24.1.1956
×

Hakkında

Künye

İletişim

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Ocak 1956

Erzurum:

Reisicumhur Celal Bayar, beraberine Erkanı Harbiye Umumiye Reis Vekili Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu ile diğer zevat olduğu, ihalde, bugün Et ve Balık Kurumunun Erzurumdaki kombinesinde küçük baş lıayvan tesislerinin açılış merasimin­de hazır bulunmuştur.  Reisicumhur,daha önce Vali Konağında yapılan bir toplantıda Atatürk Üniversitesinin ku­ruluşu ile ilgili hazırlıklar etrafında alakadarlardan izahat almıştır,

Erzurum:

Reisicumhur Celal Bayar beraberinde Erzurum mebusları, Erkanı Harbiyei Umumiye Reis "Vekili ve Vali bulun­duğu halde bugün saat 16 da Beledi­yeyi ziyaret etmiştir.

"Reisicumhur, burada Belediye Meclisi ve İl Genel Meclisi azalarını, Ticaret Odası ve Esnaf Dernekleri heyetlerini banka müdürlerini, Erzurum Gazete­ciler Cemiyeti azalarını, Zirai Donatım Kurumu  personelini, Balkaya Maden Kömürleri İşletmesi Limited Şirketi mümessillerini ve isçi temsilcileri ile kazalardan gelen hey'etleri kabul mistir.

Reisicumhur Celal Bayar'a Belediyeye vaki bu ziyareti esnasında Belediye Reisi tarafından Erzurum şehrinin bir hatırası olmat üzere gümüş bir sema­ver ile üzerinde «1956 yıl başı hatıra­sı Erzurum» ibaresi altınla işlenmiş, Erzurum taşından mamul bir madalya verilmiştir.

Erzurum gazetecileri İde Reisicumhu­rumuza Erzurum taşından yapılmış al­tın işlemeli bir cemiyet rozeti takdim etmişlerdir.

Adana:

Adana yeni cezaevinin inşaatı bitmiş olan birinci kısmı bugün saat 14 de Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk tarafından açılmıştır. Açılış törenind* mebuslarla Seyhan ve İçel Valileri, 6 ncı Yurtiçi Bölge Kumanda­nı, Adliye Vekaleti Müsteşarı, Bele­diye Heisi, şehrimiz adliye erkanı ve partililerle, basın mensupları hazır bulunmuştur.

Bandonun çaldığı istiklal marşından sonra Adliye Vekili bir konuşma ya­parak, memleketimizin en feyizli böl­gelerinden biri olan Adanaya 'gelmekten ve bu moctern ceza infaz müesse­sesinin açılışında bulunmaktan dolayı duyduğu hazzı belirttik Un sonra «ce­za ve infaz usulleri (hususunda Vekalet olarak görüşlerimizi feah etmeyi faydalı 'buluyorum» demiştir.Vekil, bundan sonra ceza ve infaz sis­teminin tarihçesinden bahsetmiş mem leke ti iniz dek i tatbikatın safhalarını an latmış ve bugünkü modern anlayışın, mahkimu i si ah voliyle cemiyete tek­rar kazandırmak hedefine yönelmiş bu lunduğunu, bu esastan hareket edile­rek yurdumuzun muhtelif bölgelerin­de modem cezaevleri kurulmakta ol­duğunu ifade etmiştir.

Profesör Hüseyin Avni Göktürk, ko­nuşmasında rakamlar da vermiş­tir. Bu rakamlara göre, halen mem­leketimizde 647 cezaevi vardır. Bun­lardan mühim bir kısmı cok eski ve İhtiyacı karşılayacak halde  değildir.

Bu itibarla 1950 den beri, atelyesi, tecrid hücreleri ve revirleri bulunan 192 modern cezaevinin temeli atılmış ve bunlardan 122 si tamamlanarak hizmete girmiştir.Geri kalan yetmişi­nin ise inşaatı devam etmekte ve süratle tamamlanmasına çalışılmaktadır. Geniş atelyslerle 200 yataklı bir de reviri ihtiva eden ve 1000 mahkim barındıracak olan İzmir bölge cezaevi de bu aradadır. Ayni biivüklükte ku­rulacak olan İstanbul bölge cezaevi İçin de arsa temin edilmiştir, yakında İnşaata geçilecektir.

Cezaevlerini suçlunun İslahına medar olabilecek şekilde kurmak ve onu hem bir nevi mektep hizmetini görebilecek hem de ekonomik faaliyet gösterebile­cek bir müessese haline getirmek ba­kımından merhale almakta bulundu­ğumuzu belirten Adliye Vekili, nite­kim memleketimizde 9 cezaevinin iş esasına göre kurulmuş olduğunu söz­lerine ilave etmiştir. Hükümete yut olmaktan çıkan 9 cezaevinden başka 64 cezaevinde de iç yurtları mevcuttur ve bunların geliri ile birçok cezaev­lerinin çeşitli ihtiyaçları karşılanmak­tadır.

Profesör Hüseyin Avni Göktürk, mem­leketimizde mevcut mahkim ve mev­kufların sayısına temas «derken bunların ekseriyetini erkeklerin teşkil et­liğini, kadınların sayısının ise pek az bir yekina baliğ olduğunu söylemiş, bu durumun cemiyet hayatımız bakı­mından memnuniyet verici bir muşahede teşkil ettiğini kaydetmiştir.

Adliye Vekilinin verdisi malimata göre, bugün açılış merasimi yapılan cezaevi 1952 de 2.205.717 liraya ühale edilmiştir. Ceza evi 80 dönümlük Ibir saha üzerinde kurulmaktadır. İnşaatı tamamlanan asıl cezaevi, bugün faali­yete geçen kısımdır. İnşaatına da süratle devam edilmekte olan değer kısımda 250 kişilik bir atelye ile hücre ve revir bulunmaktadır. Adana yeni ce­zaevi 500 kadar mahkimu barındıracak büyüklüktedir.

Adliye Vskili Hüseyin Avni Göktürk" konuşmasını şu temenni ile bitirerek kurdelayı kesmiştir:

«Bu modern müessese buraya girenler"

İçin bir mektep olsun. Bir İslahı hal müessesi olsun. Gelecek nesiller msh kimlarm gittikçe azalması karşısında, bu heybetli müesseseye lüzum yoktur,diye buranın (kapanmasını taleri etsinler.»

Bundan sonra, cezaevi merasimde hazır bulunanlar  tarafından  gezilmiştir..

2 Ocak 1956

Ankara :

Hariciye Vekaleti 'Matbuat   Bürosun­dan tebliğ dilmiştir:

İran'ın sabık Başvekillerinden ve Ayan Meclisinden İbrahim Hatimi'nin. riyasetinde toplanan İran ve Türk mebuslari ile muhtelif meslek erfoalamdan mürekkep müteşebbis heyet,bir "Türk  İran Dostluk ve Kültür Cemiyeti» kurulmasına katar vermiştir. İran Hariciye Veziri Ekselans.Ardalan ve Tahran Büyükelçimiz İzzet­tin Aksalur'un da İştirak ettikleri bir; müteşebbis heyet toplantısında söz alan heyet reisi ile büyükelçimiz ve diğer hatipler, cemiyetin, her iki memleket arasında mevcut an'anevi dost­luk bağlarının kuvvetli bir sembolü olduğunu belirtmişler ve cemiyete muvaffakiyet tmeemıilerinde bulunmuş­lardır.

'Toplantıda Türk ve İranlı azadan mü­teşekkil bir muvakkat idare heyeti se' gilmiştir.

Konya :

İşçi 'Sigortaları Kurumu Konya Şube­si bugün saat 15 de merasimle açılmış­ta.

Merasimde Çalışma Vekaleti Müsteşa­rı ve İsçi Sigortaları Kurumu Umum Müdür Vekili Hulusi Timur, İşçi Si­gortalan Kurumu Yönetim Kurulu Üy eler inden bazıları, işçi Sigortaları Kurumu İleri gelenleri, Belediye Re­isi, Vilayet erkanı, basın mensupları ile seçkin bir davetli kitlesi hazır bu­lunmuştur.

Bu münasebetle hulis Timur şu ko­nuşmayı yapmıştır.

«Sosyal sigorta tatbikatının devamlı olarak gelişmesi Ve sigortalılarla iş yerlerinin, kesif olduğu bölge merkez­lerinde teşkilat vücude getirilmesinin, sigorta işlerinin sürat ve suhuletle yü­rütülmesi hususunda faydalar sağladı­ğa nazara alınarak, kurumun taşra şubelerinin sayısı bir program dahi­linde arttırılmaktadır. Bu cümleden olarak mevcudu 13 olan şubelerimize 1955 yılının son aylarında Erzurum, Kocaeli ve Trabzon şubeleri ilave edilmiş ve Konya şubesinin açılması ile bu rakam  22  ye yükselmiştir.

1956 yılı ocak ayı iptidası, aynı zaman­da memleketimizde sosyal sigortaları uygulamak üzere kurulmuş bulunan İşçi Sigortaları Kurumunun 10 ncu kuruluş yıldönümüne rastlamaktadır.

Konya şubemizin bu yıldönümünde fa­aliyete geçmesini bu bakımdan mes'ut ve hayırlı bir tesadüf saymaktayız.

Bilindiği üzere sosyal sigortalar, iş hayatında çalışanların hal ve istikbal­lerini teminat altına alma'k, sosyal gü­venliği sağlamak ve kalifiy.e personel yetişmesine imkan hazırlamak sure­tiyle, memleketin içtimai ve iktisadi hayatında ehemmiyetli bir rol oyna­makta ve büyük faydalar temin eyle­mektedir.

Konya şubesinin açılışı ve onuncu ku­ruluş yıldönümü vesilesiyle kurumun faaliyetini de toplu şekilde belirtmek yerinde olacaktır.

1946 yıli (iptidasında kurulmuş olan İşçi Sigortaları Kurumu, ilk olarak 1 temmuz 1946 tarihinde iş kazaları ile hastalıkları ve anabk sigortalarını, bi­lahare 1 nisan 1950 de ihtiyarlık si­gortasını, 1 mart 1955 de de bölge bölge olmak üzere hastalık ve analık si gortasmı tatbik etmeğe başlamıştır.

Bu sigortalar bidayette yalnız iş ka­nununa tabi işyerlerinde çalışanlar hak kmda uygulanmakta iken, sonradan ba suı mensupları ile .gemi adamlarına da teşmil edilmiştir. Sigorta kanunlarına tabi faal işçi ve hizmetli sayısı 550 bin, iş yeri sayısı da 20 bin civarın­dadır.

Hulusi Timur bu arada, mer'i sosyal sigorta kanunlarına da temas etmiş ve sözlerini  şu  cümlelerle  bitirmiştir:

Yılda vasati olarak kuruma 29 bin iş kazası, 200 meslek hastalığı, 50 bin analık, 130 bin hastalık vak'ası inti­kal etmekte ihtiyarlık sigortasından da 2500 sigortalıya veya ölümleri ha­linde bunların hak sahibi haleflerine yardımda  bulurSplmaktadır.

Sigorta .vak'aları dolaynsiyle ]gerek vak'anm hadis olduğu yıl içinde, gerek se bu vak'alar sebebiyle müteakip se­nelerde ilgililere yapılan yardımlar se­nede takriben 50 milyon liraya baliğ olmaktadır. Bu yardımlar sosyal sigor­taların lüzum, ehemmiyet ve faydala­rını ve bu sahada kısa zamanda ulaşı­lan merhaleyi beliğ bir şekilde ifade etmektedir.

Sosyal sigortaların memleketimüzde zamanla daha da inkişaf edeceği şüp­hesizdir.»

Bu konuşmayı müteakip İşçi Sigorta­ları Kurumunun Konya Şubesi hizme­te girmiştir.

İstanbul:

67 Eylül Hadisesinde Zarar görenlere Yardım Komitesinden aldığımız mali­mata göre, komitece evvelce tayin ve ilan. edilmig oları 15 ekim 1955 tarihine kadar zarar görenlerden 4433 kişi mü­racaat etmiş ve "bunlar gördükleri za­rar miktarını 69.578.744 lira olarak 'bil­dirmişlerdir.

Komite, aynı tarihten sonra ve en kü­çük zararla", dan başlamak üzere bu müracaatlardan 3113 kişiye ait talep­nameleri mahallinde tetkik etmiş, ken­di taleplerine göre, 19.563.660 liradan İbaret olan bu zararlar için zarardidelerin muvafakat ve rızalariyle komite­ce kendilerine. 31.12.1955 akşamına ka­dar 5.633.751 lira ödenmek suretiyle ib­ralar mı almış ve ıztıraplarına son ver­miş bulunmaktadır.

Bakiye kalan 1320 kişinin müracaatı­nın tetkikatı devam etmektedir. Bun­lar için yapılacak tediyeler de müte­akiben ilan edilecektir.

Aynı zamanda Patrikhane tarafından acil yardıma muhtaç oldukları belir­tilen 1182 kişiye Kızılay (vasıtasıyla 70.920 lira ve yine Patrikhane müracaatiyle 1604 kişiye 96.240 lira, bu meyanda Şişli Bum Mezarlığı Kilisesinin tamiri için 193.123 lira, Beyoğlu Rum Dispanseri için 88.950 lira, Hum ve Ermeni mektepler in in ders yılı başın­da tedrisata başlıyabilmeleri için ta­mir masraflarına sarfedilmek üzere 106.830 lira ile ayrıca Rum ve Ermeni mekteplerinin aşhane ve tahsil mas­rafları için de 203.760 lira ki. aem'an 760.425 lira da ödenmek suretiyle ko­mitenin yardım ve tediye yekinu 6 milyon 394 bin 18ö liraya baliğ olmuş bulunmaktadır.

Ankara :

Hariciye Vekaleti JVTatbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

Hükümetimizin 24 aralık 1955 tarihin­de yeni Sudan devletini tanımağı ka­rarlaştırdığı, zamanında, matbuatı­mıza bildirilmişti. Bu kerre, İngiltere ile Mısır'ın kondominion'u kardırmaları ve Sudan dev­letinin teşekkülü için gerekli hazır­lıkların ikmalini müteakip Sudan Ri­yaset Konseyinin kurulması üzerine. Hariciye Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü, mezkir konseye aşağıdaki telgraf çekmiştir:

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti adı­na, kardeş Sudan Cumhuriyetinin is­tiklal ve hükümranlığına kavuşmasr vesilesiyle samimi tebriklerimi takdim eder ve ekselanslarınıza Türk hüküme­tinin Sudan'ı, "hükümran ve müstakil' bir devlet ülarak, resmen tanımağa ka­rar verdiğini ifade etmek isterim."

İstanbul:

Dün uçakla Karaşi'den şehrimize gelen Boston Üniversitesi Öğretim üye­lerinden Prof. Dr. Williams Dameseck hergün saat 10.30 da Gureba hastahanesi "Üçüncü Dahiliye Kliniğinde ilk kon­feransını vermiştir.

Kan hastalıkları mevzuunda dünya çapında bir otorite sayılan Prof. Dameseck'in. konferansında   Tıp   Fakül­tesi Dekanı Porf. Arif İsmet Çetingii, Ord. Prof. Ekr^m Şerif Egeli, Prof. Müfide (Küley ile diğer Tıp Fakültesi Profesör, Doçent ve asistanlariyle tıp öğrencileri hazır bulunmuşlardır.

Şehrimizde üç gün kalacak olaıı Prof. Dameseck yarın Gureba Ihastahanesi 2 nci Dahiliye Kliniğinde kan hasta­lıkları hakkında bir konferans daha verecektir.

Ankara :

Bugün biri Ankarada diğeri Akşehir'­de olmak üzere iki ilk öğretmen okulu, mahallerinde yapılan törenlerle tedri­sata başlamışlardır.

Ankarada, kırkıncı ilk öğretmen okulunun açılış merasiminde, Maarif Ve­kili Prof. Ahmet Özel  şu konuşmayı: yapmıştır:

Kıymetli arkadaşlarım,

Ümmilikle mücadele ve yurt kalkınmasında birinci planda ve ön safta mü­him rolü ve vazifesi olan öğretmenle­rimizi yetiştirecek müesseselerden bi­rini daha fouıgiin başşehrimiz Ankara' da açmanın sevinci içindeyiz.

Şüphesiz milletçe kalkınmamızın ve demokrasimizin, şartlariyle birlikte ta­hakkuku, bütün vatandaşlarımızı en az ilk tahsile sahir) kılmakla mümkün olacak, bu uğurda 'girişilen her müsbet adım yarınki mamur, müreffeh Türkiye'nin müjdecisi telakki edile­cektir.

Yıllardan beri ele alınmış olan ilk öğretimin tahakkuku davasında bir hayli mesafe katetnıiş olmamıza rağ­men bu sahada başarmaya mecbur ol­duğumuz pek çok işlerimiz vardır. İlk öğretimi memleketin sathına teşmil edebilmek için bir taraftan her yıl bü­tün yurtta yeni yeni okul binaları yap­tırırken diğer taraftan da okullarımız­da yavrularımızı yarma ihazırlıyacak, yeni nesilleri tahsil nuru ile yuğuracak kıymetli Türk öğretmeni yetiştirme tedbirlerini almaktayız. Bu faaliyetler arasında yalnız son bir yıl içinde, mev­cut öğretmen okullarımıza altısını da­ha ilave etmek suretiyle bu müessese­lerin sayısını 'kırka çıkarmış bulunu­yoruz.

Yurdun dört bucağına serpilen, öğret­men okullarımızda, halen 17647 öğret­men namzedi yarınki mukaddes vazi­feleri için hazırlanmakta inkılapçı Türk öğretmen neslinin devamı olarak yetiştirilmektedir.

Her yıl bu öğretmen okullarımızdan ortalama 3500 öğretmen yetişerek ma­arif ordusu saflarına katılmaktadır. Böylelikle davamızın kısa zamanda ta­hakkukunu görm.ekle milletçe bahtiyar olacağız.

Bu vesile ile halen yurdumuzun en ücra köşelerine yayılarak büyük fera­gat ve fedakarlıklarla çalışan öğret­men arkadaşlarımı saygı ve sevgi ile selamlamayı ifası zaruri bir vazife telakki etmekteyim.

Bu yeni öğreitmen okulunun, yurdu­muza, milletimize tavırlı ve uğurlu olmasını temenni ve niyaz eylerim.»

3 Ocak 1956

İstanbul:

İstanbul Ticaret Odası Neşriyat Mü­dürlüğünden aldığımız malimata göre,istanbul limanının aralık ayı ihracatı 31 milyon 409 hin 638 lirayı bulmuş­tur.

Kasım ayma nazaran ihracattaki faz­lalık yüzde 47,42 dir.

Bİr evvelki senenin aralık ayına kı­yasla yüzde 75,76 bir artış olmuştur.

Diğer taraftan 955 yılı umumi ihracat yekinu ise 227 milyon 330 bin 793 liradır.

954 yılına nazaran İstanbul limanın­dan yapılan ihracattaki artış yüzde 10.15 dir.

Ankara :

Hususi ve resmi sektörde çalışanve ihtiyarlık sigortasına dahil olan iş­çilere ihtiyarlıkları halinde halen tah­sis edilmekte olan 33 liradan ibaret ih­tiyarlık ve maluliyet  aylıklarının bir misline yakın nisbette arttırılarak 60 liraya çıkarılması,

Sigortalı kadın işçilerle sikortah.erkek işçilerin eşlerinin analık halle­rinde   emzirme Ödeneni olarak veril­mekte bulunan 60 lira maktu yardımın 100 liraya çıkarılması,

Gerek  ihtiyarlık ve gerekse işkazalar iyi e  meslek hastalıkları  sigor­tasına tabi isçilerin ölümleri halindeailelerine halen, verilmekte olan 75 liranın birmisli fazlasiyle 150 lirayaçıkarılması,

İş kazalariyle meslek hastalıklarısonunda malil kalan işçilerle ölen iş­çilerin dul ve yetimlerine şimdiye ka­dar 100200 kuruş asgari günlük ka­zançlar esas lınarak tahsil edilmiş bu­lunan maluliyet ve Ölüm aylıklarının,asgari  günlük kazanç 300  kuruşa çı­karılarak 13 misline yükseltilmesi ka­rarlaştırılmıştır.

Bi hususta hazırlanan kanun layiha­ları yılbaşı tatilini müteakip Büyük Millet  Meclisine   derhal   sunulacakta.

4 Ocak 1956

Ankara :

Büyük Millet Meclisi Bütçe Encümeni bugün saat 10 da İkinci Başkan Şefik Bakay'm riyasetinde toplanarak, 1956 .yılı bütçe kanunu layihasının müzake­resine devanı etti.

Bu. sabahki toplantıda evvela BasınYaym ve Turizm Genel Müdürlüğü foüt çesinin yatırımlar faslı konuşuldu. Bu esnada hükümeti Devlet Vekili Emin Kalafat temsil etmekte idi.Bu konuş­malar sırasında uzun senelerden beri kullanılmakta olan Ankara radyosu­nun tevsi edilmesi ve tesislerinin islah olunması için iki milyon liralık tahsisatın kabul edilip edilmemesi hak kında  mebuslar  fikirlerini  söylediler.

Bu tahsisatın lüzumsuz veyahutta faz­la olduğu mevzuunda iler isürülen bazı iddiaları cevaplandıran encümen ra­portörü Behzat Bilgin (İzmir D.P.), Ankara radyosunun yedek malzeme ihtiyacını kaydederek mezkir radyo İstasyonunun daha verimli bir hale getirilmesi lüzumuna ibaret etti ve istenmiş olan tahsisat ile yelek parça­ların satın alınacağım, aksi halde hiç beklenmedik bir zamanda, yedek par­ça yokluğu ve yeni tesislerin yapılma­ması yüzünden bu radyo istasyonunun çalışamıyacak bir hale geleceğini be­lirtti. İhsan Hamid Tigrel (Diyarbakır Hür. P.J şimdi istenmekte olan tahsi­satın karşılığının bulunup bulunmadı­ğını sorduğunda, :bu tahsisatın karşılığım mevcut olduiju ifade öldi. Ne­ticede bu tahsisat birbucuk milyon liraya indirilerek kabul olundu.

Zeki Eratamar, (Tekirdağ D.P,), dün akşamki toplantıda konuşulan ve ka­bul edilen Anadolu Ajansı tahsisatı fas linin yeniden müzakere edilmesini teklif .etti. Fakat mükerrer müzakere­lere yol açacağı sebebiyle bu teklif kabul edilmedi.

Bundan sonra Basın  Yayın ve Tu­rizm Genel Müdürlüğü bütçesinin ta­mamı oya sunularak kabui edildi ve İstatistik "Umum Müdürlüğü, bütçesi Tüm müzakeresine geçildi. Bu müzake­relerde hükümeti Devlet Vekili Cemil Ben'gü temsil etmekteydi.

Bu bütçenin tümü üzerinde müzakere­lere başlanırken İstatistik Umum Mü­dürü Şefik İnan, kendi teşkilatı hakkında ve çalışmaları üzerinde teknik malimat verdi. İstatistik teşkilatının başka memleketlerde ne durumda ol­duğunu ve hangivekaletlere bağlı bu­lunduğunu açıkladı ve mukayeseler yaptı. Bu arada söz alanlardan, Nuri Sertoğlu (Sinop C.H.P.), İstatistik Umum Müdürlüğünün neşrettiği ra­kamlar üzerinde durarak bunların da­ha sarih olması temennisinde bulundu.

Turan Güneş (Kocaeli Hür. P.), İsta­tistik: Umum Müdürlüğüne bağlı olan ve milli gelirleri hesaplamakla meşgul bulunan heyette evvelce vazife alaın İstanbul Üniversitesi doçentlerinden Osman Okyar'm halen bu vazifesinde bulunup bulunmadığını sordu. Sebatı Ataman (MuşIa D.P.),İstatistik Umum Müdürlüğünün bir vekalete bağ­lanmaması lazımıgeldiğini, bu teşkila­tın bağımsız bir enstitü haline ifrağ edilip çalışmasının lüzumlu olduğunu, halen Başvekalete bağlı bulunan bu umum müdürlüğün neşrettiği rakamla­rın siyasi maksatlarla hazırlanabilece­ğinin alda gelebileceğini ifade eyledi.

Alba'ullah Aker (İzmir D.P.) de, umum müdürlüğün müstakil bir teşkilat ha­line .getirilmesi dileğinde bulundu. İb­rahim Öktem (Bursa Hür. P.), İstatis­tik Umum Müdürlüğünün küçük sana­yi sahasında da faaliyet göstermesini istedi. Ömer Sunar (Tokat D.P.), zirai sayımların daha titiz ve dikkatle ha­zırlanması lazımgeldiğini söyledi. Selahattin Kalaycıoğlu (Trabzon D.P.), Natık poyrazoğlu (Muğla D.P.), Meh­met Karasan (Denizli D.P.) de, umum müdürlüğün milli bir enstitü haline getirilmesi hususunu tekrarladılar ve sayım işlerinde daha titiz davranılmasını İstediler.

Mebusların konuşmalarından sonra sök alan Devlet Vekili Cemil Bengü, İs­tatistik Umum Müdürlüğü teşkilatı hakkında ileri sürülen fikir ve tavsi­yelerin daima gözönünde bulundurula­cağını Umum Müdürlüğün serbest bir enstitü haline getirilip getirilmemesi­nin ancak bir kanun mevzuu olabilece­ğini ve bu hususta Büyük Millet Mecisinirı alacağı karara göre hareket edi­leceğini söyledi.Vekil bu arada İstatis­tik Umum Müdürlğü teşkilatının kuruluşu bakımından henüz tamamiyle mütekamil bir seviyeye ulaşamadığını, maddi bakımdan zorluklar içinde bu­lunduğunu belirterek hazırlanmış olan teşkilat kanununun yakın zamanda Meclise sevfcsdileceğiai, Umum Müdür lüğün bilhassa son senelerde daha faal ve verimli bir d"uruma ulaştığını, buna misal olarak da son nüfus sayımı ne­ticelerinin er. geç sekiz ay idinde kat'i olarak ilan edilecsçini, bundan önce ise bu nevi neticelerin ancak 34 sene sonra yayınlana bildiğin i ifade etti ve teknik sualler .hakkında da Umum. Mü­dürün cevap vereceğini belirtti.

Bütçe Encümeni, ögjeden sonra saat 15 te toplanarak çalışmalarına devam etmek üzere, saat 13 te sabah celsesi­ne son verdi.

Ankara :

Büyük Millet Meclisi Bütcc Encüme­ni bugün öğleden sonra saat 15 te En­cümen Başkanı Halil İmre'nin riyase­tinde toplanarak çalışmasına devametti. Öğladen evvelki toplantı sırasında En­cümende İstatistik Umum Müdürlüğü bütçesinin müzakeresine    bağlanmıştı.

Bu toplantıda söz alan istatistik Umum Müdürü Şefik İnan, mebuslar tarafın­dan sorulan sualleri cevaplandırdı ve bu arada Umum Müdürlüğün çalışma­ları hakkında malimat vererek ez­cümle şunları söyledi:

«İstatistik Umum Müdürlüğü bilhassa büyük şehirlerdeki geçim endeksleri faaliyetini arttırmıştır. Önümüzdeki günlerde Ankara ve İstanbul'da yeni geçim endeksleri meydana getireceğiz. Daha sonra bu işi İzmir, Adana, Diyar­bakır, Erzurum, Samsun, Trabzon şe­hirlerine de teşmil edeceğiz. İstatistik Umum Müdürlüğünün son yulardaki çalışmaları hakkında malimat verir­ken, bu çalışmaların sürati mevzuun­da da bazı misaller vermek isterim. Mesela 1950 sayımının neticeleri an­cak dört sene sonra alınabilmişti. Halbuki l955 yılında yapılan sayımın kati ifcelerini, sekiz ay içerisinde alnı ayüb düşünüyoruz». Umum Müdür, bunda sonra teşkilat üzerinde teknikmalimat vsrdi ve Umum Müdürlükte çalışan her memurun verimini istatis­tik esaslarına göre izah etti. Bu arada Umum Müdürlüğün çalışma sahasını genişleterek, bunu küçük sanayi te­şekküllerine kadar uzattığını ve bu nevi müesseseler üzerinde yıllık an­ketlere girişildiğini belirtti. İstanbul Üniversitesi doçentlerinden Osman Okyar hakkında sorulan suali cevap­landıran Umum Müdür, İstatistik Teş­kilatına bağlı bulunan «Milli Gelir Etüd" Grubu» isimli teşekkülün özel bir Iıüviyste sahip bulunduğunu, burada çalışanlara ücret verilmediğini, Osman Okyar'm da bu teşekkülde vazife gör­düğünü, ancak mezkir teşekkülün son zamanlarda toplanmadığını, toplandığı takdirde Osman Okyar'm da çağırıla­cağını söyledi. Nüfus artışı mevzuun­daki suali cevaplandıran Şelik İnan, nüfus artışının faktörlerini izah eyle­dikten sonra, 1955 yılında yapılan sa­yımın neticelerine temas ederek şun­ları söyledi:

1955 yılı sayımında binde 30 nisbetinde bir nüfus artışıyla karşılaştık. Nü­fusumuzun artışında en mühim rolü oynayan faktör, kadınlarımızın veludiyetidir. Bilhassa velud kadınların, çoğalması nüfusumuzun artmasında büyük bir amil olmuştur. Bu hususta da bir misal verebiliriz. Mesela 1935 yılında 15  29 yaşındaki kadın sayısı 1.847.000 iken bu miktar 1950 de 2.849. 000 e yükselmiştir. Bizim nüfusumuzun artışı sebepleri arasında bünye değişik­liğini de 'zikretmeliyiz. Yepyeni bir nesil meydana geldiği için nüfus art­maktadır ve son sayımda bu artış bir rekor halini alarak binde otuzu aş­mıştır ancak ileride bu artışın daha statik bir hale gelmesi ve normal bir surette artması beklenebilir.»

İstatistik Umum Müdürü, bundan son­ra köy anketleri mevzuu üzerinde ko­nuşmuş ve köylerdeki nüfus hareketlerinin doğru bir şeküde aks ettirilmesi için yapılacak işleri izah etmiş, bunu takiben vergi istatistiklerinin hazır­lanması yakında bir i.adres servisi» ni, kurmakta olduğunu, şimdiye kadar 500 bin işyerinin adresleri alındığını, bu işyerlerine muntazam sual kağıtlarınin gönderildiğini ve bunda süratle hareket edilmekte olduğunu, mesela 3954 ydı milli gelirine ait kat'i rakam­ların önümüzdeki mart ayında ilan edileceğini, 1955 yılı milli gelir muvak­kat rakamlarının, da 1956 ekim ayında bildirileceğini söyledi.

Köy anketleri mevzuunda, bundan ev­velki yıllarda 25 bin köyde yapılmış bulunan anketlerin neticelerinden is­tifade edileceğini söyleyen Şefik İnan' in bu izahatından sonra, bütçenin fa­sıllarına geçildi ve bu arada Umum Müdürlük binasının inşası İçin 300 bin liralık tahsisat kabul edildi. Bunu ta­kiben bütçenin tamamı oya sunularak kabul olundu.

Bütçe Encümeninde bundan sonra Me­teoroloji Umum Müdürlüğü bütçesinin konuşulmasına geçildi. Bu bütçe üze­rinde konuşanlardan Muğla Mebusu "Natık Poyrazoğlu (D.P.), Meteoroloji Umum Müdürlüğünün deniz ve kara kuvvetleriyle işbirliği yaptığı halde bava kuvvetleriyle ned.en işbirliği yapmadiğini sordu ya bu arada yüksek ra­sat istasyonlarının gayri faal bir ihalde ttulunmasmı tenkid etti. 'Kırklareli mebusu Şefik Bakay (D.PJ yağmur ölçme istasyonlarının miktarının, arttı­rılmasını istedi. Rize mebusu Hüseyin Agun (D.P.) memleketin umumi bir kuraklığa gidin gitmediğini sordu. To­kat mebusu Ömer Sunar (D.P.)), zirai mahsuller sigortası mevzuunda Mete­oroloji Umum Müdürlüğünün nasıl bir faaliyet gösterdiği sualini ortaya at­tı.

Meteoroloji Umum Müdürlüğü bütçe­sinin müzakereleri sırasında hükümeti temsil eden Devlet Vekili Cemil Bengü, Meteoroloji Umum Müdürlüğünün hava kuvvetleriyle işbirliği yapması hususunu sağlıyacağmi rasat istasyon» lan sayısının arttırılacağın ifade etti. Umum Müdür Dr. Fuat Adalı da su­allerin teknik kısımlarını cevaplandı­rarak memleketin umumi bir kuraklık devresine girip girmediği hakkında şimdiden kat'i bir şey söylenemeyece­ğini, halen bu hususta istikşafların yapıldığını, iki hafta sonra bütün me­buslara aynı mevzu Üzerinde malima­tı havi broşürler gönderileceğini, zirai sigorta sahasında da teşkilatın kendi­sine düşen vazifeyi yapmakta bulun­duğunu, yüksek rasat istasyonları için lüzumlu olan yedek parçaların elde bu­lunduğunu ve yakm bir zamanda bu istasyonların tekrar faaliyete göçece­ğini bildirdi.

Bundan sonra Meteoroloji Umum Mü­dürlüğü bütçesinin tümü üzerindeki müzakereler sona ererek fasıllara ge­çildi ve Encümen saat 20 de mesa­isine son verdi.

Bütçe Encümeni, yarın saat 14.30 da toplan acaktır.

İstanbul:

İstanbul Defterdarlığından aldığımız malimata göre 1955 mart ayı başından aralık ayı sonuna kadar istanbulun umumi vergi tahsilatı 505.842.066 lirayı bulmuştur.

954 yılının aynı devresi zarfındaki vergi tahsilat yekinu 405.345.971 lira ol­duğuna göre 1955 senesinin 10 aylık devresi  içindeki  artış miktarı  100.496.095 liradır.

5 Ocak 1956

Ankara :

Lübnanda son zamanlarda vukua ge­len sel felaketi neticesinde yüzden faz­la insanın öldüğü 5.000 kişinin de açık­ta kaldığının Öğrenilmesi üzerine Kı­zılay Merkezince felaketzedelere yar­dım olarak 76 sandık çeşitli giyecek eş­yası ile 1000 er adet don ve gömlek, 250 battaniye İstanbuldan kalkan Budfort vapuru ile Lübnana gönderilmiş­tir.

Ankara :

Türk  İtalyan Kültür münas ebetlerini geliştirmek maksadı ile iki memleket arasında aktedilmiş bulunan Kültür Anlaşmasının tatbikatından olmak üzere İtalya hükümetinin tavassut ve yardımı ile F. Mander ve O. Ziino ida­resinde 80 kişilik »Floransa Palozzo Pitti senfoni orkestrasın şehrimizde ve İstanbulda konserler vermek üzere memleketimize gelmiş bulunmaktadır.

İtalyan orkestrası, 14, 15, 19 ve 20 ocak  tarihlerinde İstanbul Flarmini Derne­ği namına İstanbulda 4 konser vere­cektir. Ayrıca Ankara Ses ve Tel Bir­liği namına 17 ve 18 ocak günleri Ankarada 2 konser verecektir.

Burdur :

Başvekil Adnan Menderes, bugün, bu­rada hükümet meydanını dolduran halka hitaben su konuşmayı yapmış­tır: muhterem Buvdurlular, bu so­ğukta kar altında bizleri böyle sıcak hir heyecanla karşılamanızdan ve gös­terdiğiniz bu nezakete karsı derin bir şükran duymaktayım. Burdurlularm hükümete karşı besledikleri itimadın tam olduğuna kaniiz, şimdi göstermek lütfün d a bulunduğunuz tezahürat şeklindeki bu heyecanlı ve sıcak karşı­lamadan başka, iki ay evvel şeker fab­rikanızın açılışı münasebetiyle de yi­ne Burdur'a geldiğimizde, bizi ne ka­dar heyecanla karşılamıştınız.Fakat bu sefer göstermekte olduğunuz itirmat ve sevgi tezahürlerinin ayrı ayrı manası bulunduğuna işaret etmek iste­rim.

İktidarımızın içinden ve dışından ha­sımları, dış düşmanlarımız, menfiler, (küskünler bedbinler, muhterisler bü­tün gayretlerini birleştirerek, partimi­zi ve. iktidarımızi kötülemek için her çareye baş vurdukları su sırad'a, ha­yatın ve hakiketlerin tağşiş edilmemiş inakesini teşkil eden vicdanlarınızın bu müsbet ve lehimizde hükmü elbet­te çok manalı ve çok kıymetlidir.

Başvekil Adnan Menderes sözlerine Söyle devam etmiştir:

Görüyorsunuz ki, hasımlarımız, rakip­lerimiz, muhterisler ve küskünler bizi her ne babasına olursa olsun yıkmak gayreti içindedirler. Bizi birbirimize düşürmek, bizi 'parçalamak ve dağıt­mak istiyorlar. Yalnız tıu kadar da değil, sanki mümkün imiş gibi, işlerini bir neticeye bağlamak için fevkalade acele etmekte oldukları da apaşikar görülüyor. Hatta millet vekilleri seçim­leri bile yapılmadan iktidarın el değiş­tirmesini mümkün kılacak kadar hül­yalara kapılmış oldukları anlaşılıyor. Garezli ve maksatlı   neşriyat, hakikatle hiçbir alakası olmayan bir sürü if­tira, ve isnatlar, her gün türlü yalan haberler, sahte izahlar, istizahlar, tak­rirler, iste bütün bunların en kısa za­man İçinde netice almak hırs ve heve­sinden başka bir manaya bağlanması mümkün müdür?

Muhterem Burdurlular, bu kadar ace­leye niçin lüzum görüyorlar? Bunun sebebi basit ve aşikardır. Eğer biraz daha vakit geçecek olursa, 6 seneye yakın bir zamandan beri iktidarımızın geceli gündüzlü çalışmalarının ve yap­tığı muazzam yatırımların eser ve ne­ticeleri birbirini takiben ortaya çıka­cak, ufak ve mevzii darlıklar ortadan kalkacak ve binaenaleyh yalana yer katmıyacak, hakikatlerin istisnasız herkesçe olduğu gibi görülebilmesi mümkün olacak. O takdirde husumetin ihtirasın, garezin silahları ellerinden alınmış bulunacak, ve onlar için büyük ve yegane fırsat kaçırılmış olacak. İş­te bunun için fevkalade bir acele ve telaşın içindedirler. Adeta son ve meabuhane' gayretlerini sarfeder gibi bir isticalin içindedirler. Bu zevat son ay­ların hadiselerine bakarak bekledikle­ri fırsatın geldiğine hükmetmişlerdir. Halbuki bütün zevahire ve görünüşe rağmen iktidarımız muvaffakiyete doğ­ru süratle yaklaşmaktadır. İçimizden ayrılanlar bizi asla zaafa düşürmüş de­ğillerdir. Aksine olarak senelerden be­ri menfi ve bozguncu hareketlerin parr timiz içinde türlü aksaklıklara sebebi­yet vermiş olduğu şimdi daüıa iyi anla­şılmış bulunmaktadır.

Garezli ve maksatlı olanların, küskün­lerin bütün menfi hal ve hareketleriy­le içimizde bulunmaktan ise karşımız­da olmaları şüjrfıe yok ki bin kere da­ha hayırlı olmuştur.

'Başvekil Adnan Menderes şu fikir ve mütalaalarla sözlerine son vermiştir:

Onlar, 'güya, iki esas hedefin elde edil­mesi için harekete geçmişlerdir. Bu iki hedeften birisi, demokrasi ve hürriyet, diğeri İse iktisadi kalkınmayı her sa­hada süratle tahakkuk ettirerek milli mevcudiyetimizi daha kuvvetli temi­nat altına almak ve sonra da milletçe layık olduğumuz refahı ve saadete ka­vuşmak.

Muhterem Burdurlular, bizden evvel bu memlekette demokrasi mevcudiye­tinden bahsetmeli ne kadar manasız­dı. Halbuki, bugün manzara ne kadar bambaşkadır. Demokrasi ve hürriyet bayrağını kimse iktidarımızın elinden alamaz. Hürriyet rejimi bakımından bugün vasıl oduğumuz medeni merha­le ve manzarayı daha tekemmül etti­receğiz, mükemmel hale getireceğiz, Ta ki, onların politikacıları, siyaset lafazanları, sözle daihi takınılacak cihet bulamasınlar. İktisadi kalkınma, mem­leketi imar ve bütün medeni terakki­leri tahakkuk ettirme yolundaki gay­retlerimiz ise o kadar şümullü ve sür­atlidir ki, kısa bir zaman sonra idrak edilecek netice ve eserler kargısında acemi politikacılığın ve yıllanmış ihti­rasın dil uzatmaya hal ve mecali kalmıyacak veya bu gibi teşebbüsler asla ciddiye ahnmıyacaktır. Şimdi, hakiki demokratlar birbirine inanmanın ve büyük davalar peşinde birbirine bağ­lanmanın sonsuz heyecan ve şevki içindedirler. Mücadele azmimiz, ilk kuruluş zamanınkinden hiçbir şey kay­betmemiştir. Hükümet ve iktidarımız dimdik ayakta ve vazife basındadır.

7 Ocak 1956

Ankara :

Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Mü­dürlüğünden bildirildiğine göre, 1955 yılı haziran bidayetinden 1955 yılının sonuna kadar 7 ay zarfında müstahsil­den 878.796 ton buğday, 53.499 ton çavdar, 6.011 ton Mısır, 204.719 ton ar­pa ve 22.508 ton yulaf olmak üzere ceman 1.165.533 ton hububat ve 195 ton pirinç satm alınmış, bunlara mu­kabil müstahsile 330.934.510 lira Öden­in iştir.

Alım yılı başından itibaren İsrail'e 230 ton, Yuıgoslavyaya 32 ton pirinç, Avusturyaya 40.000 ton, Belçikaya 10.000 ton, Kontinental firmasına 5.000 ton, Ziya Topuzlu firmasına 5.000 ton, Selah Sibaİ firmasına 1.000 ton, Fuat Bar­odur firmasına 110.000 ton, Kıbrıs hü­kümetine 5.000 ton arpa ile İsrail'e 50 bin ton, Irak'a 17.300 ton, Lübnan'a 20.000 ton, Romanya   hükümetine    10 bin ton, İtalya hükümetine 75.000 ton, Macaristan hükümetine 5.000 ton buğ­day satışı yapılmıştır. Bunlardan İsraile 230 ton pirine ve 42.038 ton. buğday Irak'a 8.000 ton, LÜbnana 20.000 ton, Romanya hükümetine 7.849 ton buğday Belçikaya 10.000 ton, Avusturyaya 37. 885 ton, Kontinanta'l firmasına 5,000 ton, İtiti firmasına 9.858 ton, arpa  teslim edilmiştir. Bu satışlardan 79.850.012 Türk lirası karşılığı döviz teinin edilmiştir.

1954  1955 kanpanya yılından devirle yeni kampanya yılı başından 31/12/955 tarihine kadar 240.910 kilogram afyon satışı yapılmış, 171.230 kilogramı fiilen teslim edilerek 6.488.772 Türk lirası karşılığı döviz temin edilmiştir.

Konya :

Reisicumhur Celal Bayar Ve Başvekil Adnan Manderss bugün saat 14.50 de Akşehir'den trenle Konyaya gelmiş ve istasyonda büyük bir vatandaş top­luluğu tarafından karşılanmıştır.

Doğruca Vilayet Konağına gelen Rei­sicumhurla Başvekil burada hükümet meydanını dolduran Konyalılara bi­rer hitabede toulunmuşiarıdır.

Başvelcil Adnan Menderes yaptığı ko­nuşmada bilhassa gelir vergisine de temas etmiş, geliri az olan esnaf içiıı bu gelir ve hakkında defter tutma mükellefiyetinin tahmil ettiği hüküm­lerin derhal ortadan kaldırılacağını ve küçük esnafı bu mükellefiyetten va­reste kılacağını söylemiştir.

Saat 16.10 da hizmete açılan Et ve Balık Kurumuna ait kombina daha sonra 'da hususi teşebbüse ait ve mem­leketin en büyük tuğla ve kiremit fab­rikası gezilmiş, müteakiben öğretmen evleri ve ova un fabrikası ziyaret edilmiştir.

Verilen izahata göre iki üç ay kadar evvel tecrübe işletmesi yapılan ve bu­gün Reisicumhur Clal Bayar'ın «ha­yırlı ve uğurlu olsunu temennisiyle iş­letmeye acılan Konya Et ve Balık Kombinası iki senede ikmal edilmiş, arazi, bina, makina ve bütün ttemirbaşlariyle 11 milyon liraya malolmuştur. Kombinenin kurulmasiyle makliyat ve diğer fire ve zayiattan milli servete bir senede kazandırılan kıy­met 11 milyon liradan fazladır.

Burada 8 saaüık bir devre zarfında 83 ü büyük ve 3680 i küçük bas olmak üzere ceman 3763 baş ve 137 ton civa­rında kesim yapılacak, günde 50 ton buz ve haftada da 45 ton sosis imal edilecektir.

Konya Et Kombinasında ayrıca günde 40 ton et dondurulab ilecek ve donmuş olarak Üa 902.5 ton et muhafaza edile­cektir.

Halen Kombinada 44 memur; 263 isçi, müstahdem ve diğer personel çalış­maktadır.

Tuğla fabrikası ise 4.5 milyon liraya malolmustur. 130 kişi çalışmaktadır. Senede 30 bin kiremit ve 30 bin tuğla imal etmektedir. Ovaun fabrikası da 3 milyon liraya malolmustur. Günde 120 ton .buğday işlemektedir. Yalnız Türkiye'nin değil fakat bütün Balkan­ların en modern tesisidir,

Ankara :

Bütçe Encümeni bugün öğleden son­ra saat 15 de Encümen İkinci Reisi Şefik Bakay'm riyasetinde toplanarak Diyanet İşleri Reisliği bütçesinin mü­zakeresini yaptı.

Bütçenin tümü üzerinde aoz alan meb­uslardan Ağrı mebusu Kasım Küfrevi (bağımsız), İslam dininin uitırevi ve dünyevi cepheli olarak doğduğunu, Atatürk inkılaplarına kadar bunun böy­le gittiğini ve o zaman vukua 'gelen ayılmadan sonra kurulan Diyanet İş­leri Riyaseti vazifelerinin pek iyi an­laşılmadığını, vazifenin yalnız Matilb ve vaizleri yazmak ve bazı neşriyat yapmaktan ibaret olmaması ve komünizme karşı manevi cetlenintakviyesine gayret sarf edilmesi gerek­tiğini söyle'di. Bu bakımdan, ilahiyat fakültesinin ve imam hatip okullarının verimli olmadıklarını, orationel fikir­lere sahip din adamlarının yetişmedi­ğini ileri sürdü, hükümetin bilhassa bıi mevzularda inanç ve samimiyetten uzak bir şekilde davrandığını sözleri­ne ilave etti.

Ordu meşbusu Sabri İşbakan radyoda yayınlanan dini ve ahlakı musahabelerin halkın anliyacağı bir dilde yapılmasını cuma günleri na­mazdan önce radyoda vaiz verilmesi­ni istedi. Kırşehir mebusu Ahmet Bil­gin (C.M.P.) çocuklara namaz kılma­nın öğretilmesi hademei hayratın ter­fih edilmesi, Diyanet İşleri teşkilatının devlet bütçesinden tahsisat almayıp Evkaf İdaresi ile birleştirilmesi fikrini savundu. Giresun mebusu Mazhar Şe­ner (D:P.) 1950 den bu yana Diyanet İşleri Reisliği tarafından gösterilen fa­aliyeti belirtti, köy imamlarının da devlet bütçesinden tahsisat almasını öne sürdü, Ordu mebusu ve raportör Refet Aksoy (D.PJ Kasını Küfrevi'ye verdiği cevapta. Diyanet İşleri mevzu­unda hükümetin samimiyetsiz ve inançtan mahrum olduğu iddiasının in­safsız bir hücum teşkil ettiğini, D. P. hükümetinin iktidara geçtiği günden beri Diyanet İşlerine fevkalade ehem­miyet verdiğini, bunun misallerinin feergün görüldüğünü, ilahiyat fakül­tesi ile İmam Hatip Okullarının müs­pet fikirli din a'damları yetiştirmek için gayret sarfettiklerini,ancak mez­kir müesseselerden lüzumlu miktarda eleman elde edilemediğini,bir defa ila­hiyat fakültesinin durumunun vazıh olarak anlaşılmadığım üniversitenin bu fakülteyi felsefi bir bölüm saydı­ğını, İmam Hatip Okullarından yeti­şenlerin ise Diyanet İşleri teşkilatına katlim adıklarını, ifade etti ve bu va­ziyet karşısında hükümetin münhası­ran din adamları yetiştirecek bir tesis kurmasının lüzumlu olduğunu belirtti. Raportör, bundan sonra Diyanet İşleri teşkilatı seyyar vaizlerinin bilhassa köylerde muvaffak olduklarını da bil­dirdi. Tekirdağ mebusu Zeki Erataman (D.P.), 1950 den beri hükümetin Diya­net İğleri teşkilatına verdiği ehemmi­yeti belirtti ve bu teşkilatın bütçesi­nin her sene arttığını söyledikten son­ra, yarı bilgili din adamlarının tasfiye edilmesini, yerlerine dini ilimlere va­kıf şahısların kullanılmasını istedi.Ba­lıkesir mebusu Halil İmre (D.P.) Diya­net İşleri Reisliği bütçe'si konuşulurken daha ziyade bu teşkilatın faaliyetleri üzerinde durulması lazımgeldiğini te­barüz eıttirdi ve teşkilatın faaliyetleri sırasında «ibadet ve itikadat» mevzu­ları haricine çıkmaması icap ettiğini aynı zamanda Diyanet İşleri Reisliği­nin Şimdiye kadar yapmış olduğu ça­lışmalar hakkında komisyonu, tenvir etmesi icap .eylediğini söyledi. Muğla mebusu Natık Poyrazoğlu (D.P.) Di yanet İşleri Reisliği teşkilat kanunu­nun bugünkü durumuna göre ayarlan­masının lüzumlu, olduğunu İleri sür­dükten sunra, mezkir teşkilatın bu günkü durumu ile laiklik telakkisine uymadığını, din ile devlet işlerinin ay­rılmış olduğu bir memlekette Diyanet İşleri teşkilatının devlet bütçesinden tahsisat almasının garip olduğunu be­yan etti. Siirt mebusu Baki Erdem CDP.) yetişmekte olan yeni nesls din bil­gisinin verilmesi mevzuunda konuştu, dışarıdan yabancı din alimleri getiril­mesini istedi. Sinop mebusu Server Somuncuoğlu (bağımsız), Laiklik tabiri mevzuunda fikirlerini serdedsrek, bu hususta cesaretle konuşmak zamanı geldiğini, bugün bütün memleketlerde dinin politikaya hatta devlet idaresine tesir ettiğini, devletin dini meselelere, dinin devlet meselelerine karıştığını, bu hakikat karşısında münevverlerin fikirlerini korkmadan söylemeleri icap ettiğini öne sürdü. Diyarbakır mebu­su Halil Turgut (D.P.) din mevzuun'da Jıer vatandasın samimi surette hareket etmesi, din adamları arasında tesanüdün kurulması arzusunu izhar etti. Malatya mebusu Nuri Ocakçıoğlu (C. H.P.) din mevzuunda bütün partilerin birlikte çalışması gerektiğini, cahil din adamlarının bertaraf edilerek tahsilli imamlar yetiştirilmesi gerektiğini, be­lirtti. İkinci 'defa söz alan Ağrı mebu­su Kasım Küfrevi (bağımsız) raportör tarafından verilmiş olan cevaplar kar­gısında kendi fikirlerini bir kere daha izah eyledi.

Msbuslann 'konuşması nihayete erdik­ten sonra., hükümet adına konuşan Baş­vekalet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hükümetin Diyanet İşlerine verdiği ehemmiyeti tebarüz ettirdi. Ancak bu teşkilatın bütün iyi niyetlere rağmen vazifesini tam olarak ifa edemediğini, zira eleman yokluğunun çok sıkıntı yarattığını, illahiyat fakültesi ile İmam Hatip Okulları Maarif Vekaletine bağ­lı ol'duğu için Diyanet işleri Reisliği­nin bu mektepler üzerinde hinbir tesiri bulunmadığını, mezkir okullar­dan mezun olanların Diyanet İşleri teşkilatında vazife almadıklarını, me­sela bu sene İmam Hatip Okullarından mezun olan 385 kişiden ancak üç tane­sinin Diyanet İşleri teşkilatına katıldı­ğını belirtti.1950 yılında Diyan İs­leri bütçesinin 5.5 milyon lira olması­na mukabil bu seneki bütçenin 18 mil­yon liraya çıkarıldığını acıklıyan Ah­met Salih Korur, 'bu butee artışına rağmen, köy imamlarının devlet büt­çesinden tahsisat almasına imkan bu­lunmadığını, kırk 'bin köydeki imamın bütçeye alınması halinde bunlara as­gari ücret verilse dahi sırf bu fasıl için 70 milyon liraya ihtiyaç bulunduğunu, aynı zamanda köy imamlarının dev­let ibüteesinden maaş almaları takdi­rinde köy kanununun değişmesi lazım geldiğini sözlerine ilave etti.

Diyanet İşleri Reisi. Eyüp Sabri Hayır­lı da, radyodaki dini ve ahlaki musa­habenin Diyanet İşleri teşkilatı tara­fından değil, kurulan bir hususi heyet tarafından hazırlandığını, musahabele­rin halkın anlıyacağı bir dille yapılma­sı inin ayrıca tedbirlerin alınacağını söyledi.

Bundan sonra Diyanet İşleri Reisliği bütçesinin fasıllarının müzakeresine geçildi ve neticede bütçenin tümü ka­bul edilerek.Bütçe Encümeni saat 20.30 da bugünkü mesaisini bitirdi.

Bütçe Encümeni pazartesi ;günü saat 10 da toplanacaktır.

İzmir:

9 ocak pazartesi sabahı açılacak olan Ege tütünleri piyasasının son hazırlık­larını gözden geçirmek üzere şehrimize gelmiş bulunan İnhisarlar Umum Mü­dürü Ömer Yalfkaya, bugün saat 10 da şehrimiz İnhisarlar Başmüdürlüğün­de bir basın toplantısı yaparak gazete­cilere izahat vermiş ve ezcümle demiş­tir ki:

Bildiğiniz gibi Ege tütün istihsalinde, geçen seneye nazaran, 12 milyon kilo­luk bir fazlalık mevcuttur.

Bu mahsulde dış pazarların çeşitli ta­leplerini karşılayacak evsafta bol bol tütün vardır.

Piyasaya takaddüm .eden çalışmalarda arz ve talep arasında bir muvazene­sizlik vuku bulması muhtemel görül­müş ve bu halin tevlid edeceği aksak­lıkları önlemek için piyasanın icaba göre geni? mikyasta festekleirmesi hükimetçe takarrür ettirilmiştir.

Desteklenme tatbikatiyle görevlendi­rilmiş olan İnhisarlar İdaresi, icabeden "bütün teknik tedbirleri almış ha­zırlıklarını ikmal etmiş bulunmaktadır.Tütünümüzün büyük bir ihraç metai «olması, piyasalarımızın dıs. istihlak hareketleriyle yakinen ilgili bulunması, ihraç imkanlarını zedeleyici hallerin, dolayısiyle, ekicimize tesirinin hayati ehemmiyeti göz önünde tutularak hareket tarzımız tanzim  edilmektedir,

"Yapılacak devlet desteklemeleri, dış piyasaların normal telakki edilebileceği normal fiatlarla cereyan edecek vs tütün fiatları başlangıçta tesbit edilen esaslardan hiç biır inhiraf yapılmıyarak piyasa sonuna kad'ar teminat altında tutulacaktır.

"Bununla beraber, iç ve dış alıcıların desteklema fiatlarmı geçip tütün almaları bilhassa şayanı temennidir.

"Müstahsil durumu ile her zaman oldu­ğu gibi bu defa da yakinen alakadar olan hükümetimiz, kanunen imhalık olup bedele  tabi bulunmayan aksam "hariç olmak kaydiyle, satılan "her nevi ve vasıftaki tütünlerin beher kilosuna, transfer hitamında, 25 kuruşluk munzam bir yardım yapmayı karar altına alınış bulunmaktadır.

"Bu tediye transfer hitamında İnhisar­lar İdaresi tarafından yapılacaktır.

"Piyasaların ekici lehine mes'ut bir inkiçaf göstermesi temennisini bu vesile "ile tekrarlar desteklemelerin rasiyle vazifelendirilmiş olan teşkilatı­mızın saym ekici vatandaşlarımıza en müessir bir şekilde y^ardım etmeleri "icin elden geldi hiç bir stsyretin esir geçmeyeceğini belirtask İsinhisarlar "Umum Müdürü.Gümrük va inhisarlar Vekilinin da yak:nda tamire geleceğini beyanatı arasinda gazetiere bildirmiştir.

Konya :

Bugün öğleden sonra Konya'da hü­kümet konağı önünde çok büyük bir topluluğa hitabtiiien Başvekil Adnan Menderes, soğukhava ve kar altında gösterilen hararetli ve heyecanlı ka­bulden dolayı Konyalılara şükranları­nı ifade ettikten sonra, »hükümetten memnun edici sözler işitmeye alışıksızdır. Yine size güzel haberler vere­ceğim» demiş ve büyük bir üzüntü mevauu teşkil eden gelir vergisinin küçük esnafı ve az kazançlı vatandaşla­rı döiter tutmaya mecbur eden hü­kümlerinin değiştirileceğini, muamele vergisinin bütün mahzurlarının ortadan "kaldınlarak yepyeni bir gekle ifrağedileceğini, müjdelemiş ve sözlerine goyle devam etmiştir:

«Şimdi size Laiklik telakkimizden bahsetmek istiyorum. Laiklik bir .taraf­tan din ile siyasetin birbirinden ay­rılması manasına,diğer taraftan ise vicdan hürriyeti manasına gslir. Din ile siyasetin kat'i surette birbirinfdıen ayrılması esnasında en küçük tereddü­de dahi tahammülümüz yoktur. Vic­dan hürriyeti bahsine gelince, Türk Milleti Müslümandır ve Müslüman ka­lacaktır. Evladına ve gelscek nesillere dinini telkin etmesi, onun esasını ve kaidelerini öğretmesi ebediyyen Müs­lüman kalmasının münakaşa götürmez bir şartıdır. Halbuki mekteplerde din dersi olmayınca evladına kendi dillini telkin etmek ve öğretmek istiyen va­tandaşlar bu imkandan mahrum edil­miş olurlar. Müslüman gocuğu dinini öğrenmek gibi pek tabii bir haktan mahrum.Edilmemek icabeder. Böyle mahrumiyet ve imkansızlık vidian. hürriyetine uygundur, denilemez. Bu itibarla orta mekteplerimize din ders­leri koymak yerinde bir tedbir olacak­tır. Dinsiz foir cemiyetin bir nıilleıtin. payidar olabileceğine inanmıyoruz. En ileri milletlerin dahi din ile siyaseti ve dünya işlerini birbirinien ayırdık­tan sonra ne derecelere kadar dinlerine bağlı kaldıklarını elbette biliyoruz. Bu­günkü seyiyasıyle asil milletimize taasu  isnadı görülemez. Milletimiz dinine sımsıkı bağlı olduğu kadar umumiyetle dini, en temiz duygularla benimsemektedir. İslamlık milletimizin vicdanında en musaffa seviyesini bul­muştur. »

Başvekil sözlerine devamla Müslüman­lığı ve onun esaslarını, farizelcrini ve kaidelerini kitabetle telkin edip öğre­tecek öğretmenlerimizin yetiştirilme­sine ayrıca gayret sarf edileceğini, mesela gelecek sene lise derecesinde ilk mezunlarım verecsik olan Konya İmam Hatip mektebinin ileri seviyede din tahsili veren bir tedris müessesesi ha­line getirilmesi ve bu müesseselerin (benzerlerinin yurtta faz lala ştır iknası­nın uygun olacağını söylemiş ve halen çok az bir ücretle istihdam edilmekte olan hademeyi hayatım, imam ve vaiz­lerin de ücretlerinin, vazifelerini ehli­yetle görebilecek bir seviyeye çıkarıla­cağını haber vermiştir.

8 Ocak 1956

Konya :

Şehrimizde bulunan Reisicumhur Ce­lal Bayar ve Başvekil Adnan Mende­res, bu sabah saat 9.15 de Toprak Mah­sulleri Ofisi Umum Müdürlüğünce HotozIu mevkiinde inşa edilecek olan hu­bubat silosu ile un değirmeninin te­mel atma merasiminde hazır bulun­muşlar, verilen teknik izahattan sonra hayırlı ve uğurlu olması dileğiyle te­mele ilk harcı koymuşlardır. Müteaki­ben yeni turistik otel ile kapalı çarşı­yı gezen ve daha sonra da Belediyeyi ziyaret eden Reisicumhur ve Başvekil, Karaman'a gitmek üzere saat 10.30 da Konyadan ayrılmışlar ve gar'da uğurlanmışlardır.

Bugün temeli atılmış bulunan hububat silosunun kapasitesi 60 foin, un değir­meninin kapasitesi ise 150 torJdur. Silo ile değirmenin inşaatı 11 milyon liraya, makineler ise 7.5 milyon liraya mal olacaktir. İngiliz Saymon şirketi tara­lından deruhte edilen inşaat 1957 yılı sonlarında tamamlanacak, makinelerin montajı ikmal edilerek tesislerin işle­tilmesine tahminen 1958 senesi temmuz ayında başlanılacaktır. Silo, saatte dört yüz ton mal alacak ve keza dört yüz: ton malı da vagonlara verebilecektir.

Bu silo, memleketin en büyük hubu­bat havzası olan Konya bölgesinde hu­bubatın temizlenmesi ve muhafazası bakımından, büyük bir ihtiyacı karşıUyacaktır.

Ankara :

Türkiye Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak memleketimizi ziyaret etmekte olan, Mebusan Meclisi İkinci Reisi M. Cino Macrelli riyasetindeki ayan ve Mebusan Meclisi azalarından mürekkep İtalyan parlamento heyeti, bugün öğleden sonra hususi bir uçakla İstanbul'dan şehrimize gelmiştir.

Misafir İtalyan Parlamento Heyeti Esenboğa hava meydanında Meclis Eeİsvekill erin den Kayseri mebusu Fikri Apaydın ile Meclis idare amirleri, riya­set divanı azaları, Türk  İtalyan dost­luk grubureis ve azaları, Ankara Vali­si, Belediye Reisi, İtalyan Büyükelçi­si ve elçilik mensupları İle diğer ze­vat tarafından karşılanmıştır.

Büyük Millet Meclisi Eeisİ Refik Koraltan adına hususi kalem müdürü Bedri Akyüz, misafirlere «hoşgeldiniz demiştir.

Meclis Reisvekillerinedn Fikri Apaydın misafir İtalyan Parlamento Heyetini memleketimizde görmekten duyduğu memnuniyeti belirtmiş, buna mukabe­le eden heyet başkanı M. Cino Macrel­li de Türkiyeyi ziyaretlerinden ve bu­rada yapacakları temaslardan dolayı çok memnun olduklarını ifadeyle te­şekkürlerini bildirmiştir.

İtalyan heyeti azaları, Ankarada ilk olarak Anıt Kabri ziyaret etmişler veAtatürk'ün manevi huzurunda saygı duruşunda bulunarak Kabre bir buket: koymuşlardır. İtalyan Parlamento Heyeti bilahare Çankaya'ya giderek Riyaseticumhur defteri mahsusunu im­zalamıştır. Buradan ayrılan misafirler' saat 18 de Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'ı makamında ziyaret etm işlerdir.

 Ankara :

"Eski Maarif Vekillerimizden Mustafa "Necati'nin ölümünün 27 nci yıldönümü münasebetiyle Darende Kültür Derne­ği tarafından tertiplenen anma töreni bugün saat 15.30 da Türk Ocağında ya­pılmıştır.

Merhumun hatırasını taziz için yapı­lan saygı duruşunu müteakip hatipler yaptıkları konuşmalarında merhumun "Maarif ve Adliye sahalarındaki hizjnetlerini belirtmişti eridir.

Ankara :

Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili "Dr. Nafiz KÖrez, bu akşam radyoda yaptığı şu konuşmayla dokuzuncu veTem haftasını açmıştır:

ISevgili vatandaşlarım,

"3u akşam verem haftasını acarken ge­niş ve kıymetli bir dinleyici kütlesine hitabetmek mazhariyetinden dolayı memnun ve bahtiyarım.

"Verem haftası, vereme karşı başarı ile savaşan bütün memleketlerde olduğu gibi bizde de senenin muayyen bir devresİnlae vatandaşların dikkatini bu tehlikeli hastalık üzerine çekmek maksadiyle ihdas edilmiştir.

"Böylece bugünden itibaren bir hafta müddetle radyolarımızda salahiyetli ilim adamlarımız sağlamların verem­den korunması, veremlilerin iyileşme­si ve iyileşmiş olanların da sağlıkla ya­şaması hakkınca sizlere kıymetli bilgi­ler vereceklerdir.

"İnsanın kendi sağlığım alakadar eden "bu esasların yanı sıra aynı zamanda sosyal bir afet olan vereme karsı top­luluğun nasıl korunacağı, devletin ve savaş derneklerinin bu yoldald çalış­malarına milletimizin de faydalı şekime nasıl katılacağını, sremin feir memlekette barmamaması ve halkın sağlığını ciddi şekilde tehdit etmemesi irin nelere riayet edilmesi lazımgeldiği hususları da tabii anlatılacaktır.

"Verem, dehşeti ve tehlikesiyle haklı olarak bir numaralı sağlık düşmanı addedilmiştir. Bu hal veremin sıhhi ve sosyal halk sağlığını iki yönden teh­dit etmesinden ileri gelmektedir.

Verem bulaşıcı bir hastalıktır. Bir ve­ya birkaç kişiyi hasta etmekle halmaz, onların yakınında bulunanları, onların eşyasını kullananları, onlarla aynı oda­da veya aynı yatakta yatanları da has­ta eder.

Verem sağlıkla yaşama esaslarına Ükat etmiyen, fakir herkeste görülebi­lir. Elverişsiz hayat şartları, gayri müsait sosyal ve ekonomik durum ve­remin sosyal bir affet şeklinde hüküm sürmesini mucip olmaktadır.

Şu hale göre veremden korunmak için veremlilerle yakın temastan, verem mikrobiyle bulaşık eşya ve gıda mad­delerini Tsullanmaktan sakınmak na­sıl lazım ise herkesin, her ailenin süs ve eğlenceden evvel sağlıkla yaşıyabilmek için asgari hayat şartlarını te­min edec&k şekilde hareket etmesinin ne kadar lüzumlu bir kıyfiyet olduğu açık bir hakikattir. Bilhassa gençleri­mizin vücutlarını yıpratmaktan ka­çınmaları esastır.

İkinci Cihan Harbinin doğurduğu eko­nomik buhranın bütün dünyada verem afeti üzerinde kötü tesirlerini göster­meye başlaması dikkatten kaçmamış­tır.

Nitekim dünya sağlık teşkilatı verem­le savaşmak üzere beynelmilel ölçüde kıymetli tedbirler almıştır. Bu tedbir­ler bir taraftan verem savaş vasıtala­rı ve esasları hakkınca ilmi araştırma­lar yaparak side edilen pratik netice­leri her memleketin sağlık makamla­rına bildirmek, diğer taraftan da arzu eden memleketlere savaş ve personel yetiştirma ekipleri göndermek gibi şeylerdir.

Bu nıeyanda veremin yaygın ve savaş imkanlarının mahdut ol&uğu yerlerde ECG asısının faydalı bir mücadele va­sıtası olacağını, tesbit edem dünya sağ­lık teşkilatı bunun tatbikini bütün devletlire tavsiye etmiştir. Bu aşıyı siste­matik surette bütün yurtta tatbik et­mek üzere memleketimizde gerekil teşkilat kurulmuştur. Kezalik beynel­milel olarak tanınan BCG aşısını yerli olarak meydana getirmiş bulunuyo­ruz. Bundan maada verem savaşında pek mühim bir başarı amili olan eh­liyetli verem savaşçıları yetiştirmek üzere dünya sağlık teşkilatının gönder­diği bir ekip İstanbul Verem Savaş Derneği ile işbirliği ederek ve vekale­timizin de delaletiyle 1950 de İstanbul' da bir «Beynelmilel Tüberküloz Olgun­laşma ve Gösteri Merkezli kurulmuş­tur. Halen kıymetli Türk mütehassıs­ları tarafımdan idare edilmekte olan bu merkezde memleketimizden maada ya­kın doğu memleketleri için de müte­hassıs tabip ve 'hemşire yetiştirilmek­tedir.

Verem savaşı bakımından memleketi­miz, bu.savaşın basarı ile tatbiki usul­lerine uygun olarak dispanser, mikro­film, BCG aşısı ekipleri, prevantoryum sanatoryum, göğüs hastalıkları hasta­neleri, kemik hastalıkları deniz ve gü­neş tedavi enstitüleri ve rehabilitasyon tesisleri tarzında teşkilatlanmıştır. Ve­remlileri bulmak, gerekli tedavilerini yapmak, verem şüphelileri korumak, vereme istidatlı gençleri prevantoryum gibi müesseselerde himaye altına al­mak, veremliler ve ailelerine sosyal yardım yapmak, rehabilitasyon mües­seselerinde kendilerine sağlık durum­larına uygun işler öğretmek bakımın­dan bu teşkilat canla bada çalışmak­tadır.

Sade Vekaletimize ait verem yatakla­rının sayısı son bir iki sene içinıdfa 2.107 den 7.277 gibi mühim bir miktara yük­seltmiş bulunuyoruz. Yurdumuz için icabeden daha yüksek miktarlara ulaş­mak azim ve kararındayız.

Verem hastalığının başarı ile tedavisi yönünden yeni ve kıymetli ilaçların layıkiyle ve ilmi ölçülerle; kullanılma­sı ve veremliler üzerinde çeşitli cerra­hi müdahalelere lüzum, hasıl olması, bu sahayı mühim bir ihtisas şubesi ha­line getirmiştir. Bu bakımdan kıymet­li mütehassıslar yetiştirilmiş ve ye­tiştirmektedir.

Verem savaşının başarısı, devlet teşki­latının halk tarafından kurulan verem, sarvaş   dernekleriyle işbirliği yapması sayesinde en verimli neticelerine varmaktadır. Şuurlu, şefkatli ve hayırse­ver milletimizin yardımı ile verem sa­vaş derneklerimiz günden güne art­maktadır. Bu derneklerim iz dispanser faaliyetleri, ve yoksul hastalarla aile­lerine yaptıkları sosyal yardım, hastahane ve sanatoryum işletmek ve eh­liyetli verem savaşçıları yetiştirmek bakımımdan dev.L&t teşkilatiyle çok ve­rimli işbirliği yapmaktadırlar.Vekaletimizce bu dernekler desteklenmekte ve kendilerine gerekli yardımlar ya­pılmaktadır, bu vesile ile devlet teş­kilatında ve yavaş derneklerinde çalı­şanlara ve dernekiere aza olan kıymet­li vetandaşlarımiza teşekkür etmeyi, bir borç bilirim. Bu meyanda her saha­da halkımızla şefkat elini uzatan Kı­zılay Cemiyetinin veremle savaş mev­zuundaki yardımlarını   da şükranla karşılarım.Verem savaşı teknik bilgi, personel vetesisten maada zengin mali kaynaklara da lüzum gösterir. Zira sosyal afetlerle1 mücadelenin temel direklerinden biri de sosyal yardımdır. Şayanı şükrandır ki hamiyetli ve hayırsever vatandaşla­rımız verem savaşı derneklerine bol bol aza kaydolunarak bu derneklerin varidatını yükseltmek suretiyle yok­sul yurttaşlarımızı veremin pençesin­den kurtarmakta ve faydalı olmakta­dırlar.

Verem haftasının verem savaşma bu bakımdan da büyük yardımı olacağınr ümit eder, hepinize hayırlı geceler te­menni ederim.»

Konya :

Reisicumhur Celal Bayar ve Başvekit Adnan Menderes tarafından dün işlet­meye sıçılmış bulunan Konya kiremit ve tuğla fabrikaları tam randımanla çahşmaya başlamıştır.

Konya kiremit ve tuğla fabrikası hu­susi teşebbüse ait olup 4.5 milyon lira­ya mal olmuştur. Memleketin bu em büyük fabrikasında 130 kişi çalışmak­ta ve günlük kapasitesi 30 bin kiremit ve 30 bin tunladır. Bu tlruruma göre fabrikada yılda 10 milyon kiremit ve 10 milyon tuğla imal edilmektedir.

9 Ocak 1956

İstanbul:

Amerikan teknik yardım fonundan 3 ay müddetle Amerikadaki ormancılık çalışmalarım tetkike giden 8 kişilik heyetin memleketimize döndüğü bil­dirilmektedir.

Ormancılarımız Anıerikada bulunduk­ları müddet zarfında Modison, Wıscons sin, Nebreska ve Colarado'&a incele­melerde bulunmuşlardır.

Ankara :

Bütçe Encümeni öğleden sonra saat 15 te Encümen Başkanı Halil İmre'nin riyasetinde toplanarak, Adljye Veka­leti bütçesinin müzakeresine devam et­ti.

Öğleden sonraki celsede söz alanlar­dan İzmir mebusu Mehmet AE Sabuk (D.P.) Adli teşkilatta İslahat yapılma­sını, »mahkemeler teşkilatı kanunu» ile «Ceza kanunu» nun bugünkü şart­lara uygun bir hale getirilmesini, mahiceme katipliklerine mesleki bir hüvi­yet verilmesini istedi. Diyarbakır me­busu Halil Turgut (D.P.) kaza muttde umumileri iğin jeep arabası temin edilmesi fikrinde bulundu. Kırşehir me­busu Ahmet Bilgin (C.M.P.) siyasi mev­kufların durumları hakkında Adliye Vekilinin izahat vermesini talep etti.

Rize mebusu Hüseyin Agun (D.P.) in­şa edilecek olan hapishane binaları hakkında bir umumi planm mevcut bulunup bulunmadığını sordu. Ağrı mebusu Kasım Küfrevi (bağımsız) is­pat hakkı ve hakim teminatı mevzu­larında Adliye Vekaletinin noktai na­zarını öğrenmek istedi. Elazığ mebusu Selaüıattin Toker (bağımsız), düi mev­zuata yepyeni bir çehre verilmesi lazim geldiği, istinaf mahkemeleriyle ço­cuk mahkemeleri burulması icap etti­ği, bütün adliye teşkilatının yeniden gözden geçirilmesinin lüzumlu olduğu kanaatinde bulundu. Kars mebusu Turgut Göle, (C.H.P.), nahiye mahke­melerinin durumunu temyiz mahke­mesi 'azalarının tayininde göz&nündte tutulan hususları sordu. Kırşehir mebusu Tahir Taşer (C.M.P.) hakim te­minatı ve tevlhidi kaza sistemi üzerin­de ne düşündüğü sualini tevcih etti. Erzurum mebusu Hamit Şevket İnce (D.P.) büyük foir adalet kongresinin toplanmasını, bir adli İslahat progra­mının hazırlanmasını ileri sürdü.

Hatiplerin konuşmaları sona erdikten sonra Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, sualleri ve temennileri ce­vaplandırmak için yarma kadar mehii istedi ve bu talep kabul olunarak, En­cümen bugünkü mesaisine nihayet verdi.

Bütçe Encümeni yarın saat 10 da toplanacaktır.

Ankara :

Bütçe Encümeni, bu sa'bah saat 10 da Encümen Başkanı Halil İmre'nin ri­yasetinde toplanarak Aıdliye Vekaleti bütçesinin, müzakeresine başladı.

Encümen raportörü Rize mebusu İz­zet Alçal'ın raporu okunmasından son­ra söz alan Afyon mebusu Murat Ali Ülgen (D.P.) Adliye Vekilinin hakim teminatının bugünkü halinde kalıp kalmıyacağmı, zabıt katipleriyie icra memurlarınm terfihine dair neler düşü­nüldüğünü, istinaf mahkemelerinin ku­rulmasından bir fayda melhuz olup ol­madığım, medeni kanunun ıfeğistiril­mesi için faaliyet 'gösterilip gösteril­mediğini sordu. Ordu mebusu Refet Aksoy. (D.P.) kadastro heyetleri için ihtiyaç duyulan hakimlerin nasıl bulu­nacağın], mürettep ağır ceza mahke­melerinin kaç tanesinin müstakil ola­cağını sordu. Muğla mebusu Akif Sarıoğlu (D.P.) medeni kanundaki müş­terek mülkiyet m&vzuunda çıkan ihti­laflara bertaraf edecek kanun madde­lerinin getirilmesi ve hapishanelerdeki iaşe durumunun İslahı hususlarında konuştu. Giresun mebusu Mazhar Şe­ner (D.P.) mahkimların iasasi için tahsis edilen 23  33 kuruşun kafi gel­mediğini, noterlik Üıizmetinin yeniden 'gözden giçirilmesi icap ettiğini söyle­di. Çanaikkale mebusu Servet Sezgin (D.P.) anahkemelerdeki iş hacminin artması karşısında buna çareler bulun­masını, «usul kanunları »nm. yenifden gözden geçirilmesini,ceza kanununun değiştirilmesini, 'hakimlerin normaj su­rette terfilerinin sağlanmasını, istinaf ve çocuk mahkemelerinin kurulmasını, Adliye katiplerinin durumlarının dü­zeltilmesini ifade etti. Kırşehir mabu­su Osman Alişiroğlu (bağımsız), Adli­ye Vekaletinin eleman eksikliği    yü­zünden vazifesini arzu edilir bir şekilde ifade edemediğini, istifa eden hakim sayışınım hergün biraz daha yükseldi­ğini, bunun sebebinin de maddi ve ma­nevi huzursuzluklar olduğunu,    siyasi davalarda hakimlerin baskı altında tutuMuğunu iddia etti. Ancak son gün­lerde baskıların azaldığını, fakat    ha­kim teminatının esaslı kaidelere bağ­lanması icabett iğini beyan eyledi. Er­zurum mebusu Abdülkadir Eryurt (p. V.) ıgeçen aene bütçe encümeninde Ad­liye Vekaletinin.' bütçesi müzaker.e edi­lirken ileri sürülen temennilerin na­zarı dikkate alınıp alınmadığı sualini sordu. Diyarbakır mebusu    Mehmet Hüsrev Ünal  (D.P.)  eknruan eksikliği yüzünden temyiz mahkemesinin,    içtiiıad yaratma zavifesini yapamadığını, temyiz mahkemesine ilmi kifayeti haiz hukuk adamlarının bol   miktarda ge­tirilmesi 'gerektiğini söyledikten sonra, nahiye mahkemelerinin sakat doğan bir çocuğa  benzediğini,  bu teşkilatın peniden organize edilmesi lazım geldiğini ilave etmiş ve "İcra İflas Kamunun aun bünyemize uygun hale sokulması 211 istedi. Sinop mebusu Nuri Sertoğlu C.H.P. Aüliye teşkilatında iş hacmi­nin gittikçe artmasına mukabil,teş­kilatın eleman bakımından zayıfladığım, diğer taraftan adli teminatın esas­sız bir haile geldiğini, siyasi mülahaza­larla hakimlere tesir yapıldığını bü­tün bu olur) bitenler karşısında Adliye Vl'kaletande bir  zihniyet değişikliğine lüzum hasıl olduğunu bildirdi ve AıÜiye teşkilatının' bitaraf olmadığına bir misal olarak Konya, nutkunda dini poiitikaya aTet ettiğini iddia ettiği Baş­vekil hakkında Adliye teşkilatının ha­rekete geçmediğini söyledi. Nuri Sertoğlumun bu iddiasına temas eden Zon­guldak mebusu Sebatı Ataman <D.P.) Bütçe Encümeninin her hangi bir ha­dise hakkında hüküm verecek bir hüvi­yete sahip olmadığını belirttikten son­ra, Başvekilin Konya'da söylemiş oldu­ğu nutuik üzerindeki düşüncelerini İzah la, fou unutükta dinin politikaya alet adilmediğini 'bu memlekette bir din mü essesin mevcut olsuğunu, bir din ted­risatı» müessesesinin de bulunduğunu, bundan dolavı hükümetim veya hükü­met başkanınım bu müessesesler ya­kından alakalanması gerektiğini, bir hükümet reisinin  bu fikrini tabii olarak ifade edebileceğim anlattı.

Çanakkale mebusu Servet Sezgin de (D.P.) ayni hususlarda konuşarak Nu­ri Sertoğlunun burada bir müddeiumu­mi, bir kahiın gibi davrandığını, Baş­vekilin Konya nutku üzerinde Nuri Sertoğlunun herhangi bir hüküm ve ramiyeceğini tebarüz ettirdi ve bu arada dinin devlete yardımcı muazzam bir müessese olduğunu, devlet ve hü­kümet olarak dine alaka gösterileceği­ni, medeni kanunda dahi dini tedrisat hakkında maddeler bulunduğunu, bundan dolayı Başvekilin, hükümet reisi sıfatiyle bu tedrisat üzerinde mü­talaalarda bulunmaya hakkı olduğunu izah eyledi. Bu arada usule dair söz alan Diyarbakır mebusu Yusuf Azizoğlu (Hür. P.) müzakereler sırasında usulsüz hareket edildiğini, hsırhamgi bir iddia karşısında bu işle alakadar olmıyan şahsiyetlerin bu iddialar» cevap vermeleri doğru olmadığına ileri sürdü.

Kiyaset makamı da müzakerelerin nor­mal bir surette cereyan eylediğini söy­ledikten sonra saat 13 de Encümenim saıbah çalışmalarına son verildi.

Bütçe Encümeni saat 15 te toplanacak­tır.

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin ıaav«,Üisi ola­rak sehmfaih misafiri bulunan, ital­yan Parlamento heyeti azaları bu sa­bah Harp okulunu ziyaret etmişlerdir.

Okul Kumandam Tuğgeneral Muhit­tin Okyavuz tarafından karşılanarak okul ?eref salonuna alınan mümtaz misa firlerimize okulun tarihi ve tedrisat sistemi hakkında, izahat verilmiştir.

Bilahare İtalyan Parlamento heyeti azalan mektebin tesislerini ve dersha­neleri gezmiş müteakiben şereflerine tertip edilen spor gosterüsrini büyük foir alaka ile takibetmislerdir.

 Gösterilerden sonra öğrencilere hita­ben bir konuşma yapan İtalyan Parlamento Heyeti Başkanı Cino Masrelli demiştir ki:

»Memleketinizi ziysrete büyük ümitlerle gelmiştik.Şimdiye kadar görmüş olduğumuz hüsnü kabul bu ümitleri­mizi idlost Türkiye hakkında büyük bir hayranlığa çevirdi."

Cino 'Macrelli kendilerine karşı 'gös­terilen yakınlığa hararetle teşekkürle­rini bildirmiş ve gösteriler sırasında öğrencilerin sahaya resmettikleri «ya­şasın İtalya» ibaresini dost memleke­tin samimi hissiyatı olarak kabul et­tiklerini bildirdikten sonra sözlerini şöyle bitirmiştir:spor salonunda okuduğumuz sözler Türk  İtalyan dostluğunun ye­ni bir tezahürü olarak bizleri son. de­rece mütehassis etmiştir. Ben de İtal­ya adına   yaşasın Türkiye Misafirler Haırp okulundan ayrılma­dan evvel Okul Kumandanı ve spor öğretmenlerine .ayrı ayrı teşekskülriteh rini bildirmişler ve gördükleri intizam ve gayretli çalışmalardan dolayı sami­mi  tebriklerini  ifade  etmişlerdir.

Ereğli:

Başvekil Adnan Menderes, dün Ereğli'Öle vatan dağlara hitaben yaptığı konuş­maya, «bu kadar candan samimiyet ve itimatla 'bizi karşıladığınızdan dolayı sizlere en derin teşekkürlerimizi arz ederim. Hayatta, bu kadar coşkun ve bu kadar heyecanlı bir istikbale mazhar olmuş faniler azdır. Bize bu ititnad ve samimiyeti gösterdiğinizden, Idıolayı sizlere karşı fevkalade minnettarız» diyerek başlamış ve sözlerine şöyle dtevam etmiştir:

«Burada bir baraj yapılmasına istiyor­sunuz. IBu isteğinizde haklısınız. Bu­gün Er«tğüde yalnız 140 bin dönıüm arazi sulanmaktadır. Halbuki, baraj bittiği Zaman 400.000 dönüm arazi sulanacaktır. Bittabi bu sizin için ve bü­tün memleket için çok mühim faip ka­zanç teşkil edecektir.

Şimdi, bize, iktiıdlarunıza, Ana­dolu'da baraj, fabrika, şu veya bu tesisi yapmak için milleti sıkıntıya uğratı­yorsunuz diye hücum ediyorlar. Böyle söyleyenler, suyun ve tarlanın na demek olduğunu bilmezler. Onlar Anadoluya gelmeli, sisin aranızda bulun­malı set hasretinin insan yüreklerini nasıl kavurduğunu görmelidirler. On­lar ne derse desinler, sizler ve daima .memleketin yüksek menfaatle­ri için bizleri çalışmağa sevkedeejak kudret ve kabiliyettesiniz. Bu kudret ve kabiliyetle, bu memleketim mamur olması için mevcut engelleri en kısa zamanda muhakkak ortadan kaldıracağız.

Bugün bir kısım insanlar, memleketin lasanı ve asayişini bozmak, size yapa­bileceğimiz hizmetleri asgariye indir­mek ve bu suretle iktidarı Türk mille­tinin gözünden düşürmek istemektedir.

Biz, bunların hiç birine ehemmiyet vermeden millet hizmetine fasılasız devam edeceğiz.Barajınızı yapacağız, suyunuzu getireceğiz, bütün İhtiyaçla­rınızı karşılayacağız.Asırlarca en ip­tidai ihtiyaçları dahi, ihmal edilmiş olan bir vatanda, bunların hepsine bir­den bir anda yetişmenin imkansızlığını takdir «dersiniz. Fakat, elimizldieaı gel­se, dünyanın, hazinelerini toplayacağız ve bunları sizin ihtiyaçlarınızın gide­rilmesi uğrunda gözümüzü kırpmadan sarf edeceğiz.

Başvekil Adnan Mendsres daha sonra, bütün memleket sathına şamil olarak devanı eden sulama faaliyetinden bah­setmiş, ikti'd&rın devir alındığında; bir memlekette ancak olan köyde, oda ecdattan, kafana tesislerle su bulunduğunu, hükümet eli ite içme suyu geti­rilmiş, birtsik köy dahi mevcut olma­dığını, bütçeye bu is için biftek lira da'hi tahsisat konulmadığını belirtmiş o günden bugüne yirmi bin köye su getirildiğini, ayrıca beş bin köyün su tesislerinin de İkmal edilmek üzere ol­duğunu, bir iki sene sonra bu memleket te içme suyu derdinin tamasniyle tari­he karışacağım, kasaba ve şehirlerin içme sularının da, gayet esasb şekilde halledilmek yolunda bulunulduğumu tasrih etmiş, ayrıca memleketin dört köşesinde yapılan ve yapılmakta olan barajları ve elektrik santrallerini say­mış, beş büyük  barajdan ikisinin bu sene içirire, üçünün de önümüzdeki sene Türk milletinin hizmetine gir, söylemiş yapılanı, ve yapılmakta olan dilolayı.au ve limanlardan da bah­sederek bunların milli ekonomiye sağ­ladığı faydaları savmış ve sözlerine de vamla demiştir ki:

Bu koskoca vatanda uzun asırların, bum ca ihmalini bu kadar kısa bir zamanda ikmal etmeğe imkan var mıdır. İktida­rımız, memleketin kalkınması ve layık olduğu medeniyet seviyesine eriş­mesi idin çalışmalarına hızla devam etmektödlir ve edecektir. İktidara geç­tiğimiz zamaın bugünlerle yetişmenin imkansız olduğu söyleniyordu. Bugün gayri mümkün görenler de, tıpkı bun­dan .evvelkiler gibi, kısa bir atide ta­hakkuk edecektir. Hükümetim memle­ket hayrına çalışmalarındaki hız ve gayret, işte böylesine bir kuvvet arz etmektedir.

Türk milleti, "büyük bir millettir. Dün­yanın bu nazik devresinde siyasi ol­gunluğu, sağlam içtimai duTumu ve büyük çalışma azmiyle, mühim bir sulh refah unsurudur. Türk milleti, arzu ettiklerini mutlaka başaracaktır.

Varsın, hakikatlerden uzakta olanlar, Türk milletinin idiertlerinden ve istek­lerinden bigane kalsınlar. Biz, bunla­ra hiç bir Ehemmiyet vermeden, sizin Önünüzde, sizin, hizmetinizde durma­dan çalışacağız.»

Başvekil, Ereğlide yaptığı bu konuş­mada ayrıca Ereğli İşçi Sendikasının ilginç dilekleri hakkımda vierdiği 'bir muhtırayı da bahis mevzuu zaten işçilerimizin isteklerinin pek ço­ğuma yerine gstirmek üzere bulunuyo­ruz. İsçilere daha iyi bir hayat temim edebilmek ve İşçilerimizin çok daha iyi bir seviyeye gelmelerini sağlamak başta gelen g ayretLsirimizd endir» de­miştir.

Ankara :

Memleketimizin misafiri olarak Anikarada bulunan İtalyan Parlamenta 'he­yeti, Büyük MiHet Meclisinin bugün saat 15 de Meclis Reisi Refik KoraltarAn riyasetinde yaptığı toplantıda hazır bulunmuştur.

Celse açıldığı sırada İtalyan misafirle­rimiz saıloiüi'.a kordiplomatiğe mahsus locaya girmişler ve mebuslar taratadan sürekli ve şiddetli alkımlarla kar­şılanmışlardır.

Keis Koraltan, bu münasebetle bir ko­nuşma  yaparak   ezcümle   (tenistir ki:

«Muhterem arkadaşlar,

Yüksek Meclisiniz adına yapılan da­vet üzerine dost ve müttefik İtalyan milleti parlamentosundan güzide bir heyet iki gündenberi memleketimi­zin misafiri olarak ve bugün, de şuan yüksek heyetinizi ziyaret maksadiyle aranızda ve karşınızda bulun­maktadır. Şu mesut fırsattan istifade ile, yüksek heyetin de samimi duygula­rına tercüman olacak kaydedebilirim iki, İki millet, İtalyan ve Türk milletle­ri birbirleriyle yakından tanışmanın kaynaşmanın, çeşitli hadis elerile mü­nasebette bulunmanın seyri ininde bu­güne ulaşmı? bulunuyorlar. İkinci Dünya Harbinden sonra medeni alemi, sulh alemini tehidit eden tehlike karşı­sında birleşen Avrupa devletleri ile binlikte italyaın ve Türk milletleri de kendilerine, tarihilerine yaraşan asil mevki almış bulunuyorlar.

Hiç şüphe yok ki Akdeniz devleti olarak, kıt'a devleti olarak barışın, sulhün tek teminatı ve dünyayı saran, tehdit eden tehlikeleri önliyacek tek kuvvet, Akdeniz devletlerimin birbiri­ne gönül birbirine inanımafları, sulh ve emniyet davasını korumak İçin birbiriyle beraber yürümedi.

Bütün dünyaııım. ve hele medeni ale­min beklediği sulh yolundaki tek temimat bu olacaktır. Sulh emniyet davasının tahakkukunda İtalyan. nıffleti de elbette ve daima beraberimizde ve safımızda bulunacaktır.

İgte ben .bu duygu ile sizlerin ve milletinin hissiyatına tercüman olarak, muhterem m safirlerimize yüksek heyetiauz namına hoşgeldiniz diyorum ve onları «hürmetle Selamlıyorum»

Refiit Koraltan'in alkışlarla karşılanan bu konuşmasını müteakip günöame geçilmiş ve «isair parlamento heyeti üyeleri, Meclisin çalışmalarını bir saat tadar takibetmiştir.

"İtalyan heyeti, locadan ayrılırken mebuslar tarafından yine hararetli alkış­larla uğurlanmalardır.

Ankara :

Kanada'da 14 milletin iştirakiyle yapı­lan jet hava müsabakalarında birin­ciliği kazananı ekibimize Devlet Veki­li ve Milli Müdafaa Vekalsti Vekili Semi Ergin tarafından, aşağıdaki teb­rik mesajı  gönderilmiştir:

14 millet ekibinin İştirakiyle yapılanı jet hava gösterilerinde kazandığınız birincilik Idlerecesi millet ve silahlı kuvvetlerimizi büyük sevinç ve iftiharı­na vesile oldu.

Milletimizin aaı'anevi ve asil kanına iayık cesaret ve maharetler inikle yurt dışında elde ettiğiniz bu ba§an yarı­nın muasır havacılık aleminde evlatla­rımızın nelsre kadir bulunduğunu is­pata değer canlı bir vesikadır.

Genç ve yılmaz varlığınız, fedakar ve faziletli mesainiz sayesinde Türk mil­leti ve Tiifk ordusu istikbal ve istikla­lini güven ve emniyet içinde görmekle mağrur ve muttehir.

Sizleri silahlı kuvvetlerimiz adına teb­rik ile kucaklar, Tanrıya emanet ede­rim.»

Ajılkara;

"Büyük MUlet Meclisinin bugünkü top­lantısında devlet radyosunun yayınları meseL&si Kars Mebusu Sırrı AtaJay'm (C.H.P.), bir şifahi suali üzerine, bahis mevzuu oldu ve hükümet adına Devlet "Vekili Emin Kalafat suali cevaplandır­dı.

Meclis Reisi Refik Koraltan'ın başkan­lığında toplanimıstı.

Sırrı Atalay, sualinde devlet radyosu­nun tarafsız neşriyat yapmasını muha­lefete Bls radyoda konuşma hakkı ve­rilmesini istiyordu.

"Devlet Vekili Emin Kalafat, cevaben, radyonun, devlet radyosu olduğumu ve yayınlarında halkımızı iç ve dış olay­larla, hükümeti^ icraatından haberdar etmek vasfının galip bulunduğunu söy­ledi. Sorunun beş ay evvel verilnmş olduğuna işaretli;, radyonun son zamanlaıiiklri kullanılma tarzı hakkında, Bütçe Komsyonunda muhalefet mebus­larının da, dana iyisini istemekle bera­ber, memnuniyet beyan etmiş oldukla­rına dikkati çekerek söyle dedi:

Buda gösteriyor iki, radyonun çalış­ma tarzında son aylar irinde arzu edilem "tekamül istikametinde hakikaten mühim mesafeler katedilroiştir.

Ben radyonun muhalefet partilerine ds ;bir zaman ayırmasına ait olan taleibe hükümetin iltüat etmediğini söylemek meebuiiyetind'eyim. Çünkü, partiler arasındaki münasebetler vaıtan sat­hındaki muhalefetin çalışma tarzları matbuatta yeter derecede, hatta söy­lemek mecburiyetindeyim ki biraz da zararlı şekilde yer aldığı için, ibu mücadelıe sırasınlila radyoyu bir parti mer­kezi haline getirmek suretiyle zato dindirilmemiş olan vatandaş (huzurunu daha ziyade bozmaya hükümetin me­zun olmadığı kanaatindeyim. Her Sahadaüri tekamül nasıl az veya çok bir zamana ihtiyag gösteriyorsa, muhale­fet safında yer alan kadirşinas arka­daşların ifadeleriyle dahi müeyyet ol­duğu veçhile, radyoda da arzu edilen tekamüle vusul için lüzumlu zaman in­tizarını da elden bırakmamak ve gü­nün müsbet hadiselerine de temas et­mek şartiyle bu vadide istikamıöt al­mak istiyen hükümetin aşk ve şevkini teşvik «taneleri icabeder. Sözlerim (bun laldan ibadettir.»

Müteakiben, sual sahibi Sırrı Atalay kürsüye geldi. Devlet radyosunun ikti­darın propagandasınla alet olarak kullanılmaıması gersktiğimi ifade ederek Devlet Bakanı tarafından verilen şah­si teminatın kafi olmadığını asıl kanu­ni teminat sağlamak gerektiğini ileri sürdü. Bu arada devlst radyosunun ta­rafsızlığı ile 'telifi kabil olma'düğım id­dia ettiği bazı yayınlan üzerinde dur­du. D.P. nan kuruluş yıldönümü vesi­lesiyle (Başvekilin radyoda saatlerce sü ren beyanatı yayınlanmış olduğunu, bunu da radyonun tarafsızlığı ile kabi­li telif göndiğini söyledi.

Tekrar söz alan Devlet Vekili Emin Kalafat, soru sahibinin mütalaalarına kısaca cevap vererek defcüi ki:

«Arkadaşımız, konuşmamı hukuki mesnet ve teminattan mahrum olarak va­sıflandırdılar.Konuşmam, içinde bu­lunduğumuz durumun ve tatbikatın tam ve samimi ifadesidir.

Hükümet icraatının radyoda ifadesinin propaganda ailüuğu hususundaki kana­atlerimiz arkadaşlarımızın ve kendi saflarında bulunan bütün millet vekillerinin kabul ettiği bir hueus olduğu cihetle bunun üzerinde durum ayacağım, yalnız bu. meselede hakikatleri yalanla yacak tahrif ettiklerini söyleme­yi hakikaten ağır bulurum. Bizzat kenıdi hassas ve takipli alakamla takip edip iesbit ettim, Sayın Başvekilimizin bu defa cumartesi günü Demokrat Parti­nin 10 ncu kuruluş yıldönümü vesilıesiyle radyoda v.erilmiş olan beyanatı tam üç d:a kik alıktır. Saatlerce dediler, saatlerce ile ür dakika arasındaki fark, sözleri aasındaki mübalağanın ölçüsü­dür. Bunu size hatırlatırım. Bundan başka her gsttiği yerdeki konuşmaları da üçer dakikayı geçmemiştir. Arzu ederfcse, radyo dairesine davet edi­yorum. Gelsinler, metni görsünler. Filhakika, devlet malı olan radyodan muhalefetin ye muvafakatin aynı ölçü­de istifa etmesi lazımıg.elir, ama ne zaman? Ne zamanki, muhalefet haki­katen muhalefeti vaitanperverane dü­şüncelerle yaparsa o zaman..»

Emin Kalafat'm bu ifadesi Üzetrine mu­halefet sıralarından bazı itirazlar oldu. Devlet Vekili sözlerini tavzih etti. Ve sözlerim hakikaten vatanperverMikleriııi rencide etmişse bu sözümü geri alı­yorum» dadi. Sual sahibi, D.P. muha­lefette ikan Prof. Fuad Köprülü'nün, y.evlet radyosunun kullanılış tarzı hak­kındaki tenkitlerinden pasajlar da oku duğu İçin Devlet Vekili Emin Kalafat bu konuya temasla, şunları söyledi':

«Köprülü'nün 947 de söyledıikiıeri mi? doğrudur.O günün şartlarına uygun­dur. Köprülü konuşurken, içinde, bu­lunduğu tatbikatın samimi ifadıSsind yapıyor dedim'. Ve öyledir de..

Soru, ağustosda verilmiş bütün dokü­manlar ona göre hazırlanmıştır.    Halbuki, bu kürsüde hak ve hakikat ifa­de edilirken, tahrifata kaçmadan kısa, veciz ve hadiselere uygum olarak koauşulttuğu takdirde neticey o kadar föydaila hizmet ıçdileceğine kailiyim. Bu­gün raölyonun faaliyet seklin'in fevka­lade iyi olduğu kanaatindeyim. Hatikaten: yapıcı, ihüsnü niyete dayanan bir gayret sarfediyoruz. Hatalarimız olursa rica ediyorum, ihtar ikaz edin, amma kötüfenıeyirı, inkar etme­yin. Her zaman hizmetinizdeyiz. Arkadaşlar.»

Sual sahibi Sırrı Atalay tekrar kürsü­ye geldi. Kadyonnjn tarafsızlığı bahsin­de kanuni teminata ihtiyaç olldluğunu tekrar ileri sürdü. Bu arada «eğer rad­yo bağımsız bir hale gelmezse, şika­yetler sürüp gidecektir» dedi.

Sırrı Atalay, radyonun taraflı lığına mr sal teşkil ettiği İddiasiyle bazı konuş­malardan parçalar okudu ve bu aıraldla «bir gün gelir elbet bunların da mu­hasebesi yapılar»  dedi.

Bu konuşma üzerine tekrar küarsüye gelen Devlet Vekili Emin Kalafat, gö­rüşülmekte olan bu soruya hükümet adına cevap vermekte bulunduğunu tas rih ederek şunları söyledi:

«Sırrı Ataiay'ı dinledikten sonra ya­rından endişe etmemek mümkün ıdleğildir. Hasenatından ziyade seyyiatı, sevaıbındam ziyade günahı olan. 27 se­nelik idarelilerinden sonra iktidara geldiğimiz zatman «atandaş huzur ve sükinıunu bir an evvel tesis efcmek kaygusu ile af Kanunu çıkarmış bulunan bir iktidarız. Bugün radyo meselesinde mevzuubahis olan. ^teklifler sıiraşında. «yaırm müşteki siz olacaksınız bir gün bütün tounların hesabı yapılacaktır, ıdlemek suretiyle yarıma ait olan korkunç1 düğüneelıerini bu millet kürsüsünden ifada etmiş oluyorlar. Fakat ben şuna eminim ki, bu millet, bu şeküldeki veballeri tekrar edecek olan insatotaraı, bir daha bu fenalığı yapmak mıkanina vermiyecektiır. Bu' huzur ve sükinun,. içinde tuttuğumuz yolun, doğru olduğu na ve hakikaten arzu edilten heldlefe doğru seri adımHairla yol aldığımıza inaoan mesul bir insan sufatiyle huzu­runuzdan aynliyorium Sözlü, sorunun, bu konuşma ile cevap­lanması tamamlanmış oldu.

Meclis, bugünkü toplantısına gayri menkul kiraları hakkındaki 6570 sayılı kamunun muvakkat birinci maddesinin fıkrasının değiştirilmesi hakkında İzmir Mebusu Pertev Arat tayfından yapılmış olan kamun teklifini de kabul etti.

Büyük Millet Meclisi 11 ocak çarşam­ba günü saat 15 ü'e toplanacaktır.

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin davetlisi; olarak şehrimizde misafir bulunan İtal­yan Parlamento heyeti azaları bugün Büyük Milüet Meclisi umumi müzaferelerini bar müddet takio ettikten sonaa Maclis kütüphanesinle dayet edilmiş ler ve bu arada mebuslarımızla tanış­tırılın ıslardır. Meclis kitajdağmda ge­çen görüşmeler iki memleket arasında mevcut muhtelif münasebetler üzerinde geniş fikir teştisine fırsat vermiş­tir.

Burada ilk defa Parlamento Heyeti Reis ve İtalyan Mebusan M.eclisi İkinci .Reisi M. Cijio Macrelli söz almış, Türkiye'de bulunmaktan duydukları ineni jminiyeti hararetli bir lisanla ifade et­miş VıS kendilerine, memleketimize eyak bastıkları andan itibaren gösteri­len yakın alakaya teşekkürlerini bildtalikten sonıra sözlerini şöyle 'bitirmiştir:

Biz memleketinizi ziyarete davet edil­diğimiz zaman, Türkiye'ye gatelmeniın sevinci içinli'e idik. Bugün aranızda bulutraiiakla bu sevincimiz ibilr İcat daha artmıştır. Hürriyet aşıkı ölajı ve Türkiye'yi dün memleketleri arasında layık olduğu mevkie eriştiren büyük Atatürk,artık yataız Türk milletimin değül, lakıat bütün. dünya milletlerinin büyük bir devlet iadasına halindıe, sem­bolü olmuştur. Türk milleti böyle bü­yük bir insanı sinesande yetiştirldliğinden dolayı ne kadar sevinse haklıdır.»

   Buahare söz alan Kastamonu Mebusu Basri AMAS, Türk milleti ve omıtam süedenTürkiye Büyük Millet Meclisi hakkuıda gösteamis oldukları yakın­lıktan dolaıyı heyet i«isine teşekkür etmiş ve demiştir ki: «İtalyan (Parlamento heyetinin mem­leketimize geldiklerini öğrendiğim za­man sizlerin kıymetli şahsiyetlerinizin yamrtja iki İtalyan siyasi şahsiyetini de Aüısit de OasDeri ve Kont Sforzayı, bu iki Türk dostunu' da hürmetle yad ettim.» Sözlerine devam eden "Kastamonu me­busu Basri Aktaş, Akdeniz milletlerinden, Türkiye, VurJanistam, Yugoslav­ya, İtalya ve İspanya müfetlerinm tam bir tesanüd havası içince birleşerek işbirliği yapmaları lüzumu Üzerinde burmuş ve «bunun iktisadi, kültürel ve siyasi sahada daha sağlam bağlarla te­zahür etmesi mütalaasında bulunmuş Daha, sonra Meclis Reis Vekillerinden Tokat Mebusu İhsan Baç Türkiye ile İtalya arasındaki iktisadi münasebetle­rin daha da inkişafı için ne düşünül­düğünü sormuş, buna cevaben heyet reisi. M. Ciao Macrelli şunları söylemiş­tir:

«Memleketinizi ziyaret etmdkrte oldu­ğumuz su çak kısa zamanda iktisadi sahadaki hamlelerinizin düşündükterimiz çok fevkinde olduğunu müşahe­de etmekle bahtiyar olduk. Her sahada memleketinizi gösteirmiş olduğu ge­niş terakkiler sizlerin enerjik bar mil­let olduğunuz yolundaki söylentülerin bir kompliman değil ve fakat bir haki­kat olduğunu bir kere daha ispat et­miştir. »

Müteakiben İtalyan Parlamento tiazalariyle mebuslarımız arasında muhtelif mevzulara ait görüşmeler ce­reyanı etmiştir. Bu görüşmeler sırasın­da Türk kadınının bugünkü seviyesi hakkında da heyetin yegane bayan aza­sı olan Emanuela Savıo demiştir ki:

»Hürriyet ve demokrasi uğrunda çalı­şan milletler daima yükselmeye hak kazarnırlar. Türk kadını hakkındla kı­sa denalıebileceli bir zaman zarfjndsı fi­kir sahibi oldum. Gene Türkiye'nin, osimiyet içinde Türk kadurma vermiş olduğu ehemmiyeti ve kıymeti görmek ıen mütevellit duyduğum memnuniyet sonsuzdur.

İzmir:

Geçen ayın onbeşinde şehrimizde teş­kil bir komisyon tarafından ka­bul edilir) tasdik için vekalete gönderi­len .gazetecilerin asgari ücretleri tasdik edilerek bölge çalışma müdürlüğüne iade edilmiştir. Bu duruma göre gazete muhabirleri 325, foto muhabirleri 300, musahhihler 275 lira alacaklardır.

11 Ocak 1956

Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10 da Encümen İkinci Başkam Şefik Bakay'ın riyasetinde toplanarak Aldliye Ve­kaleti bütçesinin müzakeresine devam etti.

Bugünkü toplantıda Adliye Vekilli Prof. Hüseyin Avni Göktürk, şimdiye kadar sorulmuş bulunan suallere, mü­talaalara, dileklere ve tenkitlere, cevap verecek ezcümle şunifer: şöyledir

«Arkadaşlarım dan .bir kısmı hakim te­minatı mevzuu üzerinde öiusolttlair ve bu hususta Vekaletin fikrimi. Öğrenmek istediler. Hakikaten, halkam teminatı meselesi mühim bir meseledir. Evvel emir ve şunu belirtmek lazımdır ki ha­kim, teminatı mevcuttur, hakimlerimiz her türlü tesirlerden müdahalelerden azade olarak vazife görmektedirler. Bu günkü teminatın daha mütekamil, da­ha geniş bir hale getirilmesi hususun­da elden gelen gayretler elbette ki gösterilecektir. Yalnız bu teminıat me­selesi anayasa ile sıkisikıya alakalı­dır. Anayasa kanununun tadili üzerim­de çalışılmaktadır ve bu iş kemali cid­diyetle ele alınmıştır. En demokratik esaslar üzerinde bir hukuk devletlinin ihtiyacı bulunduğu, bir Teşkilatı Esa­siye Kanunu yaratıldığı sırada elbette M, hakim teminatı meselesi de tanı maniisiyle halledilmiş olacaktır. Hii Kimel mevcut teminata hassasiyetle riayet ettiği gitoi, bu hususdaki bazı aksaklıkl'an da kaldranaık yoluna git­miştir. Mesela hakimlerin, emeklilik hakkını eski haline ifrağ edecek olan kanun layihası Meclis Umumi Heyeti­ne gelmek üzeredir. Hakimlerin coğrafi teminat» meselesi de yeni hakim­ler kanununda yer almıştır. Zabıt katipleri, başkatiplerin ve buna mü maısil adliye personelinin yetiştirilmesi ve bunların terfihi üzerinde planlarımız hazırdır. Yakında bu. planın tatbi­kine geçeceğiz. Medeni kanunumuzda tesis ve iştirak durumları hakkındaki maddelerin İslahı yoluna gidilecektir.

Müstakil kadastro hakimlerinin tayin­lerine ehemmiyet veriyoruz. Halen 45 mıntakada gezici kadastro hakimi mgv cuttur. Bu miktarı artırmanın çareleri­ni arıyacağız. Nahiye sulh mahkemele­rini idle bir şekle 'bağlamak karaanndayız.1955 yılında müretteo ağır ceza mahkemelerinden 13 tanesi müstakil hale getirilmiştir. Şimdi is cetvefflerini tetkik ettikten sontna. imkan olan ağrr ceza mahkemelerini de müstakil leştaneceğiz.Hapishanelerdeki asayiş mese­lesine gelince: Hapishanelerdeki fcarşıkoymaların muhtelif sebepleri vardır.

Bu sebepfer arasında, iaşe, biriatterın durumu, personelini tavrı hareketi ve infaz sistemi başta gelir. İaşe bedeli 50 kuruştan 60 kurusa çıkarılmıştır. Mah­kimların çalıştırılması asasına ehem­miyet verilmektedir. Nihayet binaların daha elverişli bir hale gelmesi idle bu kar şık oy malları .azaltacak  unsurlardır.

Dava ve ihtilafların azaltılması yolun­da evvelemirde yapılacak iğler Adliye' Vekaletini fazla alakadar etmez. Bu bir ahlakı umumiye meselfesidıir. Biz nihayet ana kanunların İslahı yoluna giderek, kendi sahamız içinde dava veihtilafları azaltmak yolunu tutabiliriz. Anaı kanunlarımızım İslahı içini de ça­lışmalara başlaMünTiKtir. Bu anadil mev cut 7000 e yakm kanunun ayıkliamması isine idıs başlıyacağız ve bunu 2000 ka­muna, indireceğimizi tahmin ediyoruz. Hakimlerimizin yetiştiriikruesi ve bu husustaki kadro ve maaş mevzuları iti­na ile ele alınmıştır. Ceza evleri inşa­atında,bütçemizin kifayeti nisbatindıe faaliyet göstermekteyiz ve bu inşaat bir bit plan dahilinde yapılmaktadır. Me­bus arkadaşlarımdan birisi bir «Adli­ye korigresinin» tonplammasına istedi. Buna «hukuk lislahat kongresi» adını dal verebiliriz. Ancafc böyle bir kongre toplamak kolay değildir. Uzun çalışma­ları  icap ettirmektedir.   İdtkıaf Mıahkemelerinim kurulmasına 'gelince, bu mesele yalnız maddi bakımdan ele atiınmamalıdır. Bugün 300 hakimlik münhBİldir. Diğer mahkemeler için ka­fi miktarda "hakim bulunmaksızın, isti­naf mahkemelerini kurmak nasıl müm kün olabilir? Tevhidi kaza işi devkit ölçüsünde ele  alınacak bir meseledir.

Yine bazı arkadaşlarım muhalefete mensup gazetecilerin basın suçlara, dolayısiyle .gizli olarafc mankemelarinin yapıldığım söylediler.Ceza muhakeme­leri usulü kanununa göre yalnız hasın davaları için değil her türlü davalar için gizli     mahkemeler yapılabilir.

Bunda da hakimlerin kanaati rol oy­nar. Siyasi mevkufların saçlarının ke­sildiği söylendi. Bundan sonra tou usul kaidelim ıştır.

İspat hakkı üzerinde fikrimiz şuidlur: Hakikati maddenin ispatına taraftarız.

Bu hususta Meclis getirilecek ka­nun layihasının müzakeresi sonunda Meclisin alacağı kararı hürmette' kar­şılayacağız.»

Vekilin bu konulmasından sonra söz alan Rize mebusu raportör İzzet Akcal (D.P.) Temyiz Mahkemesine gel­mekte olan. islerin çokluğundan bahse­derek,Temyiz Mahkemesinin hukuk dairelerine bir dairenin daha ilave edil mesaili,Temyiz Mahkemssi raportörlük lerine tecrübeli hakimlerin tayin edil­mesini, cezaevlerinde ayaklanmalar ol­duğu sırada silah yerine gözyaşartıcı bomıbalaaın kullanılmasını istedi. Yine raportörler&m Van mebusu Kemal Yörükoğlu (D.P.) Temyiz Mahkemesi­nin heyet halinde çalışmadığından balı setti.

Bu arada konuşan Edirne mebusu: Hükneddin JMasuhİoğlu, (D.P.) Erzurum mebusu Hamid Şevket İnce (D.P.), Kırşehir mebusu Osman Alişiroğlu bağımsız, Oırdu mebusu Refsıt Aksoy (D.P.) kendi fikirlerini serd eyleldüler ve encümen saat 13 de sabah çalışması­na son verdi.

Bütçe encümeoi saat 16 da toplanacak­tır.

Ankara :

.Beynelmilel nefrniryolları Birliğine da bultunan demiryolları işletmeleri umum. müdürlsrinin 12 ocakta Pariste bağlıyacak toplantılarına katılmak üze re D.D.Y. İşletmesi Umum Müdürü Nedret Eşmen'in riyasetindeki heyert, bugün saat 13 de uçakla Ankara'dan hareket etmiştir.

11 Ocak 1956

Ankara :

Cemiyette iş ve idare hayatı içinde yetişmiş kıymetli şahsiyetler tarafııv dan son günlerde Ankara'da «ihtiyar­lıkta .bakım köşkleri kurmak» mamı altında bir cemiyet tesis edilftniştir.

Cemiyet ihtiyarlık davasini ilk defa olarak .ele almış ve memleket ionizdıa de en mütekamil şekilde ihtiyarhk köşkleri kurup yaşatmak) gayesiyle pek esaslı tetkikler yaparak çalışmaya baş­lamıştır.

Ankara DilTarih ve Coğrafya Fakül­tesi salonlarında çalışmalarına başhyam Türkiye Jeologlar Bürligi Birinci limumi heyet toplantısı seçimleri müte­akip sona ermiştir.

Yeni idare heyeti azalara bir toplan/ti akd'e'i'erek, vazife taksimi yapmışlar ve geneli başkanlığa ittifakla İzmir me­busu Dr. jeolog Nuriye Pınar, başkan vekilliğime petrol jeolog Mehmeıt Taş demiroğiu, .genel sekreterliğe su jeo­logu Turgut Özpar, muhasipliğe petrol jeologu Kemal Lokman, faal üyeliklere Dr.jeolog Zati Temek, jeofizik Y. Müh. .Salahi Diker ve Jeolog Kemalettin Göktunali seçilmişlerdir. Seçimleri takiben birliğin tvu sen.aki faaliyet esas ları tesbit edilımis ve ilk olarak jeolog­lara tarif, vazifelerini tesbit ve tajykt eden bir kanun teklifinin hazırlanniıasını, jeologlar odası kurmak için te­şebbüslere geçilmesine, jeolog haldlanım temin etmek için bir komisyon kurulmasına kar.ar verilmiştir. Birlik ayrıca (raejJleM faaliyetler cüim Deind'eın olmak üzere, önümüzdeki mevsimde İran'a msisleki seyahat yapıknasanı vs muhtelif mevzularda konferanslar ve radyo konuşmalara tertip edünıesini de karar aitma almıştır.

Kastamonu:

Vilayetimiz Orman Başmüdürlüğü bi­nasında başmüdürülk kısım müdürle­riyle, tahdid komisyonu vs ameiiajman heyeti başkanlarının ve başmüdür lüğüne 'bağlı dokuz imletme müdürle­rinin iştirakiyle bugün devam edan mühim bir toplantı yapılmıştır.

Toplantıda:

1 Orma'üılarımızın daha rasyonel bir şekilde işletilmesini ve korunmasını sağlamak.

2

Orman yetiştirmek,

Gerek ham madde ve gerekse kollektif faide ve hizmetlerini tahakkuk
ettirecek bir orman sahasına ve varlı­ğına kavuşmak,

ESki ve yeni yrl bütçelerinin tatbikatiyle yeni senede yapılacak istih­
sal vs. muhtelif çalışmalar  ve mahalliinşa malzemesi ve yakacak ihtiyaçla­rıma karşılanması,mevzuları ürerinde görüşmeler yapıla­rak bu hususlara ait mühim kararlar alınmıştır.

12 Ocak 195S

Ankara :

Bütçe Encümeni bugün saat 15 de en­cümen ikinci başkanı Şefik Bakay'm riyasetimde toplanarak adliye bütçesi fasıllarının müzakeresine devam etti. Hakimler kadrosuna ilave tahsisat konulmasınm konuşulması sırasında söz alan raportör Rize mebusu İzzet A'kçal ile raportör Van mebusu Kemal Yörükoğlu, kadrosuzluk yüzündeni ter­fi edemiyen hakimlerin istifa eyledik­lerini ve böylelikle adliye teşkilatının eleman bakımından sıkıntıya düştüğü­nü ifadie ettiler ve bu ara'd'a, 35 ve 40 lira maaş kadrosuna 310 hakimliğin münhal bulunduğunu tebarüz ettirdi­ler. Aynı mevzuda söz alan mebuslar­dan Antailiya mebusu Kenan AkmainHar (D.P.), Tokad mebusu Ömer SumaK D. P.), Diyarbakır mebusu Yusuf Azieoğkı (Hür. P.), ilave; tahsisatın konuibmasımn lüzumu üzerinde fikirlerini. dermeyan ettiler, aynı mevzulclla söz fi­lan Sinop mebusu Ser ver SomMocuoğlu (bağımsız) ezcümle şunlan söyLedi:

«Tspkilat: Esasiye Kanununun hakrimsi" ve memurlar hakkında koyduğu1 hü kürrfer kanun vaazıma bir işarettir ve aynı statülere sahip olmalarının işare­tidir. Hakimlerin gördükleri vazifenin 'hususiyetiyle mütenasip şartlara ka­vuşturmak bizim için de bir vazifedir.

Kadroların genişletilmesi masrafı art­tıracağı için emisyona, başvurmak zo­runu yaratacaktır. Tasarruf ve vari­dat fazlası ile karşılanamadığı için bu yola gidi Be bile, bunu dahi göze batma­lıyız. Zira ailaletsizligin enflasyonu. cemiyet için daha çok korkunçtur.»

Raportör Rize mebusu İzzet Akçal (D.P.), da memtekette son senelerde meydana geldin, iktisadi inkişafın sedbeat hayat sahasında temin etti£i imkanlar doi'ayısiylıe yetişmiş birçok hakimlerkı meslekten uzaklaşmakta oldüklanaa belirtikten sonra, «ilk tedbir olarafc ha­kim muavinliği ve stajyer kadrolarmdan bir kısım kadroların tenzili sure­tiyle 25 adet yüzlük, 50 aded 90 life, 100 adıd 80 lik, 150 aded 70 lik ve 150 aded 60 lik kadronun verilmesini za­ruri görmekteyiz. Bu kadrolar kabul edildiği 'takdirde kadrosuzluk yüzün­den terfi edemiyen hakimlere hakları olan kadrolarının verilmesi imkam sağlanacak ve bu yüzden mesliktert ayrılma, kısmen d& olsa önflıenecektir, dedi.

Neticede 2.040.250 liralık ilave tahsisat kabul edilişi. Keza iAdlive Teşkilatına yeni kadro ilavesini tazaanmun ayieyen. diğer bir fasıl da kabul olunarak, Vekalet bütçesinin müzakeresi sosıa erdi. Bütç.e encümeni bundıan sonra Toprak ve İskan Meri Umum Müdür­lüğü bütçesinin müzakeresini geçti. Bu aırada hükümeti Devlet Veküü Semi Ergin temsil etmekteydi.Bütçe­nin tümü üzerindeki konusroaLar sıra­sında söz alanlardan Mula mebusu Naıtak Poyrazoğlu D.P.), Toprak: ve İskan Umum. Müdürlüğünün, tapu ve kadastro vs orman müdürlüğüyle birleştirü.erek bir vekalet haline getiril­mesini, bir ic ve diş iskan politikasım yaratılmasını İstedi. 'Diyarbakır mebusu Mustafa Ekinci ('Hür. P.) dışa­rıdan gelen göçmenüerin durumunun ne olduğunu sordum. Niğde mebusu AhHied Kadıoğki (D.P.) toprak teıvzd ko­misyonlarının sayısının arttırılmasıni bu komisyonların tapu ve kadastro komisyonlariyle işbirliği yapmasını İs­tedi. Ordu me.busu. Sabri İşbakan (D. P.) (Karadeniz isahilerindeki nüfofs çokluğu meselesinin ele alımmasını, Toprak ve İskan Umum Müdürlüğü­nün. Zirai Donatım ve Ziraat Bankası ile yakından alınmasını öne sürdü.

İzmir mabusu Bü'hzad Bilgin (D/PJ top rak reformu hakkında konuştu ye İç kolonizasyon politikasının mevcud oIup oimadığmj sondu. Tokad mebusu Ömer Sunar (D.P.) göçmenlere yeri­len topraklar mevzuunda, durarak, bu İşde bateı aksaklıkların mevcut 'bulun­duğumu1 tapulu arazilerin tfe 'göçmen­lere dağıtıldığını söyledi. Konya melbusu Mustafa Başmaçık (D. P.) iç iskan mevzuuna temas sderek, köylülere tev­zi edilen arazilerden sağlanan paranın ne şekilde kullanıldığını sordu. Kırşehir mebusu Ahmed Bfflgin (C.M.P.) mem­leketimizdeki göçebe halkın miktarını, dışarıdan gelen cismenlerin iskan iği­nin tamamlanıp tamamlanmadığını öğ renmek istedi. Eize mebusu Hüseyin Agura (D.P.) siyasetinim ehem­miyetle ete alınması, bu mevzularda UBisn vadeli strateji planlarının hazirİamması, süratli bir tempoda artmak­ta olan nüfus karşısında, hükümetin günlük tedbirlerden ziyade esaslı hal çareleri bulmak zorunda olduğu husus­larımda fikir beyan etti. Sinop mebusu. Nuti Sertohı (C.H.P.) iskan politi­kasının zaruretler ye emrivakiler sıtiesinde meydana geldiğini üeri. sürdük ten sonra in ve dış iskan, politikasının tok plana bağlanmasa lüzumu üzerinde durdu. Bu konuşmalar sona erince en­cümen saat 20 de bugünkü çalışmasına nihayet verdi.

Bütçe encümeni yarin saat 10 da top­lanacaktır.

İstanbul:

Türkiye Büyük MMet Meclisinin da­vetlisi olarak memleketimizde bulunan İtalyan Parlamento heyeti bu sa­bah Dolmabahçe ve Yıldız saraylarını gezmiştir.

Driknabahçe sarayında Atatürk'ün ha­yata gözlerimi kapadığı odada İtalyan mebusları ihtiram vakfesinde puiutimuşilardır. Heyet azaları öğleden son­ra: Topkapi sarayını, müzeleri, camile­ri ve taırihi yerleri gezmişlerdir.

Heyet şerefine Ticaret Odası bir öğle yemeği,  Sanayi   Odası  da  bir   islami yemeği yermiştir.

Ankara :

İş ve İ?çi Bulma Kuıumunun milletler­arası işbirliği teşkilatı Türkiye misyoniyle müşterek idare ettikleri işçi eği­tim kurslarının, altıncısı İş ve İşri Bul­ma Kurumu "Umum Müdürü Şerif Gür­ol'un bir konuşnra'siyle bugün Ankara­'da ve İşçi Bulma Kurumu lokalrında açılmıştır.

"Umum müdür bu konuşmasında, işçi eğitimi kurslarının mahiyet ve önemi­ni belirtmiş, işçiyi yetiştirmek mevzu­undaki çalışmalar üzerinde durarak, işçinin umumi bilgisinin arttır il m asiyi e iş mevzuatımız ve sendika, çalışmaları, işçi ve isv.eren münasebetlerinin bilin­mesinden saklanacak faydaları açıkla­mıştır.

Bu konuşmayı müteakip Siyasal Bilgi­ler Fakültesi hocalarından Cahit Talaş Türkiye sosyal politika gelişmesinin tarihçesi mevzuunda İ'lk .dersini ver­miştir.

İlk derste hazır bulunan milİetlerarası işbirliği teşkilatı Türkiye misyonu ça­lışma müşaviri Mr. John Barr.ett, gaze­tecilerle yaptığı kısa bir konuşmaidla is ve işçi bulma kurumumun çaiışmalarcusıa 'matbuatın gösterdiği alakayı bü­yük biT hazla karşıladığını, kihrum, milletlerar.ası işbirliği teşkilatı ve sen­dikalar arasındaki anlayış havasının işçi eğitimi kurslarının başarısında amiI olduğunu, kuraların muvaffakiye­tinde bilhassa .sn büyük faktörün Türk işçisinin memleketin menfaatini ve bu mienfaıatte toendisine düşen vazifeyi müdrik olmasından ileri geldiğini be­yan etmiştir.

Ankara :

Vekaletinden aldığımız ma­limata memleketiminde Petrol Kanunu gereğince arama ruhsatname­si almak üzere' 187 bölge için yapıları müracaatlar tamamen müsbet olarak neticelenmiş bulunmaktadır.

Biri Türk cflrnak üzere 12 şirkete veril­mesi takanrür ederi saha adedi ile bu şirketlerin isimleri aşağıdadır:

American Overseas (Caltex)

11

N.V. De. Bataafsche (Shell)

13

Bolsi Chica

2

Delim an Montan

4

Esso Standard

16

D.D. Feldman

4

GiHiland Oİ1

2

Hufeky Oil

1

İstanbul' Tabii Gaz

Sokoni Vakum.

11

Tildte Watsjr

A

Türkiye Petrolleri A.O.7

Bu suttetle, Amerika, İngiltere, Alman­ya ve Hollanda'dan dünyaca tanınmış büyük firmalar pek yakında memleke­timizde petrol arama faaliyetine geçsı eklerdir.

Baltalardan başka yeni serhest sahalar içm dıe petrol arama ruhsatiyesi al­mak üzere müracaatlar başlamış bulun maktadır.

Ankara :

Çalışma Vekaleti Müsteşarı ve İşçi Si­gortalan Kurumu Umum Müdür Vıafciii Hulusi Timur, sosyal sigorta tatbika­tının memleketimizde sür'atte inkişaf etmekte olan işçi kitlesine daha üaıydaIı hale getirilmesiyle alakalı olarak İman; yeni kararlarla, 1956 yılı çaitışma planınıza derpiş olunan hususlar etrafında Anadolu Ajansına izahat vermiştir.

Hulusi Timur, nısmls'ketimizin iş haya tındaki inkişafla birlikte yıldan yıla tezayüd eden sigorta kanunlarma tabi iş yerleri sayısının 1955 yılının, 8 nci ayında 19 bin iken 1İJ56 yılında 20 bin. 700 iş yarine yükseleceğini, iş ve sigor­ta kanunlarına tabi olarak çalışan işçi ve hizmetli sayısının da 1955 yılında 540 binden ibaret iken 1956 yılında 536 bir.i tecavüz edeceğini, iş günleri sayısınca mühim inkişafların müşalıede olunacağına, iş günleri sayısının 1956 yıknda 142 milyonu bulacağını söylemiş,

«Sigortalarımıza İşverenler tarafındıan. ödenmiş olan ücretler toplamının 743' milyon lira olduŞunu ve bu miktarın 1955 yılında 900 milyonu ve 1956 yılın­da ise 1 milyar lirayı tecavüz edeceği­ni »söylemiş tir.

Bundan1 sonra Hulusi Timur, iş kazalariyle meslek hastalıkları sigortasmatemasla1 şunları söylemiştir:

«Bu yıl 566 bin sigortalı, 142 milyon iş gününün iş kazalariyl.e meslek hafta­lıkları hallerine ve akıbetlerine kaarşı sigortalanmış olacaktır. Bu sene İş ka­zaları ve meslek hastalıkları içini 2 milyon 300 bin lira geçici iş görmislik ödeneği tediye edilecektir.

İş kalalariyle meslek hastalıkları neti­cesi malil kalmış sigortalılara, peşin değerleri mecmuu (maliyeti) 4 milyon lirayı geçisi maluliyet aylığı tahsis edilecek, ökn sigortalıların dul, yetini ve ana babalarına, peşin değerleri mecmuu 5 milyon 500 bin lirayı gıaçen dül ve yetim aylığı bağlanacaktır. 1956 yı­lında iş kazalariyle meslek hastalıkla­rı sigortasından sigortalılar veya düve yetimlerine sağlanacak yaardmıllar tutarı 14 milyon liraya baliğ olacak.»

Çalışma Vekaleti Müsteşarı ve Kurum Umum. Müdür Vekili asgari günlük; kazançlar mevzuunda alınan, mühim, kararlar ve yapılan değişikliküısr etra­fında da şu izahatı vermiştir:

«Ücretlerde müşahede sdilen artışla ahenfcli olarak, halen geçici İs görmezik1 ödeneklerinin hesabında esas alrnmakta olan 2 lira asgari günlük ka­zanç, kar.'U'n tadili suretiyle 1956 yı­lında 3 liraya çıkarılacak v& 3 liradan az günlük kazanç ile çalışan sigortalı­lara kaza. vs meslek hastalığı halle­rinde tediye edilecek geçici is görmez­lik ödenekleri bu 3 lira asgari günlük kazanç üzerinden hesaplanacaktır. Ay­rıca, asgari günlük kazancın 3 liraya çıkarılması talihine kadar 3 lira'dla da­ha az günlük kazanç esasına göre tah­sis edilmi ve hsnüz kesinleşmemiş maluliyet gelirleri ile dui ve yetim1 ay­lıkları, 3 lira asgari günlük kazancına göre hesaplanarak arttırılacaktır. Ge­lirlerde yapılacak bu arttırmanın istil­zam 'eylediği peşin değer tutarı 600 bin lira civarındadır. '

İş kazalariyi,;, meslek hastalıkları so­nucu, ölüm. halinde' cenazeyi kaldırmak üzere hak sahiplerine tediye edilmek­te olan 75 liradan ibaret cenaze mas­rafları karşılığı 150 liraya çıkarılacak­tır.»

Hulusi Timur analık sigortasına temas­la, bu mevzui 1956 yılmda yapılacak hususları da şöylece izah etmiştir:

«1956 yılı bapnda 39 vilayette tatbik edilmekte olan sigortasından bü tün sigortalılarımızın %3I i faydalana­cak, mütebaki %69 una ise hastalık ve analık sigortası kanununa tevfikan analık yardımları sağlanacaktır.

1956 yılında bütün yurtta kur.unıum,uza intikal edecek analık vak'aları sa­yısı 52 biıiıi bulacaktır. Bu 52 bin vaik'ad'an hastalık sigortası kanununa göre yardım görmeyen 24 bini için yapıla­cak yardım, tutarı 1956 yılında 2 mil­yon 900 bin lira olacaktır. Erkek si­gortalı eklerinin veya kadın sigortalı­ların1 analık halinUe, yeni doğan çocu­ğun beslenmesine yardım, etmek üze­re ödenmekte olan 60 lira emzirme ödeneği, 1956 yılında 100 liraya çıkarıla­caktır. »

İhtiyarlık sigortası mevzuunda da Hu Timur şu malimat; vermiştir:

Bütün memleketteki sigortalılara bir­den tatbik edilmeğe başlanmış olan ihtiyarlık sigorlı tescilld sigor­talılarımız sayısı 1955 yıla sonlarında 1milyon 100 bini bulmuştur. Tescilli si­gorta Harımız sayısının 956 yıl sonun­da 1 milyon 400 bini aşacağı tahmin olunmaktadır.

Diğer taraftan, ihtiyarlık sigortası ka­nununda ihtiyarlık ve maluliyet aylık­larının yıllık tutarı, sigortalılar namna ödenmiş primler yekinunun %20 Sİ ol'arak tespit edilmiş ve bu aylıkların yıllık tutarının 400 liradan az olamıyacağı hüküm, altına alınmıştır. İhtiyar­lık sigortasının tatbik mevkiine konul­duğu tarihten beri, sigortalılarımız na­mına öderimi1'; primler yekinunun % 20 sinin 400 den daha az olması sebe­biyle, sigortalılarımıza yıllık tutarı 400 lira asgari miktara müsavi aylıklar tahsis edilebilmiş'tir.

İhtiyar ve malil sigortalılarımıza ve­ya bunların hak sahibi dul ve yetim­lerine .bu 400 lira asgari esas üzerin­den tahsis edilmiş aylıkların, 956 yılın­da, aylığın yıllık asgari miktarı olan 400 lira 720 liraya çıkarılmak sure­tiyle arttırılması için lüzumlu kanun tadilinin yapılmasına tevessül olun­muştur. İhtiyarlık ve maluliyet aylık­larının asgari hadline yapılacak bu arttırmanın ihtiyarlık sigortasına1 ma­liyeti 148 milyon liradan ibarettir.»

Hastalık ve amalık sigortası tatbikatiyle alakalı olarak da Hulusi Timur şu izahatı vermiştir:

Hastalık ve analık sigortası, halen 28 vilayetimizde tatbik edilmekte ive bü­tün sigortalılarımızın hastalık ve analık sigortasından faydalanmakta dır. 956 yılında bu sigorta kohmruzu Eskişehir, Konya, Kayseri, Urfa, Maraş, Yozgat, Nevşehir, Tokat, Elazığ ve GazianÜp vilayetlerine teşmili, programımıza alınmıştır. Su programın tat­biki surötiyle bütün sigortalılarımızın %77,33 ünün hastalık ve analık sigor­tasından istifadeleri' mümkün olacağı 956 yılmda yalnız 38 vilayetteki hasta­lık ve analık vakalarının tedavisi İçin bu sigorta, kolunldbn 5 buçuk milyon,, kurumaı ait olmayan sağlık tesislerin­deki tedaviler için 21 buçuk milyon li­ra tutarında sağlık yardımı yapılacağı, miktarı 11 buçuk milyon liraya yaldaşan geçici iş görmezlik ödeneği tediye edileceği, 800 bin lirayı mütecaviz ge­belik v.e analık maktu yamdümiyle 1 milyon.674 bin lira emzirme ödeneği tediye edileceği hesaplanmaktadır.

Boyiece 28 vilayetteki vak'aiar için. ıbu .sigorta, kolundan 956 yılm'd'a yapilacafe yardımlar yekinu 35 buçuk milyon lirayı bulacakta,Hulusi Timur kurumun idari teşkilatı hakındia izahat ver.erek gayenin, işçi sayısının kesif olduğu yerlerde yeni şubeler açmak olduğurau 956 yılında da mevcut şube adedinin 24 e çıkacağını kaydettikten sonra sağlık tesisleri ve t&davi faaliyetleri etrafında demiştir ki:

Hastalık vo analık sigortasının tatbik edilmeğe .başlandığı yerlerde bir teraftan mevcut resmi ve hususi sağlık tesislerinden imkan nistaetinde istifade edilmeğe çalışılmış, diğer taraftan sigortalilerimizin matsa muvafık bir' sakilde tedavilerini temin etmek rnaksadiyle kurumurtıza bağlı sağlık te­sisleri teşkilini? tevessül    alunmuştıır.

Bu gayretler sonunda 956 yılı başiınltia sağlik tesislerimizin sayısı, İstanbul, İzmir, 'Bursa, Ankara, Seyhan, Kütah­ya, Samsun, Malatya, Diyarbakır, İz­mit ve Sivas'ta olmak üzere 51 i bulmniştuir.

Bu sağlık te s islerimiz deki yatak sayısı, halen 1538 dir. 956 yılının, ilk aylannda yapılacak ilavelerle 1571 e yüksel­tilecektir. Hastalık ve analık sigorta­sının tatbikine 1956 yılında başlanacak vilayetlerde de icap ve ihtiyaca ;göre lüzumlu: sağiliık tesislerinin kuıruitmıa.sına. gidilecektir.

Kuruma ait sağlık tesislerinde yapılan poliklinik sayısı 956 yılında 1 milyon 400 bine yaklaşacaktır. Bu aıyak ve yatak tedavileri için sağlık tesislerimiz de yapılacak tedavi masrafları yekinu­nun 17 milyon: lirayı tecavüz diteceği hesaplanmaktadır,»

Hulusi Timur kurum tesisleriyle sigor­talı isçilere ucuz ve sıhhi ev temini mevzuunu da ehemmiyetle belirterek demiştir ki:

«Kurumun .birçok saflık tesisleri halen kira ile tutulmuş binalarda yerleş­miş vaziyettedir. Gayemiz bütün teş­kilatımızı kendi bina.lanm.izda barındmnak ve kuruma yeni gelir kay­nakları bulmaktır.Bu noktai nazara bi naen 956 yılındla, İstanbul'daki 300 yataklı Maltepe sanafaryıumu inşaatı devam .edecek ve ikmal olunacak, İs­tanbul Samatya hastahanesi inşaatı hızlandırılacak, halen inşaatı ıdfevam, edan İzmir sanatoryumu 1956 yılı sonramla fca dar tamamlanacaktır. 500 yataldi Sü­reyya Paşa sanatoryumu da 956 yılın­da faaliyete geçirilecektir.

İnşaatına başlanan İzmir şube binası ve iş hanı 956 yılında ikmal olunacak­tır, 'Bunların haricinde 1956 yılı zarfın­da Ankara'da 6 numaralı bir aparhma, Kayseri ve Adana'da şube binalariyle Adapazarı ve Hemke dispanserlerindn inşasına başlanarak ikmal edilecek Ayıdin'da bir şube binasının, Ankara'da 7 ve 8 numaralı apartmanların, İzmir'­de 'Birinci Kordonda Dir apartman ile Bursa'da blok apartmanlar inşaatına geçilecektir.

Yukarıda zikredilen inşaat dölayısiyle 956 yılında gayri menkule 13 buçufe milyon lira yatırılmış olacaktır.

Kurum, sigortalı işçilerini rahat bir şe kilde ikamet edecekleri kendi malları meskenlere kavuşturmak maksadiyle, işçi. kooperatiflerinin ihtiyacı olan ar­saları almakta, işçi mesken koopera­tiflerine Emlak ve Kredi Bankası vasıtasiyl'e arsa ve inşaat kred'isr açmak­ta, 'bazı ahvalde ise inşaatı bizzat de­ruhte eylemektedir.

Bu faaliyet cümlesinden olarak 955 yı­lı somma. kada rmuhtelif şekillerde 1§çi mıssken kooperatiflerine açıihnış ar­sa ve inşaat kredisi yekinu 56 buçulk milyon, bu kerdiier karşılığı öd'enen paralar ise 41 milyon lirayı buüımaıstur. Bu suretle 5564 iadet işçi meskeni ya­pılmış ve 48 işçi meskeni yanı koope­ratifi finanse edilmiştir.

956 yılı sonuna kadar açılmış krediler yekimı 77 milyon liraya yükselıecekter.

Şu kaicüar ki, mesken inşa ettirmekte kooperatiflerin münferiden karşılaştık­ları müşkülatı bertaraf etmek ve ma­liyeti daha ucuza düşürmek için önümüzdeki yıllarda kooperatiflere ait meşk eıılerin. inşaat ve ikmalinin kont­rol vs sevk idaresi kurum tarafından deruhte edüıacek ve inşaatın ikmalini müteakip alakaliiara .tevzi ve temliki yoluna gidilecektir.»

Ankara :

Memleketimizde Pakistanlılarla müş­tereken bir çuval ve kaneviç; fabrikası tesisi nraksadiyle yapıl'uıakta olan mü­zakereler nihayıetfeomiş vs mevzuubahis fabrikaya 'tesis "edecek sirkstin mu­kavelesi Türk kurucuları ve Pakistan­lılar taraftfiü'an imzalanmıştır.

Mukaveleye göre, şirket 12.000.000 li­ra sermaye ile kurulmakta olun bunun 3.920.000 lirası Pakistanlılara ait bu­lunmaktadır. Şirketin diğer kurucula­rı, Sümerbank, T.C. Ziraat Barakası, Türkiye Emlak Kredi Bankası, Türki­ye İş Bankası, Toprak Mahsulleri Ofi­si, Türk Ticaret Bankası, Türkiye Şe­ker Fabrikaları Anonim Şirketi ve Tariş'tir.

Tesis edilecek fabrikanın kuruluş ye­ri «tüdleri ikmal edilmiş, makine ve. tesisatının siparişi veriimistir. Pakis­tanlılarla varılan mutabakata .göre şir­ketteki hisseleri tamamen makine ve tesisatın "badelina Sahsis edilecektir.

1955 yılında inşaatına başlanması der­piş .edilen bu fabrikada, iki Dosta m>zrindan 1820 milyon metre kaneviçe ve ayrıca on milyon adlet çuval yapıla­bilecek  cuvallik  bez imal   edilecektir.

13 Ocak 1956

Ankara :

Şimdiye kadar parçalarına dışardan getirtmek ve bunları burada monte et­mek suretiyle traktör imal etmekte ci­lan Minneapolis  Moline Türk Traktör ve Ziraat Makineleri Fabrikası, .bun­dan böyle, traktörü teşkil eden parça­ların da memleketimizde yapılm'ası hu susunda gayretle çalışmaktadır. Trak­törün yüzde yetmiş parçasının IdÖkum mahsulü olduğunu hesaba katan trak­tör fabrikası imal edeceği traktör ve ziraat makineleri miktarıyla mütena­sip kapasitede bir dökümhane tesisi için hemen teşebbüse girişmiş ve bu: projelerin hazırlanmasını tecrübesi sa­yesinde bu sahada tanımmış bir Ame­rikan firmasına ihale etmiştir. Ancak günlük kapasitesi bir pota ile 10C ton maden eritmeye müsait olacak ve senede 25 bin ton maden dökerek or­ta dopu1 ve Balkanların en büyük mo­dern 'iökümh an elerinden birini teşkil Gidecek bu çaptaki dökümhanenin işler bir hale getirilebilmesi ve kafi mik­tarda teknik .elemana sahip olunabil­mesi iki senelik bir zamana ihtiyaç gös termektedir. Bu bakımdan dökümhane kuruluncaya kadar mevcut İmkanlar­dan faydalanmak suretiyle traktör veziraat makinelerine ait "bir kısım1 dö­küm, parçalarının imaline derhal teves­sül edilerek şimdiden döviz tasarrufu cihetine, gidilmekte d ir. Bunun içindir ici Minneapolis Moline Türk Traktör" ve Ziraat Makineleri Fabrikası erkek teknik Öğretmen okulu dökümhanesiyle işbirliği yapmaya başlamıştır. Böy­lelikle traktör makinelerine ait bir kı­sım, parçaların imali kabil olmakta hem de okul mısmleket dökümcülüğünü muhtaç ol du?u iyi vasıflı elamanları yetiştirme bakımından istifade etmek­tedir.

Şimdiys kadar döküm malzemesinin memlfcket dahilinde temini yolunda çok .mühim gelişmeler kaydedilmiştir.

Bu inkişaf ve yeni metodlarm' müra­caat sdtecek bütün dökümcülere teferrüatiylı* bildirilmek kararına da varıl­mıştır. Kısa bir zfeman sonra lerifek teknik öğretmen okulu dökümhanesi­nin mekanik vasıtaları ıdk ikmal edi­lerek en iyi şartlar içinde çalışma dev­resine 'girilmiş olunacaktır. Böylece hem. traktör fabrikasının muhtaç oldu­ğu döküm parçaları imal; edilmek su­retiyle döviz tasarrufu temin edilecek ham d& memleketimizin beklediği iyi evsaftaki dökümcülerin, daha müsait, şartlar içinde yetiştirilmesi imkanı sağlanmış olacaktır.

Ankara :

 Encümeni, bugün saat 10 da En­cümen ikinci Başkanı Şefik Bakay'in riyasetinde toplanarak Toprak ve İs­kan Umura Müdürlüğü, bütçesinin mü­zakeresine devam etti.

Encümenin sabah celsesinde söz alan mebuslardan. Elazığ mebusu Selahaddin Toker (bağımsız) Toorak ve İskan davasının kül halinde ele alınması I&zungeldiğini ve bu isler irin bir plan yapılması icabettiiğini söyledi. Deniızli mebusu Metanet Karasan (D.P.) nüfus meselesinin toprak ve sanayileşme mısv zuu il£ yakından alakalı olduğunu be.lirtta. Memleket nüfusunun bünyesine uygun bir iktisaldS politikanın taikip edilraıssi lazımjgeld'iğini ifade etti. Gaziantep mebusu Ekrem Cenani (D.P,), yarıcılıkla geçinen topraksız köylüye kredi açılmia'sı mevzuunda fikirlerini .serdetti. Zonguldak mebusu Sebatı Ataman (DjP.), iç iskan ve toprakl&nd'ırma meselelerinde bir planın mevcut olup olmadığım sordu. İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.), dışanSdkn Türki­ye'ye gelmek isteyen ırkdaşlarımızın bu arzuları karşısında hazırlanmış bir plan olup olmadığını Öğrenmek istedi. Afyon mebusu Murad Ali Ülgen (D.P.) şimdiye kadar ne miktarda toprak, da­ğıtıldığı hakkında malimat isteldü. Di­yarbakır mebusu Yusuf Azizoğlu (Hür. P), Toprak Kanununum yeniden ele alınıp tetkik .edilmesiüi, mezkir kanu­nun günün realitelerine cevap verme­diğini ifade etti. Erzurum mebusu; Şev­ki Erker (D.P.), iç iskana dış iskandan daha fazla ehemmiyet verilmesi husu1su üzerinde durdu. Diyarbakır mebusu Mehmet Hüsiev Ünal (D.P.), Toprak Tevzi Komisyonlarının çalışmalarımda aksaklıklar olduğunu tebarüz ettirdi ve toprak hakimliğinin yeniden ihdası lü­zumundan bahsetti. Balıkesir mebusu Sırrı YiTcalı (D.P.), ormanlık böl'gedte yaşamakta olan vatandaşların başka yerlere nakli meselesinin bir neticeye bağlanması fikrini serdetti.

Sualler ve temenniler sona erdikten sonra konuşan Devlet Vekili Semi Er­gin, dışarıdan gelen göçmenlerin sayısı ve durumu üzerinde (durarak, 1950yı­lından itibaren Bulgaristan'dan ani bir şekilde tehcir edilıen 154.393 ırkdaşımızdarn 34.463 aileye mesken temin edildiğini, 20.648 aileye toprak ve zirai alet dağıtıldığını, zenaatliar göçmenler için 25 milyon liralık kreldi tsmin edil­diğim, 38.039 göçmen ailesi için dte mesken, inşaatına girişildiğmi .bildirdi ve bu dış iskan işlerinin  ağırlığı  altında kalan umum müdürlük teşkilatı­nın ip iskan mevzuunda istenilen, ran­dımanı veremediğini de sözferine ilave etti. İç iskan sabasmiclla yeni bir «İskan Kanununun^ harajlanımakıta olduğunu ifade eden vekil, meakir kanun layi­hasında şimdi burada ileri sürülen te­mennilerin çoğunun gerçekleşeceğini, bus arada Toprak ve İskan Umum Mü­dürlüğünün Orman Umum Müdürlüğü1, Su İşleri Umum. Müdürlüğü, ve Nüfus Müdürlükleriyle ya3andaa işbirliği ya pacağını tebarüz; ettirdi. Bir iskan ve­kaleti fcurulması hakkında ileri sürü­len fikirlere karşılık olarak, bunun nibayet bir "hükümet, bir Vekiller He­yeti meselesi olduğunu ve bu hususta encümen, tarafından ortaya konulan arzunun Vekiller Heyetine iblağ edi­leceğini kaydıstti. Semi Ergin bumdan sonra, Toprak Tevzi Komisyonlarının çalışmalara hakkında malimat vere­rek, 945 den 950 yılına kadar ancak 4886 .dönüm toprak dağıtüdıği haMe 950 den 955 yılına kadar dağıtılan toprak miktarının 10.893.134 dönüm olduğunu^ bu. arada 5.960.2OO dönüm­lük meranın da tevzi edil'dftirini, suı ha­le 'göre yekin olarak 16.853.500 dö­nümlük arazinin atafeahlara verildiği­ni beyan 'etti. Vekil ayni zamanda, ya­bancı memleketlerde bulunan sermaye sahibi ırkdaşlarımızın da yurdumuza getirilmesi mevzularında Toprak ve İs­kan Umum Müdürlüğünün Hariciye ve Maliye Vekaletleriyle bir anlaşma­ya varmış olduğunu, yarıcılık yapan topraksız köylüler için. kredi bulmak meselesinin gözönüne alınacağını, bir nToprak Bankası» kurulması yerine Ziraat Bankasınca ayrılacak bir fonun ayni vazifeyi göreceğini tebarüz ettirdi. Vekilin izahatından sonra Toprak ve İskan Umum Müdürlüsünün. bütçesi7 nin fasıllarına geçilmesi kabul olundu. Bütçe Encümeni saat 15.30 da toplana­caktır.

İstanbul:

Bugün Kahire'den şehrimize ıgelen .CoImnbia Üniversitesi Rektörü Grayson Kirk saat 17 d>e bir toplantı tertiple­yerek İstanbul basın temsilcileriyle ta­nışmıştır.

Bu toplantıda Grayson Kirk, son seyahati esnasında Japonya, Çin, Siyam, Hindistan; Pakistan, Lübnan ve Mısır Üniversitelerinlite yaptığı      tekliflilerin

neticelerini ire intibaHarım anlatmıştır.

örayson Kirk'e göre bu gezdiği memleketlerd'eki ve Ameri kadaki üniversi­telerin müşterek vasıfları hepsinde de istiap 'haddinden fazla talebe okuması, iyi profesörlerin yetersizliği ve kütüpjıailelerin azlığıdır.

Mr. Kırk müteakiben Amerika'daki üniversiteler ve bilhassa Columbia Üni­versitesi ile talebelerin hayatı hakkın­da geniş malimat vermiştir.

Rektörün İfadesine göre Amerika Bir­leşik Devlerimd'e 2,5 milyon talebe üni­versite tahsili yapmakta, Columbia Üniversitesinde 2500 talebe okumakta bu­nun yüzde 10 nuttıu ecnebiler teşkil etinektedir.

Senelik ders ücreti 800 dolar olan Columıbia   Üniversitesinin   yıllık  (bütçesi " 22 milyon dolardır.

Ankarat

Hariciye Vekaleti Matbuat Bürosun­dan bildiri bniftif:

İstanbul'da münteşir Akşam gazetesi­nin 11 Ocak 1956 tarihli nüshasında (Türkiye  Batı Almanya ticaret gö­rüşmeleri neden kesildi?) başlığı altın­da Almanya'ya karşı olan borcumuzun ödenmediğine, Almanya'ya Vsmidlen "borçlanacağımıza, bu yeni borçlarımız da ödenmesine başlanınadığına işa­ret eden ve Türkiye  Batı Almanya ticaret görüşmelerinin şubat ayı sonun­da yapılması beklendiğini ifade siten ibir yazı intişar etmiştir.

Bu yazı vesilesiyle aşağıdaki hususlar tavzih olunur:

3,  Türkiye  Batı Almanya ticaret görüşmelerinin kesilmesi bahis mevzuu değildir.   Zira  bu görüşmeler     henüz

"başlamamıştır. Esasen yukarıda 'bahis mevzuu yazıda müzakerelerin şli'bat la­yı sonunda yapılması beklendiğinin iiade olunması, bu cihetin yazı sahibince de malim olduğunu  gördük.

2. Evvelce ocak ayı içinde ceosyanı derpiş edilmiş olan bu müzakerelerin şubat ayı sonunda yapılması iki hükü­met arasında kararlaştırılmış bulun mektadir. Müzakerelerin talik edilme­si1 Alman, müzakere heyetinin daha ev­vel bagfca memleketlerle girişmiş ol­duğu ticaret müzakerelerinin uzaması sebebiyle Alman hükümeti tarafından teklif ödilın iştir. Bu müzakereler, bü­tün ticaret anlaşmalarında olduğu gi­bi, Türk  Alman anlaşmasında da derpiş edilen mitad muhtelit komisyon görüşmelerinden ibarettir,

Alman tüccarlarının Türkiye'de­ki müterakim ticari alacakları hükimetimizle Federal Almanya hükümeti arasmda mutabık kalınmış esaslar dairesiMdie tediye olunmaktadır. 1955 se­nesi içinde 33.078.533 T.L. si ödenmiş­tir.

Geçen seneki Türk  Alman Ti­caret müzakereleri neticesinde    teminedilmiş olan munzam hermes garanti­sinden  istifade edilerek Almanya'dankredi ile mal teinin olunmuştur.Bumalların bir kısmı memlekete girmişbulunmaktadır. Hususi bir imal ame­liyesi icap ettiren diğer kısım (da ima­lat tamamlandıkça eyderpey sevkoluıiımaktadır. Bu yeni siparişlere müte­allik peşinatlar için de Ödemeler yapıl­maktadır. Vadeleri kabul ettikçe tak­sitleri de ödenecektir. Bu tilbarla yenisiparişler için tediyelerde bulunulma­dığı da varid değildir.

14 Ocak 1956

Ankara :

Piyade Yedek Subav Okulu üçüncü tabur öğrencilerinin okula hediye et­tikleri Atatürk heykelinin açılış mera­simi bugün saat 12 de yapılmıştır.

Merasime, Okul Kumandanı Tuğgene­ral Refik Yılmaz, Alay Kumandanı, Alay Kucmay Başkanı, Tabur ve Bölük Kumandanları ile diğer subaylar ve kalabalık bir öğrenci topluluğu iştirak etmiştir.

Atatürk'ün aziz hatırasını taziz İçin yapılan iki ıdlakikakk saygı duruşun­dan sonra bandonun caldıçı istiklal marsiyle merasime başlanmıştır.

Müteakiben 3 ncü tabur h um and anı binbaşı Vsdat Şenol kısa bir hitabede bulunarak heykeli okula hediye eden bölük öğrencilerinfi teşekkür etmiştir.

Bilahare Okul Kumandanı Tuğgeneral Refik Yılmaz da kısa bir hitabede bu­lunarak beykslin. okula hediye ei'ilme sini, Atatürk sevgisinin yeni bir teza­hürü olarak vasıflandırmış v.e öğrenci­leri bu Örnek hareketlmn'dsn dolayı tebrik .etmiştir.

Okul Kumandanının hitabesinden son­ra, arkadaşları adına, 9 ncu bölük öğ­rencilerinden Hüseyin Sağıroğlu bir konuşma yapmış ve Mürşit Yolgeçen de "bir şiir kumuştur.

Ankara :

Ankara radyosu gefecek haftadan iti­baren yeni bir program serisine foajlama'ktadkr. «Gençlik soruyor« adlı bu yeni programın gayesi kültür mevzu­unda yayınları arttırmaktadır.

Program muhtelif mesl'ek sahalarında memleketin tanınmış şahsiyetlerine çe şitli sualler sormaları şeklinde tertip edilmiştir.

Sorulması muhtemel sualler arasında bıigiinkü edebiyatın durumu, anne ve babaların çocuk terbiyesinde vazifele­ri, insanlarda çeşitli ruhi hususiyet lerin izahları gibi mevzular yer almak tadır.

İlk programa davet edilmiş olan ve gençlerin sorduklarını cevaplandıracak olan şahsiyetler arasında Gazi Terbiye Enstitüsü Müdürü Vedida Baha Pars, Güzel Sanatlar Umum Müdürü Cevat Memduh Altar. Şair ve muharrir Vasfi Mahir ve Kanser Cemiyeti üyelerin­den Doktor Perihan Çambel  vardır.

İstanbul:

İstanbul"Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay aşağıdaki açıklamada bu­lunmuştur:

Tahkikatı henüz devam etmekte bu­lunan 67 eylül hadisesi münasebetiy­le vuku bulan bazı beyanat karsısında yanlış hükümlere mani olmak için za­man zaman kısmi açıklamalar yapmak zorunda kaldığımdan çsk müteessirim.. 13 ocak günü Büyük Millet M'SCİisinde eerryan eden müzakere sırasında Nüvit Yetkinin 6 eylül şünü hadise­den .evvel "Üniversitıa Taisba Fedsrasyon Reisinin bana müracaat edisrek deşarj için mitinş yapmak arzusunu izSıar ettikleri, benim de kendi­lerine biraz sonra deşarj olacak bek­leyin diye esvap verdiğimi söyledikle­rimi gazetelerde okudum. Vakıa, itamamiyla aksi durumdadır. Bundan evvel resmi ilgili makamların sorularına ver­diğim cevaplarda d'a sarih olarak be­lirttiğim ve hadiseyi takip eden 9 ey­lül günü Dünya gazetesinde çıkan bir  yazıya karsı yayınladığım açıklamada işaret ettiğim üzere Federasyon Heyeti bana hadiss başladıktan sonra geldi.O sırada yanımda Cumhuriyet Müdliraiumumisi ile Belediye Reis Mııavini. bulunuyordu'. Heyetin Beyoğhında ce­reyan etmekte olan hadiseleri bağıran mediklerini ,tasvip etmediklerini, hü­küm etin müsaadesiyle ertesi günü bir miting yapmak suretiyle Kıbrıs da­vasında milletin "hissiyatını izhar için müsaadia etmekliöimizi istediler. Keıdilerins verdiğim esvapta sokana düşen hadiseden hayır gelraiyecıiğini, her geyd'an evvel hadisenin derhal önlenmesini v.e toplantıların dağıtılması lazımgsidiğini, bu hususta zabıtaya ge­rekli ısmrin verildiğini ve mitini mü­sadesinin bilahare :riüsünüiecek ij ol­duğunu söyledim.

Onlar d'a tasvip ederek yanımdan ayrıl di lar.

Keyfiyetin bıe tarzda cereyan eıttiğini açıklamayı lüzumlu görüyorum.

İstanbul:

Başvekil Adnan Mendenas, bu akşam, tanınmış is adamlarımızdan Vehbi Koç tarafiMiıan şehrimizde inşa ettirilenTuristik «Divan» otelinin açılışında ha­zır bulunmuştur.

Bu açılışta, Başvekil Adnan Menderasten başka Devlet Vekili Emin Kala­fat, mıabu'slar. Başvekalet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, İstanbul Vali ve Belediye Beis Vekili Prof. Gökay, Ba­sın  Yayın ve Turizm Umum Müdürü: Muammer Baykan, vilayet ve belediye erkanı, gazete sahip ve başmuharrirle ile 'güzide bir davetli topluluğu hazır "bulunmuştur.

Bu münasebetle verilen yemekte önce otelin kurucusu Vehbi Koç 'bir konuşma yaparak turistik «Divanı oteli hak kında izahat vermiştir.

Bu konuşmayı Vali Prof Gökay'ın ko­nuşması takip etmiş, Vali konuşmasın­da otelin tUTizm davası baklanımdan tagldüğı ehemmiyeti belirtmiş ve bu oteli İstaKİbula kazandırdığı için Vehıbi Koç'a şehir adına teşekkür etmiştir.

Bu. konuşmaları otel müdürünün bir hitabesi ve atılış mün'aas.b etiyle tertip edilen hususi bir program takip etmiş­tir.

98 odalı olan .Divan» oteli 6 milyon liraya inşa edilmiş olup 16 ocak pazar­tesi günü resmen, hizmete girecektir.

15 Ocak 1955

Ankara :

Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Kumandam Oramiral W.M. Fechteler beraberindeki zevatla birlikte buıgün saat 15.30 da uçakla Esenboğa hava alanına igelmiiş ve pskeri miara&imle karşılanmıştır.

Oramiral Fıschteler, yeni Milli Müda­faa Vekaleti Vekili Semi Erginle ta­nışmak ve mutad ziyaretlecdia bulun­mak üzere memleketimize gelmiş bu tonmaktadır.

Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan, bildirilmiş­tir:

Bazı 'gazetelerde örfi idare mlevkniifilanndan bir kısmının fena muamele­den İntiharları ima olunmaktadır.

Bu sanıklardan şimdiye kadar ancak feir mevkufun firar maksadiyle pence­reden atlarken ayağı yaralanmış, bir­biriyle kavga eden iki mevkufdan bi­ri diğerini kolundan yaralamış, malcnkolid'en muztarip bir üçüncü muvkuf da teşhis olunarak tedavi için hastahaneye sevk olunmuştur.

Ankara :

Yüksek tahsilli gençlerin sayısını art­tırmak ve yüksek tahsil yapmak iste­yen gencilere borç para verecek olan «Türk üniversite borçla okutma cemi­yeti» nin ilk müteşebbis kurucuları bu­gün saat 15.30 da Ankara Üniversite­sinde toplanmışlardır.

Müteşebbis kıtrucular heyetine Başve­kil Adnan Menderes, Maarif Vekili Prof. Ahmet Özel, Çalışma' Vekili Müm taz Tarhan, rruabuslar ve üniversite pro fesörl'erinin dahil bulunduğu bir top­lantıyı Manisa mebusu Muzaffer Kurbanoğlu maksadın izaluiıi yapan kısa bir konuşmayla açmıştır.

Bundan sonra seçime geçilmiş v.e mü­teşebbis heyet reisliğine Konya mebu­su Prof. Hamdi Kagıp Atademir, ra­portörlüğe Prof. Cemil Dikmen seçil­mişlerdir.

Ruzmamede mevcut, hazırlanan tüzük tasarısının incelenmesi, cemiyete bir bina temini, genel kurulun ne zaman davet edileceği hususları .müzakere edilmiş ve tüzük tasarısı bir komisyo­na havale eiilerek, genel kurulun en g.eç nisan ayına kadar toplantıya çağ­rılması kararına varılmıştır.

Toplantıya iştirak, edenlerin bu teşek­külün maksat ve gayeleri mevzuunda­ki birçok rfilek ve tavsiyeleri tesbit editeıiş ve teşekkülün alacağı şekil ve çalışmalar hususunda fikir birliğine varılmıştır.

16 Ocak 1956

İstanbul:

Tuğamiral Jit Sankhadul Albay Luang Mongkol Jutyudhanavi'd'en müte­şekkil Siyam astosri heveti hükümeti­mizin davetlisi olarak dün gece uçakla İstanbula  gelmiştir.

Misafir heyet dört gün müddetle mem­leketimizde tetkiklerde bulunacak ve pergemhs. ;günü saat 20.45 de ufakla Siyam'a müteveccihen İstanbul'ıclian ha­reket edecektir.

İstanbul:

Denizcilik Bankası namına Batı Almanyada inşa edilen 7000 tonluk Ak­deniz yolcu gemisi 1303110 saat 10 da İstanbul limanına  gelmiştir.

Denizcilik Bankası Neşriyat Müdürlü­ğünden aldığımız malimata Ak­deniz vapuru 94 ü birinci mevki olmak üzere 906 yolu tanımaktadır ve 114 mürettebatı vardır.

Geminin servis sürati 19' mildir.

Ankara :

Ankara radyosundan Londta radyosu İte yaptığı işbirliği neticesi mezkir rad­yodan temin edilen çeşitli müzik prog­ramlarının sevkı Edildiği    bildirilmiştir.

Bunlar dört muhtelif müzik nevinden mürekkeptir.

Büyük konser programı, Londra stüd­yo raelodileri, herkesin sevdiği müzik ve eıdımundo ross orkestrası programla­rı.

Londra radyosu bu programları sırf Ankara radyosu için plaklara almış ve her programa geniş yazılı izahların da ilave edildiği bildirilmiştir. Yakında. gelecek olan bu müzik programları Ankara radyosu1 yayınlarında yer ala­caktır.

Ayrıca Londra radyosu Avrupa servisi şefliğinden Ankara radyosu program müdürlüğüne gelen 6 aralık tarihli bir mektupta  stüdyo 1» programı hak­kında tafsilat istenmiştir.

Mektupta Londra radyosu İngilizceyayın servisinin evvelce bu nevi prog­ramlar yayınlanmış olduğu, ancak ye­nilik teşkil ealen «stüdyo İn programıhakkında geniş tafsilat gönderilmesi rioa edilmektedir.

Ankara :

Reisicumhur Celal Bay ar, bugün sa­at 13.30 rdia şehrimizde bulunan Güney Avrupa 'NATO Kuvvetleri Başkuman­danı Oramiral Fechteler'i kabul etmiş ve kendisini öğle yemeğine alıkoymuş lardır.

Bu yemekte, Başvekil Adnan Mende­res, Devlet Vekili ve Milli  MüdafaaVekaleti Vekili Semi Engin,     Harieiy.s Vekili Profesör Fuad Köprülü,Erkanı Harbiyei "Umumiye Reis Vekili Orge­neral İsmail Hakkı Tunaboylu, Erka­nı Harbiyei Umumiye ikinci Reisi Korgsneral Pütü Erdelhim, Riyaset cumhur Umumi Katibi Fikret Bei'bez, Amerika Büyükelçisi Ekselans Avrs Varren. Amerikan İktisadi Yardım Ku­rulu Başkanı Orta elçi General Riley, Güney Avrupa NATO Kuvvetleri   Ku­mandanlığı Kurmay Başkanı General Robert, Amerikan Yardım Kurulu Başkanı General ewey, Riyaseticumhur  Başyaveri  KuTmay  Albay  Refik Tulga, Hariciye Vekaleti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp, Riyaseticumhur  BaşhekimiProfesör Doktor Recai Ergüdter ve Riyaseticumhur Hu­susi Kalem Müdürü Faruk Berkol hazır bulunmuşlardır.

Ankara :

Güney  Avrupa  Müttefik Kuvvatleri Başkumandanı Oramiral W.M. Fsehteler bugün' Milli Müdafaa Vekilini zi­yaret  ederek kendisiyle tanışmış ve" müteakiben Erkanı  Harbiyei  Umuimye Reis Vekiliyle görüşmede bulunmuş ter.

Ankara :

Es'ki   İktÜsat   ve  Ticaret  Vekili   SıfckiYırcaiı, Eski Maliye Vekili Hasan Polatkan ve «ski Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı ve Hariciye Vekili Fatİn Rüştü Zorlu haklarında Büyük Millet Meclisince ittihaz olunan muayyen maddeler  üzerinde, tahkikat  yapılma­sına ve bu tahkikatın teşkilatı esasiye encümeni ile adliye encümenin dien terekküp edecek tahkikat encümeni marifetiyle icrasına dair olan 1951 sayılı karar üzerine, tahkikat encümeni, Ma­nisa mebusu ve Teşkilatı Esasiye En­cümeni  Reisi  Muhlis Tümay'ın  riyasetinde bu sabah saat 10 da hususi encumearyerin.de toplanmıştır.

Bu toplantıda,

   1Tahkikatın kazai mahiyeti ve da­hili nizamnamenin 24 üncü maddesihükmü nazara .alınarak encümence ve tali encümence yapılacak tahkikat ve tetkikatın gizli olarak yapılması,

2. Tahkikatın devam ve'seyrinden gizlilik hudutları ve esası mahfuz kal­mak şartıyla Umumi efkara ve matbua­tımıza lüzumlu zamanlarda peyderpey Anadolu. Ajansı vasıtasiyle malimat verilmesi,

karar altına alınmıştır.

Onbeş kişilik tali encümen için seçim­ler yapılmış ve bu seçimlerde şu neti­celer alınmıştır:

Cevat "Ülkü (Aydın), Vacit A&ana (Ba­lıkesir), Müfit Erkuyumcu (Bursa). İs­mail Hadımoğlu (Denizli), Mehmet Hüsrev Ünal (Diyarbakır). Abdülkadir Eryurt (Erzurum), Hamid Şevket İnoe (Erzurum), Arif Güngören (tamir), Mehmet Ali Sebük (İzmir), Mehmet Mataıutoğlu (Kırşehir), Turan Güneş (Kocaeli), Halil Özyörük. (Konya), Nu­ri OcakcıoŞIu (Malatya), Şevki Ebevit  (Sivas),  İhsan Aktörel   (Yozgat)

Ankara :

Devlet Vekili Emin Kalafat, Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısın­da 2.5.1954 tarihinden 12.11.1955 tarihi­ne kadar üç 'büyük şehrimizde gazete­lere verilmig olan resmi ilanların mik­tarını, bir sual takririne cevaben açık lamıştır.

Emin Kalafit'ın bildirdiğine göre, 12 kasım 1955 tarihinde sona eren birbucuk sene zarfında resmi ilan karşılığı olarak gazetelere tevzi edilen para miktarı 8.604.e66 liradır, bunun 2.419 bin 331 lirası Ankaradaki gazetefcre, 5.166.363 lirası İstapbuldaki gazetelere, 1.018.969 lirası da İzmirdeki gazetelere ödenmiştir.

Soru sahibi Kars (C.H.P.) Milletvekili Sırrı Atalay, bunların teferruatına da­ir de izaJıat istediği için Devlisi: Vekili, aynı müddet içinde ilan verilmiş, olan gazetelerin aldıkları ilan miktarını da bildirmiştir.

İstanbulda çıkan gazeteler:

Cumhuriyet475.793.50

Hürriyet303.156.50

Milliyet369.654.51

S. Posta368.855.75

Vatan368.749.50

Yeni  İstanbul366.353.00

Türksesi364.365.50

Yeni Sabah197.194.60

Dünya375.530.15

Tercüman96.591.00
(Haziran 1955 ten itibaren ilan almağabaşlamıştır.)

Ekspres241.848

Son Saat239.115.5S

Akçam196.262.30

Bergün206.244.65

Son Posta188.001.70

Tan101.723.50
(Şubattan itibaren ilan almaya başlamıştır.

Vakit144.250

Gece Postası142.665.70

Zaman2.099.00
(Haziran 955 den itibaren ilan almayabaşlamıştır.)

İstanbul Haber97.970.51

Yeni' Memleket67.551.00

Yirmidörtsaat11.445.00

Birlik223.779.50

Ekonomi24.070.00

İstanbul. Postası24.136.00

Münakaşa23.769.00

Türk Postası3.489.00

Jurnal Doryan51.192.50

Jamanak18.595.00

İstanbuJ18.519.00

Apoyevmatini20.275.00

Amroz16.842.00

Faydromos7.395.00

Marmara                        8,318,00

İzmirde çıkan gazetelere verilen ilan­lar:

Yeni Asır Demokrat İzmir Ege Ekspres Ticaret Sabah Postası Halkın sesi Gece Postası Anadolu Demokrat Epe

Emin Kalafat, bu tafsilattan sonra, so­rumun üçüncü maddesine geçerek gaaeteletrim. resmi ilan Uevziaıtuuıo, 1696 sayılı kararnamenin dördüncü maddesinküe tesbit edilen esas ve nisbetlere görıs 'tevzi edilmekte olduğunu sözleri­ne ilave etti.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısına riyaset etmekte olan Eeis Ve­kili İhsan Baç. müteakiben soru sahibi­ni kürsüye davet etti.

Sırrı Atalay, resmi ilan tevziatının da­ha salim esaslara bağlanması g£rektiğini söyledi. 1938 de kabul edilen bir kararname ile baklamı olan bu tevzi usulünün, gazeteleri kalkındırmak ba­kımından bir faydası olmadığını ileri sürdü. Bazı is ti na di ar hariç, iktidiarı tenkit etmiyen, bilakis metheden ga­zetelerin ön planda toplanarak resmi ilanların tevzi  olunduğunu  ifade  etti.

Bu sistemin ahlaki selabeti zedelediği­ni, haşine menfaatini haleldar .ettiğini, ileri sürerek hükümet meriaazinde bir resmi ilan gazetesi çıkarılmak suretiy­le bu meselenin halledilmesi fikrinde bulundu. Bu airaıdıa Zafer gazetesine de fazla ilan verilmekte olduğunu ileri sürdü.

T.ekrar kürsüye gelen Devlet Vekili Emin Kalafat, ilan tevziatının isünad ettiği kararnamenin hükümlerini oku­du, bıanİara göre, gazi siteler in 'sahMfe adedi, hacimleri, satışları ve fiyatları esas olarak alındılım, bu işe Başveka­lette bir komisyonun memur edilmiş bulunduğunu belirtti. Bu katagorilere giren gazetelere bir aylık Hasmı ilan ve reklam ücretlari 62 ye taksim edi­lerek katagori  için tayin edilmiş bulunan emsal ile zarb edilmek suretiyle kendilerine ödendiğini1 söyleyen Dev­let Vekili, daha sonra., bu katagoriye giren gazetelerden bazılarının isimlerin ide okudu.

Emin Kalafat devamla, Sırrı Atalaym bir.aa evvelki konuşmasında asıl mak­sadın dışına çıktığına işaret etti. Hal­buki sorusundaki bütün maddeleri ce­vaplandırmış bulunduğunu anlattı. Eğer mahcurları bertaraf etmek için bir resrai gazete

çıkarılmasına lüzum gö­rülüyorsa Sırrı Atalay'in bu yolda ka­nuni bir teklif getirebileceğini belirte­rek 'şöyle dedi:

«Ben resmi ilanların serbest olarak tedvin edilmesinin, rekabeti temin su­retiyle hazinç menfaatini siyanet edeceğinde kendisiyle beraberim. Bunun yanında okuyun yazma matlup ijıerscedis inkifaf etmemiş olan memleketimiz­de çıkan gazetelere yaşama imkanı, çıkmayanlara da tıkma imkanı vermek gayesi güdüldüğünü kabul etmek lazıragelir. Ancak, tatbikat bunun de­ğiştirilmesi lüzumunu hiss ettiriyorsa, bugünkü sistemi tadil edecek bir tek­lifi; ben de muntazırırrt Yalnız, Zafer'i misal diye zikrettiler. Kendileri d;e pek ala bilirler ki. C.H.P. zamanında Zafer gazetesine ilk defa ilan verildiği sene 1949   dur. Ve 44.000  liradan  ibarettir.

Aynı sene Ulus'un almış olduğu ilan ise 534.204 liradır. 1949 senesinde res­mi ilan parasından "Ulus'un hissesine düşen miktar yürdıe 29.33 idi. 1955 senesinde bütün ilanlar iğin verilen paradan Zafer'in sabah ve akşam nüs­halarına düşen nisbet yüzdte 12.50 dir. Aradaki farkın, takdirini kendilerine btr akıyorum.»

Sırrı Atalay tekrar kürsüye geldi. İlan tevziatında yeni bir ölçü kullanılması için teklif eğer hükümetten 'gelirse bu­nun daha kolay kanuniyet kestedieceğini ifade etti. 1950 yılı ile bugün ara­sında resmi ilan için ödenen para ara­sında fark olduğunu, çünkü, ilan Kat­larının arttırılmış bulunduğunu kayıt etti. Vs ilan tevziatında yeni esaslar getirilmesi temennisiyle konuşmasını bitirdi. Böylece bu sözlü soru c&vaplan dınlmış oluyordu.Adana'da radyo isiasyonu esiş meselesi Adanada bir radyo istasyonu kurulma­sı teşebbüsünün ne safhada duşu hakkında Seyhan mebusu Mehmet Ünal'dı tarafından verilmiş oları soru Önergesi de Meclisin bugünkü toplantısında 'gö­rüşüldü. Devlet Vekili Emin Kalafat bu sonu'yu cevaplandırmak için kürsü­ye gelerek dedi ki:

"Ankaara, İstanbul ve İzmirde mevcut orta, uzun ve kısa dalga radyolarımı­zın memleketimizin her yerinden iyice din Enemediğin i nazarı dikkate alan hükümet, yeni bir radyo İstasyonları tesisi hakkındaki kanuni selahiyate da­yanarak, ba'tı bölgesi için İzmir, doğu bölgesi için Erzurum'da, cenup bölgesi igin de Adana'da olmak üzere Üç radyo istasyonu tesisine karar vermiştir. Bu­na rağmen iyi dinlemenin matlup se­klide elde edilemiyeoeği anlaşılarak, bunlara ilaveten ve cenup bölgesi için evvelce tesbit edilen Adana'ya takdimen Diyarbakır'da da 'bir radyo istas­yonu kurulmasına karar verilmiş bu­lunmaktadır. 500 küsur bin liraya ar­sası satın alınmış bulunan Adana is­tasyonunun tesisinden sureti kafiyede vazgeçilmiş değildir. Tasarruf nriilahazasiyle bu sene için yalnız Ankara rad­yosunun ıslahı ile iktifa olunacağın­dan Erzurum ve Diyarbakır radyo is­tasyonlarının inşaatını müteakip Ada­na istasyonu i;i de tekrar ele alınacak­tır. »

Kürsüye gelen soru sahibi. Adana rad­yosu inşaatından vazgeçilme di ğini açıklamış olan vekile teşekkürle söze başladı .Mevcut üç istasyonumuzun neşriyatı memleketin her tarafında 3 yıkiyle dinlenemediğini, bu yüzden de bilhassa cenup bölgemiz bu çevredeki komşularımız radyolarının teknik te­siri altında kaldığını ifade ile hem bu mahzurları izale, hem de kültürümüzü yayma bakımından Diyarbakır ve Adana'dıa birer radyo istasyonu kurrulma sııım yerinde olduğunu bslirterek ko­nu şıtnasını bitirdi.

Memur ikramiyelerine dair soru

Bugünkü Meclis toplantısında cevap­landırılan  sorulandan  biri. de  Seyhan mebusu Sinan Tekelin Şluna aittir. Önergesinde, memur, dul, yetim, emekli ve harp malillerine aralık ayından başka, ocak ayında da birer maaş ik­ramiye verilmesi hususunda ne düşü­nüldüğünü soruyordu. Eu soruya Baş­vekil adına cevap veren Maliye Vekili Nedim Ökmen, kısaca »arkadaşımızın sualinin cevabı, nakden ifade edilmek lazım gelirse, 30 milyon liradır. Cari bütçe içerisinde bu karşılını bulmak imkansızlığı d ol ay isiyle bu hususta birsey düşünemiyoruz."  dedi.

Sinan Tekelioğlu kürsüye gelerek hü­kümetin bütün imkansızlığa rağmen bu işi ele almasını ve bir çare buknasmı istedi. Hiç olmazsa beş maaş me­mur ikramiyesinin 6 ya çıkarmak garesi aranmasını teklif etti ve kürsüden ayrılüfl.

Burdur'da  kuruiulacak göl ve ve bataklıklar

Bugün mecliste görüşülen dördüncü soru, Burdur mebusu Mehmet Özbey tarafından verilmişti. Burdur vilaye­tindeki söğüt ve kestel gölleri ile ma­rn ak ve sisydiler bataklıklarının kuru­tulması hakkında Nafıa Vekilinden iza'hat istiyordu. Vekil Muammer Çavuş oğlu Söğüt gölünüji kurutulması işi­nin birinci safhasının tamamlandığını, ikinci safhaya ait işler ihale edilmiş olmakla beraber mevsimin müsaitsiziiği yüzünden ancak bahara doğru faa­liyete geçilerek 15 ekim 1957 de ta­mamlanacağını söyledi.

Kestel gölünün kurutulmasına gelince ilk safha olan Korkuteli Çayı ve tabiIerinin göle gitmeden döşeme tüneliyte Kırkgözlere verilmesi ameliyesinin ta­mamlandığını, Kestel gölünü Onaç ça' yımn taşkınlarından korumak için bir baraj yapılması düşünüldüğünü, ancak jeolojik etüdler müsbet neticeler ver mediğinden yeni bir yer araştırılaca­ğını ve baraj hakkında ancak bundan sonra bir karar alınabileceğini sözleri­ne ilave etti.

Soru sahibi Mehmet Ozbey, Vekilin verdiği izahata teşekkür etti. Hüküme­tin göller mmtakasmda çeşitli işleri ce­saretle  elealarak muvaffakiyetle sona

erdirdiğini söyledi. Diğerlerinin de bir an evvel tamamlanması temennisiyle konuşmasını bitirdi.

Bugünkü ioplaniıda görüşülen diğer  işler

Meclis bugün toplandığı zaman, ilk olarak, Maliye Vekilinin bir Önergesikabul eldaterek, 1955 yılı bütçe kanun­larında bazı münakalelerin yapılması­na dair olan kanun layihalarının tercihan ve takdimen müzakeresi karar­laştı ve bu layihaların müzakeresi ta­mamlanarak açık oya baş vurulmak suretiyle kabul edildikleri anlaşıldı.

Divanı Muhasebatta acık bulunan dai­re reisliğiyle 6 azalık irin dte gene bu­günkü Mecliste seçim yapıldı. Azalıklara Kemal Tolluo*lu, Cafer Olcay, Eeşit Örencik, Nihat Basoka, İhsan Öğet ve Celal Çitici'nin seçildikleri anlaşıldı. Ai;rk bulunan daire reisliği için oy alan iki adayın nisabı sağlıyamadıkları görüldüğü için 'bu maksat­la yeniden secim yapılması kararlaştı­rıldı.

Büyük Millet Meclisi 18 ocak çarşam"ba günü saat 15 de toplanmak üzere, bugünkü çalışmalarına saat 18.20 de son verildi.

Bütçe   encümeninin   öğleden      sonraki çalışmaları

 Ankara :

Bütçe encümeni bugün saat 15.30 da encümen başkanı Balıks&sir mebusu Halil ıjmre'ııin riyasetinde toplanarak, Milli Müdafaa Vekaleti Bütçesinin mü­zakeresine devam etti. Bu toplantı sıTasmldia Devlet Vekili ve Milli Müdaiaa Vekaleti Vekili Semi Ergin, açık celsede sorulan suallerle temennileri ' cevaplandırarak, ilk önce Milli Müdaia. Vekaleti 1956 yılı bütçesinin ka­rakteri hakkmda malimat verdi ve ez­cümle şunları söyledi:

«Encümene sunulmuş bulunan MiDi Müdafaa Vekaleti bütçesi bir milyar 99 milyon 250 bin liradır. Bunun 765 milyon, libası devlet tarafından öden­mekte 314.250.000 lirası da Amerikan Askeri Yardımı tarafından temin edilinektedir. Bu, arada şurasını da ilave edeyim ki, Amerikan askeri yardımı­na dahil olan vasıta, silah ve cephane gibi malzemeler bu bütçede yer almamaktadır. Bundan başka, Amerikan as­keri vardımma taallik eden fasülardaki meblağlar asla başka yerlere sarfeıd'ilmemektedir. Bazı arkadaşlarım 30' ağustos tarihinden sonra yapılan terfi­lerin Üzerinde durarak, bunların sebe­bini sordular. Filhakika kanunen ter­filerin 30 ağustos taiihinde yapılması icap edısr. Ancak bazı subaylarımız, ter fie hak kazandıkları ve sicillerinde iyi notlar aldıkları halde, idari muamelelerdeki gecikmeler dolayısiyle 30 ağus­tosta terfi edememişlerdir. Bunları 30 ağustos tarihindtan itibaren muteber sayılmak suretiyle sonradan terfi et­tirdik.

Mecburi hizmet bahsine gelince: Su­baylarımızın mecburi hizmetlerinin on yıldan onbeş yıla çıkarılması asla dü­şün ülırı em ektedir. Subayların istifası­nı önlemek için de onları maddi ve nnanevi bakiirtian daha fazla tatmin et­mek yollarını aramaktayız. Nakil ve t ay inlerdeki aksaklıkları gidermek için yeni bir »Nakil ve Tayin Kanunu» layihası hazırlanmıştır. Bu kanım ka­bul edildikten sonra subaylarımızın nakilleri ve tayinleri şuasında ortaya çıkan 'güçlükler bzrtaraf edilmiş ola çaktır. Keza «Yedek subay Kanunu la­yihası» ile «Personel Kanunu layihası» m da hazırlamış bulunmaktayız. Per­sonel Kanununda sicili sistemi tamamayile değişmekte ehliyete göre ter­fii; r sağlanmaktadır. Yine Personel Kanununa göre, askeri memurların su bay sınıfına geçmeleri de imkan tfıahiline 'girecek ve bÖylece ordumuzda tek statü hüküm sürecektir.»

Semi Ergin buridan sonra 67 eylül hadiseyim dolayısiyle işten uzaklaştırıl­mış bulunan generaller mevzuuna te­mas ederekj mevzuııbahis üç .generalin, sırf tahkikatın selametle yürümesi için kanuni usuller dairesinde muvak­kat olarak vazifialerinden alınmış bu­lunduklarını belirtti ve bugün üç ge­neralin tekrardan 'hizmete girmiş olC'ıuklannı 'sözlerine ila""e .etti. Milli Müdafaa Vekaleti Vekili, İzahatına devaml'a, 1S55 yılında ordudan istifa eden subayların miktarını bildirdi. Harp Otulumun ve askeri liselerin bugünkü dıoruralan hakkında malimat verdi. Kısa süreli subay okullarının açılması hususlarındaki tetkiklerin neticelenıdiiğini, Harp Okülünujı Amerikan WestPoint Harp Okuluna intibak ettirilme­si üzerinde prensip kararma varıldı­ğını, Harp A kadem isinde de şimdiki statünün değiştirilerek Amerikan sis­temine gidileceğini ifade eyledi ve ya­bancı dil öğretimine verilen ehemmi­yeti tebarüz ettirıdli. Şehir dahilindeki cephaneliklerin ve mühimmat depo­larının şehir haricine kaldırılmakta ol­duğunu da sözlerine ilave eden   vekil,,

istanbuldaki Harbiye binasının arka­sında bulunan iki binanın askeri mü­ze haline konulduğunu ve 956 Cumhu­riyet Bayramında bu müzenin açılaca­ğını söyledi. Semi Ergin bundan sonra konuşmasına devam, edierek şöyle dedi:

Arkadaşlarımdan bazıları subay ev­leri inşaatı hakkında malimat istedi­ler. Erzıırumda subaylar İçin inşa edil­mekte olan on apartmanın yapılması bitmek üzeredir. Sarıkamişta üç apart­man ve lojmanlar yaptırmaktayız. Ge­lecek sene Van'da beş apartman inşa edilecektir. Gıslibolu'da üç apartman İn şa ettiriyoruz. İzmir'de altı lojman, Hadımköyünde bir apartman inşası ihale edilmiştir. Bu arada askerlik şubeleri­nin daha kullanışlı ve rahat bir bale sökülmesi üzerinde de  çalışmaktayız.

Serbest sevk usulü tecrübesi muvaffa­kiyette neticelenmiştir. Şimdiye kadar muayyen mmtakalarda bu usule baş­vurmuştuk. 1956 celbinde bu serbest sevk usulünü bütün yurda teşmil ede­ceğiz. lArkadaşlarım, Idiğer 'taraftan yedek parça temini meselesini ortaya attılar.Vasıtalarımız için yısdek par­çanın bir tasımını, piyasadan temin ediyoruz. Bazı basit parçaları da ırak  kimya kurumu fabrikalarında imal etmeye çalışıyoruz. Fakat bunların yedek raarça sıkıntısını giderdiğini söyliyemeyiz. Şimdi «Yedek Parça Ano­nim Şirketi» adında kurulan bir şirket vasıtası ile, keza' Kınkkalede Ameri­kalılar tarafından tesis edilen kamyon fabrikasında, Ankara'deki traktör fab­rikasında, yedek parça imalini derpiş edecek tedbirler üzerinde durmakta­yım.

özlerime şunu da ilave  etmek  iste­rim: Memleketimizdeki Amerikan Yar­dım Heyeti Başkanı, Amerikanın 195& yılına kadar bize vermiş olduğu mal­zemenin ömrü boyunca yedek parçala­rını temin edeceğini bildirdi. Bu aradia Adana'da tesis etmekte olduğumuz üçüncü «Anatamir Atölyesi» ide yedek parça temininde bize yardımcı olacak­tır. Eir arkadaşım, uçak kazaları hak­kında konuşurken,     müttefiklerimizin bize  vermiş   olduğu uçakların  foullanılmış  olup   olmadığını   sordu.   Mütte­fiklerimizden  aMiğımız uçaklar yeni­dir. Uçak kazalarında başka faktörler aramamız lazımdır. Kaldıı ki, bizde vu­kua gelıen uçak kazaları nisbeti norma­lin altındadır. Mesela 1955 yılında   54 jet uçağımız kazaya uğramış ve fou kazalar neticesinde 17 havacımız şehid olmuştur. Kazaların yüzde    55 i pilo­ta] hatasından yüzde 33 ü malzeme ha­tasından yüzdis 7  si anlaşılmayan se­beplerden, yiiz&ıe beşi de havadan ye­re yapılan atılışlarda, uçağın makine­sine taş, toprak dolmasından ileri gel­mektedir.  Askeri uçaklarımızdan bi­risinin temmuz ayında Aydına bir si­vil taşıdığı iddiası kargısında tahkikat yaptık ve temmuz ayında Ayıdnna ve­yahut İzmire askeri uçaklarımızın hiç bir sivili götürmediğini öğrendik.   Havacilarımız için yeni bir «uçuş tazmi­nat kanunu layihası» m hazırlamakta­yız. Hava kuvvetlerimizin meteoroloji işleri umum imüdürlüğüyle yapmakta olduğu işbirliği lıerğün biraz daha sı­kıl aşmaktadır. Gölcükteki tersanenin daha mütekamil 'bir hale    getirilmesi için ça'Iışmaktayız. Bazı mebuslarımız İytanbuldaki  örf; iidare mahklamseferi hakkında sual sordular. İstanbulda ha­len  altı  tane örfi  i'dare  mahkemesi vardır. Mevkufların  sayısı  da 404 e inmiştir. Mevkuflar,  simidi  Tfuzlaya nakledil mislerdir. Buradaki iskan du­rumu onlar için daha elverişlidir.Mevkufların ziyaretçileri, müdafileri ile temasları sağlanmıştır.Ordumuzun sağlık durumunun memnuniyet verici olduğunu söyleyebilirim.     Ortdlumuzda vefat nisbeti 1945 de binde altı iken bu nisbet 1955 de binde 1.34 e düş­müştür.Ordu  hastahanelerindeki  ya­tak adedi daima artmaktadır. Veremle mücadeleye bilhassa ehemmiyetver­mekteyiz. »

Milli Müiafsa Vekaleti Vekili bun­dan sonra moral mevzuu üzerinde dur­du ve Türk ordusunun bu bakımdan daima kuvvetli bulunduğunu belirte­rek konuşmasına nihayet verdi.

Bütçe encümeni yarın saat 10 da topla­narak Milli Müdafaa bütcesinin müza­keresine devam eyliyecektir.

Ankara :

Memleketimizde pstrol aramak üaere raüraacat etmiş olan ll'i dünyaca ta­nınmış yabancı şirketle, Türkiye Pet­rolleri Anonim Şirketinin, '82 saha. üzerinde 187 talepte yapmış oldukları müracaatlar, kanun hükmüne göre, ve ihtilaflara 'gidilmeden petrol dairesinin tavsiyeleri dahlinde talipler arasında anlaşma voliyle hükümetçe İs'af edil­miştir. Bu suretle araştırmaya başla­mak için ruhsatname almak hususun­daki ihtilaflar ortadan kalkmış ve 'bu ruhsatnamelerin verilmesi yoluna gi­dilmiştir. Böylece pek yakında memleketimizin muhtelif bölgelerinde petrol araştırmaları fiilen haşlamış olacaktır.

Memleketimiz için büyük imkanüar ha zırlayacak bir mahiyet arzeden bu an­laşmayı tesit maksadiyle Hariciye Veikili Proflssör Fuat Köprülü tarafından İıu akşam misafirin köşkünde, bu 12 petrol arama şirketi temsilcilerine bir akşam ziyafeti verilmiştir.

İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu ile alakalı Vekaletler ileri galenlerin in, bu 12 şirketin mensup bulundukları mem­leketler Büyükelçilik erkanının ve bu şirkjetlerin Türkiye anömessüŞarinin hazır bulunduğu bu ziyafet, samimi bir hava içerisinde cereyan etmiş ve pet­rol araştırmalaırinin muvaffakiyetli ae•ticeler vermesi hususunda karşılıklı candan temenniler izhar edilmiştir.

17 Ocak 1956

Ankara :

Bugün aynı saatta Ankara ve Waishington'da aşağıdaki müşterek tebliğin ya­yınlanması hususuııda Türk ve Amenkan hükümetlerince mutabakata1 va­rılmıştır:

«Türkiye ve Birleşik Amerika hükü­metleri tarafından müştereken vaki davet üzerine, Mr.Clarence B. Randall'm her iki memleketi alakadar eden ik­tisadi meseleleri görüşmek üzere, 'bu ay sonuna doğru Türkiyey'e gelmeyi kabul etmesi memnuniyetle karşılan­mıştır.

«Amerika'nın ileri sanayicilerinden olan Mr. Randal'l, aynı zamanda Reisi­cumhur Eisenhower'in harici iktisadi siyaset sahasında »Bİsicumhur müşavi­ridir. M. Randall'm bu ziyaretinin üd. memleket arasındaki iktisadi münase­betlerin daha ziyade inkişafına ve bu sahada karşılıklı anlayışın ilerlemesi­ne büyük ölçüde yardımı beklenmekte­dir.

Mr. Ramdall Türkiye'de bulunduğu müddetçe Türkiye hükümetinin misa­firi olacak ve kendisine Chicago şeh­rinden Mr. For.est D. Siefkin Us WashingtonM&n Dr. C. EdwaTd Calbreath refakat edeceklerdir. Mr. Randalll ve yardımcüarı bu vazifeyi ücretsiz ola­rak ifa edeceklerdir.»

İstanbul:

Milli güreş takımamaaın isvteçte yaptı­ğı son seyahat esnasında bir kalb kri­zi igeciperek (hastahaneye 'kıaldınlan şampiyon güreşçi ve milli takım antre­nörümüz Yaşar Doğu, bir ay süren te­daviyi müteakip bu akşam saat 21.15de uçakla yurda avdet etmiştir.

Hava meydanında Beden Terbiyesi İstanbul Bölge Müdürü, Güreş Federas­yonu mensupları, kulüp mümessilleri, gazeteciler ve kalabalık bir halk top­luluğu tarafından karşılanan Yaşar Doğu, derhal iki doktorun nezaretinde tedavi edilmiştir.

Şampiyon güreşçimize heyecanilaruna.masi için resmi ibir bir karşılama me­rasimi yapılmainig ve tezahüratta bu­lunulmamıştır.

İstanbul:

Basın  Yayın ve Turizm Umu» Mü­dürü Dr. Muammer Baykan, buıgün. radyo evinde tertip edilen tercüman rehberlerin ıdipioma merasiminde aşa­ğıdaki konuşmayı yapmıştır;

"Sayın arkadaşlar,

Memleketimiz turizminin en acil ihti­yaçlarımdan teini fearşilamak. üzere, umum müdürlüğümüz tarafından ilk defa olarak İstanbıılda açılmış olan ter cuman  rehberler kursunu muvaffa­kiyetle bitirenlere, yüksek huzurunuz­da diplomalarını vermekle bahtiyanm.

Zamanımızda herşeyde olduğu gibi, tu rizm 'endüstrisinin bu önemli kolunia da ihtisaslaşma ihtiyacı kendini kuV"vetle his s ettirmektedir, Filhakika, Tür­kiye turizminin .gelişmesi bir yönden, hu sahada çalışacak kimselerin mes­leklerindeki ehliyet ve başarılarına bağlıdır.

Memleketimizi ziyaTet .etmekte olan turistlerin, ilk gayesi, güzelyurdumuzu tanımak; milletimizin mazisi ve hali hakkında en doğru fikri edinmek oldu­ğu aşikardır. Bir şeyi öğretmek için ise, evvelemirde onu bizzat layıkiyle öğrenmiş olmak şarttır. Bizi hiç tanmııyan veya yanlış tanıyan yabancı ."bir turistte, memleketimiz ve halkımız (hakkında ilk müsbet intibaı uyandıra­cak kimse, vazifesinin önemini müd­rik ve milli şuura sahip tercüman reh­berdir. Bu sahada çalışacak olan genç­lerimizin bu milli vazifede elde ede­cekleri muvaffakiyet, yüzbinlerce lira saarfiyle yapılacak propagandadan da­ha kuvvetli ve daha müessindör.

Herkes dil bilen ve tahsili öten seyyali tercüman rehberi olamaz. Evvela bun­ların itimada şayan, sağlam karaikterli, inoa ruhlu, bilgili ve sempatik olma­sı şarttır.Çünkü yabancı ile temas sağ­layan bir tercüman rehber, o memle­ketin siyasi, içtimai, iktisadi bütün sa­halarında halkm, idarecilerin ad:eta selabiyetli bir mümessilidir.

Bütün bu hususları nazarı dikkate alan umum müdürlüğümüz bu yolda ilk adım olmak üzere, en mühim turis­tik şehrimiz olan İstanbulda böyle toir kurs açılmasına lüzum görmüştür.

TeÜtris heyeti, tarih, arkeoloji, güzel sanatlar ve diğer turizmle ilgili pratik bilgiler sahasında tanınmış kıymetli mütehassıslardan terekküpden  bu kurs, bugün 50 mezun vermiş bulunu­yor.

Umum Müdürlüğümüz, elde edilen bu başarılı neticeden kuvvet alarak, yur­dun diğer önemli turistik bölgelerinde de buna benzer kurslar açmak kararın'dadır. Bu kurslardan ikincisi ya­kında Ankara'da Jıçıüaoaktüir. Umum müdürlüğümüz ayrıca, açacağı bütün kurslara şamil olmak üzere bir talimat nama hazırlamaktadır.

Genç arkadaşlarım, omuzlarınıza, memleketin tanıtılması bakanından bü yük vazifeler tahmil edilmiştir. Hepi­nizin vazifelerini müdrik bulunduğunu zakaniim.

Türkiyesniz topraklarının çeşitli me­deniyet, din, ırk ve felsefelerin kay­naştığı bir diyar olduğu gözönünde tu­tulduğunda, rehberin vazifesinin, daha da güçleştiği görülür.

Fakat hiç şüphe yok ki, bütün bu uzun tarih anlatılırken, Türk tarih ve medeniyetinin en Ön planda toelirtilnnesi vazifelerinizin başındadır. Memleke­timizin hakiki veçhesiyle tanıtılması gene sizlerin elindedir.

Memleketimize gelen yabancı turistlerin ilk temas edecekleri kimselerden birisi ve muhakkak ki en mühimi reh­ber olacakta.

Ecnebi turist, Türkiyeyi ve Türkleri, sizin dilinizden dinleyecek, ilk defa olarak sizin gözlüğünüzle görecektir.

Sizin vakur ve asil hareketleriniz Türkün merilik ve kahramanlığı, gülümseyen yüzünüz ve tatli sözleriniz Tür­kün eze'li misafirperverliğini onlara bir kere daha hatırlatacağı gibi, Tüfk turizmi, Türk tarihi Ve memlekeitmiz hakkında kuvvetli bilgilerle teçhiz edilmiş olan sizlerin, gezdirdiğiniz yerlerde vereceğiniz malimarttan Türki­ye'yi tanıyacak olan bu yalbancılarm üzerindeki tesirinin de çok büyük ola­caktır.

Siz, müsbet telkinciler, Türkiye'mizi hepimizin istediği manada tanıtmakla görevli bulunmaktasınız ve bu vazi­feyi en iyi bir şekilde başaracağınıza imanım var.

Turizm davamızda büyük mesuliyetler kabul eftip, şevk, cesaret ve büyük ümitlerle bu vazifeyi üzerimize almış olan siz genç arkadaşlarıma, memle­ket hizmetlerinde sonsuz başarılar di­lerim. »

iAnkara :

Reisicumhur Celal Bayar bugün saat 11.30 da Ankara Tın Fakültesi ve hastahanesini ziyaret etmiştir.

Burada Fakülte dekanı Prof. Dr. Sü­reyya ıGordüren, öğretim üyeleri 3le kalabalık bip talebe topluluğu, tarafın­dan karşılanan reisicumhur, kendileri tarafından fakülteye hediye edilen Atatürk büstünün r,ekzedildiği yeri gör­müş, daha sonr.a muhtelif kflinik ve enstitüleri ziyaret ederek izahat atmış­tır.

Ueisicuımhur Celal Bayar bilahare, fa­külte talebe ve öğretim üyeleri ile bir­likte bir öğle yemeği yemiştir. Yemek sırasında fakülte dekanı Prof, Gördü­ren bir konuşma yaparak ezcümle de­miştir ki:

"Aziz Atatürk'ün kıymettar büstünü fakültemize emanet etmek suretiyle gösterdiğiniz müstesna iltifata şük­ranlarımı huzurunuzda bugün de bir defa daha tekrarlarım.

Ayrıca fakültemizi ziyaret ettiniz, ta­lebe soframızı şereflendirdiniz, bizlere ve öğrencilerimize ssvgi ve yakın ala­ka gösterdiniz. Bütün hun'lan fakülte­miz, tarihinde kıymetli birer hatıra olarak muhafaza tdecek ve fakültemi­zin gelişmesinde, çalışma ve kalkın­masında büyük toir teveccüh ve neza­ketin eserleri  olarak unutmıyacağız.

Muhterem reisicumhurumuzu ve sayın misafirlerimizi hürmetle selamlar, teş­rifinizden dolayı fakültemiz adma te­şekkürlerimi arzederün.

Müteakiben Reisicumhur Celal Bayar da bir hasbıhalde buhinarak, Atatürk'­ün manevi kıymeti çok büyük olan büs tünü ve tıp fakültesinin kıymetli pro­fesör, doçent ve talebelerini (ziyaret etmek maksa'iiyle 'geldiğini ifadeyle söze başlamış ve şöyle devam etmiş­tir:

»Atamızın hepimiz için ebedi bir var­lık olduğu münakaşa götürmez bir ha­kikattir. Manevi desii çok üstün olan büstün tarafımdan hediye edilmiş di­ndaşının, sizler münevverler için bu kadar memnuniyeti mucip olacağını tahmin .edememiştim. Bundan dolayı da ayrıca büyük memnunluk duymak­tayım.»

Reisicumhur Celal Bayar kenldiöine gösterilen muhabbete teşekkürlerini bildirdikten sonra. ilim şubelerinin, hepsinin değerinin büyük olduğunu, tıp ilminin de insan sağlığı ile uğraşması bakımından müstesna bir kıymet ta­şıdığını belirtmiş, münevver hoca ve talebe arasında bulunmakla duyulacak bahtiyarlığın hudıudsuz olduğunu ifa­deyle tıp mesleğine verilmesi gereken ehemmiyeti izah etmiştir.

Bundan sonra hep birlikte tıp talebe lokaline gidilmiş ve burada da samimi hasbıhallerde bulunulmuştur.

Ankara :

6435 sayıh bağlı bulundukları teşkilat emrine alınmak suretiyle vazifeden azaklaştirilacakaar hakkında kanunun tadiline dair tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisi iç işleri komisyonunu» görüşülürken, üniversiteyi ilgilendiren konuşmalar cereyan ettiği gazetelerden öğrenilmiştir. Bu arada, iki milletveki­linin, üniversite profesörleri arasında komünistlere alet olan kimseler bulunduğunu iddia ettikleri anlaşılmatetadır.

Bugün normal toplantısını yapmakta olan Ankara üniversitesi senatosunda bu isnat üzerinde hassasiyetle durul­muş, hararetli müzakereler cereyan et­miş ve aşağıdaki hususların açıklan­masına ittifakla karar verilmiştir.

Senatomuz hiç bir mesnede daya­nılmadan  üniversiteye     tevcih edilen bu ağır isnadı şiddetle reddeder.

Komünizm  propagandası kanunlarımızın cezai müeyyidelere bağladığı bir suçtur. Umumi hükümler ve üni­versite kanunrurmizun ilgili maddeferi, böyle bir suçu işliyecek kimselerin
tecziye ve tasfiyesine esasen yetefte afinden, umumi ve mesnetsiz bir iddia ile vatan yıe millet hizmetinde feragatle çalışan    üniversite    mensuplarının töhmet altında bulundurulması ve buna dayanılarak ilmin ve memleketin terakkisi için zaruri olan üniversite muhtariyetine cephe alınması isabetli sayılamaz.

Bu ithamları ileri süren zevat, şayet ellerinde herhangi bir delil "varsa, buim derhal selahiyetli mercilere ve üni­versite rektörlüğüne tevdi etmelidir­ler.

3 Üniversiteler kanunu, üniversite Öğretim üyielerinin mesleğe alınmala­rı, tabi olacakları disiplin cezaları VS meslekten çıkarılmaları hakkında et­raflı hükümleri ihtiva etmektedir. Ay.jıı kanun 14. maddesiyle hükümet de­netini de mümkün kılmış ve tanzim etmiştir.

Teşkilat emrine alma kanunun 2. mad­desi, hem üniversiteler kanununun ruhun, tedvinindeki maksada uymayan bir hükümdür. Üniversiteler kanunu­nun, kurduğu     sistemi    bozmaktadır.

Muhtariyeti geniş ölcüde zedelemekte­dir, hemde üniversite mensuplarını, bütün diğer memurlardan ayırarak teminatsız hale getirmektedir. Gerçek­len, buı kanun hakimlere, subay, astsubay Va askeri memurlara hic tatbik edilemez, diğer memurların da tayin­lerindeki usule göre, teşkilat emrine bile çeklerini söyler. Halbuki Üni­versite öğretim üyelerinin tayinlerindeki usule bile bakılmaksızın teşkilat emrine alınmalarını mümkün küar.

tS435 sayılı kanunun tadili hakkrndn müzakereler cereyan ettiği şu günler­ce iknin ve memleketin gelişmesi içm en isabetli tedbirleri bulacağından emin olduğumuz Türkiye Büyük Millet "Meclisinin, bu kanunun 2. maddesini kaldırarak üniversite muhtariyetini sağlamlaştırmasını ümit bekliyor ve ümidimizin gerçekleşeceğine inanıyo­ruz.

18 Ocak 1956

Ankara :

"T. C. Ziraat Bankasının 66 ncı faaliyet devresine ait 1954 yılı bilanço ve kar zarar hesapları bugün Türkiye Bü­yük Millet Meclisinde toplanan iktisa­di devlet teşekkülleri umumi heyetin­ce kabul ve tasdik olundu.

Bankanın bu dönem faaliyeti:

iktisadi kalkınmamızdaki ehemmiyetli rolü izahtan müstağni bulunan T.C. Zi­raat Bankası, zirai gelişmemizde ve zirai istihsalimizin artışında geçen yıllarda olduğu ıgibi bu sene de verim­li ve müsbet çalıgnıalariyla pek faal bit mevki alınmıştır.

Gerek menabi ve gerekse zirai ve ti­cari p'lasmanlar bu hesap devresi zar­fında müsbet terakkiler kaydeylemis­tir.

Bankanın umumi zirai kredi yekinu

1953yılında 1.212.842.177 lira olmasınamukabil, 1954 yılında yüzde 23.44 nisbetinde  84.314.514  lira   artmak  sure­tiyle 1.497.156.687 liraya  yükselmiştir.

Zirai plasmanların yüzde 22,8 ini teş­kil eden 341.000.000 lira, çiftçinin kal­kınmasını saftlıyan orta vıe uzun vaidieH kredilere tahsis edilmiş bulunmakta­dır.

Banka, umuımi faaliyetinin yanında bilhassa mevduat toplama bakımından da müsbet politika takibetmig ve uraumi mevduat yekinu 1954 yılında 911.002,962 liraya yükselmiştir. 1955 yılı mevduat rakamlarının ise bu mik­tardan daha yüksek seviyeye ul&ştığl görülmüştür.

Banka, m'üstaıhsil hizmetini kolaylaş­tırmak ve teşkilatlı zirai kreldü siste­minden çiftçiyi yakından faydalandır­mak için yurt içindeki teşkilat sayısı­nı da arttırmaya .muvaffak olmuş    ve1954yılı içinde yeniden iki şube, yir­mi iki ajans, iki büro yani yirmi altıyeni iş yeri açmış ve teşkilat sayısını484 e yükseltmiye muvaffak olmuştur.1955yılında ise şube  ve ajans adedi
500 ü geçmiş bulunmaktadır.

Bankanın gelirlerinde dfe geçen yıl­lara nisbetle ehemmiyetli bir artış kay­dedilmiş ve hacminin gelişmesiyle mütenasip olarak 1954 yılı safi karı 41.099.686 lira olarak tahakkuk etmiş­tir.

Bankanın bu dönem hesap ve nıuamelatını inceliyen. komisyon, 1954 yılı fa­aliyetini, bankanın son beş senedenberi içinde bulunduğu terakki ve İnkisafhamilesinin yeni bir merhalesi olarak kabul ve telakki eylemiş ve alınan müsbet neticelerden dolayı banka ida­recilerini talidir ve teşekküre layık görmüştür.

Komisyon "bu görüş ve mütalaaları umıımi heyetçe de aynen kabul ve tas­vip olunmuştur.

Ankara :

Bütçe Encümeni bugün Öffled'en sonra saat 15.30 da Encümen Başkanı Balı­kesir mebusu Halil İrare ve ikinci baş­kan Kırklareli mebusu Şefik Bakay'in riyasetinde top'lan&rak Dahiliye Ve kalsti bütçesinin müzakeresine başladi.

Bütçenin tümü üzerinde söz alanlar­dan Afyon mebusu Murat Ali Ülgen (D.P.) mahalli İdarecilerin kendilerin­den beklenen hizmeti göremediklerini, hususi idarecilerin bütçelerinin kifa­yetsizliğinden dolayı mefluç bir hals gelmiş bulunduğunu, bu durumu dü­zeltmek için. çarelerin aranması lazım geldiğinii, ifade etti. Diğer taraftan be­lediyeler ve köy kanunumun ne zaman Meclise geürilecelini sordu. Murat Ali Üligen'in konuşmasından sonra, Dahi­liye Vekaleti ile Emniyet Genel Mü­dürlüğünün ve jandarma fiensl kuman­danlığının bütçelerinin müzakeresinin tevhidi ve konuşmaların bütün bütçe müzakerelerine şamil olmak üzere on dakika İle tahdit edilmesi kararlaştiınldı. Bu arada raportör olarak Niğde me­busu Ahmet Kadıoğlu, Seyhan mebusu Ahmet Topaloğhı ve Muğla mebusu Natık Poyrazoğiu bütçenin karakteri üzerinde İzahat verdiler.Antalya mebusu Kenan Akmanlar (D.P.) mülki tak­simatın yeniden göadlen geçirilmesi mevzuunda konuştu ve yurd dahilinde manevi huzurun tesisi, ve bunun mu­hafazası zımnında Vekaletin dikkatini çekti.Denizli mebusu Hamd'i Sancar (D.P.) tevhidi zabi'ta yolundaki tasarı­ya orman ve sahil muhafaza teşkilat­larının da girmesini istedi.Dört ayn makamdan emir alan jandiarma teşkilatının kendi bünyesinde bir tevhide1 gitmesi lazımgeldiği fikrinde bulundu, Giresun mebusu 'Mazhar §ener (D. P.)" mülki taksimat meseli üzerinde du>rarak, bunun sağdan soldan gelen taz­yiklerle değil, prensiplere göre halle­dilmesi icap eylediği fikrini ileri sür­dü ve 6  7 eylül hadiselerinde idari bakımdan mesul olan emniyet memur­ları hakkında henüz bir karara yarı­lamadığını, İstanbul Valisinin durumu­nun is,& hala meşkuk bulunduğunu bil­dirdi. Yozgat mebusu Ömer Lütfü Erzurumluoğlu (D.P.) da siyasi mülaha­zalar (dışında konuştuğunu belirterek 67 eylül hadiselerinde mesuliyeti görülenlerin vaziyetleri hakkında iza­hat istedi. Kırklareli mebusu Şefik Bakay (D.P.) idame amirlerinin sık sık değişmesinin' rtevlid ettiği karışık du­rumu belirtti. Vilayetler ipin bir kal­kınma programının lüzumlu olduğunu, bu hususta vilayetlerde etüdler yapıl­masını tebarüz ettirdi. İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.) idari taksimat sahasmüıa vilayetlerin de£il kaza adedi­nin çoğaltılması hususunda konuştu ve 67 eylül hadiselerine temas ederek, tou hadiselerde mesullerin bulunduğu­nu, fakat mağdur telakki edilen va­tandaşların da, hadiseyi yaratmakta kabahatli olduklarını, 6  7 eylül ha­diselerinin sebepleri aranırken bunların arasınıza, bazı .skaliy etler in vicdam am­me üzerinde menfi bir tesir bırakma­larının da sayılabileceğini ileri sürdüBolu mebusu Fahri Belen (D.P.) ma­halli idarelerden bahsederken bu. hu­susta ^tevsii mezuniyet in ön plana alınmasını; merkeziyetçi ve bürokrat bir hükümette demokrasinin yerleşemiyeceğini söyledi. Antep mebusu Ek­rem Cenani (D.P.) idari taksimatın ye­niden ele alınması arzusunda bulundu­ğu. Ordu mebusu Satarı işbakan (D.P.) tam teşkilatlı nahiyelerin kurulması, vilayetler^ jandarma kadrolarının da­na kuıvvetlend irilmesi, ilçelere polis tsfkilatımn getirilmesi hususlarında konuştu.

Kars mebusu Mehmet Hazer (C.H.P.)" valilerin sık sık yer değiştirmesini, merkez valiliğinin iyi işlemediğini, meslekten olmayan şahısların valilik makamına getirildiği hususlarım m«vsuulbaihis etti. Zonguldak mabusu Seba II ataman (D.P.) zabıta kollarının hü­viyetlerinin değişik olmasından dola­yı bir »tevhidi zabıtaya» gidilemiyeceğini, diğer taraftan henüz bir oluş halinde  bulunan riTE'rnlöke timizin mül

Jd taksimatının şimldlkten kat'i olarak ele alınmasının doğru görüleni ıy,sceğini ancak bu hususlarda ilk hazırlık­ların yapılmasının iyi olacağın: beyan eyledi. Tokat mebusu Ömer Sunar (D. P.) mahalli idareler talimatnamesinin revizyon ihtiyacını belirtti ve kazala­rın vilayet olması mevzuunda da ko­nuşarak, türlü tesirlerle ortaya çıkan bu durumun derhal bertaraf edilmesi, hükümetin mülki taksimat sahasın­da prensip   kararı   almasını     söyledi.

Konya mebusu Mustafa Bağrıaçık İller Bankasının faaliyeti hakkın­da malimat istedi. İzmir mebusu Meh­met Ali Sebük (D.P.) idari mevzuatın yeniden gözden geçirilmesi hususunda konuştu v.e istanbuida bir «polis valin nin tayin edilmesini istedi. Rize me­busu Kemal Balta (D.P.) valilik mes­leği üzerinde konuşarak, meslekten ye­tişen insanların bu makama getirilmesi hususunu tekrar .etti ve 67 eylül ha­diselerinden İstanbul Valisinin mesul olduğu iddiasını ortaya attı. Bundan .sonra konuşan İzmir mebusu Aptuıısh Akcr {D.P.) Edürne mebusu Rükneddin Nasuhioğlu (D.P.) Bursa mebusu Agah Erozan (D.P.), Çankırı Mebusu Tahsin Kahit Uygur {D.P.) Siirt mebusu Baki ISrdem (D.P.) fikirlerini serdettiler v.e bazı temennilerde bulundular. Bütçe Encümeni saat 20 de bugünkü çalınma­sını sona erdirdi. Bütçe Encümeni yathi saat 10 da toplanarak Dahiliye Vefeaieü bütçesinin müzakeresine devam edecektir.

Ankara :

Türk  Japon ticari .anlaşmasının gü­nün şartlarına uydurulmasını mütalaa ve tetkik etmek üzere dün Tokyodan istatfbula vasıl olan Japonya İktisat Vekaletinden Mr. Isaigura ve Masudo'dan müteşekkil Japon ticaret heyeti "bu sabah şehrimize' gelmiştir. Heyetin Semasları bir muhtelit komisyon içti­mai mahiyetinde olacaktır.

Ankara :

Gülhane Askeri Tıp Akademisi Ku­mandanlığından bild ir il'm iştir:

Aziz Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Atadan, dokuz ayı mütecaviz ibir za­mandan beri tedavide bulunduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisinde, İnoperabl Üterüs kanserinden, bütün ih­timamlara gağm.m şifayao olamiyarak bugün saat 12.55 te hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Ankara :

1Büyük Atatürk'ün hemşireleriMakbule Atadan bugün saat 12,55   devetat etmiştir.

2Cenazeleri  yarin ö^le namazınımüteakip makberi mahsusuna  tevdi edilecektir.

3Merasime ait program aşağıdadır:

a Merhumun cenazesi yarın Hacı Bayram camiinden kaldırılacaktır.

bÖğle namazının kılınması.

c ı Cenaze namazının kılınması.

e Aşağıdaki tertibe göre kortejin teşkili ve hareket.

Kortej:Emniyet kıtası, Ankara Emniyet Mü­dürlüğün den bir trafik arabası, 'bunun arkasından 15 atlı polis müfrezesi (koTtejden 100 metre ilsride bir piya­de bölüğü).Bando,28. Tümen bandosu

Çelenk ler

Tabut (Türk bayrağına sarılmış ola­rak)

Reisicumhur (Ba^ yaver. Umumi katip)Büyük Millet Meclisi Reisi,Başvekili hey'iti vekile

B. M. Meclisi Riyaset Divanı,   .

M. M. Meclisi azaları askeri ve mülki erkan,Üniversite ve talebe mümessilleri, Merasimle iştirak etmek istiyen halk, Bir piyade bölüğü,

d Kortejin takip edeceği yol:Hacıbayram camii  bayram caddesi Karaoğlan caddesi  Belödiye önü  Ad­liye. Adliye önünde merasime nihayet ve­rilecek yahut cenaze otomobili ile as­ri mezarlığa nakledilecektir.

19 Ocak 1956

İstanbul :

Dahiliye Encümeninde, bir kanunun müzaksresi dolayısiyle bazı milletvekil leri tarafından üniversite öğretim üye­leri hakmda gösterilen İtimatsızlık ve bu maksatla beyan edilen, sözlerin, memleketimizde yarını asra yakın sarfeıdil/nekte bulunan gayretlerin mah­sulü ve Türkiyede iknin inkişafı için vazgeçilmez şartı teşkil eden üniversi­te muhtarı yelini esaslı şekilde ihlal eylemiş bir kanun hükmünün muhafa­zası hususunda mesracd olarak gösteril­diğinin Piıyuu, İstanbul üniversitesi öğretim üyeleri ve mensupları arasın­da büyük bir hayret ve teessür uyan­dırmış ve İstanbul üniversitesi senato­su, bu mevzuu fetkik etmeyi zairuri görmüştür.

Heıüıaögi bir cemiyetin veya siyasi ca­mianın, bu arada Türkiyenin fertleri arasında veya siyasi, idari, adli, aske­ri ve kazai müesseseleri içince mevcut hukuk nizamına ve kaidelerine muha­lif düşünenler ve hareket edenler bu­lunabilir ve bunlara karşı da her devl&t gereken teşrii, kazai ve idari tedbirferi alır ve tatbik eder. Bunun da, ma­sumların kolaylıkla tefrikini mümkün kılan ve fuzuli müdahalelere imkan vecmiyen ve teminat teşkil eden kai­de ve usulleri vardör.Ancak, mevzuubahis sözlerin fezammım ettiği düşünceyi ve üniversiteleri memlekette mevcut resmi ve hususi müessese ve teşekküllerden daiha şüp­heli bir nazarla görmeye sevkeden haikiM amilleri anlamaya imkan yoktur.Üniversitelerin içinde çalışanlar ve bui müesseselerin idarelerini ve mesuliyeta­jerini üzerlerine .alanlar 35  70 yaşlan arasında bulunan, memleket ve hatta dünya Ölçüsünde lıer türlü ilim ve ka­rakter imtihanlarını geçirmiş, vatanmkurtarılması ve istiklali iein fikirlerini ve bir kısmı, muhtelif savaşlara iştirak frtmek süratiyle, canlarını memleket ve mert hizmetine arzetmiş ve arala­rında birçok milletvekilleri ve nıes'uİ hükümet adamları da bulunan onbinlerce insanı yetiştirme şerefini de kazanmiş olan kimsisi erdir. Bugün mem­leketin çeşitli hizmet sahalarında nıesuliyet almış onbinlerce mi'lli karakteri sapsağlam vazife sahipleri, üniversite­lerin verdiği milliyetçi terbiye ile yetişmişlerdir. Üniversite öğretim üyele­rinin, en bu sözü sarfedenler ka­dar memlekete ve vazifelerine bağlı­lıklarında ve mesuliyetlerini idrak edeeek bir durumda olduklarında kim­senin şüphesi olmamak icabader.

Üniversitelerimiz, öğretim üyelerinin; hukuk nizamı çerçevesi dışında harekette bulup bulunmadıklarını mürakabede o derece hassasiyet göster­miş ve göstermektedir ki, bundan ev­vel de birkaç öğretim üyesine karsı Vaki olan aynı şekil'deki isnatları sa­dece kendisi tetkik etmekle kalmamış,. isnad edilen fiilleri adli mercilere deintikal ttirmiş ve bu fiillerin vaki ol­madığına dair mahkeme kararı da bü­tün derecelerden geçmek suretiyle kaziyei muhkeme halini almıştır.

Dünyaca tanınmış ve hakikatlerin bu­lunmasında dünyadaki emsaliyle iş­birliği yapmış ve ellerindeki imkanla­ra göre, vazifelerini başardıklarını da, eserleriye göstermiş olan üniversitelerin diğer devlet daire ve müessesele­rinden daha aşağı ve şüpheli durumda ve daha sıkı bir vesayet ve kontrola' tabi tutulmak ihtiyacında olduklarını gösterer.ek bunların memleketteki ve dünyadaki itibarlarını sarsmanın ve bıimüesseselsr için ilim, fazilet ve fera­gatle hakikati bulmak ve memleket gençliğini yetiştirmek, doğru yola sevketmek aşkiyle çalışan öğretim üyele­rinin en mukaddes şeref ve hisleriyle oynamanın, memleket menfaatleriyim ve dünyanın kabul ettiği ilim hümyeti ve demokrasi esaslar; ile ne derece­lerden telifi kabil olduğunu yüksek Meclisin takdir edeceğinden şüphemiz yoktur.

İlmi bir kıymeti ıhaiz olmayan, haki­katle ve hukuk nizamiyle telifi kabil bulunmayan fiil ve hareketlerini ceza­larım takdir ve tatbik etmiyen üniver­site organları ve memleket hukuk prensiplerini teyid ed'en 'kanun ve müesseseler kafidir.

Bu, mülahazaları göz önünde tutan se­natomuz, Ankara üniversitesi senato­sunun gösterdiği hassasiyete ve noktai nazara tamamen iştirak ettiğini be­yana ittifakla karar vermiştir.

Ankara :

Bütçe Encümeni bugün saat 10.30 da Encümen Başkam Balıkesir mebusu Halil imre'nin riyasetinde toplanarak Dahiliye Vekaleti bütçesinin müzake­resine devam etti. Bütçenin heyeti umumiyesi üzerinde konuşanlardan Gü­müşhane mebusu Zeki Başağa (D.P.) kazalarda polis teşkilatının kifayetsiz­liği üzerinde durdu. Diyarbakır me­busu Halil Turgut (D.P.) kendi seçim bölgesine ait bazı sualler sordu ve mennilerde bulundu. Kars mebusu Mehmet Hazer (C.H.P.) valilerin de hakimler gibi teminat altına alınması mevzuunda konuştu. Tasarı halinde bulunan Belediye Ve köy kanunları hakkında ıgeniş izah verilmesini iste­di. Konya mebusu Eemzi Eirand D. P. köy yolları inşasında valilik ile köylülerin yapmış olduğu işbiliğini belirtti ve İller Bankasının faaliyeti üzerinde durarak, Dahiliye Vekaletinin bu bankaya döviz temini ve diğer ma­li hususlarda daha fazla ehemmiyet vermesini arzu etti. Krzmcaiı meDusıt Veysel Varol (D.P.) Erzincan'ın bu­günkü iskan ve arazi durumunu izah ederek, Dahiliye Vekaletinin kendi sahsei ininde Erzincanla alakadar olması dileğinde bulundu Bundan sonra ve­rilen kifayet takriri kabul edildi ve Dahiliye Vekili Eüıem Menderes, şim­diye kadar sorulan suallere ve temen­nilere cevajp teşkil eden bir konuşma yaptı. Dahiliye Vekili Ethem Menderes bu konuşmasında' önce, Vekaletinin bütçe­sinin karakteri üzerinde açıklamalar­da bulundu. Daha sonra tam. teşkilatlı nahiyeler kurmak, bu arada devlet şu­rasına tekabül edecek olan idari kaza teşkilatını mmtakalarda tesis etmek, nüfus meselesini ehemmiyetle ele al­mak, teftiş hsyetlerini tevsi Ve islah et­mek, memur durumunu islah eylemek hususlarında izahat veren Vekil, va­liler mevzuuna temasla ezcümle şun­ları söyledi: «Valiler üzerimde çok du­ruldu. Kanaatime göre bu mevzuda ne kadar durulsa yine azdır. Hükümetin temsilcisi   olarak vaünin işi  ağırdır.

Her şey validen beklenir. Vali bütün sahalarda faaliyet göstermek zorundlaıdır. Buna mukabil, hizmetlerinin; kar­gılığı olarak kendisine verilen maaş kifayetsizdir, vali maalesef bugünkü durumda maişet derdinden kurtulama­mıştır. Bütçe dolayısıyla  onların; bu sıkıntısını giderememek vaziyetindleyiz. Valinin hiç olmazsa bürodaki işle­rini birazcık azaltmak için vali mua­vinliği noksanını bertaraf etmek ça­relerini arıyoruz. Her vilayete bir valİ nıuatvini  göndermek kararındayız.

Bazı arkadaşlarım, valilere merkezden bazı emirler verildiği haberine inanıl­maması lazım geldiği noktasında konugtuhar. Politik olarak merkezden va­lilere hiç bir emir verilmiş değildir. Siyasi sahada valüerin çalışmasına katiyyen müsaadie etmiyoruz ve bunu as­la "haç karşılamıyoruz. Valinin siyasi sahada uğraşması iktidarımıza £ayda değil zarar verir. Valilerin nakil ve ta­yinleri kanun çerçevesinde yapılmak­ta ayni zamanda vekaletintakdir hakkı da bunda rol oynamakta­dır. Ancak vekalet olarak bu takdir hakkını suiistimal etmek aklımızdan bile geçmez. Birbirlerine mücavir vali­liklerin işbirliği halinde çalışmalarını biz de arzu .etmekteyiz. Haıtta kayma­kamları ve jandarma kumandanları­nın da bu şekilde müşterek olarak ig. görmelerini istemekteyiz, Ethem Mendferes bu arada emniyet ve asayiş meselesi üzerinde durarak, memleketteki polis adedi azbğını te­barüz ettirdi kaliteli polis yetiştirmek  alman tedbirleri ifade eyledi ve Üknniyet "Umum Müdürlüğünün bir «iktisadi polis» teşkilatı kurmak sa­hasında da tetkiklere giriştiğini sözle­rine ilave etti. Tevhidi zabıta hakkın­da da Vekil Şöyle dedi: «Tevhidi zabııta .mevzuunu yıllar boyunca '£İe al­dık. Bunu yaratmak için de evvelemir­de bütün bir bünyenin derişmesi lazuDjgeiiyorilu ki. bu da cok zor bir iş­ti. Nihayet şöyle bir tedbire gitmek: zo­runda kaldık. Polis teşkilatını evvela kazalar sonra da tam teşkilatlı nahiye­lere teşmil etımek üzere 'bir program hazırladık. Böylece zabıta fiili olarak polis halinde kalacak jandarma da toplu 'bir kuvv&t olarak kıtayı muntazıra halinde bulun durulacaktır. G;nup hudutlarım iz d aki gümrük muha­faza kuvvetlerinin de valiliklere bağ­lanması hususunda bir layiha hazırlan­mıştır. Diğer taraftan 67 eylül ha­diseleri bizi ikaz etti ve bu neviden beklenilmiy.en hadiselere karşı bir ted­bir olmak üzere, İstanbul İzmir ve An­kara ve Adana gibi büyük şehirleri­mizde «zabıta kışlaları kurmayı ka­rarlaştırdık. Bu kışlalarda. 200250 po­lis toplu bir ihalde ve emre muntazır bir vaziyette bekliveceklei'.iir. Bunlar tıpkı itfaiye mensupları gibi daimi bir eğitim çalışması içinde bulundurula­caktır. Arkadaşlarımdan foazı'ları 6 7 eylül hadiselerine rtemas ettiler ve bu hususta bazı sualler sordular. Vekale­timizin teftiş heyeti İstanbul'daki tah­kikini bitirdi. Hadisede mesul görülen kaymakamlar kanun dairesinde Veka­let emrine alıniiılar. Vazifesini yapmış olan kaymakamlara yeni vazifeler ve­rildi. Tahkikat evrakını devlet şirası­na gönderdik. Ancak devlet şirası ba­zı maddeler üzerinde tevsii tahkikat yapılmasını bildirdi. Bu maddeleri geri alarak tahkikat tevsiine 'giriştik. Dört "beş gün idinde mezkir maddeleri dev­let şirasına .göndereceğiz ve vekalet olarak devlet şirasının kararını bekliyeceğiz»

Ethem Mend&res bundan sonra, bazı mebusların sorum j oldukları mahalli soruları cevaplandırdı.

Bütçe Encümeni öşledea sonra saat 15.30 da toplanacakta.

Ankara :

Aziz Atatürk'ün uzun müddetten Deri Gülhane Askeri Tio Akademisinde te­davi edilmekte iken dün hayata göz­lerini yuman kız kardeşi Makbule Atadan'm cenazasi bugün büyük mera­simle kaldırılarak ebedi istirahatıgahına tevdi

Başta Reisicumhur Celal. Eayar olmak üzere Büyük Millet Meclisi Reisi Rafite Koraltan. Başvekil Adnan Menderes, vekiller, Büyük Millet Meclisi Reis ve­killeri ve azaları, siyasi partiler baş­kan «.e temsilcileri, Erkanı Havbiyei Umumiye Reis Vekili, kuvvetler ku­mandanları, rektör ve profesörler, Va­li, Cumhuriyet Müddeiumumisi, Bele­diye Reisi, Vilayet ve Belediye Meclisi azası, muhtelif cemiyet ve birliklerle tatebe teşekkülleri temsilcileri, mülki ve askeri erkan ve çok kalabalık bir cemaat cenaze merasiminde hazır bu­lunmuştur.

Kordiplomatik adına Çin Büyükelçisi Ekselans Li Titsun rahatsız olduğu için kendisini temsilen Çin Büyükelçi­liği Müsteşarı ile, davet .edilmemi? bu­lunmalarına rağmen, birçok kordiplo­matik erkanı ve bu arada Birleşik Amerika, Kanada ve [Afganistan Büyük­elçileri ile İran Büyükelçiliği müsteşa­rı, Amerikan askeri >»e iktisa'ii yardım heyetleri başkanları »7e bu heyetlerin bazı üyeleri cenaze alayına iştirak et­mişlerdir.

Rahmetlinin yakınlarından Sabüıa Gökçen, Zeynep Altay, Naiia Olcay ve' Vüsat Erbatur da alayda kendileri­ne ayrılan yeri almışlardır.

Makbule Atadan'ın Türk .bayrağına sa­rılmış olan tabutu, cenaze namazını müineakip, Hacibayram camiinden alınmış ve bir emniyet kıtası ile askeri bando ve muhtelif zevat ve teşekkül­ler tarafından gönderilen yüzlerce çe­lenk en önde olduğu halde, cenaze alayı teşekkül ederek, tabut eller üze­rinde taşınmak suretiyle, ağır ağır. Adi­liye binası önüne kadar gelinmiştir. Anatartalar caddesini yan sokaklara ka­dar hmcanıhç dolduran kesif bir kala­balık, cenaze marşım çalan bandonun matemli havası icinicüe ağır aşır ilerle­yen alayın geçişini büyük bir hif'ŞU içinde takibitmiştir. Tabut Adliye bi­nası önünde cenaze arabasına    konul

muş ve buradan hareketle Samanpazarı, Talatpaşa bulvarı, Devlet Konser­vatuarı yolu ile asri mezarlığa götürül­müştür. Cenazenin geçtiği yolların iki tarafını kaplıyan kesif bir halk top­luluğu, aralarında ilk ve or.ta okullarla liseler talebesi de olduğu halde, son ih­tiram vazifesini ifa etmiştir.

Makbule Atadandın tabutu asri mezar­lığın, methalimde tekrar eller üzerine alınarak makberesine kadar taşınmış Ve saat 14 de ebedi istirahaıtgahına üavdi olunmuştur.

Resmi cenaze merasiminin Adliye bi­nası önünde sona ermiş olmasına rağ­men Reisicumhur Celal Bayar ile Mec­lis Reisi, Başvekil, vekiller, askeri vemülki erkan ile merasimde hazır bu­lunan zevatın pek çoğu cenazeyi as­ri mezarlığa kadar takip etmişler vemerhumenin naşının kabre konulma­sına kadar orada hazır bulunmuşlar­dır.

Bugünkü cenaze merasiminde, alayın önünidle ve sonunda birer piyade bö­lüğü mevM aldığı gibi, hart» okulu ve yedek subay okulu talebesiyle birer müfreze polis ve jandarma, teker sıra halinde, alayın iki tararında yer al­mışlardır.

Ankara :

Hariciye Veküi Profesör Fuat Köprülü ve refikası bu akam Hariciye Köşkün­de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld şerefine bir ka­bul resmi tertip etmiştir.

Cok samimi bir hava içinde cereyan, eden bu kaibul resminde vekiller, me­buslar, kor diplomatik, Türk ve yaban­cı basın temsilcileri refikaları ile bir­likte hazır bulurunu şiardır.

Ankara :

Bötçe Encümeni öğle'dlen sonra saat 15.30 da Encümen Başkanı Balıkesir mebusu Halil İmre'nin riyasetinde topİanara'k Dahiliye Vekaleti bütçesinin müzakeresine devanı etti. Encümenin bu toplantısı sırasında konuşan Dahi­liye "Vekaleti Müsteşarı Dilaver Argun, mebusların teiknik sahadaki suallerini cevabiandırarak, mahalli idare­lerin durumunu ve 1913 yılındam. .bu yana mahalli idarelerin geçirdiği saf­haları izah etti ve evvelce bunlara ta­nınan' muhtariyetin kaldırılarak mer­keziyetçi bir sisteme gid'il'diŞini ancak şimdi bu mevzudaı günün iktisadi ve içtimai şartlarına uygun bir kanun la­yihasının hazırlanmakta olduğunu ve gelecek y:l bunun Meclise getirilece­ğini söyledi. Müsteşar bu arada nüfus isterinin ciddiyetle ele alındığını da ifade etti Ye vilayetlerin kalkınması konusunda şöyle dedi: »Vilayetlerin kalkınma mevzuları umumi bir iştira vekaletçe fon hususta üçer foe;i£r sene­lik iş programları hazırlanmakta ve bunlar tatbik edilmektedir.» bundan sonra Erzincan zelzelesinden, zarar gö­ren vatandaşların yeniden inşa edile­cek a&hir bölgesinde mesken sahibi ol­maları hususundaki sualler ve temen­niler cevaplaidırüdı. Emniyet Umum Müdürlüğü bütçesinin müzakeresi sı­rasında konuşan hatiplere cevap ve­ren Emniyet Umum Müdürü Kemal Aygün, evvela personel meselesi üzermde durarak, halen polis adedinin İh­tiyaca kafi gelmediğini belirtti. 1952 den beri kadroların artmasının sebe­bini izah etti ve vilayetlerde ne kadar polise ihtiyaç bulunduğunun testatine girişil elliğini, neticenin önümüzdeki günlerde alınacağını anlattı. TJmum. Müdür izahatına devamla zabıta ça­lışmalarının daha rasyonel bir hale ge­tirilmesi için yapılan calışmalar üze­rinde durdu, ve bilhassa uyuşturucu maddelerle mücadele sahasında Türk zabıtasının göstermiş olduğu muvaffa­kiyeti belirtti. 67 eylül hadiselerine dle "temas eden, Kemal Aygün, hadi­sede kusuru görüten zabıta mensupla­rı hakkında kanuni muamelenin ya­pılmış olduğunu sözierine ilave etti.. Kemal Aygünün izahetini müteakip jandarma umum komutanı Korlgeneral Tahsin Çelebican teşkilattaki muhabe­re vasıtalarının durumu üasrinde ma­limat verdi, karafcollardaki erat sayı­sının arttırılması hususunun da göz önünde tutulacağım ifade eyledi. Ka­çakçılık mevzuunda bir suali cevap­landıran Dahiliye Vekili Ethem Men­deres, cenup vilayetlerimizin hudut bölıgeleTirutekİ 'kaçakcdıjk hadiseleri kanşıfemda Dahiliye Vekaletinin, gümxük vi İnhisarlar ve Milli Müdafaa Vekai.etleri ile işbirliğine (giriştiğini ve bu cümleden olmak üzere hududun fbazı yerlerine mayın döşendiğini, huduttan on kilometrelik bir sahanın memnu mm t aka haline getirildiğini, bir kısım hudut hattına da tel örçüler gerildiğini söyledi.

Diğer taraftan İller Bankasının faali: y.eti hakkında sorulan sualler de alakab memur tarafından cevaplandırıldı. Bundan sorara Dahiliye Vekaleti büt­çesinin fasıllarının müzakeresine ge­çildi ve Encümen saat 20 de bugünkü çalışmasını sona erdirdi.

Bütçe Encümeni yarın saat 10 da top­lanacaktır.

20 Ocak 1S56

Ankara :

Büyük Millet Meclisi, sabık Hariciye Vekaleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu hali­kında Meclis tahkikatı açılması yolun­da Malatya mebusu Kamil Kırıkoğlu tarafından veril mi; olan takriri bugün müzakere ve reddetmiştir.

Avrupa konseyi toplantısında cereyan etmiş olan hadiseler dolay isiyle böyle "bir tahkikata İhtiyaç gördüğünü ileri süren ta'krir hakkında Fatin Rüştü Zor­lu ile dişer hatiplerin konuşmaların­dan sonra Millet Meclisi bu talebin reddine karar vermiştir.

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün reis ve­killerinden İhsan Baç'm başkanlığında toplanarak Hariciye Vekaleti eski ve"kili Fatin Rüştü Zorlu hakkında, Av­rupa konseyinde cereyan eden hadise­ler (dolayı siyi e, Meclis tahkikatı açıl­ması yolunda Malatya C.H.P. milletve­kili Kamil Kırıkoğlu tarafından veril­miş olan takriri müzakere etti.

Bir saat 40 dakika devam eden bu mü­zakerelere başlanırken, önce Kırıkoğlu'nun takriri okundu. Malatya millet­vekili, bu takririnde, Avrupa konseyindeki Türk delegelerinden Feridun Ergin'in vazife görmesi Üs ilgili mua­melelerden dolayı memleketin iktisadi zarara uğradığını, milli reref ve iti­barımızın zedelendiğini ida'is ediyor ve bu sebeple de Fatin Küstü Zorlu hakkında tahkikat açılmasını ileri sü­rüyordu.

E.6LS İhsan Bac, ilk sözü Hariciye Ve­kaleti eski vekiline verdi Fatin Rüştü Zorlu, bu mevzuun, gedenlerde, bir sözlü sual vesilesiyle Mecliste etrafiyle 'görüşüldüğüne dikkati çekerek sö­ze başladı ve dedi ki:

.Bu mesele, sırf Feridun Ergin arkadkşımısın bir tereddüdünden, kendi vicdanında 'doğan bir şüpheden tahaddiis .etmiştir. Feridun Ergin'in kon­sey toplantısına katılmaması hususun­da Vekaletin herhangi bir tesiri yok­tur. Bu i;te hükümetin de herhangi bir teşebbüs ve insiyatifi geçmemiştir. Sa­dece konsey mensuplarından bir zata Feridun Ergin arkadaşımızın yazdığı bir mektup mevzuubahistir ve hadise bu mektup üzerine ortaya çıkmıştır. Bu yüzden mali ve iktisadi zararlara uğradığımız iddiası da tamamiyle spe­külatif bir mahiyet arzeder. Bu kon­sey para veren bir müessese değildir. Avrupayı ilgilendiren meseleleri görü­şür, karar varir verdiği kararlar, muh­telif mercilerden gederek ilgili memle­ketlerin parlamentolarına intikal eder vs işin müsbet tarafı biter. KaJidd ki, bu konsey Türkiye dahil, durumları bugüne kadar incelenmiş olan memleketlendten hiç birine foir santim Dara vermiş de delildir. Sonra, konseyde Türkiye İçin h'azırlanmıg olan rapor pek de İshinıize değildir. Eğer bir vazüe v&ya vatanperverlik meselesi toahis mevzuu ise, Feridun Ergin arkadaşjmızın mukabil bir rapor hazırltyarak

konseye vermesi gerekirdi. Binaena­leyh hükümetin de, Hariciye Vekale­tinin de bu hadisede bir sunutaksiri mevzuubahis değildir. Takririn reddini rida ederim.»

Müteakiben takrir sahibi Kamil Kırikoğlu kürsüye davet edildi, fakat bu­lunmadığı anlaşıldı. Bunun üzerine re­is, C.M.P. mebusu Ahmet Bilgin söz verdi. Hatip, 'bu meselede D. P. grupunun daha evvelden karar almış ol­masını tenkid etti. Mecliste D.F. grubunun daha evvelden karar almış «İmasını tenkid etti. Mecliste D.P. me­busları ekseriyette olduğuna göre, bu vaziyette, grup arların in. Mecliste de tescili gibi bir durumun ortaya çıktığını ileri sürdü. Sözleri gürültülerle karşılandı.

"Daha sonı'a Tunceli C.H.P. milletveki­li Pethi Ülkü, aynı görüjü" savunarak jsöze .başladı. Feridun Ergin'in konse­re gönderilmemesinde Fatin Rüştü Zorlu'nun amil olduğunu. Feridun Er­gince yolluğu da veril™ediğini, toplan­tıya katılamaymca da Türkiyeye yar­dımı intaç edecek raporunu konseye yetiştir em ediğini idc&a etti. Netice iti­bariyle Fatin Büstü hakkında tahkikat açılmasını istedi.

Usil hakkında konuşan Kocaeli 'D.P. milletvekili Hefist Aksoy, muhalefetin yeni bir taktiği meıvzuubahs olduğunu "belirterek gruplarda bu kabil mesele­lerin görüşülemiyeceği yolundaki id­diaların parlamanıter teamüllere ay­kırı olduğunu ifade etti. Ekseriyete .mensup mebusların arzu ettikleri me­seleleri kendi aralarında pek ala mü­zakere ederek bir karar almak suretiy­le Meclise gelebileceklerini açıkladı ve «muhalefetin bunun ateşine olan iddia­ları yanlıştır dedi.

Kocaeli mebusu Turan Güneş (Hür. P.) grupların bu meseleleri inceleyebilece­ğini, ancak 'grupta varılan kararın yan­lışlığı anlaşılırsa bumin düzeltilmesi bu kürsüden her zaman istenebileceği­ni söyledi.

Hürriyet Partisi Meclis Grubu adına Fethi Çelııkbaş, kazai karakter taşıyan meselelerin parti gruplarında müzake­re edilmekle beraber bir karara bağ­lanmaması yerinldıe olacağı tezini mü­dafaa etti. Hariciye Vekaletinin, Av­rupa konseyi meselesinde hatalı hare­ket .ettiğini, fakat "bu muamelenin sa­dece siyasi mesuliyeti gerektireceğini, yoksa ortada mali ve cezai mesuliye­ti mucip bir muamele bahis mevzuu ol­madığını söyledi. Fatin Rüştü Zorlu, mesuliyet makamından ayrıldığına gö­re, siyasi mesuliyeti cihetine gidilemiyeoeğini, cezai vıe mali mesuliyet de mevcut olmadığına ıgöre, bu hadisede Meclis taihkükaıtı açılması talebi aleyhiiıiiıe oy vereceklerini ifade etti.

D.P. Meclis Grubu adına söz alan An­talya mebusu Burhan.ittin Onat, muha­lefet mebuslarının, şimdi de D.P. grupunun dillerine dolamağa başladıkla­rına işaret ederek «sorarım ,Kırıkoğlu' nırn buraya getirdiği bu mesele, daha önce C.H.P. Meclis Grubundan geç­memiş midir? dedi. Muhalefetin^ tah­rip eidici bir zihniyetle hareket ettiğini bir harb taktiği kullandığını, önce ken­di parti organlarında neşriyata başla­dığım, sonra arka arkaya bir sürü is­tizah ve sözlü soru takrirleri ile her çeşit meseleyi Meclise getirdiğini, üste­lik bu kesif hücumlar neticesinde De­mokrat Partinin teslim olmağa mec­bur kalacağı gibi bir inanca da ken­dini kaptırdığını belirten Eurhanettin Onat, bütün bu gayretler kargısında Demokrat Partinin hiç bir tedbir almryarafe gafil avlanmasını istemenin toeyhuüe bir ümide düşmek olduğumu kaydetti ve sözlerine göyle d.evam et­ti:

«Pauti gruptan parlamentodaki esaslı İşlerini elbette kendi içlerinde müzake­re edip konuşacaklardır, hükümetin mesuliyetini alakadar eden böyle bir istizah takriri grupta konuşulmaz da oradan Ibaşka nerede konuşulur? Mu­halefet, bu taktikleri ile maalesef işi çığrmdan çıkarmıştır. Öyle ki, bir grupu devirmek için msmleketin menfa­atlerini sarsıyorlar. Ama gözlerinde değil.»

Alkışlarla karşılanan bu sözlerden son­ra Burhanettin Onat, bu mesele grup­ta konuşulmuş; .olmasına rağmen, eğer muüıalefet yeni bir delil, yeni bir esba­bı mucibe ileri sürecek olursa grup kararına rağmen en başta kendisinin Meclis tahkikatı açılması lehinde oy vereceğini belirterek "bizi vicdanımız­dan başka bağlıyan hiçbir şey yok­tur.» dedi. C.H.P. Meclis Grupu adına Malatya milletvekili Nüvifc Yetkin Meclisin teş­rii vazifeleri yanında şahıs ve heyetle­rin mesuliyetlerini intaç edebilecek kazai vazifeleri de mevcut Muğunu be­lirterek, sadece böyle kazai meseleler­de 'gruplarca bir karara  varılmamasıtemennisini izhar etti. Kinkoğlu'nun bugün görüşülen takririnin daha önce C.H.P. grupundan geçmediğini anlattı.

Urfa mebusu Feridun Ergitı (Hür. P.) Fatin Rüştü Zorlu'nun    mütalaalarına cevapla, Avrupa konseyince Türkiye hakkında hazırlanan raporu, birçok noksanlarına rağmen, aleyhimizde ol­duğu iddia edilemiyeceğini ifa'dıs ile bu raporun netice kısmından bazı satır­ları okudu. Müteakiben Feridun Ergin, Avrupa konasydne gidemiyeceği husu­su kendisine 12 eylülde bildirdiğini, 20 ekimde tekrar gittiği zaman, Türkiye hakkımdaki raporu konseyin gündemi­ne girmiş bulduğunu söyledi. Bu mev­zu vatanperverlik zaviyesinden tetkik edilecekse hakiki vatanperverliğin toomisyinda Türkiyenin temsücisiz bıra­kılmamak suretiyle sağlanması icatoeıttiğini ileri sürdü. Konsey üyeliğine kendisinin yerine Baki Erdem'in ta­yin edildiğine dair olan tezkeremin. Fatin Rüştü Zorlu tarafından konseye göiiifrril'mig bulunduğunu ileri süren Urfa msbusu, .kendisinin Türk temsil­ciliği meselesi hakkında konseyde tah­kikat açılıncaya kadar Avrupa konse­yine hic bir müracaatta bulunmadığını kaydetti.

Tekrar kürsüye gelen Faıtin Rüştü Zor­lu, bıj dokümanların geosn toplantıda Hariciye Vekili Fuat Köprülü taraiınidan burada birer birer okunduğuna dik kati çekerek söze başladı ve Feridun Ergin'in konseye gönderdiği 10 akim tarihli mektubu nakletti. Bu mektupta Feridun Ergin, hükümetin takibettiği iktisadi politika karsısında kafi dere­cede hararet göstermediği ve belediye seçimlerine muhalif partilerin katılma­sını Önliyen tedbirleri teiüdd ettiği ba­hanesiyle partiden ihraç edildiğini ve konseydeki temsilcilak selahiyetlerinin değsri alındılını bildiriyordu. Fatin Rügfcü Zorlu, Urfa milletvekili­nin eylül ve ağustos aylarında vazife başıne gitmediğini, bu yüzden de kon­seyde Türk temsilcili sinin boş kaldı­ğını arıkladı ve konsey üyesi sifatiyle Ergin'in Strasburg'a gitmesine kimse­nin mani olmadığım, esasen buna hü­kümetin hakkı da bulunmadığını be­lirterek §öyle devanı etti:

"Bir mebusun memleket dışına çıkma­sını hükümet nasıl önliyefriKr? biz kandisine yol parasını veremeyiz mi dedik? Konsey toplantısına iştirakleri için konsey Üye'terine tebligatta bulun­mak da usulden değila'ir. Fethi Çelikbaş ve Muhlis Ete arkadaşlarımıza soruyorum : Konseyde vazifelidirler, kendilerine tebligat mı yaptık?»Fatin Rüştü Zorlu, raporda noksanlar bulunduğu hususunu esasen Feridun Engin'in de kabul ettiğini kaydederek kaldı ki kendisinin «rapor tamamen kıymetsizdir» yolunda bir mütalaa ile­ri sürmediğini anlattı. Rapordaki ek­sikliklerin konseyde vazifeli Demok­rat mebuslar tarafından kısmen tashih edilmiş bulunduğunu sözlerine ilave ederek bu hadisenin asıl Feridun Er­gin'in şahsi tereddüdünden 'doğmuş trulunduğunu belirtmek suretiyle konuş­masını ibitirdi.Tekrar kürsüye gelen Burdur mebusu Fethi Çelikhaş (Hür. P.) Fatin Rüştü nün iş tutumunda mesuliveti bulundu­ğunu sözlerine ilave ederek bu hadise­nin asil Feridun Eigin'in şahsi tered­düdünden doğmuş bulunduğunu belirt­mek1 suretiyle konuşmasını bitirdi.Tekrar kürsüye 'gelen Bursur mebusu Fethi Çelikbaş (Hür. P.) Fadan Rüştü nün iş tutumunda mesuliyeti bulundu­ğunu, bu mesuliyeti bir tarafa bıraka­rak taarruza geçmesi, parlamenter bir hareket sayılamıyacağını kaydettikten sonra Avrupa konseyimin çalışmalarına Hükümetin, ve Meciisin yakın alaka göstermesi yerinde olacağı mütalaası­nı ilave etti. İlk beyanatını tekrarlıyarak Fatin Küstü Zorlu hakkında Mec­lis tahkikatına lüzum olmadığını kay­detti.

Sinop bağımsız mebusu Server Somuncuoğlu, bu hadisede Meclis tahki­katı açılmasını gerektiren hic bir cihet bulunmadığı için takririn reddi lazim'g.eleceğini kefeterek komisin asına başladı Bununla beraber Avrupa bir­liği fikrinde Türkiyenin büyük men­faati olduğunu, bugün bütün istihsal kuvvetini toplayarak başka memlefcatlere yarcöm edecek durumuna gelmiş olan Avrupa birliğinin dikkatini bütün ağırlığı ile Türkiye üzerine çekmek ge­rektiğini,   bu itibarla     StrasbuiPg'daki yalıtmalarla yakından alakalanmak yerince olacakını izah etti.

Çoruh D.P. mebusu Kemal Biberoğlu, bu meselenin ikinci defadır müzakere edilmek suretiyle esasen aydınlanmış "bulunduğunu söyledi ve binaenaleyh .artık müzakereye devam edilmeksizin lakrıirin oya konulmasını teklif etti.

Kifayeti müzakerenin kabulü üzerine Faün Hüstü Zorlu hakkında Meclis tah kikatı açılması yolunda Kamil Kırıkoğ, lu tarafından verilen takrir oya konuldu ve Meclisin büyük bir ekseriyeti ta­rafından reddedildiği görüldü. Bu hu­sustaki müzakereler böylece sona ere­rek, saat 16.40 ta gündemin d'iğer mad­delerine geçildi.

Ankara :

Sabık Hariciye Vekili Eatin Rüştü Zor­lu hakkında Meclis tahkikatı açılma­sına dair takririn reddinden sonra şi­fahi sual takrirlerinin görüşülmesine geçildi.

Kars meıbusu Ali Yeniaras (C. H. P.) m Başvekilden şifahi sual takririnin takrir sahibi iki esişedir hazır bulun­madığından, dahili nizamname ge­reğince, düştüğü bildirildikten sonia, Kars mebusu Sırrı Atalay'm (C.H. P.) bir sual takririns geçildi. Takrir Demokrat Parti Genel Balkanı ve Baş­vekil Adnan Menderes'in Demokrat parti ıbüyük kongresinde, Türk silahlı kuvvetleri haikkındafci beyanatına dajrdi.

Suali Devlet Vekili ve Milli Müdafaa Vekaleti Vekili gemi Ergin cevaplandırdi.

Milli müdafaa Vekaleti vekili bu ce­vabında Demokrat Parti Genel Başka­nı ve Başvekil Adnan Menderes'in 15 ekim 1955 tarihinde Demokrat Parti dördüncü, büyük kongresinde söylediği nutukta Türk silahlı kuvvetlerinin, 1950 de Demokrat Partinin iktidarı ele .aldiğı zamanki durumunu tavsif eden sözlerinin, ordumuzun modern icapla­ra ıgöre tensik ve teçhizi için sarf edil en büyük emeklerin ve muazzam gayret­lerin, elde edilen neticelerin bir bilanço sunu umumi efkara açıklamalıları baş­ka bir mana taşımadığını tebarüz   ettirdikten sonra konulmasına şöyle de­vam etti:

«İktidar partisinin balkanı ve başve­kilinin bugün, 'milletimizin medarı if­tiharı bulunan Türk ordusunun haki­katen üzerine durabilecek her türlü vazifeyi ifaya muktedir olmasını ifade etmiş olması karşısında memleket ço­cuğu olarak ancak gurur duymak icap ettiği kanaatindeyim. Demokrat parti­nin nmihalafette iken milli savunma sa­hasındaki icraatı politik mevzular hali­ne 'getirerek siyasi münakaşalara mev­zu teşkil etmek istememesi bulgun ol­duğu gjjbi dün ds orduya olan muhab­bet ve sevgisinden ileri gelmektedir.İktidar mesuliyetini üzerimize aldığımız zaman ordunun durumunu müşahedfe etmek imkanı daha açık ıbir şekildS1 el­de dilmiş ve ordunun modern icaplara görstekamül ve takviyesi bakımımdan gereken tedbirler alnımı? bulunmakta­dır.

Muhterem arkadanım, milli savunma sahasında modern icablara uygun ted­birlerin alınmamış olması karşısında Demokrat Partinin iktidara geldiği za­man mesullerinin neden yetkili merci­ler.; tevdi edilmediğini soruyor, bu çe­şit sual ve mevzular üzerinde durmak­tan ise dost ve düaman bütün bir rü­ya umumi efkarı karsısında milletimi­zin başlıca kudret kaynağı olan Türk ordusunun aziz varlığına ait mevzuları siyasi münakaşaların difmda tutanak ve dünyanın bu kritik durumunda hu­dutlarımızın gecilmaz bekçisi, Nato'nun sözü dinlenir (kuvvetli bir azası ve Orta şarkın ,bir istikrar unsuru olan ordu­muzun kudret ve kuvveti ile muvafüi, muhalif ve bitaraf bütün Türk milleti­nin iftihar edeceği bir var'hk oiduğunu kabul etmenin memleketimiz ve mil­letimiz için rdk. daha faydalı olacağına kani bulunmaktayım.»

Milli Müdafaa. Vekili Semi Ergin'in konuşmasından sonra takrir sahibi Kars mebusu Sırrı Atalay kürsüye ge­lerek vekile oibjelktii beyanatından do­layı tefekkür ettikten sonra bahis mev­zuu nutukta ordunun eski halinin tenkid edilmiş olmasını doğru bulmadığı­nı söyledi ve devamla dedi ki:

oTürk ordusunun  Birinci  Dünva  Harbinden ve İstiklal Harbinden modası geçmiş silahlarla çıktığı kimin meç­hulüdür? senelerce dar bir milli gelir­le harap olmuş bir memleketi tamir edip kalkındırmak, demiryollar, fabri­kalar, okullar, hastahaneler, yapmatk gibi muazzam iğlerin yanında milyon­luk bir orduyu yeniden silahlandırmak gibi, "bir emeği inkar kabil mi? Bu ordunun her tüfeği, topu, çantası, mas­kesi, hülasa bütün teçhizatı iğin as­keri fabrikalar kurulurken bir taraf­tan hariçten teçhizat temini için mil­yonlar lıarcanTnjştır.»

Hatip konuşmasına devamla ordunun durumu eski senelerde bahsedildiği gibi ise ninin mesulünün aranmadığını da sordu.

Milli Müdafaa Vekaleti Vekiii Semi Ei"gin tekrar kürsüye gelerek eski ik­tidar zamanında bu mevzuda bazı ha­talar işlenmiş olduğunu kabul etmek gerektiğini söyledıiıkten sonra şöyle de­vam etti:

«Mesul arama meselesine gelince, ortada veya bu şahsın cezai mesuliye­tinden ziyade o günkü iktidarın bütün bir devlet anlayışındaki zihniyetine ha­diseyi irca etmek ve sebeplerini bura­da toplamak mümkün olduğuna göre Demokrat Parti iktidarı dost ve düş­man bütün dünya efkarı karşısımıdla devletimizin kudret kaynağı olan Türk ordusunun, aziz varlığına ait mevzu­ları siyasi münakaşaların dışında tut­muş ve bir zihniyetin doğurduğu bu hatalar karşısında suç ve suçlu değil, tedbir ve çare aramayı tercih etmiş­tir.*

Talkrir sahibi Sırrı Atalay tekrar kür­süye geldi ve ordunun partiler üstü telakki edilmesi fikrine iştirak ettiği­ni belirtti ve işte bu sebepledir ki De­mokrat Parti kongresinde de bahis mevzuu edilmemesi fikrinde olduğunu ifade etti. Konuşması sırasında .bir mü­nakaşa oldu.

Mehmet Şevki Yazman sataşıldığı ka­naatiyle söz istedi, Reis bu kanaatte değildi. İsrar «dilince reye koydu ve kabul edilmesi üzerine Mehmet Şevtei Yazman'a söz verdi.

Elazığ mebusu Tüıtk ordusunun kahraman ve fedakar olduğunda hıarkesiit müttefik olduğunu, fakat ordunun eli­ne gerek«n vasıtaların da verilmesi lazımgeldiğini, İkinci Dünya Harbinde noksan olanın işte bu vasıtalar olduğu­nu söyledi ve bazı misaller verdi. Bu konuşmadan sonra Manisa mebu­su 'Muhlis Tümay'm bir sual takririnıa gtsçi'ldi. Eunda 6/7 eylül hadiseleri do­lay isiyle yakalan al arla sonradan ser­best bırakılanların miktarı, kurulan örfi fd'are mahkemelerinin sayısı so­ruluyordu.

Suali Başvekil adına Devlet Vekili ve Milli Müdafaa Vekaleti Vekili Semi Ergin cevaplandır ar ak Örfi İdare ilan edilmiş olan Fehirlerde 3813 ü İsfcanibul da, 424 ü İzmirde ve 171 i Ankarada olmak üzere cem'an 4408 kişi yaka­landığını, bugüne kadar bunlardan İstanbulda 3525, İzmirde 251 ve Ankara'­da 157 olmak üzere 3933 kişinin ser­best bırakıldığını bildirdi.

Milli Müdataa Vekaleti Vekilinin ver­diği mütemmim, malimata göre duruş­maya intikal ettirilen dosyalardan şim­diye kadar 228 mahkimiyet, Bl beraat kararı verilmiştir. Elde 901 dosya da­ha vardır. Ankara ve İzmirde Örfi İda­renin kaldırılması üzerine buradaiki mahkemelerin mensup Iariyle İstanbuld'aki altı Örfi İdare mahkemesinin kad­roları takviye edilmiştir.

Takrir sahibi Manisa mebusu Muhlis Tüımay, vekile tatmin edici cevabından dolayı teşekkür etti. Umumiyetle 6/7 eylül hadiseleri üzerinde kısaca dura­rak bu hadiselerin Türk umumi efka­rında uyandırdığı teessürü belirtti.

Bundan sonra Kırşehir mebusu (müs­takil) Tahir Tager'in bir sual takri geçildi. Buda emekli sandığı kanunu­nun 39 uncu maddesinin değiştirilme­si düşünülüp düşünülmediği ve orge­neral Zekai Okan'ın yenidsn hizmete alınması sebebi soruluyordu.

Devlet Vekili ve Milli Müdafaa Veka­leti'Vekili Semi Engin suali cevaplandırarafe bahis mevzuu kanunun yü­rürlükteki 39 uncu maddesi hifikümılerinin emekliye sevk hususun'dia idare­ye takdir hakkı tanıdığını, kanunda emekliye sevk muamelesinin iptali hu­susunda da idareys takdir hakta tanımadiği yolunda bir hüKÜm olmadığım iuüirdi. Beyanatına şöyle son verdi:

Emekli sandığı kanunumun 39 unca maddesi, esasen kazai murakabe yolu­nun açıfc olmasını derpiş etmiş bulu­nuyor. Hükümet tarafından da son za­manlarda yüksek Meclise; bu yoldaki kanun layihası da sevkec&miş bulun­maktadır.»

'Takrir sahibi Tabir Taşer bu bey anan kendisi nitatmin ötmediğini söy­ledi ve 'emekli sand.5 kanunun 39 uncu maddesinin geçirdiği tadil safhala­rı hakkında geniş izahat vererek emekliye sevk edilenlere kastı mercile­re müracat üiakları veri memesinin doğru olmadığmı söyledi

Müteakiben Bursa mebuau Müfit Erkuyumcu'niin. bir sual takririne geçil­di. Bu takrirde Denizcili t Bankasının ne zaman kurulduğu, ka: vs zarar duromu, kaç kişinin işten SkarıMığı, ye­niden kaç kigi almd'ığı iouluyardu.

Suali Maliye Vekili Nedim Ökmen ce­vaplandırdı. Denizcilik Bankasının 1 mart 1952 de kurulduğunu, normal amortisman ve sigorta payları çıkarıl­dıktan sonra 1952 de onrda 39572, 1953 te 179619, 1954 te 1332R9 lira kar ettiğini, 1955 bilançosun henüz çı­karığnı söyleyen Maliye Vekili Denizcilik bankasının 5 milyon lira borçla mtil^a idareden tevarüs ettiği müesseseyi, daha verim haie getirmek için. zaman ve imkanı, miatdesi nisbetinde çalışacağını izahatına ilave et­ti. ıMaliye Vekili bu arada kabotaj hat­ları İçin beş yeni geıııi sağlandığını, bunlardan ikisinin himeie 'girdiğini, şehir hatlarında eski gemilerin kısmen yenilendiğim, şilep ve taiıker kadrosu­nun 14 gesmi ilavesiyle tıkviye ediltfliğmi söyledi. Maliye Vekili bu arada banka rse başladığı sıralarda 287 kişi­nin çıkarıldığını, dört sene zarfında kadroya 691 yeni eleıan alındığını bildirdi. Yolcu tarifelerine yakılan or­talama yüzde 30 zammın zimmete alın­ması gereken maliyet unsurlarından ileri geldiğini yolcu izdihamının yeni gemilerin hizmete 'girmesiyle bu sene kalkacağını söyledi.

Takrir saihibi Bursa mebusu Müfit Erkuyumcu Denizcilik Bankasının ken­disinden beklenen göremediği ve İsraf içinde bulunduğu mütalaasını ileri sürdü. Tarifelere zam yapılını? olmasını tenkidetti. Bankanın ticari zihniyetle idare edilmediğini söyledi.

Maliye Vekili Nedim Ökmen tekrar kürsüye gelerek müessesenin Maliye Vekaletinin murakabesine tabi olduğu­nu, hatibin tenkidlerinde haklı oldu­ğu taraflar bulunduğunu, bunların kı­sa zamanda giderilmesine çalışacağını bildirdi.

Takrir sahibi kürsüye gelerek  vekile teşekkür etti.

Günün besinci ve son sual takriri Bo­lu mebusu Lütfi OŞultürk tarafından verilmişti. Okul vıs orduda verem ve hijiyen durumu hakkında idi.Suali kendi vekaletleri bakımından, Maarif Vekili Ahmet Özel, Sıhhat ve İçtimai muavenet Vekili Nafiz Korez, Devlet Vekili ve Milli Müdafaa Vekaleti Veki­li Semi Ergin cevaplandırdılar ve ge­rek umumi olarak memleket çapında, gerekse okul ve ordu camiasında alı­nan tedbirleri, bu tedbirlerden alman müsbet neticeleri eski senelerle roukayeseli bir şekilde geniş ve etraflı ola­rak izah ettiler. Bu arada Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili, haat ah a neler­de veremli hastalara ayrılan yatak sa­yısının 2107 den 7277 ye çıkarıldığım, bunun bu yü 7777 olacağını, ilk he­defin bu rakamı 19 bine çıkarmak ol­duğunu bildirdi.

Takrir sahibi Bolu mebusu Lütfi Oğultürk, mevzuun çok ehemmiyetli oldu­ğunu, belirtti. Kendisinin birkaç se­ne ewel Sıhhat ve İitimai Muarvenet Vekaletine İtalyadaki tetkikleri hak­kında verdiği bir raporun gerekli ala­kayı görmediğini fade .etti. Verem te­davisinde kullanılan ilaçların memleketimiacte, diğer memleketlere nisbetie pahalı olduğunu söyledi. Bu arada Heybeliada sanatoryomunun sirayet bakımından tehlikeli olduğu mütala­asını ileri sürdü.Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Natiz Körez tekrar kürsüye gelerek bahis mevzuu raporu buldurup bizzat tet­kik edeceğini, Heyibeliada  sanatoryomu bakında tetkikler yaptıracağını bildiridi.Bu konulmadan sonra Reis, 23 ocak pazartesi günü saat 15 te toplanılmak üzere, Büyük Millet Meclisinin bugün­kü toplantısına sun Ivsrda.

21 Ocak 1956

Ankara :

Bütçe Encümeni bugün öğleden son­ra saat 15.30 da Encümen Birinci Baş­kanı Balıkesir mebusu Halil Imre ile ikinci başkan Kırklareli mebusu Şe­fik Bakay'ın riyasetlerinde toplanarak Dahiliye Vekaleti bütçesinin müzake­resini bitirip Hariciye Vekaleti büt­çesi ile iktisadi işbirliği teşkilatı büt­çesinin müzakeresine başladı.

Müzakerelerin açılması sırasında söz alan raportör İzmir mebusu Bahzat Bilgin Hariciye Vekaletinin son bir yıl içinde gösterdiği faaliyeti belirten raporu okudlu. Raportör Trabzon me­busu İsmail Şener de m ille ti sıarası ik­tisadi işbirliği teşkilatı hakkında iza­hat verdi.

Milletlerarası iktisadi İşbirliği teşkila­tı hakmda hazırlanmış olan raporda ezcümle şöyle denilmekteydi:

1955 temmuz iptidasından 1956 hazi­ran sonuna kadar cari Amerikan mali yılma mütenazır olarak üzerinde du­rulan muvakkat mahiyetteki rakaım 72.000.000 dolardır. Artması daima mümkün ve her halde şayanı temenni olan bu yardımın 50.000.000 nu ikti­sadi. 2.000.000 u teknik yardım olarak derpiş edilmekte, mütebaki 20.000.000 akar yakıt gibi askeri ihtiyaç maddele­rinin karşılığını teşkil etmektedir. 50.000.000 lirahk iktisadi yardımın % 50 si piyasa ihtiyaçlarmrn karşılanma­sına ha sre dile çektir.Amerikan yardımının esas itibariyle Türk iyen in İktisadi vaziyetini düzelt­meğe ve kendi kendine yeterliğini te­mine matuf bulunduğu malimdur. Bu itibarla tediye muvazenemizle pek ya'km bir alakası vardır.

Yatırım politikamızın semereleri alın­dıkça Ilış tediye muvazenemizin daha müsait bir vaziyete tedricen intikal edeceği tabii olmakla beraber, 195S yılı ihracat ırc ithalat tahin inlerinin, tatbikine ehemmiyet verdiğimiz tasar­ruf siyasetine rağmen, daha esaslı birAmerikan yardımına ihtiyaç hissettir­diği fonksiyonunu ne derece kolaylaş­tıracağım Amerika Birleşik DevleÜeri hükümetinin takdir edeceğini ümit et­mek yerinds olur.

Amerikan yardımlının Türk lirası olara:k di^er bir cephesini teşkil eden karşik'k paralar fonuna gelince   3091955

tarihli itibariyle vaziyet aşağıda göste­rilmiştir:

Serbest bırakılan Türk lirası 496.344.000 Milli Savunma sektörü 192.08S.325 amme sektörü 5.500.000 hususi teşebbüs sektörü 74S.630.325 yekin Programa ballanan yekin ise 771.81 31S liradan barettir.Dış tediye muvazenemiz üzerinde te­sisleri malim bulunan ve E.P.U. ilemünasebetlerimizi iigilendiren aryerc borçlara gelince: Geçen ooaık ayı baranda 478.000.000 liraolan bu borçların 30.9.1955 tibariyle 338.000.000 liraya düştüğü ve 140.000.006 liralık miktarının tediye edildiği kayde değer başlıca lacaklı memleketler­le bu borçların tasfiyesi İçin mutaba­kata varılmış bulunması muayyen müddet zarfında .bunların tamamen ödenmis olacağını haklı olarak ümit et­tirmektedir.

Raporların okunmasından sonra Ordu mebusu, Refet Altsoy (D.P.) bugünkü dünya politikası muvacehesince Türkiyenin durumunun ne olduğunu, sordu.Avrupa birliği, Nato teşkilatı, Balkan ve BaÇdad paktlarının bugünkü vazi­yetleri hakkında izahat istedi. Ingilterenin Kıbrıs hakkındaki politikasında bir değişme olup olmadığını sual eyle­di, Çankırı mebusu Tahsin Nahit Uy­gur (D.P.) Kıbrıs meselesinin bugün almış ol'duŞu şekli, Yugoslav «Vletreisinin Bağdad paktı hakkında verdi­ği beyanatın ne gibi bir hava yarattığını, Selanik 'konsolosumuzun aLsyhine açılmış olan davanın gidişa­tı hakkında malimat istedi. Bu arada Amerikan yardımı ve garbi Trakyadaki Türklerin vaziyeti üzerinde izahat verilmesi dileğinde bulundu.

Tekirdağ mebusu Zeki Eratama (D.P.) Rusların demir perde ile demokra­siler arasında kurmaya çalıştığı übitaratflar kordonu» mevzuu üzerinde ko­nuşarak, Yü'Soslavyanın bu husustaki durumunun açıklanması fikrinde bu­lundu ve Yugoslavya ile yapılan as­keri pa'kt dölayisiyle bütün askeri sır­larımızın bu devlete verilir) verilmedi­ğini sordu. Zeki Erataman bundan sonra Birleşmiş Milletlerdek; delege­lerimizin Arap alemine kargı alman kararlara iştirak ettiğini, bu halin kur­muş olduğumuz Bağdad Paktının ha­vası ile tezat tsşkii .eylediğini ileri sür­dü. Suudi Arabistan'ın bize karşı ta­kınmış olduğu hasrnane tavır karşısın­da tarafımızdan bazı tedbirler alınma­sını istedi. Bize mebusu Hüseyin Agun (D.P.) Harici politikamızın son yıllarda eide   ettiği   muvaffakiyetleri     belirtti.

Bunu takiben 1955 yılında Amerika'­dan istenen istikraz mevzuunda hazır­lıklı bulunup bumulmadığını sor­du, m emie'ketimize gelecek olan Randall'tüen bahsederek, daha Önce Ame­rikan efkarında iktisadi durumumuz hakkımda ortaya çıkan menfi havanın son aylarda iyiye doğru değişmesinin sebepleri üzerinde izahat ;tedi. Hü­seyin Aıgim konuşmasına üevamla, 6/7 eyiüTi hadiselerinin arefessnde İstan­bul'a Yunanistan'dan 40 bin Yunanlı­nın misafir alarak geldiği hab.eriniu doğru sayılıp sayılmıyacağ* sualini de ortaya attı. Muğla mebusu Natık Poyrazığlu (D P.) yurdumuza gelmek is­teyen vi yanlarında küli.ivttli miktar­da sermaye bulunan Japr ııyaadki Ka­zan Türklerinin bu gelişleri için ted­birler alınıp alınmadığı ha.kmda ma­limat istedi.Balıkesir mebusu Halil Imre (D.P.) Kıbrıs meselesi üzerinde durarak, Kıhrıs Türktür» cemiyetinin faaliyeti sırasında harici politikamıza faideli olııp  olmadığını sordu.  İzmir  mebusu Behzat Bilgin (D.P.) 67 eylül hadi­seleri dolayısiylc ne;"cdilen bir teıbliğe temas ederek, bu tebliçds İstanbııldaki Rumların Yunan asbndan ge­len Rumlar olduğunun söylen­diğini ifadeyle, bu iddianın doğru sa­yı imıyarağını, İstanbullu kumların Yunanlılarla bir alakası bulunmadığı­nı belirtti Bundan sonra garbı Trakyadaki Türklerin müşküller içinde kal­dığını sözlerine ilave etti, yum dışın­da bulunan Türklere daha fasla aiasa gösterilmesini arzu eyledi. Behzat Bil­gin, diğer taraftan Selanik Koiırolosumuzun mahkemesi hadisesi üze inde d& durdu, Konya mebusu Mustafa Bağrıaçık (D.P.) (Amerikan yardımının az­lığı mevzuunda konuştu. Sinop mebu'su Nuri Serfcoğlu (C.H.P ) Selanik konsolosumuz aleyhine açılan muhake­meyi mevzuutoalıis ederek. Yunan hüki metinin bu davayı t&kip etmekten vazgeçmesinin sebebini öğrenmek İstedi ve Yunan hükümetinin bu davadan kendi arzusu ile mi yoksa baş^a E.sbepler dölayisiyle mi vaz geçtiğini sordu. Nuri Sertoğlu, Bağdad pakıma Amarskanın girip girmiyeceği üzerinde ma­limat istedi.

Yugoslavyada kalan Türk Emlaki hak­kında fikirlerini serdetti.

Tokat mebusu. Ömer Sunar (D.P.) )muhaleftin zahiren Id'ış politikada ikti­darla beraber görünmesine rağmen, yapılan siyasi ve iktisadi anlaşmaları zedeleyecek bir hava yaratmış olduğu halde, hariciyenin muvaffak işler gör­düğünü beyan eyledi. Amerikan yar­dımı hakmda malimat istedi. İsviçrenjn radyo ve gazeteleriyle aleyhimizde propaganda yaptığını ileri sürerek bu­na mani olunması dileğinde bulundu. Bolu mebusu Fahri Belen (D. P.) dış politika hakkında efkarı umumiyeye daha fazla malimat verilmesi husu­sunda konuştu ve Yunanistanm İstan­bul Kumlarını Yunan ekalliyeti olarak vasıflandırmasını doğru bulmadığını belirtti.

Trabzon mebusu İsmail Şener (D.P.) milletlerarası iktisadi işbirliği teşkila­tının kurutuşu ye bugünkü bünyesi üzerinde izahat verilmesini arau etti. İz­mir mebusu Abdullah Aker (D.P.) Kıb­rıs meselesinin bir Türk  İngiliz, yoksa bir Türk  Yunan davası olarak mı ele alındığını sordu. Sinorı mebusu Nu­ri Sertoğlu (C.H.P.) ikinci defa yap­tığı konuşmasında, Ömer Sunar'a ce­vap vererek, kendisinin muhalefet hakkmda ileri sürdüğü iddialara misal vermesi lazımigeldiğini beyan etti. Zon­guldak mebusu Sebatı Ataman (D.P.) d'a buna bir misal vereceğini "iradeyle, 67 eylül hadiseleri dolayısiyle Yu­nanistan tarafından aleyhimize yara­tılan fikir ve ittiTıamlarm muhalefet lideri tarafından Meclis kürsüsünde tekrar edildiğini söyledi. Tekrar söz alan Tekirdağ mebusu Zeki Erataman (D.P.) Kor.e harbine katılan Birleşmiş Milletlerin bu memleketteki askeri bir­liklerinin miktarını azalttığını belirte­rek, tugayımızı tam kadrosu ile orada tutup tutmayacağımızı soriiu.

Kırklareli .mebusu Şefik Bakay (D.P.) Brezilya. Şili ve Meksika'da esfarethanelere lüzum olup olmadığı sualini sordu, Avrupa konseyi ile hariciyenin yakında alakadar olmasını temenni et­ti. Nazırlar konseyine bir konsolosu­muzun iştirak etmesinin doğru olma­yacağını belirtti, Titonun seyahatleri hakkında hariciyemizin fikrini öğren­mek istedi .Milletlerarası İktisadi iş­birliği teşkilatı hakkında sorulan su­ali, cevaplandırarak Çanakkale mebu­su 'Fatin Rüştü Zorlu, mezkir teşkila­tın kuruluşu hakkında izahat verere'k, Amerikan yardımının n.ev'i şahsına münhasır bir yardım sayılabileceğini, tarihte ilk defa olarak bir memleketin diğer bir memlekete karşılıksız şekilde para yardımında bulunduğunu vs böy­lece o memleket ile di£er memleketler arasında sıkı bir iktisaidi işbirliginin te­sis edildiğini, ,;ski iktidar zamanında bizim' de bu teşkilata katıldığımızı, o zamanlar «iktisadi işbirliği teşkilatı­nın» Maliye Vekaletine bağlanmak is­tendiğini daha sonra bir devlet bakan­lığının ihdas e'dildiğini, nihayet teşki­latın hariciyeye katıldığını, 1952 yı­lından itibar.gn bu işin memurlar sı­nıfından çıkıp daha yüksek bir seviye­ye, vekiller seviyesine çıkarılmış bu­lunduğunu ve döviz 'komitesinin de bu suretle meydana geldiğini ifade etti. Fatin Rüştü Zorlu bundan sonra ikti­sadi işbirliği teşkilatının faaliyet sa­hası üzerinize izahat vererek, bu teşkilatın esas işinin Amerika ile temas ve iktisadi mevzuları planlama olduğunu belirtti. Bu arada iktisadi işbirliği teş­kilatının hariciye vekaletine bağlı ola­rak kalmasının lüzumunu 'belirterek,. bugün Hariciye teşkilatının faaliyeti­nin yüzde doksanının ticari ve iktisa­di sahada teksif edildiğini ifade eyle­di.Fatin Büytü Zorlu'nun konuşmasından sonra Kars m.ebusu Turgut Göle (C.H..

P.) Yunanistanın, Orta 'd'oğunun, Mı­sır ve Suudi Arabistanm durumlariyle Ürdündeki hadiseler ve Amerikan yar­dımı hakkında izahat istedi.Bütçe Encümeni saat 19.30 da bugünküçalışmasına son verdi.

Encümen  pazartesi  günü  saat   10 da toplançaktır.

23 Ocak 1956

Ankara :

Büyük Millet Meclisi buıgün saat 15 te Eeisvekillerinden Agah Erozaran başkanlığında toplanarak üç tefsir talabini müzakere ve karara bağlaldlı.Bu taleplerden biri eski Ekonomi Ba­kanı ve Kocaeli Milletvekili Sırrı Belüoğlu hakkında idi. Tefsir talebindebulunan Trabzon mebusu Mahmut Goloğlu; infaz edilmiş 9 sene 4 aylık, mah­kimiyeti sonradan kir kanunla affe­dilmiş olan Sırrı Bellioğlu'ya, af ka­nunundan evvelice kesilen müterakimmaaşların geri verilmesini istiyor, aynı zamanda müsadere olunan bir daktilomakinesi ile iki adet san bloknotununda iadesi sürülüyor. Adliye Encü­meni, bu talebi incelemiş. Türk Ceza' Kanununun 100 ve 120 nci maddelerin­deki sarahat karşısında ne maaş ke­sintilerinin ne de müsadere edilen eş­yanın iadesine imkan görmüştü. Bu mazbata üzerine geniş müzaiker eleroldu. Tefsir talebinde bulunan Trab­zon D.P. mebusu Mahmut Goloğlu, bu: zat hakkında çıkarılmış olan af kanu­nunda »mahkimiyetin bütün hukuki neticeleri ile» affedildiğiTie dair bir kayıt da bulunduğuna göre, bu sarahat karcısında müsadere edilen ajya ile maaş kesintilerinin iadesi gerekti­ğini etraflı fekilde izah etti Sırrı Bellioğlu nım suçsuzluğu sabit olduğu ci­hetle affedildiğini, binaenaleyh ortada bir hak mevzuubahs bulunduğunu söyle'ü. Eğer tifeir yoluyla bu işin halli mümkün görüimüyursa, adalet komis­yonunun bu yolda bir kanun teklifi ha­zır liy arak meseleyi Meclise geiirmeşi­ni teklif etti.

Söz alan Çanakkale D.P. mebusu Ser­vet Sezgin ile Kocaeli (Hür. P.) mebu­su Turan Güne?, trfsir talebi sahibi­nin mütalaalarına igtrrak ettiler. Ko­misyon sözcüsü Konya mebusu Halil Ozyörük, umumi deçil hususi bir af ba­his mevzuu olduğunu, mücrimiyit ha­linin ortada durduğunu, sadece cezanın kaldırılmış bulunduğunu, bu af kanu­nunun ancak çıkarıldığı tarihten itiba­ren bir hüküm ifade ettiğini    belirtti.

»Bütün hukuki vecibeleri» tabirinin aftan sonra maaşının iai'esi ve mahcuriy tinin kaldırılması gibi hususlarda tatbik sahası bulduğunu, faıkat ceza da­vası ortada durduğu için «bütün hu­kuki vecibeleri» tabirinin tefsir yolu ile taler olunan hususlara intikal edemiyeceği mütalaasını öne sürdü.

Siirt D. P. mebusu Mehmet Daim Süalp komisyon görücünün lehinde konuş­tu. Kars C.H.P. milletvekili Sırrı Atalay, tefsire mahaj görmediğini belirt­ti.

Neticede, Sırrı BelIioŞl.u'nun kesilen maaşları ile müsadere edilen eşyanın bir kanun teklifi hazırlanmak suretiy­le ıgeri verilmesi için tefsir mazbatası­nın Adliye Encümenine iadesi husu­sunda Kemal Kale ve Servet Sezgin tarafından verilmiş olan önerge ka­bul edilerek mazbata komisyona iade olundu.

Bugün görüşülen "ikinci tefsir talebi, hakimler kanununun fi2 nci maddesinin tefsirine dairdi ve Bize mebusu Hü­seyin Akçal ile Niğde mebusu Hüse­yin Avni Göktürk tarafından verilmiş­ti.

2556 sayılı hakimler kanununun muad­del 62 nçi maddesi hükmünün müm­taz ve tercihli olarak terfi eden ve hakimliğin yedinci derecesine geçmiş olan hakimler hakkında mezkir ka­nunun 7 uncu maddesinin birinci fık" rasmdaki mutlak teminat hükümlerine tevfikan muvafakatleri alınmak kaydiyle tatbik edileceği yolunda tefsiri İsteniyordu.

Adliye Encümeni, uzun olan kararın da bu mesele, 62 nci madde metninden anlaşılabilecek manaya hasredil diği için teminat bahsinde başkaca mütalaa serdim lüzumsuz görüyor ve bir ha­kimin müddiumumilik sınıfına geçebil­mesi için rıza ve muvafakatinin mut­laka istihsali Iazımigeleceği hususu te­minatın bünyesinde ve buna taalluk edsn hükümlerde açıkça mevcut bulun­duğu İrin bu maddeyi istisnalar arasın­da saymak suretiyle teminat keyfiye­tini ihlale imkan olamıyacağını bu İti­barla da tefsire ihtiyaç bulunmadığını belirtiyordu. Adalet, komisyonu mazbatasij  bu  şekliyle kabul  edildi.

Millet Meclisi, bugün üçüncü bir tefsir talebim daha karara bağladı.Bu ta­lip, hava sınıfı mensuplarına verile­cek zamlar ve tazminler hakkındaki 3435 sayılı kanunun 4334 sayılı kanun la değişen 14 üncü maddesinin tefsiri, hakkında idi ve hükümetten geliyordu. Ekim programı gereğince talim yaprnaık üzere Polatlı'dan vazife uçuşuna_çıkan öğretmen teğmen İsmail Ergin ile öğrenci üa teknen Kemal Akdura'nın Keskinde düşerek şehid olmaları üzerine aileleri tazminat tal.ebınde bu­lunmuşlardı. Ancak, kaza vazifel.indi­rildikleri uçuş sahası dışında vukua geldiği için bu kabil düşmelerde şehit olanlara bu madde hükmünün tatbik edilip edilemiyeceği soruluyordu. En­cümen meseleyi ineelsmiş.14 üncü maddenin, vazife esnasında düsen ha­vacılarımızın ailelerine, kaza herhan­gi bir sebeple uinuş sahasından ve yo­lundan inhirafa mecbur kalmaları halinda vuku bulmuş olsa dahi tazminat ödenmesini gerektiren bir manayı ih­tiva ettiğini, bu itibarla tefsire mahal olmadığını bildirmişti.Bu mazbata da Meclis umumi heyetin­ce bu şekliyle kabul edildi.Gene bugünkü toplantıda emekli ka­nununun 78 inci maddesinde bir değişi'klik yapılması hakkında İzmir D.P. mebusu İlhan Sipahioğlu tarafından verilmiş olan kanun teklifinin muvak­kat bir encümende müzakeresi de ka­rarlaştırılmıştı.Büyük Millet Meclisi, 25 ocak çarşam­ba günlü saat 15 te toplanmak üzere bugünkü çalışmalarına son verdi.

Ankara :

Bütçe Encümeni bu gece saat 21 de Encümen Başkanı Balıkesir Mebusu Halil İmrenin riyasetinde toplanarak Hariciye Vekaleti 'bütçesinin fasılları üzerindeki müzakerelere devam etti. Milletlerarası kurumlara iştirak etme tahsisatının konuşulması sırasında söz alanlardan Kırklareli mebusu Şefik Bskay (D.P.) Avrupa konseyi msveuu üzerinde durarak, vekaletin Avrupa konseyine daha fazla alaka göstermesi­ni buralarda fazla eleman bulundur­mamızı, nazırlar konseyine konsolosu­muzun değil, sefirlerimizin iştirak et­mesini, diğ.gr taraftan Fao teşkilatın­da daimi t em si] çilerimizin mevcut ol­masını arzu etti. Ankara mebusu Muh­lis Ete '(Hür P.) aynı hususları mevzuubahis ederek Avrupa konseyindeki daimi mümessilliğimizin takviyesi yo­luna gidilmesi, Hariciye V.e'kaLatindekı bu işle meşgul dairenin fou meseleyi daha ihtimamla ele alması üzerinde ko­nuştu. 'Balıkesir mebusu Halik Timurtaş (D.P.) milletlerarası kurumlar­da ve bilhassa Birleşmiş Milletler teş­kilatında halen münhal kadroların bu­lunup bulunmadığını sordu. Ve bura­lara gitmek için müracaat edenlere kar şı bazı zorluicLarm çıkarıldığını ilave etti. Balıkesir mebusu Halil İmre ÇD. P.) Türkiye Büyük Millet Meclisinin Hış münasehetlisr sahasında Hariciye Vekaletinin alakasının arttırılması lü­zumunu belirtti ve Hariciye Vekaletin­de Avrupa konseyi işiyle meşgul bu­lunan dairede halen fazla bir faaliyet görülmediğini fasyan etti. Diyarbakır mebusu Halil Turgut (D.P.) da aynı hususlarda fikrini izah eyledi. İleri sü­rülen temennilere ve suallere cevap veren Hariciye Vekili Fuat Köprülü, mivzuu bahis milletlerarası kurumlar iğin Vekalet dışında kafi miktarda ev­safı matlubeyi haiz şahsiyetlerin    bulun durulma dığlnı, bununla beraber ile­ri sürülen aksaklıkların, giderilmesi yolumi'a .elden gelen gayretlerin yapı­lacağını, bilhassa Avrupa konseyi mü­messilliğimizin takviyesi yolunda el­den gelen gayretlerin yapılacağını, bil­hassa Avrupa konseyi mümessilliğimi­zin takviyesi yolunda geniş çapta faa­liyete 'girişileceğini, zaten bugünl&rda bu hususlarda yeni tedbirlerin alınmış bulunduğunu belirtti. Fao teşkilatına daimi bir mümessil gönderileceğini, milletlerarası kurumlardaki münhal kadrolara memurlarının tayin oluna­caklarını sözlerine ilave etti.Dış memleketlerde Türk Kültür varlı­ğının korunması için ayrılmış bulunan 500 bin liralık tahsisatın müzakeresi sırasınida söz alanlardan Ordu mebusu Sabri İşbakan (D.P.) ile İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.) dış memleketler­de ve bilhassa Kıbrıs'ta Türk kültürü­nü sağlamlaştırmak ve yaymak husus­larında düşüncelerini ifade ettiler ve böyle mühim bir iş için ayrılan tah­sisata 500 bin lira daha ilave edilmesi­ni istediler. Bu teklif kabul edilerek tahsisat bir milyon liraya çıkarıldı.

Bundan sonra Hariciye Vekaleti ile İk­tisadi İşbirliği Teşkilatı bütçeleri ka­bul .edildi ve jet tayyareciliği uçuş hiz­metleri tazminat kanunu layihasının müzakeresine başlandı. Bütçe Encümeni saat 24 de gece mesai­sine son verdi. Encümen yarın saat 10 da toplanacaktır.

24 Ocak 1956

Ankara.:

Bütçe Encümeni bugün saat 10.30 da Encümen ikinci başkanı Kırklareli me­busu Şefik Bakay'm riyasetinde top­landı. Encümenin sabah celsıssinde, jet tayya­reciliği uçuş tazminatı kanunu layiha­sının müzakeresi geri bırakılarak, Ma­arif Vekaleti bütçesinin konuşulması­na geçildi.

Raportörün verdiği kısa izahattan son­ra söz alanlardan anfeara mebusu Prof. Muhlis Ete (Hür P.) yeni kurulmakta olan üniversitelerin fakültelerinin hangi esaslara ve ihtiyarlara göre tasbit edildiğini, ilini adamlarına, araştırma vasıtalarına ve lojmanlara olan ihtiyaç­ların ele alınıp alınmadığını sordu. Atatürk üniversitesinin kuruluşu ilg il­gili Amerikalı profesörlerin Türk lenıanlariyle olan ünasebetleri ve ha­zırladıkları raporların mahiyetinin ne­lerden ibaret olduçTunun açıklanmasını istedi. Liselerde yabancı dil tedrisatı üzerinde durdu ve kütüphanelere da­ha fazla tahsisat ayrılması temenni­sinde bulundu.

Ankara mebusu Aliye Timuçin (D.P.) Maarif çalışmalarım bazı esaslara bağ­lamak zarureti üzerinde durdu, öğret­men yetiştirmek mevzuunu koordine etmek lazım geldiğini ileri sürdü ve ilk ööretim kanununun bir an evvel 1 getirilmesini istedi. Mebusu Cemal Köprülü (D.P.) ilik öğretim mevzuu ile güzel sanatla­rın ana dava olarak ele alınması te­mennisinde bulundu. Ujak mebusu Yu­suf Aysan (D.P.) Beden Terbiyesi ka­nunu üzerinde durarak, günün ihtiyaç­larına uygun tasarının bir an evvel gatirilmesini arzu etti, İzmir imibusu Ab­dullah Aker (D.P.) de talim ve terbiye dairesine kar aza ve raportör tayin edildiğini sual ettikten sonra Ankarada açılalı ticaret okulunun ii'urumuım. ti­caret liselerine yapılan tayinleri, yük­sek İktisat 17e ticaret okullarının üni­versiteye katılması hususunda ne dü­şünüldüğünü ve halk eğitim müdürlü­ğünün ne suretle teşkil edileceğini öğ­renmek arzusunu izhar etti. Ve Encü­men saat 13 de sabah çalışmasına son verdi. Encümen, saat 16 da tekrar toplana­caktır.

Ankara :

Kıbrıs meselesinin halihazır durumu hakkında Anadolu Ajansı tarafmkfen vaki toir suale cevaben Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü aşağıdaki beyanat­ta bulunmuştur: Filhakika, Kıbrıs Valisi Mareşal Sir John. Harding'İn son haitalar zarfın­da Kıbrıs'ın durumu hakkında Başpis­kopos Ma'karyos ile müzakereler yap­masının ve bilahare hükümetiyle temaslarda  bulunmak; üzere Londraya gitmesinin matıbua timiz tarafın'ilan hassasiyetle takip edildiği  müşahede olunaısktcar. Bu mevzuda çıkan muh­telif ainns haberlerinin, zihinlerde, hak­lı olarak, .bazı şüphe ve endişeler ya­ratacak mahiyette olduğu da görül­mekledir.Bu itibarla, Kıbrıs meselesi gibi Tür­kiye için birinci derecede ehemmiyet­li bir davanın bugünkü vaziyeti hak­kında efkarı umumiyenin su sırada tenvir edilmesi lüzumuna kani bulu­nuyorum.

Hükümetimiz, Kıbrıs meselesininseyriyle faal şekilde ala'kalanmakta vabu mevzuda ingiltere hükümetiyle sı­kı temas idame ettirmektedir.

Bilindiği gibi. Yunan hükümetiy­le  Ma'karyos,  Kıbrıs'ın  Yunanistan'ailhakını (Enosis) istemişler v= bunu 'te­min etmek ümidi ile de«milletlerinkendi mukadderatını kendilerinin ta­yin  etmeleri prensibinin"     (selfdetsrmination) kısa zamanda adada tahak­kukunu talep eylem dir.

İngiltere hükümeti ise, ezcümle, Lond­ra konferansında ve bilahar.g Avam Kamarasında ifade ve ilan ettiği veç­hile, her ne kadar (selfdeterminationj prensibini kabul ediyor ise de, bugün­kü şartlar içinde bu prensibin Kıbrısta kabili tatbik olmadıŞı, tahakkuku­nun, bazılarının İngilterelim ihtiyarın­da dahi bulunmayan bir takım şartların tahassülün.e bağlı olduğu kanaatinde­dir.

Hükümetimizin noktai nazarına gelin­ce: Birleşmiş Milletlerin 1954 yılı genelkurul içtiinainlia ve geçen eylülde Londra konferansında müdellel ş.sikilde ifade edildiği veçhile, hükümetimiz selfdetermination'un prensibini mil­letlerarası bir prensip olarak kabul et­mektedir. Pakat bu prensibin dünya­nın her tarafında Ve 'bilhassa Kıbrısta tatbikine cevaz verilemiy&c.eği kaaıaa. tindedir. Onu bu kanaate serkdien hu­kuki, coğrafi ve tarihi amiller ve , mü­teaddit misaller şimdiye kadar tafsil edilmiş bulunmaktadır. Kıbrıs hakkın­da dünya efkarı urmımiyesinin tenviri maksadiyle Burk tezi toplu bir halde İngilizee 'bir   broşürde  ayrıca   anlatılmıştır. Bu tezimizde hiçbir değişiklik olmadığı malimdur.

3Yukarıda da izah olunduğu veç­hile Londra konferansı sırasında, ha­lihazırda   (selfdetermination)   mesele­
sinin ele almam ıy a cağım beyan   edenİgİliz hükümeti, Türk ve Yunan hükü­metleri ile de istişare şartiylfr, adada
«idari muhtariyet» (seli  government)tesisine girişilmesini teklif etmişti.

Hükümetimizin kanaatince Kıbrıs'ta idari muhtariyete g i d il eb ilm esi için herşeyden evvel oradaki tedhişçiliğin bertaraf edilmesi, asayiş ve mizamın avdet .etmesi ve muhtelif cemaatler arasındaki münafret havasının zail ol­ması lazımdır. Fakat bu tahakkuk etse bile idari muhtariyetin tatbik edilebil­mesi, adadaki Türk cemaatinin diğer cemaatleri, Federal idarelerde oldu­ğu veçhile müsavi hak ve imkanlarla mahalli idareye itirak etmesi icap eder. Ancak bu suretledir ki adadaki Türklerin birtakım idari tertiplerle ezilmesi ve din bir vaziyete düşmesi . önlenmiş olabilecektir.

'Hükümetimiz bu mülahazalarını İn­giltere hükümeti nezdinde yenidsn  teyid eylemiştir.

4Hükümetimiz, makaryos'un Kıb­rıs  halkının  mümessili  sıfatını  tekınmaya   hakkı olamıyaçağına     işaretle
onun Kıbrig Valisi ile resmen müzake­relere girişmssine itiraz etmekten dehali kalmamıştır. Bilahare Kıbrıs Valisinin Kıbrıs'taki Türk cemaati liderleri ile de müzakeleler yaptığı müşahede edilmiştir. Hü­kümetimiz bu temaslara hadisat icap ettirdikçe davam olunacağına itimad eylemektedir.

5Yukarıdaki izahattan çıkan    ne­ticeler şunlardır: Kıbrıs    meselesindeİngiltere hükümetinin halihazır du­rumu, Londra konferansında almış   vebilahare .seçenlerde  Avam  Kamara­sında vuku bulan müzakereler sırasında izah etmiş olduğu diuruma nisbetle derişmiş değildir. Matbuatımızınhassasiyetle takipfoettipi son müzake­
reler ise Kıbrıs'ta  idari muhtariyetintesisini mümkün kılabileosk bir an­laşmaya varmaya matuf olmuştur.

Kendi tezini mahfuz tutan hükümeti­mizin, İngiltere hükümeti ile vuku bu­lan temaslarının mezkir hükümetim bu meseledeki hareket tarzının sami­miyetinin bir delili olduğu ve inki­şaflara göre her husus hakkında mü­talaalarını ona bildirmeye id'evam et­mek imkanlarım temin eylediği fikrin­dedir.

Ankara :

Bütçe Encümeni bugün öğleden sonra saat 16 da encümen reisi Balıkesir me­busu Halil imre'nin başkanlığında top­lanarak, Maarif Vekaleti bütçesinin müzakeresine devam etti,

Öğleden sonraki müzakerelerde büt­çenin tümü üzerindi söz alan mebus­lardan Ordu mebusu Refet Aksoy (D. P.), Maarif politikamız hakkımdaki gö­rüşlerini izah ettikten sonra köylerimi­zin eri kısa yoldan okula kavuşturul­ması, ve öğretmen noksanlığının gide­rilmesi irin Vekaletin ne gi'bi tedbirler aldığını neler düşündüğünü sordu, halk e öt i m ine daha fazla ehemmiyet verilmesini istedi.

Giresun mebusu Mazhar Şener (D.P.) okullarda dil meselesini müstakar bir hale getirmek için Vekaletin ne dü­şündüğünü sual etti ve öğretmen Öğ­renci mevzuu hususundaki görüşlerini açıkladı.

izmir mebusu Behzat Bilgin de (D.P.)) okul ve öğretmen yetersizliği üzerinde durdu ve Vekaletin gerekli tedbirleri alması gerektiğini ileri sürdü, mahalli idarelerin de okul yapımına iştirakleri­ni temenni etti. Ekalliyet okullarının durumuna da İşaret eden hatip, bu okullarda okuyan öğrencilerin Türk va­tandaşı olarak Türk eğitim sistemleri­ne tabi olmaları gerektiğini belirtti. Ortaokullara din dersleri konulmasını mahzurlu bulduğunu söyledi.

Trabzon mebusu Mustafa Reşit Tarakçıoğlu (D.P.) Maarif sisteminin gerÇek hayata uydurulması lüzumu üze­rinde durdu ve ilk okullardan sonra tahsile devam imkanı bulmayan ço­cukların, bölgelerin, hususiyetine göre airai vesair bilgiler verecek bir   tedrise tabi tutulmalarının yerinde olacağıjıı sözlerine ilave etti.

Sinop mebusu Nuri Sertoğlu (C.H.P.), eğitmenlerin maaşlarının yüz liraya çıkarılmasını, ilkokul kitaplarının is­tikrarlı bir hale konulmasını, sanat okollarındaki öğretmen kifayetsizliğinin giderilmesini ve bunun için de Ankara erkek teknik öğretmen okulunun ca­zip bir hale konulmasını arzu ettiğini belirtti ye kendilerine mühendislik un­vanının verilmesini talep etti.

Çankırı mebusu Tahsin Uygur (D.P.) ilk öğretim kanununun ne zaman sevkedileceğini, köy okullarına ayrılan tahsisatın hangi .esaslara göre vilayet­lere tevzi edildiğini sorduktan sonra rahatsızlığı dolayıslyle artık calişamıyacak olan dünya şampiyonu güreşçi­miz Yasar Do«u için Vekaletin yardım yapıp yapmaması hususunda ne dü­şündüğünü öğrenmek arzusunda oldu­ğunu söyledi.

Muğla mebusu Natık Poyrazoğlu (D. P.), Maarif Vekaletinin, topyekin Ma­arif davaları için bir planı olup ol­madığını, dü mevzuunda ne düşünül­düğünü, güzel sanatların inkişafı için ne gibi tedbirler alındığım halk eğitim meselesine temasla, folklorumuzun ge­liştirilmesi konusunda Vekaletin dü­şüncelerinin nelerden ibaret olduğunu sordu, Imamhatip okullarında bulu­nan yoksul öğrencilerin leyli okutul» ması arzusunu izhar etti.

Zonguldak mebusu Sebatı Ataman (D. "P.) tabiatın birçok bakımlardan mah­rum bıraktıŞı bölgelerdeki okulların tedris vasıtaları ve öğretmen bakımın­dan da mahrum bırakılmasının mah­zurlarına ifaretle bunun giderilmesi gerektiğini ileri sürdü. Orta tedrisat mevzuunda bir plan olup olmadığını sordu.

Ordu mebusu Sabrİ İşbakan (D.P.) ilk okullarda tedlris ve Öğretmen me­selesinin bir programa bağlanması za­ruretini belirtti. Bazı bölgelerdeki imamhatip okullarının leyli hale ge­tirilmesini talep etti.

Kırşehir mebusu Ahmet Bügin (CM. P.) İlk öğretim hususundaki görüşleri­mi bildirerek, ana dava olması    bakımından buna çok ehemmiyet verilmesi gerektiğini müdafaa etti. Talim ve terıbiye heyetinin, ortaokullara din Idlersi konulup konulmaması hakkındaki gö­rüşünün açıklanmasını istedi.

Van mebusu Kemal Yörükoğlu (D.P.) da bilhassa kendi seçim bölgesindeki meslek okullarındaki öğretmen nok­sanlığı üzerinde durdu. Doğu bölge­sinde halk eğitimine daha fazla ehem­miyet verilmesi gerektiğini ve bu hu­susta kurslar açılmasının faydalı ola­cağını, zira h'ala Türkçe konuşanıiyan vatandaşların, mevcut olduğunu bildirdli. Hatip sözlerine devamla, yetiştir­me yurtlarının nerelerde ve hangi kıs­taslara göre açıldığını ve bu yıl açıla­cak olan kız ve erkek Öğretmen okul­larının nerelerde ve hangi ölçülere göre açılacağını sordu. Seyhan mebusu Ahmet Topaloğlu (D. P.) halen açılan ve açılmakta bulunan kollej ve üniversitelerin, Vekaletçe hazırlanan, bir programa igöre, icabeden bölgelerde açılması gerektiğini ileri sürdükten sonra batı Trakyadaki Türk okullarının bir kısmının Yunan hü­kümetinin yardımından mahrum bu­lunduğunu, yardımın bilhassa Arap harfleriyle tedrisat yapan okullara tev­cih edildiğini izahla bu mevzu ile ala­kalı olarak İstanbuldakİ Rum okulları hakkındaki mütalaasını beyan etti.

Trabzon mebusu Osman Turan (D.P.) memleketimiz bakımından iktisadi da­va 'kadar müihim olan 'kültürel davaya hükümetin gereken alakayı gösterme­diği fikrinde bulunarak. Maarif politi­kasının çok insan okutmak yerine tam ve sağlam şekilde İnsan okutmak ol­ması lazım geldiğini söyledi.

Bundan sonra ileri sürülen tenkid ve temennileri raportör olarak cevaplan­dıran Diyarbakır mebusu Halil Tur­gut (D.P.) moral eğitimi, öğretmen öğrenci münasebetleri, kemmiyet ve keyfiyet bakımından Öğretmen kifa­yetsizliği, dil meselesi ve halk eğitimi bakımından öğretmen kifay etsiz ligi,dil meselesi ve halk eğitimi hususların­da etraflı izahat verdi. Antalya mebusu Enver Karan (D.P.) kütüphanelerimizde mevcut bulunan eski eserlerin tetkikine imkan verilmesi için ortaokullarımızda eski harflerin okutulmasını ileri sürdü.Encümen, saat. 19 da öğle sonu çalış­masına nihayet verdi. Bütçe Encümeni saat 21 de toplanarak Maarif Vekaleti bütçesinin müzakere­sine devam edecektir.

Ankara :

Bütçe Encümeni bu gece saat 21 de Encümen i'kinci başkanı Kırklareli me­busu Şefik 'Bakay'm riyasetinde top­lanarak, Maarif Vekaleti bütçesinin müzakeresin s devam etti, Encümenin bu celsesinde konuşan mebuslar Maa­rifin muhtelif sabaları üzerinde fikir­lerini beyan ettiler ve bazı dileklerle temennilerde bulundular. Maarif Ve­kili Ahmet Özel bu münasebetle yap­tığı konuşmad'a ezcümle şöyle dedi: Arkadaşlarımın çoğu bilhassa kemiyet ve keyfiyet meseleleri üzerinde dur­dular. Bu arada Maarif çalışmalarının bir plandan ve programdan mahrum olduğu da ileri sürüldü, Evvela şurası­nı belirtmek isterim ki kemiyet ba­kımından Maarif mevzuu bir plana 'bağlanmış bulunuyor. İlk öğretimin talebe ve öğretmen artısını bildirecek grafikleri hazırlamış durumdayız. Za­ten bu, daha ziyade bir grafik işidir. 1964 yılma kadar ilk Öğretimin tale­be miktariyls bunların ihtyaci «bulu­nan Öğretmenlerin ve okul adedinin grafiği hazırlanmıştır. Tedbirlerimizi buna göre almaktayız. Keza orta ve lise öğretimi yolunda da a>yni sakilde hareket etmekteyiz. İstatistik Umum Müdürlüğü ile bu grafik hazırlama hu­susunda işibirliğine girişmiş bulunu­yoruz. Kemiyet mevzuunda bunları söyledikten sonra bir de ksyüyet saha­sında duralım. Maarifte keyfiyet daha ziyade hangi metodlarta bilgi verilme­si lazımgeleceği hususunu ihtiva eder. Şimdi halen elimizde bir talim terbiye heyeti ile bir Maarif Şirası vardir, Ma­arif Şirası bilindiği üzere üç yılda bir defa toplandığı için fazla yararlı ola­mamaktadır. Bu durumu göz önüne alarak bir ^Yüksek Maarif Meclisi" kur­mak yolunda kanun layihası hazırla­dık, «Yüksek Maarif Meclisi» senede birkaç defa toplanarak bilgi nıetodları hakkında karar verecektir. Diğer" taraftan talim terhiye heyetini dii gü­nün icaplarına uygun olarak yeniden organize edeceğiz. Nihayet ayni heyfiyet mevzuu dahilinde bir de ilim aka­demisi kurmak kararındayız.

Öğretmen adısdinİD ihtiyaca kaii gel­mediği bir hakikattir. Hem   öğretmen adedini çoğaltmak hem de kaliteli Öğ­retmen yetiştirmek hususunda elimiz­den geldiği kadar çalışıyoruz. Bu arada öğretmenliği cazip bir hala getir­mek için  intibak kanunu layihaları' hazırlamaktayız.     Öğretmenlerin    bil­gilerini ve kültürlerini artırmaları iğin kütüphanelerin genişletilmesi ve   bun­ların   çoğaltılmasına  ehemmiyet    verinekteyiz.Ayni zamanda kurslar    vekonferanslar tertip ederek onların ka­litelerini de yükseltmek yolunu    tut­muş   bulunuyoruz. Seviye   imtihanları tertip etmek suretiyle ilk okul   öğret­menlerinin orta okul, orta okul ögret­menlerinin do lise ö£retm.eni olmaları­nı sağlamayı da gözönüne almışızdır...

Vekil bundan sonra yabancı dil ile ted­risat yapan koHejlerin durumu hak­kında izahat verdi. Dil inkılabı mevzu­unda da, konuşarak bu hususta icrai' kararlar vermenin doğru olmayacağını in kil abın tedrici bir surette ilerliy.eceğmı ve nihayet bu meselenin her şeyden önce akademik hüviyete sahip buiunduğunu tebarüz ettirdi. Dini tedri­sat meselesinde de vekil Ahmet Özel şöyle dedi:

«İslam dini herseyden önce ahlaki va terbiyevi bir karakter taşır. Bundan dolayı dini tedrisatın bazı müessesele­re sokulması akla gelebilir. Fakat biz bu. tedrisatın müesseselere tatbiki şe­kilde sokulmasını değil, mektep dışında bir konferans seklinde olmasını dü­şünüyoruz ve henüz bu hususta bir ka­rara da varmış değiliz. Din tedrisatı yapan okullara azami ehemmiyeti ver­mekteyiz. İlahiyat fakültesi mezunları­nı imam hatip okullarına tıoca olarak gönderiyoruz. Kıbrısta ıda bir imam ha­tip okulu açmak kararındayız.Gele­cek sene bu okulun açılacağını ümit ediyoruz. Bu husustaki haeırlıkl arımız" tamalanmıştır.Arkadaşlarımdan bazılan garbi Trakyadaki Türklerin tah­sil durumu üzerinde durdular. Yunarnistanla yaptığımız bir anlaşma gereğince, Yunanlılar İstanbuldaki Rum okullarma, biz de Garbi Trakyadaki Türk okullarına kitap göndermekteyiz.

Yalnız Yunanlılar tarafından gönderi1en kitaplarda Yunan (harsını telkin fi­den bazı yazılara tesadüf    edilmiştir.

Bu yazıların bulunduğu sahif eleri çı­kardıktan sonra kitapları Bum okulla­rına dağıtmaktayız. Azınlık okulların­daki Türk öğretmenler kadıoya alın­mıştır. Halk eğitimi sahasında faaliye­timiz devam etmektedir. Halen 840 adet gezici köy kurslarımız vazifelerini İfa etmektedirler. Bu kursların sayı­cını arttıracağız.»

Ahmet Özel bu arada Avrupaya gön­derilecek talebelerin kontenjanı hak­kında da izahat verdi. Ve Bütçe Encü­meni saat 24 da gece toplantısını sona «itdirdi.

Encümen yarın saat 10 da toplanarak Vekilin izahatının devamını dinleyecektir.

25 Ocak 1956

Ankara :

Büyült Millet Meclisi bugün saat 15 te reis vekillerinden Fikri Apaydın'ın reisliğinde toplanarak bazı kanun layı~ha ve tekliflerini müzakere etti.

Afyon mebusu Saip Özer'in vefat etmiş olduğuna dair Başvekalet tezkeresi celse açıldığı zaman okundu ve mer­humun hatırasına hürmeten i'ki dakika ayakta saygı duruşu yapıldıktan son­ra,

1) Arazi vergisi kıymetlerinin art­tırılması ve arazi ve bina vergileri ile binalardan alman buhran vergisinin muvazenei umumiyeye devri,

2) 5432 sayılı vergi usul kanununun bazı mad­delerinin değiştirilmesi,

3) Devlet me­murları aylıklarının tevhid ve teadü­lüne dair olan 3656 sayılı kanuna bağ­lı 1 sayılı cetvelin Maliye Vekaleti kısmına eklenecek kadrolar ve husu­si idarelerden naklen alınacak memur­lar hakkındaki kanun layihalarının ge­ri verilmemesi. Başvekalet tezkeresi Üzerine, kararlaştırıldı.

Kanun tekliflerinin sözlü sorulardan önce müzakeresi hakkındaki takririn kabulünden, sonra 8 kanun teklifinin ikinci müzakeresi tamamlandı.

116 şubat 1952 tarihli Türkiye  Ba­tı Almanya ticaret ve ödeme anlaşma­larına ek 21 aralık 1954 tarihli proto­
kollerle ekleri mektuplar tasdik edil­di.

Türkiye ile Bulgaristan arasında23 şubat 1955 tarihinde imzalanan ti­caret ve ödöme anlaşmaları tasidik edildi.

Türkiye ile Birleşmiş Milletler gı­da ve tanın teşkilatı arasında imzala­nan 30 a numaralı ek anlaşma tas­
dik edildi.

Birleşmiş Milletler gıda ve tarımteşkilatı ile Türkiye arasında hüküme­timize yapılacak teknik yardım hak­
kındaki 6 sayılı ek anlaşma tasvip edildi.

Nebatları hastalık ve zararlı   bö­ceklerden koruma kanununun üçüncümaddesi değiştirildi.

Türkiye ile İtalya arasında imza­lanan iktisadi ve teknik işbirliği an­laşması tasdik edildi.

Eczacı Odaları Birliği kanunu ka­bul olundu.

Seyhan vilayeti adı Adana olarakdeğiştirildi.  'Bu kanunların kabulünü müteakip tescil edilmiyen birleşmelerle bunlar­dan doğan çocukların cezasız tesciline dair Rize mebusu İzzet Akcal ile Niğ­de Mebusu Hüseyin Avni Göktürk ta­rafından yapılmış olan kanun teklifi­nim ikinci müzakeresine geçildi. Dör­düncü maddeye verilecek şekil üzerin­de Konya mebusu Hidayet Ay:d:mer, bazı mütalaalar ileri sürerek tadil tek­lifinde bulundu. Adalet komisyonu sözcüsü Vacit Asena, komisyonun mü­talaasını açıklıyarak teklifin reddini is­tedi. Her iki hatibin müteaddit defa­lar söz alarak açıklamada bulunmaları­nı müteakip, dördüncü madde, tekrar komisyona İade olundu.

Daha sonra yabancı memleketlerle muvakkat mahiyette Modüs Viven.di.ler ve ticaret anlaşmaları akdi ve bunların şümulüne giren maddelerin gümrük resimlerinde değişiklik yapılması ve bu anlaşmaya yanagmıyan devletler mu var eda ün a karşı tedbirler alınması hususunda hükümete selahiyet verilmesi hakkımdaki kanun layihasının bi­rinci müzakeresi  tamamlandı.

Meclis, 27 ocak. cuma günü saat 15 te toplanmak üzere bugünkü çalışmaları­na son verdi.

26 Ocak 195G

Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10 da Encümen ikinci .başkanı Kırklareli nıebusu Şefik Bakay'ın riyasetinde toplanarak İstanbul, Ankara ve teknik üniversiteleri bütçelerinin müzakere­sine bağladı. Hatiplerin konuşmasından önce söz alan raportörler, Antalya me­busu. Kenan Akmanlar. Denizli mebu­su Mehmet Karasan. Diyarbakır me­busu Halil Turgut, üç üniversitenin bütçelsri hakkında hazırlanmış olan raporlardan izahat verdiler. İstanbul üniversitesi .bütçesinin raportörü olan Kenan Akmanlar bu mevzuda ez­cümle şunları söyledi:

"İstanbul üniversitesinin 1956 bütçe­sini tetkik ettim. 1955 yılı' bütçesine nazaran 4.628.521 lira fazla tahsisi ih­tiva edan bu bütçe 1950 bütçesine na­zaran yüzsle 110 a yakın bir artış ifade etmektedir.

Bu artış İstanbul üniversitesi camia­sında birçok tesislerin ele alınmasını ve kadroların daha ferahlıkla çalışa­bilmesini temin yolunda çok faydalı olmuştur.

İstanbul üniversitesinin bütün fakül­telerinde araştırma ve tedris faaliyet­lerini yakından takip edenler bu üni­versitemizin emsallerinden geri kal­mamak cehti içinde bulunduğunu tes­lim etmektedirler.Ancak memleketi­mizin içinde yaşadığı şartların bu kıy­metli İlim müessesemizden ve umumi­yetle üniversitelerimizden büyük vazifisler bakiemekte olduğu düşünülürse manevi bakımdan vatanm    kendi­sinden bekledisi büyük hizmetleri başaracak durumda olan üniversite    ve üniversiteye mensup kıymetli ilim adamlanmızea bugün içinde    bulundu­ğumuz müsbet şartların inkişafı yolun­da daha  çok gayret     sari; dilmesinin beklendiği hakikatim da teslim etmek iazinıdır.

Filhakika Türkiye bugün yeni bir oluş devresindedir. 1950 den bu yana her sahada kaydedilen terakkileri en kısa bir zamanda bütün vasıfları ile muasır bir cemiyetin haiz olduğu seviyelere ulaştırmak hususunda milletçe muta­bakat halinde bulunmamız gerekmek­tedir. 'Böyle bir gayret irinde milli te­mayülleri sezmek ve .bu temayüllerin müsbet yollarda inkişafına rehberlik etmek gibi hareketler ilmi çalışmaları yanında üniversitelerimizden tahassürle beklenmektedir. Buna mukabil ikti­darımızın tahsisen hükümetin üniversitelerimize 'karşı itimada dayanan bir anlayışa vücut vermesinin de yerinde olacağını yakın müşahedelerimize is­tinaden arzetmek isteriz. Kanaatimiz odur ki, üniversite ile onu temsil eden gruplar, tertipeilerin ve muhalefeti şirretlik telakki edenlerin kendilerini birer tahrik aleti olarak kullanmak hu­susundaki tasallutlarından, ancak bu suretle kurtarılacaklardır.

Ankara üinevrsitesi bütçesinin rapor­törü Halil Tupgut'da, üniversitenin iç; durumu ve faaliyetleri üzerinde Ibilgi verdi, teknik üniversite bütçesi rapor­törü Mehmet Karasan da aynı mealde konuştu.Raportörlerin izahatından sonra söz alanlardan Ankara mebusu Prof. Muh­lis Ete (Hür. P.), Maarif  Vekaletinin muhtariyet, talebe bursları, tedrisat, şekli sahalarında üniversite ve yüksek­okullar hakkında bir politikaya sahip olup olmadığını, üniversitede ihnin. işığı altında objektif olarak talebelerin ve^ profesörlerin siyasetle uğrasmalari mevzuunda neler düşünüldüğünü, üni­versitelerin araştırma  sahasındaki faaliyetlerinin tatminkar bulunup bulun­madığını, sordu, tou arada yabancı dil,, kütüphaneler, neşriyat, ders kitapları, monografiler, ecnebi profesörlerin durumu üzerinde durdu. Üniversite haf­talarının devam etmesi zımnında fi­kirlerini serdeyledi. Balıkesir mebusu Halik  Timurtaş (D.P.)   üniversitelerin çalışma metodlarını mevzuu bahis ede­rek, bu metodların kifayetsiz olduğu­nu söyledi, ilmi çalışmalar ve araştır­malarla meşgul bulunması lazım  ga­len üniversitelerin,  bu çalışma  ye araştırcn al arından topluluğun, cemiye­tin istifade edemediğini, araştırma­ların ancak üniversitenin çatısı altın­da   kaldığını,   üniversiteden  dışarıya taşan bir hizmetin görülmediğini,    di­ğer taraftan üniversitelerin içinde klik­lerin vücuda geldiğine dair  haberlar ortaya  çıktığını,  bazı   öğretmen  'grup­larının,   başkalarının   araştırma   faali­yetini baltalamak yoluna gittiklerini havi şayiaların yayıldığın, senatoların bu mesele ile yakından alakadar    ol­malarını beyan eyleyen hatip, üniver­site muhtariyeti hususuna temasla, biz­deki üniversite muhtariyeti mefhumu üzerinde bir ittifaka     vanlamadığmı, her şeyden önce bu mefhumun   vazıh olarak anlaşılması    lazım geldiğini    die sözlerine ilave etti. Halik Timurtaş da­ha sonra bir anayasa profesörünün üniversite senatosunun vecibesi Türki­ye Büyük Millet Meclisi üzerinde de murakabe    kurmaktır»  sözünü    'bahis mevzuu ederek, her vatandaşın Büyük Millet Meclisi konusunda fikirleri bu­lunabileceğini fakat hiç kimsenin hiç bir teşekkülün Büyük Millet Meclisi üzerinde murakabe kurmaya hakkı olamıyacağını  belirtti. Üniversitelilerin siyasetle uğraşması konusuna  temas eden hatip, üniversite azalarının ümin. ışığı altında,ilmi metodlarla politika meseleleriyle uğraşmalarının    normal sayıldığını, fakat günün poltikası ils meşgul olmalarının mubah görülemiyeceğini ifade eyledi ve bu hususta Amerika üniversitelerinden misaller ver­di. İsparta mebusu Sait Bilgiç (D.P.J, üni­versitelerin yalnız ilim ve araştırma­larla değil, sinesine almış bulunduğu gençliğin şuurlu ve sistemli bir şekilde yetiştirilmesi mevzulariyle de meşgul olması lazım geldiğini söyledi, üniver­sitelerin kalkınma sahalarında hükü­mete yardımcı olmalarmi, senatoların talebelerin hayat şartlariyle yakından alakadar bulun m alarmı istedi. Üniver­sitede yaratıldığı söylenen klikler hakkında malimat taler) itti Ordu me­busu Sab;i İfbakan (D.P.) bu sene üniversiteye müracaat edip de alın­mayan talebelerin mevcut olup olma­dığım sordu. Üniversite asistanları mevzuunda konuştu. Kırşehir mebusu Ahmet Bildin (C.M.P.j üniversite büt­çelerinin seneden seneye artmış ol­masından dolayı duyduğu memnuniye­ti belirtti ancak üniversitelerin ilmi çalışma bakımından beklenilen verimi veremediklerini, son çıkarılan kanun­larla üniversite muhtariyetinin zede­lendiğini, profesörlerin memleketin gi­dişatı ile yakından alakadar olmaları bakımından politik maselelerde fikir­lerini söyl&mek zorunda olduklarını be­yan etti. Konya mebusu Prof. Hamdı Ragıp Atademir (D.P.) evvela üniversitelerin, fonksiyonları üzerinde durarak, ge­niş İzahlarda bulundu daha sonra muh­tariyet evzuuna temasla, muhtariyet kanununun bundan önceki iktidar za­manında sırf siyasi maksatlarla ve ace­le olarak çıkarıldığını, ancak muhtari­yetin manasının yanlış anlaşıldığı, üniversitenin devlete ve siyasi otoriteye karşı muhtar olamıyacağmı, yalma ilim sahasında, araştırmalar sahasında muhtar kalacağını ifade etti. Hatip bundan sonra üniversite anlayışı hak­kında konuşarak, her memlekstin milli: bir üniversite anlayışı mevcut olduğu halde bizde böyle milli .bir üniversite anlayışının bulunmadığını, bu anlayışda üç üniversitenin de ittifak edeme­diklerini, son hadiselar karşısında ve bilhassa muhtariyet meselesinde bazı fakültelerin teveuüd eylediğini söyledi ve üniversitelerin dahili bünyelerine, iç çalışmalarına ait sualler sordu. Or­du mebusu Eefet Aksoy (D.P.) üniver­sitelerde ilmi muhtariyetin mevcut ol­duğunu, d&vletin bu sahalarda üniver­sitenin serbestliğini tanıdığını belirt­tikten sonra üniversite dahilinde aktif olarak siyasetle meşgul olmanın doğru görül em iyec eğin i sözlerine ilave etti. Trabzon mebusu Mustafa Reşit Taraıkçıoğlu (D.P.) üniversitelere rektörle­rinin Maarif Vekaletinin, birer tem­silcileri haline konulmasını teklif et­ti. Bütçe Encümeni saat 15 de toplanarak çalışmasına devam eyleyecek­tir.

İstanbul:

Irak yüksek öğretmen okuluna men­sup altı Öğretmen ve sekiz Öğrenciden mütevekkil bir grup bugün saat 17.00 de trenle İstanbula gelmiştir.

Iraklı yüksek Öğretim üyeleri Haydar­paşa garında Maarif Müdürlüğü ve Irak Konsolosluğu mensupları tarafın­dan karşılarım ıştır.

Şehrimiz kültür müesseselerinde tetkiklerıdte .bulunacak oları grup ayrıca tarihi yerlerimizi de ziyaret edecek, müteakiben iki şubatta Bağdad'a mü­teveccihen İstanbuldan ayrılacaktır.

İstanbul :

Minneapolis  moline Türk traktör ve ziraat makineleri A.Ş. idare müdürü William F. Foss bugün saat 16 da bir basın toplantısı tertip edereık şirketin ilk yıl iaaliyetleri hakkında basın vasrtasiyle efkarı umumiyeye geniş ma­limat vermiştir.

Sözlerine, 1 ocak 1955 tarihinden itiba­ren faaliyete geçen 20 milyon TL. ser­mayeli bu müessesenin tamamen bir Türk şirketi olduğunu, ortakları ara­sında Ziraat Bankası, M. K. E, Zirai Donatım Kurumu, Tari;, Çukobirlik vs Minn'sapol ismoline Company of USA nın buulnduğunu belirtmekle baslıyan "W Foss devamla memleketimizin zira­at aletlerine ihtiyacını anlatmıştır.

Şirket idare müdürü, 24 milyonu aşan memleket nüfusunun, 16 milyonunun geçimini çiftçilikle sağladığını hatır­latmak suretiyle bu ihtiyacı belirterek, şu hususlara t&mas etmiştir:

1 Memlekette bugün mevcut olan traktör adedi: 40.000 dir.

a)Ekilen arazinin sadece yüzde onutraktör kullanmaktadır.

Bugün Türkiyenin 35:000 adet damatraktöre ihtiyacı vardır.

Ziraat makineleri endüstrisine aşa­ğıda yazılı üç sebepten dolayı ihtiyaçvardır:

1)Halihazırda artmakta olan ziraat makinelerini  takviye  etmek,

Bol yedek parça temin etmek ve zi­raat aletlerinin bakımını .ehliyteli olarak sağlamak,

Nüfusun köylerden kasabalara  veşehirlere doğru akını dolay isiyleçiftçilerin az bir gayret ve eleman kul­lanan daha çok istihsal sağlamalarınıtemin etmek.  Birleşik Amerika tarihinden misal alır­sak son yirmi sene içinde nüfusun yir­mi milyon artmasına mukabil çiftli adedi azalmıştır. Halbuki ziraat maki­neleri 'kulamlarak memleket ihtiyacı­nın çok üstünde bir istihsal elde edil­mektedir.

Minneap ol ismoline Türk traktör fab­rikasının geçen yıLki faaliyetleri:

1)Traktörün yüzde 70 ağırlığını pikdöküm parçaları teşkil etmektedir. Busebepten dolayı dökümhane,    İhtiyaç­larımızın  başında  gelmekte idi. Bumevzuda üç mühim başarı elde edil­miştir:

a)Döküm kumu ve bendenit kili re­zerv eleri  memlekette  bulunmuştur.

Günde yüz ton döküm kumuna ihtiyaç olduğu gözönünds tutulursa bunun bir dökümhane için hayati ehemmiyeti meydana çıkar. Türkiye'de gayet iyi .evsafta döküm kumunun temin edil­mesi, pik dökümünün iptidai madde­sinin yüzde 98 inin memleket dahilin­den sağlanması demektir.

2Ankarada kurulacak dökümhane­nin proje ve planları bu sahada foeynalmilel şöhrete sa'hip teknik proje şirketine ihale edilmiştir.

3)(Kendi dökümhanemiz kuruluncaya kadar Ankaradaki teknik öğretmen okulu dökümhanesinin daha modern bir hale sokularak işletilmesi hususunda anlaşmaya varılmıştır.

4)Ankaradaki fabrikamızda     birçokparçaların imalatı yapılmakta olup, bu­na ilaveten yardımcı sanayi ile teşrikimesaimiz ilerlemektedir.Bu raeyandaM.K.E. endüstrisine Eskişehir,Bursa,Balıkesir ve stanbuldaki firmalara siparişler verilmektedir. Eskişehir'de ön tekerlek jantlarının imal edilmesi Tür­kiye sanayii için büyük bir terakki ol­muştur.

Minnsapolis moline Türk traktörfalbrikasının yardımcı .sanai ile teşrikimesaisi kendi bünyesi haricindeki işimkanarını da arttıracaktır.

İşçi münasebetleri fevkalade mem­nuniyet vericidir:

Haftada  beş  ig günü tatbik edil­mektedir.

İğcilere  ücretli senelik izin veril­mektedir.

Fabrika dahilinde işçi reviri ve igemniyeti mevcuttur.

d) İşçi emniyeti ve terfileri munta­zam dir.

e) İşçilerin intibak kabiliyetleri üstün vasıftadır.

7 Her sene mali raporumuz hisse­darların tasvibini müteakiu tafo ettiri­lip memleket içinde dağıtılacaktır.

Ankara :

Bütçe Encümeni öğleden sonra saat 15 de Encümen ikinci başkanı Kırklareli mebusu Şefik Bakay'ın riyasetinde toplanarak Üniversiteler bütçesinin müzakeresine devam etti.

Seyhan mebusu Sedad Barı 1JD.P.) son günlerde Cenevre^ yapılan atanı enerjisi toplantısına hangi profesörle­rimizin iştirak ettiğini sordu ve radioizotoplarm memlekeitmizde imalinin mümkün olup olmayacağını sual eyle­di. Hatip bundan sonra İstanbul üniversit esin deki bir profesörün gazete­lere verdiği beyanatta, İBüyük Millet Meclisinin manevi şahsiyetine tecavüz etmiş bulunduğunu belirterek, mez­kir profesör hakkında kanuni yahut idari bakımdan ıbir harekete tevessül edilip edilmediği hususunda durdu. Antalya mebusu Ahmet Tokuj (D.P.) üniversite muhtariyeti mevzuunda ba­zı aşırı hareketlere gidildiğini, politi­ka havasinnı girmiş bulunduğu üni­versitece huzursuzluğun bağlıyacağını, buna mani olunması gerektiğini  beyan etti. Samsun mebusu Ekrem Anıt (D.P.) 16 ocak tarihinde Dahiliye en­cümeni toplantısı hakkında malimat vererek bir kanun maddesinin müza­keresi sırasında serdettiöi fikirlerin yanlış bir şekilde gazstelere aksettirildiğini ifade etti ve bu fikirlerin ser­di sırasında ne üniversite profesörleri­ni ne de senatoları istihdaf eden tek bir söz söylemediğini, ancak maziden misaller getirmiş olduğunu beyan edildi. Malatya mebusu Müvit Yetkin (C.H.P.) üniversite msnsuplarının vazifelerin­den birisİTiin de hadiseleri tahlil ve tenkid etmek suretiyle memlekete fay­dalı işler görmek olduğunu söyliyerek, hadiseler kargısında üniversite men­suplarının ilmi görüşlerini ve şahsi fi­kirlerini her zaman söyliyebil e çekleri­ni, keza günlük, aktüel hadiseler hak­kında da aynı şekilde hareket edebile­ceklerini, bu neviden tahlil ve tenkidIerin normal sayılması gerektiğini, ile­ri sürdü ve' son hadiselere temas ede­rek, senatonun ileriye sürülen itham­lar karşısında kendisini müdafaa et­mek lüzumunu duymuş olduğunu, di­ğer taraftan üniversiteler B.M.M. üs­tünde değil, üzerinde murakabeye hak­kı bulunduğunu sözlerine ilave etti. Antalya mebusu Kenan Akmanlar (D. P.) üniversitelerin aktüaliteyi takifo ederek yol göstermelerinin normal sa­yılacağını, la kat bizde a ktü ali tenin tahrif edildiğini, böylece yalan ve tez­vir üzerine fikirlerin bina edildiğini, yıkıcı bir yola gidildiğini, ifade eyledi. Kastamonu mebusu Süleyman Çağlar (D.P.) da 16 ocak tarhinde Dahiliye Encümenindeki müzakereleri izah et­ti ve gazetelerin söylemiş olduğu söz­leri yanlış ve tahrifli bir şekilde ya­yınladıklarını belirtti. Trabzon mebu­su Osman Turan (D.P.) üniversitenin kifayetsiz unsurlarının kuvvetli ilim adamlarına karşı mücadele etmelerin­den dolayı bu müesseselerde kliklerin meydana geldiğini açıkladı ve üniver­siteler mevzuunda partilerüstü bir si­yasetin rgüdülmesi lüzumuna işaret et­ti. Samsun mebusu Tevfik İleri (D.P.) Demokrat Parti iktidarının üniversite­lere göstermiş olduğu yakın alakayı tebarüz ettirdikten sonra, üniversite­nin dışarıdan ve içeriden huzursuz bir hava ipinde bırakılmak istendiğini, mu­halefetin üniversiteyi kendi politikası­na aiet etmek iğin elinden geleni yap­tığını, üniversitenin küçük politika ile uğarşmasınm önüne geçilmesi için her türlü tedbirlerin alınmasının lüzumlu olduğunu bildirdi.Muğla mebusu Natık Poyrazfığhı (D. P.), bazı sualler sordu. İzmir mebusu Behzat Bilgin (D.P.) Ege üniversitesi­nin durumu üzerinde konuştu, Ağrı mebusu Kasım Küfrevi (bağımsız) üniversitede kliklerin mevcut olduğunu, bu kliklere dahil bulunan bazı profe­sörlerin de Mecliste bulunmalarından dolayı klikler arasındaki ayrılık ha­vasının burada da devam ettiğini ile­ri sürdü, İzmir mebusu Nuriye Pinar <D.P.) yeni üniversiteler kurmak mev­zuunda hükümetin bir programının mevcut olun olmadığını sordu. Buradan sonra kifayet takririnin kabulü ile, Maarif Vekili Ahmat Özel e söz veril­di.Vekil Ahmet Özel, evvela üniversite bütçelerinin artışı mevzuunda konu­şarak 1950 yılında 20 milyon üra olan bütçelerin bu sene 70 milyon liraya çıkarılmış   olduğunu tebarüz  ettirdi. Bundan sonra üniversitelerin günlük politika ile me5gul olmamaları lazim geldiğini, muhtariyetin manasının is­tiklal olmadığını, söyledi. Senatoların tebliğ neşretmeleri mevzuunda senato­ların mesul bir hüviyete malik bulun­madıklarını, bunun yalnız dahili bir teşekkül olduğunu, üniversitede mesul şahsiyet olarak rektörün göründüğünü, vs tou gibi tebliğlerin rektörler tarafın­dan neşredilmesi lazım geldiğini söz­lerine ilave etti ve senatoların böyle bir tebliğ çıkarmalarından dolayı iizüntii duyduğunu bildirdi. Vekil bu arada bir soruya cevap vererek, mam lekelimizde iki atom reaktörünün için teşebbüse geçildiğini be­lirtti.Bütçe Encümeni saat 21 de toplanarak çalışmalarına  devam  edecektir.

Ankara :

Bazı gazeteler, Demokrat Parti Mec­lis Grubunun son salı sünkü toplantısında üniversitede yer alan hadiseler hafckmda konuşurken Başvekil Ad­nan Menderes'in üniversite profesörle­rini kastederek, bunların çanına ot tıkayacağız, şeklinde bir ifa'de kullan­dığını, yazm işi ardır.

Başvekile atfedilmek istenilen bu söz­lerin tekzibine Anadolu Ajansı selahiyetlidir.

Şurası muhakkaktır ki, grup toplantı­ları gizli olduğundan ,bu toplantılar­da 'geçen müzakereler hakkında her1 türlü tahrifatın yapılabilmesi pek feolaydır.

Ankara :

Bütçe Encümeni bu gece saat 21 de Encümen ikinci başkanı Kırklareli me­busu Şefik Bakay'm riyasetinde topla­narak üniversiteler bütçesinin müzake­resine devanı etti.

Bu akşamki toplantıda söz alan İstan­bul üniversitesi rektörü Prof. 'Fehmi Fırat konu.şmalar sırasında ileri siirü1sn tenkid ve temennileri cevaplandır­dı. Prof. Fehim Fırat bu cevabında ez­cümle şunları söyledi: «Muhterem en­cümen azalarından bazıları üniversite muhtariyeti hakkında fikrimizi öğren­mek istediler. Biz üniversite muhtari­yetinden, kanun gereğince Üniversite­lere tanınan hak ve yetkilerin istima­li şeklini anlamaktayız. Yalnız şurası­nı da ifade edeyim ki, son zamanlarda üniversite kanununa eklenen bazı hü­kümler bu muhtariyet ile bağdaşamaz olarak telakki edilmektedir. Bu hü­kümlerin yüksek Meclis tarafından kaldırılmasını arzu ediyoruz. Son gün­lerdeki hadiseler karşısında senato bir tebliğ neşretti. Senato ha tebliğ ile, o hadiselerden stuyduğu iztırabı 'belirt­miştir. Bu tebliğin siyasi bir polemik haline getirilmesini de üzüntü ile kar­şılıyoruz. Öğretim üyelerimiz arasında gündelik politika ile iştigal eden yok­tur ve zaten gündelik politika ile uğ­raşmalarım da terviç .etmiyoruz. Yalnız üniversite kanunu gereğince, üniversi­te mensupları ilmi, halka yaymak zo­rundadır. Bu bakımdan onların aktü­el meseleleri ele alıp, ilim ışığı altında işlanelerini tabii görmekteyiz, o Itektör bundan sonra İstanbul üniver­sitesinin çalışma şeklini ve bünyesini alakadar eden sualleri cevaplandırdı.

Ankara üniversitesi rektörü Prof, İzzet Birand, son 'hadiseler karşısında duy­duğu üzüntüyü açıkladı, ve şahsen. kendisinin de, hadiseye ismi karışan mebuslar kadar müteessir olduğunu belirtti. Senatonun tebliği mevzuunda da, yanlış aksettirildiği belli olan söz­ler karşısında senatonun, izzetinefsini koruma'k için bu tebliği yayınlamış ol­duğunu ifade .etti. Üniversite muhtari­yeti husussunda Prof. İzzet Birand şun­ları söyledi: «Üniversitenin vazifesi ilmi yapmak ilmi yaymak ve ilmi top­lamaktır. Bu sahalarda üniversite ho­caları muhayyerdir. Onlara hiç kimse tesir yapamaz. Politikaya gelince, üni ver siteler memlekete ait bütün hava­disleri   değerlendirmek     zorudadirlar.

Üniversitenin vazifesi yukarıda da söy­lediğim gibi ilmi yapmak, toplamak ve yaymaktır. Fakat bir insanın vic­danına dokunmak üniversitenin vazi­fesi değildir.»

Ankara üniversitesi rektörü bundan sonra, teknik ve mesleki sahalardaki suallere cevap verdi.

Teknik üniversite dekanı Prof. Hulki Ecen, aynı hadiseler Üzerinde durarak gerek kendisinin ve gerekse teknik üniversite mensuplarının bundan fazlasiyle müteessir olduğunu beyan et­ti. Üniversite muhtariyeti hakkında da »ortada bir üniversiteler kanunu var. Bu kanun üniversitelere bir çok haklar bahşediyor. Bizim muhtariyet­ten anladığımız mana bu bahşedilen haklardır^ dsdi ve bu arada üniversi­telerimize bahşedilen haklardan bir çoklarının Avrupa üniversitelerinde verilmemiş olduğunu tebarüz ettirdi. Prof. Hulki Eren 'daha sonra, ünirversiteye giren politikanın Öğretmenler arasmdaki samimiyeti bozduğunu, bu halin ise müessesenin zararına olduğu­nu sözlerine ilave etti ve teknik üni­versitenin bugünkü durumunu ve ça­lışmasını alakadar eden sualleri cevap­landırdı.

Bütçe Encümeni saat 24 de gece mesaisine son verdi. Encümen yarın    saat 10 da toplanacaktır.

27 Ocak 1956

Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10 da Encümen mazbata muharriri  Giresun mebusu Mazhar Şener'in    riyasetinde toplanarak     üniversiteler    bütçesinin müzakeresine devam etti.  Encümenin tou celsesinde söz alanlardan    Kocaeli mebusu Turan güneş (Hür. P.) üniver­site muhtariyeti mevzuu üzerinde du­rarak, yabancı memleketlerden bu hu­susta misaller getirdi. Memleketimizde üniversite muhtariyetinin son defa çı­karılmış bulunan   kanunlarla zedelen­miş olduğunu ileri sürdü, ve üniversi­te mensuplarının tazyik altında    kal­dıklarını söyliyerek, İstanbul üniversi­tesinden Osman    Okyar'in Ve    Bahri Savcı'nın  bazı  makalelerinden dolayı Maarif Vekaletince işlemlere geçildiği­ni, Bahri Savcının uçağa binerken po­lis tarafından indirildiğini söyledi. Edirne mebusu Rükneddin    Nasuihioğlu (D.P.) dahiliye encümeni reisi sıfatiyle konuşarak 16 ocak tarihindeki   Encü­men toplantısı hakkında izahat verdi. Encümendeki   müzakerelerin    gazete­de yanlış aks ettirildiğini ifade   eyledi. Samsun mebusu Tevfi'k İleri (D.P.), Dahiliye Encünnenindeki müzakerelerin aydınlanmış  bulunduğuna göre, sena­toların tou defa haki'ki durumu efka­rı umumiyeye bildirmelerinin, lazimgeldiğini belirtti. Türk profesörlerinin memleket iktisadiyatı hakkında maka­le yazarlarken, yabancı mehazlardan değil, memlekeitn hakiki     durumunu belirten kaynaklardan malimat alma­larını temenni etti. Konya mebusu Hamdi Kagıp Atademir (D.P.) Demok­rat Parti hükümetinin    üniversitekre vermiş   olduğu  değer   ve  ehemmiyeti tebarüz ettirerek, ilim adamlarının, üniversite mensuplarının bugün dlünden daha rahat Vö daha refahlı bir seviye­ye eriştiğini söyledi. Erzurum mebusu Prof. Rııkı Salim Buracık (D.P.), üni­versite 'kanununun değiştirilen madde­si üaerinde konuşarak, senatoların ar­zusuna uyularak üniversite kanununda böyle bir değişikliğe gidildiğini İzah eyledi. İzmir mebusu Abdullah Aker (DJ) rektörler tarafından verilen iza­fetin kendisini tatmin etmediğini, be­yan eyledikten sonra ünivsrsitelerin partiler üstü bir görüşle tetkikinin, lü­zumu üzerinde durdu ve bu müesselerin politik tesirlerden azade kalma­sını temenni etti. Rize mebusu Hüse­yin Aygun (D. P.) üniversitelerin araş­tırma faaliyeti hakkında konuştu, üni­versite talebelenin durumunu izah et­ti. Üniversitede hoca ve profesör yetigtirmik konusunu ele aldı. Seyhan mebusu Dr. Sedat Ban (D.P.) da, rek­törler tarafından verilen izahattan tat­min olunmadığını ifade etti ve siyasal bilgiler okulundaki toplantı hakkında ve Prof. Naili Kubah'nm beyanatı hak­kında neler düşünüldüğünü tekrar sor,du. Bu sırada Kırşehir mebusu Osman Alişiroğlu (bağımsız), ile Konya mebu­su Hamdi Ralgıp Atademir (D.P.) ara­sında şiddetli brr münakaşa oldu. Ma­latya mebusu, NÜvit Yetkin (CjH.P.), tekrar söz alarak bundan önce sesdetmiş olduğu fikirlerini tekrarladı. Maarif Vekili Ahmet Özel, yeniden iza.hat vermek lüzumunu duyarak konuş­tu ve muhtariyetin İstiklal manasına ■gelmiyeceğini, belirttikten sonra, se­natoların tebliğleri üzerinde durdu ve bu tebliğe sebep olanın hadise değil şü­yu olduğunu söyliyerefc, kanun mad­desine göre, senatoların böyle bir teb­liği neşretmemeleri lazım geldiğini, se­natoların gayrimesul bir hüviyete sa­hip olduklarını, senatolarınböyle bir tefbliğ neşretmeden önce hadiseyi ken­disinden sormaları icap ettiğini belirt­ti vs 'bu durumdan dolayı "duyduğu üzüntüyü tekrarladı. Ahmet Özel bu aTada hte bir harekete girigilmediğini, hatta Osman Okyar'm bu yakınlarda maaş terfiinin yapıldığını, Bahri Saveı'nin polis tarafından uçaktan indiril­mesi mevzuu ile Maarif Vekaletinin hiç bir alakası bulunmadığını, bunun nihayet bir emniyet meselesi olduğunu polisin herkesi takip edebileceğini söy­ledi.

Vekilin bu izalıatmdan sonra 'kifayet takriri kabul edildi ve maddelerin mü­zakeresine geçildi.

Encümen öaladen sonra saat 15 da toplanacaktır.

Ankara :

Bütçe Encümeni bugün Öğleden sonra saat 16.15 de Encümen balkan: Balıke­sir mebusu Halil İmre'nin riyasetinde toplanarak üniversiteliler bütçesinin, müzakeresine devam etti.

Sabahki celsede mebuslar sualler sor­muşlar ve temennilerini bildirmişler■d'i. Bu defa üniversite rektörleri yine söz alarak sualleri cevaplandırdılar. Ankara üniversitesi rektörü Prof. İzzet Birand, yaptığı konuşmada, senatola­rın Meclisi murakabe etmelerinin ha­tır ve hayalden. gecmiyeceğini ifade et­tikten sonra, Dahiliye Enciimenindekimüza'kereler dolayısiyle ortaya çrkan ve artık hilafı hakikat olduğu anlaşı, lan sözlerden dolayı senatonun fazla teessür duyarak ibir tebliğ neşrettiğini bildindl Ve senatonun ikinci defaü tiplantısvnda bir tavzih neşretmeyi dü­şündüğünü, fakat 'bu tavzihin tepkile­rinin ne olacağının önceden bilinmedi­ği İçin, tavzihin neşrinin geri bırakıl­dığını ve bu 'hususta encümenin arzu­suna uyulacağını sözlerine ilave ettiRelütör Prof. Birand, üniversitedeki kliklerin artık tamamen silinip gitmek üzere bulunduğun» beyanla, üniversi­te kanununda yapılan değişikliğin, sabah'ki celsede Rıfkı Salim Buırçak'm izah eylediği gibi, senato tarafından is­tenmiş olduğunu belirtti. Siyasal bil­giler fakültesinde yapılan toplantı üzerinde de tahkikata geçileceğini soyiedL Ve üniversite muhtariyetimin na­sıl anlaşıldığını tekrar etti. İstanbul üniversitasi rektörü Prof. Fehhn İFırat da, muhtariyet mevzuu üzerinde dura­rak, bundan 4936 sayılı ■üniversite kamımunun üniversiteye bahşetmiş oldu­ğu hak ve selahiyetlerin feullanılLmaamin anlaşıldığını iz^ı eyledi ve felaliğ hadisesine temasla bundan üniver­sitenin derin bir üzüntü duyduğunu bildirdi. Teknik üniversite rektörü Prof. HulM Er.en de bugünkü muhta­riyetten memnun olduklarını belirtti. Bundan sonra muhtelif fakültelere mensup dekanlar, sorulmuş olan teknik, sualleri cevaplandırdılar.

Bütçe Encümeni riyaseti, Artkara ffiniv.ersitesi rektörü Prof. İzzet Birand'm tavzih mevzuundaki sözlerine teşekkür ettikten sonra su karara vardı:

 İki millet vekilinin, bir komisyonda teşrii vazifelerini ifa sırasındaki fesyan ve mütalaalarına karşı Ankara üniver­sitesinin nesir ve İstanbul üniversite­sinin iltihak ittiği beyan kargısında, bütçe tetkikleri Sırasındaki müzakere­lere iştirak eden muhterem mebusların müteessir ve müteessif telakkilerine Milli Eğitim Bakanlığı ve üniversiteler mümessilleri muhatap vs muttali ol­muşlardır.

Beyanname neşri, üniversitenin nasıl bir muhtariyet anlayışı ile yapılmış ise onun İkmal, tashih, veya tavzihine mü­teallik kararların da o anlayış içinde alınmış olmasının idareye, muhtariye­te ve siyasete daha uygun olacağına ri­yaset divanımız kanidir. Daha sonra üniversiteler bütçesinin fasıllarının müzakeresine geçildi. "Ve saat 19 da öğ­leden sonraki çalışmalarına son ver­di.

Encümen saat 21 de toplanacaktır. 28 Ocak 1956

Ankara :

Hariciye Vekaleti matbuat bürosundan tebliğ edilmiştir:

Amerikan iktisadi misyonu ile vaki görüşmeler sonunda 195556 Amerikan iktisadi yardımına mahsuben 12 buçuk milyon dolar serbest bırakılmış ve bu meblağ Üzerinden 9 milyon dlolar pi­yasa, 3 buçuk milyon dolar da devlet sektörü ihtiyaçlarına tahsis edilmiş­ti.

Bu kerre yapılan yeni görüşmeler ne­ticesinde ayrıca, 25 milyon doların da­ha serbest bırakılması karargir olmuş­tur. Bu meblağ da, diğerleri gibi en kısa zamanda devlet iktisadi faaliyetle­rinin ihtiyaçları ile piyasa ihtiyaçları­na göre tahsis edilecektir.

İstanbul:

Şair ve tanınmış ney üstadı Neyzen Tevfik'io. Ölümünün üçüncü yıldönü­mü münasebetiyle bugün öğleden son­ra merhumun Kartal'daki kabri ziya­ret edilmiş ve hatırası anılmıştır.

29 Ocak 1956

Ankara :

Bütçe müzakereleri dolayısiyle Başve­kil Adnan Menderes Anadolu Ajansı­na su beyanatta bulunmuştur:

«Yüksek Meclisin bütçe müzakereleri­nin ilerlemekte olduğu ve bütçenin Meclis heyeti umumiyesinde müzake­resinin pek yaklaşmış bulunduğu şu sırada, iktisadi ve mali politikamız hakkındaki görüşlerimizi açıkça ifade etmekte fayda umuyorum.

1950 den 'beri girişmiş bulunduğumuz memleketimizin iktisadi cihazlanmasi­ni tekemmül ettirmeğe ve milletimizi daha müreffeh bir hayata eriştirmeğe matuf kalkınma programımızın müsfoet neticelerini idrak edeceğimiz zaraan pek yaklaşmıştır. Bu kalkınma hamlesinin muharriki, tamamen dur­gun olan milli ekonomimizi hamleli vs hareketli bir hale getirmek suretiy­le yaratıcı .bir milli ekonominin vücut bulmasını mümkün kılan hükümetimi­zin icraatı olduğu kald'ar, hiç şüphesiz ki bizzat milletimizin şimdiye kadar görülmemiş bir ölçüde kalkınma ham­lelerine iştirak etmiş bulunmasıdır. Memleketin ekonomik bünyesinde i>Ü tahavvülün meydana gelmesinde ve bilhassa tıususi teşebbüsün, milli eko­nomimizin çeşitli sahalarına sirayet eden faaliyetlerime girişilmiş bulunma­sında başlıca amil, lüzumlu iktisadi ze­minin meydana getirilmiş olması idi.

Ancak, ekonomik kalkınma hareketi­nin aynı hızla ve sektteye uğramaldan devam edebilmesi için bu iktisadi ze­minin, zaman zaman gözden geçirilme­si ve yıllar boyunca değişebilen şartla­ra 'göre ayarlanması lazım geleceği de tabiidir. İşte bu esasın tatbiki cümle­sinden olmak üzere hükümetimizin tedbirleri şöylece düşünülmektedir:

a. Gayemiz, başlanmış bulunan kal­kınma projelerimizi hiç aksatmadan ikmal etmek olduğuna göre, girişilecek yeni enveptisman teşebbüslerinin ifoıı gayenin tahakkukunu haleldar etme­mesine son derece dikkat olunacak: .ve bunlar ancak tediye muvazenemiz üzerinde en kısa zamanda müsbet    tesirler icra odecek neviden olanlarına inhisar edecektir.

I) Daha sıkı tasarruf zihniyeti ile ■hareket etmek suretiyle bütçede mu­vazene temin olunacaktır. Bundan başka, umumi ve mülhak bütçsJerin merkez bankası kaynaklarına müraca­atlarına imkan ver ilmiye çektir,

c ■ İktisadi devlet teşekküllerinin iş­letme ve yatırım masraflarının kendi öz ■gelirleri ve tabii finansman kaynak­ları ile .karşılanması temin edilecektir.

Bu teşekküllerin finansman ihtiyaçla­rının ilgili vekillerden mürekkep bir komite tarafından tanzim ve teminine matuf bir 'kararname tatbik mevkiine konulmak üzeredir.

Evvslce kurulmuş olan kredileri tanzim komitesi, banka kredilerinin ekonomik kalkınmamız bakımından ve­rimli projelere hasredil m esine itina edip, spekülasyon, maksadı ile girişilen teşebbüslerin finansmanına imkan vermiyecektir. Kredi mevzuundaki diğer bir kararımız da zirai kredilerin bu­günkü 'hacimlerinin arttırılmamasma dikkat etmek olacaktır.

e İthalat politikamızın hedefi, mem­leket ihtiyaçlarının bir ekonomist prdorite sırasına ,göre karşılanmasını mümkün kılmaktır. İçinde bulunduğu­muz yıl zarfında bu maksadın temini­ne her zamandan fazla Önem verilecek­tir. Diğer taraftan ihracatımızı arttır­mak için elde olan her türlü tedbire müracaat edilecektir.»

Ankara :

Bütçe Encümeni bulgun oğlöden sonra saat 15 de Encümen reisi Balıkesir me­busu Halil İmre'nin riyasetinde topla­narak Nafıa Vdkaleti bütçesinin mü­zakeresine başladı.

Celse açıldıktan sonra, Nafıa Vekalsü ile buna bağlı bulunan Su İsleri Umum Müdürlüğü ve Karayolları Umum Mü­dürlüğü bütçelerinin birlikte müzake­re edilmesi hususu kabul olundu. Ra­portör Erzurum mebusu Şevki Erker, mezkir üç bütçe hakkında geniş izah­larda bulundu, onu takiben söz    alanGiresun mebusu Mazhar Şener (D.P.) personel istihkakları mevzuunda dura­rak. Vekaletin .bünyesiriSe çalışacak teiknik personelin istihkaklarının bir ölçüye alınmasını istedi. Diğer taraf­tan Karayolları prioritssi hususlarında da konuşarak, Karadeniz mıntıkaların­da Karayollarının fazla bir faaliyet göstermediğini, buna mukabil tali yol­lar virajlar üzerinde hayli çalışmala­rın görüldüğünü ifade etti. İstimlakler için fazla para ödendiğini, bundan do­layı da istimlak kanununun bir an ev­vel getirilmesini temenni eyledri. Mü­teahhitler meselesine temasla, üzerle­rine aldıkları işleri yarım bırakan mü­teahhitlerin durumuna işaret etti ve bölgelere tevzi edilen Karayolları tahsisatırtd&ki ölçünün ne olduğunu sor­du.Afyon mebusu Murat Ali Ütgen (D.P.) Nafiı teşkilat kanunun acilen getirilme­sini arzu. etti. Vilayetlere tevzi edilen karayolları tahsisatı,  makine  ve  teç­hizat hakkında izahat istadi.     Büyük Millet Meclisi binası inşaaitBun ne  za­man bitaceğini sual     eyledi.    Seyhan mebusu Dr. Sedad Barı  (D.P.) rapor­da Seyhan  barajı hakkında     verilan malimatın bazı noktalarında yanlışlık­lar olduğunu ifade etti. Seyhan bara­jı dolayısiyle yapılan istimlaklerde bir çok vatandaşların müşkül duruma düş­tükleri, bunların çoğunun istimlak be­dellerini   alamadıklarım  belirtti.     Ve yeni işe 'başlamış bulunan vekil    ile Su İşleri "Umumi Müdürünün bu duru­mu bertaraf edeceklerine kani   fouluinduğunu  da açıkladı.  Diyarbakır     me­busu Mehmet Ünal (D.P.) Nafıa    Ve­kaletinin yeni     yapılacak    baraj    ve santralleri hakkında bir plana sahip olup olmadığını sordu.  V.e mahalli te­mennilerde  bulundu. Hirfaniı     barajı haklkında 'çıkarılan rivayetler ve mü­teahhitler meselesi üzerinde durdu. Antep mebusu Süleyman Kuranel (D.P.) Nafıa Vekaleti emrinde çalışan    tek­nik elemanlarının sayısının      azlığına işaretle, Vekalet bünyesinin haricinde bulunan elemanlardan da istifade   yo­luna gidilmesini temenni etti. Yeraltı suları çalışmalarının bir işletme hali­ne getirilmesini Vilayetferdeki    Nafıa miMürliikl'erinin de verimli bir    hale konulmasını beyan eyledi. Hatip    keza, takatinin üzerinde Mer alan   müte­ahhitler mevzuuna da temas etti.

Denizli mebusu Baha Aksit (D.P.) Naiıa Vekaletine ba&lı müdürlüklerim koordine halde çalışmadıklarını sriyledi'kien sonra 'kurutma sulama islerinde ye­ni ihalelere girişilip girişilmiy&ceğini sordu. Yeraltı suları çalışmalarının ağır .gittiğini ifade etti. Liman inşası ile "karayolları inşasının birbirlerine mu­vazi olarak ilerlemesi hususları nida fik­rini açıkladı. Elazığ mebusu Ömer Faxuk Sanaç (D.P.) yerli ve yabancı mü­teahhitler mevzuunda konuştu. Büyük sulama işlsri programı üzerinde mali­mat istedi. Kars mebusu Mehmet 'Hazer (C.H.P.) Nafıa Vekaletinin çalış­malarından dolayı duyduğu memnuni­yeti belirtti daha sonra Vekalet teşki­latı irinde faaliyet sırasında beraberlik olmadığını söyleldi. Köy yillarmn inşa­sı mevzuunu ele alarak, ger&k köy yol­ları gerekse köy içme suları tahsisatın­da yapılan indirmeyi tenkit etti.

İnşa edilen köy yollarının da çabucak bozulması yüzünden bunlardan layı­kıyla istifada edilemediğini ileri sürdü. .Kars hava meydanının ne zaman in.§a edileceğini sordu. Kars demiryolu işine ehemmiyet verilmesini istedi. 'Çankırı mebusu Tahsin Nahit Uygur <D.P.) vilayetlerle yandan tahsislerde hangi ölçünün kullanıldığını sual eyle■ di. İnşa halinde bulunan barajların et­rafına aeaç dikilmesi isine dikkat e■dilrnesini söyledi. Çoruh mebusu Me<cit Bumin. (D.P.) yeni kadro kanununun getirilmesini, müteahhitlerin sicilleri­nin tutulmasını temenni etti. Tokat mebusu Ömer Sunar (D.P.) eleman ve para azlığına raŞrnen Nafıa Vekaleti­nin görmüş olduğu büyük işler karşı­sında duyduğu memnuniyeti    belirtti.

"Ve Tokad'm Almus barajı mevzuu üze'rinde durarak, bu barajın ehemmiyeti üzerinde durdu. Almus barajı inşa edildiği vakit, muazzam' bir arazinin "butıid'an istifade edeceğini ifade eyle­di. İnşaata geçilmesi dil&çinde bulundu. Diyarbakır mebusu Halil Turgut <D.P.) vilayetlsrdeki Nafıa müdürlük­leri ile Karayolları müdürlüklerinin arasmda bir irtibat bulunmadı ğmı söy­ledi. Vilayetlere ayrılan tahsisatın yexinde sarfediliü sarf edil m ediğini    sordu. Sinop mebusu Vehbi Dayıbaj (C. H.P.) mahalli temennilerde bulunarak Ayancık İskelesinin ne zaman yapıla­cağını, Sinop limanı inşasına ne vakit geçileceğini serdu. Rize mebusu Hü­seyin Agun (D.P.) köy yolları ve köy suları tahsisatında yapılan indirmeleri tenkit etti. Karadenizin altı vilayetini birbirine bağhyan yeni bir yolun İn­şasını istedi. Programa dahil bulunan 32 liman ve barajın ihalesinin n>e zarnan yapılacağını sordu. Balıkesir me­busu Sırrı Yırcalı (D.P.) 195G yılında envestismanm mühim ibir kısmını bünyesmüe toplayan Nafıa Vekaletinin, eu işleıjnde ve kara yollarında bundan ne kadar döviz ve ne kadar Türk lira­sını elinde tuttuğunu sordu. Bolu me­busu Ahm.it Hat (D.P.) eleman eksik­liğinden Nafıa Vekaletinin .güç durum­da olduğunu Heri sürdü. Devlet Kara­yollarının merkez teşkilatın'da mühen­dislerin ço'kluğunu, dışarılarda ise mü­hendis azlığını ifade etti. Gümüşhane mebusu Halis Tokdemir (D.P.) şimdi­ye kadar kaç .kilomeitre devlet yolu ya­pıldığını ve buna ne kadar t>ara sarfedildiğini 'dlana ne kadar yol yapılacağı­nı sordu. Daha sonra ımığla mebusu Akif Sarıoğlu (D.P.) Çorum mebusu Şevki Gürses (D.P.) İçel mebusu Hida­yet Sinanoğlu (D.P.) Tekirdağ mebusu Dr. Zeki Erataman (D.P.) Niğde mebu­su Ahmet Kadıoglu (D.P.) Niğde me­busu Zihni Üner (D.P.) mahalli istek ve temennilerde bulundular. Saat 19 da öğleden sonraki toplantısına niha­yet veren Bütae Encümeni saat 21 de tekrar toplanacaktır.

Ankara :

Bütçe Eneümsni bu gece saat 3.1 d^ Encümen Başkanı Balıkesir mebusu Halil İmrenin riyasetinde toplanarak Nafia bütçesinin müzakeresine devam etti. Ö=led.en sonraki celsede mebus­lar dilek ve temennilerini bildirmiş­ler, aynı zamanda suallerini de sor­muşlardı. Nafıa Vekili Muammer Ça.vuşoğlu .bu temennileri ve sualleri ■ ce­vaplandırarak ezcümle şunları söyle­di:

ı.Arkadaflarim'd'an bazıları personel mevzuu üzerinde durdular. Nafıa işle­rini yürütmek için evvelemirde   lazım miktarda teknik elemana ihtiyaç var­dır. Fakat maalesef bu personel işi hall'sdilmiş sayılmaz. Ücretli ve maaş­lıların 'bir esasa ircaı zaruridir. Nafıa Vekaleti teşkilat kanunu eskimiştir. Bugünkü ihtiyaca cevap verememek­tedir. Keza daireler arasında koordi­nasyon da bu kanunun yüzünden sağ­lanamamaktadır. Şimdi hazırlamakta olduğumz yeni taşikilat kanunu tasarı­sında bütün aksaklıkları giderecek hü­kümleri .koymaktayız. Beyan edildiği gibi, takdir esasına dayanan istimlak­ler .bizi zor duruma düşürmektedir. Ye­ni hazırladığımız istimlak kanunu tasa­rısı yüksek Meclise verilmiştir. Müteah­hitleri kendimiz için bir yardımcı telak ki etmekteyiz. Bunların dürüst çalışma­ları zaruridir. Fakat bizdeki müteahhit­ler Avrupa d ak iler gibi uzun bir maziye malik olmadıklarından dolayı, bazen hoşa gitmeyen hadiseler çıkıyor. Mü­teahhitler için üç seneden beri sicil tutmaktayız. Sicili iyi olmayan müte­ahhide iş vermiyoruz. Ecnebi müteah­hitlere gefince: Ecnebi müteahhitler de arttırma ve eksiltme kanunu ge­reğince iş. alabilirler. Bunlara daha zi­yade ihtisas İstiyen ve memleketimizde şimdiye kadar yapılmamış olan büyük işleri veriyoruz. Mesela barajlar ve ha­va meydanları gibi, bu işleri üzerine alan yabancı firmalar aynı zamanda bi­ze 8'  10 seneye1 varan krediler de tek­lif etmiş bulunuyorlar, diğer taraftan yavaş yavaş Türk: müteahhitlerini de bu neviden büyük islere iştirak ettiri­yoruz. Mesela hava meydanları inşaasına Türk müteahhitleri de İştirak et­mektedirler. »

Vekil bundan sonra yeni hazırlanmak­ta olan teşkilat kanununda Nafıa mü­dürlüklerinin daha verimli bir hale ge­tirileceğini, liman inşaatı ile yol İn­şaatının koordine bir şekilde yapılmak­ta olduğunu, Kars demiryolu inşaası için tedbirler alındığını ifade etti. Vekil bu arada, yeniden yapüması ka­rarlaştırılan 37 adet sığnak ve liman projelerinin ecnebi firmalara ısmarlan­dığını 1956 yılınm envestisman için tahsis edilen meblağın miktarım söy­ledi. Karayolları hakkında da Vekil, 24 bin .kilometreyi bulan bu yolların inşa­sında ıg&zöniinde bulundurulan hu­susları izahla, iktisaden en ehemmiyetli sayılan yollann inşasının ön plana; alındığını, daha. sonra beynelmilel ehemmiyeti haiz yolların geldiğini, ni­hayet trafik meselinin de yol inşasın­da mühim bir rol oynadığını sözlerineilave etti. Nafıa Vekili Muammer Çavuşoğlu, memleketimizdeki yol inşası­nın yabancı ülkelerde daima takdirle seyredildiğini belirterek Birleşmiş Mil­letler teşkilatının bu defa »yol eğitim merkezini» memleketimizde kurmak için müracaatta bulunduğunu ve feu müracatm da kabul edildiğini bildir­di.

Biger taraftan Muammer Çavusoğlıı Vilayet yollarının devlet eliyle yapıl­masına taraftar ibuulnduğunu da te­barüz ettirdi. Su işleri mevzuunda Muammer Çavuşoğlu, memleketimizdeşimdiye kadar yapılmakta olan baraj­lar ve sulama tesisleri hakkında tek­nik malimat verdi ve su işleri için 1950 yılı bütçesinde senede 20 milyon, liraayrılirken bu yılkı bütçede 210 mil­yon lira ayrılmış olduğunu ve bu inşa temposu içinde gidildiği takdirde onyılda bütün su işlerinin halledileceğini, izah eyledi. Seyhan mebusu Dr. Sedat Barı (D.P.) nın Ceyhan ovasının su­lanması ve Ceyhan neferi üzerindeki etüdlerin ne safhada olduğu hakkın­daki sualini cevaplandıran vekil, ger.efc Ceyhan ovasının sulan masının ve gerekse Ceyhan barajı inşasının amenajmana dahil bulunduğunu, sulama için yüz milyon, baraj için de yüz mil­yon lira sarfedileceğeni, bunların pro­jesinin 1957 yib sonunda tamamlanan cağını keza Seyhan barajından Ceyhan barajına çekilecek havai hattın da üÇüncü ünitede ,ele alınacağını, Ceyhan ovasının sulanmasının en iyi ve verim­li işlerden birisi olduğunu ifade    etti.

Vekilin konuşmasından sonra s&z alan mebuslar, tekrardan Nafıayı alakadar eden hususlar ve mahalli mevzular üzerinde sualler sordular. Vekil ikinci defa yapmış olduğu kısa konuşmasın­da suallerin ve temennilerin çoğunu» ayrıca teitkiki icap ettirdiğini, bundan dolayı mezkir suallere yazılı olarak cevap vereceğini söyledi ve bu arada bazı sualleri de cevaplandırdı. Bun­dan sonra Nafıa bütçesinin mad­delerinin müzakeresine geçildi. Ve Su İşleri Umum Müdürlüğünün 450 mil­yon lirahk bino çıkarması hakkında­ki kanun layihası fcabul olundu.

Bütçe Encümeni saat 24 te gece mesa­isine son verdi. Encümen yarın saat 10 da toplanacaktır.

30 Ocak 1956

Ankara :

'Türk mühendis ve mimar odaları bir'ligi üçüncü umuımi heyet toplantısı bu sabah saat 10 da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi salonlarında çalışmasına toaşI anı ıştır.

Toplantıda Maliye Vekili NedimÖknnen, bazı mebuslar, mühendislerNa­fıa Vekateti ilerigelenlerihazırbu­lunmuşlardır.

Açış konuşmasını vekilin Bütçe En­cümeninde bulunması dolayısiyle Na­fıa Vekaleti hukuk müşaviri Fendi Ça­ğan Nafıa Vekili Muammer Çavuşoğlu adına yatvmış ve ezcümle   demiştir

Mulhterem misafirler, sevgili meslek

Memleketimize ve insanlığa büyük hizmetler ifa etmiş teknik camiamızın temsilcileri olan sizlerin şahsında Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği üçüncü1 umumi heyetini selamlamakla "bahtiyarım.

"Meslek hayatımın en mesut ve şerefli hadiselerinden birini idrak ettiğim şu anda, birliğe hukuken vücut veren kanunun yürürlükte olduğu on beş aylık devreye kısa bir nazar atfetmeği vazife telakki ederim.

Kanun, bütün meslek camiasını toplu "bir haİd'e .bulundurmak, meslek tesanüdlünü sağlamak, ve meslek problem­lerini birlik fikir ve teşebbüs merke■zinden aksettirmek maksatlarını güt­mektedir. Memnuniyetle müşahede olunmaktadır iki birlik bu merhaleye e Taazzuvundan memleket umumi hayatı için beklenilen Jaİde bundan böyle teşekküle gösterilecek alaka ve itinaya bağlıdır. Hukuken ol­duğu gibi şeklen ve ruhen de seneler­dir hisseidilen ihtiyaca cevap veren odalar birliğinden çok ıbüyüfc istifadeler beklenmektedir. Bu mesleki otoritenin hayatiyetini her şeyden evvel kıymetli azalarının memleket ve meslek için ■esirgemiyecekleri fedakarlık şuurun­da payidar olacaktır. Bu güne kadar teknik vadideki hizmetleriyle esasen fert olarak bu misali vermiş bulunan caımiamız mensuplarının toplu bir hal­de bu gibi tevekküllere örnek verecek­lerinden eminim. İnsan hayatının bü­tün aktivitesinde memleket ve insanlife idealine hizmette bulunmaktan da­ha şerefli bir mana aranmıyacağı meslekdaşlanmizm fera'gatkar hayatlarının bir ifadesidir.

Tarihin çok eski devirlerine isim ver­miş muazzam ve muhteşem eserleriyle yakın ıdevrin misalleriyle uhdelerine düşen vazifelerin maddi ve manevi mesuliyetlsrini şerefle, sadakatle ye­rine getirdiklerine şahit olduğumuz meslektaşlarımıza toplayan oda 'birli­ğinin bekası ve meslek yükselmesini, sağlaması ve umumi menfaate hadim bir teşsekkül olması fikir ve teşebbüs merkezi olarak muhafazasiyle kabil­dir. Camiamızın ibu hüviyeti iktisap et­mesi Uzun vadeli bir mesai ile tahak­kuk edecektir. Bu inanışımızın (tecelli­sini tamimi gayret ve fedakarlıikları.nıızda görmakteyim.

Amme menfaatleri için şahsi hakları­mızdan bile fedakarlık yapmakta na. sil ki her zaman huzur duymakta iselt birliğimizi de aynı feragat hisleriyle inkişaf devrine 'getireceğimize inanıyo­ruz. Azalarm olduğu gifci azalan toplu bir halde bulunduran ihtisas odalarının da böyle bir fedakarlığa katlanmaları­na ibaret etmek zaruretini duymakta­yım. Birlik camiasını teşkil eden 10 muhtelif ihtisas odasının muhakkaktır ki ayrı ayrı probleml&ri mevcuttur. Ve halle'd'ilmek için müstaceliyet arz etmektidir. Kanunu yürüten bir makam­da nıes'uii'yet sahibi bir arkadaşınız olarali niyaz ederim ki1 Nafıa Vekaleti bu şerefli hizmetin mes'uüyetine la­yık bir mesaiyi azami itina İle tabak

klik ettirecektir. Bununla beraber mes­lek topluluklarına faaliyet bakımından daha yakın bulunan vekaletlerle de teşriki mesaiye gerek fiilen ve gerek kanunen amade bulunmaktayız. Kanu­nun ikinci meddesinde teşekkül ve maksat gayesinin izahı yapılmakta ve birlik .amme hizmetlerine yarar bir teşekkül olarak vasıflandırılmaktaldlır.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Bir­liği ■odaların, azaların hizmet muhassalasını üçüncü devre faaliyetinde da­ha kat'i bir surette bu manada tak­dim edecektir.

Birlik kalkınan Türkivede imar saha­sında zirai ve sınai faaliyetimde bü­yük hizmetler ifa edebilecektir. Mes­lektaşlarımızın memleket için her za­man esirgemedikleri gayretlerinin, bir iki misalini vererek layık olduğu mer­tebeye erişecek birlik hükümetten de her zaman kıymetli yardımlarından büyük istifadeler beklenen yapıcı müsbet ıbir kuvvet olarak alaka görecek­tir.

Meslek şeref ve vekarmı temsil eden üçüncü umumi heyete muvaffak bir mesai dileyerek kongreyi açıyorum. Birlik reisi kıymetli meslekdaşım Naim. gukal'dan çalışmaları dlevanı ettir­mesini rica ve kongreyi açmak şerefini bahşettiklerinden dolayı teşekkürleri­mi arz ederim. Hepinizi büyük sevgi ve saygılarımla selamlarım aziz misa­firlerim, aziz delege arkadaşlarım, kıy­metli meslekda şiarım.»

Açış konuşmasını müteakip, idare he­yeti reisi Naim Şukal söz almış ve bir­liğin S>ir sene zarfında yapmış olduğu faaliyetlerden, odanın kuruluş ve ga­yelerinden bahsederek bu sahada şim­diye kadar sarfedilen gayretlerin mem­leket namına hayırlı olduğunu izah et­miş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«iMem lek etimiz teknik bir kalkınma içinde bukınmaktadır. Bu anlamda teknik elamanlara 'gösterilen yakınlık, verilen kıymetlerin bizlere istikbalde daha geniş imkanlar sağlıyacağından emin bulunmaktayız. Hükümetin bu mevzuda göstermiş olduğu anlayış biz­leri memnun etmektedir.»

Birlik Reisinin 'konuşmasından    sonra riyaset divanı seçimlerine geçilmiştir. Seçim neticesinde kongre reisliğine Emin İplikci'nin seçildiği anlaşılmış v&kongre mezkur zatın riyasetinde ça­lışmalara başlamıştır.

Bu arada ebediyete intikal etmiş olanyüksek mimar ve mühendisler için bir dakikalık saygı duruşu1 yapılmıştır.

Kongre çalışmaları dfirt gün devam edecaktir.

Ankara :

Bütçe Encümeni bu sabah saat 10 daEncümen ikinci başkanı Kırklareli me­busu Şefik Bakay'm riyasetinde top­lanarak Nafıa Vekaleti bütçesinin fa­sılları üzerinde müzakereye devanı et­ti. Bu müzakereler sırasında, İstanbul opera binası msaasının tamamlanması için ayrılan iki milyon liralık tahsisat bir milyon liraya, İstanbul konserva­tuarı için konulan İki milyon liralık tahsisat 500 bin liraya indirildi. ikizdere hidroelektrik santralı için iki mil­yon liralık tahsisat kabul edildi. Yenioed'e zelzeleden zarar görerek halen barakalarda barınmakta olan vatan­daşlar için ayrılan bir milyon liralık tahsisata 300 bin lira ilave edildi. Ya­pılmakta olan Büyük Millet Meclisi bi­nası İçin 1.735.000 liralık dövize ihti­yaç olduğu belirtildi ve bu dövizler temin edildiği takdirde 1957'yıhmn kasun ayında ■ bugünkü meclisin orayanakledileceği bildirildi. Bu arada, ya­tırımlar bahsinde alman tahsislerin yerlerinde kullanılması temennisi de kabul olundu.

Bütçe Encümeni saat 15 de toplanarak" mesaisine devam edecektir.

Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

Yüksek Askeri Şiranın 1956 yılı ilif toplantısı bu:gün saat 10 da M.M. Ve­kaleti Vekili Semi Eriğinin başkanlığın­da Erkanı Haribiyei Umumiyede yapıl­mıştır.

Gündemin ilk konusu olan subay veaskeri memurlar terfi layihasının incelenmiesine 'başlanmıştır.

Subay, askeri ve muamele memurla­rının durum ve taraıkkileri üzerinde önemli kararlar alınmıştır,

Harb okulları askeri akademi ve ordu İhtiyacı için kısa 'tahsil süreli subay yetiştirme layihasının son şekilleri ka­bul .edilmiştir.

Ankara :

Bütçe Encümeni Öğleden sonra saat 15 te Encümen ikinci reisi Kırklareli mebusu Şefik Bakay'ın riyasetinde top­lanarak Nafıa Vekaleti but ç es inin maddeleri üzerinde görüşmeleri niha­yete erdirip, Su İşleri Umum Müdür­lüğü bütçesinin müzakeresine başladı.

Su İşleri Umum Müdürlüğü bütçesi­nin fasılları üzerinde yapılan konuş­malar sırasında, teknik vardım madde­sinden Amerikaya gönderilecek şahıs­lar için ayrılan 15 bin liralık tahsisat 40 'bin liraya çıkarıldı. Büyük ve küçük su işlerine ayrılan 177 milyon liralık tahsisata on milyon lira 'daha ilave edihnesine dair yapılan teklif üzerine bu mevzuda görüşmeler cerieyan etti ve neticede tu ilavenin Maliye Bütçe­sinin müzakeresinden sonraya bırakıl­ması kararlaştırıldı. Keza'köy isme su­ları faslına yapılması istenen fazla tahsisatın konuşulması da talik edildi. Su İşleri Uraum Müdürlüğü bütçesi­nin kabulünden sonra Karayolları Umum Müdürlüğü bütçesinin müşaker^sine geçildi ve bu arada Karayolları Ulmum Müdürlüğüne senelik miktarı 70 milyon lirayı geçmemek üzere 300 milyon liralık bono çıkarılması yeödsrcıi v&r.en 'kanun layihası kabul olun­du. Encümen öğleden sonraki mesaisi­ne saat 19 da nihayet verdi.

Bütçe Encümeni saat 21 de toplanarak çalışmasına devam edecektir.

Ankara :

Öğrendiğimize göre, memleketimizle İtalya arasında 29 ocak 1955 tarihinde İmzalanmış olan iktisadi te teknik İSBirliği anlaşması çerçevesinde 25 mil­yon dolarlık bir kredi sağlanmış ve founa ait gerekli tahsisler yapılmıştı.

Bunu takiben İtalya hükümeti ille yapılan müzakereler sonunda, gelecek senelerdeki (mevsimlik mubayaaları nazarı itibare almak suretiyle, bir dö­ner kredi sistemi tesisi üzerinde mu­tabakata varılmıştır. Bu mutabakat çerçevesinde İtalya hükümeti 1955 son­larında Türkiyeye ihracına müsaade edilmiş olan 9 milyon dolarlık piyasa mallarına ilaveten 1956 yılı içinde 15 milyon dolarlık ihracata gerekli müsa­adeyi vermeyi kabul etmiştir.

Bu suretle italyadan cem'an 49  50 milyon dolarlık teçhizat ve cari itha­lat in addelerinin temini imkan dahi­line girmiş ve iki memleket arasındaki ticari münasebetler hacmi en yüksıök seviyesine çıkmış bulunmaktadır.

Ankara :

Bütçe encümeni tou gece saat 21 de en­cümen ikinci başkanı Kırklareli mebu­su Şefik Bakay'ın riyasetinde toplana­rak Karayolları Umum Müdürlüğü bütçesini müzakere ve kabul ettikten sonra, İktisat ve Ticaret Vekaleti büt­çesini konuşmaya başladı.

İktisat ve Ticaret Vekaleti (bütçesinin müzakeresine geçilirken söz alan ra­portörlerden İzmir mebusu Abdullah Aker, 'hazırlanmış olan rapor Kenan Akmanlar ve raportör Sinop mebusu Server Somuncuoğlu, İktisadi politika, ijayat pahalılığı ve yeni teşkilat kanu­nu getirilmesi hususunda konuştular. Bundan sonra söz alan Giresun me­busu Mazhar Şener (D.P.) Ticaret Ve­kaletinin maalesef 'bir milli ekonomi vokaleti hüviyetini alamadığını, sade­ce bir nevi administration vaziyetinde kaldığını, hazırlanmış olan raporda eksikliklerin bulunduğunu, bu arada rapordla arz ve talep muvazenesini te­sis edecek tedbirlerden bahsolunmadiğım, ifade etti. Mazhar Şener diğer ta­raftan Toprak Mahsulleri Ofisine de temas ederek, bu teşkilatın mali bün­yemizi tehdid eden en büyük bir teh­like 'olduğunu, yarattığı iştira gücünün kargılığının bulunmadiğını söyledi Ve Toprak Ofisin durumunun dikkatle ele alınması icap ettiğini ileri sürdü. Hatip diğer taraftan ihracat ve ithalat fiyat bontro Merinin devamlı surette ya­pılmasını, bu mevzuda tescil isine eimage001.gif.hemmiyet verilmesini istedi. Muğla mebusu Natık PoyrazoğlU (OP.) Et Balık Kurumunun faaliyetindan sita­yişi? bahsetti. Muhtelif devlet daire­lerinin ellerinde bulunan dalyan, yay­la ve meraların bu teşkilata vsriknesinİ ileri sürdlü. HatİT bundan sonra Ticaret Vekaletinin memleketin muh­telif bölgelerindi; tetkikler yapm yap­madığını, eğer yapmış ise bunların ne­ticelerinin ne olduğunu sordu.

Sinop mebusu Nuri Sertoğhi (C.H.P.) "933 yılından hu yana hayat pahalılığı­nın yüzde 60 nisbetinde artmış olduğu­nu beyan, ederek fiyatların hic olmaz­sa bugünkü seviyede tutulabilmesi için ne gibi çareler düşünüldüğünü, Üiş ti­caret açığının ne kadar olduğunu, ec­nebi sermayesinin memlekete giren miktarını, bu sermayenin hangi iç sa­hasında çalıştığını, tevzi sisteminden m'Emnun olunup olunmadığını, yeni teşkilat kanununun hazırlanıp hazırlan madiğini, Amerika iktisadi yardımın­dan vekalete düşen miktarın ne oldu­ğunu sorfu ve sık sık sirküler yayın­lanmasına son verilmesini, temenni et­ti. Bu arada 'kredili ithalatın devam e■dip etmiyec«ğmi sual eyledi.

Ankara mebusu Muhlis Ete (Hür. P.) ihracatı arttırmak bakımından ne gibi tedbirler alındığını, İktisat ve Ticaret Vekaletinin, Hariciye Vekaleti ve ikti­sadi işbirliği teşkilatı ile bir koordinas­yona gidip gitmiyeceğini zirai sigorta kanununun hazırlanıp hazırlanmadığı­nı, hayat r>ahalıli2i ve fiyat kontrolü mevzularında neler düşünüldüğünü. Toprak Ofisi ile Petrol Ofis üzerindeki mülbayaa finansmanının hangi menfoalardan temin edildiğini sordu ve koape ratfflıer, mükerrer sigortalar hakkında fikirlerini s er d etti.

Bütçe encümıani yarın saat 10 da top­lanarak İktisat ve Ticaret Vekaleti bütçesinin müzakeresine devam ede­cektir.

31 Ocak 1956

Ankara :

Bütçe .encümeni bugün saat 10 da En­cümen Başkanı Balıkesir mısbusu Ha­lil İmre'nin riyasetinde ıtonlaııarak İktisat ve Ticaret Vekaleti bütçesinin mü zakeresine 'devam erti.

Ordu mebusu Sabri İşbakan (D P) banka faizleri mevzuu üzerin&s dura­rak, görünüşte .bankaların teminatlı ksedilerinden yüzf.e 7, acık ■kredilerin­den ise yüzde 9 faiz aldıklarını, hal­buki aslında bu faizlerin yüzde 15, yüz­de 22 hatta yüzde 23 e kadar çıktığını, halsn faizler miktarını kontrol .edecek bir müessesenin mevcut olmadığını ifade etti. Ayni zamanda sermayenin, istihsale matuf sahalara yatırılmasını temin edecek bir rehber müessesesinin de bulunmadığını, Tica^st' Vekaletinin bu hususta rehberlik vazifesini görmesi gerektiğini sözlerine ilave etti. Afyon mebusu Murad Ali Ül'gen (D.P.) 1950 yılındaki kalay, teneke ve diğer ithal eşyalarının »s miktarda yurda getiril­miş olduğunu, 1955 yılında bunların ne miktarda yurda getirilmiş olduğu­nu, 1955' yılında bunların ne kadarının ithal edildiğini, ayni yıllarda belli baş­lı ihraç maddelerinin miktarım sordu. Ordu mebusu Rafet Altsoy (D. P.) ise ezcümle şunları söyledi: «Kurulduğu günden beri İktisat ve Ticaret Veka­leti, faaliyet sahasında bir muvaffaki­yet 'gösterememiştir. Bunun sebebi ise, teşkilatın başına geçen insanların ken­di şahsi fikirlerine göre hareket etme­leridir. V^katet bir bürokrasi içinde yüzmektedir. Yeni vekil ingallah çalış­masında muvaffak olur. Tahsis, ve tev­zi isleri bir düzene konamadı Tevzi iş­lerinde adaletsizlik vardır. Bayat pa­halılığı mevzuu üzerinde dikkatle duTU'Imalı, küçük sanart erbabına daha fazla alaka gösterilmelidir. Vekaletin bünyesinde aksaklıklar vardır. Toprak Mahsulleri Ofisinin lıesabatı hakkın­da ortada bir hayli şayialar dolaşıyor.

Bu müessesenin mali durumu, kar ve zararı incelenmelidir. Buğday fiyatla­rının arttırılması da lazımdır."

Zonguldak m.ebusu Sebati Ataman (D. P.) fiyat yükselişlerinin 'diş ticarette­ki bünye değişikliğinden ileri «geldiği­ni söyledi. Dış ticaret açığının miktarı ve fou açıam nasıl kapatılacağı haikında malimat, istedi. Fiyat kontrollerin­de vekaletin fikrini öğrenmek istedi.  ■

Kırklareli mebusu Şefik Bakay da ezcümle ?öyle

 ■Ticaret Vekaleti vücudıı ile irtibatı olmryan bir .başa benzeraektedir. Ge­çen yıl bütçelerinde 'bu teşkilatın faali­yetinin düzenlenmesi için bir hayli §eyler söylendiği halde, şimdiye kadar bu hususta hiç bir hareket görülmedi. Vekaletin başına gelen vekiller aık sık değişti ve bunların hic birisi iki defa iuarı ağamadı. Bu vekalet bize döviz temin eden bir vekalettir. Elinde de kredi gibi kuvvetli bir silah vardır. Bu kredi ile her türlü istihsali kamçılıyabilir. Sonra yalnız hububat istihsali üzerinde duruyoruz. Hububat istihsali bizim için bir h'ama'Hi'ktır. Keza bu nevi mallarımız da standardize edilmiş değildir. Halbuki yağlı tohum istihsali­me ehemmiyet vermeliyiz. Keza hay­vancılığımız da çok ihmale uğramış 195254 yılları arasında hayvan mevcu­dumuz 7 milyon azalmıştır. Vekalet ta­ralından tertip edilen sergiler faideli olmamıştır. Sergiler bir kac memurun Avrupaya gitmesinden başka bir ise yaramamıştır. Et  Balık Kumımumın tavuk çiftliği meydana getirmesinin manası anlaşılamamıştır.

Kar hadleri, hayat pahalılığı mevzuun­da vekalet ne düşünüyor? Dış borçla­rımız hakkında malimat verilmelidir.

Merkezi Avrupaya, bilhassa Almanyaya gönderilen ticaret ataşeleri Alman lisanını bilmelidirler, o

Kırşehir mebusu Atamed Bilginin (C. M. P.) amme sektörü ilte hususi sektö­rün dış borçlarını, ibu borçların ne ka­darının kısa, ne kaıdlarmın orta ve ne kadarının da uzun vadeli olduğunu, tahsis yapıldığı halde transferi yapıl­mayan meblağın miktarını, 195556 yı­lı İhracat ve ithalat tahminlerinin ya­pılıp yapılmadığım, bir döviz bütçesi­nin mevcut olup olmadığını, sordu. Muğla mebusu Akif Sanoğlu CD.P.) ge­çen yılda Topraik Ofisi tarafından mu­bayaa edilen buğdayın mifctanni, bu buğdayın siert mi, yumuşak mı olduğu­nu sual etti. İstanbul'da depolarda sak­lanan mallar için beyanname istenme­sini ve bu malların zaptedilm esini is­tedi. Süngere iliğimizin daha fazla hi­maye görmesini arzu etti. Bursa mebu­su Muhlis Erdener (D.P.D ihracat ve it­halat rejiminden gikayet ederek dedi ki:

  Serbest rejime ve liberation sistemi­ne taraftardık. Fakat tatbikatta bun­lardan tamamen, uzaklaştık. Münferid olarak ne paramızın kıymetini ve ne de malımızın fcıym&tini tutabiliriz. İktisa­di in&selaleri diş dünya ile beraberce mütalaa etmek zorundayız. Buğday po­litikası aksaklık yaratıyor. Buğdayımı­zın kalite ve fiyat mevzuunda bir hay­li şeyler söyleniyor. Beynelmilel buğ­day birliği karşısında durumumuz aca­ba nasıldır? Liberal sistemden ayrılıp dirije sisteme girerken, daha şiddetli kanuni tedbirler almazsak kötü durum­da kalırız. Epu'dan ayrılmamız bizim için çok fena olmuştur. Fiyat yüksel­melerinde ve kalite düşüklüğünde en büyük amil aşırılığa giden bir himaye sistemidir. Bu himaye sistemini rflsğiştirmek lazımdır. Kr.edili ithalattan hü­kümetin anladığı mana nedir?.»

Zonguldak mebusu Hüseyin Balık (ba­ğımsım) fikirlerini su şekilde açıkladı:

«Bütün meseleleri ortaya koyuyoruz. Her sene bu meselelerin sayısı artıyor. Ticar.et Vekaleti bunları tasnif etmeli ve bunlardan hangisini halledebileceği­ni bize söylemelidir. Dış borçlarımızın miktarını öğrenmek İatiyoruE. 1950 yı­lında altın stokumuz ne kadar'iı, şim­di n^ kadardır? Enflasyon, hayat pa­halılığı var mıdır, yok mudur? Eğer" bunlar kabul ediliyorsa çareler aran­makta mıdır? Toprak Ofisin borcu ne ■kadardır? Bu borç umumi muvazene­ye dahil olacak mıdır? Paramızın akı­beti çok fecidir. Altı ay evvel bir Türk lirası 40 pfennig idi, şimdi 33 pfennig'edüşmüştür. Tediye muvazenesi husus­larında sefkarı umumiye terrvir fidüöıelidir. Paramızm durumu hakkında ma­limat ver irmelidir. Bunları saklamak­tan bir fayda yoktur. Mademki kalkın­maya girildi diyoruz. O halde mahru­miyeti yüklenmemiz lazımdır. 'Fakaıt bu mahrumiyeti herkes yüklenmelidir.

Döviz sıkıntısı varken kahve İçmeden edemiyoruz. Şimdilik kahve içmissek ne olur? Hüseyin Balık bundan sonra, konuşurken vekilin çok rahat bir hal­de dinlediğini ifede etti. Vekil de sırası gelince cevaplarını bildireceğini söyledlL

Gaziantep mebusu Ali Ocak (D.P.) bil­hassa otomobil lastikleri mevzuu üzerinde durarak, vilayetlere yapılan las­tik tevziatının usulsüz olduşunu söyle­di, Vekaletin Antep'te yetişen «'Hasan Keyf» tütünlerine alaka gösterilisini istedi. Zonguldak mebusu Sabih Du­ralı (D. P.j Ticaret'Vekaletinin mem­leket ihtiyacına cevap verecek bir şe­kilde çalışmadığını, teşkilatın değiş­mesinin icabettiğini söyledi ve ticari hayatımızda enflasyonist bir yola gi­dildiğini beyan eyledi.

Çankırı mebusu Talisin Nahit Uygur (D.P.) tevzi işlerine ehemmiyet veril­mesini temenni etti, Rize mebusu Hü­seyin lAıgun (D.P.) bilhassa balıkçılık mevzuu üzerinde 'konuşarak, hu i^in te­kamülü irin bir sisteme gidilmesini be­lirtti, buğday politikası üzerinde dü­şüncelerini açıkladı. Elazığ mebusu Ömer Sanaç (O.P.) dış ticaret borçları, tevzi ve tahsis isteri hususlarında fik­rini izah etti. Çoruh mebusu Yaşar Gümüşel (D.P.) Ticaret Vekaletinde bazı eşhas münferid takiplerin yapıldığını söyleyerek, "bu hususun açıklanmasını arzu etti. 67 eylül haöiselerindıan son­ra İstanbul piyasasında fiyatların anor­mal suretle yükseldiğini söyliy.erek, Vekaletin bu fiyat yükselmelerini sıkı surette kontrol etmesini istedi.

İçel mebusu İbrani'm Gürden (D. P.) ambalaj maddelerinin temini mevzu­undaki zorluklan belirtti, tevzi ve taihsis sisteminin iyi işlemediğini, memle­ketimizde deblokaj kaçakçılığının al­mış yürümüş olduğunu bildirdi. Tekir­dağ mebusu Zeki Erataman (D.P.) dü­şüncelerini şu çekilde hülasa etti: mem­leketimizde umumi kanaat odur ki. Ti­caret Vekaleti hin bir muvafık iş görmiyen ve mütemadiyen vekil harcıyan ibir teşekküldür. Bu teşkilat (A) dan (Z) ye kadar ıslaha muhtaçtır. Bu İsla­hat yeni teşkilat kanunu ile mi olur, yoksa başka bir jiEyle mi olur? Bunu muhakkak yapmalıyız.

Zeki Erataman bundan sonra bir «ik­tisadi şira» n:n toplanmasını istedi, vesaiti nakliyenin tahdit edilme&inin zamanının gekliöini sözlerine ilave et­ti.

Bütçe encümeni saat 13 de sabah çalış­masına son verdi. Encümen saait 15.30 da to olana çaktır.

Ankara :

Bütçe encümeni ö*'edcn sonra saat 16.4Ö de Encümen Başkanı Balıkesir mebusu Halil imrenin riyasetinde top­lanarak ik&sat ve Ticaret Vekaleti büt­çesinin müzffk eresin e devam etti.

İktisat v,i Ticaret Vekili Fahri Ulaş, sa'bahki toplantı sırasında ileri sürü­len tenkit ve temennileri cevaplandıra­rak ezcümle şunları söyledi: «Vekalete yeni' .gelmiş olduğum için, bilhassa: ra­portörlerin hazırlamış olduğu rapordan ve encümendeki konuşmalardan çok faydalandım. Ticaret ve İktisat Vekale­tinin fonksiyonu bakımmdan umumi meseleler meyanında bulunan hususlar arasında istihsal, kredi, envestisman ve emisyon gibi mevzularla şimdiye ka­dar meşgul olunma m akta vd.. Vekalet bilhassa Başviskilin son beyanatında ida görüleceği veçhile bugünden itiba­ren fiilen bu meselelerle de yakından alakadar olmaya başlamış ve Maliye, İşletmeler Vekaleti ile birlikte vazife almıştır. Evvela şurasını belirteyim, karşılığını bulamayacağımız döviz için hiç bir vatandaşa tahsis varakası ver­meyeceğiz. Bu ayın sonuna kadar altı miiyon dolarlık tahsis yapmış bulunu­yoruz v>3 bunların hepsini tahakkuk ettireceğiz. Spekülasyona kayan saha­larda 'krediyi kısmış bulunuyoruz. ihracartımızı paralı memleketlere yapa­cağız. Bugünlerde yeni bir .ticaret re­jimi hazırlığına başlamış bulunmakta­yız. Arkadaşlarımdan oazılan dış borç­larımızın miktarını sordular. Hususi ve umumi sektöre ait olan bütün dış borç­larımızın yekinu üç milyar elli mil­yon Türk lirasıdır. Bu borç içinde 2002 senesine ka.dar vadeli olanlar da mev­cuttur. Borçlarımızın ariere kısmı 105 milyon dolardır. Buna henüz memleke­timize gelmemiş olan malların bedeli de dahildir. Muaccellyet kespetmiş bu borçların derhal tediyesi de istenmiş değildir. Karşılıklı konuşmalar sonun­da bunların vadesini uzatmak da müm kündür. Sonra 'bu borçlarımızın faizi de yoktur. Altın mevzuuna gelince, bu işle daha ziyade Maliye Vekaleti ala­kalıdır. Vekaletimizin teşkilatı noksand'ır. Kadromuz şok dardır. Bundan do­layı da işler arzu edildiği gibi görülm em ektedir. Yeni teşkilat kanunum uz­la bu aksaklığı gidermeye çalışacağız. Dış, ticaret mevzunda şikayetler, muajmelelerdeki eşitsizlikler ve kırtasiye üzerinde toplanmaktadır. Muamelelerde eşitliğe dikkat ediyoru?. Aldiğ;mız prensip 'kararına göre sirküler ile iş .1 örmekteyiz. Tek müracaat irin tahsis yapmayacağız. Tahsisi yalnız vilayet­lere yapacağız. Arz ve talep kaid'&sini normal hale getirmek gayemizdir, İt halatta fiyat kontrollerine ehemmiyet vereceğiz. Satışlarda sicil tutmayı 48 .saate iblağ etmiştik. Bumu 24 saato in­dirmeyi düşünmekteyiz. Şimdiye kadar memleketimize ■girmesi teklif edilen ya bancı sermayenin tutarı 265 milyon 'Türk lirasıdır. Bunun yalnız küçük bir kısmı rjaalize edilmemiştir. Bu serma.yeye iştirak eden Türk sermayesi ise 240 milyon liradır. Yabancı sermaye bilhassa gıda, tekstil, kimya, madeni eşya mevzuları üzerinde gelmek iste­mektedir. 955 yılında Amerikan yardı­mından Ticaret Vekaleti eliyle hususi .sektöre sağlanan miktar 21.649.760 do.lardır. Kredili ithalat mevzuatı hala bakidir. Fakat son zamanlarda bunu tatbik etmiyoruz. Devlet kredileri de­vam eylemektedir. Münferit kredi ta­leplerini Üte tetkikten geçiriyoruz. İh.raeatı arttırmak için çalışmalar yap­maktayız.

Standardıizasyon içine ehemmiyet ve­riyoruz. Bankalar kanunu layihası zi­rai sigorta kanunu layihası hazırdır. Toprak Mahsulleri Ofisinin finansma­nını bütçeden veyahut başka bir menİtadan yapacağız. Şimdiden vilayetlere geniş tahsisler yaptık. Bu tahsisler do­lay isiyle ilkbaharda traktör ve kamyon lastiği ve diğer yedek parçalar tama­men nazır bulunacaktır. Banka faizleri üzerinde 'kredileri tanzim komitesi» dikkatle durmaktadır. İthalat hacmi­mizin azlığından dolayı kar hadleri yüksektir. Bu hususu da tezekkür edi­yoruz. Fiyatları istikrara kavuşturmak en büyük arzumuzdur. Milli korunma kanununun yeni şekli ıbi?e bu davada yardımcı olacaktır.»

"Vekil bundan sonra dış ticaret açığının .504 milyon lira olduğunu ve founuv. .erbest dolarla kapatılatc&ım, iktisadi envanter yapıldığı zaman bu borç kar endişeye mahal bulunmadığım söyledi. Yağlı tohum istib. aline ehem­miyet verileceğini. 95556 yılı ihracat tahmininin 950 milyon, ithalat tahmi­ninin de bir miiyar 475 milyon lira ol­duğunu sözlerine ilave etti.

Vekili takiben, konuşan Et  Balık Ku­rumu Umum Müdürü Ekrem Barlas, Kurumun faaliyeti hakkında geniş iza­hat verdi. Kurumun büyü]: şehirlerde tanzim salısı yaptığını, bundan büyük faideler temin edildiğini, eğer tanzim satışları yapılmamı? olsaydı, büyük seIhirlerdg etin kilosunun 15 liraya çıka­cağını, son aylar zarfında 15 milyon tutarında balık ihraç olurluğunu, bu sahada Amerika pazarmır da açıkmg .bulunduğunu belirtti. Toprak Mahsul­leri Ofisi Genel Müdürü Feridun Üs­tün de, Toprak Ofisin mali durumunu ifadeyle, ofisin halen Merkez Bankası­na bono halinde 316 rnilycr lira borçtu o'dLiğunu, buna mukabil 300 milyon ■tutarında stok hulbubatın elinde bulun­duğunu ayrıca bankalarda 75 milyon liralık .mevduatı olduğunu kendi tesis­lerinin de 180 milyon lira sayılabilece­ğini söyledi ve 'bu vaziyet karşısında teşkilatın maili yönden her hangi bir tehlike ile karşı karşıya buluıtmadığım tebarüz Bütçe encümeni saa:t 21 de toplanaraık çalışmasına devam eylec ektir.

Ankara :

Bütçe encümeni bu gece saat 21 ete en­cümen ikinci başkanı Kırklareli mebu­su Şefik İBakaym riyasetinde toplana­rak İktisat ve Ticaret Vekaleti bütçe­sinin müzak ertelerine devam etti.

Bize mebusu Hüseyin Agun (D.P.) yap­tığı konuşmada, Balıkçılık Kamununun Meclise getirilmesini, Karadenizde yağ balığı avcılarına motor ve vasıta yar­dımı yapılmasını, temenni etti. Top­rak Ofisin Doğu Karadeniz vilayetle­rinde yaptığı tenzilatlı buğday satış­larına dtevajn etmesini, böylece verem hastalığı ile mücadele etmenin imkan. dahiline .gireceğini, Karadeniz vilayet­lerinde gaz buhranı başlamış olduğun­dan bu mmtakaya süratls gaz gönde­rilmesini beyan    eyledi. Van mebusu Kemal Yörükojlu (D.P.) milli korun­ma kanununa yeniden cezai müeyyi­deler koymakla pahalılığın, vurguncu­luğun önüne gsçilemiycceğini, herşeyden önce ticari ahlakın mevcut olması lazım geldiğim, murakabe edecek me­murların maaş bakımından, tatmini ci­hetine gidilmesini ifade etti. Bize me­busu İzzet Akçal (D.P.) da ayni mevzu üzerinde konularak milli korunma ka­nununa konacak ağır müeyyidelerin neticeyi sağlayamayacağını söyledi. Ekmeklik hububat fiatıarının arttırıl­masına gidilmemesini, bilhassa Çoruh, Rize ve Trabzon bölgelerinde buğdayın ucuz olarak satılmasının elzem oldu­ğunu belirtti ve 'buradaki çay istihsali hakkında malimat verdi. Sinop me­busu Nuri Sisrtiğlu (C.H.P.) tevzi işle­rindeki aksaklıklardan bahsederek, tevzie tabi maddelerin kısıra ikıSım da­ğıtılmasının buhranı giderm ediğin i, bu duruma göre, tevzi işlerinin daha ras­yonel bir şekilde ele alınmasının la­zım 'geldüğini söyJıadi. Zonguldak me­busu Hüseyin Balık (bağımsız) iktisa­di durumdan dolayı her tarafta bir en­dişenin mevcut olduğunu, di? borçların her sene biraz daha arttığını, iktisadi gidişin, sonunu korku ile beklediğini ifade ettikten sonra, memlekette bir kalkınma hareketinin mevcut olduğu­nu kabul ettiğini, ancak bu hareketin ölçüsüzlüğümden dolayı işlerin kötüye gittiğini söyledi ve evvelemirde bütçe­de tasarruf yapılmasını ileri sürerek, ibütçede yüzdie on nisfoetinde vani 300 imilyon liralık tasarruf yapılması husu­sunda İktisat ve Ticaret Vekilinin ibükimeti ikaz etmesini    istedi. Bütçede

300 milyon liralık tasarruf yapıldığı ve^ bu tasarruf ayni miktarda önümüedeki bütçelerd.e de tekrar edildiği zaman, sı­kıntıların gidıar ileceğini sözlerine ila­ve eyledi. Hatip bu arada, İktisat ve Ticaret Vekilinin konuşmasına temas­la, Vekilin, kendisine çok fazla güven­diğini de ileri sürdü.

İktisat ve Ticaret Vekili Fahri Ulaş, ikinci defa yaptığı konuşmada, beş yıl­lık Demokrat Parti iktidarının Memle­kete koydu&u envestismanlarm rekzedilımiş bir abide olduğunu, tou envestismanlarm hayırlı neticeler doğuracağı­na inandığım, enflasyon tehlikesi diye ileri sürülen, durumun bir r.ok manala­ra ıgEİeceğiııi, piyasada paranın fazla devretmesinin de enflasyon sayılacağı­nı bunun ise mali bakımdan hic bir za­rarı olmadığını ifade etti ve mebuslar tarafından sorulan diğer sualleri cevap lan'dirdi, temennilerin gözönüne alına­cağını bildirdi.

Vekilin konuşmasından sonra raportör SerVtsr Somuncuo^lu, rapor üzerinde malimat verdi: Bunu takiben de mad­delerin müsakeresine geçildi ve sergi­ler faslına 100 bin lira ilave edilerek tahsisat 300 bin liraya, küçük el sanat­ları faslı da 300 Ibin lira ilavesiyle 600 bin liraya çıkarıldı. Neticede iktisat ve Ticaret Vekaleti bütçesi kabul edildi. Encümen saat 24 de bugünkü çalışma­sını sona erdirdi.

Bütçe encümeni yarm saat 10 da top­lanacaktır.

BELGELER

Büyük Millet Meclisi 'üç ,eski vekii hakkında Meclis tahkikatı açılmasını israrlaştırdı:

11 Ocak 1956

Ankara :

Büyük Millet Meclisi, üç saat yirmi dakika süren bugünkü toplantısında, üç eski vekil hakkında Meclis tahkikatı açılmasına karar verdi ve bu ■tahkikatla teşkilatı esasiye ve adliye encümenlerinden müteşekkil muh­telit encümeni vazifelendirdi.

Demokrat Parti Meclis Grupu Reisi ve Antalya mebusu Dr. Burhanettin Onat'ın bir takriri ile bu meyele Büyük Millet Meclisine getirilmiş bulu­nuyordu, Elazığ mebusu Salahattin Töker de Meclis Reisliğine aynı ma­liyette bir takrir vermişti.

■Saat 15 de Fikri Apaydın'ın reisliğinde celse açıldığı zaman ilk olarak okunan 'bu önergeler başlıca üç maddeyi ihtiva etmekteydi.

1. Memleketin ihtiyacı olan teneke, lastik, kalay, :ıal ve mıhın vaktin­de ithal edilememiş olması, traktör ve otomobillere ait yedek parça itha­linin vaktinde düşünülmemesi, nal ve mıh tevzii ve tahsisi işlerinde yolsuz­luklar yapılmış olması iddiaları dolayısiyle eski İktisat ve Ticaret Veki­li Sıtkı Yırcalı hakkında,

■2 Doğu Almanyadan ithal edilen bir kısım: malların ithalinde döviz tahsisi bakmamdan yolsuzluk ve bu mallardan bazılarının kalite bozuk­luğu dblayısiyle eski Maliye Vekili Hasan Polatkan ile esld. iktisat ve Ti­caret Vekili Sıtkı Yırcalı hakkında,

"3. İthalatçılar ve döviz tahsisi işlerindeki yolsuzluk iddiaları dolayısiy­le de Sıtkı 'Yırcalı ve Hasan Polatkan ile eski Devlet Vekili, Başvekil yar■diöieısı ve Hariciye Vekaleti Vekili Fartin Rüştü Zorlu haklarında Anaya­sanın 169 ve müteakip maddeleri gereğince Meclis tahkikatı açılması, is­teniyordu.

Reis ilk sözü eski iktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yucalıya vierdi. Sıtkı Yırcalı sözlerine 'başlarken dedi ki:

«.Devlet ve hükümet hizmetlerinde millete yararlı olmak gayretinden başka hiç bir hisse tabi olmadan vazife görmeğe gayret etmiş olan insan­ların kalb (huzuru ile ve icraatının imtihanını milli iradenin her safhasın­da vermeğe amade olarak mesuliyet deruhte etmiş olan bir kimsenin hak­lı ve müsterih heyecanı ile huzurunuza çıkmış bulunuyorum. Üzerine siyasi mesuliyet alan insanlar için siyasi hayatta evvela kendi partisi için­de ocaktan başlayıp sonra millet önünde seçimlerle umumi efkar Önünde ve nihayet teşrii hayaltita Anayasanın ve iç tüzüğün tesbit ettiği muraka­be safhalarından geçmek daima mukadder olan bir şeydir. Meclis .tahkika­tı da bu murakabe derecelerinden bir halka teşkil etmektedir. Elbetteki hiç bir kimse, ileri sürülen iddialar ne «adar vahi ve kendisi için ne ka­dar mesnetsiz olursa olsun böyle bir tahkik, mevzuu olmayı arzu etmez. Fakat bugünkü rejimimiz Türk milletinin çeşitli ıstıraplarının, arzuları­nın ve ümitlerinin mu'hassalasıdiT. Milyonlarca vatandaş, Türk milletinin kaderini bugünkü rejime ve onun temeli olan iktidarımıza, partimize bağlamıştır. Grupu'muz ise bunun ve beş senelik iktidar faaliyetinin bu millet için yaptıklarının ve istikbalde yapacaklarının bekçisidir ve sadece maddi bakımdan değil onu bütün manevi kıymetleriyle, haysiyetiyle Türk milletine layık olan ahlaki hüviyeti ile korumanın vicdani mesuliyeti al­tındadır. Durmadan dört taraftan çeşitli hisler altında şahıslar üstünden aşacak kadar ileri ve hiç bir mesnede dayanmıyan isnatlar, İftiralar orta*ya atılmakta ve yalan bile olsa yıpratır ümidi ile içte ve dışta itibarımı­za halel verecek bir hava yaratılmaktadır. Binaenaleyh ortada Anayasanın ve içtüzüğün cezai ve mali mesuliyeti icabettirecek hususlarına ait bir delil olmasa bile, Meclis tahkikaitınm açılması suretiyle grupumuz yerlin­de ve haklı bir hassasiyet göstermiştir. Böylece de en ileri bir murakabe ve kendisine inanan insanların yaptıklarının hesabını bütün millet önün­de vermesini bilen cesur ve soğuk kanlı bir şuurun sdlabetini göstermiş bulunmaktadır. O 'bakımdan bendeniz yüksek heyetinizden Türk mille­tini ve onun iradesini topyekin temsil eden Büyük Meclisin siz muhte­rem azalem arkadaşlarımdan bu meclis tahkikatının açılmasını hakikat­lerin bir kere daha tecellisi için riea ediyorum, inanıyorum ki şahısları­mızın muvs'k'kat JZ'tırapları, manevi muvakkat mağduriyetleri bahasına da olsa, bövle bir murakabe, hele haysiyetlerimiz ve şereflerimiz mevzuubahs olduğu zaman lüzumludur, şarttır. Dennokrat Partinin davası, mu­halif, muvafık demokrasi reümimizin selameti için hatta elzemdir.»

Sıtkı Yircah. müteakiben şahsına taallik eden meselelerin esas ve usul bakımından izahına geçti. Önergede zikredilen mevzulardan hiçbirinde cezai ve mali mesuliyeti icabettirecek bir delil ve emare mevcut olmadı­ğın], ancak bir defa şüpheler doğduktan sonra böyle bir usul meselesini siper yapmanın akıldan bile geçmiyeceğini, bilakis icraatının hesabını Meclis tahkikatı ile vermek suretiyle şahsen ayrı bir vazife görmenin vic­dani 'huzurunu elde edeceğini anlattı, sonra meselenin esasına dair et­raflı izahat verdi. Liberasyon devrinde, bu liberasyon dışında kalan hu­suslarla onu takip eden zamanlarda Ticaret Vekaletinin ancak tahsis yap­tığını, bunların transferi ve dovİ2 tahsisinin Ticaret Vekaletini ilgilendi­ren bir iş olmadığını anlattı. Diğer konulara geçerek önergede bahis mev­zuu edilen maddelere, daha evvelce olduğu gibi geçen sene de lüzumlu tahsisler yapılmış olduğunu, ancak memleketteki büyük kalkınma ham­lesinin zaruretleri ve fena mahsul sebebiyle bu tahsislerden bazılarının döviz transferleri yapılamadığını belirtti

Sıtkı Yıreah, hakikaten bir kısım maddeler üzerinde darlıklar görüldü­ğünü, ancak bunların tedbirleri o günkü şartlara göre alınmış olduğunu,, bu kabil darlıkların maalesef istismar edilerek vatandaş vicdanında ay­rıca bir ıstırap mevzuu haline de getirilmiş bulunduğuna işaret etti.Sıtkı Yircalı, daıha sonra, Doğu Almanya'dan İfa kamyonları ile Deka lastiklerinin hangi firmalar tarafından hangi tarihlerde ithal edildiğini açıklıyarak, bu muamelelerin mekanizmasını, anlattı ve netice olarak, bütün bu hadiselerde şahsen mali veya cezai mesuliyeti icap ettirecek bir keyfiyet bulunmadığım, mücerret ve hukuk bakımından mesnetsiz bir ihbar üzerine bir tahkik kararı bafris mevzuu olduğunu belirtti.

Bütün bunlara rağmen Meclis tahkikatı açılmasını ısrarla isteyerek söz­lerini şöyle bitirdi:

"Dört seneden fazla süren .mesuliyet mevkilerinde yalnız Türk milletine ve onların mümtaz mümessili olan siz arkadaşlarıma layık olabilmenin endişesiyle vazife ifa ettim. Ne bir kimse mağdur olsun, ne bir kimse memnun olsun diye kanun, nizam ve normal kaideler dışında yapılmış tek .bir muamelem yoktur. Ben, vazife görmüş devlet adamlarının şahsi menfaatler güttüğü hakkında tesbit edilecek hakiki deliller karşısında yalnız mahkim olmasmm değil, yaşamasının bile zillet olduğuna kani bulunm aktayım. >>

Yırcalı'nm kornışmasından sonra reis, &ski Maliye Vekili Hasan Polatkan'a söz verdi. Hasan Polatkan da kendi (hakkında Meclis tahkikatı açıl­masını talep ederek şöyle dedi:

«Zira, menbaı yanlış tahminler ve şayialar olan müphem hava ortadan kalkmalı, hadiseler berrak nale gelmelidir. Buna, memleketimizin, mille­timizin menfaatleri bakımından ihtiyaç vardır."

Hasan Polatkan, müteakiben kendisini ilgilendiren hususlara geçerek, Doğu Almanya ile ticari münasebetlerin nasıl başladığını, nasıl cereyan ettiğini e'traflı seküde anlattı. Bu muamelelerin şahsı ve vekaleti ile il­gisi olmadığım, binaenaleyh herhangi bir firmaya veya bacanağına döviz tahsis edebilmesi fiilen imkansız bulunduğunu izah etti. Takrirdeki mad­de ile şayet şahsen azası bulunduğu devrede döviz komitesinin faaliyeti kas t ediliyorsa bu komitede alınan kararların imzalı zabıtlar halinde mah­fuz olduğunu, bunların tetkiki ve alakalı vekaletlerin verecekleri izahat ile durumun açıklanacağını sözlerine ilave etti.

"Hasan Polatkan sözlerini şöyle bitirdi:

«Beşbucuk vılb'k vekilliğimin bütün muameleleri açık ve sarih'tir. Allah'a ve vicdanıma 'karsı huzur içindeyim. Bunu, huzuru millette ifade edebil­diğim için de müsterihim.

Her türlü menfi telkinler, sebepleri bizce malim neşriyat umumi efkarı aylarca manevi baskı ve telkin altında tutmuştur. Kendimizi müdafaa nadiseleri izalh ve (haksız ithamlara cevap verebilmek üzere Meclis tah­kikatının açılmasını şeref ve haysiyetlerimizi korumak için zaruri gör­mekteyiz. Bu tahkikattan vicdanlarımız müsterih olarak çıkacağız. Biz­leri haksız söylentilerin ve maksatlı şüphelerin pençesinden kurtarınız. Hakkımda Meclis tahkikatı açılmasına karar veriniz. Bunu istiyorum, rica ediyorum.»

Müteakiben eski Devlet Vekili, Başvekil Yardımcısı ve Hariciye Vekaleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu kürsüye geldi.

Memleketin büyük bir kalkınma hamlesi içinde bulunduğuna dikkati çekerek bunun tahakkuku uğrunda elbette bazı zorluklar ve engellerle kar­şılaşmak mukadder olduğunu belirtti. Döviz komitesinde cereyan edenbütün muamelelerin tahkikat sırasında tabiatiyle inceden inceye gözden geçirileceğini, bu komitede kararların prensipler üzerinde alındığını, hiç bir usulsüz muamele cereyan etmemiş olduğunu, kararlara en aşağı İt­kisinin iştirak etmiş bulunduğunu anlattı ve dedi ki:

«Millete tam emniyet gelmesi için, kendini idare edenlerin müs'takinr olduklarım, yegane gayelerinin millet menfaatlerini vikaye etmek ve bir an evvel millete refah ve saadeti götürmek olduğunu bilmelidirler. Böy­le olmazsa dava muvaffak olmaz. Onun için mensubu olmaktan şeref duyduğum Demokrat Parti herhangi bir şüphe karşısında gerekli muame­leyi yapmaktan geri kalmıyacaktir. Elimizde bir delil yoktur ama şüphe1 vardır.

«Halkta bir şüphe uyanmıştır. Halkı tatmin etmek mecburiyetindeyiz.» dediği zaman boynumuz kıldan incedir. Eğer biz bu şüpheye kurban olfacaksak, 'kurban olalım arkadaşlar. Eğer bunun için eza duyacak, töhmet altında, ezgin ve bezgin yürüyeceksek feda olalım. Fakat millette itimad teessüs etsin, millet, kendini idare eden Türk idarecilerinin, milletin men­faatlerinden başka bir şey düşünmediğini görsün. Bunun için Demokrat Parti grubunun en ufak bİT şüphe karsısında 3 vekilini ortaya a'traası ve1 efkarı umumiye önünde tahkikata mevzu yapması bu memleketin de­mokrasi ve kalkınma tarihinde altın yaldızla yazılacak, bir vakıa teşkil edecektir. Bunun önünde hürmetle eğiliyorum. Benim naçiz şahsımın bir kıymeti yoktur. Yürüyecek olan şey fikirlerdir, bu devletin, bu milletin ■kalkınma sı dır, Arkadaşlar, tahki'ka't kararı vermenizi sizden 'hassaten ri­ca ediyorum.»

Müteakiben takrir sahibi Antalya mebusu Burhanettin Onat söz aldı. Ba­zı idari meselelerde karşılanan zorluklar ve bazı maddelerin darliğı sebe­biyle hasıl olan vasatta birtakım dedikoduların ürettiğini, takrirdeki mev­zular üzerinde D.P. grununda büyük münakaşalar olduğunu, neticede Mec­lis tahkikatı kararı verildiğini anlattı. Kapak bir krp içinde, hergün üzeri­ne biraz daha tezvir mayası katılmak suretiyle hadiseler daha fazla taftıammür edeceği yerde o kabın üzerindeki kirli Örtüyü kaldırıp hadiseleri açıkça millet, huzuruna arzetmek üzere bu kararın alındığını, kendisinin de bu takrirle meseleyi Meclise getirdiğimi söyledi ve kabulünü ister­ken şunları ilave etti:

«Bu takrir, aynı zamanda D.f iktidarının, milli murakabenin, meclis" murakabesi müessesesinin her an uyanık, her an milletin arzu ve tema­yülüne uygun olarak hassas bir şekilde ayakta durduğunu göstermesi" bakımından da ayrıca ehemmiyeti haizdir.»

Kürsüye gelen Elazığ bağımsız mebusu Saiahattin Toker, Vekillerin me­suliyetleri olduğuna işaretle takririni hangi mülahazalarla verdiğini etsuliyetleri olduğunu işaretle takririni hangi mülahazalarla verdiğini et' irsılı şekiMe açıkladı. Bu arada tahkikatın derinleştirilmesini ve bilhassa bu isin meclis üyeleri Edasından seçilecek 15 kişilik bir hevet marifetiyle' yapılmasını ileri sürdü. Bu komisyona muhalefetten ve bağımsızlar d artı aza ayrılmasını teklif etti.

Daha sonra Cumhuriyetçi Millet Partisi adına Kırşehir mebusu Osman. Bölükbaşı söz aldı. Tahkikat açılmasını talep eden önergede zikredilen maddeleri vuzuhsuz bulduğunu, delilsiz iddialarla Vekiller hakkında Meclis tahkikatı açılması doğru olmadığını söyledi. D.P. grupunda bu­lunmayan mebusların bu takririn verilmesine saik olan amilleri bilmedi­ğini, halbuki karar vermek için yalnız üç vekil değil fakat kargı tarafın iddialarının da bilinmesi icap ettiğini 'kaydetti. Bu meselelerde bir hü­kümet politikasının tatbikatı bahis mevzuu olduğuna göre, tahkikat ta­lebinin yalnız üç vekile inhisar etmiyerek bütün hükümete teşmili laz im geleceğini iddia etti.

Zonguldak bağımsız mebusu Hüseyin Bahk, tahkikat komisyonun faali­yet tarzı ne olması gerektiğine dair mütalaalarını anlattıktan sonra Kars mebusu Sırrı Atalay (C.H.P.) kürsüye geldi.

'Sırrı Atalay .bu meselenin deliller gösterilmeden mücerret iddialar ha­linde meclise getirilmiş bulunduğunu söyledi. Zikredilen maddelerdeki mesuliyetlerin yalnız bu vekillere değil, üçüncü Adnan Menderes hükü­metine de şamil olması gerektiğini Öne sürerek bu hususta bir takrir ver­diğini bildirdi. Kars mebusu, takrirdeki iddialar mücerret halde kaldık­ça, bunun bir parti peiestijini kurtarmak için verilmiş olduğu kanaati uyanabileceğim söyledi. Daha evvelki tatbikatta, vekiller 'hakkında mec­lis tahkikatı açılırken tahkikatı gerektiren delillerin meclise birer birer izah edildiğini sözlerine ilave etti.

Daha sonra Hürriyet Partisi adına Burdur mebusu Fethi Çelikbaş kürsü­ye geldi. Vereceği takriri okuyarak söze başladı. Bunda, tahkikatın tek­mil döviz tahsisi ve transfer isleriyle tevzi, tahsis muamelelerine teşmili ve tahkikat sarasında gerekirse daha eski vekillerin vekaletleri zamanına ait aynı muamelelerin de tahkik olunması isteniyor, bütün hükümet hak­kında tahkikat açılması talep ediliyordu.

i Çelikbaş, önce tahkikat mevzuunun bütün huduit ve şümulü ils tesbiti gerektiğini söyledi. Tahkikatın döviz komites indeki vazifeli vekiller hududu içinde bırakilmıyarak, İcra Vekilleri Hey'etinin bu işlere a?t bü­tün muamelelerine teşmil edilmesini istedi. Tah'kik komisyonuna muhale­fet partilerinden ikişer, müstakillerden bir, iktidar partisinden de sekiz kişi alınmak suretiyle teşkilini teklif etti ve 'bir önerge verdi.

Kars mebusu Hasan Erdoğan (C.H.P.), verilmiş bulunan tahkikat önerge­sinin sadece bazı muayyen maddeleri içine aldığını, halbuki dedikodusu yapılan daha başka meseleler de ortada bulunduğuna göre bunların da i ii e elenmesi gerekeceğini söyledi ve bir Önerge 'hazırladığını bildirdi.

Heis. mevzu ile doğrudan doğruya ilgisi olmayan böyle bir önergenin ay­rıca meclis gündemine alınarak müzakeresi her zaman mümkün olduğu­nu söyledi ve Hasan Erdoğan önergeyi riyasete tevdi ederek kürsüden ayrıldı.

Manisa, mebusu Muhlis Tümay (D.P.), filhakika bahis mevzuu hadiseler için elde kafi delil [mevcut olmadığı için takrirde zikredümediğini, ancak bir kısım muhae£eit mebusları delilsizlikten bahsederken, onları temsilen memleketin muhtelif köselerinde yapılan konuşmalarda, iomlar nain'ma çıkan gazetelerde aylardiir. bu şayialara yer verildiğini, üstelik D.P. Mec­lis Grupunun hareketsiz kaldığı iddiaları öne sürüldüğünü hatırlattı. Eğer tahkikat açılmiyacak olursa bu sefer de 'bundan kaçimldığı ileri sürüle­ceğini ifade etti. Komisyonun sureti teşekkülüne gelince, Teşkilatı Esa­siye ve Anayasa Komisyonlarından mürekkep bir heyete havale edilmesi lehinde bulundu.

C.H.P. adına Malatya mebusu Nüvit Yetkin, yolsuzluk dedikodularının takrirde zikredilen maddelerden ibaret olmadığını, daha başka söylentiler­de bulunduğuna göre onların da tahkik mevzuu yapılmasını istedi.

Hükümetin iktisadi politikasından ve takibattiği ithal rejiminden doğan tabii sıkıntılar bahis mevzuu olduğu için tahkikatı,    üçüncü    Menderes hükümetine teşmil etmek gerektiği tezini müdafaa  etti.   "Sadece bu üç1 vekili sorumlu tutarak tahkikat açmak, bunların sorumsuzluğunu şimdi­den kabul etmek demek olur» dedi.

Nüvit Yetkin, eğer bu önerge kabul edilecekse bütün döviz ve kredi mev­zularının en geniş şekilde ele alınarak incelenmesini istedi. Bu hususta bir de takrir verdi.

Erzurum mebusu Hamit Şevket İnce  (D.P.), tahkikat açılması için delil' gösterilmesine ihtiyaç bulunmadığım izah  etti.  Meclis  içtüzüğüne gike, bir isin. bir hadisenin tahkiki bakımından ortaya delil konmaksızm    da böyle bir karar alınabileceğini anlattı ve dedi ki: ■

«Bir hesap günü mevcut olduğunu göstermesi. Demokrat Partinin tarihi­ne ebedi bir şeıref verecektir, demokrasinin en büyük siSahı budur. Gönül ister ki, bu arkadaşlar, yüce divandan değil buradan. Meclis Tahkikatı Komisyonundan beraat kararı alsınlar...»

Hamit Şevket İnce, efkarı umumiyenin neticeyi ilgi ile beklediğini; bu tahkikatı süratle yaparak bitirmek gerektiğini sözlerine ilave etti.

Bundan sonra reis, Samsun mebusu Tevfik İleri'ye (D.P.) söz verdi. Bu­gün verilecek kararın demokrasi tarihinde şerefli bir mevkii olacağını,, filhakika yolsuzluk vesikalarının meclise getirilememiş olduğunu, şu ve­ya bu sebepten meclis tahkikatını istemeyen muhaliflerin bu hareketle­riyle ortada dolaşan dedikoduların devamından istifade etmek arzusunda göründüklerini söyledi ve dedi ki:

«Bizim takririmizde eksiklikler vardır, denebilir. Bugüne kadar yapama­dıklarını bundan sorara yapmağa kendilerini davet ediyoruz. Nerede birsuiistimal, yolsuzluk, haksızlık, maddi .menfaat karşılığı alınmış bir ka­rar biliyorlarsa, bizimkileri tamamliya^ak surette, fakat delilli, vesikalı; olarak meclise getirsinler."

Tevfik ileri, dedikoduların karanlıktan aydınlığa çıkması bakımından hu takririn kabulünde ısrar ederek sözlerini bitirdi.

Fethi Çelikbaş (Hürriyet Partisi), tekrar söz aldı. Ferdlerin şahsen mesul olmaları gereken ahvalde, bu mesuliyeti bir teşekküle, D.P. Meclis Grapuna maletmeğe çalışmanın demokrasinin icaplariyle kabili telif olma­dığına işaretle, siyasi mesuliyetlerde grupları, fakat cezai ve mali mesu­liyetlerde fertleri muhatap tutraanm tek salim yolu 'teşkil ettiğini sözle­rine ilave etti.

Bundan sonra Önerge sahibi Burhanettin Onat tekrar söz alarak, bazı hatipler tarafından önerge hakkında ileri sürülmüş olan mütalaaları ce­vaplandırdı.

Delil mevcut değilken üç vekil hakkında tahkikat açmanın bir parti ma­nevrası telakki edileceğini ileri sürmüş olan muhalefet mebuslarının konuşmalarjna temasla dedi ki:

«Ortada bir suç mevcut ise ve örtbas edilmek isteniyorsa, bunun için tahkikat açılmaz. Örtbas edilmek istenen suçlar için nasıl Meclis tah­kikatı açılmamış olduğunu, kendi devrimizde değil ama, başka devirler­de çok iyi .biliriz. Efkarı umumiye huzurunda bir muhakeme mevzuubahistir. Bu şartlar altında, eğer ortada bir suç varsa, bunun örtbas edilme­sine imkan tasavvur edilebilir mi?»

Büühaneftin Onat, müteakiben, önergede ifade edilen maddelerde sarahatsizlik bulunduğu iddialarını reddetti. Takrirden satırlar okuyarak bu hususta izsıhat verdikten sorara söyle devam etti:

.■Biz bir iktidar grupu olarak ehemmiyetli bir operasyon yapıyoruz. Ken­dilerinden ricamız, bu hususta bize yardım etmeleridir. Ellerinde delille­ri varsa, ihbar edecek şeyleri varsa, onları da getirsinler. Hüsnüniyetle ve yapıcı bir zihniyetle adaletin tecellisine yardım etmek böyle olur.»

Burhanefctin Onat, ana:yasa ve adalet komisyonlarından müteşekkil heye­te bu işin havalesi lehinde' bulunarak sözlerini bitirdi.

Bu sırada reis kifayeti müzakere takririrlerini okuttu ve bu takrirlerin kabulü üzerine meclis tahkikatı mevzuunda verilmiş olan takrirlere .ge­çildi.

Tahkikatın üç eski ve'kile Imhisar etmiyerek topyekin üçüncü Menderes kabinesine teşmil edilmesini isleyen aynı mahiyetteki üç önerge ova ko­narak reddedildi. Tahkikatın, bugünkü müzakerelere mevzu teşkil eden önergenin hudutlarını asarak, umumiyetle her türlü döviz ve tahsis mev­zularını da içine alması hakkındaki önerge, keza kabul edilmedi.

Müteakiben reis, üç eski vefeil hakkında meclis tahkikatı açılması için Burhanettin Onat ve Salahattin Toker tarafından verilmiş olan önerge­leri oya koydu ve bu teklifin meclis tarafından kabul edildiği anlaşıldı.

Tahkikatın 15 kişilik bir komisyon tarafından yapılması yolundaki tale­bin reye konularak reddi üzerine reis, bu işe Teşkilatı Esasive ve Adlice Encümenlerinden mürekkep karma komisyonun memur edilmesini istiyen önergeyi okuttu ve meclis b uteklifi kabul etti. Ayrıca karma komis­yonun en geç iki av kinde bu tahkikatı 'bitirmesi, icabında müddetin uzatılması için Meclis Umumi Heyetine teklif yapılması ve gerek tahki­kat komisyonun, gerek1 tm komisyon tarafından teşkil edilecek tali komis­yonun icabında başka mahallere de gidebilmesi için ;;elahiyet verilmesi karar altına alındı.

Büvük Millet Meclisi 13 ocak cuma günü saat 15 te toplanmak üzere saat 18.20 de çalışmalarına son verdi.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri

13 Ocak 1956

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de reis vekili Fikri Apaydın'ın baş­kanlığında toplandı.

Gündemde, Kars mebusu Mehmet Hazer'in 67 eylül hadiseleri dolayısiyle Başvekil ve eski Dahiliye Vekili hakkında meclis tahkikatı açılmasına dair takriri vardı. Bu takririn okunmasını müteıakip Başvekil Adnan Menderes söz istedi ve sözün verilmesi üzerine şu beyanatta bulundu:

Muhterem arkadaşlar, .

"Kars mebusu sayın Mehmet Hazer'in 67 eylül müessif hadiseleri dolayısiyle Başvekil sıfatiyle benim ve sabık Dahiliye Vekili arkadaşım hak­kında meclis taihkikatı açılmasına dair teklifini ihtiva eden takrir yük­sek meclisin 'buzuluna getirilmiş bulunuyor.

Maruzatıma başlamadan önce şu ciheti tebarüz ettirmek isterim ki bu mesele huzurunuza ilk defa gelen bir mesele değildir. 67 eylül hadiseleri "bununla üçüncü defadır ki yüksek meclis müzakerelerine mevzu teşkil etm'ektedir.

Hatırlanacaktır ki ilk defa hükümetçe ilan edilen örfi idarenin tasdiki münasebetiyle .bu hadiseler hakkında geniş müzakereler ve şiddetli mü­cadeleler oldu. O z'aıman örfi idareninin b'ir ay devam ettirilmesi hatta örfi idareye hiç lüzum olmadığı yolunda meselenin mahiyet ve icabına uy­mayan ve sadece siyasi maksatlar güden türlü iddialar ileri sürüldüğü gibi bugünkü mevzuumuzu teşkil eden hükümet hakkında meclis tahki­katı açılması meselesi üzerinde de ısrarla duruldu. Diğer taraftan Büyük Millet Meclisinin o zaman kahir ekseriyetle verdiği kat'i karar, anlaşılan bu takrir sahibi gibi niyet ve maksatlara sahip «alanları hiç tatmin etme­miş olacak ki Meclisi de, muhterem Türk umumi efkarını da matbuatı da meşgul ve tahrik etmekten bir an geri kalınmadı. Örfi idarenin hükü­metçe ilanı tasdik ve hükümetin hattı hareketi tasvip olundu. Böylece "hükümet Büyük Meclisin itimadına ınazhar olarak vazifesine başladı ve devam etti. Fakat tahrikler bitip tükenmek bilmiyordu. Bilahare yüksek malimunuz olduğu halde, tamamiyle başka sebeplerle hükümet değişti. "Hükümet kuruldu. İş hükümetin programının reye konması ve müza­kereler açılarak itimad' reyi verilmesi safhasına 'gelince mesele yine Bü­yük Mecliste ikinci defa olarak ve en agir şekilde tekrar ele alındı ve muhalefet tarafından en ağır hücumlar ve hatta tehditler için vesile itti­haz olundu.

"Halk Partisi reisi bu megelevi işte böylece ikinci defa olarak huzurunuza getirdi. Elde hiç bir delil mevcut olmadığı halde bütün esası ve delailiy1 "1e en a^ır ithamlar teşkil edecek surette Demokrat Parti iktidarına karsı hatta biraz evvel arzettijim gibi Demokrat Parti Meclis Grupunu zımni ve sarih bir süiü tehditler karsısında dahi bulundurdu Asıl savanı te­essür ve teeessüf olan cihet, bu münasebetle hükümeti ve^ devleti itham­ların en ağırı altında bulunduran ve1 bu suretle memleketin vüksek men­faatlerinin korunması endişesiyle hiç de alakalı gorüımıiyen bir hareketin,Türk hükümetini ve devletini ruhu asır temsil eden ve onun yüksek menfaatlerinin müdafii mevkiini işgal etmiş bulunan bir zat tarafından yapılmış olmasıdır Gerçekten bu iddialar şimdiye kadar görülmemiş, şe­kilde Türk devletini ve Türk miletini ağır 'tarihi mesuliyetlerin töhmeti altında bırakıyordu.

Büyük Millet Meclisini manevi baskı altına almak ve iktidarımızı sars­mak hedefini güden bu ısrarlı ve haksız hücumlara rağmen hükümet mil­letin yegane ve hakiki mümessili olan yüksek meclisinizin itimadına mazhar oldu ve bir ayı mütecaviz bir zamandanken de vazife görmekteyiz. Hal böyle iken ye meseleyi artık olduğu yerde bırakmak ve tahkikatın sonuna intizar etmek icap ed'erken tahrikte ısrar taktiğine devam olundu ve işte bugün müzakere mevzununuzu teşkil eden bu takrir ile mesele üçüncü defa olarak yüksek huzurunuza getirildi.

Üçüncü defa huzurunuza getirilmekte olmasından dolayı bu meselenin aslını esasını iyice bilmekte siniz. Yemden alevlendirmek istenmesindeki maksatları yüksek heyetinizin tamamiyle takdir etmekte olduğuna kani bulunuyoruz. Bu sebepledir ki eğer Dahili Nizamnamemizin meclis tah­kikatı açılması talebi karsısında, ilk önce alakalı vekilin söz almasını be­lirten hüküm mevcut olmasaydı şimdi huzurunuzu tasdi ve işgal etmek­ten içtinabı tercith ederdim.

Muhterem arkadaşlar1,

Şimdi müsaadenizle meclis tahkikatı açılmasını talep eden takriri çok" kısa bir tahlile tabi .tutayım ve bu maksatla takriri bir kere daha okuya­lım.

Takrirde aynen şöyle denilmektedir:

Başvekil ve Dahiliye Vekili de İstanbulda 'bulundukları ;halde 67 eylül müessif hadiselerinin vu'kuunun önlenememesi ve İstanbul Valisinin bu hususta aldığını ifade ettiği önleme tedbirlerinin tatbik edilmemesi ve1 bu işlerin tahkikine memur örfi idare komutanının isin 'bu safhasiyle ala­kadar olup olmadığının şifahen arzettiğim sebepler de nazara alınarak tetMkini ve bu hususta Başvekil ve eski Dahiliye Vekili hakkında Mfelis tahkikatı açılmasını arz ve teklif ederim.

Kars mebusu Mehmet Hazer

Görülüyor ki, bu takrirde hukuken Meclis tahkikatı açılmasını icabettirecek herhangi bir delil veya mucip sebebe dayanılın amaktad ir. Yine bu takdirde1 'böyile bir taihkikatm bahis mevzuu olabilmesi için cezai veya hu­kuki mesuliyeti mucip herhangi bir cihetin mevcudiyetine de hatta işaret olunmuş değildiır. Takrirde ele alınabilecek tek cihet ise hadise günü sa­bık Dahiliye Vekili arkadaşımla benim tesadüfen İstanbulda bulunuşumuzdur. İşte bizi 'hadise ile alakalı göstermek: için ileri sürülen cihet böy­le bir tesadüften ibarettir. Halbuki benim veya Dahiliye Vekilinin tesa­düfen İstanb.uida veya başka herhangi bir vilayette bulunmamız o vila­yetteki amir ve memurların vazife ve selahiyet ve mesuliyetlerinin der­hal uhdemize intikalini icap ettirmez. Bu o kadar bediM bir hakikattir1 ki aksini iddia etmek sadece gülünç olur.

Tekrar arzediyorum, hükümetin veya şahsımın bu hadise ile alaka ve irtibatı bulunduğuna dair takrirde hiç bir delilden bahis yoktur. Esasen buna imkan dıa tasavvur edilemez.

Muhterem arkadaşlar,

Diğer bir cihete geçiyorum. Takririn sahibi, takririnde hem örfi idare ko­mutanlığının 67 'eylül hadis&lesrimn tahkikine memur edildiğini ifade eöiyor, Siem de bu feomutanlığm işin bu safhasiyle yani sebep ve menşe ve müsebbip veya raesullerini tahkik safhasiyle alakadar olup olmadığını soruyor.

Derhal arzedeyim ki örfi idare komutanlığı o zamanki ordu müfettiş ve erkanı hanbiye reisini ve kolordu komutanını, İstanbul Valisini vesair lüzum, görülenleri isticvap etmiş ve tahkikata tevessül eylemiş bulunu­yor. Ayrıca yine bu hadiselerin Dahiliye Vekaletince ve idarece tetkik ve tahkiki için de Dahiliye Vekaleti teftiş heyeti riyasetinde bir müfet­tişler heyeti istanbul'da uzun zaman tetkikatta bulunmuş ve birçok ala­kalıları isticvap etmiş ve raporlarını vermişjtir.

Görülüyor ki tahkikat bir taraftan örfi idare komutanlığınca her veçhile ele alınmış ve Dahiliye Vekaleti Teftiş Heyeti Reisinin başkanlığındaki bir tahkik heyeti tarafından yürütülen tahkikatın neticesi de Devlet Şi­rasına getirilmiş ve Devlet Sirasmca da tahkikatın tevsiine karar veril­miş bulunuyor. Böylece tahkikatın şümullü olarak her bakımdan hadisevj bütün sebep, amil ve mesullerini meydana çıkaracak istikamette ele alınmış ve devam etmekte bulunmuş olduğunu huzurunuzda ifade etmek isterim.

Takdir yüksek heyetinizindir.

Başvekilin beyanatını müteakip, eski Dahiliye Vekili Aydın mebusu Na­mık Gedik söz aldı ve şunları söyledi:

Çok muhterem arkadaşlarım,

Dahili nizamnamenin hükmüne uyarak bendeniz de yüksek heyetinize kısaca maruzatta bulunacağım. Kars mebusu arkadaşımızın, muhterem Başvekilimiz ve bendeniz hakkındaki takrirleri 67 eylül hadiseleri sıra­sında İstanbulda bulunmuş olmamız münasebetivle hakkımızda bir mec­lis tahkikatının açılması talebini ihtiva etmektedir.

Başvekilimizin etraflı izahatına ilave edecek bir husus mevcut olduğuna kani bulunmamakla beraber, bizim bu sırada İstanbulda bulunmamızla hadisenin vukuu arasında h'angi mucip sebep ve delille irtibat tesis edil­mek istendiğini bu takrir muhtevasından anlamak elbette mümkün de­ğildir. Ma'ksat eğer bu münasebetle bir iki celse evvel Halk Partisi Baş" kanının ağızlarında maalesef korkunç ifadesini bulan meş'um maksat ise, "bunu ben de bu kürsüden sahsım adına şiddetle ve nefretle    redderim.

Bu korkunç politika taktiğine karsı esasen yüksek meclis de layık olduku aksülameli o celsede izhar etmiş, göstermiştir.

Takdir yüksek heyetinizindir.

Başvekilin ve eski Dahiliye Vekilinin alkışlarla sona eren konuşmaların­dan sonra başkan Önerge sahibi Kars mebusu Mehmet Hazer'i kürsüye «davet etti. Fakat Mehmet Hazer toplantıda, bulunmuyordu. Onu takiben ■C.H.P. Meclis Grupu adına Nüvit Yetkin söz aldı.

"Yetkin önce, Hazer tarafından verilen takririn CHP. ye mal edilmemesi •gerektiğini söyledi ve ezcümle dedi ki:

■Başvekil, bu meselenin üçüncü defadır meclise intikal ettiğini ifade et­tiler. Halbuki, örfi idare kararının meclis tarafından tasdik edilmesi o tarihe kadar yapılmış bulunan muamelelerin de tasdiki ve hükümetin ibrası mahiyetinde telakki edilemez. Tahkikat sona ermediği için işin vazıh neticelere varmadığı noktai nazar: sayam kabuldür. Bunun için de "bir teklif yapacağız. Ancak, aradan dört ay geçmişltir. Hadisenin hala nasıl hazırlandığı, ne tarzda cereyan ettiği, müsebbip ve mesulleri kimler

olduğu hakkında hiçbir netice alınamaması şaşılacak şeydir. Bu gecikme

daihi, meclis tahkikatı açılmasına bizi sevkeden zan ve şüpheleri takviye
■■eder mahiyettedir. Binaenaleyh meclis tahkikatı açılması yolundaki  tak­
ririn müzakeresinin, 67 eylül hadiselerine dair rapor Büyük Millet Mec­
lisine geldiği zamana talik edilmesini teklif ediyoruz ve bu maksatla ba­
de takrir takdim ediyoruz.

Nüvit Yetkin, konuşması arasında Namık Gedik tarafından muhalefete meş'um maksatlar atfedildiğinden de bahsetti ve bunun haksız ve insaf­sız olduğunu söyledi.

e    

Tekrar söz alan Başvekil Adnan Menderes, önce Nüvit Yetkin'in müstes­na bir taktik kullandığını belirterek söze başladı. Takririn grup narama verilmediği iddia olunmasına rağmen, bu takriri izah için söylenecek söz­lerin, takrir sahibi toplantıda bulunmamak suretiyle, Nüvit Yetkin tara­fından önceden hazırlanmış, tesbit edilmiş, hatta grupça müzakere edil­miş halde buraya getirildiğini belirtti.

Adnan Menderes, daha sonra esas konuya geçerek bu1 meselenin üçüncü defa meclise getirilmekte olduğunu kaydetti. Örfi idare meselesi konu­şulduğu gün, hükümet hakkında meclis tahkikatı açılma talebinin de öne sürüldüğünü, fakat T>u teklife itibar iolunmıyarak reddedildiğini ve ■sadece örfi idare ilanı kararının tasdikiyle iktifa edildiğini hatırlattı. Bu­na rağmen ortada bir suçun mevcudiyeti iddia olunarak tahriklerin de­vam ettirildiğini belirten Başvekil, hükümet düştükten sonra, yeni hü­kümet programı münasebetiyle yapılan müzakerelerde tenkidlerin mih­rakını gene İstanbul hadiseleri teşkil ettiğim kaydetti. C.H.P. liderinin, hükümetin 67 eylül hadiselerinde mevcut olduğunu defaatla hatırlat­mak suretiyle meclisteki ekseriyet grupuna karşı açıkça siyasi bir tehdit­te bulunmaktan da çekinmediğini sözlerine ilave etti. Buna rağmen, mec­lisin, İstanbul hadiselerinin suçlusu bulunduğu iddiasını reddederek, hü­kümete büyük bir ekseriyetle itimadını beyan ettiğini belirtirken dedi ki:

«Şimdi, bu itimadın içinde hükümete itimad bahis mevzuu değildir, di­yorlar. Bu iddianın ne kadar sakat olduğunu izaha hacet yoktur. Yüksek meclis, üçüncü Adnan Menderes hükümetini, İstanbul hadiselerinin suç­lusu eddetmis olsavdı, elbette ki dördüncü Adnan Menderes hükümeti te­şekkül edemezdi. Nüvit Yetkin o halde, kendi kafalarından, kendi arzu­larına £Öre taayyün ettirdikleri suçluyu, burada, bir hakikatmıs gibi, suclu bunlardır demek suretiyle bir engizisyon mahkemesi mensubunun ruh "haletine düşmüyorlar inı?Başvekil, bu arada, Nüvit Yetkin'in bir sözünü, "tahkikatın gecikmesi da­hi şüphelerin, tereddütlerin sebebini teşkil eder» sözünü ele alarak şun­ları söyledi:

«Bizim hakkımızda şu zanda bulunmak için kendilerince makul bir se­bep aramağa ihtiyaç yoktur. Sebep mevcut olsun olmasın, onlar hakkı­mızda şu zanla meluf turlar, hatta hiçbir mantıki irtibat, hiçbir hukuki mucip sebep bulunmadan bizi suçlandırmak hususunda maalesef büyük bir tehalük göstermekte oldufclaırı cümlece malimdur. Nitekim, dana dört ay evvel, ;ta;hkikat başladığı zaman, bizim hakkımızdaki şüphelerim burada açıkça ifade etmişlerdi.»

Başvekil, müteakiben tahkikatın seyri hakkında izahata geçti, Devlet Şi­rasının tevsii tahkikat kararını daha dün veya evvelki gün vermiş oldu­ğunu 'bildirdi. Bidayette 6 örfi idare mahkemesi kurularak 6 bin suçlu ■ nun isticvabı ile işe başlandığını hatırlatan Adnan Menderes, 'böyle ge­niş bir tahkikat mevzuuna belki de memleketin tarihinde rastlanmadığım,. sadece'bu mah'kemelenin hakimlerini 'bulmak, İstanbul'a getirmek mııhake ■ menin cereyan edeceği yerleri tesbit ve taıydıı etmek bile külfetli biri iş teşkil ettiğini anlattı ve »Örfi idarenin bir ay devamını istemiş olanların o zaman ne derece haksız ve münasebetsiz teklifte bulundukları şimdi daha aşikar olarak ortaya çikmaktadır» dedi.

Başvekil, örfi idare mahkemelerinin, suçlu görülenleri, suçlarının derece sine göre cezalandırdıklarını, görülmiyenleri de ayikliyarak tahliyeye de­vam ettiklerini, ayrıca: ordu müfettişinden, ordu müfettişinin erkanı har­biye reisinden, kolondu kumandanından ve validen başlamak  üzere lüzum görülenlerin isticvap  edilmiş    bulunduğunu  anlattı ve örfi     idare mahkemelerinin elindeki işlere temasla    halen elde 60070G kadar zanlı" bulunduğunu sözlerine ilave etti.

Başvekil,  bunlarla iktifa olun miyar ak,  dahiliyece memur  edilen müfet­tişler heyetinin nasıl çalıştığını ve hazırlanan raporun devlet şurasinca' nasıl tetkik edilerek tevsii tahkikat kararma varıldığını da hikaye    ile tahkikatın (bu istikamette devanı ile neticelendirileceğini sö;yledi ve «bu faaliyetler devam ederken, Adnan Menderes niçin kat'i ve nihai malima­tı getirmedi demek, el'bette yerinde bir itap ve yerinde bir töhmetleridir me olmaz» dedi.

Kat'i rapor meclise gelinceye kadar bugünkü müzakerenin tehiri tekli­fine geçen Başvekil, mademki rapora intizar etmek istiyorlardı, lo halde meclis tahkikatı açılması yolundaki Önergeyi neden verdiler? sualini sordu. «Rapor geldiği zaman bunun muhteviyatı müzakere edilecektir. Rapor muhteviyatının tatmin edici olup olmadığı tebeyyün etmeden, hü­kümet hakkında tahkikat açılması hususunun bugünden karara bağlan­ması akıl ve mantık ile kabili telif değildir dedi.

Başvekil, neticenin gecikmesinden şüphe ve tereddütler doğduğu iddia­
sına tekrar temasla sordu:i

«Bu şüphe ve tereddütler acaba kimin hakkındadır? Burada, yüksek hu­zurunuzda ve milletin huzurunda    kimden şüphe etmekte    olduklarını" açıkça beyan etsinler. Memleketin mesul makamlarından mı, askeri mah kemelerden mi, örfi idare kumandanlığından mı, devlet şirasından mı?» *

"Bu arada Kars milletvekili Sırrı Atalay <. Başvekilden»  deyince    Adnan [Menderes, şiddetli alkışlar arasında şunları söyledi:

«Sırrı Atalay arkadaşımız, ne kadar da kolay Başvekilden şüphe ediyo­ruz, diyor. Kendi fehvasınca şüphe etmekte haklı olabilir. Ben onun ho­şuna gitmiyeljilirim. Hatta, itimadını da haiz değilim. Fakat Başvekilden şüphe ediyorum demekle, asıl işi elin&e (tuıtan devlet organlarının, as'keri mahkemelerin, askeri makamların, devlet .şurasının ve. yüksek heyetini­zin de, Adnan Menderes'in şüpheli hüviyetiyle onun şüpheli hareketleri­mle iştirak etmiş olduğu iddiası acaba hu sözlerde mündemiç değil midir? "Elbette, bu sözlerde o da mündemiçtir.»

Adnan Menderes, "bu arada bir milletvekilinin biraz önce sarf ettiği    bir •söze de işaretle şunları ilave etti:

"Mustafa Ekinci, korkma, senin aleyhinde söylemiyeceğiz, dedi. B.u sözle­rin ifade ettiği dostane manaya teşekkür etmekle beraber, korkma sek­lindeki beyanı tamamiyle reddediyorum. Huzurunuzda bütün vazifeleri­ni yapmış bir insanın vicdan huzuru ile konuşmaktayım, İstanbul hridiseieri hakkında, 'bugün değil, fakat yarın kat'i konuşma sırası geldiği za­man, kimlerin bu islerde manen nıes'ul olduğunu söylemek imkanını mut­laka bulacağım »

Başvekilin alkışlarla karşılanan bu sözlerinden sonra reis Cumhuriyetçi Millet Partisi Grupu adına Osman Bölüfcbasi'ya söz verdi. Böiükhası, bu hadisenin müzakeresi sırasında meclisteki bütün arkadaşların sükinetle hareket etmeleri tavsiyesinde bulunarak sözlerine başladı.

iki gün evvel üç eski vekil hakkında esaslı mühim bir delil mevcut ol­madan Meclis ta'hkikedı açılması kararı verilmiş olduğunu ileri sürdü. Sıtkı Yırcalfnm bir sözünü, bir defa şüphe ve tereddütler doğduğu için meclis tahkikatına gidilmesi yerinde olacağı sözünü ele alarak «Başveki­lin de bu yola gitmesi yerinde olurdu» dedi.

Bolükbaşi. «Dahiliye Vekili hakkında Meclis tahkikatı açılmasını gerek­tirecek sebenle? bulunduğunu ileri sürdü. Başvekilin bir usul siperin? çe­kinerek müdafaada bulunduğunu iddia etti. Daha evvel örfi idarenin ilanı kararı münasebetiyle yapıla nmüzakerelerin, hadisenin esas mahiyeti ve hükümetin mesuliyeti meselesiyle hiçbir alakası bulunmadığında ısrar etti.

BÖlükbaşı, istanbul hadiselerinin dedikodusunun Türkiye hudutları dı­şına çıkmış olduğunu, (bu hadiselerle hükümetin hiçbir alakası bulunma­dığının ve memleket bakımından zararının ancak meclis tahkikatı varı­larak önlenebileceğini söyledi. Türk zabıtasının seyirci gibi ka^mıs Gö­rünmesinin sebeplerinin aydmlanması gerektiği fikrini ileri sürdü. Bölükbası sözlerini. Profesör Fusd Köprülü'nün ibir bevamna intikal ettirerek, hükümetin bildiğini sövlediği bir durum karşısında niçin tedbirlerini almadiğini sordu ve sözlerini hükümetin ya fcasdi veyahut ihmali fikrine bağlamak istedi.

Bölükbasımn. sözleri yer yer gürültülerle kesiliyordu. Bilhassa son sözleri

şiddetli müda'bal'eleri mucio oldu. Sual soruluvor. cevap isteniyor, hntio,

sÖ7İerini Hvrfhe davet ediliyordu.    Başkan Fikri    Aoavdm.     palondüki

■ elektrikli havayı yatıştırmak için büyük gayret sarfediyor, hatibe ihtarda bulunuyor, hatiple mebusları karşılıklı muhavereye girişmemeğe davet ■ ediyordu. Nihayet BÖlükbaşı, meclis tahkikatı açılmasında ısrar ederek sözlerini bitirdi.

Reis, bundan sonra tekrar Malatya mebusu Nüvit Yetkin'i kürsüye davet etti. Yetkin, Mehmet Hazer'in takriri ile grup olarak alakalı olmadıkla­rını tekrarladıktan sonra, .bu müzakerenin tehiri talebini tekrarlryaçak şunları ilave etti:

nEiz Adnan Menderes, bu hadiselerden mes'uldür, demedik.  Mesul    ol­ması ihtimali vardır, dedik. Fakat bu kanaat ve şüphe içinde Menderes'in mesul olması kadar, olmaması da mümkündür. Bunu deliller ortaya 'gel diği zaman daha iyi tartışabileceğiz.»

Bu arada ayrı sıralarda oturan iki mebusun hatip konuşurken, münaka­şaya giriştikleri görüldü, fakat reisin müdahalesiyle sükinet avdet etti. Nüvit Yetkin kürsüden ayrıldıktan sonra, reis, C.H.P. tarafından verilmiş olan ve müzakerenin talikini talep  eden önergenin, tüzük hükümlerinegöre, toplantının başında verilmesi gerektiğini, bu yapılmadığı için, mec­lisin oyuna sunamıyacağmı bildirdi.

Sıra, Hürriyet Partisi adına konuşan Manisa mebusu Fevzi Lütfi Karaos manoğluna gelmişti. Türkiyede politika hayatının çok hicranlı olduğun­dan, iş başındakiler için en iyi temennileri beslediğinden    bahsederek söze başlıyan Karaosmanoğlu, geçen gün üç vekil hakkında delilsiz tah­kikat açıldığı halde, bugün aynı mahiyette bir mesele hakkında tahkfea ■ ta lüzum olmadığı yolundaki grup karariyle meclise gelinmesinin tezatlı bir manzara arzettiğini söyledi ve dedi ki:

«Grup kararını okuyunca, bu önerge dolayısiyle adı geçen arkadaşların kendi haklarında, kendilerinin tahkikat istememiş olmalarına hayret et­tim.  Bir kere Adnan Menderes'in ve hükümetinin  vatanperverliği    ve~ böyle bir hadisede mürettep olmıyacakları hususu, benim kalbimde taraanıiyle yer etmiş bir keyfiyettir. Fakat ortada birçok dedikodu ve tevatür ler mevcut olduğuna göre, bunları da silmek lazımdır.»

Netice olarak Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, böyle büyük hadisede ihmal, aciz veya mesuliyet olup olmadığını araştırmak gerektiğini tekrarladı ve D.P. Grupuna bu meseleyi [yeniden gözden geçirme fırsatı vermek üzere, bugünkü müzakerenin pazartesiye taliki maksadiyle bir  takrir  hazırla­dığını ilave etti.

Reis d'aha sonra yeniden .Nüvil Yetkin'e söz verdi. C.H.P. sözcüsü, Baş­vekilin «kimden şüphe ediytorlar? Açıkça söylesinler davetine karşı 6i eylül hadiselerinin uzunca bir tahliline girişti Hülasa olarak, btı hadise­nin uzunca bir* hazırlığın neticesi olduğunu, ekipler görülüp, tahrip alet­leri hazırlanmış bulunduğunu, İstanbul ve İzmir'de aynı zamanda başla­dığını nakletti. 26 ağustosta böyle bir ihtimalin mevcudiyeti sezildiğine göre neden önleyici tedbirlere başvurulmadığını tekrar sordu.     «Zabıta neden zor kullanmamış, neden devlet kuvvetleri işlememiştir? Başvekil ve Dahiliye Vekili emir vermişler de zabıta mı bu emirleri yerine getir d&di.

Nüvit Yetkin, Kıbrıs Türktür Cemiyetinden ve diğer cemiyetlerden bazı" gençlerin, validen miting için izin istediklerini, valinin onlara  «bekledi

miz, birkaç saat sonra deşarj olacaktım cevabım verdiğini iddia etti. Kıb­rıs Türktür Cemiyetinin, Başvekilin yardımı ile kurulduğunu, cemiyet üyelerinden bazıları tevkif edildiği halde bazılarının tevkif olunmadığı­nı, Selanik'teki (bomba vak'ası haberini, görüşülen şekilde yaparak 67 eylül hadiselerinin 'tekevvün etmesinde amil olan bir gazetenin sahibinin, tevkif edilmişken birkaç saat zarfında serbest bırakıldığını söyledi.

Malatya Milletvekilinin İstanbul hadiselerinin birtakım malim tafsila­tına girişmesi, meclisteki havayı zaman zaman dalgalandırıyor ve mebus­ların müdahalelerine, reisin ikazlarına yol açıyordu. Birara Başkan Fikri Apaydın, hatibin sözünü .keserek Örfi idare mahkemelerinde müdafaa sadedinde söylenile'bil'ecek sözleri bu kürsüden 'tekrar etmesine ihtiyaç olmadığını hatibe1 hatırlatmış fakat bu yolda kjonuşmağa devam ettiği için yeniden salonda gürültüler ve protestolar başladı. Sükinet avdet edince, Nüvit Yetkin, devlet kuvvetlerinin islememesinden İstanbul'da valiye ait vazifeleri bizzat eline aldığı söylenen Dahiliye Vekilinin mesul olduğunu tekrarladı. Başvekilin, hadise günü, Ankaraya hareket etmaden önce, Londra'da Fatİn Rüştü ile telefonla görüşerek izahat verdiğini iddia etti ve nihayet Başvekilin vak'a gecesi Ankara yolunda iken Sapanca'da aldığı tedbirleri, hareketi sırasında, yani birkaç saat evvel, Haydarpaşa'­da iken neden almadığını sorarak Adnan Menderes'in bu bakımdan mesul olduğunu ileri sürdü.

Bundan sonra, Başvekil kürsüye geldi. Adnan Menderes, meselenin saf­ha safha ink'işaf etmekte1 olduğunu kaydederek, muhalefetin masum bir eda ile müzakeresini açtıkları bu mevzu üzerinde nasıl hazırlıklı bulun­dukları aşikar olduğunu, dört aydır delil diye hazırladıkları şeylerin hep­sini şimdi ortaya dökmüş bulunduklarını söyledi ve dedi ki;

«Bunların içinde hadise ile alakalı olduğumuzu tebeyyün ettirecek, bizi uzak yakın suçlandıracak hiçbir cihetin mevcut olmadığı meydandadır. Bir insanın masum olduğunu ispat etmesi kendisinden istenemez. Bu ne biçim şeydir? Adnan Menderes masum olduğunu ispat için tahkikat açtı­racak, bu tahkikat neticesinde masumiyeti tebeyyün edecek ve milli şe­ref kurtulacak.

Muhterem arkadaşlarım,

Bir Adnan Menderes'i yıkmak için, ihtirasların nasıl milli bir dava hali­ne getirildiği apaşikar ortadadır.

Vaktiyle Topçu İhsan'a, şuna buna tatbik edilmiş olan usullerle, siyasi rakipleri ve Adnan Menderes'i hu yoldan yıkma taktiğini 1956 Türkiy«sinde muvaffakiyetle tatbik etmek asla mümkün değildir. O gecenin sa­bahı çoktan olmuştur. Siz Demokrat Parti ile uğraşamazsınız. 1950 seçim­lerinde yüzde yüz ekseriyetle kazanmış, 954 seçimlerinde gene büyük bir ekseriyetle kazanmış Demokrat Parti hükümetini yıkamazsınız.»

Menderes, tekrar tahkikat mevzuuna döndü, bugüne kadar bir takım ne­ticelerin elbette alınmış olduğunu, ancak nihai safhaya varılmadıkça bun­ların üzerinde tafsilatiyle görüşmenin devlet ve millet menfaatine uygun bulunmadığını, bu noktaya bilhassa dikkat etmek lazımgeldiğini söyledi ve söyle devam etti:

«Bu arada devleti, milleti, memleketi, zabıtayı, herkesi, bu memlekette itimad edilmesi lazımgelen müessese namında ve varsa, devleti devlet yapan ortada ne gibi müesseseler, teşekküller mevcut ise, hepsini birden, bir Adnan Menderes'i yere vurmak için ayaklar altına almanın ne kadar feci bir mana ifade ettiğini Nüvit Yetkin arkadaşıma bir defa daha söyle­mek isterim. Allah, lillaih aşkına kıymayın, bu memlekete yazıktır, gü­nahtır.»

«En büyük, en kuvvetli delil olarak şunu ifade ediyorlar. Diyorlar ki, ha­dise fevri olmamıştır. Hadise, o anda başlamış, o anda bitmiş olan bir ha­dise değildir. Bütün unsurları ile daha Önceden çok geniş tertiplerin, ha­zırlıkların yapılmış olduğunu gösterecek bir sumül ve mahiyet arzetmek tedir.

Hadise nereden başlar? Arkadaşlar, ben adli tahkikata müessir olacak, adli tahkikatı ifşa edecek hususları bir tarafa bırakarak sadece vak'alarm güzeramndan çıkacak manaya göre kısaca bir hülasa yapmak istiyorum.

Hadise evvela; Kıbrıs'ta yapılmış olan tahrikattan, papas Makarios'un tahrikamiz hareketlerinden, propagandalarından, mitinglerinden başla1 mıştır. Hadise maalesef, dostumuz ve müttefikimiz Yunan hükümetinin papas Makarios'un propaganda ve tahrikleriyle neticeler alınabileceğine inanmış olması yüzünden bu gibi hareketlere müsamaha göstermiş olma­sından başlamıştır. Hadise, Yunan gazetelerinin Türk efkarı unrumiyesini son derece şiddetle tahrik edecek neşriyatlarını aylar ve aylardanberi de­vam ettirmiş olmasından başlamıştır. Bunları, haklı veya haksız, müna­kaşa etmiyeceğim, fakat hadisenin asıl sebebi olarak nazarı itibare almak mecburiyetindesiniz. Yunan gazetelerinin son derece tahrikamiz olan bu neşriyatına matbuatımızın bir seneden beri şiddetle mukabele etmesi ve hatta bu hususta milli heyecanı refte refte coşturması hadisesini bu me­selelerle alakalı olmaktan uzak mütalaa edemezsiniz.

Bu mevzuda Kıbrıs Türktür Cemiyeti kuruldu. Kıbrıs Türktür Cemiyeti­nin 'hükümet tarafından teşvik edildiğini ve kurulduğunu arkadaşım söy­lüyor. Yalan.. Kıbrıs Türktür Cemiyetini Halk Partisi kurdurdu. Hükü­metin ve iktidarın bir Kıbrıs Türktür1 Cemiyeti kurulmasını teşvik etmek için herhangi bir ihtiyaç .duymasına akıl ve mantık müsaade etmez. Türkiyede bir takım tahrik edici mitinglerin iktidar tarafından tertip edilmiş olmasına  akli mantık müsaade etmez.

Kıbrıs Türktür Cemiyetiyle haklı olarak memleketimizde de heyecan te­zahürleri yapmak ve başka memleketlerde 'yapılan hareketlerin layık oları cevabını vermek arzusu hissedilmiş olabilir. Hükümet kötü neticelerevarmamak, milletlerarası vaziyetimizde dostlarımız için sadece fayda, sadece kuvvet mentoaı teşkil etmek ve hiç kimseye zarar "getirmemek ga­yesini takihettiği için beynelmilel ihtilatlara sebebiyet verecek, dostlukla­rımızı rencide edecek .her türlü hareketlerden sureti katiyede içtinap et­mek gayreti içinde 'hareket etmiştir. Fakat bizim yalnız memleket için de­ğil, içinde bulunduğumuz camianın menfaatlerinin korunması gavesini takip eden tedbirli, ihtiyatlı hareketlerimizi Halk Partisi ve muhalefet is­tismar etmeğe manen en müsait zaman olarak bu zamanı seçti. Kıbrıs Türktür Cemiyetini kurmakla, mitingler tertip etmekle ve bu mitinglerde Kıbrıs Türktür Cemiyeti vasrtasiyle mütemadiyen, bu iktidar memleketin yüksek menfaatlerini müdafaa ve korumağa kadir değildir, diy.rek ve bunu memlekete yayarak iktidarı itibarsız düşürmeğe gayret _1mek de elbette onların takip edeceği yoldur, elbette onların menfaatlerine da­ha uygundur.

Arkadaşlar,

Kıbrıs Türktür Cemiyeti başında Halk Partisinin iki yerden mebus nam­zedi gösterdiği bir zat mevcuttur. Kıbrıs Türktür Cemiyetinin ve diğer cemiyetlerle olan alakanm, talebe cemiyetleri arasında yapılan tahrika­tın hesabını kendilerinden soracağız. Bütün mitinglerde, bütün miting konuşmalarında, bir sene mütemadiyen haykırdılar: «Bu hükümet aczdir, milli menfaatleri korumuyor, hükümeti asarak milli menfaatleri ko­rumak lazımdır» teranesini bir ufuktan öbür ufka. bütün vatan sat:ma yaymak için hiç bir gayreti esirgemediler. Bu suretle pek şiddetli olan heyecanı azami şekilde kışkırttılar. Onun için ben de Nüvit Yetkin'i it­ham ediyorum. Hadise o gün hazırlanmış, o gün başlamış, o gün bitmiş değildir. Ben de aynen tekrar ediyorum, bütün unsur ve meseleleriyle 67 eylül hadiseleri uzun bir hazırlık neticesidir. Biz bunun, bir teı'ip eseri olduğunu ifade suretiyle, belirtmiş bulunuyoruz. Şimdi deniyor k.: Ekipler ayrı ayrı aynı saatte, İstanbul'un her tarafında görülüyor, sile­rinde aletleri var, harekete geçiyorlar, polis emir almıştır, müdahale et­miyor, ordu emir almıştır, harekete geçmiyor, hatta o kadar ki İzmirde de aynı saatte başlamıştır.

Aklınıza vicdanınıza hitab ediyorum,bu kadar geniş tertibatı nasıl olur da hükümet alır;?

Bütün zabıta kuvvetlerine harekete geçmeyeceksiniz der, bütün faillerin eline aletler tedarik edip verir, İstanbul'un he:r semtinde ekipler tayin eder, bütün evleri numara numara yazdırır? Bütün bunlar] hükümet yapacak, Başvekil yapacak. Dahiliye Vekili yapacak. Sonra da altı bin kişi 'yakala­nacak, bunlarm ifadeleri alınacak. Bunların içinden de bir tek kişi çıkıp hükümeti; manevi şahsiyet olarak veya Başvekili şahsen veya Dahiliye Vekilini şahsen itham altında bulundurabilecek söz söylemiyeeek. Bu, ka­bili tasavvur mudur? Bu ne biçim tertiptir? Kimi aldatıyorlar, kime ya­lan söylüyorlar? Yalan söylerken bu memleketin ve milletin şerefini, hay­siyetini ayaklar altına alıyorlar.

Hadise ile irtibat ve alakamızı milyonda, bir ihtimalle de olsa tesbit etme­ğe imkan bulurlarsa her türlü cezayı kendimize tertibe kendimiz razıyız. Başvekil bundan sonra gençlerin vilayete müracaatı üzerine valinin on­lara «milli deşarj olacak» dediği yolundaki ifadeleri de yalan diye vasıf­landırdı ve hadisenin cereyanı şekline dair izahata geçti. Köprülünün ha­diseden haberimiz vardı, sözlerinin kötü maksatlarla tahrif, edildiğine işa­retle biraz, evvel bir sene sürdüğünden bahsettiği tahrikler neticesi, ger­gin bir hava hasıl olduğunu, nihayet bu safhada 28 ağustos, da Kıbrıs'ta, bir katliam yapılacağı şayiasının ortaya çıkarıldığını, iki memleketi bir­birine düşürmek için uydurulduğuna şüphe bulunmayan bu haber orta­lığa yayıldığı bir sırada Türk heyetinin de müzakereler için Londraya gittiğini, bu heyetin vazifesini kolaylaştırmak ve gerek hükümetin, ge­rek umumi efkarın kendisini desteklediğini    göstermek için 26 ağustosta

Başbakan srfatiyle bilinen nutkunu söylediğini anlattı. Bu nutukta kat­liam şayialarına da temas ettiğini belirtti:

o Irk d aşlarım izm tehlikeye maruz bulunmaları ihtimali karşısında tedbir almamız gerekirdi. Böyle bir meselenin tarafımızdan ciddiyetle ele alına­cağım, böyle bir harekete teşebbüs etmek isteyenler varsa, onları vaktin­de haberdar ederek, böyle katliamı önlemek lazımgelirdi. Halbuki, bu nutku 67 eylül hadiseleri ile bağlayarak bir vesile ve 'fırsat 'olarak kullan­mak isteyen bu muhalefet, o zaman, bu nutku takdir etmekten başka bir şey yapmamıştır, nutukta ifade edilen fikirlerle müşterekiz, demiştir. Yalnız o gün değil, 26 ağustos nutkumun bütün milletçe, memleketçe tu­tulmuş olduğunu bugün tekrarlamak lüzumunu hissetmekteyim. B,u, apa­çık bir hakikattir. Bunlar gelip geçtikten sonra, ne hazin manzaradır ki, lıiç itiraz etmedikleri, itiraz etmek şöyle dursun, vatanperverane olarak konuşmak fırsatını elde ettikleri bu nutuk, bugün, aleyhimizde cürüm vesikası olarak kullanılmak isteniliyor.»

Başvekil, bütün bu seyrin neticesi olarak lam bir sene tahrik edilerek coşturulmuş olan milli heyecanın ağustos sonlarında en had zirvesine ■eriştiğini, katliam şayiaları üzerine mahalli hükümetçe, böyle bir hadise­nin memlekette husule getireceği neticeler gözöiıünde bulundurularak derhal harekete geçildiğini, 26 ağustosta ordudan, icabında, hazır olması ve kuvvet bulundurması istendiğini nakletti ve "biliyorduk, bilmiyorduk meselesi işte budur» dedi. «bilmeseydik, 26 ağustosta ordunun hazır ol­masını, nizam ve intizamı muhafaza için hazırlıklar yapmasını neden is­tedik? Bu, gayet bedihi bir hakikattir. Sinirlerin son derece gergin oldu­ğunu dikkate alan hükümet, katliam şayiaları üzerine, muhtemel netice­leri hesap edip eldeki kuvvetlere müracaat etmiştir. Biz bunu bilivorduk, demek, ne zaman nasıl vamlacaemı, nasıl tertip edileceğini biliyorduk demek, değildir. Sadece böyle bir hadisenin muntazar olduğunu ifade ed'er.»

Adnan Menderes, işin ikinci safhasına geçti. 7 eylül günü, Reisicumhur, Maliye. Dahiliye ve Nafia Vekilleri ile birlikte, et kombinesini ziyaretten sonra. Florvpda bulundukları bir sırada, LondünadakJ Türk hev&t'ni tele­fonla arattıklarını, daha bu irtibat sağlanmadan Önce. İstanbul Valisinin telefonla kendisini aradığını, bir gazete tarafından bomba hadisesinin büyük manşetlerle neşredildiği haberini vererek sinirler esasen cok p=rgin olduğu için muhtemel bazı hadiselere karşı Başvekilin ve Dahiliye Ve­kilinin emirleri nedir diye sorduğunu nakletti ve dedi ki:

«Cumhurreisi, üc vekil arkadaşımız ve Dahiliye Vekilinin yanında ver­diğim emir aynen şudur: "Hini hacette askeri kuvvetlere müracaat etmek zarureti sizce malimdur, thtivac göreceğiniz miktarda; askeri kuvvetlere de müracaat etmek suretiyle bes .kişinin dahi bir. araya toplanmasına sureti katiyede mümanaat edeceksiniz.»

Başvekil olarak daha ne yapacaksınız? Gidip bölüğün basına mı geçeyim? Kaldı ki, düşmanı karsıhyabileeek derecede kuvvetli bir ordumuz İstan­bul ve civarında mevcut iken eibette foövle bir hadisenin zuhur etmesi aklen müsts'b'ad idi. Kaldı ki, o ordu harekete geçmek irin de kuvvetler­den bir miktarı tefrik edilmek suretiyle haberdar edilmişti.

Sonra yüz binler harekete geçti. Bunu hükümet mi tertibetti? Zabıta amirlerine, polis komiserlerine, polis memuruna, jandarmaya, ordu müfettişi­ne, bütün vazifelilere «sakın dokunmayınız» diye biz mi emrettik? Bü­tün bunlar yapıldığı halde   ortada, da en küçük bir delil    mevcut değil.

Dünyada böyle birşeyi hazırlayabilecek, ne bir teşekkül, ne bir insan top­luluğu, ne de bir hükümet mevcuttur. Mızrak çuvala sığmaz. En ufak hadiseler dahi ne suretle yayılır ve intişar eder, malimunuzdur. Böyle mühim bir hadisenin cereyanı sırasında hükümette bulunan bizleri bu nazik mevkide müdafaa eden sadece hulusu niyetimiz ve yüzde yüz mas um iy et imizdir. Sadece, hor veçhile tedbir almakta tekasül göstermemiş olmamızdır.

İşte, «haberiniz vardı, mademki haberiniz vardı niçin mani olmadınız» efsanesinin cevabı budur. Muhalefet için, yıkmak isteyenler için, hiç bir memleket menfaati kaygısı ve endişesine ehemmiyet veırmiyenler için, iş kolaydır. Kürsüye çıkarsınız, dersiniz ki, «hükümet, haberin var mıydı?», «hayır efendim, haberim yoktu» derse, «ne biçim hükümetsin» denecek «haberim vardır» derse1 o halde berabersin, işi beraber tertip ettin, iddia­sı ileri sürülecektir.

Ben de, aynı şekilde sorarım : Koskoca şark isyanı vuku buldu. Bu şark isyanını hükümet mi tertip etti? Asla. Tenzih ederim. Böyle ibirşey ak­lımdan bile geçmez. Fakat o şark isyanı zuhur ettiği zamandaki hükü­mete sormak lazimgelseydi, 'senin böyleıbir isyanın kopacağından habe­rin var mıydı, yok muydu? O hükümet şayet haberim vardı derse, Diyar­bakır1 İstiklal Mahkemesine giderdi. Şayet benim haberim yoktu derse, sen ne biçim hükümetsin diye yine mahkemeye verilirdi.»

Başvekil bundan sonra sözü yeniden 67 eylül hadiselerine intikal ettir­di ve dedi ki:

«Bu muhakkak ki büyük :bir milli felakettir, fakat şurasını nazarı dikka­te almak lazım gelir ki, milli şuur ve vatanperverlik hisleri, en galeyianlı hareket edenleri dahi bir noktada tutmuş bulunuyor. Ya maazallah kan dökülseydi, daha başka türlü hadiseler çıksaydı? Milli felaket, diyor­sunuz, nihayet mala taallik eden bir hadise karşısındayız, bunu tazmin etmekle is bitmiş olun Ya Allah göstermesin, mazide olduğu gibi kan dökme hadiseleri olsaydı? İşte, muhterem arkadaşlarım, 'bugünkü cemi­yetimiz ve tedbirlerimiz bu hadisenin böyle kötü cereyanlar almasına tamamiyle mani olmuş bulunuyor.»

Menderes, bundan sonra, polisin hadiseye seyirci kaldığı iddialarım red­detti. Polisin hadiseye müdahale ettiğini1, bin, binbeş'yüz kişilik kadrosiyle altibin kişiyi tevkif ettiğini belirtti. Ordunun da harekete geçtiğini, böylece de tahribatın çok daha vasi bir mahiyet alması ihtimalini önledi­ğini ifade elfcti ve bu arada dedi ki:

"Fakat misline ender tesadüf edilen ve bütün bir milletin hissiyatı halin­de tahrik edilerek şiddeti azamiye varan bir heyecan karsısında yüztıinler 'bir anda harekete geçmiş olursa, dostun düşmanın, suçlunun suçsuzun kim olduğu malim olmayan bir hemgamede, zabıta kuvvetlerinin onun karsısında silah kullanmaları, belki işte o zaman asıl milli felakete seben olabilirdi. Silahı kime karsı kullanacaksınız? Türk ordusu eline ve­rilen silahlan kullanmakta ne kadar kahraman, ne kadar emsalsiz bir kuvvet olduğunu daima ispat etmiştir. Türk ordusu karşıdan gelen düşmanla mücadele eder. Fakat misli görülmemiş milli bir heyecanın orta­ya çıkarmış olduğu misilsiz bir hengame, bir mahşeri kaynaşma içinde acaba Türk ordusu karsısında cephe olarak, düşman cephesi olarak han­gi istikamete silahını tevcih etmiş olurdu arkadaşlar?

Şurası da benim tarafımdan ifade edilmek lazımgelir: Polis kuvvetleri elbeite milli heyecanın tesiri altında kalmışlardır. Elbette, polis kuvvet­leri de, bu memleketin evladı olan askeri kuvvetlerimiz mensupları da bu cemiyet içinde yasamakta olmaları dola'yısiyle tahassüs ve heyecan dalgalarının vicdanlarında akislerini taşımaktadırlar. Kaldı ki hadise o dersçe şümullü şekilde cereyan etmiştir ki, 52 yerde birden aynı zaman­da yangın çıkmıştır. Yüzbinler harekettedir. Hangi zafcıta kuvvetiyle, ne­rede, ne zaman, nasıl burslara karş koyacağız? Bu derece azametli bir hadisenin cereyan edebileceğini 'bu memlekette tahmin eden var mıydı?

Kısaca bir defa daha nazarlarınız önünde tecessüm ettireyim: 52 yerde birden yangın çıkıyor, İstanbul'un her tarafında yüzbinler harekettedir.

Bu arada' konsoloshaneleri, patrikhaneyi, yani hadise çıkması muhtemel olup da her türlü hadiselere karsı masun bulundurulması lazlmgelen yüz­lerce noktayı elinizdeki polis kuvveti ile karsılıyacaksımz. Bu polis kuv­veti bir senedenberi gazeteleri okumaktadır. Bir seneden beri Kıbrıs ha­disesini bir Türkün milli heyecanı ile takibetmektedir. Bir senedenberi İstanbul'un göbeğinde yaşamakta ve bir senedenberi miting yapmak için çırpman yaşlılarla, gençlerle aynı vicdanı taşıyan insanlardır. Silah ki­me çevrilecek? Böyle bir sebeple yüzbinlerin harekete geçtiği hengame­de, 10001500 kişilik polis kuvve'ti neden .ortalığı tarumar etmedi, denme­si gibi bir abes iddia ile karsımıza gelinmesi ve bu iddianın aynı zaman, da bizim tecrimimize sebep olarak kullanılması tamamiyle haksızdır, in­safsız olarak yapılmış iftiradan ibarettir. Sarih olarak adama sorarlar. Derler ki, «Sen şu emri verindin mi? Sen su hareketi yaptın mı? Vuku bulduğu takdirde, sabit oldu&u takdirde en ağır suçlara maruz kalınması mukadder olan bir suçu istidlal tariki dle ispat etmiş olmak gibi bir veh­me kapılmak katiyen doğr.u değildir. Neyi ispat ediyorlar? Bütün bu de­lil diye getirdikleri abes şikayetlerden ibarettir.»

Adnan Menderes, daha sonra, D. P. 'grupunda şu veya bu yolda kararlar alınmış olması hakkında C.H.P. hatiplerinin ileri sürdükleri mütalaala­ra temasla, bu mütalaaların yersiz olduğunu, herkesin kendi evindeki iş­lerden kendisi mesul bulur)duöun.u söyledi. Aitkarada vaktiyle Millet Mec­lisi Önüne kadar uzamak istidadı gösteren güırültülü bir tezahürat hare­keti ile alakalı olarak o zamanki Dahiliye Vekili Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu'nun, önleyici tedbirler alınırken, «ben kimsenin 'burnunu kanatmam» dediğini nakletti.

«Bu ifadeyi şayanı hürmet telakki ederim. Fakat yüzbinler harekete geç­tiği zaman ne suretle tedbir almak gerektiği sualini de cevaplandırmalar rı lazımgeldiğini (hatırlatırının diye ilave etti ve şöyle devam etti:

«Söz söylemek kolayıdır. Fakat hadisenin içinde bulunmak, tedbir almak ve muktezasını tayin etmek mevkiinde olmak: büsbütün başka bir iştir.

Simdi c"k savanı teessüf olan cihet birbirimizi kötülemek için, memle­keti kötülemek yoluna sapmış olmamızdır. Ben burada şimdi Türk efka­rı umumiyesime ve bütün cihana şunu söylemek istiyorum: Burada konuşulanlar, kendi aramızda parti mücadelelerinin tahrik ettiği bir takım tartışmalardan, bir takım parti tecellilerinden, siyaset taktiklerinden, si­yaset oyunlarından ibarettir. Yoksa burada konuşulanların hakikatlarla derecesi irtibatı çok azdır. Çünkü o takdirde Türk milletinin bir kısmını temsil eden muhalefetin bizzat Türk milletinin aleyhinde iftiralar yap­makta olduğu neticesine varmak lazımgelir.»

Sözün bu noktasında Malatya mebusu Nüvit Yetkin'in, bu meselede Ad­nan Menderes'in bahis mevzuu olduğunu ileri sürerek müdahale etmesi üzerine, Başvekil alkışlar arasında sözlerini şöyle bitirdi :

Muhterem arkadaşlar,

Adnan Menderes, eğer yalnız Adnan Menderes olsaydı, Adnan Menderes eğer Başvekil olmamış bulunsaydı, eğer Adnan Menderes hükümet reisi olarak Türk hükümetini temsil etmiyor olsaydı, Adnan Menderes şimdi «açın 'tahkikatı bakayım nasıl haibü hasır olacaksınız» derdi ve hissiya­tının icabına göre hareket ederdi. Fakat ben, bugün sadece bir Adnan Menderes cteğilim ve size beklediğiniz fırsatı katiyen vermiyeceğim.»

Müteakiben reis tekrar Nüvit Yetkin'e söz verdi. C.H.P. sözcüsü, ilk gö­rüşlerini tekrarladı. Muhalefetin iktidara hücum için fırsat gözlediği it­hamını reddetti. Başvekilin 26 ağustos konuşmasının 67 eylül hadiselerin­de amil olduğu yolunda birşey söylemediğini, bomba haberi d ol ayı siyle, radyo ve gazete neşriyatından bahsettiğini belirtti. Kıbrıs Türktür Cemi , yetiniri bir fesat yuvası olmadığını, Başvekilin bu cemiyeti korumasını bir itham sebebi olarak Ön'e sürmediğini, esasen bu cemiyeti C.H.P. nin teşkil etmediğini, kurucuları malim bulunduğunu söyledikten sonra hükümetin mesuliyetini ne yolda anladıklarını belirtmek için evvelce vermiş olduğu takriri okudu. Eski Dahiliye Vekilinin ve Başvekilin mesul bulunduğunu, mahallinde iken gereken tedbirleri tam olarak almadıklarını, ihmal bahis mevzuu olduğunu, polisin ve ordunun yalnız yağmayı önlemek için hare­kete geçtiğini, daha evvelki hareketsizliğin milli heyecanla izah edilemiyeeeğini tekrar ileri sürdü.

Nüvit Yetkin'i müteakip Hürriyet Partisi Meclis Grupu adına konuşan Ma­nisa mebusu Muammer Alakant, 67 eylül hadiseleri sırasında hükümetin ve İstanbul Valisinin vazifelerinde ihmal gösterdiklerini, zabıta ve ondu. kuvvetlerinin hadiseler1 karşısında hareketsiz kaldıklarını, o zamanki Baş­vekil yardımcısının bu hadiseler hakkında Mecliste verdiği beyanatta, vu­kuu beklenen olaylardan hükümetin daha öneed'en haberdar olduğunu söy­lemesinin ıbu ihmalin zımnen itirafı sayılacağını ileri sürdü ve hadisede mesullerin tamamivle ortaya çıkarılması için, Başvekil ve eski Dahiliye Vekili Di". Namık Gedik hakkında açılması istenen Meclis tahkikatı takri­rine kendilerinin de iştirak ettiklerini bildirdi.

Daha sonra Sinop mebusu Muhit Tümerkan (CELP.) 67 eylül hadiseleri sırasında polis ve askeri birliklerin hareketsiz kaldıklarını, bu durumun ise bilhassa dışarıda memleketimiz aleyhine bir hava yaratmış olduğunu, Strasburg'daki Avrupa konseyinde Yunanlı delegelerin, malim hadiseyi istismar ettiklerini ve Türk hükümetinin 67 eylül hadiselerini örtbas et­mek yoluna gittiği hakkında bir eerevıan yaratmaya uğraştıklarını ifade ederek, aleyhimizdeki1 bu havanın dağıtılması için, Meclis tahkikatının açılması lazımgeldiği iddiasını tekrarladı. Sinop mebusunun bilhassa Avrupa konseyi ile alakalı sözleri şiddetli itirazları mucip olmakta" idi.

Muhit Tüm erk an d an sonra, kürsüye gelen Konya mebusu Fahri. Ağaoğlu (D.P.), basit, haksız ve usulsüz bir takrir üzerinde müzakereler yapıldığını, üç muhalefet partisinin haksız iddialar üzerinde birleştiğini, üç Vekil hak­kında açılmasına karar verilen Meclis tahkikatı ile şimdi mevzuubahis edi­len meselenin hiç bir alakası bulunmadığını belirttikten sonra, Prof. Fuad Köprülü'nün sözierinin yanlış tefsir edildiğini beyan ve Köprülü'nün söy­lediği cümlenin ne manaya geldiğini izah etti. Bunu takiben de, bir ihtimal üzerine Meclis tahkikatının açılamıyacağmı, Meclis tahkikatının istenebilmesi için hükümetin umumi siyasetinden veya Vekillerin ifa ve icrasına mecbur oldukları vazifelerden mütevellit cezai veya mali mesuliyeti müstelzim ef alin vukua gelmesi icabettiğini söyledi. Gerek Başvekilin, gerek­se eski Dahiliye Vekilinin hadisede hiç bir hata ve ihmalleri görülmediğine göre bir1 tah.iki.ksta gidilmesine lüzum basıl olmadığını sözlerine ilave etti

Fahri Ağaoğlu'nun konuşmasını müteakip Başkan, verilmiş olan kifayet takririni 'reye sunacağını söyledi. Takririn aleyhinde konuşan Kocaeli me­busu Ekrem Alican (Hür. P.), Fahri Ağaoğlu'nun. zabıttaki konuşmaları yanlış aksettirdiğini ileri sürerek hiç olmazsa: bu hususun açıklanması için kifayet takririnin kabul edilmemesini ve aynı mevzuda kendisinin 'konu­şacağını beyan etti. Reye sunulan kifayet takriri kabul olundu.

Başkan Fileri Apaydın, bu mesele ile alakalı olarak siyasi partiler grupu kararlarının hükümsüz addedilmesini isteyen ve Malatya mebusu Nüvit Yetkin tarafından verilen takriri, Meclis dahili nizamnamesine uygun al­madığı için reye arzetmege lüzum görmediğini söyledi. Kars mebusu Sim Atalay'ın, söz hakkı mahfuz kalmak şartiyle, müzakere 'kifayetinin reye konmasını isteyen takririni de, Meclis tarafından şarta muallak bir mu'amele yapılamıyacağı için reye feoymıyacağını belirtti ve son olarak, müza­kere mevzuu bulunan Kars mebusu Mehmet Hazar'ın 67 eylül hadiseleri nakkmda Başvekil ve eski Dahiliye Vekili hakkında Meclis tahkikatı açıl­masını isteyen takririni reye arzetti. Takririn ekseriyetle reddedilmesini mütekaip de, saat 19 da celseyi 'kapadı.

Büyük Millet. Meclisi, pazartesi günü saat 15 te toplanacaktır.

Bağdat Paktı Konseyi Ekonomik Komitesinin tebliği: 18 Ocak 1956

Ankara :

Bağdat Paktı konseyi ekonomik komitesinin Bağdat'ta yaptığı ilk içtimai­nin sonunda yayınlanan resmi tebliğin metni aşağıdadır :

Bağdat Paktı iktisadi komitesi, ilk içtimaını 10 ve 11 Ocak 1956 tarihin­
de Bağdat'ta yapmıştır. İran delegesi Abdül Hasan Ebtehaj reis seçilmiş­
tir.

Heyet .başkanları içtimain açılışı münasebetiyle söyledikleri nutuklar­
da, Bağdat Paktının iktisadi cephesine hükümetlerinin atfettikleri hayati
ehemmiyeti belirtmişlerdir.

MeeHs grupları

Yaz^.n:Prof. Dr. Yavuz Abadan

1/I/195S tarihli    (Yeni    tstsivbul)

Son haftalarda Demokrat Parti Meclis Grupunun, dinamik bir silkinişle, ken­di hükümetini murakabe hatta ıskat görevini .benimsemesi, Meclis ile Parti Grupları arasındaki münasebetlerin, kesin çizgilerle tanzimi hususumu, gü­nün en cok üzerinde durulan konusu haline .getirdi. Gerçekten Anayasamı­zın yedinci maddesi, Hükim&tİ, her za­man murakabe ve ıskat yetkisini Bü­yük Millet Meclisine tanımakta, diğer yandan İsıa, iç tüzüğün 157 nci madde­si, Başvekil ve Vekiller hakkında isti­zah takririnin, Meclis Başkanına, veri­leceğini tasrih etmektedir.

Halbuki önce Üçüncü Adnan Menderes Hükümetinin Ekonomi ve Ticaret Ba­kanına tevcih edilip, sonradan umuma teşmil edilen istİ2ah takriri D. P. Grup Başkanlığına verilmiş ve neticede bü­tün vekiller istifaya meebur edilmiştir. Aynı suretle üc eski vekil haikkmda tahkikat açılmasına dair karar da, önce Gruptan geçirilmek suretiyle Mec­lise intikal etm iştir. D.P. Meclis Gru­punun, Hükümeti üzerindeki vasıta7 sız murakabesini böylece devanı ettir­mek kararında olduğu da, bütün ema­relerden anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, Meclis murakabesinin Anayasaca tesbit edilen hukuki gekli ile iiili işleyişi arasındaki farkın, git­tikçe büyüme tehlikesi doğmaktadır. Memleketimizde Hükümet, tek parti çoğunluğuna dayandığı müdldetas, bu usil, Meclisin yetkilerini iktidar " par­tisi grupunun kullanması neticesine' müncer olacak, bu hal ise, muhalefeti parlamentoda tamamen tesirsiz ve rol"«süz bırakacaktır.

Muhalefeti, kukuki değilse de fiili bakjmdan, parlamentoda murakabe gö­revinden mahrum bırakan bir rejime^ hakiki manasiyle demokrasi vasfı ve­rilemez, Demokrasi, azınlığı dinlemek Ve meseleleri enine derinliğine müna­kaşa etmek şartiyle, çoğunluk kanaati­nin hakimiyetine cevaz verir. Çoğunlu­ğun hakimiyeti prensibi, asla çoğun­luğun istibdadı manasına gelemez.

Bütün bu mülahazalara binaen parti ■gruplarının faaliyetlerini ve Meclis ile münasebetlerini, Anayasa ve iç tüzüğe konacak yeni hükümlerle hukuki esas­lara bağlamak lazımdır. Ancak "bunun yapılması, milli bünyemiz kökleşme temayülü gösteren parti sistemleri gözönünde tutulmak suretiyle, esaslı ve ilmi bii hazırlığa ihtiyaç göstcrmeSctedir. Bu sebeple bahsi geoen ayarlama­nın, Anayasada yapılması düşünülen değişiklikle birlikte mütalaa edilme­sinde Sıem zaruret, hem de fayda var­dır.

Ancak o zamana kadar Meclis Grupla­rının, kendi içlerine ■büsbütün kapan­malarına seyirci kalmamak da lazımdır. Bu konuda müessir karar alma va­zifesi, basta Mecliste busun de ezici çoğunluğu temsil eden Demokrat Parti Grupuna düşer. D.P. Grupu, partinin ana prensiplerine, hayati menfaatlerine zarar vermiyeeek hususlarda, üyeleri­nin Mecliste serbestçe harekeilerinL■bir prensip meselesi olarak kaiariaştirabilir. Partiierüstü memleket mesele­leri hakkında, Önceden Grupundlaca ka­rar  alıma usilünü terkedebilir.

Hele Hükümetin mür ak abesine, diğer pertileri teşrik etmenin, çok kolay bir" usilü vardır. İç tüzüğün 157 nci mad­desi her hangi bir mebus Meclis Reislisine "verilecek bir istizah takririnin imlzakeresiz işari reyle ka.rara     bağlanacağım'   açıklamaktadır.

Bundan sonra "bu usile sıkı sıkıya bağJı &alınd]«ı. Hükümetin mÜrakaibasinde en tesirli bir vasıta olan istizah mües­sesesi, parlamentoda temsil edilen bü­tün partilerin İşbirliğiyle maksada en uyigun bir şekilde işlemeye baflar. Bu ve bursa benzer tedbirlerin alınması için. Anayasada ■değişikleğe ihtiyaç yoktur. Partilerarası münasebetler toakimmdan demokratik müsamaha duy.gusu, iyi niyet ve siyasi basiret, ibütün aksaklıkları fiilsn ortadan kaldırmaya .kafidir.

1955 1956

Yazan: A. Ş. Esme? 1/1/1956 tarihli (Ulus) tan:

Yılbaşları hesaplaşma günleridir. Yılın "başımdan sonuna kadar geçen Üç yüz altmış beş gün içinde milletlerarası jbünaseb^tlerdeki gelişme insanlığa "harbe mi, yoksa sulha mı yanaştırdı? Bir ■defa harb ve sulhtan 'bahsediş rken, he­nüz sulhun kurulmadığını daha doğru­su bansın düzenlenemedi ^ini hatırla­mak; yerinde olur. 1947 yılı baslarında "İtalya ve küçük düşman devletlerle barış imzalanmıştır. Fakat taçlıca iki düş .manla,"1 Almanya ve Japonya ile "barış askıda kaldı.

Batılılar Janonya ile 1951 yılında olmuşlarsa ela Eusya hv, .sulha katıl­mamıştır. Almanva ise iki bölgeye sy■3ilmiştır: Batı Almanya Ü12 pecici bir ■sulhu Batılılar iimzalamolardır, I>ogu Almanya ile .geçici sulhu ise Eusya aık■dei.miştı. Fakat Birleşmiş Almanya ile nihai sulh askıdadır. Aradan on yıl peetiği halde bu    su'.h    aktedilmemiş

Tarih boyıtnca sulhun akd'ini ıreciktixen sebepler galiuler'e maşlipiaı arasmda aniasmava varılamaması idi.Bu ■defa sulhu, geciktiren amil, fialinl'erin i.  aralarındaki   aolasmazliiklard*.

Batılılar İkinci Harb sonu dünyasına bir reşit düzen vermek istiyorlar. Eus­ya ba?ka bir çeşit nizamda kurulması­na uğraşıyor.

Bu anlaşmazlık İkinci Dünya Harbi­nin sıcak harbinden sonra, soğuk harbi doğurmuştur. 1955 yüı zarfında soğuk iıarbe son vermek, ve hiç olmazsa, so­ğuk harbin sıcak harbe intikalini Önlcrnek için her iki taraf da teşebbüsa geçmiştir. Bu maksadladır ki., hazrranda en yüksek kademeli ve ekimde de Bakan kademeli konferanslar Cenevre<fc toplanmıştır. Fakat "bu teşebbüsler bir netice vermemiştir. Soğuk harb bakımından 1955 yılının babında du­rum ne ise 1955 yılının sonunda da odur, hatta harb biraz daha şiddetlen­miştir.

Türkiyenin diş münasebetleri ise yıl içinde karışmıştır. 1955 yılı başında Türkiye Bağdat paktının müteşebbisi olarak ortaya atılmıştı.

Bu teşşbüse :gcçenken, Türkiyenin Orta doğu paktı çerçevesi içinde bütün İArap memlekttl orini toplıy ab ileceğini umduğu anlaşılıyor. Fakat teşebbüs gerçekeşmem iş, eksik kalmıştır. Bu­na 'rağmEiı Bağdat Paktı imzalanmış ve yıl içinde İngiltere, Pakistan ve İran da pakta kattl'mişlardır. Fakat Bağdat paktından umulan netice elde edilememiştir.

Öte yandan Kıbrıs meselesi dallanıp budaklanarak, Nalo'yu ve Balkan Pak­tını da sarsmıştır. Kılbrıs anlaşmazlığı­nın doğurduğu 67 eylül hadiseleri, Yunanistan İe Türkiye arasında mü­nasebetleri ziyadesiyle gerginleştiiüiği gibi, Türkiye'nin batıdaki itibarmı da rencide etmiştir.

İktisadi durumun ağırlaşması, dış borç­ların Ödenmemesi gibi amiller dte Tür­kiyenin di? münasebetlerinde tepkile­rini  gösterimekten geri     kalmamıştır.Bundan başka Türkiy.ede demokratik rejimin i.ı:'hlikede bulunduğu hakkında Batı gazetelerinde hayli neşriyat ya­pılmıştır. Hİilasa Türkiyenin dış mü­nasebetleri bakımından 1955 hayırl: bir 71I olmamıştır ye yıl çıkarken de dış münasebetlerimiz iyi bir satha içiıı, üz .görülmüyor.

 Her şeye rağmen dünya 'barısının teh­likede olduğu söylenemez. Sıcak harb ihtimali on yıldan, .beri bugünkü ka­dar uzakla sınamıştır. Fakat sıcak har­bin uzaklaşmasına sebep, muarızlar arasmdaki anlaşmazlıkların 'kalkması ve hatta azalması değil, atom ve hidro­jen 'bombalarının keşli ile harb tiakniğinde meydana gelen inkılabın silahlı ıbir çatışmayı bütün savaşan devletler iğin intihar haline getirmesidir. Dün­yanın en korkunç silahı bansın en önemli koruyucusu olmuştur. Devletler anlamışlardır ki, gelecek harbin .galibi olamaz. Harb çıkarsa, her iki taraf da yok olacaktır.

İşte bu anlayıştır ki, sıcak harbi uzaklastırmıştır. 1955 yılından çıkarak, 1956 yılının eşiğine .basarken, hulasa olarak söylenebilecek şudur: Soğuk harb şid­detlenmiş ve daha da şiddetlenmek is­tidadında ise de sıcak harb uzaklaşmış­tır.

Aydınlığın zaferi

3/1/1956 tarihli  (Zafetf)   den:

Eski Ekonomi ve Ticaret Vekili Sıtkı Yircalı, eski Maliye Vekili Hasan Polatkan, eski Devlet Vekili ve Hariciye Vekaleti Vekili Fatin Süstü Zorlu hak­larında, Meclis tahkikatı açılması malksadiyle, Demokrat Parti Meclis Grupu Başkanı Antalya Mebusu Dok­tor Burhanettin Onat'ın Gruna izafe­ten ve Elazığ Mebusu Selahattin Toker'in şahsen vermiş oldukları takrir­ler dün Büyük Millet Meclisinde müza­kerelere mevzu olmuştur.

Vıskiüerin müdafaalarını, takrir sahip­lerinin beyanlarını ve muhalefet grup­ları adına yapılan konuşmaların taf­silatını diğer sütunlarımızda aynen bulacaksınız. Bunları teker teker oku­mak ve dün Mecliste cereyan eden mü­zakereler hakkında fikir sahibi olnııya çalışmak (kanaatimizce her vatanper­ver Türk için tasavvur olunacak vazi­felerin en büyüğüdür. Çünkü bu mü­zakereler, şimdiye kadar olanlardan hiç biriyle kıyas 'kabul etmiyecek bir şekilde, muhalefletin sinir haleti rulhiyesi, bozguncu ■karakteri, 'berraklıktan kaçan anlayışı hakkında tam bir verecek seklide cereyan etmiştir..

Muhalifler, prjsnsip itibariyle, bazı maddelerin rfihalindeki zorluklar, ba­zı maddelerde 'görülen darlıklar ve döviz 't alis isler inde bitaraflığın ihmal edilmiş olması .gibi mevzulardan ötü­rü, üc eski Vekilimiz hakkında tahkifcat açılması talebini kabul etmemiş­lerdir. Millet Partisini temsilen konu­şan Bölükbaşı, evvela tahkikat açıl­ması için elde kafi delil olmadığından. dolayısiyie Vekiller hakkında tahkikat açılmasının yerinde görülemiyeceğinden .bahsetmiş, bununla beraber sözle­rini, açılacak tahkikatın üçüncü Men­deres kabinesine teşmil ed.il meşinin lazım geldiğini söyleyerek ve düştüğü garip tezadın adeta farkında olmıyarak 'bitirmiştir.

Hürriyet Partisi adlına konuşan Çelikbaş, aynı eda illa konuşmuş, Vekiller hakkında bir tahkikat açılmaktansa>. ,bu tahkikatın eski kabineye teşmil edilmesi fikrini müdafa etmiştir. Halk Partisi adına konuşan hatip ise, sözle­rine, tahkikat talebini hayretle karşı­ladığını söyleyerek .başlamıştır.

Aylardan beri muhalefet matbuatını takip edenler, ithalatta yolsuzluklar olduğu, bazı maddelerin darlığının dö­viz t ah s işlerindeki maksatlı hareket­lere bağlanmasının mümkün olduğu, şeklindeki yazılarla doludur. Demok­rat Parti iktidarı, müfuz ticareti ya­panlara göz yummakla, bunları himaye etmıekle İtham edilmektedir. İşte,, açılmak istenen tahkikat madde mad­de bu hususların açığa çıkarılması ve aydınlığa tutulması neticesini verecek­tir. İş buraya .gelince 'muhaleietimizduraklıyor. Açıklık istemiyor, aydlnhkistemiyor... İstiyor ki, her şley, (bugün olduğu gibi kulak gazetesinin fisılitıları halinde devam etsin. Kendi emel­lerine hizmet eden ve .bütün işleri, ha­kikatleri tahrif ederek muhalefete sah­te bir prestij (temin etmekten ibaret olan bazı gazetelerin telmihli yazıları­na münhasır kalsın... Demokrat Par­tinin saflarında ve iktidar hizmetindevazife alanlar, ağır töhmetler aLtındakendilerini kurt aramasınlar, eski Ti­caret Vekili ibir dalavereci, eski bir Maliye Vekili yakınlarına menfaatle tamlin ei.en bir düzenbaz, eski Devlet Vekili döviz 'komisyonculuğu      yapan bir mürteşi olarak iğnelensin dursun ve Demokrat Parti, milletin kaderini alinde tutan, milletin itimadını üzeriinde topliyan koskoca Demokrat Par­ti, bu yükün ağırlığı altında ezilsin, bit­sin, dize gelsin... Ve binnetice iktidarı onlara teslim etsin...

Büyük Millet Meclisinin ekseriyet grupu politika ahlak ve samimiyetiyle olduğu 'kadar vatanperverlik duygusiyIe alakası olmıyan bu karanlık emel­lere alet olmamıştır. Muhalefetin, rağmina, kendi Vekilleri hakkında Mec­lis tahkikatı açılmasına karar vermiş­tir. Mahalle dedikoduları, kahve söy­lentileri, kulak fısıltıları burada bit­miştir. Artık yapılacak bir tahkikat vardır. Açık bir tahkikat... Milletin, Meclisin, gözü Önünde cereyan edecek bir tahkikat... Şimdi, muhalefete dü­şen .vazife, aylardan beri işlediklerinin söylediklerinin, telmih ettiklerinin, bü­tün delillerini, vesikalarını bu tahkika­ta memur edilmiş olan heyete intikal ettirmektir. Mi'Jct bunu bekliyor. Hay­siyetleri rencidıs edilmiş ve kendileri devamlı bir töhmet altında bulunduru­larak aylardan beri azap içinde yasa. tılmiş olan eski Vekiller bunu bekli­yor.

Bizce bu tahkikatın neticesi, sade eski üç VekıUİn icraatı hakkında bir fikir verecek, sade onları mesuliyete veya beraete götürecek değildir. Bu tahkikat asıl, Demokrat Parti karsısında saf tutmuş olan muhalefetin mahiyeti hakkında (milletin 'bir hüküm vermesi­ne yardımcı olacaktır.

Ve bu tahkikat her şeyden çok bu mu­halefetin ahlakı fikir namusu, memle­ket işlerindeki tutumu, yalancılığı ve­ya hakikatperestliği hakkında milletin şaşmaz bir ölçü elde etmesine yardım­cı olacaktır. Biz, Büyük Millet Mecli­sinin Vekiller hakkında bir tahkikat açılması kararını, hakikatin bir zaferi aydınlıktan, berraklıktan gocunan ka­ranlığı, iphamı gölgeyi arayan, muha­lefetin kat'i bir hezimeti olarak müta­laa ve kabul ediyoruz.

Haysiyet Divanı kararlan 3/I/İ95G tarihli (Zafer) den:

Demokrat Parti Haysiyet Divanının, son günlerde bazı mebuslar hakkında vermiş olduğu partiden ihraç kararla­rı, 'muhalefetin elinde yeni "bir dediko­du konusu teşfeil etmekte devam edi­yor. Muhalefetin bu kararları isabet­siz ve zalimane göstermek, parti için­deki fikir serbestisine, tenkid ve te­şebbüs kabiliyetlerine karşı alınmış bir mani tedbir halinde tasvir etmişi: yolundaki gayretleri sonsuzdur. Öyle ki, sade bu kararlar ele alınmak sure­tiyle, kendi içinde fikir ve tenkid hür­riyetine hürmetkar olmıyan Demokrat Parti, memleket idaresinde fikir ve ne­şir hürriyetinin ,serbest tenikidin ta­raftarı olabilir mi? kabilinden sualler­le umumi efkarda menfi kanaatlerin husulüne çalışılmakladır.

Muhalefet partileri ve onları destekli yen gazeteler. Demokrat Partiden ih­raç edilmeyi sav günlerin en ziyade revaç gören bir metaı haline getirmek istemektedirler. İhraç olunanlar etra­fındaki metifokar edebiyat ve onları umumi .efkara teker  teker ve bireır kahraman hüviyetiyle takdim etme gayretleri bu arzunun en açık delili­dir. Hürriyet kahramanları, vicdanları­nın sissini dinleyenler, iradelerini hiç bir tesir ve nüfuza kaptırmadan hare­ket :0den salabetli karakter sahipleri, partiden ayrılmalariyle seçim, bölgele­rinde çöküntülere ve buhranlara sterbep olacaklar, (hep bu ihraç edilenler arasında bulunmaktadır. Sanki De­mokrat Parti yüksek kademesi. Parti Grupu mensupları arasında, şu yukarı­da zikredilen evsafa göre Ibir tasnif ya­pıyor ve haysiyet Divanı ise, bu tasnif sırasına göre, sorgusuz, sualsiz, mesnedsİ2, delilsiz bir takım ihraç karar­ları veriyor. 'Bu kararlar Gru^ içinde­ki canlılığı, tabii ve zaruri olan mura­kabeyi imkansız bir hale getirmekten ibaret olan bir gayenin tahakkukunu, temin ediyorlar.

Bir muhalefet yasarı bu hali aynıem şu satırlarla tasvir ediyor: «Demokrat Parti Umumi Merkezi ve hükümeti için parti disiplinini bozmak,  ta eski zamanlardaki tedhişi ezhan gibi keyfe ve şahsi takdire bağlı bir mahiyet al­mıştır. Çünkü, bu zihniyet kendi dışın­da «makul bir muhalefet» kendi için­de »makul bir murakabe» giüi muhale, fet ve murakabeyi «fincancı ■katırları­nı ■ürkütmeyici, hükümeti ve umumi merkezi, yani hakimiyet oligarşisini rahatsız i=fcmeyici bir pestliöe düşüre­cek ölçüler icad etmiştir.»

Anlaşılıyor ya, bütün ihraçların, he­defi, tektir. Muhalefet her ihraçta bir fincancı katırmm ürkütülmüş olması­nı SEibep olarak görüyor. Onun iyin hakikaten bir parti disiplini' meselesi, hatta bir partilinin, kendi hareketi ve beyaıılariyli [kendisini parti dışında hissettiğini açıkça ifade etmesi gibi bir sebep tasavvur olunamaz. Hep Haysi­yet Divanı haksızdır. Hep parti idaresi zalimdir ve hep ilıraC edilenler masum­dur, 'kahramandır, hep hakiki murakıp­lar onlardır.

Bunu böyle söylemek, söylemek, söy­lemek ve durmadan söylemek lazımdır. Ta ki. Demokrat Parti içinde, yapılan­ların haksızlık vs zulüm olduğu ka­naati hasıl olsun, bu kanaat vicdan­larda öylesine yer etsin ki. bu parti bir daha kendi kendisini tasfiye kudretini dahi kendisinde bulamasın vs bir anar­şi manzarası içinde siyasit sahnesin­den çekilip .gitsin ...Yer boşalsm ve Halk Partisi yeniden iktidara gelsin...

Muhalefetin bu çeşit neşriyatının he­defi. Demokrat Partililerdir. İstenilen onların vicdanlarında, tereddüt rüsupları 'biriktirmektir ve ruhlarında bir emniyetsizlik     duygusu    y aratmak tır,

Demokrat Partinin s a «lam bir siyasi şuura sahip olan mensupları ibu oyuna düşmek gafletinde bulunmıyac aklar­dır. Muhaliflerimizin bundan emin ol­malarını isteriz. Buıgün mürakebe Ve tenkidds, hiçbir hudut tanımamak fik­rini müdafaa eden kalemlerle dillerin, Vatan gazetesine yazdı? masum bir makale yüzünden Halk Partisinden iıhraç edildiği zaman. Adnan Menderes için aynı ölcülısri. aynı mantıki, aynı dili, aynı edebiyatı kullanmış oldukla­rını samimiyetsizliklerine ve maksatsızlııklarına bir delil olarak burada ha­tırlatmakla  iktifa ederiz.

Haklı ve yerinde tenkitler 5/I/İ958 tarihli (Yenrssbaiı) dan:

Bütçe komisyonundaki konulmalar, bu sene pek canlı ye 'heyecanlı olmak yo­lunu tutmuş bulunuyor. Misela Basın ve Yayın Umum Müdürlüğünün büt­çesi müazekere edilirken basın hürri­yeti hakkında sarfedilen sözler, fikir ve yazı hürriyetinin icaplarını tama­men yerine getirmek için. alınacak ted­birlerin nelerden, ibaret olduğunu p.&k iyi tahlil etmiştir. Muvakkat olduğu aşikar olan örfi idarenin tatbik ettiği kararlar hakkındaki düşünceler üze­rinde pek fazla durmamağa lüzum yok­sa da sürekli basın rejimimiz haKkındaki mütalaalar, 'hükümet tarafından dikkatle incelenmeğe ve nazarı itibara allamağa deŞer. Resmi ilanların ıd'aği'tma tarzından doğan neticeleri, bazı milletvekilleri çok güzel tasvir etmiş­ler ve adeta sırf bu tahsisattan pay al­mak için veyahut yalnız ona dayanarak bir takım gazetelerin intişar etmekte olmalarına işaret eylemişlerdir. Hazi­neden, mübalağası.";, milyonların böy­lece şuraya buraya dağıtılması neti­cesini vensn ıbu sisteme son verilmesi ve resmi ilanların sadece resmi bir 'ga­zetede yayınlanması, bu suretle mil­yonların tasarruf edilmesi ve bu maddi kazançtan ziyade fikir hürriyetinin sağlanması bakımından manevi muaz­zam bir karın da elde edilmesi isten­miştir.

Gazetelerin daimi surette muhtaç ol­dukları kağıt, mürekkep, makine yesairenin tedariki için İcap eden döviz­lerin tahsisinde de indi hareket edile­bilmesi ve istenilen gazetelere müsa­mahakar ve litüfkar davran il arak se­vilmeyenlere karşı imsakli hareket olunabilmesi imkanlarının ortadan kaldırılaralk 'bütün bu işlerin belli ve her­kese seyyanen tatbik edilen norm ve esaslara bağlanması temsnnisi açık­lanmıştır.

Hükümet adına konuşan ve bu tenkidlere cevap veren Devlet Vekili, partizan tevziatı tabiatiyle külliyen red ve resmi ilanlar bahsinin, bu müzakere­lerin ışığı altında tekrar gözden geçiriliceğini vaadetmi^tir.

Fikir ve yazı hürriyetini sağlayacak tedbirlerin alınmasında ne kadar uya­nık ve hassas davranılırsa rejimin sağ­lamlığı o nişbette temin edilmiş olur.

Var ve yok

Yazan: Nadir Nadi

5/1/1956 den:

(Cumhuriyet)

Bütçe Komisyounun Basın  Yaym Umum Müdürlüğü bütçesi görüşülürken söz alan bir çok milletvekili bizde feasm hürriyetinin ■mevcut olmadığına da­ir a« tenkidleri yersiz bularak Türkiyede 'basın hürriyetinin h.er yerdekinden fazla olduğu tezi üzerinde heye­canlı (konuşmalar yapmışlar.

Birbirine tamamiyle aykırı bu iki iddi­adan acaba hangisi doğrudur, dersiniz? Birisi çıkıp Nasreddin. Hoca misaline uyularak iki tarafı da hatlı bulursa ona şaşar mısınız?

Eğer hükümlerimizi ortalıkta görülen manzaraya bakmak suretiyle verecek­sek Nasrcddirt Hoca misalini tekrarla­mak bizce yerinde bir harekettir. Bu­gün memleketimizin gösterdiği dTiru'mu şöyle ele aldığımız takdirde bizce basın hürriyetinin hem mevcut olma­dığını, hem de değme ileri milletlere parmaik ısırtacak kadar bol bol bulun­duğunu söyliyebiliriz.

Mevzuatımıza göre, Türkiyede basın hürriyeti son derece kısılmıştır.. 1954 yılında çıkarılan kanunlar, ispat hak­kının tanınmaması, basma karşı şu ya­kın zamanlara kadar reva görülen mu­amele vesair belirtiler, gazetelerimizi Batılı meslekdaşları yanında «biz de hürüz» diyebilmek şerefinden mah­rum bırakmaktadır.

Fakat beri yanda bir de fi'li vaziyet var. İstediğiniz gazeteyi elinize alın. Dünyanın en demokrat basınını andı­ran bir hürriyet havasını sahifeler arasmda kok lam amanıza imkan yoiktur.

Aşağı yukarı iki aydan beri bizdte he­men herşey yazılıyor. Hükümet tenkid ise, bunların en şiddetlisini hecgün okuyabilirsiniz. Şahıslara hücumsa, en ağırlarına daima rastlayabilirsiniz.

Elde mevcut mevzuata rağmen, yürü­düğünü gördüğümüz bu hürriyet re­jimini 'inkar etmek ve Türkiyede [(Ba­sın serbest değildir» demek nasıl müm­kün olur?

İşte ibizde anormal olan ve düzeltilme­si gereken durum da budur, sevgili okuyucularım. İki aydır gazet erim izin gösterdiği oldukça ıgeniş serbestlik, dayanağını kanunda ve istikrarlı biı hukuk güvenliğinde değil, olsa olsa zamanın icaiblarında bulmaktadır. Gazetilerin sesini kısan mevzuat halen yürürlüktedir. Görülen lüzum üzerine hükümet şimdilik kısıntı politikasın­dan vazgeçmiş gibidir. Yarın isterse, herşeyi altı ay evvelisine, hatta daha beterine irca edebilir. Bunun böyle olmryacağına dair gazetecilerimizin elinde hiç bir hukuk teminatı yoktur.

Bu itibarla biz, Nasteddin Hocanın iki tarafa da hak veren hikayesini misaiimize yakıştırmakla beraber, esasta şüphesiz basın hürriyetinin yokluğunu öne süren hatiblerle beraberiz. Çünkü bir takım geçici şartların yardımı ile, yaiıud iş başındakilerin öyle münasip ■görmesi ile ayakta tutunabilen ve ne kadar devam edeceği foilinmiyen bir hürriyet hukukan yok demektir.

Bütün hak ve hürriyetlerin olduğu gi­bi ,basm hürriyetinin de en mühim şar­tı ■teminattır.

Teminat bahsini gerçekleştirdiğimiz gün zaten demokrasi davasının temel ■güçlüğünü çözmüş  sayılaıbiliriz.

Gurur perdesi

Yazan: Ahmet Emin Yalman

8/1/1956 tarihli (Vatan) dan:

Sayın Menderes, izin verin de aşağı­daki satırları doğrudan doğruya size hitap ederek yazayım. Bana öyle ge­liyor ki bunları söylemesem, dostluk: ve ikaz vazifesini bir defa daiha yap­masam, kalırımdan boğulacağım, ebedi surette vicdan azabı 'çekeceğim.

Hele son zamanlarda belirttiğiniz ruhi halet kargısında bu İkazdan bir netice bekliyor muyum? Esas İtibariyle ha­yır... Fakat buna milyonda bir ihti­mal bile olsa bu İhtimali yoklamak vs deltam ek ihtiyaç ini hararetle ve şid­detle duyuyorum.

Adnan Menderes, siz dünyanın en ze­ki, sezici en kuvvetli 'e ince. anlayışı en mükemmel adamlarından birisiniz. Uzağı .gördüğünüzü, iman ettiğiniz bir hedefe cesaretle yürüyebileceğinizi de­falarla ispat ettiniz. Fakat bu saniye­de anüsbet meziyetleriniz muvakkat bir felce uğramış bulunuyor. Bir defa nok­san aletler ve vasıtalarla muazzam bir kalkmda işini yürütmek azmi. İnsan takatini asan emeklere lüzum göster­miş, .kurduğunuz merkeziyetçi, şahsi ve keyfi sistem ve bunun tepkileri si­zi son hadde kadar yormuştur. İkinci olarak da gurur irsrdesi gözlerinizi bağ­lıyor. «Benim gibi büyük imtihanlar geçirmiş bir adamın her yaptığı ve dü­şündüğü İsabetlidir. Bu küçük küçük adamlar ne hadlerine karşıma çıkıyor­lar ve yolumu kesiyorlar?» diye düşü­nüyorsunuz. Bu ru'h haleti kinde de hayalle hakikatin hududunu birbirin­den ayıramıyorsunuz. Amerikalıların Wishful thinkeng dedikleri illetin ze­bunu ve esirisiniz. Yani aklınızdan ge­çen her arzu ve ümidi, gerçekleşmesi yüzde yüz muhakkak ve olmu?, bitmiş diye kabul edip kendi kendinizi aldatı­yorsunuz.

Tesalü diye şunu söyliyeyim İki iktidar hastalığının, bu nevi arazı size mahsus değildir. Fani insanların iktidarın ge­niş imkanlarına, alkışa, huliskarlığa ruhi. mukavemetlerinin bir hududu vardır. Boosevelt 'gibi, Churchill gibi bu devrin en büyük çapta sayılan adamları, sizin ıbugün müptelası olduğu­nuz iktidarın gururu hastalısını had bir şekilde 'geçirmişlerdir.

Roos.ivelt, 1932 den sonra Amerikaya büyük hizmetlerde bulunmuştur. Ödünç verme ve kiralama kanuniyle de­mokrat memleketlerin imdadına koş­muş, nihayet Amerikayı iharbe de sok­muştur. Fakat bir gün gelmiştir iki iktidar başına vurmuş, 2Özkxi (bağlan­mıştır. Komünist ajanı iAl^er Hiss'in oyuncağı olmuş. Yalta    konferansının mes'uliyetjni yüklenmiş, kendisini ikaz edenlere: »Benim i;im3en öyle geli­yor. Demek ki doğrudur» deun.sk gaf­letini göster miUr. Halbuki ölümü ne­ticesinde tesadüfi .bir .surette Amerika Cunrhurreisi olan reis yardımcısı Trurnan, 'bir 'harika adam v.e ref olmağa yeltsnrniyerek, büyük bir tevazula ve feragatle milletin ve insanlıi'in hizme­tine kendini vermiş. Türkiye ve Yunanistana askeri yardım, Marshall planı ve Kore'de muaıkvemrEt gibi harika ka­rarlar vermistiri.

Churchill'in de 1945 de sırtındaki ikti­darın fazlalığının ve gururunun neti­cesinde gözü dönmüş, ortaya koyduğu başarılar karşısında her düşüncesinin gözü kapalı bir şekilde kabul fidikn.asini İstemiş, yıllarca müddet kendisiyle beraber çalışan muhaliflere karşı tez­yif ve iftiralarda bulunmuş, harbteki büyük hizmetlerinin sıcağı sıcağına ortada durmasına rağmen, ingiliz mil­leti kendine haddini bildirerek;, tez­yif ettiği muhalifleri kuvvetli bir ek­seriyetle iktidara geçirmiştir. İşçi Par­tisinin harbin .biriktirdiği zorlukların altından kapamaması üzerine yrsnidsn iktidara gelen Churchill, tecrübeden ders almağı bilmiş ve istiskale uğra­masına meydan bırakmadan, iktidarı İtendi arzusiyle Eden'e bırakmış, ke­nara çekilmiştir. Şahsi bir şeflik siste­minden 'kurtulan Muhafazakar Parti de takım halinde çalışan sıra adamları­nın elinde gelişmiş, başarıdan başarı­ya gitmiştir.

■Sayın (Menderes.

Demokrat Parti, memlekette ve hür dünyada kendisine açılan hudutsuz kredileri"iıak edememeğe başlamış, çö­küntüye maruz bir hale düşmüştür. Kendi içinizden ayrılan Hürriyet Par­tisine, muhalefete ".'e memleketteki hoşnutsuzluğa karşı partinizi müdafaa etmek tesanütünü korumak hakkınızdn ve vazifenizdir. Fakat sarfettiğiniz tarzda menfi gayrstlerin İstediğiniz te­sirleri bırakacağına emin misiniz? Böy­le yersiz, hırçın ve haksız hücumlarla onları değil, kendinizi sarstığınızın, onlara kuvvet verdiğinizin ve Halk Partisinin 1947 temmuzuna kadar si­ze oynadığı rolü aynen tekrar ettiğini­zin nasıl farkında olmuyorsunuz. Adnan Menderes? Sizin 1945 ve 1954 ara.sında yaptıklarınızı yafan bir siyaset adamının bu kadar büyük tezatlara, düşmesine cevaz var mı? Vakit vakit

Hürriyet Partililere hakaretler yağ­dırıyorsunuz, vakit va'kit tatlı bir li­sanla «kanılarımız siz kardeşlerimize açıktır, buyurun» diyorsunuz ve ca­zip tekliilerdie bulunuyorsunuz, son­ra da ibir haysiyet divanının ihraç et­tiklerini .partiye davet salahiyetini kendinizde görmsk suretiyle büyüık bir gaf yaptığınızın ve şeflik iddiasında bulunduğunuzun farkında bile olmu­yorsunuz.

Saym Menderes, Demokrat Parti Türk milletine ait çok kıymetli bir siyasi cilıazdır. Yeri kolay kolay dolamaz. Sar­sılması büyük buhranlar yaratır. İs­tikrarımızı ve milli menfaatlerimizi tehdit eder. Böyle toir milli kıymete keyfi surette tasarruf etmek ve Meclis grupunun ekseriyetle takip etmek mey. lini gösterdiği selametli ve makul siya­sete kargı gelmek hakkını nereden alı­yorsunuz? Siz, dört kurucunun 1945 hazır anında dörtlü taikriri hazırlamanız ■ve 1950 ye kadar partinin lideri sıfaliyle yaptığınız hizmetler çok değerlidk. Himmetiniz var olsun, fakat mil­yonlarca vatandaş da büyük ümitlerle ■ve fedakarlıklarla D.P. nin başarısına amil olmuşlardır. Onların da, emir ku­lu olmağı kabul etmedikleri için bulgun hakarete layık gördüğünüz şerefli TÜrit gazetelerinin de Domokrat Parti ■üzerinde hakları vardır. Bunu unutur­sanız ve inkar ederseniz yarın arka­nızda midecilerden başka kimse gö­remezsiniz. Dünyanffl bu müşkül şart­ları altında bir milletin mukadderatını yürütmeğe ise, midecilere dayanan ide­al sahibi vatanseverliari toptan tezyif eden bir parti kafi gelemez.

Menderes, bizzat kendinizin üzerinde de sizden evvel milletin tasarruf hak­kı vardır. Bu neslin devlet adamı de­mirbaş cetvelimizde sizin mühim bir yeriniz vardır. Memlekete hizmetleri­niz, ayni müsbet yollarda yürümeğe sizi mecbur edecek mahiyettedir. Bu­günkü hatalarınız, ne dünü unutturur, ne <ia kendinizi topladıktan ve muhiti­nizi   değiştirdikten  sonra yar.m  yeniden hizmetlerde bulunmanız ihtimalini ortadan kaldırır.

Bu'gün kat'i karar vermek zorundası­nız: Ya milletin dertlerinden anlama­ğı, kendi hatalarınızı görmeği, şahsi idareye nihayet vererek esaslı ıslahat için i'htisas kuvvetlerini seferber etme­ği kabul ediniz veyahut büsbütün yıpramncaya kadar be ki em iy erek, iktida­rı kendi partinizin ehliyet sahiplerin­den ■mürekkeT) bir takıma devr.ediniz ve 'Onlara maııen destek olmak suretiy­le sandalya düşkünü, olmadığınızı ispat ediniz. Derin olduğuna şüphe olmıyan vatanseverliğinizin kuvvetli bir delilini böylece ortaya koyunuz .Bugünkü şah­si siyasetinizle herhalde 'kendiniz için de, memleket için de zaralı bir yol­dasınız. Gururunuzun perdesini yıkı­nız, Menderes düşününüz, danışınız ve süratle kararınızı veriniz. Dünyanın . bulgünkü halinde memleketin istikrar­dan ve huzurdan mahrumiyete ve iki­liğe tahammül kudreti nihayet mah­duttur. Şunu da biliniz ki, Sayın Men­deres, bugün düşman sandıklarınızın çoğu hakiki dostlarmizdır ve çökme­nize değil, memlekete yeniden hizmet edebilir ve baharı kazanır bir hale gel­menize duacıdırlar.

Laiklik v.e vicdan hürriyeti 10/1/1956 tarihli (Zafer) den:

Başvekil Adnan Menderes'in Konya'daki söylediği nutkun bir kısmı, mu­halefetin aŞzında yeni bir sakızdır. Cephenin bütün silahşorları hep bir­den harekete igeomişl erdir. Başvekile söylemediklerini söyleterek, hatta sert ibir polemiğe mevzu teşkil edebilmesi arzusu idinde söylemiş olmasını temen­ni sfcti'klerini söylemiş göstererek, yay­garayı basıyorlar. Diğer sütunlarımıza ■aynen aldığımız ve altına, aleyhimde söylenilenleri de aynen naklettiğimiz bu beyanat, ne irticaa avans VıSrmek, ne inkılapları tehlikeye düşürmek, ne de. denize düjen için yılana sarılmak ■kabilinden bir hüviyet ve mahiyet arzetmiyor.

Başvekil, laiklik hakkındaki görüşünü,laikliğin vicdan hürriyeti ile münasebe tini, Müslüman Türk vatandaşının ev­ladına salik olduğu dinin kaide, usul. ve esaslarını öğretmek hakkına sahip olduğunu vs nihayet dünyanın en ileri memleketlerinde dahi. siyasettten ay­rılmış olmasına rağmen dinin milletler için büyük alaka ile karşılanan, hür­met ve itibar 'gören bir mavzu olduğu­nu belirtmekten başka ne yapmıştır? Bu beyanlar, Bütçe Komisyonunda Di­yanet Meri bütçesinin konuşulduğu bir zamana tesadüf etmek suretiyle, muiasavvsr suallere cevap vermek rbakımından da zamanında bir konuşma­dır.

Muhalefet yazarları bu konuşmada; iki hususiyet görüyorlar. Birincisi. Başve­kilin laiklinin ve vicdan hürriyetinin hudutlarını çizmesinin memlekette, in­kılapları tehlikeye düşüren, aşırı sağ politikacılara cesaret varen, mürtecileri ayaklandıran bir teşvik unsuru rolü oynıyacağıdır. Bu vahi bir düşüncedir.

Çünkü Türkiyede inkılapların, tehli­keye düşmesi, sağ politikacıların cişu huruşa gelmesi, mürtecilerin ayaklan­ması mevzuubahis bile olamaz. Bunla­ra 'bizzat Demokrat iktidarın çı­karmış olduğu çok sert hükümlü ka­nunlar başlrbaşma bir mani teşkil eder. Kaldi ki, böyle bir korku, temiz vicdanının bütün kabiliyetiyle dini esaslara bağlanmış olan Türk milletinin büyük ekseriyetini kara bir taassubun, esiri göstermek 'gibi bir mana da taşır. Türık milletine taassup isnadetmek v£ bu isnadın gölgesi altında vicdan hür­riyetini baskı altında tutmak, bu mem­lekette çok tatbik edilmiş fakat artite. modası geçmiş bir tek parti usulüdür. Bugünün hürriyet aşık. Demokrat, ile­li görüşlü Türk münevveri, Türk mil­letine taassup isnadeden ve onu vicda. ni hürriyetinden mahrum etmek İstiyen ve hala bu uğurda çalışan zihni­yete karşıdır

Bu zihniyete karşı ilk mücadele, De­mokrat Partinin iktidarı ile beraıher açıhnıştır. Bu hususta vicdanları tatmin eden ilk sözlerin kaili de yine Adnan Menderes'tir. 1950 de, Arapça ezan ya­sağının kaldırılması münasebetiyle ve­rilmiş ibir beyanattan başlıyarak; bic çtik vesilelerle Başvekilin aynı mevzuda'ki konuşmaları gazetelerde, ajans bültenlerinde, arşivlerde ve hafıza­larda saklı durmalrtadir.

Bu itübarla, mulhalefist yazarlarının ikinci .bir hususiyet olarak zikrettik­leri Demokrat Parti bir buhran geçiri­yor ve 'bu sebeple din faktörüne ehem­miyet vermefe suretiyle ikendisi için bir kurtuluş zemini arıyor, siklinde ileri sürdükieri iddialar da    yanlıştır.

Demokrat Partinin din konusundaki düşüncesini Başvekil bir kere daha ve çok acık toir .şekilde izah .etmiştir: Tür­kiye'de din siyasetten ayrıdır. Fakat bütün medeni memleketlerde olduğu gibi 'Müslümanlık icaplarını yerine getirmesine, bu dinin esaslarını, kai­delerini ve usullerini tatbik etmesine ve kendi çocuklarına öğretmesine hiç bir mani yoktur. Bu inanış sonuna ka­dar müdafaa edilecektir.

Müdafaa edilecektir Çünkü Anayasa ile teminat altına almmiK olan vicdan hürriy.atİ bunu zaruri kılmaktadır. Anayasa çiğnenmedikçe, civdan hürri­yeti ortadan 'kaldırılmadıkça., vicdan­lar üzerinde yeni baskılar kurulması mümkün ol amiyacaktır. Bu inanış so­nuna kadar müdafaa edilecektir. Çün­kü, Türk milletinin komünizme karşı mukavemetinde en büyük rolü oymyan faktör, ıbirçok memleketlerde olduğu giibi, din faktörüdür. İmanı bütün aki­desi sağlam her millet komünistlik foelasma karşı ancak dindarlığının kuv­vetiyle ayakta duruyor. Türk milleti de bunlardan 'biridir.

Görülüyor ki. Demokrat Partinin bu mevzudaki tutumu kararlı düşüncesi açık, yolu aydınlıktır. Bunu her yerde, herke&e kargı böylece söylemekte bir1 mahzur görmedik, görmüyoruz, gormiyeceğiz.

Adalet işlerimiz iyi gitmiyor

Yazan: Cihad Baban

11/1/1956 tarihli (Tercüman) danr

Bütçe Komisyonunda iki Demokrat Par tili (İzzet Akcal ve Kemal Yörükoğlu) ile bir Halk Partili' (Nüvit Yetkin) üç mebusun hazırladıkları ve müştereken "imzaladıkları rapor, adli idlerimizin bijzi derin derin düşünene sevketmesi icabettiğini bir kere dahi üıatırlatmış bulunuyor. Bu rapordan öğrendiğimi­ze göre bu^ün 3448 hakim kadrosu var­dır. Fakat, memlekette adalet tevzia­tının iyi isletilmesi için bu kadroya 2188 hakimin daha ilavesi ieafcetmekı.edir. Halbuki maVeut olan 3448 kad­rodan 303 de münhaldır.

İşin daha üzüntülü tarafı, bu hakimler arasında istifalar da vardır, nitekim geçen yıl 132 tanesi avukatlığa geçmiş­lerdir. 42 tanesi de tekaüde sevkedil«riştir. Böylece 224 hakim vazifeden ayrıldığı halde bunların yerine ancak 81 kişi tayin edilebilmiştir. Bu da gös­teriyor ki yeni kukuk mensuplarımız, hakimliğe raftbet etmemektedirler.

'Doğrusunu söylemek icabederse, ada­let islerinin tutum ve gidiş tarzından halk da memnun değildir; davalar sü­rüncemede kalmada, icralarda ihkakı haık, ancak 'büyük zahmetler neticesin­de temin edilmekte ve masraflı olmak­tadır. Adliyede umumiyetle hakim oJan zihniyet, toir ihtilafı hal ve intan et inekten ziyade, muameleyi yapıp işi idare etmektir. Lüzumsuz tali'kler, ha­zırlık tahkikatlarının fena yapılmasmdarı ileri gelmektedir. Sorgu hakimliği müessesesi çok faydalı iken, ve birçok beraetlik meseleleri, mahkeme huzuTuııa 'Çıkarmaktan alıkoyacak iken, buıgün yalnız isleri uzatan bir merha­le halindedir. Öyle ki, son tahkiıkat is­mini verdiğimiz mahkeme safhası bu­gün, hazırlık ve İlk tahkikat safhala­rım da maalesef ihtiva eylemektedir. Mahkemeler böylece gırtlaklarına ka­dar taşınca. kararlar da ona göre ol­makta, ve bu sefer bütün bu noksan­ların zahmeti, Temyiz mahkemesinin omuzlarına yüklenmektedir. Açiikcası Temyiz Mahkemesi de bu yükün altın­da ezilmektedir.

■ İş yalmz hakim ve müdd&iumumi me­selesi de değildir. Mahkemeler kadar ehemmiyetli olan katipler kadrosu da .eksiktir, ve maaşların azlığı dolayısiyle gayrım emnun insanlarla d'oludur. Dosyalar karışıktır, tebligat işleri ak­sak 'gitmektedir. Muhaberat usulleri "eskimiş bulunuyor. Bir kapı aşırı ya­zılan müzakereler   masalarda   sürüklenmekte ve bütün, bunlardan hem va­tandaş üzüntü, duymakta hem de ada­let müteessir olmaktadır.

Ceza eıvleri ve infaz sistemimiz ise yü­rekler acısı bir haldedir. Hala vs ha­la... çocuk suçlu İle kanlı katili "birbi­rinden ayırabilmiş değiliz. Hala hapishaneierimiz birer ıslahhane olamamış­tır. Hapishanelerin içinde, kumarbaz­lık, esrar ve eroin kaçakçılığı hala vardır, hala, eli bıçaklı bir takım he­rifler, hapishanelerde hakimiyet kur­muşlardır, ticaret yaparlar, ve zorbalık derebeylik yoliyle, diser zuafeyi istis­mar ederler...

Halbuki, adaleti ıslah birçok dertlerin de kendiliğinden ortadan kalkması de­mektir. Adalet mülkün esasıdır. Ada­leti şüphe ve tereddütten azade her vatandaşın rahatça iltica edeceği bir hale getirmak boynumuzun borcudur.

Bu dertlere her yıl bütçe sırasında te­mas edilir, ve sonra, bu dertler derin bir uykuya dalarlar, ve bir sene son­ra, yine bıraktığımız yerden konuşma­ğa baslarız, fakat unuturuz ki o geçen yıl, ibiinyede biraz daha tahribat yap­mış, çatı biraz daha açılmış ve tamir işi hem zorlaşmış ve hem pahalılagmışür.

Din ve Devlet

Yazan: Prof. Yavuz Abadan

15/1/1956 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Başvekil Adnan Menderes'in son Kon­ya nutku, din ile devlet arasındaki münasebetler i, yeniden günün aktüel münakaşa konusu halins getirdi. Baş­bakan, Zafer gazetesine verdiği bil beyanat ile, Konya nutkunun halk ef­karına yanlış aks ettirildiğini belirtmiş, kendisinin din ile siyasetin birbirinden kat'i surette ayrılması kanaatinde ol­duğunu teyit etmiştir. Bu tavzihi memnuniyetle .karşılamakla beraber, mevzu üzerinde düşüncelerimizi bu sütunlarda bir kere daha belirtmeyi faydalı sayıyoruz.

Din ile siyasetin birbirinden ayrılma­sı, daha Onyedinci asır hukuk ve dev­let nazariyelerinin vazgeçilmez 'bir prensibi olarak, münakaşa mevzuu ol­maktan çıkmıştır. Grotius başta olmak üzerej yeni çağ tabii hukukçuları, in­san aıklına ve zaman şartlarına uyma­yan ,bix dini emrin, en yüksek kemal mertebesini temsil eden ilahi iradeye de izafe edile diyeceğini ileri sürerek, dinin dünya ve siyaset işlerinden ayrıl ması zaruretini ispat etmişlerdir. Böy­lece devlet ve hukukun müdahalesin­den azade vicdan hürriyeti, modern cemiyetin dayandığı temel prensip de­ğerine kavuşturulmuştur.

Diğer yandan, modern hakimiyet ve devlet nazariyesinin kurucusu Jean Bodin, Yedi Mev'ize adlı «serinde, din ve mezhep ihtilafları yüzünden girişi­len in üc a d el eler e ve dökülen masum. kanlara işaretle, Allahın foöyle anarşik bir faciayı istemek ve yaratmaktan münezzeh, olduğunu belirtmiş, din na­mına bu akıbeti hazırlayan geri zih­niyetin, devlet ve siyasetten elini çek­mesi gerektiğini açıklamıştır. Bu du­rum karsısında, .din ile siyaset ve devle ti birbirine karıştırmanın. Ortaçağ dü­şünce sistemine dönmek manasına ge­leceği tereddüt götürmez bir gerçektir.

Devlet, siyaset ve hukukta laikliğin ta­bii ıbir neticesi olan vicdan hürriyeti, lier vatandaşın dini inanç ve kanaatle­rinde ve bunun icaplarını yerine ge­tirmede (SGrbest   olmasını     'gerektirir.

Bu bakımdan devletin vicdan hürriye­ti dolayısiyis 'vatandaşa karşı alakası, pasif ve taıkayyüde, yani vicdan ve d'in umuruna karışmamaya taallik et­melidir. Bu. sebeple laik bir devlette din öğrenim ve öğretiminin de senbest, yani devlet müdahalesinden azade ol­ması şarttır.

Türkiyede din ve mezhep farkı gözet­meksizin her vatandaş, mensup bulun­duğu dinin inanç ve esaslarını öğren­me ve çocuklarına öğretme serbesti ve imkanına elbette şahin olmalıdır. Nite­kim Medeni Kanunumuzun 226 ita maddesi, çocuğun dini terbiyesini tayin hususunun ana ve babaya ait bulundu­ğunu, ana ve babanın 'bu husustaki hürriyetini tahdit ecfecek hertürlü mukavelenin Ibatıl olduğunu, reşit olanın dinini intihapta hürriyetini tasrih et­mektedir.

Bu hürriyetler mahfuz kalmak şartiyle, devletin dini islerin yürütülmesin­de, vatandaşlara veya cemaatlara baa zı kolaylıklar sağlaması mümkündür.

Fakat devletin, umumi kültür politika­sı iç.&risinde din öğretimini kendi tak­dirine göre ele alıp, onu resmi okullar­da mecburi bir ders haline s»kması, din ile siyasetin birbirinden kesin surette ayrılması prensipi iliS bağdaşamaz.

Yürür'lüikte olan Anayasamızda laiklik prensibi çeşitli hükümlerle müessese­leşmiştir. Bu d.urum karşısında, mü­esseseyi kaldırmadaki, devletin din öğ­retimini kültür siyaseti eerçevssine it­hal etmesi vicdan hürriyetine riayet ger.ekçe ve bahanesine de dayansa, ne rejim icapları ne de Anayasa esaslariyle uyuşamaz.

6 Eylül suikastı

Yazan: A. E. Yalman

15/1/1956 tarihli (Vatan) dan :

Vücudumuzun bir tarafına bir iğne batsa bütün vücut bunun acısını du­yar, ıstırabını çeker. 6 eylül suikasdi ta kalbimize saplanan bir hançerdir. Politika ihtirası n<e kadar kötü bir şey imiş ki bu kadar büyük bir acıyı hep birden duymamıza, aleyhimizdeki tesirlerini karşılamak için etele ver­memize hala mani oluyor.

Evvelki .gün Büyük Millet Meclisinde cereyan eden müzakereler esnasında da 6 eylül suikasdinin politika ihtiras­larına alet iadihnesinin kötü belirtile­rini gördük, tarafsız vatandaşların içi parçalandı. Yalnız Hürriyet Partisi Başkanı Fevzi Litfi Karaosmanoğlu, yeni vazifesinin İlk imtihanını iyi ge­çirdi. Bu milli meselede milli hislere hitap etmeği bildi.

6 eylül hadiseleri hakkında suikast toeUmesini kullanıyoruz. Bunda ısrar edeceğiz. Devam eden tahkikat, ancaik: teferruatla alakalıdır, cezai mesuliyet­leri tesbit edecektir. İşin esasının, tah­kike muhtaç bir tarafı yoktur.  Hadi 'seyrini takip ed'enler.. soğuk harbin bir meydan muharebesi karşı­sında bulundu S umuau, hedefin Nafco'yu yıkmak ve bizimle Yunanistan ve hür dünya arasında bir uçurum .açmak olduğunu derhal farkederler. Kıbrıs bin «türdü tertiple bir komünist yatağı haline konulmuş, daima bir şeyler ka­rıştırmak, bir şeyler kurtarmak» ga­yesiyle siyasi nüfuz sahibi olmağa ça­lışan Yunan Ortodoks kilisesinin Kıb­rıs taki teşkilatı komünizmle İttifak kurmuş, eski emperyalizm yemi İla Yunan milleti çile±&n çıkarılmış. Kıb­rıs meselesi iç politikanın mihveri ha­line (konulmuş, aylarca müdd.et bizi müteessir edecek tahrikler devam et­miştir.

«Kıbrıs Türktür» cemiyetinin idare heyetinde bulunmam dolayisiyle suna şahidim ki hükümet müşterek davalar hakkındaki m.es'uliyetini daima has­sasiyetle ıduyrnuşj milli menfaati tem­kin ve v;ıkaria hareket etmemizde ve Kıbrıs ve Atinadaki taşkınlıkları mu­kabelesin .bırakmamızda aramıştır. Bu yüzden kalblerde nice acı his birikmiş ve Yur. an is t anın Anadoluyu ingali es­nasında yapılan taşkınlıkların kül al­tında 'kalan acı hatıraları alevlenmiş­tir. İ; tam tavına selince. Atatürk'ün doğduğu eve bir bomba konmuş, bu haber velvateli teir şekilde Türkiye'ye aksettirilmiş, yeraltı kızıl ajanları milli nikaplar takınarak, ortalığı ateşe ver­mek ve Türk varlığına.ve şerefine kar­şı düşmanca bir hareket olarak fi  1 eylül suj.kasdini yapmak imkanını bul­muşlardır.

Bir hadisenin faili aranmak İstenince, üzerinde ilk durulan sual şudur: Bu hadiseyi çıkarmakta kimin menfaati vardır? Londra konferansı, 5 eylülde vardığı neticelerle Türk tezinin, bir za­feri manzarasını gösteriyordu. Yunan emperyalizmine nsden mukavemet et­tiğimizi, Lozan sulhunun, kurduğu mu­vazenenin devamına niçin bu kadar kıymet verdiğimizi parlak bir surette ■oltaya koymuştuk. Böyle bir durumda "bizim işimize gelen şey temkinli bir siyasete devam ederek hür dünyamın gözünü açmaktı. 6 eylül hadiseleri, her cihetle bizim aleyhimize idi. Bunlar, Moskova ve Atina hesabına kaydedile­cek zaferlerdi. Nitekim Yunanlılar sevinçlerinden çüdırdılar ve ibu hadise­leri delil diye kullanarak bizi insanlı­ğın 'gözünde lekelemek ve kendi cüriik davalarını kurtarmak işine dörtslie sa­rıl i'il ar.

Diğer taraftan hadiselerin aldığı şe­killerde Türk damgasından eser yok­tu. Bir kargaşalık esnasında talan he­veslerine her yerde tesadüf edilir. Fa­kat 6  7 ısylülde talan mahdut kalmış, şunun bunun malın) değü, milli emek­le veya müsbet döviz kaynaklanmışla tedarik ettiğimiz milli serveti kör kö­rüne ve düşmanca tahrip etmek heve­si ortalıca hakim olmuştur. Bu ha­rekette apaçık bir komünist damgası vardır. Kiliselere yapılan tecavüz­lerin benzeri İstanbul un beş yüz yıllık tarihinde görülmüş bir şey değildir. Vicdan hürriyetine saygı, Türk milletinin ve Müslüman dininin üstün bir vasfıdır. Hele mezarlıklara yapılan çirkin tecavüzler, ancak Bul­gar tipi komünizmin eski itiyatlarına uygundur. BİKİm telakkimizin ns oldu­ğunu: bir aralık Bulgaristanda Türk mezarlarına yapılan tecavüzlere, kar­şılık. Türk Talebe Cemiyetleri, İstan­bul Bulgar mezarlığındaki Ölülere çi­çekler götürmek suretiyle billi etmiş­lerdi.

İzm irde ki tecavüzlerde Yunan subay­larının evlerinin ve ailelerinin hedef diye seçilmesi, ortalıkta tertipli bir komünist hareketi bulunduğunu teyid etmiştir.

O sırada İstanbulda Dünya Kriminolo­ji Kongresi toplantı halindeydi. Buna iştirak eden ve hadiseler esnasında 4 saat müddet bir'polis jeso'i ile her tara fa koşarak her şeyin cereyan sekimi yakından ıgören Belçika polis mütehas­sısı Louaıge hadiselerin harfi harfine komünist tekniğine uyduğunu söyle­miştir. Milletlerarası komünizmin ça­lışma usullerini tetkikte bir Üstad olan Ailen Dulles (Amerikan Hariciye Na­zırının kardeşi) ayni kanaate iştirak .etmiştir.

Hal ve keyfiyet 'böyle iken, muhalefet, asıl milli ıstırap mevzuunu ve işin milli ve müşterek tarafını ihmal edip hadiselerin hükümet tertibi bulunma­sı ihtimalini ileri sürmekte çok çirkin bir yola sapmıştır.

Diğer taraftan hükümet gafil avlaruşsnı ve ihmalini mazur £"östermsk için haksız yere bir "milli galeyan» dan bahsetmiştir. Soğuk harbin tertipleri karşısında gafil avlanıldığmı açıkça itiraf etmek, elbette daha samimi olurdu, milli anlayışlara daha uygun düşerdi. Moskovalım her kılığa gir­mekte usta olduğumu biliyoruz. Milli hisleri ateşlemek veya taassubu tah­rik etmek fiibi yollar tutacak olurlarsa, hedeflerine deŞil, vasıtalarına mı baka­cağız? Milli varlığı, vatandaşların can v.e malım muhafaza mes'uliyetini ta­şıyan hükümet, milli galeyan» diye bir mazeret göstererek fenalıklara seyirci rai kalacak?

Milli bir felaketin iktidar etrafında ibir boğuşmaya vesile yapılması, büyük bir kısım vatandaşları herhalde müte­essir edecek; bu esnada Başvekilin «avucunu yalaN gibi söz sarf e tm asinin acı aksi de kulaklarda kalacaktır. İn­ce hisleri olan Menderes'in, şahsi İkti­dar kaygusu yüzünden böyle bir lisan kullanacak bir dereceye düzmesinden dolayı eza duyacağını lehine olarak ümid e'mek isterim.

Olan olmuştur. Artık kendimizi top­lamalı. 6 eylül suikasdi idinde milli cephemizi kurmalıyız' Yunanistanda adalet adı altında uydurma bir muha­keme devam ediyor. Bir Yunan üniversüesİnd'S tahsil gören yegane Türk genci, Demirlerde alemine mahsus za­lim usullerle işkenceye maruz bırakı­lıyor, ağzından uydurma davayı teyid edecek, insanlığın huzurunda bizim a1eyhimize kullanılacak bir söz koparıl­mak isteniyor. Şuurunu kaybeden Yu­nanlılık bu genci değil, kendi kendini muhakeme etmek halinde olduğunu farketmiyor.

Gönül islerdi ki .böyle haller karşısın­da uyanalım. Birbirimize'atıp tutacak yerde, Yunan tezvirlsri karşısında cephe te?kil edelim ve insanlığın ala­kasını uyandırmağı hep birden iş edi­nelim. Yine gönül isterdi ki evvelki günkü münakaşalar esnasında bir tek hatip olsun. Yunan uydurma muhake­mesini hatıra getirsin ve zulüm gören­le .beraber olduğumuzu .gösterecek bir söz söylesin...

Mr. Randafl'rn ziyareti 20/I/I956 tarihli (Zafer) den:

Evvelki ışün Ankara'da ve Vaşirigfaro'' da aynı zamanda neşredilen r.ismi teb­liğ, iktisadi siyaset sahasında Başkan £issnhower'in hususi müşaviri Mr. Randall'ın Türkiye'yi ziyaret edeceği­ni bildirmekte idi, Mr. Bandali yardımcılariyle beraber, Türikiye ile Birleşik Amerika'yı alakadar eden iktisadi me­seleleri görüşmek üzere vazifelendiril­miş bulunuyor.

Bu tebliğ Türkiye ile Birleşik Amerika7' nin uzun zamandanberi, sislendirilmiş gibi gösterilen iktisadi münasebetleri üzerine ı?rk tutmakta ve hasıl olan te­reddütleri bertaraf etmektedir. Bilhas­sa Mr. Randall'ın, Türkiye'ye vaki ola­cak seyahati münasebetiyle Vasmgtoir' da tertip etmiş olduğu basın toplantı­sındaki sözleri, ziyaret maksadını, yspılacak vazifenin mahiyetini v.e Ame­rika resmi mafcaf ilinin Türikiye vsTürkiye'nin iktisadi durumu hakkında­ki düşüncelerini bütün açıklığiyle be­lirtiyor.

Giriştiği büyük 'kalkınma hamlesi se­bebiyle, Türkiye'nin iktisadi durumu­nun müşküllerle karşılaşmış olduğur evvela meşkik menbalardan kaynamış ve içeride dışarıda daima ileri sürülegelmiş olan bir husustur. Amerikalı ga zeteeilerin bir suali üzerine Mr. Randall bu mevzudafci kanaatlerini, açık­ça ıbalirtmiftir: Türk ekonomisinin kri­tik bir durumda olduğu yolundaki söz­ler pek mübalağalı bir beyanattır. Mo­dem Türkiye'nin başarı ile karşılıyamıyacağı hiç bir müşkül yoktur, diyor" ve sözlerine Türkiye'nin çok parlak bir istikbale namzet olduğunu da ilave ediyor.

Bu görüşler, kalkınma politikası mü­nasebetiyle Demokrat Partiye (karşı ceehe tutmuş olanlara uzun zamandan beri sardedilen düşüncelere tamamiyle mutabıktır. Türkiye'nin darlıkları geçicidir.

Türk ekonomisi sağlam bir zemin üze­rinde ve en doğru istikamette inkişaf ediyor.

Türkiye, sadece, süratle 'kalkman her memleketin karşılaştığı zorluklarla kar şı kargıyadır: Artan ihtiyaçları tatmin etmek. Hakiki vz büyük sebep bundan ibarettir.

Mr. Rand'all'm kanaatleri de bu nok­tada Demokrat Parti iktidarının .görüş­leriyle tetabuk etmektedir. Türkiye bu geçici ve 'geçici olduğu, kadar tabii zor­lukları kısa zamanda atlatacaktır ve bundan sonra, onu çok parlak bir is­tikbal beklemektedir.

Mr. Randamın ziyareti hakkındaki teb liğ ve onu takiben basın toplantısında ifade ettikleri, Türk umumi efkarı ta­rafından büyük fcir memnunlukla kar­şılanmıştır. Gazetelerimizin hepsi, başsütunlarmı bu habere tahsis etmek surstiyle, ziyaretin Türkiye'de bıraktığı m üs bet intibaı fesbit ediyorlar.

Türkiye ile Birleşik Amerika arasında pek yakında başliyacak olan iktisadi meselelere ait görüşmelerin, Amerika' ™ davalarına ortak olan ve onun ye.gane güvenilir müttefiki olduğu açıkça ifade edilmiş bulunan Türkiye için müsbet neticeler vermesini temenni ederiz. Türkiye, sınai ve iktisadi kalkın­masındaki hamleleri aksatmadan arzu edilen tekamül merhalesine kısa bir za manda ulaşırsa, Yakın Doğunun istik.rarında olduğu kadar, Avrupa'nın ve onlarla beraber, hür insanlık idealle­rinin müdafaasında yüklendiği şerefli vazifeyi daha 'büyük bir kolaylıkla ye­rine getirebilir. Türkiye'nin dünya sul hü uğrunda ne kadar büyük ,bir gayret ve fedakarlıkla çalıştığı inkar edilmez ■bir hakikattir. Türkiye'nin bu gayret­leri iktisadi ve sınai bünyesi tekem­mül ettirildiği takdirde elbette daha müessir :bir hal iktisap edecektir. Bu­nun tevlid edeceği hayırlı neticeleri sez jneımek mümkün olamaz.

Eğitimde laiklik

Yazan : Prof. Dr. Yavuz Abadan

21/1/1956 tarihli   (Yeni   İstanbul) dan:

Geçen yazımızda din ile siyasetin bir­birinden ayrılması zaruretinin, devlete din işlerinde sadece menfi bir takyitte yetinme daha doğrusu din işlerine ka­rışmama ödevini yüklediğine işaret et­miştik. Bu karışmanın, din terbiyesi ve öğretimine de şamil olduğu, dolay ısiyle orta mekteplere din derslerinin mec­buri olarak konmasının. Anayasada mii esseselegen laiklik prensipiyle asla bağdaşamıyacağı münakaşa kabul etımez bir bedahettir.

Eğitimde laiklik, prensip, 3 mart 1942 tarihli «Tevhidi Tedrisat» kanunu ile, Türkiye Cumhuriyetinde kültür politi­kasının temel şartı olarak benimsen­miştir. Bu kanunun numarası. 430 dur. Aynı günde Büyük Millet Meclisince kabul edilen dinin siyasetten ayrılma­sı ve şer'iye vekaletinin ilgası kanunu 429, hilafetin ilgası kanunu ise, 431 nu­maralarını taşımaktadır. Anayasada, dini yeminlerin ve devletin dini, İslam olduğuna dair hükmün kaldırılması ise, 1928 yılındadır.

Bu durum, Atatürk İnkılabında laik eğitime verilen ehemmiyetin, yüksek­lik derecesini arığa vurmaktadır. O ka­dar ki, din iie siyasetin ayrılması ko­nusunda eğitimde laiklik tfavası, mil­li kültür politikasının teme prensipi olarak, en önce ve müstakil ibir kanun mevzuu halinde ele alınmıştır. Şu hal­de eğitimde laiklik prensipi bir tarafa bırakılarak, Atatürk İnkılabından bah­setmeğe imkan yoktur.

Eğitimde laiklik, din öğrenim ve öğre­timinin serbest, yani devlet müdahale­sinden azade olmasını gerektirir. Türkiyede din ve mezhep farkı gözetilmek­sizin, her vatandaşın, mensup bulun­duğu dinin inanç ve esaslarını öğren­im* ve çotuklarına öğretme serbesti ve imkanına sahip olması, bu esasın tabii bir neticesidir. İ;te bu serbesti prensipi, devletin, 'din Öğretimini, umumi kültür politikası içerisinde kendi taikdir ve tensibine bağlı bir konu olarak ele alıp. mekteplerde mecburi bir ders haline sokmasına manidir.

Devletin din öğretimini serbest bırak­ması, diğer sahalarda, olduğu gibi din tedrisatı alanında da murakabe vazife­sini yapmasına engel teşkil etmez. Bun dan önceki "Din ve Devlet" yazımızda da müdafaa ettiğimiz laiklik prensipi.bazı yerlerde tevhidi tedrisat kanunu­na aykırı olarak sizli faaliyette bulun­duğunu duyduğumuz, medresa azması mekteplerin kontrolsüz ve başı boş bı­rakılmasını asla icap ettirmez.

Aksin* devlet, eğitimde laiklik nr.cnsipinin ve tevhidi tedrisat kanununun icabı olarak vatandaşlara din ve mu­kaddesat namına yapılacak kötü ve ge riletici telkinlere mani olma görev ve ödevindedir. Modern devlet ve hakimiyEt nazariyesinin kurucusu Bidin, dini m ev' i z el evden ibaret Heptaplomeres adlı eserinin sonunda, meşhur ila­hiyatçı Tertullian'a dayanarak, bir in­sanı, «bir dini kanaate icbar etmenin dine aykırı.» düzeceğini delilleriyle is­pat etmektedir.

Dinin devletten ayrılması zaruretini do ğuran en esaslı amillerden biri, din na­mına yapılan vicdan hürriyetine aykı­rı bu türlü ica'biardir. Her vatandaş kendi tarzında dindar ve mümin ol­makta ve kalmakta serbesttir. Fakat iş­te, 'bilhassa bu serbestiyi sağlamak iğin. devlet hayat ve nizamını dinin tesirle­rinden kurtarmak, davlet otoritesini din işlerine karsı tarafsız kılmak ge­re km ektedir.

Vicdan hürriyeti üzerine çöken karan­lık cehalet ve taassubun, insanlıca ya­şattığı ıstıraplardan, cemiyetimizi kur­tarmak İ"jm Türk inkılabı, laiklik preasipini benimsemiştir. Bu sebeple din namına kirp? dimağlara, .batıl akide­leri ve geri düşünceler: aşılamak istiyeeek karanlık kjcnvvetlerin faaliyetine mani olmak, laiklik prensipinin müda­faası davasında devletin başlıca vazi­fesidir. Çalışma hürriyeti prensipi, na­sıl zehirli keyif maddelerinin serbest­çe satılmasını g.erektirnıiyorsa, vicdan hürriyeti prensipi de örumcekli kafa­ların geni; dimağları söndürmesine mü­samahayı gerektirmez.

Vaziyetimizi bilelim

Yazan : Habib Edip Törehan

22/1/1956   tarihli   (Yeni İstanbul) dan:

Demokrat Partinin dördüncü Hüküme­ti Büyük Millet Meclisinde programım okuduğu zaman yine birçok vaatlerde' •bulundu ve bilhassa iktisadi vaziyeti­mizin düzeleceğini mükerreren bildir­di.

Biz bu gibi vaatleri yaparken vaziye­timizi iyice tetkik etmek ve acı da ol­sa halimizi saklamamak mecburiyetin­deyiz. Türk Milletinin ruhunda taham­mül kabiliyeti ve fena günlerde her şe­yi anlayış meziyeti vardır. Onun için Türk Milletine umumun kabul ettiği vebugünkü vaziyetlerin gösterdiği halleri inkar ederek her şeyi gülgün göster­mek değil, halimizi açıkça anlatmak lazımdır.

Bugün Türkiyemizin dış ticaret bilançosundaki borçlarını hiç gözönünde tut. masak bile bizim haristen yapacağımız' ithalat, bir bucuk milyar Türk lirasınaihtiyaç göstermektedir. Bunlarda bü­yük adımların ve envestismanların ye­ri yo'ktur. İhracatımız ise ancak 9001 milyon Türk lirasına baliğ olmaktadır.

O halde ortada 600 milyon liralık bir acık mevcuttur. Fakat bu ihraç metalarımızdan yarısının, evvelce yapılmış ■ borçlar inin şimdiden verilmesi taah­hüt edilen mallar olduğunu düşünürssk. ortada, 'bir buçuk milyarlık Jbir it­halat mecburiyeti karsısında ancak sa­tılmış olan mallarımızı gözönünde tut­tuğumuz takdirde üçte bir nispetinde bir karşılığımız mevcut olduğu görü­lür.

Biz bu noktaları hiç düsünmiyerek yal­nız alacağımız yarım yamalak bazı ted birler sayesinde her şeyin düzeleceğini zannediyor ve bir takim vaatlerde bu­lunuyoruz.

Halbuki vaziyetimizi iyice bilmiş ve hayallere kapılmamış olsak o zaman, hem hakikat sahasına giremiyeeek va­atlerde bulunmaz, hem de nihayet bu1 dertlerin jarssini düşünmek mecburi­yetinde kaldığımızı takdir ederiz.

Bizim vaziyetimizde kalmış olan mem­leketlerin sayısı hem Birinci ve hem kü& İkinci Dünya Harbinden sonra pek faz­la idi. Bunların bu fena hallerden kur­tulmak için başvurdukları çareler ar­tık meçhul deöildir. Bu memleketler­de her şeyden evvel ithalatı mümkün mertebe kısmak yollarına gidilmiş ve. aynı zamanda >sn mühim tedbir o lar s'.; ihracatın arttırılması çarelerine başvu­rulmuştur. BU'^iin bütün bu memleket­ler gazetelerinde büyük bir harpten çıkmış olınaar:na rağmen istihsal ve ihracatın 1939 senesinden evvelin'; na­zaran ne .kaiar büyük bir artı? kaydet­tiğini iftiharla söylemsfetedirlsr.

Biz eski cılız istihsalimizle iftihar ede

miyeceğimizden busun elimiz d.: bir ar­tış istatistiği olsa bile bunları bir mu­vaffakiyet diye gösteremeyiz. Dahilde enflasyon alametlerinden doğan para bolluğu neticesin deki vaziyeti bir psfah. alameti zannettik ve memleketin artan ithalat1 ihtiyacını buna hamlet­tik.

İngilterenin bundan kısa bir zaman evveline kadar en iyi maddelerini ih­raç ettiğini, en mühim gazetelerinin dört sayfa çıktığını, gıda maddeleri için mühim tahditler koyduğunu hiç hatırlamak istemedik. Kamyonları, las­tikleri, yedek parkaları hariçten gelen ve bunu dövizle tediye etmek mecbu­riyetinde olan bir memlekette sanki otomobil yollarımız, kamyon fabrikala­rımız varmış gibi bütün sevkiyatımızı kara yollarımıza bıraktık. Akdsnizde ecnebi rvapur şirketleriyle rekabet için çalışırken üç taiafi deniz olan bir mem lekette sevkıyatımızı en ucuz bir va­sıta olan d'iniz yollarına bırakmadık. Şimendiferlerimizin Anadolunun en ücra yollarına gittiğini iftiharla kay­dederken bunların hakiki bir münaka­le vasıtası olduğunu düşünmedik. Çün­kü halk hizmeti denilen şeylerle devleıt müesseselerinin uğraşmalarını zait telakki ettik.

İsviçre gibi çok zencin ve dünyanın her kölesinden gelen turistlerin milyar bıraktığı bir memlekette ikinci Jbir şe­ker fabrikasının kurulup kurulmaması meselesi senelerden beri müzakere edi­lir ve karar verilemezken biz bir çır­pıda ondan fazla fabrika kurmaya ka­rar verdik ve değirmenin suyunun ne­reden geleceğini düşünmiyerek hemen siparişlerde bulunduk.

Bu misalleri nihayet bulamıyacak ka­dar uzatabiliriz. Fakat bizim gayemiz yalnız kuru tenkid yapmak ve her gün artan ve artacağı da muhakkak bulunan memnuniyetsizliği çoğaltmak de­ğil, bugünkü halimize ve dertlerimizebir ^are bulmaktır.

Bizim .?ahsi kanaatimize göre memle­keti idare eiisn her hangi bir hüküme­tin ya^acazı tek iş memleketin vaziye­tini eeneıbi ve Türk mütehassıslardan

müteşekkil bir heyete tetkik ettirme­si «e onların tavsiyeleri dairesinde ha­reket eylemesidir (=>.

Dostumuz buluna^ ve bizimle olan iş­lerini arttırmak istiyen memleketlerin bize en mühim şahsiyetlerini verecek­lerine ve memleketimİ2de1 de eğer par­ticilik nazarı itibara alınmazsa rok iyi .elemanların bulunacağını vs bunların memlekete büyük ölçüde hizmet göreerklerine emin bulunuyoruz.

Meclis ve Üniv.ersite

Yazan : Prof. Dr. Yavuz Abadan

3   tarihli   (Yeni İstanbul)

dam

6435 sayılı kanunda bazı d'eğişiklikZer yapan tasarının İçişleri Komisyonu'nda görüşülmesi sırasında; iki milletve­kilinin profesörler arasında komünizme alet olan kimselerin de bulunduğundan bahsetmeleri, Üniv.arsite çevrelerinde haklı bir teessür uyandırmıştır. Bunun üzerine Ankara ve İstanbul Üniversi­teleri Senatoları, halk efkarını aydın­latmak maksadiyle ibirer tebliğ neşret­mek lüzumunu duymuşlardır.

Bu tebliğlerde ballıca iki esas üzerin­de durulmaktadır:

Komünizm propagandası, kanun­
larımızda ceza tehdidine maruz bir suç
tej'kil ettiğine göre.  Üniversitelerimiz
hakkında bu ağır itti'hamı ileri süren­
ler, delillerini yetkili makamlara ve Ü
niversite Rektörlüğüne tevdi etmelidir­
ler.

6435 sayılı Kanunun 2 nci madde­
si, Üniversite    Öğretim üyelerinin, ta­
yinlerindeki  usile   bakılmaksızın,teşkilat emrine alınmalarını mümkün kıl­maktadır. Üniversite mensuplarını, di­ğer büro memurlarından daha da te­minatsız duruma sokan .bu hükmün kaldırılmasını, Senatolar, «İlmin ve memleketin gelişmesi için en isabetli tedbirleri .bulaca&mda emin oldukları Büyük Millet Mcclisi'nden» ümitle bak İsmettedirler.

Görüldüğü üzere tam bir sıhhat vs sa­dakatle hulasasına çalıştığımız but iki esastan birisi, ağır bir sur isnadı kar­şısında tiniversitenin, en yetkili orga­nı delaletiyle, kendi nefsini müdafaa etmesinden ibaret fertler, topluluklar ve müesseseler iran en mukaddes bir hakkın kullanılmasına taallik etmek­tedir. Nitekim, bu meşru müdafaaya muhatap olan milietveki 11srinden biri, ilk beyanının yanlış anlaşıldığını, ken­disinin eski bazı hadiseleri kasdettiğini tasrih etmek suretiyle, bu hakkın ye­rinde kullanıldığım zımnen kabul et­miştir.

İkinci esas ise. Üniversitelerin, Büyük Millet Meclisi'ne açık bir arzuhali mahiy.etini tanımaktadır. Demokratik ida­relerde her vatandasın, gsrek kendi du­rumu, gerek amme hizmetleri hakkında şikayetlerini açıkça beyan edip, yetki­li mercilerden buna çare ve tedbir araması en tabii hakkıdır. Memleketin dimağı olan Üniversitelerin ise, kendi mesele ve dertleri hakkında, milleti temsil ve kanun vazı'ı yetkilerini nef­sinde topjayan Büyük Millet Meclisi'ne başvurmalarından daha tabii ve man­tıki bir hareket olamaz.

Hal böyle iken, iktidarın neşir organı olan bir gazete, ibahsi geçen Senato teb­liğlerini, en aykırı bir yoruma tabi tu­tarak, «Nümayigkar Huruç Hareketle­ri» ve «Kanun Vazımı Muraıkabe İd­diası» seklinde manalandırmakta ısrar etmektedir. Hiçbir ciddi ve mantıki mesnede dayanmıyan ibu yorum, Mec­lis ve Üniversite münasebetleri konu­sunda zihinlerde şüphe yaratmaya el­verişlidir.

Halbuki, milleti temsil ve kanun vazn yetkileriyle Büyük Millet" Meclisi'nin, milletten sonra Devletin en yüksek or­ganı olduğunda ve bu sıfatla Üniver­siteleri de murakabe salahiyetini haiz bulunduğunda hiç kimsenin en küçük bir tereddüdü yoktur ve olamaz. Nite­kim, Ankara Üniversitesi S.enatosu'nun tebliği, 6435 sayılı Kanunun ikinci maddesir.İn kaldırılmasına ait temen­niyi, «İlmin ve memleketin gelişmesi için en isabetli tedbirleri yüksek Meclis'in bulacağı» ümit ve emniyetine bağlamaktadır. Bu emniyette, Türk Üniversitelerini, her aklına gelenin dil uzatabileceği müesseseler olmaktan biz zat Büyük Millet M.eclisi'nin tenzih edeceği güveni de saklıdır.

Büyük Millet Meclisi, Üniversite Muh­tariyet Kanununu çıkarmakla. Üniver­sitelerin ihtiyaçlarını karşılayacak rnad di ve mali kaynakların tahsisinde gös­terdiği devamb cömertlikle, bu emni­yet ve güvenin haklı olduğunu her za­man ispat etmiştir. Bu. durum, Türk irfan ve vidnanmm mihraklarından ge­len ilim ve hakikatin sesine. Büyük Millet Meclisi'nin ne kadar büyük önem v« değer verdiğini gösterir. *Hayatta ilmin en hakiki mürşit olması», ancak akademik hürriyetlerin tam ve pürüzsüz şekilde sağlanmasına bağhdır. Bu inançla üniversitelerimiz, ha­len kendilerini muztarip eden bir der­di, halk efkarı Önünde Meclis'in ıttılaı­na arzetmişlerdir. Takdir, yüksek Mec­lis'indir.

İspat hakkı lazımdır

Yazan : Cihad Baban

28/1/1956 tarihli (Tercüman) dan:

ispat hakkı meselesi adalet komisyo­nunda müzakere edilmektedir. Bugüne kadar ispat hakkının aleyhinde olan­lardan kimse söz almamış olduğu için­dir ki, ibu tabii müdafaa haikkının ip­tali lehinde nasıl bir mantık kullanıla­cağını henüz öğrenmiş değiliz. Belki önümüzdeki celselerde aleyhdarlarm mütalaalarını dinlemek mümkün ola­cak ve batılın nasıl müdafaa edildiği hakkında yeni misallere şahit olacağız. Kanaatimizce ispat hakkı, müdafaa hakkının bir tamamlayıcısı olduğu için redds dilem ez, dünyanın hiç bir kanu­nunda, hi£ bir memleketinde müdafaa hakkına, sınır tanınmamı?, bu hak huöutlandırılmamıştır. Hatta bu hakkın istimali sırasında sarfedilen hakaretamiz kelimeler ibiie. takibata "uğrama­mıştır. Müdafaa hakkı o kadar gsüi", ve vasidir, o kadar mukaddestir ki. tevhidi ittihat karariyle bu hak vatan­daştan n ez edildikten sonra dahi, Ankarada cereyan eden siyasi bir davada, mahkeme isnat hakkını, müdafaa hak­kı sınırı idinde telakki etmeŞe mecbur olmuş ve davacı bu suretle. davasını kaybetmiştir.

İşte bundan dolayıdır ki müdafaa hakkının tabii bir tamamlayıcısı olan is­pat hakkını kabul .stmemeHe imtkan" yoktur; Üstelik, ispat 'hakkının yalnız hukuki deşil, bir takım içtimai fazilet­leri ds vardır. Ozyorük isnat hakkının aleyhinde deliller ararken.. Asliye Mah­kemesinde cereyan .eien bir davada isnad edilsn hal, ispat edilir ve suçlu be­raat ederss vs bu ispat dolayisiyle Bü­yük 'Millet Meclisi davacı vekil hakkın­da tarkibata lüzum ıgörmezsa o zaman ne olacak? diye endişe ediyordu. Hiç şüphe yok bu üzerinde durulacak bir mahzur y.2 mücerred hukuki bir görüş­tür, fakat, hukuk İçtimai bir nizamın koruy uçuşudur. Hukuk kaideleri cemi­yete nizam ve huzur yermek için tes:s edilir, ama, baz; (üstün esre hukukçu­ları) vardır ki, madde metinlerindeki virgüllerin yerlerini tayin ederken am­me nizamım, içtimai huzuru hatırlarına getirmezler, bu zavallı isnat hakkının başına da i?te ne gelmişse, bu (üstün esre) istilasından gelmiştir. İsnai: hak­kı aleyh d a?") arının yarattıkları hava, memlekette haklı veya haksız içtimai bir huzursuzluk yaratmış ve Hükümet seyyiatmın ortaya çıkmasından korkuyor kanaatini telkin etmiştir. Bu sefer de önüne gelen hayalini ifl;tmiş ve or­talık dedikodudan gedilmez hale gel­miştir. Biz kaniiz ki, müeerred ispat hakkı d.enilcn müessese kanunlarımı­zın içinde mevcut olsaydı, mebuslar. S'Eçmenleri tarafından böyle doldurul­mayacak ve bu Grup hadisesi infilak etmiyecekti. Mariiet kanun hükümleri­ni, sosyal zaruretlerle telif edebilmek­tir. Halk İltibaslarına masum çözüime imkanları verebilmektir. Bilmek la­zımdır ki. bir kar zerresi kısa zaman­da köyleri yıkan çığlar haline nasıl ge­lebilirce, kanalı ,bir tencere irinde kay­namağa başlayan politik infial ds ka­pak kapalı olduğu için bir gün gürültü ile nallayabilir, halbuki karıakta bir emniyet supabı olsa.. Hiç bir şey olrnaz. İşte bu ispat hakkı politik ve sos­yal tencerenin böyls bir emniyet supa­bıdır.

İspat hakkının &;eyhinde olanlar, halk hadisenin mahiyetini bilmediği için doğru olmıyari izah şekiller; de yapmiglardsr. Maksat aüi sovrrenin, ifti­ranın, hakaretin isnatı dejilair. Vatanriasm şerefini şerefsiz isnadlardan kur­tarmak i^in kanunlarımızda teminat vardır. Maksat, vekillerin hizmetlerin­den mütevellid iddiaların İstandır. Bu olmazsa murakabe olmaz. Haklarında tahkikat açılan üç vekil, eijer yarın te­menni ettiğimiz şekilde tertemiz çıkar­larsa, yalnız ve yalnız, bu ispat haiokımn" yarattığı huzursuzluk un kurbanı olacaklardır. Gözümüzün Önünde bu ne­viden acı tecrübeler de mavcut olduk­tan sonra, öyle zannediyoruz ki, bu müessesenin tekrar mevzuatımız ara Rina girmesinde hiç bir sebei> yoktur.

2 Ocak 1956

Atina :

Atina Büyükelçimiz Settar İlisel bulgun saat 12.30 da Yunan Başvekili Karamanlis'in daveti üzerine fcendisiiıi eviiide ziyaret etmiştir.

Bir 'buruk saat kadar süren bu görüş­me cinasında Başvekil Karamanlis ve Türkiye Büyükelçisi iki memleketi il­gilendiren meseleleri beraberce göz­den geçirm işi erdir.

3 Ocak 1956

Londra :

Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Buad Hayrı Ürgüplü, bugün, İngiltere Dışiş­leri Vekaletine giderek yeni İngiltere Dışişleri Vekili Sehvyn Lloyd'u ziyaret etmiştir.

Dışişleri Vekaletine yakın olan çevre­lerde belirtildiğine göre, yeni Dışişleri "Vekili ile Türkiye Büyükelçisi arasında cereyan eden konuşmada iki memleke­ti ilgilendiren konular gözden geçiril­miştir.

5 Ocak 1956

Paris :

"Bir kaç güne kadar Ankara'ya döne­cek olan Türkiye'nin Paris Büyükelçi­si Numan Menemencioğlu bu'gün (Fran­sız Dısi.sleri Vekili Antoinc Pinay'i zi­yaret .etmiştir.

6 Ocak 1956

 Cenevre :

Birleşmiş Milletlerin Avrupa İktisadi komitesi elektrik enerjisi komisyonu­nun Cenevre'de yaptığı toplantıda 30 memleket temsilcileri elektrik enerji­sinin mübadele imkanları üzerinde dur muşlardır.

Bu arada Türkiye'nin hidro  elektrik potansiyeli etraflıca gözden geçirilmiş ve daha önceki tahminleri geride bıra­karak: Türkiyenin yüksek bir potansi­yel seviyesi elde etmiş olduğu, müşa­hede edilmiştir.

Ayrıca, Arvusturya ve Çekoslovakya'­nın, hidroelektrik kaynaklarından fay dalanına ve elektrik enerjisinin müba­delesi hakkındaki tasarılar üzerinde cersyan eden müzakereler de gözden ge­çirilmiştir.

7 Ocak 1956

Bonn :

Türkiye'nin Bonn hükümeti nezdindeki yeni büyükelçisi Seylullah Esin iti­matnamesini taıı sabah Cıonhurraisi Theodor Heus'e takdim etmiştir.

Atina :

To Vima gazetesi bugünkü sayısında, birinci sahifede beş sütım üzerine Baş­vekil Adnan Menderes'in, bu gazete­nin hususi muhabirine verdiği beyana­tı neşretmiştir.

Türk  Yunan münasebetleri hafekmda Yunan gazetesi muhabirinin sordu:gu muhtelif suallere, Başvekil Adnan Menderes aşağıdaki cevapları vermiştir:

Sual: 1. Balkan ittifakının ve Türk  Yunan dostluğunun lüzumuna Türk "hükümeti inanır mı?.

Cevap 1. ■Herkesçe müsellem oldu­ğu vedıüe Türkiye hükümeti Balkan "ittifakının tahakkuku için son derece faal bir şekilde çalışmıştır. Bu ittifa­kın lüzum ve ehemmiyetini ilan ve izah hususunda yorulmadan faaliyet sar fetmiştir. Türk  Yunan dostluğuna ge­lince bu, bir yandan Balkan ittifakının Öte yandan Nato'nun lüzumlu bir un­suru olduğu gibi Türkiye'nin olduğu kadar Yunanistan'ın da hayati ihtiyaç­larına tekabül edsr. Bu hususları da Türkiye hükümeti yalnız sözleri ile de­ğil efali ile de izah ve isoat edegelmiştir. Bu itibarla sualinizi meçhul kal­mış bir hususun aydınlatılmasına ma­tuf telakki edemiyecsğim, ciinki dedi­ğim ıgibi hakikat meydandadır.

Sualinizi belki "bir dereceye kad.ar ye­ni kurduğum hükümetin de bundan evvelki hükümetler gibi düşünüp dü­şünmediğini anlamıya matuf telakki etmek mümkün olabilir. Maksadınız bu "ise derhal cevap vereyim: Evet, şimdi­ki Türk hükümeti de tamamen aynı yolda 'düşünmektedir.

Sual 2. ■ Türk efkarı umumiyesi bu­na inanır mı?.

Cevap 2~. ■Türk hükümeti, Türk ef­karı umumiyesinin kanaat ve temayül lerine tercüman olmak suretiyls siya­setini tesbit eder. Bu itibarla Balkan ittifakının ve Türk  Yunan dostluğu­nun lüzumuna Türk efkarı umumiyesi inanmamış olsaydı hükümet böyle bir inana siyasetine mesned olarak almaz­dı. Derhal şunu da ilave edeyim ki, bir milletin inancı o inancın istinad etti­ği vakıaların o milisti sukutu hayale uğratmamasına ve o inanca göre hare­ket etmesinin kendisini hüsrana duçar etmemesine bağlıdır. Bu itibarla Türk milletinin Balkan ittifakının ve Türk Yunan ■dostluğu'nun lüzumuna inananarak hareket etmiş olmaktan dolayı pişman olacak vaziyete sokulmaması yani onun dostluğuna ve imanına aynı derecede saımhni bir dostlukla ve imanla karşı taraftan mukabele olun­ması lazımdır.

Sual 3. Türk  Yunan dostluğunun nasıl ihya edilebileceğini zannediyorsu­nuz?

Cevap 3. Biz Tünk  Yunan dostlu­ğunun ihya edilebilmesinin mümkün olduğu kanaatiyle hareket ediyoruz. Bu ■dostluk fecaatlerle dolu, kanlı bir har­be rağmen Atatürk ve Venizelos tara­fından, 'mantık, aklı selim ve realizm kuvvetiyle kurulmuştur. Senelerce de­vam ve inkişaf etmiştir. Şimdiki şart­lar bu dostluğun kurulduğu zamanda­ki şartlara nisbetle çok daha müsait­tir. Filhakika o zamandan bugüne ka­dar bu dostluk her iki memleket ve bü­tün hür dünya İçin bir sürü hayırlı ne­ticeler tevIİd etmek suretiyle lüzum ve ehemmiyetini kendi kendine ispat et­tiği gibi dünyanın halfrn İçinde bulun­duğu şartlar bu dosiluğu her zamankin den daha lüzumlu bir hale getirmiş bu­lunmaktadır. Bütün bu hakikatler göz önünde tutulacak olursa bu dostluğun bugün geçjrmeıkte olduğu buhranın ha­la i'zale edilmemesinin hem hayret ve­rici bir hadise, hem de isrl bir hata teşkil edeceği anlaşılır.

Dostluk dostça 'hareket olunma'k sure­tiyle ihya edilir, husumet izharı ile ve­ya iki memleket arasındaki münase­betlerin, taraflardan birinin ötekini di­ze getirmesi bir nevi güreş haline ge­tirilmesi suretiyle denil. Her memleke­tin efkarı umumiyesi heyecanlanmaya ve ıkendi izzetinefsi bakımından hassa­siyet göstermeye mütemayildir. Tem­kinli olanlar bu hususta daha makul davranır, olmıyanlar coşar, fakat tem­kinlisi de temkinsizi de hassasiyetten masun değildir. Binaenaleyh herşeyden evvel hükümetlerin efkarı um um iyeyi teskin edip tfilkir selameti ile işlerin ele alınmasına müsait bir zemin yaratma­sı lazımıdır. Türk  Yunan münasebet­lerini daima daha kötüye götürmek içir. birçok fırsat ve sebepler 'bulmak müm­kün olduğu gibi daima iyiye götürmek için de birçok fırsat ve sebepler mev­cuttur. Bu itibarla mesele bir arzu ve hüsnü niyet meselesinden ibaret kalır. Kötü fırsat ve imkanları kafi derecede faal olan düşmanlarımıza bırakalım ve biz iyi fırsat ve imkanlar üzerinde ça­lışalım. Eğer Atatürk ve Venizelos'un kurduğu Türk  Yunan dostluğuna te­kaüdüm eden feci (boğuşmaya sebsbiyet vermiş olan halsti ruhiyenin; emel­lerin ve tasavvurların hortlamasına meydan verilirse işte o zaman vaziyet hakikaten müşkülleşir.

Sual 4. Rum ırkından Türk vatan­daşlara karsı Türk hükümetinin kanu­nen ve anden değil fiilen siyaseti ne­dir? Türk hitkimsti bunların memle­ket için faideli bir unsur olduklarını zanneder mi?

Cevap 4. Bizim için Türkiye'deki Türk vatandaşı rumlara kötü nazarla bakmak diye bir mesele yoktur, onla­rın memlekete faideli unsurlar olduğa ve olabileceği kanaatindeyiz. Yalnız Türkiye'de değil daha ıbireok memle­ketlerde o memleketlerin tebaası olan .Rumlar ve daha birçok başka unsurlar mevcuttur ve bunlar pEk ala faideli va­tandaşlar halinde tebaası bulundukla­rı memleketin halkı ile kaynaşmış vs onunla bir olmuşlardır. Türkiye'de va­ziyetin bafka türlü olması i'cm hic bir sebep yoktur. Nitekim Rum vatandaş­larımızın ne kadar müreffeh ve tam müsavat şartlan içind.a yaşadığını gö­rüyorsunuz. Onları huzursuzluğa sevketmek, kendilerini cüz'ünü teşkil et­tikleri camia içinde ayrı bir varlık, gö­ze batan /bir unsur telakki ettirmek ve mensup bulunduklar] camiaya karşı münaferet ifade eden bir hattı hareket takibine kışkırtmak için dışardan ya­pılan propaganda ve tahrikler, hiç şüp­he yok ki onlara yapılacak en büyük fenalığı teŞkil eder.

8 Ocak 1956

Ankara :

Japonya^dafci bazı ilkokulların erkek ve kız öğrencileri, memleketimizdeki ilkokullardan birine bir sinema ve pro­jeksiyon makinesi ile aletler satın alın­masını temin etmek üzere aralarında topladıkları 800 doları Birleşmiş Mil­letler E»itİm ve Kültür Kurumunun Japonya milli komisyonu delaletiyle Türkiye milli komisyonuna göndermiş­lerdir.

Öğrendiğimize göre, bu bağış, Erzincanda Tercan ilkokulu ve yetiştirme yur­duna lahsis edilmiştir.

Bu yakın alaka karşısında Türk öğren­cilerinin teşekkürü Anadolu Ajansı de­laletiyle Jarion çocuklarına ulaştırıl­maktadır.

9Ocak 1956

Bbnn :

Einn Büyükelçiliğine tayin edilen üç"" memleket"    diplomatları, Türkiye Bü­yükelçisi  S;yfullah Esin,  Fransız bü­yükelçisi Louis Joxe ve Sovyet Rusya Büyükelçisi  Valerian Zorin bu sabah Batı Almanya Başvekili Adenauer'i ma kamında  ziyaret etmişlerdir. Büyükel­çiler, Başvekilin öO inci  doğum  yıldö­nümü münasebetiyle    ksndisini tebrilcetmişlerdir.

10Ocak 1956

Bonn :

Yeni yıl dolayısiyle Federal Almanysr

Cumhurreisi Thedor Heuss, bu sabah, Bonn'da bulunan elcileri kabul etmiş

Bu arada, yakınlarda Bonn'a tayin cdilmiş .olan Türkiye büyükelçisi Sayfullah Esin de Federal Almanya Cumhurreisi ile ilk defa olarak bir görüş­mede bulunmuştu1. Thedore Heusser Türkiye ibüyük el çişin don başka, yeni tayin edilmiş olan Fransa büyükelçisi Louis Joxe ve Sovyetler Birliği bü­yükelçisi Valerian Zorini de kabul et­miştir.

Paris :

Moskova radyosunun bildirdiğine gö­re, Türkiye'nin yeni Moskova büyükel çişi Kemal Kavur bugün itimatname­sini yüksek Sovyet Başkanı Mareşal Voroşilof'a tevdi etmiştir.

Kemal Kavur bu münasebetle yaptığı konuşmada şöyle demiştir: «Memleket­lerimiz  arasında   mevcut  .dostlulk fve iyi komşuluk münasebetlerini takviyeiçin mümkün olanı yapacağım.»

Mareşal Vbroşilof da büyükelçiye ce­vaben yaptışı konuşmada Sovyetler Birliğinin,   barış   politikasını   belirttik sonra şunları ilave etmiştir: «Eğer İki komşu memleket hakikaten barış ve dostluk içinde yaşamak arzu eder­lerse, evvela karşılıklı iyi ve samimi münasebetler tesis etmelidirler. Biz de esasen Türkiye ve Türlk milleti ile mü­nasebetlerimizde bunu temin etmek istiyoruz.»

Diğer taraftan Moskova radyosu tara­fından Türkiye hakkında yayınlanan bir konuşmada "barış içimde bir arada yaşamanın beş prensipine istinaden Türkiyenin Sovyetler Birliği ile daha geniş münasebetler tesis etmesinin bu memlekete sağlıyabileccğiı. menfaatler "belirti imi ştir.

18 Ocak 1956

Washington :

Amerika Birleşik devletlerinin ve Türkiyenin rnüştsre'k davetlisi olarak iki memleket arasındaki iktisadi münase­betlerin inkişafını sağlamak ma'ksadiyle memleketimize gelecek olan tanın­mış Amerikan sanayicisi ve iktisadi si­yaset sahasında Başkan Eisenhow.er'in hususi müşaviri Clarence Randall bu­gün (bir basın toplantısı yapmıştır.

Bu basın konferansında bir gazeteci­nin Türk ekonomisinin kritik durum­da olduğu yolundaki sözlerine karşı­lık bunun pek mübalağalı bir beyanat olduğunu söylemiş ve modern Türki­ye'nin başariyle karşılıyamıyacağı hiç bir müşkül tasavvur edemsdijini söz­lerine ilave etmiştir.

Randall, sözlerine evvelce yabancı ser­maye mevzuunda bir rapor hazırlamak maiksadiyle ziyaret etmiş olduğu Tür­kiye ve Büyük Atatürk'e karsı duydu­ğu hayranlığı belirtmekle başladıktan sonra, Türkiye'nin çok parlak bir is­tikbale  namzet olduğunu belirtmiştir.

Eandall, Türkiye'nin devletçilik politi­kasından şimdilik liberal siyasete şa­yanı hayret bir kolaylıkla İntikal etti­ğini, Amerika'nın Türlk milletinin şah­sında ossur bir müttefike sahip bulun­duğu bu memleket Rusya'nın yanıbaşmda daimi tehdit altında bulunmakla la er ab er  Amerikan   var dimi  olsun  ol

 masın istiklal ve hürriyetini korumak azminde olduğunu söylemiştir.

Randall »ben şahsen bu milleti davala­rımıza ortak olarak görüyorum.» de" dikten sonra tıpkı Amerika'da olduğu gibi Türkiye'de de bir ziraat meselesi mevcuttur, diye ilave etmiştir.

Randall, sözlerine devamla: «Bu seya­hatimde iki memleket arasındaki İkti­sadi münasebetlerin takviyesini sağla­maya çalışacağım. Kendilerine karşıbüyük hayranlık beslediğim sayın Tür­kiye Reisicumhuru ile sayın Başvekili­ni tekrar görmekle bahtiyar olacağımdemiştir.

Mr. Randall, bundan sonra gazetecile­rin sordukları suallere cevaben Tür­kiye'ye iktisadiyatı hakkında umumi bir tetkik yapmak üzere gitmediğini, herhangi bir mevzu hakkında tavsiye­lerde de bulunmiyacağmı, seyahat mak şadının iki memleket arasındaki ikti­sadi münasebetlerin geliştirilms'si mev zuunda Türk devlet adamlariyle görüş­mek olduğunu anlatmıştır.

Gazetecilerin diğer suallerine c&vabcn Randall, Türkiye'nin süratle kalkman her genç ve kuvvetli memleket gibi ar­tan ihtiyaçlarını tatmin meselesiyle ikarşılaştığını, bu memleketin her sa­hada çok terakki etmiş bulunduğunu ve şimdiye kadar Amerika yardımını çok müsmir olarak kullandığını söyle­miş, şu sırada Amerikan yardımının tefcrar gözden geçirilmssi gerektiğini, bu İtibarla İki memleket arasındaki ik­tisadi münasebetler standardın; Türk devlet adamları İle görüşeceğini belirt iniştir.

Yine bir suale cevaben Türkiye'nin Bağdat Paktının kurulmasındaki cesur önderlik rolünü övmüş ve iktisadi me­selelerle bu rolün yakın alakasını teibarüz ettirmiş ancak seyahatinin siya­si manası olmadığını sadece iktisadi sa haya münhasır kalacağım söylemiştir.

Diğer bir suale cevaben de Randall iki memleket arasındaki ticari münasebet­lerin ve ticaret hacminin nasıl arttınIa'büeceği, Türkiye'ye daha fazla yaban cı sermaye akınımın ne suretle müm­kün olabileceği mevzuları ile de meş­gul olacağını belirtmiş ve Türkiye'nin.

bir rok planlarının hususi sermaye yar dimiyle daha çabmk gerçekleştirilebile­ceğini, semere verir hale getirilabile­ceğini bildirmiş ve hayat standardı yükselmiş olan Türkiye'de yabancı ser maye için verimli bir çok iş mevzuları olduğunu da sözlerine ilave etmiştir.

Londra :

Türkiye'nin Londra büyükelçisi Suat Hayrİ Ürgüplü, bu sabah, İngiltere Dış işleri Vekaletine giderek "Vekil Selwyn Lloyd ile 'bir görüşmecle bulunmuştur.

Dışişleri V.skili, Türk eltisinden sonra Mısır'ın Londra büyükelçisini kabul et­miştir.

19 Ocak 1956

Ajans Türk'ün bildirdiğine göre, Baş­kan Eisenhower'in Türkiye'ye yapıla­cak yardım mevzuunda verdiği son de­meci müteakip, hususi müşaviri Randall'm Türkiye'ye müteveccihen yakın­da Amerika'dan ayrılacağı, siyasi çev­relerde 'günün hadisesi olarak devam etmektedir. Bilhassa, peyk devletleri temsilcileri, bu ani karar üzerinde, her hangi bir tefsir yapmaktan yekinmek­tedirler.

Türkiye'ye, Amerika'nın yapacağı İkti­sadi ve askeri yardımın, Türkiye'nin ibundan evvel talep ettiği 300 milyon dolarlık yardımın çok üstünde olaca­ğı, ibu arada, bilhassa, resmi ve hususi Amerikan sermayesinin, Türkiye'nin kalkınması mevzuu ile alakalı olarak, yakın bir zamanda Türkiye'ye gelece­ği, açık bir lisanla ifade edilmektedir.

Başkan Eisenhower'in hususi müşaviri Clarence Randall'ın Türkiye'ye yapa­cağı ziyarete bu bakımdan da ehemmi­yet verilmektedir. Randall'ın Türk hü­kümet başkanı ve ileri gelenleriyle mü zakerelerde bulunacağı, resmen açık­lanmıştır.

Randall'ın dünkü basın toplantsı üze­rinde, Amerikan matbuatında geniş öl­çüde neşriyat ve tefsirler yapılmakta v.e kalkınmakta olan bu genç memle­kete yardımın şart olduğu ileri sürül­mektedir.

Dış politikada, Türkiye'nin Amerikays; mukadderatım bağlamış olması keyfi­yeti üzerinde. İsminin açıklanmasını istemiyen Amerikalı tanınmış ibir siya­set adamı, Ajans Türk'e şunları söyle­miştir:

 T'ürkiye, istikbale emin ve sağlam adımlarla yürüyen bir memlekettir. Bi­ran evvel kalkınma pahasına giriştiği. büyük hamkyi .en kisa zamanda tahak kuk safhasına sokacaktır.

Hükümet Reisiniz Adnan Menderes'in, çalışma azmini Amerikan siyasileri bü­yük bir takdirle karşılamaktadırlar.

Muhalefet liderlerinizin zaman zaman Türkiye'nin her bakımdan Amerika'ya bağlandığı yolundaki beyanlarını hay­ret ve üzüntü ile karşılandığını söyle­mek isterim.

Türkiye'nin yeri, pek tabii olarak, de­mokrasilerin birleştiği hür milletler camiasıdır ve hür milletlerin, safidir.»

20 Ocak 1956

Belgrad :

Belgrad siyasi cevrslerinde belirtildiği­ne göre, Türkiye'nin Belgrad büyükel­çisi Sadi Kavur, çarşamba günü Yu­goslav Dışişleri Vekaletine giderek hü­kümeti adına, Dışişleri Vekilinden, Ma reşal Tito'nun Mısır'a yaptığı seyahat sırasında Bağdat Paktına dair söylsmiş olduğu sözler hakkında izahat ta­lep etmiştir.

Diğer taraftan Yugoslav Dışişleri Ve­kaleti sözcüsü, bugünkü mutad basın toplantısı sırasında, Türkiye büyükel­çisi Sadi Kavur ile Yugoslavya Dışişle­ri Vekili Koca Popoviç arasında geçen konuşmanın »Yugoslav hükümeti ilediğer hükümetler arasındaki mutad gö rüş realitelerinden başka bir şey ol­madığını» söylemiş ve geçen cumarte­si günü İngiltere büyükelçisi Sir Franck Roberts'in yapmış olduğu ziyare­tin de aynı mahiyette olduğunu ilave etmiştir.

Bu arada sözcü, elcilerle Yugoslav Dış işleri Vskili arasında konuşulan mev­zular arasında,  Mareşal Tito'nun Ha

image002.gifbeşistan ve Mısır'a yapmış olduğu se­yahat konusunun da bulunduğunun ta­bii olduğunu bildirmiştir.

30 Ocak 1956

Bruxelles :

Birkaç gün önce Luxembourg yolunda vuku bulan bir otomobil kazası sonun­da vefat eden Bruxelles büyükelçimiz Bedri Tahir Şaman'm naşı bugün Bruxelles'den resmi merasimle kaldırılarak hava alanına nakledilmiştir.

Merasimde Belçika Kralını saray na­zırı ile bir emir subayı temsil etmek­teydi. Dışişleri Vekili Faul Henri Spa&k ve Dış Ticaret Vekili Victor Larock
Belçika hükümetini temsilen törende hazır bulunmaktaydılar. Ayan ve tem­silciler meclisleri başkanları, .en kıdem li üyesi de dahil  olmak     üzere bütün

kordiplomatik, papalık temsilcisi Monsenyör Forni ve Bruxelles'in tanınmış şahsiyetlerinden çoğu Belçika başken­tinde büyük 'bir sempati toplamış olan Türk diplomatına son vazifelerini ifa etmişlerdir. Türk hükümetini mera­simde Kopenhag Büyükelçisi Bülant Uşaklıgil temsil ölmekteydi.

■Bir piyade kıtasının askeri ihtiram va­zifesini ifa ettiği büyük elçilik önün­den hareket eden cenaze alayı Brugmann caddesi üzerinden Meisbreock hava alanına gitmiştir. Büyükelçinin naşı uçakla Türkiye'ye nakledilecek­tir.

YANKILAR

image003.gifTürk  Yunan münasebetleri

9/1/1956 tarihli (Zafer) den :

Tür.k  Yunan münasebetlerinin bir buhran devri geçirdiği inkar olunmaz bir hakikat halinde önümüzde duru­yor. Yunanistan, evvela Kıbrıs mese­lesinden başhyarak, sonra bunun tah­rikleriyle doginu? acıklı bir vakıa olan 67 eylül ha disklerini ele alarak. Tür"kiye ile olan durumunda hissedilir bir değişiklik yapmıştır. Bu değişiklik ci­han sulhunun bellibaşlı teminatları arasında yer alan Balkan Paktının ve Nato'nun işlemesine dahi menfi suret­te müessir oluyor.

Türk hükümeti bunlara mukabil, an­layışlı, müsamahakar, sade Yunan gazstelerinden değil, hatta devlet adam­larından ve ■mesul şahsiyetlerinden ge­len tahrikleri dahi bir infial sebebi yapmıya çalışarak, Türk  Yunan dost­luğunun, ananevi temelleri üzerinde ye niden, bir sulh ve sükin unsuru ola­rak yükselmesi gayreti irinde dikkate şayan faaliyette bulunuyor.

Menderes, To Vima'ya verdimi beyana­tında, bu dostlusun yeniden canlandı­rılması esasları üzerinde durmuştur. Başvekilin sözleri Türk  Yunan dost­luğu mevzuunda sade hükümetimizin değil aynı zamanda Türk umumi efka­rının düşüncelerine de samimiyetle ter cuman oluyor.

Menderes, karşılıklı durumlarımızı izah ederken, iki millet arasında tasavvur edilebilecek en ağır şartlar bertaraf edilmek suretiyle Atatürk vb "Veniaelos tarafından temeli atılmış olan bir dostluğun ne derece lüzumlu Ve zaruri bir dostluk olduğunu da anıkça izah. ediyor. Diğer taraftan bugünkü şart­ların, hic bir zaman kuruluş günlerine tekaddüm edsnler kadar ağır olmadı­ğına da ayrıca işaret ediyor. O halde Türk  Yunan dostluğunun ihyası, sa­nıldığı kadar 'güç. ve başarılması adeta imkansız bir şey değildir.

Başvekilimiz bu hususta belli başlı iki şart ileri sürüyor. Bu santiardan birin­cisi Türk milletinin Balkan ittifakının ve Türk  Yunan dostluğunun lüzumu­na inanarak hareket etmiş olmaktan do layı pişman oiacak duruma sokulma­ması ve aynı derecede samimi bir dost­lukla ve imanla karsı taraftan mukabele görmesidir.

Bu birinci şart, Türk umumi efkarının açık düşüncesini ifade ediyor. Vasati Türk vatandaşı, Türk hükümetinin Yu­nanistan'a karcı devamlı cemilekar muameleleri karşısında daima böyle düşünmekte ve böyle muhakeme et­mektedir. Yunanistan da Türk dostlu­ğuna aynı samimiyet ve imanla inanı­yor ve güveniyor mu? Şimdiye kadar cereyan eden hadiselerin Türk vatan­daşının kalbind.e bu hur usta tam bir it­minan yaratıp besleyecek şekilde cere­yan etmemiş olduğunu söylemek ye­rinde olur. Çünkü Türk  Yunan mü­nasebetlerinin en pürüzsüz bir şekild.s cereyan etmtkte olduğuna kaani oldu­ğumuz günlerde dahi, karsı taraftan, menfi bir sedanın yükseldiği daima du­yulmuştur. Ya bir gazete makalesi, ya toir topluluk hareketi, ya bir devlet ada minin beyanı, bazan hatta partiler mü­cadelesinin inkişafları ve tafsilatı, Yu­nanistan'da Türkiye'ye karşı bazı dü­şüncelerin devamlı olarak yaşatıldığı. hakkında Türk umumi efkarına bir ka­naat vermiştir. Türk.  Yunan dostluğu i'hya olunurken, taraflarda bu çeşit menfi kanaatlerin husulüne İmkan ve­recek hareketlerin ikat'İ olarak önlen­mesi kararında ittifak etmek lazımdır.

Türkiye'nin Yunanistan'a karşı «besle­diği dostluk Yunanistan'da samimi bir mukabele görmelidir. Çünkü mütekabi­liyet dostluğun temelidir.

image004.gifBaşvekilin ikinci şartı, Türk  Yunan münasebetlerini daima daha iyiye gö­türecek fırsatlar ve sebepler üzerinde çalışılmasıdır. Menderes .bunu söyler­ken, Türk  Yunan münasebetlerini daha kötüye götürecek fırsat ve sebep­ler üzerinde müşterek düşmanlarımı­zın 'kafi derecede maharetle ve hararet­le çalıştıklarına da ayrıca işaret edi­yor. Türk  Yunan münasebetlerinin ihyası mevzuunda ileri sürülen bu son şart, çok realist bir görüşün ifadesi ol­duğu aşikardır. Çünkü, Türk  Yunan dostluğu^ sulh cephesinin bütünlüğü üzerinde çok ehemmiyetli bir gedik açılmasını sağlamak istiyenler için hiç de arzu edilmiyen yıkılması temenni olunan bir münasebettir. Onlar, bu uğurda bütün imkanlarını seferber et­miş gÖrünüyoilar. Karşılıklı münase­betlerimizde, biz de onların İstekleri­ne ve emellerine alet olımyalım. Onlar menfi bir sahada çalışa dursunlar fakat bizler, 'hüsnüniyetle dünya sulhüne fay dalı müsbet bir eserin yükselmesine yardımcı olalım.

Başvekil Menderes'in To Vima'ya yap­tığı beyanat, Türk  Yunan münasebet­lerinin bugünkü safhası hakkında çok açık fikirleri ihtiva ediyor. Bunların Yunan efkarı umumiyesinde müsait tesirler bırakmasını temenni etmek is­teriz.

İtalya ile dostluğumuz

Yazan : M. H. Zal

14/I/İ956 tarihli (Tan) dan :

Bir İtalyan parlamento heyetinin mem lekE'tim'izi ziyareti, Türkiye ile İtalya arasındaki dosıtluk meselesini ■günün bir davası haline koymuştur. Heyet her tarafta samimiyetle karşılanmış, iki Akdeniz milleli sıfatiyle Türklerle İtalyanlar arasında ne katlar yakmlrk hüküm sürdüğü bu ziyaret münasebetIsriyle her taraftan bir defa daha tesbit edilmiştir. Dün İstanbul Valisi Fah­rettin Keriffi GÖkay'ın parlamento he­yetine verdiği ziyafette de Vali ve İtal­yan parlamento reis «.ekili tarafından bu zeminde nutuklar söylenmiş ve İki millstin Akdenizdeki kaderinin müşte­rek olduju ileri sürülmüştür.

Büyük Millet Meclisinde türlü türlü dostluk cemiyetleri kurulmuştur. Tah­silini Müano Üniversitesinde gören ve İtalya'yı en iyi tanıyan Aydın millet­vekili Zühtü Uray'm delaletiyle kuru­lan Türk  İtalyan Cemiyeti, ıbu cemi­yetlerde rastgelind iğinden çok fazla canlılık göstermiş ve İtalyan parlamen­tosunda buna benzer 'bir cemiyet ku­rulmasına yol akmıştır. Bir İtalyan par­lamento heyetinin Türkiye'ye çağırıl­ması bu faaliyetlerin mahsulüdür. Ya­kında bir Türk parlamento heyetinin italyayi ziyaret edeceği de şimdiden söyleniyor.

Aralarında eski bir Hariciye Nazırı ve

ileri gelen siyaset adamları bulunan I talyan parla m en tocul arının ziyar.sti, iki memleket arasındaki menfaat birlikle­rinin dikkatle sözden geçirilmesine ve­sile olmuştur. Haber aldığımıza göre, Türkiye ile İtalya arasında ham mad­de ve mamul madde alış verişinin tan­zim edilmesi, İtalyan sermaye Ve sa­nayiinin Türkiye'nin sanayileşmesinde faal bir rol oynaması ve Türkiye'nin geniş turistik imkanlarının gelişmesi meselesinde Türk ve İtalyan sermaye ve teşebbüsü arasında sıkı ve geniş bir işbirliği kurulması meseleleri bahis mevzuu olmuştur.

Hiç şüphe yok ki temas halindeki mil­letvekilleri arasında konuşmalar, sala­hiyetli kimselerin taahhüt teşkil ede­cek müzakereleri mahiyetini taşımaz. Bununla beraber böyle konuşmaların, milletler arasındaki işbirliğinin icap ettirdiği müsait havayı yaratması rnüm kündür. Öyle görülüyor ki zemini ha­zırlamak gayesine doğru son ziyaret esnasında epeyos yol alınmıştır. Bu­nun arkasını getirmek, iki tarafın par­lamentosundaki dostluk cemiyetleri­nin, iki taraf hükümetlerinin ve gaze­telerinin himmetine kalmıştır. Eğer sis temli bir şekilde çalışılırsa, iki Akde­niz milleti arasında karşılıklı menfaat ve emniyet esası üzerine çok sıkı ve verimli bir işbirliği kurulması pekala mümkündür.

OLAYLARIN TAKVİMİimage005.gif

2 Ocak 1956

Washington :

Birleşmiş Milletler Genol Sekreteri Dag Hammarskjold, radyo ile yayınla­nan yeni yıl mesajında dünya sulhu­nun tahakkukunu temenni ederek de­miştir ki:

«1955 yılı, endişe v.e korkudan ari, hür "bir 'dünya rüyasını gerçekleştirmek i çin çalışan sulhsever insanların kah ba şansı, kah hayal 'kırıklığı ile geçmişiir.

Kat'i bir zafere 'götürmüş olsun olma­sın bu yolda sarfedilen gayretler, in­sanlık idealinin 'gerçekleştirilmesi az­mini daima kuvvetlendirecektir.

3Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Azınlıkların korunması ve ırk tefrildnin önl.anmesi için kurulmuş olan Bir­leşmiş Milletler tali komitesi, senede üç hafta süren toplantılarına başkanlık et mesi için tekrar Danimarka delegesi Mflx Sorensen'i seçmiştir.

Tali komitenin başkan yardımcılığına Mısır delegesi Mohammed Avad, ra­portörlüğe d.e Filipin del&gsei Jose İngles seçilmişlerdir.

Tali komite çalışmalarına yarın bağlı­yacaktır.

4Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Fransız  seçimlerinin neticeleri Birleşmiş Milletler çevrelerinde oldukça hu­zursuzluk uyandırmıştır. Seçimlerden doğacak meclisin, Edgar Faure'un te­menni ettiği gibi, daha fazla bekleme­si imkansız büyük kararları alacak ka­biliyette olması arzu ediliyordu.

Birleşmiş Milletler çevrelerinin kanaatince, muhalefete karşı kuyabilacek ve harekete geçebilecek sağlam ve mü­tecanis bir hülkimet kurulması elzem­dir. Halbuki müstakbel Fransız hükü­meti, siçim1 kampanyası esnasında şid­detli mücadeleye girişmiş olan şahsi­yetlerden mürekkep bir koalisyon hü­kümeti olacağa benzemektedir. Birleş­miş Milletler, yeni meclisin müfrit iki cenahının rejim için arzetti£i tehlike karşısında, bu şahsiyetlerin birleşme­ğe muvaffak olmalarını temenni etmek tedir.

Bu çevrelerde, seçimlerin bilhassa Ce­zayir bakımından vereceği neticelerden encüş.e edilmektedir. Her ne kadar Ce­zayir Birleşmiş Milletler genel kurulu gündeminden silinmişse de bu mes'ele birrolk delegenin zihinlerinde oldu­ğu gibi kalmaktadır. Bunlar, Cezayir'­de çıkacak yeni kargaşalıkların, Birleş­miş Milletleri Cezayir mes'elelerine ye­niden: müdahaleye sevketmesini önle­mek arzusundadırlar.

6 Ocak 1956

Birleşmiş Milletlere tevdi ettiği bir açıkl amada, Güney Kore'nin Birleşmiş Milletler nezdindeki sefiri Albay Ben C. Limib, Japonya'nın Kızıl Çin ile Ku­zey Kore'deki kukla hükümetle kurmuş olduğu ticari bağların, Kore Cumhuriimage006.gifyetinin hürriyetini tehdit ettiğini bil■ direniştir.

Kore ile Japonya arasındaki münase­betlere temas eden ıbu açıklamada, Ja­ponya'nın, iki memJeket arasında barış yolu İle halledilmesi mümkün mesele­leri «esassız ve asla kabul edilmez tek­lifleri ilen korkunç bir çıkmaza sok­tuğu ileri sürülmekte ve Tokyo hükü­meti, balık avı sahaları mevzuunda, duruTnu çok vahim bir sekle sokmakla itham etmektedir.

10 Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Birleşmiş Mili ellerdeki Sovyet heyeti bugün resmen sunduğu teklifte güven3iık konseyinin, 12 aralıkta Sur iyeye karşı yaptığı tecavüzden dolayı israfli takbih etmesini ve sebebiyet verdiği zararları tazmin ettirmesini istemiştir.

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Sovyet heyeti, 11 aralıik günü Taberiye gölü civarında İsraillilerin giriştiği ta­arruz haktonda dün güvenlik konseyi­ne bir karar sureti sunmuştur. İyi ha­ber alan bir kaynağa göre, bu tasarı­da, bu fiibi hadiselerin tekerrürüne İs­rail'e karşı müeyyideler tatbik edile­ceği tehdidinde bulunulmaktadır.

Sovyet heyeti, ,bu tasarıyı güvenlik konseyindeki Sovyet delegesi Arkadi Sobolev ile Suriye delegesi Ahmet Sukeyri arasında yapılan bir müzakereyi müteakip sunmuştur.

Gerçi Suriye delegesi de İsrail'e karşı son derece sert bir takriri, güvenlik konseyine teklif etmişti, fakat Suriye, güvenlik konseyi üyesi olmadığı için takriri, üye bir devlet tarafından tev­di edilmediği takdirde, oya konulamaz.

Sovyet karar sureti, Suriye takririndeki birçok noktaları tekrarlamakla be­raber İsrail'in Birleşmiş Milletlerden ihraç edilmesine dair olan asıl madde­yi zikretmem ektedir. Bundan başka Suriye takririnde, İsrail'e karşı iktisa­di müeyyideler tatbiki istendiği halde, Sovyetler, İsrail yeni bir taarruza giriştiği takdirde mütecavizin cezalandı­rılmasını derpiş eden bir karar sure­tini ıgüvenlik konseyinin kabul etme­sini tavsiye eylemekle yetinmektedir­ler.

Sovyet karar suretinde, bundan başka, İsrail'den ,bu gibi hadiselerin tekerrü­rüne mani olması istenmekte ve zarar ■gören Suriyelilere tazminat verilmesi taleb olunmaktadır.

Sovyet karar sureti, İsrail'i takbih et" mekle beraber çok daha mutedil bir lisan kullanmış olan batılı takririnden önce konseye sunulmuş bulunmakta­dır. Güvenlik konseyi 'bu meseleyi per şembs sabahı müzakere edecektir.

11 Ocak 1936

Birleşmiş Milletler (rfewYorfe) :

Batılı büyükler, 12 aralıkta vuikubulan Taberiye .gölü hadisesi dolayısiyle İs­rail'in şiddetle takbihine dair hazırla­dıkları karar suretine son şeklini ver­mişlerdir.

Bugün güvenlik konseyi üyelerine bil­dirilecek olan bu teklifte, İsrail'in 12 aralıkta sebep olduğu can ve mal kay­bı için Suriye'ye tazminat ödemesi de istenecektir.

Konsey, Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa tarafından hazırlanan batılı tek lifini ve dün Sovyetler Birliği tarafın­dan verilen ayni mealde bir karar su­retini müzakere etmek üzere yarın top lan a çaktır.

Bu mevzudaki Sovyet karar sureti da­ha önce Suriye tarafından güvenlik konseyine verilen karar suretinin he­men hemen aynidir. Yalnız İsrail'in mütecaviz olarak ilanı ve Birleşmiş Milletlerden ihracı hükümlerini ihtiva etmemektedir.

Yetkili kaynaklarda hasıl olan kanaate göre, Sovyet karar suretinin güvenlik konseyince tasvibi beklenmemektedir, zira Sovyetler Birliğinin Filistin buh­ranına son vermek için sarf ettiği gayr.etin samimiyeti güpheliiör.

Bir Amerikan sözcüsü, batılılar tarafın

image007.gifdan hazırlanan karar suretinin bu böl­gede vukuu muhtemel "bütün, şİddelt ha raketlerini önlemek gayesi güttüğünü söylemiş ve demiştir ki:

«Sovyetler Birlimi &e dahil olmak üze­re, bütün güvenlik konseyi üyelerinin yarınki toplantıda bu mevzuu anlayış­la ele alacaklarını ümid ederiz.»

12 Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Güvenlik konseyinin bugünkü, toplan­tısında, biri Amerika, İngiltere ve Fransa, diğeri de Sovyetler Birliği ta­rafından teklif edilen iki takrir görü­şülmüştür.

Verdikleri takrirde 3 batılı devlet, Fi­listin mü>tareks anlaşmasını ihlal etti­ği iran İsrail'in takbih, edilmesini, as­keri faaliyetinden dolayı eskiden ya­pılmış olan ikazların bu devlete hatırlaUhnasıru ve 'bu husustan dolayı bü­yük endi.je duyulduğu izhar edilerek bu bÖJged3 barışın muhafaza edilme­si ifan «'başka tedbirlerini' alınacağı­nın İsraile bildirilmesini talep etmek­tedir.

Sovyetler Birlisi ise, takririnde, İsra­il'in yaptığı »feci tecavüz» dolayısiyle takbih ettiğini, böyle Tsir durum te­kerrür ederse hu memlekete karsı zecti tedbirlerin alınacağının ihtarını ve Suriye'nin uğradığı zararlar için İsra­il'in tazminat ödemesi gerektiğini bil­dirmektedir.

Müzakereleri Suriye temsilcisi Ahmet Şukayrİ ile İsrail temsilcisi Abba Eban da takibetmiştir. İki temsilci müzake­relere katılmak halkkını haiz olmakla beraber, konseye aza olmadıklarından dolayı oy kuUanamıyacaktrr.

İlk olarak söz alan İngiliz delegesi Sir Pierson Dixon, Arap tahriklerine kar­şı İsrail'in askeri faaliyetle miik'aıbele etmiş olmasını son denece şiddetli bir lisanla takbih etmiştir. Bu kabil yeni bir hadise cılktı gı takdirde çok korlkunç bir durumun yaratılmış olacağını be­lirten Dixün, belki de güvenlik konse­yinin ikazlarının vaziyetin vahametini önlemiye kafi dahi gelemiyecsğini söy­lemiştir.

 ngiliz delegesi, keşif motorlarını Su­riye topraklarının yakınlarında bulun­durulması için yapılan teklifi İsrail'in reddetmesine teessüf ittiğini açıklamış v.e İsrail hükümetinin bu hususfta fik­rini değiştireceği ümidini izhar etaıiştir.

İngiliz delegesinden sonra söz alan Amerikan delegesi Henry Cabot Lodıge, Ortadoğu'daki durumun düzelmesi için Amerikan hükümetinin şimdiye ka'dar ■biiyük gayretler sarfetmiş olduğunu izah etmiş ve tehdit politikasının hiç de iyi netice vermiyec'ağini bu hadisenin açıkça ispat etmiş olduğunu kaydettik­ten sonra, bu gibi hallerde doğan taz­minat meselelerinin ne şekilde halledi­lebileceği hususunun Birleşmiş Millet­ler genci sekr.eteri tarafından etüd edilmesi tavsiyesinde 'bulunmuştur.

Bunu müteakip söz alan Fransız dele­gesi Herve Alphand, bu gibi hadisfeletih barışı ne kadar tehlikeli bir duru­ma soktuğunu ilgili her iki memlekete Tesmen bildirilmesi gerektiğini beyan etmig w& 11 aralık 1955 tarihinde ce­reyan etmiş olan hadiseden doğan za­rar ve ziyanın tazmini meselesini gü­venlik konseyinin tayin etmiye selabiyettar olmadığını söylemiş, bununla beraber Amerikan delegesinin ıgörügüMe iştiraık ederek meselenin bir kere 'de Birleşmiş Milletler genel sekreteri tarafından ele alınması fikrini destek­lemiştir.

"Müteakiben söz alan Sovyet delegesi Arkady Sobolev, 11 aralık 1955 hadi­sesinin bütün mesuliyetini İsrail'e yük­lemiş ve Suriyenin bu münasebetle gös tenniş olduğu sükirfet ve soğuk kanlı­lığını Övmüştür. Sobolev, İsrail'e çok şiddetli bir ikazın yapılması gerektiği­ni sözlerine ilave etmiştir.

Sovyet delegesinin sözlerini müteakip, güvenlik feonseyi 5 saat süren bu tonlantısını talik etmiştir.

13 Ocak 1956

■T*

■Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Sovyet delegesinin konuşmasından sonra çalışmalarına ara verip öğleden sonra mahalli saaüe 16.30 da y.eniden.

image006.giftoplanan güvenlik konseyinde, ilk ola­rak söz alan Yugoslav delegesi, İsrail'

in giriştiği taarruzu şiddetle takbih etmiş Vs bunun mahalli bir teşebbü­sün değil, faikat milletlerarası bir an, kısmayı ihlal eden hükümet kararının neticesi olduğunu belirtmiştir.

İran temsilcisi, İsrail'in taarruzunu Birleşmiş (Milletler anayasasının ihlali olarak vasıflandırmış ve son bir ikaz olarak bunun takbih edilmesini iste mistir. Temsilci, batılı karar suretinde şu tadillerin yapılmasını teklif etmiş­tir :

«1. Bu meselede Suriye'nin herhan­gi bir mesuliyeti olduğuna dair mev­cut imanın kaldırılması,

2. İsrail'e, bu ^iıbi hadiselerin, ana­yasada derpiş edilen cezaların tatbi­kini gerektirecek ve barısı ihlal ede­cek ıbir hareket olduğunun ihtar edil­mesi,

3.

sı.

israil'den tazminat taleb olunma

Bu tadiller kabul edilirss batılı ta/kririnin Sovyöt karar suretinden pek far İti kalmıy ataktır.

Belçika delegesi, batılıların, takririni ıdıestekliyerek İsrail'i toir misilleme si­yaseti ihtimaline kargı ikaz etmiş ve katledilen Yahudilere karsı toir merha­met ve sempati tezahürü anında doğ­muş olan İsrail devletinin, dünya ef­karına meydan okumaya devam ettiği takdirde etrafında bir kin havası yara­tacağını söyleyerek «Icüçük bir devlet bu gibi şartlar içinde nasıl yaşayabi­lir?»  demiştir.

'Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Birleşmiş Milletler güvenlik konseyi, İsrail'in Suretiye'ye 11 aralık 1955 ta­rihinde yaptığı tecavüz meselesini mü­zakereye devam için öğleden sonra tek arar toplanmış ve ilk olarak Milliyetçi Çin delegesi Tingfu Tsiang söz almış­tır. Delege İsrail'in tecavüz (hareketini takbih ederek, bunun hiç bir surette mazur görülemiyeceğini, fou hususta diğer memleiket üyelerinin Ibu görüşe iş­tirak ettiklerinden dolayı memnunluk duyduğunu beyan etmiştir. Çin delögesi, bu tecavüz dolayısiyle Suriye'ye taz­minat ödenmesi gerektiğini, tou Husu­sun güvenlik konseyi tarafından müs­pet ıbir şekilde 'halledilmesini Salep et­tiğini söyliyerek, İsrail'e ihtarda bu­lunulmasının da şart olduğunu belirt­miştir.

Milliyetçi Çin delegesinden sonra söz alan Avustralya delegesi Walker, İs­rail'e ihtarda bulunulması teklifine iş­tirak ettiğini, Ye böyle bir hadise te­kerrür ettiği takdirde güvenlik konse­yinin daha başka tedbirler alması ge­rektiğini beyan etmiştir.

Bunu müteakip kürsüye gelen Küba delegesi Carlos Blanco, 11 aralık 1955 hadisesi için teessürlerini bildirmiş ve bunun Ortadoğu'daki durumu son de­rece vah imi eştirmiş olduğunu belirttik ten sonra, güvenlik konseyinin İsrail ile Arap memleketleri arasında müna­sebetlerin düzeltilmesi için müspeıt ka­rarlar alması gerektiğini, zira İsrail'e yapılacak herhangi bir ihtarın, tesirli olabileceğini fakat, Arap memleketle­rinin, tahrik hareketlerine engel olnııyacağmı söylemiştir. Küba temsilcisi, bu hususta Burns'ün, şimdiye kadar sarfettiği semereli gayretlerine devam etmesinin yerinde olacağını beyanla. Suriye'ye 'tazminat verilirimi hususu­nun ciddi ibir şekilde ele alınması lü­zumuna işaret etmiştir.

Peru. delegesi ve konsey başkanı Victor And.res Belaunde, İsrail'in hareke­tini takbih ettikten sonra Suriye'ye tazminat verilmesinin münasip olaca­ğını söylemiş ve her iki memleketi de, sulfoçu yollarla aralarındaki ihtilafı halletmeye davet etmiştir.

Bunu müteakip Belaunde, kons.ey baş­kanı sıfatiyle Suriye delegesini kürsü­ye çıfcrmya davet etmiş, fakat Suriye temsilcisi Ahmet gukayri, .bir gelecek ■toplantıda söz almak isteğini belirtmiş ve bu istek kabul edilmiştir. İsrail de­legesi Aıbba Eban'ın da aynı arzuyu iz%<ar etmesi üzerine konsey başkanı toplantıyı salı gününe talik etmigtir.

image006.gif14 Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Gençlerin suç işlemesini Önlemek üze­re 'geçen ay Cenevre'de toplanmış olan Birleşmiş Milletler kongresi çalışma­larına esas teşkil eden ve milletlerara­sı cinayet polisi dergisi tarafından ya­yınlanan etütl su neticeye varmakta­dır :

Suç işleyen gençler meselesi sanayi ba­kımından kuvvetli memleketlerde di­ğerlerinde olduğundan dana vakim bir mahiyet arz etmektedir. Raporda, 1953 senesinde Amerika'da 435.000 gencin ■muSıafceme edildiği, halbuki 19İ8 de bu rakamın 300.000 olduğu kaydedilmek­tedir. Suç işleyen gençlerin sayısını azaltmak inin aile bajjlarınin kuvvet­lendirilmesi ve sosyal servislerin geliş­tirilmesi tavsiye olunmaktadır.

17 Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Güvenlik konseyi bugün Suriyenin İs­rail hakkındaki şikayetini tetkike d«vam için saat 16 da (gmt.) Peru dele­gesi Bslaunde'nin başkanlığında top­lanmıştır.

İlk olarak söz alan Suriye delegesi, Birleşmiş Milletlerin en az bir senelik bir müddet inin İsraile yapılan her .tür­lü ekonomik yardımı durdurmalarını ve İsrailin Suriyeye tazminat verme­sini ve İsrailin Birlejmi; Milletlerden çıkarılmasını istemiştir.

İsrail delegesi, Arapların hasrnane du­rumunu konseyin mülayim bir şekil­de karşılamaya ve yalnız İsrailin her hangi bir mukabelede ıbulunmamasi için İsrar etmeyi adet edindiğim belirt­miştir. İsrail delegesi, ancak İsraillile­rin de zararlarının tazmini şartiyle Araplara tazminat verilmesi prensibini kabul edebileceğini söyledikten sonra Arapların tecavüzleri sonunda Ölen İs­raillilerin sayısı hakkında şu malima­tı vermiştir: 3951 de 137. 1952 de 147, 1953 de 162, 1954 de 189, 1955 de 258 kişi.Batılı devletler adına söz alan İngiliz dslegesi, İsrail tecavüzünün ün takbihi hususunda tadil edilmiş bir karar suiısti sunduğunu bildirmiştir. Yeni me­tinde, İsraillilerin Taberİye gölü üze­rindeki faaliyetlerinin Suriyeliler tara­fından müşkül ettirildiği kabul edilmek le (beraber, çıkarılan güçlüklerin İsra­ilin hareketini hiç bir suretle haklı gös­termediği belirtilme'ktedir.

Bunu müteakip konsey yarın saat 20 ae (.gmt.) toplanmak üzere çalışmala­rına ara vermiştir.

18 Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Güvenlik konseyi bugün öğleden sonra toplanarak Suriye'nin İsrail hakkmüaki 'gikayetinin müzakeresine devam et­miştir.

■Bilindiği gibi hu mevzuda konseye ba­tılılarla Ruslar tarafından birer kara? sureti sunulmuştur. İranlılar da sonra­dan bir değişiklik teklifi verniklerdir. Bunu bugün Yugoslavlarm 'bir uzlaş­ma formülü t ak ib etmiştir. Bu karaısuretlerİnin müşterek no'ktası İsrailin hareketini tak'bih etmeleridir.

Yugoslav d.elegesi Brilej teklifini izah ederek gayesinin misilleme politikası­nın, takbihi hususunda konseyde itti­fak saklamak ve bu surette yolu Orta.DöğuıiaSd gerginliğin azaltılmasına aç­mak .jidu^unu belirtmiştir.

İran delegesi de konseyin ittifakla ka­rar vermesini temin için sunduğu de­ğişiklik teklifini geri aldığını bildir­in ijtir.

MÜza&ereler devam etmektedir.

19 Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Güvenlik 'konseyi bugün mahalli saat­le 10.45 'de toplanarak Suriyenin İsra­il hakkındaki şikayetini tetkike devam etmiştir. Üç batılı devlet ilk sunduk

image004.giflan karar suretini. İran ve Sovyet ds.legesi tarafından sunulan değişiklin tekliflerimi ihtiva edecek şekilde tadil

. ederek yeniden konseye arz etmiştir.

Suriye delegesi, konseyin tsraili itti­fakla takbih edebilmesi için sunulmuş olan Sovyet, Yugoslav ve batılı karar sureti eriyle İran delegesinin değişik­lik teklifini havi yeni bir karar sureti hazırlanmasını teklif etmiştir.

Sovyet delegesi, eğer Yugoslav delegesinin karar sureti ittifakla kabul edile­cekse kendi karar suretini geri alma­ya hazır olduğunu bildirmiştir.

İsrail delegesi, Yugoslav delegesinin karar suretini tenkit ederek, bunun ka bulunun Suriyeniıı Tabcriye gölü. üze­rinde İsraillilerin faaliyetini baltala ■maya teşvik edeceğini ve neticeden Ortadoğuda gerginliğin artacağını ha1>er vermiştir.

""Uç Batılı devlet adına konuşan Fran­sız delegesi Yugoslav teklifine muha­lif olduğunu çünkü bunda bir muva­zene eksikliğinin müşahede edildiğini söylemiştir.

konuşmaları müteakip güvenlik "ikonseyi ■batılıların sundukları karar suretini ittifakla kabul etmiştir. Bu "karar suretinde «İsraillilerin İl aralık­ta Taberiye gölü bölgesinde Suriye ka­rakollarına yaktıkları taarruzların, Su­riye  İsrail mütareke anlaşmasının ve İsrailin Birlenmiş Milletler anayasası "hükümlerince yüklendiği vecibelerin • açık bir ihlali mahiyetinde olduğu» 'beyan olunarak İsrailin bu taarruzu takbih edilmektedir. Aynı karar sure■tinde İsrail isıtikibalde vecibelerini yeTİne getirmeye davet edilmekte aksi "halde konseyin, .barışı tesis veya ida­me maksadiyl's anayasada derpiş olunan tedbirleri almak yolunu tetkik edeceği» ihtar edilmektedir.

Karar suretinde şunlar ilave edilme.k■tedir: «Suriye makamları da. "mütare­ke anlaşmasının hükümleri hilafına İsraillilerin Taberiye 'gölü üzerindeki i"aaliyetine engel olmuşlardır. Bununla ""beraber bu engeller İsraillilerin hare­ketini katiyen haklı gösferem.ez. İki ta■raf mütareke anla^masında tesriayete davet edilir. Bundan bafka, bü­tün harp esirlerinin derhal mübadelesi iğin taraflar Birleşmiş Milletler teşki­latının Fili »tinde ki kurmay ba?kam ile temasa geçmeye ve onunla ibütün sa­balarda işbirliğinde bulunmaya davet edilir. ■

Irak delegesinin talebi üzerine, konsey başkanı Peru delegesi Belaunde, İsra­ilin tecavüzü karşısında Suriyenin iti­dalli durumundan dolayı Suriyeye teb riklerini bildirmiştir.

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

11 aralık günü İsrail'in Taberiye gölü bölgesinde Suriye'ye kargı yaptığı ta­arruz hakkındaki müzakerelerin neticesOTE dair karar sureti üzerinde i'ttifaka varılmak icin dün öğleder. sonra gü­venlik konseyinde uzlaştırmp gayretle­ri sarfelilmiştir.

Batılı karar suretine, Sovyet teikliflerinden bazılarını, mesela İsrail'den taz­minat talep edilmesi ve hadise teker­rür ettiği takdirde ceza tatbiki gibi ba­zı hususların İlav.e edilmesi hususunda tadil ileri sürmü? olan İran hey'eti, da­ha mutedil tadiller teklif etmek sure­tiyle bunları geri almıştır ve yeni ta­dillerin rioğuı batılı hey'etler tarafından kabul edilmiştir.

Sovyet hey'eti Yugoslav takririne kar­şı alaka göstermekle beraber bunu iyi­ce incelemek ve fikrini bildiımek için müddet İstemiştir.

Yugoslavya adına Joza Brilej ve İran adına Celal A'bdııh gayretlerine ittifate arzusunun hakim olduğunu belirtmiş­lerdir. Brilej'e göre, güvenlik konseyi, İsrail tarafından tatbik edilen misille­me siyasetini takbih ye İsraillilerle Arapları mütareke anlaşmalarına riayete davet hususunda kesin bir durum ta­kınarak taraflara misal göstermelidir. 1 Brilej, konsey içinde batılılarla Ruslar arasında ikilik olmasının, Ortadoğu'da gerginliği artıracağını, halbuki ara­larında mutabakat olursa, dünyanın bir bölgesinde gevremeye yardım edeceği­ni söylemiştir.

Yugoslav takriri. İsrail'in takbihini ba­tılı karar suretinden daha şiddetli bir § ekil de   istemekte,  tazminat  talep   et

image008.gifinekte ve Suriye'nin tazminat istemek­le hakii olduğunu belirtmektedir.

Batılı karar sureti gibi Yugoslav tak­riri de, Birleşmiş Milletler Filistin mü­tareke komisyonu başkanı General Bruns'dcn, Taberiye gölü .bölgesinde durumu İslah İçin tavsiyelerini tatbik mevkiine koymasını ve 11 aralık hadi­selerinde esir düşenlerin serbest (bıra­kılması için gereken tedbirleri alma­sını talep etmektedir.

Batılılar tarafından kabul edilen İran tadil teıkliflerinden biri keza esirlerin serbest bırakılmasına dairdir.

Batılılar, Rusları tatmin icın, bu gibi taarruzların İsrail tarafından tekerrü­rü halinde, konseyin, baııs'. muhafaza veya tesis için anayasada ı^erıjiş edi­len tedbirleri gözöntinde tutacağım t'is rih eden toir formül kabul etmişlerdir.

Amerika delegesi Henry Cabot Lodıge, mes'elenin müzakeresini   tamamlamak için ikonseyin gecıg toplanmasını teklif etmiş, Sovyet delegesi ise bugün öğle ■ den sonraya kadar mühlet  istemiştir.

Konsey perşembe sabahı toplanarak, mevcut metinleri 'birebirine yaklaştır­mak ve mümkünse bunları tek bir tak­rir halinde 'birleştirmek için Bon bir gayretten sonra oya geçmeğe karar vermiştir.

24 Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Birleşik Amerikanın Birleşmiş Millet­ler nezdindeki daimi murahhası M. Henry Cabot Ltodge dün Birlenmiş Mil­letler çocuklara yardım fonuna 3.208.07O dolarlık ıbir çek tevdi etmiş­tir. Bu suretle Birleşik Amerika'nın bu {ona yardımı 7400.000 doları aşmış bu­lunmaktadır.

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Silahsızlanma komisyonu, beş büyük devlet murahhaslarından müteşekkil silahsızlanma tali komitesinin en ya­kın bir tarihte toplanmasına karar ve­rerek dağıtılmıştır.

Komisyonun kararına göre tali komi­tenin bu toplantısının yapılacağı yer ve tarih alakalılar arasında diploma­tik yollarla vaki olacak istişarelerden sonra tesbit edilecek ve tali komite toplantısını müteakib altı hafta zarfın­da tanzim edeceği bir hazırlık raporumı silahsızlanma komisyonuna tevdi edecektir.

25 Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Aralarına iki defa olarak Seylan ile? Ürdün delegelerinin de katıldığı Afri­ka  Asya memleketlerinin Birleşmiş Milletlerdeki temsilcileri bu sabah giz­li bir toplantı yapmışlardır. Toplantı sonunda Suriye delegesi Refik Aşa; basma okuduğu tcibliğde, «bazı üyelerin, grubun dikkatini Cezayir'deki du­rum üzerine çektiğini» haber vermiş­tir.

28 Ocak 1956

■Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Yetkili kaynaklarda hasıl olan kanaa­te nazaran israil, Birleşik Amerika vediğer batılı devletlerle bir müdafaa1 paktı imzalamak irin tazyiki gittikçe arttırmaktadır.

. Bu kaynaklara göre, İsrail, Arab devteüerinijı tecavüz ihtimaline karşı, 1950; de İngiltere, 'Fransa ve Birleşik Ame­rika .tarafından imzalanan üçlü beyan­nameyi kafi teminat saymamaktadır.

İsrail 'büyükelçisi Abba Eban, bu hafta başlarında İsrail'e 50 milyon dolar kıymetinde silah verilmesi hususunda Hariciye Vekili Foster Dulles ite yap­tığı .görüşme neticesinde hayal kırıklı­ğına  uğradığım belirtmiştir.

Dulles, bu görüşmede, İsrail'in talebi­ni kat'i surette reddetmemekte beraber kabul de etmemiştir.

İsrail hükümeti, İngiltere Hariciye Ve­kili Seltvyn Lloyd tarafından, havadan1 takviye edilecek m illetler ar ası bir bir­liğin Filistin bölgesine yerleştirilmesimage009.gifne dair teklifim de müsaid karşılamamıştir. İsrail bu teklifin Filistin mü­tareke anlaşmalarına aykırı olacağını ve anlaşmanın tadilini icab ettireceği­ni söylemektedir.

.29 Ocak 1956

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Birleşmiş Milletler mahfilleri mareşal BuJganin'in mesajını ve Birleşik Ame­rika'nın cevabım 'bülasatan şu şekilde y o ru m 1 a mı şl ard ir:

"Sovyetler ■ Birliğinin Birleşik Ameri­ka ile doğrudan doğruya bir anlaşma i'apmağı araştırması ilk defa vaki de­ğildir vs Amerükan hükümetinin Bir­leşmiş Milletler anayasasını ve Birleş­miş Milletler azası memleketlerin müş­terek vecibelerini zikrederek bu flssebbüslere cevap vermiş olması da yine ilk defa vaki olmamaktadır.»

Bununla beraber Moskova'nın Batı ile ■yeniden müzakereye girişmek arzusuaıu göstermekte olması itibariyle bu te­şebbüs Birlenmiş Milletler mahfillerin

■de iyimserlikle karşılanmıştır.

31 Ocak 1956

Cenevre :

'Bu kere Ortadoğu memleketlerinde bir ■seyahat yapmış olan Birleşmiş Millet­ler genel sekreteri M. Da? Haromars ru b.eyanatta bulunmuştur:

«Seyahatim esnasında Filistin mesele­siyle en cok alakalı bulunan m^mle"ketlerin idarecileriyle yaptığım konuş­malardan fayda gördüm. Bu konuşma­lar etraflı ve samimi idi. Konuşmalar­da (bugünkü meseleler beynelmilel vechsleri bakımından roevzuubahis adilmiştir.»

"M. Hammarskjold beyanatında şunları İlave etmiştir :

«'Bu görüş teatileri neticesinde duru­mun ortaya çıkardı?] vahim ve müte­reddit meseleler    hakkında daha derin toir ajılayıga sahip oldum. Şunu söyle­yebileceğimi zannediyorum ki, bütün alakalılar, bir hal çaresine varmak lü­zumunu kabul etmekte ve Birleşmiş Milletler anayasasının prensip ve ga­yelerine olan inançlarını yalnız teyit­le iktifa etmeyip aynı zamanda her türlü hasmanç ve mütecaviz hareket­lerden ictina'b etmdk ve aralarm'daki ihtilafları barışçı çarelerle tesviye ey­lemek hususundaki karar ve azimleri­ni de ifade etmişlerdir. Eminini ki bu hareket hattı, mevcut gerginliğin der­hal azalmasına ve muallaktaki mese­lelerin yapıcı toir şekilde ele alınmasına imkan verecek sükinetin teessüsüne yol açabilecektir.»

Birl&şmiş Milletler genel sekreteri bu beyanatı sırasında Filistin muhacirleri meselesine de temas ederek «Ortaşark seyahati esnasında Filistin muhacirle­rine yardım idaresinin muhacirlere yap tığı insani yardımları şahsen tetkik fır­satını da bulmuş olduğunu ve muha­cirlerin elim durumlarını müşahede et­tikten sonra halli icab.eden meselelerin acil mahiyeti hakkında tam bir fikir edinmiş bulunduğunu» söylemiştir.

Birleşmiş Milletler genel sekreterinin ■bu beyanatı Karaşi'den Cenevre'ye gön

derilmiştir.

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Batı Almanya dün milletlerarası bir anlaşmaya dahil edilmiştir. Bu anlaş­ma, İkinci Dünya Harbinde hiçbir iz bırakmadan ölen veya kaybolanların ailelerine yardım ve vesika bulunma­dığı iğin bundan dögan hukuki güç­lüklerin, bilhassa yeniden evlenme ve­ya veraset işleri gibi güçlüklerin halle­dilmesine matuftur.

Almanyaron Birleşmiş Mili etler dek i daimi müşahidi Felix Von Eokarüt, memleketinin bu anlaşmava iştiraki vesikalarını d'ün teşkilat genel sekre­terliğine tevdi etmiştir. Fransanin bir tavsiyesi üzerine yapılmış olan anlaş­ma 1952 senesi ocak aymdanberi yü­rürlüktedir. Birleşmiş Milletlerin Ce­nevre'deki Avrupa merkezinde, sonra­dan verilen ölüm ilmühaberler iyi e meg gul olan özel bir büro vardır.

image006.gifBirleşmiş Milletler (NewYork) :

Birleşmiş Milletler teşkilatındaki Or­ta ve Güney Amerika memleketleri de­legeleri, aza üye sayısının 76 ya yük­selmesini gözönüne alarak teşkilatın feazı .mühim organlarında değişiklik yapılması hususunda" Ski plar. hazırla­mışlardır.

20 memleketi temsil eden bu delegeler iki saat kadar süren görüşme sırasında Şili ve Ekuator tarafından ileri sürü­len teklifleri incelemişler ve iki planı d'a diğer memleketler delegelerine açddamaya karar verm i sterdir. Amerikalı diplomatlar, teşkilat bünyesindedeğişiklikler yapılması için resmen te­şebbüse geçmeden evvel, bu iki planv hususunda diğer memleketler delege­lerinin fikirlerini öğrenmek istemekte­dirler.

Şili planına göre, Ekonomik ve sosyal' konsey ikiye ayrılarak bir iktisadi me­seleler konseyi ve bir de sosyal mese­leler konseyi meydana getirilmelidir.

Ekuator planına göre ise, 16 yeni üye­nin mevcudiyeti gözönüne alınarak ge­rek ekonomik ve sosyal konsey ve ge­rekse milletlerarası adalet divanında aza adedi arttırılmalıdır.

OLAYLARIN TAKVİMİimage010.gif10 Ocak 1956

Londra :

İngiliz Harbiye Vekaletinin .bugün a1 çıkladığma göre, «ihtiyati tedbir ola­rak» Kıbrıs'a takviye maksadiyle pi­yade birilikleri ile paraşütçü kıtaları gönderiliri ektedir.

Harbiye Vekaletinin tou açıklaması, adanın geleceği hakkında yakında bir hal çaresinin. Ibulunması ihtimalinin kuvvetli olduğuna dair son günlerde dülaşan şayiaların mesnetsiz olduğunu göstermiştir.

Bilindiği gibi Kıbrıs Valisi Sir John Harding, İngiliz aleyhtarı tethiş hare­ketlerinin çoğalması üzerine, dün baş­piskopos Makariyos ile görüşmüştür.

İngiliz Harbiye Vekaleti ibu açıklama­sında, lüzumu halinde adadaki ingiliz vatandaşlarının korunması için takvi­ye birliklerinin yollanmasının uygun görülmüş olduğu belirtilmiştir.

Halihazırda adada İngiliz kara ve ha­va kuvvetlerine mensup 10.000 asker bulunm aktad ir.

İngiliz takviye birliklerinin peyder pey uçakla sevkedilrnesine başlanacaktır.

11 Ocak 1956

Lefkoşe:

İngiliz kuvvetleri, Kıbrıs'ta Türk as­lından bir İngiliz polis memurunun bir tedhişçi tarafından öldürülmesi üzeri­ne, Türkler tarafından tertip edilen nümayişleri önlemek maksadı ile fa­aliyete geçmiştir.

Polisin öldürüldüğü haberi süratle ada­da yayılmış ıv.e adadaki Türklerde te­essür ve infial uyandırmıştır.

Polis çavuşunun mateminin tutulması dolayısiyle, Kıbrıstaki bütün Türk dükkanları Ibugün öğleden sonra ka­panmıştır. Larnaka, Magosa, Limasol ve [Lefkoşe'de teessür toplantıları ter­tip edilmiştir.

Türk Milli Partisi lideri Dr. Küçük, kendi evi önünde toplanan Türklere sükinet ve «iyi (bir vatandaş gibi ha­reket etmelerini tavsiye etmiştir.

Lefkoşe:

Kıbrıs'ın batısında kain Baf'da Kıbrıs­lı Türk aslındam bir İngiliz polis çavu­şu bu sabah tabanca ile öldürülmüş­tür. Kaitil kaçmıştır. Cinayet polisin evinden 50 metre ve karakoldan da 200 metre mesafede İşlenmiştir. Polis çavuş Abdullah Ali Rıza, ağır surette yaralanmış olmasına rağmten taıbancasını çekerek dört el ateş etmeğe mu­vaffak olmuştur.

Evli ve beş çocuk babası olan Abdul­lah Ali Hıza kaldırıldığı hastahanede ölmüştür. Abdullah, geçen ocakta Kıb­rıs'a silah ve infilak maddeleri çıkar­mağa çalışan Senjorj adındaki Yunan kayığının yakalanmasında başlıca amil olmuştu. Keza, geçen haziranda ke­man kutusunda bir otomatik tabanca taşıyan Yunanlı öğrenciyi de A/bdullah tevkif etmişti. Bu öğrenci ekimde 7 se­ne hapse mahkim olmuştu.

Abdullah bundan on gün evvel Krali­çe Elizatoeth polis madalyası ile taltif olunmuştu.

image011.gifimage012.gifLef'köşe :

"Kıbrıs'a bir 'haber alma ssyahati yap­mış olan ingiliz muhafazakar mebusla­rından Patrck Wall, şunları söylemiş­tir :

«Ortadoğuya yaptığım seyahat, Kıbrıs' m İngiliz milletler camiası ve Na.to İğin rıe 'kadar ehemmiyetli olduğu hususun­daki kanaatimi kuvvetlendirdi. İngi­liz kıtalarının maneviyatının yüksek olduğunu ve Genel Vali Harding'in tedhişçilik meselesinde fair ihal çaresi­ne varmak yolunda 'bulunan durumu azim ve ferasetle ele aldığını görinekle cesaretim arttı. Tüite 'görüşünün dikkate şayan olduğu, kanaatindeyim. Türklerin, memleketimize karşı dost­luklarında olduğu ıgibi, Kıbrıs'ın emin ellerde bulunması hakkındaki arzula­rında da samimi olduklarına eminim.

Kıomnronwalth konseyi Akdeniz grupu toaşkanı olan Patrjck Wall, yarın Lef­koşe'den Malita'ya hareket edecektir, liichard Crossman, Alfred Robins ve kadın mebuslardan Lena Jeagar adın­da 3 i?çi mdbus da Kıbrıs seyahatine iştirak etmişlerdir.

12 Ocak 1956

Lefkoşe :

Türk Milli Partisi lideri Doktor 'Fazıl Küçük, Türk asıllı bir polisin katlini protesto için dün gece birçok telgraf çekmiştir. Fazıl Küçük, Birleşmiş Mil­letler gısriel sekreterine gönderdiği tel­grafta şöyle demektedir;

Polis çavuşu 'E.um tethişçiler taralın­dan alçakça öldürülmüştür. Kubrıs'taüii yüz bin Türk, insan haklarına en uİak hürmeti olmayan ve adayı doğru­ca sivil harbe götüren kimselere, .İten­di kendilerini 'idare için açık kapı bı­rakılmasının neticesi olan bu. taarruzu protesto etmektedirler. Bu kapının ka­patılmasını ve Kıbrıs'ta statüko'ııun Mmlhafaza edilmesini istiyoruz.

Fazıl Küçük. Genel Vali Sir John. ECar■ding'e gönderdiği telgrafta, tk>1is ça­vuşu Abdullah'ın katlinin Ki'brıs Türk­lerinde infial uyandırdığını ve katillerin mahkemeye şevki için hükümet şiddetli tedbirler almadığı takdirde, bu tetiri ş hareketi Ortadoğu için feci neticeler doğuracağını kaydetmekte­dir.

Fazıl Küçük, son olarak Piskopos Makark>s'a gönderdiği telgrafta şöyle de­mektedir :

«Türk asıllı bir polisin, hiçbir tahrik olmaksızın Rum tethişçiler tarafından katledilmesi bütün Türk camiasını son derece hiddetlendirmiştir. Şimdi siz­den ve barışı arzu eden bütün Rumlar­dan, 'bu feci taarruzun cezasız kalma­masını istiyoruz.»

17 Ocak 1956

• Atina :

Atina'daki İngiliz sefiri Sir Charles Peake, lAstiıia radyosunun Kıbrıs için yaptığı yayınlardaki İngiliz aleyhtarı propaganda dolayısiyle Yunar hükü­meti nezdinde protestoda ıbulunmuştur. İngiliz sefirinin protesto notası, Yunan Hariciye Vekili Spyros T'heotokis'e teslim edilmiş tir.

İngiliz protestosunda, Atina radyosu­nun Kibrıs'ta .geren hafta öldürülen Türk aslından polis çavuşunun İngiliz ajanları taralından kasten öldürülmüş; olduğuna dair sarfettiği sözler üzerin­de bilhassa durulmaktadır.

20 Ocak 1956

Atina :

Yunan Başvekili Karamanlis, İngiliz­lerle Kıbrıslı Rumlar arasında haliha­zırda cereyan etmekte olan müzakere­ler müspet 'bir şekilde neticelenmediği takdirde Yunanistan'ın Kıbrıs mesele­sini Birleşmiş MilLstlere havale edece­ğini bildirmiştir.

Londra :

Se3wyn Lloyd ve Sir Antony Eden dün Londra'ya gelen Kıbrıs Valisi va baş kumandanı general Haıding'in ra­porunu dinlemişlerdir.

image013.gifKıbrıs valisi dün uçak meydanına gel­diği vakit, Kıbrıslıların kendi fcenidilerini idare etmek hakkının taibik makanisr.esı hususunda İngiliz hüküme­tiyle Makaryos'un 'görüşlerinin «pek çok yakınlaştığını» söylemiştir.

Bu müzakereler etrafındaki ketumiye­te rağmen general Harding'in Makaryosa, son mülakatlarında, İngilterenin Kıbrıs'a muhtariyet vermek için beğ seneden az olmamak üzere foir müddet tayin etmeğe muvafakat eyliyeeeğinj, ancak bunun o devrede hakim c.acak nelmilel vaziyet hususundaki tahdidi mütevakkıf bulunacağını söylemişti.

Makaryos da, İngiltere müstakbel bey­nelmilel vaziyet hususundaki tahdidi şartlarından feragat eyİGdiği takdirde, müddet hakkındaki sureti tesviyeyi, azami beş sene olarak tesbiti şartiyle kabul ettiğini bildirmiştir.

Görülüyorki, noktai nazarların yakın­laşmasına rağmen, esaslı Dİr güçlük hala mevcuttur.

Bundan 'başka şayet İngiltere mevzııubahis garttan sarfınazar ederse, Türk tepkisi, beliren anlaşmanın şiddetle aieyhinde olacaktır.

22 Ocak 1956

Londra :

Halen Londra'da bulunan Kıbrıs Va­lisi mareşal Sir John Harding, fauıg/ün, öğleden sonra, İngiltere Başvekili Sir AnShorty Baen tarafından kabul edil­miştir.

24 Ocak 1956

Londra :

IHin akşam televizyonda bir konuşma yapan Kıbrıs Valisi Mareşal Sir John Harding istifa edeceğine dair dolasan şayiaların hakikatle hiç bir alakası ol­madığını söylemiştir.

B.B.C. televizyon postasının röportaj­cısının sormuş olduğu, »Kıbrıs meselesinin halli için bir hal çaresi mevcut mudur?» sorusuna verdiği cevapta, «Gerek adada ve gerek adanın dışında bulunan Kıbrıs'la ilgili biitün taraflar, meselenin umumun nefine olarak hal­li hususunda şahsi arzularından ve menfaatlerinden feragat ederlerse bu iş hallolmuş olur. Een şahsen, bu me­seleye ,rj.r hal çaresi bulmak için bü­tün ıgayretimle çalışmaya azmettim. Bu arada, adada tedhişçiliği de tama­men ortadan kaldıracağım.» demiştir.

Bundan sonra Umumi Vali, adanın h"~ kimiyeti Yunanistan'a geçtiği takdirde İngiltere'ye üsler verilebileceği hak­kındaki Yunan tekliflerini İngiltere'­nin niçin kabul etmediğini şu şekilde izah etmiştir: «Eğer Kibri? doğrudan doğruya Kuzey Atlantik Paktı teşkila­tını ilgilendirmiş olaydı mesele başka bir şekilde mütalaa edilebilirdi. Fakat, İngiltere'nin bu ada ile doğrudan doğ­ruya alakadar olması İçin bir çok se­bep vardır.»

Umumi Vali, ibu arada İn:rıtere'nin Ortadoğuda bir takım aniaşnaıar im­za eylemiş olduğunu ve bir takım iaahhii'tler altına girmiş bıiLundugnu, halbuki, Yunanistan'ın bu kabil mesu­liyetler yüklenmemiş olduğunu söyle­miştir.

Tethişçiliğin ortadan kaldırılması için kullanılacak olan kuvvetlerden neyi kastettiği sorusuna cevap olarak, «.bun 1 ardan emniyet kuvvetlerini kastetmiş olduğunu bildirmiştir.»

25 Ocak 1956

Londra :

Kıbrıs Valisi Mareşal Sir John Har­ding, vazifesi (başına dönmek üzere bugün uçakla Londra'dan ayrılmıştır.

Vali hareketi sırasında gazetecilere verdiği beyanatta, hükümet üyeleriyle yaptığı görüşmeler sırasında «Kıbrıs meselesinin bütün veşheferinin tetkik edildiğini ve takibe dil ece]:; politika hu­susunda tam bir Tnutabr.kata varıldı­ğını" beyan etmiştir. image002.gif

26 Ocak 1956

Londra :

Buıgün Avam Kamarasında Kıbrıs hakkında beyanatta bulunan müstem­lekeler vekili Lennox Boyd, Kıbrıs Va­lisi Mareşal Harding'in LefkOFsye dön­düğünü ve Makarios ile yeni bir gö­rüşme yapacağını söylemiş ve «hiç şüphesiz bugünkü safhada bir anlaşma akdedilip edil em iye e eği hakkında bir şey söyliyemem, Avam Kamarası da bu rnüza'kerelsre tekaüdüm ederek bu­günkü tam ve kat'İ beyanatta 'bulun­mamı bekliyemez. Yakında yeniden beyanatta ıbul anabileceğim i ümit edi­yorum.» demiştir.

Lennox Boyd, Kıbrıs Valisinin (Lond­ra'da yaptığı istişarelerin bir çok mev­zulara ve 'bu arada Makarios ve Kıb­rıs'taki Türk ^Ekalliyeti liderleriyle olan son müzakerelere taalluk eylediği­ni, bütün bu mevzuları içine alan bu görüş teatisi Mirasında İngiliz Vekil­lerinin Vali tarafından yapılan teklif­ler hususunda tam müta.bakatlerini ifa­de evledilderini bildirmiş ve Valinin Makarios'la olan görüşmelerinin Kıb­rıs'ta teşkilatı esasiyeye müteallik ittihaz olunacak tedbirlerin teferruatı ürerinde cereyan etmeyip umumi 'bir işbirliği esasının araştırılmasını istih­daf eylediğini tasrih etmiş ve dsıniştir ki:

«Filhakika teferruat Kıbrıs'taki bilu­mum cemaatlerin mümessilleriyle ye­ni istişarelerde bulunulmasını icap et­tirir ve bu sahada terakkiler kaydedil­mek isteniyorsa şiddet hareketlerine son verilmelidir.»

Mareşal Harding'Ie Makarios arasında vuku'bulan görüşmelere tekrar temas ^sden Lennox Boyd, Valinin Makarios tarafından bilhassa retin telakki edilen bazı noktalar hakkında kendisini ten­vir etm.eğe çalışmış olduğunu ilave et­miştir.

Lennox Boyd'un bu beyanatından son­ra birçok mebuslar ve bilhassa sabık işçi hükümetinin müstemlekelsr vekili James Griffiths vekile sualler sormuş­lardır.

Griffıths pu iki nolttanın tavzihini İs­temiştir:

 1 Marejal Harding'Ie Makarios ara­sında yapılan konuşmalardan sonra iki tarafın görüşleri yakınlaştı denilebi­lir mi?

2  Vali  hük'.metin müsaadesini  ev

■velden istihsal etmeksizin herhar.'gi bir

anlaşma akdine selahiyettar mıdır?

Grifffihs'e cevap veren müstemlekeler vekili, görüşler yakınlaşmış olmakla beraber ayrılığın hala muazzam oldu­ğunu, Valinin selalıiyetlsrine gelince, İngiliz vekili eriyle Valinin Kıbrıs'a dönmeden evvel meselelerin heyeti umumiyesi üzerinde tam bir mutabafkata varmış bulunduklarım beyan etmiş­tir.

28 Ocak 1956

Lefkoşe :

Müşahitlerin kanaatince, Kıbrıs Valisi Sir John Harding'in, Başpiskopos Makarios ile yaptığı .görüşme sonunda ya­yınlanan tebliğ, 'Başpiskoposun üzerin­de İsrar ettiği esas mesele hususunda İiigi]iz hükümetinin durumunu değiş­tirmediğini göstermektedir. Bilindiği .gibi MakarioSj Kıbrıslıların kendi mu­kadderatlarını bizzat kendilerinin ta­yin etmeleri hususunda ciddi teminat istemekteydi.

Tebliğde Vali ile Başpiskoposun yeni ■bir görüşme daha yapmaları ihtimalin­den b ah ss di İm em ektedir. Bu da, artık: kat'i olduğu anlaşılan İngilterenin ka­rarı karşısında general Harding'in Maıkarl'ostan nihai bir cevap beklediği ka­naatini uyandırmıştır. Eğer Makarios red cevabı verecek olursa tethişciIİkle mücadele şiddet 1sndirilecektir. Şimdi Başpiskopos kilise konseyi ve Atina hükümetiyle istiharelerde bulunacak ve sonra cevabını bildirecektir. Burada hakim olan kanaate göre, Makarios, Kıbrıslıların yakın "bir gelecikte ken­di mukadderatlarını bizzat kendileri­nin tayin .etmelerini mümkün kılmıyacak 'bir hal çaresini kabul etmiyecektir 

image009.gifLondra :

"Yetkili kaynaklardan öğrenildiğine gö­re, İngiliz makamları Atina radyosujxun Kı'brıs İçin yaptığı yayınların din­lenmesine sngel olmak üzere bu ya­yınları karıştırmak için 'grekli ted­biri alacaklardır.

Lefkoşe:

Kıbrıs Valisi S ir John Harding dün gece Makarios ile bir görüşme yap­mıştır. İki ibuçuk saat süren ıbu gö­rüşme sonunda yayınlanan tebliğde şöyle denilmekt'sdir:

"Sir John Harding ile Makarios dün .gece görüşmüşlerdir. General Başpiskopos'a Londradaki müzakerelerinin neticesi hakkında izahat vermiş ve İn­giliz hükümetinin Ktbrıs'ın siyasi ve .anayasa 'meseleleriyle ilgili .bir deme­cini kendisine tevdi etmiştir. Vali, Başpiskoposa şifahen anlaşmış olduğu hususları sonradan yaziyle de teyid et­miş "ve mümkün olduğu kadar sürat­le bir  esvap  vermesini  istemiştir."

29Ocak 1956

Lefkoşe:

Kıbrıs Valisi Sir John Harding'in em­ri ile »Lefkoşe Jimnazyumu» yeni bir ■emr.e kadar kapatılmıştır. Adanın en büyük lisesi olan bu okulun öğrenci­leri geçen hafta içinde 'birçok defa kütle kalinas derslere girmemişler ve iki defa asayiş kuvvetlerine hücum et­mişlerdir. Genel Valinin emrinde lise­nin »umumi nizama zararlı olacak şe­kilde idare edildiği»  belirtilmektadir.

30Ocak 1956

Kıbrıs :

Piskopos Makarios, Kıbrıs Valisi Sİr ,John Hardingin ada'nın istikbali mev­zuundaki yazılı tekliflerini incelemek üzere Kıbrıstaki Rum teşekküllerinin başkanlarını görüşmeye davel etmiş­tir.

Üç gün sürecek olan bu görüşmelerde "bulunmak üaere davet edilmiş olanlar

 arasında, Baro, fakülte, basın üyeleri, öğretmenler, zirai ve ticari teşekkülle­rin ve sendikaların temsilcileri de bu­lunmaktadır.

Lefkoşe :

Lefkoşed'e ;bir Rum lisesinin kapatıl­ması hakkında Genel Vali Sir Harding' in verdijŞİ emir üzerine nümayişlerde bulunan Rum öğrencilerle İngiliz as­kerleri arasında çatışmalar olmuş ve 13 öğr.enci ile birkaç asker yaralanmış­tır.

Londra :

Müstemlekeler Vekili LennoxBoyd bu1 gün Avam Kamarasında Kıbrıs hak­kında sorulan sorulara ceva^ vererek «İngiliz hükümetinin Kıbrıslıları Ati­na radyosunun yayımlarına karşı ko­rumak için her türlü tedbire, bu arada yayımların dinlenmesine engel olmak içuı teknik müdahalede bulunmaya da ■hakkı olduğunu» söylemiştir.

Bahis konusu yayımların bazı İngiliz sekerlerinin Öldürülmesine se'bep ol­duğuna işaret eden Vekil cereyan eden müzakerelerin bu çeşit yayımlara son verilmesini sağlıyacağı ümidinde oldu­ğunu söylemiş ve şimdiye kadar ıbu yayımları protesto maksadiyle Atina n'szdinde girişilmiş olan teşebbüslerin bir netice vermemiş olduğunu da ila­ve etmiştir.

Lefkoşe":

Anreas D.emetreu admda 22 yaşında Kıbrıslı bir Rum, 25 kasım günü Mağosa,da Sidney Taylor adında bir İngilizin üzerine tabancayla ateş ettiği, için bugün idama mahkim edilmiştir. Bu Kıbrıstaki tefnişcilik faaliyetinden dolayı verilen ilk idam kararı olmak­tadır.

31 Ocak 1956

Ankara :

Kıbrıs Türk Partisi Reisi Dr. Fazıl Küçük. Kıbrıs Türk kurumları federas­yonu Reisi Faiz Kaymak ve bu Federasyonun umumi katibi Hazım Remzi bugün uçakla Ankaraya gelmişlerdir.

Londra :

Bugün resmen bildirildiğine göre, İn­giltere Kıbnsta İngiliz idaresine kar­gı halkı kışkırtmak gayesi ile Yunan radyosunun yaptığı yayınlan bozmaya hazırlanm akta dır.

İngiltere şimdiye kadar böyle bir ha­rekete  başvurmamıştır.   İkinci  Dünya

Harbi sırasında nazilerin propaganda yayınları hiçbir zaman baltalammaımiştı. Hatta Movkova radyosunun yayın­ları için ihalen radyoda müsait bir ka­nal tahsis edilmektedir.

Müstemlekeler Vekili Leıınos: Boyd Yunan radyo yayınları vasıtası ile Kıbrıs'taı halkın tahrik edilmekte olduğunu ve adada 'bulunan İngiliz ve Kıbrıslıla­rın hayatlarının emniyet altında bu­lundurulması için iıer türlü tedbirin alınması gerektiğini söylemiştir.

YANKILAR

image014.gifİngilizlerle Yunanlılar yanlış yolda

Yazan: A. E, Yalman

4/1/1956 tarihli (Vatan) dan;

İLondra muharrimizin dünkü sayımiz■tla çıkan uzun telgrafın herhalde ala­ka vs üzüntü ile okudunuz. Öyle anla­şılıyor ki İngiltere hükümeti, bir ta­raftan Kıbnstaki tedhiş hareketleri ve diğer taraftan Yunan propagandaları, üçüncü olarak da İşçi Partisinin sathi ■■ölçü ve görüşleri ve politika isfcismarcılığı neticesind.e sarsılmış ve Londra Konferansında daha Üç ay evvel azim­le müdaiaa ettiği prensipleri feda .et­meğe (hazırlanmıştır. Halbuki bu pren­sipler OrtaDoğu emniyet ve istikrarı­nın ■kilitleridir. İngiltere zaaf gösterir ve mesuliyetten kaçarsa, Yunanistan her türlü mesuliyet şuurundan uzak .olan hodbin emperyalist siyasetine saplanır, kalırsa, fcsr ikisi Moskyvanın hesabına çalışmış olacaklar ve bölge «mniy.etine ait mesuliyetleri bizim sır­lımıza bırakacaklardır.

İngilterenin Kıbmta kalması ve Orta.Doğunun huzur ve istikrarından ken­dini mesul görmesi, bugünkü şartlar .altında bir emperyalist kaygunun mah­sulü cfrsğildir. Nesillerce müddet İngi.Hzlerin mukaddes diye telakki etme­ğe alıştıkları Orta  Doğu bekçiliği va­zifesi, Filistin ve Süvevş ve aynı za­manda kısmen Irak ve Ürdün'de tasfi­yeye uğradıktan sonra son iltica yeri diye Kıbrısta tutunmuştur. İngilterenin umumi meyli, hariçteki mesuliyetlerin■den sıyrılmaktır.

Zora gelince geri çekilmeğe müheyya görünüyorlar. Kıbrıs adası üzerine olan tasarruf haklarını kaybederlerse, orada ;feir askeri üç (bulundurmanın ve bölge­min müdafaasına ortak olmanın külfe­tine ne kadar zaman dayanacaklardır?

Kfbrısta Kumca konuşan halka da adanun mukadderatını tayin etmesi üıakbının tanınması, İngilterelin kısa eamanfla her türlü mesuliyetlerden siyrıimasınm başlangıcı olacaktır.

Halbuki Türkiye kadar Yunanistanın da menfaati, İngilterenin Cebelütarık, Malta ve Kıbrısta kalmasında ve böl­genin emniyetin»:: ait mesuliyet an'anesini     mukaddes      ta mm asında dır.

Moskova, bunu kendi hesabına zararlı gördüğü içindir ki bilhassa Türkiye ile Yunanistan Nato'ya girdikten ve Bal­kan Paktına ve Bled Anlaşmasına va­rıldıktan sonra müşterek emniyetin bu mühim temellerini yıkmayı ve İngiltereyi bölgeden uzaklaştırmağı iş edinmiş, Yunanistan'da eski Balkan hastalığının nüksetmesi neticesinde M'oskovaııın oyununa gelmiştir.

Balkan hastalığından maksadımız, Bal­kan memleketlerinin şuursuz büyüme hırslarını istismar etmak suretiyle kendilerini büyük devletlerin peyki ve uşağı faaline indirmece vasıta olan ma­lim derttir. Sark meselesi denilen çapraşık dava, bu nevi oyunlara ait entrikaların   yskinundan ibarettir.

Bugünkü dünya şartları altında Rusyadan başka hegemoni (hırsı ıbesleyeıj ■ memleket kalmamıştır. Yunanistan es­ki 'Balkan hastalığından yakasını kurtaramazsa ve Yunan ortodoks kilisesi­nin an'aneleri mucibince daima bir şeyler kazanmak, bir şeyler kopar­mak» başkalarının zararına olarak tıüyümıs'k iptüasını devam ettirirse, kısa zamanda Moskovanın peyki olmağa mahkimdur.

Davanın esası, emperyalizmin zihinle­re hakim bir hale gs İm esindedir. Bu olduktan sonra Yunanistanm Kıbrıs meselesinde yaptığı gibi bahane bulmaJ:, zemin hazırlamak, fesad tohumu ekmek işten bile değildir.

image015.gifTürkiye tok gözlü milli misale siyase­tine olan bağlılığına ait en çetin im­tihanları açık alınla geçirmiştir. Son harb esnasında şu veya bu tarafın hesaibına hareket etmesini temin için her taraftan ve bilhassa Varna, Rusçuk ve Halep şeklinde Rusya tarafından uza­tılan yemlere iltifat etmeği hatırına bile 'getirmemiştir. Kendisine ait olan Oniki Ada italyadan alınırken, bunla­ra ıbile sahip çıkmamak suretiyle böl­genin emniyet ve ahengi ve Yunanistanla dostluk hesabına en büyük fsdakarhği yapmıştır. Kıbrıs meselesin­de bir mal hırsiyle değil, «kendisi ka­dar müttefiklerine de ait bir emniyet kaygusu ile hareket ediyor.

Daha dün Anadohıyu yıkıp yakan em­peryalist bir Yünanistanı., bir korkunç ■bir düşman ve Mo&kovanm tabii bir müttefiki diye telakki etmeğe mecbu­ruz, Kıbrıs'ın Girit ve Makedonya me­selelerinde ve Balkan Harbinde ta­kip edilen yaygara siyaseti neticesin de Yunanistana ilhakı, Türkiyeyi za­rarlı bir düşmanla tam olarak çevire­cek, ve hür dünyaya karsı olan vazi­fesini görmesini güçleştirecektir. Gar­bi Trakyadaki Türklere edilen mua­meleden sonra hiç bir Türk hükümeti, bir tek Türkü yeni baştan Yunan ta­hakkümü altına terkedemez. Yunanis­tan Kıbrıs hakkındaki ilhak sevdasın­da ısrar eder ve İngiltere hükümeti za­af göstererek tavizler verirse, Lozan Muahedesinin kurduğu muvazene ve Atatürk ve Venizelosun meydana ge­tirdikleri dostluk binası yıkılmış ola­cak ve gerek nüfus ve gerek arazi me­selelerini ve ıgerek patrikhanenin istifcbali davasını y.eni baştan gözden ge­çirmek ve    halletmek     İc ab ede çektir.

Yunan. Kralı ve Yunan Başvekili Yıl­başı münasebetiyle Türk  Yunan dost­luğundan bahsediyorlar. Halbuki dost­luğun karşılıklı icapları ve fedakarlık­ları vardır. Bir taraflı fedakarlıklara lüzum gösteren dostluklar, lafta kalır, ömrü olamaz.

Yunanistan tam bir hesabını yaparsa şunu görecektir ki kesif nüfuslu Kıb­rıs kendisine bir cankurtaran olmaya­cak, Kıbrisı İngiltere, Türkiye ve Yu­nanistan arasında ayırıcı bir amil ha­linden kurtarmak,  birleştirici bir vasıta haline koymak ve bizim emniyeti­mizi kazanmağa çalışmak ' suretiyle Yunanistan faüyük ve devamlı istifade­ler temin edebilecektir.

Dondra Konferansında hakkımız ta­nınmıştı. Vaziyete hakim bulunuyor­duk. Vaziyetin aleyhimize dönmesine ve İngilterenin zaaf göstermeğe baş­lamasına iki sebep vardır: Birincisi: 67 .evlül hadiseleri, ikincisi: aramız­daki parti kavgaları yüzünden hariç­teki milli menfaatlerin elbirliğiyle mü­dafaa edilememesi...

S  7 eylül hadiseleri, Moskova, Atina ve Makarios tarafından ekilen tohum­ların verdiği bir mahsuldür. Bizini aleylıimize olarak Moskova ve Atmanın gayelerine hizmet etmiştir. Düşman, a inci kollarının tahriki ve Atina ve Kı.brista yapılan nümayişlerin biriktirdiği heyecanlar neticesinde gözü dönen, ve bu hadiselere şuursuzca karışan va­tandaşlar olmuşsa, bunlar, memlekete fenalık ettiklerini ve taşkın hareket­lerinin ancak düşmanlara yaradıkları­nı bilmelidirler. Türklüğün şanı tem­kin ve v.ekardır. Müdafaasız insanları» üzerine saldırmak, asırlardır mukadd.es tanıdığımız şerefli mertlik ananelerine aykırıdır.

Bu defa İngiliz ve Yunan siyasetleri­nin hoşumuza gitmiyecek foir istidat peyda .etmesi, vekar ve temkinimizi bozmağa meydan vermemelidir. Bil­hassa S  7 eylül hadiselerinden sonr* vekar ve temkin imtihanını tam olarak geçirmemiz mutlaka lazımdır. Kıibrı* meselesinin ve Orta  Doğu emniyeti davasının peyda ettiği istidat karşı­sında her türlü parti kavgalarının ha­rici siyasetle alakalı tarafları unutul■malı, milli cephe tam olarak kurulma­lıdır. Hayati menfaatlerimizi ve vekar davamızı uzun vadeli olarak koruma­nın biricik yolu, elele vermek ve "dün­yanın huzuruna teşkilatlı bir şekilde çıkarak haklı davamızı duyurmak, mü­dafaa etmektir. Yunan emperyalizmi­nin, ve İngiliz siyasetindeki zaaf isti­dadının müşterek emniyete karşı ne kadar vahim bir tehdit teşkil ettiğini bütün hür milletlere ve bu arada bil­hassa Amerikalılara ve İngilizlere her suretle duyurmak vazifemizdir.

image013.gifKıbrıs meselesinde Türk görüşü

26/1/1956 tarihli (Zafer) den:

Hariciye Vekili Fuat Köprülü, Kıbrıs meselesinin yeni inkişaflarını ve bu husustaki Türk görüşünü. açıklamış bulunuyor. Bu arıklama tam zamanın­da yapılmıştır. Çünkü hükümet prog­ramının konuşulduğu günden başlıyarak, Kıbırs'm kaybedilmek üzere ol­duğu, tezi muhalefet tarafından ele aİmmış bulunuyor. Türk umumi efkarı­nın çok hassas olduğu böyle 'bir me­sele üzerinde yapılan iç tahriklerle bir taraftarı hükümetin dış politikada muvaffakıyetsisliklerle karşılaştığı fikri­nin yayılması, öbür taraftan is.e Kıb­rıs meselesi karşısındaki büyük has­sasiyetin, bir infial şelalesi halinde hu­simet üzerinde toplanması gibi iki maksat güdülüyor.

Köprülünün açıklaması Kıbrıs mesele­si üzerinle oynanmakta olan bu oyun­lara son vermiş olma bakımından tam zamanında yapılmıştır, diyoruz. Ayrı­ca Kıbrıs'ta cereyan eden hadiselerin dış görünüşlerin2 ıbakar.ak tere'd'dütlere kapılan umumi efkarımıza bir fe­rahlık vermiş olmasını da açıklama­nın ikinci bir hususiyeti olarak ka­bul ediyoruz.

Kıbrıs meselesinin konuşulduğu Lond­ra konferansında Türk görüşünün ve politikasının ne kadar Önemli neticeler aldığı malimdur. Orada Şelf  Bstermination teklifi büyük muvaffakiyetsizliklerle karşılaşmış ve Türkiye'nin bu prensibin Kıbrıs adası hakkında tatbik edilemiyeceği fikri, konferansa hakim olmuştur.

O günden 'beri cereyan eden hadisele­rin Türk tezine ve Kıbrıs adasının du­rumunda bir değişikliğe sebep olmadı­ğını bugün bir kere daha öğrenmiş bu­lunuyoruz. Sanıldığı gibi, veya yayıl­mak istendiği gibi 6  7 eylül hadisele­rinden beri, Türkiyelim Kıbrıs adası­nın mukadderatı ile alakası kesilmiş değildir. Aksine ihÜkimet bu hususta İngiltere hükümeti ile tam teması mu­hafaza ediyor. Alınması ve alınacak olan her tedbirden hükümetimiz haber­dar ediliyor.

Londra Konferansından beri Kıbrıs Rumlarında Seli  Determination pren­sibinden Şelf  Gouvernement prensi­bine doğru ciddi bir temayül hissedilmiye başlanmıştır. Bu temayülün Lon­dra konferansında İngiltere tarafından ileri sürülen ııoktai nazara tam teta­buku, evvela Kıbrıs Türkleri ve an­larla beraber ana vatan umumi efka­rında tereddütle karşılandığı açık ha­kikattir. Kurulacak muhtar idare ada Türklerini idari tertiplerle karşı kar­şıya getirerek onların .ezilmesine se­bep olursa endişesi bu tereddütlerin temelini teşkil etmekte İdi. Diğer ta­raftan adada kargaşalıklar devanı eder, baskınlar, silahlı tecavüzler, sui­kastlar hüküm sürerken idari muhta­riyetin kabulü nasıl 'mümkün olabilir suali Türk vatandaşlarının vicdanın­da derin akisler bırakmakta idi.

 Köprülünün beyanatından anlaşılıyor İd, Jjükimet amme vicdanını tazip eden bu iki husus hakkında da gerakli teşebbüslerde bulunmuştur. İdari muh­tariyete Türk iyenin, fikri açıktır. Adada.ki Türk cemaatı federatif idareler­de olduğu gibi, diğer cemaatlerle mü­savi hak ve imkanlara sallım olmalıdır. Bu şartın tahakkuku idari muhtariye­tin ada Türkleri aleyhinde bir baskı vasıtası olarak kullanılması imkanını tamamiyle bertaraf edebilir.

İdari muhtariyetin kabulü İçin ileri sürülen bu ana şarta ilaveten Türkiye hükümeti adada sükitun ve emniyetin teessüsünü, cemaatler arasındaki münaferetin tamamayile bertaraf edilme­si için lüzumlu olduğunu da işaret et­miştir. Filhakika cemaat temsilcilsrinin .bugünkü «artlar devam ettifti müd­detçe bir mecliste, bir hükümetle bir araya .gelmeleri imkansızdır. Çünkü vüıiü amiller, türlü tahrikler, cema­atleri bir arada çalışacak halden çı­karmış ve birbirine kargı nefret duy­gu lariyl e mütehassis etmiştir.

Bu menfi duyguların müşterek bir ■mesuliyet altında, müşterek bir çalışmıya imkan verecek bir istihaleye ma­ruz kalabilmesi her ş.eyden evvel ada­da sükin vs istikrarın teessüsüne va­restedir .Hem bu sükin ve istikrar ha­len devam ettirilen, kanlı mücadeleyi unutturacak  kadar  uzun     sürmelidir.

image001.gifAda tahriklere ve tahrikçilere bir ça­lışma zemini olmaktan kurtarılmalı­dır.

Kıbrıs meselesi gibi ?ok taraflı ve teh­likeli 'bir mevzuda Türk dış politika­sının tutumu cok makuldür, ook tat­min edicidir. Bunu tebarüz ettirmek yerindedir. Bu makul görüşün gerek ingiltere'de, gerek Yunanistan'da iyi bir akis bulacağına inanmak isteriz.

Kıbrıs hakkındaki beyanat Yazan: A. Ş. Esmer

27/1/1956 tarihli (UhiS) tan:

&2çen ağustosta toplanmış oları Lond­ra Konferansından, beri Kıbrıs mesele­si bir esrar perdesiyle örtülmüş gibi­dir. Bir taraftan İngiltere Hükümeti Yunan Hükimetile. öte taraftan Kıbrıs Valisi Siı John Harding Mabarioi ile temas ve müzakerelere girişmişlerse de bu görüşmelerin neticesi hakkında dı­şarıya hiç bir haber sızmam ıstır.

Yalnız Londra Konferansından buraya Kıbrıs'ın içinde ve Ada'nm kaderi hak­kında 'İngiltere'nin görüşünde şu ge­lişmeler kaydedilmiştir: Gewal Vali­liğe tayin edilen Sir John Harding, Kıbrısta Komünist Partisi'ni feshetmiş ve liderlerini d.e göz altına almıştır. Bu tedbirin isabetinde şüuiıe edilemez. Doğrusu şudur ki Yunanistan'ın ken­disinde bile yasak edilen Komünist Partisi Kıbrısta noktan menedilmeli idi. Ancak bu da doğrudur ki, Komü­nist Partisinin yasak edilmesi tedhiş­çiliğe mani ■olamamıştır.

ingiltere Hükümetinin , görüşündeki değişikliğe gelince; Londrada Şelf Determination (kendi kendine hakim olma) prensibini kesin surette redde­den Mac Millan çekilmezden az önce, bu prensibi esas itiibarivle ingilterenin kabul ettiğini bildirmiştir; fakat tatbi­kine 'geçileceği zaman hakkında bir tarih teabit .etmekten kaçınmıştır. Öy­le anlaşılıyor ki, Yunanistan ve İnıgiltere arasmdaki anlaşmazlık. Şelf  De­termination prensibinin ki Ada'ran Yunanistan'a ilhakına varacaktırtat­bik zamanı etrafında toplanmıştır.

Şelf  Determination'dan Önce Kıbrıs Seli  Government (idari muhtariyet verilmesini, yanı; Kıbrıs baikınm, ken­di kendini idare etmesini teklifte İngil­tere'nin düşüncesi şu olabilir: Ksndi 'kendini idar.; edecek olan Kı/brıslılar, bir defa böyle bir sistemin zevkini tak­tıktan sonra belki de Yunanistana ka­tılmaktan büsıbütün vaz geçerler. Su­dan'da 'bu, görülmüştür. Mısır'a katılmıya şiddetle taraftar olan Sudanlılar,. bir defa kendi keniılerini idare etmiye başlaymea, bu fikirden vazgeçmişler­dir.

 Kıbrıslılar vaz geçmeseler bile, Enosis (ilhak) ileriye atılmış olacaktır. İn­giltere çimdi ıbu yol üzerinde yürümek­tedir. Kıbrıs meselesinde kendi görü­şümüz nedir? Verdiği beyanat ile Fuat Köprülü bu suali cevaplandırmakta­dır. Dışişleri 'Bakanının beyanatından, anlıyoruz ki, İngiltere bu meselede Türkiye ile temas halindedir. Bu mem­nuniyeti mucip bir cihettir ve İngilte­renin bir taraftan Yunanistan, öte ta­raftan da Makarios ile girişmiş olduğu görüşmelerde Türkiysnin habersiz bı­rakıldığı hakkındaki kaygıyı izale et­mektedir.

Meselede T ürk iyenin kendi görüşüne gelince, bazı şartlara bağlı olarak Kılbrısa muhtariyet verilmesine biz de razı olacaŞız. Bu şartları Fuat Köprü­lü şöyle izah etmiştir: 1 ■ Tedhişçili­ğin bertaraf edilmesi, 2 Adada Türk cemaatinin diğer cemaatlerle federa­tif idarelerde olduğu gibi■ müsavi hak ve imkanlarla mahalli idareye iştirak etmesi.

İlhak için bir tarih tesbit etmemek veAdadaki Türk azınlığının halklarını koruyacak formüllere bağlamak şartile Kıbrısa muhtariyet vermekte fayde olacağı şüphesizdir. Bazı Kıbrıs Türk­lerinin muhtar idare altında çoğunluk tarafından ezileceklerinden korkmakta oldukları ve Şelf  Government'e de1 Sclf  D en ermin ati on kadar aleyhtar oldukları malimdur. Fakat türlü sis­temde muhtariyetler vardır. Azınlığın çoğunluk tarafından ezilmesine yet vermiyecek bir muhtariyet sistemi bu­lunması her halde mümkündür ve böy­le bir sistemi Kıbrıs Türklerinin de. kabul edecekleri umulmaktadır.

image006.gifŞelf  Determination verilemiyeceğine göre Şelf  Government de esirgenirse, Kıbrıs da ilmi olarak ibir sömürge, hem ae şimdiki gitoi en geri bir eömiluge sistemiyle idareye mafokim edilecektir ki, bugünkü milletlerarası hayat şartları buna elverişli değildir. Bugünkü geri sömürge idaresinin devamına en çok taraftar olanlar da bilindiği gibi enos is çilerdir. Zira Kendi gayelerine erişrneyi bunun devamında görmekte­dirler.

OLAYLARIN TAKVİMİ

image016.gif2 Ocak 1956

Tokyo :

Kore harbinde ölü ve yaralı olarak Birleşmiş Milletler zayiatı 140.000 as­kerdir. Harbe en büyük kuvvetle ka­tılan Birledik Amerika 9000 ölü ver­miştir. Diğer taraftan, Birleşmiş mil­letler kuvvetlerine esir düşen Kuzey Kore ve komünist Çin askerlerinden 50.000 İ hürriyeti seçmiş, buna karşı­lık komünistlere esir düşen 23 Ameri­kalı ve 300 güney Kore askeri demir­perde .gerisinde .kalmayı " başlangıçta tercih etmişlerdir.

İ3 ay devam eden kanlı çarpışmaları takiben 2 ocak 1952 günü, Amerika deniz kuvvetlerine mensup Amiral R. E. Libby, arzusu hilafına hiçbir esirin memleketine dönmeye mecbur edilmiyeceğini bildirmişti. "Uzun süren bir görüsmı; devresini müteakip 50.000 ko­münist askerinin (hürriyeti seçtiği ve memleketlerine dönmek istemediği an­laşıldı. Kuzey Koreli 35.000 sabi'k. hanh esiri, 'halen güney Korede yaşamakta­dır. Bunlardan 27.000 inin Güney Kore ordusu saflarında (bulunduğu tahmin edilmektedir.

Hürriyeti seçen 14.000 küsur Çinli as­ker ise, halen JTormoza'tfa ÇanKayŞek orduısunaa hizmet görmektedir. İçle­rinden deniz ve hava kuvvetlerine1, hatta imtihanlarda başarı göstererek milliyetçi Çin harb okuluna dahil olan­lar da vardır. 1.000 kadarı da, sıhhat­leri müsaade etmediği için, daha ha­fif hizmetlere alınmıştır. İtimat edilir bir milliyetçi Çin kaynağından öğre­nildiğine göre, Formozaya gitmeyi ter­cih eden Çinli askerlerden yalnız     12 tanesinin komünist casusu olduğu tesbit edilmiştir.

Ne güney ve ne de Kuzey    Kore'de

kalmak istı;miyen 86 Koreli asker, İha­len Hirtdiatanda bulunmaktadır. Bun­lardan dördü tekrar kuzey Kore'ye dönmüştür. 62 si Brezilyada yerleşme­yi arzu. etmektedir.

Mütareke sırasında, komünistlerin eünde esir 'bulunan 23 Amerikalı, ve 300 kadar Güney Koreli, demirperde ■gerisinde kalmayı tercih .ettiklerini bil­dirmişle rdir. 'Amerikalılardan, 16 sı hala Cinde bulunmaktadır. Altısı da­ha sonra memleketlerine dönmüşler­dir bunların bir kısmı vatana ihanet suçu ile hapiste bulunmaktadır ve bir kısmının da davalarına bakılmaktadır.

Cinde kalmayı tercih eden Amerika­lılardan 'biri 1954 yılında ölmüştür. As­kerlerden ibir kısmı Çin'de mektebe gitmekte, ıbir kısmı da Tman'da ■ fok* değirmence çalışmaktadır. Komünist­lerin de itiraf ettikleri üzere, Cindekalan Amerikalılar bu hayata intibak­ta çok zorluk çekmektedirler. Bir tür­lü bu yeni hayata alışamamışlardır ve çoğu zaman vatan hasreti çekmekte­dir.

11 Ocak 1956

Seul :

Bugün 2.800 kişilik bir güney Korebirliğine hitap eden güney Kore Cum­hurbaşkanı Sin.gman Rİ, Kor enin bir­leştirilmesi için kuzeye yürümek üzerehazır olmalarını, nihai savaşdan kaJçınılmıyacağını söylemiştir.

Hali hazırda Günev Korenin 20 tümen.

image006.gifnmazzaf kuvveti mevcuttur ve Ame­rikan yardımı ile 10 tiimenlik bir ye­de' kuFTvet de yetiçtirilmjiktedir. Bal­kan Fi, 31 günlük bir eğitini devresi­ni tamamlamış olan 2.800 kişilik bir birliğe hitap etmiştir.

23 Ocak 1958

Seu:

Güney Kore askeri liderleri, komü­nistlerin güney Koreye taarruza hazır

OLAYLARIN TAKVİMİ

image017.gif2 Ocak 1956

Bonn :

Batı Almanyamn Hato birliklerine mensup ilk 2000 .gönüllü bugün fiilen askerlik hizmetine başlamıştır. Bunların çoğu yeni savunma kuvvetlerini teşkil edecek olan müstakbel subay ve a s subaylardır.

11 Ocak 1956

İzmir:

Karagahi şehrimizde bulunan Nato al­tıncı müttefik taktik hava kuvvetleri kumandanı Tümgeneral Riehard Grussendorf, refakatinde kumandanlığın ileri gelen subayları olduğu halde bu­gün özel bir uçafcla İtalyaya mütevec­cihen Cumaovasi hava meydanından hareket etmiştir.

General Grussendorf, yarın İtalya'da Vizensa hava üssünde teşkilatlandırı­lan 5 inci müttefik taktik hava kuv­vetlerinin açılış merasiminde hazır bu­lunacaktır. Yi sn i Nato taktik hava kuv­veti karargahında Türk hava subayla­rı da vazife almış bulunmakta olu» İtalyan hava Korgenerali Sagio Lalatta tarafından idare edilmektedir.

13 Ocak 1956

San juan (Porto Rioo) :

Bugün .burada bir basın toplantısı tertipliyen kuzey Atlantik Paktı kuvvet­leri Başkomutanı Gencral Alfrcd Grunther, Fransa'da siyasi durumun, bu memleket ile Nato teşkilatı arasındaki münasebetleri a yeniden gözden geçi­rilmesini İcap işittirdiğini zannetmedi­ğini bildirmiştir.

General, »Fransamn iç politikası ne kadar değişirse değişsin, dış siyaseti müstakar dır» demiştir.

Bundan sonra sözlerine devam eden General, Üçüncü bir dünya harbinin çıkacağını zannetme d İğini, çünkü ba­tılı devletlerin cok kuvvetli oldukları­nı ve bu yüzden tecavüz fikrini besliyen her hangi bir memleketin böyle 'bir teşebbüse girişmek cesaretini gösteremiyeceğini beyan etmiştir.

Kuzey Atlantik Paktı kuvvetleri baş­komutanı, geçirmiş olduğu bir ameli­yattan sonra istirahat etmek üzere pazartesi günü San juan'a muvasalat et­miştir.

image018.gif1 Ocak 1956

Paris :

Fransız Başvekili Edgar Faure radyo ile yayınlanan yeni mesajında ezcüm­le şöyle demektedir:

,(1955 yılında, sulh yolunda terakkiler kaydettiğimize kaniim. Bu terakkilere gelecek yıl da devanı etmeliyiz. Ayni yolda yürümemiz lazımdır. Silahsızlan­ma anlaşmalarına varmslı ve hükü­metler arasında bütün milletlerin men­faatlerine uygun i'işkiJatlar vücucie getirmeliyiz. Şahsi tecrübelerimle şu r.eticeye varmış bulunuyorum ki, .baş­lıca devletlerin nıes'ul idarecileri, bü­tün milletlerin, müşterek ve derin ar­zusu olan sulhu nazarı iti'aars almağa mecburdurlar. Bu yolda suitefehhümlerin ve güçlüklerin bertaraf .edilebi­leceğine kaniim, i

2 Ocak İ956

Paris :

İkinci Dünya Harbini takip eden yıl­larda müstakar bir hükümet kurama­mış olan Fransada en çetin, secim mü­cadelesi bu sabah 7.00 de başlamış­tır.

İlk tahminlere göre, muhaliflerin par­çalanmış olması komünistlere Milli Mecliste 30  35 sandalye daha kazan­ma iırsatıni gerecektir. Fakat asıl mücadele iki eski arkadaş M'andes France ve Ed'gar Faure arasında cere­yan edecektir.

Hariciye Vekili Antoine Pinay,    Başvekil Faure'dan sonra en kuvvetli namzettir ve seçimden muzaffcr çık­ması ihtimal dahilindedir.

Bugünkü s.erirn mücadelesi başlıca 4 grup arasında cereyan edecektir:

i ■ Komünistlere karsı en kuvvetli copheyi tenkil eden Mendes  Faurg gruplarının ayrılması komünistlere Meclisteki sandalyelerini 126130 a çıkarma imkanını sağiıyabiiecektir.

2 Mendes  France'm Radikal grubu, Guy Mollst'in Sosyalistleri vs de Gaulcüleri içine alan Cumhuriyetçi cep

Faure ve Pinay'in merkez  sağcı
cephesi. Pinaym bağımsız sağcıları bu
cephenin1 en kuvvetli grubudur. Faure
un solcu cumhuriyetti  grubu,     Halkçı
Cumhuriyet hareketi taraftarları     ve
de Gaulcülarin toir kısmını ihtiva et­
mektedir.

Pierre Poujade.  Vergileri     karşı
.şiddetli bir kampanya açmış olan kü­
çük bir malaza sahibidir.

Sabah 7.00 (gmt) de ba^lıyan seçim ak­şam, mahalline £före. ö.ÜO. 7.00 veya 8.00 de sona erecek ve sayım sabaha kadar devam edecektir.

Paris :

Kötü iıaVa şartlarının hakim olduğu yerler hariç, seçime iştirak ndsbeti yük sek olmuştur. Filhakika bol miktarda karın yağdığı yukarı Pirene bölgesin­de Arrena kasabasında saat 16 da iş­tirak nistoeti yüzde 6 idi. Aynı bölgenin başlıca şehirlerinde ise iştirak nistoeti yüzde 75 civarındadır.

image006.gifHavanın müsait olduğu yerlerde iş­tirak nisb.eti çok yütosektir. Merkez şehirlerimden Limoges ve Royan'da ~bu nisbet daha da artarak yüzde 92 ye varmaktadır.

Öğrenildiğine .güre, çekildiği kasaba­da münzeviyane .bir hayat süren General de GauJle oyunu kull anmam ıştır. Başvekil Bd'gar Faure, Belediye Baş­kanı bulunduğu. Port Lesneyde 266 oy almıştır. Buradaki seçmen sayısı 420, oylarını kullananların sayısı ise 357 dir.

Paris :

Seçmenlerin tehacümü karşısında "bir çak yerlerde oy verme müddetini uzatmak gerekmiştir. İlk haberlere gö­re, Seine ve Marne'da iştirak nisbeti yüzde 85 ila 83 arasında olmuştur ki "bu şimdiye kadar bu bölgede görülen en yüksek nisfosttir.

Seçimi kazandığı bildirilen İlk mebus Sosyalist (Sfio) adayı Arthur Conte'dur, Conte bundan önce doğu Pirene' den mebus seçilmiştir.

Paris :

Saat 23 te (gmt) muhtelif yerlerden alman malimata göre, 497.135 seçmen oylarını şu şekilde kullanmıştır:

Grup 1: Komünistler ve taraftarları:

31723    oy.

Grup 2:   (Cumhuriyetçi  Cephe)

113.254  oy.

Grup 3: (Solcu Cumhuriyetçi)

" 31.640 oy.

Grup 4: (MRP)167.414    oy.

Grup 5: (Baçımsız köylü) 67.015 oy.
Grup 6  (Poujadiste)36.089    oy.

Bilindiği gibi seçmen sayısı 26.6 mil­yonun üstündedir.'

3 Ocak 1956

Dunkerque:

"Eski Başvekillerden Paul Reynaud yeniden mebus seçildikten Sonra bir ga­zeteciye verdiği beyanatta seçimlerden bazı dersler alınabileceğini söylemiş ve bunları şu şekilde ayırmıştır:

■ Meclis açılır açılmaz icra kuvve­
tini takviye maksadiyle anayasayı ta­
dil etm^k lazımdır.

Milli Meclis nizamnamesinin da­
ha esaslı bir hale getirilmek üaere ta­
dil edilmesi lüzumludur.

Yeni bir seçim kanununun kabu­
lü zaruridir.

Paris :

Fransız seçmenlerinin oylarını kullan­ma tarzı, şimdiye kadar kurulmuş olan hükümetlerin istikrarsızlığına kargı adeta kütle halinde bir protesto mahi­yetinde olmuştur. Bundan evvelki Mec­liste mevcut mebusların. 110 u bu. seler seçilemcmiştir. Bununla foeraiber seçmenlerin bu protesto hareketi es­kisine Mazaran daha büyük bir istik­rarsızlığa yok açmıştır. Filhakika si­yası gruplardan hiç biri tek başına Mecliste çoğunluğu elde edecek kadar mebus çıkaramamıştır. Bu seçimler sonunda Komünist Parti en fazla me­busa 'sahip parti olarak ortaya çıkmış­tır. Bununla beraber 1951 seçimlerinde oyların yüzde 25 ini kazanmış olan Komünistler bu sefer oyların yüze 24 ünü alabilmişlerdir.

Mendes France'm Cumhuriyetçi cep­hesinin ' muvaffakiyeti tahminleri aş­mıştır. Buna kanşlık Faure ile Pinay':n merkez cephesi kayıplara uğramış­tır. De Gaulle'cüler ise hemen hemen tamamiyle yik edilmişlerdir.

Buıgün Fransa,da seçimlerin neticesi karşısında en fazla hayrete düşenlerin Poujadiste'ler     olduğu    muhakkaktır.

Filhakika mütehassıslar bu hareke mensuplarının 10 en fazla 15 mebusluk kazanabileceklerini iddia etmekteydi­ler.

Poujadiste'ler ise 30 veya 35 mebus çı­karacaklarını İleri sürmekt'? ve 50 den fazla mebusluk elde edeceklerini hiç b eklemem ekt ey diler.

Poujade'in propaganda şefi Georges itosieres gazetecilere şöyle    demiştir:

image009.gifmüzakere için hareketimizin JMÜli Konseyi ile mebuslarımızı top­lantıya çağırdık. Temsilcilerimiz yaiin veya öbür gün toplanacaklardır. İlk hareketimizin ne olacağını bilmiyorum.

Bununla beralber size şimdilik şunu söyliyebilirim: Yeni Meclisi muhakkak hareke getireceğiz. Bundan başka Kon­vansiyon Meclisine gitmek üzere ge­rekli   tedbirlerin   almmasım     istiyece

Paris :

Fransız seçimlerinde komün is ti er in ve Poujad taraftarlarının kazandıkları fazla yerler dolayisiyie, Fransamn ha­len Başvekili bulunan, Ed'gar Faure ezcümle şunları söylemiştir: *Bütün bunlar Fransız seçmenlerinin iki zıd kutba karşı duydukları temayülü gös­termektedir, bu olay, halen mevcut olian müesseselerin 'köbneleştiğini ve bun iarın süratle islalhi yoluna gidilmesinin icap ettiğini göstermektedir.).

Paris :

"Seçimler hakkında düşüncesi sorulan Radikal Sosyalist Partisi Başkan Ve­kili Pierre Mendes  Fraııce ezcümle şunları söylemiştir: «Seçhnlerd'iii mu­zaffer çıktığımızı gizleme: için İçişleri Vekaletinin elinden gelen gayreti sarfettiği anlaşılıyor, şimdiye kadar al­dığımız neticelerden anlaşıldığına gö­re, 54 mebusluk kazandığımız mutlak­tır. Bundan başka, ümidimiz olan mahaller de mevcuttur. Yalnız şu var ki, Kadifeal olarak seçilmemiş olan bir çok millet vekilinin de Mecliste Radi­kal grupuna iltihak edeceklerini tah­min ediyoruz.»

Paris :

Fransa İçişleri Vekaleti akşam geç saatlerde yüz üç seçim bölgesinden 97 sinde alınan neticeler hakkında bir istatistik yayınlamıştır.

'Bu seçim bölge] er in d'S seçmenlerin sa­yısı 23 milyon 484.193 dür. Bu adet, 1951 senesi seçimlerine nazaran 1.716.336 bir fazlalık ifade etmemekte

.dir.

Bu seçmenlerden 19 milyon 332.596 ki­şi seçimlere iştirak etmişlerdir. Bu da 1951 yılma 'kıyasen,  1 milyon 992.072

kişilik 'bir fazlalık gÖsternıektedir.

Seçimlerde partiler su neticeleri almış­lardır:

Komünist Pr.rtisi ve taraftarları:

4 milyon 711.077 oy. Bu adet 1951 se­nesi seçimlerine kıyasen 317.874 bir fazlalık ifade etmektedir.

Fransız Sosyalis Partisi:

2 milyon 927.173 oy. 1951 yılma kıya­sın 403.308 oy fazla.

Muhtelif Sol Partiler:

298.095 oy. 1951 seçimlerine kıyasen 269.672 oy bir fazlalık.

"Radikal Sosyalistler:

2 milyon 438.183 oy. Bu adet 1951 se­çimlerine kıyasen 509.060 oy fazlalık ifade etmektedir.

Cumhu.rİy.etçi Halk Partisi:

2 milyon 130.044 oy. Bu da 1951 seçim­lerine nazaran 35.917 oy fazladır.

Mutediller:

2 milyon 660.982 oy. Buda 1951 seçim­lerine nazaran 572.541 bir iazlalrk. gös­termektedir.

Sosyal Cumhuriyetçiler:

S16.629 oy. 1951 seçimlerine kıyasen, 2 milyon   641.475 oy eksik.

Muhtelif Sağ Partil&r:

280.664 oy.

Poujadistler;

2 milyon 306.890 oy.

Paris :

Fransız Sosyalist Partisi Gsnel Sek­reteri Guy Mollet, seeimisr hakkınd'a ezcümle şunları söylemiştir: Seçimle­rin kat'i neticeleri henüz belli olma­makla beraber şu üç noktayı tebarüz ettireceğim. Evvela, Fransız Sosyalist Partisi bu seçimlerde,  eskiye  kıyasen

image008.gifaldığı rey adedini ziyadeleştirmiştir. Bundan sonra, Fransız halta eski Mec­lise karşı itimadı olmadığım ispat et­miştir. Ve üçüncü olarak da, Fransız halk topluluğu cereyanı ortadan tamamiyle kalkmıştır.

Paris :

Bugün Fransız seçimlerinden muzaf­fer çıkmış olan «Esnaf ve Sanat Sahip­lerini Koruma Birliği»" Balkanı Pierre Poujade bir.basın toplantısı tertip et­miştir.

Poujade bu basın toplantısında ezcüm­le şunları söylemiştir: «Bizim hiçbir zaman yıkıcı faaliyette bulunmak ak­lımızdan geçmez. Fakat, memleketin menfaatleri icap ettikçe çok şiddetli tedbirler almaktan da geri kalmıyacağız. Bu iedbirler meyanında vergi ve mesai grevi gibi hareketler varür.»

Sırtında bir remdoşambr ile gazetecileri kabul etmiş olan Poujades kendisine sorulan muhtelif sorulan cevaplandır­mıştır. Bu arada bir gazetecinin sor­duğu soruya şu şekilde cevap vermiş­tir: «Bizler millete kendisinin hakiki temsilcilerinin nasıl adamlar olması icap ettiğini göstereceğiz. Biz Meclise girdikten sonra, eskiden adet olduğu veçhile, hiç <bir mesele umumi efkar­dan 'gizlenemiyeçektir. Biz her söyle­neni ve her yapılanı  açıldıyacağız.»

Bu şekilde seçilen bir Meclisle Fransayı idare etmeğe imkan, olamadığı takdirde yeni seçimleri kabul edip etmiyecekleri hakkında sorulan bir so­ruya   cevaben  de şunları  söylemiştir:

Biz şimdiden, boy ölçüşmeşfehazırız.

Bundan sonra Poujade hiç bir parti ile ve hiç "bir şahısla işbirliği yap­mak niyE tinde olmadıklarını ancak, memleketin ve temsil ettikleri sınıfın menfaatleri icabı hayırlı gördükleri iş­leri destekliyeceklerini belirtmiştir.

Kendilerinin parlamento aleyhtarı ol­madıklarını söyliyen Poujade. «Hakkı­mızda ileri sürülenler iftiradan başka ■bir şey değildir. Eğer böyle bir niye­timiz olsaydı, geçen sene 24 ocak günü Pariste 200.000 kişilik      bir    toplantı

 yaptığımız sırada parlamento müessesesini yıkardık. O tarihte, bu işden de­ğildi..» demiştir.

Gruplarının programı hakkında soru­lan bir soruya ise, İngilizlerin meş­hur ıbir tabiri olan «WaM and seen ya­ni «sabreden görür» şeklinde cev^p vermiştir.

Londra :

İngiliz siyasi müşahitleri, Fransada'ki seçimlerin şimdiye kadar alınmış olan neticeleri karsısında «memnuniyetsiz­liklerini,* belirtmişler ve endişeye düş­tükleri fikrini izhar etmişlerdir.

Şimdiye kadar alman neticelere isti­naden bu çevrelsr, Fransa'da musta'kar bir hükümetin 'başa 'geçmesinin artik «ümitsiz» olduğuna kanidirler.

Paris :

Fransız Komünist Partisi bu akşam bir beyanname yaymlıyarak 2 ocak seçim­lerinde, geçenkin'S nazaran 400.000 yeni oy ve yeniden 54 mebusluk kazandığı­nı ilan etmiştir.

4 Ocak 1956

Paris :

Yeni Fransız Meclisinde 544 mebusluk" için seçilenlerin mesleklere göre tas­nifi şu şekildedir:

59   ziraatçı,   1   denizci,   83   tüccar,     İS mühendis, 103 müstahdem ve isçi,    105' serbest  meslek  sahibi  (avukat,  hakim edebiyatçı,   gazeteci..),   32  doktor      ve cczatı, 75 profesör ve öğretmen, 3 as­ker,  22 memur,  2 kilise mensubu, 4$" çeşitli meslek sahibi.

Bomn:

Fransız seçimlerinin neticesi batı Almanyada endişe uyandırmıştır.

Hristiyan Demokrat Parti ç e vr eller i Fransada Demokrat Partilerin müfrit sağcı ve müfrit solcu gruplar arasında iş görebilir toir Fransız hükümeti teş­kil etmek üzere uzağı gören   "temkinli

image015.gif^politikacıları iş basma getirmesini tav­siye 'etmektedirler. Başvekil Adenauer seçim neticeleri hakkında şahsen . bir yorumda .bulunmamıştır.

Sosyalist Muhalefet Partisi çevrelerin­de müfrit sağcı ve müfrit solcular ara.sinda bocalıyan «batı dünyası» Fran­sız seçimleri ııirı neticesinden endişe­lenmekte haklıdır» denilmektedir.

Londra :

Times gazetesi, * neticelerin beklendi­ğinden daha feci olduğunu ve parla­menter partilerin şimdi en güç mesele­lerden "biri karşısında bulunduklarını belirterek şöyle dernektedir:

Yeni Meclisin takriben ülgte biri, 4'ün..cü Cumhuriyetin parlamenter müesse­selerini yıkmaya azmetmiş komünist­lerden ve Poujadiste'lirden miiteşekidldir. Meclisin .geri kalan, kısmını teş­kil .eden parti ve pruplara çok az bir' hareket sahası kalmaktadır. Ger^i 1951 de durumun daha fena olduğu söyle­nebilir, zira o zaman de Gaulcülerden 120, Komünistlerden de 101 meb'us se­çilmişti. Fakat, de Gaulle'diler, Poujadiste'lerle mukayese edilirse, hiçbir zaman hakikaten, parlamenter aleyhta­rı olmamışlardır. Halbuki Poujade ta­raftarları yapıcı niyetlerden ziyad.e çok küçük mahalli meselelerle meşgul gö­rünmektedirler. Daha dun kendilerine Avrupa'nın liderliği teklif edilmiş olan Fransızlar eğsr bugün sebze satıcı­larından alınan vergi gibi küçük mes' eleler yüzünden kavgalara düşmüşlerse bu, Poujadiste'lerin sayesinde ol­muştur. Fransa son 100 sene içinde De­magojiden payını almıştır ve Poujadism'in de Boulangisme kadar çabuk parçalanması mümkündür.

Parlamenter partilere gelince, bunlar bir hükümet kurmak için biri eşebilir­ler, fakat aralarında mutabakata var­mak için o kadar 'güçlüklerle karşıla­şacaklardır ki eskiden beri İleri sürül­mekte olan atalet tenkidleriyle karşı­laşmaktan hali kalmıyacaklardır. Yok eğer partiler durumlarını muhafaza ederlerse, müstakar ıbir hükümet kuru­lamaz ve yeni Meclis eskisinden daha iyi olmaz, "her halükarda parlamenter aleyhtarı kuvvetler, hadiselerin kendi­lerini haklı çıkardığını iddia edecekler­dir.

Daily Telegraph gazetesi şöyle demek­tedir:

Parlamenter sistemden bıkan 2 milyon­dan fazla Fransız'ın hiçbir müsbet si­yaseti bulunmayan Poujadiste'lcr le­hinde oy vermiş olması hakikaten ce­saret kırıcı bir hadisedir.

Şimdi ortaya çıkan mesele şudur: Edgar Faure ve M'endes  France ile ta­raftarları, aralarındaki anlaşmazlığa son verecek kadar realist olabilecekler midir? Eğer yegane çare olduğu muha'kkak olan tau formül reddedilirse, yeni Meclisin seçim kanununda tadi­lat yapılmasını kabul etmesini ve son­ra (bu Meclisin feshedilerek yeni se­çimlere gidilmesini derpiş eden Paul Reymıud'un teklifini kabul etmek akıllı bir herek'Et olacaktır.

şunları yaz

Liberal «New Chronicle» maktadır:

puuj a dişilerin zaferini, Fransa'da, es­ki siyaset adamlarına, şimdiki parla­menter sisteme ve siyasi adetlere kaTsı belirtilen memnuniyetsizliğe atfet­mek gerekir. Halbuki seçimler sadece şunu ispat etmiştir: Dahili siyasette veya anayasada derhal bir değişiklik yapılacağı hususunda herhangi bir ümit besfeııemez. Müstakar bir hükümet kurulacağını gösteren hiçbir emare mevcut değildir... Memleket Öyle bir şekilde oy vermiştir ki, en çok ihtiya­cı olan şeyi imkansız hala koymuş­tur. Durum, Fransa'yı ssven hsr'kes iğin acıklıdır.

İşçi ıDaJly Herald» şöyle demektedir: Fransa için hep ayni eski hikayedir: Hepsi de idare kabiliyetinden mahrum çok sayıda hükümetlerin sırasiyle iş başına geç im s i tasarısı.

Paris :

Seçimi "kazanmış olan 51 Poujade ta­raftarı mebusun durumu siyasi çevre­lerin alakalarım çekmekte devam et­mektedir.

Genç kırtasiyecinin ön ayak olduğu ha

image019.gifrekatın etrafında toplanmış olan bu mebusların "hiç bir siyasi umdeleri ol­mayıp, bunlar, sadece «vergi adalets izi iğinden jj veya »Meclisin liyakatsiz­liğinden» şikayet eden tüccar, esnaf, sanat sahibi veya siRbest meslek men­suplarıdır. Seçilen Poujade'eı mebus­ların içimde bir çiftçi, üc sanat sahi­bi iki pastacı, bir kasap., bir zerzevatçı, .bir toptancı bakkal, bir müteahhit, bir elektrikçi, sekiz sanayici, bir mat­baacı, bir doktor, bir pazarcı bir me­mur, iki kasap, bir kolacı, iki mahalle bakkalı, bir saatçi, bir çiçekçi, feir fo­toğrafçı, bir saraç, bir özel okul mü­dürü, bir kahveci, bir gözlükçü, bü" makine tamircisi, bir eczacı, bir aktar, bir otelci, «e İkisi üniversite talebesi olmak üzere, on üç muhtelif meslek mensubu vardır.

Bunların çoğunun şimdiye kadar hiç toir siyasi faaliyeti olmamıştır. Yalnız, bunların içinde ikisi bir vakitler de Gaulle hareketine iştirak etmişlerdir.

Yeni Meclis 19 ocak tarihinde çalış­malarına başlayacaktır. Meclis Encü­menleri ve Başkanlık Divanı seçildikten sonra. Edgar Faure hükimeıti is­tifa edecektir.

Yeni Meclisde hiç bir koalisyon tam ekseriyete malik değildir. Komünistleri ve dijfer solcu partileri ihtiva ed«eek bir koalisyon ise asla bahis mevzuu olmamaktadır.

Newyork :

«Herald Tribüne» gazetesi, Mendes Franee ve Edgar Faure'u aralarındaki ihtilafı bir tarafa ibırakıp kuvvetli bir koalisyon, kurma vs teşvik etmıekibedir.

Gazete yazısında şöyle demliktedir:

Müfrii solcu komünistlerle müfrit sağ­cı Poujade'eilar arasında Fransız mil­letinin ekseriyetinden rey alan ve Mil­li Mecliste çoğunluk teşkil eden grup­lar 'bulunmaktadır. Teessüf olunur ki bir birlik İki eski arkadaş Pİerre Mendes Franee ve Edgar Faure'un siyasi ve sahşi anlaşmazlıkları yüzünden iki­ye ayrılmıştır. Fakat, reylerin yüzde 65 ini toplamış olan bu iki grubun,    görüş farklarını uzlaktırarak kuvvetli 'bir~ koalisyon tefkil etmesi, Fransayı bir­çok müşkülden kurtarabilir.

Mes'ul Fransız liderlerinin bu ihtiyacı' hissedeceklerine şüphe yoktur. Edgar" Faure'un seçimlerden önce verdiği beyanatt Fraınsız milli müesseselerindarefor.üdan bahsetmesi bu ihtiyacın du­yulduğuna bir i=areüir. Milli Meclis1 te komünistlerin ve müfrit sa^cı Poujade'cılarm hükümeti devirmek için sarf edecekleri gayretler karsısında, mutedil grupların birlikte hareket et­mesinden başka çare yoktur. Milli Mec­liste komünistlerle Poujade'cılarm aşağı yukarı 200 sandalyesin.? mukabil merkez grupların 350 sandalyesi var­dır. Müstakar bir hükümetin lüzumlu tedbirleri alabilmesi için bu iki grubun birlikte hareketi kaçınılmaz :bir zarurett'r.

Yapılacak iş güç      olmakla    beraber, Fransız seçmenlerin hakiki    arzusunu, böyle demokratik bir koalisyon akset­tirebilecektir. Bu birlik Fransaya tem. dahili istikrar temin edecek,    hem de batı ittifakının ayrılmaz bir azası ola­rak milletlerarası mevkiim kuvvetlen­direcektir.

Fransa'nın gelecek aylar  zarfında  ta ■ kip edeceği yol, Fransız milletim'n   is­tikbali  için   olduğu  kadar hür dünya ve Nato müttefikleri için de ehemmi­yetlidir, n

•■Daily Mirror» aynı mevzuda şunlarr yazmaktadır:

«Seçim neticeleri Fransada fikirlerin ne derece dağınık olduğunu göstermiş­tir. Fransız halkı istikbalde itimadını kaybetmiş ve müreffeh bir istikbal için düşen vazifeleri unutmuştur. »Memleketin seçim sisteminde ha­kiki bir reform yapılıncaya kadar Fransa'yı zayıf bir hükümetle ağır aksak yoluna devam eder göreceğiz. Bugün­kü seçim sistemi, reylerin partiler ara­sında dağılmasına, bazı küçük partile­rin fazla rey toplamasına ve ekseriye­tin arzusunun yerine getirilmemesine sebebiyet vermektedir.

»■Fransada bugünkü huzursuzluğun se­beplerini, harb sonu.  belginliğinde a

ramafls lazımdır.

image006.gif• Sebep ne olursa olsun, Fransa   bugün manevi bir buhran. İçindedir.

'"Böyle tir zamanda komünistlerin hay­ret uyandırıcı bir kazanç temin etmesi, Fransada Amerika aleyhtarı faaliyete hami edilebilir. Kuvvet muvazenesini kontrol edebilecek durumda olan ko­münistlerin Fransamn di5 siyasetinde ■bir çok müşküller yaratmaları müm­kündür. Bu itibarla Fransız seçimleri­nin neticesi Birleşik Amerika'nin Av­rupa siyasetine zarar vermiştir dene­bilir. 1.

>Newyork Times» ™sakat bir seçim» başlıklı makalesinde şunları yazmakta­dır:

«2 ocak seçimleri tahminleri aşan bir netice vermiştir. Komünistler tahmin edildiği gibi çok daha kuvvetli olarak çıkmışlar, mutediller istenilen ne­ticeyi elde edememiş ve Poujade'ın Başkanı bulunduğu müfrit sağcı bir .grup ümit edilenden çok fazla rey al­mıştır.

«Milli Meclisin üçte ibiri, merkez par­tileri .birlikte hareket etmediği takdir­de, gelecek beş yıl içinde her hareke­ti önliyecek veya ıbaltalıyacaktır. Bu netice, 'Fransa ve batı demokrasileri için pek ümit verici değildir.

Paris :

Bugün yabancı gazeteciler tarafından Latin Amerika klubünde yerilen ziya­fette söz alan Fransa Başvekili Edgar Faure, Meclisin feshedilmesi hak&mda'ki fikrini» doğruluğuna hala inan­mamakta olduğunu ve fesih keyfiyeti­nin, durumun aydınlanmasını sağladı­ğını ıbelirttikten sonra şunları söyle­miştir:

»Bu seçimler, bazılarının iddiaları hi­lafına parlamento aleyhtarı bir hareket raeydana getirmeyip bilakis, bu mü­essesenin mevcudiyetini isbat etmiş­tir.»

Edgar Faure, bundan sonra, herkesin, hatta Peygamberlerin bile yanılabilecekierini söylemiş, «fakat, demiştir, Poujade hareketinin bu kadar genişlidar hatamız yoktur.  Çünkü bu hareket, hiçbir zaman karışımıza, içinde yagadığımız rejimin teamülleri ile, çık­madı. Şimdiye kadar, arasından hiçbir Belediye Meclisi azası, Belediye Reisi Çıkarmadığı için bunun dayandığı kuv­vetin ehemmiyetini anlamamıza imkan olmadı.

Başvekil, bundan sonra, seçimlerin ne­ticelerine temasla şunları söylemiştir:

«Bazıları çeçen Mecliste ekseriyeti teş­kil eden grupun hezimetinden bah­sediyorlar. Halbuki, ekseriyi t grupu diye birjey kaim a mı 5 tık i.. Nitekim, Meclisin feshi kararını almadan Önce, ■ben, 100 oydan fazlası ile iktidardan devrildim.»

Bundan sonra Edgar Faure, yabancı ■ basın mensuplarının komünistlerin ka­zandıkları yerler hakkında aşırı enaişe duymamalarını söylemiş ve herŞeyden önce bir Cumhuriyetçi cephe kurulması gerektiğini ilav.e etmiştir.

Moskova :

Bütün Sovyet gazeteleri, Fransız se­çimlerimle hükümet partilerinin mağ­libiyetini, Başvikil Edgar Faure'un dış siyasetinin halk tarafından tasviib edilmemesi ile izah etmektedirler. Fil­hakika Sovyet Tass ajansının Paris'­ten verdiği haberde şöyle denilmekte­dir:

■■Hükümet partilerinin hezimetine, hiç şüphesiz silahlanma yarışı, askeri bloklar teşkili ve müstemleke halkına karşı girişilen savaşları halkın tasviib etmemesi sebep olmuştur.»

Tass ajansı (Fransız seçimlerine dair ilk yorumunda Komünist partisinin za­ferini övmekte ve şöyle demektedir:

«Sağcı çevrelerin Komünist Partisini Parlamento   dışında     bırakmak     için

sarf ettiği bütün gayretlere rağmen, Komünist Partisi Fransamn en kuv­vetli Dartisi olarak kalmıştır.»

5 Ocak 1956

Paris :

Son yarım asrın en tanınmış    müzik

image002.gifhol artistlerinden olan Mistinguett bu sabah kardeşinin Paris yakınlarında bulunan Bougival'deki evinde ölmüş­tür.

Bilindiği gibi son iki gün içinde duru­mu ağırlaşmış olan artist Noel tatili­ni geçirmek üzere gittiği kardeşinin evinde beyin kanaması yüzünden ya­tağa düşmüş ve içlerinde kendi oğlu da (bulunan birkaç doktorun ihti'mamlarina rağmen durumu düzelmemiştir.

Daha sonra ciğerlerinden de rahatsız­lanan 82 yazındaki artist üç günden beri oksijen çadırı altında bulunuyor­du.

Paris :

2 ocak seçiml'&ri üs kurulan yeni Fran­sız Milli Meclisinde 19 'kadın mebus bulunacaktır. Eski Mecliste 21 kadın mebus vardı. Yeni serilenlerin 15 'i Komünist, ikisi Sosyalist, ikisi de Cumhuriyetçi Halk hareketine men­suptur.

.Paris :

9

Sosyalist lider Guy Mollet ve Pierre Mendes France, Fransız Milli Mecli­sinin acele toplantıya çağırılması meviş başında kalacak, fakat bu hükimezuunda bugün bir görüşme yapacaklar­dır.

Milli Meclisin toplantı tarihi henüz tes.bit edilememiştir. Meclis toplanıncaya kadar Başvekil Faure, hükümeti tin önemli bir karar almaya selahiyeti olmayacaktır.

Paris gazetelerinin, Fransa'yı buhran­dan ancak Sosyalist bir hükümetin kurtarabileceğini belirtmeleri üzerine. Sosyalist Partisi, bugün 15.00 de Mollet ile Mendes Farnce arasında bir görüşme teklifinde bulunmuştur.

Umumi kanaate göre, merkez partiler, Fransız hükümetini komünist ve müf­rit sağcıların tehdidinden kurtarmak gayesi ile.  uzlaşmaya  varacaklardır.

Başvekil Faure, müstakbel hükümetin, kendisinin dahil bulunduğu merkez sağcı ve siyasi rakibi Mendes France'ın  Cumhuriyetçi  cephesi mensuplarını

 ihtiva edeceğini ifade etmiştir. Fakat Faure ve Mendes France böyle Ibir ko­alisyon hükümetinin dışında kalacak­lardır.

İyi haber alan kaynaklara göre, bugün Mollet ve Mendes France arasında ce­reyan edecek olan müzakere, istişare mahiyetinde olacak kesin bir karara varılmıyacaktır.

Sosyalist Partisi merkez komitesi Mollet'e yalnız Meclisin toplantıya çağırılmasını müzakere etmek üzere Men­des France ile görüşme yetkisi vermiş­tir.

6 Ocak 1956

Paris ;

Taraftarları Fransız seçimlerinde hiç beklenmedik parlak neticeler elde et­miş olan verşj aleyhtarı liderler. Pierre. Poujade, basında bulunduğu harekete dahil ıbir sürü komünist'in mevcut bulunduğu, fakat bunları her şeyden önce hareketin gayelerine sadık olduk­larını, ikinci nlanda da «Kıaıl» oldukFransız gazeteleri, komünistlerin des­teği ile Poujade hareketinin bugünkü lannı beyan etmiştir,

ehemmiyete yükselmiş oldu|unu iddia etmektedirler.

Bu iddialara cevap veren Poujade, ha­reketinin siyasi değil fakat bir İslahat hareketi olduğunu iddia etmiş ve harekete her parti mensubunun dahil bulunduğunu, fakat hepsinin de caxtiden ziyade İslahat işlerini ön planda tuttuğunu söylemiştir.

7 Ocak 1956 Marsilya :

Rusya hesabına inşa edilen 16 gemi­den dürdücüsü olan 9.600 tonJuk «İvan Pavlof» gemisi bu sabah La Ciotat ter­sanelerinde denize indirilmiştir. Bu ge­miler bir müddet önce i'ki memleket arasında aktedilmiş olan ticaret anlaş­ması 'çerçevesinde inşa edilmektedir. Paris :

Fransız Komünist Partisi merkez ko­mitesi. Sosyalist Parti Genel Sekrete­ri Guy Mollet'ye aşağıdaki mektubu göndermiştir:

■Kadın ve erkek seçmenlerin mühim bir kısmı, Komünist, Sosyalist Ve Ra­dikal Sosyalist partilerin adaylarına oy vermekle, memleket işlerinin solcu bir hükümete tevdi edilmesi hususundaki arzularını ifade etmiş olmaktadırlar. Bu ÜG parti, halkın mühim bir çoğun­luğunun, arzusunu yerine getirmek hu­susunda ellerinden geleni yapmadıkla­rı 'takdirde, seçmenler bundan hayret duyacaklardır.»

Merkez komitesinin mektubunda, müş­terek 'bir program esaslarının teshili­ne imkan verecek hususlar sıraladık­tan sonra şöyle devam olunmaktadır:

Neticede, size, partilerimizin. Radikal Sosyalist Parti ile birlikte, halkın ço­ğunluğunun arzusuna cevap verecek bir anlaşmaya varmak üzere gereken tetkiklerde bulunmasını teklif etmek­teyiz.

Komünist Parti merkez komitesi, Radi­kal Sosyalist Parti Başkanı Edouard Herriot'a aynı mealde bir mektup gön­dermiştir.

Paris :

Fransız siyasi çevreleri, Fas'ın müs­takbel statüsü hakkında Fransa ve Fas arasında yapılacak müzakerelere İspanya'nın iştirakinin yersiz olduğunu

belirtmişlerdir.

Bu çevrelere göre, şayet Fransız  Fas

müzakereleri .esnasında İspanyanın menfaatleri ile .ilgili bir mevzu açıla­cak olursa, İspanyanın konferansın bu safhasına davet edilmesi tabiidir. İs­panyanın Fas Umumi Valisi Gareia Valİno'nım İspanya  Fransa  Fas arasmda üçlü bir konferansın kaçınıl­maz olduğuna dair bir İspanyol ga­zetesine beyanatta bulunması üzerine, Fransız yetkili şahsiyetleri bu açıkla­mayı yapmışlardır.

11 Ocak 1956

.Paris :

Kutup .bölgelerinin tetkikinde mütehas­sıs bazı Sovyet alimleri deniz dibinde televizyon aleti ile denemeler yapmış­lardır. İçine televizyon kamerası yer­leştirilmiş olan hır silindir uzun bir kablo ile derin denize indirilmiş ve geminin güvertesine yerleştirilmiş bir ekranda da denizin dibinde olun bi­tenleri seyretmek mümkün olmuş­tur.

Bu çeşit denemeler gündüz yapıldığı gibi gece de projektörler vasıtasiyle ayni derecede .başarılı sonullar elde e

dilebilmekiedir.

12 Ocak 1956

Paris :

MRP (Cumhuriyetçi Halk Hareketi) idare heyeti bu akşam yayınladığı bir tebliğde «Cumhuriyeti bütün hasımla­rına karşı müdafaaya matuf bir ha­reket programı tatbike muktedir» bir hükümetin teşkilini istemiştir. Aynı tebliğde şunlar ilave edilmektedir: «M RP, azınlığa dayanacak bir hükümetin zaaf içinde kalacağına ve bir faaliyet gösteremiyeceğine kani bulunmakta­dır. Bu sebepten bğyle bir hükümeti MRP desteklemiyecek ve bundan baş­ka peşinen komünistlerin müzaharetini reddetmiyecek olan ihir bir hüküme­te ov venniyecektir;»

13 Ocak 1956

Paris :

Fransız Sosyalist İşçi Sendikaları İcra Komitesi, Poujade hareketini, faşist bir hareket olarak ilan ■stmis ve azala­rını, Poujadi'ı destekleyen küçük es­nafa kar.şı boykota davet etmiştir.

2 ocak seçimlerinde Mecliste 52 sandal­ye kazanan Poujadcılar, vergileri ağır bulan 2 milyon kadar küçük esnaf ta­rafından ö 'es t eki en m iştir.

Sosyalist sendikalar. Komünist İşçi Birlikleri ile harhan'gi bir arılaşmayı kabul etmediklerini de tildirm işler­dir.

15 Ocak 1956

Paris :

İki günden beri toplantı halinde bu­lunan Fransız Sosyalist Partisi, bu akşam, bir karar alarak dağılmıştır.

İttifakla alınan bu kararda, yeni Fran­sız hükümetinin Cumhuriyetçi cephe tarafından kurulması gerektiği belir­tilmekte ye geçen Mecliste hükümet ekseriyetini tenkil eden hiç bir parti ile işbirliğinde bulunulmayacağı açık­lanmaktadır.

Bundan sonra, kararda parti ffenel sek­reteri Guy Mollet tarafından hazırlan­mış olan programın tamavniyle tasvip edildiği tebarüz ettirilmekte ve parti­nin tarihi vazifesini deruhte etmasi ge­rektiği ifade edilmektedir.

Kararda, snn olarak, kongrenin Genei Sekreter Guy Mollet'ye olan itimadını yeniden teyid .ettiği ye mumaileyhi, se­çim sırasında di^er partilerle yaptığı temaslara devama memur ettiği belir­tilmektedir.

Paris :

Fransız Sosyalist Partisi «Sfio» nun olağanüstü kongresinde dün birçok ha­tip söz almıştır.

Rimbert, kurulacak hükümetin Sfio ta­rafından desteklenen bir MendesFrance hükümeti veya doğrudan doğruya Sosyalist bir hükümet olmasını, fatoat koalisyona gidilmemesini istemiştir.

Partinin sekreter yardımcısı Fierrle Commin de Cumhuriyetçi cephenin Sosyalis' temayüllü unsurlarına daya­nan bir hükümet lehinde bulunmuş ve daha sonra iktisadi meseleleri ele alaırak paranın d'i gerin in düşürülme­si fikrine itiraz etmiştir.

Andre Philip, Poujade hareketine tel­mihte bulunarak söyle demiştir:

«Memlekette Cumhuriyete düşman bir azınlık ve bunun temsil tettiği bir ruh hali ve bir çeşit nefret var ki eğer dikkatli hareket .etmiyecek olursak her türlü h'adise ile karşılaşmamız mümkün olabilir. >,

Aynı hatip Cezayir meselesine de temasla yapılması gereken işin «duru­mun yatışmasını sağlamak ve değerli muhataplar bulmak» olduğunu söyle­miş ve eöyle devam etmiştir:

(•Partinin  mücadele   etmesi     lazımdır.

Ayni ayrı şahıslardan müteşekkil bir hükümet değil, bütün partinin genel sekreter Guy Mollet'nin şahsında tem­sil «dilecek hükümeti iş başında olma­lıdır.

Gerard Jaouet de Mecliste çoğunluk olmadığını söyledikten .snnra Halkçı cephenin yeniden kurulması aleyhinde bulunmuş ve «ne müzakere, ne ĞS uz­laşma esasına dayanmaksızın Cumhu­riyetçi cephenin homojen bir hükümet kurmasını.» tavsiye .etmiştir. Hatip, ku­rulacak hükümetin programında maıtora enerjisinin .'Avrupahlastırılması» hu­susuna da y"sa: verilmesini istemiştir.

Edrsuard Depreux de «3 ay için hüki ■ met basında bulunulsa bile sanki ebediyyen devleti idare edecekmiş gibi hareket etmek gerektiği» görüsünü belirttikten sonra işçi sınıfına bütün hakikati izah etmek, şu veya bu me­seleye dair meşru istekleri tatmin edebilmsk için mevcut imkanları göster­mek ve ayni zamanda imkan hadlerini de belirtmeBc gerektiğini söylemiştir.

Ayni hatip,  Cezayir hakkında şunları

söylemiştir:

»Cezayir meselesi bir defad