı Konseyinin Tahran toplantısı bugün akşama doğru sona ermiş ve bir resmî tebliğ neşredilmiştir.

Konseyin öğleden sonra aktettiği açık celsede Reis Hüseyin Ala ve di­ğer heyet reisleri birer kısa hitabe irat ile çalışmaların muvaffakiye­tinden dolayı memnunluklarını izhar etmişler ve Birleşik Amerikanın tam iştirakine intizaren iki esaslı komiteye tam âza olarak katılmasın­dan dolayı da memnunluklarım bildirmişlerdir.

Pakistan Başvekili Muhammet Ali verdiği nutukta Cezair meselesinin süratle hallinin elzem olduğunu belirtmiş ve bu arada Keşmir ve Fi­listin meselelerinin de halli ümidim izhar etmiştir.

Amerikan müşahitler heyetinin başkanı Loy Henderson da toplantıyı müteakip basma verdiği beyanatta Amerikanın Bağdat Paktının ikti­sadî meseleler komitesiyle fesatçı faaliyetlere karşı mücadeleye vazife­li komite iştirak kararını teyit etmiş ve bu teşkilâtın dünya meseleleri bakımından «Katî mahiyette ve faydalı bir rol» oynayabileceği kanaa­tinde bulunduğunu bildirmiştir. Bu arada Henderson, Amerikanın Bağ­dat Paktını, «Manen ve maddeten desteklediğini» hatırlatmıştır.

Henderson sözlerine devamla konferansta «Bir ümit ve azim zihniye­tini» müşahede ettiğini belirttikten sonra şunları ilâve etmiştir: «Bu pakt, bu bölge milletlerinin hürriyetlerini, emperyalist veya müteca-

vizâne emeller güden haricî kuvvetlere karşı müdafaa için kâfi bir kudreti temsil etmektedir.

Bölge gelişme projeleri Birleşik Amerika tarafından gerek iki taraflı ve gerekse çok taraflı esas üzerinde, tetkik edilecektir.

Bundan başka Birleşik Amerika pakt genel sekreterliği nezdinde bir askerî irtibat grupu bulunduracak ve sekreterliğin masraflarına işti­rak edecektir. Memleketim, paktın gayelerini dikkat nazara alarak üye devletlere askerî bakımdan yardıma devam edecektir.»

Müteakiben söz alan Başvekilimiz Adnan Menderes şu kısa hitabeyi
yapmıştır:  

«Reisimizin mesaimizi tavsif için kullandığı güzel ve çok yerinde ifa­delerle muhterem refiklerimin nutuklarında ifadesini bulan bütün fi­kirlere ben de tamamiyle iştirak ettiğimi belirtmek isterim, yine ben de muhterem heyetler başkanlarının hissiyatına iştirakle Şehinşah Hazretlerinin heyetler olarak bizlere ibzal buyurduğu lütuf ve nezaket eseri ve mesaimize karşı gösterdikleri yüksek alâkadan dolayı Türk he­yeti ve şahsım adına şükranlarımızı ifade etmek isterim. Büyük misa­firperverliğinden dolayı İran hükümetine konferansa ve dostane bir havanın hâkim olmasında ve tam bir başariyle nihayetlenmesinde bü­yük hissesi olan dirayetli başkanlarımız ekselans Hüseyin Âlâya ve ni­hayet mahdut kadrosuna rağmen bizlere feragatle çalışmanın güzel bir numunesini veren teşkilâtın genel sekreteriyle mesai arkadaşlarına te­şekkür ederim.»

B. Amerikanın teşkilâtımıza tamamen girmesine intizaren ekonomi ve bozguncu faaliyetlerle mücadele komisyonlarına âza olmayı kabul et­mesini büyük bir sevinçle bir kere daha selâmlarım.

Muhterem Amerikan mümessillerinden, Amerikanın pakta iltihakının bu pakt devletleri tarafından ne derece şiddetle arzu edilmekte olduğu­nu hükümetine iblâğ etmesini rica ederim.

Dünya sulhunun korunmasını ve gerek bu bölgede gerek bütün dünya­da milletlerin hürriyet ve istiklâllerine sahip olarak insanca yaşayabil­meleri gayesini tahakkuk ettirmekten başka emel takip etmeyen toplu­luğumuzu daima muvaffak etmesini Cenabı Haktan dua ve niyaz ede­rim.»

Bağdat Paktı Konseyinin Tahran toplantısından sonra neşredilen res­mî tebliğ:

20 Nisan 1956

 Tahran :

Bağdat Paktı Konseyi toplantısından sonra neşredilen resmî tebliğ:

1 Bağdat Paktı Konseyi, ikinci vekiller toplantısını İran Başvekili Ekselans Hüseyin Alâ'mn riyasetinde 16-19 Nisan 1956 tarihlerinde Tahranda akdetmiştir.

2    Bu toplantıda İran, İrak, Pakistan ve Türkiyenin Başvekilleri ve
Hariciye Vekilleri ile İngîlterenin Müdafaa Vekili hazır bulunmuşlardır.

Amerika Birleşik Devletleri konseyde Hariciye Vekâleti Müsteşar Mu­avini Loy Henderson'un başkanlığı altında bir müşahitler heyetiyle temsil .edilmiştir.

 Konseyde temsil edilen hükümetler Birleşmiş Milletler andlaşma-
smm mülhem bulunduğu prensiplere kuvvetle bağlılıklarını ve Bağdat
Paktının bu prensiplere tamamen uygun bulunduğunu tebarüz ettir­
mişlerdir. Paktın gayesi Birleşmiş Milletler anayasasının başlıca hede­
fini teşkil eden milletlerarası sulh ve emniyetin idamesi ile insanlığın
refahına hizmet etmektir. Paktın mahiyeti tamamiyle tedafüidir. Pakt
azaları bir taraftan tecavüze karşı kendilerini müdafaa etmeye azimli
bulunmakta ve aynı zamanda bütün hükümetler ve    milletlerle sulh
içinde yaşamayı arzu etmektedirler.

 Konsey, Bağdat Paktı teşkilâtının muhtelif komitelerinin    rapor
ve tavsiyelerini tetkik etmiş ve bilhassa pakt bölgesi üzerindeki inikas­
ları bakımından, milletlerarası siyasî vaziyeti gözden geçirmek işini ele
almıştır.

 Siyasî vaziyetin tâbi tutulduğu derin tetkiklerin ışığında konsey,
tabiyesi değişmiş olmasına rağmen, beynelmilel komünizmin esas ga­
yelerinin değişmemiş olduğu neticesine varmıştır. Hür dünyanın tesa-
nüdünün devamı ve sulh ve hürriyetin müdafaası, komünizmin    bu
bölgedeki faaliyetlerine karşı hür dünyanın daima uyanık bulunmasiyle
kaimdir. Bu bölgenin müdafaa imkânlarının takviyesine matuf tedbir­
lerde hiç bir gevşeme olmamalıdır.

Konseyin görüşüne nazaran, Bağdat Paktına vs âza memleketlerin meşru müdafaası ve sulh içinde inkişafı maksadiyle meydana getirilen mümasil teşkilâtlara karşı tarafsızlık siyaseti gündenlerin vesair bazı muhitlerin tevcih ettikleri tenkit ve hücumlar, büyük mikyasta paktın hakikî gayelerinin bilinmemesinden ve yanlış anlaşılmasından ileri gelmektedir. Konsey ümit eder ki, paktın hedefleri daha iyi anlaşıldığı zaman bu tenkitler yerine anlayışlı ve faal bir teşriki mesai kaim ola­cak ve Bağdat Paktı bu mmtakada demokratik ve hür bir hayat tarzı idame etmek isteyen milletler arasında birleştirici bir unsur haline ge­lecektir. Bu arada bu tenkit ve hücumlar, bu mmtakayi parçalanmış ve zayıf bir halde tutmaktan, âza memleketleri ise tenkit ve hücumla­ra karşı faal bir şekilde ve metanetle karşı koymaya sevketmekten başka bir şeye yaramıyacaktır.

Bu mmtakada gerginlik yaratan muayyen meseleler dahi karşılıklı bir anlayış zihniyeti ile etraflı ve açıkça, görüşülmüştür. Konsey, bilhassa Filistin ve Keşmir ihtilâfları için âcil bir hal çaresi bulunması lüzumu­nu tebarüz ettirmiştir.

Konseyin kanaatine göre, bu karışık siyasî vaziyet ortasında Bağdat Paktı sulh ve istikrarı sağliyan ve bu bölgenin refah ve vahdetini des-tekliyen bir âmil olduğu gibi, dünya sulhu dâvasına da müessir şekil­de hizmet etmektedir. Binaenaleyh bu paktı takviye etmek üzere âcil tedbirlere başvurulmalıdır. Bu maksatla bu bölgedeki âza devletler as­keri ve iktisadî kuvvetlerini geliştirme imkânlariyle teçhiz edilmeli ve pakt müspet ve el ile tutulur neticeler vermelidir. Aynı zamanda pakta muhalif bulunan devletler arasında paktm daha iyi anlaşılmasını te-minen sistematik gayretler sarfedilmelidir.

6    Konsey iktisadî komitenin raporunu ve tevdi ettiği muhtelif tek­
lifleri tasvip ve kabul etmiştir. Bu teklifler aşağıdaki projeleri   derpiş
ediyordu: Ziraî makinelerin kullanılması ile toprak ve su koruma usul­
leri sahasında eğitim için bir merkez kurulması, malaryadan korunma
ve sıhhî eğitim sahalarında müşterek yetiştirme merkezlerinin    tesisi,
çekirge ve haşarat kontrolü mevzuunda iki veya daha fazla devlet ta­
rafından müştereken tetkiklerde bulunulması, muayyen    sahalardaki
araştırmaların koordine edilmesi ve ilmî ve teknik mevzularda teknik
personel ve malûmat teatisi.

Konsey bu tekliflerin ve bunlardan bilhassa kısa zamanda müspet ne­ticeler tevlit edecek ve pakt bölgesindeki ahalinin refahını arttıracak olanlarının bir an evvel tatbik mevkiine konulması lüzumunu teyit ey­lemiştir. Konsey atom enerji merkezinin ocak 1957 de Bağdatta açılma­sının derpiş olunduğunu memnuniyetle müşahede etmiştir.

Konsey bir veya daha fazla âza devleti ilgilendiren müşterek projelerin ehemmiyetine bilhassa işaret etmiştir. İlgili devletler azalarından mü­teşekkil teknik bir komitesinin Ankarada toplanarak, Fırat ve Dicle havzaları sularının müştereken inkişaf ettirilmesi imkânlarının araştı­rılması için bir ön proje hazırlanması ve lüzumlu diğer etütlerin yapıl­ması hususunda tavsiyelerde bulunulması kararlaştırılmıştır.

Doğu İrandaki maden kaynaklarının ve Hazar vilâyetlerindeki kereste ihtiyatlarının İran ve Pakistanm müşterek gayretleriyle işletilmesi im­kânlarına işaret olunmuştur. Konsey aynı zamanda pakt azalarından iki veya daha fazlasını ilgilendiren mmtakavî projelerin iktisadî ve teknik yardım yoluyla gerçekleştirilmesi imkânlarını araştırmak üzere haziran 1956 da Tahranda toplanacak bir çalışma grupunun teşkili kararlaştırılmıştır.

Konsey sanayi ve ulaştırma sahalarında mmtakavî işbirliğine ve müş­terek projelere olan büyük lüzumu kaydetmiştir.

7    Konsey pakt bölgesindeki ticaretin geliştirilmesi zımnında istih­
sale ve âza memleketler arasındaki ticaret seyrine mütedair etraflı bir
etüdün ekonomik komite tarafından hazırlanacağını kaydetmiştir. Kon­
sey pakt mmtakasmdaki âza devletler ihtiyaçlarının hali hazırda   bir­
birine müşabih olmasına rağmen, yakın atîde bu mmtakadaki ticare­
tin gelişmesi imkânlarının mevcudiyetine işaret etmiştir. Bu münase­
betle Pakistanm İraktan hurma mubayaa etmek hususundaki    teklifi
müsait karşılanmıştır.

8    Konsey âza devletler arasında teknik yardım mevzunun ehem­
miyetini tasdik eylemiştir. Konsey iktisadî komite tarafından yapılmış
olan tekliflerin sekreterlikçe koordine edilmesini kararlaştırmıştır.

İngiltere ve Pakistanm teknik yardımda 'bulunmayı teklif ettiklerine de işaret edilmiştir.

9    Konsey Birleşik Amerikanın pakt teşkilâtının çalışmalarına faal

surette iştirakini memnuniyetle karşılamıştır. Konsey pakt ve gayele­rinin Birleşik Amerika tarafından faal şekilde ve devamlı surette des­teklenmesini âza memleketlerin kuvvetlenmesi ve inkişafı ve sulhçu gayelerinin tahakkuku için esaslı bir şart teşkil ettiği mülâhazasmda-dır. Birleşik Amerika paktı kuvvetle desteklediğini teyit ederek paktın siyasî, tedafüi, iktisadî ve sosyal gayelerinin tahakkuku zımnında âza devletlerin münferit ve müşterek gayretlerini desteklemekte devam ede­ceğini beyan eylemiştir. Konseyin daveti üzerine Birleşik Amerika ik­tisadî komite ile bozguncu faaliyetleri önleme komitesine âza olmuş­tur. Bu iki komitenin kuruluşuna ait hükümler, âza olmayan devlet­lerin bu komitelere iştirakini konseyin tensibine bırakmaktadır. Bir­leşik Amerikanın iktisadî komitedeki delegesi memleketinin âza devlet­lere iki taraflı teknik ve iktisadî yardımlarda bulunmakta devam etmek kararını teyit etmiş ve iktisadî komite âzalarının müştereken giriştik­leri projeleri desteklemek yollarının Birleşik Amerika tarafından araş­tırılacağı işaret eylenmiştir.

Askerî komite nezdindeki Amerika Birleşik Devletleri müşahidi, Bağ­dat Paktı daimî karargâhında bir amiral veya generalin riyasetinde bir askerî irtibat grupu tesisini teklif etmiş, konsey bu teklifi memnu­niyetle karşılayıp kabul eylemiştir. Amerikalı müşahitler hükümetle­rinin âza memleketlere askerî yardımı devam ettirmek niyetinde oldu­ğunu beyan eylemişlerdir.

10  Konsey bu bölgenin  bozguncu faaliyetler tehdidi ile karşılaştı­
ğını nazarı itibara almış ve bunun pakt âzası arasında işbirliği yapıl­
mak suretiyle en müessirşekilde bertaraf edilebileceğini kabul etmiş­
tir. Bu maksatla konsey genel sekreterin idarî kontrolü altında daimî
bir teşkilât kurmaya karar vermiştir.

Bozguncu faaliyetler tehdidine, bir taraftan bu faaliyetlerin mahiye­tini teşhir eden tedbirler alınması ve paktın gaye ve faaliyeti hakkın­da geniş propaganda yapılması suretiyle karşı konulmakla beraber konseyin düşüncesine göre, bozguncu faaliyetlerle mücadelenin esası bunların neşvünema bulduğu şartlan yani iktisadî geriliği ve müdafaa kudretsizliğini ortadan kaldırmaktır. İktisadî gerilik ve müdafaa kud­retsizliğine mümkün olan süratle çare bulunmalıdır.

Pakta âza olan memleketlerin tamamiyeti mülkiyelerini müdafaa et­mek hususundaki müşterek azmin ışığında askerî komite Bağdat Pak­tına dahil memleketlerin müdafaası İçin gereken bütün diğer tedbirleri tacile karar vermiştir. Konsey komitenin raporunu tetkik ederek as­kerî sahada şimdiden hayli terakki kaydedilmiş olduğunu müşahede eylemiştir.

11  Konsey Nazırlar seviyesindeki gelecek içtimainin 1957 ocak ayın­
da Karacide akdolunmasma ve. bu arada Nazır Vekilleri    seviyesinde
muntazaman ictimalar akdine devam olunmasına karar vermiştir.

İran - Türkiye Dostluk Cemiyeti toplantısında Başvekilimizin hitabesi:

21 Nisan 1956

 Tahran :

İran ve Türkiye Dostluk ve Eğitim Cemiyeti bugün    Başvekil Adnan

Menderesle heyetimiz şerrine bir çay toplantısı tertip etmiştir. Cemiye­te âza bir çok eski Başvekil ve vekillerle Ayan ve Mebusan üyelerinin, profesör ve gazetecinin hazır bulunduğu bu toplantıda cemiyet reisi eski Başvekillerden Ayan Hariciye Encümeni Reisi Sait Meraki bir hi­tabe irad ederek Adnan Menderes'i Prof. Fuat Köprülü'yü ve heyeti­miz azasını selâmlamış ve demiştir ki:

«İran ve Türk heyetleri ile Bağdat Paktına dâhil diğer müttefik mem­leketler heyetlerinin aldıkları kararlar Orta Doğu sulhunun takviyesi­ne büyük hizmet edecektir. Aynı zamanda İran ve Türk milletleri ara­sındaki kardeşlik ve işbirliği bağlarını da tarsin edecektir. Şehinşah Hazretleri, kendi milleti ile beraber kardeş ve dost milletlerin refahını ve emniyetini arzu etmektedir. İran heyeti, Şehinşah Hazretlerinin bu fikirlerine dayanarak konferansın muvaffakiyeti ve münasebetlerin süratle inkişafı için elinden geleni yapmıştır. İran ve Türk dostluğunu ve kardeşliğini gaye edinmiş olan cemiyetimiz, bu konferansın iki kar­deş milletin mukadderatı üzerinde semereli neticeler yaratacağından emindir.

Sayın Adnan Menderes'in yüksek şahsiyeti ile büyük Türkiyenin te-rakkiyatı hususundaki faaliyeti bedîhidir. Kendilerinin bu faaliyeti, bütün kardeş Türk milletince takdir edilmektedir. Kendileri ve sayın Köprülü, İran devlet ve milletinin de samimî dostudurlar. Kendilerini burada selâmlamak bizim için büyük bir mazhariyettir. Kendilerinden ricamız, cemiyetimizin kuruluşunda yüksek himayelerine mazhar ol­duğumuz Reisicumhur Bayar hazretlerine derin tazimlerimizin bildiril-mesidir. Ayrıca kardeş Türk milleti nezdinde de samimî muhabbet his­lerimize tercüman olmalarını kendilerinden istirham ederiz.»

Başvekil Adnan Menderes, bu hitabeye şu cevabı vermiştir:

«Muhterem reise, gerek şahsım hakkında, gerek heyetimiz hakkında söylediği güzel sözlerden dolayı teşekkür etmekle söze başlamak iste­rim. Şunu da arzedeyirn ki, hâlen aranızda bulunmaktan dolayı duy­duğumuz sevinç payansızd:r. Biz, burada toplanmış olan Türk ve İran­lı kardeşler, aynı yüksek ve iyi maksat için bir araya gelmiş insanlarız. Memleketlerimiz bugün birbirlerine öyle bir muahede ile bağlıdırlar ki, bu muahede, yepyeni bir kuvvetin ifadesini teşkil eylemektedir. Onun zemini de, işte bu cemiyetimizdir. Kardeş Türklere, karşı kardeş İran milletinin muhabbetini temsil vazifesini üzerine almış bulunan İranlı kardeşlerimizi en derin muhabbetle selâmlarım.

Aramızdaki muahede yakın zamanda dünyanın her tarafında mevcudi­yetini hissettirecektir. Bu muahedenin akitleri olan bizler yalnız kâğıt üzerinde geçimi menfaatlere ve günün icaplarına dayanan bir vesika imzalamış değilizdir. Bizler asırlar boyunca kalplerde meknuz bulu­nan hislerin zahire çıkarılması ve harekete getirilmesi iie tamamlanan büyük bir siyasî hareketin içinde bulunmaktayız.

Muratlarımıza ve günün icaplarına olduğu kadar tarihî, hissi, içtimaî ve dinî bağlara dayanan bu muahedenin ebediyen payidar ve muvaffak olacağından en küçük bir şüphemiz yoktur.

Bugün burada toplanmış bulunan bizler, çok daha büyük bir cemiye-

tin öncüleriyiz. Bu hareket büyüyecek, kardeşlik sevgilerini bir kat da­ha kuvveti endirecektir.

Irandan, Şehinsah hazretlerinin, İran hükümetinin ve İranlı kardeşle­rimizin hüsnü kabulünden dolayı, kalplerimiz şükran hisleriyle dolu olarak memlekete dönüyoruz. Şundan emin olabilirsiniz ki, bugünler­de memleketimizin kalbi Tahranda dost olarak çarpmaktadır, ve her Türk acaba dostluğumuzun İranlı kardeşlerimizle daha ziyade derinleş­mesi için heyetimiz neler yapıyor, diye düşünmektedir. Şehinsah haz­retlerinin büyük lütufkârlığını gördük. Kendilerinin muahedemize ve memleketimize verdikleri ehemmiyeti yakmen bilmekteyim. Kendileri­ne fevkalâde minnettarız. Yakında kendilerini memleketimizde gör­mek şerefine nail olacağız. Onu bütün Türk milleti büyük muhabbetle beklemektedir.

Gayesi çok yüksek olan bu toplantıyı, buraya yaptığı ziyaretten fev­kalâde memnun ve kalbi İrana bir kat daha bağlı olarak dönmüş bulu­nan Reisicumhurumuza ve Türk milletine arzedeceğîm. Türk - İran dostluğu için çalışmak benim için cidden büyük bir bahtiyarlıktır. He­pimizin tek temennimiz dostluğumuzun ve muahedemizin ebediyen pa­yidar olmasıdır. Daima daha iyi günlere, mazide çektiklerimizin kefa­retini teşkil edecek yepyeni bir hayata kavuşmamızı Cenabı Hak bizlere müyesser etsin.»

Başvekil Adnan Menderes'in Tahrandan ayrılmadan verdiği demeç: 32 Nisan 1956

 Tahran :

Başvekil Adnan Menderes ile Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Bağ­dat Paktı Konseyinin Vekiller seviyesindeki toplantısına iştirakten son­ra refakatlerinde Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Muharrem Nuri Birgi ve heyetimi­zin diğer bazı âzası olduğu halde hususî bir İrak uçağiyle İrak Başvekili Nuri Sait Paşa ve İrak heyetiyle _ birlikte Bağdada hareket etmişlerdir. Müdafaa Vekilinin riyasetindeki İngiliz heyeti de aynı uçakla Bağdada gitmiştir.

İki kardeş memleket hükümet reislerini ve diğer müttefik İngiltere Mü­dafaa Vekilini hava alanında İran Başvekili Hüseyin Alâ, Hariciye Ve­kili ile diğer sivil ve askeri erkân uğurlamış ve bir kıta askerî selâm resmi ifa etmiştir.

Başvekil Adnan Menderes Tahrandan Bağdada hareketinden evvel ha­va meydanında basın mensuplarına ve Tahran radyosuna şu demeçte bulunmuştur:

«Bir hafta evvel Tahrana muvasalatımda kardeş İran milletini muhab­betle selâmlamak zevkini ve fırsatını bulmuştum. Bugün Tahrandan ayrılırken de kardeş İran milletine en derin hürmet ve muhabbet his­lerimizi tekrarlar, burada gördüğümüz hararetli hüsnükabulden dola­yı ayrıca şükranlarımızı arzederim. Başta Şehinşah hazretleri    olmaküzere İran hükümetinden ve halkından gördüğümüz yüksek teveccüh ve yardımlar cidden fevkalâde olmuştur.

Konferansımız hakkında bir kaç söz söylemek lâzım gelirse, şunu be­lirtmek isterim ki, konferansımız cidden muvaffak olmuştur. Çalışma­larımızın bariz vasfını, büyük bir samimiyet ve dostluk içinde cereyan etmesi teşkil eylemiştir. Bu toplantının müttefik memleketlerimiz ara­sındaki münasebetlerin daha samimî ve sıkı bir hale gelmesinde mü­essir olacağını bilmekteyim. Bununla memnun olarak kardeş İrandan ayrılmaktayım.»

Başvekil ile Hariciye Vekili ve heyetimizin diğer âzası Tahrandan ay­rıldığı günün gecesi büyük elçiliğimizde büyük bir ziyafet verilmiştr. Çok samimî bir hava içinde cereyan eden bu ziyafette İran Başvekili Hüseyin Alâ, Vekiller, sivil ve askerî erkân ile murahhas heyetleri reis ve azaları ve kordiplomatik hazır bulunmuştur.

Tahranda yapılan konsey

Yazan: C. S. Barlas

17/4/1956 tarihli (Son Havadis) ten:

Bağdat Paktı Devletleri Dışişleri Ba­kanları Tahranda" mutat toplantıları­nı yapmaktadırlar. Bizim işaret et­mek istediğimiz nokta, paktın konse­yin gündemidir.

Önümüzdeki günlerde İran Şehinşahı, Önce Türkiyeyi, sonra Rusyayı ziya­ret edecektir. Sovyetler Birliği Bağ­dat Paktına iştirak ettiği için İranı bir kaç kere protesto etmiştir. İran şehinşahinin ziyareti bu 'bakımdan Sovyetler Birliği yetkili sözcüleri ile konuşurken   enteresan   olacaktır.  

Sovyetler Birliği Pakt üyesi Pakista-na iktisadi yardım teklifinde bulun­muş ve fou teklif reddedilmiştir.

Sovyetler Birliği Türkiyeye de çeşitli yol ve usullerle yaklaşmak teklifinde bulunmaktadır.

Sovyetler Birliği idarecileri Bulganin ve Kruşçef Pakt üyesi Birleşik Kral­lık Devletini ziyaret etmek üzere yol­dadırlar.

Görülüyor ki, tedafüi maksatla ku­rulmuş olan Bağdat Paktı üyelerine Sovyetler Birliği çeşitli yollardan yak­laşma çareleri aramaktadır. Ümit ederiz ki Pakt üyeleri bu konu üze­rinde dururlar ve Sovyetler Birliği ile temas meselesinde bir görüş birliğine varırlar.

Pakta iştirak etmemekle beraber, Birleşik Amerika bu pakta gösterdi­ği İlgi ümit -vericidir. Bu sempatinin plâtonik 'halden çıkıp fiilî bir hal al­ması pakta hakikî mânasını verecek­tir. Seato ve Nato'da baş insiyatör  olan Birleşik Amerikanın, Bağdat Paktın­da yerini alması kadar tabiî bir şey olamaz, çünkü bu pakt savunma cep­hesinin en oynak cephesini teşkil et­mektedir.

Kcnsey toplantısında bu iki nokta­yı işaret etmeyi faydalı gördük.

Bağdat Paktında yeni merhale

2Ö/4/1956 tarihli (Zafer) den:

Bağdat Paktı Vekiller Konseyi ikinci toplantısını Tahranda yapmıştır. Top­lantı nihayete ermemiş ve henüz ka-tî ve son tebliğ neşre dilmem iştir. Bu­nunla beraber bugüne kadar tasma intikal eden tafsilât gösteriyor ki, Bağdat Paktı devletleri büyük bir anlayış, karşılıklı emniyet, samimî ve açık kalpli bir davranışla müşte­rek gayenin tahakkuku yolunda bu­lunuyorlar.

Herkes Bağdat Paktının Orta Doğu­da sulhu ve istikrarı temine matuf ve her türlü taarruz emelini karşıla­mayı derpiş eden bir anlaşma oldu­ğunu 'biliyor. Bu sebeple sulhun sa­mimî taraftarları Bağdat Paktının kısa zamanda büyük bir inkişaf gös­termesini içten arzuluyorlar. Bu arzu büyük ümitleri haklı gösterecek bir hızla tahakkuk etmektedir ve Bağdat Paktı günden güne büyük .bir kuvvet ve resanet kazanmaktadır.

İlk andan itibaren bu paktın geçirdi­ği merhaleler göz önün e getirilirse yukarıdaki sözlerimizin 'hakikatleri nasıl tam ve pürüzsüz bir şekilde ifa­de ettiği ortaya çıkmış olur. Filha­kika böyle bir andlaşma ilk defa Türkiye ile İrak arasında imzalanın­ca Orta Doğuda büyük bir sürpriz tesiri yapmıştı. Başta Mısır olmak üzere 'bazı Arap devletlerinin bu pak­ta karşı harekete geçmiş olmaları, Sovyet Rusyanın Orta Doğuda bir çıban başı yaratmak isteyen malûm politikası dünya sulha, sükûne ve huzura taraftar olmadıkları halde sureti haktan 'görünenlerin bu toü-yük, faydalı ve müessir teşebbüse karşı harekete geçirmiştir. O zaman­lar Bağdat Paktının Orta Doğuda ye­ni toir ihtilâf mevzuu olduğu dahi id­dia edilmiştir, Türkiye ve îrakm harb tahrikçiliği yaptıkları için bir sükûn bölgesine ihtilâf tohumları attıkları da söylenmişti.

Günü geldi Bağdat Paktına yeni ilti­haklar oldu. Bu iltihaklar paktın teş­kilâtlanmasını müşterek hedefe doğ­ru kuvvetli adımlarla yürümesini mümkün kıldı. O 2aman bu pakta karşı bir tavır takınmış olanlar dahi bu teşkilâtın esasta sulhun, sükûn ve huzurun hizmetinde ve çok tesir­li bir müdafaa unsuru olduğunu ka­bul etmek mevkiinde kaldılar.

Buna rağmen Birleşik Amerikanın bilfiil pakta dahil olmamış 'bulun­ması bir zaaf noktası olarak mütalâa olunuyordu. Bu nokta hattâ dördün­cü Adnan Menderes hükümetinin programının tenkidi münasebetiyle C. H. P. tarafından B. M. M. de de ifade olunmuştu. Bunlar Birleşik A-merikanin Bağdattaki ilk konsey top­lantısına bir müşahit heyet gönder­mesini kâfi bulmuyor ve pakt ile A-merika. arasında daha sıkı bir raibıtanıtı teessüsünü lüzumlu görüyor­lardı.

Bu arada  Amerikanın Mısırda bazı  iktisadi teşefoibüslere yardımda bu­lunması hattâ pakta karşı bir tavır olarak dahi tefsir ediliyordu.

Tahran toplantısı bu durumun dü­ğümünü çözmüştür. Öğreniliyor ki Amerika Bağdat Paktının iktisadî ko­mitesi üyeliğine resmen katılmıştır. Bu Amerika için mücahitlik devresi­nin hitama erdiğine ve pakt teşkilâtı ile resmî ve fiilî münasebetler devri­nin açıldığına işarettir. Amerikanın bu kararı Bağdat Paktı için yeni ve ciddî fcir merhal teşkil ediyor. Bu merhaleyi, pakta katî ve kâmil bir iltihakın takip edeceğini taıbiî görmek iktiza eder. Amerikanın Bağdat Pak­tı iktisadî komitesine iltihakı umu­mî bir memnunluk yaratmıştır. Bu iltihak hattâ pakta arka kapıdan gir­miş clarak dahi tefsir edilmiştir.

Amerikanın kısmî iltihakı Bağdat Paktının esasen mevcut olan kuvvet ve ehemmiyetini daha da arttırmış bulunuyor. Anlaşılıyor ki Bağdat Pak­tı Orta Doğuda d ol ay isiyle Asyanm çok önemli bir kısmında dünya sul­hu için büyük bir teminat vazifesi görüyor, bu vazifenin ehemmiyet ve şümulü gün geçtikçe artmaktadır ve artacaktır.

Biz Türkler 'bu inkişafı büyük bir memnuniyetle müşahede ediyoruz. Bağdat Paktının müteşebbisi ve men.-subu olarak onun hür insanlık ca­miası ve dünya sulhu için ne kadar faydalı ve tesirli olduğuna bir kere daha inanıyoruz.

1   Nisan 1956

Lefkoşe :

Bu sabah Magosa sokaklarından bi­rinde bir İngiliz askeri otomobiline üç bomba atılmış ve üç İngiliz askeri yaralanmıştır. İkisinin durumu ağır­dır. Askerî birlikle rhâdisenin vuku bulduğu  mahalleyi  kuşatmışlardır.

Lefkoşe :

Kuruluşunun birinci yıldönümünü bugün kutlamış olan ve Kibrisin Yu-nanistana ilhakını istiyen Eoka adlı yer altı Rum teşkilâtının son bir se­ne zarfında tethişçi faaliyeti netice­sinde Kıbrısta 71 kişi öldürülmüş 418 kişi yaralanmıştır.

Öldürülen 71 kişiden 22 si İngiliz as­keri, l'i İngiliz polisi, S i Kıbrıslı po­lis, 40 ı da sivil kimselerdir. Yarala­nan 418 kişinin, 203 ü İngiliz askeri, geri kalanı da, aralarında kadın ve çocuk olmak üzere yerli halktandır.

2   Nisan 1956

Lefkoşe :

Baf yüksek, komitesi Müftizade, bu sabah husule gelen hâdiseler üzerine açılan tahkikat sırasında iki Rum orta okulunun kapatılmasını emret­miştir. Bu hususta yayınlanan resmi tebliğde bu kararın, bahsi geçen okul­ların talelbelerinin sebebiyet verdik­leri karışıklıklar üzerine alındığı be­lirtilmektedir. Karışıklıklar sırasında asayişi teminle vazifeli İngiliz kuv­vetleri üzerine dört bomba  atılmıştı.

3   Nisan 1956

Londra :

İngiliz Hariciye Vekilinin açıkladığına göre, Yunanistamn Kıbrısa hita­ben Amerikalılar tarafından işletilen Selânikteki radyo istasyonundan yap­tığı yayınlara son verilmiştir.

İngiltere, Amerikan hükümeti nez-dinde teş&ülbüste bulunarak, Yuna­nistamn bu radyodan Kıbrıslılara hitaiben yaptığı yayınların tahrik edici mahiyette ve İngiltere aleyhinde ol­duğunu bildirmiştir.

Diğer taraftan, İngiliz Hariciyesinin sözcüsü, geçen cumartesi gününden-beri İngilizlerin Atina radyosunun Kıbrısa hitaben yaptığı yayınlardan toaşka Selanik radyosundan da ya­pılan tahrikçi yayınları Örttüğünü a-çık la mistir.

Selanik radyosunun Ele ne e yayınla­rına son vermiş olan Amerikan radyo istasyonu, Amerikanın sesi yay mi arı­nın açılış ve kapanış saatlerini sara­haten devamlı surette anons e etmek­tedir.

 Londra :

Muhafazakâr «Daily Sketch» gazetesi Yunan Kralı Paul'ün parlâmentoyu açarken verdiği ananevi nutku ten­kit etmekte ve kralı, E.O.K. yi mü­dafaa ederek, Kıtorıstaki komünist tahrikleri açıkça desteklemiş olmak­la itham eylemektedir. Gazete şun­ları yazmaktadır:

Tethişçi bir teşkilât olan E.O.K. yi desteklemek komünizmi desteklemek demektir. Kral Paul ve adamları, Kıbrısta komünistler tarafından ida­re edilen kampanya safında yer al­maktadırlar. Tedafüi bir sistem olan Naito üyeleri arasında ayrılık kadar komünistleri hiç bir şey memnun et­mez. İşte Yunan hükümetinin des­teklediği de budur.

İngilterenin harbden hemen sonra Yunan asayiş kuvvetlerinin yardımı­na koştuğunu hatırlatan gazete şun­ları ilâve etmektedir: Kıbrısta katil hâdiseleri çoğalmaktadır. îngilia as­ker ve sivillerine arkalarından ta­banca çekilmektedir. Kiliselerde bile adam öldürülmektedir ve buna rağ­men de bu gibi 'hareketleri takbih için bir tek ses yükselmem ektedir. Yunanistanı Hitler ve Stalinden kur­tarmış olan askerler şimdi emperya­lizmin kaba ajanları olarak vasıflan­dır ılm aktadır.

4 Nisan 1956

Lefkoşe :

Kikkos Manastırının kasasında 53 dinamit çırbuğunun bulunması üze­rine, İngiliz emniyet makamları, ma­nastırda toulunan Kıbrıslı Rum pa­pazlarından ikisini nezaret altına almışlardır. Kikkos manastırı, Kıbrıs Valisi S ir John Harding'in evinden bir kaç yüz metre mesafededir.

Manastırdaki araştırma hakkında ya­yınlanan bir tebliğde, İngiliz emniyet erlerinin, dinamitten başka manas­tırın muhtelif köşelerinde gizlenmiş, bir teksir makinesi yeni teksir edil­miş E.O.K. beyannameleri, bir tüfek­le toir miktar mermi buldukları açık­lanmaktadır.

Diğer taraftan Kirenya şehri ile Li-masol'da, bazı nümayiş hareketl-eri olrauş ve Kıbrıslı Rumlar İngiliz as­kerlerine taş atmışlardır. Mamafih İngiliz kuvvetlerinin müdahalesi ü-z erin e nümayişçiler dağıtılmıştır.

6 Nisan 1956

Lefkoşe :

Kıbrıs temyiz mahkemesi, 34 yaşın­da bir İngiliz subayını silâhta öldür­meye teşebbüs ve teşvik etmek suçu ile özel toir mahkeme tarafından yargılanan ve ölüme mahkûm edilen 25 yaşındaki Andreas Za'kkos ile 21 yaşında Michael Ohailaos adlı iki Kıbrıslı Rumun, haklarında verilen ölüm kararının bozulması için yap­tığı müracaatı reddetmiştir.

Kararı bozmayı reddeden temyiz mahkemesinin reisi İngiliz Sir Eric Haıg-lihan olup diğer iki Kıbrıslı âza­sından biri Rum, diğeri ise Türktür.

7 Nisan 1956

 Atina :

Yunanistan Dışişleri Vekili Spyros Theotokis, dün Mecliste hükümetinin dış siyasetini izaİL etmiştir.

Hükümetinin Kıbrıs mese-Iesi karşı­sındaki durumunu açıklayan vekil, bu mevzuda «Anlaşmaya yanaşmamanın Yunanistanın ve Kibrisin menfaatleri ile kabili telif olanııyacağını ifadeetmiş ve «Bu meseleye, Birleşmiş Mil­letlerin hakemliğine müracaat etmekve İngiltere  ile doğrudan doğruyamüzakeerlere  girişmek suretiyle     birhal çaresi aranacaktır» demiştir.

Bununla bera'ber Dışişleri Vekili, fay­dalı neticeler verecek müzakerelere başlanmanın ancak Makarios'un da iştirakiyle mümkün olabileceğini tas­rih etmiş ve Makarios'un muteber muhatap telâkki edilecek, yegâne şa-lııs olduğunu söyllyerek bunun Kıb­rıslılar tarafından da böyle kaibul e-dildiğîni ifade etmiştir.

Daha sonra, hükümetin Nato devlet­lerine tâbi olduğu, yolundaki muha­lefet tenkitlerine cevap veren The­otokis şunları söylemiştir: «İstesek de istemesek de dünya ikiye ayrılmış bir vaziyettedir. Yunanistan binlerce senelik ananeleriyle bağlı bulunduğu Batılı hür devletlerin istikbaline gü­venmektedir. Gayretlerimizi Nato da­hilindeki durumumuzu kuvvetlendir­me yolunda sarf etmeliyiz.

Doğu . Batı münasebetleri mevzu­una da temas eden Dışişleri Vekili, sözlerine şöyle devam etmiştir: «Sov­yet Rusya ve halk demokrasileri de dahil olmak üzere bütün memleket­lerle iyi münasebetler kurmak arzu­sundayız. Sadece Rusya için bir şartkoşmaktayız.  Rusyanm  Yunanistandaki propaıgandasmı geliştirmek nıaksadiyle müfrit solcu partileri âlet olarak  kullanmasını  kabul  edemeyiz.»

Theoıtakis    sözlerine son    vermeden,

Bulgaristanla Yunanistan arasında normal münasebetler kurulmasının, barış antlaşmasının gerektirdiği taz­minatın ödenmesine bağlı bulunduğu­nu 'bildirmiş ve «Arnavutlukla normal münasebetlerin tesisi ise, harto ha­line son verilmesi ve esirlerin iadesi suretiyle mümkün olabilecektir» de­miştir.

9 Nisan 1956

 Lefkoşe :

Yayınlanan resmî bir tebliğde bildi­rildiğine göre İngiliz makamları Rum tehişçi teşkilâtı E.O.K. nm lideri Di-genis'in diğer bir tethişçiye gönder­diği bir mektup ele geçirilmiştir. Bu mektupta Digenis Lefkoşe hava mey­danında uçaklara saatli bomlba ko­nulması hususunda talimat vermek­teydi. Resmî tebliğde ilâve edildiği­ne göre bu mektup Digenis'in 4 mart günü .Lefkoşe 'hava meydanında bir İngiliz nakliye uçağının tahribiyle neticelenen infüâlun müsebbibi ol­duğuna kâfi bir delil teşkil etmekte­dir. Mütehassısların kan a a tine e bom­ba, uçak havadayken infilâk etmek üzere hazırlanmıştı.

Şimdiki halde Lefkoşe hava meyda­nında müsaadesiz herhangi bir kim­senin girmemesi için gayet sıkı ted­birler alınmış olup, her kime ait olursa. olsun, bütün valizler inceden inceye  araştırılmaktadır.

10 Nisan 1956

 Paris :

Kıbrısta hizmet gören bazı izinli İn­giliz askerlerinin İngiltereye gitmek üzere kiraladıkları uçakta altı esra­rengiz sandığın keşfedilmesi üzerine, uçağın pilotu, İngiltereye yaklaşıl­mış olmasına rağmen en yakın hava meydanı olan Fransadaki Le Bourget alanına inmiştir.

Durumdan haberdar edilen Fransıa emniyet makamları, hava alanında tertübat almışlar ve kimsenin uçağın yanına sokulmasına müsaade etme­mişlerdir.

Siyaha boyalı olan ve ceman 250 ki­lo ağırlığında bulunan esrarengiz sandıkların açılması işi orduya hava­le edilmiştir.

13 Nisan 1956

Lefkoşe :

İngiliz kıtaları dün Lefkoşenin 45 kilometre batısındaki Pe<tra köyünde bir araştırma yapmışlar ve sorguya çekilmek üzere 10 kişiyi tevkif et­mişlerdir.

Diğer taraftan Lefkoşe katedrali ra­hiplerinden Papafotios da sanık ola­rak tevkif edilmiştir. Fapafoflios ge­çen martın 28 İnde evinde yapılan bir araştırma sonunda bir kere dalîa tevkif edilmişti.

Lefkoşe :

Haber verildiğine göre, Kıbrıslı müf­rit unsurlar Lefkoşenin güney - do­ğusundaki tok dağlık geçitten geç­mekte olan İngiliz devriyelerini pusu­ya düşürmüşler ve açtüban ateş ne­ticesinde bir İngiliz askerini öldür­müşler diğer iki tanesini de yarala­mışlardır. İngiliz askerlerinin ateşe mukabele etmeleri üzerine tethişçüer kaçmiya muvaffak olmuşlardır.

14 Nisan 1956

Lefkoşe :

Kıbrıs Valisi, Evkaf emlâkinin idare­sini bugün adadaki Türk topluluğu tarafından seçilmiş olan 15 kişilik bir heyete devretmiştir. Bu devir işi bu maksatla çıkarılmış olan hususî bir kanuna dayanılarak yapılmıştır. Bukişilik     yüksek     konseye     KıbrısMüftüsü Dana dahildir. Devir işi mü­nasebetiyle yapılan merasim sırasın­da yüksek konsey başkanlığına itti­fakla Kıbrıs Türk Kurumları Başka­nı Dr.  Faal Küçük seçilmiştir.

Nisan 1956

Lefkoşe :

Haber verildiğine göre, maskeli üç tafchişçinin dün Lefkoşe sokaklarında ağır surette yaraladıkları polis yar­dımcısı Andreas Sanettos, kaldırıl­mış olduğu hastahanede dün gece ölmüştür.

Sanettos, Kıbrista tethiş hareketleri­nin şiddetlendiği ta rint enberi öldü­rülen on birinci polistir.

17 Nisan 1956

Lefkoşe :

Bildirildiğine göre, Kııbrısm kuaey -batı tepelerinde bulunan bir Ameri­kan şirketine ait bir bakır madenin­de iki saatli bomba infilâk ettiril­miştir.

Resmi makamların açıkladığına göre, bombalar cüzî tahribata sebebiyet vermiş ve madende çalışma normal seyrini takip etmiştir.

Müfrit unsurlar, maden etrafındaki İngiliz emniyet kordonunu aşmıya muvaffak; olmuşlar ve iki petrol tan-. kının altına saatli bombalar yerleş­tirmişlerdir. Roma zamanına ait olan bu bakır madeni, dünyanın en zen­ginlerinden biridir.

Londra :

Avam kamarasında üugünkii müzake­reler sırasında, Başvekil Sir Anthony Eden, Kıbrıs valisinin hangi şartlar dahilinde Piskopos Makarios ile ye­niden müzakeerlere girişebileceğini soran Anemin Bevarfa verdiği ce­vapta şöyle demiştir: «Adada nizam ve asayiş tesis edilmedikçe tekrar müzakerelere başlanması bahis mev-3uu olamaz. Adada nizamın tesisi de piskopos Makarios sayesinde yapıla­nı az.»

Eden bundan başka, Orta Doğu me­selesiyle İsrail ile Arap memleketleri arasında barışın idamesi meselesinin Sovyet, liderleriyle yapılacak görüş­meler sırasında tetkikini ist iyen İşçi liderlerine verdiği cevapta şöyle de­miştir: «İki Sovyet devlet adamının ziyaretinin başlıca gayesi halen dün­yanın ikiye ayrılmasına sebebiyet ver­miş olan başlıca anlaşmazlık mevzu­larını müzakere, etmektir. Bu müza­kereler gizli cereyan edecektir. Şimiki halde ele alınacak meselelerin neler olduğunu açıklamak istemem.»

18 Nisan 1956

Leîkoşe :

Kıbrıs yüksek mahkemesi bir müd­det t enberi mevkuf buhınan Kıbrıs Komünist Partisi liderlerinin, mev-kufiyetlerini gayri kanunî olduğuna, dair, yapmış oldukları itirazları, bu­gün, reddetmiştir.

Yüksek mahkeme komünist liderleri­nin mevkuilyet hallerinin fevkalâde hal kanununa uygun olduğu kararı­nı vermiştir.

Lefkoşe :

Kıbrıs Umumi Valisi Sir Harding po­lis komiseri Kiryako Aristotelus'un geçen pazar günü bir suikast netice­sinde öldürülmesin (i en dolayı bugün­kü çarşamba gününden itibaren Lef­koşe daOailin.de hususî mahiyette ve bir hafta müddetle şu cezaî tedbirle­rin tatbik edileceğini bildirmiştir: Bütün otomobiller, geceleyin (Güneş battıktan doğuncaya kadar) seyrüse­ferden m ene d ilm iştir. Kıbrıslı Rum­lara ait umumî mahaller bu sabah­tan ititoaren 24 nisan sabaihma ka­dar kapalı kalacaktır. Bütün spor hareketleri ve bilhassa futbol maçla­rı toir hafta müddetle icra edilmiye-cektir.

Neşredilen resmî tebliğe göre bu ted­birler, Aristotelus'u Öldürenlerin izle­rini bulmak için polise yardım, nıak-s adiyi e ve bu cinayetin umumi efkâr tarafından tasvip edilmediğine bir işaret olmak üzere alınmıştır.

19 Nisan 1956

Strasburg :

Avrupa Konseyi İstişare Asamblesi gece oturumunu Kıbrıs meselesine hasretmiştir. Bir çok. Yunan delege­si adada vuku bulan hâdiseleri izah etmiş ve «Adil, dostane ve demokra­tik bir hal çaresi istemişlerdir. Da­ha sonra Türk temsilcileri Kibrisin Türkiyeye Yunanistandan daha yakın olduğunu ve Kıbrıslıların var­lıklarını İngiltere ve Türkiyeye borç­lu bulunduklarını söylemişler ve Rum­lardan daha itidalli olmalarını iste­mişlerdir.

«İngiltere delegesi Maelay, İngiltere-nin «'hükümsüz toir müstemle'kecilik tatbik eıttiği iddiasını kabul edemiye-ceğini ve memleketinin arzusunun Kibrisa, hür dünyanın Jıayatî menfa­atlerini alâkadar eden bir güvenlik sistemi icaplarının müsaade ettiği kadar geniş bir muhtariyet vermek olduğunu söylemiştir.

Daha sonra bir çok hatip söz almış ve Kıbrıs meselesi Dışişleri Komisyo­nuna havale edilmiştir.

İstişare mecliEi bu sabah, Avrupa ik­tisadî işbirliği teşkilâtının kendisine tevdi ettiği rapor haKkmda müzake­reye başlayacaktır.

 Lefkoşe:

Bu akşam Lefkoşenin merkezinde a-tılan bombalarla iki Kıbrıslı ölmüş, bir diğeri de yaralanmıştır. Bir aske­rî devriye otomobili üzerine atılan bu bombalar hedefe isabet etmiyerek kaldırım üzerine düşmüş ve burada bulunan 50 yaşında bir adamla 7 ya­şında bîr çocuğun ölümüne bir ka­dının da yaralanmasına sebebiyet vermiştir.

21 Nisan 1956

 Lefkoşe :

Kıbrıs Valisi, adaya gizli olarak silâh sokulmasını önlemek maksadiyle ada­nın kuzey kıyılarına müsaadeyi havi olmayan gemilerin yaklaşmasını me-netmiştîr. Bu seiberpten gemiler kıyı­lara 12 milden fasla yaklaşamıyacak­lardır.

Bu tedbirin, Rum tedhişçilerini des­teklemek için adaya silâh veya safao-törlerîn çıkarılmasını Önlemek için alındığı ilâve edilmektedir. İngiliz çevrelerinde, tethişçiler için Yuna-nis-tandan kaçak olaralk silâh sevke-dil'diği ileri sürülmektedir.

23 Nisan 1956

Lefkoşe :

Baf şelhri civarında bir mahalle git­mekte olan bir askerî kamyon yola konulmuş olan bir mayın neticesin­de havaya uçmuştur.

Kamyonda bulunan üç İngiliz askeri ağır yaralanmıştır.

24 Nisan 1956

Lefkoşe:.

Lefkoşede Rumlarla meskûn mahal­lerde bulunan bütün erkekler bugün öğleye doğru İngiliz paraşütçülerinin muhafazasında parmak izleri alın­mak ve resimleri çekilmek üzere ön­ceden hazırlanmış olan merkezlere sevk edilmiştir. Leîkoşede İlk defa o-laırak bu kadar çok sayıda şahsın par­mak izi alınmaktadır.

27 Nisan 1956

Birleşmiş Milletler  (New-York):

Ha'ber verildiğine göre. Birleşmiş Mil­letler teşkilâtı nezdirideki Yunan he­yeti, genel sekreter Dag Hammarsk-jold'a ve üye memleketlerin heyet başkanlıklarına yolladığı tafsilâtlı bir mektup ile, İngiltereyi, Kıbnsta hal­ka zulüm etmekle itham etmiştir.

Yunan sefiri Ohristian Palamas, 16 vesikanın ekli bulunduğu mektubu ile Kıbrıs halkına İngilizlerin çektikleri mecalimden dolayı hükümetinin duy­duğu teessürü beyan etmiştir.

Yine aynı mektupta Yunan sefiri, takibiîı edilecek bu zülmedici hare­ketler devam ettiği tekdirde bunun vahim neticeler doğurabileceğini Yu­nan 'hükümetinin Birleşmiş Milletle­re bildirmek istediğini belirtmiştir. Sefir Palamas, .milletle:-arası bir dâ­va teşkil eden bu zulüm hareketleri­nizi ıgayri insanî polils ııisıilferrnden başka bir şey olmadığını ve Birleşmiş Milletler anayasasına tamamiyle ay­kırı olduğunu ve Yunanistanm ge­rekli tedbirleri almak üçn teşebbüse geçeceğini mektubunda ifade etmiş­tir.

Lefkoşe :

Kıbrıs Valisi Harding, bundan iki gün önee İngiliz kuvvetlerine el bom­baları ve ateşli siIMılarla yapılan ta­arruz üzerine Baf civarındaki Kis-sonemga Rum köyünün halkından 800 sterlinglik müşterek bir ceza alın­masına 'karar vermiştir. Bu hususta yayınlanan bir resmî tebliğde, para cezasının bu köyde ve civarında vu­kua gelen 17 hâdise dolayısiyle ve­rildiği belirtilmektedir.

28 Nisan 1956

Lefkoşe :

Lefkoşe bölgesinde İngiliz emniyet makamları dün akşam neşrettikleri bir tebliğde, Kıbrıslılardan açla da­hilinde tethişçiligi ortadan kaldırma­ğa yarıyaeak her malûmatı, imzasız dahi olsa, yetkili makamlara bildir­melerini istemiştir.

Aynı tebliğde, son günler zarfında konulan tahditlerden dolayı ada hal­kının    mâruz    kaldığı    sıkıntılardan yetkili makamların da müteessir bu­lundukları, fakat bu tedbirlerin bir polis komiseriyle 'bir polis memuru­nun öldürülmesi üzerine lüzumlu gö­rülmüş olduğu kaydedilmekte ve bu gibi hâdiseler tekerrür ettiği takdir­de aynı çareye başvurulmakta tered­düt edilmiyeceğl ilâve olunmaktadır.

30 Nisan 1956

Londra :

Canterbury Piskoposu Geolfrey Fis-her, Başvekil Eden ve Müstemlekeler

Vekili Le-nnox Eoyd arasında Kıbrıs meselesinde görüş ayrılığı bulundu­ğuna dair bir beyanat verdiğim ya­yınlamıştır.

Lefkoşe :

48 saatlik oldukça sakin bir devreden sonra bugün' Mağıısa'da bir İngiliz askeri polis arabasına karşı bir bom­ba atılmış ve infilâk neticesinde 3 kişi yaralanmıştır. Bunlardan biri hasta'haneye kaldırılmıştır.

Kıbrıs ve Birleşmiş Milletler Yazan: A. Ş. Esmer

10/4/1956 tarihli  (Ulus)  tan:

Makariosun süngün edilmesi üzerine Yunanistan Kıbrıs meselesini bir de­fa daha Birleşmiş Milletlere götür­müştü ve simdi de Asamblede görü­şünü deste ki iyecek yardımcılar topla­mak için faaliyete geçmiştir. Bildiril­diğine göre, Arap memleketlerini zi­yaret eden Yunan Devlet Bakanı, Kıbrıs meselesinde Mısırın ve Suriye-nin yardımlarını sağlamıştır.

Bu, Yunanistan için önemli bir ba­şarı değildir. Zira Mısır :ve Suriye esasen geçen yıl da Kıbrıs meselesin­de Yunanistam desteklemişlerdi. Yu­nanistan şüphesiz gelecek Asamble toplantısına kadar çalışmalarında de­vam edecektir. Yunanistanm gayret­leri en çok Amerika üzerinde topla­nacaktır. Zira Birleşmiş Milletlerde kalabalık bir zümre daima Amerika ile birlikte yürümektedir.

Malûmdur ki, Yunanistan Kıbrıs me­selesini üçüncü defa olarak Birleşmiş Milletlere getirmektedir. Bundan ön­ceki iki müracaat-i neticesiz kalmış, Asattnîrie meseleyi müzakere etmek is­tememiştir. Bunların birincisinde A-merika müstenkif kalmıştı. İkinci­sinde ise müzakere edilmesi aleyhine oyunu kullanmıştır. Bu defa Ameri­kanın ne yolda hareket edeceği bilin­miyor- Tarafsız kalabileceği gibi, se­cim senesi olduğundan Vaşington Hü­kümeti Yunanistan lehine de ha­reket edebilir.

Bu Yunanistanm lehine olan bir faktörde Birleşmiş Milletlere yeni üyelerin alınmış bulunmasıdır, İtal­ya ve Portekiz gibi devletlerin İngil­tere aleyhine yürüm iye çekleri kabul edilse bile yeni  üyelerin bir kısmı Moskovanın emrinde komünist gru­buna daıhil, bir kısmı ise tarafsızlar zümresrndendir. Bunların Yunanistan lehine hareket etmeleri beklenir.

Hemen şunu söylemek yerinde olur ki, "bu çeşit meselelerin Birleşmiş Mil­letlere getirilmesi komedya halini al­mıştır. Devletler halk, a-dalet veya anayasa düşünceleriyle değil, politi­ka mülâhazalariyle hareket etmekte ve Birleşmiş Milletlerin prestijini de sarsmaktadırlar. Meselâ Keşmir me­selesinde milletlerin kendi kaderine hâkim olmaları prensibinin tatbikine engel olan Nehru, Kıbrıs meselesin­de onun tatbiki lehine oy verecektir. Milletlerin kendi kaderine hâkim ol­maları prensibine Rusya da taraftar­dır; fakat kendi hâkimiyeti altında bulunan memleketlere tatbik edilme­mesi şartiyle.

Kıbrıs meselesinin görüşülmesine Bir­leşmiş Milletlerde bu defaki şartlar daha elverişli olsa 'bile İngiltere bakı­mından verilebilecek 'kararın önemi azalmıştır. Bir defa şu nokta unutul­mamalıdır ki, Asamble ancals tavsiye­de bulunabilir, devletleri bağlıyacak karar veremez. Kıbrıs meselesinde de verebileceği karar, meselenin ilgililer arasında görüşülerek dostane bir şe­kilde çözülmesi dileğinden ibarettir. Milletlerarası bir mesele şeklini ala­cağından korktuğu için İngiltere, geç­miş yıllarda Kıbrıs meselesinin A-samblece böyle karara bağlanmasın­dan da çekiniyordu. Fakat üçlü İn­giltere, Türkiye, Yunanistan  Lon­dra Konferansından sonra, Kıbrıs meselesi milletlerarası bir dâva ha­lini aldığından, ikinci bir Londra Konferansının toplanması lehinde Asamblenin karar vermesinde İngiltere bakımından artık mahzur kalmamış­tır. Her halde böyle bir karan alsa bile Yunanistan Kıbrisı ilhaka doğru tek adım atmış olamaz.

Balkanlara dikkat

15/4/1956 tarihli  (Tan)  dan:

Başı Avrupada, gövdesi Asyada bulu­nan Türkiyenin, bilhassa son 150 se­nelik dış politikası, gerçekte, hatalar ve kararsızlıklarla yüklüdür. Kanunî Sultan Süleymanm, sanırım, İliç foir müverrih tarafından açığa vurulma­mış olan hatasını, Osmanlı ve Cum­huriyet hükümetleri bütün gayretle­rine rağmen asla t el âti edememişler­dir.

Viyana kapılarına kadar ulaşmış olan Türk milleti, tam bir Avrupalı olmak imkân ve fırsatını birçok defalar el­de etmiş olmasına rağmen, milletin kuvayi külliyesini Avrupaya naklede­rek orada yerleşmemiş ve bir Avrupa devleti olmaya tenezzül etmemiş ol­masının ne azîm bir hata olduğunu tarihin zincirleme hâdiseleri bütün çiplaklığiyle ortaya koymuştur.

Eğer ilerisini görebil şeydik Türki­ye, Avrupamn bir lideri ve Avrupa medeniyetinin bütün nimetlerini eli altında bulunduran en kuvvetli bir devleti olmuş olacaktı. Bu konu üze­rinde verilecek cevap ve yapılacak iti­razları biliyoruz: O zamanki Asyanm Avrupadan d'ajha mütemeddin oluşu ve Türklerin, İslâm âleminin bir li­deri vaziyetinde bulunuşu v.s.. Am­ma, boynuzun bir gün kulağı geçece­ğini kavrayamamış olduğumuz da münakaşa edilemez bir hakikattir.

Her ne ise, olan olmuştur. Bia bütün dikkatimizi Balkanlarda belirtmekte olan yeni hâdiseler üzerinde kümelen­dirmek istiyoruz. Avrupaya kol atmış ve Avrupa medeniyetine intisap ka-rarmı çoktan vermiş bir mîllet ola­rak dış politikamızın siklet merkezi­ni ister istemez, Balkanlar üzerinde bulundurmaya  mecburuz.

Atatürkün Balkanlar üzerindeki mü­essir rolünün, Alman ve onu takip elen Rus istUâlariyle sona ermesin­den   sonra,  yeniden  fakat   daha   dar bir çerçeve içinde ihya edilmiş olan Balkan ittifakı, birbiri peşinden orta­ya çıkan iki siyasî hâdise, daha doğ­rusu, iki esaslı çöküntü ile ciddi bir tehlikeye maruz bulunmaktadır.

Kıbrıs ihtilâfının doğurduğu Türk-Yunan mü na s ebetle rinde ki gerginlik­ten sonra, Yugoslav - Rus yakınlaş­ması ve bunun zarurî ve tabiî bir ne­ticesi olan Yuıgcslav - Bulgar hükü­metinin ortadan kalkmakta bulun­ması, Balkan ittifakı yapısının kilit taşlarını yeniden oynatmış ve onu «maili inhidam» bir hale getirmiştir. Görünen köy için .kılavuza ihtiyaç ol­madığı, Balkanların son derece yakın bir âtide yepyeni bir siyasî şekil ala­cağı kolaylıkla iddia edilebilir.

Romanya'nın ve Arnavutluğun da ka­tılacağı ve kısmen Macaristan tara­fından da destekleneceği besbelli olan yeni bir Balkan bloku karşısında ya­payalnız kalacak olan Türkiye ile Yu-nanistanm ideolojik birliğini ve bu birliğin zaruretini, şimdiden göz önün­de bulundurmak her iki millet için hayatî bir mecburiyettir.

Türkiye, Pakistana kadar uzanmış şarklı ve dost bir devletler silsilesine bağlı bulunmaktadır. Gövdesi Nato camiası içinde Türkiye ile birleşik ol­makla beraber Yunanistan, Balkan­ların pek. yakın ibir istikbalde tebel-Jür edecek, olan yeni siyasî kuruluşu karşısında, Türkiyenin hâiz olduğu avantajlardan mahrum bulunmakta­dır. Yani, açıkçası Yunanistan, Bal­kanlarda tamamlyle tecrit edilmiş bir devlet haline gelecektir.

Bu tehlikeden Yunanistan için ko­runmanın tek yolu, Türkiye ile olan münasebetlerinde eski samimiyet ve dostluğu yeniden tesise çalışmaktan ibarettir. Kıbrıs meselesinin ancak Türkiye ile toaşbaşa vererek hallede­bileceğini ve ideolojik bakımdan Bal­kanlarda kendisinin en hakikî dostu­nun ancak Türkiye olduğunu, Yunan­lı dostlarımıza bir defa daha hatırlat­manın tam sırasıdır.

1 Nisan 1956

 Paris :

Kuzey Atlantik Paktı Antlaşmasının imzalanmasının 1 nci, Atlantik Genel Karargâhının kuruluşunun da 5 inci yıldönümü, dolayısiyle bu sabah Paris yakınlarında Louveciennes'de Nato-nun bütün daimî delegelerinin ve bir çok davetlinin iştiraki ile bir tören yakılmıştır.

Nato Genel Sekreteri Lord İsmay ilk olarak söz almış ve Atlantik teşkilâ­tının Milletlerarası sahada mevcut en iyâ İşbirliği örneği olduğunu söylemiş­tir.

Daha sonra konuşan Mütt&fik Kuv­vetler Başkomutanı General Alfred Gruenther Nato'nun son yıllarda hâ­diselerin zoru ile tamamiyle askerî veçheler üzerinde gayretlerini topla­dığını söylemiş ve Genel Karargahta bugün askerî bahislerin dışında kalan konular üzerinde durabildiği için memnunluk duyduğunu iîade etmiş­tir.

Törende hazır bulunan Fransa Baş­vekili MoIIet de bir konuşma yapmış ve Atlantik Paktının şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da barışın ve hürriyetin muhafazası için bir te­minat olacağını söylemiştir. Bundan sonra Fransaıım Nato emrine verdiği kuvvetlerin Kuzey Afrikaya nafkledi-lebümesi için müsaade verilmiş olma­sından dolayı şükranlarını ifade eden Başvekil bunun «Milletlerarası daya­nışmaya bir Örnek olduğunu» söyle­miştir.

Konuşmalardan sonra 15 Nato mem­leketi Birlikleri General Gruenther'in önünde bir geçit resmi yapmışlar ve bu sırada Atlantik kuvvetlerine mensup 32 tepkili uçak ta Genel Karar­gâhın üzerinde uçmuştur.

5 Nisan 1956

Liabon :

Portekiz Dışişleri Vekili Paulbo Cünha Atlantik Paktının 7 nci yıldönümü münasebetiyle dün akşam radyo İle yay ınl anan beyanatında Atlantik Paktiyle ihdas olunan bağların kuv­vetlenmesini temenni etmiş ve- dünya durumunu inceliyerek, şim!diki buh­ranın veçhelerinden biri olarak şu hususu zikretmiştir:

Müşterek medeniyetin muhafazası­na bu derece yardım eden Amerikaya dahi bugün haksız olarak hücum edil­mektedir.

Müşterek bir medeniyetin muhafa­zası için yeni gayretler sarfedilmesi-ni tavsiye eden Cünha yerine hiç bir şey ikame etmek imkânı olmiyan At­lantik Faktım imzalayan milletlerin sosyal ve iktisadi sahalarda da müş­terek hareket etmeleri temennisinde bulunmuştur.

11 Nisan 1956

Paris :

Müttefikler arası deniz ve hava ma­nevraları yarın başliyacak ve 20 ni­sana 'kadar devam edecektir. Ameri­kan, Türk, Fransız, İtalyan, İngiliz ve Yunan kuvvetleri bu manevralara iştirak edeceklerdir.

Portekiz uçakları ilk defa olarak Akdenizdeki toir müttefik: manevrasında yer alacaklardır. 13 nisana kadar ha­rekât ancak bazı bölgelerde cereyan edecek ve bunlara mahdut miktarda kuvvetler 'katılacaktır.14 nisandan manevraların sonuna kadar (bütün kuvvetler harekâta gireceklerdir. Ma­nevralar, iki düşman kuvveti arasın­da cereyan ettiği tasavvur edilen ha­rekât suretinde yapılacaktır. Manev­raların başlıca kısmını 'bası liman­lardan hareket eden kafilelerin hima­yesi talimleri teşkil' edecektir.

Manevralar sona erdikten sonra ka­fileler ve himaye gemileri Malta Adasma geleceklerdir.

Müteakiben 20 nisan öğleden sonra Malta açıklarında müttefik deniz ve hava 'kuvvetleri tarafından Avrupa daki Müttefik Kuvvetler Başkuman­danı Ge-neral Alfred Gruenther şere­fine bir geçit resmi yapılacaktır.

12 Nisan 1956

Valetta   (Malta) :

Natoya dahil yedi memleketin kuv­vetlerinin iştirakiyle yapılacak Akde­niz deniz - hava manevralarının bi­rinci safhası bugün başlamıştır.

Manevralara Türk, Fransız, İtalyan, Yunan, İngiliz, Birleşik Amerika harp gemileri ve Portekiz uçakları katıl­maktadır.

Portekiz hatva kuvvetlerine mensup uçaklar ilk defa olarak bir Nato ma­nevrasına  katüm aktadır! ar.

Hali hazırda mahdut miktarda harp gemisi manevraya katılmaktadır. Cu­martesi günü bütün gemiler manevra­da yer alacaktır.

13 Nisan 1956

Paris :

Bugün tertiplediği kısa bir basın kon­feransında, General Gruenther, Av-rup&daki Müttefik Kuvvetlerinin Baş­kumandanlığını üç sene müddetle üa ettikten sonra, artık bu vazifeden u-zaklaşması zamanının gelmiş olduğu­nu bir seneye yakın bir zamandanberi düşündüğünü söylemiş ve demiştir ki: «Bu vazifede üç yıl kalan bir kimse, Nato teşkilâtı için artık fikir canlılı­ğını kaybetmek tehlikesine maruz­dur.*  General  Gruenther,  söylendiği


 

gibi, istifasının Almanya meselesi ile hiç bir ilgisi olmadığını açıklamıştır.

 Valetta (Malta) :

Akdenizde şimdiye kadar yapılan Na­to hava ve deniz tatbikatının en bü­yüğü olan Medflex dragon manevra­larına iştirak eden dört gemi kafilesi, bugün muhtelif limanlardan hareket etmişlerdir.

Tatbikata İtalya, Fransa, Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve Amerikanın hava ve deniz birlikleri iştirak et­mektedir. İlk defa olarak Nato ma­nevralarına katılan Portekizin uçak kuvvetleri Celbelüttarık bölgesinde fa­aliyete geçmişlerdir. Harp gemilerinin himayesi altında bulunan deniz kafi­leleri Maltadan, Bariden, Toulondan ve bir Yunan limanından yola çıkmış bulunmaktadır. Refakat gemileri ile Sardunya, Malta, Traıblus, Sicilya ve Cefoelüttarık ,gibi muhtelif üslerden havalanan müttefik uçakları, Akde-nizi istilâ etmiş düşman denizaltıla-nnı keşfedip batırmafc ve bunları za­rarsız hale getirmekle görevlidirler.

17 Nisan 1956

 İzmir :

Nato Güney Doğu Avrupa Kara Kuv­vetleri Kurmay Başkanlığına tayin edilen Tuğgeneral Williaıins Bullock, yeni vazifesini devralmak üzere bu­gün şehrimize gelmiştir. Cumaovası hava alanında merasimle karşılanan Tuğgeneral Bullock, müteakiben Bi­rinci Kordondaki Nato Karargâhına gelerek subaylarla tanışmış ve bura­da da törenle karşılanmıştır.

Korede, Türklerin de bulunduğu 2. topçu alayının kumandanlığını yap­mış olan yeni Kurmay Başkanı, yine Korede 3 inci Ordu Harekât Kurmay Başkanlığı yardımcılığı vazifesini gör­müş, 2 nci dünya savaşında Avrupa harekâtına iştirak etmiş, son olarak ta Amerikadaki atom tesislerinde ku­mandanlık yapmıştır.

Diğer taraftan, hâlen Kuranay Baş­kanlığı yapan Mc Daniel yakında va­zifesini  Tuğgeneral B'ullock'a   devredecek ve Amelikadaki yeni vazifesine gitmek üzere şehrimizden ayrılacak­tır.

Valetta  (Malta) :

Nato Kuvvetleri Başkumandanlığın­dan çekilmek üzere bulunan General Alfred Gruenther, Demokratlar tara­fından Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterileceğine dair dolaşan haber­leri şiddetle yalanlamış ve «şimdiye kadar bu kadar uydurma haber ha­yatımda işit m e iniştim s demiştir.

«Supprise» adlı İngiliz harp gemisin­den, Amerika, İngiltere, Türkiye, Fransa, Yunanistan ve İtalyanın de­niz kuvvetlerine mensup gemilerin Akdeniade yapaüa&ta oldukları ma­nevraları takip eden General Gru-enther, bugünkü harekât hakkında kanaatini izhar ederek «gördüğüm manevraların en muhtesenlidir» de­miştir.

23 Nisan 1956

Washington :

Amerikan Dışişleri Vekili John Fos-ter Dulles, Amerikan hükümetinin At. lantik Paktının siyasî ve iktisadî cep­helerinin takviye edilmesi için im­kânlar araştırmayı kabul ettiğini a-çıklam ıştır.

Natcmun siyasî ve iktisadî cepheleri­nin takviye edilmesinin askerî cep­hesinin zayıflatılacağı mânasına .gel­mediğini tasrih eden Dulles, Sovyet siyasetinin son zamanlarda değişme­si üaerine, Atlantik camiasının siyasî ve iktisadî prensiplerinde de daha sıkı işbirliğinin yapılması zarureti ile karşılaşıldığını beyan etmiştir.

Dulles, ayni beyanatında liderlerinin Asyada ve Yakın Doğuda kin «tüeca-ııs olduklarını ve tahrikçiliği kışkırt­tıklarını söylemiştir.

24 Nisan 1956

 Washington :

Yetkili Washington müşahitlerine gö­re. Amerikan hükümeti, Atlantik ittifakının, faaliyetini askerî saha dı­şında diğer sahalara da ve billhassa iktisadî İşbirliği sahasına teşmil et­mesi fikrine karşı şimdiye kadar mu­hafaza ettiği muhalefeti t erk etmiştir. Hariciye Vekili M. Foster Dulies'm dünkü pazartesi günü Newyorkta irat etmiş olduğu nutuk bunu katiyetle göstermektedir.

Hatırlanacağı veçhile, İtalyan Reisi cumhuru M. Giovaniü Gronchi, Wa­shington'a vaki ziyareti esnasında Nato faaliyetinin diğer sahalara teş­mil edilmesi fibrini alenen tavsiye et­miş ve onu takiben de Fransız Hari­ciye Vefeili M. Christian Pineau da bu tavsiye ile ayni fikirde bulunduğunu bildirmişti. O zaman, Amerikan Ha­riciye Vekâleti, Avrupadaki iktisadî işbirliği teşekküllerinin bu faaliyetler için uygun ve kâfi teşekküller olduk­larım beyan etmişti.

Washington resmî sözcülerinin o ta­rihte ifade ettiklerine göre Birleşik Amerikanın fikri, «Natonun iktisadî bir büro ile işgalinden» tevakki edilmesi lâzım geldiği merkezinde idi.

Simdi görülüyor ki M. Dulles, dün As­sociated Press Merkezinde iradettiği nutukta, bidayeten askerî bir ittifak olan Nato'nun icalbı Halinde âza mem­leketlerin faaliyetlerini askerî olma­yan sahalarda da koordine eden bir teşekkül 'halini alabileceğini ve tou aza memleketlerin bu teşekkül dahi­linde kendi menfaatlerinin ve dok­trinlerinin istilzam ettireceği iktisa­dî, siyasî ve kültürel işbirliğine te­vessül edçiüilecelklerini söylemiş bu­lunmaktadır.

M. Foster Dulles bu fikrini beyan ederken, merkezî Washington olan ve Kanada hariç bütün Amerikan kı­tası devletlerini içine alan «bölge sis­temi» teşekkülünü bir misal olarak göstermiştir. Bu teşekkül, 66 senelik 'bir maziye malik olan bir Amerikan Birliğidir.

Bazı Amerikan yorumcularının kana-atince M. Dulfes'ın fikri, Nato teşki­lâtının yanı başında bu Amerikan devletleri  teşekkülüne benzer bir topluluk iıhdas etmektir. İyi kaynak­lardan eldeedilen ıbaaı malûmata gö­re Washington'un bu mevzuda tercih ettiği şekil Nato iie hâlen m'evcut Av­rupa Birliği ve Avrupa İktisadî İş­birliği gibi teşekküller arasında daha sıkı rabıtalar tesis edilmesi şeklidir.

Her halde, bu mesele, önümüzdeki 4 mayıs tarihinde Pariste toplanacak olan Nato Konseyinde tetkik mevzuu olacaktır.

4 Nisan 1956

 İzmir :

Kuzey Atlantik Paktının imzalanışının yedinci yıldönümü bugün şeh-rimizdeki Güney Doğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Karargâhında merasimle kutlanmıştır.

Merasimde İzmir Valisi, Belediye Reisi, İkinci Yurtiçi Bölge Kumanda­nı, Ege Üs Kumandanı, Hava Harp Okulu Kumandanı, Nato'ya mensup General, ve subaylar, Nato'ya dahil devletler konsolosları ve basın men­supları hazır bulunmuşlardır.

Merasim kıtasının merasim duruşunda selâm resmi ifa etmesini mü­teakip, Altıncı Müttefik Taktik Hava Kuvvetleri Kumandanı Tümge­neral Grussendorf, günün ehemmiyetini belirten bir nutuk iradetmis ve şunları söylemiştir:

«Nato'nun yedinci yıldönümü kutlanırken aranızda bulunmakla bü­yük memnunluk duyuyorum.

Nato'ya mensup hür memleketler adına temsilcileri burada toplanmış bulunan muhtelif milletlere, şimdiye kadar yapılmış olan fevkalâde iş­ten dolayı" tebriklerimi sunarım.

Nato içinde hedeflerimiz olan devamlı barış ve emniyete doğru çalış­mak, kolay veya kendiliğinden gelişen bir iş değildir. Bu husus, düşü­nüşümüzde devamlı teyakkuza, hareketlerimizde cesarete ihtiyaç gösterir.

Hepimiz iyice biliyoruz ki, muayyen milletler ve şahsiyetler Nato'nun feshedildiğini görmekle memnun olacaklardır. Teşkilâtımız komünist­ler için kendi doktrinlerinin genişlemesini bertaraf edecek bir maniadır. Bunlar, sulh ve anlayışı hedef tutan programımızın tatbikinde cesare­timizi kırmak ve bu programa müdahale etmek yolunda her şeyi ya­pacaklardır. İhtilâf tohumları ekecekler, şüpheyi körüklecekler ve va­tandaşları, bizdeki hürriyet şeklini Ödenilen bedele değer bir kıymette olmadığına iknaya çalışacaklardır. Şayanı memnuniyettir ki, Nato teş­kilâtımızın bağları kuvvetlidir. Halkımız uyanık bulunmaktadır. Nato vazifesini ifa hususunda gayretle çalışmakta devam ettiği müddetçe, taarruzlara karşı durabiliriz. Muhtelif Nato milletlerine mensup asker­ler olarak bize düşen iş, Nato'nun gittikçe kuvvetlenmesini sağlamak­tır. Son yıl zarfında büyük terakkiler kaydedilmiştir. Ve yardımınızla bu terakki durmıyacaktır.»

General Grussendorf'tan sonra konuşan Güney Doğu Avrupa Müttefik

Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral George Reed de şöyle demiştir:

«Kuzey Atlantik Paktının imzalanışının yedinci yıldönümü dolayısiyle sizlere hitap etmekten bahtiyarlık duymaktayım.

Nato'nun gayesini gerçekleştirmek hususunda gayret sarîeden her rüt­beden personelin hareket tarzlarına takdirlerimi ifade etmekle iktifa edeceğim.

Yeni bir fikre dayanan her yeni teşekkülde olduğu gibi mazide birçok müşküllerle karşılaştık. Şüphe yoktur ki, istikbalde de yine bu müşkül­lerden bazılariyle karşılaşacağız.

Bu gibi meseleler zuhur ederse onları da Öncekiler gibi ayni muvaffa­kiyetle halledeceğiz.

Muhtelif Nato milletlerine mensup askerler olarak muazzam sorumlu­luklarımız vardır. Fakat verimli çalışmalarımızın dünya sulhuna bü­yük ölçüde yardım ettiğini bildiğimiz için büyük bir inşirah duy­maktayız.

Mamafih İleriyi görmeğe mecburuz. Dünyada bir kısım kuvvetler, ser­bestiyi, ferdî hürriyeti ve insan vekarmı yok etmek için yorulmadan çalışmaktadırlar.

Görevimiz, ittifakımızın kudretini ve kara, deniz, hava kuvvetlerimizin müessiriyetini, karşımızdakilerle boy ölçüşecek şekilde, canlı tut­maktır.»

Nato'nun kuruluşunun 7 nci yıldönümü münasebetiyle Hariciye Veki-linüz Prof. Fuat Köprülünün Ankara Radyosunda yaptığı konuşma :

4 Nisan 1956

 Ankara :

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, bu akşam radyoda şu konuşmayı yapmıştır:

«Muhterem vatandaşlarım,

Kısa Nato diye andığımız (Kuzey Atlantik Andlaşması) Teşkilâtı, bun­dan yedi sene evvel bugün kurulmuştu.

Bundan yedi sene evvel dünyanın vaziyetini gayet iyi hatırlarsınız, mu­azzam bir emperyalist blok, dişinden tırnağına kadar silâhlanmış ve silahlanmaya devam etmekte ve hür dünyayı tazyik ve tedhiş siyasetiy­le tahakkümü altına almak istemekte idi.

Bu blok, bununla da iktifa etmeyip Korede bir kuvvet denemesi yaptı. Bu deneme hür milletler için çetin bir imtihan teşkil ediyordu: Birleş­miş Milletler Andlaşmasmdaki sulh ve adalet ideallerine samimiyetle bağlı oian hür milletler bu tecrübe karsısında köşelerine sinip teca­vüze uğrayanı yalnız mı bırakacaklardı? Yoksa onun imdadına mı koşacaklardı?

Çok şükür hür milletler tecavüze uğrayanın imdadına koşmak cesaret ve basiretini gösterdiler. Bu muazzam sulh ve insanlık vazifesi başına azim ve imanla koşanların İlk safında Türkiye de vardı. Bunu yalnız necip milletimizin şerefi ve selâmeti bakımından değil, bütün hür mil­letlerin menfaati bakımından iftiharla kaydeylemek hakkımızdır.

Bundan sonra, muazzam bir sulh ve müdafaa paktı olan Nato günden güne kuvvetlendi ve müessiriyet kazandı, 1952 de Türkiye ve Yunanis­tan ona iltihak ettiler. Geçen sene de Federal Almanyamn iltihakı ile bu teşkilât yeni bir kuvvet ve hayatiyet temin etmiş oldu.

Bundan başka hür dünyada, (Nato ruhu) ve (Nato haleti ruhiyesi) diye tavsif edebileceğim bir düşünüş ve his ediş tarzı köklenmeye başladı.

Bu haleti ruhiyeyi kısaca şöyle tarif etmek mümkündür:

Tecavüze karşı koyabilmek için her şeyden evvel hür milletlerin mün­feriden ve müştereken kuvvetlenmesi, hür dünyada maddî ve manevî kalkınmanın temini için tam müsavat içinde herkesin hakkına ve meş­ru menfaatlerine riayet esasına dayanan sıkı ve samimî bir işbirliği tesisi...

Hür dünyada hâsıl olan bu intibahın icap ettirdiği mesuliyetleri ve fe­dakârlıkları iktiham etmek cesaret ve basiretini gösteren milletler ara­larında mevziî sulh ve müdafaa paktları yaptılar:

Nato, Bağdat Paktı, Seato bunların en parlak misalleridir.

Eğer bugün dünya üçüncü bir cihan harbinin felâketleri içine düşmedi ise bunu, bu cesur milletlerin azim ve basiretine medyundur. Filhaki­ka, onların yaptıkları müşterek emniyet ve işbirliği paktları sayesinde­dir ki, tecavüz emelleri besleyenler bu emellerinin tahakkuku için har­be müracaat etmenin kârlı bir iş olmıyacağmı anlamış ve tabiyelerini değiştirmişlerdir.

Şimdi, soğuk harp, şekil ve mevki değiştirmiş olarak devam etmektedir. Bunun hedefi, yine Nato ve ondan doğan diğer müşterek emniyet pakt­larıdır. Soğuk harbi idare edenler bu paktları önce gevşetmek, sonra da kabilse yıkmak istiyorlar. Fakat bunu yaparken, birkaç sene evve­line kadar olduğu gibi bu paktları tecavüz âletleri olarak göstermeye çalışan propagandalar ve tazyikler yapmakla kalmıyorlar. Sulhtan, müşterek dostluk münasebetlerinden bahsederek bunlara ihtiyaç kal­madığım telkine çalışıyorlar. Bu sulh taarruzlarının samimî olmasını herkesten fazla, Nato'yu, Seato'yu, Bağdat Paktım yapan hür ve sulh­sever milletler temenni etmektedirler. Çünkü bütün emelleri dünyada sulh, sükûn ve adalet içinde yaşayıp inkişaf etmektir. Fakat maalesef temenni ile işler hallolunamaz. Hakikatleri olduğu gibi görmek ve ona göre hareket etmek lâzımdır.

Nato'nun ve ona mümasil muslihane işbirliği paktlarının tecavüz mak-sadiyle değil, bilâkis müdafaa, emniyet ve kalkınma maksadiyle kurul­duğu apaçık bir hakikat iken bir taraftan bu paktların tecavüz âleti şçklinde gösterilmek istendiğini, diğer taraftan da dünyadaki gergin­liğin ve endişelerin sebebi olan silâhlanma yarışının durdurulması için yapılan bütün halisane tekliflerin reddedildiğini görüyoruz. Tahakküm

altına alınmış olan milletlerin bu boyunduruktan kurtulamadıklarını, karşı tarafın silâhlarını arttırdığını, hür milletleri yıkıcı propaganda­larla içinden kemirmeye çalışıldığım gören realist milletlerin, teyakkuzu elden bırakmamak istemelerinden daha tabiî bir şey tasavvur edilemez.

Aziz dinleyiciler,

Nato'muzun bu hayırlı yıldönümü gününde soğukkanlılıkla ve basiretle yakın ve uzak tarihin derslerini hatırlıyarak, fakat, âtiden ümidi asla kesmeden ve hiç bir zaman hakikî suihu kurmak imkânlarını kaçır­madan, hâsıl olabilecek her yeni inkişafı bu bakımdan hüsnüniyetle Kıymetlendirmeyi ihmal etmeden, haklarımızdan ve dâvamızın ulviye­tinden emin olarak biraz evvel Nato ruhu veya Nato haleti ruhlyesi diye tarif ettiğim zihniyete sadık kalıp bu yolda azimli yürüyüşümüze devam etmemiz lâzımdır.

Nato demek her türlü tecavüze elbirliği ile karşı koymağa azimli olmak ve ona göre hazır bulunmak, iktisadî, içtimaî, ilmî, medenî her sahada elbirliği ile inkişaf etmeye çalışmak, bir kelime ile beşeriyetin korkudan azade, tehlikelerden masun bir şekilde Birleşmiş Milletler ideallerine uygun olarak refah ve tealiye kavuşması ioin mücadele etmek demektir.

Bizimle bu gayelerde samimiyetle beraber olduğunu yalnız sözleriyle ifade değil, ef'ali ile ispat edenlerin ve menfaatlerini tereddütte veya bulanık oyunlarda aramıyanlarm hepsi bizdendir. Biz en iyi ve insanî niyetlerle doğru ve müsbet yolda yürüdüğümüze inanıyoruz. Fakat hayale kapılmamayı, hakikatleri dikkatle takip etmeyi millî varlığımı­zın ve millî varlıkların muhafazası için zarurî görüyoruz.»

General Gruenther'in yerine başkasının tayini hususunda Nato'mm tebliği:

14 Nisan 1956

 Paris :

General Gruenther'in yerine Avrupadaki Müttefik Kuvvetler Başko­mutanlığına başkasının tayini hususunda Nato aşağıdaki tebliği neş-retmiştir:

Kuzey Atlantik Konseyi, Amerika Başkanının, Genel Sekreter ve ayni zamanda Konseyin Başkan Yardımcısı olan Lord İsmay'e bir mesaj göndererek, üye devletlerden, General Gruenther'in, faal hizmetten çekilmek maksadiyle bu sene sonunda kendi isteği üzerine vazifesinden ayrılmasını kabul etmelerini istediğini öğrenmiş bulunmaktadır.

Konsey, General Gruenther'i, Avrupadaki Müttefik Kuvvetler Başko­mutanlığı vazifesinden affetmeyi teessüıle kabul etmiştir. Konsey, Ge­neral Gruenther'i, 1953 te bu vazifeye tayin edildiği vakit kendisine gösterilen itimada tamamiyle lâyik olduğunu ispat ettiğini kabul et­mektedir. Konsey, General Gruenther'e, üye hükümetler adına, yap­tığı büyük hizmetlerden dolayı derin minnettarlığını bildir­miştir.

Konsey, Amerika Başkanını, Müttefik Kuvvetler Başkomutanlığına Ge­neral Gruenther'in yerine Amerikan ordusundan bir subay teklif et­meğe davet eylemeyi oybirliğiyle kararlaştırmıştır. Bu talep derhal Baş­kana bildirilmiş ve Başkan, cevabında, General Gruenther'in halefi olarak General Lauris Norstad'ı teklif ettiğini bildirmiştir.

Konsey, dün öğleden sonraki toplantısında, General Norstad'a tam bîr itimat beslediğini ve kendisini General Gruenther'in yerine Avru-padaki Müttefik Kuvvetler Başkumandanlığına ayni yetkilerle tayin ettiğini bildiren bir karar suretini oybirliğiyle kabul etmiştir. Bu tayin sene sonunda meriyete girecektir.

Nato'da yeni bir gedik Yasan: M. H. Zal

3/4/1956 tarihli (Vatan) dan :

'1

Bir taraftan Türkiye ile İngiltere, di­ğer taraftan Yunanıs-tan arasındaki Kıbrıs ihtilâfı, Natonun cenup ko­lunda bir gedik açmıştı. Şimdi de İs-landa Parlâmentosunun dağıimazdan evvel 18 reye 'karşı 31 reyle verdiği bir karar, şimalde de bir gedik teşkil edecek bir mahiyettedir. Bu karara göre, Nato hesabına vazife gören A-merikan deniz, hava. ve kara kuv­vetleri İslândadan çekilecektir. Ame­rika ile 5 mayıs 1951 de imzalanan pakt bu şekilde tadil edilemezse, İs_ landa Natc'dan .bütün bütüne çıka­caktır.

İslânda Parlâmentosunun kararı, hür dünyanın müşterek müdafaa sistemi­ne karşı ağır bir darbedir. îslânda, New York ile Moskova arasındaki yo­lun tam ortasmda'dır. Stratejik ehem­miyeti büyüktür. Amerikan hava kuv­vetleri burasını bir benzin alma yeri


 

diye hazırlamışlar ve adada yüz elli milyon dolar kıymetinde tesisler kur­muşlardır. Amerika, İslândada bü­yük bir 'hava meydanı ve üç radar istasyonu meydana getirmiştir.

İslandadaki gelişmeler, Moskovanm hür dünyaya karşı kurduğu tuzaklara yeni bir örnektir. Bir taraftan güler yüzlü nıkaplarla Sovyet adamları her taralfa sokulurken ve St'alinin tel'in edilmesi yolundaki hareketlerle Batı âleminin ramıum efkârını oyalarken, müşterek emniyet sisteminde yer yer ve sessizce gedikler açılmaktadır.

İslandadaki hâdiseler şu şekilde cere­yan etmiştir: Parlâmentoda beraber­ce ekseriyet temin eden muhafazakâr ve çiftçi partileri Olafur Thorsh'un idaresindeki koalisyon hükümetini tutarken, çiftçi partisinin kongresine solcular hâkim olmuşlar ve koalisyo­nun çökmesine meydan vermişlerdir. Bunun üzerine hükümet istifa etmiş­tir. 24 haziranda yeni seçimler cere­yan edecektir. Bunun neticesinde A-merika ile askerî işbirliğinin devamı­na taraftar bir ekseriyet elde edilme­si ümidi çok zayıftır.

image029.gif3 Nisan 1956

 Seul:

Kore dek i Amerikan Askeri Heyeti Başkanı General P. Fritscihe, Korede bir lojistik mektebinin açılışı müna­sebetiyle verdiği beyanatta şöyle de­miştir:

Korede muhasemat yeniden 'başlarsa, Scıvyct Rusya atom silâhları kullana­bilecek durumdadır.

Atom silahları sahasında sayı bakı­mından üstünlüğümüz, bir harbi ön­lemek veya harp çıktığı tateiirde ga­lip gelmek hususunda yegâne ümidi­ni izdir.

Diğer taraftan Kore Müdafaa Vekili, birkaç gün evvel, Kuzey Korede atom tecrübesi yapıldığını bildirmiş ve Gü­ney Koreye atom silâhları verilmesi hususunda hükümeti tarafından ileri sürülmüş olan 'talebi desteklemişti.

14 Nisan 1956

 Seul :

Güney Kore hükümeti, 15 mayısta ya­pılması mukarrer Cumhurbaşkanlık seçimlerine kadar bankaların, kredi muamelesini tatil etmesini emretmiş­tir. Malî çevrelerin .belirttiğine göre, Güney Kore Maliye Vefeili, bankalar­dan alınan kredilerin secim propa­gandası için sarfedilmesine engel ol­mak üaere bu kararı vermiştir.

17 Nisan

 Seul :

Güney Kore Cumhuriyeti Deniz Kuvvetleri Kumandajılığından bildirildi­ğine göre, Kuzey Korenin dağlık böl­gelerinde komünist düşmanı yüzlerce Gerillacı faaliyete geçmiştir. Kuzey Kore kuvvetlerinin bütün çalışmala­rına rağmen Gerillacıların faaliyetle­rine devam ettikleri, yiyecek ve diğer ihtiyaç maddelerini de polis karakol­larını basmak ve patates tarlaların­dan patates toplamalı suretiyle sağ­ladıkları bildirilmektedir.

25 Nisan 1956  Paris :

Tass Ajansının bildirdiğine göre, Ku­zey Kore Başvekili ve Komünist Parti Merkez Komitesi Başkanı Mareşal Kim İl Sung, partisinin dün yaptığı üçüncü kongresinde, Merfeez Komi­tesinin faaliyetine dair bîr rapor sun­muştur. Raporda şöyle denilmektedir:

«Merkez Komitenin sekiz sene evvel yaptığı son toplantıdan beri dahilde ve hariçte üüyüfc değişiklikler olmuş­tur. Bütün dünyada banş cephesi kuvvetleri artmakta ve yenilemiyecek derecede  kuvvetlenmektedir.»

Sovyet Rusya Komünist Partisi 20 in­ci Kongresinden bahseden Mareşal Kim İl Sun'g, bu kongrede alınan, ka­rarların tarishî olduğunu ve kalbul edi­len programın Sovyet halkını, komü­nizmin takviyesi için yeni zaferlere götüreceğini söylemiş, halk demokra­silerinin, karşılıklı hürmet ve hâki­miyet eşitliğine dayanarak bütün milletlerle normal münasebetler kur­maya çalışmaları lâzım geldiğini ilâ­ve etmiştir.

Başvekil, raporunun dış siyasete dair

olan kısmında, Kuzey Kore ile Güney Kore arasında, memleketin birleşti­rilmesi için temaslar kurmakla gö­revli bir karma kcmisyon teşkilini teklif etmiş ve demiştir ki:

Bu komisyon. Güney ve Kuzey Kore-nin hükümet, meclis ve muhtelif si­yasî parti ile teşekküllerinin temsil­cilerinden mürekkep olmalıdır. Bun­dan başka kim olursa olsun, vatanın birleştirilmesini ist iyeni eri affetmeğe ve onların güvenliğini sağlamaya ha­zırız.

30 Nisan 1956

 Tokyo :

Pycngyang radyosu tarafından veri­len bir hsfoere göre, Kuzey Kore Baş­vekili Kim İl Sung, Komünist Parti­sinin üçüncü kongresi sonunda te-k-r.ar Parti Başkanlığına seçilmiştir.

Bundan birkaç gün evvel, Güney Ko­re Dışişleri Vekâletine mensup bir şahsiyet, Kuzey Kore Başvekilinin va­zifesine son verildiğine dair 'bazı ra­porlar geldiğini açıklamıştı

4 Nisan 1956

Londra :

Yetkili kaynakların bildirdiğine göre, İngiliz Dışişleri Vekili Selvvyn Lloyd ile Sovyet Dışişleri Vekili Yardımcısı An dr e i Grcmyko Hindiçlnîdekl 'kriai müzakere etmek üzere bu ayın son­larına doğru hususî görüşmelerde bu­lunacaktandır.

Silâhsızlanma Konferansına iştiraki doJayi'Siyle Londrada bulunan Gro-myko, ve Lloyd Vietnamda gittikçe artan buhranın Önlenmesi için ne gi­bi tedbirlerin alınabileceğini müzake­re edeceklerdir.

Malûm olduğu veçhile, İngiltere i]e Rusya, Vİetnamm mukadderatını ta­yin eden 1954 tarihli Cenevre Konfe­ransına müştereken başkanlık etmiş memleketlerdir.

11 Nisan 1956

Londra :

İyi haber alan kaynaklarda belirtil­diğine göre. Hindicini konusu ile il­gili müzakerelerin ilk celsesi İngilte­re ile Sovyetler Birliği arasında bu meselede bazı görüş farkları bulun­duğunu  ortaya   çıkarmıştır.

Bu kaynaklarda söylenilenlere göre, bu görüş farkı müzakerelerin cereyan tarzı konusunda da kendini göster­miştir. Nitekim, Sovyetler Birliği temsilcisi Andrei G-romyko müzake­relerin yeni bir konferansa nazırlık teşkil etmesi tonusu üzerinde dur­muştur. Bu çevreler bu hususta Sov­yetler Birliğinin görüşünde hiç bir değlşi'klilî vuku bulmadığına işaret et­mekte ve Sovyetler Birliğinin 30 mart tarihinde İngiltereye vermiş olduğu notayı 'hat ırlatmak tadır I ar.

İngiltere, Devlat Vekili Lord Reading, müzakerelerin Güney ve Kuzey Viet­nam arasında sulhu Itoruya'cak çare­ler aramakla yetinmesi hususunda ıs­rar etmiştir.

Diğer taraftan, siyasî çevreler Sovyet­lerin asıl durumunun, önümüzdeki hafta içinde Sovyetler Birliği Başve­kili Bulganin ve Komünist Partisi Li­deri Kruşçefin İngiliz devlet adam­ları ile yapacakları konuşmalardan sonra açıklanacağını tahmin etmek­tedirler.

Bu bakımdan Rea.ding - Gromyko gö­rüşmelerinin pefe fazla bir ilerleme kaydetmeyeceği  İleri  sürülmektedir.

30  Nisan 1956

Saigon :

Hafcer verildiğine göre, sekizinci ala­ya mensup 4000 Faslı asker, «Flami-nia» adlı Fransız nakliye gemisi ile bugün Saigonu terketmiştir. Bu su­retle Vietnamda kuvveti 5000 i geç-mijyen Fransız Dirlikleri kalmış ol­maktadır.

Fransa ile Vietnam arasında varılan anlaşmaya göre, tekmil Fransız kıta­ları 30 haziran 1956 tarihine kadar Vietnami terketmiş olacaktır. Mama­fih, Fransız yedinci paraşütçü taburu birkaç gün sonra Saigonu terkettik-ten sonra, ancak birkaç birlik geri kalacaktır.

13 Nisan 1956

Londra :

Hindicini hakkındaki Cenevre Kon-

feransına başkanlık etmiş devletler sıfatiyle İngiltere ve Sovyetler Birli­ği arasında bu konuda yapılan ikinci görüşme bîr buçuk saat kadar sür­müştür. Görüşmede İngiltereyİ Dışiş­lerine bakan Devlet Vekili Lord Rea-ding, Sovyetler Birliğini de Dışişleri Birinci Vekil Yardımcısı Gromiko temsil etmişlerdir.

Yetkili cedrelerden bildirildiğine gö­re, bu görüşme umumî mahiyette ol­muştur. Yakm'da yapılacak ikinci gö­rüşmede meselenin esası üzerinde du­rulacaktır. Bununla beraiber, Gromi-konun dünkü görüşmelerde Hindicini hakkında yeni fa ir Cenevre Konferan­sı toplanması hususunda Sovyetler Birliğinin artık ısrar etmiyeceğini ih­sas "ettiği söylenmektedir. Zira, bu teklif şimdiki şartlar altında Batılı­lar taralından kabul edilemeyecektir. Yine ayni kaynaklar, İngiltere hükü­metinin görüşmelerin başlıca hedefi olarak Vietna.mda bir «modus viven-di» kaibulüne taraftar olduğu kanaa-tindedirler. Bu takdirde Milletlerara­sı Kontrol Komisyonuna, Fransız bir­liklerinin çekilmesinden sonra, vazifesine devam edebilme ve Kuzey ile Güney Vietnam arasında barısı koruyalbüme imkânı hazırlanmış olacak­tır.

17 Nisan 1956

 Londra :

Hindicini hakkındaki İngiliz - Sov­yet görüşmelerine bugün de devam edilmiş ve İngiliz Devlet Vekili Lord Readmg ile Sovyet Dışişleri Vekili Yardımcısı Gromiko bir fauçuk saat süren bir toplantı yapmışlardır. Mü­zakerelerin cereyan şekli hakkında her hangi bir malûmat verilmemişse de, buıgün dördüncü toplantılarını ya­pan iki hükümet temsilcilerinin Ce­nevre Anlaşmalarının gerek Vietnam ve ıgerekse Laosda tatbikinin doğur­duğu meselelerin halli için alınması gerekli tedbirleri araştırmışlardır.

Bulgajıin ve Kruşçefin ziyareti sebe­biyle. Hindicini hakkındaki görüşme­lere pazartesi gününe kadar ara ve­rilmiştir.

1 Nisan 1956

Paris :

Fransız birliğinin teçhizi ve modern­leştirilmesi İçin ikinci plân (1954-957) bu safcah Resmî Gazete ile yayınlan­mıştır. 147 sayfa tutan yeni plân 2000 ziraatçı, sanayici, işçi, idareci, ik­tisatçı, maliyeci ve memur tarafın­dan hasırlanın ıştır.

Plânda, esas olarak, Fransanm bu­günkü istihsalinin 1929 dakinin pek az üstünde olduğuna ve mevcut sı­kıntılı durumun da bu sebepten doğ­duğuna işaret edildikten sonra, çare olarak iktisadiyatın bir bütün halinde geliştirilmesi teklif edilmekte ve ula­şılacak hedef olarak ta 1957 ye kadar millî gelirin yüzde 25 nispetinde art­tırılması tesbit olunmaktadır.

5 Nisan 1956

Paris :

Başvekil Mollet'nin bir Amerikan dergisine vermiş olduğu beyanatın Cezayir meselesi ile ilgili kısmının bazı yanlış yorumlara yol açması ü-zerine Fransa Dışişleri Vekâleti be­yanatta bahis konusu olan ve son günlerde Yeni Delhide cereyan eden Nehru . Pineau görüşmelerinin taîı-lilî bir hülâsasını yayınladığını bir tebliğ  ile açıklamaktadır.

Metinde verilen izahlara göre, Pineau, Hint Başvekiline Fransanın Tunus ve Fasa vermiş olduğu şekilde Cezayire bağımsızlık verememesinin sebepleri­ni izah etmiş, iki ayrı zümrenin kay­naşması ve meselenin müzakeresi için hükümetle temasa geçecek delegele­rin see il efe ilmesi maksadıyle önce serbest seçimlerin temini gerektiğini ve bunun için de her şeyden önce asa­yişin sağlanması icap ettiğini söyle­miştir.

Nehru ise, buna karşılık, Cezayirli Fransız ve Müslümanların işbirliği yapmasını sağlıy ab ilecek bir bağım­sızlığın bu memlekete verilebileceği görüşünü öne sürmüştür. Pineau bu­na karşılık ırk farkına dayanan bir taksimin mahzurları üzerinde dur­muş, Nehru İse Hîndistanda olduğu gibi, yarı muhtar bölgeler ihdasını teklif etmiştir.

Metinde iki devlet adamının mesele üzerindeki karşılıklı görüşleri uzun uzun izah edilmekte ve sonunda da Nehrunun, Pİneau'nun ziyaretinden sonra Hint Parlâmentosunda Ceza­yir meseleleri hakkında yaptığı ko­nuşmada meselenin hallinde karşıla­şılan güçlükleri belirttiği konuşma­dan alman parçalarla izaiı edilmek­tedir.

8 Nisan 1956

Paris :

Fransız polis makamlarının açıkladı­ğına göre, Paristeki Komünist Parti­sinin Merkez binasının esas giriş ka­pışma bir Molotof bombası atılmış­tır.

Demir kapının yanında infilâk eden bomba fazla zarar yapmamıştır.

Polis makamları, bombayı atanın ya­kalanmadığını bildirmiştir.

Arras :

Bugün burada Harp Yetimleri Yârdım Cemiyetinin  tertip ettiği bir toplan-

tıda, söz alan Fransa Başvekili Guy Mollet şöyle demiştir: «Cezayirde ha­li ha2irda mevcut durumu lüzumsuz kan dökmeden halletmek niyetinde­yim, çünkü, yetimlerin babalarının kaybından ne kadar acı duydukları­nı ben salisen bilirim.»

10 Nisan 1956

Paris :

Fransız Dışişleri Vekâletinin bir söz­cüsü, Fransanm İsraile vermeyi vaat ettiği Mystere tipi 12 adet tepkili uça­ğın, Fransanm dışına sevkedildiğini veya sevkedilnıek. üzere bulunduğu­nu ihsas etmiştir.

Uçakların İsrail makamlarına teslim edilip edilmediği sualini cevaplandır­mak iEitemİyen sözcü, iki hükümet arasında halledilecek sade bazı tek­nik hususlar olduğunu sözlerine ilâ­ve etmiştir.

11 Nisan  1956

Saygon :

30 nisana kadar Güney Vietnamı terk edecek olan Fransız kuvvetleri, dün burada bir geçit resmi tertip etmişler­dir. Vietnamdaki Fransız kuvvetleri­nin miktarı 350 bin civarındadır.

Ciğer tara.ftan, İngiltere Dış-işleri Ve­kâleti tarafından neşredilen bir teb­liğde Güney Vietnam hududunda bu­lunan. Kuzey Vietnam, kuvvetlerinin 20 tümen, takriben 200 bin kişiden mürekkep olduğu iddia edilmektedir.

Güney Vietnam askerî kuvvetleri hâ­len 60.000 kişidir ve Güney Vietnam Savunma. Vekili Tran Bung, gelecek sene bu kuvvetin 50.000 e indirilece­ğini dün bildirmişıtir.

12 Nisan 1956

Washington :

Dün akşam iyi haber alan toir kay­naktan öğrenildiğine nazaran, Fran­sa, Amerikan hükümetine, Orta Şark mevzuunda üçlü bir konferans addo­lunmasını  teklif  etmiştir. Bu konferans imkânları, Dışişleri "Vekili John Foster Dulles'la Fransanm Washing­ton Büyükelçisi Couve de Murville'in Dışişleri Vekâletinde yaptıkları bir görüşme esnasında tetkik edilmiştir. Bu görüşme, mutad hilâfına, Dışişle­ri Vekâleti, tarafından resmen bildi­rilmemiştir. Washington'dalki Fran­sız siyasi çevreleri ise bu mevzuda en ufak: bir yorumda bulunmayı bile red­detmektedirler.

Diğer taraftan Amerikan çevrelerin­de, Dışişleri Vekilinin Fransız tekli­fini nasıl karşıladığı hakkında hiçbir malûmat verilmemektedir. İyi haber alan Amerikan çevreleri, sadece, Baş­kan. Eisenhower'in daha 48 saat ev­vel Augusta'da verdiği bir beyanatta, Amerikanın Orta Şarktaki muhtemel bir mütecavize karşı girişilecek hare­kâta. Birleşmiş Milletler çerçevesi da­hilinde olmak üzere, elindeki bütün imkânlarla iştirak edeceğini bildirmiş olduğunu hatırlatmaktadırlar. Bu çevrelerin kanaatine göre, Eisenho-wer, hâdiselerin, 1&50 üçlü beyanna­mesi da'hilinde hareketi, muvakkaten de olsa hükümsüz kıldığına ve Orta Şarkta sulhun Birleşmiş Milletler ta­rafından sağlanması gerektiğine inandığı iğindir ki, pazartesi günkü beyanatında bu beyannameden hiç bsıhsetm emiştir.Gazetelerin bildirdiklerine nazaran, üçlü bir konferans imkânları son haf­talarda Christian Pineau tarafından tasarlanmıştır. Hattâ bu konferansın tcplanma tarihi olarak 6 mayıs gü­nü teklif edilmiştir. Buna göre, kon­ferans, Nato Konseyi sona erdikten sonra akdolunacak ve Sehvyn Lloyd İle Dulles'm Pariste buhmmasmdan istifade edilecektir.

13 Nisan 1956

 Paris :

Resmî makamlar, 75.000 kişiyi silâh altma çağıran celpnamelerin tevzii­ne başlamışlardır. Silâh altma çağı­rılan yedeklerden ilk grup, pazar gü­nü  askerî  kamplarda toplanacaktır.

75.000 kişinin silâh altına çağırılaca­ğı dün resmen  ilân   edilince,  komü-

nistler bütün memlekette nümayişler, mitingler tertip etmeye girişmişler­dir.

Silâh altına çağırılmaya karşı göste­rilen tepki, tahminleri aşan bir şid­dette olmuştur.

Askerlik çağındaki Fransız gençleri dün üütün gün gazete satılan mahal­leri doldurmuşlar ve silâh altına ca-ğırıhp çağırılmadıklarını öğrenmeye çalışmışlardır. Silâh altına, çağırılan­ların ekserisini, askerliklerini 1952 ve 1953 yıllarında yapmış olanlar teş­kil etmektedir. Gelecek haitadan iti­baren, günde ortalama 2 bin kişilik bir kuvvet deniz yolu ile Güney Fransa-dan Cezayire sevkedilecektir. Yakın­da silâh altına çağırılacak 120.000 ki­şi ile birlikte, Fransanm silâhlı Kuv­vetlerinin miktarı 400.000 e çılan ıs olacaktır.

 Paris :

Fransız Başvekili Guy Mollet, bugün, radyoda., Ceaayirde muhasematm durması ve Cezayir Meclisi seçimleri hakkında iradettiği nutukta ezcümle şunları söylemiştir:

«Cezayirde bize muhatap olacak ve bizimle müzakerelere girecek olan şa­hıslar, ancak, Cezayirlilerin seçtikle­ri kimseler olabilir. Bunun İçin de serbest seçimlerin yapılması icap eder ki, bu da, ancak, sükûnetin avdet et­mesiyle mümkün olabilir.

Ben hükümet adına, silâhların sus­ması için 28 şubatta yaptığım teldifi teıkrar ediyorum. Fransa, hiç bir za­man zorla istediklerini kabul ettir­mek niyetinde değildir.

Silâhların susması, muhasematm ni­hayete ermesi için, mahalli temaslar yapılması zaruretini kabul ediyoruz, hükümet olarak muikavemet hareketi mensupları ile temasa geçilmesine müsaade ediyoruz. Silâhını teslim e-deeek olan her mukavemetçi, bir adî suç islememiş olmak şartiyle, Fran-sanın müzaheretine güvenebilir, ha­yatının ve hürriyetinin emniyet altı­na alınmasını isteyebilir. Hükümet silâhını bırakacak olan her Cezayirlinin hayatını ve hürriyetini garanti etmeğe hazırdır.

Cezayirde bütün muihasemat durduk­tan üç ay sonra, seçimler icra edile­cektir. Bu seçimler hakikaten ve ta-mamiyle serbest cereyan edecektir. Cezayir Müslüman halkının bundan şüphe etmemesi lâzımdır. Seçimlerin serbestisi, bir demokrat memleketin elinde bulunan bütün imkânlarla te­min edilecektir.»

Başvekil sözlerini bitirirken şunları söylemiştir:

«Fransanm giriştiği askerî îıareket hiç bir zaman, Cezayirde eski idare siste­minin yeniden tesisi için yapılma­maktadır. Fransa hükümeti Cezayir Müslümanlarının hayat şartlarını dü­zeltmek için vaıadettiği sosyal ıslâha­tı yapacaktır.»

17 Nisan 1956

 Paris :

Fransız Başvekili M. Guy MoIIet'nin dün akşam ,beş eyalet gazetesinin mü­dürleriyle yaptığı konuşma televiz­yonla yayınlanmıştır.

M. Guy Mollet Cezayirdeki milliyetçi

kuvvetlerinin miktarı hakkında ma­lûmat soran gazetecilere şöyle demiş­tir:

Elde edebildiğimiz bütün malûmattan Öğrendiğimize göre, ellerinde harp si­lâhlan bulunan 15 bin mevcutlu bir mukavemetçi kuvvetiyle uğranmak zorundayız. Fa&at bunlara 'her türlü işlerde kullanılan yardımcıları da ilâ­ve etmek lâzımdır.

«Kendileriyle müzakereye girişilebile­cek» muhataplardan Fransız hükü­metinin ne kasdettiğini M. Guy Mol­let şöyle izah etmiştir:Fikrimce ve kendim tam bir demok­rat olduğum için, Fransız hükümeti­nin muhataplarını bizzat kendisinin seçmeğe hakkı bulunduğunu kabul et­miyorum. Çünkü böyle bir hareket kıymetsiz olacaktır. Öte yandan li-kirl'erini beyan etmemiş olan sekiz milyon Cezayirli adına 15 bin silâhlı mukavemetçiye de böyle bir hak tainmiyorum. Tek şekil seçimlere git­mek olacaktır.

Bu sözlerini tasrih için Fransız Baş­vekili şunları söylemiştii:

«Hür seçimlerden sonra hür olarak seçilecek olan temsilciler naızarrmda kendileriyle müzakereye girişilebile­cek muhataplar yani muteffijer muha­taplar olmaktan ziyade bu müzakere­ye ehil kimseler olacaktır. Bunlar yabancı bir tesirin âletleri olmak teh­likesini gösterecekler midir? Böyle bir tesirin Cezayirlilerden bir kısmı üze­rinde bir rol oynamış olduğu aşikâr­dır. Fakat bizim kalabalık Cezayir halkının böyle bir tesiri kapılmak is­temediklerine inanmak istiyoruz.»

 Londra :

Orta Doğuya dair yakında bir üçlü konferans toplanması lehindeki Fran­sız teklifinin İngiltere ve Amerika taraf nidan, reddedildiğini bildiren Dışişleri Vekâleti sözcüsü şunları ilâ­ve etmiştir:

4 mayısta Pariste yapılacak olan Na-to Konseyi toplantısında üç büyük devletin Dışişleri Vekillerinin Orta Doğu meseleleri hakkında görüşme­leri kararlaştır ilmıştır. Bu tarihten önce bir toplantı yapılması teklif edil­mişse de bu teklif kaıbul edilmemiştir.

Umumiyetle iyi haber alan çevreler, Fransız teklifinin İngiltere ve Ame­rika tarafından reddedilmesini şu iki sebeıbe dayamaktadırlar:

 Birleşmiş Milletler Genel Sekre­teri Dag Hamnıarskjold henüz Orta
Doğudaki görevini tamamlamamıştır.

 Sir Anfchony Eden ile Dışişleri Vekili  Sehvyn Lloyd yakında  Sovyet
idareciteriyle yapacalkları görüşmeler­de Orta Doğu meselesine temas ede­ceklerdir.

İngiliz ve Amerikalıların kanaati, Fr ansan in teklif ettiği konferans top­lanmadan evvel bu iki teşeblbüsün ne­ticesini beklemenin faydalı olacağı merkezindedir.

18 Nisan 1956

Paris :

Meclis bugünkü toplantısında Fou-jade'çı mebuslardan Vignal'in maz­batasını 171 e karşı 173 oyla iptal et­miş ve yerine Radikal Sosyalist Par­tisi mensubu Degoutte'un kabulüne karar vermiştir.

Bu. kararı müteakip toplantıya son verilmişse de Poujade'çi mebuslar sa­londan çıkmayı reddetmişler ve Vig-nal'm etrafında toplanmışlardır. Mec­lis saat 20 de (GMTı tekrar toplana­caktır.

19 Nisan 1956

Paris :

Fransız Millî Meclisi dün akşamki toplantısında iki mebusun daha maz­batalarını taBdik etmemiştir. Bun­lardan biri mazbatası 11 muhalife karşı 125 oyla reddedilen ve Oise'den seçilmiş olan Radikal Sosyalist M. Hersant'dır. Yerine başkasının seçil­mesi için Oise'de kısmî seçim yapı­lacaktır. Diğeri ise mazbatası 137 muhalife' karşı 163 oyla reddedilen ve Ardeohe'den seçümiş olan Pouja-disfc M. Guiehard'dır. Bunun yerine Sosyalist M, Palmlero'nun mebusluğu kaibul edilmiştir.

Bu husustaki müzakereler esnasında küçük bir hâdise olmuştur. Poujadist mebuslardan M. Charles her bir ha­tip için tayin edilen müddeti geçir­dikten sonra kürsüyü terketmekten imtina etmiş ve bunun üzerine Baş­kan celseyi birkaç dakika için tatil etmek mecburiyetinde kalmıştır.

20 Nisan 1956

Paris :

Fransız Millî Meclisi Poujade'çı Guiohard'm seçim mazbatasını 137 ye karşı 163 oyla reddetmiştir. Bu suret­le, şimdiye kadar altı Poujade'çı me­busun mazbataları reddedilmiş ol­maktadır. Poujade'm liderliğindeki müfri:t sağcı partinin mecliste 46 me­busu kalmıştır.

21 Nisan 1956

 Paris :

Fransız Radikal Partisi İcra Komite­si, M. Mendes France'm iradettiği bir nutuktan sonra Cezayir hakkındaki müzakerelerini neticelendirmiş ve bir karar sureti kabul etmiştir.

Bu ıkarar sureti «Fransız Radikal Par­tisinin, ittihaz edilen askeri tedbîrle­ri tasvip etmekte olduğunu ve bunları hâlen tehlike içinde bulunan Fransız ve Müslüman bütün Cezayirlileri ko­rumağa matuf muhafaza tedbirleri olarak telâkki ettiğini, beyan ettik­ten sonra şöyle  devam    etmektedir:

cFakat, Radikal Parti, yalnız askerî tedbirlere baş vurmakla meselenin halledilemeyeceğini, sırf kuvvet siya­setinin devamlı bir barışı ve Cezayir-de yanyana yaşayan iki camia ara­sındaki lüzumlu işbirliğini sağlayamı-yacağmı bilmektedir.»

Bu itibarla müzakerelere yeniden baş­lamağı tavsiye eden karar suretinde şunlar da ilâTO edilmeıktedir: «İcra Komitesi, bu vaziyette cesaretle ele alınacak siyasî tedbirlere lüzum bu­lunduğunu beyan eder. Bu tedbirler sadece Cezayir halkının muîıtaç du­rumları karşısında bir anlayışı değil, ayni zamanda bu halkın bütün meş­ru menfaatleri telif etmek suretiyle arzularını tatmin yoluna gidileceğini de şüpheye ma'iıal vermiyecek bir şe­kilde ifade etmelidir. Ancak, temelin­den yenil eştir il en âlicenap bir siya­set Cezayirin emniyetini ve birliğini ve Cezayirin terakkisine geniş hiz­metleri dokunan Fransız aslından Avrupalıların bugünkü ve yarınki menfaatlerine riayeti temin edebi­lir.»

 Paris :

Fransız Poujadist hareketi âzalarının dün akşam başkanları M. Pierre Pou-jade'm riyasetinde yaptıkları bir top­lantı sonunda neşredilen bir tebliğ, Fransız Millî Meclisinde Poujade gru-punun yeni bir karara kadar Meclis çalışmalarına iştirak etmemesini ka­rarlaştırmıştır.

22 Nisan 1956

Cauchy-a-la-tour  (Fransa) :

Mareşal Petain'in doğumunun yüzün­cü doğum yıldönümü münasebetiyle bugün burada bir merasim icra edil­miştir. Petain'in doğduğu ev ziyaret edilmiş ve evin bir odasına bir plâka koyulmuştur.

Petain taraftarlarının başında, 1940 yılında Fransız kuvvetlerinin başku­mandanlığını yapmış olan General Weygand bulunmakta idi. Mareşal Petain'in evinde merasim yapıldığı' sırada, sosyalistlerin, idare ettikleri Petain aleyhtarı gruplar civarda Ma­reşal aleyhine tezahüratta bulunmuş­lardır.

24 Nisan 1956

Paris :

Fransayı ziyaret etmekte olan Sovyet gazetecilerine hitaben bir konuşma yapan Başvekil Guy Mollet, şöyle de­miştir:

«Milletlerarası durumda kaydedilen gevşemenin devam edeceğine inanı­yoruz. Yalnız bu gevşemenin sözlere inhisar etmeyip fiilen tatbiki lâzım­dır. Müzakerelerin büyük bir 'kıymeti haiz olduğuna inanıyoruz. Çünkü an­cak bu sayede müsbet neticelere va­rılabilir. Adaletin elzem bir icabı te­lâkki etiğimiz Almanyamn birleştiril­mesi hosusu olsun, veya insanlık için hayati bir ehemmiyeti haiz olan si­lâhsızlanma meselesi olsun, biz gay­retlerimizi es ir gem iveceğiz.»

 Marsilya :

Fraıısanm Kuzey Air ikaya asker sev­kıyatı devam etmektedir. Bugün de «ViIIe de Tunis» ve sKairuvan» adlı gemilerle iki bin kişi gönderilmiştir. Bunun bini Cezayire, toini de Tunusa gidecektir.

Lyon :

Millî Meclis fahri Başkanı ve Lyon Belediye Başkanı Radikal Mebus Edoııard Herriot Lyon'da çıkan «Prog-res> gazetesinde yayınlanan bir yazısmda Radikal mebuslardan bir çoğu­nun kendisinden takibedileseık hare­ket hattı karşısındaki durumunu1 izah etmesini istediklerini ve kendisinin de 'bu talepler karşısında görüşünü bildirmek zorunda kaldığını, fakat bunun «Her türlü siyasî mülâhazalar­dan uzak ve tamamen şahsî bir gö­rüş» olduğunu bildirmektedir.

Herriot şunları yazmaktadır:

«Cezayir İşleri Vekilinin C ez ay irde ikamet etmesi meselenin halli yolun­da iyi bir başlangıçtır. Ben bu ba­kımdan hükümeti desteklemeikteyim. Fakat, Hobert Lacoste'un verdiği ra­kamlar hakkında herhangi bir şey söylememek istemiyorum. Bu konuda hic bir incelemede bulunmuş deği­lim. Alınacak tedbirler her ne olursa olsun, bunlar şüphesiz halka karşı alınmış tedbirler olacaktır. Fakat, yi­ne halkın faydasına olmak üzere Ce­zayir İşleri Vekilinin alacağı karar­ları itimatla karşılamak lâzımdır.»

25 Nisan 1956

 Paris :

Meclisin bugünkü toplantısında Pou-jade'ci mebuslardan ikisinin daha mazbataları iptal edilmiş ve yerleri­ni Radikal adayların alması gerektiği kararlaştırılmıştır26 Nisan 1956

 Paris :

Umumiyetle iyi haber alan siyasi kay­naklardan öğrenildiğine göre, Fransa Cezayir mukavemetçileri ile mücade­leyi hızlandırmak için 150.000 kişiyi daüıa silâh altına alacaktır.

Bu haber Frartsanm Cezayir İşleri Vekili Robert Lacoste'un acele olarak Parise gelmesini müteakip şayi ol­muştur. Öğrenildiğine göre, Lacoste, Fransız hükümetine Cezayir buhra­nını vakit kaybetmeden halletmek için daha fazla asık er sevkedilmesi gerektiğini söylemiştir. Bu takdirde Cezayire sevkedilen Fransız birlikleri 425.000 kişiyi bulacaktır ki,  bu adet Hindiçinide komünist tedhişçilere karşı gönderilen asker sayısından fazladır.

Diğer taraftan şimdiye kadar sefer­berlik hazırlığını durdurmaya muvaf­fak olanııyan Fransız Komünist Par­tisi, Guy Mollet hükümetinin Ceza-yirde giriştiği şiddet hareketini tak­bih etmek Ü2&re 1 mayıs günü büyük bir protesto mitingi yapmaya hazır­lanmaktadır.

Yine iyi haber alan bazı kaynaklar, Tunus ve Faslı liderlerin, Cezayir mukavemetçi liderlerini ateş kesmeğe teşrife ettiklerini ve bundan sonra Birleşmiş Milletler nezareti altında umumi seçimleri temine çalışacakla­rını vaad ettiklerini bildirmektedir­ler.

27 Nisan 1956

 Paris :

NATO genel karargâhında basına üe-yanatta bulunan Avrupadaki Mütte­fik Kuvvetlerinin Başkuman-dan Yar­dımcısı Feld Mareşal Montgomery, batılı memleketlerin atom taarruzla­rına karşı pasif korunmalarını kâfi derecede kuvvetlendirmediklerini söy­lemiştir.

28 Nisan 1956

 Paris :

Üç gündenberi Parisi resmen ziyaret etmekte olan İtalyan Reisicumhuru M. Gronehi ve refakatinde bulunan Hariciye Veküi M. Martino'ya yakın çevreler, dün akşam bu ziyaretin ne­ticeleri hakkında intifalarını açıkla­mışlar ve iki memleket devletadam­larıarasındakigörüşmelerde arılananlsşmadanolayımemnuniyetlerinirhsr etmişlerdir.Görüşmeler hakkında elde edilen ma­lûmata göre İtalyan devlet adamları, NATO teşkilâtında aynı tezleri ilei sürmek için sıkı bir İtalyan - Fransız işbirliği yapılması temennisinde bulunmuslardır. Fransız devlet adamla­rı ise İtalyan - Fransız görüş birliği­nin bilhassa Birleşmiş Milletlerde te­zahür etmesi lâzım geldiği fikrini müdafaa etmişlerdir.

Şimdi öğrenildiğine göre Fransız ve İtalyan Cumhur reisi er iyi e Hariciye Vekilleri arasındaki görüşmelerde her iki tez telif edilebilmiştir. Buna göre Fransa İtalyayı Birleşmiş Milletlerde İtalya Fransayı NATO'da destekleye­cektir.Her iki halde derpiş edilen tou müza-haret esas itibariyle aynı me-vzu, yani Atlantik Paktının ikinci maddesinde ifade olunan mevzuu kasdefcmektedir. Avrupa Birliğinin bir an evvel tahak­kuk ettirilmesi hususundaki İtalyan arzusuna gelince Fransızlar bu teşeb­büsü siyasî sahada İleri götürmeğe mütemayil iseler de iktisadî sahada Fransız parlâmentosunun çoğunluğu tarafından izhar edilen arzuya uya­rak daha ihtiyatlı bulunmağı muva­fık görmektedirler.

1 Nisan 1956

Londra :

İngiliz Komünist Partisinin 24 üncü kongresi bugün yaptığı gizli bir top­lantıda Sû'vyetler Birliği siyasetinde son zamanlarda görülen değişiklikle­ri ve bu arada Stalin hakkında öne sürülen tenkidleri incelemiştir. Bugün ayrıca, parti icra heyetinin de belli olacağı talimin edilmektedir. IDaha sonra partinin gençlerle münasebet­leri meselesi ele alınacaktır. Kongre­ye katılanlardan biri bu konuda ge­çen seçimlerde Muhafazakârı ar m kur. duğu 150 bin kişilik bir gençlik teşki­lâtının çok büyük rolü olduğunu ha­tırlatmış ve durumdan İngiliz İşçi Partisi ile Komünist Partisinin so­rumlu olduğunu söylemiştir.

21 Nisan 1956

Edinburgh :

İskoçyada yerleşmiş Ukraynalılar, Bulganin ve Kruşçef'in İngiltereye ayak basacakları 18 nisan gününü «Matem günü» olarak ilâna karar vermişlerdir.

Ukraynalı mülteciler dün yaptıkları mitingde, Bulganin ve Krusçef'in, demir perde gerisindeki masum in­sanlara karşı yapılan işkenceden bu iki Sovyet liderinin de mes'ul olduk­larını söylemiş ve nisan günü siyaih matem elbiseleri giyerek sessiz çalış­maya karar vermişirdir.

Londra :

Sol temayüllü gazeteler silâhların azaltılması hakkındaki Sovyet tekli­fini umumiyet itibariyle müsait kar­şılarken sağcı gazeteler, bu mevzuda İngiliz resmî çevrelerinde müşaiıade olunan hayal sukutunu aksettirmek­tedirler. «News Chronlclea göre, «Sovyet teklifleri mükemmel olmaya­bilir, fakat batılılar tarafından daha evvelce ileri sürülmüş olan tekliflere bir derece yakınlaşmıştır. Bu setıepten dikkatle incelenmeye değer ikti­sadî sebeplerin Sovyet Rusyayı silâh­sızlanma meselesini yeni bir zaviye­den görmiye sevketmiş olması da ih­timal dahilindedir, «News Chronicle» yazısına şöyle son vermektedir: «Ye­ni bir dünya lıarbinin medeniyeti mahvedeceği bir devirde yaşadığımı­za göre, erişilmez gibi görünse de sa­bırla bir anlaşma çaresi aramağa mecburuz.»

İşçi «Daily Herald»  göre, batılılar­la Sovyetlerin ileri sürdıükleri teklif­ler arasında bir yakınlaşma temini­nin mümkün olduğu açıkça görül­mektedir. Bundan sonra milletler, ye­niden bir çıkmaza düşülmesini yahut sonu gelmiyen müzakerelere girişil­mesini katiyen  aiffetmiyeceklerdir.

Nihayet «Times» gazetesi, Sovyet tek­lifini «menfi» olarak ta.vsif etmekte ve Londrada bir itimat yaratılmıyaca-ğını ifade etmektedir. «Times» e gö­re, «Tâli komiteye sunulan Fransız İngiliz plânlarının sera'hati ile Sov­yetlerin takındıkları tavrın menfi ka­rakteri arasındaki tezat, bir feere da­ha kendisini göstermektedir.»

3 Nisan İ956

 Kalhire :

Mısırdaki İngiliz Kuvvetleri Kuman­danı General Sir John HuII bugün Süveyş kanal bölgesini terketmiştir. Böylelikle Mısırdaki İngiliz askerî iş­gali fiilen sona ermiş bulunmaktadır.Bundan sonra Port Said civarında sadece askeri tesislerin tasfiyesi ile görevli «teknik ve idarî» müfrezeler bulunacaktır.

Nisan ayı sonunda tahliye taraamiyle - sona ermiş olacaktır. Bu tarih Mı­sır - İngiliz andlaşması ile tesbit edi­len tarihten İki ay önceye rastlamak­tadır. Süveyş bölgesinde 1882 denberi İngiliz birlikleri bulunmaktaydı.

 Londra :   .

Umumiyetle iyi haber alan bir Ame­rikan kaynağından öğrenildiğine gö­re, bugün Amerikan (heyeti tarafın­dan Silâhsızlanma Tâli Komisyonuna sunulan çalışma plânı, dünya üzerin­de "atom tehdidinin teşkil ettiği teh­likeyi azaltmak gayesini gütmektedir. Bir dünya silâhsızlanma plânının ilk devresine ait esasları havi olan <bu plânda, klasik silâhlarla 'birlikte atom s ilânların in da tahdidi teklif edil­mektedir. Bu suretle Amerika, ilk de­fa olarak atom silâhlarının da tahdi­dini teklif etmiş olmaktadır. Bundan başka aynı vesikada, anlaşmayı im­zalayacak olan bütün devletlerin atom silâhlarının miktarını bildirmeleri ve şu dört suali cevaplandırmaları is­tenmektedir:

 Atom bombası imaline yarayan malzeme stokunun miktarı nedir?

 Atom bombası imalinde kullanı­lan malzeme    istihsallerinin miktarı
ne kadar.

miktarı

3   Atom  silâhı stokunun nedir?

4  Atom silâhlarıyla yapılması ta­sarlanan denemelerin mahiyeti ne­dir?

Yetkili toir İngiliz kaynağına göre, Amerikan delegesi bu planıyla «Sov­yet ve batı tekliflerinde mevcut fikir­ler arasında bir yaklaşma temin et­mek istemiştir.*

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, Sovyet delegesi Gromiko, bu tasarıyı tetkik edeceğini vadetmiş, fakat şim­dilik herhangi bir şey söylemekten kaçınmıştır.

4   Nisan 1956

Londra :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Poster Bulles'in dünkü basın toplan­tısı sırasında Orta Doğu hakkında söylediği sözler İngilterede menfi te­sir 'meydana getirmiştir.

Bu hususta malûmatına müracaat edilen Dışişleri Vekâleti sözcüsü, «Or­ta Doğu meselelerinde İngiltere  üçlü

deklarasyona uygun olarak hareket etmeği   kararlaştırmıştır»   demiştir.

Bundan sonra muhtelif soruları ce­vaplandıran Dışişleri Vekâleti sözcü­sü, İngilterenin Mısıra yardımı kese­ceği hakkında ortada dolaşan söylen­tilerin hiç bir -hakikata uymadığını ve Birleşik Amerikanın da Assuan barajı hakkında alınmış olan karar­lardan sarfınazar ettirilmesi için İn­giltere tarafından tazyik edildiğinin tamamile uydurma olduğunu beyan etmiştir.

Sözcü, Birleşik Amerika Bağdad Pak­tına iştirak ettiği takdirde bunun İn­gilterede memnunluk uyandıracağını bildirmiştir.

Londra :

Silâhsızlanma Tâli Komitesindeki Fransız Heyeti Başkanı Jules Moch dün Stassen tarafından sunulan ve atçın silâhlarının tahdidini derpiş eden yeni Amerikan plânının, bu ba­kımdan Fransız _ İngiliz tasarısına uyduğunu fakat başka noktalarda ayrıldığını belirtmiştir.

Diğer taraftan, Fransız heyeti çevre­lerinde Harold Stassen'in sunduğu vesikanın karışık olduğu fakat «iyi ssyler» ihtiva ettiği kanaati hâkim­dir.

5   Nisan 1956

Lcndra :

Bugün Başvekilliğe gelişinin, birinci senesi tamajnlanmış olan İngiltere Başvekili Eden'in siyasi hayattaki du­rumunun, halen pek istikrarlı olma­makla beraber, gecen aylara nazara daha iyiye gittiği siyasî çevrelerde ileri sürülmektedir.

Son 16 senenin dokusu zarfında Dış­işleri Vekilliği yapmış olan Eden, dip­lomasi sahasında çok tecrübe sahibi olmuştur ve iç politikada da yeni ye­ni  tecrübe  kazanmaya  başlamıştır.

Eden hükümeti, bilhassa 1956 yılının ilk ayı zarfında hatırı sayılır bir sar­sıntı g&çirmişti. Bugün hiç ol massa mensup olduğu partinin hücumlarına hedef olmamaktadır.

Muhalefet, Eden hükümetine halen Orta Doğu meselesi dolayısiyle çat­makta ve İngilterenin, Orta Doğuda güttüğü politikayı Amerikanın des­teklemesini temin etmesi gerektiğini ileri sürmektedir.

Son günlerde hükümetin hücuma uğ­ramasına sebebiyet veren ıbaşka öir keyfiyet de Rus liderlerinin İngiltereye davet edilmesidir.

Maliye "Vekili Harold Mac Millan ni­san ayı ortalarında yeni bütçe tasa­rısını parlâmentoya sunduğu saman, geçen sene olduğu gibi muhalefetin enflasyon mevzuunu tekrar ele ala­rak hücuma geçmesi Kuvvetle muhte­meldir.

 Trablus :

Bir müddettenberi burada bulunmak­ta olan ingiltere Dışişleri Vekâleti Müsteşar Yardımcısı Doods Parker, bugün  uçakla  buradan  ayrılmıştır.

Uçağa binmeden .önce basın mensup­larına beyanatta bulunan Müsteşar Yardımcısı, Libyanm kaydettiği iler­lemelerden dolayı memnunluk duydu­ğunu, burada kaldığı müddet zarfın­da İngilia - Litoya anlaşmasın