19.2.1956
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Şubat 1956

 İstanbul :

Amerika Birleşik: Devletleri Cumhur-reisi Eisenhower'in haricî iktisadî si­yasette baş müşaviri Clarence Randall, beraberinde yardımcıları Charles Edward Galbreath ve Forest Siefkin olduğu halde bugün saat 19.25 te uçakla İstanbula gelmiş ve yine aynı uçakla saat 20.45 te Ankaraya gitmiştir.

Yeşilköy hava meydanında Bakırköy kaymakamı ve Amerikan basın ata­şesi tarafından karşılanan Mr. Ran-dall, şeref salonunda istirahati esna­sında İstanbul gazetecilerinin bazı su­allerini cevaplandırmıştır.

Clarence Randall memleketimizi ziya­ret sebebini şu şekilde izah etmiştir:

«Türkiye ve Amerikan hükümetleri­nin müşterek talep ve daveti üzerine memleketinize geldim. Her iki mem­leket arasındaki iktisadî münasebet­leri zaman zaman gözden geçirmek zaten usuldendir. Bu defa Türkiyeyi iyi tanıyan ve meselelerini yakından bilen bir kimse olarak bu şerefin ba­na verilmesinden dolayı büyük mem­nuniyet duymaktayım.

Ziyaretim esnasında memleketinizin iktisadî durumunu tetkik edecek, bu arada arzu edilirse ilgililere Amerika hakkında da gerekli izahatı verece­ğim.»

Başkan Eisenhower'in müşaviri, ziya­retinin memleketimize Amerika tara­fından yapılacak munzam yardımla ilgili olup olmadığı sorulduğu vakit şu cevabı vermiştir:

«Pek tabiî olarak ziyaretim iki mem­leket arasındaki her iktisadî mevzu ile alâkalıdır, bilhassa sayın Cumhur-reisi ve Başvekilinizin arzu edecekle­ri mevzular üzerinde durup görüşme­ler yapacağımızı ümit ediyorum.»

Mr. Randall diğer bir suali de şöyle cevaplandırmıştır:

«Türkiyeye Amerika tarafından yol­lanan her hangi bir program veya şart getirmiş değilim, zira bugün Tür­kiye siyasi ve iktisadi politikasını tek başına tayin ve idare edebilecek du­rumdadır.»

Nihayet Clarence Randall, emekliye ayrılan Amerikan Büyükelçisi Avra Warren'in yerine bu vazifeye tayini hakkında dolaşan şayiaları da şöyle yalanlamıştır:

«Bu benim için büyük bir şeref olurdu, şayet bana herhangi bir Büyükel­çilik vazifesini seçmemi teklif etse­lerdi, Türkiyeye gelmek isterdim, fa­kat 65 yaşını doldurduğum için zaten 1 nisandan itibaren iş hayatından ay­rılacağım. Dolayısiyle bu şayialar a-s ilsizdir.»

 Ankara :

Haricî iktisadi siyaset sahasında Rei­sicumhur Eisenhower'in özel müşavi­ri Clarence Randall bugün saat 21.30 da Panamerikan uçağı ile Ankaraya gelmiş ve- Esenboğa hava meydanın­da Hariciye Vekâleti umumi kâtip mu­avini ve Milletlerarası İktisadi İşbir­liği Başkanı Melih Esenbel, Başvekil adına Hususî Kalem Müdürü Muzaf­fer Ersü, Hariciye Vekili adına Pro­tokol Umum Müdür Muavini Veysel Versan, Amerikan B. Elçisi Avra Waxren, Askerî Yardım Heyeti Başkanı General Lavrence Dewey ve gazete­ciler tarafından karşılanmıştır.

Mister Clarence Randall, hava mey­danında yerli ve yabancı ajans ve ba­sın mümessillerine nitaben kısa bir beyanatta bulunmuş, ve demiştir ki:

«Tekrar Ankaraya dönmüş olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. 1953 senesinde Ankara basın mümes­silleri ile yaptığım iyi temaslara ait tatlı hâtıralarım vardır. Maalesef bu defa refikamı beraberimde getireme­dim, bu bakımdan hakikaten Türkiye­ye âşık olan refikam, üzgündür.

İstanbulda basın mümessilleri ile yap­tığım kısa bir konuşmada benim   bu seyahatimin fazla heyecan uyandırdı­ğını gördüm. Bu gelişimin sebebi ba­sittir.  Türkiye  ile Amerika arasında zaman zaman fikir teatisinde bulun­mak âdet olmuştur. Türkiyeden muh­telif resmî şahsiyetler Amerikayı zi­yaret etmişlerdir. Ben de, bugün bir Amerikalı olarak buraya gelmiş bulu­nuyorum. Reisicumhur    hazretleriyle ve muhterem Başvekili nişle ve kabi­ne âzalariyle görüşmeler yapacağımı­zı ümit ediyorum. Ve bu görüşmeler­de Türkiyeyi alâkadar eden mevzula­rı, gözden geçireceğiz.  Bilhassa     bir noktayı tav2ih  etmek  isterim.  Ben, Birleşik Amerikanın resmi temsilcisi değilim. Resmi temsilci Büyükelçi ek­selans Avra Warren'dir. Ben sadece Türkiyeyi çok seven bir iş adamıyım. Ve Türkiyenin son senelerdeki ileri hamlelerinin çok hayranıyım. Benim gelmiş olmamla hükümetimin azala­rının Türkiyeye ait problemleri dana iyi kavrayacaklarını zannediyorum ve ayrıca Türkiyenin de Amerikaya ait muhtelif hususları daha iyi bir şekil­de mütalâaya sahip olacakları ümi­dindeyim.»

Özel Müşavir Clarence Randall, da­ha sonra Ankarada bulundukları müd­detçe ikametlerine tahsis edilmiş olan Hariciye Köşküne hareket etmiştir.

Özel Müşavir Clarence Randall memleketimizde 9 şubata kadar ka­lacak muhtelif tetkik ve temaslarda bulunduktan sonra aynı gün İstanbuldan Amerikaya müteveccihen ha­reket etmiş olacaktır.

Bursa :

Orta okulu bulunmıyan kazalarla köy­lerde oturan orta tahsil çağında bu­lunan gençlerin tahsile devamlarına yardım amaciyle Vakıflar Umum Mü­dürlüğünce Hoca Ali mahallesinde te­sis edilen yüz kişilik öğrenci yurdu bugün merasimle açılmıştır.

Yurtta barınacak olan 100 orta ted­risat talebesinin ikamet ve iaşe mas­rafları Vakıflar Umum Müdürlüğün­ce Ödenecektir.

Muhitte ve Maarif çevrelerinde açıl­ması büyük bir memnuniyet uyandır­mış olan yurtta, 15 şubat tarihinden itibaren bine yakın ilk okul öğrenci­sine de sıcak yemek verilecektir.

İstanbul :

Vazifesi başında bir otomobil kazası neticesinde vefat eden ve naşı dün uçakla Brükselden İstanbula getirilen Büyükelçimiz Bedri Tahir Şamanın cenazesi bugün saat 13 te Şişli camiinden askerî merasimle kaldırılarak Zincirlikuyudaki ebedî istirahatgâhina tevdi edilmiştir.

Görmekte olduğu vazife Orgeneralliğe tekabül etmesi dolayısiyle Brüksel Büyükelçimizin cenaze merasimine baş­ta alay sancağı olduğu halde bir pi­yade alayı, bir deniz taburu, bir sü­vari bölüğü ile polis müfrezesi, şehir, ordu ve donanma bandoları katılmış bulunuyordu.

Öğleyi müteakip kılman cenaze na­mazından sonra merhumun Türk bay­rağına .sanlı tabutu eller üzerinde ta­şınarak Şişli camii kapısında yer al­mış bulunan top arabasına nakledil­miş ve cenaze merasimi başlamıştır.

Cenaze merasiminde Reisicumhur Ce­lâl Bayar adına Riyaseticumhur ya­veri Binbaşı Mustafa Tayyar, Büyük Millet Meclisi Reisi adına Millî Sa­raylar Müdürü Zeki Akmanalp, Baş­vekil Adnan Menderes ve hükümet adına İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü adına Hariciye Ve­kâleti Umumî Kâtip Muavini Kenan Gökart, Hariciye Vekâleti adına Pro­tokol Umum Müdür Muavini Refik Akman ile generaller, amiraller, diğer sivil ve askeri erkân merhumun eşi ve ailesi efradı ile dostları ve ecnebi elçilikler mümessilleri hazır bulunu­yordu.

Reisicumhur Celâl Bay arın çelengin-den başka B.M.M. Reisinin, Başveki­lin, Hariciye Vekilinin ve diğer zevat, teşekkül ve sefaretleri çelenkleri de mevcuttu.

Askerî cenaze merasimi Mecidiyeköy methaline kadar devam etmiş, mer­humun naşı top arabasından alına­rak cenaze arabasına konulmuş ve burada ordu birlikleri cenazeyi selâmlamışlardır.

Mezarlık kapısında bir piyade bölüğü Büyükelçimizin cenazesine son selâm resmini ifa etmiş ve Bedri Tanir Şa­manın naşı ebedî istir ah atgâhına tev­di edilmiştir.

2 Şubat 1956

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes bugün Baş­vekâlette kendisini ziyarete gelen Birleşik Amerika Devletleri Reisicumhuru Eisenhower'in haricî, iktisadî si­yaset sahasındaki özel müşaviri Mr. Clarence Randall ile saat 10 dan 10.45 e kadar görüşmüştür.

 Ankara :

P.T.T. Umum Müdürlüğü yurdumuzun haberleşme işleri için hazırlamış ol­duğu 1956 yılı programının tatbikatı­na devam etmektedir. Bu cümleden olmak üzere memleketimizin muhte­lif mıntakalarında kurulması karar­laştırılmış olan kuronportor cihazlarının inşası işi de bugün Posta Tel­graf ve Telefon Umum Müdürlüğü bi­nasında yapılan bir merasimle İtal­yan Telettra firmasına ihale edilmiş­tir.

P.T.T. Umum Müdürü C. Akyar, tek­nik ve idarî muavinler ile daire reis­leri ve alâkalı firma mensupları ve basın mümessillerinin hazır bulundu­ğu bu imza merasiminde Münakalât Vekili Arif Demirer bir konuşma ya­parak işin hayırlı olmasını dilemiş ve firmaya başarılar temennisinde bu­lunmuştur.

3 Şubat 1956

 Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Yüksek Askerî şûra bugün de Öğle­den evvel Erkânı Harbiyei Umumiye Reisinin ve öğleden sonra M. M. V. nin riyasetinde toplanmıştır. Bugün­kü müzakereler iç hizmet kanununun yeni şekli ve askerî hemşirelerin rütbelendirilmesi ve askerî hemşire oku­lunun açılması üzerinde cereyan et­miştir.

İç hizmet kanununda silâhlı kuvvet­lerimizin bugünkü inkişafı ile ilgili bazı tadilât yapılmıştır. .

Askerî hemşirelere tahsillerine göre subay ve assubay rütbelerinin veril­mesi üzerinde kararlara varılmıştır.

Diğer taraftan Millî Müdafaa Vekili Şem'i Ergin ve Yüksek Askerî Şûra azaları bugün öğle yemeğini Harp Okulunda öğrencilerle birlikte yemişler­dir.

4 Şubat 1956

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 12.00 de Çankayada hükümetimizin davetlisi olarak şehrimizde bulunan Clarence Randalî'ı kabul etmiş ve Öğ­le yemeğine alıkoymuştur.

Bu yemekte, Mister Clarence Randall'ın. beraberinde bulunan Mr. Porest Siefkin ile Mr. Charles Edward Galbreath'dan başka Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Amerikan Büyükelçisi Mr. Avra Warren, Maliye Vekili Nedim Ökmen, İktisat Ve Ticaret Vekili Fah­rettin Ulaş, Nafia Vekili Muammer Çavuşoğlu, Münakalât Vekili Arif Demirer, İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu, Amerikan İktisadi Misyon Şefi General Wilîiam Riley, Riyaseticum-hur Umumi Kâtibi Fikret Belbez, Ha­riciye Vekâleti Umumî Kâtibi Muhar­rem Nuri Birgi, Washington Büyükel­çimiz Haydar Görk, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip muavini ve Milletlerara­sı İktisadî İşbirliği Genel Sekreteri Melih Esenbel, Hariciye Vekâleti 2 nci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp, Riyaseticumhur Başyaveri Kurmay Albay Refik Tulga, Riyaseticumhur Hususî Kalem. Müdürü Faruk Berkol, Riyaseticumhur Başhekimi Prof. Recai Ergüder, Protokol Umum Müdürü Şemsettin Arif Mardin hazır bulun­muşlardır.

İstanbul :

Türk - Pakistan Kültür Cemiyeti yıl­lık kongresi bugün cemiyet lokalinde yapılmış ve yeni idare heyeti seçil­miştir.

Cemiyet Başkanlığına Yedek Subay Okulu ve Moral Muallimi Faik Türk­men, âzalıklara da Abdülkadir Karahan, Neyyire Işık, Hasan Zafer, Ab­dullah Gülküik, Hayrettin Altınel ve Pakistan Kültür Ataşesi Arşadüzzaman, Mehmet Ansarî, Ali Rıza Cansu seçilmişi er dir.

5 Şubat 1956

Ankara :

Devlet Meteoroloji İşleri Umum Mü­dürlüğünden bildirildiğine göre, Me­rih ve Tunca nehirleri donmuştur.

Ankara :

İcra Vekilleri Heyeti bugün Reisicum­hur Celâl Bayarın riyasetinde öğle­den evvel Başvekâlette ve öğleden sonra Çankayada toplanmıştır.

Haber aldığımıza göre bu toplantılar­da haricî, iktisadî ve malî meseleler gözden geçirilmiştir.

6 Şubat 1956

 Ankara :

1 haziran 1955 tarihinden 31 ocak 1956 tarihine kadar müstahsilden 880.495 ton buğday, 53.625 ton çavdar, 6480 ton mısır, 205.601 ton arpa ve 22.554 ton yulaf olmak üzere ceman 1.168.755 ton hububat ve 195 ton pi­rinç satın alınmış, bunlara mukabil müstahsile 331.650.400 lira Ödenmiş­tir..

Alım yılı başından itibaren İsraile 230 ton, Yugoslavyaya 32 ton pirinç, Avusturyaya 40.000 ton, Belçifcaya 10 bin ton, Kontinantal firmasına 5000 ton, Ziya Topuzlu firmasına 5000 ton, Salah Sibai firmasına 1000 ton, İtiti firmasına 19.926 ton, Alfred C. Toefer firmasına 30,000 ton, Fuat Barbur firmasına 110.000 ton, Kıbrıs hükü­metine 3.400 ton, Polonya hükümeti­ne 10.000 ton, Macaristan hükümeti­ne 5000 ton arpa, ayrıca Finlandiya hükümetine 5000 ton yulaf ve 5000 ton arpa ile İsraile 50.000 ton, Iraka 17.300 ton, Lübnana 20.000 ton, Ro­manya hükümetine 10,000 ton, İtalya hükümetine 75.000 ton, Macaristan hükümetine 5000 ton, Finlandiya hü­kümetine 10.000 ton, Çekoslovakya hükümetine 10,000 ton buğday satışı yapılmış, bunlardan İsraile 230 ton pirinç ve 52.500 ton buğday, Iraka 8 bin ton, Lübnana 19.000 ton, Roman­ya hükümetine 10.500 ton, İtalya hü­kümetine 34.378 ton buğday, Belçikaya 10.000 ton, Avusturyaya 40,000 ton, Kontinantal firmasına 5000 ton, Salâh Sibai firmalına 1000 ton, Ziya Topuz­lu firmasına 2100 ton, İtiti firmasına 9.858 ton, Alfred C. Toefer firmasına 25,188 ton, Fuat Barbur firmasına 53.068 ton, Kıbrıs hükümetine 3000 ton, Polonya hükümetine 5.677 ton, ton, Macaristan hükümetine 471 ton arpa fiilen teslim edilmiştir. Bu sa­tışlardan 87.713.750 Türk lirası karşı­lığı döviz temin .edilmiştir.

1954-19-55 kampanya yılından devirle yeni kampanya başından 31 ocak 1956 tarihine kadar 248.770 kilogram afyon satışı yapılmış, 204.196 kilogram fii­len teslim edilerek 7.804.862 Türk li­rası karşılığı döviz temin ediîmiştir.

Savaştepe :

Bandırma seferini yapmakta olan yol­cu treni şiddetli kar ve fırtına yüzün­den dün 9 saat teehhürle Savaştepeye gelmiş ve buradan hareketinden bir saat sonra Çalıkoy ile Soğucak is­tasyonları arasında kara saplanmış­tır.

Balıkesirden gönderilen imdat treni vaka mahalline yakın bir yerde, faz­la kar yüzünden, yoldan çıkmış, böy­lece kurtarma işi geri kalmıştır. Hâ­len iki taraftan da kapalı bulunan yolun açılması için Devlet Demiryolları ekipleri faaliyete geçmiştir. Bu ame­liyenin akşama kadar tamamlanacağı Ümit edilmektedir. Kara saplanan trende 173 yolcu vardır ve bu yolcu­ların Savaştepede bar müdürüm alan için gereken tedbirler alınmıştır.

 İstanbul :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir :

Birinci dünya harbinde ve İstiklâl sa­vaşında muhtelif cephelerde vazife görmüş, alay, tümen ve kolordu ku­mandanlıkları yapmış olan millî kah­ramanlarımızdan Şevket Galatalı dün Hakkın rahmetine  kavuşmuştur.

Merhumun cenazesi yarın öğle nama­zını müteakip Beyazit camiinden as­kerî merasimle kaldırılarak Merkezfendi kabristanına defnedilecektir.

İstanbul :

Cumartesi günü Sirkeciden 287 yolcu ile Edirneye hareket eden 10 numa­ralı katarın 87. nci kilometrede İncegozü mevkiinde kara saplanması üzerine vilâyetçe harekete geçilmiş ve dün iki lokomotifti bir imdat treni yola çıkarılmıştır.

Kara saplanan trenin yolcuları İncegözü ve Gökçeali köylerine yerleşti­rilmişler, bir kısım yolcular da kara­yolundan Çatalcaya muvasalât etmiş­lerdir.

Köylere yerleştirilen yolculara askeri birliklerce birer doktor ile kırkar sıh­hiye eri tahsis olunmuştur.

Kara saplanan treni kurtarmak ve yolu açmak üzere dün saat 11.40 ta hareket eden imdat treni, D. D. Yol­ları Birinci İşletme Müdürlüğünden aldığımız malûmata göre 74. Üncü ki­lometrede şiddetli kar yüzünden bir kaza geçirmiştir. Lokomotiflerden biri devrilmiş, diğeri de hattan çıkmıştır. Bu kaza ancak bir yol çavuşu ile bir şube şefinin yaralarım asiyle atlatıl­mıştır. Şube şefinin maiyetinde 21 ki­şilik kurtarma ekibi bulunuyordu.

İmdat treninden D. D. Yollan Birin­ci İşletme Müdürlüğüne bugüne kadar gelen son habere göre, yaralılar as­kerî birlikten gelen sedyeli araba ile Çatalcaya ulaştırılmıştır. Ekip ve di­ğer mürettebat 771 numaralı hat ça­vuşlarına mahsus kulübeye sığınmış­lardır. Fırtına diner dinmez, kurtar­ma ameliyesine başlıyacaklardır. Di­ğer taraftan Hadımköy - Çerkezköy, Kırklareli _ Kavaklar, Uzunköprü -Pehlivanköy arası kapalıdır. Uzun­köprü - Edirne, Çerkezköy - Alpuilu arası yeni açılmıştır.

Cumartesi günü Ekürneden hareket eden tren Uzunköprüde beklemekte­dir. Sivilingradda da 5 numaralı ka­tar, yolun açılmasına intizar etmekte­dir.

İstanbul :

Yeni teşekkül eden iktisadi müesse­selerimizden Şekerbank, bu sabah fa­aliyete geçmiştir. 

Bu münasebetle yapılan merasimde Büyük Millet Meclisi Reis Vekillerin­den Fikri Apaydın, İstanbul Valisi Prof. Gökay ve şehrimiz ticari mah­filine mensup iş adamları hazır bu­lunmuşlardır.

Şeker müstahsil ve işçisine yardım edecek bu müessesenin açılışında ko­nuşması rica edilen İstanbul ı Valisi, soğuk bir günde, insana kalori temin eden bir madde ile ilgili olarak ku­rulan bu müesseseye başarılar dilemiş ve feurdelâyı kesmesini B.M.M. Reis Vekillerinden Fikri Apaydından rica etmiştir. Apaydın, hayırlı ve uğurlu olması temennisiyle kurdelâyı kes­miştir.

 Ankara :

Birkaç gündenberi şehrimizde bulu­nan Birleşik Amerika Reisicumhuru Eisenhower'in haricî iktisadî siyaset sahasındaki özel müşaviri Mr. Cla-rence Randall şerefine bugün Ankara Rotary Kulübünde bir Öğle yemeği verilmiştir.

Şehrimizin iş adamları, bazı mebus­lar, Amerikan Büyükelçisi, Amerikan Yabancı Faaliyetler Türkiye Özel Mis­yonu Başkanı ile Minneapolis - Moline Traktör Fabrikası Umum Müdürti ve Amerikan Büyükelçiliği ileri gelenle­rinin hazır bulunduğu yemekte Mr. Randall muhtelif mevzulara temasla ezcümle şunları söylemiştir:

«Burada tesadüfen bir hemşehri ile karşılaştım. Bana tercümanlık ede­cek olan Orhan Mersinli İllinois Üni­versitesinde bulunduğu için iyi tercü­me yapacağından eminim. Burada ko­nuşacağım mevzular hakkında bana birçok teklifler oldu. Meselâ yanımda oturan Antalya mebusu Ahmet To­kuş Antalyanın güzelliklerinden bah­setmemi tavsiye etti. Ben de o kadar tesir altında kaldım ki, bundan son-ra&i ilk yolu Antalyaya yaptırmala­rını rica ettim. Ben 1953 senesinde ay­ni salonda mümtaz iş adamlarınızla beraber yemek yedim. Ben Rotary Kulübün âzası değilim. Fakat Amerikada yaptığım seyahatlerde birçok şehirlerde Rotary kulübü mensuplariyle tanıştım. Hayatımın en unutul­maz hâdiselerinden, birisi de, reisi­nizin biraz evvel işaret ettiği gibi Şikago Rotary Kulübünün «Altın mem­leket Hizmeti» madalyasiyle taltif edil­diğim andır. Toplantıda sekiz yüz ki­şi vardı. Bu arada Amerika dışından gelen 15 yabancı memleket mensubu da bulunuyordu. Rotary Kulübünün, memleketlerinin iyiliğine çalışan in­sanları bir araya getirmekle ve bu hususta gaye birliğini temin etmekte hâ­iz olduğu kudreti müşahede ettim. Rotary azaları ihracat ticaretiyle meş_ güldürler. Bunların her memlekete ihraç edecekleri meta da müsamaha ve anlayıştır. Bana kalırsa bugün hür insanların en çok muhtaç oldukları şey, başka memleketlerdeki insanlar­la, dostluk ve anlayış tesisidir. Mem­leketler dostluk bağları tesisine ne kadar gayret ederlerse etsinler millet­ler ve fertler birbirleriyle münasebet tesis etmedikçe dostluk temin edile­mez. İnsanlar bu şekildeki dostlukla­rın kıymetini fiilen müşahede edince anlarlar. Bunu, 1953 teki ziyaretim­den beri memleketinizden pek çok mektuplar almakla anlamış bulunu­yorum. Ve büyük bir hayret ve zevkle müşahede ediyorum ki ben de bu zi­yarette yeni ve kıymetli arkadaşlık bağları temin etmişim,

Zaten bizim memleketlerimiz ayni ide­allere, yani şahsın hürriyetine inan­mıştırlar ve müşterek düşmana sa­hiptirler. Bana Amerikadaki arkadaş­larım Amerikanın Türkiyeye yardı­mından bahsederken ben onlara her defasında Türkiyenin Amerikaya yar­dımından bahsederim. Çünkü inanı­yorum ki, uzak hudutlardaki kahra­man ve cesur Türk askerleri nöbet beklerken yalnız Türkiyeyi değil, Şi-kagcdaki benim evimi de korumakta­dır. Ayni şekilde Avrupada herhangi bir askeri sahada uçuş vazifesini ya­pan pilot da Ankaradaki dostlarımı­zın, evini muhafaza etmektedir. Bu­radaki bazı Türk dostlarımın bir mü­lâhazasını tashih etmek isterim. Tür­kiyenin düşmana çok yakın olduğun­dan bahsediyorlar, halbuki bence Şikago da düşmana Ankara kadar ya­kındır. Çünkü bugünkü harpler pi­yade askerinin dere tepe aşarak yap­tığı taarruzlarla yapılmamaktadır. Bugünkü uçak ve atom devrinde har­bin tesiri Ankaraya varmadan Sikago harabeye dönebilir. Şimdi biz iki millet bu bakımdan, omuz omuza her tehlikeye karşı hazır bulunmalıyız. Ve birbirimize yardım etmeliyiz. Bu top­lulukta etrafıma baktığım vakit te­mayüz etmiş birçok iş adamları gör­mekteyim. Amerikayı bugünkü zen­gin ve kudretli haline getiren Ame­rikalı iş adamının gayret ve mesaisi-dir. Yalnız bir şeye nazarı dikkatinizi çekmek isterim. İş adamının egoist ve menfaatperest olduğundan bahseder­ler. Halbuki bence bu böyle değildir ve böyle olmamalıdır. Düşünmeliyiz ki yer yüzünde pek çok memleketler ve büyük devletler serbest teşebbüsü sırf egoist oldukları ve alacaklı bu­lundukları faraziyesine istinaden red ve men etmektedirler. Halbuki bir iş adamı hürriyet rejiminin bahşettiği imkânları yalnız şahsî menfaatleri için değil, fakat mensup olduğu ce­miyetin ilerlemesi için de kullanmalı­dır. Meselâ ben mesaimin yarısını kendi işime, yarısını da Reisicumhur Eisenhower'in müşavirler heyetindeki vazifeme hasrederim. Bu hususa dik­katinizi çekerim.

Türk hükümeti bu dediğimi duyar da korkarım ki burada hazır bulunan ze­vattan da ayni şeyi ister. Şimdi unut­mamalıyız ki kendi menfaatimiz için çalışmak lâzımdır. Fakat esas olan memleketin yükselmesine hizmet et­mektir. Ben hâlâ inanıyorum ki, memleketlerin zenginleşebilmesi iş adamlarının gayretlerine bağlıdır. Ve şuna da eminim ki, Türkiyede de böy­le olacaktır. Ümit ederim ki, hükü­metle olan vazifeme ait bir şey sor­mazsınız. Yalnız şunu zikretmek is­terim. Burada kısa ikametim esnasın­da gördüğüm sıcak ve kalbten gelen hüsnü kabul ve misafirperverlik üze­rimde unutulmaz intibalar bırakmış­tır. Hükümetle olan müzakereler bü­yük bir dostluk ve anlayış havası içijide cereyan etmektedir. Dostları­mın memleketinde Türk halkına ve Türkiye Cumhuriyetine en samimî sevgi ve hürmet hislerimi bildirmekle ayrılıyorum.»

7 Şubat 1956

 Ankara :

Bir haftadanberi memleketimizin misafiri olarak Ankarada bulunan Bir­leşik Amerika Devletleri Başkanı Ei-şenhower'in Haricî İktisadî Siyaset Özel Müşaviri Mr. Clarence Randall bugün saat 17 de Hariciye Vekâletinde bir basın toplantısı tertip etmiştir.

Kırk kadar yerli ve yabancı basın ve ajans mümessilinin hazır bulunduğu bu basın toplantısındaki beyanatın ye sorulan suallerle cevapların tam met­ni şudur:

Mr. Randall sözlerine başlarken Türk basın temsilcilerini selâmlamış ve şöy­le demiştir:

«Benim ve arkadaşlarımın Türkiyeden hareketlerimizin arifesinde yapı­lan bu basın toplantısına aranızdan bu .kadar çok kimsenin gelmiş olması benim için büyük bir şereftir. Dünya­nın her tarafında gazeteciler aynı dili kullanırlar. Bu sebeple buradaki bu basın konferansının tıpkı Washington'daki gibi cereyan edeceğini tah­min ediyorum. Aranızda bayanların da bulunduğunu görmekten bahtiya­rım. Bu seferki seyahatımda, refika­mın benimle beraber gelememiş olma­sından dolayı müteessirim. 1953 de benimle beraber buraya gelmiş ve Türkiyeyi çok sevmişti. 1953 de Türki-yeden ayrıldığım zaman karıma ve bana Türk dostlarımızla beraber çe­kilmiş birçok fotoğraflarımızı ihtiva eden bir albüm vermişlerdi. Bu defa ben Türkiyeye hareket etmeden evvel, karım ve ben bu albümü çıkardık ve yeniden gözden geçirdik. Karım o re­simlerdeki herkesi doğru isimleriyle, yanılmaksızın tanıdı. Ben, ve karım buraya geldiğimiz ve dönüşte Türkiye hakkında malûmat verdiğimiz İçin birçok dostlarımız turist olarak Tür­kiyeyi ziyaret ettiler. Bu defa Amerikaya döndükten sonra daha da çok Amerikalı dostum her halde Türkiyeye gelecektir. Bu, benim. Türkiyeye dolar temini için şahsî gayretimdir. Ben Türkiye için bir şey daha yaptım. Benim bu seferki görevim, başardığım bir şeyden dolayı çok muvaffaktır: Türkiyeye kar getirdim. Gelidiğim ge­ce başlıyan ve yarın gideceğim gün muhtemelen sona erecek olan yağmu­ru da ben getirdim. Bu da benim Türk çiftçilerine hediyemdir.

Geldiğim zaman dâ söylemiş olduğum gibi, basın temsilcilerine bildirecek heyecan yaratıcı veya dramatik bir haberim bulunmamasından dolayı müteessirim. Sizler manşet yapacak bir şey istersiniz. Ben ise manşet te­min edecek neviden bir insan deği­lim. Geldiğim zaman söylediğim gibi, hükümetimin resmî bir memuru bu­lunmuyorum. Ben bir iş adamıyım. Bununla beraber, Başkanın ve hükü­metimin bir müşaviri olmak şerefini haizim. Bir müşavir, fakat karar ve­ren birisi değil.

Türkiyeye iki maksatla geldim. Birin­cisi, Türkiye ile münasebetler bakı­mından memleketimde halen mev­cut fikir ve kanaatleri Türk hü­kümetine izah. etmekti. İkincisi de, Türk hükümetinin Birleşik Amerikayı ilgilendirebilecek plân ve programları hakkında malûmat top­lamaktı. Türk hükümeti memurla­rıyla yapmış olduğum, görüşmeler çok tatmin edici olmuştur. Bu konuşma­lar fevkalâde samimî bir şekilde cere­yan etmiştir. Sorduklarımın hepsine cevaplar almış bulunuyorum. Bununla beraber Türk hükümetinin nasıl bir durum aldığı hakkında burada müta­lâa beyan etmenin doğru olmayacağı­nı ve ilk vazifemin raporumu kendi hükümetime vermek teşkil edeceğini takdir buyurursunuz. Fakat şunu di­yebilirim ki, hiç bir kimse benim bu hafta içinde Ankarada edindiğim de­recelerde mesut intibalar edineme­miştir. Benim buraya arkadaşlarımla beraber gelişimizin, iki memleket ara­sındaki karşılıklı iyi anlayışa hizmet edeceğinden çok eminim.

Biraz sonra suallerinize cevap vere­ceğim, fakat daha evvel arkadaşlarımı size takdim etmek isterim.

Arkadaşlarımın birincisi, Mr. Forest Siefkin'dir ve kendisinden sizlere bir kaç kelime söylenişini rica edeceğim.»

Bunun üzerine, Mr. Forest Siefkin şu sözleri söylemiştir:

«Mr. Randall’ın söylediği her şeyi teyid etmek isterim. Büyük bir hüsnü kabul .gördüğümüz Ankaradan ve Türkiyeden çok üzülerek ayrılıyoruz. İs­tediğimiz son malûmatı da ümit ettiğimiz gibi bugün alınca, çalışmaları­mıza başlıyacağız. İşe başladıktan sonra da kimsenin, gecikmemizden şi­kâyet etmeyeceğini ümit ederim.»

Bu arada Mr. Randall konuşmuş ve demiştir ki:

«Mr. Siefkin, Şikagonun tanınmış avukatlarındandır, çok büyük itimat bes­lediğim eski bir dostumdur. Şimdi si­ze diğer arkadaşımı takdim etmek is­terim: Dr. Galbreath. Amerikada. bu isimle anılan üç ekonomist vardır.

Benimle beraber olan Dr. Edward Galbreath'dır.»

Dr. Edward Galbreath şunları söyle­miştir:

«Bu, Türkiyeye İlk ziyaretirndir. Her dakikası benim için gayet güzel geç­miştir. Türkiye hakkında pek çok şey­ler öğrendim. Memleketinizden çok güzel intibalarla ayrılıyorum. Resmî şahsiyetleriniz bize çok yardımda bu­lundular. Buradaki ikametimizde bize fevkalâde hüsnükabul gösterdiniz. Ar­kadaşım Mr. Siefkin'in beyanatında bir tashih yapmak isterim. Mr. Sief­kin, istediğimiz son malûmatı da al­dıktan sonra çalışmaya başlayacağı­mızı beyan etti. Ben şunu söylemeli­yim ki geldiğimiz günden beri çok ça­lışıyoruz ve bu sebepten arzu ettiği­miz gibi Ankara ve civarını pek göre­medik.»

Bundan sonra yeniden Mr. Randall söz almış ve şöyle devam etmiştir:

«Mr. Forest Siefkin ile Dr. Edward Galbreath bütün kurmaylık işleriyle ve teknik meselelerle meşguldürler ve misyonumuzun âdeta dimağı vazifesi-' ni görmektedirler. Görevimizin mu­vaffakiyeti onların çalışmalarına bağ­lı olacak, şeref ve itibarı ise bana ait olacaktır.

Şimdi, muhterem bayanlar ve baylar, bana suallerinizi sorunuz.»

İlk suali İktisat ve Ticaret Ajansının sahip ve temsilcisi Ziya Tansu sor­muştur:

Türkiyeye son seyahatınızdan bir gün önceye kadar, Türkiyenin iktisadî du­rumu hakkındaki görüşleriniz ve Amerikada görüşlerle bu ziyaret esna­sında edindiğiniz intiba arasında müs_ bet veya menfi ne gibi farklar var­dır?

Cevap:  Bu suale cevap olarak, sa­dece Türkiyeye gelinceye kadar bir fi­kir edinmemeye çok çalıştığımı söyle­mek isterim. Bu, Türkiyeye karşı doğ­ru olmazdı. Memleketime dönerken hamil olduğum fikirler de, Türkiyeye geldikten sonra edindiğim fikirler ola­caktır.

Aynı gazeteci ikinci bir sual sormuş­tur:  Edindiğiniz intibaın gerek Amerikan hükümeti, gerekse Türk hükümeti bakımından ne gibi netice­ler yaratabileceğini düşünüyorsunuz?

Cevap: Hükümetim adına söz söyle­meye teşebbüs etmeyeceğim. Çünkü az evvel de belirtmiş olduğum gibi, ben hükümet memuru değilim. Fakat size şurasını temin edebilirim ki, memle­ketimde Türkiye ile ilgili meseleler hususunda yetkili olan şahıslar Tür­kiyeye karşı fevkalâde büyük bir ilgi duymaktalar ve dönüşümü sabırsız­lıkla beklemektedirler.

Aynı gazetecinin üçüncü suali şu ol­muştur:

 Hususî teşebbüsle yakından alâkalı bir zat olması sebebiyle belki bu su­ali daha kolay cevaplandırırlar. Bu müzakerelerden sonra Amerikan hu­susî sermayesi için Türkiyede bazı yeni imkânlar meydana gelecek midir?

Cevap:  Sırf benim Amerikaya dön­memle bir mucizenin husule gelece­ğini zannetmiyorum. Türkiyenin bazı meseleleri vardır. Hepimiz bunu bili­yoruz. Bunlar, halli zaman isteyen meselelerdir. Hattâ yalnız zaman de­ğil, fedakârlık ve azimli çalışma da gerektirir. Amerikadaki iş adamları, benim söyleyeceklerimden ziyade Tür­kiyenin yapacaklarıyla daha ziyade alâkalanacaklardır.

Bundan sonra Vatan muhabiri Kemal Bağlum, dört sualinin olduğunu söyle­miş ve bu sualleri irada başlamıştır. Fakat Mr. Randall dört sualin ve bu­nu müteakip yine herkesin soracağı muhtelif suallerin çok zaman alaca­lım, bu sebeple    herkesin ancak bir sual sorması münasip olacağını söy­lemiş ve Vatan muhabirini sualleri­nin içinden en ehemmiyetli telâkki ettiğini sormaya davet etmiştir.

Vatan muhabiri şu suali sormuştur:

Dış tediye işlerimizin düzene kon­ması için, yaptığınız tetkiklere göre, Türkiyede alınmasını lüzumlu gördü­ğünüz tedbirler nelerdir? Bu tedbir­lerle birlikte haricî bir krediye kafi zaruret görüyor musunuz? Yoksa yal­nız bizce alınacak tedbirler dış tediye işlerimizi düzenlemeye kâfi midir?

Cevap:  Bu sorulması memnu sınıfa dahil bir sualdir. Muayyen tedbirler üzerinde mütalâa beyan etmiyeceğim. Hükümetle yaptığım müzakereler sı­rasında bahis mevzuu edilmiş olması mümkün teklifler üzerinde de burada konuşmayacağım. Çünkü bu, Türk hükümetine karşı gayri nazikâne olur. Kötü bir sualle başladığınıza müteessirim.

Şimdi başka birisinin sualine geçelim. Lütfen bayanlardan biri sual sorsun.

Bunun üzerine, bundan kısa bir müd­det evveline kadar İstatistik Umum Müdürlüğünde memur iken oradan ayrılıp derhal Ulus gazetesine intisap etmiş bulunan İffet Aslan şu suali sormuştur:

Mademki bu    defaki    görüşmeler hakkında hiçbir şey söylemek istemi­yorlar. Geçen    sefer    geldiği   zaman kendisinin böyle bir fikri vardı ve bu­nu alenen söylüyorlardı, diyorlardı ki: Amerikan sermayesini Türkiyeye ge­tirmek için Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu  kâfi değildir,  başka şartlarda lâzımdır. Bu şartların başında da hususi sermayeyi teşvik etmek için devletin bütün sanayiini elden çıkar­mak icabeder. Hâlâ bu fikirdeler mi?

Cevap: Bana bazen Amerikada «Bay serbest teşebbüs» derler. Ben bir de­mokratik memlekette, hususî teşebbüs adını verdiğimiz sahada sarfedilecek en büyük gayretlerle memleketin re­fahına en iyi şekilde hizmet edilebile­ceğine kuvvetle inanırım. Ben, bunun Türk milletinin arzusu ve Türk hükü­metinin arzusu olduğuna da eminim. Fakat bir kere daha kabul etmem gerekir ki, bir gece içinde bir mucize beklenmez.

Sual sahibi İffet Asİan Mr. RandaJl'ın bu cevabının tavzihini istemiş ve şöy­le demiştir:

Bunu aydınlatmak için küçük bir sual sorabilir miyim? Türk hüküme­tinin buna inandığına     inanıyorum, mucize    beklemiyorum,  diyor.    Yani Türk hükümetinin bütün devlet sana­yiini elden çıkartacağına inanıyor, fa­kat bunun bir gecede yapılamıyacağını mı söylemek istiyor?

Cevap: Bu bir tuzak sualdir. Benim basınla oldukça tecrübem vardır. Bu sebeple misafiri bulunduğum Türk hükümeti hakkında beni her hangi tenkid edici bir söz söyletmeye sevketmek için çok güçlük çekeceksiniz.

Bundan sonra, vakit geçtiği için yal­nız üç suali daha cevaplandırabilirim.

Milliyet gazetesi muhabirlerinden Attilâ Bartınlıoğlu'nun sorduğu sual şu olmuştur:

Türkiyenin kalkınmasını    yabancı sermaye yatırımıyla mı yoksa kredi temini suretiyle mi mümkün görüyor­sunuz.

Cevap: Bu sualin cevabı bir tek de­ğildir. Türkiyeye, yabancı sermaye ya­tırımının yardımı olacaktır. Türkiye­ye, hükümetinin alacağı tedbirlerin yardımı olacaktır. Ve her şeyden zi­yade Türkiyeye, milletinin azimli ça­lışmasının ve tasarrufunun yardımı olacaktır. Geçen gün de söylediğim gibi ve buna inanıyorum, Türkiyenin, Türk milleti tarafından halledilemeye­cek hiç bir meselesi yoktur:

Akis mecmuasından Cüneyt Arcayürek şu suali sormuştur:

İki noktanın tavzihini isteyeceğim.Birincisi, gelmeden evvel Mr. Dewey'le görüştü mü? İkincisi de, Rotary klübünde, senenin altı ayını Reisicumhu­ra, altı ayını da kendi işlerime hasre­diyorum diyor. Acaba hangi altı ayı­nı Türkiyeye hasrediyor, yani bu se­yahat hangi altı aya geliyor?

Bu sual Mr. Randall'a tercüme edil­meye başlanırken  kendisi yalnız bir sual noktasında İsrar etmiş ve bunun üzerine yalnız Mr. Dewey'le görüşme­si suali tercüme edilerek sorulmuştur.

Mr. Randall'm cevabı şu olmuştur:

Evet, Mr. Dewey'le New-York'ta gö­rüştüm. Bu vesileyle Türk gazetele­rinde çıkmış olan bir haberi de tavzih etmek isterim. Zannedersem, bazı ga­zeteler benim buraya Mr. Dewey'in talebi üzerine geldiğimi bildirdiler. Bu doğru değildir. Ben hükümetimin ta­lebi üzerine geldim. Bu talebi kabul ettikten sonra, memleketinizi Amerikada iktidar ve meharetle temsil et­mekte olun Mr. Dewey'le görüşmem gayet tabiî idi.

şimdi son bir suali cevaplandıracağım ve bunun da Amerikalı dostlarım ta­rafından  sorulmasını  isteyeceğim.

Bunun üzerine New-York Times mu­habiri Joseph Haff şu suali sormuş­tur:

 Ben yalnız beyanatmızdaki bir nok­tanın aydınlanmasını isteyeceğim. Türk hükümetinin Amerikan hükü­metine vaki olan talebinin Mr.Dewey yoluyla yapılmış olduğuna dair her hangi bir malûmatınız var mıdır?

Cevap: Bu hususta benim en ufak bir malûmatım dahi yoktur. Mr. De-wey, hepimizin büyük bir hürmet bes­lediğimiz mümtaz bir Amerikalıdır. Şimdi şurasını dikkatle dinleyiniz: Bu vazifeyi kabul edinceye kadar Mr. Dewey'in Türkiyeyi temsil etmekte oldu­ğunu bilmiyordum.

Mr. Randall basın toplantısına şu sözlerle son vermiştir:

Dostlarım, basın toplantısı burada bitti. Çok müteessirim, fakat artık gitmem lâzım. Biz Amerikada bu gibi hallerde «Âyin sona erdi» deriz.

8 Şubat 1956

 Ankara :

Bir haftadanberi memleketimizin mi­safiri olarak şehrimizde bulunan Bir­leşik Amerika Devletleri Başkanı Eisenhower'in Haricî İktisadî Siyasets alı a sızıdaki Özel Müşaviri Mr. Cla-rence Randall bu sabah saat 11 de be­raberinde yardımcıları Mr. Forest Siefkin ile Dr. Edward Galbreath ol­duğu halde hususî bir Amerikan uça­ğı ile Romaya müteveccihen Ankara-dan ayrılmıştır.

Mr. Randall Esenboğa hava meyda­nında Reisicumhur adına Riyaseti-cumhur Hususî Kalem Müdürü Faruk Berkol ile Başyaver Kurmay Albay Refik Tulga, Başvekil adına Hususi Kalem Müdürü Muzaffer Ersü, Hari­ciye Vekâleti Umumî Kâtip Muavini ve Milletlerarası İktisadî İşbirliği Ge­nel Sekreteri Melih Esenbel, Washing­ton Büyükelçimiz Haydar GÖrk, Ame­rikan Büyükelçisi Avra Warren, Ame­rikan Askerî Yardım Kurulu ile Ya­bancı Faaliyetler Türkiye Misyonu Başkanları tarafından uğurlanmış ve kendisine hayırlı yolculuklar temen­nisinde bulunulmuştur.

 Ankara :

Resmî gazete müstesna olmak üzere günlük gazetelerin sahife, adet ve eb'atlarının tahdidi hakkında İcra Vekilleri Heyetince alman kararname yüksek tasdika iktiran etmiştir. Ya­rınki resmî gazetede intişar edecek ve meriyete girecek olan kararnamenin metni şudur:

Millî Korunma Kanununun 21 inci maddesindeki selâhiyete dayanılarak, resmî gazete müstesna olmak üzere günlük gazetelerin sahife adetleri aşağıdaki şekilde tahdit olunmuştur:

1. Bir sahifesinin eb'adı 0,42x0,58 metre, yani 0,2436 metre kare ve da­ha büyük olan gazeteler haftada 56 sahifeden fazla intişar edemezler.

Kanunu mahsuslariyle millî bayram olarak kabul edilen günlerle Atatürk'­ün ölümü yıldönümüne, tesadüf eden günlerde gazetelerin neşredecekleri sahifeler bu tahdit kararı dışında olup 16 sahifeyi geçemez.

 Gazete satışlarında yüzde 25 ten fazla iade nisbeti tatbik olunmaz.

 Birinci madde ile    tesbit edilen esaslar dışında sahifelerle yayım yapan veya piyango ve bu mahiyette aynî ve nakdî ikramiyeler tertip eden gazeteler için Türkiye Sellüloz ve Kâ­ğıt Fabrikaları İşletmesinden kâğıt verilmiyeceği gibi hariçten ithal için vâki olacak döviz talepleri de is'af olunmaz.

 Gazete sahipleri her aya ait tiraj listelerini, müteakip ayın 10 uncu gü­nü akşamına kadar Basın - Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü ile Türki­ye Sellâloz ve Kâğıt Fabrikaları İşlet­mesi Umum Müdürlüğüne hitaben ta­ahhütlü olarak postaya tevdi ederler.

 Gazete    sahipleri 15 Şubat 1956 tarihinde:

Müessese matbaa, anbar ve antre­polarında mevcut olan yerli ve yaban­cı menşeli gazete kâğıtlarını,

Rehin olarak, kredi müesseseleri­nin veya tüccarın elinde veya ambarlarında bulunan, kendilerine döviz tahsis edilip transferleri yapılmış olan gazete kâğıtlarını,

O Bizzat kendileri veya komisyoncu­ları veyahut kâğıt ticaretiyle uğraşan kimseler vasıfcasiyle yaptırmış olduk­ları siparişlerden:

1) Tahsis .ve transferleri yapılmış olan,

2ı Tahsisleri yapılıp henüz transferle­ri yapılmamış olan,

Tahsisleri ve transferleri yapılıp da yolda bulunan,

Gümrük antrepolarına gelmiş bu­lunan

kâğıtlarını, rulo halinde ise rulola­rın genişliğini ve [kilp olarak miktar­larını, varak halinde ise beheri beşyüz tabakalık ne eb'atta kaçar topu ihti­va ettiğini Devlet Vekilliğine bildir­mek ve bu malûmatı muhtevi yazının birer suretini de İzmit'de Türkiye Se­lüloz ve Kâğıt Fabrikaları İşletmesi Umum Müdürlüğü ile Basın-Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğüne gön­dermekle mükelleftirler.

Kendi nam ve hesaplarına gazete kâ­ğıdı ithal ederek halen ellerinde buimage001.giflunduran kimseler de aynı hükümlere tabidirler.

Alâkalıların bu ilk beyanlarından son­ra yapılacak kâğıt siparişleriyle kâğıt ithallerinin, sipariş ve ithali takip eden bir hafta içersinde aynı makam­lara bildirilmesi dahi mecburidir.

 İşbu kararın   tatbikini   Basın -Yayın  ve Turizm Umum Müdürlüğü kontrol eder.

 İşbu karar   neşrinden   üç gün sonra mer'iyete girer.

 İstanbul :

İstanbulda yapılması düşünülen ve İstanbul Elektrik, Tramvay ve Tünel İdaresi tarafından Paris metrosunu yapmış olan Bss Societe Generalle de Truction et d'Expolitation firmasına yaptırılmış bulunan İstanbul metro­sunun projeleri, bugün, öğle üzeri İ.E.T.T. Umum Müdürlüğünde yapı­lan bir toplantıda mezkûr firma tara­fından Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay'a teslim edilmiştir.

Bu toplantıda Vali ve Belediye Reis Vekili, İ.E.T.T. Umum Müdürü, Bele­diye Reis Muavinleri, Daimî Encümen azaları, etüd ve projeleri yapan Fran­sız firması mümessilleri ile Basın mensupları  hazır  bulunmuşlardır.

Bu münasebetle Î.E.T.T. Umum Mü­dürü Kâmuran Görgün, bir konuşma yaparak şehrin trafik mevzuu üzerin­de durmuş, şehrin bazı yerlerinde tra­fiğin saatte 10.000 vasıta ile dünya­nın bir çok büyük şehirlerindeki bir seviyeye çıkmış olduğunu, şehirdeki inkişafın devam ettiğini çok kısa bir zamanda bu rakkamm daha da yük­seleceğini bunun için İstanbul şehrini kuzeyden cenuba doğru kat edecek bir metro ile saatte tek istikamete 35.000 yolcu taşımanın mümkün ola­bileceğini, yapılması düşünülen ve projeleri hazırlanmış bu metronun Mecidiyeköy ile Yenikapı arasında işleyeceğini bildirmiş ve Validen proje­leri teslim almasını rica etmiştir.

Firma mümessilinden projeleri teslim alan Vali Prof. Gökay, yaptığı konuş­mada, İstanbulun en büyük dâvala­rından birinin trafik dâvası olduğunu, istimlâklerle büyük caddeler aç­manın çok zor ve pahalı çıktığını, bu­gün dünyanın bir çok yerlerinde istimlâklerden kaçınılarak metro yap­mak yoluna gidildiğini, bir şehrin al­tında yapılan metronun büyük fayda­lar sağladığını, İstanbulda trafik güç­lüklerini kaldırmak üzere metro ve troleybüs için çalışmalara başlanmış olduğunu ve her ikisinin de tahakkuk safhasının başına geldiğini bildirmiş, yapılan etüdlerin ciddî olduğunu, bu sayede İstanbulun jeolojik yapısının da şehrin imarı bakımından öğrenil­miş bulunduğunu söylemiş ve etüd ve proje çalışmalarının 13 ay sürdüğü­nü, şimdi işin tatbikat safhasına gel­diğini, metro işinin kârlı olduğunu, gerekli paranın, İ.E.T.T. İdaresi, Bele­diye, devlet ve yabancı sermaye ile temin edileceğini sözlerine ilâve et­miştir.

Bundan sonra firma mümessili pro­jeler hakkında izahat vermiştir. Bu izahata göre, İstanbul metrosu 11.700 metre uzunluğunda olacak, Mecidiye-köyden Tophaneye kadar taş bir sa­hadan geçecektir. Metro, Halicin her iki tarafındaki çamurlu sahada husu­sî bir inşaatla yapılacak kısımdan ve Halici 400 küsur metrelik bir köprü­den geçecektir. Sirkeciden sonra yine taş bir sahadan geçecek olan metro Yenikapıya yer üstünden, Marmara sahilinden varacaktır. İstanbul met­rosu 177 milyon liraya mal olacaktır.

 Ankara :

İstanbul Mebusu ve eski Devlet Vekili Mükerrem Sarol hakkında Meclis tah­kikatı açılması yolunda İzmir Mebusu Pertev Arat tarafından verilmiş olan takrir Büyük Millet Meclisinin bugün­kü toplantısında uzun uzun görüşül­dü. Toplantıya başkanlık eden Reis Vekili İhsan Baç, önce bu husustaki takriri okuttu. Sonra sözü Mükerrem Sarol'a verdi.

Daha önce Parti Grupunda da görü­şülen bu meselenin orada bir karara bağlanmadan Meclise intikal ettiril­miş elmasını şükranla karşılıyarak söze başlıyan Mükerrem Sarol, de­mokrasi, hakikatler rejimi olduğuna göre, hadiseleri bütün çıplaklığı ile didiklemek ve umumî    efkâr önünde müteselsil bir murakabe sağlamak için umumî heyete hesap vermekle mükel­lef bulunduğunu belirtti. Hükümette vazife aldığı günden itibaren şahsını, fakat dolayısile Demokrat Partiyi he­def tutan elim ve şeni bir takım ifti­raların nasıl tahribat yaptığını bir bir açıklıya cağını ifade ederek bu imkâ­nı kendisine hazırlamış olan Pertev Arat'a teşekkürlerini bildirdi ve dedi ki:

«Bununla beraber, hiç birimizin yüre­ğinde en küçük bir tereddüt ve şüphe kalmaması için Pertev Arat arkada­şımın talep ettiği tahkikatın açılması­nı arz ve niyaz ederim.»

Müteakiben Mükerrem. Sarol, takrir­den sıralanmış olan konuları bir bir ele alarak cevaplandırmağa başladı.

1  Takririn ilk maddesi, kredi me­selesine müteallikti. Ortağı bulundu­ğu Etiler Kooperatifindeki evi ile sa­hibi bulunduğu Türk Sesi gazetesi idarehane ve matbaa binasını inşa et­tirmek için Mükerrem Sarol'un ban­kalardan fazla ve usulsüz kredi aldı­ğı iddiası ileri sürülüyordu.

Sarol, bu iddiaların asılsız olduğunu söyledi. Kooperatif İdare Heyetine sonradan girdiğini, esasen kooperatif­te her meslekten ortak mevcut oldu­ğunu, müteakip kongrelerde koopera­tif hesaplarının daima açık alınla ve­rildiğini, o tarihte esasen liberasyon usulü yürürlükte olduğundan müteah­hit için transfer vesaire nevinden her hangi bir güçlük de mevzuubahs ol­madığını kaydetti. Hal böyle olduğu halde neden kendi Vekilliği ileri sürü­lerek nüfuz kullandığı iddiası öne sü­rüldüğünü, bu isnatların hakikî gaye­si ne olduğunu bilâhare izah edeceği­ni belirtti.

Mükerrem Sarol, Etiler Kooperatifin­de kendi seçtiği ev için emsali evler gibi 40 Din liralık kredi verilmiş oldu­ğunu, bu paranın da kendi şahsına değil kooperatife tahsis olunan 7.345.000 liralık krediye dahil bulun­duğunu açıkladı. Üstelik bu kredi tah­sis edildiği zaman kendisinin Vekil ol­madığını ilâve etti. Bilâhare, bu me­seleyi ele alan Dünya gazetesi devamlı neşriyata başlayınca, ortak olarak sahibi bulunduğu bu evi bir başkasına, fakat İsrarla kendisine devretmesini isteyen Kasım Gülek'e değil de, talip­ler arasında bulunan Etibank eski Umum Müdür Muavinlerinden bir ar­kadaşına bıraktığını anlattı. Emlâk ve Kredi Bankası, bu kabil evler için, verebileceği kredinin 40 bin lirayı geçemiyeceğinî resmen ifade ettiğine göre, Sarol'un nüfuzunu kullanarak kredi sağladığı iddiası nereden çıktı­ğını sordu ve ne kooperatifin toptan ihtiyacı, ne de kendisine ait evin kre­di mevzularında Emlâk ve Kredi Ban­kasının her hangi bir şekilde tazyîka maruz tutulmadığını ifade ile bunun aksi iddiaları şiddetle reddetti.

Mükerrem Sarol, Türk - Sesi gazetesi­nin matbaa binasını kurarken, her yeni tesis sahibi gibi, bankaya müra­caatla kredi arandığını, ekspertiz so­nunda binaya 162.438 lira kıymet konduğunu ve mevzuata göre 75 bin lira kredi verildiğini anlattı. Bu mua­mele yapılırken kendisinin Vekil ol­madığını, müracaatını da her hangi bir vatandaş gibi yaparak bu krediyi aldığını ifade etti. Siyasi kanaatleri ne olursa olsun, muhalif partilere mensup vatandaşlardan da bu ban­kaya müracaatla kredi alanlar bu­lunduğunu kaydeden Mükerrem Sa­rol, «Bu meselenin benim icra mev­kiindeki nüfuzumla ne alâkası var­dır?» diye sordu. Her iki isnadın da hakikatten uzak, tahrif edilmiş bir takım dedikodulardan ibaret olduğu­nu söyledi.

2.  Takririn ikinci maddesinde, Eti­ler Kooperatifi için Koç firmasına fazla demir tahsis lisansı alarak ithal edilen demirlerden kooperatif ihtiya­cından fazlasının piyasada satılması­na sebebiyet vermiş olduğu öne sü­rülmüştü.

Mükerrem Sarol, on, onbeş senede bir mütevazı ev sahibi olmak maksadiyle ve fevkalâde iyi niyetlerle girmiş ol­duğu, kooperatifte, hâdiselerin kendi­sini nereye getirmiş olduğuna Mecli­sin dikkatini çekti ve «Zararı yok, si­zin huzurunuzda, sizin manevî kalbi­nizde yıkanmak imkânı bizim için baki kaldıkça biz pas tutmayız. Na-muskâr olmak, namuskâr kalmak venamuskâr ölmekte güçlük çekmeyiz» dedikten sonra demir meselesinin iza­hına geçti. Kooperatifin 90 ton demir ihtiyacı için Koç firması ile temasa geçtiğini, o sırada demir tevzie tâbi tutulduğundan, Ticaret Vekili ile de görüştüğünü, yüzde 25'i üç ay içinde transfer edilmek vaadi ile bu 400 ton­luk partiden 90 tonunun Etiler Koo­peratifine tahsisine firmanın muvafa­kat ettiğini anlattı ve bu hâdisedeki alâkasının da bundan ibaret olduğu­nu sözlerine ilâve etti.

«Tezvir ve iftira ile tegaddî eden bir takım insanlar, şimdi 2 bin ton demir aldı, 1700 tonunu piyasada sattı, 3 milyon lira kazandı, diyorlar. Allah-tan korkmak lâzımdır. İnsan kalemi eline aldığı zaman başkalarının da as­garî kendisi kadar şeref ve haysiyet sahibi olduğunu, asgarî kendisi ka­dar bu memleketin menfaatlerine bağlı bulunduğunu düşünmelidir. Ak­si halde, elbette âmme hizmeti gören adamlar, bundan zarar görür. Allalî-tan korkmak ve utanmak lâzımdır. Siyasî mücadelede metod ve usulleri islâh etmezsek bundan vatan ve mil­let müştereken zarar görür!»

Müteakiben Ticaret Vekâletince o za­man bu hâdiseye dair neşredilen teb­liği okuyarak bu husustaki izahatını tamamladı.

3.  Üçüncü madde, Türk Sesi'nin Ankara Maarif Müdürlüğü vasıtasiyle Ankara ilkokullarına ve diğer resmî dairelere abone kaydettirdiğine dair­di.

Eski Devlet Vekili, Türk Sesi'nin tica­ret maksadı ile çıkarılmadığını, De­mokrat Partinin sesini duyurmak maksadiyle neşredildiğini belirterek bu bahse girdi. Gazeteyi kurmakta ne büyük müşkülâta uğradıklarını anlat­tı. Bu arada resmî teşekküllere ve ik­tisadi müesseselere müracaatla, diğer gazeteler gibi, abone imkânlarının ta-biatiyle arandığını ifade etti. Ancak tenkide hedef olan abonelerin kendisi hükümette vazife almadan önce ya­pılmış bulunduğunu, ne Maarif Mü­dürü, ne Maarif Vekili, ne de Maarif erkânı nezdinde tahrirî veya şifahî .en küçük bir tesir icra edilmediğini, hâdiseyi gazetelerden okuyarak öğrendiğini, müteessir olduğunu, abone­lerin yenilenmesi cihetine gidümiyerek bu hatalı hareketin tashih edildi­ğini anlattı. Opinion gazetelerinin daima devlet tarafından himaye ve yardım gördüğünü belirterek «Eğer ticaret ve menfaat maksadı ile hare­ket etseydi bu gazeteyi çıkarmaz ve bu dedikodulardan da paçamızı kur­tarırdık» dedi.

4.  Dördüncü maddede Türk Sesi gazetesine kararname hilâfına kâğıt, malzeme ve' resmî ilân tahsis ettirdi­ği iddia ediliyordu.

Sarol, Türk Sesi gazetesine, kendisi Vekil olmadan Önce, kararname gere­ğince tayin edilmiş bulunan nisbetlere göre ilân verildiğini anlattı. Ken­disi Vekâlette kaldığı 1,5 sene içinde gazetenin ı santim fazla ilân almadı­ğını tasrih etti.

Sarol, şahsen basm işlerini tedvire memur Devlet Vekili olduğu tarzında­ki ifadeleri de yalanladı ve Devlet Ve­kili olarak basın üzerinde ne cezaî ne de idarî bir murakabe yetkisi bulun­madığını hatırlattı. «Kâğıt, döviz tah­sisleri ile Mükerrem Sarol'un ve Dev­let Vekâletinin zerre kadar ilgisi yok­tur» dedi.

Türk Sesi gazetesine iki senede tah­sis olunan kâğıdın 200 tonu geçmedi­ğini açıklayan eski Devlet Vekili, hü­kümet olarak, matbuata ve onun ihti­yaçlarına karşı daima anlayışla hare­ket edildiğini belirterek muhtelif ga­zetelere, hariçten ithal edecekleri kâ­ğıt vesaire için yapılan döviz tahsis­lerinin 14,5 milyon lirayı bulduğunu söyledi.

Mükerrem Sarol, bu arada bazı ra­kamlar da verdi. Meselâ, Akis dergi­sine 1954 yılı İçin, o tarihteki usule tevfikan, 97.675 lira döviz verildiğini, aynı yıl içinde Cumhuriyet gazetesi­nin 645.000 lira, Hürriyet gazetesinin 4.842.707 lira, İstanbul Ekspres'in 331.431 lira, Milliyet'in " 949.970 lira döviz aldıklarını, halbuki Türk Sesi­nin makine, mürekkep ve malzeme be­deli olarak sadece 131.000 lira döviz almış bulunduğunu söyledi.

Müteakiben diğer gazetelere verilen döviz    miktarlarından    bazılarını da bildiren Sarol matbuata baskı yapıl­dığı iddialarını bu rakamların pek güzel tekzip ettiğini söyledi ve resmî ilân mevzuuna geçerek bunun esas­larını ve nasıl hazırlandığını tafsil ile dedi ki:

«Şahıslarımıza yapılan tecavüzlerin haddi hesabı yoktu. Buna rağmen di­şimizi sıktık. Elbette bu hiddet ve şid­det geçecek, elbette adalet ve aklı se­lim galebe çalacaktır, diye düşündük. Ama görüyorsunuz ki, bu iftira sağa­nağı dinmemiştir.:»

Sarol, daha sonra 1955 yılına ait dö­viz tahsislerinden de rakamlar oku­du. Müteakiben İzmit kâğıt fabrika­sından gazetelere yapılan tahsislere geçti. 2.000 ton kâğıt aldığı söylenen Türk Sesi'ne sadece 139 ton kâğıt tah­sis edilmiş bulunduğunu açıkladı.

5. Takririn beşinci maddesi, Türk Sesi   gazetesine   İstanbul   Belediyesi bütçesinden 10.000 lira Ödendiği iddi­asına müteallikti.

Dr. Sarol, İstanbul Belediyesinin 16 İstanbul gazetesine abone olduğunu, bunlardan 9 adedine bu abone karşı­lığı onar bin lira ödendiğini söyledi. Türk Sesi'nin de bunlar arasında bu­lunduğunu, bu itibarla İstanbul Bele­diyesi üzerinde Devlet Vekilliği nüfu­zunu kullanarak menfaat temin ettiği iddialarının asılsız olduğunu bu ba­kımdan ne malî, ne cezaî, ne de vic­danî en ufak bir sun'u taksiri bulun­madığını izah etti.

6. Mükerrem Sarol, takririn 6 ncı maddesine  geçti. Bunda,    Türk Sesi gazetesinin Sinan Paşa    sokağındaki binasını imar plânına ve Belediye Ya­pı ve Yollar Kanununa aykırı olarak 6,5 metre fazla yükseklikte inşa ettir­diği iddia olunuyordu,

Mükerrem Sarol, bu inşaata 1&53 or­talarında başlandığını, projenin İmar Müdürlüğünce tasdik edildiğini, usu­lü dairesinde ruhsatname alındığını, bu bölge sanayi mahallesi olduğu için, sonradan yeni bir müracaatla proje tadil edilerek kat adedinin beşe çıka­rıldığını anlattı. Civardaki birçok bi­nalar, aynı kanuni imkândan fayda­lanmasının Vekillikle ne gibi bir alâ­kası olduğunu sordu.    Bu   husustaki resmî ruhsatnameyi göstererek ne kaçak kat inşası, ne de her hangi bir suiistimal keyfiyeti bahis mevzuu ol­madığını anlattı.

Sarol, müteakiben takrirdeki iddiala­rın temeline nüfuz etmek gerekeceği­ni ifade ile Dünya gazetesinin şahsına taallûk eden neşriyatına sözü getirdi. O zaman verilen tarziye mektubunu okuyarak «Hepsi iyi, güzel.. Fakat ya benim kırılan şerefim ve haysiyetim ne olacak? Bu malzemeyi alıp, mem­leketin dört bir tarafında yayılan mu­halefet hatipleri, beni, benim vası­tamla hükümeti ve iktidarı kirletip lekelemeğe kalktılar. Bir de milyon­larla oynuyor, diyorlar. Bankada iki çocuğumun yıllardan beri tasarruf su­retiyle biriktirdikleri para ile tapuda kayıtlı ve kıymeti 680 bin lirayı geçmeyen matbaa müessesesinin dışında kendi namıma kayıtlı bina varsa, is­pat edene hediye etmeğe hazırım. Ama, her gün atılan tezvir ve iftira­lar karşısında, mesuliyet sahibi in­sanların kırılan şerefini kim tamir edecek? Allah, iftira yüzünden benim çektiklerimi kimseye çektirmesin.»

Mükerrem Sarol müteakiben, şahsı ile nasıl uğraşıldığına dair misaller verdi. Bu gayretlerin ve dedikoduya dayanan bu isnatların kendisine na­sıl azap çektirdiğini izah ettikten son­ra sözlerini şöyle bitirdi:

«Şu anda her türlü ispat hakkını ela kullanmak suretiyle bildikleri varsa söylemekten çekinmesinler, ne Vekil­lik var, ne de .başka şey... Hattâ ka­derin mukadder kıldığı bir sebepten dolayı aranızda yarı cezalı bulunmak­tayım. Ama ne olursa olsun, ben, düş­manlarımın bana reva gördükleri if­tiraları dün olduğu gibi bugün de reddederim. Hakkı hakikati müdafaa etmek üzere karşılarına dikileceğim. Maddî ve manevî bütün gücümle ha­kikatleri ortaya sereceğim, müdafaa­mı yapacağım. Sizlerden niyaz ediyo­rum, tahkik işini kabul ediniz, nihan olan hiç bir şey kalmasın. Takdir siz­lerindir.»

Mükerrem Sarol'un alkışlarla karşı­lanan bu konuşması bir saat 35 daki­ka sürmüştü. Takrir üzerinde söz alan mebusların mütalâaları :

Bundan sonra Meclis tahkikatı açıl­masına dair takririn sahibi Demokrat Partiden İzmir Mebusu Pertev Arat kürsüye geldi. Hatip, Mükerrem Sarol'un da konuşmasının başında be­lirttiği gibi demokrasinin feyizlerin­den birinin âmme hizmeti görenlerin umumî efkâr vasıtasiyle, matbuat vasıtasiyle ve milletin mümessili olan parlâmentolar vasıtasiyle murakabe edilmeleri ve icraatının hesabını mil­let önünde vermeleri olduğunu kay­dettikten sonra demokrasi rejimine yeni girmiş olan memleketimizde re­jimin yerleşmesi için bu hususta bü­yük hassasiyet gösterilmesi gerektiği mütalâasında bulundu. Bu mevzuda, bizim anayasamızda da murakabeyi temin etmeğe matuf hükümler bu­lunduğunu hatırlatan Pertev Arat, Mükerrem Sarol hakkında bizzat ken­disinin de ifade ettiği gibi bir takım dedikodular dolaştığını, bazı isnatlar yapıldığını, bu itibarla hakikatin or­taya çıkması için takririni verdiğini söyledi.

Pertev Arat bundan sonra takririnde bahis mevzuu ettiği noktaları birer birer saydı ve bütün bunların aydın­latılması için Meclis tahkikatı açıl­masına zaruret bulunduğunu kay­detti ve sözlerine şöyle son verdi:

«Demokrat Parti 1946 yılında bir elin­de hürriyet ve bir elinde de fazilet bayrağı olarak meydana çıkmıştır ve Türk milletinin itimadına mazhar olarak iktidara gelmiştir. Hiç birimi­zin fazilet bayrağına çamur sıçrat­maya hakkı yoktur. Eğer sıçratılmış çamur varsa bunun temizlenmesi lâ­zımdır. Ben rejimimize karşı ve men­sup olduğum partiye karşı sırf bir va­zife yapmış olmak İçin bu takriri ver­miş bulunuyorum. Takdir her hâdi­sede en isabetli kararı vermekte yek­ta olan Türk milletinin haklarının nigehbanı ve koruyucusu olan yüksek heyetinizdir.»

Günün üçüncü hatibi olarak Hürri­yet Partisinden Bursa Mebusu Raif Aybar söz aldı. Hatip, müzakere edi­len takrirde bir nüfuz ticareti bahis mevzuu olduğunu, kendisinin Mükerrem Sarol'dan davacı olarak değil, nü­fuz ticaretinin düşmanı olarak konuş­tuğunu kaydettikten sonra takrirde zikredilen noktaların kendi görüşü zaviyesinden tahlil ve tefsirine geçti ve Mükerrem Sarol'a çok ağır hü­cumlarda bulunarak altı sene evvel servetinden, apartmanından, matba­asından bahsedilmeyen bu zatın şim­di yarım milyon liranın üstünde bir servet sahibi olduğunu, matbuatın si­tem tarizine uğrayan başka şahsiyet­lerden hiçbiri hakkında bu şekilde dedikodular çıkmadığını söyledi ve «Ateş olmayan yerden duman çık­maz» dedi. Etiler Kooperatifi bahsine geçen hatip Mükerrem Sarol'un bu kooperatifte 140 bin liralık bir meske­ni olduğunu, bunun ancak 40 bin li­rası Emlâk Kredi Bankasından kredi ile temin olunduğuna göre geri kala­nının başka yerlerden temin olunması muhtemel bulunabileceğini ileri sür­dü.

Raif Aybar ağır hücumlarda bulunur­ken oturduğu yerden müdahale ve mukabele eden Mükerrem Sarol ile aralarında münakaşa oluyor, bunlar reisin ikaz ve ihtariyle karşılanıyor­du.

Hatip Etiler Kooperatifine 90 ton de­mir tahsisi işi üzerinde de durulmak gerektiğini ifade ettikten sonra resmî ilân bahsine geçti ve Mükerrem Sa­rol'un çıkardığı gazetede neşrolunan resmî ilânlar karşılığı ödenen ilân üc­retinin bu gazetenin ehemmiyeti ile gayri mütenasip bir ölçüde olduğu mütalâasında bulundu, bilhassa bu noktada vazife suiistimali olduğunu iddia etti.

Raif Aybar bu mevzuda Mükerrem Sarol'un eniştesi Yekta Kazancıgil ile bir ortağı tarafından İstanbulda çı­karılan «Yeni Memleket» isimli bir gazeteye 67 bin liralık ilân verildiğini de ileri sürdü. Mükerrem Sarol hak­kında Meclis tahkikatı açılmasına dair takririn kabul edilmesi temenni­siyle konuşmasına son verdi.

Söz alan Erzurum (müstakil) Mebusu Hamit Şevket İnce, Teşkilâtı Esasiye Kanununun 46 ncı maddesiyle dahilî nizamnamenin 169 uncu maddesini kendi görüşü zaviyesinden tahlil ederek müzakere mevzuu tahririn bu hü­kümlerle alâkası bulunmadığı tezim müdafaa etti. Hamit Şevket İnce'niı. i şu idi: Vekiller hakkında cezaî y malî mesuliyeti müstelzim efal ve harekâtından dolayı Meclis tahki­katı açılması .istenebilir. Bahis mev­zuu takrirde böyle bir nokta yoktur. Takrirde ayrıca delil de mevcut de­ğildir. Halbuki dahili nizamnameye göre takrirde delillerin sayılması ge­rektir.

Hamit Şevket İnce, netice itibariyle ortaya bir delil (konulmadığına göre Meclis- tahkikatı açılmasına mahal olmadığını soyliyerek konuşmasını bi­tirdi.

Demokrat Partiden Çanakkale Mebu­su Servet Sezgin söz alarak Hamit Şevket İnce'ye cevap.verdi. Çanakka­le Mebusu, kendisinin Mükerrem Sarol'un mutlaka suç işlemiş olduğu yo­lunda bir, iddiası bulunmadığını, an­cak sahibi. bulunduğu gazetenin îs-tanbulun büyük gazeteleri ayarında resmi ilân alması noktasından bir suç şüphesi doğmasını da tabiî saymak gerektiğini söyledi ve konuşmasına şöyle son. verdi:

«işte bunun içindir ki, Mükerrem Sarol hakkında tahkikat açılmasını is­tiyorum. Arkadaşımızın .'beraat etmiş olarak aramıza katılması bize mem­nuniyet verir, ve biz bununla büyük iftihar duyarız. Bunu bilhassa arzetmek isterim.»

Daha sonra söz alan Cumhuriyet Halk Partisinden Kars Mebusu Sırrı Atalay, şahsı adına yaptığı konuşmada, Hamit Şevket İncenin mütalâasını reddederek takrirde ileri sürülen hu­suslar sübut bulduğu takdirde mesu­liyetin elbette ki cezalandırılması ge­rekeceğini, Büyük Millet Meclisinin bugün delilleri takdir etmek vaziye­tinde olmadığını, ancak son tahkikat açılmasını icap ettirecek emareler olup olmadığını araştırmak durumun­da bulunduğunu, kaldı ki halen ema­relerin ötesinde deliller mevcut bu­lunduğu ileri sürülebileceğini söyledi. Konuşmasını şöyle bitirdi:

«Yolun kısası ve kesini: Bütün bu niddia ve şüphelerin ortadan kaldırılması, ileri sürülen iddiaların ariz ve amik bir tahkik mevzuu olmasiyle mümkündür.»

Bu konuşmadan sonra İstanbul Me­busu Mükerrem Sarol ikinci defa söz alarak kürsüye geldi, 'bilhassa Bursa; Mebusu Raif Aybar'a cevap verdi. Dr. Mükerrem Sarol, bu hatibin bir iki gazetenin dedikodu mahiyetindeki neşriyatına- istinad ederek konuştu­ğunu ve bunu üzüntü ile karşıladığı­nı belirterek söz başladı. Raif Ay-bar'm 140 bin liralık ev hikâyesi üze­rinde İsrarla dururken aradan geçen zaman zarfında bilhassa arsa fiyatla­rı üzerindeki artışı nazarı itibare al­madığını belirten Dr. Mükerrem Sa­rol, yarım milyonluk serveti olduğu iddiasını da cevaplandırarak matbaa yüzünden. 448 bin lira borçlu bulun­duğunu, 1950 yılında yüz binlere, milyona sahip olmadığı gibi bugün de olmadığını, fakat 1950 den çok evvel 1937, de hususi arabası bulunduğunu, 1946 daki hayatının ortanın üstünde bir hayat olduğunu kaydetti.

Dr. Mükerrem Sarol, resmî ilân mev­zuu üzerinde tekrar İzahat ve Raif Aybar'a cevap vererek, «Yeni Memle­ket» gazetesine kendisi Vekil olmaz­dan, evvel tahsis edilen ilâna,. Vekil olduktan sonra bir santim bile ilâve yapılmadığını bildirdi ve «Filân ada­mın bana uzaktan yakından karabeti var diye 'haksız iktisaplar edinmesi nasıl memnu ise benim yüzümden ka­nunî haklarının ihlâline de sebep yoktur» dedi. Konuşmasına hakkında Meclis tahkikatı açılmasını bilhassa istediğini tekrarlıyarak son verdi.

Günün sekizinci ve son hatibi olarak Cumhuriyetçi Millet Partisinden Kır­şehir Mebusu Tahir Taşer kürsüye geldi.

Şahsı, adına yaptığı konuşmada Ha­mit Şevket İnce'ye cevap veren Tahir Taşer eski Maliye, Hariciye, İktisat ve Ticaret Vekilleri hakkında Meclis tah­kikatı açılmasını, o zamanki delille­rin zayıf olmasına rağmen . istediği halde şimdi daha kuvvetli deliller karşısında aksi iddiada bulunan Ha­mit Şevket İnce'nin tezada düştüğü mütalâasında bulundu. Hatip bundan sonra Meclis tahkikatı açılmasının alâkalıyı Divanı Âliye sevketmek de­mek olmadığını, Meclis tahkikatı de­mek, suç isnad edilen Vekil hakkında tahkikat yapılması, yani hazırlık ve i)k tahkikat demek olduğunu, ancak bu tahkikatın sonundadır ki, elde edi­len delillere göre son tahkikatın açı­lıp açılmaması üzerinde görüşülece­ğini kaydetti. Netice itibariyle Meclis tahkikatı açılması hakkındaki takri­rin kabul edilmesini istedi

Başka söz isteyen yoktu. Reis verilen iki takriri okuttu. Müstakil Erzurum Mebusu Hamit Şevket İnce ile Demok­rat Partiden Ağrı Mebusu Nimet Sü­mer ve Muş Mebusu Şemsi Ağaoğlu tarafından verilmiş olan bu iki tak­rirde Meclis tahkikatı açılmasına dair takririn reddolunması talep edilmek­teydi. Takrirler reye sunuldu ve red­dedildi.

Bundan sonra İzmir Mebusu Pertev Arat'ın eski Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol hakkında tasrih edilmiş olan muayyen maddeler üzerinden Meclis tahkikatı açılmasına dair tak­riri reye kondu ve kabul edildi. Bu takrire Demokrat Partiye mensup mebuslardan büyük bir kısmı ile Cumhuriyet Halk Partisi ve Hürriyet Partisi mensubu mebusların hepsinin ve bizzat Dr. Mükerrem Sarol'un mu­vafık rey verdikleri görüldü. Rey ne­ticesinin reis tarafından ilânını alkış­layanlar arasında bizzat Dr. Müker­rem. Sarol da vardı.

Dr. Mükerrem Sarol hakkında Meclis tahkikatı açılması, böylece kararlaş­tırıldıktan sonra tahkikatın Adliye ve Teşkilâtı Esasiye Encümenlerinden müteşekkil bir muhtelit encümen ta­rafından mı, yoksa ayrıca seçilecek dört beş kişilik bir encümen tarafın­dan mı yapılacağı hususunun tayini için reye müracaat edildi. Tahkikatın Adliye ve Teşkilâtı Esasiye Encümen­lerinden müteşekkil bir muhtelit en­cümen tarafından yapılması kararlaş­tırıldı. Ayrıca icabında müddetin uza­tılması kayıt ve şartiyle, muhtelit tahkikat encümeninin çalışmaları İçin iki aylık bir müddet verildi ve bu en­cümenin icabında -tâli encümenler kurabilmesi, tahkikat icaplarına göre başka yerlere gidebilmesi kararlaştı­rıldı.

İki kanun teklifinin muvakkat encü­menlere havalesi hakkındaki takrir­leri okunup reye konularak kabul edilmesini müteakip saat 18.40 ta bu­günkü toplantıya son verildi.

Büyük Millet Meclisi cuma günü saat 15 de toplanacaktır.

 Ankara :

Cumhuriyet Halk Partisi Meclisi ge­çen gün bir beyanname neşretmiş ve bu beyannamede üniversite, basın, adliye vesaire gibi muhtelif mevzular üzerinde fikirlerini beyan eyledikten sonra memleketin iktisadî ve malî durumu ve dış istikrazı hakkında şu mülâhazaları ileri sürmüştü:

«İktisadi durum, vatandaşa darlık, pahalılık şeklinde verdiği ıztırabı art­tırmakta ve vaziyeti iyileştirmek için alınması lâzım tedbirler üzerindeki ümitleri azaltmaktadır. Hükümetin bütçe teklifleri senelerden beri (sami­mî bütçe muvazenesi) iddiasına isti­nat etmiş, aksini söyleyenler her su­retle kötülerim iştir.

Şimdi bütçe muvazenesinin bundan sonra tesis olunacağını beyan eden iktidar vazifelileri, şüphesiz ki, en müsamahalı vatandaştan da itimat bekleyemez.

İktisadî ve mali vaziyetimizin düzel­mesi, dış yardımdan evvel bizim isa­betli tedbirleri kendimizin bulmamıza ve tatbik etmemize bağlıdır. Biz, hiç bir yerden yardım olmayacakmış gibi, bütçemizi dış ticaretimizi, vergi ada­letimizi ve kredi politikamızı tanzim etmeğe mecburuz. Biz bu basiret ve kudreti gösterdikten sonradır ki, eğer bir dış yardım temin edebilirsek, bu memleketin kuvvetlenmesini, ilerle­mesini ve kalkınmasını arttıran yara­tıcı bir unsur olabilir. Bu sebeple, her şeyden evvel, milletçe, ilim ve iktisat adamlarımızın tavsiye edecekleri sa­lim istikametlerde vergilerimizi islâh etmek, paramızın kıymetini sağlam esaslara bağlamak takat ve imkân­larımıza göre, tatbiki kabil bir prog­ram vücude    getirmek   ve   bunların hepsinde milletçe katlanacağımız fe­dakârlıkları adaletle şumullendirmek, türlü suiistimal fırsatlarının aşırı ka­zançlarına vasıta olan yolları tıka­mak tedbirlerin en tesirlilerindenidir.

Esefle görüyoruz ki, iktidar, bu ihti­yaçlardan hiç birini ciddî olarak na­zara almamaktadır ve vatandaşın 12 tıraplarını fevkalâde muhakeme usul­leri, ve cezalarla yatıştır ab iteceği ka­naatini beslemektedir. Bu hareketler­den müspet netice beklenemez. Gele­ceğin sıkıntısı, bugünkünden fazla olabilir. Çünkü, tarihin tecrübesi ve ilmin kat'î hükmiyle sabittir ki, yan­lış istikamette sonuna kadar yürüdük­ten sonra mecburi olarak bu istika­metlerin yanlış olduğunu söyleyen si­yaset adamlarının aynı mesuliyet mevkilerinde muvaffak oldukları gö­rülmemiştir. Bu usulleri tekrar tek­rar tatbik eden mesuliyet adamlsrı artık itimat bekleyemezler.

Daima tekrarladığımız gibi, iktisadi zorlukların giderilmesi ve dış yardım­ların sağlanması mevzuları partiler üstü millî mesele olarak ele alınmalı­dır.

Bu sabah toplanan Demokrat Parti Genel İdare Kurulu, Halk Partisi Mec­lisinin bu iddialarına cevap olarak şu tebliği neşretmiştir:

«Üniversite muhtariyetinden hâkim teminatına, anayasa tadilâtından ik­tisadî tedbirlere kadar bütün memle­ket meseleleri üzerinde Türk milleti­nin halini ve istikbalini kapkaranlık göstererek iş başında bulunan hükü­meti umumi efkâr nazarında güya mahkûm etmeğe yeltenen bu tebliğe hakim olan ruh ve zihniyeti açıkça ortaya koymakta fayda görüyoruz...

Altı seneye yakın bir zamandan beri, memleket meselelerini her zaman korkunç bir kin ve ihtirasla ele almış olan muhalefet, bu son tebliğinde de bu bozguncu, ruh haletinin ve daima zebunu bulunduğu ihtirasın en kötü ve iğrenç misallerini bir kere daha or­taya koymaktan ve böylece memleke­tin yüksek menfaatlerini 'bir ihtiras uğrunda ayaklar altına alarak perva­sızca çiğnemekten çekinmemiştir. Filhakika, hükümetimizin Amerika Cumhurreisinin İktisadî İşler Özel Müşaviri Mister Randall’la çok ehem­miyetli müzakerelerde bulunduğu bir sırada, muhalefet bu memleketin yük­sek menfaatlerini göz önünde tutarak, hiç olmazsa bir kaç gün için vatan­perver bir muhalefetin bir kaç güzel örneğini verebilirdi. Esefle kayıt ede­lim ki, C. H. Partisi' neşrettiği bu teb­liğle memleketin menfaatlerini değil, yalnız ve yalnız kendi ihtiras ve men­faatini her türlü endişe ve düşünce­nin üstünde tuttuğunu, red ve inkâr kabil olmayan bir tarzda açığa vur­muştur,      Muhalefetin nazarında Türkiye, bu­gün değil, Demokrat Parti iktidarının daha ilk günlerinden itibaren bir uçu­ruma ve bir felâkete yuvarlanmış de­ğil midir? Aklı seliminden ve şuurun­dan emin bulunduğumuz Türk milleti hemen altı yıla yakın bir zamandan beri bu türlü. meş'um ve yıkıcı bir propaganda ile zehirlenmek istenmiş­tir. Şu halde Halk Partisi, hiç de yeni olmayan bu felâket dellallığını kimbilir kaç yüzüncü defa propaganda pa­zarına sürmek için, hiç olmazsa, daha bir kaç gün tahammül edemez mi idi? Fakat hayır, dinmeyen bir ihtira­sın esiri haline gelmiş olan bu parti memleket menfaatleri hesabına, bu kadarcık olsun bir temkin ve basireti gösterememiş, politika adamlarının meübuhane gayretleri, muhalefet matbuatının Türk iktisadî ve siyasî hayatını bir uçurumun kenarında imiş gibi göstermeğe çalışan yazıları, karikatürleri ve bunların hepsinden daha ehemmiyetli olarak.partinin en yetkili bir organının bu son tebliği ile en haksız ve iğrenç hücum ve savlet­ler iktidarımıza karşı işte tam bu sı­rada tevcih edilmiştir.

Tebliğde, «İktisadî ve malî vaziyeti­mizin düzelmesi, dış yardımdan evvel, bizim, isabetli tedbirleri kendimizin bulmamıza ve tatbik etmemize bağlı» olduğu ilân edildikten sonra bugün­kü hükümetin «En müsamahalı va­tandaştan dahi artık itimat bekleyemeyeceği» hükmüne varılıyor. Dikkat edilecek  olursa dış yardım, içeride iktisadî ve malî vasiyetimizin düzelmesi şartına bağlanmış; diğer yandan ise en müsamahalı vatanda­şın dahi bugünkü iktidara artık iti­mat edemeyeceği hakkında, kati bir hüküm düşürülmüştür.

Şu halde, bu derece acze ve zaafa düşmüş ve en müsamahalı vatanda­şın dahi itimadını kaybetmiş bir vazi­yette gösterilen bir hükümete dış yar­dımı yapılması lüzumsuz ve hattâ.za­rarlı saymak bu görüş ve kanaatin mantıkî bir neticesi değil de nedir?

Bütün bunlar, muhalefetin gizlemeğe muvaffak olamadığı hain maksatla­rını açığa vuran ve insanı memleket hesabına, derin teessür ve eseflere sevkeden faaliyetlerinin en kati ve şaşmaz, delillerini teşkil eder.

Hakikat şudur ki, Demokrat Parti ik­tidarı, uzun asırların ihmaline uğra­mış olan bu memleketi süratle kalkın­dırmak ve onu muasır medenî millet­lerin seviyesine hızla ulaştırmak için ağır ve aynı zamanda şerefli bir me­suliyet altındadır. Demokrat Parti, meşbu bulunduğu yüksek vatanper­verlik hisleriyle bu memleketi Türk tarihinde görülmemiş bir ceht ve hamle içerisinde yükseltmeğe çalışır­ken sağdan ve soldan gelen bu türlü âdi ve bayağı hücum ve savletlerden asla çekinmiyecek ve doğru bildiği yolda azimle ilerleyecektir.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Mecli­sini, gerek muhtevası ve gerek neşreylediği tarih bakımından Türk mil­letinin menfaatleri aleyhinde oldu­ğunda asla şüphe edilmeyen ve ya­bancılara karşı bir nevi jurnalcilik mahiyetini taşıyan bu beyannamesin­deki hain maksat ve fikirleriyle başbaşa bırakıyoruz.

 Ankara :

Yüksek Askeri şûra bugün, bu yılki ilk toplantı devresine ait müzakerele­rini sona erdirereek dağılmıştır.

İşbu toplantıda, gündemde geri ka­lan maddeler sona erdirilmiş ve ayrı­ca silâhlı kuvvetler personelinin mad­dî yaşama imkânlarına kolaylık, vere­cek, ordu pazarları    teşkilâtının kanun lâyihası, üzerinde önemli karar­lar alınmıştır.

9 Şubat 1956

 İstanbul ;

İstanbul liman başkanlığından aldı­ğımız malûmata göre, Sürmene'nin Bağlama limanına kayıtlı 272 gros tonluk Uzuner motoru, dün Kıbrıs açıklarında batmış ve mürettebatı, Danimarka bandıralı Ferbland gemisi tarafından kurtarılmıştır.

Ferbland süvarisi, durumu İstanbul acentası vasıtasile İstanbul Uman başkanlığına bildirmiştir. Motorun kurtarılan mürettebatı, Maltaya gö­türülmektedir.

JFerbland'dan verilen malûmata göre, Uzuner motoru mürettebatından kur­tarılanlar şunlardır:

Kaptan Hasan Ökdem, ikinci kaptan Alay Çakmak, makinist Selâhaddin Uzuner, gemici Hasan Kaçaî, Recep Eminoğlu ve Necati Kumaş.

10 Şubat 1956

 Ankara :

Irak parlâmentosunun davetlisi ola­rak dost ve müttefik. Irak'ı ziyaret edecek olan Büyük Millet Meclisi.He­yeti, Meclisin bugünkü toplantısında seçilmiştir. Heyet şu mebuslardan müteşekkildir:

Gazi Yiğitbaşı (Afyonkarahisar) İsmet Olgaç (Amasya) Dağıstan Binerbay (Ankara) Osman Şevki çiçekdağ (Ankara) Zühtü. Uray (Aydın) Selâhattin İnan (Bitlis) İhsan.Karesioğlu (Çanakkale) Mecit Bumin (Çoruh) Yusuf. Azizoğlu. (Diyarbakır) Zeki Çavuşoğlu (Erzurum) Hasan Numanoğlu. (Erzurum)

Liitfi:Kırdar (İstanbul)

Emin Onat (İstanbul)

Ali!Muzaffer Tanöver (Kastamonu)

Reyhan GÖkmenoğlu (Konya)

Ali Galip.Bubik (Kütahya)

Ahmet Kavuncu (Kütahya)

Tevfik Ünsalan (Malatya)

Lütfi Sezgin (Seyhan)

İsmail Şener (Trabzon)

Feridun Ayalp (Urfa)

11 Şubat 1956

 İstanbul :

Örfi İdare Kumandanlığından tebliğ edilmiştir:

 Örfi idare 2 numaralı mahkeme adlî amirliğince, 6-7-eylül   hâdiseleri münasebetiyle Kıbrıs Türfetür Cemi­yeti mensupları ve diğer tahrik un­surları mevzuunda   yapılan tahkikat neticesinde suçlu görülen   (17)   şahıs hakkında son tahkikatın   açılmasına dair talepname hazırlanmıştır.

 Maznunların duruşmasına 13 Şubat 1956 pazartesi. günü saat 14 de başlanacaktır.

Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 1#5 inci.maddesi mucibince muhake­melerin neşri yasaktır.

Örfi İdare Kumandanı

Orgeneral Nurettin Aknoz

13 Şubat 1956

 Ankara :

Türkiye Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak memleketimize gelen dost ve kardeş Pakistan Milli Mecli­si Reisi -Ekselans Abdülvahap Han "bu sabah saat 11,40 da uçakla Ankaraya muvasalat etmiş ve hava alanın­da Büyük Millet Meclisi Reis Vekille­rinden Fikri .Apaydın, Meclis İdare Amiri Nüshet Afcın.ıMeclîs Umumî Kâtibi Refet Sezen ve Protokol Umum Müdürü Şemsettin Arif Mardin, Pa­lastan Büyük Elçiliği Maslahatgüzarı ile Büyük Elçilik ileri gelenleri tara­fından karşılanmıştır.

Büyük Millet Meclisi Refik Koraltan adına Hususî Kalem Müdürü Bedri Akyüz mümtaz misafirimize «Hoş gel­diniz» demiştir.

 Ankara : 

Başvekil ve Demotaat Parti Genel Başkanı Adnan Menderes Anadolu Ajansına şu beyanatı vermiştir:

«Osman Kapani, Hulusi Köymen ve Hayrettin Erkmen arkadaşlarımızın İstanbulda parti işleri ile vazifelen­dirilmeleri dolayısiyle İstanbulda çı­kan bazı gazetelerde, İstanbul parti teşkilâtında geniş tasfiyeler yapılaca­ğı şeklinde, yayınlanmış olan haber­ler doğru değildir. Aksine olarak za­manın her türlü hâdiseleri ve tezat­lı cereyanları yüzünden kaybettiği­miz veya rabıtalarımızın zayıfladığı arkadaşlarımız varsa bunları da par­timiz camiası içine alabilmekle bah­tiyar olacağız. Binaenaleyh, bu arka­daşlarımızın vazifelendirilmelerindeki maksat, İstanbulda parti faaliyetle­rimize yeni bir hız vermek, eski, yeni bütün partili arkadaşlarımızı yeni bir tesanüt ruih ve hamlesi ile harekete getirmektir.

Bilindiği gibi, türlü bütün muhalif veya muzır cereyanlar partimizin aleyhinde âdeta ittifak üzere bir müddetten beri sistemli bir şekilde hare­kete geçmişlerdir. .Anlaşılıyor ki, bun­lar bekledikleri fırsatların ele geçti­ğine ve müsait zamanın geldiğine hükmetmiş bulunuyorlar. Demokrat Parti mensuplarının İstanbulda ve bütün yurtta partilerine ne kadar bağlı olduklarının ve memleketi bir an -evvel nizama, hürriyete, refaha ve saadete eriştirmek hususundaki gaye ve sonsuz gayretlerimize ne ka­dar inandıklarının herkesçe takdir olunacak en açık ve katî delillerini bir kere daha vermekte ve göstermekte asla gecikmeyeceklerinden eminim.

Genelmerkez olarak tedbirlerimiz bü­tün memleketteki  parti  teşkilâtlarımiza şâmil olacaktır. Denilebilir ki, günün icaplarına uyarak Demokrat Parti, yeni bir hamle ve hareket dev­resine girmektedir.»

Ankara ::

1937 yılında Karaköyde öldürülen va­tandaşlar meselesini incelemek üzere, bugün Büyük Millet Meclisinde, 5 ki­şilik bir tahkik heyeti seçilmiştir. O-turum açıldığı zaman Reis Vekili Fikri Apaydın, bu hususta, Büyük Millet Meclisinin geçen içtima devre­si içinde bir tahkik heyeti kurulma­sını kararlaştırmış olduğunu, ancak bu mesele o devre içinde intaç edile­mediği için bu defa ele alınması ge­rektiğini ifade etmiştir. Müteakiben iç tüzüğün 170 inci maddesi gereğin­ce seçim yapılarak tahkik heyetine Muammer Obuz, Hüseyin Fırat, Harridi Sancar, Mehmet Kartal ve Nureddin Ertürkün seçildikleri anlaşılmış­tır. Tahkik heyeti, hâdise etrafında gereken incelemelere yakında başlıyacaktır.

Gerze:

Bugün saat 18,30 da bir evden çıkan yangın şiddetli lodos fırtınası tesiriy­le süratle genişliyerek kasabayı sar­mış ve saat 23 itibariyle kasabanın büyük bir kısmı yangından hasara uğramıştır.

Hükümet konağı, adliye, jandarma, postahane, askerlik şubesi, ziraat ban­kası binaları da tamamen yanmıştır.

Kızılay Genel Merkezi ilk yardım ola­rak 100 çadır ve 200 battaniye bir kamyonla gece yola çıkarmıştır. Tur­hal deposundan da 300 çadır gönderil­mesi emri yıldırım telgrafla bildiril­miştir. 

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan tebliğ edilmiştir:

Türk - Bulgar hududunda tetkikler­de bulunmak ve mevcut hudut hattı üzerinde zamanla husule gelmiş olan ve ara sıra hudut hâdiselerine sebebi­yet veren hudut taşlarının bozulması gibi bazı aksaklıkların giderilmesini müştereken sağlamak üzere Türk ve Bulgar hükümetlerinin beşer kişilik temsilcilerinden mürekkep bir karma komisyon, 10 Şubat 1956 tarihinde Sivilingraddâ ihzari bir toplantı yapa­caktır. Mezkûr komisyona Türkiye adına Kurmay Albay Lütfi Hahcıoğlu, Kurmay Kıdemli Binbaşı Ramiz Güldenç, Harite. Yüzbaşısı Mustafa. Er tşahin, Kıdemli Binbaşı Ahmet Tunca ve Binbaşı Rahmi Atalay katılacak­tır.

 Ankara :

Moskova Büyük Elçiliğine tâyin edil­diği için memleketimizden ayrılmakta olan Federal Almanyanın. Ankara Bü­yük Elçisi Ekselans Dr. Wilhelm Haas bu akşamki trenle İstanbula hareke­tinden evvel Basın _ Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü kısa dalga radyo servisine verdiği bir beyanatta Türkiyeye veda etmiştir. Ekselâns.Dr. Ha­as, Ankara radyosunun bu akşamki Almanca neşriyatında kendi sesinden verilen bu beyanatında şunları söyle­miştir :

«Türkiyeden ayrılışım benim için her bakımdan zordur. Üç buçuk sene sü­ren ve her bakımdan unutulmaz ve değerli hâtıralarla dolu bulunan bir ikametten sonra bu güzel memlekete ve burada bıraktığım nice dostlara ve­da etmek bilhassa ileride karşılaşaca­ğım çetin vazifeleri hatırlayınca pek de kolay değildir. Son günlerde Türk dostlarıma tekrarladığım bir cümleyi burada, hem de refikam namına bir kere daha belirtmek isterim: Gidiyo­ruz, fakat kalbimizi burada bırakıyo­ruz. Ankarada. gelişmesini memnun­lukla gördüğümüz sanat ve ilim ha­yatını asla unutmıyacağımız gibi da­ima şahidi bulunduğumuz asil Türk misafirperverliği de bizim için pek kıymetli bir hâtıra olarak kalacak­tır. Bu hâtırayı sadece İstanbul ve Ankaradaki muhterem dostlarımıza atfetmekle kalmıyor, Anadolu gezile­rimizde en küçük kasabalarda dahi mazhar olduğumuz bu güzide Türk meziyetini bilhassa dile getirmek; isti­yorum. Nitekim 1955 senesinin hazi­ran ayında Fırat ve Dicle dolayların­dan başlayıp Van gölü, Ağrı etekleri ve Karadeniz kıyılarına ulaşan    birgezi esnasında topladığım müstesna hâtıralar benim için ebedî bir kıymet taşımaktadır. Buralarda hayranlıkla temaşa ettiğim tabiat güzelliğini ay­nı zamanda sinesinde yaşayan insan­lardan âzami bir gayret ve faaliyet talep ediyordu. Bu hâtıramı yâdederken, Diyarbakır, Kars, Van, Erzurum, İğdır, Murgul, Trabzon ve gezdiğim diğer yerlerde tanıdığım Türk dostla­rımı bilhassa ye muhabbetle selâmla­mak isterim. Türkiyeden ayrılmazdan evvel Ana'dolunun şimdiye kadar ta­nımak fırsatını bulamadığım Antalya havalisini de görmek arzusundan ken­dimi alamadım. Bu arzu içinde yaptı­ğım son seyahat hâtıraları arasında karlı Anadolu dağlarından aşarak ulaştığım mavi Akdeniz kıyılarındaki dostlarımı da bilhassa yâdeder ve kalpten her birinin ayrı ayrı elleri­ni sıkarken tahakkuku uğruna bura­da geçirdiğim bütün mesai zamanla­rımı seve seve hasrettiğim Türk - Al­man dostluk rabıtalarının gelecekte de en. samimî bağlarla kuvvet bulma­sını temenni ederim.»

 Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan, bildirilmistir:

Yeni vazifesine gitmek üzere memle­ketimizden ayrılacak olan Almanya Büyük Elçisi Ekselans Dr. Vilhelm, uzun zamandan beri yetiştirdiği çok kıymetli iki atını Süvari Binicilik Okuluna hediye etmiştir.

Bu münasebetle saat 10 da Almanya Büyük Elçiliğinde bir merasim yapıl­mış ve Büyük Elçi, çocukları kadar sevdiği atlarını, Süvari Dairesi Baş­kanı Albay Fevzi Doğan'a teslim et­miştir.

Büyük Elçi, bu münasebetle duyduğu heyecanı ifadelendiren bir konuşma yapmış ve «Atlarımı, tarihî dostumuz Türk milletinin cevherli askerine tev­di etmekte olduğum için şu anda bü­yük bir sevinç ve gurur duyuyorum.» demiştir.

 Ankara :

Açılışı, 9 nisan 1&56 tarihinde yapılacak olan Seyhan barajı ve hidro -elektrik tesisleri inşaatı büyük ölçü­de tamamlanmıştır.

Bilindiği üzere barajın feyezanları ön­leme, elektrik enerjisi üretme ve su­lama gibi üç fonksiyonu vardır. Ha­lihazırda, baraj birinci fonksiyonunu, 1955-1956 kış mevsiminde gelen fezeyan dalgasını arkasında tutarak Adanayı ve Seyhan ovasını su bas­kınlarından kurtarmış olmakla ifa etmiş bulunmaktadır.

Seyhan nehrinin sebep olduğu su baskınları, Çukurovada senede vasatı 8 milyon liralık zarar ika etmekte idi.

Son yağışlar dolayısiyle Büyük Men­deres, Gediz ve Ceyhan havzalarında feyezanlar olmuş ve bu feyezanlar büyük zararlara sebebiyet vermiştir.

Aynı karakterde olan Seyhan nehri­nin getirdiği feyezanlar ise Seyhan barajı gerisinde teşekkül etmekte olan gölün kabarmasına hizmet etmiş­tir.

Halihazırda Seyhan barajı arkasın­daki gölde 700 milyon metre mikâp su toplanmıştır.

Baraj gerisindeki gölün derinliği ha­lihazırda 30 metreyi asmıştır.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, müteaddit takrirler cevap­landırıldı.    

İçtimaatı umumiye kanunu fte tebliğ meselesi:

Cumhuriyetçi Millet Partisinden Kır­şehir Mebusu Tahir Taşer tarafından verilmiş olan bir takrirde içtimaatı umumiye kanununun tatbik sureti hakkında geçen ağustosta yayınla­nan tebliğin ne sebeplerle çıkarıldığı ve tebliğin kanuna aykırı olup olma­dığı soruluyordu.

Suali cevaplandıran Dahiliye Vekili Ethem Menderes, bahis mevzuu ka­nunun tatbikatı ile vazifeli olan Da­hiliye Vekâletinin, kanunun âmir hü­kümleri üzerinde müesses    anlayışın açıklanması maksadiyle böyle bir teb­liğde bulunduğunu bildirdi ve «Ka­nunun 5 inci maddesinde (İçti­main ne sebep ve maksatla aktedileceğinin izahı) ve 8 inci maddesinde de (Beyannamede tâyin olunan mev­zu haricine çıkılamıyacağı) sözünde­ki âmir hükümlerle yapılmış olan tebliğin kanunla mutabakat halinde olduğu görülmektedir» dedi.

Dahiliye Vekili Ethem Menderes,'ba­his mevzuu tebliğin takrirde ileri sürüldüğü .gibi kanunun tefsiri gibi bir mahiyet taşımadığını, nitekim vi­lâyetlere dahi tamim edilmediğini kaydetti ve dedi ki:

«İçtimaatı umumiye kanunu, teşkilâ­tı esasiye ile vatandaşa tanınan top­lanma -hürriyetini âmme nizamı mülâhazasiyle tanzim eden bir kanun ol­duğuna göre, kanunun hükümleriyle mutabık ve müesses anlayışın, bu teb­liğle tekrar edilmiş olmasındaki maksat, kanuni vecibelerin unutularak yerine getirilmemesi suretiyle toplan­ma hürriyetinden istifadeyi müşkülâ­ta uğratmamak için, vatandaş lehine teyiden ifade edilmesine lüzum gö­rülmüş olmasından ibarettir.»

Takrir sahibi Kırşehir mebusu Tahir Taşer kürsüye gelerek Dahiliye Veki­line verdiği izahat dolayısiyle teşek­kür etti ve «Fakat bu cevap bendeni­zi asla tatmin etmemiştir. Sebepleri­ni aşağıda yazılı olduğu şekilde ar-zediyorum» diyerek evvelden hazırla­mış olduğu anlaşılan beyanatını oku­mak suretiyle görüşünü açıkladı. Bu arada bahis mevzuu tebliğin teşkilâ­ta" tamim edilmiş olduğunu söyleme­si üzerine Dahiliye Vekili Ethem Men­deres müdahale etti:

«Söyledim efendim. Böyle bir tamim yapılmamıştır.»

Hatip beyanatına devamla haberin radyoda okunduğunu, böylece teşki­lâtın da malûmu olduğunu söyledi ve tebliğin kanunî tefsir mahiyetinde bulunduğunu, bu itibarla teşkilâtı esasiye kanununa aykırı mahiyeti olduğunu iddia etti.

Dahiliye Vekili Ethem. Menderes söz alarak tebliğin vilâyetlere tamim edil­memiş  olduğunu  tekrar  tasrih  etti.


 

Bunda sadece kanundaki hükümle­rin tekrar edildiğini, maksadın -da a-lâkalüara kanunun esaslarını bildir­mekten ibaret bulunduğunu kaydetti.

Beyanname esasına göre gelir vergi­sine tâbi esnafın durumu:

Takrir sahibi tekrar söz alarak fi­kirlerinde ve noktai nazarında israr etti.

Müteakip sual takririne geçildi. Hür­riyet Partisinden Hatay mebusu Se­kip İnal tarafından verilmiş .olan bu takrir beyanname esasından gelir ver­gisine tâbi tutulan esnafın vergi du­rumuna dairdi.

Maliye Vekili Nedim Ökmen 6582 sa­yılı kanunun yürürlüğe girmesi üze­rine mahdut kazançlı ve defter tut­makta güçlük çekecek bir kısım.tica­ret ve sanat erbabının müşkül duru­ma düşeceklerinin anlaşıldığını, bu mahzurları önlemek maksadiyle bir kanun lâyihası hazırlanarak Başvekâ­lete verildiğini bildirdi. Maliye Ve­kili ayrıca 5421 sayılı gelir vergisi ka­nununda mevcut en az geçim indiri­mi hadleriyle ilgili olarak Maliye Ve­kâletinde çalışmalar yapıldığını ve bir nakil vasıtası işletenlerin bu ver­giden muaf tutulmaları derpiş edil­diğini söyledi.

Takrir sahibi Hatay Mebusu Sekip İnal, bu mevzuda esnaf arasında u-yanan huzursuzluğun giderilmesi için alınacak tedbirlerin açıklanmasını te­min maksadiyle sualini verdiğini, ye­ni bir kanun lâyihası hazırlanmış ol­duğunu böylece öğrendiğini söyledi ve Vekile teşekkür etti. Bundan sonra bahis mevzuu lâyihada bulunmasını istediği esaslar hakkında izahat ver­di.  

Maliye Vekili Nedim ökmen tekrar kürsüye gelerek lâyihada izaıh olu­nan bütün hususların dikkate alındı­ğını, Şoförler Cemiyeti temsilcilerinin de yeni lâyihadan menim oldukları­nı bildirdiklerini esasen herhangi bir malî kanunda tadilât yaparken hükü­metin vergi adaletini takviye etme­yi, birinci plâna aldığını söyledi.

Vergi kaçakçılığı şeklinde emlâk ko­misyonculuğu yapanlar:

Trabzon (D.P.) mebusu Mahmut Go-loğlunun. bir takriri görüşüldü. Tak­rirde İstanbulda vergi kaçakçılığı şeklinde emlâk komisyonculuğu ya­pan kimseler bulunduğu yolundaki id­diaların doğru olup olmadığı sorulu­yordu.

Maliye Vekili Nedim Ökmen Vekâle­tin bu hususta malûmatı bulunmadı­ğını, mamafih meselenin İstanbul Defterdarlığına yazıldığını, böyle bir vaziyet varsa kanunî icabın yerine ge­tirilmesinin tabiî olduğu cevaıbını ver­di.

Takrir sahibi bu mevzuda gazeteler­de haberler çıktığını, istanbul Emlâk çiler Derneği kongresinde de bu şekil­de iddialar ortaya atıldığını söyledi.

Hirfanh barajının inşaatı ile alâkalı takrir :

Demokrat Partiden İstanbul Mebusu Zakar Tarver'in bir sual takririne geçildi. Takrirde^ bir İstanbul gazete­sinde Hirfanh barajı inşaatiyle alâ­kalı bir İngiliz şirketi mümessiline at­fen verilen ve barajın yerinin muva­fık olmadığı yolundaki haberin ma­hiyeti soruluyordu.

Suali cevaplandıran Nafıa Vekili Mu­ammer Çavuşoğlu Hirfanh barajının Kızılırmak üzerinde teknik ve ekono­mik bakımdan en muvafık yerde inşa edilmekte olduğunu, bu barajın İski­lip, Kargı, Osmancık ve Alagöz ora­larını beslemek ve senede 400 milyon kilovat saat elektrik enerjisi üretmek gayesiyle yapıldığını, bu tesisin Batı Anadolu elektrik üretme şebekesinin bir parçası olduğunu izah etti. Nafıa Vekili, bahis mevzuu beyanatı verdiği iddia olunan İngilizin ne hükümet tarafından, ne de müteahhit yabancı firma tarafından davet edildiğini, bu zatın su geçirmezliğini temin için be­tona ilâve edilen hususî maddeyi imal eden şirketin mümessili olduğunu, alâkalı firmanın böyle bir beyanat yapıp yapmadığını kendisine sordu­ğunu izahatına ilâve etti.Takrir sahibi İstanbul Mebusu Zakar Tarver, Nafıa Vekiline tatmin edici izahatı dolayısile teşekkür etti. Mem­leketin imar eserleri hakkında böyle şevk kırıcı ve hakikate uymayan ha­berler çıktığı takdirde umumi efkârın derhal tenvir edilmesi temennisinde bulun-du.

Kara yollarında gündelikle çalışanların munzam tediyeleri :

Günün son sual takririne geçildi. De­mokrat Partiden Trabzon Mebusu Mahmut Goloğlu tarafından verilen bu takrirde Kara Yolları Bölge Mü­dürlüklerinde 'gündelikle çalışanlar, dan bir kısmının ikramiye ile alâkalı munzam tediyelerden istifade etme­meleri vaziyetine dairdi.

Suali cevaplandıran Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan, tou kimselerin yev­miye ile çalışmakla beraber işçilik va­sıfları Üzerinde tereddüt hasıl olan daktilo, ambarcı gibi hizmetliler oldu­ğunu, Nafıa ve Çalışma Vekâletleri­nin bunların da işçi oldukları ve bi­naenaleyh munzam tediyelerden isti­fade etmeleri mütalâasında bulun­duklarını, fakat Divanı Muhasebatın aksi kanaatle bordroları vize etme­mesi üzerine bir tefsir talebi ile mev­zuun Büyük Millet Meclisine getirile­ceğini bildirdi.

Nâfıa Vekili Muammer Çavuşoğlu da kürsüye gelerek Çalışma Vekilinin izahatına ilâve edecek bir nokta gö­remediğini söyledi.

Takrir sahibi Mahmut Goloğlu, mev­zuun bir tefsir talebi ile Büyük Millet Meclisine getirilerek halli yoluna gi­dilmesi kararı dolayısile teşekkür etti. Bu konuşmadan sonra, çarşamba gü­nü saat 15 de toplanılmak üzere, Bü­yük Millet Meclisinin bugünkü toplan­tısına son verildi.

14 Şubat 1956

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat   Bürosun­dan bildirilmiştir:

Bundan bir hafta kadar evvel bir Şam gazetesi, Birleşmiş Milletlerdeki Türkdelegesinin geçenlerde «Filistin mül­tecilerinin memleketlerine kavuşmak hakkından mahrum edilmesini» açık­ça istediği yolunda bir haber vermiş­ti.  

Umumiyetle Türkiye ile kardeş Arap memleketlerinin arasını açmak ve hususile Ürdündeki Filistin mülteci­lerini Türkiye aleyhine kışkırtmak maksadına matuf bulunduğu aşikâr olan bu haber, tamamile asılsızdır.

Bilâkis Birleşmiş Mületlerdeki Türk delegeleri, biri Filistin mültecilerine yardım idaresinin raporu AdHoc ko­mitesinde müzakere edilirken 23 ka­sımda, diğeri de Tiberia hudut hâdise­si Güvenlik Konseyinde konuşulduğu sırada olmak üzere, iki defa Arap dâ­vaları lehinde beyanatta bulunmuş­lardır.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar Çankayada Pakistan Kurucular Meclisi Reisi Ek­selans Abdülvehap Khan'ı kabul et­miştir.

Ankara :

Gerze'nin geçirmiş olduğu büyük fe­lâketten dolayı hükümet ve Başvekil Gerze'lilere ve bütün vatandaşlara derin teeessürlerini beyan eder.

Hükümet Reisi vatandaşların ıstırap­larının giderilmesi için gerekli tedbir­lerin alınması hususunda alâkalılara etraflı talimat vermiştir.

Dahiliye Vekili bugün öğleden sonra Samsun yoluyla Gerze'ye hareket et­mektedir.

Nafıa Vekâleti de mahalline bir fen heyeti göndermiştir.

Diğer taraftan Gerze'nin en kısa za­manda yeniden inşası için bir kanun tasarısı hazırlanmıştır. Yarın Büyük Millet Meclisine tevdi olunacaktır.

Böylelikle güzel Gerzemiz süratle in­şa olunacak ve mamur toir vatan par­çası halini alarak bugünkü felâket acısı yerine gönüllerimize ferahlık verecektir.

Ankara :

Ankara Üniversitesi Hacettepe Çocuk Sağlık Klinik ve Enstitüsünün ihtiya­cı olan çeşitli cihazların temini için Rockfeller tesisi tarafından 100.000 dolarlık bir bağış yapılması kararlaş­tırıldığı resmen açıklanmış bulun­maktadır.

Türkiyenin ilim müesseselerine karşı Rockfeller tesisi tarafından gösterilen bu ilgi memnuniyet uyandırmıştır.

Çocuk Sağlığı Klinik ve Enstitüsünün ihtiyacı için sipariş olunacak teçhiza­tın bedelleri bu 100.000 dolarlık bağış­tan ödenecektir.

Ankara :

Alâkalı makamlardan aldığımız mü­temmim malûmata göre, Gerze'de dün saat 18.15 de başlıyan ve sabah saat 4 e kadar devam eden yangın netice­sinde 833 ev ve 300 dükkân yanmıştır. Bu yangında Hamidiye mahallesinde 267 ev, 103 dükkân, Köşk mahallesin­de 236 ev, 7 dükkân ve Çarşı mahalle­sinde de 330 ev ile 190 dükkân tamamiyle yanmıştır.

Yanmak veya dumanla boğulmak su­retiyle Ölenlerin cesetleri çıkarılmış, bunların ilk haberde bildirildiği gibi 20 değil 8'i kadın, 8'i erkek ve biri de çocuk olmak üzere 17 kişiden ibaret olduğu anlaşılmıştır.

Yangın neticesinde ölenlerin isimleri şunlardır:

Aziz karısı Emine, Ali oğlu Ali Motor, Mustafa karısı Şefika Çelebi, Ali kızı Fatma Motor, Osman karısı Hanım Eldemir, Hasan karısı Hamdiye Ka­rasu, Köşk camii imamı Mustafa İnandı, Hasan oğlu Salih Elköy, Ah­met oğlu Ali Osman Çelebi, Hüseyin karısı Fatma Sazak, Osman oğlu Hü­seyin Sazak, öğretmen Emin ile karı­sı öğretmen Firdevs ve 4 aylık çocuk­ları, Ahmet karısı Fatma Çelebi, Ah­metoğlu Mustafa Çelebi, Yakup Ersoy, Sokakta kalan halkın bir kısmı ilk ve orta okul ile İnhisarlar binasına yerleştirilmiş ve kurtarılabilen    eşyaları4a nakledilmiştir. Bir kısım felâket­zede halk da civar köylerdeki tanıdık­larının yanında barınmaktadır. Yakin il ve kasabaların da yardımı ile kazazedelerin iaşeleri temin edilmek­tedir;

İlgili Vekâletlerle Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından gönde­rilmiş bulunan sağlık ve yardım ekip­lerinden bazıları şimdiden faaliyete başlamışlardır.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar ve Bayan Reşide Bayar bu akşam saat 20.15 de Çankaya köşkünde, memleketimizde akredite bulunan ecnebi diplomatik misyon şefleri şerefine her sene oldu­ğu gibi bir akşam yemeği vermişler­dir:

Bu yemekte Çin, İtalya, Kanada, Amerika, İran, Yunanistan, İngiltere, Hindistan, Libya, Yugoslavya, Fransa, Hollanda, Lübnan Büyükelçileri; İs­viçre, İsveç, Şili, İsrail, Portekiz, Ar­jantin, Meksika, Finlandiya, Ürdün, Macaristan, Çekoslovakya; Bulgaris­tan Elçileri; Romanya, Polonya, Nor­veç, Danimarka, Suudî Arabistan, İs­panya, Avusturya, Mısır, Irak, Suriye, Brezilya, Afganistan, Sovyet, Belçika, Almanya, Pakistan Maslahangüzarları refikaları ile ve Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan, Devlet Ve­kili Cemil Bengü, Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Semi Ergin, Devlet Vekili Emin Kalafat, Devlet Vekili Celâl Yardımcı, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Kütahya Mebusu Ahmet Gürsoy, Erkânı Harbi-yei Umumiye Reis Vekili Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, Riyaseti-cumhur Umumî Kâtibi Fikret Belbez, Hususi Kalem Müdürü Faruk Berkol, Başyaver Kurmay Albay Refik Tulga, Başdoktor Recai Ergüder, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Muharrem Nuri Birgi, Protokol Umum Müdürü Şemsettin Arif Mardin, Protokol Umum Müdür Muavini Yümnü Sedef, Protokol Umum Müdür Muavini Vey­sel Versan, Protokol Şube Müdürlerin­den Şerif Küçükkul refikaları ile bir­likte hazır bulunmuşlardır.

 İzmir :

NATO Güney Avrupa Müttefik Hava Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Patrick Timberlake, refakatinde aynı karargâhın Personel ve Lojistik Baş­kanı General Şahap Metel olduğu haL de bugün uçakla şehrimize gelmiştir..

Korgeneral Timberlake Cumaovası hava meydanında NATO Altıncı Tak­tik Hava Kuvvetleri Kumandanı Tüm­general Grussendorf ile diğer .yüksek rütbeli subaylar tarafından karşılan­mıştır.

Öğleden sonra NATO Güney Doğu Avrupa müttefik kara kuvvetleri karar­gâhını ziyaret eden generali, karar­gâhta NATO Kumandanı Korgeneral George Read ve Kurmay Başkanı karşılamışlardır.

Korgeneral Timberlake şehrimizdeki temaslarına yarın da devam edecek ve bu arada NATO Altıncı Taktik Ha­va Kuvvetleri karargâhını ziyaret et­tikten sonra İzmirden Ankaraya ha­reket edecektir.

15 Şubat 1956

 Alpullu :

Karların aniden erimesi ve sağnak halinde devamlı olarak yağan yağ­murların tesiriyle Trakya bölgesinde meydana gelen sel felâketi devam et­mektedir.

Alpullu civarında yüzlerce ev sular altında kalmıştır. Dün de Alpulluda 6, Semafor mahallesinde 21, Çiftlik mahallesinde 3, Sancakköyde IX ev yıkılmış ve cem'an 56 ev oturulamaya­cak hale gelmiştir.

Semaforda demiryolu köprüsü hasara uğrayarak yıkılmıştır. Civarın kara yolu ile irtibatını temin eden Sancak köprüsü de yıkılmıştır. Bu suretle Al­pullu ve civarı sularla' mahsur kal­mıştır,

Sellerle sürüklenirken ağaçların üs­tüne çıkıp sığınmış olan bazı vatan­daşlar Alpullu şeker fabrikasının itfaiyesiyle kurtarılmışlardır.

Silivri köprüsü üzerinde mahsur ka­lan ve burada bir kamyon içinde iki gece bir gün geçiren dokuz kişiye, 2. Zırhlı Tugay tarafından uçakla iaşe yardımı yapılmıştır. Kendilerinin bu­gün kurtarılmasına çalışılacaktır.

Alpullu ve civarındaki köylerden ev­leri sel felâketine uğrayan 240 vatan­daş Alpullu şeker fabrikasının lojman ve hastahanesine yerleştirilerek yiye­cek ve. giyecekleri temin edilmiştir. Ayrıca fabrikada felâketzedeler için bir yardim komitesi kurulmuştur.

Ankara :

Gerze Kaymakamı ve Belediye Reisin­den alınan telgraf aşağıdadır:

«Kasabamızın maruz kaldığı büyük yangın felâketinden dolayı, başta hü­kümetimiz ve Kızılay olmak, üzere, komşu vilâyet ve kazalardan ilk ham­lede yapılan yardımlara ve yardım tekliflerine, teessürümüze iştirak eden muhtelif teşekkül ve müessesat ile eş­hasa ayrı ayrı teşekküre büyük acımız ve imkânsızlığımız mani olduğundan, teşekkür ve şükranlarımızın umumî efkâra Anadolu Ajansı vasıtasiyle ib­lâğını rica ederiz.»

Erzurum :

Hınıs kazasına bağlı Güzeldere köyü civarında bir kaç gün evvel vuku bu­lan çığ hâdisesi yüzünden 20 vatan­daşımızın maalesef öldüğü anlaşıl­maktadır. 6 kişi de kayıptır.

Çığın tahribatına maruz kalan Ağa-kumu köyü, Güzeidere yakınındadır. Dağdan kopan büyük bir çığın 7 ev­den ibaret olan bu 38 nüfuslu köy Üzerine göçtüğü haber alınır alınmaz Hınıs Kaymakamı ile Jandarma Ku­mandanı, müddeiumumi, doktor ve 30 kişilik bir müfreze derhal yola çıkmış­sa da, çok şiddetli kar ve tipi yüzün­den vak'a yerine ancak iki günde va­rılabilmiştir. Tekman kazasından gön­derilen 30 kişilik diğer bir yardım he­yeti de aynı zamanda Güzeldereye varmıştır.

38 kişilik köy halkından ancak 12 si çığın tahribatından sağ ve salim kur­tulabilmiştir. .Kaybolduğu bildirilen 6 kişinin araştırılmasına devam edili­yor.

Erzurum Valiliği, ilk âcil yardım ola­rak un, bulgur, helva, şeker, çay, ka­vurma, giyim eşyası ve battaniyeyi at sırtında mahalline ulaştırmıştır.

Çıg altında kalan 362 koyun ile 149 sığır, 5.manda, 105 keçi ve 4 at da bu arada telef olmuştur.

Afyonkarahisar :

Şehrimiz merkezinde geçen yıl inşa­sına başlanan 147 göçmen evinin in­şaatı ikmal edilmiş ve bugün kur'a ile evlerin anahtarları göçmen vatandaş­lara verilmiştir.

Gerze :

Gerzede vuku bulan müessif yangın hâdisesi üzerine dün Ankaradan ha­reket ederek gece yarısından sonra Samsuna vasıl olan Dahiliye Vekili Ethem Menderes, bu sabah saat .11.00 de Gerzeye gelmiştir.

Samsun ve Sinop Valileri ile Gerze Kaymakamı, Belediye Reisi, Kızılay müfettişi ve diğer alâkalıların verdik­leri ilk izahatı dinleyen Vekil Beledi­ye binası önünde toplanmış bulunan felâketzede Gerzelilere şu hitabede bulunmuştur:'

«Zaman zaman, yer yer halkımız ba­zı felâketlere uğramaktadır. Sel âfet­leri, zelzele felâketleri, yangın hâdise­leri birbiri ardı sıra gelmekte ve bir çok vatandaşın can ve mal kaybına sebep olmaktadır. Bu arada Erzincan. Çanakkale, İsparta zelzele felâketleri, İstanbul yangınları ve sizinkine pek müşabih olan Denizli yangın felâketi milletin kalbini daima elem ile ve ke­derle doldurmuştur. Bugün harikzede ve felâketzede Gerzeli vatandaşları­mın elemli huzurunda bulunmakta­yım. Başta Reisicumhurumuz, Başve­kilimiz ve hükümet arkadaşlarım he­pinizin bu felâketini derin bir ıztırapla karşılamakta ve kalplerinde derin acılar duymaktadır. Bütün millet şarktan garba kadar bugün Gerzenin geçirdiği bu yangın felâketinin acıla­rım duymaktadır. Hükümetimiz bu felâketin yarattığı   maddî ve manevizarar ve zayiatı süratle telâfi eylemek için her türlü, tedbirler almaktadır ve yangının akabinde dün alâkalı Nafıa Vekâleti bu "hususta bir kanun lâyiha­sı hazırlayarak bugün Büyük Millet Meclisine sevk etti. Hükümetle bütün emelimiz bu ıztırabı biran evvel yeni bir mamureye kalbetmek için her tür­lü gayret ve mesaiyi sarf etmektir.

Ben de bugün aranıza Gerzenin vazi­yetini ve aziz harikzede yurtdaşlarımızın durumlarını tetkik ve müşahe­de eylemek üzere gelmiş bulunuyo­rum. Tetkikatım neticesini hükümete arzederek Gerzenin yeniden inşa ve tesisi için her türlü tedbirin süratle alınmasına hizmet etmek vazifesini uhdeme almış bulunuyorum. İnşallah kısa. bir zamanda mesut ve müreffeh bir Gerze halkı olarak yeni kasaba­nızda oturmak mazhariyeti sizin için mukadder olacaktır.

Bu hâdise, münasebetiyle hükümetle beraber bütün millet kalbi bir alâka ile kardeşlik duygularını ve yardım­larını sizlere açmış bulunmaktadır, yalnız kendi başınıza elemlerinizle kalmış değilsiniz, milletin manevi ağuşunda hatırlanmaktasınız.

İnsan zayiatınız münasebetiyle alâ­kalı ailelere «başınız sağ olsun» de­rim. Cümlenize geçmiş olsun. Allah bütün milleti bu gibi felâketlerden masun bulundursun, muhterem Gerzeli vatandaşlarım.»

16 Şubat 1956

 Ankara :

Güzel sanatların çeşitli kollarında fevkalâde istidat gösteren çocuklar, bundan böyle, muayyen şartlarla, dev­let himayesinden faydalanacaktır. Bunu sağlayan kanun, dün Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir.

Sadece iki çocuğun, İdil Biret ile Su­na Kan'ın devlet himayesinde yetişti­rilmesini "hedef tutan ve bu itibarla da şahsi ve hususî bir karakter arzeden 1938 tarihli kanunun koyduğu hü­kümler böylece yürürlükten kaldırıl­mış, müstesna kabiliyetleri görülen bütün Türk çocuklarının devlet himayesinden aynı şekilde faydalanmaları temin edilmiştir.

Bu hükümlere göre, güzel sanatlarda fevkalâde icra ve ibda istidadı göste­ren çocukları memleket dahilinde ve­ya yabancı memleketlerde devlet he­sabına yetiştirmeğe Maarif Vekili selâhiyetli kılınmıştır. Bu vasıftaki ço­cukları tesbit etmek üzere, Talim ve Terbiye Dairesi Reisi ile Güzel Sanat­lar Umum Müdürü, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi ve Ankara Devlet Konservatuarı Müdürleri, bu müesse­selerin mütehassıs öğretmenleri ara­sından Öğretmenler Kurulunca seçi­lecek üçer mütehassıs ile fonetik ve plâstik sanatlar sahasında tanınmış kimseler arasından tefrik olunacak iki mütehassıstan mürekkep bir ko­misyon vazifelendir ilecektir. Maarif Vekâleti, bu komisyonlarca seçilecek çocukların tahsilleri devamınca ge­rekli her türlü kontrol ve murakabeyi kurmaya, tahsil ve yetiştirme müddet mahal ve programlarını tesbit etmeğe, lüzumu halinde bunları değiştirmeğe, tahsilleri ile ilgili enstrüman, teçhi­zat ve sair teknik vasıta ve malzeme­yi tayin edip mubayaası veya lüzu­munda hibe edilmesi hususunda ka­rar vermeğe yetkili olacaktır. Bu ço­cuklardan yabancı memleketlerde ye­tiştirileceklere ya ana babaları, yahut bunlardan biri veya velileri veya en yakın aile mensuplarından Maarif Vekâletince tayin olunacak biri refa­kat edecektir.

İdil Biret ve Suna Kan haklarında da, müktesep hakları baki kalmak şartiyle, bu kanun hükümleri tatbik olu­nacaktır.

 Ankara :

6 şubattan beri devam etmekte o!an Millî Hububat Komitesi toplantısı bu­gün sona ermiştir.

Toplantıda, şimdiye kadar yapılmış olan çalışmalar da göz önünde bulun­durularak memleket ölçüsünde yeni bir buğday- araştırma programı ha­zırlanmış, bu programda bilhassa ma­karnalık ve kalitesi yüksek ekmeklik buğdaylara yer verilmiştir. Ayrıca son senelerde   bütün dünyada,  hayvancılık ve bira sanayii bakımından büyük, bir önem kazanan arpa ziraatı için yeni bir program hazırlanmıştır. Bundan başka 1955 senesi melez mı­sır çalışmaları gözden geçirilmiş, 1956 yılı çalışma programı tesbit edilmiş­tir. Bu mevzuda 1956 ekim yılında 4000 dönümlük bir saha ekilecek, 500-600 ton çift melez tohumluğu is­tihsali sağlanacaktır. Komite ayrıca tohumları sertifiye etmek maksadiyle bir sertifikasyon talimatnamesi de hazırlamıştır.

Ziraat Vekili Esat Budakoglu komite üyeleri İle çalışmalardan elde edilen neticeler üzerinde fikir teatisinde bu­lunmuş, üyeler şerefine Ziraî Araştır­ma Enstitüsünde bir çay ziyafeti ve­rilmiştir.

17 Şubat 1956

 Ankara :

29 şubattan itibaren emekliye ayrıla­cak olan Amerikanın Ankara nezdin-deki Büyükelçisi Mr. Avra M. Warren bu sabah hususî bir uçakla Amerika-ya gitmek üzere Beyruta hareket et­miştir.

Büyükelçi Warren Etimesgut hava meydanında Reisicumhur adına Riya-seticumhur Umumî Kâtibi Fikret Bel-bez ile Yaver Yarbay Faik Taluy, hü­kümet adına Protokol Umum Müdü­rü Şemsettin Arif Mardin., Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili Orge­neral İsmail Hakkı Tunaboylu, kordip­lomatik mensubu, Amerikan askerî ve iktisadî yardım heyetleri mümessille­ri ile Büyükelçilik erkânı ve dostları tarafından uğurlanmıştır.

Amerikan Büyükelçisi hava meyda­nında hareketinden evvel basma yap­tığı bir beyanatta demiştir ki:

«Bugün Türkiyeden üzülerek ayrılıyo­rum. Fakat son iki buçuk sene zar­fında burada vazife görmekten mem­nuniyet ve mazhariyet duymaktayım. Vazifem benim için asla unutulmayacak ve inşirah verici bir tecrübe ol­muştur. Türk milleti büyük hamlelerle ilerlemektedir. Burada bulundu­ğum müddet zarfında Türk milletinin daha kuvvetli ve kudretli olma husu­sundaki gayretlerinden daima ilham aldım.»

Ekselans Avra Warren devamla mem­leketimizin iktisadî kalkınması yolun­daki dinamik gayrete işaret ederek demiştir ki:

«Hakikaten Türkiyeden ayrıldığım şu sırada Türk hükümeti yeni bir iktisa­dî kalkınma safhasına girişmektedir. Yakın müttefikimiz olan Türk mille­tinin iktisadî gayretlerinde muvaffak olacağına eminim. Türkiyenin bu gayretlerinin Birleşik Amerika hükü­meti ve Amerikan halkı tarafından teşvik edileceğine ve kuvvetle destek­leneceğine 4e eminim. Türkiyedeki dostlarımın şahsımda memleketleri­nin daima bir dostunu bulacaklarını bilmelerini isterim.»

18 Şubat 1956

 Gerze :

Reisicumhur Celâl Bayar, Müessif bir yangın felâketi geçirmiş olan kasaba­mızı bugün ziyaret etmiş ve Gerzelileri teselli ederek kendilerine «geçmiş olsun» demiştir.

Devlet Reisi, beraberinde Dahiliye Vekiliyle Sinop Valisi ve diğer zevat ol­duğu halde bu sabah 10.30 da Gerzeye gelmiş ve Gerzeliler tarafından karşı­lanmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar doğruca ka­sabanın sağlam kalmış binalarından biri olan Belediye Dairesine giderek felâketzedelerin yaralarını sarmak için alman tedbirlerle kasabanın ye­niden imarı hususundaki ilk hazırlık­lar etrafında ilgililerden geniş izahat almıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, müteakiben Belediye civarında toplanmış bulunan felâketzede vatandaşlara hitap etmiş, Gerzenin bu defa çok ağır bir darbe­ye uğramış olduğunu belirterek felâ­ketzede vatandaşların yaralarını sar­mak için hükümetçe derhal harekete geçildiği gibi yurttaşlar arasında da memleket ölçüsünde hummalı bir fa­aliyet başladığını, her tarafta yardım komiteleri kurulduğunu, Gerzenin maruz kaldığı ıztırabm herhalde en kısa zamanda tamamen dindirileceğini söylemiştir.

İyi günlerin pek uzakta olmadığını belirten Devlet Reisimiz bu arada de­miştir M;

«Sizleri ziyareti uzun zamandanberi istiyordum. Bu ziyaretin böyle felâket­li bir zamana rastlamasını hiç arzu etmezdim. İlerde sizlerle beraber ge­ne çok sevinçli günlere vasıl olacağız. Ve bugünkü hali âdeta görmemişe dö­neceğiz. Allah bir daha felâketli gün­ler göstermesin.»

Reisicumhur, Karadenizin parlak in­cisi olarak Gerzenin kısa zamanda ye­niden hayat bulacağını belirterek üç seneye kalmadan bu kasabanın Kara­denizin numune şehirlerinden biri haline geleceğini söylemiş, vatandaş­lara maneviyatlarını bozmadan bu yeniden inşa faaliyetine katılmaları­nı tavsiye ederek sözlerini     «Sizlere

Şirketin adı büyük geçmiş olsun. Hepinizi muhab­betle selâmlarım sevgili Gerzeliler» diye bitirmiştir.

Reisicumhur müteakiben yangın sa­hasını gezmiş ve vatandaşların ayrı ayrı hatırlarını sorduktan sonra bu yakın alâkadan son derece mütehassis olan felâketzede halkın muhabbet gösterileri arasında beraberindeki ze­vatla birlikte kasabadan ayrılmıştır.

 Ankara :

İşletmeler Vekâletinden aldığımız malûmata göre, petrol nizamnamesi­nin yürürlüğe girdiği 14 ekim 1955 ta­rihinden 16 ocak 1956 tarihine kadar arama ruhsatnamesi almak üzere üçü Türk dokuzu ecnebi tabıyetinde 12 şir­ket tarafından yapılan müracaatlar petrol dairesince tetkik ve aynı saha­lar üzerinde mevcut ihtilâflar tama­men halledilerek 134 sahaya ait ara­ma ruhsatnameleri verilmesi takarrür etmiştir.

Müracaat eden şirketlerin isimleri ile ruhsatname aldıkları bölgeler ve sa­halar şunlardır:

Yüz

Bölgelerölçümü

III    V   VI    VII    VIII Yekûn       hektar American Overseas Bolsa Chica OH Corp. Deilmann Montan  G.M-BJî. D.D. Feldman Oil and Gas. Esso Standard (Turkey) İne. Gilliland Oil Corp. Husky Oil Company İstanbul Tabiî Gaz. Ltd. Mobil Oü T.A.O.  tSokony) N.V. de. Bataafsche Pet. Tide Water Associated Türkiye Petrolleri A.O.

Yekûn

5

8

13

650.000

3

2

5

250.000

4

4

200.000

1

1

2    4

200.000

4  8

6

7

2

27

1.350.000

1

1

2

100.000

4

4

160.000

4

1

5

160.000

7

6

8

21

1.050.000

4

7

7

8

18

900.000

3

8

6

17

850.000

2

1  6

4

1

14

560.000

0  S

1 38

39

16

2  134

6.430.000

Bu ruhsatnamelerin taallûk ettiği sa­halar:

l'inci bölgede : İstanbul - Kırklareli -Tekirdağ _ Edirne . Çanakkale.

2' nci bölgede : Ankara _ Konya . Niğ­de.

3'üncü bölgede : Sinop.

5'inci bölgede : Sürt - Mardin _ Di­yarbakır.

6'ncı bölgede : Malatya _ Adıyaman -Urfa - Gaziantep - Maraş.  .

7'nci bölgede : Hatay - Adana - İçel. 8'inci bölgede : Antalya.

Vilâyetleri dahilinde şirketler arama ruhsatnameleri almak suretiyle saha­larında jeolojik ve jeofizik etüdler, strüktür ve arama sondajları yapma­ğa başliyacaklardır.

Şirketlerin tevdi ettikleri programla­ra göre, 1956 yılı ile 1957 yılında pet­rol aramaları bakımından memleketi­mizde geniş .ölçüde faaliyete geçilece­ği anlaşılmaktadır.

. Sivas :

4 eylül 1919 tarihinde Sivasta toplan­mış- olan tarihî «Sivas kongresi» nin kurulacak bir âbide ile ebedileştirilmesi için Vali Kadri Erogan'm baş­kanlığında her meslek ve teşekkülden yüzlerce Sivaslının katıldığı bir top­lantı yapılmıştır.

Toplantıda Sıvasın memleket tarihin­deki önemi üzerinde durulmuş ve ku­rulması bahis konusu olan âbidenin biran evvel yapılması temenni edil­miştir: Neticede memleket çapında gurur ve iftihar vesilesi teşkil edecek oîan âbidenin inşasına başlanılması İçin iîk yardım olarak 300 bin lira na­kit ve 150 bin liralık da iş yardımı ya­pıldığı memnuniyetle müşahade edil­miştir.

 Ankara :

Dost ve müttefik İranın ordu günü münasebetiyle Basın _ Yayın ve Tu-. rizm Umum Müdürlüğü kısadalga rdyo servisi tarafından Ankara radyosunun Farsça neşriyatında bir Özel program tertip etmişti. Ankara’daki İran Büyükelçisi Ekselans Ali Mansur bu neşriyat münasebetiyle Basın -Yayın ve Turizm Umum Müdürü Mu­ammer Baykan'a gönderdiği bir yazı­da şöyle demektedir:

«İran ordusu günü münasebetiyle An­kara- radyosunun Farsça bölümü ta­rafından tertip edilen Özel program ve İran ordusuna gönderilen dostane mesaj gerek İranın siyasî, askerî ve gerekse basın çevrelerinde büyük memnuniyet ve hoşnutluk yaratmış­tır. Bu vesile ile İran Millî Müdafaa Vekâletinin teşekkür ve minnettarlı­ğını arz ve saygılarımı sunarım.»

Ankara :

Gerze yangını dolayısile Yugoslav Bü­yükelçisi Ekselans Dragomir Vucinic ile Brezilya Büyükelçiliği Maslahatgü­zarı M. Ney Moraes de Melio Mattos.. Hariciye Vekilimize birer taziye mek­tubu göndermişler ve Prof. Köprülü de teşekkürlerini bildirmiştir.  Ankara ;  

Gerze yangını münasebetiyle, Haşimİ Ürdün Meliki Ekselans Hüseyin Bin Tallal ve Yugoslavya Reisicumhuru Ekselans Jozip Broz Tito ile Reisi­cumhurumuz Celâl Bayar arasında taziye ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

İstanbul :

Erkânı Harbiyei Umumiye. İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun riyasetin­deki bir askerî heyetimiz, Pariste ya­pılacak mutad NATO toplantısına iş­tirak etmek üzere bugün saat 15 de uçakla İstanbuldan Parise hareket et­miştir.

19 Şubat 1956

 Ankara :

Bugün îstanbulda yapılan ve 3-1 gali­biyetimizle neticelenen Türkiye - Ma­caristan millî futbol karşılaşması münasebetiyle yurdun muhtelif yerlerin­den aldığımız telgraflarda, milli takı­mımızın kazandığı bu müstesna mu­vaffakiyet büyük bir heyecanla kar­şılanmakta ve .gençlerimiz hararetle tebrik olunmaktadır. 

 Zonguldak :

Reisicumhur Celâl Bayar bu akşam Zonguldak maden işçilerinin davetlisi olarak Deniz Kulübüne gitmiş ve ak­şam yemeğini işçilerle birlikte yemiş­tir.

Bu yemekte Maden İşçileri Sendikası Başkanı Ömer Karahasan aşağıdaki konuşmayı yaparak işçilerin hissiya­tına tercüman olmuştur:

«Çok muhterem Reisicumhurumuz, sendikamızın vaki davetini kabul bu­yurarak aramızda bulunmak suretiyle bizlere karşı göstermiş olduğunuz ba­ba şefkati, Zonguldak maden işçileri­nin kalplerinde unutulmaz bir hatıra olarak yaşayacaktır.

Milletimizin refahı ve memleketimizin iktisaden kalkınması için feragatle çalışmakta olan Zonguldak maden iş­çisine karşı gösterdiğiniz sevgi ve sempatinin mebdei istiklâl savaşında Sakarya cephelerinden top sesleri işitilirken, Zonguldak maden işçisinin hukukuna müteallik çıkarmış bulun­duğunuz «151» sayılı kanunla başlar. Ö tarihten bugüne kadar gerek sosyal ve gerek hukukî bakımdan yapılan gelişmelerin semeresi olarak maden işçisi, seneden seneye arttırmak su­retiyle yapmış olduğu maden kömürü istihsali ile vazifesini yapmış bulun­maktadır. Memleketimizin kömüre olan ihtiyacını müdrik bulunan ma­den işçisi, her türlü fedakârlığa kat­lanmak suretiyle günden güne istih­sali arttırmağa gayret ederken, hükü­metimizin kendisine vermekte olduğu kıymet ve ehemmiyeti de unutma­maktadır.

Bu cümleden olarak memleket işçile­rinin bir dereceye kadar olsun refahı için 1956 senesinde Büyük Millet Mec­lisine sevkedilmiş bulunan senelik üc­retli izm, hafta tatili, temettü ikra­miyeleri ve sigorta mevzuları hakkın­daki kanun tasarılarıyle    sendikamızın son Ankara seyahatmda hükümet erkânı ile yaptığı temaslarda almış olduğu müsbet neticeler, maden işçi­sinin istikbali için büyük ümitler arzetmektedir. Bu cennet vatanımızın lâyık olduğu refaha kavuşması için Zonguldak maden işçisi, bugüne ka­dar olduğu gibi, bundan sonra da ken­disine düşen vazifeyi ifaya azimle ça­lışacaktır.

Sayın Reisicumhurumuz, bizlere bah­şetmiş olduğunuz tou muhabbet ve şefkat, sevinç ve heyecanımızın deva­mına âmil olmuştur. Sağ olunuz.»

 İstanbul :

İttihat Terakki Fırkasının son kâti­bi umumisi eski Sivas mebusu Mithat Şükrü Bleda bu sabaha karşı saat 2.30 da tedavi edilmek üzere kaldı­rıldığı Alman hastahanesinde 84 yaşında olduğu halde hayata gözlerini kapamıştır.

Merhumun cenazesi salı günü Alman Hastahanesinden alınarak Şişli ca­miine getirilecek, ikindiyi müteakip kendi vasiyesi üzerine Hürriyeti ebediye tepesinde hazırlanacak ebedî istirahatgâhına tevdi edilecektir.

Mithat Şükrü Bleda, 1872 yılında Selânikte doğmuş ve Mülkiye Mektebi­ni bitirdikten sonra İttihat Terakki Fırkasının kuruluşunda vazife almış­tır.

İttihat Terakki Fırkasının uzun müd­det kâtibi umumiliğini yapan Mithat Şükrü Bleda bu tarihten 950 seçimle­rine kadar Serez, Dırama, Burdur ve Sivas mebusu olarak Meclisi Mebu-san ve Büyük Millet Meclisine gir­miş ve 950 yılında siyasî hayattan ay­rılmıştır.

20 Şubat 1956

 Ankara :

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi 4 üncü sınıf talebelerinden Yavuz öztorun, bir buçuk yıldan beri nebatlar üzerinde çalışarak elde ettiği ilâcı, cilt kanseri tedavisinde muvaffakiyet­le  kullanmıştır.  Bu husustaki çalışmalarını izah eden Yavuz Öztorun, ilâcın cilt üzerinde iyileşmiyen yara­lara karşı nasıl bir reaksiyon uyandı­racağım merak saikiyle, Kanser Ku­rumu ve Tıp Fakültesi Patoloji Ens­titüsü tarafından iyileşmiyeceği kati olarak -bildirilen Burdurlu bir hasta­ya tatbik etmiş ve müspet netice al­mıştır.

İlâç iki kısımdan ibarettir. Birinci kısım yalnız bir nebattan, diğer kı­sım ise çeşitli nebatlardan elde edil­miştir. Birinci kısım. 24 saat içinde yarada cerahat toplanmasını sağla­dıktan sonra ikinci kısmın tatbikine geçilmektedir. Kat'î netice ancak 15-20 gün sonra alınır.

İlâç, bundan takriben 8 ay evvel Burdurlu bir hastanın ternporal böl­gesindeki kansere tatbik edilmiş, mütehassıslarca kat'î olarak iyileşmeye­ceği bildirilen hasta, bir ay içinde iyileşerek memleketine gittiği anlaşıl­mıştır. İlâç ikinci defa Kızılcahamamlı 65 yaşında bir hastaya tatbik edilmiş, mastoid bölgedeki kanser, ilâca büyük bir reaksiyonla cevap ver­diği ve dudaktaki kanserin de buna paralel olarak yok olduğu müşahede edilmiştir. Üçüncü defa Yenimaiıallede meme kanserine yakalanmış bu­lunan bir kadın hastaya tatbik edil­miş, müspet neticeler alınacağı ya­ranın takip ettiği seyirden anlaşıl, maktadır.

Tıp talebesi Yavuz Öztorunun ilâcı, Patoloji Enstitüsü Profesörü Necati Eranıl ve Doçent Yahya Kmık'm ya­kın alâkası ile Tıp Fakültesinde bir ilim _ heyetinin tetkikine arzedilmiş-tir. İlâcın terkibi ilim heyetince ara­nacak ve Amerikadan ısmarlanacak bazı teknik vasıtaların getirilmesin­den sonra hayvanlar üzerinde tecrü­beler yapılacaktır.

21 Şubat 1956

 Ankara :

Dün gece 22 yi 35 dakika geçe mem­leketimizde kaydedilen, şiddetli zel­zelenin bilhassa Eskişehir civarında tahribat yaptığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber bu sabah aldığımız ta­mamlayıcı malûmat, bu tahribatın, çok şükür, ilk zannedildiği kadar ağır olmadığını göstermiştir.

Resmi malûmata göre, Eskişehir, mer­kezinde şiddetle hissedilen ve bazı binalarda çatlaklıklara sebep olan zelzele, Eskişehirin merkez kazasına bağlı 10 köyde bilhassa müîıim ha­sarlara sebebiyet vermiş ve cem'an 1500 haneden ibaret olan bu 9 köyde mevcut evlerden takriben yüzde 751 harap olmuştur. Bu köylerin isimleri şunlardır; Çukurhisar, Satılmış, Uludere, Aşağı Söğütönü, Yukarı SÖğ'üt-önü, Koskaya, Keskin, Alınca, Kavacık. Öğleye kadar aldığımız haberler, Koskaya köyünde enkaz altında kala­rak öldüğü anlaşılan ihtiyar bir ka­dın hariç, bu çöküntüler neticesi in­sanca hiç bir zayiat kaydedilmediğini teyit etmektedir. Buna mukabil sözü geçen 9 köyde cem'an 200 kadar hay­van telef olmuştur. Eskişehirin zel­zeleden zarar gören köyleri arasında Çukurhisar, en büyük darbeye mâruz kalmıştır. 300 haneden ibaret olan bu köyümüzde ancak. 10 evin ayakta ka­labildiği anlaşılmaktadır.

Felâketzedelere yardım için teşkil olunan ekipler derhal merkez köylere sevkedildiği gibi açıkta kalanların yerleştirilmesi için de gereken ted­birler süratle alınmaktadır.

Eskişehir merkezinde halkı büyük bir korkuya düşürmüş olan zelzele ne­ticesi, Devlet Hastahanesi ile bir kı­sım apartmanlar ve okul binaları çat­lamış, bacalar çökmüştür. Bunlar arasında yıkılma tehlikesi arzedenler de bulunduğu için vilâyetçe memur edilen nafia ekipleri bu sabahtan iti­baren bu kabil binaları tetkik ede­rek hem hasarın tesbitine hem. de lü­zum görülenleri tahliye ettirmeğe başlamışlardır.

Eskişehir valiliği, bütün okulların ta­til edilmiş olduğunu bu sabah ilân et­miştir.

Geceki zelzele sonunda Eskişehirde 200 kadar yaralı bulunduğu, halktan bir kısmının şehri terketmekte oldu­ğu yolundaki haberlerin, şehirde uyanan ilk heyecan dalgası sırasında ortaya çıkan mübalâğalı söylentiler­den ibaret olduğu ve hakikatle ilgisi bulunmadığı bildirilmektedir.

Eskişehirde bu sabah da fasılalı ola­rak bafif bir iki zelzele kaydedilmiş­se de her şiddetli zelzeleyi takip et­mesi tabiî olan bu sarsıntılar çok da­ha hafiftir ve hiç bir hasar ve zayi­ata sebep olmamıştır.

. Ankara :

Dün geceki zelzeleye dair gelen ha­berlere göre, Çukurhisar'a 20 kilomet­re mesafede bulunan Bozöyük de zel­zeleden, hasar görmüştür. Merkezde belediye ve .şube binaları yıkılma teh­likesi göstermiştir, gene merkezde ev­lerden bir çoğu yıkılmış, yarıdan faz­lası da tamamen çatlamış bir durum­dadır. Bazı binaların üst katlan ta-r mamen çökmüştür. Kazaya bağlı Oklublu köyünde 60 kadar evin yıkıldığı haber alınmıştır. Poyra köyü okulu çatlamıştır.  İnsanca zayiat  yoktur.

Diğer taraftan, Ayaşta 1 ev, 1 ahır, ve 1 samanlığın çatıları çökmüştür. .

İnegölde de zelzele sırasında elektrik­ler de söndüğü için halk korku için­de sokaklara fırlamıştır. Bursa Yenişehirinde pek az hasar kaydedildiği fakat can kaybı olmadığı bildiriliyor.

Zelzele, çok geniş bir bölgede ve bu arada, Bursa, Balıkesir, Bandırma, Ça­nakkale, Afyon, Konya, Bilecik, Kü­tahya, Bolu, İsparta, Kastamonu, E-dirne, Göynük, Mudurnu, Mahmudi­ye, Osmaneli, çevrelerinde de hisse­dilmiş, fakat hiç bir zayiat kaydolunmamıştır.

 Ankara :

6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu gereğince memleketimize ser­maye yatırmak için yapılmış olan mü­racaatlar incelenerek bunlardan 1.0 tanesinin, sözü geçen kanun hüküm­lerinden faydalandırılması hükümet­çe kararlaştırılmıştır.

Bu karar gereğince yapılacak yatı­rımlar ve yatırımlarla ilgili teşeb­büsler şunlardır;

1

Bir Hollanda şirketi, nebatî yağ imali için bir Türk bankası ile müş­tereken memleketimizde kurulmuş olan fabrikayı genişletmek için bu fab­rikaya makine ve tesisat şeklinde ye­niden 280'bin Türk liralık aynî ser­maye yatıracaktır.

 Bir Alman firması, Türk müte­şebbislerle birlikte, sulama boru    ve cihazları imal etmek üzere kurulacak fabrikaya makine ve tesisat halinde 520 bin Türk lirası tutarında    aynî sermaye yatıracaktır.

 Bir Amerikan firması, bir Türk şirketi ile müştereken silinebilen ey safta tükenmez kalem ile kurşun ve dolma kalemler imaî etmek üzere kurulacak fabrikaya makine ve tesisat şeklinde; 49 bin dolarlık aynî serma­ye yatıracaktır. 

__ Bir İsviçre firması, musluk ta­kımları, radyatörlere mahsus valflar, raptiyeler, kapı ve pencerelere mah­sus sürmeler, ispanyoletler, motor ve makinelere mahsus yedek parçalar imali etmek üzere, iki Türk müteşeb­bisi ile birlikte kurulacak fabrikaya makine ve tesisat olarak 70 bin Türk, liralık aynî sermaye yatıracaktır.

 İki Amerikan şirketi, 500 bin to­nu mütecaviz    manganez    cevherini Türk  sermayedarlarla  birlikte  işlet­mek Üzere kurulacak şirkete makine ve tesisat olarak, 50 bin dolar tuta­rında ayni sermaye yatıracaktır.

 Bir İngiliz şirketi, kendir  elya­fım çıkarmak  ayıklama,  temizlemek ve işlemek maksadîyle kurulacak fab­rikaya makine ve tesisat olarak 8100 sterlin muadili 63 bin Türk lirası tu­tarında aynî sermaye yatıracaktır.

 Bir İtalyan firması, Latetex mad­desinden lastikli  kumaşlar  ve  taba­bette müstamel her türlü alât ve ede­vat imal etmek üzere Türk müteşeb­bisler ile birlikte kurulacak fabrikaya 76 bin dolar tutarında aynî sermaye yatıracaktır.

8 Bir Amerikan firması, merserize ince iplik, poplin, hasseketen, ga­bardin, basma imal etmek üzere   bir Türk şirketi ile birlikte kuracakları fabrikaya, Japonyadan mubayaa yapmak suretiyle makine ve tesisat olarak 524.593.20 dolarlık ayni sermaye yatıracak ve 2.972.694.84 dolar tuta­rında ayni ikrazda bulunacaktır.

9 Üç Fransız şirketinin birleşmesi ile meydana gelen, bir Fransız grupu, madenî inşaat, ağır kazancılık işleri, yakıt depoları ve gazometreler, kal­dırma ve taşıma malzemesi,maden ocakları, şeker ve çimento fabrikaları malzemesi, silindirli ve çeneli kırma makineleri, kalburlama tesisleri,sa­bit veya döner dolaplı beton makine­leri, küçük mekanik kürekler, el ve inşaat vinçleri ve hidro mekanik in­şaat yapmak üzere bir Türk grupu müştereken kurulacak tesise, makine ve tesisat şeklinde 448 bin Türk lira­lık aynî sermaye yatıracak ve bu te­şebbüsle alâkalı olarak hariçte yapı­lacak masraflar için de 52 bin Türk lirası ve  çeşitli  nisbetlerdeki  teknik yardım ücretleri aynı kanundan faydalanacaktır.

10 Memleketimizde kurulmuş olan E. R. Sciuibb Sons ilâçlar Anonim Şir­ketinin bu seneki satışlarından mey­dana gelecek  700  bin Türk     liralık kârdan bu şirketin ecnebi hissedarı Amerikalı firmaya transferi gereken 497.500 Türk lirasının,  ecnebi hisse­darın memleketimizdeki bu    şirkette mevcut hissesine ilâvesi ve    böylece 6224  sayılı  kanundan  faydalandırıl­ması kararlaştırılmıştır.

Ankara :

Dün gece saat 22.30 da vukubulan zelzele şehrimizde haber alınır alın­maz âcil yardım olarak Kızılayca 100 bin lira ve lüzum gösterilen 800 çadır kamyonlarla ve 12 bin adet ek­mek de askerî uçaklarla derhal Eskişehire gönderilmiştir.

Kızılay Mıntaka Müfettişi Kemal Atadur da Eskişehire hareket etmiş­tir.

 Eskişehir :

Dün gece vukua gelen zelzele felâketi neticesinde husule gelen hasarın tes-bitine devam edilmektedir. Zelzele bu­gün de saat 15'e kadar fasılalarla ha­fif ve orta şiddette hissedilmiştir. Şimdiye kadar mimar ve mühendis ekipleri tarafından şehir içinde 3 ilâ 6 katlı 58 ev ve apartman, 300 kerpiç ev, 2 cami, Devlet Hastahanesi, Bele­diye binası, Kız Orta Okulu, Kız Sa­nat Enstitüsü, bazı ilk okullarda ol­mak üzere tesbit edilen hasarın tak­ribi kıymeti 10 milyon 100 bin lira­dır.

Merkez kazaya bağlı köylerde de ha­sarın tesbiti işine devam edilmiştir. Takribi kıymeti 2,5 milyon civarında olan hasar şunlardan ibarettir:

857 yıkık, 254 ağır hasar, 103'ü tehli­keli olmak üzere 1214 ev, 2 okul, 1 ca­mi de hasar görmüş 110 baş hayvan telef olmuştur.

Hasar gören ve tehlike gösteren apartman ve evler tahliye ettirilerek sakinleri kapat vagonlara yerleşti­rilmiştir.

Son gelen mühendis raporlarına gö­re, 23 apartman, 1 postahane şubesi, 1 İş Bankası, 1 talebe pansiyonu oturulamıyacak derecede hasara uğra­mıştır.

22 Şubat 1956

 Ankara :

Kasaplık hayvan, balık ve bunların mamullerine ait piyasa durumunu tanzim etmek, anormal fiyat temevvüçlerini önlemek gayesiyle çalışan Et ve Balık Kurumu 1956 yılı için ha­zırlamış olduğu programın tatbikine derhal geçmiştir.

Et ve Balık Kurumu kuruluşundan bu yana 35 yeni fabrika ve tesis vücude getirmiştir. Bunlar 4 et kombi-nesi, 2 sosis tesisi, 11 soğuk depo. 12 buz fabrikası, 2 balık unu ve yağı tesisi, 4 yağ ve kurutma tesisidir.

Et kombinaları, Erzurum, Ankara, Konya ve İstanbuldadır. Erzurum, Konya ve Ankara kombinaları hali fa­aliyette olup, İstanbuldakinin de 1956 yılı içinde faaliyete geçmesi için ça­lışmalara devam edilmektedir.

Öte yandan soğuk depolar ise, Trab­zon, Samsun, Sinop, Zonguldak,   Çanakkale, Çeşme, Marmara adası, İs­tanbul, Ankara ve Erzurumdadır. Buz fabrikalarının ekserisi de aynı yerler­de faaliyette bulunmaktadır.

Bütün bunlardan başka 3 et kombi-nesi 50 yi mütecaviz soğuk depo ve buz fabrikası, 2 balık konserve fabri­kası, konserve ihtiyacını karşılamak üzere teneke kutu fabrikası, 2 balık unu ve yağı fabrikası, iştirak halinde 16 yem fabrikası kurulması için pro­jeler hazırlanmış, bir kısmının ihale­leri ve siparişleri yapılmış, diğerleri de yapılmak üzere bulunmaktadır.

İstanbul :

İstanbul Belediye Meclisi bugün sa­at 15 te Reis Vekillerinden Ferzan Aras'm riyasetinde toplanarak, aza­dan Muzaffer Erer'in, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay'in şubat 1957 devresi içtimai sonuna ka­dar devam etmek üzere ve valilik va­zifesi uhdesinde kalmak şartiyle Be­lediye Reisliğinin vekâleten ifa et­mek üzere tâyini hususundaki Beledi­ye Meclisi temennisinin Dahiliye Ve­kâletine arzı hususundaki teklifi ka­bul edilmiştir.

Bunu müteakip gündeme geçilmiştir.

Yapılan seçim neticesinde elektrik idaresi mürakipliğine Recep Bilginer ile Mehmet Gürpınar, Sular İdaresi mürakipliğine de Halide Ahıska ile Nusret Şen seçilmişlerdir.

Meclis Karaağaç kurumları bütçesini müzakere ederek cuma günü toplan­mak üzere dağılmıştır.

Ankara :

Kavaklıdere caddesinin Fransa sefa­retinin önünden geçen kısmına «Pa­ris» caddesi adının verilmesi dolayı-siyle Fransa Büyük Elçisi Ekselans Jean . Paul Garnier, Belediye Reisi Orhan Eren'e aşağıdaki teşekkür mek­tubunu göndermiştir:

«Reis bey,

Mösyö Siraud, Ankara Belediye Mec­lisinin 17 Şubat 1956 tarihli toplantı­sında, Kavaklıdere sokağının Fransız sefarethanesinin bulunduğu  kısmına «Paris» caddesi adı verilmesi kararlaştığına dair mektubunuzu bildirdi. Emin olunuz ki, bu.jestinizi candan takdir eden Parisliler kadar çok mü­tehassis oldum.

Güzel şehrinizin sokaklarından biri­ne vermek için, yabancı bir hükümet merkezinin adını, Paris'i seçerek, uzun zamandan beri Türkiye ile Fran­sa arasında devam eden sağlam dost­luğu daha çok hayırlı olacak bir tarz­da ifade ettiniz.

Candan teşekkürlerimi sayın Ankara Belediye Meclisi azalarına bildirmek lütfunda bulunduğunuz takdirde si­ze çok minnettar kalacağım.»

Reis Bey, lütfen en derin saygılarımı kabul ediniz.»

23 Şubat 1956

Adana :

1955 yılında İş ve İşçi Bulma Kurumu Adana Şubesi Müdürlüğünün merkez, Mersin, Tarsus ve Ceyhan bürolarına 36.326 sı erkek, 6.936 sı kadın olmak üzere 43.262 işçi müracaatı olmuş ve bunun 31.086 sı erkek, 6.044 ü kadın olmak üzere iş temin edilmiştir.

Müracaata nazaran yerleştirme nis­peti yüzde 86 dır.

Ayrıca 154 yataklı barındırma yurdun­da 906 işçi 7.059 gece parasız yatmış­tır.

Eskişehir :

Şehrimizde zelzele fasılalarla zaman zaman orta şiddette olmak üzere de­vam etmektedir. En son bu sabah sa­at 8.10 da orta şiddette 'bir zelzele daha kaydedilmiştir.  Hasar yoktur.

Evleri tehlike arzeden vatandaşlar ça­dırlara yerleştirilmiştir. Şimdiye ka­dar Kızılay 1100 çadır göndermiş olup bugün 1000 çadır daha istenmiş­tir.

Dün şehrimize gelmiş olan Eskişehir mebusları köyleri dolaşmışlardır, bu­gün de şehir içindeki tetkiklerine de­vam etmektedirler.

Diğer taraftan Nafia Vekâleti tara­fından gönderilmiş olan fen heyeti hasarın tesbiti işiyle meşgul olmaktadır. Okulların tatili devam etmekte­
dir.

 Eskişehir :

Geçen pazartesi gecesi 22.35 te vukua gelen şiddetli yer sarsıntısının husu­le getirdiği hasarın bugüne kadar o-lan bilançosu şudur:

Şehirde 3-6 katlı olmak üzere 81 a_ partman, 300 ev, 2 cami, Devlet Has-tahanesi, Belediye Binası, Kız Orta Okulu, Kız Sanat Enstitüsü, 8 ilkokul, bir postahane şubesi, İş Bankası, ta­lebe pansiyonu muhtelif ; yerlerden çatlamış ve ağır hasara uğramıştır. Zelzeleye mâruz kalan Çukurhisar; Satılmış, Uludere, Aşağısöğütönü, Yu-karısöğütönü, Kozkaya, Keskin, Alm-ca, Kavacık. Ye Muttalip köylerinde 1234 ev, dört okul, 6 cami yıkılmış ve ağır hasara uğramıştır. İnsanca za­yiat olmamıştır. Yalnız Kozkaya kö­yünde bir kadın enkaz altında kala­rak ölmüştür. 115 hayvan telef ol­muştur. Bugüne kadar Kızılaydan 1100 çadır, 100 bin lira, 18 bin ekmek, Nafia Vekâletinden 100 bin lira ve bir fen heyeti ve muhtelif inşaat mal­zemesi, Ziraat Vekâletinden lüzumlu miktarda kereste, Sağlık Vekâletinden muhtelif ilâç ve 5 bin lira, Bursadan 3000 ekmek, 400 kilo bisküvi ve tam teçhizatlı 20 yatak, Eskişehirin kaza­larından 4500 ekmek gönderilmiştir. İaşe vaziyetinde hiç bir sıkıntı yok­tur. Evleri tehlikeli olanlar vagon ve Çadırlara yerleştirilmiş ve yerleştiril­mekte devam olunmaktadır. Sarsıntı fasılalı surette devam etmektedir Dün de çimento fabrikasının şantiye binaları yıkılmıştır.

Bugün intişar eden bazı İstanbul ga­zetelerinde hasara uğrayan köylere çadır verilmediği yolundaki haberle­rin tamamen hilafı hakikat olduğu gerek alâkalılar gerekse halk tarafın­dan bildirilmektedir. Köylerde zelze­le felâketinden dolayı evleri yıkılan bütün vatandaşlara çadır verilmiş olup hiç bir kimse açıkta. kalmamış­tır,. Hâlen şehirde ve köylerde her. istenilen yere derhal lüzumlu gıda maddeleri ve çadır gönderilmektedir.

Diğer taraftan hasarın tesbitine devam edilmektedir. Dündenberi Eskişehirde bulunan İzmir mebusu Dr. jeo­log Nuriye Pınar Eskişehir mebusları Kemal Zeytinoğlu, Hasan Polatkan, Muhtar Başkurt, Hicri Seze de köyler­de ve şehirde halkla temaslarına de­vam etmektedirler.

 Adana :

Adana merkez kazasının 1955 yılınca demiryolu ile yaptığı 11 aylık itha­lât ve ihracatı Ticaret ve Sanayi Odası istatistiklerine göre şöyledir:

İthalât: 31.403.324 kilo (22.524.538 li­ra) bunun 2.765.724 kilo (2.124.819 li­ra) demir, 2.161.170 kilo (280.327 lira) çimento, 4.241.215 kilo (1.634.532 lira) motorin, 4.241.215 kilo (1.634.332 Ura) makine yağı, 462.895 kilo (2.314.175 li­ra) makine parçası, 2.031.292 kilo (3.683.481 lira) şekerdir. Geri kalan miktar benzin, gazyağı, kiremit,, ma­den kömürü, mensucat ve sadeyağ­dır.    

İhracat: 52.300.446 kilo (88.826.428 li­ra) .dır. Şunun 17.696.813 kilo .(51.554. 336. lira) pamuk, 14.047.152 kilo (4.938. 879 lira) meyva ve portakal, 51.577.239. kilo (3.889.693 lira) sebze, 8.326.561 kilo (2.496.362 lira) küspe, 1.112.969 kilo (8.830.694 lira) iplik, 1.563.495 ki­lo (11.944.990 lira) dokuma, 1.245.975 kilo (3.114.843 lira) nebati yağdır. Ge­ri kalan pirinç, susam, tahin ve un­dur.

Ayrıca Odadan verilen menşe şehadetnameşine göre dış memleketlere 28.097.476 liralık pamuk, 17.966.150' li­ralık muvakkat ham bez, 1.198.606. li­ralık küspe, 54.911 liralık kaıbak çekir­deği, 39.073 liralık salep, 15.150 liralık şam fıstığı, 47.869 liralık zerdali çe­kirdeği ve ayrıca bir miktar pirinç ih­raç edilmiştir.

M Şubat 1956

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

Amerika Birleşik Devletlerinin Anka­ra Büyük Elçiliği Maslahatgüzarı Mr. Foy D. Kohler dün Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülüye bizzat tevdi et­tiği bir mektupta, Amerikan milleti­nin, Gerzedeki yangın, Eskişehir ve diğer bazı yerlerdeki yer sarsıntıları, Trakya, Ceyhan ve diğer bazı bölge­lerdeki su taşkınlıkları haberlerini, gerek bu hâdiselerin gerek bu nevi â-fetlerin Türk milletine verdiği ıztırap ve müşkilleri samimî bir teessür ile öğrendiğini, bu itibarla hem bu endi­şenin hem de zarar görenlerin iztirap.larını azaltmak arzusunun bir ifadesi olarak, Amerikan Kızlhaçın Türk Kızılayı yolu ile bazı müstacel yar­dımları şimdiden, temin eylediğini be­lirttikten sonra, bu hislerin yeni bir ifadesi olarak Başkan Eisenhower'in, felâketzedelerin müşkül vaziyetini ha­fifletmek için yeni yardımlar yapma­ğa hazır ve arzulu bulunduğunu bil­dirmiş ve hükümetinin bu arzusunu yerine getirebilmek için gerekenlerle temasa girmekle vazifelendirilmiş ol­duğunu ilâve etmiştir.

Büyük dost ve müttefikimiz Amerika­nın ve onun mümtaz başkanının gös­terdiği bu alâka hükümetimizi son derece mütehassis etmiştir. Bu sabah Başvekil Adnan Menderes Amerika Maslahatgüzarını nezdine davetle, hükümet ve milletin derin tahassüs ve teşekkürlerini kendisine ifade ey­lemiştir.

 Ankara :

Bağdat Paktının imzalanmasının bi­rinci yıldönümü münasebetiyle Pa­kistan Başvekili Çovdri Muhammet Ali, İran Başvekili Hüseyin Alâ, İrak Hariciye Vekili Burhanettin Başayan ve İngiliz Hariciye Vekili Selwyn Lloyd'un yayınlanan beyanatları aşa­ğıdadır :

Pakistan Başvekili Çovdri Muhammet Alînin beyanatı:

«Bundan bir sene evvel Türkiye ile İrak arasında bir karşılıklı işbirliği paktı imzalanmış ve daha sonra bu anlatmaya «Bağdat Paktı» İsmi ve­rilmiştir. Anlşma, Orta _ Doğudaki iki mühim memleket arasında, Birleşmiş Milletler Anayasasına uygun olarak, bu bölgede  sulhu  kuvvetlendirmek maksadiyle ahenkli bir işbirliği havası içinde vücude getirilmiştir. Daha son­ra bu hayati bölgede sulhun muhafa­zası ve istikrarın temini gayesiyle İn­giltere, İran ve Pakistan da pakta da­hil olmuştur. Geçen kasım ayında Bağdatta toplanan ve Vekiller mer­tebesinde bir konsey meydana geti­ren âza devletler, hâlen savunmala­rını kuvvetlendirecek ve iktisaden kalkınmalarını hızlandıracak vasıtala­rı temin için plânlar hazırlamakla meşguldürler. İşte biz tamamen bu düşünce ile dostumuz ve müttefiki­miz Türklerle birlikte, bu karşılıklı işbirliği esasına dayanan anlaşmaya katılmış bulunuyoruz. Bağdat Paktı tamamen savunmayı hedef tutan bir anlaşmadır, kimseyi tehdit etmemek­te ve âza devletler Orta _ Doğuda kar­şılıklı olarak savunma kapasitelerini kuvvetlendirmeye teşebbüs etmiş bu­lunmaktadırlar ki, dünyanın bu böl­gesinde buna açıkça ihtiyaç vardır, anlaşmanın gayesi, Orta - Doğu böl­gesi halkının kalkınması için. âza devletlerin iktisadî, kültürel ve sos­yal sahalarda işbirliği yapmalarını icap ettirmektedir. Biz Pakistan da, Bağdat Paktını bütün gücümüzle des­tekliyor ve pakt hükümlerinin yerine getirilmesi için bize düşen vazifeleri yapmaya çalışıyoruz.

Bağdat Paktının imzalanmasının yıl­dönümü münasebetiyle müttefikleri­mizi tebrik etmek fırsatını bulduğum için çok mesudum.»

İran Başvekili Hüseyin Alâ'nın beya­natı:

Bağdat Paktının imzalanmasının bi­rinci yıldönümü münasebetiyle İran Başvekilinin 24 şubat günü radyo .ile neşredilen mesajı:

«Muhterem vatandaşlarım, değerli dinleyiciler, Bağdat Paktının imza­lanması üzerinden bir. yıl geçmiştir. Bu mühim paktın neticesini sizlere hatırlatmak için bunu fırsat telâkki ettim, başlangıçta pakt, iki komşu ve kardeş devlet Türkiye ve İrak ara­sında imzalanmış,, daha sonra İngil­tere ye Pakistan hükümetleri pakt üyeleri araşma katılmışlardır. İran hükümeti, de, geçmiş tecrübe ve mü­şahedelere  dayanarak,   dünyanın bu bölgesinde müşterek menfaatlere hiz­met edecek, dostluk bağlarını kuv­vetlendirecek ve sulhu emniyet al­tında alacak olan bu paktın gayele­rini teyit etmiş, majeste İran Şahı­nın liderliği altında, hükümet ve par­lâmentonun tasvibi ile pakta dahil olduğunu ilân etmiştir.

Bağdat Paktının gayesi, pakt üyeleri­nin herhangi bir tecavüze karşı ko­yabilme .gayretini desteklemek, aynı zamanda, bölgenin iktisaden gelişme­si için işbirliği temin etmektir. Pakt metninde açıkça belirtilen bu gaye­ler, üye devletlerin liderleri tarafın­dan yapılan konuşmalarda ve bu memleketlerin dış siyasetlerinde de tebarüz ettirilmiştir. Hakikaten bun­lar, Birleşmiş Milletler Anayasasının mütecavize karşı koymak için ferdî ve kollektif müdafaayı meşru tanı­yan maddeleri ile, yine bu anayasanın iktisadi işbirliğine taallûk eden 51 inci maddesinde de yer almış bulun­maktadır.

Binaenaleyh, Bağdat Paktı Birleşmiş Milletler Anayasasında tasrih edi­len gayelerin tahakkuk safhasına ko­nulmasıdır denebilir. Geçen yıla pak­tın teşkilâtlanma devri nazarı ile ba­kılmalıdır. Bu devre zarfında beş üye devletten başka, Amerika Birleşik Devletleri de Bağdat Paktı ile yakın­dan alâkadar olduğunu ilân etmiştir. Yine bu devre zarfında, pakt ile alâ­kalı işleri tedvir etmek üzere, sami­mî işbirliği ve tam müsavata daya­nan bir teşkilât kurulmuştur. Bağ­dat Paktı Daimî Konseyi adı verilen bu teşekkülde üye devletlerin vekil veya mümessilleri vazife görmektedir. Alâkalı devletlerin yüksek rütbeli temsilcilerinin iştiraki ile askerî, ik­tisadî komitelerle güvenlik komitesi teşekkül etmiştir. İdari işleri tedvir etmek üzere bir genel sekreter ve dört sekreterden mürekkep sekreter­lik bürosu ihdas edilmiştir.

Kısaca, Bağdat Paktı, müşterek menfaatleri bulunan, Orta - Doğuda sulh ve güvenliğin tesisini gaye edinen memleketlerin meydana getirdiği fa­al bir teşekküldür. Bu camianın yıkıcı bir gayesi olmadığı gibi, hiç bir mem­leketi de hedef tutmamaktadır. Dünyanın bu bölgesinde yaşayan insan­ların hayat seviyelerini yükseltmek ve milletlerarası iktisadî refaha kavuş­turmak için kurulan bu camia, her türlü tecavüzü önleyecek ve her nevi sabotaj hareketlerini durduracak kuv­vetli bir mekanizmaya sahiptir.

Bağdat Paktının imzalanmasından beri geçen bir yıl zarfında, bu toplulu­ğa muhalefet edenler ve paktın açık gayelerini yanlış tefsir edenler bulun­muştur. Paktın âdil ve meşru gaye­lerine beslediğimiz inançla, bunun Birleşmiş Milletler Anayasasında der­piş edilen hüküm ve gayelere uygun olarak kurulduğunu her vesile ile is­pata çalıştık. Yukarıda da belirtti­ğim gibi, Bağdat Paktı Orta Doğuda sulh ve güvenliğin tesisine çalışan, ve iktisadî şartları geliştirmeyi gaye edinen memleketlerin işbirliğinden doğmuştur. Tecrübelerin bizi haklı çı­karacağına ve muhaliflerimizin çok geçmeden bizi anlayacaklarına itimat ediyorum. Majeste îran Şanı ve mille­tinin Parlâmentodaki temsilcileri î-ranın Bağdat Paktına girmesini te­min etmek suretiyle, dünya sulhu, gü­venlik ve iktisadî işbirliğine mühim bir hizmette bulunmuşlardır. Dünya ahvalinden haberdar olan bütün va­tansever İranlıların, memleketin re­fah ve selâmeti namına bu paktı destekliyeceklerine eminim.

İrak Hariciye Vekili Burhanettîn Başayan'ın beyanatı:

Bağdat Paktının imzalanmasının bi­rinci yıldönümü münasebetiyle İrak Hariciye Vekilinin 24 şubat günü rad­yoda yayınlanan mesajının metni aşa­ğıdadır:

«Bağdat Paktının imzalanmasının bi­rinci yıldönümü bana, müttefikleri­mize ve pakta dahil memleketlere en sıcak ve dostane selâmlarımı sunmalı ve aynı zamanda aramızda tesis edi­len bağdan dolayı Iralan duyduğu gururu bir kere daha belirtmek fır­satını verdiği için mesudum. Bağdat Paktı, bu pakta dahil memleketler arasında uzun müddetten beri mevcut bir çok tarihî, coğrafî, ve sosyal bağ­ların tabiî bir neticesi ve hakikî bir inikasıdır. Bu bağlar bugün hâlâ mevcuttur. İrak, paktın faaliyet mekezrnin burada bulunmasından ve tarihî kıymeti olan milletlerarası an­latmaya «Bağdat Paktı» isminin ve­rilmesinden dolayı ayrıca iftihar et­mektedir,

İrak'ın siyasi ve askeri varlığını be­lirten bu isim bilhassa ehemmiyet ar-zetmektedir. Zira bir Arap devleti.ci­lan İrak, Orta Doğu bölgesini tehdit eden tehlikeyi, milletlerarası hâdiseler muvacehesinde, en yakından hisset­mekte, aynı zamanda bu bölgede teh­likeyi bertaraf etmek için en mües­sir vasıtalara sahip bulunmaktadır. Bağdat Paktının kurulmasmdanberi geçen bir sene, sulhsever insanlara hakikat yolundan ayrılmayan, kendi kendisine güveni olan hür insanların, gayretlerini yapıcı ve bir yolda ve ay­nı gaye uğrunda birleştirmek, ihtira­sın dar hudutlarını aşmak suretiyle neler başarılabileceğini ispat etmiş­tir.

Bağdat Paktını ilham eden ruh bu­dur. Bu itibarla, îrakm bu pakta sıkı sıkıya bağlı kalması, tabiidir. Bütün Orta Doğu milletlerinin sulh, sükûn ve refah vaad eden bir istikbale em­niyetle bakmamaları için bir sebep yoktur.»

İngiliz Hariciye Vekili Sehvyn Lloydun beyanatı:

«Bundan bir sene evvel bugün, Tür­kiye ile İrak hükümetleri, tarihî kıy­meti haiz bir anlaşma imzalamışlar­dı. Şimdi Bağdat Paktı olarak anılan bu anlaşmaya az sonra memleketim de katılmıştır. O tarihten bu yana, diğer iki büyük millet, Pakistan ile İran milleti bu pakta âza olmuşlar­dır.

Bu münasebetle müttefiklerimize be­nim ve memleketimin selâmlarını sunmak isterim.

Kanaatimce, Bağdat Paktına üye olan devletlerimiz, bu ilk, sene zarfın­da kaydedilmiş olan tedricî terakki dolayısiyle kendi kendimizi tebrik e-debiliriz. Müşterek bir gaye uğruna, hür ve eşit ortaklar olarak aramızda tamamiyle yeni bir münasebet tesis ettik. Bu münasebet, dost ve mütte­fik olarak hep beraber     çalışmamız suretiyle, tarihi, medeniyetin bizzat başlangıcına dayanan dünyanın bu bölgesinde barışın ve emniyetin ko­runması için gayretlerimizi birleş­tirmek imkânını bize sağlıyacaktır. Vatanım bu bölgedeki memleketlerle uzun senelerden beri işbirliği yapmış olduğundan gurur ve saadet duymak­tadır.

Paktın azaları bizler, ittifakın hiç bir devlete karşı yöneltilmemiş olduğunu bildiğimiz gibi, aramızdaki bu birleş­menin, müstakil, egemen devlet ola­rak, her bir ayrı âzanm ferdî hakla­rından mahrum etmeye matuf olma­dığını da müdrikiz. Bu, birinin diğeri ile yardımlaşmasının herkesin umu­mî refahını arttıracağı prensipine da­yanan eşit dostlar arasında bir se­mereli ortaklıktır. Gayemiz bütün milletlerimizin refahını ve yaşayış se­viyelerini geliştirmektir.

Pakttaki bütün dostlarımıza temin etmek isterim ki, bizler İngilterede bu ortaklığa mümkün mertebe iştiraki Çin elden geleni esirgemiyoruz. Mak­sadımız, sadece müşterek savunma sa­hasında değil, fakat iktisadi çalışma­lar sahasında da ve bilhassa atom enerjisi alanında teknik bilgi ve yar­dımı sağlamak suretiyle, bu ortaklığa müessir bir şekilde hizmet etmektir. Yine maksadımız, her birimizin yap­tığı gibi, paktı ve azalarını tam destekliyerek, sizlerle birlikte müttefik ve eşit olarak ilerlemektir. Gayeleri­mizin sulhçu ve kurucu olduğunun idrak edileceğine ve gittikçe kabaran kitleler tarafından takdirle karşıla­nacağına kaniyim.»

  Ankara :

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü Bağdat Paktının birinci yıldönümü münasebetiyle ve Ankara radyosu vasıtasiyle şu beyanatta bulunmuştur:

«Bağdat Paktının bir yasma bastığı bugün, Orta Şarkın ve hür dünyanın siyasî tarihinde mühim bir dönüm noktası teşkil eden bu andlaşmanın mahiyeti ve gayeleri hakkında bir kaç kelime söylemek fırsatını bulduğum­dan dolayı bahtiyarım.

Herkesçe  bilindiği  gibi,  bütün hür dünyayı tehdit eden tecavüz tehlike­si karşısında, memleketimiz, selâme­ti, müşterek emniyet yolunda gör­müştür ve bu kanaatin bütün icapla­rını yerine getirmek için büyük bir azimle çalışmıştır ve çalışmaktadır. Natoya girmemiz, bu teşekkül içinde verimli bir faaliyet göstermemiş, müş­terek tehlike karşısında Birleşmiş Milletlerin Kore harekâtına katılma­mız, ve nihayet kendi bölgemizde, Birleşmiş Milletler Anayasasının te­yit ettiği, tek başına veya beraberce kendini koruma hakkına dayanan, bölge anlaşmalarına girişmemiz, hep bu kanaat ve imanın tecellileridir.

îşte Bağdat Paktı da bizim ve bizim­le aynı kanaatlere sahip olan bazı sulhsever milletlerin azim ve gayret­lerinin neticesi olarak vüeude gelmiş bir bölge anlaşmasıdır. Gayesi, bu mıntakadan sakin olan ve mıntakanın emniyetine müessir yardımda bulunabilecek, devletlerin müşterek em­niyetleri uğrunda verimli bir şekilde işbirliği yapmaları için gereken im­kânları ve  teşkilâtı  sağlamaktır.

Büyük bir memnuniyetle ifade edebi­lirim ki, tahakkukundan beri bir sene gibi kısa bir zaman geçtiği halde, Bağdat Paktı, onun aleyhine tevcih edilen şiddetli tenkidler, tazyikler ve faaliyetleree rağmen, bu gayenin ta­hakkuku uğrunda büyük adımlar at­mış, genişliğine ve derinliğine inkişaf etmiş bulunmaktadır.

Paktın imzasından yedi ay sonra, o zamana kadar vuku bulan iltihaklar­la âza adedi beşi bulmuş ve bu su­retle paktın derpiş ettiği daimî kon­sey vüeude gelerek Bağdatta ilk top­lantısını yapmış, paktın daimî konse­yini, sekreteryasını muhtelif komite­lerini kurmuşlardır ve bu komiteler faaliyetlerine başlamış bulunmakta­dırlar.

Harbin ve sulhun topyekûn olduğu bu devirde mukadderat birliği yap­mış olan milletlerin, aralarındaki iş­birliğini yalnız askeri sahaya inhisar ettirmiyerek, günlük hayatın her veç­hesine teşmil etmeleri, iktisadî ve kül­türel sahalarda da beraber çalışma­ları bir zaruret halini almıştır.Bu bakımdan Bağdat Paktı içinde ele alınmış olan bilhassa iktisadî saha­daki çalışmaları memnuniyetle zikre­debilirim,

10-11 ocak'1956 tarihinde ilk toplan­tısını yapan teşkilâtın iktisadî komi­tesi, bölgenin müştereken kalkınması ve refaha kavuşması için esaslı fa­aliyetlere girişmiş ve atom, ticaret, ziraî plânlama, eğitim, hayvan has­talıkları, sıhhat, haşarat mücadelesi, karantina ve saire gibi işlerde tâli komitelerle çalışmalara girişmiştir.

Bugünkü haliyle dahi paktın tecavü­ze karşı muhkem bir duvar teşkil ede­cek şekilde coğrafî bir bütünlük vü­cuda getirmiş olduğu ve bu duvarın gün geçtikçe daha sağlam bir hâle getirilmesi için lâzımgelen devamlı mesai ve gayretlerin ele alınmış ve teşkilâtlanmış olduğunu görmek, emi­nim ki, yalnız bu bölgenin sulhsever sakinleri için değil, bütün dünyanın hürriyete ve istiklâllerine bağlı mil­letler için bir bahtiyarlık vesilesidir.

Biraz evvel Bağdat Paktının muhte­lif yerlerden tenkidlere ve tazyiklere mâruz kaldığını söyledim. Sulh ve emniyet uğrunda yapılan her teşeb­büsün ve elde edilen her başarının ay­nı membalardan aynı şekilde hücum­lara uğradığı düşünülürse, bunu ta­biî telâkki etmek lâzım gelir. Hür dün­yanın tecavüze karşı kurduğu en bü­yük ve müessir teşekkül oları Natoyu baltalamak için sarf edilen devamlı ve yıkıcı faaliyetlerin aynen Bağdat Paktının da karşısına çıkmakta olması, bu sulhsever teşebbüse giriş­mekte ve Natonun dünyanın bu böl­gesinde âdeta bir imtidadını vüeude getirmekte ne kadar haklı olduğumu­zu açıkça gösterir.

Natonun olduğu gibi Bağdat Paktının da, Birleşmiş Milletler ideallerine ta­mamen sâdık olan, kimseye karşı te­cavüz emelleri beslemeyen sulhsever milletler tarafından, kendi istiklâlle­rini korumak ve refahlarını temin et­mek için vücuda getirilmiş olduğunu ve asla kimseye karşı tevcih edilme­miş bulunduğunu inkâr etmek veya bilmemezlikten gelmek, ancak bir suiniyet nişanesi olabilir. Türkiye Cumhuriyetinin, üzerinde bina edil­miş olduğu âkideleri ve onun misaki millisini bilenler, Türkiyenin herhan­gi bir tecavüzkâr teşebbüse önayak olmasının veya katılmasının hatır ve hayalden geçirilemiyeceğini takdir etmek mevkiindedirler. Bağdat Paktı içinde müttefiklerimizin de aynı sulh­sever akidlere sadık olduğunu bildi­ğimiz içindir ki onlarla mukadderatı­mızı birleştirmiş bulunuyoruz.

Bağdat Paktı, âzasının, bu bölgenin İçinden ve dışından gelecek tecavüzle­re karşı müştereken korunması gaye­siyle kurulmuştu. Başından beri oldu­ğu gibi şimdi de temennimiz, bu böl­gede sakin olan, ve âkidler tarafın­dan tanınmış bulunan, bütün mem­leketlerin tam eşit haklar içinde bu yapıcı ve hayırhah teşebbüse bir an evvel katılmalarıdır. Ancak herhangi bir iltihakın, katılacak devletin kendi muhtar iradesiyle ve kendi menfaat­lerini lâyıkiyle takdir ederek vukubulabileceği tabiidir. Ne biz ne de pakt içindeki müttefiklerimiz, kimseyi il­tihaka zorlamak, tazyik etmek niye­tinde değiliz ve hiç bir zaman olma­dık. Kanaatimiz şudur ki, salim fi­kirler ve yapıcı teşebbüsler kendi kendilerinin müdafiliğlni yaparlar ve eninde sonunda galebe çalarlar. Pakt aleyhinde, onun gayelerini yanlış gös­termek ve neticelerini tahrif etmek suretiyle maalesef bölgemizde dahi yapılmakta olan propagandalara ce­vabımız, açık sözlülüğümüz ve fiili­yatta takip ettiğimiz dürüst ve her­kese karşı dostane siyasettir.

Bugün bütün pakt âzası memleket­lerde paktımızın birinci yıldönümü münasebetiyle efkârı umumiyeyi ay­dınlatıcı beyanlar ve neşriyat yapıl­maktadır. Ümit ve temennimiz şudur ki, daha bir çok yıllarda ve belki de daha bir çok memleketlerde, 24 şubat günü, .bu günkü şevk ve itminan ile anılsın.»

- Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, Bağdat Paktının imzasının birinci yıldönümü münasebetiyle bugün şu beyanatta bulunmuştur:

«Bugün Bağdat Paktının birinci yıl­dönümünü idrak etmekte olmamızdan büyük bir sevinç duymaktayım.

Biz Orta - Doğuda tecavüz emelleri­ne karşı bir an evvel esaslı bir mü­dafaa sistemi kurulmasına ilk zamandan beri inanmış ve bu uğurda elimizden gelen bütün gayreti sarfetmiş bulunuyoruz.

1955 senesinin ocak ayında Bağdatı ilk ziyaretimiz esnasında yapılan mü­zakereler sonunda neşredilen Türk -İrak müşterek tebliği bu gayretleri­mizi kuvveden fiile intikal ettiren ilk esaslı adımı ve paktın temelini teşkil etmiştir.

Bu tebliğin neşrinden az sonra ge­çen yılın 24 şubatında yine Bağdatta İrak'ın kıymetli ve mümtaz Baş­vekili Nuri Sait Paşa ve Hariciye Na­zırı Muhterem Başayan ile paktı im­zalamak saadetine mazhar olduk.

Hür dünyanın hiç bir tarafı açık bı­rakılmamış bir bütün cephe haline getirilmesi ve müşterek emniyet prensipleri dairesinde müdafaası fikrinden mülhem olan paktımız, uyandırdığı bütün menfi cereyanlara rağmen, kı­sa bir zamanda sırası ile İngiltere, Pakistan ve İranın iltihakı suretiyle genişlemiş ve Natoyu Seato müdafaa mıntakasına bağlamış bulunmakta­dır.

Dünya sulhunun muhafaza ve müda­faası bakımından bununla ne kadar övünsek yeridir. Diğer taraftan, ya­kın zamanda pakta iltihakına intizar ettiğimiz Birleşik Amerika Devletleri­nin pakt âzası devletlerle bu mevzuda daha. şimdiden irtibat kurup mesai teşrikine girişmiş olması ümitlerimizi arttırmaktadır.

Diğer Arap devletlerinin de yakın bir istikbalde paktımıza iltihaklarının ta­hakkuk etmesinden bizim gibi paktı­mızın âzası bulunan diğer müttefik devletlerin de büyük bir memnuniyet duyacaklarından hiç şüphe etmiyo­rum.

Şurasını da belirtmek isterim ki, Bağ­dat Paktına karşı yöneltilen itirazlar, onun kuvvetini azaltmak şöyle dur­sun,  aksine olarak onun ne kadar isabetli bir teşebbüs ve eser olduğu­nu bütün açıklığı ile teyit etmiş bu­lunuyor. Paktın Orta - Doğudaki sul­hu muhafaza etmek gibi esas gayesi yanında, âza devletlerin iktisadî, içti­maî ve kültürel sahalarda da sıkı iş­birliği tesisi maksadına da hizmet ettiğini ayrıca kaydetmeliyim.

Paktımızın, bütün âza devletlere,,, gün geçtikçe daha fazla emniyet ve refah getireceğine kani bulunarak, onun akdinde ve genişlemesinde azim ve gayret göstermiş olan dost ve mütte­fik milletlerin mesul devlet adamları­na, bu mesut yıldönümü vesilesiyle tebriklerimle birlikte hürmetlerimi arzederim.»

& Şubat 1956

 Ankara :

Gerze yangın felâketi münasebetiyle Macar ve İsrail Elçileriyle İspanya Maslahatgüzarı Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülüye birer taziye mektubu göndermişler ve Prof. Fuat Köprülü de teşekkürlerini bildirmiştir.

 Ankara :

Son zamanlarda şiddetli kış, yangın ve zelzele gibi âfetlerin memleketi­mizde yaptığı tahripler ve tevlit et­tiği ızdıraplar münasebetiyle büyük dostumuz ve müttefikimiz Birleşik. Amerikanın yardım arzusunu bildiren mesajından sonra, Amerikan Büyük Elçiliği ihtiyaçların miktarını ve müs­taceliyet dereceleri gibi, yardımların tahakkuk ettirilmesine imkân vere­cek esasları tesbit için Kızılay idare heyeti ile temaslara başlamıştır. Bu meyanda Amerikan Büyük Elçiliği ik­tisadi işler müşaviri Mr. Jones baş­kanlığında bir heyet, dün Kızılay Umumî Merkezine gelerek Kızılay Re­is Vekili ve Kızılay Reis Vekili Semi Ergin'i makamında ziyaretle, Ame­rikanın memleketimizdeki son âfet­ler dolayısiyle duyduğu teessürü be­lirterek yardım hususundaki arzuları­nı bildirmiştir.

Yapılan bu çok samimî ve dostane görüşmeler sırasında memleketimizde son âfetler neticesinde beliren âcil yardım ihtiyaçları tesbit edilmiş ve durum  Amerikaya  tellenmiştir.

26 Şubat 1956

Bilecik :

Bir. kaç gün evvel vuku bulan zelze­lelerden hasar gören vilâyetimize bağ­lı köylerde, Bilecik mebusları Şevki Hasırcı ve Yümnü Üresin ile valinin tetkikleri devam etmekte ve vatan­daşların durumlar ile çok yakından alâkal anmaktadırlar.

Hasarları tesbit için teşkil olunan fen ekipleri, tesbitlerine devam et­mektedirler. Şimdiye kadar alınan malûmata göre, Bozüyükün Oklubalı köyü ile Söğüt'ün Borcak köyü tama­men harap olmuştur. Bozüyük mer­kez kazasında da hasar oldukça bü­yüktür. Ayrıca Bozöyük'ün Poyra, Akpınar köyleri ile Söğüt merkezin­de ve Söğüt'ün Sıraca, Zemzemiye, Ahirköy, Bahçetiye, Oluklu, Akköy, Harman Köy, Muratça, Domez, Küre, Riza Paşa, Ortaca ve Tozman köyle­rindeki bazı ev, mektep ve camiler hasara uğramış ve bir çok minareler de yıkılmıştır.

Ayrıca Pazaryeri kazasında da, son olarak on iki ev tahliye edilmiştir. İnsanca zayiat yoktur.

Bütün felâketzedeler hemen, Kızılay tarafından gönderilen çadırlara yer­leştirilmişlerdir.

Eskişehir :

Zelzele şiddetini kaybetmiş ve bu gece ancak iki hafif sarsıntı tesbit edilmiştir. Sabaha karşı kesif mik­tarda ve fasılasız kar başlamıştır. Şimdiye kadar şehir halkına 2500 ça­dır tevzi edilmiştir. 24 mühendis ve mimar ekipler halinde hasar tesbitine devam etmektedir. Şehirde 5 sağ­lık ekipi teşkil edilmiştir. Ekipler her­hangi bir hastalığa karşı vatandaşla­rı aşıya tâbi tutmuşlar ve süratle aşı­ya başlamıştır. Sarsıntılardan evleri hasara uğrayanların giyim eşyaları ve yiyecek maddeleri ziyan olmadığından ar ve soğuğun başlaması dolayısiyle çadırlarda bulunan halk evlerinden yakacak ve sobalarını ve örtünecek eşyalarını  çıkarabilmişlerdir.

 Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grupu başkan­lığından tebliğ  olunmuştur:

23 şubat akşamı Büyük Millet Mecli­sinde Başvekâlet bütçesi müzakere e-dilmekte iken cereyan eden hâdiseler dolayısiyle, muhalefet partilerinin Meclis riyasetine tevdi ve ayrıca be­yanname olarak gazetelerde neşret­tikleri tezkereleri hakikatlerin tama­men tahrif edilmiş olduktan başka hususî maksatlara dayanan isnat ve iftiralara da başvurulduğu görüldü­ğünden bu hususların umumi efkâr huzurunda aydınlatılmasına lüzum görülmüştür.

Evvelâ Devlet Vekili Emin Kalafat’n zapta geçmiş olan beyana (Memleke­te bağlılıkla kabili telif olmayan, memleketseverlikle, vatanperverlikle kabili telif olmayan) şeklinde olup (Vatanperver a ne olmayan) tarzında değildir. Bu iki beyan tarzı arasında­ki fark ise izahtan müstağni olacak kadar açıktır.

Bu hareket gerek Basın - Yayın büt­çesinde Turizm Bankası suiistimal neşriyatına ve Basın . Yayın mevzu­undaki hükümet faaliyetlerine ve-gerekse diğer bütçeler üzerinde mu­halefetin yapacağı murakabe ve mü­dahaleleri bertaraf etmeğe matuf bir taktik olduğu hakkında ifade eyledik­leri kanaatleri hiç bir esasa dayan-mıyan bir isnad ve bundan dolayı iz­har eyledikleri teessüf ise tamamen yersiz ve manasızdır.

Zira: Turizm Bankası faaliyetleri mevzuunun Basın - Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü bütçesiyle hiç bir alâkası bulunmadığı kendilerinin de meçhulü olmaması lâzım gelen bir hakikattir.

Devlet Vekilinin beyanlarında her­hangi bir partiyi veya şahsı tahkir mahiyeti görmüş oldukları takdirde buna kürsüden protesto etmek ve Meclis Riyaset Divanı nezdinde    teşebbüse geçmek suretiyle mukabele etmek mümkün iken bunu yapacağı ve murakabe ve müdahaleleri berta­raf etmeğe matuf bir taktik olarak göstermek ise umumî efkârı yanlış yollara sevketmeğe matuf bir saygı­sızlık eseridir.

Hakikat şudur ki: Büyük Millet Mec­lisinde devam etmekte olan bütçe mü­zakereleri sırasında muhalefet mü­messillerinin gerek grup ve gerekse fert olarak, Meclis iç tüzüğünün te­minatı içinde, en geniş bir tenkid ve murakabe hakkından faydalandıkları ve çok defa tenkid ve murakabenin hudutlarını aşarak işi isnai iftira ve hakarete kadar vardırdıkları her gün binlerce vatandaşın gözleri önünde cereyan etmekte olan bir vakıadır.

Binaenaleyh, hâdisenin bütçenin mu­halefet tarafından tenkid ve mura­kabe edilmesini bertaraf etmeğe ma­tuf bir taktik değil, fakat bütçe mü­zakerelerinin zamanında bitirileme­mesi efkârı umumiye üzerinde müza­kerelerde elde edemedikleri bir tesir husule getirilmesi ve nihayet bir ekalliyetin büyük bir ekseriyeti baskı altına almağa kalkışması yollarında bir tertip olduğu ve bahis mevzuu be­yanlarla ciddiyetten âri hareketleri­nin mazeretini aramağa çalıştıkları maydandadır.

Demokrat Parti Meclis Grupu Reisi Doktor Burhanettin Onat

27 Şubat 1956

İstanbul :

(M.M.V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir) :

Amerikada Fort  Zenning'de, U tem­muz - 1 kasım 1955 tarihleri arasında, açılmış olan birinci dönem Birleşik Piyade Subay Tekâmül Kursuna işti­rak eden piyade Bnb. Haydar Hersek, müttefik subaylar arasında kursu birincilikle bitirmiş ve Fort Benning Piyade Okulu kumandanlığı tarafın­dan tebrik ve takdir edilmiştir.

Ankara :

Silâhtarağada dün. yeni bir ilâve tesisin açılması münasebetiyle Reisicum­hur Celâl Bayara öğrendiğimize göre İstanbul Valisi şu telgrafı göndermiş­tir:

Sayın Celâl Bayar Reisicumhur

Ankara

İstanbul, kazan bakımından 50 bin ki­lovat ve tribün bakımından 36 bin ki­lovat olmak üzere SiJâhtarağa taka­tini 86 binden 128 bin kilovata çıka­ran tesisleri açarken bu güzel habe­ri yüksek katınıza temiz duyguları­mızla tazimlerimizle arzederim.

Vali ve Belediye Reis   Vekili Prof. F. K. Gökay

Reisicumhur Celâl Bayar, bu tesisin İstanbul halkına hayırlı olması te­mennisinde bulunmuş ve kendisine basarılar dilemiştir.

28 Şubat 1956

 Ankara :

Haber aldığımıza göre, Ankara Üni­versitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koru­ma Kürsüsü asistanlarından Mehmet Göbelez buğday tohumu içerisindeki pelemir ve diğer yabanî ot tohumla­rını çok ucuz ve kolay bir şekilde te-mizliyen yeni bir cihaz bulmuştur. Aynı cihaz, çeltik tohumları içeri­sindeki darı vesair yabanî ot tohum­larını da temizlemektedir.

Tohum temizleme sahasında şimdiye kadar kullanılan cihazların 'çalışma sisteminde bir yenilik yapan asistan, evvelce tanesi 10-20 bin lira kıyme­tinde ve çok teferruatlı olan tohum temizleme cihazlarını, çok basitleştir­miş ve ucuzlatmıştır. Bu sayede yeni cihaz, asıl müstahsil kitleyi teşkil e-den köylü evine kadar gidebilecek­tir.

Cihaz tohumu temizlediği gibi, iste­nirse hastalıklara karşı tohum ilaçla­masını da birlikte yapabilmektedir.

Ziraatçı  mebuslarımızdan    bazıları, Ankara Üniversitesi Ziraat   Fakültesi ekan ve profesörleri, Ziraat Vekâleti, Toprak Mahsulleri Ofisi, Ziraat Ban. kası, Devlet Üretme Çiftlikleri ve il­gili diğer kurumların mümessillerin­den müteşekkil bir heyet Önünde, ça­lışma prensipi ve gösterisi yapılan ci­haz, heyet mensuplarınca takdirle karşılanmış ve bir an önce çiftçileri­miz hizmetine girmesi için karar alın­mıştır.

Asistan Mehmet Göbelez, bundan 3 sene önce, tarla farelerinin mücadele­sinde kullanılan zehirli yemlerin ih­zarına ait başka bir buluşunu da Türk çiftçisinin hizmetine vermiş, böylece her yıl 1-2 milyon liralık bir döviz ta­sarrufunu sağladığı gibi, farelerin yaptığı 500 milyon liradan fazla bir zararın önlenmesini de temin etmiş­tir.

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

Hatırlarda olduğu üzere, memleketi­mizde hava rasatları maksadiyle uçu­rulan bazı meteoroloji balonlarının Sovyet Rusya arazisine inmesi üzeri­ne Sovyetler Birliği Hariciyesi Mos­kova Büyük Elçiliğimize bir nota ver­miş, hükümetimizin cevabî notası yi­ne Moskova Büyük Elçiliğimiz eliyle, 11 şubatta Sovyet Hariciyesine tevdi olunmuş ve metni neşredilmişti.

Bundan .sonra 20 şubat tarihinde, Sovyetler Birliği hükümeti bu mev­zuda yeni bir nota tevdi etmiştir.

Bu notada, Türkiye hükümetinin ba­his konusu izahatının şayanı kabul görülmediğine işaret edilerek, ezcüm­le, bu gibi balonların, yüksek hava ta­bakalarında uçmak suretiyle olsa da­hi, Sovyetler Birliği arazisine girme­sinin onun toprak dokunulmazlığına tecavüz ve devletler hukuku kaidele­rini ihlâl eyledikten başka, hem hava seyrüseferi, hem de balonların uçtuk­ları mıntakalar ahalisi için bir tehlike teşkil etmesinin aşikâr olduğu ileri sürülmekte, balonların hakikatte meteorolojik aletleri ihtiva etmeyip, havadan resim alıcı ve bazı radyo tesisatını tesbit edici aletlerle müceh­hez bulunduğu iddia olunmakta, Türkiye hükümetinin, teçhizatı ile birlik­te bu balonları tetkik etmek üzere Moskovaya mütehassıslar gönderme­ye lüzum görüp görmediği sorulmak­ta ve Sovyetler Birliği hükümetinin bu gibi balonların Rusya arazisine girmesine mâni olmak üzere Türkiye hükümetinin tedbirler alacağına dair beyanını ayrıca kaydettiği ilâve edil­mekte, aynı mevzuda Amerika Birle­şik Devletlerine verilen son Sovyet notasında, bu balonları aletleriyle bir­likte teşhir şartiyle, Paris ve Londra-da sergiler açmak.ve gerekli izahatı vermek için bu sergilere Sovyet mü­tehassısları göndermek teklifinde bu­lunduklarının bildirildiği de ıttılaımıza arzedilmekte idi.

Bu nota üzerine Moskova Büyük El­çiliğimiz vasıtasiyle 28 şubatta metni aşağıda  yazılı cevabi  nota     Sovyet Rusya  Hariciyesine  tevdi  olunmuş­tur.

«Hariciye nezaretinin notasında, mev­zubahis balonların hava münakalâtı için olduğu kadar yerdeki sukut nok­taları için de tehlike teşkil ettiği id­diası üzerine yeniden İsrar edilmek­te ve bundan başka bu balonların hakikati halde meteorolojik tetkikat icrasına matuf bulunmadığı iddia olunmaktadır. (Şu cihetin de tebarüz ettirilmesi icap eder ki, mevzuubahis balonlar hakkındaki münakaşaya Ha­riciye Nezaretinin notasında devam edilirken, Büyük Elçiliğin notasında kaydedilen, Türkiye tarafından bir çok Sovyet balonları geçişi hususuna hiç bir vesile temas olunmamakta-dır).

«Büyük Elçilik evvelki notasiyle yu­karıdaki iddialarından birincisini ce­vaplandırmıştı. Şimdi bu ciheti ilâve etmek ister ki, bahse konu balonlar Sovyet Rusya tarafından tesadüfen intikal ettiklerine ve normal uçuş sa­haları Türkiye olduğuna göre, bun­ların uçuşu, normal addedilebilecek bir ihtimal nisbeti dışında, nezaretin notasında kaydedilen tehlikeleri irade edecek olsaydı ki bugüne kadar ya­pılan müteaddit tecrübelere rağmen bu tehlikeler teeyyüt etmemiştir - ev­velâ Türk hükümeti balonların uçu­şunu men ederdi.


 

«Balonların meteorolojik işlerden baş­ka işler için kullanılmak üzere mü­cehhez bulunduğu iddiasına gelince, maalesef sözü geçen notada bu bap­ta ileri sürülmüş olan sebepler bunu ispata kâfi değildir.

«Bazı Türk mütehassıslarının balon­lar üzerinde tetkikat icrası için Moskovaya gönderilmesini Türkiye hükü­meti düşünmemektedir. Çünkü böyle bir ziyaret, bulunan balonların Türkiyeden uçanları olup olmadığının tesbitine matuf ise, esasen malûm olan karakteristiklerine istinaden Türkiyeden uçan balonlar olduğu tah­min edilecek olanların, usulü veçhi­le, Türk makamlarına iadesi takdirin­de bunun tesbiti mümkün olacaktır. Eğer böyle bir ziyaretin tertibinden maksat Sovyet Rusya mütehassısları­na Türk mütehassıslarının izahat ver­meleri ise, teknik bakımdan bazı ih­tira beratlarının milletlerarası kaidelerce tanınan haklar mucibince mahremiyetinin mahfuz tutulması şartı ile, bu bakımdan ayrıca bir he­yet gönderilmeden bu işin yapılabi­leceği düşünülmektedir.

«Esasen Büyük Elçiliğin bundan ev­velki notasında arzedildiği veçhile, bundan sonra balonlar uçurulduğu takdirde bunların Sovyet Rusya ha­valarına kaymaları ihtimallerinin teknik bakımdan âzami Ölçüde önlen­mesine gayret edileceği cihetle mese­le Üzerinde teknik veya siyasî müna­kaşaların devamı pratik bir fayda arzetmiyecektir.»

 İstanbul :

Son zamanlarda vukua gelen zelzele, seylâp, şiddetli kış ve Gerzedeki bü­yük yangın felâketi dolayısiyle Kızılay Genel Merkezi tarafından geniş mik­tarda nakdî ve ayni yardımlar ya­pılmaktadır.

Bugün saat 14 te Kızılay İstanbul Temsil Heyeti Başkanı Dr. Örner Fa­ruk Sargut yaptığı basın toplantısın­da bu yardımlara ait geniş izahat ver­miştir.

Bu izahata göre Kızılay Genel Mer­kezi tarafından ilk yardım olarak Eskişehire 100.000 lira, 15.000 kilo ekmek ve 2.300 çadır gönderilmiştir. Bozöyüğe de 12.000 lira ve 360 çadır sevk edilmiştir.

Büyük bir yangın felâketi geçiren Gerze için 28.800 liradan başka gönde­rilen muhtelif eşyanın listesi şudur: 620 çadır, 4360 battaniye, 3000 Kgr. sabun, 338 kilim (251 hasır, 1249 ce­ket, 30 pantolon, 60 palto, 60 manto, 1500 gömlek, 1866 sahan, 2000 emaye tabak, 3000 kaşık, 420 fener, 320 pan­suman ve ilâç, ünitesi, 100 teneke gaz, 15 teneke bal, 260 fıçı (8320 lib­re) süt tozu, 100 çuval un, 2 sandık çay, 500 kilo şeker ve 5000 adet kib­rit.

Seylâp ve şiddetli kış geçiren Edirne-y& 32.000 lira, Merice 6200 lira, Hav­zaya 5000 lira, Uzunköprüye 25.400 li­ra, ayrıca 500, don, 500 gömlek, İpsalaya 7500 lira ile 100 çadır, 250 bat­taniye, 250 kat çamaşır, Kirklareline 5O00 lira ve 50 kat çamaşır, İneceye 13.400 lira ve 30 çadır, Babaeskiye 33.200 lira, 20 sandık giyecek, 150 ça­dır, 300 battaniye, 100 çamaşır, Pınarhisara 5000 lira, Lüleburgaza 19.000 lira, 100 çadır, 100 kat çamaşır, Hayraboluya 3400 lira, Çorluya 600 lira ve Çatalcaya  1000  lira  gönderilmiştir.

Bu rakamlar mahallen bildirilen ih­tiyaçlara göre yalnız Kızılay Genel Merkezinin ilk yardımlarıdır. Bu ara­da yurttaki bütün Kızılay şubeleri de imkânları nisbetinde yardıma koş­muşlardır. Meselâ bugün Kızılay İs­tiklâl şubesi Eskişehir felâketzedele­rine 1000 lira ile yiyecek ve giyecek göndermiştir.

Kızılayın yardımlarına muvazi olarak bankalar, müesseseler ve hayır sahip­leri tarafından da büyük yardımlar yapılmaktadır. Kendilerinin de şiddet­li kıştan son derece müşkül durum­da olduklarını belirterek Amerika Kızılhaçı 25.000 dolar, İran Kızılaslan ve Güneş Cemiyeti 100.000 rial (10.000 lira kadar), İrlanda Kızılhaçı 250 sterling, Lübnan Kızılhaçı 1000 Lübnan lirası, Norveç Kızılhaçı 10.000 kron değerinde 500 çift ayakkabı, Kanada Kızılhaçı 16 sandık çeşitli giyecek Beynelmilel Kızılhaç Cemiyetleri Bir­liği 23 sandık giyecek, Hollanda Kızılhaçı 300 çift kadın ayakkabısı, İsviç­re Kızılhaçı, 200 battaniye, Fransız Kızılhaçı 100 battaniye göndermişler­dir. Belçika Kızılhaçı da yardıma ha­zırlandığını bildirmiştir.

Kısaca ifade etmek lâzım gelirse Kı­zılay Genel Merkezi, Kızılay şubeleri, bankalar, müesseseler ve hayır sever vatandaşlar en geniş şekilde yardıma devam etmektedirler. Dış memleket­lerden de peyderpey yardımlar gel­mektedir.

Ankara :

Son zamanlarda memleketimizde vu­kua gelen zelzele, yangın ve su bas­kını felâketzedeleri dost memleketler­de de teessür uyandırmıştır. Bu ara­da, İsveç, Norveç, ve Hollanda hükü­metleri sefaretleri vasıtasiyle üzüntü­lerimizi paylaştıklarını beyan etmiş­ler ve İsveç hükümetinin yiyecek mad­desi göndereceği, Norveç Kızılhaçı ta­rafından 10 bin kron. tahsis edildiği ve Hollanda Kızılhaçmm da 300 çift kadın ayakkabısı teberru edeceği il­gililer tarafından bildirilmiştir.

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

Hükümetimizle İran hükümeti ara­sında 20 mart 1951 tarihinde âkit ve imza edilip 10 aralık 1951 tarihinde 5849 sayılı kararla Türkiye Büyük Millet Meclisince tasdik edilmiş olan' hava ulaştırmaları anlaşması, işbu anlaşmanın 20 inci maddesi mucibin­ce tasdiknameleri teati edilmek üzere 25 Şubat 1956 tarihinde meriyete gir­miştir.

29 Şubat 1956

 İstanbul :

İstanbul Valisi ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökayı Sovyet Bankonsolosu A-leksandr Abramof bugün saat 12 de Vilâyette ziyaret ederek Türkiyede, gerek İstanbul, gerek Gerze ve Eski şehirde vuku bulan tabiî âfetler do layısiyle Türk halkının duyduğu izdiraba Sovyet hükümetinin iştirakettiğini  ve  Sovyetler Bırlıgı  Kızılhacı ve Kızılayın zarar görenlere  dağıtmak üzere 100 bin rublelik bir teberruda bulunduklarını  bildirmiştir.

 Ankara :

Öğrenildiğine göre Amerikan fabrikaları memleketimizde sarsıntısı ve sel baskınlarında zarar görenlere yardım için Kızılay teşkilâtına 11.000  dolarlık  ilâç göndermeye karar vermiştir.-

6. M. Meclisinde Bütçe müzakereleri

1 Şubat 1956

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 11 de Encümen Başkanı Balıkesir Mebusu Halil îmre'nin riyasetinde toplana­rak Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Ve­kâletinin bütçesinin müzakeresine başladı. Bu arada Hudut ve Sahiller Umum Müdürlüğü bütçesinin de aynı bütçe ile müzakere edilmesi kabul edildi.

Raportör Tekirdağ Mebusu Zeki Erataman'ın geniş izahlarından sonra söz alan Diyarbakır mebusu Dr. Yu­suf Azizoğlu (Hür. P.), Sağlık Vekâletinin personel mevzuu üzerinde du­rarak, doktor, eczacı, hemşire ve sağ­lık memuru bakımından Vekâletin bünyesinde meydana gelen açıklıkla­rı işaret etti, hemşire kadrosunun yüzde 75 miktarında boşaldığını ifa­deyle, Vekâletin bu meseleyi ciddî su­rette ele almasını temenni eyledi ve sözlerine devamla şöyle dedi: «1950 den sonra sağlık mevzuuna verilmiş olan ehemmiyetten dolayı memnuni­yet duymuştuk. Bilhassa sağlık mer­kezlerinin kurulması, verem ile mü­cadele gibi hamleler bizleri sevindir­mişti. Fakat görüyoruz ki, her iki iş de ihmal edilmiştir. Önce parlak pro­jelerle işe başlandı, fakat bunun so­nu gelmedi. Bu seneki bütçede. sağ­lık merkezleri için para konmamıştır. Bu, fevkalâde üzülecek bir haldir. Verem mücadelesi de durmuş gibidir. Her sene 40-50 bin. vatandaş bu has­talığın kurbanı olmaktadır. Sağlık Vekâletinin diğer devlet dairelerinde olduğu gibi esaslı bir programı yok­tur. Her vekil kendi fikrine göre ha­reket etmektedir.»

Çoruh Mebusu Mecit Bumin (D.P.) Sağlık Vekâletinin bütçesinin azlığı mevzuunda konuştu, sağlık merkez­leri için bütçeye para konmamış ol­masından dolayı    teessür duyduğunu söyledi, hâlen 250 kazada sağlık, mer­kezinin mevcut olmadığını ifadeyle, encümenin bu hususu dikkatle ele al­masını temenni eyledi. Mecit Bumin bundan sonra çok çocuklu annelere yardım faslında konuşarak, birikmiş olan senelik borçların mezkûr anne­lere ödenmesini istedi, teşkilât kanu­nunun getirilmesini, mütehassıs dok­torlar için Vekâlet dahilinde terfihin sağlanmasını beyan eyledi. Gümüşha­ne mebusu Zeki Başağa (D.P.) da Sağlık Vekâleti teşkilâtından ayrılan elemanlar hususunda fikirlerini be­yan etti, bu durumun halk sağlığı ba­kımından çok tehlikeli bir hava ya­rattığını, ciddî tedbirler alınması icap ettiğini bildirdi. Daha sonra koruyu­cu tababet mevzuunda izahat verdi, umumî olarak sağlık durumunun övü­nülecek halde bulunmadığını, mevcut olan «Milli sağlık plânının» bir türlü kanun haline getirilmediğini, memle­ketin hemen her yerinde artık saf ve temiz gıda bulmanın çok güç bir va­ziyete geldiğini söyledikten sonra şun­ları ilâve etti: «Verem hastalığı mem­leketin her tarafına yaygın bir hal almıştır. Halbuki biz mücadeleyi an­cak muayyen naıntakalara teksif et­miş bulunuyoruz. İstanbulda Heybeliadada sanatoryum kurmak kimin ak­lına gelmiştir? Sahillere sanatoryum kurmaktan vazgeçmeliyiz. Memleke­tin klimatik şartlarına uygun, bilhas­sa dağınık bir halde mücadele istas­yonları meydana getirmeliyiz.»

Ankara mebusu Muhlis Bayramoğlu (D.P.), sağlık meselesinin partiler üstü millî bir dâva olarak ele alınması lâ­zım geldiğini belirttikten sonra, per­sonel azlığı hususunda konuştu.. Sağ­lık merkezleri kurulması sırasında esaslı prensipler konmadığı için, bun­ların fayda yerine zarar verdiğini, hiç bir işe yaramadığını söyledi. Daha son­ra devlet sağlık teşkilâtının bir elden idaresinin lâzım, geldiğini, bu suretle hareket edildiği takdirde personel ve diğer mevzularda tasarruf elde edi­leceğini belirtti ve dedi ki: «Sağlık Vekâleti artık neler yapacaktır? Bu­nu tayin etmek lâzımdır. Vekâlet mil­lî bir sağlık dâvasını ele almalı, bil­hassa yeni teşkilât kanununu getir­melidir.»

Seyhan mebusu   Sedat   Barı (D.P.), devlet hastahanelerinde çalışan :dok-; torlara tedaviye gelenlere göre   prim verilmesi teklifini iyi karşılamadığı­nı ifade etti. Bir «Sağlık sigortası» te­sisine doğru gidilmesini temenni ey­ledi.  Dışarıdan  gelecek  olan  ilâçlar arasında hayatî ehemmiyeti hâiz bu­lunan röntgen filmi ve diğer, ilâçla, rm ön plâna .alınmasını istedi. Diğer taraftan  bütçeye. 60  sağlık  merkezi tesisi için para    konduğunu,    yalnız sağlık merkezi binaları inşası için tah­sisat konulmadığını izah eyledi. Kır­şehir mebusu Ahmet Bilgin (C.M.P.) sağlık teşkilâtından ayrılmakta   olan personel meselesini mevzuubahis etti. Bilhassa eczacı eksikliği üzerinde du­rarak, İstanbuldaki Eczacı Fakültesi­nin senedi 80 talebe almasının bu du­rumu yarattığını, Ankarada da    bir Eczacı Fakültesinin açılması lâzım geldiğini beyan   etti.     Memleketimizde imal edilen ilâçların    ayni terkip ve formülü havi oldukları halde, bunla­rın  başka başka  isim  almalarından dolayı karışıklığa meydan verdikleri­ni, : asistanların maaşlarının arttırıl­masını vilâyet hastahanelerinin   tam teşekküllü . bir hale getirilmesini  te­menni etti. Van mebusu Kelâm Yörükoğlu (D.PJ, Doktorlar maddî ba­kımdan tatmin edilmedikçe hiç birisinin mahrumiyet bölgesine gitmiyeceğini, bundan dolayı Vekâletin doktor bulmak hususunda aciz içinde bulun­duğunu,  söyledi.    Verem  hastalığına karşı ehemmiyet' verilmediğini ifadey­le, Terem dispanserlerine verem pav­yonlarının da ilâve edilmesini temen­ni etti. Çoruh mebusu Yaşar Gümüşel  (D.P.)  de- sağlık teşkilâtında ça­lışan mütehassıs adedinin kifayet et­mediği   hususlarını   tekrarladı, duna bir çare bulunmasını arzu etti.

Bütçe Encümeni .saat 15 te toplana­caktır.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin .bugün saat 15’te Reis Vekillerinden Agâh Erozanın reisliğinde yaptığı toplantıda 6 soru Önergesi ilgili Vekiller tarafından ce­vaplandırıldı ve bazı kanun lâyiha ve teklifleri, müzakere edildi.

1  Bismil kazasının taşkına manız kalan kısımları :

Konuşulan ilk soru önergesi, Diyar­bakır mebusu Halil Turgut tarafın­dan verilmişti. Şiddetli yağmurlar ne­ticesi Dicle nehri geçenlerde nornıal seviyesini iki metre aştığı için Bismil kazasının bir kısım mahalleleri su baskınına maruz kalmıştı. Diyarbakır mebusu bu hususta ne gibi tedbirler alındığını soruyordu.

Cevap veren Nafia Vekili Muammer Cavuşoğlu, Bismilin üç mahallesinin bu gibi taşkınlara doğrudan doğruya maruz bulunduğunu, bu durum karşı­sında alınacak en cezri tedbirin taş­kına maruz kısımlardaki evleri, imar plânında ayrılan kısımlara nakletmek olduğunu söyledi, 1952 de, bu mahi­yette bir baskın meydana geldiği za­man, kasabanın imar sahasında 550.336 lira sarfı ile 158 adet ev yap­tırıldığını, ayni şekilde nakli gereken 250 kadar evin daha mevcut olduğu­nu sözlerine ilâve etti. Ancak bu iş bir kanun mevzuu Mi ve 2,5 - 3 milyon lira kadar bir ödenek ayrılmasını icap ettiriyordu.

Söz alan soru sahibi Halil Turgut, da­ha önce taşkında hükümetin göster­diği yardımı şükranla kaydetti ve bu­günkü durum muvacehesinde de ayni ilginin gösterilmesi temennisini izhar ederek sözlerini bitirdi.

2  Göksun ve Elbistan içme sulan inşaatı:

Görüşülen ikinci soru önergesi, Elbis­tan ve Göksün içme suları inşaatına dairdi ve Maraş mebusu Mazhar Özsoy tarafından verilmişti. Bu iki ilçe­ye ait,içme suları inşaatı, amele yev­miyeleri ile malzeme Hatlarındaki ar­tıştan doğan farkın ödenmesi hakkın­da müteahhit tarafından yapılan ta­lep reddedildiği için durmuştu. Ayni zamanda boru tedarikinde de güçlük çekildiği anlaşılıyordu.

Soruyu cevaplandıran Dahiliye Vekili Ethem Menderes,.her iki içme suyunaait tesislerin, malzemesi müteahhit tarafından tedarik edilmek şartiyle İhale edildiğini, müteahhitler vaktin­de boru temin edemeyince, müddetin uzatıldığını, hattâ Karabükten boru sağlandığını, ancak müteahhitlerin bu boruları kullanmak istemedikleri­ni söyledi. Amele ve malzeme ücret­lerinden doğan farkın ödenmesi talep­leri, mukavele hükümlerine aykırı ol­duğu için, reddolunduğunu, işin hâ­len mahkemeye intikal ettiğini, kazaî mercilerden henüz hüküm çıkmadığı için, İller Bankasının da bu durum­da, ihtilâfa bir çare bulamadığını, açıkladı. Mamafih Vekil, bu gibi işle­rin hukukî bir tetkikten geçirilerek umumî ve müşterek bir esasa bağlan­ması için alâkalı Vekâletlerin iltihakiyle müşterek bir komisyon kurula­cağını ve bu komisyonun bu hafta içinde faaliyete geçeceğini sözlerine ilâve etti.

Soru sahibi Mazhar Özsoy, bu komis­yonun bir an evvel faaliyete geçiril­mesi temennisini izhar ettikten son­ra, Vekilin alâkasına teşekkürle ko­nuşmasını bitirdi.

3  Fırat'ın şarkında yabancıların yapacağı seyahatler:

Bugün görüşülen diğer bîr soru öner­gesi de Elâzığ mebusu Şevki Yazman tarafından verilmişti ve Fırat’ın şar­kına yabancıların seyahati ayrı bir müsaadeye tâbi tutan kararnamenin değiştirilmesi hakkında ne düşünüldü­ğünü soruyordu. Soru sahibinin bilâ­hare verdiği izahattan anlaşıldığına göre, turistler veya çeşitli sınaî inşa­at işleri ile alâkalı yabancılar, eğer Elâzığ ve Bingöl bölgesine hususî mü­saade olmadan girerlerse, kararname hükümlerine göre, cezaî takibata uğ-rayorlardı. Şevki Yazman, bu kaydın değiştirilmesi kanaatinde idi.

Söz alan Dahiliye Vekili Ethem Men­deres, bu kaydın vaktiyle emniyet mü­lâhazaları ile konulmuş olduğunu, ma­mafih hâlen tatbikatı hissedilir dere­cede tahfif edilmiş bulunduğunu söy­ledi. Bununla beraber bu yasak bölge kaydının bir defa daha tetkiki uygun olacağını ve bu işin yakında ele alı­nacağını sözlerine ilâve etti.

Elâzığ mebusu Şevki Yazman,eğer memleketin selâmet ve emniyet ge­rektiriyorsa, muayyen mıntakalar için tahsisen hudut bölgeleri için bu şekil­de bazı kayıtlar elbette konulabilece­ğini belirtti. Ancak memleketin en hu­zurlu bölgesi olan Elâzığ çevresi için böyle bir kayde ihtiyaç olmadığını söyliyerek yakın bir zamanda kaldı­rılması temennisinde bulundu.

4  Muş - Patnos yolu ve Muşta su­lama işleri:

Dördüncü soru, Muş mebusu Şemsi Ağaoğlu tarafından verilmişti. Muş -Patnos yolunun bu sene inşa edilip edilmiyeceğini ve Muş vilâyetinden geçen unsurlarla Kaz gölünden isti­fade hususunda ne düşünüldüğünü soruyordu.

Nafia Vekili Muammer Çavuşoğlu, devlet yollarının hepsinin birden ele alınmasına, gerek teknik, gerek malî bakımlardan imkân olmadığını, bu yolların ehemmiyetlerine göre bir programa bağlandığını söyledi. Bu­nunla beraber, Muşu dört ayrı istika­mete bağlayan yollardan üçünün ele alınmış veya ikmal edilmiş durumda olduğunu, dördüncü istikamet olan Muş - Patnos yolu için de zemin etüd-lerine başlandığını kaydetti. Akar su kaynakları meselesine gelince, bun­lardan istifade imkânlarını tesbit et­mek üzere Muş ovasının haritasının çıkarılmakta olduğunu, umumî etüdlerin yürütülmesi için Muşta ayrı bir şube kurulduğunu, bu şubenin de ilk­baharda etüdlere başlıyacağını sözle­rine ilâve etti.

Şemsi Ağaoğlu, son 5 yıl içinde hükü­metin Muşa kazandırdığı ümran eser­leri için teşekkürlerini belirterek söze başladı. Sözü geçen yol yapılacak olur­sa, hem. Ağrının, hem de Bulanık ve Malazgirt kazalarının kara yolu ile Muş demiryoluna bağlanması sağla­nacağını, bunun da büyük bir ikti­sadî faaliyet yaratacağını bilhassa be­lirtti.

Sulama mevzuunda da, Murat ve Ka­rasu unsurları ile diğer iki ırmaktan ve Kaz gölünden, cüz'i masraflarla faydalanmak mümkün olabileceğine göre, millî bir servetin böylece ziyaı kolayca önleneceğini anlattı.

5  Döviz kaçakçılarına idam cezası verilmeli mi?

Müteakiben görüşülen soru, Adana mebusu Sinan Tekelioğlu tarafından verilmişti. Yabancıların doları kara­borsada satarak Türk parasının kıy­metini düşürdüklerini belirterek bu hususta ne gibi tedbirler düşünüldü­ğünü ve döviz kaçakçılarına idam ce­zası verilmesi hakkında hükümetin mütalâasını soruyordu.

Soruya evvelâ Maliye Vekili Cevap verdi. Nedim Öknıen, paramızın res­mi rayici ile serbest piyasada cari dö­viz kurları arasında farklar teşekkül ettiğini ve bu farkların her gün ta­hayyül ettiğini bir vakıa olarak be­lirttikten sonra, bu farkları üç sebebe atfetti: 1) Spekülâsyon, 2) Harice ka­çırılmak istenen servetler 3 İktisadi vakıalar.

Vekil, 'bunlara karşı alınması tabiî tedbirlerin de şunlar olduğunu söyle­di: 1) İthalât ve ihracatta döviz ka­çakçılığına mâni olmak, 2) Kambiyo kontrol mekanizmasını sıklastırıp kuv­vetlendirmek ve mevcut cezaî müey­yideleri tatbik etmek. 3) İktisadî, ma­lî ve para politikası sahalarında gü­nün ihtiyaçlarına göre ve istikbali düşünerek hareket etmek.

Nedim Ökmen, paramızın resmî ra­yici ile karaborsadaki kurlar arasın­daki farkların sebep ve âmillerini iza­le için alınacak tedbirler üzerinde has­sasiyetle durulmakta olduğunu belirt­ti. Cezaî müeyyidelerin kâfi derecede şiddetli bulunduğunu ifade ederek ko­nuşmasını bitirdi.

Ayni soruyu cevaplandırmak için kür­süye gelen Adalet Vekili Hüseyin Av-ni Göktürk, döviz kaçakçılarına kar­şı tatbik edilen hükümlerin 20 şubat 1954 tarihinde kabul edilen 625S sa­yılı kanunla şiddetlendirilmiş olduğu­nu belirterek bu hususta mevcut hü­kümlere dair izahat verdi. Bu kanu­nun, fiil ile cezalar arasında âdil Dir nisbet kurmuş bulunduğunu söyledi. Daha çok vahim ve istisnaî ahvale münhasır olarak kanunlarımızda yer alan idam cezasının, döviz kaçakçılığı suçlarına da teşmiline, ceza sistemi­miz ve mevcut müeyyideler arasındaki ahenk bakımından mahal olmadı­ğı kanaatini izhar etti.

Soru sahibi Tekelioğlu, silâh ve bıçak taşıyanlara ağır cezalar konulduktan sonra silâh ve bıçak taşıyanlar nasıl azalmış ise döviz kaçakçılarına da idam cezası konulacak olursa bunun da geniş ölçüde önlenebileceği tezini müdafaa etti. Bu mahiyette bir ka­nunun, günün ihtiyacına cevap vere­ceği mütalâasında olduğunu belirte­rek konuşmasını bitirdi.

6  Hususî müesseselerde çalışanla­rın kanunî teminatı:

Bugün konuşulan son soru önergesi, İstanbul mebusu Firuzan Tekil tara­fından verilmişti. Hususî müesseseler­de çalışan memur ve müstahdemlerin iş mevzuatı bakımından kanunî temi­nata sahip olabilmeleri hususunda ne düşünüldüğünü soruyordu.

Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan, hu­susî müesseselerin münhasıran fikrî çalışma yapan memur ve müstahdem­lerinin, iş kanunu şümulüne girme­miş olduğunu, ancak, diğer bazı züm­reler mensuplarının da bu kanunun dışında kalmış bulunduklarını belirt­ti. İş hukukunu himaye sahasının mü­temadiyen genişletilmekte olduğunu kaydeden. Çalışma Vekili, hususî mü­esseselerde çalışanların durumları hakkında da incelemeler yaptırıldığı­nı, hazırlıklar ikmal edildikçe bu ba­kımdan mevcut boşlukların dolduru­lacağını ifade etti.

Fimzan Tekil, kanunî teminata bağlanacak zümreler zikredilirken Vekilin hususî müesseselerde çalışanlardan en sonra bahsettiğini, ayrıca bunların teminata ne zaman raptedileceği hu­susunda da bu beyanatta sarahat mevcut olmadığını söyledi. Halbuki, çok büyük ve kesif bir kitlenin bu mesele ile yakından alâkası aşikâr bu­lunduğuna göre, çalışma emniyeti ba­kımından bu teminatın bir an evvel getirilmesi gerektiği temennisini iz­har etti.

Tekrar kürsüye gelen Çalışma Vekili, hususî müesseselerde çalışanları ilgi­lendiren teminat mevzuunda hazırlık­ların ilerlediğini, ticaret, sanayi ve etıbba odaları ile barolardan ve buişle ilgili diğer müesseselerden müta­lâa istenildiğini, bunlardan bir kıs­mından cevaplar geldiğini, bu arada; muhtelif memleketlerin ayni mevzua taallûk eden mevzuatının da hâlen incelenmekte bulunduğunu belirtti. Netice olarak Meclis yaz tatiline gir­meden önce kanunun Meclise sunul­muş bulunacağını ifade etti.

Soru sahibi, bu sarahati memnuni­yetle ve teşekkürle karşıladı. Bugrün görüşülen kanun lâyiha ve teklifleri:

Soru önergelerinden sonra, kanun lâ­yiha ve tekliflerinin müzakeresine ge­çildi. Yabancı memleketlerle muvak­kat mahiyette modüs vivendiler ve ticaret anlaşmaları akdi ve bunların şümulüne giren maddelerin gümrük resimlerinde değişiklik yapılması ve bu anlaşmaya yanaşmayan devlet mü-varedatına karşı tedbirler alınması hususunda hükümete salâhiyet veril­mesi hakkındaki kanunun ikinci mü­zakeresi yapılarak kabul olunduktan sonra maaş kanununa ek 5585 sayılı kanuna muvakkat- bir madde eklen­mesi hakkında Çankırı mebusu Tah­sin Uygur ve Rize mebusu Hüseyin Agun tarafından yapılmış olan ka­nun teklifinin müzakeresine geçildi. Bu konuda Cemal Tüzün (Kocaeli), Mahmut Gbloğlu (Trabzon), Müfit Erkuyumcu (Bursa), Osman Talu (Af­yon) Kemal Eren (Amasya), Mehmet Daim Süalp (Siirt), Hamdi Sancar (Denizli), Ahmet Morgil (Rize), ve bütçe encümeni sözcüsü Mazhar Şe­ner söz alarak kanun teklifi üzerinde mütalâalarını açıkladılar. Bu arada verilen bir tadil Önergesi -umumî he­yetçe kafoul edildiği için dikkate alın­mak üzere kanun encümene geri ve­rildi.

Daha sonra, taş ocakları muamelâtı­nın tedviri ve varidatının tahsili işle­rinin vilâyet hususî idarelerine ait ol­duğuna dair Çankırı .mebusu Tahsin Uygur tarafından yapılmış olan ka­nun teklifinin müzakeresine geçildi. Bu konuda söz alan Konya mebusu Hidayet Aydıner, bu kanunun sade taşocakları mevzuunu ele aldığını, halbuki kum ocakları vesaire gibi di­ğer konuları dışarıda bıraktığını, bu itibarla iktisat komisyonuna geri ve­rilerek ya orada ikmalini, yahut ,ta Ti­caret ve İktisat Vekâletince noksan­sız bir kanun teklifi getirilmesinin yerinde olacağını ileri sürdü.

Kanun teklifini hazırlamış olan Tah­sin Uygur, bugün mevcut bir boşlu­ğun doldurulması zarureti olduğunu, tu itibarla teklifinin encümene iade­sine mahal bulunmadığını belirterek kabulünü istedi. Bu konu ile ilgili Vekiller toplantıda bulunmadığı için re­is,bu kanun teklifinin müzakeresinin gelecek toplantıya bırakıldığını bildir­di. Müteakiben Büyük Millet Meclisi,3 şubat cuma günü toplanmak üzere bugünkü çalışmalarına son verdi.

 Ankara :

Bütçe Encümeni öğleden sonra, saat 15.30 da Encümen İkinci Başkanı Kırklareli mebusu Şefik Bakayın ri­yasetinde toplanarak, Sıhhat ve İçti­maî Muavenet Vekâletinin bütçesinin müzakeresine devam etti.

Raportör Tekirdağ mebusu Dr. Zeki Erataman, rapor hakkında açıklama­lar yaparken, Sıhhat Vekâletinin umu_ mî hizmetleri ve süratli hastahane in­şaatı ve 3 misline yaklaşan yatak sa­yıları verem mevzuunda esaslı izahat verdikten sonra bilhassa sağlık per­sonelinin kemiyet ve keyfiyet bakı­mından üzerinde durmuş ve 1950 ye nazaran 1956 yılındaki personel inki­şafının hiç de memnuniyet verici ol­madığını belirtmiş ve umumiyetle şu temennilerde bulunmuştur:

1  Burslu talebe adedini arttırarak Vekâletin ilerideki ihtiyaçlarını mec­burî hizmetlilerle telâfi etmek.

2-  Sağlık personelini bugünkü ha­yat şartlarına uyar bir baremle terfih etmek.

3. Pratisyenlerin yurt içindeki ihti­saslarını kolaylaştırmak ihtisas için asistanlığa geleceklerin aldıkları mük­tesep maaşları ile ve kadroları ile asistanlığa sevketmek, ve ihtisasları so­nunda terfi ettirilerek hizmete tayin etmek.

4 Vekâlet hizmetindeki sağlık per­soneline mahrumiyet bölgelerinde  ve muayenehane açmayacaklara maaşları nisbetinde tazminatı kabul etmek.

 Yurdun bazı bölgeleri için muka­veleli sağlık personeli istihdamı yolu­na gitmek.

 Bölge hastahaneleri tesis etmek.

 Yerli ilâç sanayii ile hususi hastahanelerin daha geniş imkânlarla ça­lışmalarını sağlamak.

Bundan sonra Çankırı mebusu Tah­sin Nahit Uygur (D.P.) Sağlık Vekâle­tinin sosyal mevzularda neler yaptı­ğını sordu ve Hıfzıssihha Enstitüsü­nün faaliyeti hakkında malûmat iste­di. İçel mebusu İbrahim Gürgen (D. P.) büyük şehirlerdeki doktor simsar­larının çalışmaları hakkında izahat verdi ve bir «sıhhat zabıtası» ihdası­nı veya zabıtanın bu mesele ile meş­gul olmasını istedi.

Trabzon mebusu Süleyman Fehmi Ka-laycıoğlu (D.P.), Bütçenin bazı fasıl­ları üzerinde malûmat istedi, vilâyet hastahanelerinin kifayetsiz olduğunu söyledi, doktorların vizite ücretlerinin fazlalığından şikâyet etti. «Hastalık sigortaları» nın kurulması mevzuun­da konuştu.

Trabzon mebusu İsmail Şener (D.P.). veremden Ölenlerin nisbetini sordu. Bu nisbetin sebeplerini, ve nisbetin düşürülmesi için ne gibi tedbirler alındığını öğrenmek istedi.

Ordu mebusu Sabri İşbakan , (D.P.) sağlık merkezlen için tahsisat ayrıl­mamış olmasını tenkit etti. Bilecik mebusu Talât Oran (D.P.) Sağlık Ba­kanlığının koruyucu tababete az ehemmiyet verdiğini ifadeyle, bütün sağlık tesislerinin tek: elden idare edilmesini, tek tip hastah a nelerin ku­rulmasını, parasız tedavi sisteminin kaldırılmasını, verem kanununun çı­karılmasını temenni etti. Bu arada Amerikada bulunan doktorlar hakkın­da da konuşarak, Amerikada hâlen 280 mukaveleli ve 80û mukavelesiz doktorun bulunduğunu, bu duruma göre Ankara Tıp Fakültesinden 7 sene zarfında mezun olan doktorların doğ­rudan doğruya Amerikaya geçmiş ol­duklarını ileri sürdü, raportör Tekir­dağ mebusu Dr. Zeki Erataman bu id­diaya cevap vererek, ileri sürülen ra­kamların hakikate uymadığını, hâlen bütün yabancı memleketlerde ihtisas görmekte bulunan doktor adedinin ancak 384 olduğunu belirtti. Afyon mebusu Murat Ali Ülgen, Vekâletin içtimaî sahadaki çalışmalarını Öğren­mek istedi.- Seyhan, mebusu Dr. Sedat Barı hastaha neler deki yatak ücretle­ri üzerinde malûmat verdi. Diyarbakır mebusu Yusuf Azîzoğlu (Hür. P.) yi­ne plân ve program mevzuları üzerin­de durarak, şimdiye kadar sağlık mev­zuundaki her işte hiç bir istikrara varılmamış olduğunu ifadeyle, sağlık meselelerinin hallinin bir Vekile, bir şahsa bağlı kalmamasını, sağlık dâva­sını hal için bir kongrenin veyahut Sağlık Şûrasının, yahut da diğer sağ­lık otoritelerinin fikirlerinin alınma­sını temenni etti.

Siirt mebusu Veysi Oran (D.Pj bir milli sağlık plânının mevcut olup ol­madığını,, sordu, mahalli dileklerde bulundu. Diyarbakır mebusu. Halil Turgut (D.P.) doktorluk mesleğine na-kise getirmiş olanlardan misaller ver­di. Muş mebusu Şemsi Ağaoğlu (DJ.ı Şark bölgelerinde sanatoryumlar ku­rulmasını istedi. Muğla mebusu Natık Poyrazoğîu (D.P.) sağlık merkezleri­nin ihmal edilmemesi mevzuunda konuştu. Balıkesir mebusu Halil İmre, memlekette onbin küsur doktorun bulunduğunu, ancak bunların vatan sathına ihtiyaçlara göre tekasüf et­mediğini, bunun sebebini aramak lâ­zım geldiğini, Sağlık Vekâletinin bu kesafeti normal bir hale getirmek için tedbirler alması icap ettiğini söyledi.

Kars mebusu Hasan Erdoğan (C.H.P.) devlet hastahanelerinde hasta, sahibi veyahut hekim tarafından bedeli ö-denmek suretiyle hususî yatakların İhdasını, Sarıkamışta bir hastahanenin tesisini temenni eyledi.. Çankırı mebusu Kenan Çığman (D.P.) verem hastalığı mevzuunda durarak senede 40 bin kişinin bu hastalıktan öldüğü­nü, beyanla verem hastalarının sıkı bir takibe tutulmasını, «verem kanu­nunun çıkarılmasını istedi. Rize me­busu Hüseyin Agun (D.P.) memleke­timizde ebe sayısının azlığı üzerinde durarak, süratle ebe yetiştirilmesi noktasında konuştu. Giresun mebusu Mazhar Şener (D.P.) bir ilâcın muh­telif namlar altında piyasaya çıktığını, bunların fiatlarınm muhtelif ol­duğunu, memleketimizde yapılan ilâç­ların ithal ilâçlarından daha pahalı­ya satıldığını ifade etti.

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Nafiz Körez, mebusların konuşmaları­nı takiben verdiği izahatta ezcümle şunları söyledi:

«Raportör arkadaşım teşkilâtımıza ya­pılan tayinlerin miktarını ve teşkilâ­tımızdan ayrılanların sayısını bildir­di Buna göre 1892 tayin yapılmış 1745 doktor da ayrılmıştır. Yalnız ay­rılanlardan 52S kişi askere gitmiştir. Askerliklerini bitirdikten sonra tekrar vazifelerine döneceklerdir. Kadroları­mızda çok münhal vardır. Dışarıda serbest sektörde, ve iktisadî devlet te­şekküllerinde nihayet Çalışma Bakan­lığı hastahanelerinde fazla ücret ve­rildiği için doktorlar, sağlık memur­ları ve hemşireler oralara gidiyorlar, Çalışma Vekâleti ile bu mevzuda te­maslara geçtik. Sağlık teşekküllerini tek elden idare zımnında bu ilk adım sayılabilir. Sonra iktisadi devlet tetekkülleri, ihtiyaçları olan mütehas­sısları bizzat yetiştirmek yolunu tut­muşlardır. Böylece ileride bu nevi transfer hareketlerinin azalacağını ümit ediyoruz. Sağlık memurları için onların terfihini sağlıyacak bir kanun hazırlamaktayız. Talebe bursları üze­rinde ciddiyetle duruyoruz.

Verem meselesi her şeyden önce bir sosyal dâvadır. Buna icap edilen ehemmiyet verilmektedir. Yatak ade­di 7777 ye çıkarılmıştır. Bunlarda ya­tırılan hasta hem tedavi edilmekte, hem de tecrit edilmektedir. 1955 yı­lında 3.066:505 vatandaşa tüberkülin, bir milyon küsur vatandaşa da BCG aşısı yapılmıştır.

Sağlık merkezleri kurmak programın­dan asla ayrılmayacağız. Bunlar bü­yük faydalar sağlamışlardır. Bu sene de, geçen seneden inşasına girişilmiş olan 60 tane daha sağlık merkezi aça­cağız. Sağlık merkezlerinin gayesi hem vikaye, hem de tedavi etmektir.

955 yılında 179 sağlık merkezi mev­cuttu. Bunların yatak adedi 2060 idi, bu merkezlerde bir yıl içinde 45 bin vatandaş yattı, 610 bin vatandaş da ayakta, tedavi gördü. Sağlık merkezlerine mütehassıs doktor ve bilhassa operatör temin etmek başta gelen ga­yemizdir.

Asistanların durumunu düzeltmek için bir kanun teklifi gelmiştir. Bunun üze­rinde de durmaktayız. Hastahanelerin döner sermaye ile idare edilmesi hususunu da tezekkür ediyoruz. İlâç ithali mevzuunda birinci derecede lü­zumlu olan ilâçları, birinci plâna al­mış bulunuyoruz.»

Vekil bundan -sonra tek bir ilâcın muhtelif isimler altında piyasaya çı­karılması mevzuu üzerinde durarak,, doktorların marka taassubunda bu­lunmamaları lâzım geldiğini ifade et­ti. Sosyal yardım sahasında da çalış­maları daha verimli bir hale getire­bilmek için «Sosyal Hizmetler Ensti­tüsü» kanunu üzerinde çalışıldığını, bu enstitü kurulduktan sonra sosyal hizmetlerin daha iyi görüleceğini be­lirtti. Hıfzıssihha Enstitüsünün çalışa malan hakkında izahat verdi.

Bütçe Encümeni saat 21 de toplana­rak çalışmalarına devam  edecektir..

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu gece saat 21 de Encümen Başkanı Balıkesir mebusu Halil İmrenin riyasetinde toplanarak Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâle­tinin bütçesini müzakereye devam etti.

Encümenin bu celsesinde söz alan Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Nafiz Körez, Öğleden sonraki konuş­masını tamamlıyarak, doktorların simsar kullanmaları mevzuu ile vizi­te ücretlerinin tayininde, Etibba Oda­larının vazifeli kılındığını, taşra hastahanelerinin teçhiz edilmesinin ka­rarlaştırıldığını, haatahanelerin tev­hidi işine el konduğunu ve bu husus­ta Çalışma Vekâleti ile temasa geçil­diğini, ifade etti ve sözlerine şöyle devam eyledi:

«Bir arkadaşım verem hastalığından dolayı vukua gelen Ölüm nisbetini öğ­renmek istemişti. Vilâyetler göz önüne alınacak olursa, 1951 yılında Ölüm nisbeti yüz binde 193 idi. 1955 te ise bu nisbet yüz binde 102 ye düşmüştür. Giresunda bir kemik veremi hastahanesi tesis edeceğiz. Keza Trabzondaki hastahaneyi de kemik veremi hastahanesi haline koymak kararındayız. Bu sene hastahanelere 1500 yatak da­ha ilâve edilecektir. Bu yatakların 250 si verem, 250 si de kemik veremi has­taları içindir. Yine arkadaşlarımdan bir tanesi umumî bir sağlık, programı­nın mevcut olup olmadığını sordu. Şimdiye kadar yapılan sağlık işleri ihtiyaçlar göz önüne alınarak bir program dahilinde yapılmıştır. Sağlık Bakanlığınca istikbale matuf bir prog­ram, hazırlanmıştır. Biz de bu prog­ramın, üzerinde duracağız. Ebe temi­ni hususunda çalışmalarımız vardır. 5 şehirde yeniden ebe okulları açaca­ğız. Çocuk ölümünü azaltmak için de «Çocuk ve Ana Sağlığı» müessesesi kurmayı düşünmekteyiz.»

Vekilin bu izahatından sonra söz alan Seyhan mebusu Sedat Barı, bazı temennilerde bulunarak, hastahanelerde tedavi ve yatak ücretlerinin in­dirilmesini, Cebecide inşa edilen Kı­zılay hastahanesinin yabancılarla iş­birliği halinde çalışmamasını ifade et­ti. Vekil de buna verdiği cevapta, Kı­zılay hastahanesinin bu şekilde çalış­masının düşünülmediğini bildirdi.

Bu isahatı müteakip Sıhhat ve İçti­maî Muavenet Vekâleti bütçesinin maddelerinin müzakeresine geçildi ve hükümet tabiplerinin alacakları mal­zeme faslına 93 bin lira ilâvesiyle bu fasıl 150 bin liraya çıkarıldı,

Bütçe Encümeni saat 24 te gece me­saisine son verdi.

2 Şubat 1956

 Ankara :

Bütçe Encümeni Öğleden sonra saat 15.15 te Encümen Başkanı Balıkesir mebusu Halil İmrenin riyasetinde top­lanarak Gümrük ve İnhisarlar Vekâ­leti ile İnhisarlar Umum Müdürlüğü bütçesinin müzakeresine başladı.

Raportör Çankırı mebusu Tahsin Na-hit Uygur, rapor üzerinde geniş iza­hat verdikten sonra söz alan Afyon mebusu Murat Ali Ülgen (D.P.) Tütün Bankasının kurulup kurulmayacağını, 955 yılındaki tütün istihsal miktarını, bunun azamî ve asgarî satış fiatmı, yıllık çay istihsalinin tutarını sordu. Tekirdağ mebusu Zeki Erataman (D. P.) inhisar maddeleri üzerinde yapı­lan zamlar mevzuunda durarak dedi ki: «Meclis tatile girdiği zaman bir yer altı fısıltısı başlar, ortalıkta bir zam lâfı gider. Hakikaten bir müddet sonra da zamlar ortaya çıkar. Sigara­ya yapılan zamlar hiç hoş karşılan­mamıştır. Diğer taraftan ortada yine bir çay buhranı vardır. Bu buhranın sebebi nedir? İnhisarlar İdaresi ikinci tip bir -köylü sigarası çıkaracak mı­dır? Kaçakçılık mevzuuna gelince, Su­riye hududunda tedbirler aldık. Fakat bu tedbirlere rağmen kaçakçılık va­kaları geçen senelere nazaran daha da arttı. Gümrük muhafaza teşkilâtı, görülüyor ki kifayetsiz kalıyor. Hay­vanlarımızın yüzde doksanı Suriyeye kaçak gidiyor, muhafaza teşkilâtını artık bir hale, yola sokmak lâzımdır.»

Muğla mebusu Natık Poyrazoğlu (D. P.) Ege tütün satışlarının muvaffaki­yetle neticelenmesine rağmen, muha­liflerin son günlerde sinsi bir neşri­yata girişerek bu muvaffakiyeti gölgelendirmeye çalıştığını ifade etti. Mamul inhisar maddelerinin dış piya­salara şevkini temenni etti. Üçüncü nevi bir sigaranın çıkarılıp çıkarılmı-yacagını, sordu. Kaçakçılık meselesi­ne de temasla, bunun artık bir hükü­met meselesi mahiyetini aldığını söy­ledi ve muhafaza teşkilâtının deniz grupunun kifayetsizliği üzerinde dur­du. Balıkesir mebusu Sırrı Yırcalı (D. P.) köylü sigarasına yapılan zammı mevzuu bahis ederek şunları söyledi: «Geçen sene Meclis tatile girdiği sı­rada köylü sigaralarına zam yapıldı. Bu zam isabetsizdir. Tütünün kilosu 491 kuruştur. Bu yüzde 300 zamla sa­tılıyordu. Şimdi bu fazlalık yüzde 320 ye çıkmıştır. Bu hal belki bütçeye fay­dalar temin etmiştir. Fakat, efkârı umumiyede nahoş bir tesir yaratmış­tır. Köylü sigarasına yapılan zam, ya aldırılmalı yahut ta ayni fiatta yeni bir sigara nevi ortaya çıkarılmalıdır. Sırrı Yırcalı bundan sonra Ege tütün piyasasının muvaffakiyetle kapanma­sından dolayı duyduğu memnuniyeti belirtti. Tekelin elinden çıkarılan kib­rit, bira gibi maddelerin serbest sek­tördeki durumunun izahını arzu etti. Kırklareli mebusu Şefik Bakay (D.P.) İnhisarlar Vekâletinin, bünyesi üze­rinde durarak, İnhisarlar Umum Mü­dürlüğünün iktisadî devlet teşekkülü haline ne zaman geleceğini sordu ve bundan sonra şunları söyledi: «Bizde tütün satışları bir türlü hal şeklini alamamıştır. Tütün satışları bu sene muvaffakiyetle neticelendi, fakat Yu­nanlılar tütünlerini bizimkinden daha fazla fiyatla sattılar. Bu işin ticare­tini,, sürümünü ve satışını bilmiyoruz. Marsilya fuarına en aşağı kaliteden 4 çeşit sigara gönderilmişti. Fuar idare­si bunları teşhirden utanarak, İsviçrede bizim tütünlerimizi satan ve iş­leyen «Yasef» firmasından Türk tü­tünü getirtmek zorunda kaldı. Dış bayilere muntazam sevkiyat yapamı­yoruz. Sonra kaçakçılığın önüne ge­çilememiştir. Yılda 4 ilâ beş yüz bin hayvan Suriyeye gidiyor ve Suriyeliler adaların et İhtiyacını bu hayvanlar­dan temin ediyorlar.»

Antep mebusu Ekrem Cenani (D.P.) cenup hududunda kaçakçılığa karşı alınmış olan tedbirlerden bahsetti. Seyhan mebusu Ahmet Topaloğlu (D. P.) tütün ekimi hususlarında konu­şarak, ekim tahdidinin yeniden göz­den geçirilmesini, dağlık köylerde tü­tün ekilmesine müsaade edilmesini ile­ri sürdü, kaçakçılık mevzuunda da konuşarak, bugünkü durumu ile ce­nup hudutlarında gümrük muhafaza teşkilâtının kaçakçılığı önliyemiyeceğini bu teşkilâtın Dahiliye Vekâletine bağlanmasının icap ettiğini bildirdi. Rize mebusu Hüseyin Agun (D.P.) çay hakkında konuşarak 950 yılında çay istihsalinin 207 ton olmasına mukabil 1955 yılında istihsalin 1100 tona çık­tığını, Rizede inşası kararlaştırılan fabrikaların süratle işlemeye hazır vaziyete getirilmesini, aksi halde tek fabrikanın artan istihsali işlemeye ki­fayet edemiyeceğini söyledi. Ayni za­manda dinamit buhranının gideril­mesi temennisinde bulundu. Samsun mebusu Hadi Üzer (D.P.) Karadeniz tütün piyasasının ne zaman açılaca­ğını, tütünden alman primlerin ne ol­duğunu sordu, Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P.) taşrada inhisar madde­leri darlığının mevcut olduğunu, za­manında buralara sevkiyat yapılma­dığını, sigara fiatlarına zammın iyi karşılanmadığını, inhisar maddelerinde indirmeler yapılmasını, Amerikaya rakı ihraç edilmesini temenni etti.

Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (CM. P.) son zamanlarda Ankarada sık sık kendini gösteren çay ve kahve buh­ranının sebebini, çayın ve tütünün kalitesinin düşüp düşmediğini, son zamlarda elde edilen meblâğın mik­tarını, gümrük muhafaza teşkilâtının durumunun ne olacağını sordu. Diyar­bakır mebusu Halil Turgut (D.P.) ce­nup hudutlarımızdaki kaçakçılık me­selesi üzerinde konuştu. Diyarbakır tuz ihtiyacının Siirtten temin edilme­sini, Diyarbakırda tütün ekilmesine müsaade olunmasını istedi. Siirt me­busu Veysi Oran (DP.) tütün ekim sahasının Şiirde de teşmilini, Siirt tuz madenlerinin iptidaî şekilden kurta­rılmasını arzu etti. Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C.H.P.) tütün müstahsilin­den 1946 yılından beri kesilmekte o-lan primlerle bir banka veya buna benzer bir müessese kurulup kurul-mıyacağını sordu. Komşu ve rakip memleketlerin tütün satışı mevzuun­da bizi müşkül mevkide bırakmak için çalıştıklarını, Yunanlıların tütünleri­ni bizden daha fazla sattıklarını ifa­deyle, tütünlerin satışındaki güçlük­lerin sebebini öğrenmek istedi. Ege bölgesinde bazı müstahsilin elinde hâ­lâ tütün kalmış olduğunu ileri sürdü. 955-56 tütün rekoltesini sordu, sigara fiatlarına yapılan zammın mucip se­beplerini anlamak arzusunu gösterdi. Zonguldak mebusu Sebatı Ataman (D. P.) bilhassa zamlar mevzuunda du­rarak şöyle dedi: «Sigaraya yapılan zamla hakikatte bir vergi arttırılmış oluyor. Biz bir yatırım politikası takip ediyoruz. Bunu takip edebilmek için de, bu yatırımları değerlendirmek için de istihlâkte bazı fedakârlıklara git­mek lâzımdır. Bu zamlar, dolayısiyle envestismanlarımıza tahsis edilmiştir. Diğer taraftan bu nevi zamlar yani vergiler umumî fiat yükselmesini dur­durmaya medar olacaktır. Hükümet bu işde cesur davranmıştır. Talep hac­mini azaltmak için müessir tedbir, iş­te bu nevi zamlardır.» Hatip bundan sonra muhafaza teşkilâtının durumu üzerinde konuştu.

Niğde mebusu Ahmet Kadıoğlu (D.P.) Antep mebusu Süleyman Kuranel (D. PJ ve Ali Ocak (D.P.)  cenup hudutlarımızdaki kaçakçılık hâdiseleri ve muhafaza teşkilâtı mevzularında ko­nuştular. Temennilerde bulundular. Van mebusu Kemal Yörükoğlu (D.P.) sigaraya yapılan zammın iyi karşılan­madığını bildirdi. Satılan çayların ka­litesinin çek bozuk olduğunu ileri sür­dü. Rize mebusu İzzet Akeal (D.P.) Köylü sigarasına yapılan zammı ten­kit etti, cay alım fiatlarının memnuni­yet verici olduğunu, artan istihsal karşısında fabrikaların yanında atöl­yelerin de kurulması lâzım geldiğini söyledi. Tokat mebusu Ömer Sunar (D. P.) Köylü sigarasına zam yapmakla köylünün kaçak tütün içeceğini ifade etti. Sinop mebusu Server Somuncu-oğlu (Bağımsız) gümrük tarifeleri, gümrükte kalan ve çıkarılan mallar üzerine teknik malûmat istedi. Koca­eli mebusu Sadettin Yalım (D.P.) Ço­ruh mebusu Yaşar Gümüşel (D.P.) Tekel inşaatı ve çay mevzularında ko­nuştular.

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu gece saat 21 de Encümen İkinci Başkanı Kırklareli mebusu Şefik Bakayın riyasetinde top­lanarak Gümrük ve İnhisarlar Vekâ­leti ile İnhisarlar Umum. Müdürlüğü bütçesinin müzakerelerine devam etti.

Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Hüsman yaptığı konuşmada mebusla­rın suallerini ve temennilerini cevap­landırarak ezcümle şunları söyledi:

«Arkadaşlarımın çoğu cenup hudutlarımızdaki kaçakçılık mevzuu üzerin­de durdular. Geçen seneki bütçe mü­zakerelerinden sonra bu mesele bir hükümet mevzuu olarak ele alındı ve buna göre tedbirler kondu. Evvelemir­de hudut boyunca on kilometrelik bir şeritte bütün ticarî hareketler beyan­nameye tâbi tutuldu. Ege bölgesinden bir alay.hududa gönderildi. Millî Mü­dafaa Vekâleti de hududa motorlu birlikler tahsis etti. Nihayet hududun muhtelif bölgelerine mayinler dökül­dü. Bütün bu tedbirlerden sonra ora­daki kaçakçılık nisbeten azalmaya yüz tuttu. Fakat tamamen ortadan kaldırılamadı. Çünkü cenup hududumu gayri tabiidir. Hiç bir mâni yoktur. Ve çok geniştir. Bundan başka bize mücavir olan devlet, kaçakçılığı ber­taraf etmek için bizimle işbirliği ya­pacağına bilâkis kaçakçılığı teşvik et­mektedir. Bu devlette kaçakçılık üze­rine müesses nizamlar mevcuttur. İk­tisadiyatını kaçakçılık Üzerinde kur­muştur. Nihayet bu devletle gerek siyasi, gerekse ticarî hiç bir anlaşma­mız mevcut değildir. Bütün bunlar göz önüne alınacak olursa, hudutta kaçakçılığın önüne geçmenin ne ka­dar zor olduğu anlaşılır. Bununla be­raber hudutta aldığımız askerî tedbir­ler çok müessir olmuştur. Ama biz, yi­ne ayni mevzu üzerinde, bilhassa mu­hafaza teşkilâtının durumu hususun­da Millî Müdafaa ve Dahiliye Vekâleti ile görüşmeler yapmaktayız. Cenup hudutlarında ancak kuvvetli bir as­kerî birliklerle kaçakçılığın önüne ge­çileceğini söyleyebiliriz..»

Hadi Hüsman, bundan sonra mütefer­rik hususlar üzerinde izahat vererek, konuşmasına şöyle devam etti: «Tü­tün mevzuunda müstahsilden alınan primler, faizi ile birlikte 70 milyon 126 bin lirayı bulmuştur. Bir «Tütün Ban­kası» kurmak hususundaki kanun lâ­yihası şimdi Meclis encümenlerindedir. 955 yılı tütün istihsali geçen se­neden 15 milyon kilo fazla olmak üze­re 111 milyon kilodur. Çay istihsali ise 955 yılında 2.5 milyon kiloyu bulmuş­tur. Bu sene Ege bölgesi tütün rekol­tesi 68 milyon kilo idi, bunun hemen hemen hepsi satıldı ve bunun yarı­dan fazlasını tüccar aldı. Alım ve sa­tışlarda hiç bir şikâyet vaki olmadı, hem tüccar, hem de müstahsil mem­nun kaldı. Böylece, rekoltenin arife­sinde yapılan menfî propagandalar neticesiz kaldı. Alımlara yabancı tüc­car da girdi. Bazı Amerikan firmaları ayni zamanda mamul tütün piyasası­na da girdiler ve yine menfî propa­gandaya rağmen kilosu dört liradan 16 milyon kilo mal satın aldılar.

Bazı arkadaşlarım tütün ekim sahası tahdidinin daraltılması mevzuunda konuştular. Kanun tütün ekim saha­larını tesbit etmiştir. Üstün vasıflı tü­tünün yetişmiyeceği yerlerde tütün ekimine müsaade edilmemektedir. Bu sene Rize ve diğer çay mıntakalarında dört çay fabrikası faaliyete geçe­cektir. Bir arkadaşım son ayarlamadan sonra hasılatın yekûnunu sordu. Bu 79 milyon liradır ve bu zamlar ta­lebin artış hızını biraz kesmiştir.»

Vekil bu arada teknik ve mahallî so­ruları da cevaplandırdı. Bunu taki­ben de bütçenin fasıllarının müzake­resine geçildi. Ve neticede Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti bütçesi ile İnhi­sarlar Umum Müdürlüğü bütçesi ka­bul edildi. Encümen gece mesaisine saat 24 te son verdi.

3 Şubat 1956

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10.30 da Encümen Başkanı Balıkesir mebu­su Halil İmrenin riyasetinde toplana­rak Ziraat Vekâleti, Devlet Üretme Çiftlikleri ve Orman Umum Müdürlü­ğü bütçelerinin müzakeresine başla­dı.

Raportölerden Trabzon mebusu İs­mail Şener, İçel mebusu ibrahim Gür­gen, Rize mebusu Hüseyin Agun, ha­zırlamış oldukları raporlar üzerinde izahat verdikten sonra söz alan Ordu mebusu Sabri İşbakan (D.P.) memle­ketimizde bir ziraî haritanın yapıl­ması hakkında çalışmalarda bulunu­lup bulunulmadığını, fındık kurdu mü­cadelesinin ne safha arzettiğini, kontralit fabrikalarının kurulması husu­sunda çalışmalar yapılıp yapılmadığı­nı sordu. Kırklareli mebusu Şefik Bakay (D.P.) hayvancılık mevzuu üze­rinde durarak dedi ki: «Memleketimiz de 64 milyon baş hayvan vardır. Bu millî servetin değeri on milyar lirayı aşmaktadır. Halbuki hayvancılığımız İhmal edilmiş durumdadır. Hayvani mahsullerden süt, buğday istihsalin­den sonra gelmektedir. Yılda 5 mil­yar 600 milyon liralık buğday, 3 mil­yar 346 milyon liralık süt istihsal et­mekteyiz. Buna rağmen bu hayvani mahsule lâyik olduğu ehemmiyeti ve­remiyoruz. Merkezî Avrupada mezruatın yüzde 75 i hayvanlar için ekilmek­tedir. Halbuki bizde bunun aksi ola­rak mer'alar tarla haline getirilmek­tedir. Diğer taraftan yağlı tohum eki­minin ehemmiyetle ele alınması lâ­zımdır. Karadeniz    sahilleri bilhassa soya fasulyesi ekimi için en iyi top­raklardır. Ziraat Vekâleti mücadele işlerinde muvaffak olamıyor. Mücade­lede kullanılan ilâçlar tesirsizdir. Tek­nik ziraat teşkilâtı da istenilen randı­manı vermemektedir.»

Çankırı mebusu Tahsin Nahit Uygur (D.P.) Ziraat Vekâleti bütçesine bu sene fazla olarak konulan 24 milyon liradan dolayı memnuniyetini beyan etti. Günün şartlarının değişmiş ol­masından dolayı teşkilât kanununun yeniden gözden geçirilmesini temenni eyledi. Veteriner adedinin arttırılma­sı, «çayır ve mer'a» kanununun geti­rilmesi hususunda konuştu. Tekirdağ mebusu Zeki Erataman (D.P.) Ziraat Vekâletinin teşkilâtı üzerinde dura­rak, Vekâlete bağlı Umum Müdürlük­lerin taşıt mevzuunda birbirlerine yar­dım etmediklerini ifade ettikten sonra şunları söyledi:

«Sığır etini az yiyoruz. Buna muka­bil 5-6 aylık kuzuları kesiyoruz. Böy­lece milli servet heba olup gidiyor. Ku­zular on ilâ 15 aylık olmadan kesilmemelidir. Hayvancılığımızın inkişafı ba­kımından meraların yeniden tanzimi lâzım gelmektedir. Sütçülüğe ve yağlı tohum ekimine bilhassa ehemmiyet vermeliyiz. Yağlı tohum bizim için bir «beyaz altın» olmuştur. Bundan bol bol istifade etmeliyiz. Ziraî sahadaki makineleşme son yıllarda artık aley­himize netice vermeğe başlamıştır. Parça yokluğundan dolayı makineler yer yer yatmaktadır. Artık yeni ma­kine getirmemeliyiz. Bunun yerine parça ithal etmeliyiz. Sahillerimizde yabancı ağaçları aşılamak da lâzım­dır. Orman meselesi bir fecaat halini almıştır. Orman idaresi kereste fiatlarını yükseltmektedir. Halbuki onun bu meselede nâzım rolü oynaması beklenirdi.»

Ankara mebusu Prof. Muhlis Ete (Hür. P.) Ziraat Vekâletinin faaliyetini be­lirtecek bir ana kitabın mevcut olma­dığına temas etti ve «ticarî bakımın­dan Ziraat Vekâleti hayvani mahsul­lere ehemmiyet vermeli, hayvancılık politikasını ön plâna almalıdır. Vete­riner azlığı giderilmelidir. Haralar, üretme çiftlikleri üzerinde durulmalı­dır.  Hayvancılık politikası  için bir program hazırlanmalıdır. Merinos fabrikası hâlâ Avustralya-dan getiri­len Merinosu işlemek zorundadır. Yerli Merinos işini de halletmeliyiz. Orman mahsullerim kıymetlendirmek yoluna gitmeliyiz. Ziraî sanatlar mev­zuunu ciddiyetle ele almalıyız. Köylü senenin sekife ayında boş duruyor, böylece onu meşgul edecek yeni bir iş sahası bulunmuş olacaktır. Zirai sergiler açılmalıdır» dedi.

Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P.) dev­let üretme çiftliklerinin kendi kabu­ğuna çekilmiş olduğunu, teknik ziraat sisteminin iyi çalışmadığını, sun'î güb­renin karaborsaya düştüğünü, Kara­deniz sahillerinde soya fasulyesi ziraatine ehemmiyet verilmesi lâzım geldiğini Söyledi. Antep mebusu Ekrem Cenani (D.P:) teknik ziraat teşkilâ­tının iyi işlememesine mukabil ziraî mücadele ve hayvan sağlığı meselele­rinde iyi randıman alınmadığını be­lirtti. Çoruh mebusu Mecit Bumin (D. P.) Ziraî Eğitim ve Ziraat Vekâleti teşkilâtı mevzularında temennilerde bulundu. Tokat mebusu Ömer Sunar (D.P.) ziraî sahadaki makineleşmenin müsbet bir netice verdiğini ifade ede­rek, üç yıl içerisinde üç bin traktör­den kırk bin traktöre çıkılmasının bazı ufak tefek sıkıntılar yaratacağı­nı, bunun da geçici olduğunu belirtti. Orman mevzuu üzerinde konuştu ve yurdun ziraî haritasının yapılıp yapılmayacağını sordu.

Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (CM. P.) hayvancılığımızın inkişaf edeme­diği hususunda konuşarak, mer'aların tevziinde köylünün memnun olmadı­ğını, bu mer'aların tarla haline geti­rildiğini söyledi ve şunları ilâve etti: «Köylü dağıtılan tohumluk hububatı satmaktadır. Sonra köylüye verilen ziraî kredi çok artmıştır. 1954 ve 955 yıllarında verilen kredinin miktarı ne kadardır? Muattal hale gelen trak­törlerin adedi ne kadardır? Ziraî kal­kınma sahasında küçük su işlerine da­ha fazla ehemmiyet verilmelidir.»

Ahmet Bilgin bundan sonra «çiftçi mallarını koruma teşkilâtı» üzerinde durarak, Kırşehir belediye seçimlerin­den sonra, oradaki çiftçi mallarını koruma teşkilâtı mevzuunda çıkan anlaşmazlığı anlattı.

Kocaeli mebusu Cemal Tüzün (D.P.) orman dâvasının millî bir dâva ola­rak, partiler üstü bir dâva olarak ele alınması hususunda konuştu ve ye­niden gözden geçirilecek olan teşkilâ­tı esasiye kanununa orman meselesi­nin de ithal edilmesini istedi. Diğer taraftan Orman Umum Müdürlüğü teşkilâtı üzerinde sualler sordu. Sey­han mebusu Mustafa Akçalı (D.P.) bir ziraat kongresinin toplanmasını temenni etti ve sualler sordu.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında bir sözlü soru önergesi gö­rüşülürken, Zonguldak bağımsız me­busu Hüseyin Balık, tarafından sarfedilen bir söz, riyaset makamına ha­karet mahiyetinde telâkki edildiği için, reis vekili Agâh Erozan bu du­rum karşısında Hüseyin Balk'ın Mec­lis müzakerelerine iki toplantı günü katılmamasını teklif etti ve bu tekli­fin kabulü üzerine Zonguldak mebu­su, salondan dışarı çıktı.

Müzakereleri bu hâdiseye müncer olan sözlü soru, Manisa mebusu Mu­ammer Alakant (Hür. P.) tarafından verilmişti. Muammer Alakant’ın bugün ilk olarak görüşülen diğer takriri ile izahatı sırasında sözlerinin bazı kı­sımları da D. P. milletvekilleri tara­fından protestolarla  karşılanmıştı.

Alakant, ilk takririnde tütünde kilo başına verilen 25 kuruş primin hangi esas ve prensiplere dayandığını soru­yordu. Buna cevap veren İktisat ve Ticaret Vekili Fahrettin Ulaş, mevzuu bahis 25 kuruşun prim olmadığını, sa­dece lüzumlu istihsal vasıtalarını te­darik hususunda çekilen sıkıntıları gidermek için kilo başına 25 kuruş bir yardım verilmesi kararlaştığını sara­hatle ifade etti. En büyük istihsal böl­gesinde geçen sene 280 kuruş olan kaimenin yüzde onu esas alınarak bu rakamın tesbit olunduğunu izah etti. Bunun karakteri itibariyle de ihracat primi ile hiç bir alâkası bulunmadığı­nı açıkladı.

Vekil, Türkiye tütünlerinin en büyük müşterisi Amerika olduğunu ifade ede, rek 1950 denberi memlekete giren dö­viz miktarları  hakkında rakamlar verdi. Amerika hükümeti, ihracatına prim tatbik eden memleketlerden it­hal edilen maddelere karşı mukabil tedbirler almak salâhiyetini hâiz ol­duğu için, en mütevazi ölçüde dahi olsa bir ihracat priminin Amerikada akisler olabileceğini, bu itibarla bu yolda herhangi bir karar alınması dü­şünülmediğini ifade etti.

Soru sahibi Alakant, tütün müstah­silinin sıkıntı içinde olduğunu, bina­enaleyh kilo basma 25 kuruşluk bir yardımın bu sıkıntıyı gideremeyeceğini ifade ile söze başladı. Paranın kıy­meti üzerinde duran Alakant, bu sa­hada tedbirler alındığı takdirde müs­tahsilin de feraha kavuşabileceğini kaydetti. Bu arada, geçenlerde İzmir-den İspanyaya satılan tütünlerin ha­kikatte Amerikaya ihraç edildiğini, bu parti gemiye yüklenirken gazeteler neşriyat yaptığı halde hiç bir müda­halede bulunulmadığını ileri süren A-lakant, bu husustaki ifadeleri arasın­da, bu tütünleri ihraç eden zatın, ik­tidar partisine yakın kimselerle düşüp kalktığı, hattâ bazı Vekillerin yanın­da, İstanbulda tiyatrolarda, futbol maçlarında beraber görüldükleri ri­vayet edildiğini söyledi.

Bu ifade, gürültü ve protestolarla karşılandı. «İsmini söylesinler» sesleri duyuldu. Reis, hatibi, soru haricine çıkmamaya davet etti.

Alakant, İspanyaya ihraç edildiği hal­de Amerikaya sevkedilen tütünler hakkındaki iddianın doğru olup olma­dığını Vekilden sorarak kürsüden ay­rıldı.

İktisat ve Ticaret Vekili Fahrettin Ulaş tekrar kürsüye gelerek dedi ki:

«Sorunun dışında da olsa, mademki Vekillerle tiyatrolara, maçlara vesair yerlere gidiyorlar diye tarizde bulun­du, kendisine hemen cevap vereyim. Ben bu şekilde gezen adamlardan de­ğilim. Bütün Vekil arkadaşlarımı da bundan tenzih ederim.

Sözü geçen firma, İzmirde Saver fir­masıdır. Bu meseleyi bizler de duy­duk. Fakat geç haber almışız. İzmir’de işi tahkik ettirdik. İncelemelerimi­ze devam ediyoruz. Neticeyi aldıktan sonra bunları cevaplandıracağım. Me­rak etmeyiniz. Bunların üzerindeyiz.»

Vekil müteakiben gene 25 kuruş me­selesine temasla dedi ki:

«Tütüne neden 25 kuruş prim verildi diyorsunuz. Demin arzettik: Tütüne prim vermedik, dedik. Müstahsiller is­tihsal vasıtalarında ve istihsalde güç­lüklerle karşılaşıp sıkıntı çektikleri için hesap ettik, yüzde 25 müsbetinde bir yardım yapalım, dedik. Bu prim değildir. Resmî kur üzerinden ihracata prim verdiğimiz takdirde Amerika da, formalite icabı olarak, rüsum koyar ve bu suretle Türk tütünü oraya gi­demez. Bunu böylece arzetmiştim.

Bir de para farkları meselesine temas ettiler. Bu, mevzuumuzun dışındadır. Bugün Türkiyenin bir istihsale teşvik dâvası vardır. Buğdaya, İncire vesaire. ye verilen primlerin birbirine uygun olup olmadığı meselesi mevcuttur. Bu­nun üzerinde çalışmaktayız. Ama, dü­şündüğümüz devalüasyon değildir. Bu memleket 1946 da yapılan devalüas­yonun acısını hâlâ çekmektedir.»

Tekrar kürsüye gelen Muammer Ala­kant, hakkında neşriyat yapılmış olan firma sahibinin Vekillerle ve iktidar­da bulunan bazı kimselerle gayet ya­kın münasebetleri olduğu hakkındaki sözün sayın Fahrettin Ulaşla hiç bir alâkası olmadığını tasrih edince, sa­londan «kiminle alâkası var?» sesleri duyuldu ve gürültüler oldu. Reis, so­ru ile bu cihetlerin ne gibi bir alâ­kası olduğunu hatibe sordu. Alakant, reeksportun ne suretle yapıldığını ifa­de ederken Ticaret Vekilinin müphem bir şaibe altında kalmaması için ken­disini tenzih etmek istediğini kaydet­ti. Reis Agâh Erozan, hatibe yeniden ikazda bulundu: «Sualin dışında ko­nuşmamanızı rica ederim. Sualiniz İki maddedir. Bunun içinde kalmanız lâ­zımdır. Eğer yeni bir şey istiyorsanız ikinci bir sual takriri verebilirsiniz» dedi.

Alakant tekrar müstahsilin durumun­dan bahsederek konuşmasını bitir­di.

Zarar gören bağcılara kredi ve ziraî sigorta :

Müteakiben Alakantm . ikinci sorusu-na geçildi. Bunda, 1955 yılı ilkbaha­rında Eğede soğuktan zarar gören bağcılara kredi açılıp açılmıyacağı ve zirai sigorta tesisi hususunda ne dü­şünüldüğü soruluyordu.

İktisat ve Ticaret Vekili tekrar kürsü­ye geldi. Manisa ve İzmir bölgelerin­de geçen seneki don hâdisesi üzerine mahallinde Ziraat Bankasınca tet­kikler yaptırıldığını, dondan husule gelen tahribatın hiç bir bölgede kök, gövde ve yaşlı dallara müessir olma­dığı ve geçen yıl mahsulüne münha­sır kaldığı, hasar gören dalların bu­danması, yeniden sürülmesi ve güb-relenmesi için dekar basma 25 lira ilâve krediye ihtiyaç olduğu neticesi­ne varıldığını anlattı ve dedi ki:

«Müstahsilin mevcut borçları ile bağ­ların imarı için munzam olarak ala­cağı 25 lira krediyi bir malın istih­salinden ödemesindeki müşkülâtı göz Önünde bulunduran Ziraat Bankası, mevcut borçla ilâve verilen krediyi tevhit etmek ve ilk taksidi 1S56 mah­sulünden tahsil edilmek kaydiyle bor­cu üç yıl vâde ve üç müsavi takside bağlamıştır.

Ziraat Bankası imkânlarını en geniş ve en elverişli şekilde küçük çiftçiye tevcih etmeyi eskidenberi prensip edinmiş ve tatbikat bu yolda geliş­miştir.»

Üç yıl vâdeye bağlanan borçlardan 7500 liraya kadar olan küçük bağcı müstahsillerdeki alacaklara yüzde üç faiz ve 7500 liranın üstündekilere de normal faiz tatbik edildiğini sözlerine ilâve eden Vekil, geçen yıl yapılan bu yardımlardan ayrı olarak bu sene de capalama masraflarını karşılamak ü-zere, derhal dekar basma 20 lira çe­virme kredisi ve mart ve nisan ayla­rında yaptırılması zarurî olan mas­raflar için de ayrıca lüzumu kadar kredi açılması kararlaştığını, bunun da gerekli tebligatının yapılmak üze­re bulunduğunu söyledi.

Ziraî sigortaya gelince, bu husustaki hazırlıkların tamamlanmak üzere ol­duğunu söyleyen Fahrettin Ulaş, şim­dilik don, dolu, su baskını ve kurak­lık, gibi dört tabiî âfetin ziraî mahsullere vereceği zararlarla ziraî istih­salde kullanılan hayvanların bu âfet­ler neticesinde ölümünden doğan za­rarların karşılanması derpiş edildiği­ni, ancak ziraî sigortanın bu dört âfe­tin hepsine birden şâmil olacak şekil­de ve memleketin her tarafından bir­den başlanmasına imkân olmadığını, bu itibarla da kademeli olarak tatbi­ki düşünüldüğünü belirterek konuş­masını bitirdi.

Soru sahibi tekrar kürsüye geldi. Don yüzünden meydana gelen zararın bü­yüklüğünden bahsetti. Kredi koope­ratifleri tarafından açılan kredilerin de yüzde 3 faize tâbi olup olmadığını sordu. Bu arada siyasî sahada kor­kudan masun olmasını temin edemi-yen memleketlerin hiç olmazsa ikti­sadî sahada bu masuniyeti temin et­meleri gerekeceğini ifade ederken bu sözleri gürültülere yol açtı. Reis, siyasi hayattaki emniyetin sualle hiç bir alâ­kası bulunmadığını tekrar hatırlattı ve iç nizamname gereğince sualin mu­ayyen ve sarih maddeler üzerinde ol­ması gerektiğini söyledi.

Alakant, gürültüler arasında sözleri­ni tavzih ederek, «Demokrat Parti hü­kümeti siyasi' emniyeti temin, edemi­yor» demediğini, umumi ve iktisadi bir nazariye olarak bu sözleri sarfettiğini tasrih etti.

Bu sırada Zonguldak mebusu Hüseyin Balık tarafından reisin müdahaleleri ima olunarak «şu halde yapılacak ko­nuşmaları bundan sonra kelime keli­me vize ettirmek icap ediyor. Ayıp» tarzındaki bir ifadesi riyasete haka­ret telâkki edilerek Hüseyin Balık hakkında iki toplantı günü içtimalarda hazır bulunmaması kararı almdı.

C.H.P. ve Hürriyet Partisi sıraların­dan gürültülerle karşılanan bu kararı müteakip, Alakant da toplantının bu tarzda idaresi muvacehesinde konuş­masına devamdan imtina ettiğini be­lirterek kürsüden ayrıldı.

Reis, Hüseyin Balık'ın salondan ayrıl­ması üzerine gündeme devam edile­ceğini bildirdi ve diğer bir sözlü so­ruya geçildiği sırada Hürriyet Partisi mebuslarından bazılarının da salon­dan ayrıldıkları görüldü.

Sağlık memurlarının durumuna dair bir sözlü soru:

Bugün konuşlan sözlü sorulardan bi­ri de Muş mebusu Şefik Çağlayan ta­rafından verilmişti. Sağlık memurla­rının durumlarını ıslâh için ne gibi tedbirler  düşünüldüğünü  soruyordu.

Kürsüye gelen Sıhhat ve İçtimaî Mu­avenet Vekili Nafiz Körez, ceman 921 sağlık memurluğunun münhal bulun­duğunu, 1954 te 54, 1955 te 151 sağlık memurunun istifa veya başka bir va­zifeye gitmek suretiyle Vekâletten ay­rıldığını, 605 sağlık memurunun da terfih edememiş durumda bulundu­ğunu belirtti ve dedi ki:

«Hazırlamakta olduğumuz kanun ta­sarısında mektepli sağlık memurları için 70, diplomasız sağlık memurlariyle sıtma savaş memurları için 35 liraya kadar kadro alınması, köy sağ­lık memurlarından 5 sene hizmet gör­müş olanların 6 aylık bir staj devresi geçirmek şartiyle sağlık memurları sınıfına geçirilmeleri derpiş edilmek­tedir. Sağlık memurlarına daha fazla salâhiyet verilmesi meselesine gelin­ce: Tababet ve şuabatı mesleklerinin tarzı icrasına dair kanun tasarısı Sıh­hat ve İçtimai Muavenet encümenin­de müzakere edilmektedir. Bu meyanda sağlık memurlarının salâhiyet­leri de gözden geçirilecektir.

Soru sahibi, bu izaha teşekkür etti. Sağlık okulları ile Tıp Fakültesi ara­sında bir yüksek sağlık okulu ihdas edilecek olursa bilhassa köylerin bü­yük bir ihtiyacı karşılanmış ve sağlık memurlarına mesleklerinde gelişme imkânı verilmiş olacağını İfade ile ko­nuşmasını bitirdi.

Böylece, bugünkü toplantıda üç soru önergesi  cevaplandırılmış  oluyordu.

4 Şubat 1956

 Ankara :

Bütçe Encümeni bugün saat 15.30 da Encümen İkinci Başkanı Kırklareli mebusu Şefik Bakayın riyasetinde toplanarak, Orman Umum Müdürlü­ğü ve devlet üretme çiftliği bütçelerinin müzakeresini tamamlayarak Mü­nakalât Vekâleti bütçesinin müzake­resine başladı.

Raportörlerden Ordu mebusu Sabri İşbakan, hazırlanmış olan rapor hak­kında geniş malûmat verdi, akabin­de yine raportörlerden Ankara mebu­su Muhlis Ete söz alarak Münakalât Vekâleti bünyesi içinde çalışan idalerden bir kısmının iktisadî devlet teşekkülü veya anonim şirket haline gelmiş olmasından dolayı, Vekâletin sevk, idare ve murakabe vazifelerinin çok zayıflamış olduğunu ifade etti ve Münakalât Vekâleti yeni bir teşkilât kanun pile teçhiz edildiği takdirde bunun İşletme veya Nafia Vekâletine bağlanması yoluna gidilmesini ileri sürdü, Niğde mebusu Zihni tiner (D. P.) Münakalât Vekâletinin bugünkü durumunu bahis konusu etti, demir­yollarının vaziyeti hakkında malûmat vererek, 90 günlük kömür stokunun daimî surette mevcut olması lâzım gelirken bazı işletmelerde stok kömü­rün bulunmadığını, bu halin de bil­hassa her hangi bir askerî hareket karşısında kötü neticeler doğuracağı­nı ifade eyledi, bu arada liman işlet­mesinin iyi çalışmadığını, bu işin, Emekli Sandığının da dahil olacağı bir anonim şirkete verilmesini söyledi. Denizli mebusu Mehmet Karasan (D. P.) Münakalât Vekâletinin karayolla­rında faaliyet gösteremediği mevzuu üzerinde konuşarak,. Vekâletin elinde imkân ve vasıta olmamasından dolayı bu sahada bir faaliyet gösteremediği­ni belirtti, daha sonra demiryolunun ulaşamadığı noktalarda, karayolları ile demiryollarının birleştirilmesini tavsiye etti ve dedi ki: «Ekspresleri­miz tek hat üzerinde işledikleri için fazla sürat yapamıyor, ara istasyon­larda sık sık durmak zorunda kalıyor. Aradaki bazı istasyonları kaldırıp bunları kara yolu ile birbirine bağlar­sak hem trenlerin süratlerini arttırmış oluruz, hem de karayollarından isti­fade etmiş bulunuruz.»

Muğla mebusu Natık Poyrazoğiu (D. P.) gördüğü vazifelerden dolayı Mü­nakalât Vekâletinin yerinde kalması­nın lüzumlu olduğunu söyledi. Yeni bir teşkilât kanunun getirilmesi üze­rinde durdu ve Akdeniz hattından şikâyet ederek «Bu hatta işleyen va­purlar .çok intizamsızdır. Bu hatta ya doğru dürüst vapur işletelim yahut da vapur seferlerini tamamen kaldıra­lım. O zaman halk ta rahat eder idare de. Liman çalışmaları bir keşmekeş içindedir. Bu işle hangi makamın uğ­raştığı bir türlü tayin edilememiştir.» dedi. Tam teşkilâtlı nahiyelerden kaç1 tanesine telefon bağlandığını sordu. Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P.) de şunları söyledi: «Münakalât Vekâleti­nin fonksiyonu acaip bir hale gelmiş­tir. Vekâlet hiç kimseye emir ve ku­manda, verememektedir. Devlet De­miryolları ile P.T.T. idare- iktisadi devlet teşekkülü haline getirildi. Fa­kat bunlar acaba âmme hizmetinde aradığımız gayeye vasıl olmuşlar mı­dır.? P.T.T. idaresi zamlar yaptı, per­sonelinin maaşları arttırıldı, binası­nın yüzü mermerlendi, fakat içimiz­de hâlâ telefonunu alamayanlar var,, bir yıldırım telgraf altı saatte yerine varamıyor. Karadenizde Ünyeye gön­derilen mektuplar, havaleler, Samsu­na veya Orduya çıkarılıyor, oradan kara yolu ile Ünyeye gönderiliyor. Denizyollarından şikâyetimiz pek çok, Karadeniz seferlerinde yine insan ile hayvan yanyana seyahat ediyor. Sü­rat postaları da intizamsız. Kaptan istediği limana uğruyor, istemediği li­mana uğramıyor. Bunu çok söyledik ama hani bir lâf vardır «Benim oğ­lum bina okur, döner döner yine okur» onun gibi bir şey oldu.»

Çoruh Mebusu Yaşar Gümüşel (D.P.) ise fikirlerini şöyle izah etti: «D.D.Y. İktisadî Devlet Teşekkülü olduktan sonra acaba iyi randıman aldı mı? Yataklı vagonlarda ancak Vekilin ve­yahut Umum Müdürün delaletiyle yer bulunuyor. Sonra da hareket eden vagonlarda bir hayli boş yatak görü­lüyor. Bu mesele halledilmelidir. Bazı arkadaşlarım deniz yolları politika­sından bahsettiler. Bu bir hayaldir. Ne Vekâletin ne hükümetin deniz yol­ları politikası diye bir şeyi yoktur. Denizcilik Bankası dümeni kırılmış bir gemi halinde rüzgârın önünde seyredip gitmektedir. Karadeniz hat­tında, kaptanlar keyfine göre hareket ederek, ya hayvan alıyor yahut da al­mıyor. Eğer koyun başına kendisine 50 kuruş yahut bir lira ödenirse der­hal gemisini hayvanlara açıyor. Bu para işini icap ederse bir nizama sokalım, böylece bir devlet memurunun açıkça rüşvet almasının önüne geçe­lim.»

Kırşehir Mebusu Ahmet Bilgin (CM. P.) bandaj yokluğundan dolayı muat­tal kalan lokomotif ve vagonların mevcut olup olmadığını demiryolları umum şebekesinin çok eskimiş olma­sından dolayı bunların bir kaç sene sonra işlemez bir hale geleceği hak­kındaki sözlerin hakikate uyup uyma­dığını, P.T.T. de yapılan zamlardan sonra, işlerin aksaklığının giderilmesi için tedbirlerin alınıp alınmadığını,, denizyolları nakliyatında görülmekte olan intizamsızlıkların sebeplerini, trenlerdeki gecikmelerin sebeplerini sordu.

İstanbul Mebusu Nizameddin Ali Sav (D.P.) demiryollarının inkişafı mev­zuunda konuşarak, 750 milyon liralık bir ıslâh projesinin hazırlandığını, bu projenin artık tatbik sahasına inti­kal ettirilmesini, .bilhassa trenlerin elektrikle işletilmesine geçilmesini, demiryollarında stok kömürün bulun­mamasının, kömürün günü gününe tedarik edilmemesinin doğru görüle-miyeceğini ifade etti.

Bilecik Mebusu Yümnı Üresin (D.P.) Münakalât Vekâletinin Nafıa Vekâle­tine bağlanması teklifi üzerinde du­rarak, her iki. Vekâletin fonksiyonları bakımından birbirinden ayrı olduğu­nu bu vaziyet karşısında Münakalât. Vekâletinin muhafaza edilmesi lâzım geldiğini bildirdi, hava yolları için ya­rı tepkili uçakların alınmasını temen­ni etti.

Zonguldak Mebusu Sebati Ataman (D.P.) Hollandaya tamire giden hava yolları uçaklarının orada kaldığı hak­kındaki söylentilerin doğru olup ol­madığını sorduktan sonra şöyle dedi: «Trenlerimiz tahtakurusundan,, vapur­larımız hamam böceklerinden, istasyonlarımız da pireden ne zaman kur­tulacaklar? Telefonumda meçhul şa­hısların konuşmalarını dinliyorum, ama kendim konuşamıyorum.»

Rize Mebusu    Hüseyin Agun,    (G.P.). Karadeniz seferlerinden bahsederek şunları söyledi: «İnsan, kadın, çoluk, çocuk, hayvanlar birlikte seyahat edi­yor, bu seyahat kerih bir koku içinde yapılıyor. Diğer taraftan da Amerika’daki Miami'ye turist götürüyoruz. Ev­velâ iç hatlarımızdaki aksaklıkları gi­derelim sonra Miami'ye turist götüre­lim. P.T.T. idaresi ile Denizyolları,;Ve­kâlet bünyesinden çıkar çıkmaz der­hal ücretlere zam yaptılar. Bu doğru bir hareket değildir.» Hüseyin Agun bundan sonra bazı sualler sordu. İçel Mebusu İbrahim Gürgen (D.P.) Muh­lis Ete'ye cevap vererek, şimdi bütün fonksiyonlarını kaybeden Münakalât Vekâletinin kaldırılmasını isteyen Muhlis Ete'nin, İşletmeler Vekili ol­duğu sırada, bu Vekâletin bünyesin­den de bir çok tesislerin ayrılması sı­rasında Vekâletinin niçin kaldırılma­sını istemediğini, yurt içinde nakliye tarifesinin istikrara kavuşmasını, or­manları harap eden telefon ve telgraf direklerinin kesiminde fennî usuller kullanılmasını temenni etti;

Balıkesir Mebusu Halil İmre, (D.P.j devlet demiryollarında taşman ihraç emtiasının    miktarını,    bu teşkilâtın bakım ve ihtiyaç    bakımından yıllık döviz tutarını, P.T.T. ve hava yolları­nın da aynı suretteki döviz ihtiyaçla­rını, PAA ile Hava Yolları Anonim Or­taklığında iştirak nisbetini Öğrenmek istedi. Trabzon Mebusu İsmail Şener (D.P.)   Denizcilik Bankasının,  rapor­da izah edildiğinin aksine olarak dai­mi bir murakabe altında bulunduğu­nu belirtti ve P.T.T. idaresinin hazır­lamış olduğu uzun vadeli    programı hakkında izahat istedi. Tokat Mebu­su Ömer Sunar (D.P.) 950 den bu yana, büyük kalkınma    hamlesi içinde yüzde beş yüz artan    istihsali, eksik vasıtalariyle nakleden D.D.Y. idaresi­nin faaliyetini tebarüz ettirdi, demir­yolları eski tarifesinin değiştirilmesin ni temenni eyledi. Radyo ücretlerinin arttırılacağı haberinin doğru olup ol­madığını sordu. Sinop Mebusu Server Somuncuoğlu   (bağimsızj,    Denizcilik Bankasının durumu üzerinde konuşa­rak, bu Anonim Şirketin hesabatının Maliye Vekâleti tarafından murakabe edildiğini,teknik    murakabenin   de Münakalât Vekâleti tarafından yapılması icap ettiğini bildirdi, diğer ta­raftan büyük şehirlerde telefonun bir ıztırap mevzuu olduğunu ifadeyle, te­lefon işletmesinde, yabancıların işti­rak ettirilmesinin düşünülüp düşünül­mediğini sordu.

Bundan sonra söz alan Erzurum Me­busu Abdülkadir Eryurt (D.P.), Afyon Mebusu Murat Ali Ülgen (D.P.), Niğ­de Mebusu Ahmet Kadıoğlu. <D.Pj, Konya Mebusu Sıtkı Salim Burçak (D.P.) muhtelif mevzular üzerinde di­lek ve temennilerde bulundular.

Bütçe Encümeni yarın saat 15.30 da toplanacaktır.

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10 da Encümen Başkanı Balıkesir Mebusu Halil İmre'nin riyasetinde toplanarak Ziraat Vekâleti bütçesinin fasılları üzerindeki müzakerelere devam etti. Bu müzakereler sırasında küçük, su işleri için ayrılmış olan 1.865.000 lira­lık-fasıl 2,5 milyon liraya çıkarıldı ve böylece Ziraat Vekâleti bütçesi kabul olunarak Orman Umum Müdürlüğü bütçesinin konuşulmasına geçildi.

5 Şubat 1956

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10.15 te Encümen İkinci Başkanı Kırklareli mebusu Şefik Bakayın riyasetinde top­lanarak Çalışma Vekâleti bütçesinin müzakeresine devam etti. Dünkü top­lantı sırasında söz alan mebuslar su­allerini sormuşlar ve temennilerini bildirmişlerdi. Çalışma Vekili Mümtaz Tarhan bu sual ve temennileri cevap­landırarak ezcümle şunları söyledi:

«Arkadaşlarım, bilhassa iş kanununun şümulü mevzuunda durdular. Hâlen iş kanununun şümulü dışında bulunan­lar, hava, ziraat, fikir işçileri ve ev hizmeti görenlerdir. Ziraat işçilerinin, hususî müesseselerde çalışan memur ve müstahdemlerin de kanunun şümulüne girmesi meselesini ön plâna al­mış bulunuyoruz. Bu hususta kanun tasarısını  hazırlamaktayız. İş sahası genişledikçe ve işçi adedi arttıkça Ça­lışma Vekâletinin mesuliyetleri ve fa­aliyetleri de çoğalmaktadır. Muraka­be sahasında bugünkü teşkilât kadro­su ve müfettişlikler kâfi gelmemek­tedir. Bu durum karşısında yeni bir teşkilât kanunu tasalısı hazırlanmış ve Maliye Vekâleti ile bu yönden te­masa geçilmiştir. Ücret meselesine gelince; bugün resmi dairelerde çalı­şan işçiler arasında bir hukuk müsa­vatı mevcut değildir. Bu eşitsizliği bertaraf etmek için çalışmalarda bu­lunmaktayız. Hususî sektörde çalışan işçiler., bilhassa kalifiye işçilerin üc­retleri hakkında da asgarî ücret tesbiti hususunda yeniden tedbirler al­maktayız. İş ihtilâflarının sürüncemede bırakılmaması için iş mahkeme­leri kanununda değişiklikler yapaca­ğız. İş hâkimi kadrosunu genişletmek yoluna gideceğiz.!

Mümtaz Tarhan grev mevzuunda da şöyle dedi;

«Grev hakkı hükümetimizin progra­mında yer almıştır. İşçi için grev hakkım, tesis etmek en başta gelen bir vazife. olarak görülmektedir. Ancak grev hakkının verilmesi mevzu­unda bazı hususların da nazarı dik­kate alınması icabeder. Grevin tesis edilebilmesi için her şeyden Önce sen­dikaların malî ve teşkilât bakımından fevkalâde kuvvetli olması lâzımdır. Malî ve teşkilât bakımından kuvvetli olan sendikalar herhangi bir grev hâdisesinde işçi için bir destek olabi­lir. Halbuki memleketimizdeki sendi­kalar bu mertebeye bu ideal duruma gelememişlerdir. Bugün işçilerimizin. ancak yüzde 25 şi sendikalara kayıtlı bulunmaktadır. Yüzde 75 şi ise sendi­kanın dışında kalmaktadır. Sonra grev meselesinde kalifiye işçi mevzuu pek mühim bir rol oynar. Grev yapan kalifiye işçi adedinin az olması kar­şısında bunun yerine kalifiye olmayan işçinin alınması hâdisesi vukubulabllif ve bu vaziyetlerden dolayı grev işçinin aleyhine döner, sonra grev dolayısiyle' işçi ücretlerinin arttırılması mal fiatlarına tesir ederek umumî bir fiat yükselmesini de meydana getire­bilir. Bütün bu söylenen hususlar hal­ledilmeden grev hakkının tesis olun­ması doğru görülmez.» Çalışma Vekili bundan sonra işçi mes­kenleri konusunda konuştu, her işçi­ye bir mesken temini için çalışmalar yapıldığını bu sahada işçiler arasın­da kooperatifler kurulmasının daha elverişli olduğunu belirtti ve işçi si­gortalarının bu nevi kooperatiflere şimdiye kadar' arsa kredisi için dört milyon küsur lira, inşaat kredisi için de 45 küsur milyon lira ödenmiş ol­duğunu, 1956 yılında da bu kredilerin 70 milyon liraya çıkarılarak, şimdiye kadar yapılan işçi meskenlerine ilâ­veten 8-10 bin evin inşasına geçile­bileceğini ifade eyledi.

Mümtaz Tarhan bu arada işçi barın­dırma yurtları hakkında izahat ver­di. Hangi şehirlerimizde barındırma yurtlarının bulunduğunu ve bunların yatak sayısını bildirdi. Diğer taraftan işçinin eğitimi hususunda gösterilen faaliyetleri belirtti. Hâlen işçi yekû­nunun yüzde 70 sinin sağlık sigorta­sından istifade ettiğini, 959 yılma ka­dar hastalık sigortasının bütün vilâ­yetlere teşmil edileceğini, 60 yaş had-dinin primlerle alâkalı olduğunu, bu mevzuda iş nevileri sahasında bir re­vizyon yapmak istediklerini, sigorta yatırımlarının Ödenmesi sırasında or­taya çıkan müşkülâtın giderilmesi hu­susunda tetkiklerde bulunacağını, üc­retli yıllık izin için hazırlanmış olan kanunun Meclise getirildiğini, işçi tu­rizmi dâvasının da ele alınacağını bil­dirdi.

Vekilin konuşmasını takiben söz alanlardan İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.) Ege bölgesinde muvakkat işçi­lerin sigorta primlerinin ihtiyarî ol­ması mevzuunda fikirlerini beyan et­ti. Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C.H. P.) işçi hastahanelerinde tedavi edi­len işçilerin sayısının artmasının iyi görülemeyeceğini ileri sürdü. Kars me­busu Turgut Göle (C.H.P.) asgarî üc­ret sisteminin hangi esaslara göre ta­yin edildiğini, işçi sigortaları binası­nın kira durumunu sordu. Giresun mebusu Mazhar Şener işçi gücünün organize edilmesi, iş gücünün kıymet­lendirilmesi mevzularında, düşüncele­rini bildirdi. Balıkesir mebusu Sırrı Yırcalı (D.P.) muvakkat işçinin sigor­ta primi meselesini ele aldı. Balıkesir mebusu Halil İmre Çalışma Vekâletinin iş verenle fazla alâkadar olma­dığı mevzuu üzerinde konuşlu. Anka­ra mebusu Muhlis Ete (Hür. P.) de ayni mevzua temasla Çalışma Vekâ­letinin, işçinin yanında işverenlerle de ilgilenmesini, bunların şikâyetleri­ni nazarı dikkate almasını, İşçi Sigor­taları Kurumunun artık vazih bir şah­siyete girmesini temenni etti. Gire­sun mebusu Hayrettin Erkmen (D.P.) muvakkat işçilerin sigorta primleri meselesinde izahat verdi.

Tekrar söz alan Çalışma Vekili Müm­taz Tarhan muvakkat işçilerin sigorta primleri meselesinin gözden geçirile­ceğini, hususî sektörde çalışan işçi­lere ikramiye verilmesi hakkında Ve­kâletin bu müesseseler üzerinde her hangi bir muameleye girişemeyeceğini, fabrikalardaki puvantaj sistemi­nin işçinin mesaisinin değerlendiril­mesi bakımından muvaffak görüldü­ğünü, hasta işçi miktarının- çoğalma­sının her şeyden önce İşçi adedinin artması dolayısiyle olduğunu, asgari ücret sisteminin iş kanununun 32 nci maddesine tevfikan tayin edildiğini, İşçi Sigortaları Kurumu binasında ki­ra ile oturan Çalışma Vekâletinin her yıl kirasını ödediğini, İşçi Sigortaları Kurumunun plasmanlarının yüz mil­yon lirayı bulduğunu, bunun Ziraat, Üler, Emlâk Kredi Bankasiyle Etibanka yatırılmış bulunduğunu, Türkiyede hâlen işçi miktarının yüzde beş raddesinde olduğunu, «işsizlik sigor­tası» kanunu için hazırlıklara başlan­dığını, Çalışma Vekâletinin işverenle işçi arasındaki münasebetleri tanzim eden bir unsur olduğunu belirtti.

Bundan sonra maddelere geçildi ve Çalışma Vekâleti bütçesi, kabul, olun­du.

 Ankara :

Bütçe Encümeni bugün saat 15.30 da Encümen Başkanı Balıkesir mebusu Halil İmrenin riyasetinde toplanarak-Münakalât Vekâleti bütçesinin müza­keresine-devam etti.

Münakalât Vekili Arif Derairer, dün toplantı sırasında sorulan suallere ve temennilere cevap vererek ezcümle şunları söyledi: «Münakalât Vekâletinin yeni teşkilât, kanunu tasarısı hazırlanmıştır. Ya­kında Meclise gelecektir. Seferi ulaş­tırma kanununu günün şartlarına uy­gun surette tadil etmek üzere Millî Müdafaa Vekâleti ile birlikte çalışıl­maktadır. Devlet Demiryolları mev­zuunda konuşan arkadaşlarım, bu teş­kilâtın vasıtalarının durumunu sordu­lar. Devlet Demiryollarındaki vasıta­lar, malzeme eskimiş durumdadır, bu bakımdan mesele bir envestisman dâ­vası halini almıştır. Devlet Demiryol­ları, teşkilâtı için senelere sari olmak üzere bir kalkınma programı hazır­lanmıştır. Lokomotifler için kullanıl­makta olan kömür stokunun memnu­niyet verici bir halde olmadığını söy­lemek isterim. Ancak bu vaziyeti hal­letmek için daha ziyade elektrifikas­yona gidilmesi, demiryollarında ham petrol, mazot yakan Dizel motörü kul­lanılması yoluna gidilmektedir. Li­man hizmetlerinin düzeltilmesi husu­su da ciddiyetle ele alınmıştır. Kara­yollarındaki nakil vasıtalarının kul­lanılmasını hususi sektöre ait bir hiz­met olarak görmekteyiz. Demiryolla­rındaki sürat temini meselesini de ele almış bulunuyoruz. Denizyollarına ge­lince: Denizcilik Bankasında vasıta kifayetsizliği yüzünden iç inatlarımıza da istenildiği gibi gemi tahsis edile­memektedir. Ismarlanmış olan yeni. gemilerimiz geldikçe ve bunlar hiz­mete girdikçe iş h atlar muzdaki aksak­lıklar da ortadan kalkacaktır.»

Vekil bundan sonra izahatına de­vamla tamir edilmek üzere Hollanda’ya gönderilmiş olan Havayollarına ait uçaklardan dördünün gelmiş olduğu­nu, geri kalanların da yakında gele­ceklerini bildirdi. Devlet Demiryolla­rında bakım ve işletme mevzuunda yatırımlar da dahil olmak üzere 1956 yılında yüz milyon lira, Hava Yolları için 1.200.000 dolar, PTT için de- 13 milyon liralık- dövize ihtiyaç bulun­duğunu, Denizcilik Bankasının hesap­larının Maliye Vekâleti tarafından murakabe edildiğini, tarifeler ve tek­nik sahalarda da Münakalât Vekâle­tinin, murakabesi altında olduğunu, ifade etti. Diğer taraftan memleketi­mizde hâlen 139 bin telefon hattının tesis edilmiş bulunduğunu, bunun binde 5,8 nisbetinde olduğunu, Amerikada ise bu nisbetin binde 33 e çıktığını belirtti, hazırlanmış bulunan prog­ram gereğince yurtta telefon hatla­rının 600 bine yani binde 20 nisbeti-ne çıkarılacağını söyledi. Bu sırada Muğla mebusu Natık Poyrazoğlunun Muğla - Fethiye telefon hattının ne zaman yapılacağı sualini, cevaplandı­ran Vekil, mezkûr hattın bu yıl inşa edileceğini açıkladı ve diğer mahallî sorulara da cevap verdi.

Vekilin konuşmasını takiben Müna­kalât bütçesi fasıllarının müzakeresi­ne geçildi ve bütçe kabul olundu.

Bundan sonra Çalışma Vekâletinin bütçesinin müzakeresine başlandı. Ra­portör Tokat mebusu Ömer Sunar, ha­zırlanmış olan rapor üzerinde geniş malûmat verdi.

Muğla mebusu Natık Poyrazoğlu (D. P.) Çalışma "Vekâletinin faaliyetinden dolayı memnuniyetini bildirdi. Sosyal yardım mevzuunun bu Vekâlete bıra­kılmasını temenni etti.

Yeni teşkilât kanununun yapilmasını, işçilerde 60 yaş esasının kaldırılın asi­ni istedi. Ordu mebusu Sabri İşbakan CD.P.) bir çok yerlere işçiler için ih­tiyarlık sigortası tatbik edildiği hal­de hastalık ve analık sigortasının tat­bik edilmediğini ifade eyledi ve işçi sigortalarının sermayesini binaya, ar­saya yatıracağı yerde daha verimli işlerde kullanmasını ileri sürdü. An­talya mebusu Kenan Akmanlar (D. P.) ziraî işçi meselesine temas ederek, ziraat işçilerinin zaman zaman mem­lekette bir göçebe havası yarattıkla­rını, Vekâletin bu mesele .üzerine eğil­mesi icap ettiğini bildirdi. Ve Vekâle­tin .ziraat işçilerini içine alacak yeni bir statü hazırlamasını temenni etti. Çankırı mebusu Tahsin Nahit Uygur (D.P.) hâlen İş ve İşçi Bulma Ku­rumlarının nerelerde bulunduğunu ve daha nerelerde kurulacağını sordu, iş­çi yurtları hakkında malûmat istedi. Adana mebusu Ahmet Topaloğlu (D. P.)’nun usun sanayi bölgelerine ak­ması karşısında Çalışma Vekâletinin faaliyetini, buna göre ayarlamasını beyandan sonra, taşra teşkilâtının ki­fayetsizliği üzerinde durdu ve kanunun âmir hükümlerine rağmen basın mensuplarından .bazılarının iş yerle­rinde mukavelesiz olarak çalıştırıldık­larını, belirterek, bu durumun tetki­kini arzu etti. Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P.) ziraat işçilerinin durumu­nun ele alınmasını istedi, iş kazala­rında ölen, yaralanan işçiler için ve­rilen tazminatın pek çok külfetten sonra alınabildiğini söyledi. İstanbul mebusu Nizamettin Ali Sav (D.P.) memlekette bugün 650 bin işçinin mev­cut olduğunu, bu işçi ücretlerinin zin­cirleme, bir şekilde arttırıldığını, bun­dan dolayı fiatların ela yükselmekte olduğunu ifade etti, asgarî bir ücret yanında azamî ücret tayininin de lâ­zım geldiğini belirtti. Bu zamana ka­dar kurulan sendikaların miktarını sordu. Diyarbakır mebusu Halil Tur­gut (D.P.) cenup bölgelerinde çalış­makta olan ziraat işçilerinin durumu üzerinde konuştu. Halk eğitimi mev­zuunda Çalışma Vekâletinin İşçilere yardımcı olmasını temenni etti. Kon­ya mebusu Sıtkı Salim Burçak (D.P.) sigorta primleri hususunda fikrini be­yan etti, asgari ücret sisteminin mem­leketin her tarafına tatbik edilip edil­mediğini sordu. Sinop mebusu Server Somuncuoğlu (Bağ.) ziraat işçisinin durumunun bir nizama alınması ko­nusunda düşüncelerini bildirdi, bü­yük şehirlerdeki hususî teşekküllerde çalışan memur ve müstahdemlerin de işçi kanununun şümulüne girmesini arzu etti. Köye doğru politikasının ye­rini artık «köyden bu yana» politika­sına terkettiğini, bu vaziyet karşısın­da Vekâletin hazırlıklar yapmasını belirtti, Antalya mebusu Ahmet Tokuş .(D.P:) işçilerin yetiştirilmesi, idare edilmesi hususlarında konuştu, Ada­na mebusu Dr. Sedat Barı (D.P.) bu­gün beynelmilel ehemmiyeti hâiz bir mevzu mahiyetini alan ve «işçi tu­rizmi» de diyebileceğimiz «sosyal tu­rizm» hususunda Vekâletin bir ta­savvuru olup olmadığını sordu, mem­leketimizde bu mevzuun şümulüne gi­ren tek teşkilâtın, Karabük fabrikası işçileri için tertiplenen Amasra kam­pı sayılacağını, Vekâletin bu işe ehem­miyet vererek, şimdiden bir kaç kamp yeri hazırlamasının doğru olacağını söyledi. Trabzon mebusu İsmail Şener(D.P.)  işçi sigortalarının yatırım politikası üzerinde durarak, şimdiye kadar arsa ve apartman üzerine yapı­lan yatırımlardan sonra.son zaman­larda bu nevi emlâke evvelkine nisbetle az yatırım yapıldığını beyan etti ve işçi sigortalarının bu hususta yeni bir programa sahip olup olmadığını sordu.

Zonguldak mebusu Sebati Ataman (D. P.) işçi sigortalarının yatırım mevzu­unda plasmanlarının mevcut bulu­nup bulunmadığını, eğer plasman var­sa bunun miktarını öğrenmek istedi, sektörler bakımından işçi ücretlerinin ne olduğunu sordu. İzmir mebusu Ab­dullah Aker (D.P.) köyden sanayi böl­gelerine yapılan akın üzerinde dura­rak, bunun mühim bir dâva olduğu­nu, Çalışma Vekâletinin şimdiden bu hususta tedbirler .alması lâzım geldi­ğini belirtti. Balıkesir mebusu Sırrı Yırcalı (D.P.) kaza, hastalık ve buna mümasil hâdiselerden dolayı işçiye ve­rilen tazminat meselesini bahis ko­nusu ederek, bû tazminatın alınma­sında güçlükler çıktığını tekrar etti ve mevzuu bahis tazminatın evvelâ iş­veren tarafından Ödenmesini, sonradan da işverenin bu parayı sigorta­dan almasını ileri sürdü ve böylece, birçok güçlüklerin ortadan kalkacağı­nı belirtti. Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (C.M.P.) fabrika amelesinin puvantaj sıkıntısından bahsettiğini ifadeyle bunun mahiyetini Öğrenmek istedi. Diğer taraftan iş zamanında büyük şehirlere gelen işçiler için Ve­kâletin iş hanları yaptırmasını temenni etti. Zonguldak mebusu Sabih Du­ralı (D.P.) iş kanunundaki cezaî hü­kümlerin işveren tarafından tatbik edilmesinin doğru olmadığını beyanla cezanın bir komisyon tarafından ta­yin olunmasını ileri sürdü. Bütçe En­cümeni yarın saat 10 da toplanarak, Çalışma Vekâleti bütçesinin müzake­resine devam edecektir.

6 Şubat 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi, bugün tercihan ve müstaceliyetle müzakere, ve kabul ettiği bir kanun lâyihası ile hariçten satın alman gemilerle ve bunların memlekette yapılacak mümasilleri için getirilecek yedek parça ve malzeme­nin beş yıllık gümrük muafiyetini 1960 malî yılı 'sonuna kadar uzattı.

Bu hususta ilk defa 1340 yılında bir kanun kabul edilmiş ve bu müddet müteaddit defalar uzatılmıştı. Kanun hükümlerinin sağladığı muafiyet 1955 malî  yılı sonunda nihayete ereceği için, mer'i kanunun 5 yıl müddetle uzatılması isteniyordu. Ancak bütçe Encümeni bu süreyi bir yıla indirmiş­ti.

Kars mebusu Sırrı Atalay {C.H.P.) ti­caret filosu ile ilgisi olmayan tenezzüh gemilerinin ve mefruşatın bu muafiyetten faydalanmaması gereke­ceği mütalâasını ileri sürdü.

Münakalât Vekili Arif Demirer, tica­ret filosunu himaye için alınması za­rurî tedbirlerden birinin de bu muafi­yetle sağlandığını kaydederek gemi inşaat malzemesini gümrük muafiye­tinden faydalandırmak gerektiğini be­lirtti. Ancak, gemi mefruşatının esa­sen gümrüksüz ithal olunmadığını anlattı. Memleketimizde büyük gemi tez­gâhları bulunmadığı için, eğer inşa­at ve tamir malzemesi muafiyetten is­tisna edilecek olursa bunun gemileri­mizi hariçte tamir ettirmek demek olacağım izah etti.

Trabzon mebusu Mahmut Goloğlu, vergi muafiyeti müddetinin Bütçe Encümeni tarafından tesbit edildiği igibi bir yıl değil de beş yıl uzatılma­sını istiyordu. Bu hususta Mehmet Daim Süalp, Müfit Erkuyumcu ve Burhanettih Onat ile Bütçe Komis­yonu adına Mazhar Şenerin mütalâa­larından sonra "takrir kabul edilerek müddet beş yıl olarak tesbit edildi ve lâyiha müstaceliyetle görüşüldüğü için kanun halini aldı.

Bugün görüşülen diğer kanun lâyiha ve teklifleri:

Büyük Millet Meclisi, Reis vekillerin­den İhsan Bacın başkanlığında yaptı­ğı bugünkü toplantıda şu kanun lâyiha ve tekliflerini de müzakere etti:

I  Askerî malûllerin terfihine   dair

olan ve hâlen yürürlükten, kalkmış bulunan 551 sayılı kanuna göre ara­ziye müstahak olup ta bu haklarını henüz arazi olarak almayanlara istinkakları karşılığı biner lira ödenmesi­ne ait kanun lâyihasının ikinci mü­zakeresi  tamamlanarak kabul edildi.

 Bitlisin Zeydan  mahallesinden Ramazanoğlu Abdülkerim Zırhlıya va­tani hizmet terkibinden ayda 150 lira maaş bağlanması için Çorum mebu­su Hüseyin  Ortakçıoğlu  ve  Çankırı mebusu Tahir Akmanın kanun tekli­fi İkinci defa müzakere olunarak ka­bul edildi.

 Umumî ihtiyaçlar için hariçten getirilecek madeni su boruları ile ak­sam ve teferruatından gümrük resmi alınmamasına dair olan kanunun muaddel birinci    maddesinde  değişiklik yapılması  hakkındaki kanun  teklifi­nin birinci müzakeresi tamamlandı.

 Güzel sanatlarda fevkalâde isti­dat gösteren çocukların devlet hesa­bına yetiştirilmeleri hakkındaki    ka­nun lâyihasının  birinci    müzakeresi tamamlandı.

 Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Teşkilâtı ile aktedilen teknik yardım anlaşmasının ve bu anlaşmaya ait iki mektubun tasdikine dair kanun lâyi­hasının birinci görüşmesi yapıldı.

 Türk ceza kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının değişti­rilmesi hakkında Giresun mebusu Ab­dullah Izmen tarafından yapılmış olan kanun teklifinin birinci müzake­resi tamamlandı.

7 Avukatlık kanununun 4 üncü maddesinin (e) bendinin değiştirilme­si hakkında Erzurum mebusu Abdulkadir Eryurt ile üç arkadaşı tarafın­dan  yapılan  kanun  teklifi  üzerinde görüşmeler devam ederken, ekseriyet olmadığı anlaşıldığından, bu teklifin müzakeresine gelecek toplantıda de­vam edilmesi kararlaştırıldı.

Büyük Millet Meclisi gelecek toplan­tısını 8 şubat çarşamba günü yapmak üzere bugünkü çalışmalarına son ver­di.

 Ankara :

Bütçe Encümeni bugün öğleden sonra saat 15.30 da Encümen Başkanı Ha­lil İmrenin riyasetinde toplanarak İş­letmeler Vekâleti bütçesinin müzake­resine başladı.

Raportör Balıkesir mebusu Sırrı Yırcalinin rapor üzerinde verdiği izahat­tan sonra söz alan Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P.) İşletmeler Vekâleti­nin sanayileşme işini esaslı bir suret­te omuzuna almasını temenni ettik­ten sonra, Sümerbank. mamullerinin, kâğıt sanayiinin demir istihsal ve it­hal seklinin bugünkü durumu üzerin­de sualler sordu. Kırklareli mebusu Şefik Bakay (D.P.) İşletmeler Vekâ­letinin ne zaman Enerji ve Sanayi Ve­kâleti halini alacağını sordu. Serma­yesi mecmuu milyarları aşan ve İşlet­me Vekâletine bağlı bulunan te­şekküllerin murakabesinin ifa edile­mediğini, yeni kurulan müesseselerin işletme sermayelerinin mevcut olma­dığını bunların faizle aldıkları para­larla çalıştıklarını, ifade etti. Kömür mevzuunda da linyitten istifadeye gi­dilmesini, şeker kamışından şeker imali işinin ele alınmasını bildirdi. Ankara mebusu Prof. Muhlis Ete (Hür. P.) İşletme Vekâletinin birçok sana­yi kollarına hâkim olmasına göre, bu sanayi kollarının bütün memleket is­tihlâkine göre mi, yoksa bir kısmın ithali mevzuunda mı ele alındığını, bu Vekâlete bağlı işletmelerin yatırım­ları hakkındaki hükümet kararı Mec­listen geçmediğine göre, bunların  Meclis murakabesi altına alınması hakkında bir hükmün konulup konulmayacağını devlet sanayiciliğinin hu­dudunun ne olacağını, devlet işletme­leri mevzuunda önümüzdeki sene Mer­kez Bankası finansmanına girilip girilmiyeceğini, şeker ve çimento fabri­kalarının tesis yerleri ile bunların ka­pasitelerinin ve hususî sermaye  nisbetlerinin ne olduğunu, yedek parça anonim ortaklığının vaziyetini sordu.

İstanbul mebusu Nizamettin Ali Sav (D.P.) envestisrilan mevzuunda konu­şarak bunların haricî ve dahilî tedi­yelerinde nasıl hareket edileceğini su­al eyledi. Kocaeli mebusu Ekrem Alican   (Hür.  P.)   1955  yılında  istihsal kampanyası sırasında istihsal edilen şekerin ve bu hususta işlenilen pan­carın miktarını öğrenmek istedi, çi­mento istihsalinin miktarı üzerinde konuştu, tesis edilmekte olan yeni şe­ker fabrikalarında hususî sermayenin temettüsü bakımından yeni bir kanu­nun çıkarılmasını temenni etti.

Zonguldak mebusu Sebati Ataman (D. P.) iktisadî devlet teşekküllerinin büt­çeleri üzerinde durdu, dahilî ve hari­cî yatırımın ne şekilde finanse edile­ceğini, bunların ödenmesinin bir prog­rama bağlanıp bağlanmayacağını sor­du. Antalya mebusu Kenan Akmanlar (D.P.) kurulmuş olan tesislerin çalışmalarının rasyonel olup olmadı­ğının tetkiki mevzuunda fikirlerini serdetti. İktisadi devlet teşekkülleri­nin  sermayeleri ve bunların finans­manları üzerinde durdu. Devlet fab­rikalarının aksiyonlar yolu ile Türk milletine mal edilmesi yoluna gidil­mesini belirtti- Kırşehir mebusu Ah­met Bilgin (C.M.P.) ithal malı çimen­to için şimdiye kadar ne kadar döviz harcandığını, şeker ve çimento fabri­kalarının bugünkü kapasitesini, istih­sal miktarlarını Öğrenmek istedi.. İk­tisadî devlet teşekküllerinin Merkez Bankasına 176.5 milyon lira borçlan­dığını, ifade ederek, bu vaziyet kar­şısında Vekâletin ne düşündüğünü sordu. Niğde mebusu Zihni tiner (D. P.) maden kömürü konusunda konuş­tu. Kömürün israf edildiğini ileri sür­dü, D.D.Y. için stok kömürün temin edilmesini istedi. Muğla mebusu Natık Poyrazoğlu (D.P.) daha ziyade ma­hallî mevzularda sualler sordu, ayrı­ca jeep fabrikasının ne zaman tesis edileceğini, traktör fabrikasının bu­günkü durumunun ne olduğunu, ya­pılması tasarlanan beş şeker fabrika­sının inşasından vazgeçilip geçilmedi­ğini öğrenmek arzusunu gösterdi. To­kat mebusu Ömer Sunar (D.P.) ikti­sadî devlet teşekküllerinin tedricen husûsî sektöre devri hakkında ne dü­şünüldüğünü, Vekâletin bundan son­ra tesis edeceği fabrikalara hususî sermayenin iştirakini sağlayıp sağlayamayacağım, yeni kurulmuş olan şe­ker fabrikalarında hususî sermayenin hâkim olduğuna, göre, kâr tevziini im­kân dahiline sokacak olan yeni kanunun ne zaman Meclise getirileceği­ni sordu. Trabzon mebusu İsmail Şe­ner (D.P.) azot sanayii mevzuunda konuştu. Konya mebusu Himmet Ölç­men (D.P.) şeker ve çimento sanayii bahsinde Merkez Bankasına yapılan borçlanma hakkında muhalif mebus­ların ileri sürdüğü iddiaları cevaplan­dırarak, bu borçlanmalar olmadığı ve fabrikalar yapılmadığı takdirde, bu­günkü istihlâki karşılamak için millî servetten ne kadar miktarının harice gideceğini Vekilin söylemesini istedi. Balıkesir mebusu Halil İmre (D.P.) Manyas gölünün sularının şeker zira-atine yardımı olup olmayacağmı sor­du. Adana mebusu Sedat Barı (D.P.) Mürefte tabiî gazının İstanbula getirtilmesinin geri bırakılmasının sebebi­ni öğrenmek istedi. Cenup mıntakasında şeker kamışından şeker imalini sağlıyacak bir fabrikanın kurulması, ayni zamanda yer fıstığından sun'î yün imaline gidilmesi mevzularında konuştu. Diyarbakır mebusu Yusuf Azizoğlu (D.P.) şeker, çimento fabrikalariyle enerji tesislerinin kurulmasın­da karar verecek mütehassıs bir mer­ci mevcut olup olmadığını sordu ve bir Amerikalı mütehassısın iddia et­tiği gibi Hirfaniı barajına benzer gayti iktisadî başka, inşaların bulunup bu­lunmadığı sualini ortaya attı. 1960 yı­lında istihsal miktarının ne olacağı konusu üzerinde durdu.

Zonguldak mebusu Suat Basol (D.P.) Karadeniz Ereğlisinde veya Zonguldak’ın diğer mıntakalarında ikinci bir demir çelik fabrikasının ne zaman kurulacağını, çok az para alan maden işçisinin durumu hakkında ne düşü­nüldüğünü sual eyledi.

Bundan sonra söz alan Van mebusu Kemal Yörükoğlu, Afyon mebusu Mu­rat Ali Ülgen (D.P.) Siirt mebusu Veysi Oran (D.P.) Diyarbakır mebusu Ha­lil Turgut (D.P.) Ankara mebusu Necmi İnanç (D.P.) Rize mebusu Hüseyin Agun (D.P.) Trabzon mebusu Hasan Fehmi Kalaycıoğlu (D.P.) Denizli me­busu Ali Çobanoğlu (D.P.) fikirlerini ve temennilerini serdeylediler. 

Bütçe Encümeni yarın saat 10 da toplanarak İşletmeler Vekâleti bütçe­sinin müzakeresine devam edecektir.

7 Şubat 1956

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10.15 te Encümen İkinci Başkanı Kırklare­li mebusu Şefik Bakayan riyasetinde toplanarak İşletmeler Vekâleti bütçe­sinin müzakeresine devam etti. İşlet­meler Vekili Samet Ağaoğlu, dünkü toplantı sırasında sorulan suallere ve ileri sürülen temennilere cevap vere­rek ezcümle şunları söyledi:

«Arkadaşlarımın sordukları sualleri ve dernıeyan ettikleri temennileri, idari meseleler, malî meseleler ve tek­nik meseleler olmak üzere üç noktada toplayabiliriz. Evvelâ idarî meseleler mevzuunda konuşalam. Vekâletimize bağlı bulunan işletmelerin murakabe sisteminde değişikliğe ihtiyaç vardır. Bu değişikliği yapmaya başlamış bu­lunuyoruz. Öyle bir murakabe siste­mi getireceğia ki, hem eksikliklerimi­zi tamamlıyacağız, hem de muazzam bir sermayenin seyyaliyetine dokunmayacağız. Bazı arkadaşlarım iktisadi devlet teşekkülleri sermayesinin umu­mî bütçeye katılmasını ileri sürdüler. Bu sermayeler donmuş vaziyette ol­madığı için, bütçeye dahil edilmesi çok zordur. Bu sermayelerin karak­teri seyyal olmalarıdır. Bu seyyaliyeti muhafaza etmek zarar etindeyiz. Bu nevi teşekküllerin Meclis tarafından murakabe edilmesi de, siyasi cereyan­ların tesiri altında kalmasından do­layı bir çok aksaklıklara yol açacak­tır. Evvelemirde memleketimizin bün­yesine göre bir murakabe sistemi bul­mak zorundayız ve bunu da yapaca­ğız. Yeni hazırlanmakta olan Enerji Maden ve Sanayi Vekâletinin teşkilât kanunu pek yakın bir zamanda Büyük Millet Meclisine gelecektir. Bu yeni Vekâletle, muhtlif Vekâletlere dağıtıl­mış bulunan işler bir elde toplanmış olacak ve İşletmeler Vekâleti de kal­dırılacaktır. Yine bazı arkadaşlarım bu arada tesislerin hususî sermayeye devri ve hususî sermayenin yeni ku­rulan tesislere iştiraki mevzuunda ko­nuştular. 1950 yılma kadar devam eden devlet kapitalizmi, bu yıldan sonra tamamen bertaraf edilmek, yo­lunu tutmuştur. Bir taraftan, o za­mana kadar kurulmuş olan tesisleri adilâne bir surette hususî sermayeye devretmek gayesini güderken, diğer taraftan hususî sermayenin yeni te­sislere iştirakini sağlamaktayız. Dört seneden beri kurulan yeni tesislerin sermayelerinin yüzde 54 ü -hususî sektöre aittir.

Malî meselelere gelince; arkadaşla­rımdan bazıları, Vekâlete bağlı te­şekküllerin ve iktisadî devlet teşek­küllerinin borçlarını nasıl ödeyecekle­rini sordular. Evvelâ şunu bildireyim ki, bu teşekküllerin borçlarının yüzde 60 ı ödenmiştir. Geriye kalan borcu da teşekküller kendi kendilerine, yap­tıkları istihsalle ödeyeceklerdir.

Teknik meselelerin başında kömür işi gelmektedir. Artık bundan böyle sa­nayiimizin temelini taş kömürü değil linyit kömürü teşkil edecektir. 1955 yılında sanayi için 150 bin ton linyit kömürü tahsis edildi. 1956 yılında bu miktar 465-500 bin olarak tahsis edil­miştir. Bütün sanayiimizi linyit kö­mürü üzerine kurmakta veyahut buna göre değiştirmekteyiz. Taş kömürü bizim bir ihraç maddemiz olacaktır. Eğer geçen ağustos ayında grizu ve sel felâketleri olmasaydı, bu anda kar­şınızda 200 bin ton kömür ihraç edil­miş olduğunu söyliyebilirdim. Kömür mevzuu ithal noktasından halledil­miş, pek yakında da sıkıntı bakımın­dan halledilecektir. Devlet Demiryol­ları için hâlen 50 bin tonluk bir stok meydana getirilmiştir. Kömür tevzi sisteminde yapılan değişikliklerle tev­ziatın yüzde 96 sı tamamlanmıştır. Bu arada kömürün sanayiimize yetip yetmiyeceği soruldu. Yeni sanayiimizin yüzde 95 ini linyit, petrol ve elektrik enerjisi üzerinde kurmaktayız. Linyit rezervinin de hâlen yarım milyar ton olduğu tahmin edilmektedir. Bu du­rum karşısında sanayiimiz asla dura­cak değildir.»

Samet Ağaoğlu bundan sonra Sümerbankın faaliyeti, yünlü ve pamuklu mensucat, Merinos, sun'î ve nebatî ip­lik mevzularında izahat verdi. Demir sanayii üzerinde de şöyle dedi:

«Karabük fabrikasının istihsali şimdi­lik 157 bin tondur. Yeni tevsilerle bu nisbet 300 bine çıkarılacak,  1958 de ise yıllık istihsal 500-600 bin tonu bularak, Türkiyenin demir ihtiyacını karşılayacaktır. İkinci ağır sanayinin kurulması için Krupp ile bir araştır­ma şirketi kurulmuştur. Bu şirket ile­ride bir «İşletme şirketi haline getiri­lecektir. O zaman yılda bir milyon ton demir istihsal edilecektir.»

İşletmeler Vekili, şeker ve çimento fabrikalarının kapasiteleri ve bunla­rın istihsal miktarları hakkında da geniş malûmat verdikten sonra Etibank’ın çalışmaları üzerinde de hülâ­sa olarak şu izahatı verdi:

«Çatalağzı santralının ikinci ilâvesi­nin üç ünitesi bitmek üzeredir. Tunç-bilek santralı bitmektedir. Soma santralı ise 1956 yılı sonunda bitecektir. Etibank’ın santrallarından 300 bin kilovatlık cereyan temin edilecektir. Havaî hatların inşası bitmiş gibidir. Çatalağzın’dan Ankaraya nihayet ha­ziran ayında cereyan verilmesine baş­lanacaktır. Makine kimya sanayii da­imî bir inkişaf halindedir. Petrol ka­nununun tatbikatı çok güzel olmuş­tur. Şimdiye kadar on iki büyük fir­ma yüzü mütecaviz sahada faaliyet halindedir.»

Samet Ağaoğlu bundan sonra, mahal­lî sualleri ve teknik sahada ileri sü­rülen temennileri cevaplandırdı.

İlâve edelim ki, halk, devlet sarfiya­tının yalnız bir seneye mahsus olarak kendine yararlığını görmekle iktifa etmez, gelecek yıllarda da kendi le­hine sarfiyat yapılacağı hakkında bir kanaat beslemek ister. Rakamlarını aşağıda göreceğimiz gibi, devlet mas­rafları içinde ehemmiyetli yekûnlar tutan yatırım masrafları ve bunların hiç bir surette duraklamayacağı hak­kında verilen resmî teminat ferahlık vermektedir.

Yukarıdan beri arzolunan bütçe ile millî istihsal arasındaki bağlılık mü­nasebetiyle, 1955 ve 1956 masraf büt­çelerini iki yönden mütalâada isabet vardır. Bunlardan biri, son yıllardaki istihsal sahasının, bazı arızî ve geçi­ci olmasını temenni ettiğimiz daral­malar müstesna, umumiyetle gelişme­si ve bu temayülü muhafaza etmesi­dir. Bu suretle millî istihsal kapasitesinin gittikçe yayılan bir şekilde se­ferber olması imkânı hasıl olmakta­dır. İkinci nokta da her memlekette olduğu gibi memleketimizde de esaslı bir kalkınma miyarı olan (adam ba­sma - bir senede _ istihsal) müş'iresinin artmasıdır.

İş sahasının genişlediği ziraat ve sa­nayide şu surette görülüyor:

Ziraatte: 1946-1950 yıllarında hubu­bat ekiliş sahası vasati 7,7 milyon, bü­tün ziraî ekiliş sahası 8,8 milyon hek­tar olduğu halde, 1955 te hububat sa­hası 12,8 milyon hektara (%56,2 ar­tış) ve bütün ziraat sahası 13,7 mil­yon hektara  (%55,3 artış)  çıkmıştır.

Sanayide 1948-1955 istihsal artışları­nı imalât ve gıda sanayiini ve maden­leri ihtiva etmek üzere hazırlanan umumî endekste görmekteyiz:

Seneler

Genel endeks

1948

100

1949

113,5

1950

114,7

1951

118,4

1952

133,1

1953

148,8

1954

157,1

1955

177,0

Yukarıki artışlarda hükümetin yatı­rım siyasetinin büyük dahli tesiri ol­duğu aşikârdır. Topyekûn yatırımla­rın umumî muvazene cari masrafları içindeki artış nisbetleri aşağıda gös­terilmiştir :

Umumî mu Umumî mu- Nisbet
seneler   vazenevazene        %

carî masraflar     Yatırımlar

1950

1.226.218.294

260.990.269

Ol    ^>1

/C       & L

1951

1.269.554.405

310.204.332

/C    âl)

1952

1.375.741.765

375,183,636

m   27

1953

1.566.257.419

561.249.317

% 35

1954

1.693.338.876

595.136.124

% 35

1955

2.063.368.337

877,358,941

Of      A-0

1956

2,349,977,095

900,879,445

/C    öö

Yukarıda gösterilen umumî muvazene masraflarına giren yatırımlar, istihsal ve yaratma kuvvetini arttırmaya yara­yan sanayi, ziraat, münakale, su işle­ri gibi sahalara   serpilen    (dinami

masraflardır. Memleketin tekmil iş sa­haları bu sayede genişlemektedir.

Devlet masraflarının istihsale tesirini ikinci yönden de mütalâa etmek için (adam başına - bir senede - istihsal) müş'iresini seneden seneye aldığı sey­re bakmak lâzımdır. Bu da millî ge­lirde görünür. Nüfus başına millî ge­lirin yükselişi İstatistik Umuin Mü­dürlüğünün neşriyatına nazaran şu artış seyrini kaydediyor:

Adam başına senede millî gelir artışı

(Carî) fiyatlara   1943 (sabit) fiyatla-
görerina göre

502Lira

438Lira

496Lira

556Lira

588Lira

635Lira

559Lira

1948_  502Lira

1949 453Lira

- 496Lira

_  570Lira

_  640Lira

_  738Lira

.  711Lira

sermaye) yaratmaya müteveccih maaarif yatırımları yapmaya da mec­burdur. Zira, milletlerin maddî ser­mayeleri olan fabrikalar, binalar, ba­rajlar ve yolları bir fena talihte hâk ile yeksan olsa dahi, beşerî ve ma­nevî sermayeye sahip olan milletler bunların yenilerini çok kısa zamanda yapabiliyorlar ve eski refah seviyele­rini bulabiliycrlar. İkinci harbin so­nunda buna türlü misaller gördük. Bu sebepten her iki sahaya yaptığı­mız yatırımları karşılaştırmakta fay­da görmekteyiz.

Manevî kalkınmaya yapılan maarif sarfiyatı:

1950 =  1-00

Yüzde

%   251 %   218

%   100

Miktar

1956 - 494.037.491 Lira 1955 - 429.973.345 Lira 1950   -   197.067.005 Lira

Yukarıda görüldüğü gibi artış ister (cari fiyatlarla) hesap edilsin, isterse 1948 fiyatları (sabitj tutularak bulun­sun, iki halde de nüfus başına gelir artışı mevcuttur. Yalnız 1954 te bir istisnaî vaziyet görülür. Nüfusun yıl­dan yıla muntazaman 620-650 bin art­ması karsısında, bu 1954 istisna vazi­yetini ziraî rekolte ile irtibatlandır­mak icabeder.

Filhakika 1953 te 14,3 milyon tona çı­kan hububat istihsali, 1954 iklim şart­ları dolayısiyle birden bire 9,6 milyon tona düşmüştür. Fakat takip eden 1955 yılında yine yükselerek 13,0 mil­yona tonu bulmuştur. Memleket için ehemmiyetli bir istihsal sahası olan bakliyat için de ayni şey söylenebilir.

Son 1955 yılının millî irat hesabı yukarıki cetvelde yoktur. Fakat derhal söyleyebiliriz. Muvakkat hesaplar 1955 senesi için mîllî hasıla olarak 18 'mil­yar 481 milyon rakamını vermektedir. 1954 ün tekmil millî hasılası 16 mil­yar 673 milyon bulunuyordu. Kat'î hesap çıkınca 1955 in adam başına senelik iradı bulunacaktır ki yüksel­me muhakkaktır.

Devletin yalnız maddî kalkınma adı verilen (maddî sermaye artışı) için yatırımlar yapması ile iş bitmiyor, devlet  buna  muvazi olarak   (manevi n Maddî kalkınmaya yapılan devlet sar­fiyatı :

(Sanayi, madencilik,  elektrik, ziraat, münakalât, nafıa)

(1950   100)
MiktarYüzde

1956 - 942.182.419 Lira 1955 - 867.354.483 Lira 1950  _  321.523.908 Lira

Şu mukayeseye göre kalkınmamızın maddî ve manevî sahalardaki yükse­lişleri muvazi tempoda değildir, ol­ması her halde tercih olunur.»

Bütçe Encümeni müzakerelerine de­vam etmektedir.

 Ankara :

Raportör Nizamettin Ali Sav bundan sonra malî teşkilâtın idarî teşkilâttan başka olması üzerinde durdu, memle­ketin taksimatını malî cepheden mü­talâa ederek yeni bir taksimata gi­dilmesini ve idari ve malî taksimat­ların birbirinden ayrılmasını teklif ve tavsiye etti.

Bütçenin tarzı tertibi de tenkide tâbi tutulmuştur. Bu bütçenin (İcra ve ida­re bütçesi) ve ayrıca da bir (sermaye bütçesi)  olarak ikiye bölünmesi üzerinde fikir beyan etti. Bundan başka bütçenin hazırlanmasına mesnet ola­rak bir (milli bütçe) nin her şeyden önce hazırlanmasına da temas etmiş ve (milli bütçenin) behemehal devlet bütçesinden evvel ihzarını, nef'i hazi­ne mevzuunda bundan böyle maliye­nin daha geniş davranmasını ve işleri geri bırakan böyle bir zihniyetin mü­balâğalı surette mütalâasını reddet­tiğini ifade eyledi. Millî emlâkin de bir "millî varlık olarak mütalâa edil­mesinde ve millî emlâkan bütçeye ilâ­ve edilmesinde fayda olduğunu ileri sürdü. (Devlet memurları rasyonel hizmet reformu) nu süratle ele alma­nın zamanı geldiğini ve (hazine) teş­kilâtının kuvvetlendirilmesini ve ma­liye teşkilât kanunu ile muhasebe umumiye kanununa yeni ve muasır bir veçhe verilmesi lüzumunu belirtti. Borçlar bütçesi raportörü Sinop me­busu Server Somuncuoğlu (Bağımsız) rapor üzerinde izahat verirken ez­cümle şunları söyledi:

«1956 yılı devlet borçları bütçesinin tetkiklerine ait mütalâamızı arzederken Hazine Umum Müdürlüğü muameleleriyle bazı meseleleri üzerinde malûmat vermeği de faydalı telâkki ettik.

Maliye Vekâleti Hazine Umum Mü­dürlüğü, hazine muamelâtının yanı başında, asgarî onun kadar mühim ol­mak üzere memleketin döviz mevzuuna da vaziülyet bulunmaktadır.

Gerek âmme sektörüne gerek hususî teşebbüs sahasına tahsis edilen dö­vizlerin tediyesi doğrudan doğruya veya dolayısiyle bu daire tarafından tahsis edilmekte ve hesabı tutulmağa çalışılmaktadır.

Türkiyenin dış tediye gücünü alâka­landıran bu mevzuun heyeti ehemmi­yeti her türlü izahattan varestedir.

Buna rağmen bir.döviz bütçesinin he­nüz yapılamamış olmasını üzülerek kaydederken, önümüzdeki zamanlar­da bu mevzuun ele alınmasına müte­veccih çalışmaların da tasavvur ha­linde olduğuna işareti faydalı telâkki ederiz.

Döviz mevzuunda iki noktaya   ayrıca teması zaruri görüyoruz. Bunlardan birisi seyahate vazedilen tahdidat, di­ğeri turist dövizleridir.

Seyahate konulan tahditler, vatanda­şın yurt dışına seyahati pasaport ka­nunu hükümleriyle tanzim edilmiş bu­lunmaktadır. Bu kanunun bir hükmü­ne göre memleket dışına seyahat ede­cek vatandaşların dışarıda maişetini temin ettiklerini ispat etmeleri şart bulunmaktadır. Bu hükümden fayda­lanarak pasaport istiyen vatandaşlar, kambiyo mercilerince kendilerine dö­viz tahsis edildiği takdirde tatbikatta bu ispat keyfiyeti tahakkuk .etmiş te­lâkki olunmakta ve seyahatleri müm­kün kılınmaktadır.

Kambiyo mercilerince veya Maliye Ve­kâletince döviz talebi is'af edilmiyen veya böyle bir müracaat yapmayan vatandaşın seyahat edebilmesi için ise, kambiyo mercilerine memleket dışındaki masraflarının karşılanaca­ğına dair dışarıda mukim yakın ak­rabalarından konsolosluklarımızca tasdik edilmiş taahhütnamelerin ib­razı şart koşulmaktadır. Bu tedbirin, kambiyo mercilerince sertleştirilmiş olmasının ifade ettiği açık mâna dö­vizin serbest piyasadan yahut kara­borsadan temin edilmesine mâni ol­mak, bu suretle Türk parasının kıy-.metini tutmak olduğu- aşikârdır.

Ancak, alınmış olan bu tedbirin mak­sada hizmet etmediği buna mukabil vatandaş üzerinde psikolojik tazyik­ler icra ettiği de aşikârdır.

Kambiyo mercilerinin istedikleri ta­ahhütlerin behemehal kendilerince tayin edilen derecedeki yakın akra­balardan olmasını zarurî kılan bir hüküm kanunlarımızda mevcut de­ğildir. İspat keyfiyetinin kanundan daha dar bir çerçeveye sıkıştırılması, idarenin salâhiyeti olmadığına göre, bu yoldaki tatbikat hukukî anlayışa da uygun değildir.

İkinci nokta da turist dövizleridir,

Her yıl bütçe komisyonunda azalar ta­rafından ileri sürülen mütalâalar, tu­ristler tarafından  getirilecek dövizle­rin, sadece, bu    sahada    kullanılmak üzere bir kurdan muamele görmesi noktasında temerküz eder.

1950 yılından 1955 yılına kadar ya­bancıların getirmiş oldukları döviz rakamları tetkik edilirse, bir inkişafın değil, fakat bir gerilemenin mevcut olduğu, görülür.

Memleketimizde turizme son yıllarda verilmiş ehemmiyete ve inşa edilmiş en modern otellere rağmen bu gerileyişin mânası çok daha ehemmiyet taşır:

Gelen turist adedini tesbit etmek mümkün olmamasına rağmen yıllık vasatinin düşmekte olduğunu izah eden her hangi bir hâdise ve delil yoktur. O halde gelen dövizlerin res­mî kurla muameleye tâbi olmadığı bu­radan çıkarılabilir.

Bu neticenin ise daha müsbet tedbir­ler aramak yolunda zaruri bir işaret taşıdığı da ortadadır.

Hava nakliyatı için tayyare şirketleri­ne tanınmış deblokaj haklarına mu­vazi bazı tedbirlerin alınmasını ve memlekete gelen turisti ceza tehdidi altında bulunduran müeyyidelerle, gayri iktisadî şartlarla karşı karşıya bırakmaktansa idareyi döviz kuru bakımından taahhüde sokmayacak ve binaenaleyh para fonu karşısında mu­kavele dışında muamele yapan mer­ciler haline getirmiyecek bir usulün acilen vaz'ında büyük lüzum hissedil­mekte olduğunu kaydederiz.

Devlet borçlarına gelince:

31/12/1955 tarihindeki vaziyete göre, devlet borçlarının umumî yekûnu 3.060,026.852. liraya baliğ olmuştur.

Kalkınma hamlesi içinde bulunan memleketimizde devlet borçlarının se­viyesi diğer memleketlerle mukayese edildiği takdirde hepsinden düşük se­viyede olduğu görülür.

İktisadî politikada, ayarlı, bir inkişaf politikası takip edilmek, suretiyle kamçılanacak istihsal sayesinde dev­let hazinemizin daha da borçlanabi­leceği bir hakikat olarak ortadadır.

Devlet borçlarının yükü uzun yallara dağıtılmış., olduğu için hali hazır nesil üzerine çekilmez bir tazyik yaptığı hiç şüphesiz iddia edilemez. Nihayet memlekette iktisadî refahın artması­nı sağlayacak olan envestismanlara büyük bir yüzde ile intikal eden bu borçların daha da çoğalmasında ne malî, ve ne de iktisadî bir mahzur tasavvur edilemez ve hele bugünkü se­viyesi bu türlü korkuları ilham et­mekten uzak bulunduğu da aşikârdır.

Müzakereler :

Raportölerin izahatından sonra büt­çelerin heyeti umumiyesr üzerinde müzakerelere geçildi.

Afyon mebusu Murat Ali Ülgen (D.Pj 1950 yılından beri devlet borçlarından ne kadarının ödenmiş olduğunu, per­sonel kanununun ne zaman getirile­ceğini, «serbest maliye hesap uzman­lığı» kanun tasarısının ne- zaman Meclise verileceğini, Emekli Sandığının bugünkü durumunu, Denizcilik Bankasının vaziyetini sordu. Bu ara­da Maliye Vekâletinin müfettişlik ko­lunun iyi işlemediğini, gazetelerde bir maliye müfettişi hakkında- hoşa gitmeyen haberler çıktığını, vaziyetin tet­kik edilmesi lâzım geldiğini, iktisadî devlet teşekkülleri murakabesinin kâ­fi görülmediğini söyledi.

Ankara mebusu Prof. Muhlis Ete (Hür. P.) şu sualleri sordu: «T  Pa­ramızın muhtelif sebepler dolayısiyle kıymetten düştüğüne ve enflâsyonist bir temayül arzettiğine, ayni zaman­da umumî iktisada bir istikrarsızlık doğurduğuna göre paramızın istikbali hakkında ne düşünülüyor? 2  Do­ların üç muhtelif kuru olması hakkın­da bir nevi devaluationa. gitmek akla geliyor mu? 3  Turist parası husu­sunda maliyenin bir düşüncesi var mı? 4  Başvekilin son beyanatına göre iktisadî devlet teşekkülleri Mer­kez Bankasından finanse edilemiyeceklerdir. O halde bu teşekküller han­gi menbadan finanse olacaklardır?. 5  Devlet maliyesi ile mahallî ida­reler maliyesinin birleştirilmesi hu­suslarında ne düşünülüyor? 6  He­sap uzmanları kanunu ne zaman ge­tirilecek? 7  Denizcilik Bankasının murakabe işi ne âlemde?»

Zonguldak mebusu Sebatı Ataman (D. P.) de şöyle dedi:

1  İktisadî  devlet  teşekküllerinin finansmanını devlet bütçesi bünyesi­ne almak lâzımdır. Millî ekonomimiz üzerinde tesirli bir malî siyaset tat­bik  edebilmek ve  bu  malî siyasetin Millet Meclisi murakabesine tâbi olmasını    sağlamak ancak bu suretle mümkündür. Maliye Vekili bu mevzu­da ne düşünmektedir?

2 Memleketin malî teşkilât bakı­mından vilâyetler    taksimatı dışında ayrı bir bölünmeye  tâbi  tutulması anayasa muvacehesinde doğru değil­dir.  Âmme  hizmetlerinin koordinas­yonu bakımından da mahzurludur.Vilâyetler taksimatı anayasasının em­rettiği şekilde iktisadî zaruretlere in­tibak ettirilirse yalnız maliye bakımın­dan değil, diğer âmme hizmetleri ba­kımından da maksat elde edilmiş, olur.»

Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C.H.P.) ise suallerini şu şekilde sıraladı: «1  1955 yatırımlarından senesi için­de Ödenmiş ve ödenmemiş miktar ne kadardır? 2  Toprak Mahsulleri Ofisinin karşılanamadığı anlaşılan 316 milyon liralık açığının kapanması hakkında nasıl bir sisteme gidilecek­tir? 3  Devlet borçlarının miktarının itfası için senelere sarî bir program var mıdır? 4  Çeşitli dolar kuru mevzuuna bir nihayet vermek mumkün müdür? değil midir? 5  Perso­nel kanunu ne zaman Meclise getiri­lecektir.»

Ordu mebusu Refet Aksoy (D.P.) Pa­ramızın vaziyetine temasla, uzun bir zamandan beri ortalıkta enflâsyon ha­vasına gidildiğini gösteren emareler karşısında endişe duyulduğunu, dola­rın muhtelif kurlar halinde muamele görmesinden dolayı bu endişenin art­tığını ifade eyledi ve hazinenin Mer­kez Bankası ile olan durumunu, Amortisman Sandığının vaziyetini sordu. Muğla mebusu Natık Poyrazoğlu (DD.P.) dalyanların Et ve Balık Kurumuna devrini temenni etti. Trab­zon mebusu İsmail Şener (D P) dedi ki:

«Dünya İmar ve Kalkınma Bankası ile münasebetlerimiz 1953 ortalarında birdentirs tatsız tir safhaya girmişti. Bu tatsızlık 1954 mart nihayetle­rinde biraz daha artmıştı, bu hal bu­güne kadar devam etmiştir.

Dünya İmar ve Kalkınma Bankası ile münasebetlerimizin bu gerginliği, bu bankanın Türkiye Sınaî Kalkınma Bankası ile olan normal münasebet­lerine de aksetmiş ve onu müteessir etmiştir. Filhakika bu bankamızın dö­viz kaynaklarından faydalanarak hu­susî teşebbüs tarafından girişilen sı­naî teşebbüslerin hızı son iki sene içerisinde bir hayli yavaşlamıştır.

Bizim Maliye Vekâletimizden dolayasiyle hükümetten, temennimiz Dün­ya İmar ve Kalkınma Bankası ile olan münaseb etler imiz üzerinde dura­rak mevcut gerginliği bertaraf için vakit kaybetmeden teşebbüse geçme­sidir.

Kırşehir mebusu Ahmet Bilgin (CM. P.)  in sorduğu sualler şunlardı:

1  Âmme sektörüne yatırılmış olan yatırımların miktarı, yıllara dağıtıl­ması, bunların finansmanı 2  İç fi­nansmanın hangi kaynaklardan temin edildiği, 3  950 den beri umumî, ma­hallî bütçelerle, iktisadî devlet teşek­külleri bütçelerinin açığının mecmuu Hazinenin Merkez Bankasına olan borcu İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.) 1955 yılında tütün ve diğer müstahsillerin verdiği primin mikta­rını, ithalâtta kur fazlası olarak ne miktar para alındığını sordu. Doların üç kuru üzerinde durarak bu durum hakkında izahat verilmesini, turist dövizinin ihdasını, hariçten Türk li­rasının ithalinin serbest bırakılması­nı istedi. Tokat mebusu Ömer Sunar (D.P.) iktisadî devlet teşekküllerinin finansmanı ve bütçesi üzerinde dura­rak, iktisadî devlet teşekküllerinin bütçelerinin seyyaliyeti bakımından umumî bütçeye alınmasının doğru ol­madığını, bu teşekküllerin hususî sek­töre kaydırılması yoluna gidildiği bir sırada, bütçelerinin maliye bütçesine ilhakının abes sayılacağını ifade etti.

«Nef'i hazine» konusuna temasla bun­da daha da kolaylıklar gösterilmesini, Emlâk Kredi Bankasının kredi mevzuunda daha titiz ve hassas davran­masını temenni etti.

İzmir mebusu Abdullah Aker (D.Pj şunları söyledi:

1  Kredi mekanizması üzerinde na­sıl politika tasavvur etmektedirler?

1951 de kredi mekanizmasında bir operasyon yapılmıştır.

Bu mekanizma gerek reeskont, gerek­se diğer faiz hadlerinde bugünkü kre­di politikasını iktisadî hayata tesirle­ri derecesi için bir düşünceleri var mıdır?

Bütçe Encümeni bu gece saat 21 de toplanarak Maliye Vekâleti bütçesi­nin müzakeresine devam edecektir.

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu gece saat 21 de Encümen Başkanı Balıkesir mebusu Halil İmrenin riyasetinde toplanarak Maliye Vekâleti ve devlet borçları büt­çelerinin müzakeresine devam etti.

Maliye Vekili Nedim Ökmen, bundan evvelki celsede sorulan sualleri ve te­mennileri cevaplandırarak her iki ra­porda ileri sürülen temennilere ken­disinin de iştirak ettiğini, tasarıdaki maliye teşkil âti ar mm nazarı dikkate alınacağını, «nef'i hazine» yerine' «nef'i memleket» düsturunun gözönünde tutulacağını, «nef'i hazine» he­yulasının ve bu zihniyetin ortadan kaldırılması için çalışılacağını, dışarı­ya seyahat mevzuundaki tahditlerin yeniden gözden geçirileceğini ifade et­ti ve ezcümle şunları söyledi:

«Bir arkadaşım 1950 ve 1956 yılların­daki iç ve dış borçlarımızın miktarını öğrenmek istedi. 22.5.1950 tarihinde eski iktidarın yeni iktidara devrettiği borç yekûnu 2.468.000.000 liradır. Ye­ni iktidar zamanında bu borcun 587 milyon liralık kısmı ödenmiştir. Hâ­len 31/1/956 tarihindeki umumî borç yekûnu 3.060.000.000 liradır. Personel kanunu kafi olarak önümüzdeki gün­lerde Meclise getirilecektir. Kanun lâ­yihası imzalanmak üzere Vekiller He­yetinde bulunmaktadır. Maliye mü­fettişleri hakkında sorulan suale ge­lince: Maliye müfettişliği teşkilâtı kurulduğu gündenberi ayni selâbeti ve temiz mahiyetini muhafaza etmekte­dir. Onlara karşı gazetelerde yapılan haksız hücumları cevaplandırmak lü­zumunu duymadık. Denizcilik Banka­sının durumu pek tatminkâr değildir. Bankanın daha iyi işlemesi için ted­birler aldık. Bankanın bütün muame­lâtı yakından takip edilmektedir. Mahallî idarelerin yatırımlarını, bunla­rın finansmanlarını daimi olarak ni­celemek Üzere, Maliye, İktisat ve Ti­caret ve İşletmeler Vekâleti mensup­larından müteşekkil bir komite ku­rulmuştur. İktisadi devlet teşekkülle­rinin finansmanı artık Merkez Ban­kasından değil, Emekli Sandığı, Amortisman Sandığı ve İşçi Sigortaları gibi. başka kaynaklardan sağlanacak­tır. Toprak Mahsulleri Ofisinin 316 milyon liralık açığı yoktur. Bu 316 mil­yon lirabono yekûnudur. Bunlar büt­çe imkânlariyle kapatacağız. Yukarı­da devlet borçlarının miktarım bil­dirdim. Bu borçlar vadelidirler. Ala­caklılarla anlaşmaya varılarak vâdeleri uzatmak mümkündür. Bu bakım­dan sıkıntılı bir durumda değiliz. Çe­şitli dolar kurları mevzuuna gelince: Bilindiği üzere bir resmî kur, bir deblokaj kuru, bir de tamamen burada­ki Amerikalı personel arasında mua­mele gören bir kur vardır. Bu sonun­cu kur, mahiyetinden ve muamele tar. zindan dolayı bünyemize tesir etme­mektedir. Turist kuru ise bir tetkik mevzuudur.»

Nedim Ökmen, bundan sonra diğer sualleri de cevaplandırdı, müteakiben maddelerin  müzakeresine geçildi.

Bütçe Encümeni saat 24 te gece çalış­malarına son verdi.

10 Şubat 1956

 Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10 da Encümen İkinci Başkanı Kırklareli mebusu Şefik Bakay’ın riyasetinde top­lanarak Maliye ve devlet borçları büt­çesinin fasılları üzerindeki müzake­relere devam etti. Her iki bütçenin kabulünden sonra 1956 yılı varidat bütçesinin müzakeresine geçildi. Raportör Antalya mebusu Kenan Ak-manlar rapor üzerinde geniş izahat verirken ezcümle şunları söyledi:

«1956 varidat bütçesini tetkik ettim. 1955 yılı varidat tahminine nazaran 461.796.539 lira fazlasiyle 3.250.856.540 lira olarak hükümetçe teklif edilmiş olan bu bütçe 1950 yılma nazaran yüz­de 150 nisbetinde ve 1.950.823.543 lira­lık bir artışı temsil etmektedir.

Hükümet gerekçesinde devlet varida­tının ekonomik gelişmemize muvazi olarak yıldan yıla artışlara mazhar olduğu kaydedilmekte, bu artışın 956 da da devam edeceği ifade olunmuş bulunmaktadır.

Mütalâamıza göre: Gelir kaynakları­mızın muhtelif gruplarında 1955 de mevcut şartların 1956 da da devam etmemesi için sebep yoktur. Bilâkis vergiler zaviyesinden tetkik, edilince, istihsal sektörlerinde ve millî gelir­de, iç ve dış ticarette 1954 e nazaranda olduğu gibi 1955 e nazaran da inkişaflar, pek tabiî olarak,beklenebilir. Bize, bu hükmü, umumi konjonktür ve bugünkü    ekonomiktandans verdirmektedir.

1950 den sonra takip edilen malî ve iktisadî politikanın umumiyetle va­tanda, çalışma şevkini arttırdığını, is­tihsali teşvik ettiği, binnetice iştira gücünün kuvvetli surette fazlalaşma­sını intaç ettiği bir hakikattir. Bu hal para ve kredi mevzuunun dirayetli şe­kilde kullanıldığı takdirde iktisadî fa­aliyetleri arttıracağı hakkında mua­sır iktisatçılar tarafından ileri sürü­len fikirlere tetabuk etmektedir. De­nilebilir ki «iktisadî mekanizmanın normal bir seyir takip edememesin­den mütevellit zaafı ve kifayetsizliği, yeni iştira gücü temin ve tevzi etmek suretiyle gidermenin mümkün olduğu» 1950 den bu yana memleketimizde muvaffakiyetle tecrübe edilmiş ve eko­nomimizde 1938 den 1950 yılına kadar süren vahim statik durumun bertaraf edilmesi gibi çok mesut bir netice ka­zanılmıştır.»

Raportör Kenan Aimanlar, vergi po­litikası hakkında da şöyle dedi:

«1950 den. bu yana âmme hizmetlerini muasır icaplara göre ifa edebilmek için sarîolunan maddî ve manevî gayret­ler meydandadır. Buna rağmen yurt­ta geri şartların ıslâhı ve muasır ce­miyetlerin hâiz olduğu tesisler ve hiz­metlerin temini gibi meselelerimiz he­nüz halledilmiş olmaktan uzak bulu­nuyor.

Filhakika bugüne kadar sırf iktisadî kaynaklarımızı ve bunların verimli­liklerini harekete getirmek suretiyle devlet gelirlerinde elde edilen artı­şın, 5 sene evveline nazaran yüzde 150 bir nisbet ifade etmesine rağmen, hü­kümetimiz günden güne artan ihti­yaçların ve genişleyen hizmetlerin ağır tazyiki altındadır.

Vatanı baştan başa inşa etmek ve cihazlandırmak, âmme hizmetlerini mu­asır cemiyetlerdeki hizmetler seviye­sine yükseltmek, bu suretle medenî bir dünya içinde büyük milletimizin kaderini refah ve saadetle tedviç et­mek bugün çalışmalarımıza hâkim, o-lan tek düşüncedir. Bu düşünce ile maksadı temin yolunda eldeki maddî imkânları bir araya getirdiğimiz za­man ne büyük müşkülât içinde bulun­duğumuz anlaşılır.

tstitraden arzedeyim ki, raportörü­müz bu müşkülâtın bazı çevrelerce bir buhran olarak gösterilmesinin en. ha­fif tâbirle insafsızlık olduğunun mem­leket ve dünya umumî ef kârınca bi­linmesinde fayda mütalâa etmektedir. İçinde bulunduğumuz müşkülât, bir an evvel muasır cemiyetler seviyesine ulaşmak için sarfolunan gayretler ve genişletilen hizmetlerin büyük yekûn­lara baliğ olmasından neşet etmekte­dir. Gayretlerin biraz gevşetilmesi ve hizmetlerin bir miktar ihmali muhak­kak ki bizi müşkülâttan kurtarır. Fa­kat cemiyeti 1950 de içinde yaşadığı şartlara yani geriye iade eder. Bu ha­lin çok ilerleyen dünya içinde millet ve memleketimiz için ne elîm bir du­raklama teşkil edeceğini ise izahtan vareste addetmekteyim.

Bütün bu mülâhazalardan, devlet ge­lirlerinin daha çok arttırılması im­kânları üzerinde durmak istediğimiz anlaşılır. 1956 bütçesinin tetkiki es­nasında- raportörünüz devlete     gelirtemini bakımından mevcut vergi kay­naklarımızın tam olarak kullanıldığı­nı müşahede etmiş bulunmaktadır. Beri tarafta, masraf bütçelerinin ma-üyemize tesir ve tazyiki yani âmme hizmetlerinin ileri anlayışlara göre te­sis ve idamesi için lüzumlu masraf talepleri gittikçe artmakta olduğun­dan vergi politikamızın bugünkü şart­lara göre yeniden gözden geçirilmesi­ni zaruri görmekteyim.»

Bu arada, gelir vergisinde büyük ka­zançların, birçok memleketlerde ol­duğu gibi, yüksek nispetlerde vergiye tâbi tutulması, büyük ziraî işletmele­rin gelir vergisi istisnasından çıkarıl­ması, hattâ kalkınma için mecburî istikrazlara gidilmesi gibi mevzuların hükümetçe mütalâa edilmesini te­menniye şayan bulmaktayım.:»

Raportörün izahatını müteakip büt­çenin tümü üzerindeki konuşmalara başlandı.

 Ankara :

Bütçe Encümeni öğleden sonra saat 18 ele Encümen İkinci" Başkanı Kırk­lareli mebusu Şefik Bakaym riyase­tinde toplanarak gelir bütçesinin tü­mü üzerindeki müzakerelere devam etti.

Gelir bütçesinin tümü üzerinde söz alanlardan Giresun mebusu Mazhar Şener (D.P.) gelir vergisi nisbetlerinin veraset vergisine kadar gözden geçirilmesini, «imalât ve muamelât vergisi» kanun tasarısının getirilme­sini temenni etti. Adana mebusu Mus­tafa Akçalı (D.P.) tapu harçlarında kaçakçılık yapılmakta olduğunu söy-liyerek, bunun önüne geçilmesi dile­ğinde bulundu. Afyon mebusu Murat Ali Ülgen (D.PJ bina tahrirlerinin dikkatle yapılması mevzuunda ko­nuştu. Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (.C.H.P.) varidat tahminlerinin fazla nikbin bir hava içinde hazırlandığını İleri sürdü. Ziraî gelirlerden vergi alınması mevzuunda konuşan İzmir mebusu Abdullah Aker şöyle dedi:

«Demokrat Parti bir taraftan ziraa­tın, artmasını hedef ittihaz eden bir politika takip ederken, henüz geliş­me yolunda bulunan bu sahadan gelir vergisi alınmasını uygun bulma­maktayım. Kaldı ki, bu öyle bir sa­hadır ki bunun gelir vergisi bir çok muafiyetler ihtiva edecek ve cüzi bir vatandaş kütlesi için gelir vergi­si teşmil edilmiş olacaktır. İkinci bir nokta da bu yıl ihracatın, daralması sebepleri arasında fiat yüksekliği de bir faktör olarak evvelce arzedilmişti. Bu münasebetle yeni bir artış hâsıl olacaktır ki, bunu da doğru bul­muyorum. Bu saha için sadece hangi mahsulü himaye edeceğimizi berveçhi peşin tayin etmeliyiz. Ve rantabl bir ziraat sistemine gittikten sonra belki böyle bir vergi düşünülebi­lir.

Gelir vergisi nisbetlerinin arttırılma­sını da psikolojik bulmaktayım. Nis-beti yükselttikçe kaçakçılık artacak ve şimdi normal bir seyir takip et­mekte bulunan bu sahada böyle bir yükseltme derpiş edildiği takdirde Maliye Vekâleti tahsilatta ve tahak­kukta daha büyük müşkülâtla karşı­laşacaktır. Bu itibarla her iki temen­ninin mazharı iltifat olmamasını te­menni ederim.»

Sinop mebusu Server Somuncuoğlu (Bağımsız) ise ayni mevzuda şunları söyledi:

«Ziraî gelirlerden vergi almak için mucip sebepler dermeyan eden arka­daşlar, madalyanın sadece bir yüzünü göstermektedir.

Çok büyük bir kısmı küçük teşebbüs halinde bulunan zirai işletmelerde vergi ile mükellef olacak vatandaş kitlesi, istisna edilecek geniş kitle ya­nında İaşe mesabesinde kalacaktır.

Üstelik devam eden gayrete rağmen henüz ziraî gelirlerde istikrar tesis edilememiştir.

Müstakar bünye taşımayan bir zemi­nin vergiye matrah tutulması doğru olamaz.

Şehirlerdeki arsaların iktisap ettikle­ri kıymetler üzerinden vergi alınması gerekir. Bunun için Maliye Vekâleti­nin harekete geçmesini temenni ede­rim.

Maliye Vekilinden şu sualimin de ce­vaplandırılmasını rica ederim:

Maiî kaza müesseseleri, şûrai Devlet hariç Maliye Vekâletinin bünyesinde yer almıştır. Buraya hâkim salâhiyetiyle tayin edilen kimseler maliyenin memurudur. Ayni merciler, maliye ile vatandaş arasındaki ihtilâfta mahkeme vazifesini görmektedir.

Kaza arüayışiyle bağdaşmayan durum açıktır. Bu mercilerin diğer mahke­meler gibi müstakil olması ve burala­ra tayin edilecek zevatın durumları üzerinde Vekâlet ne düşünüyor?»

Trabzon Mebusu İsmail Şener (DP.) ise ziraî gelirlerden, vergi alınması ko­nusunda yaptığı konuşmada evvelâ memleketimizin ziraî durumu ile diğer büyük memleketlerin ziraî durumunu mukayese etti ve bu hususta rakkamlar verdi. Gerek ekim sahası ye gerekse zirai kredi bakımından memleket çiftçisinin, ileri sürüldüğü gibi pek de memnuniyet verici bir durumda bulunmadığını, istihsal ba­kımından da beklenen seviyeye asla erişmemiş olduğunu, bütün bu zorluk­lar .karşısında bir. de ziraî gelirlerden yergi alınması sistemine gidilirse, ha­len yardım İhtiyacı içinde kıvranan bu sektörün, tamamen hareketsiz bir halde kalacağını ifade eyledi ve böyle bir vergi ihdası mevzuunda Maliye Vekâletinin derin tetkikler yapması icap ettiğini belirtti. Bursa Mebusu Sadettin Karacabey (D.P.) de bu şe­kilde bir vergi konulurken, bunun sağ­lam esaslara bağlanmasını istedi. Ma­liye Vekili Nedim Ökmen, sualleri ve temennileri cevaplandırarak, ziraî ge­lirlerden vergi alınması hususunda, Vekâletçe incelemelerin ve çalışmala­rın yapılmakta olduğunu, bu arada ziraî millî gelirin 7,5 milyar lira, çift­çi adedinin ise 2,527.000 rakamından bulunduğunu belirtti ye bu çiftçilerin de, büyük, küçük ve orta çiftçi olmak üzere kısımlara ayrıldığını, 7,5 milyar lirayı bu çiftçiler arasında taksim et­tiğimiz, zaman çiftçi başına vergi ola­rak üç bin liranın düştüğünü, bu du­rum karşısında, büyük, orta ve küçük çiftçilere tarh edilecek vergilerin ada­let esaslarına göre tayin edilmesi icap ettiğini, vaziyet böyle olunca, ziraî gelirlerden vergi alınması mevzuunun üzerinde dikkatle durulması lâzım geldiğini belirtti. Nedim Ökmen ko­nuşmasında, diğer sualleri de cevap­landırarak, varidat tahminlerinin isa­betle yapılmış olduğunu, gelir vergisi nisbetlerinin gözden geçirileceğini, hayvan vergisinin gelecek senelerde kaldırılacağını, çeltik ve ağaç sanayii­nin muamele vergisinden muaf tutu­lacağını, «İmalât ve Muamele Vergisi» kanun lâyihasının yakında Meclise getirileceğini sözlerine ilâve etti.

Vekilin izahatını müteakip bütçenin maddelerinin müzakeresine geçildi. Bütçe encümeni saat 21 de toplana­caktır.

13 Şubat 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Hariciye Vekili Prof Fuat köprülü, ikisi Türkiye ve Yunanistan münasebetlerini, biri de atom enerjisi mevzuunu ilgilendiren üç şifahî suali cevaplandırdı.

Bu suallerden ilki, Rize Mebusu Ke­mal Balta tarafından verilmişti ve Balkan Paktı konseyine katılmak için Yunan Başvekili Karamanlis'in Türkiyeden teminat istediğine dair olan haberlerin doğru olup olmadığını ve tazminat meselesi diye bir meselenin bulunup bulunmadığını soruyordu.

Reis Vekili Fikri Apaydın, Hariciye Vekilini kürsüye davet etti. Prof. Fuat Köprülü, filhakika 17 aralık 1955 tarihinde bu yolda bir beyanatın ya­yınlanmış olduğunu belirtti. Hatırlar-, da olduğu üzere,bu beyanatta: 1) 6-7 eylül hadisesinden doğan zararların tamamen ve süratle tazmini, 2) Türkiyede Rum azınlığının âtisi hakkın­da teminat verilmesi, 3) 6-7 eylül ha­diseleri suçlularının cezalandırılması, 4) Balık avlama işi hakkında vaktiyle tesbit edilmiş bulunan esaslar dahi­linde bir anlaşma yapılması ileri sü­rülüyordu. Prof. Köprülü, buna karşı Türk cevabının 22 aralık 1955 tarihin­de açıklanmış olduğunu ifade etti ve tebliği tekrar aynen okudu, Hariciye

Vekili; Türk hükümetinin görüsünü belirten bu açıklama üzerine Yunanlı Hâriciyesi tarafından "bir tebliğ ya­yınlandığını "hatırlattı. Bu tebliğde, sözü geçen dört şartın; Türkiye ile Yunanistan arasında normal müna­sebetlerin yeniden teessüsü için is­tendiğini, fakat Balkan Paktı daimî konseyi içtimaını mümkün kılmak için sadece ilk şartın; yani 6-7 eylül hadi­selerinde mütevellid zararların tama­men ve süratle tesviyesi şartının Öne sürüldüğü , belirtilmişti.  Köprülü  dedi

«Yunan Başvekilinin mezkûr beyana­tında saydığı hususların kat'î şartlar olarak değil de iki memleket arasın­daki münasebetlerin düzelmesi için hükümetimizin yapabileceği şeylere dair telkinler mahiyetinde öne sürül­müş olduğunu sonradan öğrendik. Bunlar şart' da olsa, telkin de olsa ve-receğimİ2 cevaplar aynıdır. Ancak, bunların şart olarak ileri sürülmedi­ğini öğrenmekle .Yunan hükümetinin,aramızdaki ittifak bağ ve münasebet­lerinin normal bir.şekilde inkişafını şartlara bağlamak, istemediği ve böy­lece bu arzusunun delilini verdiği mâ­nasına aldık ve bundan memnuniyet duyduk.»     

Hariciye Vekili tazminat meselesi diye bir mesele mevcut olup olmadığı hak­kındaki sualede şu cevabı verdi:

«Biraz evvel. zikrettiğim tebliğimizde tebarüz ettirdiğimiz gibi, tazminatın yapılacağı hükümetimiz tarafından daha ilk günden resmen beyan edil­dikten sonra artık «tazminat mesele­si» diye bir mesele kalmamıştır. Yük­sek meclisinize tevdi edilmiş olan bir kanun lâyihası vardır ki, bunu yük­sek meclis kabul buyurduğu takdirde, işin teknik cephesi de" tamamlanmış olacaktır.»-


 

Kürsüye gelen sual sahibi Kemal Balta böyle enerjik hareketinden dolayı hükümete teşekkür etti. Türk - Yu­nan münasebetlerinin bir tarihçesini yaptı. 6-7 eylül hadiselerini doğuran sebepleri tahlil ederek, Yunan bası­nında bu hadiselerden önce ve sonra Türkiye aleyhinde yapılmış olan neş­riyatı hatırlattı Garbi Trakyadaki Türklerin maruz kaldığı muameleler karşısında oradaki Türk halkının zârarları tazmin  edilmemiş halde dururken hangi şartlar altında tekevvün, ettiği malûm bulunan 6-7 eylül hadiseleri dolayısile. Tazminat istenmesini yerinda bulmadığını  ifade etti. O şeh, İstanbuldaki Rumlarında birer Türk vatandaşı olduğunu;, binaenaleyh ekalliyet diye bir mesele, mevcut  So­lunmadığını, Yunan, .hükümetinin bu yoldan hak iddia etmesinin yersiz olacağını anlattı." Kemal  Salta, Türkiye ile  Yunanistanlı birbirlerine muhtaç bulunduklarını, dünya emniyetini korumak  bâkimından da müstenit, hareket etmeleri icabet ettiğini söyleyerek, konuşmasını bitirdi.:

Diğer, soru üzerinde.: Hariciye Vekili­nin  izahatı:,

Müte'akıbeh Adana mebusu Sınan Tekelioğlu tarafından verilmiş olanları diğer bir soruya geçildi"

Tekrar söz alan Hariciye Vekîli Fuat Köprülü, bir çok maddeleri ihtiva eden soruyu, sıraşiyle cevaplandırmağa başladı: Öncelikle Lozan muahedesihdeki mâna ve medlûlünü izah eden Fuat Köprülü, mü­badele işlerinin geçirmiş olduğu saf­haları anlattı.

 Soru sahibi, Yunanistan ile Türkiye'de mübadil oldukları halde  mübadele edilmeyerek kalmış olan Türkiye Rumların nerelerde bulunduk tarihi da so­ruyordu.Fuat Köprülü,böyle bir durumu muhakkak telâkki etmeğe imkan olmadığını, bununla beraber,üzerinde münakaşası mümkün bazı vakalar bulunabileceğini söyledi. Kaldı ki, mübadele muamelelerinin 19 ekim 1934 tarihinde tamamen tasfiye edil­miş bulunduğunu söylerine ilâve et­ti.       

Fuat Köprülü, diğer bir maddeyi de cevaplandırarak, Lozan müzakereleri; sırasında Garbi Trakyada Yunan rakamlarına göre 129,120, Türk rakamlarına göre 114,810 Türk mevcut olduğunu açıkladı. 1947 de kendi menbalarımızdan alman takribi rakam­larla bugüne kadar vuku bulan hic­ret hareketlerinin rakamları karşılaştınlmak suretiyle varılan neticeye gö­re-, hâlen Garbı Trakyadaki Türklerin 100.000 civarında tamhin edildiğini söyledi.

Türkiyede ana. dili Rumca olanların adedi ise 1935 te 108.725 olduğunu, 1050 sayımında ise bu miktarın 89.572 olarak tesbit edildiğini sözlerine ilâve etti Garbi Trakyada ana dili Türkçe olan Türklerin 29 bin kadar, Türkiye-de ana dili Rumca olan Rumların ise 19- bin kadar azalmış olduklarını da tasrih etti. Fuat Köprülü, her iki ta­rafta da azalışın, hicretle alâkalı ol­duğunu belirterek şöyle dedi:

«Rum. vatandaşların hicret etmeleri sebeplerinin, ekser hallere, esasen erişmiş bulundukları müreffeh hayatı yalnız Yunanistanda değil,, bazı zen­gin memleketlerde daha geniş işler başarmak, yükselmek arzusundan ile­ri geldiği söylenebilir. Maalesef Gar-bî Trakyada ve Yunanistanın diğer yerlerindeki Türkler memleketimize hicretini aynı şekilde izaha imkân yoktur.»

Sorunun müteakip maddesi birçok fıkraları ihtiva ediyordu. Fuat Köprülü, Garbi Trakyadaki Türk^erlr; he­men ekserisi etabli Türkler olduğuna göre, hicret veya iltica edenlerin bunlar olduğunu, Batı Trakyada dü­şük bir hayat seviyesi içinde ga­malarının hicret sebeplerinin başın­da geldiğini ifade etti. 1939 dan bugüne kadar Yunanistanda Türkîyeye 38.261 kişinin, iltica ettiğini, bunlardan 24.905 İçişinin tekrar yerlerine döndüklerini, Türkiyeye gelenlerden 8936 kişinin tabiiyetimize alınmış olduğunu anlat­tı. Profesör Köprülü, bize iltica edenlerin menkul ve gayri menkullerini orada kalayca tasfiye edebildikleri, ancak çoğu ahvalde- bunları _ hakiki değerlerinin çok dûnunda satmağa mecbur kaldıklarını ilâve etti.

Sorunun diğer bir maddesi de etabli Rumlardan Yunanistana iade edilen­lerin miktarına ve bunların metrükâtı nelerden ibaret olduğuna dairdi. Hariciye Vekili, Lozan muahedesinde Garbi Trakyadan etabli sıfatını vak­tiyle haiz olmuş bulunan ve Türkiye­ye göç eden. şu kadar Türke mukabi şu kadar etabli Rumun Yunanistana şevkini âmir bir hükmün, mevcut ol­madığını, bu vesile ile izah etti. Vazi­yeti olduğu, gibi görmek gerektiğini belirten Köprülü, mevcut rakamlara göre, Garbi Trakyadan memleketimize senede 1908 kişi göç etmekte bulun­duğunu, bu vasati adet mühim ol­makla, beraber bunun Garbi Trakya boşalıyormuş- şeklinde telâkki edile-miyeceğini anlattı ve bu arada şöyle dedi:

«Fakat, işin endişe verici bir cephesi vardır İri o da soydaşlarımızın, yalnız Garbı Trakyada değil Yunan adala­rında da bizi üzen ve kendilerini ha­yatlarından gayri memnun kılan bir durumda olmalarıdır. Bu durumun İs­lahı ve normalleşmesi için hukuk ka­idelerinin ve beynelmilel teamüllerin âzami müsaadesi nispetinde herşeyi yapmaktayız ve yapacağız.»

Köprülü, bugüne kadar alınan tedbir­leri Türk hükümetinin kâfi görme­diğini, Papagos tarafından yapılan vâidîerin, yalnız maarif sahasında, o da. kısmen tahakkuk ettiğini, adalar­da ve bilhassa Rodostaki Türklerin o kadarına da mazhar olamadığını, ma­reşalin malî ve iktisadî sahadaki valererinin de sarih bir tecellisi görül­mediğini anlattı.

Bütün bunlar hakikattir. Fakat, eğer bu hakikatler karşısında Ümitsizlik veya. tehevvüre kapılarak işi yeni bir mübadelesi şekline sevkedecek olursak cihan efkârı umumiyesinde bi­zi lekelemeğe çalışanların ekmeğine tereyağ. sürmüş oluruz. Bütün ümit ve temennimiz, Yunanlıların da böy­le düşünerek hâdiseleri bu yola sevketmekten içtinap etmek lüzumunu idrak etmeleridir.»

Köprülü, müteakiben diğer bir suale geçerek  Selânikteki bomba hâdisesi ile ilgili muameleleri izah etti. Bu işin Türkler ve hattâ Türk hükümeti tarafından yapıldığı yolunda bir ka­rar alınarak ondan sonra bunu güya ispat eden sebepler icadı suretiyle tahkikatın yürütülmekte olduğu gö­rülünce Türk hükümetinin Yunan hükümeti nezdinde müteaddit te­şebbüslere giriştiğini anlattı. Konso­loslarımız üzerindeki tazyik devam ettirerek haklarında haksız bir hare­kete girişildiği takdirde Türkiye hü­kümetinin gereken tedbirleri alacağı, bu arada açıklandığını söyledi. Mak­sadımız, meydan okumak veya bü­yük kelimelerle sansation yapmak de­ğil, işin normal mecrasına sokulması zamanı gelip geçmek üzere olduğunu icap edenlere anlatmak olduğu için, bu teşebbüslerin daima vekarımıza uygun bir şekilde yapılmış olduğunu açıkladı, Yunan hükümeti ile hâlen temasların devam ettiğini, bu hususta yapılan vaidlerin tahakkuk edip etmeyeceği ancak tahkikat safhası ka­pandıktan sonra öğrenilebileceğini belirtti. Sualin sonuncu maddesi, İstanbulda bir patrikhane hükümeti kurulması için Rusyanın tavassutunu isteyen bir vesikanın mevcudiyetinden bahsederek bunun ne gibi bir mua­meleye tâbi tutulduğuna  dairdi.

Fuat Köprülü, ne emniyet arşivinde, ne de hükümetin, herhangi bir servi­sinde böyle bir vesikanın mevcut ol­madığını, ancak Yunanistan da ki bazı mülteci teşekküllerinin beyanname neşrederek bu yolda propagandalar yaptıkları malûm bulunduğunu anlat­tı. Sözlerini şöyle bitirdi:

«Hükümetimiz, toprakları üzerindeki hükümranlığa herhangi bir şekilde halel getirebilecek temayül ve te­şebbüsleri katî surette bertaraf et­mekten asla geri durmıyacaktır.»

Soru sahibi Tekelioğhı tekrar kürsü­ye geldi. Trakyadaki Türklerin içinde bulundukları güç şartlara temas ede­rek söze başladı. Yunanistan hükü­meti, İstanbul hâdiseleri dolayısiyle teminat istemeğe kendisinde hak gör­düğüne göre, Türkiyenin de Trakya­daki Türklerin durumu bakımından teminat istemesi yerinde olacağı, mü­talâasını ileri sürerek, Patrikhane hükümeti meselesine geçti. 1341 yılın­da Patrikhanede yapılan bir toplan­tıda, Sen Sinod Meclis âzalarının da imzasını taşıyan bir karar alındığını, bu karar ile Patrikhane hükümeti teşkili için Rusyanm tavassutu isten­diğini belirterek bu vesikanın emni­yeti umumiye arşivlerinde bulunması gerektiğini söyledi. Türkiyenin Kıbrıs davasındaki hassasiyetini etraflı şe­kilde izah etti.

Tekrar söz alan Hariciye Vekili, hü­kümetinin, hakkından ve kuvvetin, den emin olarak, gerekli her türlü te­şebbüsleri vaktinde yapmış bulundu­ğunu, bundan sonra da yapacağım ifade ederek kürsüden ayrıldı. Bu söz­lü soru da böylece cevaplandırılmış oluyordu.

Atom enerjisi teşkilâtı karşısında Türkiyenin dorumu:

Köprülü tarafından cevaplandırılan üçüncü soru, Muğla mebusu Zeyyat Mandalinci tarafından -verilmişti. Hü­kümetin, Avrupa atom enerjisi teşki­lâtı hakkındaki düşüncelerini soru­yordu.

Hariciye Vekili, atom enerjisinin sulhçu ve beşeri maksatlar uğrunda kul­lanılmasına hükümetin büyük ehem­miyet atfettiğini ve bu gaye ile ilgün her türlü faaliyetin ve bu arada a-tom enerjisinin -memleketimizde tat­bik edilmesine imkân verecek çalış­maların hassasiyetle takip edildiğini açıkladı ve bu hususta etraflı izalıat verdikten sonra, Amerikaya ihtisas için bir çok eleman gönderildiğini, da­ha da gönderilebileceğini bildirdi. Amerika ile aktedilen anlaşma gere­ğince, Türkiyede atom enerjisi üze­rinde ilmî araştırmalar yapılmasına imkân verecek teknik malûmat ile lü­zumlu reaktörlere ait malzemenin Birleşik Amerika tarafından temin edileceğini sözlerine ilâve etti. Ayrı­ca, memleketimizde bu işlerle meş­gul olmak üzere bir atom enerjisi ko­misyonu kurulacağını da haber verdi.

Avrupada kömür ve çelik birliği mem­leketlerinin,, kendi aralarında atom mevzuunda işbirliğine karar verdikle­rini hatırlatan Hariciye Vekili, Avrupanın büyük ve küçük Avrupa şeklin­de ikiye ayrılmasını intaç edecek hu teşebbüsleri, kıtanın âtisi için mah­zurlu ve tehlikeli bulunduğunu be­lirtti, bunun yerine Avrupada şümul­lü bir teşkilât kurulması lazım geldiğini ifade ederek bu yoldaki faaliyet­leri hararetle desteklediğimizi anlattı. Bununla beraber,.Avrupada atom enerjisi sahasındaki bütün* çalışmalara katılmağa Türk hükümetinin ama­de bulunduğunu tasrih etti.

Daha sonra. soru. sahibi. Zeyyat Mandalinci kürsüye geldi...Vekile teşekkür­le söze başladı, bu meselenin Avrupa Konseyinde, uzun uzun görüşüldüğü­nü, hatırlatarak,atom enerjisi mev­zuunda diğer memleketlerin nasıl birbirleriyle yarış halinde olduklarım, bu.yarışta Birleşik Amerikanın en ön safta yer aldığını anlattı. Atom enerjisinin kısa zamanda, belki de 1960 ta termik enerjisinin istihsaline mü­savi bir maliyetle istihsal olunabile­ceğini, binaenaleyh klâşifc enerji kay­nağı bol olmayan, memleketler ve bu arada Türkiye için bu imkândan fay­dalanmak lâzım geldiğini etraflı şe­kilde izah etti. Demir çelik teşkilâ­tına dahil memleketler tarafından kurulmuş olan Avrupa atom enerjisi teşkilâtı birliğine kendisininde mu­halif olduğunu, buna rağmen, Türkiyenin.bu teşkilâta» "üye olarak değilse bile, associe devlet  olarak girmesi zaruretine yüzde yüz kani bu­lunduğunu açıkladı. Hükümetin, atom enerjisi mevzuundaki hassasiye­tine, teşekkürle-konuşmasını    bitirdi.

Kürsüye gelen Fuat Köprülü, bu ma­hiyette bir işbirliğine hükümetin ha­zır olduğunu belirterek bu noktayı, aydınlattı ve böylece günün  üçüncü sorusu da Hariciye Vekili tarafından cevaplandırılmış oldu  

Müteakiben Meclis, gündemindeki, di­ğer konulara geçti.

Ankara

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekiller/inden Fikri Apaydın'ın başkanlığında toplanarak gündemin­deki, bir. çok kanun lâyiha ve teklif­lerini müzakere etti.

Oturum açıldığı zaman reis, 1956 yılı bütçe lâyihasının mebuslara dağıtıl­mış olduğunu bildirerek Büyük Mil­let Meclisinin 20 şubat pazartesi gü­nü,saat 15 ten itibaren 1956 yılı büt­çesi müzakerelerine. başlamasını tek­lif etti ve bu yolda karar alındı.

Daha sonra Tokat mebusu Hulusi Bozbeyoğlu  tarafından   yerilen birtakrir okundu. Bunda, Gerzenin çirmiş olduğu, yangın felâketi, karşısında  Meclisin  de  derin.,bir  ızdırap duyduğu .belirtiliyor ve bu teessürün Gerze .halkına  ulaştırılması teklif ediliyordu.  Reis,  Meclisin  teessürleri­nin, riyasetçe Gerzelilere iblâğ oluna­cağını beyan etti.

Vergi kaçakçılığı yapan emlak  komisyoncuları hakkındaki sözlü sorusu geçen toplantıda Maliye Vekili tara­fından cevaplandırılmış olan Trabzon mebusu Mahmut Goloğlu, bugün tek­rar söz aldı. Sorusunun birinci kısmı hakkında, Maliye Vekili, İstanbul Def­terdarlığından malûmat istendiğini söyledi, ikinci kısmına ise temas et­mediği halde, bu sorunun cevaplandı­rılmış telâkki olunarak gündemden çıkarılmasına itiraz etti.

Reis, bu talebin dikkate alınacağını ve sorunun gündemde .alıkonulacağı­nı bildirdi.

Bugün üzerinde uzun müzakerelere cereyan eden kanun tekliflerinden, bî­ri de Erzurum   mebusu     Abdülkâdir. Eryurt ile üç arkadaşı tarafından verilmişti ve avukatlık kanununun 4 üncü maddesinin, «e» bendinde deği­şiklik yapılması isteniyordu.Mesele şu İktisadî devlet tevekküllerinde İdare Meclisi Reis  ve âzaliğı yapanlar,  bu vazifeleri dışında her işi görebildikle­ri ve bu bakımdan kanunî bir mâni bulunmadığı   halde avukatlık   kanu­nunun dördüncü maddesinde, avukat­lıkla içtimai caiz görülen istisnaî vazifelerde bulunanlar zikredilirken ik­tisadî devlet teşekkülleri reis ve aza­larından bahsedilmediği için,bu du­rumda olanlar avukatlık yapamıyorlardı.     

Abdülkâdir Eryurt ve arkadaşları, mebusların, vilâyet ve belediye meclisi azasının, profesör ve muallimlerin ve âmme hükmî şahıslarınca kurulan şir­ketlerdeki idare meclisi reis ve âzala­rının avukatlıkla iştigaline kanunen cevaz verildikten sonra, aynı hakkı iktisadî devlet teşekkülleri idare mec­lisi reis ve azasına da tanımak gerekeceği mülâhazası ile bu kanun tekli­fini hazırlamış bulunuyorlardı.

Bu teklif üzerinde Sırrı Atalay, Hanıdi Sancar, Mehmet Daim Süalp, Ce­mal Kıpçak, Selâhattin Karayavuz, İhsan Gülez, Hüseyin Ortakçıoğlu, Emrullah Nutku ve komisyon adına da Servet Sezgin söz alarak görüş ve mütalâalarını açıkladılar. Neticede müzakerenin yeterliği kabul edildi. Fakat maddelere geçilmesi kabul edilmeyerek kanun teklifi umumî he­yetçe reddolundu.

Meclisin bugünkü toplantısında şu kanun lâyiha ve teklifleri de müzake­re edildi:

 Ankara Üniversitesinin 1953 büt­çe yılı. kat'î hesabına ait mutabakat beyannamesinin    sunulduğuna    dair Divanı  Muhasebat  Reisliği   teskeresi ile Ankara Üniversitesi 1953 yılı kati hesabı kanunu kabul olundu.

 Taş ocakları muamelâtının ted­viri ve gelirinin tahsili vilâyet hususî idarelerine ait olduğu hakkında   De­nizli  mebusu  Baha  Akşit tarafından verilmiş olan kanun teklifi kabul    edildi.

 Umumî ihtiyaçlar için    hariçten getirilecek madenî su boruları ile ak­sam ve teferruatından gümrük   resmi alınmaması hakkındaki kanunda   de­ğişiklik yapılmasına dair kanun lâyi­hası kabul olundu.

 Güzel sanatlarda fevkalâde isti­dat gösteren çocukların devlet hesa­bına yetiştirilmeleri hakkındaki ka­nun lâyihasının ikinci müzakeresi ta­mamlanarak lâyiha kanun halini al­dı.

 Birleşmiş Milletler  dünya  sağlık teşkilâtı ile aktedilen teknik yardım anlaşması ile bu anlaşmaya ait    iki mektubun tasdikine dair kanun lâyi­hası görüşülerek kabul edildi.

 Türk  ceza  kanununun   13  üncü maddesinin  birinci  fıkrasının  değiş­tirilmesi hakkında Giresun    mebusu Abdullah İzmen tarafından hazırlan­mış olan kanun teklifinin ikinci mü­zakeresi tamamlanarak teklif kanun halini aldı.

 Demiryolu ile milletlerarası yol­cu ve eşya nakline dair cim ve    civanlaşmalarının 25 ekim 1952 de Bernde kabul  olunan yeni metinlerinin tasdiki  hakkındaki  kanun     lâyihası tercihan ve müstaceliyetle   müzakere ve kabul edildi.

 Maden kanununun 150 inci mad­desinin «a»>bendine bir fıkra eklenmeşine  dair İzmir mebusu Abdullah Aker ve Rize mebusu İzzet .Akçal tarafından yapılmış olan kanun teklifide tercihan  ve  müstaceliyetle  görü­şülerek kanun halini aldı.

 Sigortacılık     mütehassısı     celbi hususunda Türkiye hükümeti ile Bir­leşmiş Milletler teknik yardım idaresi arasında akt olunan 17 sayılı ek    anlaşma   tasvip   edilerek  bu  .husustaki kanun lâyihasının birinci müzakeresi ikmal olundu.

 Yok edilecek evrak hakkındaki kanun  lâyihası  görüşülerek     birinci müzakeresi tamamlandı.

 Son olarak, Gaziantep mebusu Süleyman Kuranel tarafından   hazır­lanan yeni yapı ve imar kânunu tek­lifinin müzakeresine geçildi. Reis   bu konuda ilk sözü teklif sahibine verdi. Süleyman Kuranel bu kanun ile ko­nulacak yeni hükümlerin ana hatla­rını belirterek bu hususta etraflı iza­hat verdi.  Gümüşhane mebusu  Zeki Başağa teklifi hararetle desteklediğini bildirdi. Bu sırada vakit gecikmiş ol­duğu için müzakerenin gelecek  top­lantıda devamı kararlaştırıldı.

Büyük Millet Meclisi cuma günü saat 15 te toplanmak üzere bugünkü ça­lışmalarına saat  17,20  de son verdi.

20 Şubat 1956

 Ankara :

Maliye Vekili Nedim Ökmen,Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantı­sında 1&56 yılı bütçesinin müzakeresi ne başlanırken, «1956 malî yılının vazan umumiye kanunu lâyihası üzerinde aşağıdaki konuşmayı yapmış­tır:

«Muhterem arkadaşlarım,

Sözlerime  başlamadan  önce, Bütçe Encümenine karşı duyduğumuz de­rin -şükran hislerini, yüksek huzuru­nuzda, hükümetiniz adına ifade et­mek isterim.

Bütçe encümenini teşkil eden muh­terem arkadaşlarım,

Hükümet değişikliği dolayısiyle vak­tinde takdim edilememiş bulunan bütçeleri, geceli gündüzlü çalışmalariyle mutaddan daha kısa bir zaman­da tetkik ve intaç eyliyerek, mahzur­ları malûm bulunan muvakkat bütçe tanzimi zaruretini önlemiş, titiz ve dikkatli tetkikleriyle bütçelere daha mütekâmil bir mahiyet vermiş, ve ni­hayet hükümetin bütçe politikasını en anlayışlı bir şekilde benimsemiştir.

Yüksek tetkiklerinizle daha da de­ğerleneceğine şüphe bulunmayan bütçelerimizin tatbikinde de, ciddî mesai ve müzakerelerin bizim için ifade ede­ceği mâna pek geniş ve kıymetli ola­caktır.

Muhterem arkadaşlarım,

Yüksek Meclise denk olarak takdim ettiğimiz 1956 bütçeleri, huzurunuza da denk olarak gelmiştir.

Bizim tahminlerimize 22 milyon lira raddesinde aşan bütçe encümeninin gelir tahminlerine, tamamiyle iştirak etmekte olduğumuz gibi tahsisat ka­lemlerinde yapılan değişikliklerin de isabetine kani bulunuyoruz.

Varidat ve masraf yekûnları 3.272.974. 152 lira olan bütçe rakamları geçen sene rakamlariyle mukayese olundu­ğu takdirde varidat tahminlerinin 955 yılma nazaran % 17,3 nispetinde 489.9 milyon lira fazla bulunmasına mu­kabil, masraf tahminlerinin daha az bir nispette yani % 10,1 nispetinde 332.2 milyon liralık bir fazlalık arzettiği görülür. Fazlalık nispetleri ara­sındaki 151 milyon lirayı aşan bu fark sayesindedir ki, hususî bir ehemmiyet taşıdığına inandığımız büt­çe muvazenesi temin olunmuştur.

Mülhak bütçelerin kendi gelirleri ilâ­ve edilmek ve mükerrerliği önlemek üzere umumi muvazenede yapılan yardımlar tenzil olunma kaydiyle ummni muvazene ve mülhak bütçeler bir arada mütalâa edildiği takdirde gelir tahminleri 3.384.418.460 liraya baliğ olur.

Tahsisat talepleri de yine denklik prensipi dahilinde aynı rakam olarak tesbit edilmiştir. Gelir tahmininde % 16,2 nispetinde 473 milyon liralık, tahsisat taleplerinde de % 10,4 nis­petinde 321.3 milyon liralık bir faz­lalık vardır.

Böylece bütçelerimi, umumî muvaze­ne ve katmalar bir arada yine mütevazin olarak huzurunuza gelmiş bu­lunmaktadır.

1956 bütçelerine müteallik gerekli tahlillere girişmeden önce kısa da olsa dünya ekonomisinin son za­manlarda takip ettiği seyir ve. niha­yet bütçe politikamızın müessir un­suru olan memleketimiz iktisadi du­rumu hakkında izahatta bulunmayı faydalı görüyorum.

1  Dünya  ekonomisinin seyri:

1952 senesi ortalarından itibaren dünya ekonomisinde başlayan geliş­me ve istikrar şartlan bugün de de­vam etmektedir. Bu devre zarfında, beynelmilel mübadele tahditleri yer yer hafifletilmiş, ileri sanayi memle­ketlerinin ticaret ve tediyelerinde yeni artışlar kaydedilerek tediye bi­lançoları daha muvazeneli bir hale gelmiş ve ham madde fiyatlariyle sı­nai istihsal malları fiyatları istikrar­lı bir seyir takip etmiştir. Bununla beraber bu mevzuda Amerika Birleşik Devletlerinin diğer memleketlere yaptıkları çeşitli yardımlarla deniz­aşırı mubayaaları yıllık yekûnunun 4 milyar dolara baliğ olduğunu da gözönünde bulundurmak lâzım gelir. Bu hal, dünyanın bir kısım memle­ketlerinin tediye muvazenelerinin tam bir istikrara kavuşamadığını, tahaddüs edecek müşküllerin bazı mem­leketleri tehlikeli duruma düşürme­sinin mümkün olduğunu göstermek­tedir.

1954 yılında dünya ticaretinin kıy­met ve miktar bakımlarından ye­kûnu, bir evvelki yıla nazaran yüzde 4,5 artış kaydetmiştir. Sermaye ha­reketlerinde de keza 1953 yılına nazaran bir yükseliş müşahede olun­maktadır. Dolar sahası dışındaki memleketlerin altın ve döviz ihtiyaç­larındaki artış, 1954 yılında 2,2 mil­yar dolara vâsıl olmuştur.

1955 yılında Amerika Birleşik Devlet­lerinin ithalât ve ihracatında hisse­dilir artışlar müşahede olunmuştur. Ancak 4 milyar civarındaki askeri masraflarla hükümet masrafları ve hususî sermaye akışı sebebiyledir ki, Amerika, dış masrafları için harice dolar ve altın göndermeye devam et­miştir. Bu sebeple E. P. U. memle­ketlerinin altın ve dolar rezervelerinde artışlar vukua gelmiştir.

Basta Amerika Birleşik Devletleri ol­mak üzere hemen bütün Garp mem­leketlerinde kaydedilmeye başlanan iktisadi gelişmenin bazı endişeler ya­rattığı görülüyor. Bilhassa ticarî kre­dilerle istihlâk kredilerinin seri bir artış kaydetmesiyle müterafik olarak istihlâk ve yatırım taleplerinin de süratle artması 1955 yılı İçinde bir­çok memleketleri nakdî tahdit ve kon­trol tedbirleri almaya sevketmiştir. Bu cümleden olmak üzere bütün Garp memleketlerinde Merkez Bankası reiskont hadleri ve -bankaların nakdî karşılıkları yükseltilmiş, emtia mu­kabili krediler tahditlere tâbi tutul­muş, istihlâk kredilerini ve taksitli sa­tışları, güçleştiren tedbirler alınmış­tır. Bu tedbirlerin yanı başında bazı vergi nispetlerinin yükseltilmesi de bu mevzuda müessir bir vasıta olarak kullanılmıştır. Bu suretle hâlen bü­tün ileri sanayi memleketle rinde mü­şahede edilen iktisadî genişleme ve enflâsyonca, temayüllerin, para po­litikası ve selektif kredi kontrolü ted­birleriyle önlenmesi çarelerine teves­sül edilmiş bulunmaktadır.

Dünya ekonomisinin seyrine bu suret­le kısaca temas ettikten sonra şimdi de memleketimizdeki iktisadî kalkın­ma ve inkişafın ana hatları itibariy­le izahına geçiyorum:

2  Memleketimizdeki iktisadî kal­kınma:

Demokrat Parti iktidarının, 1950 yı­lından bu yana. memleketimizde ileri bir iktisadi kalkınma hamlesini ta­hakkuk ettirme yoluna girdiği malû­munuzdur. Bu hamlenin müspet ne­ticelerini, muhtelif istihsal kollarına ait istatistik rakamlarının, bir yıldan diğerine kaydettiği devamlı artışlarla daha şimdiden tesbit etmek mümkün­dür.

1950 yılında millî ekonomimizin, istih­salde, istihlâkte, dış ve iç ticarette velhasıl bütün sahalardaki düşük se­viyesini ve bünyesindeki zaafları tek­rar izah ve tafsile lüzum görmüyo­rum. Bu düşük seviyeli ekonomik bünyenin bütün zaaflarını istihsal ve istihlâk kaynaklarının, iş hacminin son derece mahdudiyetinde, hülâsa ekonominin her kolunda ve her sahada sarahatle teşhis etmek mümkündür. 1950 yılından bu yana hemen bütün istihsal kollarında ihracat ve itha­lâtta sermaye yatırımlarında ve ni­hayet gayri safi istihsalimizde tahak­kuk ettirilen ve yerine göre bazan, bîr kaç misline ulaşan, 5 yıl içinde ba­şarılan işlerin maddî ve şaşmaz delil­lerini teşkil eder.

Diğer taraftan memleketin selâmeti­ni temin ve dünyanın bu nazik, mıntıkasında ve sulh cephesi için hakikî bir kuvvet ve kıymet teşkil edecek ta­lan modern bir ordunun nihayet kısa bir müddet sonra kendi öz kıymet kaynaklarımıza dayanabilme zarure­ti iktisadî kalkınmamızın mânasını ve buna büyük hir hız ve genişlik ve­rilmesindeki hayatî ehemmiyeti ko­layca izaha kâfidir, sanırım.

Bu kalkınmayı takip ettirebilmek İçin hükümetimizin şimdiye kadar takip ettiği politikanın esaslarını şu noktalarda toplamak mümkündür;

1  İstihsale müteveccih yatırımları teşviki:

İktisadî zaaf ve takatsizlikleri yen­mek ve asırlık ihtiyaç ve mahrumi­yetlerimizi giderebilmek için memle­ketimizin geniş ve zengin iktisadî im­kân ve kaynaklarının işletmeye baş­lamasını temin edecek, istihsal ve verimi süratle artıracak, geniş ölçü­de sermaye yatırımlarına girişmesindeki zaruret pek aşikardır. Bu iti­barla, istihsalin her sahasına    yatırımları teşvik etmek ilk işimiz ol­muştur. Bu meyanda memleketimizde ziraat sektörünün en kısa zamanda ve en geniş-ölçüde netice verebilecek karakterde olması nazara alınarak ilk önce ve bilhassa ziraatimizin ge­liştirilmesi sebepleri- üzerinde büyük bir ehemmiyetle durulmuştur. Çiftçi vatandaşlarımıza toprak ve tohumluk tevziatında ziraî istihsal vasıtalarını modernleştirmek ve ziraatimizi maki­neleştirmekten başlıyarak ziraatimi­zin bütün meseleleri ayrı ayrı ele alınmış ve ziraî kalkınma uğrunda büyük ve. mütemadi gayretler sarfe-dilmiştir.

2 Hususî  teşebbüsün  her     suretle teşviki:

İktisadî kalkınmamızda hususî teşeb­büsün ne kadar büyük bir ehemmiyet arzettiği malûmdur. Binaenaleyh yi­ne, iş başına gelir gelmez hususî te­şebbüsün gelişmesine engel, olan bü­tün .mânileri ortadan kaldırmak ve o zamana kadar tatbik edilegelmiş olan menfî politikayı son haddine ve son kalıntılarına kadar tasfiye et­mek şiarımız olmuştur.

3 İstihsalde  kullanılan kredi mik­tarlarının  süratle  ve  geniş  mikyasta arttırılmasına   ehemmiyet  verilmesi:

Umumiyetle kredinin, istihsal haya­tındaki esaslı ve mühim rolü aşikâr­dır, hususiyle istihsal tesisleri ve iş­letme sermayesi pek. mahdut olan. memleketimizde kredi büsbütün başka bir ehemmiyet alır. Filhakika bol miktarda kredinin yatırımlarımıza, istihsal ve iş hayatına akışında mem­leket ekonomisine kazandıracağı yeni ve geniş imkânları ve bunun ehem­miyetini izaha hacet görmüyorum. Halbuki 1950 yılında umumiyetle kre­di hacminin ne kadar dar olduğunu rakamlar açıkça göstermektedir Eski devirde ziraatimize verilebilen kredi­nin ise son derece kifayetsiz olduğu­nu ve ziraî kredinin en yüksek haddinin 330 milyon lirayı aşmadığını ha­tırlatmak yerinde olur. Bu sebepledir ki, iktidara gelir gelmez ziraî kredi­lerden başlıyaıak ve bütün teşebbüs ve İstihsal erbabınni muhtaç oldukları kredinin temini işi ehemmiyetle ele alınmış ve bu suretle gerek istihsal yapmak, gerekse bu istihsallerini de­ğeri fiyatına satmak imkânına kavuş­turulmuştur.

4  Malî politikanın istihsal faali­yetlerini teşvik edecek şekilde yürü­tülmesi :

İktisadî inkişafımız mevzuunda üzerinde durulan ehemmiyetli mevzular­dan bir diğeri de vergilerimizin pren­sip ve tatbikatiyle bütçelerimizin iz­har ve icrasında ve hazine kaynakla­rının kullanılmasında memleketin kalkınmasına matuf yatırım ve faa­liyetleri teşvik etmek olmuştur. Bu yüzdendir ki bir yandan devlet para­larının verimsiz mevzulara tahsisi imkân nisbetinde önlenirken öte yandan bütçe içi yatırımlar, memleketin iktisadî ve içtimaî kalkınmasını teşvik ve tarsin edecek hayati mevzulara tevzi olunabilmiştir. Bu tutum saye­sindedir ki 1950 den önce esaslı ola­rak bir türlü ele alınamamış olan yol, liman, iskele, sulama tesisleri, baraj­lar, santrallar, ehemmiyetli sınaî te­şebbüsler, silolar, mektep, hastane, ve ziraat tesisleri gibi bu memleketin kaderiyle birinci derecede ilgili yatı­rımlara tahsisat ayrılması mümkün, olmuştur.

Filhakika 1950 bütçelerindeki yatı­rımlar yekûnu 279 milyon lira olduğu halde bu miktar 1955 bütçelerinde 898 milyona yükselmiştir.

Yüksek tetkiklerinize sunulmuş olan 1956 bütçe tekliflerindeki yatırım miktarı ise 944 milyon liradır. Bu miktarın asıl yatırım faaliyetlerimi­zin ancak küçük bir kısmına tekabül ettiğini söylemeyi zait addediyorum. İktisadi devlet teşekkülleriyle muhte­lif devlet teşekküllerini, bilhassa hu­susî teşebbüs erbabının 1950 yılından bu yana memleketin iktisadî ve içti­maî kalkınması İçin yaptıkları yatı­rımlarla birlikte bu miktar milyarla­ra yükselmektedir. Bu yatırım gayret­lerinin, ağır şartlar altında ve bil­hassa dış tediye güçlükleri içinde çe­tin mücadelelerle yürütüldüğünü ve bütün bu müşküllere rağmen kalkın­ma hamlelerimizin hedeflerine hızlıve emin bir şekilde yaklaşmakta oldu­ğunu, bilhassa nazarlarınıza arzetmek isterim., Bu ağır ve müşkül şartları biraz izah edelim:

1951 yılı ortalarına kadar dünya konjoktürü ham madde ve ziraî mahsul ihraç eden memleketler lehine seyre­derken bu tarihten sonra mezkûr memleketler aleyhine, bir ,seyir gös­termeye başlamıştır. Bu, sebeple 1951 senesinden itibaren Avrupa ve dünya pazarlarına bol miktarda arzetmeye başladığımız belli başli ihraç malları­mızın fiyatlarında mühim tenezzüllerle karşılaşılmıştır. Yüksek malûmunuzdur ki bu devre milletçe giriştiği­miz geniş yatırımlar ve dış siparişler devridir. Dış-tediye imkânlarına her zamandan çok ihtiyaç olan böyle bir devrede, ihraç mallarımızın dünya fi­yatlarının düşüklük arzetmesinin ya­rattığı müşkülâtı izaha hacet yoktur.. Bütün bu menfi şartlara rağmen son, beş sene içinde bütün sahalarda tahakkuk ettirilen, ve ettirilmek üzere bulunan geniş kalkınma hareketleri ve istihsal artışlarının ifade ettiği mâ­nayı yüksek heyetinizin takdir edece­ğine emin bulunuyoruz.  

Diğer taraftan, karşılaşılan müşkül­lerin diğer ehemmiyetli bir sebebi olarak 1950 den Önceki devrede ekono­mik kalkınmamızın hiç olmazsa mes­netlerini teşkil edecek ve ilk imkân­larını temin edecek olan işlerin ele alınmamış olmasını belirtmek yerin­de olur. Bu yüzden, 1950 den sonra istihsali artıracak tesisleri biran önce kurmak teşebbüslerine girişmek ve yol, liman, baraj,sulama, tesisleri, silolar ve santrallar gibi çok büyük paralar sarfını icap ettiren mevzuları ele almafe icap etmiştir.

Biraz sonra muhtelif istihsal kolları itibariyle vereceğim izahat, bütün bu müşküllere ve gayri müsait duruma rağmen yapılan çalışmalar ve elde edilen müspet neticeler hakkında yük­sek heyetinize daha etraflı bir fikir verecektir.

Muhterem arkadaşlarım, .Şimdi de gayri safi millî istihsal ra­kamlarımız hakkında kısaca maru­zatta bulunmak istiyorum. Bütün kalkınma gayretlerinin, hedeflerinin, bir kelime ile gayri safi millî istihsali ço­ğaltmak olduğu malûmdur. Bu suretle mal ve hizmet arzı çoğalmış vatandaşın gelir ve refah seviyesi yükselmiş olur.

Millî gelirimizin bu yönden tetkiki, yüksek heyetinize aynı zamanda, 1950 den önceki vatandaş gelir ve refah seviyesiyle bu yılı takip eden devre­deki gelir ve refah seviyesi hakkında da bir fikir verebilecektir.

Millî   gelirimizin,   1938-1949  seneleri arasında bariz hiç bir artış meyli gös­termeden, yılda ancak binde 618 ci­varında bir artış kaydedilmesine müvkabil 1950 yılından itibaren bır  artış, çok mütebariz ve devamlı bir    seyir takip  etmiştir.  Filhakika  1949  senesinde,   1948   fiyatlariyle  8  milyar  975' milyon lira olan gayri safi millî istihsalimiz  1951  yılında  11 milyar 988 milyon  liraya,  952  yılında   13  milyar. 23  milyon  liraya,   953  yılında ise  14 milyar 466  milyon  liraya  yükselmiş­tir. Bu suretle, 1948 gayri safi millî İstihsali 100 hesabiyle, 1953 yılı gayri safi millî  istihsali  1948 fiyatlariyle. %  İ43.,7 bir artış kaydetmiştir.1949 senesine  nazaran  bu artış nişbetî % 161 dir. Gayri müsait hava şartları yüzünden ziraî istihsalde mühim bir asalına vuku bulmasına rağmen 1954 yılının gayri safi millî istihsali   mu­vakkat rakamlara göre, 1948 fiyatlarıyla 13 milyar 100 milyon liradır.

Fert başına düşen vasati yıllık gelirde de devamlı artışlar kaydedilmiştir. Filhakika 1949 senesinde (1348 sabit fiyatlariyle) 382 liradan ibaret bulu­nan fert başına düşen gelir 1951 yılın., da 487, 952 de 514 ve 1953 senesinde ise 556 liraya yükselmiştir. Yine fev­kalâde gayri müsait hava şartlan yüzünden bu miktar 1954 yılında 490 liraya düşmüştür.

Ancak, girişilmiş olan yatırımların büyük kısmı içinde bulunduğumuz seneden itibaren ikmal edilerek işletmeye açılacağı için gayri safi mil­lî istihsalimizde bugüne kadar müşahede olunan yükseliş seyrinin çok hızlanacağını söylemek hatalı olmaz, uhterem arkadaşlarım,

Şimdi de muhtelif istihsal kollarında­ki .çalışmalara ve istihsal artışlarına temas etmek istiyorum. Bu izahatımı, ziraat, madencilik ve sanayi olmak üzere iki grupta toplıyacagım:

1  Ziraî istihsal sahasındaki inki­şaf:

1950 den bu yana alınan tedbirler sa­yesinde ziraî istihsalimizin süratli bir artışa mazhar olduğunu memnuniyet­le müşahede etmekteyiz. Bu tedbirler meyanın da ezcümle çiftçi vatandaş­larımızı modern ziraat âlet ve vasıtalariyle teçhiz etmek, topraksız vatan­daşlara toprak tevzi etmek, iyi vasıflı tohumluk dağıtmak, teknik ziraat bil­gilerini yaymak, sunî gübre kullandırmak, ziraî kredilere önem vermek, müstekar bir fiyat politikası takip et­mek gibi tedbirlerin yer aldığı ma­lûmunuzdur. Bu tedbirler sayesinde­dir ki hem ziraî ekiliş sahasında ve hem de ziraî istihsalimizde ehemmi­yetli terakkiler kaydedilmiştir.

Gerçekten 1946-1950 yıllarında vasati ziraî ekiliş sahası S milyon 874 bin hektardan ibaret iken 1955 yılında bu saha 13 milyon 780 bin hektara yük­selmiştir. Artış nispeti % 55 ten faz­ladır. Beher hektardan istihsal edilen hububatta da ehemmiyetli bir artış müşahede ediyoruz. Hububat istihsa­limiz 934-938 senelerinde vasati ola­rak hektar başına 1073 ve 949-950 yıl­larında 914 kilo iken 953 yılında 1295 kiloya yükselmiştir. 1954 yılında mü­him bir kuraklığa mâruz kalmamıza rağmen hektar başına verim 1946-i-950 veriminin üstünde olmak Üzere 969 kilo olmuştur.

Gerek ziraî ekiliş sahasının ve ge­rekse hektar basma verimin bu su­retle artması ziraî istihsalimizde ehemmiyetli artışlara sebep olmuştur. 1946-1950 senesinde 7 milyon 69 bin ton olan hububat istihsalimiz 1953 se­nesinde 14 milyon 394 bin tona, ke­za 1946-1950 yıllarında 9 milyon 118 bin ton olan umumî istihsal de 1953 yılında 17 milyon 970 bin tona yük­selmiştir. 1954 yılında vukua gelen ve 1955 yılında da bazı farklarla devam eden kuraklığa rağmen 1954 yılında­ki hububat istihsali 9 milyon 624 bin tona, 1955 yılında ise 13 milyon 93 bin tona baliğ olmuştur. Bunun te­min ettiği -faydaları şöyle ifade et­mek mümkündür.

Karadeniz sahillerimizde buğday he­men hiç yenmezdi. Memleketimizin diğer muhtelif bölgelerinde de keza buğday yenmezdi. Umumiyetle buğday istihlâkimiz ise vatandaşlarımızı tam doyuracak miktarda değildi. Son se­nelerde istihlâkimizin mühim, miktar artmış olmasını şimdi bütün bölgele­rimizde ve yeter miktarlarda buğday istihlak edilmekte bulunmasına bağ­lamak icap eder. Şu hale göre fazla buğday istihsalimiz, milletçe iyi bes­lenmemiz mevzuunda hayatî bir fay­da ve ehemmiyet arz etmekte bulun­masının yanında 3 sene zarfındaki fazla istihsalimizin verdiği ihraç im­kânları sayesinde bir milyar liraya yakın bir dış tediye kuvveti elde et­tiğimizi de kayıt ve ilâve etmeliyim.

 Bu mevzua son vermeden önce 946-950 yıllarında vasati  78,300  ton­dan ibaret olan pamuk istihsalimizin 1955 yılında 160 bin tona ve  Keza 1 milyon 641 bin tondan ibaret olan sınaî nebatlar İstihsalinin de   1955 te milyon 684 bin tona yükseldiğine işaret etmek yerinde olur.

3  Sanayi ve madencilik sahaların­daki istihsal artışlarına gelince:

Ziraat sahasında olduğu gibi sanayi ve madencilik sahasında da son beş yıl içinde mühim gelişmeler sağlan­mıştır. Muvakkat endekslere göre 1948 yılı 100 hesabiyle, 955 yılında maden istihsal endeksi 153,5 ima­lât sanayi endeksi 171,6 ya gıda sa­nayi endeksi 210,5 şe ve genel endeks ise 177 ye yükselmiştir.

Ancak sanayi ve madencilik sahala­rında yapılmış ve yapılmakta olan yatırımların ikmal ve işletmeye ça­lışmaları zamana muhtaç .bulunduğundan yukarda arzettiğîm istihsal artışları da bu sahaya atfedilen ehemmiyeti henüz bariz olarak aksettirememektedir.

Nitekim bir nevi istihsal müşiri imalât muamele vergisi matrahı 949 yılında. 583 milyon lira iken 954 yılın­da 1 milyar 323 milyon liraya yüksel­mek suretiyle % 127 civarında bir arus kaydetmiştir. 955 yılının ilk 8 ayındaki tahminî İstihsal yekûnu ise 1 milyar 28 milyon lira olduğuna gö­re yıllık, istihsalin 1 milyar 600 mil­yon lira civarında olacağı ve bu su­retle 949 istihsalinin, % 300 seviyesi­ne ulaşacağı hesaplanabilir.

Muhterem arkadaşlar,

Halen elde etmiş bulunduğumuz istih­sal artışları ne derece sevindirici olursa olsun yapmakta, olduğumuz bü­yük gayretleri, bütün şümulü ve ehemmiyetiyle tebarüz ettirmeye el­bette ki kâfi değildir.

Sağlam ve kuvvetli bir iktisadî bün­yeye sahip olabilmek, milletimizin maddi ve mânevi sahalarda hayat seviyesini, lâyık olduğu mertebeye yükseltebilmek için iktidarı, devraldı­ğımız günden itibaren giriştiğimiz ya­tırımların ve sarfettiğimiz hudutsuz gayretlerin, semerelerini henüz, elde etmeye başlıyoruz, önümüzdeki 2-3 yıl içinde memleket iktisadi hayatına taze birer kuvvet ve kudret nıenbaı olarak karışacak, halkımızın çehresi­ne refahın sıhhat ve neşesini ve yur­dumuzun mâmur bir manzarasını, ve­recek ve yeni yeni hamlelerimizi çok: kolaylaştıracak olan bu ilk eser ve neticeler- hakkında umumi bir fikir verebilmek için muhtelif mevzulara yapılan ve yapılmakta olan envestis-manları ancak umumî hatlariyle de olsa gözden geçirmekte fayda var­dır.

Ziraat:

Yalnız ekonomik bakımdan değil ay­nı zamanda içtimaî hattâ siyasi ha­yatımız bakımlarından da bir millî dâva ehemmiyetinde bulunan ziyaretimiz 1950 yılma kadar esaslı ve ciddî hiç bir- terakki kaydetmemişin.Sulama, seylâp ve âfetlerden korun­ma, bataklıkların kurutulması, zira­at mahsul cinslerinin İslahı, verimle­rinin çoğaltılması, ziraî mücadele, zi­raat sanatlarının tesisi, halkın tek­nik, bilgisinin arttırılması çiftçilerimizin modern âlet ve makinelerle teçhi­zi, hayvancılığımızın ıslâhı, orman meselelerinin halli gibi son derece ehemmiyetli ve şümullü ve her birisi büyük fedakârlıkları icap ettiren ve buna mukabil Türk milletinin hayat seviyesinin yükselmesine doğrudan doğruya muvazi olabilecek kabiliyet­te bulunan ziraat sahasına, devletçe ve halkımız tarafından yapılan ya­tırımlar ve sarfedilen gayretler ancak 1950 yılından sonradır ki bir mâna ve ehemmiyet arzetmeye başlamıştır. 1950-1956 devresi zarfında ziraat hiz­metlerine umumî ve mülhak bütçe­lerden 1 milyar 292 milyon lira ay­rıldığı ve sadece tek bir mevzuda, çiftçilerimizin ziraî makine ve alet­lerle teçhizi için kullanılan yalnız dış ödemelerin yarım milyar lirayı aştı­ğını söylemekle hükümetimiz tara­fından ziraatimizin kalkınmasına ve­rilen ehemmiyete bir ölçü vermiş olacağız. 1950 senesinde, sulanan arazi 63 bin. kurutulmuş bataklıklar 30 bin, selden korunan arazi 107 bin hektardır. Bu­gün sulanmakta olan topraklar 350 bin hektarı geçmiştir. Bu miktar 958 de 550 bin hektarı bulacaktır. Kuru­tulan bataklıklar 243 bin hektara yükselmiştir. 1958 de 300 bin hektar olacaktır, taşkın ve selden korunan arazi 363 bin hektara çıkmıştır, yi­ne 958 de 550 bin hektar olacaktır. Yapılmakta olan Sarıyar, Seyhan bü­yük barajları ve ayrıca Tortum, Dam­sa, Ayrancı barajları, bu sene, Sille ve diğer bir takım barajlar gelecek se­ne, Demirköprü, Hlrfanh ve Kemer gibi üç büyük barajımız da 1958 de işletmeye açılacaktır. Bataklıkları ku­rutma, taşkın ve sellerden korunma ve sulama tesisleriyle birlikte bu ba­rajlar için ödenen paralar şimdiden mühim bir yekûna baliğ olmaktadır.

Küçük su işlerimize gelince:

Bunların bütün vatan sathında yer yer nasıl birer dert teşkil ettiği bi­linmektedir. Bu dertleri ortadan kal­dıracak ve her biri bulundukları yer­lerde birer kalkınma mihrakı haline gelecek olan münferit ve mevzii su işlerinden 1950 den bu yana. 414 ü ele alınmış ve bugüne, kadar bunların 195 sini ikmal etmiş bulunuyoruz, ge­ri kalanlar ise bu yıl içinde tamam­lanacaktır.

Su mevzuuna temas etmiş iken içme sularımızdan da bir nebze bahset­mek yerinde olur. 1950 de köylerimi­zin, içme suyu mevzuuna hiç el atıl­mamıştı ve bu hal köylerimizin sıhha­tini tehdit eden ciddi bir mesele ha­linde idi. 22 bini mütecaviz köyümüz­de içme suyu yoktu. 20 bin köydeki ecdat yadigârı iptidaî tesislerden an­cak 13 bin 700 ü kullanılabilir halde idi 1950 den bu. yana.23 bine yakın köy sıhhî ve temiz içme suyu tesislerine kavuşturulmuştur.      

Bütün hararetiyle devam eden bu ça­lışmalar sayesindedir ki 1957'de içme suyuna kavuşmamış bir tek köyümüz kalmıyacaktır. Ayrıca İller Bankası tarafından 302 şehir ve kasabada ya­pılmış ve yapılmakta bulunan su te­sisleri' için. 78 milyon lira sarfedildiğini de kaydetmeliyim.

Şimdi enerji ve madencilik sahasına geçiyorum:

Bir memleketin iktisadî hayatında istihsalin ve münakale imkânlarınınrolü cümlenin malûmudur. İstihsal olunan malların istihlâk pazarlarına uygun vasıtalarla nakli,imkânları kâ­fi, derecede gelişmemiş memleketlerin gerilikten asla kurtulamâyacak cümlece malûmdur.Ucuz kuvveyi muharrike nin elektrik enerjisinin bu bakımdan ne derecelere kadar ehemmiyet arz ettiği kendiliğinden anlaşılır.     

Bu münasebetle elektrik enerjisi is­tihsalini artırmak gayretlerimize kı­saca bir göz atalım:

1952 yılında, ileri medeniyet seviyesi­ne ulaşmış memleketlerde nüfus ba­şına isabet eden elektrik enerjisi bin ilâ 5000 kilovat saat arasında olduğu, Balkan memleketlerinde 114 ilâ 190 bulunduğu halde Türkiyede sadece 47 kilovat saatten ibaretti..      

Bu mevzta, ön plânda ve büyük ehemmiyet vermemizin sebebini bu ra­kamlar ne kadar basit vuzuh  içerisinde meydana koymaktadır. 1950 den.Beri elektrik istihsalini artırmak üze­re büyük gayretler sarf edilmiştir, ikinci Çatalağzı, Soma ve Tunçbilek termik santralleri beş' büyük hidro­elektrik ve1 baraj tesisleri, 15 mıntıka hidroelektrik santrali ve nihayet şehir ve kasaba santralleri bu gay­retlerin maddi delilleridir:

Daha bugünden esaslı elektrik santral ve barajlarımızdan hemen hiç biri henüz işlemeye başlamamış olma­sına rağmen enerji istihsalimiz 1 milyar 500 milyon kilovat saati geçerek1950 seviyesine nazaran % 200 fevki­ne yükselmiştir. İnşalarına, başlan­mış santrallerin ikmali ile bu".miktar önümüzdeki üç senezarfında. 4milyar kilovat saate çıkacak ve 1950senesindeki,737 milyon rakamına nazaran % 542 seviyesini aşmış bulunacaktır. Biraz evvel bil münasebe . arzettiğim gibi inşalarına hararetle devam olu­nan baraj ve hidroelektrik tesisle­rinden Seyhan işletmeye  açılmak üzeredir. Sarıyar gelecek sene, Hirfanli, Demirköprü, 'Kemer 1958 de işlet­meye açılacaktır. Bu barajların memleket ölçüsün'deki verimleri sadece elektrik enerjisi1 de­ğildir. Nehirlerin cereyanları tanzim, zaman zaman büyük zararlar İrâs eden su taşkınlıklarını önleme ve: ni­hayet ehemmiyeti derkâr bulunan su­lama işleri .bu: barajların faydaları­nın, birer cephesidir.

Termik santrallerimizin işletmeye açıma tarihleri de 1956-1958 senelerine isabet etmektedir. Yani nihayet iki yıl zarfında bize semerelerini verecekler­dir.

Bu,termik santrallerden İzmir, ilâvesi olarak 20. bin kilovatliğı üç ay/t.ev.vel işletmeye açılmıştı. Çatalağzın da inşa edilmekte olan 60 bin kilovatlık ter­mik  santralin 40 bin kilovatlık iki ünitesi son üç ay zarfında işletmeye başlanmış, üçüncü 20 bin kilovatlık ünitesi ise mart ayı zarfında işletme ye başlıyacaktır. İstaribul da senelerden beri inşa halinde bulunan 26 bin kilovatlık elektrik tesislerinin inşalarımda sona ermiş, önümüzdeki pazar günü açılış merasiminin ya­pılması mukarrerdir. Tunçbilekte ma­hallinde elde edilen ve hiç bir para istemeyen kömür tozları ile işliyecek olan 60 bin kilovattık büyük termik santralin inşası da bitmiş tecrübe iş­lemlerine geçen hafta başlanmış bu­lunuyor. Yine büyük termik santral­lerimizden Soma santralimizin inşası da hızla devam etmektedir. Bu yıl içerisinde bitirilmesi mukarrer bulu­nuyor.

Orta çaptaki mıntaka hidroelektrik santrallerinin ikmal ve işletmeye açılma zamanları da bu tarihlere tesa­düf etmektedir.

Elektrik santrallerimizin inşasına böylece devam olunurken bu santral­lerde elde edilecek elektrik enerjisi­nin Büyük istihlâk merkezlerine nak­li' için gerekli nakil hatları şebeke­sinin tesisi hususunda da aynı gay­retler harcanmaktadır. İkmal edilmiş 453 kilometrelik Çatalağzı  İstanbul hattına ilâveten 3546 kilometre uzunluğundaki yeni elektrik nakil hat­ları yapılmaktadır ki bunların da in­şaatı- 1956 da  bitmiş olacaktır:

Etibank tarafından yapılmakta olan termik ve hidroelektrik santraller İn­şası gayretlerinin yanı başında, Ereğ­li kömürleri, Divriği demir, Keçibor­lu kükürt işletmeleri, Murgul bakır tesisleri, Garp linyitleri mevzuları ü-zerinde yapılmakta olan hummalı ça­lışmalar vardır. Bütün bu tesislerin ekonomik hayatımız üzerine yapaca­ğı müspet tesirlerin ne derece şü­mullü olacağını "yüksek takdirlerine terkediyorum. Ancak bunlardan yani sadece Etibank tarafından yapılmak­ta olan e nvestism anlarda doğrudan doğruya elde edilecek kıymetlerin 1950-1954 yıllarında vasati 130 mil­yon lira olmasına mukabil 1956 da 198 milyon, 1957 de 239,3 milyon, 1958 de 287,5 milyon ve 1959 dan itibaren de 292,4 milyon lira olacağının he­saplanmakta bulunduğunu arz edebilirim.

Arkadaşlar,

İktisadî şartlarımıza uygun bellibaşli ihtiyaçlarımıza cevap verecek kendi ham maddelerimizi işleyecek ve dış piyasalara fuzulî tediylerden bizi kurtaracak sanayiin ehemmiyetini izahalüzum olmasa gerektir. Bu ehemmi­yeti müdrik bulunan Demokrat Partihükümetleri daha 1950 den itibarensanayi sahasında da gerekli gayret­leri sarf etmekte bir an geri kalma­mıştır.

Hususi teşebbüs tarafından sanayi sa­hasında yapılan, yatırımlar yurdun bir çok bölgelerinde birer medeniyet ve terakki âbidesi halinde yükselmek­te olduklarını iftiharla söyleyebiliriz. Yalnız Sanayi Kalkınma Bankasının açtığı 147 milyon liralık kredinin. 415 milyon liralık yatırımı desteklediğini kaydetmek bu hususta bir fikir vere­bilir. Bunun dışında hususî sektörün sınaî tesislere yaptığı yatırımların miktarları bu rakamların kat kat üs­tündedir.

Devlet sektöründe sanayi bakımından mühim rol oynayan büyük müessese­lerimiz Sümerbank, Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi, Makine ve Kimya En­düstrisi Kurumu, Azot Sanayi Ano­nim Şirketi ve Çimento Sanayi Ano­nim Şirketi olarak sayılabilir. 

Sümerbank üzerinde çalışmakta bulunduğu tekstil sanayi ile sellüloz sanayi tesisleri 1958 de, toprak sana­yi ile ağır sanayi tesisleri de 1957de ikmal edilmiş olacaktır. Bu sanayi: i-çin şimdiye kadar 307 milyon lira ödenmiştir. Daha da 300 milyon lira ödenecektir. Bu cihetle böylece temas ettikten sonra bu sanayi kolları üzerinde biraz tevakkuf edelim.

Mensucat sanayimiz, aldığımız isa­betli tedbirler sayesinde büyük inki­şaflara mazhar olmuştur.

1-950 yılında mevcut tesislerin sayısı 219 idi. Halen bu rakam 528'e yüksel­miştir.

Pamuklu mensucatta 1950 de mevcutiğ adedi 260 bin iken 1954 te 600 bineçıkmıştır. Pamuklu sanayi iğadedibu yıl içinde milyonu aşacaktır. Artışlar yünlü mensucat sanayinde de hattâ daha. fazlasiyle tahakkuk,et­miştir.

1950 den sonra yapılan envestismânlar sayesinde İzmit Kâğıt ve. SellülozFabrikalarının istihsal kapasitesi 18 bin tondan 50 bin tona yükselmiş bu­lunuyor. 1958 de ikmal edilecek te­sisler ise bu kapasiteye 28 bin ton dana ilâve edecektir.

Memleket çapındaki istihsali artırma faaliyetlerinde demir ve çeliğin ehemmiyeti ve bu ana maddelerin it­hali için sarfedilen dövizlerimizin bir kaç yüz milyon liraya baliğ bulundu­ğu yüksek malûmunuzdur. Bu ihtiyacı vaktinde gören hükümetimiz 1950 denberi Karabük tesislerinin ve Divri­ği demir madenlerinin istihsal kapa­sitelerini artırmak için gerekli teşeb­büslere girişmiş bulunuyor. 1949 yılın­daki Karabük demir fabrikalarının istihsali ancak 74 bin tondan ibaretti.Yapılan yatırımlar sayesinde munta­zaman yükselmekte olan haddehane istihsali bu yıl içinde 300 bin tona, çelikhane mamûlâtı ise yine bu yıl içerisinde 350-400 bin tona yüksele­cektir.Bundan başka Karabük tesislerinin ikinci kademe tevsilerine de girişilmiş olup bu tevsi de 1957 yılında ikmal e-dilecek ve böylece istihsal kapasitesin­de yeniden 100 bin tonluk bir artış sağlanmış olacaktır.

Karabükte 1952 yılında inşasına baş­lanmış ve 1954 yılında işletmeye açıl­mış-18 bin ton kapasitedeki  boru fab­rikasını da ayrıca zikretmeliyiz.

Bundan başka geçen yaz, İzmit te in­şasına başlanan dikişli boru fabrikası da bu yıl ortalarında işletmeye açı­lacak ve 15 bin tonluk bir kapasiteye malik olacaktır.

Sümerbank camiasına dahil diğer fab­rikaların da aynı şekilde gelişmeler kaydettiği  memnuniyetle  müşahede olunmaktadır.Şeker sanayi de üzerinde ehemmi­yetle durduğumuz bir mevzudur.

Çiftçilere ve işçilere yeni iş sahası te­min eden ziraatimize sulama, çapa-lama ve münavebe usullerini getiren, halkın teknik bilgisini arttıran ayrıca hayvancılığınıza çok büyük faydaları olan bu mevzua şimdiye kadar verdi­ğimiz ehemmiyetin tamamen yerinde olduğuna kani bulunuyoruz.

ŞekersMikten çekilen sıkıntılar unutulmıyacak kadar yakın zamanlarda devam etmiştir.

Yüksek malûmunuzdur ki 1927/1934 seneleri arasında kurulmuş olan 4 şe­ker fabrikasından sonra yeni fabri­kalar tesis edilmemiştir.

Buna mukabil zaman zaman şeker it­hali veya şeker fiyatlarını, istihlâki durduracak yüksek seviyelere çıkar­mak şıkkı tercih edilmiştir.

1950 yılından itibaren inşasına başla­dığımız fabrikalar 11 tanedir. Bun­lardan yedisi bitmiş ve işletmeye a-çılmıstır. Dördü de bu yıl zarfında işletmeye açılacaktır. Bu fabrikaların kapasiteleri yekûnu 376 bin tonu bu­lacaktır.

Şeker fabrikaları inşaatında çiftçile­rimiz ve hususi müteşebbislerle milli bankalar ve devlet teşekküllerinin el­birliği ile çalışmaları iktisadî ve ma­lî tarihimizde emsali olmıyan güzel bir örnek vücude getirmiştir. Şimdi­ye kadar Pancar Ekicileri Koopera­tiflerinin adedi 16 ya, ortak sayısı 200 bine ve ortakların taahhüt ettik­leri sermaye yekûnu 82 milyon liraya yükselmiştir.

Şeker sanayiinin bir çok faydalan ya­nında, memleketimize kazandırmak­ta olduğu döviz tasarrufu da muaz­zamdır. Bu ehemmiyeti tebarüz ettir­mek için bir ölçü olarak 1955 yılı şe­ker istihsal ve istihlâk rakamları ü-zerinde kısaca izahat verelim:

Bu yıldaki şeker istihsalimiz bilindi­ği gibi daha 4 fabrikamızın henüz iş­lemeye başlamamasına ve işleyen ye­ni fabrikaların henüz tam kapasite­lerine erişmemiş olmalarına rağmen 255 bin tonu bulmuştur. 950 den ev­vel fabrikaların vasati istihsali 120 bin ton olduğuna, bu yılki şeker is­tihsalinin de 250 .bin tonu bulacağına göre şayet şeker sanayinde envestisman lar yapılmamış ve yeni fabrika­lar kurulmamış olsaydı bu yıl 135 toin ton şeker ithal etmek mecburiyetinde kalacak idik ki bunun memlekette 15.525.000 dolara mal olacağını hesap etmek yapılan işlerin hayatî ehem­miyetine intikal edebilmeyi pek    kolaylaştıracağı fikrindeyiz. 956-957 şe­ker kampanyası yılı içinde bu hesap yürütülecek olursa vaziyet şöyle ola­caktır :

İstihlâk 300 bin tona yaklaşacak, 950 den evvel mevcut fabrikaların vasati 120 bin ton istihsalleri bu miktardan düşüldüğü takdirde 180 bin ton şeker ithal zarureti hâsıl olacak idi. Mem­leketin Ödemek mecburiyetinde kala­cağı döviz miktarı 20.700.000 doları bulunacaktı.

Gelelim çimento sanayine, Çimento fabrikalarımız 949-950 yılla­rında senede 395 bin ton çimento is­tihsal ediyorlardı.

950 den sonra mevcut fabrikaların tevsii ve yeni fabrikalar inşası sure­tiyle istihsal kapasitemiz 1 milyon tonun fevkine çıkmış ve buna rağmen 953 te 537 bin, 954 te 613, 955 te 811 bin ton çimento ithal edilmiştir.

Çimento normal şartlar dahilinde bir ithal emtiası olamaz, nakli pahalıdır. Buna rağmen ithal edilmesi, duyulan ihtiyacın şiddet derecesini gösterdiği memleket dahilinde istihsal olunduğu takdirde bu ihtiyacın kolaylıkla 2,2,5 milyon tonu bulacağı aşikârdır.

Kurulmakta olan çimento fabrikala­rından 3 ü ikmal edilmiştir. 8 tanesi ve senelik 120 bin tonluk bir tevsi İn­şaatı da 1956 da, diğer 5 tanesi de 957 de istihsale başlıyacaktır.

Böylece çimento istihsal kapasitemiz 1950 senesinin 395 bin tonuna muka­bil 1956 da 2, 1957 de 2,5 milyon to­nu geçecektir. 955 senesinde istihsal olunan miktar 826 bin tondur. 956 da istihsal edilecek miktarda 1 milyon 250 bin tonu bulacaktır.

Bu itibarla içinde bulunduğumuz yıl mecbur kalsak bile pek az miktarda çimento ithal edeceğiz. Gelecek sene ise çimento ithali artık tarihe karışa­caktır. Burada da bir küçük hesap yapmak yerinde olur. 950 de 395 bin ton çimento istihsal ediyorduk, şayet şekerde olduğu gibi çimento sanayi­inde de envestisman yapmamış ol­saydık 950 yılından bu yana 6 milyon ton çimento istihlâk etmiş olmamıza

nazaran dahili istihsal olarak her se­ne için 395 bin ton düşülecek olursa, geriye yeni envestismanlarımızm şim­diye kadar temin ettiği 940 bin ton fazla istihsal görülür ki ithali takdi­rinde bu miktar için ödeyeceğimiz para 18.800.000 dolara baliğ olacaktı. Yani bu sayede daha şimdiden 18,8 milyon dolarlık az ithal yapmış ve dö­viz kazanmış olduk.

Yalnız 956 senesinde 1 milyon 250 bin . ton istihsal yapacağımıza nazaran ise bundan 395 bin ton tenzil edildiği takdirde çimento için yalnız bu sene tediye mecburiyetinden kurtulacağı­mız dövizin 17 milyon dolara baliğ olduğunu, envestismanlarımızın müsmiriyetini tebarüz ettirmek maksadiyle hatırlatmak isteriz.

Cübre ihtiyacımızın günden güne şa­yanı hayret bir hızla artmakta oldu­ğuna memnuniyetle şahit bulunmak­tayız. 2 süper fosfat fabrikası yaptık, ayrıca 1955 te kurulmasına başlanan ve 1958 de ikmal edilecek olan azotlu gübre sanayinde 26 milyon lira de­ğerinde 118 bin ton ziraatimiz için çok faydalı madde temin edilecektir.

Bir sanayi şubesi olan Et ve Balık Kurumunun faaliyetlerine gelince, Bu kurumun daha şimdiden müspet neticeler verdiğini gördüğümüz ça­lışmalarının olgun semereleri 957-958 yıllarında elde edilecektir. Şimdiye ka­dar balık unu ve yağı ve konserve fabrikaları ile et kombinaları dahil bu müessesenin tesisat ve teçhizatı için sarfedilen paralar 100 milyon lirayı aşmaktadır.

Et Balık Kurumunca yapılan envestismanlarm asıl büyük verimleri bu yıldan itibaren artan bir hızla elde edilmeğe başlanacaktır.

Arkadaşlar,

Sanayi mevzuundaki sözlerime niha­yet verirken 1953 te başlıyan ve 1955 te muvaffakiyetle ikmal olunan pet­rol tasfiyehanesi ve ona müteferri te­sislere şimdiye kadar 48,6 milyon li­ra ödendiğini ve Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun muhtelif ünitelerinin tevsii ve İslahı için gerekli

yatırımların yapılmakta bulunduğunu da kısaca belirtmek isterim.

Kurulmakta olan traktör, cip ve kam­yon fabrikalarının süratle tekemmül yolunda olduklarına gerek hususî te­şebbüs, gereksearaç sektörüne ait sa­nayileşme sahasında .daha pek çok te­sislerin, vücude getirilmiş ve getiril­mekte olduğuna, bunların tadadı ile kıymetli vaktinizi almak istemediği­mize işaret etmek yerinde olur.

Ziraatin memleket iktisadiyatındaki yerini biraz önce tafsilen arzetmiştim. Bu istihsal kolunun mevzularından birisi de hububat ve hayvan mahsul­lerini değerlendirmek hususudur.

Burada Toprak Mahsulleri Ofisi ile Et ve Balık Kurumunun çalışmala­rından bahsetmek istiyorum.

1946-1947 ile 1949-1950 devreleri ara­sında Toprak Mahsulleri Ofisinin yıl­lık vasati mubayaa yekûnu 553 bin ton, müstahsile ödediği bedel de 125 milyon lira idi. 1950-1951 ile 1953-1954 devrelerinde bu vasati 1.303.250 tona, müstahsile ödenen bedel de 330 milyon liraya yükselmiştir. Bu seneki mubayaa mevsiminin ilk 6 ayında bir milyon 86 bin ton hububat satın alınmıştır.

Ofisin ambarlama tesislerinin duru­muna gelince, 1950 yılında Ofisin ambarlama tesis­lerinin yekûnu 8 adedi silo, bakiyesi ambar olmak üzere 429 bin tondu.

Tatbike geçilmiş ve inşaatı bir hayli ilerlemiş bulunan yeni tesisat bu ka­pasiteyi 24 beton silo, 71 çelik silo, 394'ü çelik hangardan müteşekkil 2 milyon 200 bin tona çıkarılacaktır ki hâlen bu depolama imkânı bir mil­yon 100 bin tondur.

Geçen sene İngiltere hükümetinden temin edilen kredi ile Mersinde 100 bin tonluk, Konya ve Ankarada 60 şar bin tonluk 3 beton silo, değirmenler ve temizleme tesisleri vücude getiril­mektedir.

Bir memleketin münakale imkânla­rının azlığı ve iptidailiğinin o mem­leketin bütün ekonomik faaliyetlerinine derecelere kadar sektedar ettiği, istihsal şevkini nasıl kırdığı, maliyet ve fiyatları yükselterek millî mahsu­lâtı rekabet muvacehesinde nasıl za­afa uğrattığı izaha muhtaç olmasa gerektir.

1950 yılında iktidara geldiğimiz zamün yapmağa koyulduğumuz büyük işlerde, geliştirmeğe çalıştığımız it­halât, ihracat ve ticaret muamelele­rinde yolsuzluk ve limansızlığın ver­diği müşkülleri ve bunların üzerimi­ze yüklediği külfetleri asla unutma­mız lâzımdır. Şimdi girişeceğimiz şu kısa tetkik ve tahlil iktidarımızın bu lüzumu ne derecelere kadar takdir etmiş olduğunun delillerini ortaya ko­yacaktır.

Kara yolları:

1950 yılma tekabül eden 12 yıl zar­fında devlet bütçelerinden kara yol­larına ayrılan paralar 202 milyon li­ra idi. İktidarımız zamanına taallûk eden yarı müddette yani altı yıl zar­fında aynı mevzua tahsis ettiğimiz para   1.293.500.000  liradır.

Böylece 1950 de 15.104 kilometre olan stabilize yol uzunluğu 27 bin ki­lometreye, bakıma tâbi yol uzunluğu­nu da 19.166 kilometreden 36 bin ki­lometreye çıkarmak mümkün olmuş­tur. İktidarı devir aldığımız tarihe kadar tamamen ihmal edilmiş bulu­nan ilk ve köy yolları üzerinde ehem­miyetle durulmuş 31.795 kilometrelik yol, çalışma mevzuu yapılmış, 14.527 kilometrelik tesviye, 4488 kilometre­lik kaplamalı yol ikmal edilmiştir.

Köprü inşası mevzuunda .da vaziyet aynıdır.

1950 senesinden önce yapılmış köprü­ler ancak 13 bin metre uzunluğunda 289 adet idi. 5 yıl içinde 41.137 metre uzunluğunda 591 köprü yapılmış ve daha 18 bin metre uzunluğunda 498 köprünün inşası da devam etmekte bulunmuştur. İskele ve limansızlıktan iktisadiyatı­mızın ne büyük zararlar görmekte ol­duğunu tafsile hacet yoktur sanırım. Sadece bir misal olarak  arzedeyim:

1945-1947 senelerinde harb sonu te­rakümü olarak satılmış olan üç dört yüz bin ton hububatın yolsuzluk ve limansızlık yüzünden uzun zamanlar ihracına ve teslimine imkân buluna­mamıştı.

İşte bu tecrübeler ve ihtiyacın böylece takdiri neticesidir ki 1950 den bu ya­na liman, iskele ve barınak inşasına da ne büyük ehemmiyet verildiği yük­sek malûmlarıdır.

Ereğli ve Trabzon limanları 1954 te işletmeye açılmıştır. İnebolu ve Amas­ra limanlariyle İskenderun limanı tahmil ve tahliye tesisleri ikmal edil­miştir.

İstanbul Sahpazarı rıhtımının bir kıs­mı 1956 da diğer bir kısmı ile Hay­darpaşa limanının bir kısmı 1957 de ve diğer kısmı da 1953 senelerinde iş­letmeye açılacaktır.

İzmir - Alsancak, Samsun ve Giresun limanlarının inşaatı hızla devam et­mektedir.

Bütün bu inşaat tamamlanınca, li­manlarımızın yıllık tahmil ve tahliye kapasitesi 5 milyon tonu bulacaktır.

Demiryolları inşaatı ve bakım işleri de aksatılmadan yürütülmektedir.

Devlet Demiryolları 1950 senesinden bu yana, 250 milyon lira sarfiyle yol­ları ve yenileme ve cihazlama gayret­lerine fasılasız devam etmektedir.

Yeşilköy, Esenboğa ve Trabzon hava meydanlarından Yeşilköy ve Adana 1953 yılında, Esenboğa 1955 te işlet-ye açılmıştır. Diğerlerinin inşasına devam olunmaktadır.

Deniz ticaret filosunun bir taraftan memleketimizin coğrafî durumu, di-*ğer taraftan tediye muvazenemiz ba­kımından hâiz olduğu ehemmiyet ma­lûmdur. Filomuzu her fırsattan isti­fade ederek büyütmek durumunda­yız.

300 gros ton ve daha büyük gemilerle tankerlerin yekûnu 1950.senesinde 467 bin gros tonilato idi. Bu miktar 1954 te 595 bin tonilâtoya yükselmiştir. Önümüzdeki yıllarda 702 bine yüksele­cektir.

Münakale mevzuu tetkik edilirken Posta Telgraf ve Telefon idaresinin yatırım faaliyetlerine de temas etmek mümkündür.

Bu idare 85 milyon liralık bir prog­ramı tatbik mevkiine koymuştur. Ha­yırlı neticeler alınacağı muhakkak­tır.

Muhterem arkadaşlar,

Yatırımlara müteallik sözlerine ni­hayet verirken, hususî teşebbüs tara­fından yapılanlar hariç, sadece dev­let sektörü yani umumî mülhak bütçeli dairelerle iktisadî devlet teşekkülleri ve benzeri müesseselerin yaptığı envestlsmanlara 1950 - 1955 devresinde bilfiil sarf etilen paranın 2.303.977.000 lirası döviz olmak üzere 6.948.841.000 liraya baliğ bulunduğunu tebarüz et­tirmek isterim.

Banka kredilerinin inkişafı: Muhterem arkadaşlar,

Banka kredilerinin iktisadî hayatta ve hususiyle iktisaden az gelişmiş memleketlerde istihsal faaliyetlerinin teşvikinde oynadığı mühim rol yüksek malûmunuzdur. Demokrat Parti ikti­dara gelir gelmez ehemmiyetle ele aldığı meselelerden biri de bu mevzu olmuş ve 1950 senesinden önceki is­tihsal ve iş hacminin düşük bir sevi­yede kalmasında başlıca âmillerden biri olan eski dar ve kısır politika terkedilerek iş ve istihsal hayatının lüzumlu kredilerle teçhizi cihetine gi­dilmesi iktisadî politikamızın esasla­rından biri olarak kabul edilmiştir.

şimdi arz edeceğim. mukayeseli izahat bu mevzudaki müsbet faaliyetimizin neticelerini en beliğ bir şekilde ifade etmektedir.

Filhakika bu mevzudaki gayretlerimiz neticesinde 1950 yılı başında 1 milyar 330 milyon lira olan umumî kredi hac­mi elimizdeki son rakamlara göre hâlen 5 milyar 600 milyona yükselmiş bulunmaktadır ki bu vaziyet dört mis­linden fazla bir artışı göstermekte­dir.

Bu artışın en mühim kısmının, eko­nomimizin temelini teşkil eden ziraatin inkişafına ve nüfusumuzun yüz­de 80 inden fazlasını temsil eden köy­lümüzün lüzumlu vasıtalarla teçhizi­ne matuf ziraî kredilere taallûk, etti­ğini ve 1950 başında 337 milyon lira­dan ibaret olan ziraî kredi yekûnu­nun 5 misline yakın bir artışla 1 mil­yar 476 milyon liraya yükselmiş bu­lunduğunu bilhassa kaydetmek iste­rim.

Ayni şekilde memleketin istihsal kay­naklarının işletmeye açılmasını temi-nen yeni tesisler kurulmasını ve mev­cut fabrika ve tesisleri nazamî kapa-siteleriyle çalıştırılmasını temine ma­tuf yatırım ve işletme kredisi şeklin­deki sınaî kredilerde mühim artışlar vuku bulmuştur. Diğer taraftan ban­ka istatistiklerinde ticarî krediler namı altında gösterilen rakamların mühim bir kısmının da hakikatte sı­naî tesis ve işletme kredileri olduğu­nu burada ayrıca belirtmek isterim.

Bu mevzudaki izahatıma nihayet ver­meden önce hükümetinizce banka kredilerinin muhtelif istihsal kolla­rının ihtiyaçlarına ve iktisadî kalkın­mamızın icaplarına uygun olarak tev­ziini ve en müsmir bir şekilde kulla­nılmasını temine matuf tedbirler üzerinde de ehemmiyet ye ciddiyetle durulmakta olduğunu yüksek heyetin arz etmek isterim.

Bu maksatla bankacılığımızın ve memleket ekonomisinin bugün ulaş­mış olduğu inkişaf merhalesinin icap ve ihtiyaçlarına cevap vermiyen 1936 tarihli bankalar kanununun yerine kaim olmak üzere yeni bankalar ka­nunu lâyihası hazırlanarak yüksek Meclise takdim edilmiş olduğu gibi umumî kredi hacmini memleketin iş ve istihsal hacminin zaruretlerine gö­re ayarlamak üzere resmî ve hususî sektörün salahiyetli elemanlarından müteşekkil banka -kredilerini tanzim komitesi kurulmuş bulunmaktadır.

Mevduat hacmindeki inkişaf:

Son senelerde bankalardaki mevduat hacminde kaydedilen büyük inkişaf hepinizin malûmu olmakla beraber, burada bu mevzua da kısaca temas et­meden geçemiyeceğim:

Bankalardaki mevduat yekûnu, 1950 senesi başında 989 milyon liradan iba­ret bulunuyordu. Elimizdeki son ra­kamlara göre mevduat miktarı 3 mil­yar 787 milyon liraya yükselmiş bu­lunmaktadır ki, bu miktar 1950 se­nesi başına nazaran 4 misline yakın bir artışı ifade etmektedir.

Bu netice gayri safî millî istihsal ve fert başına düşen millî gelirde görü­len artışın eseri olup ayni zamanda halkımızın hükümetçe takip edilen malî politikaya karşı duyduğu itima­dın delilini de teşkil etmektedir.

Bu vesile ile bir nebze de para poli­tikası ve emisyon hacmi üzerinde durmak isterim.

Muhterem arkadaşlarım,

Kısaca ifade etmek lâzım gelirse mil­lî ekonominin salâbet ve hayatiyetini muhafaza etmek üzere her türlü enflâsyoncu ve deflasyoncu tesirlere kar­şı Türk parasının değerini korumak para politikamızın esasını teşkil et­mektedir.

İktidarımız zamanında emisyon hac­minin artmış olduğu bir vakıadır, an­cak izahatımın bundan önceki kıs­mında arzettiğim üzere memleketi­mizdeki iş ve istihsal hacminin mu­azzam bir artış kaydettiği de kimse­nin inkâr edemiyeceği bir vakıadır. Diğer taraftan bu artışın memlekette bütün genişlemesiyle devam etmekfe olan iktisadî kalkınma faaliyetlerinin bir müşevviki ve desteği halinde iş­lemiş olduğunu da ilâve etmek yerin­de olur. Ayni zamanda para hacmin­deki hareketleri mütalâa ederken, memleketimizin iktisadî envanterinin 4-5 yıl içinde ne kadar zenginleşmiş olduğunu da hesaba katmak lâzımgelir.

Diğer taraftan para ve emisyon me­selelerini tetkik ederken iktisaden az gelişmiş bir memleketin şartları ile beraber yukarıda zikredilen vakıala­rın da ayni zamanda gözönünde bu­lundurulması iktiza eder.

Bu bakımdan üzerinde asıl hassasi­yetle durulacak husus emisyon hac­mindeki  artıştan    ziyade bu  artışın gayri tabiî sebeplerden meydana gelip gelmediği keyfiyetidir.

Yüksek heyetinizin tetkik ve tasdiki­ne sunulmuş olan 1956 yılı bütçesi denk bir bütçe olarak bünyesinde, gayri tabiî bir şekilde arttırıcı bir un­suru ihtiva etmemektedir.

Diğer taraftan iktisadî devlet teşek­külleriyle bu mahiyetteki müessese ve teşekküllerin finansmanı mevzuu da bu zaviyeden ehemmiyetle ele alın­mış ve bu maksatla alâkalı Vekiller­den müteşekkil bir komite kurulmuş bulunmaktadır.

Bahis mevzuu müessese ve teşekkül­lerin işletme ve yatırım masraflarını, memleket ekonomisinin hâlen ulaş­mış bulunduğu merhalenin icap ve ih­tiyaçları gözönünde bulundurularak, kendi öz gelirleri ve tabii finansman kaynaklariyle karşılanması mevzuun­da gerekli tedbirlerin alınması tekarrür etmiş olduğundan bu müessese ve teşekküller tarafından da Merkez Bankası menabiinin zorlanması bahis mevzuu bulunmamaktadır.

Netice itibariyle esaslarını kısaca arz ettiğim para ve emisyon politikamı­zın tamamen memleket ekonomisinin tabii ihtiyaçlarından mülhem bulun­duğunu ve devlet masraflarının karşı­lanması için ve hattâ iktisadî devlet teşekküllerinin iç finansmanı mevzu­unda da emisyona müracaat edilme­sinin asla varit bulunmadığını bir ke­re daha belirtmek İsterim.

Bu kısımdaki izahatıma nihayet ver­meden Önce tediye muvazenesi mev­zuuna da kısaca temas etmeme müsa­adenizi istirham ederim.

Yüksek heyetinize sunulmuş olan 956 yılı bütçesinin gerekçesinde bu hu­sustaki teamüle uygun olarak 1954-1955 devresine ait tediye bilançosu ra­kamları etraflı izahatla birlikte tet­kiklerinize arzedilmiş bulunmakta­dır.

Mezkûr rakamların tetkikinden anla­şılacağı veçhile 1954-1955 tediye bilan­çomuz açıkla kapanmıştır. Ancak he­men ilâve edeyim ki bu keyfiyeti bu suretle teşbit ettikten sonra mezkûr rakamları şu veya bu şekilde kıymet­lendirmeden önce açığın sebep ve â-milleri üzerinde durulması, bu açığın daha ne kadar müddetle devam ede­ceğinin nazarı dikkate alınması ikti­za eder.

Bu mevzuda istitraden şunu arz etmek isterim. İktisaden az gelişmiş memle­ketler daima tediye muvazeneleri açıklarına maruz olup bu açıklar kal­kınma yolunda gayret sarfeden mem­leketlerde tesirleri nisbeten ağır, fa­kat muvakkat, buna mukabil bu yol­da bir gayret göstermiyen memleket­lerde ise tesirleri belki daha ağır, fa­kat uzun ve devamlı bir karakter arzeder.

Maruzatımın muhtelif yerlerinde te­mas etmiş olduğum üzere memleketi­miz 1950 yılından beri umumî bir kal­kınma havası ve hızı içindedir.

Bu gayretin bir neticesi olarak hâlen vatan sathının her köşesinde kurul­muş bir tesis veya bir fabrika faali­yete geçmiştir. Veya işletmeye açıl­mak üzeredir veyahut ta inşa halinde bulunmaktadır.

Bütün bu tesislerin umumiyetle en az 1/3 nisbetin de ve hattâ bazan ya­rıdan fazla dış tediyeyi icap ettir­diği nazarı itibara alınırsa tediye bilânçomuzdaki açığın sebebi kolayca anlaşılabilir.

İktisadî istihsal ve bekamızın temi­natı olan yatırımlarımızın zarureti üzerinde burada ayrıca durmayı za­it buluyorum. Binaenaleyh, tereddütsüz olarak tesbit edebiliriz ki tediye bilânçomuzdaki a-çıklar yarınki kudretli Türkiye yi inşa uğrunda sarfettiğimiz gayretlerin bir bedeli ve bir ifadesidir.

Diğer taraftan bu mevzuda şu nokta­nın gözönünde bulundurulması. icap eder ki tediye muvazenesi açıkları İk­tidarımızdan önce de mevcuttu. Ve kı­sır bir muvazene politikasına ve bu maksatla istihlâk dahi gayri tabiî usullerle en düşük hadlerde tutulma­sına rağmen tediye bilançosu 1946 yı­lından sonra daima açıkla kapanmış­tı. Bu hususta bir fikir vermek üzere nisan 1947 den haziran 1950 sonuna kadar geçen 3 senelik bir devre zar­fında bu şekildeki açıkları kapamak için 550 milyon liralık altın ve serbest döviz satılmış olduğunu zikredebili­rim. İkinci dünya harbinin sona erdiği ta­rihten 1950 mayısına kadar geçen müddet zarfındaki dış borçlanmalar­la Amerikan yardımlarından kullanı­lan kısım mecmuu olarak 340 milyon lira ilâve edildiği takdirde bu devre esnasında dış tediye açığının 1 mil­yara yaklaştığı meydana çıkar. Binaenaleyh, 1950 senesinden önce ta­kip edilmiş olan bu gayri tabiî dar ve mutlak muvazene politikasının, mem­leketi iktisaden kurtaracak olan ya­tırımlar politikasına nasıl mâni ol­duğunu ve ne gibi neticeler vermiş bulunduğunu tafsile lüzum görme­mekteyim.

Tediye bilançom uzdaki açıkların da­ha ne kadar müddet devam edeceği meselesine gelince biraz evvel arzet-tiğim gibi iktidara geldikten sonra te­melini attığımız tesislerden bir kısmı işletmeye açılmış bulunmaktadır. İçinde bulunduğumuz sene bu bakım­dan verimli bir sene olacaktır. Bun­ların bir kısmı önümüzdeki yıllarda yani 1957 ve 1958 yıllarında seri ha­linde faaliyete geçecektir.

Bunların yaratacağı istihsal kudreti­ne muvazi olarak bir taraftan ihraca-tımızdaki artış ve diğer taraftan bir kısım istihlâk ve yatırım mallarının memleket dahilinde istihsali suretiyle ithalâtta, kaydedilecek azalma netice­sinde tediye muvazenemizin müsbet istikamette gelişmeler kaydedeceği aşikârdır.

Diğer taraftan yabancı sermaye yatı­rımlarının da bu mevzuda nazarı dikkate alınması lâzım gelen müsbet bir âmil olduğunu ayrıca belirtmek isterim. Bu mevzua son vermeden ön­ce son iki senenin ziraî istihsalimiz bakımından üstüste tamamiyle gayri müsait oluşunun tediye muvazenemiz­de görülen ciddî vaziyetin diğer sebe­bini teşkil ettiğinde şüphe yoktur. Ziraatimizin istihsal kapasitesi çok yük­selmiş, vatan sathı 1950 senesine nazaran yüzde 60 şa yakın bir nisbette ve genişlikte ziraat edilmeye başlan­mış olduğundan ziraat için müsait ik­lim şartlarının tediye muvazenemiz üzerinde süratle en müsbet tesiri icra edeceğine şüphe yoktur.

Şimdi, 1955 bütçesinin tatbikatına ve 1956 yılı bütçelerinin tahliline geçi­yorum.

2  Getrlerin tahsili :

1955 bütçesinin gelir tahmini olan 2.789.060.001 liradan malî yılın 11 in­ci ayı sonuna kadar 2.404.954.588 li­rası tahsil edilmiştir. Bu miktar ge­çen yılın ayni devresinde yapılan tah­silattan 382.155.513 lira fazla bulun­maktadır.

11 aylık devre itibariyle aylık istihsa-lât ortalaması, geçen yıl 184.4 milyon lira iken bu sene 34,2 milyon fazla-siyîe 218.6 miîyon liraya yükselmiş­tir.

Buna muvazi olarak geçen yılın en yüksek aylık tahsilatı eylül ayında 234,6 milyon lira iken bu yıl mart ayında 54,6 milyon lira fazlasiyle, 289,2 milyon lira tahsil olunmuştur. Diğer ayların tahsilat miktarı ara­sında da, 1955 lehine büyük farklar mevcuttur.

Bu fazlalıklar, bilhassa, gelir, imalât muamele, bankalar muamele, gümrük, tekel hasılatı ve tekelden alman sa­vunma vergisi ve damga resmi gibi vergi ve resimlerde vaki olmuştur.

1955 yılının 10 uncu ayı sonu itiba­riyle yapılan hesaplara göre, bu yıl tahsilatının geçen yıl tahsilâtına na­zaran arz ettiği fazlalıkların 109,7 mil­yon lirası gelir, 41 milyon lirası ima­lât muamele, 13,3 milyon lirası ban­kalar muamele, 38,1 milyon lirası gümrük, 36,4 milyon lirası tekel mad­delerinden alman savunma vergile­rinden, 59 milyonu tekel safi hasıla­tından ve 9,3 milyonu ise damga res­minden elde edilmiş bulunmaktadır.

Tahsilat seyrinde müşahede olunan bu muntazam ve süratli gelişme, bü­yük bir hızla devam eden iktisadî kal­kınma hareketlerinin istihsal ve is­tihlâk hacminde ve umumiyetle  vatandaş gelirlerinde husule getirdiği müsbet tesirlerin bir neticesidir.

Hazine muameleleri ve devlet borç­lan :

Hazine muamelelerinde hükümetimi­zin takip ettiği prensip bütçe tediyatının zamanında ve azamî suhuletle icrasını mümkün kılmak noktasında temerküz etmektedir.

3 milyarlık bir bütçe sarfiyatının icap ettirdiği hazine muamelelerinin en ufak bir aksaklığa dahi meydan veril­meden ifa edildiği göz önüne alındığı takdirde bu mevzuda gösterilen dik­kat ve itinanın derecesi kendiliğinden anlaşılır.

Hazine muamelelerinden bahsederken hazine ile Merkez Bankası arasındaki münasebetlere de kısaca temas etmek faydalı olacaktır.

Yüksek malûmları olduğu gibi, geçen mayıs ayında Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kanununda yapılan tadilât meydanında bu bankanın ha­zineye açmakta olduğu avanslar yeni esaslara bağlanmış ve bu suretle ye­kûnları milyarları aşan bir bütçe tat­bikatının icap ettirdiği kısa vadeli ka­sa kolaylıkları hu ihtiyaçla mütenasip bir seviyeye ulaştırılmıştır.

Bu vesile ile şunu arz etmek isterim ki hazine, Merkez Bankasının kısa vadeli avans menbama müracaatta azamî imsaki göstermekte ve taleple­ri normal seviyeyi aşmamaktadır.

Devlet borçlarına gelince:

Girişilmiş bulunan kalkınma hareket­lerinin istilzam ettirdiği muazzam ya­tırım masraflarının imkân nisbetinde normal varidatla karşılandığı ve yapılan borçlanmaların da asgarî hadlerde tutulduğu yüksek malûmları­dır.

Son zamanlarda bazı çevrelerde taka­timizin fevkinde borçlanıldığı yolun­da yapılan beyanların aşağıda vere­ceğimiz izahattan da anlaşılacağı veç­hile hiç bir asıl ve esasa istinat et­mediğini bilhassa belirtmek isterim.

Filhakika mülhak   bütçeli idarelerle iktisadî devlet teşekkülleri ve diğer müesseseler dahil bulunduğu halde devlet borçlarımızın umumî yekûnu 1950 mayıs ayı sonunda 2 milyar 297,3 milyon lira ve aralık 1955 sonunda ise 3 milyar 60 milyon liradır. Aradaki fark 762.7 milyon lira olup artışın nisbeti yüzde 33,1 dır. Ancak eski ik­tidara raci olup kayıt harici bırakıl­mış bulunan 173,1 milyon lira bu ar­tış miktarından tenzil edildiği takdir­de hakikî artışın 589,6 milyon lira­dan ibaret kaldığı ve nisbetin yüzde 25,6 olduğu görülür,

Arz ettiğim bu rakamlar 1950 ye naza­ran borçların umumî yekûnunda miktar itibariyle bir artış göstermekte ise de 1950 yılından bu yana başarı­lan veya ikmal edilmek üzere bulunan işler için sarf ettiğimiz mebaliğe na­zaran bu borçlanmalarımızın pek mü­tevazı bir seviyede kaldığı kolaylıkla anlaşılır.

Kaldı ki, vatandaşlara tahmil ettiği külfet bakımından bu iki tarih ara­sında bir mukayese yapıldığı takdir­de vücuda getirilmekte olan büyük eserlere rağmen vatandaşlara borç yükü olarak yeni bir külfet tahmil edilmesi şöyle dursun bilâkis bir ha­fiflik olduğu müşahede edilmektedir.

Nitekim 1950 yılında devlet borçları­nın ayni yıl bütçesinin varidatına o-lan nisbeti yüzde 176,7 yani yıllık va­ridatın iki misline yakın bulunduğu halde 1956 malî yılının başlangıcında bu nisbet bir misline yakın bir dere­cede azalmış ve yüzde 93,4 de inmiş bulunmaktadır,

Esasen 1956 yılı devlet borçları büt­çesi raporunu hazırlayan kıymetli ar­kadaşım Server Somuncu oğlunun ra­porunda belirttiği gibi memleketimiz diğer memleketlerle mukayese edildi­ği takdirde en az borçlu bulunan memleket olduğunu bilhassa tebarüz ettirmek isterim.

Umumî muvazene ile mülhak bütçeli idareler ve iktisadî devlet teşekkülle­rine ait borçların gruplar itibariyle tarzı tevezzüüne gelince, durum şöy­ledir:

a  Uınumî muvazeneye dahil borç­lar: 31/5/1950 31/12/1955 Konsolide : (İç   borçlar   749.964.028 822.449.004 (Dış  borçlar 466.140.020 565.007.495 Dalgalı: (İç borçlar 350.169.434 282.486.596 (Dış   borçlar   14.199.455 86.450.932 Yekûn 1.580.472.987 î.756.394.027 Devlet sektörüne ait borçlar dakı artış karayolları, köprüler, limanlar, köy yolları, içme suları, silolar, elektrik ve sulama, tesisleri ve sağlık merkezleri gibi kalkınmamızla doğrudan doğru­ya ilgili mevzular için yapılan yatı­rımların normal varidatla karşılana-mıyan kısmının finansmanı için ya­pılan borçlanmalardan ileri gelmiş­tir.

Bu borçlanmaların bir kısmı memle­ket dahilinde akdettiğimiz uzun va­deli iç istikrazlarla ve bakiyesi de İmar ve Kalkınma Bankası, Avrupa Tediye Birliği kredileriyle Marshall kredileri ve Nata camiasına dahil memleketlerin resmî ve hususî mües­seseleri tarafından memleketimize açılmış bulunan kredilerden tahassül eylemiştir.

Mülhak bütçeli idarelerle iktisadî dev­let teşekküllerine ait borçlara gelin­ce, ticarî bir karakter taşıyan Top­rak Mahsulleri Ofisi bonoları hariç bunların durumu da şöyledir:

31/5/1950      31/12/1950 Konsolide : (İç  borçlar 21.723.015 162.509.759 (Dış  borçlar  35.850.161201.719.652
Dalgalı : (İç borçlar    479.962.700824.162.765 Dıs borçlar  79.291.229115.240.649 Yekûn 716.827.105  1.303.632.825 Bu sektörün borçlarımdaki artışlar Türkiye Emlâk Kredi Bankasının hü­kümetimizin mesken politikasının ta­hakkuku zımnında yapmış olduğu uzun vadeli iç istikrazlardan, Toprak Mahsulleri Ofisinin silo inşaatı için İmar ve Kalkınma Bankasından, dev­let- su işlerinin Seyhan barajının in­şası için keza ayni bankadan ve sanayî Kalkınma Bankasının hususî te­şebbüsün kuracağı sınaî tesislerin dış finansmanında kullanılmak üzere yi­ne adı geçen bankadan aldığı kredi­lerle demir yolları mızm bir kısmının elektrifikasyonu ve yeni cer vasıtala­rı ile teçhizi ve Hirfanlı, Kemer ve Demiri köprü barajlarının ve hidroelektrik santrallerin inşası için yaban­cı müteahhit firmalara verilen hazi­ne kefaletini hâiz bonolardan ve Dev­let Demiryolları işletmesiyle Denizci­lik Bankası, Hava Yolları ve Toprak Mahsulleri Ofisinin keza modern va­sıta ve tesislerle teçhiz edilmesini te­min maksadiyle yabancı firmalardan temin edilen kredilerden ileri gel­mektedir,

Bu vesile ile şu noktanın da tebarüz ettirilmemesi gerekir ki bu sektörün bir kısım borçları avans mahiyetinde verilmiş olan bonolardan tahassül et­miş bulunmakta dır. Bilindiği gibi bu borçların tahakkuk ederek katî bir bütçe mahiyetini iktisap edebilmesi müteahhit firmaların taahhütlerini tamamen ifa etmelerine mütevakkıf bulunmaktadır.

Bu mevzudaki izahatıma nihayet ve­rirken devlet borçları bahsinde endi­şeye düşülecek bir sebebin mevcut bu­lunmadığını ve 1950 yılından bu yana ancak iktisaden müsmir yatırımların bir kısmının borçlanma yolu ile tahukkuk ettirilmesi yoluna gidildiğini tebarüz ettirmek isterim.

Muhterem arkadaşlar,

Huzurunuzda bulunan bütçe lâyiha­ları ile umumî ve mülhak bütçeli da­ireler 1956 yılında tahsisi derpiş olu­nan ceman (3.384.418.460) liranın, matuf bulunduğu hikmet grupları ve­ya faaliyet sahaları itibariyle ve carî ve yatırım tasnifi dairesinde tahliline girecek olursak, masrafların tevezzü şeklinde şöyle olduğu görülür:

1 Cari masraflar:

(2.440.674.439) liraya baliğ bulundu­ğu hesaplanan carî masraflardan en büyük hisseyi (809.961.327) lira ile millî müdafaa hizmetleri almakta, bu­nu takiben umumî idare masrafları­na (533.351.283) lira, maarif işlerine (424.668.861) lira, sosyal güvenlik iş­lerine (225.776.108) lira, iktisadî kal­kınmaya (158.734.354) lira, sağlık iş­lerine (150.601.333) lira ye nihayet borç ödemeye (137.580.668) lira ayrıl­mış bulunmaktadır.

2 Yatırım masrafları:

Büyük kısmı 1950 den bu yana inşa­sına başlanmış bulunan büyük tesis­lerin ve girişilen işlerin ikmaline mu-hassas olmak üzere bütçelerimizin ya­tırımlar kısmında yer alan ceman (943.744.021) liranın (787.565.808) lira gibi (%83,4) nisbetin deki mühim kıs­mı memleketin iktisadî cihazlanmasına (75.952.889) lirası kültür müesse­selerine, (63.183.125) lirası müdafaa, (13.484.446) lirası sağlık tesislerine ve (3.557.753) lirası da umumî idare hiz­metlerinin müstelzim kıldığı tesislere tevcih edilmiş bulunmaktadır.

Müdafaa hizmetleri:

Carî masraflar içerisinde (809.961.827) lira gibi yüzde 33,2 ye varan büyük bir hisse, kahraman ordumuzun ve jandarma, gümrük muhafaza teşkilâ­tı ve koruyucu asker müfrezeleri gibi yardımcı birliklerin günün şartlarına göre takviyesine ve Nato standartla­rına uygun bir seviyede idamesine tahsis edilmiştir. Bundan başka mü­dafaa ile ilgili tesisler için yatırım olarak bütçe lâyihasında muhtelif fa­sıllara mevzu (63.183.125) lira tuta­rındaki tahsisat da nazara alınırsa millî müdafaamıza 1956 bütçesiyle a-yırmak istediğimiz paranın (873 mil­yon  144.952)   lirayı bulduğu görülür.

Yurdun müdafaasına ve cihan sul­hunun temininde milletimize teret­tüp eden vazifelerin taahhütlerimiz dairesinde mükemmeliyetle ifasına matuf olarak devletçe ve milletçe kat­landığımız ve katlanmaktan da geri kalmıyacağımız fedakârlık cidden büyüktür. İktidarımızın son beş yıllık bütçelerine millî müdafaamız için ko­nulan tahsisatın -aktarmalar ve ek ödenekler hariç- 3 milyar 175 milyon lirayı aşmış olması ve bu meblâğın mezkûr beş yıllık devreye ait bütçe­ler yekûnunun (%28.5) ine tekabül et­mesi bu hususta iktiham eylediğimiz fedakârlığın derecesini gösterecek vu­zuhtadır.

1956 da müdafaa gücümüzün arttırıl­masına ve takviyesine yapacağımız tahsisler biraz evvel arzettiğim (873,144,952) liradan ibaret de değil­dir. Dostumuz Amerika Birleşik dev­letlerinin gerek karşılık paralar yo-liyle ve gerekse malzeme olarak ya­pacağı yardımlarla Nato müşterek enfrastrüktür programı gereğince in­şa edilecek tesisleri ve nihayet gelir, muamele, akaryakıt, gümrük gibi çe­şitli vergi ve resimlerde, deniz ve de­miryolu nakliyatında, millî müdafaa için tanınmış olan muafiyetleri ve hususî tarifeleri hep müdafaa potan­siyelimizin arttırılmasına matuf di­rekt ve endirek tahsisler olarak mü­talâa etmekte isabet olsa gerektir. Bü­tün bu tahsislerledir ki Türk ordusu bugün müşterek sulh ve emniyet cep­hesinin daima güvenilir bir kuvveti, bekamızın büyük garantisi olmuştur. Sırası gelmişken burada mevkiimizin hususiyetini takdir ederek silâhlı kuv­vetlerimizin takviyesinde dost ve Bir­leşik Amerika Devletlerinin ve Kana-danm yaptıkları ve yapmakta devam eyledikleri yardımlara şükranımızı bü­kere daha kaydetmeyi borç biliriz.

Huzurunuza getirilen 1956 bütçe lâ­yihaları ile iktisadî kalkınma hareke­timizin devamı ve bilhassa bu tarihe kadar başlanmış, bulunan işlerin it­mamı (946.300.162) lira gibi mü­him bir meblâğ yüksek tasvibi­nize arzolunmuştur. Bu tahsisat, (787.565.808) lirası yatırımlara, (158 milyon 734,354) lirası ise carî masraf­lara karşılık olmak üzere talep edil­mektedir. Böylece 1959 bütçe lâyiha­larında yer alan 944 milyon lira ci­varındaki yatırımlar yekûnunun yüz­de 83,4 ü iktisadî kalkınma faaliyet­lerine tahsis edilmiş bulunmaktadır. Bu, nisbet 1955 te %81) seviyesinde bulunuyordu. Bu suretle yeni yıl için

derpiş olunan iktisadi kalkınma mas­raflarının yata kısmında 1955 e nazaran (%8) nistaetinde (58.222.238) lira, 1950 ye nazaran ise (%229) nisbetinde (547.976.398) lira fazlalık mü­şahede olunmaktadır.

Muhtelif sahalara tahsis ettiğimiz meîbciiğin dağılışı da şöyledir:

Münakale işlerine (445.956.726) liraZiraat işlerine (350.623.518) lira,Nafia  işlerine(92.993.678)  lira,

Ve nihayet endüstri, madencilik ve elektrik enerjisi sahasına (56.726.240) lira.

Aziz arkadaşlarım,

Bu kadar geniş tahsislerde bulunmak mevkiinde olduğumuz iktisadi cihazlanmamızın bu çeşitli sektörleri üze­rinde kısaca maruzatta bulunmama müsaadelerinizi rica ederim.

Münakale işleri:

Kara, deniz ve demiryolları ile kü­çüklü, büyüklü liman ve iskeleleri şü­mulü içerisine alan ve iktisadî kal­kınma hareketimizin sadece mühim bir cephesini teşkil etmekle kalmıyarak ayni zamanda müdafaa gücümü­zün arttırılması ile de yakın aşikâr bulunan münakale işlerine ik­tisadî kalkınma hareket? içerisinde at­fetmiş olduğumuz ehemmiyetin dere­cesini biraz evvel arz ettiğim rakam­larda görmek mümkündür. Hele (1951 1955) beş yıllık bütçelerimizden bu sahaya tefrik ettiğimiz paranın 1 mil­yar 329 küsur milyon lirayı bulduğu­na ve bunun bütün sektörleri ik­tisadî kalkınma işlerine ayni devre zarfında yapılmış olan tahsislerin (%49,9) na tekabül ettiğine işaret edecek olursak bu sahadaki çalışmala­rımızı ne nisbette mühim telâkki et­tiğimiz daha iyi anlaşılır.

1  Memleketimizin kısa zamanda halli gereken büyük dâvalarından bi­ri olduğunda şüphe bulunmayan yol dâvasında matlûp gayeye henüz eriş­memiş olmamız hakikati karşısında bundan böyle de bu sahadaki çalış­ma tempomuzu aynen muhafaza ederek plânlı ve programlı faaliyetimize devam etmekten geri kalmamakla be­raber hali inşa daki işlere bir pritorite vereceğimiz tabiidir. Karayolları Umum Müdürlüğünün 1956 bütçe lâ­yihasında derpiş olunan (313.730.627) liralık tahsisat da ancak bu maksada matuf bulunmaktadır.

2 Demiryolu şebekesinin tevsi ve ıs­lâhı sahasında da mühim işler başa­rılmıştır.İktisadî ihazlanmamızda ve millî müdafaamızın takviyesinde yeri bü­yük olan demir yolu işlerimizi maksut olan gayenin tahakkukuna doğru in­kişaf ettirirken bir program dairesin­de evvelce tesbit olunan ana şebeke­lerin kısımlarını teşkil eden hatların bir an önce ikmalinde elbette zaruret vardır. Kaldı ki bunların büyük bir kısmının inşası işine esasen girişil­miş bulunulmaktadır. Bu maksatladır ki demiryolu inşasına 1956 bütçe tek­lifimizle umumî muvazeneden (42 mil­yon 915.000) lira ayrılması derpiş olunmuştur. Bu miktar, içinde bulun­duğumuz yılda bu maksada muhassas (28.565.000) liradan yüzde 50 nisbetinde bir fazlalığı ifade etmektedir.

3  1950  den bu yana liman, iskele ve barınak inşası mevzuunda da giri­şilen ve başarılan işler üstün bir se­viyede   Olmuştur.  İktisadî  hayatımız­daki müsbet tesirlerini kısa zamanda idrâk edeceğimizde    şüphe bulunmıyan Ereğli, Trabzon, İnebolu gibi bü­yük limanlarla,  Taşucu, Anamur,  Alanya, Finike, Çanakkale, Şarköy, Pa­zar, Lapseki,     Akçakoca,     Mudanya, Marmaris iskeleleri inşaatının ikmali ve bunların hizmete  girmeleri temin olunmuştur.

Diğer taraftan mezkûr üç limanın za­rurî müştemilâtından olan bina, han­gar, yol gibi tesislerin ikmali Haydar­paşa ve Salıpazan liman, rıhtım ve antrepoları inşaatı, İzmirde Alsancak limanmm ıslâh ve tevsii, İskenderun limanının genişletilmesi, Samsun ve Mersin limanları inşaatı gibi esasen başlanmış bulunan ve inkişaf halinde olan büyük işler yanında daha birçok iskele, barınak ve mendireklerin inşa ve takviyesi üzerindeki çalışmalar 956 yılında da devam edecektir. Bu mak­sada matuf olarak 1956 bütçe lâyiha­sına 1955 e nazaran (17) milyon 400 bin lira fazlasiyle (71) milyon 400 bin lira gibi mühim bir meblâğ vazedilmiş bulunmaktadır.

Ziraat işleri:

İktisadî bünyemiz içerisinde hususi­yet arzeden mevkii, ziraat sahasına da mühim mikyasta tahsislerde bu­lunmağa sevketmiştir. Eski iktidarın son beş senelik bütçelerinden bu sa­haya -carî ve yatırım olarak- ancak 337 milyon lira tahsis edilmiş olması­na mukabil iktidarı devraldığımız yılı takip eden ilk bütçemizden 1955 büt­çesine kadarki beş senelik bütçeleri­mizden ziraat işlerimizin inkişafına ayırdığımız para (846) milyon liraya baliğ olmuştur ki bunun (518,3) mil­yon lirası yatırıma, (327,7) milyon li­rası ise carî masraflara ait bulun­muştur. Bu tahsislerin temin ettiği imkânlardır ki 1950 _ 1955 seneleri arasında çiftçilerimize tevzi olunan tohumluk hububat miktarı 660,000 to­nu geçmiş, pamuk tohumu tevziatı 12 bin tonu bulmuş, (47531 sayılı çiftçi­yi topraklandırma kanunu daha ge­niş bir tatbik sahası bularak 2276 köy­de (195.539) çiftçi ailesine 9,780,504 dönüm toprak dağıtımına ve 6,076,955 dönüm mera tahsisine imkân hasıl olmuş, istihsal kapasitemizin arttırıl­masına matuf olarak makinenin ziraate tatbiki daha geniş ölçüde taammüm ettirilmiş ve bu suretle 1950 de 21570 den ibaret bulunan çeşitli zira­at makine ve âletleri sayısı 1955 te (142.548.) e çıkmış, makineleşme ile müterafik olarak köylümüzü ve çift­çimizi ziraî bilgilerle teçhiz maksadiyle kurs faaliyetine büyük ölçüde önem verilmiştir.

Yine bu tahsisler sayesindedir ki ha­yatî bir mevzu olan iktisadî kalkınma hareketinin daha bugünkü merhale­sinde elde edilen neticeler, nüfusumu­zun büyük kütlesinin maişet kaynağı ve iktisadiyatımızın belkemiği mesa­besinde olan ziraat işlerinde çeşitli cepheleriyle büyük bir reformun ta­hakkuku yolunda olduğumuzu göster­meğe kâfidir. Ancak maksut olan ga­yeye vusul için yapacağımız daha bir çok işler vardır. Bu maksatladır ki 1956 bütçe lâyihalarında ziraat işle­rimiz için (350.623.518) liralık tahsi­sat derpiş olunmuştur. Bunun (241 milyon 559.721) lirası yatırıma, (109 milyon 063.797) lirası carî masraflara matuf bulunmaktadır.

Endüstri, madencilik ve enerji işleri:

Daha ziyade bütçelerimiz dışında ta­hakkuk ettirilmekte olan bu işlerde­ki inkişafa maruzatımızın başında işaret olunmuştu. Maahaza bu saha­ya da bütçelerimizden gerekli tahsis­ler de bulunmaktan geri kalınmamış­tır. Nitekim iktidarımızın beş senelik bütçelerinden, endüystri, madencilik ve enerji işlerine yapılan tahsislerin ve yatırımların tutarı 304,2 milyon li­rayı bulmuştur. 1956 da bu işlerimize bütçelerimizden sarfı derpiş olunan para ise 39,112,669 lirası yatırım ol­mak üzere 56,726,240 liradır.

Nafia  işleri:

Şimdiye kadar izahını yaptığımız ikr tisadî kalkınma faaliyetleri dışında kalan ve nafia işleri başlığı altında toplanabilen (adalet, maliye, tapu ve kadastro, basın yayın gibi) muhtelif dairelerin çalışmalariyle ilgili inşaat işleri (iki büyük kısmı kanunları ge­reğince sarî taahhütlerden ibaret bu­lunmaktadır) ve koy içme suları için 1956 yılma ait bütçe lâyihalarında yer alan tahsisat, 75,314,553 lirası yatı­rım olmak üzere 92,993,678 lira olup bu miktar, 1955 yılının ayni maksada matuf tahsisatından yüzde 20 nisbe-tinde noksan bulunmaktadır. 1951-1955 senelerinde bütçelerimizden na­fia işlerine yaptığımız tahsislerin 382,7 milyon liraya baliğ olduğuna ve bu miktarın yüzde 87 sini yatırımların teşkil ettiğine burada işaret etmek yerinde olur.

Kültür  hizmetleri:

Okuma - yazma bilenlerin nüfusumu­za nisbetini ve her derecede tahsil görenlerin memleket şartlarına uy­gun olarak miktarın arttırmağa ve binnetice kültür seviyemizi kısa za­manda yükseltmeğe ve topyekûn kal­kınma dâvamızın tahakkuku yolun­da ilim, teknik ve idare sahalarında-

ki eleman ihtiyacını kemiyet ve key­fiyet itibariyle karşılamağa matuf o-larak ilk öğretimden orta öğretime teknik Öğretimden yüksek öğretime kadar kültür hizmetlerini nasıl ehem­miyetle ele aldığımız malûmdur. Bu sebepledir ki bu sahaya, 1951 - 1955 devresi bütçelerimizden 1 milyar 445,7 milyon lira tefrik ettik.

Kültür hizmetlerine bütçelerimizden yapılan tahsislerdeki bu artış, müs-bet neticesini beş yıl içerisinde ilk, orta, teknik ve yüksek öğretim saha­larında gerek okul, gerekse öğrenci ve öğretmen sayısının artmasında, ço­cuklarımızı yabancı dille mücehhez kılacak kolejlerin açılmasında ve ni­hayet âmme ve hususi sektörlerinin muhtaç bulunduğu bilgili elemanla­rın peyderpey yetişmesinde göster­mekten hali kalmamıştır. Bu mevzu-da*ki faaliyetlerimizin, ehemmiyetiyle mütenasip olarak devam edeceğinde şüphe yoktur.

Borç ödeme işleri:

İç ve dış borçlarımızın 1956 taksitleri için huzurunuzdaki bütçe lâyihasında yer alan meblâğ (137.580.668} lira olup, 1955 e nazaran (6.089.431) lira bir fazlalık arzetmektedir.

Umumî idare masrafları:

Buraya kadar saydıklarımız dışında kalan ve bilhassa adalet, tapu, emni­yet ve içişleri gibi vatandaş hukuk ve emniyeti ile alâkalı faaliyetlerle malî idare ve dış işlerine müteallik masraf unsurlarını ihtiva eden bu hizmet gruplarına 1956 yılı bütçelerinden tah­sisi derpiş olunan para 1955 e naza­ran (% 19,8) fazlasiyle (536.909.041) liraya baliğ bulunmaktadır.

Âmme hizmeti olarak devlet faaliyeti içerisinde işgal ettiği mühim mevkii, umumi idare ile alâkalı işlere her yıî bir evvelkinden daha fazla tahsiste bulunmağı zarurî kılmıştır. 1956 büt­çe lâyihalarında bu sahaya matuf tahsislerdeki artış da ancak bu zaru­retin ifadesidir.

3  Gelir bütçesi :

Muhterem arkadaşlar,

Maruzatıma son vermeden önce, kısaca 1956 yılı gelir tahminlerinden de bahsetmeme müsaadelerinizi rica ede­rim.

1956 tahminlerinin de, evvelki yıllar­da olduğu gibi realist ve objektif esas­lara istinat edilerek isabetli bir şekil­de tesbitine bilhassa dikkat ve itina gösterilmiştir. Bu şekilde yapılan titiz çalışmalar sonunda yüksek malûmla­rı bulunduğu üzere, 1956 yılı gelirleri 3.272.974.152 lira olarak tahmin edil­miştir. Bu miktar 1955 yılı bütçe tah­mininden yüzde 17,3 nisbetinde 483,9 milyon lira fazla bulunmaktadır. Bu fazlalık esas itibariyle, istihsal ve ti­caret hacmi ile kazanç imkânlarında­ki muntazam ve devamlı artışın ve başlıca vergilerimizin millî geliri ve konjonktürü takip edebilir hale geti­rilmiş elmasının bir neticesidir.

Gelir vergisine ait rakamlar bu hu­susu açık bir şekilde göstermektedir. Filhakika, 1952 yılında gelir vergisi tahsilatı 299 milyon lira olduğu halde, 1953 te yüzde 31 nisbetinde artarak 394 milyon liraya ve 1954 yılında ise yüzde 33 nisbetinde bir artışla 527 mil­yon liraya yükselmiştir, bu verginin carî, yıl tahsilatının 650 milyon lirayı geçeceği anlaşılmış ve 1956 malî yılı içinde 750 milyon liralık gelir sağla­nacağı tahmin olunmuştur.

Gelir vergisi, bu devamlı gelişme sa­yesinde devlet gelirleri içindeki müs-# tesna mevkiini 1951 yılmdanberi mu­hafaza edebilmektedir. Gerçekten, ge­lir vergisinin, devlet gelirleri yekû­nundaki hissesi 1951 yılında yüzde 15 olduğu halde, 1952 de bu nisbet yüzde 18 e, 1953 te yüzde 20 ye ve 1954 te ise yüzde 24 e yükselmiştir. Bu vergi­nin 1956 yılı tahmini olan 750 mil­yon lira ise gelir bütçesi muhamme-natı yekûnunun yüzde 23 ne tekabül etmektedir.

Bunun içindir ki kültür hizmetleri için derpiş olunan tahsisat, 1956 büt­çe lâyihalarında 500,621,750 lira gibi mühim bir meblâğ olarak yer almış­tır. Bunun 424.668.861 lirası carî gi­derlere 75.952.889 lirası yatırımlara matuf bulunmakta ve 1955 yılı raka­mından ceman 70,648,405 lira bir faz­lalık arzetmektedir.

Mülhak bütçeli muhtar idareler ha­lindeki üniversitelerimizin inkişafını teminen iktidarım ızca yapılan yar­dımların vüsatine burada ayrıca işa­ret etmek yerinde olur. Filvaki, An­kara, İstanbul ve Teknik Üniversite­lerimize 1951 _ 1.955 yıllarında bütçe­lerimizden yapılan yardımlar 194 mil­yon 158.235 liraya baliğ olmuştur. Es­ki iktidarın 1947 - 1950 devresinde 4 sene içerisinde üniversitelere yapılan yardımların 86.600.824 liradan ibaret kaldığı düşünülürse tahsislerimizin mâna ve ehemmiyeti daha iyi anlaşı­lır. Bu üç irfan ocağımız için huzu­runuzda bulunan bütçe lâyihaları ile derpiş olunan yardım ise 62,135,250 li­radır ve  1955    rakamından  4.462.754, 1950dekinden ise 40.163.250 lira fazlabulunmaktadır. Şarkta vegarpte yeniüniversitelerimizin    kurulmasiyle    debu mevzudaki tahsislerimizin artaca­ğında şüphe olmamalıdır. Sağhk işleri :

Vatandaş sağlığı bahsine atfettiğimiz ehemmiyet de büyüktür.   Bu    ciheti,1951den bu yana her yılbütçeleri­mizden sağlık işlerine yaptığımız tahsislerin bir evvelkinden daha   ziyadebulunmasında ve mezkûr yıldan 1955'ekadar geçen beş sene içerisinde butahsislerin ceman 550,8 milyon liraya
baliğ olmasında görmekteyiz. Bu meb­lâğın 461,4 milyon  lirası carî sağlıkmasraflarına,  99,4 milyon  lirası ise hastahane sıhhî alât ve teçhizat gibi yatırımlara  muhassas    bulunmuştur.Bu tahsislerin temin eylediği imkânlardır ki, umumî sağlık hizmetlerimiz­de, sıtma, verem, trahom ve sair bu­laşıcı hastalıklarla mücadele işlerin­de çok müsbet neticeler elde edilmiştir. Böylece, sağlık merkezleri, hasta-haneler, doğum ve çocuk bakım ev­lerinin, pavyon ve dispanserlerin sa­yısı ve binnetice hasta yatak adediile tedaviye tâbi tutulanların sayısı1950 deki durumu ile kıyas dahi edilemiyecek nispetlerde    artmış, koruyucu sağlık hizmetleri daha büyük bir vatandaş kütlesine teşmil olunabilmiş­
tir. Nüfus siyasetimizde maksut olangayeye en kısa zamanda vusul içinher  şeyden evvel vatandaş sağlığınıön plânda tutmamız gerektiğinde şüphe yoktur. Bunun içindir ki bu yıl da saflık işleri için 164.085.779 lira yani 1955 e nazaran 13.150.315 lira fazla bir tahsisat talebi ile yüksek huzurunuza gelmiş bulunuyoruz. Bu meblâğın (150.601.033) lirası yukarıda bilvesile arz olunduğu üzere carî gider­lere, mütebakisi ise, yatırım masraf­larına müteveccih bulunmaktadır.

Sosyal güvenlik işleri:

Emekli, dul ve yetim aylıklarını, ço­cuk zamları ile doğum ve ölüm yar­dımlarını ve menafi! umumiyeye ya­rarlı bir kısım cemiyetlere yapılan, yardımları da ihtiva eden sosyal gü­venlik işlerine 1956 bütçeleriyle tahsis etmek istediğimiz para 1955 tahsisa­tından 23,476,957 lira fazlasiyle 225 milyon 776.108 liradır.

Devlet gelirleri muammenatı içinde ikinci mevki yüzde 9,4 nisbetiyle ima­lât muamele vergisi, 3 üncü sırayı yüzde 8,8 nisbetiyle gümrük vergisi işgal etmektedir. İmalât muamele ver­gisinden 1951 yılında 118 milyon lira tahsil edilmişken bu miktar 1952 yı­lında 145 milyona, 1953 yılında 167 milyona, 1954 yılında ise 196 milyon liraya yükselmiştir. İçinde bulundu­ğumuz yılda bu vergiden 250 milyon lira gelir sağlanacağı anlaşılmış ve bu gelişme göz önünde tutularak 1956 yılı için 310 milyon lira teklif olun­muştur.

1950 yılından beri yapılan çeşitli ıs­lâhat ameliyeleri neticesinde, bir ta­raftan artan devlet masraflarını daha geniş ölçüde karşılayacak verimli bir vergi sistemi kurulmasına çalışılır­ken, diğer taraftan da, vasıtalı ve va­sıtasız vergilerimiz arasında memle­ket şartlarına uygun bir nisbetin mu­hafazasına itina edildiği yüksek ma­lûmlarıdır.

Bu gayretlerin neticesinde, 1951 yılın­da vergi hasılatının yüzde 27,9 nu teş­kil eden vasıtasız vergiler, 1952 de 28,4 ne, 1953 te 31,7 ye ve neticesi alın­mış son yıl olan 1954 te ise yüzde 35,3 ne yükselmiş bulunmaktadır. 1951 de 849 milyon lira olan vasıtalı vergiler hasılatının 1956 bütçe teklifinde 1 milyar 843 milyo nliraya yükseldiği gözönünde tutulunca, vasıtasız vergiler nisbetin deki artışın ehemmiyeti daha iyi anlaşılır.

Sanat ve ticaret hayatına yeniden a-tılan şahıslarla kurumların sayısın­daki devamlı artışın vergi hasılatın -daki bu muntazam gelişmede büyük hissesi bulunduğu aşikârdır. Hakika­ten 1951 yılında 53,661 den ibaret ci­lan beyannameli gelir vergisi mükel­lefleri sayısı 1952 de 61,391 e, 1953 te 72,318 e, 1954 de 83,119 a, 1955 te ise 95 bine yükselmiştir.

Kurumlar vergisi mükellef adedi de 1951 de 1651 iken müteakip yıllarda sirasiyle 1792 ye, 1927 ye ve 2214 e yük­selmiş bulunmaktadır.

Memnuniyeti mucip diğer bir husus da, âmme sektörüne dahil müessese­ler tarafından girişilen geniş ölçüde­ki yatırımlar ve ıslattı hareketlerine rağmen hususî sektörün, yekûn istih­sal ve imal hacmindeki hissesinin her yıl biraz daha artmakta olmasıdır.

Muhterem  arkadaşlarım,

Vergi mevzuatımızın modern telâkki­lere ve memleket şartlarına uygun bir hale getirilmesini hedef tutan çalış­malara devanı olunmaktadır.

Böylece, sabit ve seyyar esnaftan ka­zançları muafiyet ölçülerini aşmıyanlar vergi dışı bırakılması ve aşan­ların da gelir vergisine tâbi tutulması suretiyle mevcut adaletsizliğin izale­sine çalışılmıştır.

Diğer taraftan, kazançlarının yüksek bulunması dolayısiyle yemden gelir vergisine girecekler için de, muayyen bir müddet, defter tutma ve kayıt usulü bakımından büyük kolaylıklar gösterilmesini ve kendilerinden ceza alınmamasını temin maksadiyle ha­zırlanan tasarı pek yakında yüksek Meclise takdim edilecektir.

İmalât muamele vergisinin sanayimiz üzerindeki tazyikini ve zararlı tesir­lerini bertaraf etmek maksadına ma­tuf tetkikler tamamlanmıştır. Pek yakında yüksek Meclise sunulacak ka­nun tasarısı ile, imalât muamele ver­gisinin bugünkü şekil ve tatbikatına, son verilmek suretiyle, bir taraftan bu vergiye müteveccih çeşitli şikâyetler önlenmiş, diğer taraftan da yeni bir vasıtalı vergi prensip ve formülü ile hâlen bu kaynaktan sağlanan ge­lire muadil bir hasıla elde edilmiş ola­caktır.

Ticarî ve sınaî hayatımızın eriştiği bugünkü inkişaf merhalesinde husu­sî bir ehemmiyet kazanmış olan vergi muhasipliği mesleğinin tanzimi işi de, üzerinde çalışılan mevzular arasında­dır.

Gelir kanunlarımızın, tatbikinde gö­rülen aksaklıkları ıslâh etmek, mükel­lef ve iktisadî hayat üzerindeki tazyi­kini asgariye indirmek maksadiyle ya­pılan çalışmalar mey anında, veraset ve intikal vergisi, gelir ve kurumlar vergisi, vergi usul kanunu yer almak­tadır. Çalışmalar neticelendikçe ilgili kanun tasarıları yüksek Meclise arz ve takdim olunacaktır.

Muhterem arkadaşlar,

Buraya kadar, 1956 yılı bütçe lâyiha­sının esaslarını arz ve izah etmiş bu­lunuyorum. Lâyiha kıymetli tetkikle­riniz neticesinde en mütekâmil şek­lini alacak ve memleketimizin daha ileri bir merhaleye ulaşmasında mü­him bir âmil olacaktır.

Hepinizi hürmetle selâmlarım.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi, 1956 yılı müvazenei umumiye kanunu lâyihası ile Bütçe Encümeni mazbatasını, bugün saat 15 te Meclis Reisi Refik Koralta başkanlığında yaptığı toplantıda müzakereye başladı.

Başvekil ile bütün Vekillerin ve kala­balık bir dinleyici kütlesinin de hazır bulunduğu bugünkü toplantıda, Reis Refik Koraltan ilk sözü Maliye Ve­kili Nedim Ökmene verdi. Tam bir sa­at 45 dakika süren bu konuşmasında Maliye Vekili, yeni bütçeyi Meclis umumî heyetine büfcün hususiyetlerini rakamlarla belirtmek suretiyle tak­dim ederken, hükümetin bu yıl için­de başarmak kararında olduğu işleri etraflı şekilde izah etti ve nutkunu alkışlar arasında tamamladı.

Nedim Ökmenin tam metnini ayrıca yayınlamış bulunduğumuz bu konuş­masından sonra Reis, bütçe üzerinde soz istemiş olan mebusların isimlerini okuyarak C.H.P. Meclis Grupu adına Malatya mebusu Nüvit Yetkini kürsü­ye davet etti. Böylece, 1956 yılı büt­çesinin heyeti umumiyesi üzerinde müzakereler açılmış oldu.

C.H.P. Grupu adına Nüvit Yetkinin mütalâaları:

Nüvit Yetkin, iktidarla CHP. ara­sında birçok bakımlardan derin bir görüş ayrılığı mevcut olduğu ifade ile söze başladı. Fakat bugün, sadece bütçe ile ilgili iktisadî ve malî saha­da hükümetin takip ettiği politikanın bir tenkide tâbi tutulacağını belirtti. C.H.P. Meclis Grupu sözcüsü, geçen yılın iktisadî ve malî durumunu göz­den geçirdi ve bu sene durumun da­ha kötüye gittiğini ileri sürdü. Dış ti­caret ve tediye muvazenesinin bozul­duğunu, dış borçların 3 milyarı aştı­ğını, dış itibarlın sarsıldığını, kara­borsa ve ihtikârın iktisadî hayatımız­da temelli bir yara haline geldiğini, hayat pahalılığı yüzünden geniş bir vatandaş kitlesinin bunalmış olduğu­nu iddia etti.

Bu durumda âcil tedbir alması gere­ken hükümetin bu sıkıntılardan mu­halefeti mesul tuttuğunu, fakat son­radan da, politikasından ricat ederek yıllardır tavsiye edilen tedbirlerden bir kısmını tatbik edeceğini şimdi ilân etmiş olduğunu söyledi. Nüvit Yetkin, isabetli telâkki edilse bile bu tedbir­lerin kâfi olmadığını belirttikten son­ra, bunların tahliline geçti. C.H.P. Meclis Grubu sözcüsü, bugünkü hükü­met Reisinin huzur ve itimat havası­nı yaratmağa muvaffak olabileceği hususunda şüphe izhar ederek bütçe­nin gerekçesi üzerinde tahlillere gi­rişti. İktisadî kalkınmanın çare ve yolları üzerinde C.H.P. nin iktidarla ihtilâf halinde olduğunu tekrarladık­tan sonra, takatlerimizin üstüne çıkı­larak memleketin iktisadî gücünün rastgele israf olunduğunu, son birkaç sene içinde yapılmış olan fazla yatı­rımlara hiç kimsenin muarız bulun­madığını, fakat bu. işleri ihtiyaç ve verimlilik bakımından sıraya koyarak iç ve dış imkânlara göre ayarlamak gerektiğini ileri sürdü. Ve bütün bun­ların programsız olarak yürütüldüğü­nü söyledi. Hatip, para ve kredi poli­tikasının da bir çıkmaz içinde oldu­ğunu iddia ederek fiyat hareketleri üzerinde durdu. 1955 yılı bütçesinin açıkla kapatılmış olduğunu ileri sür­dükten sonra, varidat bütçesinin tah­liline geçti. Son 2 yılda devlet gelir­lerinde görülen artışı iktisadî geliş­me ile izaha imkân bulunmadığını, Türk parasının değerinden yüzde 12 nisbetinde kaybettiğini, bütçe rakam­ları zahiren 300 milyon arttığı halde hakikatte 50 milyon lira azalmış ad­dedilmek gerektiğini söyledi. C.H.P. Meclis Grubu sözcüsü, bu sebeplerle hükümetin enflâsyoncu bir politika takip ettiğini kaydederek 1956 büt­çesi 300 milyon lira fazlasiyle-bağla­nacak yerde masraf yekûnunu hiç ol­mazsa geçen seneki seviyeye indirmek cihetine gidilseydi daha yerinde ola­cağı mütalâasını öne sürdü.

İncelenmekte olan bütçede ciddî ta­sarruf ve kısıntılara pek âlâ gidile­bileceğini ifade ettikten sonra gelir tahminleri hakkındaki görüşlerine geçti.

Nüvit Yetkin, muhtelif kalemlerde ya­pılan tahminlerin bütçe tekniği bakı­mından samimiyetsiz olduğunu ifade ile devlet borçlarının hakiki miktarı hakkında da hükümetle C.H.P. nin ih­tilâf halinde bulunduğunu kaydede­rek borç yekûnu olarak 4.019.000.000 rakamını verdi. «Borçlar, altından kalkılamıyacak bir hadde varmıştır» demiyoruz. Biz, para değerine ve böy­lece bütçe muvazenemize iktisadî bün­yemize tahripkâr tesiri aşikâr olan kısa vadeli borçların hudutsuz bir surette artma istidadı göstermesini tenkit etmekteyiz. Buna daima muarız kalacağız» dedi.

C.H.P. Grup sözcüsü, netice olarak Türk ekonomisinin bir buhran için­de bulunduğunu iddia ederek bu buhranın delilleri diye bazı madde­leri sıraladı. Ziraat ve sanayide is­tihsalin tehlikeli bir surette azaldı­ğını, lâstik ve yedek parçasızlık yü­zünden nakliyat faaliyetlerinin altüst olduğunu, dış ticaret daralarak açıkların büyüdüğünü, eflânsyoncu bir para ve kredi politikası  edildi­ğini, bunun neticesi olarak da iç ti­carette mal kıtlığı, para değerinin düşmesi, ölçüsüz fiat artışları ve ha­yat pahalılığının kendisini gösterdi­ğini izah ile durumdan 'hükümetin mesul bulunduğunu, bütün bu sebep­lerle de, hazırlanmış olan bütçeyi C. H. P. grupunun hükümetçe yapılan ıs­lâhat taahhütlerine uygun telâkki et­mediğini söyliyerek kürsüden ayrıl­dı.

Müteakiben Hürriyet Partisi Meclis Grubu adına konuşan Kocaeli mebu­su Ekrem Aliean, 1956 bütçesinin mu­cip sebepler lâyihası üzerinde dura­rak, bunun eski lâyihaların bir kop­yası olduğunu, mucip sebeplerde hâ­kim olması gereken vuzuh ve sihhat-ten eser bulunmadığını, gerekçenin yalnız arzu edilen hâdiseleri ve ra­kamları bir araya toplayan bir pro­paganda vesikasından başka bir şey olmadığını ileri sürdü. Hatip bundan sonra 1956 bütçesi mucip sebepler lâ­yihasında mühim bir eksikliğin de fi­yat hareketlerinden bahsedilmemesi olduğunu sözlerine ilâve etti.

Dünya fiatlarmm istikrar bulduğu ve hattâ gerilemelere başladığı 1954 yılı başından İtibaren fiyatlarımızın ma­ruz kaldığı anormal yükseliş seyrinin hiç bir tefsire ihtiyaç olmayacak de­recede aşikâr hale geldiğini, bunun ise takip edilen hatalı iktisadî politi­kanın bi rneticesi olduğunu iddia e-den Ekrem Alican, iktisadiyatımızın temelini teşkil eden ziraatimizde de inkişafın durmuş olduğu mütalâasını serdetti, 1956 bütçesinin, hizmet hac­mi bakımından hiç bir genişleme te­min edebilecek vasıf ve hüviyette bu­lunmadığını, hükümet, iktisadî iler­leme ve bütçe politikasını yalnız bü­yük rakam kalabalığından ibaret ad­dettikçe iktisadi zorlukların Önlenemini söyledi. Ekrem Aliean bun-' dan sonra 1956 bütçesi varidat tah­minleri üzerinde durarak, varidat tah­minlerinde şişkinliklerin göze çarptı­ğını, geçen seneki tahminler tahakkuk etmediği halde bu yıl gelirin yüzde 16 nisbetinde dana fazla tahmin edilme­sini hatalı addettiğini belirtti. Ve şöy­le dedi: «Bütçelerimiz 1954 den beri yapıcı ka­rakterini her gün biraz daha kaybet­mektedir. İstatistiklerin kifayetsizli­ği de günden güne kendisini daha faz_ la hissettiriyor. 1950 yılından bu ya­na iş başında bulunan hükümetlerin takip ettikleri kalkınma hamlelerinin memleketi topyekûn kalkındırma şek­linde ifade edilen ana prensibine, her zaman ifade ettiğimiz gibi, esas itiba­riyle mutabık olmamağa elbet te im­kân yoktur. Bu kalkınmanın, iktisadî bünyemizin ana kaynağı, ziraat sek­töründen başlaması, gerektiği husu­sunda da hiç kimsenin şüphesiz bu­lunmadığı muhakkaktır. 1950 hükü­meti, bu işe girişirken kafasında tek bir fikir vardı: «Memleket yıllarca ih­mal edilmiştir. İktisadî bünye hayati­yetten mahrum ve hareketsiz bırakıl­mıştır. Bu bünyeyi harekete getirmek için ilk hızı vermek zaruridir. O hal­de eldeki bütün imkânları toplayıp iktisadî kalkınmaya sevketmek lâ­zımdır. Bu fikir haddi zatında iyi idi. Diğer taraftan memleketimiz gibi eko­nomik durumunda asırların ihmalini taşıyan bir memleketin kalkınma hamlesinin kolayca ve hiç bir sarsın­tıya maruz kalmadan tahakkuk etti­rilebileceğine elbet inanmak imkânı yoktu. Bu itibarla bu kalkınma sıra­sında enflâsyonun tesirlerinden tamamiyle masun kalabilirdik iddiasın­da değiliz. Hükümetin iktisadî politi­kasında bizim tenkit ettiğimiz taraf, kalkınma hareketini bir türlü plânlı ve hattâ hesaplı bir şekilde tanzime yanaşmaması, menfî şartların doğma­ya, bunların mahsus tesiri açı&ça gö­rülmeye başlamış olmasına rağmen, politikasında ıslâh edici tedbirleri al­mamakta ısrar etmesi ve hâdiselerin menfî tezahürleri karşısında âdeta bir mucize bekler duruma girmiş olması­dır.»

Ekrem Aliean, müteakiben 1950 953 arasında müsait şartlar sayesinde mu­vaffak olur gibi gözüken iktisadî po­litikanın şimdi buhranlı bir hale gel­diği, mevcudiyetini iddia ettiği enflâsyonun durdurulamadığını, geçen se­nelerde istihsalde muvakkat bir artış temin edilebilmîşse bunun iktisadî bünyemizin hırpalanması pahasına elde edilmiş olduğunu, ihracatımızın azalmasının tehlikeli bir durum mey­dana getirdiği, ileride fevkalâde ne­ticeler alınacağını iddia eden hükü­metin, içinde yaşadığımız şartları hakkiyle takdir edemediği iddiasında bulundu. Bu arada iktisadî vaziyeti­mize dair hakikatlerin şimdiye kadar daima saklanmış olduğunu, nikbin mugalatalarla umumî efkârın oyalan­dığını, Merkez Bankasının tedavüle ölçüsüz ve hesapsız para sürmesinin enflâsyona sebebiyet verdiğini, beş buçuk seneden beri bir milyar liradan fazla banknot çıkarıldığım sözlerine ilâve etti.

Ekrem Alican bundan sonra iktidarın, bütün tenkitlere rağmen yürüttüğü iktisadî ve malî politikanın bir çıkma­za girdiği iddiasını tekrarladı ve bun­da asıl âmili de rejim buhranı teşkil eylediğini ileri sürdü.

Bir israf politikası güdüldüğünü söy­ledi ve bir hükümet reisinin altı sene sonra aksi istikamette gidişin alem­darı olamıyacağnı ifade etti.

Hürriyet Partisi Meclis Grubu sözcü­sü, partisi adına, 1955 bütçesi tahsis­leri esas alınmak üzere, iki aylık mu­vakkat bir bütçe hazırlanmasını ve bugünkü imkânlar gözönünde tutul­mak şartiyle senelik bütçenin azamî 2,5 milyar lirada denkleştirilmesini teklif etti.

C.M.P.  Grubu  sözcüsünün  beyanatı:

C.M.P. sözcüsü Kırşehir mebusu Ah­met Bilgin, 1956 yılı bütçesinin mem­leket ve millet için hayırlı olmasını temenni ettikten sonra, bütçe lâyiha­sının gerekçesi üzerinde durarak, bu gerekçenin tarafsız, objektif, ve ilmî vasıfları hâiz bir vesika olmadığını, hükümetin hâdiselerin çoğu zaman bir cephesini ele alarak, bunu kendi pro­paganda maksadına göre mânalandırdığmı ileri sürdü ve gerekçede iktisadî devlet teşekkülleri faaliyetlerine ve bunların iktisadî bünye ve vatandaş­ların geçim ve kazanç şartları üzerin­deki tesirlerine dair her hangi bir malûmat verilmediğini, diğer taraf­tan özel idare, belediye ve köy bütçe­leriyle vatandaşlara yüklenilen kül­fetler hakkında gelecekte hiç bir kayde tesadüf olunmadığını sözlerine ilâ­ve etti.

Hatip bundan sonra fiyat endeksleri­nin bütçe lâyihasında yer almadığını söyliyerek, âmme sektörünün heyeti umumicesine şamil konsolide bir butçe veya hesap yapılmadığı için devlet faaliyetinin normal gelirleri fevkinde bir masraf politikasiyle iktisadî hayat üzerinde icra ettiği tesirleri topluca mütalâa etmenin mümkün olamıya­cağmı, âmme sektörünün umumî ya­tırım hacminin miktarı, bunların ne kadarına başlandığı, bunların sahalar rının neler olduğu, iç ve dış finans­man ihtiyaçlarının durumu, iç finans­man kaynakları, otofinansman ve is­tikraz nisbeti gibi mevzularda devlet neşriyatında vazıh bir malûmatın mevcut olmadığını bildirdikten sonra dedi ki:

«Garp demokrasilerinde, iktisadî ha­yatı alâkadar eden rakamları munta­zam, tafsilâtlı ve süratli bir şekilde yayınlayan daireler, her türlü düşün­ce, endişe ve temayüllerin tesirlerin­den uzak olarak çalışırlar. Memleke­timizde iktisadî meselelere dair yapı­lan bazı münakaşalarda tarafların cesaretle birbirine zıt mütalâalar ileri sürmesini, umumî efkârın ve matbu­atın, da haklı tarafı katiyetle tesbitte güçlük çekmesini, taraftarların müş­terek lisanı olması icap eden rakam­ların yokluğunda veya kısmen mevcut olanların da işe yaramıyacak bir şe­kilde tanzim edilmiş bulunmasında aramak lâzımdır.»

Cumhuriyetçi Millet Partisi Meclis Grupu sözcüsü, bunu takiben hükü­metin iktisadî ve malî durumu gizle­mek yolunu tuttuğunu, malî ve iktisa­dî sahada plansızlığın ve programsız-lığm hüküm sürdüğünü iddia etti ve kredi mevzuu üzerinde durarak, kre­di hacminin artışının enflasyonist bir yarattığı, artan emisyon miktarının da aynı havayı genişlettiği, «Kredi Kontrol Komisyonu» nun vazifesini ifa edemediğinden dolayı kredi saha­sında hükümetçe alman kararların tatbik yoluna gidilmediği, bu arada İktisadî Devlet Teşekkülleriin Mer­kez Bankasına olan borçlarının kon­solide edilmediği, Merkez Bankası emisyonlarımla «himaye politikası» rıı takip etmenin bir hükümet için mu­vaffakiyet sayılmıyacağı fikrinde bu­lundu. Ahmet Bilgin bundan sonra, buğday fiyatları ve Toprak Ofisin fa­aliyeti üzerinde durarak, Toprak Ofi­sin borçlarının devlet eliyle ödenme­sinin doğru görülemiyeceği, bir taraf­tan ziraî kredinin alabildiğine geniş­letilmesinin ve diğer taraftan buğday alım satım fiyatlarındaki nisbetsizli-ğin, iktisadî durumu kötüye doğru gö­türdüğü mütalâasını ileri sürdü.

Vaktin gecikmesi üzerine, Kırşehir Mebusu Ahmet Bilginin öğleden son­raki toplantıda nutkunu okumaya de­vam etmesi karariyle, bu sabahki toplantıya son verildi.

Meclisin sabahki celsesinde Cumhuri­yetçi Millet Partisi Meclis Grupu adı­na söz alan ve konuşmasını bitireme­yen Kırşehir Mebusu Ahmet Bilgin, tekrar kürsüye gelerek sözlerine de­vam etti. Ahmet Bilgin, bu defa te­mennilerde bulunarak, bütçede muva­zenenin sağlanabilmesi için devletin uzun vadeli istikrazlara müracaat et­mesini, devlet sektörünün yatırımlar için Merkez Bankası emisyonlarına başvurmasını, devletin takibettiği fi­yat politikasından dolayı tevellüt eden zararların da bütçeden karşılan­mamasını, emisyon kaynağına müra­caat edilmeden denk ve konsolide bir bütçe yapılabilmesi için gelir kaynak­ları, içtimaî adalet kaidelerine uygun olarak durulmasını, nihayet hüküme­tin, millî geliri daha adilâne bir şe­kilde tevzi edecek tedbirler almasını ileri sürerek sözlerini şöyle bitirdi:

«Millî gelir artışı ile mütenasip ola­rak herkes gelirini arttırabilseydi hü­kümetin tevali eden iddiaları haklı olabilirdi. Bilindiği üzere enflâsyon zamanında pahalılığa intibak husu­sunda en ziyade geciken fi at nev'i emek bedelidir. Hükümetin bu duru­mu nazarı itibare alarak millî geliri daitıa adilâne bir şekilde tevzi edecek tedbirler alması lüzumuna işaret et­mek isteriz. Bütün halkın şikâyetçi bulunduğu hayat pahalılığını inkâr etmekle derde deva bulunmuş olun­maz. Hükümetin hakikati kabul etme­sini ve alucağı malî ve iktisadî tedbirlerde bilhassa bu millî gelirin müsavi surette dağıtılması hususuna ehem­miyet vermesini, nihayet hayat güç­lüğünü hiç olmazsa olduğu yerde dur­durmasını temenni eyleriz.»

Bundan sonra söz alan Server Somuncuoğlu, önce bütçe tetkiklerinde-ki usullere dair mülâhazalarını açık­ladı ve asıl mesainin envestismanlar üzerinde teksif ve temerküz etmesi gerektiğini kaydetti. Eğer bugün mem­lekette envestismanlara tevcih edil­miş bir takım tenkid ve taarruzlar varsa bunun daha çok bu envestis-manlarm mahiyetine nüfuz edilme­miş olmasından ileri geldiğini, şayet Meclis üyeleri, matbuat ve vatandaş­lar bunları enine boyuna tetkik imkâ­nını bulmuş olsalar, yatırım politika­sına tevcih edilen tenkidlerin yüzde doksan azalacağına şüphe bulunmadı­ğını söyledi.

Somuncuoğlu, memleketin istikbaline inanmış bir insan olarak, bu memle­ketin iktisadî kalkınması ve kültür seviyesi ile alâkalı yatırımların de­vamlı olarak artması temennisinde bulunduktan sonra devlet kadrosun­daki personelin bir an evvel ıslâhı ve bununla alâkalı olarak da devlet per­sonel kanununun bir an evvel çıka­rılması zarureti üzerinde durdu. Fe-ragatkâr ve vefakâr personeli, hususî teşebbüs sektöründeki vatandaş kadar refaha kavuşturmaya imkân olma­makla beraber kendilerini mümkün cîduğu kadar terfihe de çalışmak za­ruretini belirtti.

Sinop bağımsız, milletvekili, müteaki­ben yatırımlar meselesine geçti. Bu bakımdan takip edilecek metotta çok dikkatli davranmak gerektiğini be­lirtirken, memleketin içinde bulundu­ğu şartları da bu arada dikkate al­mak zaruretine işaret etti. Dünyada mücerret mânada iktisadî durum ve mücerret mânada iktisadî kanunlar mevcut olmadığını kaydederek Türki­ye iktisadiyatının ne müşküllerden tamamen azade, ne de çaresizlik için­de olduğunu, hakikatte Türkiyenin iktisadî müşküllerle boğuşmakta bu­lunduğunu açıkladı. Memleketin özle­nen seviyeye bir an evvel yükselebil­mesi için, istihsali arttırmak, bunun

için de yatırım yapmak lâzım geldi­ğinde muhalif, muvafık, tarafsız her­kesin müttefik olduğunu söyleyen So-muncuoğiu:

«Ayrılık, envestismanm sürat ve vüsatindedir» dedi. Sonra her iki tarafın iddialarını karşılaştırdı ve her iki gö­rüşün de müdafaası kabil olduğunu kaydederek kendi mülâhazalarına geçti.

Sinop bağımsız mebusu, bu konuda önce Türkiyenin iktisaden geri kal­mış bir memleketin bünyesine sahip olduğunu, gayri safi millî hasıla 1954 yılında Amerikada nüfus başına 1810 dolar, İngilterede 1136 dolar, Fransa-da 963 dolar olduğu halde Türkiyede 1955 gayri safi millî hasılasının 177 dolardan ibaret bulunduğunu izah ile muvazenesini istediğimiz bünyenin ik­tisadî bakımdan bu seviyede olduğu­nu ifade etti. Şehirle köy arasındaki farkı görmek, demagoji yapmak de­ğil, hakikati ifade etmektir, diyen So-muneucğlu, muvazeneyi Anadolu üe, geniş kitle ile kıyas kabul etmiyecek derecede refah seviyesine ulaşmış olan bir kısım vatandaş kitlesinin istediği­ni kaydetti ve şöyle devam eyledi:

«Her ihtiyacı mümkün mertebe tat­min edilmiş olan şehir ve kasaba hal­kı ile köylerimiz arasındaki fark uçu­rumdaki fark uçurumla şahika ara­sındaki farkın aynıdır. Şehirde yaşa­yan halk kitlesinin menfaati biraz haleldar olacak olursa bunlar ıstıra­bını çabuk önlerler. Çünkü münevve­ri, basını, radyosu onun için feryada başlar. Bu kadar imkânlarla teçhiz edilmiş bir refah seviyesinde on yıl kalsa şikâyet yükseltmeye sebep bulamıyacak olan bir kitlenin, bu muva­zeneyi temin İçin feryad etmesi ta­biîdir ama, hakkı değildir.»

Server Somuncuoğlu, bu memlekette Türk köylüsünü refaha kavuşturmak için yapılması gereken pek çok şeyler dururken, bunları göre göre, envestis-man imkânlarını sıkıp bir muvazene kurmak ve böyle bir politika takibet-mek memleketin ihtiyaçları ile bağ­daşır telâkki edilemeyeceğini sözlerine ilâve etti. Eğer, büyük şehir ve kasa­balarımızın şartlarını mütalâa ederek reçete veren ilim adamları, bu muva­zenenin kurulmasını büyük kitlenin sefalet içinde kalması pahasına isti­yorlarsa, bugünkü Cumhuriyet devri­nin padişahlık devrinin adaletsiz ida­resinden ne farkı kalacağını sordu ve muvazene fikrinin müdafaası kabil olmayan bir fikir olduğunda israr etti.

Katip, yatırımlar mevzuunda öteden-beri muhalefetlerle iktidar arasında devamlı bir mücadele olduğunu hatır­latarak demiryolu siyasetini karşı sürat ve kuvvetin mukavemetini mi­sal olarak aldı. Demokrat Parti ikti­dara geldikten sonra C.H.P. nin son devresindeki bazı yatırımlara bir kı­sım D.P. Vekilleri tarafından ve ni­hayet bugün de D.P. nin takibettiği yatırım politikasına muhalefet parti­leri tarafından itirazlar öne sürüldü­ğünü ifade etti. Halbuki, 1930 dan bu yana yapılmış olan yatırımların hep­sinin, bu memleketin bünyesine göre faydalı olduğunu belirttikten sonra envestisman bahsinde program ve plân ihtiyacı mevzuunu ele aldı.

Scmuncuoğlu, iktisadî muta'ların bu telâkki karşısında envesfcisman mev­zuunda program ve plân yapmanın çok zor olduğunu, buna benzer etüd-ler yapılması en doğru yol olmakla beraber bu etüdleri beklemeğe mem­leketin tahammülü olmadığını, bina­enaleyh, hattâ bazı israflara da göz yumarak bir takım envestismanlara girişilmesi zarurî olduğunu işaret etti.

Ortada hiç envestisman yokken bun­lar arasında koordinasyon kurmanın ancak nazari bir mahiyet arzedebile-ceğini, fakat bugün mevcutlara ilâve edilenlerle birlikte koordinasyon ku­rulabilecek bir zemin meydana geldi­ğini, hükümetin de esasen bu yola te­veccüh etmiş bulunduğunu açıkladı.

Somuncucğiu, envestism anların en­flâsyon yarattığı iddialarına geçerek, bunun nazarî bir iddia olduğunu söy­ledi. Rakamlarla mukayeseler yaptık­tan sonra, hayat pahalılığını emisyo­na bağlayan görüşü, Türkiye iktisa­diyatının realitelerini tekzip ettiğini belirtti ve şunları ilâve etti:

«Emisyonla beraber iş hacmi istihsal ve hizmetler de artmaktadır. Milli gelir çoğalmakta ve bir muvazene tees­süs etmektedir. Bu itibarla, emisyo-. nun hayat pahalılığı üzerindeki tesi­ri, zannedildiği kadar faal  değildir.

Hatip, kendi görüşüne göre, fiyat yük­selişlerini iki sebebe, biri ithalât fi­yatları, diğeri psikolojik unsur sebe­bine bağladı. Hükümetin zarurî kredi ihtiyaçlarını ön plâna alarak o ihti­yaçlar belirmeden daha evvel bunları sezerek bu memlekette mal bulundur­masını, münevver halkımızın da ken­disinin ve ailesinin sebepsiz yere pi­yasaya müracaatını önleyecek bir ol­gunlukta hareket etmesini, matbuata gelince, ihtiyaçları ve fiyatları bu memleketin kurtuluş dâvası gibi afişe ederek onu tevil edecek şekilde dav­ranmasını istedi.

Server Samuncuoğlu, netice olarak, bugünkü sıkıntıların, ne envestisman-lardan, ne emisyondan, fakat dış te­diye gücümüzün kıtlığından ileri gel­diğini ifade ile dış borçlar bahsinde evvelâ ticari borçları ele alarak bun­ları konsolide etmek teklifinde bulun­du ve «Sizi temin ederim ki, bugünkü müşkülât 159 milyon doların üstünde değildir» dedi.

Hatip, bugünkü ihracat kuvvetimizle envestisman açığını kapamanın müm­kün olmadığım, binaenaleyh dış memleketlerle münasebetler mevzuu­nu da ele almak lâzım geldiğini an­lattı. Bugünkü ihracat rejiminin tat­min edici olmadığını söyledi. Çiftçiye verdiğimiz fiyatla sattığımız fiyat arasındaki farkı kapamak gerektiğini, toprak mahsulleri açıklarını bütçeye aktarma tekliflerinin doğru bir yol olmadığını belirtti.

«Türkiye, dış yardımlardan ne uma­bilir?» sualini ortaya koyarak bunun cevabını aradı. Dünya sulhuna hizmet bakımından 1930 Türkiyesi ile bugün­kü Türkiye arasındaki lehte büyük farka işaret eden Server Scmuncuoğ-lu, şöyle devam etti:

«Amerikan milletinin bize yaptığı yardımlara elbette müteşekkiriz. Fa­kat, bir dâvanın tahakkuku için on­larla omuzamuza çalışan bir memle­ketin bugünkü    kalkınması sırasında yapılan yardımların ihtiyacı karşılıyacak bir anlayışa uygun olmadığını söylemek mecburiyetindeyiz. Acaba bu konuda daha çok bir anlayışa mazhar olmak için, memleket dahi­linde sun'î bir komünist cereyanı mı yaratnıah, acaba demir perde gerisin­den silâh arayan şüpheli bir memle­ket durumuna mı düşmeiiyiz? Bağ­landığımız dâvalardaki selâbetimiz aleyhimizde bir delil diye kullanılma­malıdır.»

Server Somuncuoğlu, Türkiyenin yar­dıma lâyık clduğunu kaydetti. Enves-tismanların hakikaten bu memlekete faydalar sağladığına herşeyden evvel bir millet olarak inanmak ve muhalif ve' muvafık bu dâvaya sarılmak lâzım geldiğini söyledi. Hükümetin son za­manlarda rejim dâvaları üzerinde al­dığı tedbirleri daha iyiye doğru gidi­şin delili addettiğini söyleyerek mu: halefetin bu noktada şüpheci değil, fakat teşvik edici bir hareket tarzı ihtiyar etmesini istedi. Sadece bir m'utareke değil bir sulh sağlanması için, iktidar partisinin demokratik ge­lişmeye hız vermek arzusunda oldu­ğunu bu kürsüden söyleyerek muhale­fete elini uzatmasını, muhalefetin de bu asil dâvayı dalâlete sevketmekten kaçınarak bu sullıu, bu kürsüden be­lirtmelerini rica etmek suretiyle ko­nuşmasını alkışlar  arasında  bitirdi.

Toplantıya yirmi dakika ara verildik­ten sonra saat 17.20 de açılan ikinci celsede Demokrat Parti Meclis Grupu adına Grup Reis Vekillerinden Bursa Mebusu Halûk Şaman söz aldı. Halûk Şaıman bütçe müzakerelerinin ve bu müzakerelerin millî murakabe bakımından ehemmiyetini tebarüz et­tirdikten sonra bu müzakerelerde ik­tidara ve muhalefetlere düşen vazife­leri kaydetti. Memlekete yaptığı ve yapacağı hizmetleri şerh ve izah et­mek iktidarın vazifesi olduğunu söy­leyen hatip, yapacakları tenkidlerde hissiyatı ve peşi nhükümteri bir yana koyarak vicdanlarının emrine ve il­min mutalarına uymaları da muhale­fete düşen millî bir vecibe olmak ge­rektiğini belirtti ve devamla şöyle de­di:

«Ne yazık ki bazı muhalefet sözcüle­ri, her biri memleketimizin bir köşe­sinde iktisadî istihsalimizin teminatı halinde yükselen yatırımlarımızın fayda ve verimini inkâr edecek kadar tek taraflı bir görüşe saptılar.»

Halûk Şaman dünyanın içinde bulun­duğu ekonomik duruma göz gezdir -dlikten sonra memleketimizin iktisadî durumuna geçti ve Türkiyenin 1950 yılından itibaren içine girmiş olduğu iktisadî inkişaf temposunun aynı hız­la devam etmekte bulunduğunu ve in­kişafın ilk mesut neticelerinin alın­mağa başlandığını, ziraî ve sınaî is­tihsalin, millî gelirimizin, mevduat ve devlet gelirleri hacminin artmak­ta devam ettiğini belirtti. Ziraî saha­da alınan tedbirlerin ne kadar isa­betli olduğunun şimdi herkesçe anla­şılmış bulunduğunu da kaydeden söz­cü, iktisadi varlığımızın ziraata da­yandığı 1950 ye kadar çok söylenen olmakla beraber ziraatimizin kalkın­dırılması şerefinin Demokrat Partiye nasip olduğunu ve Demokrat Parti­nin, diğer muazzam hizmetleri bu­lunmasa dahi, yalnız bu sıfatla Tür­kiyenin ekonomi tarihinde erişilmez bir mevki işgal etmeğe liyakat kazan­dığını tebarüz ettirdi.

Halûk Şaman sanayi ve maden işlet­meleri sahalarındaki inkişafı da ra­kamlarla kıymetlendirdikten, müna­kale vasıtalarının modernleştirilme­si gayretlerini, ucuz ve bol muharrik kuvvet temini yolundaki çalışmaları belirttikten sonra, bankalar mevdua­tının altı yılda takriben bir milyar­dan 3 milyarın üstüne çıkmasının memlekette bir sermaye piyasasının doğmakta olduğunu ifade etmesi ba­kımından da ayrı bir değeri bulundu­ğunu, bunu sadece tedavül hacmi ile münasebeti i görmenin hatalı bir gö­rüş sayılması gerektiğini, çünkü mev­duattaki artışın emisyondaki artış­tan çok daha üstün bulunduğunu söy­ledi.

Demokrat Parti Meclisi Grubu sözcü­sü devamla şöyle dedi:

«Memleket sathında elle tutulur bir hale gelen iktisadî ve içtimaî kalkın­ma hareketinin milletin büyük ekseriyetinin hayat ve yaşayış seviyesin­de nasıl müsbet bir inkılâba yol açtı­ğı, artık en bedbin görüş sahiplerinin bile inkâra imkân bularmyacakları bir gerçek olarak ortadadır. Muhalefetle­rimizin umumî efkârı bulandırmak gayreti ile sık sık tekrarladıkları ha­yat pahalılığı ve bazı ihtiyaç madde­lerinin noksanlığı üzerinde de durmak ve bu iddiaların ciddî bir tetkikin ne­ticelerine ne derece az mukavemet edebileceklerini göstermek yerinde olur kanaatmdayım. Memlekette is­tihsal maddelerinin ve insan emeği­nin kıymetlendirilmesi yolunda alı­nan tedbirlerin, büyük kitlenin iştira ve istihlâk gücünü arttırdığı ve bu­nun mücerret rakamlarla ifade olu­nan endeksler üzerinde bir yükselme manzarası arzettiği bir vakıadır. An­cak, bir taraftan dünya endekslerinin son yıllarda hep yükseliş seyri göster­diği ve bu yükselişin iktisadî bünyesi müstekar ve sağlam bazı memleket­lerde bizden daha yüksek miktarlara baliğ olduğu, diğer taraftan da hayat pahalılığının nisbî ve izafî olan fiyat­ların temevvücün değil ve fakat mil­lî _ ferdî gelirin muhtelif ihtiyaç ve istihlâke tahsis olunan kesirlerinin miktarı ile ölçülmesi lâzım geldiği hakikati gözönünde tutulursa, mese­lenin bir vahamet manzarası göster­mekten uzak olduğu teslim olunur. Derhal ilâve edeyim ki, memleketin içinde başardığı muazzam iktisadî in­kılâp devrinde sabit gelirli bazı va­tandaş gruplarının iktisadî sıkıntılara maruz bulunduklarını inkâr etmek doğru olmaz. Ancak, bu sıkıntıların bertaraf edilmesinin çaresini büyük ve tarihî hamlenin durdurulmasında değil, bu vatandaşların ihtiyaçlarını temin, ıstıraplarını tehvin edecek ted­birlerin alınmasında görmekteyiz.»

Halûk Şaman daha sonra Cumhuri­yet Halk Partisi Meclis Grupu sözcü­sünün dünkü konuşmasından parça­lar okuyarak bunları birer birer ce­vaplandırdı ve bu arada şöyle dedi:

«Yapılan işlerden hangisi verimsiz, hangisini muhtaç olmadığımız halde yaptığımız lüks bir mevzu sayıyor­lar? Bunu beyan etsinler de münaka­şa edelim. İktisadî teçhizat bakımın­dan son derece fakir olan bu memlekette yaptığımız her tesisin faydalı olduğuna inanmaktayız.»

Hatip müteakiben muhalefetin, büt­çenin varidat tahminlerinin tahakkuk etmiyeceği veya bütçenin hakikatte denk olmadığı yolundaki beyanlarına temasla bundan evvelki bütçelerin müzakeresinde de aynı iddiaların or­taya atıldığını, hattâ bir seferindeki bütçe açığının 900 milyon lirayı bula­cağı iddia edildiğini hatırlattı ve de­di ki:

«Ama hadisat bu iddiaları hiç bir za­man teyid etmemiştir. Filhakika 1951, 1952, 1953 ve 1954 yılları zarfında va­ridat tahminleri yekûnu olan 7 mil­yar 26 milyon liraya, mukabil % 1,3 fazla 7 milyar 121 milyon lira tahsil edilmiştir. 1955 yılının henüz alın­mayan neticelerini bir iki gün bekle­mek külfetini ihtiyar ederlerse netice­nin aynı olacağını göreceklerdir.»

Bütçenin hizmet bölümleri üzerinde de geniş izahlarda bulunan sözcü, personel masraflarında artış olduğu yolundaki tenkidi de cevaplandırdı ve bunun devlet hizmetlerinde çalı­şan vatandaşların hayat şartlarını yeni iktisadî nizama uydurabilmeleri ve dolayısiyle içtimaî adalete matuf tedbirlerden ileri geldiğini hatırlattı.

Devlet gelirlerindeki muntazam artı­şı da rakamlarla geniş ve etraflı bir şekilde izah eden Demokrat Parti Meclis Grupu sözcüsü, 45 dakika sü­ren konuşmasını bitirirken şunları söyledi:

«Demokrat Parti, asırlardanberi ih­mal edilmiş olan bu memleketin ikti­sadı kalkınmasını ve bu aziz milletin hayat ve kültür seviyesinin yükseltil­mesini kendisine en mukaddes bir gaye edinmiş ve bunu böylece prog­ramında ifade etmiştir. İktidara gel­diğimiz günden itibaren bu gayemi­zin tahakkukuna tükenmez bir azim ile çalışmakta ve bu yolda milfetiln bizi desteklemesinden şevk cesaret alarak yorulmak bilmez bir gayret sarfetmekteyiz. Her yıl getirdiğimiz bütçeler bu azim ve gayretin rakanı-laşmış vesikalarıdır. Bugüne  kadar  yaptığımız  hamleler memleketin iptidaî manzarasını de­ğiştirmiş olduğunu yabancılar bile te­sellüm ederken, muhaliflerimizin bun­ları görmemekte ve başka türlü gös­termekte israr edişlerinin mânasını milletimiz idrâk etmektedir.

Bu büyük milletin itimadı bizimle be­raber oldukça bu yolda yürümekte devam edeceğiz ve eğer büyük kalkın­ma hareketimiz zaman zaman küçük ve geçici zorluklar vaziyetler doğurur ve bunlar tahrif ve taarruzlara hedef kılarr bunda da fedakârane göğüs ger­mekten geri durmıyacağiz. Zira bunu vatan severliğin icabı saymaktayız.

Muhalefet sözcüleri hükümetimize ve onun tanzim etmiş bulunduğu bütçe­ye itimat etmiyeceklerini beyan etti­ler. Onlara cevabımız şudur:

«Muhalefetin ve hele düne kadar içi­mizde bulunanların samimiyetine bi­zim esasen hiç bir zaman itimadımız olmamıştır. Demokrat Parti Meclis Grupu adına Bursa Mebusu Halûk Şaman tarafın­dan yapılan konuşmadan sonra De­mokrat partiden Ankara Mebusu Sey-fi Kurtbek söz aldı. Seyfi Kurtbek dünyanın sulhsever ve hür cephe ile demir perde gerisi memleketler halin­de iki bloka ayrılmış bulunduğunu hatırlatarak Atlantik Paktına ve böl­ge müdafaa anlaşmalarına dayanan hükümetin barışçı dış politikasının ye­rinde ve isabetli bir siyaset olduğunu ifade etti. Bu arada milletin re mem­leketin topyekûn millî müdafaa ba­kımından teşkilâtlandırılması lüzu­munu müdafaa etti.

Müteakiben Giresun Mebusu Mazhar Şener söz alarak muhalefet hatipleri tarafından iteri sürülen mütalâaları bütçe encümeni adına geniş ve etraf­lı bir şekilde cevaplandırdı. Mazhar Şener, kırk dakika süren bu konuş­masında muhalefetin senelerdenberi hep aynı şeyleri tekrar ettiğini, bu tenkidlerin hiç de yerinde olmadığını müdellel bir şekilde izah etti. Bütçe komisyonu sözcüsünü takiben İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu, hü­kümet adına söz isteyerek kürsüye geldi.  Her üç muhalefet    partisinin bütçe tenkidlerinde takip ettikleri metodun mahiyetini belirtmek için söz aldığını ifade ederek önce Millet Partisi sözcüsünün 5 saata yakın be­yanatta bulunmak suretiyle Meclisi çalışmaları otostruction yoluna gitti­ğini ve «Gerekirse sıralara bile hitap etmekten çekinmem. Ben bu kürsü­den millete .hitap ediyorum» demek suretiyle milletin hakiki mümessille­rini inkâr eden bir dil kullandığını belirtti ve «Bu nasıl metod?» diye sor­du. Samet Ağaoğlu, her üç partinin de envestisman yapılmamasını istediği­ni, fakat hangi metodun takip edil­mesi lâzım geldiği hakkında hiç bir müsbet mütalâa da öne sürmediğini belirterek istedikleri plânı şimdiye kadar tarif bile etmediklerini kaydet­ti ve şöyle dedi:

«Plândan kasdiniz, koordinasyondan kasdiniz nedir diye kendilerine sor­mak mevkiindeyiz. Bunların hiç biri­ne temas edilmemiştir. Takip ettikle­ri tabiye Meclisi, bir sürü lâf kalaba­lığına boğmak, ondan sonra da çıkıp gitmek. Halbuki, bir devletin bir sene­lik mukadderatı ile ilgili kararlar alı­nırken, ağzından çıkan sözlerin de­lillere istinad etmesi zaruridir. Bu va­zife iktidara olduğu kadar muhalefe­te de düşer.»

İşletmeler Vekili, C.H.P. sözcüsünün hükümet içindeki vazifelileri birbiri­ne düşürmek metodunu takip ettiği­ni, Hükümet Reisine tevcih ettiği hü­cumlarla bu maksadı güttüğünü, hal­buki iktidar C.H.P. muhalefetini nasıl mütalâa ediyorsa muhalefetin de hü­kümeti topyelsûn mütalâa etmesi ge­rektiğini anlattı.

Gazetede ve sokakta kullanılsa bile bu metodun, yeri Büyük Millet Mecli­si olmamak gerektiğini ifade etti.

İşletmeler Vekili müteakiben Hürri­yet Partisi adına konuşan Ekrem Ali-can'm bütçe tenkidlerine geçti. Mem­leketin iktisadî kalkınmasını ilgilen­diren konularda sadece kendi işine yarayanı alıp işine yaramıyanîarı bir tarafa bıraktığına dikkati çekti, Sivas çimento fabrikasının 10 gün kömür-süzlükten çalışmadığını tenkid ederken çimento sanayiinde bir kül olarak elde olunan müsbet neticelere gözle­rini kapadığını söyledi. «Halbuki, de­di, Türkiye sınai bir cemiyet merhale­sine giriyor. Bir bünye değişikliği içindedir. Hayat seviyesi, maddî ve manevî değerleri ile bir sıçrayış ha­lindedir. Bu sıçrayışın israfları, hat­tâ yorgunlukları elbette olacaktır. Bu muazzam istihaleye gözlerini kapayıp yalnız bir tek fabrikanın kömürsüz-lük yüzünden 10 gün işlememesini ele almak doğru mudur?»

Samet Ağaoğlu, bu hadise 1954 de ol­duğu için o zaman Vekil bulunan Fet­hi Çelikbaş'm veklâeti devresini ilgi­lendiren bir konuyu şimdi kendisinin müdafaa edeceğini belirtti. Könıür-süzlük yüzünden Sivas fabrikasının istihsal programının dörtte birine te­kabül eden bir istihsal kaybı olmuşsa, beride çimento sanayii bir kül halin­de ve istihsal programı 750 bin ton iken 820 bin ton yani yüzde 30 a ya­kın bir fazla istihsal yaparak seneyi bitirmiş olduğunu kaydetti. Sivas fab­rikasının âtıl kalmasını tenkid eder­ken beri tarafta istihsal fazlasından doğan bu müsbet neticeyi de takdir etmesi gerektiğini, ancak bu yoldan samimi bir tenkid yapılabileceğini ifa­de etti.

Zeytinbumu fabrikasına ait bazı ra­kamları da belirten Samet Ağaoğlu, bu sene memlekette çimento istihsa­linin 1,200,000 tonu bulacağını hatır­latarak «Ben rakamlarla konuşuyo­rum. Bunları not etsinler ve rakam­larla cevap versinler» dedi.

Ekrem Alican'm böyle delilsiz, rakam-sız konuşmalarından muhalefet na-mma üzüldüğünü ifade eden İsletme­ler Vekili, sellüloz sanayiinin 1954 yı­lında kapasitesinden kaybettiği yo­lundaki ifadenin de hiç bir esasa isti­nad etmediğini izahtan sonra, Hürri­yet Partisi sözcüsünün şeker fabrika­larının kuruluşunda ekonomik reali­telere riayet olunmadığı iddiasını da cevaplandırdı. Eskişehir ve Kütahya fabrikalarının kapasite ve istihsal du­rumlarına dair rakamlar vererek «Görülüyor ki, bu konuda da ileri sür­dükleri mülâhazalar, hiç bir tetkik ve incelemeye dayanmıyor» dedi.

Samet Ağaoğlu, büyük santrallar ve barajların faaliyete geçeceği için 1956 nın D.P. iktidarı için büyük bir zafer senesi olacağım söyleyerek büyüklü küçüklü .yüze yakın yeni tesisin 1958 içinde ve 1957 başlarında hizmete gi­receğini ifade etti ve sözlerini şöyle bitirdi:

«Onlar, bu mesut seneyi bize idrâk et­tirmemek için beyhude bir gayret içindedirler. Ben kendilerine şunu ha­tırlatmak isterim. Bütün bu eserler, Türk milletinin eserleridir. Türk mil­letinin sinesinden doğmuş olan kal­kınma azminin eserleridir ve Türk milletinin D.P. iktidarı zamanında ta­hakkuk ettirmiş olduğu eserler olarak tarihe geçecektir. Sizin dedikoduları­nız, kilükalden ibaret kalacaktır.»

Samet Ağaoğlu'nun alkışlarla sona eren bu konuşmasından sonra reis, yarın sabah saat 10 da toplanılarak bütçe müzakerelerine devam edilmek üzere, bugünkü içtimaa saat 19.55 de son verdi.

 Şubat 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Reis Vekillerinden İhsan Baç'ın ri­yasetinde toplanarak, 1956 yılı bütçe kanun lâyihasının tümü üzerindeki müzakerelere devam etti.

Celse açıldığı zaman Hürriyet Partisi Meclis Grupu adına söz alan Kocaeli Mebusu Ekrem Alican, partisinin büt­çe tenkidi üzerinde dünkü celsede serdedilmiş olan fikirlere cevap verdi. Ekrem Alican, 1950 yılmdanberi Mec­liste yaptığı konuşmalarda daima sa­mimî davrandığını, 1955 yılı bütçe müzakereleri sırasında şahsı adına konuşurken ileri sürdüğü düşüncele­ri, bu yılki müzakereler esnasında Hürriyet Partisi namına yaptığı be­yanda da tekrar eylediğini söyledik­ten sonra, dünkü celsede bütçe encü­meni adına konuşan Mazhar Şener'e hükümet adına konuşan İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu'na ve Demok­rat Parti Meclis Grupu'adına konu­şan Halûk Şaman'a mukabele ederek, Hürriyet Partisinin bütçe tenki­dini okurken, hükümetin ekonomik politikasının hangi kısmını ve nesini tasvip ettiklerini, hangi bölümleri de hatalı bulduklarını belirttiklerini ifa­de eyledi. Bütçe tenkidinde iktisadî meselelerin münferid olarak değil, heyeti umumiyesiyle ele alınmış ol­duğunu, bütün ekonomik  hadiselere tenkidde yer verilmiş bulunulduğunu beyanla sözlerine şöyle devam etti:

«Biz tenkidlerimizde daima yapıcı bir yol tuttuk. Meselâ tenkidlerimizde, ey hükümet, diyoruz. ekonomimizde muhtelif safhalar, duraklama, geri­leme devreleri vardır. Meselâ maden istihsalimizde gerileme mevcuttur. Bu gerileme olunca dış ticaretimiz, ihra­catımız da bu nisbette düşmektedir. Bu bizim için mühim bir noktadır, is­tihsal maliyetleri yüksek oluyor, ih­raç ve dolayısile ithal- imkânları orta­dan kalkıyor. İşte bunu arzediyoruz.»

Hatip, bu arada, hükümet gerekçesi­nin yedinci sahifesinde ziraî bünyeyi yanlış aksettiren hilafı hakikat ra­kamların mevcut olduğunu, 1954 se­nesi ziraî istihsal vasatisinin hektar ba;şina 986 kiloyu bulduğu hakkındaki malûmatın hakikate uymadığını ileri sürdü daha sonra fiyat endeksleri üzerinde durarak, fiyatlar . müstekar bir halde tutulduğu takdirde, partisi adına hükümeti tebrik edeceğini bil­dirdi.

Ekrem Alican bundan sonra dedi ki:

«Biz ilk konuşmamızda bütün ekono­mik durumumuzu içine alan bir be­yanda bulunduk. .Bilhassa iktisadî devlet teşekkülerinin çalışmaları mev­zuunda yüksek murakabe heyetinin raporlarını vesika olarak ele aldık. Bu raporlarda, iktisadî devlet teşekkülle­rinde maliyetlerin muntazaman yük­seldiği, dış tediye güçlükleri dolayısî-le iptidaî madde tedarikinde müşkü­lâtla karşılaşıldığı, keza kuvvei mu­harrike temininde zorluk çekildiği bildirilmektedir. Biz bu neticeleri o raporlardan çıkarıp hükümetin dik­katine arzediyoruz ve diyoruz ki: İk­tisadî hayatımızda anormal durum­lar hasıl olmuştur. Bu anormal du­rumlar bilhassa- iktisadî devlet teşek­küllerinde kendisini    göstermektedir.

Mevcut sınaî tesisler normal kapasi­tede çalışamamak durumundadırlar. O halde mevcut sanayiimizi normal kapasite ile işletemezken, mevcut sa-nayiimizle elde etmek imkânı olan menfaatleri sağlayamazken, bir takım yatırımlara dış tediye imkânlarımızı tahsis etmek doğru olmaz, iktisadî realiteye, takip ettiğimiz iktisadî po­litikaya uygun düşmez.»

Türkiyede ziraî sahada bünye değişik­liğinin mevcut olmadığını iddia eden hatip, ekiliş sahalarında artışa ve 1953 yılı sonuna kadar hektar başın­da alman randımanın yükselmiş ol­masına rağmen gayri tabiî şartların bu randımanı birdenbire düşürmesi­nin, ziraî sahada herhangi bir bünye değişikliğine gidilmemiş olduğunu gösterdiğini söyledi. Ekrem Alican konuşmasına devamla, partisi adına yapmış olduğu tenkidlerde, söylendiği gibi, yapılan eserleri inkâr etmedikle­rini, hadiseleri tek taraflı olarak gör­mediklerini bildirdikten sonra sözle­rine şöyle son verdi:

«Konuşmalarımızda ne dece objektif olduğumuzu ve hadiseleri hakikatin süzgecinden geçirerek nasıl ortaya koyduğumuzu şimdi ifade etmiş bu­lunuyorum. Hadiseleri tek taraflı gö­rüşle mütalâa ediyorsunuz diyenler bize misal vermelidirler. Biz ortaya misal ile, hadiseler ile çıkıyoruz. Ha­lûk Şaman dünkü konuşmasında «Sözlerimi politik bir konuşma ile ni-hayetlendireceğim» demişti. Acaba çe­şitli konuşma tarzları mı vardır? Biz, memleket İdaresinde bir çeşit konuş­ma şeklinin, bu kürsüde yemin ede­rek takabbül ettiğimiz zihniyetin ko­nuşma üslûbunun mevcut olduğuna kani bulunuyoruz. Partimizin memle­ket meseleleri üzerinde tek bir istika­mette konuşma üslûbu vardır, o da millî menfaatlerin icap ettirdiği ko­nuşma şeklidir. Bir arkadaş, Hürriyet Partisi siyasî ahlâk mevzuunda konu­şurken çok ihtiraslı davranmak mec­buriyetindedir, dedi. Biz, siyasî ahlâk mevzuunda, siyasî ahlâkın Hürriyet Partisinin mayası, temeli olduğuna kani bulunan insanlarız. Hürriyet Partisi siyasî ahlâkın bir ifadesi ola­rak doğmuştur.»

Başvekil Adnan Menderes'in konuş­ması :

Ekrem Alican'ın bu konuşmasını mü­teakip, Başvekil Adnan Menderes söz aldı ve Hürriyet Partisi Grupu sözcü­sünün ilk konuşması sırasında, ken­disinin «Mebusluklarımızı aiıp gitti­niz» tarzında yaptığı bir tarize karşı­lık «Sizler de Halk Partisinin mebus­luklarını alıp gitmediniz mi?» diye ileri sürdüğü iddiasını cevaplanırdı.

Biz hangi şartlar içinde Halk Parti­sinden çıktık, bunun muhasebesi bü­tün milletin önünde görülmüştür, di­ye söze başlayan Menderes, Hürriyet Partisini kurmak üzere Demokrat Partiden çıkanların durumunun hiç de aynı olmadığını belirtti. O zaman Halk .Partisinden çıkan dört kişinin yalnız olarak mücadele yaptıklarını, o partinin içinde 50, 100 veya 150 kişi bir araya gelerek bir nevi çete kur­mak suretiyle çıkmış ve çıkarılmış ol­madıklarını söyledi. Halbuki, Hürriyet Partisini kuranların, Demokrat Parti­den çıkmayı çoktan kararlaştırmış ol­dukları halde aylarca yine o partinin içinde kaldığını, Demokrat Partinin bir iki ay içinde ayakta duramıyacak bir hale geleceği hakkındaki propa­gandaların tekasüf ettirildiğini, De­mokrat Partiden başka tarafa göç et­tirmek teşviklerinin, iktidarı seçimsiz ele geçirmek gayretlerinin yapılıp arttırıldığını, ispat hakkının ancak bir bahane teşkil ettiğini belirtti.

Başvekil, Demokrat Parti sıraların­dan yükselen alkışlar ve Hürriyet Partisi sıralarından gelen gürültüler arasında sözlerini Hürriyet Partisi Grupu sözcüsünün üzerinde bilhassa durduğu siyasi ahlâk mevzuuna inti­kal ettirerek şöyle devam etti:

«Siyasî ahlâktan bahsettiniz. Ben de bahsedeceğim: Demokrat Partinin giydirdiği mebusluk rüTatı ile geçen sene Demokrat Parti bütçesini kemali samimiyetle müdafaa ettiler. Şimdi de 180 derecelik bir tahavvülle yer­den yere vurup batırmaktadırlar. Bunda sonra da, dünkü arkadaşları­na, büyük grubumuza siyasî ahlâksız­lık atf ve isnad etmekte ve hakarette bulunmaktadırlar.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, kendisinin dördüncü defa Baş­vekil olmasının siyasî a.hlâka münafi olduğu hakkında ileri sürülen iddiaya da temasla şöyle dedi:

Eğer ben tek başıma kendi arzu ve dilhahıma göre Başvekil olmuş bu-luns?ydım, yani bu memlekette bir* şahsın kendi arzusu ile Başvekil ol­ması şartları mevcut olsaydı, ne siz burada bulunabilirdiniz, ne de bulun­sanız böyle konuşmak imkân ve fırsa­tını elde edebilirdiniz.

Demokrasinin binbir teminatı altın­da, başka bir partinin bayrağı ve fir­masını kullanarak seçim mücadelesi­ni yapmış ve bugün buraya mebus olarak gelmiş bulunuyorsunuz. Daha önünüzde üç seneniz var. Halbuki biz, Halk Partisinden çıkarıldığımız za­man, seçimlere altı ay vardı ve o va­kitler, bir kimse Halk Partisinden çı­karılınca onun tekrar mebus, olabil­mesi için _ vicdanlarınıza soruyorum -binde bir dahi ihtimal mevcut değil­di. Fakat sizler, Demokrat Partiden böyle şartlar altında mı çıktınız? Bü­yük emelleriniz vardı. Parti içinde ko­layca yapamadığınızı, partinin dışına çıkmak suretiyle yapmak istiyordu­nuz. Sizin samimiyetinize ve fikirleri­nizin asaletine inanarak sizinle dert­leştikleri zaman şu veya bü fikrî ga­yet samimî hislerle kabul eden veya bu hislere iştirak edenleri de, sizin gi­bi partiden manevî bağlarını kopar­mış insanlar zannettiniz. Böylece par­ti içinde bir inkılâp yapacak, hattâ seçimlere dahi gitmeden iktidara el değiştirtecektiniz. İçinizden biri, bu sözleri aynen söylemiştir. İşte, bütün hadise bundan ibarettir. Başvekil, bundan sonra, gülüşmeler arasında sözlerine lâtife şeklinde de­vamla, «Ne oldu ise Cumhuriyetçi Millet Partisine oldu, onlar ortadan kalktı» dedi ve ilâve etti: «Halk Par­tisine gelince, pek tabiî, o da bütün bu hadiselerden çok memnundur.» Mecliste gülüşmeler devam ediyor, Cumhuriyetçi Millet Partisinden ve Demokrat Partiden bazı mebuslar muhtelif tarzlarda müdahalede bulu­nuyor, konuşma bazen muhavere şeklini alıyordu. Başvekil devamla, 1954 seçim mücadelesi esnasında, hâlen Hürriyet Partisine geçmiş bulunan mebusların faaliyetlerini bahis mev­zuu ediyordu. Hürriyet Partisi sırala­rına dönerek şöyle sordu:

«1954 seçim mücadelesini yaparken, burada oturan arkadaşlarımızın dira­yet, bilgi ve gayretlerinden ve seçim dairelerinde yaratmış oldukları sevgi­den istifade ettik. Bu arkadaşlar, se­çim mücadelesini bizimle beraber ya­parken, elbette dün burada Hürriyet Partisi Grupu sözcüsünün söylediği sözleri söylemediler. Eğer biz, bu ar­kadaşların seçim nutuklarını, bütün memleket sathında söyledikleri sözle­ri zaptetmiş olsak  ki zaptettikleri­miz vardır  ve bunları bugün buraya getirerek şimdi söyledikleri nutukla­rın hemen arkasından söylesek, aca­ba siyasî ahlâka çok güzel bir numu­ne vermiş olmaz mıyız, arkadaşlar?

Eğer işin latifeye tahammülü olsa, da­ha çok şeyler söylenebilir. Teşbihte hata olmaz, kimse üstüne alınmasın: Pakat bir mücrimi kan tutması kabi­linden, nasıl o mücrim cürmünü işle­dikten sonra, döner dolaşır cürüm mahalline ve kurbanının yanma ge­lirse, bizim arkadaşlarımız da, şimdi durup dururken siyasî ahlâktan bah­setmektedirler. Kendileri sırça köşk­te oturanlar, acaba niçin komşunun evine taş atarlar?

Bugüne kadar ben, Hürriyet Partisi­nin doğuşuna ve inkişafına dair bir tek kelime dahi söylememiştim. Fakat bugün, birdenbire kalkıp siyasî ahlâk­tan bahsedilmesine ve Demokrat Par­ti Grupuna siyasî ahlâktan mahrum­dur, denmesine tahammül edilemi­yor.»

Hatibin, solundan şiddetli alkışlara mukabil sağından şiddetli gürültüler duyuluyordu. Sözlerine şöyle devam etti: «Şimdi Halk Partisi ile yanyana ve kucak kucağadirlar. Pek tabiî, İsmet İnönü şimdi vaziyetten memnundur. Fakat 1954 seçimlerindeki mücadele­lerinde, şimdi şu sıralarda oturan ze­vat, İsmet Paşa hazretlerine ve parti­sine bizden    daha   yakın   değillerdi.

Hattâ ekser ahvalde, tenkid ederken bizden çok daha ileri giden, arkadaş­lar, o sıralarda oturmaktadır.»

Bu esnada Hürriyet Partisinden bir mebus, iyiye iyi, kötüye kötü diyece­ğiz diye bir müdahalede bulundu. Baş­vekil bunu derhal cevaplandırdı:

Evet, iyiye iyi, kötüye kötü... Ne güzel bir söz bu... İnsan, bir anda, bütün hadiselerin, bütün insanların üzerin­de hüküm verme mevkiine gelebiliyor. Fakat bu takdirde, sizin hakkınızda da iyiye iyi, kötüye kötü hükümler vermek mümkün olduğunu kabul et­mek lâzım gelir. Elbette ki bu min­berde yalnız siz mevcut değilsiniz. Herkesin kantarı belindedir. Sizin hakkınızda da hükümler ve kararlar verecekler vardır.

Başvekil, bundan sonra, Cumhuriyet­çi Millet Partisi sözcüsü tarafından kullanılan bir sözü bahis mevzuu etti. Vaktiyle Celâl Bayar, üç ay evvelini görmeyen hükümet değildir, demişti. Cumhuriyetçi Millet Partisi sözcüsü, uzun seneler evvel, çok başka şartlar­da söylenmiş olan bu sözü, şinıdi büs­bütün başka şartlardaki bir hadiseye tatbik etmek istemektedir. Hükümet­lerin her gün yeni tedbirler almasın­dan tabiî birşey yoktur. İngilterenin döviz, reeskont hadleri ve diğer tah­ditler hususunda yeni aldığı tedbirler buna bir misaldir. Zamanın tagayyü-rü ile ahkâmın da tagayyür ettiği her­kesçe bilinen bir bedahettir.

Başvekil, buna jpaşka bir misal olarak İsmet İnönü'nün de vaktiyle böyle demokrat olmadığını gösterdi. Bu es­nada Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının söz almak için riyasete is­mini yazdırdığı görülüyordu. Başvekil sözlerini şöyle bitirdi:

«Bir camia olarak burada bir sakal altında geçineceğiz. Daha epey bir müddetimiz de var. Demokrat Parti mebusluklarıyla kolayca bir parti kur­dunuz. Eğer mebus olmasa idiniz, par­ti kurabilir mi idiniz? Zaten Demok­rat Partinin kaderinde böyle bir cizye vermek mahkûmiyeti mevcuttur. Üç dört senede bir, oğul çıkarır gibi, ken­di içinden bir parti çıkarır. Partinizi Demokrat Partinin malzemesi ile kurduğunuz gibi daha üç senelik Demok­rat Parti mebusluğu da uhdenizdedir. Üç seneye kadar çok şeyler olabilir. Güzel güzel geçinmek mümkün iken, siyasi ahlâktan veya ahlâksızlıktan bahsetmeğe ne lüzum vardı? Bunları bir tarafa bırakalım.»

Başvekil Adnan Menderes'in alkışlar arasında biten bu konuşmasını taki­ben Maliye Vekili Nedim Ökmen söz aldı ve şunları söyledi:

«Ekrem Alican arkadaşımın üzerinde fazla durduğu bir noktayı tavzih için huzurunuza geldim. Biz diyoruz ki: Ziraî bünyede bir de­ğişiklik olmuştur, ekim sahası geniş­lemiştir. Randıman vasatilerinde yük­selmeler olmuştur. Alican arkadaşı­mız bunun aksini iddia ettiler şe mi­sal olarak da bütçe esbabı mucibe ra­porunun 7 nci sayfasındaki bir rakam tahalüfünü ileri sürdüler. Ekrem Ali­can arkadaşım iyi tetkikat yapmaya alışıktır. 940 senesinde beraber başla­dık tetkik yapmaya, o zamanki tet­kiklerimizde rakamlar arasında ufak bir tehalüf olduğu zaman, alâkalılar­dan sorar. Acaba bu tehalüfün nere­den gelmiş olduğuna kani olur, ondan sonra alırdık.

Şimdi eğer hükümetin, kendi iddiası veçhile efkârı umumiyeye şu veya bu şekilde yanlış malûmat vermek mak­sadı olsaydı cetvelde 854 rakamının satırlara 969 olarak intikali gayri sa­mimî olarak tavsif edilirdi.

İddiamız şudur: 1951 den sonra her sene, hem ekiliş sahasında hem dö­nüm basma randıman artışı kaydedil­miştir. Rakamları müsaade ederseniz en iyi ve en fena sene olarak arzede-ceğim. 1946-1950 devresinin en iyi se­nesi 1948 dir, hektar başına 1120 kilo alınmıştır. 950-56 devresinin en iyi senesi 953 yılıdır ve istihsal 1295 kilo olmuştur. Birinci devrenin en fena senesi 949 dur, verim 711 kilodur. İkinci devrenin en fena senesi 954 tür ve 854 kilo alınmıştır. 946-950 vasatisi 915 kilo olduğu halde 951-955 vasatisi 1137 kilodur. O satırdaki 969 rakamı, Alican arkadaşımdan rica ederim tet­kik etsinler, satırın başında 955 ra­kamı unutulmuştur ve bu hata dolayısile bu netice doğmuştur. Binaena­leyh bu rakam doğrudur ve doğrulu­ğunda İsrar ediyorum. Alican arkada­şımdan da bunu yeniden bu şekilde tetkik etmelerini rica ediyorum.

Alican arkadaşımdan bir şey daha ri­ca edeceğim, oda Ziraî bünyede de­ğişiklik olduğunu kabul etsinler. Bu­nun için uzaklara gitmeğe lüzum yok. Adapazarmı misal olarak vereyim. Bu sene Adapazarında mukaveleli çiftçi olarak bağlantı yaptığımız vatandaş­lara tefcnik arkadaşlarımızın tavsiye­leri üzerine sun'i gübre kullanmak ve usulleri islâh etmek suretiyle dönüm başına verim, belki bu rakam size astronomik gelecektir, 687 kilo olmuş­tur.

İkinci vakıa, şeker pancarının müna­vebeye girişidir. Bunlar başlıca bün­ye değişiklikleridir.»

Maliye Vekilinin konuşmasını mütea­kip, reis, sırada olan Cumhuriyetçi Halk Partisi Grupu adına Malatya Mebusu Nüvit Yetkin'i kürsüye davet etti. Bu esnada Hürriyet Partisinden Burdur Mebusu Fethi Çelikbaş'm da söz istediği görülüyordu. Nüvit Yet­kin, bütçenin tümü hakkında cevap vermek hakkı mahfuz kalmak şar-tiyle, sırasını Başvekilin konuşmasın­da bahis mevzuu ettiği Hürriyet Par­tisinin sözcüsüne bıraktı. .Bunun üze­rine Fethi Çelikbaş kürsüye geldi.

Fethi Çelikbaş, Başvekilin Hürriyet Partisini yaylım ateşine tutmasının sebepleri olmak gerektiğini ifade ede­rek sözlerine başladı. D.P. den ayrıl­dıkları sırada bir çete kurmamış ol­duklarını söyliyerek «çete» sözünü ve bu yoldaki ittihamı reddetti. Adalet komisyonuna sevkedilmiş bulunan is­pat hakkı kanunu ne zaman kimlerin himayeye mazhar olduğu görüleceğini ve hesap soranlar çıkabileceğini iddia etti. D.P. grupuna bir hakaret asla bahis mevzuu olmadığını ve olmıya-cağmı belirtti. Her vatandaşın, kendi görüşünü dilediği parti içinde müda­faa edebileceğini, yirminci asırda bu­nun aksi bir görüşün öne sürülemiye-ceğini belirten Fethi Çelikbaş, «Her­kesin kantarının topu belinde» sözün­den de rencide olduklarım ifade etti. Türk milletinin haklarını aramasını bildiğinden, vatandaşın hafızasının nisyan ile meluf olmadığını son bele­diye seçimlerinin de gösterdiğinden bahsetti. D.P. nin ortaya koymuş ol­duğu prensiplerin esasında güzel şey­ler olduğunu, 1950 nin heyecanı ile Türk -milletinin her dâvayı başarıya ulaştıracağından şüphe edilemiyece-ğini ileri sürerek, fakat o heyecanın bugün söndüğünü, bunu söndürenle­rin hiç olmazsa manen mesuliyet duymaları gerektiğini ifade etti. Va­tandaş pahalılıktan şikâyet ederken buna çare bulmak mevkiinde olanla­rın vatandaşın refah içinde bulundu­ğundan bahsetmesi garip karşılana­cağını kaydeden Fethi Çelikbaş, ken­disinin komploya tenezzül etmediğini ve etmiyeceğini, bir memlekette zen­gin fakir farkı büyük tezatlar halin­de kendini hissettirmeğe başladığı va­kit resmî makamlar refahın mevcudi­yetinden bahsedecek olurlarsa tehlike çanı çalmış olacağını, buna müsama­ha etmemek gerektiğini söyledi.

Fethi Çelikbaş, muhalefetin bütçe tenkidlerinde takip ettiği metodun obstruction olarak tavsif olunmasına itirazla Hürriyet Partisi adma konu­şan Ekrem Alican'ın iyi ve kötü taraf­ları birlikte belirten yapıcı bir konuş­ma verdiğini, bu konuşmayı umumî heyetin sükûnet içinde dinlediğini anlattı ve dedi ki:

«Biz, muhalefette ve iktidarda, vatan­dasın alın terinden vergiler ödeyerek umumî hizmetlerin böylece sevk ve idare edildiği bir rejimde, herşeyin tam bir açıklık içinde murakabeye tâbi tutulmasını, demokrasinin biza­tihi kendisi, ayrılmaz bir cüz'ü telâk­ki etmekteyiz.»

Fethi Çelikbaş, Büyük Millet Meclisi­nin Türk milletinin kendisi değil, fa­kat onun temsilcisi olduğuna tekrar işaretle, Hürriyet Partisinin, gerektiği ahvalde yalnız diğer muhalefet par­tileri ile değil fakat iktidar partisi ile dahi beraber yürümeği demokrasinin icaplarından telâkki etmekte olduğu­nu açıkladı. Hürriyet Partisinin, ikti­darla hangi mevzularda aynı, hangi mevzularda ayrı görüşe saiıip olduğu­nu sırası gelince açıklıyacağını belirterek «Dördüncü Menderes hükümeti, programının rejime müteallik kısım­larını derhal tatbik etsin, ilk minneti bizdendir» dedi.

Fethi Çelikbaş, kalkınmaya hiç bir itirazları olmadığını, fakat memleketi iktisadî çıkmaza sürükliyen finans­man yolları ile program ve plansızlık mevzularında itirazları bulunduğunu ifade etti. Bir fabrikanın tam kapasi­te ile çalışması mümkün iken, yeni bir fabrika açmanın akıl kârı olmadı­ğını, bu gidişin ekonomiyi umumî bir baskı altına aldığını iddia etti. Yatı­rımlar, bir program ve plân dahilin-de, emisyona gitmeden yapılacak olursa, dış yardımın da daha fazla sağlanabileceğini, Başvekil ve Maliye Vekili bir istikrar politikası takip edildiğini tasrih ettiklerine göre, bu­nun delillerini de bütçede vermek ge­rektiğini anlattı. Bir milletin iktisadi­yatının münferit eserlerle mütalâa olunamıyacağmı, bu iktisadiyatı vesi­kalara" intikal ettirmek gerektiğini, açıklıyarak dedi ki:

«Sanayiimiz, mevcut endekslere göre, hakikaten terakkiler kaydetmektedir. Ama, bazı noktalarda araz vardır. Bu arazı gidermesi için hükümetin dik­katini çekiyoruz ve Türkiyenin umu­mî iktisadiyatını vesikalar üzerinden takip etme itiyadını kazanmasmı isti­yoruz. Aksi takdirde verimli çalışma­lar dahi münferit eserler halinde ka­lır ve bizimle müşterek çalışmalar ya­pan beynelmilel müesseselerin bunla­ra iltifat etmesi mutasavver değil­dir.»

Hürriyet Partisi sözcüsü, gelecek yıl, bütçe gerekçesine, millî iktisadiyatı­mızı içerde ve dışarda takip etmek istiyenlerin işini kolaylaştıracak sıh­hatli bir hüviyet kazandırmasını hü­kümetten temenni etti. Hamle yapar­ken israf da olabileceği mülâhazala­rını reddederek «Fakir memleketlerin israfa tahammülü yoktur, Türk mil­leti, ekonomik imkânlarına uygun şe­kilde, santimi santimine hesaplı ça­lışmak mecburiyetindedir» dedi. Eğer kömür buhranı hissetme misse, bunun kendi Vekil iken vazettiği bir tevzi usulünden ileri geldiğini ifade eden bugün Türkiyede vatandaş yakacak Fethi Çelikbaş, Server Somuncuoğlu-nun görüşlerini ele alarak vukufu ol­duğu halde ilmî esaslardan uzak bir konuşma yapmış olmasını teessürle karşıladığını kaydettikten sonra bir memlekette yatırımlar emisyonla fi­nanse edilirse o memlekette hayat pa­halılığı başıgöstereceğini, bunun ikti­sadî bir kanun olduğunu söyledi. «Fi­yat hareketlerini Türkiyede emisyo­nun kamçıladığını tekzip etmek, ikti­sadî vakıaları satıhtan görmek olur» dedi. Türkiye ile beraber çalışan mil­letlerarası müesseseler, yatırım politi­kasının emisyonla yapılmasındaki tehlikelere işaret ettiklerini bu ilmî hakikatler bizde münakaşa mevzuu olmakta devam ettiği müddetçe müş­küllerin azalması mümkün olmadığı­nı, bu işlerin birer sezişle halloluna-mıyacağmı belirttikten sonra Fethi Çelikbaş, dış yardım lüzumunda her­kes müttefik olduğuna göre, neden bu yardımı kâfi miktarda alamadığı­mız sualini, ayrıca Hürriyet Partisi Grupu adına cevaplandıracağını tas­rih etti ve şöyle dedi:

«Yapıcı bir görüşle memleketin bu müşterek dâvası üzerine eğilmek, ala­bileceğimiz tedbirleri mütehassıs he­yetlere tetkik ettirdikten sonra gere­ken talepleri yapmak lâzımdır. Bu millet, yardıma liyakatini ispat et­miştir. Yardımın yapılması lâzımdır.»

Fethi Çelikbaş, sözlerinin sonunda, muhalefet ve iktidar partilerinin ya­kınlaşması teklifine cevap vererek arada fikir ihtilâfları olabileceğini ve münakaşa yoluyla bunların mümkün olduğu kadar bertaraf edilebileceğini kaydetti ve «İhtilâfımız, memleketin bir rejim buhranı içinde olduğu nok­tasındadır. Kanunî teminat altında bulunan, murakafceli bir demokratik rejime ihtiyaç vardır. Heyetiniz bunu temin ettiği anda size teşekkür borç­lu oluruz» dedi. Gayet küçük bir züm­re müstesna, herkesin hayat pahalılı­ğından şikâyetçi olduğunu söyleyerek «Bu ıstırabı duyabilmek için, bizim de tahsisatımızı indirmek lâzım gelir­se, bunun teşebbüsüne geçmek lâzım­dır» mütalâasında bulundu. Hürriyet Partisinin, vatandaşın ıstırap çektiği noktalarda çare göstermeğe devam edeceğini, siyasî ahlâk mevzuunda da

her mensubunun hareketi ile ve topyekûn her yerde, her an imtihana ha­zır olduğunu kaydederek kürsüden ayrıldı.

Müteakiben reis sözü Başvekil Adnan Menderes'e verdi. Hükümet Reisi, maddî şekilde hilafı hakikat sözler­den birini tashih edeceğini belirterek konuşmasına başladı.

Fethi Çelikbaş, kömür buhranının kendi kurduğu tevzi usulü sayesinde ortadan kalktığı iddiasında olmasına rağmen, bu iddianın gayri vâki bulun­duğunu söyledi. Fethi Çelikbaş, 7 ocak 1954 tarihinde Vekillikten ayrıldığı sı­rada, Ankarada 22 bin. aile, İstanbul-da ise 45 bin aile henüz kömür kon­tenjanlarından bir kilo bile almamış durumda olduklarını kaydetti. Tevzi sisteminin tam beş ay sonra mayısta değiştirildiğini hatırlatarak «Asıl me­sele tevzi sisteminin şu veya bu şekil­de olmasında değil, fakat kömür is­tihsalini arttırmak hususunda D.P. iktidarının sarîedegelmekte olduğu gayretlerde ve bu gayretlerin netice-sindedir» dedi. Çünkü, mevcut olma­yan bir madde ne kadar iyi bir tevzi sistemine tâbi tutulursa tutulsun ih­tiyaçların karşılanabilmesi mümkün olmadığına dikkati çekti.

Başvekil, müteakiben, Demokrat Par­tinin envestisman politikasını toptan mahkûm eden, konuşmalara cevap verebilmek için, misal olarak, kömür­de takip edilen istihsali arttırma po­litikasının ne derece müessir olduğu­nu rakamlarla ifade etti. 1949 da 2.706.000 ton olan taşkömür istihsali­miz, 1955 de 3.499.000 tona çıkmıştı. Buna, büyük seylâp dolayısile kömür istihsalindeki kayıplarımız da ilâve edilecek olursa, 1955 istihsalinin dört milyon tona yaklaştığı görülüyordu. Başvekil, kömür havzasının seylâp dolayısile uğradığı kayba rağmen 3.499.000 rakamına ulaşılabilmesi sa­yesindedir ki, kömürden yana hiç bir sıkıntı çekmediğimizi belirtti ve sor­du:

«Büyük kışlar oldu. Vapurlar, trenler işleyemedi. Her yerde mevcut stoklar­la idare edilmek zarureti hasıl oldu. Fakat hiç bir taraftan kömür sıkıntısı feryadı işitilmedi. Halbuki, 1949 -1950 yıllarına gelinceye kadar, mem­leketin kömürsüzlükten nasıl inim inim inlediğini, o zaman yapılmış olan gazete neşriyatını tesbit eden kupür­lerden okuyarak ayrıca arzedeceğim.»

Adnan Menderes, müteakiben linyit istihsalindeki gelişmeye dair rakam­lar vererek devlet sektöründe, 1949 yı­lında 77.000 ton olan linyit istihsali­nin 1955 de 1.118.000 tona, hususî te­şebbüs elindeki linyitlerde ise istihsa­lin 275.000 tondan 500.000 tona yük­seldiğini açıkladı. Gerek linyit, gerek taşkömürde 1949 rakamlarının hemen bir misline yakın bir netice elde edil­miş olduğunu, fakat bu sahadaki en-vestismanlar, asıl randımanını önü­müzdeki senelerde vereceğine göre, istihsal temposunun, 1949-1955 ara­sındaki seviyenin de çok üstünde bir hızla gelişeceğini sözlerine ilâve etti.

«Bunlar, Demokrat Partinin envestis-manlar devrine rastlayan büyük eeh-dü gayreti neticesi, birbirini takip eden muazzam artışlar silsilesi halin­de vasıl olduğumuz yekûnlardır. Tev­zi sisteminin değişikliği ile falan ilgi­li şeyler değildir.»

Başvekil Adnan Menderes, sözlerinin burasında bir noktaya dikkati çekti. Muhalefetin, iktisadî kalkınmadan şöylece bahsedip geçtiğini, fakat için­de bulunduğumuz bu kalkınmanın vüs'ati ve şümulü ne olduğunu, nere­lere vardığı, bu millete neler temin ettiği ve edeceği noktası üzerinde zer­re kadar durmadan, bu iktisadî kal­kınmayı terazinin bir gözüne, ıstırap ve sıkıntı teranelerini ise öbür 'gözü­ne koymağa kalktığını belirtti, bunun haksızlık olacağını kaydederek dedi ki:

«Hadise bu değildir ve böyle değildir. Bizim söylediklerimizi, bize atfetmek suretiyle ve bir bedahat haline gelmiş sözleri bir mektep 'hocası itiyadı İle bu kürsüde tekrar etmek doğru değil­dir.»

Başvekil, müteakiben Fethi Çelikbaşm bazı ifadelerini sırasiyle ele alarak bunları cevaplandırdı. Hükümetin is­rafa hiç bir zaman cevaz vermemiş olduğunu belirtti.

Sanki hükümet bu kürsüden herşeyin açıkça konuşulmasına taraftar değil­miş veya açıkça konuşulmasını redde-diyormuş gibi, bunun aksini ifade eden büyük lâfların buradan sarfe-dilmesi caiz olamıyaeağım söyledi ve «Biz, ancak söylediğimiz sözlerle il­zam olunuruz» dedi.

Başvekil, Hürriyet Partisine geçen arkadaşların bir çete şeklinde faali­yet göstermiş oldukları hakkındaki sözlerine avdet ederek, «Biz C.H.P. den çıkarıldığımız zaman, seçimlere altı ay vardı. Halbuki kendilerinin önünde üç sene var» dedi ve şunları söyledi:

«Bizim çıkarılışımızda siyasî ahlâka uygun olmayan bir cihet bulunsaydı, her meseleyi didik didik ederek haki-katları ortaya koymak ve hele siyasi ahlâk bakımından kıstasa vurmak hususunda fevkalâde titiz olan arka-daşlarmıızm, böyle siyasî ahlâk şai­besi ile bir partiden çıkmış veya çıka­rılmış olan insanlarla beraber çalış­mayı peşinen kabul etmemeleri lâzım gelirdi. Binaenaleyh bunu, bir tariz vesilesi yapmaları doğru olmadığını söylüyoruz.»

Başvekil, her iki ayrılış hadisesi ara­sında bir analoji tesis etmenin, hadi­seleri zorlamak mahiyetinde olacağı­nı da belirttikten sonra «çete» keli­mesine avdet etti ve « Bir çete kurar gibi elemekten maksat, hakikatte bir çete kurdukları demek değildir. Bu, bir teşbihtir. Onların 30-40 kişi olma­dan partiden ayrılmak istemedikleri­ne, hattâ bu yolda kendilerinde cesa­ret göremediklerine işaret etmek mak_ sadiyle söylenmiştir» dedi.

Saat 13 e gelmişti. Bütçe devammca sabah toplantılarının saat 10 dan 13 e kadar devamı evvelce kararlaş-mış olduğu için reis, bugünkü oturu­mun Başvekil konuşmasını bitirince­ye kadar uzatılması hususunda umu­mî heyetin mütalâasını aldı, muhale­fet sıralarından bazı itirazlar yüksel­mesine rağmen, konuşmanın devamı büyük bir ekseriyetle kabul olundu.

Bunun üzerine Adnan Menderes, söz­lerine devam ederek, «Kantarın topu herkesin belinde» sözünde de nezahete hiç bir aykırılık mevcut olmadığı­nı, bunun, «hadiseleri herkes kendisi tartar, kendisi hükmünü verir» mâ­nasına geldiğini belirtti. Başka çare bulamayınca, söz kalabalığı tedbirle­rine başvurmanın doğru olmadığına dikkati çekti.

Başvekil, daha sonra, Fethi Çelikba-şın bugün yeni bir hüviyette ortaya çıktığına işaretle geçen sene bütçesi­ni kabul ve takdir etmiş olan Çelik baş şimdi 'hadiseleri bir takım yeni ölçülere göre tasnife tâbi tutarak hiç alışılmamış ,bir edebiyat ile konuştu­ğunu söyliyerek dedi ki:

«Bunlar, bir günde olup bitmiş işler değildir. Bunlar kendisinin de mesu­liyete iştirak ettiği zamanlarda, bera­berce yaptığımız işlerdir. Bunlar olur­ken, kendisi semavâttan değil, bizim­le beraberdi. Bir küçük kömür tevzii meselesinden istifade ederek işin şe­refli ve müsbet tarafını benimsemek, fakat beri tarafta hatalı görmek ve göstermek işine geldiği hususları, binbir ilâve ve mübalâğa ile ortaya koymak, haksız bir yola sapmaktır ki, bunu kendisine yakıştıramadım.»

Adnan Menderes, zamanın tagayyürü ile ahkâmın da tagayyürü icap ede­ceği yolundaki ifadesini de Çelikbaşm müsbet mânada kullanmadığını kay­dettikten sonra, her memleketin bir iktisadî hususiyeti bulunduğunu ve bu hususiyetleri dikkate almak gerek­tiğini ifade etmiş olan Server Somun-cuoğlu'nun sözlerini, mâna bakımın­dan değiştirerek, bir hücum vesilesi olarak kullanmanın da yersizliğine işaret etti. Objektif hakikatlerden bahsedeceğini söylediği halde çok söz götüren bir takım mevzulara «her yerde hesaplaşacağız», «eski heyecan kalmadı», «siz görürsünüz» tarzında bir takım ifadelerle temas etmiş olan Celikbaş'm asıl bu sözleri amiyane ol­duğunu ve bunları kendisine yakıştı­ramadığını sövledi.

İktisadî kanunların mevcudiyetini kimse inkâr etmediği halde, Çelikba­şm, hayatî hadiseleri ve şartları bir tarafa bırakarak iktisadî prensiplerin tatbikatta her yer.de aynı neticeyi ve-receğini iddia eder bir vaziyet aldığını, halbuki iktisadî kanunların hangi zemin üzerinde cereyan ettiğini de dikkate almak gerektiğini binaenaleyh böyle ilmî fetvalara hiç de lüzum ol-madığmı söyledi.

Adnan Menderes, Türkiyede "bir kon­ferans vermiş olan bir iktisat âlimi­nin, MirdaTın şu sözünü, «Atıl kay­nakları olan memleketlerde para, fi­nansman, kredi mevzularında orto-doks telâkkilere yer yoktur. Bu vazi­yette, masraf ve yatırımlar, açıktan finansmanlar, reel kıymetler yarata­bilir» sözünü ele aldı ve sordu:

«Ne zamana kadar?» bunun cevabını da kendisi vererek «Fethi Çelikbaş ar­kadaşımızın ya kabineden yahutta partiden ayrıldığı zamana kadar» de­di.

Başvekil, D.P. sıralarında hararetle alkışlanan bu sözlerden sonra, Fethi Çelikbaş'm diğer bir beyanına, «Biz, yemin ettik, bu yeminimize sadık ka­lacağız» sözüne geçti. Bunun, memle­ket menfaatlerine ihanet etmemek ve Cumhuriyet esaslarından ayrılmamak mânasından gayri birşey ifade etme­diğini tasrih ederek şöyle dedi;

«Bu sözler, sadece büyük lâflar söy­leme merakını tatmin etmek hevesin­den başka birşey değildir. Siz, burada edilen yemine sadıksınız da diğer ar­kadaşlar sadık değiller mi? Çok şü­kür, hiç birimiz, Cumhuriyet esasla­rından ayrılmış, memleket menfaat­lerinden ayrılmayı göze almış insan­lar değiliz. Sanki mümin karşısında kâfir varmış gibi, bir trajediyen edası ile bu kürsüden bunları söylemek ka­tiyen doğru değildir.»

Başvekil, enflasyon teraneleri ile her­kesi korkutmak istediklerine işaretle, halbuki bugün her memleketin en­flâsyondan şikâyet ettiğini, iktidarda iken 5 misli enflâsyon yapan C.H.P. nin para kıymetini 5 misli düşürdü­ğünü, hem de bu paraların envestismana değil idare masraflarına gitti­ğini anlatarak tekrar MirdaPın söz­lerine döndü. Bu iktisat âliminin, en­flâsyon, para kıymetini düşürse bile, iş hacmine ve madde bolluğuna tesir edeceği için, hesap edilmeğe yeri var­dır, demek istediğini kaydederek Fethi Çelikbaş'm esasen para hacmine tesir edecek muamelelerin behemehal enflâsyona müncer olacağını ifade etmek istemiş olamıyacağını söyledi ve dedi ki:

«Çünkü, bütün bu muameleler cere­yan ederken kendisiyle beraberdik. Aksi düşüncede olsaydı, bize bunu her halde ifade ederdi. Siyasetin ne garip cilvesidir bu... Dün beraberce mesuli­yetine ve şerefine iştirak ettiğimiz ar­kadaşlarımız, bir başka kisve giydik­leri zaman, ben seni tanımıyorum, di­yorlar. Halbuki benim tanıdığım Fet­hi Çelikbaş, bu değildir. Biz aramızda böyle konuşmuyorduk. «Evvel yok idi bu rivayet yeni çıktı.»

Menderes, Türkiye Büyük Millet Mec­lisinin, milletin yegâne ve hakikî mü­messili olduğunu bir 'gün evvel bu kür­süden ifade etmiş olan Samet Ağa-cğlu'na reva 'görülen haksız tarizi de reddetti ve Çelikbaş'm, bugün millet­te eski heyecan kalmadığı yolundaki sözlerine temasla «Heyecanın hepsini Fethi Çelikbaş alıp götürünce heye­can kalır mı?» latifesinde bulundu.

Kalkınmaya itirazları olmadığını fa­kat bu yüzden bugün köylünün bile sıkıntı içinde bulunduğunu ifade et­miş olan Hürriyet Partisi sözcüsünün bu mütalâalarına geçen Başvekil, bu­rada dedi ki:

Vatandaş hesabına çok şeyler söylene­bilir. Fakat, bir taraftan ilmî kaide­lerin muhkemliğinden bahsediyor, di­ğer taraftan dâvasının delilini söy­lentiye istinad ettiriyor. Bunda tezat vardır. Bu tezatlara birçok yerlerde rastlanabilir. Meselâ Meclis zabıtları karıştırılacak olsa, Çelikbaş'm tezat­larla dolu birçok ifadelerini ortaya koymak mümkündür. Bugün ilim na­mına şunları söyler, yarm aynı ilim namına başka türlüsünü söyler. Çün­kü ne kadar objektif kalıyoruz desek politika ve parti menfaatleri zihnimi­zi ve lisanımızı tağşiş etmekten hâli kalmaz. Kavga edilmediği, sert ve şiddetli konuşulmadığı zaman, mu­halefet, kendisinin revacını temin edecek mühim bir unsurdan mahrum kalmış olduğu yolunda yanlış bir ze­habın içindedir. Mutlaka kavga et­mekle insan mevcudiyetini ispat etmez. Kavgadan başka münakaşa ve çalışma sahası yok mudur?»

Adnan Menderes, envestismanların verimli olmadığı yolunda muhalefe­tin iddialarını ele aldı. Sivas çimento fabrikası 10 gün, 20 gün çalışmamış diye başka çimento fabrikası kurma­mak mı lâzım geleceğini sordu, dört sene içinde bir milyon tondan fazla çimento ithal edilmiş olduğunu, bu­nun için ise harice 20 tane çimento fabrikası kurmağa kâfi gelecek kadar para ödenmiş bulunduğunu hatırlat­tı ve şöyle devanı etti:

«Bir çimento fabrikası, 14-16 aylık iş­leyişi ile, onun için sarfedilen dış te­diyeyi tamamen korumaktadır. 1955 yılında 1.600.000 ton çimento istihlâk etmiş bir memleketiz. Eğer envestis-manlar yapıp da istihsali arttırma saydık 1955 yılı içinde 1.200.000 ton çimento ithal etmek mecburiyetinde kalacaktık. Bunun döviz olarak nele­re .baliğ1 olabileceğini kolayca hesap­lamak mümkündür. 1956 senesinde 1.600.000 ton çimento istihlâk edece­ğimize göre, eğer 1950 deki istihsal se­viyesinde kalmış olsaydık, bu yıl 1.200.000 ton çimento ithal etmek zo­runda kalacak ve şimdi bunun dövi­zini nereden bulmak lâzımgeldiği kaygısı içinde olacaktık. Demirde, kö­mürde, tekstilde, madende, kâğıtta, çelikte ilâveler, yani envestismanlar yapmasaydık, bu maddeleri fazla it­hal etmenin bize yükliyeceği dış tedi­ye yekûnlarının nelere baliğ olacağı­nı hesap edip bu kürsüden ifade ede­cektik. Eğer Türkiye 1956-1957 kam­panyasında 300 bin ton şeker istihsal edecek yerde 120 bin ton istihsal ka­pasitesinde kalmış olsaydı, bugün 180 bin tona yakın şeker ithal etmek ve 30 milyon dolara yakın para ödemek lâzım gelirdi. Bütün bu maddeleri, 1950 standardına göre istihsal zorun­da kalsaydık, bugün 150 milyon dolar civarında fazla ödemek mevkiinde ka­lacaktık. Bunu rakamlarla ispat ede­ceğim. Bu memlekete 60 bin traktör geldi. Daha geniş ölçüde ekim yapıl­dı, neticede bir milyara yakın dış te­diye elde edildi. Yapılmış envestis-manları yalnız zimmet hanesine'kay­detmek, fakat bunların memlekete getirdiği faydaları kale almamak ha­talı bir görüştür.»

Başvekil, müteakiben, demirde 70 bin tondan ibaret olan istihsalin 955 de 157 bin tona çıktığını, bunun memle­kete 100 milyondan fazla dış tediye imkânı sağladığını, bu sene demir is­tihsalinin 300 bin tona yükseleceğini söyliyerek sordu:

«Bütün bunlar acaba vatandaşa ıstı­rap vermek için mi yapılmıştır? Ra­kamları görüyorsunuz. 1950-1955 ara­sında demir istihsali bir misli artmış­tır. 1956 dan 1957 ye geçerken bir­denbire 300 bin tona yükseliyor. Bu­nun sebebi, büyük istihsal devrine ar­tık gereği gibi girmemizdir. Bir köp­rücük bizi selâmet sahiline ulaştıra­caktır. Eğer iki sene üstüste hava şartları gayri müsait gitmeseydi, bu­gün tenkidlerin mahiyeti asla bu oî-mıyacaktı. Hattâ, arkadaşlarımız, bel­ki de bizden ayrılmak zahmetine bile katlanmıyac aklardı. Bugün bizim, câri istihlâk maddeleri için, ihtiyacı­mız olan şey, muayyen bir miktarda dış tediyedir. Bunu izam etmek kati­yen caiz değildir.»

Menderes, plansızlık- iddialarını da cevaplandırdı. Girişilen işlerden her birinin kendisine göre plânı mevcut olduğunu, bunlar parça parça alındı­ğı takdirde bugün bu plânın neresin­de bulunduğumuz ve nereye vasıl ola­cağımız malûm olduğunu açıkladı. Başvekil, kusur olarak bula bula bir çimento fabrikasının birkaç gün ça­lışmadığından, bir şeker fabrikasının tam kapasite ile işlemediğinden ve sadece bunlardan bahseden muhale­fete cevap vererek «Bütün bunların mahiyetini burada etrafiyle konuşa­lım ve milleti şaşırtmıyalım» dedi. Kömür, şeker, demir ve sairede artan istihlâk karşısında, yeni kuruluşlar için lüzumlu etudlerin nasıl yapıldığı­nı, hangisi için dış tediyeye ihtiyaç olduğunu ve hangilerinin ne zaman bitirilmesi iâzım geldiği hususlarında nasıl karar alındığını izah eden Ad­nan Menderes, Kütahya fabrikasının kuruluşu hakkındaki tenkidlere geçe­rek 1954 de Eskişehir bölgesinin bü­yük kuraklık geçirdiğini, pancar is­tihsalinin o sene az olduğunu, bu yüzden de istihsal    kapasitesi 37 binton iken 27 bin ton istihsal yaptığı­nı söyledi. Buna bakarak, Kütah­ya fabrikasının kurulması hatalı olduğu iddia edüemiyeceğlni söy­ledi. Elde edilen pancarın mikta­rıma göre, her yıl, şeker fabrika­larının istihsal miktarlarında de­ğişiklikler görülebileceğini rakamlar­la ifade ettikten sonra, kaldı ki, Es­kişehir şeker fabrikasının iki üç sene kadar önce 57 bin ton istihsal yaptı­ğını, yani zorlandığını, hem de civar­daki arazide pancar ekimi tahdit edil­diği ve bu araziden bir kısım konten­jan Adapazarı fabrikasına verildiği halde kendisini empoze eden bu faz­la istihsalin bir alarm işareti demek olduğunu anlattı, Adapazarı fabrika­sının bu zaruretten doğduğunu söy­ledi. Kütahya fabrikasına gelince, bu­nun 37 bin tonluk değil, 12 bin tonluk bir bölge fabrikası olduğunu, buna rağmen, 1955 de kapasitesinin üstü­ne çıkarak 13.992 ton istihsal yaptı­ğını belirtti. 1954 de 10 bin ton nok­san istihsal yapan Eskişehir fabrika­sının, daha evvelki yıllarda da çok defa 27 bin ton istihsal elde etmiş bu­lunduğunu kaydetti. Fakat, bir şeker fabrikası, bir kampanya mevsiminde 100 günün Üstünde faaliyet göstere­cek olursa, o fabrikanın daima zarar edeceğini, çünkü pancar toprakta faz­la bırakılırsa köklendiğini, sökülüp silolarda bekletilecek olursa kızışıp çürüdüğünü izah etti ve şu suali sor­du:

«Şu halde, 165 gün işleyen ve bu su­retle memlekete külli zarar vermiş olan bir fabrikanın yanında, ikinci bir fabrika kurarak, bu yükü bu fab­rikanın üzerinden almak ve pancar airaatine alışmış olan civar halkına daha fazla pancar ekme imkânlarını sağlamak hatalı mıdır? Plân ve prog­ram mevzularında bula bula ortaya koydukları işte bundan ibarettir. Ben kendilerini davet ediyorum: Bu fab­rikalardan hangisi plânsızdır, hangi­si prioriteyi haiz değildir, gelsinler bunu izah etsinler. Tenkidleri mü-şahha,s olarak ortaya koymak lâzım­dır. Hatalarımız da bulunabilir. Fa­kat bunlar, bütün envestisman politi­kasını şaibelendirecek bir hududa götürülemez.»

Adnan Menderes, hükümetin istihlâ­ki kamçıladığı yolundaki iddialara geçerek, bunun bir zaruret olduğunu açıkladı. İstihlâkin büyük kitlelere iştira gücü verilerek arttırıldığını, is­tihlâkin miktarı ile istihsalin artması arasındaki sıkı münasebetin inkâr edilemiyeceğini ifade ile şunları söy­ledi:

Bu istihsali teşvik işini bir içtimaî adalet meselesi olarak mütalâa ettik. Buğdayı, 30 kuruşa alalım dedik ve bu suretle bütün iç piyasayı harekete ge­tirdik. Bu, herkes tarafından tasvip edildi. Ayrıca, yine teşvikine ihtiyaç görülen mahsullerimiz için, münasip pazar ve rayiç temini maksadiyie ted­birler aldık. İstihlâki bu yoldan art­tırdık. Böylece iştira gücü müstahsi­le intikal ettirilmiş oldu. Belki mad­de darlığına doğru bir cereyan hasıl oldu. Fakat aynı tedbirin madde bol­luğu yaratma hassası da mevcut. Çün­kü teşvik edilen herhangi bir istihsal kolu, elbette inkişaf eder.

Muvazene, muvazene.. Nedir bu mu­vazene? Yani Türk ekonomisini mu­ayyen bir safhada, muayyen kalıplara bağlamak, yani aşağı bir seviyede bir muvazeneye alıştırmak mı? C.H.P. ta­rafından takip edilen politika işte bu idi ve bunun acısını çektik, mahzur­larını gördük.»

Başvekil, eğer şu envestismanları, dünya konjonktürü müsait olduğu bir devirde ortaya konulmamış ve işe girişildiği günden itibaren hasılaları alınmamış olsaydı, istihlâkin günden güne artması karşısında bugün deh­şetli bir döviz sıkıntısı içinde olacağı­mızı tekrar belirtti ve «İptidai bir memleketin dış tediye güçlüklerinden kurtulmasına imkân ve ihtimal yok­tur. İlmi simya ile altın imal eder gi­bi bir takım ameliyelerle memlekete velûdiyet ve fazla istihsal kabiliyeti vermek ve uzun seneler envestisman yapmış memleketlerin seviyesine ulaş­tırmak ham hayalden ibarettir» dedi. 1945 den 1950 ye kadar bu memleke­tin 800 milyon lira dış ticaret açığı verdiğine dikkati çeken Adnan Men­deres, envestisman yapılmadığı halde bu açığın mevcudiyetini tesbit etti ve dış tediye yardımları eklenecek olur­sa bu miktarın bir milyarı da geçece­ğini kaydederek, memleketin bu yüz­den o devirde bedbaht olduğunu, bir­çok maddelerin sıkıntısı çekildiğini anlattı. Bu mukayeseyi her iki politi­ka arasındaki farka işaret için yaptı­ğını söyleyerek şu veya bu maddenin yokluğu veya hayat pahalılığı mevzu­larını envestismanlara bağlı kötü bir-şey gibi göstermenin yersiz olduğunu anlattı ve «Bu, iktisadî gelişmede ge­ri kalmış memleketlerin mahkûm bu­lunduğu bir kader meselesidir. Hede­fimiz, bu kaderi değiştirmektir» dedi.

Başvekil, bu memlekette uzun yıllar bir kaput bezi dâvası mevcut iken bu­gün tekstilde istihsalimizin 400 mil­yon metreyi geçtiğini, 1 milyon iğe vardığımız gün, fabrikalarımızın pa­muk ihtiyacını en düşük pamuk istih­sal seviyemizle dahi karşılıy ab ileceği­mizi, kaldı ki, bazı tedbirler alınmak suretiyle Türkiyede pamuk istihsali pekâlâ 2 milyon balyeye kolayca çıka­rılabileceğini açıkladı.

Amerikan yardımından bahsederken hadiseyi taiil edecek şekilde konu­şulmaması lâzım geldiğine işaret eden Hükümet Reisi, Amerikan yardımının bugün dahi Türkiye için bir hayat unsuru olduğunu ifade etti. Tekrar muvazene tesisi taleplerine geçerek fiilî ithal imkânsızlıkları yüzünden istihlâkin esasen daralmakta bulun­duğunu söyledi. Hükümetin iktisadî ve mali politikasına dair neşredilmiş olan beyanatın, tatbikatta daha çok evvel yer aldığını ayrıca tasrih etti ve dedi ki: «Bugün bizi tazyik eden müş­küller, yalnız bu memleketin derdi midir? Bunlar, zamanımızın bütün dünyayı saracak muhtelif tecelliler gösteren dertleridir. Biz, ortaya koy­duklarımızın hepsini müdafaaya ha­zırız. Şerefini de, mesuliyetini de yük­lenmeğe amadeyiz.»

Başvekil konuşmasını bitirirken, Fet­hi Çelikbaş'm imâli bir ifadesini de cevaplandırdı ve şöyle dedi: «Bu memlekette, işler hiç bir zaman bu­günkü kadar açık olmamıştır. Herşeyin ince elenip sık dokunduğu bir de­virde yaşıyoruz. En küçük bir yolsuz­luğa karşı asgarî kendileri kadar heyecanlı, kendileri kadar azimli bu­lunduğumuzu lütfen kabul etsinler.».

Adnan Menderes alkışlar arasında kürsüden ayrıldı ve reis, Öğleden son­ra saat 16 da toplanılmak üzere otu­rumu kapadı.

Büyük Millet Meclisinin bugün saat 16.00 da Reis Vekillerinden Kayseri Mebusu Fikri Apaydm'm riyasetinde açılan ikinci celsesinde, ilk sözü Cum­huriyet Halk Partisi Meclis Grupu adına Malatya Mebusu Nüvit Yetkin aldı. Hatip Demokrat Parti Meclis Grupu ve bütçe encümeni sözcüleri­nin muhalefeti samimiyetsizlikle it­ham ettiklerini söyleyerek bütçeye muvafık veya muhalif rey vermenin buna bir kıstas tutulmaması gerekti­ği mütalâasını ileri sürdü. Daha son­ra İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu-nun dünkü konuşmasına cevap vere­ceğini bildirerek 1956 senesi Demok­rat Parti iktidarının bir zafer senesi olacak ve muhalefet bu zaferleri tetvice imkân bırakmak istemiyor şek­linde bir mütalâanın yerinde olarayacağmı ileri sürdü ve «Biz memleke­tin hayrına yapılacak işlerden ancak gurur duyarız» dedi. Sözcü plân ve program bahsine geçe­rek bu mevzuda geçen sene de dur­duklarını söyledi ve eski nutuklarından parçalar okuduktan sonra bu fi­kirlerinde İsrar ettiklerini belirtti. Bütçe encümeni sözcüsüne cevap ve­rerek «Biz borcu vahim telâkki etmi­yoruz. Bizim için endişe veren husus kısa vadeli borçlar ve dış ticaret açık­larıdır» dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Gru­pu sözcüsü daha sonra Başvekilin sa­bahki konuşmasına temasla bu mem­leketin kalkınmasını arzu etmiyecek tek fert ve tek teşekkül olmadığını, ancak bunun yolları üzerinde iktidar­la ihtilâf halinde bulunduklarını ifa­de etti. Daha sonra Sinop bağımsız Mebusu Server Somuncuoğlu'nun dün­kü konuşmasına geçerek Somuncu­oğlu'nun 1954 seçimlerinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Gru­pu adına iktidar partisi lideri ile te­masa memur edildiğini, o zaman bu temasın yapılamadığını, şimdi aynı zatın hükümete partiler arasında sulh teklif etmek suretiyle bir sulh havari­si vaziyetinde göründüğünü söyledi. Ve ilâve etti:

«Sayın Somuncuoğlu'nun bize teklif ettiği sulh değil ilticadır.»

Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü da­ha sonra Hürriyet Partisinin iki aylık muvakkat bütçe teklifini kendilerinin geçen sene teklif ettiklerini, bu sene tekrarına lüzum görmemiş oldukları­nı, maamafih kabul edilecek olursa böyle bir zarurete kendilerinin de inandıklarını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Gru-pu sözcüsü Nüvit Yetkin'den sonra İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu söz alarak kürsüye geldi. Muhalefet ha­tiplerinin iddialarını sabahki celsede Başvekil Adnan Menderes'in çok mü­kemmel bir şekilde cevaplandırmış ol­duğunu, kendisinin yalnız iki nokta üzerinde durmak istediğini kaydet­mekle söze başlayan İşletmeler Vekili, sabahleyin Ekrem Alican'in ve hattâ kısmen Fethi Çelikbaş'm «Biz kül ola­rak sizlerle beraberiz, teferruat üze­rinde bazı aksaklıklara işaret ediyo­ruz» mealinde konuşmak suretiyle hükümet sözcülerini aşağı yukarı tas­vip etmiş durumda olduklarını söyle­di. İkinci nokta olarak da Fethi Çelikbaş ondört ay evvel 400 bin ton kö­mür ithali zaruretinden bahsederken şimdi kömür sıkıntısı olmadığını izah etmesinin çok mesut bir hadise oldu­ğu mütalâasında bulunduğunu kay­detti.

Samet Ağaoğiu, bundan sonra, ken­disinin dünkü toplantıda söylediği bir söz dolayısiyle Fethi Çelikbaş'm sa­bahki celsede «Samet Ağaoğlu demok­rasiyi katletti» dediğini hatırlattı ve münakaşa mevzuu yapılmak istenen o sözlerini tekrarlayarak dedi ki:

«Benim söylediğim şudur: Türkiye Büyük Millet Meclisi Türk milletinin yegâne ve hakikî mümessilidir. Türk milletinin hakkı hâkimiyetini istimal eder. Dördüncü madde sarihtir. Bu sözümün anayasaya    uygun olup olmadığı bahsinde münakaşaya amade­yim.»

Samet Ağaoğlu bundan sonra Fethi Çelikbaş'm çok yakın maziyi hatırla­ması 'gerektiğini, bugün itiraz ettiği bazı kanunlarda onun mesul hükümet adamı sıfatiyle imzası bulunduğunu, bu mevzularda Hürriyet Partisinin kimse ile münakaşa edecek durumda olmadığını ifade etti. Kendisinin dai­ma partisinin içinde onun her mesu­liyetine iştirak ederek çalışmakta ol­duğunu ifade ile kürsüden indi.

Bu sırada Cumhuriyetçi Millet Parti­sinden Ahmet Bilgin dünkü celsede sataşma olduğu iddiasiyle söz istemiş­ti. Reis Vekili Fikri Apaydın zabıtla­rın tetkik edildiğini, riyasetin sataş-. ma olduğu kanaatinde olmadığını, fakat israr karşısında dahilî nizam­name gereğince bu talebi umumî he­yetin reyine vazedeceğini bildirdi. Ta­lep reye konuldu ve kabul edilmediği anlaşıldı.

Hürriyet Partisinden Bursa Mebusu İbrahim Öktem de aynı şekilde talep-de bulunmuştu. Reis zabıtları okudu ve riyasetin sataşma olmadığı kanaa­tinde bulunduğunu söyledi. Talep ay­nı şekilde reye kondu ve konuşma is­teği kabul edilmedi.

Cumhuriyetçi Millet Partisinden Ah­met Bilgin bu sefer partisinin Meclis Grupu adına söz istedi. Meclis Grup­ları sözcüleri konuşma için sıraya tâ­bi almadıklarından kendisine söz ve­rildi. Reis Vekili, umumî heyetin bi­raz evvelki kararını hatırlatarak sa­taşma iddiası üzerinde değil', grup sözcüsü olarak bütçe lâyihası üzerin­de  konuşması gerektiğini bildirdi.

Ahmet Bilgin, İşletmeler Vekili Sa­met Ağacğlu'nun dünkü toplantıda kendisinin iki celsede saatlerce konuş­muş olduğunu ifade etmek suretiyle bir tarizde bulunmuş olduğunu, par­tisinin bütçe tenkidlerini sadece ken­disinin yazmamış ve okurken yabancı bir kelimeyi yanlış telâffuz etmiş ol­masının bir kusur sayılmaması gerek­tiğini söyledi. Heis, hatibe bütçe üzerinde konuşma­sı ve şahsiyata girmemesi ihtarında bulundu. Fakat Ahmet Bilgin aynı şekilde konuşmağa devam edince ih­tarım tekrar etti ve devam ederse sö­zünü keseceğini bildirdi. Bu vaziyette İsrar edilince hatibin sözünün kesil­mesini reye vazetti. Teklif kabul edil­di ve Ahmet Bilgin kürsüden indi.

Hürriyet Partisinden Burdur Mebusu Fethi Çelikbaş söz aldı, Celikbaş, mü­zakereleri idare etmenin bir reis için hakikaten güç olduğunu, reislerin çe­lik gibi bir idareye ve fevkalâde bir metanete ve nefis terbiyesine sahip olmaları gerektiğini söyledi. Reis Ve­kili Fikri Apaydın, riyaset makamı­nın müzakereleri her zaman olduğu gibi tam bir tarafsızlıkla idare ettiği mukabelesinde bulundu ve Fethi Ce-likbaş'in şahsına hücumda bulundu­ğunu söyleyerek bunu cevaplandır­mak üzere konuşabilmek ve bunun riyaseti diğer bir vekiline devretmek üzere celseye ara verdiğini bildirdi.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü ikinci celsesi saat 17.20 de böylece sona erdi.

Üçüncü celse saat 17.35 de açılınca ri­yaset makamında bulunan Reis Ve­killerinden Bursa Mebusu A-gâh Ero-zan, hatiplerin sözünü kesmenin, in­tizamı bozmanın memnu olduğunu, bunun dahilî nizamnamede müeyyi­deleri bulunduğunu hatırlattı ve Fet­hi Çelikbaş'ı konuşmasını ikmal için kürsüye davet etti.

Celikbaş, biraz evvelki sözlerinin yanlış anlaşıldığını, «nefis terbiyesi» sözleriyle ahlâkî bir mâna kasdetmediğini tavzih ile söze başladı ve SametAğaoğhı'nun konuşmasına geçti. Kendisinin filhakika ve hükümet âzasısıfatiyle bazı kanunlarda imzası bu­lunduğunu, bunu inkâr etmediğini veimzası olan vesikanın mesuliyetinikabul ettiğini, fakat bir siyaset ada­mının hâdiselerin seyri içinde muay­
yen noktalara kadar -gitmeğe mecburkalabileceğini, Hürriyet PartisininFethi Celikbaş demek olmadığını söy­ledi. Reis, Fikri Apaydın'a söz verdi. Fikri Apaydın bir evvelki celsedeki hâdise­yi hatırlatarak Fethi Çelikbaş'm ha­reketini  kendisine  yakıştıramadığını, riyaset mevkiinin ulvî bir yer olduğu­nu, orayı Meclis azasının itimadiyle işgal edenlerin tarafsızlığından hiç bir zaman şüphe edilemiyeceğini söy­ledi.

Fikri Apaydın'ın konuşmasından son­ra Sinop müstakil Mebusu Server Somuncu oğlu söz aldı.

Hatip bütçe müzakerelerinin şahsi­yata dökülmek suretiyle seviyesinin kaymakta olduğunu ifade ile söze baş­ladı. Evvelâ Ekrem Alican'a cevap ve­rip onun «hükümet bir yandan, müs­takiller bir yandar seferber» dediğini hatırlatarak kendisi konuşmak için ismini yazdırdığı zaman Ekrem Alican'ın ne söyleyeceğini bilmesine im­kân olmadığına, böyle bir sözün te­vazu hudutları içine giremiyeceğini belirttikten sonra Fethi Çelikbaş'a ce­vap verdi.Onun kendi sözlerini eksik ifade etmek suretiyle tenkidde bulun­duğunu söyledi ve devamla dedi ki:

«Ben hiç bir zaman bir tediye muva­zenesizliğini müdafaa etmedim. Ben, iktisaden geri kalmış memleketlerde hattâ bunları yapmak pahasına dahi envestismanlara devam etmek lâzım­dır, dedim. Elindeki selâhiyetname derecesini bilmediğim, ilim adındaki vekâletine dayanarak konuşan muh­terem arkadaşıma, modern iktisat il­minde, bünyesi geri kalmış memleket­lerde, hattâ emisyon yaparafe da memleketin bünyesini harekete getir­menin esas olduğu Birleşmiş Milletle­rin yaptığı neşriyat ile de sabit oldu­ğunu hatırlatmak isterim. Arzu eder­lerse, pek beğendikleri klâsik kitapla­rının yanında bulunmak üzere bunu da kendilerine hediye edebilirim. Ar­kadaşlar.»

Server Somuncuoğlu kendisinin dar ve sabit gelirliler, durumundan bahse­derek buna bir çare bulunmasını söy­lemiş olduğunu 'belirttikten sonra Fethi Çelikbaş'm köylü vatandaşların da ıstırap İçinde bulunduklarını ileri sürdüğünü hatırlattı ve Çelikbaş'a hi­tapla şöyle devam etti:

«Evet, pahalıhk, pahalılık diye bir psikozdan faydalanarak yeni bir par­tiye puan kazandırmak için köylüye dayanmak istersiniz ama köylünün refahını arttırmak, onun hayat sevi­yesini yükseltmek için yatırımlarla fe­dakârlık yapmak icap edince köylüyü bir tarafa çekip atmaktan çekinmez­siniz.»

Server Somuncuoğlu daha sonra Nüvit Yetkin'e cevap verdi. Kendisinin Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Gru-pu tarafından 1954 de iktidar partisi başkanıyle temasa memur edildiğini, o zaman bu- hareketin iltica sayılma­dığını, fakat şimdi secim kampanyası heyecanlarından uzak, çok daha mü­sait bir zamanda «kavgalarınızı unu­tunuz» demiş olmasının, sırf araların­da bulunmadığı için bir iltica sayılma­sının üzücü olduğunu söyleyerek ko­nuşmasını bitirdi.

Bundan sonra söz alan Maraş Mebu­su Aptullah Aytemiz, (D.P.) ortaokul ve liselerde din derslerinin okutulma­sı mevzuu üzerinde konuştu, mektep­lerde din dersleri okutulmasının inkı­lâplara aykırı sayılmayacağını, mede­nî kanuna göre çocuğun dinî terbiye­sini tayinin ana ve babaya ait oldu­ğunu, dinî terbiye vermenin ana ba­banın vazifesi sayıldığını beyan eyle­di.

Ankara Mebusu Ömer Bilen de (D.P.) aynı konuda fikirlerini serdetti. Dinî tedrisatın inkılâplara taarruz etme­diğini beyan etti.

Zonguldak Mebusu Hüseyin Balık (müstakil) Türkiyede yapılmakta olan kalkınma hareketini takdirle karşıla­dığını, ifade ettikten sonra, bu kal­kınma hareketinin plansızlık yüzün­den sıkıntılar meydana getirdiğini, ancak bu sıkıntıların giderilmesi de mümkün olduğunu, bunun için de esasta tam bir anlaşmaya varılması lâzım geldiğini bildirdi. Hüseyin Balık bundan sonra umumî borçların mik­tarını, altınların rehinde bulunup bu­lunmadığını, eğer altınlar rehinde ise bu rehinin borçlara dahil edilip edil­mediğini sordu.

Hükümetin bir döviz bütçesi yapma­sını istedi.

Katamonu Mebusu Ziya Termen (D. P.) 1956 yılı bütçesinin müzakereleri münasebetiyle iç ve dış politika meseleleri üzerinde konuşacağını belirtti ve çok partili hayata girmenin baş­langıcını anlatarak, 1950 den sonra gelişen durum ile partilerarası müna­sebetler, dış münasebetler hakkında kendi görüşlerini bildirdi.

Meclis yarın saat 10 da toplanmak üzere saat 21.30 da bugünkü çalışma­larına son verdi.

23 Şubat 1956

 Ankara ;

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Reis Vekillerinden Fikri Apaydm'm riyasetinde toplanarak 1956 yılı büt­çe kanunu lâyihasının müzakeresine devam etti.

Celse açıldığı zaman söz alan Malat­ya Mebusu Nuri Ocakcıoğlu, (C.H.P.) üç gündenberi devam eden müzakere sırasında konuşan hatiplerin arala­rında görünür şekilde bir fikir ayrılı­ğı olmadığını, hepsinin memleketin menfaati üzerinde fikir beyan ettik­lerini, ancak araya parti ayrılığı gir­dikten sonra o zaman düşünce ayrı­lıklarının ortaya çıktığını söyledikten sonra asıl meselenin halkın ruhiyatı­nı ve hissiyatını bilmek olduğunu be­lirtti. Nuri Ocakcıoğlu bilhassa politi­ka hayatına atılanlarda samimiyetin bulunması lâzım geldiğini, ancak bu samimiyeti belli ettikten sonra, halk tarafından tutulacağını ve sevileceği­ni ifade etti. Bu arada din, lâiklik ve inkılâp mevzuları üzerinde düşünce­lerini bildirdi ve sözlerini şöyle bitir­di: «Bu memleketin fenalığını isteyen kimse yoktur. Gerek muhalefetten ge­rekse iktidardan gelsin her hangi bir sahada aleyhde telâkki edilen sözler üzerinde durmak iktidar için çok fay­dalıdır. Dünkü celsede Başvekilin se­rin kanlı konuşmasından çok mem­nun oldum. Bu hal bana büyük ümit­ler verdi. Ümit ediyorum ki, Başvekil, hatalı olarak gösterilen hususları ko­nuşmasında kabul ediyor. Bundan do­layı kendilerine Allahtan muvaffaki­yetler dilerim.»

Nuri Ocakcıoğlu'nun konuşmasından sonra C.H.P. Meclis Grupu adına kürsüye gelen İsmet İnönü (Malatya Mebusu) Meclisin dünkü toplantısı sı­rasında, kendisine rejim meseleleri üzerinde sualler tevcih edildiğini söy­ledi ve bu suallere cevap vereceğini bildirdi. İsmet İnönü konuşmasında, Halk Partisinin anayasa tadilini 1950 seçimine girerken kararlaştırdığını, 1950 den sonra da anayasanın toptan tadili için Meclise bir teklif yapmak imkânını bulamadıklarını zira 195Ü den sonra emniyet mevzuu üzerinde iktidarla mücadele durumuna düştük­lerini, bu arada muhalefet olarak hu­kukî veya fiilî tazyike maruz kaldık­larım ileri südü. İsmet İnönü, Halk Partisinin bir muhalif parti olarak, tarafsız idare, bağımsız adalet, ana­yasanın tadili, basın kanununun de­ğiştirilmesi, üniversitelerin muhtari­yeti ve muhalefetin emniyet içerisin­de çalışabilmesi sahalarında mücade­le ettiğini, keza anayasa mahkemesi­nin kurulması için de tekliflerde bu­lunduğunu, fakat iktidar partisinin Meclis çoğunluğu karşısında bu mü­cadelede muvaffak olunamadığım söyledi. 1954 seçimlerinden sonra çı­karılan kanunların demokrasi mese­lelerini vahim ve karanlık bir hususî rejim haline soktuğunu, getirilen yeni mevzuat ile serbest seçim müessesesi­nin, hakimler teminatının, üniversite muhtariyetinin zedelendiğini, selâmet kanunlarının basını tehdit altına al­dığını savundu.

İnönü bundan sonra bütçe müzakere­leri münasebetiyle yapılan konuşma­lara ve ileri sürülen mütalâalara te­mas ederek, Cumhuriyetçi Millet Par­tisi ile Hürriyet Partisinin bütçe ten-kidlerinin iyi hazırlanmış olduğunu, diğer taraftan kendilerinin de iktisa­dî ve malî mevsudaki görüşlerinin ciddî bir endişeye dayandığını, bütçe­nin almış olduğu şeklin tasarruf için ümit bırakmadığını gelecek zamanla­rın daha da güç olacağını, bu sene ce­sur bir bütçe tasarrufuna gidileme­miş bulunduğunu iddia eyledi. Ve bütçenin denkliği mevzuu üzerinde şüpheli bir şekilde durdu.

10 senedenberi demokratik yolda alı­nan mesafelerin uzun olduğunu, De­mokrat Partinin 1946-1950 yıllan arasında Halk Partisinden çok eziyet çek­tiğini söylediğini, Cumhuriyetçi Mil­let Partisindeki siyaset adamlarının da Halk Partisinden ve Demokrat Partiden şikâyet ettiklerini, Hürriyet Partisinin ise iztıraplar içinde siyaset âlemine girdiğini söyliyen İnönü, Halk Partisinin iktidar ve muhalefet yılla­rında bilcümle siyasî partilerden taz­yik gördüğü fikrini ortaya attı ve de­di ki:

«Hep beraber on sene geçirebildik. Bu, bizim tarihimizde misali olmıyan bir hadisedir. Muhalefette bulunan bütün partiler kanun partileri olarak tarih ve medeniyet önünde imtihan­larını verdiler. İktidara gelmek ve ik­tidardan düşmek kanun içinde tahak­kuk edebilir bir tabiî siyaset hadisesi mânasını kazanmıştır. Büyük Meclis­teki siyasî gruplar rejim meselesini sükûnetle mütalâa ve halledecek tec­rübeye erişmişlerdir. Mühim olan nok_ ta da, büyük çoğunluğu elinde tutan iktidarın, muhalefeti tanımadan memleketi'idare etmesinin mümkün olamıyacağmm ani aşılmasıdır.»

İsmet İnönü bundan sonra seçim sis­teminin değiştirilmesi mevzuunda durdu, milletin demokrasinin lezzeti­ni tatmış olduğunu, Türk milletinin demokrasi sahasında olgunluğa eriş­miş bulunduğunu ifade etti ve sözle­rini şöyle bitirdi:

«İktisadî kalkınma devri büyük sı­kıntılı ve esaslı bir selâmet yoludur. Bu yolun yolculuğunu iktidar ricali­nin iki, üç sene gibi kısa vadelere münhasır görmelerine hayret ediyo­rum. Ben zannediyorum ki bu devir çok seneler sürecektir. Hükümetlerin birbirini takip etmesi muhtemeldir. Herhalde bu devir feyizli olduğu ka­dar bir çetin millî imtihan devri ma­hiyetini alabilir.

Milletlerin tıpkı harp gibi böyle çetin devirleri geçirebilmelerinin maddî va­sıtası para ve silâh yerine, para, ihti­sas ve tedbir olacaktır. Hele milletin harp zamanı zenginlerinden daha zi­yade mahrumiyet içinde kalkınma devirlerinin vurgunculariyle meşgul olacaklarını tabiî görmelidir. Bu mah­rumiyet devirlerinde şüphe altına gi­ren bir tek Bakan bile bir heyeti hiz-

image002.gifmetten düşürmeğe kifayet eder bir harpte ateş karşısında bulunan ordu­nun her neferi geride on bin liralık bir tek istikametsizlik işitse tükenen cephanenin, yaraya bağlanacak sar­gının, işlemiyen topun ve düşen uça­ğın kusurunu o işittiğinde bulur. Kal­kınma devrinin dedikoduları her ai­leye maîolacağı için manevî tahribatı genişliğine ve derinliğine daha büyük olacaktır. Milletçe kalkınma hareket­lerini iyice bilmenin ehemmiyeti bu bakımdan da pek ziyadedir.»

İsmet İnönü'nün konuşmasını takiben söz alan Kars Mebusu Sırrı AtaJay (C.H.P.), Samet Ağaoğlu ve Server Somuncuoğlu'na cevap vereceğini bil­direrek, konuşmasına başladı. Bütçe­nin gerekçesi üzerinde fikirlerini be­lirterek, 1950 den önce de memleke­tin bir kalkınma halinde bulunduğu­nu söyledi, diğer taraftan bütçenin tahlili ve izahı yapılırken mukayese­lerin tek taraflı ve maksada göre seçi­len rakamlara istinat edildiğini, hayat pahalılığını arttırdığını, iktidarın bu hayat pahalılığını bir türlü kabul et­mediğini, konjüktür mecmuasında hi­lafı hakikat malûmat verildiğini ileri sürdü.

Bundan sonra Meclis Riyaset Divanı­na, 1956 yılı bütçe kanunu lâyihasının tümü Üzerindeki müzakerelerin yeter­liği hakkında verilen müteaddit tak­rirler okundu. Kifayet takriririnin aleyhinde Adana Mebusu Sinan Teke-lioğlu konuştu. Neticede mezkûr tak­rirler kabul edilerek, bütçe kanunu lâyihasının fasıllarına geçildi.

Bütçe fasıllarının müzakeresine geçil­diği sırada, Maliye Vekili Nedim Ök-men'in, memurlara yılda beş maaş, emekli, dul ve yetimlere ise yılda iki ma aş ikramiye verilmesini derpiş eden kanun lâyihasının müstaceliyet­le görüşülmesini isteyen takririn ka­bulü ile, mezkûr kanun lâyihasının konuşulmasına başlandı. Bu mevzu­da konuşanlardan Trabzon Mebusu Mahmut Goloğlu (D.P.) kanun lâyi­hasının teknik bakımdan bazı eksik­liği olduğunu ileri sürdü, Kars Mebu­su Mehmet Hazer (C.H.P.) personel kanununun ne zaman getirileceğini Maliye Vekilinden sordu. İçel Mebusu Yakup Çukurova (D.P.) devlet daire­lerinde tensikata gidilmesini teklif et­ti. Adana Mebusu Mehmet Ünaldı (D. P.), Kocaeli Mebusu Sadettin Yalım (D.P.), Elâzığ Mebusu Hüsnü GÖktuğ (D.P.), Denizli Mebusu Baha Akşit (D.PJ, Çanakkale Mebusu Servet Sez­gin (D.P.) lâyihanın kabulünü istedi­ler. Bu arada söz alan Maliye Vekili Nedim Ökmen, Mehmet Hazer'e cevap vererek, yeni personel kanunu lâyiha­sının Vekiller Heyetinden çıkmış bu­lunduğunu ve önümüzdeki günlerde Meclise sevkedileceğini bildirdi. Encü­men sözcüsü de lâyihanın teknik ba­kımdan eksiksiz olduğunu belirtti.

Büyük Millet Meclisi saat 15 de yeni­den toplanmak üzere saat 13 de sabah mesaisine son verdi.

 Ankara :

Müteakiben Zonguldak bağımsız Me­busu Hüseyin Balık, Başvekilin D.P. genel kongresinde sarfetmiş olduğu iskat sözü etrafında Adnan Mende­res'in izahat vermesini ve son zaman­larda biri muhalifleri tahrik, diğeri mebusların gıyabında mütalâalar ser­di tarzında Başvekil tarafından ta­kip olunduğu görülen taktik hakkında da kendisinden açıklama beklediğini ilâve etti.

Daha sonra Bursa D.P. Mebusu Sa­dettin Karacabey, memurların daha randımanlı vazife görmelerini ve dev­lete ait resmî nakil vasıtalarının hu­susî işlerde kullanılmamasını istedi.

Erzurum D.P. Mebusu Bahadır Dül­ger, Hürriyet Partisi sözcüsü tarafın­dan samimiyet dersleri verilmiş oldu­ğu için söz aldığını söyledi ve dedi ki:

«Acaba arkadaşımız, Hürriyet Partisi içinde mi kalacak, yoksa onun için­den diğer bir parti doğduğu takdirde o yeni partinin sözcülüğünü mü ala­caktır? Evvelâ bunu tayin etmek lâ­zımıdır, çünkü, biz hakikaten arkada­şımızın samimiyeti hakkında tereddü­de düştük. Biz mücadele yıllarında iken C.H.P. saflarında en gözde mev­kide idi, sonra D.P. ye geçti, orada umduğu mevkilere ulaşamayınca ay­rıldı Hürriyet Partisine geçti. Tenkid ve samimiyet dersi vermek güzel şeyama insan samimiyeti biraz da ken­disinde aramalıdır.» Bahadır Dülger, muhalefetin bütçe üzerinde tamamen teknik mahiyette cereyan etmesi lâzım gelen müzakere­leri bu yola dökerek Meclis umumî heyetini bir baskı altında tutabilecek­lerini zannedenlerin vahim şekilde aldandıklarmı belirterek sözlerini bi­tirdi.

Daha sonra Devlet Vekili Emin Kala­fat, tenkitlere cevap vermek üzere kürsüye geldi. «Bu çatı altında kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz» ata sözü ile konuşmasına başladı. Bu itibarla da Muammer Alakant'm şahsiyeti üze­rinde durmadan bir iki noktaya cevap vermeğe çalışacağını söyledi.

Başvekille Vekillerin mesuliyetleri te­dahül ettiği iddiasını red eden Emin Kaiafat, bunun asla vaki olmadığını belirtti. Bugün Hürriyet Partisinde bulunan arkadaşlar arasında vaktiy­le Vekillik etmiş olanlar da mevcut olduğuna göre, kendi günlük icraatla­rında Başvekilin hangi meselede mü­dahalede bulunmuş olduğunu sordu, bir Vekil eğer günlük icraatında te­reddüt ederse veya o meselede kendi mesuliyetini aşan bir cephe bulundu­ğunu görürse o zaman Başvekilden mütalâa istemesinden ve almasından daha tabiî bir şey olamıyacağmı açık­ladı. «Ben 2,5 senedenberi Vekilim. Sizleri şerefim ve namusumla temin ederim ki, en ehemmiyetli mevzular­da dahi, mesuliyeti Üzerime alarak mütalâasını sormadığıım ahvalde, Baş­vekil tarafından hiç bir muahazeye maruz kalmadım. Kendileri böyle bir müdahale ile karşılaşmışlarsa beya­na davet ediyorum.»

Emin Kalafat, parti ve hükümet reis­liğinin birleşmemesi yolundaki tenki­din yersiz olduğunu, çünkü anayasa­mızda buna mani bir hüküm bulun­madığını, binaenaleyh böyle bir mev­zuu ancak bir temenni mahiyetinde Öne sürmek kabilken buna bir tenkid süsü vermenin yersiz bulunduğunu anlattı.

Dört Vekil fazla mı, değil mi? Emin Kalafat, anayasa Başvekile bu selâyeti verdiğini kaydederek «Tenkidle-rimiz, ne kadar objektif ve kanun çer­çevesinde olursa o kadar kıymet ka­zanır» dedi.

Daha sonra Emin Kalafat, 6-7 eylül hadiseleri dolayısiyle Başvekilin hiç değilse siyasi bakımdan mesul olduğu yolunda Muammer Alakant tarafın­dan izhar edilen mütalâaya sözü ge­tirdi ve dedi ki:

«6-7 eylülden sonraki hadiseler ma­lûm, 12 eylül Meclis toplantısı. Hükü­mete itimad beyanı ve sonra, İnönü-nün şu kürsüye gelerek vatanperver­likle telifi kabil olmayan...»

Emin Kalafat'm sözlerinin burasında C.H.P. sıralarından itirazlar, protes­tolar ve «sözünü geri al» sesleri du­yuldu. Devlet Vekili «Geçen sefer ge­ri aldım bu sefer almıyacağım» dedi.

C.H.P. mebusları ayağa kalkmışlar sö­zünü geri almasında İsrar ediyorlar­dı. Hürriyet Partisi mebusları da on­lara iltihak etmeğe başladılar. D.P. saflarında oturan mebuslar, Emin Ka_ lafat'ı hararetle alkışlıyorlardı. Reis, mebusları sükûnete davet etti. Devlet Vekili, bu arada şunları söyledi:

«Sözümü tekrar ediyorum. Vatanper­verlikle kabili telif olmayan, memle­ket severlikle kabili telif olmayan, memlekete bağlılıkla kabili telif ol­mayan.»

Bu sözler, Demokrat Parti mebusları tarafından hararetle tasvip edilir ve alkışlanırken, C.H.P. ve Hürriyet Par­tisi sıralarından gürültü ve protesto­lar devam ediyor, Reis Agâh Erozan, mütemadiyen zil- çalıyor, Emin Kala-fat'm cümlesini tamamlamadığını be­lirterek, ne söyleyeceği anlaşılabilme­si için sükûnetle kendisini dinlemek gerektiğini belirtiyordu. Devlet Vekili ise sözlerini ikmal etmek için, sükûnetin avdetine intizar ha­linde bekliyordu.Bu sırada C.H.P. ve Hürriyet Partisi mebuslarının salonu terketmek üzere yavaş .yavaş yerlerinden ayrıldıkları görüldü. Fakat, muhtelif partilere mensup mebuslar, bu arada, birbirle­riyle ayakta şiddetle münakaşa ecüyorlardı. Muhalefet mebuslarından bazıları reise bazı şeyler söylüyor, ba­zıları da kürsüde bekleyen Devlet Ve­kilinin üzerine yürümek istiyorlardı.

Böylece gürültünün daha fazla arttı­ğını gören reis, dahilî nizamname hü­kümleri gereğince, sükûneti iade için, sandalyasmda ayağa kalkmak sure­tiyle, son bir ihtarda bulundu ve böy­le devam edecek olursa celseyi tatil zorunda kalacağını açıkladı ve bir iki dakika sonra da saat tam 23 de cel­seyi muvakkaten tatil1 ettiğini bildir­di.

Salonda bulunan mebuslara sirayet etmiş görünen elektrikli hava, yatışır gibi olmuştu. Bir kısım mebuslar ko­ridora çıkmışlar, diğer bir kısmı top­lantı salonunda kalarak hadiseyi grup grup münakaşaya başlamışlardı.

Saat 24 de Reis Agâh Erozan, tekrar salona girdi ve riyaset makamına çı­karak toplantıyı açtı. Agâh Erozan, biraz evvelki hadise dolayisiyle zabıt­ları tekrar tetkik ettiğini, oradaki sa­rahate göre Emin Kalafat'm «Vatan­perverlikle kabili telif olmayan... Yurtseverlikle kabili telif olmayan...» tarzındaki ifadesini tamamlamasına meydan bırakılın ayar ak gürültülerin başladığını anlattı ve dedi ki:

«Hatibin sözü bitmemişti. Riyaset di­vanı, Devlet Vekilini, bu cümleyi iza­ha davet etti. Gürültülere devam edil­diği için bu izah da mümkün olmadı. Fakat riyaset divanı, Emin Kalafat tarafından sarfedilmiş olan bu keli­melerde herhangi bir hakaretin mev­cudiyetini kabul etmemektedir. Bu itibarla müzakerelerimize kaldığı yer­den devam ediyoruz.»

Evvelki oturumun sonunda salonu terketmiş olan C.H.P. ve Hürriyet Par­tisi mebusları bu celsede salona avdet etmemişlerdi. Reis, yukarıdaki mu-kad'demeden sonra sözü, tekrar Emin Kalafat'a verdi. Devlet Vekili vatan­sever ve memleketsever insanlar için üzüntülü olması gereken bu küçük fasıladan sonra sözlerine hiç şüphesiz celsenin tatilini intaç eden o kelime­leri aynı samimiyet ve hassasiyetle tekrar etmek suretiyle başlayacağını belirtti. Devlet Vekili, bütçe üzerinde geçen dört günlük müzakerelerin seyri üze­rinde kısaca tevakkuf etmek istediği­ni kaydetti ve dedi ki:

«Fevzi Lütfü Karaosman arkadaşı­mız, bu memlekette siyasetin bir hic­ran olduğunu bir vesile ile bu kürsü­den ifade etmişti. Kendisine tama-miyle iştirak ederim. Bunun acı mi­salini de şahıslarında buluyorum. Ha­kikaten onlar, yaptıkları ihanetin, C.H.P. ye rahmet okuturcasina takın­dıkları kötü ve kasitli tutumun veba­lini ömürleri boyunca ö dey em iyec ek­lerdir. Kendilerine, dinlemeğe taham­mül edemiyecekleri bir kelime ile hi­tap etmedim. Sözümün başında dahi, bir tefrik yapmak lüzumunu hisset­meme rağmen, Meclisi terkedip git­melerini içinde bulundukları cürmün kendileri tarafından da idrâk edildi­ğinin bir delili telâkki ediyorum.

C.H.P., içimizden ayrılan bu arkadaş­lara nazaran daha tecrübeli olduğu ve kendi gayesinin tahakkukuna bir yar­dımcı telâkki ettiği için, dört günlük müzakereler sırasında, müsbetten zi­yade menfi istikamette kullanılmak üzere bu arkadaşlara yapılan tavizler hep Halk Partisinden gelmiştir. Va­kıalara dikkat ediniz: 1 Konuşma sırası C.H.P. de olduğu halde Hürri­yet Partisine verdiler.

2 Hürriyet Partisinin muvakkat bütçe çıkarılma­sı teklifine, Halk Partisi, grup namı­na söz alarak iltihak etti.

3 İsmet Paşa 'konuşmak için elini kaldırarak grupu namına söz aldı fakat, torunu addettiği teşekkülün, kendisini bu külfetten vareste kılacak bir gayret ve yorgunluk içinde olduğunu gördü. Hakikaten, bu teşekkül meydana çık­tıktan sonradır ki, iktidara gelmeyi kendisi için daha kolaylaşmış addede­rek, hattâ mümkün görerek, iktidara gelmeden iktidara geçmiş gibi, bun­dan istifadeye bile başlamıştı. Bun­lar, hakikaten dikkat ve alâkamızı .da­vet etmesi gereken tezahürlerdir.»

Emin Kalafat, gürültü mevzuu olan sözlerine avdet ederek, 6-7 eylül hadi­selerinin 12 eylüldenberi beş, altı de­fa bu kürsüye getirildiğini hatırlattık­tan sonra şöyle devam etti:

«Hepimiz Türk vatandaşı ve bu memleke tin evlâdıyız. Muhalif sıfatını ta­şıyan bu arkadaşlar, iktidarı, memle­ket içine ve dışına, jurnal etmekten çekinmemişlerdir. Hükümet, resmî tahkikata intikal eden bu mesele hak­kında, tahkikatın devamı müddetince açıklanmaması Lâzım gelen hakikat­leri dahi, bu amansız muhalefetin karşısında huzurunuzda izah etmiştir. Mahkemenin neticesinden gayri tek bir meçhul taraf kalmamıştır. Beş, altı defa Meclis huzuruna gelmiş olan ve içi dışı malûm bulunan bu mesele­yi, sırf hasis parti mülâhazaları uğ­runa istismara çalışmanın vatanper­verlikle kabili telif olmadığını söyler­sem, bu sözler, herhangi bir parti te­şekkülüne hakareti tazammun eder mi? Elbette etmez, fakat lüzumsuz bir hiddet gösterdiler, fakat bu sıra­ları terkeden arkadaşların hiddetleri­ne kapılarak gittiklerine kani deği­lim. Hiddet aslında masum bir maze­rettir. Ama, benim bu sözümü vesile addederek burayı terketmelerini, on­ların hüsnü niyetlerine atfetmeğe im­kân yoktur. Onlar, milletçe de tasvip edilmeyecek olan bu hareketlerinden kendileri için hasis bir menfaat um­mak yoluna gitmişlerdir. Eğer haki­katen onlar bugünkü müzakerelerin, içinde bulundukları mevzuun ehem­miyetinin millet ve memleket şümul olan derecelerini idrâk etmiş olsalar­dı, burasını terkedip gitmezlerdi. Bi­zimle karşılıklı konuşmayı takip eder­lerdi. Bu itibarla, onların gitmelerini zaten kendilerince matlup ve munta-zır olan bir fırsatın istimal şeklinde kabul ettiğim "içindir ki en ufacık bir iç üzüntüm yoktur. Tamamen ileri bir şekilde müsterihim.»

Devlet Vekili, Hüseyin Balık'ın müta­lâaları üzerinde de bir nebze durduk­tan sonra şunları ilâve etti.

«Memleket işlerinin görülmesinde, va­tanperver düşüncelerle, memleketse-ver düşüncelerle hareket eden bir muhalefete, yaşamak için muhtaç bu­lunduğumuz hava kadar, ihtiyacımız olduğuna inanmış bir arkadaşınızım. Fakat ne yapalım ki, mümkün oldu­ğu kadar kısa bir zamanda geçmesini temenni ettiğim büyük bir tansiyonun içinde bu vazifelerini yapmaktan uzak bulunuyorlar. Bunları, kendileri için geçici bir hastalık olarak telâkki edi­yorum ve devasını Cenabı Haktan ni­yaz ediyorum.»

Hararetle alkışlanan bu beyanattan sonra Celâl Yardımcı söz aldı. Muam­mer Ala'kant'm bazı sözlerine cevap verdi.

Başvekil ile Vekillerin mesuliyetleri tedahül ettiği yolundaki iddiaya te­masla üç sene Vekillik ettiğini hiç bir gün bile Başvekilin diğer Vekillerin vazifelerine müdahale ettiğini duy­madığım ve böyle bir muameleye mu­hatap olmadığını açıkladı. Eğer bu kabil bir müdahale Muammer Ala-kant Vekil iken vaki olduysa bunu müdahale edenin değil müdahale et­tirenin ahvalinde aramak gerektiğini kaydetti.

Daha sonra Gümüşhane Mebusu Sabri özcansan kürsüye geldi. Muhalefe­tin Türkiyeyi dünya muvacehesinde küçük düşürmek için takip ettiği yo­lu şiddetle takbih etti. Muammer Ala­ka nt'm burada Selanik ağzı ile ko­nuştuğunu belirtti. «Bu konuşmaları dolayisiyle siz kendilerini affetseniz bile, onları tarih affetmiyecektir» de­di.

Bundan sonra Başvekâlet bütçesinin fasıllarına geçilerek bu bütçenin mü­zakeresi tamamlandı.

Müteakiben Şûrayı Devlet Reisliği bütçesi müzakeresiz kafoul edildi ve Basın _ Yaym ve Turizm Umum Mü­dürlüğü bütçesinin müzakeresine ge­çildi. Bu bütçe üzerinde konuşan De­nizli Mebusu Baha Akşit (D:P.) geçen sene bütçesinin müzakeresi sırasında Yakın Doğu memleketlerinde basın ataşelikleri kurulması temennisinde bulunduğunu, bu sene bu temenninin Bağdadda bir basm ateşeliği kurul­masına teşebbüs edilmek suretiyle ta­hakkuk yoluna girdiğini söyledi ve hükümete teşekkür etti. Hatip dış po­litikamızın dünya siyasetinde kazan­dığı yüksek itibar dolayisiyle yabancı memleketlerdeki basm ataşeliklerimi­zin ehemmiyeti arttığını belirtti. New York Türk Haberler Bürosunun bu sahadaki başarılı hizmetleri dola­yisiyle Basm _ Yayın ve   Turizm Umum Müdürlüğüne teşekkürlerini bil­dirdi.

Radyo mevzuuna da temas eden Baha Akşit memlekette radyo alıcı makine­lerinin günden güne arttığını belir­terek radyo istasyonları şebekemizin memleketin bütün bölgelerinde din­leme temin edecek tarzda yeni istas­yonlarla takviyesi projesinin bir an evvel tahakkukunu temenni etti. Ah­lâkî ve içtimaî mevzulardaki konuş­maların arttırılması yolundaki müta­lâasını da belirtti. Hatip memlekette Türk musikisi tedrisatı yapan mües­sese olarak ancak İstanbul Belediyesi Konservatuvarı bulunduğunu, radyo­larımızın bu itibarla ayrıca birer mek­tep vazifesi de gördüklerini söyledi ve Ankara radyosunun bu sahadaki hiz­metlerini şükranla kaydetti. Baha Akşit, turizm işlerine de temas ede­rek bu mevzuun memleket için ehem­miyetini ve Umum. Müdürlüğün bu sahadaki çalışmalarının değerini te­barüz ettirdi. Hatip bu arada memle­kette yer yer büyük oteller yapılırken yerli malzeme ile ve mahallî hususi­yetlere göre küçük: oteller de yapılma­sının gerek iç ve gerekse dış turizm bakımından faydalı -olacağını söyledi.

Bu konuşmadan sonra fasıllara ge­çildi. 417 nci fasıl üzerinde Erzurum Mebusu Sabri Erduman (DP.) söz alarak geçen sene bütçesinde yeniden üç radyo istasyonu kurulması için. tahsisat konulmuş iken bunların in­şasına neden başlanmamış olduğunu sordu.

Bütçe encümeni adına İzmir Mebusu Behzat Bilgin izahat vererek bu in­şaat için hazırlıklar yapıldığını, fakat işi taahhüt eden firmanın bu taahhü­dünden cayması üzerine geri kaldığı­nı, .bu sene inşaatın daha müsait bir zamana bırakılmasının kararlaştırıl­mış olduğunu bildirdi.

Bu izahattan sonra, müzakerelere de­vam edilerek Basın - Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğünün 1956 bütçesinin görüşülmesi tamamlanarak saat 00.45 de Büyük Millet Meclisinin bugünkü dördüncü celsesine son verildi. Büyük Millet Meclisi yarın saat 10 da toplanarak bütçe müzakerelerine de­vam edecektir.

 Ankara :

Büyük Miilet Meclisi, bugün öğleden sonra saat 15 de Reis Vekillerinden İhsan Baç'm başkanlığında toplana­rak, 1956 yılı bütçesinin fasılları üze­rinde müzakerelerine devam etti.

Fakat daha önce, devlet memur ve hizmetlilerine tahsisat verilmesine dair 6211 numaralı kanunun tadili hakkındaki kanun lâyihasının sabah celsesinde başlanmış olan müzakere­sine devam edildi.

Lâyihanın, memur ve hizmetlilere ha­len verilmekte olan senede üç maaş nisbet indeki tahsisatın beş maaşa yükseltilmesini teklif eden birinci maddesi üzerinde sabahki celsede 16 hatip kürsüye gelerek mütalâalarını açıklamıştı. Öğleden sonra da yine aynı madde üzerinde Kars Mebusu Mehmet Hazer, Trabzon Mebusu Mah­mut G-oloğlu, bütçe encümeni adına Ordu Mebusu Refet Aksoy, Kocaeli Mebusu Cemal Tüzün ve Maliye Ve­kili Nedim Ökmen konuştular.

Bu konuşmalarda ileri sürülen ve takrirlerle de teyld olunan teklifler şöylece hülâsa edilebilir:

 Hükümetin, bütçe encümenincede kabul edilen yılda beş maaş nisbetindeki tahsisat teklifi    aynen kabul olunmalıdır.

 Senede dört maaş nisbetinde tah­sisat bütün memurlara seyyanen ve­rilmeli, geri kalan bir maaşlık tahsi­satın tutarı ise çocuk zamlarına ilâve olunmalıdır.

 Aslî maaşı 80 liradan yukarı olan memurlara senede dört tahsisat veril­meli, bundan tasarruf edilecek meb­lâğ 80 liradan daha az maaşlı memur­lara tevzi olunmalıdır.

Bu arada tahsisat miktarının yılda altı maaş miktarına yükseltilmesinin arzuya şayan olmakla beraber bugün­kü imkânlar içinde bunun kabil ol­madığı da belirtildi. Maliye Vekili Nedim Ökmen verdiği izahatta bu teklifleri birer birer ce­vaplandırdı. Maliye Vekili bütün me­murlara senede dört maaş verilip ta­sarruf edilen bir maaşlık tahsisatın çocuk zamlarına ilâve olunması ha­linde sayısı 52 bini bulan ve çocuk zammı almayan hizmetlilerin mağdur duruma düşeceklerini belirtti.

Yüksek maaşlılardan birer aylık tah­sisat kesilip daha aşağı derecedeki memurlara dağıtılması ise hiç bir kıy­met ifade etmiyecekti. Çünkü bunun hesabı yapılmıştı ve bu takdirde ayda beher memura düşecek miktar 340 kuruştan ibaret olacaktı.

Maliye Vekilinin izahatından sonra takirirler birer birer reye konuldu ve hiç birinin kabul edilmediği anlaşıldı. Birinci madde aynen kabul olundu.

İkinci madde, kanunun devlet iktisa­dî teşekkülleri memurlarına tatbik şekline dairdi. Bu madde üzerinde de uzun .müzakereler oldu ve Seyhan Me­busu Mehmet Ünaldı, Zonguldak Me­busları Suat Başol ve Cemal Kıpçak, Ordu Mebusu Sabri İşbakan, Tokat Mebusu Ömer Sunar, Kocaeli Mebusu Cemal Tüzün, Siird Mebusu Mehmet Daim Süaîp, Trabzon Mebusu Selâ-hattin Karayavuz, istanbul Mebusu Firuzan Tekil, bütçe encümeni adına Ordu Mebusu Eefet Aksoy ve Bütçe Komisyonu Reisi Halil İmre konuştu­lar. Maliye Vekili Nedim Ökmen de hükümet adına izahat verdi.

Umumiyetle ileri sürülen fikir şu idi:

İktisadî devlet teşekkülleri memur­ları her teşekkülde ve her zaman fev­kalâde ikramiye, ile temettü ikrami­yesi almamaktadırlar. Binaenaleyh onlara da devlet memurlarına olduğu gibi bu sefer senede iki maaş nisbe-tinde tahsisat ilâvesi yapılmalı, bunu temin için de fevkalâde ikramiye ve temettü ikramiyesi şimdilik kaldırıl­malıdır.

Bu yolda takrirler de verildi. Fakat bütçe İle alâkalı olduğundan asgarî 50 imza taşıması gerektiği mütalâa-siyle takrirler reye konulamadı. Neti­cede ikinci madde de aynen kabul olundu.Üçüncü madde devlet tiyatro mensup­larının da bu kanun hükmünden fay­dalanmalarına dairdi. Bu maddenin müzakeresi sırasında Trabzon mebu­su Salâhattin Karayavuz söz alarak İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatkârla­rının aynı durumda olduklarını be­lirtti ve onların da bu kanundan is­tifade etmelerinin teminini istedi. Bu yolda bir takrir de verdi. Fakat tak­rir tek imzalı olduğundan reye konu­lamadı. Üçüncü madde de aynen kabul olundu.

Diğer maddelerinin de aynen kabu­lünden sonra lâyihanın tamamı üze­rinde Hürriyet Partisi adına Burdur mebusu Fethi Çelikbaş söz aldı. Fethi Çeîikbaş devlet memurları ve hiz­metlilerine yapılan J>u zammın yerin­de ve uygun olduğunu, fakat bunun yanında hükümetin alacağı bir takım tedbirlerle fiatları müstakar tutma­ğa, maliyet fiyatlarını indirmeğe, ras­yonel bir idare kurmağa çalışması lâ­zım geldiği mütalâasında bulundu ve lâyihaya müsbet rey vereceklerini bil­dirdi.

Bu 'konuşmadan sonra lâyiha açık oya sunuldu ve bilâhare bildirilen rey neticelerine göre 5 aleyhte reye karşı 328 reyle kabul edilip kanunlaştı.

Kanunun metni şudur:

Madde 1  25/XII/1953 tarihli ve 6211 sayılı kanunun birinci maddesi gereğince memur ve hizmetlilere se­nede 3 defa verilen tahsisat beşe çı­karılmıştır.

Madde 2  Ayni kanunun 5 inci mad­desi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş­tir:

Prim ve ayrıca senede birden faz­la ikramiye alan memur ve hizmet­lilerine 1 inci madde gereğince sene­de ancak iki tahsisat,

Prim ve senede yalnız bir ikramiye alanlara 3 tahsisat,

Prim ve- ikramiyeden birini alan­lara 4 tahsisat,

Prim ve ikramiye alamıyanlara 5 tahsisat,verebilirler.

Madde 3  Devlet Tiyatrosu sanat­kâr, mütehassıs hizmetli ve stajiyer-lerinden 5441 sayılı kanunun 6629 sa­yılı kanunla değiştirilen 10 uncu mad­desinin son fıkrasında yazılı primden fiilen istifade edenlerin tahsisatları 2 nci maddenin (cj fıkrasına göre Öde­nir.

Madde 4  6211 sayılı kanunun üçün­cü maddesi kaldırılmıştır.

Madde 5  Bu kanun 1 mart 1956 dan itibaren mer'îdir.

Madde 6  Bu kanun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memur­dur.

Bundan sonra Maliye Vekili Nedim Ökmenin sabahki celsede kabul edil­miş olan teklifi üzerine diğer bir ka­nun lâyihasının müzakeresine geçil­di. Bu lâyiha, vatanî hizmet karşılığı maaş alanlarla emekli, dul ve yetim maaşı alanlara senede iki maaşları tutarında tahsisat verilmesine dair­di.

Bu lâyihanın heyeti umumiyesi ve bi­rinci maddesi üzerinde Kocaeli mebu­su Sadettin Yalım, Adana mebusu Si­nan Tekelioğlu, Trabzon mebusu Sa­mi Orberk, Gümüşhane mebusu Zeki Başağa, Bütçe Encümeni adına Ordu mebusu Refet Aksoy, Tokat mefctusu Hulusi Bozbeyoğlu ve Siirt mebusu Mehmet Daim Süalp konuştular.

Umumiyetle lâyihanın çok yerinde ve isabetli bir görüşün eseri olduğu be­lirtilmekle beraiber teklif edilen iki maaşlık tahsisatın senede üç maaş nisbetinde çıkarılması fikri müdafaa edildi.

Söz alan Maliye Vekili Nedim Ökmen Meclisin tebellür eden havası karşı­sında bu mevzuda bir Maliye Vekili sıfatiyle konuşmanın çok 'güç oldu­ğunu belirttikten sonra vaziyeti izah edeceğini bildirerek bundan evvelki bir kanunla emekli, dul ve yetimlere aldıkları maaşın yüzde 10-35 i arasın­da bir zam yapılmış olduğunu, bunun vasati tutarının yüzde 23 ü bulduğu­nu, bunun ayni tarihte memurlara yapılan üç maaşlık tahsisatla temin olunan zammı aşağı yukarı karşıladığını, şimdi hem memurlara, hem de emekli, dul ve yetimlere senede iki maaş ilâve tediye yapılmakla bu tea­dülün devam ettirilmek istendiğini söyledi. Maliye Vekili, müvazenei u-mumiyeden maaş alan emekli, dul ve yetimlerin bir aylık maaşlarının tu­tarı 9 milyon, Emekli Sandığından alanların ise 6 milyon lirayı bulduğu­nu, Emekli Sandığının durumunu da düşünmek gerektiğini sözlerine ilâve etti. Maliye Vekili bu arada Emekli Sandığının uzun tetkiklerden sonra içtimaî sigorta esasına dayanan bir kanun projesi hazırladığını, bunun se­ne sonunda Büyük Millet Meclisine takdim edileceğini haber verdi.

Bu konuşmalardan sonra emekli, dul ve yetimlere senede üç maaşları tu­tarında tahsisat verilmesine dair 54 imzalı bir takrir okundu. Reye sunu­lan bu takrir dikkate alındı ve mad­de bu takrirle birlikte Bütçe Encüme­nine havale olundu.

Müteakiben Büyük Millet Meclisi büt­çesinin müzakeresine geçildi. İlk sö­zü, Cumhuriyetçi Millet Partisi adına Kırşehir mebusu Mehmet Mahmutoğ-lu aldı. Millet Meclisinde, ekseriyet ve ekalliyet partileri mebuslarına vazife­lerinin icrasında müsavi muamele ya­pılmasını, komisyonlara üye seçilirken ekalliyet partileri mebuslarının ihti­sasları ile ilgili komisyonlara ayrılma­sını, Meclis dahili nizamnamesinin çok partili hayata göre yeniden tanzimi­ni, sual ve istizah müesseselerinin tâ­bi olacağı şartların anayasada tesbi-tini, komisyon müzakerelerinin açık cereyan etmesi hususunun teminini ve umumî efkârın tasvibine mazhar olmadığını iddia ettiği bazı kanunla­rın tadilini ileri sürdü.

Müteakiben Kırşehir bağımsız mebu­su Osman Ali Şiroğlu söz aldı. Teşriî kararların millet iradesi ile mutabık bulunması lüzumundan, hükümetle­rin Meclis tarafından murakabeye tâ­bi tutulması gerektiğinden, Demokrat Parti Meclis Grubunun Hükümet Rei­sini murakabe dışında bırakmış oldu­ğundan bahsetti. Millet Meclisi büt­çesi ile doğrudan doğruya ilgisi olma­dığı ve C.H.P. Grubunun muamelele­rine taallûk ettiğinden protesto ve itiimage003.gifrazlarla karşılanan bu ifadeler üzeri­ne reis, konuşması devammca, hatibe sı& sık ihtarlarda bulundu. Kırşehir bağımsız mebusu, Meclisin murakabe vasifesini yapamadığı iddialarını tek­rarlayınca gürültüler arttı. Reis, bir mebusun, eğer, bu yolda mülâhazala­rı varsa, bunu, ayrıca ve bir sual tak­riri ile Meclise getirebileceğini kendi­sine hatırlattı ve sözlerine bu yolda devam edecek olursa, dahilî nizam­name hükümlerine uyarak, sözünü kesmeğe mecbur kalacağını belirtti. Osman Ali Şiroğiu, daha sonra, Riya­set Divanının usulsüz hareketlerde bu. lunduğunu ve taraflı muamele yaptı­ğını söyledi. Beyanatını yazılı olarak okuduğu için ve bu gibi ahvalde 20 dakikadan fazla söz hakkı verilnıiye-ceği için, reisin ikazı üzerine, beya­natını bağlıyarak kürsüden ayrıldı.

Bursa mebusu Hulusi Köymen, Kırşe­hir mebusu tarafından biraz evvel, Meclisin teşriî vazifesini ifa edeme­diği ve hükümeti murakabeden âciz olduğu yolunda izhar edilmiş olan mütalâaların, Millet Meclisine bir ha­karet mahiyetini arzettiğini kaydetti. Bu şekilde bir tecavüzün hiç bir par­lâmentoda görülmediğini, meseleler Mecliste konuşulup bir kere karara bağlandıktan sonra, bu kararı tenkit namı altında, Meclis umumî heyetine hakaret ifade eden sözler sarfedilemi-yeceğini belirtti.

Riyaset divanı adına söz alan Kayse­ri mebusu Fikri Apaydın, tek parti ha­yatına göre tanzim edilmiş olan da­hilî nizamnamenin hakikaten tadile muhtaç bulunduğunu, esasen, riyaset divanının, müzakereleri idare eder­ken, sırf bu yüzden ne büyük müşkü­lâta maruz kaldığı malûm olduğunu belirtti, nizamnamenin değiştirilmesi yolunda hazırlıklara başlandığını ha­ber verdi. Bununla beraber, mevcut ni­zamname hükümlerini tatbik eder­ken dahi, riyaset divanının daima ta­rafsız hareket ettiğini, muhalefete söz hakkı vermemek şöyle dursun, bi­lâkis, dört gündenberi cereyan eden müzakerelerde açıkça görüldüğü üze­re, muhalefetin konuşmalarına azamî ölçüde müsamaha gösterildiğini, tou müsamahanın müzakereleri bazan arzu ediftniyen istikametlere sevketme-sine rağmen, bu yolda hareket edildi­ğini tekrarladı. Komisyon müzakere­lerinin açık cereyan etmesi keyfiyeti­nin, nizamnameye bağlı bir iş oldu­ğunu, yeni nizamname hazırlanırken bu cihetin de dikkate alınabileceğini belirten Fikri Apaydın, Meclisten çı­kan kanunların millî irade ile muta­bık olmadığı yolunda Ali Şiroğiu ta­rafından beyan edilen ifadeye geçerek dedi ki:

«Meclis kurulduğu günden bugüne ka­dar, bu yolda mütalâa beyan eden tek mebusun Osman Ali Şiroğiu olduğu söylenebilir. Meclisten çıkan kararla­rın, millî iradenin tâ kendisi olduğun­dan şüphe eden bir mebusun evvele­mirde kendisinden şüphe etmesi ge­reken bir esası -bulunmak icabeder. Meclis parti grupları da Meclisin bi­rer uzvudur. Arkadaşımız teşriî ha­yata intibak edememişse, bunda mu­halif muvafık hiç bir arkadaşın dahli yoktur.»

Fikri Apaydın, riyaset divanının, hiç tefrik yapmadan vazifesini ifaya de­vam edeceğini belirterek kürsüden ay­rıldı.

Tokat mebusu Hulusi Bozbeyoğlunun, Fikri Apaydını destekliyen mütalâala­rından ve Osman Ali Şiroğlumm, o sözleri söylerken asla Meclise hakaret etmek gibi bir maksadı olmadığını belirten ifadesinden sonra Zonguldak bağımsız mebusu Hüseyin Balık ve Hürriyet Partisinden Kocaeli mebusu Turan Güneş söz aldılar. Kürsü ser­bestliği etrafındaki mülâhazalarını serdettiler.

Daha sonra Büyük Millet Meclisi büt­çesinin fasıllarına geçildi. Temsil tah­sisatı faslı görüşülürken Sinop C.H.P. Millet vekili Muhit Tümerkan, parlâ­mentolar birliği grubunda evvelce ya­pılmış olan" bir seçime riyaset diva­nınca müdahale edildiğinden şikâyet etti. Teşekkül eden heyet bu yüzden muhalefete mensup hiç bir mebusun katılamadığını, binaenaleyh bu heye­tin harice yaptığı seyahat dolayisiy-le sarfedilen tahsisatın kanunsuz bir şekilde kullanılmış olduğunu iddia etti.

Bütçe Komisyonu Reisi Halil İmre, sözü geçen Parlâmentolar Birliği ile Meclisin, ahdî bir münasebeti mevcut olmadığını, binaenaleyh Parlâmento­lar Birliği Türk Grubunun seçimi ile ne Meclisin, ne de grubun ilgilenme­diğini belirtti. Böyle olunca, dış te­mas için kurulan heyetin siyasî rengi mevzuunda herhangi bir müdahale mevzuubahis oiamıyacağmı ifade etti.

Riyaset Divanı adına Fikri Apaydın da ayni görüşü teyit ederek bu se­çimle Riyaset Divanının ilgisi olma­dığını tasrih etti.

Müteakiben diğer fasıllar da reye ko­nularak Büyük Millet Meclisi bütçesi­nin müzakeresi tamamlandı ve gece saat 21 de toplanılmak üzere saat 18.55 te ikinci oturuma son verildi.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu gece saat 21 de reis vekillerinden Agâh Erozanm riyasetinde toplanarak 1956 yılı bütçe kanun lâyihasının müzakeresine de­vam etti. Bundan evvelki celsede Bü­yük Millet Meclisi bütçesinin müza­keresi tamamlanmış ve bütçe kabul edilmişti. Celse açıldığı zaman Riya-seticumhur bütçesinin konuşulmasına başlandı.

Riyaseti cumhur bütçesinin tümü üze­rinde Cumhuriyetçi Millet Partisi Meclis Grubu adına söz alan Kırşe­hir mebusu Mehmet Mahmutoğlu, Ri-yaseticumhur makamında bulunan şahsiyetin, siyasî partiler muvacehe­sinde tarafsız kalmasının icap ettiği­ni söyledikten sonra, Reisicumhurun partilerarası münasebetlerde bitaraf hareket etmediğini, muhalif vatan­daşlara karşı tarafsız davranmadığı­nı, ileri sürdü ve anayasanın tedvi­ninde Riyaseticumhur makamını alâ-' kadar eden 32 nci maddenin etraflı bir şekilde ele alınmasının lâzımgel-diğini söyledi.

Kırşehir mebusu Tabir Taşer (C.M.P.) Riyaseticumhur bütçesinin tasarruf zihniyeti ile hazırlanmadığını, bu büt­çede azaltılmalara gidilmenin müm­kün olabileceğini ileri sürdü.

Tabir Taşerin Riyaseticumhur bütçesinin fazla olduğu hakkındaki iddiası karşısında Bütçe Encümeni adına söz alan Giresun mebusu Mazhar Şener, meşkûr bütçede tahsisat fazlalığının yalnız haberleşme faslında olduğunu, bunun da elzem bulunduğunu izah etti.

Diğer taraftan anayasa gereğince dev­letin en yüksek temsilcisi sayılan Re-isicumhurluk bütçesinin burada mü­nakaşa edilmesinin doğru olmıyaca-ğını belirtti ve Riyaseticumhur büt­çesinin miktarı fazla görülüyorsa, Ta-hir Taşerin bir kanun teklifi yapıp bunun azaltılmasını teklif etmesini söyledi.

Erzurum mebusu Sabri Erduman (D. P.) de ayni mevzuda konuşarak, Ri­yaseticumhur bütçesinin parti çekiş­melerine sebep olmamasını, Reisicum­hurun daima tarafsız davrandığını, anayasanın kendisine tevdi etmiş bu­lunduğu vazifeyi hakkiyle ifa ettiği­ni beyan eyledi.

Bundan sonra Riyaseticumhur bütçe­si ve onu müteakip Divanı Muhasebat Reisliği bütçeleri kabul edildi ve Baş­vekâlet bütçesinin müzakeresine ge­çildi.

Başvekâlet bütçesinin müzakeresi sı­rasında Hürriyet Partisi Meclis Grubu adına söz alan Manisa mebusu Mu­ammer Alakant, Başvekâlet bütçesin­de göze çarpan ilk fuzulî masrafın, dört Devlet Vekilliğinin ihdası oldu­ğunu fileri sürdü ve Devlet Vekilliği­nin ikiye indirilmesini, Başvekâlet ile parti başkanlığının ayrılmasını iste­di. Başvekilin, anayasanın hükümle­rine sadık kalmıyarak Vekâletler ve İcra Vekilleri Heyetinin salâhiyetle­rine tecavüz ettiğini, demokratik reji­min en mühim esaslarından birisi o-lan samimiyet prensibine Başvekilin riayet etmediğini, bunu bilhassa 1956 yılı bütçesinin hazırlanmasında gös­terdiğini, diğer taraftan Hürriyet Par­tili mebusların takip ettirildiğini, büt­çe müzakerelerinin tümü üzerindeki konuşmalar sırasında bu endişelerin bertaraf edilmediğini söyledi. 6-7 eylül hâdiselerine geçerek Başvekilin ted­birsizlik, ileriyi görmemek, vaktinde harekete    geçmemek    bakımlarından

hiç olmazsa siyaseten mesul olduğu­nu iddia etti ve rejim buhrana mev­zularında ileri sürülmüş olan mütalâ-lar etrafında Başvekilden izahat ve teminat istedi.

24 Şubat 1956

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu gece saat 21 de Reis Vekillerinden İhsan Bacın riyasetinde toplanarak 1956 yılı bütçe kanunu lâyihasının müzakeresine de­vam etti.

Celse açıldığı zaman Milli Müdafaa Vekâleti bütçesinin müzakeresine baş­landı. Bütçenin tümü üzerinde Cum­huriyetçi Millet Partisi Meclis Grubu adına söz alan Kırşehir mebusu Meh­met Mahmutoğlu, millî müdafaa büt­çesinde kısıntı yapılmanın doğru olamıyacağmı, Türk silâhlı kuvvetlerinin mükemmel bir hale getirilmesi için elden gelen her türlü yardımın yapıl­masını, ifade etti. Orduya gösterilen yakın alâkanın memnuniyetle karşı­landığını, müttefik devletler tarafın­dan deniz ve hava kuvvetlerine veri­len malzeme ve silâhların bu memnu­niyeti arttırdığını sözlerine ilâve etti.

Hatip bu arada «Türk silâhlı kuvvet­leri teşkilât kanunu» nun getirilme­sini istedi ve Millî Müdafaa Vekâleti­nin Erkânı Harbiyei Umumiye Reisli­ğinin Vekâletle idare edilmesinin doğ­ru olmıyacağını ileri sürdü.

Mehmet Mahmutoğlu konuşmasını, Türk ordusuna karşı minnet ve şük­ran hislerini belirterek sona erdirdi.

Hürriyet Partisi Meclis Grubu adına konuşan Diyarbakır mebusu Mustafa Ekinci, Milli Müdafaa Vekâleti bütçe­sini memleketin en ulvî bir dâvası ola­rak ele aldığını belirtti ve bütçenin miktarı üzerinde fikir beyan etmiye-ceğini, millî müdafaa için ayrılan tah­sisatın miktarı ne kadar olursa olsun bunun daima az görüleceğini Türk si­lâhlı kuvvetlerinin geliştirilmesi için elden gelen bütün imkânların kulla­nılmasının icap ettiğini söyledi.

Mustafa Ekinci, bundan sonra, Millî Müdafaa Vekâletinin ve Erkânı Har­biyei Umumiye Reisliğinin vekâletle idare edilmesinin anayasaya aykırı ol­duğunu ileri sürdü. Hükümetin, Mec­lisin bir gizli celsesinde Nato ittifakı hakkında malûmat vermesini istedi. Hürriyet Partisi Meclis Grubu sözcü­sü bu arada, Askerî Şûranın kararı alınmadan terfiler yapıldığı, bazı su­bayların tekaüde sevkedildiği, fikrin­de bulundu. 30 ağustos tarihinden sonra yapılan terfilerin, emekliye ay­rılmış bulunan subayların tekrar mu­vazzaf hizmete alınmasının hoş kar­şılanmadığını bildirdi. Askerî nakil vasıtalarının hususî işlerde kullanıl­masına mâni olunmasını, diğer taraf­tan ordudan ayrılmaların Önlenmesi için subayların geçim şartlarının da­ha yüksek bir seviyeye çıkarılmasını temenni etti.

Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Gru­bu adına kürsüye gelen Kars mebusu Arslan Bora da Millî Müdafaa Vekâ­leti bütçesi için ayrılmış bulunan tah­sisattan dolayı memnuniyetini bildir­di, daha sonra ordunun sıhhî duru­munun iyi olduğunu ifade etti. Ancak verem hastalığına uğrayan askerlerin, memleketlerine gönderilmeyip, has-tahanelerde tedavi edilmesini askerî hastahanelerin eleman eksikliklerinin giderilmesini, subay evleri inşaatının çoğalmasını, levazım işlerinin rasyonel bir şekilde ele alınmasını, ordudan ayrılmaların önlenmesini, ordu teşki­lât kanununun Meclise getirilmesini temenni eyledi.

Demokrat Parti Meclis Grubu adına konuşan Ankara mebusu Seyfi Kurt-bek Millî Müdafaa Vekâleti bütçesi üzerinde muhalefet partilerinin yap­tıkları samimî ve yapıcı ayni zaman­da mutedil tenkitlerden dolayı duy­duğu memnuniyeti ifade etti ve bu halin millî birlik bakımından çok dikkate şayan bulunduğunu, bu gibi millî dâvalarda bütün partilerin birlik olmasının büyük bir ehemmiyet taşı­dığını belirterek, bu havanın siyasî hayatımızda Örnek bir hale gelmesini temenni etti. Seyfi Kurtbek, bundan sonra Millî Müdafaa teşkilâtı üzerin­de durarak, Türk silâhlı kuvvetlerinin eski zihniyetten eski teşkilâttan gün-

den güne uzaklaştığını, yeni bir teş­kilât kanununun getirilmesine lüzum hasıl olmadığını, zira millî müdafaa­nın kendi teşkilâtını, kendi insiyati-fiyle değiştirecek, yenileştireeek bir kudrette olduğunu tebarüz ettirdi. Or­dudan ayrılmaları önlemek için tet­kikler yapıldığını sözlerine ilâve etti.

Bundan sonra Bolu mebusu Fahri Be­len, Adana mebusu Sinan Tekelioğ-lu, bütçe üzerinde fikirlerini şerci ey­lediler ve temennilerde bulundular. Bütçe Encümeni adına söz alan Zon­guldak mebusu Sebati Ataman subay­ların geçim şartlarının daha yüksek bir seviyeye çıkarılması mevzuunda alman bir kararı bildirerek, bütçe en­cümeninin tayın bedellerini aşağı yu­karı dört misli arttıran kanun lâyi­hasını kabul ettiğini ve mezkûr ka­nun lâyihasının Önümüzdeki günlerde Meclise   getirileceğini  bildirdi.

Bundan sonra söz alan Millî Müda­faa Vekâleti Vekili Semi Ergin, hatip­lerin temas ettikleri hususları cevap­landırdı ve Millî Müdafaa Vekâletinin vekâletle idare edilmesinin, teessüs et­miş bulunan ananelere uyduğunu, Mil­lî Müdafaa ve Genel Kurmay teşkilâtı kanunlarının gözden geçirilmekte ol­duğunu, ordudan ayrılmaların önlen­mesi hususlarında tedbirler alındığı­nı, bu cümleden clmak üzere, subay tayın bedellerinin dört misline çıka­rıldığını ve bunun için de bütçeye 57 milyonluk bir tahsisat konulacağını, daha şimdiden ordudan istifaların azalmakta bulunduğunu bildirdi. Semi Ergin, diğer taraftan subay evleri inşası işinin ilerlemekte bulunduğu­nu, subay çocukları için Erzurumda 500 kadroluk bir yurt, yine üniversite­de okuyan subay çocukları için de Ankara ve îstanbulda yurtlar yapıl­masının ıkarar altına alındığını ifade etti. Millî Müdafaa Vekâleti Vekili konuşmasını bitirirken Millî Müdafaa Vekâleti bütçesinin müzakeresi sıra­sında, muhalefet partilerinin, millî birlik mevzuunda göstermiş olduğu hassasiyete teşekkür etti.

Tekrar söz alan Hürriyet Partisi Mec­lis Grubu sözcüsü Diyarbakır mebusu Mustafa Ekinci, memleket meselele­rinde ve millî dâvalarda bütün partilerin birlik olduğunu, ancak muha­lefet tarafından ileri sürülen fikirle­re başka mânalar verilmemesi lâzım geldiğini vatanperverliğin inhisar al­tına alınmaması icap ettiğini söyle­di.

Daha sonra Trsjbzon mebusu Sami Or_ berk (D.P.) To'kat mebusu Hulusi Boz. beyoğlu (D.P.) Elâzığ mebusu Şevki Yasman (D.P.) fikirlerini ve temen­nilerini belirttiler.

Kifayet takririnin kabulünü müteakip Millî Müdafaa Vekâleti bütçesinin fa­sıllarına geçildi ve bütçe kabul olun­du.

Bundan sonra Büyük Millet Meclisi­nin Türk ordusuna selâm ve saygısı­nın iblâğını tazammun eyleyen tak­rirleri ittifakla ve alkışlarla kabul ediidi. Takrirlerin kabulünü takiben söz alan Millî Müdafaa Vekâleti Ve­kili Semi Ergin şunları söyledi:

«Asırlar boyunca milletimizin ve var­lığımızın güven ve emniyetini sağla­yan tarihi ve kahraman silahlı kuv-vetlerimize ait Millî Müdafaa bütçe­sinin görüşülmesi ve kabulünde çok samimî ve vatanî hissiyat ile meşbu mebus arkadaşlarımın yakın alâka ve yardımlarını görmüş olmakla mes­rur ve müftehir olmamak mümkün değildir.

Bu sebeple huzurlarınızda heyeti umumiyeye derin teşekkürlerimin ib­lâğını vazife bilirim. Ecdat tâbiri ile ananevi ve mukaddes baba ocağı say­dığımız ordumuzun Millî Müdafaa Ve­kâleti Vekiîliği vazifesine başlıyah he­nüz çok kısa bir zaman geçmiş; bu­lunmasına rağmen, şimdiye kadar se­leflerimizin büyük bir hüsnüniyet içe­risinde bu ocağa faydalı olabilmek emelleriyle gösterdikleri büyük mesai ve gayretlerle imkânlar dahilinde ha­zırladıkları plân ve programların tet­kikine başlanmıştır.

Yine bu kısa zaman içinde vazife ica­bı tanıştığım ve görüştüğüm her sı­nıftan subay, assubat ve er arkadaş­larımın (içinde bulunduğumuz bugün­dü dünyanın bir türlü daimî sulhakavuşamıyan bası ıstırap ve sıkmtılarina rağmen) kan ve babadan mevrus Türk bu hür ve asaletleriyle dolu ve her türlü hakikatleri müdrik görmek ve bulmakla yarma karşı beslediğimiz itimat ve güvenin bir kat daha art­ması icap ettiğini arzetmek isterim.

Bu tarihî ve ulvî müesseseye karşı ifasına mecbur bulunduğum vazifele­rimi benimseyerek yüksek heyetinizin de yardimlariyle ve âlicenap milleti­mizin mümkün olabilecek gücü dahi­linde en müemmen derecelere ulaştır­mağa kararlı ve azimli bulunuyoruz. (Alkışlar, bravo sesleri).

Şükran ve iftiharla arzedebilirim ki bugüne kadar yaptığım temaslarda en küçük rütbeli erinden en büyük suba­yına kadar tükenmez moral ve ma­neviyatla dolu bulduğum bu cevher­leri millî varlığımızın taıkatları içinde maddî imkânlarla da. teçhiz edilecek faydalı kanun tasarılarını Önümüzde­ki günlerde yüksek huzurlarınıza ge­tirmiş bulunacağız.»

Büyük Meclisimizin her an himaye-kârlığmı esirgemediğini çak iyi bildi­ğim Türkiye Cumhuriyeti silâhlı kuv­vetler müessesesi, bütün mensuplariy-le milletimizin her zaman güven ve itimadına lâyik kuvvetli bir müessese olup aynı zamanda dünya insanlık ve hürriyetlerinin de sadık muhafızı bir çelik kale heybetiyle daima parlaya­cak ve payidar olacaktır.

Hazerde mütevazi, sakin ve alayişten vareste Türk ordusunun icabında ve lüzumunda vatan ve milletimizin is­tiklâl ve hürriyetleri uğrunda nelere kudretli 'bulunduğunu son hâdisele­rin ışığı altında ve bilhassa Korede gösterdikleri şecaat ve fedakârlık kar­şısında izahtan vareste buluyorum. Ordumuz gereğinde her zaman ecdat­larına ve kanlarına hâs kahramanlık destanlarını dünya tarihlerine yazdı­racak cevhere malik ve azimli bulun­maktadır.

Yüksek Meclisimizde ifade olunan karşılıklı güven, muhabbet ve müte­kabil hürmet hisleri içinde kıymetli selâm ve itimatlarınızı en küçük bir­liklere 'kadar ulaştırmayı şahsen mu­kaddes  bir  vazife   bilir   ve  bu  vesileile şükranlarımı arz ve teyit eylerim efendim.»

Millî Müdafaa Vekâleti bütçesinin ka­bulünden sonda Dahiliye Vekâleti bütçesinin müzakeresine geçildi.

Bütçenin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu adına söz alan Kars mebusu Mehmet Hazer, va­lilerin sık sık yer değiştirmesinin doğ­ru görülmediğini, söyledi ve vatanda­şa eşit muamele yapacak tarafsız bir idarenin hasreti içinde bulunduğunu ifade etti. Nüfus işlerinin tanziminin ele alınmasını, mülkî taksimatın ye­niden gözden geçirilmesini, Kırşehirin tekrar vilâyet olmasını, nahiyelerin tarn teşekküllü hale getirilmesini, za­bıtanın siyasî tesirlerden azade ola­rak vazife  görmesini  temenni etti.

Hürriyet Partisi Meclis Grulbu adına konuşan Çanakkale mebusu Sefaeddin Karanakçı, bütün memlekete ağır bir havanın sinmiş olduğunu, vatandaşın bu havadan muztarip bulunduğunu, milletin nal çivisine, lâstiğe, kahve­ye, ilâca değil, bütün nizam ve icap-lariyle bir hukuk devletine şiddetle muhtaç olduğunu ileri sürdü ve va­tandaş hak ve hürriyetinin, teşkilâtı esasiye kanununun kefalet ve temi­natı altında tutulması icap ettiğini söyledi. Sefaeddin Karanakçı bundan sonra antidemokratik kanunlar mev­zuunda konuştu.

Büyük Millet Meclisi yarın saat 10 da toplanmak üzere gece saat 01.00 da gece çalışmasına son verdi.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi öğleden sonra Reis Vekillerinden Agâh Erozanın başkanlığında toplanarak 1956 yılı bütçesi üzerindeki müzakerelerine de­vam etti.

Dün gece Devlet Vekili Emin Kalafa­tın kürsüde sarfettiği bir söz üzerine toplantıyı terketmiş olan C.H.P. ve Hürriyet Partisi mebusları, celse açıl­dığı zaman tekrar salondaki yerlerini almışlardı. Böylece, muhalefet de ha­zır olduğu halde müzakerelere baş­landı. Vatanî hizmet tertibinden ma­aş alanlarla emekli, dul ve yetim maaşı alanlara verilmesi hükümetçe tek­lif edilmiş olan iki maaş nisbetindeki fazla tahsisatın üçe çıkarılması yo­lundaki ta&rir, bir gün evvel Meclis Umumî Heyetince tasvip edildiği için bu mesele ilgili komisyona havale edil­miş bulunuyordu. Komisyonun bu yol­da hazırlanan mazbatası umumî he­yet tarafından kabul edilerek emekli, dul ve yetimlere bu yıl verilmesi der­piş edilen iki maaş tutarındaki fazla tahsisatın üçe çıkarılması kanun­laştı.

Bundan SGrıra Adliye Vekâleti bütçe­sinin müzakeresine geçildi. İlk sözü C.M.P. adına Kırşehir mebusu Meh­met Mahmutoğlu aldı. Rejim dâvası­nın halli ile alâkalı olarak hâkimle­rin fiilî teminata kavuşturulması lâ­zım geldiğini, bir Yüksek Hâkimler şûrası teşkil edilmesini ve bir anaya­sa mahkemesi kurulmasını istedi. Hu­kukun umumî prensiplerine aykırı mahiyette olan mevzuatın bir an ev­vel tasfiyesi, usul kanunlarında za­rurî tadilâtın ikmal edilmesi ve bu arada tevkif müessesesinin de ciddî teminata bağlanması lâzım geldiği mütalâasında bulundu.

Hürriyet Partisi adına Burdur mebu­su Behçet Kayaalp, Demokrat Parti­nin ıslâh vaadinde bulunmuş olduğu adalet meselelerinden bir çoğunu he­nüz ele almadığını iddia etti. Mahke­me kadrolarının takviyesini istedi. Hâkim teminatının, ileri memleketler­de mevcut teminattan da daha ileri götürülmesi gerektiği mütalâasını Öne sürdü. İstanbul Adliye Sarayının ik­mal edilmiş olması dolayısiyle teşek­kürlerini bildirdikten sonra, ceza ve tevkif evlerini, ilgilendiren mütalâa­larını açıkladı. Anayasada tadilât ya­pılmasını, seçim mevzuatının ıslâhını ve basma daha fazla serbest sağlıya-cak bir kanun tasarısının süratle ge­tirilmesini istedi. Kaza mercilerinde görülmekte olan dâvalar hükme bağ­lanmadan ilgililerin bu dâvalar hak­kında mütalâa şercimden kaçınmaları temennisinde bulunarak kürsüden ayrıldı.

Daha sonra C.H.P. Meclis Grubu adı­na Malatya mebusu Mehmet Kartal söz aldı.

Adalet Vekâletinin teşkilât ve zihni­yetinde, geçen seneye nazaran, hiç bir değişiklik olmadığı mülâhazalarını açıklıyarak sözlerine başladı. Mehmet Kartal, adliye teşkilâtımızın, daha geniş kadroya, fakat ayni zamanda tam bir istiklâle ihtiyacı olduğunu ileri sürdü. Maddî ve manevî bakım­dan hâkim ve kâtip kadrolarını1 tak­viye ve hâkim yetiştirme usullerini ıslâh etmek gerektiğini söyledi. C.H. P. sözcüsü hâkimlerin kaderleri üze­rinde Adliye Vekillerinin rol oynama­larını tehlikeli bulduğunu kaydettik­ten sonra ceza ve tevkif evleri ile in­faz sistemi mevzuundaki görüşlerini açıkladı.

Müteaki-ben, D. P. grubu adına Deniz­li mebusu Hamdi Sancar söz aldı. Bütçe konuşmalarında hükümetin tenkit edilmesi esas olduğu için bu vesileden istifade ile yapılan tenkit­lerin, daha ziyade, kanunların tatbik şekline taallûk etmesi lâzım geldiğini belirtti. Her kanunu hükümetten bek­lemenin doğru olmadığını, muhalefet savındaki mebusların da pekâlâ kanun teklif edebileceklerini ilâve etti ve sordu: «Meclis içinde bulundukları müddetçe, tenkit ettikleri bu husus­lar hakkında kaç kanun teklifi getir­miş ve bu tekliflerin tetkikini iste­mişlerdir?.»

Hamdi Sancar, bazı mevkufların saç­ları kesildiği yolundaki tenkitlere kar­şı da, infaz müesseselerinde bazı mev­kuflara bir nevi imtiyaz tanımak de­mek olan böyle bir nazariyenin bu kürsüden öne sürülmesini pek garip bulduğunu ifade etti. Adliye Vekille­rinin hâkimler üzerinde tesirde bu­lunduğu yolunda bir iddia ileri sürül­mediğine -göre, teminat dedikleri bu müessese için ne istediklerini sordu. Hâkimlerin hizmetini sitayişle anarak, adalet mevzuunda yapılacak çok şey­ler bulunduğunu, bunların da peyder­pey tamamlanacağına şüphe etmedi­ğini söyledi.

Maraş D. P. mebusu Abdullah Ayte-miz, hâkimlerin son zamanlarda avu­katlık mesleğine göç etmeğe başladık­larını, bunu önliyecek çareler üzerin­de durmak lâzım geldiğini söyledi. Malatya C.H.P. mebusu Nuri Ocakçioğlu, dâvaların sürüncemede kalması keyfiyetinin çok defa şahıs kabiliye­tiyle ilgili olduğunu söyledi. Zabıt kâ­tiplerinin çok ağır olan işlerinden, müddeiumumilerin millî korunma ka­nunu tatbikatını esaslı vazife telâkki etmediklerinden bahsetti. Antalya D. P. mebusu Enver Karan, hâkimler için coğrafî teminatın kaldırılmasını, mahkûmlar için bir verem dispanseri açılmasını istedi. Adlî tababeti ilgi­lendiren müşkül ve dertlerden bir kıs­mını teşrih ile bazı temennilerde bu­lundu, Tokat D. P. mebusu Hulusi Bozbeyoğlu, 7 bine yaklaşan kanunla­rın bir ayıklamaya tâbi tutulmasını hâkim ve müddeiumumileri mesleğe bağlayacak cazip tedbirler alınmasını istedi.

Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Gök­türk, ileri sürülen mütalâalara ceva­ben geniş izahlarda bulundu. Çok te­ferruatlı olan bu beyanatında Adliye Vekili bilhassa tenkitleri teşekkürle karşıladığını belirterek söze başladı. Türkiyenin, çok şükür, bir hukuk dev­leti olduğunu ve böyle kalacağını tas­rih etti. Hâkimlerin hiç bir teminata sahip olmadıkları yolunda zihinlerde uyanabilecek bir şüpheyi bertaraf et­mek için bugünkü fiilî durumun ana­yasa muvacehesinde ne olduğunu açıkladı ve dedi ki:

«Bunun dışında hâkimlerimizin daha geniş teminata mazhar kılınması ve hukukî sistemin inkişafı nisbetinde bu teminatın geliştirilmesi başlıca ar­zumuzdur. Bu cihet, hükümet prog­ramında da belirtilmiştir. Yeni ana­yasa çalışmaları ve hâkimler kanunu­nun ıslâhı vesilesiyle de teminat mev­zuu üzerinde durulacaktır. Bununla beraber, bugün gerek hâkimlerimiz, gerekse mahkemelerimiz, faaliyetleri­ne kemali itminan içinde devam et­mekte ve bize, iftihar vesilesi, olabile­cek kıymetli ve tarafsız kararlar ve­rebilmektedir. Bunu belirtmeyi de bir vazife sayarım.

Adliye Vekili, vatandaşın adalete gü­venini arttırmak ve adaletin süratli, ucuz ve emin şekilde tecellisini sağ­lamak için lüzumlu şartları saydı, va­sıfları bakımından bizi sevindirecek olan hâkimlerimizi ihtisas yoluna sevk etmenin faydalar söyledi.

Mütehassıs cezacı hâkim .yetiştirebil­mek için bir mektep kurulacağını, bu mektepte ayni zamanda zabıt kâtibi, icra memuru, infaz memuru gibi yar­dımcı personelin yetiştirilmesi de der­piş olunduğunu sözlerine ilâve etti.

Hüseyin Avni Göktürk, cemiyetimizi idare eden kanunlardan çoğu eskimiş olduğu için bunların ıslâhı yolunda çek esaslı hazırlıklar yapıldığını ha­ber verdikten sonra yeni ticaret ka­nununun yakında Meclise sunulaca­ğını, ikinci ana kanun olarak medenî kanunun, inkılâp esaslarına sadık ka­larak cemiyetin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde ıslâhına çalışıldığını açık­ladı. Ceza kanunu üzerinde de durul­duğunu, hava seyrüsefer kanunu ta­sarısı ile icra ve iflâs kanunu tasarı­sının yakında Meclise geleceğini an­lattı. Adaletin tevziinde bu ıslâhatın çok mühim rol oynıyacağma işaret ederek ayrıca mevcut mevzuatı ayık-lıyarak basitleştirmek için gayretler sarfedildiğini, belki de yalnız tatbik edilmekte olan kanunları içine alacak şekilde ayıklanmış bir düsturun mey­dana getirileceğini söyledi. Suların ve mer'a ihtilâflarının doğurduğu cemi­yet ihtilâfları için. ayrı bir kanun ge­tirmeği düşündüğünü kaydeden Hü­seyin ^Avni Göktürk, ant i-demokratik kanunların sayısı, bazan ifade edildi­ği gibi astronomik rakamlara varma­dığını, bunlardan bir kısmının 1950 derken esasen ayıklandığını, anti .1ü-ridik olanlarının da tasfiyesine gidi­leceğini söyledi. Tevkif müessesesinin, muhalefet mensupları aleyhine işle­mesi gibi bir durumun mevcudiyetini reddeden Adliye Vekili, hâkimlere kar­şı sonsuz bir itimat beslendiğini tek­rarladı. Muhalefet aleyhindeki dâva­ların gizli görülmesi diye bir mesele olmadığını, kanunun hâkimlere bah­şettiği bir salâhiyetin seyyanen tat­biki bahis mevzuu bulunduğunu, hâ­kimler şûrası ve anayasa mahkemesi kurulması yolundaki taleplerin yeni anayasa meselesi ile birlikte ele alı­nabilecek konular olduğunu, kaza bir­liği keyfiyetinin de ayni mahiyette bulunduğunu tebarüz ettirdi. Salâhıyet kanunu, kabil olsa hemen kaldı­rılması lâzım geldiğini, fakat bu iş üzerinde etraflı düşünmek gerektiği için, hâkimler kanunu tadil olunurken bu cihetin de düşünüleceğini belirtti. Basın suçlarında jüri usulü ihdası teklifine gelince, bu usulün bizim bünyemize uymadığını söyledi. Adliye Vökili seçim kanunu üzerinde durula-taileceğini, nitekim hükümetin bunun­la alâ'kalı bazı lâyihaları Meclise sevk etmiş olduğunu açıklıyarak modern infaz sisteminin icaplarına uygun ce­za evleri meydana getirmek üzere sarfedilen gayretlere dair izahat ver­di.

Geçenlerde Mecliste kabul edilmiş olan iki kadro kanunu, kadrosuzluktan ter­fi edemiyen hâkimlerin terfilerine im­kân verdiği için Adliye Vekili olarak Meclise teşekkür eden Hüseyin Avni Göktürk, bu sayede hâkimler arasın­da istifaların durmuş olduğunu, bilâ­kis ayrılanların büyük bir kısmında geri gelme temayülleri belirdiğini kaydetti. Son olarak ta, avukatlıktan hâkimliğe alınacaklara daha müsait bir zemin hazırlamak maksadiyle Meclise bir kanun lâyihası getireceği­ni belirterek alkışlar arasında kürsü­den ayrıldı.

Adliye Vekilinden sonra söz alan C. M. P. ve Hürriyet Partisi sözcüleri, bazı mülâhazalar beyanından sonra, verdiği izahat dolayısiyle Vekile te­şekkür ettiler. C.HiP. Kars mebusu Sırrı Atalay da, vaitlerin kısa bir za­manda tahakkuku sağlanacak olursa memlekete hakikaten çok büyük bîr hizmet ifa edileceğini belirtti. Elâzığ D.P. mebusu Hüsnü Göktuğun mevcut kanunların ayıklanması mevzuundaki kısa beyanatı ile Denizli D.P. mebusu Hamdi Sancarm mütalâalarından son­ra fasıllara geçilmesi kabul olunarak Adalet Bakanlığı bütçesinin müzakere­si tamamlandı ve gece saat 21 öe top­lanılmak üzere saat 18.45 te oturuma son verildi.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi, bu sabahki top­lantısında Dahiliye Vekâleti bütçesi­nin ve bu Vekâlete bağlı bütçelerin kabulünden sonra, Hariciye Vekâleti bütçesinin müzakeresine başladı.

Hariciye Vekâleti bütçesinin tümü üzerinde ilk sözü C.H.P. Meclis Grubu adına Kars mebusu Turgut Göle aldı. Bugünkü dünya politikası muvacehe­sinde Türkiyenin durumunu bahis mevzuu eden hatip, Türkiyenin Nato ve diğer ittifaklarla olan alâkasını be­lirtti ve memleketimizin demokrasi cephesinin en kuvvetli unsuru oldu­ğunu tekrar etti ve şöyle dedi:

«Biz memleketimizin demokrasi cep­hesi için birinci derecede ehemmiyetli mevzulardan olduğuna1 samimî olarak kaniiz. Bu kanaatimizin dostlarımız tarafından da iyice anlaşılmasını ve kıymetlenmesini siyaset ve millî ha­reket olarak takip etmeliyiz.

Nato ittifakına Amerika ve İngiltere dostluğuna birinci derecede ehemmi­yet vermek lâzımdır. Bununla diğer dostluklarımızın da hiç birini azalt­mıyoruz.

Turgut Göle, orta Doğuda vaziyetin Türkiye için olan ehemmiyetini teba­rüz ettirdi. Bu arada Balkan ve Bağ­dat Paktlarına da temas ederek, Bal­kan Paktı çerçevesi içinde Yugoslavya ile dest kalmanın arzu edildiğini, Yu-nanistanla olan münasebetlerin iyi gitmediğini söyledi. Kıbrıs dâvasının yaratmış olduğu gergin havanın de­vam ettiğini, İngilterenin Kıbrıs işi­ne makul bir hal tarzı bulmasının beklendiğini, Bağdat Paktının bir se­ne içinde sahasını çok ehemmiyetli bir surette genişletmiş olduğundan memnun kaldığım, ancak bu paktın gelişmesine mukabil karşılaşılan güç­lüklerin de arttığını beyan eyledi. Ha­tip bundan sonra hükümetin dış po­litika mevzuunda Büyük Millet Mec­lisinin açık celselerinde sık sık açık­lamalarda bulunmasını temenni etti.

Cumhuriyetçi Millet Partisi Meclis Grubu sözcüsü Kırşehir mebusu Ah­met Bilgin ise, Cumhuriyetçi Millet Partisinin dış siyasette iktidar partisi ile daima hemfikir olduğunu belirttik­ten sonra Kıbrıs meselesi üzerinde durdu. Ahmet Bilgin, Kıbrıs meselesi dolayısiyle tertip edilen Londra Kon­feransına   temasla,  Kibrisin  statüsü hususunda Lozan Konferansında İn­giltere ile bir anlaşmaya varılmış bu­lunulduğunu, bu hale göre, Londra Konferansında Türkiyenin yalnız İn­giltere ile müzakerelerde buiunması-nın icap etmiş olduğunu, halbuki bu konferansa Yunanistanın da iştirak ettiğini söyledi ve Kıbrıs meselesinin' yalnız İngiltere ile Türkiyeyi alâkadar etmesi lâzım gelirken Yunanistanın Londra Konferansında taraf olarak yer almasının doğru sayılmıyacağmı söyledi ve bu vaziyet karşısında Tür­kiyenin Londra konferansına iştiraki­ni iyi karşılamadığını bildirdi.

Manisa mebusu Hikmet Eayur (Ba­ğımsız) da Kıbrıs mevzuunu ele ala­rak, Kibrisin akıbetinin görüldüğünü, İngilterenin adaya bağımsızlığını ver­mek niyetinde olduğunu, Kıbrıslı Rumların bağımsızlığa kavuştuktan sonra, Yunanistanla birleşeceklerini ileri sürdü. Hikmet Bayur, Kıbrıs me­selesinin tek hal çaresi olarak, tıpkı Hindistanda yapıldığı gibi, adanın paylaşılmasına gidilmesi lâzım geldi­ğini beyanla, adanın sahillerimize ba­kan kısmının bize,-diğer kısmının da Yunanistana verilmesini istedi ve bu yolda propaganda yapmamız icap et­tiğini sözlerine ilâve eyledi. Hatip bun­dan sonra Bağdat Paktına temas ede­rek, Bağdat Paktının çok övünülecek bir siyasî muvaffakiyet sayılacağını belirtti, ancak paktın fazla teşmilinin bazı başarısızlıklar meydana getirdi­ği fikrinde bulundu, misal olarak ta Ürdünü gösterdi. Arap - İsrail gergin­liği sırasında Devlet Başkanının Bağ­dat Paktının bir üyesi olarak Ürdüne yaptığı seyahatte güç duruma düştü­ğünü, iddia etti. Hikmet Bayur, Bal­kan Paktı mevzuunda konuşurken, Yugcslavyanm artık Balkan Paktının bir üyesi olarak sayılmaması gerekti­ğini, Yugoslavyalım, yumuşamış ta ol­sa, komünist dünyasının bir üyesi haline geldiğini, Moskovadaki son ko­münist Partisi Kongresinde bu hu­susun açıkça görüldüğünü ifade etti. Hatip, dış politika sahasında, dost ve düşmana karşı birlik ve beraberlik gösterildiği takdirde, bu halin bize daha çok faydalar sağlıyacağmi belir­terek sözlerini bitirdi.

Saat 13 e gelmişti. Bunun üzerine celse tatil edildi. Saat 15 te Büyük Mil­let Meclisi yeniden toplandı ve harici­ye bütçesinin tümü üzerindeki müza­kerelere devam etti.

İlk olarak Tokat D. P. mebusu Hu-lûsi Bozbeyoğlu, kürsüye geldi. Hükü­metin dış politikasını tasvip ettiğini belirterek Bağdat Paktı ile elde edi­len muvaffakiyeti Övdü, bu pakta sonradan iltihak etmiş olan İran ile Türkiye arasında mevcut dostluğun değerini belirtti ve inkişafını temen­ni ederek sözlerini tamamladı.

Daha sonra Bolu D. P. mebusu Fahri Belen konuştu. Sulhun müşterek mü­dafaası uğrunda Türkiyenin katlan­makta olduğu ve bundan sonra da kat­lanacağı fedakârlıkların ehemmiyeti­ni belirttikten sonra, Türkiyenin ikti­sat ve askerlik bakımından daha fazla kuvvetlenmesini Orta Doğunun emniyeti bakımından başlıca şartlar­dan biri olarak mütalâa etti. Bu ara­da Güney Doğu cephesinin talî değil esas bir cephe telâkki edilerek ona göre gereken ehemmiyetin verilmesi lüzumu üzerinde durdu. Balkan itti­fakının gölgelenmeğe başlamış oldu­ğunu söyliyerek buna müteessü oldu­ğunu, İstanbuldaki Rum vatandaşla­rın hâmisi rolünü takınan Yunanlıla­rın bu hareketine hayret ettiğini be­lirttikten sonra «dostlarımızın bile ie işlerimize müdahalesine kafiyen ta -hammül edemeyiz» dedi.

D. P. Meclis Grubu adına söz alan Muğla mebusu Zeyyat Mandalinci, u-zun bir konuşma yaparak, dünyanın bugün içinde bulunduğu başlıca iki blok karşısında Türkiyenin mevkiini tebarüz ettirmek maksadiyle önce, dünya hâdiselerinin bir tahliline geç­ti. Türkiyenin demokrasi cephesine il-tihsk etmekle kalmıyarak, bu camia içindeki şerefli mevkiinin icaplarına uygun şekilde devamlı gayretler sarf ettiğini açıkladı. Balkan Paktı ile Or­ta Doğu müdafaa teşkilâtının vücut bulmasına hizmet eden bu verimli po­litika dolayısiyle Türk demokrasisinin haklı olarak övünülebileceğini söyle­di. Türkiyeyi askerî gücü bakımından daima kuvvetli bulundurmak için müttefiklerin ekonomik bakımdan da yardıma devam etmelerinin bir zaru­ret olduğuna işaret etti.

Zeyyat Mandalinci, Kıbrıs dâvasının, Türk politikası için büyük bir imti­han teşkil ettiğine işaretle dedi ki:

«Bu dâva, Türk milletinin müdafaa­sında bölünmez bir parça teşkil eden çok hayatî bir meselemizdir. Kıbrıs dâvası, Türk ırkından gelen şu kadar Türkün menfaatini sağlama meselesi değildir. Fakat 24 milyon insanın ka­deri ile yapışık bir meseledir. Eğer, Kıbrıs meselesi, Yunanlılar lehine halledilecek olursa, yarın, Yunanlıla­rın rkinci bir taleple ortaya çıkacak­larına şüphe yoktur. Vaktiyle 12 ada­lar Yunanistana terkedilmeseydi bel­ki de bugün Kıbrıs meselesi karşımıza cıkmıyacaktı. 12 ada hakikatte, bağ­rımıza saplanmış bir hançerdir. Buna bir on üçüncüsünün ilâvesine asla razı değiliz.»    .

Hatip, Yunanlılardan beynelmilel hu­kuk nizamı içinde bir dostluk istedi­ğimizi belirtti ve hiç bir taviz kabul etmeksizin, çizdiğimiz yolda, katî, sert ve metin adımlarla yolumuza de­vam etmek zorunda olduğumuzu be­lirtirken muhalefetin bu noktada gös­terdiği anlayışa teşekkürle mukabele ederek kürsüden ayrıldı.

Müteakiben Hürriyet Partisi adına Konya mebusu Zeyyat Ebüzziya söz alarak görüşlerini açıkladı. Sözcü, hü­kümetin 1955 yılındaki dış politika­sını tahlil ederken Hariciye Vekâleti­nin Vekil Vekilleriyle idaresini doğru bulmadığını söyledi. Bazı ecnebi elçi­lerle, yüksek memurların nezaket dışı muamelelere maruz kalmış oldukları­nı, bir Vekil Vekilinin hariçte yabancı devlet adamlarına karşı da aynı şe­kilde kaba hareketlerde bulunduğunu iddia etti.

Bunların dışında, Hürriyet Partisi sözcüsü, biri Bandung Konferansı, di­ğeri Balkan Paktı olmak üzere, iki esaslı konuya temas etti. Türkiye, Bandung Konferansında çok müm­taz bir mevkie sahip olduğu ve ma­nevî lider telâkki edildiği halde, bu fırsattan iyi istifade edemediğimizi ileri sürdü. Müstemlekeci devletlerin müdafaacısı rolünde kaldığımızı, hattâ itibarımızın zedelendiğini bu kon­feransta bulunan ve çoğu yeni teşek­kül etmiş olan müslüman devletlerin, sempatisini sağhyamadığımızı ileri sürdü.

Zeyyat Ebüzziyanın bu sözleri, salon­da bir kısım mebusların şiddetli iti­razlarına, gürültülere ve «hakikati ifa­de etmiyor» tarzında müdahalelere yol açtı. Reis sükûneti temin ettikten sonra konuşmasına devam eden söz­cü, bu bahse ait mütalâalarını şöyle tamamladı:

«Eğer haricî siyasetimiz ciddî ellerde bulunsaydı bu vaziyete düşmezdik, ni­tekim, ayni zsvatm Amerikaya gide-rete yaptıkları yardım talebi de akim kalmıştır.»

Sözcü, Balkan Paktının esasında fay­dalı olduğunu kaydetmekle beraber, paktın ilk muvakkat merkezi olarak Belgradm seçilmesi hatalı olduğunu, nitekim, Rus liderlerinin oraya yap­tıkları bir ziyareti takiben, paktın askerî bakımdan kıymetini kaybetmiş olduğunu, Yunanistanın tâvizler iste­yip tereddüt gösterdiğini söyledi ve bugünkü haliyle bu paktın sağladığı faydaların nelerden ibaret olduğunu sordu.

Zeyyat Ebüzziya, Bağdat Paktı üzerin­deki çalışmaların verimli neticeler sağladığını, ileride daha geniş seme­reler elde edileceğini belirttikten son­ra, Kıbrıs meselesine geçti. Ada el değiştirecek olursa, bunun ancak Tür-kiyeye verilmesi lâzımgeldiği prensi­binde hükümetle aynı görüşe sahip bulunduğunu kaydetmekle beraber, hükümetin elindeki kozları zamanın­da kullanamadığını, bu dâvanın, da­ha iyi müdafaa edilmesi lâzım geldi­ğini iddia etti. Türkiyedeki Rumlar için garanti isteyen Yunanlılardan şi­malî Epirde, vaktiyle sayıları 10 bin iken, General Zervas çeteleri tarafın­dan imha .suretiyle bugün ortadan silinmiş olan Türklerin akıbetini sor­manın hakkımız olduğunu ileri sür­dü. C.H.P. iktidarı devrinde, Yunan­lılar Kıbrıs meselesini ortaya ilk at­tıkları zaman C.H.P. nin bu mevzua tamamen ilgisiz kaldığını, daha evvel, 12 adanın akıbetine ayni şekilde se-

image004.gifyirci kalmak, yüzünden Yunanlıların cesareti arttığını söyledi. Gerekiyor­sa, Kıbrıs meselesi etrafında, hükü­metin gizli bir toplantıda Meclise iza­hat vermesini talep etti.

Reis, kendisine sataşıldığı için söz istemiş olan eski Hariciye Vekili Fa-tin Rüştü Zorluyu kürsüye davet etti. Fatin Rüştü Zorlu, Hürriyet Partisi sözcüsünün şahsı hakkındaki imalı beyanlarına cevap vererek kendisi Hariciye Vekâleti Vekili iken sefirlere ağır muameleler yapıldığı iddialarını reddetti. Hiç bir ecnebi sefire bu yol­da muamelede bulunulamıyacağmı, eğer böyle bir şey vaki olsa, o ecnebi sefirin her halde Zeyyat Ebüzziya ile dertleşmiyerek hükümetine vaziyeti bildirmek suretiyle kendisinin «mev­cudiyeti arzu edilmediğini» haber ver­mesi lâzım geleceğini hatırlattı ve şöyle dedi:

«Bir şahsa veya b