19.3.1956
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mart 1956

Ankara :

Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı adı ile her nevi hava nakliyatı ve buna müteferri işleri yapmak maksadiyle bir Anonim Ortaklığın tesisi yo­lunda hükümete tanınan salâhiyete müstenit «Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı» bugünden itibaren faaliye­te geçmiştir.

Bu münasebetle bugün saat 14.30 da Münakalât Vekili Arif Demirerin baş­kanlığında yapılan kuruluş umumi heyet toplantısında idare Meclisi Baş­kanlığına Afyon Mebusu Rıza Çerçel ve üyeliklere de Osman Nebioğlu, Se­mih Sipahioğlu, asil murakıplıklara Cahit Kayra, Nurettin Taneri, Nuri Türen ve yedek murakıplıklara ise En­ver Mersinoğlu, Abdullah Parla ile İz­zettin Nisbay seçilmişlerdir.

Münakalât Vekili Arif Demirer top­lantıda yaptığı konuşmada ortaklığın gayelerini etraflı bir şekilde izah et­miş, Hava Yollarının ticarî zihniyetle hareket edilerek hem vatandaşların lâyiki veçhile hizmetinde bulunabilme ve hem de Ortaklığa gelir temini su­retiyle hava yolcu seferlerinin ve eş­ya nakli hususlarının müterakki hava yolları seviyesinde son sistem uçak­larla temin edilebilme imkânlarının da bundan böyle tahakkuk safhasına gireceğini belirtmiştir.

Arif Demirer, devamla, Ortaklığın teknik hususları hakkında da izahat vermiş ve ayrıca basın müesseseleri­nin teşekkül eden yeni Ortaklığa gir­miş olmalarından mütevellit duyduğu hazzı ifadeyle yeni teşekküle memle­ket ve kendisinden arzu edildiği şe­kilde beklenmekte olan âmme hizmeti bakımından muvaffakiyetler temenni­sinde bulunmuştur.

Ankara :

Güzel Sanatlar Birliği bugün Dil ve Tarih _ Coğrafya Fakültesi salonla­rında şehrimizdeki 33 üncü resim ser­gisini açmıştır.

48 yıldan beri faaliyette bulunarak memleket içinde ve dışında sergiler açmak suretiyle güzel sanatlarımızın tanıtılması, sanatkârlarımızı teşvik ve sanatseverlerin zevklerini tatmin bakımlarından mühim bir rol oyna

mış olan Birliğin 15 marta kadar de­vanı edecek olan bu resim sergisinde. 60 eser teşhir edilmektedir.

Şeref Akdik, Vecih Bereketoğlu, Ab­dullah Çizgin, Feyhaman Duran, Gü­zin Duran, Nazlı Ecevit, Nedim Eragan, Cevat Erkut, Bedia Güleryüz, Ali Karsan, Hikmet Onat, Ali Halil Özel, Ayetullah Sümer, Salâhattin Teoman, Saip Tuna, Seyfi Toray, Başpmar Türkhan ve Celâl Özelin portre ve manzaralarından müteşekkil olan ser­gide klâsik resim sevenleri memnun edebilecek eserler de mevcuttur.

Gerze :

Gerzeliler adına, Gerze Belediye Re­isinden aşağıdaki telgraf alınmıştır:

«Kazamızın maruz kaldığı büyük yan­gın felâketinden dolayı, alâkalarını bizlerden esirgemeyen, başta hüküme­timiz olmak üzere, milletçe yapılan yardımlara ve bu yardımlarda bilfiil çalışan Komite Başkan ve üyeleriyle, bağışta bulunan, asil ve âlicenap va­tandaşlara, Gerzeliler adına ayrı ayrı teşekkürlerimizi arzetmeğe imkânsız­lığımız mâni olduğundan, bu hususta­ki minnet ve şükran duygularımızın umumî efkâra Ajansınız vasıtasiyle tebliği rica ederiz.

Gerzeliler adına

Belediye Reisi Mustafa Tutkun»

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

France Presse Ajansının Bağdat mu­habiri, Irak iktisadî çevrelerine atfen, Türkiyenin Iraktan uzun vadeli bir istikraz talebinde bulunduğu ve bu ta­lebinin reddedilmesi üzerine de, dün­ya piyasalarına arzedeceği Milletler­arası istikraz tahvillerini Irak’ın pet­rolden elde ettiği gelirle teminat al­tına almasını istediği, fakat Irak. hü­kümetinin bu isteği de reddetmiş ol­duğu yolunda bir haber vermiştir.

Bu haber, son zamanlarda bazı ajans­ların Türkiye hakkında sistemli de­necek şekilde zararlı haberler icadetmek hususunda gösterdikleri faaliyet­ler cümlesinden olup, her türlü asıl ve esastan âridir.

İstanbul :

İstanbul Belediyesinin vilâyetten ay­rılması hakkındaki kanunun tatbiki­ne bugün başlanmış ve bu münase­betle bu sabah saat 9 da müstakil İs­tanbul Belediyesinde bir merasim ya­pılmıştır. Belediye binası bayraklar ve defne dallariyle donatılmıştı. Mera­simde bazı mebuslar, İstanbul Valisi Belediye Reisi Prof. Gökay, Vali Mu­avinleri, Belediye Reis Muavinleri, Vi­lâyet ve Belediye Meclisi üyeleri, Vi­lâyet ve Belediye Müdürleri ile Bele­diye memurları, davetliler ve gazete­ciler hazır bulunmuştur.

Belediyenin büyük kapısı önünde ya­pılan merasime, boru ile verilen hazır ol işareti ve bandonun çaldığı İs­tiklâl marşımız ile başlanmıştır.

Müteakiben İstanbul Valisi Belediye Reisi Prof. Gökay şu konuşmayı yap­mıştır:

«Şu dakikada tam kronometrik »bir hassasiyetle İstanbulun müstakil "Be­lediyesi, vazife saati olan tam 9 da ise başlamış vaziyettedir. (Ti) borusunun bir mânası vardır. İstiklâl marşı bü­tün gönülleri bağlayan ruhumuzun tek vecdesidir. Ulu Tanrıya hamdederek vazifeye başlıyoruz.

İstanbul Belediyesinin yeni bütçesi dün gece saat 24 te bitti. Ve saat 24 te vazifeye başladık. Bunun da bir mânası vardır. Yeni Belediyede yeni bir hız, yeni bir hamle ile başlıyoruz. Vazifede intizam, vazifeye devam, dü­rüstlük ve plânlı çalışma şiarımızdır. Bunun yanı başında bugüne kadar aksayan mevzuların tashihi de var­dır. Diğer taraftan imar ve temizlik mevzularında Belediye bütçesine yeni ekler yapılmıştır. Binaenaleyh bu şe­hirde yeni bir Belediye ile işe başlar­ken tek güvencimiz sizin sevginiz, si­zin inancınızdır.

Bir yıl müddetle tamamiyle müstakil olan Belediye Reisliği vazifesi Valilik sıfatiyle birlikte, yine ben arkadaşını­zın  omuzlarına  verilmiştir.  Mesuliyetin, sorumluluğun ağırlığını müdrikim. İstanbul gibi her gün biraz daha ge­nişleyen, nüfusu 1,5 milyona çıkan bu şehirde Belediye hizmetinin ne kadar ağır olduğunu bilen bir insanını. Bu ağırlığı vatandaşla idarenin işbirliği ile yeneceğimize inanıyorum. Bu inançla yeni müstakil belediyemizin hepinize ve hepimize uğurlu olmasını Allahtan diler, hepinizi hürmetle se­lâmlarım.

Müteakiben hep birlikte Belediye Mec­lisi salonuna çıkılmış, burada ikinci bir konuşma yapan Prof. Gökay, yeni Belediye bütçesinden ve müstakil İs­tanbul Belediyesinin çalışmalarda tutacağı prensiplerden bahsetmiştir.

Bu konuşmayı Belediye Meclisi adına Belediye Meclisi Reis Vekillerinden Ferzan Arasın ve Vilâyet Meclisi adı­na Vilâyet Meclisi Reis Vekillerinden Cevdet Perinin yapmış oldukları kısa birer konuşma takip etmiş, her iki Re­is Vekili de İstanbul Belediyesinin müstakil olmasından, Belediye Reisli­ğine Prof. Gökay’ın seçilmesinden ve Belediye Meclisinin bu seçimini hükü­metin tasdik etmesinden duydukları memnuniyeti ve teşekkürlerini ifade etmişler, müstakil İstanbul Belediye­sine muvaffakiyet temennisinde bu­lunmuşlardır.

Merasimi müteakip Belediye Daimî Encümeni Belediye Reisi Prof. Göka­y’ın riyasetinde Belediye Müdürlerinin iştirakiyle ilk toplantısını yapmıştır.

2 Mart 1956

Ankara :

Öğrendiğimize göre Sovyet Maslahat­güzarı Kornev Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülüyü ziyaret ederek, son zamanlarda memleketimizde vukubulan zelzele, yangın ve sel felâketleri karşısında Sovyet hükümeti ve Sov­yetler Birliği adına tâziyetlerde bu­lunmuş ve Sovyet Kızılhaç Cemiye­tinin bu âfetlerden zarar gören Türk halkına 100 bin rublelik bir teberru­da bulunduğunu haber vermiştir.

Hariciye  Vekili  Prof.   Fuat  Köprülü Maslahatgüzara teşekkürlerini bildir­miştir.

3 Mart 1956 ,

Ankara :

Suriye İktisat Veziri ekselans Rizkullah Antakî'nin başkanlığındaki Suri­ye heyeti ile Hariciye Vekâletimiz ara­sında, iktisadî ve ticarî sahada birkaç gündenberi devam eden müzakereler, müsbet bir şekilde neticelenmiş ve müştereken hazırlanan vesikalar, bu­gün saat 11.30 da Hariciye Vekâletin­de imzalanmıştır.

Vesikaları, Suriye hükümeti adına İk­tisat Veziri ekselans Rizkullah Antakî, Türkiye hükümeti adına da Hari­ciye Vekili Prof. Fuat Köprülü imza­lamışlardır.

İmzalanan vesikalar şunlardır: Bir Modus Vivendi. Bu vesika ile iki kom­şu memleket birbirlerine gerek tica­ret ve gerek seyrüsefaine müteallik bilcümle hususlarda en ziyade müsa­adeye mazhar devlet hukuk ve imti­yazlarını bahşetmek hususunda mu­tabık kalmışlardır. Anlaşma, her iki memleketin teşriî organlarınca tasdi­kini müteakip yürürlüğe girecek ve bir ticaret ve seyrüsefain mukavelesinin akdine ve yürürlüğe girmesine kadar meriyette kalacaktır.

Bundan başka, ayrıca iki memleket arasında ticarî mübadeleleri teşrih ve bu mübadelelerin ve iktisadî münase­betlerin en geniş şekilde gelişmesini sağlamak maksadiyle bir ticaret an­laşması imzalanmıştır.

Bu anlaşma hükümleri gereğince, ti­carî mübadeleler, her iki memlekette meri genel ithalât ve ihracat rejim­lerine göre cereyan edecektir. Bu it­halât ve ihracatın bedelleri, ya Ame­rikan doları, yahut serbest İngiliz li­rası veya ihracatçı memleketin kabul edeceği diğer herhangi bir para ile Ödenecektir.

Anlaşmada, bir de Türk ve Suriye hü­kümetleri temsilcilerinden müteşekkil bir muhtelit komisyon teşkili karar­laştırılmıştır. Âkit taraflardan birinin

talebi üzerine derhal toplanacak olan bu. komisyon, iki memleket arasındaki iktisadî münasebetlerin ıslâh ve inki­şafına matuf her türlü hususatı te­zekkür edecek, ve bu anlaşmanın tat­biki dolayısiyie ortaya çıkabilecek müşkül ve ihtilâfların halli ile meş­gul olacaktır.

Ticaret anlaşmasının müddeti bir se­ne olup bu müddetin hitamından İki ay evvel âkitlerden biri tarafından feshedilmediği takdirde kendiliğinden senelik müddetler için uzatılmış sa­yılacaktır.

Müzakereler esnasında, gayri meşru ticaret meseleleri de bahis mevzuu olmuş ve her iki .heyet, kendi hükü­metlerinin bu nevi ticareti önlemek hususundaki arzularını açıklamışlar­dır. Bu cümleden olarak Suriye ile Türkiye arasında kaçakçılığın men ve takibine dair bir protokol imzalan­ması için pek yakında müzakerelere girişmek hususunda da mutabakat asıl olmuştur.

Ankara :

.Türkiye _ Suriye arasında cereyan eden ticarî ve iktisadî müzakereler sonunda kararlaştırılan vesikaları bu­gün Hariciye Vekâletinde Suriye adı­na imzalamış olan Suriye İktisat Na­zırı ekselans Rizkullak Antakî bu mevzuda Ankara Radyosunun Yaban­cı Diller Servisinde beyanatta bulun­muştur. Ekselans Rizkullah Antakî bu akşam Ankara Radyosunun Arapça neşriyatı saatinde kendi sesinden ve­rilen bu beyanatında şöyle demiş­tir:

«Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Cum­huriyeti arasında bir Modus Vivendi ve bir ticaret anlaşması imzalandığı bugün de .bana ve Suriye heyetinin diğer azalarına, başta sayın Türkiye Başvekili olmak üzere sayın Hariciye ve Ticaret Vekilleri, Türk heyeti ve Türk resmî .makamları tarafından gösterilen, samimî dostluk ve anlayışı tebarüz ettirmeden geçemiyeceğim.

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti mer­kezinden ayrılırken sayın Türkiye Re­isicumhuruna, Türk hükümetine ve Türk milletine, memleketim Suriyeye karşı göstermiş oldukları samimî dost­luktan dolayı en hararetli teşekkürle­rimi arzetmek isterim. Bugün imzala­mış olduğumuz anlaşmaların iki memleketlerimiz arasındaki ticarî ve iktisadi münasebetlerin inkişafına ol­duğu kadar Türk ve Suriye milletle­rinin de refahına büyük ölçüde yar­dım edeceğine kani bulunuyorum.»

Ankara :

Haber aldığımıza göre Amerika Bir­leşik Devletleri Oregon eyaleti Ayan Meclisi Kore 'harbine Türk kahraman­lığını öven bir karar ittihaz ve bunu neşretmiş tir.

Bu kararın metni şudur:

«Sona eren Kore harbi, Birleşmiş Mil­letlerin müşterek emniyet gayesi uğ­runda ilk askerî gayretlerine mevzu teşkil etmiştir. Böyle bir gayretin ne­ticesi olarak, Cenubî Kore Cumhuri­yetinin toprak bütünlüğü komünist kuvvetlere karşı muhafaza edilmiştir.

Büyük kan ve malzeme kayıplarına mal olan bu mücadelenin yükü birçok devlet ve milletlerin sırtına yüklen­miştir.

Komünizmin hemen yakınında yer­leşmiş bulunan Türkiye Cumhuriyeti, hürriyet idealine sadakatini, Koreye askerî kuvvetleri göndermek suretiyle geniş bir şekilde ispat etmiştir. Bu kuvvetlerin savaştaki kıymet ve cesa­reti, Türkiyenin ve Birleşmiş Millet­lerin itibarını arttırmış ve harbin muvaffakiyetli şekilde tahakkukuna hizmet etmiştir.

Türk askerleri, en kanlı savaşların ce­reyan ettiği yerlerde, yüksek ananele­rine uyarak, hayatlarını hiçe saymış­lar ve cansiperane şekilde çarpışmış­lardır.

Bu kahramanlıkları sebebiyledir ki, Türk askerleri, Korede çarpışan mil­letler arasında en fazla zayiat ver­mişlerdir.

Bu yüzden Oregon eyaleti Senatosu ve Temsilciler Meclisi müştereken şu hu­susu karar altına almışlardır:

48 inci Teşrii Meclisimiz, Kore harp sahalarında şehit düşen evlâtlarımı­zın hâtırasını tazizen, Türkiye hükü­metinin, Türk askerlerinin ve mille­tinin cesareti için Türkiye Cumhuri­yetine en yüksek takdirlerini bildirir ve onun Birleşmiş Milletlerin Koredeki gayretlerine iştirak kararı içinde, Oregon halkının şükran hislerini su­nar.

Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk as­kerlerinin hürriyet uğrundaki kahra­manca hizmetlerinin bütün dünyaya duyurulmasını temdinen, Oregon eya­leti Devlet Sekreteri tarafından bu kararın birer Örneğinin Türkiye Rei­sicumhuru, Büyük Millet Meclisi Reisi, Koredeki Türk Silâhlı Kuvvetleri Ku­mandanlığı, Amerika Reisicumhuru, Amerika Kongresindeki Oregon dele­gasyonuna ve alâkadar basın ve rad­yo mümessillerine gönderilmesi ka­rarlaştırılmıştır.»

5 Mart 1956

Ankara :

Hariciye Vekâleti Basın Bürosundan bildirilmiştir:

Türkiye Cumhuriyeti hükümetiyle Da­nimarka Kraliyet hükümeti Türkiyenin Kopenhag ve Danimarka’nm Ankaradaki elçiliklerini Büyükelçiliğe yükseltmeye ve karşılıklı olarak Bü­yükelçi tayin etmeye karar vermiş­lerdir.

Bu karar mevkii tatbike konulmuş bu­lunmaktadır.

Ankara:

12 ocak 1956 tarihinde açılan ve 22 şubatta sona eren Ankara işçi eğiti­mi kursunu bitiren işçiler ile Millet­lerarası İşbirliği Teşkilâtı tarafından çeşitli mevzularda bilgilerini geliştir­meleri maksadiyle Amer ikaya gönde­rilen çalışma teşkilâtı mensuplarından 5 kişinin sertifika ve diplomaları bu­gün saat 16.00 da Çalışma Vekâletinde yapılan bir merasimle verilmiştir.

Merasimde Çalışına Vekili Mümtaz Tarhan, Vekâlet Müsteşarı Hulusi Timur, İş ve İşçi Bulma Kurumu Umum Müdürü Şerif Gürol, Çalışma Umum Müdürü Ekmel Onbulak, Çalışma Ve­kâleti ileri gelenleri, Milletlerarası İş­birliği İdaresi Çalışma Müşaviri John F. Barret, Vekâletierarası Prodüktivi­te Komitesi Reis ve azaları, kurs ho­caları ve işçiler hazır bulunmuştur.

Bu münasebetle İş ve İşçi Bulma Ku­rumu Umum Müdürü Şerif Gürel kur­su bitiren işçilere hitaben bir konuş­ma yaparak demiştir ki:

«Vekâletimizle, milletlerarası işbirliği teşkilâtının müşterek çalışmalariyle 1954 senesinde başlayan ve bugün de­vam etmekte olan işçi yetiştirme se^ minerlerini iki safhada mütalâa ede­biliriz.

Birinci safhada İstanbul, İzmir, Ada­na, Zonguldak ve Ankarada olmak üzere beş seminer açılmış ve bu semi­nerleri 328 işçimiz muvaffakiyetle ik­mal etmişlerdir.

İkinci safha programı 1955 yılı hazi­ranında başlamak ve 1956 yılı hazi­ranı sonuna kadar devam etmek üze­re İstanbulda beş, İzmirde üç, Anka­rada iki, Eskişehir, Bursa, Adana, Samsun, Diyarbakırda birer kurs açıl­ması kararlaştırılmıştı.

Eskişehir, Bursa, Adana kurslariyle, İstanbul, İzmir ve Ankaranm birinci kursları sona ermiş bulunuyor. Hâlen İstanbul ve İzmirin ikinci kursları devam etmektedir. Diyarbakır kursu bugün açılıyor. Samsun ile Ankara ikinci kursu önümüzdeki hafta faali­yete geçmiş olacaktır.

İş ve İşçi Bulma Kurumunun uhdesi­ne tevdi edilen vazifeyi lâzım geldiği şekilde başarabilmesinin Önde gelen şartlarından biri de, kalifiye işçi ye­tiştirilmesi, her şekil ve suretle işçi­lerimizin bilgilerinin geliştir ilmesi dr.

Kurum, bu mevzuda büyük gayretler sarfetmektedr. Smaî müesseselerde ve maden ocaklarında mesleki kurslar açılmasına dair kanun gereğince şim­diye kadar yurdumuzun muhtelif, böl­gelerinde 515 kurs açılmış ve bu kurs­lardan 10249 işçi mezun olmuştur. 68 kurs da hâlen faaliyettedir.

Ayrıca, iş piyasasının muhtaç bulun­duğu kalifiye işçinin yetiştirilmesi maksadiyle muhtelif şehirlerimizde tornacılık, dökmecilik, tamircilik, gar­son, daktilo, dokumacılık, motorcu­luk, ev hizmetleri gibi çeşitli kurslar açılmış ve bu kurslarda 2980 işçi ye­tiştirilmiştir.

Türkiyeye ve Fransaya stajiyer kabu­lüne dair anlaşma hükümlerinden is­tifade edilerek Fransaya 33 mühendis ve teknisyenimiz yollanmıştır.

Milletlerarası Çalışma Bürosundan sağlanan teknik yardımdan faydalan­mak suretiyle de devlet fabrikalariyle, eşhasa ait fabrikalardan beşer kişilik ekipler halinde 95 usta ve ustabaşımızı sanayii ileri Avrupa memleketle­rine göndermiş bulunuyoruz.

Program gereğince bu miktar üçyüze baliğ olacaktır.

Milletlerarası İşbirliği Teşkilâtının çok yakın alâkalariyle mudi fonundan, Vekâletlerarası Prodüktivite Komitesi emrine yapılan tahsisle, yetiştirme mevzuu şümullü bir şekilde ele alın­mış bulunmaktadır.

1S54 yılındanberi Vekâletlerarası Pro­düktivite Komitesince yürütülen iki programdan biri iş idarecisi yetiştiril­mesi diğeri ise işçilerimizin yetiştiril­mesidir.

İşçi yetiştirme projesine gelince: Az önce de arz olunduğu üzere ilk beş se­mineri 328 işçi takip etmiştir.

Programın ikinci safhasını teşkil eden 15 seminerden ise istifade edecek ar­kadaşların miktarı 750 kadar olacak­tır. Bu suretle kısa sayılacak bir devre zarfında 1000 den fazla sendikacı iş­çimiz umumî bilgilerini arttırmış, ça­lışma mevzuatımız hakkında malûmat edinmiş. Memleketimizdeki ve diğer memleketlerdeki sendika teşkilâtı, sendikaların işçilere ve işverenlere sağladığı faydaları selâhiyetli ve de­ğerli hocalarından öğrenmiş buluna­caktır.

Aynı projede yer alan meslekî etiş­tirme bahsinde de çalışmalara devam edilmektedir. Bu cümleden olarak îzmirde fennî maya, İzmitte yapı usta, İstanbulda şoför ve Erzurumda dakti­lo kursları açılmış bu kurslardan 1253 işçi mezun olmuştur. Ankarada otel, lokanta ve eğlence yerleri işçileri için açılması takarrür etmiş bulunan lisan kursu bugünlerde faaliyete geçecektir.

Muhtelif bölgelerden aldığımız mes­lekî kurs teklifleri üzerinde çalışıl­maktadır.

Büyük iktisadî hamle içinde bulunan memleketimiz için kalifiye işçi yetişti­rilmesinin hayati bir ehemmiyet arzettiği muhakkaktır.

Bu itibarla, işçi yetiştirme dâvasının, alâkalı Vekâletlerle, kendi sahaların­da muvaffak olmuş iş adamları, lüzu­mu halinde işçilerimizin de katılacakrı bir merkezce ele alınması zarureti­ne kaniim. İsmi ne olursa olsun böyle bir teşekkülün bir an evvel meydana getirilmesini temenniye şayan görü­yorum.

İşçi yetiştirme seminerlerinden ikin­cisini teşkil eden Ankara kursu bir hafta önce muvaffakiyetle neticelen­miş ve bu kuraa kayıt olan 52 arka­daştan 48 i muntazaman devam et­miştir.»

İş ve İşçi Bulma Kurumu Umum Mü­dürünün bu konuşmasından sonra kurs mezunlarından Ankara bira fab­rikası ustabaşısı İhsan Aral arkadaş­ları adına söz almış ve işçilerin şük­ran hislerini Başvekil Adnan Mende­rese ulaştırmasını Çalışma Vekilinden rica etmiştir.

Kısa bir konuşma yapan Çalışma Ve­kili Mümtaz Tarhan, millî iktisadiya­tımızın bu kalkınma devrinde her ba­kımdan Türk işçisini gözeterek, onun bütün haklarını teminata bağlama­nın Çalışma Vekâletinin vazifelerin­den olduğunu söylemiş, millî istihsalin gelişmesi yönünden kalifiye işçiye bü­yük ihtiyaç hissedildiğini, Türk işçisi­nin henüz kalkınma devrinde oldu­ğunu, her sahada işçi ile yakından ilgilenmek ve onun ileri haklarını ko­rumak lâzım geldiğini, bu hususta Çalışma Vekâletinin çok hassas dav­randığını ve işçilerin umumi bilgileri­nin geliştirilmesi için çalıştığını ve millî iktisadımızın    işçi ve işverenin

samimî işbirliğiyle gelişeceğini belirt­miştir.

Bu kursta emeği geçenlere teşekkür­lerini bildiren Vekil, semineri muvaf­fakiyetle bitiren 48 işçinin diplomala­rını vermiştir.

Müteakiben Milletlerarası İşbirliği Teşkilâtı Türkiye Misyonu Başkam General Siley ile Milletlerarası Çalış­ma Bürosu Yakın ve .Orta Doğu Faali­yet Merkezi Mütehassıslarından M. V. Andries tarafından gönderilen mesaj ve telgraf okunmuştur.

İşçilerin sertifikalarının tevziini mü­teakip, Milletlerarası İşbirliği Teşkilâ­tının yardımiyle kendi sahalarında faydalı tetkikler yaparak vazifeleri başına avdet etmiş bulunan Çalışma Umum Müdür Muavini Muvaffak. Sa­mi Onat, Çalışma Umum Müdürlüğü Şube Müdürü Hüseyin Bedrettin Gö­nen, Ankara Bölge Çalışma Müdürlü­ğü. İş Müfettişlerinden Mehmet Sahir Soyer, İş ve İşçi Bulma Kurumu Mes­lek Şubesi Müdürü Osman Selim Artuç ile Cavit Ünal'ın diplomaları, Mil­letlerarası İşbirliği Teşkilâtı Türkiye Misyonu Çalışma Müşaviri Mr. John Barrett tarafından verilmiştir.

Ankara :

İşçi Kooperatiflerinin, İşçi Sigortaları tarafından finanse edilmeğe başladığı 1952 yılından 1955 yılı nihayetine ka­dar kurum, arsa ve inşaat kredisi ola­rak muhtelif İşçi Yapı Kooperatifle­rine 45.906.000 lira vermiştir. Memle­ketin muhtelif yerlerinde ve bilhassa işçi kesafetinin fazla bulunduğu mın­tıkalarda teşekkül eden İşçi Yapı Ko­operatiflerine de 1056 yılı esnasında arsa ve inşaat kredisi olarak yeniden 21 milyon lira verilecektir.

İşçi Yapı Kooperatiflerinin daha müsbet bir şekilde çalışmalarını sağlamak maksadiyle İşçi Sigortaları Kurumun­ca yeni prensipler istihsâl edilmiştir. Bu sene sonuna kadar 8000 sigortalı işçi, kurulmuş bulunan ve İşçi Sigor­taları tarafından finanse edilen koo­peratifler vasitasiyle ev sahibi olacak­lardır,

6 Mart 1956

Ankara :

Yünlü sanayiinin, başta Merinos ya­pağısı olmak üzere muhtaç oldukları ham maddeleri yurt içinde yeter mik­tar ve vasıfta istihsal etmek, maksa­da matuf olarak her türlü ziraî ve sı­naî teşebbüslere girişmek, koyun ve tiftik keçisi yetiştirme işleri ile doğ­rudan doğruya veya dolayısile iştigal etmek gayesiyle şehrimizde «Türkiye Yapağı ve Tiftik Anonim şirketi» adı altında bir ortaklık kurulmuştur. Şir­kete Devlet Üretme Çiftlikleri, Ziraî Donatım Kurumu, Ziraat Bankası, Sümerbank, Et ve Balık Kurumu işti­rak etmiş bulunmaktadır.

16 milyon lira sermaye île faaliyete geçen şirketin Umum Müdürlüğüne, "Veteriner İşleri eski Umum Müdürü Dr. Zeki Madenli getirilmiştir.

Ankara :

6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunundan faydalanmalarına İcra Vekilleri Heyetince karar verilen fir­malar şunlardır:

İzmirde    müesses Di Amerikan Tobako    Kompani Of Di Oryent İnk. firmasının Samsunda tütün deposu ve imalâthanesi tesis   etmek için takri­ben bir milyon dolar   kıymetinde ol­mak üzere Amerikadan getireceği ay­nî ve nakdî sermayeye,

Konserve ve meyve suları   imal etmek üzere tesis edilecek teşebbüse ecnebi  şerikinin     vazedeceği    263.500 Türk lirası tutarındaki aynî sermaye­nin  5321  ve  6224  sayılı kanunlardan faydalandırılmalarına izin verilen Tamek konservecilik Limited   Şirketine bu kere fabrikanın   istihsalini arttır­mak maksadiyle ecnebi şeriki C. AugSchmidt Sö:hne firmasının evvelce verilmiş olan müsaadelere ilâveten ma­kine ve tesisat şeklinde ikame edeceği70.000 T. lirası tutarındaki aynî ser­mayeye,

3, __ Belçikada kâin SoudBelS.P.R.L. firmasının Türk Mühendisler Ltd. or­taklığı ile birlikte memleketimizde tesis edecekleri 100.000 T.L. sermayeli şirket vasıtasiyle kaynak elektrodları transformatörlü kaynak makineleri, kaynak işinde kullanılan teçhizat ve malzeme imal etmek "üzere kuracak­ları fabrikaya, ecnetoi şerikin vazede­ceği 446.429 Belçika, frangı tutarında­ki' ayni sermaye ile 89.285 Belçika frangı tutarındaki patent ve alâmeti farikasına,

4. Avusturyada Graz şehrinde Seiesberg No. 28 de müesses Hans Ortner'in Er. Sait Aktuna ve Müteahhit Yüksek Mühendis Namık K. Tuncay'ın teşkil ettiği 'grupl birlikte memleke­timizde tesis edecekleri ortaklık vası­tasiyle bilumum sına, sıhhî güneş göz­lükleri ve bunların bilcümle aksamı ve plâstik elektrik malzemesi imal et­mek üzere kuracakları fabrikaya ec­nebi şerikin makine, takım, hususî öl­çü âletleri ve bunların yedek aksamı seklinde vazedeceği 1.261.000 Avustur­ya schlingi tutarındaki aynî sermaye ile 65.000 Avusturya schlingi kıyme­tinde lisans ve patent haklarına,

o. İspanyada Barselona şehrinde mukim Juan Duarry _ Serra firması­nın Istanbulda muessses Modern Kau­çuk Sanayid T. Ltd. ortaklığı ile bir­likte memleketimizde her nevi hurda lâstikten kauçuk rejenerasyonu ve bu rej enere kauçuktan yeni eşya imal etmek üzsre kuracakları teşebbüse ec­nebi şerikin vazedeceği 12.500 dolar tutarındaki aynî sermayeye,

6. Kızılay İstaş Pasajı No. 25 de mu­kim Ahmet Akman ve Abdurrahman Tunca'nm Almanyada Stuttgart Vaihingerı Hauptstrasse No. 63 de mü­esses Elostat firmasının sahibi Paul Grünawald'la birlikte memleketimizde teşkil edecekleri 100.000 T. lirası ser­mayeli şirket vasıtasiyle, dokuma fab­rikalarında işe yaramadığı için atılan pamuk ve yün kırpıntılarından Elostat makineleriyle kadife zerreleri imal etmek ve bu kadife zerrelerinin yeni icadediien Elostat makineleriyle her çeşit bez üzerine elektrikle tile etmek suretiyle mobilyacılık ve döşemecilik­te kullanılan kadifeleri imal etmek üzere kuracakları fabrikaya ecnebi şerikin vazetmesine karar verilmiş olan, 5000 D. mark tutarındaki patent hakkı ile cem'an 40.000 D. mark tuta­rındaki aynî sermayeye ilâveten 30.000 D. mark tutarındaki aynî ser­mayeye,

7. Fransada kâin «Le Materiel Electrique S.W. ve Hydroenergie:» fir­malarının Etibank Umum Müdürlüğü ve Sınaî Tatbikat T.A. Şirketiyle bir­likte memleketimizde tesis edecekleri 2.000.000 Türk lirası sermayeli şirket vasıtasiyle transformatör imal ve ta­mir etmek Üzere kuracakları fabrika­ya ecnebi şeriklerin müştereken vaze­decekleri 450.000 Türk lirası tutarın­daki aynî sermaye ile plânlar, teknik etüd ve yardım şeklindeki fikri hak ve hizmet mukabili alacakları 150.000 li­ralık müessis ve 150.000 liralık intifa hissesinin ve patent hakkı olarak Le Materiel Electrique S. W. firmasına 1961 senesine kadar satış hasılatından her türlü vergi ve rüsum hariç olmak üzere ödenecek % 5 nisbetindeki meb­lâğa İcra Vekilleri Heyetinde izin ve­rilmiştir.

Ankara :

Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Mü­dürlüğünden verilen malûmata göre: 1 haziran 1955 tarihinden 29 şubat 1956 tarihine kadar müstahsilden (881.184) ton buğday, (53.684) ton çav­dar, (6.606) ton mısır, (205.865) ton arpa ve (22.562) ton yulaf olmak üze­re cem'an (1.169.901) ton hububat ve (195) ton pirinç satın alınmış, bun­lara mukabil müstahsile (332.121.910) lira ödenmiştir.

Alım yılı başından itibaren İsraile (230) ton, Yugoslavyaya (32) ton, pi­rinç, Avusturyaya (40.000) ton, Belçikaya (10.000) ton, Kontinantal firma­sına (5.000) ton, Ziya Topuzlu firma­sına (5.000) ton, Selâh Sibai firmasına (1.000) tcn,İtiti firmasına (19.929) ton, Alfred C. Toefer firmasına (30.000ı ton, Fuat Barbur firmasına (110.000) ton, Kıbrıs Hububat Komisyonuna (8.400) ton, Polonya hükümetine (10.000) ton, Macaristan hükümetine (5.000) ton arpa, ayrıca Finlandiya hükümetine (5.000) ton yulaf ve (5.000) ton arpa ile İsraile (50.000) ton, Irak'a    (17.300)    ton,    Lübnana  (20.000 > ton, Romanya hükümetine (10.000) ton, İtalya hükümetine (100.0001 ton, Macaristan hükümetine (5.000) ton, Finlandiya hükümetine (10.000) ton, Çekoslovakya hükümeti­ne (10.000) ton, Almanyaya (40.000) ton buğday satışı yapılmış bunlardan İsraile (32) ton. pirinç ve (52.500) ton buğday, Irak'a (9.918) ton, Lübnana (19.183) ton, Romanya hükümetine (10.500) ton, İtalya hükümetine (54.034) ton buğdayla Belçikaya (9.813) ton, Avusturyaya (40.000) ton, Kontinantal firmasına (5.000) ton, Zi­ya Topuzlu firmasına (5.250) ton, Selâh Sibai firmasına (1.000 ı ton, İtiti firmasına (19.058) ton, Alfred C. Toepfer .firmasına (26.904) ton, Fuat Barbur firmasına (70.362) ton, Polon­ya hükümetine (5.677). ton, Macaris­tan hükümetine (5.089) ton, Kıbrıs Hububat Komisyonuna (5.961) ton, Finlandiya hükümetine (3.562) ton arpa ve (3.152) ton yulaf fiilen teslim edilmiştir. Bu satışlardan (106.641.750) Türk lirası karşılığı döviz temin edil­miştir.

Diğer taraftan 19541955 kampanya yılından devirle yeni kampanya ba­şından 29 şubat 1956 tarihine kadar (250.530) kilogram afyon satışı yapıl­mış, (220.716) kilogramı fiilen teslim edilerek (8.429.347) Türk lirası karşı­lığı döviz temin edilmiştir.

Ankara :

Memlekette her birisi bir kalkınma mihrakı teşkil edecek ve milletin göz bebeği olacak büyük eserlerin inşası devam ederken kısa zaman fasılaları ile bunların heyeti unıumiyesini ele almak suretiyle umumî efkârı yanlış kanaatlere sevkedecek maksatlı neş­riyat devam etmektedir. Bir gün, me­selâ "geçenlerde Hirfanlı barajı, daha sonra Söke çimento fabrikası ve ar­kasından Aydıntekstil fabrikası, da­ha dün de Gediz barajı ele alınmış ve bunların her birisi için türlü yalan neşriyat yapılmıştır. Bu cümleden ol­mak üzere bugün de, Soma termik santralının inşası hakkında Dünya gazetesinde bir takım yalan neşriyat yer almıştır.

Selâhiyetli makamlar,   bu   gazetenin yazdıkları ile hakikatin nelerden iba­ret olduğunu karşılaştırabilmek fırsa­tını umumî efkâra vermek için bu­gün, hakikî durumu gösteren şu açık­lamalarda bulunmuşlardır:

«Bir defa Demirkoprü barajının inşa­sı, 1954 senesi içerisinde, baraj m dış tediyeye taallûk eden takriben 45 mil­yon liralık kısmını 10 sene vadeli kre­di ile yapmayı kabul ve teklif eden Fransanm tanınmış inşaat şirketle­rinden «Entreprises Metropolitaines et Colcniales» firması ile memleketi­mizde Trabzon ve Samsun limanları, AnıtKabir ve Sarıyar barajı gibi bü­yük tesisleri inşa etmiş veya etmekte olan «Rar Türk Limited» sosyetesinift teşkil etmiş oldukları «EmcRar Or­taklığı» na maliyetle sabit kâr toplamı esası üzerinden hazırlanmış bir mu­kavele ile ve tamamen, kanunî yetki­lere dayanılarak tevdi edilmiştir.

Maliyetle sabit kâr toplamı usulü şöy­ledir:

Müteahhit bütün işi yapmasına mu­kabil 5.250.000.lira kâr alacaktır. Bu, hiç bir şekilde yüzde esasına mer­but değildir. Yani maliyetin artması müteahhidin kârını arttırmaz. Bilâ­kis, maliyetin muayyen bir plafonu geçmesi halinde müteahhidin kârın­dan tenzilât yapılır100 milyon lira olarak tahmin edilen barajın maliyetinin 200 milyon liraya çıkacağı tamamen asıl ve esastan aridir ve maksadı mahsusla uydurulmuş­tur. Zira, «EmcRar Ortaklığı» nın mukavelesi tahtındaki işin keşif be­deli 85.663.725 liradır.

Bugüne kadar baraj temeli 1956 sene­si inşaat mevsiminde baraj gövdesi­nin teşkiline başlanacak şekilde ha­zırlanmış olup bu maksat İle 385.000 m.3 hafriyat yapılmıştır. Buna ilâve­ten 250.000 m3 irtibat yolu hafriyatı, 180 adet atölyeleri ve anbarları ihtiva eden site binası inşaatı yapılmıştır.

Derivasyon kanalında 50.000 m.3 lük bir hafriyat yapılmış ve derivasyon tünelinin ağzında 7.000 m? lük hafri­yat da ikmal edilmiştir.

Bütün bu işleri, miktarı,    yapılması lâzım gelen heyeti umumiye işin. tak­riben yüzde 20 sidir ve bunun işle mü­tenasip olarak tediyesi yapılmıştır.

Keza bu işler, her nevi mümasili in­şaatta yapılması zaruri bulunan iş­lerdendir ve bunların ikmali için ge­çen zaman ise programa tamamiyle uygundur.

Barajın elektrik tesislerini devralacak olan «Ege Elektrik Türk Anonim Or­taklığı» bu zamana kadar inşaatın fi­nansmanına 6,5 milyon lira ile iştirak etmiş bulunmaktadır. Şirketin hisse­lerini elden çıkarmak için fırsat kol­ladığı haberi ise tamamen uydurma oflup esasen şirketin bütün sermayesi hissedarlarca taahhüt edilmiştir.

Lojmanların maroken koltuk, ceviz karyola ve kuş tüyü yatakla tefrişi hakkındaki iddia da diğerleri gibi maksadı mahsusla uydurulmuştur.»

Soma termi ksantrali hakkındaki neş­riyata gelince, sözü geçen gazete, bu santralin inşaatını üzerine almış olan müteahhit firmanın şantiyede çalışan 60 işçiye tebligatta bulunarak 15 gün sonra işlerine nihayet verileceğini bil­dirdiğini, lüzumlu inşaat malzemesin­den mühim bir kısmını piyasadan te­darik etme imkânsızlığını buna sebep gösterdiğini kaydetmekte, gerekli mal­zeme süratle tedarik edilmediği tak­dirde Soma termik santrali inşaatının uzayacağı anlaşıldığını yazmaktadır.

Bu meselede hakikî durum şudur:

«Fransız Alstam Şirketine ihale edil­miş olan ve 5/10/1955 tarihinde teme­li atılmış bulunan Soma termik san­tralının inşaatı mukaveleye göre 1956 nihayetinde bitecektir ve şimdiye ka­dar devam etmiş olan inşaat ve mon­taj seyri santralin vadesinde biteceği­ni göstermektedir.

Bu inşaat ve montaj işlerinde müteah­hit firma, 180 işçi kullanmaktadır ve müteahhidin işin icaplarına göre, işçi adedini ayarlamasından daha tabiî bir şey yoktur.

Yapılan tahkikattan anlaşılmıştır ki, firma, böyle bir ayarlama maksat ve zaruretiyle 60 değil 30 işçiye tebligat yapmış bulunmaktadır.  Görülüyor fei bu hâdisenin Soma santralının vak­tinde bitip bitmemesi keyfiyetiyle as­la alâkası yoktur ve müteahhidin iş icaplarına göre kendi işlerini tanzim etmesinden ibaret bulunmaktadır.»

Diğer taraftan Alstom firması mümes­silliği de ayni mevzuda bir açıklama yaparak 30 işçiye müteahhitlikçe ya­pılan tebligatın piyasada malzeme te­dariki imkânsızlığıyle bir alâkası ol­madığını, bunun her büyük inşaat işinde görüldüğü gibi işçi adedinin iş icaplarına göre ayarlanması zarure­tinden doğduğunu, bu mevzii hâdise­nin santralin inşaat ve montaj işleri üzerinde bir tesiri bulunmadığını, in­şaatın muntazam seyrinde devam etmekts olduğunu tavzih etmiştir.

7    Mart 1956

Ankara :

Türkiye ile Japonya arasında mevcut 8 şubat 1955 tarihli ticaret ve tediye anlaşmasının hükümleri çerçevesinde bir müddettenberi   Ankarada   yapıl­makta oları muhtelit komisyon müza­kereleri sona ermiş ve hazırlanan ve­sikalar hükümetimiz adana    Hariciye Vekâleti İktisadî İşbirliği Genel Sek­reteri Melih Esenbel ile Ticaret ve Ti­carî Anlaşmalar Dairesi Umum Müdür Vekili Oğuz Gökmen, Japonya hükü­meti adına da Ankaradaki Japon Bü­yükelçisi Ekselans Kamimura   ve Ja­pon Heyeti Reisi M. İshiguro tarafın­dan bugün imzalanmıştır.

İmzalanan vesikalara göre, 8 şubat 1955 tarihli ticaret anlaşmasına mer­but «a» ve «b» listelerinin mer'iyeti 31 temmuz 1956 tarihine kadar uzatıl­mıştır. Bu tarihte ticaret anlaşması kendiliğinden yenilendiği takdirde mezkûr listelerinin yürürlük müddeti aynı devre için uzatılmış sayılacaktır. Diğer taraftan, müzakereler sırasında Türkiye ile Japonya arasındaki itha­lât ve ihracatı Japonyadaki 6 firmaya inhisar ettirmek esasına istinad eden Japon sisteminin mahsurları üzerinde heyetimizce İsrarla durularak bundan böyle bilcümle Japon firmalarının aynı hukuk ve şeraitle Türkiye ile ti­caret    yapabilmeleri    hususu    temin edilmiş ve keyfiyet imzalanan vesika­larda tesbit edilmiştir.

Japonyada bütün memleketlere istis­nasız olarak tatbik edilen dış ticaret rejimi hükümleri gereğince ihracatta ProFcrma faturaların Japon Ticaret ve Sanayi Nezaretince numaralanma­sı esası cari olduğuna göre bu usule, tarafımızdan da riayet edilmesi kabul edilmiştir.

Müzakereler sırasında ahdî hesap du­rumu da gözden geçirilmiş ve iki memleket arasındaki ticarî mübadelelerde bir muvazene tesis ve idamesinin şayanı temenni olduğu müştere­ken ifade edilmiştir.

Diğer taraftan tediye anlaşmasında 1.500.000 dolar olarak derpiş edilmiş olan karşılıklı kredi haddinin ilerde ticari mübadeleler hacmi ile mütena­sip olarak tezyit edilebileceği hususu da kaydedilmiş bulunmaktadır.

Ankara :

Amerika Birleşik Devletleri Maslahat­güzarı Mr. Kchler, Hariciye Vekilimiz Profesör Fuat Köprülü'ye dün gön­derdiği bir mektupta, memleketimiz­deki son yangın, su baskınları ve yer sarsıntılarından mutazarrır olanlara Amerikanın yapacağı müstacel yardı­mın ilk partisini teşkil eden 25.000 battaniye ile 6.000 adet giyim eşyası­nın Amerika hava kuvvetleri tarafın­dan Kızılay'a teslim edildiğini ve Kı­zılay'ın ihtiyaç gösterdiği diğer mad­delerin de serian şevkini temin için hükümetinin her türlü gayreti sarfetmekte olduğundan kendisinin haber­dar edildiğini bildirmiştir.

İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün öğle­den evvel Yıldız'daki Harp Akademi­leri Kumandanlığını ziyaret etmiştir. Harp Akademisine muvasalatında Harp Akademileri Kumandanı Korge­neral Fazıl Bilge ile Millî Savunma, Kara, Deniz, Hava ve Müşterek Harp Akademileri kumandan ve öğretmen­leri tarafından karşılanan Reisicum­hur Celâl Bayar, akademiler kuman­danından çalışmalar hakkında izahat almış, müteakiben Millî Savunma, Kara, Deniz ve Hava Akademilerini ziyaret ederek verilmekte olan dersle­ri yakinen takip etmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar, öğle yeme­ğini Harp Akademileri Kumandanla­rı ve öğretmenleriyle birlikte yemiştir.

Ankara:

Memleketimizin son günlerde uğradı­ğı zelzele, su baskını ve yangın âfet­leri dolayısiyle dost devletlerin Hari­ciye Vekilleri ve elçileri Hariciye Ve­kilimize taziyelerini bildirmektedir­ler.

Meksika Hariciye Vekili Luis Badille ile Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü arasında taziye ve teşekkür telgrafla­rı teati etmiştir.

Diğer taraftan Şili ve Belçika Sefirle­ri tarafından Vekilimize gönderilen taziye mektuplarına Prof. Fuat Köp­rülü teşekkürle mukabelede bulun­muştur.

Ankara :

Geçen temmuz ayı içinde akdedilen mukavele esaslarına göre karayolları ve su işlerine Westinghouse müessese­si tarafından açılmış olan 23.300.000 dolarlık kredi ile alınması kararlaştı­rılmış bulunan inşaat, bakım ve son­daj makinelerinin teslimatına başlanmistir. Bu makinelerin lüzumlu ilk muayene ve tesellüm muayeneleri ik­mal edilmiş bulunmaktadır. İlk parti makineler nisan bidayetinde sevk edilmiş olacaktır.

Karayolu hizmetleri için sipariş edi­len makine ve yedek parçaların yekû­nu 17 milyon 860 bin dolar, su işleri hizmetleri için temin edilecek inşaat ve sondaj makineleri tutarı da 5 mil­yon 440 bin dolardır.

Gelecek olan makinelerin İyi bir şe­kilde kullanılmaları, bakım ve tamir­lerinin hakkıyle yapılabilmesi ve aza­mî randımanın istihsali maksadiyle aynı mukavele çerçevesi dahilinde bir de geniş bir eğitim programı tertip edilmiştir. Bu eğitimde 652 operatör ve tamirci yetiştirilecek ve bu maki

neleri kullanacak olan mühendislerle yardımcılarına seri konferanslar veri­lerek hem ameli ve hem de nazarî bir eğitim tatbik olunacaktır.

Kurs programları Öyle ayarlanmıştır ki partiler halinde sevkedilecek olan ma:kineler geldikçe,bunları işletecek elemanlar da yetiştirilmiş bulunacak ve makineler operatörlerimle birlikte iş yerlerine gönderilecektir.

Bütün bu programların iyi bir şekil­de tatbik ve tahakkuku için Nafıa Ve­kâletinde 'hummalı bir faaliyetle çalı­şılmaktadır.

Ankara :

İller Bankasınca ocak, şubat 1956 ay­lan içinde cem'an 3.405.849 lira sarfedilmek suretiyle ikmal edilen işler şunlardır:

Azdavay, Karamürsel, Bahçe, Bucak, Sütçüler, Antalya II ve III üncü kı­sım, Küre kasabalarının içme suyu tesisleri, birinci kısım, Antalyanın iki ve üçüncü kısım içme suyu tesisleri, Akyazı ve Seyitgazi kasabalarının hidroelektrik tesisleri, Avcılar, Balya, Çavdır, Çırpıkoy, Üçhisar şe Nizip ka­sabalarının haritaları, Ahlat, Arda­nuç, Orhaneli, Şaphane ve Maraş şe­hir, ve 'kasabalarının imar plânları, Çumra, Çal, Or.taköy, HÖyüklü kasa­balarının hi&roelektrik ve Genezin, Bayat kasabalarının termikelektrik projeleri; Sincanlı, İsçehisar, Baklan, Sürüç, Gevaş, Sürgü, Bahçeli, Narman, İncirliova, Göbel, Kurşunlu, Ta­vas, Kargı, Urla, Lice ve Hamamorta kasabalarının içme suyu ve Kozan ka­zasının kanalizasyon projesi ikmal edimiştir.

İstanbul :

Kapalı bulunan Resim ve Heykel Mü­zesi tamiratı sona ermiş ve Yüksek Mimar Sedat Çetintaş'm röleve eser­lerinden müteşekkil bir sergusi ile bugün saat 15.30 da Maarif Vekili Prof, Ahmet Özel tarafından anılmış­tır.

Maarif mensupları, Teknik Üniversite, Güzel Sanatlar Akademisi profesörle­ri, şehrimizin mühendis, mimar ve sanatkârlariyle seçkin bir davetli gru­bunun hazır bulunduğu açılış mera­siminde Maarif Vekili bir konuşma yapmış ve ezcümle demiştir ki:

«Bir müddettenberi kapalı olan Resim ve Heykel Müzesi tamiri sona. ererek bugünden itibaren nalâkahlarm ve hal­kın hizmetine girmiş bulunmaktadır.

Bu açılışta müzenin resim kısmına muhtelif nesillere ait resimler ilâve edildiği gibi heykel kısmına da ilk Türk iıeykeltraşı İhsan Beyin kıymetli bir eseri bulunarak konmuştur.

Ayrıca Yüksek Mimar Sedat Çetintaş'ın büyük fedakârlık ve feragatle hazırlamış olduğu röleve eserlerden müteşekkil bir serginin de müzede yer alması şayanı dikkat bir hususi­yettir. Bu suretle memleketimizde Os­manlı mimarisi üzerinde çalışmak is­teyenlere bir zemin hazırlanmıştır. Bu serginin ihtiyacımız olan röleve eser­leri temin sonunda bir başlangıç teş­kil etmesini temenni ederim.»

Müteakiben Vekil müzeyi açmış ve hazır bulunanlarla birlikte müze ve sergi gezilmiştir.

Ankara :

Son günlerde memleketimizde vuku bulan tabii afetler dolayısiyle Meksika Reisicumhuru Ekselans Adolfa Ruiz Cortines ile Reisicumhur Celâl Bayar arasında taziye ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

8 Mart 1956

İstanbul :

Bakırköy Sinir ve Akıl Hastahanesinin kurucu ve hocası merhum Dr. Mazhar Osman Uzman'in heykeli ile fakir ve münevver hastaların tedavi­si için inşa olunan 50 yataklı pavyon ve Vekâletçe tamamen tâdil ettirilen her türlü muhafaza ve tedavi vasıta­larını haiz. bulunan 200 yataklı yeni servis bugün saat 15 de yapılan bir merasimle Sihhat ve İçtimaî Muave­net Vekili Dr. Nafiz Körez tarafından açılmıştır.

MerasimdeSıhhat ve İçtimaî Muave­net Vekilinden başka bazı mebuslar, Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, Vilâyet ve Belediye Sağlık Müdürleri, Vilâyet ve Belediye Meclisi üyeleri ile doktorlar, davetliler ve basın mensup­ları hazır bulunmuşlardır.

Evvelâ merhum Dr. Mazhar Osman'ın heykeli açılmış ve bu münasebetle kı­sa bir konuşma yapan hastahane baş­hekimi Prof. Fahri Celâl, merhumun heykelinin dikilmesinin bir vazife ol­duğunu ve bu vazifenin yerine geti­rilmesinden dolayı duyduğu memnu­niyeti ifade etmiştir.

Bundan sonra söz alan Vali ve Bele­diye Reisi Prof. GÖkay, Meşrutiyetten itibaren akıl hastalıkları mevzuunda gösterilen faaliyetleri, kaydedilen te­kâmülleri anlatmış ve bu sahada en rasyonel çalışmalarla akıl hastaları­nın muhtaç bulundukları ihtimamı temine ilk defa Dr. Mazhar Osman'ın muvaffak olduğunu tebarüz ettirmiş ve değerli ilim adamının heykelinin tunçlaştırılarak gelecek nesillere inti­kalinin çok yerinde ve elzem bir hare­ket olduğunu belirtmiştir.

Müteakiben Sıhhat ve İçtimaî Muave­net Vekili Dr. Nafiz Körez yaptığı ko­nuşmada ezcümle demiştir ki:

«Hakikaten şimdi eski hatıralarımızı tazeliyen çok kıymetli anlar yaşıyo­ruz. Ben bu kıymet hakkında birşey söylemek istemiyorum. Zira onun kıy­meti hepimizin içindedir.

Değerli arkadaşlarıma Mazhar Osman Beyin heykelinin açılışı fırsatını bana bahşettikleri için müteşekkirim.

Biraz sonra açacağımız diğer yeni te­sislerin bu vatan için hayırlı ve uğur­lu olmasını temenni ederim.»

Müteakiben Vekil heykelin kurdelâsını kesmiş ve bu arada merhumun ha­tırasına hürmeten kendi sesiyle dol­durulmuş bir plâk dinlenmiştir.

Bundan sonra yeni inşa olunan 50 yataklı pavyon ve tâdil edilerek mo­dern bir hale getirilen 200 yataklı ser­visin açılışları yapılarak hazır bulu­nanlarla birlikte bu tesisler gezilmiştir.

İzmir:

Başvekil Adnan Menderes bugün Cumhuriyet meydanında tertip edil­miş olan Demokrat Parti açık hava mitinginde hazır bulunan çok kalaba­lık bir vatandaş kitlesinin sürekli al­kışları ve muhabbet gösterileri ara­sında memleket meselelerine temas eden uzun bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmanın geniş bir hülâsası şudur:

«Aziz İzmirli hemşehrilerim,

İşte yine İzmirde ve huzurunuzdayız. On senedenberi bütün memleketle bir­likte çok heyecanlı ve hareketli bir hayat yaşadınız. Bu müddet içinde İz_ mirin ve hattâ bütün Ege'nin, kalbi daha çok İzmirin bu meydanında çarptı.

Partimize karşı gösterdiğiniz heyeca­nın on senelik bir mazisi vardır. Hep beraber vatan ve hürriyet aşkının he­yecan dolu cazibesi içinde haşrüneşr olduk.

Şunu söyliyeyim ki, buraya miting yapmak için gelmedik. Fakat sizlerin lütfedip partimize karşı beslediğiniz o güzel nişlerinizle bizi burada karşı­lamanız, sizlere gene aynı derin şük­ranla hitap etmekliğime vesile teşkil ediyor. Bizi böylece birleştiren Tanrı­ya şükürler olsun.»

Başvekil, 1954 seçimlerinden bu yana İzmirde muhtelif vesilelerle meselâ, li­manının temelini atmak, yahut elek­trik tesislerini tevsi edilmiş.bir halde işletmeye açmak merasiminde bulun­mak ve gene böyle vazife icabı başka sebeplerle de geldiğini kaydettikten sonra dedi ki:

«Amma, 1954 seçimleri arifesindeki İzmirin o muhteşem topluluğu hâlâ gözlerimin Önündedir ve partimiz adı­na da kalplerimize şükran hisleriyle nakşolunm ustur.

İzmirliler,

Görüyorum ki, bu sefer yine heyecan­lısınız. Bunun sebebi yine bir üzüntü ve İnfial olmasın. 1954 deki o büyük toplantınızda «Memleketi satıyorlar» demeye varıncaya kadar aleyhimizde yapılan çok ağır ithamlar, iftiralar, nasıl sizi büyük bir infial ve galeyana getirdiyse, bu sefer de aylardanberi devam etmekte olan. geniş bir iftira kampanyasının, dikkatle hazırlanmış sistemli bir yıkıcı hareketin ruhları­nızda yarattığı acı aksülâmeller şimdi büyük bir hacim ve yekûna vararak burada bu meyanda böylesine bir mu­habbet ve itimad tezahürü haline ge­lebilir.

Filhakika partimiz ve iktidarımız bu sefer de çok haksız, insafsız ve mütte­hit bir cephe halinde sevkü idare edi­len hücumlar karşısında kalmıştır.

Şimdi muhterem Ege'liler, buradaki huzurunuz ve göstermekte olduğunuz muhabbet ve heyecan ile demek isti­yorsunuz ki, «Biz onlara inanmıyoruz, biz onları tasvip etmiyoruz.»

Yalnız Ege değil, eminim ki, bir avuç politikacıdan ve politika gayreti ile hakikatlerin mutlaka aksini konuş­mak lâzım, geldiğine memleketin şu­rasında ve burasında rastlanan bir takım politikada particilik hastalığına musab kimseler müstesna, bu nevi­den hücumların ve iftiranın siyaset mücadelelerinin tabiî silâhı haline gelmesini ve siyaset mücadelelerinin de bir kan gütme ve mezhep kavgası haline getirilmesini hiç kimse tasvip etmemektedir.

Sevgili vatandaşlarım,

Karşımızdakiler görünen ve görülme­yen hasımlarımız tek bir cephe halin, de hareket ettiler ve bir tek karargâh­tan sevk ve idare edilmişcesine olan hareketlerindeki intizam ve insicam dikkatten kaçmıyacak kadar aşikâr oldu.

Maalesef bir takım gazeteler de bu harekette mevkilerini aldılar ve rolle­rini her ne pahasına olursa olsun ifa­ya çalıştılar.

Gördük ki, muhtelif muhalefet parti­leri siyasi hayata doğ uslarında ki se­bep ve hikmeti bir tarafa bırakarak ve bütün bir maziyi hattâ dünü ve bugünü tamamiyle unutarak, kendi­lerini her hal ve »kârda desteklemeye azmetmiş bir kısım matbuat ile bir­likte elele ve kucak kucağa gelerek karşımıza çıktılar. Muhalif gazetelerin muhalefetleri ta­biidir. Fakat tarafsız olduklarını id­dia edenlerin dahi bir kısmının haki­katlerden ne kadar uzaklaşmış olduk­larını görmüş bulunuyoruz.

Bunlarda memleket manzarası olarak çizilmek istenen tabloyla memleketin hakikî manzarası gözünüzün Önünde olarak meydandadır. Bu ikisi arasın­da ak ile kara kadar fark vardır.

Sizin hayat şartlarınız ve duygu ve düşüncelerinizle bir avuç muhalefetçi politikacının ve her ne pahasına olur­sa olsun hükümranlığını hissettirmek hevesine, ve her gün artan satış temi­ni fikrine kapılmış bir takım gazete­cilerin his ve düşünceleri arasında ne kadar derin bir fark mevcuttur.

Vaktiyle saray halktan ve milletten, politikası ile, entrikaları ile, hakikati görmemek temerrüdü ile hattâ sanatiyle, edebiyatiyle ve musikisiyle na­sıl ayrılmış ve enderunu yaratmış idi ise, bugünün muhalefetçileri aynı su­retle kendilerini millî tefekkür ve mil­lî tahassüs âleminin dışında, bırak­mışlar ve İllâ kendi düşündüklerini kendi ihtiraslarını ve kendi hevesleri­ni hâkim kılmak için, mezbuhane bir mücadeleye girmiş görünüyorlar.

Ekalliyet olarak büyük bir ekseriyete ve 60.000 sandığın reylerinden hasıl olmuş bir millî iradeye nasıl hükmet­mek istediklerinin birçok delil ve eser­lerini gördük. Siz bunun için üzgün­sünüz ve bundan dolayı münfail ve heyecanısınız. Vatanperverlik hisleriniz galeyandadır. «Biz varız» demek istiyorsunuz. Var olduğunuzu, memle­ketin sevk ve İdaresinde behemehal hissettirmek kararındasınız. Nitekim buradaki topluluk memleket ölçüsün­de duyulan bu heyecanın bir sembolü­dür.

4050 kişinin 500 e yakın Büyük Millet Meclisinde nasıl tahakküm etmeğe yeltendiğini ve birkaç gazetecinin ha­kikatleri değil sade gizlemek daha da ileri giderek hakikatlerin aksini ve zıddmı imal ve telkin için sarfettifcleri gayretleri gören Türk milletinin böylesine bir mücadeleden teşe'üm et­mesi, binnetice üzüntü ve infial duy­ması pek tabiîdir.

Nitekim, bu toplantımız için de, haki­katleri, ketmetmek yahut değiştirmek temayülüne ve usulüne uyarak diye­ceklerdir ki, Menderes bir iki bin adam karşısında konuştu. Yahut «Menderes matbuata ağır bir şekilde çattı ve hürmetsizlik gösterdi.»

Veyahut bunları da söylemiyerek bi­zim bu karşılaşmamızı sadece görmemezlikten ve bilmemezlikten gelecek­lerdir. Yani küskünlüklerini göstere­rek bizıe bu şekilde sitem edeceklerdir. Ama biz biliriz ki hasmın sitemini an­lamamak hasma sitemdir. Mukabele­miz bundan ibaret kalacaktır.

Şu var ki, ve bunu açıkça söylüyorum, bu tarz mücadele demokratik bir zih­niyetin ve demokrasiye inanan vic­danların eseri olamaz.

Dört beş muhterem gazete sahibi 25 milyon vatandaşın hattâ büyük siya­sî partilerin mahrum .bulundukları maddî imkândan istifade edip vaktin­de modern ve büyük matbaalar kur­muş olmanın rüçhanına güvenerek Büyük Millet Meclisinin rağmına hal­kımızın arzusu hilâfına hükümetler ve hattâ iktidarlar ve rejimler değiş­tirmek hevesi ile hareket etmektedir­ler.

Biz bu hali matbuatımızın geçirmek­te olduğu bünyevî bir rahatsızlık dev­resi olarak kabul ediyoruz. Belki bu haller., demokrasimizin çok süratle inkişaf etmiş olmasının ve bir takım müesseselerimizin meselâ matbuatı­mızın bu süratli seyre göre inkişaf ve tekemmül edememiş bulunmasının te­sirini göstermektedir.

Filhakika Ötedenberi bir matbuatın mevcut olması karşısında siyasî par­tilerimizin henüz matbuat sahasında kudretleriyle mütenasip olarak cihazlanmamış ve teşkilâtlanmamış olma­ları, «tarafsızız» diyen bir takım ga­zetelere, böyle bir devreye mahsus ol­mak üzere, müstesna bir imkân ve ik­tidar vermektedir.

Onlar en ağır, en insafsız hücumları hürriyet fikri ve tenkid hürriyeti nam ve hesabına yapmakta beis görmedik­leri için ben de müsaadenizle, bizim de sahip    olmamız   derkâr   bulunan tenkid hürriyetimize ve hele meşru müdafaa hakkımıza dayanarak bun­ları konuşuyoruz.

Memleketimizde demokratik hareke­tin ananelerini kurduğumuz ve de­mokrasimizi şekillendirip istikametini tayin etmekte bulunduğumuz şu tesis devresinde ileride ve hattâ yakın bir istikbalde tehlikeler teşkil edecek ka­dar mühim olan bugünün bir takım hata ve heveslerine işaret etmeyi ve bunların kökleşmesine karşı mücadele etmeyi, hürriyet rejimine karşı gös­terilmesi lâzım sevgi ile hürmetin ica­bı saymaktayım.

Matbuatın umumî efkârın tercümanı olmak vasfını kazanabilmesi için milli tahassüs, .millî tefekkür, milletçe du­yulan üzüntü, ıstırap veya iştiyak ve tahassürlerin makesi olması lâzım­dır.

Memleket realitelerini, hakikatleri, hiç değilse maddî hakikatleri olduğu gibi aksettirmek matbuatın vazifesi­dir.»

Başvekil Adnan Menderes, daha son­ra, gazetenin esas itibariyle iki kısım­dan teşekkül ettiğini ve bu suretle iki hüviyet taşıdığım belirterek dedi ki:

«Bir kere haberleri, hâdiseleri ve ha­kikati değiştirmeden olduğu gibi hal­ka bildirmek. Bunu yaptıktan sonra hür gazeteciliğin diğer vasfına geli­yorum ki, o da, tezyif ve tahrik etme­den, haysiyet ve hürriyetlere kendi haysiyet ve hürriyeti gibi riayet gös­termek şartiyle tenkid sahasında is­tediği gibi kalem yürütmek hakkına sahip olabilmeğidir.

Bu, asla münakaşa götürmez bir esastır. Görüyorsunuz ki, matbuata uluor­ta çatmakta değilim. Sadece onun için de kaideler mevcut olduğuna işaret eylemekteyim.

Zira, maddî hakikatleri de yani, bir çok insanların gözü önünde cereyan ve tekevvün eden hâdiseleri ya gizle­mek, veyahut olduğundan başka gös­termek, hülâsa bunları tağşiş etmek için çalışmak, bir köşe bakkalının halka mağşuş gıda maddeleri satma­sına benzer.

Düpedüz yalan yazmak, maddi haki­katleri dahi maksadı mahsusla tam aksine göstermeğe çalışmak, memle­ket menfaatleri ile de, matbuata gös­terilmesi lâzım hürmetle de telife im­kân yoktur. Büyük Millet Meclisinin gözleri önünde cereyan eden hâdiseler ve sahneler bile .baştan başa tahrif olundu.

Maddî hakikatleri ve Büyük Millet Meclisinin gözleri önünde cereyan eden hâdiseleri dahi umumî efkâra aksettir em ey en matbuatın, efkârı umumiyenin tercümanı ve makesi ol­duğu iddiası, kabili müdafaa değildir.

Haktan ayrılmak, memleket realitele­rinden uzaklaşmak, bir nevi enderun hüviyetine bürünmek işte budur.»

Başvekil bundan sonra, İzmir halkı­nın 1954 de o zamanki iftiralardan nasıl muztarip olmuşsa, bugün de si­yaset mücadelelerinin tasvirine çalış­tığı akışından ve sureti cereyanından o derece muztarip bulunduğunu kay­dederek, 1954 deki «Memleketi satı­yorlar» yalan ve iftirası üzerinde bu­gün nasıl hiç kimse durmuyorsa, bu­günkü ağır, insafsız ve mesnetsiz hü­cum ve iftiraların da, eser ve hizmet­ler karşısında, eriyip gideceğini beyan etti ve dedi ki:

«İşte bugün için de çizdikleri kara manzaraların ve ileri sürdükleri bir çok iftiraların, yarın için, tekrarlanmıyacak birer yalan olduklarında bir tek kişinin dahi şüphe ve tereddüt gösteremiyeceği hakikati yine gereği gibi ortaya çıkaracaktır. Bu bir, ondan sonra size insafsız hücumlar karşı­sında memleketin arzetmekte olduğu manzaranın bazı çizgilerini belirtir­sem, bazı hakikatlerden bahsedersem, yaratılmak istenen suni âlemle hakikat arasındaki tezatlardan bir kısmı­nı gözlerinin önüne sermiş olacağım.

Büyük Millet Meclisinde bütçenin ka­bulü sırasında son sözü ben almış, maruzatta bulunmuş ve yalnız 956 se­nesi için bitirilecek olan işlerin bir lis­tesini ortaya koymuştum.

Yalnız 1956 senesi içinde bitecek olan eserlerimizin bile gerek memlekete getireceği   büyük   faydalar, gerekse maliyet yekûnu, hacim ve ehemmiyet bakımından, geçmiş çeyrek asırlarda yapılanların yekûnu ile boy ölçüşecek bir seviyede olduğunu ifade etmek is­terim.

Bu sene bitecek olan eserlerin bu ba­kımlardan kaleme vurulp hesabı ya­pılacak olursa geçmiş çeyrek aşıra demokrat iktidarın sadece bir yıllık eserleriyle dahi gurur ile baş kaldıra­bileceği aşikâr meydana çıkar.

Sevgili vatandaşlarım,

Sizlere bu seen bitecek olan bellibaşlı işlerin hesabını bir kere daha arzedeyim. Şu şart ile ki, bunların çoğu dev­let iktisadî teşekkül erinin veya dev­let sermayesi ile birlik olarak çalışmış hususî teşebbüsün yaptıklarıdır.

Asıl hususî teşebbüsün dört beş sene zarfında vücude getirdiği binlerce eser bunun dışındadır. Bunların hep­sinin defterini yanmak ve hükümetçe veya yarı resmî teşekküllerce masruf gayretlerle birlikte doğrudan doğruya Türk iktisadı teşebbüs zekâsının mah­sulü bulunan namütenahi eserleri bir arada olarak mütalâa etmek mümkün olsaydı, iktisadî kalkınmamızın aza­met ve ehemmiyeti asıl o zaman mey­dana çıkardı.

Bu mühim noktayı bir kaç rakamla tevsik etmek isterim. Şöyle ki, hususî sektörde yapılan işlere dair bir fikir vermek üzere Sanayi Kalkınma Ban­kası eliyle yapılan envestismanların hacmine bir göz atalım:

Sanayi Kalkınma Bankası beş yıl için­de 267 yeni fabrika tesisi veya mev­cutların genişletilmesi projelerinin tatbikatı için ikrazatta bulunmuştur. Bitirilen bu inşaatın işletmeye katıl­dıktan sonra, yılda imal ettikleri muh­telif mamullerin bugünkü piyasa be­deli olarak .tutarı senede 560 milyon liranın üstüne çıkmıştır.

Elde yine Sanayi Kalkınma Bankası yolu ile inşa halinde bulunan tesis ve tevsilerin sayısı 44 dür. Bunlar 195657 yılı içinde bitirilecektir.

Bunların da piyasa mamullerinin ye­kûnu senede 250 milyon liranın üze­rinde olacaktır.    Tekrar kaydedeyim ki; hususi teşebbüsün bu verdiğim mi­sallerin de dışında kalan daha bir çok başarıları mevcuttur.

Başvekil Adnan Menderes, 1956 senesi zarfında memleket hizmetine fiilen girecek eserleri saydı ve gruplar ha­linde tasnif ederek değerlendirdi. Ez­cümle 1956 daki köprüler sayısının 102 ve mecmu tulünün de 6324 metre tut­makla bir sene içinde, eski iktidarın ancak 25 senede yapabileceğinin nıs­fına muadil bir hizmet başarılmış bu­lunduğu meydana çıkmaktaydı. Ayrı­ca şeker, çimento sanayiler İnde ki memleketimizi dış tabiyetten kurtarı­cı vasıflar anlaşılmış oldu. Bunun ar­kasından et balık, gıda sanayii etra­fındaki çalışmaları, limanlar, kömür istihsalâtmdaki kalite ve miktar mü­cadelesinde bariz muvaffakiyetleri ve ondan sonra da barajlarla enerji dâ­vamızın 1956 yılı içinde tahakkuk edecek büyük eserlerini bildirdi.

Başvekil, cihazlanma bahsinde öteden beri geri ve iptidaî bırakılmış olan memleketimizde, her zaman sıkıntı çekilmiş olduğunu kaydederek, bahsi bugünkü sıkıntıların gayet hatalı bir görüşle envestism anlara atfedildiği noktasına getirerek dedi ki:

Şimdi Türk milletinin kaderi olan bü­tün bu iktisadî cihazlanma hareketi, bugün hissedilmekte olan bazı sıkıntı­lara sebep olarak gösterilmektedir. Hakikat halde bizim, sıkıntımız «fab­rika yapıyoruz ve yatırım hareketi içindeyiz» de ondan ileri geliyor de­ğildir. Bunu umumî efkârımız huzu­runda bir defa daha tekrar edeyim:

Mütemadiyen tekrarlamaktan fariğ olmıyacağım. Çünkü siz, sevgili hem­şehrilerim, bana söyler misiniz ki, ya­tırım ve kalkınma hareketlerine bağ­lamazdan evvel hangi senelerde o bahtiyar, o refahlı verimli seneler vardı, bana anlatır mısınız? Her za­man sıkıntıda idik. Sebebi gayet ba­sit. Fabrika yapmaktan, liman yap­maktan, tarlalarımızı traktörlerle süslemekten uzak (bir gidişle mesut bir hayat yaşayabileceğimizi kimse iddia edemez. Buna ancak gafiller ve afyonkeşler inanır.

Biz 1923 den 1930 a kadar sıkıntı içinde idik. 1930 dan 1939 a, yani İkinci Cihan Harbine kadar sıkıntı içinde idik. Köylülerimiz bilirler, iki kuruşa arpayı, darıyı satardı. 4 köylü, 3 köy­lü bir araya gelip bir paket köylü si­garası alır ve aralarında taksim eder­di. İzmir gazetelerinde «Ağaç kabuğu ile taayyüş ediliyor» diye koleksiyon­lardan çıkarılmış parçalar elimizde­dir.

Ondan scnra harp bitti, yeni bir ha­yat başladı. Bu devir içinde ne görü­yorsunuz. Demir, çimento yok, et yok, yağ yok, kazançlar, yevmiyeler aşağı­da, hattâ işsizlik hükümran. İşte o za­man iktisadî hareket yoktu, envestisman yoktu. Şimdi sanki bu memleket müreffeh ve mesut bir İktisadî hayat içinden çıkıp gelmekte imiş gibi, De­mokrat Parti iktidarı iş başına gelir gelmez onu sefalete mahkûm etmiş gibi, sanki başa yepyeni bir kaza ve dert gelmiş gibicesine bugünkü iktisa­dî cihazlanmamızı henüz tahakkuk ettirememiş olmamızın sıkıntılarını istismar etmek ve mübalâğalandırriıak ve bu suretle hakikat yolunda efkârı umumiyemizi şaşırtmak katiyen reva değildir sevgili vatandaşlarım.

Şimdi bakınız eğer biz, bu envestismanları yapmamış olsaydık, artan is­tihlâk ve ihtiyaçlarımız karşısında bugün gene döviz açığı karşısında olacaktık. İstihâlk maddelerini teda­rik etmemek ıztırarı karşısında yine sıkıntı çekecektik. Bugün sıkıntı çeki­yorsanız, yarının saadetini tamamlıyacak olan göz bebeğimiz iktisadî te­sislerimizi vücude getirip ikmal etmek için çekmekteyiz ve bunun muvaffak olduğunu kat'î olarak bilmekteyiz. Bunun delilleri ayan beyan ortadadır.

Tekrar ediyorum, dışardan dokuma getirmiyeceğiz, şeker getirmiyeceğiz. Bu günler geldi. Demir getirmiyece­ğiz. Nal mıhı 1956 senesi sonunda ta­mamen temin edilebilecektir.

Bu memleket içinde muhal olan bir takım hayallerin tahakkuku arifesin­de buuinm aktayız. Bugün çok yakın­da doğmuş olan fecrin, ümit kaynağı­nı teşkil eden manzarası karşısında bahtiyarız. Çok yakın olan sabah .gel­mekte gecikmiyec ektir ve Türk milletinin, bugünkü hayat seviyesinde de­ğil, bugünkü hayat seviyemizin çok üstünde bir hayat seviyesinde yaşa­mak imkânı elde edeceği günler önü­müzdedir. Bu suretle iktisadî bünye­mizin kuvvetlenmesi sayesinde vata­nımız bir taraftan mamur olacak, bir taraftan vatanda şiar imiz mes'ut ve müreffeh olacak, diğer taraftan da hudutlarımızı daha büyük bir emni­yet altına almak imkânı elde edilmiş olacaktır. İşte biz, bütün sitemlere, tarizlere ve taarruzlara karşı, bu önü­müzde doğan fecrin, ümit kaynağını teşkil eden, heyecan kaynağını teşkil eden manzara içinde bütün tenkidlere gülerek ve gülümsiyerek, doğmakta olan sabahı beklemekteyiz. Onlar da bu sabahın gelmemesini arzulamakta­dırlar. Milletin göz bebeği eserlerin her birini bir gün ele alarak kötüle­meğe çalışmaktadırlar. Bir gün Aydın tekstil fabrikasını, ertesi gün Şokede­ki çimento fabrikasını, öbür gün Ge­diz barajını, ertesi gün de İstanbuldaki et kombinasını, Hirfanlı barajı­nı... Bunların her birini bir bir ele al­mak suretiyle, birer yalan uydurmak suretiyle bunları müşevveş bir karan­lık içinde göstermek için çırpınıp du­ruyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, bunlar behemhal bitecektir, bunlar behemhal milletin hizmetine verile­cektir ve bu zaman çok kısadır. İçin­de bulunduğumuz 1956 senesi deste deste, düzüne düzüne ve tümen tü­men bu eserlerin millet hizmetine gi­receği sene olacaktır.

Arzettiğlm, 8 çimento fabrikası bu se­ne hizmete giriyor. Düşününüz 1950 ye kadar 4 çimento fabrikası vardı. Bunun da istihsali 100 bin ton. 11 şe­ker fabrikası hizmettedir. 4 şeker fab­rikası bu sene yine hizmete giriyor. 22 silo, sayabildiğimiz kadar yüzlerce eser, 13 tane tekstil fabrikası, 12 tane baraj. Ne sayayım size, köprü, yol, her şey, bu millete lâyık olan her şeyden deste deste, tümen tümen...

Bütün bu dedikoduların hepsi, sade­ce acı ve onlar namına gülünç bir ha­tıra olarak kalacaktır. Nasıl 1954 se­çimlerinin arifesinde, «Vatanı satmak­tadırlar» diye bize hücum etmişlerdi. Nasıl ki bugün onlar tarafından bu sözlerin, iftiraların hatırlanması dahi bir hicran teşkil ediyorsa, tıpkı onun gibi yakın bir âtide bugün söylenen­lerin ve konuşulanların hepsi yine kendileri İçin bir elem ve hicran kay­nağı olacaktır. Bundan yüzde yüz eminim.

Bakınız bu fabrikaların temellerini atarken ne diyorlardı. Bugün diye­mezler artık, çünkü bu fabrikalar hiz­mete açılmaktadır. Bunların seçim fabrikaları olduğunu söylüyorlardı. Bunlar, sadece kurdelâ kesmek heve­sinin mevlûdudur, diyorlardı, İşte o kurdelâ kesme hevesi ile tesis edilmiş olan fabrikalar bugün deste, deste milletin hizmetine girmektedir. Bugün söylenenlerden de yarın mahcup ola­caklardır. Çünkü Gediz barajı mutla­ka açılacak, İzmire nur saçacaktır. Çimento fabrikasının ikincisi de işle­yecek, Söke'deki çimento fabrikası da faaliyete geçecek, İzmirin çimento ihtiyacı karşılanmış olacaktır. Tekstil fabrikalarımız da işleyecektir. Bunlar artık birer ümit, birer istikbal değil­dir, elle tutulur birer hakikat oldu. Ne söyleseler yarın için kendilerinin mahcubiyetini mucip olacak sözler .sarfetmiş olacaklardır.

Bir noktaya daha dikkatinizi çekeyim. Maksadı tesisleri ve hikmeti vücutları, birbirinden tamamen ayrı olduğu hal­de, hattâ birbirine tamamen zıt olduk­ları halde, bir demet halinde, bir tek cephe halinde muhalefetçi siyasîlerin birleşmiş olduğunu ibretle görmekte­siniz. Ondan sonra bir kısım matbua­tın da bunların ağır ateşçi bataryala­rını teşkil etmek üzere vazife aldıkla­rını görüyorsunuz. Uğraştılar, uğraş­tılar Demokrat Parti iktidarı ile mü­cadele ettiler. Ondan sonra grupla hükümeti, Büyük Millet Meclisi ile bilmem devleti şunu bunu birbirine düşürmek, nifak sokmak, parçalamak, ayırmak, nihayet bütün bu şeylerin mes'uliyetinin Adnan Menderes'te ol­duğunu ifade etmek suretiyle bütün huzmeleri pertavsızın bir noktasında teksif edip yakma misali bütün hü­cumlarını benim üzerime teksif etme­nin tek çare olabileceği kanaatine vardılar, uğraştılar. Ne şayanı şükran­dır ki, grupumuz, Büyük Millet Mecli­sinin Demokrat Parti grupu arslanlar gibi döğüştü,  hafeikati idrâk etti ve bütün muhalefetin, bu görünür gö­rünmez hasımlarımızın tevhit edilmiş, tek cephe haline getirilmiş olan sav­letlerini bertaraf etti Ne şayanı şük­randır ki, siz demokrat vatandaşla­rım, tarafsız vatandaşlarım, sizler de memleket menfaatlerini her şeyin üs­tünde tutan duygu ve heyecanla Bü­yük Millet Meclisinin Demokrat Parti grupunun bu asil ve mukaddes müca­delesini bütün vatan sathında destek­lemektesiniz. Ne mutlu bizlere... Bun­ca hücumlardan sonra sizlerle en de­rin bir muhabbet ve itimat içinde kar­şılıklı konuşmaktayız, muhabbet için­de kucaklaşmaktayız. Ne mutlu biz­lere, sizin muhabbetinize ve itimadı­nıza nail kılan ve sizi bizlere böylece, kavuşturan Tanrıya bin şükürler ol­sun.

Demin arzettiğim doğmakta olan sa­bahın bir an evvel Türk milletine en uğurlu, en hayırlı beşaret ve saadet­ler vadisi olarak artık gecikmemesini dua ederim.

Hepinize gösterdiğiniz muhabbetten dolayı en derin teşekkürlerimizi ve hürmetlerimizi arzetmek isterim, çok sevgili hemşehrilerim.»

İstanbul :

İnhisarlar Umum Müdürü Ömer Re­fik Yaltkaya saat 15 de bir basın top­lantısı yaparak, Umum Müdürlüğü il­gilendiren muhtelif mevzular hakkın­da şu izahatı vermiştir:

«Bilindiği gibi, yeni tütün rekoltemiz, geçen sene 102 milyon kilo olan istih­salden 15 milyon kilo fazlasile, takri­ben 117 milyon kiloya baliğ olmuştur.

Çok tatminkâr bir cereyan takip eden İzmir tütün piyasasından sonra, Sam­sun dizi piyasası da, 20 şubat 1956 ta­rihinde açılmış bulunuyor.

Açılış tarihinde ve bunu takip eden bir hafta müddetle bizzat Samsunda bulunarak, mubayaa faaliyetine neza­ret ettim.

Bugüne kadar Samsun ve havalisinde vuku bulan umumî ekici satışları 3.905.616 kiloya baliğ olmuştur. Bunun 1.292.647 kilosunu idare, 2.612.969 kilosunu da tüccar almıştır.

Umumî vasati kilo fiyatı 410 kuruş­tur.

Satış fiyatları haricinde, ekiciye ya­pılan kilo başına 25 kuruşluk yardım Samsunda da tatbik edilmektedir.

Bu sene, destekleme faaliyeti en bü­yük ihraç metaımız olan tütünlerimi­zin emin, fakat normal seviyelerde sa­tılması prensibine göre tertiplenmiş­tir.

Binaenaleyh, 25 kuruşluk yardım ha­ricindeki kaliteye göre tahakkuk eden vasati fiyatları normal telâkki etmek lâzımdır.

Filhakika bu vaziyetin neticesindedir ki: İhracatçı tüccarlar, yukarıda zikredilen satışa ait rakkamlardan da anlaşılacağı veçhile, Samsun için piya­sa bidayeti sayılan, bu ilk devrede ge­niş mikyasta alıma iştirak etmişler­dir

İhracat da derhal satışları takip ede­cektir.

Bu durum muvacehesinde, piyasala­rın daha da hareketlenip, sür'atleneceği tabiîdir.

Bu ayın 12 sinde gerek Karadeniz ve gerek Marmara demet piyasaları açı­lacaktır.

Keza, demet istihsal eden mıntakalarda da, aynı prensipler dahilinde ve destekleme faaliyetimizin teminatı al­tında, alımların müstakar bir seyir takip edeceği ve ekici ile alıcıyı tat­min edeceği muhakkaktır.

Buralarda da satış fiyatları haricinde ekicilere 25 kuruşluk yardım tatbika­tına devam edilecektir.

Satışlarımız :

1955 malî yılı mamulât satışlarımızın ilk neticelerini almış bulunmaktayız. Bir sene zarfında 25.318.000 kilo ma­mul tütün ve sigara, 294.500 ton tuz, 3.600.000 kilo çay, 27.300.000 litre bira, 105.650.000 lira tutarında içki ve ispir­to ve 422.500.000 kutu kibrit  satılmış bulunmaktadır.

Bu suretle İ955 yılında inhisar dışı bırakılan biranın istihlâk vergisi ve barut ve patlayıcı maddenin muamele vergisi hariç tahakkuk eden hazine geliri tahminen 370 milyon lira civa­rında olacaktır. 1955 yılı satış inkişaf seyrine nazaran 1956 yılı sonunda ha­zine hissesinin 400 milyon lira civa­rında olacağım tahmin etmekteyiz.

Sigaralarımız arasında bu yıl en faz­la inkişaf gösteren neviler, Bafra ve Kulüp sigaralarıdır. Bunlardaki teyayüd % 90 civarındadır. İkinci derece­de inkişaf gösteren nevilerde yeni harman hususi kokulu ve birinci si­garalardır.

İspirtolarda bu sene bilhassa yakıla­cak ispirtonun fiyatının 120 kuruştan 80 kuruşa indirilmiş olması sebebüe bu nevi ispirto satışlarında mühim bir tezayüd kaydedilmiştir. İçkilerde satışı inkişaf eden neviler: Likörler, votka, cin ve vermuttur.

Şarap satışlarımızda da geçen yıla nazaran bir milyon litre civarında bir fazlalık  kaydedilmiş   bulunmaktadır.

Kibrit satışlarımız son seneler zarfın­da daima yükselen bir seyir takip et­miş ve kibrit fabrikamızın forse bir mesaiye tabi tutulması icap etmiştir. Önümüzdeki sene zarfında memleket ihtiyacının 450 milyon kutuyu geçece­ği tahmin olunmaktadır.

İnhisar dışı bırakılmış olan bu mad­deye ait artan talepler bu yıl içinde faaliyete geçeceğini haber aldığımız hususî teşebbüs fabrikaları tarafın­dan da karşılanabilecektir.

Bira :

Mevcut iki fabrikamız senede azami 27 milyon litre bira imal etmektedir. Bu sebeple iki senedenberi satışları­mız da bu miktara inhisar etmekte­dir.

İnhisar dışı bırakılmış olan bu mad­denin de hususi teşebbüs tarafından İmali için hazırlıklara geçildiği ve 5 milyon litre kapasitesinde ilk bira fabrikasının İzmirde tesis edileceği öğrenilmiş bulunmaktadır. Bu teşeb­büs tahakkuk ettiği takdirde önümüzdeki bir kaç yıl içinde bilhassa yaz ay­larında hissedilmekte olan bira sıkın­tısı bir dereceye kadar önlenmiş ola­caktır.

Dış piyasa faaliyetlerimiz : Şarap :

1955 senesi gerek idaremiz için ve ge­rek hususî şarap amilleri için ihracat bakımından verimli bir.sene olmuş­tur.

Hususî amiller yıl içinde 1.117.000 lit­re ve idaremiz de 2.350.000 litre şarap ihraç etmiştir. Yekûnu 3.000X)00 litreyi geçen bu ihracat başlıca Almanya, Macaristan ve İşvece müteveccih ol­muştur.

Tuz :

Çamaltı tuzlasının tevsiinden sonra elde edilen istihsal fazlasını ihraç et­meğe başlamış bulunmaktayız. Bu gü­ne kadar yapılan 70.000 tonluk bağ­lantıya karşılık Bulgaristana 11.830 ten, Japonyaya 12.650 ton, Yugoslavyaya 5.360 ton tuz ihraç edilmiş bu­lunmaktadır.

Kıbrıs işi :

Kıbrısta mahallî ihtiyaç için ve icap ettiği takdirde ihracat da yapabilecek bir sigara fabrikası tesisi yolunda ku­rulmuş olan şirket pek yakında faa­liyete geçecektir. Piyasanın ihzarı ba­kımından şimdiden adaya uçak postasile mamul sigara gönderilmesine baş­lanmış bulunmaktadır. Adada imalâ­ta geçilebilmesi için İcap eden sigara makineleri bu ay içinde Kıbrısa gön­derilecektir.

Ürdün ve Rağdad'da satış acentelikle­rimiz :

Ürdün'de Amman şehrinde sigarala­rımızı imal etmekte olan acentemiz idaremizle mutabık kalarak Bağdad'da bir satış acentesi temin etmiştir.

Bu suretle sigaralarımız bu piyasalar­da da bulundurulacaktır.

İsviçre Ortaklığımız :

1949 yılında faaliyetee gçmiş bulunan İsviçre ortaklığımız bu yıl da tatmin kâr bir netice  almış bulunmaktadır. 1955    takvim yılındaki satışları 60.650 kiloyu bulmuştur. Bu miktarın 43.000 kilosu İsviçre dahilinde ve 17.650 ki­losu İtalya, Fransa, Triyeste ve Vati­kan'a  şevke dilmiş bulunmaktadır.

Bunların haricinde, İsveç   ve   Danimarkadaki acentelerimizin faaliyetle Ti normal olarak devam etmiş bulun­maktadır.

Çay mevzuu :

Memlekette cay istihlâki son beş sene zarfında üç misli artmış ve 4.000.000 kilo civarına yükselmiştir. Bu istihlâk artışına muvazi olarak dahili çay is­tihsalinin de sür'atle artmakta oldu­ğunu memnuniyetle kaydetmekteyiz.

1950 yılında elde edilen mamul çay miktarı 200 ton iken 1955 kampanya­sında 1.2Û0 ton cay elde edilmiştir. Önümüzdeki mayısta başlanacak olan 1956 kampanyasında bu rakkamın 1.800 tona çıkacağını tahmin etmek­teyiz.

Bu suretle ihtiyaç büyük nisbette art­mış olmakla beraber istihlâkin % 45'i, takriben yarısı Rize ve havalisinde ye­tişen çayla karşılanabilecek duruma girmiştir.

Bilindiği gibi çay, ekiciden yeşil yap­rak olarak alınmakta ve bir nevi fab­rikasyona tabi tutularak istihlâke ha­zır bir hale getirilmektedir.

Gecen sene bir fabrika ve bir atölyeye sahip oları idaremiz sür'atle gelişen istihsale muvazi olarak fabrika ve atölye adetlerinin arttırılması zarure­ti karşısında bu kampanya devresin­de faaliyete geçirilmek, üzere Gündoğdu ve Çay elinde iki fabrika ve îyidere, Hopada iki atölye daha inşa ve tesis etmiş bulunmaktayız. Böylece bu seneki istihsali 6 iş yerinde işlemek im­kân ıhasıl olacaktır.

Yeni sigara fabrikası;

Yurt içinde tütün istihlâkinin sür'at­le inkişafı karşısında makinelerinin büyük bir kısmı gelmiş olan yeni fab­rikanın inşasına bu yıl geçilmek üze­re hazırlıklara başlanılmıştır.

Senelik kapasitesi 12 milyon kilo ola­cak olan bu fabrikanın ihale dosyala­rı tamamlanmak üzeredir.Diğer müskirat ve tuz işletmelerimiz faaliyeti normal olarak devam etmek­tedir.»

Ömer Eefik Yaltkaya, bundan sonra basın mensupları tarafından sorulan muhtelif sualleri cevaplandırmış ve bu arada 2 noi nevi yuvarlak tip bir sigaranın da 20 kuruş gibi ucuz bir fiyatla piyasaya çıkarılması mevzuu üzerinde etüdler yapıldığını ifade et­miştir.

9 Mart 1956

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun’dan bildirilmiştir:

Türkiye ve Lüksemburg hükümetleri, Türkiyenin Lüksemburg ve Lüksemburgun Ankara elçiliklerinin, karşılık­lı olarak büyükelçiliğe yükseltilmesine karar vermişlerdir. Her iki hükümet, bu kararın, Türkiye ile Lüksemburgu mes'ut bir şekilde birbirine bağlıyan dostluk bağları ile iktisadî ve kültü­rel münasebetleri daha da kuvvetlen­direceğine kani bulunmaktadır.

Bilindiği gibi memleketimiz Lüksemburgda Brüksel büyükelçimiz tarafın­dan temsil edilmekte, Ankaradaki Hollanda büyükelçiliği de Lüksemburgun Türkiyede temsili işini deruh­te eylemiş bulunmakta idi.

Cemişgezek :

Geçen sene sonlarında 176.948 liraya müteahhidine ihalesi yapılmış olan ve doktor evi ile garajı da havi kazamız hastahanesinin inşaatı ikmal edilmiş ve hastahane bu ayın başındanberi halkımızın hizmetine girmiş bulun­maktadır.

İzmir:

19551956 yılı başında Tıp ve Ziraat Fakülteleri ile tedrisata başlamış olan Ege Üniversitesinin devam etmekte bulunan tedrisatının fiilî açılışını tes'it maksadiyle bugün saat 11 de Bornova'daki üniversite binasında bir tören tertiplenmiştir.

İstanbul ve Ankara Üniversitelerinden sonra memleketimizin üçüncü üniver­sitesinin nüvesini teşkil eden Ege Üni­versitesi Tıp ve Ziraat Fakülteleri altı aydanüeri fiilî bir şekilde Ege bölgesi­nin yüksek tahsil gençliğinin hizmeti­ne girmiş ve bir ilim yuvası haline gelme yolunda ilerlemiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar ile Başvekil Adnan Menderes, Maarif Vekili Ah­met Özel, Devlet Vekili ve Millî Mü­dafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, İz­mir ve Ege vilâyetleri mebus, Vali ve Belediye Reisleri ve Vilâyet Meclisi azaları, Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili ve NATO GüneyDoğu Av­rupa Müttefik Kara Kuvvetleri Ku­mandanı, İstanbul ve Ankara Üniver­siteleri temsilcileri, profesörler, Maa­rif Vekâleti Müsteşarı, yüksek tahsil gençliği ile kalabalık bir vatandaş kit­lesi ve basın mümessilleri merasimde hazır bulunmuşlardır.

Reisicumhur ile Başvekil ve refakat­lerinde zevat üniversiteye gelişlerin­de, başta alay sancakları olduğu hal­de, Hava Harp Okulu ihtiraın kıt'ası tarafından selâmlanmışlar ve kalaba­lık bir öğrenci ve halk kitlesinin alkış­lan ve hararetli gösterileriyle istikbal edilmişlerdir.

Merasime saat 11 de İstiklâl Marşiyle başlanmış, müteakiben Maarif Vekili Profesör Ahmet Özel, memleketimizin yüksek öğretim ve öğrenim mevzularına temas eden bir konuşma yapmış­tır. Maarif Vekili Konuşmasında ez­cümle demiştir ki:

«19551956 ders yılı başında Tıp ve Ziraat Fakülteleri ile tedrisata başla­mış bulunan Ege Üniversitesinin altı aydanberi devam etmekte olan bu fiilî açılışını tes'it etmekle bahtiyarım.

Aziz Egeliler,

İlk ve orta tahsil müesseselerimizin 20 nci asrın ortasından tou yana sür'atle gelişmesi neticesinde memleketin mevcut üç üniversitesinin ihtiyaçları karşılamadığı görüldü. 25 şubat 1953 tarih ve 6059 sayılı kanunla Atatürk Üniversitesinin, 20 mayıs 1955 tarih ve 6595 sayılı kanunla Ege Üniversitesi­nin, keza 20 mayıs 1955 tarih ve 6594 sayılı kanunla da Karadeniz Teknik Üniversitesinin açılmasına Büyük Mil­let Meclisince karar verildi. Atatürk Üniversitesi için 60 milyon, Ege Üni­versitesi için 60 milyon, Karadeniz Teknik Üniversitesi için 50 milyon lira tahsisat kabul edildi. Bütçe ve perso­nel imkânları arttıkça memlekette üniversitelerin miktarı da artacak memleketimizin fikrî ve endüstriyel inkişafının bu üstün organları, ihti­yaç görülen bölgeler de bir plân dahi­linde kurulacaktır.

İlk öğretim sahasında yapılacak işle­rimiz olmakla beraber, bugün okuma cağında bulunan 2 milyon çocuğumu­za okul ve öğretmen bulmuş durumda­yız. Orta Öğretim, meslek ve teknik öğretim, yüksek Öğretim alanındaki öğrencilerimizin yekûnu günden güne artmakta, üniversite ve yüksele okul­larımız, müracaat eden öğrencilerin hepsini birden kabul edemeyecek bir duruma gelmiş bulunmaktadır. Ger­çek mânasiyle demokrasi, halkın ihti­yaçlarına cevap vermek demektir. Bu itibarla yeni üniversitelerin açılması mutlak bir zaruret halini almıştır.

Aziz Egeliler,

Ege Üniversitesi yeni üniversitelerimi­zin ilk kurulanı olmak şerefini kazan­maktadır. Gerek mahallen temin edi­len kolaylıklar, gerekse müsait bina­ların mevcut oluşu çalışmaların sür'­atle gelişmesini sağlamış, Tıp ve Zi­raat Fakültelerini kurma vazifesini almış olan muhterem arkadaşlarımı­zın gerekli teşebbüs kudretine malik olmaları ise, Ege'nin bir talihi olmuş­tur. Tıp Fakültesi Dekanımız Muhit­tin EreHn, Ziraat Fakültesi Dekanı­mız Vamuk Tayşî'nin ve ilgili diğer arkadaşlarımızın geceli gündüzlü ça­lışmalarını takdirle yad eder, her iki­sine ve mesai arkadaşlarına burada teşekkür ederim.

Muhterem Egeliler,

Yeni üniversitelerimizi daha yeni fi­kirlerle açmakta olduğumuzu ifade etmeme de müsaadelerinizi rica ede­rim. Bilindiği gibi bugünikü üniversi­teler eski darülfünunlardan farklı bir takım gayelerle kurulmakta,  eskiden

kurulmuş olanlar da faaliyetlerini çevrelerinin ve memleketlerinin prob­lemleri üzerine tevcih etmektedirler.

Bulundukları muhitin ziraî, iktisadi, teknik ve içtimaî hayatı üzerine mü­essir olmayan ve bu muhitin şartları­nı geliştirmeyen müesseseler belli başli vazifelerini yerine getiremez duru­ma düşmüş telâkki olunmaktadırlar. Bu itibarladır ki, Ege Üniversitesinin Ziraat Fakültesi bu harikulade vatan parçasının toprağına yeni feyizler ge­tirecek, gençleri, çevrenin tabiatını ve mahsullerini etüd ederek bunlar üze­rinde araştırmalar yaparak yetiştire­cektir. Çiftçinin tarlasına gidecek, onun dertlerini dinleyecek ve çiftçiyi üniversite içinde tenvir edecektir.

Tıp Fakültesi çevrenin hastalıklarını inceleyecek, muhitindeki realiteleri tetkik ede ede ümit ediyoruz ki bir gün bütün insanlık için kurtarıcı ilmî buluşlar elde edecektir.

Yarın diğer fakültelerimiz de kurul­duğu zaman arkeoloji, fen, iktisat, hu­kuk ve sair mevzuları yine ayni anla­yışla geliştirecek ve müesseseler halk ile muhit ile yakın temaslarını muha­faza edecekler, öğrencilerini de haki­kî İlmî anlayışla yetiştireceklerdir.

Gerçi Üniversitelerin her zaman (ilim için ilim) ifadesiyle belirteceğimiz bir tarafları bulunacaktır. Fakat bütün ilmî hakikatlere çevrelerinin etüdü ile gitmeleri ve her türlü tekâmülün bi­rinci derecede muharriki olmaları da üniversitelerimizin belli başlı hususi­yetler in dendir.

Yeni üniversiteler açılması zaruretini memlekete telkin eden Atatürk'ün ha­tırasını burada minnetle anarım.

Muhterem Cumhur reisimiz Celâl Bayar büyük Atatürk'ün bu görüşüne devam etmiş ve yeni üniversiteler ku­rulmasının memleketimiz için kültü­rel vs iktisadî bir zaruret olduğunu her zaman ifade buyurmuşlar ve bu hususta gerekli teşebbüslere girişmiş­ler, maddî manevî her hususta destek olmuşlardır.

Başvekilimiz muhterem Adnan Men­deres 1955 yaz aylarının başında yine burada, İzmirde, Ege Üniversitesinin sonbaharda açılacağını beyan buyur­muştur ve üniversitenin 19551956 ders yılı başında fiilen tedrisata baş­lamış olmasının sevinci içindeyiz.

Maarif Vekili sıfatiyle Ege halkının bu büyük sevincine iştirak etmenin saadeti içindeyim. Ege Üniversitesini memleket ve dünya ölçüsünde muasır üniversitelerin hizasında ve üstünde bir irfan müessesesi haline getirmek vazifesi de, içinde çalışan bilgili ve faziletli profesörlerine, ilim adamları­na millet ve memleket karşısındaki ödevlerinin şuuruna varmış öğrenci­lerine aittir.

Şüphe yok ki bütün Öğrencilerimiz bu müesseselerin kurulmasındaki güç­lükleri bilerek ve büyük milletimize karşı derin şükran duygusu ile çalışa­caklardır. Millî ideallerimizin tahakhukunda safha safha bütün nesillerin büyük vazifeleri vardır. Tarihimizin o devresindeyiz ki, geçmişte kaybetti­ğimiz zamanları sür'atle kazanmak için bütün nesiller kendilerine düşen­den fazla vazife kabul etmek zorun­dadırlar.

Demokratik dünya çağ değiştir ircesine medeniyet ve tekâmül merhalele­rine ulaşırken bugünkü Türk neslinin ne kadar çok çalışması lâzım geldiği­ni takdirlerinize arzederim. Bu çalış­malarımızın sür'atle verimli neticele­re ulaşmasının şartlarından biri, her sahada ahenkli olmak ve karşılıklı münasebetlerimizde hürmet ve mu­habbet esasını kalplerimize yerleştir­mektir. Müstakbel Türkiyenin dirij an­larını yetiştiren üniversitelerimizin bu bakımdan oynayacakları roller çok büyük olacaktır.

Aziz Egeliler,

Bu güzel yurt parçasında bir ilim mih­rakı doğdu. Bu mihraktan feyiz ala­cak evlâtlarınızın, memleketin her köşesini, birer fikir meş'aleleri olarak, nura kavuşturacaklarına inanıyoruz.Yalnız bugünkü Türk neslinin değil, gelecekteki nesillerin de feyiz kaynağı olacak Ege Üniversitesinin profesör­lerine, ilim adamlarına ve öğrencile­rine muvaffakiyetler dilerken, üniver­sitenin Egelilere, bütün vatan sathına ve nihayet beşeriyete hayırlı olmasını bütün kalbimle temenni ederim.»

Maarif Vekili Ahmet Özel'in alkışlarla karşılanan konuşmasından sonra üni­versite konferans salonuna gidilmiş­tir. Burada Ege Üniversitesi Tıp Fa­kültesi Dekanı Profesör Muhittin Erel ile Ziraat Fakültesi Dekanı Profesör Vamık. Tayşî birer konuşma yapmış­lar, Egeye bir üniversite kazandırma, yolunda hükümetin gerek Reisicum­hurun gerekse Başvekilin üniversiteye şeref vermelerinden dolayı minnettar­lıklarını arzetmenin çok zevkli bir va­zife olduğunu ifade etmişler, sözü ça­lışmalarında her türlü resmi ve husu­sî 'müesseselerden görmüş oldukları yardımların kendileri için devamlı bir teşvik kaynağı teşkil ettiğine intikal ettirerek, her iki dekan da kendi fa­kültelerini ilgilendiren meseleler hak­kında geniş izahat vermişlerdir.

Verilen bu izahattan anlaşıldığına gö­re,Ege Üniversitesinin Tıp ve Ziraat Fakülteleri yanında Yüksek Hemşire ve Laborant Okulları da bulunmakta­dır/ Yüksek Hemşire Okulu memleke­timizde ilk defa tesis edilmiş olup, 12 sömestrden ibarettir ve gayesi idareci hemşire, klinik müdiresi yetiştirmek­tir.

Bilâhare Tıp ve Ziraat Fakülteleri Ta­lebe Cemiyetleri Başkanları konuşmuş­lar ve büyüklerinin kendilerine karşı gösterdikleri ihtimama lâyık olmaya çalışacaklarını ifade ile fikrî kalkın­manın ve ilmî gelişmenin muhtaç ol­duğu enerji, şevk ve azimden kendi hisselerine düşeni teker teker ifa ede­ceklerinden şüphe edilmemestini rica ederek, istikbalin nafi birer doktoru ve ziraatçisi olacaklarını çok samimi bir lisanla beyan etmişlerdir.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Doçentlerinden Bedii Şehsuvaroğlunün «Eğenin ilmî tarihi» mevzulu ders mahiyetindeki konuşmasından sonra, Tıp Fakültesi Talebe Cemiyeti, Reisi­cumhur Celâl Bayar ile Başvekil Ad­nan Menderes'e, derneklerinin ilk şe­ref üyeliklerini konferans salonunu dolduran davetli ve öğrencilerin çok şiddetli alkışları arasında tevcih et­miştir. Daha sonra Reisicumhur Celâl Bayarla Başvekil Adnan Menderes üniversi­te binasını, tesislerini gezmişler ve ta­lebelerin sürekli alkışları ve sevgi te­zahürleri arasında saat 13 de Borno­va'dan ayrılmışlardır.

10 Mart 1956

İstanbul :

Fransanm Ankara Büyükelçisi Ekse­lans Jean Paul Garnier, bugün saat 12 de Fransız Sarayında bir basın toplantısı yaparak, iki dost müttefik memleket arasında mevcut kültürel münasebetin geliştirilmesi yolundaki çalışmaları hakkında geniş izahat vermiştir.

Memleketimizdeki vazifesini ifa eder­ken basının kendisine yapabileceği yardımların ehemmiyetine temasla sözlerine başlayan Ekselans Garnier, Fransanm. Prodüktivite Umum Müdü­rü iken memleketimize kültür ataşesi tayin olunan Pierre Lemares Quier ile Fransa Hariciye Vekâleti Basın Müdürü Yardımcılığından Elçilik Basın Ataşeliğine getirilen Henri Woliner'i gazetecilere takdim etmiştir.

M. Lemares Quier, İstanbul Üniversi­tesi Fen Fakültesinde matematik dersleride verecektir.

Müteakiben Ekselans Büyükelçi, Fran­sa ile memleketimiz arasında mevcut kültürel münasebetlerde kaydedilen gelişmeler hakkında izahat vererek ezcümle şunları söylemiştir:

«Ankarada kurulması düşünülen Fran­sız Lisesi yanısıra Maarif Vekili Prof. Ahmet Özel'in arzusuna uyarak Erzu­rum Teknik Üniversitesi içinde Fran­sız profesörlerini temin etmeğe hazı­rız.

Önümüzdeki günlerde Christian Dio Moda müessesesi, geliri Kızılay ve muhtelif hayır müesseselerine dağı­tılmak üzere Ankara ve İstanbulda de. fileler tertipleyecektir. Kadrosunda Comedie Française sosyetelerinden M. Falcon gibi kıymetli sanatkârları bu­lunduran Charles Bimont tiyatro top­luluğu da Türkiyeye gelerek Ankara,İstanbul ve belki İzmirde de temsiller verecektir.

Önümüzdeki yıllarda daha çok sayıda Fransız filminin memleketimizde gös­terilmesini temine çalışmaktayım.

Ayrıca halıcılık sanatının zirvelerin­den birine ulaşmış olan memleketi­nizde eski ve yeni Fransız halıların­dan müteşekkil bir sergi açmaya ha­zırlanmaktayız.»

Ekselans Jean Faul Garnier, memle­ketimizde karşılıklı münasebetimizi takviye hususunda resmî makamla­rın gösterdiği sıkı işbirliği arzusuna işaret etmiş ve bu münasebetle duy­duğu şükran hislerini izharla sözleri­ne son vermiştir.

İstanbul :

Amerika Birleşik Devletlerinin Akdenizde vazifeli altıncı filosuna mensup 21.000 tonluk New Port News ağır kru­vazörü, bu sabah İstanbul limanına gelmiştir.

Gemi saat 8 de Selimiye açıklarında seyrederken 21 pare top atışile şehri selâmlamış, Selimiye kışlasından da bu selâma ayni şekilde mukabele edil­miştir.

New Port News kruvazörünün saat 8,30 da Dolmabahçe açıklarında de­mirlemesinden sonra Boğazlar ve Marmara Deniz Kor. Kumandanlığın­dan bir vizite, subayı, gemiye giderek Altıncı Amerikan Filosu Kumandanı Amiral W. A. Ofstie'ye hoş geldiniz de­miştir.

Müteakiben saat 9 da Amerika Deniz Yardım Kurulu Başkanı, 9,25 de Ame­rikan Konsolosu, 9,50 de de Boğazlar ve Marmara Kor. Kumandanı misafir amirali ziyaret etmişler ve kruvazör­den ayrılırken 15 pare top atışiyle selâmlanmışlardır.

Amiral W. A, Ofstie, saat 10,30 da DoL mabahçeden sahile çıkarak sırasile Amerikan Konsolosunu, Boğazlar ve Marmara Kor. Kumandanını ve İs­tanbul Valiliğini, son olarak da Birin­ci Ordu Müfettişini makamlarında zi­yaret etmiştir. Deniz fırtınalı olduğundan, öğleden sonra yapılması icap eden iadei ziya­retlerden sarfınazar olunmuştur.

New Port News kruvazörü, 15 mart perşsmbe sabahına kadar limanımız­da kalacaktır.

11 Mart 1956

Kırıkkale :

Kırıkkale İşçileri Sendikasının tertip etmiş olduğu istişari toplantı, bugün burada yapılmıştır. Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan'ın da hazır bulundu­ğu bu toplantıda işçiyi ilgilendiren çeşitli dilek ve temenniler izhar olun­muş ve Çalışma Vekili söz alarak bu mevzular üzerinde bir konuşma yap­mıştır;

Mümtaz Tarhan, Vekâletin ve hükü­metin işçiye grev hakkı verilmesinin aleyhinde olmadığını bir defa daha belirttikten sonra bu mevzuda yapı­lan hazırlıkların ne safhada bulundu­ğunu izah etmiş ve gerekli kanun ta­sarısının, bu yıl sonundan evvel veya 1957 yılı başlarında Büyük Millet Meclisi umumî heyetine sunulmuş bu­lunacağını belirtmiştir.

Çalışma Vekili, bu arada kollektif iş sözleşmeleri üzerinde Vekâletin ehem­miyetle durduğunu ifade etmiş ve iş kanununun umumî şikâyet konusu haline gelen 16 ncı ve benzeri mad­delerinde, işçi lehine olarak, yakın bir zamanda değişiklikler yapılacağını haber vermiştir.

Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan hafta tatilleri ile bayram günlerinde işçiye ödenen yarım yövmiyeyi tam yövmiyeye yükseltecek olan kanun teklifi­nin, bir aya kalmadan kanunlaşacağı ümidini izhar etmiş, senelik ücretli izin kanunu teklifinin de pek yakında Büyük Millet Meclisi gündemine alı­nacağını söylemiştir.

Vekil, işçiler tarafından alkışlarla karşılanan bu konuşmasının sonunda işçi meskenleri dâvasının halli yolun­da alınan tedbirleri izah ile bu mese­lenin de behemehal işçiyi memnun edecek bir neticeye ulaştırılacağını söylemiştir.

Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan, bu konuşmasını müteakip beraberinde Çalışma Umum Müdürü ile Makine Kimya Endüstrisi Umum Müdürü ol­duğu halde Kırıkkaleden ayrılmıştır.

Ankara :

Memleketimizi resmen ziyaret etmek­te olan İngiliz Hariciye Vekili Ekse­lans Selwyn Lloyd, bugün saat 17 de Başvekâlette Başvekil Adnan Mende­res'i ziyaret etmiştir.

İngiliz Hariciye Vekiline bu ziyaretin­de başta Hariciye Müsteşar Muavini Sir Harold Caccia olmak, üzere bera­berindeki zevat ile İngilterenin Anka­ra Büyükelçisi Bowker refakat etmek­te idi. Başvekil Adnan Menderes'in yanında Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprülü, Hariciye Vekâleti Umumi Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi, Londra Büyükelçimiz Suat Hayri Ürgüplü ile Hariciye Vekâleti Umum Müdürlerinden Orhan Eralp ve Talât Miras bulunmakta idi.

Bu ziyaret münasebetiyle Başvekil Ad­nan Menderes'in riyasetindeki Türk İngiliz görüşmelerine başlanmış ve bu görüşmeler saat 19,30 a kadar devam etmiştir. Öğrenildiğine göre, bugünkü görüşmelerde milletlerarası bütün me­seleler gözden geçirilmiş ve bu mese­lelerin arzettiği umumî safhalar üze­rinde durulmuştur. Yarın kısa bir umumî fikir teatisinden sonra tefer­ruat üzerinde görüşülmeğe başlana­caktır.

Akşam saat 20.30 da Hariciye Vekili Fuat Köprülü ve refikası İngiliz Hari­ciye Vekili şerefine misafirin köşkün­de bir kabul resmi tertip etmiştir.

Başvekil Adnan Menderes'in bütün Vekillerin, bazı mebusların, sivil ve askerî devlet ricalinin, Türk ve ya­bancı basın mensupları ile bütün kor diplomatiğin refikalariyle birlikte iş­tirak ettikleri bu kabul resmi çok sa­mimî bir hava içinde geç vakte kadar devam etmiştir.

Ankara :

Bugün şehrimize gelmiş bulunan İn­giltere Hariciye Nazırı Selwyn Lloyd,

hava meydanında gazetecilere şunları söylemiştir:

«Türkiye hükümetinin uzun zamandanberi vâki davetini kabul ederek Türkiyeyi ziyaret imkânını elde etti­ğim için memnuniyet duymaktayım. Başvekiliniz ile Hariciye Vekiliniz 1952 yılında Londrayı ziyaret etmişler ve o zamandan bu yana iadeyi ziyarette bulunmak mümkün olmamıştır. Sir Anthony Eden'in son dakikalarda hastalanarak bu ziyaretten iki defa mahrum kalması, şahsen kendisini son derece müteessir etmiştir. Anane­vi dostluk bağları ile bağlı bulundu­ğumuz bir memleketi, Hariciye Vekili tayinimin hemen akabinde ziyaret et­mek imkânını elde ettiğim, için bil­hassa mütehassisim.

Biz şimdi «NATO» ve «Bağdad Paktı» çerçevesi içinde işbirliği yapmaktayız. Avrupa ve Orta Doğunun istikrar ve emniyeti ehemmiyetli suretle ittifak­larımıza dayanmaktadır.

Reisicumhur Celâl Bayar'm beni ka­bullerini, Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Profesör Fuat Köp­rülü ile yapmayı ümit ettiğim görüş­meleri sabırsızlıkla beklemekteyim. Aynı zamanda bu ziyaretim esnasın­da Ankaranın bazı yerlerini görmek fırsatını bulabileceğimi de ümit edi­yorum.»

12 Mart 1956

Ankara :

Bugün saat 16 da Hariciye Vekâletin­de yapılan bir merasimle Türk hükü­metinin Amerikan ihtiyaç maddeleri fazlalarından talep ettiği onbin ton pamuk yağının mubayaasına ait bir anlaşma imzalanmıştır.

Amerika Birleşik Devletlerine, 480 sa­yılı kanunun 1 inci kısmı gereğince imzalanan bu anlaşmaya göre tediye, Türk parası ile yapılacaktır.

Anlaşma, hükümetimiz adına Harici­ye Vekâleti Milletlerarası İşbirliği Teş_ kilâtı Genel Sekreteri Melih Esenbel ve Amerika Birleşik Devletleri hükü­meti    adına    Amerika    Büyükelçiliği Maslahatgüzarı M. Foy Kohler tarafından imzalanmıştır.

1954        senesinde    kabul    edilmiş    olan Amerikan ziraî mahsulleri ihtiyaç faz­lası kanunu gereğince    Amerika Bir­leşik Devletleri ile bu gibi anlaşmala­ra imzalayan ilk memleket    Türkiye olmuştur.

Geçen sene aynı kanuna göre memle­ketimiz, Amerikadan buğday, arpa ve pamuk yağı satın almıştı. Bu defaki mubayaa sayesinde, önümüzdeki ay­larda zeytinyağı sıkıntısı ihtimalinin önüne tamamen geçilmiş bulunacak­tır.

İstanbul :

İstanbul Belediyesi mezat idaresi sa­lonlarında 1955 yılı içinde 957.850 li­ralık mücevherat, 104.984 liralık çe­şitli eşya satılmıştır.

1955        malî yılında terhinat sandığın­da 1461 ikraz muamelesi yapılmıştır. İkrazan miktarı 100.638 liradır.

Ankara :

İttihat ve Terakki Ankara eyaleti mes'ul başmurahhasi, ilk Büyük Mil­let Meclisi binası kurucusu, birinci ve ikinci devrelerde Bursa mebusu, Sam­sun ve havalisi İstiklâl Mahkemeleri reis ve âzası Gemlikli Hasan Necati Kurtuluş'un vefat ettiği teessürle ha­ber alınmıştır.

Ankara :

Türk Havayolları Anonim Ortaklığı, bugün Ankara merkez binasında bir trafik ve satış eğitim okulu açmıştır.

Bu okulun gayesi, kifayetli bir trafik ve satış teşkilâtı meydana getirilmesi için memurların yapacakları işe göre, en pratik, en realist ve en ekonomik bir metodla yetiştirilmesini temin et­mektir.

İki hafta devam edecek olan ilk kurs, yolcu servisi, muhasebe, uçuş servisi, muhabere, rezervasyon, dispeç, kargo, posta hizmetleri ve bilet tanzimi gibi havayollarının çeşitli faaliyet safha­larını içine alacaktır.

Ankara :

Banka kredileri tanzim komitesinin 12 Mart 1956 pazartesi günü yapılması mukarrer olan toplantısı bugün saat 16 da Merkez Bankası Umum Müdür­lüğünde yapılmıştır. 7 şubat 1956 ta­rih ve 4/6620 sayılı kararname gere­ğince toplanan Banka Umum Müdür­leri bu komiteye iştirak edecek olan azaları tespit için gerekli seçimi yap­mışlardır. Bu secim neticesinde mez­kûr kcmiteye İş Bankası Umum Mü­dürü Üzeyir Avunduk, Ziraat Banka­sı Umum Müdürü Mithat Dülge, Afcbank Umum Müdürü Ferit Nazmi Gürnen intihap edilmişlerdir.

Seçimi müteakip Maliye Vekilinin ri­yasetinde ve Ticaret Vekilinin iştira­kiyle toplanan komite, memleketin iş ve istihsal hacminin icaplarına ve ik­tisadî faaliyetlerin arzettiği ihtiyaçla­ra göre, umumî kredi hacminin sek­törler, mevzular ve neviler itibariyle tevzii tarzını ayarlamaya matuf ka­rarların alınmasına ve icap ederse yıllık bir kredi tevzi plânı yapmağa esas teşkil edecek malûmatın ihzarı için müteakip toplantının 5 nisan 1956 perşembe günü saat 15 de yapılması­na karar vermiştir.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün, öğle­den sonra Çankayada hükümetimizin davetlisi olarak şehrimizde bulunan İngiliz Hariciye Vekili Ekselans Selwyn Lloyd'u kabul etmiş ve çaya alıkoy­muştur.

Bu kabulde Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprülü, Londra Büyükelçimiz Suat Hayri Ürgüplü, İngiliz Hariciye Nezareti Müsteşarı Muavini Sir Harold Caccia ile İngiliz Büyükelçisi Mr. J. Bowker ve Hariciye Vekâleti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp hazır bulunmuştur.

13 Mart 1956

İstanbul :

Yarın İngiltere Avam Kamarasında Kıbrıs meselesi    üzerinde    yapılacak

münakaşa münasebetiyle, bu meseleye dair mütalâasını rica eden bir muha­birimize Başvekil Adnan Menderes şu beyanatta bulunmuştur:

«Hükümetimizin kanaatine göre İngil­tere hükümeti, başpiskopos ile yapmış olduğu müzakerelerde mümkün olan azamî tavizleri göstermek hususunda hattâ çok ileri gitmiştir. Başpiskopo­sun bütün gayesinin, Kibrisin mukad­deratı üzerinde yegâne muhatap ve sahibi selâhiyet kimse sıfatını iktisap etmek olduğu bu müzakerelerden açıkça meydana çıkmış olduğu anlasşlıyor.»

Ankara :

Hükümetimizin resmî davetlisi olarak iki gündenberi şehrimizde bulunan İngiliz Hariciye Vekili Ekselans Selwy.n Lloyd, bu sabah 9 cta beraberin­de İngiltere Hariciye Nezareti Müste­şar Muavini Sir Harol Caccia, İngil­tere Hariciye Nezaretinden Sir George Young, Lord Lambton ve Hususî Ka­lem Müdürü Mr. Hancock olduğu hal­de kendisini Telaviv'e .götürmek üzere gelen İngiliz havayollarına ait Viscount tipi dört motorlu bir uçakla An_ karadan hareket etmiştir.

İngiliz Hariciye Vekili Esenboğa hava alanında Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgİ, Protokol Umum Müdürü Şem­settin Arif Mardin, Londra Büyükel­çimiz Suat Hayri Ürgüplü, Büyük Bri­tanya milletler topluluğuna dahil memleketler Büyükelçileriyle, Ameri­kan Maslahatgüzarı, Ankara Valisi, Garnizon Kumandanı, Belediye Reisi ve İngiliz Büyükelçiliği mensupları ta­rafından uğurlanmıştır.

Dost ve müttefik    İngiltere Hariciye Vekili Ekselans Selwyn Lloyd    selâm resmini ifa eden ihtiram, kıtasını Ha­riciye Vekili Prof. Fuat    Köprülü, ile birlikte teftiş ettikten    sonra, kendi­siyle hava meydanında görüşen Ana­dolu Ajansı muhabirine    Ankaradan, çok kısa bir zaman   kaldıktan sonra, ayrılmak mecburiyetinde olduğundan üzüntü duyduğunu ve buradaki görüşme ve temaslarının çok faydalı geçti­ğini ifade etmiş ve Telaviv'de bir gün kaldıktan sonra İngiltereye döneceği­ni söylemiştir.

İngiliz Hariciye Vekili, müteakiben Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ile çok samimî müsafahada bulunmuş ve kendisini teşyie gelenlere ayrı ayrı ve­da ettikten sonra uçağa binerek Te­laviv'e hareket etmiştir.

Eskişehir :

Mr. Richard High'in başkanlığındaki Amerikan Kızılhaç heyeti, Amerikadan 4 uçakla Ankaraya götürmüş ol­dukları giyecek ve battaniyeden iba­ret yardım eşyasından Eskişehire tah­sis edilmiş olan kısmı, bugün uçakla şehrimize getirmiş ve Kızılay şubesi­ne teslim etmiştir.

Hava meydanında Kızılay İdare He­yeti tarafından karşıların haeyete Es­kişehirliler adına teşekkür edilmiştir.

Daha sonra bir konuşma yapan Ame­rikan Kızılhaç Heyeti Başkanı ^Ame­rikan halkının, Türk milletinin Eskişehirde karşılaştığı yer sarsıntısı fe­lâketinden dolayı çek müteessir oldu­ğunu ve felâketzedelere yardım için elinden geleni ve icap eden her türlü yardımı yapmağa hazır olduğunu» bil­dirmiştir.

Eşyanın tesliminden sonra, Amerikalı heyet Valiyi makamında ziyaretle yardım mevzuu etrafında bir müddet görüşmüştür.

Heyet daha sonra, Çukurhisar köyüne giderek zelzelenin husule getirdiği ha, sarı mahallinde görmüşler ve felâ­ketzedelerle görüşerek, hatırlarını so­rup, geçmiş olsun demiştir.

14 Mart 1956

İstanbul :

7 nci Kore değiştirme birliğimize İs­tanbul ve civarından katılacak muh­telif sınıflara mensup birliklerimiz bu sabah toplanma mahalli olan Seferhisara hareket etmiştir.

Değiştirme birliğimizin büyük bir kıs­mını teşkil eden bu kuvvetlerin İstanbuldan hareketi münasebetile de Ga­lata rıhtımında bu saban saat 9 da vilâyet, belediye, ordu, eski muharip­ler, malûl gaziler ve basın mümessil­leri ile kalabalık bir halk topluluğu­nun hazır bulunduğu bir uğurlama merasimi yapılmıştır.

Galata rıhtımı ve birliklerimizi götü­recek, olan Çorum ve Bandırma yolcu gemileri bayraklarla donatılmış ve birlikler rıhtımda kendilerine ayjılan yerleri almış bulunuyordu. Bandonun çaldığı İstiklâl Marşmı müteakip eski Kore Kumandanlarından 66 ncı Tü­men Kumandanı Tümgeneral Namık Argüç ve Eski Muharipler Birliğinden bir temsilci birer hitabede bulunarak, Türk askerinin tarih boyunca ve son defa Kerede gösterdiği kahramanlık­lardan bahsetmiş ve Koreye gidecek birliklere nasihatlerde bulunarak iyi yolculuklar ve kahramanlıklar dile­mişlerdir.

Bundan sonra bando Kore marşını çalmağa başlamış ve birlikler kendi­lerini götürecek gemilere binmişler­dir.

Gemiler halkın «Yolunuz açık olsun» nidaları ve alkışlar arasında Galata rıhtımından ayrılmıştır.

Ankara :

14 mart Tıp Bayramı dolayısiyle bu sabah saat 10 da Büyük Sinemada bir toplantı tertip edilmiştir. Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Nafiz Körez ile Tıp Fakültesi Dekan ve Pro­fesörleri, tıp talebesi ve tıp âlemine mensup birçok zevatın bulunduğu bu toplantıyı Etıbba Odası Başkanı Prof. Dr. Nusret Karasu kısa bir konuşma ile açmış ve sözü Prof. Feridun Nafiz Uzluk'a bırakmıştır. Feridun Nafiz Uzluk Tıp Bayramının mânasını izah ederek Kayseride 1206 yılında kurul­muş olan ilk Türk tıp kursunun bu­gün 750 nci yıldönümünün İdrâk edil­diğini belirtmiş, memleketimizde hastahanelerin ötedenberi tıp öğretimi yapan birer müessese olarak vazife gördüklerini kaydederek Kayseri'deki Prenses Gevher Nesibe   Hastahanesi’nin bu bakımdan ilk Türk tıbbiyesi olmak şerefini kazandığını söylemiş­tir.

Müteakiben Prof. Rasim Adasal da bir kenuşma yapmış ve toplantıya niha­yet verilmiştir.

14 mart bayramı tertip komitesi, sa­bah saat 8,30 da AnıtKabre giderek bir çelenk koymuş ve Atatürk'ün ma­nevi huzurunda saygı duruşunda bu­lunmuştur.

İstanbul :

Yurdumuzdaki son sel, zelzele ve yan­gın felâketzedelerine Amerika hükü­meti tarafından Kızılay eli ile büyük miktarda yiyecek yardımı yapılmağa başlanmıştır. 50 ton tereyağ, 50 ton pirinç, 50 ton süt tozu ve 50 ton pey­nirden müteşekkil bu ilk ve acil yar­dımı Amerikan uçakları memleketi­mize getirmektedir. İlk üç uçak geçen hafta içinde Ankaraya gelmiş, bugün ele bir uçak Eskişehir e, bir uçak Ye­şilköy hava alanına inmiştir.

Yeşilköy hava alanına saat 12 de uça­ğın inişini müteakip bir merasim yaT pilınıştır. Merasimde Kızılay Reis Ve­killerinden Afyon Mebusu Rıza Çerçel, Amerikan Başkonsolosu, yardım he­yeti mensuplarile Kızılay ileri gelen­leri hazır bulunmuştur. Amerikanın İstanbul Başkonsolosu John Almond Bisok, 'gelen yiyecek maddelerini Kı­zılay Reis Vekillerinden Afyon Mebu­su Rıza Çerçel'e teslim ederek demiş­tir ki:

«Son sel ve diğer felâketler neticesi yuvaları ve hayatları tehdit edilen Türk vatandaşlarının ıztıraplarını teskin etmek maksadile İstanbula sevkolunan yardım malzemesinden ilk partiyi Amerika hükümeti ve milleti namına zatıâlinize devretmekle büyük bahtiyarlık duymaktayım. Birbirini takip eden tabiî âfetler sebebiyle evle­ri yıkılan ve geçinme imkânları zor­laşan bu talihsiz kimselerin acılarını Amerikan milleti yakinen hissetmek­te ve bu yardımı Türk dostlarına ver­mekle şeref duymaktadır.»

Kızılay Reis Vekili Rıza Çerçel, Amerikan milletinin bu asilâne ve yakm alâkasına teşekkür etmiştir.

Bugün şehrimize gelen yiyecek mad­deleri Kızılay tarafından derhal felâ­ket mmtakalanna gönderilmeye baş­lanmıştır.

Ankara :

Memleketimizde son zamanlarda vukubulan sel, zelzele ve yangın felâket­leri dolayısiyle Bulgar Elçisi Milko Yanev Tarataonov, bugün Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülüyü ziyaret ederek hükümetinin taziyelerini ve Bulgar Kızılhaçinm 20 bin levalık bir yardımda bulunacağını bildirmiştir.

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Bulgar Elçisine teşekkür etmiştir.

İstanbul :

Bugün uçakla İstanbula gelen Lübnan Meclisi İkinci Reisi Abid Furuzeli, ver­diği beyanatta, devletinin dış siyaseti­ni ve Ortadoğu memleketleriyle, batı­lılarla olan münasebatmı izah ederek demiştir ki ;

«Gayemiz herşeyden evvel mutlak is­tiklâlimizi muhafazadır. Bu arada ba­tı demokrasilerine mütemayil olduğu­muzu söyliyebilirim. Bağdad Paktına iltihak etmemiz mevzuuna gelince, Reisicumhurumuzun da beyan ettiği gibi, Suriyenin bu pakta muarız olma­sına rağmen biz aleyhte değiliz. Hari­ciye Vekilimizin bundan birkaç gün evvel bir nutkunda açıkladığı veçhile bütün Arap devletlerinin ittifakla ka­tılacağı herhangi bir pakta biz de da­hil olacağız. Onların ittifakla iştirak etmedikleri bir pakta karşı ise cephe almaksızın bitaraf kalmak niyetinde­yiz.

Ancak Lübnan'ın hususî bir durumu vardır. Filhakika, Lübnan 400 senedir tek bir memleket gibi çok sıkı müna­sebet idame ettirdiği Suriyeye bugün de bilhassa iktisadî bağlarla bağlıdır. Şayet Suriye Bağdad Paktına iltihak ederse Lübnan da pakta meyyal ola­caktır.»

İttihat ve Terakki Partisi ileri gelen­lerinden  doktor  Milhem,  Furuzeli'nin oğlu olan Abid Furuzeli Birinci Dün­ya Harbi sıralarında uzun müddet Afyonkarahisarda bulunmuştur.

15 Mart 1956

İstanbul :

Sadrazam Talât Paşanın şahadetinin 35 inci yıldönümü münasebetile bugün saat 15 de, Hürriyet Şehitlerini ve Büyüklerini Anma Cemiyeti tarafın­dan bir anma töreni tertip edilmiştir.

Hürriyeti Ebediye tepesinde merhu­mun kabri başında yapılan törende Örfi İdare Kumandanı Orgeneral Nu­rettin Aknoz, İttihadı Terakki Cemi­yetin mensupları, eski muharipler, Talât Paşanın silâh arkadaşları ve yakınları ile Öğrenciler hazır bulun muşlardır.

Bu münasebetle ilk sözü alan Hürri­yet Şehitleri ve Büyükleri Anma Ce­miyeti Reisi Doktor Fahir Can, Talât Paşanın hayatı ve memlekete yaptığı hizmetleri anlatmış ve ezcümle demiş­tir ki:

«Sadrazam Talât Paşa hürriyet ve is­tiklâl mücadelesi yolunda ilk hamleyi Selânikte yapmış ve büyük Atatürk Dumlupmarda şanlı bir zaferle bu mücadeleyi tamamlamıştır.

Büyük asker ve devlet adamı Talât Paşanın bütün hayatı boyunca gös­terdiği ledakârane ve feragatli faali­yetleri genç Türk nesline örnek teşkil etmelidir.»

Müteakiben merhumun eski arkadaş­larından Hamit Ortaç küçük bir ha­tırasını nakletmiş ve Edirneliler adı­na bir konuşma yapılmıştır.

İzmir:

Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk, bugün saat 11 de tedavi edilmekte ol­duğu devlet hastananesindeki odasın­da İzmir gazetecilerini kabul ederek bir hasbıhal yapmıştır. Adliye Vekili bu hasbıhalde şunları söylemiştir:

«Saym Reisicumhur ile sayın Başve­kilin huzurlariyle yapılacak olan Ege

Üniversitesi açılış merasiminde bulun­mak üzere, Ege vapuru ile İzmire gel­mekte iken, "bilindiği gibi vapurda âni olarak geçirdiğim apandisit krizi ne­ticesinde 8/3/1956 günü îzmir Devlet Hastahanesinde tedavi altına alındım. Tedavim bitmek üzeredir. Artık bu­gün, yarın hakkın inayetiyle tamamen şifa bularak hastahaneden ayrılmak üzereyim. Bu münasebetle hastahanede, çok dirayetli, hazakatli ve kıymet­li hekimlerden, hemşirelerden ve bü­tün personelden gördüğüm dikkat ve ihtimamdan dolayı son derece min­nettarlıklarımı arzetmeyi bir vazife telâkki ediyorum. Ayni surette hastahanede beni ziyaret etmek lûtfunda bulunan, telefon, telgraf veya mektup­la şifa temennisinde bulunan dost, ar­kadaş ve zevata en derin şükranları­mın iblâğına tavassut buyurulmasmı da ayrıca rica ederim.

Hastahaneye yatırıldığım gündenberi, bir taraftan tedavi edilmekte iken, di­ğer taraftan da bu havalideki Vekâle­timle ilgili mevzular üzerinde meşgul olmağa başladım.

1953 senesinde modern infaz tekniğine uygun olarak kanunu mahsusla inşa­sına başlanılan 1.000 kişilik İzmir böl­ge cezaevine ait bugüne kadar yapı­lan iş durumunu, ilgililerle temas et­mek suretiyle tespit etmiş bulunuyo­rum. Bu cezaevinin sür'atle inşasını, bir an evvel ikmal edilerek hizmete açılmasını temin için alâkalılara lâ­zım gelen talimatı verdim.

Bundan başka, Buca nahiyesi Kızilçullu mevkiinde geçen sene inşasına başlanılan çocuk ceza ve Islâh evinin İkmali için bu yıl lüzumlu olan tahsi­sat da tefrik edilecektir.

Yeni inşa edilmiş bulunan 200 kişilik Salihli cezaevi de kendilerini burada görüşmek üzere davet ettiğim Manisa Nafıa Müdürü ile bu işin müteahhi­dinden aldığım malûmata nazaran, kısa bir zamanda noksanları tamam­lanarak 1956 yılı nisan ayı içersinde hizmete açılması kabil olacaktır. Böy­lelikle eski harap ve gayri müsait bi­nadaki mahkûm ve mevkuf vatandaş­larımızı daha sıhhî ve infaz şartlarına uygun bir binaya kavuşturmuş ola­cağız.

Bu arada İzmir merkez, Cumaovası, Torbalı, Kuşadası, Söke, Germencik ve Aydın cezaevlerinin ihtiy açlarını ma­hallerinde tetkikat yaptırmak sure­tiyle tespit ettirdim. Lüzum gösteri­len tahsisatlar derhal tel havalesiyle mahallerine gönderilmeğe başlanıl­mıştır.

Tatbikat projelerinin tanzimine întizaren durmuş olan 300 kişilik Aydın cezaevi de yakın bir zamanda projele­rinin ikmalini müteakip inşaata de­vam olunacaktır.

Aydın adliye binasının bu yıl ikmal inşaatı için 1956 yılı rayiçlerine göre. yeniden keşfinin tanzimi ve derhal işin eksiltmeye çıkarılması hususunda Nafıa Vekâleti nezdinde teşebbüse geçmiş bulunuyoruz.

Bir taraftan bu sırada pek çok ana kanunlarımızı ve diğer mevzuatnnızi islâh etmek için Vekâletimde çok hummalı bir surette giriştiğimiz faali­yetleri takip ederken, diğer taraftan da infaz mevzuu ve cezaevleri binala­rı üzerinde de ehemmiyetle duruyo­rum. Zira, bugün cezaevlerinin sayısı 674 e yükselmiştir. Senede 100 bin Türk vatandaşı bu müesseselere girip çıkmaktadır.

Bu itibarla, memleket ölçüsünde önemli bir mevzu ile karşı karşıya bu­lunmuş oluyoruz. Memlekette adalet müessesesinin tam ve kâmil bir şekil­de tahakkuk ettirilebilmesi, ceza hu­kuku bakımından istihdaf edilen ga­yelere uygun bir infaz sisteminin te­essüsü ile kaim bulunmaktadır.

Bugünkü ceza hukuku telâkkileri, suç­lulara tatbik edilecek cezayı, intikam hislerini tatmin edecek bir işkence ol­maktan çıkarmış ve her şeyden evvel mahkûmların cemiyet hayatı içinde yeniden suç işlemiyecek surette tecrit ve Islâhını hedef tutmuştur.

Kısacası, hürriyeti tahdit eden ceza­nın, suçlunun ıslâhı ve cemiyet haya­tına yeniden intibak ettirilmesi mak­sat ve gayesi etrafında toplanır,

Halbuki, inşa maksatlarına göre ekserisi uzun müddet kullanılıp, ömrü­nü ikmal ettikten sonra hapishane it­tihaz edilmiş olan bu binalarda bu kabil islâhi tedbirlerin alınmasında çok güç imkân hâsıl olmaktadır. Bu­nun içindir ki, infaz mevzuunda ceza­evleri binaları inşaatına büyük yer vermekteyim. Bu iş üzerinde ciddiyet­le duruyorum.

İnşallah hastahaneden çıktıktan son­ra, pek değerli İzmirli vatandaşlarım­la daha yakından temas imkânını bu­lacağım gibi, ayrıca bu havalideki tet­kiklerimi yapabileceğimi ummakta­yım.»

Bu beyanatından sonra Adliye Vekili, adliyede kadro vaziyetine temas ede­rek, 1956 yılı bütçesine 500 kâtip, 500 hakim kadrosu eklendiğini, bu suretle yıllardanberi kadrosuzluk yüzünden terfi edemeyen hâkim ve kâtiplerin terfilerinin temin edildiğini söylemiş­tir.

Adliye Vekili, yeni ihdas edilen kadro­lardan" 70 inin İzmir vilâyetine tah­sis edildiğini, İzmir şehrine 2 adet 90 liralık, 5 adet 80 liralık, 6 adet 70 li­ralık, 7 adet 60 liralık, 1 adet 50 li­ralık olmak üzere, 21 yeni kadronun verildiğini sözlerine ilâve  etmiştir.

16 Mart 1956

Ankara :

Memleketimizde 2 inci sanayi merke­zinin kurulması gayesiyle Etibank, Sümerbank, İş Bankası,, Emlâk Kre­di Bankası ile Almanya’nın Krupp müessesesinin iştirakiyle bir şirket kurulmuştu.

Krupp firmasının umum müdürlerin­den Dr. Hansen, bugün saat 17 de Kı­zılay" Genel Merkezi konferans salo­nunda proj eksiyonlu bir konferans vermiştir.

Banka umum müdürleri ile iki yüzü mütecaviz elemanın huzurunda Dr. Hansen'in «Modern çelikhanelerin hazırlanması ve inşası mevzuunda verdiği konferansı büyük .bir alâka toplamıştır.

Ankara :

Türkiye ile İran arasında yolcu ve mal transit nakliyatını kolaylaştırma­ğa matuf antlaşma ve ekleri İran Milli ve Ayan Meclislerince tasdik edil­miş ve keyfiyet Ankaradaki İran Bü­yük elçiliğinin bir notası ile bugün Hariciye Vekâletimize tebliğ edilmiş­tir.

Bu suretle, bir müddettenken her iki hükümetin müşterek mutabakatı ile fiilen tatbik mevkiine konmuş olan bu anlaşma, şimdi, bu sonuncu muamelelerin de ikmali ile hukuken yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Bu anlaşmanın en geniş bir şekilde tatbiki ve Türkiye ile İran arasında gerek transit, gerek ekonomik işbir­liğine müteallik hususların tahakku­kunu sağlamak maksadiyle Tahran'a gidecek, heyetimizin önümüzdeki haf­ta sonunda (hareketi beklenmektedir.

İstanbul :

M. M. V. İstanbul Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Güney Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümgeneral Meloni ile Lojistik Başkanı Tümamiral Seari ve maiyetlerindeki 5 kişilik heyet, bu akşam saat 18 de özel bir uçakla İstanbula gelmiştir.

Yeşilköy hava alanında Garnizon Kumandanı temsilcisi, 8 inci Tümen Kumandanı, Merkez Kumandanı tem­silcisi, Amerikalı subaylar tarafından karşılanan heyet, iki gün şehrimizde kalacak ve önümüzdeki pazartesi günü saat 15 te kendilerini getiren özel uçakla Ankaraya gidecektir.

17 Mart 1956

Ankara :

Geçen hafta Pariste toplanan F. A. î. (Beynelmilel Havacılik Federasyonu) komitelerinde memleketimizi Türk Hava Kurumu idare heyeti âzası ve Giresun Mebusu Hamdi Bozbağ ile Türkkuşu Genel Müdürü Hv. Kur. Alb. Burhan Göksel temsil etmişler­dir.

Delegelerimizin, sivil gençlerin hava­cılık eğitimi ve terbiyesi, havacılık tekniği ve ekonomisi komitelerine verdikleri rapor ve tebligatta Türk Hava Kurumunun artan faaliyetine ait rakamlar kongreye katılan bütün milletler tarafından alâka ile karşı­lanmış ve raporlar teksir edilmiştir. Bu aralık bütün diğer milletler hava kulüplerinin devlet bütçelerinden yar­dım görmelerine mukabil, Türk Ha­va Kurumunun gelir kaynaklarının doğrudan doğruya halk yardımına, da­yanması, Türk milletinin havacılık anlayışının ileri vasfı üzerinde dik­kati çekmiş ve F. A. İ. Genel Direk. törü Mr. Guillrnann'nın Türk Hava Kurumu ve Türkkuşunun, bugün, bü­tün milletlerin sahip olmak istedikleri şekilde bundan 30 sene evvel çok ile­riyi görerek kuran büyük Atatürkün dâhiyane buluşlarından birisi olduğu şeklinde hayranlık ifade eden sözleri delegeler tarafından takdirle karşı­lanmıştır.

18 Mart 1956

Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil rosundan bildirilmiştir:

Çanakkale zaferimizin 41 inci yıldö­nümü münasebetiyle bugün .saat 10 da Ankarada Kara Harb Okulunda bir anma töreni yapılmıştır. Yüksek rüt­beli subayların ve kalabalık bir davet­li kütlesinin katıldığı bu törene İs­tiklâl marşı ile başlanmış ve tablolar, şiirler ve konuşmalarla günün önemi belirtilmiştir.

Büyük bir alâka ile takip olunan bu anrra töreni tam bir başarı ile yapıl­mış ve merasime okulun müzik kolu­nun bir konseri ile son verilmiştir.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberinde Nafia Vekili Muammer Çavuşoğlu, Ankara mebuslarından Seyfi Kurtbek, Fuat Zincirkıran, Kütahya mebusu Ahmet İhsan Gürsoy, Başyaver Refik Tuiga, Riyaseticumhur doktoru pro­fesör Recai Ergüder, Devlet Su işleri Umum Müdürü Süleyman Demiral ile Riyaseticumhur yaverleri olduğu hal, de bugün saat 11 de tetkiklerde   bulunmak üzere Hirfanlı barajına git­miştir.

Bu münasebetle, Balâ kazasına da uğrayan Reisicumhur Celâl Bayar, kazanın mahallî ihtiyaçları ile de ya­kından alâkadar olmuş ve alâkalılar­dan gerekli izahatı alınıştır.

Saat 14,30 da Hirfanlı barajına gelen Reisicumhur Celâl Bayar, bir müd­det istirahati müteakip, baraj üzerin­de tetkiklerine devam etmiştir. Yük­sek mühendis Ali Orhun tarafından Reisicumhura verilen teknik malûma­ta göre, Hirfanlı barajı Ankaranm 145 kilometre doğusunda ve Kızılır­mak nehri üzerinde olup kilit mevki­ini işgal eden en büyük barajdır.

1954 senesinin ağustos ayında inşa­sına fiilen başlanan bu tesis üç mil­yon metremikâp hacminde kil çekkirdekli toir taş imlâ bendi ile 1200 metre uzunluğunda ve 3 metre ça­pında iki adet enerji ve derivasyon tüneli ve bir doîuk savak ile 128000 ki­lovat takatinde olup içinde 4 adet türbo alternatör grupu ihtiva eden bir santral binasından ibarettir.

Hirfanlı barajı gölünde altı milyar metre mikâp su toplanacaktır. Bu su­retle de senede 400 milyon kilovat sa­at enerji istihsal edilecek ve aynı za­manda Kızılırmak nehrinin su taşkın­ları önlenecek ve baraj mansabında İskilip, Alagoz ovalarında yarım milycn dönüm arazinin sulanması te­min olunacaktır.

Diğer taraftan, Hirfanlı barajında üretilen enerji, memleketimizin istih­salinin yüzde 70 ini çeken ve içerisin­de İstanbul, Zonguldak, Ankara, Bur­sa ile Eskişehirin teşkil etmiş olduğu Kuzey Batı Anadolu şebekesine veri­lecektir. Bu şebekeden. 1959 senesinde 400 bin kilovat takatle bir milyar ki­lovat saati mütecaviz bir enerji talep edilmektedir. Müstakbel Hirfanlı ba­rajı gölünün çok müsait olması dolayisiyle, baraj mansabında 5 adet san­tralin daha, ekonomik olarak, inşası ve bu suretle de senede fcir 'buçuk milyar kilovat saatlik enerji istihsali kabil olacaktır.

Yine bu izahattan anlaşıldığına   göre.

baraj, hâlen yapılmakta ve yapılacak bulunan tesisatiyle birlikte 200 milyon Türk lirasına mal olacak ve ayrıca, barajda üretilecek olan sadece enerji değeri senede 80 milyon Türk lirasına baliğ olmaktadır ki, bu enerjinin kö­mür ile temini halinde senede 400 bin ton kömür sarfını icap ettirmektedir.

Bugün için, büyük bir gayret ve fera­gatle çalışılmakta olan Hirfanlı bara­jında tatbik edilmekte bulunan iş programına göre, 1958 senesinde ikmal edilecek olan baraj tesislerinde bu­güne kadar ikmal edilen kısımlar şu suretle sıralanmaktadır:

Ankara _ Kayseri şosesi ile bent yeri arasında 24 kilometre uzunluğunda ve 300 bin metre mikâplık hafriyatı İh­tiva eden irtibat yolu, 180 adet ambar ve şantiye binaları ile atelye vesair tesisler ve 20 kilometrelik servis yol­ları, 1500 metre tulünde ve 63 bin metre mikâp hafriyatı bulunan 8 met­re çapındaki gerekli hafriyatı ile te­mizlenmesi, bent temeli enjeksiyonla­rı ikmal edilmiş bulunmakta, bent ve Dolusavak sahasında yaplıan hafriyat mecmuu da 695 bin metre mikâba ba­liğ olmaktadır.

Barajın bütün kum, çakıl ve beton tesisleri ikmal edilmiş olup tünellerin de betanla iksası için itap eden bü­tün hazırlıklar da tamamlanmıştır.

Santral binasının yeniden 45 bin met­re mikâp hafriyatı yapılmış olup san­tral temeli hazırlanmışlar.

Bent gövdesinin hâlen teşekkülüne de başlanmış ve 60 bin metre mikâp taş imlâsına tevessül edilmiştir.

Şantiyede, bir taraftan cebrî borular monte edilmekte ve diğer taraftan da tünellerin iksasma ve santral binası içinde gerekli demir ihzarına çalışıl­maktadır.

Hâlen şantiyede 1100 işçi faal durum­da olup, mevsimden âzami surette is­tifade sağlanmaktadır.»

Verilen bu izahattan çok mütehassis olduğunu beyan eden Reisicumhur Ce­lâl Bayar, alâkalılara teşekkür etmiş ve ayrıca şantiyeye ait hastahane ve ilk okul binasını da gezdikten sonra Kaman kazasına gitmiştir.

Belediye binasında, Kamanlılarla has­bıhallerde bulunan Reisicumhur bu­rada halkın arzusu üzerine kısa bir konuşma yaparak, şahsına gösterilen sevgi tezahüratından duyduğu mem­nuniyeti İfade ile teşekkürlerini bil­dirmiştir. Hirfanlı barajında olduğu gibi Kaman kazasında da hararetle uğurlanan Reisicumhur Celâl Bayar, beraberindeki zevatla saat 19.45 te Ankaraya avdet etmiştir.

Ankara :

Yurdumuzda maarif teşkilâtının memleket ihtiyaçlarına uygun bir şe­kilde inkişaf ettiirlmesi, okul öncesi veya okul dışı öğretiminin teşkilâtlan­dırılması mevzuunun halli, maarif teş­kilâtının zaruretlere cevap verir bir hale getirilmesinin tanzimi gibi mü­him problemler ele alınmış ve her tür­lü kollardan mümkün olduğu kadar ilmî bir şekilde harekete geçilmiştir.

Yurdumuzun en hücra köşesine kadar ckul açmayı kararlaştırmış bulunan Maarif Vekâleti, ilk okul açılması mümkün olmayan küçük merkezlerde gerek erkek ve gerek kadınlar için mevcut eğitim kurslarını çoğaltmağa karar vermiştir.

Bu cümleden olmak üzere köy ka­dınlarına dikiş, elişleri öğretmek, ge­zici kurslardan ev idaresi ve çocuk bakımı öğretimi sahasındaki faaliyet­lere muvazi olarak halk eğitimine yer vermiş bulunmaktadır.

Maarif Vekâletinin bir cüzi olarak va­zife gören ve merkezi Ankarada bu­lunan Türk Kültür Ocakları Genel Merkezi de Ankara vilâyetinin muh­telif semtlerinde 26 dershane açmış ve bine yakın erkek ve kadın vatandaş­larımıza okuma yazma öğretmiş 3 ve 5 yıllık ilk okul imtihanını verdirerek Maarif Vekâletinin tasdikli diploması­nı tevzi etmiştir.

Türk Ocakları Genel Merkezi 1956 yı­lında da mevcut dershanelere ilâve­ten 7 dershane daha açarak vatandaş emrine vermiş olup, halk eğitimi, güzel sanatlar, kütüphane, sağlık ve sosyal, dış münasebetler, gelir şubeleriyle fa­aliyetine hızla devam etmektedir.

19 Mart 1956

İskenderun:

Kıbrıs konsolosluğumuz tarafından Gerze felâketzedeleri için gönderilen 19 büyük sandık giyim eşyası, İskenderun Kızılayı tarafından teslim alı­narak Milli Yardım Komitesi emrine verilmek üzeer bugün trenle Ankaraya sevkedilmiştir.

İstanbul :

Atatürk filminin Türk prodüktörü Kapian'm verdiği izahata göre, Üniversal İntarnational Film Şirketi ta­rafından çevrilecek Atatürk filminin hazırlıkları ilerlemektedir. Öğrendiği­mize göre şirketçe ehemmiyeti ve güç­lüğü prodüktör! ere e de takdir olunan baş rolü Yul Brunner'in yapması ka­rarma varılmıştır.

Bilhassa Brcdway sahnelerinde büı yük muvaffakiyet kazanan Yul Brunner bu arada King and isimli piyesi ile kendisine büyük şöhret sağlamış ve bu eser filme alınırken de baş ro­lü oynamıştır. Ayrıca İngrid Bergman ile beraber İtalyada çevireceği Anastasia isimli film için de Yul Brunner 250 bin dolar gibi yüksek bir ücret ge­lirin yüzde 15 ini alacaktır. Ancak filmin başrolünü yapacak artistin se­çilmesinde namzetlerin çevirecekleri tecrübe filmlerinin neticesi rol oyniyacaktır. Bilindiği gibi evvelce bu rol için en kuvvetli namzet Lavrens Olivier gösterilmekte idi. Gene söylendi­ğine göre tanınmış aktör Burt Lançester de Atatürk filminin kendisine ve­rilmesi için stüdyoya müracaatta bu­lunmuştur.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar ile Sovyet­ler Birliği Yüksek Sovyet Prezidıyumu Reisi ekselans Mareşal Voroşilof ara­sında 16 mart 1921 tarihli Türk  Sov­yet muahedesinin 35 inci yıldönümü münasebetiyle aşağıdaki tebrik ve te­şekkür mesajları teati edilmiştir:

Ekselans Celâl Bayar

Türkiye Reisicumhuru

Ankara

16 mart 1921 tarihli Türk _ Sovyet mu­ahedesinin 35 inci yıldönümü müna­sebetiyle kalbten gelen tebriklerimin kabulünü rica eder ve ayrıca şahsî sıhhatleri ile Türk milletinin inkişa­fını samimiyetle temenni eylerim.

Sovyetler Birliği Yüksek Sovyet Prezidyumu Reisi K. Voroşüof

Reisicumhur Celâl Bayarın cevabı mesajı:

Ekselans Mareşal Voroşilof

Sovyetler Birliği Yüksek Sovyet Prezidyumu Reisi

Moskova

Memleketlerimiz arasındaki 16 mart 1921 tarihli arılaşmanın yıldönümü münasebetiyle bana göndermek lûtfunda bulundukları mesajdan dolayı ekselanslarına teşekkür eder, şahsî sıhhatleri ve Sovyetler Birliği millet­lerinin refahı hakkındaki en iyi te­mennilerimi takdim eylerim.

Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar

Ankara :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir :

Akdenizde Volo—l Nato tatbikatı baş­lamıştır.

Bu maksatla hasım tarafı temsilen bir Türk, bir İngiliz ve iki Yunan denizal­tı gemisi Treniyen denizinde müşte­rek devriye ve karakol vazifesine baş­lamışlardır. Bunlar Akdeniz 6 ncı Amerikan filosunun uçak gemileri bir­liğine temsilî hücum yapacaklardır.

Bu denizaltı birliği Nato Akdeniz Müt­tefik Deniz Kuvvetleri Başkumandanı Amiral Sir Guy Grantîham emrindeki Akdeniz Denizaltı Kumandanlığına bağlı olup Deniz Albayı V. J. H. Vander emrindedir.

Akdeniz Denizaltı Kumandanlığı Ka­rargâhında İngiliz, İtalyan, Yunan, Türk ve Amerikalı personel müşterek olarak çalışmaktadırlar.

Ankara :

Lübnanda vukua gelen son zelzele fe­lâketi münasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayar, Lübnan Reisicumhuru ek­selans Camille Şemuna bir taziye tel­grafı göndermiştir.

Ankara :

Pakistanı resmen ziyaret etmekte bu­lunan Başvekil Adnan Menderese Da­hiliye Vekili Eîhem Menderesin Hari­ciye Vekili Fuat Köprülüye de İşlet­meler Vekili Samet Ağacğlunun vekâ­let etmeleri yüksek tasdikten çıkmış­tır.

Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden tebliğ edilmiştir:

E.P.U. dışı kliring anlaşmamız bulu­nan memleketlerden hesap durumları müsait olan Çekoslovakya, Macaristan, Japonya, Sovyet Rusya, İsrail, Roman­ya ve Polonya'dan 31 aralık 1955 itiba­riyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Ban­kasına usulüne tevfikan verilmiş ta­lepnamelerden başlıca:

Piyasa ihtiyaçlarını karşılamak üzere sanayi haini maddeleri ve yedek par­çaları, çeşitli kâğıt, kereste, ambalaj maddeleri, demir ve çelik mamulât, çeşitli makineler, elektrot, çimento ve inşaat malzemesi, pencere camları, karpit, plâstik ham maddeleri, boya­lar, ve boya ham maddeleri, kimyevî ve tıbbî maddeler, için ceman. 31 mil­yon 213 bin liralık tahsis yapılmış ve adı geçen bankaya gerekli talimat ve­rilmiştir.

20 Mart 1956

Ankara :

Kızılay Genel Merkezinden bildirilmiş­tir:

Lübnanda 18 martta vukua gelen dep. remde yüz köyün tamamen harap ol­duğu ve 30 bin Lübnanlının evsiz kal­dığı haber alınması üzerine Türkiye Kızılay Cemiyeti Umumî Merkezi, Lüb­nanlı felâketzedeler için ilk ve    âcil yardım olarak 50 çadır, 500 battaniye ile 500 kat çamaşırı kamyonla mahal­line göndermeğe karar vermiştir.

İstanbul :

İktisat ve maliye sahasında tanınmış Amerikalı mütehassıs Max Weston Thornburg, beraberinde eşi olduğu halde bugün saat 16.15 te uçakla Beyruttan İstanbula gelmiştir.

Yeşilköy hava meydanında Vali Mua­vini Vefik Kitapçıgil, şahsî dostları ve basın mensupları tarafından karşıla­nan Amerikalı mütehassıs bu arada gazetecilerin bazı suallerini cevaplan­dırmıştır.

1946 senesinde Amerikanın 20 inci Asır Vakfı Müessesesi için memleketi­miz hakkında bir rapor hazırlamış olan ve geçen yıl tekrar Türkiyeye ge­lip, bundan iki ay öncesine kadar bu­rada hükümetimizin müşaviri sıfatiyle uzun müddet iktisadî ve ticarî prob­lemlerimizi etraflıca tetkik etmiş bu­lunan Max Thornburg, bir muhabirin sualine cevaben: 1946 ya nazaran memleketinizin iktisadî ve ticarî ba­kımdan ve heyeti umumiye itibariyle çok daha iyi şartlar içinde bulundu­ğunu söylemiştir.

Amerikalı mütehassıs, muhabirin ba­zı maddelerin fiatlarındaki tereffüe işaret etmesi üzerine «Buna mukabil vatandaşların 1946 ya nazaran çok daha fazla kazanmakta olduklarını hatırlatmıştır».

Max Thonrburg, Başvekilimizin misa­firi olarak birkaç gün İstanbulda mü­teakiben de Ankarada kaldıktan son­ra 29 mart günü Komaya mütevecci­hen memleketimizden ayrılacak ve bi­lâhare Amerikaya gidecektir.

21 Mart 1956

Ankara :

Pakistamn Ankara Büyükelçisi ekse­lans Mian Aminu'ddin ve Büyükelçilik erkânının Gerze yangını felâketzede­lerine tahsis edilmek üzere kendi ma­aşlarından 1000 Türk lirası teberrüde bulundukları öğrenilmiştir.

Ankara ;

Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk kadın mebusu Satı Kadın ölmüştür.

Ankaranm Halkavun nahiyesine bağlı Kazan köyünde çiftçilik yapmakta olan Satı Çırpanın cenazesi, nahiye halkı ile civar köylerden gelen,komşu ve akrabalarının iştirakiyle kaldırıl­mıştır. İstiklâl Harbi sırasında büyük yararlıklar göstermiş olan Satı Kadın, Atatürk zamanında Meclise girmiş ve Ankara mebusu olarak iki devre Bü­yük Millet Meclisinde çalışmıştır.

Türk Kadınlar Birliği, Satı Kadısın ölümü karşısında teessürlerini ve mer» numenin çocuk ve torunlarına başsağ­lığı dileklerini bildirmiştir.

Ankara.:

Karayolları Bölge Müdürleri senelik mutad toplantılarına bugün saat 10.00 da Nafıa Vekâleti toplantı salonunda başlamışlardır.

Toplantıyı Nafia Vekili Muammer Çavuşoğlu açmış ve Bölge Müdürlerine kitaben aşağıdaki konuşmayı yapmış­tır: «Muhterem arkadaşlarım,

Her biriniz mühim bölgelerde memle­ketin en hayatî dâvalarından birinin başında bulunuyorsunuz.

Öyle bir dâva ki eserleriniz memleke­ti iktisaden ve manen bir bütün ha­line getiriyor, Ve yine vücuda getir­diğiniz eserlerle diğer faaliyet şube­lerinin verimli bir şekilde gelişmesine imkân ve zemin hazırlıyorsunuz. Ve bütün bu işleri yaparken tevazuun en güzel örneklerini vererek meçhul ve adsız kalmağı tercih ediyorsunuz. Ve böylelikle de şereflerin en yüksek pa­yesine ulaşıyorsunuz, tıpkı meçhul as­kerler gibi.

Muhterem arkadaşlarım,

Bugünkü toplantımızda bilhassa mevzuubahis edilecek ve tetkikinize arzedilecek hususların başında bazı tenkit mevzuları gelmektedir. Varmak iste­diğimiz hedef biliyorsunuz ki, devlet yollarının en kısa bir zamanda geçit verir hale getirilmesi yine devlet yol­larında trafiğin muayyen bir haddin üstüne çıkması halinde bu yolların standart hale ifrağı ve bu arada vi­lâyet yollarının da muayyen bir prog­ram altında Karayolları Umum Mü­dürlüğünce bakım altına alınması ve bu yollar üzerinde trafik hacminin artmasına muvazi olarak gerekli ıslâh tedbirlerinin alınması ve bütün bu hususları münakaşa edip en salim bir karara varacağınızdan emin bulun­maktayım.

Bütün bu işlerin bir takım objektif esaslara ve kriterlere göre ele alınma­sı şarttır. Böylelikle gerek efkârı umu­miye ve gerekse bizi murakabe eden­ler nezdinde en çok. muhtaç olduğu­muz şeyi yani itimat havasını yarat­mış vedevam ettirmiş olursunuz.

Hepinizi imanlı, azimli ve neşeli gö­rüyorum. Bu, önümüzdeki çalışmala­rın yine geçen yıllar gibi verimli ve başarılı olacağının en başlıca temina­tıdır. Hepinizi muhabbet ve hürmette selâmlarım ve başarılar dilerim.»

Vekilin konuşmasını müteakip Kara­yolları Umum Müdür Vekili Orhan Mersinli bu toplantı için tesbit edil­miş olan gündem hakkında izahat ver­miş ve bu arada geçit yolları progra­mından beklenen neticeleri izah et­miştir.

Bu seneki Karayolları Bölge Müdürle­ri toplantısında: 1956 yılı karayolları çalışma programı, geçit yollan prog­ramı, makine işletmesi teşkilâtı ve çalışma usulleri, malzeme ihzaratmın organizasyonu ve çalışma şekilleri gi­bi mevzular yer almıştır. Ayrıca, bir gün karayolları müteahhitleri ile mu­kavelelerin tatbikatından doğan konu­lar görüşülecektir. Karayolları Bölge Müdürleri toplantısı bir hafta kadar devam edecektir.

22 Mart 1956

İstanbul :

Modern hemşireliğin kurucusu Florance Naiüngale'in ismine izafeten kurulmasına karar verilen «Florance Naitingale hemşire mektepleri ve hastahaneleri tesisi» nin kuruluş hazırlık­ları ikmal edilmiş ve hazırlanan tesis senedi "bugün saat 12 de şehrimiz Kı­zılay Merkezinde merasimle imzalan­mıştır.

Florance Naitingale hemşire mektep­leri ve hastahaneleri tesis senedi, Kı­zılay namına Afyonkarahisar mebusu Rıza Çerçel, İstanbul Üniversitesi na­mına Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan, Prof. Dr. İhsan şükrü Afcsel, Prof. Dr. Arif İsmet Çetingil, Türkiye Ve­rem Savaş Derneği namına Prof. Dr. Tevfik Sağlam, Türkiye Hemşireler Derneği namına Esma Deniz ile Prof. Sıddık Sami Onar, Fahrünnisa Seden, Safiye Hüseyin Erbü, Fatma Bengisu.,. Bil. Sporel, Bn. Edvard, Dr. Kâmil Öner, Vedat Nedim Tor, Mr. Walker, Dr. Stone ve Dr. Sargut tarafından imza­lanmıştır.

Senedin imzalanmasını müteakip kısa bir konuşma yapan Afyonkarahisar mebusu Rıza Çerçel, girişilen teşebbü­sün ehemmiyetini belirtmiş ve tesisin kuruluşu yolunda uzun müddettenberi faaliyet gösteren imza sahiplerine te­şekkür ederek bir an evvel faaliyete geçilebilmesi için kendilerinden ilk idare ve ilim heyetlerinin seçilmesini istemiştir.

Kurucular heyeti aralarında yapılan seçimle idare heyetine Afyon mebusu Rıza Çerçel, Prof. Arif İsmet Çetingil, Fahrünnisa S:eden, Safiye Erbil ve Dr. Faruk Sar.gutu yedek üyeliklere Esma Deniz, Fatma. Bengisu ve Dr. Kâmil Öneri, ilim heyetine Prof. İhsan Şük­rü Aksel, Prof. Kâzım İsmail Gürkan, Prof. Ekrem Şerif Egeli, Fatma Ben­gisu, Fahrünnisa Seden, Prof. Tevfik Sağlam ve Esma Denizi seçmiştir.

Müteakiben idare heyeti ilk toplantı­sını yapmış, başkanlığa Afyon mebusu Rıza Çerçeli ve ikinci başkanlığa Fah­rünnisa Sedeni seçmiştir.

İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün, Ma­liye Vekili Nedim Ökmen, İktisat ve Ticaret Vekili Fahrettin Ulaş, Orgene­ral Nurettin Baransal, Orgeneral t. Hakkı Tunaboylu, Org. Nurettin Akncz, Korg. Fazil Bilge, Korgt Suat Kuyaş, Tümamiral Zeki Özak ve Ame­rikan Askerî Yardım Kurulu Başkanı Tümg. Dewey'i kabul etmiş ve öğle ye­meğine alıkoymuşitur.

İstanbul :

Örfî İdare Kumandanlığından tebliğ edilmiştir:

Kıbrıs meselesinde, cihan umumî ef­kârında aleyhimize bir cereyan yarat­mak nıaksadiyle, hakikî menşeleri meçhul bazı haberler neşredilmekte­dir.

Bunlar aldığı bütün haberleri neşret­mek itiyadında olan bazı ajanslar ta­rafından matbuatımıza da intikal et­tirilmektedir.

Bu gibi propagandaların âleti olma­maları için çok dikkatli hareket et­melerini ve aldıkları haberleri iyice süzgeçten geçirdikten sonra neşret­melerini sayın basınımızdan rica ede­rim.

Örfî İdare Kumandanı Orgeneral Nurettin Aknoz

23 Mart 1956

Diyarbakır :

Büyük mütefekkir Ziya Gökalpm 80 inci doğum yılı dolayısiyle doğduğu ev, bugün müze olarak saat 15 te mera­simle açılmıştır.

Merasimde, Ankara Üniversitesi adına Profesör Necati Akdar, Urfa Valisi, Kolordu Kumandanı, resmi ve hususi müessese müdürleri, basın mensupları ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan tebliğ edilmiştir:

Türkiye ve Norveç hükümetleri, ara­larında vardıkları mutabakat netice­sinde, elçiliklerini karşılıklı olarak Bü­yükelçiliğe yükseltmeğe karar vermiş­lerdir.

Ankara:

Ankara belediyesi, Türk _ Fransız dostluğunun bir belirtisi olarak Fran­sız sefaretinin bulunduğu Kavaklıde­re caddesinin bir kısmına «Paris Cad­desi» adını vermiştir.

Bugün saat 12 de yeni Paris Caddesinin tabelâsı merasimle asılmıştır. Bu merasimde Belediye Reisi Orhan Eren, Fransa Büyükelçisi M. Jean Paul Gar_ nier ve eşi, Belediye Meclisi âzası, sefaret ve basın mensupları hazır bu­lunmuştur.

Yeni Paris Caddesinin kurdelâsı Fran­sa Büyükelçisinin eşi Madam Jean Paul Garnier tarafından kesildikten sonra, Fransa Büyükelçisi M. Jean Paul Garnier yaptığı bir konuşmada, Pariste dcğmuş olmaktan duyduğu se­vince işaret ederek, hükümetinin ve Fransa milletinin Türk dostlarına te­şekkürlerini bildirmiştir.

Bundan sonra Belediye Reisi Orhan Eden ve Meclis üyesi Perihan Parla, Türk _ Fransız dostluğundan bahsede. rek duydukları memnuniyeti belirt­mişlerdir. Merasim Fransa sefaretin­de verilen kokteyl ile sona ermiştir.

İstanbul :

İstanbul vilâyetinden tebliğ edilmiş­tir:

«Dündenberi bazı yabancı kaynaklar­dan yapılan zararlı telkinlerle şehrimizdeki Rum vatandaşların huzurla­rının kaçırıldığını istihbar etmiş bu­lunuyorum.

Kıbrıs mevzuunu ele alarak çeşitli tahriklerle, vatanımızda sakin, ve iyi bir vatandaş olarak yaşayan ve tamamiyle Türk hukuk sahibi olan Rum vatandaşlarımızı tahrik ve taciz maksadiyle çıkarılan zararlı havadisler karşısında vatandaşların uyanık bu­lunmalarını ve şehirde en ufak her hangi bir huzursuzluğa hiç bîr suret­le meydan verilmiyeceği hususunda herkesin emin bulunmasını ve muzır tahrikler yapanların derhal ilgili ma­kamlara bildirilmesini ehemmiyetle rica ederim.

İstanbul Valisi

Ord. Prof. Fahrettin Kerim Gokay

24 Mart 1956

Ankara :

Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Oda­ları ve Ticaret Borsalarının fevkalâde genel kurulu Dil Tarih Fakültesinde çalışmalarına başlamıştır.

Toplantı, Genel Kurul Başkanı Hayri Terzioğlunun riyasetinde açılmış, müteakiben Birlik İdare Heyeti Reisi Üzeyir Avunduk toplantının maksadı ve millî korunma kanununun tadili­ne müteallik tasarı hakkında idare heyetinin görüşünü aksettiren bir ko­nuşma yapmıştır.

İdare Heyeti Reisi konuşmasında bil­hassa, Türkiye Ticaret Odaları, Sana­yi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği­nin dürüst ticaret yolundan ayrılan­ların en ağır cezalara çarptırılmasına muarız olmadığım belirtmiştir. Birlik millî korunma kanununun tadilinden ve cezaların arttırılmasından değil, fakat hazırlanan tadillerde dürüst tüccarın daimî bir ceza tehdidi altın­da bulunacağından endişe etmektedir. Tadil tasarısı bu mucip sebeplerle tahlil edilmekte, muhbirin emniyeti­ni tesis etmek için, hüviyetini gizle­meği istihdaf eden, millî korunma sa­nıklarının mahkemelerinin mevkufen yapılmasını derpiş eden hükümlerin iktisadî hayatî nizamlamaktan ziyade dürüst ticaret huzurla çalışma olaca­ğı ifade edilmektedir. Defter ve vesa­ikin daima tetkike hazır bulundurul­masının, Türkiyede alınıp satılan bü­tün mallar için etiken konulması mec­buriyetinin bilhassa, teşkilâtı bulun­mayan küçük şehirlerde, kasabalarda tatbikinin, fevkalâde müşkül olacağı belirtilmektedir.

Birlik, ticaret hayatını ve memleke­timizin hususiyetlerini göz önünde bu­lundurarak, teşkilâtsızlık mevzuunda­ki bazı vuzuhsuzluklar, tedahüller, he_ sap hataları yüzünden dürüst tücca­rın da hiç kasti olmadan millî ko­runma suçu işliyebileceğini, bunun için kanunun hükümlerinin kati vaz olunmasını istemektedir.

Odalar Birliği, tadil tasarısının hü­kümlerinin yeniden tetkikini   umumî hükümlerle bağdaşamıyan müessese­lerin kaldırılmasını talep etmekte, ve fakat hayat pahalılığı ile mücadele için en müessir tedbirlerin iktisadi tedbirler olacağını ifade etmektedir.

İdare Heyeti Reisinden sonra söz alan hatipler, yeni tasarının ticaret ve iş hayatında doğuracağı huzursuzluğu teyit etmişler, ikinci dünya harbi için­deki millî korunma kanununu tatbi­katının menfî netice verdiğinden, bu kabil müeyyidelerle dürüst tüccarın piyasadan çekilip yerine her türlü akıbeti göze alan ve ticaretle alâkası bulunmayan spekülâstörlerin ticaret hayatına hâkim olduğundan bahset­mişlerdir.

Hatipler: Birliğin görüşüne iltihak et­miş, iktisadî tedbir alınmadığı takdir­de mal nedreti bulundukça, ve ceza­lar ağırlastığı nisbette karaborsa ca­zip bir hale geleceğine göre hayatın büsbütün pah anlaşacağını belirtmiş­lerdir.

Genel Kurul Birlik raporunun hükü­mete, Büyük Millet Meclisi Reisliğine ve millet vekillerimize verilmesine ve Birliğin millî korunma, kanunu tadil tasarısı hakkındaki tekliflerinin ka­bulü içi nidare heyetince lüzumlu te­şebbüslerin yapılmasına karar ver­miştir.

25 Mart 1956

İstanbul :

Dost, kardeş ve müttefik Pakistanı zi­yaretten dönen Başvekil Adnan Men­deres, seyahat intihalarını İstanbul Radyo mikrofonuna şu sözlerle anlat­mıştır:

«Memlekete ayak bastığım şu anda duyduğum bahtiyarlık sonsuzdur. Kardeş ve müttefik Fakistandaki intibalarım son derece müsbettir. Bu büyük ve kardeş müttefik memleket­ten Türkiye için sonsuz muhabbetler ve en iyi temennilerle avdet etmek­teyim.»

Bursa :

Şehrimizde yeniden inşa edilmiş bulunan 124 göçmen evi bugün sahiple­rine teslim, edilmiştir.

Bu münasebetle yapılan ve İskân Umum Müdürü, teknik işler reisi, Bursa Valisi ile güzide bir davetli küt­lesinin de hazır bulundukları merasi­me İstiklâl Marşının çalınması ile baş­lanmış ve bunu takiben göçmenler adına söz alan bir vatandaş, kendile­rini bugüne kavuşturan hükümete ve bu işte hizmeti geçenlere arkadaşları ve kendi adına minnet ve şükranla­rını ifade etmiştir. Bundan sonra sırasiyle İskân Umum Müdürü ve Vali birer konuşma yaparak göçmenlerin iskânı meselesi üzerindeki çalışmalar hakkında izahat vermişler ve biraz sonra sahiplerine teslim edilecek olan bu evlerin kendilerine hayırlı ve uğur­lu olması temennisinde bulunmuşlar­dır.

Müteakiben kur'aların çekilmesine başlanarak evler sahiplerine teslim edilmiştir.

496 bin lira sarfiyle meydana gelen mahalleyi teşkil eden evlerin beheri 3220 liraya mal olmuştur.

İstanbul :

Dost ve kardeş ve müttefik Pakistanı resmen ziyaret eden ve 23 martta Pa­kistan Cumhuriyet bayramında Türkiyeyi temsilen hazır bulunan Başve­kil Adnan Menderes ile Hariciye Ve­kili Prof. Fuat Köprülü, beraberlerin­de heyetimizin diğer âzası ve basın mensupları olduğu halde bugün saat İT de uçakla memlekete avdet etmiş­ler ve büyük tezahüratla karşılanmış­lardır.

Kardeş Pakistan Cumhuriyetini ziya­ret eden Hükümet Reisimiz ile Hari­ciye Vekilimizin yurda dönüşleri mü­nasebetiyle Yeşilköy hava meydanı ve meydan binası bayraklarla donatılmış ve uçağın muvasalâtından daha eok evvel, kendilerini karşılamaya gelen­lerle dolmuş bulunuyordu. Terminal binasının meydana bakan cephesine «hoş geldiniz» ibaresi yazılı bir döviz asılmıştı. Selâm resmini ifa etmek üzere basta bando bulunan merasim ki

tası İle polis müfrezesi cje kendileri­ne ayrılan yerleri almışlardı.

Başvekilimiz ile heyetimiz azasını ge­tirmekte olan uçağın meydana inişin­den az bir zaman evvel Reisicumhur Celâl Bayar hava meydanına gelmiş bulunuyordu.

Dost ve kardeş Pakis tandan heyetimi­zi getirmekte olaıi uçak. tam saat 17 de meydana inmiş Başvekil Adnan Menderes ile Hariciye Vekili Prof. Fu­at Köprülü «hoş geldiniz nidaları ara­sında uçaktan inmişlerdir. Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Prof, Fuat. Köprülü Vekiller, mebus­lar, İstanbul Valisi, Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili, Ordu Müfettişi, Cumhuriyet Müddeiumumisi, askerî ve mülkî erkânla muhtelif teşekküller mümessilleri, Pakistan Sefareti Müs­teşarı ve mensupları, Amerikan ikti­satçısı Max Thcrnburg ve meydanı dolduran vatandaşlar tarafından sev­gi tezahüratı ile karşılanmış, bu arada Başvekile, İstanbul Gazeteciler Cemi­yeti ile Gazeteciler Sendikası tarafın­dan beyaz ve kırmızı karanfillerden yapılmış buketlerle, Beşiktaş Kulübü, öğrenciler ve diğer teşekküller tara­fından muhtelif buketler verilmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, ihtiram kıtasını teftiş ederek meydan şeref salonunda bulunan Devlet Reisimiz Reisicumhur Celâl Bayara mülâki ol­muş ve kısa bir müsafahayı müteakip Reisicumhur Celâl Bayar, Başvekil Ad­nan Menderes, Hariciye Vekili Fuat Köprülü meydanı dolduran vatandaş­ların sevgi tezahürleri ve alkışları ara­sında otomobille meydandan ayrılmış­lardır.

Başvekil Adnan Menderes meydan bi­nasından ayrılmazdan evvel İstanbul Radyosu mikrofonuna kısa bir hitabe­de bulunarak Pakistan seyahati intibalarmı anlatmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, ile Başvekil Adnan Menderesin rakip bulundukları otomobil ile onları takip eden yüzden fazla vasıtadan teşekkül eden kortej hava meydanından hareketinden iti­baren meydan yolu ile Londra asfal­tının birleştiği noktada Bahçelievlerde, Tcpkapıda, sur dışında toplanmış bulunan muhtelif vatandaş topluluk­ları tarafından tezahüratla karşılan­mış ve selâmlanmışlardır.

Topkapı sur dışında ellerinde döviz­ler ve bayraklarla vatandaşlar Reisi­cumhurumuzu ve Başvekili istikbal ediyorlardı. Burada otomobilden inen Devlet ve Hükümet Reisleri halkın bu sevgi tezahüratına mukabelede bu­lunmuşlardır. Şehre girildiği andan itibaren caddelerde bulunan vatan­daşlar kortejin geçişinde iki sıralı ola­rak Devlet Reisini ve kardeş Pakistanın Cumhuriyetini ziyaretten dönen Başvekili selâmlıyorlardı.

Reisicumhur Bayar ve Başvekil Men­deres vatandaşların bu selâmlarına mütebessim bir çehre ile mukabele ederek şehre vasıl olmuşlardır.

26 Mart 1956

Ankara :

Türkiye Ziraatçiler Cemiyetinin ye­dinci yıllık umumî toplantısında Zi­raat Vekili Esat Budakoğlu, şu konuş­mayı yapmıştır:

«Muhterem   arkadaşlar,

Sabahki toplantıda idare heyeti rapo­runu ve yine toplantıda konuşan ar­kadaşlarımın rapor vesilesiyle ortaya attıkları temenni ve mütalâaları dik­katle dinledim.

Her meslekî teşekkülün elbetteki mes­lekleri bakımından memleket için ba­zı düşünceleri ve tatbikatta faydalı gördükleri bazı mütalâaları olacaktır. Ben de bu toplantıda konuşulanlardan kendi payıma bir çok şeyler aldım.

Şunu peşin olarak ifade etmek iste­rim ki, Vekâlet camiası gerek ziraat­çılar, gerek veteriner ve gerekse inancı arkadaşlar olarak bu memle­ketin diğer mevzularından daha ziya­de işlenmeye muhtaç ve ayni zaman, da büyük emek ve gayretlerin sarfını icap ettiren çetin mevzuların içinde çalışmaktadırlar. Fakat bu gayretleri­ne mukabil hakları olan bir çok şeyle­re de erememiş bulunduklarını ilk günden beri görmüş bulunuyorum.

Hiç şüphe yoktur ki, memleket bütün karakteri ve realiteleriyim bir ziraat memleketidir. Onun için memleketin bugün ve gelecekte gereken inkişafı yapabilmesi ve özlediğimiz seviyeye yükselebilmesi bu sahadaki çalışma­larımızın ve istihsal edeceğimiz neti­celerin verimi ile yakinen ilgilidir. Bu sebeple zirai sahadaki çalışmalarımız meslek, bilgi ve tecrübelerimizin yanı başında memleketsever hislerimizin de büyük ölçüde yer almasını zarurî kılmaktadır.

Meslek arkadaşlarımla zaman, zaman konuşurken daima ifade ederim: Ve­kâlet camiasını teşkil eden meslekle­rin bizatrhi bünyesinden doğan mese­lelerin yanı başında memleketin sos­yal durumundan ve bir takım telâkki­lerinden doğan müşküllerin de mev­cut olduğu bir vakıadır. Onun için Zi­raat Vekâleti bünyesinde çalışan ar­kadaşların iki ayrı gayret içinde bu­lundukları, birinci müşkülâtı hallet­tikten sonra ancak meslek tatbikatı yapabildikleri de ayrıca bir hakikat­tir.

Onun için bu camia içinde toplanan bütün arkadaşlarımın sıfatları ne olursa olsun kendilerini bu memle­ketin istihsal hayatına gayretlerini, alın terlerini ve emeklerini severek ka­tan ve memlekete hizmet eden feda­kâr arkadaşlar olarak telâkki ederim.

Ben bazı arkadaşları biraz fazla bed­bin gördüm. Belki hislerini ifade eder, ken kendilerine muhitlerinde başka yollardan telkinler yapılmış olmanın tesiri altında kalmış olabilirler. Onun için bütün arkadaşlarımın kabul et­mesi lâzmıgelir ki, camiamızdaki ar­kadaşların işgal ettikleri mevkiler ne olursa olsun, hangi sıfatı taşırlarsa taşısınlar gördükleri ve ifa ettikleri hizmetler bakımından asla farklı ve ikili muameleye tâbi değildirler.

Hepimiz, bu memlekete hizmet edebil­menin gayreti içinde bilgilerimizi, tec­rübelerimizi ve alm terlerimizi bu, memleketin inkişafı uğrunda kullan­mayı bir vatan hizmeti telâkki etmiş insanlarız. Bu itibarla, camia içerisin­de farklı muamelelere asla cevaz ve­rilmemektedir. Orta ziraat tahsili görmüş arkadaşlarımın Vekâlet içindeki hizmetlerinde diğer Vekâlet mensup­ları gibi onların da kanunlarla ta­nınmış hakları teminat altındadır. Bu arkadaşları tatmin etmiyen kanunî bir takım kayıtlar mevcutsa, elbetteki bunların kendilerine hizmetlerinde huzuru temin edecek şekil ve surette halledilmesi de Vekâlete bir vazife olarak teveccüh eder.

Konuşan arkadaşlarımın temas etti­ği mevzular arasında kendilerini haklı bulduğum taraflar mevcuttur. 1937 yı­lında kanunlaşan Ziraat Vekâleti teş­kilât kanunu birçok taraflariyle bu­günkü ihtiyaca cevap vermemekte­dir.

İçinde bulunduğumuz geniş ölçüdeki ziraî hamlelere ve inkişaflara cevap verecek, yeni bir teşkilât kanununa olan ihtiyacımız aşikârdır. Esasen bu mevzuda Vekâlette daha önce başlıyan bir çalışma mevcuttur. Ümit edi­yorum ki bu yıl içinde son şeklini ala­cak olan teşkilât kanunumuz yüksek Meclise sevkedilecek hale gelmiş ola­caktır. .

Yine konuşan arkadaşların temas et­tikleri bir nokta üzerinde durmak is­tiyorum. Yüksek Ziraat Mühendisleri Birliğinin kaleme aldığı bir kanun tek­lifi üzerinde büyük bir hassasiyet ve endişe ile durulduğunu gördüm. Bu teklif sadece yüksek ziraat mühendisi arkadaşların düşüncelerini ifade et­mektedir. Bu metin içinde orta ziraat okulu mezunu arkadaşların bütün haklarını ortadan kaldıran, onları ta­mamen meslek dışında bırakmak istiyen bir düşüncenin mevcut olabilece­ğine, ihtimal vermemekteyim. Böyle olmakla toers'ber, bu kanun teklifi Ve­kâlet tarafından benimsenerek ve bir kanun lâyihası halinde Meclise sevk ve kanuniyet kesbetmesi hususunda en ufak bir muamele mevcut değildir. Arkadaşlarımın âdeta kendi haklarını ortadan kaldıran bir kanun teklifi karşısında kalmış gibi heyecan ve has­sasiyet göstermelerini ve hattâ infi­ale kadar gitmelerini yersiz bulurum.

Arkadaşlarıma bu kadar geniş bir en­dişe ve kanaatin nereden geldiğini bil­miyorum. Yalnız şunu katiyetle ifade edebilirim ki, Vekâlet bünyesi içeri­sinde orta ziraat tahsili yapmış arka­daşların bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daima yeri vardır. Ehliyet ve kabiliyetlerine göre Vekâlet bünyesi içerisinde her vazife kendile­rine verilmekte devam edecektir. Mes­leğimiz içinde çalışan, emek ve gay­retlerini bu uğurda sarfeden arkadaş­ların hepsi muhteremdir. Hizmetlerin ifasında hiç kimse yekdiğerini küçük görme gibi hissin altında değildirler. Her vazife ve hizmet mühimdir ve hiç biri asla ihmal edilmez. Bu itibarla camiamızda çalışan bütün arkadaşla­rımızın tamamen bir vicdan huzuru içerisinde gayretlerini devam ettirme­lerini ve asla endişelere kapılmamala­rını bilhassa rica ederim.

Orta ziraat tahsili yapan arkadaşların üst derecede tahsil veren okul ve Fa­kültelere devam imkânlarını sağlama hususunda mevcut tedrisat sistemi üzerinde incelemeler yapılmasını ve ıslâha muhtaç taraflarının o yolda halledilmesinin bir ihtiyaç halinde or­taya konulması karşısında da bu mev­zua ehemmiyet vermemizi icap ettir­diğine kani bulunuyorum.

Her şeyden evvel sadece ayni mesleğe mensup insanlar olarak değil ayni ga­ye etrafında çalışan, bu memleketin inkişafı sahasında gayretlerini ve bil­gilerini birleştiren insanlar olarak bir­birimizi sevmemiz ve birbirimize her yönden inanıp samimi bir hava ya­ratmamız muvaffakiyetimiz için esaslı bir unsurdur. Bu itibarla meslek için­deki arkadaşların birbirlerini bu mâ­nada sevmelerini ve birbirlerinin hiz­metlerini ikmal eden unsurlar olarak telâkki etmelerini lüzumlu bulmakta­yım. Ve bunun böyle olduğuna da ta­mamen inanıyorum.

Muhterem arkadaşlar,

Vekâlet olarak halledilmesi lâzımgelen birçok mesele ve dâvaların karşı­sındayız. Bunların süratle halledilebil­mesi biraz evvel söylediğim faktörle­rin eksiksiz olarak bir araya toplan­ması ile mümkün olabilir.

Muhterem arkadaşlar.

Hepinizi bu dâvaya ve memlekete hizmet etmenin lüzum ve heyecanına inanmış insanlar olarak görmekteyim. Ümit ediyorum ki buradan huzur için­de dağılacaksınız ve Vekâletime taal­lûk edip ziraat, veteriner ve ormancı arkadaşlarımı içine alan ve kanunla halledilmesi lâzım gelen mevzuların halli yolunda büyük bir gayretle çalı­şacağıma emin olabilirsiniz.

Kabul etmek lâzımdır ki, bilhassa büt­çeye taallûk eden meselelerin halli her zaman ümit ettiğimiz sürat içinde olmıyaıbilir. Ama bu meseleler peyder­pey halledilme yoluna girmiş bulun­maktadır. Bunların tahakkuku için hükümetin en büyük gayreti göstere­ceğine ve Büyük Millet Meclisi önün­de bunların halli hususunda çalışılaetrnekle hususi bir zevk duyduğumu cağına emin olmanızı ve bunu İfade beyan eder. hepinizi muhabbetle se­lâmlarım. »

Ankara :

İki hafta müddetle Irakı resmen zi­yaret etmiş olan Türkiye Büyük Mil­let Meclisi Reisi Refik Koraltan riya­setindeki Meclis heyetimiz bugün sa­at 15.45 te Toros ekspresiyle Ankaraya avdet etmiş ve garda bazı Vekiller, Meclis Reis Vekilleri, ve idare âmir­leri, mebuslar, Irak Büyükelçiliği mensupları ve diğer sivil ve askerî er­kân tarafından hararetle karşılanmış­tır.

Reisicumhur adına Riyaseticumhur Umumî Kâtibi Fikret Belbez ile yaver Yarbay Faik Taluy «Büyük Millet Meclisi reisine ve heyetimiz azasına» hoş geldiniz, demişlerdir.

Selâm resmini ifa eden polis müfre­zesinin teftişini müteakip Büyük Mil­let Meclisi Reisi Refik Koraltan An­kara radyosuna şu beyanatta bulun­muştur :

«Ankaraya ayak bastığımız şu anda Iraklı kardeşlerimizin şahsımızda Türk milletine karşı gösterdikleri içten sev­gi ve gönül bağlılıklarım söylerken müstesna bir zevk duymaktayım. Irak­ta seyahatimiz 16 gün devam etti. Bu 16 gün içinde tâ Bağdattan başlıyarak bütün ir akın büyük şehirlerini zi­yaret fırsatını bulduk Her geçtiğimiz yerde bilâ istisna Iraklı kardeşlerimi­zin heyetimiz ve heyetimizin şahsında Türk milletine karşı tekrar söyliyeceğim izhar ettikleri muhabbet hepi­mizi sevindirdi.Kendilerine karşı mü­teşekkir ve minnattar bıraktı.

Kral İkinci Faysa Hazretlerinin etra­fında Irakin çok değerli ve hükümet Reisi Nuri Sait Paşa Hazretlerinin di­rayetli idaresinde topyekün Irak mil­leti toplanmış, coşkun bir hamle için­de yurdun imarına ve tealisine başla­mışlardır. Bunu büyük memnunlukla müşahede ettik. Her yerde karşılaştı­ğımız sevgi tezahüratı içinde «yaşasın Türkiye» sesleri kalblerimizi gururla doldurdu.

Şu anda Iraklı kardeşlere bize ve bi­zim şahıslarımızda kardeş Türk mille­tine karşı gösterdikleri muhabbete te­şekkürlerimizi ifade ve bize tevcih et­tikleri selâm ve sevgi duygularını ib­lâğ ederken hissettiğimiz bahtiyarlık büyüktür.»

27 Mart 1956

Amasya :

Hükümetimizin 1955 yılında yapmış olduğu 150 bin liralık bir yardımla vi­lâyetimize bağlı 30 köy daha temiz ve bol içme suyuna kavuşmuştur. Bu yıl yapılacak olan 200 bin liralık yar­dımla, Amasyada içme suyu dâvası tamamen halledilmiş olacaktır. Vilâ­yetimiz köy yolları dâvası ise, içme suyu dâvasına muvazi olarak ilerle­mektedir.

Edirne :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün öğle­den sonra beraberindeki işvatla Kırklarelinden hareketle son sel felâketin­den en büyük hasar gören İnece kö­yüne gelmiştir.

Felâketzede İneceliler, Devlet Reisle­rini büyük bir sevinç ve misafirper­verlik içinde karşılamışlardır. Reisi­cumhur burada, durum hakkında alâ­kalılardan gerekli izahatı almış ve köylü vatandaşlara geçmiş olsun de­dikten sonra hükümetin yardım elinin üzerlerinde olduğunu bildirmiştir. Ayrıca her sene sel felâketine sebebi­yet veren suların ıslâhı yoluna gidi­leceği hususunu da müjdelemiştir.

İnece köyünden sonra Edirne istika­metinde yoluna devam eden Reisicum­hur Celâl Bayar, Kavacık köyünde kendisini istikbal edenlerle hasbihallerde bulunmuş ve dileklerini dinle­miştir. Müteakiben yol üzerinde bulu­nan zırhlı tugay karargâhını da ziya­retle saat 16 da Babaeskiye muvasalât etmiştir.

Devlet Reislerini aralarında görmek­ten mütevellit büyük bir sevinç ve bahtiyarlık duyan Babaeskililer, cad­deleri ve şehir meydanını çepeçevre doldurmuş bulunuyorlardı. Mülki ve askeri erkânın da hazır bulunduğu bu meydanda Reisicumhur Celâl Bayar çok kısa bir konuşma yaparak şahsı­na karşı gösterilen bu sevgi tezahü­ratından fevkalâde memnun ve mü­tehassis olduğunu ifade ile Trakyanın maruz kaldığı büyük sel felâke­tinden duyduğu üzüntüyü belirtmiş ve Babaeskililer e işlerinde başarılar di­lemiştir.

Bilâhare Reisicumhurumuz, selden en fazla zarar görmüş olan Kuleli köyü­ne gelerek tahribatı mahallinde tet­kik etmiş ve köy halkına geçmiş ol­sun diyerek yaralarının, hükümetin şefkatli eliyle sarılacağını ve ıstırap­larının kısa bir zamanda unutturula­cağım tebşir etmiştir. Edirne mebus­ları ile büyük, bir halk. topluluğu ta­rafından Kuleli köyünün az ilerisinde karşılanan Devlet Reisimiz, kendisini takip eden uzun bir otomobil kafilesi halinde, Necatiye, Havza ve Sazlıdere köylerinde de kısa tevakkuflar yapa­rak vatandaşlarla hasbıhallerde bu­lunmuş ve saat 18.30 da Edirneye gel­miştir.

Kalabalık bir halk kütlesi tarafından tezahüratla istikbal edilen Reisicum­hur, Celâl Bayar şehir methalinde ctcmobilden inmeye mecbur kalmış ve bu anda biri kız, diğeri erkek iki ilk okul öğrencisi tarafından birer buket takdim edilerek şehir adına kendisine hoş geldiniz, denmiştir. Caddeleri dol­duran binlerce Edirneli, Cumhuriyet meydanına    doğru    ilerlemekte olan Reisicumhurumuzu «hoş geldiniz, bü­yüğümüz» nidaları ve sevgi tezahür­leri ile selâmlamakta idi.

Cumhuriyet meydanında hazırlanan mikrofon önüne gelen Reisicumhur Celâl Bayar Edirnelilere kısa bir hita­bede bulunarak Edirnenin Türkiyenin incisi olduğunu bir kere daha belirtmiş ve gösterilen sevgi ve muhabbet teza­hürlerinden duyduğu sonsuz memnu­niyeti izhar ile teşekkürlerini ifade etmiştir.

Geceyi Edirnede geçirecek olan Devlet Reisi yarın Tekirdağma hareket ede­cektir.

28 Mart 1956

İstanbul :

Federal Almanyanm sabık Başvekâlet Müsteşarı ve hâlen Hıristiyan Demok­rat Partisi Meclis grubunun Hariciye Encümeni Reisi olan Dr. Otto Lenz şehrimize  gelmiştir.

Dr. Lenz cumartesi gününe kadar şeh­rimizde kalarak tetkiklerine devam edecektir.

Ankara :

21 marttan beri şehrimizde bir top­lantı yapan Karayolları Bölge Mü­dürleri çalışmalarını bugün bitirmiş­tir.

Bir hafta devam eden bu toplantı­da:

Devlet ve ilk yolları  ile  alâkalı geçit yolları çalışmaları,

Makine işletmeri ve kira bedel­leri,

Malzeme ihzaratı teşkilâtlandırıl­ması,

i 1956 yılı devlet geçit yolları prog­ramı,

Mevzuları üzerinde görüşmeler cere­yan etmiş ve mühim kararlar alın­mıştır.

Bu meyanda devlet yolları ile alâkalı olarak: 1956 yılında ele alınacak veya

devam edecek işlerle yapımına geçile­cek geçit yolları programlan tesbit edilmiştir. Ayrıca, 1957 yılında ele alı­nacak işlerin proje ve keşifleri ile 1958 yılında başlanacak işlerin tutumu  hakkında prensip kararlarına varıl­mıştır.

Toplantının bir günü de taahhüt iş­lerine hasredilmiş ve karayolları teş­kilâtından iş almış bulunan müteah­hitlerle birlikte «mukavele tatbikatın­dan doğan mevzular) müzakere edil­miştir

—Tekirdağ :

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberin­de Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Ve­kâleti Vekili Semi Ergin, bazı mebus­lar ve diğer zevat olduğu halde İpsala ve Malkaraya uğradıktan sonra geç vakit Tekirdağma gelmiş, Vali, sivil ve askerî erkân ile binlerce Tekirdağlı tarafından hararetle karşılanmış­tır.

Reisicumhur Celâl Bayar, îpsalayı zi­yaretinde son seylâplarda zarar gören vatandaşlarla hasbıhallerde bulunmuş ve onlara geçmiş olsun diyerek yara­larının en kısa bir zamanda giderile­ceğini ve uğradıkları felâketin, saade­te inkılâp edeceğini söylemiştir.

 İpsalada Devlet Reisimize Meriç nehri ile talîleri ıslâh çalışmaları ve bilhas­sa burada yapılacak işlere dair hazır­lanmış projeler üzerinde ilgililer tara­fından geniş izahat verilmiş ve seylâbın sebebiyet verdiği zararlar anla­tılmıştır.

Malkara'da da ayni sevgi tezahüratı arasında karşılanan Devlet Reisi yol boyunca uğradığı Koruca köy, Arkdere, Sarpdere, Haliç ve İnece köyle­rinde de kısa tevakkuflarda buluna­rak kendisini selâmlamağa çıkan va­tandaşlarla konuşmuş, dilek ve dertle­rini dinlemiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar Tekirdağa muvasalâtında doğruca geldiği bele­diye binasının balkonundan, toplanan Tekirdağlılara hitaben yaptığı konuş­mada şahsına karşı gösterilen yakın sevgi ve alâkadan duyduğu memnuni

yeti ifade ile teşekkürlerini bildirmiş­tir.

Geceyi Tekirdağ'da geçirecek olan Rei­sicumhur Celâl Bayar, yarın Geliboluya hareket edecektir.

Ankara :

Dost, müttefik ve kardeş Pakistanda Cumhuriyet rejiminin 23 mart tari­hinde ilânı, bugün Türk _ Pakistan Kültür Cemiyeti tarafından Dil ve Ta­rih  Coğrafya Fakültesi konferans salonunda tertip edilen bir toplantı­da, seçkin bir davetli kütlesinin işti­rakiyle kutlanmıştır.

Türk _ Pakistan Kültür Cemiyeti Re­isi avukat Ali Vasffi Atahan, Ordu dili ile yaptığı açış konuşmasında Pakistanlı kardeşlerimize hitap ederek Pa­kistanlıları bu mutlu günleri dolayısiyle candan tebrik etmiştir. Hatip, Türk ve Pakistan milletlerinin din, ta­rih, medeniyet, kültür ve mukadderat işbirliği dolayısiyle müşterek bir ruha sahip olduklarını, neşelerimizin ve ıs­tıraplarımızın müşterek olduğunu be­lirtmiş ve bugün konuştuğu tatlı Ordu dilinin de Pakistanlı kardeşlerine Türklerin bir armağanı olduğunu söy­lemiştir.

Müteakiben hâlen Irakta bulunan Maarif Vekili Prof. Ahmet Özelin şu mesajı okunmuştur:

«Türk _ Pakistan Kültür Cemiyetinin, Pakistanda Cumhuriyetin ilânı müna­sebetiyle hazırlamış olduğu merasime iştirake imkân bulamadığım için mü­teessirim. Pakistanda Cumhuriyetin ilânı gibi tarihî bir hâdisenin memle­ketimizde de kutlanması, iki millet arasındaki »derin bağlılığın bir ifade­sidir. Mazide mevcut olan bu bağlı­lığın yarın daha büyük inkişaflar gös­tereceğini tamamiyle kani bulunuyo­rum. Siyasî sahadaki işbirliğimiz, kül­türel sahada da gelişecek, aramızda mevcut kültür anlaşmasında derpiş edilen yakın fikrî münasebetler de­rinleşecektir. Bu hususta, her iki memleketin üniversite mensuplarına, fikir adamlarına, bütün faaliyet şube­lerindeki şahsiyetlerine düşen vazife­ler vardır. îki memleket birbirinin ilmî, içtimaî gelişmelerinden daha sıkı bir şekilde haberdar olmalı, müessese­lerimizin her türlü tecrübeleri karşı­lıklı fayda sağlamak üzere birbirine intikal ettirilmelidir. Bunun türlü yol­larını tayin ederek gerekli teşebbüsle­re geçmek ve ilk ağızda memleketle­rimizi birbirine daha çok tanıtacak seyahatlere, yayınlara ehemmiyet ver­mek lâziragelir. Ayrıca her iki mem­lekette karşılıklı münasebetleri tahrik ve inkişaf ettirecek organlar yaratıl­malıdır. Türk  Pakistan Kültür Ce­miyetini bu organların başında görü­yorum ve faaliyetlerini takdir ediyo­rum.

Kardeş Pakistana Cumhuriyetin bü­yük feyizler getirmesini bütün kal­bimle temenni eder, cemiyetinize ba­şarılar dilerim.»

Daha sonra Prof. Ahmet Şükrü Es­merin Pakistan tarihi mevzuunda yaptığı konuşmayı müteakip Pakistan Büyükelçiliği Müsteşarı Sultan Muhammed Han, Kültür Cemiyetine ve Pakistan halkı hakkında sevgi dolu ve cesaret verici sözlerinden dolayı ken­dinden önce söz alan hatiplere teşek­kür ederek demiştir ki:

«Geçen bir kaç sene zarfında Pakis­tan ve Türkiye birbirine daha yaklaş­mıştır. Kardeşlik bağlarımız sağlam esaslara dayanmaktadır. Kültürel ve siyasi anlaşmalarımız gün geçtikçe artmakta olan dostluğumuzu ispatıdır. Sayın Reisicumhurunuzun ve sayın Başvekilinizin Pakistana ve daha önce Pakistan sabık Genel Valisi ve Baş­vekilinin Türkiyeye yaptıkları ziyaret mevcut kardeşlik bağlarımızın bir mi­salidir.

Fikrimce Türk  Pakistan Kültür Ce­miyetinin tertiplediği bu akşamki top­lantı ayni sınıfa girmektedir. Pakis­tanda Cumhuriyetin ilânı münasebe­tiyle Pakistanlıların duyduğu sevinci Türk kardeşlerinin, burada hazır bu­lunmakla paylaştıkları aşikârdır. Pa­kistan için sevgi ve hürmet tezahü­rünüzden son derece memnun ve min­nettarım.

Daha sonra Reisicumhur Celâl Bayarın Pakistan ziyareti ile İndür nehri  filimler!  gösterilmiş  ve  kokteylde misafirler ağırlanımıştır.

29 Mart 1956

Ankara :

Yangın ve zelzele felâketzedelerine tahsis edilmek üzere Çekoslovak Kızılhaçı tarafından yapılan 20 bin lira­lık bağış, Çekoslovakyanm Ankara El­çiliği tarafından, bu sabah Hariciye Vekâletimiz kanaliyle Milli Yardım Komitesine tevdi edilmiştir.

Ankara :

Türkiye ile İspanya arasında dün Madritte bir kültür anlaşması aktedilmiştir.

Anlaşmayı, İspanya namına Hariciye Vekili M. Artajo Türkiye adına da Madrid Büyükelçimiğ Feridun Cemal Erkin imzalamışlardır.

Gelibolu :

Reisicumhur Celâl Bayar Trakya sey­lâp bölgelerindeki tetkik gezisini tamamlıyarak beraberindeki zevatla bugün geç vakit Geliboluya gelmiş, Ça­nakkale mebusu Nurettin Alpkartal, Çanakkale Valisi Cemal Tarlan, aske­ri ve sivil erkân ile büyük bir vatan­daş topluluğu tarafından hararetle karşılanmıştır.

Reisicumhur Bayar, Tekirdağından hareketini müteakip geçtiği her yer­de 'kendisini selamlamaya çıkan va­tandaşlarla hasbihalde bulunarak ha­tırlarını sormuş, dileklerini dinlemiş­tir. Devlet Reisi Geliboluda karargâh­ların ateş faaliyetlerini tetkik etmiş ve muharebe idare yerlerini gezmiş, tahkimli mevziler hakkında Tümen Kumandanı Tümgeneral Sırrı Acar ve Balkan harbinde Bolayır muhare­beleri hakkında da Kolordu Kuman­danı Tümgeneral Muzaffer Alakuş ta­rafından verilen izahatı dinlemiştir.

Gördüğü tesislerle verilen izahattan fevkalâde mütehassis olan Devlet Re­isi, tahkimli mevzilerden ayrılışında kumandanlara takdirlerini izhar et­miştir.

Geceyi Geliboluda geçirecek olan Re­isicumhur Celâl Bayar, 1953 senesinde hasara uğrayan Çan, Yenice ve Gö­nende yapılmış olan evleri mahallin­de görmek ve güney Marmara sel böl­gelerini geamek, vatandaşlarla temas­ta bulunmak üzere yarın Çanakkaleye hareket edecektir.

Ankara :

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Ku­rumu bu yılki faaliyeti ve nisanın ilk haftasında tertip edilecek olan «Kan­ser Savaş Haftası» münasebetiyle bu­gün saat 18 de Kurum merkezinde bir basın toplantısı tertip etmiştir. Bu münasebetle bugün saat 18 de Kurum merkezinde bir basın toplantısı tertip etmiştir.

Bu münasebetle Kurum Genel Sekre­teri Prof. İzzet Kandemir, basın mensuplarına izahat vererek demiştir ki:

«Kurum olarak giriştiğimiz dâva âde­ta insanlığın kudretini aşacak büyük bir mesele ile mücadele etmektir. Bu büyük dâva, bütün insanlık için en müthiş bir âfet olan ve ne harp mey­danlarının ve ne de başka her hangi âfetten daha aşağı bir tehlike olmayan kanser hastalığı ile mücadeledir. Bu hastalığın sağlık teşkilâtı en mü­kemmel olan memleketlerde bile 4 mil­yonluk bir halk kütlesi arasında her saatte bir şahsın ölmesini ve dolayısiyle bu kadar az bir toplulukta bir yılda 9.000 e yakın şartısın öldüğünü yine bu hesabı gözönüne alırsak 24 milyonluk memleketimizde en azdan 60.000 vatandaşın bu hastalıktan öl­düğünü ve buna salâh bularak yarı malûl vaziyette kalanların da hesap edersek işin azametini tamamen gös­termiş olabilirim. İşte biz de bizim yurdumuzda bu hastalığa karşı mo­dern hekimlikten ve bilgilerinden fay­dalanarak bu nisbeti en asgarî hadde düşürmeye çalışmak için elimizden geleni yapmak kararındayız, zira yu­karıda bildirilen sayılar en ileri mem­leketlerin verdikleri rakamlardır. Orada hastaların daha önceden sağlık teşkilâtına baş vurmaları ve dolayısiyle daha erken teşhis ve yine dolayisiyle daha erken ve muvaffakiyetle şifa veren tedavi tedbirlerinin tatbiki mümkün olmaktadır. İşte biz de mü­cadelemizin esasını buna göre yürüt­mek ve daha doğrusu kurmak istiyo­ruz. Çünkü kanser hastalığının ne ka­dar korkunç olursa olsun şifa bulan bir hastalık olduğunu biliyoruz. An­cak bunun temini için de hastanın erken müracaati ve modern tedavi va­sıtalarından gereği gibi faydalanması şarttır. İtiraf etmek lâzımdır ki mem­leketimiz bu bakımdan çok çalışmaya ve yardıma muhtaçtır. Evvelemirde hattâ mesele Adaşlarımızın bile bu hu­susta daha aydınlanması ve mücade­leye bütün kuvveti ile katılmaları şarttır. Halkın tenviri için de her şe­yin yapılması lâzımdır ki bu vadide en mühim iş de matbuatın yardımına düşmektedir. Bu sebeple bize en bü­yük yardımı sizler yapacaksınız.

Biz kurum olarak Ankarada kuruldu­ğumuz 1947 yılından bu yana ancak şimdi müsbet işlerin başında bulun­maktayız. Çok mütevazı bütçemize rağmen âdeta şaşırtıcı teşebbüslere gi­rişmiş bulunmaktayız. Bu teşebbüsü­müzün en mühinımini ve en nıüsbetini Ankarada bir kanser hastahanesi yapmak teşkil etmektedir. 1955 yılının haziran başında temeli atılmış, yani daha bir sene bile olmadığı halde bu­gün koca bir eser meydana çıkmış bu­lunmaktadır. Bu eserin bu yaz içinde biteceğini ümit ediyoruz. Bu suretle âdeta hiç yoktan ve rekor denecek bir süratle muazzam bir enstitü, içinde 150 hasta alacak bir hastahane ku­rulmuş olacaktır. Bu hastahanenin yoktan var olmasını ancak bir şeye borçluyuz. O da hamiyetperver bir vatandaşımız olan _Ahmet Andiçendir. Ahmet Andiçen bize böyle bir mües­sesenin kurulması için 200.000 lira ver­di. O da binanın toprağının kazılma­sından bugünkü haline gelinceye ka­dar her şeyinin temini için geceyi gündüze, gündüzü geceye kattı. Bu arada devletten de yardım gördük. Biz de toplayabildiğimizi bu uğura harcı­yoruz, fakat itiraf etmek lâzım geliyor ki hepimizin daiha fazla gayret, daha fazla fedakârlık etmesi lâzım gelmek­tedir.

Vatan sathında_kalbleri hamiyet dolu daha binlerce Andiçen'lerin olduğuna kaniiz. Onlara sesimizi ancak sizlerin vasıtanızla duyurabileceğiz. Yardım yapacak vatandaşlara yapacakları yardımın miktarına göre kurulacak «Türk Kanser Araştırma ve Savaş Ku­rumu Ahmet Andiçen Hastahan esinti e herhangi bir hasta koğuşunun, her hangi bir lâboratuvarm ismini verebi­leceğimiz gibi hastahanemizin kapısı­na asılacak olan şeref levhasında ismi ilelebet kalabilecektir.

Halkımızın kanser hastalığı hakkında aydınlanması için muhtelif vesileler­den istifade etmekteyiz. Nitekim Türkiyede ilk defa olmak üzere Milletler­arası kanser teşkilâtının kabul ettiği nisanın ilk haftasının «Kanser Savaş Haftası» olmasını temin ettik ve bu münasebetle 1 nisandan 7 nisana ka­dar devam etmek üzere Dil, Tarift. ve Coğrafya Fakültesinde bir «Kanser Sa­vaş Sergisi» açmış olacağız. Burada memleketimizdeki kanser faaliyeti ile mcdern kanser tedavisine ait vasıtalar teşhir olunacağı gibi bu sıra kanserle ilgili filimler herkesin istifadesine arz ulunacaktır. Nitekim maarif idaresi büyük bir anlayış göstererek bütün li­se ve enstitü talebelerini gruplar ha­linde bu sergiye göndererek bizden kanser mevzulu dersler verdirilmesini istemiştir ki bu büyük ve takdire de­ğer bir anlayıştır. Ayrıca bu hafta içe­risinde radyo konuşmaları ve konfe­ranslar da tertip edilmiştir. Dış mem­leketlerden de bu haftamıza karşı bü­yük alâka gösterilmiştir. Amerikan ve İngiliz Kültür ateşelikleri kanser sa­hasında birer otorite olan 6 kadar profesörü memleketimize davet etmiş ve bu şahsiyetlerin de verecekleri kon­feranslar için ayrı bir program hazır­lanmıştır.»

Daha scnra gazeteciler tarafından so­rulan muhtelif sualler Kurum men­supları tarafından cevaplandırılmış­tır.

Eskişehir :

Pakistan Kızılhaç Cemiyeti adına memleketimize gelen Pencap Kızılhaçı Reisi Begüm Noon ile Amerika Kı­zılhaç Teşkilâtı Umum Müdürlerin­den Mr. Ganevay, memleketimizde ta­bî âfetler dolayısiyle son zamanlarda

vukua gelmiş olan tahribatı mahal­linde görmeli; üzere, bugün Eskişehir deprem bölgesine hareket etmişler­dir.

Kızılay Umumî Merkezi Reis Vekille­rinden Afyon mebusu Riza Çerçel ve Kızılay Umumî Kâtibi Kütahya me­busu Dr. Ahmet İhsan Gürsoy ile bir­likte bu sabah şehrimize gelen misa­fir heyet, önce vilâyeti ziyaret ederek validen izahat almış ve müteakiben Eskişehir bölgesinde depremin tevlit ettiği zararları ve felâketzedelerin du­rumunu incelemek üzere buradan ay­rılmıştır.

30 Mart 1956

Ankara :

irlanda Millî bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bay ar ile ir­landa Reisicumhuru ekselans Sean T. O'Kelly arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

Ankara :

Öğrendiğimize göre, dünya meteoroloji teşkilâtının Avrupa rejiomı konfe­ransı Dubrownik şehrinde toplanmış ve devamlı bir mesai neticesinde her gün inkişaf eden meteoroloji ilminin tatbikata intikali üzerinde çalışarak bilhassa sivil havacılık ihtiyaçları göz önünde tutulmuştur.

Dünya meteoroloji teşkilâtının müş­terek ve yakın bir işbirliği sayesinde beşeriyete faydalı olacağı prensibine sadık kalarak Avrupa devletlerine ait bütün meteoroloji teşkilâtının ayni prensip normlar dahilinde çalışması üzerinde durulmuş ve meteoroloji ya­yınlarının çoğaltılması kabul edilmiş­tir.

Avrupalı 33 devletin katıldığı bu top­lantıya hükümetimizi temsilen iştirak eden delegasyonumuzun topladığı sempati ve bilhassa yurdumuzda ya­pılan son meteorolojik inkişaflar ne­ticesi Avrupa lejyonu başkanlığına se­çilmesi ısrarla teklif edilmişse de, de­legasyonumuzun yurttaki meşguliyeti bakımından kabul edilmemiştir. Toplantı 18 gün devam etmiş ve mü­teakip toplantının 1957 yılında Peştede yapılmasına karar verilmiştir.

Ankara ;

Türkiye İş Bankası hissedarları umu­mî heyeti bugün bankanın yeni ya­pılan salonunda toplanmıştır.

İdare Meclisi Reisi Vekili Ali Kılıç'm açtığı toplantıda İdare Meclisi ve mu­rakıplar raporları okunmuş 1955 yıla bilançosu kâr ve zarar hesapları in­celenerek tasdik edilmiştir.

İdare Meclisinin okunan raporunda, dünya siyasî ve iktisadî durumu hülâ­sa edilmiş ve memleketimizin ekono­mik hareketleri objektif bir görüşle belirtilmiştir.

Bundan sonra, bankanın 1955 yılı ça­lışmaları izah edilmiytir. Çer yıl ol­duğu gibi bu yıl da Türkiye İş Banka­sının faaliyetlerinde büyük inkişaflar (kaydedilmiştir. Mevduat ve carî he­saplarda, bir evvelki yıla nazaran 124 milyon 659 bin 372 lira fazlasiyle 838 milyon 122 bin 837 liraya baliğ olmuş­tur.

Bu artışın 99 milyon 934 bin 231 lirası tasarruf mevduatında ve 24 milyon 725 bin 141 lirası da diğer mevduat­tadır. Tasarruf mevduatmdaki artış ııisbeti yüzde 30 bulmaktadır. Bu da halkımızın Türkiye İş Bankasına, kar­şı olan itimat ve intizamla mümkün olmaktadır.

Diğer taraftan 1955 yılı başındanberi tatbik mevkiine giren «İratlı küçük carî hesap» sistemi de halkın alâka­sını çekmiş ve çok müsbet netice ver­miştir.

Nâzım hesaplar hariç 1 milyar 78 mil­yon liralık bir bilanço yekûnu göste­ren 1955 yılı ile 1954 yılı arasındaki mukayeseyi belirten bir cetvel de ra­pora ilâve edilmiştir.

Türkiye İş Bankasının daima süratle yükselen iş hacmi neticesi şube adedi 1 yılda 164 ten 186 ya ve memur adedi de 2623 ten 3003 e çıkmıştır.

1955 yılı gayri safî kârı geçen yıla nazaran yüzde 12 fazlasiyla  70 milyon 292 bin liradır.

Memleketin iktisadî sahalarında bü­yük başarılar gösteren Türkiye İş Bankası kültür faaliyetlerinde de mü­him hizmetler yapmaktadır. Bu meyanda, bankanın bir tesisi şeklinde kurulan Banka ve Ticaret Hukuk Araştırma Enstitüsü faaliyete geçmiş ve ders yılı başında kalifiye banka memuru yetiştirmek ve banka memur­larının meslekî bilgilerini arttırmak maksadiyle bir «Bankacılık Kursu» aç­mıştır. Bu kurs haricinde Enstitü muhtelif konferanslar tertip etmekte ve ticaret hukukunun bütün kollarına şâmil bir ihtisas kütüphanesi kur­maktadır.

Ayrıca, Türkiye İş Bankası iki seneden beri devam etmekte olan inkılâp tarihimizle alâkalı neşriyatını memle­ketin umumî kültür hayatına hizmet edecek şekilde genişletmek teşebbü­sün dödir.

Hissedarlar alelade umumî heyet top­lantısını müteakip yapılan fevkalâde toplantıda bankanın sermayesinin 5 milyon liradan 10 milyon liraya çıka­rılmasını kararlaştırmıştır.

Ankara :

Orta Doğunun Amerikan Dostları Ce­miyeti tarafından tertiplenen 7 haf­talık bir Orta Doğu seyahati esnasın­da bugün eşiyle birlikte şehrimize gel­miş olan Amerikanın tanınmış iş adamlarından mister Earl Burting, saat 13.30 da Anka rap al asta bir basın toplantısı ypmıştır.

Mister Burting, Orta Doğu memleket­lerinin ticaret ve endüstri durumları ile ekonomik şartlarını incelemek ve bu memleketlerin Amerika ile mevcut iş münasebetlerinin daha ziyade geliş­mesini temin maksadiyle yaptığı bu seyahatinde Mısır, Lübnan, Irak, Su­riye ve İsraili ziyaretten sonra son merhale olarak Türkiyeye geldiğini söylemiştir.

Memleketimizde de ticaret erbabı ve resmî teşekküller ile görüşmeler ya­pacak olan Mr. Burting, basın toplantısında Amerikanın iktisadî kudretini doğuran ekonomik siyasetini açıkla­mıştır. İktisadi kudretin koorperasyonlardan gelmediğini izahla Amerikada 25 binden fazla işçi istihdam eden büyük şirketlerin 568 civarında olarak Amerika ekonomisinin ancak 1/5 ini işgal ettiğini, asil kuvveti ise 176 bin adet küçük firmaların teşkil ettiğini söylemiştir.

Mr. Burting «büyük teşebbüslerin Amerika iktisadî hayatı için verimli ol­madığını kasidetmedim, tavzih etmek istediğim nokta Amerikada hususî kü­çük teşebbüsün genişlemesini temin eden bir sahanın mevcut olduğu ve bunun neticesinde de dev teşebbüs­lerin doğmuş olmasıdır» demiş ve Amerikada büyük bir iktisadî kudreti dcğuran iktisadî siyaseti belirtmiştir. Burting sözlerine devamla demiştir ki:

«Orta Şarkta çeşitli sanat erbabı ile temas ederek onların noktai nazarını öğrendim. Benden öğrenmek istedik­leri ekonomik mevzuda gelişmek ve büyük endüstrinin nasıl kurulacağı ile alâkalıydı. Orta Şarkta yer alan zih­niyetin küçük teşebbüsü teşvik eder mahiyette olması şayanı şükrandır. Büyük işlerin devlet tarafından yapıl­ması veya devletin yardımı yolunda Amerikada da bir inanç mevcuttur.»

Salı gününe kadar memleketimizde bulunacak olan Earl Burting, Sümerbank, Etibank, Makine ve Kimya En­düstrisi, Sarıyar barajı ve Zonguldaktaki tesisleri ziyaret edere'k ilgililerle temaslarda bulunacaktır.

31 Mart 1956 Yenice :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün, Çan ve Bigayı ziyaretten sonra beraberin­deki zevatla birlikte Yeniceye gelmiş, Balıkesir mebusları ile Balıkesir Valisi ve Yeniceliler tarafından sevgi tezahürleriyle karşılanmıştır.

1953 zelzelesinde hemen hemen evleri yerle bir hale gelmiş bulunan Yeniceliler, Reisicumhur Celâl Bayarı   tam bir bayram neşesi içinde karşılamış­lardır.

Alkışlar arasında otomobilden inen Reisicumhur Celâl Bayar, halkla bir­likte yürüyerek hükümet konağına gelmiş ve balkondan meydanı doldu­ran Yenicelilere hitap ederek «yeni evlerini de güle güle oturun, çok be­ğendim» demiş ve gösterilen muhab­bete teşekkür etmiştir.

Yenice, yeni yapılan binalariyle mo­dern bir kasaba manzarası arzetmektedir.

Hükümet konağında Yenice Kayma­kamı ve diğer alâkalılar tarafından Devlet Reisimize zelzeleden hasar gö­ren evler, yapılan çalışmalar ve yeni binalar hakkında .geniş izahat veril­miştir. Bu izahata göre, 1953 zelzele­sinde Yenice kazasında 494 ve köyle­rinde 316 bina tamamen yıkılmış, köy­lerde 1253 bina ağır ve hafif hasara uğramıştır. Felâketzedelere: aynî ve nakdî .deprem yardımı olarak 1.163.526 lira ödenmiş, Yenicedeki resmî bina­lar içinde de 2.153.934 lira sariedilmiştir. Tamamen yeni ve zelzeleye mukavim olarak 300 ev ile hükümet konağt kanalizasyon inşaatı, sağlık merkezi, ortaokul, cezaevi, Ziraat Ban­kası, tekel binası, belediye binası yap­tırılmıştır. Postahane, çarşı ve dük­kânlar inşaatı devam etmektedir. Dükkânları, belediye ile Emlâk Kredi Bankası müştereken yaptırmaktadır. Evler de Emlâk Kredi Bankası tarafm'dan yaptırılmış olup iki veya üç odalı tiplerdendir. İki odalılar 5860, üç odalılar 7860, liraya çıkmaktadır. Hükümet felâketzedelere üçer ibiner lira yardım yaptığından evler üçer bin lira, daha. ucuza mal olmakta ve bedelleri 20 sene kredili olarak Öden­mektedir. Ev yapma kisıtiyenlere bele­diye tarafından ucuz arsa ve Emlâk Kredi Bankasından da kredi veril­mektedir. İçme suyu tesislerine baş­lanmak, üzeredir. Elektrik işi de yakın zamanda hallolunacaktır. Dış ve iç elektrik tesisleri yapılmış olup yakın­da bir elektrojen grubu da temin edi­lecektir. Eski Yeniceden işe yanyabileoek evler tamir edilmiş ve yeni ya­pılanlarla birlikte bina adedi 500 ü geçmiştir. Senede 4000 kilo tütün yetiştirmekte olan Yenicede halkın tü­tün kurutma ihtiyacın temin için ev­lerin Önüne birer kurutma yeri gene bankaca yaptırılacaktır.

Reisicumhur Celâl Bayar Yeniceyi işi yaretinden  sonra Balıkesir’e  hareket

etmiştir.  

Biga :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberin­de Ziraat Vekili Esat BudakoğTu, Çanaikkıale mebusu Nurettin Alpkartal Çanakkale Valisi Cemal Tarlan Gene­raller ve diğer zevat olduğu halde ibu saibaih Çanakkale'den hareketle evvelâ Çana ve müteakiben de, güzergâh üzerinde bulunmamasına rağmen Bi­galıların davet ve arzusuna uyarak Bigaya gelmiştir.

1953 senesinde büyük bir zelzele fe­lâketi geçiren Çan halkı, Devlet Re­islerini büyük "bir kafile ile yolda, is­tikbal etmişler ve Çanda da, muazzam bir heyecan ve rnuhafeibetle karşıla­mışlardır. Kasaba methalimle otomo­bilden inen Devlet Reisimiz Çan hal­kının içten tezahüratı arasında on­larla birlikte yürüyerek yeni inşa edi­len Ziraat Bankasına gelmiş ve ban­kanın kurdelâmm kesmesini Ziraat Vekilinden istemiştir. Ziraat Vekili Esat Budakoğlu kısa bir hitabede bu­lunarak Çanın mamur bir hale gel­mesini görmekle duyulan memnuniye­ti ifade etmiş, memlekete ve Çana ha­yırlı ve uğurlu olması dileği ile kurdelâyı keserek banka binasını aç­mıştır.

Bundan sonra Çan hükümet konağı­na gidilmiş, burada Reisicumhurumu­za 1953 zelzelesini müteakip felâket­zedelere yapılan yardımlar, inşa edi­len yeni binalar, ve muhtelif çalışma­lar hakkında geniş izalhat verilmiştir. Bu izahata göre kaza merkezinde zel­zelede 365 bina, köylerde de 604 bina yıkılmış ve büyük hasarlar görmüş­tür. Hasara uğrayan binalardan 925 ine deprem tahsisatından yardım ya­pılmış ve ÇarJda 537 yeni bina inşa olunmuştur, Zelzeleden zarar gören mektepler tamir edildiği gibi Çan ve köylerinde yeniden 12 ilkokul yaptı­rılmıştır. Felâketten sonra Emlâk Kredi Bankası tarafından 65 aileye 213.000 iiralık kredi açılmış, kasaba merkezinde muhtelif binaların tami­ri için 234.953 lira sarfedilmiş, mer­kez kaza ve köylere 137.861 liralık ay­nî yardım. yapıMığı gibi kasaba bele­diyesine 161.332 liralık bir yardım ve­rilmiş ve kaza merkezinde resmî bi­nalar için 1.279.789 lira sarfedümiştir. Yine verilen malûmata göre, Çan kazasının 65 köyünde 59 unun ilkokul işi, 43 ünün içme suyu halledilmiştir.

Su işinde hükümet 97.000 ve köylüler de 23.000 lira yardımda bulunmuştur. Çanda on linyit ocağı faaliyette bu­lunmakta, ve senede 300.000 ton istih­sal yapılmaktadır.

Zelzeleden sonra hükümet konağı, sağlık merkezi,  cezaevi ve karakolu,ortaokul, kasabanın elektrik ve su işi, santral, belediye ile Ziraat Bankası ve PTT binası yeniden yapılmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, Çandan ha­reketinden evvel, hükümet konağı et­rafında kendisini beklemekte olan Canlılara, gösterdikleri muihaıbbotten dolayı teşekkür etmiş, yeni evlerinde neşe içinde oturmalarını dilemiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar müteakiben yol üzerindeki köylere de uğrayarak, buralardaki vatandaşlarla hasbıhalde bulunduktan sonra Bigaya gelmiş ve halk tarfından büyük bir sevinçle karşılanmıştır. Hükümet konağında Biıga. hakkında izahat alan Devlet Re­isimiz, müteakiben Yeniceye mütevec  Bigadan ayrılmıştır.

İngiliz Hariciye Vekilinin kısa dalga radyosuna beyanatı:
12 Mart 1956

Ankara :

Memleketimizi resmen ziyaret etmekte olan İngiliz Hariciye Vekili ek­selans Sehvyn Lloyd Ankara Radyosu kısa dalga postasına kendi sesiyle yayınlanan şu beyanatı vermiştir:

Türkiyeye yaptığım bu ziyaretle, Reisicumhur Celâl Bayar, Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprülü ile yapmış olduğum görüşmeler, benim için hususî bir memnuniyet vesilesi teşkil etmiştir. Memleketlerimiz, bir seri ittifaklarla perçinlenmiş ananevi ve sıkı dostluk bağlariyle yekdiğerine merbut bulunmaktadır. Bu ittifak­lardan en sonuncusu Bağdat Paktıdır. Bundan birkaç gün evvel Bağdat Paktı Konseyinin Bağdatta akdettiği gayri resmî bir toplantıya iştirak imkânına sahip oldum, bu toplantıda bütün üyelerin göstermiş olduğu gaye birliği üzerimde çok iyi bir tesir bırakmıştır. Bizim Bağdat Paktını her bakımdan desteklemek azmimiz geçenlerde Sir Anthony Eden tara­fından Avam Kamarasında açıkça belirtilmiştir.

Kilit bir mevkide bulunan memleketiniz hür dünyanın savunma siste­minde mühim bir role sahiptir, biz İngilizler, hükümetinizin ve bütün Türk milletinin bu rolü cesur ve mesuliyetti bir tarzda ifade etmekte ol­masını, samimî bir hayranlıkla müşahede etmiş bulunuyoruz.

Geçen iki gün zarfında devlet adamlarınızla yapmış olduğum görüşmeler, buraya gelmeden evvel sahip olduğum intibaı, yani beynelmilel mesele­leri alâkadar eden bütün mühim dâvalar bakımından hükümetlerimizin görüş birliğine sahip olduğunu, teyit etmiş bulunmaktadır. Bütün bu dâvaiar hususunda hükümetinizle en sıkı temaslarda bulunmaya devam edeceğiz. İşte hükümetlerimiz bugün imzalamış olduğum kültürel anlaş­mayı bir ruh çerçevesinde yapmış bulunmaktadır.

Ankaraya muvasalâtımda ilk yaptığım işlerden biri de yeni Türkiyenin kurucusu büyük lideriniz Atatürk için inşa edilmiş bulunan kutsal Anıt Kabri ziyaretim olmuştur. Biz İngilizler onun Türk milleti için çizmiş olduğu âkiiâne ve ferasetli yolu pek iyi biliyoruz ve sizin sebat ve azimle onun izinden yürümekte olduğunuzu müşahede etmekteyiz.

Son zamanlarda Türkiyenin muhtelif bölgelerinde büyük hasarlara se­bebiyet veren ve üzüntü yaratan felâket haberlerinin büyük yangının, zelzele felâketinin ve seylâpların biz İngilizleri ne kadar müteessir etmiş olduğunu bu münasebetle beyan etmek lüzumunu hissediyorum.

Bildiğiniz gibi buraya Türkiye hükümetinin misafiri olarak geldim. Ve bana gösterilen hüsnükabul ve büyük misafirperverlikten dolayı son de­rece minnettarım.

Bu vesile ile Türkiye hükümeti ve Türkiye milletine İngiliz hükümeti ve İngiliz milletinin selâmlarını getirmek fırsatına nail olduğumdan dolayı çok mütehassisim.

Müşterek tebliğ :

Ankara :

İngiliz Hariciye Nazın Mr. Selv/yn Lloyd'un Türkiyeye yaptığı resmî ziyaret münasebetiyle neşredilen müşterek tebliğ:

İngiltere Birleşik Krallığı Hariciye Nazırı Mr. Selwyn Lloyd'un Türkiye­ye yaptığı ziyaret, Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Prof. F. Köprülü ile birlikte dün öğleden sonra ve bugün sabahleyin, dünya du­rumunu etraflı şekilde gözden geçirmelerine imkân vermiştir. Bundan başka, bu resmî toplantılar haricinde de aralarındaki açık ve samimî fi­kir müdavelesini devam ettirmişlerdir.

Dostlar arasında bu şekilde hareket edilmesi icap eder. Müessir ve haya­tiyeti hâiz olan bir dostluk, yalnız buhranlı zamanlarda müracaat edi­lecek resmî bir vesikadan çok daha ileri giden bir keyfiyettir. Bu dost­luk, müttefiklerin, Milletlerarası meseîelerdeki inkişaflar muvacehesin­de müşterek bir hattı hareket ve müşterek siyaset hususundaki mutabakatlerine istinat ettirecekleri temeli teşkil etmesi lâzımdır. Bu, Tür­kiye hükümetiyle Kraliyet hükümetinin sarsılmaz gayesini teşkil etmiş­tir ve edecektir, ve devamlı bir inkişafın ifadesi olup, her iki hükümet buna en büyük ehemmiyeti atfetmektedirler.

Birlikte hareket etmek suretiyle kimseyi tehdit etmedikleri gibi herhangi bir diğer memleketin meşru gaye ve emellerini tehlikeye düşürme­mektedirler.

Kuzey Atlantik Andlaşması teşkilâtı ve Bağdat Paktı devletlerinin kur­dukları birlik, tedafüi mahiyette ittifaklar olup Birleşmiş Milletler Andlaşmasma tamamen tetabuk etmektedir. Bu teşkilâtların askerî mahi­yetteki hükümleri sulhun en sağlam teminatını teşkil eylemektedir, bu anlaşmaların, ekonomik ve sair cepheleri de vardır ki her iki hükümet, bunları da inkişaf ettirmek kararındadır.

Türkiye ve Birleşik Krallık hükümetleri, Kuzey Atlantik Andlaşmasiyle Bağdat Paktını desteklemekte olduklarını bir defa daha teyit etmeği şu sırada isabetli görmektedirler. Bu andlaşmalarm müessiriyetini temin için iktidarlarında olan her şeyi yapmağa azimlidirler. Niyetlerinin bu açık ve sarih ifadesinin sulh gayesine hizmet edeceği kanaatindedirler.

Bu ziyaretten bilistifade, iki memleketin müşterek menfaatlerinin bir ifadesini teşkil etmek üzere, bir kültür anlaşması imzalanmıştır.

Görüşmelerin sonunda, her iki taraf, iki memleket arasındaki dostluğun sağlam temellerine istinat ederek, kendi emniyetlerini, sulhu ve hür dün­yanın refahını temin için mümkün olan her teşebbüsü yapmak üzere, en sıkı şekilde temas halinde bulunmak hususundaki kararlarını tekrarla­mışlardır.

İngiliz Hariciye Vekilinin Basın Konferansı:

Ankara:

Hükümetimizin resmî davetlisi olarak memleketimizde bulunan İngiliz Hariciye Vekili ekselans Selwyn Lloyd bugün saat 18.15 te İngiliz Bü­yükelçiliğinde bir basm konferansı tertip etmiştir.

Kırkı mütecaviz yerli ve yabancı basm ve ajans mümessillerinin hazır bulunduğu toplantıda, ekselans Selwyn Lloyd söze Türkiyeye gelmekten duyduğu memnuniyeti ve hazzı belirtmekle başlamış ve İngiliz Başvekili Sir Anthony Edenin iki defa Türkiyeye gelmek üzere, bulunmasına rağ­men anî rahatsızlığı sebebiyle bu ziyaretten mahum kaldığını tebarüz ettirdikten sonra demiştir ki:

«Bugün Reisicumhurunuz tarafından kabul edilmek şerefine mazhar oldum. Kendisiyle yapmış olduğum görüşmeden şimdi avdet etmiş bu­lunuyorum. Bundan başka Başvekil ve Hariciye Vekilinizle iki uzun gö­rüşme yaptım ve kendileriyle daha az resmî olan vesilelerle de buluşmak fırsatını bularak gayet geniş ve samimî bir görüş teatisinde bulundum. Bunun gerek Türkiye, gerekse İngiltere için faydalı olduğu kanaatinde­yim. Hâlen İngiliz dış politikasının esas noktalarından biri Türkiye ile sıkı dostluğumuz ve ittifakımızdır. Türkiye ile birçok bakımlardan birbi­rimize bağlıyız. Bunlar arasında Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtında ve Bağdat Paktında ikimizin de üye olması hususudur. Bu bakımdan size Bağdat Paktı hakkında izahat vermek isterim. Türkiye bu paktın kurucu üyelerinden biridir. İngiliz hükümetinin durumunu da Türkiyede tama­men izah etmek isterim. Sir Anthony Eden Avam Kamarasının 7 mart­taki toplantısında şöyle demiştir: «Politikam kâfi derecede sarihtir. Ben Bağdat Paktının yapıcılarından biriyim. Bundan gurur duyuyorum ve tamamen paktı destekliyorum.» Sir Anthony Eden sözlerine şunları da ilâve etmiştir:

«Bağdat Paktım kuvvetlendirmek ve onun bütün üyelerine sadık kal­mak azmindeyiz.» Son dört beş gün zarfında Pakistan, Irak, İran devlet adamlariyle görüştüm. Şimdi Türk devlet adamlariyle de görüşüyorum. Bu görüşmelerim sırasında Bağdat Paktının üyelerinden dördünün pak­ta karşı sarsılmaz bir imana ve güvene ve bunu muvaffakiyete ulaştır­makta ayni derecede sarsılmaz bir azime sahip olduklarım müşahede ettim. Bu pakt, kimseyi tehdit etmiyen, üyelerinin iktisadî ve içtimaî durumlarını, hariçten yapılacak bir tecavüz, sızma ve fesatçı faaliyet tehdidinden arı olarak geliştirmek için tesis edilmiş güvenlik ve istikrar temin edecek bir tedafüi ittifaktır.

Paktın iki veçhesi vardır. Askerî ve iktisadî veçhesi, her ikisi de mü­himdir. Askerî emniyet, güvenlik olmasa iktisadî gelişme tahakkuk et­tirilemez. İktisadî gelişme tahakkuk ettirüemediği takdirde de lüzumlu askerî gayretler için vasıta, kavnak temin olunamaz. Bu bakımdan her ikisi birbirinin tamamlayıcısı mahiyetindedir. Biz her iki sahada üzerimize düşen rolü oynamak düşüncesindeyiz.

İngiliz  Türk münasebetlerinin diğer bir veçhesi tabiatiyle Kıbrıs mese­lesiyle ilgilidir. Kıbrıs meselesinde son gelişmeyi Başpiskopos Makariosun sürülmesi teşkil ediyor. Kendisiyle bir anlaşmaya varmak için ma­kul olan her çareye başvurduk. Ve bu müzakereler sırasında Türk hü­kümetiyle sıkı bir temas muhafaza ettik. Fakat anlaşmaya varmak için sarfettiğimiz gayretler akim kaldık. Bu akamette bizim en ufak bir kusurumuzun olduğunu zannetmiyorum. Kıbrıs Valisinin de söylemiş olduğu gibi Başpiskoposa şiddet ve tedhişçiliğin başlıca vasıtası olan si­yasî bir mücadelenin liderine yapılacak muameleden başka muamele tarzı kalmadı ve bu sebepten sürüldü. Vazifemiz adada kanun ve nizamı yeniden tesis etmektir. Ve biz bunu yapmaya azmetmiş bulunuyoruz ve bu vazifede Kıbrıs halkının çok ufak bir azınlığı hariç herkes tarafın­dan destekleneceğimize inanıyorum.»

Daha sonra İngiliz Hariciye Vekili, Ankaraya yapmakta olduğu bu zi­yaretten bilistifade bugün imzalanmış olan Türk  İngiliz kültür anlaş­ması mevzuuna da temas etmiş ve demiştir ki:

«İki memleket arasında bir kültür anlaşması imzalamak için Ankaraya vaktinde gelmiş olmak gibi büyük bir saadete eriştim. Bunu bu sabah müzakerelerimizin sonunda Hariciye Vekilinizle birlikte imzalamak şe­refine mazhar oldum. Bu anlaşma neticesinde memleketlerimiz ara­sındaki münasebetlerin ve milletlerimiz arasındaki anlayışın daha da gelişeceğini samimiyetle ümit ediyorum. Size temin edebilirim ki, İngilterede bizler Türk milletinin istikrar ve cesaretine ki bu cesaret ve istikrar Türk milletini birçok Milletlerarası müşkül durumdan çıkma­sına yardım etmiştir en büyük hürmeti beslemekteyiz.

Müteakiben ekselans Selwyn Lloyd gazeteciler tarafından sorulan muh­telif sualleri cevaplandırmıştır. Sorulan sualler ve cevapları şun­lardır:

Kıbrıs meselesi için, ilgili memleketler arasında bilinen hal çarelerinden başka Türk basını iki hal çaresi daha ileri sürmüştür.

Adada İngiltere, Türkiye ve Yunanistanla beraber muhtemelen Ku­
zey Atlantik Paktı teşkilâtının katılacağı müşterek bir idare kurul­
ması,

Kibrisin Türkçe ve Rumca konuşan halk arasında taksimi adaya
zamanla şelf  determination hakkının tanınmasına karşı ileri sürülen
bu iki şıkkın tatbik kabiliyeti hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Bu soruya verdiği cevapta İngiliz Dışişleri Vekili Kıbrısta yapılması ge­reken birinci işin nizamı yeniden tesis etmek olduğunu, bundan bütün ilgili tarafların işbirliğiyle bir idarî muhtariyet (şelf  government) şekli üzerinde anlaşmak gerekeceğini, hazırlanacak herhangi bir Anayasada Türk azınlığının haklarını korumaya azamî dikkat sarfedilmesi lâzım olduğunu söylemiş ve «kanaatimizce tutulacak en uygun yol budur» diyerek soruda öne sürülen iki şıkkın tatbikatta büyük güçlükler ortaya çıkaracağını belirtmiştir.

Sual Bölgemizdeki son gelişmeler gözönünde tutulacak olursa;

Bağdat Paktı başlangıçta kendisine beslenen ümitleri doğrulamış sa­
yılabilir mi? Ürdünün kesin olarak Mısır ve Suudî Arabistanla bir safa
geçmesi bunun bir sonucu olarak ta Irakm siyasetini değiştirmesi ha­
linde dahi Bağdat Paktının bu bölgede müessir barış ve istikrar unsuru
sayılabileceğine kani misiniz?

Birleşik Amerikanın Bağdat Paktına katılması ihtimali şimdi zayıf­
lamış mıdır, yoksa kuvvetlenmiş midir? Mr. Dulles   tarafından ortayş.
atılan Kuzey şeddi fikrini gerçekleştirilebiîmek üzere böyle bir paktın
meydana getirilmesinde Amerika ön ayak olduğu halde Amerikanın
pakta üye olmak hususundaki isteksizliğini nasıl izah edersiniz?

2 nci suale verdiği cevapta Selwyn Lloydt, birinci kısmının kendisinden ilerideki gelişmelere ait bazı tahminler beklediğini, halbuki durum üze­rinde pesimist bir tahmine bağlanmanın doğru olmayacağını ileri sür­müş ve Bağdat Paktının Orta Doğu bölgesinde müessir bir barış ve is­tikrar unsuru olduğunu belirtmiştir.

İkinci kısmı için ise «Bunu cevaplandırmak Amerikan hükümetine dü­şer, diyen İngiliz Hariciye Vekili, gerek kendisinin, gerek İngiliz Baş­vekili Sir Anthony Edenin Birleşik Amerika Başkanı Einsenhovver ve Ha­riciye Vekili Dulles ile yaptıkları muhtelif görüşmelerde Amerikanın bu paktı kuvvetle destekliyeceği hususunda kendilerine teminat vermiş ol­duğunu ve bu teminata gerçekten inandıklarını belirtmiştir.

Sual: İsrail ile Arap memleketleri arasındaki bir çatışma otomatik ola­rak Bağdat Paktının bütün üyelerini harekete geçirir mi? Yoksa 1950 üçlü deklârasyonun bu deklârasyona dahil bulunmıyan bazı Bağdat Paktı üyelerini harekete geçirmeksizin de işlemesini mümkün görüyor musunuz?

İngiliz Hariciye Vekili bu sualin birinci kısmına vereceği cevabın kesin bir «hayır» ikinci kısmına vereceği cevabın ise kesin bir «evet» olaca­ğını bildirmiş ve İsrail ile Arap memleketleri arasında vukubulacak bir çatışmanın Bağdat Paktı üyelerini otomatik olarak harekete geçirmiyeceğini, 1950 üçlü deklârasyonunun, bu deklârasyona dahil bulunma­yan Bağdat Paktı üyelerini harekete geçirmeksizin de işlemesinin müm­kün olduğunu tebarüz ettirmiştir.

Sual Bugün neşredilen resmî tebliğin ikinci maddesi şayanı dikkat­tir. Bu madde Türkiye ile İngiltere arasındaki dostluğun herhangi bir ahdî vesikayı ve bunun tesirini geride bırakacak kadar gerek samimi­yette, gerekse müessiriyette inkişaf etmiş bulunuyor. İngiliz Hariciye Vekilinin Nato Teşkilâtı, Bağdat Paktı ve Kıbrıs meselesi hakkında Türk matbuatını çok sarih, kat'î ve dostane bir şekilde tenvir etmeleri bu in­kişafın delili sayılır. Türk matbuat mensupları bu arada şahsım bunun­la birinci sihan harbine kadar İngiltere ile Fransanm münasebetlerini tayin etmiş olan antant cordia ve bunun emniyet ölçüsünü hatırlamak­tayız. Antant cordial ile iki dost memleket yarım asra yakın bir müddet Avrupa politikasını beraber yürütmüşlerdir. Resmî tebliğin ikinci pa­ragrafında çok güzel bir ifadesini bulan Türk  İngiliz dostluğunun betahsis Orta Doğuda bu iki devletin ayni şekilde daima birbirleriyle an­laşmaya çalışmaları Orta Doğunun sulh ve istikrar yolunda yeniden tanziminde müsbet bir rol oynamalarını temin edecek mahiyette midir?

Bana bu suali tevcih eden gazeteci arkadaşa çok minnettarım ve ayrıca izhar ettiği iyi niyet ve komplimanlara da çok müteşekkir kaldığımı belirtmek isterim. Hakikaten gösterilen bu büyük alâkadan dolayı da şeref duydum.

Antant Cordial atmosferine uygun olarak Türkiye ile İngilterenin müş­terek meselelerini halledeceklerine emin bulunuyorum. Karşılıklı anla­yışın eseri olan bu paktın dünya sulhu için son derecede mühim olan bu bölgeyi sual sahibinin dediği gibi şekillendireceğine ve müşterek ça­lışmalarımıza barışın korunmasının tahakkuk edeceğine inanıyorum.

Sual soran muhterem gazetecinin hâdiseyi objektif olarak almaları sa­yesinde gösterdikleri iyi niyete de muhabbetlerimle mukabelede bulun­mak isterim.»

İngiliz Hariciye Vekili ekselans Selwyn Lloyd müteakiben basın men­suplarına teşekkürlerini bildirmiş ve çok kısa bir zamanda tekrar Türkiyeyi ziyaret arzusunda olduğunu kaydederek konuşmasını bitir­miştir.

Reisicumhurumuzla Pakistanm ilk Reisicumhuru arasında teati edilen telgraflar :

19 Mart 1956

Ankara :

Ekselans İskender Mirzanın Pakistanm ilk Reisicumhurluğuna seçil­mesi münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile müşarünileyh arasında şu telgraflar teati edilmiştir:

Ekselans İskender Mirza

Pakistan Reisicumhuru

Karaşi

Pakistanm bu büyük gününde teşriî formalitelerin tekemmülünü bek­lemeksizin, sizi ve milletinizi, milletim ve kendi adıma en samimî şekil­de tebrik hususunda tehalük göstermekteyim.

Zatı devletlerinizi yakinen tanıdığım için Pakistanlı kardeşlerimizin ilk Reisicumhurları olarak sizi seçeceklerinden emindim. Bizler burada, Resicumhurluğunuzun, Pakistan milleti için olduğu kadar sulhsever milletler camiası için de fevkalâde faydalı ve muvaffakiyetli olacağın­dan emin bulunmaktayız.

Muhterem Reisicumhur, sizlere en muhabbetkâr hislerimi sunarım.

Celâl Bayar

Ekselans Celâl Bayar

Türkiye Reisicumhuru

Ankara

Pakistan Reisicumhuru seçilmem münasebetiyle, ekselanslarının gönderdikleri nazik tebrik mesajları için, Pakistan halkı ve kendi namıma en samimî teşekkürlerimi sunarım.

Ekselanslarının hakkımdaki nazik hislerinin ifadesinden son derece mütehassis oldum.

Türkiye ile Pakistan arasında kurulan sıkı dostluk bağlarının günden güne daha fazla kuvvet bulması ve dünya sulh ve emniyetine hizmet etmesi en hakikî temennimdir.

En yüksek takdir ve hürmetlerimin kabulünü ekselanslarından istirham ederim.

İskender Mirza

Bağdat Paktı Genel Sekreterinin Ajansımıza beyanatı: 20 Mart 1956

İstanbul :

Bağdat Paktına dahil devletlere ilk defa tanışma ziyareti yapan ve altı gündenberi İstanbulda bulunan Bağdat Paktı Teşkilâtı Genel Sekreteri Avni Halidi bu akşam memleketimizden ayrılmıştır.

İstanbulda bulunduğu sırada Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü tara­fından kabul edilen, Hariciye Vekâleti Katimi Umumisi Büyükelçi Nuri Birgi ile temas eden Avni Halidi bugün hareketinden evvel kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine Türkiyeyi ziyareti ve Bağdat Paktı çalışmaları ile ilgili olarak şu beyanatta bulunmuştur:

«Bugün Türkiyeden ayrılırken büyük memleketinizi ziyaret etmekten duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum. Bundan 25 şene evvel de bir talebe olarak memleketinize gelmiştim. O zamandan beri Türkiye büyük inkişaflar kaydetmiş ve dünya milletleri muvacehesinde lâyik olduğu mevkii almıştır.

Türkiyenin bu mevkiinin, Bağdat Paktı âzası olmaşiyle hususî bir mâna kazandığını da söylemekten büyük bir sevinç duymaktayım. Mesul şah­siyetlerinizle yaptığım müteaddit görüşmelerden Türk hükümetinin ve Türk milletinin Bağdat Paktına kuvvetle inandığı ve paktın kuvvetli müdafileri oldukları kanaatini edindim. Umumî kâtip olarak ben Tür­kiyenin pakta karşı olan bu büyük alâkasına daima ehemmiyet atfet­tim. Bağdat Paktı tedafüi bir teşkilâttır. Fakat azaların birçok menfa­atler sağlayacağı diğer cephe ve faaliyet sahaları da vardır. Bağdat Pak­tı İktisadî Komitesi en ehemmiyetli teşkilâttan biridir. Komite mesaisi­ne, geçen ocak ayında, ümit, cesaret verici bir şekilde başlamıştır. Ve umarım ki zaman geçtikçe de bu mesaisini geliştirip genişletecektir. He­pimiz askeri güvenliğimiz için sağlam bir iktisadî temele muhtacız, ik­tisadî refah ve istikrara sahip bir memleket de, tecavüze karşı kendi­sini en iyi müdafaa eden bir memlekettir. Bağdat Paktı İktisadî Komi­tesi büyük bir istikbale namzettir. Artık iş azaların bu komiteden ne kadar ve en iyi ne şekilde faydalanacağına kalmaktadır.

Bağdat Paktı teşekküllerinden birçoğu bir haftaya kadar Tahranda top­lanacaklardır. Askerî Komite, bozgunculuğu Önleme ve irtimat komite­leri ve İktisadî Komite de orada içtima edecekler ve nihayet Nazırlar Konseyi de 16 nisanda Tahranda toplanacaktır. Azaların mukadderatı­na tesir edecek birçok mühim kararlara varılacağından emin bulu­nuyorum.

Basiret, dirayet ve menfaat, Bağdat Paktı âzalarının yekpare bir halde metanetle bir arada bulunmalarını, birbirlerine yardım etmelerini ve pakt mekanizmasından azamî derecede faydalanmalarını emreder. Aza­ların eline hem güvenliklerini takviye, hem de refahlarını arttırmak hususunda büyük ve tarihî bir fırsat geçmiş bulunmaktadır. Tarihî fır­sat asla iki defa çıkmaz, iş artık, pakt âzalarının bu fırsattan ellerinden geldiği kadar en iyi şekilde faydalanmalarına kalmaktadır.

Sözlerime nihayet verirken, beni Öylesine bir nezaket ve misafirperver­likle kabul eden ve ileride bu güzel memlekete bir daha ziyarette bulun­mak imkânını sağlayan hükümetinize tekrar şükranlarımı arzetmek isterim.

Max Thornburg'un basın toplantısı: 23 Mart 1956

İstanbul :

İstanbulda bulunan tanınmış Amerikalı iktisatçı Max Thornburg, bu­gün saat 15.00 te, İstanbul Hüton otelinde bir toplantı tertipleyerek ba­sma şu beyanatta bulunmuştur:

«Orta Şarktaki evimizden Amerikaya yapmakta olduğumuz bu ziyaret esnasında seyahat programımızı Türkiyenin sırf bir dostu sıfatı ile memleketimizde bir hafta kalabilecek şekilde tertipledim.

Yolumun buradan geçeceğini öğrenmesi üzerine sayın Başvekiliniz, ken­dimi şahsî misafiri addetmeni hususunda lûtufkâr bir davette bulundu ve ben de bu daveti sayın Başvekiliniz veya hükümetiniz için ifa edecek her hangi bir taahhüdüm olduğunu hiç bir suretle tazammun etmeksi­zin şahsî bir dost olarak kabul etmekle şeref duydum.

Burada söyliyeceklerim, son yirmi sene zarfında memleketinize yaptığım müteaddit ziyaretlere dayanan şahsî görüşlerimi ifade ve temsil ede­cektir. Keza söyleyeceklerim, Vaşingtonda ve Amerikanın başka kısım­larında kendi vatandaşlarıma nakledeceklerimin de ifadesi olacaktır.

Derhal işaret etmek isterim ki memleketinizi nişlerine olan ilgim, sizin iktisadî durumunuza ve iktisadî usul ve ameliyelerinize münhasırdır, ve kelimenin en geniş mânası dışında siyasî meselelerimize ve bilhassa muhtelif siyasî partilerinizce temsil edilen dahilî siyasî dâvalarınıza hiç bir suretle şâmil değildir.

Söyliyeceğim her hangi bir söze böyle siyasî bir mâna atfetmek, Türki­ye meselelerine olan ilgimi en aşikâr bir şekilde yanlış tefsir etmek olur, ve Türkiyenin esasen kuvvetli olan iktisadî dâvasını Amerikan milletine

arzetmemi ancak daha güçleştirir. Eğer ben bunu, sizin dahilî siyaset meselelerinize sürüklenmeksizin yapamıyacaksam, bana tamamen çe­kilmekten gayri bir şık kalmaz.

Birçok senelerdenberi Amerikada verdiğim konferanslarda Türkiyeyi, tarihin hiç bir istisna tanımadığı bir tezin, yeni, modern mânadaki iç­timaî ve iktisadî istihalenin siyasî istihalece erişilen seviyeyi, diğer bir tâbir ile, memleketin sevk ve idaresne medar oian müesseselerin sevi­yesini, aşamiyacağı tezinin parlak bir misali olarak zikretmişimdir. Kendi içtimaî ve iktisadî ıslâhatını siyasî istihalelerinin fevkinde zorla­yan ve istisnasız akamete uğrayan memleketlerden birçok misal getire­bilirim.

Halbuki Türkiye, son otuz sene zarfında demokratik bir idare sistemini geliştiren, ve bu sistemi, içtimaî ve iktisadi ilerlemenin de ardı sıra ge­leceği teminatını veren çok partili bir parlâmento hayatı halinde nihayet; olgunlaştıran bir memleketin en güzel bir örneğini teşkil etmektedir.

Bu bakımdan Türkiye, umumiyetle müşabih tarihleri olan diğer birçok memleketin takip edebileceği bir yolu göstermektedir, ve onlardan tam bir nesil ilerdedir.

İşte ancak ve ancak bu mâna ve çerçeve dahilindedir ki siyasî mües­seselerinizle ilgilenmekteyim.

Size şunu da söylemek isterim ki bugüne kadar bulunabilen en iyi idare sistemini son otuz sene zarfında siz kendi kendinize vermiş bulunuyor­sunuz. Onu koruyunuz, onu takviye ediniz, ve emin olabilirsiniz ki onun gittikçe ilerleyen koruyucu kanatları altında hiç bir şey sizin içtimaî ve iktisadî ilerleyişinizi durduramıyacaktır.

Şimdi, bu iktisadî ilerleyiş hakkında bir iki sözüm var:

Kısacası ya Türkiye süratli, büyük ölçüde ve uzun vadeli bir malî yar­dım görmelidir, veya Orta Şarkta zaten artmakta olan istikrarsızlığı bir kat daha arttırmak gibi tehlikeli bir ihtimal ile karşılaşacaktır. Ve bunu yaparken de Nato programının ciddî surette tenkisi, halkın batı dün­yası gayelerini itimatsızlıkla karşılaması, ve hiç olmazsa son birkaç sene zarfında Türkiyenin Batı esaslarına göre modernleştiğine dair en bariz bir delil teşkil eden içtimaî ve iktisadî ıslâhat programının kısmen çök­mesi tehlikeleri de belirecektir.

Türkiyenin dayandığı prensiplerin son derece kuvvetli olduğunu, bina­enaleyh hariçten yardım yapılması veya yapılmaması keyfiyetinin Tür­kiyenin azim ve mukadderatını değiştiremiyeceğini söylemek, karşıla­şılan probleme cevap teşkil etmez.

Bu modern dünyada tecavüze karşı emniyeti sağlamak için başvurulan vasıtaları, bütçeye ve emniyet mülâhazası ile istihsal sahalarından zarureten uzaklaştırılan insan gücü üzerine muazzam bir yük tahmil eder.

Hür insanların talep ettikleri içtimaî ve iktisadî ilerleyiş, her türlü müs­tahsil teşebbüslere temel teşkil etmeleri bakımından esaslı olan işlere pek büyük sermaye yatırımlarını zarurî kılar.

Hürriyete sadakatle bağlanmak muhakkak ki hayatî ehemmiyeti hâiz­dir. Ancak bu modern dünyada sermaye de hayatî bir ehemmiyet taşır, ve bunlardan hiç biri diğerinin yerine kaim olamaz.

Türkiyenin bir dostu olmakla beraber şimdi bir Amerikalı olarak konu­şuyorum, ve bir Amerikalı olarak diyorum ki biz Amerikalılar Türkiye­nin karşılaştığı iktisadî zorlukların bugünkünden daha müşkül bir hal almasına müsaade etmemeliyiz, zira en kuvvetli müttefiklerimizden bi­rini tehlikeye düşüren herhangi bir şey bizi de tehlikeye düşürmektedir, Amerikalıların benimsemeleri gereken realist görüş işte budur.

Dikkatimizi ilkönce Türkiyenin dahilî idare tekniğinin tenkidi üzerinde toplamanın şimdi sırası değildir. Bunlar, dünyanın her memleketinde devamlı ve mütehassıs bir dikkate ihtiyaç gösteren teknik meselelerdir, ve Türkiyenin son birkaç sene zarfında sağladığı müsbet başarıların eşini dünyada pek az memleket gösterebilir. Hatalar yapılmadı, demiyeceğim, lâkin fikrimce Türkler bu hataların neler olduğunu, bunların ileride nasıl tashih edilebileceğini bilmektedirler. Ancak ne onların, ne de bizim bunu bilmemiz, sermayenin yerini tutamaz.

Türkiyenin millî bütçesinin yüzde 38 nin Nato emniyet gayelerine tah­sis edildiği, şu veya bu sebeple millî ekonomide henüz tam öiçüde yardım sağlayamıyan, lâkin ileride müstahsil olacak olan teşebbüslere yüz mil­yonlarca liranın yatırıldığı, ve tediyeleri gereken kısa vadeli vecibelerin carî kaynaklan tükettiği şu sırada Türkiyenin en kritik ihtiyacı, dahil­deki iktisadî idaresini mükemmelleştirmek değil, lâkin mevcut ekono­misinin ıslâhını mümkün kılacak bir süre boyunca bu ekonomiyi koru­maktır.Bu ekonomi rnükenımelleştirilebilmek için evvelâ yaşamalıdır.

Geçen sene burada bulunduğum sırada karşılaştığım problemlerden bi­ri, Amerikadan bir istikraz temini bahsindeki Türk dâvasının tarzı tak­dimi ile, memlekette mevcut imkânlar yanında bu istikrazın en faydalı bir şekilde kullanılmasını teminen alınabilecek muhtelif idarî tedbirlerle ilgiliydi.

Kendi bakımımdan artık varit olmıyan sebepler dolayısiyle ben esas is­tikraz ile doğrudan doğruya ilgili şahsî gayretlerimi talik edip dikkati­mi dahilî durum üzerinde teksif ettim. Bu hususları tafsil etmenin ne yeri, ne zamanıdır. Ancak kanaatimce amelî teknik hal çareleri bulun­mayan tek bir teknik problem ile karşılaşmadım.İstitrader. kaydedeyim ki aksine neşredilen bazı haberlere rağmen Türkiyenin bugünkü iktisadî sıkıntılarına hal çaresi olarak devalüasyonu hiç bir zaman tavsiye et­medim.

Türkiye, hâlen yapılması gereken işleri başarmak kabiliyetini ispat et­miştir, ve bu maksat için elzem olan malî kaynaklar kendisine verilebil­diği takdirde Türk ekonomisi gerek dahilî ve gerek haricî istikran iade ve idame ettirecek şekilde sevk ve idare edilebilir.

Nihayet, kendi memleketimde söyliyeceğimi burada tekrar edeyim: Dü­şünceme göre, Amerika için ancak iki şıktan biri mevcuttur: Ya Türkiyeye süratle ve büyük ölçüde malî yardımda bulunacaktır, veya dün­yanın bu kısmında biz Amerikalıların güvenmekte olduğumuz yegâne kaleyi muhakkak surette veya hiç değilse muhtemelen elden kaçırmak tehlikesi ile karşılaşacaktır.»

Max Thornburg müteakiben gazetecilerin muhtelif suallerini cevap­landırmıştır.

Amerika memleketimize 14 milyon dolarlık âcil iaşe maddeleri yardımı yapıyor

26 Mart 1958

Ankara :

Yurdumuzdaki son tabiî âfetler dolayısiyle Amerika Birleşik Devletleri hükümeti bugüne kadar yaptığı yardımlara ilâveten 14 milyon dolarlık iaşe maddeleri yardımı yapmaya karar vermiştir. Bu maksatla bugün saat 18 de Hariciye Vekâletinde Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Mua­vini, ve Milletlerarası İktisadî İşbirliği Genel Sekreteri Melih Esenbel, Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Umum Müdürü Taha Carım, Amerikan Maslahatgüzarı Mr. Cohler, Amerikan İktisadî Yardım Heye­ti Başkanı General Riley, Amerikan Haberler Merkezi Müdürü Mr. Welles ile Büyükelçilik erkânı ve basın mümessillerinin hazır bulundu­ğu merasimde yardımın miktarı ilân edilmiş ve bugün ayni saatte Ankarada ve Washingtonda yayınlanmış olan tebliğ basma verilmiştir.

Tebliğin basma verilmesi esnasında Amerikan Maslahatgüzarı Mr. Coh­ler yapılan yardımın hükümetin resmî yardımı olmaktan ziyade Ame­rikan milletinin arzusunun bir ifadesi teşkil ettiğini söylemiş, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Muavini Melih Esenbel verdiği cevapta «Bu asîl jest Amerikan hükümetinin ve milletinin Türkiyeye göstermekte oldu­ğu yakın alâkanın yeni bir tezahürüdür. Bundan dolayı teşekkürlerimi­zi bildiririz.» demiştir.

Her iki memlekette ayni saatte neşredilen tebliğin metni şudur:

Tebliğ :

Milletlerarası İşbirliği Teşkilâtı bugün Birleşik Amerika hükümetinin Türkiyenin muhtelif bölgelerinin ahiren maruz kaldığı felâketler sebe­biyle vukua gelen zararların telâfisine yardım etmekte olduğunu bildir­miştir.

Türk milletine Amerikan milleti adına verilmekte olan bu yardım, 40.000 ton buğday, 3.600 ton süt tozu, 2615 ton tereyağ, 2615 ton peynir, 1000 ton un ve 250 ton pirinci ihtiva etmektedir.

Türkiyede şiddetli bir kışı müteakip vuku bulan bu felâketler cümlesin.den olmak üzere su baskınları binlerce kişiyi evsiz bırakmış, ciddî hasar­lar tevlit eden depremler vuku bulmuş ve Karadeniz sahilinde Gerze ka­sabasındaki yangın büyük can ve mal kaybına sebep olmuştur.

Milletlerarası İşbirliği Teşkilâtı makamları, gıda maddelerinin Türkiye­ye en kısa zamanda irsalini temin için gereken muameleye tevessül olunduğunu bildirmiştir. Bu erzakın Türkiyeye kadar nakliye ücreti de Birleşik Amerika tarafından deruhte edilecektir. Aynı makamların ifa­desine göre, Türkiyeye yapılmakta olan bu yardıma dahil hububat, acil bir yardım tedbiri olarak felâketzedelere ücretsiz olarak tevdi edilmiş bulunan Türk stoklarının telâfisinde kullanılacaktır.

Diğer gıda maddeleri, Türkiyedeki muhtaç kimselere ücretsiz olarak tevzi edilecektir.

Bu erzak Türkiyeye, Amerikan ziraî emtia stoklarının hür dünya mem­leketlerine yapılacak yardımlar için kullanılmasına müsaade eden zi­raî maddeler ticaretinin geliştirilmesi ve yardımlaşma kanunu daire­sinde verilmektedir.

Bu arada, Birleşik Amerika hava kuvvetleri şimdiye kadar 2.500 batta­niye, 6.000 parça giyim eşyası, 2.000 gaz sobası ve 60 ton pirinç, süt to­zu, peynir, fasulya ve margarin de dahil olmak üzere Türkiyeye 23 tay­yare dolusu acil yardım maddeleri taşımıştır.

Diğer taraftan bu vesile ile Birleşik Amerika hükümetinin 14 milyon dolarlık gıda maddesi yardımı kararını bildiren ve buna Türkiye hükü­meti tarafından verilen teşekkür cevabını muhtevi notalar teati olun­muştur.

Münakalât Vekilinin Amerikanın Sesi radyosuna beyanatı:

28 Mart 1956

Ankara :

Münakalât Vekili Arif Demirer, Pariste 22 martta yapılmış olan Müna­kalât Vekilleri toplantısından sonra kendisine ihtisaslarını soran Ame­rikanın Sesi radyosu muhabirine şu beyanatta bulunmuştur:

«Avrupa Münakalât Nazırları 4 üncü toplantısını Pariste, Avrupa İkti­sadî İşbirliği Teşkilâtının merkezi olan Chataux de la Muette'de 22 Mart 1956 perşembe günü yaptı.

Bu toplantıda Türkiyeyi Münakalât Vekili sıfatiyle temsil etmekle şeref duyarım.

D.D.Y. Umum Müdürü Safa Yalçuk da bana refakat etti. Bildiğiniz gibi bu konferansın gayesi, Avrupa memleketleri arasında bütün iktisadî, iç­timaî, kültürel ve turistik münasebetlerle müdafaanın temeli olan mü­nakalât sistem ve münasebetlerini işletmecilik bakımından Islâh, tan­zim ve koordone ederek birbirini tamamlayan tek bir sistem haline ge­tirmektir.

Bu istikamette yapılan ve halen devam etmekte olan çalışmalar senelerdenberi tahakkukuna gayret edilen Avrupa birliğine ulaşmak, için atılan en müsbet adımlardan da biridir.

Çok eski tarihlerden beri denizlerde, karada ve nihayet havada nakliye vasıtalarının, millî hudutları aşarak insanların ihtiyaç ve menfaatleri­ne imkân nisbetinde hizmet ettiği malûmunuzdur. Fakat şurası da mu­hakkaktır ki, memleketlerin malî imkânlarında, idarî ve siyasî şartla­rında kullandıkları vasıtalarla işletmecilik politikalarındaki farklar dolayısiyle bazı güçlüklerin zaman zaman tezahür ettiği de inkâr oluna­maz.

Münakale gibi mühim bir mevzuun mümkün mertebe en geniş bir sahada ve tek bir norm dahilinde tahakkuk ettirilmesindeki faide bugün ar­tık bir bedahet haline gelmiştir. Sahası geniş dost ve müttefik memle­ketler bu hususta en bariz bir misal olarak alınabilir. Binaenaleyh, Av­rupa Münakalât Nazırları toplantısının halen el aldığı mevzu, nakil va­sıtalarının bu birliğe dahil âza memleketlerde işleyen vasıtaların müş­terek prensiplere bağlanmasını mümkün kılacak şekilde bir işbirliği ya­pılmasını temine matuftur. Ben de memleketimin bir temsilcisi olarak ve arkadaşımın kıymetli yardımiyle ve bilhassa hükümetimizin sayın reisinin irşad ve direktiflerine istinaden bu gayenin tahakkukuna çalış­tığım için bilhassa bahtiyarım.

Sulhu kendine gaye edinen memleketlerimizin ve bu arada aziz ve mu­kaddes Türkiyemizin, bu vadide yaptığımız mesainin kolaylaştırılması ve ulaşmak istediğimiz gayeye erişilmesine en halisane bir şekilde mü­zaheret edeceğimden emin olarak muhterem ve sevgili vatandaşlarımı hürmet ve muhabbetle selâmlarım.»

Başvekil Adnan Menderes'in aîansımıza beyanatı:

Ankara :

Kardeş ve müttefik Pakistana yaptığı resmî ziyaretten sonra Ankaraya avdeti münasebetiyle Başvekil Adnan Menderes ajansımıza aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Pakistana yaptığım ziyaretin hatırasını daima bütün hararetiyle mu­hafaza edeceğim.

Milletimizin kardeş Pakistan milletine ilham ettiği sevginin itimat ve itibarın ne kadar sağlam ve derin olduğunu delilleriyle bizzat mahallin­de müşahede etmekten, bir Türk olarak sonsuz iftihar duydum. Biz Türklerin de bu en büyük müslüman devletine ve Pakistan milletine karşı aynı samimî ve derin hisleri beslemekte ne kadar haklı olduğu­muzu daha iyi anladım. Şahidi olduğum tezahürler karşısında gözlerim yaşardı.

Pakistanlıların ne kadar temiz kalpli, hislerinde ne kadar samimî ve insaniyet ideallerine ne sarsılmaz imanla bağlı olduğunu kendi gözle­rimle görerek, sulhun ve adaletin dünyada hâkim olması gayesine bağlı bir insan olarak büyük inşirah duydum.

Başta muhterem Reisicumhurları ve Başvekilleri olduğu halde idareci­lerinin kiyaset ve dirayeti ve halkının maddî ve manevî kuvvetiyle Pa­kistan insanlığın medarı iftiharı bir memlekettir.

Dünyanın bin türlü tehlikeler, hasis hesaplar, tahakküm emelleri ve şantajlar içinde çırpındığı devrimizde Pakistan gibi dürüst, mesuliyet­lerini iktiham etmesini bilen, medenî cesaret sahibi ve hayırhah bir memleketin kıymetini takdir etmek lâzımdır.

Pakistan ricali ile geniş siyasî müzakereler yaptıktan başka, Cumhuri­yetin ilânı merasim ve şenlikleri münasebetiyle Karaşiye gelmiş olan kıymetli müttefiklerimiz Irak ve İranın muhterem Hariciye Nazırlarının da iştirakiyle, Pakistanlı dostlarımızla birlikte çok faydalı bir müş­terek toplantı yapmak fırsatına nail olduk.

Büyük bir samimiyet ve açık kalplilik içinde cereyan eden bu toplantıda dünyadaki siyasî durumun gittikçe daha nezaket kesbettiğini hususiy­le Asyanm ve OrtaŞarkın gittikçe daha tehlikeli bir manzara arzetmekte olduğunu müttefikan müşahede ettik. Merbut bulunduğumuz sulh ve adalet ideallerinin korunmasının ancak, açık ve dürüst hareket edenlerle ivicacîı yollar takibini usul ittihaz edenler arasında icap eden tefrik yapılıp, dürüst hareket edenlerin aralarında tam tesanüt halinde sarih bir işbirliği yapmaları ile mümkün olabileceği üzerinde de muta­bık kaldık.

Orta Şarkın ve umumiyetle Asyanın maruz bulunduğu türlü tahrikler ve tehlikeler karşısında Bağdad Paktının süratle takviyesinin bir zaru­ret halini aldığını müşahede ettik. Bu itibarla, gelecek ay Tahranda vu­ku bulacak olan Bağdad Paktı Daimî Konseyi toplantısının alelade top­lantılardan birisi olmayıp mühim kararların alınmasına müncer olaca­ğını şimdiden söylemek mümkündür.

Filhakika, dünya vaziyeti zaman zaman iyice tetkik edilerek sağlam teşhisler konulmasının ve bu teşhislere göre müşterek hareket hattı tesbit edilmesinin ehemmiyeti aşikârdır. Tazyikler ve tehditlerle, gizli ve açık tezvirat ve yıkıcı faaliyetlerle tahakküm veya prestij politikası takip edenlere karşı şimdiye kadar gösterilen müsamahaların, herkesi memnun etmek gayesiyle takip olunan mumaşatkâr hattı hareketin, maalesef daima makûs neticeler verdiği, yani insafsız ve yolsuz şekilde hareket edenleri makul olmağa sevketmek şöyle dursun onları, bilâkis günden güne daha müteaddi ve mütecaviz bir hattı hareket takibine sevkettiği bir hakikattir. Bu vaziyet muvacehesinde teşebbüsü ele alma­yıp kendimizi hadisatm cereyanına terketmemiz felâketlere müncer olacaktır. Tereddütler ve tâvizler sarih ve dürüst _ şekilde hareket eden memleketleri yeise ve ümitsizliğe düşürmektedir. İkinci Cihan Harbini, baştan sonuna kadar böyle kararsızlık ve tereddütlerden doğan meş'um bir tâvizler politikasının hazırlamış olduğunu unutmamak lâzımdır.

Vaziyeti sarahate götürmek ve ona göre hareket etmek gerginliği tevlit etmek veya tahrik yapmak değildir. Eğer sükûnet, suiniyetle hareket edenlere mütemadiyen tâvizler yapmak veya onlara hoş görünmek yol­larını aramakla temine çalışılacak olursa sulh ve adaletin temini bakı­mından bu cok fena neticeler verir.»

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Worldwide Press Service ve Agence Opera Mundi Ajansları Türkiye muhabirinin sorduğu muhtelif sualleri cevaplandırdı:

Ankara

«Woldwide Press Service» ve «Agence Opera Mundi» ajanslarının Tür­kiye muhabiri Sam Cohen'in sorduğu bazı suallere, Hariciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü'nün 15 martta verdiği cevaplar, 23 martta bu ajans

ların muhtelif memleketlerdeki 20 kadar abonesi muhtelif gazetede çık­mıştır. Suallere verilen cevapların tam metni şudur:

Sual 1) Ortadoğudaki son gelişmelerin, bu arada Glubb Paşanın azle­dilmesi, Mısır, Suudî Arabistan ve Suriye arasındaki bağların kuvvet­lenmesi, bu devletlerin komünist âlemi ile artan bir yakınlık tesis etmesi olaylarının, Bağdad Paktını zayıflatacak veya arzu edilen şekilde inki­şafına mani olacak mı? Bugünkü duruma rağmen paktın genişleme ve gelişme imkânları mevcut mudur? Bağdad Paktının Arap âleminde iki­lik yarattığı, komünistlerin bu bölgeye nüfuz etmelerine yol açtığı hak­kındaki iddialar hususunda ne düşünüyorsunuz? Rusya Ortadoğuya halen askeri kuvvetle değil, siyasî ve iktisadî taarruzlarla nüfuz etmeğe çalıştığına göre, bu bölgeyi yeni komünist stratejisine karşı korumak için pakta ne gibi bir istikamet vermek lâzımdır? Türkiye bu hususta herhangi bir teşebbüste bulunmak niyetinde midir?

Cevap 1) Ortadoğuda «son gelişmeler» diye tavsif ettiğiniz hâdiseler Bağdad Paktını ne zayıflatır ne de onun inkişafına mani olur. Çünkü Bağdad Paktının gayesi açıktır. Tecavüz emelleri besleyenlere karşı Or­tadoğu mıntıkasında Birleşmiş Milletlerin 51 inci maddesine uygun bir şekilde müessir bir müdafaa sistemi meydana getirmektir.

Sovyetlerin Ortadoğuya hulul etmeleri ve orada teşevvüş meydana ge­tirmeğe çalışmaları Bağdad Paktının imzasından çok evveldir. Şayet Mısır, Suudî Arabistan ve Suriye pakta karşı cephe almış ve Sovyetlerle yaklaşmaya başlamışlarsa, bu bizce bir takım prestiş ve küçük rekabet kaygıları ile, büyük ve umumî olan tehlikenin ihmalini ve ondan tegafüi edildiğini gösterir.

Biz, günün birinde Ortadoğudaki hissî ve fevrî haller yerini makulâta bırakacağı, mevzii ihtilâfların hallolunabileceği, böylece Bağdad Paktı mıntıkası bütün devletleri tarafından benimseneceği kanaatindeyim.

Sovyetlerin Ortadoğuya siyasî ve iktisadî sahada nüfuz etmeleri vakıası karşısında Bağdad Paktına yeni bir istikamet verilmesine lüzum olma­dığı fikrindeyim. Çünkü paktın istikameti bellidir. Bizlere sadece bu is­tikamet üzerinde çalışmak düşmektedir.

İktisadî sahada işbirliğinin arttırılması lüzumu hakkındaki telkinlere gelince, bu zaruret paktın kendinde esasen mündemiçtir. Ancak, bu yoldaki gayretler siyasî ve askeri gayretlerin ihmali ve azaltılması mâ­nasına katiyen gelemez.

Yakın bir gelecekte Amerika Birleşik Devletleri de Bağdad Paktına ilti­hak ederseki bu pakt Amerikanın dış siyasetindeki prensiplerine ta­mamen tevafuk etmektedir şüphesiz bu paktın inkişafı bakımından mühim bir hâdise teşkil edecektir.

Sual 2) Kıbrıs meselesinde, bugünkü duruma göre, Türk ile İngiliz gö­rüşleri arasında bir fark var mıdır? Anlaşma imkânlarının belirmesi hangi şartlara bağlıdır?

Cevap 2) Kıbrıs meselesinde görüşümüz şudur : Biz selfdetermination prensiplerinin her yerde ve bilhassa Kıbrısta tatbik edilemiyeceğine ka­niiz. Çünkü, Anadoluya gözle görülebilecek kadar yakındır ve onun müdafaası bakımından hayatî ehemmiyeti haizdir. Ayrıca Türkiye ile ada­nın tarihî bağları vardır ve orada halen 100 bin Türk yaşamaktadır.

Kibrisin beynelmilel statüsü 1923 Lozan muahedesi ile tesbit edilmiş­tir. Bu statünün değiştirilmesi Lozan muahedesinin de revizyonunu ge­rektirir.

Selfgoverment meselesine gelince : Biz herşeyden evvel adadaki tethiş havasının nihayet bulmasını istedik. .Halbuki Makarios ve taraftarları idarî muhtariyeti enosis için bir bahane telâkki ettikleri selfdetermination'a bir köprü haline getirmek istemişlerdir. İngiltere 5 aylık müza­kereler esnasında azamî iyi niyeti ve sabrın son haddini göstermiştir. Bu vaziyete göre, bir anlaşmaya vanlamamasının mesuliyeti tamamen Makarios ve taraftarlarına racidir.

Sual 3) Sovyetlerin son zamanlarda diplomatik ve siyasî sahada Türkiyeye karşı giriştiği sulh taarruzu ve «Pravda» vasıtasiyle yaptığı iktisa­dî yardım teklifi, Türk hükümetinin bu ana kadar takip ettiği dış siya­sette herhangi bir değişiklik getirebilir mi? Rusya, Ankaradaki diplo­matik mümessilleri vasıtasiyle iktisadî yardım veya işbirliği hususunda herhang bir resmî teklifte bulundu mu?

Cevap 3) Sovyetlerin son zamanlarda Türkiyeye vaki avansları Türkiyenin dış siyasetinde herhangi bir değişme meydana getiremez. Biz hür dünya ile birlikte bindiğimiz gemiden ayrılmak niyetinde değiliz. Bu bizim için bir ölüm kalını meselesidir. Türk hükümeti sulhun tecezzi kabul etmeyeceğine ve onun ancak müşterek emniyet ve gayretlen ile korunabileceğine kanidir. Bu uğurdadır ki, Birleşmiş Milletlere çok bağ­lıdır ve bunu Kore'ye asker göndermek suretiyle de isbat etmiştir. Gene bu uğurdadır ki NATO'ya iltihak etmiş, coğrafî mevkii icabı, hem Bal­kan Paktının hem de Ortadoğu Paktının kurulmasına önayak olmuştur.

Sual 4) Türkiyenin Bağdad Paktının geliştirilmesi ve Arap devletlerile daha sıkı münasebetlerin tesisi için sarfettiği gayretlerin Türk  israil münasebetlerinin siyasî ve kültürel sahalarda inkişafına mani olduğu ve umumiyetle bu münasebetleri zayıflattığı doğru mudur? Türkiye Fi­listin meselesinde Arap tezini benimsemek ve müdafaa etmek niyetin­de midir? Yoksa bu dâvada bitaraf mı kalmak arzusundadır? Türkiye bugünkü Arap  İsrail gerginliğinin bir harbe yol açabileceğini düşünü­yor mu? Böyle bir harbe mani olmak veya vukuu halinde onu durdur­mak için Türkiye, bölgenin sükûnetini ve güvenliğini isteyen bir devlet sıfatiyie ne gibi bîr teşebbüse geçmeyi tasarlamaktadır?

Cevap 4) Türkiyenin Bağdad Paktı için giriştiği gayret ile Türk  İsrail münasebetlerini ayırmak yerinde olur. Muhtelif vesilelerle de belirtti­ğim veçhile, Filistin meselesinde hükümetimiz bidayetten beri Birleş­miş Milletler çerçevesi içinde ve onun ittihaz ettiği kararlara sadakat göstermek suretile hareket etmiştir. Halen gerginliğini muhafaza eden ve bir harbe yol açmayacağının iddia edilmesi zor olan bu ihtilâfın bir an evvel adalete uygun şekilde hallini Türkiye, Ortadoğu ve hattâ dün­ya sulh ve sükûnu için temenni etmektedir. Bu ihtilâfın ancak Ortado­ğu üzerinde gizli emeller besleyenler tarafından körüklendiği de, bilhas­sa son hâdiselerle, cümlenin malûmu olmuştur. Türkiye ihtilâfın muslihane bir şekilde ve Birleşmiş Milletler çerçevesi dahilinde halli ümidi­ni kaybetmiş değildir.

Sual 5) Kıbrıs meselesi ve Belgrat'ın dış siyasetindeki son gelişmeler dolayısiyle eski kuvvetini kaybeden Balkan Paktının yakın istikbalde tekrar takviyesi imkânlarını nasıl buluyorsunuz? Bu imkânları hangi şartlara bağlı görüyorsunuz? Türkiye bu hususta herhangi bir teşeb­büste bulunmak niyetinde midir?

Cevap 5) Balkan Paktı muayyen bir mmtakada istiklâl ve toprak bü­tünlüğünü korumak azmini ifade eden bir işbirliğidir. Jeopolitik ve ha­yatî ihtiyaçlara tekabül eden bu işbirliği lüzumu bugün değişmiş de­ğildir. Biz paktın mevcudiyetini gölgeler gibi görünen son bazı hâdisele­rin geçici olduğunu ümit ve temenni ediyoruz.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında cevaplandırılan sözlü sorular :

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün Reis Vekillerinden İhsan Baç'ın başkanlı­ğında yaptığı toplantıda gündemdeki sözlü sorulardan bir kısmı ilgili Vekiller tarafından cevaplandırıldı.

Oturum açıldığı zaman, önce İtalyan Mebusan Meclisi Reisi Giovanni Leone'den Meclis riyasetine gönderilmiş olan tezkere okundu. Bunda, İtalyan parlâmento heyeti azasının Türkiyeye yaptığı son ziyaret sıra­sında gösterilen hüsnü kabule teşekkür ediliyor ve Türkiye Büyük Mil­let Meclisi Reisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetle birlikte İtalyayı ziyarete davet olunuyordu. Alkışlar arasında karşılanan bu tez­kerenin okunması üzerine reis, icabı riyasetçe yapılacağını umumî he­yete bildirdi.

Ortaokullarda din dersleri okutulması meselesi :

Müteakiben sözlü sorulara geçildi. Manisa müstakil mebusu Hikmet Bayur tarafından verilmiş olan bir önergede, ortaokullara da din dersleri konulacağına dair Başvekilin Konyada vermiş olduğu beyanata temas Gİunarak bu derslerin mahiyeti hakkında izahat isteniyor, ilkokullarda din dersi öğretimi mevcut olduğuna göre bu öğretimin ortaokullara teş­miline neden zaruret görüldüğü soruluyor ve dinî ahlâkıyat öğretimin­de çok dikkatli davranmak gerektiği kaydedilerek Atatürk inkılâpları­nın bu suretle zedelenmiş olup olmıyacagı suali ortaya konuyordu.

Tokat D.P. Mebusu Ahmet Gürkan ile Gümüşhane D.P. Mebusu Sabıi Özcansan da aynı mevzuda birer önerge vermişlerdi. Ahmet Gürkan, ortaokullarda din dersleri okutulacağı haberini memnuniyetle karşılı­yor, bu vaadin ne zaman tatbikata intikal edeceğini soruyordu. Sabrı Özcansan ise, din öğretimi ortaokullara teşmil edileceğine göre bunun esasları hakkında izahat istiyordu.

Her üç soru bir arada görüşüldüğü için Devlet Vekili ve Maarif Vekâleti Vekili Cemil Bengü kürsüye gelerek dedi ki:

«Evvelemirde sayın Manisa Mebusu Hikmet Bayur'un şifahî suallerine cevaplarımızı arzediyorum.

Sayın Başvekilimizin matbuatta intişar eden beyanatı, orta mektepler­de de din tedrisatı yapılması mevzuunda hükümetimizin varmış bulun­duğu prensip kararını ifade eylemektedir.

Vekâletimiz halen bu prensip kararının fiiliyata ve tatbikata intikalini temin edecek, tetkikat ve ihzarat ile meşgul bulunmaktadır. Bu tetkik ve hazırlıkları süratle ikmal ederek yakın zamanda tatbikata geçmek kararındayız.

Şimdiden şunu kaydedebilirim ki, ilk mekteplerde tatbik edilen din ted­risatında olduğu gibi, orta mekteplerde de din derslerinin, hurafelerden ve bâtıl inançlardan uzak kalarak dinin ahlâkî, iman ve ibadete müte­allik esaslarını öğretmek vazifesini ifadan başka bir maksat ve gaye ta­şıyabileceğini düşünmek kabil değildir.

Bu itibarla orta mekteplerde din tedrisatının kabulü ile çocuklarımızın inkılâpçı bir ruhla yetiştirilmeleri meseleleri arasında bir tezadın mev­cudiyetini varid gibi tasavvur etmek asla caiz olamaz ve sayın Hikmet Bayur'un ifade ettiği gibi endişelere, ilk mekteplerdeki tedrisatta oldu­ğu gibi burada da kat'î surette mahal yoktur.

Tekrar edelim ki, sayın Hikmet Bayur'un, orta mekteplerde din tedri­satının kabulü ile Cumhuriyet ve inkılâp esaslarına dayanan medenî mevzuat ve müesseselerimizin zedelenebileceği yolundaki endişelerine iştirak etmiyoruz. Hakikî ve samimî mânasında dinin inkılâp ve terak­kiye mâni olabileceğini asla Kabul etmiyoruz.

İlk mekteplerde din tedrisatı yapıldığına göre, bunu orta mekteplerde tekrar etmeye lüzum olmıyaçağı yolundaki mütalâasını da varid gör­müyoruz. Zira, ilk mekteplerde, tabiatiyle çok nâkâfi kalan din tedrisa­tının, orta mekteplerde de devam ettirmek suretiyle, hakikaten kifa­yetli bir seviyeye ulaştırılmasını lüzumlu saymaktayız.

Bu sözlerimle, orta mekteplerin din tedrisatının kabulüne taraftar ola­rak, bu tedrisatın programı, müfredatı ve tatbik zamanı hakkında sual vazetmiş bulunan sayın Gümüşhane Mebusu Sabri Özcansan ve Tokat Mebusu Ahmet Gürkan arkadaşlarıma da, cevaplarımı esas itibariyle arzetmiş bulunuyorum.

Ayrıca lüzumlu bulacakları izahatı da arza hazırım.»

Bu beyanattan sonra kürsüye gelen Hikmet Bayur, din derslerinin in­kılâpları kafiyen zedelemiyeceği ve iman ibadet çerçevesi içinde kala­cağı hakkındaki sözlerini memnuniyetle karşıladı. Ahlâk dersleri veri­lirken öğretimin umumî ahlâkiyat çerçevesi içinde tutulmasına Vekâ­letçe bilhassa itina gösterilmesini istedi ve «bu şekilde kendileriyle be­raberiz» dedi.

Diğer soru sahibi Ahmet Gürkan, orta okullarda din dersleri okutulması kararına karşı bir takım itirazlar yükseldiğini kaydetti, itirazcılardan bazılarının samimî olarak aleyhtar bulunduklarını, fakat, muhalefetin sırf politik mülâhazalarla hareket ettiklerini belirtti. Demokrat Parti iktidarı vicdan hürriyetine geniş bir müsamaha gösterilmesini istiyen milletin bu arzusunu tahakkuk ettirdiği için ona çelme takmak istiyenlerin din derslerinin aleyhinde bulunduklarım söyledi.

Muhalefetleri Demokrat Parti aleyhinde birleşmeğe sevkeden gizli kuv­vetin kendi kanaatince Masonlar olduğunu ileri sürdü. Ve bu mülâ­hazalarını izah etti. Orta okullarda din dersleri okutulmasının ahlâkiyat bakımından lüzumlu olduğunu, İslâm dininin, esasında, ahlâkiyata mugayir bulunmadığını anlattı, bu konudaki hassasiyetinden do­layı hükümete teşekkürlerini bildirdi.

Daha sonra Sabri Özcansan kürsüye geldi. Bu memlekette bir nesil boyunca lâikliğin dinsizlik mânasına alındığını ve öyle tatbik olundu­ğunu, dini tedaî ettiren şiirlerin bile okul kitaplarından çıkarıldığını izah etti. Devletin din işlerine müdahalesinden çok zarar gördüğümüz için müstakil bir millet olarak bekamızı sağlayacak tedbirlerin başında lâiklik geldiğini belirten, Özcansan, fakat, orta okullarda din Öğretimi yapmanın da bir zaruret olduğunu açıkladı. Bu memlekette bir kısım münevverle halk tabakaları arasında manevî sahada mevcut olan uçu­rumu kapamak lâzım geldiğini, çocuğuna din öğretimi yapmak hak­kına sahip bulunan ana ve babaya bu hakkını kullanma imkânının orta okullara din dersleri konulmak suretiyle verileceğini kaydetti. Hurafe ve efsanelerin din dersleri yoluyla nesillerimize kafiyen intikal ettirümiyeceğini, bu bakımdan izhar edilen endişelerin yersiz olduğunu sözlerine ilâve etti.

Tekrar kürsüye gelen Devlet Vekili ve Maarif Vekâleti Vekili Cemil Bengü dedi ki:

«Sayın Hikmet Bayur, izahatımıza tamamiyie iştirak etmiş bulunduk­larına göre, bu mevzuda başkaca ilâve edecek bir şey görmüyorum. Dini ahlâk içinde ileri sürmek istedikleri düşüncelere gelince, tedrisatı ya­pacaklar tarafından bu husus elbette dikkate alınmıştır.»

Devlet Vekilinden sonra tekrar Özcansan kürsüye geldi ve ilkokullarda öğretilen din derslerinden misaller vererek bunların hurafe ve efsane­lerle ilgisi bulunmayan din bilgileri olduğunu anlattı ve dedi kî:

«Biz her istikametteki irticaa düşmanız. Biz, lâiklik adına, inkılâpçılık adına geriye gidilmesine düşmanız. Ruhtan mânaya, satıhtan muhte­vaya götüren inkılâpçılar olarak Atatürkün gösterdiği yolda ve o yolun tam üzerinde bulunuyoruz.»

Müteakiben reis, her üç sorunun bu şekilde cevaplandırılmış olduğunu belirtti. Ve diğer sorulara geçildi.

Amerikadan ithal edilen yemlik hububat

Adana D. P. mebusu Sinan Tekelioğlu, bundan sonra okunan Önerge­sinde, memleketimizde senelik yemlik sarfiyatının arpa ve yulaf olarak kaç ton olduğunu, 1955 senesi için Amerikadan ne miktar yemlik arpa ve yulaf satın alındığını soruyordu. îktisat ve Ticaret Vekili Fahrettin Ulaş, memleketimizde ceman 68.108.000 baş hayvan mevcut olduğunu, senelik yemlik hububat ihtiyacımızın ise 7.322.670 ton ettiğini, mem­leket istihsalâtınm bu miktarı karşılayamadığını, 1955 senesi içinde Amerikadan 200.000 ton yemlik hububat satın alındığını, bedelleri karşılığı Türk parası olarak ödendiğini açıkladı. Bu mubayaanın iki parti halinde yapıldığını bildirerek bunlara ait tafsilât verdi. Geçirdiğimiz uzun kış süresi dikkate alınacak olursa hükümetin bu mubayaa ile çok basiretli hareket etmiş olduğu görüleceğini sözlerine ilâve ederek ko­nuşmasını bitirdi.

Maden işleri ile ilffili kadro hakkındaki soru:

Bundan sonra Zonguldak bağımsız mebusu Cemal Kıpçak'ın bir soru­suna geçildi. Cemal_ Kıpçak, maden kanununun 157 inci maddesi gere­ğince hazırlanarak İktisat ve Ticaret Vekâleti teşkilât kanununa eklen­mesi icap eden kadroya dair izahat istiyordu.

Soruyu, İktisat ve Ticaret Vekili Fahrettin Ulaş cevaplandırdı ve de­di ki:

«6309 sayılı maden kanununun 157 inci maddesine göre 6 ay zarfında teknik ve idarî bakımdan ihtiyaca kâfi kadronun Vekâlet teşkilât ka­nununa ilâvesi hususunda gerekli çalışmalar yapılmış ise de, henüz intaç edilip Yüksek Meclise sunulmamıştır.

Vekâlet teşkilâtı içerisinde teşkilâtlanma mevzuunun kül halinde halli âzimesi, Maden Umum Müdürlüğü teşkilâtının kurulmasının bugüne kadar teehhürüne sebep olmuştur.

Son çalışmalarla nihaî şekli verilmiş olan Vekâletimiz teşkilât kanunu tasarısı, bu defa Maden Umum Müdürlüğü yeni ihdası düşünülen Sa­nayi, Maadin ve Enerji Vekâletine ait İşletmeler Vekâletince hazırlanan teşkilât kanunu tasarısı içinde yer aldığından tekrar ele alınarak değiş­tirilmesi zarureti hâsıl olmuştur.

Maden Umum Müdürlüğü teşkilâtını da ihtiva eden Vekâletimiz teşki­lât kanunu tasarısının süratle kanunlaşması ümidi, müddetin temdidi talebine bizi sevketmemiştir.

4 İşletme hakkı talebine dair müracaatların ekserisinin her hangi bir vesika verilmeden bir dilekçe ile yapılmış olan müracaatlar teşkil etmektedir. 1955 senesi zarfında 525 adet işletme hakkı talebi vaki ol­muştur. Evvelki senelerden devredilenlerle birlikte bugün derdest olan miktar 1500 ü mütecavizdir. Bunlardan 250 si tetkik edilmek üzere fen heyetinde sıraya konulmuştur. Diğer kısmı tetkik edilmiş olup noksan görüldüğünden ikmali için sahiplerine iade olunmuştur. Müsbet olarak neticelendirilen işletme hakkı talebi 20 kadardır.

Filhakika işletme hakkı talebine mütedair işlerin zamanında tetkiki ile neticeye bağlanması matlup ise de, maden kanununun 57 nci maddesi hükmü bu devrede, yani işletme hakkı talebinden işletme hakkının itası arasında geçen zaman zarfında istihsal faaliyetine müsaade verdiğin­den istihsal bakımından mahzur tevlit etmemektedir.»

Vekil, İktisat ve Ticaret Vekâleti bünyesinden alınarak yeni kurulacak olan Vekâlete verilmesi derpiş olunan Maden Umum Müdürlüğünün teşkilâtı kurulunca sual mevzuuna giren hususların halli imkânı da sağlanmış olacağını belirterek konuşmasını bitirdi.

Soru sahibi, kürsüye gelerek bunun para getirecek, döviz sağlayacak bir mevzu olduğunu belirtti ve derhal lüzumlu teşkilâtı kurarak sıkı bir murakabe tesis etmenin büyük faydalar temin edeceğini söyledi. İktisat ve Ticaret Vekili yeniden söz aldı ve biraz evvelki beyanatını teyit ile ortadaki gecikmenin yeni bir Enerji Vekâletinin kurulması hazırlıkla­rından ileri geldiğini bir kere daha belirtti. Böylece bu soru da cevap­landırılmış oldu.

İstanbuldaki kaçak emlâk tellalları meselesi :

Bundan sonra Trabzon Mebusu Mahmut Goloğlu'nun İstanbulda vergi kaçakçılığı şeklinde emlâk komisyonculuğu yapan kimselerin mevcut bulunduğuna dair iddiaların doğru olup olmadığına dair sual takririne geçildi.

Suali Maliye Vekili Nedim Ökmen cevaplandırarak Emlâk Komisyoncu­ları Cemiyetinin bu yolda bir müracaatta bulunduğunu, bu defa İstan­bulda kendileriyle temas ederek müsbet delil göstermeleri istendiğini, böyle bir delil getirildiği takdirde kanunî muamelenin yapılması tabiî olduğunu söyledi ve «Emlâk komisyonculuğunun kendi aralarında bir­leşip toplanmaları halinde mesele kendiliğinden hal edilmiş olur» dedi.

Adanada Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu :

Sual sahibi Trabzon Mebusu ayrıca söz istemediğinden diğer sual tak­rirlerine geçildi. Adana Mebusu Mehmet Ünaldı tarafından verilmiş olan bu takrirde Adanada bir Yükset İktisat ve Ticaret Okulu açılması hususunda hükümetçe ne düşünüldüğü soruluyordu.

Maarif Vekiline vekâlet eden Devlet Vekili Cemil Bengü, takrire cevap vererek Adanada böyle bir tahsil müessesesi açılması için 1947 ve 1951 senelerinde yapılan tetkiklerin müsbet neticeye bağlanmamış olduğu­nu bildirdi ve devamla şöyle dedi:

«Bu güne kadar geçen zamanı ve kaydedilen inkişafları da nazarı dik­kate alarak meseleyi daha esaslı ve geniş bir çerçeve dahilinde tetkik ve bu kabil bir müesseseye mahallinde beliren hakikî ihtiyaçları tatmin imkânlarını ihzara çalışıyoruz.»

Sual sahibi Adana Mebusu Mehmet Ünaldı, Adanada böyle bir okulun açılacağı yolunda bir haber duyduğunu söyledikten sonra Adanada böyle bir okul açılması zarurî olduğunu belirtti. İstanbuldaki Yüksek Ticaret Okuluna büyük bir tehacüm olduğunu, bu seneki müracaatlar­dan ancak üçte bir kadarının karşılanabildiğini sözlerine ilâve etti ve Adanada Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu açılması için yapılan hazır­lıkların çabuklaştırılması temennisinde bulundu.

Devlet Vekili Cemil Bengü tekrar kürsüye gelerek Adananın son sene­lerdeki inkişafı esasen göz önüne alınmış bulunduğunu, hazırlık yapıl­masının tabiî karşılanması lâzım geldiğini kaydetti.

Kağızman  Horasan ve Poshof  Ardahan yolları:

Kars Mebusu Kemal Güven'in (C.H.P.) bir sual takririne geçildi. Takrirde Kağızman  Horasan ve Posof  Ardahan yollarının ne sebeple devlet yollan meyamında alınmadığı soruluyordu.

Nafıa Vekili Muammer Çavuşoğlu suali cevaplandırarak Posof  Arda­han yolunun 5539 sayılı kanundaki tarife göre devlet yolu vasfını haiz olmadığını, Kars vilâyetinin kaza ve nahiyelerini birleştiren bir vilâyet yolu olduğunu, vilâyet yollarının Valiliklerce ele alındığını, Nafıa Ve­kâletince vilâyetlere bu işler için para ve teknik yardımlar yapıldığını, Kağızman  Horasan yolunun tamamının da aynı şekilde devlet yolları ağma dahil bulunmadığını izah etti. Nafıa Vekili izahatına devam ede­rek vilâyet yollarının da muayyen esaslar dahilinde peyderpey Karayol­ları Umum Müdürlüğünce bakıma alınması hususunda prensip kara­rma varılmış bulunduğunu açıkladı.

Sual sahibi Kars Mebusu Kemal Güven takririnde bahis mevzuu ettiği yolların Kars ile İğdır'ın iktisadî durumları bakımından arzettiği ehem­miyeti belirtti, Horasan  Kağızman yolu yapıldığı takdirde İğdır'ın Er­zurum'la olan irtibatının da kolaylaşacağını söyledi.

Nafıa Vekili Muammer Çavuşoğlu tekrar kürsüye gelerek bahis mev­zuu işleri takip edeceğini, ancak 5539 sayılı kanunun sarih hükümleri karşısında Ardahan  Posof yolunun devlet yolları arasına alınmasına imkân olmadığını söyledi. İzahatına devamla bütün vilâyet yollarının Devlet Karayolları Umum Müdürlüğünce bakım altına alınmasına ka­rar verildiğini, bu sene beşbin kilometre yolun bakıma alınacağını bil­dirdi.

Diyarbakırı kazalarına bağlayan yollar hakkında :

Diyarbakır Mebusu Halil Turgut'un Diyarbakırı Ergani, Dicle, Hani, Lice ve Kulp kazalarına bağlayan yolla Diyarbakır  Muş yolunun vazi­yeti ve bunların devlet karayolları programına alınması mevzuundaki sual takririne geçildi.

Nafıa Vekili Muammer Çavuşoğlu, bahis mevzuu yolların kazaları bir­birine bağladığını, bu itibarla vilâyet yolu olduğunu, devlet yolları şe­bekesine bağlanamıyacağım, bununla beraber bir evvelki sual münase­betiyle izah etmiş olduğu gibi bütün vilâyet yollarının devlet yolları ba­kımına alınması zarurî bulunduğunu bildirdi.

Sual sahibi Diyarbakır Mebusu Halil Turgut iktidarın yol dâvasına ver­diği büyük ehemmiyeti ve bu sahada Diyarbakırda da terakkiler keydedildiğini, fakat bir kısım kazaların yollarının henüz tamamlanama­dığım belirtti. Bilhassa Bismil, Hani, Dicle, Çüngüş ve Kulp kazaları yollarının biran evvel tamamlanması ve devlet yolları meyanma alın­ması temennisinde bulundu.

Nafıa Vekili Muammer Çavuşoğlu tekrar kürsüye gelerek vilâyet im­kânlarının yolları kısa bir zamanda yapmağa kâfi olmadığını dikkate alan hükümetin muayyen bir program dahilinde bütün yolları devlet yolları bakımına almağa karar verdiğini tekrarladı.

Ziraî ve fidanlıklı cezaevleri:

Günün onuncu ve son sual takririne geçildi. Takriri Konya Mebusu Hidayet Aydmer vermişti ve ziraî ve fidanlıklı cezaevleri kurulması husu­sundaki çalışmaların ne safhada olduğunu soruyordu.

Adliye Vekili Profesör Hüseyin Avni Göktürk, soru sahibi tarafından bahis mevzuu edilen işin Konyamn Karaaslan fidanlığının bir cezaevi haline getirilmesi olduğunu, böyle bir maksat güden cezaevi tesis için asgarî 150 hükümlünün çalıştırılması lâzım geldiğini, Karaaslan fidan­lığında ise ancak 30 kişinin çalıştırılabileceğinin anlaşıldığını, burada böyle bir cezaevi tesisinin faydalı olamıyacağı neticesine varıldığını bil­dirdi.

Adliye Vekili izahatına devamla cezaevlerinin hedefi, daha ziyade, mahkûmlularm ıslâhı ve bunları cemiyete dönüşlerinde hem kendilerine, hem de cemiyete faydalı olmalarının temini olduğuna göre, mahkûm­ların gayesi memleketi ağaçlandırmak olan fidanlıklarda çalıştırılma­larının bu hedefi ikinci plâna atmak demek olacağı kanaatine varıldı­ğını söyledi.

Sual sahibi Konya Mebusu Hidayet Aydıner, bugünkü ziraî cezaevlerin­de dağınık ziraat usulü tatbik edildiğini hatırlatarak kendisinin bu usul ve nisbî serbestiye taraftar olmadığını bildirdi ve fikirlerini geniş bir şekilde izah ederek tecrid usulüne gidilmesini ileri sürdü ve fidanlıklı cezaevlerinin memleketin orman dâvasına faydalı olabileceği gibi fidancı ve bahçıvan yetişmesine de imkân hazırlayacağını söyledi.

Sual takrirlerinin böylece cevaplandırılmasından sonra lâyihalara ge­çildi. Ruznamedeki lâyihaların birincisi ordu mensuplarıyle Emniyet Umum Müdürlüğü ve Gümrük Muhafaza mensuplarının tayın bedel­leri hakkındaki kanun lâyihası teşkil ediyordu. Reis Vekili, bu lâyiha­nın birinci maddesine bir fıkra ilâvesi için verilmiş olan takrir üzerine lâyihanın bütçe encümenine havale edilmiş olduğunu hatırlattı ve en­cümenin bu husustaki yeni raporunu henüz vermediğini söyledi.

Bundan sonra saat 17.30 da bugünkü toplantıya nihayet verildi. Büyük Millet Meclisi cuma günü saat onbeşte toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri: 30 Mart 1956

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reis Vekillerinden Agâh Erozan'ın riyasetinde toplandı.

Celse açıldığı zaman, ordu mensuplarına verilen tayın bedellerinin artı­rılması hakkındaki kanun teklifinin birinci maddesinin bütçe encüme­ninden Meclise gelmiş olduğu bildirilerek mezkûr maddenin müzakere­sine devam olundu. Bu mevzuda söz alan Trabzon Mebusu Mahmut Goloğlu (D.P.), Afyon Mebusu Kemal Özçoban (D.P.), Kırşehir Mebu­su Tahir Taşer (C.M.P.) yaptıkları konuşmalarda, ordu teşkilâtında ça­lışmakta olan sivil memurların tayın bedellerinin 35 liradan 50 liraya

çıkarılması lüzumunu belirttiler. Kars Mebusu Mehmet Hazer (C.H.P.), Millî Müdafaa Vekâleti kadroları içinde bulunmakla beraber askerî, bir­liklerde vazife gören sivil memurlara da aynı miktarda tayın bedeli ve­rilmesini teklif etti. Maliye Vekili Nedim Ökmen, onu takiben bütçe en­cümeni adına konuşan Giresun Mebusu Mazhar Şener,mevzuubahs si­vil memurların tayın bedellerinin 35 liradan 50 liraya çıkarılması tekli­fini kabul ettiklerini bildirdiler. Trabzon Mebusu Mahmut Goloğlu ve arkadaşlarının bu hususta vermiş oldukları altmışbir imzalı takrir ka­bul edildi. Bundan sonra birinci madde ve jandarmalarda temditli er­baş, onbaşı ve erlerin tayın bedellerinin 25 liradan 75 liraya çıkarılma­sını tazammun eyleyen maddeler kabul olundu. Keza tayın bedeli ka­nununun 1 Mart 1956 tarihinden itibaren mer'iyete girmesi hususu da kabul olundu.

Bundan sonra memurların emeklilik müddetinin 25 yıldan 30 yıla çıka­rılmasını derpiş eden kanun lâyihasının konuşulmasına geçildi. Kars Mebusu Sırrı Âtalay, lâyihanın birinci maddesinde emekliliğine karar verilmiş memurun kaza yoluna müracaat etmesi hususunun vazıh bir şekilde anlatılmadığmı ileri sürerek, bu mevzuda muvakkat encümen sözcüsünün açıklamada bulunmasını istedi. Kırşehir Mebusu Tahir Taşer (C.M.P.) de, aynı mealde konuşarak, görülen lüzum üzerine emekliye sevkedilen memurların Devlet Şûrasına başvurmalarının ta­nınmasını saglıyacak bir maddenin lâyihaya ilâve edilmesini istedi. Maraş Mebusu Abdullah Aytemiz (D.P.) de aynı fikirde bulundu. Trabzon Mebusu Mahmut Goloğlu (D.P.), Manisa Mebusu Muammer Alakant (Hür. P.), lâyihanın tekrar encümene verilerek, yeniden gözden geçi­rilmesi ve memurların icabında Devlet Şûrasına başvurmaları hakkının açık bir şekilde lâyihada yer almasının temin olunması lehinde konuş­tular. Bu hususta verilen takrirler kabul olunarak, lâyiha encümene geri verildi.

Ordu mensuplarıyle Emniyet Umum Müdürlüğü ve Gümrük Muhafaza ve muamele sınıfı kadrolarında çalışanlara birer er tayını verilmesi hakkındaki 4367 sayılı kanunun 4684 sayılı kanunla değiştirilen birinci maddesinin tadiline dair kanun lâyihasının tercihan ve müstaceliyetle müzakeresine başlandı. Bu kanun lâyihasına göre, Kara, Hava Kuvvet­leri ve Harita Umum Müdürlüğü, Jandarma ve Gümrük Muhafaza Umum Kumandanlığı subay, askerî memur ve astsubaylarına ayda 110 lira, deniz kuvvetleri subay, askerî memur ve astsubaylarına ayda 135 lira, Millî Müdafaa Vekâleti bütçesine bağlı fiilî kadrolarda bulunan si­vil memur ve hizmetlilere, Millî Müdafaa Vekâletiyle birlik ve müessese­lerinde vazifeli Maliye Vekâletine bağlı muhasebeler teşkilatındaki sivil memur ve hizmetlilere ve Jandarma, Gümrük Muhafaza Umum Ku­mandanlığı fiilî kadrolarında tevzif edilmiş sivil memurlarla hizmetli­lere, Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti bütçesine bağlı (d) cetvelinin mu­hafaza kısmında yazılı ücretli ve sivil müstahdemlere ayda 35 lira, De­niz Kuvvetleri Kumandanlığı kadrolanndaki sivil memur ve hizmetli­lerle seferi kuruluşa dahil olup hizmete alman devlet teşkilâtına bağlı vasıtalardaki sivil memur ve hizmetlilere ayda 50 lira tayın bedeli verile­cekti.

Bu mevzuda söz alan Millî Müdafaa Encümeni Reisi Trabzon Mebusu Sami Orberk, lâyiha üzerinde izahlarda bulunduktan sonra, lâyiha kabul edildiği takdirde ordunun subay ve assubaylannm maddî refahla­rının iyi bir derecede sağlanmış olacağını belirtti. Ordu Mebusu Refet Aksoy, kanun lâyihasının tedvini sırasında, ordu mensupları arasında üç katagori yaratılmak suretiyle bir adaletsizliğin meydana getirildiği­ni, diğer taraftan orduda hizmet görmekte olan sivil memurlara tahsis edilecek 30 liranın da az sayılacağını ileri sürerek bu sivil memurların tayın bedellerinin 30 liradan 50 liraya çıkarılmasını teklif etti.

C.M.P. adına konuşan Kırşehir Mebusu Tahir Taşer, aynı mevzu üze­rinde durarak tayın bedeli bakımından müsavatı temin için sivil me­murlarla askerî memurlar arasında bir fark gözetilmemesi lâzım geldi­ği fikrinde bulundu. Bolu Mebusu Fahri Belen, lâyihada bütçe encüme­ninin teklifi yerine, hükümetin teklifinin kabul edilmesini istedi. C.H.P. adına söz alan Sinop Mebusu Nuri Sertoğlu da, dört katagoride müta­lâa edilmiş olan tayın bedellerinin kara ve deniz subayları arasında miktar bakımından ayrılık arzetmesi doğru olmadığını ifade etti ve or­duda vazife gören sivillere tayın bedeli olarak 30 lira değil 50 lira veril­mesini istedi.

Konya Mebusu Rüştü Özal (D.P.) lâyihanın maddeleri üzerinde bazı değişiklikler yapılmasını ileri sürdü. Yozgat Mebusu Ömer Lütfi Erzurumİuoğlu (D.P.) lâyihanın birinci maddesine bir fıkra eklenerek, bu­nunla jandarmada mecburî hizmetli uzatmalı er, onbaşı ve çavuşlara da ayda 50 lira tayın bedeli verilmesi sağlanmasını talep etti. Yozgat Me­busu Danyal Akbel (D.P.) de orduda çalışan sivil memurlara 50 lira ve­rilmesi lehinde konuştu. Diyarbakır Mebusu Halil Turgut (D.P.), Ba­lıkesir Mebusu Halûk Timurtaş (D.P.) lâyihanın bütçe encümenine ve­rilip orada yeniden gözden geçirilmesi teklifinde bulundular. Kocaeli Mebusu Kâzım Meriç ise lâyihada hükümet teklifinin kabulünü istedi. Sür Mebusu Daim Süalp da lâyihanın bütçe encümenine iadesi talebin­de bulundu.

Bundan sonra, lâyihanın bütçe encümenine iadesini tazammun eyleyen takrirlerin red edilerek maddelerin müzakeresine geçildi. Birinci mad­denin konuşulması sırasında, Yozgat Mebusu Ömer Lütfi Erzurumluoğlu'nun, jandarma mecburî hizmetli uzatmalı er, onbaşı ve çavuşlara ayda 50 lira verilmesini derpiş eden takrir üzerine söz alan Maliye Ve­kili Nedim Ökmen, hükümetin bu teklifi kabul ettiğini bildirdi. Mez­kûr takrir oya sunularak dikkate alındı. Bu teklif, lâyihanın diğer hü­kümleriyle telif edilmek üzere birinci madde ile birlikte bütçe encüme­nine verildi.

Emekli Sandığı Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkın­daki kanun lâyihası:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda bazı maddelerin değiştirilmesini tazammun eyleyen kanun lâyihasının tercihan ve müstaceliyetle müzakeresine başlandı. Bu kanun lâyihası gereğince, memurlar bundan böyle kendi arzularıyla 25 yılda, resen de 30 yılda emekliye ayrılabileceklerdi.

Lâyihanın birinci maddesinin konuşulması sırasında söz alan Sivas Me­busu Bahattin Örnekol  (D.P.) kanunun esas metninde, emekliye sevkedilen memurların, bu karar aleyhine hiç bir surette kaza mercilerine başvuramıyacağı hakkındaki hükmün çıkarılmış bulunduğunu ifade ettikten sonra, bu hükmün çıkarılmasının kendisini tatmin etmediğini, bu sebepten dolayı bu mevzu ile alâkalı maddenin daha vazıh bir hale getirilmesi gerektiğini beyan etti. Van Mebusu Kemal Yörükoğlu (D.P.) ise Bahattin Örnekol'a cevap verdi ve mezkûr maddenin tamamen va­zıh olduğunu bildirerek, artık maddeye, resen tasarrufların kazaî mu­rakabeye tâbi olduğuna dair bir fıkranın ilâvesine lüzum hasıl olmadı­ğını belirtti.

Bundan sonra vakit gecikmiş olduğundan Meclisin bugünkü toplantı­sına son verildi.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısı sırasında, ruznamede mev­cut olan maddeler meyamnda ikinci defa müzakeresi icap eden kanun lâyihalarının müzakeresi tamamlanarak, lâyihalar kanunlaştı. Aynı za­manda bazı müesseselerin 19501951 yılı hesabı katilerine ait kanun lâyihaları da kabul olundu.

Başvekilin Zonguldaklılara hitabı:   

Zonguldak :

Başvekil Adnan Menderes, bugün çok büyük sevgi tezahürleriyle ken­disini istikbal etmiş olan Zonguldaklılara şu hitabede bulunmuştur:

«Çok muhterem Zonguldaklılar,

Uzun zamandanberi güzel şehrinizi ziyaret edememiş olmaktan üzüntü duymakta ve sizlere karşı hasret çekmekteydim. Sizin de beni göreceği­niz gelmiş olduğunu müşahede etmekteyim.

Huzurunuzda bulunduğum şu anda memnunluğumun derecesini tarif edemem.

Bizleri karşılamakta büyük bir heyecan göstermektesiniz, beni dinle­mek için şu meydanda muazzam bir kitle teşkil etmektesiniz. Bu heye­can ve manzara ancak iktidar ve hükümete karşı beslemekte olduğu­nuz derin bir itimat ve muhabbetten kuvvet almış olabilir.

Bu itibarla sizlere kavuşmaktan duyduğum sevinç ne kadar büyük ise heyecanlı ve hararetli karşılamanızla telkin ettiğiniz şükran duygulan da o derece derindir.

Muhterem Zonguldaklılar, Zonguldak en mühim bir işçi merkezimizdir. Onun için Zonguldaklı işçi kardeşlerimi muhabbetle selâmlarım. İşçile­rimizi terfih için şimdiye kadar iktidarımızın birçok tedbirler aldığı ma­lûmdur. Yine bu maksatla hükümetçe sevkettiğimiz daha başka kanun tasarıları da Büyük Millet Meclisinin komisyonlarında ve gündeminde­dir. Esasen iktisadî kalkınma programlarımızın derece derece tahak­kuku, bir bakıma işçi dâvasının da tahakkuku demektir. Her vücuda ge­len eser işçimizin emeğini kıymetlendirmekte ve ona olan ihtiyacı art­tırmaktadır. İktisaden yükselen Türkiyede işçimiz elbette iyi geçim şartlarına ve emin bir istikbale namzettir.

Sevgili vatandaşlarım, Zonguldağ'a bir miting için gelmedim. Maksadı­mız nutuk söylemek değildir. Biz buraya Zonguldak ve memleketi iktisaden kuvvetlendirecek, bazı yeni eserlerin işletmeye açılması müna­sebetiyle yapılacak merasime ve dolayisiyle sizin sevincinize iştirak et­mek için geldik.

Bu güzel fırsat aynı zamanda sizleri ziyaret etmek gibi şerefli ye mesut bir vazifenin ifası imkânını da bahşetmiş oluyor.

Şimdi size bu Zonguldak seyahatimiz dahil, önümüzdeki on günlük bir küçük programın bazı maddelerinden bahsedeyim.

Burada bu geceyi geçirdikten sonra, inşallah yarın hayırhsiyîe Zongul­dak limanının bitirilmiş olan son tesislerini hep beraber sevinç ve ifti­harla gözden geçireceğiz.

İktidarımızın bir eseri olarak bu limanın küçücük hizmet ve faydaları­nın birkaç cümle ile tarifi şudur:

Limanın tarihi her ne kadar 1949 senesinde başlamışsa da 1950 senesi mart sonuna kadar 1 milyon dolar yani üç milyon liradan az bir para sarfıyle ancak bir kısım makine ve teçhizatı getirilmiş, fakat fiilen in­şaata başlanmamıştır. İnşaata fiilen başlanması 1950 mayısından son­radır. Ve sarf edilen para da 31 milyon liradır.

Ayrıca tahmil ve tahliye tesisleri için de 6 milyon lira sarfedilmiştir.

Daha sonra, yapılmakla olan yeni iki büyük lavvuardan bitirilmiş ola­nının merasimle işe başlamasını tes'it edeceğiz.

Diğer lavvuarlarımız da bildiğiniz gibi inşa halindedir ve önümüzdeki temmuz ayında onu da işletmeye açmakla memlekete bir eser daha ka­zandırmış olacağız.

Bu ikinci lavvuar, bugün açacağımız birincisinden daha da büyüktür. Birincisinin kömür yıkama kapasitesi saatte 500 ton olduğu halde bir­kaç ay sonra işletmeye açacağımız ikinci lavvuar saatte 750 ton yıka­yabilecek bir kudrette olacaktır. Bunların her ikisinin maliyeti 40 mil­yon liradır. Görülüyor ki, bunlar memleketin iktisadî hayatında başlı başına bir varlık teşkil etmektedir.

Bu iki lavvuan anlatırken sözlerimin Zonguldak kömür havzasının umumî vaziyetine intikal etmesi pek tabiî görülecektir.

1950 de vazifeye geldiğimiz günden bugüne kadar havzanın inkişafı ve cihazlandırılması maksadıyle sarfettiğimiz 'paranın yekûnu 300 milyon lirayı bulmuştur. Bu sayededir ki, bu paralar sarfediimeye başlanır baş­lanmaz kömür istihsali mütemadiyen artan bir seyir takip etmiştir.

Aziz vatandaşlarım, lavvuarlardan sonra Çatalağzma gideceğiz. Çatalağzmda iki büyük tesis göreceksiniz, bunların her biri 20 bin kilowatlık üçer üniteden müteşekkil 60 ar bin kilowatlık ve kömür, tozu ile işleyen elektrik enerji santralleridir.

Bunlardan birisi eski devrin eseri, diğeri de bizim zamanımızda yapıl­mış olanıdır. Bunlar her veçhile her bakımdan birbirine müsavidir. Dik­kate şayan olan taraf ise Çatalağzmdaki eski devre ait birinci santralin biz iktidara gelinceye kadar memleketimizde yapılmış olan tek tesis ol­masıdır. Biz beş sene içinde onların bu neviden tek eserine karşı aynının inşasını ikmal etmiş bulunuyoruz. Bu bizim kömürle ve su ile işleyen ve işleye­cek olan birçok santrallerimizden ancak birisidir ve bu bir tek ile dahi eski ile boy ölçülmektedir.

Muhterem Zonguldaklılar, Çatalağzından sonra Ankaraya gidecek ve Ankarada Çatalağzmdan gelmiş elektriğin Ankaraya verilmesini tes'it eden merasimi yapacağız. Size on günlük bir küçük programdan bah­setmiştim. İşte ona devam ediyorum. Evet, Çatalağzı elektriğinin An­karaya verilmesini tes'it ederken bu sevincimize diğer bir sevinç daha katılacaktır. O da, inşaatı bitmiş olan 120 bin tonluk Ankara çimento fabrikasının tecrübe işletmelerine başlamasının tes.it merasimi olacak­tır. Şimdiye kadar Ankara çimento fabrikası, işlemek için Çatalağzı elektriğini bekliyordu. Çünkü Ankaradaki elektrik tesislerinin bu fab­rikaya ve daha birçok tesis ve ihtiyaçlara tahsis edebileceği hiçbir mun­zam kuvveti kalmamıştı. Görüyorsunuz ki, hesap ve plân nasü birbirini tutarak, birbirini tamamlıyarak yürümektedir. Aziz vatandaşlarım, An­kara çimento fabrikası önümüzdeki hafta işliyecek amma aynı günler­de bir başkası daha, Darıca çimento fabrikamızın 100 bin tonluk yeni kısmı da işlemeye başlıyacaktır.. Şu halde önümüzdeki bir hafta içinde 220 bin tonluk yeni bir çimento istihsal kapasitesi kazanmış olacağız. Bu miktarları az görmemek lâzımdır. Çünkü 1950 senesinde memle­kette istihsal edilen çimentonun yekûnu 380 bin ton civarında ve istih­lâk edilen miktar da 400 bin ton civarında idi. Binaenaleyh bir hafta zarfında 220 bin tonluk bir çimento istihsal artışının elde edilebilmesi­ne «mesut bir hâdisedir» denmesi yerinde olur.

Bu iki yeni fabrikamızı bitirilmekte olan 150 bin tonluk Eskişehir ve yi­ne 150 bin tonluk Adana, 85 bin tonluk Çorum, gene 85 bin tonluk Af­yon ve keza 85 bin tonluk Pmarhisar fabrikaları süratle takip edecektir. Bunlardan başka gene 1956 senesi içinde ve mecmuu olarak bu saydık­larımızla beraber yedi fabrika bitirilmiş olacaktır.

Şu halde nisandan başlıyarak 1956 senesinin mütebaki 9 ayı içinde çi­mentoda 910 bin tonluk yeni bir istihsal kabiliyeti elde edilmiş olacaktır ki, gene 1950 nin 385 bin tonu ile mukayese edildikte işin azameti ve milletçe sevinmekte ne kadar haklı olduğumuz hususu açıkça meyda­na çıkar.

Yalnız bu dokuz ay içinde elde edilecek yeni çimento istihsal kapasite­sinin bize yılda 70 milyon liralık döviz tasarruf ettireceğini, Türk mil­letine ve sizlere bildirmekle derin bir iftihar ve memnunluk duymak­tayım.

On ilâ oniki günlük programımızın birinci safhası bu suretle yani An­kara, Zonguldak  Karabük  Ankara turu ile bitmiş oluyor.

Bunu müteakip bu on ilâ oniki günlük küçük programın tabir caizse diyelim ki ikinci safhası başlıyor.

Ve gene nisanın ilk günlerinde Allah kısmet ederse Ankaradan Kütahyanın Tavşanlı kazasmdaki Tunçbilek santraline gideceğiz. Tunçbilek santrali Çatalağzmm bir eşi sayılabilir. 60 bin kilowat takattadır.

Bu santralimizin inşası çok süratli yürümüştür. Bir sene evvel eylül so­nunda temelini atıp ertesi sene nisan iptidasında işletmeye açıyoruz.

Onsekiz ayda 60 bin kilowatlık bir büyük santral elde etmiş bulunuyo­ruz. Hani şu seçim fabrikaları diye temelleri atılırken tezyif ve istihza edilen fabrikalar, santraller, yok mu, işte bu saydıklarım onlar.

Hani şu, bir taş konulmadığı için suların dolup sivrisineklerin üremesi­ne sebep olduğu iddia edilen temeller yok mu, işte bu temellerde bugün barajlar, santraller, fabrikalar ve lavvuarlar vücude gelmiştir.

İşte onları Türk milletinin malı olarak iftiharla saymaktayız. İşte biz, yerlerinde sevinç içinde onları seyretmekteyiz.

Tunçbilek de Çatalağzmm eşidir demiştim. O da linyit kömürünün kıy­metlendirilmeyen artıklarıyle ve tozlarıyle işleyecektir,

Tunçbileğin de hizmete girmesiyle Çatalağzından ve Tunçbilekten İs­tanbul ve Ankaraya ve arada daha birçok yerlere elektrik verilecek, bu suretle şimali garbi Anadolu şebekesinin ilk kademesi vücude gelmiş olacaktır.

Sevgili vatandaşlarım,

Meşhur Soma linyitlerinin artıklarından da istifade etmek üzere, orada da bir elektrik santrali inşa edilmektedir. O da, bunların bir eşi olacak­tır. O da 1956 yılının içinde Türk milletinin istifadesine arzolunacaktır.

Tunçbilekten Kütahyaya dönerken, orada 100 milyon liraya mal olacak olan muazzam azot sanayiinin kuruluş safhalarını ve inşaatını da göz­den geçireceğiz.

Bu azot fabrikasının memlekete ne kıymetler getireceğini ne kadar bü­yük faydalar temin edeceğini tafsil etmeyeceğim. Onun da açılış mera­siminin idrakini Allah nasip ederse, o zaman anlatırım.

Tunçbilekten Adanaya geçeceğiz.

Adanada ilk büyük su ile işleyen elektrik santralimizi, güzel Adana ba­rajını ve orada teşekkül etmiş olan muazzam gölü göreceğiz.

Adana barajı, Adana ovasının mühim bir kısmını taşkınlardan koruya­caktır. Hattâ bu yıl, son taşkınlarda, bu vazifesini görmüş ve memlekete bir çok milyonlar kazandırmıştır.

Adana barajı aynı zamanda Adana ve havalisi için, birinci kademesi 36 bin kilowat, ikinci kademesi de 18 bin kilowat olmak üzere 54 bin kilowat elektrik temin edecektir.

Bundan başka, sulama şebekesi ikmal edildikçe Adana gibi en feyizli topraklarımızda 1.400.000 dönüme kadar arazi sulanacaktır ki, bunun temin edeceği muazzam istihsal artışı yarının bütün vatan sathında inşa edilmekte, tesis edilmekte ve işlenmekte olan servet kaynakların­dan birini teşkil edecektir.

Bu münasebetle sizlere tebşir edeyim ki nisan sonunda Sarıyar barajı­nın inşası bitecek ve suyun toplanması için barajın kapağı indirilecek­tir.

Bunu da bir büyük merasimle tesit edeceğiz.

Bu, bu küçük program haricinde bir diğer programın esaslı maddele­rinden birini teşkil edecektir.

Su ile işleyen beş büyük santral ve beş büyük barajdan yani beş kar­deşlerden ikisi, Seyhan ve Sarıyar, diğer üçü Hırfanlı 128 bin kiiowat, Manisada Demirkapı ve Aydında Kemer barajları ve elektrik santral­leri, bu üçünün de inşa programları günü gününe ve süratle ilerlemek­tedir

Önümüzdeki sene, bunların da mürüvvetini idrâk etmek, Türk milleti­ne yine nasip olacaktır.

Biliyorsunuz ki, bu büyüklerden başka on tane orta büyüklükte bara­jımız da inşa halindedir. Bunların bir kısmı da keza bu yıl içinde bite­cektir.

Adanada ve Tarsusta inşaları biten iki büyük basma fabrikasının da kuşat merasimi yapılacaktır. Allah memlekete ve sahiplerine hayırlı et­sin, bunlar çalışmaya başladıkça milyonlarca liralık dövizlerin dışarıya akmasından kurtulduğumuzu hatırlatmak isterim. Bu münasebetle de arzedeyim ki, bu iki basma fabrikası bu yıl açılacak olan 13 dokuma fabrikasının ilk ikisidir.

Adanadan Birecik'e gideceğiz.

Birecik'te Fırat nehri üzerinde inşası bitmiş olan bu güzel köprümüzün uzunluğu 800 metreye yaklaşmaktadır. Türkiyemizde bunun eşi yoktur. Ve bu köprüden başka en büyük köprümüz bunun yarısı uzunluğunda bile değildir.

Memleketimizin şarkı ile garbını birbirine bağlıyan bu köprü, şark garp farkını ortadan kaldırmaya matuf birçok gayretlerin maddeleşmiş bir eseridir.

Bu güzel ve çok mühim köprünün ne muazzam faydalar sağlıyacağmı burada anlatmak uzun sürer, şu kadarını söyliyeyim ki, iki taraftan eşya yüklü kamyonlar, yolcular gelirler, yükler indirilir, bir takım ipti­daî sal ve kayıklara yüklenir, birçok zahmet ve tehlikelerle karşıya ge­çilir, zaman olur ki, indirilen yükler, karşıya geçmek için günlerce bek­ler, yükleri kamyonlardan indirmek, sallara yüklemek, sallardan indir­mek ve tekrar kamyonlara yüklemek, bütün bu zahmetli, masraflı ve zaman alan yolculuktan kurtularak, hiç farkında olmadan bir iki da­kikada koca Fıratı geçivermek ne büyük nimet olacaktır. Bu oraları için bir tarih başı, bir dönüm noktası olacaktır.

Birecik köprüsünün açılış merasimi 9 nisanda yapılacak. Şu hale göre, yarın, yani martın son günü başlıyacak olan programımız 9 nisanda ve iki safhada yapılmak üzere, bitirilmiş olacaktır.

Bu on gün içinde işletmeye açılacak, yani bu seyahatta göreceğimiz eserler bile, bir memleketin iktisadî cihazlanmasmda başlı başına yer tutacak ve hattâ bir intihap devresi için bir iktidarı itminan üe mem­lekete hizmet etmiş olmak kanaatine erdirecek ehemmiyette eserlerdir. Halbuki biz bu seyahatimizi 1956 yılından geriye kalan önümüzdeki 9 ay içinde kimbilir kaç defa daha tekrar edeceğiz ve her defasında bu memleket için refah ve saadet kaynağı teşkil edecek olan mühim eserleri deste deste Türk milletinin istifadesine arzetmek bahtiyarlığına ereceğiz.

Sevgili vatandaşlarım,

Ne hazindir ki, 'bir taraftan milletçe kalkınmanın, iktisadî cihazlanmanın, ümran ve terakkinin şevki içinde büyük gayretler sarfederken, di­ğer taraftan, dünyanın hiçbir memleketinde görülmemiş bir kesafette ve şiddette politika kavgaları da devam ettirilmektedir.

Bir hafta on gün içinde 30 veya 40 miting Seçim, kampanyası mı var? İhtilâl mi olmuştur? Ne var ne oluyor diyeceksiniz.

Bu suali sormakta hakkınız var. Hep beraber bu suali sormanın ve ce­vabını tesbit etmenin zamanı gelmiş olduğunu söylemekte hata yoktur sanırım.

Bütün memleketi altüst etmek, velveleye vermek için, hiçbir gayret esirgenmiyor. Sebebi nedir?

Memlektte, artık bıçak kemiğe dayandı denecek ve her ne bahasına olursa olsun bir ayaklanmanın lüzumuna kanaat getirilecek şartlar ve sebepler mi mevcuttur?

Memleket, durmadan ve saydığım gibi, anlatmaya çalıştığım gibi yüz­lerce ve binlerce eser ile ümran ve terakkiye kavuşurken, istihlâk, bizim zamanımızdan evveline nazaran iki misli üç misli artışlar kaydederken, memleketin bütün manzarası maddî ve manevî imkânlarımızın süratle genişlemekte olduğuna dair binbir misal arzedip dururken, memleket sanki gayet elim iktisadî zaruret ve sefaletin baskısı altında bunalmış da onun karmakarışık olması bahasına da olsa, bu mezbuhane gayret­lerin sarfına zaruret mi hasıl olmuştur? Hayır bu olamaz.

Bu, haftada otuz mitingi, bu tahkir ve terzil edebiyatım, bu, şahıs­lara ve iktidara hücum edeceğim derken bizzat hükümet ve devlet mef­humlarını şuursuzca zedeleme gayretlerini, iktisadî sebeplerin tazyikiyle izah etmek gayri mümkündür.

Acaba devletin dış politikasında tehlikeli ve felâketli bir yola mı sapıl­mıştır da, süratle, hemencecik hükümeti ve iktidarı düşürmek yoluyla felâketlerden kurtulmak tedbiri olarak mı bu hareketlere baş vurul­maktadır? Hayır bu olamaz.

Çünkü, Türk devletinin dış politikası tekdir edilecek ve bu tehlikeli dün­yada başkalarına bile emniyet verecek bir yoldadır. Acaba, memleketi­mizin müdafaası esbabmm temininde mi vahim hatalar işlenmiştir de bu derece şiddetli bir saldırışla harekete geçilmiş bulunuyor.

Hayır bu da olamaz.

Türk ordusu 1946 dakine nazaran çok daha kuvvetli olduktan başka NATO camiası içinde ve dışında yine çok kuvvetli müttefiklerle de ka­der birliği ve mesai teşrikini temin etmiş bulunuyor.

Yani devletin siyasî münasebetleri de müdafaa tedbir ve tertiplerimiz de ahenklidir.

Acaba siyasî rejim vatandaşları susturmuş, hürriyetsizlik içinde herkes bunalmış da böyle bir şiddetli tazyikin tevlit ettiği heyecan ve aksülâmelin neticesi olarak mı böylesine bir tehevvürle harekete geçmiş bulunu­yorlar.

Hayır bu da olamaz.

Çünkü 30 miting yapmaları, boğazlan yirtılıncaya kadar hakaret et­meleri, söğüp saymaları başka hiçbir delile hacet kalmadan kendilerini tekzip eden en açık hakikatlerdendir.

Biz bilmeliyiz, hürriyetsizliğin nasıl ve ne demek olduğunu? Bizlerden kim bilmez ki?

Mebus seçimi yapılır, bütün memlekette milyonlar ve milyonlarca seç­menden bir teki dahi tesadüfen Halk Partisi namzetlerinden başkasına yanılıp aldanarak rey verdiği görülmez. Bir tek gazetede de belediye iş­leri hakkında bir tek tenkit intişar edemez. En ehemmiyetsiz veya hiç­bir siyasî mahiyeti olmayan cemiyetlerin herhangi bir Kazadaki şube­sinin başına getirilecek kimsenin mutlaka iktidar partisinin iradesiyle takdis edilenden bir başkası olamaz.

Nihayet İstiklâl Harbi ve onun icapları geceli ve ortadan kalkalı çeyrek asırdan fazla zaman olduğu halde İstiklâl Mahkemeleri Kanunu, ne olur ne olmaz diye elde tutulur. İşte hürriyetsizlik buna derler.

Ve bunları biz bilmeyiz de kim bilir?

Acaba herhangi bir yanlış görüşle bu insanlar memleketi felâket içinde görüyorlar da vatan ve memleket aşkları galeyana gelmiştir, hamiyet­leri cuşu huruş içindedir onun için mi böyle bir hiddetle ve gazapla et­rafa saldırıyorlar?

Hayır. Bu da olamaz.

Çünkü bu memleketin dün içinde bulunduğu şartlarla bugünküleri bu derecelerde bizim aleyhimize olmak üzere mukayese edebilmek ihtimali mevcut değildir.

Çünkü dün ile bugün arasında lehe fark bu nisbette barizdir ki, galatirüyetin bu derecesine ihtimal vermek mümkün değildir.

Ve nihayet bütün bu yukarda saydığımız sebeplerden dolayı bu insan­ların bu derece tehevvüre kapılmaları ve bu kadar gazapla etrafa sal­dırmaları için vatan ve memleket aşklarının galeyana gelmiş bulundu­ğunu kabul etmek mümkün değildir. Çünkü bütün bu gazaplar tehev­vürler galeyanlar hepsi sahtedir.

Bunların hepsi soğukkanla tertip edilmiş perde perde oyunlardan iba­rettir. Çünkü bugün rejim buhranı diye haykıranların, hürriyetsizlik­ten şikâyet edenlerin, bu memleketi bir zaman tam bir siyasî hürriyet­sizliğe mahkûm "etmeyi ömürlerinin hüneri saydıklarını unutmak gayri mümkündür.

Avaz avaz küfrederken, gazeteleri yalanlarla doldururken, memleket ufuklarını ihtilâl naralarıyle çınlatırken, onlar bilmezler mi ki, memle­kette anarşiye yol açan bir hürriyet iptizali mevcuttur. Her sahada hür­riyet suiistimali almış yürümüştür. Gazeteleri    yalanla dolduruyorlar dedim. Bu hakikattir. Gözlerimiz önünde cereyan eden hâdiseleri ne su­retle tahrif ediyorlar.

Yarın bunun yeni bir misalini daha göreceksiniz. Meselâ Adnan Men­deres Zonguldak'ta soğuk karşılandı, kimse bulunmadı, bu bir iflâs ol­du diye yazacaklar, veyahut hiç bahsetmiyecekler. Hiç bahsetmemek suretiyle hakikati gizlemeye çalışmak suretiyle yalan söyîiyecekler, bu insanlar memleketi acaba ne zamana kadar yalanla idare edeceklerini zannetmektedirler ?

Rejim buhranından bahsediyorlar. Bizde rejim buhranı vardır diyoruz.

Ama biz onların kasdettiği mânada değil, hakikatin ifadesi olan şekil­de bir rejim buhranından bahsetmek mecburiyetindeyiz.

Haftada otuz miting, küfür, hakaret, hükümet ve devleti yıkarcasma saldırışlar. Memleketin sevineceği her hâdise, her eser karşısında gaza­ba gelmeler ve böylesine gazaplarla memleketi altüst etmeye kıyam et­meler, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bu manzara işte rejim buh­ranı buna derler.

En tehlikeli içtimaî ve siyasî hastalıklarla kısa zamanda millî bünyeyi kemirip perişan edecek olan bu rejim buhranının üzerine eğilmek ve bunu tedavi etmek mecburiyetindeyiz.

Bu memleketin 'bir kan dâvası ve bir mezhep kavgası nevinden boğuş­malarla anarşiye sürüklenmesine seyirci kalınamaz. Bir memleket bu derece kıyarcasma tahriklere maruz bırakılamaz.

Şiddetli yağmur altında ıslandınız, lütfettiniz beni dinlemek zahmetine katlandınız.

Bir insan kalbinin taşıyamıyacağı derecede minnetlerimle sizlere te­şekkür ederek huzurunuzdan ayrılmak için izninizi almaktayım.»

Başvekilin bu hitabesi sık sık alkışlarla kesilmiş ve Zonguldaklıların sevgi gösterilerine vesile teşkil etmiştir.

Çatalağzı santralı ikinci kısım tesislerinin açılış töreninde Samet Agaoğlu'nun konuşması:

31 Mart 1956

Çatalağzı:

Bugün saat 12 de Çatalağzı _ elektrik santralı ikinci kısım tesislerinin açılış töreni münasebetiyle İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu şu konuş­mayı yapmıştır:

«Muhterem Başvekil, muhterem misafirler, aziz Zonguldaklılar,

Sizleri hürmetle selâmlıyarak söze başlarken derin bir heyecan duydu­ğumu söylemek isterim. Şimdi Çatalağzı santralinin, bir kaç saat sonra Çatalağzı lavvuannın, dört beş gün sonra Tunçbilek santralinin ondan da birkaç gün fasıla ile Seyhan santralinin hizmete girişlerini tes'it edeceğiz ve bu hareket, bütün 1956 yılı boyunca, Sarıyar santralinin açılması, Soma santralinin faaliyete geçmesi, dört yeni şeker fabrika­sının işe başlaması, yeni çimento fabrikalarının açılması, yeni yolların, köprülerin,fabrikaların, soğuk hava depolarının, limanların memleket ekonomisinde birer varlık olarak tecelli etmesi ile devam edip gidecek­tir.

İşte benim heyecanımın sebebi bu büyük kuruluş devresinin bütün ih­tişamı ile başlamış olmasıdır.

Yalnız Türkiyede değil, dünyada hakikaten ehemmiyetli bir hâdise olu­yor. Türk milleti, hakkı olan medeniyet ve refah seviyesine bir an evvel erişmek için verdiği büyük kararı, içerden ve dışardan maruz kaldığı bütün müşküllere rağmen, her gün yeni bir eser vermek suretiyle ta­hakkuk ettiriyor.

Siyasî hiç bir maksat gütmeden konuşuyorum. «Bitiremiyeceksiniz, bitiremiyecekler», «yapamıyacaksmız, yapamıyacaklar», «kullanamıyacaksmız, kullanamayacaklar» feryatları arasında yükselen bu medeni­yet âbideleri, bu refah ve saadet menbaları, avare dedikodulara, beyhu­de hasetlere, lüzumsuz endişelere verilen ve verilecek olan en güzel ce­vaplardır.

Bitiremiyecek miyiz? İşte Çatalağzı bitti, işte Seyhan bitti, işte Tunçbilek bitti, işte İstanbul ve İzmir tevsileri bitti, işte Sarıyar, Hazer, Tor­tum, Emet, Siirt bitiyor.

Kullanamıyacak mıyız? Yalnız bunların değil, tâ 1965 yılma kadar ya­pılacak olan yeni enerji tesislerinin istihsal edeceği enerjinin teknik ih­tiyatımıza kadar kullanılmasını mecburî kılacak talepler dağ gibi yığıl­maktadır.

Muhterem misafirlerimiz,   

İşte size yalnız enerji sahasında 1950 den evvelki vaziyetle 1956 sonun­daki vaziyeti iki tablo halinde kısaca göstereceğim:

Memleketin her tarafına dağılmış, küçük, münferit, ekserisi belediye­lere ait, birbirleri ile irtibatı olmıyan, randımanları düşük, işletme ve tamir masrafları çok yüksek bir şebeke, bütün bu perişan tesisat ancak 790 milyon kilovat saat enerji istihsal edebiliyor.

Senede 100 milyar kilovat saat enerji istihsal edilebilecek sularımızdan faydalanılması hemen hemen düşünülmemiş..

Şimdi 1950 den sonraki manzaraya geçiyorum:

Enerji plânları süratle ve dikkatle hazırlanmaktadır. Küçük ve münfe­rit santraller yerine büyük bölge santralleri inşası düşünülüyor. Sular­dan istifade edilerek vücude getirilecek hidrolik santraller ön plâna alı­nıyor. Termik santrallerin, ancak lavvuar artıkları, çok düşük kalorili ve ticarî kıymeti olmıyan kömürlerle tesisi kararlaşıyor ve memleket enerji membalarının, birer kalp gibi, bütün vücudu birbiriyle irtibatlı olarak besliyecek şekilde kurulması prensibi kabul ediliyor.

İşte plân., yok dedikleri plân., ve tatbikat başlıyor:

Büyük çapta olarak Seyhan, Sarıyar, Gediz, Hirfanlı, Kemer baraj ve santralleri, yine büyük çapta olarak Çatalağzı ilâvesi, Soma, Tunçbüek santralleri, İstanbul ve İzmir tevsiatı. Bunların yanında adedi 15 i ge­çen orta ve küçük termik ve hidrolik santraller.

Bugün bu tesislerden, 300 milyon kilovat saatlik Tunçbüek, 300 milyon kilovat saatlik Seyhan, 200 milyon kilovat saatlik Çatalağzı, 110 milyon kilovat saatlik Siİâhtarağa, 75 milyon kilovat saatlik İzmir bitmiş, böy­lece bir milyar kilovat saate çok yakın yeni takat elde edilmiş, aynı za­manda Tunçbüek ve Çatalağzı birbirine bağlanmıştır. 1956 yılı sonuna kadar da 400 milyon kilovat saatlik Sarıyar, 250 milyon kilovat saatlik Soma. 90 milyon kilovat saatlik Tortum santralleri ile orta çaptaki Konya, Emet gibi santraller bitecek ve 800 milyon kilovat saat daha kazanılacaktır.

O halde, 1950 de iktidarımız işe başlarken devir aldığımız 790 milyon kilovat saatlik enerjiye mukabil 1956 sonunda takriben 2 milyar 600 milyon kilovat saatlik enerji., işte hakikat, bu âbidelerde ve bu rakam­lardadır. Ebediyen kalacak olan da bunlardır. Yalanlar, hasetler, isnadlar, endişeler ise havada dağılıp gitmişlerdir ve gideceklerdir.

Muhterem vatandaşlar,

Hemen söyüyeyim: Vatandaş ve insan olarak da hürriyetlerimizin ga­rantisi bu eserler, bu âbidelerdir. Hakikî mânasında hür millet ve hür vatandaş olmak için, lâyık olduğumuz medeniyet seviyesine bir an ev­vel ulaşmak mecburiyetindeyiz.

Aramızda müttefikimiz ve dostumuz Büyük Britanya haşmetlû Krali­çesinin çok muhterem sefiri ve gene büyük müttefikimiz Almanyanm saygı değer devlet adamları bulunmaktadır. Türk milleti, hür milletler sınıfında bu büyük müttefikleri ile beraber yer almıştır. Hürriyet ideali­nin etrafında Birleşmiş Milletler ve devletler, kafa ve ruhları ile bu ideale bağlı olduklarını, birbirlerine yardım etmek ve birbirlerini tak­viye etmek suretiyle meydana gelecek maddî ve manevî eserlerle göster­mek mevkiindedirler. Bütün dünyada hürriyet idealinin hakikî zaferi, ancak bu suretle mümkün olabilir.

Çatalağız santrali ve Çatalağzı lavvuarı ile iki üç ay sonra küşad resmi için gene buraya geleceğimiz Zonguldak lavvuarı, büyük müttefikimiz İngiliz milletinin teknik kabiliyet ve esprisi ile müşterek olarak vücude getirdiğimiz eserlerdir. Bunun içindir ki, bu âbidelerimizi, yalnız Türk milletinin birer eseri olarak değil, hür millet ve hür insan ideali etrafın­da ve birleşmiş Türk ve İngiliz milletlerinin bu ideali temsil eden eser­leri olarak da selâmlıyoruz.

Bu eserlerin vücude gelmesinde büyük gayret sarfetmiş bulunan Türk ve İngiliz firma ve mühendislerine ve işçilerimize teşekkür ederken muhterem Başvekilimizi, Çatalağzı santralini de Türk milletine hayırlı olması duasiyle, açmağa saygı ile davet ediyorum.»

İşletmeler Vekilinin bu konuşmasını müteakip, Başvekil Adnan Mende­res, memlekete hayırlı ve uğurlu olması temennisiyle kurdelâyı kesmiş ve tesisler davetliler tarafından gezilmistir.

Türk  İngiliz konuşmaları

14/3/1956 tarihli (Zafer) den :

Memleketimizi resmen ziyaret etmiş bulunan dost İngilterenin Hariciye Nazırı Mr. Selwyn Lloyd Türkiyeden ayrılmış bulunuyor. Dost İngiliz devlet adamının Türkiyede bulunması, Türk devlet adamlarile muhtelif meseleler hakkında fikir teatisine imkân ver­miştir. Konuşulan meseleler ve varı­lan neticeler hakkında neşrolunan res_ mî tebliğ çok açıktır. Bunun mütalâ­ası, Türk devlet adamlarüe İngiliz Hariciye Nazırının bütün dünya me­seleleri etrafında geniş 'bir fikir tea­tisinde bulunduğunu   göstermektedir.

Türkiye ile İngiltere biribirlerine de­rin ve samimî dostluk bağlarile mer­but iki müttefik devlettir. Bu iki dev­letin gerek NATO anlaşması çerçevesi içinde, gerek Bağdad Paktı çerçevesi içinde birbirlerile çok yakın münase­betleri vardır. Bu vasıftaki iki devle­tin zaman zaman bir araya gelerek yakinen alâkadar oldukları bölgelerin meselelerini ve bunlarla beraber bü­tün dünya meselelerini gözden geçir­meleri çok tabiîdir.

Kaldı ki, bugünkü siyasî inkişaflar muvacehesinde bilhassa OrtaDoğu meseleleri ciddî bir alâka ile takip edilmesi iktiza eden bir mahiyet arzetmeye başlamıştır. Bağdad Paktının imzasından bu yana, OrtaDoğudaki inkişaflar Türkiyeyi ve İngiltereyi çok yakından ilgilendirmektedir. Çünkü bu iki devlet türlü tesislere maruz ol­duğu için huzur ve istikrardan mah­rum kalmış olan bu bölgeyi dost Irak, Pakistan ve İranın da muzahereti eri­le istikrar ve sükûna Kavuşturmak gibi dünya politikası bakımından çok önemli bir vazifeyi uhdelerine almış bulunuyorlar. Malûmdur ki, bu tutum bazı Arap devletleri tarafından anla­yışla karşılanmamış ve    pakta karşı Mısır ile Suudî Arabistanın liderliği altında genişçe tesirli bir mukavemet hareketi kendisini göstermiştir. Diğer taraftan demir perde gerisi politikası bu sahaya kendisi için bir nüfuz mıntakası haline getirmeye matuf teşeb­büslere de geçmiştir. Bütün bu inki­şaflar Bağdad Paktı devletleri arasın­da sıkı bir işbirliğini, devamlı fikir teatisini elbette zarurî kılmıştır.

Buna muvazi olarak, Kıbrıs mesele­si Türkiye _ İngiltere ve Yunanistan arasında ciddî neticeler tevlit etmesi muhtemel ihtilâflara yol açmıştır. NATO ve Balkan Paktı çerçevesi için­de müttefikimiz Yunanistan Kibrisin Yunanistana ilhakı dâvasını benim­seyerek Türkiyeye olduğu gibi İngiltereye de karşı toir tavır takınmış­tır. İngiltere ile Türkiyenin bu ko­nuda sıkı bir işbirliği ve devamlı fi­kir teatisi mübrem bir ihtiyaç ha­lini almıştır. Vakıa İngiltere Kıbrıs meselesinin bütün safhalarından hü­kümetimizi daima malûmattar etmiş­tir. Fakat mesul adamların şifahi gö­rüşmelerindeki fayda aşikârdır.

Ankara konuşmaları sonunda yayın­lanan resmî tebliğ yukarıdanberi izah ve ifade ettiğimiz hususları veciz bir şekilde hülâsa etmiştir. Umumî fikir teatisinin neticesini ise şöylece hülâ­sa etmiştir: «Görüşmelerin sonunda, her iki taraf, iki memleket arasın­daki dostluğun sağlam temellerine istinat ederek kendi emniyetlerinin sulhu ve hür dünyanın refahını te­min için mümkün olan her teşebbüsü yapmak üzere en sıkı şekilde temas halinde 'bulunmak hususundaki ka­rarlarını tekrarlamışlardır.»

Kanaatimizce tebliğin en ehemmiyetli kısmı burasıdır. Türkiye ile İngiltere­nin sıkı işbirliğinin ve sağlam dostlu­ğunun dünya politikasında nelere muktedir olduğunu takdir edenler, ifade edilen bu neticenin ehemmiyet ve kıymetini de hakkiyle idrak ve takdir edeceklerdir. Şunu söyliyebiliriz ki, bu dostluk ve işbirliği Orta Doğunun sulhu ve istikrarı için son derecede müessir olduğu kadar, dün­ya sulhu ve hür insanlık ideallerinin muzafferiyeti için de aynı derecede müessir ve faydalıdır.

İngiliz Dışişleri Bakanının Türki­ye ziyareti

15/3/1956 tarihli (Ulus) tan :

Türk devlet adamlarının Londrayı zi­yaretlerini iade eden İngiltere Dışiş­leri Bakanı Mr. Selwyn Lloyd yalnız bir nezaket vazifesi ifa etmemiştir. Yakın ve Orta Şark durumunun çok dikkate değer bir gelişme arzettiği şu günlerde İngiliz Dışişleri Bakanı sa­dık bir müttefik ile bazı meseleler hakkında ciddî bir fikir teatisi yap­mak imkânını bulmuştur. Sarsılmaz bir dostluk havası içinde cereyan et­miş olan mülakatın dünya sulhunu muhafaza bakımından hayırlı netice­ler vereceğinden şüphe edilemez.

Dikkate şayandır ki hemen bütün Orta Şark, memleketleri İngiltereye karşı pek de dostça sayılmıyacak his­ler içinde Batı Avrupa politikasın­dan uzaklaştıkları sırada yalnız tir memleket sapasağlam ve sıkı bir su­rette Batı idealine bağlılık, göster­mektedir. Bu memleket Türkiyedir. İkinci Dünya Harbindenberi geçen zaman içinde Türk İngiliz dostluğu gittikçe samimiyet ve derinlik kazan­mak suretiyle devam etmiş ve iki dev­let arasında menfaat ve görüş birli­ği bir kat daha kuvvet bulmuştur. Türk İngiliz dostluğu Orta ve Yakın Doğuda devamlı bir sulhe temel hiz­meti görecek bir anlaşma garantisi olmaktadır. Bağdat Paktının bu hu­susta esaslı ve ciddî bir adım hizmeti görmüş olması icap ederdi. Fakat Or­ta Doğunun karıştırıcı ve yıkıcı siya­sete karşı bir kale halinde birleşmesi bazı tarafların hiç işine gelmiyordu. Bunlar son kozlarını oynamak ve her şeyden evvel Ingiltereyi Orta. Doğudan kati surette uzaklaştırmak için her çareye başvurdular. Yalnız bu   tertibi

 yapanlar Türkiyeyi hesaba katmamış­lardı. İngilterenin Orta Doğudan ve Yakın Doğudan çekilmesi öyle bir boş­luk bırakır ki onun yerini ancak anarşi denilebilecek bir kaynaşma tu­tabilir. Böyle bir durumda hangi kuv­vetin istifade edeceğini ve nasıl bir pençenin bütün istiklâlleri ve hakla­rı boğacağını uzun uzun izaha lüzum görmüyoruz.

Arap memleketleri kendi kısa gö­rüşleri eseri olarak hayali bir İsrail tehlikesi karşısında öyle tehlikeli bir cyuna girmişlerdir ki, bunu mantıki neticesine kadar ileri götürdükleri takdirde hem kendilerinin hem civar memleketlerin hayatî menfaatlerini ayaklar altında bırakacaktır. İngilte­re, o ananevi yumuşak ve elâstiki si­yasetiyle müsaadekârlığm âzami dere­cesini göstererek bir anlaşma çaresi temin etmek yolunu aradL Fakat Arap memleketleri hakkında ne kadar yumuşak davrandı ise buna karşı hiç 'bir anlayış eseri göremedi.

Hele Kıbrıs Adası münasebetiyle Yu­nanlıların müfrit tahriklerinin duru­mu bütün bütün karıştırması ve Ya­kın Şarkın müdafaasını tamamiyle yıkmak istidadını göstermesi işleri iyi­den iyiye altüst etti. İşte böyle derin ve korkunç bir tehlike karşısında Türk İngiliz Birliğinin canlı bir su­rette devam ettirildiğinin hissettirilmesi pek yerinde bir faaliyet teşkil eder. İngiltere Yakın ve Orta Doğuyu her türlü entrikaya ve hulul teşebbüs­lerine açık bir halde bırakıp buralar­dan çekilemez. Orta Doğu sulhu Türk İngiliz dostluğuna istinat etmekte ve Bağdat Anlaşması bu dostluğun tabiî ve mantıkî bir gelişmesini temsil et­mektedir. Galebe bu politikanın ola­caktır.

Türk  İngiliz tebliği

Yazan: C. S. Barlas

15/3/1956 tarihli (Son Havadis) den :

Uzun zamandır Orta Doğuda devam eden istikrarsız durumda bir ışık be­lirdi. Bu ışık ta Türk.  İngiiiz müş­terek tebliğidir.

Tebliğde madde itibariyle fazla bir şey yoktur. Fakat İngiltere ve Türki­ye Devletlerinin Orta Doğuda müşte­rek bir politika takip edeceğini, bu politikanın takibinde her iki hükü­metin kararlı olduğunu göstermekte­dir.

1938 yılında imzalanan ve bugün de yürürlükte olan Türk _İngiliz anlaş­masının Türkiye için müsbet ve ve­rimli olduğundan bütün. Türkler ay­nı görüşe sahiptir. Bunda parti farkı yoktur.

Şimdi İngiliz ve Türk hükümetleri­nin Orta Doğuda müşterek hareket edeceğini belirten bu tebliğ ile bu ittifak hakikî mânasını kazanmakta­dır.

Müşterek tebliğde, her iki devletin bağlı bulunduğu Kuzey Atlantik ve Bağdat Paktlarına temas olunmakta­dır.

Kuzey Atlantik paktının doğu kana­tlının fiili müdafii Türkiye ile İngilterenin omuzlarında kalmaktadır. Tebliğden her iki devletin bu müda­faa vazifesinde kararlı oldukları belir­tilmektedir. Bizim bundan memnun olduğumuz cihet Birleşik Krallık Dev­letinin vaziyetin ciddiyetini nihayet anladığıdır.

Tebliğin Bağdat Paktına taallûk eden kısmının mânası Selwyn Lloyd'un gazatecilere yaptığı beyanatla daha iyi mânalandırılır. Bugün Bağdat Pak­tı, temellerinden sarsılmış gibi gö­rülmektedir. Paktın faydası ve kıy­meti, Amerikanın Bağdat Paktına girmesiyle  meydana çıkacaktır.

İngiliz Dışişleri Bakanı, mister Dulles'in Amerika hükümetinin Bağdat Paktını her surette desteklediği te­minatını açığa vurmak suretiyle bu hususta da bizlere Bağdat Paktının ilerisi için ümit vermiştir.

Hülâsa olarak, İngiliz Dışişleri Baka­nının Türkiyeyi ziyaretinin ve Türk hükümet adamlariyle temasının çok faydalı olduğunu bu tebliğin ispat ettiğini söyliyebiliriz.

Din konusu ve ATATÜRK

Yazan; Nurettin Artam

16/3/1956 tarihli (Ulus) tan :

Yeniden yeniye yayımlanmağa başlıyan dergilerden, yazılan yazılardan anlaşılıyor ki aydınlar da artık din bahislerini düşünüyor  ve yazıyorlar.

Bunların yanılmamalarını, doğru bil­diklerini yazmaktan korkmamalarını dilerim.

Onlara salık vereceğim bir şey var. Her devrim yolunda olduğu gibi bu yolda da Atatürk'ün düşündüğü gibi

düşünsünler.

Büyük kurtarıcının çeşitli tarihlerde bu konu üzerinde söylediklerinden dört beş cümleyi buracığa topluyorum:

«Bizim dinimiz en mâkul ve en tabii dindir ve ancak 'bundan dolayıdır ki

son din olmuştur.

«Camiler, birbirimizin yüzüne bak­maksızın yatıp kalkmak için yapılma­mıştır.

Camiler,  itaat  ve   ibadet   ile  beraber din ve dünya için neler yapılmak lâzımgeldiğini düşünmek,  yâni meşve­ret için yapılmıştır.» »

«Her sarıklıyı hoca sanmayın.    Hoca

olmak sarıkla değil, dimağladır.»

«Hangi şey ki akla, mantıka menfaatî  âmmeye muvafıktır,  biliniz     ki

o bizim dinimize de muvafıktır.»

«Kuvvei mâneviye, bilhassa ilim ve İman ile âli bir surette inkişaf eder.»

«Bir dinin tabii olması için akla, fen­ne, ilme ve mantıka tetabuk etmesi lâzımdır.»

İzmir nutku üzerine

Yazan:  Nadir Nadi

16/3/1956 tarihli (Cumhuriyet) den :

Sayın Başbakanın bazı gazeteler hak

kında ileri sürdüğü tenkidleri saygı ile karşılamaya mecburuz. Bu, her şeyden önce benimsemeye çalıştığı­mız hürriyet rejiminin gerektirdiği bir haldir. Nasıl bazı gazeteler hükümet icraatım beğenmemek hakkını kendi­lerinde görüyorlarsa, hükümet Baş­kanına da bu gazeteleri tenkid etmek hakkını olağan saymalıdır. Başbakan Adnan Menderesin dediği gibi olayla­rı doğru dürüst halka aksettirmiyerek bunları kasden değiştiren, haki­katleri okuyucudan gizleyen gazete­ler, kötü müesseselerdir. Bir yerde geçim darlığı varken ortalığı güllük gülistanlık göstermek, kanunlara pek aldırış etmiyen idarecileri birer ada­let havarisi im işle re es ine alkışlamak, hukuk devleti şartlarını gerçekleşti­rip güvenliğe bağlamayan bir iktida­rı «Senden iyisi olamaz» diye övmek doğru değildir. Bu konuda sayın Baş­bakanla düşünce birliğine varmıyacak bir tek aklı başında vatandaş bulu­namaz.

Fakat herkesin bilmesi gereken bu kadar açık bir gerçeği millete duyur­mak için elli dakikalık bir nutuk söy­lemeye ve hele üzülmeye ne lüzum vardı? Mesleğin kaidelerine uymıyan gazetelere dünyanın her yerinde rast­lanabilir. Halkı aldatıp yalan haber vermeyi âdet edinen gazeteleri ise gene halk cezalandırır, zamanla artık onları okumaz olur. Bu itibarla biz gene saygı ile karşılamakla beraber sayın Menderesin İzmirdeki şikâyetle­rini lüzumsuz bulduk. Hürriyet esaslarına ve kanun hâkimiyetine daya­nan bir idarede ne bütün vatandaşla­rı, ne de bütün gazeteleri aynı dü­şünce hamuru içinde yuğurmaya im­kân vardır. Kimi şöyle, kimi böyle söyler, kimi şöyle, kimi böyle yazar. Bütün fikirleri bir arada beğenmeye imkân olmadığına göre vatandaşlar da çeşitli inançlar etrafında gruplaşırlar, partiler kurulur ve gelişir. Bunlar aralarında kanun dairesinde mücadelelerini yaparlar. İnsan hakla­rına riayet eden, her prtiye eşit mua­mele yapan bir idare iş başında olur­sa bu sistem memleket hesabına fay­dalı neticeler verebilir.

On yıldanberi yurdumuzda geliştir­meye çalıştığımız bu  rejimi,sayın Menderes 1954 seçimlerinden sonra nedense sevmez olmuş, yahut ta baş­ka türlü anlamaya başlamıştır. Yur­dumuzdaki demokratik hürriyetleri teminatsız, ekonomik gidişi bozuk ve hayat pahalılığını gittikçe zor ta­hammül edilir bulan gazeteler var­dır. Bunlar yanılmış veya sayın Men­deresin söylediği gibi kasden durumu böyle göstermiş olabilirler. Her iki şekilde de biz iktidar hesabına sinir­lenecek, telâşa düşülecek bir husus göremiyoruz. Üç beş gazetenin gayre­ti ile bir hayali veya bir yalanı kos­koca bir millete gerçekmiş gibi yut­turmak mümkün olsaydı, demokrasi rejimini yeryüzünde tatbik etmeğe imkân kalmazdı. Bizim hayret ettiği­miz, söylenen ve yazılanların doğru olması ihtimalini de sayın Mendere­sin niçin bir an olsun aklına getir­mediğidir. Bu takdirde mânâsız tar­tışmalardan büyük kısmı kendi ken­dine yatışacak, hükümet de belki kar­şısındaki güçlükleri yarı yarıya çöz­mek fırsatını bulacaktır. Aksi tak­dirde bizim ötedenberi işaret ettiği­miz buhran böylece sürüp gidecek, milletçe kaybettiğimiz değerli zaman­lara yazık olacaktır.

Sözümüzü bitirirken şu iki noktayı da tenkid etmeden geçemiyeceğiz! Baş­bakanın parti lideri olarak bir politiıka nutku verdiiğ bir açık hava top­lantısında sayın Cumhurbaşkanı ha­zır bulunmamalı idi. Partiler üstü ve partiler dışı bir varlık bildiğimiz o yüksek makamı işgal eden zat bu hu­susu ihmal etmemelidir inancındayız. Nâçiz düşüncemize göre sayın Bayann bu gibi hareketleri ne rejime, hat­tâ ne de Demokrat Partinin menfa­atlerine uygun düşmektedir.

Bir de şu: Nutuk bitmeden ortalık ka­rardığı halde, sayın Başbakan, kanu­nun bu husustaki hükmüne riayet et­memiş ve sözlerine elektrik ışıkları al­tında devam etmekten çekinmemiştir. Bunu da doğru bulmuyoruz. Hükümet olarak kanunu tatbikten sorumlu olanlar, herkesten önce kendileri ka­nuna uymayı âdet edinmeli değil mi­dirler? Tenkidlerini saygı ile okudu­ğumuz sayın Başbakan da bizim tenkidlerimizi hoş görmeli, hattâ içlerin­de haklı gördükleri varsa onları dik

kate almalıdır. Böyle yaparsa, muha­lif sandığı bütün gazetelerin D. P. yi yıkmaya çalışmadıklarını, tersine par­tinin günden güne yıkılan itibarını kurtarmaya gayret ettiklerini anla­makta gecikmiyec ektir.

Acaba neden?

(Cumhuriyet)

17/3/1956 tarihli den :

Milli eğitim politikamızın temel dâva­sı nedir? Söylenen ve yazılanlara ba­karsanız, orta okullarımıza din dersle­rinin konması günün başlıca davası­dır. Olurdu, olmazdı, lâikliğe uygun­du, aykırı idi gibi birbirine taban ta­bana zıt iddiaları dinledikçe üzüntü­ye düşmemek ve Atatürkün hedef bil­diği «muasır medeniyet» seviyesine ulaşmaktan henüz ne kadar uzak bu­lunduğumuzu görüp ümitsizliğe ka­pılmamak elden gelmiyor. Otuz yıldanberi lâikliğini ilân etmiş bir top­lumda devletin din öğretimi işlerini resmen üzerine alması meselesi bugün hâlâ bir tartışma konusu yapılabili­yorsa, bu, her şeyden önce, o toplum­da lâiıkliğin otuz yıldır hazmedilemedi­ğini, bir masal olmaktan öteye geçe­mediğini ispat eder.

Halbuki otuz yıldır lâikliği geniş halk kütlelerine mal etmek uğruna az gay­ret harcanmamıştır. Din ile dünya işleri 'birbirinden ayrılmış, mahkeme­ler şeriat baskısından kurtarılmış, okullar öğretim birliğine kavuşturul­muş, kadına eşit haklar tanınmış, di­nî inançlarından ötürü vatandaşlara eziyet edilmesi imkânları ortadan kal­dırılmıştır.

Böyle olduğu halde bugün hâlâ otuz yıl Önceki lâiklik hareketinin ortalık­ta yadırganır olduğunu görmek, kül­tür ve medeniyet alanında bir çağ­dan başka bir çağa atlamanın millet­ler hesabına ne kadar güç olduğunu açığa vuruyor.

Bazıları, bu geri kalışın bütün kusu­runu Türk devrimini başaranlara yük­lemek istiyorlar. Açıkça söylemiyorlarsa da tenkidlerinde Atatürkü hedef tuttuklarına şüphe yoktur.

Dinsiz cemiyet olamaz, diyorlar. Okullardan din derslerini kaldırmak, din adamları yetiştirmemek suretiyle inkılâpçılar cahil halkı yobazların eli­ne bıraktılar. Bu böyle devam edemez. Biz memleketlerde çocuklarımıza din adamları yetiştireceğiz. Böylelikle asıl vicdan hürriyetini yurdumuzda kura­cağız.

Bu sözleri söyleyen politikacıların varmak istediği hedef, laikliği iyi kavram'amış olan halk tabakalarının hislerini okşayarak yurdumuzda bir nevi neoşeriatçılık rejimini yürürlü­ğe koymaiktır. Çünkü resmi okulların­da din dersi okutulan, devlet eliyle din adamları yetiştirilen bir memlekete lâik denemez. Eğer denirse, kelimeye ters mâna yerilmiş olur.

Dinsiz cemiyet elbette olmaz. Sosyo­loji biliminin ortaya koyduğu ve bü­tün sosyologların üzerinde birleştiği gerçek şudur ki insan topluluklarına yol gösteren temel kuvvet dindir. Bü­tün sosyal müesseseler, kaynaklarını dinden almışlardır. Bilimden tekniğe, güzel sanatlara, şiire, edebiyata, ti­yatroya kadar yer yüzünde kafaya ve ruha hitab eden her şeyin başlangıcı dindir. Bugüne gelinceyedek yeryü­zünde dinsiz bir tek cemiyet de görül­memiştir.

Fakat Türk devrimleri ile güdülen ga­ye, milletimizi dininden ayırmak de­ğil, tam tersine, vatandaşları vicdan hürriyetine kavuşturmak, hangi dine, hangi inanca bağlı olursa olsunlar, on­lara korkusuzca yaşamak imkânını sağlamaktı. Medeniyetin bugünkü ge­lişim safhasında bir gerçeği inkâr et­mek ve tarihten önceki klan ve totem devirlerini hatırlatırcasma vatandaşa baskı yapmak lâiklik şöyle dursun hattâ ileri islâm ahlâkına bile aykırı bir hareket olur.

Otuz yıl sonra patlak veren bu taassub havasının sebebi acaba nedir?

Milli eğitim bütçesinin görüşüldüğü sıralarda söz alan Kütahya milletve­kili Ahmet Gürsoy, bu konuda dikka­te değer fikirler ileri sürdü. Bir çok­larının pek dikkat etmediği sözleriyle sayın Gürsoy, milli eğitim politikamı­zın esaslı bir noksanına işaret etmek

tedir: Biz Tanzim attanberi batılılaş­maya gayret ediyoruz. Şimdiye kadar batı örneklerine uygun mektepler aç­tık. Her alanda iftihar edeceğimiz bi­lim adamları ve teknisyenler yetiştir­dik. Fakat hâlâ bir türlü, batılılaşamadık. Neden? Çünkü batı medeniye­tinin dayanağı olan Greklâtin kültü­rüne orta öğretimde hemen hiç yer vermedik. Bizde liseyi bitiren, iyi bir öğrenci, Üniversiteye girerken mate­matiği ile, fiziği, kimyası ile, tarihi ve coğrafyası ile dağarcığında yabana atılmıyacak bir bilgi hazineciği taşır. Fakat bu öğrenci batılı arkadaşlarının şahsiyetini yoğuran hümanizma kül­türünden nasibini almamıştır. Bu­günkü medeniyete meş'ale tutan Yu­nan ve Roma kaynaklarına şöyle bir göz atmamış, hür düşüncenin, akim ve hoş görürlüğün yaratıcısı olan o medeniyetlerle temasa gelmemiştir. Böyle olunca da millî eğitim siste­mimiz bizde özlenen verime bir türlü ulaşamamakta, o yüzden üniversite­lerimiz de kendiliğinden beklediğimiz hizmeti başa ram amaktadırlar. Politi­ka hayatımızın sık sık buhranlara uğraması, ileri fikirlerin yurdumuzda gereği gibi kök tutmaması da, büyük ölçüde, bu sebepten ötürü olmalıdır.

Onlarda sizden

Yazan: Nadir Nacü

(Cumhuriyet)

18/3/1956 tarihli den:

Çarşaf hakkındaki kanun teklifini Bü­yük Millet Meclisi Başkanlığına su­nan kadın milletvekilleri D. P. de üyedirler. Onları böyle bir karara zorlıyan herhalde bir sebep olmalıdır. Bu sebep acaba nedir? Altı yıllık D. P. iktidarmca tutulan yol memleketi­mizde Atatürk devrimlerinin gelişme­sine yardım etmiş de bu bakımdan ortada kaygılanacak hiç bir nokta kalmamış mıdır? Bu takdirde, hanı­mefendilerin teklifini manasız bir gös­terişten farksız saymak gerekir. Da­ha doğrusu teklifi mânalandırmak imkânsız bir hal alır. D. P. li üç ka­dın milletvekilinin bir araya gelip devrim konusu ile ilgili bir kanun teklifinde bulunmaları için ortada her­halde devrimlerimizin tehlikeye girdi­ğini gösteren bir takım işaretler ol­malıdır.

İşte bu saklanamaz işaretlerin varlığı hususunda D. P. li teklif sahipleriyle düşünce birliği etmemiz iktidar orga­nını fena halde sinirlendirmiş. Mese­leyi şahsiyata dökerek bize uzun boy­lu çattıktan sonra Atatürk prensiple­rinin yürürlükte olduğu tezini parlak cümlelerle  savunmaya  uğraşıyor.

Eğer devrimlerin ayakta durduğunu vatandaşa isbat etmek için bir takım parlak cümleler yetse idi, o yazıyı oku­duktan sonra «ya, öyle mi? Öyle ise pekâlâ!» demekten başka yapacak işi­miz kalmazdı. Oysa ki karaya ak den­mekle gerçekleri değiştirmeğe imkân olmadığı gibi, onları halka başka tür­lü göstermek de değme kelime virtüözlarınm yapacağı bir marifet olmak­tan artık çıkmıştır. Altı yıldır yavaş yavaş, adım adım içine daldığımız tâ­vizler çemberi, rejimi dört bir yanın­dan kıskıvrak bağlamaık üzeredir. Bu­nu biran önce farkedip de gerekli ted­birleri almadığımız takdirde, Atatürk devrimlerinin yakında bir masal ola­rak tarihe intikal edeceğinden hiç şüphemiz olmasın. İktidar organı na­sıl «pahalılık yoktur» diye diye eko­nomik bünyemizin inflâsyonist bir gi­dişe saplanmasını önliyemedi ise, ge­ne öylece «inkilâplara bağlıyız, bağlı kalacağız!» demekle de sosyal bünye­mizin onlardan kopup ayrılmasına engel olamaz.

Bir hastalığı iyi etmek, ya da bir ha­tayı düzeltmek için ilk yapılacak iş, bir defa hastalığı veya hatayı kabul etmektir. Neyazık ki, yüksek iktidar çevreleri bu pek basit gerçeği bir tür­lü benimsemek istemiyorlar. Kendi or­ganları da onların direktifi ile hare­ket ettiğinden, parti içinde doğup ge­lişen en samimî teşebbüsler bile kısa zamanda dumura uğruyor ve sönü­yor. Bu da şüphesiz en çok D. P. ye zarar veriyor. Meselâ ispat hakkına ait kanun teklifini imzalıyanlar hep D. P. li idiler. Bu teklif, herhangi bir kanun teklifi gibi Mecliste normal sey­rini takip edetoilseydi, D. P. hesabına fena mı olacaktı?

Çarşaf hakkındaki teklif sahipleri de D. P. İldirler. Onları destekliyenleri iktidar aleyhine çalışıyorlarmış gibi göstermekle D. P. yayın organı her şeyden önce kendi partisini çürütmek­te olduğunu nasıl fa rked emiyor, doğ­rusu şaşılacak şey!

Bütün bu görünüşe bakarak, bugünkü iktidarın demokratik prensiplerden adamakıllı uzaklaştığını, bir nevi oligarşik teş&kkül haline geldiğini kabul etmemeye imkân var mıdır? D. P. bünyesi içinde bu durumu görüp de ona çare ariyan kuvvetli bir cereyan belirmezse partiye sahiden yazık ola­caktır.

Atatürk'ün büyük gölgesi

Yazan:  Yakup Kadri Karaosnıanoğlu

21/3/1956 tarihli (Tercüman) dan :

Başvekille Hariciye Vekilinin Pakistanı ziyaretleri münasebetiyle, Büyük İslâm Cumhuriyetinin muhtelif çev­relerinde, Türkiyeye karşı gösteril­mekte olan dostluk tezahürlerinin, ge­rek resmî beyanatlar, gerek diploma­tik sofra «toast» lan şeklinde buraya akseden yankılan, halk efkârımız üzerinde pek derin bir tesir uyandır­maktadır. Fakat, bunlar arasında, bi­zi en çok. duygulandıran hiç şüphesiz ki, Pakistanlı «Kardeşlerimizin» Atatürke olan bağlılıklarını ve saygıları­nı belirten sözleri ve yazılarıdır. Bu saygı ve bağlılık duyguları bazı yük­sek ordu, donanma ve devlet erkânı­nın nutuklarından tutun da, bir çok gazete makalelerine ve halk nüma­yişlerine kadar, Pakistanın hemen bü­tün yayın vasıtalarmad en samimî ifa­desini bulmuştur.«İstiklâl savaşımızda bize önderlik eden Atatürktür», «Atatürk bizim de millî kahramanımızdır» ve nihayet, «Star» adlı bir gazetenin şu satırları:

«Türkiye ile olan münasebetlerimizin tarihçesinde çok gerilere dönmeden Türk milletinin İstiklâl Harbine rast­layan 1919 tarihini işaretle iktifa edelim; gerçekten, Gazi Mustafa Ke­malin İzmir zaferi kadar Pakistan halkını heyecanlandıran tek bir vaka gösterilemez. O tarihtenberi halk di­linde Gazi ve Mücahit kelimeleri Türk isminin yerine kullanılır olmuştur.»

Pakistanlıların bir zamanlar Osmanlı adı verilen Türklere o zafer günündenberi «Kemali» dediklerini biliyo­ruz. Çünkü bu isim, Star gazetesi mu­harririnin yazdığından anladığımıza göre, Pakistanlılar arasında, şerefli bir payeye âlem olmuştur.

Yalnız onlar arasında mı? Dostluk ve kardeşlik münasebetlerimiz nâmına bir cemile olsun diye böyle bir iddi­ada bulunursak, pek büyük bir tarihî hataya düşmüş oluruz. Zira, Mustafa Kemal, bu harb sonrası istiklâl savaşlariyle, bütün millî mücadele hare­ketlerinin bayrağı olmuştur. Hindistandan Endonezyaya, Endonezyadan Birmanyaya, hülâsa Uzak Doğu Asyasına şahit olduğumuz bu çeşit ha­reketler, ilhamını, Türkiye İstiklâl sa­vaşından almıştır. Bugün hâlâ Tunustan Merakeşe kadar kuzey Afrika bölgesindeki uyanıp başkaldırmalar hep Atatürkün büyük gölgesi altında cereyan etmektedir. Bu bölgenin en hücra yerlerinde, Fellagalılar mukad­des bir emanet gibi taşıdıkları şey gene Atatürkün resmidir.

Bunun böyle olduğunu, arasıra, yal­nız biz unutuyoruz.

1 Mart 1956

Kahire :

Anadolu Ajansının hususî muhabiri bildiriyor:

Mısır Evkaf Nezareti, Türkiyede otu­ran alâkalılara Mısırdaki bilcümle ev­kafın vakfiyelerinin ve yıllrk aidatla­rının ö'denmesine karar vermiştir.

Diğer taraftan, Evkaf Nazırı Şeyh Hasan El Bakurî, Muhammed Ali ha­nedanının vakfettiği emlâkin gelirle­rini Türkiyede ve İrakta oturan hak sahiplerine ödememenin kararlaştı­rılmış olduğunu da bildirmiştir.

Mısır Evkaf Nezaretinin tahminlerine göre, 66 kişiyi alâkadar eden bu se­nelik evkaf aidatının yekûnu takri­ben 44.000 Mısır lirasıdır.

Mısır Evkaf Nezaretinden bildirildiği­ne göre, Nezaret bu kararı alâkalı da­irenin yapmış olduğu araştırmalar so­nunda almıştır. Bu araştırmalar muh­telif vakıflardan istifade eden kim­selerin Türkiyede oturmakta oldukla­rını ve aidatlarını Vekalet yolu ile al­dıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu ve­kâletnameler bir kontrola tâbi tutul­muş ve Nezarete göre, bunların, yal­nız alâkalının ismini ihtiva eden fa­kat babasının ve büyük babasının isimlerini İhtiva etmiyen lâtln harfle­riyle yazılmış mühürlerle mühürlü ol­duğu ve Türkçe yazılı bulunduğu or­taya çıkmıştır. Mısır Evkaf Nezareti­ne göre, bu vekâletnamelerin sıhhati ve kanuniliğinin delilleri gayri kâfi­dir.

Alâkalı daire müdürünün verdiği mü­temmim izahata göre, bu vekâletna­meler, Mısırda sakin vekiller elinde bulunmaktadır. Ve vakıf gelirlerinden istifade edenler Mısır arazisi dışında yaşadıklarından ve hâlen sağ olduk­larının da delillerle sabit bulunmama­sından dolayı takip edilmekte olan bu sistem Evkaf Nezaretince tasvip edil­memektedir. Ayrıca, bazı vekâletna­meler de kollektif maıhiyet arzetmektedir.

Evkaf Nezareti alâkalı dairesi müdü­rü verdiği mütemmim izahatı şu söz­lerle bitirmiştir:

Bu sebeplerle Evkaf Nazırı, alâkalıla­rın şalhsen nezarete müracaat etmele­rine veyahut alâkalı Mısır makamla­rınca tasvip edilmiş bir vekâletname tanzim etmelerine intizar en, vakıf ge­lirlerinin bu eşhasa ödenmesini dur­durmuştur. Bu karar, 29 şubat 1956 dan itibaren yürürlüğe girmiştir.

Hongkong :

Geçen yıl içinde Komünist Çinlilerin ellerine esir düşmüş olan Kere Türk tugayı erlerinden Necati Öztürk Ko­münist Cinde uzun bir esaret devresi geçirdikten sonra, bugün Hongkongda Komünist Çinliler tarafından İngiliz makamlarına  teslim edilmiştir.

Esir er Necati Öztürk, bu sabah saat altı ellide kendisini teslim almağa .gelmiş olan Türk tugayı mensupların­dan Binbaşı Örer ve Üsteğmen Özdoğruya, İngiliz hudut makamları tara­fından teslim edilmiştir.

Necati Öztürk Komünist Çin _ Hongkeng hududunu geçtiği sırada başın­da bir fötr şapka, sırtında Komünist Cinde herkesin giymekte olduğu, ma­vi üniforma ve bir kahverengi palto vardı.

Esir Türk eri, basın mensuplarına ver. diği beyanatta, Türk tugayına ve pek

yakında aziz vatanına kavuşacağın­dan dolayı sevincini belirtmiştir.

3 Mart 1956

Atina :

Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprü­lünün Mecliste Kıbrıs meselesi mevzu­unda yapmış olduğu beyanat hak­kındaki Yunan görüşü dün gece Yu­nan Hariciye Vekili Spiro Teotokis ta­rafından basın mensuplarına açık­lanmıştır.

Teotokis, Türkiyenin tezini tahlil et­tiği uzun bir beyanatında şu husus­ları belirtmiştir:

Kıbrıs halkına bir anayasa bah­sedilmesini  Önlemek  için   akdi  veya hukukî hiç bir engel ileri sürülemez.

Kıbrıs  adasının statüsüyle  ilgi­li olan asıl taraflar İngiltere ile Kıb­rıs halkıdır.

Kıbrıslıların bağımsızlıklarını el­de etmelerine Türkiyenin engel olma­ya çalışması hukukî bakımdan mes­netsizdir.

Yunan 'Hariciye Vekili sözlerine şöy­le devam etmiştir:

«Gerek Yunanistan ile Türkiyenin müşterek menfaati ve gerekse batı it­tifakının daha geniş menfaati ko­runmalıdır. Bu sebepten Türk hükü­metinin bizi Türkiye ile münasebetle­rimiz meselesini tetkik etmek mecbu­riyetinde birakmıyacağını ümit ede­riz.

Lozan antlaşmasının değiştirilmesine gelince, bu antlaşmanın maddelerinin teşkil ettiği binanın yıklımasmm. do­ğuracağı acı neticeler, bu antlaşmayı imzalamış olanlar arasında en ziyade Türkiye tarafından duyulacaktır. Yu­nanistan hareket tarziyle, şayanı ar­zu bir anlaşma teminine çalıştığını göstermiştir.»

Teotokis, bu arada, Yunan hükümeti­nin Balkan antlaşmasının muhafaza­sında büyük bir gayret gösterdiğini söylemiş ve üçlü işbirliğinin Türkiye­nin hatası yüzünden sarsıntı geçirdi­ğini ileri sürmüştür.

4 Mart 1956

Bağdat :

Ankara Millî Kütüphanesi memurla­rından Bayan Münevver Okur, dün gece, «Külliyetül Adaıb» salonlarında Arapça olarak «Türkiyede İslâm ve Şark eserleri» mevzuunda çok kıy­metli bir konferans vermiştir.

Konferans ilim adamları ve İrak ileri gelenleri tarafından alâka ile takip edilmiştir.

7 Mart 1956

Beyrut:

Türkiye Büyük Elçisi Cevdet Dülge, bugün, Lübnan Dışişleri Vekili Selim Lahud'u ziyaret ederek kendisi ile görüşmüştür.

9 Mart 1956

Bağdat :

Refik Koraltamn başkanlığındaki Bü­yük Millet Meclisi heyeti, bugün öğ­leden evvel müzeleri gezmiş, Öğle ye­meğini Mansur klübünde İrak Par­lâmentosu Türk  İrak grupunun mi­safiri olarak yemiştir. Türk heyeti âzasının müteakiben at yarışları yeri­ne gelişi halkın tezahüratına vesile olmuştur.

Bağdat gazeteleri, Türk heyetinin misafiretine ait haber ve resimleri ge­niş sütunlar halinde neşretmekte, iki kardeş ve müttefik millet arasında­ki bağların kuvvetini bu haberlerde ayrıca belirtmektedir.

Bağdat :

İrak parlâmentosunun davetlisi ola­rak İrakı ziyaret etmekte olan Tür­kiye Büyük Milet Meclisi Reisi Refik Koraltan başkanlığındaki 26 kişilik Türk parlâmento heyeti, kendilerini, İrak hududunda karşılıyan mihmandarlariyle birlikte dün gece sabaha karşı Musula muvasalat etmiştir.

Heyet Musul istasyonunda basta Vali olmak üzere, sivil ve askerî erkân tarafından hararetle karşılanmış, is­tasyonda selâm resmi ifa eden askerî kıtanın teftişini müteakip hazırlan­mış bulunan büfede izaz edilmiştir. Müteakiben Türk parlâmento heyeti candan tezahürat arasında uğurlanarak Musuldan Bağdada hareket etmiş­tir.

Bağdat yakınında Kâzimiye istasyo­nunda Büyük Millet Meclisi reisini ve ıheyetini, Türkiye büyük elçisi Mu­zaffer Göksenin, Erkük mebusu Ke­mal Yakuibî, Diyale mebusu İzzettin Nakibî, Bağdat valisi, Kâzimiye kay­makamı ve kaza eşrafı karşılamıştır. Saat 15,30 da Bağdada muvasalat eclen heyeti, Bağdat istasyonunda da başta Başvekil Nuri Sait Paşa ile Ayan Meclisi Reisi Cemil Metfaî, Mebusan Reisi Abdülvehap Mercan olmak üze­re bütün âyân ve mebusan üyeleri, sivil erkân ve generaller ile kalabalık bir halk topluluğu tarafından selâmlanmıştır. Trenden ilk inen Reis Ko­raltan ile Başvekil Nuri Sait Paşa çok samimi bir şekilde musafaada bu­lunmuşlardır. Milli marşlar dinlen­miş, müteakiben Koraîtan ve Nuri Sait Paşa askerî şeref kıtasını teftiş etmiştir.

Şehre hareketten evvel, Reis Koraîtan, karşılamaya gelen basın mensupları­na şu beyanatta bulunmuştur:

«Asil İrak milletinin muhterem par­lâmentosu adına gerek Mebusan ve gerekse Ayan Reisi hazretleri tarafın­dan yapılan davet üzerine İrak'ı ve kardeş İrak milletini ziyarete karar verdiğimiz andan itibaren arkadaşla­rımın ve benim duyduğumuz sevinç ve heyecan hudutsuz oldu. Mübarek İrak topraklarına ayak bastığımız andan itibaren, yıllar ve yıllar birbirine mütehassır kalmış kardeşler olarak, Bağdata muvasalat edinceye kadar bü­tün alâkalılar ve İraklı kardeşlerimi­zin gösterdiği samimiyeti burada şük­ranla kaydetmek isterim. Şu anda başlıyan samimî karşılaşmalarımız­dan bahtiyarlık ve sevinç duymakta ve Övünmekteyiz. Bahtiyarız, çünkü evimizde gibiyiz. Sevinçliyiz, çünkü bizleri bütün samimiyet ve muhabbetleriyle kucaklıyan kardeşlerimiz arasındayız. ÖğÜnüycruz, çünkü din bağlariyle ezeldenberi bağlı bulundu­ğumuz asil İrak milletiyle tam bir mutabakat ve işbirliği halindeyiz.

Ankaradan seyahate başladığımız an­dan İrak topraklarına ayak bastığı­mız ana kadar Türkiyede geçtiğimiz bütün güzergâhta gece ve gündüz binlerce vatandaş coşkun tezahüratla bizi uğurlarken kardeş İraklılara se­lâm ve muhabbetlerimin iblâğını arzu ettiler. Bu vazifeyi yerine getirirken dahi müstesna bir zevk duyuyorum.

Söylemeğe lüzum var mı? Türk mille­tinin topyekûn İraklı kardeşleriyle her sahada tam bir işbirliği halinde olduğunu da bu vesileyle bir defa da­ha ifade etmiş oluyorum.

Yine Ankaradan ayrılmadan bir gün evvel, sayın Reisicumhurumuz Celâl Bayara arzı veda ederken, bütün İraklı kardeşlerimize gömülden gelen selâm ve sevgilerinin iblâğını arzu bu­yurdular. Bu şerefli vazifeyi de böy­lece yerine getirmenin bahtiyarlığı içinde, arkadaşlarımızın da hislerine tercüman olarak asil ve necip İrak milletini bütün kalbimizle ve hararet­le selâmlar ve hürmetlerimizi suna­rız.

Koraltanm hararetle alkışlanan bu beyanatına, Ayan Reisi Cemil Metfaî, şöyle cevap vermiştir:

«Sizleri aramızda görmekle çök bahti­yarız. Sizlere çoktandır intizar et­mekteydik. İrak milleti bugün çok mesuttur. Memleketimize hoş 'geldi­niz, sefalar getirdiniz.»

Müteakiben heyet, başta Refik Ko­raîtan ile Başvekil Nuri Sait Paşa ve Ayan ve Mebusan Reislerinin be­raberce bindikleri otomobil olduğu halde, otomobillerle istirahat! er ine tahsis edilen beyaz saraya hareket et­mişlerdir. Heyet burada Hariciye Ve­kili Burhanettin Başayan tarafından ziyaret edilmiştir. Beyaz Sarayda bir saat kadar istirahat eden heyet def­teri mahsusu imza etmek üzere sa­raya gitmiş, imza merasiminden son­ra, Kraliyet kabristanı ziyaretle hazır­lanan bir çelenk koymuştur.

Heyet şerefine gece Bağdat belediye salonunda Ayan Reisi Cemil Metfaî tarafından ziyafet verilmiştir. Bu ye­mekte bütün Ayan ve Mebusan âzası ile mülkî ve askerî erkân, kordiplo­matik, Bağdat eşrafı ve 'basın men­supları davetli idi.

Basra :

Bu sabah uçakla Basraya varan Tür­kiye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltanm başkanlığındaki Türk Parlâmento Heyeti, başta Basra va­lisi Müzahir Mahir olmak üzere, şe­hir ileri gelenleri tarafından karşı­lanmıştır.

Heyet başkanı Refik Koraltan hava alanındaki ihtiram kıtasını teftiş et­tikten sonra otomobillere binilmiş ve Basra petrol tesisleri gezilmiştir.

Türk parlâmento heyeti öğle yemeği­ni Şattularab kulübünde Valinin mi­safiri olarak yemiştir.

Yemek esnasında söz alan heyet baş­kanı Refik Koraltan ezcümle şunları söylemiştir:

«Tarihin tanıdığı ve medeniyet dün­yasının tanıyıp sevdiği Basra toprak­larına ayak bastığımız bu anda ek­selans Müzahir Mahir beyefendinin ibraz ettiği iltifatlara teşekkür ede­riz.

İrak'ın merkezi ve kardeş milletin kalbi Bağdada gelip te haylice büyük medeniyetlerin merkezi olan Basrayı görmemek, Mekkeye gidip Arafeyi görmemeğe benzerdi. , Kardeş İrak milletine, bize Basrayı görebilmek fır­satını bahşettiğinden dolayı heyetimiz ve şahsım adına teşekkürlerimi sunar, bütün Basralıları ekselansınızın şah­sında hürmetle selâmlarım.»

öğle yemeğinden sonra, saat on dört­te Basra petrol şirketi taralından bir kokteyl parti verilmiştir.

Akşam yemeğini Basra Vali Kona­ğında valinin misafiri olarak yiyecek olan heyet şerefine, gece de, Elarato otelinde Basra milletvekilleri ve Ayan üyeleri tarafından bir suvare tertip edilmiştir.

Heyet  yarın  sabah  liman  tesislerinigezecek, Sattuarafc'da bir motor ge­zintisi yapacak, öğleyin de Basra Ayan üyelerinden Şeyh Abdülkadir Basayamin tarafından verilecek olan zi­yafette bulunacaktır.

Türk parlâmento heyeti, yarın, saat on beşte uçakla Bağdada avdet ede­cektir.

13

Madrit :

İspanyol Dışişleri Vekili Alberto Mar­tin Artajo bu sabah Türkiyenin Mad­rit Büyük Elçisi Feridun Cemal Erkin'i kabul etmiştir.

16 Mart 1956

Washington :

Amerikan Kızılhaç Cemiyeti merke­zinden bugün bildirildiğine göre ce­miyet idarecilerinden Henry Janeway pazar günü Türkiyeye giderek, bu memleketteki sel ve deprem felâket­zedelerine Amerikan Kızılhaçının yapmakta olduğu yardıma nezaret edecektir.

Atina :

Selanik bomba hâdisesinde Türk kon­solosları aleyhinde hem çirkin hem de gülünç iftiralarda bulunmak üze­re burada münteşir «Atinaiki» adlı gazetede bir kaç gündeniberi bazı ya­zılar yazmaya başlıyan mâruf do­landırıcı Kartalis'in foyası iyice mey­dana çıkmıştır. Filhakika mevsuk şe­kilde öğrenildiğine göre, bu dolandı­rıcı ve şantajcı bir de karşı taraftan menfaat temin edebilmek için araya bazı vasıtalar koyarak para mukabi­linde bu neşriyatı durdurabileceğini bildirmiştir.

Eninde sonunda yalnız kendisi değil, ona yardım edenleri de teşhir edeceği bidayettenberi  tahmin   olunan  Kartalisin bu şantaj teşebbüslerinin hiç bir netice vermediği öğrenilmiştir.

18 Mart 1956

Sofya :

Bulgar Başvekili M. Çevrenkof, Türkiyenin yeni Sofya Elçisi Tevfik Ka­sım Kemahlıyı dün ka,bul ederek ken­disiyle görüşmüştür.

Görüşmede Bulgar Hariciye Vekil mu­avini M. Gerasimof da hazır bulun­muştur.

19 Mart 1956

Bağdat :

Türk parlâmento heyeti, dün Kral Sarayında İrak Kralı Majeste Faysai ile görüşmüştür. Bu görüşmede Veli­aht Prens Abdülilah da hazır bulun­muştur. Majeste Kral, heyet azasının teker teker ellerini sıkmış ve Veliaht­la birlikte kendilerine iltifatta bu­lunmuştur. Müteakiben Türkiye Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, bir nutuk irat etmiş ve nutuk Veliaht Abdülillah tarafından Arapçaya tercüme edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi bu konuşmasında ezcümle şunları söyle­miştir :

«İrak'a gelirken geçtiğimiz şehir ve kasabalarda bizâ sevgi ile uğurlayan vatandaşlarımız, bizden kardeş İrak'a onun sayın Kral ve Veliahtma selâm ve hürmetlerini götürmemizi samimi­yetle istediler. Memleketinize gelip başta Bağdat olmak üzere, bir çok şehirlerinizi ziyaret ettikten sonra gördük ki, İraklı kardeşlerimiz de Türklere karşı aynı hisleri beslemek­tedirler. Her gittiğimiz yerde heye­timize karşı gösterilen sıcak alâka, bu hisleri açıkça ortaya koymuştur. İki memleket arasındaki karşılıklı muhabbet ve kardeşlik hislerinin ifa­desi olan bu tezahürleri şükranla karşılıyoruz.»

Refik Koraltan bundan sonra, Majeste Kral tarafından Türk heyetine gösterilen dostane ka.bulün hâtırası­nı heyet üyelerinin bütün tazeliğiyle daima muhafaza edeceklerini söyle­miş, İraktaki ikametleri boyunca ken­dilerine her tarafta gösterilen misafir­perverliğe teşekkür etmiştir. Türk par­lâmento heyeti reisi, bu kardeş mem­lekette müşahede ettiği kalkınma gayretleri ve bilhassa imar faaliyet­leri karşısında hayranlığını ifade et­tiği gibi gerek Basrada, gerek Şattularab'm her iki kıyısında bu ge­lişmenin müşahhas eserlerini görmek­ten büyük bir zevk duyduğunu kay­dederek pek yakın bir gelecekte bu muazzam nehrin kıyılarında büyük sanayi merkezinin bir bütün olarak kurulmuş olması temennisi sözlerine ilâve etmiştir. Çok. samimî bir hava içinde geeçn bu mülakatın sonunda Türk heyeti üyeleri saraydan ayrılır­ken Majeste Kral Faysal ve Veliaht Altes Abdülillah kendilerini beşuş bir çehre ile uğurlamıştir.

Büyük Elçimiz Muzaffer Göksenin, dün akşam heyet şerefine elçilik bi­nasında bir akşam ziyafeti vermiş ve bunu bir kabul resmi takip etmiştir.

23 Mart 1956

Londra :

19 marttanberi British Councıl'm mi­safiri olarak İngilterede bulunan Em­niyet Umum Müdürü Kemal Aygün Londradaki tetkik ve temaslarına de­vam etmektedir. Kemal Aygün 20 mart günü British Councıl Reisi Sir D'Stvid Kelly'nin şerefine verdiği ve Scctland Yard Umum Müdürü Sir John Nott Bovver'in iştirak ettiği zi­yafette hazır bulunduktan sonra, Londra Belediye Meclisini ziyaret et­miş ve reis tarafından Meclise tak­dim edilmiştir. Londra Belediye Mec­lisi Kemal Aygünü sempati tezahür atı ile selâmlamıştır. Emniyet Umum Müdürü 21 mart günü Devlet Vekil Yardımcısı Neall Machpherson refa­katinde Avam Kamarasına giderek müzakereleri takip etmiştir. Kemal Aygün dün Londra Belediye Reisini ziyaret etmiş, Westminster'de şerefi­ne verilen ziyafette hazır bulunmuş

ve Westminsteri gezmiştir. Bugün Oxford'a giden. Kemal Aygün nisa­nın ilk haftası içinde Londra polis teşkilâtını ineeliyecektir.

24 Mart 1956

Washington :

Amerika dünyanın muhtelif yerlerin­de 20 konsolosluk daha açmayı tasar­lamaktadır.

Dışişleri Vekâletinin bütçesini tan­zimle vazifeli olan Edward Crouch'un Temsilciler Meclisi Tâli Bütçe Komis­yonuna bildirdiğine göre bu konsolos­luklar şu yerlerde açılacaktır:

Avrupa: Saarrefcruck (Saar), Malağa, (İspanya), üçüncü bir konsolosluk he­nüz açıklannııyan bir memlekette ku­rulacaktır .

Asya: Maiha (Okinawa), Battambang ve Rean (Kamiboc),

Yakın Doğu: İskenderun (Türkiye), Halep (Suriye), Katmandu (Nepal), Peşaver (Pakistan), Kerkük (İran), Muscat   (Arabistan),

Afrika: Bouala (Fransız Cameroun'u), Mcgadisyo (İtalya Somalisi), Abidjan (Fildişi sahili), Kampala  (Uganda). Güney  Amerika,  Brezilya   3,  Küıbada 1 konsolosluk.

Washington :

Herald Tribüne gazetesi, Türkiyeye dair neşrettiği bir makalede, Türk Sovyet münasebetlerini gözden, geçir­mektedir.

Türklerin Rusları çok iyi tanıdığını ve Sovyet tehdidinden korkmadığını belirten Herald Tribüne, Türkiyenin Sovyet tecavüz niyetlerini en iyi ak­settiren bir barometre olduğunu kay­detmekte ve son Sovyet tekliflerine ve kandırıcı telkinlerine Türklerin kapılmamış bulunduğunu yazmakta­dır.

Türk . Sovyet münasebetlerinin ta­rihçesini yapan gazete, Türkiyenin gerek İkinci Dünya Harbi sonunda Sovyet tehditlerine boyun eğmemek, gerek Kürede büyük kahramanlık göstermek suretiyle prestijini arttırmış bulunduğuna işaret ettikten sonra: Türkiyenin bugün içinde bulunduğu güçlüklere temas etmektedir.

Gazeteye göre, bunlardan biri ekono­miktir. Fakat ilerlemek için Türkle­rin iman ve enerjileri vardır ve eko­nomik müşkülleri, hallolunabilecek ve geçici mahiyette bir manzara arzetmektedir. İkinci mesele Kıbrıs mese­lesidir. Fakat, Kremimin bu fırsattan faydalanma gayreti ile giriştiği tah­rikler, belki de Kıbrıs meselesinin sür­atle halledilmesi lüzumuna dair ta­raflara daha kuvvetli toir fikir vere­cektir.

Heral Tribüne, diğer bir makalesinde de, Birleşik Amerikanın Kıbrıs Ühtilâfındaki durumunu incelemekte ve Bü­yük Britanyanın meşru mesuliyetle­rine müdahale etmeksizin Amerikanın bu meselede seri ve yapıcı bir hal su­retini lehinde gayret sarf edebileceği­ni ileri sürmektedir.

Bağdat :

On beş gündenberi İrak'ın misafiri bulunan Türk parlâmento heyeti, dün akşam saat 21 de Bağdattan ayrılmış ve büyük tezahüratla uğurlanmıştır.

Bu münasebetle Türk  İrak bayrak­ları ile süslenmiş olan ve Saray erkâ­nı ile devlet ve hükümet ricalinin, yüksek rütbeli ordu mensuplarının hazır 'bulunduğu Bağdat garına Refik Koraltan, muazzam bir halk toplulu­ğunun alkışları arasında İrak Başve­kili Nuri Sait. Paşa ile birlikte gelmiş­tir.

Türk heyeti reisi ve ıheyet âzası, uğurlamağa gelmiş olan zevat ile ay­rı ayrı vedalaştıktan sonra Türk İrak millî marşları çalınmış, Refik Koraltan ihtiram kıtasını, Nuri Sait Paşa ile birlikte teftiş etmiştir.

İstasyonu hıncahınç dolduran halkın Türk  İrak dostluğunu belirten son derece heyecanlı tezahürleri arasında Türk parlâmento heyeti, saat 21 de Bağdattan ayrılmıştır.

Brest :

Makinesinde bir arıza olduğunu bildi

rerek Brest açıklarında tehlike işare­ti veren Türk bandıralı «Preveze» ge­misi, yardım gemisi «Turmoil» tara­fından yedeğe alınmıştır.

Diğer taraftan dün öğleden sonra öğ­renildiğine göre, gene Türk bandıralı «Sadıklar» gemisi, Finister burnu ya­kınında karaya oturmuştur.

28 Mart 1956

Bağdat :

Bağdatı ziyaret etmekte olan Maarif Vekili Profesör Ahmet Özel bugün Fakülte, Enstitü ye okulları gezmeye devam etmiştir. Öğleyin Bağdat Va­lisinin şerefine tertip ettiği ziyafeti müteakip Profesör Ahmet Özel Fen Fakültesinde «Müsbet ilimlerde me­tot» mevzuunda bir konferans vermiş­tir. Kalabalık bir dinleyici kitlesinin takip ettiği bu konferansta İrak Ma­arif ve Maliye Veküleriyle Türkiyenin Bağdat Büyük Elçisi hazır bulunmuş­tur.

30 Mart 1956

Washington :

Bir müddettenberi Amerikada bulu­nan İstanbul mebusu Nazlı Tlabar ile Antalya mefou.su Ahmet Tokuş dün kongrede, şereflerine verilen bir öğle yemeğinde Türkiyenin iç ve dış me­seleleri hakkında ileri gelen senatör ve temsilcilere izahat vermişlerdir.

Türk mebusları, bundan önce, Büyük Elçiliğin basın konferansında basın mensuplarına Türk milletinin Kıbrıs hususundaki ncktai nazarını anlat­mışlardı.

Nazlı Tlabar ile Ahmet Tokuş Baltimorda yapılan Marylan gününde de Türkiyeyi temsil etmişlerdir. İstan­bul mebusu Bn. Nazlı Tlabar, Ohio eyaletinin Dayton şehrinde, dünya meseleleri konseyinde Türkiyenin dış politikasını anlatmış ve aynı şehirde­ki bir televizyon programında bil­hassa Kıbrıs  meselesi     hususundaki

suallere tatmin edici cevaplar ver­miştir.

Türkiye Büyük Elçiliğinin kongre üye­leri ve Türk mebusları şerefine ter­tip ettiği kabul resminde, tanınmış bir filmci Türkiyeye dair renkli bir filmi göstermiştir. Beyaz Saray ve Harici­ye Vekâleti mensuplarının da hazır bulunduğu bu kabul resmi Türkiye­ye ait dış ve iç meselelerinin daha iyi anlaşılmasına ve takdir hislerinin iz­harına vesile olmuştur.

Bağdat :

Türkiye Maarif Vekili Profesör Ah­met Özel ve refakatindekiler dün Necef, Kerbelâ ve Hilleyi ziyaret etmiş­lerdir. Her yerde samimî tezahüratla karşılanan heyet mensuplarına Hillede öğrenciler kırmızı ve beyaz güller­den mürekkep buketler vermişlerdir. Heyet öğle yemeğini Hille mutasar­rıfının davetlisi olarak yemiştir.

Gece, Türkiyenin Bağdat Büyük El­çisi Muzaffer Göksenin Profesör Ah­met Özel şerefine verdiği ziyafette Maliye, Dahiliye ve Maarif Vekilleriyle eski Başvekil ve Vekiller, Ayan, ve Mebusan Meclisleri üyeleri, Maarif Vekâleti mensupları, diğer ileri gelen zevatla Türk kolonisi mensupları ha­zır bulunmuştur.

Profesör Ahmet Özel ve refakatinde­kiler bu sabah uçakla Basraya hareket etmişlerdir:

Washington :

Beyaz Saray basın sekreteri James Hagerty, son günler zarfında beş memlekete Birleşik Amerikada mev­cut ziraî mahsul fazlasından 135.000 ton yardım yapıldığını söylemiştir. Yapılan yardımın nakli için 15 gemi tahsis edilmiştir.

Türkiye, Fransa, Yunanistan, İtalya, İspanyaya 65.000 ton buğday, mısır ve un, 45.000 ton süt tozu, peynir, tereyağ, 400 ton pamuk yağı, 8.750 ton kuru fasulye, 15.000 ton yulaf gön­derilmiş bulunmaktadır.

Refik Koraltan'ın İrak Parlamentosundaki konuşması: 11 Mart 1956

Bağdat :

İrak devletinin misafiri olarak Bağdat'ta bulunan Türkiye parlâmen­to heyeti başkam Refik Koraltan, İrak parlâmentosunda yaptığı ko­nuşmasında şunları söylemiştir:

«Muhterem İrak parlâmento azaları, aziz kardeşlerim,

Bundan on bir ay evvel aranızdan seçerek Türkiyeye gönderdiğiniz ve derin bir iştiyak ve içten gelen bir sevgi ile milletçe bağrımıza bas­tığımız mümtaz heyet, Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaret ettiği zaman, bu heyetin muhterem reisi Abdülvahap Mercani Meclis kürsü­süne davet ederek orada bize bir hitabede bulunmasını rica etmiştik. Bu hareket, Büyük Millet Meclisinin tarihinde bir yenilik teşkil ediyor­du. Çünkü o zamana kadar, Büyük Millet Meclisinin iç tüzüğü, o kür­süden yalnız Meclis âzalarının hitapta bulunacağı şeklinde tefsir olun­muştu. Fakat, bilmem bu harekete bir yenilik demek doğru muydu? Çünkü, kürsüye çıkan muhterem İrak Mebusan Meclisi Reisi kardeşi­miz idi, kardeş İrak milletinin mümessili idi. Binaenaleyh bizim evimiz onun eviydi. Bugün sizlerin de bana aynı imkânı vermiş olmanızdan dolayı derin bir iftihar, büyük bir sevinç ve heyecan duymaktayım. Siz­leri kardeş bir milletin mümtaz temsilcileri ve necip Arap milletleri ca­miasının kıymetli rükûnlan olarak derin bir muhabbet ve hürmetle se­lâmlarım.

Türk ve İrak milletleri, kardeşliği sadece sözlerle ifade etmek yolunu tutmamış, bunu fiiliyata da intikal ettirmek basiretini göstermiş ve bu saadete nail olmuş milletlerdir. Filhakika bugün birbirimize yalnız sev­gi ve saygı bağlariyle değiî aynı zamanda ittifak bağlariyle de bağlı bu­lunuyoruz. Burada Bağdat Paktım izah ve teşrih edecek değilim. Çün­kü onu sizler ve bizler yaptık ve onu, mahiyetini iyice bilerek iyice tar­tarak ve olduğu gibi aleniyete vazederek vücude getirdik. Bu pakt hak­kında sadece sunu sövliyeceğim: Bütün Orta Şarkın, sulh, sükûn is­tikrar ve refahını sağlamakta bulunan, serbest irade ve tam eşitlik haklarına istinat eden, iltihaklara açık bulunan, en ufak bir gizli veya muzlim tarafı olmavan bu muazzam hüsnüniyet eserini vücude getir­mekle ne kadar iftihar etsek yeridir. Bu ittifak Orta Şarkta yüz elli milyona yaklaşan bir Müslüman kütlesini, İngilterenin kuvvetini ve Birleşik Amerikanın muazzam imkânlarını sinesinde toplamaktadır. Yalnız Orta Şarkın değil, dünya sulhunun korunmasında, memleketleri­mizin refah ve taalisinin temininde, bu paktın, bövle muazzam bir kütlenin emniyeti için ne büyük bir mâna ifade ettiği izahtan varestedir. İnhisarcı zihniyetle hareket etmeyen ve etmesine imkân bulunma­yan bu paktın bizzat Arap Birliği için ne kuvvetli bir istinatgah teşkil ettiği meydandadır. İşte bütün bunları düşünerek, bu pakttan dolayı büyük bir iftihar duyuyoruz, muhterem kardeşlerim.

Türk ve İrak işbirliğinin lüzum ve faydalan üzerinde saatlerce konuş­mak mümkündür, Türk ve İrak işbirliği artık o kadar sıkılaşmıştır ki, artık iki memleket arasındaki gidip gelmeler umuru âdiyeden olmuş­tur. Bütün emelimiz ve temennimiz, aynı güzel ve imrendirici inkişaf­ların diğer aziz Arap devletleriyle de vukubulmasıdır.

Belki biraz uzun konuştum, bunu duyduğum saadet ve heyecana bağış­layınız, hitabemin protokol ve şekil ölçüleriyle tahdit edilmiş bir mera­sim ve nezaket ifadesinden ibaret kalmasına gönlüm razı olmadı, heye­timiz nâmına, Türk milleti ve Millet Meclisi nâmına sizleri ve sizlerin yüksek şahıslarınızda kardeş İrak milletini derin bir muhabbet ve hür­metle tekrar selâmlarım ve Majeste İrak Kralının yüksek irşad ve ira­desi altında bu necip milletin daima daha mesut, daha kuvvetli, daha satvetli ve müreffeh olmasını temenni ederim.»

Büyük Millet Meclisi heyetimizin İraktaki gezileri: 17 Mart 1956

Bağdat :

Büyük tezahürat içinde Kerkük'ten refakatlerinde Kerkük mutasarrı­fı olduğu halde Erbil'e hareket eden Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan riyasetindeki parlâmento heyetimiz vilâyet hududunda baş­ta Vali, Garnizon Kumandanı, Belediye Reisi, Emniyet Müdürü, Aşiret Reisleri ile askerî ve sivil erkân tarafından karşılanmıştır.

Burada Belediye Reisi tarafından takdim merasimi yapılmış ve yarım saat kadar cereyan eden samimî görüşmelerden sonra hep birlikte Er­bil'e hareket edilmiştir.

Vilâyet methalinde heyete intizar eden halk, mektep talebeleri heye­canlı tezahüratta bulunarak otomobilinin etrafını sarmışlardır. Böyle­ce otomobili durdurulan Refik Koraltan otomobilden çıkmağa mecbur olmuş ve halkın sevgi tezahürleri arasında «Yaşasın iki kardeş millet» sözleri ile mukabelede bulunmuş ve şu hitabeyi irat etmiştir:

«Aziz ve sevgili kardeşlerim, İrak ve İraklı kardeş milleti ziyaretimizin birinci haftasını tamamladığımız şu anda Erbü'in sevimli yavrularından başlıyarak caddeleri, meydanları dolduran sizlerin huzurunuzda yine sizlere hitap etmenin zevk ve neşesi içindeyim. Bir haftadanberi hemen her uğradığımız yerde İraklı kardeşlerimin böylece izhar ettikleri gö­nülden gelen sevgiler, her gün biraz daha artarak bizleri muhabbet deryasının dalgaları halinde kucaklamış bulunuyor. Şu muhteşem tab­loyu görüp te gurur ve bahtiyarlık duymamak için ve azim tezahürün delâlet ettiği büyük mânayı anlamamak için insafımız olmaması lâzım gelir. Şimdi görüp anlıyoruz ki, Türk  İrak devletlerinin işbirliği haki­kî kudretini bu asil milletin kalbinde kökleşmiş olan sevgiden almaktadır. Bunun için çok kıymetlidir ve büyük mâna taşımaktadır. Şu­rasını hakikatin delili olarak tekrar edebilirim ki, Türk milleti İrak milletinin yanı başında ve onunla beraber büyük Arap milletlerinin tam bir istiklâl içinde, saadetin selâmetini mutlak bir sulh ve sükûn içinde yaşamasını istemektedir. Yine, şuna inanıyorum ki, bu ziyare­timiz İraklı kardeşleri ve onların sevgilerini yakından müşahede etmek fırsatını bizlere vermiş bulunuyor. Yavrular, bahtiyarsınız, çünkü ba­balarınız, ağabeyleriniz çalışıp, çabalayıp sizi memleket için yetiştiri­yorlar. Hepinizi muhabbetle dolu, gönülden aşıp gelen bir coşkun sevgi tezahüratiyle hararetle, hürmetle selâmlıyoruz. Hepiniz sağ olunuz. Al­lah muininiz olsun arkadaşlar.»

Koraîtan'ın konuşması halk tarafından tezahüratla sık sık kesilmiş ve içten gelen sevgi gösterilerine vesile teşkil etmiştir. Müteakiben istas­yon binasına gidilmiş ve bando iki müttefik milletin millî marşlarını çaldıktan sonra ihtiram kıtası teftiş edilmiştir. Daha sonra Belediye Reisi şu hitabede bulunmuştur:

«Memleketimizin komşu ve dost Türkiyenin Millet Meclisi Başkanı ve mebuslarının gelişleriyle sonsuz sevinç içindeyiz. Bu sevinçlerin neşe­siyle memleket ve kendi adıma ruhumun derinliklerinden kopup gelen samimî duygularla yüce ve muhterem misafirlerimizi saygılarla selâm­lar ve hoş geldiniz derim.

Muhterem baylar yakın geçmişe şöyle bakarsak Türkiye ve İrak bu iki kardeş ülkenin necip milletleri bir arada yaşamış birlikte çalış­mışlardır. Bu iki milletin anane ve ahlâkları ile birbirine bağlı iki kar­deş olduklarını görürüz, Sayın misafirlerimiz bu teşrifiniz dostluk ve kardeşliğin önemli bir temelidir. Umarım ve Ulu Allahtan dilerim ki, canlı olaylarla bu yüksek ve kardeş iki memleket halkı Reisicumhur Ekselans Celâl Bayar ve Celâlet Mahap İkinci Faysal hazretlerinin var­lıkları ile başarılı şen ve aydın günlerini kutlular» dedikten sonra, Koraltan şu mukabelede bulunmuştur:

«Sevgili Erbü'in çok muhterem Belediye Reisi, Erbil'm asîl hemşehrile­ri adına bize tatlı dilleriyle bir defa dana iltifatta bulundular. Şehir so­kaklarından geçerken halkın coşkun tezahüratı ile karşılaşınca hemen Mutasarrıf beyefendi ile konuşup Erbil halkının gösterdiği samimî ve candan sevgi ve alâkaya teşekkürlerimi arzetmiştim, şimdi Reis be­yefendinin de ifade ettiği bu sevgi köksüz değildir ^ve elbet büyük mâ­na taşımaktadır. O mânada büyük bir tarihin sesi vardır o mânada iki kardeş milletin bir ideal uğrundaki gönül birliğinin sesi vardır. O mânada mukabil itimat ve sevginin ve bu sevgi ve itmattan doğan kud­ret ve kuvvetn sesi vardır. Bu kudretin sesi bu günün ifadesi olduğu kadar yarının da büyük kuvvetini teşkil etmektedir. Büyük adamların düşünceleri mukavelelerin metni ancak halkın gönülünde yerleşirse kıymet ve kudretini bulur. Biz bugün Arap yarımadasındaki kardeşle­rimizin istiklâl içinde yaşamalarından en az kendileri kadar seviniriz onları tam bir istiklâl içinde sulh ve emniyetin mertebesne erişmiş ola­rak görmek isteriz.

Türk milletinin temennisi budur. İraklı kardeşler bize karşı kalplerindeki muhabbetin eserini gösterdiler, bununla iftihar ediyoruz. Şu bir sene içinde başta Reisicumhurumuz Celâl Bayar olmak üzere Başvekil Adnan Menderes sonra da Meclisimiz adına bizim heyetimiz sizleri zi­yaret etmekle bahtiyardır. Gene bir yıl içerisinde muhteşem bir tarihin evlâdı olan Melik Hazretleri yurdumuzu ziyaret etmişlerdir. Ona kalbi­mizi açtık, ona sevgimizi gösterdik.

Erbil mutasarrıfının biraz evvel bana söylediği sözü tekrarlamadan geçmiyeceğim. Büyük milletler büyük liderler hazırlar, büyük liderler de kendi milletlerini hazırlarlar, onların huzur ve emniyetini sağlamak için hiç bir fedakârlıktan çekinmezler. İrak milleti bahtiyardır, çünkü kudretini ifade edecek böyle büyük adamlara mâliktir. Türk milletinin de tarihte bildiğiniz gibi karanlık günleri oldu, fakat Mustafa Kemal çıktı ve Türk milletini etrafında toplayarak bugünkü kudretli ve me­deniyet âleminde hatırı sayılır bir Türkiye meydana getirdi. İşte gene böylece Türk ve İrak milletleri kurdukları işbirliği sayesinde ve inşallafı çok geçmeden Arap milletlerinin de iltihakları ile her gün biraz da­ha itibarı artacak muazzam bir varlık olarak medeniyet âleminde ken­dini tanıtacaktır. Allah doğru yolda yürüyenlerin muini olsun, sözle­rime son verirken Erbil'in asîl ve muhterem halkını şerefle temsil eden sizleri muhabbetle ve hürmetle selâmlarım.»

Bundan sonra istasyon bahçesinde şereflerine hazırlanan çay ziyafe­tinde izaz ve ikram edilen heyet, beraberlerindeki zevatla birlikte istirahatlerine tahsis edilen elâhattin sayfiyesine gitmişlerdir. Saat yedide sayfiyeye gelen misafirler şereflerine tertip edilen muhteşem bir balo­da hazır bulunmuşlardır. Sabahın erken saatlerine kadar devam eden balo, pek samimî bir hava içerisinde geçmiştir.

İzvestİa ve Pravda gazetelerinin Türk  Sovyet münasebetlerine dair yazüarı:

19 Mart 1956

Moskova :

1921 Türk  Rus antlaşmasının 35 inci yıldönümü dolayısiyle Sovyet ba­sını Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki münasebetlerin,Kuzey At­lantik Paktı_ teşkilâtından tamamen ayrı olarak iyileştirilmesini teklif etmektedir. İzvestia ve Pravda gazeteleri «Türk  Rus münasebetlerinde hatırlanmağa değer bir tarih» «Son derece ehemmiyetli bir vesika» başlıkları altında bu mevzua uzun makaleler tahsis etmişlerdir.

İzvestia gazetesi, bazı Türk çevrelerinin Atlantik Paktının üyesi olan Türkiyenin Sovyetler Birliği ile münasebetlerini, pakta dahil memleket­lerle mevcut münasebetleri yanında, iyileştiremiyeceği kanaatine sap­lanmaları için bir sebep olmadığını belirterek Norveç ve Danimarkamn da aynı pakta dahil olmakla beraber, Sovyetlerle olan münasebetlerini geliştirdiklerine ve milletlerarası bir çok meselelerde menfaat birliği te­sis ettiklerine işaret etmektedir.

İzvestia gazetesine göre, Rus  Türk münasebetlerinin gerginleşmesine sebep «Türkiyenin Kemal Atatürk ve İsmet İnonünün siyasetini terketmesb olmuştur. Bu durum memleket içinde olduğu kadar, milletlerarası sahada da güçlükler yaratmıştır. Bununla beraber, Kruşçef in de geçen aralık ayında belirttiği gibi, mesuliyetin bir kısmının Sovyetlere ait olduğuna ayrıca işaret edilmektedir. Sovyet vatandaşlarının, komşuîarz ile iyi münasebetler ihdası arzusuna işaret eden gazete, Rusyanın güney sınırının durumu Sovyet vatandaşlarını endişelendirmekte­dir, demektedir.

Pravda gazetesi ise, Türk  Rus münasebetlerinin normalleşmesinin Ya­kın ve Orta Doğuda barışı takviye ve gerginliği azaltma bakımından faydalı olacağına işaret etmektedir. Pravda bundan sonra «1921 ant­laşması zihniyetinin iki memleket arasındaki münasebetlerde yeniden galebe çalacağını» ve bununla iki memleketin ve barışın büyük kazanç­lar sağlıyacağmı yazmaktadır.

Gazete bundan sonra Türk  Rus dostluğunun, devamı müddetince, Mil­letlerarasında barışçı işbirliği için bir örnek teşkil ettiğini belirtmekte ve «Türkiyenin büyük evlâdı Kemal» in adını saygiyle anarak Sovyetler Birliği ile Türkiye arasındaki gerginliğin başlıca sebebinin Türkiyenin Atlantik ve Bağdat Paktlarına girmesi olduğuna işaret etmektedir. Prav­da bundan sonra Sovyetlerin Türkiye için tehdit teşkil ettiği iddialarını yalanlıyarak bunun «Türk millî menfaatleri ile ilgilenmiyen bazı yaban­cı çevrelerin uydurması» olduğunu yazmaktadır.

Türk Parlâmento Heyeti Reisi Refik Koraltanın Hille'de iradettiği hitabe :

21 Mart 1956

Bağdat :

Türk Parlâmento Heyetinin dün Hille'yi ziyareti sırasında Heyet Reisi Refik Koraltan, uzun bir konuşma yapmıştır.

Başta Hille mutasarrıfı ile Belediye Reisi olmak üzere ve onların şah­sında Hille halkına gerek şahsı, gerek arkadaşları adına teşekkürlerini bildirerek konuşmasına başlayan Refik Koraltan. demiştir ki:

«On gündenberi yurdunuzdayız. Buradaki ziyaretlerimiz, hep bir bay­ram havası içinde geçiyor. Bugün Hille'ye gelirken, çok yakınlarda, bir başka koku daha aldık. Bu, binlerce kilometre uzakta, tâ Şimal yaylala­rında hayata doğan ve coşkun akışları ile nihayet Hillede Önümüze se­rilen Fıratm kokusu idi. Fırat, yalnız içinden geçtiği memleketlerin top­raklarını değil, fakat o memleketler halkının kalblerini de sulayarak dalgalarını bütün bu mübarek toprakların bağrına yayan bir tabiat kudreti değil midir? Fırat, Türkiyeden getirdiği toprak kokusunu, bu­rada Irak toprağının kokusu ile birleştirerek gönüllere sükûnet, ruhlara kuvvet ve kudret veriyor. İşte bizler, burada, sizlerin aranızda, bu saf havayı teneffüs eden insanların asil heyecanları ile yaratılmış muhte­şem bir tablo karşısındayız. Ne mutlu bizlere...

Şimdi bir kere daha anlıyoruz ki, milletler, sadece kâğıt üzerindeki an­laşmalara bağlı olarak birbirlerini seven insan toplulukları olmaktan ziyade kökü tarihin derinliklerinden gelen bir sevgi ile birbirlerini kalben seven insanlar olarak anlaşırlarsa aralarındaki her türlü rabıta da ona göre, daha itimat verici, daha müstakar oluyor.

İşte, Türk ve Irak milletleri, insanlık camiası içindeki mümtaz mevkile­rini, böyle müşterek bir talih ve kader birliğinden nasibedar olarak elde etmişlerdir.

Bir vesile ile demiştim ki, Bağdadi ziyaret edip Basrayı görmemek Mekkeye gidip te Arafata çıkmamağa benzer. Şimdi burada da diyorum ki, Fıratın sulayıp feyizlehdirdiği güzel ve mamur Hilleyi ve onun sinesin­de yaşayan kahraman insanları görmeseydik Kâbeye gidip Hazreti Pey­gamberin tarihini yaşayan Medineyi görmeden dönmüş gibi olacaktık.

AzizHilleli kardeşlerim,

Şu anda ne derin bir heyecan hissettiğimizi huzurunuzda tekrarlarken, arkadaşlarımın da hislerine tercüman oluyorum.

Benden önce söz alan Belediye Reisinizle onu takiben muhterem şairiniz Mehmet Ali Elfeluzî ne kadar veciz, ne kadar güzel konuştular. Bizi bizler kadar iyi tanıyan ve anlayan dostlar arasmda bulunmaktan se­vinç duyuyoruz. Türk ve Irak milletlerini birbirlerine bağlayan en kuv­vetli rabıta, işte bu büyük ve derin dostluğa dayanmaktadır. Kendilerine ancak minnet ve şükranlarımı arzederim.»

Refik Koraltan konuşmasının burasında Türkiye ile Irak arasındaki kardeşlik rabıtasının derinliğini belirterek demiştir ki:

«Bu iki millet, tarihte beraber yaşamış, daima işbirliği yapmış ve dünya­nın ileri bir medeniyetini kurmuşlardır.

Garplıların Mezopotamya, Şarklıların Elcezire dedikleri bu cennet böl­gede ve çevresinde yaşayan insanlar, cok eski zamanlardan beri dün­yaya medeniyet ve irfan liderliği yapmışlardır. Medeniyet güneşi burat dan doğarak Yunan'a, oradan Batıya, nihayet bütün dünyaya yayılmış­tır. Sizleri böyle muhteşem bir tarihin çocukları olarak da hürmetle selâmlarım.

Şimdi yepyeni bir tarih başlamış bulunuyor: Bağdat Paktı.. Bu pakt, hür insanlar âlemine harp değil, sulh ve emniyet ufukları açmaktadır. Bağdat Paktı, tecavüze değil, sulh, medeniyet, refah ve saadete götüren bir davranışın sembolüdür ve işte bunun için kıymetlidir. Bağdat Paktı, bu pakta dahil memleketlerin toprak bütünlüklerini korumak, sulh ve emniyet içinde yaşamalarını sağlamak için kuruldu. Bu pakt, sadece İran, Irak, Pakistan ve Türkiye için değil, bütün Arap yarımadasında ve bütün Orta Doğu bölgesinde ve nihayet daha umumî mânası ile bütün dünyada sulh ve sükûn cephesinin samimî taraftarı olan bütün millet­lerin emniyetlerini teminat altında tutmak gayesine matuftur.

Yukarıda da arzettiğim gibi, on gündür aranızda bulunuyor ve TürkIrak dostluğunun, kardeşliğinin çeşitli tezahürlerine şahit oluyoruz. Basra, Kerkük, Erbil ve Musulu ziyaret ettik. Nihayet şimdi Hille'deyiz. Bütün bu gezintilerimiz sırasında Iraklı necip kardeşlerimiz, heyetimizi daima büyük bir muhabbetle bağırlarına bastılar. Ağyar, bu manzarayı görüp ders almalıdır. Çünkü Türk  Irak dostluğu devlet adamlarının malı ol­maktan çıkmış, her iki milletin müşterek malı olmuştur.

Sağlam ve müstakar bir bünyeye sahip bulunması da bu yüzdendir. Bu büyük eseri, şu veya bu köşesinden natamam görenler, veya bu esere karşı hâlâ şüphe besliyenler varsa, şu tezahürler, onları bu vehimlerin­den kurtarmağa her halde kâfi gelecekti.

Hilleli kardeşlerim,

Gerek burada sizlerin, gerek Bağdattan itibaren bütün güzergâhta bin­lerce Iraklı kardeşimizin muhabbet tezahürlerine, kalbimizin derinlik­lerinden gelen, mukabil muhabbet ve sevgilerimizi de belirterek, tekrar teşekkür ederim.»

Refik Koraltan, konuşmasını şu sözlerle bitirmiştir:

«Şu coşkun Fıratın dalgalarına bakınız. Onun her zerresinde daima Türkün kalbini duyacaksınız.»

Türk Parlâmento Heyeti Reisi Refik Komitana Irak belediyesi tarafın­dan merasimle fahrî hemşehrilik madalyası verildi

24 Mart 1956

Bağdat :

Irakta misafir bulunmakta olan Türk Parlâmento Heyeti, buradaki ikametlerinin son gününde, Bağdadin muhtelif yerlerini gezdikten son­ra öğle yemeğini Beyaz Sarayda hususî surette yemiş ve öğleden sonra Arap atları sergisini ziyaret etmiştir.

Bağdat Belediye Reisi Fahri Elfahrî, misafir Türk Heyeti şerefine daha sonra büyük bir çay ziyafeti vermiştir.

Baştan başa, Türk ve Irak bayrakları ile donanmış bulunan Belediye salonunda tertip edilen bu ziyafette Ayan ve Mebusan Meclisleri Reis­leri, Vekiller, sabık Başvekil ve Vekiller, ordu erkânı, yüksek rütbeli hükümet memurları ve Bağdat şehri ileri gelenleri hazır bulun­muştur.

Büyük bir kardeşlik havası içinde geçen bu ziyafette, Belediye Reisi Fahri Elfahrî bir konuşma yaparak demiştir ki:

«Gerek zatıâlinize ve gerek arkadaşlarınız heyet azasına kendi namıma ve Irakm merkezi olan Bağdat şehri halkı namına büyük bir samimi­yetle «hoş geldiniz» der ve hepinizi hürmetle selâmlarım. Bu vesile ile muhterem şahıslarınızda temsil edilmekte olan Türk milletine, cihan tarihinde daima kahramanca roller oynayan, hak ve hürriyet, sulh ve selâmet uğrunda harp meydanlarında asil evlâtlarının kanını dökmetten çekinmemiş olan asil Türk milletine derin saygı ve hürmetlerimi sunmaktan da son derece mesut ve bahtiyarım.»

Bağdat Belediye Reisi müteakiben, Türk Heyetinin Iraktaki ziyaretleri sırasında Irak halkı tarafından izhar edilmiş olan büyük sevgi gösteri­lerine temas etmiş ve «Bu tezahürler, milletlerimizi birbirine bağlayan tarihî, dinî ve kültürel bağların ifadesinden başka bir şey değildir. Bu bağların gün geçtikçe kuvvetlenmesi en büyük ve en halisane temenni­mizdir» demiştir.

Belediye Reisi, Türk Heyetinin Iraktaki ikameti sona ermek üzere bu­lunduğu için duyduğu teessürü açıklamış ve Bağdat halkı adına Türk Heyetine iyi yolculuklar temennisinde bulunarak Irak halkının Türk milleti hakkındaki refah ve saadet temennilerini Türkiyeye götürme­sini Heyet Başkanından rica etmiştir. Belediye Reisi, sözlerini şöyle bi­tirmiştir:

«Bu izyaretiniz, bütün Iraklıların kalbinde unutulmaz hâtıralar bırak­mıştır. Bunu ebedileştirmek ve değerli şahsiyetinize karşı beslediğimiz hürmet ve saygının bir nişanesi olmak üzere, Bağdat Belediye Meclisi, zatıâlinize Bağdat fahrî hemşehriliğini tevcih etmeğe ve başkentin al­tın madalyasını sunmağa karar vermiştir. Bunu, kabul buyurmanızı, ge­rek kendi adıma, gerek Belediye Meclisi adına rica ederim.»

Bu hitabeden sonra Belediye Reisi, fahrî hemşehrilik madalyasının Türk Parlâmento Heyeti Reisi Refik Koraltanm göğsüne takmıştır.

Bu merasimi müteakip söz alan Türk Heyeti Reisi Refik Koraltan, he­yecanlı bir nutuk söyliyerek Türk  Irak dostluğunun bir nişanesi olan bu tevcihten duyduğu sürura belirterek şükranlarını ifade etmiş, Irak­taki ikameti sırasında Türk Heyetine gösterilmiş olan sıcak hüsnü ka­bule gerek şahsı, gerek arkadaşları adına teşekkürlerini bildirmiştir.

Kısa bir istirahatı müteakip, Refik Koraltan, beraberinde Türkiye Bü­yükelçisi Muzaffer Göksenin olduğu halde saraya giderek ve orada Ma­jeste Kral Faysalı ziyaret ederek gerek Majeste Krala, gerek Veliaht Prens Abdülilaha veda etmiştir.

Türk Heyeti Reisi daha sonra, tekrar Beyaz Saraya avdet etmiş ve saat 19 da Irak Başvekili Nuri Sait Paşa Beyaz Saraya gelerek Refik Koral­tan ile heyet üyelerini ziyaret ve kendileri ile görüşmüştür.

Türk Parlâmento Heyeti Reisi Refik Koraltanm Irak basınına verdiği mesaj :

24 Mart 1956

Ba,dat:

Türk Parlâmento Heyeti Reisi Refik Koraltan, Iraktan hareketinden ev­vel, Irak basınına şu beyanatta bulunmuştur:

«Asil Irak milletinin muhterem Parlâmentosunun davetlisi, yani muh­terem kardeş ve dostlarımızın misafiri olarak 15 gündür aranızda bu­lunuyoruz. Bu müddet zarfında büyük küçük, tanıştığımız bütün Irak­lılardan ve hepinizden ayrı ayrı gördüğümüz hüsnü kabulün ve aza­mî misafirperverliğin yalnız Şarklılara hâs ve hususiyetleri mebzul te­zahüratı karşısında ben ve arkadaşlarım, iftihar ve gururla kabaran kalblerimizin, sevinç ve saadetle dolu ruhlarımızın bütün samimiyetiyle şükranlarımızı arzederiz.

Aziz ve güzel yurdunuzun birçok yerlerini gezdik. Her yerde ayni güler yüzü görüp her yerde ayni tatlı sesin füsunu altında kaldık. Gülen yüz­ler, her yerde ayni yüksek mânayı ifade ediyor, o tatlı sözler de daima ayni heyecanın ahengi seziliyordu.

Memleketinizin her tarafı cennetten bir köşe kadar güzel. Başta Musul, Kerkük, Erbil, Hille ve Kerbelâ olmak üzere hepsi kendine mahsus bir çok hususiyetlerle güzel ve şirin yerler Hepsinde acı, tatlı binbir mace­ranın hâtırasını canlandıran eserler var.

Hülede Babili gezerken harabeler arasında tarihin asma bahçelerini ve bu bahçelerin muattar ve rengârenk çileklerle bezenmiş tarihlerini ha­yalimizde tecessüm ettirdik. Kerblâda tarihî bir facianın elemli hâtırası önünde eğilirken kutsileşen bir hava içinde daha eski devirlerin ulvî hâtırasına gömüldük.

Hurmalıkların loşlukları bizi başka bir rüya âlemine sürükledi. Yeşil mer'alan, zümrüt gibi yeşermiş tarlaları, bazan coşkun, bazan sakin akan nehir ve ırmakları ile Cennetten bir parça olan Irakm kalbi Bağ­dat ise her türlü sitayişin fevkinde...

Girişilöiğini her tarafta büyük bir memnuniyetle gördüğümüz imar ve kalkınma hareketleri de tahakkuk ettikten sonra daha nazan bir belde haline gelecek olan bu büyük ve tarihî şehir, Orta Şarkın incisi vasfına bihakkın lâyik olarak muhteşem mazisini gölgede bırakacaktır.

Bu güzel yerde aziz Iraklıların daima ve daima saadet ve refah içinde yaşamalarını candan temenni ederiz.

Samimî muhitinizde geçirmiş olduğumuz bu onbeş günün hâtırasını anlatmağa saatler, hattâ günler kâfi gelmez. Bu hâtıralar ömürümüz oldukça daima muhabbetle yâde vesile verecek kadar zengindir.

Temiz tahassüslerimiz çok samimî, özlü ve köklüdür. Bu temiz tahas­süsler içerisinde sözlerimi bitirirken güzel yurdunuzu, asil ve necip mil­letinizi daha yakından tanımak fırsatını verdikleri için muhterem Ayan ve Mebusan Reisleri beyefendilere ve çok aziz ve kıymetli mesai arka­daşlarına, hepsi başlı başına bir kıymet olan muhterem hükümet erkâ­nına candan teşekkürlerimizi tekrarlarken gösterdikleri yakın alâka ve samimiyetin mahcubu bulunduğumuzu bir kere daha ifade et­mek isterim.

İlk geldiğimiz gün asil Iraklılara Türk kardeşlerinin muhabbetlerini getirdiğimizi söylemiştim. Aziz ve temiz yürekli Iraklıların arzularına uyarak szlerin de selâm ve sevgilerini vatandaşlarımıza iblâğ etmek bi­zim için en büyük bir zevk olacaktır. Allaha emanet olunuz.»

Türk  İngiliz Dostluğu Yazan: Prof. Dr. Yavuz Abadan

ll/IU/1956 tarihli   (Yeni İstan­bul) dan :

İngiliz Hariciye Vekili Eselâns Selwyn Lloyd, hazırlanan resmî programa gö­re, 11 marttan 13 marta kadar üç gün müddetle, memleketimizin misa­firi olacak ve Türk siyasî şahsiyetle­riyle, ıtemas ve müzakerelerde bulu­nacaktır. Bundan bir yıl »kadar önce. Sir Antıhony Eden, o zaman Dışişleri Bakanı sıfatiyle, Türkiyeye ayni ma­hiyette bir ziyaret yapmayı kararlaş­tırmış; faka? anî bîr rahatsızlık yü­zünden geri bırakma zorunda kaldığı bu seyahati, Churchill'in başkanlıktan istifasından doğan iç siyaset mesele­leri ve artan meşguliyeti dolayısiyle, gerçekleştirme imkânına kavuşama­mıştı.

O gundenberi Frogeign Office, iki kere sahip değiştirmiş, Orta Doğu durumu, dünya siyasetinin en ehemmiyetli bir mevzuu haline gelmişti. Bu sebeple, İngiliz Hariciye Vekilinin, Türkiyeyi ziyareti, gerek en çetin imtihanlardan başarı ile çıkmış tarihi ve ananevi Türk _ İngiliz dostluğunun teyit ve takviyesi, gerek Orta Doğu meselele­rinin müştereken gözden geçirilmesi bakımlarından, yüksek aktüel bir de­ğer taşımaktadır.

Sehvyn Lloyd'm şaıhsiyeti ve kısa za­man içerisinde Foreign Offise'in ida­resinde gösterdiği muvaffakiyet, Ankara temaslarının her iki dost devle­tin, bundan sonraki münasebetlerinde daha müsmir bir işbirliğine yol açan müspet neticeler doğuracağına en kuvvetli teminattır. Bilindiği üzere, Edenden sonra Foreign. Office'in idare­sini ele alan Mav Millanın siyaseti, bilhassa Kıbrıs ve Ürdün meselele­rindeki kararsızlık  ve muvaffakiyetsizliği yüzünden, çok şiddetli tenkitle­re uğramış ve bu yılın .başlangıcında Edeni, eski nüfuzlu arkadaşlarını tali vazifelere almak suretiyle kabinesin­de esaslı değişiklikler yapmaya sevk etmişti.

Dış işlerinin idaresini deruhte edin­ceye kadar, daha çok şöhretli bir avu­kat olarak tanınan Sehvyn Lloyd, ayni zamanda kabine reisinin güvenine lâyik muvaffak bir parlâmento ve siya­set adamı olduğunu gösterme fırsatı­na, hemen kavuşmuştu. 24 ocakta Avanı Kamarasında cereyan eden Orta Doğu mevzuu üzerindeki müzakereler sırasında, İşçi Partisi lideri GaitskeH'm tenkit ve tavsiyelerine karşı verdiği ikna edici cevaplarla, yeni Hariciye Vekili, hararetli alkışlar topladı. Ha­zırcevaplığı, serin kanlılığı, itidali, si­yasî meselelere derin vukuf ve nüfuzu ile arkadaşlarının takdir ve hayranlı­ğını celbetti.

Selwyn Lloyd, Orta Doğudaki gerçek durumu mahallinde incelemek üzere, aya yakın bir zamandan beri seyahat ve çeşitli memleketlere mensup siya­set adamlariyle devamlı temas halin­dedir, Bu arada Orta Doğu üzerinde teksif edilen siyasî ve iktisadî Sovyet baskısının, gittikçe artmakta olduğu­nu, bu bölgede barış ve emniyeti kun­daklama propagandasının, mahallî ve kısmî de olsa, yer yer tesir icra etmekten hali kalmadığını, şahsî müşahedeleriyle testoit etmiştir.

Diğer yandan Kıbrıs meselesinde, İn­giltere hükümetinin haklı ve enerjik hareketine karşı, Makarios' ile Yunan hükümetinin hiç bir mantıkî ve huku­ki esasa dayanmıyan müfret iddia ve talepleri, iki memleket arasındaki gerginliği, eskisine nisbetle daha da arttırmıştır. Ancak bu durumun, ay­dınlatıcı foir cephesi de olmuş, Kıbrıs mevzuundaki iki taraflı müzakereler esnasında, İngilizlerin Türkiye menfaatleri aleyhine tavizler yapmıya ha­zır oldukları şüphesini uyandıran be­yanat ve neşriyatın, aslı ve esastan ari olduğu meydana çıkmıştır.

Böylece hafta başında Ankarada başlıyacak olan müzakerelerde, Türk ve İngiliz devlet adamları, durumun bü­tün ciddiyet ve nezaketini bile bile karşılaşacaklardır. Bugünkü şartlar karşısında gerek Kıbrıs, gerek Orta Dcğu meselelerinin, sulhun ve insan­lığın hayrına isabetli bir hal şekline ulaştırılmasında, çetin güçlüklerle karşılaşacağı inkâr götürmez bir ger­çektir. Buna karşılık, durumu realist bir görüşle inceemekten çekinmiyen medenî cesaret ve siyasi basiretle, sa­mimî ve ananevi dostluk bağlarına da­yanan bir işbirliği zihniyetinin, yenemiyeceği hiç bir güçlük bulunmadığı da muihakkaktır. Bu kanaat ve em­niyetle Türk _ İngiliz görüşmelerinin, yalnız bölgemizin değil, bütün dün­yanın barış ve emniyetinin korunma­sına hizmet edecek müsbet neticelere ulaşacağını kuvvetle ümit ediyoruz.

Türk  Rus Muahedesi

Yazan: Ömer Sami Coşar

17/111/1956 tarihli (Cumhuriyet) den :

Dün Sovyet gazeteleri, 16 mart 1921 tarihli ilk (Türk  Sovyet dostluk ve kardeşlik muahedesi) ni hatırlamış­lar, bu mevzuu ele alarak, muahede­nin 35 inci yıldönümünü kutlamışlar­dır! Bu münasebetle Rus basınının, Türk idarecilerinin Moskovaya davet edilebileceklerini de ihsas eyledikleri söyleniyor!

Sabık Sovyet Başbakanı Malenkof. Lori dr adadır. Rus idarecileri de yakın­da İngiliz başkentine gidecekler! Sov­yet Başbakan yardımcılarından Mikoyan da Pakistana gitmeğe hazırlanı­yor. Gelişmekte olan bu umumî yak­laşma politikası komşularımıza 16 mart 1921 tarihini hatırlatıvermiştir.

Biz de hatıralarımızı tazeliyelim ve soralım: «1921 Türk _ Sovyet dost­luk, ve kardeşlik muahedesi değerini bugün de muhafaza ediyor mu?» İstiklâl Mücadelemizin devam ettiği senelerde aktedilen bu muahede ile Türk  Sovyet hududu kat'î bir şekil­de tesbit edilmiştir. Moskovada ikti­dara gelen Sovyetlerin yabancı dünya ile akdettikleri bu ilk anlaşmanın bi­rinci maddesi der ki:

«Türkiyenin şimalişarkî hududu Bahrisiyah sahilinde kâin Sarp kariyesinden başlıyarak. Hedimsa dağı, Pavşat dağından geçen, oradan daima Ardahan ve Kars sancaklarının hudu­du idariyeyi şimaliyesini, Arpa çayı ve Araş talvegini takip ederek aşağı Karasu mansabma vâsıl olan hat ile tayin olunmuştur.»

Bu muaiıedenin altına imzasını koyan Çiçerin, 4 yıl sonra Pariste, 17 aralık 1925 te devrin Hariciye Bakanı Tevfik Rüştü ile ikinci bir anlaşma akdet­mişti. Bu da, «Türk _ Sovyet dostluk ve bitaraflık muahedesi» idi! Bundan gaye, ilk muahede ile başhyan dostlu­ğu ve münasebetleri takviye etmektir deniliyordur.

Paris muahedesinin iki mühim nok­tası şunlardı:

Taraflardan birine silâhlı teca­vüz vâki olduğu takdirde, diğeri taraf­sızlığı muhafaza  etmeyi taahhüt eyler,

Akitler, birbirlerine tecavüz et­memeğe ve taraflardan birine    karşı teşkil  edilen siyasî ve  askerî anlaş­malara katılmamaya söz verirler!

1935 yılında Paris muahedesi, Türkiyeyi ziyaret eden Sovyet ricalinin ak­dettikleri son bir protokolla 1945 yılı­na kadar temdit edilmiş, o tarihte Sovyet idarecileri de, Sovyet basını da Türk  Rus dostluğu etrafında geniş neşriyat yapmışlardı! Bugün Sovyet Rusyada «Cumhur Başkanı» mevkiin­de bulunan sayın Voroşilof, 1935 te Türkiyenin misafiri idi!

İşte bundan sonra neler oldu?

İkinci Cihan Harbi sona ererken Mos­kova hükümeti, 1945 te müddetini dol­durmakta olan Paris muahedesini tek. rar uzatmayı reddetmiş, aleyhimizde sert bir kampanyaya girişmişti. An­cak kendisine Kars, Ardahan ve daha bazı Şark topraklarımızı terlettiğimiz, Boğazlarda üsler verdiğimiz takdirde «Türk  Rus dostluğu» nun devam edebileceğini bildirmiş, bu toprakla­rın kendisine ait olduğunu ileri sür­müştü!

Bunu yapmakla Sovyetler ne gibi ne­ticelere ulaştılar?

Evvelâ, bugün bize hatırlatmakta ol­dukları 1921 tarihli Türk  Rus dost­luk ve kardeşlik muahedesini de yır­tıp atmış oldular. Çünkü, o muahede­nin birinci maddesinde kabul ettik­leri Türk hudutlarını, 1945 yılında ile­ri sürdükleri taleplerle inkâra kalkış­mışlardı.

Aynı zamanda, usun seneler boyunca sarf edilen nice gayretlerle temin edil­miş olan Türk Sovyet münasebetle­rini bir anda yıktılar. Türkiyede ken­dilerine karşı derin bir itimatsızlık yarattılar.

Halbuki biz bu muahedelere tamamiyle sadık kalmıştık. Sovyet Harici­ye Nasırı Molotofun Berimde Hitlerle 1939 yılında yaptığı siyasî pazarlığı bilmemize rağmen, Alman orduları, Sovyet Rusyaya girdiği zaman, 1925 muahedesine uygun olarak tarafsızlı­ğımızı muhafaza etmiştik. 1945 yılma kadar akdettiğimiz muahedelerde, Sovyetler Birliğine karşı madde bu­lunmamasına dikkat etmiştik.

Buna rağmen Sovyet idarecileri, 1925 muahedesini yırtıp attılar. O zaman ne düşünüyorlardı? Bu muahedenin, taraflar birbirlerine tecavüz etmiyeceklerdir ve akitler, birbirlerine karsı siyasî  askerî anlaşmalar akdetmiyeceklerdir diye maddelerinden kurtul­mak mı istemişlerdi? Bize karşı ga­yet sert ve devamlı tehditleri, kam­panyaları ve diğer taraftan komünist idaresi altına düşen Karadeniz mem­leketleriyle imzaladıkları askerî paiktlar böyle bir fikirle hareket ettikleri­ne işaretlerdir.

Bu Sovyet politikası, dünya gerginliğini arttırmaktan ve kendisine karşı du­yulan itimatsızlık havasını yaymaktan başka netice vermemiştir.

Bugün bu hatayı tashih etmek iste­diklerini söylüyorlar. Ümit edelim ki samimidirler!  Fakat «Kars ve Ardahanı verirseniz Türk  Rus dostluğu devam eder» diyenlerin bugün de «At­lantik Palktı ile Bağdat" Paktından çekilirseniz, Türk Rus dostluğu olur» diyerek aynı hataya tekrar düşmeme­leri temenni olunur.

Bayram değil, Seyran değil, Ne oldu dostlarımıza?

Yazan: Cihat Baban

21/111/1956 tarihli (Tercüman) dan :

Türk  Sovyet dostluk muahedesinin 35 inci yıldönümü münasebetiyle, Sov_ ye;t Rusya Devlet Reisi Voroşilofun sa­yın Cumhurreisimize göndermiş oldu­ğu nazikâne telgraf ve o telgrafa ve­rilen cevap gazetelere aksettiği için, bu telgrafların muhtevasını öğrenmiş bulunuyoruz.

Ortalıkta bayram ve seyran yokken Voroşilofun, merîmin Atatürk zama­nında Ankarayı ziyaret edişini hatırlı., yarak, çektiği bu telgrafın elbet bir mânası vardır: Rusya Türkiye ile mü­nasebetlerini düzeltmek ve daha dos­tane mecralara sokmak istemektedir. Bu telgrafın istihdaf ettiği gaye, Sov­yet Rusyanm Cenevre. Konferansın dariberi takip ettiği siyasete de uy­gundur. Şimal komşumuz, Malenkofun iş başına gelmesinden ve asıl (Bulganin _ Kuruıçev) takımı Sovyet Rusyanm kaderine el koyduktan son­ra, Sovyet politikasında büyük bir değişiklik olmuştur. Kremlin sakinle­ri, her fırsattan istifade ederek bü­yük bir sulh taarruzuna girişmişlerdir. Bu sulh taarruzuna giriş tarihi, Ame­rikanın demokrat memleketlere yar­dım yapmaktan yorulduğu ve Rusla­rın atom silahını imal etmeğe başla­maları tarihine isabet eder. Yine siyasî konjonktüre dikkat .edilecek olursa, Moskcvadaki realist politikacılar, sulh taarruzlarını yapmak için çok müsait zaman ve fırsatlar bulmuşlardır. Afrikada Fransız emperyalizmine karşı ayaklanma, Mısırın Orta Doğuda lider olma gayreti, Arap hanedanı arasın­daki rekabetler, israil meseleleri ve nihayet (Yunan _ Türk) ihtilâfı, Kıb­rıs dâvası, ve Türkiye konusunda, Amerikanın yapması lazımgelen iktisa­dî yardımda hasis hareket etmesi...

Sovyet Rusyanm hu sulh taarruzu, Kızil Cinden korkan Hindistanda, dik­tatör olduğu için kendi memleketinde sevilmiyen, fakat dışarıdan komünist bir müzaheret arayan Tito nezdinde, İngiltereye karşı politik bir şantaj yapmak isteyen Yunanistanda, İngiliz emperyalizmine karşı ayaklanmış ve bu fırsattan istifade ederek Rusya ile Amerika arasında kendini müzayede­ye çıkarak Asuan barajını Amerikalı­lara ödeten Mısırda hayli tesirli ol­muştur.

Sulhu istemiyen hiç bir memleket yoktur, fakat, sulh arzusunda bütün milletlerin samimî olmaları da şart­tır. Bir zamanlar Yunanlı dostları­mızla kendimizi o kadar yakın görüycrduk ki bir Balkan Konfederasyo­nunun kurulması lâfları bile ortalara çıkmıştı... Öyle bir şey olsaydı, Kıbrıs dâvası bugün müşterek vatanımız ola­rak İhtilâf mevzuu olmaktan çıkardı. Yani demek istiyoruz ki karşılıklı çe­kişmelerin halledemeyecekleri bir çok meseleler vardır ki tarafların arzuları ve temennilerine uygun olarak ancak sulh yoliyle halledilebilir.

Sovyet Rusya ile de durum böyledir? İki taraf birbirine dost olduğu zaman iki taraf ta kazanmış, birbirine düş­man oldukları zaman iki taraf da bundan zarar görmüştür. Rusya bü­yük ve kuvvetli bir memlekettir, sa­mimî olarak sulh istediğini, başka memleketlerin iç işlerine karışmak ni­yetinde olmadığını, Slav emperyaliz­mini komünist yollarla genişletmek arzusunu gütmediğini ispat etmek ona düşer. Bu ispat işi, bir ikna işi bir (Türk _ Sovyet) meselesi de değildir. Biz, garp demokrasilerinden ayrı müt­tefiklerimizden müstakil kuru söz, ve plâtonik vaitlerle tehlikeli bir mace­raya atılamayız. Ayni Molotofun hem dost ve hem de düşman sözlerini unut­madık. Bu iş bir garp ve şark, bir dünya meselesidir ve bütün cepheleri ile halledilmedikçe bizim resen yapa­bilecek hiç bir şeyimiz yoktur.

Türk  Sovyet münasebetlerinin daha verimli bir işbirliği haline intikali, vekarşılıklı emniyetin teessüs edebilmesi Sovyet Rusyanm öünya milletlerine vereceği itimada bağlıdır. Sovyet Rusyada da efkârı umumiyenin hükmü olmadığı müddetçe, ve devlet adam­ları dün beyaz dediklerine bugün ka­ra diyebildikçe, aradaki itimadı tesis için ortada tutunabileceğimiz hiç bir şey mevcut değildir. Aksine burnu­muzun dibinde Bulgaristan, Romanya, Asyada Kuzey Kore, Orta Avrupada. Çekoslovakya, Macaristan ve Doğu Al­manya, zavallı Polonya misalleri ya­şamaktadır. Sovyet kongrelerinde «beş on senelik bir sulh devresinden sonra yeniden toparlanmanın ve yeni mü­cadelelere hazırlanmanın edebiyatı ya­pılırken» biz, memleket umumî efkârı olarak, Voroşilcf Yoldaşa, nazik hatırnazlığmdan dolayı teşekkür eder. Sovyet topraklarında yaşıyan insan­lara saadetler dileriz... Fakat, dünya­da emniyet eessüs edinceye kadar, em­niyetsizliğin icap ettirdiği gayretleri sarfetmekten geri kalamayız.. Şunu da açıkça ifade edelim: Dünyada teessüs edece kemniyete hasretle müştakız...

Sovyetlerle münasebetlerimiz Yazan: A. Şükrü ESMER

21/111/1956 tarihli (Ulus) tan:

Stalinin ölümünden sonra Sovyet dış politikasında açılan yeni safha içinde «barış taarruzuna» hedef olan devlet­lerden <biri de Türkiyedir. Önce Mos­kova doğu illerimizde toprak istemek­ten vazgeçtiğini bildirmiş, bundan son­ra da devamlı olarak Türkiye ile eski dostluk münasebetlerinin kurulması­nı istemiştir.

Hindistan, Birmanya ve Afganistana yapmış olduğu ziyaretten Moskovaya geri dönen Kruşçef, Sovyet Yüksek Şû­rasının toplantısında bu ziyareti hak­kında izahat verirken, memleketimiz­den de bahsederek Türkiye ile Sovyet­ler Birliği arasında eskiden münase­betlerin dostça olduğunu, fakat sonra «yer alan bazı gelişmelerin» bu dost­ça münasebetleri bulandırdığını ve bunun kabahatinin de yalnız Türkiyeye ait olmadığını söylemiştir.

Bu defa Pravda ve İzvestiya gazeteleri de 1921 mart dostluk antlaşma­sının otuz beşinci yıldönümü müna­sebetiyle yazdıkları makalelerde Tür­kiye dostluğunu hatırlattıkları gibi, Vcrcşilof ile sayın Cumhurbaşkanı arasında da tebrik telgrafları teati edilmiştir.

Tarihî bir hakikattir ki Sovyetlerle en Önce dostluk münasebetleri kuran dev­let Türkiyedir. Türkiye bu dostluğa büyük kıymet vermiş ve çeyrek asır zaman onun idamesine çalışmıştır. Sovyet liderlerinin itiraflariyle de sa­bittir ki, bu dostluk Moskova tarafmdan bozulmuştur. Dostluğun bozulma­sı Türkiye için büyük bir şok olmuş­tur. Bilhassa dostluğu bozmak için Rusyanın seçtiği zaman bu hareketin arkasında haince bir düşünce oldu­ğunu Türklere anlatmıştır. Türkiyenin kahramanca mukavemeti ve sonra da dünya şartlarının değişmesi, hakkı­mızdaki bu haince düşünceleri suya düşürmüştür. Bugün Türkiye İngilterenin müttefiki, Nato'nun Balkan ve Bağdat Paktlarının üyesidir. Mosko­va Türkiyeyi eski dostluğu ihyaya da­vet etmektedir.

Bu davet karşısında her şeyden önce akla gelen sual şudur: Acaba Mosko­va ile estki dostluğu ihya için Türkiye ne yapmalıdır? Eski dostluğu durup dururken, bozmuş olmasını unutup af­fetsek ve kurulacak yeni dostluğa ve­fa göstereceğine inansak bile, ne yap­malıyız ki, Mcskovanın davetine ica­bet etmiş olalım?

Biz, ne yapamıyacağımızı Moskovaya söyliyelim. İttifaklarımızdan ve Batılı devletlerle kurmuş olduğumuz dost­luklardan ayrılamayız. Moskova bunu böyle bilmelidir. Böyle olduğuna göre, Moskovanın Türkiye ile münasebetle­rinin samamileşmesi, Batılı dostları­mızla kendisi arasındaki münasebet­lerin düzelmesine bağlıdır.

Esasen Moskovanın Türkiyeye karşı takip ettiği politika, genel dış politi­kasının bir safhasıdır. Ayrı TürkRus münasebetleri diye bir şey yoktur. Bi­zimle Rusya arasındaki münasebetler daima kendi daha geniş dış politika­sının bir veçhesini teşkil etmiş ve ge­niş politikasının gelişmesine muvazi bir gelişme kaydetmiştir. Bu itibarla, Moskovanm bizimle mü­nasebetleri de ayni tarihî yol üzerin­de yürüyecek ve Batı ile münasebet­lerine muvazi olarak gelişecektir. Bu­gün ayrı ve münferit bir Türk  Rus münasebetinden bahsedilemez. Bu münasebetler Rusyamn Batı ile olan daha geniş münasebetlerinin çerçeve­si içinde mütalâa edilebilir. Dünün ol­duğu gibi, bugünün de realitesi bu­dur.

Türkiye ve Kusya

Yazan:   Hüseyin Cahit Yalçın

2S/HI/1956 tarihli (Ulus) tan :

Sovyetler Birliği Türkiyeye karşı gi­riştiği «Sulh taarruz» unda devam edi­yor. Bu yalnız bize karşı değil, bilhas­sa Orta Doğu memleketleri dahil ol­mak üzere bütün Batı Avrupaya kar­şı yeni bir politikadır. Dünya dış si­yaset gidişinde bugün şartlar o kadar değişmiştir ki Batının karşısında bü­yük Batı devletlerine karşı şimdiye kadar bir müthiş düşman gibi mev­kii aimış olan Sovyetler Birliği ile Ba­tı dünyasından ve bilhassa Nato Birli­ğinden ayrı olarak bir anlaşmaya var­mak mantıksız ve ciddiyetsiz bir iş ha­line gelmiştir.

Biz kendi hesabımıza Sovyetler Birliği ile münasebetlerimizi şu suretle düşü­nüyoruz: Rus milletinin düşmanı de­ğiliz. Rus hükümeti ile düşman olarak yaşamak istemeyiz. İki memleket ara­sında dostluk münasebetleri bozulmuş­sa bunun mesulü değiliz. Münhasıran Bolşevik politikası bu mesuliyet al­tındadır. Stalinin ölümünden sonra Bolşevikler Batı dünyasiyle pençeleş­mekten, batıyı yıkıp bütün dünyada Bolşevik rejimini yerleştirmek teşeb­büsünden vazgeçmişlerse normal mü­nasebetlerin tekrar kurulmaması için bir sebep kalmaz.

Bu normal münasebetler ise ufaklı bü­yüklü Batı ve Orta Doğu devletleriyle ayrı ayrı anlaşmalar suretiyle tesis ve iade edilemiyeceği kanaatindeyiz. Çünkü esas prensiplerde bütün Batı devletlerinin menfaatleri müşterektir. Faraza, Rusya için, küçük ve komşu Şimal hükümetleri, yahut filân falan Arap devletleri veya Türkiye ile dost­ça geçinip te İngiltere ve Amerika ile can düşmanı halinde bir rekaibet devam ettirmek en büyük bir mantık­sızlık olur. Sovyet Rusya bugün bu küçük devletleri silâh ve askerî mal­zeme itibariyle takviye etse, iktisadi yardım adı altında onlara milyonlar milyarlar verse Anglo Sakson kud­reti ezildiği gün harita üzerinde bü­yük küçük bir memleket Bolşevizm boyunduruğundan kendini kurtara­maz. Parlak vaatlerin, dostça müna­sebetlerin hiç bir kıymet ve mânası olamaz.

İşte biz bu hakikate inandığımızdan dolayıdır ki Sovyet Rusyadan gelen dostluk taarruzunu ihtiyat kaydiyle ve gayet açık konuşmak suretiyle kar­şılıyoruz. Bir kere Sovyet Rusya mütearrız durumdadır. 1939 muvazenesi­ne göre, Avrupada büyüklük küçüklü birçok milleti ezmiştir ve hükmü al­tına almıştır. Doğu Almanya, Lehis­tan, Çekoslovaüya, Baltık devletleri, Macaristan, Romanya, ve Bulgaristan istiklâllerini kaybederek Bolşevik isti­lâsı altında hürriyetsiz. yaşamaktadır­lar. Sovyet Rusya Batı dünyasiyle sulh ve dostluk münasebetleri içinde yaşa­mak istiyorsa her şeyden evvel bu esir milletlerin topraklarını tahliye etmek mevkiinde değil midir? Rusya böyle bir hareket ile samimiyeti hakkında tereddüt kabul etmez bir delil vermiş olsaydı kendisine bütün cihanın kol­ları açılırdı.

Sovyet Rusyaya karşı bilhassa düş­manca hiç bir düşüncemiz yoktur. Rusyadan ne askeri ne iktisadî hiç bir yardım kabul edemeyiz. Çünkü bu yardımın karşılığı neye mal olacağını hesap edecek kadar tecrübemiz ve mantığımız vardır. Dostluk? Hay hay, bol bol Fakat hakikî dostluk ve iti­mat bütün Batı dünyası ile hep bera­ber.

Sovyet avansları ve Türkiye

3G/IÎI/1956 tarihli (Zafer) den:

Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki münasebetlerin  İkinci Dünya Harbinin nihayet bulması tarihinden itiba­ren takip ettiği seyir herkesin hatırındadır. İkinci Dünya Hartoi fırtınasın­da, bloklar arası durumunu muhafa­za etmiş ve harlbin nihayetine doğru, mihver devletlerine karşı menfî bir tavır takınmış olan Türkiye, harp bilfiil nihayet bulduğu zaman, keli­menin tam mânasiyle tecrit edilmiş bir halde kalmıştı. Büyük Garp de­mokrasileri ile mevcut ittifaklarımız bu tecrit edilmiş duruma âdeta mües­sir olamaz bir hale gelmişti. Dünya yeni bir siyasî muvazene içine giri­yordu ve Türkiye bu muvazene İçinde­ki yerini henüz almamış bulunuyor­du.

Sovyetler o tarihlerde kendi siyasî manzumelerini kurmak, kuvvetlendir­mek ve inkişaf ettirmekle meşıgul idi­ler. Türklyenin yalnızlığını hissederek onu da bu camia içine almak, asırlar­dır bekledikleri istilâcı emelleri bu fırsattan faydalanarak tahakkuk et­tirmek hevesine kapıldılar. TürkRus Dostluk ve Ademitecavüz Muahedesi­nin Sovyetlerin teşebtoüsü ile feshi ibu tarihlere tesadüf eder. Bumdan sonra ise toprak istekleri, Boğazlar üzerin­de Rus kontrolünün tesisi talepleri kendisini gösterdi ve bunlarla taraf­lar arasında şiddetli bir soğuk harp başladı. Evet Türkiye, Nato Teşkilâ­tına girinciye kadar bu soğuk harbin tesirine maruz bırakıldı. Zaman geç­ti, Türkiye hür milletler cephesindeki yerini aldı. Sovyetlerin demokrat mil­letler cephesine karşı mücadele tak­tiklerinde değişiklikler oldu. Ve bu sefer soğuk harp yerine kesif bir sulh taarruzu başladı.

Sovyetlerin Türkiyeye karşı takip et­tikleri yeni politika, bu umumî sulh taarruzu içinde bir merhale olarak kaydedilmek değerindedir. Türkiyenin Birleşmiş Milletlerin ideallerine sada­kati, Nato içindeki kuvveti yeri, sulhu müdafaadaki azim ve kararı, açık ve samimî sulhçu politikası ona hür mil­letler camiası içinde mutena bir yer kazandırmış oluyor. Türkiye Nato içinde temel devletlerden biridir. Sov­yetler için pek büyük bir ehemmiye­ti hâiz olan Cenup cephesinin en kuv­vetli müdafii odur.    Bundan    başka Türkiyenin Yakın Doğu politikası Bağdat Paktı vasıtasiyle Burma hu­dutlarına kadar temdit ettiği müda­faa sistemi, Sovyetlerin bir faaliyet sahası haline getirmek istedikleri ve kısmen getirmeğe muvaıffak oldukla­rı bölgelerde en ciddi bir sulh temi­natı ve istikrar unsuru halinde yük­seliyor. Bütün bu sulh ve müdafaa ya­pısı içinden Türkiyenin bir an çekil­diğini tasavvur etmek, Sovyetler için en tatlı bir emelin tahakkuku, hür insanlık ideallerine sulhun tesis ve istikrarı için işe telâfisi imkânsız en büyük kayıp olurdu. Sovyetler dosta­ne tezahürler, siyasî avanslarla soğuk harp ile elde edemedikleri bu netice­ye varmayı istihdaf ediyorlar. Türk dış politikası bu hakikati olduğu gibi görmektedir.

Bundan başka Sovyetlerle tek başına anlaşmanın hiç bir netice vermiyeceğine kat'iyetle inanmış bulunuyoruz. Türkiye sulhun tecezzi kabul etmiyeceğini çok iyi biliyor, dünyada  devamlı bir sulhun hür ve demokrat milletler cephesi ile Sovyet bloku ara­sındaki temel ihtilâfların giderilmesi ile ancak tahakkuk edebileceğine ina­nıyor.

İşte bütün bu düşünceler Hariciye Ve­kilimizin son beyanatı ile açıkça ifa­de edilmiş olan politikaya temel teş­kil etmektedir. Türkiye hür milletler cephesindeki yerini en ufak bir zaafa kapılmadan tutmakta devam edecek­tir. Yakın Doğuda bir çok emsali gö­rüldüğü gibi bloklar arasında bir mu­vazene politikasına kaymağa ve müs­tesna jeopolitik durumunun kuvveti­ni tesir ve nüfuzunu taraflar arasın­da bir siyasî şantaj vasıtası olarak kullanmağa niyetli değildir. Sulha ve insanlık ideallerine inanmış olan acık ve samimî bir politika ile bu emelle­rin tahakkukuna çalışan Türkiyeden de beklenecek olan bundan ibarettir. Türkiyenin bu tutumu sulh için en büyük bir teminat, dostlarımız içim en sağlam bir noktai istinattır.

5 Mart 1956

Ankara :

Hariciye Vekâleti Basın Bürosundan bildirilmiştir:

Kardeş, ve müttefik Pakistan hükü­metinin davetine icabetle, Başvekil Adnan Menderesin, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ile birlikte, P,kistana yapacağı resmî ziyaret, 18 mart pazar günü başlıyacak ve bir hafta sürecektir. Pakistan hükümeti, bu zi­yaret için 23 martta Pakistan Cum­huriyetinin resmen ilânı münasebetiy­le Karaşide yapılacak hususî merasim­de ve Milli Meclisin fevkalâde toplan­tısında Türk. Hükümeti Reisinin de hazır bulunmasını temin edecek bir tarih tesbit ederek teklif eylemiş ve kardeş ve müttefik Pakistan hüküme­tinin bu çok kıymetli yakınlık jesti, Türk hükümetince (büyük bir mem­nuniyetle karşılanmıştır.

Pakistanda Lahor ve Peşaver şehirle­rinin ziyaretini de ihtiva edecek olan bu seyahatte Başvekil Adnan Mende­rese refakat edecek olan heyet, Hari­ciye Vekâleti Umumi Kâtibi Büyükel­çi Muharrem Nuri Birgi, Hariciye Ve­kâleti İkinci Daire Umum Müdürü. Or­han Eralp, Başvekâlet Hususî Kalem Müdürü Muzaffer Ersü, Anadolu Ajan­sı Umum Müdürü Şerif Arak, Harici­ye Vekâleti Hususî Kalem Müdürü Hâm'it Batu, Hariciye Vekâleti İkinci Daireden Gürter Türkmenden müte­şekkildir. Ayrıca, (basan heyeti olarak Ankaradan Erzurum, mebusu Bahadır Dülger, İstanbuldan Bursa mebusu Selim Ragıp Emeç ve İzmirden İzmir mebusu Belızat Bilgin de, Başvekile bu ziyarette resmî heyete dahil olarak refakat edeceklerdir

15 Mart 1956

Karaşi:

Pakistan Başvekili Muhammed Ali, bu­gün Başvekil Adnan Menderesin 18 martta Paklat ana yapacağı ziyaret münasebetiyle daha evvel Kar asiye gelmiş olan Anadolu Ajansı Umum Müdürünü kaıbul ederek şu beyanatta bulunmuştur:

«Büyük dostum Menderesi Hariciye Vekili Köprülü ile beraber Pakistan­da selâmlamak, saadetine nail olaca­ğım günü sabırsızlıkla bekliyorum. Kardeş Türkiyenin Hükümet Reisi, yalnız şahsen tanışıp yakından anlaş­mış olan benim için değil, bütün Pa­kistan milleti için de büyük dosttur. Müttefik Türkiyenin muhterem Baş­vekilini her Pakistanlı sabırsızlıkla beklemekte ve hele kendisi büyük Cumhuriyet günümüzde aramızda bu­lunacağından dolayı ayrıca hususî memnunluk duymaktadır.

Biliyorsunuz, bizim münasebetlerimiz başka memleketlerin aralarındaki mü­nasebetlere benzemez. Karşılıklı ola­rak o derece yakın, samimî ve sıkı­dır.

Türk dostluğu Pakistanda. bir millî ananedir. Bugün ayrıca dünya sulhu­nu ve emniyetini hedef güden gayele­rimizde ve gayretlerimizde de bera­beriz. Sulhsever dünyanın emniyet zincirinde Nata ile Bağdat Paktını birbirine kilitleyen Türkiye ile Bağdat Paktını Seato'ya bağlayan Pakistanm bu bakımdan da yakınlığı ve benzer­liği vardır ve birer köşe kalesidirler. Düşünüşümüz, görüşümüz, vicdan duygularımız birdir, menfaatlerimiz de her bakımdan aynidir. Sizi ne memnun  ederse  bizi  de  o  memnun

eder. Eminim ki bizi ne üzerse, ayni şey sizi de ayni derecede üzer.

Görüyorsunuz, Türkiye Reisicumhuru Ceiâl Bayarm geçen sene memleketi­mize yaptığı ziyaretin derin intibala­rı itıâlâ devam etmektedir. Başvekilini­zin bu ziyareti bu hissiyata ayrı bir zindelik verecek daha da tahkim ede­cektir.

Büyük dostum Başvekil Adnan Men­deresin ziyareti arifesinde sizin va­sıtanızla Türk matbuatına ve bütün Türk milletine Pakistan milletinin se­lâmlarını iletmek, kardeşlik hisleri­mizi ve muhabbetlerimizi bir kere da­ha bildirmek benim için bugün hu­susi bir bahtiyarlık vesilesidir.»

17 Mart 1956

İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, dost ve kardeş Pakistana yapacağı seyahat arifesinde intibalarını soran Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatta bu­lunmuştur :

«Yarın dost ve kardeş Pakistana ka­vuşmuş olacağımızı düşünerek derin bir sevinç hissetmekteyim.

Pakistanı ziyaret edebilmek, bu çak yüksek seciyeli kardeşlerimizin ara­sında bulunabilmek çok samimî emelimdi. Nazikâne daveti ile bu emeli­min tahakkukuna imkân vermiş olan Pakistan hükümetine cidden minnet­tarım. Başta Reisicumhur İskender Mirza Hazretleri ile büyük şahsî dos­tum Başvekil ekselans Mo'hammed Ali olmak üzere Pakistanın kıymetli ve dirayetli ricali ile görüşebilmeyi bü­yük bir mazhariyet telâkki ediyorum.

Yapacağımız bu ziyaretin bana ayrıca heyecan veren ciheti, 23 martta Pa­kistan Cumhuriyetinin ilânı ve Reisi­cumhur intihap olunan ekselans İs­kender Mirzanın bu yüksek vazifesine başlaması merasiminde aile efradın­dan biri gibi hazır bulunacak olma­mızdır. Böyle bir tarihî günün müs­tesna heyecanını Pakistanlı kardeş­lerimizle, onların arasında beraber yaşayabilmeyi eminim her Türk bütün kalbiyle arzu ederdi. Ben orada vatan­daşlarımın bu arzusunu bütün sami­miyetimle ifadeye çalışacağım.

Pakistan hür milletler camiasının em­niyeti ve tealisi ile cihan sulhunun tar. sini hususunda tarihin şükranla kay­dedeceği mühim bir rol oynamış ve oynamaktadır. Onunla evvelâ bir dos­tane işbirliği andlaşrnasiyle, sonra da Bağdat Paktı içinde Birleşmiş ve itti­fak etmiş olmakla iftihar duymakta­yız.

Bu ziyaretim sırasında arkadaşım Pro­fesör Köprülü ile birlikte Pakistan ri­cali ile yapacağımız fikir müdavelelerinin aramızdaki dostluk ve ittifak bağlarının daima daha semereli ola­cağına ve sulhsever milletler camiası­nın yüksek menfaatlerine hizmet ede­ceğine eminim.

İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes ile Harici­ye Vekili Prof. Fuat Köprülü, dostu­muz ve müttefikimiz Pakistana bir haftalık resmî bir ziyaret yapmak ve Pakistanın Cumhuriyet gününde ha­zır (bulunmak üzere bu akşam bera­berlerinde heyetimiz âzası Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumisi Büyükelçi Nuri Birgi, Hariciye Vekâleti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp, Başvekâlet Hususî Kalem Müdürü Mu_ zafier Ersü, Hariciye Vekâleti Hususî Kalem Müdürü Hâmit Batu Hariciye Vekâleti İkinci daireden Güner Türk­men olduğu halde 20.30 da uçakla Karaşiye hareket etmişlerdir.

Başvekil ile* Hariciye Vekilinin dost ve müttefik Pakistana yapacakları bu seyahatin ilk hareket noktası olan Yeşilköy hava meydanı (baştan başa [bayraklarla donatılmış ve meydan bi­nasının giriş kapısında «Pakistanlı dostlarımıza İstanbulun sıcak, sevgi ve selâmlarını yolluyoruz» İbaresi ya­zılı bir döviz asılmış bulunuyordu. Bi­nanın meydana bakan cephesinde ise «Sayın Başvekil yolunuz açık, seya­hatiniz her zamanki gibi uğurlu ol­sun» yazılı ikinci bir döviz görülüyor­du.

Başvekil Adnan Menderes ve Harici­ye Vekili Prof. Fuat Köprülü Yeşilköy hava meydanında İstanbulda bu­lunan Vekiller, mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili Orgeneral İsmail Hakkı Tunaiboylu, mülkî ve as­kerî erkân, Pakistan sefareti erkânı, gazeteciler ve kalabalık bir vatandaş1 topluluğu tarafından selâmlanmış ve hararetle uğurlanmıştır. Bu arada İs­tanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Gaze­teciler Sendikası idare heyeti Başve­kil Adnan Menderese iyi yolculuklar dileyerek kırmızı ve beyaz karanfil­lerden yapılmış birer buket vermiş­lerdir. Başta bando bulunan bir polis müfrezesi selâm resmini ifa etmiştir.

Ayni uçakla Pakistanın Ankara Bü­yükelçisi ekselans Mian Amuniddin İle Başvekile Pakistan seyahatinde refa­kat edecek olan Zafer gazetesinden Erzurum mebusu Bahadır Dülger, Son Posta gazetesinden Bursa mebusu Se­lim Ragıp Emeç, Yeni Asır gazetesin­den İzmir mebusu Behzat Bilgin, Za­fer gazetesinden Burgan Belge, Hür­riyet gazetesinden Haldun Simavi ve Milliyet gazetesinden Ercüment Ka­racandan müteşekkil basm heyetimiz de Karaşiye hareket etmiştir.

18 Mart 1956

Karaşi:

Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve heyeti­mizin diğer âzası ile birlikte bugün saat 11 de Karaşiye gelmiş, müttefik Pakistan hükümeti tarafından Devlet Başkanlarına mahsus protokoîla, kar­deş Pakistan halkı tarafından da misli görülmemiş heyecanlı tezahürat­la karşılanmıştır.

Adnan Menderesle Pakistan Başvekili Muhammed Alinin iki müttefik mem­leket Hükümet Reisi ve iki büyük dost olarak karşılaşması, çok samimî ol­muştur. Müteakiben Pakistan Başve­kili Adnan Menderese, kendisini kar­şılamaya gelenleri takdim etmiştir. Türkiye Başvekiline, Pakistan Reisi­cumhuru adına başyaver «ıhoş geldi­niz» demiştir. Türkiye Başvekili hava alanında Meclis Reisi, bütün vekiller, Meclis ikinci reisleri, bütün büyükel­çi ve elçiler,   vekâletler   müsteşarlar,Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Ku­mandan ve Kurmay Başkanları, Baş­vekâlet ve Hariciye Vekâleti, Karası Valisi, Belediye Reisi, Belediye Meclisi âzası, Türk  Pakistan Cemiyeti üye­leri ile yerli ve yabancı gazeteciler karşılamıştır. Samimî bir hava içinde karşılıklı olarak tanışılmış, Türkiye Büyükelçisi, sefaretimiz erkânını Baş­vekilimize takdim etmiş, daJıa sonra Adnan Menderes gazetecilerle konuş­muştur.

Başvekil gazetecilere demiştir ki:

«Kardeş Pakistana gelmiş olmaktan fevkalâde memnunum. Reisicumhuru­nuza Reislcuchurumuzdan bir mesajı hâmil bulunmaktayım. Pakistan mil­letine de kardeş Türk milletinin se­lâmını getirdim. Büyük dostum Muıhammed Ali ve diğer Pakistan ricali ile' 'görüşeceğimiz için ayrıca mem­nunluk duymaktayım. Cumhuriyet gü­nünde aranızda bulunabilmek benim için hususî bir saadet vesilesi olacak­tır. Millet ve memleket olarak müsta­kil Pakistanm şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük başarı­lar .kaydedeceğinden eminim.»

Daha evvel millî marşların çalınma­sını dinlemiş ve selâm resmini ifa eden askerî kıtayı teftiş etmiş olan Türkiye Başvekili hava alanı binası­nın çepçevre balkonunu dolduran hal­kın alkışları arasında kafile halinde şehre hareket etmiştir.

Hava alanından itibaren şehrin orta­sındaki Reisicumhur Sarayına kadar 'bütün yollar Türk ve Pakistan bay­rakları ile süslenmiş, iki sıralı asker dizili yolların iki tarafını hıncahınç halk doldurmuştu. Kardeş Türk mil­letinin temsilcisi ve müttefik Türk Hükümetinin Reisi olarak Adnan Menderesi bütün bu yollar boyunca yüz binden fazla Karaşili heyecanla alkışlamış, samimî tezahüratta bu­lunmuştur.

Reisicumhur Sarayına gelindiği za­man Reisicumhur General İskender Mirza, Başvekil Adnan Menderesi der­hal kabul etmiş, kendisine samimiyet­le «hoş geldiniz» demiş, Reisicumhur Bayardan haberler sormuştur. Başve­kil Adnan Menderes, Prof. Fuat Köprülüyü ve heyetimizin diğer azasını Reisicumhura takdim etmiş, bu arada samimî hasbıhalde bulunulmuştur.

Sarayda misafir edilmekte olan Tür­kiye Başvekili ve Hariciye Vekili ile heyetimizin diğer âzası, Pakistan Baş­vekili ve Hariciye Vekili ve her iki memleketin karşılıklı Büyükelçileri öğle yemeğini Reisicumhurun davet­lisi olarak sarayda yemişler ve sami­mî hasbıhallere bu yemek esnasında da devam etmişlerdir.

Başvekil Adnan Menderes, öğleden sonra Pakistan Başvekili Muhammed Aliyi evinde ziyaret edecek, daha son­ra Reisicumhur sarayında görüşmeler yapılacaktır. Saat 19 da Pakistan Ha­riciye Vekili Hamidülhak tarafından Adnan Menderes şerefine bir kabul resmi tertip edilecek bunu Riyaseticumhur sarayı bahçesindeki büyük ak­şam ziyafeti takip edecektir.

19 Mart 1956

Karaşi :

Bu sabahki Pakistan gazeteleri birinci sahifelerini Başvekil Adnan Mendere­sin ziyaretine tahsis etmekte, Karaşi halkının kardeş memleket hükümet Reisine gösterdiği emsalsiz tezahüratı manşer halinde bildirmektedir. Dawn gazetesi muazzam samimî sevgi gös­terilerinden, Morning News yüz bin­lerin alkışlarından bahsetmektedir. Gerek İngilizce, gerek Orduca gazete­lerin hepsi dünkü kabullere ve alay merasimine ait resimlerle doludur.

Gazeteler Başvekil Menderesin İstanbuldan hareketinde yaptığı beyanat­la Karaşi hava meydanında Pakistan­lı gazetecilerle görüşmesini de iki memleket dostluğunu ve sıkı işbirliliğini belirten başlıklar altında ayrıca vermektedir.

Gazeteler, dün başlayan ve bugün de­vam edecek olan Türk _ Pakistan mü­zakerelerinin çok samimî bir hava içinde cereyan ettiğini de salahiyetli mahfillere atfen yazmaktadır. Pakis­tan basınına göre, dünkü iki toplan­tıda müşterek alâkayı çeken mesele­lerin hepsi üzerinde fikir teatisinde bulunulmuş, bütün dünya meseleleri ve Milletlerarası durum gözden geçi­rilmiştir. Görüşmelerin sıklet merke­zini Bağdat Paktı teşkil etmiş ve bu paktla alâkalı olarak meseâ Amerikan iştiraki, Arap İsrali ihtilâfının Arapları memnun edici bir hal suretine raptı, komünistlerin Orta Doğudaki sen tabiyeleri ve bu arada komşular arasında ihtilâf sokmaları, bilhassa Pakistania yakın, komşularının arası­nı açmaya çalışması ve nihyet Orta Doğunun müdafaası ve tahriklere muka'belesi gibi meseleler üzerinde durul­muştur.

Gazeteler dün Hariciye Vekili Hami­dülhak tarafından tertip edilen beş yüz kişilik büyük ziyafetin çok par­lak ve samimî mahiyette olduğunu ve iki memleket arasındaki dostluğu ve kardeşliği belirtir bir şekilde Devlet Reislerine mahsus protokol dahilinde cereyan ettiğini kaydetmektedir. Ga­zeteler Pakistan hükümetinin Türkiye Başvekiline karşı böyle bir kabul prog­ramı tertip etmekle 'bütün Pakistan milletinin samimî hislerine tercüman olduğuna da ayrıca işaret etmekte­dir.

Star gazetesi başmakalesinde diyor ki: Pakistanlılar için Türk, insanlığın en yüksek mertebesine erişmiş, bir iyilik ve kahramanlık timsalidir, ve bunu Türk kelimesinden daha iyi ifade ede­cek bir kelime bulunamaz. Denebilir ki, Türkiye, kahramanlık ve yiğitlik ülkesidir. Türk kahramanlık destan­ları folklorumuzun en canlı, kısmını teşkil etmekte, anneler bebeklerini Türk kahramanlığını öven ninnilerle uyutmakta, çocuklara Türk tarihin­den alınan menkıbeler hikâye edil­mektedir. Berber salonlarını ve birçok dükkânları Kemal Atatürk ve diğer Türk liderlerinin resimleri süslemek­te, Atatürkün hâtırası her an hür­metle anılmaktadır. Sevinçli anları­mız ve bayram günlerimizde daima Türkiyeyi hatırladığımız gibi, sıkıntılı zamanlarımızda yine ayni memleket bizim için ideal ilham kaynağı olmuş­tur. Türkiye ile olan münasebetleri­mizin tarihçesinde çok gerilere dön­meden, 1857 sonrası hürriyet müca­delemiz ile Türkiyenin İstiklâl Harbine rastlayan 1919 tarihini işaretle iktifa edelim.

Gerçekten Gazi Mustafa Kemalin İz­mir zaferi kadar Pakistan 'halkını he­yecanlandıran tek bir vaka gösterile­mez. O tarihtenberi halk dilinde Gazi ve mücahit kelimeleri Türk isminin yerine kullanılır olmuştur.

Pakistanda modern gazetecilik Bal­kan ve Trablus harpleri sırasında Tür_ kiyeye dair haberlerden  doğmuştur.

Türkiyenin Başvekil ve Hariciye Ve­kilini karşılama fırsatı milletimiz için sonsuz bir sevinç vesilesidir.

Başvekil Menderes burada haklı ola­rak Reisicumhura yakın hürmet ve itibar görecektir. Zira bu muktedir devlet adamı, Kemalist Türkiyeyi baş­langıçta dahilî kuvvetini arttırmak endişesi ile tutmak zorunda, bulundu­ğu, infiratçı siyasetten fiilen kurtar­mıştır.

Menderes ve Köprülünün basiretli ve muktedir liderliği, Türkiye  Pakistan ittifakı ve Bağdat Paktının doğması­nı sağlamış olan iki tarihî vakıadır. Modern Türkiyenin bu iki güzide lide­rinin, Cumhuriyetimizin ilânı vesile­siyle aramızda bulunması, yalnız gu­rurumuzu tatmin eden bir hareket de­ğil, ayni zamanda Türkiye  Pakistan dostluk ittifakının perçinlenmesine hizmet edecek toir ziyarettir.

Karaşi :

Bugün Pakistan donanmasını ziyaret etmekte olan Adnan Menderese Kara­şi halkı, saraydan limana kadar bü­tün yol boyunca muazzam dostluk te­zahürü göstermiştir. Çok büyük ve heyecanlı bir kaiafoalık, mevkibin ge­çeceği yolları iki sıralı doldurmakta ve halk kardeş Türkiyenin Hükümet Reisini aralarında görmekten duydu­ğu memnunluğu, sürekli alkışlarla ve «zindaıbat Türkiye» sesleriyle izhar et­mekteydi. Halk, dört saat sonra deniz üssünden dönüşte de aynı heyecanlı tezahüratı tekrarlamıştır.

Limandan Donanma Kumandanı refa­katinde olarak motörle Himalaya üs­süne çıkan Başvekil bu üste    büyük askerî merasimle karşılanmış, geçit resminde ve muhtelif talimlerde hazır bulunmuştur. Başvekil üssün hâtıra def terme şu cümleleri yazmıştır:

«Dost, müttefik ve kardeş Pakistanm kuvvetli bir donanma vücuda getir­mek hususundaki azminin güzel bir delili elan bu müesseseyi büyük bir memnunluk ve iftiharla ziyaret et­mekteyiz. Aziz Pakistana bu sahada sonsuz başarılar temenni ederiz» Köp­rülü de şunları yazmıştır:

«Burada gördüklerim ıbana Pakistan deniz kuvvetlerinin parlak istikbali hakkında büyük bir iman verdi. Bun­dan dolayı çok mesudum.»

Deniz Kuvvetleri Başkumandanı, Tür­kiye Başvekili şerefine subaylar gazi­nosunda yüz elli kişilik bir ziyafet ver­miştir. Bütün yüksek rütbeli deniz su­baylarının, kara ve hava kuvvetleri temsilcilerinin ve gazetecilerin hazır bulunduğu bu ziyafet sonunda Amiral Chcudry, Başvekil Menderese, donan­manın yadigârı olarak bir şild hediye etmiştir. Amiral konuşmasında demiş­tir ki:

«Pakistanla Türkiyenin kardeşlik mü­nasebetleri çok eskidir. Dostluk yal­nız hükümetlerimiz arasına inhisar etmez. Daha dün halkın bir Türk Baş­vekilini arasında görmekten duyduğu sonsuz memnunluğu nasıl heyecanla ifade ettiğine bizzat şahit oldunuz. Çok evvel, birinci dünya harbini ta­kip eden kara günlerde, Pakistanlılar, siz Türkler kadar teessür içinde idi­ler. Türkiyenin zaferinden de siz Türkler kadar memnun oldular. İki kardeş millet için bundan taibiî bir şey olamaz. Reisicumhur Bayarın bu­rayı ziyareti bizi büyük memnunluğa garketmişti. Bugünkü ziyaretinizle bu memnunluğumuz bir kat daha fazla­laşmıştır.

Alkışlar arasında sona eren Amiral Choudry'nin nutkundan sonra Başve­kil Adnan Menderes söz almış ve ha­raretli alkışlar arasında şöyle demiş­tir:

«Pakistan donanmasını ziyaretten bahtiyarlığımız çok büyüktür. Mem­leketinizin bu sahada da ilerlemekte olduğunu derin bir sevinçle müşahede etmekteyiz. Biz Türkler Pakistanın bü­tün muvaffakiyetlerini kendi muvaf­fakiyetlerimiz telâkki etmekteyiz. Pa­kistan devlet adamlariyle daha evvel tanışmıştım. Bu sefer doğrudan doğ­ruya Pakistan milletiyle tanışmak fır­satını buldum.»

Başvekil Adnan Menderes sözlerine al­kışlar arasında şöyle devam etmiştir:

«Pakistan milletinin bize gösterdiği yüksek muhabbet tezahürlerini daima minnetle hatırlıyacağız. Geçen sene Reisicumhurumuzun ziyaretinde mil­letçe gösterilen tezahürlerden dolayı Türkiye, Pakistana minnettar kalmış­tı. Bu sefer naçiz şahsıma ve arkadaş­larıma karşı gösterilen kardeşlik te­zahürlerinden dolayı bu minnetimiz bir kat daha artmıştır. Karaşi halkı­nın bizi karşılaması herhangi bir ter­tibin neticesi değildi. Karaşililerin bi­ze gösterdiği muhabbet kalpten gelen samimî tezahürlerin güzel bir örneği­ni vermiştir. Pakistanlı kardeşlerimiz şundan emin olmalıdırlar ki, Türkiye de Pakistana karşı aynı kardeşlik bağ_ lariyle bağlıdır. Memleketimizin kara günlerinde Pakistanın bizim için ne büyük teessür duymuş olduğunu yakinen biliyoruz. Biz de bilmukabele Pa­kistanm bugünkü başarılarında ve is­tiklâline nihayetsiz gurur ve sürür duymaktayız. Pakistanı memnun eden hâdiseler de Pakistanı sevindirir. İşte bizim aramızdaki ittifakın temelini bunun gibi en esaslı duygular teşkil etmektedir ve bunun içindir ki bizim ittifakımızın temeli dünyadaki itti­fakların hepsinin temelinden daha sağlamdır.»

Başvekil Menderes sözlerini alkışlar arasında, Pakistana refah ve saadet temenni ederek ve Pakistan Donan­ma Kumandanına teşekkürlerini bil­direrek bitirmiştir.

Başvekil, deniş üssüne gelişinde oldu­ğu gibi dönüşünde de büyük askerî merasimle selâmlanmıştır.

Karaşi :

Karaşi belediyesi bugün saat 17 de Frehol bahçesinde Başvekil  Adnan Menderes şerefine bir gardenparti ter­tip etmiştir.

Pakistan Başvekilinin, Vekillerin, dev­let ricalinin, kordiplomatiğin ve bin­lerce Karaşilinin iştirak ettiği bu çok samimi toplantıda Adnan Menderes'e Karaşi fahri hemşehriliği beratı veril­miştir. Beratı veren Karaşi Belediye Reisi Malik Ali, iki memleket arasın­daki kardeşliği belirten bir nutuk söylemiş, Başvekil heyecanını ifade eden bir hitabe ile buna mukabele et­miştir.

Türkiye Büyükelçisi Selânattin Arbel'in saat 19 da verdiği kabul resmi­ne Reisicumhur İskender Mirza da iş­tirak etmiştir. Bu parlak kabul res­mini, Başvekil M.uhammed Ali'nin Başvekâlet konağında resmî ziyareti takip etmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve heyeti­mizin diğer âzası ile, yarın sabah, sa­at 7 de uçakla Lahor'a hareket ede­cektir. Lahor'dan Doğu Pakistan mer­kezi Dakka'ya geçilecek ve 23 mart Cumhuriyet Bayramı merasimine ka­tılmak üzere 22 mart akşamı uçakla Karaşi'ye dönülecektir.

Karaşi:

Başvekil Adnan Menderes bu sabah beraberinde Prof. Fuat Köprülü ve heyetimizin diğer âzası olduğu halde Reisicumhur sarayından hareketle Kaidi Âzam Muhammed Ali Cirma'nm ve Kaidi Millet Liyakat Ali Han'ın me­zarlarını ziyaret etmiştir.

Erken saate rağmen halk Menderes'in geçeceği yol boyunca büyük kafileler halinde toplanmıştı ve Türkiye Baş­vekilini hararetle alkışlamaktaydı. Menderes türbenin Önünde Karaşi Va­lisi Nakvî, Belediye Reisi Malüc Bag Ali ve askerî erkân tarafından karşı­lanmış Pakistanm iki büyük kurucu­sunun manevî huzurlarında ihtiram vakfesinde bulunulmuştur. Daha son­ra mezardan saraya dönülmüş ve iki müttefik ve kardeş memleket devlet adamları arasında müzakerelere de­vam olunmuştur.

Başvekil bilâhare deniz üssünü ziyaret ederek öğle yemeğini Pakistan do­nanmasının misafiri olarak deniz su­bayları kulübünde yemiştir.

20 Mart 1956

Lahor :

Türkiye Başvekili Adnan Menderes, Türk heyetiyle beraber bu sabah saat 10 da Lahora gelmiş ve hava alanın­da Batı Pakistan Umumî Valisi Müş­tak Ahmet Gurmânî ile Pakistan Ka­ra Orduları Başkomutanı General Muhammed Eyyüb Han, mahallî hü­kümet erkânı, Belediye Reisi ve gene­raller tarafından hararetle karşılan­mıştır. Adnan Menderes ile General Muhammed Eyyüb Han'ın telâkkileri bilhassa samimî olmuş, başta Alay Sancağı île askerî bir kıt'a selâm res­mini ifa etmiştir. Başvekilimiz mütea­kiben saraya gitmek üzere hava mey­danından hareket etmiştir.

Türkiye Başvekilinin geçtiği yol baş­tan başa bayraklar ve taklarla süslen­miş bulunuyordu. Her meydanda bir bando yer almıştı. Yollara dökülmüş olan bütün Lahor halkı kardeş Türkiyenin temsilcisini hararetle alkışlı­yor, durmadan «zindebad» diye bağı­rıyordu. Taklardan birinin üzerinde «Atatürk, bizim de millî kahramanımızdır» ibaresi yazılı idi.

Batı Pakistan Umumî Valisinin sara­yında kısa bir istirahattan sonra, ge­ne bütün yolları dolduran muazzam halk kitlesinin dinmeyen alkışları arasında sırasiyle Padişah camii, La­hor kalesi, Türk imparatorlarının sa­rayı, Cihangir'in mezarı ziyaret edil­miş, öğle yemeği Batı Pakistan Umu­mî Valisi Müştak Ahmet Gurmânî'nin davetlisi olarak sarayda yenilmiştir. 150 davetlinin hazır bulunduğu bu ye­mek Türk  Pakistan kardeşliğine has bir samimiyet ha>vası içinde geçmiş, iki memleket arasındaki sıkı dostluğu belirten konuşmalar yapılmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, öğleden sonra Türk imparatorlarının meşhur Şalimar bahçesini ziyaret etmiş ve daha sonra Lahor Belediyesi tarafın­dan şerefine tertip edilen iki bin kişilik kabul resminde hazır bulunmuş­tur. Başvekilimizle Türk heyeti üyele­ri müteakiben gül bahçesine giderek halk  toplantısına  iştirak  etmişlerdir.

Bu akşam Batı Pakistan Umumî Vali­sinin Çinkana kulübünde vereceği zi­yafette hazır bulunacak olan Başve­kil Adnan Menderes yarın satoah polo meydanında Pakistan ordu birlikle­rinin geçit resmini seyrettiken sonra saat 10.30 da Doğu Pakistanm merke­zi Dakka'ya gitmek üzere uçakla Lâhor'dan ayrılacaktır.

Adnan Menderes'in ziyareti münase­betiyle Lahor baştan başa bayraklar­la süslenmiştir. Ve hakikî bir bayram günü yaşamaktadır.

21 Mart 1956

Lahor :

Başvekil Adnan Menderes, bu sabah Pakistan ordusu birliklerinin geçit resminde hazır bulunduktan sonra Doğu Pakistanm merkezi Dacca'ya gitmek üzere Lâhor'dan ayrılmıştır.

Hipodroma gelirken yol boyunca ke­sif bir halk kitlesi tarafından heye­canla alkışlanan Türkiye Başvekili, önce Pakistan Kara Orduları Başku­mandanı General Muhammed Eyyüb Han ile birlikte bir hafif zırhlı tugayı teftiş etmiş, Bunu Pakistan ordusu birliklerinin geçit resmi takip etmiş­tir. Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ile heyetin diğer üyelerinin de hazır bulunduğu bu geçit resminde, halk kardeş Türkiyenin temsilcisini uzun uzun alkışlıyarak büyük dostluk teza­hüratında bulunmuştur. Daha sonra bando gösterileriyle atıcılık oyunları s eyr edilmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, geçit res­mi île diğer gösterileri takiben hipod­romdan ayrılarak hava meydanına gelmiş ve halkın tezahürleri burada da devam etmiştir. Türkiye Başvekili, Lâhor'dan hareketi sırasında Batı Pa­kistan Umumî Valisi Müştak Ahmet Gurmanî ile Pakistan Kara Orduları Başkumandanı General Muhammed Eyyüb Han, mallı    hükümet   erkânı,

Belediye Reisi ve generaller tarafından uğurlanmış, askerî bir kıt'a se­lâm resmini ila etmiştir.

22 Mart 1956

Dacca :

Türkiye Başvekili Adnan Menderes, bugün öğle üzeri Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve ber alta erinde ki heyet üyeleri ile birlikte uçakla Doğu Pakistandan Karaşiye hareket etmiştir.

Türk Hükümeti Reisi, Dacca hava ala­nında halkın coşkun sevgi gösterileri arasında Doğu Pakistan Umumî Vali­si Emirüddin ile mahallî hükümet Başvekili ve Vekiller başta olmak üze­re, Belediye Reisi, Belediye Meclisi âzası, sivil askerî erkân tarafından hararetle uğurlanmış ve askerî bir kıt'a selâm resmini ifa etmiştir.

Türkiye Başvekili Dacca'dan ayrılma­dan evvel şehirdeki Jüt fabrikalarını ziyaret etmiştir.

24 Mart 1956

Karaşi:

Başvekil Adnan Menderes, beraberin­de Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprü­lü ile Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi oldu­ğu halde, bu sabah saat 9.00 da, Pa­kistan Başvekili Muhammed Ali'yi zi­yaret etmiş ve iki Başvekilin huzuru ile yapılan müzakereler bir buçuk sa­at devam etmiştir.

Adnan Menderes, daha sonra Pakis­tan Vekillerinden bazılarının nezaket ziyaretlerini kabul etmiştir.

Öğleden sonra saat 18.00 de sarayda Pakistan ve Türkiye Başvekillerinin huzuru ile Bağdad Paktı akitlerinin Hariciye Vekilleri seviyesinde bir top­lantısı yapılmıştır. Bir buçuk saat sü­ren bu toplantıya Türkiye Hariciye Vekili Prof. Köprülü, Pakistan Harici­ye Vekili Hamidülhak, Irak Hariciye Vekili Başayan, İran Hariciye Vekili Ardalan iştirak ederek sabahki Türk _ Pakistan, gerek öğleden sonraki Bağdad Paktı Harici­ye Vekileri toplantılarının çok sami­mî ve mütte'hid görüşlü bir hava için­de cereyan ettiği Öğrenilmiştir. Pakis­tan Başvekili Muihammed Ali'nin bu akşamki ziyafetinden sonra da görüş­melere devam edileceği, bu vaziyete göre resmî tebliğin pek muhtemel ola­rak yarın sabah neşredileceği zanne­dilmektedir.

Karaşi :

Pakistan Cumhuriyetinin ilânı mera­siminde Türkiyeyi temsilen hazır bu­lunmuş olan Türkiye Başvekili Adnan Menderes, Pakistanda bir hafta süren resmî ziyaretini tamamlıyarak Hari­ciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve be­raberindeki heyet âzasiyle bu sabah saat 5,30 da Karaşiden bir Pan Ameri­kan uçağı ile hareket etmiştir.

Programa göre Türkiye Başvekilinin askerî merasimle ve karşılamada ha­zır bulunan zevat tarafından teşyi edilmesi mukarrer olduğu halde, sa­bahın bu erken saatinde hiç kimsenin rahatsız olmaması »hususunda Adnan Menderes'in vaki ısrarlı ricası üzerine merasim yapılmamış, ancak Pakistan Başvekili Muhammed Ali ile Pakistan Hariciye Vekili Hamidülhak ve Reisi­cumhur Başyaveri sabahleyin Türkiye Başvekilini saraydan alarak hava meydanına birlikte gelmişlerdir. Ad­nan Menderes ve Prof. Fuat Köprülü, uçağın hareketinden önce Pakistan Başvekili ve Hariciye Vekili ile sami­mî bir musaiahada bulunmuşlar ve saat 5.30 da heyet âzası ile birlikte Karaşiden ayrılmışlardır.

Cumhuriyetin ilânı merasiminde ha­zır bulunan yaıbancı heyetler şerefine dün gece Başvekil Muhammed Ali ta­rafından verilen siyafet de çok parlak olmuş, Pakistan Reisicumhuru İsken­der Mirza, Türkiye Başvekili ile Hari­ciye Vekilini, iki yanma Pakistan ve Türk bayrakları çekili otomobiline alarak ziyafete birlikte gitmiştir.

Başvekil ve Hariciye Vekilimizin ziyaretleri dolayısiyle Pakistan gazete­lerinin neşriyatı :

18 Mart 1956

Karaşi:

Başvekil Adnan Menderes'in bugün Pakistanı ziyareti münasebetiyle bütün gazeteler Türk  Pakistan dostluk nüshası halinde çıkmıştır. Hep­sinde hoş geldiniz başlıkları altında Başvekil ve Hariciye Vekilimizin resimleri vardır. Gazeteler ayrıca, hava alanında yapılacak büyük ka­bul töreni programım vermekte, Başvekil Muhammed Ali'nin Anadolu Ajansına beyanatını çerçeve içinde ve siyah harflerle göstermektedir. Bugünkü pazar ilâveleri münhasıran Türkiyeye ayrılmış olup Ata­türk'ün resmini Türkiye hakkında muhtelif yazılan ihtiva etmektedir.

Gazetelerde Pakistan Hariciye sözcüsünün Menderes'in ziyareti müna­sebetiyle yapılacak Türk  Pakistan görüşmelerinin ehemmiyetini belir­ten beyanatı da ilk sahifelerdedir. Sözcü, «Türkiye ile her noktada tanı mutabakat vardır, işte bu mutabakat havası dahilinde bütün müşte­rek menfaat meseleleri üzerinde bir kere daha fikir teati edilecektir» demiştir.

Sözcü Türkiye Başvekili ve Hariciye Vekilinden başka Cumhuriyet günü münasebetiyle gelecek diğer yabancı devlet adamlarının ziyaretlerinin yalnız nezaket ve iyiniyet mahiyetini taşıyacağını ve onlarla herhangi bir resmî müzakere yapılmıyacağmı da belirtmiştir. Sözcü Başvekil Menderes ve Hariciye Vekili Köprülü'nün ayrıca Cumhuriyet gününe iştiraklerinden duyulan umumî sevince de tercüman olmuştur.

Gazetelerin hepsi bugünkü başmakalelerini Türkiyeye tahsis etmişler­dir. Ananevi dostluk, üzerinde durmakta müşterek gayelere, menfaat­lere dayanan sıkı işbirliğinin ve ittifakın kıymetini belirtmektedir.

Dawn gazetesi başmakalesinde diyor ki:

«Pakistan halkı, Menderes ve Köprülü'yü, sadece işgal ettikleri mühim mevkilerden dolayı değil, fakat cesaret ve azimleri ile Türk milletini hür bir rejime kavuşturan dört büyük liderden ikisi olarak karşılamak­tadır. Türk hükümetinin ve iktidar partisinin başkanı olan Menderes, parlak zekâsı ve enerjik hamleleri ile Türk topluluğuna yeni bir hayat görüşü sağlamak hususunda önemli bir rol oynamıştır. NATO ve Bağdad Paktlarına iltihak ile Türk hükümeti, Atatürk'ün «Yurtta sulh ci­handa sulh» siyasetine hakikî bir hizmette bulunmuştur. Türkiye bu­gün daha ziyade batılı bir devlet olmuştur. Gazete Köprülü'nün ilim ve devlet adamı hasletlerini belirttikten sonra şöyle devam ediyor:

«Bu ziyaretin sebebi sadece Pakistanı görmek değil aynı zamanda, Pa­kistan İslâm Cumhuriyetini nilânmı tes'it etmektir. İlk îsîâm Cumhu­riyeti yerin onüç asır kadar bir müddet muhtelif hanedan ve impara­torluklara terkettikten sonra, yeniden Cumhuriyet rejimini tesis eden bir Müslüman milletin temsilcileri için, yeni bir Cumhuriyetin doğuşu­na şahit olmak ne büyük bir iftihar vesilesidir. Hürriyet yolunda bize cesur bir misal teşkil etmiş olan bu milletle bağlılığımızı ne zaman, ne de hâdiseler aşındırabilir.»

Morning News ise şunları yazmaktadır:

«Türkiye ve Türkler her Pakistanlının kalbinde hususî bir yer işgal eder. Balkan Harbindenberi büyük Türk lideri Kemal'in ismi bu Müslü­man memleketinde saygı ile anılmaktadır. Türkiyenin faal liderler baş­kanlığında, millî hayatın her safhasında kaydettiği ilerlemeyi gururla seyretmekteyiz. Avrupanm hasta adamından bugün kudretli bir Türki­ye çıkmıştır. Memleketlerimiz arasında işbirliği daha da kuvvetlene­cektir.

Bağdad Paktının üyesi olmak sıfatı ile Türkiyeye bir dostluk anlaşması ile bağlıyız. Hakikatte bizi çözülmez bir bağla bağlayan müşterek dinimizdir. İslâm dinini müştereken tevarüs eden bizler şimdi de mukadde­ratımızı birleştirmiş bulunuyoruz. Bu itibarla Menderes ve Köprülü Karaşide yabancı bir toprağa ayak basmış olmayacaklardır. Dost dev­let büyüklerinin burada geçirecekleri günler zarfında Türkiye ve Pa­kistan arasında daha yakın ve verimli işbirliğine götürecek bir yolun keşfedilmesini ümit ve temenni ederiz.»

Başvekil Adnan Menderes'e Karaşi fahrî hemşehriliği tevcih olundu : 19 Mart 1956

Karaşi :

Belediyenin Başvekil Adnan Menderes şerefine tertip ettiği gardenpartide. Belediye Reisi Malik Ali Bek, Başvekilimize Karaşi şehrinin fahrî hemşehrilik mazbatasını tevcih ederken şu nutku irad etmiştir:

«Pakistanda olmanız bizim için büyük neş'e ve şeref kaynağıdır. Biz, Belediye Meclisi azaları ve Belediye Başkanı size ve sayın meslekdaşınıza, Karaşi halkı namına kalpten hoş geldiniz deriz.

Bu bölgede Pakistanm kuruluşu, Müslürnan camiasının bağımsızlık ve barış uğrunda yaptığı esaslı mücadelenin neticesidir.

Pakistanm gayesi eski dostları arasındaki bağlan sağlamlaştırmak ve yeni dostluklar tesis etmektir. Eskidenberi kültürel bağlarla birbirine yakın olan Pakistan ile Türkiyenin bir kere daha aynı fikirlere sahip olduğunu görmek, bizler için büyük bir saadettir.

Bu yakınlıktan dolayı büyük gurur duyuyoruz ve sizin şu anda aramız­da bulunmanızla, iki memleket arasındaki birlik ile dostluğun daha da kuvvetleneceğine  inanıyoruz.  Türkiye Cumhurbaşkanı  Celâl Bayar'ın geçenlerde Pakistanı ziyaretlerinde, hepimizin kalbini fethettiğini söy­lersek, bu sözlerimize inanmanızı istiyeceğiz.

Pakistan anayasasının demokratik ve islâm vasfı bilhassa müslüman âlemi ve umumiyetle bütün dünya için hususî bir mâna taşımaktadır. Bu adımı, insanlığın geleceği için iyi bir alâmet addediyoruz.

Anayasamızda şanlı mazimizin izleri aksettirildiği gibi, yine bu anaya­sada, gelecek nesiller için yeni ufuklar açılmaktadır. Büyük memleke­tinizin Başvekili olarak, tesis ettiğiniz rejim sırasında Türkiye Cumhu­riyetinin kaydettiği sayısız ve şanlı gelişmeleri müdrikiz. Bilhassa mil­letlerarası sahadaki başarılarınız Pakistan milleti için büyük bir gurur kaynağıdır. Sevgili memleketinize yapmış olduğunuz hizmetleri çok iyi biliyoruz. Size karşı duyduğumuz hürmet ve saygı nişanesi olarak, Karaşi şehri fahri hemşehriliğini size tevdi etmeyi büyük bir şeref duyu­yoruz. Bunu kabul edeceğinizi ümit ederiz.

Belediyenin gardenpartisinde Başvekil Adnan Menderes'in Karaşi Bele­diye Reisine cevabı:

Karaşi :

Belediyenin gardenpartisinde Başvekil Adnan Menderes Belediye Reisi­ne şu nutukla mukabele etmiş ve şiddetle alkışlanmıştır:

«Muhterem Belediye Reisi ve Belediye Meclisi azalan, Karaşiye geldiğimdenberi bana ve arkadaşlarıma karşı son derece geniş, hararetli ve samimî bir hüsnü kabul gösterildi. Her yerde göz göze geldiğimiz bin­lerce Karaşililerin bizlere nazarları ve halleriyle ifade ettikleri sevgi ve kardeşlik hisleri muvacehesinde duyduğumuz şükranı alenen ifade ede­bilmek için sabırsızlıkla fırsat bekliyordum. Bu fırsatı bugün hem de fahrî hemşehrilik şerefini bahşetmek suretiyle aziz Karaşililer bana vermiş bulunuyorlar. Bu büyük şerefi tevsik eden beratı hürmetle eli­nizden alırken en samimî teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Demin yaptığınız ve içindeki ifadelerle tamamen mutabık bulunduğum çok veciz hitabede memleketim ve Reisicumhurumuz hakkında söylediğiniz dostane sözlerden dolayı da aynca teşekkür etmek isterim. Aziz Reisi­cumhurumuz Celâl Bayar ne zaman Pakistandan bahsetse hâlâ derin bir heyecan duyar. Buraya geldiğimdenberi daha şu bir buçuk gün için­de şahidi olduğum ve biraz evvel tasvir etmeğe çalıştığım hüsnü kabul­den sonra niçin Pakistandan bahsederken Reisicumhurumuzun bu ka­dar heyecan duyduğunu daha iyi anladım.

Bugün hemşehriliğinize kabul buyurduğunuz kimse, Pakistan milletini hakikî bir kardeş olarak bilen, onu daima candan sevmiş ve ona karşı daima yüksek itibar ve itimat duymuş olan bir milletin ferdidir. Sevgi ve selâmlarını sizlere ulaştırmakla beni vazifelendirmiş bulunan mille­tim, Pakistan milletini dünyada sulh, istikrar ve adaletin tesis ve vika­yesi bakımından büyük roller oynamış ve daha da büyük roller oynaya­cak olan son derece kıymetli bir müttefik ve kader ortağı olarak gör­mekte ve onunla mevcut ittifakı île iftihar etmektedir. Kader ve men­faat birliğinin icabatmı idrâk etmeyip bir takım hasis düşüncelere veya tezvirlere kapılarak kardeşin kardeşe, komşunun komşuya fenalık yaptığı bu devirde Pakistan ve Türk milletlerinin aralarında tam bir anla­yışla ve milletler arası mesuliyetlerini idrâk ederek sıkı sıkıya elele ver­miş olmaları bütün dünyaya numune olacak bir keyfiyettir.

Sözlerime daha ziyade muhterem Karaşi halkına hitap etmekle başla­dım. Fakat sonra ifadelerimi iki milletimize teşmil ettim. Çünkü siz Karaşili hemşehrilerimin bana gösterdiğiniz dostlukta, bir yandan benim şahsımı aşıp milletime hitap eden, öte yandan da bu güzel memleketin her köşesinin sakinlerinin hislerine tercüman olan bir mâna gördüm.

Muhterem Belediye Reisi ve Belediye Meclisi azaları, bana bahşettiğiniz hemşehrilik şerefinden dolayı derin teşekkürlerimi tekrar eder muhte­rem hemşehrilerim Karasi halkını hürmet ve muhabbetle selâmlarım.»

Pakistan Başvekili Muhammed Ali ile Başvekilimiz Adnan Menderes'in nutukları:

20 Mart 1956

Karaşi:

Pakistan Başvekili Muhammed Ali tarafından dün akşam Başvekâlet konağında Türkiye Başvekili Adnan Menderes şerefine verilen ziyafette Pakistan Başvekili Muhammed Ali şu nutku irad etmiştir:

«Ekselansınıza hoş geldiniz derken, Türkiyedeki gelişmeleri kardeşçe bir alâkayla takip etmiş olan bu memleketin, bir çok müslüman nesli­nin hislerine tercüman olmuş bulunuyoruz. Bizler, her zaman Türk kar­deşlerimizin üzüntülerinden teessür, saadetlerinden memnunluk duy­duk. Türk milletinin geçirmiş olduğu ıstıraplar, millî şairimiz İkbal'in şehitler için yazmış olduğu meşhur şiiriyle ebediyete intikal etmesine yol açmıştır. Atatürk'ün yenilmez cesareti sayesinde Türkiye 1923 yı­lında hür bir devlet olarak ortaya çıktığı zaman, bu memleketteki müslümanlar bunu eşsiz heyecan ve sevinçle kutlamışlardır. Atatürk bizim de kahramanımız olmuştur. Gene millî şairimiz İkbal, Türkiyenin bu millî kahramanını «büyük bir kurtarıcı» olarak öven şiirler yazmıştır. İşte Türk tarihindeki gelişmelerin hayatımız ve edebiyatımız üzerindeki tesirleri bu kadar derin olmuştur.

Pakistanın hür ve hükümran bir millet olarak kuruluşu üzerine Pakis­tan ve Türkiye halkı arasındaki dostane münasebetler gittikçe kuvvet­lenerek devamlı bir gelişme göstermiştir. 1951 haziranında imzalanan Türkiye  Pakistan dostluk anîaşmasıyle onu takiben 1953 temmuzun­da aktedilen kültür anlaşması iki milleti birbirine daha fazla yaklaştır­mıştır. Bu münasebetleri perçinleyen diğer bir bağ da, 1954 tarihli dos­tane işbirliği anlaşmasının imzası olmuştur.

Ertesi sene, 1954 şubatında Türkiye Reisicumhuru sayın Celâl Bayar'ın memleketimize yaptığı ziyaret, iki memleketin tarihî münasebetlerinde yeni bir fasıl açmıştır. Müşterek inanç ve ideallerimiz, müşterek kültü­rel ve manevî değerlerimiz ve hepsinin üstünde de mukadderat birliği­miz, Türkiye ve Pakistan arasında daha sonra Bağdad Paktı ile meyda­na gelen ittifakta tam bir makes bulmuştur.

Şuna inanıyoruz ki, milletlerimiz arasındaki mesut anlaşma, yalnız böl­gelerimizde emniyetin muhafazasını sağlamakla kalmıyacak, sulh ve iyi anlayışın bütün dünyada gelişmesine de hizmet edecektir.

Pakistana yapmakta olduğunuz ziyaret, Türk milletine karşı beslediği sevgiyi izhar etmek ve ekselanslarını selâmlamak fırsatını halkımıza kazandırdığı için müstesna bir değer taşımaktadır.

Memleketimizden ikametinizin sizi memnun bırakmasını, zatıâlinize ve büyük milletinize karşı burada duyulan sonsuz sevgiye ait hatıralar edinmenizi ümit ederim.»

Başvekil Adnan Menderes şu mukabelede bulunmuştur:

«Evvelemirde sarfettiğiniz nazikâne sözlere en samimî teşekkürlerimi bildirmek isterim. Bu kardeş memlekette görmüş olduğumuz sıcak hüs­nü kabulden dolayı samimî hissiyatımı bir kere daha tekrarlamaktan kendimi alamıyorum. Milletlerimiz arasındaki mukaddes dostluğun ve­sikalar ve paktlar üzerinde de ifade edildiğini beyanatınızda bildirdiniz. İşte bu hakikî kardeşlik hisleri ve müşterek menfaatlerimiz, bizi kuv­vetli birer müttefik haline kalbetmiştir. Bu hislerdir ki, birbirinden uzak olan iki müslüman milleti birbirine kenetlemiştir. Türk milleti, ih­tiyacı olduğu zamanda necip milletinizden gelen bu kalbî desteği hiçbir zaman unutmamıştır ve unutmayacaktır. İstanbul hava alanından Pa­kistana müteveccihen ayrılırken büyük bir kalabalık, Pakistanlı kar­deşlerine sevgi ve muhabbetlerini götürmeye beni memur ettiler. Fakat şuna işaret etmek isterim ki yalnız bu muhabbet hisleri, kendi başına, müşterek idealler için ömürlü ve semereli olamaz. Aynı zamanda mil­letçe müşterek hayatî menfaatlerin mevcut olması ve müşterek mesuli­yetlerin milletçe omuzlarda hissedilmesi gerekir. Bu hususta, memleke­tinizin liderleri bakımından iftiharla söyliyebilirim ki, liderleriniz bunu hissetmiş ve Pakistan milleti de bu ideal bakımından, böyle asü bir an­laşma için kendilerini desteklemektedir. Şu cihet katiyetle bilinmekte­dir ki, dünya meselelerinde Pakistan birinci derece rol oynamakta ve aynı zamanda dünya sulhunun muhafazası bakımından iki mühim te­şekküle âza bulunmaktadır. İşte bunun içindir ki, Birleşmiş Milletler ideal ve prensiplerine bağlılığımızın tabiî neticesi olarak Pakistanla böyle bir anlaşmayı kolaylıkla yapmış bulunuyoruz. Manevî bağlılığı­mız, müşterek ideal ve menfaatlerimiz sayesinde bu mesut birlik mey­dana getirilmiştir. Bu sıkı işbirliği yukarda bahsettiğim karşılıklı mad­dî ve manevî menfaatlere dayanmaktadır. İstikbalimizden emin olmak için bütün deliller elimizde mevcuttur. Sulh için kurulmuş olan birliğin, beraberce çalışılarak kuvvetlendirilmesi ve dünya sulhuna yardımcı ol­ması mümkün olacaktır.»

Lahor halkının Adnan Menderes şerefine tertip ettiği miting Şalimar bahçesindeki toplantı:

21 Mart 1956

Lahor :

Lâhorlularm dün saat 19 da Adnan Menderes şerefine tertip ettikleri miting, misli görülmemiş derecede muazzam   ve   heyecanlı olmuştur.

Elektrik gırlandlariyle gündüz gibi aydınlatılan geniş gül bahçesi ça­yırı bir insan mahşeri halinde idi. Adnan Menderes'in Umumî Vali ile beraber toplantıya gelişi halkın heyecanını en yüksek dereceye çıkar­mış, «zindebat» sesleri etrafı çmlatmıştır.

Mitingde önce Türk  Pakistan dostluğunu öven kasideler söylenmiş ve bu arada bir hatip şöyle demiştir:

«Türkiye, islâm âleminde mübarek bir inkılâp devrini açan memleket­tir. Kahraman Türkler, kaniariyle istiklâl ve hürriyetlerini almış, Cum­huriyeti kurmuştur. Müstakil Cumhuriyetçi Pakistanla Türkiye arasın­daki dostluk ebedîdir. Türkler bizim için canımız kadar azizdir.»

Batı Pakistan Umumî Valisi Müştak Ahmet Gurmanî de şiddetle alkış­lanan nutkunda iki millet arasındaki kardeşliği belirtmiş demokrasiyi övmüş, «Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar'm geçen seneki ziyaretin­den sonra bu defa Adnan Menderes'in yapmakta olduğu ziyaretin değe­ri çok büyüktür» demiştir.

Nihayet sürekli alkışlar arasında Adnan Menderes söz alarak, heyecanlı bir hitabe irad etmiş, gösterilen muhabbet tezahürlerine karşı şükran­larını bildirerek demiştir ki:

«Türk ve Pakistan milletleri birbirlerinin kalplerinde yaşamaktadır. İki kardeş milletin müşterek kültürünü tarihinin sinesinde toplamış olan Lâhor'da, sizlerin önünde konuşmaktan Türk milletinin naçiz bir ferdi olarak duyduğum bahtiyarlık sonsuzdur. Lâhor'da müşterek medeniye­timizin ve tarihimizin eserleri hakkedilmiştir. Aynı zamanda, aynı dinin müminleriyiz. Türkiye, Pakistanı daima canı kadar sevmiştir. Müstakil Pakistan Cumhuriyetini parlak bir istikbal beklemektedir. En ileri me­denî merhalelere erişmek yolundasınız. Dirayetli liderlerinizin Pakistanı en kısa zamanda en parlak istikbale ulaştıracaklarından eminiz, mazi­nin rabıtalarından başka Pakistanla Türkiyenin bugünkü dünya şart­ları ve bu şartların arzettiği tehlike karşısında siyaset menfaatleri de müşterek olduğunu müşahede etmek bize hususî bir bahtiyarlık ver­mektedir. İki memleket kuvvetli bir ittifakla bağlıdırlar. Bu ittifakları sonradan Bağdad Paktını vücuda getirdi. Bağdad Paktı en meşru, en samimî, en temiz ve sağlam duygulara dayanır.

Milletlerimiz arasındaki rabıtalar o kadar büyük ve kuvvetlidir ki size yapılan her haksızlık bize yapılmış kadar bizi isyana sevkeder. Sizin sürurunuz bizim sürurumuzdur. Nasıl ki bizim sürürümüz da sizin sürurunuzdur.

Sevgili Pakistana, sevdiğiniz Türkiyeden kardeşlik, hürmet ve itimad hisleri getirdim. Bunları huzurunuzda arzederim. Dönüşte de vatandaş­larımıza bütün Pakistanda gösterilen kardeşlik tezahürlerini anlatmak­la büyük bahtiyarlık duyacağız.»

Menderes'in hitabesinden sonra halkın heyecanı daha da fazlalaşmış, Başvekilin, hareketinden evvel halkın arasına girerek veda etmesi te­zahürleri azamî haddine çıkarmıştır.

Daha evvel Şalimar bahçesinde Lahor Belediyesinin Adnan Menderes şerefine tertip ettiği çay toplantısı da dostluk hislerinin başka bir teza­hürünü teşkil etmiştir.

Yolları hıncahınç dolduran halkın alkışları arasında bahçeye gelen Tür­kiye Başvekiline burada hemşehrilik tevcih edilmiştir. Bu münasebetle bir konuşma yapan Lahor Belediye Reisi Sudri Halimüddin, ezcümle şöyle demiştir:

«Tarih boyunca müşterek islâm ve Türk kültürümüz çok büyük olmuş­tur. Babür'den beri iki millet hep beraberdir. Pakistan halkı sizin hür­riyet ve demokrasi kahramanlarınızı daima kendisine maletmiştir. Türklerin dahilî ve haricî düşmanlara karşı savaştığı günlerde Lâhorlular ve Pakistan milleti hep sizin için dua etmiştir. Büyük Atatürk, bi­zim için de millî kahramandır. Celâl Bayar'm Lâhor'u ziyareti hatıra­sını daima muhafaza etmekteyiz. İki millet arasındaki münasebetlerin bugün çok daha yakın ve daha dinamik mahiyet almasından dolayı se­vincimiz büyüktür. Milletlerarası sahada aramızdaki tam ahenkten ve sulh yolundaki müşterek gayretlerinizden dolayı Pakistan milleti ayrı­ca büyük sevinç duymaktadır.»

Bu hitabeye verdiği cevapta Başvekil Adnan Menderes, ezcümle demiş­tir ki:

«Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ı demin güzel sözlerle andınız. Size te­min, edebilirim ki burada gördüklerini kendisi hiç bir zaman unutma­maktadır. Size Türk milletinin selâm ve sevgisiyle beraber Celâl Ba­yar'm da samimî hislerini getiriyorum.

Tarihiyle, kültürüyle, imaniyle, medeniyetiyle bir olan iki millet, bizler, birbirimize gönül vermişizdir. Aramızda ayrıca sağlam bir ittifak da vardır. Bu, hem kendi nefislerimizin korunması, hem de hür dünya em­niyetinin sağlanması bakımından büyük bir nimettir. En büyük müslüman devletiyle müslüman olan Türk milletinin dahil bulundukları bir ittifakın ortaya çıkmış olması cidden büyük bir bahtiyarlıktır.»

Gece Başvekil Adnan Menderes şerefine Batı Pakistan hükümeti tarafından Cinkana kulübünde beşyüz kişilik bir ziyafet verilmiştir. Çok sa­mimî bir hava içinde geçen bu toplantıdan sonra Lahor Gençlik Teşki­lâtı folklor ve halk san'atı gösterileri yapmıştır.

Başvekil Adnan Menderes'in Bacca'da tertip edilen halk mitingindeki nutku :

22 Mart 1956

Dacca :

Dün öğleden sonra Doğu Pakistanm merkezi Dacca'ya gelmiş olan Tür­kiye Başvekili Adnan Menderes, üniversite meydanında tertip edilen muazzam halk mitinginde bir konuşma yapmıştır.

Türkiye lehinde büyük tezahürata yol açan bu konuşmasında Adnan Menderes demiştir ki:

«Size müttefikiniz ve kardeşiniz Türk milletinin en samimî sevgi ve se­lâmlarım getiriyorum. Pakistana gelip de şark kısmını ziyaret etmeden memleketime dönmüş olsaydım Türkiyenin Pakistana bağlılığını, itimat ve sevgisini doğrudan doğruya ifade vazifemi nakıs yapmış ve aynı zamanda büyük bir şeref ve zevkten mahrum kalmış olacaktım. Bana bugün sizlerle buluşmak imkânını vermiş olan Pakistan hükümetine ve muhterem Valiye minnettarım.

Sizlere, gerek bana, gerek Fuat Köprülü ve diğer arkadaşlarıma göster­diğiniz hüsnü kabulden dolayı candan teşekkür ederim. Pakistanm her neresinden geçtikse en büyük sevgi tezahüratı ve heyecan verici sami­miyetle karşılaştık. Bütün bunlar Türk  Pakistan dostluğunun derin­liğini ve sağlamlığını teyid eder referandumlardır. Kalbim bu tezahür­lerin verdiği sonsuz şevk ve itimatla doludur.

Dünyanın, bugün içinde bulunduğu son derece tehlikeli durum, muh­telif şekillere bürünen, gizli ve açık bir sürü yollardan yürüyen bir ta­hakküm ve istilâ emelinin, hür yaşamak isteyen, adaletin ve sulhun vi­kayesi uğrunda çalışmağa azimli millet ve devletlerin vahim bir şekilde varlıklarını tehdit eylemesinden ileri gelmektedir. Bu vaziyet karşısın­da sulh ve adalet idealleri için çalışmaya azimli devletlere düşen vazife, gerek kendi içlerinde gerek birbirleri arasında tam bir vahdet halinde olmalarıdır.

Türlü propagandalarla onları içinden parçalamağa, türlü soğuk harp metodları ile onları yekdiğerinden ayırarak dünyaya hâkim olmak is­teyenlerin bu hususta gösterdikleri inadlı ve sistemli gayret, sulh ve hürriyeti müdafaaya azimli devletler için, içte ve dışta, tesanüdü azamî Ölçüye çıkarmalarının ne kadar hayatî bir ihtiyaç teşkil ettiğinin vazıh bir delilidir.

Hiçbir delile istinat etmeyen, bilâkis kandırmaya matuf bulunan dost­luk sözleri bizleri aldatmamalı, bilâkis hürriyet ve istiklâllerimizi mu­hafaza uğrundaki azim ve gayretlerimizi bir "kat daha kuvvetlenöirmelidir.

Bu realiteyi kavradıklarını Türkiye ve Pakistan, aralarında bir dostane işbirliği andlaşması imzalamak ve Bağdad Paktında birleşmekle isbat etmişlerdir. Bu ittifakımızın gayesi, hürriyet ve istiklâllerimizin korun­ması ve sulh ve emniyetin müdafaası esaslarına dayanmaktadır. Bina­enaleyh ona şuursuzca hücum edenler ve onu yıkmak isteyenler, Birleş­miş Milletler andlaşması ideallerine karşı gelmekte olduklarını farketmek istemiyorlar. Aynı zamanda bu ittifakımızın, zerrece bir siyasî nü­mayiş tarafı bulunmadığını da bir kere daha ifade etmek yerinde olur. Siyasî nümayişlerin az çok revaçta bulunduğu ve bunlardan hattâ bazı hususî hesap ve menfaatler dahi elde edildiği bu tehlikeli devrede itti­faklarımıza sadakatle bağlı kalmak ve âdil ve insanî gayelerimizden kuvvet almak suretiyle bir takım yanlış hesapları iflâsa uğratacağımıza da eminiz.

Aziz Dakkalı kardeşlerim... Size Türk milletinin bu tesanüt ve itimat mesajını ifade ederken yine milletimin bundan iki gün sonra vuku bu­lacak tarihî bir hâdise münasebetiyle tebrik ve en iyi temennilerini de ifade etmek isterim. 23 mart günü, Pakistanm tarihinde çok mühim bir gün olacaktır. Filhakika o gün Pakistan milletinin teşkil ettiği azimli ve tesanütlü kitle, Cumhuriyet rejimini ilân edecektir. O gün, ben Karaşide yapılacak büyük merasimlerde esasen    memleketimi temsil etmekle vazifelendirilmiş bulunuyorum. Sizin burada yapacağınız mera­simlerde fiilen hazır bulunamıyac aksam da kalben sizlerle de beraber olacağım. Şimdiden sizi milletim namına candan tebrik ve Pakistan Müslüman Cumhuriyetinin daima daha mes'ut ve müreffeh olmasını temenni ederim. Zindebad Pakistan.»

Dacca'daki halk mitinginde 'Doğu Pakistan Umumî Valisinin hitabesi:

Dacca :

Üniversite meydanında tertip edilmiş olan halk mitinginde Doğu Pakis­tan Umumî Valisi Emirüddin, Başvekil Adnan Menderes'in nutkundan önce bir hitabe iradederek demiştir ki:

«Seyahat programınız içine Doğu Pakistanı da dahil etmeniz, bu eyalet halkını son derece mütehassis bıraktı. Hükümet ve Doğu Pakistanlılar adına sizlere en samimî hislerimizi bildirmeyi vazife addederim. Pakis­tan, yeni vücut bulmuş bir devlettir. Bağımsızlığını kazanalı henüz se­kiz sene oldu, fakat Türkiye ile münasebetlerimiz çok eskidir. Toprak­larımız üzerinde muhteşem bir imparatorluk kurarak tarihin çehresini değiştiren Babür Şahın hatırası zihinlerimizde yer etmiştir. O tarihten beri Türkiye ile memleketimiz arasında eğitim, kültür ve iş sahalarında münasebetler gittikçe derinleşmiştir. Moğol imparatorluğunun inhita­tından sonra Türk  Pakistan münasebetleri gerilememiş, bilâkis geliş­miştir. Türk İmparatorluğu, bir zamanlar, Hazar denizi kıyılarına ka­dar, bütün Ön Asya, Güney Avrupanm mühim bir kısmı ve Kuzey Af­rika memleketlerine yayılmıştı. Büyük Moğol İmparatorluğu gibi, Os­manlı İmparatorluğu da zamanın zalim akışı ile aşınmış, zayıflamış ve Türkiye Avrupanm hasta adamı addedilmiştir. Fakat kudretli iradesi ve dehası ile millete yeniden can veren büyük iider Kemal Atatürk'ün yeni Türkiyesi önünde Avrupa diz çökmüştür. Böylece yeni Türkiye, büyük devletlerin boyunduruğundan kurtulmak için mücadele eden milletlerin rehberi olmuştur. Burada büyük Atatürk'ün aziz hatırası önünde hürmetle eğilirim.

İleri hamlelerimizde, Atatürk'ün tesis ettiği demokratik hükümet idea­lini takip edeceğiz. Anayasamız demokratik anlayışa göre hazırlanmış­tır. İki gün sonra devlet şeklimizi, sizinki gibi, Cumhuriyet olarak ilân edeceğiz. Böylece memleketlerimizi bir bakımdan daha yakmlaştırmış olacağız. Varlığınızla şereflendirdiğiniz Cumhuriyet bayramımız, aynı zamanda daha yakın bir işbirliğini kutlamamıza vesile olacaktır.

Tarihî münasebetlerimizi daha da kuvvetlendirmek için Türkiye ile bir kültür andlaşması imzalamış ve kültür heyetleri mübadele etmiş bulu­nuyoruz. Askerî sahada da münasebetlerimizi geliştirmek için bir dost­luk paktı imzaladık. Bu andlasma 1954 haziranında Türkiye Büyük Millet Meclisinde o zamanki Başvekilimizin huzurunda tasvip edildi. Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar da Türk milletinin bize karşı dost­luk ve iyi niyetlerini bildirmek üzere memleketimizi ziyaret etti. Şimdi Cumhuriyet bayramımıza iştirak vesilesiyle aramızda bulunmanız ideo­lojik münasebetlerimizi hiç şüphesiz kuvvetlendirecektir.

Türkiye ve Pakistan birer ziraat memleketidir. Her iki milletin büyük kitleleri barış içinde geçen sakin hayatı tercih eder. Türkiyede, ziraatı makineleştirmek suretüe büyük bir ilerleme kaydetmiş bulunuyorsunuz. Biz de aynı yolu takip ederek başarıya ulaşmak azmindeyiz. Coğrafi ba­kımdan Türkiye daha ziyade bir Orta Doğu memleketidir. Fakat eğitim­de batı metodlarmm tatbiki Türkiyeyi batılı bir devlet haline getirmiş­tir. Bu vaziyet Türkiyeye dünya meseleleri karşısında önemli bir rol oy­nama fırsatı vermiştir.

Türkiye dünya sulhunu temin yolunda mühim hizmetler görebilecek durumdadır. Türk  Pakistan andlaşması, Pakistana da sulh yolunda hizmet imkânı sağlayacaktır. Bu iki sulhsever devletin müşterek gay­reti ile sulh rüyasının gerçekleşmesini temenni ederim.»

Doğu Pakistan Umumî Valisi hitabesini şu sözlerle bitirmiştir: «Sizler, karlarla kaplı sıra dağların, yüksek zirvelerin eteklerinde zümrüt tar­laların uzandığı, güzelliği dillere destan bir memleketten geliyorsunuz. Memleketlerimiz bu bakımdan birbirine benzemezse bile, büyük nehir­lerin suladığı bu daima yeşil memleketin milyonlarca sakini Türk halkı kadar temiz ve sulhseverdir. Bu sadelik ve sükûnet diyarına bir kere daha «hoş seldiniz» derim. Yaşasın Türkiye, yaşasın Pakistan ve yaşa­sın Türk  Pakistan dostluğu.»

Pakistan Cumhuriyeti bugün Türkiye Başvekilinin de hazır bulunduğu muhteşem bir merasimle ilân edildi ve Reisicumhur İskender Mirza vazifesine başladı:

23 Mart 1956

Karaşi:

Kardeş Pakistan, bugün umumî sürür içinde resmen Cumhuriyet ilân etmiş ve ilk Reisicumhur İskender Mirza and içerek yeni büyük vazife­sine başlamıştır.

Pakistanm büyük törenlerle kutlanan bu ilk Cumhuriyet bayramı, me­rasime iştirak için, bütün dünyadan, çok ehemmiyetli şahsiyetleri ihti­va etmek üzere gönderilen heyetler doîayısile, OrtaDoğuda kuvvetli bir sulh ve istikrar kalesi olan kardeş memleketin milletlerarası büyük ve mümtaz mevkiinin bir kere daha belirmesine mesut bir fırsat vermiş­tir. Aynı zamanda bir haftadır Pakistanda bulunan Başvekil Mende­res'in Karaşide bugün bu merasime katılması ve Türk Hükümeti Reisi­ne ayrı ve hususî mümtaz bir muamele yapılması da, iki memleket ara­sındaki sıkı ittifakın ne derecelerde sağlam ve kuvvetli olduğunun bir defa daha ve bütün dünya önünde alenen tezahürüne kıymetli bir vesi­le teşkil etmiştir.

Sabah yedide sarayda bütün heyetler ve Pakistan ricali huzurunda ya­pılan and içme merasiminden sonra geçit resmi alanına gidilirken yol boyunu hıncahınç doldurmuş bulunan  halkın Başvekil Adnan Mende­res'e muazzam tezahürat yapması ise iki milleti birbirine bağlayan kar­deşlik hislerinin ne derecede derin temellere dayandığım göstermiştir.

Pakistan Cumhuriyet bayramı gününde halkm Türkiye hakkındaki bu candan tezahüratı, Reisicumhur Bayar'm Pakistan ziyaretinin unutul­maz hatıralarına Başvekil Menderes'in bu seferki   ziyaretiyle yeni bir

revnak vermiş olduğuna bir burhan teşkil etmekte ve gerek batı gerek doğu Pakistanda bir haftadanberi kardeş Türkiyenin Hükümet Reisine halk tarafından gösterilen eşsiz tezahürleri âdeta tetviç eylemekte idi.

Heyet reislerinin Reisicumhura tebriklerini bildirme merasiminde Baş­vekil Menderes, İran Şehinşahının kardeşi Prens Abdürriza, Suudî Ara­bistan Kralının kardeşi Prens Fahat ve Tayland Kralının kardeşi Prens Hayakon'dan sonra dördüncü olarak Türkiyenin kardeş Pakistana re­fah ve saadet temennilerini arzetmiş ve Reisicumhur Bayar'ın bir teb­rik mesajını takdim eylemiştir. İskender Mirza ile Adnan Menderes'in bu görüşmesi bilhassa samimî olmuştur. Tebrik merasiminde Adnan Menderes'i Irak Ayan Reisi Madfai, Çekoslovak Parlâmento Reisi Valo, Sovyet Başvekil Yardımcısı Mikoyan, Çin Başvekil Yardımcısı Mareşal Holung ve diğerleri takip etmiştir.

Merasim programında resmî şahsiyetlerin geçit alanına gelişleri, sıray­la «Pakistan Millî Müdafaa Vekili, Pakistan Başvekili, Türkiye Başve­kili, diğer heyetler» diye yazılmıştır.

Adnan Menderes'in otomobili yirmi motosikletli refakatinde çadır önü­ne varınca kendisini Başvekil Muhammed Ali büyük bir samimiyetle karşılamış, halk burada büyük tezahürat yapmıştır.

Reisicumhur. İskender Mirza'nm üç çift atlı merasim arabasında, etrafı kırmızı üniformalı Pencap muhafız mızraklı süvarileri ile çevrili olarak, yollardan geçişi ve alana gelişi çok göz kamaştırıcı olmuş, halk Devlet Reisine muazzam tezahüratta bulunmuştur. Kara, deniz alaylariyle topçuların, süvarilerin, zırhlı kuvvetlerin geçit resmi çok muntazam ve heybetli olmuş, bilhassa iki bölük kadın askerî birlikleri şiddetle alkış­lanmıştır. Geçide hadavan pervaneli ve jet uçakları da katılmıştır.

Reisicumhur İskender Mirza geçit resmini takiben irad ettiği nutukta, millî şuur ve ferdî disiplinin ehemmiyeti üzerinde durduktan sonra ba­ğımsızlığın Allanın bir nimeti olduğunu söylemiş, fakat bunun gül yap­raklarından yapılmış bir yatak farzedilemiyeceğini ilâve etmiştir.

Reisicumhur demiştir ki:

«Biz. herkesin dostu olmak istiyoruz. Hiç kimsenin de düşmanı değiliz. Barış ve demokrasi uğrunda çalışıyoruz. Pakistanm toprak bütünlüğü, seçeceğimiz hareket hattı için daima en büyük rehber olarak kalacak­tır.»

İskender Mirza, Keşmir halkına da hitap ederek kendi nazarında onla­rın da Pakistan halkı kadar aziz olduğunu belirtmiştir.

Başvekil Adnan Menderes'in hitabesi:

Karaşi:

Bugün yapılan Cumhuriyetin ilânı merasiminde Başvekil Adnan Men­deres şu hitabeyi irad etmiştir:

«Muhterem Pakistanlı kardeşlerimiz,

Bu büyük gününüzde kardeşiniz Türk milletini temsilen aranızda bulunmaktan ve sevincinize iştirak etmekten benim ve arkadaşlarımın duyduğumuz bahtiyarlık sonsuzdur. Bunun hatırasını daima muhafaza edeceğiz. Bu kadar güzel ve müstesna bir fırsatla size hitap edebilmek imkânının bana verilmiş olmasından dolayı çok minnettarım.

Altı gündenberi hükümetinizin misafiri olarak büyük memleketinizde bulunmaktayım. Bu ziyaretin ilk ânından beri ben ve arkadaşlarım her yerde Pakistanın büyük milletinin en sıcak ve samimî kabulüne maznar olduğumuz gibi üçüncü defadır ki, bu kardeş milletin muazzam halk topluluklarına hitap edebilmek gibi müstesna bir mazhariyete er­miş bulunuyorum. Filhakika burada olduğu gibi Lâhor'da ve Dacca'da da Pakistanlı kardeşlerimizin teşkil ettiği büyük topluluklara hitabet­tim. Bunun ne kadar müstesna bir değer ve mânası bulunduğunu tamamiyle takdir etmekteyim ve bunu hayatımın en şerefli hâdisesi ola­rak daima hatıriıyacağım.

Bütün bunlar gösteriyor ki, memleketlerimiz ve milletlerimiz arasında­ki münasebetler ittifakların da hududunu aşan bir mahiyet taşımak­tadır. Bunun böyle olması tabiîdir. Çünkü milletlerimiz eskidenberi bir­birlerine karşı aynı kardeşlik hisleriyle mütehalli olarak yaşamışlardır.

İyi ve kara günlerinde birbirlerinin sevincine ve acısına iştirak etmiş­ler, birbirlerine yardım eli uzatmışlardır. Bizim büyük Atatürk'ümüzü Pakistanlıların da bir millî kahraman olarak taziz ve tazim etmeleri ve bizim de Kaidi Azanımız hakkında aynı taziz ve tazim hisleri besleme­miz bu tarihî ve kardeşçe rabıtaların yeni bir tecelli ve misalini teşkil eder.

Atatürk'ün ve Kaidi Azanım emelleri aynıydı. Milletlerinin hürriyet ve istiklâllerini sağlamak ve onları demokratik bir Cumhuriyete ulaştır­mak.. İşte, bugün burada cereyan eden tarihî hâdise, her iki emelin ta­hakkukunun en son safhasını teşkil etmek itibariyle Pakistan milleti için olduğu kadar Türk milleti için de mutlu bir hâdisedir.

Aynı zamanda bugün burada Pakistan İslâm Cumhuriyetinin vücuda gelmesi dünya siyaseti bakımından da son derece mühimdir. Çünkü se­kiz senekiz sene gibi kısa bir zaman zarfında beynelmilel sahada takip ettiği sağlam realist ve azimli siyasetile kendisine mümtaz bir mevki kazanmış olan Pakistan nihaî istiklâline ve kat'î devlet şekline kavuş­muş bulunmaktadır.

Filvaki Pakistanın sulhun korunması yolunda beynelmilel sahada oy­nadığı rolün ehemmiyeti pek muhterem Reisicumhurunuzun bugün irat ettiği çok güzel ve manalı nutukta da belirmektedir. Reisicumhuru­nuz Pakistan ordusundan bahsederken bunun sulhun vikayesine ve yal­nız Pakistanın değil aynı zamanda hür dünyanın hizmetine yarayan bir silâh olduğunu ifade buyurmuşlardır.

Reisicumhurunuz aynı nutukta şu mühim sözleri de söylediler: Kimse­ye karşı tecavüz emelimiz yoktur. Kimsenin bir karış toprağında gözü­müz olmadığı gibi ne olursa olsun hiçbir zaman kendi topraklarımızdan da bir karış vermeyeceğiz. Bu sözler aynen Türkiyenin de siyasetinin te­melini teşkil eden prensiplerin ifadesidir.

Türkiye ve Pakistan gibi sulhun korunmasında mesuliyetlerini idrâk eden memleketler bütün gayretlerini sağlam müttefiklerle ve mütesa­nit tam bir cephe halinde harbi önlemek, tecavüz emellerini kırmak ve icabında tecavüze karşı koymak üzerinde teksif ederler. İşte Türkiyenin ve Pakistanın Birleşmiş Milletler andlaşmasmm esaslarına uygun ola­rak vücuda getirilen sulh ve emniyetin korunmasına hizmet eden ve kimseye karşı tevcih edilmemiş olan Bağdad Paktı gibi tertipler içinde faal bir şekilde yer almaları bu kanaat ve prensiplerin icaplarındandır.

İktisadî inkişaf ve yardımlaşma ve hayat seviyesinin beraberce yüksel­mesi de ideallerimizin ve işbirliğimizin esaslı gayelerindendir. Ancak bunların da müşterek emniyetin sağlanması ile mümkün olabileceğini hiçbir zaman hatırdan çıkarmamak icap eder.

Bugün burada doğmuş olan Cumhuriyetin aynı sağlam istikrar verici ve sulha ve emniyete hizmet edici siyasete aynı şevk ve azimle devam edeceğine emin olan bütün hür milletlerin yalnız Pakistanı değil aynı zamanda kendi kendilerini de tebrik etmeleri yerinde olur.

Pakistan İslâm Cumhuriyetini kardeşimiz Pakistan milletinin sulh ve emniyet içinde refah ve tealisini sağlamak üzere ebediyen payidar ol­masını Cenabı Haktan niyaz eder ve ilk Reisicumhur İskender Mirza hazretlerine en samimî tebriklerimi ve muvaffakiyet temennilerimi hu­zurunuzda arzederim.»

Cumhuriyetin ilânı münasebetiyle Pakistanda yapılan bugünkü me­rasim :

Karaşi :

Cumhuriyetin ilânı münasebetiyle, bugün saat 16 da büyük Cihangir Parkında tertip olunan muazzam merasim, baştan sonuna kadar büyük bir heyecan içinde cereyan etmiştir.

Başvekil Muhammed Ali'nin riyaset ettiği merasime iştirak için dünya­nın hemen her tarafından gelen heyetlerle, bilumum Pakistan ricali kendilerine tahsis edilen şeref tribününde yerlerini almış bulunuyordu.

Başvekilimiz Adnan Menderes gerek saraydan Cihangir Parkına gelişin­de ve gerekse şeref tribünündeki yerini alışı esnasında, kardeş ve müt­tefik Pakistan halkı tarafından en çok ve en hararetli bir şekilde alkış­lanan yegâne heyet reisi idi.

Bugünkü muhteşem toplantıyı Başvekil Muhammed Ali bir hitabe ile açmış ve bunu Kral hanedanına mensup iki Prensin yaptığı konuşma takip etmiştir.

Sıra Başvekilimiz Adnan Menderes'e geldiği vakit, halk, beşuş bir çehre ile kürsüye doğru yürümekte olan Başvekili bir yandan şiddetle alkış­lıyor ve bir yandan da «Yaşasın Türk  Pakistan dostluğu, yaşasın Türk kardeşlerimiz» diye muazzam tezahüratta bulunuyordu.

İngilizce olarak irad olunan Başvekilimizin nutku aynı zamanda ordu lisanına tercüme edilirken hemen her kısmı halk tarafından şiddetle al­kışlanmakta idi.

Nutkun bilhassa Türk  Pakistan kardeşliğine, Atatürk ve Kaidi Azama, Türkiye ile Pakistan arasındaki müşterek siyasete ve bu siyasetlerdeki sağlam ve yüksek prensiplerle sulhun ve emniyetin hizmetinde bulunan Bağdad Paktı ittifakına ait olan kısımları muazzam ve muazzam oldu­ğu kadar da heyecanlı tezahürlere vesile teşkil ediyordu.

Cihangir Parkını dolduran binlerce Pakistanlının coşkun ve sürekli al­kışları arasında sözlerini bitiren Başvekilimizi diğer hatipler takip etti:

İngiliz temsilcisi Allan Motale, yaptığı konuşmada:

İngilterenin Pakistana yardıma devam edeceğini, Kanada temsilcisi Davis ile Avustralya temsilcisi Sır Carle Page Pakistanm İngiliz millet­ler topluluğunda kalmağa devam etmek kararından dolayı büyük mem­nuniyet duyduklarını beyan etmişlerdir.

Sovyet temsilcisi Mikoyan Rusya adına, Nehru'nun beş prensibine daya­narak Pakistan ile dostluk münasebetleri kurulmasını teklif etmiş, Amerikan Büyükelçisi ise, memleketlerinin tebriklerini bildirmiştir.

Irak temsilcisi eski Başvekillerden Cemil Madfaî, Pakistan ile sarsılmaz bir bağ teşkil eden Bağdad Paktı üzerinde ehemmiyetle durmuştur. Fi­lipin temsilcisi Manuel Adeva, sadece «mahupai» diye haykırmakla ik­tifa etmiş ve bilâhare de bunun «bugün ve her zaman için uzun hayat ve refah temennisi» mânasına geldiğini izah etmiştir.

Arap devletleri temsilcileri de bilhassa, memleketlerinin Pakistana kar­şı duydukları kardeşlik hislerini belirtmişlerdir.

Ve nihayet Fransız temsilcisi Saint Hardouin, konuşmasında Pahistan ile Fransanm müşterek fikirlerini belirtmiş ve İtalyan temsilcisi Kont Pietro Marchi de hürriyet ideali ve milletlerarası işbirliği fikrinin gerek Pakistan ve gerekse İtalya tarafından benimsendiğine işaret etmiştir.

Bu akşam saat 19 da Muhammed Ali tarafından kabul resmi ve bunu müteakip de Reisicumhur Ekselans İskender Mirza tarafından büyük bir ziyafet verilmiştir.

Bu tarihî günü bütün Pakistan lâyık olduğu bir bayram havası içinde kutlamaktadır.

Başvekil Adnan Menderes ile Hariciye Vekili Köprülü'ye Karası Üniver­sitesi fahrî doktorluğu payesi tevcih edildi :

24 Mart 1956

Karaşi:

Karaşi Üniversitesi büyük şansölyesi Reisicumhur İskender Mirza'nın. riyasetinde bugün yaptığı muhteşem bir toplantıda, Başvekil Adnan Menderes'e Pakistan Başvekili Muhammed Ali'ye ve Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülüye fahrî hukuk doktorluğu unvanını tevcih etmiştir.

Türk  Pakistan dostluk ve kardeşliğinin yeni bir tezahürünü teşkil eden bu törende Reisicumhur İskender Mirza üniversite şansölyesi sıfatiyle Başvekil Adnan Menderes'e fahrî doktorluk unvanını tevcih ve diplo­masını verirken su sözleri sövlernistir: Türkiye Başvekili Ekselans Adnan Menderes'e fahrî hukuk doktorluğu payesini tevcih etmekle büyük bir memnunluk duymaktayım. Adnan Menderes büyük Türk milletinin kabiliyetli bir evlâdıdır. Sosyal iktisadî ve siyasî hayatında fevkalâde hizmetleri geçen Adnan Menderes mem­leketinin Başvekili olarak 1950 denberi yurdu içinde ve dışında büyük hizmetler ifa etmiştir. Dünya devlet adamları arasında hürmet gören şerefli bir mevkie sahiptir. Türk milleti ile kuvvetli ve çok eski kültürel ananevi bağlarla bağlı bulunan Pakistanlılar, bu kardeşlik ve işbirliği ruhu ile bu iki milleti birbirine daha yakın bir vaziyete getirdiğinden dolayı Ekselans Adnan Menderes'e bilhassa minnettardırlar. Karaşi Üniversitesi Ekselans Adnan Menderes'e bu fahrî hukuk doktorluğu pa­yesini vermekle yalnız büyük bir memleketin Başvekiline değil, fakat aynı zamanda Pakistamn hakikî ve samimî bir dostuna da paye vermiş bulunmaktadır. Karaşi Üniversitesinin tüzüğüne göre tanınan hakkı­ma istinaden Ekselans Adnan Menderes'e bu üniversitenin fahrî hukuk doktorluğu payesini millî ve milletlerarası parlak hizmetlerinden dolayı tevcih ediyorum.

Pakistan radyolarının yayınladığı törende hazır buiunan Vekiller, kor­diplomatik, Pakistan ricali ve gazeteciler bu payenin Başvekile tevcihi sırasında kendisini şiddetle alkışlamışlardır.

Başvekilimiz ile Hariciye Vekilimize fahrî hukuk doktorluğu payesinin tevcihi merasiminde Prof. Fuat Köprülü için de büyük şansölye Reisi­cumhur İskender Mirza şu sözleri söylemiştir:

Türkiye Hariciye Vekili Ekselans Fuat Köprülü'ye Karaşi Üniversitesi fahrî hukuk doktorluğu payesini tevcih ederken büyük bir memnunluk duymaktayım, Ekselans Fuat Köprülü kıymetli bir yazar, büyük bir ta­rihçi ve siyasî aynı zamanda bir mütefekkirdir. Maarif sahasındaki kıy­metli hizmetleriyle milletinin derin takdirini kazanmıştır. Bir politikacı ve devlet adamı olarak da sadece yurt içinde değil milletlerarası müna­sebetler sahasında da tefekkür etmiş ve başarılı hizmetler görmüştür. Büyük Türk milletinin Hariciye Vekili olarak Prof. Fuat Köprülü umu­miyetle dünya sulh ve güvenliğinin ve bilhassa Pakistanın samimî bir dostu olarak bunların yaratıcılığında muvaffak olmuştur.

Karaşi Üniversitesi tüzüğünün tanıdığı hakka istinaden Ekselans Prof. Fuat Köprülü'ye siyaset sahasındaki kıymetli hizmetlerinden, entellektüel başarılarından dolayı fahrî hukuk doktorluğu payesini tevcih edi­yorum.

Müteakiben Başvekil Adnan Menderes şu konuşmayı yapmıştır:

«Pakistan ziyaretimiz sırasında bize en çok tesir eden anın, hangisi ol­duğunu ayırt etmek, gerek Prof. Köprülü ve gerekse benim için artık kabil değildir. Mübalâğa etmeden diyebilirim ki, bütün ziyaretlerimiz sırasında Türkiyeye karşı gösterilen sıcak dostluk tezahürleri çok yük­sek seviyededir. İlmî değeri çok yüksek bulunan enstitünüzün bize hu­kuk doktorluğu payesini vermek gibi büyük bir nezakette bulunması bize tevcih edilmiş olan fevkalâde hüsnükabulün yeni bir delilidir. Bu şereften ötürü gerek Prof. Fuat Köprülü ve gerekse şahsım için en kalbî teşekkürlerimizi bildirmek isterim. Aynı zamanda üniversite şansölyesi­nin Fuat Köprülü ve şahsım için ilâve ettiği nazikâne sözler için de teşekkürlerimizi arzederim. Bizim Hariciye Vekilimiz profesördür. Eski dekanlardandır, yani sizler gibi yüksek öğretim âlemine mensuptur. Ben üniversite mezunlarının teşkil ettiği büyük kitle içinde sadece bir ferdim. Bu sebepten benim duymakta olduğum iftihar hisleri daha bü­yük bir ehemmiyet taşımaktadır. Öğretim müesseselerine ve ilmî çalış­malara karşı derin bir hürmet hissi taşımaktayım. Bir bakımdan haki­katlerin öğrenimden analizler ve yekdiğerleriyle olan irtibatlarının araştırılması hususunun bir vakıa olarak anîaşümasıyledir ki, devlet adamları ve faal insanların büyük ölçüde ilmî buluş ve metodlara gü­venmelerini icap ettirdiği aşikârdır. İlim adamları ile kendisini devlet işlerine vakfetmiş kimselerin arasında sıkı bir bağın bulunması husu­sunun delil teşkil ettiğine inandığım için, bugün, bana tevcih etmiş ol­duğunuz şerefli paye bu bakımdan da müstesna bir kıymeti haizdir. Bi­ze ayrılan zamanın hudutlu olması dolayısiyle Prof. Köprülü ile ben aramızda ikimizin adına benim konuşmam ve bize verilen hukuk dok­torluğu payesinden dolayı teşekkürlerimizi bildirmek hususunda anlaş­mış bulunuyoruz. Kendisinin akademik bir kariyere mensup olması ha­sebiyle ikimiz adına Köprülü'nün bu fırsattan istifade ederek konuş­masını çok derin akademik mevzulara dökmesinden çekindim ve benim konuşmamı teklif ederek muvafakatini aldım.

Burada bize tevcih edilen şerefli payeden dolayı, bu şöhretli ilim ailesi­ne bir kere daha minnettarlığımızı ifade etmek isterim.»

Türk  Pakistan müşterek resmî tebliği:

25 Mart 1956

Karaşi:

Başvekil Adnan Menderes ile Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü'nün Pakistanı resmî ziyareti ve bu ziyaret esnasında yapılan Türk  Pakis­tan görüşmeleri ile ilgili olarak bugün aşağıdaki müşterek tebliğ yayın­lanmıştır:

«Müşterek tebliğ

Türkiye Başvekili Adnan Menderes'in, refakatinde Hariciye Vekili Fuat Köprülü, üç mebus, Hariciye Vekâleti erkânı ve ileri gelen Türk gazete­lerinin mümessilleri olduğu halde Pakistana yapmış olduğu bir hafta­lık resmî ziyaret sona ermiştir.

Bu ziyaret esnasında Türkiye Başvekili Pakistan İslâm Cumhuriyetinin ilânı ve ilk Reisicumhur Tümgeneral İskender Mirza'nm tahlifi mera­siminde Türkiyeyi ve Türkiye Reisicumhurunu temsil etmiştir.

Lahor ve Dacca'yı da ziyaret eden Adnan Menderes oralarda geniş halk kitlelerine hitaplarda bulunmuştur. Başvekilin halkla yaptığı bu yakın­dan temaslarda Pakistanlıların Türk kardeşlerine karşı duydukları de­rin muhabbeti en samimî şekilde tezahür etmiştir.

Başvekil ve refakatindekiler Reisicumhur tarafından müteaddit kereler kabul edilmiş olup Başvekil Muhammed Ali, Hariciye Vekili Hamidul Huq Chowdhury ve Pakistan hükümetinin diğer   Vekilleriyle de uzun görüşmeler yapmışlardır. Son derece açık ve samimî bir şekilde cereyan eden bu müzakerelerde iki tarafın müşterek meseleleri mevcut dünya durumu çerçevesi içinde tetkik edilmiştir. Bu görüşmelerin iki taraf arasında daha da yakın bir anlaşma vücuda getirmesi ve aradaki bağ­ları kuvvetlendirmesi bakımından büyük hissesi olmuştur. Müzakereye mevzu teşkil eden bütün noktalarda tam bir anlaşmaya varılmıştır. Ko­nuşmalar boyunca Türkiye ve Pakistan Başvekilleri dünya sulhunun Orta Şarkta siyasî ve ekonomik istikrarın ve emniyetin mevcudiyetine dayandığı keyfiyetini gözönünde tutmuşlardır. İki devlet adamı bu key­fiyetin icabatını karşılamak hususunda, tamamen tedafüi mahiyette olan ve hiç bir devletin millî menfaatleri aleyhine müteveccih bulun­mayan Bağdat Paktına tam olarak itimat etmektedirler. Birleşmiş Mil­letler çerçevesi içinde işbirliği prensibine dayanan bu pakt, bidayetten itibaren, Orta Şarkın inkişaf ve istikran için müessir imkânlar bahşe­den br teşkilât olduğunu isbat etmiştir. Kuvvetlenmesi ve inkişaf etmesi suretile bu bölgenin karşılaştığı meselelerin halli için mühim bir vasıta haline gelecektir. Bu itibaria Türkiye ve Pakistan Başvekilleri Bağdat Paktını azimli bir şekilde desteklemeyi ve onu müessir bir teşkilât hali­ne getirmek için ellerinden gelen her şeyi yapmayı taahhüt ederler. Paktın tam mânasile yapıcı bir mahiyeti haiz olduğuna ve onun semerelendirilmesinden ancak iyilik geleceğine kanidirler.

Bu konuşmalar sırasında Türkiye ve Pakistan Başvekilleri, taraflardan her birinin kendi memleketinin karşılaştığı meseleler üzerinde de dur­muşlardır. Bu meselelerin bir an evvel halli lüzumuna inanan iki devlet adamı tarafların yekdiğerine bu hususta lâzım geien yardımı yapmala­rına karar vermişlerdir.

Başvekil Adnan Menderes, Pakistan Reisicumhuru ve Başvekilini Tür­kiye Reisicumhuru ve hükümeti namına Türkiyeye resmî birer ziyaret yapmaya davet etmiş ve bu davetler kabul olunmuştur. Ziyaretlerin ta­rihi bilâhare tesbit ve ilân edilecektir.

Bu seyahate verilen ehemmiyetin mânası

18/3/1956 tarihü dan : Yeni Sabah

Başvekil Adnan Menderes'in, yanında Hariciye Vekili olduğu halde Pakistana yapmağa başladığı seyahat, Karaşide ve bütün memlekette büyük bir alâka ve lıeyecan uyandırmış bulunuyor. Bunun en açık delili, Kabine Reisine, Devlet Reislerine tatbik edilen protokola aynen uyulması ve ayrıca Pakis­tan Cumhur reisinin, Adnan Mendere­se verilecek her ziyafette şaihsen ha­zır bulunmak arzusunu açıklamasıdır. Bu iki mühim ve olağanüstü keyfiyet­ten başka dost ve kardeş Pakistan Cumhuriyetinin kuruluşu ilk defa ola­rak 23 mart tarihinde muazzam tören­lerle kutlanırken Pakistan Başvekili halka hitaben bir nutuk söyliyecek ve burada Türk Başvekiline de, Pakistan halkana hitap etmek imkânı sağlana­caktır. Bu suretle de Pakistanlılara söz söyliyen ilk ve tek yaibancı devlet adamı da Türkiye Başvekili olacaktır.

Pakistan Başvekili Mohammed Ali, Anadolu Ajansı  muhabirine verdiği bir demeçte Türk hükümet adamları­na gösterilen bu içten gelme ve şü­mullü alâkanın sebebini, din kardeş­liğinde bulmaktadır. Ahalisi Müslü­man olan bu iki devlet, esasen dinleri icabı kardeştirler. Kaldı ki bir yığın siyasî menfaat ve dünya sulhunun korunması da şimdi onları aynı safta yer almağa sevketmiştir.

Geçen gün Irakta, Meclis Reisimize ve yanındaki milletvekillerine Irak li­derlerinin ve halkının gösterdiği mu­habbette de hep bu din kardeşliği ön plânda yer almıştır.

İnkılâp yobazlarımız, binbir vesile ve bahane ile, her gün dinî hisleri gevşetici hileli yollara sapmakta ısrar ve inad etsinler, Türk milletinin ve hü­kümet adamlarının temiz, ulvî dinî hislerle dolu olduklarında zerre kadar şüphe yoktur. Din bahsine dokunma, nın ve Allanın adını ağıza almanın en "büyük günahlardan sayıldığı karanlık günler, artık arkalarda kalmıştır. Ay­dın ve beyaz ufuklar önümüzde açıl­mıştır. Geniş bir kardeşlik dünyasının ta merkezindeyiz. Bu vaziyetimizden faydalanmağı ve bu nimeti istismar etmeği bilmeliyiz.

1 Mart 1956

Birleşmiş Milletler :

Atom ve hidrojen bombaları tecrübe­lerinin vesayet altında bulunan mem­leketlerde yapılmamasını istemek üze­re Sovyet murahhası tarafından dün Vesayet Komisyonuna verilen bir ka­rar sureti Amerikan murahhasının şiddetli tariz ve tenkitlerine yol aç­mıştır.

Amerikan murahhası, Sovyetler Birli­ğinin bu karar suretini tevdi etmekle kendisini müşkül (bir vaziyete sokmuş olduğunu ifade etmiş ve şöyle demiş­tir:

«Sovyetler Birliği topraklarında son defa vukubulan infilâkların hasıl et­tiği radyoaktif tesirler hakkında he­nüz hiç kimse kâfi derecede bir fikir sahibi olmamıştır.»

Bileşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerdeki Arap memle­ketlerinin temsilcileri bugün Filistin Uzlaştırma Komisyonuna gönderdik­leri bir mektupta Filistinli mülteci Araplara verilecek tazminat meselesi­nin süratle hallini istemişlerdir. Arap heyetleri İsraili, mülteci Arapların emlâkini, Birleşmiş Milletler teşkilâtı­nın bu husustaki kararlarına aykırı olarak kullanmakla itham etmişler­dir.

5 Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

İsrail hükümeti, Birleşmiş Milletler teşkilatındaki temsilcisine, Güvenlik Konseyinin dikkatini pazar ve pazar­tesi günleri Suriye tarafından yapılan tecavüz hareketleri    üzerine çekmesi yolunda talimat vermiştir.

6 Mart 1956

Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ko­misyonunun onikînci toplantı devresi­ne dünkü pazarte.si günü yeniden baş­kan seçilen Profesör Rene Cassin, in­sanın esas hürriyet ve haklarının bü­tün dünyaca tanınmasına doğru daha ileri adımlar atılması yolunda Birleş­miş Milletler Genel Sekreterliğinin müzahar etini istemiştir.

Tanınmış bir Fransız hukukçusu olan M. Rene Cassin'in. fikrine göre İnsan Hakları Komisyonu, yalnız bu hakla­rın ihlâli keyfiyetini tetkik ile kalma­malı aynı zamanda bunların hangi sebeplerin tesiriyle ihlâl edilmekte ol­duklarını da tetkik etmelidir.

Profesör Cassin, komisyonun kadın hakları sahasında, köleliğe, kısırlaş­tırmağa ve kamplarda çalıştırılanlara karşı mücadelede, menfada bulunan mültecilerin durumundan doğan me­selelerde elde etmiş olduğu neticeler­den sitayişle bahsetmiştir.

Komisyonun bu açılış toplantısında hazır bulunmuş olan Birleşmiş Millet­ler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskjold, bu arada söz alarak ırk ay­rılığı zihniyetiyle mücadelede veya azınlıkların himayesi sahasında terak­ki kaydetmiş memleketler mümessil­lerinin hazır bulunacağı bir kongre­nin toplanması lehinde mütalâa beyan etmiştir.

İnsan Hakları Komisyonu bu toplantı devresinde insan hakları mevzuunda senelik raporlar    verilmesi lehindeki bir proje iie keyfî tevkifler aleyhinde­ki bir teklifi tetkik edecektir.

7 Mart 1956

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulundaki İsrail temsilci heyeti, «Suriyeliler tarafın­dan İsrail vatandaşlarına karşı girişi­len tecavüz hareketleri» hususunda Güvenlik Konseyi Başkanlığına iki muhtıra tevdi etmiştir.

Bu muhtıralarda durumun vehameti belirtilmekte, fakat konseyin toplan­tıya çağırılması talep edilmemektedir.

Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Ge­nel Sekreteri Dag Hammarskjoeld, İsrailin Washington Büyükelçisi Abba Ebanla uzun bir konuşmada bulun­muştur.

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulundaki Fransız, İngiliz ve Birleşik Amerika temsil­cileri daimi temas halinde bulunmak­ladırlar.

Temsilci heyetler Orta Doğudaki hâ­diseleri adım adım takip etmekte ve bu hususta fikir müdavelesinde bu­lunmaktadırlar.

8 Mart 1956

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulu nezdindeki Gazete Muhabirleri Cemiyetinin ter­tip etmiş olduğu yemekte söz alan Ku_ rul Genel Sekreteri Dag Hammarskjceld Orta Doğu meselelerine temasla, «Burada geçen olayları izam etmemek lâzım geldiğini ve bu bölgeyi bir harp arifesinde imiş gibi göstermenin çok tehlikeli olduğunu» söylemiştir.

Genel Sekreter bu bölgede Birleşmiş Milletler Mütareke Komisyonu kontrol heyetlerinin bulunduğu ve bunların mevcudiyetinin gerginliği hafifletmek için en büyük sebep teşkil ettiğini sözlerine ilâve etmiştir.

Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş    Milletler    Genel    Sekreteri Dag Hammarskjoeld Kanada radyo­sunda yaptığı bir konuşmada, Orta Şark meselelerinin yalnız bazı devlet­ler değil Birleşmiş Milletlere üye olan bütün devletleri alâkadar ettiğini söy­lemiş, bununla beraber, Orta Şarkta sükûnun iadesi için harekete geçmek ve aralarında bir karara varmak, hak­kının batılı büyük devletlere ait oldu­ğunu kabul etmiştir.

Dünyanın bu bölgesinde gerginliği azaltmak için Birleşmiş Milletlerin fevkalâde bir faaliyet göstermesi lü­zumunu düşünmediğini ve şimdiki du­ruma karşı koyabilmek için Birleşmiş Milletler Mütareke Komisyonu Başka­nı General Burns'e verilen yetkileri kâfi gördüğünü bildiren Hammarsk­joeld, Uzak Şark ve Orta Şark millet­lerine yapılan iktisadî yardımın ehem_ miyetine de bilhassa işaret etmiştir. Genel Sekreterin kanaatine göre, bu yardım arttırılır ve münasip bir şekil­de dağıtılırsa halka çok faydalı olacak ve sulhun idamesine yardım edecek­tir.

Hammarskjoeld, ayrıca Orta Şarktaki durumun vahim olduğunu kabul et­mekle beraber bu hususta bedbinliğe sevkedecek tefsirlerden kaçınılması lüzumunu da işaret etmiş ve «Böyle tefsirler sulhun idamesine zararlı ol­maktan başka bir şeye yaramaz» de­miştir.

10 Mart 1956

Washington :

Yetkili kaynaklardan öğrenildiğine göre, Birleşmiş Milletlerdeki Yunan temsilcisi Christian Palamas'a Kıbrısta cereyan eden hâdiseleri Genel Sek­reter Dag Hammarskjoeld ve Güven­lik Konseyi nezdinde protesto etmesi için talimat verilmiştir.

Aynı zamanda Palamas'a Kıbrıs muh­tariyeti mevzuunda Birleşmiş Millet­ler Genel Kuruluna yeni bir takrir vermesi bildirilmiştir.

Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlere yeni üye olan 16 devletin bayrağı dün    New York'taki Birleşmiş Milletler binasına çekilmiş­tir. Yeni üyelerin kayrakları da artık, teşkilâta dahil diğer 60 devletin bay­rağı yanında dalgalanmaktadır.

Merasim esnasında, bu beynelmilel teşkilâta katılan 16 devletin temsilci­leri kendi bayraklarının çekildiği di­reklerin altında durmuşlar ve Genel Sekreter Dag Hammarskjoeld, her bi­rinin elini sıkarken bayraklar çekil­miştir.

Merasim boyunca, dünya vatandaşı Garry Davis de karşı taraftaki bir bi­nanın üstünden, dünya vatandaşları­nın sarı bayrağını sallamış durmuştur.

Birleşmiş Milletler :

Pazartesi günü toplanacak olan Bir­leşmiş Milletler Çocuk Fonu İcra Ko­mitesi, 47 memlekete taksim edilmek üzere bu yıl 8.398.800 dolar tahsisat ayrılmasını talep edecektir.

Bu yıl sıtma mücadelesi için İrana 1.848.000, çocuk sağlık teşkilâtının ge­nişletilmesi için Hindistana 1.041.000 dolar tahsisi düşünülmektedir.

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Yunanistanın Birleşmiş Milletler Ku­rulu nezdindeki Temsilci Heyeti Baş­kanı, bugün Kurul Genel Sekreterini ziyaret ederek Yunanistanın İngiltereden vaki şikâyetini bildirmiştir.

Yunan Temsilci Heyeti Başkanı, Ge­nel Sekreterden, bu şikâyetin bütün temsilci heyetlere duyurulmasını rica etmiştir.

Heyet Başkanı Güvenlik Konseyinin toplanmasını talep etmemiştir. Buna sebep olarak, hâlen Güvenlik Konse­yine İngiltere temsilcisi Sir Pearson Nixon'un başkanlık etmesi sebep gös­terilmektedir.

Diğer taraftan, Yunan temsilcisi he­yetinin Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun sonbahar toplantısında müzakere edilmesi için, pazartesi günü Genel Sekreterliğe yeni bir müracaatta bulunacağı be­yan edilmektedir.

13 Mart 1956

Birleşmiş Milletler :

Kıbrıs meselesinin, Birleşmiş Millet­ler Genel Kurulunun gelecek toplan­tısının gündemine alınması yolundaki Yunan taleplerine cevap veren. Birleş­miş Milletlerdeki İngiliz heyetinin söz. cüsü Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Mil­letler teşkilâtının selâhiyet çerçeve­sinde bulunmadığını beyan etmiştir. Sözcü, Genel Kurulun bu görüşe uya­rak geçen toplantısında, Yunan hü­kümeti tarafından aynı yolda yapıl­mış olan talebi reddettiğini de hatır­latmıştır.

Sözcü, Yunanistanın bu talebini tek­rarlamasına esef etmekle beraber, İn­giliz hükümetinin, Kıbrıs halkının menfaatine uygun bir anayasa hazır­lamak yolundaki çalışmalarına devam edeceğini belirtmiş ve şunları ilâve et­miştir: «Birleşmiş Milletler teşkilâtın­da bu hususta yapılacak müzakere­ler böyle bir maksadı sağlamadıktan 'başka, gerek ada dahilinde ve gerekse haricinde durumun 'daha da vahamet kazanmasına sebebiyet verecektir.

İngiliz hükümetinin kanaatince Kib­risin nihaî durumu, muhtar bir Kıbrıs hükümeti, Kıbrıs topluluğunun bütün unsurlarının menfaatlerini koruyabil­diğini işba t ettikten sonra, Kıbrıs hal­kının temsilcileriyle yapılacak müza­kereler sırasında kararlaştırılmalıdır. Muhtariyete doğru ilerlemenin esas şartı adada nizamın muhafazasıdır.»

Birleşmiş Milletler :

Yunanistan bugün Birleşmiş Milletle­rin Kıbrıs meselesine müdahalede bu­lunmasını istemiş ve İngil tereyi, bu adaya hürriyetini tanımaya hiç bir zaman niyet etmemiş olmakla itham etmiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld ile 50 dakikalık bir görüşme yapan Yunan Sefiri Christian Palamas Kıbrıs meselesinin Genel Kurulun gelecek toplantı dev­resinin gündemine alınmasını resmen talep etmiştir.

Yunan delegasyonu    yayınladığı   bir demeçte Genel Kurulun iki sene üst üste Kıbrıs meselesinde harekete geç­meyi reddetmiş olduğunu, ancak bu defa bu dâvayı ciddi surette ele al­ması ve Birleşmiş Milletler anayasa­sının ruhuna uygun bir karar vermesi gerektiğini açıklamıştır. Yine aynı be­yanatta aşağıdaki iddialar ileri sürül­müştür:

İngiltere, geçen ekim ayında Baş­ piskopos Makaryos ile Sir Jchn Harding arasında görüşmelerin yapılma­sını kabul ettiği vakit, adaya hürriye­tini bahşetmek niyetini hiç beslememiştir.

Haddizatında İngiltere kaçamak ve müphem formüllerle adanın kendi mukadderatını kendisinin kararlaştır­masını reddetmiştir. Makaryos, büyük bir basiret göstererek ve sorumluluğu­nu müdrik olarak buna rağmen mü­zakerelere devam etmiştir.

İngiltere adada muhtar bir idare tesisini de reddetmiştir. Halbuki Ma­karyos İngilizlerin adada askeri ve dış politika bahislerinde    bütün yetkileri muhafaza etmelerine rıza göstermişti.

Kıbrıs Valisi    muhtar idarenin, Kıbrıs halkı ile İngiliz hükümeti ta­rafından seçilecek bir meclise tevdi edilmesini teklif etmiştir.Bu teklif Makaryos tarafından reddedilince, İn­giliz hükümeti mutad diplomatik ve müzakere usullerinden ayrılarak tev­kif ve sürgün   metodlarma baş vur­muştur.

14 Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

Birleşmiş Milletlerdeki İsrail heyeti bugün Güvenlik Konseyi Başkanı vasıtasiyle konsey üyelerine tevdi ettiği bir mektupta aralık ile mart ayı ara­sındaki devre zarfında Mısırı Ga2ze bölgesinde 180 kadar ayrı tecavüz ha­reketinde bulunmakla itham etmiş­tir.

Diğer taraftan 4 mart günü Celile gö­lünde vukua gelen hâdise hakkında konseye raporunu veren Birleşmiş Mil­letler Baş Müşahidi General Burns İsrail ile Suriyenin dikkatini «tehlikeli bir duruma son vermek üzere uygun tedbirler almak Iü2umıı üzerine» çek­miştir.

Birleşmiş Milletler tNew York) :

Libya ve Sudanda yaptığı bir seyahat­ten bu defa New York'a donen Birleş­miş Milletler nezdindeki Amerikan Daimî Murahhası M. Henry Cabot Lodge, Birleşik Amerikanın ve bilhas­sa Birleşmiş Milletlerin bu memleket­lere yaptığı teknik yardımları mahal­linde müşahede etmek fırsatını bul­duğunu söylemiştir.

M. Lodge basın mensuplarına yaptığı bu beyanatında, mevzubahs yardımın artırılması lüzumunu ileri sürmüş Sov­yetler Birliğinin iktisadî yardım baha_ nesiyle Orta Doğuya sızmak teşebbüs ve gayretlerine böylece karşı konabi­leceğini belirtmiştir.

Birleşmiş Milletler (New York) :

Birleşmiş Milletler teşkilatındaki İs­rail heyeti bugün Güvenlik Konseyi Başkanına gönderdiği bir mektupta, Güvenlik Konseyi üyelerinin dikkatini İsrail hudutlarında mevcut endişe ve­rici durum üzerine çekmiştir.

15 Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Mısır heyeti sözcüsü, İsrail heyetinin dünkü çarşamba günü Güvenlik Konseyine gönderdiği mektuba bir cevap teşkil etmek üzere dün akşam basma verdi­ği beyanatta Mısırın Gazze bölgesine asker yığdığı hakkındaki iddiayı ya­lanlamıştır.

Mısır sözcüsü demiştir ki:

«Eğer böyle bir mesele mevzuuıbahs ise şikâyetin Güvenlik Konseyine değil Filistindeki Mütareke Komisyonuna yapılması icap ederdi.»

Nitekim Mısırın da evvelce İsrail kı­talarının hudutta toplandığı husu­sundaki şikâyetini bu teşekküle yap­mış olduğuna işaret eden sözcü beya­natını şu sözlerle bitirmiştir:

«Mısır, kendisini Mısır  İsrail müta­reke anlaşmasiyle ve bu husustaki taahhütleriyle bağlı görmekte devam etmektedir.»

21 Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

Vesayet Konseyinin bugünkü toplan­tısında Amerikan delegesi, Afrika ile Arabistan arasında bir esir ticaretinin mevcudiyetini bahis mevzuu etmiştir. Fransız delegesi bu mevzuda verdiği izahatta, bu ticaretin ehemmiyetsiz göründüğünü ve mevcut malûmatın bu mevzuda bir müzakere açılmasını haklı göstermediğini belirtmiştir. Kon­sey bu görüşü kabul ederek esir tica­reti hakkındaki müzakerelere devam­dan vazgeçmiştir.

Amerikan delegesi bu husustaki beya­natına esas olarak, Merkezî Afrikadan toplanan zencilerin Fransız idaresin­de bulunan Cameroun yoluyla Suudî Arabistana sevkedilerek satıldıkları yolundaki haberlere istinaden yap­mıştı.

Birleşmiş Milletler [New Yorkj :

Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan he­yeti, mart devresinde Güvenlik Kon­seyi Başkanlığını yapan İngiltere tem­silcisi Sir Pierson Dixon'a dün akşam bir mektup göndererek, konseyi, Filis­tin meselesini müzakere için mümkün olduğu kadar çabuk toplantıya çağır­masını istemiştir.

Amerikan heyeti mektubuna şu başlı­ğı koymuştur: «Mütareke anlaşmala­rının ve Filistin meselesi hakkında konsey tarafından geçen sene kabul edilmiş olan karar suretlerinin tatbi­ki.»

Mektubu imzalayan Heyet Başkanı Henry Cabot Lodge, hükümetinin Fi­listin durumundan gün geçtikçe daha çok endişe ettiğini bildirmekte ve şöy­le demektedir:

Hudut hattının her iki tarafına kuvvet yığılması, Amerikan heyetini, asker­likten tecrit edilmiş bölge ile hudut hattı yakınlarında silâhlı kuvvetlerin tahdidini derpiş eden mütareke anlaş­ması maddelerini tarafların tamamiyle tatbik etmedikleri düşüncesine sevketmektedir.

Amerika temsilcisi hudut hâdiseleri­nin endişe verici bir şekilde çoğaldığı­nı müşahede etmekte, 30 mart, 8 ey­lül 1955 ve 20 ccak 1956 da gerginli­ğin azaltılması için konsey tarafın­dan tavsiye edilen teklifleri tarafla­rın kabul etmediğini hatırlatmakta­dır.

Mektupta son olarak, Güvenlik Kon­seyinde oy birliğiyle kabul edilen ka­rar suretlerinin, bütün ilgilileri alâka­dar etmesi lâzım geldiği belirtilmekte ve Amerika hükümeti, Güvenlik Kon­seyinden, Filistinde hüküm süren du­rumu derhal ele almasını ve bu hu­susta tedbirlere başvurmasını iste­mektedir.

22 Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

Birleşmiş Milletler sekreterliği çevre­lerinde hakim olan kanaate göre, Dag Hammarskjoeld, Güvenlik Konseyi ta­rafından görevlendirilmiş olarak önü­müzdeki haftanın ortalarına doğru Filistine gidecektir.

Genel Sekreterin vazifesi, Arap  İs­rail sınırlarında mevcut gerginlik hakkında tahkikat yapmaktan ibaret kalmayacak, aynı zamanda bu gergin­liği azaltacak tedbirler alınması hu­susunda teşebbüse geçecektir.

Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan he­yeti tarafından dün Güvenlik Konse­yine sunulan karar suretinde açıkla­nan bu tedbirler, hudut hattı boyun­ca yerleştirilmiş olan silâhlı kuvvetle­rin geri çekilmesini, hudut bölgesin­de Birleşmiş Milletler müşahitlerine tam bir hareket serbestisinin verilme­sini ve yeni hudut hâdiselerine mâni olmak üzere mahallî anlaşmaların akdini gerektirmektedir.

Selâhiyetli kaynaklardan alman ma­lûmata istinaden, konseyin muvafa­katim istemek hususunda teşebbüse geçen Amerikan    heyeti    tarafından ileri sürülmüş olan bu karar sureti­nin Fransız ve İngiliz heyetleri tara­fından da desteklendiği söylenebilir.

Batılı devletlerin, Arap devletlerine ve Ruslara, Orta Şark meselelerinin, batılılardan müteşekkil üçlü bir he­yet tarafından tanzim edildiği hissini vermemek maksadıyle bu karar sure­tini müştereken teklif etmekten çe­kinmiş olmaları mümkündür. Müşa­hitlerin kanaatince Sovyetler Birliği de Amerikan teklifinin tasvibine mâ­ni olmıyacaktir.

Üstelik Genel' Sekreterin, bir aylık bir müddetin hitamında Güvenlik Kon­seyi huzurunda vazifesinin neticeleri hakkında malûmat vermesi gerekti­ğinden, Sovyet Rusyamn buna muha­lefeti çok yersiz olacaktır.

Bu 'müddetin hitamında Hammarskjoeld'e verilen vazifenin neticesi hakkmda hüküm vermek ve Hammarskjoeld durumda bir gevşeme imkânı bulamadığı takdirde daha esaslı ted­birler alınmasını düşünmek zamanı gelecektir.

Bu arada gerek Araplar gerekse İs­railliler, Amerikan karar suretini yo­rumlamak istememektedirler. Maamafih, Birleşmiş Milletler çevreleri­nin kanaatine göre, Dag Hammarskjceld'un veya Birleşmiş Milletler Genel Kurmay Başkanının, tarafların biriyle işbirliği yapmak hususunda göstere­cekleri arzu reddedilmeyecektir.

İsrail çevrelerinin kanaatine göre ise karar suretiyle Hammarskjoeld'e takip etmesi tavsiye edilen hareket hattı, Güvenlik Konseyinin bir netice ver­memiş olan bundan evvelki karar suretlerininkinden farklı bir düşünüş­ten mülhem değildir. Netice itibariy­le, bunun tesir sahasının da mahdut olmasından korkulmaktadır.

Güvenlik konseyi Amerika tarafından teklif edilen karar suretini müzakere etmek üzere pazartesi günü toplana­caktır. Batılı çevrelerde, bu karar su­retinin hem oy birliği ile hem de ga­yet kısa bir müzakere sonunda kabul edileceği ümit olunmaktadır. Bu vazi­yette, Filistin meselesinin dosyası, Hammarskjoeld'un Filistindeki vazi­fesinden dönüsünden sonra açılacaktır. Bu meselenin tetkik edildiği top­lantılara İsraille Arap devletleri de davet edilirse müzakerelerin hayli yüklü olacağı tahmin edilebilir.

Birleşmiş Milletler :

Afganistan hükümeti, Birleşmiş Mil­letler Jenosid anlaşmasına bugün ka­tılmıştır. Milletlerarası kanunun hü­kümleri gereğince Jenosid'i suç telâk­ki eden bu anlaşmayı tasvip eden ve­ya buna katılan memleketlerin sayı­sı, Afganistanm katılması ile 52 ye yükselmiştir.

Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Ameri­kan murahhas heyeti, Güvenlik Kon­seyine tevdi edeceği bir karar sure­tinde, Birleşmiş Milletler Genel Sek­reterinin Filistin hudutları boyunca hüküm süren gerginliği azaltmak üze­re gerekli tedbirlerin alınması için alâkalı taraflarla anlaşmaya varma­sını isteyecektir.

Birleşmiş Milletler (New York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Ameri­kan heyeti, önümüzdeki pazartesi gü­nü toplanması kuvvetle muhtemel olan Güvenlik Konseyine Filistin me­selesi hakkında tevdi edeceği karar suretini dün yayınlamıştır.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterli­ğinin hudut hattındaki gerginliği azaltmak için alınacak tedbirler üze­rinde taraflarla bir anlaşmaya var­masını isteyen bu karar suretine gö­re bu mevzuda derpiş edilebilecek ted­birler ezcümle şunlar olmalıdır:

11 Hudut hattı boyunca yığılan as­kerî kuvvetlerin geri alınması,

Birleşmiş Milletler müşahitleri­nin gerek hudut hattı    boyunca, ge­rekse askerlikten tecrit edilmiş bölge­lerde ve nazik noktalarda    serbestçe hareketlerinin temin edilmesi,

Hâdiselerin önlenmesini ve mü­tareke anlaşmaları hükümlerine aykı­rı hareketlerin süratle meydana çıka­rılmasını temin etmek üzere mahallî mahiyette anlaşmalar akdedilmesi.

Bu karar suretinde, ayrıca, mütareke anlaşmaları m mazilerinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğiyle işbirli­ği yapmaları talep edilmekte ve Genel Sekreterin de bu hususta azamî bir ay zarfında bir rapor tanzim ederek Gü­venlik Konseyine tevdi etmesi isten­mektedir.

Güvenlik "Konseyi, Genel Sekreterin bu raporu üzerine, alınmış olan ka­rarların ne netice verdiğini tetkik edecek ve ittihazını gerekli göreceği yeni tedbirler üzerinde görüşecektir.

26  Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

Güvenlik Konseyi Amerikanın talebi üzerine, Filistin bölgesinde mevcut durumu tetkik etmek üzere bugün sa­at 20.15 de (GMT) toplanmıştır.

Talepleri üzerine İsrail ile müşterek hududu bulunan Arap devletlerinin ve İsrailin delegeleri de bu müzakere­lere iştirake davet edilmişlerdir.

İlk olarak söz alan Amerikan delegesi Lodge, Filistindeki durumun son ay­larda vahamet kesbettiğini ve dünyanm, Orta Doğuda bir harp patlama­sından endişe ettiğini belirtmiştir. Amerika delegesine göre, Birleşmiş Milletler teşkilâtı şimdiye kadar Filis­tin meselesi kadar ciddî bir meseleyle karşılaşmamıştır. Lodge sözlerini biti­rirken bu bölgede asla harp çıkmama­sı temennisinde bulunmuştur.

Fransız delegesi Alphand, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hammarskjceld'un Filistinde durumu tetkik hu­susunda Amerika tarafından yapılan teklifi Fransanın tamamen tasvip et­tiğini bildirmiş, bununla beraber böy­le bir vazifenin mübalâğalı ümitler doğurmaması gerektiğini hatırlatmış­tır.

27  Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Ameri­kan murahhas heyeti, «iktisadî geliş­me sahasında atom enerjisinden faydalanma» meselesinin Birleşmiş Mil­letler ekonomik ve sosyal konseyinin önümüzdeki toplantısı gündemine alı­narak müzakere edilmesini istemiştir.

Amerikan murahhas heyetinin bu hu­susta sunduğu mucip sebepler lâyiha­sında bir çok resmî ve hususî teşek­küllerin, atom enerjisini iktisadî geliş­me sahasında kullanmak arzusunu iz­har ettiklerine işaret edilmektedir..

Amerikan heyetine göre bu teşekkül­lerin bu husustaki gayretlerinde bir koordinasyon temini muvafık olacak­tır ve Birleşmiş Milletler ekonomik ve scsyal konseyi, bu mevzuu ele almak ve atcm enerjisinin iktisadî saha için arzettiği imkânlar üzerindeki tetkik­leri bir araya toplamak için en müna­sip bir teşekküldür.

Birleşmiş Milletler (New York) :

Amerikan teklifinin tetkik edildiği dün akşamki Güvenlik Konseyi top­lantısında, Avustralya temsilcisi Ronald Walker, Amerikan teklifinin le­hinde olduğunu bildirerek, Filistinde­ki durumun dünya sulhunu tehdit et­tiği gibi, ilgili memleketlerin iktisadî inkişafına da mani olacak bir hale geldiğini ifade etmiştir.

Peru delegesi Victor Belaunde de aynı fikirde olduğunu beyan etmiş, Sovyet Rusya temsilcisi Arkady Sobolef ise konuşma hakkını daha sonra kullan­mak istemiştir. Anlaşıldığına göre, Scbclef evvelâ ilgili devletlerin görüş­lerini öğrenmek istemektedir.

İngiltere temsilcisi ve konseyin bu devre toplantılarının başkanı Pierson Dixcn da Amerikan teklifini tama­men desteklemiş ve «Amerikan teklifi­ne uyularak Hammarskjoeld'e verile­cek ilk vazifenin Filistindeki ihtilâf noktalarını azaltmaktan ibaret olma­sı gerektiğini» ifade eylemiştir.

İngiliz delegesi daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Filistin­deki vazifesini en mükemmel bir şe­kilde yerine getireceği hususundaki itimadını ifade etmiş ve «Bu ihtilaflı bölgede hiç kimse Hammarskjoeld kadar tesirli ve süratli hareket ede­mez» demiştir.

Orta Şarkta sulhun idamesi meselesi­nin memleketinde çok endişe yarattı­ğı hususu üzerinde İsrar eden Dixon, yeni gayretler sarfedilmesi gerektiği­ni işaret etmiş ve «Amerikan teklifi­nin ileri sürdüğü vazifeyi yerine ge­tirmek üzere Hammarskjeold'un se­çilmesini İngilterenin de tasvip etti­ğini belirtmiştir.

İngiliz delegesi, Hammarskj oeld'un seçilmesi fikrine şu iki sebepten işti­rak ettiğini açıklamıştır: «Evvelâ, Hammarskjeold Birleşmiş Milletler daimi teşkilâtı başkanıdır, ikinci ola­rak ise Filistin buhranının başından beri Birleşmiş Milletler teşkilâtı mü­tareke kontrol komisyonu ile daimî temas halindedir ve'bu sebepten Fi­listin meseleleri hakkında etraflı ma­lûmata sahiptir.»

Oturumun sonuna doğru İran delege­si söz alarak, îran heyetinin Hammarskjoel'un Pilistinde bir tahkikat yapmasını derpiş eden Amerikan tek­lifini prensip itibariyle müsait karşı­ladığını söylemiştir.

Oturumun taliki hakkındaki münaka­şalara iştirak eden Sovyet temsilcisi Scbolef, Amerikan karar sureti tasa­rısını «esaslı bir teklif» olarak tavsif etmiştir.

Güvenlik Konseyinin gelecek toplan­tısını yarın yapması kararlaştırılmış, konseyin bu devre toplantılarına baş­kanlık eden Pierscn Dixon, henüz söz almak imkânını bulamamış olan üye­lerin gelecek toplantıda konuşabile­ceklerini açıklamıştır.

Dixon ayrıca, gelecek toplantıda bir karara varılmasını muhtemel görme­diğini bildirmiş ve Filistin mevzuun­daki müzakerelerin 3 nisan salı günü sena ermesinin mümkün olabileceğini tahmin etmekte olduğunu ilâve et­miştir.

28 Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Mısır daimî murahhası Ömer Lütfİ dün ak­şam Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskj oeld ile görüş­müştür.

Genel sekreterlik bu görüşme hakkın­da hiç bir tafsilât vermemektedir.

Ancak Birleşmiş Milletler teşkilâtının iyi haber alan çevrelerinden öğrenil­diğine göre Mısır murahh'ası, Ameri­kan teklifinin Güvenlik Konseyince kabul edilmesi takdirinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Filistinde ifasını deruhte edeceği vazifenin şümulü hakkında malûmat edinmek İstemiştir.

29 Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Vesayet Konseyi, Amerikanın vesayeti altında bulunan Marshall adalarında yakın­da yapacağı atom denemelerine dair Amerikan delegesinin verdiği izahatı 4 muhalife karşı 9 oyla tasvip etmiş­tir. Bilindiği gibi bu mesele, Marshall adaları ahalisinin, atom denemeleri­nin kendileri için bir tehlike teşkil et­tiğini belirtmek üzere verdiği bir isti­da üzerine ortaya çıkmıştır. Amerikan delegesi atom radyasyonlarının doğu­rabileceği tehlikeyi asgariye indirmek için bütün tedbirlerin alınacağını te­min etmiştir.

Birleşmiş Milletler (New York) :

Güvenlik Konseyi Filistin meselesini müzakereye devam etmek üzere saat 20.40 da (GMT) toplanmıştır. Bu top­lantıda Amerikan, Belçika, Çin, Mısır, Suriye ve İsrail delegeleri söz alacak­lardır.

îlk olarak konuşan Amerikan delege­si, sunduğu karar sureti hakkında iza_ hat vererek bu teklifin hiç bir gizli gayeyi gütmediğini ve Güvenlik Kon­seyinin şimdiye kadar ittifakla kabul etmiş olduğu karar suretlerine istinat ettiğini belirtmiştir.

Birleşmiş Milletler (New York) :

Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan he­yetinin başkanı    Cabot Lodge, atom enerjisinin barışçı gayelerde kulla­nılması mevzuunda 50.000 kadar kitap ve vesikayı Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine tevdi etmiştir. Genel Sekreter Hammarskjoeîd, teşkilât adı­na teşekkürlerini Amerikan delegesi­ne bildirmiştir.

Birleşmiş Milletler (New York) :

Güvenlik Konseyinin dünkü toplantı­sında söz alan Mısır mura'hhası Ömer Lütfi, Birleşmiş Milletler Genel Sek­reterinin Filistindeki tahkikatı sonun­da ileri süreceği tavsiyelerin 1949 şu­bat tarihli Mısır _ İsrail mütareke an­laşmaları çerçevesi dahilinde kalması icap ettiğini söylemiştir.

Müteakiben konuşan, suriye delegesi, endişelerini izhar etmiş ve M. Hanımarskjceld'a tevdi edilecek vazifeye muhalefet etmek" istemediğini kaydet­mekle beraber bu vazifenin kakülü ci­hetine gidilmeden evvel sarih ve be­lirli olması lüzumunu ileri sürmüştür. Güvenlik Konseyi dünkü toplantısına saat 22.00 de (GMT) son vermiştir.

Konsey Filistin meselesinin tetkikine önümüzdeki salı günü devam edecek­tir.

30 Mart 1956

Birleşmiş Milletler (New York) :

Haber verildiğine göre, Cezayir Milli Kurtuluş Cephesinin temsilcisi Hüse­yin Ahmet, Genel Sekreter Dag Hammarskjceld'a yolladığı bir telgrafla, «NATO'nun doğrudan doğruya veya dclayısiyie Fransız müstemlekeci te­cavüzünü desteklemesini» protesto et­miştir.

Hüseyin Ahmet mesajında, Birleşmiş Milletlerin Cezayirdeki kanlı hâdise­lere müdahale ederek, Cezayirli milli­yetçilerin haklarının korunmasını ta­lep etmiştir.

7 Mart 1956

Washington :

Silâhsızlanma mevzuunda Doğu _ Ba­tı anlaşmazlığının giderilmesi ve müş­terek: gaye olan sulha erişilmesi uzun ve çetin müzakereleri icap ettirecek­tir United Press muhabirinin yetkili çev­relerden elde ettiği malûmata naza­ran. Başkan Eisenhower'in Sovyet Başvekili Bulganin'in son mektubun­da ileri sürdüğü tekliflere «evet diye­bilmesi, muayyen bazı şartların yeri­ne gelmesine bağlıdır.

Birleşik Amerika   ve   Sovyetler Birliği, askerî tesislerin havadan kon­trolü ve askerî sırlar teatisi hususun­da Eisenhower plânını tatbik mevkii­ne koymalıdırlar.

Birleşik Amerika    ve    Sovyetler Birliği, her iki memleketin liman, de­miryolu, hava meydanı gibi kilit mev­kilerinde askerî kontrol heyetleri bu­lundurulmasına dair Bulganin plânını tatbike başlamalıdırlar.

Her iki tarafta askerî hazırlık­ların yapılıp yapılmadığını kontrol edecek müşterek .hava _ kara kontrol sisteminin faydasını tesbit etmek üze­re, bir tecrübe devresi geçirmelidir.

Netice, müsbet olduğu takdirime, Birle­şik Amerika atom silâhlarının azaltıl­ması için milletlerarası bir anlaşmaya rıza gösterecektir.

14 Mart 1956

Londra:

Yetkili kaynaklardan bugün öğrenildiğine göre, Birleşik Amerika gelecek hafta burada diğer batılı müttefikleri ve Sovyet Rusya ile birlikte atom si­lâhlarının azaltılması mevzuunu ye­niden incelemeyi kabul etmiştir.

Bu karar, Birleşik Amerika silâhsız­lanma siyasetinde ehemmiyetli bir değişiklik addedilmektedir. Bilindiği gibi Birleşik Amerika, askerî tesislerin hava ve karadan kontrolü sistemi ka­bul edilmeden önce Sovyetlerle atom silâhlarının azaltılması mevzuunu mü­zakereyi reddetmekte idi.

İyi haber alan kaynaklardan öğrenil­diğine nazaran, Başkan Eisenhower'in silâhsızlanma mevzuundaki Hususî Müşaviri Harold Stassen, atom silâh­larının azaltılması mevzuunu müza­kereye hazırlanmaktadır.

Stassen hâlen Londrada, Amerikan silâhsızlanma plânını İngiliz, Fransız ve Kanada görüşleri ile telife çalış­maktadır.

Yetkili çevrelerde hâkim olan kanaat, Silâhsızlanma Tâli Komitesi müzake­relerinin bu defa müsbet neticeler ve­receği merkezindedir.

15 Mart 1956

Londra :

İngiliz hariciyesinin açıkladığına gö­re, Sovyetler Birliği, silâhsızlanma mevzuunda görüşmelerde bulunmak üzere pazartesi günü toplantılara baş­lanması hususunda batılıların yapmış olduğu teklifi kabul etmiştir.

Bu suretle, Amerika, İngiltere, Rusya, Fransa ve Kanada, Birleşmiş Millet­ler Silâhsızlanma Tâli    Komitesinin faaliyeti çerçevesi içinde pazartesi müzakerelere  başliyacaklardır.

Toplantının yapılması için davet bun­dan onbeş gün önce İngiltere tarafın­dan yapılmıştı. Daveti en son olarak ksibul eden Rusya, görüşmelere katı­lacak heyete kimin başkanlık edece­ğini bildirmemiştir. Amerikan heyeti­ne Stassen başkanlık edecektir. İngi­liz temsilcilerinin başında ise, Devlet Vekili Nutting olacaktır.

Pazartesi günkü toplantıya hazırlan­mak üzere dört batılı devletin temsil­cileri bu akşam İngiliz Dışişleri Vekâ­letinde ihzari çalışmalara başlamaya karar vermişlerdir.

19 Mart 1956

Londra :

Bugün öğleden sonra Lancaster Haouse'da çalışmalarına yeniden başlıyacak olan Silâhsızlanma Tâli Komi­tesinde 'bulunan dört batılı memleket delegeleri (Fransa, Amerika, İngiltere ve Kanada) bu sabah İngiliz heyeti başkanı Devlet Vekili Anthony Nutting'in başkanlığında bir toplantı yap­mışlardır. Son hafta içinde yapılanla­rın dördüncüsü elan bu toplantıda ba­tılı görüşlerinin birbirine yaklaştırılması 'bahis konusu olmuştur. Bu gö­rüşmeler gizli tutulmakla beraber ba­tılı heyetlerin şu noktalar üzerinde anlaştıkları tahmin ediliyor:

Silâhsızlanma için yeni merhaleler teklif eden Fransız İngiliz plânının konferansa sunulması,

Askeri tesislerin karşılıklı olarak hava ve karadan teftişi esasına daya­nan Eisenhower ve Bulganin plânları­nın birleştirilmesi ile elde edilecek ve doğu ile batı arasında daha sonraki gelişmeleri sağlıyacak    yeni bir plân teklifi.

Sovyet heyetine Başvekil Yardımcıla­rından Gromiko'nun başkanlık etme­si Sovyetler Birliğinin bu yılki toplan­tılara verdiği ehemmiyete işaret sa­yılmaktadır.

Yetkili İngiliz    çevrelerinde   bu yılki toplantıların neticesi hakkında «ihti­yatlı bir iyimserlik» görüşü hakimdir. Sovyetler Birliğinin hareket hattının Bulganin ile Kruşçef'in Londrayı zi­yaretlerine kadar gizli tutmaya çalışı­lacağı sanılıyor. Silâhsızlanmanın kontrolünü esas tutan 'batılıların gö­rüşünce belli başlı bir taviz ancak ni­san ayında yapılacak İngiliz _ Sovyet görüşmelerinden sonra kendini belli edebilir.

Bundan başka, batılılardan silâhsız­lanma meselesinin gelişmesinden ken­disini de haberdar etmelerini isteyen Başvekil Adenauer'in bu hareketi de Londrada Tâli Komite çalışmalarına siyasi fcir veçhe vermek arzusu şeklin­de yorumlanmıştır. Yetkili çevreler, Birleşmiş. Milletler Silâhsızlanma Ko­misyonunun bir kolu olan Tâli Komi­tenin karar alma yetkisi olmadığına, ancak tavsiyelerinin Birleşmiş Millet­ler Genel Kurulunun gelecek toplan­tısında ortaya atılacağına işaret edil­mektedir.

Londra:

Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma Tâli Komisyonunun bugünkü toplantısı bir buçuk saat sürmüştür. Çalışmalar Kanada delegesi Robertson'un baş­kanlığında cereyan etmiştir. Gelecek, toplantı çarşamba günü öğleden son­ra yapılacaktır.

21 Mart 1956

Londra :

Yetkili çevrelerden öğrenildiğine gö­re, Birleşik Amerika, hâlen Tâli Ko­mite tarafından müzakere edilmekte olan üç safhaiı İngiliz _ Fransız silâh­sızlanma plânının bazı hususlarına itiraz etmiştir.

Birleşik Amerika, tahakkuku uzun za­mana bağlı bir silâhsızlanma progra­mında, peşin taahhütlere muarızdır. Birleşik Amerika daha ziyade silâhla­rın maıhdut ölçüde fakat derhal azal­tılmasına imkân verecek bir progra­ma taraftardır.

Amerikan plânı, Fransız _ İngiliz müş_ terek teklifindeki    silâhların tahdidi ve atom ve hidrojen denemelerinin mutlak surette men edilmesine dair maddeleri ile de tezad halindedir. İyi haber alan kaynaklar, Birleşik Ame­rikanın atom silâhlarının men'i husu­sunda peşin bir taahhüde girişmek istemediğini bildirmektedirler.

Sovyet Rusya ile İngiliz _ Fransız müşterek plânını, daha önceki Batı plânlarının yapıcı bir şekilde tâdil edilmiş şekli olarak müsait karşılamış­tır.

Hâlen Birleşmiş Milletler Tâli Komite­si tarafından tetkik edilmekte olan İngiliz _ Fransız müşterek plânı, si­lâhsızlanma meselesinin üç safhada tahakkukunu derpiş etmektedir.

Birinci safha, mevcut silâhların bu­günkü miktarlarda muhafazası, Baş­kan Eİsenhower'in askerî tesislerin havadan kontrolü ve Mareşal Bulganinin stratejik ehemmiyeti haiz böl­gelerde kontrol heyetleri bulundurul­masına dair tekliflerinin tetkik saha­sına konulması, ikinci safha Almanyanın birleştirilmesini de ihtiva etmekşartiyle Doğu  Batı arasında siyasî bir anlaşma temini, üçüncü safha klâ­sik silâhların azaltılması ve bunu ta­kiben atom denemelerinin men'i.

Atom silâhlarının tamamen men'i âlimler konferansından sonraya bırakı­lacaktır.

İngiliz . Fransız müşterek plânına gö­re silâhsızlanma hareketi beş büyük devlet, İngiltere, Fransa, Birleşik Amerika, Kanada ve Sovyetler Birliği ile diğer on devletin temsilcilerinden mürekkep bir komite tarafından kon­trol edilecektir. Kararlar ekseriyet oyu ile alınacaktır. Komite yukarda izah edilen safhaların tahakkukuna neza­ret edecek ve programın taraflardan biri tarafından ihlâli halinde vaziyeti Birleşmiş Milletlere  bildirecektir.

22 Mart 1956

Londra :

Londrada cereyan eden silâhsızlanma müzakerelerinde Birleşik Amerika ye­ni bir teklifte bulunmuştur.Tali Komiteye dün Stassen tarafın­dan yapılan bu teklifte Birleşik Ame­rika ve Sovyetler Birliğinde 20.00030 bin mil karelik tecrübe bölgeleri ih­dası istenmektedir. En az bir liman,bir hava alanı, bir demiryolu termi­nali ve muhtelif gizli olmayan askeri tesisleri ihtiva edecek olan bu tecrü­be 'bölgeleri her iki taraf mütehassıs heyetleri tarafından kontrol edilmelidir.

Bu plân, Başkan Eisenhower'in sulhu teminat altına almak için askerî te­sislerin havadan kontrolü teklifinin mantıkî bir devamı mahiyetindedir.

İyi haber alan kaynaklardan öğrenil­diğine göre, Stassen, bu teklife Sov­yetlerin vereceği cevabı beklemekle be­raber, Amerikan plânı hakkında daha bazı açıklamalarda bulunacaktır.

Müzakerelere iştirak eden Sovyet deiegesi Andrei Gromiko fikrini derhal bildirmemiştir. Müşahitler, Moskova ile istişareden önce Gromikonım bir fikir beyan edemiyeceği kanaatindedirler.

Sovyet Başvekili Bulganin ve Komü­nist Partisi Birinci Sekreteri Kruşçefin İngiltereyi ziyaretlerinden önce bir cevap verilmesi ümit edilmemek­tedir.

24 Mart 1956

Londra :

Yetkili çevrelerde belirtildiğine göre,bu hafta içinde Londrada Sovyetlere teklif edilen İngiliz  Fransız ve Amerikan plânları silâhsızlanma mev­zuunda realist bir görüş taşımakta­dır.

İngiliz ve Fransız resmi şahsiyetleri, Dcğu  Batı arasında siyasî anlaşmaz­lıkların giderilmesi esasına dayanan müşterek plânın, 1954 te sunulan Ba­tılı plânından bariz şekilde farklı ol­duğu kanaatindedirler. Gerçekten plâ­nın bu maddesi, ikinci dünya harbin­den beri halledilememiş olan mese­lelerin ehemmiyetle üzerinde durul­masını derpiş etmektedir. İngiliz Fransız müşterek silâhsızlanma prog ramı üç safhada ve uzun bir müddet zarfında tahakkuk ettirilecektir. Bir­leşik Amerikanın bazı hususlardaki itirazlarına rağmen, Londra ve Paris hükümetleri «plânın kısmen kabulü dahi silâhlanma yarışını hafifletecek, askerî masrafları azaltacak ve dünya gerginliğini giderecektir» demektedir­ler.

Amerikan planının hususiyeti, siyasî meseleler halledilinceye kadar, taraf­lar arasında itimat yaratacak bir kontrol sistemine yol açmış olmasıdır. Sovyet Rusya henüz yeni bir teklif ileri sürmemiştir. Batılı plânları tet­kik edildikten sonra mukabil teklifle­rin ileri sürüleceği tahmin edilmektedir.

26 Mart 1956

Londra :

Beş Büyükler silâhsızlanma görüşme­lerine bugün saat 17.30 dan itibaren burada devanı edilecektir. Görüşme­lerin ilk haftası zarfında toir ilerleme kaydedilmemesine rağmen, konferan­sa yakın çevrelerde bir iyimser hava hissedilmektedir.

Geçen hafta zarfında aktedilen cel­seler sırasında Batılılar şu iki plânı ileri sürmüş bulunmaktadırlar:

1 Tedrici olarak üç safhada tatbik olunacak Fransız _ İngiliz müşterek plânı, 2 Rusların evvelce teklif et­tikleri karadan teftiş ve Eisenhowerin ileri sürdüğü havadan teftiş plân­larının her ikisinin birden tatbiki için Ruyya ve Birleşik Amerikada «tecrü­be» bölgeleri ayrılması hususundaki plânı,

Sovyet Rusya delegesi ve Dışişleri Ve­kâleti Müsteşarı Gromiko geçen hafta ileri sürülen teklifler üzerinde çalışa­bilmek için müddet istemişti. Bu haftaki müzakereler sırasında Ruslar, Batılıların tekliflerini nasıl karşıla­dıklarını izah edeceklerdir.

Bazı Batılı müşahitler, bu haftaki gö­rüşmeler sırasında bir ilerleme kayde­dileceğinden emin görünmektedirler

Londra ;

Resmen açıklandığına göre, İngiltere, Amerika, Fransa, Kanada ve Rusyanın katıldığı silâhsızlanma konferansı bu­gün bir saat süren bir çalışmayı mü­teakip, yarın öğleden, sonra saat 15.30 (GMTj da tekrar toplanmak üzere dağılmıştır.

Londra:

İngiltere, Amerika, Fransa, Kanada ve Rusyanın iştirakiyle Londrada top­lanmakta olan Silâhsızlanma Konfe­ransının bugünkü oturumunda Ame­rikan temsilcisi, yeni bir teklifte bu­lunarak, her bir memleketin kendi kara, deniz ve hava kuvvetlerinin Mil­letlerarası sahadaki hareketleri hak­kında diğer memleketlere malûmat vermesinin mecburî kılınmasını ileri sürmüştür.

Bu suretle, Amerika hükümeti, mese­lâ, bir bombardıman uçak filosunu her hangi bir Nato üssüne sevketmeden Önce, bu hususta Sovyet hükümetine bilgi vermelidir. Keza Rusya, Polonyaya veya Macaristana bir zırhlı tü­men yollamadan Önce bunu ilân et­mesi gerekmektedir.

Benizlerde dolaşan denizaltılar hak­kında da ilgili devletler tou denizaltıların rotaları hakkında bilgi verme­leri icap etmektedir.

Yine Amerikan teklifine göre, bu su­retle verilecek haberler, dünyanın ka­rarlaştırılacak noktalarında kurula­cak olan üçdört Milletlerarası mer­kezde toplanacak ve bu suretle muh­telif silâhlı kuvvetlerin hareketi hak­kında tafsilâtlı bilgi herkese açık bu­lundurulacaktır.

Amerikan temsilcisi Stassen anî taar­ruz tehlikesini azaltmak maksadiyle bu teklifi ileri sürdüğüne işaret etmiş­tir.

Yine bu Amerikan plânına göre, ilgil: devletler, memleket dahilî askerî ha­reketler hakkında bilgi vermek zorun­da Olmayacaklardır.

Sovyet temsilcisi Gromyko, Silâhsız­lanma Konferansının bu defaki oturunıunda herhangi bir Sovyet teklifi­ni ileri sürmemiştir.

27 Mart 1956

Londra :

Birleşmiş Milletler silâhsızlanma talî komitesinin bugün yapacağı beşinci toplantısından önce Sovyet Heyeti Başkanı ve Sovyetler Birliği Birinci Başvekil Yardımcısı Gromikonun ver­diği öğle yemeğinde İngiliz Heyeti Başkanı ve Devlet Vekili Anthony Nutfeing ile Gromiko arasında görüş teatisinde bulunulmuştur. Daha son­ra dört Batılı memleket delegeleri kendi aralarında bir toplantı yapmış­lardır.

28 Mart 1956

Londra:

Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma Talî Komitesinde bulunan Batılı delegeler bu sabah Dışişleri Vekâletinde bir top­lantı yaparak dün Sovyet Heyeti Baş­kanı tarafından sunulan yeni plânı incelemişlerdir.

Talî Komite bugün öğleden sonra Lancaster Haouse'da yeniden toplana­caktır. Fakat çalışmaların paskalya ycrtusundan sonraya bırakılacağı tah­min edilmektedir. Bu arada Batılılar Sovyet tekliflerini daha etraflıca in­celemek fırsatını da bulacaklardır.

2 Mart 1956

Washington :

Amerikan Dışişleri Vekili John Eoster Dulles, Karaşiye hareketi sırasın­da aşağıdaki beyanatta bulunmuş­tur:

Seatc'nun ikinci konsey toplantısına katılmak üzere Karaşiye hareket edi­yorum.

Seato'nun ilk konsey toplantısı bun­dan bir sene evvel Bangkokta toplan­mıştı. Bu sene, sekiz memleketin da­hil 'bulunduğu bu teşkilât, Güney Do­ğu Asya bölgesinde müşterek, savun­manın tesisinde ve barışın idamesi hususunda değerli ilerlemeler kaydet­miştir.

Bu seyahatim, bana diğer Asya mem­leketlerini de ziyaret fırsatını sağla­yacaktır. Bu Asya memleketlerinin li­derleri ve halkları ile temas edip dâ­valarını yakından ve yerinde tetkik edeceğime memnunum. Sovyet komü­nist taktiğinin buralardan daha da çek uzaklaştığını göreceğimi ümit ederim. Ziyaret edeceğim memleket­lere, Amerikanın hür Asyanm hakikî dostu cMuğunu, ena güvenebileceğini ve barış ve hürriyet içinde yaşamayı arzu eden bu milletlerin emellerini yakın .bir ilgi ile takip ettiğini söyliyeceğim.

5 Mart 1956

Karaşi :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Fcster Dulles, Güney Doğu Asya Gü­venlik Paktı Konferansında hazır 'bu­lunmak üzere, 'bu sabah uçakla bura­ya gelmiştir. Eskiz memleketin delegelerinin katı­lacağı konferansın açılış celsesi yarm aktedil'ecektir. Bugün, konferansa ha­zırlık mahiyetinde bazı toplantıların yapılması dadüşünülmektedir.

Dulles, hava alanında kısa bir konuş­ma yapmış, Güney Doğu Asya Güven­lik Paktının ehemmiyetini belirtmiş, son defa üç sene evvel ziyaret ettiği Pakiatanm siyasî, iktisadî ve savun­ma sahalarında kaydettiği ilerleme­lerden sitayişle bahsetmiştir.

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili bu sabah Umumî Vali İskender Mirza ve Başvekil Muhammed Ali ile görüşe­cektir.

Karaşi :

Güney Doğu Asya Paktı (Seato) Kon­feransına iştirak etmek üzere bugün buraya gelen Fransa Hariciye Vekili Pineau, hava alanında gazetecilerle yaptığı konuşmada, diğer Batılı dev­letlerle siyasî sahadaki anlaşmazlıkla­rın burada da bahis mevzuu olacağı­na telmihte, bulunmuştur.

Geçen cuma günü Batı siyaseti hak­kında yaptığı tenkitlerin Güney Do­ğu Asyaya da şâmil olup olmadığı sualine Pineau şu cevabı vermiştir:

«Daha önce de belirttiğim gibi, son seneler zarfında Batı siyasetinin ant­laşmaların askerî veçhesini iktisadî ve içtimaî veçhelerden fazla ehemmiyet vermiş olmasını iyi karşılamıyorum.

Güvenlik meselesinin ehemmiyetine inanıyorum. Fakat sulh ve yardım propagandasının dünya umumî efkâ­rında husule getireceği tesiri de küçümsememek zorundayız.»

6 Mart 1956

Karaşi :

S.E.A.T.O. Konferansında bir konuş­ma yapan İngiliz Dışişleri Vekili Selwyn Lloyd, tou teşkilâtın gayesinin Güney Doğu Asyada güvenlik ve istik­rarı arttırmak olduğunu beyan etmek suretiyle tenkitlere cevap vermek za­manının geldiğini bildirmiştir.

Vekil sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Bu teşkilât fesatçı unsurların her hangi bir tecavüzüne karşı korunma vasıtaları sağlamaktadır. Teşkilât üye­lerinin müştereken çalışma âdetini benimsemelerinden dolayı memnun­luk duymaktayız. Teşkilâtın daimî sek­reterliği takviye edilip genişletilmeli­dir.»

Vekil sözlerini bitirirken teşkilât üye­lerinin kafiyen tecavüzkâr bir gaye beslemediklerini ve sadece barışı ve demokratik müesseseleri geliştirmeye çalıştıklarını belirtmiştir.

Karaşi:

S.E.A.TıO. Konferansının açılış top­lantısında bir konuşma yapan Ameri­kan Dışişleri Vekili Foster Dulles şun­ları söylemiştir:

«İkinci dünya harbi sona erdiğinden beri Asya ve Afrika milletleri, Ameri­kanın manevî yar dunlar iyle bağımsız­lıklarını kazanmışlardır. Bugün bu politika, Amerikanın S.E.A.T.O. ya faal bir şekilde katılması, karşılıklı güvenlik paktları, iki taraflı iktisadî ve teknik yardım ve kültürel müba­dele anlaşmaları akdetmesi, Koiombo plânına, Asya ve Uzak Doğu iktisadî komisyonuna iştiraki ve atom ener­jisinin barışçı gayelerde kullanılması mevzuunda bilgi ve malzemenin pay­laşılması hususundaki iki taraflı anlaşmalariyle ifade olunmaya devam etmektedir.

Buna karşılık olarak, fırsat buldukça, kcmşu memleketleri ilhak etmiş ve­ya hâkimiyetleri altına almış olan Sovyet ve Çin komünistlerinin politi­kası vardır. Bugün Sovyet idarecileri müşterek güvenliği takbih etmekte ve iktisadî ve siyasî tedbirleri tercih ey­lemektedirler.

Sovyet Komünist Partisinin lideri Kruşçef, 29 aralık günü Sovyet Yük­sek Şûrasında söylediği nutukta, söz­de Cenevre ruhuna temas ederek şöy­le demişti: «Komünizmin zaferi için fikir ve mücadelemizi asla terketmedik ve terketmiyeceğiz.» İşte bu se­bepten teşkilâtımızın yalnız silâhlı bir tecavüze engel olan veçhesini değil, ayni zamanda üyelerinin fesatçı ha­reketlere karşı mücadele etmesine ve her türlü komünist nüfuzundan arî cemiyetler kurmalarına yardım ede­cek veçhelerini de kuvvetlendirmemiz gereklidir.

S.E.A.T.O.nun son yıllar zarfında sağ­ladığı neticeleri gözden geçirince memnun olmak gerekir. Filhakika bu teşkilât bu bölgede barışın muhafa­zasına çok yardım etmiştir. Bundan başka teşkilâtın, üye olmayan memle­ketler için de fayda sağlamış olmasın­dan gurur duyabiliriz. Filhakika teş­kilât, az bir müddet önce bağımsız­lıklarını kazanmış olan Kamboç, Laos ve Vietnam gibi memleketlerin geliş­mesine ve istikrar temin etmelerine yardım etmiştir.»

Dulles sözlerini bitirirken, barışı ve bağımsızlığı takviye ve herkes için beşerî imkânları arttırmak maksadiyle gelecek aylar ve seneler zarfında daha fazla gayret sarf edilmesini iste­miştir.

Karaşi:

Güney Dcğu Asya Güvenlik Paktı Konseyinin, bugünkü toplantısında komünizm tehlikesi gözden geçirilmiş­tir.

Toplantıda söz alan Siyam temsilcisi Prens Van Vantayakon, memleketinin komünizme karşı kendini koruyacak kadar kuvvetli olduğunu söylemiş, fa­kat, Güney Asyada en fazla tehlike­ye maruz olan Güney Çin Hindi hak­kında bazı endişeler dermeyan etmiş­tir.

Bundan sonra söz alan Filipin tem­silcisi Carlos P. Garcia, Güney Doğu Asyada komünizmi önlemek için tek çarenin bu bölge halkının iktisaden kalkınmasını temin eylemek olduğu­nu bildirmiştir.

Pakistan Dışişleri Vekili de ayni tezi müdafaa etmiştir.

Yeni Zelanda Dışişleri Vekili T. N. Mac Donald, Asyada en tehlikeli nok­tanın Çin Hindi olduğunu, Cenevre Konferansı kararlarına göre, 1956 temmuz ayında seçimler yapılması icap ettiği için bu bölgede komünist tehdidinin şiddetini arttırdığını ve her hangi bir hâdiseyi önlemek için şimdiden tedbir alınması gerektiğini söylemiştir.

İngiltere Dışişleri Vekili Selwyn Lloyd, Çin Hindinde mevcut olan tehlikeden bahsetmiş ve mütarekedenberi geçen zaman zarfında Kuzey Vietnamm as­kerî kudretini beş tümen kadar art­tırdığını açıklamıştır.

Bundan sonra Sovyetler Birliğinin bu bölgede ' girişmiş olduğu propaganda faaliyetine temas eden Sehvyn Lloyd, hür memleketlerin bunu Önlemek için girişecekleri teşebbüste tarafsız mem­leketleri endişeye düşürmiyecek şekil­de çalışmaları gerektiğini belirtmiştir.

Paris :

Karaşi radyosunun bildirdiğine göre Pakistan Başvekili Muhammed Ali Seato Konferansının açılışı münase­betiyle söylediği bir nutukta: «Yaşa­mak ve başka milletleri yaşatmak, Güney Doğu Asya Paktına dahil mil­letlerin parolasıdır.» demiştir. Bu teşkilâtın tedafüi mahiyetine işaret eden Muhammed Ali, sulhun ve iktisadî ge­lişmenin Pateista. niçin birbirine bağlı faktörler olduğunu 'bildirmiş ve mem­leketinin bu sebepledir ki, Bağdat Paktına olduğu gibi, Güney Doğu As­ya Paktına da iltiha kettiğini ifade etmiştir.

Pakistan Başvekili sözlerine devamla: «Bugün burada Güney Doğu Asyadaki geri kalmış memleketlerin hayat seviyesini yükseltecek tedbirleri tesbit etmek üzere toplanmış bulunuyoruz» demiştir.

Pakistan Dışişleri Vekili Hamidül Şodrî, konferansın daimi başkanlığına it­tifakla seçilmiştir.

Karaşi :

Seato Konferansının fou sabahki açı­lış oturumunda yaptığı konuşmada Fransa Dışişleri Vekili Pineau «barı­şın toaş düşmanının 'sefalet olduğunu» ifade ettikten sonra Asyanm dün­ya siyaset ve iktisadiyatında gittikçe artmakta olan ehemmiyetine işaret ederek siyasî istikrarın teminat altı­na alınabilmesi için hayat seviyesinin hem maddî, hem de kültürel bakım­dan yükselmesi gerektiğini ibelirtmistir. Bir yıldanberi cereyan eden hâ­diselerin Asyanm siyasî ve İktisadi ge­lişmesine işaret olduğunu söyliyen Vekil bu durum karşısında müşterek gayelerin ve vecibelerin tesbiti gerek­tiğini belirttikten scnra mütehassısla­rın sundukları raporların müşahhas hedeflerin tesbiti için faydalı olduğu­nu ilâve etmiştir.

Fransa  Dışişleri Vekili şöyle     devam

etmiştir:

«Manillada girişmiş olduğumuz taah­hütler ve ondan sonra Seato çerçe­vesi içindeki faaliyetimizle vazifeleri­miz tamamlanmış değildir. Bunlardan bazıları Birleşmiş Milletler veya bu teşkilâta bağlı diğer teşekküller çer­çevesi içinde sona erdirilebilir. İkti­sadî ve kültürel işbirliği için aramız­da alacağımız tedbirler diğer saha­lardaki çalışmalarımız üzerinde hiçbir tesir icra etmiyeceıktir. Halkın refahı yolunda alınacak tedbirler ne kadar esaslı olursa olsun yine de ihtiyaca kâfi gelemiyecektir. Bu sebepten, as­kerî müşavirlerimiz ve çeşitli komi­teler tarafından girişilen faaliyeti da­ha uzun zaman ihmal edemeyiz ve bağımsızlığımızı ve hürriyetimizi tec­dit eden tehlikelere karşı koyma kud­retimizi arttırmak zorundayız. Ancak birer vasıta olan 'bu tedbirler bazi ga­yemize doğrudan doğruya ulaştıramaz, sefalet daima barışın baş düşmanı olarak kalmaktadır.»

C'hristian Pineau sözlerini şöyle bi­tirmiştir:

«Fransa, hayat seviyesinin yükseltilmesi Ye dünya çapında bir anlaşma­ya varılabilmesi için güvenlik, teşkilâ­tımızın, giriştiği harekette kendine düşeni yapmaya hazırdır.»

Karaşi :

Güney Doğu Asya Güvenlik Paktı Konseyinin öğleden sonraki gizli otu­rumunda söz alan Fransa Dışişleri Ve­kili Christian PIneau, Batı âleminin takip etmesi gereken politika, hakkmdalki  düşüncelerini açıklamıştır.

Konferansa, katılan delegelerden sı­zan haberlere göre, Fransa Dışişleri Vekili' takilbi gereken politikayı iki maddede hülâsa etmiştir. Şöyle ki: 1 Müdafaa tedbirleri ön plâna alın­mayıp bunlar bir ihtiyat tedbiri ola­rak mütalâa edilmelidir, 2 Hudut­ları mümkün olduğu kadar açmak ve her türlü düşünce tarzının yayılma­sına imkân vermek iktiza eder.

Christian Pineau, hükümetinin bu politikaya inandığını ve bunun tratün dünyanın nef'ine olacağını söylemiş­tir.

Bundan sonra, Güney Doğu Asya Güvenlik Paktından bahseden Fran­sa Dışişleri Vekili, bu teşkilâtın bu alanda büyük roller oynayabileceğini belirtmiştir.

Karaşi:

Bu sabah ilk celsesinin aktedildiği Güney Doğu Asya Güvenlik Paktı Konferansında, pakta dahil Asyalı memleketler delegeleri Amerikan as­kerî ve iktisadî yardımının arttırılma­sını talep edeceklerdir.

Bazı mahfillerde ileri sürüldüğüne gö­re, pakt için daimî bir askerî kuman­danlığın ve pakta daıhil memleketlere yapılacak askerî yardımı idare etmek üzere tefe. bir büronun ihdasına Ame­rika muhaliftir. Dulles'm, gerek Keş­mir ve gerekse Patanistan meselele­rinde sarih olarak taraflardan birini desteklemesi de beklenmemektedir.

7 Mart 1956

Karaşi :

Seato teşkilâtı üyesi 8 Vekil bu sabah,Bangkokta bulunan Temsilciler Kon­seyinin hazırladığı umumî raporu tet­kik etmiştir. Bu arada Dazı yeni tek­lifler ileri sürülmüştür. Koridorlarda dolaşan söylentilere göre, Fransız Dış­işleri Vekili Pineau da «iktisadî ma­hiyette üç, dört teklifte» bulunmuş­tur.

Diğer taraftan Filipin delegesi Carlos Gareia teşkilât merkezi nezdinde da­imî bir iktisadî komitenin kurulması­nı istemiştir. Pakistan delegesi, memleketiyle Hindistan arasında ıbir ihti­lâf mevzuu olan Keşmir meselesini bahis mevzuu etmiştir. Vekillerin ek­serisi bu ihtilâfın, Birleşmiş Milletler çerçevesinde halli temennisini izhar etmişlerdir. İngiliz delegesi Selwyn Lloyd Seato'nun istihbaratla ilgili or­ganının ıslâhını tavsiye etmiştir.

Netice olarak konferans, 3 Büyükel­çiden müteşekkil daimî konseyi, bu saibaıh müzakere edilen meseleleri ele alarak sentez hazırlamakla vazifelendirmiştir. Büyükelçiler, konferansın mahallî. saatle 14.30 daki toplantısı­na istenilen raporu yetiştirmek maksadiyle Öğle vakti çalışacaiklardır.

Karaşi :

Seato Konferansının üçüncü oturu­mundan sonra gazetecilere beyanatta bulunan Fransız Dışişleri Vekili Chris­tian Pineau Başkan Elsenhower'in Bulganine cevabı hakkında şunları söylemiştir:

«Mareşal Bulganinin mektubuna Baş­kan Eisenhower'in verdiği cevabı bü­yük bir ilgi ve memnuniyetle öğren­dim. Sovyet Başvekilinin aldığı cevap hakkında basma vermiş olduğu beya­nattan da ayrıca memnunluk, duy­dum. Bütün bunlar, gerginliği orta­dan kaldırmak için en iyi çarenin müzakere olduğunu söylemekle Fran­sa hükümetinin haklı bir görüş orta­ya attığını göstermektedir.»

Pineau, bundan başka, silâhsızlanma hakkında son derece önemli müzake­relerin başlıyacağı tou sıralarda Baş­kan Eisenlıovrer'in mektubunun ger­çekten yeni unsurlar ihtiva ettiğini söylemiş ve Fransa heyetinin (bu konuda Birleşmiş Milletlere yapıcı tek­liflerde bulunacağını ilâve etmiştir.

Karaşi :

Güney Doğu Asya Güvenlik Paktı Konseyinin bugün aktedilen ikinci celsesinde, Avustralya 'delegesi, Pa­kistan _ Afganistan hududundaki ka­bilelere Rus malı Silahlar dağıtıldığı­na dair gelen haberler üzerine, bu meselenin talhkik edilmesini istemiş­tir. Teklif, Konseye katılan Avustral­ya Dışişleri Vekili Oasey tarafından ileri sürülmüştür. Filipin delegesi Cartas Garcia, Avustralya teklifini hara­retle desteklemiştir.

8 Mart 1956

Karaşi:

Umumiyetle iyi haber alan bir kay­naktan öğrenildiğine göre, Güney Do­ğu Asya Paktı teşkilâtı dahilinde si­villerle askerler arasında, durumları­nın tesbıti mevzuunda şiddetli bir mücadele olmaktadır.

Güney Doğu Asya müdafaa teşkilâtı henüz başlangıç devresinde olmakla beraber, gerek siviller, gerekse asker­ler karşılıklı durumları bakımından çok titiz davranmaktadırlar.

Bu hususta, yani, Seato askerî ku­mandanlığının, Bangkoktaki daimî Temsilciler Komisyonuna bağlı olup olmaması mevzuunda bir rapor, yarın konferansın tetkikine arzolunacaktır.

Karaşi:

Güney Doğu Asya Paktı Teşkilâtı Ve­killer Konferansı ;bu sasbah son çalış­ma oturumunu akdetmiştir. Öğleden sonraki oturum nihaî tebliğ ve kapa­nış nutuklarına taihsis edilecektir.

Bu sabahki oturumunda., Fransa Dış­işleri Vekili Pineau'mm öne sürdüğü ve Asya. memleketleri tarafından da desteklenen arzuya uyularaik iktisadî meselelerin ilk plânda alınması ile il­gili iki Fransız teklifi kabul edilmiş­tir. Bunlardan birincisi her memle­ketin Bangkok Daimî Konsey indeki heyetine birer iktisat mütehassısının ilâvesini, ikincisi de bir yandan üye memleketlerin savunma gayretleri esas alınarak iktisadî meselelerin etraflıca incelenmesini, öte yandan da kışkır­tıcı faaliyet ve propagandaya iktisadî sebepler yüzünden en fazla müsait bölgelerin tesbitini öne sürmektedir. Bu iki karar da Bangkoktaki daimi kcımisyona acele olarak tatbikat sa­hasına konmak :kaydiyle gönderilmiş­tir.

Seato'nun iktisadî veçheleri üzerin­deki müzakereler diğer meselelere nisbetle daha uzun sürmüştür. , Asya memleketleri Pineau'nun bu sahada müşahhas ilerlemeler kaydı için sarf ettiği gayretleri desteklem işlerdir. Fransa Dışişleri Vekili Seato iktisadî komitesinin gelecek toplantısının Fariste yapılmasını teklif etmiştir.

Daimî Sekreterliğin yeniden teşkilât­landırılması ve takviyesi .yolundaki Filipin teklifi de müsait karşılanmış­tır. Yeni Zelandanın Öne sürdüğü ve askerî komitenin Bangkok Daimî Ko­misyonunun siyasî talimatına tâbi ol­masını hedef tutan teklif de ayni şe­kilde müsait karşılanmıştır. Ameri­kan heyeti de tefe bir komuta heye­tinin ihdası ve üye memleket silahlı kuvvetleri arasında silki işfoirliği sağ­layacak teşekküller meydana getiril­mesi üzerinde ısrar etmiştir.

Bütün bu teklifler ve karar tasarıları tatbik şartlarının incelenmesi için Da­imî Komisyona haıvale edilmiştir.

Karaşi :

Güney Doğu Asya Paktı Teşkilâtı Ve­killer Konferansı ibu sabahki oturu­munda askerî mütehassısların hazır­ladığı metni tasdik ederek çalışmala­rının esas kısmını bitirmiştir. Seato kuvvetlerinin bir yüiksek komuta al­tında toplanması yolundaki Amerikan teklifi teşkilâtın Bangkoktaki Daimî Komisyonuna incelenmek üzere gön­derilmiştir. Diğer taraftan, pakta üye olan devletlerden Pakistan, Siyam ve Filipinlerin millî ordularının takviye edilmesi hakkındaki teklif kabul edil­miştir. Bugün öğleden sonraiki son oturumda da nihaî tebliğ metni üze­rinde durulacaktır.

Karaşi :

Güney Doğu Asya Palktı Teşkilâtı Dış­işleri Vekillerinin Karaşide akdettik­leri konferans sonunda yayınlanan nihaî, tebliğde, teşkilâta üye memle­ketler, Manillada imzalanmış olan an­laşma ile teminat altına alman sa­vunma bölgesi sınırının «Durnd hat­tı» diye adlandırılan Pakistan  Af­ganistan sınırından geçtiği teyit edil­mektedir.

Keşmir meselesi hakkında da Birleş­miş Milletlerin almış olduğu kararın muteber olduğu belirtilmekte ve bu meselenin ya Birleşmiş Milletler vasıtasiyle, ya da doğrudan doğruya mü­zakere yoluyla süratle halledilmesi ge­rektiğine işaret edilmektedir.

Pakta üye memleketler Sovyet lider­lerinin son aylar zarfında «gerginliği arttıracak ve ayrılık çıkaracak mahi­yette konuşmalar yapmış olmaların­dan dolayı teessürlerini» ifade etmek­tedirler.

Tebliğde, 'bundan başka, Seato tara­fından son yıl içinde kaydedilmiş olan teraikküer 18 madde halinde belirtil­mektedir. Pakta daiıil memleketlerde son yıllarda kaydedilen siyasî geliş­meler de memnuniyetle belirtilmekte ve bu arada bilhassa Malezyamn muh­tariyeti, Kamboç, Lacs ve Vietnam temsilî hükümetlerinin gelişmesi üze­rinde durulmaktadır. Askeri kuvvetle­rin de anlaşmanın imzalandığı gündenberi daha iyi te'çhiz edilmiş bir ha­le geldiğine işaret edilmektedir.

Üye memleketlerin «kendi güvenlik kuvvetlerinin evsafını hissedilir de­recede geliştirdikleri ve sosyal ilerle­me ile demokrasi aleyhindeki tehdit­lere karşı alman diğer tedbirleri de arttırdıkları» tebliğde ayrıca yer al­maktadır.

9 Mart 1956

Lahor :

Avustralya Dışişleri Vekili Casey, bu­raya gelişini müteakip şu beyanatta bulunmuştur:

«Seato Teşkilâtı, üç gün evveline nazaran bugün daha ehemmiyetli ve da­ha faydalı olmuştur. Dün sona eren konferans daha iyi tanışmamızı ve meselelerimizi daha. iyi anlamamızı temin etti. Seato, bir savunma teşki­lâtıdır ve kimse için bir tehdit teşkil etmemektedir.»

Keşmir meselesi hususunda gazeteci­lerin sordukları sualleri cevaplandı­ran Vekil «bunun nazik bir mesele ol­duğunu ve Seato üyesi devletler bu husustaki görüşlerini açıklamaların­dan sonra şahsî görüşünü belirterek bunu daha da 'karıştırmak istemedi­ğini» bildirmiştir.

Karaşi:

Güney Doğu Asya Paktı Konferansı çalışmalarının sona ermesi üzerine tou. günkü Pakistan gazetelerinde «Seato Paikistanı destekliyor», «Seato Keşmir meselesine acele bir hal çaresi bulun­masını istiyor» gibi 'başlıklar görülmektedir.

Konferansın nihaî tebliği «Times Of Karachi» gazetesi tarafından yorum­lanmaktadır. Bu gazeteye göre, «Ayni ideali taşıyan milletlerin meydana getirdikleri bu topluluk sadece kâğıt üzerinde yer alan bir teşkilât değil, bir realitedir.» Ve «Pakistanlılar bu ideolojik ittifaka itimat göstermekte yanılmamışlardır.»

Diğer gazetelere göre, Pakistan bakı­mından bu konferanstan iki mühim netice elde edilmiştir: Evvelâ, Pakistanın Kuzey sınırı, Seato'ya üye olan sekiz devlet tarafından tasvip edildiği için Pakistan meselesi tamamen hal­ledilmiş olmaktadır. İkinci olarakta, Seato'nun nihaî tebliği, Birleşmiş Mil­letlerin Keşmir meselesiyle pek az alâkadar olduğu intibaını silmekte ve bu meselenin pek yakında Güvenlik Konseyinde tetkik edileceği ümidini uyandırmaktadır.

Karaşi:

Amerika Dışişleri Vekili John . Foster Dulles, mahallî saatle 11 de uçakla Karasiden Yeni Delhiye hareket eder­ken verdiği beyanatta, «Karaşideki Seato toplantısının neticeleri fevkalâ­de oldu» demiştir.

Pakistanı ziyaretinin bu memlekete 1953 senesi mayıs ayında yaptığı .ilk ziyaretten ço;k daiha faydalı olduğunu sözlerine ilâve eden Dulles, ayrıca bu sabaıh İran Şahı ile de dostane bir görüşme yaptığını bild inmiş tir. Dulles hava meydanında, Pakistan Dışişleri Vekili Hamidül Şodri ve General Muhammed Eyüp Han tarafından uğurlanmıştır.

10  Mart 1956

Yeni Delhi : Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dul­les burada tertiplediği basın toplan­tısında, Hindistan Başvekili Nehru ile, Sovyet Komünist Partisinin son kon­gresinden bahsettiğini bildirmiş, fa­kat buna dair her hangi bir açıkla­mada bulunmaktan kaçınarak Washington'da bu mevzuda yapmış oldu­ğu beyanatı tekrarlamıştır.

Dulles bundan başka S.E.A.T.O. Kon­feransının Keşmör hakkındaki karar suretinin, Sovyet liderlerinin arzu et­tikleri gibi durumu alevlendirmeye de­ğil, yatıştırmaya matuf olduğunu be­lirtmiştir.

Dulles sözlerini bitirirken S.E.A.T.O. nun Keşmir hakkındaki kararının bir silâh, yarışma sebebiyet veremiyeceğini ve Pakistanın girişeceği bir taarru­zun Amerika tarafından desteklenmeyeceğine Hindistamn emin olabilece­ğini beyan etmiştir.

11  Mart 1956

Karaşi :

Güney Doğu Asya Konferansı son bulalı iki gün olduğu halde konferans­tan bazı sırların sızmasiyle ilgili tah­kikata İmlâ devam edilmektedir. Kon­ferans başladığı sırada, gizli celsede delegelere dağıtılacak olan bir vesi­kanın beş sayfasının eksik olduğu görülmüş, diğer kopyalarda da bu ek­siklik müşahede edildiğinden tahki­kat açılmıştır. Bununla beraber ilgili makamlar çalınmış olsa bile bu say­faların 'başlı başına hiç bir şey ifade etmiyeeeğini söylemişlerdir.

Yeni Delhi :

Fransa Dışişleri Vekili Ohristian Pi­neau, bu sabah Agradan Yeni Delhiye gelmiştir. Yeni Delhiye muvasalâ­tında basma bir beyanat veren Pineau demiştir ki:

«Fransa Dışişleri Vekili olarak Hintli şahsiyetlerle ve bilhassa Fransızların hayran oldukları Başvekil Nehru ile görüşmek fırsatını bulduğuma çok memnununu. Her şeyden evvel, bir ne­zaket ziyareti yapmakta olduğumu hatırlatırım. Mamafih bu vesileyle Hindistan Başvekili ile dünya mesele­leri üzerinde görüş teatisinde buluna­bileceğimi ümit etmekteyim.»

Seato hakkındaki bir soruya cevap ve­ren Pineau «Bir Fransız Vekili ilk de­fa olarak Seato toplantısına iştirak etmiş oldu. Ben şahsen, sulhu kur­mak imkânını verecek iktisadî mese­lelerle daha çek ilgilenmekteyim, onun için bilhassa bu mevzular üzerinde ıs­rar ettim» demiştir.

Ohristian Pineau, daha sonra Nehru ile iki saat kadar «devam eden bir gö­rüşme yapmıştır. Bu görüşmede, Fran_ samn Hindistan Büyükelçisi Kont Stanislas Ostrorcg da hazır bulunmuş­tur.

Yeni Delhi ;

Salahiyetli bir kaynaktan öğrenildiği­ne göre, Hint hükümeti, Karaşi Kon­feransında temas edilen bazı mesele­ler hakkındaki görüşünü bu konfe­ransa iştirak etmiş olan memleketlere bildirmiştir.

Ayni kaynaktan bildirildiğine naza­ran, bu hareket bir protesto mahiye­tinde değildir.Fakat oldukça şiddetli bir ifade taşıyan bu açıklama, Seato Konferansında Keşmir meselesi bahis konusu edildiği sırada Hindistandâ kendini gösteren tepkileri ifade et­mektedir. Müşahitlerin kanaatine gö­re, bu açıklama, Foster Dulles'm Hin­distan Başvekiline Amerikan görüşünü tam mânasiyle kabul ettiremediği mâ­nasına gelmektedir.

4 Mart 1956

Atina :

Kibrıstaki İngiliz devlet adamlariyle Maiarios arasında yapılan görüşme­lerin inkıtaa uğraması üzerine Yunan Başvekili Karaımanlis, Yunan görüşü­nü açıklayan kısa bir beyanatta bu­lunmuştur.

Başvekil Karamanlls, Lennox Boyd Avam Kamarasında vaziyeti izah etme­den evvel Yunan hükümetinin sarih görüşünü beyan edemiyeceğini söyle­miştir. Maamafih İngilterenin ısrarla ayni hareket tarzına devam etmesi ve Makariosun isteklerini reddetmesi karşısında Yunan hükümetinin Kıbrıs dâvasını tekrar Birleşmiş Milletlere getirmeğe ve dünya umumî efkârı mu­vacehesine arzetmeğe mecbur olaca­ğım sözlerine ilâve etmiştir.

5 Mart 1956

Londra :

Müstemlekeler Vekili Lennox Boyd Avam Kamarasında Makariosla girişi­len müzakerelerin neticesiz kalması mevzuunda beyanatta bulunarak şun­ları söylemiştir:

«Hükümetimiz, Kıbrıs halkına, onu büyük ölçüde muhtar kılacak yetkile­re sahip bir hükümet kurulması tek­lifinde bulundu. Niyetimiz, Kıbrıs hal­kının arzularını tatmin edebilecek ni­haî bir hal çaresi bulmak için çalış­maktır. Bu hal çaresi İngilterenin ve müttefiklerinin stratejik menfaatleri ile olduğu kadar imzalamış olduf umuz anlaşmaların hükümleri ile de telif edilebilmelidir.

İngilterenin kanaatince, Doğu Akdenizin şimdiki durumu dolayısiyle, Kıb­rıs halkının kendi kendini idare hak­kı pratik bir hal çaresi değildir. Fa­kat bu, hiç bir zaman Ada bu hakka sahip olamayacaktır, mânasına alın­mamalıdır, İngiliz hükümeti Adanın istikbali meselesini, ancak muhtar bir hükümet Adanın bütün unsurlarının menfaatlerini korumaya muktedir ol­duğunu gösterdiği zaman, Kıbrıslı temsilcilerle müzakereye hazır ola­caktır.

Londra :

İngiltere, Kıbrısa İngiliz Milletler Top­luluğu içinde muhtariyet verilmesi ve bir Anayasa hazırlanması için Adaya bir Yüksek Anayasa Komiseri gönder, meyi teklif etmiştir.

Bugün İngiliz hükümeti tarafından neşredilen Beyaz Kitapta açıklandığı­na göre, Müstemlekeler Vekili Alon Lennox Boyd bu teklifi geçen hafta Kıbrısa yaptığı seyahat esnasında, Kıbrıs Rumlarının lideri Makarios'a bildirmiş fakat, bu İngiliz teklifleri tamamiyle reddedilmiştir.

Beyaz Kitapta bildirildiğine göre, Lennox Boyd, Makarias istediği tak­dirde, hazırlanacak Anayasanın Kıb­rıslılarla müzakeresi için bir «Anaya­sa Komiseri» gönderilmesini teklif et­miştir.

Kıbrıslıların Adanın Yunan hâkimiye­tine devredilip edilmemesine serbest­çe karar verecekleri bir tarihe kadar, Anayasa yürürlükte kalacaktır.

Beyaz Kitapta, Kıbrısa gönderilmesi düşünülen Anayasa mütehassısının adi tasrih edilmemiştir. Fakat bugün­kü Manchester Guardian İngilterenin en salahiyetli hukukçularından Lord Radcliffe'e Kıbrısa  gitmesi için teklifte bulunulduğunu, ve Radcliffe'in bu haberi teyit .veya tekzip etmediğini yazmaktadır. «Gİaizeteye göre Lord Radcliffe, bu haberin şayi olması te­sadüfi değildir. Fakat, hiç bir yorum­da bulunamam» demiştir.

Beyaz Kitapta bildirildiğine naaaran, teklif eıdilen Anayasada Kabrisin ha­riciye, müdafaa ve âmııme güvenliği iş­lerinin İngiliz hükümetinin kontrolü altında kalması, bütün diğer işlerin teşrii meclise 'karşı sorumlu bulunan Kıbrıslı Vekiller tarafından tedviri is­tenmektedir.

Kitapta, Adadaki Türk azınlığın ge­rek Meclis, gerekse hükümette yeter temsilcisi bulunacağı hususu 'bilhassa belirtilmiştir.

Yine bu Beyaz Kitaıptan öğrenildiği­ne göre, Lennox Boyd, şafhsa karşı cü­rüm işliyenîerle kanuna aykırı olarak silâh ve cephane saiklıy anlar üıariç ol­mak üzere son hâdiseler sırasında tev­kif edilenlerin serbest bırakılmasını ınümlkün kılacak ıbir af ilân edilmesi­ni teklif etmiştir.

Londra :

Sömürgeler Vekili Lennox Boyd'un Kîbrıstaki müzakerelerin akameti hazıkında, verdiği beyanattan sonra bazı mebuslar bu (mevzuda görüşleri­ni atıklamıslardır. Bu arada muhale­fetin PÖımürgs meselelerinde b aşkça sözcüsü olan Bevan da söz alarak Kıbrıs hakkında Avam Kamarasında bîr mÜKafkere afeıtarasım istarmş ve di­ğer taraftan Kıbrıslıları itidalli harekete davet etmiştir.

Orta Doğuda İngil terenin tâvizlerde  aleyhtar olan elli kadar  mebusun temsilcisi yüz­başı Waterhouse da söz alarak Sö­mürgeler Vekilini takiî ettiel hareket tarzından dolavı teferiık etmiş ve şun­ları ilâve etmiştir: «Vekil azamî tâ­vizde bulunmuştur. Bundan daha faz­lasını

Lefkoşe ;

Kıbrıs Valisi Sir John Harding, pazartesi gecesi radyo ile yayınlanan bir nutkunda Kıbrıs halkına hitapla, şid­det ve tedhiş hareketlerine karşı koy­mak hususundaki azim ve kararından bahsetmiş ve ancak kanun ve niza­mın tesisinden sonradır ki muhtari­yet meselesine daha büyük muvaffa­kiyet şanslariyle temas edebileceği ka­naatinde olduğunu söylemiştir.

Sir John Hardingin bu nutku, Makarios ile aikim kalan müzakerelerde İn­giliz notetai nazarını belirtmeğe ma­tuf bulunuyordu. Vali, Makarîos tara­fından ileri sürülüp müzakerelerin akametine sebep olan üç nokta üze­rinde, yani umumî af, temsilî meclis­te çoğunluk ve dahilî güvenlik mese­leleri üzerinde durmuş ve kanaatince bu üç nokta üzerinde de İngiliz görü­şünün ımunsif ve makul olduğunu söylemiştir.

Sir Jchn Hartiinıg, umumi af mesele­sinde, üzerlerinde silâh, cephane ve patlayıcı maddeler taşıdıkları sabit olmuş bulunan kimseleri aftan fayda­landırmak niyetinde olmadığını söy­lemiş, diğer taraftan EOKA denilen teşekkülün küçük, bir azınlığı temsil ettiğini ve bu azınlığın kendi görüş­lerini bütün Kıbrıslılara zorla kabul ektirmeğe kalkıştığını ilâve etmiştir. Vali sözlerinin sonunda «Kıbrıslılar, sizin kendi kendinizi idare etmenize mâni olan EOKA'dir» demiştir.

Lefkoşe :

Pazartesi günü burada bir basın kon­feransı tertipleyen Piskopos Makarios, Kıbrıslıların istikballerini bizzat ta­yin etmek hakkında asla vazgeçmiyeceklerini ve «İngiliz idaresine karşı pasif bir mukavemet göstermek sure­tiyle sonuna kadar mücadele edecek­lerini» söylemiştir.

Yunan hükümetinin meseleyi Birleş­miş Milletlerin gelecek toplantısında tekrar bahis konusu edeceğini açıkla­dıktan sonra Pistkepos Makarios ada­nın ancak umumî af ilân edilmesi ve hâlen carî ıbulunan kanunların ilgası sayesinde sükûnete kavuşabileceği ka­naatinde olduğunu ileri sürerek, diğer taraftan İngilizlerin Adaya muhtari­yet tekliflerinin samimî olmadığını,zira bu muhtariyetin, yeni mahalli mecliste Kıbrıslı Yunanlıların mümes­sillerine çoğunluk sağlamadığını söy­lemiştir. Makarios diğer taraftan da­hili güvenlik hizmetlerinin Ada vali­sinde kalması hususunda İngiliz tek­liflerini de protesto etmiş ve nihayet bazı sualleri cevaplandırdığı sırada Yunan hükümetiyle görüşmek üzere bu hafta Atmaya gitmesinin pek muh­temel olduğunu da açıklamıştır.

Atina :

Atina radyosu Kıbrıs Adasına yaptığı yayınları tatil etmiştir.

Yunanistan radyo idaresini böyle bir karar almağa sevkeden sebep, Adada bulunan İngiliz muhabere birliklerinin Atina radyosunun yayınlarımı bozma­larıdır.

7 Mart 1956

Atina :

Yunan Başvekili Karamanlis bugün, Vekiller Heyetinin uzun bir toplantı­sını müteakip yayınladığı bir beya­natta, Yunan hükümetinin Kıbrıs meselesi hususundaki durumunu açık­lamıştır. Başvekil bu beyanatında hü­kümetinin, Kıbrısta çoğunluğun hak­larına uygun olarak demokratik bir hükümetin kurulması mevzuunda İngiltereden «teminat» istediğini belirt­miştir. Yunan Başvekili buna karşılık olarak hür dünyanın stratejik mahi­yetteki menfaatleri ve müşterek mü­dafaası için, arzuya şayan ve tamam­layıcı mahiyette her türlü teminatı Yunanistanm İngiltereye vermeye ha­zır olduğunu ilâve etmiştir.

Atina :

Yunan Başve!kili Karajnanlis bugün Kıbrıs hakkındaki beyanatına şöyle devam etmiştir:

«İngilterelin ve diğer müttefikleri­mizin Kıbrıs meselesinin mânasını kavramadıklarını büyük bir esefle müşahede ediyoruz. Bu memleketler, hür dünyanın müdafaası için kuvvet topladığı prensiplere sadık kaldığını ispat etmezlerse, kızıl totalitarizmine karşı müessir bir cephe teşkil edemiyeceğini anlamamaktadırlar.»

Yunan Başvekili bundan başka, İngiltereyi, «hukuk ve Batı ahlâkının prensiplerini ihlâl eden» ve 'hür dün­yanın birliği ve müdafaası için «ga­yet tehlikeli» bir durum yaratan da­hilî bir 'muhtariyet tasarısı sunmakla iktifa etmekten dolayı muahaze et­miştir.

9 Mart 1956

Lefkoşe :

Resmen bildirildiğine 'göre, Kıbrıs Başpiskoposu Makarios ile birlikte şu şahıslar, Adadan sürülmek üzere tev­kif edilmişlerdir: Kirine Piskoposu Kiprianos, rahip Papagatenolu ve ra­hip Yuvanides, Rahip Yuvanides, pis­kopos Kiprianosun hususî katibidir.

Atina :

Kıbrıs Başpiskoposu Makariosun tev­kifi hab.eri Atinada heyecan yarat­mıştır.

Makarios, tougün için Atinada beklen­mekte idi. Haber gazeteler tarafından özel baskılarla yayınlanmıştır.

Yunan hükümeti bu gece toplanarak İngiltere tarafından alınmış olan ka­rarı inceliyec ektir.

Diğer taraftan, muhalif partiler eski Dışişleri Vekillerinden mürekkep bir komisyonun toplanmasını talep et­mektedirler.

Londra :

Bugün Kıbrıs Başpiskoposu Makario­sun tevkifi ile ilgili olarak Kıbrıs Ada­sı Valiliği tarafından gerek Londrada ve gerek Lefkoşede bir tebliğ ya­yınlanmıştır.

Valilik tarafından yayınlanan bu teb­liğde aşağıdaki hususlar ileri sürül­mektedir :

Evvelâ, Başpiskopos Makarios 1951 yı­lında müfrit milliyetçi gençlerden mü­rekkep, «P.E.O.N.» adlı gizli bir ce­miyetin kurulmasına Önayak olmuştur. Bu teşekküle mensup olan genç­leri, İngiliz mallarını boykota, İngiliz mağazalarını tahrifbe, hareketi yay­mak için gizli beyannameler tanzimi­ne ve bunları dağıtmağa, el altından para toplamağa teşvik etmiştir.

Bundan sonra, Makarios, 1951 ve 1953 yılları arasında (bazı Yunan şahsiyet­leri ile temasa geçmiş ve «E.O.K.A.» adlı tedhişçi cemiyeti manen destek­lemeğe başİ2,mıştır. 1954 yılı haziran ayında Yunanistandan Kıbrısa silâh ve cephane gönderen teşkilâtın başı olan Zafirios Valvis Kıbrısa gelerek Makarios ve, diğer şahıslarla Mezopotamos manastırında müteaddit ko­nuşmalarda bulunmuştur. Bu müza­kereler sırasında Adada girişilecek ci­lan tedhiş hareketlerinin plânlaştırıldığı keyfiyeti tesMt edilmiştir.

En nihayet, son iki yıl zarfında elde edilen malûmattan anlaşıldığına göre, Başpiskopos Makarios, Yunanlı ajan­lara külliyetli miktarda paralar vere­rek Adaya gizlice silah sokulmasını te­min etmiş ve bunların Adadaki dinî müesseselerde saklanmasına tavassut etmiştir.

Atina :

Bugün öğleden sonra Atinaya varma­sı mukarrer Makariosu karşılamak üzere hava alanında toplanan bir kaç yüz talebe, Makariosun tevkif edildiği haberini duyunca, «Kahrolsun İngil­tere» nidaları arasında otobüslerle şehre dönmüşlerdir. Motosikletli po­lisler otobüslere refakat etmiştir. Ay­rıca, hükümet Atinada nümayişlerin önlenmesi için büyük sayıda polis kuv­vetlerini seferber etmiştir.

Makariosun tevkifi haberi Yunan hü­kümetince yorumlanmamıştır.

Lefkoşe :

Gayri resmî haberlere göre, Makarios, Hint Okyanusunda, Madagaskarm 1100 kilometre Kuzey Doğusunda ve Bomibaym 2600 kilometre Güneyinde­ki bir ufak İngiliz müstemlekesi olan Seyşel adalarına sürgün edilmiştir.

Şu ana kadar bu hususta îıer hangi resmî bir açıklama yapılmamıştır

Londra :

İngiltere Sömürgeler Vekâleti, Kıbrıs Başpiskoposu Makamsun tevkifi ile ilgili olarak bir tebliğ yayınlamıştır.

Bu tebliğde şöyle denilmektedir:

Kıbrıs   Başpiskoposu   Makarios muhafaza  altına  alınarak,  sonradan açıklanacak olan, bir mahalle sevkedilmiştir.

İngiltere hükümeti Başpiskopo­sun Adada süregelmekte olan   tedhiş hareketi ile alâkasını tesbit etmiştir.

Beş aydanberi, İngiltere hükü­meti ve Başpiskopos arasında devam eden müzakereler neticesinde şu an­laşılmıştır    ki,    Makarios   «E.O.K.A.» teşkilatı ile ilgilidir ve bunun idare­cileri arasındadır.

Adada yapılmakta olan sabotaj hareketleri, son    zamanlarda,  içinde asker aileleri de bulunan bir    uçağa tevcih,  edilecek  derecede  canileşmiştir.

Bütün bu olaylardan çıkan neti­ce şudur ki, Başpiskopos Makarios şiddet tarafını     benimsemiş     ve siyasî emellerini elde etmek için     bundan başka bir çare göremediğinden gerile­mesine imkân kalmamıştır.

Bütün bu olaylar dolayısiyle, Kıbrıs Adası Valiliği, Makariosun Adada ni­zamı ve asayişi tehdit ettiği neticesine vardığı için, üzülerek, onu buradan uzaklaştırmağa karar vermiştir.

10 Mart 1956

Lefkoşe :

Kıbrıs hükümetinin bir sözcüsü Atina radyosunun yayınlarını bozmaya de­vam edileceğini bildirmiştir. Sözcü bu bozma işinin iç güveni: s makamları­nın kontrolü altında yapıldığını ilâve etmiştir.

Londra :

«Evening Standard» gazetesinin ver­diği bir habere göre, Kıbrıs Adası Başpiskoposu Makarios, sürgün müd­deti süresince, Seyşel    adaları Valisi Sır William Addis'in yazlık köşkünde ikamet edecektir.

Lefkoşe :

Kıbrıs Piskoposu Makariosun sürgüne gönderilmesi ile ilgili nümayişler bu­gün öğleden sonra Girit'e de sirayet etmiştir. Tahminen 10.000 kişilik bir nümayişçi 'kafilesi polis kordonunu ya­rarak İngiliz konsolosluğunu istilâ et­miş ve ele geçirdikleri her şeyi tahrip etmiştir.

Yunanistanda Dahiliye Vekili orta okullarda İngilizce dersinin okutulmanıası emrini vermiştir. Atinadaki İngiliz enstitüsü de bir müddet için kapatılmıştır.

11 Mart 1956

Lefkoşe :

Dün akşam neşredilen resmi bir teb­liğde Başpiskopos Makariosun ika­metgahında yapılan araştırma sonun­da bahçede benzinle iştigal eden bir bomba ile henüz imal edilmemiş bir çok bombanın ve bir miktar benzinin meydana çıkarıldığı bildirilmektedir.

Resmî tebliğ, ele geçirilen bu bomba­ların elektrik ampulü tipinde ve idrofil pamuktan yapılmış fitilli bomba­lar olduğunu tasrih etmektedir.

Başpiskoposun ikametgahında ayrıca 108 tabanca kursunu bulunmuştur.

12 Mart 1956

Tokyo:

Tokyoda İngilizce olarak yayınlanan Nippon Times adlı gazete, bugün bir yazısında, Kabrisin Yunanistana ilti­hak etmesi için herhangi âcil bir se­bebin mevcut olmadığı kanaatini iz­har etmiştir.

Gazete bu hususta ezcümle şöyle de­mektedir: «Kıbrıs hiç bir zaman Yunanistane ait olmamıştır. Müstemle­keciliğe cebrî hareketlerle değil, mutadil sulhçu metodlarla son verilmelidir. Kuvvete baş vurulduğu takdir­de, geçmişte kurulmuş olan 'kötü şey­lerle birlikte iyi şeyler de mahvedilmiş olur. Maalesef bugünkü hâdiseler, ko­münistlerin siyasî ve iktisadî nüfuz­larını bütün istikametlere yaymaya çalıştıkları bir devreye rastlamıştır. Sabık müstemlekeci devletler uzun za­manlar danb er i nüfuzlarını icra ettik­leri bölgelerden bu sırada çekilirlerse, komünistler şu veya bu şekilde bu­ralara sokulmaktan geri kalmıyacaklardır.»

Kahire :

Kıbrıs Başpiskoposu Makariosun sür­güne gönderilmesi üzerine Adadaki il­hak taraftarlarının önderliği vazifesi­ni üzerine alacak olan Baf Metropolidi Fotyos yarm sabah uçakla Atinaya hareket edecek ve Makariosun Yu­nan hükümetiyle yapmayı tasarladığı müzakerelere toaşlıyacaktır.

13 Mart 1956

Londra :

İngiltere Dışişleri Vekâletinin sözcüsü, bugün tertip etmiş olduğu basın top­lantısı sırasında, İngilterenin Kıbrıs işinde Birleşik Amerikanın muzahere­tine güvendiğini söylemiştir.

Washington :

Amerikan Dışişleri Vekâletinin sözcü­sü, Amerikanın İngiltereye Kıbrıslı temsilcilerle en kısa bir zamanda tek­rar müzakerelere girişmesini tavsiye ettiğini açıklamıştır.

White, bu mesele karşısında Ameri­kan hükümetinin görüşünün Washington'daki İngiliz sefirine bildiril­miş olduğunu sözlerine ilâve etmiş­tir.

Londra :

İngiliz kabinesi bu sabah Başvekil Sir Anthony Edenin başkanlığında bir toplantı yapmıştır.

İyi haber alan çevrelerde belirtildiği­ne göre, bu toplantı sırasında Başpis­kopos Makariosun teb'idinden   sonra

Kıbrıs Adasında meydana gelen duruım ve Orta Doğu meseleleri gözden geçirilmiştir.

Bundan1 başka, Glu'fob Paşanın Arap lejyonu komutanlığından uzaklaştırıl­ması neticesinde İngiliz  Ürdün mü­nasebetlerinin son safhada müzakere konusu olmuştur.

Diğer taraftan, İngiltere Başvekilinin, İngilt,erenin eski Amman temsilcisi Sir Alec Kirkvide vasıtasiyle, Kral Hüseyine bir mesaj göndermiş oldu­ğu söylenmektedir.

Alâkalı çevrelerin kanaatine göre, bu­günkü kabine toplantısı sırasında, Başvekil Fransa Başvekili Guy Mollet ile yaptığı konuşmalar hakkında da izahat vermiştir.

14 Mart 1956

Londra :

Kıbrıs 'hakkındaki müzakerelerin akim kalmasından dolayı hükümete güven­sizlik beyanını istemek üzere muha­lefet tarafından sunulan takriri mü­dafaa için söz alan İşçi Partisi sol ce­nah lideri Âneurin Bevan «durumu Avam Kamarasında müzakere etme­den önce Makariosu sürmek için hü­kümetin mafenl bir sebebe sahip olma­dığını» iddia etmiştir. Bevana göre, Türkiye ile Yunanistanın Nato üye­leri olmaları sebebiyle Kıbrıs halkı­nın taleplerini Batı ittifakı çerçeve­sinde makul bir hal çaresine bağlanması mümkün olabilirdi.

Bevan sözlerine şöyle devam etmiş­tir: «Güçlüklerimizin büyük 'bir kıs­mı, petrol bakımından zengin elan Orta Doğuda husule gelmektedir. Sov­yetler Birliği Batı dünyasının Orta Doğu petrollerinden serbestçe fayda­lanmaya kafiyetie muhtaç olduğunu anlamıştır. Birleşik Amerika, bunun Amerika, için olduğu kadar İngiltere için de lüzumlu olduğunu kabul etme­lidir. Amerikan petrol kumpanyaları da artık İngilterenin menfaati aley­hinde manevralar tertiplememelidir­ler. Amerikan hükümeti petrol kum­panyalarının kendi menfaatleri dolayısiyle icra ettikleri tazyiklere muka­vemet etmelidir. Bu hükümet kongre koridorlarında Milliyetçi Çin taraftar­larının çevirdikleri entrikalara da karşı koymalıdır. Orta Doğu petrolle­rinden serbestçe faydalanmanın, eski sömürgeci usulleriyle değil, modern usullerle teminini temenni ederiz.»

Londra ;

İnıgiltere Başvekili Anthony Eden, hü­kümetinin takip ettiği Kıbrıs siyaseti dolayısiyle buıgün Avam Kamarasın­da güven oyuna başvuracaktır. Diğer taraftan İngiliz Dışişleri Vekâleti, Kıbrısta İngilterenin takip ettiği siya­set hususunda Birleşik Amerikanın ne düşündüğünü öğrenmek için faaliyet­tedir.

Başvekil Eden Başpiskopos Maikariosun sürgün edilmesi hakkında izahat vermek için Avam Kamarasında mü­zakere açacaktır. Müşahitler, Birleşik Amerika Büyükelçisi Carvendish Cannen'un bu mesele ile ilgili beyanatının Eden tarafından bugün yorumlanma­sının da muhtemel olduğunu ileri sür­mektedirler.

Eden hükümeti güven oyu alacağın­dan emin görünmektedir. Hükümeti alâkadar eden asıl mesele, bugünkü müzakereden fazla, dünya umumî effcârının sürgün hâdisesi hususunda ne düşündüğüdür.

İngiliz hükümeti hâlen, Cannon'un beyanatı ve Birleşik Amerikanın Kıb­rıs meselesinin halli gayesi ile İngil­tere ve Yunanistanın aralarını bul­mak için vaki yardım teklifini incele­mektedir.

Mahe (Seyşel Adası) :

Piskopos. Makarios ve Kıbrıstan çıka­rılan diğer üç din adamını getiren İngiliz gemisi bugün 'buraya gelmiş­tir.

Geminin gelişi ile birkaç gazeteci ve burada yerleşmiş bir kaç Avrupalı­dan başka alâkalanan olmamıştır.

 adada fevkalâde emniyet ted­birleri alınmış, rıhtımdan Makarios ve  arkadaşlarının  ikamet   edecekleri villâya kadar polis kordon çevimüşse de bunlara hiç iş düşmemiştir.

Villâ, dikenli telle çevrilmiş ve etra­fına hususî nöbetçiler konulmuştur.

Londra :

Dışişleri Vekâleti sözcüsü bugün ver­diği beyanatta Amerikanın Kıbrıs me­selesindeki hareket hattına temasla dün gece Amerika Dışişleri Vekâleti tarafından yayınlanan tebliğin daha önce Amerikanın Atina Büyükelçisinin vermiş olduğu ve Londrada hoşnut­suzluk uyandıran beyanatı hükümsüz kılacak mahiyette olduğunu söylemiş ve şu izahatı vermiştir: «İngilterenin Washington Büyükelçisi Amerika Dış­işleri Vekâletinden izahat istemekle görevlendirilmiş ve Dışişleri Vekili Dulles'm yardımcısı Herbert Hoover ile yaptığı görüşme sonunda Washing_ tonda yayınlanan tebliğde Amerika­nın Atina Büyükelçisinin beyanatın­dan çok daha mutedil bir dil kullanı­larak Amerikanın Kıbrıs meselesinde doğrudan doğruya bir taraf tutmadı­ğı, fakat meseleye bir hai çaresi bu­lunması için îngiltereye ve Yunanistana yardıma hazır olduğu belirtil­miştir.

Sözcü, Amerika ile İngiltere arasında Kıbrıs ile ilgili müzakerelerin devanı edeceğini ve bugün Amerika Büyük­elçisinin bu maksatla Dışişleri Vekâ­letine davet edilmiş olduğunu söyle­miştir.

Dışişleri sözcüsü aıyrıca şu hususları belirtmiştir:

Birleşik Amerika Kıbrıs meselesi­nin halli için İngiltereye hiç bir plân teklif etmemiştir.

Harding . Makarios görüşmeleri sı­rasında Amerikanın Kıbrıs konsolosu Kıbrıs halkı temsilcileri ile de görüş­müş ve  görüşmelerden  İngiltere ha­berdar edilmiştir.

Washington :

Başkan Eisenhower bugünkü basın toplantısında muhtelif mevzulara te­masla şunları söylemiştir:

İsrail . Arap anlaşmazlığı:Orta Doğudaki menfaatlerinin tehli­kede olduğunu müşahede eden Birle­şik Amerika, İsrail Arap anlaşmaz­lığının halli için her vasıtayı tetkik edecektir. İsraile silâh satılması im­kânı da kat'iyetle reddedilmiş değil­dir.

Kıbrıs meselesi:

Kıbrıs hususunda İngiltere ile Yuna­nistan arasında beliren ihtilâf endişe uyandırmaktadır. Bu ada, Amerika­nın en sıkı dostlarından ikisinin üze­rinde ihtilâfa düştükleri bir saha ha­line gelmiştir. Birleşik Amerika Yu­nanistan ile İngiltereye ihtilâflarını halledebilmeleri için, mümkün olan yardımı yapmaya hazırdır. Bununla bercber Kıbrıs meselesinin halli ilgili devletlere ait bir iştir. Nixon'un adaylığı:

Başkan Yardımcısı Nixon'un kasım ayında yapılacak Başkanlık seçimleri­ne gene Başkan Yardımcısı adayı ola­rak katılması büyük bir memnunluğa yol açacaktır. Eisenhower için Nixondan ayrılmak öz kardeşinden ayrılma­sı kadar güç olacaktır.

Irk farkı gözetilmesi:

Güney eyaletlerinde ırk farkı gözetil­mesine nihayet verilmesi meselesinde her türlü müfrit hareketlerin önlen­mesi için Amerikan milletinin itidalle hareket etmesi lâzımdır. Yüksek mah­kemenin okullarda ırk farkı gözetil­mesine nihayet veren kararının tat­biki için Federal Hükümet kuvvete baş vuracak değildir. Esasen bizzat Yüksek Mahkeme bu yolda tedricen ilerlemek gerektiğini kabul etmiş bu­lunmaktadır.

Londra :

Başvekil Sir Antiıony Eden, bugün Avam Kamarasında Kıbrıs meselesinin müzakeresi münasebetiyle bir konuş­ma yapmıştır. Başvekil bu konuşma­sında Kıbrıs meselesinin Türkiyenin muvafakati olmaksızın halledilemiyeceğini belirterek şunları ilâve etmiş­tir:

«Kibrisin yalnız İngiltereyie Yunanistanı ilgilendiren ve bu şekilde  ele alınması gereken toir mesele olduğunu asla düşünmüş değilim ve hâlâ da bu kanaatim değişmemiştir.

Kibrisin, Türkiyenin müdafaası bakı­mından stratejik ehemmiyeti çok bü­yüktür. Kibrisin statüsünde !bir deği­şiklik yapıldığı takdirde Türkiyenin bu adayı İngiltereye terketmesiyle il­gili hükümleri havi foulunan Lozan antlaşmasının tadilini istiyeceğini bil­dirmesi hayret uy andır mamıştır.»

Başvekil Sir Anthony bunu müteakip, Yunan Başvekili Karamanlisin Ame­rikanın Yunanistanı komünizmden kurtardığı yolunda dün yaptığı beya­nata temasla şöyle demiştir:

«Yunanistanı 1944 yılının son ayların­da ve 1945 te komünist hâkimiyetin­den kurtaranlar İngiliz hükümeti ve kuvvetleri olmuştur.»

Başvekil, Eden harbin sonunda Yu­nan taleplerinin yalnız 12 adayla il­gili olduğunu hatırlattıktan sonra, Makariosun sürgüne şevki mevzuun­da şunları söylemiştir: «Makarios Kıbrıs Valisi ile müzakereleri sırasın­da, şiddet hareketlerini takbih eden bir beyanat yayınlamayı daima red­detmiştir. Bundan başka Piskopos her zaman yeni meseleler ileri sürmeye çalışmıştır. Şimdiki halde ilk hedefi­miz tedhişçiliğe son vermektedir.

Nato, 1950 tarihinde yayınlanan üçlü demeç ve Bağdat Paktı gereğince yüklenmiş olduğumuz vecibeleri, Kıb­rıs hür ve emin bir üs vasfını kay­bettiği zaman yerine getiremeyiz, Kıbrıs meselesinin halli için Adada mevcut bütün camiaların, Türk, Rum, Marunî ve Ermeni camialarının müstakbel bir Anayasa hakkındaki görüş­lerini bildirmeleri imkânını sağlamak elzemdir.»

15 Mart 1956

Lefkoşe :

Kikko manastırı rahiplerinden biri ile Başpiskoposluktan bir başka papaz buigün polis tarafından tevkif edil­miştir. Tevkif sebebi olarak resmî hiç bir izahat verilmemiştir.

Londra :

Avam Kamarası dün akşam Kıbrıs hakkında yapılan müzakereler sıra­sında İşçi Partisi tarafından hükümet aleyhine verilen bir takriri reddettik­ten sonra Kıbrısta alman tedbirleri ve Başpiskopos Makarias'un teto'idini tasvib eden bir takriri kabul etmiştir.

Bu takrirde şöyle denilmektedir:

«Avam Kamarası, İngiliz hükümeti­nin ve müttefiklerinin Kıbrıstaki stra­tejik zaruretlerini ve adadaiki muhte­lif cemaatlerin menfaatlerini koruya­cak bir anlaşmaya varılması için hü­kümetçe sarf edilmiş olan sa'bırh ga­yeleri tasvib eder.

Bundan maada Avam Kamarası, ada­da bir anayasadan evvel zarurî bulu­nan asayişin iadesi bahsinde hükü­metçe şimdiye kadar ittihaz edilmiş olan tedbirleri de tasvib eder ve bu hususta hükümeti tenıamen destekle­yeceğini bildirir.»

16 Mart 1956

Atina :

Kıbrıs Piskoposu Makarios'un sürgüne gönderilmesini protesto makamında bu saîbah bütün Yunanistanda 4 saat­lik grev ilân edilmiştir. Genel İşçi Konfederasyonu tarafından verilen grev emrine memleketin her tarafın­daki işçiler itaat etmişlerdir.

Bütün fabrika ve dükkânlar kapan­mış, nakil ve posta servisleri durmuş­tur. Grev müddetince uçaık ve gemi­lerin hareketi tehir edilmiştir.

Yunan Ortodoks Kilisesi Reisi Başpis­kopos Spiridon, bugün mahallî saat­le 9.30 da bütün Yunanlıları yarım saat sükûta davet etmiştir.

Lefkoşe :

Solcu sendikalar kendilerine bağlı 18 bin işçiye işlerine yeniden başlama emri vermiştir. Böylece Makarios'un sürülmesinden sonra başlamış olan umumî grev sona ermektedir.

17 Mart 1956

Lefkoşe :

İngiliz birlikleri ile Rumlar arasında bu sabah Lefkoşenin 35 mil güneyin­de bir dağ köyünde   çarpışma olmuş 12 tedhişçi   ölmüş beş İngiliz   askeri yaralanmıştır.

Bu civardaki yedi köyde derhal soka­ğa çıkma yasağı ilân edilmiş ve aske­rî müfrezeler ev ev dolaşarak gizli si­lâh ve cephane depoları aramaya baş­lamışlardır.

Bu sabahki aramada bir tüfek ve beş bomba ele geçirilmiştir.

Lefkoşede sokağa çıkma yasağı bugün 13     den itibaren kaldırılmıştır.

19 Mart 1956

Lefkoşe :

Kıbrıs Valisi Mareşal John Hardİng dün öğleden .sonra tertip ettiği bir basın konferansında, tetlhiş hareket­lerine son vermek maksadiyle elinde­ki bütün imkânları kullanmak niye­tinde olduğunu bildirmiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

«Tethişçiliği bertaraf ettiğimiz zaman mesul şeflerin ortaya çıkacağını ve bunlarla dahili muhtariyetle ilgili mü­zakerelere girişmek imkânını bulabi­leceğimizi ümit etmekteyim. Piskopos Makarios'un şiddet hareketlerini tak­bihi reddetmesi, tedhişçiliği tasvip et­mek mânasına gelmekteydi. Mafcarios E.O.K.A.'nm faaliyetlerine mani ol­mak istememiş veyahut buna mukte­dir olamamıştır. Neşrettiğim vesikala­ra bakılacak olursa, bizzat kendisinin de bu işlere dahil olduğu anlaşılır.»

Lefkoşe :

Başpiskopos Makarios Atinaya hare­ket etmek üzere hususi otomoibiliyle Lefkoşe hava alanına geldiği sırada, Kıbrıs Umumî Valisi John Harding'in emri ile tevkif edilmiştir.

Bu sırada bir İngiliz askerî birliği başpiskoposluk   binasında   araştırma yapmış, adada asayişi muhafaza için 15.000 kişilik emniyet kuvveti hareke­te geçirilmiştir.

Diğer taraftan Umumî Vali John Hardinıg tarafından neşredilen, bir resmî tebliğde, Makarios'un tedhiş hareket­leri ile yakından alâikalı olduğu bildi­rilmektedir. Bu tebliğden öğrenildiği­ne göre, Krbrıs Rumlarını şiddet ha­reketlerine teşvik eden «EOKA» risa­leleri baş piskoposluk binasında basıl­makta idi.

20 Mart 1956

Lefkoşe :

Makaries'un sürgüne gönderilmesini protesto için ilân edilen 10 günlük umumî grevden sonra bu sabah Kıbrista normal hayat başlamıştır.

İşçiler vazifelerine gitmişler, gazete­ler de eskisi gibi çıkmaya başlamıştır.

Atina :

Makarios'un sürgün edilmesinden son­ra, Kılbrcs baş metropol iti iğine tayin edilmiş olan Baf metropolidi Fotios, bugün vapurla. Pire'ye gelmiştir.

Metropoliti Yunan makamları ile te­masta bulunacak ve noktai nazarını kabul ettirmeğe çalışacaktır.

Lefkoşe :

Kibrisin kuzey sahilinde bulunan Vasilya köyünde Kıbrıslı Rumların Türk­ler aleyhindeki hareketlerini protesto etmek üzere yüzlerce Kıbrıslı Türk bugün Lefkoşede Rumlar aleyhinde nümayişler, yapmış ve İngiliz askerî ve emniyet kuvvetlerinin gazlı bom­balarla müdahalesine rağmen, bazı hâdiselere sebebiyet vermişlerdir. Nü­mayişler devam ettiği sırada, Vasilya köyündeki hâdiseyi tetkikten henüz dönmüş olan Kıbrıslı Türklerin lideri Doktor Fazıl Küçük, bir polis araba­sının üzerinde nümayişçileri sükûnet­le harekete ve evlerine dönmiye davet etmiş ve ırkdaşlarmı Kıbrıslı Rumla­rın seviyesine düşmemelerini, medenî olduklarını bütün dünyaya ispat et­melerini istemiştir. Doktor Fazıl Küçük, Kıbrıslı Rumların adadaki Türk­ler aleyhindeki hareketlerini Birleş­miş Milletler nezdinde protesto edece­ğini sözlerine ilâve etmiştir.

21  Mart 1956

Lefkoşe :

Piskopos Makarios'un gaybubeti es­nasında hiçbir Kıbrıslının İngiltere ile müzakerelere girişmemesi lâzım geldiğine dair bugün Limasol'de yine gizliden beyannameler dağıtılmıştır.

Beyannamelerde, eğer müzakereleri piskopos veya Yunan hükümeti idare etmezse E.O.K.A. veya Kıbrıs halkının hiçbir hal çaresini kabul etmeyeceği belirtilmekte ve şunlar ilâve edilmek­tedir :

Mücadele devam edecektir ve Genel Vali Harding'in alacağı tedbirler ne olursa olsun, E.O.K.A.'yı ortadan kal­dırmaya muvaffak olamıyacaktır.

Lefkoşe :

Haber verildiğine göre, Lefkoşe'deki İngiliz Valisi Sir Joihn Harding'in ya­tak odasında bir saatli bomba bulun­muş ve bu derhal binadan çıkarılarak istihkâm birlikleri tarafından infilâk ettirilmiştir.

Müfrit unsurlar tarafından yerleşti­rilmiş olan bu bombanın, Sir John Harding'in oturmakta olduğu binanın yarısını berhava edecek kudrette ol­duğu tespit edilmiştir.

Diğer taraftan son zamanlarda. Vali­nin evinde istihdam edilmek üzere alınmış olan genç bir Kıbrıslının orta­dan kaybolduğu tesbit edilmiştir. İn­giliz emniyet makamları genci ara­maktadır.

Bombanın bu sabah bulunduğu vakit Sir Joihn Harding Lefköşede bulun­mamakta idi.

22  Mart 1956

Lefkoşe :

İngiliz kuvvetleri   bugün   Mağosa'da ana cadde üzerinde büyük bir duvarı yıkmışlardır. Buna sebep dün bir İn­giliz askerinin Ölümüne ikisinin de yaralanmasına, sebebiyet veren bom­banın bu duvarın arkasındaki porta­kal bahçesinden atıldığının zannedilmesidir. Bundan başka bahçede bu­lunan bir kahvehanenin Rum sahibi­ne de dükkânını yarım saat içinde kapaması ve yeni bir emre kadar aç­maması tebliğ edilmiştir.

Diğer taraftan Kıbrıs Valisi Sir John Harding'in yatak edasında bir saatli bombanın bulunmasıyle ilgili olarak Genel Valilik sarayında çalışan "bütün Kıbrıslı Rumların işine son verilmiş­tir. Bunların bir çoğu senelerdenberi sarayda vazife görmekteydi. Bu per­sonele tekaüt maaşı bağlanacak veya başka yerde iş temin edilecektir.

Lefkoşe :

Dün gece Lefkoşenin batısında Ksero köyünde bir Rum polisi ölüöürülmüştür. Bu polis kahvede otururken meç­hul bir şahıs içeri girmiş ve üzerine tabanca ile ateş açmıştır.

Diğer taraftan dün Lefkoşenin muh­telif yerlerinde dört bomba patlamış­tır. Polis, hâdise yerberinde tahkikat yapmaktadır.

23 Mart 1956

Lefkoşe :

Kıbrıs Umumî Valisi Sir John Har­ding'in ikametgâhında çalışan bütün sivil müstahdemin işine son verilmiş yerlerine ordu hizmetinde bulunan İngilizler getirilmiştir.

General Harding'in yatağının altına bomba yerleştirmesinden şüphe edilen ve sah günündenberi ortadan kaybo­lan Rum hizmetçinin aranmasına de­vam edilmektedir.

Lefkoşe :

Lefkoşe mahkemesi üç Kıbrıslı Rumu tevkif edildikleri sırada silâh ve mü­himmat taşımak suçundan müebbed hapse mahkûm etmiştir. Mankeme Başkanı bu üç şahsın tevkif edildikleri sırada üzerlerinde bulunan silâhları kullanmadıkları için ölüme değil, müebbed hapse mahkûm edildiklerini söylemiştir.

Lefkoşe :

Kibrisin GüneyDoğusundaki Shenelia'da İngiliz askerî tesislerinde çalış­tırılan 14 Kıbrısı Rum, Makaryos'un sürgün edilmesini protesto etmek maksadiyle grev ilân ettiğinden ve İngiliz maikamlarmm iş başına dön­meleri için yaptıkları ikazlara itaat etmediğinden dolayı mahkemeye ve­rilmiştir.

Adada mer'iyete konmuş olan olağan­üstü hal kanunlarına göre, iş ihtilâf­ları haricinde yapılan grevler kanun dışı addedilmektedir.

14 Rumun mahkemesi Larnalka'da 25 martta görülecektir.

24 Mart 1956

Lefkoşe :

Kıbrıs Umumi Valisi John Hadingln yatağının altına saatli bomba yerleş­tirmiş olmasından şüphe edilen ve hâ­dise ortaya çıktığı gündenberi kayıp olan Rum oda hizmetçisinin bulun­masına yardım edecek kimseye 5.000 sterlin mükâfat vaad edilmiştir.

Londra :

Kıbrıs Valisi Sir John Harding «Daily Express» gazetesi muhabirine verdiği beyanatta, İngilterenin, Kıbrıs hak­kında takip ettiği siyasetin ileride aşağıdaki mülâhazaları hesaba kata­cağını bildirmiştir:

İngilterenin siyasî   ve   stratejik ihtiyaçları,

Türklerle İngilizler arasında mev­cut iyi münasebetleri idame arzusu,

Kıbrıslı Rumların arzuları.

Diğer taraftan, «News Chronicle» in muhabirine göre, adadaki İngiliz ma­kamları, Ki'brıslı tethişçilere denizal­tılar vasıtasiyle silâh ve mühimmat şevkinin mümkün    olduğu ihtimalini ciddî olarak gözönünde tutmaktadır­lar. Filhakika geçen hafta adanın kuzey doğusunda bir denizaltı görül­müştür.

Washington :

Birleşmiş Milletlerdeki Türkiye baş delegesi Selim Sarper, Kıbrıs mesele­sindeki Türk tezini izah eden bir ko­nuşmasında, Türk milletinin bu dâ­vada başlıca hak ve söz sahibi bulun­duğunu, Türkiyenin güvenliği bakı­mından Kıbrıs adasının hayatî bir ehemmiyet taşıdığını söylemiştir.

Türkiyenin Washington Büyükelçisi Haydar Görk tarafından Amerikanın ileri gelen radyo ve televizyon şebeke­leri temsilcileri ile gazete ve dergile­rin Washington mümessilleri şerefine Büyükelçilikte verilen öğle yemeğinde Selim Sarper, hukukî ve stratejik mü­lâhazalar bilhassa gözönünde tutula­cak olursa hakikatte Kıbrıs meselesi­nin bir selfdetermination mevzuu, ol­madığı anlaşılacağını kaydederek Türk tezi hakkında Amerikan basır.a mensuplarına izahat vermiştir.

Yemekte İstanbul Me.bu.su Nazlı Tlâbar, Antalya Mebujsu Ahmet Tokuş ve Birleşmiş Milletler Türk delegesi Tur­gut Menemeneioğlu da bulunmuştur.

Söz alan Nazlı Tlâbar, Kıbrıs mesele­sinde Türkiyenin hayatî menfaatleri­ne uymayan ve Türkiyenin iştiraki bulunmayan herhangi :bir kararın Türk milleti tarafından asla kabul clunmıyacağmı belirtmiş ve Türkiye­nin bu bahsi neden hayatî bir ehem­miyet atmekte bulunduğunu etraflı şekilde açıklamıştır.

Müteakiben gazetecilerin sualleri ce­vaplandırılmış ve Türkiyenin Kıbrıs hakkındaki .stratejik mülâhazalarının Amerikanın Orta Doğudaki stratejik menfaatlerine de tamamen uyduğu belirtilmiştir. Diğer bir suale cevaben de bu meselenin esasında komünistler tarafından tahrik edildiği, Türk hü­kümetinin Türk _ Yunan dostluğuna büyük kıymet verdiği izah edilmiştir.

Selim Sarper, neticede akil ve mantı­ğın galebe çalmasını temenni etmiş, Türk Yunan dostluğunun kuvvetlenmesi her iki tarafın ve hür dünyanın menfaatlerine uygun olacağını söyle­miştir.

Son olarak söz alan Türkiye Büyükel­çisi, Türkiyenin Kıbrıs meselesindeki hayatî alâkasını Amerikan umumî ef­kârına aksettirmedikleri takdirde Amerikan basın mümessilerinin vazi­felerini tanı yapmamış olacaklarını ve bunun da nahoş sürprizlere yol açabileceğini belirtmiştir.

26  Mart 1956

Lefkoşe :

Bu sabah bir bombanın infilâkı üzeri­ne Mağosa'da araştırma yapmış olan İngiliz emniyet birlikleri, bir tabanca, bir bıçak, bir tank: lağımı ve bir Molotov bombası ele geçirmişlerdir.

27  Mart 1956

Lefkoşe :

Kıbrıs Valisi Mareşal Harding 1956 yılı bütçesini sunmuş ve bu yıl büt­çesinin güttüğü hedefleri belirtmiştir.

Mareşal Harding'e göre, bu yıl bütçe­si, asayişin teessüsü ve bundan sonra adanın kalkınmasını sağlayacak ted­birlerin alınmasını derpiş etmektedir.

Kibrisin 1956 yılı bütçesi 12.775.000 İngiliz liralık gelir ve 12.182.000 İngi­liz liralık gider üzerinden tanzim edil­miştir.

Lefkoşe :

Haber verildiğine göre, Kıbrıstaki Mı­sır Başkonsolosu, Mısır Konsolos Mu­avininin Lefkoşe'de sokakta giderken, İngiliz askerleri tarafından durduru­lup, hüviyetini belli etmesine rağmen, silâh araştırmasına tâbi tutulmuş ol­masını İngiliz makamları nezdinde protesto etmiştir.

28  Mart 1956

Lefkoşe :

Bu sabah erkenden Kibrisin kilise muhitlerinde    İngiliz birlikleri   tarafından yapılan bir aramadan sonra bir papaz nezaret altına alınmış ve bir genç Rum da tevkif edilmiştir.

Baf'da da İngiliz birlikleri halen Atinada bulunan Piskopos Fotios'un ika­metgâhında ve civarmdaki evlerde arama yapmışlardır.

Limasol'un (kuzeyinde bir köyde de iki papazın evi aranmıştır.

Ayrıca Lefkoşede bir papaz daha tev­kif edilmiştir.

Lefkoşe :

Bildirildiğine göre, EOKA teşkilâtı, Lefkoşe sokaklarında duvarlara be­yannameler asarak, İngiliz asker ve ailelerinin, adadaki duruma son veril­mesi için tazyik etmelerini istemiştir.

İngiliz askerlerine «aziz dostlar» diye hitap edilen beyannamede, İngiliz as­kerî birliklerinin, bir zamanlar Hindistana, Filistine ve Süveyş kanal böl­gesine yollanan müstemlekeci birlikler gibi bu defa Kıbrısa gönderilmiş ol­dukları beyan edilmekte ve yüz kızar­tıcı bu duruma son vermiye gayret etmeleri istenmektedir.

Londra :

Avam Kamarasında bazı sözlü sorula­rı cevaplandıran müstemlekeler işle­rine bakan Devlet Vekili John Hare, Atina radyosunun Kıbrıslılara hita­ben yapmakta olduğu yayınların İn­gilizler tarafından bozulmasının «iyi neticeler» verdiğini söylemiştir.

İngiliz Devlet Vekili, Kıbrıs adasında tethiş hareketlerinin şiddetlendiği gündenberi şimdiye kadar 24 İngiliz askerinin öldüğünü, 107 kişinin de ya­ralandığını açıklamıştır. Yine aynı müddet zarfında 6 Kıbrıslı Rum, 1 Kıbrıslı Türk polisi ile i İngiliz emni­yet polisinin Öldüğünü beyan eden İngiliz'Valisi, ayrıca 29 polisin de ada­daki hadislerde yaralanmış olduğu­nu sözlerine ilâve etmiştir.

İngiliz Velkili Hare, tethiş hareketle­rinin çoğaldığı gündenberi ayrıca 12 sivil İngilizin yaralandığını, 23 Kıbrıs­lı Rumun öldüğünü, 35 Kıbrıslı Rumla 6 Kıbrıslı Türkün yaralandığını belirtmistir.

29 Mart 1956

Londra :

Avam Kamarasında Kıbrıs hakkmda verilen takrirleri cevaplandıran müs­temleke işlerine bakan Devlet Vekili John Hare, tethişçilerin şimdiye kadar adada, 113.000 sterlin değerinde 27 bi­nayı tahrip ettiklerini beyan etmiştir. Makarios'un sürgün edildiği 9 Mart 1956 tarihinden itibaren bugüne ka­dar adada kaydedilen ölüm ve yara­lanma vakalarının 'bilançosunu veren Vekil Hare, son üç hafta zarfında, tethişçilerin 8 i İngiliz emniyet kuv­vetlerine mensup kimseler olmak üze­re 17 ikişiyi öldürdüklerini ve yine 28 i İngiliz emniyet kuvvetlerine mensup olmak üzere 39 kişiyi, yaraladıklarını açıklamıştır. Bu arada 101 bomba ve 2 pusuya düşürme hâdisesi olmuştur. Yine aynı müddet zarfında İngiliz emniyet 'kuvvetleri 3 tethişçi öldür­müşler, sekiz tethişçiyi de esir almış­lardır. Diğer taraftan üç tetttişçi de kendi attıkları bombaların tesiriyle ölmüştür.

İngiliz Vekili Hare, İngiliz emniyet kuvvetlerinin tethişçi faaliyetinin ön­lenmesi için gerekli tedbirleri almıya devam ettiklerini ve İngiliz Valisi Sir John Harding'in, alınmış olan sıkı tertibatın, bir kaç ay içinde müspet neticeler vereceğine inandığını sözle­rine ilâve etmiştir.

Lefkoşe :

Salı gecesi Phenaros köyünde biri su­bay olmak üzere iki İngiliz askerini pusuya 'düşürüp öldürenleri yakala­mak için adanın GüneyDoğu kesi­minde girişilmiş olan büyük ölçüdeki aramaya 1000 den fazla İngiliz askeri' katılmıştır.

Sabahın erken saatlerinde Phenaros ve civarındaki köyleri saran. İngiliz kıtaları evleri foirer birer taramışlar ve uykudan kaldırdıkları adalıları sor­guya çekmişlerdir. Yüzlerce Kıbrıslı­nın parmak izleri alınmıştır. Diğer taraftan Maıgosa ile Lefkoşeyi bağlıyan ana yol da İngiliz kıtaları tara­fından kontrol altına alınmıştır. Phe­naros köyü dahil ıbir çok köylerde ma­yın arayıcı ekipleri, tethişçiler tara­fından gizlenmiş olması muihtemel si­lâh ve cephane bulmaya çalışmışlar­dır.

30  Mart 1956

Lefkcşe :

Kiıbrıstaki konsolosların duayeni olan Yunan Başkonsolosu Andre Pappas, Kıbrısta'ki İngiliz hükümet idarecile­rinden Sykes ile görüşerek, bundan birkaç gün evvel İngiliz emniyet kuv­vetleri tarafından sokakta araştırıl­mış olan Mısırlı konsolos muavininin hâdisesini zikretmiş ve böyle bir hare­ketin adadaki konsoloslar üzerinde kötü bir tesir yarattığını beyanla, ken­dilerine tanınan hakların ihlâl edil­memesi için gerekli tedbirlerin alın­masını talep etmiştir.

Sykes, hâdise haykırıda yapılmakta olan tahkikatın neticesi belli olunca, gerekli cevabı kendisine vereceğini söylemiştir.

31  Mart 1956

Lefkoşe :

İngiliz kuvvetleri bu safaah Lefkoşe civarında bulunan Kikiko manastırı­nın etrafını sararak, bina dahilinde gizlenmiş olması mümkün silâh ve cephaneyi aramaya başlamışlardır. Bölgedekilerin en büyüğü olan bu ma­nastırda ilk defa olarak böyle bir araştırma yapılmaktadır

Kıbrıs ve Türkiye

Yazan : Ahmet Şükrü Esmer

2/3/1956 tarihli (Ulus) tan :

Bütçe tartışmaları sırasında, B.M.M. sinde, dış politika konusu etrafında yapılan görüşmelerin ağırlığını doğru­dan doğruya Kıbrıs ve dolayısiyle de Yunanistanla münasebetlerimiz me­selesi teşkil etmiştir. Kıbrıs üzerinde­ki Türk haklarının her hal ve kârda müdafaasında iktidar ve bütün mu­halefet partileri ittifak etmişlerdir. Yalnız bağımsız milletvekili Hikmet Bayur, gelişmelerden kaygı duymak­tadır ve Kibrisin kaybedilebileceğin­den korkuyor. 'Bir çare olarak adanın Yunanistan ve Türkiye arasında taksimini teklif etmektedir.

Sayın Bayur'un teklifi yeni değildir. Kendisinden önce bu teklif Forum dergisinde çıkan bir yazıda ileri sürül­müştü. Gerekçesi de bizim Kıbrıs hakkındaki görüşümüzün kuvvetli ol­madığı faraziyesine dayanmaktadır. Halbuki Türkiyenin Kıbrıs karşısın­daki vaziyeti, Yunanistanm aldığı va­ziyetten daha kuvvetlidir. Biz adanın statüsünde bir değişiklik istemiyoruz. Fakat bir değişiklik olacak, yani İn­giltere çekilecekse, tarihî, stratejik ve politik düşüncelerin, selfdetermination gibi milletlerarası münasebetler­de tatbik sahası olmıyan bir prensipe hâkim olmasını istiyoruz.

Kaldı ki nüfusun tevzi şekli Kibrisin ikiye bölünmesine elverişli de değil­dir. Taksime gidilecek olursa, Türkler ve Rumlar adada yeniden tevzie tâbi tutulmalıdır ki, bu da otuz küsur yıl önce yapılmış olan nüfus mübadele­sine benzer bir muameleyi gerektire­cektir. Yalnız Yunanistanm görüşü hâkim olacaksa, Kibrisin bütününü kaybetmektense, bir parçasını kurtar­mak da şüphesiz müreccahtır. Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü'nün verdiği izahat tou nciktada kötümser olmak için sebep mevcut olmadığını anlatmaktadır. Sayın Bakan, Kıbrıs hakkındaki görüşümüzü şöyle Jıulâsa etmiştir:

Kıbrıs İngiltereye Yunanistanın da imzasını taşıyan Lausanne andlaşmasiyle devredilmiştir.Eğer andlaşmanın Kıbrıs hakkındaki maddesi de­ğişecek olursa, diğer maddelerinin de değişmesi icabedeçektir.    Açık olarak söylemiyorsa da değişme   neticesinde Yunanistanın zararlı   çıkacağını ima etmektedir.

Kibrisin herhangi bir memleketeilhakı bahis konusu ise eski sahibi Türkiyeye bağlanması lâzımdır.    He­men söyliyelim ki, selfdetenmination prensibinin,  yani  ilhakın  bir  zaman tatbik edilebileceğini kaıbul ettiği hal­de, İngiltere bu şıkkı kaıbul edebilece­ğini şimdiye fcadar ifade etmemiştir.İlhak iddiaları    karsısında   İngiltere 1914 den evvel daima bu şıklkı ileri sü­rer, kendisi çekilecek    olursa adanın Türkiyeye geri    verileceğini söylerdi. Kıbrıs koloni olduktan sonra İngiliz­ler :bu sözü söylemez oldular.

Selfdetermination her yerde tat­bikine imkân olmıyan bir prensiptir. Bu sözün doğru olduğu su götürmez. Hattâ meselâ Avusturya meselesinde görüldüğü gibi, tatbikinin    andlaşma ile yasak edildiği yerler de vardır.Ge­rek iki harp arasında ve gerek şimdi Avusturya, Almanyaya katılmaktanmenedilmiştir.Yani selfdetermina­tion hakkı Avusturyadan esirgenmiş­tir.

Kıbrıs mevzuunda   .konuşmalara gereken memleketler   Türkiye ve İngilteredir. Bu mevzud