24.12.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Aralık 1955

Ankara :

Lübnanın millî bayramı münasebetiy­le Reisicumhur Celâl Bayar'la Lübnan Reisicumhuru Ekselans Camille Chamoun arasında tebrik ve teşekkür tel­grafları teati edilmiştir.

İstanbul :

P.T.T. Müdürlüğünün Avusturya Dev­let Matbaasında bastırdığı Noel hatı­ra pulları, bugün bütün P.T.T. mer­kezlerinde satışa çıkarılmıştır.

150 bin tam seri 'bastırılan bu pullar 228 kuruş tutarında altı değerden iba­rettir.

65 kuruş değerindeki pul üzerinde Demre'de bulunan Santa Kloz kilise­sinin fotoğrafı ve yine aynı kilisede piskoposluk yapmış olan ve Noel Baba diye anılan Sen Nikola'nın temsilî bir resmi bulunmaktadır.

Elli kuruş değerindeki pulun üzerinde Antalyada bahar manzarası, tiyatro­nun büyük kapılarından birinin res­mi, 30 kuruşluk pul üzerinde Belkıs harabelerindeki tiyatronun temsilî resmi, yirmi kuruşluk pul üzerinde Antalya kasabası, 18 kuruşluk pul üzerinde de Antalya civarının görünüşü

2 Aralık 1955

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes ajansımıza şu beyanatta bulunmuştur;

«Yeni kabinenin teşkili hususunda müşkülâta maruz kalınmakta ve bu yüzden meselenin gecikmekte olduğu ve vekillik teklif edilen bir çok zeva­tın bu teklifleri kabul etmedikleri yol­lu gazetelerde geniş neşriyat yapıl­makta olduğundan keyfiyetin tavzi­hine zaruret görülmüştür.

Hakikat şudur ki, sayın Reisicumhu­rumuz tarafından yeni kabinenin ku­rulması vazifesi uhdeme tevcih edildiğinden beri bu hususta henüz bir teşebbüse geçmediğim gibi hiçbir kim­seyle de temasta bulunmuş değilim.»

 İskenderun :

İşçi Sigortaları Umum Müdürlüğü ta­rafından İskenderunda kurulan 30 yataklı hastahane merasimle hizmete açılmıştır.

Dahiliye, hariciye servisleri ile rönt­gen cihazı bulunan hastahanenin ya­tak adedi ilerde 60 a çıkarılacaktır.

  Ankara :

Büyük vatan şairi Namık Kemal'in 67 nci ölüm yıldönümü münasebetiyle Harp Okulu Temsil Kolu tarafından bugün saat 16.30 da okul binasında bir anma töreni yapılmıştır.

Yüksek rütbeli askerî erkân ile davet­lilerin hazır bulunduğu tören, İstiklâl Marşı ile başlamıştır. Müteakiben söz alan hatipler hürriyet şairimiz Namık Kemal'in biyografisini, edebî şahsiye­tini belirten konuşmalar yapmıştır.

Öğrencilerin okuduğu şiirlerle törene son verilmiştir,

  Ankara :

Norveç Kralı Majeste 7 nci Haakon'un tahta çıkışının beşinci yıldönümü münasebetiyle Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar'la Majeste Kral arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

3 Aralık 1955

 Ankara :

Amerikan yeni Yardım Kurulu Baş­kanı Tümgeneral Dewey Lawrence, refikası ile birlikte bugün saat 16.00 da İstanbuldan uçakla Ankaraya gel­miş ve hava alanında askerî mera­simle karşılanmıştır.

Karşılama merasiminde Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Korgene­ral Rüştü Erdelhun ve refikası, Vali Muavini, Erkânı Harbiyei' Umumiye İstihbarat Başkanı ile kuvvetler ku­mandanlıkları mümessilleri ve yüksek rütbeli subaylarla Amerikan Yardım Kurulu erkânı bulunmuştur.

General Lawrence, hava alanında karşılayanlara ve askerî kıt'aya bir hitabede bulunarak Korede Kolordu Kurmay Başkanı iken Türk kuman­dan ve erlerini çok iyi tanıdığını ve onlarla tekrar burada    buluşmaktan dolayı büyük bir zevk ve iftihar duy­duğunu, Amerikan milletinden ve or­dusundan muhabbet ve selâmlar ge­tirdiğini ifade etmiş ve, kendisine Er­kânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi tarafından teşekkür ve hoşgeldiniz mukabelesinde bulunulmuştur.

  İstanbul :

Bu sabah İstanbula muvasalat ile sa­at 14.00 de uçakla Ankaraya hareket eden Amerikan Yardım Kurulu Tür­kiye Başkanlığına tayin edilmiş olan Tümgeneral Lawrence Russel Devey, kendisiyle görüşen ajansımız muha­birine şu beyanatta bulunmuştur:

«Bu benim Türkiyeye ilk gelişim ol­makla beraber, Türkiyeyi ve bilhassa Türk askerini yakından tanımakta olanlara karşı çok derin bir takdir ve hürmet beslemekteyim.

Zira 1950-1951 yıllarında 18 ay kaüar Korede Türk tugayının da bağlı bu­lunduğu Dokuzuncu Ordunun Erkânı Harbiye Reisliği vazifesini ifa ettim.

Tugay Kumandanlarınız General Argüç ve General Acar ile beraber çalış­mak ve Koreyi ziyareti esnasında Or­general Erdelhun ile konuşmak şeref ve saadetine nail ol<3um.

Memleketinizde Amerikan Yardım Heyeti Başkanı olarak vazife görmeyi büyük bir şeref telâkki ediyorum.

Burada müşterek müdafaa esaslarına göre kurulmuş yardım programının devamı için çalışacağım.»

 Ankara :

Yugoslavyanm millî bayramı müna­sebetiyle, Reisicumhurumuz Celâl Ba-yar ile Yugoslavya Federal Halk Cum­huriyeti Reisi Ekselans Josip Broz Tito arasında tebrik ve teşekkür tel­grafları teati olunmuştur.

4 Aralık 1955

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes,    Anadolu Ajansına, «Yeniden kabineyi kurmağa memur edilmem dolayısiyle memleke­tin her köşesinden memnuniyet ve naçiz şahsım hakkında iltifat ifade eden bir çok telgraflar almaktayım» demiş ve gösterilen bu tezahürler karşısında derin şükran hislerini bil­dirmeğe  ajansımızı memur  etmiştir.

 Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizde tetkiklerde bulunan Mil­letlerarası Çalışma Bürosu Umum Müdürü Mr. pavid Morse, dün akşam Ankaradan İstanbula hareketinden evvel Basın - Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü kısa dalga radyo servisine Türkiye intibaları hakkında beyanat­ta bulunmuştur. Bu akşam kısa dalga servisinin İngilizce yayınlarında ken­di sesinden verilen bu beyanatında Mr. David Morse şunları söylemiştir:

«Türkiye hükümetinin davetlisi ola­rak Türkiyede bulunduğumdan son derece memnunum. Bu ziyaret benim için büyük bir şereftir. İlk defa olacaktır ki, Milletlerarası Çalışma Bü­rosunun bir Umum Müdürü Türkiyeyi ziyaret fırsatını bulmuştur.

Elde ettiğim intihalar fevkalâde ve barizdir.Türkiye Reisicumhuru tara­fından ka'bul edilmek şerefini kazan­dım. Reisicumhur bana memleketin pa.rlak istikbaline ait projelerden hah. setti.

Türkiyede pratik sahadaki işleri ya­kından tetkik etmek fırsatını buldum. Türk hükümet adamları ile görüştüm. Türkiyede iktisadî 'kalkınma plânları­na, içtimaî kalkınma programlarına verilen ehemmiyete, istihsali çoğalt­mak için sarfedilen büyük gayretlere ve Türkiyenin her ferdinin, halkın yaşama standardını yükseltmeğe, da­ha iyi ve semereli bir hayat sürmeğe matuf gayretlerine yakından şahit ol­mak ve bunları takdir etmek fırsatını elde ettim. Türkiyenin 'bu gayretleri yalnız kendisi bakımından değil, dün­yanın başka memleketleri üzerine ya­pacağı müsbet tesirleri dolayısiyle, milletlerarası anlaşma ve dünyada sulh siyaseti güden memleketler hal­kının istifadesi    bakımından da mühimdir. İste bu bakımlardandır ki, Türkiyede yaptığım ziyaret ve temas­lardan büyük bir zevk duydum.

Milletlerarası Çalışma Bürosu senelerden beri Türkiye ile işbirliği yap­maktadır. Bu ziyaretimde, Türkiye hükümeti ile birlikte ele almış oldu­ğumuz bazı mühim projelerde alman iyi neticeleri büyük bir memnunlukla müşahede etmek fırsatını da elde et­tim. Bu projeler arasında işçi ve işçi liderleri yetiştirilmesiyle ilgili olanlar da vardır.

Bu konuşma fırsatından istifade ede­rek Türkiye hükümetine ve Türk hal­kına, geniş misafirperverlikleri için ve milletlerarası işbirliğini destekleme­leri, Milletlerarası Çalışma Bürosunun faaliyetine fiilen iştirakleri dolayı­siyle, kalbimin derinliklerinden gelen bir hisle teşekkür etmek isterim. O Milletlerarası Çalışma Bürosu ki, dün­ya sulhu, içtimaî adalet gibi, Türki­yenin asil halkının da candan benim­sediği ideallere kendisini vakfetmiş bulunmaktadır.»

5 Aralık 1955

 Ankara :

Çimento fabrikalarımızın istihsal ka­pasitelerine göre tam randımanla ça­lışmalarını temin edecek çare ve ted­birleri görüşmek üzere Nafia Vekâle­tinde Fabrikalar Umum Müdürlerinin iştirakiyle yapılan toplantıda 1956 yı­lı istihsalinin azamî _derecede çoğal­tılmasını temin maksadıyle çok önem­li kararlara varılmış olduğu öğrenil­miştir.

Bu cümleden olarak bir taraftan is­tihsalin çoğaltılmasına matuf geniş tedbirler alınırken diğer taraftan hu­susî sektöre dahil müstehlik halkımı­zın yaptırmakta bulunduğu ev, apart­man, fabrika, otel vesaire gibi tesisle­re ait çimento ihtiyacının yüzde yüz tamamı yerli çimentodan karşılan­mak üzere Nafia Vekâletince yeni bir kararname projesi hazırlanmış bu­lunmaktadır. Tasarı önümüzdeki gün­lerde Vekiller Heyetinin tasvibine arzedilecektir. Nafia Vekâletince kabul

edilen bu prensiplerin tatbikat: so­nunda ithal malı çimentolar için dış piyasalara tahsis edilen mühim mik­tarda dövizin fabrikalarımızın işlet­me yedek parçalarıyle kâğıt torba ih­tiyaçlarına ve yeni kurulmakta bulu­nan fabrikalarımızın çeşitli döviz gi­derlerine sarfedilmesi mümkün ola­caktır.

Öte yandan fabrikalarımızın Nafıa Vekâletince hazırlanan programa gö­re çalışmaları halinde 1956 yılında asgarî 7 milyon dolarlık bir döviz ta­sarrufu elde edilmiş olacağı alakadar­larca hesaplanmış bulunmaktadır.

 Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'a Pa­kistan hükümeti tarafından hediye edilen süt verimi yüksek (Red Sindy) sığırlarından bir baş boğa, Çukurova harasında yerli sığırlarımızla bir me-lezleme denemesi yapılmak üzere, Zi­raat Vekâletine hediye edilmiştir.

Boğa haraya sevkolunmuştur. Bu su­retle tropikal bir bölge sığırı hususi­yetini taşıyan (Red Sindy) lerle ce­nup sarı kırmızı sığırlarımız arasında tesalüp  denemeleri yapılacaktır.

6 Aralık 1955

 İstanbul :

İtalya, Habeşistan ve Mısıra yaptığı bir seyahatten dönmekte olan Fede­ral Almanya İktisat Vekili Ludwing Erhart, bugün saat 10.00 da uçakla Kahireden İstanbula gelmiştir.

Yeşilköy hava meydanında Alman konsolosluğu erkânı tarafından karşı­lanan L. Erhart, uçağının buradaki tevakkufu esnasında meydan binasın­da istirahat ederek saat 11.00 de yine uçakla Viyanaya müteveccihen yolu­na devam etmiştir.

Batı Almanya İktisat Vekili, kendisiy­le konuşan Anadolu Ajansı muhabiri­ne şu beyanatta bulunmuştur:

«Cenubî İtalya, Habeşistan ve gayri resmi olarak  da Mısıra  yaptığım  bir seyahatten dönüşte memleketinize uğramış bulunuyorum. Buradaki ika­metimi uzatmak imkânına sahip ol­madığım için müteessirim. Milletler­arası Banka ve Para Fonu Kongresi münasebetiyle İstanbula gelmiş ve buradan memleketime çok güzel ha­tıralarla avdet etmiştim.

Türkiye ile Batı Almanya birbirlerine çok sıkı siyasî, iktisadî ve kültürel bağlarla bağlı bulunmaktadırlar ve bu münasebetler her geçen gün biraz daha takviye edilmektedir. Yeni ku­rulacak hükümetle de eskisi ile oldu­ğu gibi sıkı bir işbirliği idame ettire­ceğimize  emin bulunmaktayım.»

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, Ankarada Türk Ocağı binasında toplanan «Tür­kiye Şoförler ve Otomobilciler Fede­rasyonu» kongresi başkanlığına, yapı­lan davete icabetle kongrede buluna­madığından dolayı şu telgrafı çek­miştir :

İşlerimin çokluğu dolayısiyle kongre­nizde bulunamadım.

Davetinize teşekkür eder, kongreyi ve ayrı ayrı hepinizi muhabbetle selâm­larım.

Başvekil Adnan Menderes

Bilâhare, kongre başkanlığı Başvekil Adnan Menderes'e şu telgrafı gönder­miştir :

Başvekilimiz Sayın Adnan Menderes.

Ankara

224 cemiyet mümessillerinin iştirâkile toplanan federasyonumuz kongre­sinde meslekdaşlarımızm arabaları­nın yaşaması ve emniyetle sevk ve idaresi ve sair hususlar bakımından hükümetimizin yol dâvasına verdiği ehemmiyet ve muvaffakiyetten dolayı kongremizin minnet hislerini zatıdev-letlerine iblâğına ittifakla karar ver­miştir.

Saygiyle arz ederim.

Başvekil Adnan Menderes, kongre başkanlığının ıbu telgrafına şu cevabı vermiştir:

Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu Kongre Başkanı

Bahattin Aksu

Hükümetimizin büyük ehemmiyet ver­diği icraatımızdan olan yol dâvamızın muvaffakiyetle yürütülmesine işaret ederek göndermek lûtfunda bulundu­ğunuz telgrafı memnuniyetle aldım. Teşekkür eder, muvaffakiyet temen­nilerimle cümlenizin gözlerinden öpe­rim.

Başvekil Adnan Menderes

  İstanbul :

Amerikan Üniversiteler Birliği Dış Münasebetler Komisyonunun aldığı karar üzerine tahsilde bulunmak üze­re Orta-Doğu memleketlerinden Amerikaya giden gençler memleketlerine döndükten sonra, iş sahalarında na­sıl çalıştıklarını tesbit ve incelemek için seyahate 'çıkmış bulunan Plorida Üniversitesi profesörlerinden Dr. İvan Hutman bir müddet evvel memleke­timize de gelerek tetkiklerde bulun­muştur.

Prof. Hutman Orta-Doğuda seyahat­lerine devam etmek üzere bugün saat 14.15 te uçakla şehrimizden ayrılmış­tır.

  İstanbul :

Edebiyat Fakültesinin davetlisi ola­rak şehrimize :gelen Hamburg Üniver­sitesi YakınŞark Tarihi ve Kültürel Enstitüsü Müdürü Ord. Prof. Dr. Bertold Spuler iki seri halinde vereceği konferansların 'birincisine bugün Ede­biyat Fakültesinde başlamıştır.

Fakülte profesörleri, doçent ve öğren­ciler ile kalabalık davetlilerin hazır bulunduğu konferansta Prof. Spuler «Orta Asyanın eski tarihi» mevzuun­da konuşmuştur.

  İstanbul :

NATO Güney-Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Reath bugün saat 10.30 da uçakla İstanbula gelmiş ve Yeşilköy hava meydanında kumandanlar tarafından karşılan­mıştır,

7 Aralık 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Esat Budakoğlunun riyasetinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman Irak Mebusan Meclisi Reisi ile Ayan Meclisi Reisin­den gelen telgraflar okunmuştur. Bu telgraflarda şöyle  denilmekteydi:

«Ekselans Refik Koraltan Türkiye Büyük Milet Meclisi Reisi

Ankara

Zatı devletlerine ve Büyük Millet Mec­lisi azasına en samimî saygılarımı ve kalbi temennilerimi sunarken, meslekdaşiarımla birlikte aziz memleketi­nizi ziyaretimiz esnasında görmüş ol­duğumuz sıcak hüsnükabulden dolayı teşekkürlerimi  tekrarlamak   isterim.

Buraya döndüğümüz zaman  cömert­lik ve misafirperverlikle meşhur  asîl Türk milletinden görmüş olduğumuz mümtaz itibar ve yakınlığı, dost Türk hükümeti ve milletinin emsalsiz sev­gi ve sempati tezahürlerini mebusan âzası arkadaşlarıma izah ettim.

İşbu ziyaretimiz esnasında bu gibi zi­yaretlerin  faydalarına  şahit  olduk.

Irak parlâmentosu, şahsen zatı dev­letlerini ve Türkiye Büyük Millet Mec­lisinin 25 azasını, 24-11-1955 tarihin­de başlamak üzere 15 günlük bir zi­yaret için Irak'a davet etmek şerefini bana bahşeylemiştir.

Mezkûr tarih muvafık görülmediği takdirde 1956 mart ayını uygun bul­maktayız.

Zatı devletleri ve mebus arkadaşları­nız bu daveti kabul buyurdukları tak­dirde cidden bahtiyar olacağız.»

Telgrafın okunmasından sonra reis, mezkûr ziyaretin 1956 martında iade edileceğinin cevaben bildirildiğini ifa­de eylemiştir.

Meclisin bugünkü toplantısında bazı encümen mazbatalarının müzakeresi de yapılmıştır.

 İstanbul :

(Örfi İdare Kumandanlığından tebliğ edilmiştir)

7-2-955 tarihli «İstanbul Ekspres» ga­zetesinin (Demokrat Parti hükümeti­ne karşı sinsi bir suikast) başlıklı ya­zısı, tehyiç ve tahrik edici mahiyette görüldüğünden, mezkûr gazetenin tab ve neşrini müddetsiz olarak menet-tim.

Örfi  İdare  Kumandanı Org.

Nurettin Aknoz

8 Aralık 1955

İstanbul :

îstanbulda bulunan İspanyanın Tür­kiye Büyükelçisi Dük de Baena Ana­dolu Ajansı muhabirine Türkiye ile İspanya arasında mevcut iktisadî ve kültürel münasebetler hakkında bazı malûmat vermiştir. Bu arada üç sene evvel İspanya ile yapılan buğday an­laşması dolayısiyle iki memleket ara­sındaki ticari münasebetler hakkında zihinlerde mübalâğalı bir fikir hasıl olduğunu belirten Büyükelçi şöyle de­miştir :

«O sene, İspanyada olağanüstü bir kuraklık oldu. Türkiyede ise mahsul boldu ve dolayısiyle sizden çok mik­tarda buğday satın aldık. Fakat bu istisnaî bir durum idi ve nitekim mü­teakip yıllarda alış veriş hacmimiz çok geniş olmadı. Ancak bunun sebebi memleketlerimiz arasındaki herhangi bir anlaşmazlıktan ziyade, Türkiye ve İspanyanın ayni mahsulleri yetiştir­mekte olmalarıdır. Geçenlerde gözden geçirilen Türkiye - İspanya ticarî an­laşmasının nihaî durumu, eskisine na­zaran çok daha realist    olduğundan,anlaşmanın şimdi daha iyi işleyeceği­ne ve semere vereceğine inanıyorum.»

Müteakiben iki dost memleket arasın­daki kültürel münasebetlere temas eden Dük de Baena şunları söylemiş­tir:

«Uzun zamandan beri Türkiye ile İs­panya arasındaki kültürel münase­betlerin gelişmesi için sarfettiğimiz mesai yakında neticesini verecek ve bir aydan az bir zaman içinde Türk -İspanyol kültür anlaşması, Madridde Türkiye Büyükelçisi ve Ankarada da tarafımdan imzalanacaktır. Bu arada hükümetim, pek yakında Ankarada bir İspanya kültür merkezi tesis, et­mek kararındadır, bu iş için elverişli bir bina bulur bulmaz, İspanyadan hususî profesörler getirterek İspan­yolca derslerine de başlayacağız.»

 Ankara :

Washington Sunday Star gazetesi, L. Edgar Prina imzası ile ve «Buzlar kı­rıldı. Türk Başvekili Orta-Doğu Pak­tını kurmaya muvaffak oldu» başlığı altında neşrettiği makalede şöyle de­mektedir:

«Muhteşem Menderes, bir zamanlar meşhur bir sultana verilmiş olan bu lâkab, bir zamanlar hayal olan Orta-Doğu Paktı teşkilâtının gerçek eserler arasında yer alması üzerine Türkiyenin azimli ve dirayetli Başvekiline de bihakkın verilebilir. Zira batıda NATO, dcğuda SEATO arasında çok mühim bir bağlantı teşkil eden METO (Or­ta-Doğu Paktı) teşkilâtı, bir çok ba­kımlardan Adnan Menderes'in azmini ve uzak görüşlülüğünü ispat eder. Ha­lihazırda dahilî ve ciddî bir siyasî buhranla mücadele etmekte olan Ad­nan Menderes beş yıldan fazladır ki Orta-Dcğuda "hür dünyanın en sadık ve müessir cüzü olmuştur.

Daha gecen seneye kadar, Arap âle­mini en iyi tanıyanlar bile, bu bölgenin "kuzey kesiminde bulunan Türki­ye ile Irak, İran ve Pakistamn arala­rında birleşerek bir Orta-Doğu savun­ma anlaşmasına varabileceklerinden şüphe ediyorlardı. Halbuki bugün bu memleketler İngiltere ile birlikte Bağdad Paktının etrafında toplanmış

ve hep birlikte Orta-Doğu Paktı teş­kilâtını kurmuş bulunuyorlar.

Bu yeni teşkilât başka azaları da içi­ne alarak genişleme hususunda par­lak imkânlara maliktir. Irak gibi Arap Birliğinin âzası olan gerek Ür­dün gerek Lübnan, METO karşısında seyirci kalmaları için Mısırın yap­makta olduğu baskıdan sıyrılmak üzeredirler. Manen taahhüd altına gir­miş olan Amerika ise, pakta katıla­cak diğer bir namzettir.

Buzları kıran adam:

Buzları kim kırdı? Orta-Doğuda bir savunma teşkilâtı kurmak için harbi takip eden senelerde Amerikanın ve İngilterenin akim kalan teşebbüsleri­nin birdenbire başarı ile neticelenme­sinde âmil olan sebepler nelerdir?

NATO'nun kurulmasına imkân veren havanın yaratılmasında bir çok âmil­ler müessir olmuştur. Bu âmiller ara­sında, iktisaden geri kalmış memleketlerin kalkınması için yapılmakta olan iktisadî ve askerî yardımdan Irak ve Pakistan hükümetlerinin daha fazla istifade etmek arzuları, bu mem­leketlerin, şiddetli ve birbiriyle çar­pışan tazyiklere rağmen böyle bir birleşmenin kendi menfaatleri icabı olduğunu tamamiyle idrâk etmeleri ve İngiltere ile Amerikanın İran ve Irak'ı biraz teşvik etmiş olmaları zik­redilebilir.

Fakat en manidarı ve belirtilmesi ge­reken bir âmil vardır ki o da Başve­kil Menderes ve hükümetinin, Pakis­tan, Irak ve İranın bir araya getiril­melerinde oynadığı roldür.

Bir Anadolu ziraatçisinin oğlu olan bu ellibeş yaşındaki hazır cevap dev­let adamı, istediklerini nasıl elde ede­ceğini bilen bir kimse olarak nam sal­mıştır. İltifat karşısında kızaran ve samimî dostlarının kendisine tabiatın sıkılgan olduğunu söyledikleri Mende­res'in müessir ikna kudretine malik kuvvetli bir şahsiyeti vardır.

Memleketinde sevilmiş bir lider olan Menderes'in bir zaafı vardır. O da tenkide karşı hassas oluşudur. Bu hassasiyetin dış politika meselelerinde herhangi bir mahzuru olmamıştır. Zira bu mevzuda esas itibariyle bütün millet kendisi ile beraberdir. Fakat bu hassasiyeti, halen halletmiye ça­lıştığı dahilî politika fırtınasında rol oynamış olabilir.

Orta-Doğu Paktı  teşkilatındaki rolü:

METO yolunu Bağdad Paktı ile açan ve bu yolda ilk diplomatik adımı atan Bay Menderes'tir. İstanbuldan Hindistana kadar uzanan gediksiz bir sa­vunma hattının kurulması için ilk Önce Pakistan ile bir anlaşmaya var­mak şarttır. Seksen milyon sakini bu­lunan genç ve dinamik Pakistanın ileri gelen devlet adamları, görüşme­lerde bulunmak üzere Türk Başvekili tarafından Ankaraya davet edildi. Daha sonra Türkiye Cumhurreisi Ce­lâl Bayar Karaşiye resmî bir ziyaret­te bulundu. Az sonra da, nisan 1954 tarihinde, Türkiye - Pakistan Paktı imzalandı.

Savunma hattının iki ucunun da ga­ranti altına alındığını gören Bay Menderes, dikkatini bu hattın mual­lâktaki orta kısımlarına çevirdi. İlk önce Irak ile işe girişti. Bu ise kolay bir iş değildi. Zira, her ne kadar Irak Başvekili Nuri Sait Paşa komünist ya­yılmasının pek büyük bir tehlike teş­kil ettiğini kabul "ediyor idi ise de, memleketinde batıya karşı bir itimat­sızlık, Türkiyeye karşı da, 400 yıllık Osmanlı idaresinin bıraktığı bir kır­gınlık bakiyesi mevcuttu.

Bay Menderes, Orta-Doğuda komü­nist aleyhtarı bir koalisyonun ehem­miyetini kuvvetle belirtti ve Iraklıla­rın ve İranlıların bu hislerini maha­retle yatıştırdı. Çok kısa bir zamanda Nuri Sait Paşa, ananevi Arap bitaraf­lığından sıyrılmak üzere cesaretli adımı atarak Mısırın gazabına uğra­mayı göze aldığını bildirdi. Pakt, bu senenin şubat ayında Bağdadda im­zalandı, Pakistan da az sonra resmen buna katıldı.

Hedef İran:

Artık bütün iş İrana kalmıştı. Bay Menderes Türk diplomasisinin nazar­larını Tahrana yöneltti. Bu arada İranın bağımsız bir rol oynamakla iktifa etmeyi tercih edeceği şayiaları dolaşıyordu.

Gerçi Şah'm geçen sene Amerikaya yaptığı ziyaret bazı ümitler uyandır­mıştı. Fakat hiç bir netice elde edile­memişti. Nihayet bu sonbaharda, Türk hariciyesi ile Tahran arasında cereyan eden görüşmeleri müteakip, Cumhurreisi Bayar Şah'ı Tahranda ziyaret edeceğini açıkladı ve bu su­retle Orta-Doğunun kuzey kesiminin müdafaa hattı tamamlanmış oldu.

Zeki bir Amerikalı müşahit, Mende­res'in Bağdad ittifakında elde ettiği zaferi şöyle tasvir etmiştir:

«Menderes, komşularına birinci dere­cede yapmaları lâzım geldiğini kendi­lerinin de pekâlâ 'bildikleri bir şeyi yaptırdı.»

Bay Menderes'in Orta-Doğu Paktı teş­kilâtında kaydettiği diplomatik başa­rı ilk başarısı değildir. Rus komüniz­minin tehlikesine karşı her Türk gibi tabiaten uyanık olan Menderes, Kore-deki savaşa iştirak edecek kıt'aları temin hususunda Birleşmiş Milletle­rin yaptığı davete bir an kaybetme­den icabet etti.

Başkan Truman gibi, memleketin yardımını temin için teşriî müsaade­nin çıkmasını beklemedi ve «Korede memleketimizin hudutlarını korumı-ya gidiyoruz» dedi, müteakiben de Büyük Millet Meclisi ezici bir çoğun­lukla kararını tasvip etti.

Sağlam bir mesnet:

Menderes'in bu kararı ve Türk tuga­yının gösterdiği yararlık, Türkiyenin Atlantik Paktı teşkilâtına üye olarak girmesine muhalif bulunan âza mem­leketlerin ne kadar hata ettiklerini anlamalarında son derece müessir ol­du. Nitekim NATO camiasına mensup devletler, Türkiyenin hiç de zayıf ve ihmal edilecek bir memleket olmadı­ğını, 450 bin kişilik sağlam ordusu ile NATO savunmasının Akdeniz ve Or­ta-Doğu kesimlerinde kuvvetli ve gü­venilir bir mesnet teşkil eylediğini an­ladılar ve Türkiye Kuzey Atlantik Paktına ithal edildi.

Yine bu müşterek    emniyet    fikrine karşı duyduğu inançtır ki, Bay Men­deres'in memleketiyle Yugoslavya ve Yunanistanı birbirine zayıf da olsa, bağlıyan Balkan ittifakını kurmak için azimli ve başarılı faaliyetine hız verdi.

Türk lideri, «Cenevre ruhuna güveni olmadığını açıkça beyan eden demok­rasi âleminin ilk devlet adamlarından biri idi. Bay Menderes geçen yaz ikaz­da bulunmuş ve (hür dünya güç ve ol­dukça nazik psikolojik ve siyasî bir harp ile karşı karşıyadır. Sovyet Rus­ya, bütün dünyaya bitaraflık ve sulh içinde müşterek yaşama nasihati ve­rirken bizzat kendisi herkesten daha az işbirliği yapıyor)  demiştir.

Vahim malî güçlüklerle karşılaştığı bir sırada bile, ki Dünya Bankası ve Amerikan hükümeti Türkiyenin iste­diği parayı verecek derecede bu malî güçlükleri hâlâ teveccühle mütalâa etmemiştir. Menderes, siyasî şantaja tenezzül etmiyerek şu sözleri ile de Amerikalıların hayranlığını kazan­mıştır:

(Gerek halk efkârına gerek basına şunu ehemmiyetle kaydetmek, isterim ki, yardımla alâkalı müzakerelerin neticesi her ne olursa olsun, siyasî ve askerî sahada Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında mevcut işbirliği her türlü tesirden azade ola­rak daima samimî ve sağlam kalacak­tır.)

 İstanbul :

Kandilli rasathanesi kurucusu ve ilk müdürü, eski Konya Mebusu Fatin Gökmen dün gece vefat etmiştir.

Cenazesi yarınki 8 aralık cuma günü Kandillideki evinden kaldırılarak öğ­leyi müteakip Kandilli camiinde na­mazı kılındıktan sonra Kandillideki aile kabristanına defnedilecektir.

9 Aralık 1955

 Ankara :

Bu sabah şehrimize gelmiş bulunan İtalya Dış Ticaret Vekili Bernardo Metterale bugün    İktisat ve Ticaret

Vekâletiyle Hariciye Vekâletinde Tür­kiye - İtalya ticaret anlaşması ile il­gili bazı temaslar yapmış ve saat 17 de Hariciye Vekâletinde tertip edilen bir toplantıda hazır bulunmuştur.

 Ankara :

Berganıada kurulmasına karar veril­miş olan 10.000 iğ ve 144 tezgâhh pa­muklu dokuma fabrikası için lüzum­lu makine âlât ve edevatı için Berga­ma Pamuk İpliği ve Dokuma Sanayii Türk Anonim Şirketi ile Alman Dia firması arasında bugün mukavele imzalanmıştır.

Mukavele gereğince fabrika 1957 se­nesi başında işletmeye açılmış bulu­nacaktır.

10 Aralık 1955

 Ankara :

Şehrimizde bulunan İtalya Dış Tica­ret Vekili M. Matterella Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatta bulun­muştur:

«Güzel Türkiyede bulunuşumdan isti­fade ederek iktisadî ve ticarî münase­betlerimizin bugünkü vaziyeti ve is­tikbaldeki inkişafı imkânları hakkın­da Türk hükümetiyle noktainazar te­atisinde bulundum. Bu münasebetlere gerek İtalya hükümeti gerek İtalyan ticaret ve sanayi mümessilleri büyük bir ehemmiyet atfetmektedir.

Türkiye ile İtalya arasındaki ticaret mübadeleleri İtalyaya senelerdenberi Türkiyenin başlıca müşterileri ve ona mal satan memleketler arasında yer vermiştir. Bu mevki Türkiyenin son zamanlarda, bir misli artan umumî dışticaret hacminde de muhafaza edebilmiş olmaktan dolayı bahtiyarız.

İki memleket arasındaki ticaret, meriyette 'bulunan 24 ocak 1952 tarihli anlaşma çerçevesi içinde cereyan et­mektedir. İtalyan kredilerinin çözül­mesi ve 29 ocak 1955 tarihli teknik ve iktisadî işbirliği anlaşmasının sureti tatbiki hakkında geçenlerde iki hükü­met arasında akdolunan hususî anlaşmalar, aynı çerçeve dairesinde müba­delelerimize iyi bir hız verdi.

Hükümetlerimizin tanı bir anlayış ve dostluk zihniyeti İçinde yaptıkları mezkûr anlaşmaların iyi işlemesi, hiç şüphe yok ki mübadelelerimizin mu­vazenesi ve inkişafı için sağlam bir esas teşkil etmektedir.

Son haftalarda müteaddit İtalyan fir­maları Türkiyeden mühim mübayaatta bulunmuşlardır ve yakında daha başka mubayaaların da yapılmasını temenni ederim.

Bütün emareler, Türk - İtalyan ti­caretinin artmasında 1956 yılının mü­him bir merhale olacağını göster­mektedir.

Zikrettiğim anlaşmalar, birbirinin mütemmimi olan iktisadiyatımızda daima dalıa sıkı bir işbirliğinin geliş­mesini temin edecek mahiyettedir. Esaslı bir surette kurulan müsait tek­nik şartlardan ayrıca, memleketleri­mizi birbirine bağlıyan derin dostluğa ve karşılıklı menfaate tamamiyle ce­vap verecek münasebetlerde ve ticarî mübadelelerde bulunmak hususunda beslediğimiz samimî arzu da gözönünde bulundurulmalıdır. Türkiye, coğra­fî vaziyetinin muazzam toprak zen­ginliklerinin ve halkının fevkalâde kabiliyet ve vasıflarının mümkün kı­labileceği iktisadi ve içtimaî seviyeye kendini yükseltmek için sarf etmekte olduğu şayanı takdir yenilik hamlesi sırasında bu dostluğa tamamiyle gü­venebilir.

Bilhassa, geçen şubatta Romada ta­nışmakla memnun olduğum Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprülü ile çok alâka çekici görüşmelerde bulundum.

Mazhar olduğum mükemmel misafir­perverlikten dolayı minnet duygulariyle ve !bu bir iki gün içinde memle­ketlerimiz arasındaki münasebetler için çok faydalı bir iş gördüğümüz ka­naatiyle fevkalâde memnun olarak Türkiyeden ayrılıyorum.»

 Ankara :

Finlandiya millî bayramı münasebe­tiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Finlandiya Reisicumhuru Ekselans

Paasikivi arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

14 Aralsk 1955

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes'in yeni hü­kümeti tekrar kurmaya memur edil­mesi münasebetiyle Irak Başveziri Ekselans Nuri Sait Paşa şu tebrik mesajını göndermiştir:

«Ekselans Adnan Menderes Başvekil

Ankara

Başvekillik vazifesini tekrar deruhte etmeniz dolayısiyle ekselansınıza ha­raretli tebriklerimi sunmakla ayrı bir haz duyarım.

Iraktaki birçok ahbaplarınızın, asil Türk milletinin size karşı tekrar gös­terdiği itimadı müşahede etmeleri şa­yanı memnuniyettir. Bu yüksek vazi­feyi deruhte ettiğiniz esnada kurul­muş olan Bağdad Paktı için bu vakıa bir tefe'üldür. Zira bu pakt müşterek sulh ve teşriki mesaimiz esası üzerine kurulmuş olduğundan istikbalde öe ilerleyip inkişaf edeceğinden eminim.»

Nuri Sait

Başvekil Adnan Menderes de Ekse­lans Nuri Sait Paşaya şu cevabî te­şekkür mesajını yollamıştır:

«Ekselans Nuri Sait Pasa

Basvezir

Bağdad

Hükümeti kurmak şerefinin tekrar bana bahşedilmiş olması dolayısile ekselanslarının göndermek lûtfunda bulundukları nazik mesajdan ziyade­siyle mütehassis oldum.

Bu suretle, ekselanslarının kiyasetli ve azimli işbirliği sayesinde mes'ut bir şekilde başlamış olduğumus, mil­letlerimizin ve bölgemizin sulh ve em­niyeti uğrundaki verimli çalışmaları­mıza devam etmek imkânının bana verilmiş olmasından   bilhassa bahtiyarım. Müşterek ideallerimiz ve men­faatlerimiz için yapmakta olduğumuz yakın işbirliğinin âtide de çok gelişe­ceğine mutmain olarak, ekselansları­na samimî teşekkürlerimi en iyi te­mennilerimle arzederim.

Adnan Menderes»

 istanbul

Kandilli rasathanesinden bildirilmiş­tir:

Bu sabah vuku bulan güneş tutulma­sının rasathanemizden görülebilecek safhalarını takip ve fotoğrafla tesbit etmek için lâzım gelen tertibat alınmış ise de, havanın kapalı ve yağışlı olarak devam etmesi bütün ümitleri boşa çıkarmıştır.

Gerçi saat yediyi yirmibeş dakika ge­çe doğu ufkunun üstünde iken bir kaç dakika görülebilmişse de dürbün o va­ziyete takılabilecek derecede yatırıla­madığı için bu anın fotoğrafla tesbitine imkân hasıl olmamıştır. Bunu müteakip güneş daima bulutların arasında kalmış ve bir daha görülme­miştir.

 Ankara :

19 uncu asırda yaşamış olan ünlü Fransız şairi Baudelaire'in şiirlerini tanıtmak üzere Fransız kültür merke­zinde bugün bir sergi açılmıştır. Bu münasebetle tertip edilen ve Fransız Büyükelçisi M. Jean Paul Garnier'nin de hazır bulunduğu toplantıda büyük şairin şiirleri hakkında konuşmalar yapılmıştır.

Bilindiği gibi Baudelaire, 1821 de doğ­muş ve 1867 de gözlerini hayata ka­pamıştır. En meşhur şiiri olan (Izdırap çiçeği) ni de 1855 senesinde yaz­mıştır. Ancak bu eseri 1857 senesinde basılmıştır.

15 Aralık 1955

 Ankara :

Türk _ Alman parlâmentolar arası dostluk grubu umumi heyeti, bugün toplanmıştır. Yapılan seçimde    İdare

Heyetine Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk; Ankara Mebusu Muhlis Ete, Elâzığ Mebusu Şevki Yazman, İstan­bul Mebusu Nizamettin Âli Sav, Siirt Mebusu Baki Erdem seçilmiştir. Yeni İdare Heyetinin ilk içtimamda Reis­liğe Muhlis Ete, Genel Sekreterliğe Niaamettin Âli Sav, İkinci Reisliğe Şevki Yazman, muhasip üyeliğe de Baki Erdem getirilmiştir.

Umumî heyet toplantısında söz alan üyeler, iki memleket arasındaki dost­luğun ehemmiyetini belirtirken bu dostluğu daha da geliştirmek için sık toplantılar tertibi ve bu hedefe doğru devamlı bir gayret sarfedilmesi te­mennisinde' bulunmuşlardır.

  Ankara :

Türk _ Alman kültür işleri istişare kurulunun tavassutu ile şehrimiz Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesinde ter­tiplenen «Çağdaş Alman Desen ve Gravür Sergisi» bugün saat 17.30 da Alman Büyükelçisi Wilhelm Hass, Ma­arif Vekâleti Müsteşarı Osman Faruk Verimer, Türk - Alman İstişare Ku­rulu Başkanı ve Hukuk Fakültesi De­kanı Prof. Hikmet Belbez, Kurul Ge­nel Sekreteri Dr. Theiele ile seçkin bir topluluğun hazır bulunduğu bir merasimle açılmıştır. Açış konuşma­sında Prof. Hikmet Belbez., kurul hak­kında kısa izahat verdikten sonra, memleketimizde harpten sonra açılan bu ilk Alman kültür sergisinin ifade ettiği mânayı belirmiştir. Bilâhare sö2 alan Maarif Müsteşarı Osman Fa­ruk Verimer, bu nevi kültür mübade­lelerinin istikbalde daha geniş bir şe­kil alacağı ümidini izhar ederek sergi için çalışanlara teşekkür etmiştir. Merasimi müteakip sergi davetliler tarafından gezilmiştir.

  İstanbul :

Memleketimizin tarihî müesseselerin­den Gümüşsüyü askerî hastahanesinin 107 nci kuruluş yıldönümü bugün yapılan bir törenle kutlanmıştır.

Birinci Ordu ve Örfi İdare Erkânının, üniversite tedris heyeti mensupları­nın, emekli askerî tabiplerin ve seçkin davetlilerin katıldığı törene saat 11 de başlanmış ve yeni tesisleri ile birlikte Gümüşsüyü hastahanesi ge-zilmiştir.

Hastahanenin eski ve yeni baştabible-ri tarafından müessesenin tarihi ve bir asırlık hizmetleri hakkında veri­len malûmat alâka ile dinlendikten sonra bir arada yemek yenilmiş ve hastalar için her perşembe günü ter­tip edilmekte olan konser programı dinlenmiştir.

18 Aralık 1955

 Ankara :

Devlet Vekilleri arasında yapılan va­zife taksimi sonunda basın, yayın ve turizm ile yüksek murakabe işlerini Devlet Vekili Emin Kalafat, istatistik ve meteoroloji işlerini Devlet Vekili Celâl Yardımcı, tapu ve kadastro ile toprak ve iskân işlerini de Devlet Ve­kili Semi Engin'in tedvir etmeleri ka­rarlaştırılmıştır.

17 Aralık 1955

  Ankara :

Hariciye Vekâleti matbuat bürosun­dan bildirilmiştir:

11 aralıkta Taberiye gölünde İsrail birliklerinin Suriye hudut karakolla­rına karşı vaki olan ve 41 Suriyelinin ölümü ile neticelenen tecavüz hare­keti muvacehesinde Türkiye hüküme­ti derin teessürünü beyan eder.

Orta-Doğuda adilâne bir sulhun te­essüsünü ve emniyetin takviyesini şi­ar edinmiş bulunan Türkiye, aynı maksatlara hizmet eden Bağdad Pak-tmm üyesi olmak sıfatiyle, bu bölge­de sulh ve sükûnu ihlâl edici hâdise­lerle daha da faal ve canlı bir şekilde alâkalanmak durumundadır.

Bu sebeplerledir ki, Türkiye hüküme­ti bu türlü tecavüz hareketlerini asla tecviz etmez ve bunların tekerrür et­memesini temenni eder.

  Ankara :

Bu sabah İstanbuldan şehrimize gelen Amerikan Haberler Teşkilâtı Uraıım Müdürü Theodcre Streiberg Ba­sın - Yayın ve Turizm Umum Müdür­lüğü kısa dalga radyo servisine bir beyanat vermiştir. Theodore Strei­berg beyanatında ezcümle demiştir ki:

«Orta-Doğu d a vaziyet gün geçtikçe değişmekte ve buraiarda :büyük bir gelişme kaydedilmektedir. Bir iki se­ne zarfında bu bölgede büyük tekâ­mül kaydedilecek ve zannımca bunlar bütün dünyanın takdirini kazanacak­tır. Komünizm için bence yapacağı­mız en iyi şey, milletlerarası komü­nistliğin ne büyük bir ihanet ve sav-saladan ibaret olduğunu açıklamak­tır. Bu her milletin kendi anlayışına göre değişir. Bence, Rusyada yapılan­ların mahiyetini göstermek, biz in­sanlara düşer. Oradaki hayat ve ça­lışma şartlarını belirtmek lâzımdır. Orada halk lüzumlu ihtiyaç maddele­rini bulamadığı gibi hayat da çok pa­halıdır. Rusların bütün vaidleri ya­lan, bütün söyledikleri propaganda­dan ibarettir. Nitekim Hindistanda son yaptıkları seyahatta geçen dünya harbinin ne şekilde çıktığı hakkında­ki beyanları bu mahiyettedir. Bizce milletlerin hürriyeti ve hürriyetin ge­lişmesi hür milletlerin Sovyetlerinkinden ayrı olan bazı gayeleri vardır. Gerek sulh gerekse demir perde arka­sı hakkında lâzım olduğu kadar ko­nuştuk. Fakat Rusların güttüğü sulh siyaseti, bugünkü durumu muhafaza etmektir. Böylelikle peyk memleket­leri ve tabiiyetleri altında bulunan memleketleri kendi kontrolleri altın­da bulunduracaklardır. Fert. hürriye­ti, bizce, sulhun temini hususunda esas gayeyi teşkil eder. Bu gayeye ulaşmak için de bizimle aynı fikirde olanları Türkiyenin de aynı şekilde düşündüğü fibi fert hürriyetini ve fertlerin manevî kıymetlerini değer­lendirmeğe teşvik etmek lâzımdır.

Geçen perşembe günü Şikagoda Bağdad Paktından bahseden Hariciye Vekili Dulles paktın bölge müdafaası için teşkil edilen bir teşkilât olduğunu ve bunun ise Birleşmiş Milletler tara­fından makul sayıldığını kendimizi ve müesseselerimizi müdafaa etmek hususundaki gayelerimizi yanlış anlıyanlara karşı bir ihtar teşkil edeceği­ni söylemiştir. Ben bir hafta evvel İranda iken, İran, bu pakta iltihak etmiş olması dolayısiyle Rusların pro­testosuna cevap vermiştir. Cevap a-çık, doğru ve direkt olmuştur. Cevap­ta, Bağdad Paktının tamamiyle teda­füi mahiyette olduğu ve Birleşmiş Milletler anayasasına uygun bulun­duğu teyit edilmiştir.

Bundan sonra Rusların hür milletler radyolarını karıştırmalarının azalıp azalmadığı sorusuna cevap veren Theodore Streiberg, Ruslar, hür mil­letler radyolarını karıştırmaktan vaz­geçmek şöyle dursun bunu son za­manlarda daha da arttırmışlardır. Bu meselenin son Cenevre konferansında müzakere edilmesini bekliyorduk. Ben­ce Rus hudutları dışındaki herhangi bir memleketin radyolarını karıştır­mak hiç de arzu edilmiyecek bir hal­dir. Hiç bir memleketin radyo yayın­larına müdahale etmek hiç bir şekilde kimsenin hakkı değildir.

Atomun sulh yolunda kullanılması hususunda açılan sergilerden de bah­seden Theodore Streiberg şöyle de­miştir :

«8 aralık 1953 de Eisenhower tarafın­dan atomun sulh yolunda kullanıl­ması hususunda yapılan teklife karşı bütün dünyada gösterilen ilgi ile yakinen meşgul oldum, O zaman Rus­lar bunu propaganda mevzuu yaptı­lar. Eminim ki o zamanlar gerek Amerikada gerekse diğer memleketler­de Başkanın söyledikleri lâyıkiyle an­laşılamamıştır. Fakat bu fikir muhte­lif vasıtalarla teşhir edilmekten ve atomun, bir çok faydalar sağlıyabileceği gösterildikten sonra halk bunun, insanlığı tahrikten ziyade insanlığı ihyada kullanılabileceğini anlamış ol­du. Birleşmiş Milletler bu maksadı tahakkuk ettirmek teklifini bir iki ay evvel kabul etmiştir. Sulhu ve insan­lığın saadetini temin edecek en doğru yolun bu olduğunu zannediyorum.

Beşeriyetin daha yüksek bir seviyeye erişmesi hususunda Türkiyenin takip ettiği gayelerle Amerikanın gayeleri birbirine çok yakındır.»

18 Aralık 1955

 Konya:

Şehrimizin tarihî eserlerinden olan Karatay medresesinin tamiratı bitmiş ve burası Konya müzesine bağlı bir çini müzesi olan bu müzede Selçukiler devrine ait nadir ve kıymetli çini­ler teşhir edilmektedir.

 Konya :

Büyük Türk mütefekkiri şair ve mu­tasavvıf Mevlâna Celâleddini Rumî'­nin vefatının 682 nci yıldönümü mü­nasebetiyle tertiplenen ihtifal şehrin iki büyük sinemasında icra edilmiş ve kalabalık bir davetli kitlesi bu ihtifali büyük bir alâka ile takip etmiştir. İh­tifalde konuşan hatipler, Mevlânanın şahsiyetini belirten konuşmalar yap­mışlar, Mevİânanın eserleri tahlil e-dilmiş ve klasik Türk müziği üstadlarının eserleri çalınmıştır.

 İstanbul :

İstanbul Valisi Prof. Gökay şu beya­natta bulunmuştur:

«6-7 eylülde İstanbulda vukubulan müessif hâdiseler hakkında mevzuun örfi idareye intikali hasebiyle her­hangi bir beyanatta bulunmamaklığının yanlış telâkki ve tefsirlere yol açtığını 16 aralıkta Büyük Millet Mec­lisinde cereyan eden müzakerelerde CHP. Genel Başkanı İnönü'nün be­yanatından anlıyorum.

6-7 eylül hâdiselerinin Başvekille bir­likte tarafımdan tertip edildiği, fa­kat hâdisenin hazırlanan şekil ve öl­çüyü tecavüz ettiği ifade edilmekte­dir.

Tanrının huzurunda vicdanımın sesi ile bu hususu umumî efkâra olduğu gibi açıklamayı bir vazife telâkki ede­rim. Muhtelif vesilelerle hükümete verdiğim raporlarda da tebarüz ettir­diğim üzere 6-7 eylül müessif hâdise­lerine tekaddüm eden aylar ve hafta­lar içinde Yunan gazetelerinde vuku-bulan şiddetli neşriyat dolayısiyle ya­ratılmış olan büyük heyecan bilhassa 28 ağustosta Kıbrısta    Türklere katliam yapılacağı haberleri üzerine büs­bütün gerilmiş olan umumî hissiyat ve efkârı dikkate alarak Kıbrıs'ta vukubulacak ufak bir hâdise karşısında vukuu muhtemel kitlevî hâdiseleri teşebbüs halinde dahi önlemek için 26 ağustosta sivil ve askerî kuvvetlere iş'arı ahire kadar daimî hazırlıklı bu­lunmaları hakkında yazılı emirler vermiş ve zabıtanın izinlerini dahi kaldırmış idim. Hâdise günü öğle ye­meğinde Devlet ve Hükümet Reisleri­mizle beraber idim. Saat 15 de Vilâ­yete geldim. Saat 16 da Selânikte Atatürk'ün evine ve Türk konsoloslu­ğuna bomba atıldığı haberini öğre­nince ve bunu müteakip İstanbul Ekspres gazetesinin ikinci baskısını görünce, Floryada Cumhurbaşkanlığı köşkünde bulunan Cumhurreisimizi ve Başvekilimizi durumdan haberdar ettim. Gergin olan sinirlerde bu hâ­disenin yapacağı aksülâmeli düşüne­rek, çıkması muhtemel hâdiseleri te­emmül ederek, evvelce alman sivil ve askerî tedbirleri şümullü olarak hare­kete geçirmeye hazır tutacağımı, bun­dan dolayı akşam kendilerini teşyie gelemiyeceğim için mazur görülmekliğimi Başvekilden rica ettim ve hare­kete geçtim. Başvekilimiz bana verdi­ği kat'î direktifte her türlü tedbirleri almak hususunda verdiğim karar ve hareketin çok doğru olduğunu ve herhangi bir yerde en küçük toplulu­ğa dahi müsaade edilmemesini ve gö­rüldüğü takdirde derhal dağıtılmasını sarih olarak işaret ettiler, Bu noktayı böylece açıklamayı vazife bilirim.»

 İzmir :

İzmir Valisi Kemal Hadımlı şu beya­natta bulunmuştur:

«Malatya Mebusu İsmet İnönü'nün evvelki gün Büyük Millet Meclisindeki konuşmasında şahsımı istihdaf eden sözlerini bugünkü gazetelerde oku­dum. Mumaileyh, «onun mesuliyeti ihtimalinden bahsedecek gazeteyi Ör­fi İdare Kumandanı hemen kapar» demektedir. İzmir Örfi İdare Kuman­danlığı bahsettiği «Sabah Postası» gazetesini benim mesuliyetim ihtima­linden bahsettiği için değil, Cumhu­riyet     gazetesinin  o  zamanki    İzmir

muhabiri Kayhan Sağlamer adında­ki şahıs tarafından gazetesine verilen ve neşrini müteakip Dahiliye Vekâle­tince tekzip edilen ve muhabirin de İzmirden alınmasını intaç eden asıl­sız haber dolayısiyle bu muhabiri neşren himaye ve şahsım için yazdığı haksız yazılar münasebetiyle, daha Önce emniyet ve asayiş kuvvetlerinin sevk ve idaresi ile vazifeli makam, ve merciler aleyhine neşriyat yapmış ol­duğu için beş gün müddetle kapat­mıştır, örfi İdare Kumandanlığının bu kararı doğrudan doğruya şahsıma değil bütün zabıta makam ve merci­lerine muzaftır. Gerek cezai ve gerek hukuki mesuliyetin gazetelerce değil, kanun mercileri tarafından tesbit edileceği malûm ve bedihidir.

İsmet İnönü, şahsıma taallûk eden konuşmasının ikinci kısmında ise 6 eylül akşamına doğru İzmir itfaiye­si gelir, bir pavyon önünde durur, ne­ye geldiğini soranlara yangın çıka­cak da onu söndüreceğiz der» demek­tedir.

Bu ifade yangının çıkacağından da­ha önce haberimiz olduğu, daha doğ­rusu yangının tarafımızdan tertip edilmiş bulunduğu maksadiyle ileri sürülmüş menfur bir isnaddır.

Hakikat şudur: İzmir Belediyesinin fuarda Sümerbank pavyonu civarın­da, fuar manzumesini koruyan ayrı ve daimî bir itfaiye ekibi vardır. O ge­ce pavyonun yakılmasına teşebbüs edildiğini gören nöbetçi fuar itfaiye eri saat 20.30 sularında Sümerbank pavyonu yanındaki söğütlü kahvede oturan İzmir İtfaiye Müdürü İbrahim' Günay'a keyfiyeti ihbar etmiş ve o da fuar itfaiye ekibi ile işe vaz'ıyed ede­rek, ve bizzat çalışarak yangını sön­dürmüş ve ateşin fuara sirayetini ön­lemiştir.

Fuar giriş biletlerinin adedi ile anla­mak mümkündür ki o gece fuarda 40 bin ziyaretçi kitlesinin gözleri önünde cereyan eden ve ihbarı yapan nöbetçi eri ve işe elkoyan İtfaiye Müdürünün de şahadeti ile sabit bulunan hâdisenin bu derece aleyhime istismar edil­mesi ve ağır bir isnad ve teşhir vesile­si yapılmış olması suiniyetin tipik bir misalini teşkil eder.»

 İstanbul :

Örfi İdare Kumandanlığından tebliğ edilmiştir:

Muhtelif tarihlerde faaliyetleri dur­durulmuş olan bütün talebe cemiyet, dernek, teşekkül ve federasyonlarının örfi idare yasaklarına riayet etmek, tüzükleri dışına çıkmamak ve siyasî faaliyetlerde bulunmamak kayıt ve şartı ile 19 Aralık 1955 günü saat 00.01 den itibaren normal faaliyetlerine devam etmelerine müsaade ettim.

Örfi İdare Kumandanı

Org. Nurettin  Aknoz

19 Aralık 1955

  Ankara :

Devlet Vekili Semi Ergin'in Millî Mü­dafaa Vekâleti Vekilliğine tayini yük­sek tasdike iktiran etmiştir.

  Ankara :

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğ­rafya Fakültesinde Türk büyükleri­nin adı verilen dershanelere, bugün saat 17.30 da Ziya Gokalp dershane­sinin açılması ile bir yenisi ilâve edil­miştir.

Profesörlerle kalabalık bir talebe topluluğunun iştirak, ettiği törende Prof. Necati Akter, büyük Türk mütefekki­ri Ziya Gokalp mevzuunda bir konuş­ma yapmıştır.

  Ankara :

Irak Başvekili Nuri Sait Paşa, yeni Irak hükümetini teşkil etmesi dola­yısiyle Başvekil Adnan Menderes ta­rafından çekilmiş olan tebrik mesajı­na cevap olarak şu telgrafı gönder­miştir :

Ekselans Adnan Menderes Türkiye Başvekili

Ankara

Tebrik mesajınızdan çok mütehassis oldum. Sizin ve Türkiyedeki birçok sevimli dostlarınım samimî hislerinin ifadesine çok teşekkür ederim. İki memleketimiz ve bütün mıntıkamızın refah ve emniyetini teminde müsbet neticeler verecek halihazır vazifeleri­mizde işbirliğinde devam etmeyi ümit ediyorum. Irak halkı ve ben Türkiyede sizin gibi kıymetli bir dosta ve müttefike sahip olmakla son derece bahtiyar ve talihlidir.

Nuri Sait

Ankara

Hariciye Vekâleti sözcüsü şu beya­natta bulunmuştur:

Son zamanlarda bazı ecnebi devlet adamları tarafından yapılan beyan­lar dolayısile, Pakistan ile Hindistan arasındaki Keşmir meselesi yeniden dünya efkârında ön plâna gelmiş bu­lunmaktadır. Bu münasebetle, bu me­seledeki Türk noktai nazarının tekrar açıklanması faydalı görülmüştür.

Türkiye yakın dostu ve müttefiki Pa­kistan ile, kendisiyle öteden beri sami­mî dostluk münasebetleri idame ettir­diği Hindistan arasındaki bu ihtilâ­fın bir an evvel muslihane bir şekilde halledilmesini samimiyetle arzu et­mektedir.

Malûm olduğu veçhile Keşmir mese­lesi Birleşmiş Milletler tarafından et­raflı bir şekilde tezekkür edilmiştir. Son olarak emniyet konseyi bu hu­susta bir karar vermiş bulunmakta­dır. Birleşmiş Milletler kararlarına ve tavsiyelerine riayet olunmasını ken­disine şiar edinmiş bulunan Türkiye hükümeti, bu meselenin de mezkûr kararlar dairesinde muslihane bir hal şekline bağlanmasının lâzım geldiği hususundaki görüşünü bu vesile ile de teyid eder.

 Ankara :

İyi haber alan mehafilden öğrenildi­ğine göre, 6-7 eylül gecesi İstanbulda vukua gelen müessif hâdiselerin pat­lak vermesine sebep olan Selânikte Türk   konsoloshanesinin     bahçesinde bomba patlatılması hâdisesi bir müd-dettenberi Yunan adlî makamları ta­rafından tahkik edilmekte idi. İlk tah­kikatı yapan sorgu hâkimliği konso­loshane kavası Mehmet ile Türk as­lından bir öğrenci olan Oktay ismin­de bir genci, güya bomba hadisesiyle alâkadar oldukları iddiasiyle tevkif ettirmişti. Bu kere, sorgu hâkimliği hazırlamış olduğu iddianamede biz­zat Başkonsolos Mehmet Ali Balin ile Muavin Konsolos Mehmet Ali Tenikalp'ın da hadisede medhaldar olduk­larını ileri sürmektedir. İddianame iki gün evvel Başkonsolos ve Konsolo­sa tebliğ edilmek üzere konsoloshane­ye gönderilmiş ise de tebellüğden im­tina edilmesi üzerine konsoloshane­nin kapısına çivilenmiştir.

Meselenin bütün safahatına vakıf o-lan çevreler adalet mefhumu ile hiç bir alâkası olmayan ve tamamen tas­ni edilmiş bulunan bu takibatın emir altında yürütüldüğüne kanaat getir­miş bulunmaktadır. Bu çevrelere göre, bu suretle Türk konsolosluğu men­suplarına ve tamamen bigünah olan bir Öğrenciye suç isnadında bulunulmasındaki maksat gayet vazıhtır. 6-7 eylül hâdiselerini Türkiye aleyhinde pek şiddetli bir tahrik vesilesi yap­mak suretiyle fikirleri bulandırmak ve Türkiyeyi böylece Kıbrıs dâvasında kuvvetli bir tazyik altında bulundur­mak gayesi takip olunmaktadır. Hal­buki dünya efkârı İstanbul ve İzmir hâdiselerini ateşleyen kıvılcımın Selânikteki bomba hâdisesi olduğuna vakıftır. İşte şimdi, ortaya sanki kon­soloshaneye bomba konulmasında Türk memurlarının denli bulunduğu gibi bir şüphe atılarak dünya efkârı büsbütün karıştırılmak istenilmekte­dir.

Bu takibatın bu nevi siyasî gayelerle yapıldığı ve bu maksatla adalet usul­lerinin dahi ayak altma alındığı açık surette görülmektedir. Filvaki kavas­la öğrencinin ilk sorgusu yapıldığı sı­rada bu masum sanıkları müdafaa et­meği üzerine almış olan Yunanlı avu­katlar adlî makamlar tarafından teh­dit edilmek ve sindirilmek suretiyle istifaya icbar edilmişlerdir.

Yunanistanda yakında seçimler yapılacağına göre müttefik bir devletin selâhiyetli temsilcilerine karşı girişi­len ve yalnız dostlukla değil milletler­arası mücadele kaideleriyle de telifi kabil olmayan :bu harekette dahili si­yaset mülâhazalarının da rol oyna­makta olması hatıra gelmektedir.

 Ankara :

Güreş sahasında beynelmilel şöhreti haiz dünya şampiyonu ve millî güreş takımımız antrenörü Yaşar Doğu'nun İsveçte geçirdiği bir kalb krizini mü­teakip tedavi altına alınmış olmasın­dan mütevellit memleketimizde duyu­lan teessür ve üzüntüyü belirten ve kendisine acil şifalar temenni eden yüzlerce telgraf ve mektuba Yaşar Doğu şahsen cevap veremediğinden teşekkürlerinin iblâğını Stokholm el­çiliğimiz vasıtasiyle Anadolu Ajansın­dan rica etmiştir.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reis Vekillerinden Fikri Apaydın'ın reisliğinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, Çorun Mebusu Zihni Ural'ın Öldüğüne dair Başvekâ­let tezkeresi okunmuş ve merhumun hatırasına hürmeten iki dakikalık saygı duruşu yapılmıştır. Bundan sonra reis, geçen celsede hükümet programının reye arzı sonunda tesbit edilen oy sayısında bir hata olduğunu açıklamış ve ademi itimad reyinin 58 değil, 57 olduğunu ifade etmiştir.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında daha sonra aşağıdaki Baş­vekâlet tezkeresi okunmuştur:

«Türkiye Büyük Millet Meclisi yük­sek reisliğine

7/9/1956 tarihli ve 4/5843 sayılı ka­rarname ile İstanbul, İzmir ve Ankarada ilân edilmiş bulunan Örfi idare­nin, Ankara ve İzmirde ilânını mucip sebeplerin ortadan kalkmış bulunma­sı hasebiyle mezkûr yerlerden örfi idarenin kaldırılması, İcra Vekilleri Heyetinin 17/12/1955 tarihli toplantı­sında kararlaştırılmıştır.

Keyfiyetin yüksek meclisin tasdikine arzını saygılarımla rica ederim.»

Tezkerenin okunmasını müteakip An­kara ve İzmirde örfi idarenin kaldı­rılması hususu meclisin reyine sunul­muş ve bu ittifakla kabul olunmuş­tur.

Bundan sonra ruznamede mevcut bu­lunan sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir.

Gediz kazası jandarma kumandanı vekilinin iki kişiyi dövdüğü ve kaza kaymakamının, bir köye ait muhtar mühürünü hiç bir resmî sıfatı olma­yan birisine teslim etmesi için emir verdiğinin doğru olup olmadığına dair sözlü soru Dahiliye Vekili tara­fından cevaplandırılmış ve Vekil bu cevabında hâdisede ismi geçen şahıs­ların kanunsuz hareketlerinden dolayı cezalandırıldıklarını söylemiştir.

Yerköy belediye seçimleri hakkındaki sözlü soruyu cevaplandıran Adliye ve Dahiliye Vekilleri, seçim hakkında ileri sürülen iddiaların varid olmadı­ğını belirtmişler ve belediye seçiminin normal şartlar altında cereyan etti­ğini ifade eylemişlerdir. Keza Malat­ya Valisinin belediye seçimine tekaddüm eden ıgünlerdeki faaliyetine ait sözlü soruyu cevaplandıran Dahiliye Vekili, bu mevzuda tahkikatın devam etmekte olduğunu, mezkûr tahkikat sona erer ermez netice hakkında ma­lûmat verileceğini bildirmiştir.

Türkiyede bölge esasına müstenid ço­cuk ölümleri istatistiklerinin ne şekil­de tanzim edildiğine dair Sıhnat ve İçtimaî Muavenet Vekilinden sorulan soruyu, Vekil Dr. Nafiz KÖrez cevap­landırmıştır. Vekil bu cevabında Tür­kiyede henüz bölge esasına göre ço­cuk Ölümleri istatistikleri tanzim edilmemiş olduğunu, ancak vilâyetlere mahsus olmak üzere 150 başlıklı bey­nelmilel orta istatistik listelerinin tu­tulduğunu söylemiş ve bu husustaki çalışmaların geniş çapta yapıldığını da sözlerine ilâve etmiştir.

İstifa eden bir hâkim hakkında kaziyei muhkeme haline gelmiş bir ka­rarın infaz edilmemesi sebebine dair sözlü    soruyu    cevaplandıran   Adliyeimage001.gifVekili Hüseyin Avni Göktürk ve eski Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, mezkûr hâdisenin bir izahını yapmış­lar ve müstafi hâkime istemiş olduğu avukatlık ruhsatnamesinin verilmiş olduğunu ifade eylemişler ve bu me­selede gayri kanuni bir harekete te­vessül edilmediğini belirtmişlerdir.

Bundan sonra kimsesiz çocuklar ve dilenciler hakkındaki sözlü sorular da Adliye, Dahiliye ve Maarif Vekilleri tarafından cevaplandırılmıştır.

20 Aralık 1955

 Ankara :

Hariciye Vekâleti matbuat bürosun­dan bildirilmiştir:

Ürdün hükümetinin Bağdad Paktına iltihakı derpiş ettiğinin, öğrenilmesi üzerine Ürdünde, böyle bir iltihakı önlemek maksadiyle hükümet aley­hinde nümayişler cereyan ettiği ma­lûmdur. Yabancı ve bilhassa komü­nist tahrikçilerin eseri olduğundan şüphe edilmeyen bu nümayişler esna­sında yer yer Bağdad Paktı azası aleyhine hareketler de görülmüş ve bu mevzuda Kudüsteki Türkiye başkon­solosluğunun Arap bölgesinde bulu­nan dairesine bir tecavüz hâdisesi va­ki olmuştur. Ürdün hükümetini müş­kül vaziyete sokmak ve Türk - Ürdün münasebetlerini bozmak kasdiyle ba­his konusu tahrikçilerin tertiplediği intibaını veren bu müessif hâdise matbuatta muhtelif haberlere mevzu teşkil ettiği cihetle, tavzihi için aşa­ğıdaki hususların belirtilmesi faydalı olacaktır:

1.  Filhakika böyle müessir bir hâ­dise vuku bulmuştur ve 19 aralık pa­zartesi günü saat 13 ve 23 te iki safha halinde cereyan etmiştir. Takriben 300 kişi olan mütecavizler başkonso­losluk binasına girmiş ve tahribat yapmıştır. O sırada binada hazır bu­lunan Başkonsolosumuz İsmail Hakkı Kentli mütecavizlere karşı koymuş ve bunların kendi bürosuna girmesine mani olmuştur. Kentli sadece sağ e-linden hafif ve ehemmiyetsiz surette yaralanmıştır. Bir müddet sonra vak'a

mahalline gelen bir askerî müfreze mütecavizleri dağıtmış, bu arada ateş açmış ve birkaç kişiyi yaralamıştır. Binaya bomba atmak isteyen bir şa­hıs yakalanmıştır. Başlayan bir yan­gın yetişen itfaiye tarafından söndü­rülmüştür,

2.  Hâdise esnasında binaya bayra­ğımız çekili olmadığı için bayrağa her­hangi bir tecavüz mevzuubahs değil­dir.

3. - Başkonsolosumuz İsmail   Hakkı mKentli'nin İsraile ilticası bahis konu­su değildir. Kudüsün hem Arap hem İsrail   bölgelerinde    başkonsolosluğu­muzun birer bürosu    bulunmaktadır.Arap kısmındaki binanın tahribe uğ­raması  sebebiyle  Başkonsolos Kentlide, esasen ailesinin ikamet    etmekte olduğu İsrail bölgesindeki binaya geç­miştir.

 Ankara :

Basın - Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğünce Antalyaya dair çevrilmiş olan film, Amerikada büyük rağbet görmüştür. Bilindiği gibi bu film, No­el Babanın Antalyada doğmuş olması ve mezarının orada bulunması üzeri­ne hazırlanmıştı,

Film bugünden itibaren Amerikan si­nemalarında havadis filmi olarak gös­terilmeye başlanmıştır. İki büyük film şirketi de yalnız Amerikaya de­ğil bütün dünyaya bu filmi yaymayı taahhüt etmiştir. Noel Baba filmi ay­rıca üç mühim televizyon şirketinin bütün programlarında aynen gösteril­mektedir.

Noel Baba mevzuunun memleketimize turist celbi hususunda büyük faydası dokunacağı bu filme gösterilen geniş alâkadan anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan P.T.T. nin bu mevzu ile ilgili olarak bastırdığı pullar bü­yük rağbet görmüş ve tamamen sa­tılmıştır.

21 Aralık 1955

 İstanbul ;

Şehrimiz Ticaret Odasından aldığımız

malûmata göre kasım ayı içinde İs­tanbul limanından muhtelif memle­ketlere 21.306.470 liralık ihracat ya­pılmıştır.

Sevkeduen malların başında yüzde 32 ile yaprak tütün gelmektedir. İhra­catın yüzde 23 ünü de iç fındık teşkil etmektedir.

Diğer taraftan İstanbul limanın 11 ay­lık ihracatı, 195.921.151 lirayı bulmuş­tur.

 İstanbul :

Örfi İdare Kumandanlığımdan tebliğ edilmiştir:

İstanbulda münteşir Dünya, Vatan ve İstanbul Ekspres gazetelerinin neşri­ne 21 Aralık 1955 günü saat 12 den itibaren müsaade edilmiştir.

örfi İdare Kumandanı

Orgeneral Nureddin Aknoz

Ankara :

Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti ile te­maslarda bulunmak üzere şehrimizde bulunan İnhisarlar Umum Müdürü Ömer Refik Yaltkaya Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatı vermiştir:

Bu sene Türkiye, 117-120 milyon kilo arasında tütün elde ederek memleke­timiz için rekor teşkil eden 'bir mah­sul seviyesine ulaşmıştır. Bu mahsu­lün umumî vaziyeti ise diğer müstah­sil memleketlere nazaran kalite bakı­mından daha üstün durumdadır. İda­remiz bu sene mutad şekilde açılacak olan piyasaya iştirak edecek sigara imalâtında istikrar bulmuş içim ka­rakterlerinin icabettirdiği tütünü memleketin muhtelif mıtıkalarından satın alacaktır. Bu bakımdan, di­ğer alıcılar gibi İnhisarlar İdaresi de teknik elemanlarını ilk Önce Ege böl­gesinden başlamak üzere tespit mua­yenelerine göndermiş ve bir çok mm-takalarda da bu tespit ameliyesini bi­tirmiş bulunmaktadır.

Son senelerde yaptığımız istatistiklere göre, dünyanın diğer memleketle­rinde olduğu gibi, bizde de sigara is­tihlâkinde mahsus bir artış görülmek­tedir. Bu artışa rağmen mevcut ma-mulâtımızda müstakar içim vasıfla­rını muhafaza etmeye son derece iti­na göstermekteyiz. Türk sigaralarının dış piyasalarda görmüş olduğu rağ­beti gözönünde bulundurarak, haricî faaliyetimizi arttırmak ve daha müs­pet neticeler elde etmek için de çalış­malarımıza devam ediyoruz. Hâlen İsviçrede Türk sigaralarının satışı ile meşgul bir firmada iştirakimiz var­dır. Bu teşebbüs, ilerisi için çok ümit verici bir gelişme istidadı göstermek­tedir.

Geçen sene İsviçrede yetmiş milyon adedi bulan sigara satışımız bu sene yüz milyona çıkacaktır.

Yalnız inimi bakımından değil, fakat fevkalâde gösterişli ambalajı dolayısiyle de sigaralarımız İsviçrede Türk tütüncülüğü hakkında müspet bir propaganda hizmeti görmektedir.

Umum Müdür, hariçte ayni şekil­de büyük rağbet görmekte olan Türk likörlerinin ihracatını arttırmak için yeni tedbirler alınmakta olduğu­nu ve bazı yabancı memleketlerde ıs­rarla aranan rakı'yı bir döviz kaynağı haline getirebilmek için de bazı temas ve teşebbüsler yapıldığını söylemiş­tir.

  Kırklareli:                                        

Birinci Murat zamanında Kırklarelinin fethinde büyük rol oynamış olan kırk şehidin hatıralarını ebedileştir­mek maksadiyle dikilecek olan âbide­nin temeli törenle atılmıştır.

Vali, mülkî ve askerî erkân ile çok kalabalık vatandaş topluluğunun ha­zır bulunduğu bu törende, hatipler kırk şehit hakkında konuşmalar yap­mış ve halk fetih gününün heyecanı­nı yaşayarak, sevinç içinde tören ye­rinden  ayrılmıştır.

  Ankara :

Selanik Başkonsolosluğumuzun bah­çesinde patlıyan bomba hakkında yalnız Yunan matbuatının değil Yunan adlî makamlarının da konsolosluğu­muz erkânını böyle bir hâdiseyi ter­tiplemiş olmakla mahkûm etmeyi he­def tutan tarzı hareketi hakkında selâhiyetli menbalara istinat eden et­raflı malûmat dün ve evvelki günkü matbuatımızda intişar etmişti.

Yunan adliyesinin konsoloslarımız ü-zerindeki bu tazyikinin devam ettiril­mesi ve haklarında yolsuz ve haksız bir muameleye tevessül olunması tak­dirinde Türkiye hükümetinin gereken tedbirleri almak zaruretinde kalaca­ğını bildirmek ve bunun iki memleket münasebetleri üzerinde tevlid edebi­leceği vahim tesirler üzerine nazarı dikkati çekmek maksadiyle bugün hükümetimizce Yunan hükümeti nezdinde resmî bir teşebbüs yapıldığı öğ­renilmiştir.

 Ankara :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir :

Millî Müdafaa Vekâleti Vekilliği vazi­fesine başlamış bulunan Semi Ergin, Türk silâhlı kuvvetlerine aşağıdaki mesajı göndermiştir:

«Milletimizin medarı iftiharı tarihî ve kahraman silâhlı kuvvetlerimizin Millî Müdafaa Vekilliği vazifesini de­ruhte etmiş bulunmakla duyduğum, gurur ve bahtiyarlık hudutsuzdur.

Asırlar boyunca, istiklâl ve bütünlü­ğümüzün korunma ve idamesinde, her türlü imkân ve şartlar içerisinde, kendisine has yüksek, feragat ve şuur­la yılmadan, mukaddes vatan vazife­lerini muvaffakiyetle başarmaktan geri kalmıyan bu ulvî müessesenin şe­refli ve güvenilir erleri, assubayları, subay ve kumandanlariyle ilk fırsat­larda en yakından tanışmakla bahti­yar olacağım.

İdrâk ve çalışkanlığı ile memleketi­mizin geniş kalkınma ve muasır me­deniyet seviyesine el birliğiyle ulaştı­rılmasında büyük payları bulunan her rütbe ve sınıftaki münevver ve faziletli ordu mensubu bilcümle ar­kadaşlarımı, aralarında vazifeye baş­larken muhabbetle selâmlar,    sıhhat  ve sağlık içinde daima başarılı olma­larını candan temenni ederim.»

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Fikri Apaydın’ın reisliğinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, Devlet Vekili Semi Ergin'in Millî Müdafaa Vekâleti Vekilliğine tayininin uygun görüldü­ğüne dair Riyaseticumhur tezkeresi okunmuş, Meclis Reis Vekillikleri se­çimi yapıldıktan sonra ruznamede mevcut sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir.

Ayvalıktan Fethiyeye kadar olan sa­hil bölgemizin emniyet ve muhafazası için ne gibi tedbirler alındığına dair olan suali cevaplandıran Gümrük ve İnhisarlar Vekili Hadi Hüsman, bu Bu mıntakada kaçakçıları takip et­mek vazifesini üzerine alan birlikle­rimizle bunların vasıtaları hakkında malûmat vermiş ve askerî teşkilâtın yerleştirildiğini, diğer taraftan Güm­rük Muhafaza Kumandanlığı emrin­deki deniz vasıtalarının da yenileşti­rilmesi hususunda teşebbüse geçilece­ğini ifade etmiştir.

Seyhan sulama kanallarının ne za­man ihale edileceğine ve baraj için is­timlâk edilen arazi bedellerinden ö-denmemiş kısmın ne zamana kadar tediye edileceğine dair Nafıa Vekilin­den sorulan suale Vekil Muammer çavuşoğlu şu cevabı vermiştir:

«Sual iki kısmı ihtiva etmektedir. Bi­rincisi, Seyhan sulama kanalları iha­lesinin ne zaman yapılacağı, ikincisi de istimlâk bedellerinin ne zaman ödeneceğidir.

1.  Çukurova amenajman plânının üçüncü merhalesini teşkil eden direnaj kanalları ile sulama şebekesinin tevsiine 1956 senesinde başlanması ve 1961 senesinde ikmal edilmesi prog­ramlanmıştır.

Çukurovada bir milyon 440 bin dö­nüm arazinin ci2ibe ile sulanması mümkündür. Halen taşkına maruz olmayan sahada 210 bin dönümü içi­ne alan bir şebeke isletilmektedir.

1956 senesinde 576 bin, 1957 de 720 bin, 1953 de 864 bin, 1959 da 1 milyon 152 bin, 1960 da 1 milyon 296 bin, 1961 de 1 milyon 440 bin dönüm arazinin şebeke ile teçhizi düşünülmektedir. Tabiîdir ki bu işlerin temposu yük­sek meclisinizin yapacağı tahsislere göre ayarlanacaktır.

2.  Seyhan barajının istimlâk mua­melelerine baraj inşaatı ile birlikte başlanmıştır. 1953 yılından itibaren 10 ekip devamlı olarak çalıştırılarak 90 bin dönüm arazinin kadastro plânı çıkarılmış ve kanun hükümleri dahi­linde kıymet takdirleri yaptırılmıştır. Halen hazine içinde kalan bütün köy­lerin mesken paraları tamamen öden­miş bulunmaktadır.

Arazi istimlâk bedellerinin ödenmesi için talimat verilmiş ve bedellerinin Ödenmesine de başlanmıştır.

Muhterem arkadaşım, istimlâk bedel­lerinin ne zamana kadar tediye edile­ceğini sormaktadır. İdare kendisine terettüp eden bütün muameleleri te­kemmül ettirdiğine göre tediyeye mâ­ni hiç bir hal kalmamıştır. Ferağ için muktezi evrakı tekemmül ettirip mü­racaat edenlerin bedelleri derhal Öde­necektir.»

Soru sahibinin sulama kanallarının inşasına daha evvel başlanması lâ­zım geldiği hakkındaki sözleri ve Sey­han barajında kurulmakta olan Hidro-elektrik santralının takatinin art­tırılması dileği karşısında tekrar söz , alan Nafıa Vekili, taşkına maruz ka­lan sahalar taşkınlardan tamamen korunmadıkça sulama kanallarının açılmasına maddeten imkân olmadığı­nı söylemiş, daha önceden sulama ka­nalları açılırsa bunların ilk feyezan­da dolacaklarını belirtmiş ve Hidro­elektrik santralının kuvvetinin arttı­rılması mevzuu üzerinde de durulaca­ğını ifade eylemiştir.

Örfi İdare Kumandanlığı tarafından kapatılan gazetelere dair suali cevap­landıran Devlet Vekili ve Millî Müda­faa Vekâleti Vekili Semi Ergin, de şöyle demiştir:

«1  Örfi İdare Kumandanlığının 1.9.1955 tarihli ve 4 sayılı tebliği gazetecilere ve matbuata ait bulunmak­tadır. Bu tebliğde şöyle denilmekte­dir:

a) Örfi idarenin ilânından beri mat­buatımızın gösterdiği ağır başlı neş­riyattan dolayı teşekkür ederim, b) Matbuatımızın neşriyatının ağır baş­lılık vasfı devam ettikçe sansür koy­mak, kapatmak gibi tahditler yapmiyacağım. c) Gazeteler normal zaman­larda olduğu gibi bir defa çıkarıla­caktır. İkinci ve üçüncü ilâve baskı ve ilânlar yasaktır, ç) Matbuatça tev­sikine imkân bulunmayan, işitme, tahayyül etme, hissetmeye dayanan neşriyat Örfi İdarenin mevzularına temas ettiği takdirde sorumlular bu­günün şartlarına göre kanunî mua­meleye tâbi tutulacaklardır, d) Mat­buatımızın örfi idarenin işlerini iğlâk etmeye yol açacak hareket tarzına te­vessül etmemelerini rica eden hüküm­leri ihtiva etmektedir.»

Devlet Vekili ve Millî Müdafaa Ve­kâleti Vekili, bu tebliğin bir de mat­buatın örfi idarenin işlerini iğlâk ede­bilecek hareketlere tevessül etmeme­leri hükmünü ihtiva ettiğini belirttik­ten sonra sözlerine şöyle devam et­miştir :

«1955 tarih ve 11761 sayılı Ulus gaze­tesinde İsmet İnönü imzalı ve (Çetin imtihan) başlıklı yazının muhtevası ve bilhassa bu yazının son kısımla­rındaki (İcra Vekilleri sık sık değişi­yor, Meclisin murakabesi fiilen değiş­miştir. Örfi İdarenin temas ettiği mer­cilerin mütemadiyen değişmesi umu­mî dikkatten uzak kalamaz) yolunda­ki ifadesi Örfi İdarenin her türlü mu­rakabeden azade ve keyfî bir rejim halinde devam edeceği zannını zihin­lerde husule getirici mahiyette telâk­ki, yukarıda arzedilen dört numaralı tebliğe aykırı görülerek Örfi İdare Kumandanlığının kanunen haiz bu­lunduğu selâhiyete istinaden Ulus ve bu makaleyi iktibas etmiş bulunan diğer gazeteler de kapatılmıştır.

İkinci defa kapatılan Ulus ve Zafer gazeteleri, Örfi İdare Kumandanlığınca neşrolunan herhangi bir tebliğe aykırılıktan dolayı değil, ancak ordu­yu karşılıklı olarak  dahilî     siyasete

karıştırmalarından ve ordunun ve kumanda makamlarının dahilî siya­sete temayil göstermiş olmalarından 3832 sayılı Örfi İdare Kanununun üçüncü maddesinin dört numaralı bendindeki mutlak selâhiyete istina­den kapatılmışlardır.

Örfi İdare, şahıs ve ikametgâh ma­suniyetlerinin, matbuat, müraselât, cemiyet, şirket hürriyetlerinin mu­vakkaten takyidi veya taliki demek olduğuna göre ikametgâhları örfi idare mıntakaları içinde bulunduğu müddetçe kapatılan gazetelerin sahip ve müdürü mesullerinin Türkiye da­hilinde gazete çıkarmamaları da bu mülâhazaya  istinat  etmektedir.

Tebliğdeki: «Türkiye dahilinde gaze­te çıkarmamaları» keyfiyetinin ancak bu suretle anlaşılması icap eder.

Bu itibarla da bir selâhiyet tecavüzü bulunmamaktadır.

Örfi İdare Komutanlığının hareket ve kararlarından mütevellit siyasi mesuliyet, devletimizin hukukî bün­yesinin mütalâası ile birlikte örfi ida­renin ilânına, Büyük Millet Meclisi­nin tasdik hakkı baki kalmak şartiy-le, umumî veya mevzii olarak İcra Vekilleri Heyeti seiahiyetli bulunduğu nazarı itibare alınırsa, Örfi İdare Ko­mutanlığının hareket ve kararların­dan mütevellit siyasî mesuliyetin de İcra Vekilleri Heyetine râci bulundu­ğunu kabul etmek iktiza eder.

Ziraî mücadele kanunu lâyihasının hazır olup olmadığına ve Adanada akala tipinden daha iyi vasıfta bir pa­muk yetiştirilmesi hususunda ne dü­şünüldüğüne dair olan suali cevaplan­dıran Ziraat Vekili Esat Budakoğlu, ziraî mücadele kanun lâyihasının ha­zırlanmış olup mütalâaları alınmak üzere Vekâletlere gönderildiğini, Seyhanda akala pamuğunun daha iyi cins bir pamuğun yetiştirilmesi mevzuun­da, ancak sulama ve kurutma mese­lesi halledildikten sonra harekete ge­çilebilmesi lâzım geldiğini açıklamış­tır.

Bir sene içinde nerelerde kaç orman yangını çıktığına, yangın sahasının miktarı ile bunların tekrar ağaçlandırılması için ne gibi tedbirler alın­dığına dair sorulan sual de Ziraat Vekili tarafından cevaplandırılmış­tır.

Vekil bu cevabından, orman yangın­larının miktarını bildirmiş, yangınla­rın sebeplerini belirtmiş, yangınlara mâni olmak için alınmakta olan ted­birleri izah etmiş ve bugüne kadar yangın sahalarında 5277 hektar ara­zinin yeniden ağaçlandırıldığını ve bu miktarın arttırılacağını ifade ey­lemiştir.

Sahile uzak bölgelerden ihraç edilen madenlere prim verilmesi düşünülüp düşünülmediğine dair olan soruyu ce­vaplandıran İktisat ve Ticaret Veki­li Fahrettin Ulaş şunları söylemiştir:

«Madenlerimizin, mühim döviz kay­naklarından birini teşkil ettiğinde hiç şüphe yoktur. Memleketimizden ihraç edilen maddelerin başında krom gelmektedir. Arkadaşımın kasdettiği maddenin de krom olduğunu düşün­mekteyiz. Bu arada demir ve kurşu­nun, ihraç mukabili mamul madde getirilmek suretiyle, hususî bir rejime bağlı bulunduğunu bittabi malûmla­rıdır.

Kalitesinin üstünlüğü itibariyle dün­ya pazarlarında gördüğü rağbet yü­zünden 1953 senesinde gerek fiyat ve gerekse ihracat miktarı bakımla­rından en yüksek seviyeye varan kromlarımıza karşı olan taleplerde 1954 yılı bidayetinde konjonktürel sebepler (Kore harbinin sona ermesi) yüzünden muvakkat bir müddet için azalma müşahede  edilmiştir.

İhracatı hızlandırmak suretiyle ge­rekli tetkik ve teşebbüslerde bulunan krom müstahsilleri komitesi (Hususî müteşebbislerden müteşekkil komite) fiyatlar üzerinde de durmak lüzumu­nu hissetmiş ve 48 baz üzerinden bir ton kromun satış fiyatını 45 dolardan 39 dolara indirmiştir. Bu suretle alı­cılarımız üzerinde kromlarımıza alâ­kayı artırmak istemiştir.

Buna muvazi olarak hükümet de dev­let hakkı üzerinde krom müstahsil­leri lehine değişiklik yapmış ve beş altı sene evvel yüzde 10 olan bu nispeti 1950 de yüzde 5'e, 1954 ten iti­baren de yüzde  l'e indirmiştir.

Aynı zamanda madenlerimizin ihra­catından kolaylık sağlamak maksadiyle, bu senenin ağustos ayından iti­baren, alelumum madenlerimizden ve başlıca ihraç maddemiz olan krom­dan demiryollarında alınacak nakil ücretlerinin yüksek olmaması için, ocak ayı başından temmuz ayı sonu­na kadar daha dûn bir ücret tatbik, edilmekte ve bunları uzak mesafeler­den nakledenler için, bunun haricin­de 600 kilometreye kadar ton - kilo­metre basına 6 kuruş ve 600 kilomet­reden sonrası için 3 kuruş olmak, üzere, daha tenzilli bir ücreti ihtiva eden kademeli ücret usulü tatbik olunmaktadır.

Bunun dışında, muayyen miktar üs­tündeki ihracatın nakliyesini kolay­laştırmak üzere, hususî tenzilât tari­fesi mevcut bulunduğu gibi, demiryolu limanlarında da liman hizmetlerinin görülmesinde ihraç mallarımız diğer maddelere nazaran daha tenzilli ta­rifelere tâbi tutulmaktadır.»

Fahrettin Ulaş sözlerini şöyle bitir­miştir.

Sualde zikredilmiş olması hasebiyle, tavzih sadedinde bir noktaya daha temas etmek isterim:

Bugün tatbik edilmekte olan döviz alım ve satımı muamelâtında ihra­cattan elde edilen dövizler resmî kur­dan Merkez Bankasına satılmakta ve bu dövizler de devlete intikal etmiyerek ve aradaki fiilî durumdan devlet maliyesince hiç bir istifade temin edilmiyerek yine resmî kurdan ithalât­ta kullanılmaktadır.

Bunun haricinde bir muamele yapıl­madığı gibi, dövizlerin sualde kulla­nılan tâbirle serbest rayice göre muamele görmesine cevaz verecek bir usulün tatbiki de asla düşünülme­mektedir.»

Ankarada münteşir Son Havadis ga­zetesinin bir nüshasındaki «İlkokulda siyaset» başlıklı yazıya dair suali ce­vaplandıran Adliye ve Maarif Vekille­ri, Seyhan Öğretmenler Yardımlaşma Derneği yönetim kurulu tarafından Öğretmenlerin belediye     seçimlerine iştirakini temin maksadiyle bir ta­mim yapılıp yapılmadığı keyfiyetinin elan tahkikat mevzuu olduğunu be­lirtmişler ve tahkikatın neticesi alın­dıktan.sonra bu mevzuda daha geniş tafsilât vereceklerini sözlerine ilâve etmişlerdir.

Mahkeme başkâtip ve muavinleri ile zabıt kâtiplerine fazla mesai ve yıp­ranmalarına karşılık olmak üzere üc­ret veya tazminat verilmesinin dü­şünülüp düşünülmediğine dair Adli­ye ve Maliye Vekillerinden sorulan su­alleri her iki Vekil cevaplandırmıştır. Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk cevabında şunları söylemiştir:

Adalet müesseselerinde istihdam edi­len zabıt kâtibi, başkâtip vesair me­murların büyük bir feragat ve feda­kârlıkla, mesai saatine bağlı olmaksı­zın vazife görmekte olduklarını yük­sek huzurunuzda şükranla tekrar et­meyi bir vicdan borcu bilirim. Gerek hizmetin daha iyi işlemesini ve ge­rekse kendilerine daha müreffeh bir İstikbal temini için, bu feragatli züm­renin yetişme tarzları, terfi ve terfih­leri mevauunun ehemmiyetle ele alınması zarurî olduğuna kani bulun­maktayız.

Bu bakımdan bütçe imkânlarını da gözönünde bulundurmak suretiyle bu hususta mevcut olan çalışmalara de­vam edeceğimizi arzederim.

Takrirde mevzuu bahis edilen mun­zam mesai ve yıpranmalarını karşı­lamak üzere tazminat ve prim Öden­mesi mevzuuna gelince, bu husus bü­tün devlet personelini de içine alan büyük bir dâva olduğundan bunun da "bütçe İmkânları nisbetinde hükü­metçe ele alınacağı tabiidir.»

Aynı takrir hakkında Maliye Vekili de şu izahatı vermiştir:

«Muhterem arkadaşlarım; devlet teşkilâtında vazife ve fazla mesai ya­panlar yalnız adliye teşkilâtında ça­lışan arkadaşlarımız değildir. Bu ar­kadaşlarımıza hususî ve istisnaî bir muamele yapmanın doğru olmıyacağını takdir buyurursunuz. Yalnız per­sonel kanunu yakında yüksek huzu­runuza getirilecektir. Bu kanunun ted­vini sırasında bilumum devlet    memurlarından fazla mesai yapanların durumları gözönünde bulundurula­caktır.»

12 Aralık 1955

  İstanbul :

Millî Müdafaa Vekâleti İstanbul Tem­sil Bürosundan bildirilmiştir:

Natonun mûtad yıllık komite toplan­tısına katılmak üzere iki hafta evvel Parise gitmiş olan Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun, bu sabah saat 4 te uçakla İstanbula dönmüştür.

Korgeneral Erdelhun, bugün trenle Ankaraya gidecektir.

  İstanbul :

Şehrimizdeki otomobil kullanan ba­yanlar yılbaşı dolayısiyle trafik me­murlarına yardım maksadiyle yap­tıkları toplantıda kazaya uğrayarak çi­len trafik memurunun durumunu gözönünde bulundurarak her an ö-lüm tehlikesine mâruz bulunan, tra­fik şubesinin âmir ve memurlarına hayat sigortası yaptırmayı kararlaş­tırmışlar ve aralarında topladıkları prim bedelini sigorta şirketine yatıra­rak trafik memurlarına bir senelik hayat sigortası yapılmasını sağla­mışlardır.

Bir kaza vukuunda sigorta şirketi 12 maaş tutarındaki meblâğı defaten ve derhal Ödeyecektir.

  İstanbul :

Dünya Parlâmentosu İdare Heyeti Re­isi Ricard Ewanel ile azalardan mü­teşekkil beş kişilik iyi niyet misyonu İstanbula gelmiştir.  .

Bu akşam bir toplantı tertipliyerek basına teşkilât ve maksatları hakkın­da geniş izahat veren heyet reisi:

«Dünya dinler parlâmentosu ilk ola­rak 1895 te Chicago fuarında 4000 ki­şinin iştirakiyle toplandığını, fakat bu ilk alâkanın devam etmemiş oldu­ğunu, beş yıl önce tekrar kurularak o zamandanberi New-Yorkta Press Biteryen kilisesinde faaliyete girişti­ğini ifade ettikten sonra cihanşümul kardeşliğe sulh, adalet ve hürriyetin esas olarak beşer ailesinin birliğine ve bu ideallere ancak yaşayan din­ler sayesinde ulaşacağına inandıkları­nı beyan etmiştir.

Heyet saat 20.45 te uçakla Kahire yolu ile Kudüse hareket etmiştir.

 Ankara :

Yugoslavyanm ordu günü ve ordu bayramı münasebetiyle Yugoslavya Büyük Elçiliğinde bugün saat 19.00 da ataşemiliter Albay Bozidar Jova-noviç tarafından bir kabui resim ter­tip edilmiştir.

 Ankara :

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat kanunî müddeti­ni doldurduğundan yapılan seçimde Profesör Dr. Sedat Alp ittifakla de­kan seçilmiştir.

Profesör Sedat Alp, Almanyada Önasya Dilleri tahsil etmiş ve 1940 se­nesinde Berlin Üniversitesinde dok­tora yapmıştır. 1941 senesinde Dil ve Tarih _ Coğrafya Fakültesinde hititoloji doçenti olmuş ve 1949 yılın­da hititoloji kürsüsü profesörlüğüne yükselmiştir.

Prof. Dr. Sedat Alp yurt içinde ve yurt dışında Türkçe ve muhtelif yabancı dillerde kendi sahasında neşrettiği orijinal araştırmaları ile tanınmak­tadır.

 Ankara :

İşletmeler Vekâletinden alman ma­lûmata göre: Petrol arama ruhsatna­mesi almak için 14 ekim tarihinde yapılan 187 müracaattan 14 ünün ruhsatnamesi evvelce verilmişti.

Bu defa geri kalan tedahüllü saha­lar üzerindeki ihtilâflar, petrol ka­nunu hükmüne tevfikan, ilgili şirket­lerle petrol dairesi arasında yapılan müzakereler sonunda halledilmiş    ve

Trakya bölgesinde American Overseas Petroleum Limited, N. V. de Bataafsch Petroleum Maatschappij, Esso Standard (Turkey) İne, Deilmann Montan G. M. B. H. Şirketlerine dör­der sahaya,

İstanbul Tabiî Gaz Limited Şirketi, Tide Water Assoiated oil Company, Şirketlerine üçer sahaya,

Huksy oil Company Şirketine bir sa­haya,

Siirt bölgesinde de,

Bolsa Chica oil Corporation Şirketi­ne iki,

Giîliland oil Corporation Şirketine bir, Tide Water Assocated Şirketine de bir sahaya ait ruhsatnamelerin verilme­si kararlaştırılmıştır.

23 Aralık 1955

Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

Türkiye hükümeti, Pakistan hüküme­tiyle vizelerin iki memleket arasında karşılıklı olarak kaldırılması hakkın­da bir anlaşma yapmıştır. Bu anlaş­ma 12 ocak 1956 tarihinden itibaren meriyete girecektir. Anlaşma hüküm­lerine göre, hükümetler tarafından verilmiş milli muteber pasaport hâ­mili iki memleket vatandaşları, ika­met mecburiyetleri her defasında üç ayı geçmemek şartiyle, vize almak mecburiyetinde olmaksızın, herhangi bir yerden Türkiyeye ve Pakistana se­yahat etmekte serbest  olacaklardır.

Ancak vizelerin ilgası, bu şahısları gidiş, muvakkat veya daimî ikamet ve yabancıların istihdamı veya iş tut­malarına müteallik kanun ve nizam­lara uymak mecburiyetinden muaf kılmamaktadır.

Üç aydan fazla ikamet veya bir sa­nat veya meslek icra etmek veyahut herhangi bir kazanç temin eden bir iş tutmak isteyenler hakkında alel­usul vize formaliteleri bakidir.

24 Aralık 1955

  Ankara :

Sudan'ın müstakil bir devlet olarak teşekkülü muvacehesinde büyük mem­nuniyet duyan hükümetimiz, bu dev­leti tanımayı kararlaştırmıştır.

  Ankara :

1  Resmî ve hususî sektörde    çalı­şan bilumum işçilerin pazar ve bay­ram günlerinde aldıkları yarım yev­miyelerin tam yevmiyeye çıkarılması ve resmî ve hususî sektörde çalışan bilumum işçilere senelik ücretli    izin verilmesi hakkında hükümetçe hazır­lanan kanun tasarısı önümüzdeki pa­zartesi  günü  Türkiye  Büyük  Millet Meclisine sunulacaktır.

2  Devlet  sektöründe   çalışan  işçi­lerin 6412 sayılı kanunla kabul edilen bir aylık tahsisatlariyle iktisadî dev­let teşekküllerinde çalışan    bilumum işçilerin bu teşekküllerin bilançoları­nın tasdikine  taliken Ödenmemiş olan bir aylık temettü ve ikramiyeleri­nin yılbaşından önce Ödenmeleri hu­susunda alâkalı kurumlara gerekli e-mirler verilmiştir.

3  Geçen sene gelir vergisi kanu­nunda yapılan değişiklikle senelik ci­roları 20 bin lirayı aşan küçük esna­fın gelir vergisine tâbi tutulması icap etmekte ve bu hal küçük esnafı sıkın­tılı vaziyete sokmakta    bulunduğun­dan, buna mâni olacak değişikliği te­min edecek yeni bir tâdil için Maliye Vekâletince hazırlıklara başlanmıştır.Tasarı çok yakında    Büyük    Millet Meclisine şevkedilecektir.

26 Aralık 1955

  İstanbul :

Tanzimat devri yazarlarından mer­hum Ahmet Mithat Efendinin torunu Dr. Aydın Uluyazman, dedesinin eserlerinden 14 kitabı, teşhir olunmak üzere Belediye Tanzimat Müzesine te­berru etmiştir.

Mumaileyhin bu hareketi memnuni­yetle karşılanmıştır.

 Ankara :

Ankara Gazeteciler Cemiyetinin dün cemiyet lokalinde yaptığı fevkalâde kongresinde yeni idare heyetine seçi­lenler bugün aralarında vazife tak­simi yapmışlardır.

Buna göre Ankara Gazeteciler Cemi­yeti Başkanlığına Aka Gündüz, Baş­kan Vekilline Nizam Payzm, Umumi Kâtipliğe Nusret Baban, Muhasip âzalığa Adnan Aktan seçilmişlerdir.

İdare heyetinin diğer azaları Fethi Giray, Oktay Ekşi ve Vedat Refikoğlundan mürekkeptir.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi, bugün saat 15 te Reis Vekilerinden Fikri Apaydın'ın reisliğinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman izin alan me­busların isimleri okunmuş, bunu ta­kiben bazı kanun lâyihalarının geri verilmesine dair Başvekâlet teskere­leri umumî heyetin ıttılaına arzolunmuş, daha sonra ruznamede mevcut bulunan sözlü soruların müzakeresi­ne geçilmiştir.

Son günlerde idare ve zabıta âmirle­ri arasında yapılan nakil ve tâyinle­rin sebeplerine, İstanbuldaki vazifele­rinden başka yerlere tâyin olunan ba­zı kaymakamların Vekâlet emrine alınmalarjnın 6-7 eylül hadiseleriyle alâkalı bulunup bulunmadığına ve bu yüzden İstanbul Valisi hakkında bir muamele yapılıp yapılmadığına dair sözlü soruyu cevaplandıran Da­hiliye Vekili Ethem Menderes şunla­rı söylemiştir:

«Soru sahibi arkadaşımın takdir bu­yuracakları veçhile idare ve zabıta âmirleri arasında yapılan değişiklik­ler, Vekâletçe makbul görülen talep­lere, sıhhî duruma, terfi suretiyle başka yere nakil zaruretine, mahru­miyet bölgelerindeki hizmetlerinin ik­maline, garptan mahrumiyet bölge­lerine yapılan nakillere, şikâyet ve tahkikattan alman neticelere ve bâ­zı hallerde de hâsıl olan idari lüzu­mun beliren zaruretlerine dayan­maktadır.

Son değişiklikler kış mevsimi bastır­madan kasım ayı içinde yapılmış ve bu ayın ortalarına doğru alâkalılara tâyin ve harcırah emirleri tebliğ e-dilmiştir.

Bazı valilerin merkeze alınmalarındaki sebep ve zaruret cevabın birin­ci fıkrasında izah edilmiştir^

Bir kısım idare ve zabıta âmirlerinin îstanbuldan başka yerlere tâyin edil­meleri veya emekliye sevkedilmiş bu­lunmaları veya Vekâlet emrine alın­maları 6/7 eylül hâdiselerini mütea­kip Dahiliye Vekâleti teşkilâtına men­sup olanlardan kusurlu veya suçlu bulunanları tesbit etmek üzere İstanbula gönderilmiş bulunan mülki­ye ve emniyet müfettişlerinden müteşekkil heyetin yapmış oldukları tetkikat ve tahkikata ve tamim et­miş oldukları raporlara müstenittir.

Vekâlet emrine alınmış olanların tahkikat evrakı kanunî mercilerine tevdi olunmuştur. Bu mercilerden sâ­dır olacak karara ve İstanbul Valisi hakkında açılmış olan tahkikat ne­ticesine intizar edilmekte olduğunu arzeylerim.»

Dahiliye Vekilinin konuşmasından sonra kürsüye gelen sual sahibi, Ve­kil tarafından verilmiş olan cevaplar üzerinde fikirlerini serdetmiş ve bu arada, eski Dahiliye Vekili Dr. Na­mık Gedik'in 6/7 Eylül hâdiseleri dolayısiyle istifa ettirilmiş olduğunu ileri sürmüştür. Bu iddia karşısında söz alan Dr. Namık Gedik ise, Ve­killiği zamanında cereyan etmiş bir hâdisenin selâmetle tahkik edilmesi için kendi arzusu ile istifa eylemiş ol­duğunu söylemiştir.

Son belediye seçimlerinde istifa et­meden adaylıklarını koyan ve seçilen memur ve müstahdemlerin durumla­rı hakkındaki sözlü soruyu cevaplan­dıran Dahiliye Vekili Ethem Mende­res ile Adliye Vekili Hüseyin Avni Göktürk, mezkûr seçimlerde adaylık­larını koyan memur ve müstahdem­ler hakkında seçim kanunu hüküm­lerine göre hareket ettiklerini beyan eylemişlerdir.

Sözlü soruların     müzakeresinin bit-

meşinden sonra, yabancı memleket­lerle yapılan bazı ticarî anlaşmaların tasdikini tazammun eyleyen kanun lâyihalarının konuşulması yapılmış­tır.

 İstanbul :

Denizcilik Bankasının Japonyada ye­ni yaptırmış olduğu Akdeniz tipi 5700 tonluk Sakarya şilebi limanımıza gel­miştir. Şilep, ilk seferini Roterdam'a yapacaktır. Bir milyon dolara inşa ettirilen şilebin ilk hamulesini İskenderundan yüklenecek olan beş bin ton demir cevheri teşkil edecektir.

27 Aralık 1955

 Ankara :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Bazı gazetelerde örfi idare mahkeme­leri ile bu mahkemeler adlî amirle­rince tevkif olunanların Tuzlaya gön­derilmekte olduklarına dair verilen haberlerin aşağıdaki şekilde tavzihi-rie lüzum hâsıl olmuştur.

1  Örfi idare mahkemelerinin Tuz­laya nakilleri mevzuu bahis değildir.

2  Mevkufların Tuzlada bir mahal­le uzaklaştırılmaları gibi bir mülâha­za da teemmül olunamamıştır,    an­cak  kış mevsiminin ilerlemiş  olması ve askerî kışlalar dahilinde bulunma­larının son zamanlarda müşahede olunan bazı mahzurları dolayısiyle is­kân şeraiti daha müsait bulunan Tuz­ladaki tahaffuzhane binalarına   mev­kufların   nakilleri   uygun  bulunmuş­tur.

3  Bu tedbir ile mevkufların askerî kışla     disiplin    yasakları    haricinde mevzuata uygun olarak daha özel birsurette ziyaretçi kabulleri ve avukat­ları ile temasları kolaylaştıracak    ve iaşe ihtiyaçlarının daha esaslı bir şe­kilde topluca kanunî mevzuat çerçe­vesinde bir elden temini imkân dahi­line  alınmış olacaktır. Bunların     is­tihkaklarına ilâveten aileleri tarafın­dan gönderilecek her husustaki   yar­dımlar da bir mahalden ve bir elden sahiplerine tevdi olunacaktır.

4  Ayrıca mevkuf  ziyaretçileri     ve müvekkillerini   görmek   istiyen   avu­katlar için şehir banliyösü dahilindebulunan   Tuzla   istasyonu   ile   tahaf­fuzhane arasında gidiş ve .dönüşü te­min edecek özel motorlu vasıtalar va­zifelendirilmiş bulunmaktadır,

5  Halen  örfi  idare     mahkemeleri takviye edilmiş olup askerî ceza ev­lerinde  bulunanların  âdetlerinin  ka­nunî mevzuat içerisinde en süratli bir şekilde  azaltılmaları ve  kanunla da­hilinde gerekenlerin tahliyeleri    sür­atle devam etmektedir.

 Ankara :

Kurtuluş savaşının başlangıcından aziz Atatürkün Anadolu ve Rumeli müdafai hukuk cemiyetinin heyeti temsiliye reisi olarak 36 sene önce Ankaraya gelişinin yıldönümü münasebetiy­le bugün şehir baştan başa bayrak­larla donatılmış, törenler yapılmış ve Ankaralılar 36 sene önceki heyecanı bir kere  daha yaşamıştır.

Bu münasebetle sabah saat 10.00 da, mebuslar, vali, belediye reisi, ordu temsilcileri, İl Genel Meclisi ve Bele­diye Meclisi âzası, diğer resmî ve hu­susî teşekküller temsil çilerinden mü­teşekkil bir heyet, Anıtkabri ziyaret­le bir çelenk koymuştur. Daha son­ra Belediye Reisi Orhan Erenin reisliğindeki bir heyet de Gülhane As­kerî Tıp Akademisine giderek Ata­türkün kızkardeşi Makbule Atadan'ın ziyaretinde   bulunmuştur.

Saat 14 te Erkânı Harbiyei Umumiye Riyaseti binası Önünden hareketle bulvarları takiben hükümet meyda­nına ulaşan alay, günün en dikkate değer gösterilerinden birini teşkil etmiştir. Başta Ankara mebusları ile vali, belediye reisi, il genel meclisi ve belediye âzası olmak üzere, muhtelif cemiyet ve derneklerin temsilcilerin­den teşekkül eden kafile, en önde bir Türk bayrağı ve onu takiben A-tatürkün bir jibe yerleştirilmiş büs­tü, daha arkada da millî kıyafetlerini giymiş atlı ve yaya seymenler, bul­varların iki tarafını dolduran Anka­ralıların tezahürat ve alkışları ara­sında  ilerliyerek saat  15.10 a  doğru

vilâyet binası önüne varmıştır. Bü­yük Millet Meclisi civarı ile Ulus ve hükümet meydanlarını doldurmuş olan kesif bir halk topluluğu, seymenlerin yürüyüş halindeki gösterilerini heyecanla takip etmiştir.

Hükümet meydanında, Ankara Kulü­bü adına bir konuşma yapılmış, ve seymenlerin gösterilerini takiben aziz Atatürklün Ankaraya gelişine ait büst, Atatürkün ilk çalışma odası olan şim­diki vali odasına konmuştur. Vali Cemal Göktan heyet temsilcilerini kabul ettikten sonra, hükümet mey­danını dolduran halka şu hitabede bulunmuştur:

«Vefakâr, asil ve kahraman Ankara­lılar,

Bugün aziz Atatürkümüzün Ankara­ya ilk gelişlerinin 36 ncı yıldönümü­nü kutluyoruz.

Mübarek yurdumuzun düşmanlar ta­rafından işgal edilmiş olduğu, mille­timizin mağlûp edilmiş bulunduğu tarihimizin en karanlık bir gününde, milletimizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu büyük insanın, doğan bir güneş gibi, Ankara ufuklarında gö­rüldüğü günü tes'it ediyoruz.

Ümidimizin kesildiği, gam ve kederin bir felâket halinde gönüllerimizi kap­ladığı ve her şeyin bittiği zannedilen bir anda, azim ve iradesiyle milleti­mize kuvvet ve kudret salan o büyük dehanın siz Ankaralılar tarafından vefalı sinelerinize basıldığı günü teb­cil ediyoruz.

Eşsiz zaferlerin, inkılâpların hazırlan­dığı ve tatbik mevkiine konulduğu bu kutsal şehirde, O'nun şehrinde, O'nun sayısız hatır alariyle dolu olan ve nihayet O'nun fani cismini top­raklarında ebedî uykusuna yatıran Ankarada doğmuş, büyümüş ve yaşa­mış olmanın saadeti ve gururu içinde Atatürkü anıyoruz.

Efeler, Ankaralılar,

Bu büyük, tarihî ve unutulmaz. gü­nünüz kutlu olsun. Bağrınızda muha­faza ettiğini mânevi kıymet için ne kadar öğünseniz yeridir.

Sağ olun... Var olun...»

Vali konuşmasını yaparken Atatürk koşusuna iştirak eden kız ve erkek atletler de hükümet meydanına gel­meğe başlamışlardı.

Seymenler, daha sonra yürüyüşle­rine devam ederek davul, zurna refa­katinde Anafartalar caddesi  Sa-manpazarı yolu ile Türk Ocağı mey­danına gelmişlerdir. Güzergâhı dol­duran vatandaşların heyecan ve tak­dirleri arasında bu meydanda göste­riler yapılmış ve tören son bulmuş­tur.

Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi konferans salonunda tertip edilmiş olan törene saat 16,30 da Atatürkün mânevi huzurunda saygı duruşu ile başlanmıştır. Bu törende Adliye Ve­kili Prof. Hüseyin Avni Göktürk, Ma­arif Vekili Prof. Ahmet Özel, mebus­lar, Ankara Valisi Cemal Göktan, Be­lediye Reisi Orhan Eren, generaller, şehir ve belediye meclisi üyeleri ile konferans salonunu hınca hınç dol­durmuş olan vatandaşlar hazır bu­lunmuştur.

Bandonun çaldığı İstiklâl marşım mü­teakip şehir halkı adına Belediye Re­isi Orhan Eren bir konuşma yapmış­tır.

Orhan Eren, Atatürkün Ankaraya ge­lişine tekaddüm eden devrede Türkiyenin içinde bulunduğu şartların bir tablosunu çizerek söze başlamış, mil­lî kuvvetleri istilâlara karşı seferber etmek üzere Anadoluya geçmiş olan Mustafa Kemalin Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra karargâhını Ankaraya nakletmesini inkılâp tarihi­mizin mühim hâdiselerinden biri ola­rak vasıflandırmiştır.

Aziz Atatürkü Ankaralıların 36 yıl önce ne büyük bir heyecan ve ne derin bir inanışla karşılamış olduk­larını hatırlatan Orhan Eren, sözle­rine şöyle devam etmiştir:

«İşte, o inanış ve bağlanışlardır ki, çeşitli olaylar ve savaşlarla tarihin derinliklerinde zengin bir varlığa sa­hip olan Ankaramız bugün de o mes­ut yıldönümünü aynı heyecan ve imanla   kutlamakta,  kahraman  Mustafa Kemalin, en büyüğümüz Atatürkün 36 yıl önce arkadaşlariyle bir­likte şehrimize gelişini canü gönül­den teside  koyulmuş bulunmaktadır.

Onu, hayatında olduğu gibi her yıl ve her zaman aynı imanla ve fakat şim­di hicranla yadetmeğe, taziz eyleme­ğe hitap ediyoruz ve edeceğiz. Çün­kü onun mânevi varlığını gönülleri­mizin derinliklerinde hissetmekteyiz. Muhtelif vesilelerle olduğu kadar An-karamıza ilk defa şeref verdiği gü­nün yıldönümünde de onunla birlik­te oluşumuzun sevincini ve bu se­vincin heyecanını yaşamaktayız.»

Belediye Reisi daha sonra Atatürk sevgisinin milletçe ruhlarımıza nasıl hâkim olduğunu belirterek konuşma­sını Reisicumhur Celâl Bayarın şu sözlerini tekrarlıyarak bitirmiştir:

Atatürk, seni sevmek bir ibadettir.»

Belediye Reisinin konuşmasından son­ra Ankara Kulübünden Mahmut Arslanbaş yaptığı konuşmada kulübün duygularına tercüman olmuştur.

Daha sonra şiirler okunmuş ve An­kara radyosunun Muzaffer Sarısözen idaresindeki yurttan sesler ekipi ta­rafından Atatürkün sevdiği türküler­le Ankara türküleri söylenmiştir.

Müteakiben davul ve zurna ile salo­na giren seymenlerin büyük bir tak­dir toplayan gösterileri ile törene son verilmiştir.

Bu merasimden ayrı olarak bugün Harb Okulunda da Atatürkün Ankaraya gelişinin yıldönümü dolayısiyle bir anma töreni yapılmıştır. Diğer ta­raftan Ankara belediyesince seymenler şerefine tertip edilmiş olan ana­nevi Ankara tavası yemeği bugün sa­at 12 de Ordu evinde neşe içinde ye­nilmiştir.

28 Aralık 1955

 Ankara :

Milletlerarası çalışma teşkilâtının da­vetlisi olarak iki ay müddetle, İngil­tere,  Almanya ve Belçika iş ve  işçi bulma teşkilâtlarında tetkiklerde bu­lunan İş ve İşçi Bulma Kurumu U-mum Müdürü Şerif Gürol bugün Ankaraya dönmüştür.

29 Aralık 1955

  Ankara :

Demokrat Parti Müşterek Haysiyet Divanı Başkanlığının tebliği:

Bugün saat 14 te toplanan divanımız, parti tüzüğüne aykırı hareketleri sa­bit olan Zonguldak mebusu Hüseyin Balık ile Elâzığ mebusu Selâhattin Toker'in partiden çıkarılmalarına ve Kastamonu mebusu Ali Muzaffer Tanöver hakkında tahkikatın tevsiine gizli oyla ittifakla karar vermiştir.

  Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir:

29 aralık tarihli bazı gazetelerde İs­tanbul mebusu Aleksandros Haçopulos'un Türk hükümeti adına Yuna­nistan Başvekili Konstantin Karamanlis ile görüşmelerde bulunmak üzere Yunanistana gittiğine dair bir haber yayınlandığı görülmüştür. Her ne kadar Bay Haçopulos Yunanistana gitmişse de kendisine hükümetimizce resmî bir vazife verilmiş değildir. Keyfiyet tavzihen tebliğ olunur.

  Ankara :

Münakalât Vekâletinden tebliğ olun­muştur :

1  P. T. T. memur ve müstahdemleriyle bakıcı ve  dağıtıcılardan aylık ücretleri 400 ve daha aşağı olanlara1.1.1956 tarihinden itibaren ayda    25lira mahal tazminatı verilmesi    Mü­nakalât Vekâletince uygun görülmüş­tür.  1  ocak 1956 tarihinden itibaren bu tazminatın tediyesine başlanacak­tır.

2  Münakalât Vekâletine bağlı ik­tisadî devlet teşekküllerinde, istihsa­le matuf olmayan bina inşaatı yapılmıyacaktır.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri: 29 Aralık 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Reis Vekillerinden Fikri Apaydın­ın riyasetinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman Riyaseticumhurdan ve Başvekâletten gelen teske­reler okunmuştur. Bu teskerelerde şöyle denilmekteydi:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisliğine:

Başvekil İstanbul mebusu Adnan Menderes istifa etmiş ve istifası ka­bul olunmuştur. Yeni hükümetin teşkiline yine kendileri memur edil­miş ve hükümet kuruluncaya kadar sayın vekillerin vazifeye vekâleten devamları rica olunmuştur.

Saygılarımla arzederim.

Reisicumhur C. BAYAR

Türkiye Büyük Millet Meclisi yüksek reisliğine:

Yüksek malûmları olduğu üzere 30.11.1955'te hükümetin istifa etmiş olması sebebiyle bütçe lâyihalarının Teşkilâtı Esasiye Kanununun 95 inci maddesi mucibince Yüksek Meclise sunulmasına imkân buluna­mamıştır. Yeni hükümetin kurulmasını müteakip bu lâyihaların en kı­sa bir zamanda takdim edileceğinin tabiî bulunduğunu derin saygıla­rımla yüksek bilgilerine arzederim.

Başvekil A. MENDERES

Teskerelerin okunmasından sonra İran Başvekiline yapılan suikast te­şebbüsü üzerine çekilen teessür telgrafı dolayısiyle İran Parlâmentosu Reisinden gelen cevabî telgraf ta mebusların ıttılaına arzedilmiştir. Büyük Millet Meclisi pazartesi günü toplanacaktır .

Yeni İcra Vekilleri Heyeti: 9 Aralık 1955

 Ankara :

Yeni İcra Vekilleri Heyetinin kurulmuş olduğu hakkında Riyaseticumhur:

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosun­dan bildirilmiştir :

Kudüs başkonsolosluğumuzun, şeh­rin Arap kısmındaki dairesine karşı 19 Aralık 1955 tarihinde vuku bulan tecavüz hakkında büromuz vaktinde gereken açıklamada bulunmuştu.

Bu tecavüzden dolayı Ürdün hükü­meti samimî teessürlerini resmen hü­kümetimize ifade etmiş ve ayrıca baş­konsolosla memurlarının ve başkon­solosluk binasının emniyeti için her türlü tedbirin alınmış bulunduğuna dair teminat vermiş ve zarar ziyanın, diğer bazı konsolosluklara ike edilen zararlarla birlikte, tazmini hususu­nun derpiş olunduğunu bildirmiştir.

 İstanbul :

Sümerbank Alım Satım Müessesesi Müdürlüğünden aldığımız malûmata göre 955 senesi zarfında satışı yapı­lan Sümerbank mamullerinin kıymet itibariyle yekûnu 367.752.477 lirayı bulmuştur.

1954 yılında ise bu miktar 301.694.887 liradır.

Satışların 207.852.524 liralık kısmını pamuklu dokuma teşkil etmekte ve bunu 81.041.167 lira ile yünlü dokuma 32.391.826 lira ile pamuk ipliği, 20.465.329 lira ile yün ipliği takip et­mektedir.

Diğer taraftan Sümerbank Alım Sa­tım Müessesesi 1955 senesi içinde ye­niden 54 satış mağazası açmak sure­tiyle mağaza sayısını 78'e çıkarmış­tır.

Ayrıca ocak ayı içinde Karabük, Ak­hisar ve Antalyada olmak üzere1 ye­niden üç satış şubesinin açılarak fa­aliyete geçirileceği bildirilmektedir.

- Erzurum :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün    sa­at  15.40  ta  trenle Erzuruma  gelmiş­tir. Reisicumhuru Erzincanda üçüncü ordu müfettişi ve vilâyet hududunda da Erzurum Valisi ile Demokrat Parti Vilâyet idare heyeti istikbal etmişler­dir.

Reisicumhur Erzurum garında da başta bando olduğu halde bir askerî kıta ve kalabalık bir halk kitlesi ta­rafından selâmlanmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar Vali Kona­ğında bir müddet istirahat! mütea­kip üçüncü ordu müfettişini, Valiyi ve Belediye Reisini makamlarında zi­yaret etmiştir.    .

31 Aralık 1955

 Erzurum.:

Reisicumhur Celâl Bayar, bu sabah saat 10.00 da, beraberinde Erzurum mebuslarından bazıları ile Erkânıhar-biyei Umumiye Reis Vekili Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, Vali, Üçün­cü Ordu Müfettişi ve Dokuzuncu Ko­lordu Kumandanı olduğu halde aske­rî birlikleri ziyaret etmiş ve.Kayaklı dağ gösterilerini takip etmiştir.      

 Ankara :

Dünya Enerji Konferansı Türk Millî Komitesinin genel kurul toplantısı Nafia Vekâleti konferans salonunda yapılmıştır. Bu genel kurul toplantı­sında enerji işleri ile ilgili bütün dev­let daire ve umum müdürlükleri ile devlet sınaî ve malî müesseseleri ve belli başlı ilmî, teknik müesseselerin delegeleri, faal ve ferdî azalan hazır bulunmuşlardır.

Gündem gereğince Türk Millî Komi­tesinin 1955 yılı faaliyet raporu ve blânçosu, denetçiler raporu, 1956 yılı gelir ve gider bütçeleri tetkik ve mü­zakere edilerek yönetim kurulu ibra edilmiş ve yönetim kurulu ile başkan ve azaları yerlerinde aynen ipka edil­mişlerdir.

Genel kurulca Türk Millî Komitesi­nin çalışmaları takdirle karşılanmış, bilhassa 1956 yılında bütün dünya milletlerinin iştirakiyle Viyanada ak­dedilecek  enerji  konferansı     umumî

toplantısına Türk Millî Komitesinin enerji mevzuu ile ilgili 3 mühim ra­porla iştirak etmesi genel kurulun büyük tasvip ve takdirine mazhar ol­muştur.

Diğer dünya memleketlerinin bir çok raporları ile birlikte halen Viyanada İngilizce, Fransızca ve Almanca ola­rak bastırılmakta olan Türk Milli Komitesinin raporları şunlardır:

1  Birinci   rapor,   Türkiyede      1950 yılından beri hidro elektrik ve termik ener­ji kaynaklarının inkişaf ettirilmesin­de kaydedilen büyük terakkilere da­irdir. Nafia Vekâleti şirket ve müesseseler reisi ve dünya enerji konfe­ransı Türk Millî Komitesi    Başkanı Yüksek Mühendis T. Fikret Suer ta­rafından hazırlanmıştır.

2  İkinci rapor, Türkiyede    kömü­rün tasnifine  dairdir.  İstanbul Tek­nik  Üniversitesi  Elektrik     Fakültesi Kimya Ordinaryüs Profesörü     Naml Serdaroğlu tarafından hazırlanmıştır.

3  Üçüncü   rapor,   Türk   Millî   Ko­mitesi ve Elektrik İşleri Etüt İdaresiile  işbirliği  yapmak  suretiyle Birleş­miş Milletler Avrupa İktisadî Komis­yonunun  elektrik  enerjisi  kısmından Mr. A. J. Dilloway tarafından hazır­lanmıştır. Mevzuu iktisadî bakımdan süratle gelişen memleketlerde potan­siyel su kuvvetlerinin tâyin ve tesbitine dairdir.

Bu suretle memleketimiz Viyana Dün­ya Enerji Konferansında ilk defa olarak hakkı ile temsil edilmiş olacak ve Türkiyede enerji işlerinin bütün ehemmiyet ve şümulü ile ele alındı­ğı bu yıllarda ileri memleketlerin ne­ler yaptığını yakından takip ederken kendi yaptıklarımız hakkında da ya­bancı memleketlere gerekli malûmat verilmiş olacaktır.

 Erzurum :

Şehrimizde bulunan Reisicumhur Celâl Bayar, inşa halindeki subay evleri sitesi ile yapı koopetarifi inşaatını bu­gün öğleden sonra tetkik etmiştir. Ce­lâl Bayar, daha sonra Ilıca Şeker Fabrikasına giderek fabrika tesisleri hakkında ilgililerden izahat almıştır.

 Ankara :

İşletmeler Vekâletinden aldığımız ma­lûmata göre, Batmanda kurulmakta olan rafineri tesislerinin inşaat ve montajı tamamlanmış ve bugünden itibaren Türk benzininin istihsaline başlanmıştır.

Kısa bir tecrübe işletmesini müteakip fabrika normal faaliyet devresine girmiş olacaktır. Bu suretle 1956 yı­lında 50 bin ton yüksek evsafta mo­tor benzini, 16 bin ton motorin, as­gari 110 bin ton yakıt yağı ve 51 bin ton da asfalt elde edilecektir.

Fabrika, şimdilik 250 bin ton ham petrol işleyecek ve kısa bir zaman sonra bu miktar, 350 bin tona yük­selecektir.

1956 yılı zarfında, Raman petrol sa­hasından başka Garzan petrol saha­sında bulunmuş olan iyi evsaftaki ham petrolden de istifade edilmeye başlanacak ve bu saha ile rafineri te­sisleri arasında yapılmakta olan 35 kilometrelik boru şebekesi, yaz mev­siminden  evvel   ikmal   edilecektir.

Bu suretle ithal limanlarındaki bu­günkü beynelmilel fiyatlar esas alın­dığı takdirde, 1956 yılında Batman rafineri tesislerimizden elde edilecek mahsul yedi milyon dolarlık bir kıy­met ifade edecek ve bu miktar döviz tasarrufu   sağlanmış   olacaktır.

İstihsal kapasitesi 330 bin tona çık­tığı zaman, tasarruf edilecek döviz miktarı da bu nisbette artacaktır.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri: % Aralık 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Reis Vekillerinden Fikri Apaydın­ın riyasetinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman Riyaseticumhurdan ve Başvekâletten gelen teske­reler okunmuştur. Bu teskerelerde şöyle denilmekteydi:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisliğine:

Başvekil İstanbul mebusu Adnan Menderes istifa etmiş ve istifası ka­bul olunmuştur. Yeni hükümetin teşkiline yine kendileri memur edil­miş ve hükümet kuruluncaya kadar sayın vekillerin vazifeye vekâleten devamları rica olunmuştur.

Saygılarımla arzederim.

Reisicumhur C. BAYAR

Türkiye Büyük Millet Meclisi yüksek reisliğine:

Yüksek malûmları olduğu üzere 30.11.1955'te hükümetin istifa etmiş olması sebebiyle bütçe lâyihalarının Teşkilâtı Esasiye Kanununun 95 inci maddesi mucibince Yüksek Meclise sunulmasına imkân buluna­mamıştır. Yeni hükümetin kurulmasını müteakip bu lâyihaların en kı­sa bir zamanda takdim edileceğinin tabiî bulunduğunu derin saygıla­rımla yüksek bilgilerine arzederim.

Başvekil A. MENDERES

Teskerelerin okunmasından sonra İran Başvekiline yapılan suikast te­şebbüsü üzerine çekilen teessür telgrafı dolayısiyle İran Parlâmentosu Reisinden gelen cevabî telgraf ta mebusların ıttılaına arzedilmiştir. Büyük Milet Meclisi pazartesi günü toplanacaktır .

Yeni İcra Vekilleri Heyeti: 9 Aralık 1955

 Ankara :

Yeni İcra Vekilleri Heyetinin kurulmuş olduğu hakkında Riyaseticumhur teskeresi, Büyük Millet Meclisinin bugün saat 15 te yapılan toplan­tısında okunmuştur.

Teskerede şöyle denilmektedir:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisliğine:

30 kasım 1955 tarih ve 4-323 sayılı yazıya ektir:

Başvekil, İstanbul Mebusu Adnan Menderes tarafından Anayasanın 44

üncü maddesi gereğince hazırlanan İcra Vekilleri Heyeti   listesi tasdik

edilmiş ve ilişik olarak sunulmuştur:

Saygılarımla arzederim.

Reisicumhur C. BAYAR

Başvekil: İstanbul Mebusu Adnan Menderes Devlet Vekili: Ordu Mebusu Cernil Bengti Devlet Vekili: Manisa Mebusu Semi Ergin Devlet Vekili: Çanakkale Mebusu Emin Kalafat Devlet Vekili: Ağrı Mebusu Celâl Yardımcı Adliye Vekili: Niğde Mebusu: Hüseyin Avni Göktürk Millî Müdafaa Vekâleti Vekili: İstanbul Mebusu Adnan Menderes Dahiliye Vekili: Aydın Mebusu Ethem Menderes Hariciye Vekili: İstanbul Mebusu Fuat Köprülü Maliye Vekili: Maraş Mebusu Nedim Ökmen Maarif Vekili: Sivas Mebusu Ahmet Özel Nafia Vekili: İzmir Mebusu Muammer Çavuşoğlu İktisat ve Ticaret Vekili: İstanbul Mebusu Fahrettin Ulaş Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili: Manisa Mebusu Nafiz Körea Gümrük ve İnhisarlar Vekili: İstanbul Mebusu Hadi Hüsmen Ziraat Vekili: Balıkesir Mebusu Esat Budakoğlu Münakalât Vekili: Afyonkarahisar Mebusu Arif Demirer Çalışma Vekili: Ankara Mebusu Mümtaz Tarhan İşletmeler Vekili: Manisa Mebusu Samet Ağaoğlu

Teskerelerin okunması alkışlarla karşılanmış ve müteakiben Meclis, pa­zartesi günü toplanmak üzere dağılmıştır.

Adliye Vekilinin mesajı: 11 Aralık 1955

 Ankara :

Yeni Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk vazifeye başlaması mü­nasebetiyle adliye mensuplarına şu mesajı göndermiştir:

Adliye Vekilliği vazifesinin uhdeme tevcihi vesilesiyle hakim, müddei­umumi ve bütün diğer adliye mensubu arkadaşlarımı selâmlamakla bahtiyarım.

Vazifemin ne kadar ağır olduğunu bilerek işe başlarken: Muhterem ad­liye mensubu arkadaşlarımın müsellem olan gayret, fedakârlık, ciddiyet ve selahiyetleri üzerine âzami derecede durduğumu onlara güvendiğimi ve ancak azimli bir çalışma ve işbirliği ile yurdumuzun adliye perisine melcelik yapmak hususundaki tarihî ve ananevi hasleti ile övünmekte devam edebileceğimizi hatırlatmak isterim.

Hak ve adalet mefhumunu her türlü mülâhazaların üstünde tutan an­layışımızın Anayasanın ve kanunlarımızın teminatı altında, bize reh­berlik edeceğinde şüphe yoktur.

Aziz meslekdaşlarım:

Adalet tevzii işi kutsi bir faaliyettir. Binaenaleyh, hakkı nahaktan, doğ­ruya, eğriden ayırmağa matuf ve devlet hayatının temelini teşkil eyle­yen bu kabil faaliyet ve gayretlerinizin neticelerinin, âdeta, insanların vicdanında yeni yeni âbideler kurmağa muadil bulunduğunu unutma­mak gerekir.

Kaldı ki vatandaşlarımızın ve yurdumuzda barınan bütün   insanların, sizlerin dağıttığınız adaletin yüksekliğine ve titizliğine olan inanışları­nın artışı nispetinde yurdumuzun bahtiyarlığının da artacağı tabiidir. Bu güvenle ve inanışlarla sizlere hitap ederken hepinizin üstün ve ba­şarılı hizmetler ifa edebilmenizi temenni eylerim.

Adliye Vekili    . .    Prof. Dr. Hüseyin Avni Göktürk

Başvekil Adnan Menderes'in bugün Mecliste okuduğu hükümet beyan­namesi;

14 Aralık 1955

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes'in Büyük Millet Meclisinin bugünkü içtima-mda okuduğu hükümet beyannamesi şudur.

Çok muhterem arkadaşlarım,

Demokrat Parti iktidarının dördüncü hükümet olarak programımızı yüksek huzurunuza takdim etmekteyiz. Büyük Meclisiniz 1950 den bu yana iktidarımızın üç hükümet programını müzakere ve tasvip etmiş bulunuyor.

Yüksek malûmunuzdur ki, bu üç program, ilhamını, büyük ekseriyeti­nizi sinesinde toplayan siyasî partinin programındaki prensiplerden al­mıştır. Yine aşikârdır ki, bu üç programda bütün devlet ve hükümet programlarına şâmil olmak üzere, görüş ve icraatımız tafsilen izah edil­miş ve bu suretle tebellür etmiş olan muayyen bir politika altı yıla yak-image002.giflaşan bir zaman içinde birbirinin devamı olan hükümetlerce tatbike ko­nulmuştur. Ayrıca yıllık birer tatbikat programından başka bir şey ol­mayan geçmiş beş yılın bütçeleri de bittabi tetkik ve tasvibinizden geç­miş bulunuyor.

Görülüyor ki, 950 den bu yana hükümetlerin görülen icraatı, adım adım, safha safha yüksek tetkik ve tasviplerinize iktiran etmiştir. Bu­na ilâve olarak da 954 seçimlerinde, program ve icraatımızın aziz mil­letimizce de takdire şayan görüldüğünde hiç kimse şüphe ve tereddüt gösteremez.

Bu kısa izahtan maksadımız, ana görüş ve prensipleri öteden beri malûm olan Demokrat Parti icraat ve faaliyetleri hakkında programımızda ye­ni baştan tafsil ve izahata lüzum görmemekte olduğumuzu tebarüz et­tirmekten ibarettir. Binaenaleyh yüksek tetkikinize arzedilmekte olan bu programımız kısadır ve sadece beş buçuk yıllık tatbikatın bugünkü merhalesinde kendini gösteren icap ve ihtiyaçlarına göre alınması lâ­zım gelen tedbirlerle yapılmasına sıra gelmiş bulunan işlerin izahına inhisar edecektir.

Bununla beraber iktidarımızın 1950 yılı ilk hükümet programındaki ana fikirlerin çok kısa dahi olsa gözden geçirilmesini faydalı bulmaktayız. Bu maksatla, 950 hükümet programındaki esas görüşleri en kısa ola­rak şöyle izah ve hülâsa edebiliriz:

«1  Ziraat millî ekonomimizin temelidir. Bir taraftan milletimizin beslenme ve giyinme ihtiyacını ve sanayiimizin ham maddesini temin ve diğer taraftan ihracatımızın da ana kaynağını teşkil eder. Aynı za­manda ziraî kalkınmamız memlekette şimdiye kadar istihsal ve istihlâki lâşey mesabesinde çok az olan ve millî ekonomimizde yeri çok ehemmi­yetsiz bulunan nüfusumuzun en büyük kısmının yaşayış seviyesini yük­seltecek ve onları nisbî bir refaha kavuşturmak suretiyle memleketi­mizde içtimaî adaleti tahakkuk ettirecek ve millî bünyemizi takviye edecektir.»

Arkadaşlar,

1950 hükümet programındaki izahın nakline devam ediyorum.

Büyük kitlenin iştira gücünün arttırılması hem millî sermayenin tera­kümüne yol açacak, hem de memleket pazarını harekete getirecektir. Böylece diğer bütün sahalardaki kalkınma gayret ve hareketlerimiz ti­caretimiz ve sanayileşmemiz, ziraî kalkınmamızdan en geniş feyzini alacaktır. Şu cihet de unutulmamalıdır ki ziraî kalkınmamıza sarfedi-lecek gayretler, ve bu sahada yapılacak envestismanlar, bu sahanın ta-mamiyle bakir olması sebebiyle, verimlerin en yüksek seviyelerde elde edilmesini mümkün kılacak ve şüphe yoktur ki ziraî envestismanlar ne­ticelerini diğer mevzulara nazaran çok kısa zamanda verecektir.

Arkadaşlar,

«Yine 1950 programındaki izahata devam ediyorum.

O halde iktidarımız bu ana görüşle harekete geçmeli, ziraî kalkınmamı­zı tahakkuk ettirebilmek için süratle ve her şeyden önce tedbirler alma­lıdır. Ziraatımızın muhtelif problemleri en kısa. en katî hal şekillerine bağlanmalıdır.

Teknik ziraatin mümkün olan süratle vatan sathına yayılması, çiftçi­mizin teknik âîet ve makinelerle teçhizi, sulama ve gübreleme işlerinin süratle halli, hastalık ve haşeratla mücadele işlerinin kifayetle yapıl­ması birinci derecede ehemmiyeti haiz mevzular olmalıdır.

 Ziraî kredi, ziraatimizin bütün memlekete yaygın haliyle ve ziraî istih­sal mevzuumm genişliği ile asla mütenasip olmıyan çok düşük bir sevi­yededir. Bunu da süratle bir kaç misline çıkarmak lâzımdır. Ziraî teş­kilâtlanmamızın süratle teekmmül ettirilmesi gözönünde tutulacak mühim meselemizdir.

Muhtaç çiftçiye toprak tevzii işinin bir kaç misli hızlandırılması lâzım­dır. Bu maksatla toprak komisyonlarının adedi kısa zaman içinde bir kaç misline çıkarılacaktır.

Pazar meselesinin ehemmiyeti aşikâr olduğuna göre, müstakar ve el­verişli bir fiyat politikasiyle ziraî istihsalimiz teşvik edilmelidir.

Ziraatin ihtiyacı olan maddeler ithalâtı tercihli tutulmalıdır.

Ziraî kalkınmamızla doğrudan doğruya alâkalı olan bu mevzular yanın­da münakale meselelerimizi ve kara yollarımızı en kısa zamanda tekem­mül ettirmeliyiz. Bunun yanında silolar, limanlar ve iskeleler inşası ve-sair bayındırlık işleri de ziraî kalkınmamızla, dolayısiyle fakat sıkı sıkı­ya alâkalı mevzuları teşkil eder.»

Muhterem arkadaşlar,

İşte birinci hükümet programımızın esasını teşkil etmiş olan bu görüş
ve fikirleri bugün dahi bütün ehemmiyet ve vüsati ile benimsemekte­
yiz. Aynı suretle iktisadî cihazlanmada takip edilecek politikayı da be­
nimsiyoruz.

Umumiyetle iktisadî cihazlanmamız için:

a) Evvelâ bütçelerimizde envestisman mahiyetinde olan giderleri diğer masraflarımıza nisbetle mümkün olduğu kadar genişletmek lâzımdır.Bu itibarla iktisadî cihazlanmamız için devlet bütçesinden    envestismanlara ayrılacak tahsisatı memleketimizin tabiî şartlarını göz önünde bulunduracak bir plâna bağlamalryız.

b) Hususî teşebbüsün süratle harekete geçmesini temin edecek ve Türk milletinin iktisadî zekâsı ile çalışkanlığından âzami neticeler alınabi­lecek bir yolda yürünmesi lâzımdır. Bu itibarla istihsal hayatım devle­tin zararlı müdahalelerinden ve her çeşit bürokratik engellerden kur­tarmak lâzımdır.

c) Bir taraftan memlekette sermaye terakümünü bütün gayretimizle teşvik ederken diğer taraftan bu sermayenin istihsale akması kolaylaş­tırılmalıdır.

ç) Devlet bütçeleri iktisadî bünyemizin takati ile mütenasip olmalıdır. Aynı zamanda devlet bütçeleri muvazeneli hale de getirilmelidir.

Muhterem arkadaşlar,

İste yukarıda hülâsaya çalıştığımız ve daha iktidarımızın ilk progra­mında yer almış bulunan bu esasların altı seneye yaklaşan tatbikatında

ne muazzam neticeler verdiğini, bu neticeleri elde etmek için ne kadar müşkül merhalelerin katedilmiş olduğunu tebarüz ettirmek isteriz. Mil­letçe kalkınmamız, medenî ve ileri bir cemiyet haline gelebilmemiz hu­susunda yıllardır sarfedegelmekte olduğumuz bunca gayretler memle­ketin her köşesinde sayısız eserler vermiş ve asıl mühim olarak yapıl­mış envestismanlarm fevkalâde ehemmiyetli olanlarının tamamiyle id­râki pek kısa bir zaman meselesi haline gelmiştir. Teslim edilmelidir ki, bütün bunlar aziz milletimize hizmet yolunda iktidarımıza vicdan hu­zuru içinde olmak hakkını verir. Ancak programlarımızı tamamen ta­hakkuk ettirmiş olduğumuzu ve birinci plândaki hedeflerimize ulaştı­ğımızı iddia edemeyiz. O halde demek oluyor ki, gayretlerimiz bütün kuvvetiyle devam edecektir.

Bu bakımdan, şimdi yeni bir hükümetin kurulması münasebetiyle ic­raat ve faaliyetlerimizin yeni bir merhalesine intikal etmekte olduğu­muzu kaydedebiliriz, bu yeni merhalede bir taraftan memleket ölçü­sünde muazzam bir kalkınma hamlesinin doğurduğu içtinabı müşkül ve hattâ ekseriya gayri kabil bir takını sıkıntıların ve aksaklıkların izalesi hususunda acele ve azimli tedbirler üzerinde durulacak, diğer taraftan imkânların müsaadesi nisbetinde daha ileri hamleler yapıla­caktır.

Memnuniyetle beyan edelim ki, memleketimizin içtimaî ve iktisadî is­tikbalini inşaya masruf olarak bugüne kadar ele alınmış bütün yatırım­larımızın aksamadan tamamlanması teminat altındadır. Böylece hem milletçe nisbî bir refah seviyesine bir an evvel ulaşmamız hem de mev­cudiyetimizin muhafaza ve dahil bulunduğumuz müdafaa camiasına karşı da taahhütlerimizi yerine getirmeyi mümkün kılacak modern bir orduya kendi imkân ve kaynaklarımıza dayanarak sahip olabilmek gi­bi milletçe en büyük bir bahtiyarlık teşkil edecek mukaddes bir gaye­yi elde etmemiz tahakkuk yolunda bulunuyor.

Muhterem arkadaşlar,

Biraz evvel işaret ettiğimiz gibi, yatırım faaliyetlerimizin yanında hal­kımızın ihtiyacı olan câri istihlâk maddelerine, sınaî ham maddelere, yedek parça vesaireye daha geniş nisbetlerde tahsisler ayırmak sure­tiyle bazı maddeler üzerinde duyulan sıkıntıları süratle bertaraf et­mek kararındayız.

Envestismanlarımız, halkımızın ihtiyacı olan maddelerin tedariki hu­susu karşılıklı olarak gözönünde bulundurulmak suretiyle mutlaka ayarlanacak ve her halü kârda yüksek Meclisin takdir ve tensip bu­yuracağı seviyelerde kalkınma ve bayındırlık işlerimize ehemmiyetle devam olunacaktır.

Muhterem arkadaşlar,

Böyle bir politikanın istihsali artırmak yolu ile madde ve mal bolluğu yaratmak mevzuunda asıl mühim devamlı neticeler vermek ve fakat uzunca vadeli olan tedbirlerimiz yanında istihlâk maddeleri ihtiyacını karşılamak hususundaki müessiriyet ve ehemmiyeti de aşikârdır. An­cak tecrübeler bunun da kâfi olmadığını göstermiş bulunuyor. Bu iti­barla bilhassa sebepsiz ve haksız fiyat yükselişlerini behemehal önle­mek, ihtikâr ve karaborsayı şiddetle tenkil etmek için gereken   bütün tedbirleri alacağız. Hattâ icap ederse bu maksatla hususî mahkemeler ihdas etmek kararında olduğumuzu da açıkça ifade ederiz.

Yine bu cümleden olmak üzere umumî hayatımızın her türlü suiisti­mallerle şiddetle mücadele etmek başlıca vazifemiz olacaktır.

Bütün bu hususlarda yüksek Meclisin bize zahir olacağında hiç şüphemiz yoktur.

Arkadaşlar,

İktisadî mahiyette mevzulardan olarak şunlara da temas etmek ye­rinde olacaktır.

Hususî teşebbüs sektörünün günden güne inkişaf etmekte olduğunu nazarı itibare alarak, bu inkişafı daha sür'atli ve emniyetli bir şekilde teşvik etmek maksadiyle İşletmeler Vekâleti yerine bir Sanayi ve Maden Vekâletinin kurulması lüzumuna kani bulunuyoruz.

Bunun gibi, yine bir rasyonalizasyon mevzuu olarak çok geniş adımlar atmak suretiyle daha bugünden büyük ehemmiyet kazanmış olan ener­ji işlerimizi de bir kül olarak sevk ve idare edebilmek maksadiyle ayrı bir Vekâlet kurulmasının lüzumu üzerindeki tetkiklerimiz yakında bir neticeye bağlanacaktır.

Yabancı memleketler ekonomileriyle şimdiye kadar tesisine muvaffak olunan samimî münasebet ve işbirliğini genişletmek ve takviye etmek yolunda yürüyeceğiz. Bu meyanda Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanu­nundan bugüne kadar alman neticelerden daha ileri neticeler elde edi­lebilmesi için durmadan gayret sarfedeceğiz.

Petrol Kanununun tatbiki ve neticeler elde edilmesi hususu da samimi­yetle ve büyük bir dikkatle takip olunacaktır.

Çok muhterem arkadaşlar

Ekonomik sahanın dışında idaremizi islâh yolundaki yeni birtakım tedbirleri de lüzumlu görmekteyiz. Bu hususun hukuka ve mevzuata taallûk eden cihetleri bulunduğuna da işaret etmek isterim.

Evvelâ idare cihazımızı ehemmiyetle ele almak ve onu sür'atle işler, halkımızın hizmetine en iyi şekilde intibak eder bir tekemmüle eriştir­mek istiyoruz. Bu hususla alâkalı olarak emeklilik müddetinin, daha evvel olduğu gibi, otuz seneye çıkarılmasını, bâzı menfî tesir ve telâk­kileri de önleyeceği ve mevcut ise bir huzursuzluğu ortadan kaldıracağı için, faydalı görmekteyiz.

Mevzuatımızdaki tâdil tasavvurlarımıza gelince: Uzun zamandan beri bahis konusu olan Anayasa tâdilleri için hazırlıklara başlanması ve 1958 seçimlerinden evvel behemehal bu tâdillerin tahakkuk ettirilmesi lâzımdır, kanaatindeyiz.

Seçim Kanununda intizamı temin ve vatandaş rey ve arzusunu daha iyi tahakkuk ettirmek mülâhazası ile yapılmış olan son tadilâtın lü­zumsuzluğu yanında türlü menfî tesirlere yol açmış bulunduğu görül­düğünden bu mahzurun da ortadan kaldırılmasına teşebbüs edeceğiz.

Bu hususta maruzatımıza son verirken, neşren vâki olacak isnat ve ha­karet mevzuunun ispatını mümkün kılmak üzere Riyasete tevdi edil­miş olan muhtelif kanun tekliflerinin yüksek heyetinizce tetkikinden sonra en isabetli karara varılacağı kanaatinde olduğumuzu ilâve et­mek isterim.

Haricî siyasetimize gelince: Haricî siyasetimiz şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da müşterek emniyet ve topyekûn sulh esaslarına istinat edecektir. Sulh ve emniyet cephesinin müdafaasını sağlamak üzere dahil bulunduğumuz ve kurduğumuz mıntakavî müşterek mü­dafaa paktlarının gittikçe daha kuvvet bulmasına matuf gayretleri­mize hızla devam edeceğiz. Bu maksatla bir yandan Birleşmiş Milletlerdeki yapıcı faaliyetimize devam ederken diğer taraftan da, kurucu­larından bulunduğumuz Balkan Paktı ile Bağdad Anlaşmasının her an biraz daha inkişafına çalışacağız.

Dış siyasetimizden bahşederken milletimizin üzerinde büyük bîr has­sasiyetle durmakta olduğu Kıbrıs meselesinden bahsetmemeğe imkân yoktur. Bu mesele hakkındaki görüşlerimizi olduğu gibi muhafaza et­mekte olduğumuzu, herhangi bir yanlışlığa mahal bırakmamak üzere burada açıkça ifade etmek isteriz.

Geçen yıl iştirak ettiğimiz Bandung Konferansı neticesinde Asya-Amerika camiası içinde alacağımız mevkiin icaplarını, imkânlarımız nisbetinde ve samimî surette yerine getirmeğe çalışmaktayız. Bir taraftan bu vazifeyi yaparken diğer taraftan da öteden beri ehemmiyetli bir uz­vu bulunduğumuz Arap camiası içindeki rolümüzün daima daha kuv­vetli bir şekilde devamına ihtimam etmekteyiz. İşte bu suretle, dış siya­setimiz, dünya sulhunun menfaatine olarak, Avrupa ile Asya ve Ame­rika arasında telif edici ve uzlaştırıcı bir hüviyet arzetmekte bulunu­yor. Dış siyasetimiz hakkındaki bu kısa izaha son verirken bütün dost ve müttefiklerimizle ve bu beyanda bilhassa Birleşik Amerika ve İn­giltere ile olan sıkı münasebetlerimizi ve işbirliğimizi daima kuvvetlen­dirmekten de geri kalmayacağımızı arzederim.

Aziz arkadaşlarım,

Bütün bu izahlardan anlaşılacağı üzere huzurunuzda arzettiğimiz bu program, ana hatları ve umumî istikameti itibariyle, doğrudan doğru­ya iktidar partisi programında tebarüz eden tefekkür sisteminden ve memleket görüşünden mülhem olan eski programlarımızdan farklı değildir. İktidara mensup olup yüksek Meclisinizin çok büyük bir ek­seriyetini teşkil eden milletvekili arkadaşlarımızın 1950 senesinden beri tasviplerine mazhar olan hükümet programlariyle bu yeni program arasındaki başlıca fark, zamanın icabı olan birtakım zaruretleri ve bu­gün ulaştığımız merhalede yeniden yeniye tebarüz eden bâzı ihtiyaç­ları sür'at ve muvaffakiyetle karşılamak için, tatbik sahasında alaca­ğımız birtakım yeni tedbirleri ihtiva etmesindedir.

Programımızı yüksek tetkik ve tasviplerinize sunarken, başarılarımız ve hatâlarımızla birlikte huzurunuzda bulunduğumuzu da derin say­gılarımızla arzeyleriz.

Büyük Millet Meclisinin bugünkü müzakereleri 16 Aralık 1955

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Refik Koraltan'ın riyasetinde toplanarak hükümet programını müzakere etmiştir.

İlk sözü Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grupu adına Malatya Mebusu İsmet İnönü almıştır.

Eski hükümetin istifasına müncer olan münakaşaların malî ve ikti­sadî siyaset yüzünden çıktığını ifade ile söze başlayan İsmet İnönü de­vamla, «Garblı mânası ve prensipleriyle demokratik rejim ve çok par­tili siyasî hayat Türkiye'de kurulabilir mi? Yerleşebilir mi?» sualinin bir şüphe konusu olduğunu söylemiş ve şöyle devam etmiştir:

«Benim kanaatimce son olaylar demokrasiyi kat'ı olarak selâmete çıka­racak bir istikamete bizi yöneltmiştir.»

Hatip devamla demiştir ki:

«Bir bakıma hadiseler muğlâktır. Gam değil, cemiyet olaylarının pürü­zü ve muğlâk olması asıldır. Ehemmiyetli olan, demokrasiyi koruyacak başlıca vazife sahiplerinin, yani bugünkü durumda Büyük Millet Mec­lisindeki bağımsız veya iktidar ve muhalefete mensup milletvekillerinin çetin vazifeleri ifa edecek kararda olmalarıdır. Milletimiz içinde her ne­silden ve her meslekten büyük bir vatandaş kitlesi zaten bu azimdedir. Bu hal, güçlükleri yenmek için çok ümit vericidir.

Türklerin sert görünen siyasî çekişmelerini, Büyük Millet Meclisinin bütün milleti farksız olarak düşünen tedbirleri sayesinde halledebilme­leri, milletimizin kendine güvenini ve devletimizin kuvvetini ve itibarı­nı çok yükseltecektir.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, iktisadî ve siyasî huzuru tesis et­meğe çalışacak, güvenilir, ciddî hamleleri yürekten beklemek kararın­dayız.»

İsmet İnönü bundan sonra malî ve iktisadî siyaseti kendi görüşü zavi­yesinden tahlil ve tenkid etmiş, takip edilmiş olan yolun hatalı ve mah­zurlu olduğunu ileri sürmüş, iktisadî kalkınma dâvasını, yani ziraatta gelişme, sınaî sahada bir an önce teçhiz edilme, memleketin imarında eksikliklerini ve ulaştırma vasıtalarını tamamlama, tabiat zenginlikle­rimizi işletme ihtiyacım takdir ve bu ihtiyaçları mutlaka karşılamağa lüzum duymayan olmadığını, ancak meselenin ehemmiyetinin amelî olduğunu söylemiş ve plân mevzuu üzerinde durmuştur.

İsmet İnönü tenkidlerine devamla ithalât ve ihracat maddeleri fiyatla­rının yüksekliği, dış ticaret muvazenesi, yedek parça ihtiyacı mevzuları üzerinde de durmuş, hücumlarım bilhassa Hükümet Reisinin şahsına tevcih etmiştir.

«Anayasa tadili dahil olarak demokrasiyi bütün teminatı ile tahakkuk ettirmek onuncu Büyük Millet Meclisine nasip olmalıdır» diyen İsmet İnönü, Seçim Kanununu da tenkid etmiş, hâkim teminatı bahsine de

temas ettikten sonra 6-7 eylül hadiseleri ve örfi idare tahkikatı üzerinde de uzun uzadıya durmuş, dış politika mevzuundaki sözleri arasında şöy­le demiştir:

«Biz dış politikada NATO ittifakının sadık âzası olmak ve Orta-Doğuda İngiltere ve Amerika ile sulhu korumakta işbirliği yapmak siyasetini inanarak takip ediyoruz. Bağdad Paktı ile Orta-Doğu siyaseti bir sis­tem haline gelmeğe başlamıştır. Bu sistemin işlemesi ahden NATO'daki vecibelerimize bağlıdır. NATO tertibi demokrasi cephesinin temel taşı­dır. Garbı Almanyanın iltihakı ile kesin bir ehemmiyet kazanmıştır. NATO içinde Almanya meselesi Ötedenberi saflar arasında başlıca ihti­lâf konusu idi. Son zamanlarda heyecanlı dikkatler tekrar burada top­lanmıştır ve bugün ümitler kritik nokta üzerinde sallanmaktadırlar.

Cenevrede temmuzda toplanan zirve seviyesinde konferanstan maddî olmaktan ziyade ruhî olarak geniş bir yatışma ve âti için ümitlenme ha­vası yayılmıştı. Kasım sonundaki Vekiller konferansında ümitler kırıl­mış, hattâ son zamanlarda soğuk harp dalgaları artmıştır. Bununla beraber senelerden beri garp cephesindeki çalışmalar nihayet Almanya-nın silâhlanmasına imkân vermiş ve bu silâhlanma başlamıştır, siyasî neticesizlik buhranı yanında askerî kuvvetlenmenin kıymeti göze çarpı­yor. Eğer bu hal yakın bir patlamaya sebep olmazsa sulh cephesi kuv­vetlenmiştir.»

İsmet İnönü bu mevzudaki beyanları arasında Balkan Paktı ve Kıbrıs mevzularına da temas etmiş, devamla şöyle demiştir:

«Kıbrıs bizim hayatî emniyet mevzuumuzdur. Vaktiyle de bu hayatî se­bep ile İngütereye bırakıldı. Bugün gene bu hayatî ihtiyaç onun İngil­tere elinde bulunmasını icap ettirdiğine kaniiz. Bu hudutlar içinde bir hal çaresini İngilterenin nasıl bulacağını yakından endişe ile takip edi­yoruz.

Orta Doğuda Arap âleminin büyük kısmının Bağdad Paktına aleyhtar olmasına teessüf ederiz. Hele Suriyenin bizden uzak ve bize karşı olma­sının sebebi anlaşılır bir gaflet değildir.

Orta Doğuda Arap - İsrail sulhu temin edilmedikçe hiç birşey yapılmış olmaz, güç mesele hudutlar üzerinde anlaşmayı temin etmektir. Bun­dan sonra muhacirler derdi hal yoluna girebilir. Ondan sonra sulhun ve emniyetin müşterek bir tertibe bağlanmasına Amerikanın meyil gös­terdiğini işitiyoruz. Bu iyi bir ihtimaldir. Herhalde farksız olarak bütün alâkalılara hi£ bir sebeple kuvvete müracaat edilmemesinin iyice anla­tılması icabeder.

Bağdad Paktına Pakistanın ve İranın katılması ile bu pakt ehemmiye­tini ve tesir sahasını genişletmiştir. Tabiî ilk ağızda Türkiyenin mesu­liyeti de pek ziyade genişlemiş oluyor. Amerikanın iştiraki ve NATO ile müşterek işleme imkânı tahakkuk etmedikçe esaslı bir açık vardır.»

İsmet İnönü devamla dış politika bahsinde prensiplerde hükümetle be­raber olmakla beraber metodlarını tasvip etmediğini kaydederek bu hu­susta da tenkidlerde bulunmuştur.

Hatip tekrar örfi idare mevzuları üzerinde durduktan sonra hükümet programına dönmüş ve programın bir deva getirmediğini ifade etmiş-

tir. Beyanatının sonunda tekrar anayasa bahsine temas eden hatip, anayasa tadilâtı için önce bir ilmî komisyon kurulması lâzım geldiğini söylemiş, ayrıca hangi eksik ve ihtiyacı karşılamak için anayasa tadi­line gidilmek istendiğinin de hükümetçe belirtilmesini istemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı programda maariften ve üni­versiteden bahsedilmediğini söyliyerek bunu da tenkid konusu yapmış, konuşmasına hükümete ademi itimad reyi vereceklerini bildirerek son vermiştir.

Cumhuriyetçi Millet Partisi Meclisi Grupu adına konuşan Kırşehir Me­busu Osman Bölükbaşı, Başvekil Adnan Menderes'in eski hükümetle­rin neden çekildiği ve eski hükümete dahil bulunan bir kısım Bakanla­rın hangi sebeplerle yeni hükümetin kadrosu dışında bırakıldığı husus­larını açıklamadığını ifade ettikten sonra, Başvekilin aynı zamanda Millî Müdafaa Vekâletini üzerine almasının anayasaya aykırı bulundu­ğunu iddia etmiş ve böylece daha kuruluşunda anayasaya muhalif bir hareket tarzı ihtiyar eden yeni hükümetin itimada mazhar olamıyacağı mütalâasını ileri sürmüştür. Osman Bölükbaşı, bundan sonra birinci Adnan Menderes hükümeti ile yeni Menderes hükümetinin programla­rını mukayese ederek sözlerine şöyle devam eylemiştir:

«Görülüyor ki, hükümet programı, memleketin içinde bulunduğu fiilî ve hukukî şartların İslah ve tadilini sağlıyacak ciddî tedbirleri ihtiva etmekten çok uzaktır. Bilinen bir hakikattir ki, iki mayıstan sonra mev­cutlara ilâveten çıkarılan ve değiştirileceklerine dair yeni programda bir vaade rastlanmıyan anti-demokratik kanunlar ve bunların tatbika­tına hâkim olan zihniyet memleketi 1950 de devralman noktadan daha geriye götürmüştür.»

Daha sonra, iktisadî vaziyete temas eden Osman Bölükbaşı, hüküme­tin memleketin malî imkân ve takatini görmeksizin icraata başladığını, gaye ve imkânlar arasında bir ahenk sağlayamamış olduğunu, hâdise­lere bir istikamet vermekten ziyade hâdiselerin peşinden sürüklendiğini iddia etmiş, dış politika konusunda iktidarla aralarında gaye ve pren­siplerde bir görüş farkı olmadığını, başta Amerika ve İngiltere olmak üzere müttefiklerimizle sıkı münasebetler tesisine ve bunların idamesi­ne samimiyetle taraftar bulunduklarını, Kıbrıs meselesinde görüşümü­zün değişmemiş olmasını memnuniyetle karşıladıklarını beyan eyle­miştir.

Osman Bölükbaşı netice olarak yeni hükümete güvensizlik oyu verecek­lerini kaydederek sözlerini bitirmiştir.

Demokrat Parti Meclis Grupu adına söz alan Erzurum Mebusu Baha­dır Dülger, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü'nün hükümet programı üzerinde durmıyarak daha ziyade 6-7 eylül hâdise­leri dolayısiyle Meclise verilmiş olan bir istihzan takriri karşısında hü­kümete hitap edermiş gibi beyanda bulunduğunu, ayrıca bu konuşma­sında programdan ziyade Başvekil Adnan Menderes'in şahsını bahis mevzuu ettiğini söyledikten sonra hükümetin programı üzerinde dura­rak şöyle demiştir:

«Bu program 5,5 seneden beri tatbik mevkiinde olan Demokrat Parti hü­kümetleri programlarının, temel fikirler itibariyle bir devamı, fakat onların yaşadığımız günlerin ve bu günlerde müşahede edilmekte olan ik­tisadî ve içtimaî inkişaflara muvazi tadillerini de ihtiva eden bir deva­mıdır.

1950 den beri, gelip geçen Demokrat Parti hükümetlerinin faaliyet prog­ramlarını bir kül olarak mütalâa ve tetkik etmekte faide vardır. Çün­kü bu programlar, iktidarın el değiştirmesinden sonra, ihtiva ettikleri esaslar ve bu esasların tatbik şekilleri bakımından memleketin iktisadî ve içtimaî bünyesinde derin inkılâplar yaratmağa muvaffak olmuş, ya­pıcı, başarıcı ve her mânasiyle muvaffak programlardır. Bugünkü Tür­kiye maddî ve manevî manzarasiyle ihtiyaçları, telâkkileri, düşünüşleri, iktisadî ve içtimaî meseleleriyle bundan beş sene evvelki Türkiyeye na­zaran büyük değişiklikler arzediyor. Biz bu değişiklikleri, elde edilen mesut neticeleri ve bu neticelere tabiaten bağlı olan türlü mudil mese­leleri, Demokrat Partinin ana programı ile mutabakat halinde bulunan ve ihtiva ettikleri yapıcı esaslar bakımından birbirinin bir devamından ibaret olan Demokrat Parti hükümetleri programlarına medyun bulu­nuyoruz.

Bu programların başka bir hususiyeti de tatbike konuldukları andan itibaren birer hükümet programı halinde kül olarak veya içinde yaşa­nan seneye ait olduğu kadar, gelecek senelere de sirayet eden teferru­atlı tatbikat programları hüviyetinde, bütçe olarak, yüksek meclisini­zin müteaddit defalar tasvibine arzetmiş olmalarıdır. 1954 umumî se­çimlerinde, yüksek meclisinizin tasvibi ile kuvvetlenmiş olan bu prog­ramlar bütün neticeleriyle aziz milletimizin reyine arzedümiş bulunu­yordu. Seçim neticeleri, Demokrat Parti hükümetleri programlarının her sahadaki tatbikatı ile, aziz milletimizin tasvip ve takdirine mazhar olduğunu isbat etmiş bulunuyor.»

Bahadır Dülger, bundan sonra, Adnan Menderes hükümetleri devrinde Türkiyede başarılan ziraî kalkınmanın azametini belirtmiş, D. P. nin ik­tidara gelmesinden sonra Türkiyenin bu sahada yepyeni bir hüviyete, yepyeni bir karaktere kavuştuğunu, iktisadî «nazlanmanın ziraî kal­kınma hamlesini ikmal ettiğini ve buna muvazi olarak iktisadî ve içti­maî bünyesiyle değişen Türkiyede, tabiî olarak her sahada mudil mese­lelerin ortaya çıktığını, zorlukların da bundan tevellüt ettiğini izah et­miştir. Bahadır Dülger devamla demiştir ki:

«Durumun bu şekilde inkişafı, iktidarı bir hizmet yeri, sıkıntılara ve mesuliyetlere mal olduğu kadar, hizmet sahiplerine eşsiz şerefler de ka­zandıran bir makam olarak kabul etmeyenlerin vicdanında derin akis­ler bırakmakta ve onları menfi görüşlere ve görünüşlere sevketmektedir.

Her türlü istihsalin arttırılması yolunda teşviklere mazhar olmamış, bu sahada hükümetlerinden yardım görmemiş olan eski Türkiyenin bu çeşit meseleleri yoktu, olamazdı, olmamıştır. Onun için istihsal ettiği kadar satan, sattığından elde ettiği dövizlerle ancak carî ihtiyaç mad­delerini temin eden ve böylece istihsal ve istihlâk seviyelerinde seneler­ce en ufak bir inkişaf göstermeden, nüfusunun büyük ekseriyetini ne­batî bir hayat yaşamağa mahkûm eden Türkiyeyi idare etmek çok ko­laydı, o Türkiyeyi idare etmiş olanlar, bugünkü Türkiyenin hayat me­seleleriyle karşı karşıya gelmekten derin bir haşyet duymaktadırlar.

Biz muhalefetin, Türkiyenin kalkınma hamlesi karşısındaki infialini ve heyecanını böyle görüyor ve böyle izah ediyoruz.»

Bundan sonra programın diğer bahislerini tahlil eden hatip, dış politi­ka mevzuunda da durarak Bağdad ve Balkan Paktlarının inkişafı gay­retlerinin memnunlukla karşılanacağını, Kıbrıs meselesinde Türk gö­rüşünün aynen muhafaza edilmesinin de memnuniyet verici bir müşa­hede teşkil ettiğini belirtmiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Demokrat Parti Meclis Grubu adına tafsil ve izah etmeğe çalıştığım hükümet programının umumî hatlarını esas itibariyle millî ihtiyaçlara uygun, şayanı kabul ve itimat gördüğümüzü burada açıkça ifade etme­liyiz, program tatbikatının, sade hükümeti grup karşısında mesul eden değil aynı zamanda Demokrat Parti Meclis Grubunu, Türk umumî ef­kârı karşısında ilzam eden bir hususiyet arzedeceğine, sözlerime son verirken, bilhassa işaret etmek isterim. Demokrat Parti Meclis Grubu bu düşünce ile hükümet programına itimat reyini izhar ederken, prog­ramın tatbikatına hassasiyetle nigehbân olmak azim ve kararını da be­raberce ifade etmeyi yerinde buluyor.»

Bahadır Dülgerin konuşmasından sonra meclis, çalışmalarına 15 daki­ka ara vermiştir.

İkinci celse açıldıktan sonra ilk sözü alan Kocaeli Mebusu Ekrem Alican iktisadî ve malî mevzular üzerinde tenkitlerde bulunmuş, bunu Ko­caeli Mebusu Turan Güneş'in programın hukukî ve siyasî cephelerden tenkidi takip etmiş, Ağrı Mebusu Kasım Küfrevi ise bundan evvelki De­mokrat Parti hükümetleriyle bu seferki hükümet programlarını mu­kayese ederek ve bilhassa üniversite mevzuu üzerinde tenkitlerde bu­lunmuştur.

Bundan sonra Başvekil Adnan Menderes söz almış ve tenkidleri geniş ve etraflı bir şekilde cevaplandıran bir konuşma yapmıştır. (Başvekilin konuşması ayrı bir haber olarak bültenlerimizde verilmektedir.)

Başvekil Adnan Menderes'in konuşmasından sonra, kürsüye gelen Dev­let Vekili Celâl Yardımcı, muhalefet tarafından ileri sürülen üniversi­telerin muhtariyetine halel geldiği hakkındaki iddiaları cevaplandıra­rak, kendisinin Maarif Vekili olarak vazife gördüğü sıralarda üniversite muhtariyetinin asla zedelenmediğini ifade etmiştir. Daha sonra Kırşe­hir Mebusu Osman Alişiroğlu, kabinenin kuruluşunu ve kuruluş şekli­ni tenkid etmiştir.

Antalya Mebusu Kenan Atananlar, hükümet programının eksiksiz ol­duğunu tebarüz ettiren bir konuşma yapmış, Manisa Mebusu Hikmet Bayur ise programın iktisadî bölümleri üzerinde durarak fikirlerini serdeylemiştir.

Tekrar söz alan Halk Partisi Genel Başkanı Malatya Mebusu İsmet İnönü, bir konuşma daha yaparak Başvekil Adnan Menderes'in konuş­masına cevaben iddialarını tekrarlamış bilhassa dış politikamız ve örfi idare hususları üzerinde durmuştur.

İsmet İnönü'nün konuşması sonunda müzakerenin kifayeti takrirleri okunarak kabul edilmiş, ayrıca reis meclis müzakerelerinin gazeteler­de intişarının temini hakkında verilen bir takrir mevcut olduğunu, fakat anayasanın 20 nci maddesinin sarahati karşısında bu takririn reye konulmasına dahi lüzum olmadığını belirtmiş ve müzakereler bitmiş olduğu için hükümete itimat reyinin toplanmasına geçilmiştir.

Tasnif sonunda reis, 456 mebusun reye iştirak ettiğini ve hükümete 58 redde karşı 398 reyle itimat beyan edilmiş olduğunu bildirmiştir.

Müteakiben alkışlar arasında kürsüye gelen Başvekil Adnan Menderes, şu cümlelerle Büyük Millet Meclisine teşekkürlerini ifade etmiştir:

«Çok muhterem arkadaşlarım, göstermiş olduğunuz büyük iltifat ve itimattan dolayı cümlenize nâçiz şahsım ve kabine arkadaşlarım adına en derin şükranlarımızı arzederim. Bu iltifat ve itimadınıza lâyık ola­bilmek için açık kalan taraflarımızı kapamak ve geceyi gündüze kata­rak daha büyük bir gayret ve şevkle çalışmak azmindeyiz. Allah bizi muvaffak eylesin.»

Büyük Millet Meclisi, pazartesi günü saat 15 de toplanmak üzere gece yansı bugünkü oturumlarına son vermiştir.

Başvekil Adnan Menderes'in Büyük Millet Meclisindeki beyanatı:

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün Büyük Millet Meclisinde hükümet programı üzerinde ileri sürülen mütalâaları cevaplandıran konuşması­na, daha çok Cumhuriyet Halk Partisi namına yapılmış olan tenkidler üzerinde duracağını, çünkü bu konuşmanın hem diğer tenkidleri de ih­tiva ettiğini, hem de tenkidler arasında en sertini teşkil etmekte bulun­duğunu belirtmekle başlamıştır. Bundan sonra hükümet programı mü­nasebetiyle yapılmış olan tenkidlerin program çerçevesinde kalmadığı­nı belirten Başvekiİ Adnan Menderes, Halk Partisi Genel Başkanının tenkidlerinde iki vasıf gördüğünü, bunlardan birinin tahripkâr vasıf, diğerinin ise bütün bir politikayı, programı ve partiyi vahide irca edip şahsîleştirmek olduğunu söylemiştir.

Başvekil Adnan Menderes şöyle devam etmiştir;

«Takip edilen politika, prensipleriyle, programiyle ve hükümet icraatiyle apaçık parlâmentonun tasvibine mazhar olmuştur. Hattâ partinin vücude gelmesiyle beraber programı da milletçe tasvip edilmiş ve 1950 seçimlerinde Demokrat Parti bir ümit olarak iktidara getirilmiştir. 1954 seçimlerinde ise, dört senelik icraatı muhakeme edilip mizana vurul­duktan sonra yine onun iş başında kalması milletçe tensip olunmuş, müteakiben yine parlâmento huzuruna hükümet programı ile gelmiş, geçen seneki bütçesi bütün fasıllarıyle, teferruatiyle meclis komisyonla­rında tetkik edilmekle kalmamış, Büyük Millet Meclisinin, efkân umumiyenin huzurunda da tetkik ve tasvip edilmiştir. Vaziyet ve manzara böyle iken tenkidlerde Adnan Menderes'i tek bir adam olarak ele ala­rak yalnız ondan bahsetmek caiz değildir. Bundan sonraki konuşmala­rında, hususî maksatlarla politikayı şaösileştirecek yerde gayri şahsî

olarak bizzat politikanın kendisini tenkid etmeleri yerinde olacağını ifade etmek isterim.»

Başvekil Adnan Menderes bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi Ge­nel Başkanının bilhassa dış politika mevzuunda tahripkâr hücumlar yaptığını ifade ederek konuşmasına şöyle devam etmiştir:

«6-7 eylül hâdiselerinden öylesine bahsetti ve bu hâdiseleri öylesine takdim etti ki, bunun üzerinde ehemmiyetle durmayı vatan menfaat­lerini müdafaa etmek mânasına almak lâzım gelir. Herkes bilmez, bi­zim birbirimizi vurmak için, birbirimizi kötülemek için, şakacıktan hâ­diseleri tahrif etmekte olduğumuzun herkes farkına varmaz, bu söyle­nen sözleri ciddiye alırlar ve bütün vehametiyle aleyhimizde kullanma­ya kalkışırlar. Söyledikleri iddia olsun, şayia olsun külliyen asıl ve esas­tan âridir. Bu sözlerini kemali ciddiyetle red etmek mecburiyetinde ol­duğum için özür dilerim ve bundan dolayı çok müteessifim.»

Başvekil Adnan Menderes İstanbul Valisiyle bir takım tertiplere girişlidiği yolundaki ifadeye temasla konuşmasına şöyle devam etmiştir:

«Herhangi bir Türk hükümetinin, mazide dahi olsa, böylesine tedbirle­re girişebileceği ihtimalinin bu meclis kürsüsünden hatırlara getirilme­sini bile çok vahim bir hâdise olarak kabul ederim.»

Başvekil Adnan Menderes, hiç bir aklî ve mantıkî esasa istinad etmiyen bu şayia ve iddiaları nefretle red ettiğini belirttikten sonra, Yunanistanla münasebetlerimiz mevzuuna geçerek İsmet İnönü'nün bu bahis­teki ifadelerinde bariz bir tezat bulunduğunu kayıt etmiştir. Başvekil daha sonra, İzmirde cereyan eden bayrak çekme merasiminin bu gibi ahvalde mutad beynelmilel teamüller icabı olduğunu söylemiş, nitekim geçenlerde Pakistanla Afganistan arasında da buna benzer bir hâdise dolayısiyle böyle bir merasim yapıldığını hatırlatmış ve demiştir ki:

«Bir tarziye ve tazmin hiçbir zaman küçültücü bir hareket değildir. Türk milleti gibi ahlâkî necabete ve uzun siyasî ananelere sahip bir milletçe, bir devletin bayrağı hakarete uğradığı takdirde o hakareti tazmin yolunda ihtiyar olunacak hattı hareketin tasvip edilmiyeceğini ve bunun bir tahrik vesilesi yapılabileceğini sanmak sureti katiyede hatalıdır.

Ben bu hâdise ile Türk devletinin, Türk hükümetinin, Türk milletinin haysiyetinin zerre kadar küçülmüş olduğu kanaatinde değilim, bilâkis kendi bayrağımıza her yerde ve her zaman gösterilmesi lâzım gelen hür­metin bu hareketle teyit edilmiş olduğu kanaatindeyim.»

Başvekil Adnan Menderes, İsmet İnönü'nün bazı Yunan gazetelerinin aleyhimizde neşriyatta bulundukları yolundaki sözlerine de temasla şunları söylemiştir:

«Bu gazetelerin hücumlarında esas teşkil eden temalar bugün maalesef bu kürsüden muhterem İsmet İnönü tarafından ifade edilmiş oldu, on­ların dedikleri ve demek istedikleri de budur. Bütün dünyanın, malûm düşmanlar hariç, bir komünist tahriki olarak kabul etmiş bulunduğu bir hâdiseyi Türk hükümetinin tertipgerdesi olarak dünyaya takdim etmek ve bunda büyük bir muhalefet partisinin reisi olarak şahidi adil parken tahribe gitmemek, hususiyle millî menfaatleri daima göz önün­de bulundurmak birinci derecede mühim olan bir esastır. Bu esastan İsmet Pasa inhiraf etmiştir. Vatan kendisinden bu hususta davacıdır.»

Dış politika bahsine geçen Başvekil Adnan Menderes, önce Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının «Demokrat Partinin maceracı ve tahrip­çi bir politika takip ettiği» yolundaki iddiasını ele almış, «Bu güzel va­sıflar karşısında biz de vaktiyle kendi takip ettikleri politikanın acze, zaafa ve rükûdete istinat etmekte olduğunu ifade etmekte kendimizi haklı görmekteyiz» demiştir.

Kıbrıstaki Türk menfaatlerinin müdafaasından bahseden İnönü'nün oniki ada üzerindeki jeopolitik alâkamızın nelerden ibaret olduğu hak­kında bir tek kelime söylemediğini ve kendisi memleket idaresini mesuliyetsiz olarak elinde bulundurduğu sıralarda oniki adanın bir elden başka bir ele intikal etmesini bir azcüzaaf içinde uğurlamaktan ve tes­cil etmekten başka hiçbir hareket göstermemiş olduğunu hatırlatmış «Eğer vaktiyle oniki adanın stratejik ve jeopolitik ehemmiyeti bakımın­dan bazı tedbirler alınmış olsaydı Kibrisin bugünkü durumu jeopolitik ve stratejik bakımdan bu derece ehemmiyet arzetmezdi» demiştir.

Başvekil, Demokrat Partinin dış politikasından esasta değil fakat me-todda ayrıldıkları Cumhuriyet Halk Partisi Başkanı tarafından ifade edilmiş olmasına rağmen tenkidlerin heyeti umumiyesi gözden geçiri­lince farkların esasa teallûk ettiği müşahede edileceğini, nitekim dev­letin mesuliyetleri genişlemiş olduğunu söylemenin metoda değil esasa taallûk eden bir keyfiyet olduğunu belirtmiş çift ölçü kullanmanın böy­lece insanı hataya ve haksız mevkilere düşüreceğine işaret ederek şöy­le demiştir:

«Eğer mesuliyetlerin genişlemiş olması emniyetin de genişlemiş olması­na bağlansaydı, bu derece haksızlık bulunmazdı, filhakika insan sade­ce mesuliyet alındığı tenkidini duyunca, Türkiyenin bu dış mesuliyetle­rinin sanki durup dururken arttırılmış olduğu zehabına varıyor, halbu­ki, hadise hiç de böyle değildir.»

Demokrat Parti iktidarından evvelki dış politikasında Türkiyenin, mesuliyetsiz olmak endişesiyle tecerrüt haline düşmüş olduğunu hatırla­tan Başvekil, millî iradeye ve umumî efkâra dayanmadığı için herhan­gi bir mesele çıkarmamak zaafı içinde rehavete ve ihtiyat namı altında zaafa ve acze giden Cumhuriyet Halk Partisi iktidarlarının dış politika­sından müşahhas misaller vererek demiştir ki:

«Metodda ve aslında fark vardır. Çünkü hakikaten o devir devam etmiş olsaydı, Korede kollektif emniyeti müdafaa eden Türkiye ile karşılaş­mak mümkün olmazdı, Korede kollektif emniyeti müdafaa etmek, tıpkı kendi hudutlarımızı millî mevcudiyetimizi müdafaa etmek mânasında idi. Şayet bugün kollektif emniyet namı altında bu müdafaa teşkilâtı vücude gelmemiş olsaydı, en ziyade tehlikeye maruz devlet Türkiye olurdu. Bunda hiçbir şekküşüphe yoktur. Bunu katiyetle söylüyorum. Çünkü Kore harbi münasebetiyle yapılan neşriyat ve bu çatı altında açılmış olan istizah, dediklerini, kendi sarih ifadeleriyle teyit etmiş bu­lunmaktadır.»

Başvekil Balkan Paktından bahsederken Yugoslavyanın, bu paktı askerî mahiyette telâkki etmemiş olsa bile, Birleşmiş Milletler Paktına is­tinaden kurulmuş olan NATO ve sulh severler devletler camiası tara­fına doğru teveccüh etmiş olmasının büyük bir kazanç telâkki edilme­si gerektiğini ifade etmiş, bunu küçümsemek istiyen zihniyete karşı geçmişin Balkan Paktının hatırlatılabileceğini, hattâ Sadabât Paktı namı altındaki bir takım teşebbüslerin bugünkü muhkem ittifaklarımız karşısında birer hevesten ibaret kaldığını belirtmek gerektiğini söyliyerek demiştir ki:

«Bugünkü Balkan Paktını beğenmiyen, Bağdad Paktını beğenmiyen, Türkiyenin NATO camiası içinde ehemmiyetli bir mevkii bulunduğunu kayda değer telâkki etmiyen zatın vaktiyle bu hevesler peşinde ve bu heveslerin zebunu olduğunu ifade etmek tenkidde düşmenin örneğini vermek demek olur.»

Suriyenin Bağdad Paktına neden girmediği yolundaki mülâhazalara ce­vap veren Başvekil bu kadar mühim teşekküllerin vücude gelmesinde ve tekâmülünde zamanın son derece esaslı bir unsur olduğunu tebarüz ettirmiş; bidayette sadece iki devlet arasında kurulmuş olan bu paktın aradan bir sene bile geçmeden altı devleti bir araya getirmiş olduğunu, İngilterenin de bunlar arasında bulunduğunu, Bağdad Paktı konseyi­nin ilk toplantısına önce sadece müşahit olarak iştirak edeceğini bildi­ren Amerikanın kararını süratle değiştirerek Bağdad Paktı konseyi ile doğrudan doğruya irtibat tesis ettiğini ve zamanı gelince pakta girme­ğe hazırlandığını hatırlatmıştır.

Başvekil demiştir ki:

«Eğer sergüzeştçi politika, tahrikçi politika, Bağdad Paktını yapmaksa hâdise ve hakikatin bunun tam tersi olduğunu ifade etmekte haklıyız, sanırım. Bizim Bağdad Paktını yapmamış, Balkan Paktı için çalışma­mız, NATO'ya dahil olmamız bir sergüzeşt ve tahrik politikası olarak nasıl vasıflandırılabilir? Burası muhtacı izahtır. Kore müşterek müda­faasına iltihakımız mı tahrikçiliktir? NATO'ya girmemiz mi tahrikçi­liktir? Bağdad Paktına girmemiz ve bu paktın mübeşşiri olmamız mı tahrikçiliktir?»

Başvekil, C. H. P. Genel Başkanının «siz bilmiyorsunuz, ben biliyorum» edası ile konuştuğuna dikkati çekerek hükümetin iç ve dış politikayı meclisten gizlemekte olduğu iddialarını reddetmiş, bu sözler bu kürsü­den böyle gelişi güzel sarfedildiği için de hükümetin dış politikasını ana hatlariyle belirtmek üzere Büyük Millet Meclisinin huzuruna ayrıca geleceğini söylemiştir.

Başvekil Adnan Menderes bundan sonra örfi idare mevzuu üzerinde du­rarak, örfi idarenin hükümetin elinde bir vasıta olduğuna dair ileri sü­rülen iddiaları cerhetmiş ve İsmet Paşanın elinden örfi idarenin düş­mediğini, 1948 yılma kadar memlekette örfi idarenin hâkim olduğunu, ondan evvel de takriri sükûn ve istiklâl mahkemeleri kanunlarının hü­küm sürdüğünü ifade eylemiş, örfi idarenin çalışmadığı hakkındaki id­diaların da varid olmadığını belirterek, altı bin mevkufun üç bine indi­ğini söylemiş, bu arada 1948, 47, 48 yıllarında yedi bölgede örfi idarenin devam ettirilmiş bulunduğunu da sözlerine ilâve eylemiştir. Örfi idaro mevzuunda herhangi bir lüzumsuz isticalin bazı haksız neticeler doğu­racağını tebarüz ettiren Başvekil, Örfi İdare Kumandanlığı    üzerinde

hükümetin hiç bir baskısı, tazyiki olmadığını, hâkimlerin ve Örfi İdare Kumandanlığının kendi takdirleriyle hareket ettiklerini bildirmiş, di­ğer taraftan Ankarada örfi idarenin kaldırılması talebinin nazarı dik­kate alınarak meselenin tetkik edileceğini beyan etmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, iktisadî ve malî mevzulara dönerek bu hu­suslarda ayrı ayrı düşündükleri için saflarının da ayrıldığını, kendileri­nin Halk Partisinin iktisadî politikasını beğenmediklerini, Halk Parti­sinin de elbet Demokrat Partinin takibettiği iktisadî politikayı beğen­meyeceğini söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:    ,

«Bütün işlerimizi milletin önüne serdik. Esasen görmemek istiyenler dahi, bu memlekette nereye giderlerse gitsinler, mutlaka Demokrat Parti iktidarının bir eserine başlarını vuracaklardır. Mütemadiyen bir plân meselesinden bahsediyorlar. Bu plân meselesi Demokrat Partiye hücum için bir silâh ve kılıç haline getirildi. Acaba kendilerinin zama­nında bir plân var mıydı?

Bu devletin bugün icraatında, devlet bütçesinde, iktisadî devlet teşek­küllerinde, devletin içinde çalışan organlarda, heyetlerin âtiye muzaf olan tetkiklerinde daima bir plân vardır ve devletin gideceği yol tesbit edilmiş bulunmaktadır. Bu plân bahsi yarın bütçe komisyonlarında tet­kik edilmeye başlanacaktır. Mütemadiyen, plân yok", diyorlar ve bu sözün tesiri altında şimdiye kadar yapılmış olan tesislerin kıymetle­rini bertaraf edeceklerini sanıyorlar. Adapazarı şeker fabrikası, iktisadî kaideyi mucip değil midir? Kayseri şeker fabrikası, Afyonda yapılmakta olan çimento fabrikası, akla gelen gelmiyen binlerce iş faidesiz midir? Bunların acaba hangisi plânsız ve verimsizdir. Hangisi millî ekonomiye uygun değildir? Zararlıdır? Bunları tasrih etsinler, şunu veya bunu in­şa etmek yazık olmuştur desinler. O zaman işi müşahhas olarak ele alı­rız ve daha kolaylıkla konuşuruz. Böylece, umumiyetten kaçınmak ve bir takım ibhamlar altında hakikatleri gizlemek yoluna düşmemek mümkün olur.»

Başvekil, bu arada borçlanma mevzuuna da temas ederek, vatan sat­hında kurulan tesisler için yapılan dış borçlanmaların tenkid edilmek şöyle dursun, bu paraların nasıl bulunduğunun sorulmasının lâzım gel­diğini söylemiş, başlanan işlerin hepsinin bitirileceğini tekrar etmiş, borçların da behemehal ödeneceğini sözlerine ilâve etmiştir. Adnan Menderes bundan sonra şöyle demiştir:

«Bu salonda mevcut bulunan arkadaşlarımızdan, Halk Partili arkadaş­larımız da dahil, memleketin uzak köşelerinde yapılmakta olan işlerin, tesislerin hangisine itirazları vardır? Bunları açık olarak ifade etmek lâzım gelir. Van yoluna mı itiraz ediyorsunuz? Sarıyar barajına mı iti­raz ediyorsunuz? İstanbul limanına mı itiraz ediyorsunuz? Çimento fabrikalarına mı itiraz ediyorsunuz Hangisini hesapsız buluyorsunuz? Allah aşkına millet huzurunda söyleyin, bilelim. Bunlar yapılırken her­kes memnun. Hattâ daha da yapılsın diyorlar. Bir de nesillere yükle­mek meselesi ortaya çıktı. Hangi nesiller? Dünya atom devrine girdi. Bir defa dünyanın umumî gidişini takibetmek lâzım gelir. Millî ekono­miye yaptıkları yatırımları işba halinde bulunan memleketlerin bugün millî gelirlerinden yüzde kaçını kalkınma mevzulanna sarfettikleriyle

bizim gelirimizin yüzde kaçını aynı kalkınmaya sarfettiğimizi mukaye­se ederek konuşmak lâzım gelir.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra iktisadî sıkıntıların gideril­mesi için ne yapacaklardır? sualini cevaplandırmıştır.

Tedbirlerin kısa vadeli ve uzunca vadeli olarak ikiye ayrılmış ve bunla­rın programda ifade edilmiş bulunduğunu belirten Başvekiİ, şöyle de­miştir:

«Uzunca vadeli tedbirler, işte o iktisadî kalkınma diye ortaya konulan ne varsa bunların hepsidir, istihsal genişlemesine, madde bolluğuna, rahat yaşamaya götüren tedbirlerdir. Bir memlekette kömür istihsali 3 milyon tonda, elektrik istihsali nüfus başına 36 kilovatta, şeker is­tihsali 100 bin tonda, çimento istihsali 300 bin tonda, giyim eşyası ve daha diğer maddeler istihsali hep 1950 nin. düşük seviyelerinde kalırsa, o memlekette refahtan bahsetmeğe imkân yoktur. Böyle bir vaziyette belki muayyen yerlerde muayyen bir sınıf rahatça vakit geçirirdi. Hal­buki bugün, ete, ekmeğe, yiyeceğe ve giyeceğe, velhasıl bütün istihlâk maddelerine, vatanın bütün efradı, kudretleri nisbetinde iştirak etmiş bulunmaktadır. Halbuki dün, vaziyet hiç de böyle değildi. Ankaraya ge­len muhterem köylülerimizi, ana caddelerimizden geçirmezdiniz, polis­ler men ederlerdi.»

Başvekil, bundan sonra, dış ticaret açığı etrafındaki tenkidleri cevap­landırmış ve bu mevzuda şunları söylemiştir:

«Bana bir memleket gösterebilirler mi ki büyük envestisman, malî ve iktisadî kalkınma devrinde olup da dış ticaret açığı vermesin? Eskiden ticaret açığı vermemek kolaydı. Çünkü sattığımız kadar alacağız pren­sibine dayanan basit bir politikaları vardı. Eğer bu demokrasi devrinde bu politikayı biz devam ettirmiş olsaydık, işte asıl o zaman, vaidierinizi yerine getirmediniz lâfı haklı olarak söylenebilirdi.

Demokrat Parti kesin bir iktisadî kalkınmanın vaadcisi olarak iş başına gelmiştir. Biz, başka bir politikanın insanlarıyız, bizi beğenmiyebilirsiniz. Sizin düşünceleriniz, uzun senelerin tatbikatında şeklini ve man­zarasını almış bulunuyor. 1950 Türkiyesi, o manzarayı gösterir. Bugün­kü Türkiye ise, o Türkiyeden başkadır ve başka bir istikamete tevec­cüh etmiş bulunmaktadır. Bizim tediye muvazenesinde de açığımız var­dır. Elbette açığımız olacaktır. Eğer biz kendimizi sattığımız kadarını almak gibi senelik tahditlere mahkûm edecek olsaydık, 10 sene, 20 se­ne sonra dahi Türkiyenin bulunduğu yerden bir arpa boyu ileri gitme­si mümkün olmazdı. Fakat bizim politikamız bu değildir ve biz bunu açık olarak ifade etmekteyiz. Biz, yatırımlarımız sayesinde yarın çi­mento için, şeker için, mensucat için, buna mümasil daha birçok madde için harice para vermiyeceğiz. İç pazar, nüraütenahî genişlemektedir. 1956-1957 Türkiyesi, böyle bir manzaranın gereği gibi tecelli ettiği bir memleket olacaktır. O zaman yüksek seviyede bir muvazenenin teessüs etmeğe başladığını görecekler ve inşallah sevineceklerdir.

Başvekil, daha sonra, memleketimizin dıştan aldığı ve dışa sattığı mal­ların umumî yekûnunun yüzde 95-97 sinin 1 dolar müsavi 283 kuruş üzerinden hesabı yapıldığını, bu bakımdan bazı zenginlerin Avrupaya

seyahate gitmesi veyahut meselâ narenciye gibi bazı maddelerin teşvik için imtiyazlı alış verişi gibi mahdut hallere inhisar eden farklı fiyatın yüzde 95-97 nisbetinde doların 283 kuruşu üzerinden alınıp satılmakta olduğu hakikatini perdeliyemiyeceğini kaydetmiş, enflasyon bahsinde de, dünyanın gördüğü en mühim enflasyon hâdiselerinden birinin fil­hakika Türkiyede vâki olduğunu, fakat bunun bugün değil, 1940 ile 1945 seneleri arasında kendisini gösterdiğini hatırlatmıştır. 1940 da 200 milyonun altında olan para hacmi, 1943 te beş misli artarak bir milyara yaklaşmış, fiyatlar da beş misli fırlamış, paranın iştira kuvveti beşte bire düşmüştür. Bunun karşılığı olarak da bu vatan üzerine bir taş dahi dikilmemiştir. Tam aksine, bütün iktisadî cihazımız, her türlü yatırımdan mahrum bırakılmış, yedek parçasız kalmış, kıymet ve sevi-, yeden düşmüştür.

Enflasyon işte budur, diyen Başvekil, 1950 den beri para hacmindeki ge­lişmenin yüzde 60-70 nisbetinde olduğunu, her halde yüzde yüzü geç­mediğini söylemiş, Türkiyede iş hacmi ve hızının genişlemesi karşısında bunun da bir zaruret teşkil ettiğini kaydeylemiştir.

Daha birkaç sene evvel bütçenin hemen tamamiyle müstehlik bir halde bulunduğunu hatırlatan Başvekil Adnan Menderes devamla harbin bit­tiği 1945 senesinden 1950 senesine kadar, ihtiyaçları gidermek için, madde alamamak yüzünden teraküm etmiş olan kıymetlerin harcandı­ğını, hakikatte 1945 ten itibaren memleket bünyesinin açık vermeğe başladığını, toplanmış paraların o yıllar içinde envestismana değil fa­kat bir defa da istihlâk edilip gidecek maddelere harcandığını belirt­miş ve bu durumu 1950 denberi yapılan envestismanlı durumla muka­yese ederek şöyle demiştir:

«1955 te vaziyet böyle midir? Su gelmiyen kaç köy, elektrik olmayan kaç kasaba kaldı? Esas ihtiyaç maddelerimizde yekûn teşkil eden çi­mento, demir, boru ve şeker gibi, esas ihtiyaç maddelerimizden hangisi kaldı ki memlekette bunların bugün, yarın istihsal edilmesi için tedbir­lere başvurulmamış olsun. Yarını ümit ile beklemek hakkımızdır.»

Uzun vadeli tedbirlerin ve iktisadî kalkınma mevzuunda alman tedbir­lerin bunların ta kendisi olduğunu kaydeden Başvekil Adnan Menderes, kısa vadeli tedbirler mevzuunda da, muayyen sebeplerle rastlanılan sı­kıntıların, istihlâk maddelerine daha geniş tahsisler yapmak suretiyle ortadan kaldırılacağını söylemiş, bunların teferruatı üzerinde bütçe komisyonunda sarahatle ve seve seve hesap verileceğini ilâve etmiştir.

Ziraî kalkınma mevzuunda da rakamlar veren, ekim sahasının iki mis­line çıktığını, tohum tevziinin on misli fazlalaştığını kaydeden Başve­kil, muhalefet mebuslarına hitapla «Pahalılık teranesinin yanında memnuniyetle müşahede ettiğiniz hükümet icraatı yok mudur?» diye sormuş, bundan sonra bazı yabancı mütehassısların 1949 daki tavsiye­leri üzerinde durmuştur:

«İhracatın arttırılması lüzumunu kaydeden bu raporlara göre, bu sa­hada meyva ve balık hedef olarak ele alınmalıdır. Sanayie gitmeden ih­racat arttırılmalıdır, meyvacılığı, balıkçılığı istismar etmiyorum. Bun­lar üzerinde de esaslı tedbirlerimiz vardır. Fakat yalnız bunların bizi, dünyanın bu nazik noktasında bulunan bu memleketi, modern bir or-

duyu elinde bulundurabileceğine ve süratle kalkındırabileceğine ina­nıyor musunuz? Türkiyenin'öyle kalmasını arzu eder mi idiniz? Gene o raporlara göre, Türkiyeye, biri hükümete 30-40 milyon dolar, diğeri de hususî teşebbüse 9 milyon dolar olmak üzere iki devrede ikraz yapıl­malıdır. Bu ikinci istikraz, Sanayi Kalkınma Bankasına verilmiş olan sermayedir. 30-40 milyon dolarla da hükümet ancak bir baraj, iki silo ve bir de liman yapabilecektir. Bunlara da bilmem kâfi gelecek midir? Asla kâfi gelmiyecek, dış tediyeleri bile ödeyemiyecekti.»

Başvekil, kalkınma gayretleri yükünün nesillere yüklenmesinin bahis mevzuu olmadığını belirtmiş, 3-4 şene içinde dış tediyelerin de ödenerek bitmiş olacağını, bunun bir emrivaki haline geldiğini ve 1957 de tahak­kuk etmiş bulunacağını kaydetmiş ve konuşmasını şöyle bitirmiştir:

«Daha fazla söylemek, iddiaların hepsini ayrı ayrı tahlil ederek cevap vermek mümkündür. İki politika görüşü, iki memleket görüşü karşı karşıyadır. Bunu kabul etmek lâzım gelir. Eğer görüşlerimiz ayrı olma­saydı ayrı saflarda olmazdık. Bir parlâmentoda bu iki görüş, birbirine, sen kâfirsin ben müminim, demeden pekâlâ yaşıyabilir.

Yıkıcı ve tahrikçi olmadan, memleketimizin yüksek menfaatlerini göz-önünde tutarak, beğenmedikleri tarafları söylesinler. Yaptığımız işle­rin hiç birisinin yapılmamış olarak gösterilmesinden veya tenkid et­melerinden hiçbir şikâyetimiz yoktur. Bunu pek tabiî telâkki ederiz. Fa­kat bir millî şef edası ile, mutlak bunu yapacaksınız ve ben başta ola­rak yapacaksınız, ben başta olmadıkça hiçbir şey yapılamaz, benim de­diğim yapılmadığı zaman bu memlekete günah edilmiş olur zihniyeti­nin değişmesi lâzım gelir.»

Maliye Vekâletinin 1956 bütçe lâyihaları hakkındaki beyanatı: 17 Aralık 1955

 Ankara :

1956 bütçesinin Büyük Millet Meclisine takdimi münasebetiyle Maliye Vekili Nedim Ökmen aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«1956 malî yılma ait bütçe lâyihaları merbutu cedvellerle birlikte bu­gün B.M.M. ne takdim edilmiştir.

Memleketimizin ihtiyaçları ve önümüzdeki yılın iktisadî ve malî şartla­rı nazara alınarak ve nihayet hükümet programımızın prensiplerine ta­mamen uygun olarak hazırlanan yeni bütçe 3.250.856.540 liralık tahsi­sat talebini ve ayni miktarda gelir tahminini ihtiva etmekte ve tama­men denk bulunmaktadır.

Katma bütçelerimizin de aynı surette denk olarak hazırlandığına bura­da işaret etmeyi faydalı görürüm.

1955 bütçesiyle kabul edilen tahsisat 2.940.727.278 lira, gelir tahmini 2.789.060.001 lira ve açık da 151.667.277 lira idi. Bu rakamlar 1956 için derpiş edilen rakamlarla    mukayese olunduğu takdirde    masraflarda

% 16,55 nisbetinde 461.796.539 liralık bir artış bulunduğu açığın da ta­mamen izale edildiği görülür.

Yine 1955 bütçesinde 877.358.94X lira olan yatırım tahsisatı 1956 yılı için 900.879.445 lira olarak, cari masraflar ise geçen senenin 2.063.368.337 lirasına mukabil 2.349.977.095 lira olarak derpiş edilmiştir.

Cari masraflardaki bu artışın 150 milyon lirası memurlara, emeklilere, dul ve yetimlere verilmesi için yüksek meclise kanunu sevkedilmiş olan ikişer maaş nisbetindeki munzam tahsisata taallûk etmektedir.

Bu suretle memur ve hizmetlilere 6211 sayılı kanuna tevfikan verilmek­te olan üç rnaaş nisbetindeki tahsisat 1956 yılında beş maaşa yüksele­cek, emekli, dul ve yetim maaşlarına geçen sene 6241 sayılı kanunla ya­pılmış bulunan vasatı % 23 civarındaki zam da iki maaş nisbetindeki bu munzam tahsisat ile birlikte % 40 ı aşan bir miktara vasıl olacaktır.

Bütün bunlardan maada geçen sene 75 liraya çıkarılmış bulunan asga­rî ücretler bu yıl 100 liraya iblâğ edilmekte ve alelumum ücretli kadro­larında lüzumlu bazı yükseltmeler yapılmaktadır ki bunların tahsisat olarak ifadesi de 13 milyon civarındadır.

Yurdumuzun müdafaası için yapmakta olduğumuz fedakârlıklara bu sene de mütezayit bir nisbet üzerinden devam edilmiştir. Filhakika Millî Müdafaa Vekâleti bütçesi geçen seneye nazaran 60 milyon lira fazlasiyle 785 milyon lira olarak hazırlanmıştır ki bu rakama diğer büt­çelerde yer alan veya bütçe dışı menbalardan temin edilecek olan mik­tarlar dahil bulunmamaktadır. Dost Birleşik Amerika Devletlerinin ve NATO camiasının yapacağı çeşitli yardımlarla birlikte 1956 yılında millî müdafaamız için doğrudan doğruya veya dolayısiyle sarfedilecek mebaliği 3 milyar lira civarında tahmin etmek mümkündür.

1956 bütçesi hakkında bu kısa izahatıma nihayet verirken, bütçenin itinalı bir tasarruf zihniyetiyle hazırlanmış bulunduğunu ve bilhassa döviz sarfını icabettiren masraflardan, pek zarurî ahval müstesna, içti­nap edildiğini, büro masrafları, harcırahlar ve benzeri tahsisatın asgarî hadlerde tutulduğunu, ziraat ve asayiş sektörleri için olup Amerikan yardımından temin edilecekler müstesna hiç bir nakil vasıtası muba­yaası için tahsisat konulmadığını söylemek isterim

Büyük  Millet Meclisi    ............................................ 23.216.218

3

.589.000

26.805.218

45.000

1.734.470

325.000

4.269.307

20.000

4.928.707

1.493.875

1

.288.351

13.440.676

70.001

4.148.993

147.002

5.402.742

 __

17.713.983

750.000

29.654.968

2

.555.000

17.875.052

Riyaseticumhur       ......................................                 1.689.470

Divanı Muhasebat Reisliği .........................                3.944.307

Başvekâlet      ...............................................                4.908.707

Şûrayı Devlet Reisliği   ................................                1.493.875

Basın - Yayın ve Turizm Um. Md.                             12.152.325

İstatistik Umum Müdürlüğü ...................................... 4.078.992

Devlet Meteoroloji İş. Um. Md. ...                             5.255.740

Diyanet İşleri Reisliği  .............................................. 17.713.983

Tapu ve Kadastro Um. Md.........................              28.904.968

Toprak İskân İş. Um. Md.............................              15.320.052

Grubun 29/11/1955 tarihli içtimamdaki müzakerelerde bahis mevzuu edilen hususlardan dolayı bu meseleler hakkındaki tetkikatm selâmetle cereyanını temin maksadıyle istifa etmiş olan Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Vekili Hasan Polatkan, İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı haklarında mec­lis tahkikatı açılmasına dair, Elâzığ Mebusu Selâhattin Toker ve Gü­müşhane Mebusu Dr. Zeki Başağa taraflarından verilen takririn, ruznamenin diğer maddelerine tercihan ve takdimen görüşülmesi için ya­pılan teklif kabul edilmiştir.

Cereyan eden müzakereler neticesinde, adı geçen eski Vekillerin de ko­nuşmalar sırasında vaki taleplerine uygun olarak, kendileri hakkında meclis tahkikatı açılmasına karar verilmiştir.

.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri : 23 Aralık 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te reis vekillerinden Fikri Apaydının başkanlığında toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, emekli sandığı kanununun 39 ve 40 ıncı maddele­rinin tadili hakkındaki kanun teklifinin muvakkat ve karma bir komis­yonda görüşülmesi hakkındaki takrir kabul edilmiş, bundan sonra ruznamedeki sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir.

Dahiliye Vekilinin 20 ekim 1955 tarihinde askerî bir uçakla Diyarbakıra gitmesi sebeplerine, mebuslar hakkında dosyalar tanzim edildiğine, me­busları takip için millî emniyetin vazifelendirildiğine, Lice kazasında ce­reyan eden hâdiselere dair soruyu cevaplandıran Dahiliye Vekili Ethem Menderes şunları söylemiştir:

«1  Lice ve Kulp kazalarında belediye seçimleri münasebetiyle hâdise­ler çıkması için sebepler mevcut olduğu Başvekile ihbar edilmişti, Baş­vekil derhal mahallinde bir tetkik yapmamı lüzumlu gördü, aynı gün yani 20 ekim perşembe günü bir askerî tayyare ile Diyarbakıra gittim. Ertesi gün Lice ve Kulp kazalarında tetkiklerde bulundum. Başvekile yapılan ihbarın, bir tahmin veya vehimden ibaret olduğuna kanaat ge­tirdim. Kulp kazasında konuşurken, halka mebus arkadaşlarım hakkın­da hiç bir sual tevcih etmedim.

2  Lice kazasında mahallî bazı aileler arasında mevcut geçimsizliğin Umumî Meclis seçimi dolayısiyle bir katil hâdisesine sebebiyet verdiğini anlattılar.

Bu münasebetle mebus arkadaşlarımın ismini zikrederek hiç bir sual sormadım.

 Emniyet teşkilâtımızda beynelmilel arşiv sistemi tatbik edilmek­tedir. Emniyetle, her hangi bir sebep dolayısiyle alâka tesis edenler hakkında dosya açılması bu sistemde mevcut usul icabıdır. Bunun dı­şında,   herhangi   bir   vatandaş   hakkında   dosya   tutulması    usulü mevcut değildir.

Emniyete intikal eden ihbar ve hâdiseler değerlendirilmedikçe dosyaya alınmaz. Her hangi bir mebus arkadaşım hakkında, ittüâıma vasıl ol­mak yoluyle, bir ihbar veya bir muamele dosyaya intikal etme­miştir.

Millî emniyet, Dahiliye Vekâletinin teşkilâtı içinde değildir.

__ Diyarbakırda Demokrat Parti merkezinde vali ile birlikte D. P. se­çim listeleriyle meşgul olmadım. Vali konağında misafir kaldım. Birçok ziyaretleri kabulde, muhatap veya merci tutulduğum muhtelif mevzu­lar arasında, mensubu olduğum partinin işlerine ve belediye secim lis­temize   taallûk   eden   meselelerle de   meşgul   olmaktan müstağni ka­lamazdım.»

Reisicumhurun Ürdüne yaptığı ziyaret esnasında vaki beyanatı hak­kında Hariciye Vekilinden sorulan suali cevaplandıran Vekil Prof. Fuat Köprülü aşağıdaki izahatta bulunmuştur:

Bir mebus arkadaşım, muhterem Reisicumhurumuz Celâl Bayarm Ür­düne yaptığı ziyaret esnasında, Majeste Ürdün Kralı ile Arap lejyonu­nun ileri gelen kumandanlarına «Ürdün günün birinde taarruza uğrar­sa ve Türk ordusunu Arap lejyonu ile yanyana mütecavize karşı savaşır görürseniz   hayret etmeyiniz» dediğini bahis mevzuu ederek:

1  Devlet Reisimizin gazetelere aksettiği şekilde bir beyanatta bulunupbulunmadığını,

2  Bulundu ise bu beyanatın Türkiyeyi bir taahhüt altına sokup sok­madığını,

3  Orta Doğudaki siyasî vaziyetlerin hudutta böyle bir beyanat ver­meye müsait olup olmadığını sözlü olarak cevaplandırmaklığım zımnın­da bir şifahî sual takriri vermiş bulunuyor.

Bu suallerin cevaplarını arzediyorum:

Sayın Reisicumhurumuzun Ürdün Devlet Reisinin mükerrer ziyaretle­rini iade için Ürdüne yaptıkları resmî ziyaretin programında, Kudüsteki Gibbe köyü civarındaki en mürtefi radar tepesine bir ziyaret yapıl­ması ve oradaki Liva karargâhında, Ürdün Harbiye Nazırının davetlisi olarak bir yemek yenilmesi de vardı. Mezkûr mahalle yapılan ziyaretten sonra karargâhın toplantı salonunda majeste Kral hazretlerinin de hazır bulundukları ve Arap lejyonunun ileri gelenlerinin iştiraki ile bir' toplantı yapılmış ve sayın Reisicumhurumuza vaktiyle Filistinde vuku bulmuş olan muharebelerin cereyan tarzı ve bilâhare akdolunan mütarerekenamelerde derpiş edilen hudutlar, Birleşmiş Milletler kararla­rında tesbit olunan hudutlarla mukayeseli olarak izah edilmişti. O za­manki Hariciye Vekâleti Vekilinin de hazır bulunduğu bu izahatın so­nunda Reisicumhurumuz kısa bir cevabî konuşma yaparak şifahî tak­rir sahibinin alâkalandığı mevzu ile ilgili olarak aynen şu sözleri söyle­mişlerdir:  (Biz sulh, emniyet ve asayiş taraftarıyız. Her milletin hürriyet ve istiklâline sahip olarak yaşamasına taraftarız. Her taarruzu, ki­min tarafından vaki olursa olsun, daima fena nazarla karşılarız. Eğer kardeş Urdünün ordusu bir gün haksız tecavüze uğrarsa, o zaman Türk ordusu onların yanında görülürse bundan hayret duymamalıdır.).

Sayın Devlet Reisimizin sözlerini kasden bütün etrafiyle zikrettim, çün­kü bu şekilde zikredildiği takdirde, Reisicumhurumuzun Türk ordusu­nun Ürdün ordusu yanında görülmesi takdirinde buna hayret edilme­mesi lâzım geldiği yolundaki ifadeleri devletimizin imanla bağlı bulun­duğu prensiplerin tahakkuku için şimdiye kadar aldığı tedbirler ve gi­riştiği taahhütlerin mantığına uygunluğu daha iyi tebriz eder.

Filhakika, imzalayanlar arasında bulunduğumuz ve titizlikle bağlı ol­duğumuz Birleşmiş Milletler andlaşmasının daha ilk maddesinin ilk fık­rasında, Birleşmiş Milletlerin gayesi olarak «Milletlerarası barış ve gü­venliği muhafaza etmek ve bu maksatla barışın uğrayacağı tedhitleri önlemek ve uzaklaştırmak ve her türlü saldırma fiilini veya barışın baş­ka suretle bozulması halini ortadan kaldırmak üzere, müessir müşterek tedbirleri almak» hususları zikredilmektedir.

Nitekim, Birleşmiş Milletlerin hakikî sulhsever azaları Birleşmiş Millet­ler andlaşması ile sulhun ve emniyetin korunması hususunda aldıkları taahhütleri yerinde getirmekte tereddüt göstermemişlerdir. Milletimizi, sulhsever milletler camiasında çok muteber bir mevkie eriştiren ve ci­han sulhunun korunması tarihinde bir dönüm noktası teşkil etmiş olan Kore harekâtı bunun en parlak misalidir.

Bundan başka sulhsever milletler ayni andlaşmanın 51 inci maddesin­de derpiş edilen meşru müdafaa hakkına dayanarak aralarında, bu andlaşmanın yukarıda aynen zikrettiğim prensiplerinin fiiliyata inti­kalini temin için müşterek emniyet anlaşmaları ve ittifakları yapmış­lardır. Nato, Balkan Paktı, Bağdat Paktı ve Seato bu neviden andlaşmalardır.

Mevzuumuzu doğrudan doğruya alâkalandırdığı için Bağdat Paktı üzerinde biraz duracağım. Bu paktın dibacesinin birinci fıkrasında «iki memleket arasındaki sulh ve emniyetin bütün dünya milletlerinin ve bilhassa Orta Doğu milletlerinin sulh ve emniyetlerinin ayrılmaz birer parçasını teşkil eylediği» ifade edilmektedir. Ayni dibacenin 3 üncü fıkrasında, âkit tarafların «Birleşmiş Milletler Anayasasının 51 inci maddesi gereğince lüzumlu tedbirlerin alınmasını icabettiren Orta Do­ğu bölgesinin sulh ve emniyetinin muhafazası ile ilgili Birleşmiş Millet­ler âzası olmak sifatiyle yüklendikleri büyük mesuliyetleri müdrik» ol­dukları beyan, edilmektedir.

Görülüyor ki Bağdat Paktına taraf olan devletler Orta Şarkın sulh ve emniyeti ile faal şekilde alâkadar olmayı taahhüt eylemiş bulunmakta­dırlar.

Buna ilâveten mezkûr pakta müzeyyeî olarak Irak Başvekili Nuri Sait Paşa ile Başvekilimiz arasında aynı tarihte teati edilmiş bulunan ve paktla beraber Yüksek Meclisin tasdikinden geçmiş olan mektupları da hatırlamak lâzımdır. Bu mektuplarda iki devlet «Orta Doğuda sulh ve emniyetin bekası için, Filistin meselesi hakkındaki Birleşmiş Milletler

kararlarının tatbikinin temini hususunda yakın işbirliği yapmayı» yek­diğerlerine taahhüt eylemiş bulunmaktadırlar.

Bütün bu zikrettiğim metinlerden çıkan neticeler şunlardır:

1  Biz, umumî olarak, dünyada sulhun ve emniyetin haleldar edilme­sine karşı bigâne kalmamayı Birleşmiş Milletler andlaşması ile taahhüteylemiş bulunmaktayız.

2  Buna ilâveten, bazı hususî müşterek   emniyet   andlaşmalan ile,doğrudan doğruya bizi alâkadar eden bölgeler için ittifak mertebesineulaşan karşılıklı taahhütler almış bulunmaktayız.

3  Orta Şark bakımından bu nsvi sarih taahhütlerimiz yalnız Bağdat paktına dahil bulunan devletlerle aramızda carî olacak ise de Orta Şar­kın heyeti umumiyesinde sulh ve emniyetin korunması için çalışmayıtaahhüt eylediğimiz gibi Filistin meselesiyle yakın alâkamıza da ahdî bir mahiyet vermiş oluyoruz.

Sayın Reisicumhurumuzun bahis mevzuu sözleri bu hakikatlerin ışığı altında tetkik edilecek olursa görülür ki, ortada takip ettiğimiz sulh yolunda tesanüt ve müşterek emniyet siyasetimizle ve bu siyasetin ifa­desini veren taahhütlerimizle herhangi bir şekilde kabili telif olmıyacak bir ifade mevcut değildir. Bu sözler, bittabi klâsik ve hukukî mâ­nasında bir ittifak taahhüdü mahiyetini taşımıyorsa da, mevcut taah­hütlerimizin müsaade edebileceği mânayı ifade eylemektedir.

Gayemiz, kendi menfaatlerimiz ve Orta Doğudaki bilcümle devletlerin menfaatleri için elzem olan Orta Doğuda emniyet ve sulhun korunması olduğuna göre bunu her vesile ile ifade eylemek ancak faydalı olabilir.

Şimdi, sayın Kemal Güvenin sualinin son kısmına geçiyorum. Kendi­leri diyorlar ki: «Orta Doğudaki siyasî vaziyetler hudutta böyle beya­nat vermiye müsait midir?»

Müsaade buyururlarsa, diyeceğim ki, yalnız müsait değil hattâ böyle beyanatı istilzam eder. Tahmin ediyorum ki, Kars mebusu arkadaşımı­zı tereddüde sevkeden husus, bu ifadelerin bir nevi tahrik mahiyetini taşıyıp taşımadığı bakımından endişe duymuş olmasıdır. Eğer muhte­rem Reisicumhurumuzun sözlerinde, emniyet ve asayişin korunması, her milletin hürriyet ve istiklâl içinde yaşaması lâzım geldiği ve kim tarafından ika edilirse edilsin, taarruzun takbihe şayan olduğu kanaa­tinde bulunduğumuz kaydedilmemiş ve «haksız tecavüz» tâbiri kulla­nılmamış olsaydı belki bir dereceye kadar -o da ancak bir dereceye ka­dar- böyle bir endişeye mahal bulunabilirdi. Devlet Reisimizin sözleri sulh ve emniyetin ve Birleşmiş Milletler andlaşması prensiplerinin vi­kayesini istihdaf edegelmiş olan açık ve hayırhah siyasetimizin ifade­sidir.

Bizim azimle takip ettiğimiz müşterek emniyet siyasetini baltalamak, ona karşı cihan efkârı umumiyesinde şüphe ve antipati yaratmak, bir kelime ile bizi sulh ve emniyet yolunda yapıcı olmaktan menedip açıkta bırakmak için menfî propagandacılar, tuttuğumuz yolun tahrik yolu olduğunu iddia etmeye kalkışmışlardır. Bu faaliyetlerin durmasını bek­lemek safdillik olur. Bu nevi propagandalar önünde sinmek, olsa olsa, o    propagandaları yapanların    aleyhimize müteveccih maksatlarının

tahakkukuna yardım etmek olur. Biz, bugüne kadar, bi tecrübe, gör­müş bulunuyoruz ki, maksatlarımızı ve gayelerimizi açıkça söylediğimiz nisbette, memleketimizin, mensup bulunduğumuz bölgelerin ve cihanın sulh ve emniyeti uğrunda sarfettiğimiz gayretler müsbet neticeler verdi. Lüzumsuz sükûtlar, kaçamaklı sözler şüphe yaratmaktan ve iyi niyetli kimselerin imanını sarsmaktan başka bir netice vermez.

Bizim siyasetimizin ne tahrik, ne de kimseye meydan okumak siyaseti olmadığını hakikatleri görenler ve makul düşünenler teslim etmek­tedirler.

Bu itibarla, sulh ve.emniyetin korunması ile alâkalı olarak resmi ağız­lardan çıkan sözler, hiç kimseye karşı herhangi bir şekilde tehdidi tazammun etmeyip bilâkis tehditleri ve tehlikeleri önlemeye matuftur. Bunun aksini iddia edenler, mantığa değil, muayyen kötü siyasî mak­satlara ve hesaplara dayanmış olacakları cihetle onların iddialarını ve propagandalarını bir kıstas şeklinde kabul edip ona göre faaliyetleri­mizi ayarlamamıza imkân yoktur.

Maruzatım bundan ibarettir.»

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü daha sonra Avrupa Konseyi İstişarî Meclisi Türk heyetine dahil Urfa mebusu Feridun Erginin Konsey nez-dindeki temsilciliği hakkında vaki hâdise ve neşriyatın doğru olup ol­madığına dair olan soruyu cevaplandırmış ve cevabında şöyle de­miştir:

«Bu sözlü soru, meselenin daha ziyade mahdut bir cephesine yani Urfa mebusu Erginin Avrupa Konseyindeki vazifelerini ifa edebilmesi için toplantılara iştirak zımnında yapacağı seyahati temin etmek üzere, Konseyde para toplanması teşebbüslerine taallûk etmekte ise de soruda Erginin Konseydeki vazifesine hükümetçe nihayet verildiğine, yerine tayin edilmek istenen başka birisinin bu tayininin Konsey Genel Sek­reterliğince reddedildiğine dair bazı ifadeler de göze çarptığı cihetle, işin heyeti umumiyesi hakkında kısaca tavzihte bulunacağım.

Evvelâ para toplama meselesini izah edeyim, böyle bir teşebbüsün fil­hakika Avrupa Konseyi İstişarî Asamblesi içinde, bir aralık mahdut bir zümreye münhasır kaimak üzere yapılmak istendiği doğrudur, bu üzücü hâdisenin sayın Erginin Konseydeki vazifesinden hükümetçe azledildiği veya hiç değilse oraya gitmesi için gereken harcırahın verilmemesi su­retiyle fiilen işini görmesine mâni olunduğu yolunda bazı suitefehhümlerin neticesi olarak ortaya çıktığı anlaşılıyor. Bu suitefehhümlerin mümkün mertebe süratle izalesi ve para toplandığı takdirde bunun üze­rimizde çok nahoş bir tesir icra edeceğinin icap edenlere bildirilmesi»üzerine mesele olduğu yerde kalmış ve para toplama teşebbüsü bertaraf olmuştur.

Şimdi sayın Erginin durumu ile onun yerine tayin edildiği ve tayininin Avrupa Konseyince reddedildiği zan veya iddia olunan Siirt mebusu sa­yın Baki Erdemin durumu hakkında kısaca tavzihte bulunacağım.

Malûm olduğu veçhile Avrupa Konseyi statüsünün 25 inci maddesinin (a) fıkrası mucibince, istişarî asamble, her âza devletin Parlâmentosu tarafından seçilmiş veya mezkûr makamca tesbif edilmiş bir usule tevfikan tayin olunmuş mümessillerden terekküp ederse de, Parlâmento­nun içtima halinde bulunmaması ve böyle bir durum için takip edilecek usulü tesbit eylememiş olması takdirinde, hükümetler icabeden tayin­leri yaparlar. Hatırlanacağı veçhile Avrupa İstişarî Asamblesinin bu seneki devresine iştirak edecek Türk heyetinin tesbiti için namzetler taayyün etmiş ve intihap muamelesine geçilmiş olduğu halde bu intihap muamelesi neticelenemeden Yüksek Meclis yaz münasebetiyle toplantı­larına ara verdiği cihetle, tesbit edilen namzetler ve yarım kalan rey durumunu gözönünde tutarak hükümet, statünün yukarıda arzettiğim hükümlerine istinaden Türk heyetini teşkil eylemiştir.

Bu suretle teşekkül eden heyete sayın Ergin de dahil bulunduğuna ve yine Avrupa Konseyi statüsünün 25 inci maddesinin (B) fıkrasında, hiç bir temsilcinin vazifesine, asamblenin içtima devresi müddetince, asam­blenin muvafakati lâhik olmaksızın nihayet verilemiyeceğî tasrih edil­miş bulunduğuna göre, kendisinin, bu seneki asamble devresi müdde­tince hükümet tarafından resen azli mevzuubahis olamazdı. Bununla beraber, eylül ayında, Avrupa İstişarî Konseyi Ekonomik İşler Komis­yonuna iştirak etmek üzere Strasbourg'a gitmesi mevzuubahis olan sayın Erginin bilvasıta ve şifahen Hariciyeye müracaat ederek, Demok­rat Parti ile olan rabıtasının kesilmesi muvacehesinde kendisinin Stras­bourg'a gidip gitmemesi hususunda hariciyenin mütalâasını sorduğu ve kendisine yine ayni şekilde bu hususta hariceyinin karar alacak sa­lâhiyette olmadığı cevabının verildiği anlaşılıyor. Bunun üzerine ekim ayında yine bilvasıta hariciyeye müracaat ederek İstişare Asamble Re­isi M. Guy Mollet'den ve kâtibi umumî Mr. Marchal'dan kendi vaziye-tiyle ilgili mektuplar aldığını bildiren sayın Erginle o zamanki Hariciye Vekâleti Vekilimiz şahsen görüşmek talebinde bulunuyor, fakat bu gö­rüşme tahakkuk edemiyor.

Arada sayın Ergin, âzası bulunduğu Komisyon Başkanı Danimarka mü­messiline bir mektup göndererek eylül toplantısına ne için iştirak ede­mediğini şu ifadelerle izah ediyor. Aynen okuyorum: «Siyasî ahval umulmadık bir inkişaf kaydetti. İktisadî politikayı tenkit ettiğim ve muhalefet partilerinin belediye seçimlerine iştirakini alenen temenni eylediğim ileri sürülmek suretiyle partiden ihraç edildim. Paris toplan­tısına iştirak etmek üzere hareket ettiğim sırada İstişarî Asambledeki mümessillik sıfatımın geri alındığı ve yerime bay Menderes tarafından başka birisinin tayin edileceği bana bildirildi. Böyle bir hareketin hu­kukî bakımdan itirazı mucip mahiyetine rağmen Parise gitmek imkâ­nına sahip bulunmamaktayım. Aynı sebeple îstişarî Asamblenin ekim ayı içtima devresinde de hazır bulunamıyacağım.»

Mektup burada bitiyor.

Bunun üzerine İstişarî Asamble Reisi Mr. Guy Mollet harekete geçerek Erginden 5 ekim tarihli bir mektupla toplantılara katılmaması sebebi­ni sormuş ve 10 ekim tarihli cevabî mektubu ile Ergin müşarünileyhe demin okuduğum ifâdelerini teyit eylemiştir.

Mr. Guy Mollet, 5 ekimde, yani Ergine mektubu gönderdiği tarihte o zamanki Hariciye Vekâleti Vekilimize de bir mektup yollayarak vazi­yetin tavzihini rica etmiştir. Gayet nazikâne ifadelerle yazılmış olan bu mektubunda, Mr. Guy Mollet «Daimî Komisyonun, îstişarî Meclisin ve

hükümetin hiç bir baskısı, tazyiki olmadığını, hâkimlerin ve Örfi İdare Kumandanlığının kendi takdirleriyle hareket ettiklerini bildirmiş, di­ğer taraftan Ankarada örfi idarenin kaldırılması talebinin nazarı dik­kate alınarak meselenin tetkik edileceğini beyan etmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, iktisadî ve malî mevzulara dönerek bu hu­suslarda ayrı ayrı düşündükleri için saflarının da ayrıldığını, kendileri­nin Halk Partisinin iktisadî politikasını beğenmediklerini, Halk Parti­sinin de elbet Demokrat Partinin takibettiği iktisadî politikayı beğenmiyeceğini söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Bütün işlerimizi milletin önüne serdik. Esasen görmemek istiyenler dahi, bu memlekette nereye giderlerse gitsinler, mutlaka Demokrat Parti iktidarının bir eserine başlarını vuracaklardır. Mütemadiyen bir plân meselesinden bahsediyorlar. Bu plân meselesi Demokrat Partiye hücum için bir silâh ve kılıç haline getirildi. Acaba kendilerinin zama­nında bir plân var mıydı?

Bu devletin bugün icraatında, devlet bütçesinde, iktisadî devlet teşek­küllerinde, devletin içinde çalışan organlarda, heyetlerin âtiye muzaf olan tetkiklerinde daima bir plân vardır ve devletin gideceği yol tesbit edilmiş bulunmaktadır! Bu plân bahsi yarın bütçe komisyonlarında tet­kik edilmeye başlanacaktır. Mütemadiyen, plân yok, diyorlar ve bu sözün tesiri altında şimdiye kadar yapılmış olan tesislerin kıymetle­rini bertaraf edeceklerini sanıyorlar. Adapazarı şeker fabrikası, iktisadî faideyi mucip değil midir? Kayseri şeker fabrikası, Afyonda yapılmakta olan çimento fabrikası, akla gelen gelmiyen binlerce iş kaidesiz midir? Bunların acaba hangisi plânsız ve verimsizdir. Hangisi millî ekonomiye uygun değildir? Zararlıdır? Bunları tasrih etsinler, şunu veya bunu in­şa etmek yazık olmuştur desinler. O zaman işi müşahhas olarak ele alı­rız ve dalia kolaylıkla konuşuruz. Böylece, umumiyetten kaçınmak ve bir takım ithamlar altında hakikatleri gizlemek yoluna düşmemek mümkün olur.»

Başvekil, bu arada borçlanma mevzuuna da temas ederek, vatan sat­hında kurulan tesisler için yapılan dış borçlanmaların tenkid edilmek şöyle dursun, bu paraların nasıl bulunduğunun sorulmasının lâzım gel­diğini söylemiş, başlanan işlerin hepsinin bitirileceğini tekrar etmiş, borçların da behemehal ödeneceğini sözlerine ilâve etmiştir. Adnan Menderes bundan sonra şöyle demiştir:

«Bu salonda mevcut bulunan arkadaşlarımızdan, Halk Partili arkadaş­larımız da dahil, memleketin uzak köşelerinde yapılmakta olan işlerin, tesislerin hangisine itirazları vardır? Bunları açık olarak ifade etmek lâzım gelir. Van yoluna mı itiraz ediyorsunuz? Sarıyar barajına mı iti­raz ediyorsunuz? İstanbul limanına mı itiraz ediyorsunuz? Çimento fabrikalarına mı itiraz ediyorsunuz Hangisini hesapsız buluyorsunuz? Allah aşkına millet huzurunda söyleyin, bilelim. Bunlar yapılırken her­kes memnun. Hattâ daha da yapılsın diyorlar. Bir de nesillere yükle­mek meselesi ortaya çıktı. Hangi nesiller? Dünya atom devrine girdi. Bir defa dünyanın umumî gidişini takibetmek lâzım gelir. Millî ekono­miye yaptıkları yatırımları işba halinde bulunan memleketlerin bugün millî gelirlerinden yüzde kaçını kalkınma mevzularma sarfettikleriyle

bizim gelirimizin yüzde kaçını aynı kalkınmaya sarfettiğimizi mukaye­se ederefe konuşmak lâzım gelir.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra iktisadî sıkıntıların gideril­mesi için ne yapacaklardır? sualini cevaplandırmıştır.

Tedbirlerin kısa vadeli ve uzunca vadeli olarak ikiye ayrılmış ve bunla­rın programda ifade edilmiş bulunduğunu belirten Başvekil, şöyle de­miştir:

«Uzunca vadeli tedbirler, işte o iktisadî kalkınma diye ortaya konulan ne varsa bunların hepsidir, istihsal genişlemesine, madde bolluğuna, rahat yaşamaya götüren tedbirlerdir. Bir memlekette kömür istihsali 3 milyon tonda, elektrik istihsali nüfus başına 36 kilovatta, şeker is­tihsali 100 bin tonda, çimento istihsali 300 bin tonda, giyim eşyası ve daha diğer maddeler istihsali hep 1950 nin düşük seviyelerinde kalırsa, o memlekette refahtan bahsetmeğe imkân yoktur. Böyle bir vaziyette belki muayyen yerlerde muayyen bir sınıf rahatça vakit geçirirdi. Hal­buki bugün, ete, ekmeğe, yiyeceğe ve giyeceğe, velhasıl bütün istihlâk maddelerine, vatanın bütün efradı, kudretleri nisbetinde iştirak etmiş bulunmaktadır. Halbuki dün, vaziyet hiç de böyle değildi. Ankaraya ge­len muhterem köylülerimizi, ana caddelerimizden geçirmezdiniz, polis­ler men ederlerdi.»

Başvekil, bundan sonra, dış ticaret açığı etrafındaki tenkidleri cevap­landırmış ve bu mevzuda şunları söylemiştir:

«Bana bir memleket gösterebilirler mi ki büyük envestisman, malî ve iktisadî kalkınma devrinde olup da dış ticaret açığı vermesin? Eskiden ticaret açığı vermemek kolaydı. Çünkü sattığımız kadar alacağız pren­sibine dayanan basit bir politikaları vardı. Eğer bu demokrasi devrinde bu politikayı biz devam ettirmiş olsaydık, işte asıl o zaman, vaidlerinizi yerine getirmediniz lâfı haklı olarak söylenebilirdi.

Demokrat Parti kesin bir iktisadî kalkınmanın vaadcisi olarak iş başına gelmiştir. Biz, başka bir politikanın insanlarıyız, bizi beğenmiyebilirsiniz. Sizin düşünceleriniz, uzun senelerin tatbikatında şeklini ve man­zarasını almış bulunuyor. 1950 Türkiyesi, o manzarayı gösterir. Bugün­kü Türkiye ise, o Türkiyeden başkadır ve başka bir istikamete tevec­cüh etmiş bulunmaktadır. Bizim tediye muvazenesinde de açığımız var­dır. Elbette açığımız olacaktır. Eğer biz kendimizi sattığımız kadarını almak gibi senelik tahditlere mahkûm edecek olsaydık, 10 sene, 20 se­ne sonra dahi Türkiyenin bulunduğu yerden bir arpa boyu ileri gitme­si mümkün olmazdı. Fakat bizim politikamız bu değildir ve biz bunu açık olarak ifade etmekteyiz. Biz, yatırımlarımız sayesinde yarın çi­mento için, şeker için, mensucat için, buna mümasil daha birçok madde için harice para vermiyeceğiz. İç pazar, nümütenahi genişlemektedir. 1956-1957 Türkiyesi, böyle bir manzaranın gereği gibi tecelli ettiği bir memleket olacaktır. O zaman yüksek seviyede bir muvazenenin teessüs etmeğe başladığını görecekler ve inşallah sevineceklerdir.

Başvekil, daha. sonra, memleketimizin dıştan aldığı ve dışa sattığı mal­ların umumî yekûnunun yüzde 95-97 sinin 1 dolar müsavi 283 kuruş üzerinden hesabı yapıldığını, bu bakımdan bazı zenginlerin Avrupaya seyahate gitmesi veyahut meselâ narenciye gibi bazı maddelerin teşvik için imtiyazlı alış verişi gibi mahdut hallere inhisar eden farklı fiyatın yüzde 95-97 nisbetinde doların 233 kuruşu üzerinden alınıp satılmakta olduğu hakikatini perdeliyemiyeceğini kaydetmiş, enflasyon bahsinde de, dünyanın gördüğü en mühim enflasyon hâdiselerinden birinin fil­hakika Türkiyede vâki olduğunu, fakat bunun bugün değil, 1940 ile 1945 seneleri arasında kendisini gösterdiğini hatırlatmıştır. 1940 da 200 milyonun altında olan para hacmi, 1943 te beş misli artarak bir milyara yaklaşmış, fiyatlar da beş misli fırlamış, paranın iştira kuvveti beşte bire düşmüştür. Bunun karşılığı olarak da bu vatan üzerine bir taş dahi dikmemiştir. Tam aksine, bütün iktisadî cihazımız, her türlü yatırımdan mahrum bırakılmış, yedek parçasız kalmış, kıymet ve sevi­yeden düşmüştür.

Enflasyon işte budur, diyen Başvekil, 1950 den beri para hacmindeki ge­lişmenin yüzde 60-70 nisbetinde olduğunu, her halde yüzde yüzü geç­mediğini söylemiş, Türkiyede iş hacmi ve hızının genişlemesi karşısında bunun da bir zaruret teşkil ettiğini kay deyi emiştir.

Daha birkaç sene evvel bütçenin hemen tamamiyle müstehlik bir halde bulunduğunu hatırlatan Başvekil Adnan Menderes devamla harbin bit­tiği 1945 senesinden 1950 senesine kadar, ihtiyaçları gidermek için, madde alamamak yüzünden teraküm etmiş olan kıymetlerin harcandı­ğını, hakikatte 1945 ten itibaren memleket bünyesinin açık vermeğe başladığım, toplanmış paraların o yıllar içinde envestismana değil fa­kat bir defa da istihlâk edilip gidecek maddelere harcandığını belirt­miş ve bu durumu 1950 denberi yapılan envestismanlı durumla muka­yese ederek şöyle demiştir:

«1955 te vaziyet böyle midir? Su gelmiyen kaç köy, elektrik olmayan kaç kasaba kaldı? Esas ihtiyaç maddelerimizde yekûn teşkil eden çi­mento, demir, boru ve şeker gibi, esas ihtiyaç maddelerimizden hangisi kaldı ki memlekette bunların bugün, yarın istihsal edilmesi için tedbir­lere başvurulmamış olsun. Yarını ümit ile beklemek hakkımızdır.»

Uzun vadeli tedbirlerin ve iktisadî kalkınma mevzuunda alman tedbir­lerin bunların ta kendisi olduğunu kaydeden Başvekil Adnan Menderes, kısa vadeli tedbirler mevzuunda da, muayyen sebeplerle rastlanılan sı­kıntıların, istihlâk maddelerine daha geniş tahsisler yapmak suretiyle ortadan kaldırılacağını söylemiş, bunların teferruatı üzerinde bütçe komisyonunda sarahatle ve seve seve hesap verileceğini ilâve etmiştir.

Ziraî kalkınma mevzuunda da rakamlar veren, ekim sahasının iki mis­line çıktığını, tohum tevziinin on misli fazlalaştığını kaydeden Başve­kil, muhalefet mebuslarına hitapla «Pahalılık teranesinin yanında memnuniyetle müşahede ettiğiniz Hükümet icraatı yok mudur?» diye sormuş, bundan sonra bazı yabancı mütehassısların 1949 daki tavsiye­leri üzerinde durmuştur:

«İhracatın arttırılması lüzumunu kaydeden bu raporlara göre, bu sa­hada meyva ve balık hedef olarak ele alınmalıdır. Sanayie gitmeden ih­racat arttırılmalıdır, meyvacılığı, balıkçılığı istisgar etmiyorum. Bun­lar üzerinde de esaslı tedbirlerimiz vardır. Fakat yalnız bunların bizi, dünyanın bu nazik noktasında bulunan bu memleketi, modern bir or-

duyu elinde bulundurabileceğine ve süratle kalkındırabileceğine ina­nıyor musunuz? Türkiyenin öyle kalmasını arzu eder mi idiniz? Gene o raporlara göre, Türkiyeye, biri hükümete 30-40 milyon dolar, diğeri de hususî teşebbüse 9 milyon dolar olmak üzere iki devrede ikraz yapıl­malıdır. Bu ikinci istikraz, Sanayi Kalkınma Bankasına verilmiş olan sermayedir. 30-40 milyon dolarla da hükümet ancak bir baraj, iki silo ve bir de liman yapabilecektir. Bunlara da bilmem kâfi gelecek midir? Asla kâfi gelmiyecek, dış tediyeleri bile ödeyemiyecekti.»

Başvekil, kalkınma gayretleri yükünün nesillere yüklenmesinin bahis mevzuu olmadığını belirtmiş, 3-4 sene içinde dış tediyelerin de ödenerek bitmiş olacağım, bunun bir emrivaki haline geldiğini ve 1957 de tahak­kuk etmiş bulunacağını kaydetmiş ve konuşmasını şöyle bitirmiştir:

«Daha fazla Söylemek iddiaların hepsini ayrı ayrı tahlil ederek cevap vermek mümkündür. İki politika görüşü, iki memleket görüşü karşı karşıyadır. Bunu kabul etmek lâzım gelir. Eğer görüşlerimiz ayrı olma­saydı ayrı saflarda olmazdık. Bir parlâmentoda bu iki görüş, birbirine, sen kâfirsin ben müminim, demeden pekâlâ yaşıyabilir.

Yıkıcı ve tahrikçi olmadan, memleketimizin yüksek menfaatlerini göz-önünde tutarak, beğenmedikleri tarafları söylesinler. Yaptığımız işle­rin hiç birisinin yapılmamış olarak gösterilmesinden veya tenkid et­melerinden hiçbir şikâyetimiz yoktur. Bunu pek tabiî telâkki ederiz. Fa­kat bir millî şef edası ile, mutlak bunu yapacaksınız ve ben başta ola­rak yapacaksınız, ben başta olmadıkça hiçbir şey yapılamaz, benim de­diğim yapılmadığı zaman bu memlekete günah edilmiş olur zihniyeti­nin değişmesi lâzım gelir.»

Daireler                                                         Cari masraflar    Yatırımlar       Yekûn

image003.gifimage004.gifimage005.gifimage006.gifimage006.gifAdliye Vekâleti     .........................................               99.402.686             9.833.500         109.286.186

Millî Müdafaa Vekâleti    ............................. 723.193.000           61.807.000         785.000.000

Dahiliye Vekâleti    ..................................................... 34.467.992                                  34.467.992

Emniyet Umum Müdürlüğü  ......................... 74.092.308                1.125.002           75.217.310

Jandarma Umum   Kumandanlığı                  74.542.108                1.374.125               75.916.233

Hariciye Vekâleti _..................................................... 23.584.240                  250.000               23.814.240

Milletlerarası  İk.   İşbirliği    Teşki­
lâtı     .............................................................................. 1.134.325                                   1.134.325

Maliye Vekâleti..............................................         222.149.543         581.582.337         303.731.880

Devlet Borçları    ....................................             282.769.641                           282.769.641

Maarif Vekâleti    ....................................         384.974.614           45.303.386         430.278.000

Nafıa Vekâleti      ....................................                9.476.422             143.986.000             153.462.422

İktisat ve Ticaret Vekâleti ..................                8.891.211                  315.250             9.206.461

Sıhhat veîçtimaî Muavenet Ve....                  155.144.447              18.049.446             173.193.893

Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti ...                              36.097.485                2.347.500               38.444.985

Ziraat Vekâleti    ................................................... 83.671.019              25.947.544             109.618.563

Münakalât Vekâleti    ........................................ 4.745.332                  118.001             4.363.333

Çalışma Vekâleti     ................................             3.772.715                                   3.772.715

İşletmeler Vekâleti     ................................................ 9.209.370                      1.000             9.210.370

Yekûn ...................  2.349.997.095 900.879.4453.250.356.540

Mülhak bütçeler

Vakıflar Umum Müdürlüğü  ............................. 10.204.000                3.573.000               13.777.000

Ankara Üniversitesi    ....................................... 19.914.901                3.397.502               23.312.403

İstanbul Üniversitesi     .................................... 21.129.492                7.937.001               29.066.493

İstanbul Teknik Üniversitesi .......................... 12.133.763                5.443.000               17.576.763

Beden Terbiyesi Um. Md.............................                1.629.676                                  1.629.676

Kara Yollan Umum Md........................................ 11.830.835         301.889.792         313.730.627

Devlet Su İşleri Umum Md................................. 8.918.582         203.103.439             212.022.021

Hudut ve Sahiller Sıhhat Um. Md.                              1.756.332                  435.000                2.191.332

İnhisarlar Umum Müdürlüğü  ...                      28.211.211              20.006.484           48.217.695

Orman Umum Müdürlüğü ....................              29.920.153                3.945.504               33.865.657

Devlet Üretme Çiftlikleri Um. Md.                              3.952.648                  729.000               4.681.64&

Petrol Dairesi Reisliği     .....................                  931.102.                  -^                     931.102

Yekûn  ...................             150.532.695             550.469.722             701.002.417

Demokrat Parti Meclis Grubu Reisliğinin tebliği: ?n Aralık 1955

 Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grubu Reisliğinden tebliğ edilmiştir: uemoKrat Parti Meclis Grubu, 20/12/1955 salı günü   saat 15 de Reis Vekillerinden Bursa Mebusu Halûk Şaman'm reisliğinde toplanmıştır.

Grubun 29/11/1955 tarihli içtimamdaki müzakerelerde bahis mevzuu edilen hususlardan dolayı bu meseleler hakkındaki tetkikatın selâmetle cereyanını temin maksadıyle istifa etmiş olan Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Vekili Hasan Polatkan, İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı haklarında mec­lis tahkikatı açılmasına dair, Elâzığ Mebusu Selâhattin Toker ve Gü­müşhane Mebusu Dr. Zeki Başağa taraflarından verilen takririn, ruznamenin diğer maddelerine tercihan ve takdimen görüşülmesi' için ya­pılan teklif kabul edilmiştir.

Cereyan eden müzakereler neticesinde, adı geçen eski Vekillerin de ko­nuşmalar sırasında vaki taleplerine uygun olarak, kendileri hakkında meclis tahkikatı açılmasına karar verilmiştir.

Yunanistan Başvekili M, Karamanlis'in beyanatı hakkında :

21 Aralık 1955

 Ankara :

Hariciye Vekâleti Matbuat Bürosundan bildirilmiştir:

Yunanistan Başvekili M. Karamanlis, Balkan Paktı Nazırlar Konseyi­nin toplanıp toplanmıyacağı meselesi hakkında 17 aralık tarihli Yunan gazetelerinde ve Atina radyosunda neşredilen bir beyanat yapmış bulu­nuyor. Yunan Başvekili bu beyanatında Balkan Paktı daimî konseyi­nin toplantısına iştirak etmek için 6-7 eylül hâdiseleri neticesinde Yu­nanlıların gördükleri zararların tazmini meselesinin halledilmesinin Yunan hükümetince kat'î şart olarak telâkki edildiğini bildirmiş ve bu

vesile ile de Türk - Yunan münasebatmm düzelebilmesi için sarih su­rette şu şartları ileri sürmüştür:

1  Zararların tamamen ve süratle tazmini (bu hususta vergi ve kam­biyo bakımından da kolaylıklar istenmektedir)

2  Türkiyedeki Rum azınlığının âtisi hakkında teminat verilmesi.

3  6 eylül hâdisesi suçlularının cezalandırılması.

4  Balık avlama işi hakkında vaktiyle tesbit edilmiş bulunan esaslardairesinde bir anlaşma yapılması.

Bu vaziyet muvacehesinde aşağıdaki hususların açıklanmasına lüzum görülmüştür:

1  Tazminat meselesinin halli diye bir mesele mevcut değildir. Çünkü Türkiye hükümeti vaktinde bu tazmin işinin yalnız Yunan tebasına münhasır olarak değil zarar gördüğü tebeyyün edecek diğer bilcümle eşhasa da şamil olmak üzere yapılacağını, defaatla ve resmen beyan ve teyid eylemiş bulunduğu gibi Yunan tebasının İzmirde gördüğü zarar­lar da fiilen fazlasiyîe tazmin edilmiş bulunmaktadır. Binaenaleyh olsa olsa tazmin işinin kamilen ve bir an evvel tahakkuku mevzuubahis ola­bilir ki bunun için de icabeden tedbirler alınmakta ve   mesele norseyir ve inkişafını takip etmektedir. Elde bulunan tazminat talepleri gereken incelemelere ve kontrole tâbi tutularak hakikî mikdarlar tes-bit edilmeye çalışılmaktadır. İstihkak kesbedenlerin haklarının öden­mesi için ne yapmak lâzım gelirse bittabi yapılacaktır. Bir sürü misal­lerle malûm olduğu veçhile bu her memleket tarafından dahilî bir iş olarak ele alınıp yürütülür. Bu hususta Türkiyenin istisna teşkil etme­sini beklemeye mâna yoktur.

2  Vaziyet böylece bütün sarahatiyle ortada dururken, Yunan Başve­kilinin, muallâkta bir mesele varmış gibi konuşması ve böyle bir mese­lenin halledilmiş telâkki edilebilmesi için tazminatın son santimine ka­dar ödenmesini şart koşması ancak, siyasî maksatlarla Türkiye ile Yu­nanistan arasında böyle bir meseleyi ihdas arzusu ile izah edilebilir.

3  «Tazminat meselesinin halli» nin Balkan Pakt: daimî konseyine iş­tirak için şart koşulmasına gelince: Milletlerarası vecibelerin iki taraflı ihtilâflara feda edilmesi asla doğru olamaz, Yunan    hükümetinin 6-7eylül hâdiselerini bahane etmek ve milletlerarası vecibelerini yerine ge­tirmemek yoliyle Türkiye üzerinde milletlerarası sahada bir tazyik icraetmek gayesini güttüğü aşikârdır.

4  M. Karamanlis'in bahis mevzuu beyanatında Türk - Yunan müna­sebetlerinin düzelebilmesi için ileri sürdüğü şartlar da   böyle bir gaye güdüldüğünü açıkça isbat etmektedir. Yunanistan    Başvekilinin ileri sürdüğü şartları yukarıda saydık.

Bunlardan birincisi, yani tazminat meselesi hakkında, durumu, kâfi derecede, bir kere daha açıklamış bulunuyoruz.

İkinci şart, Rum azınlığının âtisi hakkında teminat verilmesini tazam-mun ediyor. Hukukî bakımdan bu teminat bütün sarahatiyle mevcut­tur. 6-7 eylül hâdiseleri üzerine alman çok sıkı tedbirler ve hükümet­çe mükerreren vuku bulan beyanat ise fiilî bakımdan verilebilecek en kesin teminatı teşkil eylemiştir. Buna rağmen hâlâ Türk tebalı Rum­ların âtisi hakkında teminat verilmesine lüzum varmış gibi beyanat yapmak bir yandan Türkiyenin dahilî işlerine karışmak öte yandan da dünya efkârında Türkiyede bazı zümrelerin hayatının ve mallarının emniyette bulunmadığına dair bir intiba vücude getirmek gayeleiyle kabili izahtır.

Bir yandan Yunanistandaki Türk asıllı Yunan vatandaşlarının durumu­nu dûn bir seviyede tutmak diğer taraftan mütemadiyen kışkırtıcı pro­pagandalar yapmak suretiyle bizzat Yunan hükümeti, her bakımdan en iyi şartlar içinde yaşayan ve müsavi muamele gören Yunan asıllı Türk vatandaşlarını manen müşkül vaziyete düşürmektedir.

Üçüncü şart 6/7 eylül hâdiseleri suçlularının tecziyesidir. Bu hususta Türkiye hükümeti ne yapılağını bilir. Nitekim mahkemeler kurulmuş, geniş Ölçüde tevkifat yapılmıştır. Ve tahkikat süratle ilerlemektedir. Bu­na rağmen suçluların tecziyesi lüzumundan bahsetmek olsa olsa, yine cihan efkârında Türkiyenin 6/7 eylül hâdiselerini hafiften aldığı tesiri­ni uyandırmak maksadiyle izah edilebilir.

Başvekil Karamanlisin ileri sürdüğü dördüncü şart balık avlama işine dair bir anlaşma yapılmasıdır. Bu mesele yeni değildir. Yunan balıkçılarının yalnız Eğede değil, tâ İskenderuna kadar giderek gizli olarak ve üstelik dinamitle karasularımızda avlanmaları karşısında alâkadar ma­kamlarımızın gösterdiği hassasiyet Yunanlıların hoşuna gitmemektedir. Bunun çaresini bizden ziyade onların bulması icabeder. Esasen Türkiye hükümeti bu bakımdan da azamî hüsnüniyet göstermiştir. Her halükâr­da bu meselenin Türk - Yunan münasebetlerinin düzelmesi gibi, Yunan­lılarca da mühim telâkki edilmesi lâzım gelen aktüel bir mesele ile irti­batını görmek mümkün değildir.

5  Hakikat şudur ki, 6/7 eylül hâdiseleri, Yunanistan hükümetince, tedricen ilâveler yapıla yapıla sonu gelmiyen bir metalibat listesinin ileri sürülmesi suretiyle çok geniş siyasî hayallerin tatmini için vesile ortaya koymaktadır.

Türkiye hükümeti daha ilk gününden itibaren 6/7 eylül hâdiselerini ha­kikî çerçevesi içinde, yani Türk - Yunan dostluğuna ve ittifakına halel getirmemesi lâzım gelen çok müessif bir vaka olarak mütalâa edip, maddî ve manevî tazminat bakımından bunun icabatını herhangi bir talep vu­kuuna lüzum kalmaksızın derpiş etmiştir ve maddî tazminat bakımın­dan da gereken bütün icabatı yerine getirecektir.

Bu hâdiselerin başka şekilde gösterilmesine, onun hakikî mahiyeti ile ka­bili telif olmıyan bir tarzda bir takım siyasî istismarlara mevzu yapıl­masına asla rıza gösteremez ve Türkiye hükümetinin şimdiye kadar iz­har ettiği hayırhahlık ve hüsnüniyet hislerinin Yunan hükümetinde hâkim olmasını bekler.

Atlantik Paktı Vekiller Konseyinin tebliği:

21 Aralık 1955

Ankara :

15 ve 16 aralıkta Pariste toplanan Atlantik Paktı Vekiller Konseyi içti­maları sonunda neşredilen nihaî tebliğin metnini, ehemmiyetine binaen aynen veriyoruz:

Şimal Atlantik Paktı Konseyi Vekiller seviyesindeki mutat toplantısını 15 ve 16 Aralık 1955 tarihlerinde Pariste yapmıştır.

Âza devletler, Hariciye, Millî Müdafaa ve Maliye Vekilleri tarafından tem­sil edilmişler ve İzlanda Hariciye Vekili Dr. Kristin Gudmundsson toplan­tılara riyaset etmiştir.

Konsey Milletlerarası vaziyeti esaslı bir tetkike tâbi tutmuştur. Konsey, ana hatları daha evvelki Atlantik Konseyi toplantılarında tesbit edilmiş bulunan teklifleri Batılı üç Hariciye Vekilinin ikinci Cenevre Konferansı sırasında kuvvetle ileri sürmelerinden dolayı memnuniyetini izhar eyle­miştir. Bu teklifler serbest seçimler yolu ile Almanyanm birleştirilmesine matuftu ve müttehit bir Almanyaya dış politikasını serbestçe tayin et­mek imkânını sağlamakta, Rusya ile de bir emniyet paktı yapılmasını derpiş etmekte idi.

Konsey, Rusyanın:

1  Birinci Cenevre Konferansında verilen direktife rağmen, serbest se­çimler yolu ile Almanyanm birleştirilmesi meselesini tetkik etmeyi kat1!reddettiğini,

2  Eisenhower tarafından ileri sürülen, havadan uçaklarla teftiş tekli­fi de dahil olmak üzere, silâhlanmanın kontrolüne matuf müessir hertürlü sisteme muhalefet ettiğini,

3  Sovyetler Birliği ile hür dünya milletleri arasında serbest haber mü­badelesi hususunda korku ve husumet gösterdiğini, esefle müşahede et­miştir.

Konsey, Almanyanın birleşmesini devamlı ve âdil bir sulhun kurulması­nın elzem bir şartı olarak mülâhazada devam etmesi dolayısiyle, Cenevre Konferansının menfî bir şekilde neticelenmiş olmasının, serbest bir tarz­da Aimanyanın birleştirilmesi lehindeki gayretlerine hiç bir şekilde son vermiyeceğini beyan eyler.

Konsey, Batı Almanya Federal hükümetinin, Almanyada serbest ve meş­ru bir şekilde kurulmuş ve bu itibarla da, Almanya namına salâhiyettar yegâne hükümet olduğunu hatırlatır, Berlinin emniyet ve huzurunun halihazır Milletlerarası vaziyette dünya sulhunun unsurlarından biri olarak mütalâa edilmesi lâzım geldiğini bir kere daha tebarüz ettirilir ve Berlindeki vaziyet ve Almanyanın birleştirilmesi mevzularında Nato çerçevesinde daimî istişarelerde bulunulması lüzumu üzerinde ısrarla durur.

Sovyetler Birliğinin Orta Doğu ve Asya mevzuundaki son tahrikâmiz teşebbüs ve beyanlarını da gözden geçirmiş olan konsey, Sovyetlerin as­kerî güçlerinin devamlı artışı hâdisesi ile bir arada mütalâa edilince bu taktiğin yeni meseleler ortaya çıkardığı ve hür dünyaya yeni bir meydan okumaya müncer olduğu mütalâasına varmıştır.

Teşkilâtın son sekiz aylık mesai ve faaliyetleri hakkında Genel Sekrete­rin raporundan sonra Konsey, Natonun müstakbel müdafaa plânlarını görmüştür. Konsey, 1955 senesi tahlil raporunu tetkik etmiş ve 1956, 1957, 1958 kuvvet mevzularını tasvip eylemiştir.

Almanya Federal Cumhuriyeti ilk defa olarak senelik tahlile iştirak et­miştir. Konsey bundan dolayı memnuniyetini izhar etmiştir.

Konsey, ittifakın müstakbel müdafaa plânlarına yeni bir hamle ve yeni bir veçhe verecek ve bu sahadaki işbirliğini daha da sıklaştıracak bir ha­reket tarzını kabul etmiştir.

Cereyan eden müzakereler, temsil edilmekte olan bütün hükümetlerin Atlantik kuvvetlerinin en modern silahlarla teçhiz edilmesi hususundaki azimlerini göstermiştir. Konsey, Birleşik Amerikanın, İngilterenin ve Kanadanın müessir yardımı sayesinde bu yolda ehemmiyetli terakkilerin elde edilebileceğini memnuniyetle müşahede eylemiştir.

Konsey, Avrupada hava müdafaa ve alarm sistemine müteallik anlaşma­ların ıslâhına büyük itina göstermiştir. Konsey, Nato memleketlerinde hava müdafaasının yeniden teşkilâtlandırılması ve daha sıkı bir koordi­nasyona tâbi tutulması hususundaki tavsiyeleri kabul eylemiştir. Bu tedbirler, Natonun faaliyetlerini bu hayatî sahada daha ileri bir birliğe sevk edecektir. Konsey, hava müdafaası için yeni bir telli muhabere şebeke tipi hakkında da bir rapor almıştır. Birleşik Amerika devletleri bu yeni sistemin tatbikine rehberlik edecek projeyi finanse etmek teklifinde bu­lunmuştur.

3  Konsey, beynelmilel vaziyetteki son inkişafın, muahedenin 2 nci maddesinde derpiş edildiği üzere ittifak azasının her zamandan ziyade sıkı işbirliğini istilzam eylediğini kabul ederek bu hususta faydalı bil­cümle tedbirleri tetkik ve tatbik etmek üzere daimî konseyi tavzif eyle­miştir.

4  Konsey, mesai neticesinde, Şimalî Atlantik paktı teşkilâtının ortak15 devlet emniyetinin değişmez esasını teşkil eylediğini "beyan eder. Bu ortaklık, münferit milletleri Sovyet bloku gibi müstebit bir blokun birbi­ri ardından boyunduruk altına alması tehlikesine maruz bırakan eskimiş sisteme karsı durmaktadır.

Büyük Millet Meclisi muz a kereleri : 23 Aralık 1955

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te reis vekillerinden Fikri Apaydının başkanlığında toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, emekli sandığı kanununun 39 ve 40 mcı maddele­rinin tadili hakkındaki kanun teklifinin muvakkat ve karma bir komis­yonda görüşülmesi hakkındaki takrir kabul edilmiş, bundan sonra ruznamedeki sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir.

Dahiliye Vekilinin 20 ekim 1955 tarihinde askerî bir uçakla Diyarbakıra gitmesi sebeplerine, mebuslar hakkında dosyalar tanzim edildiğine, me­busları takip için millî emniyetin vazifelendirildiğine, Lice kazasında ce­reyan eden hâdiselere dair soruyu cevaplandıran Dahiliye Vekiii Ethem Menderes şunları söylemiştir:

«,1  Lice ve Kulp kazalarında belediye seçimleri münasebetiyle hâdise­ler çıkması için sebepler mevcut olduğu Başvekile ihbar edilmişti, Baş­vekil derhal mahallinde bir tetkik yapmamı lüzumlu gördü, aynı gün yani 20 ekim perşembe günü bir askerî tavyare ile Diyarbakıra gittim. Ertesi gün Lice ve Kulp kazalarında tetkiklerde bulundum. Başvekile yapılan ihbarın, bir tahmin veya vehimden ibaret olduğuna kanaat ge­tirdim. Kulp kazasında konuşurken, halka mebus arkadaşlarım hakkın­da hiç bir sual tevcih etmedim.

2  Lice kazasında mahallî bazı aileler arasında mevcut geçimsizliğin Umumî Meclis seçimi dolayısiyle bir katil hâdisesine sebebiyet verdiğini anlattılar.

Bu münasebetle mebus arkadaşlarımın ismini zikrederek hiç bir sual sormadım.

 Emniyet teşkilâtımızda beynelmilel arşiv sistemi tatbik edilmek­tedir.  Emniyetle, her hangi bir sebep dolayısiyle alâka tesis edenler hakkında dosya açılması bu sistemde mevcut usul icabıdır. Bunun dı­şında,    herhangi   bir   vatandaş    hakkında. dosya   tutulması   usulü mevcut değildir.

Emniyete intikal eden ihbar ve hâdiseler değerlendirilmedikçe dosyaya alınmaz. Her hangi bir mebus arkadaşım hakkında, ittılâıma vasıl ol­mak yoluyle, bir ihbar veya bir muamele dosyaya intikal etme­miştir.

Millî emniyet, Dahiliye Vekâletinin teşkilâtı içinde değildir.

 Diyarbakırda Demokrat Parti merkezinde vali ile birlikte D. P. se­çim listeleriyle meşgul olmadım. Vali konağında misafir kaldım. Birçok ziyaretleri kabulde, muhatap veya merci tutulduğum muhtelif mevzu­lar arasında, mensubu olduğum partinin işlerine ve belediye seçim lis­temize   taallûk   eden   meselelerle de   meşgul   olmaktan müstağni ka­lamazdım.»

Reisicumhurun Ürdüne yaptığı ziyaret esnasında vaki beyanatı hak­kında Hariciye Vekilinden sorulan suali cevaplandıran Vekil Prof. Fuat Köprülü aşağıdaki izahatta bulunmuştur:

Bir mebus arkadaşım, muhterem Reisicumhurumuz Celâl Bayarın Ür­düne yaptığı ziyaret esnasında, Majeste Ürdün Kralı ile Arap lejyonu­nun ileri gelen kumandanlarına «Ürdün günün birinde taarruza uğrar­sa ve Türk ordusunu Arap lejyonu ile yanyana mütecavize karşı savaşır görürseniz   hayret etmeyiniz» dediğini bahis mevzuu ederek:

1  Devlet Reisimizin gazetelere aksettiği şekilde bir beyanatta bulunup
bulunmadığını,

2  Bulundu ise bu beyanatın Türkiyeyi bir taahhüt altına sokup sok­
madığını,

3  Orta Doğudaki siyasî vaziyetlerin hudutta böyle bir beyanat ver­
meye müsait olup olmadığını sözlü olarak cevaplandırmaklığım zımnın­
da bir şifahî sual takriri vermiş bulunuyor.

Bu suallerin cevaplarını arzediyorum:

Sayın Reisicumhurumuzun Ürdün Devlet Reisinin mükerrer ziyaretle­rini iade için Ürdüne yaptıkları resmî ziyaretin programında, Kudüs-teki Gibbe köyü civarındaki en mürtefi radar tepesine bir ziyaret yapıl­ması ve oradaki Liva karargâhında, Ürdün Harbiye Nazırının davetlisi olarak bir yemek yenilmesi de vardı. Mezkûr mahalle yapılan ziyaretten sonra karargâhın toplantı salonunda majeste Kral hazretlerinin de hazır bulundukları ve Arap lejyonunun ileri gelenlerinin iştiraki ile bir toplantı yapılmış ve sayın Reisicumhurumuza vaktiyle Fiİistinde vuku bulmuş olan muharebelerin cereyan tarzı ve bilâhare akdolunan mütarerekenamelerde derpiş edilen hudutlar, Birleşmiş Milletler kararla­rında tesbit olunan hudutlarla mukayeseli olarak izah edilmişti. O za­manki Hariciye Vekâleti Vekilinin de hazır bulunduğu bu izahatın so­nunda Reisicumhurumuz kısa bir cevabî konuşma yaparak şifahî tak­rir sahibinin alâkalandığı mevzu ile ilgili olarak aynen şu sözleri söyle­mişlerdir:  (Biz sulh, emniyet ve asayiş taraftarıyız. Her milletin hürriyet ve istiklâline sahip olarak yaşamasına taraftarız. Her taarruzu, ki­min tarafından vaki olursa olsun, daima fena nazarla karşılarız. Eğer kardeş Urdünün ordusu bir gün haksız tecavüze uğrarsa, o zaman Türk ordusu onların yanında görülürse bundan hayret duymamalıdır.)

Sayın Devlet Reisimizin sözlerini kasden bütün etrafiyle zikrettim, çün­kü bu şekilde zikredildiği takdirde, Reisicumhurumuzun Türk ordusu­nun Ürdün ordusu yanında görülmesi takdirinde buna hayret edilme­mesi lâzım geldiği yolundaki ifadeleri devletimizin imanla bağlı bulun­duğu prensiplerin tahakkuku için şimdiye kadar aldığı tedbirler ve gi­riştiği taahhütlerin mantığına uygunluğu daha iyi tebrüz eder.

Filhakika, imzalayanlar arasında bulunduğumuz ve titizlikle bağlı ol­duğumuz Birleşmiş Milletler andlaşmasmm daha ilk maddesinin ilk fık­rasında, Birleşmiş Milletlerin gayesi olarak «Milletlerarası barış ve gü­venliği muhafaza etmek ve bu maksatla barışın uğrayacağı tedhitîeri önlemek ve uzaklaştırmak ve her türlü saldırma fiilini veya barışın baş­ka suretle bozulması halini ortadan kaldırmak üzere, müessir müşterek tedbirleri almak» hususları zikredilmektedir.

Nitekim, Birleşmiş Milletlerin hakikî sulhsever azalan Birleşmiş Millet­ler andlaşması ile sulhun ve emniyetin korunması hususunda aldıkları taahhütleri yerinde getirmekte tereddüt göstermemişlerdir. Milletimizi, sulhsever milletler camiasında çok muteber bir mevkie eriştiren ve ci­han sulhunun korunması tarihinde bir dönüm noktası teşkil etmiş olan Kore harekâtı bunun'en parlak misalidir.

Bundan başka sulhsever milletler ayni andlaşmanın 51 inci maddesin­de derpiş edilen meşru müdafaa hakkına dayanarak aralarında, bu andlaşmanın yukarıda aynen zikrettiğim prensiplerinin fiiliyata inti­kalini temin için müşterek emniyet anlaşmaları ve ittifakları yapmış­lardır. Nato, Balkan Paktı, Bağdat Paktı ve Seato bu neviden andlaşmalardır.

Mevzuumuzu doğrudan doğruya alâkalandırdığı için Bağdat Paktı üzerinde biraz duracağım. Bu paktın dibacesinin birinci fıkrasında «iki memleket arasındaki sulh ve emniyetin bütün dünya milletlerinin ve bilhassa Orta Doğu milletlerinin sulh ve emniyetlerinin ayrılmaz birer parçasını teşkil eylediği» ifade edilmektedir. Ayni dibacenin 3 üncü fıkrasında, âkit tarafların «Birleşmiş Milletler Anayasasının 51 inci maddesi gereğince lüzumlu tedbirlerin alınmasını icabettiren Orta Do­ğu bölgesinin sulh ve emniyetinin muhafazası ile ilgili Birleşmiş Millet­ler âzası olmak sifatiyle yüklendikleri büyük mesuliyetleri müdrik» ol­dukları beyan edilmektedir.

Görülüyor ki Bağdat Paktına taraf olan devletler Orta Şarkın sulh ve emniyeti ile faal şekilde alâkadar olmayı taahhüt eylemiş bulunmakta­dırlar.

Buna ilâveten mezkûr pakta müzeyyel olarak Irak Başvekili Nuri Sait Paşa ile Başvekilimiz arasında aynı tarihte teati edilmiş bulunan ve paktla beraber Yüksek Meclisin tasdikinden geçmiş olan mektupları da hatırlamak lâzımdır. Bu mektuplarda iki devlet «Orta Doğuda sulh ve emniyetin bekası için, Filistin meselesi hakkındaki Birleşmiş Milletler

kararlarının tatbikinin temini hususunda yakın işbirliği yapmayı» yek­diğerlerine taahhüt eylemiş bulunmaktadırlar.

Bütün bu zikrettiğim metinlerden çıkan neticeler şunlardır:

1  Biz, umumî olarak, dünyada sulhun ve emniyetin haleldar edilme­sine karşı bigâne kalmamayı Birleşmiş Milletler andlaşması ile taahhüteylemiş bulunmaktayız.

2  Buna ilâveten, bazı hususî müşterek   emniyet   andlaşmaları ile,doğrudan doğruya bizi alâkadar eden bölgeler için ittifak mertebesine ulaşan karşılıklı taahhütler almış bulunmaktayız.

3  Orta Şark bakımından bu nevi sarih taahhütlerimiz yalnız Bağdatpaktına dahil bulunan devletlerle aramızda carî olacak ise de Orta Şar­kın heyeti umumiyesinde sulh ve emniyetin korunması için çalışmayı taahhüt eylediğimiz gibi Filistin meselesiyle yakın alâkamıza da ahdî bir mahiyet vermiş oluyoruz.

Sayın Reisicumhurumuzun bahis mevzuu sözleri bu hakikatlerin ışığı altında tetkik edilecek olursa görülür ki, ortada takip ettiğimiz sulh yolunda tesanüt ve müşterek emniyet siyasetimizle ve bu siyasetin ifa­desini veren taahhütlerimizle herhangi bir şekilde kabili telif olmiyacak bir ifade mevcut değildir. Bu sözler, bittabi klâsik ve hukukî mâ­nasında bir ittifak taahhüdü mahiyetini taşımıyorsa da, mevcut taah­hütlerimizin müsaade edebileceği mânayı ifade eylemektedir.

Gayemiz, kendi menfaatlerimiz ve Orta Doğudaki bilcümle devletlerin menfaatleri için elzem olan Orta Doğuda emniyet ve sulhun korunması olduğuna göre bunu her vesile ile ifade eylemek ancak faydalı olabilir.

Şimdi, sayın Kemal Güvenin sualinin son kısmına geçiyorum. Kendi­leri diyorlar ki: «Orta Doğudaki siyasî vaziyetler hudutta böyle beya­nat vermiye müsait midir?»

Müsaade buyururlarsa, diyeceğim ki, yalnız müsait değil hattâ böyle beyanatı istilzam eder. Tahmin ediyorum ki, Kars mebusu arkadaşımı­zı tereddüde sevkeden husus, bu ifadelerin bir nevi tahrik mahiyetini taşıyıp taşımadığı bakımından endişe duymuş olmasıdır. Eğer muhte­rem Reisicumhurumuzun sözlerinde, emniyet ve asayişin korunması, her milletin hürriyet ve istiklâl içinde yaşaması lâzım geldiği ve kim tarafından ika edilirse edilsin, taarruzun takbihe şayan olduğu kanaa­tinde bulunduğumuz kaydedilmemiş ve «haksız tecavüz» tâbiri kulla­nılmamış olsaydı belki bir dereceye kadar -o da ancak bir dereceye ka­dar- böyle bir endişeye mahal bulunabilirdi. Devlet Reisimizin sözleri sulh ve emniyetin ve Birleşmiş Milletler andlaşması prensiplerinin vi­kayesini istihdaf edegelmis olan açık ve hayırhah siyasetimizin ifade­sidir.

Bizim azimle takip ettiğimiz müşterek emniyet siyasetini baltalamak, ona karşı cihan efkârı umumiyesinde şüphe ve antipati yaratmak, bir kelime ile bizi sulh ve emniyet yolunda yapıcı olmaktan menedip açıkta bırakmak için menfî propagandacılar, tuttuğumuz yolun tahrik yolu olduğunu iddia etmeye kalkışmışlardır. Bu faaliyetlerin durmasını bek­lemek safdillik olur. Bu nevi propagandalar önünde sinmek, olsa olsa, o    propagandaları yapanların    aleyhimize müteveccih maksatlarının

tahakkukuna yardım etmek olur. Biz, bugüne kadar, bi tecrübe, gör­müş bulunuyoruz ki, maksatlarımızı ve gayelerimizi açıkça söylecüğımiz niboette, memleketimizin, mensup bulunduğumuz bölgelerin ve cihanın sulh ve emniyeti uğrunda sarfettiğimiz gayretler müsbet neticeler verdi. Lüzumsuz sükûtlar, kaçamaklı sözler şüphe yaratmaktan ve iyi niyetli kimselerin imanını sarsmaktan başka bir netice vermez.

Bizim siyasetimizin ne tahrik, ne de kimseye meydan okumak siyaseti olmadığını hakikatleri görenler ve makul düşünenler teslim etmek­tedirler.

Bu itibarla, sulh ve .emniyetin korunması ile alâkalı olarak resmî ağız­lardan çıkan sözler, hiç kimseye karşı herhangi bir şekilde tehdidi tazammun etmeyip bilâkis tehditleri ve tehlikeleri önlemeye matuftur. Bunun aksini iddia edenler, mantığa değil, muayyen kötü siyasî mak­satlara ve hesaplara dayanmış olacakları cihetle onların iddialarını ve propagandalarını bir kıstas şeklinde kabul edip ona göre faaliyetleri­mizi ayarlamamıza imkân yoktur.

Maruzatım bundan ibarettir.»

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü daha sonra Avrupa Konseyi İstişarî Meclisi Türk heyetine dahil Urfa mebusu Feridun Erginin Konsey nez-dindeki temsilciliği hakkında vaki hâdise ve neşriyatın doğru olup ol­madığına dair olan soruyu cevaplandırmış ve cevabında şöyle de­miştir:

«Bu sözlü soru, meselenin daha ziyade mahdut bir cephesine yani Urfa mebusu Erginin Avrupa Konseyindeki vazifelerini ifa edebilmesi için toplantılara iştirak zımnında yapacağı seyahati temin etmek üzere, Konseyde para toplanması teşebbüslerine taallûk etmekte ise de soruda Erginin Konseydeki vazifesine hükümetçe nihayet verildiğine, yerine tayin edilmek istenen başka birisinin bu tayininin Konsey Genel Sek­reterliğince reddedildiğine dair bazı ifadeler de göze çarptığı cihetle, işin heyeti umumiyesi hakkında kısaca tavzihte bulunacağım.

Evvelâ para toplama meselesini izah edeyim, böyle bir teşebbüsün fil­hakika Avrupa Konseyi İstişarî Asamblesi içinde, bir aralık mahdut bir zümreye münhasır kalmak üzere yapılmak istendiği doğrudur, bu üzücü hâdisenin saym Erginin Konseydeki vazifesinden hükümetçe azledildiği veya hiç değilse oraya gitmesi için gereken harcırahın verilmemesi su­retiyle fiilen işini görmesine mâni olunduğu yolunda bazı suitefehhümlerin neticesi olarak ortaya çıktığı anlaşılıyor. Bu suitefehhümlerin mümkün mertebe süratle izalesi ve para toplandığı takdirde bunun üze­rimizde çok nahoş bil' tesir icra edeceğinin icap edenlere bildirilmesi» üzerine mesele olduğu yerde kalmış ve para toplama teşebbüsü bertaraf olmuştur.

Simdi sayın Erginin durumu ile onun yerine tayin edildiği ve tayininin Avrupa Konseyince reddedildiği zan veya iddia olunan Siirt mebusu sa­yın Baki Erdemin durumu hakkında kısaca tavzihte bulunacağım.

Malûm olduğu veçhile Avrupa Konseyi statüsünün 25 inci maddesinin (a) fıkrası mucibince, istişarî asamble, her âza devletin Parlâmentosu tarafından seçilmiş veya mezkûr makamca tesbit edilmiş bir usule tevfikan tayin olunmuş mümessillerden terekküp ederse de, Parlâmento­nun içtima halinde bulunmaması ve böyle bir durum için takip edilecek usulü tesbit eylememiş olması takdirinde, hükümetler icabeden tayin­leri yaparlar. Hatırlanacağı veçhile Avrupa İstişarî Asamblesinin bu seneki devresine iştirak edecek Türk heyetinin tesbiti için namzetler taayyün etmiş ve intihap muamelesine geçilmiş olduğu halde bu intihap muamelesi neticeleneni eden Yüksek Meclis yaz münasebetiyle toplantı­larına ara verdiği cihetle, tesbit edilen namzetler ve yarım kalan rey durumunu gözönünde tutarak hükümet, statünün yukarıda arzettiğim hükümlerine istinaden Türk heyetini teşkil eylemiştir.

Bu suretle teşekkül eden heyete sayın Ergin de dahil bulunduğuna ve yine Avrupa Konseyi statüsünün 25 inci maddesinin (B) fıkrasında, hiç bir temsilcinin vazifesine, asamblenin içtima devresi müddetince, asam­blenin muvafakati lâhik olmaksızın nihayet verilemiyeceği tasrih edil­miş bulunduğuna göre, kendisinin, bu seneki asamble devresi müdde­tince hükümet tarafından resen azli mevzuubahis olamazdı. Bununla beraber, eylül ayında, Avrupa İstişarî Konseyi Ekonomik İşler Komis­yonuna iştirak etmek üzere Strasbourg'a gitmesi mevzuubahis olan sayın Erginin bilvasıta ve şifahen Hariciyeye müracaat ederek, Demok­rat Parti ile olan rabıtasının kesilmesi muvacehesinde kendisinin Stras­bourg'a gidip gitmemesi hususunda hariciyenin mütalâasını sorduğu ve kendisine yine ayni şekilde bu hususta hariceyinin karar alacak sa­lâhiyette olmadığı cevabının verildiği anlaşılıyor. Bunun üzerine ekim ayında yine bilvasıta hariciyeye müracaat ederek İstişare Asamble Re­isi M. duy Mollet'den ve kâtibi umumî Mr. Marchal'dan kendi vaziye-tiyle ilgili mektuplar aldığını bildiren sayın Erginle o zamanki Hariciye Vekâleti Vekilimiz şahsen görüşmek talebinde bulunuyor, fakat bu gö­rüşme tahakkuk edemiyor.

Arada sayın Ergin, âzası bulunduğu Komisyon Başkanı Danimarka mü­messiline bir mektup göndererek eylül toplantısına ne için iştirak ede­mediğini şu ifadelerle izah ediyor. Aynen okuyorum: «Siyasî ahval umulmadık bir inkişaf kaydetti. İktisadî politikayı tenkit ettiğim ve muhalefet partilerinin belediye seçimlerine iştirakini alenen temenni eylediğim ileri sürülmek suretiyle partiden ihraç edildim. Paris toplan­tısına iştirak etmek üzere hareket ettiğim sırada İstişarî Asambledeki mümessillik sıfatımın geri alındığı ve yerime bay Menderes tarafından başka birisinin tayin edileceği bana bildirildi. Böyle bir hareketin hu­kukî bakımdan itirazı mucip mahiyetine rağmen Parise gitmek imkâ­nına sahip bulunmamaktayım. Aynı sebeple İstişarî Asamblenin ekim ayı içtima devresinde de hazır bulunamıyacağım.»

Mektup burada bitiyor.

Bunun üzerine İstişarî Asamble Reisi Mr. Guy Mollet harekete geçerek Erginden 5 ekim tarihli bir mektupla toplantılara katılmaması sebebi­ni sormuş ve 10 ekim tarihli cevabî mektubu ile Ergin müşarünileyhe demin okuduğum ifadelerini teyit eylemiştir.

Mr. Guy Mollet, 5 ekimde, yani Ergine mektubu gönderdiği tarihte o zamanki Hariciye Vekâleti Vekilimize de bir mektup yollayarak vazi­yetin tavzihini rica etmiştir. Gayet nazikâne ifadelerle yazılmış olan bu mektubunda, Mr. Guy Mollet «Daimî Komisyonun, İstişarî Meclisin veâzasından her birinin teşriî imtiyazlarının muhafazasına dikkat edil­mesi hususundaki itinasına sizce de iştirak edileceğinden eminim» de­miştir.

Görülüyor ki Mr. Guy Mollet, ortaya çıkarılan suitefehhümler yüzün­den, Erginin azli ile yerine başka birisinin tayin edildiği zehabına ka­pılmış.

Müşarünileyhin mezkûr mektubunda, 14 ekimde, o zamanki Hariciye Vekâleti Vekilinin telgrafla verdiği cevabı aynen okuyorum: «Mebus Feridun Ergin, Demokrat Parti Meclis Grubunun teklifi üzerine İstişarî Asamblenin birinci devre toplantılarında Türkiyeyi temsil edecek zevat listesine ithal edilmişti. Bay Erginin Demokrat Partiye mensubiyeti son günlerde nihayet bulduğundan İstişarî Asambledeki Türk temsil he­yetine bu partinin iştirak nisbetinin muhafazasını teminen Siirt Mebu­su Doktor Erdem yedek âza seçilmiş bulunmaktadır. Bay Erginin yeri­ne Bay Erdemin iiştirâk hakkında Genel Sekreterliğe yapılan tebliğ ise sadece Bay Erginin Demokrat Parti ile ilgisi kesildikten sonra İstişarî Asamble çalışmalarına katılmakta devamının münasip olup olmıyacağı hususunda Vekâletime şifahen izhar ettiği şüpheler neticesinde vuku bulmuştur. Bay Ergin şimdi Asamble çalışmalarına iştirake devamının münasip olacağı düşüncesinde bulunuyorsa Konsey statüsü hükümleri gereğince kendisine hiç bir suretle mâni olunamıyacağı bedihidir. Bu meselenin vakıalarla hiç alâkası bulunmayan tefsirlere yol açmış olma­sına müteessifim. Bu telgrafımın bir sureti Bay Ergine tevdi edilecektir. Telgrafın metni burada nihayet buluyor. Bu telgrafı okumak suretiyle Siirt mebusu saym Erdemin yedek âzaîık işini de izah etmiş bulunu­yorum.

Mr. Guy Mollet, o zamanki Hariciye Vekâleti Vekiline gönderdiği cevabî telgrafta verilen izahata teşekkür ederek, Ergine, arzu ettiği takdirde Konsey mesaisine iştirak edebileceğine muttali bulunduğunu telgrafla bildirip Strasbourg'a gelmek hususundaki kararını iş'ar eylemesini rica ettiğini haber vermiştir.

Nitekim, ilk defa olarak sayın Ergin Hariciye Vekâletine gereken harcı­rahın verilmesi sadedinde müracaatini yapmış ve harcırahını alarak Strasbourg'a gitmiştir.

Dr. Erdemin tayininin reddedildiği rivayeti de doğru değildir. O da Strasbourg'a gidip vazifesini görmüştür.»

Hariciye Vekilinin cevabını müteakip soru sahibi mesele üzerinde kendi noktai nazarını izah eden bir konuşma yapmış, daha sonra, o zamanki Hariciye Vekâleti Vekili sıfatiyle Çanakkale mebusu Fatin Rüştü Zorlu söz alarak, Hariciye Vekilinin biraz önce dosyalara istinaden verdiği izahatı teyiden hâdiselerin cereyan şeklini teferruatiyle anlatmış, bun­dan sonra da görüşmelerde ismi geçen eşhas sıfatiyle Urfa mebusu Fe­ridun Ergin iki defa, Muğla mebusu Zeyyad Mandalinci bir defa kür­süye gelmişler, Feridun Ergin hâdisenin cereyan tarzını kendi görüşüne göre izah eylemiş, Zeyyad Mandalinci de kendi şahsı ile alâkalı olan bir noktayı tavzih etmiştir.

Bundan sonra, Adanadaki Şehir Otelinin durumuna ait sözlü soru da Dahiliye Vekili tarafından cevaplandırılmış ve Meclisin toplantısına son verilmiştir.

fikan tayin olunmuş mümessillerden terekküp ederse de, Parlâmento­nun içtima halinde bulunmaması ve böyle bir durum için takip edilecek usulü tesbit eylememiş olması takdirinde, hükümetler icabeden tayin­leri yaparlar. Hatırlanacağı veçhile Avrupa İstişarî Asamblesinin bu seneki devresine iştirak edecek Türk heyetinin tesbiti için namzetler taayyün etmiş ve intihap muamelesine geçilmiş olduğu halde bu intihap muamelesi neticeleneni eden Yüksek Meclis yaz münasebetiyle toplantı­larına ara verdiği cihetle, tesbit edilen namzetler ve yarım kalan rey durumunu gözönünde tutarak hükümet, statünün yukarıda arzettiğim hükümlerine istinaden Türk heyetini teşkil eylemiştir.

Bu suretle teşekkül eden heyete sayın Ergin de dahil bulunduğuna ve yine Avrupa Konseyi statüsünün 25 inci maddesinin (B) fıkrasında, hiç bir temsilcinin vazifesine, asamblenin içtima devresi müddetince, asam­blenin muvafakati lâhik olmaksızın nihayet verilemiyeceği tasrih edil­miş bulunduğuna göre, kendisinin, bu seneki asamble devresi müdde­tince hükümet tarafından resen azli mevzuubahis olamazdı. Bununla beraber, eylül ayında, Avrupa İstişarî Konseyi Ekonomik İşler Komis­yonuna iştirak etmek üzere Strasbourg'a gitmesi mevzuubahis olan sayın Erginin bilvasıta ve şifahen Hariciyeye müracaat ederek, Demok­rat Parti ile olan rabıtasının kesilmesi muvacehesinde kendisinin Stras­bourg'a gidip gitmemesi hususunda hariciyenin mütalâasını sorduğu ve kendisine yine ayni şekilde bu hususta hariceyinin karar alacak sa­lâhiyette olmadığı cevabının verildiği anlaşılıyor. Bunun üzerine ekim ayında yine bilvasıta hariciyeye müracaat ederek İstişare Asamble Re­isi M. duy Mollet'den ve kâtibi umumî Mr. Marchal'dan kendi vaziye-tiyle ilgili mektuplar aldığını bildiren sayın Erginle o zamanki Hariciye Vekâleti Vekilimiz şahsen görüşmek talebinde bulunuyor, fakat bu gö­rüşme tahakkuk edemiyor.

Arada sayın Ergin, âzası bulunduğu Komisyon Başkanı Danimarka mü­messiline bir mektup göndererek eylül toplantısına ne için iştirak ede­mediğini şu ifadelerle izah ediyor. Aynen okuyorum: «Siyasî ahval umulmadık bir inkişaf kaydetti. İktisadî politikayı tenkit ettiğim ve muhalefet partilerinin belediye seçimlerine iştirakini alenen temenni eylediğim ileri sürülmek suretiyle partiden ihraç edildim. Paris toplan­tısına iştirak etmek üzere hareket ettiğim sırada İstişarî Asambledeki mümessillik sıfatımın geri alındığı ve yerime bay Menderes tarafından başka birisinin tayin edileceği bana bildirildi. Böyle bir hareketin hu­kukî bakımdan itirazı mucip mahiyetine rağmen Parise gitmek imkâ­nına sahip bulunmamaktayım. Aynı sebeple İstişarî Asamblenin ekim ayı içtima devresinde de hazır bulunamıyacağım.»

Mektup burada bitiyor.

Bunun üzerine İstişarî Asamble Reisi Mr. Guy Mollet harekete geçerek Erginden 5 ekim tarihli bir mektupla toplantılara katılmaması sebebi­ni sormuş ve 10 ekim tarihli cevabî mektubu ile Ergin müşarünileyhe demin okuduğum ifadelerini teyit eylemiştir.

Mr. Guy Mollet, 5 ekimde, yani Ergine mektubu gönderdiği tarihte o zamanki Hariciye Vekâleti Vekilimize de bir mektup yollayarak vazi­yetin tavzihini rica etmiştir. Gayet nazikâne ifadelerle yazılmış olan bu mektubunda, Mr. Guy Mollet «Daimî Komisyonun, İstişarî Meclisin ve âzasından her birinin teşriî imtiyazlarının muhafazasına dikkat edil­mesi hususundaki itinasına sizce de iştirak edileceğinden eminim» de­miştir.

Görülüyor ki Mr. Guy Mollet, ortaya çıkarılan suitefehhümler yüzün­den, Erginin azli ile yerine başka birisinin tayin edildiği zehabına ka­pılmış.

Müşarünileyhin mezkûr mektubunda, 14 ekimde, o zamanki Hariciye Vekâleti Vekilinin telgrafla verdiği cevabı aynen okuyorum: «Mebus Feridun Ergin, Demokrat Parti Meclis Grubunun teklifi üzerine İstişarî Asamblenin birinci devre toplantılarında Türkiyeyi temsil edecek zevat listesine ithal edilmişti. Bay Erginin Demokrat Partiye mensubiyeti son günlerde nihayet bulduğundan İstişarî Asambledeki Türk temsil he­yetine bu partinin iştirak nisbetinin muhafazasını teminen Siirt Mebu­su Doktor Erdem yedek âza seçilmiş bulunmaktadır. Bay Erginin yeri­ne Bay Erdemin iiştirâk hakkında Genel Sekreterliğe yapılan tebliğ ise sadece Bay Erginin Demokrat Parti ile ilgisi kesildikten sonra İstişarî Asamble çalışmalarına katılmakta devamının münasip olup olmıyacağı hususunda Vekâletime şifahen izhar ettiği şüpheler neticesinde vuku bulmuştur. Bay Ergin şimdi Asamble çalışmalarına iştirake devamının münasip olacağı düşüncesinde bulunuyorsa Konsey statüsü hükümleri gereğince kendisine hiç bir suretle mâni olunamıyacağı bedihidir. Bu meselenin vakıalarla hiç alâkası bulunmayan tefsirlere yol açmış olma­sına müteessifim. Bu telgrafımın bir sureti Bay Ergine tevdi edilecektir. Telgrafın metni burada nihayet buluyor. Bu telgrafı okumak suretiyle Siirt mebusu sayın Erdemin yedek âzalık işini de izah etmiş bulunu­yorum.

Mr. Guy Mollet, o zamanki Hariciye Vekâleti Vekiline gönderdiği cevabî telgrafta verilen izahata teşekkür ederek, Ergine, arzu ettiği takdirde Konsey mesaisine iştirak edebileceğine muttali bulunduğunu telgrafla bildirip Strasbourg'a gelmek hususundaki kararını iş'ar eylemesini rica ettiğini haber vermiştir.

Nitekim, ilk defa olarak sayın Ergin Hariciye Vekâletine gereken harcı­rahın verilmesi sadedinde müracaatini yapmış ve harcırahını alarak Strasbourg'a gitmiştir.

Dr. Erdemin tayininin reddedildiği rivayeti de doğru değildir. O da Strasbourg'a gidip vazifesini görmüştür.»

Hariciye Vekilinin cevabını müteakip soru sahibi mesele üzerinde kendi noktai nazarını izah eden bir konuşma yapmış, daha sonra, o zamanki Hariciye Vekâleti Vekili sıfatiyle Çanakkale mebusu Fatin Rüştü Zorlu söz alarak, Hariciye Vekilinin biraz önce dosyalara istinaden verdiği izahatı teyiden hâdiselerin cereyan şeklini teferruatiyle anlatmış, bun­dan sonra da görüşmelerde ismi geçen eşhas sıfatiyle Urfa mebusu Fe­ridun Ergin iki defa, Muğla mebusu Zeyyad Mandalinci bir defa kür­süye gelmişler, Feridun Ergin hâdisenin cereyan tarzını kendi görüşüne göre izah eylemiş, Zeyyad Mandalinci de kendi şahsı ile alâkalı olan bir noktayı tavzih etmiştir.

Bundan sonra, Adanadaki Şehir Otelinin durumuna ait sözlü soru da Dahiliye Vekili tarafından cevaplandırılmış ve Meclisin toplantısına son verilmiştir.

Büyük Millet Meclisi pazartesi günü toplanacaktır

Büyük Millet Meclisi Bütçe Encümeni, 1956 bütçe tasarısını tetkike başladı:

26 Aralık 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi Bütçe Encümeni bugün saat 10.00 da Reis Balıke­sir mebusu Halil Emrenin başkanlığında toplanarak 1956 malî yılı büt­çe tasarısını tetkike başlamıştır.

Maliye Vekili Nedim Ökmen, bütçeyi ve gerekçesini encümene takdim ederken şu beyanatta bulunmuştur:

«Muhterem arkadaşlar,

Her sene bütçelerin yüksek encümeninize takdimi sırasında bütçenin kı­sa bir tahlilini yapmazdan evvel dış ve iç iktisadî vaziyetten bahsedil­mesi bir gelenek haline gelmiştir.

Bendeniz de bu geleneğe uyarak bütçelerden bahsetmeden önce dış ve iç iktisadî durumun basite irca edilmiş bir tablosunu huzurunuzda çiz­meğe çalışacağım. Bütçenin hangi ekonomik ve malî şartlar gözönünde tutularak hazırlandığını ifade edebilmek için de böyle bir izaha lüzum hissedileceği tabiidir.

Yüksek encümeninizi teşkil eden muhterem arkadaşlarımın gerek iç, gerek dış iktisadî ve malî hâdiseleri büyük bir alâka ile yakından takip ettikleri malûmdur. Bu sebeple maruzatım bir hatırlatma gayesini is­tihdaf edecek ve mümkün mertebe kısa olacaktır.

Muhterem arkadaşlarım,

İkinci dünya harbinin ve bu harbi takip eden yıllardaki siyasî hâdise­lerin yarattığı kararsızlık devri 1952 senesi ortalarına doğru zail olmuş ve yerini bir inkişaf ve istikrar devresine terkeylemişti.

Hâlen bu inkişaf ve istikrar devri devam etmekle beraber her şeyin dü­zeldiği ve mükemmel bir hale geldiği de iddia edilmemektedir. Bugün Amerikan yardımı sayesinde tediye müvazenelerindeki açıklarım ka­payan birçok memleketlerin, Amerikan yardımının kesilmesinden ev­vel bu açıklarını izale etmek gibi mühim meseleleri ve endişeleri bulun­duğu muhakkaktır.

Diğer taraftan 1954 senesi ortalarından itibaren vaki iktisadî gelişme­nin bazı endişeler yarattığı ve bu endişelerin para ve kredi mevzuunda çeşitli tedbirler alınmasını icap ettirdiği söylenebilir.

Hâlen bütün sanayi memleketlerinin, hissedilmeğe başlayan enflâsyoncu temayüllerden içtinap ettiklerine ve millî ekonomilerini muvazeneli bir şekilde geliştirmeğe çalıştıklarına işaret etmek yerinde olur.

Gayrimelhuz her hangi bir hâdise vuku bulmadığı veya böyle bir hadisenin vukuu endişesiyle şümullü bir iktisadî değişiklik husule gelmedi­ği takdirde önümüzdeki 1956 yılının da aynı şartlar altında aynı man­zarayı göstereceği düşünülebilir.

Bu bir kaç cümle ile hatıralarınızda canlandırmağa çalıştığım dünya vaziyetinden sonra kendi iç durumumuza geçebilirim.

Memleketimizde ciddî ve şümullü bir iktisadî kalkınmanın, biraz feda­kârlık ve mahrumiyet pahasına da olsa, mutlak surette tahakkuk etti­rilmesinin hayatî ehemmiyetini hepimiz kabul etmiş bulunuyoruz.

Böyle bir gayenin tahakkuk ettirilmesi için tatbik edilen politikanın esaslarını şöylece hulâsa edebiliriz:

1  İstihsale sermaye yatırımlarının teşviki ve hususî teşebbüse lâyikolduğu ehemmiyeti vermek,

2  İstihsale matuf kredileri arttırmak,

3  Malî politikamızı istihsale engel olmıyacak bilâkis bu faaliyetleriteşvik edecek şekilde ayarlamak,

4  Yurdun istihsal kudretini yükseltmek için gerekli tedbirleri almak­tan ve gayretleri sarfetmekten çekinmemek,

1950 yılından bu yana millet ve hükümet olarak yapmakta bulunduğu­muz çalışmaları hangi bakımdan tahlil edersek edelim, daima ilk ga­yenin istihsali yükseltmek, iktisadî ve içtimaî kalkınmayı tahakkuk et­tirmek, halkın maddî ve manevî hayat seviyesini medenî memleketler ayarına çıkarmak olduğu görülür.

Bu yolda ne gibi merhaleler katedildiği, hâlen alınan ve alınmakta olan müsbet neticelerin neler olduğu huzurunuzda bulunan bütçe gerekçe­sinde, isimlerle, rakamlarla, malî porteleri ve kapasiteleriyle arz ve izah olunmuştur.

Burada bunları tekrar arz ve tadat ederek vaktinizi almak istemiyorum. Ancak, bir kaç misal vermekten de kendimi alamıyorum:

Gayrisafi millî hasıla 1950 yılında   10 milyar 384 milyon   lira iken1954 te, 16 milyar 673 milyona çıkmıştır.

1950 de, 10 milyon 286 bin ton olan ziraî istihsalimiz 1955 te, 17 mil­yon 405 bin tondur.

Sınaî istihsal endeksi 1950 de, 114 iken 1955 in ilk dokuz ayı rakam­larına göre 177 dir.

Yapılan ve yapılmakta olan yollar, köprüler, barajlar, küçük su işleri, limanlar, hava meydanları, enerji santralleri, hastahane, mektep ve bilcümle benzeri âmme müesseseleri, uzun uzun anlamaya ve dinleme­ye değer büyük mevzular ve muvaffakiyetlerdir.

Bütün bunları, muhterem arkadaşlarımın bütçe gerekçesi ve diğer ve­sikalardan tetkik etmelerine ve hattâ gidip mahallen görmelerine bı­rakarak malî bahislere geçeceğim:

1950 yılının haziran ayı nihayetine göre 1955 haziran ayı sonunda, Ziraî krediler 350 milyondan

1 milyar 503 milyona, Ticarî krediler, 1 milyar  134 milyondan

3 milyar 457 milyona,

İpotek mukabili krediler, 78 milyondan 355 milyona,

yükselmiştir. Bu, beş senede üç ve beş misli artış demektir. O tarihte mevcut oİmıyan Sınaî Kalkınma Bankasının verdiği ve bu saydığım ra­kamlardan hariç bulunan kredi de, 140 milyon liradır.

 Memlekette iktisadî faaliyetin genişlemesi ve vatandaş gelirinin yük­selmesiyle müterafik olarak bankalara vaki mevduat hacminin yüksel­mesi tabiî idi. Nitekim,

1955     haziranı sonunda, 3 milyar 579 milyona çıkmıştır.

İktisadî - malî durum gözden geçirilirken emisyon ve tediye muvazenesi bahislerine de temas etmek isterim.

30 ekim tarihi itibariyle Merkez Bankasının emisyon hacmi geçen se­neye nazaran 408 milyon liralık bir artış kaydetmiştir. Bu devre zarfın­da, hububat mubayaası için Toprak Mahsulleri Ofisine 301 milyon li­ralık avans verildiği ve ticarî ve ziraî senetler yekûnununda da 166.7 milyon liralık bir yükselme vaki olduğu nazarı dikkate alınırsa vaziyet kendiliğinden tavazzuh eder.

Tediye muvazenesi bahsine gelince:

1/7/1954 tarihinden 30/6/1955 tarihine kadar geçen devreye ait tediye muvazenesi tablosu bütçe gerekçesine dercedümiştir. Bu tablonun tet­kikinden tediye muvazenesi açığının bazı nevi yardım ve kredilerle kar­şılandığı anlaşılır.

Bu bahiste hülâsatan şunu arzetmek isterim ki, büyük envestisman hamlelerini tediye muvazenesi hiç bir açık vermeden idare etmeğe ça­lışmak realiteye tevafuk etmesine imkân bulunmıyan bir keyfiyettir.

Tediye muvazenesi açık olmasın diye envestismandan vazgeçmek ise, sonu gelmiyecek bir tediye muvazenesi açıklarına teslim olmak demek­tir. Biz bu memleketin böyle bir bahta müstahak olduğuna inanmıyoruz. Ancak, tediye muvazenesi açıklarını ehemmiyetsiz gördüğümüz gibi bir telâkkiye kapılmamak lâzım geldiğini bilhassa ısrarla tebarüz ettir­mek isterim.

Sınaî tesislerin birbiri ardınca ikmal ve işletmeye açılması iki cepheli bir döviz tasarrufu temin edecektir. Bunlara ilâveten alınacak tedbir­ler de kısa bir zamanda tesirini gösterecektir.

Sayın arkadaşlar,

1956     bütçesi hakkında konuşmağa başlamadan önce içinde bulunduğu­
muz 1955 bütçesi tatbikatından da bir nebze bahsedeceğim:

1955 malî yılı içinde, bütçe tahminlerine göre tahsis etmemiz lâzım gelen varidat 2 milyar 739 milyon liradır. Buna mukabil ilk dokuz ay zar­fındaki tahsilatımız 2 milyar lirayı aşmıştır.

Geçen sene aynı müddet zarfında yapılan tahsilat 1 milyar 685 milyon lira idi. Bu demektir ki tahsilatımız gecen seneye nazaran yüzde 18 nis-betinde 303,7 milyon lira fazladır. Aylık ortalama tahsilat miktarı da 1954 ün 187 milyon lirasına mukabil 221 milyondur. Tahsisatın kulla­nılması ve haşine muameleleri bakımından tatbikatın normal seyrini takip etmekte bulunduğunu, borçlanmışın zamanında ve muntazam bir surette ödendiğini ifade ederek 1956 bütçesi hakkındaki maruzatıma geçebilirim:

Takdim ettiğimiz bütçe, 3.250.856.540 lira olup hazine yardımları dü­şülmüş net katma bütçe yekûnlariyle birlikte 3.362.843.162 liraya baliğ olmaktadır. Ve yüksek malûmunuz olduğu veçhile tamamiyle denk ola­rak hazırlanmıştır. Burada hemen işaret edeyim ki memleketimiz için hayırlı olacağına kani bulunduğumuz bu denkliğin yalnız tahmin ve tahsisat talebinde değil, tatbikatta da bilfiil tecelli etmesi için dikkat ve itina ile çalışacağız.

3.250.856.540 lira olan gelir tahminimiz 1955 yılı tahminlerinden yüzde 16,55 nisbetinde 461.798.539 lira fazla bulunmaktadır. Bu fazlalığın hangi kalemlerden ve ne gibi hesaplara dayanılarak tahmin edildiği varidat bütçesinin tetkikinde görülecektir. Ancak şimdiden şu cihete işaret etmek isterim ki bu tahminler mevcut mevzuatımıza göre ya­pılmıştır.

3 milyar 250 milyon liralık varidat tahmini 1950 yılının 1 milyar 300 milyonundan yüzde 150 nisbetinde 1 milyar 950 milyon lira fazladır. Bu büyük gelişmeyi bir taraftan iktisadî faaliyetimizin inkişafı, diğer ta­raftan da yapılan esaslı ıslâhat sayesinde vergi sistemimizin konjonk­türü ve millî gelir seyrini daha yakından takip edebilir hale getirilmiş olmasına bağlamak lâzımdır.

Gelir ve Kurumlar Vergisi tahmininin 1951 yılında 235 milyon liradan ibaret iken 1956 tahminlerinde 870 milyon lira olarak yer alması bu husustaki misallerden biri olarak arzedilebilir. Bir memleketin vergi hasılası içerisinde vasıtasız ve vasıtalı vergilerin irae eylediği nisbet, ver­gi adaleti bakımından haizi ehemmiyet telâkki edilmektedir. Vergileri­mizin son beş yıl içerisinde takip ettiği seyir incelenirse nisbetin vasıta­sız vergiler lehine inkişaf ettiği memnuniyetle görülür. Yine memnu­niyetle kaydedilmesi gereken hususlardan birisi de Gelir ve Kurumlar vergilerinde mükellef adetlerinin, vergiye tâbi gelirin, ve nihayet vergi tahakkuk ve tahsilatının serî ve muntazam gelişmesidir. Bu gelişmelere ait rakamları sayın arkadaşlarım bütçe gerekçesinde bulacaklardır. Ge­lir bahsindeki maruzatıma nihayet verirken vergilere müteallik kanun ve usullerimizin ıslâhı yolundaki çalışmalara devam edildiğini ilâve et­mek isterim.

Bu çalışmalar arasında en mühim yeri imalât muamele vergisi işgal et­miştir. Bu verginin sanayie iras ettiği zararlı tesirleri bertaraf etmek üzere yapılan çalışmalar sona ermiş olup yakında lâyiha huzurunuza gelecektir. Bu lâyiha kanuniyet kesbettiği takdirde imalât muamele vergisinin bugünkü şekil ve tatbikatına son verilmek suretiyle bu vergiye müteveccih türlü şikâyetler bertaraf edilecektir. Bundan başka hâlen üzerinde çalışılan mevzular arasında veraset ve intikal, gelir ve ku­rumlar vergileriyle vergi usul kanunu ve muhasebe mütehassısları ka­nunu bulunmaktadır. Ayrıca, senelik cirosu 20.000 lirayı geçen küçük esnafın gelir vergisine tâbi tutulması hakkında alınıp ta henüz tatbike konulmamış olan kanun da bu mükellefleri sıkmıyacak şekilde düzen­lenecektir.

Muhterem arkadaşlar,

1956 bütçe lâyihasiyle talep ettiğimiz tahsisatın 3.250.856.540 olduğunu arzetmiştim. Bu miktar 1955 bütçesiyle verilen tahsisattan yüzde 10.5 nisbetinde 310.129.262 lira fazladır,

Fazlalığın yüzde 92,4 ü yani 286.603.758 lirası carî masraflar, yüzde 7,6 sı yani 230.520.504 lirası da yatırımlara taallûk etmektedir.

Gerek carî masraflara, gerek yatırımlara müteallik tahsisatın 1950 den bu yana daireler itibariyle takip ettiği seyri gösterir tablolar bütçe ge­rekçesine eklenmek suretiyle tetkiklerine amade bulunmaktadır. Bu ci­hete işaret ettikten sonra talep eylediğimiz tahsisat rakamları üzerinde bir nebze duracağım.

Umumî bütçeden mülhak bütçelere yapılan yardım geçen sene 551 mil­yon lira idi. Bu sene 38 milyon fazlasiyle 589 milyon liraya çıkarılmıştır. Fazlalık üniversiteler ile Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğüne ait bu­lunmaktadır.

Geçen seneye nazaran carı masraflarda görülen 286,608,758 lira fazla­lığın,

13.5 milyon lirası yönetim masraflarına ve bunlar içerisinde de daha ziyade PTT ücretlerine taallûk etmektedir. Yeni bir hizmet inkişafı bulunmıyan veya pek istisnaî bir durum arzetmiven ahvalde yönetim masraflarının diğer tertiplerinde yani kırtasiye, döşeme, demirbaş gibi büro masraflarında, harcırahlarda, kira bedellerinde ve benzeri diğer kalemlerde yükseltmeler yapılmamış ve bilâkis bunlardan mümkün olan tasarrufların teminine çalışılmıştır.

Fazlalığı 35 milyon lirası da, daire hizmetlerine, hizmet inkişaflarının tabiî neticesi olarak yapılmasına zaruret görülen zamlardan ileri gel­mektedir.

Fazlalığın asıl mühim kısmı yani 213.474.631 lirası personel masrafla­rına taallûk etmektedir. Yüksek Mecliste geçen devre kabul buyurulmuş olan çeşitli kanunların gerektirdiği masraflara müteallik kısım hariç, emekli, dul ve yetimlere, memur ve hizmetlilere iki maaş nisbetinde ilâve tahsisat verilmesine müteallik olmak üzere hazırlanmış ve Yüksek Meclise sunulmuş bulunan kanun, yalnız umumî bütçeye 138 milyon liralık bir ilâve yapılmasını gerektirmiştir. Katma bütçelerle birlikte bu miktar 150 milyona yükselmektedir. Yüksek encümeninizin temayül ve direktifleri dairesinde hizmetli ücretlerinin asgarî miktarının 75 liradan 100 liraya çıkarılması, bu kadroların aleîûmum birer derece yükseltil­mesi ve nihayet hizmetle mütenasip görülmiyen bazı kadroların ıslâhı

da bütçeye 18 milyon lira ilâvesini gerektirmiştir. Fazlalığın yüzde 7,6 Sini teşkil -ve yatırımlara müteallik bulunan 23.520.504 liralık tahsisatın bütçelerden yapılmakta olan envestismanlarm aksatılmaması ve ayni zamanda önümüzdeki yıllara munzam büyük malî külfetler yükletümemesi gözönünde tutularak talep edildiğini söyleyebilirim.

Muhterem arkadaşlar,

Talep edilen 3 milyar 250 milyon liralık tahsisatı hizmet grupları itiba­riyle, de gözden geçirmekte fayda olduğu aşikârdır. Binaenaleyh, kısaca ve   milyon   lira   olarak   hizmet   grupları   rakamlarım zikredeyim:

163    Sağlık hizmetlerine, 486   Maarife,

209   Sosyal güvenliğe (yani emekli kesenekleri,   çocuk   zamları ve çe­şitli yardımlara).

882    Ziraat, sanayi, münakalât ve nafia hizmetlerine, 873    Millî müdafaaya, 137    Borç ödemeye,

498   Umumî idare masraflarına, milyon lira ayrılmıştır.

956 bütçesinin de her yıl olduğu gibi, yüksek encümeninizin çok değerli tetkik ve tashihleriyle tekemmül edeceğine emin bulunduğumuzu arz ve dinlemek lûtfunuzdan dolayı teşekkür ederim.

Maliye Vekilinin bu beyanatını müteakip bütçe tasarısının müzakere­sine başlanmıştır.

Bu millî iradedir!

Yazan : Ulunay

l/XIÎ/955 tarihli (Milliyet) den:

İktidar Partisi Meclis Grupu, bir müddetten beri hiç de iyi gitmeyen ve iyi gitmediği için türlü türlü dedikodula­ra, hoşnutsuzluklara, şikâyetlere se­bebiyet veren işlerin murakabesini fii­li bir şekilde yaptı. Meclis Grupu, ka­bineyi grup ateşine alarak hepsini birden istifaya mecbur etti.

Demokrasi böyledir. Susar, dinler, bekler ve nihayet intizar ettiği salâhı göremeyince birden feveran eder.

Ekseriyet mebusları, milletin kendile­rine verdiği mebusluk hakkını pek gü­zel kullandılar. Bu memlekette millî iradenin fevkinde hiçbir şey olamaya­cağını dosta düşmana anlatmış oldu­lar.

İktidar Partisi Meclis Grupunun ka­binesinin istifasını icabettiren bu murakabesi demokrasi tarihinin en parlak bir sahifesidir. Cereyan eden müzakereden anlıyoruz ki kabineyi teşkil eden bazı zevat temenni edildi­ği kadar devlet ricali olamamışlardır. Hakikî devlet ricali, istifayı bir mec­buriyet şeklinde kabul edecek bir va­ziyete getirmez. Bu zevatın çoktan çekilmeleri icabederdi.

Gazetelerin telhislerine bakılırsa bu hâdisenin sebepleri, dairei intihabiyelerine giden mebusların müntehiplerde gördükleri hoşnutsuzluk ve şid­detli tenkidlerdir, halkın demokrasi­den şüphe edecek kadar bedbin olma­sıdır, bir türlü var olamıyan yokluğun husule getirdiği endişedir, ithalât ve tevzi işlerindeki yolsuzluk ve usulsüz­lüklerdir. Memleket bunu son belediye seçimleriyle anlatmak İstedi. Bu vaziyet karşısında derlenmek, toplan­mak gerekti.

Halk Partisini devirip ezici bir ekseri­yetle iktidara gelen Demokrat Parti­nin son belediye intihabı ile bu kadar kısa bir zamanda listelerde müstakil­lere yer vermesi derin bir akis husule getirecek bir ikaz sayhası idi. Bundan da son hâdise ile ders almış olduğu da görülüyor. Eğer Meclis Grupu bu şiddetli murakabeyi yapmamış olsay­dı mebusların, Halk Partisinin liste mebuslarından hiçbir farkı olmaya­caktı.

Kabine âzasından bazı zevat hakkın­da ağır ithamlar vardır. Bu zevat, fır­tınanın dehşeti karşısında tebrie ede­cek şekilde izahat vermeğe dahi im­kân bulamamışlar, bazısı uçup gitme­mek için oldukları yere sarılmak ça­resini bile düşünmüşlerdir. Zorlu'nun istifasını üç istihaleden geçirmesi de bunun hazin bir misalidir.

Kabinesini yeniden teşkil edecek olan muhterem Başvekil Adnan Mende­res'in mesai arkadaşlarını ehliyetli zevattan intihap buyuracaklarına şüphe yoktur. Memleket bu fırtınadan sonra güzel havayı bekliyor.

Şöyle bir hikâye vardır:

Gözleri tepesinde olan felek asırlardan beri bir adam ararmış, el yordamiyle dolaşırken eline birisi geçer. «Hah! Aradığım adam bu olmalıdır» der ve onu görmek için kaldırır, yük­seltir, yükseltir, tepesindekini gözleri­nin hizasına kadar çıkardıktan sonra bakar, «Yanlış oldu, aradığım bu de­ğilmiş!» der ve o yükseklikten aşağı fırlatır atarmış.

Dünya, dünya olalı nice adamlar bu itilâyı görmüşlerdir. Maksat kıssadan hisse almaktır.

Evvelki günün mânası çok

Yazan : C. S. Barias

l/XII/955 tarihlî (Son Havadis) ten :

Demokrat Parti Meclis Grupunun ev­velki günkü toplantısı memlekette halk idaresinin yerleşmesi bakımın­dan bir merhaledir. Buna benzer bir hareket 1923 yılı ekim ayının sonları­na doğru olmuş ve Cumhuriyetin ku­rulması ve kabine sisteminin kabulü ile neticelenmişti.

1950 yılında Demokrat Parti İktidara geldiğinden beri Mecliste ve Demok­rat Parti Grupunda murakabe diye bir şey kalmamıştı. Muhalefetin söz­lü soruları ve kanun tenkidleri, De­mokrat Parti Grupundaki hareketler, siyasî bir mâna taşımamakta idi. Menderes'in kurduğu üç kabinede kırktan fazla Bakanlıklarda değişik­likler yapıldı ve istifalar olduğu hal­de, istifa sebepleri öğrenileni emiş ve şef devrinde gibi alelade bir nöbet değiştirilmişti.

Evvelki gün ilk defa Demokrat Parti Meclis Grupu, hükümetini sorguya çekti. Bakanların ve Başbakanın kendi aralarından çıktığını hatırlattı. Milletin emanetinin koruyucusu ol­duğunu gösterdi.

Hadisenin Demokrat Partiye taallûk eden kısmında Başbakanın gruptan tek başına güvenlik oyu alması bizi ilgilendirmez. Böyle bir teamülün faydalı olup olmadığı Demokrat Par­ti milletvekillerinin düşüneceği şey­dir, bu da daha ziyade dördüncü Ad­nan Menderes kabinesinin tutumu ile belli olacaktır.

Vatandaş olarak sevindiğimiz bir hü­kümetin, milletvekillerinin tazyiki ile istifaya mecbur olduğudur. Bütün te­mennimiz, dördüncü Menderes hükü­metinin memleket için hayırlı işler görmesi, yani beş yıldır Türk münev­verini üzen, inciten, hürriyetin teminatmlıktan kurtarılması, medenî ce­miyetlere yaraşır bir hukuk nizamı­nın tesisi ve bütün vatandaşları inle­ten pahalılıkla mücadeleden verimli netice elde edilmesidir.

Menderes'e kabine kurmak hususun­da büyük bir mesuliyet düşmektedir. Bütün memleketin gözü, evvelki gün­kü hâdiseden ders alıp almılmadığıdır.

Demokrat Parti Meclis Grupu idare heyetini de Önemli bir vazife bekle­mektedir. Parti Grupunda bir takım suistimal iddiaları ortaya atılmış, hadiseler söylenmiş, dosyalar okun­muştur. Bakanlar töhmet altında bı­rakılmıştır. Demokrat Parti Meclis Grupu idare heyetinin bu dosyalan Büyük Millet Meclisine sevkederek Meclis tahkikatı açması ilk vazifesi­dir. Biz, memlekette temizlik istiyo­ruz. Biz, aynı zamanda memlekette vatandaşın isnatlar altında bırakıl­mamasını istiyoruz. Bakanların kar­deşlerinin zengin olmasında kendile­rinin suçu varsa ceza görmeli, yoksa, sırf aynı ana rahminden dünyaya gel-di diye biri diğerinin cezasını çekme­melidir. Bazı Bakanlara doğrudan doğ­ruya rüşvet isnat edilmiştir. Ticaret hayatında meşru, gayri meşru kazanç­lar olduğu gibi, meşru ve gayri meşru rekabetler de yapılır. İsnatlarda, ifti­ralarda da bulunulur. Bunların temiz_ lenme yolu, Büyük Millet Meclisinden geçer.^ Hadiseler hakkında Meclis tah­kikatı açılmalı, suçlu Bakanlar varsa Yüce Divana sevkedilmelidir, sucu yoksa temiz oldukları ilân edilmelidir. Bu hususta ilk hareket de Demokrat Parti Meclis Grupundan gelmelidir.

Evvelki günkü hadiseye bütün vatan­daşlar murakabe sisteminin kurulma­sı dolayısiyle sevinmiştir. Hepimizde geçen beş yılın kapandığına ve yeni tir devir açıldığına dair bir ümit be­lirmiştir. Bu ümidi gerçekleştirmek, göstereceği ufak bir gayretle Men­deres'in elindedir.

D. Parti Grupundaki şiddetli aksülâmel

(Tercüman)

Yazan ; Cihad Baban l/XII/955    tarihli

Adnan Menderes, Demokrat Parti Grupunun, şiddetli hücumları karşı­sında bütün Vekillerini feda ettikten sonra, kendisi de istifa etmiş, fakat

grupun şahsına gösterdiği itimat ve parti lideri olması dolayısiyle, kabine­yi kurmak vazifesi Devlet Reisi tara­fından tekrar kendisine tevdi edil­miştir.

Kabul etmek lâzımdır ki memleket, son birkaç aydanken, gitgide kesafet peyda eden bir buhrana doğru sürük­lenmekte idi, hükümet halk tabaka­ları arasında, pahalılık dolayısiyle baş gösteren memnuniyetsizliğin yayıl­masına mâni olamıyor ve bu homur­danmalar da seçmenlerden mebusla­ra ve dolayısiyle Meclise sirayet edi­yordu. Döviz darlığı, ithalâtçı tücca­rı, gayrimemnunlar safına atmıştı, bir takım maddelerin yoksulluğu da, Tevzi Bürolarına baş vuran vatandaş­ları canlarından bıktırmış bulunuyor­du, bu manzara karşısında aciz içinde kalan memur da artık işin ucunu ko­yuvermek mecburiyetinde kalmıştı.

Böyle olunca, neyimiz var, neyimiz yoksa, onları en objektif ve alenî bir tarzda halkın önüne koymak ve sa­mimiyetle hareket ederek memuru da muamelelerinde şaşkına çevirmemek icabederdi.

İtiraf etmek lâzımdır ki piyasayı dol­duran ve kısmen de sual takrirleri ve Meclise intikal eden suiistimal ve nü­fuz ticareti rivayetleri hep bu darlık devirlerinin mahsulüdür. Birinci Dün­ya Harbinde İttihatçılar zamanında ortalığı bulandıran (şeker ve vagon) dedikoduları, hep darlık günlerinin eseri idi, İkinci Dünya Harbinde de suiistimal, karaborsa ve ihtikâr yine aynı menbalardan gıda aldı, şimdi de yine bir takım darlıklarla karşılaşan halk, nüfuz suiistimalleri dedikodula­rına saplandı. Bir cins kamyonlara ithal ruhsatı verildiği, çürük lâstik alındığı, lâstiklerin ithali için 21 gün­lük mehil konduğu ve bunları himaye edilen kimselerin getirttiği rivayetle­ri ortalığı doldurdu. Filân armatörden döviz kıskanıldığı halde, bir diğerine cömertçe tahsis yapıldığı söylendi. Bu itibarla grup toplantısındaki gürültü evvelâ bu dedikoduları ortadan kal­dırmak veya bunlar hakikaten varsa, mesullerini cezalandırmak bakımın­dan faydalı olmuştur, bir rejim mem­lekete ne kadar hizmet ederse etsin,suiistimal  isnadları     altında  payidar olamaz.

Bunların dışında isbat ve ıskat hak­kı mevzuları da nahak ve lüzumsuz yere hükümet ve idarecilere karşı va­tandaşın itimadım sarsmış buulndu. Ve. işte grup bu haleti ruhiye içinde Menderes kabinesinin karşısına dikil­di. Diğer taraftan hükümetle mebus­lar arasındaki irtibat da çok zayıfla­mış ve grupun hissiyatı Başvekili mu­hasara eden kimseleri aşamamağa başlamıştı, hattâ birçok hâdiselerin kendisine bambaşka şekillerde akset-tirildiği de vaki idi. Bundan dolayı karşılıklı olarak bir çekinme havası hâkim olmuştu. Hâdiselerin içyüzünü bilenler için evvelki gün kabinenin uğradığı hücumların sebepleri ara­sında, hayat pahalılığı ve ekonomik memnuniyetsizlikler kadar, Mende­res'in etrafını çevreleyen ve grupa, Menderes adına meydan okur gibi tavır takman bazı şahsiyetlerin de hissesi elbet yok değildir. Bizim düşüncemize gelince: Mesele ne bir Adnan Menderes hükümeti ve ne de bir Demokrat Parti meselesi­dir: Üzerinde soğukkanlılıkla duraca­ğımız bir memleket meselesidir. Siya­sî ihtiraslarımıza, hissi temayülleri­mize bugün, memleketin menfaati icabı tam mânasiyle gem vurmak du­rumundayız. Bugünü, yarını, reyleri­mizin varacağı neticeleri tam objek­tif bir zihniyetle ve hiç bir tesire ka­pılmadan muhakeme etmeğe mecbu­ruz. Öyle temenni ediyoruz ki bu son hâdise grupla hükümet arasında mev­cut olsn suitefehhümleri tam mâna­siyle izale etmeğe yarasın. Olgunluk burada, vatanseverlik buradadır. Ye­ni hükümetin ne şekil alacağını bil­mediğimiz şu anda müşterek mame­lekimiz aziz vatanımıza karşı, parti­zanlık hissiyatı üzerinde samimî ve hasbî duygularla meşbu olmamızın tam zamanıdır.

Kabine meselesi değil, vatan meselesi

Yazan :  K. Şinasi Dersan 2/XII/955 tarihli (Akşam)  dan :

D, P, Grupunda olup bitenlerden sonra başlayan buhran şu satırları yaz­dığımız saate kadar bir hal şekline bağlanmış değildir. Dünkü gazete sü­tunlarını kaplayan haberlerin çoğu, grupun lehindeki tezahürlerine rağ­men Adnan Menderes'in kabineyi ye­niden kurmak hususunda karşılaştığı müşküllere ve kendilerine Vekâlet teklif edilen mebuslardan bir çoğu­nun itizar ettiklerine dairdi. Hele İk­tisat ve Ticaret Vekâletini kabul ede­cek bir babayiğit bulmakta çok güç­lük çekileceğini muhabirler ittifak halinde bildirmişlerdi.

Vekillerin topyekun çekilmeleriyle ne­ticelenen geçen günkü müzakerelerin mevzuunu teşkil eden meseleler her­kesçe malûmdur. Ancak bugünün ha­kikî durumunu yalnız bir takım yol­suzlukların ve nüfuz suiistimallerinin ortaya atılmış olmasından doğan na­hoş hava ile izah etmek hata olur. İş bundan ibaret olsaydı Vekâlet teklif­leri tehalükle karşılanır, o koltuklara oturmak isteyenlerin sayısı epeyce yüksek bir rakamı bulurdu. Durum çok daha nazik, buhranın mahiyeti çok daha şümullüdür. Başta umumî olarak iktisadî işlerimizin idaresinde görülen bozukluk olmak üzere bir rnüddettenberi umumî efkârın üzerin­de durduğu malûm bazı esaslı mesele ve dâvaların yarattığı geniş ölçüdeki huzursuzluk içinde hükümet mesuli­yetini omuzlarına alabilmek cesareti­ni nefislerinde hissedenlerin çarça­buk bulunamamış olmasını tabiî gör­mek icabeder.

Bugünkü şartlar içinde iktidar cazip bir nesne olmaktan uzaktır. Bu ara­lık hükümet mesuliyetini omuzlarına yüklemek için insanda hayli yüksek bir vatanperverlik dozu bulunmak lâ­zımdır.

Ahval bu merkezde olduğuna ve mem­leketin yüksek menfaatlerini her tür­lü dar parti düşünceleri üstünde tut­mak gerektiğine göre fırtınalar orta­sında yolunu şaşırmış gibi görünen şu gemiyi selâmet sahiline ulaştırmak için hepimizin elbirliği yapmamız fay­dalı olmaz mı? Yani açıkçası muva­fık, muhalif Mecliste temsil edilmiş bütün partilerin iştirak edeceği bir koalisyon    hükümetini iş basma getirmek bugünün icaplarına en uygun hal şekli değil midir?

İleri sürdüğümüz bu fikir hakkında siyasî partilerimizin ne düşündükle­rini ve böyle bir tedbiri nasıl karşılı-yacaklarmı bilmiyoruz. Bildiğimiz şey şudur; Memleketin yüksek menfaat­leri bugün iyi niyetli bütün vatandaş­ların elbirliği yapmalarını gerektik mektedir. Yarın partiler arasında ye­niden başlıyacağma şüphe olmayan sonsuz ve faydasız tartışmaları önle­mek ve mesuliyet mevkiine gelecek olanların sükûnetle iş görmelerini sağlamak için bu birliği gerçekleştir­mek lâzımdır.

Bizce bugün alelade bir kabine buh­ranı meselesi değil, bir vatan mesele­si vardır.

Grup ve Meclis Yazan : Prof. Y. Abaöan 3/XII/955 tarihli (Yeni İstanbul)

Son kabine buhranı, hiç şüphesiz si­yasî hayatımızda yeni bir dönüm nok­tası sayılmaya değer bir mahiyet ve ehemmiyet taşımaktadır. Cumhuriye­tin kuruluşundan beri, ilk defa ola­rak iktidar partisi, kendi bağrından doğan bir hükümeti, Meclis Grupu halinde ıskat kararma varmış bulu­nuyor. Bu netice, anayasaca Meclise tanınan «hükümeti her zaman mura­kabe ve ıskat» yetkisinin, Demokrat Parti Meclis Grupunca istimali mâna­sına gelmektedir.

Tek parti devrinde olduğu gibi, bir partinin Mecliste ezici çoğunlukla temsil edildiği çok partili sistemlerde de, hükümetlerin ancak bizzat iktidar partisi ekseriyetince müessir bir mu­rakabeye tâbi tutulabileceği, son hâ­dise ile sabit olmuştur. Gerçi tek parti zamanında da, grupun, hükümeti murakabe hususunda bazı hareket ve teşebbüsleri vuku bulmuştu. Fakat bunlar fiilî ve kesin bir neticeye ula­şamamıştı. Diğer yandan 1946 dan beri, muhalefet tarafından yapılmak is­tenen murakabe gayretleri, ezici çoğunluğun mukavemeti karşısında te­sirsiz kalmıştır. Bütün bu sebeplerle D. P. Meclis Grupunun son kararı, murakabe sisteminin teessüsü bakı­mından demokratik gelişmemiz lehi­ne sevinçle karşılanacak bir ileri adımdır.

Ancak şu nokta var ki, parlâmentoda ezici çoğunluğu temsil etse de, D. P. Meclis Grupu, anayasada yer almış, faaliyet ve görevleri hukukî esaslara bağlanmış bir devlet organı değildir. Bu sebeple D. P. Meclis Grupunun, daha çok siyasî gaye ve maksatlara ayarlanması tabiî bulunan kararla-riyle, anayasa hükümleri arasında bir irtibatsızlık, hattâ ahenksizlik doğ­ması ihtimali daima  hatıra  gelebilir.

Nitekim D. P. Meclis Grupunun son kararları, anayasa hükümleriyle mu­tabakat bakımından, zihinlerde bir takım tereddütler uyandırmıştır. Bu arada grupun, bütün Vekilleri istifaya mecbur kıldıktan sonra, Başbakanın şahsi ve umumî politikası hakkında büyük çoğunlukla güven oyu verme­si, bazı çevrelerde anayasaya sarih şe­kilde aykırı telâkki edilmiştir.

Bizim kanaatimize göre, daima bir aile toplantısı sayılan grupun, gizli toplantısında cereyan eden hâdise­ler, aleniyet ve resmiyete intikal et­medikçe, ancak Demokrat Partiyi bağlayan siyasî bir mâna taşıyabilir­ler; yoksa anayasa ile ilgili bir huku­kî kıymet kazanamazlar. Nitekim grupta istifa eden Vekillerin, Cum­hurbaşkanına usulüne göre istifana­melerini gönderip bunlar Mecliste okunmadıkça, çekilmiş sayılmalarına imkân yoktur. Bunun gibi, grupta iti­mat kazanmış Başbakanı Cumhurrei-sinin kabinenin istifasından sonra yeni Vekiller Heyetinin teşkiline me­mur etmesi7 bir hukukî mükellefiyet icabı olmayıp nihayet bir siyasî tak­tik zaruretidir.

Bu vesile ile, kabinenin toptan çekil­mesi halinde memlekete göre değişen Başvekilin yerinde kalıp kalamıyacağı hususu da, son günlerin hararetli bir münakaşa konusu haline gelmiş­tir. Anglo-Sakson ve Lâtin memleketlerinde carî sıkı tesanüt sistemi, kabi­neden önemli istifaların vukuu halin­de, Başbakan da dahil toptan istifayı zarurî kılmaktadır. Buna karşılık, Weimar anayasasında Başbakana ve­rilmiş olan hususî mevki, Başvekilin istifası halinde arkadaşlarının toptan çekilmelerini gerektirdiği halde bü­tün Vekillerin istifasından Başbakanı masun tutma hedefini güdüyordu. Nitekim tatbikatta Weimar devrinde, diğer Vekillerin toptan istifa etmele­rine rağmen, mevkiini muhafaza edip yeni kabineyi kuran Alman Başbaka­nı görülmüştür.

Gerek bu misal gerek diğer tecrübe­ler, bu istisnaî halin, anayasada ke­sin sarahate bağlı ve onunla kayıtlı olduğunu göstermektedir. D. P. Mec­lis Grupunun son karariyle ortaya çı­kan meseleler, gerek tereddütlerin iza­lesi gerek Meclis ve grup münasebet­lerinin kesin esaslara bağlanması ba­kımlarından, anayasa ile Meclis iç tü­züğünün yeniden ele alınıp gözden geçirilmesi zaruretini meydana koy­maktadır. Bu arada ne kadar ezici bir çoğunluğa sahip olursa olsun, di­namik bir parti grupunun, Meclisi göl­gede bırakmasına mâni olacak tedbir ve kararlar acilen alınmalıdır.

Yokuş başında

Yazan : Y. K. Karaosmanoğlu

8/XII/955 tarihli (Tercüman) dan :

Son günlerde geçirdiğimiz kabine buh­ranını toir iç politika anarşisi veya bir rejim krizi şeklinde görenler var. Hal­buki, hiç değilse prensip itibariyle, böyle bir hâdiseyi demokratik idare sisteminin tabiî ve zarurî tecellilerin­den biri olarak telâkki etmemiz lâzım gelirdi.

Yularca, hiç bir sarsıntıya uğramaksızın, iktidarda kalmış hükümetlere ya mutlakıyet ya diktatörlük,baskısı altında yaşayan memleketlerde tesa­düf olunur. Kaldı ki, bunlarda dahi Devlet Reisi, kâh umumî efkârı avut­mak - zira, halk idare başında bulu-

nanlarm değişmesiyle kendi hayat şartlarının da değişeceğini umar -kâh yeni bir kuvvet denemesine gi­rişmek için, ara sıra, emri altındaki icra âletlerini tazelemekten çekin­mez. Aksi takdirde bu âletlerin za­manla nasıl yıpranıp küfleneceklerini bilir.

Çok uzun vadeli (iktidar) örnekleri­ni, ancak Asya ve Afrika ülkelerinde görmek mümkündür, Merakeş Paşası El Gallavi, elli yıldan beri Merakeş Paşasıdır. Çünkü, bu çeşit statik ce­miyetlerde sosyal hayatın bizzat ken­disi de hiç kıpırdamaz. Durgun bir suyu, bir bataklığı andırır.

Lâkin, bu sözlerimle demokrasinin ilk şartı hükümet istikrarsızlığıdır, demek istediğime hükmolunmasının Avrupanm en eski ve endirekt demok­rasisi olan İsvicrede Federal Hükü­metlerin, en az onar on beşer yıl hep aynı ekiple iş başında kaldıklarını bi­liriz. Keza, Amerikada, idarenin Cum-hurreisliği süresince devam ettiği ve İngilterede kabinelerin seçimden se­çime değiştiği de herkesçe malûmdur ama, böyle bir hükümet İstikrarının ya İsvierede olduğu gibi (coalition) usulü ile yahut da her iki Anglo-Sak-son memleketlerinde görüldüğü üzere kökleşmiş bir takım parlâmento tea­mülleri sayesinde temin edilebildiği kimsenin hatırından geçmez.

Bizim demokrasimiz ise henüz bu ke­male, bu nizama ermiş bulunmaktan çok uzaktır. Parlâmento geleneklerin­den de tarnamiyle mahrum bulun­maktayız. Şimdiki hükümet bünyesi -bundan dolayı- demokratik rejim­lerin hiç birinde görülmeyen bir şekil arz etmekte d ir. Bu, sözde, bir parti ço­ğunluğunun iktidara geçirdiği bir ka­binedir ama, Başkanı, aynı zamanda, lider olarak o partinin de başındadır. Yani, hem murakabe eden hem mu­rakabe edilen bir siyasî şef sıfatını taşımaktadır. Ve işte, başka memle­ketlerde o kadar tabiî telâkki edilen hükümet krizi bizde, bu yüzden, pek ehemmiyetli, pek olağanüstü bir hâ­dise mahiyetini almıştır.

Durun bakalım; daha yokuşun başın­dayız.    Gerçek    demokrasi   zirvesine

ulaşmak    zannedildiği    kadar    kolay değildir.

Yatırım politikası

ll/XII/955 tarihli   (Zafer)   den :

Yeni bir hükümetin iş başına gelmiş olmasını, yatırım politikasında bir değişiklik yapılması zaruretiyle izah edenlere tesadüf olunuyor. Bu görüş, Demokrat Partinin beş buçuk seneden beri tatbik ettiği ve hayırlı netice­lerini istihsal etmeğe başladığı bir politikayı, sadece gelip geçen hükü­metlere maletmeğe kalkışmak gibi sakat ve mesnetsiz bir anlayışın mah­sulü olsa gerektir. Böyle bir görüşe sahip olanlar, yatırım politikasının Demokrat Partinin değişmez politika­sı olduğu hakikatinden nasıl tecahül edebiliyorlar? Bunun karşısında de­rin bir hayrete düşmemek kabil ol­muyor.

Demokrat Parti 1950 senesinde ikti­darı eline aldığı zaman, belki yirmi seneye yakın bir devirde, istihsal ve istihlâk seviyesinde hemen hiçbir in­kişaf kaydetmemiş olan bir iktisadî bünye ile karşı karşıya bulunuyordu. Yirmi yedi senelik iktidarın dört şe­ker fabrikası, iki çimento fabrikası birkaç tekstil kombinası ile hulâsa edilebilecek olan yatırımları, bu rü-kûdetli iktisadî bünyeyi harekete ge­tirememişti. Köylü derin bir fakrü zaruret içinde idi. O kadar ki, şahsî işlerini takibetmek üzere Ankaraya gelenler, zabıta memurları tarafın­dan asfalt caddelerden sürülüyor ve acı hakikat böylece şehirlilerin veya yabancıların gözlerinden saklanmak isteniyordu. Hububat fiyatları en aşa­ğı bir derecede idi. Yol, su, baraj, elektrik santralı, üstün bir istihsal o günkü Türkiye için tahakkuk ettiril­mesi âdeta imkânsız birer hayal gibi idi.

Demokrat Parti iktidarının ilk işi, ilk muvaffakiyeti bu bünyeyi tamamen değiştirmek olmuştur. Türkiyenin ik­tisadî hayatına, evvelce tasavvuru bi­le imkânsız görülen müstesna bir ha­reket gelmiştir. İstihsal kademe ka­deme yükselmiş,    vatandaşın    hayat

seviyesi eskisiyle mukayesesi mümkün olmıyan bir dereceye ulaşmıştır. Bu­gün Ankara asfaltlarında köylüleri yan sokaklara iten zabıta memurları dolaşmıyor. Her köyde içme suyu akı­yor. Yollar köyleri beldeleri birbirine bağlıyor. Elektrik santrallerinden fış­kırmak üzere olan enerji vatanın ebe­dî gibi görünen karanlıklarını gün­düz ışıklarına boğmağa hazırlanıyor. En kurak ve en gayri müsait giden yıllarda bile ziraî istihsalimiz, eski yılların en üstün istihsal seviyesinin iki mislini geçiyor,... Kömürde, demir­de, mensucatta, muazzam hamleler yapıyoruz. Geçit vermiyen sular ilmin boyunduruğuna vuruluyor. Kurak yaylaların bağrı deşiliyor, maden araştırmaları, her türlü yeni tesisler, devletle elele vererek çalışan hususî sektörün, akla hayret veren inkişafla­rı, Türkiyeyi endüstride hızla bir garp memleketi seviyesine getirmek üzere bulunuyor.

Bütün bunlar, şimdi kısır bir görüşle terkedilmesi veya tadil edilmesi iste­nen yatırım politikasının neticeleri­dir. Bu politika bütünüyle Demokrat Partinin malıdır. Onu bir hükümet politikası hüviyetinde görenler ve hü­kümet değişmekle yatırım politika­sında bir değişiklik hasıl olacağını zannedenler aldanıyorlar. Demokrat Parti iktidarı devam ettikçe iş başın­da nöbet değiştirecek olan bütün hü­kümetler, yatırım politikamıza sadık kalacaklar ve kendilerini bu politika­ya hız vermekle vazifeli görecekler­dir.

Demokrat Partinin yatırım politikası, Türkiyeyi tam mânasiyle garplı bir memleket seviyesine yükseltmek ga­yesini gütmekte ve bu itibarla da, Atatürk'ün çizmiş olduğu değişmez inkılâp prensipleriyle tam bir muta­bakat halinde bulunmaktadır. Fakir, zayıf, iktisaden başka milletlerin mahkûmu olan bir Türkiye tarihe ka­rışacaktır, tarihe karışmıştır. Demok­rat Parti bu ideali tahakkuk ettir­mekle kendisine düşen memleket va­zifesini yapıyor. Onun bugünkü ham­leyi durdurması değil, hattâ biraz hafifletmesi bile, kendi kendiyle te­zada düşmesi, mazisini ve öz varlığını inkâr etmesi mânasına gelir. Demokrat Parti böyle bir uçuruma    yuvarlanmıyacaktır.

Asıl görev

Yazan : Nadir Nadi

ll/12/955 tarihü (Cumhuriyet) den :

Türkiyenin düşmanları bu memleket­te bir rejim istikrarı kurulmasını is­temezler. Kendi arzularına râm olma­dıkça her hükümetin devrilmesi onla­rı sadece memnun eder. Yurdumuz­da kronik siyasî buhranlar yaratmak uğruna düşmanlarımız elbette elden gelen gayreti esirgemiyeceklerdir.

Fakat bu, biz Türklerin, kendi hükü­metlerimizi tenkid etmek, gerekirse onları değiştirmeğe çalışmak hakkını ortadan kaldırmağa yeter bir sebep midir?

Bu millet, tarihinin en tehlikeli ölüm kalım savaşını 1918-1922 yılları ara­sında bütün bir husumet cihanına karşı başardı. 19 mayıs 1919 da Sam­suna ayak basan Mustafa Kemal, kı­sa zamanda İstiklâl Mücadelesinin bayrağı olduktan sonra, iç ve dış düş­manlarımız, bütün güçleri ile onun şahsını devirmeyi hedef tutmağa baş­lamışlardı. Bir yandan cephelerde dö-ğüşülürken bir yandan halk arasında sinsi ve devamlı bir propaganda sa­vaşı yürütülüyor, Atatürk'ün dinsiz olduğu, halifeye kılıç salladığı, mille­ti perişanlığa sürüklediği söyleniyor­du.

Buna rağmen gerek Türkiye Büyük Millet Meclisinde, gerek basında Ata­türk'ü serbestçe tenkid etmek hiç bir zaman yasak edilmemişti. Düşman ordusunun Polatlıya yaklaştığı, top seslerinin Ankaradan duyulduğu bir sırada, Türk milleti tamamile hür bir hava içinde varlığını savunuyordu.

Millî kurtuluş mucizesini biz o şartlar altında başarabilirdik. Mustafa Ke­mal, fikirlerini Meclis kürsüsünden konuşarak ve arkadaşlarını inandıra­rak değil de bir korku" ve dehşet kal­kanı arkasından zorla tatbike kalkışsaydı, o mucize imkânı yok gerçekle­şemezdi.

1945 yılında ve D. P. nin kuruluşun­dan sonra, Cumhuriyet Halk Partisi günden güne zayıflamağa başladığı zaman da «düşmanlarımız, iktidarın yıkılmasını istiyorlar. Halk Partisine hücum edenler komünisttir» gibiler­den bir yıldırma edebiyatı bir aralık ortalığı kaplamıştı. Düşmanlarımızın iş başındaki hükümetin devrilmesin­den memnun olacaklarını tahmin et­mek güç bir şey değildi. Dediğimiz gi­bi yurdumuzda siyasî bir istikrarsızlı­ğın devamı onların daima hoşuna gi­decektir. Fakat bu böyledir diye va­tandaş iş başındaki kendi iktidarının hatalarını sineye çekip ona çaresizlik içinde boyun mu eğmelidir? Daha li­yakatli, daha açık görüşlü adamları arayıp bulmak hakkından vazgeçer­sek netice itibarile bu düşmanlarımı­zın ekmeğine yağ sürmek olmaz mı?

O' zaman bağımsız Türk gazeteleri yıldırma edebiyatına rağmen, büyük çoğunlukla D. P. yi tuttular. Çünkü C. H.P. nin fazla yıprandığını görüyor­lar, yeni muhalefetin ise memlekete daha ileri bir demokrasi anlayışı ge­tireceğini, insan hakları konusunda vatandaşa ferahlık verici hamleler başaracağını umuyorlardı.

Düşmanlarımıza karşı her zaman u-yamk bulunmak şüphesiz vazifemiz­dir. Onların propaganda oyunlarına hep birlikte dikkat etmeliyizdir.

Fakat bu bizi hiç bir zaman milleti­mize karşı borçlu olduğumuz mura­kabe ve tenkid görevinden alıkoyma mahdir. Yoksa, asıl o zaman düşman­larımızın oyununa gelmiş oluruz.

Şüpheci, inkarcı, reybî, bedbin ve

nemelazımcı

(Medeniyet)

13/XII/955 tarihli den :

Kabinenin kuruluşuna tekaddüm eden on gün, âmme vicdanının önüne ha­zin bir hakikat koydu.

Rüyet ufku boğaz içinden adaları aşa-mıyan  İstanbul   basını   arasında  büyük bir kısım demokratik ve poli-manter nizamın en tabiî tecellisi olan kabine değişimini rejim buhranı gibi göstermekte yarış etti. Beş yıldır sa­yısız eserleri elde tutulur hale gelen vatan kalkınmasını yarıda kalmış, if­lâs etmiş göstermekten âdeta zevk al­dı.

Bunlar arasında parti grupundaki münakaşalar vukua gelinceye kadar her yapılanı Övenler vardı. Yirmi iki bin köyü su gibi nimetlerin temeline kavuşturan muhteşem ve her şeyden evvel insanî harekete «Bir kaç küp su» diyen insafsız inkarcılar vardır. Ömrünün yarısını babadan kalan mi­raslarla Avrupada geçiren ve vatan dâvalarını modası geçmiş nazariyele­rin ahkâmı ile hükümlendiren babı fetva mütehassısları vardır.

Hepsi, beş yıldır D. P. iktidarının, bil­hassa Başvekilin şahsen en geniş müsamaha ve alâkasiyle en yüksek meslek mertebelerine erişmişler mil­yonluk refahlara yükselmişlerdir. Bu zevat, müstekar hükümetlerin deva­mına «Hani Demokrasi» demişlerdir. Kabinenin bünyesini kuvvetlendirmek himmeti başladığı zaman da «İktidar iflâs etti» kehanetinde bulunmuşlar­dır.

Tek partili şef devrinde otoriter nizamın ideolojisini yapan emektar­larla, gazeteciliği iplik ve kâğıt tica­retinden daha kârlı bulduğu için mes­lek değiştiren taze patronlar bir nok­tada birleşmişlerdir:

Halkı endişeli bir tecessüse sevkederek kârhanetlerini mütemadiyen ka­bartmak!... Lütfen 15 günlük gazete kolleksîyonlarna dikkatle göz atınız: Manşetler, tecessüs borsasını durma­dan indirip yükselten sansasyonel ba­lonlarla doludur. Yakın mazide hü­kümet ve devlet işlerini ancak resmî tebliğleri tefsir hakkı olmaksızın neşredenler, bugün halkın vatan alâka­sını istedikleri yola sürüklemeğe bile «Yetmeyen hürriyet!» diyorlar!.

şüpheci, inkarcı ve. reybî olan bu kalem erbabı, uzun vadeli büyük hamlelere karşı, eyyamcı nefislerinin bariz hususiyeti olarak daima    bedbindirler. Halkı hafızasızlaştırarak ne­melazımcı nefsaniyet telkin etmek asırlardır en meşru dâvaları köklü ve plânlı himmetten mahrum kalmış bir memlekete hizmet mi sayılmalıdır?

Çocuklarımız devrimiz için gazete kolleksiyonlarına baktıkları zaman, yazık ki, büyük ve şerefli neticelere inanmış ve yapıcı yol göstermiş him­metlere pek nadir rastlayacaklardır.

Gururumuz ve güvenimiz Türkiyenin beş yıldır cesaretle tatbik ettiği siya­setin kudretindedir. Millî zafer kerva­nının her türlü çelmelere rağmen sar­sıntısız yürüdüğünü yaşayanlar göre­cektir.

Yazan : H. Etiip - Törehan

17/XII/955 tarihü (Yeni İstan­bul) dan :

C.H.P. nin programında iktisadî dev­letçilik mühim noktalardan ve par­tinin altı prensipinden birini teşkil etmektedir.

D. P. ise serbest teşebbüse ehemmiyetvereceğini göstermekte ve devletçiliği reddetmektedir. Fakat, iktidarda bu­lunduğu beş seneyi aşan müddet zar­fında hâdiseler onu, devletçiliğe sevketmiştir. Memlekette serbest teşeb­büs zihniyetinin mevcut olmaması veya bütün iyi arzu ve gayretlere rağmen serbest teşebbüsü baltalayaneski bir takım mevzuatın kaldırılma­ması, bugünkü iktidar partisini, bü­tün mânasiyle iktisadî devletçiliğe imâle etmiştir.

Kurulmak üzere olduğunu gazetelerde okuduğumuz Hürriyet Partisi de he­nüz tüzüğü tanzim ve neşredilmemiş elmasına rağmen, iktisadî devletçiliği kabul ettiğini ilân eylemiştir.

C.M.P. ve Köylü Partilerinin prog­ramları da az çok devletçilik esası­na dayanmaktadır. Zaten bütün bu partiler kurulurken tanzim olunan tüzükte, büyük etütler yapılmamış, muhtelif memleketlerdeki partilerin programları ciddî bir tetkikten geçirilmemiş ve alelacele verilen karar­lardan dolayı prensip esasları tesbit olunmamıştır.

Biz isterdik ki, bugünkü iktidar, bü­tün imkân veya imkânsızlıklara rağ­men devletçilikten uzaklaşmış olsun ve eğer muhakkak yeni bir parti ku­rulmaya ihtiyaç varsa, o parti de ikti­sadî devletçiliğe ehemmiyet verme­sin; bunu her noktadan kaldırmak yollarını aramış olsun.

D.P. 1950 seçimi ile iktidara geldiği vakit, muhtelif devlet fabrikalarının hususî teşebbüslere verilmesi için der­hal etütlere başlamış ve bir takını esaslar da hazırlamıştı. Hattâ bu fab­rikalara ecnebi sermayenin bile işti­raki düşünülmüş ve bazı kararlar ve­rilmek üzere bulunulmuştu. Sonra ne olduğunu bilmiyoruz. Hikmeti Hü­kümet, iktidar programlarında bu­lunan bu esaslardan artık bahsedilmemeğe başlanmış ve bilâkis, bir çok işlerimiz iktisadî devletçilik esası üzerine kurulmuştur.

Bizim iktisadî devletçilik teşebbüsle­rimiz, Cumhuriyet kurulduktan sonra bu memleketin çabuk adımlarla iler­lemesi karar altına alındığı vakit or­taya çıkmıştır. O zamanlar memleket kapitilâsyonlardan yeni kurtulmuş, ticaret ve sanayi hayatına karşı ta­mamen bigâne bir halde bulunuyor­du. Az çok Rus sistemine uyan bu esasları hemen kabul etmekle bera­ber, hususî teşebbüslerin kuracağı sa­nayi için de, teşvik maksadiyle bir ka­nun yapılmıştı.

O zamanlar millî bankaları olmayan, ticaret ve sanayi hayatının acemisi olan, mühendis, teknisyen ve müteşeb­bisleri bulunmayan bu memlekette, sanayii teşvik kanununun bir çok gü­zel ve faydalı maddelerine rağmen, bizde hususî sanayi kurulamamış ve bilmecburiye devlet sermayesiyle bir çok fabrikalar yapılmaya başlanmış­tı.

Biz doğrudan doğruya veya bilvasıta bu sanayiin memlekete bir takım fay­dalar temin ettiğini söylemekle bera­ber, iktisaden de pek çok zararlar yaptığını kabul etmeliyiz. Devlet ser­mayesiyle     kurulan bu     fabrikalar,

memlekette az çok hususî teşebbüs emellerini söndürmüş ve bilhassa ma­liyetleri yüksek olduğundan, kurula­cak hususî teşebbüsler için rekabet etmek mecburiyetini bırakmamıştır.

Devlet sermayesiyle kurulmuş olan fabrikaların eğer maliyetlerini bugü­nün teknik usulleriyle hesap eder ve bir revizyondan geçirirseniz, memle­ketin bundan dolayı nihayetsiz za­rarlara girdiğini ve bu işin, vergi ve­renlere büyük bir yük olmaktan sar­fınazar, aynı zamanda memleketteki pahalılığın da en büyük bir sebebi ol­duğunu görürsünüz.

Cumhuriyetten beri geçen 33 yıl için­de hayatımızın ve iktisadî düşünce­lerimizin çok değiştiğini itiraf edebi­liriz. Biz şimdi isterdik ki, yeni ku­rulacak bir parti, devletçilikten uzak bulunsun ve bugünün iktidarı da mümkün mertebe eski prensiplerine avdet ederek, şahsî teşebbüse ehem­miyet versin.

Rusya bile, uçsuz bucaksız genişlik­te olmasına, hiç hesabı ve kitabı bu­lunmamasına, kayıtsız şartsız totali­ter sistemine, mesuliyet taşımayan ve akla her gelenin yapıldığı bir di­yar olmasına rağmen, bugün bütün iktisadî faaliyetlerin devlet eliyle ya­pılmasından doğan büyük mahrumi­yetler karşısında olduğunu görmek­tedir. Ecnebi sermayesi celbedilmek için temaslara başlamıştır ve memle­kette rekabeti uyandırmak ve husu­si teşebbüse yer vermek yollarını a-_ ramaktadır.

Bu hal gözönünde tutulacak olursa, artık bizim iktisadî devletçiliğe yak­laşmak değil, ondan uzaklaşmak ve kaçınmak için ne kadar büyük bir mecburiyetimiz bulunduğunu söyleme­ye lüzum kalmaz.

Yeni hükümetin programı Yazan: Yavuz Abadan

18/XII/1955 tarihli (Yeni İstan­bul) dan:

Dördüncü Adnan Menderes Kabinesi, kısalığı nispetinde,    bundan    önceki yazımızda belirttiğimiz iki hayatî memleket dâvası üzerinde ferahlatıcı vaatler ihtiva eden programını oku­yarak, Grup ve Meclisten güven oyu almış bulunmaktadır. Bu programa göre, yeni hükümet, bir yandan ikti­sadî alanda başladığı işleri tamamla­maya çalışacak, diğer yandan hayat pahalılığını hafifletmek için her ça­reye başvurarak tesirli bir mücadele­ye girişecektir. Rejim mevzuunda ise yeni Kabine, demokratik zihniyet ve gelişime aykırı düşen bütün kanunî engelleri, bertaraf edecektir.

Sayın Başvekil, ana hatları ile yeni programının, eskilerinden dolayısiyle Demokrat Partinin esas programından mülhem olduğu esasında ısrar etmek­tedir. Bu kanaatte büyük bir hakikat payının mevcut bulunduğu şüphesiz­dir. Gerçekten D. P. nin, yurdumuz­da iktisadî kalkınmayı sağlamak ve demokratik hürriyetleri kökleştirmek davasiyle iktidara geldiği, herkesin malûmu olan bir hakikattir. Bu ba­kımdan yeni hükümet programı, eaas hareket mebdeine göre, hiç bir yeni­lik ihtiva etmemektedir.

Yeni programın tek yeni ve bu iti­barla en çok dikkate değer noktası, Anayasa değişikliğine taallûk eden kısmıdır. Gerçi Demokrat Parti, da­ha muhalefette iken, Anayasa demok­rasi rejiminin icaplarına uygun bazı değişikliklerin yapılması lüzumunu, hararetle müdafaa etmişti. Fakat ik­tidara gelindikten sonra, bu konu ne­dense unutularak, bugüne kadar her­hangi bir hükümet programında zik­re değer sayılmamıştı.

Bu defa yeni hükümet programı, Anayasanın 1958 seçimlerinden önce mutlaka değiştirilmesi hususunda tam bir sarahate mâliktir. Buna kar­şılık, tasavvur olunan değişikliklerin, hangi usul ve esaslara taallûk ede­ceği, tamamen meçhul kalmaktadır. Anayasa ile ilgili olarak ihdası düşü­nülen yeni müesseseler mevzuu da, aynı müphemiyet perdesi altındadır. Bu hususlar hakkında hükümet dü­şüncesinin, halk efkârının temayülü­ne uygun olarak, hazırlık sırasında belirtilmesi mülâhazasiyle, bu itham yolunun tutulduğu anlaşılmaktadır.

Türk demokrasisinin, normal şartlar içinde gelişimini kanunî ve müesseseyi teminata kavuşturacak Anayasa değişikliğinin, itinalı bir hazırlığa ih­tiyacı aşikârdır. Buna karşılık, 1954 seçimlerini takip eden tâdillerle, se­çim, emeklilik, basın ve saire kanunlarına girmiş bulunan ve «lüzumsuz­luğu kadar yanlış yorum ve kötü tat­bikata elverişliliği» hükümet beyanna­mesinde de kabul olunan antidemokratik hükümlerin, bir an Önce tasfi­yesi, âcil bir zarurettir.

Bu tasfiyede gösterilecek sürat ve ciddiyet, yalnız yeni hükümetin iyi niyetini ispat suretiyle prestijini yük­seltmekle kalmayacak, aynı zamanda demokratik gelişmemizde yeni bir devrin açıldığı kanaatini, vatandaş kalblerinde yerleştirmeye yarıyacaktır. Memleketimizde sosyal ve siyasî huzurun kökleşmesi, en geniş ölçüde vatandaşın hükümetine inanç ve gü­vencinin artmasına bağlıdır.

Milletçe yenmek zorunda bulunduğu­muz iktisadi güçlüklerle maddî zor­lukların, aynı idealler etrafında top­lanmış, demokratik zihniyetle birbi­rine kaynaşmış vatandaşlar toplulu­ğunun mânevi kudret potansiyeli kar­şısında, derhal eriyeceğine ve memle­ketin mesut yarınını gönül ve elbir­liğiyle sağlama kudretine sahip bu­lunduğumuza   emniyetimiz   kesindir.

Boşta kalan iddialar

19/12/1955 tarihli (Zafer) den:

Halk Partisinin Genel Başkanı, yeni hükümete karşı, program konuşmala­rı sırasında giriştiği şiddetli ve insaf­sız olduğu kadar, yıkıcı ve millî men­faatleri zedeleyici mücadeleyi bir va­kıaya istinad ettirmek istiyordu: 6/7 Eylül hâdiseleri, Türk milletini kö­künden muzdarip etmiş, içeride ve dışarıda derin bir teessürü mucip ol­makla beraber, çeşitli tepkiler de ya­ratmış olan bu müessif hâdiseler ko­nusunda, Türk milletinin büyük bir hassasiyete sahip olduğu malûm idi. İşte, İnönü bu hassas noktayı kanat­mak, bu yarayı acıtmak, ve böylece, doğabileceğine inandığı millî bir infiali, Adnan Menderes'in şahsına ve dolayısiyle yeni hükümete tevcih et­mek istiyordu.

Meclisteki konuşmalarında ileri "sür­düğü iddialar, korkunçtu. 6/7 Eylül hâdiselerinden sonra, İstanbul Valisi­nin vazifeden alınmamış olmasını kendince şöyle mânalandırıyordu: «Vali hâdisenin tertibi zamanında iti­raz etmiş, vahim neticelerin önlenemiyeceğini söylemiş, büyük askerî kuv­vetleri daha 6 Eylülden evvel istemiş, en nihayet kendisine Patrikhane gibi bir iki yerin muhafazası ile alâkadar olması söylenmiştir. Bu vaziyette ci­lan valiye pek hatalı olan hükümet, hesap sormaktan elbet çekinecektir.»

Aynı hâdiselerin İzmirde de patlak vermesi İnönüne göre, yine hüküme­tin bir tertibidir ve bunun bir delili de, 6 Eylül günü akşama doğru İzmir Fuarına, bir itfaiye ekipinin gelişi ve bu ekipe dahil neferlerin soranla­ra çıkacak yangını söndüreceğiz de­miş olmalarıdır.

İnönü'nün bu kati iddiaları ve delil olarak ileri sürdüğü muhayyel vaka­lar, eğer doğru olsalar, hakikaten in­fialleri tahrik edecek ve Türkiyede bütün emniyet ve itimat duyguları­nı sarsacak mahiyettedirler. Onun içindir ki, İnönü'nün korkunç derece­de kışkırtıcı olan bu sözleri, Türk umumî efkârı üzerinde ağır bir tesir icra etmiştir. Fakat bu tesir, uzun sürmeden dağılmıştır.

çünkü dün, Türkiye radyoları İnönünün bir hakikatmiş gibi millet kür­süsüne getirdiği söylentilerin külliyen esastan ârî olduğunu ispat eden iki tekzibini birden yayınlamış bulunu­yorlar. İstanbul ve İzmir Valileri İ-nonünün iddialarını yalanlıyorlar. Ör­fi idare mevzuuna girdiği için bugü­ne kadar yapamamış oldukları açık-lamalariyle, Halk Partisi liderini cid­den çok acıklı bir duruma düşürüyor­lar.

6/7 Eylül hakkındaki yalan, iftira, tezvir ve tahriklerin zafer naraları halinde tekrar tekrar ifade edildiği Büyük Millet Meclisi toplantısından beri henüz otuz altı saat geçmemiş­ken, her şey zirüzeber olmuştur. Kurulmak istenen fesat âbidesi temel­lerinden çökmüştür. İsmet İnönü kış­kırtıcı iddialarının yalanlariyle başbaşa kalmıştır. Şimdi oradan kurtul-mıya çalışmak kendisine düşen bir vazifedir. Fakat buradan her kurtu­luş gayreti kendisini biraz daha ba­tıracaktır.

Bu hali üzüntü ile seyrettiğimizi açıkça ifade etmeliyiz. Büyük bir mu­halefet partisi liderinin böyle bir du­ruma, düşmesi, Türkiyedeki siyasî mücadele, seviyesinin ölçüsü bakı­mından ne kadar acıklıdır. Tenkidi tahrip Ölçüsüne götürmek istiyenler kendi niyetlerinin kurbanı oldukları­nı, görmekle bir pişmanlık duyacak­lar mıdır? Kör ihtirastan, hudutsuz kinden, gayzdan ve nefretten piş­manlığa fırsat kalırsa, belki...

Adalet işlerimiz Yazan:  Prof. Y. Abadan

22/12/1955 tarihli (Yeni İstan­bul) dan:

1950 de D. P. iktidarının ilk hüküme­ti olarak kurulan Birinci Adnan Men­deres Kabinesinin programı, adalet işleri bahsinde aynen şu müjdeli va­adi ihtiva ediyordu: «Adalet işlerinin yürütülmesinde başlıca esas, teminat­lı bir adalet sağlanmasıdır. Yargıçla­rımızın Anayasadan aldıkları temi­natı, hakkiyle gerçekleştirecek hü­kümler tesis etmenin zaruretine ina­nıyoruz. Bunun için, yargıcın huku­kî durumunu tâyin eden Hâkimler Kanunu hükümleri, yeni baştan göz­den geçirilerek kendilerine sağlanma­sı zarurî teminat tesis edilecektir.»

Dördüncü Adnan Menderes Hüküme­tinin ilk icraatiyle, demokratik geliş­memizde gerçekten yeni bir çığırın açıldığına ait ümitlerin belirdiği bir sırada, bu vaadin beş yıl içindeki is­tihale safhalarını gözden geçirmek ve okuyucularımıza hatırlatmak ni­yetinden uzağız. Maksadımız bu vesi­le ile yeni Kabine programında ada­let işlerinden hiç bahsedilmeyîşini, bir eksiklik saymaktansa hayra yorma­nın daha isabetli olacağım gösteren bazı emarelere işaret etmektir.

Gerçekten yeni hükümet beyanname­si, 1950 denberi güdülen siyasetin umumî prensiplerinde, hiç bir değişik­lik olmadığını İsrarla belirttikten sonra, «Yeni olan kısmın iç rejim ve demokrasinin tekâmülüne» taal­lûk ettiğini açıklamaktadır. Bu ba­kımdan yeni Kabine, Demokrat Par­ti programından mülhem olarak, ilk Adnan Menderes Hükümetinin yuka­rıda zikrettiğimiz «teminatlı adalet ve hâkim» vaadine bağlılığı, modern demokrasinin tabiî temel şartını teş­kil etmesi itibariyle, teyidine ihtiyaç duyulmayan bir prensip olarak be­nimsemiş bulunmaktadır. Böylece ye­ni hükümet, iç rejim ve demokrasi­nin gelişimini sağlamak üzere, hâkim­lerin yüksek görevlerini tam bir vic­dan huzuriyle ifaya yeter teminata kavuşturulmalarını, derhal yerine ge­tirilmesi zarurî bir mükellefiyet ola­rak yüklenmiş durumdadır.

Yeni Adalet Bakanımızın ilk mesajı da, bağımsız adalet cihazına bağlanan ümitleri, pek açık bir şekilde belirt­mektedir. Yeni Adliye Vekili Prof. Hüseyin Avni Göktürk ile, bu satırla­rın yazarı arasında tâ mektep sırala­rından başlayıp müşterek meslek ha­yatında da devam eden sıkı ve sami­mî dostluk, burada şahsî takdir ve güven duygularımızın tafsilinden bi­zi alıkoymaktadır.

Yeni Adalet Bakanı, tarihî şeref ve mesuliyet bakımından Dördüncü Ad­nan Menderes hükümetinin en ağır yükünü yüklenmiştir. Programında bizzat açıkladığı üzere yeni hükümet, «ekonomik saha dışında idaremizi islâh yolunda bir takım tedbirleri de lüzumlu» görmektedir. Bu hususun ise «hukuka ve mevzuata taallûk eden cihetleri bulunduğu» şüphesizdir. Anayasa, seçim, basın, emeklilik ve saire gibi kanunlarda yapılması ge­rekli değişiklikler, bunların başında yer almaktadır. Bütün bu «hukuk ve mevzuata ait» yeniliklerin gerçekleş­mesi kadar, gayelerini istihsale mü­essir isabetli ve başarılı neticelere ulaşması da, yeni Adliye Vekilinin basiret ve himmetine bağlı bulun­maktadır.

Prof. H.  A.  Göktürk yetişme     tarzı,

şahsi kabiliyet ve mesleki tecrübesi bakımından kendisinden beklenenle­ri tahakkuk ettirecek "bir durumda­dır. İlk el atacağı işin, teminatlı adalet ve hâkim, müessesesini en esas­lı ve sağlam temeller üzerine oturt­mak olduğunu, kendisi de iyi bilir. Tecrübeli bir hukuk profesörü ve iyi yetişmiş bir vatandaş olarak, Filozof Kant ile birlikte «adalet güneşinin battığı yerde insanlar için yaşamanın mânası kalmıyacağına» ve mülkün esası adalet olduğuna bütün varlığı ile inanması tabiidir.

Omuzlarına ağır mesuliyet yüklenmiş bir hükümet adamı olarak da, adale­tin tahakkuku uğrunda bir saat him­met sarfetmenin, altmış yıllık ibade­te bedel olduğuna dair bir peygam­ber sözünü biz kendisine hatırlatırız. Biz kıymetli dostumuzun, «adlî temi­natın hâkim vicdanında» yerleşebil-mesi için bağımsız kaza faaliyetinin her türlü tesir ve müdahalelerden â-zade kılınması, boylecee önce vicdan­ların huzur ve serbestiye kavuşması zaruretine inandığına eminiz ve bu emniyeti kuvvetlendirecek icraatı, sa­bırsızlıkla bekliyoruz.

Meclis tahkikatı

22/12/1955 tarihü (Zafer)  den:

Demokrat Parti Meclis Grupu, salı günkü toplantısında, eski Maliye Ve­kili Hasan Polatkan, eski İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı ve eski Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Fatin Rüştü Zorlu haklarında Meclis tahkikatı açılması hakkındaki bir talebi, hükümetin de iştirak etti­ği bir kararla kabul etmiş bulunu­yor.

Bu karar gereğince, mesele Büyük Millet Meclisine intikal ettirilecek ve bu üç Vekil haklarında, usulü, dahi­lî nizamnamede tâyin ve tesbit edilmiş olan şekilde Meclis tahkikatı açtırılacaktır.

Esasta böyle bir tahkikatın açılması, sabit olmuş, maddeleşmiş ve suç teş­kil ettiği kanaati umumileşmiş, be­lirli hâdiselerden daha çok adı geçen Vekillerin bir Grup toplantısında isti­fa etmeleriyle bir zaruret haline gel­miş bulunuyor. Tafsilâtı kısmen ga­zetelerde de yer almış olan o Grup toplantısında, döviz tahsisi ve ithal mallarının tevzii gibi meselelerden umumiyetle şikâyet edilmiş ve bunlar­da bazı usulsüzlüklerin göze çarptığı, hatır, gönül sayıldığı, bazı tesirlerle hak sahiplerinin sıralarında değişiklik yapıldığı şeklinde düşünceler ortaya atılmıştı. Sıtkı Yırcalı ve Fatin Rüştü Zorlu, bu şikâyet mevzularının yakın­dan ve selâmetle tetkikine imkân vermek için vazifelerinden Grup hu­zurunda istifa etmişlerdi. Maliye Ve­kili Hasan Polatkan ise, hısımların­dan birinin yaptığı bir otomobil lâs­tiği ithaline, dolayısiyle isminin ka­rıştırılmak istenmesi sebebiyle istifa etmiş bulunuyordu.

İş başına gelen yeni hükümet için, Grupta şikâyet mevzuu halinde ifade edilmiş olan yukarıda mâruz mese­leler elbette bir hükümet tahkikatı mevzuu teşkil etmekte idi. Bununla beraber Demokrat Parti Meclis Gru­pu, bu işlerin Meclisçe tahkik edilme­sinin daha yerinde olacağı kanaatini izhar etmiştir.

Müzakereler sırasında, haklarında Meclis tahkikatı açılması istenmiş ci­lan Vekiller; bu tahkikatın bir an ev­vel açılması hususunda çok tasvipkâr ve teşvik edici beyanlarda bulunmuş­lardır. Bu beyanların, mucip sebeple­ri arasında şahıslarını rencide eden bir töhmet altında uzun zaman bı­rakılmanın ağırlığiyle beraber, De­mokrat Parti iktidarını suiistimalleri ve yolsuzlukları himaye eden bir ik­tidar imiş gibi gösterilmek tehdidin­den biran evvel kurtarmak istiyen asilâne bir endişeyi bilhassa zikret­mek yerinde olur.

Demokrat Parti iktidarında mesuli­yetler almış kimselerden böyle bir jest beklemek hakkımızdır. Çünkü bu jest, iktidar hizmetinde büyük zah­metler çekmiş ve muvaffak olmuş elemanları karşısında dahi en ufak bir zaafa düşmeden, hak ve hakikate kar­şı olan büyük bağlılığını tezahür et­tirmiş    bulunan    Meclis    Grupunun,

memleketin selâmeti ve siyasi iktida­rın safvet ve nezahetini korumak hu­susundaki titizliği ile tam bir intibak halinde görülmek iktiza  eder.

Meclis tahkikatı, bütün bir efkârı umumiyenin dikkat nazarları önünde cereyan edecektir. Bu tahkikatın ne­ticesinden, icraatları tahkikata mev­zu teşkil edecek olan Vekillerimizin açık alınla çıkmalarını samimiyetle te­menni ederiz. Bu temenni, aynı za­manda, eğer varsa, suçluların hakettikleri kanunî cezalara çarpılmaları temennisini de tabiî olarak ihtiva et­mektedir.

Bütün bunları söyledikten sonra, en ufak bir suiistimal ihtimali karşısın­da dahi, büyük bir uyanıklıkla hare­ket eden Demokrat Parti iktidarının kuvvet ve canlılığına burada bir ke­re daha işaret etmek istiyoruz. Böy­le bir canlılık ve kuvvet Türkiyenin siyasî hayatında mesuliyet almış par­tilerden hiç birine nasip olmamıştır elersek, bir hakikati hiç mübalâğa et­meden, aynen ifade etmiş oluruz.

Yunanlılarla yeni meselelerimiz

23/12/1955 tarihli (Zafer) den:

Yunan hükümetinin, Selâniktekİ Baş­konsolosumuzu ve Konsolosumuzu tasni edilen bir suçun tazyiki altında buiundurmıya devam etmek istemesi, tahmin ettiğimiz gibi hükümetimizin ciddî bir teşebbüsüne sebep olmuştur. Türk hükümeti, Yunan Adliyesinin yolsuz ve haksız müdahalesine son ve­rilmemesi halinde, gereken tedbirleri almak mecburiyetinde kalacağını ve bunun iki memleket münasebetleri üzerinde vahim tesirler tevlid edece­ğini Yunan hükümetine resmen bil­dirmiş bulunuyor.

Bu teşebbüsün yanında, Yunan Baş­vekili Karamanlis'in, Yunanistanın Balkan Paktı Daimî Konseyine işti­rak etmek için ileri sürdüğü dört şart hakkında, Hariciyemizin yaptığı a-çıklamayı da gözden kaçırmamak icap eder. Çünkü, birinci hâdise ile bu ikinci hâdise, 6/7 Eylül vakaların­dan Türkiye hükümetini mesul    görmek ve göstermek esasında birleş­mekte ve bu düşünceden kuvvet al­maktadırlar. Öyle ki, birinci iddia, âdeta, Karamanlis'in beyanlarına bir mesnet teşkil ediyor ve bu sebeple, her iki hâdiseyi bir arada mütalâa etmek bir zaruret halinde kendisini gösteriyor.

Karamanlis 17 Aralıkta 6/7 Eylül hâ­diselerini, mahiyeti itibariyle sadece Türkiyeyi alâkadar eden iç mesele­lerimize, Yunanistanın müdahale ka­pısını açacak bir mahiyetle ele al­makta ve böyle mütalâalar serdet-mektedir. Halbuki Yunan hükümet reisi olarak, bu meselede ona düşe­bilecek vazife, hâdiseden zarar gör­müş Yunanlıların zararlarının tazmi­nini istemekten öteye geçemezdi. Türkiyede cereyan eden hiç bir hâ­dise, Yunanistana, Türk vatandaşları arasında muayyen bir zümrenin hâ­miliği sıfatını kazandıramaz. Böyle bir talep yapılamaz. Böyle bir talebin yapılması Türkiye ile Yunanistan arasındaki münasebetlere menfî bir şe­kilde tesir ettiği kadar hiç de talepkâr olmadıkları böyle bir himaye­nin vicdanlarına düşecek gölgesi, bu himayeye mevzu teşkil edilmek iste­nen Türk vatandaşları arasında ha­kikaten derin ve mânevi bir huzur­suzluğa sebep olur. Kaldı ki, Kara­manlis'in bir himayeye lâyık gördüğü Türk vatandaşı Rumlar, Türkiyede vatandaşlığın bütün hukukundan â-zami derecede istifade etmektedirler. Buna mukabil Yunan vatandaşı olan Türk asıllı azınlıkların, Yunanis-tandaki durumları belki de ciddî bir himayeyi icab ettirecek kadar dun bir vaziyette görünüyor. Türkiye hükü­meti, Karamanlis'in verdiği örnekten faydalanarak böyle bir himaye tale­biyle Yunanistanm karşısına çıkarsa, hem Türkiye ile Yunanistan arasın­daki münasebetlerde vahim değişik­likler hâsıl olur, hem de Karamanlis bizzat kendi mantıkiyle ilzam edilmiş bulunur. Türkiye hükümeti Karamanlis'e karşı şimdilik bir ihtarda bulun­makla iktifa etmiştir.. Bundan Ötesi­ni, Yunanistan tarafından takınıla­cak olan tavır tâyin eder.

Bu münasebetle şu hususlarda dik­katleri çekmek yerinde olur. Selanik.te Başkonsolosumuzun Atatürkün evi­ne bomba atmakla itham edilmesi, 14 aralık tarihine tesadüf etmektedir. Karamanlis'in beyanatı ise, ayın 17 sinde yapılmıştır. Yeni hükümet prog­ramının Büyük Millet Meclisinde mü­zakere edilmesi bu iki hâdisenin tam ortasına, 16 aralık tarihine düşmek­tedir. Bunları bir tesadüfe atfetme­nin safdillik olacağı aşikârdır. Yu­nanistan ayın 14 ünde Türk hükü­metini 6/7 Eylül hâdiselerinin mü­teşebbisi olarak görüp göstermek is­terken, bundan hemen iki gün sonra, Türk Meclisine muhalefet lideri ta­rafından aynı istikametteki düşünce­lerin getirilmesinden elbette memnun olmuştur. Çünkü İnönü beyanatiyle onlar için, bir şahidi âdil vazifesini görmüştür. Bu şartlar içinde ikinci hâdiseye, bu görünüşün kuvvet ver­mediğini düşünmek âdeta kabil ola­mıyor.

Yazımızı, bu acıklı meselede, vatanın İnönün'den bir kere daha davacı ol­duğunu tasrih ederek bitirmek iste­riz. Ulus, vatan davacı değil, müte­şekkirdir diyor... Galiba davacı ile müteşekkiri birbirine karıştırıyor. Ha­kikatte davacı olan vatan, müteşek­kir olanlar ise, İnönü'nün sözlerinde hususî emellerine iyi bir mesnet bul­muş olan Yunanlılarla, Makariyos ol­sa gerektir.

Şüphe ve tereddüt   olmiyan   bir nokta

Yazan: Cihat Baban

24/XII/1955 tarihli (Tercüman) dan:

Moskovada çıkan İzvestia gazetesi, Türkiyedeki kabine buhranı dolayısiyle yazdığı bir yazıda, Demokrat Parti Grupundaki ademi itimat işinin yalnız iç meselelerden doğmadığını dış politika mevzuunda da mebusla­rın gayri memnun olduklarını iddia ediyor ve iddiasına delil olarak da Hariciye Vekili olan Fatin Rüştü Zorlu'nun istifaya davet edilmiş olma­sını ileri sürüyor.

Moskova radyosunun da zaman za­man yaydığı bazı fikirlerden öğreni­yoruz ki, bu komşumua, soğuk harbi durdutmak niyetini hiç bir zaman iz­har etmemiştir. Şimdi herkes bilir ki, Fatin Rüştü Zorlunun Hariciye Ve­killiği yenidir. Ondan evvel Hariciye Vekili bulunan Köprülü, yeni Kabi­nede eski yerine oturmuştur, bu iti­barla eğer Vekil dolayısiyle dış politi­kadan bir şikâyet mevcut ise, Köprü­lünün tekrar aynı mevkie gelmiş ol­ması, böyle bir şikâyetin mesnetsiz olduğunu ifade için kâfidir.

Türkiyede İzvestianın zan ve tahmin ettiği gibi dış politika üzerinde bir­birine zıt mütalâalar da yoktur. Ya­ni bir taraftan hürriyet cephesi ta­raftarları, diğer taraftan Sovyet ta­raftarları veya bitaraflık politikası . güdenler mevcut değildir. İzvestia böyle bir şey temenni etse de mev­cut değildir. Bununla beraber iddia edilemez ki, hürriyet cephesindeki tutumumuz etrafında ittifak mev­cuttur. Muhalefet lideri İnÖnünün beyanatından anlıyoruz ki, bilhassa Orta Sark mevzuunda kendisi De­mokrat iktidar ile hemfikir değildir. Balkan Paktının geçirdiği sarsıntıyı da kapalı bir muahaze konusu yap­maktadır. Bilhassa çok seyyal olan dış politika meselelerinde herkesin tıpatıp aynı tarzda düşünmesini bek­lemiyoruz. Son bir sene zarfında Öyle olaylarla karşılaşmış bulunuyoruz ki, bunların leh ve aleyhinde mütalâa yürütmek mümkündür, nitekim bazı mahafil Kore kararının, aslına da muhalif olmuşlardı... Fakat bu muha­lefet hiç bir zaman, Sovyet politika­sına muvazi giden bir muhalefet de­ğildi... Eğer bu memlekette dış politi­ka meseleleri, dün de bugün olduğu gibi, halk efkârı huzurunda konuşa-bilseydi, harp içindeki tutumumuz üzerinde bir çok noktai nazarlar çarpışabilirdi. Bizim çok az ehemmiyet verdiğimiz dış meseleler, memleketin istikbaldeki kaderi üzerinde hayatî roller oynar, bu meseleler doğrusunu itiraf etmek lâzımdır ki çok ampirik usullerle bizde mütalâa edilir, bir İn­giliz bir Fransız gazetesinin dış me­selelere tahsis ettiği sütunlarla bi­zimkiler karşılaştırılacak olursa, bi­zim bu mevzulara ne kadar bigâne ol-

duğumuz kendiliğinden meydana çı­kar, gazeteler efkârı umumiyenin te­mayüllerine göre sütunlarını ayar et­mek mecburiyetinde kalınca, bu mes­uliyetin büyük bir kısmı da efkârı umumiyeye raci olur. Büyük Millet Meclisimizin eskimiş olan iç tüzüğü, Anayasamızın, dış politika mevzuun­da hükümetlere gereken direktif ve istikametleri verecek tarzda teçhiz edilmemiştir. Yeni Esas Teşkilâtımız hazırlanırken bu meselenin ehemmi­yetle ele alınması icap ettiğine ka­niiz.

Şimdi, sözü başladığımız yere geti­relim: Türkiyenin Demokrasiler cep­hesindeki durumunu münakaşa eden tek Türk vatandaşı mevcut değildir. İzvestiyanm temennisine rağmen çok şükür içerde böyle çatlaklık yoktur. Fatin Rüştü Zorlu da, bu meselelerle hiç alâkası olmıyan sebeplerden ay­rılmış bulunmaktadır. Evvelki gün Köprülü, dün Zorlu, bugün yine Köp­rülü ve yarın kimbilir kim, hep aynı istikamette ve aynı hat üzerinde bu memleketin politikasını yürütecek­lerdir. Çünkü dış meselelerle gerek­tiği gibi alâkadar olmamamıza rağ­men, bütün Türk milleti topyekûn demokrasiler cephesinde bulunmamı­za kalbiyle ve idrakiyle karar vermiş bulunmaktadır. Bu noktada şüphe ve tereddüt yoktur.

Niçin doğmuş?

24/12/1955 tarihü (Zafer)  den:

Dün gazetecilere tevdi ettiği yazılı bir izahname ile, yeni kurulan Hür­riyet Partisi, doğuş sebeplerini izah ediyor. Bu sebep onların diliyle kısaca şundan ibarettir: Son yıllarda ve bil­hassa son aylarda memleketimizde cereyan eden siyasî, iktisadi, içtimaî hâdiseler yüzünden âmme vicdanı inkisar hisleriyle dolarken Türk mil­letinin sinesindeki hürriyet aşkı yeni bir hamle azim ve karariyle beslen­mekte idi. İşte Hürriyet Partisi bu yeni hürriyet aşkı hamlesinin mah­sulüdür.

Edebî yapısı, idealizme hitap ediş tav­rı bakımından gönülleri okşayıcı bir edâ taşıyan bu İâfzî doğuş sebebini,hakikatleri araştıran bir gözle tahlil etmekte fayda vardır. Tâ ki, yaldızlı cümlelerin ve romantik görünüşlerin altında gizlenmek istenen hakikî se­bepleri bütün açıklığı ile görmemiz mümkün olsun... Şiyasî hâdiseleri tahlil ederken, düşüncelere en doğ­ru istikameti verebilmek üzere, o hâ­diseleri çeviren sisleri dağıtmakta ve her şeyi bütün çıplaklığı ile görüp göstermekte fayda vardır.

Bu itibarla, doğuş sebeplerini izah eden ifadelerdeki umumi tâbirleri bi­raz incelemek onları yanılmaz bir mantıkin ışığı altında deşip bütün mahiyetleriyle ortaya dökmek âdeta bir zaruret haline gelmiş bulunuyor. Doğuş sebeplerini izah eden cümle: Şon yıllarda ve bilhassa son aylarda... Kelimeleriyle başlıyor. Hürriyet Par­tisinin kurucuları, böyle bir beyanla maksatlarının izahına girerken, oku­yucularının veya dinleyicilerinin ilk anda hissedebilecekleri tereddütleri bizzat kendileri kamçılıyorlar. Son yıllarda, evet, fakat niçin bilhassa son aylarda? Biz sadece bu başlan­gıçta, Hürriyet Partisine temel teşkil eden düşüncelerin acı tezadını görüp hissetmekteyiz. Bu tezat, bizzat ku­rucuların ruhlarına ve düşüncelerine hâkim olan tezattır.

çünkü, akıl ve mantık sahibi olan her vatandaş, bu kurucuların karşısına geçerek geçmiş yılların, bugün şikâ­yetçi oldukları siyasi, iktisadî, içti­maî hâdiselerinin mimarları arasında bizzat kendilerinin de bulunduğunu söylemekte biran için olsun tereddüt geçirmiyecektir.

Şikâyet mevzularından bir tanesi me­selâ kazaî murakabenin bütün idarî tasarruflara şâmil kılınmamış olma­sı değil mi? Hâdiseleri yakından ta­kip edenler hatırlayacaklardır ki, E-meklilik Kanununun 39 uncu madde­sinin B fıkrasının tefsiriyle yakından alâkadar görünen bu şikâyet mevzu­unu, tefsire yazdığı bir muhalefet şerhinin mürekkebi kurumadan, Mil­let Meclisi kürsüsünden Devlet Vekili olarak bizzat müdafaa eden bir zat şimdi kurucuların arasındadır.

Şikâyet mevzularından bir tanesi me­selâ, millî ekonomimize realist ve ilmî ölçülerin hâkim kılınmamış oldu­ğu iddiası değil mi? Hâdiseleri ya­kından takip edenler değil, ilkokul çocukları bile, hatırlıyacaklardir ki, kurucular arasında en az üçü, eko­nomi ve ticaret hayatına salâhiyet­le istikamet verecek en yüksek ma­kamı senelerce işgal etmişlerdir. Ken­dilerine sorulmaz ve sorulamaz mı? Bugün bir parti beyannamesinde se­vimli bir nazariye halinde ifade et­tikleri fikirleri, zamanı hükümetle­rinde niçin ama niçin tatbik mevki­ine koymamışlardır? Ve nasıl realite­den uzak ve gayri ilmî ölçüler diye tavsif ettikleri tedbir ve nizmalarm, tatbikatını sağlayan bütçeleri bugün muhabbetle sinelerine bastırmış gö­ründükleri muhalefetlerimize karşı müdafaa ve bizzat tatbik etmişlerdir.

İşte bu mukadder sualler, kurucuları «bilhassa son aylarda..:» kelimeleri­nin paratoneri altına sığınmak, dü­şüncesine, daha doğrusu, çocukça ih­tiyatına sevketmiş görünüyor.

Bu devekuşu ihtiyatı, kuruluştaki ha­kikî ve samimî maksadın, söylenilen­lerden daha başka şeyler olduğunu haklı olarak düşündürmektedir. Bi­zim bildiğimize göre bu başka şeyler ise, edebiyat kılığına gireceğinden, i-dealizme, hitab etmekten heyecanlı bir romantizmi kamçılamaktan çok uxak görülecek, çok küçük şeylerdir.

Yunanistanın baskısı Yazan: A. Ş. Esmer

25/XII/1955 tarihli (Ulus) tan:

Açık bir hakikattir ki 6/7 Eylül olay­larını kendi hesabına istismar eden Yunanistan Kıbrıs'ın ilhakı dahil ol­mak üzere bir takım emellerini ger­çekleştirmek peşinde koşmaktadır. Dışişleri Bakanlığımızın da bildirdi­ğine göre, Yunanistan bizimle barış­mak için şunları istemektedir: 1  6/7 Eylül hâdiselerinden zarar gören Rumların tazmini. 2  îstanbul Rum­larının emniyeti hakkında garanti ve­rilmesi. 3  Yunanlıların kara sula­rımızda balık avlamalarına müsaade edilmesi.

Daha başka şeylerin de istenip isten­mediğini bilmiyoruz. Şimdilik bunlar­dan bahsediliyor. Belki yarm bu is­teklerini artırarak Kibrisin Yunanistana ilhakına itirazımızı geri alma­mızı ve mübadil Rumların Anaöoluya geri dönmelerini de istiyeceklerdir. Bu istekleri gerçekleşmedikçe Yuna­nistan NATO ile işbirliğini asgari had­de indirecektir. Bir ara Türkiyenin iştirak ettiği tatbikattan Yunanistan uzakta kalıyordu. Balkan Paktı top­lantılarına Yunanistan iştirak etmi­yor. Bu yüzden aralık ayında yapıla­cak toplantı geri kalmıştır.

Yeni ve daha ağır bir baskı almak ü-zere Yunanistan kendi kara sularına, Türk gemilerinin girmelerini yasak et, mistir. Bu yasağı dinlemiyen gemi­lerin üzerine ateş açılacaktır. Yunan adaları Anadolu kıyılarını çevirdiği için açık denizle muvasalamız adalar arasında dar geçitlere münhasır ka­lacak demektir.

Öyle görülüyor ki, Yunanistan 1930, hattâ 1914 den önceki zamanlarda ol­duğu gibi karşımıza bir düşman gibi çıkmıştır. 6/7 Eylül hâdiseleri için İzmirde Yunanistana tarziye verilir­ken, aramızdaki anlaşmazlıklardan hepsinin de çözülmüş olduğu sanıl­mıştı. Şimdi anlaşılıyor ki, hiç bir şey çözülmemiştir. Yunanistan içiş­lerimize müdahale gibi Cumhuriyet tarihinde görülmedik küstahça bir te­şebbüste bulunmaktan bile çekinme­miştir. Yunanistanın bu hareketi Türk ~ Yunan münasebetlerini Bal­kan muharebelerinden önceki hava içine atmış bulunuyor.

Yunanistana hatırlatmalıdır ki, Cum­huriyet Türkiyesi, Osmanlı İmpara­torluğu değildir. Yunanistan İstan-bulda yaşayan Rum vatandaşlarımızı!? hamisi rolünü takmamaz. Bunun bah­sine bile tahammül edemeyiz. İstan­bul Rumları arasında da bir Boşo efendinin mevcut olduğunu sanmıyo­ruz.

Kara sularına gemilerimizin girmesi­ni yasak eden emir devletler huku­kuna aykırıdır. Tanınmış devletler hukuku müellifleri kara sularından geçidin serbest olduğunu kabul edi­yorlar.    Meselâ John Casset    Moore,

meşhur digestinin birinci cildinin 700 üncü sayfasında diyor ki: «Yabancı gemilerin kara sularından geçit hak­kı mahfuz tutulmuştur ve gene Hyde Devletler Hukuk adlı eserinde diyor ki (Sayfa 516) «Balıkçılığın tanzimi, polis ve zabıta kayıtlan dışında ka­ra sularından geçit serbesttir.»

Kaldı ki Yunanistan bu yasağı yal­nız Türkiye hakkında tatbik etmeyi düşünmektedir. Bu ayırma «diserimination» başlı başına «gayri dostane» bir harekettir ve Türkiye dilerse mi­silleme hareketine girişir, dilerse, Yunanistanı Birleşmiş Mületlere şikâ­yet eder.

Yunanistanın kara suları hakkındaki bu kararı Kibrisin ilhakı teşebbüsü­nü önlememiz için yeni bir sebep da­ha ortaya atmıştır. Hattâ kıyılarımı­za yakın adaların Yunanistanın elin­de bulunması mahzurlarını belirtmiş­tir. Adaların kara sularını, gemileri­mizin geçmesine yasak eden Yuna­nistan, hele Kıbrisı da alacak olursa, bize denizleri kapıyabilir.

Anadolu kıyıları açıklarındaki adalar­da üç beş yüz bin Rum vardır diye, yirmi beş milyon Türkün açık deniz­lere muvasalası kesilemez.

D. P. ne olacak?

Yazan: A. E. Yalman

25/12/1955 tarihlî (Vatan) dan:

On yıldır Demokrat Parti, milletimi­zin mukadderatını sevk ve idare et­mek bakımından baş roldedir. Bunun beş yılı tek partiye karşı mücadele i-îe, beş küsur yılı da iktidar mevki­inde geçmiştir. Bundan sonra hali­mizin ne olacağını düşündüğümüz zaman cevabını aradığımız başlıca su­al şudur: Demokrat Parti kendini derliyecek, tophyacak mı? Sevilir, gü­venilir bir siyasî kuvvet manzarasını tekrar alacak mı?

Şuna şüphe yok lü bu saniyede De­mokrat Parti yaralıdır, hastadır, buh­ranlar içindedir. 2 Mayıs 1954 denberi hep kendi aleyhine çalışmış, gaflete düşmüş,   hata  üzerine  hata   yapmış,memleket için sarfettiği emekleri, yaptığı hizmetleri bu yüzden unuttur­muştur. Parti grupunda kopan kıya­met neticesinde buhran hâd bir şek­le girince, ilk acele tedbirlere başvu­rulmuş, seri halindeki siyasî ve idarî hataların düzeltilmesi kararlaştırıl­mış, her tarafa yayılan dedikodula­rı ve yolsuzluk iddialarını araştırmak ve icaplarını yapmak için Meclis tah­kikatı yoluna girilmiştir. Yeni ve de­ğerli unsurları havi bir kabine de iş başına gelmiştir.

Fakat asıl tedaviye henüz girişilme-miştir. Hariçte ve memleketin içinde sarsılan itibarı yeniden düzeltmek, iktisadî sahalarda emniyet ve istikra­rın temelini atmak için esaslı bir ha­rekete geçilmemiştir.

Her tesirli tedavinin hareket noktası doğru bir teşhistir. Demokrat Parti­nin uğradığı hastalığın başlıca sebe­bi gözle farkedilecek bir mahiyette­dir. Bu sebep, şahsî ve keyfî bir mer­keziyetçi idarenin millî bünyede ya­rattığı tahriplerdir. Hiç bir sahada esaslı İslahata girişilmemiş, mesuliyet nispetinde salâhiyet taşıyacak sağlam omuzlar aranmamış, bilenlere danışıl­mamış, iptidadan verilmiş kararlarla hesapsız bir kalkınma hareketine gi­rişilmiştir. Hariçte karşımıza çıkan fevkalâde fırsatlardan istifade edil­mek şöyle dursun, ana kapılar istik­rarsızlık ve emniyetsizlik sebebiyle yüzümüze karşı kapanmıştır. Bugün düşünülecek şey, nedir? Şef­likle liderlik arasındaki hududu iyice ayırmak, bir elde fazla kudret top­lanmasını önlemek, hükümet ve par­ti işlerini ayrı ellere emanet etmek, olgun ve ileri memleket mütehassıs­larının tecrübesinden istifade ederek idarî İslahata atılmak, cihazlarıma iş­lerimizi yine ecnebi ve yerli ihtisas adamlarına tetkik ettirerek, derlemek toplamak, enflâsyona karşı gelmek, Türk parasını bugünkü halden kur­tarmak, iştira kudretini kuvvetlen­dirmek, borçlarımızı konsolide etmek, 'itibarımızı yeniden kurmak...

Adnan Menderesin çekilmesinin her derde deva olacağını düşünen kimse­ler var. Halbuki yanlış bir sistemin zebunu olarak bir kimsenin     büyük

hatalar yapması; kıymet ve hizmet­lerini ve müsbet vasıflarını unutma­ğa ve ona, karşı istiğna duymağa se­bep değildir. Yetişmiş adam bakı­mından bolluk içinde değiliz. Ziyan­kârlık edersek zararını kendimiz çe­keriz.

Adnan Menderes, haksızlığa ve nan­körlüğe uğradığı hissini yenerek, hâ­diseleri olduğu gibi görmeğe, kendi siyasî hayatını kurtaracak şekilde hareket etmeğe mecburdur. Dün C. H." P. ve C. M. P. yi muhatap ettiği öf­ke ve vehimler bugün Hürriyet Par­tisinin üzerine çevrilir ve onlarla atışına yoluna gidilirse, Demokrat Par­ti mahdut ve kıymetli zaman ve fır­satları heba etmiş ve son şifa ümit­lerini elden kaçırmış olur.

Yapılacak hiç bir politika propagan­dası, vaziyeti Demokrat Parti lehine çeviremez. D. P. liderlerinin hoşları­na gitsin, gitmesin, haksız bulsunlar, bulmasınlar, Hürriyet Partisinin le­hinde tezahür eden umumî istidat ve cereyanları, küskün ve öfkeli hücum­lar zaafa uğratmaz, kuvvetlendirir.

Bugün yüzlerce D. P. milletvekili bek­leme mevkiindedir. Eğer partileri iti­barını iade eder ve halkın güvenine lâyık olacak bir tarzda teşebbüsü ele alırsa, Demokrat Partiye dört elle sa­rılacaklar, partinin tarihî rolünü de­vam ettirmeyi şeref bileceklerdir. Fa­kat böyle bir şey yapılmazsa, yeise düşecekler ve başka partilerin saf­larında yerlerini alacaklardır.

Biricik çıkar,yol, Demokrat Partiyi idealistlerin seveceği, inanacağı, gü­veneceği bir parti haline koymağa ve buna demokrat bir ruh aşılamağa var kuvvetle çalışmaktır. Yoksa gelecek aylarda Demokrat Partinin tama-miyle çökmesine ve dağılmasına şa­hit olmamız ne yazık ki mümkündür.

Yunanistan yolunu şaşırmıştır

Yazan: F. R. Atay

25/XII/1955 tarihli (Dünya) dan:

Son iki tebliğ Yunanistan ile münasebetlerimizin düzeltmekten henüz uzak olduğunu göstermektedir. Bu memlekette 6/7 Eylül hâdiselerinden yüreği yanmıyan, suçluların cezalan­dırılmasını istemiyen, mesuliyetlerin aranmasından vazgeçen hiç bir iyi ni­yetli vatandaş yoktur. Atinadan va­zife ve insanlık dersi alacak değiliz. Eğer Atinada bizde olduğu kadar va­zife ve insanlık duygusu varsa, bunu Batı Trakyada bin bir kanun oyunu ile topraklarını ellerinden alıp sürüm-sürüm süründürdüğü Türklere eşit vatandaş muamelesi yapmakta gös­termelidir.

Hele iç işlerimize karışmak gibi gara­betlere kalkışmanın Türkleri hiç ama hiç tanımamaktan ileri geldiğini he­men söylemek isteriz. Hakikat odur ki, Yunanistan Kıbrısı ele geçirmek için dış politika oyunu ve seçimlerde iç politika oyunu olarak «Türkler a-leyhine tahrik» silâhını ele almıştır. Dışarıda ve içeride durmaksızın bu silâh: kullanmaktadır. Biz Birinci Dünya Harbi sonrası tecrübesinden sonra bu silâhın ancak Yunanistan için tehlikeli olduğunun artık anlaşıl­mış olacağını sanıyorduk.

Hepimizin esef ettiğimiz bir kazadır olmuştur. Biz bunu halleder, Türk va­tandaşlığını, benimseyen Rumlarla arkadaşça yurddaşça geçinmenin yo­lunu buluruz. Yunanistan hükümeti­nin sakat gidişi, bu yolun bölünmesi­ni gerçekleştirmekten başka bir işe yaramaz. 6/7 Eylül faciasında Erme­ni, Musevi, İngiliz tebaası, Fransız te­baası, Türk hemşehrilerimizden de ağır zarar görenler olmuştur. Bunlar­dan her birinin, gelecekteki emniyet­leri için de mi teminat aramak lâzım gelecek:? Fakat bunun çaresi kapitü­lâsyonlar rejimine dönmekten başka ne olabilir?

Böyle hareketler aklı ermiyenler için çocukça, aklı erenler için delice ol­maktan başka türlü vasiflandırılamaz. Çocukça veya delice hareketlerin hâ­kim olduğu politikanın cezasını da komşularından önce bu türlü sapık­ların iktidara geçebildiği memleketler çeker.

Demirperdede olduğu gibi Yazan: A. E. Yalman

26/XII/1955 tarihli (Vatan) dan:

Yunanistan, son protestomuza şöyle cevap veriyor: «Bizde kaza kuvveti müstakildir. Yunan anayasası ve an­aneleri bu sahaya her türlü hükümet müdahalelerini meneder.»

Hayali geniş, niyeti bozuk bir takım Yunan kundakçılarının (adalet) per­desi altında tertibine çalıştıkları çir­kin suikasde bu sözleriyle Yunan hü­kümeti şuursuzca suç ortağı oluyor. Bu işte ileri sürülen adalet iddiası, medenî dünyanın değil, demirperde­nin ölçülerine ve usullerine göredir. Tutulan yol, Yunanistanın şimdiden bir peyk zihniyetine kurban bulun­duğunu ve Moskova emellerinin bir icra aleti imiş gibi hareket ettiğini belli ediyor.

Türkiye halkını, tahrik, edebilmek ve taşkınlıklara zemin hazırlamak maksadiyle Atatürkün doğduğu eve bizim tarafımızdan bir bomba konulmuş, bu işte de Selanik başkonsolosumuz ve konsolos muavinimiz «mânevi müşev­vik» mevkiinde imiş!.. Böyle bir iddia, muvazenesi yerinde insanların aklı­nın kenarına gelemez. Buna kargalar bile güler.

Londra konferansının bizim için tam bir zaferle neticelendiği, Yunan iddia­larının çürütüldüğü ve İngilterenin Kıbrısta vazife başında kalmağa az­mettiği bir dakikada hâdise çıkarmak ve ortalığı bulandırmak gibi bir şey kimin menfaatine uygundur, kimin hatırına gelmesi beklenebilir?.. Bu suale verilecek cevap açıktır: Ancak Yunan Megalo İdea çılgınlarının ve Moskova emperyalistlerinin... îstan-buldakî kasırgalar koptuğu zaman biz kederden kendimizi yedik, Yu­nanlılarla Moskovadikler ise bayram ettiler. Kendi menfaatlerimizi ciğniyecek, karşı tarafa böyle fırsatlar ve­recek bir harekete zemin hazırlamak hangi Türkün hatırından geçebilir? Taşkınlık hazırlamakta parmağı olan bir Türk varsa, bunun Moskova    ve Yunan uşağı sıfatiyle hareket ettiği­ne iptidadan hükmetmek caizdir.

Vaziyeti akıl yordamiyîe tahlil edince şu neticeye varırız: Meşhur Şark me­selesinin ve Makedonya karışıklıkla­rının usulleriyle Moskova tarafından Nato ve Balkan Birliğine karşı, bir suikast tertip edilmiş ve Kıbrıs diye uzatılan yem. Yunanistanı çileden çı­karmıştır. Bu meselenin Bled paktı­nın imzasından sonra tamamiyle alevlendiğini ve Kıbnstaki tedhiş fa­aliyetlerinin ondan sonra geliştiğini "unutmamak lâzımdır.

Türkiye hükümeti, Yunanistandaki tahriklere ve nümayişlere cevap ver­mek şöyle dursun, hükümet, her türlü tezahürleri yasak etmenin mesuliye­tini ve üzüntüsünü bile bile göze al­mıştır. Kıbrıs Cemiyeti hesabına biz­zat ben defalarla Başvekille temasta bulunarak, Yunan manevralarına en mutedil bir şekilde mukabelede bu­lunmanın münasip olup olmıyacağını sordum. Başvekil daima itidal tav­siyesinde bulundu ve haklı dâvamızı hür dünyanın gözünde yürütmenin en iyi yolunun müşterek emniyet dâva­sına karşı olan mesuliyetimizin icap­larını hatırda tutmamız ve bu dâva­ya karşı gelmenin mesuliyetini Yuna-nistana bırakmamız olduğunu ileri sürdü. Bu sözlerin Londra konferansiyle teyit edildiği bir dakikada hâ­dise çıkarmanın Türkiye hükümeti tarafından hoş görüleceği ve müsa­maha ile karşılanacağı nasıl akla ge­lir?

Yunan adliyesi, «mânevi müşevvik» arıyorsa, politikaya karışan Kıbrıs ve Atina kiliselerinin ve müstakil bir Yunanistanm bekasına ait icapları hi­çe sayarak, Türk düşmanlığını bir seçim mücadelesine esas diye kulla­nan gayri mesul kafalı Yunan politi­kacılarının yakasına yapışmalıdır.

Bugün Yunanistanda program sahibi ve istikrarlı şekilde mesuliyetini id­rak etmiş bir siyasî parti değil, heye­can ve taassupları tahrik suretiyle ik­tidarı muhafaza etmeyi ve tazelemeyi uman başıbozuk bir grup hükümet cihazını elinde tutuyor. Bunların elinde  Papagosun  siyasî  mirası var-

dır, fakat ortada bir Papagos yok­tur.

Yunan politikacıları, seçim mücadele­leri için cephane toplamak üzere bizi tahrik etmeğe ve mesele çıkarmağa bir düziye çalışacaklardır. Bize düşen vazife, temkinli bir siyasetle onların ümitlerini boşa çıkarma.k ve Natonun cenubî bölgesini felce uğratma­nın ve Kıbrıstaki İngiliz üslerine komünistlerin hesabına devam eden hücumların mesuliyetini tamamiyle Atina hükümetinin üzerinde bırak­mağa dikkat etmektir.

Bütçe açık mı?

27/12/1955 tarihü (Zafer) den:

1956 malî yılı bütçesinin Büyük Mil­let Meclisinde müzakeresine dün baş­landı. Maliye Vekilinin, bütçe üzerin­deki tafsilâtlı izahlarını diğer sütun­larımızda göreceksiniz. Bundan daha evvel, bütçenin mucip sebepler lâyi­hası bastırılmış ve bütün mebuslara tevzi edilmiş bulunuyordu. Hükümet 1956 bütçesini, denk olarak bağlamış­tır ve denk olarak Büyük Millet Mec­lisine sunmuştur. Sade Maliye Vekâ­letinin değil, fakat, bütün bir devlet teşkilâtının aylarca çalışmasının mah­sulü olan bu eser, Mecliste, muhalif, muvafık bütün mebusların tetkikine arzedilmis bulunuyor.

Bütçe, hükümet programının tatbi­katta aksini göstermektedir. Ve bu programa hâkim olan bütün prensip­ler bütçeye de aynı suretle hâkimdir. Onun için, hükümet programına kır­mızı rey vermiş olan muhalefetin, 1956 bütçesini kabul edeceğini ta­savvur etmek bile mümkün değildir. Onlar ellerinden geldiği kadar bu bü­yük eseri, tartaklamağa, köşesinden bucağından hırpalamaya gayret ede­cekler ve sonunda yine, kırmızı reyle reddetmenin yolunu  arayacaklardır.

Bunu muhalefetliğin tabiî bir tezahürü olarak görürüz. Dünyanın her mem­leketinde, muhalefet partileri, bütçe­lere karşı böyle davranırlar ve böyle rey verirler. Fakat, onların bu davra­nışında tenkide mevzu teşkil eden eserin olduğu kadar, temsil ettikleri, zümrenin de haysiyetiyle mütenasip bir vekar ölçüsü mevcuttur. Halk Par­tisi muhalefeti işte bu vekar ölçüsün­den mahrumdur. Tenkid ediyorsa, ma­halle kahvelerindeki konuşmalara da­hi mesnet teşkil edemiyecek kadar aşağılık sebeplere dayanmıya çalışır. Ciddî ve zahmetli değil, fakat üstün-körü bir tetkike dahi mütehammil olmıyan, bir fiskede yıkılacak olduğu­nu bildiği bir takım yalanları ortaya atar. Bundan maksat ağız dedikodu­suna, fiskosa, seviyesiz kaldırım söy­lentilerine malzeme hazırlamaktan ibarettir.

İşte bu çeşit, seviyesiz bir tenkide, daha dün yeni bütçe münasebetiyle Ulus gazetesinde, beş sütunluk bir ha­vadis  halinde yer veriliyor.

«Yeni bütçede 600 milyon açık var» diyorlar. Hükümetin denk olarak, Bü­yük Millet Meclisine verdiği bir büt­çede, bu koskocaman açık nasıl mev­cut olabilir? Hükümet Meclisi mi al­datıyor? Büyük Millet Meclisi, denk dendiği halde, böyle bir açıkla ken­disine tevdi edilen bir bütç£ karşısın­da ne düşünür? Açık bütçeyi denk di­ye o da mı kabul eder?

Bütün bunlar, devlet idaresi işinin ciddiyetle olduğu kadar, muhalefet namına murakabe hizmetinin vekarı ve namusiyle zerre kadar telif edil­mesi mümkün olmıyan İhtimallerdir. Ve bütün bu ihtimaller, Halk Partisi muhalefeti adına konuşan Ulus ga­zetesinin yüz kızartıcı bir yalanından kuvvet almaktadır.

Bakınız, bütçe açığını nasıl buluyor­lar: Bütçenin gelirler kısmında ima­lât Muamele Vergisine 625 milyon li­ralık bir yer ayrılmıştır. Hasılatı 1950 de 235 milyondan başlıyarak ge­çen sene 515 milyona yükselmiş olan bu verginin 1956 İçin muhammen ge­lirinde senelik muntazam artış nispetleriyle telifi mümkün olmıyan mü­balâğalı bir hususu yoktur. Böyle ol­makla beraber, Halk Partili maliyeci­ler işte bu 625 milyonun, gelirden dü­şeceği fikrindedirler. Buna da mesnet olarak; İmalâtı Muamele Vergisinin bugünkü şekli ve tatbikatının   sebep

olduğu şikâyetleri bertaraf etmek ü-zere, hükümetin, bu şekil ve tatbikatı değiştirmek tasavvuruna bütçenin mucip sebepler lâyihasında ifade et­miş olmasını göstermektedirler.

İşte bu kadarı Halk Partisinin fikir vekarmdan mahrum yazarları tara­fından, bütçede 600 milyon açık var denebilmesi ;çin kâfi bir sebeptir. Sanki hükümet bu 625 milyonu, ye­ni ihdas edilecek bir verginin hasıla­sına bağlamış gibi... Hattâ, ya hükü­metin teklifini Meclis kabul etmezse ne olacak? kabilinden bir takım mü­nakaşalara dahi girişiyorlar. Ortada ne açık var! Ne yeni bir vergi var! Sadece denk bir bütçe içinde, hasıla­tının yekûnu 625 milyon lirayı bul­makta olan, İmalât Muamele Vergi­sinin, şikâyetleri bertaraf edecek bir şekilde İslahı düşünülmüş.... Meclis, bu tasavvuru kabul etmezse, İmalât Muamele Vergisi olduğu gibi yerinde kalır... Ve tatbikat şekli ne kadar memnuniyet verici olmasa da, tah­min edilen 625 milyonu getirir... Eğer hükümetin istediği değişiklik yapılır­sa, bu da hiç bir zaman hasılaya mü­essir olmaz, ancak bir çok şikâyetleri davet eden tatbikat şekline müessir olur. Mesele bundan ibarettir.

Hülâsa bütçede açık yoktur. Açık id­diaları yalandır. Umumî efkâr karşı­sında bu yalanların mesuliyet ve hi­cabı durumunu anlar ve yüzü kıza­rırsa, Halk Partisine düşmektedir.

An ve düşün!

Yazan:  Nadir Nadi

28/12/1955

tarihli    (Cumhuriyetten)

Atatürk hakkında düşündüklerini söylerken bir gün Edouard Herriot şöyle demişti:

« O, şüphesiz büyük bir komutan­dı. Askerlikten anlamadığım için ta­rihte adı geçen büyük komutanlar­dan hangisi ile kıyaslanabileceğine dair bir fikrim yok. Fakat medeniyet alanında Atatürkün milletine yaptığı hizmetlerin benzerini başarmış, bir başka adama tarihte rastlamak im­kânsızdır.»

İhtiyar Herriot'nun sözlerini hatırlı­yorum da şimdi kendi kendime soru­yorum: Onun Türk milletine yaptığı hizmetlerden öteki şark milletleri de istifade etmedi mi? Bugün doğuyu baştanbaşa kaplıyan istiklâl kaynaş­masının asıl önderi Atatürk değil mi­dir?

Batılı tarihçiler içinde bu düşünce­yi, paylaşmayan ya pek az kimse var­dır, ya da hiç yoktur. İstiklâl kaynaş­masını heyecanla yürüten milletlerin aydın kişileri Atatürk örneğinden il­ham aldıklarını hiç bir zaman gizi ememişlerdir. cinden Hindistana, Hindistandan Orta Doğuya ve Kuzey Af-rikaya kadar yüz milyonlarca insanın özlemi, şimdi efsaneleşmeğe yüz tu­tan Atatürk mucizesinin sömürgeler ölçüsünde bir devamından başka ne­dir?

Fakat unutmıyalım ki, istiklâl diye haykıran bütün insanların hepsi Atatürkü tamamiyle Herriot'nun anladığı gibi anlıyabilmekten uzaktırlar. Ata­türk milliyetçi idi, medeniyetçi idi; şoven ve dar görüşlü değildi. Aklın üstünlüğüne ve ancak dayanmak şar-tiyle bir milletin ilerliyebileceğine inanıyordu. Akıl dışı bir takım kom­plekslerin rol oynadığı bir sosyal vasat içinde aklı lâyık olduğu hâkim mevkie yükseltmek elbette kolay değildi. Bu her şeyden önce bir eğitim işi idi ve Atatürkten sonra da biz eğitim dâ­vasını yorulmak bilmez bir gayretle yürütmeli idik.

Dün gelen Paris .. Match dergisinde gördüm: Faştaki istiklâlciler kadın hakları mevzuunda yeniden harekete geçmişler. Kadının medenî hayata atılması, kara veya ak çarşaftan (Cu­ralarda ak çaşraf da giyerler) kurtul­ması, yüzünü gözünü açarak medenî insan gibi yaşaması, cemiyet hayatına doğrudan doğruya müstahsil olarak atılması için ciddî olarak çalışıyorlar­mış. Başta sürgünden yeni dönen Sul­tan Ben Yusufun kızları olmak üzere, bütün aydın Faslılar seferber hale gelmişler. Kadını dört duvar arasına hapseden bir toplumun hiç bir zamanhürriyete kavuşamıyacağı konusunda en uzak köylere kadar propaganda ya­pılıyormuş.

Gerçek bağımsızlığa kavuşabilmek için geri kalmış milletlerin Atatürk devrimlerini mutlaka benimsemeleri gerektiğine dair Paslı aydınların sami­mî düşüncelerini vaktiyle kendi ağız­larından duymuş ve takdir etmiştim. O düşüncenin şimdi yürürlüğe kon­duğunu görmek Atatürk örneğinin Doğu milletleri arasında hâlâ ne ka­dar canlı bir halde yaşadığını bize bir daha gösteriyor.

Bunları gördükçe kendi durumumuzu gözönüne getirmemek ve zaman za­man Atatürkü unutur gibi olduğumu­za hükmetmemek elden geliyor mu? Paris Match dergisinde peçelerini at­mış Faslı köy kadınlarına ait bir çok resim var. Geçen Cumhuriyet bayra­mında, yani Cumhuriyetimizin otuz ikinci yıldönümünde, bir vilâyet mer­kezimizde geçit resmini tribünden sey­reden Türk kadınlarının fotoğrafı da bizim gazetelerde basılmıştı. İki resim arasında bir kıyaslama yapacak olursanız, Atatürk inkılâplarının otuz yıl önce Türkiyede değil, fakat geçen hafta Faşta başarıldığına inanmamak için ortada bir sebep bulamazsınız. Orada güleryüzlü, derli  toplu kadın kadıncık Faslılar, bizde ise kara çar­şaflara bürünmüş, burnunun ucu bile gorünmiyen bir umacı kalabalığı.

Atatürk vatanı kurtarmak üzere Ankaraya geleli otuz altı yıl doldu. Dev­rimlerin üstünden çeyrek yüz yıl geç­miş, Atatürk ise on yedi yıl önce öl­müştür.

Böyle mi olmalı idi?

Bir sevgili peşinde

Yazan: Nadir Nadi

Cumhuriyetden

28/12/1955 tarihli )

Hükûmet programı üzerinde Meclis konuşmaları evvelki gün tam dokuz saat sürdü. Söz alan çoğu muhalefete mensup milletvekilleri hükümeti çeşitli yönlerden uzun uzun tekid etti­ler ve içinde bulunduğumuz güçlük­lerin yenilmesi hususunda ne gibi ted­birler almamız gerektiğine dair dü­şüncelerini açıkladılar.

Sayın muhalefet sözcüleri, inandıkla­rı fikirleri ter dökerek ve yorularak Meclis huzurunda açıklarken, iktidar partisi saflarında kendi lehlerine bir değişiklik yaratabileceklerini umuyor­lar mı idi?

Daha iki gün önce aynı programı gö­rüşüp uygulayan D. P. Meclis Grupunu bu tartışmalar sonunda kendi ta­raflarına çekebileceklerini sanıyorlar mı idi? Yoksa, tenkidleri dinleyen sa­yın Başbakanın kürsüye çıkarak «mu­halif arkadaşları şu şu noktalarda haklı buluyorum. Programımızda ge­rekli değişiklikleri yapacağız» deme­sini mi bekliyorlardı?

Türkiye Büyük Millet Meclisinin ka­rarları üzerinde oyları ile tesir yara­tacak D. P. Grupundan gayri büyük teşekkül bulunmadığına göre bu soru­lardan hiç birinin müsbet olarak ger­çekleşmesine imkân yoktu. D. P. Mec­lis Grupu ise durumu incelemiş, ev­velki günkü toplantıda tutacağı yolu kararlaştırmıştı. Muhalefet sözcüleri şu ve bu şekilde konuşmakla bu ka­rar elbette değişemezdi. O halde, mu­halif milletvekilleri, partilerine ait ve­ya şahsî fikirlerini tutanağa geçirtip tarihe mal etmek amaciyle daha kı­sa, daha serinkanlı birer konuşma île yetinemezler mi idi? Kan ter içinde saatlerce nefes tüketmelerinin, bir sevgili tarafından beğenilmek, kucak­lanmak istercesine çırpınmalarının se­bebi nedir? Salonda görülmiyen böy­le bir sevgili gerçekte var mıdır? Var­sa nerelerdedir?

Bu sevgili vardır aziz okuyucula­rım ve Büyük Millet Meclisinin top­lantı salonundan yurdun en hücra köşelerine kadar her yerde var olan o kutsal varlık, Türk milletinin sos­yal vicdanından ibarettir. Ne kadar azınlıkta olursa olsun her muhalefe­tin ümidi yalnız odur. Muhalefetler ona hitap edebildikleri, onun gerçek eğilimlerine tercüman olabildikleri nisbette kuvvetlenirler. Nitekim 1945-1950 yılları    arasında böyle    olmuş,

dört kişilik küçücük bir grup sosyal vicdanın isterlerine cevap verebildiği için kısa zamanda bir çöl gibi büyü­müştür. Fakat sosyal vicdan dediği­miz duygular ve inançlar bütünü, son derece hassas bir varlıktır. İhmal edilmeğe, azımsanmağa hiç gelmez.

Millet hizmetinde vazife gören ikti­darlar, kendilerine fazla güvenip de sosyal vicdana bir parça sırt çevirdi­ler mi, o, derhal kendi hassas kalbi­nin hasretlerini terennüm edecek baş­ka dudaklar aramağa koyulur.

Hükümet programı vesilesiyle söz a-lan sayın muhaliflerin kürsüde saat­lerce didinmeleri bu itibarla hiç de boşuna sayılmamalıdır.

Ayıptan da beter

Yazan: Nurettin Artam

29/XII/1955 tarihli (Ulus) tan:

Kıbrısta çıkan «Halkın Sesi» gazete­sinin dört beş sayısı bir paket halin­de postadan çıktı.

Yavru vatandaştan gelen bu gazete­leri alıcı gözle okudum. İçlerinde yer alan yazılardan üzüldüğümü tahmin edersiniz.

Başyazar Dr. Fazıl Küçük'ün «Ayıp şey» başlığı altında yazdığı bir başya­zının ilk paragrafını size de okuya­yım:

«Kıbrıs Başpapazı Mr. Makarios, ka­nuna aykırı harekette bulunan ye yo­lunda devam eden iki masum İngiliz askerini pusuya düşürerek onlardan birinin kanını içen ve bu cinayetini işlerken diğer bir asker tarafından müdafaai nefis neticesinde lâyık ol­duğu cezaya çarpılan yeğeninin ce­naze merasiminde fazla taşkınlık ve asayişin ihlâl edilmemesi yolunda Kıbrıs Valisinin aldığı ihtiyat tedbir­lerini protesto eden bu adam, kin ve nefretini bir kere daha açığa vura­rak buradaki Türkleri barbarlıkla it­ham etmeğe kalkışmasını şiddetle pro­testo eder ve bütün söylediklerini yü­züne fırlatırız.

Papaz efendi de bizim kadar takdir eder ki, Türkler tarih boyunca hiç bir milletin göstermediği medeniyeti, efendiliği tarihe mal eden büyük bir millettir. Başpapaz, eğer kafasını his­siyatından bir an için uzaklaştırarak elleri arasına alıp düşünecek olur­sa bugünkü gayri meşru hareketle­rinde bulduğu serbestiyi kendine bah­şeden İngiliz hükümeti değil ancak Türklerdir. O Türkler ki, Venedikli­ler, Kıbrıstaki Ortodoksların köküne kibrit suyu döktüğü bir zamanda im­datlarına yetişen ada fetihlerinin gös­terdiği yardım ve büyük fedakârlıkla hürriyetlerine kavuşabilmiş ve din serbestisini ancak o zaman bulmuş­lardır. Belki her şeyde olduğu gibi bunu da inkâra yeltenecek. Fakat Kantara manastırının Venedik zul­münün bütün fecaatine şahit duvar­larından soracak olursa bu hakikat karşısında onlar bile dile gelerek bu­gün söylediklerinin ne kadar ayıp, ne kadar kerih olduğunu bu adama hay­kıracaklardır.»

Bir İngiliz Valisine mektup yollarken Türklere barbar demeğe kalkışan, yel­tenen bu kara cübbeli Kremlin, kö­lesine ben de haykırmak, ben de me­deniyetin ne demek olduğunu anlat­mak isterdim. Fakat anlamaz ki...

Muhalefetler karşısında D. P.

Yazan: K. Şinasi Dersan

30/XII/1955 tarihli (Akşam) dan:

Hürriyet Partisinin ne gibi şartlar içinde kurulduğu malûmdur. Öyle tah­min ediyoruz ki bu partinin kurucu­ları, Demokrat iktidara karşı 1954 mayısından sonra halk arasında be­lirmeğe başlıyan hoşnutsuzluğun ken­dilerine müsait bir zemin hazırladığı­na kaani bulunmasalardı, bu hususta kararlı dahi olsalar, teşebbüslerini bir müddet geri bırakırlardı. Demek ki Hürriyet Partisi, doğar doğmaz mem­lekette sempati ile karşılanacağından emin olarak siyaset sahasına atılmış bulunuyor. Kabul etmek gerektir ki hâdiseler de bu kanaatin temelsiz ol­madığını göstermektedir.

Böyle   bir   vaziyet   karşısında   iktidar partisinin soğukkanlılığını muhafaza etmesi ve hâdiseden ders alarak va­tandaşlar arasında eski itibarını ye­rine getirmek neye mütevakkıf ise bunları ele alması beklenirken, sinir­lenme tezahürlerine şahit olmağa baş­ladık. Bu gidiş devam ederse bir za­manki Demokrat Parti  Halk Par­tisi tartışmalarına benzer mücadele­lere şahit olacağımıza şüphe etmeme­liyiz. Yine karşılıklı şahıslara hücum taktikleri alıp yürüyecek, esaslı mem­leket dâvaları bir yana bırakılarak sen ben kavgaları ortalığı kaplıyacaktır.

Siyasî partilerimizin sayın idarecileri­ne naçizane haber verelim ki bu ba­yatlamış, fersudeleşmiş politika kav­galarından bıkmış usanmış olan va­tandaş şimdi iş istiyor. Bilhassa ik­tidar partisinin artık bunu anlamış olması lâzımdır. Yeni hükümetin he­men ilk günlerde aldığı kararlar, An­kara ve İzmirde örfi idareye son ver­mesi, 1954 te seçim kanununda ya­pılan tâdilerin kaldırılması, emeklilik yaşının otuza çıkarılması gibi iyi ni­yetle delâlet eden icraat istisnasız herkese rahat bir nefes aldırdı. Millet şimdi bu güzel başlangıcın arka­sından gelecek müspet işleri, her şey­den önce şu iktisadî ve malî işlerimi­zin düzeltilmesine ciddiyetle teşebbüs edilmesini bekliyor. İktidarın, dört el ile bu gayeyi gerçekleştirme vasıtala­rına sarılmasını bekleyen vatandaşlar bunun yerine şimdi de bir Demokrat - Hürriyetçi cidalinden çıkacak gü­rültüler ve çirkinlikler karşısında ka­lırlarsa, bundan D. P. ye sempati doğ-mıyacağmı bilmek için keskin zekâya lüzum olmadığı aşikârdır.

D. P. demokratik rejimin bu gibi te­zahürlerini tabiî bulmağa ve hattâ hoş görmeğe alışmalıdır. İnsanlar için olduğu gibi partiler için de si­nirlenmenin iyi bir şey olmadığını ve sinirli olarak konuşurken insanın, sonradan pişmanlık doğuran sözleri kolayca soyliyebildiğini Demokratik iktidar sözcüleri bizden âlâ bilirler sa­nırız. İktidar yalnız yeni partiye de­ğil, bütün muhalefetlere karşı ne ka­dar centilmence davranır, ne merte­be tolerans gösterirse umumî efkâr nazarında o derece itibar kazanır. Şimdiye kadar aksi tecrübe edildi, netice meydandadır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

Aralık 1955

  Paris :

«College de France» profesörlerinden ve enstitü azalarından Profesör Robert Courrier'ye İstanbul Üniversitesi tarafından tevcih edilen fahrî tıp dok_ torluğu payesine ait diploma bugün Paris Büyük Elçiliğimizde yapılan bir törenle Büyük Elçimiz Numan Menemencioğlu tarafından profesöre tevdi edilmiştir. Fransanın ilim ve ma­arif muhitlerine mensup en mümtaz şahsiyetlerinin hazır bulundukları bu toplantı ve Büyük Elçimiz ile profe­sör Courrier'nin hitabeleri Türk -Fransız dostluk ve kültürel işbirliği­nin öğülmesine güzel bir vesile teşkil etmiştir.

Aralık 1955

  Beyrut:

Yakın ve Orta Şark iktisadî teşkilâ­tını kuracak olan anlaşma tasarısına son şeklini vermek üzere 17-27 Aralık 1955 tarihleri arasında Beyrutta, Tür­kiye, Afganistan, Mısır, Suudî Arabis­tan, Habeşistan, Yunanistan, Hindis­tan, Irak, İran, Ürdün, Lübnan, Pa­kistan, Suriye ve Yemen hükümetle­ri temsilcilerinin iştirakiyle toplanan ikinci ihzarı konferans çalışmalarını bitirmiştir.

İhdası derpiş olunan teşkilâtın gaye­leri Orta ve Yakın Şark memleketle­rinin iktisadî kalkınma çalışmaları­nı tevhit etme, aralarındaki ticarî münasebatı geliştirmek ve teknik yar­dım mevzuunda sıkı bir işbirliğini sağlıyabilmektir.

Heyetimiz bu çalışmalar sırasında hükümetimizin Arap memleketlerine karşı olan hakikî ve samimî dostluk hislerini ve kendileriyle yakın işbirli­ği yapma arzusunu ifade fırsatını bir kere daha bulmuş olduktan konfe­rans çalışmalarının son kısmında, müstakbel teşkilâtın faaliyet sahası mevzuunda ortaya çıkan bazı fikir ayrılıkları yüzünden konferansın neticelendirilmemesi tehlikesi kendisini gösterince, bulmuş olduğu bir formül sayesinde toplantının ileri bir tarihe bırakılması imkânını da sağlamıştır.

Konferansa katılan heyetler, yaptığı müspet ve yerinde müdahaleler ve bulduğu pratik hal şekilleri dolayısiy-le, heyetimize teşekkür zımnında ya­pılan bir teklifi, ittifakla kabul sure­tiyle güven ve takdir hislerini ifade etmişlerdir.

Konferans, Lübnan hükümetinden, diplomatik kanal ile mevcut görüş ay­rılıklarını gidermeğe ve anlaşma ta­sarısının konferansa katılan hükü­metlerce müttefiken kabul edilecek şekilde tanzimini temin edecek, bir hal şeklini araştırmaya çalışmasını rica etmiştir.

Kati tarihi, Lübnan hükümeti tara­fından, yapılacak diplomatik teşebbüs, leri müteakip, tesbit edilecek olan konferansın en geç altı aya kadar iç­timaa davet olunması beklenmekte­dir.

12 Aralık 1955

 Trenton (New - Jersey):

İstanbul ilkokulları talebeleri tarafın­dan yapılan resimlerin teşhir edildi­ği bir sergi dün burada törenle açıl­mıştır.

1953 yılında, İstanbuldaki ilkokullar­da açılan resim sergilerinden seçilen 50 resim, New-York Modern Sanat Mü­zesi tarafından Birleşik Amerikaya ge­tirilmiş ve muhtelif şehirlerde teşhi­rine başlanmıştır. Tablolardan çoğu, îstanbulun Türkler tarafından muha­sarasını canlandırmaktadır.

14 Aralık 1955

  Paris :

İngiltere Dışişleri Vekili Harold Mac Millan, bugün Türkiye Dışişleri Vekâ­leti Umumi Kâtibi Muharrem Nuri Birgi ile 45 dakika süren bir görüş­me yapmıştır.

20   Aralık 1955

  Bağdat :

İsrail birlikleri tarafından Suriye hu­dut karakollarına yapılan ve 41 Su­riyelinin ölümü ile neticelenen teca­vüz hareketi karşısında Türk hükü­metinin derin teessürlerini açıklamış olması İrak umumî efkârında büyük bir memnuniyet uyandırmıştır. Aynı zamanda Bağdat Paktının bir üyesi olan Türkiyenin Orta Şarkta sulh ve sükûnu ihlâl eden hâdiselere karşı yakın bir ilgi göstermesi ve son te­cavüz hareketinin Ankara radyosu tarafından takbih edilmesi İrakta her bakımdan çok müspet tesirler yarat­mıştır.

21   Aralık 1955

  Stokhalm ;

Türk millî güreş takımı antrenörü Yaşar Doğunun sıhhatinin hissedilir derecede salaha yüz tuttuğu, bugün, Vaenberg hastahanesi idaresi tarafın­dan bildirilmiştir.

Hastahane idaresi, Yaşar Doğunun Stokholm'e nakledebilmesi için da­ha bir müddet geçmesi icap ettiğini ilâve etmektedir.

22 Aralık 1955

  Atina :

Zazanis ismindeki bir Yunan mebusu dün gece Mecliste yaptığı konuşma sırasında, 6 Eylül gecesi hâdiselerini Türk hükümeti tarafından tertiplen­miş olduğunu söylemiştir. Zazanis şimdiye kadar Türk hükümetinin mu­tazarrırlara tazminat vermemiş oldu­ğunu ve Türk resmî şahsiyetlerinin yaptıkları beyanatlarla Türk umumî efkârını Yunan azınlığına karşı kış­kırttıklarını ileri sürmüştür.

Dışişleri Vekili Spiros Theotokis, ver­diği cevapta, edindiği malûmata göre Türkiyedeki Yunan aleyhtarı hislerin tahrik edildiğini, fakat hâdiselerden Türk hükümetinin ne dereceye ka­dar sorumlu olduğunu bilemediğini beyan etmiş ve Türkiyenin tazminat vereceğine dair vaadde bulunduğunu ve bu vaadi yerine getireceğine inan­dığını sözlerine ilâve etmiştir.

  Tokyo ;

Kiyodo Haberler Ajansının bildirdi­ğine göre Japonya gelecek ay Türkiye ile ticarî müzakerelere baslıyacaktır. Bu müzakerelerin gayesi, iki memle­ket arasında ticarî münasebetlerin inkişafını temin etmektir.

Japonya, Ankarada cereyan edecek müzakerelerde, Türkiye ile 10 mil­yon dolarlık mübadeleye imkân ve­recek bir anlaşma imzalamayı ümit etmektedir.

Japonya ve Türkiye geçen martta 6 ay süreli 6.550.000 dolarlık tek ta­raflı bir ticaret plânı üzerinde an­laşmışlardı. Fakat bu devre içinde Japonya Türkiyeye ancak 250.000 do­lar tutarında ihracat yapabilmiş it­halâtı ise 1 milyon doları aşmamış­tır.

Japon ticarî çevrelerinde belirtildiği­ne nazaran ticarî mübadelenin bu derece düşük olması, her iki memle­ketin ihracat ve ithalât sistemleri arasındaki farktan ileri gelmiştir.

1 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Özel siyasî komisyon, dün, Füistinli Arap mülteciler meselesi mevzuunda­ki son toplantısını yapmıştır. Türki­ye, İngiltere ve Amerika tarafından sunulan ve Birleşmiş Milletlerin bu mültecilere yardım etmesi ile ilgili tasarının kabulünden evvel, Birleşmiş Milletlerin Orta Şark Filistin Mülte­cilerine Yardım Dairesi Başkanı Henri Labouisse söz alarak 1955-56 senesi zarfında mültecilere yardım progra­mına devam edilebilmesi için bu teş­kilât bütçesine 26.800.000 dolar tah­sisine karar verildiğini bildirmiş ve bu meblâğa 1.700.000 dolar ilâve edil­mesi gerektiğini ifade etmiştir.

Eğitim mevzuundaki projelerle Sina bölgesi ve Şeria nehri suları hakkın­daki projeleri ihtiva eden ve mülteci­leri müstahsil hale getirecek olan programın tatbiki için 1955/56 sene­sinde yardım dairesi bütçesine tahsis olunacak {meblâğın 92.600.000 dolan bulacağını ifade eden Labouisse, su­lama plânlarının hem. mülteciler hem de bizzat Arap milletlerine sağlıya-cağı faydaların ehemmiyetine işaret etmiş ve demiştir ki:

«Arap mültecileri meselesinin menşe­leri siyasîdir, onun için gayet ihtiyat­lı siyasî kararlar almak lâzımdır. Bunlardan bahsetmek ise benim işim değildir.

«Yardım dairesinin vazifesi, mülteci­lere yatacak yer, yiyecek ve ilâç te­min etmek, çocukları okutmak, bü­yüklere ise, kendi kendilerine yetecek hale gelebilmeleri için iş bulmaktan ibarettir.

«Yardım dairesinin mültecilere daha iyi hayat şartlan temin etmek maksa­dına matuf olan bu çalışmaları Bir­leşmiş Milletlere üye olan bütün dev­letler tarafından desteklenecektir.»

2 Aralık 1955

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Özel Siyasî Komis­yonundaki Sovyet delegesi Kuznetsof, dün yaptığı bir konuşmada 27 devlet tarafından sunulan ve Birleşmiş Mil­letlere yeni üyeler alınmasını derpiş eden karar suretini desteklemiş ve bu üyelerin hepsinin birden kabul edilmesi üzerinde ısrar etmiştir.

Daha sonra İngiltere adına konuşan Sir Pearson Dixon, hükümetinin bu adaylardan bazıları hakkında ileri sürebileceği bazı ihtiyat kayıtları bu­lunmakla beraber gene de 18 devle­tin de kabulünü destekliyeceğini bil­dirmiştir.

  Rangon :

Birleşmiş Milletler sağlık teşkilâtına mensup iki doktor, siîânlı tedhişçiler tarafından dün sabah kaçırılmıştır.. Biri İtalyan, diğeri Hintli olan dok­torlar, Birmanya hükümeti nezdinde vazife görmekteydiler. Doktorların nereye  götürüldüğü  bilinmemektedir.

  Birleşmiş Milletler :

Amerika bugünkü genel kurul top­lantısında Eisenhower'in havadan tef­tiş plânının, derhal tatbikine geçile­bilmesi maksadiyle genel kurul tara­fından tasvip edilmesini talep etmiş­tir Siyasî   komisyonda   konuşan     Henry Cabot Lodge, Sovyetler Birliğinin dün­yanın menfaatine olduğu kadar kendi menfaatine de hizmet edecek olan bu plânı nihayet kabul edeceğini ve bu husustaki kararını şimdiki kurul­da açıklıyacağını ümit etmekte oldu­ğunu bildirmiştir.

Amerikan delegesi daha sonra, ha­vadan teftiş plânının avantajlarına ve bilhassa tatbikindeki kolaylığa işa­ret etmiş ve «sadece iki keşif uçağı iki saat içinde New-York ile Los An­geles arasındaki mesafe uzunluğun­da ve 860 kilometre genişliğinde bir sahanın fotoğrafını banda alabilecek­lerdir» demiştir.

Eisenhower plânının, silâhsızlanma tedbirlerini ihtiva etmediği yolunda­ki Sovyet iddiasına cevap veren Lodge, Amerikanın, mütekâmil ve murakabe ediletilir tam bir silâhsızlanma prog­ramı üzerinde anlaşmaya varmak maksadiyle çalışmağa hazır olduğu­nu teyit etmiştir.

Henry Cabot Lodge daha sonra, Ame­rikanın bu plânı teklif etmekle rea­list ve dinamik tavrını ispat ettiğini, buna mukabil Rusların demagojik ve birbirini nakzeden teklifler ileri sür­mekle samimiyetlerinden, şüpheye dü­şürdüklerini beyan etmiş ve: «Rusya silâhsızlanmayı ister görünüyor, fa­kat silâhsızlanma programının tat­bikine imkân verecek devamlı bir kontrol ve teftişe yanaşmıyor» de­miştir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerdeki İngiliz heye­tinin sözcüsü Güvenlik Konseyindeki geçici üyelik için Yugoslavyayı kayıt­sız şartsız desteklemeye devam ede­ceğini bildirmiştir. Sözcü İngilterenin bu mevzuda kafiyen bir diğer adayı desteklemeyi düşünmediğini ilâve et­miştir.

  Birleşmiş Milletler -.

Birleşmiş Milletlerdeki Küba delegesi Portuondo bugün yaptığı konuşmada Sovyetler Birliğinin, bazı memleket­lerin Birleşmiş Milletlere üye olarak kabul edilmesini temin için 13    hür memleketin âzalık meselesinde şantaj yapmasının insan haklarını çiğnemek olduğunu ve aynı zamanda bütün dünya memleketlerine bir hakaret teşkil ettiğini söyliyerek Sovyetler Bir­liği ile peyk memleketlere şiddetli hücumlarda bulunmuştur. Küba de­legesinin nutku bir defa Sovyet de­legesinin müdahalesi üzerine kesilmiş, fakat toplantıya başkanlık yapan Si­yam delegesi, Sovyet itirazlarına rağ­men delegenin konuşmasına müsaade etmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Sivil uçaklara karşı yapılan tecavüz­lerin önlenmesi için İsrailin Birleş­miş Milletlerin Sosyal Komitesinde ileri sürmüş olduğu teklifin kabulü Sovyetlerin teklif hususunda Afganistanın ileri sürdüğü bazı değişiklik­leri etüd etmek için zaman istemesi yüzünden geri kalmıştır.

İsrail, geçen temmuz ayında Bulgar hududunda düşürülen ve 52 kişinin hayatına mal olan İsrail uçağı hâdi­sesi üzerine bu takriri sunmuş bulu­nuyordu. Afganistan delegesi, bu tak­riri esas itibariyle, kabul ettiğini be­yan etmekle beraber, takrirde «bir takım hâdiseler» ve «hâdiselerin te­kerrürü» gibi tâbirlerin kullanılması­nı yerinde bulmadığını teklifin daha umumî bir şekilde hazırlanmasını is­temiştir. Komite teklifin müzakere­sini yarın sabaha talik etmiştir.

Şili, Belçika, Fransa, İngiltere, Ame­rika ve Hindistan, insanî sebeplerden dolayı İsrailin bu teklifini destekle­mişlerdir.

6 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Özel Siyasi Komisyon dün Öğleden sonraki toplantısında birçok delege, Milliyetçi Çin delegesinden, dış Mogolistanın teşkilâta kabulüne karşı Güvenlik Konseyinde vetosunu kul­lanmamasını istemişlerdir. Bilindiği gibi eğer Milliyetçi Çin bu hususta veto kullanırsa, adaylığını      koymuş

olan 18 memleketten hiç biri Birleş­miş Milletlere alınamiyacaktır.

Avustralya delegesi Sir Fercy Spender, Güvenlik Konseyine daimî üye olan bir devletin Birleşmiş Milletler ekseriyetinin hilâfına hareket etme­sini akıl almıyacağmı belirtmiş ve demiştir ki:

Milliyetçi Çin delegesi Dr. Tsiang'dan şahsının ve memleketinin menfaati­ne olarak, vetosunu kullanmamasını istiyorum. Yeni üyeler meselesinde biz mantığa göre değil, durumun icabına göre hareket ediyoruz.

Percy Spender, bundan sonra, Birleş­miş Milletlerdeki Sovyet grubu hariç diğer bütün heyetlerin olduğu gibi hükûmetlerdeki Sovyet . grubu hariç diğer bütün heyetlerin olduğu gibi hükümetinin de yeni üyeler kabulü meselesinde durumunu neden değiş­tirdiğini şu şekilde izah etmiştir:

Geçen seneki durumumuzun hilâfına bugün 18 memleketin birden kabulü­nü destekliyorsak, bu, bize, teklif edi­len pazarlığı kabul etmemiz lâzım gel­diğini takdir ettiğimizdendir.

Bu mesele hakkındaki müzakereler­den daha 26 delege söz alacaktır. Bunlar arasında Amerika, Sovyet Rusya, Kanada ve Fransa delegeleri de vardır.

  Birleşmiş Milletler :

İktisadî Komisyon, dünkü toplantısın­da, Arap _ Asya grubunun sunduğu bir karar suretini kabul etmiştir. Bu tasarıya göre, Genel Kurul, bütün hü­kümetleri, Libyanın sosyal ve ekono­mik kalkınma programlarını finanse edebilmesi için bu memlekete maddî yardımda bulunmaya davet edecek­tir.

Tasarıda, bundan başka, Birleşmiş Milletlerin ve buna bağlı teşekkülle­rin, gelişme sahasında Libyanın özel ihtiyaçlarını da nazarı dikkate alma­ları derpiş edilmektedir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş   Milletler İktisadî ve   Malî Komitesi, Libyaya malî ve teknik sa­hada yardım yapılması hususundaki bir teklifi ittifakla kabul etmiştir.

Teklifi, Mısır, Irak, Lübnan, Pakis­tan, Suudî Arabistan, Suriye ve Ye­men, yapmışlardır.

7 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulu Silâhsız­lanma Komisyonunun bugünkü top­lantısında, Sovyetler Birliği temsilci­si Vasili Kuzneçof İngiltere, Birleşik Amerika ve Pransaya iki maddelik bir teklifte bulunmuştur.

Sovyetler tarafından müteaddit kere ileri sürülen teklif şöyledir:

1  Birleşik Amerika, İngiltere Fran­sa ve Sovyetler Birliği arasında silâhlı kuvvetleri muayyen bir hadde tutacak bir anlaşma meydana gelmesi,

2  Her hangi bir hasma karşı atom silâhını ilkönce kullan mıyacağına da­ir taahhüt.

8 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Özel Siyasî Komisyon Birleşmiş Mil­letlere adaylığını koymuş olan 18 memleketin birden kabul edilmesine dair Kanadanın ileri sürdüğü takriri, 2 aleyhte 5 müstenkife karşı 52 oyla kabul etmiştir. Aleyhte oy verenler Milliyetçi Çin ile Küba, çekimser ka­lanlar ise Belçika, Fransa, Amerika, Yunanistan ve İsraildir.

Bu sabah Genel Kurul tarafından da tasdiki şüphesiz olan bu takrir önü­müzdeki hafta Güvenlik Konseyine sunulacaktır.

Takririn Güvenlik Konseyince kabu­lü için lehte 7 oy kazanması ve daimî üyelerden hiç birinin aleyhte oyu ile karşılaşmaması lâzımdır.

Diğer taraftan silâhsızlanma mesele­sinin müzakeresine bugün siyasî ko-

misyonda devam edilecektir. Komis­yon, kendisine sunulan metinleri, an­cak Batılı devletler, Rusya ve Hindis­tan heyetleri arasında, yapılacak Özel müzakereler sayesinde bu metinleri birleştirmeğe veya hiç olmazsa bir uzlaşma metni üzerinde anlaşmaya varmağa çalıştıktan sonra oya koya­caktır.

  Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulundaki İngiltere temsilci heyeti sözcüsü, bugün, bir basın toplantısı tertip ederek, îngilterenin, Birleşmiş Milletlere dahil olacak yeni üyelere itiraz etmediği takdirde, Milliyetçi Çinin kurulda kal­masını daima destekliyeceğine dair bir teminat vermiş olduğu hususun­da çıkmış olan şayiaların hiç bir ha­kikate uymadığını beyan etmiştir.

Sözcü, yeni üyeler meselesinin bu iç­tima devresinde halledilmesi gerekti­ğini sözlerine ilâve etmiştir.

  Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, bu­günkü toplantısında, teşkilâta yeni alınacak on sekiz devlet hakkında, dün özel, siyasî komisyonda alınmış olan lehteki kararı, iki aleyhte ve beş çekimser reye karşı, 52 oyla tasdik eylemiştir.

9 Aralık 1955

  Birleşmiş Milletler Kurulu :

Korede bir müttefik mezarlığı tesisi hakkında Korede Birleşmiş Milletler safında çarpışan on dört devlet tem­silcilerinin yapmış oldukları teklif Birleşmiş Milletler Kurulu idarî ko­misyonunca kabul edilmiştir.

Bu teklife hiç bir devlet itiraz etme­mişse de, Sovyetler Birliği, Hindistan, Birmanya rey verilirken müstenkif kalmışlardır.

  Birleşmiş Milletler :

Güney   Afrika  Birliğinde     yerleşmiş olan Hintlilerin durumu meselesine Güney Afrika Birliği ile Hindistanm bir hal çaresi bulup neticeyi gelecek sene Genel Kurula bildirmelerine da­ir Yuoslavya ile Arjantin, Bolivya, Şi­li, Kosta Rika, Ekuator, El Salvador, Haiti ve Honduras tarafından özel si­yasî komisyona müştereken sunul­muş olan takrir bugün müzakere edil­miş ve neticede kabul edilmiştir.

Tasarı lehinde oy veren memleketler şunlardır: Afganistan, Arjantin, Bo­livya, Brezilya, Birmanya, Kanada, Şili, Çin, Kosta Rika, Küba, Çekoslo­vakya, Danimarka, Mısır, El Salvador, Habeşistan, Yunanistan, İsrail, Lüb­nan, Liberya, Meksika, Nikaragua, Norveç, Pakistan, Suriye, Siyam, Tür­kiye, Rusya, Amerika, Yemen, Yugos­lavya, Panama, Paraguay, Filipin, Po­lonya, Suudî Arabistan ve İsveçtir.

Birleşmiş Milletlerin bir üye memle­ketin dahili işlerine müdahale etme­mesi gerektiğine kani bulunan Avus­tralya, Belçika, Kolombiya, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Zelan­da -ve İngiltere müstenkif kalmışlar­dır.

9 kasımdan beri Birleşmiş Milletler toplantılarına katılmıyan Güney Afrikadan başka toplantıda hazır bu­lunmamış memleketler şunlardır:

Beyaz Rusya, Dominik Cumhuriyeti, Ekuator, Honduras, Peru, Ukrayna, Uruguay ve Venezüella.

 Birleşmiş Milletler Kurulu:

Birleşmiş Milletler Kurulu Siyasî Ko­misyonu silâhsızlanma hakkındaki müzakereleri cuma sabahı sona er­dirmiştir.

Bu arada söz alan Birleşik Amerika Temsilci Heyeti Başkanı Henry Cabot Lodge, silâhsızlanma hususunda as­kerî kuvvetlere bir hat tayin etmenin Milletlerarası bir anlaşma neticesin­de meydana gelebileceğini bildirmiş ve atom silâhlarına temasla, bu nok­tada Sovyetler Birliği tarafından ya­pılmış olan teklifin hakikatlere uy­madığını söylemiş ve atom silâhını kullanmamak hakkında taahhüde gi­rilmesi hususunda ileri sürülen tavsiyeyi de reddederek «harplerde ilk darbeyi daima demokrasiler yer. E-ğer demokrasiler kendileri için en ha­yatî bir müdafaa silâhını kullanma­mağı taahhüt eder ve bunu terkeder-lerse bu kendileri için bir intihar olur» demiştir.

Birleşik Amerika temsilcisi, bundan sonra, Başkan Eisenhower tarafından vaki teklifi tekrarlamış ve bunun ka­bul edilmesi gerektiğini bildirerek söz­lerini bitirmiştir.

Bundan sonra söz alan Hindistan temsilcisi Krişna Menon, atom dene­melerinin yasak edilmesi ve silâhsız­lanma tali komitesinin genişletilmesi hususunda evvelce yapmış olduğu tek­lifleri tekrarlamıştır.

Arjantin delegesi Anibal Olivieri, bü­yük devletlerin dahil bulunmıyacakları yeni bir silâhsızlanma konseyi teşkilini ve buna katılacak olan kü­çük devletlerin bu alanda daha müsbet ve daha objektif kararlar alabile­ceklerini ve bunların tesbit edecekle­ri anlaşma tasarısına, bilâhare bü­yük devletlerin katılmalarının uygun olacağını, bildirmiştir.

En sonra söz alan, İsrail temsilcisi Abba Eban, Arap devletlerinin aşırı derecede silâhlanmaları neticesinde Orta Doğuda muvazenenin bozuldu­ğunu ve bunun dünya sulhu için bü­yük bir tehlike teşkil eylediğini söy­lemiştir.

10 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Genel Kurulun gelecek yıl yapacağı toplantının mahalli hakkında bir müddettenberi kurul koridorlarında bas göstermiş olan cereyanın kuvvet­lenmekte olduğu anlaşılmaktadır. Dün gene birçok delegasyonlar, 1956 top­lantısının New Yorkta değil bir Av­rupa başkentinde yapılması lüzumunu ileri sürmüşlerdir.

Bu kanaati serdedenlere göre, gelecek toplantı, Amerikada başkanlık seçim­leri kampanyasının en hararetli dev­resine tesadüf edeceği cihetle, gerek Genel Kurul çalışmalarının selâmeti, gerekse Amerikalıların rahat rahat seçimlerini yapabilmeleri ve o sırada her türlü tesirden uzak kalabilmeleri bakımından böyle bir karar çok ye­rinde olacaktır. O takdirde Avrupada seçilecek başkent de şimdi münakaşa konusu olmaktadır. Delegelerin çoğu Parisi İntihap etmekle beraber, Lon­dra, Roma ve hattâ o zamana kadar Avusturya teşkilâta kabul edilecek olursa, Viyanadan bahsedenler de var­dır.

Bu arada peyk memleket delegasyon­larından biri Moskova teklifini de ileri sürmüş ise de sonra bunun ta-mamiyle şahsî bir fikir, hattâ bir la­tifeden ibaret olduğunu telâşla ilâve etmiştir.

Genel Sekreterliğin görüşüne gelince, üyelerin ekseriyetinin böyle bir talep­te bulunması halinde Genel Sekreter­liğin de buna uyacağı şüphesiz bu­lunmakla beraber, sekreterlik, gele­cek toplantının daimî merkezden baş­ka bir yerde yapılmasının az çok mas­rafı ve munzam servisleri gerektire­ceğini belirtmektedir.

  New  York :

Boston Üniversitesi profesörlerinden Dr. Sbields Warren, atom radyosyon-larınm insan ve tabiat üzerindeki te­sirlerini araştıran Birleşmiş Milletler Komitesine   üye  tayin  edilmiştir.

  Birleşmiş Milletler Kurulu  :

Ingilterenin Birleşmiş Milletler Kuru­lundaki daimî temsilcisi Sir Person Dixon, İngiliz Kraliyet hava kuvvet­lerine mensup uçakların Suudî Ara­bistan hava hâkimiyetini ihlâl etmiş olduklarından dolayı hükümetinin te­essürlerini beyan etmiştir.

Güvenlik Konseyi Başkanı Leslie Munrce'ya yolladığı bir mektupta, İn­giltere temsilcisi, «Hükümetinin bun­dan böyle, hiç bir kraliyet uçağının Suudî Arabistan toprakları üzerinden uçmasına müsaade etmiyeceğini» sa­rih olarak bildirmektedir.

Mektupta, Suudi Arabâstanın bu alandaki şikâyetinin doğru olduğu kabul edilmekte ve Özür dilenmektedir.

11 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konse­yi üyeliği seçimini çıkmazdan kurtar­mak için İsveç, «uzlaştırıcı namzet» olmayı kabul etmiştir.

Güvenlik Konseyi muvakkat üyeliği için yapılan seçim Birleşik Amerika­nın Filipinleri, İngiltere ve Sovyet blokunun Yugoslavyayı desteklemesi yüzünden çıkmaza girmiş bulunmak­tadır.

Güvenlik Konseyi üyeliği için gele­cek hafta yeniden oya müracaat edi­lecektir.

12 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Amerikan hükümeti, dünya silâhsız­lanmasına doğru bir ilk adımı atmak üzere bütün büyük devletleri müm­kün mertebe silâhlarını azaltmıya da­vet etmiştir.

Birleşmiş Milletler Siyasî Komitesin­de konuşan Amerikan delegesi Büyük elçi Henry Cabod Lodge, silâhsızlan­ma hakkında Amerika ile diğer beş devlet tarafından verilmiş olan tak­rire temasla, Başkan Eisenhower'in «havadan kontrol» teklifi ile Bulga-ninin, gerek. Amerikada, gerek Sovyet Rusyada muayyen stratejik merkez­lerin kontrolü hususundaki teklifinin siyasî komitede ön plâna alınarak derhal müzakere edilmesi lüzumunu belirtmiştir.

Ciğer taraftan Suriye delegesi, 12 üye­den müteşekkil silâhsızlanma komis­yonunun, yedi yeni üye memleketin ilâvesi ile genişletilmesini teklif et­miştir. Suriye, komisyona, Arjantin, Mısır, Hindistan, Filipin, Polonya, İs­veç ve Yugoslavyanın katılmasını ta­lep etmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Siyasî Komisyon 5 muhalife karşı (Sovyet grubu) 35 oyla silâhsızlanma mevzuunda Batılıların ileri sürdüğü karar suretini kabul etmiştir. Bu ka­rar suretinde ilk merhale olarak, aşa­ğıdaki maddeleri havi bir anlaşmaya varılması istenmektedir:

1  Havadan kontrol .hakkındaki Eisenhower   plânı   ile   stratejik   mevki­lerde kontrol    merkezleri    kurulması hakkındaki Bulganin plânı.

2  Uygun teminatları    havi bir si­lâhsızlanma plânının tatbiki mümkün bütün hususlar.

13 Aralık 1955

  Birleşmiş Milletler :

Siyasî Komisyon, dünkü toplantısın­da, Endonezya ile Hollanda arasın­da ihtilâf mevzuu olan Batı Yeni Ginesi hakkında Ekvator, Hindistan, Ye­ni Zelanda, Norveç ve Suriye tarafın­dan sunulan karar suretini ittifakla kabul etmiş ve Hollanda ile Endonez­ya arasında bu mevzuda başlayan mü­zakerelerin verimli olması temenni­sinde bulunmuştur.

  Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi Birleşmiş Milletler teşkilâtına yeni üyeler kabulü mese­lesini tetkike devam için bugün saat 15.55 te (GMT) toplanmıştır.

Bu toplantıda Sovyet delegesi Sobolef, 18 memleketin namzetliğinin Ge­nel Kurul tarafından toptan tasvibi hususundaki teklifinin Konsey gün­demine birinci madde olarak alınma­sında ısrardan vaz geçtiğini ve bu­nun yerine Yeni Zelanda - Brezilya müşterek teklifinin ilk olarak müza­keresini kabul ettiğini bildirmiştir. Bi­lindiği gibi Rusya her adayın duru­munun ayrı ayrı tetkik edilerek Ge­nel Kurula sunulmasını ve Genel Ku­rulun kararından sonra müteakip memlekete geçilmesini istemekteydi. Yeni Zelanda - Brezilya teklifinde ise

13 memleketin adaylığının Konsey tarafından tasdikini mütaekip Genel Kurula sunulması ileri sürülmekte­dir.

 Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi bugün ikinci top­lantısını saat 20.14 te (GMT) yap­mıştır. Toplantının başında, Başkan Leslie Munro, 18 memleketin teşkilâ­ta kabulünü tavsiye eden Yeni Ze­landa, Brezilya teklifinin tadilsiz ka­bulünü ileri sürmüştür.

Amerika, İngiltere, ile Fransa, Gü­ney Kere ve Vietnamın da kabulünü istiyen Milliyetçi Çin teklifine taraf­tar olduklarını belirtmişlerdir.

Sovyet delegesi Milliyetçi Çin teklifi­nin, yeni üyelerin kabulüne engel ol­ma gayesini güden bir manevra ol­duğunu ve bu teklif aleyhinde oy ve­receğini bildirmiştir.

Bunu müteakip oya geçilmiştir.

Güney Kore 9 oy almış, fakat Sovyet delegesi vetosunu kullanmış, bir de­lege de müstenkif kalmıştır.

Moğolistan ise 8 oy kazanmış, fakat bunu da Milliyetçi çini veto etmiştir. Amerika ile Belçika müstenkif kal­mıştır.

Bunun üzerine Rusya, adaylardan Ür­dün, irlanda, Portekiz, İtalya ve A-vusturyanın kabulleri aleyhinde veto­sunu kullanmıştır.

Neticede bütün aday memleketlerin Birleşmiş Milletlere kabul talebi red­dedilmiştir.

14 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerdeki İspanyol dai­mî müşahidi Juan Sebestian Erice, İs­panyanın teşkilâta alınması teklifinin Sovyet Rusya tarafından veto edilme­si üzerine demiştir ki:

«Söyliyecek söz yok. Gelecek yıl şan­sımızı bir daha deneyeceğiz.»

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Kurulu, Güney Af-rikadaki Hindistan ve Pakistan azın­lıkları hakkında çıkmış olan ihtilâfın halli için ilgili üç memleket arasında görüşmeler yapılmasını istiyen tak­riri 46 üyenin ittifakiyle tasvip etmiş­tir.

Sekiz  memleket  müstenkif  kalmıştır.

i

9 kasımdanberi Genel Kurulun top­lantılarına katılmıyan Güney Afrika, gerek siyasi komitenin, gerekse Ge­nel Kurulun bu husustaki çalışmala­rına da katılmamıştır.

Oylarını kullanmryan memleketler, Avustralya, Belçika, Kolombiya, Fran­sa, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Ze­landa ve İngilteredir.

Genel Kurulda takrir hakkında her hangi bir müzakere cereyan etmiş ol­mamasına rağmen, Hindistan delege­si Krişna Menon, Hintli ve Pakistanlı azınlıklar meselesini ele almak için tekrar müzakereye girişilmesini te­min için hükümetinin Güney Afrika hükümeti nezdinde teşebbüste bulu­nacağını beyan etmiştir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, muhtelif komisyonların aldığı karar­ları tasdik için bugün toplanmıştır.

1  Güney Afrikaya yerleşmiş    olan aslen Hintli şahısların tâbi tutulduk­ları muamele hakkındaki karar    su­reti 8 müstenkife karşı 48 oyla,

2  «İnsan hakları sahasında istişarî mahiyetteki teşekküllere» dair teknik bir karar sureti 5müstenkife    karşı51 oyla,

3  İnsan haklariyle ilgili Milletler­ arası antlaşma tasarılarının    gelecek toplantının  geçici    gündemine  alın­ması  hususundaki  karar  sureti itti­fakla,

4  Milletlerarası hudutlar  civarın­da uçan veya bu hudutları yanlışlıkla aşan   yolcu   uçaklarının     güvenliğinedair karar sureti 13 müstenkife karşı45 oyla,

5  Vatansızların statüsü hakkında­ki konvansiyonun  hükümetler   tara­fından süratle tasdiki ümidini   izhar eden karar sureti 23 müstenkife kar­şı 33 oyla,

6  Devletler Hukuku Komisyonu ta­rafından hakem usulü hakkında ha­zırlanmış olan tasarı hakkındaki ka­rar sureti 8 muhalif ve 16 müstenkife karşı 31 oyla tasvip edilmiştir.

  Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi, Sovyet heyetinin isteği üzerine, Birleşmiş Milletlere ye­ni üyeler kabulü meselesini tetkike devam için bugün 21.20 de (GMT) tek­rar toplanmıştır.

Bilindiği gibi dünkü toplantıda bütün adayların talebi reddedilmişti. Bugün­kü toplantıda Sovyet delegesi, Japon­ya, hariç dün teklif edilen bütün memleketlerin kabulünü destekliyece-ğini bildirmiştir. Buna göre Sobolef aşağıdaki memleketlerin kabulünü teklif eden bir karar sureti sunmuş­tur: Arnavutluk, Ürdün, irlanda, Por­tekiz, Macaristan, İtalya, Avusturya, Romanya, Bulgaristan, Finlandiya, Seylân, Nepal, Libya, Kamboç, Laos ve İspanya.

Sovyet delegesi Moğolistan ile Japonyanın durumunun Genel Kurulun mü­teakip toplantı devresinde tetkik edil­mesini, ileri sürmüştür.

Sobolef sözlerini bitirdikten sonra sa­at 21.35 te (GMT) toplantıya ara verilmiştir.

  Birleşmiş Milletler :

Konsey yeni üyelerin kabulü mesele­sinin tetkikine devam için yarım sa­at ara verdikten sonra saat 22,13 te ı GMT) tekrar toplanmıştır.

Amerikan delegesi Lodge Sovyetlerin teklif ettikleri memleketlerle birlikte Japonyanın da teklifini kabul etmiş­tir. Sovyet delegesi buna derhal iti­raz ederek, Japonyanın kabulünü ve­to ettiğini bildirmiştir.

Arnavutluğun adaylığı 3 müstenkife karsı 8 oyla tasvip edilmiştir.

İspanya  müstenkife karşı 10 oyla tasvip   edilmiştir.

Finlandiya ittifakı temin etmiştir.

Romanya ve Bulgaristanındaylıkla­rı iki müstenkife karşı 9 oyla tasvip edilmiştir.

İspanya 10 oy kazanmış, bir üye müs­tenkif kalmıştır.

İtalya, Finlandiya, Avusturya, Seylân, Nepal, Libya, Kamboç ve Laosun a-dayiıkları   ittifakla  tasvip   edilmiştir.

Neticede 16 memleketin kabulü hak­kındaki teklifin bütünü üç müsten­kife karşı 8 oyla tasvip edilmiştir. Müstenkif kalanlar Amerika, Çin ve Belçikadır.

Amerika bu arada Japonyanın Genel Kurulun 11 inci normal toplantı dev­resinde kabulünü tavsiye eden bir karar sureti sunmuştur.

15 Aralık 1955

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld, 16 yeni üyenin teşkilâta kabulü lehinde dün Güven­lik Konseyinde varılan kararı mütea­kip yayınladığı beyanatta şöyle demiş­tir:

Verilen oy neticesinde Güvenlik Kon­seyi Başkanının şu son sözlerini kay­detmek isterim: «Bugün çıkmazdan kurtulmuş bulunuyoruz. Bu, Birleşmiş Milletler için tarihî bir gündür.»

  Birleşmiş Milletler :

Genel Kurul, dün geceki (sabah saat 4) toplantısında, Güvenlik Konseyinin sunduğu, ve 16 üyenin kat'î olarak kabulünü derpiş eden karar suretini tasdik etmiştir.

Genel Kurula arzedilen liste ve yeni Üyelerin nasıl kabul edildikleri aşağı­da bildirilmiştir:

1  Arnavutluk: İki aleyhte, (Küba, Yunanistan), beş müstenkif (Belçika,

Amerika, Dominik Cumhuriyeti, Hol­landa, Filipinler.)

2  Ürdün; Bir müstenkif (İsrail)

3  İzlanda: Oy birliği ile.

4  Portekiz:  Oy birliği ile.

5  Macaristan:   İki  aleyhte   (Milli­yetçi Çin, Küba), beş müstenkif  (Amerika,  Yunanistan,  Hollanda,  Fili­pinler ve Dominik Cumhuriyeti).

6  İtalya: Oy birliği ile.

7  Avusturya: Oy birliği ile.

8  Romanya: İki aleyhte  (Milliyet­çi   Çin,   Küba),   beş   müstenkif   (Yu­nanistan, Hollanda, Filipinler, Domi­nik Cumhuriyeti).

9  Finlandiya: Oy birliği ile,

10  Seylân: Oybirliği ile.

11  Nepal: Oy birliği ile.

12  Libya: Bir müstenkif (İsrail)

13  Kamboçya: Oy birliği ile.

14  Laos:  Oy birliği ile.

15  Bulgaristan:  İki aleyhte   (Kü­ba) ,   Milliyette!   Çin,)   beş   müstenkif(Amerika, Yunanistan, Hollanda, Fi­lipinler ve Dominik Cumhuriyeti).

16  İspanya: İki müstenkif,  (Belçi­ka, Meksika).

Oy neticelerinin alınmasından sonra, Kurula başkanlık eden Jose Maza, Ge­nel Kurulun karar suretini tasdik et­memesinden memnuniyet duyduğunu beyan etmiş ve teşkilâta yeni katılan devletlere hoş geldiniz diyerek sözle­rine şöyle devam etmiştir:

«Bu akşamki oy verme sonunda, Bir­leşmiş Milletler teşkilâtının inkişafı­na ve hakikî surette evrensel bir ma­hiyet arzetmesine mâni olan engeller ortadan kaldırılmış olmaktadır. Bazı eksiklikler hâlâ mevcut olmakla be­raber bugün kaydedilen terakkiler in­kişafımızda tarihî bir merhale teşkil etmektedir.

Bugünkü oy, senelerden beri içimizde sakladığımız derin arzunun ifadesin­den ibarettir, bu suretle teşkilâtımız daha büyümüş ve daha da kuvvetlen­miştir.»

16 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler Kurulu :

Güvenlik Konseyinin dün geceki top­lantısı sırasında, Sovyetler Birliği, Japonyanın 1956 yılındaki gelecek Ge­nel Kurul toplantısına iştirak edebil­mesi hakkında yapılmış olan iki tek­lifi vetosunu kullanarak reddetmiş­tir.

Bu durum karşısında, Güvenlik Kon­seyi; Japonyanın Birleşmiş Milletler teşkilâtına alınmasına yeni bir formül aramak üzere toplantısını talik etmiş­tir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda söz alan Avustralya delegesi Sir Percy Spender, barıştan bahseden ve mevcut gerginliğin azaltılmasını tav­siye eden Sovyetler Birliği hakkında çok şiddetli bir lisan kullanmış ve «riyakârlıkla» itham etmiştir.

Sir Percy Spender, Asyada giriştikle­ri propaganda turnesinde, mütema­diyen Batılılar aleyhinde konuşmuş olan Sovyet liderlerinin, bilhassa si­lâhsızlanma bahsinde ileri sürdükleri tekliflerin «misline hiç rastlanmamış bir riyakârlık» mahiyetinde olduğu­nu beyan etmiştir.

  Birleşmiş Milletler   :

Mısır Başvekili Albay Cemal Abdülnasır dün gece Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold'a tevdi ettiği şahsî bir mektupta şöyle denil­mektedir:

İsrailin giriştiği tecavüz hâdiselerin­den sonra Mısır kuvvete kuvvetle mu­kabeleye mecburdur. Mısır, duruma bizzat karşı koymak zorundadır. İsra­il Güvenlik Konseyinin tavsiyelerini dinlememiştir. Bu sebepten Mısır, gü­venliğini temin için kara, hava ve deniz kuvvetlerine müracaat edecek­tir.

  Birleşmiş Milletler :

Genel Kurul _ İdarî ve Mali Komis­yonunun sunduğu iki karar suretini dünkü toplantısında kabul etmiştir.

Birinci karar suretinde, yeni kabul edilen 16 memleket hariç, teşkilâta üye bulunan 60 memleketin Birleşmiş Milletler bütçesine iştirak nisbetleri tayin edilmektedir ki bu yardım tu­tarı üç sene için 46.278.000 dolara yükselmektedir.

İkinci karar sureti, Güney Korede bir Birleşmiş Milletler mezarlığı yapılma­sına dairdir. Birleşmiş Milletler kuv­vetlerinden 2000 kişi hâlen Pusan ya­kınındaki Tangkok'ta gömülüdür. Ko­rede çarpışmış olan 14 memleket ta­rafından sunulmuş olan bu karar su­retinin kabulü, Tangkok'ta bir mezar­lık kurulmasını mümkün kılacaktır.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sos-yai Konseyi, Federal Almanya Cum­huriyetini Avrupa İktisadî Komisyo­nuna davet etmeğe 2 ye karşı 16 oyla karar vermiştir. Aleyhte oy verenler Sovyet Rusya ve Çekoslovakya dır,

  Paris :

Birleşmiş Milletlere 16 yeni üyenin kabulü bu sabahki Paris basınında geniş yorumlara yol açmıştır.

Sağcı gazeteler bunun Batılılar için bir gerileme olduğunu belirtmekte, solcular ise «gevşemenin bir muvaf­fakiyeti» olarak vasıflandırmaktadır­lar.

Bağımsız «Parisien Libere» şu dört neticeye varmaktadır:

1  Batılıların gerilemesi,

2  Asyamn ilerlemesi,

3  Çinin kabulüne karşı ileri sürü­
len mülâhazanın zayıflaması,

4  Afrika - Asya ve daha umumî
olarak «müstemleke aleyhtarı» denen
blokun genişlemesi.

Gazete makalesine şöyle son vermek­tedir :


 

Bundan böyle Genel Kurulda «taraf­sızlar» in ehemmiyet kazanmaları te­cavüzün cezalandırılması hususunda Güvenlik Konseyinin yerine Genel Kurulun ikame edilmesi imkânını da zayıflatmaktadır.

«Combat» gazetesi şunları yazmakta­dır:

Birleşmiş Milletlere 16 yeni üyenin kabulü Genel Kurulun işleyiş tarzı meselesini halletmemektedir. Anaya­sanın tadili, Çinin temsili, veto hak­kının kullanılması ve bilhassa yeni bir ruhun hâkim olması.... Bütün bun­lar elan askıda kalan meselelerdir ve Birleşmiş Milletlerin, hayatta kalabil­mesi için taunlara bir hal çaresi bul­ması lâzımdır. Şimdilik Rusya, Ame­rika ve onunla birlikte oy vermiş olan memleketler aleyhine bir defa daha faydalar elde etmiştir.

Rusyanın, Frankoyu Japonyaya ter­cih etmesinden hayrete düşen «Franctieur» şöyle demektedir:

Kremimin maksadı açıktır. Rusya Ja­ponyaya, mukadderatının artık kendi elinde olduğunu anlatarak şimdilik bu memleketi bir kenara bırakmakla, Rus - Japon barış antlaşması müza­kerelerinde tâvizler kazanmak ve Tokyonun da yardımiyle komünist Çinin Birleşmiş Milletlere alınmasını tacil etmek için yeni tazyik çareleri elde etmektedir.

17 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Genel Kurulun dünkü toplantısında, Liberyaya verilen 11 oya karşı, Bir­manya 48 oyla Vesayet Konseyine üye seçilmiştir.

Birleşmiş Milletlerin daimî bir orga­nı olan Vesayet Konseyinde idareci devletlerle idareci olmıyan devletle­rin sayısı aynıdır. Somaliyi idaresi al­tında bulunduran İtalyanın Birleşmiş Milletlere kabulü ile bu Konseydeki idareci devletlerin sayısı otomatik olarak 7 ye çıkmıştır. Diğerleri Avus­tralya, Belçika, Amerika, Fransa, İn-

ve Yeni Zelandadır. Bu vazi­yet karşısında idareci olmıyan dev­letlerin de sayısını yediye yükseltmek icap etmiş ve Birmanya seçilmiştir. İdareci olmıyan diğer devletler şun­lardır: .Çin, Guatemala, Haiti, Suri­ye, Rusya ve Hindistan.

 Birleşmiş Milletler :

Sovyet Rusya ile aralarında Birleş­miş Milletlere yeni dahil olan Macaristanla Romanyanın da bulunduğu müttefikleri, dün Genel Kurulda, si­lâhsızlanma hakkında Batılılar tara­fından sunulmuş olan karar sureti­nin aleyhinde oy vermişlerdir. Siyasi Komisyon tarafından tasvip olunan bu karar sureti Genel Kurulda 7 ye karşı 56 oyla tasdik edilmiştir.

Bu aleyhte oy, Batılılarla ve bilhas­sa Amerika ile Sovyet Rusya arasın­da, silâhsızlanma talî komitesi çalış­malarında, Cenevredeki Dışişleri Ve­killeri Konferansında ve Siyasî Ko­misyonda kendini gösteren anlaşmaz­lığı teyit etmiş olmaktadır.

Amerika, Sovyet Rusyanın havadan teftiş esasına dayanan Eisenhower plânını kabul etmesini istemekte ve ancak bu suretle bir itimat havasının yaratılabileceğini ve bir silâhsızlan­ma programı hazırlamasının kabil olabileceğini iddia etmektedir.

Sovyetlerin, silâhsızlanma Komisyo­nunun Hindistan ve Polonyayı da içi­ne alacak şekilde genişletilmesi husu­sundaki teklifi ise reddedilmiştir. Sovyet Rusya, Eisenhower tarafından ileri sürülen plânın, hakikî silâhsız­lanma tedbirleri ile birlikte tatbik edilmediği takdirde, sadece fotoğraf­çılıktan ibaret olacağını ve üstelik harp tehlikesini de arttıracağını id­dia etmektedir. Sovyet Rusya, büyük devletlerin daha evvelce ileri sürül­müş olan silâhsızlanma teklifleri te­meline dayanarak çalışmalarını iste­mekte ve bu tekliflerde Sovyet Rusyanın da Batılıların görüşüne yaklaş­mış olduğunu belirtmektedir.

Dün siyasî komisyonun tasvip ettiği karar sureti iki tarafın görüşünü de aksettirmekteydi.  Fakat  Sovyet Rusya bunun tek taraflı bir görüşü ifade ettiğini iddia ederek aleyhte oy ver­miştir.

Amerika delegesi Henry Cabot Lodge, bu karar suretinin tasvibini bir zafer saydığını belirtmiş, Hindistan dele­gesi Krişna Menon ise, başlıca ilgili devletlerin hepsinin tasvibini alama­mış olduğunu ileri sürerek bunu «ta­mamen tesirsiz» bir karar telâkki et-ti&ini bildirmiştir. Sovyet delegesi de, silâhsızlanma yolundaki çalışmalarda «gerilemeden»  şikâyet etmiştir.

  Birleşmiş  Milletler :

Genel Kurul, dünkü toplantısında, 956 malî yılı için Birleşmiş Milletler bütçesine 43.500.000 dolar ayırmaya karar vermiştir. Bu rakam 1955 büt­çesinden   1.600.000  dolar  fazladır.

1956 bütçesinin 28.000.000 doları, teş­kilâtın New Yorktaki daimî merke­ziyle muhtelif servislerine, 18.000.000 doları, merkezî Cenevrede bulunan Avrupa ofisine ve 2.500.000 doları da Birleşmiş Milletlere bağlı özel mis­yonlara tahsis edilecektir.

  Birleşmiş Milletler :

Siyasî Komisyon tarafından hazırla­nan ve Endonezya ile Hollanda ara­sında Batı Yeni Gine mevzuunda ya­pılan görüşmelerin taitminkâr neti­celer vermesini temenni eden bir ka­rar sureti Genel Kurul tarafından oy birliği ile tasdik edilmiştir.

20 Aralık 1955

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Gü­venlik Konseyinde açık bulunan geçi­ci bir üyelik için seçim yapmak ve onuncu çalışma devresini tamamla­mak üzere bugün saat 17.48 de toplan­mıştır.

Bu celsede, Birleşmiş Milletler teşki­lâtına yeni kabul edilen devletlerden Bulgaristanın delegesi, salonda ilk de­fa yerini almış bulunuyordu.

Oturumun   açılmasını   müteakip   Genel Kurul Başkanı Şili delegesi Jose Maza, Güvenlik Konseyi âzalığı için seçime devam olunacağını bildirmiş­tir.

Bu münasebetle yapılan 36 ncı se­çimde, Yugoslavya 43, Filipinler 11, Finlandiya 1 ve İsveç 1 rey almışlar­dır. Böylece Yugoslavya lüzumlu üç­te iki çoğunluktan beş rey fazla ala­rak Güvenlik Konseyi âzahğma se­çilmiştir.

21 Aralık 1955

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerin Filistindeki Kur­may Heyeti Başkanı General Burns, İsrail birliklerinin 11 aralık gecesi Suriye topraklarına yaptıkları taarruz hakkında verdiği raporda şu husus­ları belirtmektedir:

«İsrailin bu hareketi, silâhtan tecrit edilmiş bölge hakkındaki anlaşma da dahil, mütareke konvansiyonunun hükümlerinin açıkça ihlâli mahiyetin­dedir. Bu hâdisenin yegâne sebebi, Suriyenin Taberiye gölündeki İsrail balıkçı teknelerine açtığı topçu ateşi değildir. Filhakika İsrailin hareketini haklı göstermek için ileri sürdüğü bu tahrik ile giriştiği misilleme hareket arasında bariz bir ölçüsüzlük mevcut­tur. Yeni hâdiselerin vukuunu önle­mek için İsrail devriye gemileri Su­riye kıyılarından oldukça uzakta bu­lunmalı, Suriyeye ait hayvan sürüle­rinin gölden su içmelerine müsaade etmeli, Suriye makamları İsrailden balık avı için ruhsatname istemeli ve iki memleket esirleri mübadele etme­lidirler. Kuvvete müracaat ve misille­me hareketleri şiddetle takbih edil­melidir.»

  Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi bugün saat 16.00 da (GMT) toplanarak «Japonyanm Bir­leşmiş Milletlere dahil olmak için gerekli bütün vasıfları hâiz bulundu­ğunun kaydedilmesini ve bu memle­ketlerin pek yakında Birleşmiş Mil­letlere alınacağı ümidinin izhar edilmesini» istiyen ingiliz teklifini tetkik etmiştir.

Toplantının başlangıcında Sovyetler Birliği, bu teklife Mogolistanın da ilâ­vesini istiyen bir değişiklik teklifi ile­ri sürmüştür.

İngiliz, Fransız, Amerikan, Belçika, Milliyetçi Çin, Peru, Türkiye, İran, Yeni Zelanda delegeleri, Mogolistanın da bu teklife ithaline muhalif olduk­larını bildirmişlerdir. Yalnız Brezilya delegesi lehte olduğunu söylemiştir. Muhalif olan delegeler, Mogolistanın pek az bilinen bir memleket olduğu­nu ve hükümranlık vasfının pek şüp­heli bir mahiyet arzettiğini belirtmiş­lerdir. Neticede Sovyet teklifi 1 mu­halif ve 1 müstenkife karşı 9 oyla reddedilmiştir.

Sovyet teklifinin reddi üzerine bu memleketin İngiliz teklifini veto et­mesi tehlikesi belirdiğinden, İngiliz delegesi Konseyden teklifini şimdilik oya koymamasını istemiştir. Bunun üzerine Konsey İngiliz teklifini oya koymaksızm müzakeresini müddetsiz olarak geri bırakmıştır. Sovyet dele­gesi müstenkif kalmıştır.

23 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi, Suriyenin Taberiye golünün doğusunda, 11 aralığı 12 ara­lığa bağlayan gece vaki olan İsrail hücumu hakkındaki şikâyetini tetkik etmek üzere dün akşam toplanmıştır. Başkan Yeni Zelanda delegesi, Leslie Munro, Suriye ve İsrail temsilcileri­ni görüşmelere katılmaya davet et­miştir.

Evvelâ söz alan Suriye delegesi Ah­met Şukeyrî, İsrailin gösterdiği delil­leri reddetmekle söze başlamış, ve Taberiye gölü kesimindeki îsrail hü­cumunu «geniş mikyasta hazırlanmış bir cinayet» diye tavsif etmiştir. İs­rail harekâtından evvel, Suriyelilerin bir İsrail devriye gemisine hücum et­tikleri iddiasını yalanlayan Ahmet Şukeyrî, «Nazi tarzında bir harp ha­rekâtının» bahis mevzuu olduğunu teyit ederek sözlerine şöyle devam et­miştir:

«İsrail idarecileri, Hitler idaresinin küçük bir örneğinden ibarettirler. Bu âfetle mücadeleden muzaffer çıkan Birleşmiş Milletlerin fcu yeni kanseri de söküp atmaları lâzımdır.»

Suriye delegesi, daha sonra, anayasa prensiplerini daimî surette ihlâl etti­ğinden dolayı İsrailin Birleşmiş Mil­letlerden ihracını teklif eden bir ka­rar suretini Konseye sunmuş ve Bir­leşmiş Milletler üyelerini İsrail aley­hinde iktisadî müeyyideler tatbike da­vet etmiştir. Suriyenin ileri sürdüğü karar suretinin oya konulabilmesi için Güvenlik Konseyinin bir üyesi tara­fından Konseye getirilmesi gerekmek­tedir.

Daha sonra söz alan İsrail delegesi Abba Eban, Suriyenin, mütareke an­laşması hükümleri gereğince, İsrail topraklarına dahil olan Taberiye gö­lüne fiilen tesahup etmekte olduğu­nu beyan etmiş, Suriyelilerin Taberi­ye gölünü kendi karasularından say­dıklarını belirten bazı askerî direk­tiflerini Ğe delil olarak zikretmiştir.

İsrailin bu gölün sularında ve kıyıla­rındaki faaliyetlerine Suriyenin mü­dahale etmemesini derpiş eden bir karar suretinin Güvenlik Konseyince kabul edileceği hususundaki ümidini izhar eden Abba Eban, mütareke an­laşmasının İsraile verdiği 'bir arazi parçasını Suriyenin haksız olarak kontrol etmesine mâni olunmasını is­temiştir.

Her iki taraf temsilcilerinin konuşma­ları dinlendikten sonra, Başkan sunu­lan vesaikin tetkikine imkân vermek üzere Konseyin talikini teklif etmiş, ayrıca Noelde ve yılbaşında Filistinde sükûn hüküm süreceğini ümit etmek­te olduğunu ifade etmiştir.

Başkan gelecek toplantı tarihini, il­gili Konsey üyeleriyle istişarelerde, bu­lunduktan sonra tesbit edecektir.

28 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Mîlletlerin    ilk  on  senesi başladığı günkü gibi, silâhsızlanma, atom enerjisinin sulhçu gayelerde kullanılması, üyelik meselesi ve müs­temlekecilik mücadelelerine tam bir hal çaresi bulamadan sona ermiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun onuncu devresi Cenevre Konferansın­da uyanan ümitleri tahakkuk ettir­memiş olmasına rağmen, bazı ilerle­meler sağlamıştır.

Genel Kurul, 16 yeni üyenin teşkilâta kaydedilmesini müteakip devreyi ka­pamıştır.

Teşkilâta yeni üyeler kaydı meselesi, birçok başşehirlerde siyasî faaliyetin artmasına sebep olmuş, önce seri ha­linde vetolar hareketi durdurmuş, ni­hayet iki devletin Japonya ve dış Mogolistanın liste haricinde bırakıl­ması ile mesele halledilmiştir.

Haklarında henüz hiç bir karara va­rılamamış olan Kuzey ve Güney Kore ile Kuzey ve Güney Vietnamın birleş­tirilmeleri ise gelecek devreler için yeni mücadele konuları olacaktır.

Komünist Çinin statüsü ve Birleşmiş Milletlere kabulü meselesi bir devre daha atlatılmıştır.

Birleşmiş Milletler üyelerinin 60 tan 76 ya çıkarılması bir çok değişiklikle­ri icap ettirecektir. Güvenlik Konseyi ve teşkilâtın diğer uzuvları genişleti­lecektir.

Yeni üyelerin söz sahibi olması ile müzakereler uzayacak, Genel Kurul karışık yeni meselelerle karşılaşacak­tır.

Yeni üyelerden altısı Asya - Afrika blokuna dahildir. Bunlar (Kamboçya, Laos, Nepal, Seylân, Ürdün, Libya) al­tısı Batı Avrupa devletidir, (irlanda, Portekiz, İspanya, Finlandiya, Avus­turya, İtalya) Dördü Doğu Avrupa devletidir. (Arnavutluk, Bulgaristan, Macaristan, Romanya).

23 devletten müteşekkil Asya _ Afrika grubu, Birleşmiş Milletlerin karşılaşacağı en çetin mesele olan «Milletlerin kendi mukadderatını tayini» mevzu­unda ehemmiyetli rol oynıyacaktır.

10  uncu devre müzakereleri sona er-

meden Önce, diplomatlar, yeni azalar kaydının, «Milletlerin kendi mukadde­ratların^ tayini» hususunda yeni ve müşkül meseleler ortaya çıkaracağın­dan şüphe etmekteydiler: Goa üzerin­de Hindistan - Portekiz ihtilâfı, İs­panyol Fasının statüsü, İspanya - İn­giltere arasında Cebelitarık anlaşmaz­lığı, ve hattâ İngiltere - irlanda ara­sında Kuzey irlanda meselesi.

Arap devletleri Umman ve Bureymi meselesini Birleşmiş Milletlere getir­mek niyetindedirler. Cezayir, Tunus daki son siyasî inkişafların neticesi ve Fas meseleleri için Kuzey Afrika-b eklenilmektedir.

Batı Yeni Gine üzerinde Hollanda -Endonezya ihtilâfı, Keşmir ve Patanistan meseleleri henüz halledilme­miştir.

Yeni üyeler bu geniş meseleler üze­rinde önemli rol oynıyabileceklerdir. Yeni üyelerin kabulünden sonra, Bir­leşmiş Milletlerin atom enerjisinin sulh yolunda kullanılmasına dair bir plân üzerinde anlaşması, Genel Ku­rul onuncu devresinin en büyük ba­şarısı olmuştur. 12 devlet, Birleşik Amerika, İngiltere, Kanada, Belçika, Güney Afrika, Fransa, Portekiz, A-vustralya, Brezilya, Çekoslovakya, Hin­distan ve Sovyetler Birliği, temsilci­leri ocak ayında Washingtonda top­lanarak, Milletlerarası atom enerjisi ajansı için bir karar sureti hazırlıyacaklardir.  

Genel Kurul 10 uncu devresinin önün­de bulunan üçüncü büyük mesele, si­lâhsızlanma meselesi, nihai bir an­laşmadan çok uzaktadır. Fakat mev­cut silâhları kontrol altına alâfcak bir karar sureti hazırlanmasına çalışıl­maktadır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld «teker­lekler doğru iz üzerinde dönüyor» de­mek suretiyle bu meselenin ümit ve­rici bir safha takip ettiğini müjdele­miştir.

29 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyine yeni üye olan üç memleket, kendilerini bir ocaktan itibaren Konseyde temsil edecek olan diplomatları tayin etmişlerdir. Avus-tralyayı Tokyo Büyükelçisi R. Walker, Yugoslavyayı Birleşmiş Milletler daimPremsilcisi Joza Brilej ve Kü-bayı da keza Birleşmiş Milletler dai­mi delegesi Emilio Nunez Portuondo temsil edeceklerdir.

31 Aralık 1955

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Filistin Mütareke Komisyonu Başkanı General Burns, İsraillilerin 11 ve 12 aralık tarihlerin­de Taberiye gölü bölgesinde giriştik­leri taarruzla ilgili olarak Suriyelile­rin de mütareke anlaşmasına aykırı hareket ettikleri kanaatindedir.

General Burns, bu kanaatini, 30 ara­lıkta Güvenlik Konseyine sunduğu ilâ­ve raporda belirtmekte ve taarruz es­nasında İsraillilerin esir aldığı bir Su­riyeli üzerinde bulunan resmî vesika­larını izah etmektedir. Birleşmiş Mil­letlere mensup bir müşahit tarafın­dan sorguya çekilen Suriyeli bu vesi­kaların doğru olduğunu teslim etmiş ve aldığı talimat hakkında tafsilâtlı malûmat vermiştir. İsrail heyeti bu vesikaları delil olarak Güvenlik Kon­seyine sunmuştur. Konsey bu husus­ta yeni bir toplantı yapacaktır.

Suriye Genel Kurmayının talimatın­da, Taberiye gölünde Suriye kara su­ları hududunun sahilden 250 metre olarak tesbit edildiğini ve bu hududu aşacak İsrailli gemilere ateş açılması emri verildiğini belirten General Burns mütareke anlaşmasının hiç bir maddesinde, Suriyeye, Taberiye gö­lünün herhangi bir kısmını kendi top­raklarına dahil olarak addetme yet­kisi tanınmadığını, iki memleket ara­sındaki hududun kesin olarak tesbit edilmediğini, fakat gölün doğu kısmı ile Kuzey doğusundaki ufak bir par­çanın, İsrail tarafından kontrol edi­len müdafaa bölgesine dahil olduğu­nu belirtmiş ve şöyle demiştir:

Mazeret olarak değil, fakat hafifle­tici sebep olarak şu gösterilebilir: İsraiililer o sırada gölde mitral tözle mü­cehhez polis gemileri kullanmaktay­dılar ki bu da bir tahrik ve tehdit olarak telâkki edilebilir. Bununla be­raber, İsrailliler, karma mütareke ko­misyonunun yasağından sonra bu ge­mileri kullanmaktan vazgeçmişler ve bu suretle Suriyelilerin talimatı haklı olmaktan çıkmıştır. Bundan sonra Suriyeliler İsrail polis gemilerine ate­şe devam etmişlerdir.

General Burns, raporunun sonunda, İsrail gemilerinin sahilde muayyen bir mesafede açıkça seyretmesi için her iki tarafa aralarında anlaşmaya varmalarını tavsiye etmekte, bu su­retle bhkçı gemilerine taarruzun ön­lenmiş olacağını ve her iki tarafın, kuvvetlerine mütareke hattını aşma­mak veya bu hudut üzerinden ateş aç­mamak emri verebileceklerini belirt­mektedir.

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Aralık 1955

  West Point :

Nato askerî daimi grubunda Ameri­kan temsilcisi General Lawton Col-lins, West Point Akademisi talebele­rine verdiği beyanatta, Sovyet Rusya-nın, dünya piyasalarını baltalamak maksadiyle, silâh ve mal dampingi yapmakta olduğunu söylemiş, Sovyet­lere göre, iktisadi kontrolün, siyasî kontrole doğru atılmış ilk adımı teşkil ettiğini belirtmiş ve Amerikanın as­kerî, iktisadî ve siyasî yardımına de­vam etmesi zaruretine işaret etmiş­tir.

12 Aralık 1955

  Paris :

Nato Genel Karargâhından bildiril­diğine göre, Nato Kuvvetleri Başku­mandanı General Alfred Gruenther, Akdeniz Müttefik Kuvvetleri Kuman­danlığı yardımcılığına Amiral Cate Glover'i tayin etmiştir. Birleşik Ame­rika deniz kuvvetlerine mensup olan Amiral Cate Glover, gelecek ay için­de Maltaya giderek yeni vazifesine başlıyacaktır.

13 Aralık 1955

 Paris :

Bugün burada toplantılarına başlamış olan Avrupa Konseyi Dışişleri Vekil­leri Konferansında Konseye dahil memleketler halkını ilgilendiren bir anlaşma imzalanmıştır.

Bu anlaşma Avrupa Konseyine dahil memleket halkının seyahat serbestilerini tanzim etmekte ve bu devletler tebalarmm ne gibi ahvalde hudut dışı edileceklerini belirtmektedir.

  Paris :

Bu sabah La Muette Şatosunda top­lantılarına başlamış olan Avrupa Kon­seyi Dışişleri Vekilleri Komitesi ça­lışmalarını, Öğleden sonraya talik et­miştir. Komite bu sabahki toplantı­sında gündemin aşağıdaki üç nokta­sını müzakere etmiştir:

1) Avrupa Konseyinin Konseye dahil bulunmıyan Avrupa devletleriyle mü­nasebetleri, bu maddede, bilhassa, Yugoslavyanın durumu bahis konusudur. Vekiller Komitesi bu alanda hiç bir karara varamamış ve mesele yeniden Avrupa Konseyi Muhtelit Komitesine havale edilmiştir. Komite bu konuyu ocak ayı içinde tetkik edecektir.

2}  Avrupa Birliği tasavvuru.

3 ) Doğu memleketlerine karşı takip edilecek siyaset. Bundan başka Ve­killer Komitesi Avrupa Birliğinin bay­rağını kabul etmiştir. Ortasında sarı on iki yıldız bulunan mavi zeminli bayrak, bugün ayni saatte, Strasbourg'daki Konsey binasına çekilmiş­tir.

Komite bundan başka harp malûlle­rinin cemiyete yeniden faydalı hale gelmelerini sağlıyacak bir anlaşma İmzalamıştır.

  Paris :

Nato Askerî Komitesi ile daimî temsil­ciler bugün Genel Sekreter Lord İsmayın başkanlığında müşterek bir top­lantı yapmıştır. Bu toplantıda perşem­be günü çalışmalarına başlıyacak olan Nato Konseyinin gündeminde bulunan çeşitli meselelerle ilgili vesika­lar tetkik ve kabul edilmiştir.

 Paris :

Nato Vekiller Konseyi münasebetiyle Pariste bulunan Portekiz Dışişleri Ve­kili Cünha, bugün bir saat kadar sü­ren bir basın konferansı tertip etmiş­tir.

Cünha, Birleşik Amerikayı ziyareti sı­rasında Dışişleri Vekili Dulles ile muh­telif dünya meseleleri üzerinde uzun müddet görüştüğünü, bilhassa Azor Adaları meselesi üzerinde durdukla­rını söylemiştir.

Daha sonra Goa meselesine temas eden Dışişleri Vekili, Goa'nın bir müstemleke değil, Portekiz toprağı ol­duğunu bilhassa belirtmiş ve Hmdis-tanın Goa'yı müstemleke imiş gibi tanıtarak müstemleke zihniyetine mu­halif olanların sempatisini kazanma­ya çalıştığını söylemiştir. Goa'nın dört bucuk asırdır Portekiz toprağı olduğunu ilâve eden Vekil, burada memleketin istikbalini tayin için bir plebisite gidilmesi bahis mevzuu ol­duğu takdirde, Hindistanın buna çok zor muvafakat edeceğini söylemiştir.

15 Aralık 1955

 Paris :

Bugün Atlantik Paktı Vekiller Kon­seyinde konuşan Birleşik Amerika Dış­işleri Vekili Dulles, Sovyet Rusyanın Orta Doğu ve Asyada yeni bir soğuk harbe girişmiş bulunduğunu söyle­miştir.

Dulles, bir saat kadar konuşarak, ge­rek Orta Doğuda ve gerekse Asya­da girişilen yeni.soğuk harbin şimdi­ye kadarkinden başka türlü olduğunu belirtmiştir. Dulles'a göre yeni soğuk harpte Rusyanın diğer memleketlere, elinde bulunan mühim miktardaki eski model silâhları vererek yardım ettiğini ve ayrıca mütehassıslar gön­derdiğini izah etmiştir.

Bugün Chaillot Sarayında aktediîen celse iki saat kadar sürmüştür. Birleşik Amerika Dışişleri Vekili,   Nato Genel Sekreteri Lord İsmayın              hazır­ladığı raporun okunmasından        sonra söz almıştır.

Dulles, bugün, Natoya dahil memle­ketlerin her zamankinden daha mü­him bir tehditle karşı karşıya bulun­duklarını söylemiş ve sunulan askerî raporların da ispat ettiği üzere bir yumuşamanın mevcut olmadığını ha­tırlatmıştır. Dulles, Nato memleket­leri Dışişleri Vekillerine, son siyasi hâdiseler hususunda geniş malûmat vermiştir. Son olarak dört büyükler Dışişleri Vekilleri Cenevre Konferan­sını bahis konusu eden Dulles, «Ce­nevre Konferansı sırasında Sovyetle­rin takındıkları tavır açıkça anlaşıl­mıştır. Rusya Almanyanm serbest se­çimle birleşmesini ve Doğu ile Batı arasında daha geniş ölçüde temas sağ­lanmasını  istememektedir»   demiştir.

Ruslar tarafından son zamanlarda yapılan atom denemelerine temas eden Birleşik Amerika Dışişleri Ve­kili, bundan sonra gerek atom ve ge­rekse hidrojen bombalarına sahip ye­gâne memleketin Amerika olmadığını hatırlatmıştır.

16 Aralık 1955

 Paris :

Bugün burada aktediîen Nato Dışiş­leri Vekilleri Konseyinin 3 saat süren gizli oturumunda, Kanada Dışişleri Vekili Lester Pearson'un son zaman­larda Rusyaya yaptığı seyahat ve Kı­rımda Sovyet liderleriyle görüşmeler hakkındaki intibalarını anlattığı bazı kaynaklardan bildirilmektedir.

Ayni kaynaklara göre, İngiliz Dışişle­ri Vekili Mac Millan umumî dünya si­yasî durumu hakkında görüşlerini or­taya koymuştur.

Oturumda hazır bulunan delegeler­den biri de, esas itibariyle Almanya meselesi üzerinde durulduğunu, fakat bir karar alınmadığını söylemiştir.

 Paris :

Nato Konseyi toplantısının sonunda yayınlanan tebliğde, Rusyanın serbest seçimler vasıtasiyle Almanyanın "bir­leştirilmesi meselesini kafiyetle red­dettiğini, silâhların, kontrolü husu­sunda her türlü müessir kontrol sis­temine muhalif olduğunu ve serbest­çe malûmat teatisine kafiyen taraf­tar olmadığını Konseyin esefle müşa­hede ettiği beyan olunmaktadır. Teb­liğde ilâve edildiğine göre, Cenevre Konferansında varılan menfî netice, Atlantik Paktı üyesi devletlerin Almanyanın birleştirilmesi yolundaki gayretlerine kafiyen son vermemiştir. Almanyada serbest seçimlerle ve meş­ru bir şekilde kurulmuş olan yegâne hükümet Batı Almanya hükümetidir. Berlinin güvenlik ve refahı, hür dün­ya barışı için elzem unsurlardan biri telâkki edilmelidir. Konsey Natq üye­si Avrupa devletlerinin hava savun­malarını daha etraflı bir şekilde ahenkleştirmeye matuf tavsiyeler ka­bul etmiştir.

 Paris :

Nato teşkilâtı uzmanları, bir harp vu­kuunda Amerikayı Avrupadan tecrit etmek için Sovyetler Birliğinin bir «Demir çember» hazırlamakla meşgul olduğuna kanidirler.

Yetkili kaynakların bu hususta ileri sürdüklerine göre, Rusların hazırla­dıkları «Demir çember», kuvvetli bir deniz filosu ile geniş bir hareket ka­biliyetini hâiz denizaltılardan müte­şekkildir.

Ayni kaynaklar, Sovyet askeri kud-ı-etinin her zamankinden fazla tehli­keli olduğuna inanmaktadırlar.

Haber verildiğine göre, Nato uzman­ları Sovyetlerin askerî kudreti hakkın­daki kanaatlerini Nato Dışişleri Ve­killer  Konseyine  bildireceklerdir.

Nato askeri uzmanlarının kanaatine göre, Rus ve peyk ordularında yapıl­mış olan azaltma, bu orduların savaş kabiüyetinin silâh bakımından artmış olmasına bir delildir. Yine bu uzman­lara göre, Sovyetler kara kuvvetlerini ihmal etmemekle beraber, bilhassa hava, deniz kuvvetlerinin geliştirilme­sine gayret sarfetmektedirler.

Uzmanların çıkardığı diğer bir neti­ceye göre, her ne kadar hava üstün­lüğü hâlâ Amerikanın elindeyse de, Ruslar Amerikadan daha fazla sayı­da uçak imal etmektedirler.

Deniz kuvvetleri bahsinde Rusların bugün 350 modern denizaltıyı ve 4500 gemiye sahip oldukları sanılmaktadır. Bu kuvvet ise Batılı devletlerin deniz kuvvetleri için şimdiye kadar görül­memiş büyük bir tehlike teşkil etmek­tedir.

Kara kuvvetleri bahsinde, ordu mev­cudunda yapılan azaltmalara rağmen, Sovyetler Birliğinde bugün hiç olmaz­sa 175 tümenin mevcut olması pek muhtemeldir.

General Gruenther'e göre, Rus hava kuvvetlerinde ekserisi tepkili olmak üzere 20 bin uçak, peyk memleketle­rinde de 2500 uçak mevcuttur.

 Paris :

Basma beyanatta bulunan General Gruenther, Nato Konseyinin, Batı Avrupa hava savunmasının daha iyi koordine edilmesi ve birleştirilmesi hu­susunda ileri sürülen teklifleri kabul ettiğini  açıklamıştır.

Şimdiye kadar her memleket kendi hava savunmasını sağlarken, yeni plâ­na göre, bunun müştereken, organize edilmesinin, Nato savunma plânların­da büyük bir değişiklik husule getire­ceğine işaret eden General Gruenther, yapılan teklife göre Batı Avrupa hava savunmasının dört bölgeye taksim edileceğini belirtmiştir.

Ayni zamanda Nato kara kuvvetleri bölgeleri de olan bu bölgeler şunlar­dır:

Merkezî Avrupa (Fontainebleau) Doğu Avrupa  (Oslo) Güney Avrupa   (Napoli) İngiltere Kraliyeti,

Hava savunma sisteminin birleştiril­mesi teklifi kabul edilmişse de, bu birleştirme ameliyesinin ise şekilde tatbik sahasına konulacağı henüz belli değildir.

Diğer taraftan, Amerikanın, yeni icat edilmiş olan radyo-komünikasyon esasına dayanan bir uçak keşfetme sis­temini Natonun emrine tahsis edece­ği anlaşılmaktadır.

Bu uçak keşfetme sisteminin merkez­lerinden biri Norveçte, bir ikincisi de Paris, Napoli ve İzmir arasında bir yerde kurulacaktır.

19 Aralık 1955

 Paris :

Nato Kuvvetleri Başkumandanı Ge­neral Alfred Gruenther, Amerikan ve İtalyan uçaklarından mürekkep be­şinci hava taktik  kuvvetinin, Kuzey İtalyada 1 temmuz gününden itibaren faal hale geleceğini bugün bildirmiş­tir.

Nato Konseyi, geçen haftaki bir içti­mai sırasında yeni bir taktik hava kuvvetinin teşkili projesini tasdik et­miştir.

General Gruenther, yeni hava kuv­veti karargâhının Verona'nın 60 ki­lometre kuzeyindeki Vincenza'da bu­lunacağını söylemiştir. Bu kuvvetin kumandanı henüz tayin edilmemiştir.

Vincenza'daki karargâhla, Fransız, Yunan ve Türk subayları irtibat tesis edeceklerdir. Hali hazırda Nato em­rindeki taktik hava kuvvetlerinin ikincisi ile dördüncüsü Batı Alman-yada, altıncısı İzmirde bulunmakta­dır.

image007.gif Vientian :

Patet Lao ve Vietmin âsi kuvvetlerine mensup birlikler pazartesi günü ak­şama kadar millî ordunun Muong böl­gesinde bulunan mevzilerine şiddetle hücum etmişlerdir. Bölge garnizonu derhal karşı hücumlara geçmiş ve âsi birliklere kayıplar verdirmiştir, fakat savaş daha bir çok noktalarda devam etmektedir.

 Vientian (Laos) :

Laos Genel Kurmayı, bu küçük Çin Hindi Krallığının kuzey bölgelerine sızan komünist çetecilerin temizlen­diğini bildirmektedir. Bildirildiğine göre, çeteciler çok kayıp vermişler ve mühim miktarda mühimmat ve silâh bırakarak çekilmişlerdir.

Komünistler, bilhassa 1954 yılından sonra faaliyetlerini arttırmışlar ve bazı bölgeleri işgal etmişlerdi.

17 Aralık 1955

  Hanoi :

Macaristan ile Kuzey Vietnam ara­sında dün Hanoi'de iktisadî yardım anlaşması imzalanmıştır.

21 Aralık 1955

  Saygon :

Vietnam hükümeti tarafından yayın­lanan bir tebliğde bildirildiğine göre, Vietnam kruşu - Fransız frangı pari-tesi hakkındaki Fransa - Vietnam konvansiyonu I ocak 1956 dan itiba­ren yürürlükten kaldırılacaktır. Hü­kümet buna sebep olarak bu konvan­siyonun millî hisleri rencide eder ma­hiyette bulunduğunu ileri sürmüştür.

1 ocaktan itibaren Saygon'da bir dö­viz borsası faaliyete geçecek ve bu borsa Millî Banka ve Vietnam kambi­yo idaresinin kontrolüne tabi buluna­caktır. Bundan başka dövizlerin is­tikrarını temin için bir fon tesis edi­lecektir.

17   Aralık 1955

 Seul :

Güney Kore Dışişleri Vekil Vekili Cho Chung Whan, Hindistanm bu hafta Rus idarecileriyle yayınladığı müşte­rek tebliğde «komünist taraftarı» ol­duğunu gösterdiğini iddia etmiştir.

Haftalık basın toplantısında beyanat­ta bulunan Whan, Hindistanın artık «sözde tarafsızlığını» terkettiğini ve Nehru ile Bulganin ve Kruşçsfin im­zasını taşıyan müşterek tebliğde «ko­münist taraftarlığını» açıkladığını belirtmiştir. Vekil komünist olmayan devletleri, hakikî bir buhran halinde pişmanlık duymamaları için, şimdiden kat'î tedbirler almalarını tavsiye et­miştir.

18   Aralık 1955

 Paris :

Güney Kore Komünist Partisi Genel Sekreteri Pak-Hen-En'in Kuzey Kore Âli Mahkemesi tarafından idama makhûm edildiğini bildiren Tass Ajansı bu hususta bazı malûmat ver­mektedir.

Tass Ajansına göre, 1946 da Kuzey Kor ey e geçmiş olan Fak-Hen-En Ku­zey Kore Komünist Partisi ve Kuzey Kore ordusu hakkında Amerikalılara gizli malûmat verdiğini itiraf etmiş­tir.

19  Aralık 1955

 Tokyo :

Pekin radyosunun bu sabah bildirdiğine göre, Kuzey Kore eski Hariciye Vekili Amerika hesabına casusluk yapmak suçu ile ölüme mahkûm edil­miştir.

Kuzey Kore Yüksek Mahkemesi tara­fından ölüme mahkûm edilen Pak-Hun-Yung, Kuzey Kore komünist hareketinin Öncülerinden ve komü­nist rejiminin ilk Hariciye Vekilidir.

Radyonun bildirdiğine göre, Pak-Hun-Yung, Birleşik Amerika hesa­bına casusluk yaptığını ve kızıl reji­mi devirmek için plân hazırladığını itiraf etmiştir.

Pak-Hun-Yung, 2 ağustos 1953 de Ha­riciye Vekilliğinden uzaklaştırılmış, 5 gün sonra da ihtilâl aleyhtarı bir hareketin meydana çıkarıldığı bildi­rilmişti. İtham edilen 12 yüksek rüt­beli şahsiyet arasında eski Hariciye Vekili de bulunuyordu.

Aralık 1955

 Seul :

Güney Kore Müşterek Kurmay Baş­kanlığının yeni bir emri bugün yayın­lanmıştır. Bu emre göre, 90 kilomet­relik Güney Kore kara sularında gö­rülen Komünist Çin gemilerine der­hal ateş edilerek gemiler batırılacak­tır.

Ayni şekilde bir emir bundan evvel Japon gemileri hakkında yayınlanmış bulunmaktadır.

1 Aralık 1955

 Paris :

Millî Meclisin feshedilmesi hakkında dün hükümetin vermiş olduğu karara muhalif olan beş Radikal Sosyalist Vekil bu sabah bir toplantı yaparak istifalarını hazırlamışlardır. Daha sonra da istifa mektuplarını Başve­kile vermek üzere Başvekâlete git­mişlerdir.

 Paris :

Radikal Parti İdare Heyeti bugün yaptığı toplantıda 6 muhalife karşı 19 oyla Başvekil Edgar Faure'u partiden çıkarmaya karar vermiştir.

Bu arada öğrenildiğine göre, Başve­kil saat 17.25 de Cumhurreisi Rene Coty ile yarım saat süren bir görüş­me yapmıştır. Başvekil bu görüşme­nin mevzuu hakkında herhangi bir açıklamada bulunmayı reddetmiştir.

 Paris :

Radikal Parti îdare Heyeti, Başvekil Edgar Faure'u dinledikten ve parti­den çıkarılmasına karar verdikten sonra yayınladığı tebliğde, Meclisin, Cumhuriyet Konseyinin ve bütün memleketin muhalefetine rağmen Başvekilin seçmenleri gene partilerin birleşmesini kabul eden eski Seçim Kanununa 'göre sandık başına gön­dermek teşebbüsü karşısında, iki kişi hariç, ittifakla verdiği oydan dolayı Parti Meclis Grupunu tebrik etmekte­dir. Parti İdare Heyeti, Başvekilin de­vamlı olarak disipline aykırı hareke­tinden dolayı, nizamnamenin 32 inci maddesinin 4 üncü    fıkrasına uygun olarak, partiden çıkarılmasına karar verdiğini ilâve etmiştir.

  Paris :

Fransız Başvekili Edgar Faure, Fran­sa radyosu muhabirinin, Radikal Par­tinin hakkındaki ihraç kararı hak­kında ne düşündüğünü soran Fransa radyosu muhabirine şu cevabı vermiş­tir:

«Belki bu karar bazı kimseler tara­fından önceden tasarlanmıştı. Bunu ben hayretle öğrendim. Bu, eski bir avukat sıfatiyle, katiyen alışık olma­dığım bir usuldür. Kanaatimce, beni dinlemeden Önce bir peşin hükme va­rılmıştır. Tasvip edemiyeceğim bu ka­rara karşı bütün İtiraz yollarına baş vuracağım.»

  Paris :

Sosyalist Parti Meclis Grupu, Meclisin derhal toplanmasını istemiş ve Baş­kan Pisrre Schneiter bu isteği tetkik etmek üzere Meclis bürosunu yarın saat 14 de toplantıya davet etmiştir.

 Sosyalist grup, Meclisin    bu toplantı

gündemine şu iki meseleyi almasını teklif etmektedir:

1  Şimdiki Seçim Kanununda partilerin anlaşmalarına müsaade eden hükmün   kaldırılması.

2  Denizaşırı topraklarda seçimlere ait kanun tasarısının kabulü.

Radikal Sosyalist grup da bu teklif­leri desteklediğini bildirmiştir.

Aralık 1955

  Paris :

Bugün bir basın toplantısı tertip eden Fransa Başvekili Edgar Faure, gaze­tecilerin sordukları muhtelif soruları cevaplandırmıştır. Bu arada kabine­den çekilen Radikal Sosyalist Vekille­rin durumlarına temas eden Başvekil bu zevatın istifalarını kabule imkân olmadığını, zira anayasanın hüküme­tin iş başında bulunmasını âmir bu­lunduğunu beyan etmiştir.

Seçimlerin hangi tarihte yapılacağı konusunu cevaplandıran Edgar Faure intihaba tın ocaktan sonraya bırakılmasına imkân bulunup bulun­madığının tayini hususunda Devlet Şûrasına müracaat edilmiş olduğunu açıklamıştır.

Aralık ayı zarfında milletlerarası sa­hada herhangi bir temasta bulunulup bulunulmıyacağı ve bilhassa Sarre konusunda Almanya ile müzakerele­re girişilip girişilmiyeceği hakkında bir gazetecinin sormuş olduğu soruyu cevaplandıran Başvekil, hukuken hü­kümetin her türlü siyasi faaliyette bulunmaya yetkisi bulunduğunu, an­cak kendisinin ihtiyatlı hareket et­meyi muvafık bulduğunu söylemiş­tir.

 Paris :

Fransız Meclis Bürosu bugün Meclis Başkanı İchneiter'in başkanlığında toplanmıştır. Fakat Meclisin feshi hakkındaki kararname bu sabahki resmî gazetede yayınlanmış olduğun­dan, Meclisin toplanması hususunda dün sosyalistler tarafından ileri sü­rülmüş olan talebi tetkike lüzum bu­lunmamıştır. Bununla beraber Mec­lis Bürosu, yeni Meclisin teşkiline ka­dar idarî işleri yürütmek için, gayri resmî mahiyette olarak vazifesine de­vam etmeye karar vermiştir.

 Paris :

Meclisin feshi hakkındaki kararna­menin bu sabah resmî gazetede ya­yınlanması ile 1951 de veya daha sonra seçilmiş olan mebusların yet­kileri nihayet bulmuş olmaktadır. Bu­nunla beraber aralık ayma girilmiş bulunulduğundan mebuslar bu ayın maaşını alacaklar, trenlerde ücretsiz seyahatlerini temin eden pasolar yıl sonuna muteber olmaya devam ede­cek, posta muafiyetinden istifade ede­cekler ve toplantı salonu hariç Mec­lis binasının her tarafından eskisi gibi faydalanabileceklerdir.

Fakat mebuslar, üç renkli mebusluk kuşağıyla rozeti takamıyacak ve oto­mobillerinin camlarındaki üç renkli kokardı da çıkaracaklardır.

Bundan başka mebusların dokunul­mazlığı da bu sabahtan itibaren kalk­mış olacaktır.

 Paris :

Solcu Cumhuriyetçiler Birliği İdare Heyeti bugün yaptığı toplantı sonun­da, Başvekil Edgar Faure'un bu birli­ğin başkanlığında kalmasına karar vermiştir.

3 Aralık 1955

 Washington :

Fransanm Washington Büyükelçiliği Malî îşler Müşaviri Maurice Perouse, Fransanın 1946 yılında Amerikadan almış olduğu 96 yük ve petrol gemisi için bakiye borcuna ait 26.700.000 do­larlık bir çeki dün Amerikan hükü­metine tevdi etmiştir. Bu gemiler, Fransanın harp içinde tahrip edilen deniz ticaret filosunu yeniden kura­bilmesi için Amerika tarafından sa­tılmıştı. Fransanın bu borcu 1965 yı­lma kadar taksitlerle ödemesi gerek­mekteydi.

 Paris :

Başvekil Edgar Faure, Millî Meclisin fesih kararını dün sabah resmî gaze­tede ilân ettirmek suretiyle, sosya­listlerin ve Mendesçi radikallerin işle­rini bozmuştur. Bunlar, ilk hayretleri geçtikten sonra tepki göstermişler ve Millî Meclisin toplanmasını temine çalışmışlardır. Eğer Meclis toplanmış olsaydı, anayasa hukuku bakımından karışık bir durum doğabilirdi. Başve­kil bu tehlikeyi sür'atle önlemeğe mu­vaffak olmuştur.

Meclis koridorlarında dün pek kalabalık görülmemiştir, zira mebuslar­dan çoğu, seçim kampanyalarını ha­zırlamak üzere seçim bölgelerine git­miş bulunmaktadırlar. Filhakika adayların, seçim muamelelerini tamam­lamak için pek a2 mühletleri kalmış­tır.

Fakat, her ne kadar teşrii organ mu­vakkaten muattal halde ise de icra organı bütün yetkileriyle vazife ba­şındadır. Maamafih, Edgar Faure'un da basın konferansında belirttiği gi­bi, hükümet, yeni başlayan bu intikal devrinde, Fransanın milletlerarası konferans] arda millî menfaatlerinin müdafaasından doğan tedbirleri aşa­cak teşebbüslerde bulunmak niyetin­de değildir.

Bundan başka, Meclisin feshi dolayısiyle fevkalâde halin sona erdiği Cezayirde asayişi muhafaza için hükü­metin bazı tedbirler alması lâzımdır. Bilindiği gibi Edgar Faure bu mesele hakkında Cezayir Genel Valisi Jacques Soustelle ile görüşmüştür.

Sclcu Cumhuriyetçiler Birliğinin dün yaptığı toplantıya da diğer bir bakım­dan oldukça ehemmiyet atfedilmiş-tir. Toplantıya Edgar Faure başkan­lık etmekte idi ve her ne kadar Radi­kal Partiden ihraç edilmişse de Solcu Cumhuriyetçiler Birliğindeki vazife­sinde kalmaktadır. Edgar Faure, bun­dan başka Seçim Komisyonuna da başkanlık edecektir. Solcu Cumhuri­yetçiler Birliği, 1951 de olduğu gibi Secim Kanunu muvacehesinde tam bir millî birlik olarak kurulmuştur ve binaenaleyh liste koyabilecek ve mebus çıkarabilecek durumdadır. Maamaüh, Mendes France'm idare etti­ği Radikal Parti ile bazen ihtilâfa düşmesi muhtemeldir ve bu parti Sol­cu Cumhuriyetçiler Birliğine dahil ol­duğundan ve sayı bakımından en ehemmiyetlilerinden birini teşkil etti­ğinden, bu bakımdan karışık vaziyet­lerin zuhur etmesi mümkündür.

 Paris :

Bu sabah resmî gazetede yayınlanan 2 aralık tarihli kararname gereğince, Edgar Faure, İçişleri Vekili Bourges Mauncury meşgul bulunduğundan ye­rine Vekâlet etmekle görevlendiril­miştir.

 Paris :

Bugünkü. Paris basını, Adenauer'in hastalığmdanberi iştirak ettiği ilk Meclis müzakeresini yorumlamakta­dır:

Adenauer'in tahminlerin fevkinde bir muvaffakiyet kazandığını ifade eden «L'Aurore», şansölye ile sosyalistler arasında «hissedilir bir yakınlaşma­ya» işaret etmekte ve bunun Rus si­yasetindeki sertleşmeden ileri geldi­ğini ifade ederek «Bu yakınlaşma Adenauer'i münakaşa götürmez su­rette takviye etmiştir» demektedir.

«Parisien Libere» ye göre ise, hükü­metle muhalefet bazı noktalarda an­laşmış olmakla beraber Almanyanm iki büyük partisi arasında hâlâ derin görüş ayrılıkları mevcuttur.

«Figaro» da, Adenauer'in mensup ol­duğu parti ile sosyalist muhalifler arasında bir yakınlaşmaya işaret et­mekte ve ««Sosyalistler Moskova ile iki taraflı anlaşmalara aevkedecek müzakerelere girmeyi şimdiye kadar hiç bu kadar açıkça reddetmemişler ve imzalanan andlaşmalara sadakat göstermek gerektiğini böyle bariz bir şekilde ifade etmemişlerdir» demek­tedir.

«Combat» ya göre, bütün hatiplerin, Rusların uzatacakları elin ne pahası­na olursa olsun kabul edilmemesini istemeleri ve Almanyanın bölünmüş bir halde kalmasına razı olunmaya­cağını hararetle ifade etmiş olmaları, Washington'a ve batılılara teminat veren bir durum hasıl etmektedir.

Bunun aksine «Express» gazetesi, mü­zakerelerin bir sürpriz teşkil etmedi­ğini ifade etmekte, «Humanite» ise, Adenauer'in dış siyasetini sadece ko­alisyon partilerinin tasvip etmiş ol­duklarını iddia etmektedir.

5 Aralık 1955

 Paris :

1955 Goncourt mükâfatı için sapılan seçmelerde beşinci tur sonunda Roger

İkor «Les Eeaux Melees» adlı eseri ile birinciliği kazanmıştır.

 Paris :

1955 Renaudot mükâfatı «Le Mois-sonneur d'Epines» adlı eseri için Ge-orges Govy'ye verilmiştir.

6 Aralık 1955

  Paris :

Muhafazakâr «Figaro» bu sabahki bir makalesinde, Rusları Berlinde «iki yüzlü» bir siyaset takiple itham et­mekte ve şunları yazmaktadır:

«Sovyetlerin Berlin mevzuunda ta­kındıkları tavır, üç safhalı bir ma­nevradan ibarettir:

1  Sovyetler, Berlin meselesi   mev­zuunda bütün müzakere   imkânlarını ortadan kaldırarak    müttefikleri âtıl bir duruma düşürmek istiyorlar.

2  Müttefiklerle müzakereler yapıla­cağına, Batı Almanyayı Doğu Almanyayla eşit olarak karşı karşıya geti­rip müzakereler yapmaya sevkediyorlar.

3  Pek yakın bir    zamanda    olma­makla beraber, Doğu Almanyanın ba­tılı  müttefikler  tarafından  tanınma­sını temine çalışıyorlar,»

  Paris :

Radikal - Sosyalist Partiden geçen­lerde ihraç edilen Başvekil Edgar Faure ocakta yapılacak seçimlerden evvel partinin Haysiyet Divanında müdafaasını yapmayı reddetmiştir.

7 Aralık 1955

 Paris :

Fransız Sosyalist Partisi Milli Konse­yi komünistlerle bir seçim ittifakı ya­pılmasına dair teklifi 1243 e karşı 1979 oyla reddetmiştir. 326 kişi müstenkif oy kullanmıştır. Konsey bunu müteakip, mahallî sosyalist federasyonların, diğer partilerle ve bilhassa eski Baş­vekil Pierre Mendes France'in başka­nı bulunduğu radikallerle işbirliği ya­pabileceğine dair bir karar suretini kabul etmiştir.

13 Aralık 1955

  Paris :

Fransada seçim kampanyası bu sa­bah resmen açılmıştır. Binlerce ada­yın girişeceği mücadeleden sonra se­çimler 2 ocakta yapılacaktır. Bu defa ayrı ayrı çıkarılan listeler tamamiyle aday isimleri ile doludur. Aday sayısı şimdiye kadar Fransada tesbit edilen en yüksek rakamı bulmuştur. Sadece Seine vilâyetinde 60 dan fazla çeşitli liste çıkarılmıştır. Saine-et-Oise ve Oise'da da 50 den fazla liste çıkarıl­mış bulunuyor.

Şimdiye kadar Paris gazeteleri, bazı parti organları bir yana bırakılacak olursa, sadece siyasî durumu yorum­lamaktaydılar. Bilhassa müşterek lis­te çıkarma meselesi üzerlerinde dik­katle durulmuştur. Umumî kanaate göre, listelerin fazlalığı dolayısiyle, nisbî temsil sistemine gidilmesi muh­temeldir.

Sosyalist Parti organı «Le Populaire» feshedilen son Meclisin çalışmaları üzerinde durmaktadır.

Terakkisever listeleri destekliyen «Liberasion» ise sosyalistlerin «Cumhu­riyetçi cephe İle anlaşmakla kurnazca bir pazarlığa giriştikleri» kanaatin­dedir.

«Humanite» gazetesi de müşterek lis­te meselesini inceliyerek «hakikî halk cephesinin teşekkülü için» oy vermek gerektiğine işaret etmektedir.

  Paris :

Fransız Dışişleri Vekâleti, pazartesi günü İsrailin Suriye kuvvetlerine kar­şı yapmış olduğu taarruza Fransız hükümetinin esef ettiğini Paristeki İsrail sefiri Jacob Tsur'a bildirmiştir.

image008.gifBu taarruz dolayısile Fransanın is­rail hükümetini protesto edip etmedi­ğine dair sorulan bir suali cevaplan­dıran Fransız Dışişleri Vekâletinin sözcüsü, Fransanın protestoda bulun­madığını ve ancak bu taarruz husu­sundaki görüşünü belirterek teessü­fünü bildirdiğini  açıklamıştır.

14 Aralık 1955

 Paris :

Fransada seçim kampanyası Pierre Mendes France ve Antoine Pinay'nı nutuklarıyla dün akşam açılmıştır.

Pariste bir toplantıda söz alan Men­des France, Fransız kadınlarını son derece alâkadar eden şu üç meseleye temas etmiştir: Barış, mesken ve al­kolizme karşı mücadele. Başvekillik ettiği zamandan bahseden Mendes France, durumdan, kendinden evvel gelen hükümetlerin mes'ul olduğu hu­susunda İsrar etmiş ve askerlik müd­detinin 15 aya. ve Kuzey Afrika duru­mu müsaade eder etmez de 12 aya in­dirilmesine taraftar olduğunu söyle­miştir.

Cumhuriyetçi cephe başkanı olan Mendes France, sözlerine son verir­ken Fransız milletinin çektiği sıkıntı­ların bu sene ile beraber sona erece­ğini söylemiş ve demiştir ki:

Komünizm taraftarları ile şimdiye kadar milletin refahiyle alâkadar ol­mayan kimseler artık rahat nefes alamıyacaklar. Bizim size teklif etti­ğimiz, tahakkuku mümkün olan şey­ler, yani Kuzey Afrikada barış, aydın­lık ve sıhhî meskenler, daha iyi bir hayat seviyesidir.

Aynı zamanda gençlik teşekküllerine hitaben seçim konuşmasını yapan Antoine Pinay da kalkınma imkânla­rından bahsetmiş ve:

«Bununla beraber kuvvetlerimizin bir idare altında toplanması lâzımdır. Millet «siyaset» denen bu millî hamle­den mahrumdur» demiştir.

Pinay, bundan sonra, teknik ilerleme­nin verimli olması,    atom enerjisinin gelişme sahası bulması, iktisadiyatın bütün sahalarında vazife taksimi sağ­lanması ve Avrupa kıtasının, Ameri­ka ve Rusya kıtalarına eşit bir mu­hatap olması İçin^ Avrupamn yeniden kurulması lüzumuna işaret etmiştir.

15 Aralık 1955

  Paris :

Kuzey Atlantik Paktı Konseyinin, bu­günkü oturumunda söz alan Fransa Dışişleri Vekili Antoine Pinay, millet­lerarası durum hakkında Fransanın. görüşünü izah etmiş, bundan sonra Orta-Doğu meselelerine temas ederek, bu bölgede Sovyetler Birliğinin batı ile mücadeleye giriştiğini ve meydan okuduğunu söylemiştir.

Sovyetlerin bu arada bazı muvaffaki­yetler kazandığını söyliyen Dışişleri Vekili, akhselmıin hasmın kuvvetini küçümsememeği icap ettirdiğini beyan etmiştir.

Fransa Dışişleri Vekili Antoine Pinay, Sovyetlerin bu hareketine karşı cephe alınması lâzım geldiğini ve bunun İçin de konsey üyelerinin görüş birli­ğine varmaları iktiza ettiğini söyliyerek sözlerini bitirmiştir.

  Paris :

Bugün öğleden sonra hususi bir top­lantı akdetmiş olan Amerika, İngilte­re ve Fransa Dışişleri Vekilleri, muh­telif dış politika meselelerini müzake­re etmişlerdir.

Pinay, Dulles ve Mac Millan arasında cereyan eden bu görüşmelerde başlıca mevzuun Orta-Doğudaki durum oldu­ğu anlaşılmaktadır.

Üç Dışişleri Vekili, bu bölgedeki faa­liyetlerini koordine etmek ve hızlan­dırmak hususunda tedbirlerin alınma­sı hususunda mutabık kalmıştır.

Batılı Dışişleri Vekilleri İsrail ile Arap memleketleri arasındaki ihtilâf üze­rinde hassasiyetle durmuşlar, Bağdad Paktını da müzakere etmişlerdir.

Güvenlik Konseyinde bos bulunan onuncu üye meselesini de    inceliyen Dulles, Mac Millan ve Pinay, Rusların son zamanlarda iktisaden geri kalmış Asya memleketleri nezdinde girişmiş oldukları faaliyet karşısında Fransa, Amerika ve İngiltere arasındaki işbir­liğinin sıklaştırılması gerektiği husu­sunda mutabık kalmışlardır.

17 Aralık 1955

 Paris :

1938 den 1939 a kadar Fransa Dışişle­ri Vekilliği vazifesini yapmış olan Greorges Bonnet bugün üyesi bulun­duğu Radikal Partiden çıkarılmıştır. Parti ileri gelenlerinden bir şahsiyet Bonnet'nin parti disiplinine aykırı hareketinden dolayı çıkarıldığını be­lirtmiştir.

23 Aralık 1955

 Paris :

Dışişleri Vekili Antoine Pinay eski Başvekil Pierre Mendes France'm umumî bir münakaşa teklifini reddet­miş ve bunu bir reklâm vasıtası diye vasıflancürmıştır. Mendes France dün gece Pinay, Duclos ve Bidault'yu salı günü Pariste bir toplantıda umumi bir münakaşaya davet etmişti.

Maamafİh komünist lider Duclos da­veti kabul ettiğini ve salı günü ran­devuya geleceğini bir mektupla bildir­miştir. Bidault henüz bir cevap ver­memiştir.

26 Aralık 1955

 Paris :

Genel seçimlerine bir hafta kala Mar-silyada bir nutuk veren Mendes France, Fransanm Kuzey Afrikadaki topraklarını muhafaza edebilmesi için kuvvete değil barışçı bir politikaya müracaat etmesi gerektiğini beyan etmiştir,

«Kuvvete ve tethişe müracaat ettiğimiz müddetçe Kuzey Afrikada veya diğer topraklarda kalmamıza imkân yoktur» diyen Mendes France, Fran­sanın Afrika milletlerine karşı sözü­nü tutmadığını, demokratik usuller­den uzaklaştığını, bu yüzden de bu milletlerin Fransa hükümeti aleyhi­ne döndüğünü söylemiş ve Cezayir İçin şöyle bir siyasetin takip edilmesi gerektiğini belirtmiştir:

1  Altı ay sonra, yani mukavemet­çileri mağlûp edip yeni bir psikolojik havanın yaratılmasını    müteakip tamamiyle serbest ve  dürüst    seçimler yapmak.

2  Mevcut Cezayir Meclisini feshet­mek.

3  Belediye Konseyini dağıtmak   ve üç ay zarfında yeni azalar   tayin et­mek.

4  Polis ve adlî makamları yeniden teşkilâtlandırmak, yetkileri askerî ma­kamlardan mülkî makamlara naklet­mek ve esirleri serbest bırakmak.

5  Toprak reformu yapmak ve geniş araziler satın alınarak toprağı olmıyan köylülere dağıtmak.

6  Bugünkü askerî   masraflara na­zaran çok daha ucuza gelecek olan yi­yecek maddesi tevziine girişmek.

7  Eğitim  sistemini yeniden  teşki­lâtlandırmak.

Mendes France bu nutkunda, seçile­cek yeni Başvekilin Cezayir meselesi ile bizzat meşgul olması ve Cezayire gidip yerinde tetkiklerde bulunması gerektiğini belirtmiştir.

27 Aralık 1955

 Paris :

Edgar Faure'in dün kalabalık bir din­leyici önünde verdiği beyanatta temas ettiği başlıca noktalar şunlardır: İç politika meseleleri, bilhassa devlet müesseseleri ve reformlar, Fransız birliği topraklarında Fransız politika­sı,  başta  Cezayir olmak üzere Kuzey Afrika meselesi ve nihayet dış politi­ka meseleleri.

Ed|ar Faure, Fransayı doğrudan doğ­ruya alâkadar eden meseleler hakkın­da görüşünü uzun uzun izah ettikten sonra milletlerarası meselelere temas etmiş ve ikinci Cenevre konferansı­nın, ancak birincisinden sonra Ümit­lere kapılmış olanları sukutu hayale uğrattığını söylemiş ve demiştir ki:

Sovyet Rusya ile görüşmelere devam etmemiz lâzım geldiği kanaatindeyim, Sovyet siyaseti, bize bazen şaşırtıcı geliyor. Fakat batı politikası da bazı za­manlar şaşırtıcı olmamış mıdır?

Çinin Birleşmiş Milletlerde daima Formoza hükümeti tarafından temsil edileceğini düşünmek realizm eseri midir? İttifaklarımıza sadık kalalım ve meselâ silâhsızlanma bahsinde te­şebbüs ve yaratıcılık kabiliyeti göste­relim. Teneffüs ettiğimiz havanın, başkaları tarafından yapılan atom denemeleriyle zehirlenmemiş olması­nı istemek hakkımız değil midir? Atom silâhlarının ve atom denemele­rinin yasak edilmesi lâzımdır.

YANKILAR

Fransada buhran

3/KH/955 tarihli (Vatan) dan :

Fransada haftalardan beri devam eden Seçim Kanunu müzakeresi nihayet kabinenin 218 reye karşı 318 oyla ekal­liyette kalması ile neticelendi. Normal şartlar altında böyle bir vaziyette ka­binenin derhal istifa etmesi lâzım ge­lirdi. Bugünkü şartlar hükümete isti­fa etmemek ve Meclisi dağıtmak hak­kını vermektedir. Salâhiyeti veren 1946 tarihli anayasanın 51 inci mad­desidir. Bu maddeye göre iktidarda bulunan kabineler 18 ay zarfında iki defa ademi itimat reyi ile karşılaşır­sa hükümet, Cumhurreisinin de mu­vafakati ile, Meclisi dağıtmak hakkı­na maliktir. Geçen yıl iktidarda bulu­nan Mendes Fraztce kabinesi itimat reyi alamadığından istifa etmişti. Bu­günkü Edgar Faure kabinesi de iti­matsızlıkla karşılaşınca 51 inci mad­denin hükmü tahakkuk etti. Yani ka­bine, istifa edecek yerde, isterse Mec­lisi dağıtabilirdi. Kabine ikinci şıkkı tercih etti, Cumhurreisinin de muva­fakatini alarak Meclisi dağıtmaya ka­rar verdi.

Anayasa mucibince Meclis bu suretle dağıldıktan sonra asgarî 20, azamî 5.3


 

gün zarfında yeni seçimin yapılması lâzımdır. Seçim eski kanunun tayin ettiği şekilde yapılır. Binaenaleyh önümüzdeki seçim henüz mer'î olan kanuna göre yapılacaktır. Halbuki bu kanundan, hükümet de, partiler de memnun değildir. Seçimin eski tarz­da yapılmasının icabetmesi umumî bir hoşnutsuzluk doğurmuştur. Radi­kal Partisi, kendisinin bir uzvu olan Başvekili partiden ihraca karar ver­mek suretiyle hoşnutsuzluğunun de­recesini göstermiştir.

Fransızlar Meclisin feshinden hoşlan­mazlar. 1875 anayasası Cumhurreisine, âyanın muvafakatini aldıktan sonra, Meciisi dağıtmak salâhiyetini vermekteydi. Bu salâhiyeti, bir Cumhurreisi müstesna, en güç şartlar da­hilinde bile, kimse kullanmamıştır. Meclisi dağıtan Mac Mahon da uzun müddet mevkiini muhafaza edemedi, istifasını vererek çekilmeğe mecbur oldu.

Bugünkü vaziyet şöyle hulâsa edile­bilir: Fransada bir kabine buhranı yoktur, fakat mühim bir iç buhran vardır. Meclisin dağıtılması buhranı şiddetlendirmiştir. Buhranın geçirece­ği safhalar her tarafta merakla bek­lenmektedir.

Aralık 1955

  Londra :

İngiltere Dışişleri Vekâleti sözcüsü, İsrail hükümetinin ihtiyaçları olan si­lâhları ihtiva eden bir listenin İngil-tereye gönderilmediğini söylemiştir.

İsrailin Washington Büyükelçisi Abba Eban, dün Amerikada verdiği be­yanatta, hükümetinin ihtiyaç duyu­lan silâhların listesini Birleşik Ame­rika, İngiltere ve Fransaya sunduğu­nu belirtmesi üzerine, gazeteciler söz­cüden bu hususta malûmat istemiş­lerdir.

Aralık 1955

  Barrow (İngiltere) :

Dünyanın en büyük petrol sarnıç ge­misi ve İkinci Dünya Harbinden sonra İngilterede inşa edilen en büyük ti­caret gemisi bugün burada denize in­dirilmiştir. 47.750 ton petrol alabile­cek hacimde olan gemi, Basra körfezi ile İngiliz limanları arasında ham petrol taşıyacaktır.

  Londra :

Cambridge Üniversitesine mensup ilim adamları, kumaşlara musallat olan güvelerin kurtçuklarını Öldüren bir virüs keşfetmişlerdir. Keşfedilen virüsün başlıca kusuru, elbise kuru temiz­lemeye tabi tutulur veya yıkanırsa, virüs işe yaramaz hale gelmesidir.

3 Aralık 1955

 Londra :

İngiliz İşçi Partisi sol cenahı    lideri Aneurin    Bevan  dün    bir televizyon programında konuşmuş ve «Başvekil olsaydım, Ruslar hidrojen bombasına sahip oldukları anda İngilterenin gir­miş bulunduğu malî taahhütler ne olursa olsun, hidrojen bombası dene­melerini durdururdum» demiştir.

Diğer taraftan İngilterenin bu bom­banın ehemmiyetli bir.stokuna sahip olmasını temenni eden Bevan, insan­lık için büyük bir tehlike teşkil eden bu silâhlanma yarışından şikâyet et­miş ve şimdiki batı müdafaasını kâfi bulduğunu ifade ederek «Medenî bir yaratığm, bu bombaları atıp dünya­nın havasını zehirlemek sureti ile üstünlüğünü ispat etmek İsteyeceğini zannetmiyorum» demiştir.

Bevan nihayet son Cenevre konferan­sına da temas etmiş ve bu konferan­sın akamete uğramasından Sovyet Rusyanin olduğu kadar batılıların da mes'ul olduğunu işaret ederek, «Fa­kat, Ruslar dünyanın diğer devletleri arasında daha geniş bir temas ser­bestliğini reddettiklerinden dolayı çok kabahatlidirler» demiştir.

5 Aralık 1955

 Woodword (İngiltere) :

Sovyet idarecilerinin Asya memleket­lerini ziyaretleri sırasında yapmış ol­dukları batı aleyhtarı hareketleri ten­kit eden eski ingiliz Başvekili Sir Winstone Churchill, bunların «hayret verici bir manzara» arzettiğini söyle­miştir.

7 Aralık 1955

 Londra :

İngiliz Kraliyet Tıp Cemiyeti tarafın­dan neşredilen   bir   raporda,   tepkili uçakların sık sık kazaya uğramasına «beyin duvarının» aşılması sebep ol­maktadır, denilmektedir.

Raporda belirtildiğine göre, tepkili uçaklarla ses duvarının aşılması be­yinde şiddetli bir tazyik husule getir­mekte ve pilot bir müddet sonra uça­ğın kontrolünü kaybetmektedir.

Geçen ocak ayından beri 100 den fazla tepkili uçağın düştüğü nazarı itibara alınırsa insan beyninin fazla üsr'ate tahammül edemediği anlaşılmaktadır. Alimler bunu «beyin duvarının aşıl­ması» diye tarif etmektedirler.

 Londra :

Dışişleri Vekâleti sözcüsü, Doğu Al­manya tarafından çıkarılan nehir nakliyatı permilerini İngilterenin ka­bul etmiş olmasının, Doğu Almanyanın İngiltere tarafından tanınmasını ifade etmediğini söylemiştir.

Sözcü, Federal Batı Almanya hükü­metinin bu muamele tarzı üzerinde ekim ayı içinde uzun boylu durduğu­nu ve bunu esası bakımından kabul ettiğini ayrıca demiryollarında ve posta servislerinde buna benzer anlaş­maların hâlen mevcut olduğunu ilâve etmiştir.

 Londra :

Avam Kamarasının bugünkü oturu­munda İşçi Milletvekilleri İngilterenin İsraile karşı takındığı tavrı şiddetle tenkid etmişlerdir.

İşçi Milletvekillerinden Paget, komü­nist memleketler tarafından teslih edilmekte olan Arap devletlerine ya­pılan İngiliz silâh sevkıyatının derhal durdurulmasını talep etmiştir.

Bundan sonra kürsüye gelen Dışişleri Vekili Harold Mac Millan, İngilterenin İsraile karşı takip ettiği politika­da herhangi bir değişiklik olmadığı­nı, bu siyasetin 1950 yılı üçlü deklerasyonu çerçevesi dahilinde inkişaf etmekte olduğunu söylemiştir.

Cenevre konferansı sırasında, Arap devletlerine verilmekte olan Sovyet silâhları hakkında    Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Molotofa hiç bir şey sorup sormadığı hakkında sorulan bir soruya, Mac Millan, «Dünyanın bu bölgesinde girişilen silâh yarışının meydana getirdiği tehlikelere Molotof'un dikkat nazarını çektim» diye cevap vermiştir.

OrtaDoğu meseleleri konuşulurken Sovyetler Birliği Dışişleri Vekilinin nasıl bir hareket tarzı takınmış oldu­ğu hakkında bir İşçi Mebusun sordu­ğu soruya cevap veren İngiltere Dış­işleri Vekili, «Molotof'un bu alanda kendisinden beklenen samimiyeti ve açık kalpliliği göstermediğini» söyle­miştir.

  Londra :

Üzün yıllar İngiliz İşçi Partisinin ba­şında bulunmuş olan ve bugün parti­nin liderliğinden çekilmiş bulunan eski Başvekillerden Clement Attlee'e Kraliçe Elizabeth tarafından, memle­kete yaptığı hizmetlerden ötürü, Kont­luk payesi verilmiştir.

Aralık 1955

  Londra :

İngilterenin üyesi bulunduğu millet­lerarası İmar ve Kalkınma Bankası­nın bir kolu olan «Milletlerarası Malî Teşekküle» parlâmento dokunulmaz­lığı ve diplomatik imtiyaz tanıyan bir kanun dün akşam Avam Kamarasın­da kabul edilmiştir.

 Londra :

Bugün Avam Kamarasında'Almanya hakkında sorulan bir soruyu cevap­landıran İngiltere Başvekili Sir Ant-hony Eden, «İngiltere hükümetinin hedefi iki Almanyanm birleşmesi hu­susunda icap eden hususlara yardım etmek ve bu birleşmeyi gerçekleştir­mekten başka bir şey değildir» demiş­tir.

Aralık 1955

 Londra :

Yetkili    kaynaklardan    öğrenildiğine

göre, İngiltere Komünist Çini Birleşik Amerika ile müzakereleri hızlandır­mağa teşvik etmiştir.

Bildirildiğine göre İngiltere, Pekin Maslahatgüzarı Con O'Neill vasıtasiyle Komünist Cine Cenevrede yapılan müzakerelerin fazla askıda bırakıl­masının, Birleşik Amerikanın daha yüksek kademede bir konferansa razı olma şansını azaltacağını söylemiştir.

İngilterenin Komünist Cinden 10 ey­lül anlaşmasına uygun hareket ede­rek, mevkuf 14 Amerikalıyı serbest bırakmasını istediği zannedilmekte­dir. İngiltere ayni zamanda, Birleşik Amerikanın esirler tahliye edilmeden diğer meseleleri müzakere etmemesini haklı bulduğunu bildirmiştir.

 Londra :

Hindistanın son zamanlarda takınmış olduğu tavır İngiltere siyasî çevrele­rinde bazı endişeler doğurmuştur. Bu mahfiller, gerek İngiltere ve gerek Hindistanın millî menfaatleri ile alâ­kası bulunmayan yabancı unsurların tesiri altında meydana gelen olayların iki memleket arasındaki dostluk ve işbirliği havasına zararlı olduğunu be­lirtmektedirler.

Diğer taraftan, İngiltere Dışişleri Ve­kâleti çevrelerinde bu konuya doğru­dan doğruya temas edilmemekte ve Hindistanın millî gururunu rencide edecek her türlü tefsirde bulunmak­tan kaçınılın akta dır.

 Londra :

İngiliz Başvekili Sir Anthony Eden, enflasyonu önlemek gayesi ile İngilterede son zamanlarda alınmış olan sıkı tedbirlerin daha şimdiden müs­pet neticeler vermiş olduğunu ve İn­giliz lirasının değerinin hissedilir şe­kilde yükselmiş bulunduğunu beyan etmiştir.

İngiliz lirasının ve ihtiyatların sağ-lamlaşmış olduğuna işaret eden Eden, seçimlerde milletçe kabul edilmiş bu­lunan programın tatbikine hüküme­tin devam edeceğini belirtmiştir.

 Londra :

İngiliz hükümetinin teşkil etmiş ol­duğu bir murakabe komisyonu, dör­dü- Amerikan olmak üzere 14 şirketi, gizli anlaşmalara dayanarak İngilte-redeki otomobil lâstik fiyatlarını kon­trol altında bulundurmakla itham et­miştir.

Dokuz kişiden müteşekkil olan bu ko­misyonun hazırladığı ve üç sene de­vam eden araştırmalardan sonra Avam Kamarasına sunduğu bu rapor­da, bu 14 şirketin halkın menfaatma aykırı olarak hareket ettiği açıklan­maktadır.

Raporda, otomobil lâstikleri imal eden fabrikaların akdettikleri konferans­larda, lâstiklerin fiyatı hususundaki mevzuların ele alınmaması gerektiği belirtilmektedir.

İtham edilen fabrikalar arasında, Dunlop, Firestone, Goodeyar, İndia Tire Michelin ve Pirelli gibi tanınmış firmalar da mevcuttur.

12 Aralık 1955

 Londra :

Dışişleri Vekili Mac Millan bugün Öğ­leden sonra Avam Kamarasında Orta Doğu hakkındaki müzakereleri açarak şöyle demiştir:

«İki blok arasındaki mücadele şimdi Orta Doğuda devam etmektedir. Bu bölgede yeni bir drama şahit olaca­ğız. Esasen bunun vukua geleceği, bu mesele hakkında Cenevrede yaptığı­mız görüşmeler sırasında anlaşılmış­tır.»

Vekil Sovyetlerin yayılma siyasetine batıda son verdiğini, Sovyetlerin Avus-turyada tavizde bulunduklarını ve belki Doğu Almanyada da bulunacak­larını, Kore ve Hindicimde fiilî bir is­tikrar teinin olunduğunu hatırlattık­tan sonra şöyle demiştir:

«Bu şartlar dahilinde Sovyet tazyiki­nin Orta Doğuya çevrilmiş olmasına hayret etmeye mahal yoktur.»

Bunu müteakip Sovyetlerin Mısıra silâh vermelerinin «Bağdad Paktına bir cevap mahiyetinde» olduğu yolundaki iddiaları ele alan Vekil şöyle demiştir: «Bağdad Paktının gayesi Sovyetleri tehdit etmek değildi. Sovyetler bunu pekâlâ bilmektedirler. Pakt, Arap dünyasında ikilik yaratmak için de kurulmuş değildir. Aksine, bütün A-rap dünyasının bir gün buna iltihak edeceğini ümit etmekteyiz.»

Mac Millan'a göre, Rusların müdaha­lesi batılı devletlerin 1950 de yayınla­mış oldukları üçlü demece dayanan siyasetin temelini sarsmıştır. Vekil sözlerine şunları ilâve etmiştir:

«Bu şekilde yaratılmış olan tehditkâr durum batılıların İsraile silâh sevketmesiyle düzeltilemez. Asıl mesele, Filistin meselesinin kat'î olarak hal­lini sağlamaktır. Kanaatimce İsrailli­ler, Sir Anthony Eden'in sözlerini da­ha dikkatli bir şekilde tetkik ettikleri zaman, her uzlaşma fikrinin bazı fe­dakârlıkları gerektireceği ve bunun İsraile de şamil olacağı fikrini kabul edeceklerdir. Çeşitli teminat ve beya­nat listesine, taarruza karşı yeni bir teminatın ilâvesi faydasızdır. Asıl lâ­zım olan umumî bir anlaşmadır.»

 Londra :

Orta Doğudaki durum hakkında İngi­liz Dışişleri Vekilinin vermiş olduğu izahatı «muğlak» diye vasıflandıran İşçi Mebusu Hugh Dalton, «Washington'a gittiği vakit, İsrailin aleyhine olarak ikinci bir Münih projelerini beraberinde götürmesini ve bunları Eisenhower ile Dulles'e sunmasını Başvekile tavsiye ederim» demiştir.

Diğer taraftan yine İşçi Mebuslardan Emanue Shinwelî, aynı mevzuda şun­ları söylemiştir: «Her ne kadar tek­mil Orta Doğuyu hattâ belki de bütün dünyayı aleve saracak bir harp fikri­ni beğenmiyorsam da, şunu hiç utanç duymadan belirtmek isterim ki, İs­rail, bir taarruz karşısında kuvvetli bir mukavemet gösterebilecek durum­dadır.»

Akaba körfezine giden İngiliz gemile­rinin hareketinden Mısır hükümetini haberdar ettiği için Eden'i tenkid eden Shinıvell, «Mısırlı liderlerin ayağına kapanan Başvekilin yırtıcılığı nerede kaldı?» demiştir.

 Londra :

Avam kamarasında Orta Doğu duru­mu hakkında cereyan eden müzake­relerde son olarak söz alan Başvekil Sir Anthony Eden şunları söylemiştir:

«Eğer "barış içinde bir arada yaşama" formülünün muvaffak olması isteni­yorsa, bunun prensipleri her iki ta­rafça tatbik edilmelidir.

«Komünizm her gittiği yere hürriyet getirdiğini iddia ediyor. Hangi hürri­yet? Hamburg'da mı, Stettin'de mi, Brüksel'de mi, Varşova'da mı, Seylan veya Dış Moğolistan'da mı hürriyet vardır? İngilterenin, Birmanyahları günlük ekmeklerinden mahrum ettiği söyleniyor. Bu cümleyi sarfedenler muhakkak ki Colombo plânını işitmemişlerdir.»

Bağdad Paktına temas eden Başvekil bunu «dünyanın bu karışık bölgesinde komünizme karşı savaşta en iyi vası­ta» olarak vasıflandırmış ve demiştir ki:

«Bu pakt barışı temin için en iyi ça­redir. Başlıca vasfı geniş iktisadî im­kânlar bahşetmesidir, Bu suretle, âkit devletlerin ve pakta katılabilecek di­ğer bütün memleketlerin hayat sevi­yesini yükseltmeyi umuyoruz.»

Eden, İsrail _ Arap meselesinden bah­sederek, Guildhall'de yaptığı son be­yanatı hatırlatmış, «Bu söyledikleri­min bir kelimesinden bile vazgeçmiş değilim» demiş ve şunları ilâve etmiş­tir:

«Bir anlaşmanın zaruri olduğu kana­atindeyim. Böyle bir anlaşmaya varıl­ması için vakit geçirmeden gayret sarfedilmesi hakkında Amerika ile mutabıkız.»

İngiltere hükümetinin 1950 üçlü be­yanatına sadık kaldığını teyit eden Başvekil, İsrail bir Arap devleti tara­fından taarruza uğradığı veya İsrail herhangi bir Arap memleketine taar­ruz ettiği takdirde, İngilterenin, müt­tefikleriyle beraber, hücuma uğrayan

memlekete yardım, için harekete geç­meğe hazır olduğunu söylemiştir.

Eden, daha sonra, Orta Doğu durumu hakkında Sovyet hükümetinin görü­şünü öğrenmek üzere müteaddit de­falar Sovyetler nezdinde teşebbüsler­de bulunduğunu hatırlatmış, Sovyet­lerin cevabının cesaret verici olmadı­ğını söylemiş ve İsrail _ Arap ihtilâ­fının en büyük tehlikeyi arzettiğini, müzakerelere girişilmesi için gayret sarf edilmediği takdirde, bahis mev­zuu bütün bölgenin herhangi bir za­manda alev almak tehlikesi arzettiğini belirtmiş ve demiştir ki:

«Eğer başka memleketler arabulucu­luk yapmak isterse İngiltere bunu kıs­kanmaz, bilâkis kendilerine elinden geldiği kadar yardım eder. Vazifemiz, barış içinde yaşamaları pekâlâ müm­kün olan İsrail ile Arap devletleri arasında yakınlaşmayı kolaylaştırmak için her vasıtaya başvurmaktır.

  Londra :

İngiliz Dışişleri Vekâleti, İngiliz ordu­sundan arta kalan kullanılmış silâh­ların, Orta Doğu memleketlerine sev-kedUmekte olduğunu dün gece kabul etmiştir.

Londrada intişar eden bir gazete, İn­giliz emniyet tertibatında bir gedik bulan bazı fırsatçıların, İngiliz harp malzemesini gerek Mısıra gerek İsraile sevketmek çarelerini elde ettik­lerini ifşa etmiştir. Avam Kamarasın­da bir İşçi Mebusun bu husustaki su­alini cevaplandıran İngiliz Dışişleri Vekâleti Müsteşarı Turton, gayri as­kerî maksatlarla ihracatına müsaade edilmiş bazı malzemenin harp malze­mesine tahvil edilerek Orta Doğu memleketlerine sevkedildiğine dair raporlar alındığını açıklamıştır. Tur­ton, bu gibi halleri önlemek için hü­kümetin bazı tedbirler almakta oldu­ğunu sözlerine ilâve etmiştir. İşçi Me­bus, İngiliz ordusuna ait malzemenin Belçikaya ihraç edilip buradan da. Mısıra sevkedildiğini hükümetin bilip bilmediğini sormuştu.

14 Aralık 1955

  Londra :

Başvekil Eden,    Başkan Eisenhower'e ve Mareşal Bulganin'e, atom tecrübe­lerini tahdide matuf milletlerarası bir anlaşmaya varmalarını teklif etmesi­ni istiyen eski İşçi Mebuslardan John Strachey'e şu cevabı vermiştir:

Meclisten, atom bombası tecrübeleri hakkında milletlerarası bir anlaşma­ya varılması hususunda teşebbüse geçme zamanını seçmekte hükümeti serbest bırakmasını istiyorum, böyle bir teşebbüse geçmek zamanı gelince bunu derhal yapacağıma Meclis emin olabilir. Fakat bu işi anladığım şekil­de idare etmekte serbest olmalıyım, Bazı mebusların bu hususta izhar et­tikleri endişeyi anlıyorum.

Sir Anthony Eden, bu beyanatından önce ilk İngiliz atom infilâkının ne­rede ve ne zaman vuku bulacağı ve bu hususta Amerika ile İngiltere arasın­da yapılmış olması mümkün müzake­reler hakkındaki suale cevap vermeği reddetmiştir.

Rusyadaki muazzam teknik faaliyete mukabil İngilterede teknisyen kıtlığı bulunduğu hakkında Sir Winston Churchill'in geçenlerde Woodford'da yaptığı ikaza dair fikri sorulan Sir Anthony Eden, Churchill'in kanaatini tamamiyle paylaştığını ve teknik okul inşaatı için bu sene kredi nıikdarmı bir misli arttırarak bu duruma bir çare bulmayı tasarladığını söylemiş­tir.

Bunun üzerine eski İşçi Vekillerden James Callaghan, şimdiki Milli Eği­tim Vekilinin yerine Sir Winston Churchill'in tayin edilmesini, mebus­ların gülüşmeleri arasında teklif et­miştir. Toplantıya iştirak etmekte olan Churchill de gülüşmelere katıl­mıştır.

 Londra :

Bugün yapılan seçim sonunda, Clement Attlee'den açılan İşçi Partisi başkanlığına Hugh Gaitskell seçilmiş­tir. Sağ cenaha mensup olan Gaitskell'in bu seçimde başlıca rakibi Baş­kan Yardımcısı Herbert Morrison ve Aneurin Bevan'dı. Bilindiği gibi Morrison bu seçimi kaybettiği takdirde parti içindeki bütün vazifelerinden istifa edeceğini haber vermişti.

16 Aralık 1955

 Londra :

İngiliz Devlet Vekili Lord Reading, Lordlar Kamarasında verdiği bir be­yanatta, İsrail ile Arap memleketleri arasında mevcut ihtilâfa muhakkak surette ve derhal bir hal çaresi bu­lunması gerektiğini beyan etmiştir.

Orta Doğu hakkında yapılan müzake­rede söz almış olan Lord Reading, Sovyetler Birliğinin son zamanlarda Orta Doğuda girişmiş olduğu faaliyet karşısında, «herkesçe kabul edilebile­cek» bir hal çaresine varılması lüzu­muna İngiliz hükümetinin kanaat ge­tirmiş bulunduğunu belirtmiştir.

Lord Reading, bugünkü hal devam ettiği takdirde, İsrail ile Arap kom­şuları arasındaki hudut hadiselerinin gittikçe çoğalacağını ve neticede mevziî bir ihtilâf şeklinden çıkıp, ge­niş çapta bir savaş şekline dökülmesi ihtimalinin mevcut olduğunu kaydet­miştir.

 Londra :

«English Electric Company» tarafın­dan inşa edilen «P. 1» tepkili avcı uça­ğı, önümüzdeki sene dünya sür'at re­korunu kırmak üzere teşebbüse geçe­cektir. Bu rekor halen, Amerikan yar­bayı F. K. Everest'in elinde bulun­maktadır.

Daha şimdiden saatte 1.450 kilometre sür'atle uçabilen «P. 1» e, iki tepkili motor yerleştirildiği zaman sür'ati saatte 1.600 kilometreyi geçecektir.

  Londra :

«Laily Telegraph» gazetesi, 22 tank, 26 cip ve 5 zırhlı araba yüklü iki Mı­sır gemisinin pazar sabahı Anversden Mısıra hareket edeceklerini bil­dirmekte ve geçen eylül ayından beri Anvers'ten Orta Doğuya takriben 200 tank, 160 cip ve 70 kadar zırhlı keşif arabası gönderildiğini ilâve etmekte­dir.

17 Aralık 1955

  Londra :

Şerefine tertiplenen bir toplantıda söz alan sabık İngiliz Başvekili Sir Wins-ton Churchill, komünizmin artık ya­yılma kudretini kaybetmiş olduğunu ve komünizmin, vatandaşlarına fikir serbestisini tanımıyan kuvvetli kızıl hükümetler tarafından güçlükle yaşatılabildiğini beyan etmiştir.

  Londra :

«Daily Mail» gazetesinin bir yazısın­dan anlaşıldığına göre, İngiltere hü­kümeti, İsraile bir ihtarda bulunmuş ve Arap devletleri ile arasındaki sınır­da, tahrikçi faaliyetlere son vermediği takdirde, 1950 üçlü anlaşması gere­ğince İngiltere tarafından bu memle­kete yapılan silâh sevkıyatının durdu­rulacağını bildirmiştir.

18 Aralık 1955

 Londra :

İngiltere Hariciye Vekili Harold Mac Millan, dün akşam radyoyla yayınla­nan bir konuşma yapmış ve «Sovyet­ler, Orta Şarkta yeni bir silâhlanma yarışını teşvik etmekle Asyadaki so­ğuk harp siyasetini hâkim, kılmak is­temektedirler» diyerek sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Ruslar, muhtelif ırk ve dinden olan milletler arasına nifak sokacak bir dinin vaizleri gibi konuşmaktadırlar. Bu kampanyayı tesirsiz kılacak tek bir çare vardır: Hür Asya memleket­leri ile işbirliği yaparak tecavüze kar­şı müdafaamızı kuvvetlendirmek, bu memleketlerin iktisadî ve teknik kal­kınmasına yardım etmek ve yapmış olduğumuz anlaşmaları devamlı kıl­mak.»

Daha sonra Filistindekî duruma te­mas eden Mac Millan, batılıların, her iki tarafın, yani İsrail ve Arapların mutedil liderlerini ve şahsiyetlerini bir hal çaresi bulmağa ikna edebile­ceklerini ümit etmekte olduğunu be­lirtmiştir.

Dışişleri Vekili, sözlerinin basında, «Sovyetlerin, Almanları, komünist re­jimi kabul yahut reddetmek hususun­da serbest bırakmaya yanaşmadıkla­rını belirtmiş «Zira, Alman milletin­den ne cevap alacaklarını peşinen bilmektedirler» diyerek şöyle devam etmiştir:

«Ruslar, batılılardan, müdafaaları için ellerinde bulunan yegâne vasıta­yı yani atom bombasını, üstelik karşı tarafın da ayni şekilde hareket edece­ğine emin olmadan, terk etmelerini is­tiyorlar. Sovyetler tesirli hiç bir kon­trol sistemini kabule yanaşmıyorlar, zira, böyle bir sistemi kabul etmek, karşılıklı olarak, fabrikaları üniversi­teleri, laboratuarları ve tersaneleri serbestçe ziyaret etme imkânını ver­mek demek olacaktır. Ayrıca, doğu ile batı arasındaki temasın artmasını da istemiyorlar, zira gazeteler ve kitap­lar üzerindeki sansürü kaldırmak ni­yetinde değildirler. Bütün bu husus­lar, Rusların, bizim maddî imkânları­mızdan, kaynaklarımızın üstünlüğün­den, yahut istihsal kabiliyetimizden korkmalarından ileri gelmemektedir, onlar asıl bizim manevî hayatımızın üstünlüğünden korkmaktadırlar. Ken­di müessese ve doktrinlerinin bizim memleketimizde yapıldığı tarzda ten­kit, tetkik ve münakaşa edilmesini kabule  taraftar  görünmemektedirler.

 Londra :

Clement Attlee'nin istifasından sonra İşçi Partisinin basma getirilmiş olan Hugh Gaitskell, bugün ilk siyasî nut­kunu söylemiş ve hükümetin İsraile ve Güney Doğu Asya memleketlerine karşı takip ettiği politikayı şiddetle tenkid etmiştir.

İşçi Partisinin yeni lideri İsrail hak­kındaki düşüncelerini şu noktalarda toplamıştır:

1  Üç batılı devlet İsraile vermiş ol­dukları teminatı yenileyip bu memle­kete yapılacak olan her tecavüze kar­şı koyacaklarını açıklamalıdırlar.

2  İngiltere ile Ürdün    arasındaki tdafüi pakta müşabih bir anlaşma­nın da   İsrail   ve İngiltere   arasında meydana getirilmesi icap etmektedir.

Bundan sonra Hugh Gaitskell, İngil­tere Başvekili Sir Anthony Eden'i Arap dâvasını benimser görünmekle itham etmiştir.

İşçi Partisi lideri Sovyet devlet adam­larının Güney Doğu Asya memleket­lerine yaptıkları seyahate temas et­miş ve bu memleketlerin Sovyet safı­na geçmeleri tehlikesi bulunduğunu belirterek burada yaşayan halka ya­pılan iktisadî yardımın arttırılması gerektiği üzerinde durmuştur.

  Londra :

Dışişleri Vekâleti sözcüsü bu sabah verdiği beyanatta şöyle demiştir:

İsraillilerin Taberiye gölü bölgesinde giriştikleri taarruz hakkında Suriyenin Güvenlik Konseyinde şikâyette bulunmasını İngilterenin desteklemiş olması, İngiltere hükümetinin taraf­lardan herhangi birinin alacağı ka­rarları muhakkak kabul edeceği mâ­nasına gelmemektedir.

Sözcü, bu beyanatı, bir gazetecinin sorduğu şu suale cevaben vermiştir: İngilterenin, Suriyenin şikâyetini des­tekleme kararı, İsrailin Birleşmiş Mil­letlerden çıkarılması ve bu memlekete karşı iktisadî cezalar tatbiki hakkın­daki Suriye talebini de müsait karşılı-yacağmı tazamraun etmekte midir?

  Londra :

Sudan Mebusan Meclisinin «Sudanın hükümran bir Cumhuriyet olarak ilân edilmesi» hususundaki kararını İngil­tere bugün kabul etmiştir,

İngiliz Dışişleri Vekâletinin bu gece yayınladığı bir demeçte Sudan parlâ­mentosunun bağımsızlık hususundaki kararının memnunlukla karşılandığı belirtilmekte ve İngiliz hükümetinin bu kararı tatbik mevkiine koymak için alınması gerekli tedbirler husu­sunda Mısır hükümetiyle istişarelerde bulunduğu ilâve edilmektedir.

20 Aralık 1955

 Londra :

İngiliz Dışişleri Vekâletinin bir sözcü

ilgilenmesi şartiyle kabul edebileceği­ni bildirmiştir. Rus notası halen tet­kik p d ilmektedir.

Aralık 1955

  Fort Polk (Louisiana) :

Louisianada yapılan ve «Sagebrush» adı verilen büyük atom manevraları sırasında 32 subay ve er Ölmüştür. Manevralara 140.000 er katılmıştır.

  New-York (Birleşik Amerika);

Halen kanun dışı ilân edilmiş bulu­nan Amerikan Komünist Partisi li­derlerinden William Marron, dün po­lise teslim olmuştur. Bir zamanlar Komünist Partisinin New-York eya­leti şubesinin birinci sekreteri olan Marron, 1951 yılı haziranında muha­keme edilerek hapse mahkûm, edilen komünist liderlerinden biridir. Mar-ron'un tevkifi ile, dört sene evvel mahkûm edilen bütün komünistler ele geçmiş olmaktadır.

Amerikan Komünist Partisinin polis tarafından aranılan diğer iki mühim lideri, partinin umumî meseleler kıs­mı sekreteri Fred Fine ve güney böl­gesi müdürü James Jackson da, ge­çen hafta içinde tevkif edilmişlerdi.

 Berlin :

Amerikan askerî makamları bir Rus üsteğmeninin siyasî mülteci olarak Batı Berline sığındığını resmen bildir­mişlerdir. İvan Vaceloviç adındaki bu Rus subayı Amerikan bölgesindeki Wannsee'de teslim olmuştur.

Aralık 1955

  Washington :

İsrail Dışişleri Vekili Moshe Sharett, Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles ile dün iki saat kadar görüşmüştür. Bu görüşmede Dışişleri Vekâleti Orta Doğu İşleri Yardımcısı George Ailen ile İsrailin Washington Büyük Elçisi Abba Eban da hazır bulunmuştur.

İsrail Dışişleri Vekili, görüşmeden sonra basma verdiği beyanatta, İsra­il ile Arap devletleri arasındaki ih­tilâfın barışçı bir şekilde halli im­kânları hakkında geniş bir görüş te­atisinde bulunduklarını fakat hiç bir neticeye varmadıklarını söylemiş ve Dulles ile aynı zamanda İsrailin silâh talebim de incelediklerini ilâve etmiş­tir.

Sharett, gazetecilerin sordukları su­allere cevaben, İsrailin toprakların­dan en ufak bir parçayı dahi verme­meye azmettiğini fakat Arap devlet­leriyle bir barış antlaşması dahilinde ufak hudut tashihlerini nazarı itiba­ra almaya hazır olduğunu bildirmiş­tir.

Pazartesi günü İsraile dönecek olan Sharett, hareketinden önce Dulles ile bir kere daha görüşmeyi umduğunu, dönüş seyahatinde Avrupaya da uğra­mayı tasarladığını belirtmiş fakat İn­giliz ve Fransız meslekdaşlariyle gö­rüşüp görüşmiyeceği sualine cevap vermeyi reddetmiştir.

İsrail ile Arap devletleri arasındaki ihtilâfın halli ihtimallerinin kanaa-tince ne olduğu sualine, Sharette, ba­zı Amerikan gazetelerinin geçenlerde bu hususta izhar ettikleri iyimserliği paylaşmadığına işaretle, bunun, Arapların iyi niyetine bağlı olduğunu söylemiş, şimdiye kadar böyle bir iyi niyet eserine şahit olmadığını belir­terek, «Bakalım şimdi Mısırın elde ettiği silâh üstünlüğü barış lehinde bir rol oynıyacak mı?» demiştir.

8 Aralık 1955

 Washington :

Amerikanın 1 temmuz 1956 dan 30 Haziran 1957 ye kadar olan yeni ma­lî yıl için askerî bütçesi geçen sene-kinin aynı yani 34 milyar olarak ka­la çaktır.

Umumî mahiyette olan bu karar, Baş­kan Eisenhower ile Savunma Vekili Charles Wilson, Müşterek Kurmay Heyetleri Başkanı Amiral Arthur Rad-ford ve Savunma Vekâletiyle    Bütçe

Dairesinin yüksek memurları arasın­da Gettysburd'da yapılan konferans­larda alınmıştır.

Kongreye sunulacak olan bu bütçe, Amerikanın kara, deniz ve hava kuv­vetlerinin modernleştirilmesi prog­ramlarının idame edileceğini göster­mektedir. Klâsik kara kuvvetlerine mukabil, hava kuvvetlerinin arttırıl­masını gözönünde tutan bu program­lar 1953 ve 1954 senelerinde bizzat Eisenhower'in idaresinde hazırlanmış­tır.

Bu hususta hatırlatıldığına göre, Amerikan askeri bütçesinin şumülü ve prensipleri, geçen temmuzda Cenev-rede yapılan Başvekiller konferan­sından hiç olmazsa bir sene evvel, yani milletlerarası gevşeme henüz başlamamış olan bir devreye atfcir.

Demek oluyor ki Eisenhower idaresi, Washingtonda «Cenevre sükûtu ha­yali» olarak vasıflandırılan konfe­ranstan sonra askerî tasarılarını oldu­ğu gibi muhafaza etmekte, bununla beraber, beş sene evvel yani Kore harbi esnasında kararlaştırılmış olan askerî hazırlıkların tacili gibi prog­ramlara müracaat edilmemektedir.

Bu şartlar altında Eisenhower idare­sinin tasarladığı askerî krediler şu iki mülâhazadan mülhem olarak kal­maktadır :

1  Askerî  kuvvetleri  devamlı     bir şekilde  modernleştirerek  âzami     gü­venlik temin etmek ve hava kuvvet­lerini tedrici surette arttırmak,

2  Bütçenin  heyeti     umumiyesinin  muvazenesini    bozmamak için    aşırı masraflardan kaçınmak.

İnanılır kaynaklardan verilen ra­kamlara göre-, Amerikanın faal kuv­vetlerinin mevcudu 2.800.000 olarak muhafaza edilecektir. Derpiş olunan programlara göre hava kuvvetleri, 1957 temmuzuna kadar 127 filodan 137 ye çıkarılacaktır. Buna, yeni tip bombardıman ve avcı uçakları ilâve edilecektir.

Teyit .edildiğine göre, Amerikan kara ordusunun modernleştirilmesi    radyo ile güdülen mermilerin arttırılması şeklinde olacaktır.

 New-York :

Kara Orduları Genel Kurmay Başkanı General Maxwell Taylor, Pearl Harbour baskınının 15 inci yıldönümü münasebetiyle yapılan bir toplantıda, dünyada gerginliğin izale edilmiş ol­duğu zehabını uyandırmağa muvaf­fak olan mütecaviz devletin, âni bir hücuma geçmek suretiyle çok büyük avantajlar sağlıyabileceğini ifade ederek demiştir ki:

«Bizim gibi bir demokraside âni bir hücuma karşı mutlak bir müdafaa te­min etmek oldukça müşküldür. Fakat bazı ihtiyat tedbirleri almak suretiyle, «Makul bir garanti» temin edilebilir. Bu tedbirlerin iki noktada hülâsası mümkündür:

Kuvvetli düşmanlarımızın asker mev­cutları ve ellerindeki imkânlar hak­kında essalı malûmat almak ve ko­münistleri dünyanın zayıf noktaların­da tecavüze geçmekten alıkoyacak askerî ve siyasî plânlar hazırlamak.»

Bu arada, bazı beynelmilel anlaşma­lara da bir derece güvenmek lâzım geldiğine işaret eden General Taylor sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Kara kuvvetleri Genel Kurmay Baş­kanlığına tâyin edildiğimden beri, hür dünyanın hudutlarını kemiren «Küçük harbler» tehlikesinin gittikçe artmak­ta olduğunu müteaddit defalar ifade etmek mecburiyetinde kaldım. Atom silâhları ile mukabele imkânlarımız arttıkça, herhangi bir mütecavizin u-mumî bir atom harbine götürecek he-sapîı faaliyetlerde bulunması ihtimali de azalmaktadır. Üstelik böyle bir harbin intihar sayılacağı ve galip ve mağlûbunun bulunmıyacağı da anla­şılmıştır.»

9 Aralık 1955

 New-York :

Dışişleri Müsteşarı Yardımcısı Robert Murphy, dün akşam verdiği beyanatta «İkinci Cenevre Konferansının ne­ticeleri, içinde yaşadığımız ciddî ha­kikatleri bize yeniden hatırlattı» de­miş ve Mareşal Bulganin ile Kruşçefin Hindistan içindeki seyahatleri es­nasında, Asyalıları, Batılılara zarar verecek şekilde övmek, Batı ile Doğu araşma nifak sokmak ve Batılı dev­letlere taarruzlarda bulunmak için hiç bir fırsatı kaçırmadıklarını be­lirtmiş ve Sovyet Rusyanın hâlen gi­rişmiş olduğu kampanyanın, henüz herhangi bir taraf tutmamış olan dev­letlere yöneltildiğini ve batının kollektif güvenlik sistemini baltalamaya matuf olduğunu söylemiştir.

 Chicago (İllinois): .

Dışişleri Vekili Foster Dulles, İllinois Eyaleti Sanayiciler Cemiyetinde dün akşam verdiği beyanatta şunları söy­lemiştir :

Batı dünyası, milletlerarası komünizm ile hürriyet arasındaki mücadelede beliren yeni safhaya karşı koymak, için tesanüdünü muhafaza ve takviye etmelidir.

Batı Dünyası, diğer taraftan, yeni bir tecavüzü önlemek için «Misilleme kuv­veti» ni muhafaza etmelidir.

Amerikanın dış siyasetinin hedeflerin­den biri, haksızlıkları telâfi etmek, yani esir devletlerin serbest bırakıl­masını temin etmek ve Almanyayı bir­leştirmektir.

Kuvvetimizi delil göstererek haksız­lıkları bizzat telâfi etmeğe çalışmıyacağız, fakat bu haksızlıkları dur­madan açığa vurmaktan geri kalmıyacağız. Bu suretle dünya efkârının kuvvetini ortaya koyarak onun niha­yet hedefine varmasına yardım ede­ceğiz. Bu hedefe varılacaktır, zira hiç bir devlet, kuvveti ne olursa olsun dünyanın gittikçe artan mânevi tak­bihi karşısında kayıtsız kalamaz.

Dünya efkârının bu bahsettiğim kud­reti Avusturyanın bağımsızlığına ka­vuşmasına yardım etmiştir. Almanyanın birleştirilmesine gelince, tıpkı Avusturya meselesine benzer bir mese­le karşısındayız.

Bundan sonra Avrupa birliği mesele­sine temas eden Dulles, bu kıtaya yaptığı son seyahat esnasında, kö­mür, çelik birliği gibi teşekküller le­hindeki hareketlerin gittikçe zemin kazanmakta olduğunu görmekten memnuniyetini belirtmiş ve «Bu ha­reket, kuvvetini ilgili devletlerden al­malıdır, Amerika bu harekete büyük bir ilgi göstermekte ve icabında ken­disini desteklemeğe hazır bulunmak­tadır» demiştir.

Kâfi derecede gelişmemiş memleket­lere karşı Amerikan siyaseti bahsinde Dulles, bu meseleyi evvelâ Sovyet Rusyanın bu gibi memleketler halkı­nın emel ve isteklerini «İstismar» i-çin sarfetmekte olduğu gayretler ışı­ğında mütalâa ederek bu hususta pa­niğe kapılmak için sebep olmadığını söylemiş ve demiştir ki: «Sovyet Rus­yanın son zamanlarda Asyada sarfettiği gayretler