24.10.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ekim 1955

İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 17'de hükümetimizin davetlisi olarak şehrimizde bulunan General, Siyâsi Başkanlığındaki İran Askerî heyetini kabul etmiştir.

Bu kabulde Edkânı Harbiyei Umumi­ye Riyaseti Harekât Başkanı Korgene­ral Salih Coşkun hazır bulunmuştur.

İstanbul :

Dost ve kardeş Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallal maiyetiyle birlikte gayrı resmî olarak üç gün kalmak ü-zere bugün saat 15 30'da hususî uçağı ile İstanbul'a gelmiştir.

Dost ve kardeş Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallal Yeşilköy Hava Meydanında Başvekil Adnan Mende­res, .Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sa-rol, İstanbul Valisi ye Belediye Reis Vekili Prof. Gökay Ürdün Büyük El­çisi Şerif Abdülmecit, Merkez Kuman­danı, Hariciye Vekâleti Protokol U-mum Müdürü Şemşeddin Mardin, se­faret erkânı ve basın mensupları tara­fından karşılanmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, Devlet Ve­kili Dr. Mükerrem Sarol ile İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay Majeste Krala, İstanbul'da ikamet edeceği Hilton Oteline kadar refakat etmişlerdir.

Ankara :

Türkiye, Kanada'dan ehemmiyetli mik tarda munzam Sabre Jet uçakları ala­caktır. Malûm olduğu veçhile, bu tay­yareler, geçen sene Kanada tarafından temin edilen ve teslimi tamamlanmış bulunan miktarı hayli yüksek Jet uçaklarına ilâveten verilmektedir.

Evvelce, olduğu gibi, her tayyare ile birlikte yedek parçaları da temin edil­mektedir. Ayrıca, ahiren mühim mik­tarda T 34 Mentor eğitim tayyare­sinin birer senelik yedek parçaları ile birlikte Türkiye'ye verilmesi de kabul edilmiştir. Bütün bu tayyareler, Kana­da karşılıklı yardım programı gereğin­ce, Kanada'nın Türkiye ve diğer Nato memleketlerine temin ettiği geniş öl­çüde kara, deniz ve hava askerî teçhi­zatının bir cüzünü teşkil etmektedir. Kanada karşılıklı yardım programının mühim bir veçhesi de, muhtelif mil­letlere mensup pilotların ve bu arada ehemmiyetli sayıda Türk pilotunun, Kanada'da eğitim görmelerini sağla­masıdır. İçinde bulunduğumuz eğitim yılında Kanada'da eğitim görecek Türk pilotlarına 86 kişilik bir kontenjan tah sis edilmiştir. 1 Temmuz 1956 tarihin-den itibaren başlayacak olan pilot kon tenjanı, eğitim yılında 120 Türk hava­cısının eğitimini sağlayacak şekilde genişletilecektir. Gerek türkiyeden ge­rek diğer Nato memleketlerinden eği­tim görmek üzere Kanada'ya giden pi­lotlar orada bir seneden fazla kalmak­ta ve böylece Nato'ya dahil müttefik­lerini yakından tanımak fırsatım bul­maktadırlar. Kanada'nın sağladığı u-çaklar ve diğer askerî teçhizat yardımı Kadar, Türk pilotlarının Kanada'da eğitim görmeleri de Nato işbirliğinin ve tecavüzü önlemek hususundaki müş­terek gayenin bariz bir delilidir.

 İzmir :

Dün İzmir'e gelmiş olan Akdeniz Müt­tefik Kuvvetleri Başkumandanı Ora-miral Sir Guy Grantham, bugün saat 15'de Savarona Okul Gemisinde bir ba­sın toplantısı yaparak, Medflex Cham­pion tatbikatı ile Akdeniz Müttefik Kuvvetleri Başkumandanlık Karargâ­hının vazifeleri ve çalışma sistemi hak kında geniş malûmat vermiştir.

Türk Deniz Kuvvetleri Kumandanı Oramiral Sadık Altmcan, Donanma Ku­mandanı Tümamiral Fahri Korutürk, Malta Karargâhından Kurmay Başka­nı Hava Mareşali Sir Reynolds, eği­tim Dairesi Başkanı, İtalyan Amirali Calamai ve Tuğamiral Şeref Karapı­nar'ın hazır bulunduğu bu toplantıda Sir Guy, Kumandanlık Erkânım, ba­sın mensuplarına takdim ettikten son­ra son Medflex Champion tatbikatında elde edilen başarıdan dolayı duyduğu memnuniyeti izhar etmiştir.

Oramiral Grantham ezcümle şunları söylemiştir:

"Akdeniz'de yapılan bu gibi tatbikat, bizim umumî doktrin diye isimlendir­diğimiz anlaşmayı temin ettiği için çok faydalı olmaktadır, :bu tatbikatlar­da Atom silâhlarının kullanılması muh temel bir harpte, gemilerle umum ku­mandanlık arasında muhaberat kesil­diği an, her gemi kumandanının ken­di inisyatifini kullanarak ne yapacağı nı bilmesini sağlamaktadır.

Oramiral Grantham, Akdeniz'deki Nato manevralarına başlanalı henüz iki yıl olmasına rağmen, büyük terakki kaydedildiğini belirttikten sonra, son Medflex Champion tatbikatım kısmen idare etmiş olan Oramiral Sadık Al­tmcan'm Kumandanlığını övmüş ve gazetecilerin bazı suallerini cevaplan­dırmıştır.

Sir Guy burada, Vurucu Kuvvet ismi­ni taşıyan Akdeniz'deki Altıncı Ame­rikan Filosunun kendi kumandası al­tında olmayışını bu filodaki uçak ge­mileri Atom silâhları taşıdıkları için Amerikan kanunlarınca sade Ameri­kan Millî Komitesinin kontrolü altın­da bulunmaları lâzım geldiği hususu­nu belirtmiştir.

Oramiral Grantham, ayrıca, Akdeniz-deki kuvvetlerin doğrudan doğruya Millî Kumandanlıklar emrinde olduk­larını, Malta'daki Müttefik Kuvvetle­ri Başkumandanlığının ise, sadece muh telif kuvvetler arasındaki işbirliğini teminle vazifeli bulunduklarını bildir­miştir.

Sir Guy Grantham'm konuşmasını mü teakip, Hava Mareşali Sir Reynolds söz alarak, Akdeniz Müttefik Kuvvet­leri Başkumandanlığının havacılık ba­kımından karşılaştığı meseleleri izah etmiştir.

- İstanbul :

Pazartesi günündenberi çalışmalarına devam eden Beynelmilel Onuncu Yol Kongresi bugün saat 16.30 da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde yapılan bir merasimle, Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu'nun bir nutku ile kapan­mıştır.

Bugün öğleden sonra Kongre Umumî Heyeti saat 15.00' de Fen Fakültesi Konferans Salonunda toplanmış ve kongre seksiyonları tarafından ve müşterek çalışmalarda esasları tespit edilen hususlar ve karar suretleri bir defa daha gözden geçirilmiş ve nihai kararlar [ekseriyetle   alınmıştır.

Kongrenin bu çalışmasını müteakip kapanış merasimi yapılmıştır. Kara­yolları Umum Müdürü Daniş Koper'in yapmış    olduğu     konuşmadan     sonra

kongreye iştirak eden 37 millete men­sup Delegasyon Başkanları birer ko­nuşma yaparak kongre hakkındaki ih­tisaslarını bildirmişler, kendilerine gösterilen hüsnü kabul ve alâkadan dolayı Türk Hükümetine Ve Türjs Or­ganizasyon Komitesine teşekkür et­mişler, dünyanın en güzel şehirlerin­den biri olan Istanbulu görmeK, kong­reden sonra Anadolu'da gezinti yapa-bıımeK fırsatını bulabildiklerinden do­layı duydukları sevinci ifade etmiş­ler ve Türkıyenin iktisadî ve Sınai kalkınmasını belirtmişler, Türkiyenm Avrupa ile Asyayı birleştiren bir köp­rü olduğunu, Beynelmilel, Kültürel ve meaenı münasebetleri temin başımın-dan oynadığı büyük rolü tebarüz et­tirmişler, istanbul gibi tarihi bir şeh­rini medeniyet abideleri ve güzel sa­nat eserleriyle süslemiş olan Türkiye-yi tebrik etmişlerdir.

Müteakiben Yol Kongreleri Beynelmi­lel Daimi Cemiyeti Reisi A Rumpler, bir hitabede bulunmuş ve bundan son ra Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu al­kışlar arasında Beynelmilel Onuncu Yol Kongresinin kapanış nutkunu irad etmiştir.

Kemâl Zeytinoğlu bu nutkunda demiş tir ki:

"Beynelmilel Onuncu Yollar Kongre­sinin muhterem azaları Bayanlar Bay­lar.

Pazartesi günündenberi devam eden kongre çalışmaları bugün sona ermiş bulunuyor. Bu çalışmalar ile karayol­ları tekniğinin ve idaresinin ana mev­zuları üzerinde çok kıymetli müzake­relerin muhassalasım teşkil eden ka­rarlara varılmıştır. Bu kararlar mu­vacehesinde Onuncu Beynelmilel Yol Kongresinin, yol ilminin inkişafında mühim bir basamak teşkil ettiğini ifa­de etmek isterim. Esasen, kongreye arzedilen teknik komite raporları da gayet vukuflu ve takdire lâyık bir şs-kilde hazırlanmış  bulunuyordu.

Bayanlar, Baylar,

Sizleri kısa bir zaman için dahi olsa aramızda görmekten mütevellit mem­nunluğumuz, büyük olmuştur. Dünyanın her tarafından gelmiş olan siz seç­kin mümessiller insanlığa daha iyi hiz met edebilmenin çarelerini araştırmak için kıymetli vakitlerinizi hasrettiniz ve bu kongreyi mümtaz ve müstesna bir   hâdise   olarak   ebedileştirdiniz.

Bu vesile ile kongre çalışmalarının istikametini aydınlatan Ve nihai karar larm kıymetini yükselten gayretli, ve­rimli ve canlı mesailerinden dolayı ge­rek Millî ve gerekse umumî raportör­lere en samimi teşekkürlerimi arzet-mek isterim.

Ayni suretle çok mesuliyetli vş yoru­cu olan vazifelerini büyük bir dirayet­le idare eden Reis Vekillerine, kongre­nin organizasyonunda ve bürolarında feragatle çalışarak, kongrenin aksama dan devamını sağlıyan bütün arkadaş­larıma ayrı ayrı teşekkür ederim:

Bu kongre beynelmilel yol kongreleri cemiyetinin muvaffakiyetli, kongreleri silsilesine bîr halka daha ilâve etmiş­tir.

Bu toplantının muvaffakiyet zeminini hazırlayan idare heyetine ve onun de­ğerli başkanı Mösyö A. Rupler'e tak­dirlerimi sunaiken hissiyatımızın bir ifadesi olmak üzere Türk hükümeti­nin armağanı birer plâğı Mösyö A. Rupler'e ve onun enerjik sekreteri Mösyö Naud'ya takdim etmek istiyo­rum.

Baylar   Baylar,

Kongre çalışmalarımız burada sona er mistir. Hepinize gerek Türkiye dahi­lindeki gezilerimizin gerekse avdet seyahatlerinizin, faydalı, neş'eli ve se-lâmetli geçmesini temenni ederim. Ve onuncu beynelmilel yollar kongresinin kapanmış olduğunu ilân eylerim."

Diğer taraftan beynelmilel yol kongre­si münasebetiyle, beynelmilel yol kong releri cemiyeti idare heyeti reisi A. Rumpler ile sekreteri M. Naud'ya bi­rer büyük tabak hediye edilmiştir.

2 Ekim 1955

 Ankara  :

Reisicumhur Celâl Bayar İran'a yap­tığı resmî ziyaretten avdet ederken, Alâ Hazret Muhammet Rıza Şah Pehlevi'ye Diyarbakır'dan şu telgrafı gön­dermişlerdir:

"Güzel memleketinizde geçirdiğim u-nutulmaz günlerden sonra memleketi­me dönerken duymakta olduğum mu­habbet ve şükran hislerini Zâtı Şehin şahilerine bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Kardeş İran'da bulunduğum şırada bütün İran Ricali ve haıkı tarafından bana karşı gösterilen ve müteşekkir olduğum samimî hüsnükabulü, yalnız necip milletinizin fıtrî misafirperverli­ğine değil, aynı zamanda milletlerimiz arasında mevcut olan ananevî kardeş­liğin ve dostluğun yeni bir hız almış olmasına atfediyor ve bundan büyüK meserret duyuyorum.

Memleketlerimizin selâmeti ve sulhun korunması için her sahada yapmamız, mukadderatımız icabı olan sıkı işbir­liği yolunun bu ziyaretim esnasında açılmış olması beni ayrıca bahtiyar etmektedir.

Zâtı Şehinşahileriyle bizzat tanışmak­tan duyduğum büyük zevk ve yüksek meziyetlerinizin ve memleketinizde ba sardığınız ve başarmakta olduğunuz büyük işlerin hayranlığı içinde, en sa­mimî sevgi ve şükran hislerimi arzeder, size sıhhat, afiyet ve muvaffaki­yet ve asil milletinize refah ve saadet­ler dilerim. Celâl Bayar İran Şehinşahı Alâ Hazret Muham­met Rıza Şah Pehlevî Reisicumhuru­muzun bu telgrafına aşağıdaki telgraf­la mukabele etmiştir:

Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru

Ankara

Ekselansınızın Diyarbakır'dan bana göndermek îütfunda bulunduğu nazik telgraf beni fevkalâde mütehassıs et­miştir. Bu telgrafta gerek şahsıma ge­rek İran miletine karşı izhar edilen dostluk hissiyatından dolayı en sami­mî teşekkürlerimi size ifadeye müsa-raat ederim. Kaderin İran ile Türki­ye'yi bağladığını teyid etmekte ekse­lansınız haklısınız.Babamın Büyük Atatürk ile buluşması üzerine açılan semereli işbirliği devrinin,' İran'a yap­tığınız ziyaret ile muazzam bir hız alacağmdan eminim. Bu derece arzu e-dilmiş olan ziyaret iki memleket ara­sındaki itimat ve samimiyet münase­betlerinin gelişmesine geniş ölçüde yardım edecektir.

Ekselansınızın ziyareti hatırası kal­bimde daima nakşedilmiş olarak ka­lacaktır. Bu vesile ile samimî ve kar­deşçe dostluk hissiyatımı bir kere da­ha teyid eylerim.

Muhammet Rıza Pehlevî

 Biga

iki gündenberi Çanakkale'nin Ezine, ve Ayvacık ve Bayramiç kaza ve köy­lerinde tetKiklerae buıunan, jbu arada Bayramiç'de bu sene ikmâl edilen dört ilkokulun açılma merasimini ya­pan Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat beraberinde Çanakkale Valisi Cemal Tarlan iie Demokrat Parti II Başkanı Müjdat Bingöl Çan İlçelerini ziyaret etmiştir. Vekil Yenice'de inşa­sına başlanacak olan elli dükkanlı es­naf çarşısının, Çan'da da yeniden ya­pılacak olan İnhisarlar binasının te-melatma ve inşası sona eren Orta Okulun açılma merasimlerinde hazır bulunmuştur.

Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat, her iki kazada da çok kala­balık bir halk topluluğu huzurunda yaptığı konuşma ile 18 Mart 1953 ta­rihinde vuku bulan büyük zelzele fe­lâketini takip eden bir buçuk sene gi­bi kısa bir zaman içinde suyu, elek­triği, kanalizasyonu, yolu ve hükümet konaklariyle İlk ve Orta Okul ve Be­lediye binalariyle bütün Hükümet da­irelerinin baştan (başa yeniden imarı hususunda Hükümet tarafından sarf edilen ve miktarı yedi milyona baliğ olan maddi fedakârlığa temas ile kö­tülüğü misal olarak göstermek isteme­mesine rağmen Erzincan felâketinin husule getirdiği zararların zamanında giderilmemesinden doğan ızdırapları hatırlatarak D. P. iktidarının muhte­lif sahalardaki faaliyetlerinden misal­ler vermiş ve bu güne kadar teşebbüs edilmiş bulunan faaliyetlerden bekle­nilen büyük kalkmdırıcı neticelerin 1956 senesi içinde elde edileceğini söy­lemek suretiyle geniş izahlarda bulun­muştur. Halkm gittikçe çoğalan heye-

canı karşısında "bugüne kadar devam eden şimdiden sonra da daha hızlı bir şekilde devam edecek olan hükümet faaliyet ve muvaffakiyetlerinin en mühim ve kuvvetli sebep ve amilinin halk ile iktidar arasındaki karşılıklı itimad ve muhabbet olduğunu ve bu itimad ve muhabbetin artması nisbe-tinde başarılacak muvaffakiyetlerin de çoğalmasının tabiî bulunduğunu uzun boylu izah eden Vekil sözü mu­halefet partilerinin çalışmalarındaki metodlara intikâl ettirerek aynen şun­ları söylemiştir:

"Muhterem vatandaşlarım, demokrat partili olarak millet ve memleket ida­resinde mesuliyet tpkabbül etmiş bulu nan muhtelif arkadaşlarımızın zaman zaman ifade etmiş oldukları veçhile demokratik bir nizamda dürüst ve na­muslu çalışmak kavıt ve şartı iip mu­halefetin de vucüdü şarttır ve Matlup­tur.

"Kanunların verdi&i imkân ve selâ-hivetleri do&ru ve dürüst kullanan ik­tidar tarafından vucüde getirilen eser ve faaliyetlerden beyenilmiyenleri tes bit ederek sebeDİeri izah etmek ve icap ederse kendi mümasil İcraatları­nın daha ivi olacağını ifadP evlemek surptivle yanılacak herhangi bir mu­halefet ne katfsr makbul ve mesru ise olmavsn hadimlere vücut yprmp.k ve iktidarımız safları içindeki birlik ve beraberli&i bozmak maksadı ile M^id-Ipr yaratmağa u^r^smak ve r>Rtti ah­lâkına sadık kalarak çalışmakta bu­lunan bir kısım arkadaşlarımızı Darti çerçevesi dışında bırakma^ çabala­mak ve ibu suretle karşılıklı şüphe ha­vası uyandırmak ve bunların netice­sinde kendilerince matlûo olan ve menfur ve gayrî meşrudur. Ahlâkî prensinleri çalışmalarında saye edinen ve bu ölçü içerisinde millete karşı vaotıklari vaitlerin millet tarafından kabul edileceğine inanan insanların bu gibi sakim vollara saümıvacakları ve buna tenezzül etmiyecekîeri tabiidir. BÜtün bu menfur ve mezbuhane gavretler kendine yeter olmamanın aciz dahi tezahıirlerifTir. Demokrat Psrti iktidarı içinde vazife alan ve iktidarın mesuliyetlerine iştirak etmiş bulunan yi  elde  elmeyi  beklemek  o     nisbette bazı arkadaşların cephelerini henüz tayin etmedikleri yolundaki kötü tah­min ve fena maksat güden telkinler hakikate katiyen tevafuk etmiyen is­natlardan ibarettir. Demokrat Partili sıfat ve salâhiyeti ile vazife tekabbül eden ve vazifelerini parti, ahlâk ve öl­çüleri içerisinde yapmakta devam e-den arkadaşlarımızın mensup bulun­dukları ve mesuliyetleri ile şeref duy­dukları tek bir cephe vardır. Bu cep­he de yalnız ve yalnız Demokrat Par­ti cephesidir. Hasret ve hüsranını çektikleri gayretlere ulaşmayı bu tarz­daki kötü telkin ve tesirlerden bekle­yen insanlara nasiü olacak nihai aki-bet hiç şüphesiz yine ebedî hüsran olacaktır. Demiş ve sık sık alkışlarla kesilen sözleri umumî bir tasvibe mazhar olmuştur.

Kmin Kalafat, bu konuşmayı müteakip Biga'ya hareket ederek Bisa merke­zinde ve Dimetoka nahiyesinde geniş bir halk topluluğu ile samimî hasbı­hallerde bulunmuştur.

3 Ekim 1955

 Ankara   :

Dostumuz Müttefikimiz Kanada'nm Millî Müdafaa Vekili Ekselans Raloh Comnney ile Kanada Erkânı Harbiveî Umumiye Reisi General Charles Foul-kes bu sabah Rivaseticumhur Defteri Mahsusunu imzalamışlar ve müteaki­ben sırasivle Devlet Vekili ve Harici-, ve Vekâleti Vekili '.Fatin Başvekil Adnan Menderes adına Başvekâlet Yaveri Yzb. Hayret­tin Sümer, Vali Muavini Kafi Tamer, Emniyet Müdürü, Amerikan Başkon­solosu ve Konsolosluk mensupları ta­rafından uğurlanmıştır.

4 Ekim 1955

İzmir :

M.M.V. İzmir Temsil Bürosundan bil­dirilmiştir:

Kuzey Atlantik Antlaşması gereğince Norveç Hükümeti tarafından Türk Ha va Kuvvetlerine devredilecek T 6 uçaklarmm ilk partisinin devir ve tes­lim merasimi yarın saat 10'da Gazi-emir askerî hava alanında yapılacak­tır.

Bu münasebetle Norveç tayyarecileri T 6 uçaklariyle bugün saat 14'de cehrimize gelmiş ve Gaziemir hava alanında, Havaokullan Kumandanı Ve diğer zevat tarafından karşılanmış­tır.

Çorlu :

Trakva bölgesinde 1 Ekimde basyan Gümüş Trmsk fSilver River) tatbikatı busun Mavi kuvvetlerin Ypsii kuvvet­lere karsı yaotiîh muvaffakiyetli bir karşı taarruzla sona ermiştir.

Süver River tatbikatının son kısmı re­fakatlerinde Hariciye Vekâleti İkinci D=ıir« Müdürü Orhan Frslrı ve Başya­ver Kurmay Albay Refik Tulsa oldu­ğu h3İde saat 13'de tatbikat gözetleme mahalline gelen Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar tarafından alâka ile takio edilmiş ve kendilerine gerekli izahat verilmiştir.

Ayrıca üç bölgede cereyan eden Silver River tatbikatı Hükümetimizin misa­firi bulunan Kanada Millî Müdafaa Vekili Mr. Cenpney, Kanada Genel Kurmay Başkam  Orgeneral Foukes, Erkânı Harbiye! Umumiye Reis Vekili Orgeneral Tunaboylu, 1 inci Ordu Mü­fettişi Orgeneral Nurettin Aknoz, Na-to Güney Doğu Avrupa Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Read, Korge­neral Suat Kuyas, Korgeneral Tekin Arıburnu. Nato Güney - Avrupa Kuv­vetleri Kurmay Başkanı Tümgeneral Lombardi, Pakistan ve Irak askerî he­yetleriyle yabancı müşahitler ve basm mensupları tarafından takip edilmiş­tir.

İlgililerce verilen izahata göre 1 Ekim­den 4 Ekime kadar devam eden tatbi­kat şu şekilde cereyan etmiştir:

Sının geçmiş bulunan Yeşil Kuvvet­ler 2 Ekim günü Mavi Kuvvetlerin Lüleburgaz çevresindeki mukaveme­tiyle karşılaşmışlardır.

Yapılan savaşlar sonunda Mavi Örtme Birlikleri adım adım muharebeler ve­rerek savunma mevzileri gerisine çe­kilmişlerdir.

Bu arada yeşilin bazı kuvvetlerle gü­neye doğru harekâte devam ettiği ve Kocaeli kıyılarına karşı bir çıkarma harekâtına giriştiği görülmüştür.

Yeşil Kuvvetlerin baskın tarzındaki taarruzları karşısında Maviler her ça­reye baş vurarak sür'atle hazırlığını tamamlamış ve şiddetli çarpışmalar sonunda 3 Ekim akşamı "bütün cephe­lerde Yeşil ileri harekâtını durdurma­ğa muvaffak olmuştur.

Bu arada Yeşil kuvvetlerin Mavi mev­zilerinde tesisg muvaffak olduğu cep­helere karşı da gerekli kuvveti topla­mış ve hazırlıklarını ikmâl ederek bugün zırhlı ve motorlu birliklerinin de katıldığı karşı taarruz hareketleri­ne başlamıştır.

Her üc oerv^ve yamıl^n ^hareketler başarı ile nihayete ermiştir.

Bu tatbikatta her iki taraf birlikleri de gayrı müsait hava şartlarına ve de­vamlı yağışlara rağmen evvelce plân­lanmış olan esaslar dahilinde harekâ­tı başarı ile sonuçlandırmışlardır.

Tatbikatın sona ermesini müteakip Reisicumhurumuz Celâl Bayar refakatlerindeki zevatla İstanbul'a avdet etmişlerdir.

   İstanbul :

Birkaç gündenberi memleketimizde bulunan Kanada Millî Müdafaa Vekili Ekselans RaİDİı Campney ve Kanada Erkânı Harbiyeî Umumiye Reisi Ge­neral Charles Foulkes busun bgsma memleketimiz hakkındaki intihalarını anlatmışlardır.

Dost ve Müttefikimi? Kanada'mn Millî Müdafaa Vekili. Memleketimizi ziya­ret sebeplerini izah ettikten sonra ihtsas ve intihalarının fevkalâde oldu­ğunu belirtmiştir.

Rsloh Campney. dün Eskişehirde vapılan ucuk gösterilerinden bahisle şunları söylemiştir:

TÜrk pilotlarının Eskisehirde yap­tıkları uçuşlara ve akrobatik hareket­lerine havran oldum. Bir kısmının Ka-nada'da eğitim gördüğünü yakmen bil­dirim bu nilotlarla avrıca iftihar da p+tim. Türk pilotları, Kanada'dan tes­lim aldıkları uçakları çok iyi kullan­dıkları Pİbi. bakımlarına da azamî iti­nayı göstermektedirler.

Diğer taraftan Ankara'da gördüğüm büyük kalkınma hareketi, çok mem­nuniyetimi mucİD oldu. Bu arada Hü­kümet Erkânınızla bazı müşterek me­selelerimizi gözden geçirdik.

İstanbul :

Belçika Dış Ticaret Dairesi Reisi Büyükelri Ekselans Oliver Gerard bu-pffin bir basın toplantısı tertio ederek. Türkive ile Belçika arasındaki ticarî münssebat ve bu defa memleketimizi zivsreti etrafında geniş izahat ver­miştir.

timizde misafir bulunan Avurturya Maarif Vekili Dr. Drimmel bu sabah saat 9.05,de uçakla Viyana'ya müte­veccihen İstanbul'dan hareket etmiş­tir.

Avusturya Maarif Vekili Yeşilköy Ha­va meydanında Maarif Vekili Celâl Yardımcı, Maarif Müsteşarı, İstanbul Valisi adına Vali Muavini, Maarif mü­dürü ve Maarif mensupları tarafından uğurlanmıştır.

Diğer taraftan* dün akşam Maarif Ve­kili Celâl Yardımcı ve Bayan Yardım­cı, misafir Vekil şerefine evlerinde bir kokteyl vermişlerdir. Mebusların, İs­tanbul Valisinin, Maarif mensupları­nın ve güzide bir davetli topluluğunun hazır bulunduğu toplantı geç vakte ka dar samimi bir hava içinde cereyan etmiştir.

Ankara :

Batı Virginia Senatörü Harley M. Kil-gore'nin başkanlığında Amerikan ayan Meclisi tahsisat komisyonuna mensup, 22 kişiden müteşekkil Senatörler he­yeti, bu sabah hususî bir uçakla An­kara'ya gelmiş ve buradaki tetkik ve temaslarını müteakip akşam üzeri uçakla tekrar İstanbul'a dönmüştür.

Amerikalı Senatörler yarın uçakla memleketimizden ayrılacaklardır.

Ankara :

Şili millî bayramı münasebetiyle Re­isicumhur Celâl Bayar ile Şili Reisi­cumhuru Ekselans General Carlos İbanyes Del Cambo arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiş­tir.

İstanbul :

Koramiral Rıdvan Koral 10 Ekim Pa­zartesi saat 11.00'de Deniz Hastahane-sinde vefat etmiştir.

Cenazesi yarın (11 Ekim Salı) Beyazıt Camiinden öğle namazını müteakip merasimle alınarak Edirnekapı Şehitli­ğine defnedilecektir.

Mütevaffa Koramirale Beyazıt mey­danında başlamak ve Saraçhane ba­şında hitama ermek üzere askeri me­rasim yapılacaktır.

İstanbul :

Denizcilik Bankası hesabına Japonya-da Uraga tersanelerinde inşa .edilen 5.500 tonluk "Denizli'' şilebi bu gün Türk personeline teslim edilmiş ve bu münasebetle bir merasim yapılmıştır.

Gemi yakında memleketimize getirile çektir.

Ankara :

Fransız Büyük Elçisi Ekselans Tarbe Saint Harduuin bugün saat 18'de Sa­natseverler Kulübünü ziyaret etmiş ve Devlet Tiyatrosu Sanatkârlarından Leylâ Gencer'e gümüş madalya, tiyat­ro münekkidi Lûtfi Ay ve Suut Ke­mâl Yetkine de "Palmes Academiques" nişanını vermiştir.

11 Ekim 1955

Ankara :

Haber aldığımıza göre, genç teknisyen lerimizden, Sabahattin Çankaya'nın u-zun bir çalışmadan sonra, otolarda vu­ku bulan benzin tıkanıklıklarını gider mek, karbüratör yangınlarında akar yakıtı kesmek ve oto hırsızlıklarında bir emniyet anahtarı olarak kullanıl­mak üzere bizzat yapmış olduğu ma­kineye İktisat ve Ticaret Vekâletince onbeş sene müddetle ihtira beratı ve­rilmiştir.

Uzun ve yorucu bir ameliyeyi bir iki dakikalık bir zamana indiren bu ma-feine, şoförler ve otomobilciler arasın­da büyük bir alâka uyandırmış ve da­ha şimdiden imâl için bazı firmalar ta­rafından genç teknisyene müracaatlar başlamıştır.

Ankara  :

Reisicumhur Celâl Bayar, Başka bir vazifeye tayini üzerine memleketimiz­den ayrılması münasebetiyle vedaa gelen Fransız Büyükelçisi Ekselans Jacquie Tarbe de Saint Harduin'i ka­bul etmiştir.

Bu kabulde Hariciye Vekâleti Umumi Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Bir-gi de hazır bulunmuştur.

12 Ekim 1955

 İstanbul :

Edirnekapıdaki Kariye Camii civa­rında, yapılan arkeolojik araştırmalar neticesinde tarihî eserler meydana çı­karılmıştır. Bu suretle ehemmiyeti bir kat daha artan Kariye Cami'inin et­rafı Belediyece yeniden tanzim ettiri­lecek ve burada bir meydan vücude getirilecektir.

 Ankara :

Kardeş ve Müttefik Pakistan'ın Şima­linde son günlerde vukubulan feci sey­lâplar memleketimizde derin teessürle karşılanmıştır. Pakistanlı kardeşlerimi­zin ızdırapları karşısında Türkiye Kı­zılay Cemiyeti kendisine düşen vazi­feyi imkânları nisbetinde yerine getir­mek için 180 bin lira değerinde 7000 ve 100 bin liralık bir çek olmak üzere battaniye, 68 bin lira değerinde ilâç, cem'an 348 bin liralık bir yardım yap­mayı  kararlaştırmıştır.

Cemiyetin Umumî Kâtibi Kütahya Mebusu Dr. Ahmet İhsan Gürsoy, U-mum Müdür Fikri Akurgal, Milletler­arası İşler Memuru Sabri Tezcan ve mütehassıs doktor Gazanfer Bimgölden müteşekkil bir heyet ile iki hemşire cemiyeti temsil etmek ve fiilen hiz­met görmek üzere 13 Ekİm'de uçakla İstanbul'dan Karaşi'ye müteveccihen yola çıkacaktır.

 îstanbul :

Libya'dan şehrimize gelen talebe gru­bu, bu sabah Vilâyette Vali Prof. Gök-ay tarafından kabul edilmiştir. Vali, talebelerle bir müddet hasbıhal­de bulunmuştur. Talebeler, şehrimiz­de Vilâyetçe yerleştirilmiştir.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, İran'ın Bağ­dat Paktına iltihakı münasebetiyle Şehinşah Rıza Pehlevi'ye aşağıdaki telgrafı çekmiştir:

Majeste Şehinşah Rıza Pehlevî. Tahran

İran'ın Bağdat paktına iltihak ettiğini öğrendim. Az bir zaman evvel Majes-teleriyle yapmak şeref ve zevkine nail olduğum ve benim için unutulmaz olan uzun görüşmelerden, memleketi­min kardeş İtan. ile işbirliği yapılma­sına her bakımdan atfettiği ehemmiyet esasen malûml-rı olmuştur. Bu itibar­la Majesteleri bu tarihî hâdise karşı­sında memleketimde duyulan derin se vinci ve büyük memnuniyeti kolayca tahmin buyurabılirler. Majestelerinin yüksek idareleri alımda muhakkak ki İran hem kendi istiklâline, toprak bütünlüğüne, itilâsına ve refahına hem de sulh dâvasına en büyük bir hizmet­te bulunmuştur. Türk milleti bundan böyle asil İran milletine müttefik diye hitap edebilmekten iftihar duyacak­tır.

Celâl Bayar

 Ankara :

Başka bir vazifeye tayini dolay isiyle memleketimizden ayrılmakta olan Fransa'nın Ankara Büyük Elçisi Ek­selans Tarbe de Sahıt - Hardouin. Ba-sm . Yayın ve Truzim Umum Müdür­lüğü kısa dalga yayınlan servisine bir mesaj vermiş, bu mesaj saat 22,15' de Fransızca neşriyatında Büyük Elçinin kendi sesiyle yayınlanmıştır. Ekselans Tarbe de Saint - Hardouin mesajında şöyle demiştir:

"Türkiye'de Fransa'nın Büyük Elçisi sıfatiyle görmekte olduğum vazife bir kaç güne kadar sona erecektir. Ben, Türkiye'de yalnız bu son üç senenin hatırasiyle değil, daha evvel Büyük Elçilik Kâtibi ve harp sonunda da hür Fransa mümessili 'olarak burada geçirdiğim yılların hatıraları ile de bağlıyım.

Bu misafir perver toprağı terk ede­rek Fransa'ya  hareket  etmek üzere bulunduğum şu anlarda, iki memleket arasındaki ittifakın her zamandan da­ha sağlam ve gerçek olduğunu görmek le derin bir memnuniyet duymakta­yım.

Pek yakında, Birleşmiş Milletler Umu mî Heyeti Önünde, vatandaşlarımın bü yük bir hasasiyetle ta kalpten ilgilen­dikleri bir meselede, Türkiye, ittihaz ettiği hattı hareketle, büyük bir dost­luk ve dayanışma örneği vermiştir. Bundan dolayı Fransa hükümeti ve bütün Fransız milleti Türkiye'ye min­nettardır. Fakat Türkiye İle Fransa yı bağlayan bağların kuvveti sadece politika saha­sında müşahede edilen bir olay değil­dir.

Bu kuvvetli bağlar kültür, iktisadi ve teknik sahalarında da göze çarpmak­tadır. Başvekil Adnan Menderes, bu hakikati, Kemer Barajının temelini atarken, birkdç gün evvel söy^diği nutukta da hatırlatmıştır.

Bu duyguları ifade etmekle bahtiya­rım. Bana üu. fırsatı verdiği ve sayı­sız Türk dostlarıma çok samimi ola­rak yine görüşelim diyebilmemi te­min ettiği için Türkiye Radyo - Yayın daresine teşekkür ederim.

Bayan Tarbe de Saint - Hardouin'de kısaca şöyle söylemiştir:

Ben de bir kaç kelime ilâve etmek istiyorum. Kalbimi Türk dostlarım arasında bırakıyor ve kendilerine, tek­rar buluşmak arzusu İle veda ediyo­rum.»

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, İran'ın Bağdat Paktına iltihakı münasebetiyle İran Başvekili Hüseyin Alâ'ya aşağı­daki telgrafı çekmiştir:

Ekselans Başvekil Alâ.Tahran

Ekselanslarının gayet iyi tahmin bu­yuracakları veçhile, İran'ın Bağdat Paktına iltihak hususunda aldığı ta­rihî karar Türkiye'de büyük bir sevinç le karşılanmıştır. Bu sevinç bir    yan-

image001.gifdan Türkiye'nin kardeş İran'ı tam is­tiklâli ve toprak bütünlüğü ile daima daha kuvvetli ve daha mes'ud görmek hususundaki samimî arzusunun, diğer taraftan da Orta Doğuda ve dünyada emniyetin, sulhun ve istikrarın kuv­vetlenmesi için beslediği emelin neti­cesidir. Şehinşah Hazretlerinin yüksek idaresi altında Iran hükümeti, asîl İran milletinin büyük mazisi ile parlak atîsine lâyık bir karar almış bulunmak tadır. Hararetli tebriklerimi arzeder-ken İran hükümetinin muvaffakiyeti­nin dâim olmasını en halisane şekilde temenni eylerim.

Adnan Menderes

Ankara :

l/Haziran/1955 tarihinden 8/Ekim/1955 tarihine kadar müstahsilden 819. 784 ton buğday, 48.779 ton çavdar 3. 987 ton mısır, 122.160 ton arpa ve 20. 905 ton yulaf olmak üzere cem'an 1, 051.615 ton hububat ve 195 ton pirinç satın alınmış, bunlara mukabil müs­tahsile 292.187.650 lira ödenmiştir.

Ayrıca' bu müddet zarfında Amerika'­dan 95.657 ton buğdayla 73.670 ton ar­pa ve 901 ton yulaf ithâl edilmiştir.

Alım yılı başından itibaren İsrail'e 230 ton, Yugoslavya'ya 32 ton pirinç, Avusturya'ya 40.000 ton, Belçika'ya 10.000 ton Kontinantal firmasına 5.000 ton, Ziya Topuzlu firmasına 5.000 ton arpa ile Genel Ticaret firmasına 5.000 İsrail'e 50.000, İrak'a 8.000, Lübnan'a 20.000 ton buğday satışı yapılmış, bun­lardan israil'e 230 ton pirinç, 6.791 ton, Irak'a 164 ton buğray, Belçika'ya 10.000 ton Avusturya'ya 23.620 ton ar­pa fiilen teslim edilmiştir.

Bu satışlardan 27.489.944 Türk lirası kargılığı döviz temin edilmiştir.

1954/1955 kampanya yılından devirle yeni kampanya yılı başından 8/Ekim/ 1955 tarihine kadar cem'an 181.990 ki­logram Afyon satışı yapılmış, 153.780 kilogram fiilen teslim edilerek 5.818. 172 Türk lirası karşılığı döviz temin edilmiştir.

13 Ekim 1955

Ankara  :

Ankara'nın hükümet merkezi oluşunun yıldönümü bugün şehrimizde kut­lanmıştır.

Bu münasebetle Ankara Vali ve Bele­diye Reisi Cemal Göktan'ın başkanlı­ğında Belediye Meclisi Azaları, Üni­versite talebeleri ve Ankara esnaf der­nekleri ile Ankara klübü temsilcilerin­den müteşekkil bir heyet saat 11-45'te Anıt - Kabir'i ziyaret ederek, -kabre buketler koymuş ve saygı duruşunda bulunmuştur. Müteakiben heyet aza­ları Ankara Kalesine çıkmışlardır. Bu­rada kaleye bayrak çekilmiş ve bando İstiklâl Marşını çalmıştır. Kaleden dö­nüşten sonra Belediyede tebrikler ka­bul edilmiştir.

Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Aşağıdaki Generallerin yeni vazifelere tâyinleri yüksek tasdike iktiran etmiş­tir. 18'inci Kolordu Kumandanı Korgene­ral Selâhattin Selışık'ın, 8'inci Kolor­du Kumandanlığına, 8'inci Kolordu Kumandanı Korgeneral Eşref Manas'-ın Millî Müdafaa Vekâleti Tetkik Ku­ruluna, Kara Harp Akademisi Kuman­danı Korgeneral Mithat Akçakoca'nın 3'üncü Kolordu Kumandanlığına, 7'in-ci Kolordu Kumandanı Korgeneral Fahri Özdilek'in 5'inci Kolordu Ku­mandanlığına, 2'inci Kolordu Kuman­danı Tümgeneral Ragıp -Gümüşpala'-nın 7,inci Kolordu Kumandanlığına, 4'üncü Tümen Kumandam Tümgene­ral Hilmi Belen'in 4'üncü Yurt İçi Bölge Kumandanlığına, 8'inci Yurt İçi Bölge Kumandanı Tümgeneral Canip îskilipligil'in 18'inci Kolordu Kuman­danlığına, M.M. Vekâleti Tetkik Ku­rulunda Tabip Tümgeneral Behçet Arıel'in Kara Kuvvetleri Kumandan­lığı Sağlık Grubu Başkanlığına, l'inci Ordu Sağlık Başkanı Tabip Tümgene­ral Suat Mengü'nün M.M. Vekâleti tetkik kuruluna.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da saat 17'de Afgan Büyük Elçi­si Ekselans General Asadollah Serajı yi kabul etmiştir. Bu kabulde Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Muharrem Nuri Birgi de hazır bulunmuştur.

14 Ekim 1955

 İstanbul   :

(Örfi İdare Kumandanlığından tebliğ edilmiştir):

1-21 Ekim 1955 günü saat 01.00 den itibaren:

Gece yasak saatleri 01.00 den 04.00'e kadar üç saate indirildi.

Ulus, Medeniyet, Delil ve Elefterifoni gazetelerinin neşri serbest bıra­kıldı.

2 - Diğer Örfi İdare kayıt ve şartla­rıyla yasaklarının devam ettiğini il­gililere hatırlatırım.

Örfi İdare Kumandanı Org. Nurettin Akncz

Ankara :

Milliyetçi Çin'in Millî bayramı müna­sebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Ba-yar ile Milliyetçi Çin Reisicumhuru Ekselans Çan Kay Şek arasında teb­rik ve teşekkür telgrafları teati edil­miştir.

15 Ekim 1955

Ankara :

Yedi asırlık bir tarihi olan Türk Or­dusu Askerî kaza sistemi, Büyük Ata­türk'ün yapıcı ve yaratıcı dehasiyle 25 yıl önce bugün muasır devlet or­duları askerî kaza sistemi seviyesine ulaştırılmışdı.

Bu sebeple Ankara Garnizonunda mevcut Askerî Adlî Hakimler, mes­lekleri için mes'ut bir tarih olan bu­günü büyük bir heyecanla kutlamış­lar ve başta Askerî Temyiz Başmüddeiumumisi Hakim Tuğgeneral Kâmil Rona Millî Müdafaa Vekâleti Askerî Adalet Başkanı Hakim Tuğgeneral

Arif Onat olduğu halde Anıt Kabre giderek Aziz Ataya şükranlarını, ma­nevî huzurlarında eğilmek ve bir çe­lenk koymak suretiyle eda etmişıer. dir.

Ankara Garnizonundaki Askerî Ha-kımıer yarın a&şam da Orauevinde toplanarak meslekî hasbıhaile.rüe bu­lunacaklar ve birlikte bir akşam ye­meği yiyeceklerdir.

Örfi İdare Kumandanlığı 23 Numaraiı Tebliği:

İstanbul :

Örfi îdare Kumandanlığından bildiril­miştir:

 Belediye nizamlarına ve mevzua­ta riayetsizlik yüzünden hasıl olan yangmlar halkın hayatını,  malını ve hu­zurunu tehdit  etmekte ve  Örfi İdarebölgelerinde   ayrıca  çeşitli   dedi  kodularm çıkmasına ve böylece geniş halkkitlelerinin, huzur ve  emniyetinin bo­zulmasına  sebep  olmaktadır.     Yangın tevlit  eden ihmâller fesatçılara fırsatve imkânlar da verebilir.

 Örfi İdare bölgelerinde yangınakarşı aşağıdaki genel tedbirlerin alın­masını ilgililerden rica ederim.

a  Depolar:

(.1) İnfilâk maddeleri gaz, mayi veya sulp halinde bulunsun şehir dahilinde depo  edilemez.

Şehir haricinde depo edilince, ayni çatı altında diğer herhangi bir madde bulundurulamaz. Bu gibi maddelerin depoları en az (50) metre mesafe ile diğer yerlerden tecrit edilir ve sakaf-ları yalnız yağmur ve toza karşı ga­yet hafif olarak kapatılır.

Yakıcı ve  yanıcı maddeler--   gaz,mayi, veya sulp halinde bulunsun, şe­hir  dışında   ayrı  çatılar  altında   depoedilir.

Bütün depolar, talimatnamesinegöre müessese sahipleri ve ilgili resmîsıfatı haiz  vazifeli     personel tarafın­dan  belirli  ve  belirsiz zamanlardakontrol edilir.

(4) Bütün bu yerlerde mümkünse oto­matik, mümkün değilse adî yangın söndürme malzeme ve tertibatı ve gö­revli personeli iş görecek durumda bulundurulur.

b  Atelye ve iş yerleri:

İster  şehir dışı ve ister şehir İçiolsun demirhane, dökümhane, kaynak­hane ve emsali şiddetli alev fışkırtanve kıvılcım saçan aletle çalışılan^ atelyelerde, muvakkaten yalnız bir iş içinkurulmuş olan çatı altında veya dışa­rıda açık havada bulunsun bu gibi aletlerle çalışılan yerlerde alevin fışkı-
rıp yakması,  kıvılcımın sıçrayıp yak­maması  için  yakıcı alet  ve  tezgâhla­rın etrafında yanmaz koruma levha­ları bulundurmak  ve     ayrıca  yangınsöndürme     malzemesi     bulundurmakşarttır. Bu gibi  iş yerlerinde  yanıcımaddeler bulundurmak yasaktır.

Bu gibi iş yerleri belirli iş saatleriesnasında  gerek     müessesenin  ve  ge­rekse   Belediyenin    kontrol  personelitarafından sık  sık kontrol edilir veişin hitamında ilgili müessese sahiple­
rinin kendileri veya işin hacmine gö­re kontrol mühendisleri tarafındanmuayene edilerek yangın    çıkmayaca­ğına kanaat getirildikten  sonra kapa­tılır.

c  Odun, kömür gibi yakıt ve akar­yakıt tevzi ve satış yeri şehir dahilin­de bulundurulabilir. Bunların talimat­larına göre muhafaza edilmeleri ve ci­varlarında yakıcı maddelerin bulun­durulmaması şarttır.

d  Bütün Resmî ve hususî müessese ve binaların bacaları, ocakları, kalori­fer, hava gazı ve elektrik enstallasyo-nu, mevzuatına göre temizletilir ve ba­kıma tabî tutularak yangın çıkmaya­cak hale getirilir.

.3  2 nci maddenin «an fıkrasında belirtilen hususların tatbik edildiği 5 Kasım 955 tarihine kadar sahipleri ta­rafından Örfi İdare Kumandanlığına bildirilecektir, bunları kontrol ettire­ceğim. Mütecasirleri hakkında kanunî muamele yapılacaktır.

4  2 nci maddenin bütünü için il­gililerin ve kontrol ile vazifelilerin büyük bir hassasiyet göstermelerini rica ederim.Örfi İdare Kumandanı Org. Nurettin Aknoz 16 Ekim 1955

 Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'm, İran' m Bağdat Paktına iltihaka karar ver­mesi münasebetiyle dost ve kardeş İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'ye gönderdiği telgrafa İran Şahı şu telgrafla mukabelede bulunmuştur:

Ekselans Celâl Bayar Reisicumhur

Ankara

12 Ekim tarihli lütufkâr telgrafların­dan dolayı Ekselanslarına hararetle teşekkür ederim. Milletimin meşbu ol­duğu hislerin kardeş ve müttefik Türk milleti tarafından da duyulmakta ol­duğunu müşahede etmekle bahtiyarım. Memleketlerimizi birleştiren bağla­rın sıklaştırılması ve Birleşmiş Millet­ler Paktına dayanan yeni işbirliği ile kardeşlik ve dostluğumuzun tarsini hususunda bu suretle zuhur eden ta­rihî fırsattan dolayı mes'uttur. Türki­ye'nin müzaharetiyle, bu dostluk Orta Doğu'da sulh ve emniyeti sağlamakta kusur etmiyecektir.

Muhammed Rıza Pehlevî

 Ankara :

Maliye Vekâleti amortisman ve kredi sandığı tarafından tertip edilen ikin­ci tertip Devlet Tahvilleri yarından itibaren satışa çıkarılacaktır.

Amortisman ve Kredi Sandığı yurdun İktisadî kalkınmasında birinci derece­de ehemmiyeti haiz bulunan içme su­yu, Enerji Santralleri, Ulaştırma işle­ri gibi sahalara yatırımlar yapmak için hazırladığı bu tahvilleri, köylünün de istifade edebilmesi için en küçük ka­za ve nahiye merkezlerine sevketmiş bulunmaktadır.

50 milyon liralık tahvillerin 30 milyon liralığı % 3 faizlidir. Bilhassa tevzi edilen ikramiyelerin en yüksek ban­ka ikramiyeleri seviyesinde bulunma­sı ve miktar itibariyle Millî Piyango ikramiyelerine pek yaklaşması malî ve iktisadî çevrelerin büyük alâkasını çekmiştir.

Tahviller istenildiği zaman paraya çev rilebildiği gibi verdiden muaf ve de­vamlı br gelir sağladığından aynı za­manda arttırma ve eksiltmelerle sözipsmelerde teminat olarak kabul edil­diğinden büyük bir alâka toplayacak­tır.

 Ankara  :

Başvekil Adnan Menderes'in Pakis­tan'ın muhtelif eyâletlerinin maruz kaldığı müessif sel felâketi dolayısiy-le gönderdiği telgrafa Pakistan Baş­vekili Muhammet Ali aşağıdaki ceva­bî telgrafla  mukabelede bulunmuştur:

Ekselans Adnan Menderes.

Türkiye  Başvekili

Ankara

Pakistan'ın muhtelif eyâletlerinin bu kerre maruz kaldi&ı müessif sel felâ­ketinin sebeo olduŞu ızdıraD" dolayı-sivle zatıdevletîerinin duvduk1 arı ü-züntüvü ifade ev^even telgraflarına çok mütehassis oldum.

Bu vesile ile, Kızılav Cemiyetinin Pakistan'a yapmış olduğu cömert yar­dımlar iı-in zâtıdevletlerine ve kard°ş Türk milletine derin şükranlarımızı arz ederim.

Muhammed   Ali Pakistan Başvekili

17 Ekim 1955

 İstanbul   :

(Örfi İdare Kumandanlığından tebliğ edilmiştir):

21 Ekim 1955 günü saat 01.00 den itibaren:

Gece yasak saatleri 01.00 den 04.00'ekadar üç saate indirildi.

Ulus, Medeniyet, Delil ve Elefterifoni  gazetelerinin  neşri   serbest  bıra­kıldı.

2  Diğer Örfi İdare kayıt ve şartla-riyle yasaklarının devam ettiğini ilgi­lilere hatırlatırım.

Örfi İdare Kumandanı Org.Nurettin  Aknoz

İstanbul :

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoglu, Eylül ayının 26'sı ile 1 Ekim tarihleri ara­sında İstanbul'da toplanan Beynelmi­lel Onuncu Yol Kongresine iştirak e-den memleketler Nafıa Vekillerinin yapacakları toplantıya iştirak etmek üzere bu sabah saat 9.30'da uçakla Bern'e hareket etmiştir.

Nafia Vekilleri toplantısı üç gün de­vam edecektir.

18 Ekim 1955

 Ankara   :

M.M.V. Temsil mistir:

Dün şehrimize gelmiş bulunan Nato'nun Paris'teki Shape Karargâhı Eği­tim ve Teşkilât dairesi Başkanı Tüm­general P. N. 'White bugün halefi J. N. Carter ile birlikte Erkânı Habiyei umumive Birinci ve İkinci Reisleriy­le, Deniz ve Hava Kuvvetleri Kuman­danlarını ve Erkânı Harbivei umumi­ye Harekât Başkanını makamlarında ziyaretle halefini takdim etmiştir.

Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Güney Avrupa Kuvvetleri Başkuman­danı Oramiral Fechteler'den aşağıda­ki telgraf  gelmiştir:

Millî  Müdafaa  Vekaleti

Ankara

İyi bir insan ve mümtaz bir deniz ku­mandanı olan Amiral Rıdvan Koral'm vefatı  dolayısiyle  en   samimî  teessür­lerimin kabulünü  istirham  eylerim. Amiral Fechteler

Millî Müdafaa Vekâleti

Ankara

Türk askerî ve sivil teşkilâtlarının Li­fe - Line tatbikatının planlanması hususunda sarfetmiş oldukları büyük gavret ve iştirak nisbetinin fazlalığı, tatbikatın muvaffakiyetinde mühim bir âmil olmuştur. Bu vesile ile en de­rin şükran duygularımı ifade etmek isterim.

Bilhassa sivil teşkilâtın (Ulaştırma Vekâleti) tatbikata İştirakinden dolayı erk mütoha^s oldum. Tatbikattan elde edilen bilgilerin akdeniz bölgesin­deki loüstik delkle ileili bütün mîl­letler için karşılıklı istifade sağlıyacağıma kaniim. Amiral Fehtceheler

19 Ekim 1955

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 16.30'da Çankaya'da, itimatnamesini takdime gelen Çekoslavakya elçisi M. Jaroslav Kvacek'i mutad merasimle kabul etmiştir.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Muharrem Nuri Birgi hazır bulunmuştur.

20 Ekim 1955

Ankara :

İran Başvekili Hüseyin Ala. Başveki­limiz Adnan Menderes'in İran'ın Bağ­dat Paktına iltihakı münasebetiyle çekmiş olduğu telgrafa şu cevabı ver­miştir:

Ekselans A.  Menderes

Türkiye Başvekili

Ankara

Ekselanslarının lûtufkâr telgrafların­dan çok mütehassis oldum. İran hükü­meti, Ankara - Bağdat Paktına iltihak etmek suretiyle hiç şüphe yok ki ci­han sulhunun vikayesine hizmet ede­cek olan Orta - Doğu'da emniyetin ida mesi emrinde komşu ve dost Türkiye ile sıkı ve samimî şekilde işbirliği ya­pabilecek duruma gelmiş olmaktan do­layı kendi kendisini tebrik etmekte­dir. Sehinşahlik hükümetinin, İran'ın müttefiki asîî Türk milletinin saadeti hakkında hararetli temennilerinin ka­bulünü ekselanslarından rica ederim.

Hüseyin Ala"

 Ankara :

Yunan Hariciye Vekili Theotokis. Baş vekilimiz Adnan Menderes'in Yunan Başvekili Mareşal Papagos'un vefatı münasebetiyle çekmiş olduğu taziye telgrafına şu cevabı vermiştir:

Ekselans Adnan Menderes Türkiye Başvekili

Ankara

Mareşal Papagos'un vefatı münasebe­tiyle zatı devletlerinin ve hükümetini­zin taziye hislerini ifade eyliyen telg­rafınızdan pek mütehassis oldum. Sempati ifadelerinizden dolayı Yunan hükümetinin en samimî teşekkürlerini kabul buyurmanızı rica ederim.

Theotokis

  Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve A-merika Birleşik Devletleri Başkanı Dwight D. Eisenhower'in yüksek hi-mayelerindeki "Barış İçin Atom" sergisi bu akşam saat 18.30'da Anka­ra Üniversitesi Fen Fakültesinde ya­pılan bir merasimle  açılmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, Devlet Ve­kili ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Maarif Vekili Celâl Yar­dımcı, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Ve­kili Doktor Bahçet Uz ve Amerika Birleşik Devletleri Büyük Elçisi Ek­selans Avra Warren'in huzurlarıyla yapılan bu merasimde Ankara Valisi, Ankara Üniversitesi Rektörü, Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili, Riya­seti Cumhur Umumî Kâtibi, Riyaseti Cumhur Başyaveri ve Yaverleri. An­kara Emniyet Müdürü, Büyük Elçiler ve Elçiler. Hariciye Vekâleti ileri ge­lenleri ile Profesörler ve basın men­supları  hazır bulunmuşlardır.

Bu sabah şehrimize gelmiş olan Bir­leşik Amerika Temsilciler Meclisi A-zalarmdan beş kişi de açılış merasi­mine iştirak etmişlerdir.

İstiklâl Marşı ile Amerikan Millî Marşının dinlenmesini müteakip ilk sözü Ankara Üniversitesi Rektörü Profesör Doktor İzzet Birand almış ve şu kısa konuşmayı yapmıştır:

image002.gifMuhterem  Reisicumhurumuz,

Bugün, Sayın Reisicumhurumuz Ce­lâl Bay ar ile dost ve müttefikimiz Amerika Birleşik Devletlerinin Başka­nı Eisenhower'in yüksek himayelerin­de, Amerikan Haberler Servisi ile Ü-niversitemiz tarafından müştereken takdim edilmekte olan "Barış İçin Atom" sergisinin açılması töreni mü­nasebetiyle burada toplanmış bulunu­yoruz.

Bu törene huzurlariyle şeref veren ve ayrıca sergiyi açmak lütfunda bu­lunan muhterem Reisicumhurumuza derin şükranlarımızı arz ederiz.

Hayra matuf olmak temel şartivle, İl­mîn ve Fennin insanlığa açabileceği engin refah ve saadet ufuklarını bu vesile ile bir daha işaret ederken, bü­yük dost ve müttefikimizin başkenti­mizde açmağı münasip gördüğü bu çapta bir ilim gösterisinin, Üniversite­miz Fen Fakültesinde- tertip edilmiş olmasındaki nazik işaretten doğan memnuniyet ve iftihar duygularımı da belirtmek isterim.

Bu işareti ben; esasen pek ilerlemiş ve ümit dolu meyveleri de belirmiş olan kültür sahasındaki yakın işbirli­ğimizin daha da sıkîaştırılıp devam ettirilmesi mânasına alıyor ve bundan saadet duyuyorum.

Davetimize lütfen icabet buyuran pek muhterem misafirlerimize teşekkürle­rimizi arzederim.''

Şimdi Sayın Reisicumhurumuz Celâl Bayar nutuklarını irad buyuracaklar-dur."

Reisicumhurumuzun hitabeleri: Bugün dostumuz ve müttefikimiz Amerika Birleşik Devletlerinin mem­leketimize gönderdiği Barış İçin Atom sergisini büyük bir memnuni­yetle açıyorum. Her sahada kendileriyle sıkı işbirliği yaptığımız Birleşik Amerika hüküme­tine, bu vesile ile. memleketimize kar­şı bir kere daha gösterdiği yakın alâ­kadan dolavı teşekkür etmek isterim. Atom enerjisi, on sene evvel, yalnız tahrip edici korkunç bir silâh olarak ortaya çıkmıştı.  Bugün,  başta     Birleşik Amerika olmak üzere, barısseven ve her türlü imkânlara sahip bulunan memleketlerin gayretleri sayesinde, insanlık hizmetine girmiş bir kuvvet haline gelmiş ve beşeriyete yeni bir devrin kapılarını açmıştır.

Bu muazzam kudretin, sanayide, ziraatte, hekimlikte, ilim ve tekniğin di­ğer sahalarmda kullanılması imkân dahiline  girmiştir.

Bu geniş imkânlardan insanî bir görüş ve gaye ile azamî istifadeyi temin edebilmek ancak sulhsever milletlerin aralarında sıkı bir işbirliği yapmalarıyla kabil olacaktır.

Bu itibarla, dost ve müttefik Ameri­ka Birleşik Devletlerinin değerli Baş­kanı General Eisenhower'in 8 Arahk 1953 tarihinde Birleşmiş Milletler Ge­nel Kurulunda, bütün dünya milletle­rini. Atom enerjisini yalnız sulhçu maksatlar için kullanmağa davet eden veciz nutkunu, derin bir alâka ile karşılamıştır.

Bu mevzuda ilk işbirliği anlaşmasını, bu sene Mavıs ayı başında. Birleşik Amerika hükümeti ile hükümetimiz imzalamıştır.

Büyük bir ehemmiyet taşıyan bÖyîe bir anlaşmanın ilk defa hükümetimiz ile aktetfilmis olması. Birleşik Ameri­ka'nın memleketimize karşı gösterHi&i ctostça itkinin veni bir nişanesidir. Aynı zamanda, hükûmetmizin de. Atom Hidinden bir an evvel istifade için. Milletlerarası İşbirliğinin tahak­kuk ettirilmesine verdiği ehemmiyetin bariz bir delilini teşkil eder.

Bu anlaşmanın sa&ladıâı imkânlardan faydalanarak, biz de mümkün olduğu kadar kısa bir zamanda. Atom enerji­sini memleketimizin kalkınmasında kullanabilmek için gerekli tesisleri kurmak yolundayız.

Yurdumuzu daha müreffeh bir devre ulaştıracağına şüohe etmediğim Atom enerjisi üzerindeki çalışmalarımıza aziz milletimizin en geniş alâkayı gös­tereceğine ve büyük başarılar elde e-deceğine eminim.

Biraz sonra gezeceğiniz bu sergi, Atom enerjisinin sivil sahadaki muhtelif tat bikatı hakkında sizlere esaslı bir fikir verecektir. Atom ilmi ve tekniği üze­rinde, memleketimizde yapılan çalış­malara yeni bir hız verecek olan bu teşebbüsü takdir ile karşılarım.

Müteakiben s'6z alan Amerika Birle­şik Devletleri Ankara Büvük Elcisi Ekselans Avra 'Warren de bir konuşma yarım'ş ve Amerika Birleşik Devlet­leri Başkanı Eisanbower'in b^rış için atom sergisine gönderdiği mesajı oku muştur:

" nin barış yolunda kullanılabilmesi için verimli çalışmalara yol açmış bulun­maktadır. Bu büyük enerji kaynağının insanlığın refah ve saadetini sağlamak yolunda inkişafını, Türkiye ve Birle­şik Amerika halkının ve ilim adamla­rının destekliyeceklerine olan imanım büyüktür."

Son olarak Profesör Besim Tanyel söz almış ve Barış îçin Atom sergisinin teknik hususiyetleri hakkında bir ko­nuşma yapmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bun­dan sonra sergiyi gezmiş ve kendile­rine Profesör Besim Tanyel tarafın­dan izahat verilmiştir.

Reisicumhurumuz sergiden ayrılışları sırasında Vekillere, Amerika Büyük Elçisine ve merasimde hazır bulunan Amerikan Temsilciler Meclisi Azaları­na ve diğer zevata veda ederek elleri­ni sıkmış ve sergiyi hazırlamış bulu­nan Amerikan Kültür Ateşesi Mr Tressider'e teşekkürlerini bildirmiştir. Sayın Bayar saat 19.30'da Fakülte bi­nasından ayrılmışlardır.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da saat 16.45'de Mr. M. Zablocki başkanlığındaki Birleşik Amerika Kongresi bütçe encümeni azalarından müteşekkil bir heyeti kabul etmiştir.

Bu kabulde Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu ile Birleşik Amerika Büyük Elçisi Ekse­lans Avra ^Varren de hazır bulunmuş­lardır.

İstanbul :

Maarif Vekili Celâl Yardımcı tstanbul Teknik Üniversite'de 1955 - 1956 ders yılma başlanması münasebetiyle, bu sabah Üniversitenin Gümüşsüyü bina­sında yapılan merasimde, alkışlar ara­sında şu konuşmayı yapmıştır:

Muhterem Rektör, muhterem Profe­sörler, ilim mensupları,, muhterem da­vetliler ve sevgili öğrenciler. Bu muhabbet ve itaatle huzurunuzda bir kac kelime konuşmak mecburiyetinde kaldım. Bu sebeple kusurlarım olursa bana bağışlayınız.

Çok  muhterem  misafirler.

Biraz evvel arz ettiğim gibi aranızda bulunmanın şerefinden mahrum kal­mamak, ve hükümetimin se'âmmı size iblâ& etmek için buraya geldim, demiş tim. Samimiyette ifsde ederim ki, bu selâmda Türk Üniversitelerine karşı bir hürmet vp muhabbed vardır. Bu "elamda. Türk Üniversite1erîne, İrfan hayatına ve Türk bu selâm da. Türk Üniversitelerini ve irfan ha­yatını. Türk gençliğini refaha, saade­te,- medenivete ve en ileri ilim seviye­lerine ulaştırmanın fikirleri, azmi ve kararları vardır. Hareketlerimiz, icra­atımız, niyetlerimiz ve kararlarımızın vatan sathında devam ettiği müddetçe bu fikirlerin, bu azmin ve bu kararın hilafını hiç bîr Türk vatandaşı görmi-yecektir.

Arkadaşlarım, bunun emareleri ve de­lilleri mevcuttur. Samimiyetle ifade ederim ki mevcuttur. Bu niyetle azmin ve kararların delillerin, evvelâ, biraz evvel muhterem Rektör tarafından huzurunuzda teşrih edildi. Bu azmin delilleri Üniversite bütçelerinin büyük rakamlarla arttırılışında görirür. Bu azmin delilleri biraz evvel muhterem Rektörün arzettiği f?i"biT dün asistan­ken doçent, doçent'ken profesör, pro­fesörken ordünaryüs olmak ü?ere Türk irfan hayatında merhaleler kay­deden vatandaşlarımızın, ilim adam­larımızın hükümete Üniversiteler tara fından vukubuîan bütün teklifleri memnuniyetle kabul edilip bütün bun arın icaplarının yerine getirilmesiyle sabittir. Bu işin delilleri hergün Üni­versitenin, Üniversitelilerimizin   maddî ve manevî imkânlarının yükseltilme si için atılan adımlarla meydandadır. İşte Teknik Üniversitenin geçirdiği istihale... Siz bunu benden daha iyi bilir ve takdir edersiniz. Teknik Üni­versiteye bina, Teknik Üniversiteye Profesör, Teknik Üniversiteye maddî imkânların kazandırılması için yapılan gayretler meydandadır. Teknik Üni­versiteye bağlı olan teknik okulların inkişafı memlekette yeni teknik okul­ların meydana getirilmesi, Ankara'da bir Teknik Üniversitenin açılmak üze­re bulunması, memleketin diğer bölge lerinde yeni Üniversitelerin açilması gibi hareketler biraz evvel arzettiğim azmin, niyetin ve kararların birer müsbet ve gayrikabili inkâr delilini teşkil etmektedir.

Çok muhterem dinleyiciler,

Bu hamleler Türk milleti için lâzım­dır ve zarurîdir. Hani doymaz beşer dedikleri kuş itilaları demişlerdi. Be­şer denilen kuş itilâları doymamışsa niçin dünyanın bir çok bölgeleri asır­lar boyunca karanlıktan, mahrumiyet­ten, sefaletten ve "bir hırka bir lok­ma" felsefesinin zebunu olmaktan kur tulamadı. Bilgisizlik, ilimsizlik ve ir-fansızlık işte Türk milleti bütün bun­ları takdir ederek, Türk irfan hayatı­nı ulaştırmak istediği seviye, Türk irfsn hayatına verdiği ehemmiyet ve değer sayesinde bu "bir hırka" yırtıl­mış, "bir lokma" Türk milleti için bir nimet hâline getirilmesi yoluna giri­şilmiş bulunmaktadır. Bunu temin ede cek tek kuvvet, tek vasıta, evvelâ ma­nevî unsurdur. Ve bu manevî unsurun başında ve şahikasında Türk Üniver­siteleri gelir.

Maruzatım buraya gelmişken muhte­rem Üniversitelerimizden ve onun de­ğerli mensuplarından bir ricada bulu­nacağım: Ne şartlar içinde çalıştıkla­rım, ne feragatler gösterdiklerini müd rikiz, hükümetim ve şahsım adma bir ricada  bulunacağım:

Geçen seneki şartların ve mahrumi­yetlerin bütün tazyiklerine rağmen kontenjanlarını bir nisbet üzerinden arttırarak nasıl ki, bir kafile, bir man­zume Türk gencini Üniversitelere ka­bul   imkânını  buldularsa,  bu sene  de biraz daha kendilerini sıkmak sure­tiyle, tâbiri caizse - çok defa sıkılmış olan limonu biraz daha sıkıp bir kaç damla düşürmek kabilinden, bir kafile daha Türk gençlerini, kontenjanları­nın üstünde bir kontenjan ihdası su­retiyle kabullerini kendilerinden rica ediyorum.

Bu maruzatını belki sîlsileikelâm ile münasebeti olmadığı şekilde telâkki olunabilir. Fakat biraz evvel arzetti-ğim. Türk milletinin bilgiye ve irfana olan ihtiyacının derecesini, bir mevcu da bir tane daha ilâve etmenin mutlaka çok fayd2İı olduğu kanaatinin bir ne­ticesini teşkil eder.

Çok muhterem arkadaşlarım,

Muhterem Rektörün de işaret ettiği gibi ve biraz evvel bir nebze de ben­denizin dokunduğu şekilde Türk mil­leti artık "bir lokma, bir hırkalı fel­sefesinin zebunu olmıy a çaktır. Türk milleti  artık şairin  dediği gibi:

."Diyarı küfrü gezdim beldeler kâşane-

neler gördüm,

Dolaştım mülkü  islâmı bütün virane­ler gördüm."

Mısralarınm bu memlekette carî ol­masına artık Üniversitelerimiz ve ir­fan hayatı imkân vermiyecektir. Çok istirham ederim, memleketin kalkın­ma sahasında kaydettiği merhaleler meydandadır. Bunları uzun uzun teş­hir etmekten tevekki ederim. Vücuda gelen sınaî tesisler, istihsal kabiliyeti, envestismanlar memleketin toptan imarı ve sınailegmesini ve en büyük şartlarından olarak teknik tedrisatın hüküm ifade ettiğini takdir edersiniz, îşte bu zaruret ve bu ihtiyacın bir ke­re daha takdir edilerek teknik üniver­sitemizin teknik tedrisat ile meşgul müesseselerimizin ve teknik tedrisata intissp eden ve iftiharla arz edebili­rim ki, büyük yekûnlara baliğ olan - memleket içi ve dışında olmak üze­re - bu yola kanalize olmuş gençleri­mizin adedi, bu ihtiyacın ne mertebe­ye vasıl olduğunu ifade etmekle bera­ber, bu işin bir an evvel tahakkukunu Üniversitelerimizden ve bilhassa Tek­nik Üniversitemizden ve deserli, fazi­letli, feragatkâr ve ahlâklı Türk gençlerinden rica ve istirham ederken sö­zümü şöyle bitirmek isterim:

Parolamız, Türk Üniversitelerinin itilası ve muhtar ilmin bekası, Türk gençliğinin  muvaffakiyetidir.

21 Ekim 1955

Ankara :

Dün ansızın bir kalp krizi neticesinde vefatı teessürle öğrenilmiş olan emek-dar gazetecilerimizden Ulus gazetesi yazı işleri müdürü Cemal Sağlam'm cenazesi yarınki Cumartesi günü öğle namazını müteakip Hacı Bayram ca­miinden  kaldırılacaktır.

Ankara :

Hâlen şehrimizde çalışmakta olan An­kara Andlasması Daimî sekreterliği­nin, Mareşal Pamgos'un ölümü dola-vısivle Pönderdisi tazivet telgrafına Yunan Hariciye Nazırı Teotokis şu ce­vabı vermiştir:

Bay Aksin Başkan,

Ankara Andlaşması Daimî Sekreterliği

Ankara

Mareşal Papagos'un vefatı münasebetile şahsınızın ve Ankara Andlaşması Daimî Sekreterliğinin taziyetlerinî ifa­de eden telgrafınızdan çok mütehas­sis olarak bu semoati tezahürlerinden dolayı Yunan hükümetinin en samimî teşekkürlerini kabul buyurmanızı rica ederim.

Theotokis

Ankara :

TCDD. Basın - Yaym şubesinden bil­dirilmiştir:

Almanya'nın Viesbaden şehrinde top­lanan. Avrupa Yolcu Trenleri ve doğ­ru münasebetler konferansına, Türki­ye delegasvonu olarak iştirak eden ve TCDD. Umum Müdür Muavini Safa Yalcuk'un başkanlığında bulunan he­yetimiz bugün Ankara'ya dönmüştür.

Bu konferansta memleketimizle ilgili olarak alman kararlar meyanında ez­cümle:

 Hâlen haftada dört gün yapılmakta olan İstanbul . Avrupa Yataklı münasebatmm her güne çıkarılması,

 İstanbul - Belgrad arasında işle­tilen doğru yolcu vagonunun Viyanaya kadar devam ettirilmesi,

 İstanbul - Paris doğru trenleriningidiş ve dönüşte Sofya üzerinde yapıl­masına ve tanzim edilecek yeni örer­de gidiş ve dönüşte 3 saatlik bir za­man kazancı  temini  gibi hususlar davardır.

Alman bu kararlar Temmuz 1956 da yürürlüğe girecek olan yeni örerle birlikte tatbike başlanacaktır.

22 Ekim 1955

 İstanbul :

Milletlerarası çalışma teşkilâtı yakın ve Orta Doğu çalışma enstitüsü müdür lüğü genel sekreteri Roch, enstitünün faaliyet ve gayelerile yeni teşebbüsle­ri hakkında izahat vermek üzere bu­gün saat ll'de İş ve İşçi Bulma Kuru­mu Müdürlük binasında bir basın top­lantısı tertip etmiştir.

Evvelâ enstitünün kuruluşunu izah e-den Roch, yakın ve Orta - Doğu ça­lışma enstitüsünün Türkiye hükümeti ile Milletlerarası çalışma teşkilâtı ara­sında münakid Milletlerarası bir an­laşma neticesinde 17 Ocak l'&55'te ku­rulduğunu ve bu anlaşmanın 5 Eylül 1951'de Türkiye hükümeti ile Birleş­miş Milletler 58 cemiyeti ve ihtisas müesseseleri arasında münakid evvel­ki bir anlaşmanın mütemmimi bulun­duğunu ifade etmiştir.

Roch müteakiben enstitünün vazifeleri hakkında mufassal izahat vermiştir.

Bu arada enstitünün faaliyet imkân­larına da temas eden Roch, enstitünün önce Milletlerarası çalışma teşkilâtı sonra da Türkiye hükümeti tarafından temin edilen personel ve malzemeye malik bulunduğunu belirtmiştir.

Bilâhare Türk hükümeti tarafından temin olunan imkânları açıklayan ge­nel sekreter,. demiştir ki:

Hükümet 1955 senesi bütçesine ensti­tü için 300.000 Türk lirası tahsis et­miş bulunmaktadır.

Türk hükümeti ayni zamanda teknik asistanları temin etmektedir ki, bun­lar, beynelmilel personel çekildikten sonra enstitünün muallimleri olacak­lardır.

Keza bina ve daireler mahallî idare ve teknik personel ile büro malzemesi ve anlaşmada mukarrer diğer husus­lar Türk hükümeti tarafından temin edilmektedir. Bir kelime ile enstitüsü­nün bütçesi 1956 yılında 155.000 dola­ra baliğ olacaktır. Milletlerarası çalış­ma teşkilâtı ile Tiirkiyenin iştiraki sayesinde enstitü âtiye emniyetle ba­kabilecek icra vasıtalarına malik ola­caktır.

Son olarak Mr. Roch, enstitü tarafın­dan kullanılan tedrisat usulleri hak­kında geniş malûmat vermiştir.

 Ankara  :

Altıncı nüfus sayımı bugün yurtta bü­yük bir sükûnet ve intizam içinde ce­reyan etmiştir. Yurdun her' tarafında sayım sabahın 7 sinde başlamış ve ilk defa olarak merkez kaza itibariyle Çanakkale Vilâyetinde saat ll'de sa­yım bitirilmiştir. Saat 18'e kadar sayı­mı bitmiş olan vilâyetler sırasiyle sa­at 14' de Muğla, saat 16'da Samsun, saat 16. 45'de İstanbul, saat 16 55'de İz-mirde ve 18'de Ankara vilayetleridir.

Diğer taraftan sayım esnasında İstan­bul, Ankara, İzmir ve Adana gibi bü­yük vilâyetlerimizde itfaiyeyi alâka­landıran herhangi bir vak'a olmamış­tır. Ankara'da 24'ü hasta, 6'sı doğum, 4'dü yaralama ve 2si de yanık olmak üzere imdadı sıhhiyeyi ilgilendiren 36 vak'a olmuştur. Bu dört vilâyetimizde sokağa çıkma yasağına karşı münfe­rit bazı riayetsizlikler görülmüş ve bu şahıslar haklarında soruşturma yapıl­mak üzere karakollara sevkedilmişler-dir.

Ayrıca sayım müddetince İstanbul'da şehir içi ve mülhak - kazalar. dahil 15 doğum, İzmirde 3 doğum, Ankara'da 3 doğum ve Adana'da 7 doğum vukua gelmiştir.

Memleketimizde ilk sayımın yapıldığı 1927'de umumî nüfus 13.600 bin kü­sur, 1935'de 16.100 bin küsur, 1940 da 17.800 bin küsur, 1945'de 18.700 bin küsur ve 1950'de de 20-.900 bin küsur idi.

Sayımın kat'î neticesinin enaz dört gün zarfında bellioîcağı alâkalılar ta­rafından beyan edilmektedir.

24 Ekim 1955

 Ankara :

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının 10'un-cu yıldönümü bugün saat 17'de Kızılay salonunda yapılan bir merasimle kut­lanmıştır.

Merasimde. Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen. Mebuslar. Birleşmiş Milletler Teknik Yardım Teşkilâtı Başkam Mr. Weitz. Basın - Yayın ve Truzim TImum Müdürü. Profesörler ve davetliler ha­zır bulunmuşlardır.

Tonlantıya. Başvekil Adnan Mende­res'in gönderdiği pşaâıdaki mesajın o-kunmasıyla başlanmıştır:

"Bugün Birleşmiş Milletler günüdür. Birleşmiş Milletler Teşkilâtının aza­sı bulunan her memlekette olduğu gi­bi, biz de, büyük bir ehemmiyet taşı­yan bu günü ümit ve sevinçle kutlu­yoruz.

Malûm olduğu veçhile Birleşmiş Mil­letler andlaş-masının birinci maddesi­nin ilk satırında tasrih edildi&i üzere teşkilâtın ana gayesi milletlerarasında sulh ve emniyeti muhafaza etmektir. Teşkilâtın azası her devlet hakimiyet ve idaresini muhafaza ederken diğer­lerinin hâkimivet ve idaresine de tam riayeti, beynelmilel münasebetlerde diğer bir devletin mülkî tamamiyet ve ya siyasî istiklâline karsı kuvvetli tehdit veva kuvvet istimalinde bulun­mamayı taahhüt eylemiştir.

Bununla beraber andlaşma bu kaide­lere riayet etmivenlerin tecavüzde bu­lunması ihtimalini do gö>önünde bu­lundurarak mütecavize karşı müşte­rek tedbirlerin ittihazını derpiş, etti­ği gibi, münferid ve müşterek meşru müdafaa hakkını da tanımıştır. Binaenaleyh andlaşma idealisme ile realis-me'e müsavi pay tanıyan bir vesika­dır.

Büyüklü küçüklü, mütenevvi tarih, an'ane, siyasî, iktisadî ve içtimaî inki­şaf seviyesine malik altmış azayı ha­len sinesinde toplıyan teşkilâtın esas gayesine varabilmesi için andlaşmamn lafzına ve ruhuna sıkı surette riayet zarureti vardır. Maalesef, bütün aza­ların bu riayeti göstermediğini görmek teyiz. Bu manzara karşısında teşkilât hakkında bazan fevkalâde nikbin, ba-zan da fevkalâde bedbin kanaatler ifa­de olunduğu müşahede edilmektedir. Hatadan salim olmayan bu iki müfrit görüş tarzı teşkilâtın kâh bir dünya hükümeti sanılmasından, kâh böyle bir hükümet olması istenilmesinden-dir. Halbuki teşkilât bir dünya hükü­meti değildir ve şimdiki şartlar onun böyle bir hükümet haline getirilmesi­ne de henüz müsait değildir. Bazı dev­letlerin henüz iyi geçim için lâzım gelen hüsnüniyet ve feragati göster­mekten imtina ettikleri bir zamanda dünya devleti kurulmasını beklemek ve düşünmek mevsimsiz olur. Bu iti­barla teşkilâta garpte anlaşılan mâna­sı ile demokratik rejimin beynelmilel münasebetler sahasına in'ikâs etmiş bir şekli olarak bakmak kabildir. Eğer Birleşmiş Milletler teşkilâtı, bu j;Özle görülecek olursa âtisi ve halihazır im­kânları bakımlarından fazla bedbin ol­maya mahal kalmaz.

Kuruluşundan bugüne kadar geçen za­man içinde, sebepleri bütün dünyaca malûm, milletlerarası münasebetler­deki gerginlik teşkilâtın omuzlarına çok ağır yükler tahmil etmiştir. Böy­le güç şartlar içinde çalışan teşkilât bir de Kore'de vukua gelen komünist tecavüzünü durdurmak için silâhla mukabele mecburiyetinde kalmış ve neticede mütecavizi, tecavüze başladı­ğı hattın gerisine atmağa muvaffak ol­muştur. Başlıbaşma bir muvaffakiyet teşkileden bu vakıaya diğer başkaları­nın da İlâvesi mümkündür.

Kuruluşundan hemen beş sene sonra bu kadar çetin tecrübelerden muvaffa­kiyetle geçen teşkilâtın zamanla daha çok gelişmesi ve ana gayesine ulaşma­sı  imkânları mevcuttur.  Yeter ki  aza

devletler kendilerine terettüp eden va zifeleri hüsnüniyet ve sadakatle yeri­ne getirsinler ve hüsnüniyet gösteren­ler, gostermiyenleri doğru yoıa şevke elbirliği ile gayret etsinler.

Bu gayretler sarfedilirken unutulma­ması gereken bir nokta, Birleşmiş Milletler müessesesinin bir demagoji sahası haline getirilmesinin önlenme­si lüzumudur. Bir takım meseıeler icad edip onları Birleşmiş Milletlere getirerek hususî maksatlara matuf propagandalar yapmak, olgunlaşma­mış veya mahiyeti iübarile Birleşmiş Milletlerde ele alınması muvafık olmı yacak işleri uluorta bu müessesenin önüne atmak, olsa olsa ciddiyetini ve otoritesini kırmağa müncer olur. Ferd-lerin teşkil ettikleri cemiyetlerde de vaziyet aynı değil midir? Meselâ mah­kemeler ihtilâfları halle ve hakkı ih-kaka mahsus müesseseler olduğu halde herkes aklına gelen işi mahkemeye götüremez. Adalet ve devlet otoritesi­nin tatbikine müracaatı muhik kıla­bilecek hallerle, kılmayacak hallerin tefriki nasıl ferdler için bir vazife ise Milletlerarası camiada da birleşmiş Milletlere ne zaman müracaat edilebi­leceğini titizlikle tayin her devletin vazifesidir.

Bu mes'ut günün bana ilham ettiği mülâhazaları tamamlarken Birleşmiş Milletlere yeni aza kabulü meselesine de temas etmek, isterim. Birleşmiş Milletlerin uzun zamandanberi müs-bet bir hâl çaresi bulamadığı ehemmi­yetli meselelerden biri de budur. And-îagma hükümleri mucibince, azalık üniversalite esasına dayanmaktadır. Teşkilâta alınmak için gereken şartlar açıkça tasrih olunmuştur. Buna rağ­men azalığa alınma şeraitini haiz bir­çok memleketlerin henüz azalığa alın­mamış olmaları, teşkilâtı bu memle­ketlerin hizmet ve yardımlarından mahrum bırakmaktadır.- Bu üzücü vakıanın sebebini bazı hususî, siyasî hesapların teşkil ettiği aşikârdır. Genel kurulun şimdiki toplantı devre­sinde yeniden tetkik edeceği bu mev­zuu adilâne ve mantıkî bir hâl çare­sine raptetmesini bütün gönlümüzle temenni ederiz.

Milletlerarasında sulh ve emniyeti muhafaza etmek hususunda büyük, ma­nevî ve maddî imkânlara sahip Bir­leşmiş Milletler teşkilâtına önümüz­deki yıllardaki mesaisinin daha başa­rılı olmasını yürekten dilerim.

Müteakiben Birleşmiş Milletler genel sekreteri Dag Hammarskjöld'ün şu mesajı okunmuştur:

"Bu yıl Birleşmiş Milletler günü, her zamandan daha fazla üzerinde duru­lacak, kutlanacak bir gündür. Yer yü­zündeki ayrı ayrı din, ırk ve mezhebe bağlı milyonlarca insan aynı 'gayeyi anacak ve bir kere daha Birleşmiş Milletler anayasasına olan imanlarını tazeliyeceklerdir.

Bu yıl aynı zamanda da Birleşmiş Mil­letlerin onuncu yıldönümüdür, bu yüz­den Birleşmiş Milletler günü ayrı bir mâna taşımaktadır. Artık hepimiz dün yanın ahengi, sulhun idamesi için müş terek gayret sarfetmek lâzrmgeldiğini idrâk etmiş, milletlerin birbirlerine kader birliği ile bağlı olduğuna iman etmişiktir.

Arada anlaşmazlıklar mevcut olabilir. Fakat artık insanlar bugün sulh ve sükûnun ye.r yüzünde yer etmesi için beraberce çalışmanın ve anlaşmanın ehemmiyetini idrâk etmiştir. Atom âlimleri bir harbin insanlık âlemine ne büyük felâketler getireceğini anlat­mış, böyle bir harpten hiç bir mille­tin galip olarak çıkamıyac ağını açık­lamışlardır. Bunun yanında yine atom âlimlerinin buluşları sayesinde atom kuvvetine gem vurulma imkânları bu­lunmuş ve bu sayede ilerisi için daha iyi yaşama şartları temin edilmiştir.

1945'ten bu yana çok şeyler öğrenil­miştir. Bunların başında dünya sulhu­nun ehemmiyeti, lüzumu ve bilhassa elde edilmesi için sarfedilmesi lâzım olan müşterek çalışma fikri gelmekte­dir. Bugün artık Mirleşmiş Milletlerin, bir kurtarıcı değil, milletlerin hizme­tinde bir teşekkül olduğunu hepimiz idrâk etmekteyiz. Yapıcı, yaratıcı bir mücadelenin başındayız, insanoğlu ze­kâsı ve kabiliyetile bunda da muzaf­fer olacaktır.

Birleşmiş Milletler gününü kutlarken, müşterek gayemizin tahakkuku için lâzım  olan   gayret ve   anlayışı  daima göstereceğimizi beraberce tekrarlaya­lım.

Mesajın, okunmasından sonra Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

"Bugün Birleşmiş Milletlerin kurulu­şunun onuncu yıldönümünü, kutlamak için burada toplanmış bulunuyoruz. Milletlerin hayatında on yıl çok: kısa bir devrenin ifadesidir. Fakat bu dev­re içinde dünyamız insanlık âlemi için mühim hâdiselerin cereyanına sahne olmuştur. Milletler arasındaki anlaş­mazlıklar kısmen devam eylemekte insan hak ve hüriyetlerine henüz her taratta gerektiği gibi riayet olunma-makta, sosyal barış ve adalet takviye­ye muhtaç bir durum arzetmekte, dün­ya nüfusunun yarısı henüz ihtiyaç kor kuşuna maruz bulunmaktadır.

Devamlı bir barışın tesisi için andlaş-malar imzası kâfi değildir. Anlaşmaz­lıkları muslihane bir tarzda hallede­cek, uyuşmazlıkları kuvvete müraca­at suretiyle halli önleyecek, harbin sebeplerini bertaraf edecek, haklara ve insanlara ahenk içinde yaşamayı sağlayacak müesseseler kurmak, kısa bir deyişle barışı organize etmek gelekmektedir.

Birleşmiş Milletler, kuruluşundan beri ve şartının mukaddomesinde de belir­tildiği üzere bir insan ömrü içinde be­şeriyete iki defa unutulmaz acılar ge­tiren harp âfetinden gelecek nesilleri korumak için mücadele eylemektedir. On yıl içinde şartın derpiş eylediği müzakere ve uzlaştırma usulleri, an­ketler vasıtasiyle dünyanın muhtelif bölgelerinde zuhur eden anlaşmazlık­ları halletmeye muvaffak olmuştur. Muvaffak olmadığı yerlerde ümitsizli­ğe düşmemiş ve gayretlerine devam ey lemistir.

Barış, yalnız muhasematm yokluğunu ifade etmez. Birleşmiş Milletler şartı, barış, terakki ve adaletin birbirine bağ li olduğu esası üzerine kurulmuştur. Gerçi Birleşmiş Milletlerin ana hadefi müstakbel nesilleri harp âfetinden ko­rumaktır. Fakat Birleşmiş Milletler aynı zamanda bütün dünyada ekono­mik ve sosyal terakkinin devamlı bir barışın   tesisinin   ana   şartı   olduğunu


 

kabul eylemiş ve hürriyet içinde her millete ve ferde daha iyi hayat şart­ları temin için ekonomik ve sosyal ilerlemeyi temine karar vermiştir. Bu maksada matuf olarak kendisine bağlı ihtisas teşekkülleri ile birlikte husu­siyle az gelişmiş veya gelişme halinde bulunan memleketlere yapmakta oldu­ğu teknik yardımlar devamlı bir ba­rışın sağlanmasının başlıca vasıtaların dan birini teşkil eylemektedir. Zira ekonomik ve sosyal huzursuzluklar, politik huzursuzlukların tohumlarını taşır. Milletlerarası müesseselerin de­vam ve muvaffakiyet şartlarında mil­letlerin, dünya umumî efkârının gös­tereceği alâka, anlayış, iyi niyet, da­yanışma ve manevî yardımın büyük bir rolü vardır.

Milletlerin ve umumî efkârın manevî ve ahlâkî müzaheretinden ve yardı­mından mahrum kalmış Milletlerarası müesseseleri hükümetlerin ve resmî organların gayret ve çalışmaları ya­şatmaya kâfi gelmemiştir. Bugün Bir­leşmiş Milletlere müzaheret cemiyet­lerinin kurulmuş olması ve bu mües­seseye hükümetler dışında her türlü manevî yardımın teminine çalışılması bir tesadüf eseri değildir. Bugünkü ne­sil, gelecek nesillere, yalnız insanlığa saygı ve tesanüdün, milletlerin ve fert Ierin egoizminin alabildiğine inkişaf ettiği bir dünyayı değiştirebileceğini an latmak mecburiyetindedir. Ancak bu sayededir ki korkudan azade bir ba­rış dünyası kurabiliriz. Yalnız böyle bir dünya içinde sevgi, insan şahsına hürmet, anlayış ve tesanüt bütün memleketlerde hâkim olabilir ve in­sanlık âlemi bu yoldan yürüdüğü za­man asıl ilerleme yoluna girmiş ola­bilir.

Bugün dünya, tarihinde hiç bir zaman mâlik olmadığı tahrip vasıtalarına sa­hiptir. Fakat korku ve huzursuzluk yaratmak yerine, bu vasıtalar barış ve halkların refahı, ekonomik ve sosyal ilerlemeler için kullanılabilir ve kulla­nılmalıdır, bütün dünya tarihi, millet­lerin saadet ve refahlarının hiç bir za­man şiddet ve kuvvete müracaat yo­luyla sağlanmadığını göstermektedir. Bizim neslimiz ve gelecek nesiller bu gerçekten ders almak ve içinde yaşa­nılmağa değer bir dünya  yaratmak için hiç bîr gayreti esirgememelidir­ler.

Korkunun hâkim olduğu, fert ve top­lum hürriyetlerinin yok edildiği, ada­letsizliğin, refah yanında sefaletin de­vam ettiği bir dünya yerine huzur için de çalışan bütün kaynaklarını bütün halkların refahının sağlanmasına yö­neltilmiş bir dünya.

Birleşmiş Milletler on yıl önce işte bu gayeler için kurulmuştu.

Aziz dinleyenlerim, Hizmetinde bulunmakla gurur duydu­ğumuz bu büyük gaye istikametinde, geçen on yıl zarfında alman mesafe mütevazı fakat ümitvericidir. İnanan insanlar mutlaka muvaffak olurlar. Türk milleti, insanlık idealini öz malı yapmıştır. Bu uğurda şehit düşmüş mübarek evlâtları vardır. Sulh içinde bir dünya, sulh içinde bir yurt kur­manın teminatıdır.

Birleşmiş Milletler günü milletimize ve aynı ideale bağlı hür milletlere kut lu olsun."

Çalışma Vekilinin konuşmasından sonra Birleşmiş Milletler teknik yar­dım teşkilâtı başkanı Mr. 'Weitz bir hi­tabede bulunmuş ve Birleşmiş Millet­ler teşkilâtının sulha hizmet için gös­terdiği faaliyeti etraflı olarak izah e- , derek sulhu tehlikeye koyacak muhte­lif dünya hâdiselerinin halli hususun­da sarfedilen gayretleri anlatmıştır.

Mr. 'Weitz'in konuşmasından sonra da­vetlilere projeksiyonla harbin tahriba­tına ait bir film gösterilmiştir.

25 Ekim 1955

 Elazığ :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko-raltan ve Başvekil Adnan Menderes refakatlerindeki mebuslar ve gazete­cilerle beraber çimento fabrikasının temel atma merasiminde bulunduktan sonra tamamiyle hususî teşebbüse ait iplik fabrikasını işletmeye açtıktan ve hastahane inşaatını gezdikten son­ra Hazar gölüne gitmişlerdir. Burada hidro elektrik santrali tesisleri ile gö­lün suyunu türbinlere getirecek olan tünel hafriyatını tetkik etmişlerdir. Bu tesisler Elâzığ şehri ile bütün Elâzığ ovasına yapyeni bir hayat verecek ve bu bölgede kalkınmayı çok büyük nis­pette hızlandıracaktır. Hidro elektrik tesisleri 25 milyon liraya mal olacak önümüzdeki yılın yaz aylarında faali­yete geçecek ve bölgeye 12 bin kilovat saat enerji verecek, ayrıca 220 bin dö­nüm araziyi sulayacaktır.

Sulama neticesinde toprak veriminin en az 10 misli artacağı, bilhassa pa­muk zerriyatımn bundan çok büyük faydalar sağlayacağı etüd edilmiştir. Memleketimizin halkı itibariyle en ile ri ve uyanık bölgelerinden biri olan Elazığ'ın bol ve ucuz enerjiye kavuş­ması başlamış olan endüstrileşmesine büyük bir hız verecektir.

Bugün işletmeye açılan ve yalnız ip­lik yapan fabrikanın iğ miktarının 10-15 bine çıkarılması ve bunun yani-başmda kolaylıkla dokuma ve basma tezgâhları da ilâve ederek fabrikanın bir kombina haline getirilmesi şimdi­den derpiş edilmektedir.

Elazığ'da kurulacak diğer endüstri te­sisleri meyanında makarna fabrikası, tuğla - kiremit fabrikası, şeker fabri­kası, et kombinası olup önümüzdeki senelerde bütün randımaniyle işletme ye açılacaktır. Ayrıca, Maarif sahasın­daki teşebbüsler cümlesinden olmak üzere Elazığ'da bir teknik okul da ku­rulacaktır.

26 Ekim 1955

Ankara :

Eski Kütahya mebusu ve Ticaret Ve­kâleti müşavirlerinden merhum Dr. Necdet Alkin'in bin küsur eserden mü teşekkil şahsî kütüphanesi, merhumun vasiyeti üzerine refikası tarafından Millî Kütüphaneye bağışlanmıştır.

Millî Kütüphanenin ticaret ve iktisad mevzuundaki koleksiyonlarını zengin­leştiren bu kıymetli eserlerin bağışı dolayısile müessese müdürlüğü Dr. Necdet Alkil'in refikasına teşekkür­lerini arzetmiştir.

Ankara :

İran'ın hürriyet mücadelesinde yarar­lık göstererek Şehinşah tarafından tal

tir edilmiş bulunan bayan Victoria Mukaddem, Türk Kadınlar Birliğinin davetlisi olarak Beyruttan uçakla sa­at 13'te Etimesgut meydanına gelmiş­tir.

Hava meydanında Kadınlar Birliği ikinci başkanı bayan Übeyde EHi'nin başkanlığındaki Kadınlar Birliği İda­re Heyeti azaları ve basın mensupları tarafından karşılanmıştır.

Hava meydanında kendisiyle görüşen arkadaşımıza takdirkârlık ve hayran­lık hisleriyle meşbu bulunduğu Türki­ye'ye gelmekten duyduğu memnuni­yetini belirtmiş ve "ikinci bir vatan telâkki ettiğim bir memlekette bulun­duğumdan ötürü hiç yabancılık çekme inekteyim'' demiştir.

 Muş  :

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu, bu­gün, Genç Muş demiryolunun işletme­ye açılması münasebetiyle yapılan me­rasimde şu nutku söylemiştir:Çok muhterem vatandaşlarım,

İstanbuldan, Ankaradan geliyoruz. Ev­velki gün İstanbul'un inşa halindeki li­manları, yolları ve çeşitli tesisleri ü-zerinde tetkiklerde bulunduk. Dün Elazığm 6 bin iğlik bir iplik fabrikasını açtık. 85 bin tonluk bir çimento fab­rikasının temelini attık. Yapılmakta olan büyük bir hastahane binasının, 85 bin tonluk şeker fabrikasının çok ilerlemiş çalışmalarını gördük ve ni­hayet Elazığ ile Bingöl arasında ge­çen sene inşası tamamlanmış ve trafi­ğe açılmış Türkiyenin en güzel yolla­rından birisinin üzerinden sür'atle ge­çerek Genc'e geldik ve şimdi de 109 kilometrelik yepyeni bir demiryolu­nun ilk treniyle huzurlarınıza gelmiş bulunuyoruz. Muş'a ayak basar baz-maz bizden heyecanla soruyorlardı: Demiryolundan başka Muş . Varto -Hınıs - Erzurum yolumuz da bitti, devlet hastahanesi, Muş ana caddesi­nin beton asfaltı, orman daire ve loj­man binaları, Muş içme suyu inşaatı ve lise binası da bitti, bunların da hep beraber açılışını yapmıyacak mıyız? ayrıca ilâve ediyorlardı: Bingöl - Muş yolu  da  büyük çalışmalar içerisinde ilerliyor ve buna mümasil işlerimizi hep beraber görmiyecek miyiz?

Muhterem vatandaşlarım,

Bu muazzam ve heyecanlı topluluk karşısında bu cümle ve bunların şa­yanı dikkat mânaları içerisinde söze başlamamın acaba sebebi nedir? Çün­kü sizlere Edirne hudutlarımızdan baş lıyarak İstanbul'a, Elâzığ'a, Muş'a ve İran hududuna kadar ve yine sizlere Karadenizden başlıyarak Akdeniz kı­yılarına kadar butun bir vatan sathı üzerindeki arı kovanı gibi işleyen şan­tiyelerimizi, bazan kurdele kesmek, bazan temel atmak şeklindeki sayısız ve çeşitli eserlerimizi sizlerin, Türk milletinin eserlerini Allah huzurunda şahit göstererek diyebilirim ki, asil bir milletin iradesinden doğmuş ve onun sinesinden çıkmış bir iktidar, bir De­mokrat Parti iktidarı heyula halindeki Şark ve Garp teftikini kökünden ka­zımış ve yurdun maddî ve manevî bü­tünlüğü içerisinde dünyaya çalışmanın kalkınmanın, azmin ve heyecanın em­salsiz Örneğini vermiştir, öyleki tari­he, tekerlek devrinden buhar devrine ve onu da aşarak motor devrinin en ileri tekniğine geçen ve tatbike muvaf fak olan milletin ismi yalnız Türk mil leti olarak geçecektir.

Muhterem vatandaşlarım,

Murat nehrinin sarp, dar vadilerinin, yamaçlarının birinden diğerine atlıya atlıya Muş istasyonuna giren bu de­miryolunun inşası çetin bir teknijc im­tihanının başarılı bir neticesidir. Hır-Çin tabiat maniaları geçilerek şebeke­nin bir ucu zengin, mahsuldar Muş ovası, Van gölü dolaylarının kapısı­na getirilmiştir. Bu demiryolu vatan topraklarımızda milyonlarca vatanda şımızm emek ve gayretlerini değerlen­dirmede büyük faydalar sağlıyacaktır.

Sayın  yurttaşlarım,

İnşa ve ikmaline büyük bir ehemmi­yet affettiğimiz bir hattın, yurt imar ve kalkınma programımızda mühim bir yeri olduğuna işaret etmeden ge-çemiyeceğim, bu hat kalkınma yolun­da  bir  kül teşkil  eden  münakaleşe kekemizin İslah, ikmâl ve inşası faali­yetlerinin bir parçasıdır. Esasen yol, demiryol ve liman davamızı bütün yuraa şamil tek ıbir davanın birbirini tamamlayan unsurları olarak ele almış bulunuyoruz. Demiryolu Genç'ten Muş'a uzanırken bunu besliyecek ka-rayollarımızı daha önceden ele almış ve bugün bütün Muş ovası ve Van gö­lü dolaylarını Muş'a bağlıyan ana yol­larımızı tamamlamış bulunuyoruz. Di­ğer taraftan bu hattın Akdeniz kıyı­sında mahreci olan İskenderun lima­nının modern cihazlarla İslahı i§ini de yol faaliyetlerimize paralel olarak bu yıl sonlarında tamamlamış ve açmış olacağız. İşte aziz yurttaşlarım, yollar, demiryolları, liman inşa, İslah, ve tev­si işleri, sulama, kurutma, hidro elek­trik santralları, hava meydanları, çe­şitli endüstri tesisleri, ziraî kalkınma ve ilâ... sahasında giriştiğimiz işlerin hepsi doğu illerimizin iktisaden kal­kınma yolunda takip eylediğimiz de­vamlı ve programlı bir çalışmanın bi­rer parçalarıdır. Bu çalışmalarımız bi­ze insan gücünü ve toprağımızı daha verimli kılmak, istihsalâtımızın kalite­sini de yükseltmek suretile arttırmak, iç ve dış pazarlara sür'at, emniyet ve ucuzlukla taşımak gibi faydalar sağ­lamaktadır.

Aziz vatandaşlarım.

Bugün hizmete açtığımız Genç _ Muş. demiryolu vesilesiyle sizlere demiryo­lu inşaatımız hakkında kısaca ve rak-kamlara müstenit olarak bazı bilgiler vermeme müsaadenizi rica ediyorum.

 Narlı  -  Gaziantep  hattı 85  km.33 milyon liraya mal olmuş ve 1953'de işletmeye açılmıştır.

 Aymtap - Karakamış hattı 94 km.dir inşa halinde olan bu yol 45 milyonliraya mal olacaktır.

 Horasan . Sarıkamış hattı 74 km.dir. İnşa halinde olup 45 milyon lira­ya mal olacaktır.

 Ereğli - Armutçuk hattı 14 km.dir.  14.5  milyon  liraya  mal  olmuştur ve işletmeye açılmıştır.

 Soğuksu - Çekmece çift hat 7 kilometredir 2 milyon liraya mal olmuş­tur. Ve bu yıl işletmeye açılacaktır.

 Çimento  fabrikaları iltisak hat­ları,   mecmu  tulü  50  kilometreyi  bu­lan bu hatların inşası devam etmekte­dir.

 Genç - Muş hattı, 109 kilometre­den ibaret olan bu hat,  demiryollarımızm  en  arızalı üzergâhlarından bi­risini teşkil etmektedir.  1951    yılındainşasına fiilen geçilen bu hat bu arı­zalar  dolayısiyle  ancak 4 yılda  geçitverebilmiş, bu maksatla 90 milyon li­ra  harcanarak  4.4  milyon  m3  toprak tesviyesi, 3 milyon m3 imlâ, 2500 met­re tulünde köprü,  12601 m.     tulündetünel, 122547 m3 kagir inşaat, 8000 m.tulünde  tahkimat  yapılmıştır.  Bu  su­retle Elâzığ - Van    demiryolunun enarızalı ve çetin mıntıkası  aşılmış bu­lunmaktadır. Buradan Tatvan'a, Van'­dan kardeş memleket İran hududunakadar haltımızı götürerek, yol, demir­yol ve limanlarımızı dost ve üttefik komşumuzun istifadesine arzetmek kabil olacaktır. Yakın bir atide bugünleri de idrak ve tesit. etmek bahtiyarlığına erişmek ümit ve temennisiyle hattın Muşlulara ve bütün doğu illerine ve yurdumu­za refah ve saadet getirmesini tekrar candan dilerim.Genç . Muş demiryolu inşaatının mu­vaffakiyetle neticelenmesinde değerli hizmetleri görülen işçi, mühendis ve idareci bütün mesai arkadaşlarıma ve müteahhitlerimize içten gelen takdir ve teşekkürlerimi sunarım.

 Ankara :

Bilindiği üzere Pakistan'da ahiren vu­ku bulan fecî sel felâketleri doayısile maddî ve manevî zararlara duçar o-lan Pakistanlı kardeşlerimize, bir mik­tar para ile bazı malzeme yardımının kızılay cemiyetimizce yapılması takar­rür etmişti.

Kızılay umumî kâtibinin başkanlığın­da bir yardım ekibi ile kazazedelere tahsis olunan malzemeyi Pakistan'a götürecek olan iki askerî uçağımız için Suudi Arabistan hükümetinden talep olunan uçuş ve teknik sebeplerkekemizin İslah, ikmâl ve inşası faali­yetlerinin bir parçasıdır. Esasen yol, demiryol ve liman davamızı bütün yuraa şamil tek ıbir davanın birbirini tamamlayan unsurları olarak ele almış bulunuyoruz. Demiryolu Genç'ten Muş'a uzanırken bunu besliyecek ka-rayollarımızı daha önceden ele almış ve bugün bütün Muş ovası ve Van gö­lü dolaylarını Muş'a bağlıyan ana yol­larımızı tamamlamış bulunuyoruz. Di­ğer taraftan bu hattın Akdeniz kıyı­sında mahreci olan İskenderun lima­nının modern cihazlarla İslahı i§ini de yol faaliyetlerimize paralel olarak bu yıl sonlarında tamamlamış ve açmış olacağız. İşte aziz yurttaşlarım, yollar, demiryolları, liman inşa, İslah, ve tev­si işleri, sulama, kurutma, hidro elek­trik santralları, hava meydanları, çe­şitli endüstri tesisleri, ziraî kalkınma ve ilâ... sahasında giriştiğimiz işlerin hepsi doğu illerimizin iktisaden kal­kınma yolunda takip eylediğimiz de­vamlı ve programlı bir çalışmanın bi­rer parçalarıdır. Bu çalışmalarımız bi­ze insan gücünü ve toprağımızı daha verimli kılmak, istihsalâtımızın kalite­sini de yükseltmek suretile arttırmak, iç ve dış pazarlara sür'at, emniyet ve ucuzlukla taşımak gibi faydalar sağ­lamaktadır.

topraklar devlete ait traktörlerle sürurek ekime hazır bir vazıyete ge-tırıımış ve kendilerini mustansii ctu-rumuna getirmem üzere beşer yüz ki­lo da tonumluK buğday tahsis olun­muştur.

 Bitlis  :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko-raltan ve Başvekil Adnan Menderes'le Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu, me­buslar ve gazeteciler, dün akşama doğ­ru otomobillerle Muş'tan Bitlis'e gel­mişler ve muazzam halk tezahüratı ile karşılaşmışlardır. Bu ziyaretin progra­ma dahil bulunmamasına ve vaktin geç olmasına rağmen, hükümet reisi­nin Muş'tan Bitlis'e hareket ettiği şe­hirde öğrenilir öğrenilmez, bütün Eit-lis'liler yollara dökülmüş ve şehir methalinden hükümet konağına kadar güzergâhı hıncahınç doldurmuştu. Bü­yük Millet Meclisi Reisinin ve Başve­kilin otomobilden inmeleri ile başla­yan heyecanlı alkışlar, hükümet ko­nağına kadar dinmeden devam etmiş­tir.

Halkın ısrarı üzerine Koraltan ve Menderes, balkona çıkarak Bitlis'lile-ri selâmlamış, Bitlis mebusu Nusret-tin Barut'un şehir halkı adına meclis reisine ve Başvekile hoş geldiniz de­mesinden sonra sıra ile Refik Koral­tan, Kemal Zeytinoğlu ve Adnan Men deres, alkışlar arasında kısa birer hi­tabede bulunmuşlardır.

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko­raltan, yıllardanberi Bitlis'i ve Bitlis­lileri görmenin hasretini çekmekte ol­duğunu söylemiş, şimdi bu hasretin giderilmesi ile memnunluk hissettiğini belirtmiş, Türk milletinin emrinde ve hizmetinde çalışmanın zevklerin en büyüğünü teşkil ettiğini ve Türk mil­letinin itimadı ile kalkınma hamlelerimizdeki başarıların devam edeceğini kaydeylemiştir.

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu, mem­leketin her köşesinde yapılmakta olan işlerin, kurulmakta bulunan tesislerin bir bilançosunu yapmış, Bitlis'in ihti­yaçlarının da tesbit edildiğini ve bun­ların kısa zamanda karşılanacağını söylemiş ve demiştir ki:

Sizler in aranızdan çıkmış, memleket ihtiyaçlarını sizinle beraberce tesbit etmiş insanlar olarak iktidara gelctık. Munalefette olduğu gibi şimdi de yine aranızdayız. Milletin direktifi ile iş görmeği en büyük nimet saymaktayız, itimadınız devam ettiği müddetçe, da­ima memleketin imar ve ihyasına ça­lışacağız,   çalışmakta   yorulmıyacağız.

Son olarak Başvekil Adnan Menderes, hararetli alkışlar ve heyecanlı tezahür ler arasında söz almış, programa da­hil olmadığı halde sırf Bitlislilerin ar­zularını yerine getirmek üzere Bitlis'e gelindiğini, bundan büyük sevinç du­yulduğunu belirtmiş, fakat bunun sa­yılmamasını istemiş, yakın zamanda yeniden Bitlis'e geleceğini vadetmiş ve devamla demiştir ki:

"Bitlis'in yakın bir mazide büyük bir merkez olduğunu biliyoruz. Bitlis, bu şanlı ve şerefli mazisine lâyık bir is­tikbale en kısa zamanda kavuşacak­tır. Bu, bizleri sizler kadar bahtiyar edecektir. Sizleri mes'ut edebilmek için gücümüzün son haddine kadar elimizden geleni yapmaktan asla çe-kinmiyeceğiz.

Neş'eniz yüzlerinizden okunuyor. Gü­zel şehrinize girerken en dikkatimi çeken bu neşenizdir. Bu, istikbale em­niyetle bakmanızdan ileri geliyor. Mu­vaffak olmak azmi ile çalışmanız, ze­kâ ve dirayetiniz ve vatana bağlılığı­nız ki vilâyetinizi mutlaka mâmur kı­lacak ve bahtiyar olarak yaşamak hak kını kazanacaksınız. Bu vatanın artık garkı, garbı, şimali, cenubu olmıya-caktır. Her tarafı birbirine lâyık bir seviyeye ulaştırılacak plan bir vatan bütünlüğünü temin etmek ve bunu te­min için bütün tedbirleri almak, vazi­felerimizin en ehemmiyetlisidir. O günler artık iyice yaklaşmış bulun­maktadır."

Başvekil Adnan Menderes, şiddetli al­kışlarla karşılanan bu hitabesinden sonra vilâyetin ihtiyaçları ve istekleri hakkında alâkalılardan izahat almış ve geç vakit otomobille Muş'a hareket etmiştir.

 îzmir :

Hükümetimizin davetlisi olarak bugün saat 11.30'da şehrimize gelen Federal Almanya Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi General Adolf Heusinger saat 16'da Belediyeye giderek, Belediye Re­isi Dr. Selâlıattin Akçiçek'i ziyaret et­miş, bu münasebetle İzmir şehir mec­lisinin Federal Almanya'nın bu büyük askerine tevcihine karar vermiş oldu­ğu "İzmir Fahrî Hemşehriliği" beratı yapılan törenle verilmiştir.

Bu esnada misafir Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi ile birlikte Dahiliye Vekili Ethem Menderes, Generalin maiyeti erkânı, Batı Almanya'nın Ankara Büyük Elçisi Ekselans Haas, kumandanlar ve emniyet müdürü bu­lunuyorlardı.

Kendisine İzmir fahrî hemşehriliği be­ratı verilirken General Heusinger şu sözleri söylemiştir:

"Şuna inanıyorum ki, Türkiye - Al­manya arasındaki sıkı bağlar hiçbir vakit kopmamıştır. Bana tevcih edilen İzmir fahrî hemşehriliği unvanını da bu dostluğun bir nişanesi telâkki edi­yorum.''

Belediye Reisi Dr. Selâhattin Akçiçek "Bu berat ebedî Türk _ Alman dostlu-de:

ğunun naçiz bir hatırasını teşkil et­mektedir. Bu dostluk daima payidar olacaktır." demiştir.

Bu münasebetle kısa bir konuşma ya­pan Dahiliye Vekili Ethem Menderes. "Gerek kendi şahsım gerekse Başveki­lim Sayın Adnan Menderes adına muh terem General Adolf Heusinger'i İz­mir fahrî hemşehrisi olarak selâmla­makla ve tebrik etmekle bahtiyarım" demiştir.

Müteakiben misafirlere, Belediyenin neşretmiş olduğu "Beyaz kitap" tak­dim edilmiştir.

 Adana :

Washington İ. C. A. İdaresi su kay­nakları şefi Mr. M. H. Jnes Nafıa Ve­kâleti Devlet Su İşleri Umum Müdür­lüğü Amerikalı Müşavirlerinden Mr. C. J. Jkuiper, M. E. G. Roberts. Zira­at Vekâleti toprak mütehassısı Mr. F. Nunnsve Ziraat Vekâleti toprak ve sulama işleri müdürü Adem Elmas'tan müteşekkil heyet Seyhan barajında Yüreğir ovasında ve Tarsus bölgesin­de sulu ziraat deneme istasyonunda tetkiklerde bulunmuş ve buradan Ber-dan Regülatörünü gezmiştir. Yarın Tahran'a hareket edecek olan M. Jo-nes İ. C. A. un tarafından yapılan yardımların yerinde ve gerektiği şe­kilde kullanıldığını görmekle büyük bir haz duyduğunu ifade etmiştir.

İstanbul :

Merkezi Seattle Washington da bulu­nan Amerikan Yardım teşkilâtının müdürü Kral F. Leonard, İstanbul'a gelmiştir.

Halen Demirperdeyi aşarak hürriyeti seçen mültecilerin yeni bir hayat kur malarına yardım için çalışan Kral Le­onard evvelce înternational Broodcas-tin Corporation Milletlerarası radyo şirketinin Amerikan müdürlüğünü yap mıştı.F.Leonard yalnız Almanya'da 13. 470.000 mülteci bulunduğunu belirte­rek .mülteci davasının batılılar için hal ledilmesi gereken mühim bir dava ol­duğunu ifade etmiş ve bu mevzuda bütün milletlerin elele vererek çalış­ması lâzım geldiğini söylemiştir.

İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimize gelmiş olan Federal Alman ya Milli Müdafaa Vekili Ekselans The-odor Blank Yeşilköy hava meydanı şeref holünde kendisine hoşgeldiniz diyen Dahiliye Vekili Ethem Mende­res'in sözlerine şöyle mukabele etmiş­tir:

"Güzel şehrinize karanlıkta geldim. Fakat daha havada iken ışıklarınızla beraber hüsnü kabulünüzün sıcaklığı­nı hissetmiş oldum. Memleketinize ge­lirken çok eski devirlere dayanan an­anevi Türk - Alman dostluğunun ha­vası içinde yaşayacağımı düşünerek büyük bir memnuniyet duymakta idim. Bu vesile ile Ekselans Ethem Mende­res'in   geçenlerde  Almanya'ya  yapmış

bulunduğu ziyareti iade etmek fırsatı­nı elde etmiş olduğum için de ayrıca bahtiyarım."

Bundan sonra, Federal Almanya Millî Müdafaa Vekili gazetecilerin sualleri­ni cevaplandırmış ve bu arada kurul­mak üzere bulunan Alman ordusu için büyük gayretler sarfettiklerini ifade ile: Memleketinize ondört gün sotîrâ selmiş bulunsa idi Federal Almanva Erkânı Harbiye Umumiye Reisi He usineer'i askeri üniforma ile görecek­tiniz demiştir.

Ankara :

Ma] ive Vekili Fan Polatkan Anado­lu Aiansı muharririne istikraz tahvil­leri hakkında aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur:

"Maliye Vekâletine bağlı olarak ku­rulmuş olan amortisman ve kredi san­dığının ihraç ettiği % 3 faizli ikrami-yeli ve % 5 faizli 1955 yılı ilci ter-tio 50 milyonluk İstikraz Tahvili 17 Ekim 1955 günü başlayan ve 27 Ekim 1955'de sona eren müddet içinde ta­mamen  satılmış bulunmaktadır.

Hasılı İktisadî Devlet Teşekküllerinin sanayi, maden, ulaştırma, enerji ve su işlerine müteallik uzun vadeli prog­ramlarının finansmanına tahsis edile­cek olan bu istikraz tahvillerinin sa­tışında muhterem halkımızla Millî bankalarımızın gösterdikleri alâkaya teşekkürlerimi bildirmekle büyük bir memnunluk duymaktayım.

İstanbul :

İlk defa olarak bir Türk opera sanat­kârının doldurduğu plâklar dünya mu siki severlerinin istifadesine arzedil-mek üzere piyasaya çıkarılmıştır.

Filhakika İtalya'nın Cetra musiki fir­ması, Soprano Leyla Gencer'in Torino radyosu senfoni orkestrası refaketinde okuduğu "tali'nin kudreti" operasın­dan "Pace, Pace" aryası ile "Maskeli balo operasından (Morro. Maprima in Grazia) aryasını plâğa alarak satışa çıkarmıştır.

Bu parçalar ilk defa olarak bu akşam saat 22.15'te İstanbul radyosunun operalardan hikâyeler programında ça­lınacaktır.

29 Ekim 1955

 Ankara :

Cumhuriyetin 32 nci yıldönümünün kutlanması münasebetiyle bugün şe­hir hipodromunda büyük ve parlak bir geçit resmi yapılmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Mil­let Meclisinde tebrikleri kabul buyur­duktan sonra, bütün yolları daha sa­bahın çok erken saatlerinden itibaren doldurmuş bulunan halkın candan ve coşkun tezahürleri arasında saat 14'te hipodroma dahil oldukları sırada bu­rada da vatandaşların çılgınca alkış­larıyla karşılanmış ve refakatinde Er­kânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu ve merasim kumandanı ile Riyaseticumhur Başyaveri ve yaverler olduğu hal­de hipodromu ve etrafını dolduran halkın alkışları, Sağol, "Varol" ni­daları arasında açık bir otomobil ile Şeref Tribününün önünde yer almış olan, şeref kıtasını ve müteakiben res­mi geçide iştirak edecek merasim bir­liklerini teftiş etmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar, teftişi müte­akip yine coşkun tezahürler arasında şeref tribününe teşrif etmişlerdir. Ay­nı zamanda Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, icra vekilleri heyeti azala­rı, (Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Ve­kili Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Kumandanları, Başvekâlet Müsteşarı, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi, Emni­yet Umum Müdürü, Ankara Valisi ve Belediye Reis Vekili, Protokol Umum Müdürü, Büyük Millet Meclisi Riyase­ti ve Başvekâlet Hususî Kalem Mü­dürleri de şeref tribünündeki yerleri­ni almışlardı.

Diğer taraftan mebuslar, kordiploma­tik, protokola mensup mülkî ve askerî erkân ve basın mensupları da kendi­lerine tahsis edilmiş olan tribünlerde hazır bulunmakta idiler.

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimize gelmiş bulunan Federal Al­manya Millî Müdafaa Vekili Ekselans Theodor Blank ile Erkânı Harbiyeî Umumiye Reisi General Adolf Heu-singer, Irak Maarif Veziri Ekselans Halil Kenne, Nato Savunma Koleji Başkanı, Hava Mareşali Darwal'da şe­ref tribününde hazır bulunmakta idi­ler.

Bandonun çaldığı ve şeref kıtasının söylediği İstiklâl marşım müteakip ge­çit resmine başlanmıştır.

Merasime iştirak edecek birlikler, ka­rar şahlan ve sancaklarıyla beraber gecite başlamış, bunları takiben önde bayrak ve filâma kıtası olduŞu halde kız ve erkek izcilerimiz alkışlar ara­sında şeref tribününün önünden geç­mişlerdir.

 secisinden sonra, sanlı, tarihî elbiseleriyle eski Türk ordusunun sem bolü halinde önde mizık^larıvla Meh­ter tikimi. Yeniçprüer. Karrta""i Der­ya. Leventler ve Sinahiier. halkın iç­ten gelen tezahürleri ve alkışları ara­sında merasim serişinde bulunmuşlar­dır. Bunları takiben askerî birlikler geçit resmine başlamış ve sırasivle H^ronkulu alayı. Piyade alayları. De­niz alavı. Hava Haro okulu alayı. Sü­vari alavı. mi'i-etteD motorlu Tu°3v ve b^sta sancakları oldu§u halde Zırh lı Tueav Tıaikımmn alkışları arasında ser°f frinünü önünden geçişlerini yap­mışlardır.

Askerî birliklerip geçişinden sonra be yaz kırmızı çileklerle süslenmiş ve ternspî bir şekil ihtiva eden araba-siyle kmlay derneği, onu takiben as­kerî sıhhive ekibi geçide katılmıştır. Geçit resmi esnasında Türk kuşu uçak lan ve muazzam filolar halinde jet uçaklarımız da törene havadan iştirak etmişlerdir.

Geit resmi saat 16.30'da nihayete er­miştir. 

Reisicumhurumuz Celâl Bayar hicodroma gelişlerinde olduğu gibi avnlış-larmda da vatandaşların sürekli alkış­ları ve sevgi tezahürleriyle selâmlanmışür.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 17.30'da hükümetimizin davetlisi ola­rak şehrimizde bulunan Irak Maarif Veziri Ekselans Halil Kenne'yi kabul etmiştir. Bu kabulde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Maarif Vekili Celâl Yardımcı da hazır bulunmuşlardır.

 Ankara :

M. M. V. Temsil bürosundan bildiril­miştir: Cumhuriyetimizin 32'nci yılı münase-betile. Erkânı Harbivei Umumive Re­is Vekili Orgeneral Tunaboy-lu, Reisicumhurumuza. Meclis Reisine. Başvekile ve Milli Müdafaa Vekiline şu telgrafları göndermiştir:

Sayın Celâl Bayar Reisicumhur Ankara

Tarihin en eski çağlarından bugüne kadar hürriyet ve istiklâlin timsali halinde payidar olan Türk varlığının ebediyetine inanan ve yekpare bir kud ret olan ordumuzun bütün mensuoları adına Cumhuriyetimizin 32'nci yıldö­nümünü kutlar ve tazimlerimi arz ede rim.

Erkânı  Harbiyei  Umumiye  Reis  V.

Orgeneral î. Hakkı Tunafooylu

Sayın Refik Koraltan

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Ankara

İstiklâlimizin ve Cumhuriyetimizin koruyucusu, Kahraman Ordumu?un bütün mensupları adına Cumhuriyeti­mizin 32'nci yıl dönümünü kutlar, ta­zimlerimi arz ederim.

Erkânı  Harbiyei  Umumiye  Reis V.

Orgeneral İ. Hakkı Tunaboylu

Sayın Adnan Menderes Başvekil

Ankara

Asil Türk milletinin bağrından çıkar­dığı   Türk   Ordusunun   büyük  bir   ven ve vazife şuuru içinde Cumhuri­yetimizin 3;2'nci yıl dönümünü idrak etmiş olduğunu arz etmekle bahtiya­rım. Bu kutlu günümüzü ordu men­supları adına tebrik eder tazimlerimi arz ederim.

Erkâm  Harbiyei  Umumiye  Reis  V. Orgeneral İ. Hakkı Tunaboyhı

Sayın  Fuat  Köprülü Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Ankara

İstiklâlimizin ve Cumhuriyetimizin koruyucusu Kahraman Ordumuzun bütün mensupları adına ulusal bayra­mımızın 32'nci yıldönümünü kutlar tazimlerimi arz ederim.

Erkânı  Harbiyei  Umumiye  Reis  V. Orgeneral î. Hakkı Tunaboylu

Ankara :

Cumhuriyetin 32'nci yıldönümü mü­nasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Erkânı Harbiyei Umumiye Re­is Vekilinin gönderdiği telgrafa şu ce­vabî telgrafla mukabelede bulunmuş­tur:

"Sayın Orgeneral İsmail Hakkı Tuna-boylu

Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili

Ankara

Cumhuriyetimizin 32'nci yıldönümü münasebetiyle Türk Ordusu mensup­ları adına çektiğiniz telgrafı büyük memnunlukla  aldım.

Derin bir itimat ve iftihar ile takdir ettiğimiz Kahraman Silâhlı Kuvvetle­rimiz millî varlığımızın mesnedidir. Zatı devletlerinin ve bütün Silâhlı Kuvvetlerimizin bayramını bilmuka­bele muhabbetle tebrik ederim.

Reisicumhur Celâl Bayar

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 16.30'da hükümetimizin davetlisi ola­rak şehrimizde bulunan Federal Al­manya Millî Müdafaa Vekili Theodor Blank ile Alman Erkânı Harbiyei U-mumiye Reisi General Adolf Keusİn-ger'i Alman Büyük Elçisi Ekselans Doktor Haas ile birlikte kabul etmiş-tir.

Bu kabulde Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Devlet Vekili Başvekil Yar­dımcısı ve Millî Müdafaa Vekâleti Ve­kili Prof. Fuat Köprülü ve Devlet Ve­kili Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Dahiliye Vekili Ethem Menderes ve Erkânı Harbivei Umumi­ye Reis Vekili Orgeneral İsmail Hak­kı Tunaboylu da hazır bulunmuşlar­dır.

İstanbul :

Amerika'nın Akdenizde vazifeli altın­cı filosuna mensup 48.000 tonluk İn-trepid uçak taşıt gemisi iki muhribiy­le birlikte bu sabah İstanbul'a gele­rek şehrimizde bulunan Amerikan fi­losuna  iltihak  etmiştir.

Amerikan filosuna mensup bütün ge­miler de en büyük bayramımıza işti­rakle baştanbaşa bayraklarla donan­mış  bulunmaktadırlar.

Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar- Büyük Atatürk'ün kabrini ziyaretle tazim du­ruşunda bulunduktan sonra, tebrikleri kabul edeceği Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmiştir. Bu sırada Riyase­ti Cumhur Bandosu İstiklâl Marşını çalmış ve hazır bulunan ihtiram kıta­sı Reisicumhurumuza selâm resmini ifa etmiştir.

Meclis kapısında Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan tarafından karşılanan Reisicumhurumuz doğruca dairelerine gelmiş ve tebrikleri kabul etmiştir. Kabul resminin devamı müddetince Büyük Millet Meclisi  Reisi Reisicumhürümüzün   sağında   ve     Başvekil   de solunda yer almış bulunuyorlardı.

Kabul merpsinine saat 12'de bando­nun caMısı İstiklâl marsı ile başlamış w Reisicumhuru mı 17 jik oiaı-ak tcra Vekilleri A?asi He Büvük -Millet Mec­lisi azasımn, müteakiben Kara. Deniz vp Hava Kuvvetleri erkânının, Temyiz Mahkemesi, Şurayı "Devlet. Divanı Muhasebat, Ankara Üniversitesi, Baş-vplrâlot ve VekâW1er erkânının. An­kara Valisi ve Beledive Reis Vekili ile Vilâvet ve Beledive ileri gelenleri­ni, siyasi partiler i?enel sekreterlerini ve Ank«ra İdare H°veti mensuDİan-mn. b=nkplsr- Ve muhtelif mali ve ic-timaî teşekküller mümessillerinin teb­riklerini kabul etmiştir.

Bundan sonra şehrimizde bulunan Bü­yük ve Orta Elcilerle Maslahatgüzar­lar beraberlerinde elcilik müsteşar, kâtiu ve ateşe militerleri bulunduğu halde Reisicumhurumuza tebriklerini arzetmişlerdir.

Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri erkâ­nının ve kordinlom^tiSin tebriklerinin kabulü sırasında Erkânı Harbivei U-mumiye Reisi ile Hariciye Vekili Re­isicumhurumuzun sol tarafında yer almış bulunmakta idiler.

Riyaseticumhur Umumî Kâtipliği- ile Büyük Millet Meclisi ve protokol me­murlarının tebriklerini kabul suretiy­le nihayete eren merasimden sonra Reisicumhurumuz Celâl Bayar, büyük geçit resminde hazır- bulunmak üzere hipodroma müteveccihen meclisten ayrılmış*ve ihtiram kıtası tarafından selâmlanmıştır.

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün baş­layan Kızılay haftasını radyoda oku­nan şu demeci ile açmıştır:

Aziz vatandaşlarım,

Cumhuriyet bayramımızı neş'e ve se­vinç içinde tesid ettiğimiz bu mutlu günde, Türkiye Kızılay Cemiyeti mem leket ve insanlık hizmetindeki 78'inci senesini tamamlarken, "Kızılay Haf­tasının açıldığını bildirmekle bahti­yarım.Asîî Türk milleti, bütün tarihi boyun­ca, essiz kahramanlığı, şecaat ve ha­maseti kadar, insanivet ve hayırpervprlişi. şefkat ve merhameti ile tema­yüz etmis+ir. Ki7ilav Cemiveti, mille­timizin mütahallî bulunduğu bu necio ve ulvî hissivatm. yüksek insanî has­letlerinin mahsulü: güzel bir ifadesi­dir.

Bidavette, Cenevre mukavelenamesi hükümlerine göre, mecruhin ve mar­dayı askeriyeye imd»d ve muavenet'' makssdiyle kurulan Kızılay zamanla tekamül ve inkişaf ederek, çeşitli ta­biî afetlere uğrayanların, hasta ve yok­sulların, kısaca muztarip insanların yardımcısı  ve   dert     ortağı   olmuştur.

Kızılay son senelerde, gelirlerindeki inkişafın müsaadesi nisbetinde, içti­maî muavenet sahasındaki faaliyetini daha da ileri ve mütekâmil bir seviye­ye yükselterek, ıztırabm tahfif ve tek­vini ve mümkün oldukça izalesine say ve gayretle iktifa etmiyerek, çalışma­larını koruyucu ve önleyici yardım ve hizmet safhasına ulaştırmaya mu­vaffak olmuştur.

Muhterem vatandaşlarım,

Mes'ut ve sevinçli günlerinde muzta­rip kardeşlerini düşünmek Türk'lerin en asıl hasletlerinden ve ananelerin­den biridir.

Bu mes'ut günde, Karagün Dostu Kı-zilayımızm, son bir sene zarfında fa­aliyetlerinden bazılarını bugün teba­rüz ettirmekten bu itibarla, müstesna bir haz ve ferahlık duymaktayım.

1955 senesinde aziz vatanımızın bazı yerleri tabiatın gadrine uğramış, zel­zele ve sel afetlerinden mutazarrır ol­muş, bazı yerlerde de yangınlar bir çok vatandaşımızı açıkta bırakmıştır. Kızılay başlıcaları Söke zelzelesi ile Zonguldak ve Konya seylâpları olmak üzere bu felâkete maruz kalanların imdadına koşmuş, çadır, battaniye, yi­yecek, giyecek, ilâç yetiştirerek acı­larını hafifletmeye çalışmıştır.

6 Eylül müessif hâdiselerinde muvak­katen işsiz ve sıkıntıda kalan vatan­daşlara da kızılayca 300.000 liralık nakdî   muavenetten   başka, battaniye, Kızılay, yurd dışında da âfet ve fe­lâketzedelere yardım elini uzatmak­tan hâli kalmamıştır.

Cezair ve Yunanistan zelzele felâket­zedelerine mümkün olan yardım ya­pıldığı gibi, Mısır seylâpzedelerine ve bilhassa son günlerde Pakistan'da bü­yük bir felâket halini alan seylâp do-layısiyle bu kardeş ve müttefik mem­lekete bir imdat heyeti ile birlikte, değeri 400.000 lirayı geçen yardımda bulunulmuştur. Kızılaym ilk âcil yardım mevzuunda­ki çalışmalarının malî portresi, yalnız son 9 ay içinde 3 milyon lirayı geç­miştir. Kızılaym mühim hizmet sahalarından biri olan âmme sağlığı mevzuundaki faaliyetlerinden kısaca bahsetmekle bir kadirşinaslık vazifesi yapmış ola­cağımıza  inanıyoruz. Kızılay, bir taraftan verem, sıtma, trahom, çocuk vefiyatı gibi bulaşıcı ve sosyal hastalıklarla mücadeleye ge­niş mikyasta yardım ve iştirak eder­ken, bir taraftan da, hükümetçe tan­zim ve tatbik olmakta bulunan mem­leket sağlığı programının biran evvel tahakkukunu desteklemek için her türlü fedakârlıktan geri durmamakta dır.

Bu maksatla, memleketin sıhhî tesis­leri eksik olan gark mıntıkalarında, dokuz sağlık merkezi, Muş'da bir memleket hastanesi, Adana'da 100 ya­taklı verem hastanesi binalarının in­şaatı bitirilmiş olup peyderpey sıhhat ve içtimaî muavenet vekâletine dev­redilerek hizmete açılmaktadır.

Ayrıca İstanbul'da yüksek tahsil ta­lebesine mahsus bir sanatoryum, An­kara'da bir kanser enstitüsü tesisine, İstanbul Zeynep Kâmil hastanesinin tevsiine geniş yardımlar tahsis eden Kızılay, Ankara Tıp Fakültesi çocuk sağlık kürsüsüne bağlı bir hastane ile iki kan bankası yaptırmaktadır.

Bu tesislerin malî hacmi da 7 milyon lirayı aşmaktadır. Kan bankasından söz açılmış iken, in­san sağlığı hattâ varlığı bakımından hayatî ehemmiyeti haiz olan kan mev­zuunda Kızılavm ele aldığı çok hayır­lı bir teşebbüsün tahakkuk safhasında bulunduğunu belirtmek isteriz.

Kızılav, vatandaşlarımızın bazı kaza, hastalık, amelivst ve doğumlarda hayatlarını kurtaracak ve ham halinde kahramfm askerlerimizin muhtaç .ola­cakları kanı temin etmek üzere, ilk mprhaV o^mak üzere Ankara ve ıs-tonbnVrFâ >kî kan bankası vücuda ge­tirmektedir.

En modern tesisat ve teçhizatı ihtiva ederek olan bu tesislerin makineleri pelmis. nersoneli Amerika ve Avruoa da yetiştirilmiş ve binalarının inşası­na başlanmış bulunmaktadır.

Bunlar önümüzdeki bahar ve yaz ay­larında faaliyete geçirilecektir.

Bu sene Kızılay sıhhî bakımı, dokto­ru ve ilâcı en ücra köylerimize kadar giderek, köylü vatandaşlarımızın aya­ğına kadar götürmek gibi çok hayırlı ve yerinde bir teşebbüse girişmiştir, bu mevzuda Ankara Tıo Fakültesiyle işbirliği yapılarak, tecrübe mahiyetin­de çıkmak üzere Diyarbakır, Kasta­monu ve Rize mıntıkalarına doktor, staiyer talebe ve teknik personelden müteşekkil 12 şer kişilik heyetler ha­lindeki Sağlık Kervanları lüzumlu ilâç ve malzeme ile gönderilmiştir.Bir buçuk ay gibi kısa bir zamanda fevkalmemûl neticeler alınmış 18.000'e yakın hasta tedavi edilmiştir.Gelecek yıllarda bu "Kervanlar" ted­ricen bütün vatan sathına teşmil edi­lecektir.

Kızılaym içtimaî yardım sahasındaki kayda ve takdire lâyık diğer bir fa­aliyet mevzuu da yüksek tahsil genç­lisine iaşe, ibate ve libas hususların­daki yardımıdır. Kızılay bu yardımlarını millî banka­larımız ve iktisadî devlet teşekkülle­rinin de malî müzaheretleriyle temin eylemekte ve bu faaliyetin, aynı za­manda yarının kızılaycılarmı yetişti­rip  hazırlamak gayesiyle, Üniversite yüksek mekteplerde Kızılay şube­leri açmak suretiyle organize etmek­tedir.

İlk ve Orta tahsil kademelerindeki çocuklarımıza Kmlayca yapılan çeşitli yardımlar da bir yıl içinde yarım mil­yonu bulmaktadır. Gençlik teşkilâtı­nın mekteplerdeki yardımlaşma hare­keti, sağlık kampları, prevantoryum, sanatoryum tedavisi yardımları da ay­rıca zikre değer.

İnsan ıztırabmm tahfifi gibi ulvî bir gayesi olan ve bu itibarla şefkatli ve feragatkâr Türk kadınına yakışan hemşirelik mesleğine ve müessesesine Kızılayın ötedenberi büyük bir kıy­met ve ehemmiyet verdiği, memleke­timizde ilk hemşire okulunun 30 sene evvel Kızılay tarafından açıldığı ma­lûmunuzdur.

Kızılay, kaliteli hemşire adedini ço­ğaltmak, bu mesleğe lâyık olduğu rağ bet ve itibarı sağlamak için çalışmak­tadır.

Muhterem vatandaşlarım,

Aziz milletimizin ruh asaleti, şefkat ve muavenet hasletlerinin güzel bir ifa desi olan bu büyük hayır müessesemiz Kızılay, işte, bir kaçını belirttiğimiz insanî hizmetlerini, sizlerin kıymetli maddi ve manevî müzaheretiniz saye­sinde başarabilmiştir.

Vazife ve hizmetlerini daha da gelişti­rerek ifa ve idame edebilmesi için, Kızjlaya en geniş müzaheretin esir-genmemesini temenni eylerim.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 16'da şehrimişde bulunan İzmir Nato Kumandanı Korgeneral Read'i ve İz­mir Nato Altıncı Taktik Hava Kuvvet leri Kumandanı Tümgeneral Düssen-dorf ile Tümgeneral Sheppart'i kabul etmiştir.

Bu kabulde Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu ve Erkânı Harbiyei "umumiye İkinci Re­isi Korgeneral Rüştü Erdelhun da ha­zır bulunmuşlardır.

30 Ekim 1955

Ankara :

Memleketimizi ziyaret etmekte olan Federal Almanya Millî Müdafaa Na­zırı Ekselans Theodor Blank ve Erkâ­nı Harbiyei Umumiye Reisi General Heusinger, bugün saat 16.00'da Harp Okulunu ziyaret etmişler ve merasim­le karşılanmışlardır.

Harp Okulu şeref salonunda okul ku­mandanı tarafından verilen izahat din lendikten sonra öğrencilerin yaptıkları spor Gösterileri, ilgi ile takip edilmiş­tir. Ellerinde Türk ve Alman bayrak­ları bulunan öğrenciler tarafından ya­pılan gösteriler, misafir heyet üzerin­de çok müsbet intibalar yaratmış ve gösteriler sonunda öğrencilere hitaben bir konuşma yapan Federal Almanya Millî Müdafaa Nazın Ekselans Theo­dor Blank, okul kumandanını tebrik etmiş ve gelecek senenin spor birin­cisine bir tabanca hediye edeceğini be­yan etmiştir.

Ekselans Theodor Blank ve maiyeti erkânı, okulun şeref defterini imzala­dıktan sonra merasimle uğurlanmışlardır.

Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil büro­sundan bildirilmiştir:Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Veki­li Orgeneral İsmail Hakkı Tunabovlu'-nun başkanlığındaki askerî hey'etimiz, dost ve kardeş Irak hükümetinin da­vetlisi olarak bugün saat 7.45'de Eti­mesgut askerî hava alanından Bağ-dad'a müteveccihen hareket etmiş ve mevdanda askerî merasimle uğurlanmıştır.

Kars  :

Karslilar, Karsın kurtuluşunun 35'inci Monfimünü bugün büyük bir törenle kutladılar.

TÖrend" Vali; Tümen Kumandanı, Beledive Reisi Vilâvet erkânı ile civar kövîerden de selen kalabalık bir va-dandaş topluluğu azır bulunmuştur.Törende söz alan hatipler bu mes'ut yıldönümüne erişmenin, vermiş olduğu heyecanla konuşmuş ve kurtuluş günü nün önemini belirtmişlerdir. Bu arada kurtuluş uğrunda canlarını feda eden şehitlerimizle, aziz Atatürk, ve Kars fatihi merhum General Kâzım Karabekir hürmetle anılmıştır.

Ordumuzun Kars'a girişi temsili ola­rak gösterilmiş, süvariler iki koldan şehre girerek bir subav tarafından be­lediye binasına bayrak çekilmiştir.

Daha sonra Atatürk anıtına çelenkler konulmuş ve şehitlik ziyaret edilerek saygı duruşunda bulunulmuştur. Gece de fener alayları yapacak olan Kars-lılar, iki bayramı bir arada yaşama­nın sevinci içindedirler.

 Ankara :

Memleketimizi ziyaret etmekte olan Federal Almanya Millî Müdafaa Nazı­rı Ekselans Theodor Elank ve Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi General He-usinger şerefine, bugün Ergâzi Planör alanında Türk Hava Kurumu Türkku-şu paraşüt ekibi tarafından gösteriler yapılmıştır.

Gösterilere saat 9.30'da İstiklâl marşı ile başlanmış, uçaklar ve planörler akrobasi hareketleri, asker ve ama­törleri içine alan Türkkuşu paraşüt ekibi tarafından da takdirle karşıla­nan atlayışlar yapılmıştır.

Gösteriler, misafirlerden başka Dahili­ye Vekili Ethem Menderes, Türk Hava Kurumu başkanı Amasya meb'usu Mustafa Zeren, Hava Kuvvetleri Ku­mandanı Orgeneral Fevzi Uçaner, Er­kânı Harbiyei Umumiye îkinci Baş­kam Korgeneral Rüştü Erdelhun, Türk Hava Kurumu genel idare kurulu ü-yelerinden Abbas Çetin ve Feridun Söğütlüğü, Jandarma Umum Kuman­danı Korgeneral Tahsin Çelebican, Federal Almanya Büyük Elçisi Dr. Wilhelm Haas, Garnizon ve Merkez Kumandanları, Generaller, sivil ve as­kerî erkân ile kalabalık bir davetli kitlesi tarafından ilgi ile takip edil­miştir.

Havacılarımız gösterileri müteakip, Türk Hava Kurumu genel idare hey'-eti üyesi ve Türkkuşu genel müdürü Kurmay Albay Burhan Göksel tara­fından teker teker misafirlere takdim edilmişlerdir. Federal Almanya Millî Müdafaa Nazırı Ekselans Theodor Blanc paraşütçülerimize hitaben bir konuşma yaparak demiştir ki:

Genç Türk dostlarım,

Size bir kaç kelime ile hitap etmek isterim. Gösterilerinizden çok mütehas sis kaldım. O kadar iyi atlayışlar yap­tınız ki, bunu hemen hemen hiç unutamıyacağım. Böyle gençlere malik ta­lan Türk milleti, dünyada lâyık olduğu ehemmivetli yeri almakta gecikmiyecektir. Eğer şimdiys kadar talim ve terbiyesi menedilmiş olan Alman genç ligi, talim ve terbiyede sizin kadar ba­şarı göstermiş olsalar kendimi bahti­yar addederim. Türk . Alman gençliği için iyi bir işbirliğinden güzel bir şey olamaz. Türk genç havacılarını başa­rılarından dolayı tebrik ederim.

Dost ve müttefik Federal Almanya Millî Müdafaa Nazın ve Erkânı Har­biyei Umumiye Reisinin, planör ala­nına geliş ve avrılışlarmda başta ban­do ve iki kız öğrenci bulunan bir ha­va harn okulu kıt'ası selâm resmini ifaetmic ve misafir nazır türkce Mer haba asker diyerek kıt'ayı selâmla-mıştır.

 Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizde bulunan Almanya Federal Cumhuryeti Millî Müdafaa Vekili Hhe_ odor Blank Anadolu Ajansı vasıtasiyle Türk milletine şu mesajı gönder­mektedir:

Alman Federal Cumhuriyeti bu gün­lerde silâhlı kuvvetler teşkiliyle meş­guldür. Bu sahada tehiri kabil olmı-büyük bir sevinç içinde yurdunuza gelmiş bulunuyorum. Böylece geçen sene maalesef kabul edemediğimiz ve bu yıl da samimî bir nezaketle tekrar edilen Türk hükümetinin davetine ica bet edebilmiş olmaktan bahtiyarım. Tülkiye'yi Almanya'ya, bilhassa  askerî sahada rapteden ananevi dostluk münasebetlerini idame etmek arzusun­dayız. Her şeyden önce Federal hükü­metin ve bjlhassa memleketinizin, ve milletinizin dostu olan Şansölye Dr. Adenauer'in selâm ve bayram tebrik­lerini izhar etmekle şeref duymakta­yım.Türkiye'nin dünyaca tanınan askerî kudretini bu ziyaretimde yakından görmek fırsatına nail olduğumdan pek memnunum.Cumhuriyet bavramı geçit resmi Türk ordusunun bütün sınıflarının yüksek vasıflarını bir kerre daha ispat etmiş­tir. Askerlerin mükemmel talimine ve ordunuzun asri teçhizat ile teşkilâtına bilhassa hayran kaldım. Bunları gör­dükten sonra Almanya'nın Türkiye ile hür milletleri bağlıyan aynı müdafaa camiasında işbirlikte bulunacağından bir kat daha mesudum. Beni sevindi­ren başka bir husus da Cumhuriyet bayramında halkın orduya karsı gö­rünür bir şekilde izhar ettiği kalpten bağlılıktır. Bundan dolayı da Türk mil letini tebrik etmek isterim.

31 Ekim 1955

Ankara :

Ziraat Vekâleti Pendik Bakteriyoloji Enstitüsünde, uzun zamandanberi üze­rinde çalışmakta olan yeni koyun çi­çek aşısının denemeleri müsbet şekil­de sona erdiğinden bu yeni aşı tatbi­kata çıkarılmıştır.

Memleketimizde muhtelif koyun ırkla­rının bulunması ve bu ırkların çiçeğe karşı hassasiyetlerinin değişik olması karşısında Türk Veterinerleri uzun bir çalışma sonunda her ırka tatbik edile­bilecek yeni aşıyı bulmuşlardır.

Pendik Enstitüsünde hazırlanmakta o-lan bu aşı eski aşıya nisbetle daha u-zun bir muafiyet sağlamaktadır. Ay-nca dayanma müddeti de fazladır. Tatbiki kolay olduğundan eski serum-lu çiçek aşısından daha fazla kullanı­lacağına ve rağbet göreceğine muhak­kak nazariyle bakılmaktadır.

Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketimize gelmiş bulunan Federal Al­manya Cumhuriyeti Millî Müdafaa Vekili Ekselans Theodore Blank, Ba­sın - Yayın ve Turizm Umum Müdür­lüğü kısa dalga radyo servisine bir demeçte bulunmuştur. Ekselans The-odor Blank, bu gece 21.30'da radyonun Almanca neşriyatında kendi sesinden verilen bu demecinde şunları söyle­miştir:

"Türkiye'den, Türk milletinden ve Türk ordusunun, Türk hava kuvvetle­rinin ve Bahriyesinin hususiyetlerin­den derin tesir ve intibalar edindim. Bu birkaç gün içinde görebildiklerim, tahmin ve ümidimi fazlası ile aştı.

Bana Türkive'de her tarafta gösterilen samimî kabulden cok memnun oldum. Burada, bir milletin hakikî bir dostu nasıl kabxıl görürse, öyle bir kabul gördüm. Bütün Türk milletine, Alman ya'nm Türkiye için beslediği dostane hislerin, Türkiye'de Almanya için bes­lenmekte olan hisler kadar büyük ol­duğunu  söylemek  isterim.

Türk milletinin yüksek kabiliyeti ve başarılan, sağlam karakteri ve feda­kârlığı ile dünya'da hakettiği şerefli mevkii ilelebet muhafaza etmesini di­lerim.

 Ankara :

Memleketimizin misafiri bulunan dost ve müttefik Irak'ın maarif Veziri Ek­selans Halil Kenne, Basın - Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü kısa dalga radyo servisine, Türkiye intibaları hakkında beyanatta bulunmuştur. Mümtaz misafirimiz bu akşam arapça neşriyatında kendi sesinden verilen bu beyanatında şunları söylemiştir:

Irak'ın aziz komşusu Türkiye'de ferah verici tören ve şenliklerin yapıldığı bir sırada bulunmayı ve aynı zaman­da Majeste Irak Kralı Hazretlerinin ve Veliahd Hazretlerinin, Türkiye Cumhuriyeti bayramı münasebetiyle gönderdikleri mesajı, Türkiye Reisi­cumhuru Hazretlerine teslim etmek şerefine nail oluşumu çok mes'ut bir fırsat addediyorum.

Cenabı Haktan Türkiye'de bayramla­rın ebediyete kadar teakup etmesini ve Türk .milletinin refah ve ikbalde daim olmasını dua ve niyaz eylerim.

Bu ziyaretim sırasında, Türkiye'de ge­rek hükümet ricali gerek millet tara­fından ilme karşı büyük bir alâka ve ihtimam gösterilmekte olduğunu mü­şahede ettim. Şüphe yok ki bu mille­tin, ilme imam ve öğrenmeye tahalü-künün neticesi hayırlı ve bereketli o-lacaktır. Zira bu dünyada her hangi bir kalkınmanın esası hakikî ilimdir. Türkiye'de ilim ve terbiye adamları vazifelerini yerine getirmekde büyük bir hassasiyet ve titizlik göstermekte­dirler. Türk ilim ve terbiye adamları­nın mütehalli oldukları samimî vatan­perverlik beni heyecanlandırdı.

Hiç şüphe yok ki, dost Türk hüküme­tinin davetlisi olarak halen Türkiye'­de yapmakta olduğum ziyaret her iki memleketimiz arasında esasen mevcut bağları kuvvetlendireceği gibi yine şüphe yok ki kültürel rabıtalar vası-tasiyle bütün sahalarda daha şümullü bir  işbirliğine  zemin hazırlayacaktır.

Burada meslek arkadaşım muhterem Türkiye Maarif Vekiline teşekkürleri­mi takdim etmek isterim. Türkiye'de şahsımda Irak milletine karşı gösteri­len büyük dostluk yüzünden iftihar etmekteyim."

 Ankara :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Hükümetimizin davetlisi olarak şehri­mizde misafir bulunan Federal Alman­ya Millî Müdafaa Vekili Ekselans The-odore Blank ve Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisi General Adolf Heusinger bu sabah saat 8.30 de Cebeci'de Milli Müdafaa Vekâleti Harita Umum Mü­dürlüğünü ziyaret etmiştir.

Müessesede gerek teknik ve rasyonel çalışmalar, gerek modern usullerle vücude getirilen eserler misafir vekili son derece mütehassis etmiştir.

Misafir vekil, Umum Müdürlükten ay­rılırken şeref defterine şunları yaz­mıştır:

Harita Umum Müdürlüğünde Türk ve az da olsa Alman ilim ve tekniğinin hayret verici büyük başarısı görülmek tedir. Vatan sevgisi bu büyük mesainin esa­sını ve buna mukabil bu eserler de vatan sevgisinin bir ifadesini teşkil eder.

Umum Müdürlükçe Federal Almanya Millî Müdafaa Vekili ile Erkânı Har­biyei umumiye reisine birer albüm ve muhtelif haritalar hediye edilmiş­tir.

Müteakiben Kız Teknik Öğretmen Okulu ziyaret edilmiş ve okulun konfe­rans salonunda yapılan törende Ekse­lans Theodore Blank kızlarımızın be­line kuşak bağlamış ve öğrenciler tara fmdan tezahüratla alkışlanmıştır. Tö­renden sonra mikrofon başına gelen sayın vekil ezcümle şunları söylemiş­tir:

"Genç Türk kızları,

Buraya gelirken herhangi bir konuş­ma yapacağımı düşünmemiştim. Dün genç Türk kızları paraşütle atlıyarak bana şayanı hayret, cesaret numune­leri gösterdiler. Bugün ise bu okulda kendilerini hayatın pratik ve nazarî cepheleri için hazırlıyan genç Türk kızlarını görmek saadetine nail oldum. Bu sebeple Türk milletini bu vasıfta­ki genç kızlara malik olduğu için teb­rik ederim. Çünkü istikbal bu şekilde yetişen gençlerindir. Sizin de bildiğinz gbi, milletlerimiz arasında eski ve sar­sılmaz bağlar mevcuttur. Türk ve Al­man gençliği arasındaki bu bağların daha da geliştirilmesi lâzımdır. Millet­lerimizin kaderleri arasında bir çok müşterek noktalar vardır. Her iki mil­let de çok zamanlar ağır şartlar altın­da yaşamışlardır. Ama biz hiçbir za­man yaşama azmimizi kaybetmedik ve milletlerarasındaki mümtaz mevkiimize yükselmenin yolunu daima bulduk. Ben eminim ki, Türk milleti haklı ol­duğu bu şeref mevkiini daima muha­faza edecektir.

Şimdi bir ricam var. Gelecek senenin en başarılı öğrencisini şahsım ve ailem adma 4 hafta  için  Almanya'ya davetediyorum. Bu genç Türk kızını evim­de selâmlıyacağım günü hasretle bek-liyeceğim ve bu öğrenciye Almanya'yı mümkün olduğu kadar tanıtmak için elimden gelen herşeyi yapacağım. Sayın misafirimiz biraz önceki kuşak takma merasiminin Türk - Alman dostluğunu bir kat daha kuvvetlendi­ren mahiyetine işaret ederek sözlerini bitirmiştir.

Demokrat Parti Genel Başkanı Başvekil Adnan Menderes'in, dördüncü büyük kongre nutku

15 Ekim 1955

 Ankara :

Demokrat Parti Genel Başkam Başvekil Adnan Menderes bugün Öğleden evvel Büyük Sinema salonunda açılan Demokrat Parti 4'üncü büyük kong­resinde, hararetli tezahürler ve sürekli alkışlar arasında, Genel îdare Kurulu adına şu nutku irad etmiştir;Dördüncü büyük kongremizin pek muhterem azalan, 946 yılında partimizin kuruluşu, şüphe yok ki, memleketimizin siyasî ta­rihinde ve iç politikasında başlıbaşma fevkalâde mühim bir hâdise  ol­muştur.

Kuruluşumuzdan, bugüne kadar üç büyük kongre akdetmiş bulunuyoruz. On yıla yaklaşan bir zamandanken içinde bulunduğumuz maddî, mane­vî her sahaya şamil, pek hayırlı ve son derece ehenrmiyetli inkişafların seyri içinde bu kongrelerimizin her birisi ayrı, ayrı ve çok esaslı birer merhale teşkil etmiş bulunuyor.

Dördüncü büyük kongremizin de, ıgerek memleketimizin iç ve dış siyasî hayatında .gerekse partimizin daha da kuvvetlenmesinde ve olgunlaşma­sında en hayırlı tesir ve hizmetler ifa edebilmek mazhariyetine ereceğine ve bütün çalışmalarımızda cenabı hakkın bize muin olacağına emin ye kani bulunuyoruz.İşte bu emniyet ve kanaatladır ki, partimizin mukad­deratını en yüksek seviyede elinde bulunduran ve iktidarımızın asıl sa­hibi ve temsilcisi olan yüksek heyetinizi, partimizin dördüncü büyük kongresini genel kurulunuz olarak derin bir hürmetle ve hepinizi de ay­rı, ayrı en samimî muhabbetlerimizle selâmlarız.

Pek muhterem arkadaşlar,

Cümlece malûm olduğu gibi, ancak Demokrat Parti kurulduktan sonra­dır ki milletimizin vicdanında yaşayan hürriyete ve demokratik bir ida­reye kavuşmak arzu ve hasreti şuurlu bir hareket haline inkılâp edebil­miş, uzun yıllar türlü tazyiklerle bastırılmış olan bu hasret bu hareket büyük bir sür'atle bütün vatan sathına yayılmağa başlamıştı. Partimizin ilk kuruluş devresi birçok mahrumiyetler, ıztıraplar ve taz­yikler içinde geçmiştir. O zamanın iktidarının partimizi, daha doğarken efluç kılmak, mümkünse yok etmek için birçok tedbirlere başvurmuş olduğunu hepiniz çok iyi bilirsiniz, yine çok iyi hatırlarsınız ki, Belediye seçimleri ile siyasî tarihimizde unutulmayacak bir facia teşkil1 eden 946 milletvekilliği seçimleri de bu zamana rastlar. Memleketimizin tarihî ge­lişmesi bakımından bütün bunları, geçirilmesi mukadder bir devrenin tabiî tecellileri olarak karşıladık ve Demokrat Parti, evvelâ aziz milleti­mizin bizden esirgemediği yüksek alâka ve itimadı, sonra da bütün par­tili arkadaşlarımızın maddî, manevî her türlü fedakârlığa katlanmaları sayesindedir ki, o cidden üzüntü ve ıztırap ile dolu günlerin imtihanını muvaffakiyetle verdi. Böylece, kuruluşumuzdan bir yıl sonra da birinci büyük kongremizi aktedebilmek mazhariyeti bize müyesser oldu.

Arkadaşlar.

Partimizin ilk kuruluş safhası ve müteşebbis heyetler devri, birinci bü­yük kongremizle sona ermiş bulunuyor ve Demokrat Parti derece, derece yapılan kongreler ve seçimlerle bütün mensuplarına mal edilmiş ve böy­lece millet hizmetinde esaslı olarak vazife ve mesuliyet deruhte edebil­mek için ilk hazırlıklarını tamamlamış oluyordu.

Sevgili arkadaşlarım,

Yine hatırlıyacaksınız ki, birinci ve ikinci büyük kongrelerimiz arasın­daki zaman içinde*, partimiz bir taraftan eski iktidarın baskıları ve zor­lamaları ile  uğraşıp inkişaf etmeğe ve kuvvetlenmeğe çalışırken diğer taraftan o zaman maalesef içimizde yavaş yavaş belirmeğe başlayan, hi­zipleşme ve iftirak hareketi ile gittikçe genişleyen bir ölçüde meşgul al­mak ve mücadele etmek gibi elim bir zaruretle de karşılaşılmıştı. İkinci büyük kongremiz bu mücadelenin en had bir safhasına rastlamış ve hi­zipleşme hareketinin tasfiyesinde esaslı bir merhale olmuştur. Bu itibar­la ikinci büyük kongremizi hizipleşme hareketinin intaçları içinde bulu­nan partimizi zarurî bir tasfiyeyi muvaffakiyetle başarıp parti tesanüdü-nü yeniden teessüs ve takarrür ettirmek bakımından büyük bir hizmet ve muvaffakiyet âmili olarak anmak çok yerinde olur. Bu sayededir ki partimiz 1946 seçimlerinde bin mihnet ve meşakkatle kazanılmış olan 60 kadar milletvekilliğinin yansına yakın bir miktarını kaybetmiş olmasına rağmen tesanüdün temin ettiği kuvvet ve huzur ile 1950 seçimlerine ha­zırlanmak imkânını bulmuş ve bilindiği gibi bu seçimleri kahir bir ek­seriyetle kazanabilmiştir.

Arkadaşlar,

Üçüncü büyük kongremizin, iktidarımızın, esaslı olarak eserler vücuda getirme yoluna henüz girememiş ve ancak büyük işlere girişmek hazır­lıkları üe son derece meşgul bulunduğu bir zamana rastladığını derha-tır buyuracaksınız. Bu itibarla üçüncü büyük kongremizde iktidarda bu­lunmamıza rağmen iktidar olarak icraatımızın esaslı surette bir muha­sebesinin yapılmış,olduğunu iddia etmek güç olur. Ancak şükranla ve if­tiharla kaydetmeliyiz ki üçüncü büyük kongremiz büyük bir heyecan ve tesanütle partimizin yüksek sevk ve idaresine ve hükümet olarak bizlere bizim için son derece kıymettar olan itimad ve iltifatını esirgememek su­retiyle iktidarımızı bu raporumuzda hülâsa etmeğe çalışacağımız, müte­akip icraatında teşvik ve tescî etmiştir.

Üçüncü büyük kongremizin gösterdiği bu itimad sayesinde ve telkin et­tiği ilhamlarladır ki Demokrat Parti iktidarı olarak memleketimizde kısa bir zamanda çok büyük hizmetler yapabilmeye muvaffak olmuş bulunu­yoruz. Bu suretledir ki Demokrat Parti sayılamıyacak kadar çoğalan eser­leriyle daha şimdiden mevcudiyetini yurdun her köşesinde hakketmiş bulunuyor.

Dördüncü büyük kongremizin muhterem azası, kalblerinizi dolduran mem lekete hizmet aşkı ile iktidarımızın yeni hamleleri için en değerli bir il­ham kaynağı teşkil edeceğinize şüphe yoktur. Bu kongremizin de gerek memleketimizin iç ve dış siyasetinde gerek partimize ait çeşitli birçok İÇ meselelerde en hayırlı ve isabetli netice ve kararlara varmak suretiy­le iktidarımızın yolunu bir kat daha aydınlatacağına ve şu çatı altındaki bu toplantımızla mühim ve büyük inkişaflarla dolu yeni bir devri açmağa muvaffak olacağınıza inanıyoruz.

Pek muhterem arkadaşlarım,

Evvelâ, müsaade ederseniz dördüncü büyük kongremizin bugüne kadar gecikmesi sebeplerine kısaca temas edeyim. Bu sebeplerin yüksek heye­tinizce ibütün mâna ve şumuliyle ve kolaylıkla takdir edileceğinden şüp­he etmediğimiz için meseleyi uzun uzadıya teşrih ve tahlile lüzum gör­müyoruz. Şu kadarını söyliyelim ki, büyük kongrenin zamanını seçerken, genel kurulunuz, dikkat ve teenni göstermek lüzumunu duymuştur.

Bunun memleketin yüksek menfaatlerine uygun olduğu kadar şiar ve gayesi bütün mevcudiyetiyle memlekete hizmeti olan partimiz için de hayırlı ve faydalı olduğuna kaniiz.

Ne teşkilât kademelerinin herhangi birinden ne de bir partili arkadaşı­mızdan kongrenin daha evvel yapılması hususunda şimdiye kadar bir teklif ve talep alınmamış olması bu kanaatimizin bütün teşkilâtımızca ve parti mensupları tarafından paylaşıldığını teyid eder. Filhakika iç ve dış politikayı alâkalandıran hâdiseler ve partimizin kuruluşundan beri kendi bünyesi içinde geçirmekte olduğu istihaleler dördüncü büyük kongremi­zin zamanını seçerken gösterdiğimiz dikkat ve teenninin başlıca unsurla­rını teşkil ediyor.Bu bakımdan yüksek heyetinizin de kongrenin teahhürü sebepleri üzerinde derin bir seziş ve anlayışla hareket edeceğine ina­nıyor ve tamamiyle müsterih olarak huzurunuza çıkmış bulunuyoruz.

Muhterem arkadaşlarım,

İç ve dış politikayı alâkadar eden hâdise ve meselelere geçmeden ve mil­letçe Demokrat Parti etrafında nasıl kalkınma halinde bulunduğumuzun İzahını yapmadan evvel partimiz içindeki hareketlerin mahiyeti hakkında yüksek heyetinize malûmat arzetmeği faydalı buluyoruz.

Türk milletinin kahir bir ekseriyeti tarafından benimsenmiş ve tarihî bir tekâmül ve kalkınma hareketi vasfını ihraz etmiş bulunan Demokrat Par­ti elbette kendi halinde rahat bırakılmaz. Memleketin iç ve dış düşmanlan gaflet ve ihtirasla elele vererek onu sarsmağa, mümkünse yıkmağa çalışırlar. Hakikaten memleketimiz her bakımdan dünyanın çok nazik ve mühim :bir kısmında kâindir. Dünya siyaseti bakımından mütalâa ediniz. Türki­ye nasıl bir ehemmiyet arzeder aşikârdır. Dünya stratejisi bakımından ele alınız, Türkiye'nin arzettiği ehemmiyet meydandadır.

Dünyanın siyasî askerî ve ideolojik bakımlardan tam ve kat'î olarak iki karargâha ayrıldığı bu devirde Türkiye dünya sulhunu tehdit eden ta­rafla bitişik yaşamaktadır.Tehlike ile en uzun hududu olan memleket de Türkiye'dir. Bu itibarla memleketimizi, onun hükümetini ve hüküme­tinin dayandığı partiyi elbette rahat bırakmazlar. İçten ve dıştan, onu hır­palamağa ve sarsmaya azmetmiş olan maksatlılar elbette .gafletleri ve ih­tirasları istismar etmeği :as!â ihmâl etmezler.

Memleketimiz daha son senelere kadar tabii bir siyasî hayattan tamamiy-le mahrum olarak yaşamıştır. Partimiz birden bire milyonları sinesinde toplamak suretiyle fevkalâde sür'atle inkişaf etmesinin bir neticesi ola­rak iç bünyesini iyice kuvvetlendirmefk ve olgunlaşma devresini tam. .ola­rak idrâk etmek imkânını bulamadığı bir hakikattir. Bu hususlar nazarı itibare alındığı takdirde iktidarımızın, ve dolayısile memleketimizin siya­sî istikrar bakımından birtakım mahzurlu şartlar ve âmillerin tesirine mâruz bulunduğu takdir olunmakta güçlük çekilmez.

Milletimizin emniyet ve selâmeti memleketimizin imar ve kalkınması yo­lunda daima büyük hamlelerin alemdarı olan Demokrat Parti, millî ihti­yaçları derinden derine sezerek ve yapıcı fikirlerin mihrakı olarak kendi bünyesi içinde de zamanla çok dikkate şayan ve memnuniyet verici terak­ki ve inkişaf merhaleleri geçirmiş ve artık kuruluş ve olgunlaşma dev­rini memnuniyet ve iftihar verici manzaralar iyle beraber idrâke başla­mış olmakla beraber hâdiseler göstermiş ve gösteriyor ki daima dikkat ve teenni ile hareket etmek zarureti mevcuttur. Bugünün muhalifleri kendi kuvvet ve imkânları ile iktidar hırsları ara­sında bir türlü muvazene tesis edemiyen bir acz ve ihtiras içinde çırpın­maktadırlar. Bunlar ne davalarının, doğruluğuna ne de kendi kuvvetleri­ne güveniyorlar bunlar; bütün ümitlerini sadece partimizi içinden yık­mağa bağlamış bulunuyorlar. Bir takım 'siyasî zümreler ve siyasî zümre-leşme hareketine kapılmış ve kapılmak istidadında olanların bu hakikat­leri sezmekte gecikmemeleri çok şayanı temennidir. Hizibcilik oyunları ile yeni bir çığır açma gayretleri birbirine karıştırılmamak icabeder. Bi­risi menfur olduğu kadar memleketin yüksek menfaatleri aleyhine, diğe­ri ise makbul olduğu kadar milletin hayrınadır.

Arkadaşlar,

Demokrat Parti'nin iç mücadeleleri itiraf edelim ki demokrasimizin ya­kın tarihi bakımından çok çetin ve ibret verici safhalardan geçmiştir. Bü­tün müşkülât, memlekette uzun yıllar çeşidli siyasî faaliyetlerin inhisar altına alınmış ve tek parti sistemine dayanan tahakküm rejiminin topyekûn siyasî hayat ve siyasî terbiye üzerinde son derece menfi tesirler yap­mış olmasından ileri gelmektedir. Zararlı tesirleri bertaraf etmek kolay olmuyor. Demokratik rejimimizi yepyeni bîr siyasî ahlâk ve zihniyet için

de inkişaf ettirmek mecburiyetindeyiz. Fakat eski itiyacUar ve zaaflar venıemieKetin yüksek menfaatlerini rehber ittihaz etmek yerine birtakımsiyasî menfaat hesablarmm zehirlediği kaypak bir. siyasî zemin" üzerindehürriyet rejimini inşa etmek gibi hakikaten çok zor bir .gayretin içindeyiz.Samimiyetle inanılmış prensiplere ve bir fikir sistemine 'değil de şahsî ta­
hakküme dayanan bir idarenin memlekette yaratmış olduğu kötü an'aneieri bir anda denecek kadar kısa zamanda bertaraf edebilmek için çok uğ­raştık. Memleketimizin siyasî mazisi yalnız Halk Partisi içinde değil top-İuıuk hayatının her sahasında tesirini hissettirmiştir. Partimiz esas maksatlarınaan ve karakterinden fedakârlıklarda bulunmaksızın kuruluşun­daki asliyeti muhafaza edebilmek için büyük fedakârlıklar ihtiyar edegelm iştir. İzahına çalıştığım şu siyasî vasat ve zemin üzerinde bütün vatan sathın­da ayaklanan ı büyük ıbir hareketin telâş ve isticali içinde aramıza katılıp da ihtiraslarının kurbanı olarak hem prensiplerimiz hem mevcudiyetimiz aleyhinde çalışan unsurların, vak'tinde tereddütsüz olarak tasfiye edilmiş olmasının ne derecelere kadar haklı ve hayırlı olduğunu bugüne kadar Oian hâaiseıer apaçiK meyuana çıkarmıştır. iy4ö'ae .oaşgöstereh hizipleş­me ve iftiras hareKeti -o zaman şartımızın mevcudiyetim tehlikeye koya­cak bir mahiyet almıştı, fakat o zaman kararlı hareketlerimiz siyasî bir teşekkül olarak varlığımıza hulul ve nüfuz etmiş olan gayri mütecanis unsurlardan partimizi kurtarmış ve bu çok hayırlı bir istifa ve tasfiye hareketi olmuştu. O vakit kendi içinde tehlikeli ve birbirine zıt cereyan­ların mihrakı haline .gelen partimiz samimiyetle inandığı davalarının azimli ve kararlı olarak mücadelesini yaptığı içindir ki maksatlı ve ihti­raslı unsurlar ondan ayrılmış ve Türk milletinin itimad, itibar ve muhab­betine şayan mütecanis ye rcıütesanid bir heyet olarak mevcudiyetini kur­tarmıştır. Bu iğin hazin olan tarafı bunca emek, mihnet ve mahrumiyet pahasına kazanılmış olan mebuslukların o zaman ayrılanlar tarafından kendi şahsî malları imiş gibi bizden gasbedüip götürülmesi olmuştur. Bu bir siyasî gasptır ki, milletlerin siyasî tarihinde misline rastlamak müm­kün değildir, hiç değilse buna benzer bir hâdise son derece nâdirdir. Siyasî hayata katılmış olan bir kısım insanların siyasî ahlâk telâkkileri­nin cidden çok sakat olduğunu bu hal bize ne güzel anlatmaktadır. Me­selâ bakınız, bundan evvelki devrede İngiltere'de yediyüze yaklaşan avam kamarası seçimlerini işçi partisi kazanmıştı. Fakat reyler işçi partisi ve muhafazakârlar arasında hemen hemen yarı yarıya paylaşılmıştı. Ara­daki fark on mebusluk kadardı. İşçi partisi yüzde iki civarında olan son derecede küçük bir ekseriyetle iş başına geldi, sosyal, iktisadî ve siyasî en radikal ıslâhatı ve icraatı yaptı. Bütün bunlar, tekrar .edelim ki sekiz on mebusluk bir farka dayanarak yapıldı. Hiç bir mebus bir seçim dev­resi esnasında bir partiden diğer partiye geçmedi. Devre hiç bir aksak­lık olmadan ve işçi partisi iktidarda iken sona erdi. Şayet, üç beş mebus yalnız üç beş mebus uzun bir seçim devresi esnasında iktidar partisinden diğer partiye geçmiş olsaydı, iktidar seçimler yapılmadan el değiştirmiş olacaktı.

Bir mukayese yapalım, partimiz 948'de 60 küsur mebusundan yirmi seki­zini yani mevcudunun yüzde kırkını birden kaybetti. Böyle bir hal baş­ka hiç bâr memlekette vukua gelemez. Böyle bir iftirakm sebebi ne idi, Demokrat Parti bir muvazaa partisi olarak kurulmuş ve partinin sevk ve idaresinde mesuliyet almış olan genel başkan başta olmak üzere birçok arkadaşlar halk partici ile muvazaa halinde imişler^ partinin, ve Türk milletinin hakkını bu suretle o zamanki iktidar partisine kim bilir ne menfaatler mukabili devir ve ferağ etmişler... Şu iftiradaki ıgalazete ba­kınız. Fakat bu iftira senelerce bütün vatan sathında yüzlerce ve binlerce kongre ve mitinglerde mütemadiyen tekrar edildi, durdu. Türk milleti bu muvazaa iftirasına inandırılmak için bütün yurtta senelerce at koşturuldu. Ya bu yalana Türk milleti inanmış olsaydı, bu takdirde memleketin siyasî kaderi değişmiş olurdu. Fakat ihtirasın , gafletin icad ettiği bu iftira ni­hayet bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı. Çünkü seçimleri Demokrat Parti kazanmış bulunuyordu. Bir partinin kendisini âlet olarak kullanan ikti­darı kahharî ,bir mağlûbiyete uğratması akıl .ve mantığın kabul -edeceği işlerden değildir. Siyasî tarihimiz bakımından ne acı bir hakikattir ki Türk milletini bir yalan ve iftira ile aldatmağa kalkışan bir siyasî teşek­kül, doğuşunun müsebbib ve mesnedi olan muvazaa hikâyesinin yüzdeyüz bir iftiradan ibaret olduğu sabit olmasına rağmen siyasî faaliyetlerine devam etmekte beis görmedi. Hattâ 1950 seçimlerinin ortaya koyduğu açık hakikat karşısında bir iftira ile mütemadiyen senelerce manevî zu­lüm ve işkence altında bulundurdukları partimize küçücük bir özür di­lemek ihtiyacını duymadılar, aldatılmaya çalışılan Türk milleti karşısın­da küçük bir üzüntü dahi hissetmediler.

İşte bizde siyaset telâkkisi. Aziz arkadaşlar,

Sebepler, bahaneler değişebilir, iftiraların mahiyeti zamanın muhalefette iken icablarına göre şekillendirilebilir. Bir taraftan muvazaa isnat ve if­tirasına, iktidar tarafından ise anarşistlik, komünistlik ithamlarına mâ­ruz bırakılan partimiz, iktidara geldiğinin ertesi günü derhal hürriyet ve demokrasi düşmanı olarak ilân olunmak gibi hayret ve ibret verici bir siyasî oyunbazlığın mazlumu olmağa başladı. Asü elim ve ibret verici ci­het ise bu isnad ve ithamın uzun seneler tek parti tahakkümünü tek maddeli siyasî .programları haline getirmiş ve böylece tatbik etmiş 'olanlar tarafından gelmiş olması idi.Ya, komünistlerin hürriyetçiliğine ne diyelim. Onlar da sureti haktan görünerek memlekette gizlendikleri birçok köşelerden bu avâzeye katıl­makta hiç gecikmediler.Halk Partisi'nin hürriyetçiliği ve komünist hür­riyetçiliği. Şimdi nazarlarımızı bu iki çatallanmış isnad istikametine bir an olsun tevcih edelim. Vaktiyle biz muhalefette iken muhalefetin muha­lefeti olmak gibi garip bir bir serencama sahip olan teşekkülün ise 1950 seçimlerinin ortaya koyduğu hakikat karşısında teşkil sebebi ve mevcu­diyetinin hikmeti tamamiyle ortadan kalktığı için o tarihten bu yana fi­ilen mevcut ve faaliyette olsa dahi hükmen ve vicdanen mağdum ve nâ mevcut telâkki edilmek icap ettiğine göre buradan öte ondan bahsetmi-yeceğiz. Yalnız bize Halk Partisi haykırıyor, hürriyeti yok ettiniz diye... Halk Partisi memlekete hürriyet getirdi mi? Halk Partisi'nin hürriyetçi­liği samimî midir? Demokrat Parti kuruluncaya kadar cümlenin malû­kat ve içtinap hâkim olmuştur. Halk Partisi demokrasisine gelince De­mokrat Parti kuruluncaya kadar müstakil grubu ite, seçim oyunları ile demokratik bir ucube, partimiz kurulduktan sonra ise türlü baskıları karakol işkenceleri ve nihayet envai çeşit seçim hileleri, mazbata sah­tekârlıkları, bütün yurda dağılmış seçim sandıkları faciaları ile niyet ve hüviyeti bütün vatandaşlara fâs olmuş görülmemiş bir demokrasi ve hür­riyet örneği. İşte 1946 seçimleri ondan evveli ve sonrası ve bir de Halk Partisi hürriyetçiliği.

Demokrat Parti 1950'ye kadar dört seneyi aşan mücadelesi esnasında milletimizden muazzam itimad ve itibar görmüştür. Muhalefet olarak demokrasi 'için mücadelemiz milletçe bir hareket haline inkılâp ettiği için­dir ki o zamanın iktidarı çaresiz kalmış ve adım adım gerilemiştir.

Bu dört senelik mücadele eski iktidara tek parti hâkimiyeti ve onun bir­çok rüsubunu vo itiyadlarmı dahi devam ettirmenin gayrî mümkün ha­le geldiğini iyice anlatmış olmak lâzım gelirdi. Buna rağmen Halk Partisi iktidarının 1950 seçimlerinin arifesinde ve o tarihe kadar gerileye gerileye geldiği son siperinde demokratik rejimin inkişaf ettirilmesi bakımından ne kanaattedir, neler düşünmektedir, bunu tesbit etmek ve aşikâr kılmak maksadiyle birkaç söz söylemenin faydasına kaniiz. Tâ ki. unutulmuş ve yarı unutulmuş hâdiselerle günün şartlan karşılaştırılanımek mümkün ve bu suretle hakikatler ayan olarak meydana çıksın ve âti için alınacak kararlarda isabet temin edilmiş olsun.

Böyle bir tetkiki en iyi Halk Partisi liderinin 1950 seçimlerinden üç gün evvel yani iktidarının son günlerinde Taksim'de söylediği seçim nutkunu gözden geçirmek suretiyle yapmaya çalışacağız, evvelâ şurasını kaydet­meliyiz, bu nutukta seçimlerde rey kazanabilmek için eski fikir ve gö­rüşlerin devam etmemekte olduğu kanaatini verebilmek için mümkün olduğu kadar niyetleri müphemiyete bürüyerek ifade etmeğe ve yine mümkün olduğu kadar tatlı ve acı bir lisan kullanmaya elbette dikkat edilmiştir. Filhakika şimdi bu nutuktan alacağımız parçalardan da öğre­neceksiniz ki fikirlerin ifadesinde ihtiyatkârlık tezatlar yaratacak kadar ileri götürülmüştür.

Meselâ, hürriyeti tahdit edeceğim,derken hürriyeti tevsi ediyormuş görünebilmek gibi siyasî maharet numunelerine rastlanmaktadır. Hülâsa o nutku bu neviden inceliği ile mütalâa etmek hakikî maksat ve niyetlere intikâl etmeği kolaylaştırmış olur. İşte, 1950 Mayısında Halk Partisi lideri iktidar ve muhalefet mücadele­lerine şiddet usullerinin hâkim olduğundan, demokrat'k idarenin bir ta­kım tehlikeleri bulunduğundan bahsediyor, matbuat hürriyeti, antidemok ratik kanunlar, anayasaya muhalif kanunlar, üniversite gibi mevzuları ele alıyor. Bunu yaparken de memleketimizde tesise girişilmiş olan de­mokratik idarenin hal ve âtisi hakkındaki düşüncelerini belirtmiş oluyor. Şimdi bunları 'kısaca közden eciralim, İsmet Pasa ilk olarak o zamanki, muhalefetin güya şiddet usullerine başvurmuş olduğunu ve seçimlerde zor kullanmaya gitmeğe kadar işi azıt ab ileceğini telkin etmek istiyor.Meselâ nutukta, şiddet usullerinden bir hayli bahsettikten sonra, şu hük­me varıyor; Hattâ bugün elimize geçen seçim beyannamelerinde hep b-ldiğimiz şid­det kararlarının bertaraf edileceğine dair bir söz sövîememis olmalan cok ümit kırıcı olmuştur ve biraz daha ileride yine şiddet usullerinden bir hastalık olarak bahsetmek suretiyle şöyle devam etmektedir: Zamanın bu hastalığını tedavi edeceğine bu tedavinin geç ve güç olmasınm zararlarından vatanımızın masun kalacak kadar bir huzur ve münakaşa devri bulunması temenni ederim" ayni sayın lider, tedavi geç ve gü'ç okursa korkarım, bunu. münakaşa edecek vakit dahi bulamayız, yani memleketin basına bu yüzden felâketler gelir, demek istiyor.

Aziz Arkadaşlar :

Demek oluyor ki. parti mücadelelerinde siddet usulleri diye adlandırıla­cak bir hareVet tarzının, mevcut olabileceği savın lider tarafından vaktivle ksbul edilmiş bulunuyor, o halde muhalefete geçtikleri günden iti­baren Halk Partisi'nin hudut tanımayan savletlerini şiddet usul­lerine başvurmak tabiriyle tavsif etmemek elden ffelir mi? Bunu bir hastalık telâkki ediyor, o halde hasta olan Halk Partisi'dir. Tedavi, gec güc olmasının, felâketler doğurabileceğin söylemek istiyor. 1950'de bövle bir mahcur ve endişe verici ihtimâl olduğuna fföre vatanı böy­lesine bir mücadelenin tehlikeli akıbetlerine bes senedenberi mâruz bı­rakmak vebal ve mesuliyetini nasıl hissetmiyor?

Müsaade buvurulursa. Snzler simdi. Halk Partisi liderinin demokratik idarenin hal ve istikbalde ne kadar mühim tehlikelerle karsıkarsıva husûsıki mütalâasına intikâl ettirelim. buna lü Pörüvorn?; çünkü muhterem lider, birçok niyetleri olduğu gibi bu sözlerini ve fikirlerini de unutmuş görünüyor.

Nutuktan diğer bir parça daha:

Bakınız, demokratik hürriyetlerin iyi kulla­nılmaması takdirinde tehlikenin çok büyük olduğuna dair verdiği hüküm ne kadar sarihtir.1950 senesinde Türkiye'nin coğrafî durumunda bulunan bir memleke­tin, iftiracı, iptidaî ve yıkıcı usullerin neticelerine dayanacağını tasav­vur etmek pek tehlikeli bir hayal olur.1950'deîı 1955 senesine Türkiye'nin coğrafî vaziyeti mi değişti, değişen nedir ki?

Aynı nutuktan sizlere, yine İsmet Paşa'mn hürriyetlerin kullanılması ve demokratik bir idarenin kurulması gayretlerinin bir memleketi bir­çok tehlikelere mâruz bırakabileceği hususundaki fikir ve endişesine başka bir misâl arzedeyini,

"Büyük Amerika Demokrasisi kuruluşundan 75 sene sonra modern tari­hin tanıdığı en ehemmiyetli bir iç harbin imtihanını vermeğe mecbur kalmıştır."

İktidardan düşünceye kadar [bu tehlike endişesinin fikri sabit halinde muhalefet liderinin zihninde yeretmiş bulunduğunu daha evvel söylenmiş bir nutkundan aldığımız şu parça ile bir defa daha teyid edelim:

"Bu memleketin aşırı ve ölçüsüz sözlere dayanamıyarak mutlaka şura­sından ve burasından ateş çıkarması tarihte geçirdiğimiz hakikatlerden­dir."

Muhterem arkadaşlar,

Halk Partisi'nin İktidarda iken sahip bulunduğu fikir ve düşüncelere ba­kılırsa demokratik idarenin tesisine karar verilmiş olsa bile bunu büyük bir ihtiyatla tatbik etmek lâzımdır. Yani hiç bir veçhile ifrata gitme­mek esas olmalıdır. Yıkıcı, iptidaî' iftiracı usullerden tamamiyle sakın­mak lâzımdır. Aksi takdirde memleketin şurasında burasında ateş çıkar, kıtal olur. Hattâ değil bizim memlekette, büyük Amerikan demokrasi­sinde bile ve bu demokrasi 75 senelik bir maziye malik bulunmasına rağ­men tarihin kaydettiği en büyük bir iç harbe .girişmek mecburiyetinde kalınmıştır. Bizde ise neler olur, neler olur...

Görülüyor ki İsmet Paşa iki tarz siyasî mücadelenin mevcut olduğuna kanidir. Biz de aynı kanaattayız. Filhakika parti mücadelelerinde iftira­cı, iptidaî, yıkıcı bir yol ihtiyar etmek mümkün olduğu gibi memleket menfaatlerini her türlü parti mücadelelerinin üstünde tutan makûl, mak­bul ve vatanperverane bir mücadele tarzı da vardır. Birinci tarzı komü­nizm tamamiyle benimseyerek onu adetâ ilmileştirmiş ve usulleştir-miştir..

Halk Partisi tamamiyle benimsemiş olduğu fikirlerin rağanına ve belki de siyasî mücadelelerin hararet ve heyecanı içinde farkında olmıyarak parti mücadelelerini o., daima ve ısrarla işaret ettiği tehlikeli yollara sev-ketmis bulunmaktadır.Bu tarz mücadele usulünü komünizme maletmek ve böylece adlandırmak mecburiyetindeyiz. O halde bu tarzın müm'eyyiz vasfı nedir? Herhangi siyasî bir parti mevzu kanunlar dairesinde hareket ediyor olduğunu ifa­de ederek vasıflarını belirttiğimiz ve komünizme mal edilmiş olan mü­cadele tarzmı ihtiyar etmiş olmadığını iddia ve ispat edemez. Kanunlar dairesinde kalmak veya kalmamak hususu komün:st s;yasî mücadele tarzı ile vatanperverine siyasî mücadeleyi birbirinden ayıracak bir kıs­tas olamaz. Çünkü bulundukları memleketlere, meselâ İtalya ve Fran'-sa'da komünist partileri elbette o memleketlerin kanunları dairesinde hareket etmek mecburiyetindedirler. Bunu başka türlü tasavvur etmek mümkün değ;ldir. O halde asıl kıstas nedir? Yalnız kanunlara tâbi ol­mağı ve bunun Ötesinde hiç bir hudıut tanımamayı şiar edinen bir mü­cadele tarzı karsısında, kanun tahditlerinin ötesinde vatanın emniyeti ve selâmetini milletin, re^ah ve saadetini hersevin üstünde tutan, hülâ­sa memleket;n yüksek menfaatlerini rehber ittihaz eâen bir mücadele tarzı da vardır ki bunlar böylece sarih surette birbirinden ayrıdırlar, îşte hakikî kıstas bu olmak lâzımgelir.

Şimdi bu fikirlerimizi bazı misallere tatbik edelim:

Faraza, en havatî münasebetlerle bağlı bulunduğumuz bir memleket ve­ya memleketlerle aramızı bozacak hareketlere tesaddi etmek, memleke­tin havrına ve menfaatine tşebbüs ettiğimiz bîr istikrazın bize verilmesi için elden ffelen çarelere 'başvurmak, enis bir kalkınma ve vatırım ha­reketinin tab'î müşküllerini istismar ederek halkımızı yokluk telkinle-rivle birçok maddelere karsı lüzumsuz hücum ve tehalüklere sevketmek, bir ffün petrol bulunmıyacak, seker bulunmivacak, cay ve kahve bulunrtnvaeak demek, ertesi ,2ün daha ba^ka maddelerin piyasada yok olacakı haberini vaymak, bu suretle piyasada sun'î surette buhranlar yaratmak memleketin daha verimli sahalara tahsis edeceği kavnaklarmı bu vadi­lerde sarfa mecbur etmek, faraza, memleketin en şiddetli bir iktisadî buhranın pençesinde kıvranmakta olduğunu, iflâs halinde bulunduğunu ilân etmek ve bu suretle memleketin malî. ve iktisadî hattâ sivasi itiba­rını durmadan hirpalavıp tahribe devam etmek ve bütün bunları yanar­ken kanunun tertip ettiği cezalardan sakınmak yoklarını bulabilmek belki hüner ve marifet sayılabilir, fakat as^a vatanperverlik olmaz. Bir suc ve kabahat varsa kanun vollarına müracaat etsinler, mazeret ve müdafaası vatanperver ane bir volda yürümediği iddia ve ifadesini redde kâfi gel­mez. Maksadımız bütün bu yaktıklarından dolavı muarızlarımıza muka­bele ve tarizde bulunmak değil fakat bir mücadelenin hararet ve heye­canı içinde belki de kendilerinin de farkında olmıyarak varmış oldukları tehlikeli mücadele seviyesine ve bunun, vaktivle acı acı ve ısrarla öne sürdüklari muhataralarına işaret etmek ve onların geçmişte söyledikle­rini hatırlatmak yolundan ancak düşmanları memnun edecek olan bu tarz mücadeleyi terkeylemelerini temin    etmekten ibarettir.

Sevgili arkadaşlarım:

Muhalefet tarafından en cok hücuma uğradıŞımız antidemokratik ka­nunların mevrüidiveti ve basm hürrivetinin fförüVnemis tazyikler altın­da bulundurulduğu iddialarına gelmek istiyoruz. Y;ne malûm nutuktan parçalarmak suretiyle bu mevzularda vaktile sahip oldukları fikrin nelerden ibaret olduğunu ortaya koymak lâzım geliyor. 1950 senesinde Halk Partisine göre antidemokratik kanun mevcud de­ğildir. Fakat şimdi var hemde çak.

Nutka göre, bizde anti demokratik iki mevtau vardır.

 Bunlardan biri dinî siyasete âlet etmek, diğeri komünistlik faaliyetine kanunen müsaade etmemek. Nutukta -bu iki mevzuun nazarî olarak bel­ki anti demokratik sayılabileceği ifade edildikten sonra memlekette anti demokratik kanunların mevcud alup olmaldığı mes'elesi 1950 senesinde henüz onlar iktidarda üken şu hükme bağlanmaktadır:

"Bugün nazariye itibariyle anti demokratik sayılabilecek olan başlıca mevzular bunlardır. Bunların dışında oları iddialar ancak teferruat sa­yılabilir."

Yine nutka göre, bizde o tarihte anayasaya aykırı kanunlar da yokdur. Mademki anayasayı Büyük Millet Meclisi yapmıştır. Kanunlar da Büyük Millet Meclisince tedvin edilmekte olduklarından o halde anayasaya ay­kırı kanun çıkarılması Imusteb'atdir. Bizim memlekette bir kanun ana­yasaya uygun olup olmadığına hüküm vermek hakkının Büyük Millet Meclisine verilmiş olduğu belirtildikten, sonra, nutukta şu hükme varıl­maktadır:

"Bu suretle Büyük Millet Meclisinin anayasaya muvafık kabul ettiği ka­nun bu vasfın bütün kuvvetini taşır."

Muhterem arkadaşlar:

Yine nutka baş vurarak Halk Partisi'nin 1950'deki basın hürriyeti ve üniversite muhtariyeti meselelerindeki düşünce ve kanaatlerini zikret­mek suretiyle bugünkü görüşlerinden o zaman ne kadar uzak oldukları­nı belirtmek isteriz.

Denilecek ki 1950'de söylenmiş alan bir nutkun üzerinde fazlaca durmak­ta ne fayda melhuz olabilir. Her taraftan hususüe Halk Part-.si'nden bü­tün hürriyetleri inkâr ettiğimize aiiti demokratik kanunları idame etti­ğimize, anayasaya aykırı kanunlar çıkarttığımıza, anti demokratik ve anayasaya aykırı kanunların mevcudiyetini idame ettirdiğimize basın hürriyetinin mevcut olmadığına ve üniversite muhtariyetine halel ge-tirdiğ;mize dair bunca hücumlar karşısında kalmakta olduğumuz için­dir ki, ve bu hücumlarda muarızlarımızın ne derecelere kadar samimî olduğunun bilinmesinde mühim faydalar mülâhaza olunabileceği içindir-ki iktidardan düşmeden evvel hakikî kanaat ve niyetlermin ne olduğunu ortaya koymak doîayısiyle hakikî hüviyetlerile kendilerini efkârıumu­miye huzuruna çıkarmak mecburiyetini his etmekteyiz.

Nutka göre basın hürriveti 1950 senesi Mayısında bütün esaslariyle mev­cuttur. Bu iddiayı nutuktan okuyalım:

"Şurası muhakkaktır ki basm hürriveti gibi -hürriyet vp demokrasi re­jiminin bir temel mefhumu bugün bizde en serbest memleketlerde oldu­ğu gibi işlemektedir."

Görüvorsunuz ki 1950'de Halk Partisi iktidarda olduğu, için gazeteciler aleyhine en ehemmivetsiz bir dâva açılınca muhakemenin mevkuten ce­reyanını âmir bir hüküm mevcudiyetine rağmen basın hürriyeti vardır.

Hem yalnız basın hürriyeti de değil, bugün hürriyetler kamilen mevcuddur. Çünkü Halk Partisi iktidardadır. Bakınız nutuk bunu nasıl ifade ediyor:

Memleketimiz hür ve demokratik bir rejimin bütün esas unsurlarını tahakkuk ettirmiştir."

Bugün üniversiteliler içinde gençlik kolları kuran, talebe cemiyetlerine nüfuz ederek onları mütemadiyen elde etmek yoluna giren, hattâ onları maksadlarma göre zararlı yollara sevk ederek insafsızlıklarının kurbanı eden, tahrik politikacıları sanki onlar değildir. Filhakika, o 1950 nutkun­dan şu parçayı okuyunca, o nutku yazanlar bu işleri yapanların ayni kimseler olacağı akla getirilemez.Masum üniversite talebesinin büyük kitlesi içine girmek fırsatını bul­muş olan politikacılar,üniversite talebesi adına memlekette ehemmiyetli bir mes'ele ortaya çıkarmışlardır. Biz seçimden sonra bu mes'eleyi ehem­miyetle ele alacağız.Haber vereyim ki, aile babalarının göz nuru ve memleketin istikbali ve dayancı olan gençlerimizin içinden ufak bir kısmının olsun tahrik poli­tikacılarının  insafsızlığına kurban olmasına kayıtsız kalmıyacağız.

Neden bu nutkun üzerinde bu kadar duruyoruz. Çünkü bu bir program nutuktur. İktidara gelselerdi geri bir idareyi daha da geriye götür­mek için bütün bu fikirleri tatbike koyulacaklardı.Bu nutuk değişmeyen ve asla değişmeyecek olan bir vesika olduğu için­dir ki üzerinde bu kadar İsrarla durduk.Bu 1950 nutkunun tahlilinden ve bunun etrafındaki izahlarımızdan pek açık olarak anlaşılacağı üzere, bugün hürriyet dâvasının al emdarlığım yaoar gibi görünen Halk Partisi'nin bu iddiaları bir siyaset taktiği, daha doğrusu bir siyaset oyunundan ibarettir.Bu itibarla demokratik nizamımızın zaman içinde tabiatiyle tekâmül edecek ve memleketimizin bünyesine daha iyi intibak edecek tarafları­nın mevcudiyetini kabul etmekle beraber. Halk Partisi'nde iktidardan düşmekle birdenbire uyanmış görünen müfrit hürriyetçilik aşk ve cere­yanını bu vadide ciddiye almak ve samimî olarak kabul etmek çok güç­tür.

Aziz arkadaşlar:

Bir bedahet olmasına rağmen tekrar edebiliriz ki her mefhum gibi hür­riyet mefhumunun da kayıtsız ve mutlak şekilde telâkki edilmesinin ce­miyet nizamiyle ve bizzat hürriyetin kendisi ile telif edilebilmesine im­kân yoktur.

Teferruata girişmeksizin kısaca şu hakikati belirtmek lâzımdır ki, dün­yanın, her tarafında hürriyet rejimleri, hürriyetleri ifrata götürmek sure­tiyle yıkılır. Dünyanın hür memleketlerinde hürriyet düşmanlarının kullandıkları en müessir silâh ve taktik çok kerre, hürriyet alevhdarlığı değil, daima tam aksine olarak hürriyetin ifrat derecede taraftarlığı, hür­riyetleri ifna etmek hürriyetini de ihtiva edecek derecelere kadar götürmek suretiyle sür'atle bir anarşi muhiti yaratmağa muvaffak olmak ve bir defa bu hasıl olduktan sonra, artık kargaşalık içinde hukukî veya fiilî yollardan o memlekete el koymaktır. Aziz milletimizin tekrar tek­rar itimadını lûtf ederek partimiz iktidarına emanet ettiği gene Türk de-rroıkrasisi. kendisi için intihar dernek o^an böyle iftiralara sürüklenemez. İçte ve dışta dost. düşman, iyice bilmelidir ki hürriyet mefhumu bn'zim anladığımız mânada cok ulvî bir save olarak değil fakat sadece alelade bir vasıta, hattâ millî bünyenin ve hürriyet nizamının bir tahiir vasıtası olarak kullanıp bizi sahib1! olduğumuz hürrivft rnmet'nden mahrum et­mek isteyenlere bu memlekette asla fırsat ver ilmiye çektir.

Dünya stratejisinde gittikçe daha büyük ehemmiyet .kazanan ve ideolojik mücadelelerin mühim mihraklarından biris;ni teşkil eden bu cok nazik ve hassas bölıffed^ nizam ve sivasî istikrar dü^manlantun kadar tahriokâr emp'lerine mevzu ve zemin teşkil edeb^leceğ-îni tafsile lüzum g-ör-müvoruz. Türk milletin-n müstakil ve kudretli mevkiine tahammül ede-miven kuvvetlerin vp cerevanlann bu kötü emellerini son hâdiselerde bütün korkunç tezahürlerile bir kerre daha telhis etmek mümkündür. Bütün dünya s-ivasetirde ve ideolojik mücadelelerin akıbet ve neticeleri üzerinde bu kadar tes^i yeri olan" ve ook ehemmivetli bir kilit noktası tenkil eden memleketimize karsı tevcih olunacak tert'Dİer elbetteki ik­tidarı, hükümeti ve rejimi içinden vurmak ve bu suretle maksadlarma birden ve kolaylıkla vasıl olmak hedefini güdecektir.

Memlekpıtirrrzin nizam ve istikrarına kaideden tertiplerin açıkça, ve doğru istikametlerden ffelme&e cesaret edemiyeeeğine şüphe yoktur. Bunlar en mes'um darbelerini indirirken yerine öre asıl millî heyecan­ları, yerine göre hürriyet nizamına karsı muhabbet ve bağlılığı, hulâsa hürvet ve demokrasi askımızın saniyane ifratlarını istismar ederek yı­kıcı birer silâh haline getirmeğe çalışacaklardır.

Binaenaleyh, içinde bulunduğumuz dünya ve memleket .şartları milleti­mizin iktidar vazife ve mes'ulivet'ni omuzlarına yüklemiş bulunan va­tanperver bir partinin mes'uliyetini idrak etmiş uzuvları olarak tesanüdürnüzü kuvvetlendirmek ve saflarımızı sıklaştırmak bugün daha büyük bir ihtiyaç ve zaruret haline gelmiş bulunuyor.

alınabilir. Fakat demokratik müesseselerimizi her türlü ifratlardan koru­manın zarurî olduğuna kani bulunan partimizin muazzam- ekseriyeti ve hususile iktidarımızın hakikî sahibi olan siz yüksek hey'etinizin bütün ifrat hareketlerine, iftirak hareketlerine tedbir bulmakda asla gecikme­yeceğinize tamamile kani bulunuyoruz. Millî tarihimizin ve bütün, dün­ya tarihinin bütün ikaz edici hakikatları karşısında mutedil ve muvaze­neli bir hürriyet rejiminin tabiî tekâmül şartlarını behemehal zorlamak maksadlyle yola çıkan sözde hürriyetçilerin bu hareketlerinin içtimaî bünyemiz için hayalî ve mevhum faydaîarile hakikî zarar ve tehlikeleri­ni karşılaştırmak ve doğru yolu seçmekte iktidarımız asla hata etmeye­cektir.

Muhterem arkadaşlar:

Şimdi müsaadenizle Demokrat Parti hükümetlerinin iktidara geldikle­rinden beri takip etmekte oldukları dış siyasetinden bahsedeyim.

Bildiğiniz gibi, mes'uliyetini müdrik her hükümet için ilk hedef memle­ketin arazi bütünlüğünü ve istiklâlini zamanın şartlarına göre en iyi bir şekilde teminat altına almaktır.

Sulh ve hürriyetlerine bağlı memleketlerin dün olduğu gibi bugün de karşılaştıkları tehlikeler o kadar çoktur ki, bir devlet ne kadar kuvvetli ve fedakârlık azmi, ne kadar büyük olursa olsun tek başına bu tehlike­lere karşı koyamaz. Bunun için Demokrat Parti iktidara geldiğinden beri onun hükümetleri bir yandan devletimizin bekâsının en büyük te­minatı olan ordumuzu süratle kuvvetlendirmeğe çalışırken, diğer taraf­tan da sulhsever memleketlerin müşterek emniyet gayesile kurdukları en ileri ve kuvvetli müdafaa paktlarına girmek ve bu paktlara mümkün­se yenilerini ilâve etmek siyasetini takip etmiştir.

Demokrat Parti iktidara gelmeden evvel acaba dış siyasetimiz ve haricî emniyet meselelerimiz nasıl bir manzara arz etmekte idi. Müsaade eder­seniz bunu o zamanki iktidar partisi başkanının 28/3/1950 de verdiği bir seçim nutkundan dinleyelim:

İnönü o zaman şöyle diyor: Geçen, beş sene zarfında bizim büyük mes­elemiz dış emniyet mesele idi. 1944-1945-1946 senelerinde hemen he­men yao yalnız tehlikeli imtihanlar karşısında bulunduk. Önümüzdeki senelerde de dış emniyet meselesi başlıca kaygumuz olacaktır.

Bu sözleri ile o zamanki iktidar partisi başkanı, Türkiye'nin 946'dan 950 ye kadar yalnız kaldığını ve emniyet meselesini hâl edemediğini itiraf etnvs bulunuyor. Filhakika Türkiye 946 senesinde yapa yalnız bulunmak ta idi. O zamanın iktidar partisi son senelerde takip ettiği mütelevvin ve gayrî müstekâr sivassti ile dünyanın kilit noktalarından birinde yer al­mış bulunan memleketimiz,adeta beynelmilel siyaset âleminden tecrid etmiş, onu yalnızlığa düşürmüş bulunmakta idi.Sulh seven milletler, Rusya bir yandan Birleşmiş Milletlerde takın etti si otoriter ve tecavüzcü veto siyasetinden, diğer taraftan da muhtelif sahalarda açıkça izharından çekinmediği tecavüz emelleri karşısında mil­lî emniyet ve mevcudiyetlerini korumak gayesile mmtıkavî paktlar akdine teşebbüs etmişler ve önce Brüksel paktı, sonra da Nato'yu kurmuş­lardır. Bu paktların ortaya çıkması, tecavüze maruz memleketleri temi­natlı ve teminatsız devletler olmak üzere ikiye bölmekte idi.

Türkiyemiz maalesef teminatsız memleketler arasında idi. Halk Partisi iktidarı hareketsiz, çekingen ve mütereddid siyaseti yüzünden hem Brüksel ve hem de Nato paktının dışında kaldığı gibi, kendisine komşu olan memleketlerle de her hangi bir dayanışma paktı yapmağa çalışmak­tan uzak kalmış ve ayni zamanda Türkiye'nin güvenliğinin tek teminatı olan Birleşmiş Milletler teşkilâtı içinde de, top yekûn sulhun müdafaa­sını yapmaktan ve bu sahada faal bir rol oynamaktan da kaçınmakta ve bu suretle güya ihtiyatkâr ıbir politika takip ederek, hakikatte müşterek emniyete bağlı bulunan Türkiye'nin güvenliğini açıkta bırakmıştı. Bu vaziyet karşısında denilebilir ki Türkiye'nin mukadderatı sadece asîl milletimizin fıtrî mukavemet ve hamasetine dayanmakta idi. O zamanki iktidarın Türkiye'yi bu teoerrüd halinden çıkarmak ve yalnızlıktan kur­tarmak için hiç bir programlı faaliyeti mevcut olmadığı gibi bu yolda açık ve alenî olarak çalışmaktan da dhailî prestij kaygusu iie çekinmekte idi. Demokrat Parti iktidara gelince İlk iş olarak Türkiye'nin tamamile teminatsız ve müşterek emniyet teşekküllerinin dışında bulunmasının mahzurlarını derhal bertaraf etmeğe çalışmıştır.

Arkadaşlar:

Bugün artık neticelerini idrak etmekle bahtiyarlık duymakta olduğumuz gayretlerimiz, çok kesif olmuş ve türlü müşküllerle karşılaşmıştır. Va­kıa hiç kimse Türkiye'nin istiklâline olan bağlılığından ve mütecaviz karşısında mukavemet azminden şüphe :etmemekle beraber Birleşmiş Milletlerde Türkiye'nin teminat vermeden teminat almak, vecibe teka­bül etmeden başkalarının vecibe ve taahhüdlerini istihsale çalışmak gibi bir politika takip etmek istediği zehabı hasıl olmuştu. Evvelâ bunu tas­hih etmek icab ediyordu, ve asıl müşkülât da burada idi. İktidarımız Türkiye'nin sulh cephesi içinde oynayacağı mühim rolü bir mevkie sa­hip olabileceğine inanarak faal bir surette teşebbüsü ele aldı. Eski ikti­dar çekingen politikasında muhalefete geçtikten sonra da devam ediyor­du ve Türkiye'nin mukadderatını bu çekingen politikaya göre taayyün ettirecek bir siyaset takip edilmesini talep etmekte İsrar ediyordu. Bil­diğiniz gibi iktidara geçtiğimizin üçüncü ayında sulh cephesi bizden çok uzak bir yerde, Kore'de taarruza uğradı. O zamanki Demokrat Parti hü­kümeti derhal Birleşmiş Milletlerin dayanışma prensiplerinin fiiliyata konulmasını istemekte birinci safa geçti ve fiilî müdahale ve kuvvet gönderme kararma Amerikadan sonra müsbet cevap veren ilk memleket oldu. Çünkü orada mütecavizin karşılanması ve tedibi sayesinde başka muhtemel mütecavizlerin harekete geçmesinin önlenebileceğine kani idi. Bu müsbet ve Türkiye'nin menafime olduğu kadar bütün sulhsever mem leketlerinde menafüne uygun olan karar karşısında Halk Partisi'nin aldığı durum hepimizin malûmudur. Muhalefet partisi başkanının Türkiye'nin teminat almadan asker gönder­mesinin yerinde olmadığı şeklinde  bir takım nazariyeler ileri sürerek sözde kurnazlıkla kuvvet göndermekten kurtulabileceğimizi anlatmak ve telkin etmek isteyen bir takım garip nutuklar irad ettiğini hatırlaramız. Aynı partinin genel sekreteri ise Kore'ye göndereceğimiz 4.500 ki­şinin Türkiye'nin tecavüz karşısında mukavemet imkânlarını zayıflata­cağını ileri sürerek beynelmilel müşterek bir kurmay hey'eti karar ver­meden hiçbir memleketin asker göndermemesi lâzım geldiği hususunda ortaya fikirler attı. Böylece her ikisi de bütün bu kurnazlıklarla Halk Partisi'nin beynelmilel siyaset sahasında ne kadar maharet ve tecrübeye sahip bulunduğunu isbata çalıştılar.

Arkadaşlar:

Beynelmilel bir tecavüz karşısında iki partinin aldığı durum, Türkiye'nin Halk Partisi zamanında ne sebeple yap yalnız, tecnd edilmiş bir vaziyet­te kaldığını açıkça göstermektedir. Onlar teminat vermeden teminat al­mak, . başkalarına başları sıkıştığı zaman yardım etmeden, zorda kalındığı zaman yardım alınabileceğine inanmışlar ve dış siyasetlerini bu esaslara göre ayar ettikleri için hem Türkiye'nin mukadderatını hem de sulh iste­yen dünyanın mukadderatını tehlikeye düşürmüşlerdir. Biz ise Kore meselesüıdeki isabetli ve cesurane hareketimizle hem mütecavizlerin yeni bir tecavüze geçmelerini önleyecek bir cephenin teessüsüne Türkiye'ye lâyık vekar ve haysiyet dairesinde yardım etmiş olduk, hem de bütün dostlarımıza Türkiye'nin emniyet edilmesi lâzım gelen birinci sınıf bir memleket olduğunu isbat ettik.

Biz, yani Demokrat Parti hükümetleri, sulhun ancak fedakârlıklar sa­yesinde ve mütemadi .gayretlerle muhafaza edebileceğine inanmaktayız ve-bütün Türk milletinin de aynı kanaatte olduğuma inanıyoruz. Aldığı­mız reylerde bu düşüncenin büyük hissesi bulunduğuna eminiz.

Arkadaşlar:

Kore kararı, Demokrat Parti iktidarının dış siyasetindeki doğru ve dü­rüst düşüncesinin ilk ımehenk taşı olmuştur. Bundan sonra Kore'deki tat­bikata istinad eden dış siyasetteki görüşümüzü ve türkiye'nin Nato'ya girmesinin lüzumunu hiç çekinmeden efkârı umumiyemize olduğu kadar beynelmilel efkâra da açıkladık ve Türk milletinin müşterek sulh ve emniyet cephesi için bir yük değil fakat bir kuvvet olduğunu ispat ettik.

Bugün, Türkiye üç senedenbari Nato'ya girmiş bulunuyor. Fakat biz hiç­bir zaman Nato'ya girmekle bütün emniyet dâvamızın hâlledilmiş olduğu­nu düşünmedik. Norveçten kafkaslara kadar gelen müdafaa cephesinde iki boşluk mevcuttu. B-unlardan birisi Yugoslavya diğeri de Orta - Şark'-tı. Demokrat Parti hükümetleri Yunanistan ve Yugoslavya ile mevcut münasebatı mümkün olduğu kadar takviye ederek Balkan Paktını vücu­da getirdi ve bu suretle umumî müdafaa cephesindeki bir boşluğun dol­masını ayni gayeyi güden diğer iki dost memleketle beraber temin et­miş oldu.

Balkan paktının tesisinden sonra Türkiye, şarkmdaki hür, dost ve komşu devletlerle birlikte kendi emniyetini olduğu kadar onların da emniyetini sağlamak üzere önce dostumuz Pakistanla bir anlaşma yapmış, bilâhare de kardeş Irak'la Bağdat paktını imzalamıştır. Bugün üç senelik bir me­saiden sonra şimal cephesi namı verilen müdafaa hattı kardeş İran'ın da iltihakiyle teessüs etmiş bulunmaktadır.

Bu suretle Türkiye Garben Balkan paktına ve Nato'ya dayanan ve şarken de Bağdad paktına istinad eden iki cephe arasında hem hattı vasü, hem de kilit noktası teşkil etmek suretiyle kendi emniyetini olduğu ka­dar komşularının ve sulh cephesinin de emniyeti daha sağlam esaslara istinad ettirmiştir.

Bugün Türkiye, Halk Partisi zamanında olduğu gibi tecrid edilmiş bir memleket değil, fakat Demokrat Parti hükümetlerinin takip ettikleri dürüst ve isabetli siyaset sayesinde Amerika'dan bağlayıp Norveç, İtalya, Yunanistan, Türkiye, üzerinden geçerek Pakistan, Avustralya, Filipin­ler yoluyla tekrar Amerika'ya kavuşan bir müdafaa cephesine üç paktla bağlı bir memlekettir. İşte dış siyasette direktifiniz altında Demokrat Parti hükümetlerinin başardığı işler bunlardır. Muhterem arkadaşlar:Şimdi de müsaadenizle Millî Savunmamızdan bahsedeyim.Bir hükümetin dış siyasetteki gayretleri ne kadar çok olursa olsun bun­lar miıiî mukavemet arzusuna ve Millî Müdafaa gayretlerine dayanmazsa temin edilebilecek en büyük emniyet sistemi içinde bile o memleketin varlığının müdafaa edilebileceğini ummak ıbir vehimden ibarettir. Bu sebeple Demokrat Parti hükümetleri vazifeye başladıkları gün millî savunmamızın ve ordumuzun takviyesi işlerini büyük 'bir ehemmiyetle ele almışlardır.

Biz 1950'de iktidarı ele aldığımız zaman Türk silâhlı kuvvetleri gerek teşkilât gerek kuruluş bakımından modern askerî telâkkilere tamamen aykın bir manzara arzetmekte idi Münhasıran statik bir müdafaa gö­rüşüne ıgöre hazırlanmış olan bu kuvvetler bugünkü modern harplerin zarurî kıldığı seyyaliyet ve ateş kuvvetinden hemen hemen tamamen mahrum bulunmakta idiler.

Birlikler muharebe vazifesini 'alacakları zaman safhaları nazarı itibara almaksızın personel ve malzeme itibariyle gayri mantıkî .bir şekilde he­men hemen ayni seviyede bulunmakta idiler. Hattâ bir :çok ahvâlde düş­man baskınına uğrama tehlikesine mâruz hudut mıntakalarında bulunan birlikler merkezlerde büyük şehirlerde ihtiyat durumunda olan birlikle­rin çok dûnunda bir malzeme ve personele mâliktiler.

Personel kadrolanndaki eksikliklerin telâfisine hiçbir şekilde bakılma-makta, modern bir harpte seferberlik yapmak için pek azalan zaman hiç bir vakit nazarı itibara alınmamakta idi. Türk ordusunun teşkilâtı bize yardım edecek vaziyette dostlarımızla diğer avrupa ordularından başka ve geri bir şekilde gösterilmekte, ve sanki Türkiye'de Avrupa muharebe sahalarında yapılanlardan başka şekilde bir muharebe, bir taarruz veya müdafaa yapılabüirmiş gibi gösterilerek Türk ordusunun aşağı yukarı bir jandarma'kuvveti gibi teslihine yol açılmıştı. Aynı zamanda bize yar­dım eden dostlarımızın, personelimizin gereği gibi tekâmül ve tevsii hu-sususlannda yaptığı irşadata da kulak asılmayarak sırf teknisyenlere istinad eden modern bir ordunun icabatı nazarı itibara alınmamış ve bu suretle ordumuzun malzeme alma kabiliyeti dûn bir seviyede tutulmuş­tur.image003.gif Diğer taraftan Türkiye'nin tecrid edilmiş vaziyeti ve ittifaka bağlı bu­lunması ona verilen malzemenin bir harp halinde müşterek sulh cephe­sinin korunmasında kullanılıp kullanamaması hususunu meşkûk bırak­makta bu da Türk ordusuna dostlarımız tarafımdan fazla malzeme veril­mesini önlemekteydi.Demokrat Parti iktidarı ele alır almaz bir yandan ordumuzda modern düşünceli subaylarımızın istedikleri ıslâhatı yapmış, diğer taraftan da Nato'ya girmek, kıymetli müttefikimiz Birleşik Amerikanın buradaki as­kerî yardım misyonu ile daha sıkı bir işbirliği kurarak modern Türk Or­dusunun an'anevî büyük kabiliyetinin anlaşılmasını temin etmek sure­tiyle en modern malzemenin bol miktarda verilmesini sağlamış ve bil­gili türk subay ve as subaylarının iyi teksif ve tensik edilmiş mesaileri ile Türk ordusunun modern malzemeyi hazmetme kabiliyetini arttır­mıştır.

Bugün Türk ordusu .gerek vatanın gerek sulh cephesinin korunması hu­susunda tekabül ettiği vazifeleri ileri müdafaa stratejisi prensiplerine göre ifa edecek ve her türlü baskını önleyebilecek bir kudret ve kabili­yette Nato standartlarına en yakın bir ordu olarak tavsif edilmiş bulun­maktadır. Hareket kabiliyeti, atış kuvveti, teşkilâtı, atiklik ve çevikliği ile en ileri bir Avrupa ordusu ile mukayese kabul edeceık ıbir durumda olan şanlı ordumuzla bihakkın iftihar edebiliriz. Şanlı ordumuzun bu yüksek dereceye vasıl olmasında hiç şüphesiz ibü-yük müttefikimiz Amerika'dan aldığımız yardımın büyük hissesi var­dır. Bundan dolayı huzurunuzda kendilerine teşekkür etmeyi bir vazife bilirim. Fakat, bu ordunun kuvvetlenmesi ve yetinmesinde modern ve asıl Türk subayının, Türk milletinin ve Demokrat Parti Hükümetlerinin de hissesi büyüktür.

Filhakika 1950 malî yılında 702 milyon liradan ibaret bulunan Millî Sa­vunma bütçesi 1954 yılında 1.336 milyon liraya baliğ olmuştur. Şu nok­tayı da bilhassa tebarüz ettirmek icabeder ki 1950 yılma kadarki savun­ma bütçeleri hemen hemen tamamen personel masraflarına giderken bunu takib eden bütçelerde bilhassa işletme ve bakım masrafları daima artan bir seyir takib etmiştir.

İşte dostumuz ve müttefikimiz büyük Amerika devletlerinin yardımına inzimam eden millî gayretlerimizin Demokrat Parti hükümetleri tara­fından iyi idare edilmesi sayesinde şanlı Türk ordusu bugün mazisine lâyık bir şekilde sulh ve emniyet cephesinin en kuvvetli kalelerinden birini teşkil etmektedir.

Huzurunuzda sizin, de hissiyatınıza tercüman olarak millî varlığımızın teminatı, şanlı ordumuzla iftihar ettiğimizi bildirmekten büyük bir zevk duymaktayım.

Pek muhterem ve aziz arkadaşlarım: Partimizin içişleri ve muhalif ve muarızlarımızla karşılıklı vaziyetimiz ve memleketimizin iç mes'eleleriyle haricî politikamız hakkında yüksek hey'etinize genel kurul olarak maruzatımız burada nihayet bulmakta­dır.

Memleketimizin iktisadî kalkınması ile imâr ve ümran işlerimiz ve umu­miyetle iktidarımızın malı olan beş yıllık hükümet icraatımız hakkında da yine .genel kurul adına hazırlanmış olan bir raporu müsaade buyu­rursanız, sevgili arkadaşım Maliye Vekili Hasan Polatkan sizlere okuya­caktır.

Buraya kadar olan izahatımızla ve bundan sonraki raporumuzun da o-kunmasile anlaşılacaktır ki, Demokrat Parti iktidarı, daima öğünebilece­ğimiz icraat ve sayıl amıyac ak kadar çok ve muazzam eserlerile aziz mil­letimizin huzuruna daima vicdan rahatlığı içinde çıkabilecek muvaffak bir iktidardır.

Bu muvaffakiyetimizin istihsalinde genel kurul çalışmalarımızın büyük hissesini iftiharla tebarüz ettirmek isterim. Genel kurulumuz burada hürmetle huzurunda bulunan, bendeniz dahil, on üç azasiyle kendi ara­mızda mevcud ahengi ye sim sıkı tesanüdü sonuna kadar idame etmiş ve hükümetin bütün icraatında onu desteklemek hususunda azamî anlayış­la hareket etmiş bulunuyoruz. Merkez haysiyet divanımızı da ayni tak­dir bizlerimizle huzurunuzda anmayı bir hakşinaslık vazifesi telâkki et­mekteyiz. Bu divanı teşkil eden arkadaşlarımız ağır mes'uliyetlerinin icablarını büyük bir temkin ve vekarla yerine getirmişler ve partimizin bütünlüğünü ve tesanüdünü muhafaza hususunda çok kıymetli hizmet­ler etmişlerdir.

Çok aziz ve sevgili kardeşlerim:

Genel kurulunuz, bu hüviyetile ve yurdumuza ve iktidarımıza kargı meş­bu bulunduğu hizmet aşkile takdirlerinize ve baha biçilmez birer kıy­met olan iltifatlarınıza kemâli hürmetle muntazırdır.

Hükümet icraatı raporu

15 Ekim 1955

 Ankara :

Maliye Vekili Hasan Polatkan, Demokrat Parti dördüncü büyük kongre­sinin bugün öğleden sonraki toplantısında, .genel idare kurulu sözcüsü olarak, Demokrat Parti iktidarının icraatı hakkında şu raporu sunmuş­tur:

"Muhterem arkadaşlar:

Şimdi sora, iktidara geldiğimiz günden bu yana yaptığımız işlerin ve gi­riştiğimiz kalkınma hamlelerinin bir bilançosunu vermeğe gelmiş bulu­nuyor.

Geçen büyük kongremizde bu sahada işlere ve hamlelere yeni başlanmış olduğu için genel idare kurulu raporunda ıbu bahislere temas olunma­mıştı.

Filhakika, gerek Büyük Millet Meclisi müzakerelerinde, hususiyle bütçe müzakerelerinde, partimizin mes'uliyet mevkiinde bulunan arkadaşları­mızın zaman zaman yaptıkları konuşmalarda, verdikleri nutuklarda, memleket efkârına gerekli izahat verilmekte ise de, iktidarımızın temelini teşkil eden Demokrat Partinin selâhiyetli temsilcileri olon sizlere beş yıllık hesabımızı her sahaya şamil olmak ve en yeni malûmat ile top­lu bir görüş edinmeği mümkün kılacak bir hülâsa şeklinde vermeği bir vazife bildik.

Demokrat Parti iktidarının iktisadî ve malî politikasının esasları ve tat­bikatı:

Muhterem arkadaşlar:

Demokrat Parti'nin, kuruluşundan itibaren bu memleketin iktisadî ve malî 'kalkınmasının en mühim millî dava olarak ele alındığını muhalefet yıllarında eski iktidara müteveccih tenkid ve mücadelelerimizin esasla­rından birini de bu anlayışın teşkil ettiğini partili arkadaşlarımız ve va­tandaşlarımız gayet iyi hayırlıyacaklardır.

Millî istihsali, bulunduğu düşük seviyeden bir türlü kurtulamıyan ve ge­liri asgarî maişet seviyesinin bile dununda bulunan 'bir memlekette, ge­rilik ve iptidailiğin bertaraf edilmesinde olduğu gibi vatandaşların sağ­lığının korunmasından, okutulmasına, millî kaynakların işletilme ve ge­liştirilmesine ve böylece milletimizin muasır medeniyet ve refah seviye­sine ulaştırılmasına, dünyanın bu nazik mıntıkasında kuvvetli bir devlet olarak sulh ve sükûnun korunması vazifesini bihakkın ifa edecek kud­rette bir ordunun devamlı surette silâh altında tutulmasına varıncaya kadar bütün millî davaları halletmenin iktisadî ve malî kalkınmamızın sür'atle tahakkuk ettirilmesine bağlı bulunduğu şüphe götürmez bir ha­kikattir.

;Bu anlayış ve düşünüşledir ki, iktidarı devraldığımız tarihten bugüne kadar, memleketin iktisadî ve malî kalkınmasını bir an önce tahakkuk ettirmek üzere lüzumlu bütün tedbirleri almağı ve bu uğurda devamlı gayretler sarfetmeği mühim ve kutsi bir vazife telâkki etmiş bulunuyo­ruz.

İktidara geldiğimiz tarihten bu yana iktisadî ve malî sahada sarfettiği-miz gayretlerin beş sene içinde elde edilen müsbet neticeleri ve önümüz­deki yıllarda vasıl olacağımız üstün seviyeler hakkında izahata girişme­den önce, 1950 senesine kadar geçen yıllarda memleketin nasıl bir iktisadî durgunluk ve geriliğe mahkûm edildiğine kısaca temas etmek faydalı olacaktır.

Memleketin 1950 senesi başındaki iktisadî ve malî durumu:

1950 senesi Mayısında, iktidarımız, bütün sahalarında düşük bir istihsâl ve gelir seviyesinde her türlü inkişaf ve gelişme imkânlarından mahrum ve son derece zayıf bir iktisadî bünye devralmış bulunuyordu.

1950 senesine kadar geçen uzun yıllar zarfında memleket ekonomisinin devamlı olarak böyle bir seviyede duraklayıp kalmış olmasının, hiç bir ilerleme ve inkişaf meyli göstermemesinin sebeplerini, o tarihe kadar işbaşında bulunan Halk Partisi iktidarının çeyrek asır müddetle takibet-tiği sakim bir iktisadî ve malî politikada ve o devrin mes'uliyet mevkiin­de bulunanların memleketin ikitsadî kalkınmasının arzettiği büyük ehemmiyeti bir türlü kavrayamamış olmalarında aramak lâzımdır. .

Filhakika mevcut ihsaî malûmat tetkik edilir ve 1934 - 1938 senesine ait istatistiklerle 1946 - 1949 yıllarına ait rakam ve vasatiler mukayese olunursa, millî ekonomimizin .bütün- kollarında, gayri zafî millî istihsal ve fert .bagma düşen yıllık vasati gelirlerae tam ,bır ,aurak-ama; hattâ gerile­meler mevcut olduğu açıkça görülür.

Nitekim 1934 - 1938 senelerinde hububat istihsal vasatisi 6 milyon 802 bin ton, 1946 - 1949 yıllan vasatisi 6 milyon 900 bin tonuur. Seaesi nubuoat istihsali ise 5 milyon 349 b.n tona düşmüştür. Görülüyor ki bu iki devre arasında hububat istihsalinde hiç bir artış kayu.eculmemiş bilâKis zaman zaman muüım azannaiaria (Karşılaşılmıştır. Yine iy*34 - lydti seneiermue ynlıK vasatı ınracatımrz 1 milyon ton oıauğu halde îy-iö - iiJ4iJ seneierıııcteıa ihracat vasatisi Rakamların bu zahirî ifadesine rağmen 1938 senesiyle 1948 - 50 seneleri arasında para kıymetinin beşte Dire düştüğü nazara aumrsa 'haKiKatte bu devre zanmaa devıet varıaatınm da, Duııtn zorlamalara rağmen bir artış kaydetmek şöyle dursun bilâkis azalma meyü .gösterdiği tesbit o-lunur.

Bankalardaki mevduat ve kredi hacimlerinde de 1938 senesi ile 1949 se­neleri arasında aynı azalma ve gerileme mevcuttur.

1933 senesinde bankalardaki mevduat yekûnu 312.5 milyon lira idi. Bu miktar on bir yıl sonra 1949 senesinde 989 milyon lira olmak suretiyle zahirî bir artış kaydetmiş gibi görünmesine rağmen, iki tarih arasında para kıymetinin beşte dördünü kaybetmiş olduğu nazara alınırsa, bankalardaki mevduat hacminde de mühim, azalmalar kayaedıldiği görülür. Banka Kredilerine gelince, 1938 senesinde banka kredileri umumî yekûnu 288 milyon lira iken 194y senesinde 1 milyar 330 milyon Lra olmuş ise de hakikatte, ifade ettiği kıymet ve yaratabileceği, iş hacmi itibariyle, 1938 senesi seviyesinin dünûna düşmüştür.

Bu misaller ve benzerleri 1950 senesine tekaddüm eden yıllarda, uzun bir devre boyunca millî ekonominin nasıl bir atalete ve gerilemeğe mah­kûm edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu yıllar zarfında takııbedi-len dar devletçilik politikası yüzünden topyekûn duraklamaya maruz bırakılan millî ekonominin bütün tesirleri, en zarurî yenilemelerden ve geliştirici sermaya yatırımlarından mahrum bırakıldığı, ferdî teşebbüs­se kıymet ve ehemmiyet verilmediği, bilâkis, hususî teşebbüs ağır bir şekilde sindirilmiş olduğu için, ekonomimizde hiç bir gelişme temin edi­lememiştir.

2  İktidarımız zamanında kaydedilen inkişafa toplu bir bakış:

1950 senesine tekaddüm eden yıllar zarfında iktisadiyatımızın umumî bir durgunluğa hattâ, muhtelif sektörler itibariyle gerilemelere maruz bırakılmış olmasına mukabil, Demokrat Parti'nin işbaşına geçmesini ta-kıbeaen millî ekonominin bütün kollarında, sermaye yatırımlarının, is­tihsal ve iş hacminin, bınnetıce gayrı san muii ısı±nsai ve teri ıbasuıa uüşen yılliK vasatı gelirin, bankalardaki mevauat ve banka kredilerinin, devlet gelirlerinin yııaan yıla çok munım ve serî artışıar gösteraıği mem nunryeue müşahede olunmaktaaır.

1930 senelerinden, 1950 senesine kadar geçen 20 yıl gibi uzun bir devre zarfında hiç bir yüKselme meyli gösteremeyen, aynı aüşüis; seviye etra-iında yıldan yıla hafit temevvuçler ve zaman zaman kuçümsenmıyecek tenezzüller kaydeden bütün istatistik raKamıarı ve grafikler, iyoU sene­sinden sonra Dıraen canianaraK üç beş sene gibi gayet kısa muaüetıer ıçınae bir misil, iki misil artışlar kaydetmeğe başıamıştır. istuhsale ser­maye yatırımları mevzuunda iyoU senesinden sonra, îKtıdanmız taratın­dan girişilen teşebbüsler, tatbik mevkiine vaz edilen projeler, inşalarına başlanmış olup bir Kısmı ilanal edilmiş, bir kısmı da inşa veya iıunâl şamasında buıunan aslî tesisler hakıunua ileride ayrı ayrı ve etraflı iza­hat verileceği için, şimdilik 1950 den evvelki yıllarla, iKtidarımızm ıbeş yılı arasında umumi bir mukayeseye imîvân vermek üzere çalışmaları­mızın şimdiye kauar elde edilmiş bulunan neticelerini toplu oıarak göz­den geçireceğiz.Ziraî istihsalimizin 1950 den önceki yıllarda bir türlü gelişemediğini yu­karda ifade etmiştik, işbaşına gelir gelmez çiftçilerimizi .geniş kredi do­laylıklarından faydalandırmak, modern ziraat âlat ve makineleriyle teç­hiz etmek, istihsale yeni yeni ekiliş sahaları açmak, müsteşar bir fiyat politikasiyie mahsullerimizi kıymetlendirmek, aevamlı ve emin pazarla­ra kavuşturmak suretiyle zirai istihsalimizi arttırmak hususunda büyük gayretler sarîetmeğe başladık.

Gerek ekiliş sahasında gerek hektar basma istihsal veriminde kaydedilen ve her biri yüzde 50 yi tecavüz eden artışlar sayesinde hububat istihsa­limiz 1949 senesinde 5 milyon. 350 bin tondan 19b3 senesinde 14 milyon 344 bin tona yükselmiştir. Memleketimizin 1954 ve 1955 senelerinde bir­birini takiben ağır kuraklık tesirlerine mâruz karmasına rağmen, 1955 senesinde de hububat istihsalimiz 13 milyon 93 'bin tonu bulmuştur. Bu suretle 1949 senesi yüz itibariyle 1953 senesindeki hububat istihsali 268, 1955 senesinde de 244'tür.

1945 - 1949 senelerinde vasati olarak 853 bin ton olan ihracatımız, istihsâl hacminde kaydedilen umumî gelişme ve mühim artışlar sayesinde 1953-1954 senelerinde 2 miyon 500 bin tona yükselmiştir.

Keza, 1945 - 1949 seneleri vasatisi 690 bin tondan ibaret bulunan ithalâ­tımız da 1953 ve 1954 yıllarında 2,5 milyon tonun fevkine yükselmiştir. Diğer taraftan 1950 senesinden Önce ithalâtımızın pek büyük kısmı carî istihlâk mallarından terekküp ettiği halde 1950 senesinden sonra, ithalâ­tımızın Jc 70 inden fazlası, memleketin iktisadî kalkınması için muhtaç bulunduğumuz makine, tesisat, sermaye ve istihsâl mallarından terek­küp etmeğe başlamış ve millî ekonomimizin önümüzdeki yıllarda mazhar olacağı inkişafların menbami teşkil edecek olan geniş sermaye yatırım­larının vücuda getirilmesini mümkün kılmıştır. Devlet gelirlerine ve bütçelerimize gelince, 1950 senesinde 1 milyar 300milvon liradan ibaret oları devlet gelirleri 1955 bütçesinde 2 milvar 789 milyon lira olan bankalardaki mevduat yekûnu, vatandaş gelirlerindeki devamlı ve geniş artışlarla mütenasip olarak sür'atle artmış. Mart 1955 sonunda 3 milyar 438 milyon lirava yükselmek suretiyle 1949 senesine nazaran %348 seviyesine vasıl olmuştur.

Banka kredileri yekûnu da 1949 senesi sonunda 1 milyar 330 milyon li­radan Mart 1955 sonunda 5 milvar 139 milyon liraya baliğ olmak suretiy­le 9c 386.3 seviyesine yükselmiştir.

Bu krediler arasında mühim bir mevk: isffal eden ziraî kredi hacmindeki inkisarı bilhassa ^e ehprnmivetİR kavdetmek yerinde olur. Ziraî kredi vekûnu iktifan ^evra^^uruz tarihlerde 324 milyon liradan ibaret bu­lunuyordu. Hükûrnotr-nizin sarfett'&i mütemadi gayretler sayesinde bu miktar sür'atle arttırılarak Mart 1955 sonunda bir milvar 448 milyon li­raya çıkarılmak suretiyle cfc 447 seviyesine yükseltilmiş bulunmaktadır.

Bu rakamlar. 1950 senesinden öncesiyle 1950 den sonraki yıllar arasında vantın mukayeseler. 1950 s**npsi:n» ka^ar uzun villar zarfında hin b;r inkişaf fföstermeven düşük bir inkişafa mazhar oldu­ğunu ortaya koymaktadır.

Demokrat Parti hükümetlerinin memleketin iktisadî kalkınmasını kısa zamanda tehaVkn.V ettirmek »zttiîvi** mpvdana ffet^nne&e kovuldum*, bir kısmı henü^ iVmâl edilmiş. bü"v~ük bir kısmı da 1956 basından itibaren, nevderne^ ikmâl ed'lerek i:cletmevp açılacak olan veni tesisler, fabrika­lar, b^roilar. sılama telisleri terTnik vr hidro elekt^rk santrallan. liman­lar, silolar, mektepler, hastahanelpr.. bir kelime ile tahakkuk yolunda o-Iaı bu muRZ7,an-ı vatınmların millî >konomive getireceği yepyeni kuv­vetler vp menbalar eözömıne alındığı takdirde, iktidarımızın memleket hizmetinde ne büyük bir gayretle hamle yapmakta olduğu anlaşılmış o-îacaktır.

ÎMidara P-eldiprmİz tarihten itibaren aldığımız tedbirler savesinde bü­tün istihsâl kollarında bir kac midimi asan pek mühim artışlar kayde-dü-mîs olmasına raSınpıı bes şerç ffibi kısa bıV mü^'det içinde temin edilen bu inkişaflar millî ^ktfs^.'üvatımızın hh bütün halinHp ve muvazeneli bir sekide kalkınmasını tahakkuk ettirmek üzere giriştiğimiz ve her biri kendi sahasında müstakbel gelişmelerin m;hrakmı teşkil edecek olan muazzam vatırımlar hakkında tam bir f'kir vermekten uzaktır. Bu ge­niş vatınmlarm proielerinin hazırlanmaları, malî ve iktisadî etüdlerinin yapılması, mukavelelerinin akdi ve nihavet temelleri atıldıktan sonra, u-zunca b'r devre zarfında inşa ve ikmâllerinin tamamlanarak işletmeye açılmaları zamana ve devamlı mesaiye mütevakkıf olan şeylerdir. Bu iti­barla, biraz sonra taallûk ettiği sahalar itibariyle, ayrı ayrı izahını ya­pacağımız ve her biri yüzlerce milyon liralık döviz sarfiyatını istilzam eden bu tesislerin inşa ve ikmâllerine kadar, millî ekonominin pek mü-. him kaynaklarını carî ihtiyaçlardan ayırarak bu büyük tesislerin emrine tahsis etmek icabettiği için bazı darlıklarla karşılaşılması elbette zaruri­dir. Bir memlekette lüzumlu yol .şebekelerini, bol ve ucuz kuvvei mu­harrike kaynaklarını, liman tahmil ve tahliye tesislerini meydana getirim eden, nehirlerin akışını tanzim etmeden, büyük zararlar ira& eden su taşkınlarını önlemeden, gen^ş sahaları sulamağa elverişli ve ucuz enerji istihsalini mümkün kılan barajları yapmadan, sulama tesisleri, bataklık­ların kurutulması g;bi zirai faaliyetlerin ilk ihtiyaçlarım karşılamadan, millî ekonominin müstakbel inkişaflarının zemin ve şartları hazırlanmış olamaz. Bu meyanda kömür, çimento, demir, sun'î gübre, pamuklu ve yünlü mensucat, seker gibi millî ekonomi geliştikçe talen hacmi de süratle artan aslî ihtiyaç maddelerinin memleket içinde istihsallerini sağla­yacak tesisleri kurmak suretiyle bir taraftan vatandaşlara yeni yeni iş ve istihsal sahaları teman ederken diğer taraftan bu maddelerin ithali ic;n sar*!edilen dış tediye imkânlarının daha mühim ihtiyaçlara tahsisini mümkün kılmak elbetteki Üzerinde ehemmiyetle durulması lâzımgelen mevzulardır.

İktisadî kalkınma faaliyetleri sırasında bütün bu mevzuların bir kül ha­linde ele alınması ve tam bir ahenk içinde yürütülmesi lâzımdır. Diğer taraftan, çok uzun bir davre zarfında iktisadî kaynakları ihmâl ed:lm:ş, en zarurî tesisleri dahi kurulmamış bir ekonomide bütün mevzuların yekdiğeriyle irtibatlı bir şekilde ve birer birer tahakkuk ettirilmesinin arzettiği pek mühim müşkülâtın takdir buyurulacağmdan emriniz. Hu­susiyle 1952 senes:nden bu tarafa inşalarına giriştiğimiz ana tesislerin kuruluş safhasında tab:î ve zarurî olarak ortaya çıkan müşkülâtı ve sı­kıntıları istismar etmeğe çalışanlar, halk efkârını bulandırmak için bü­tün gayretlerini sarf edeceklerdir. Nitekim böyle bir hareketin en çirkin misallerine üzülerek şahit olmuş bulunuyoruz. Büyük eserler vücuda ge­tirmek, bir memleket ekonom-aini kül halinde ve kısa zamanda kalkın­dırmak kolay bir şey olsaydı 1950 senesinde, bizim devir aldığımızdan tamamen farklı bir iktisadî bünyeye sahip olurduk.

Bu itibarla memleketin iktisadî kalkınmasını biran Önce tahakkuk ettir­mek üzere iktidarımızın girişmiş olduğu çok geniş yatırımlar hakkında toplu bir şekilde izahat verilmediği takdirde muazzam işler ve önümüz­deki yıllar için sağlanan çok üstün imkânlar ve kuvvetler hakkiyle anla­şılmış olamaz.

a  Su işleri mevzuundaki yatırımlar:

Millî ekonomimizde, ziraat sektörünün pek mühim 'bir mevki işgal et­mesine rağmen, ziraat sahalarının sulanmasını temin etmek, su cereyan­larını ve bataklıkları Islâh etmek, her sene bir ço*k şehir, kasaba ve köy­lerimize büyük zararlar iras' eden su taşkınlıklarını ve afetleri Önlemek hususunda 1950 senesine kadar müsbet hiç bir gayret sarf edilmemiştir.

Çok eski tarihlerde vücuda getirilen bazı tesislerle, çiftçi vatandaşların kendilerinin yaptıkları da dahil olmak üzere 1950 senesinde 9 milyon hektarı asan ziraî ekiliş sahasının ancak 63 bin hektarı sulanabilmekte idi. O tarihe kadar kurutulan bataklıkların miktarı sadece 30 bin hektar­dı.' Yalnız 107 bin hektar arazi ve 16 kasaba veya köy selden konulabi­liyordu.

İş başına gelir gelmez, yepyeni bir programla harekete geçilmiş, ve 4 se­ne içinde 340 milyon lira sarfı suretiyle, sulanan arazi 3 milyon 505 bin dönüme; kurutulan bataklıklar 2 milyon 43 bin dönüme yükseltilmiştir. Halen üzerinde çalışılmakta ve inşaları devam etmekte olan işler önünüzdeki yıllarda peyderpey ikmal edilmek suretiyle 1958 senesinde 5 milyon 500 bin dönümlük arazide sulu ziraat yapılabileceği gibi, 3 mil­yon dönüm bataklık kurutulmuş olacak ve 5 milyon 500 bin dönüm arazi taşkın ve selden korunur hale gelecektir. Yine iktidarımız 1950 den önce ele alınmamış, hattâ düşünülmemiş bulu­nan münferit ve mevzii su işlerine büyük bir ehemmiyet vermiştir. Ma­halleri ipin birer ıstırap kaynağı olan ve bütün vatan sathına yayılmış bulunan bu mevzulardan 1950 den bu yana 414'ü ele alınmış ve 1951 ta­mamen ikmal edilmiştir. Geri kalan kısmının da ikmaline çalışılmakta­dır. Bu mevzu için iktidarımız zamanında harcanan para miktarı 197 milyon liradır.

Ayrıca, iktidarımızın, yer altı sularından istifade hususunda çalışılmak­ta olan programlar ikmal edildiği vakit cem'an 100 bin metre derinliğin­de 500 arteziyen kuyusu açılmış olacaktır.

Demokrat Parti iktidara geldiği tarihte köylerimizin içme suyu durumu hazin bir manzara arzetmekte idi. 40 bm küsur köyümüzden 22 bân 599'-unda içme suyu hiç yoktur. 20 bine yakın köydeki ecdat yadigârı bazı iptidaî su tesislerinden de ancak 13 bin 700'ü kullanılabilir halde idii. 1950 senesinden bu tarafa, devlet bütçelerinden ayrılan 71 milyon 700 bin li­ralık tahsisat ile 20 b'n 245 koy içme suyuna kavuşturulmuş bu­lunmaktadır. Geri kalan köylerin içme suyu tesisleri önümüzdeki yıl­larda tamamen ikmal edilmiş olacaktır. Bunlara zamimeten, İller Ban­kası vasıtasiyle, 280 şehir ve kasabanın su tesisatı için 37 milyon lira sarfedild^ğini, halen inşaları devam edenler de tamamlandığı vakit 1960 senesinden sonra, 302 şehir ve kasabanın modern su tesisatına kavuşmuş olacağını ve İller Bankasi'mn bu maksatla sarfettiği paraların yekûnu­nun da 78 milyon liraya yükseleceğini ifade edebiliriz.

b  Kuvvei muharrike için yatırımlar:

1  Elektrik enerjisi, memleketimizin sanayileşmesi, iş ve istihsal 'hac­minin arttırılması bakımından sür'atle temini icabeden kuvvei muhari-ke mevzuu da 1950 senesine kadar ağır bir şekilde ihmâl edilmiş bulunu­yordu. Nehir ve su cereyanlarından ucuz ve bol miktarda elektrik ener­jisi istihsali mümkün- olduğu halde, pek büyük kısmı kömür veya ma­zotla işleyen ve daha çak tenvirat için kullanılan şehir ve kasaba sant-rallarından elde edilen elektrik enerjisinin yekûnu 1950 yılında 737 mil­yon kilovat saatten ibaretti. Nüfus başına düşen yıllık vasatı elektrik enerjisi miktarı da sadece 38 kilovat saat idi. Nüfus başına isabet eden yıllık vasatı elektrik enerjisi istihsalinin 1952 yılında Norveç'te 5700, Kanada'da 4330, Amerika Birleşik devletlerinde 2940, İsveç'te 2880, İsviç­re'de 2670, İngiltere'de 1170, İspanya'da 295, Bulgaristan'da 190, Yugos­lavya'da 163, Yunanistan'da 114 kilovat saat olduğu nazara alınırsa mem leketimizini bu sahada da ne kadar geri bırakılmış olduğu kolayca takdir edilir.Bu vaziyeti gözönünde tutan iktidarımız iktisadî kalkınmanın en lüzum­lu ihtiyaçlarından birini rteşkil eden elektrik enerjisi istihsalini artırmak üzere sür'atle harekete geçmiştir. Bu maksatla iktidarımız, şehir ve ka­saba santrallarma ilâveten 15 adet orta çapta mmtaka hidro elektrik santralları ile 5 adet büyük hidro elektrik ve baraj tesisleri ve ikinci Çatalağzı, Soma,    Tunçbilek, Termik santralları, İstanbul - Süâhtarağaimage004.gif ve İzmir santrallarının tevsileri işini derhal ele almış Ve inşalarına baş­lanmıştır. 1950 senesinden 954 yılma kadar inşaları ikmâl edilerek işlet­meye açılmış olan yeni santrallarla elektrik istihsalimiz 800 milyon ki­lovat saat artarak 1955 yılı başında 1 milyar 500 milyon kilovat saata yükselmiş. bulunuyordu.

Biraz önce bahsettiğimiz orta ve. büyük çaptaki termik ve hidro elektrik satıtrallarına gelince, 1950 senesinden bu tarafa inşaları ikmâl edilmiş bütün tesislerle birlikte 600 küsur milyon liralık kısmını dış finansman teşkil etmek üzere, elektrik nakil hatları ile birlikte 1 milyar 450 milyon liraya mal olacağı hesaplanan bütün tes:sler tamamen ikmâl edildiği va­kit yıllık elektrik istihsal kapasitesi 4 milyar kilovat saate yükselecektir. Ayrıca yapılmakta olan büyük barajların, gerek nehirlerimizin cereyanı tanzim etmek ve taşkınları önlemek gerek civardaki ziraat sahalarını su­lamak ve bulundukları mmtakalarm iklim ve yağış şartlarını islâh et­mek suretiyle memleket ekonomisine sağlıyacakları pek büyük faydaları hatırda tutmak lâzımdır.

Büyük baraj ve hidro elektrik tesislerinden, Seyhan 1955 sonunda, Sa-rıyar 1957 yılında, İrfanlı 1958 yılı ortasında, Gediz, demir köprü, ile Akçay, Kemer de 1958 senesi sonunda ikmâl edilecektir.

Termik santr alların d an 55000 kilovat takatindeki İstanbul tevsU ile 30 bin kilovat takatindeki îzmir tevsünin b'rinci kısımları -953'te işletmeye açılmıştır. İkinci kısımları da Önümüzdeki günlerde işletmeye açılacak­tır. İkinci çatalağzı santralının 20 şer bin kilovat takatindeki iki grubu bu sene içinde, aynı santralın son grubu ile, Soma ve Tunçbilek, sant-ralları da 1956 yılında hizmete gireceklerdir.

Orta çaptaki mmtaka santrallarmdan Defne - Harbiye, Erzincan - Gir-levik ve Durucasu - Amasya ikmâl edilerek hizmete girmişlerdir. Tor­tum - Erzurum, Köksu - Konya Sızır - Kayseri, Kovada - İsparta, Cey­han - Maraş, Kavaköy - Emet, Bütan - Siirt, Hazer - Elazığ 1956 yılındaBendimahivan 1957 yılında, îkizdere - Rize, Değirmendere -Trabzon ileKızılcabölük santralları da 1958 yılında ikmâl edilmiş olacaktır. Bu sant­ral ve barajlar için 1,5 milyar lira sarf edilmekte olduğuna yukarda işa­ret etmiştik.   _____

Diğer taraftan İller Bankası orta çaptaki hidro elektrik santrallerini de deruhte etmiş bulunmakta olup bunlardan 49 milyonlara değerinde 203 adedi isletmeve açılmış, 53.5 milvon lira değerinde 149 santralın da in­şaları hızla devam' etmektedir. Büyük kısmı 1956 senesinde tamamlana­caktır.

Muhtelif elektrik santrallerinde üretilen ve ileride üretilecek olan elek­trik enerjisini büyük istihlâk merkezlerine nakletmek üzere elektrik na­kil hatları şebekesi de ehemmiyetle ele alınmış bulunmaktadır, 1952 se-nestode ikrnâl ederek i<=1 «tmeve acılan 458 kilometrelik Çatalazı - İs­tanbul hattına ilâveten 102 mîlvon lira sarh ile 3546 kilometrelik yeni hatların inşasına hızla devam ed;lmektertir. Bunlardan büvük kısmı 1956 vılı icmde* isletmeve açılmış olacaktır. Halen üzerinde çalışılmakta olan büvük baraj ve hidro elektrik santralları inşaatı tamamlandıkça, mev­cut mak-'na parklarından istifade suretiyle Kızılırmak, Sakarya. Yesihr-mak, Büyük Menderes, Göksu, Aksu, Delice ve Fırat nehirleri üzerinde 20 ve yakm baraj ve elekrik tersleri ile bunların pVVtr'k hatlan ve trafo rnprkp7İPri el* alınacaktır. Bu suretle eTektrik i'stihsâli-mizin kısa zamanda 5 milyar kilovat saati tecavüz edeceğini şimdiden söy­lemek mümkündür.

Bu tesislerin de inşalarının 1 milyar 100 milyon lirayı tecavüz edeceği hesaplanmaktadır.

ymuş bulunmaktadır.

inşasına teşebbüs edilmiş bulunan çimento fabrikalarından ücü bu yıl sonunda işletmeye açılmış olacaktır. Geri kalan 18 çimento fabrikasın­dan - 10'u 1956 yılında, diğerleri de 1957 ve müteakip yıllarda işletmeye açılmış olacaklardır. Bu 18 fabrikanın maliyet yekûnu 263 milyon liraya baliğ olmaktadır.

Bu suretle çimento istihsâl kapasitesi 1949 - 1950 s en elerindeki 395 bin tona mukabil 1956 yılında 2 milyon tonu 1957 ve müteakip yıllarda da 2,5 milyon tonu aşacaktır.

Şeker sanayiinde olduğu gibi çimento fabrikaları da mahallî müteşebbis­lerin ve millî bankalarımızın iştirâklariyle kurulmaktadır.

3)   Azot ve asitsülfrik sanayii:

Ziraatımızın gelişmesiyle müterafik olarak sunî gübre talep ve istihlâ­kinin sür'atle artmakta oluşu, sun'î gübre fabrikalarının süratle mey­dana getirilmesi lüzumunu ortaya koymuş bulunmaktadır. Diğer taraf­tan azot sanayii nrllî savunma ihtiyaçları bakımından da büyük 'bir ehemmiyet taşımaktadır.

Bu hususları gözönünde tutan iktidarımız azot ve sun'î .gübre fabrikala­rını biran önce kurmağa karar vermiştir.

Bunlardan Kütahya'da inşasına başlanmış bulunan azot ve sun'î .gübre fabrikası 104 milvon liraya mal olacak ve 1958 senesinde isletmeye açı­lacaktır. Bu fabrikalarda 60 bin ton amonyum sulfatlı gübre 50 bin ton nitratlı gübre, 6 bin ton kesif asit nitrik ve 1000 ton amonyak istihsâl edilecektir.

Kütahya'daki fabrikanın inşası ikmâl edilmeden ikinci bir fabrikanın temellerini atmak kararındayız.

Ayrıca. Ziraat Bankasının yabancı bir müteşebbisle birlikte İskenderun'­da tesis ettiği 100 bin ton kapasiteli süperfosfat fabrikası 1954 yılında işletmeye açılmış bulunmaktadır.

D;ğer taraftan Etibanka ait Mureul işletmesinin zehirli gazlarından isti­fade suretivle süperfosfat sanayiinin en .mühim iptidaî maddesini teskü-eden asit sülfrik istihsâl etmek üzere yeni tesisler vücuda getirilmekte­dir.

15 milvon lirava mal olacak ve senede 70 bin ton asitsülfrik istihsâl ede­cek olan bu fabrika da 1956 yılında işletmeye açılacaktır.

d) Mensucat sanavii: İktidarımız zamanında pek büvük inkisarlara maz-har elan sanayi gruplarından birisini de mensucat sanayi teşkil etmek­tedir. Pamuklu mensucat sanayiindeki iğ adedi 1950 senesinde 260 binden 1954 senesinde 600 bine yükselmiştir. 1956 senesinde ise 1 milyon iğ'i tecavüz edecektir.Pamuklu dokuma tezgâhları da 1950 senesinde 6 binden 1954 senesinde 10781 tezgâha baliğ olmuştur. 1956 senesinde ise 19 bin 532 tezgâha yük­selecektir. Yünlü mensucat sanayiinde de adedi 1950 senesinde 54100 den 1954 sonunda 187 toin iğ'e yükselmiştir. Dokuma tezgâhlarının adedi 1950 se­nesinde 1400 iken 1954 sonunda 2480 olmuştur. 1950 senesinden sonra kurulan yeni fabrikalar, ilâve ve ikmâllerle, pa­muklu ve yünlü mensucat sanayimin istihsal Kapasitesinin esKisıyıe Kı­yaslanmayacak 'bir şeKiiae artırılmış oımasina rağmen halkımızın gelir ve refah seviyesmdeKİ gelişmenin tabiî bir neticesi olarak mensucat is­tihlâki de arttığı içm senesindeki pamuklu ithalâtı 120 milyon lira­ya yükseltmiştir. Bu rakam, mensucat sahasına yeni kurulan fabri-Kalar sayesinde mühim döviz tasarrufları sağlanacağını açıkça ortaya koymaktadır. îhtıyağlardaki bu sür'atli artış nazaraa tutulara^, hususî teşeobüsün kurduğu fabrika ve tesislere ilaveten SümerbanKa bağlı men sucat fabrikalarının tevsi ve ıslâhları için cem'an 125 milyon 849 Din lira sariedilmiştır. Bu yatırımlar sayesinde Sümerbank mensucat fabrikala­rında, 56 milyon 90U bin metre pamuklu, 3400 ton pamuk İpliği, 3 miıyon 85 bin metre yünlü mensucat, 740 ton sun'î yün ve selofan, 600 ,ton kar­bon sülfür kapasite artışı veya yeni istihsâl kapasiteleri sağlanmıştır. Ayrıca bir kısım .pamuklu mensucat fabrikalarının istihsâl kapasiteleri­ni artırmak üzere 30 milyon Jiralık tezgâh ilâvesine ve yeniden 130 mil­yon liraya mal olacağı hesaplanan 11 pamuklu fabrikası kurulmasına teşebbüs edilmiş bulunmaktadır, ,

5) Sellüloz ve kâğıt sanayii:

1950 senesinden sonra, 28 milyon lira sarfı ile İzmit kâğıt ve sellüloz fabrikalarının istihsâl kapasitesi 1950 senesindeki 18 bin tondan. 1953 se­nesinde 50 bin tonun fevkine yükselmiş ^bulunmaktadır.

Kâğıt ithali için s-arfedüen mühim miktardaki döviz yekûnunu nazarda tutan iktidarımız, 40 milyon lira.^arfı ile, Kraft Sellüloz ve kâğıt fabri­kalarım yeniden tevsie ve 60 milyon lira sarfı ile, diğer bir sellüloz ye kâğıt fabrikası kurmağa karar vermiştir. t1957 senesinde ikmâl edilecek olanlar,, tevsiler sayesinde istihsâl kapasitesine yeniden 25 bin. ton ilâve edileceği gibi, 1958 penesinde ikmâl edilecek olan yeni sellüloz ve kâğıt fabrikalarının istihsâl kapasitesi de 30 bin ton olacaktır.

6) Demir ve rÇelik sanayii:

Memleketin iktisadî kalkınması için girişilmiş bulunan geniş yatırımla­rın artışı ile müterafik olarak, demir ve,çelik talep ve istihlâk hacmi mu­azzam mikdarda çoğalmıştır.

Bu ^htiyacı evvelden nazara alan iktidarımız, Karabük demir ve çelik sanayiinin istihsâl kapasitesini artırmak üzere bir .taraftan Divriği - de­mir madenlerinin amenajmanına ehemmiyet verirken diğer taraftan da, Karabük tesislerini islâh etmek, ,bu fabrikalarda mevcut tıkanıklıkları bertaraf ederek istihsâl kudretini yükseltmek üzere lüzumlu yatırımlara başlamıştır.

image005.gifimage006.gifBu sahada 1950'de girişilmiş bulunan kok ve sinter tesisleri ile haddeha­ne ,ve çelikhane tevsileri için cem'an 73 milyon 435 binlira harcamış bu­lunmaktadır. Kok ve sinter tesisleri sırasile 1952 ve 1954 senelerinde iş­letmeye açılmıştır. Haddehane ve çelikhane tevsileri de 1956 yılında .iş­letmeye açılmış olacaktır. Bu yatırımlar sayesinde 1950 senesinde 78 bin ton olan haddehane mamulleri 137 bin tona, 92 bin ton çelikhane mamul­leri de 162 bin tona yükselmiştir, 1956 yılında bu tevsiler ve yeni tesis­ler tamamen ikmâl olunduğu zaman haddehane istihsali 300 bin tona, çelikhane istihsâli de 350 - 400 bin tona yükselecektir.

İktidarımız bununla da iktifa etmiyerek, Karabük demir ve çelik fabri­kalarının istihsâl kapasitelerine 100 bin tonluk yeni bir ilâve yapmağı hedef tutan ikinci kademe tevsilere girişmiş bulunmaktadır.Bu tevsiin de 58 milyon liraya ,mal olacağı ve 1957 yılında ikmâl edilerek işletmeye açılacağı hesaplanmaktadır.

7) Boru fabrikaları:

1952 senesinde Karabükte bir santrifüj boru fabrikası kurulmasına karar verilmişti. 6 milyon 753 bin liraya mal olan ve senede 18 bin ton boru istihsâl etmekte olan bu fabrika 1954 yılı içinde işletmeye açılmıştır. Ayrıca, bir yabancı firmanın iştirâkile Sümerbank tarafından İzmit'de kurulmakta olan dikişli boru fabrikası da senede 15 bin ton dikişli boru istihsâl edecektir.

8) Cam ve soda fabrikası:

Sümerbank'la, diğer bir kısım millî bankalarımızın iştirâkile kurulma­sına karar verilmiş bulunan pencere camı ve soda fabrikasının 29 mil­yon liralık Kısmı dış finansman olmak üzere 45 milyon liraya mal ola­cağı ve 1957 yılında ikmâl edildiği vakit senede: 20 bin ton pencere camı, 20 bin ton soda ve 10 bin ton sudkostik istihsâl edeceği hesaplanmakta-dır.

Bir müddettenberi büyük bîr itina ile etüdieri devam eden, ve memle­ketin gittikçe gelişmekte olan imar hareketi ve sanayileşmesi bakımın­dan pek büyük bir ehemmiyete haiz. olan ,bu sanayi kolu, her sene mü­him miktarda döviz tasarrufu sağiıyacak ve belli başlı bir istihlâk ve sanayi ham maddesinin de memleket dahilinden teminini mümkün kı­lacaktır.

9) Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun yatırımları:

Bu kuruma bağlı tesislerden bir kısmının tevsi ve İslahı için iktidarımız zamanında 16 milyon liralık kısmı dış finansmandan olmak üzere 23 mil­yon liralık yatırım yapılmıştır.

Diğer taraftan Ankara'da inşasına başlanmış bulunan fişek fabrikasının 30 milyon liralık kısmı dış finansman olmak üzere 39 milyon liraya mal olacağı, ve 1957 senesinde tamamen ikmâl .edilerek istihsâle başladığı vakit senede 66 milyon 500 bin fişek imâl edeceği hesaplanmaktadır. ,

Bunlara ilâveten,.20 milyon liralık kısmı dış finansman olmak üzere 35 milyon liraya mal olacağı hesaplanan yeni tevsi, ikmâl ve ıslâhlara giri­şilmiş bulunmaktadır.

Bu suretle. 1950 yılından sonra Makine ve Kimya Endüstrisi camiası için­de yeniden girişilmiş olup mühim kısmı ikmâl .edilmiş diğerleri de hız­la devam etmekte olan tevsi, İslah ve yeni tesislerin mecmuu maliyeti66 milyon liralık kısmı dış finansman olmak üzere, 96 milyon liraya ba­liğ olacaktır.

e  Hububat ve hayvan mahsullerini değerlendirme tesisleri:

a)  Hububatı değerlendirme tesisleri ve Toprak Ofisinin çalışmaları:

Çiftçimizi türlü .tedbirlerle teşvik ve takviye etmek hususundaki üstün gayretlerimizin mes'ut neticesi olan ziraî istihsâldeki artış, toprak mah­sulleri ofisinin faaliyetlerini, anbarlama ve temizleme tesislerine , olan ihtiyacını yükseltmiş bulunmaktadır.

Nitekim ,1946 - 1947 ile 1949 - 1950 devreleri arasındaki toprak mahsulle­ri ofisinin hububat mubayaasının yıllık vasati yekûnu 553 bin ton., müs­tahsile ödediği para 125 milyon lira olduğu halde, 1950 - 1951 ile 1953 -

devreleri arasındaki yıllık mubayaa yekûnu vasatisi 1.303.250 ton'a,
müstahsile  ödediği bedel ,de 380 milyon liraya yükselmiştir. 1  Haziran

de başlayan 1955 - 1956 devresinin ilk dört ayı zarfındaki hububat
alımları ise 1 ,milyon tonu tecavüz etmiştir.

Bu inkişaf sayesinde memleketimiz, ilk defa iktidarımız zamanında buğday ihracatçısı olarak .dünya piyasalarında ehemmiyetli bir mevki işgal etmeğe başlamıştır. Nitekim 1951 - 1952 ile 1954 - 1955 devreleri arasındaki dört sene zarfında cem'an 2.830.029 ton hububat ihraç olun­muş ve -bundan 750 milyon liralık döviz, temin edilmiştir. 1955 - 1956 dev­resinde de,en az 600-700 bin ton hububat ihraç edeceğimiz hesaplanmak­tadır.

Toprak mahsulleri ofisinin faaliyetlerindeki bu gelişme, hububat am­barlama ve temizleme tesislerine olan ihtiyaçları da geniş mikyasta art­tırmış bulunmaktadır. Bir zriraat memleketi olmamıza ye başlıca istih­salimizin de hububat bulunmasına rağmen 950 senesinde 39 bin tonu silo ve 268 bin tonu ahşap veya kârgir anbar olmak üzere memleketteki bütün anbarlama tesislerinin kapasite yekûnu 411 hin tondan ibaret bu­lunuyordu.

İktidarımız zamanında bu pek mühim ihtiyacı biran     Önce karşılamak için 57 milyon liralık kısmı dış finansman olmak üzere 110 milyon lira­lık bir yatırım programı ile yeni beton ve çelik silolarla, anbar ve temiz­leme tesisleri kurmağa başlamıştır. )

Büyük kısmı itibariyle ikmâl edilmek üzere bulunan bu program tamam­landığı vakit, 40 beton silo, 456 çelik silo ve hangar, 84 çelik depodan müteşekkil olmak üzere hububat depolama ve temizleme tesislerinin kapasitesi 411 bin tondan 2 milyon 200 bin tona yükselmek suretiyle 1950 senesindeki seviyenin dört mislini aşacaktır.Bu programa dahil ünitelerden bir kısmı ikmâl edilerek işletmeye açıl­mış bulunduğu için toprak mahsulleri ofisinin depolama ve temizleme tesisleri hâlen 1 milyon 100 bin tona baliğ olmuş ve 1950 seviyesinin 2 mislini geşmiştir.Ayrıca geçen sene İngiltere hükümetinden teinin edilen 50 küsur milyon iıraliK üiş Kredi üe Diri Mersin'de İUO .bm tonluk idiğer ikisi tonya've AnKara'aa .altmışar bin tonıuK oımak uzeie uç uev şıio ıie, (Dugoay temiz­leme tesisleri vucuua getirmeğe oaşıanmışur. ısuruaruan ıvıersoı sıiosu Avrupa'nın en büyük suosu olacaktır.

b)  Hayvancılık ve Balıkçılık mahsullerinin değerlendirilmesi :

Hayvancılık ve balıkçılığın inkişafını yağlamak, hayvan ve balık mahşuiierini değerlendirmem üzere Kurulmuş buiunan et ve baliK Kurumu kısa zamaıiua öl milyon liralık bir .yatırım, programı ile Anı&ara, iürzıu-rum, üonya ve istanbul'da üört ıbüyulc et İkonbması, 12 buz iaıbrıiKası, 11 soğuK aepOj iki sosis tesisi, iki ıbaıuc unu ye ıbaiik, yağı tesisi, yağ, yem ve kurutma tesisleri kurmağa başlamıştır. Bunlaruan 4 et komomasının bir kısmı işletmeye açnmiş olup diğerleri bu sene sonundan Önce faali­yete geçecektir. Bütün soğuk aepoiar ile buz fabrikaları ikmâl edilmiş­tir.

Diğer tesislerin bir kısmı ikmâl edilmiş, geri kalanları da 1956 yılında faaliyete geçecektir.

Ayrıca et ve balık kurumu 70 soğuk    hava   vagonu, 8 adet soğuk hava tertibatlı nakliye gemisi, 8 adet .balık ağ gemisi 4 araştırma gemisi ve 50 adet et ve baliK nakliye kamyonu temm ederek işletmeye vaz etmiş bulunmaktadır.Et kombinaları Amerikan sağlık    ve    işletme standartlarına göre tesis edilmiş olup hayvanların bütün aksamından tam bir şekilde istifadeyi temin etmektedir. Bu suretle ötedenber: zayi edilen kıymetlerden her sene tasarruf edilecek kıymet yekûnu 40-50 milyon lirayı tecavüz etmek­tedir.Kurulmuş olan tesislere ilâveten yeniden üç et kombinası 50'ye yakın soğuk depo ve buz fabrikası, iki adet konserve fabrikası ve konserveler için teneke kutu fabrikası, iki balık unu ve yağ fabrikası ve iştirak ha­linde. 16 yem fabrikası kurmak üzere projeler hazırlanmış ve bir kısmı­nın ihaleleri de yapılmış bulunmaktadır. Bunların da 75 milyon liraya mal olacağı hesaplanmaktadır.

Et ve balık kurumu bir taraftan hayvan ve babk mahsullerini kıymet­lendirecek tesisleri sür'atle kurarken diğer taraftan hayvan yetiştiren, mıntakalarda müstahsilin himayesi, hayvan cinsi ve besi esasları üzerin­de de büyük bir dikkat ve ihtimamla çalışmaktadır. Canlı hayvan besi­ciliğini teşvik etmek, müstahsil, kooperatif ve tüccarların bu işlere rağ­betini arttırmak mak&adile tedbirler alınmış bulunmaktadır.

i  Karayolları ve limanlar inşaatı:

Bütün ileri memleketlerde, yol ve liman dâvalarının senelerce önce ik­mâl edilmiş bulunduğu ve o. memleketlerin ikinci dünya harbinden son­ra giriştikleri imar ve kalkınma faaliyetleri daha ziyade istihsâl artırıcı tesislere ve fabrikalara taallûk ettiği halde memleketimizde 1950 yılına kadar en ziyade ihmâl edilmiş olan mevzulardan birini de karayolları ye limanlar teşkil etmektedir.

Bu sebepledir ki, memleketin muhtelif mıntakaları arasında devamlı ve emin bir rnünakale sisteminin kurulması, istihsâl faaliyetlerinin ma­hallî ve beynelmilel büyük istihlâk merkez i eriıe temasa getiriımes:, çift­çi ve müstahsillerimizin istihsâl ettikleri malların değerlendirilmesi ba­kımından pek büyük b.r ehemmiyeti haiz buiunan yoı ve liman dâvası­nın, ^halii vazifesi de iktidarımıza terettüp etmiştir.

a) Karayolları inşaat ve bakımı:

luiometrenK. tesviye ve 44öd üiıometre Kap-lamai-i yol İKmaı eünereıc seyruselere açılmıştır.

Ayrıca^ karayolları makina parkının takviyesi ile vilâyetlerimizin yol makınaıarı ue teçhizini sağııyacak mühim bir mukaıeve imza edilmiş buıunmaKtaaır. bu suretle temin edilecek makmaıaria Önümüzdeki yıi~ laraa yol faaliyetimiz aaha aa gelişmiş olacaktır.

Eski iktidar zamanında ve 27 yıl içinde yapılan bütün köprüler 13 bin metre uzunluğuma 204 adetten ibaret oıauğu halde iktidarımız zamanın­da ve 5 yıl içindeki köprü faaliyeti 59 bin metreye yükselmiştir. Bunlar­dan 41137 metre uzunluğundaki 5.91 köprü ikmal eaiıere^ seyrüsefere açılmış olup 18 bin metre uzunluğunda 498 köprünün de inşası hızla de­vam etmektedir.

b) Liman ve iskele ve barınak inşaatı:

Memlekette istihsâl ve iş hacminin kısa zamanda bir kaç misli artması ve dış ticaretimizin 1,5 milyon tondan 5 milyon tonun fevkine yüksel­mesi, limanj iskele ve barınak ihtiyacını da sur'atle arttırmıştır. 1950 se-senesinden önce, İstanbul, .İzmir limanları gibi belli başlı limanlarımızın dahi yükleme ve boşaltma tesislerinin çok iptidaî bulunduğu nazara alı­nırsa, bu ihtiyacın şiddeti ve limanlar mevzuunda yapılması icap eden işlerin vüs'at ve azameti daha iyi takdir olunur. Bu sebepledir ki iktida­rımız, 16,5 milyon dolarlık dış kredi de dahil olmak üzere 250 milyon li­ralık geniş bir inşaat programile bir taraftan 22 iskele ile müteaddit barınağın diğer taraftan da büyük limanlarımızın inşalarına başlamıştır. Büyük limanlardan Ereğli ve Trabzon limanları, iktidarımız zamanında 49 milyon 300 bin lira .sariile 19o4 yümaa ikmâl edııere^ işletmeye açılmış.750 bin iiraya mal olan İnebolu ve Amasra limanlarile 15 mil­yon uratucanisken.uer.un umanı tannan ve    taauye tesısıerı ae ucmal eaııereıc ışıetmeye açıunış DuıunmaıUauir inşalarına 1952 yılında başlanmış olup 45 milyon liraya mal olacağı ne-saplanan Istanotu paa pazarı ve .nayuarpaşa iıinanıan litov ve ıyoö sene-lerınae işletmeye açılmış olacaktır.

Cem'an 236 milyon liraya çıkacak ,olan İzmir - Ataancak, Samsun, Mer­sin ve Giresun iimanlarının inşaları üa hızıa aevam etmekte oıup, en geç ,lyoö ne iyöü yuları arasında işletmeye açılacaklardır.

a) Demiryolları inşaatı ve bakımı: İktidarımız, karayolları ve limanlarinşaatını ehemmiyetle takip ederken yeni demiryolları inşaatı ile mevcutdemiryolu şebekesinin isiâiiı ve taşıma kapasitesinin arttırılması mevzu­unu da ihmâl etmemiştir.

Bu maksatla 115 milyon lirası dış finansman olmak üzere 579 milyonliralık bir programla 1309 kilometre tulûnda yeni demiryolu inşaatınahızla devam edilmiştir. Bunlardan, Hasankale - Horasan, Narlı - Gazi­antep ve Ereğli - Armutçuk hatları geçen sene işletmeye açılmıştır. Elâ­zığ - Van hattında en sion Genç - Muş kısmının ray ferşiyatı tamamlan­
mıştır. Önümüzdeki Cumhuriyet bayramında işletmeye açılacaktır. Ho­rasan - Sarıkamış, Gaziantep - -Karakamış ve Armutçuk - Kozlu hatlarıüzerinde de çalışılmaktadır.

Diğer taraftan memlekette artan istihsâl hacminin icap ettirtiği ihtiyaç­ları karşılamak üzere demiryolu şebekesinin islâhı en mühim mevzu o-larak ele alınmıştır.

1950 senesinde iktidarımız iş başına geldiği vakit, 7500 kilometrelik de­miryolu şebekesinin 2700 kilometrelik kısmı .tamamen yıpranmış ve Öm-'rünü doldurmuş bulunuyordu. 1351 adet köprünün yenilenmesi lâzım ge­liyordu. Yük ve yolcu vagonlarile lokomatiflerde de durum aynı idi.

1950 senesinde bu şartlar altında devir alman demir yolu işletmesininemniyet ve verimini artırmak üzere 91 milyon liralık kısmı dış finans­man olmak üzere 163 milyon liralık ilk yatırım programı fiilen tahakkukettirilmiş bulunmaktadır. Ancak devlet demiryolları işletmesinin ihtiyaçlarının bu mik&ardaki ya­tırımlarla karşılanamayacağını nazara alan iktidarımız 1953 senesinden sonra, demiryolu şebekesinin esaslı surette İslahını temin etmek ve nak­liyat maliyetini düşürmek üzere yekûnu 1 milyar 142 milyon liraya baliğ olan yeni bir yatırım programını karar (altına almış bulunmaktadır.

Bu programın 253 milyon liralık kısmı dış finansman olmak üzere, 346 milyon liralık kısmı 1954 ve 1955 senelerinde tatbik mevkiine vaz edil­miş olup inşaat ve çalışmalar hızla devam etmektedir 798 milyon liralık ikinci kısmı da 1956 yıandan sonra tatbik mevkiine vaz olunacaktır.

Bu suretle devlet demiryolları, 1950 senesinden bu tarafa, şebekenin is-Iâhı için 250 milyon lira sarfetmek suretile şimdiye kadar 425 kilometre hat yenilemiş ve 306 kilometrelik hat takviye etmiş olduğu gibi, 712 köp­rü, yenilemiş ve 700 .vagon imâl etmiştir, ayrıca, 2665 adet yük vag'onu, 330 adet yolcu vagonu, 99 adet muhtelif tiıp lokomotif, ile 36'sı motorlu, 18!i üç vaıgonlu elektrikli olmak üzere 54 tren mubayaa edilmiştir.

1953 senesinden itibaren yük vagonlarının devlet demiryolları atölyele­rinde imaline başlanmış ve 1954 yılında 580 vagon imâl edilmiştir. Bu miktarın senede 1000 vagona yükseltilmesini temin edecek tedbirler alın­mış bulunmaktadır.

Diğe.r taraftan 1950 - 1955 seneleri arasında 94 'lokomotif ham petrolla ça­lışır hâle getirilmek suretile senevi 200 bin ton kömür tasarrufu sağlan­ması temin edilmiştir. Bu yatırımlar sayesinde devlet demiryollarının iş ve nakliyat hacminde mühim artışlar kaydedilmiştir. Bu artışların kara yollarınde pek mühim gelişmeye rağmen tahakkuk ettiği nazara alınırsa durum daha iyi takdir edilir.

b) Havameydanları ve hava yolları:

iktidarımız sivil hava meydanları inşaatını da büyük ehemmiyetle ele almış bulunmaktadır. İlk iş olarak başlanan 50 milyon lira keşif bedelli Yeşilköy, Esenboğa, Adana ve Trabzon hava meydanlarından Yeşilköy ve Adana hava meydanları 1953 yılında işletmeye açılmışlardır. Diğerle­ri de ikmâl edilmiş olup önümüzdeki günlerde işletmeye açılacaktır.

Ayrıca 45 milyon liraya mal olacağı hesaplanan, on muhtelif sivil hava meydanının etüdleri üzerinde çalışılmaktadır.

Hava yolları mevzuunda iktidarımızın çalışmalarından birisinin de bu teşkilâta, muasır münakale sisteminin icaplarına uygun, daha geniş, da­ha verimli çalışma ,imkânlarını getirecek bir statüye kavuşturulması teş­kil etmiştir. Hususî hukuk hükümleri dahilinde ve yabancı sermayenin de iştirakine elverişli şekilde kurulmuş olan Türk hava yolları anonim ortaklığı faaliyete başlamak üzeredir.

b) Deniz Ticaret Filomuzun, inkişafı: İktidarımız, hudutlarının dörtte üçü denizlerle muhat olan memleketimizin deniz ticaret inkişafı mevzu­unda dikkatle durmaktadır. 1950 senesinde bir buçuk milyon tonu bile bulamaz iken hâlen 5 milyon tona yükselmiş .bulunan dış ticaretimizde malların daha büyük kısmının Türk bayrağını taşıyan gemilerle naklini temin hususunda büyük bir gayret sarfedilmektedir.    Bu     çalışmalarla müterafik olarak deniz ticaret filomuzun iktidara geldiğimiz günden iti­baren bariz inkişaflar kaydettiğini ifade etmek mümkündür.

Nitekim 300 gros ton ve daha büyük gemilerle tankerlerin yekûnu ,1950 senesinde 467 bin gros tonilota olduğu halde yeniden satın aıman ve ıs­marlanan gemilerle birlikte bu miktar 702 bin ton yükselecektir. İktidarımız zamanında Denizcilik Bankası, gemi mubayaası, limanların islâhı, fabrika ve havuzların iş kapasitesi ile verimin arttırılması için bu­güne kadar 146 milyon liralık yatırım yapmış bulunmaktadır.

Önümüzdeki senelerde tatbik .mevkiine vaz'etmek üzere de deniz vasıta­ları mubayaası, fabrika, havuzlar ve liman tesislerinin islâhı için 322 mil­yon liralık yeni bir yatırım programı hazırlanmıştır.

Memleketimizin iktisadî kalkınması mevzuunda Demokrat Parti ve ikti­dar olarak yaptığımız, yapmakta olduğumuz işler ye giriştiğimiz yatı­rımlar hakkındaki bu izahattan sonra, devlet bütçelerinden, muhtelif hizmet gruplarına yapılan yatırımlardan da kısaca bahsetmeyi faydalı buluyoruz.

1955 Bütçelerindeki yatırım tahsisatı ile iktidarımız zamanında, muhte­lif mevzuiar için devlet bütçelerinden yapılan yatırımların yekûnu 3 mil­yar 82 milyon liraya yaklaşmaktadır.

Bu muazzam meblâğların tahsis edildiği mevzulardan, su işleri, karayol­ları, limanlar, demiryolları ve hava meydanları inşaatı ile diğer husus­lara yukarıdaki izahat sırasında, temas edilmiş bulunmaktadır.

Bunların dışında kalan ve 1955 bütçesinden ayrılan tahsisatla birlikte yekûnu 1 milyar 225 milyon liraya bulan yatırımların pek büyük kısmı, Ziraat, Sağlık, Maarif, ve Millî Müdafaa hizmetlerine taallûk etmekte­dir. Bu hizmetlere yapılan yatırımlarla bütçeden ayrılan diğer paralar .sayesinde mezkûr hizmetlerde 1950'den bu tarafa kaydolunan inkişafları da kısaca belirtelim:

Geçen beş yıl zarfında bütçelerimizin mazhar olduğu inkişafı, hacim ve mahiyet itibariyle tetkik edelim. Fabrika vekâlet ve resmî dairelerin memleket hizmetinde yapmakta oldukları gayretlerin rakamlarla ifade­si olan bütçelerimiz hacim itibariyle çok büyük yükselmeler kaydeder­ken mahiyet itibariyle de iftiharla anılacak bünye değişikliklerine maz­har kılınmıştır.

Eski iktidardan devir aldığımız 1950 bütçesi 173 milyon lirası açık olmak üzere 1.487.208.563 liralık bir yekûnla ifade ediliyordu. Bu bir buçuk mil­yara yakın tahsisat içerisinden yatırımlara ayrılan kısım 260.990.264 idi ki, umumî bütçe yekûnuna nisbeti -% .1.7,5 dan ibaretti.

İktidarımızın ilik beyiyesi olan 1951 bütçesinde yatırım tahsisatı 310 milyon lira ve umumî bütçeye nisbeti % 19 olduğu halde 1955 yılında bu tahsisat miktarı 877 milyon liraya ve nisbeti de % 30'a yükselmiştir. Bu rakamlar, bir taraftan bütçe kaynaklarımızın ve devlet hizmetlerine

kanalize edilen tahsisatın bir buçuk: milyar liradan 3 milyar'a doğru her yıl artan bir tempo ile nasıl yükseldiğini gösterirken diğer taraftan mem­leketin iktisadî ve istimaî inkişafında tesirleri daima baki kalacak olan yatırımların beş yıl zarfında % 337 nisıbetinde şayanı hayret bir gelişmeye mazhar kılınarak, 260 milyon liradan 877 milyon liraya ulaştığını belâ-gatle ifade eylemektedir. Umumî manzarasını bir kaç rakamla böylece çizdiğimiz bütçelerimizin hizmet grupları itibariyle mazhar olduğu gelişmeleri de rakamlar bütün gönüllere ferahlık verecek bir tarzda ortaya koymaktadır, (umumî mu­vazene, katma bütçeler)

Bu tahsisatın imkân verdiği hizmet inkişafı hakkında bir fikir edinmek için sadece Sağlık, Maarif, ve Ziraat gruplarına biraz daha yakından bakmak kâfi gelecektir..

Sağlık grubunda, verem  dispanserleri sayısı 1950  başında 8 iken bugün 43fe, verem yatağı 1097 iken bugün 7277 ye .çıkarılmıştır.   . Artış nisbeti % 563'dür.

Beş yıl evvel 122.000 hasta ayakta, 12700 hasta da yatırılarak tedavi edi­liyordu. 1954 yılında 215.895 hasta ayakta ve 3124Ö hasta da yatırılarak tedavi edilmiştir..

Vatandaşlarımızı veremden vikaye ve bu hastalığa musap olanları teda­vi için sarf edil en gayretler semeresiz kalmamış ve bin nüfus başına ve­remden ölüm nisbeti 1950'de 174 iken ibuıgün % 40 bir azalışla 105'e düşmüştür.

Beş yıl evvel sağlık vekâleti elinde mevcut h ast ah a nelerin adedi 39'du. Yatak sayısı da 6889 dan ibaretti. Hususî idarelerden alınarak ikmâl ve isîâh olunanlarla birlikte bugün hastahane sayısı 93, yatak adedi de 13695'e çıkarılmıştır.

Doğum ve çocuk bakım evlerinde, sıtma, frengi ve trahom mücadelele­rinde, kaza sağlık idarelerinde ve sağlık teşkilâtında kaydedilen inkişaf­lar da herkesin gözü önündedir. 1950 bidayetinde, 160 yatağı ihtiva eden 16 sağlık merkezinin 1955 yılında 186 ya çıkarıldığını ve bunların yatak sayısının da 2020 olduğunu, sağlık merkezi sayısının da % 1062, yatak sa­yısında % 1162 ve yatak tedavisinde % 8560 nisbetindeki artış bulundu­ğunu beyan etmek bu inkişafın azametini ifadeye kâfidir.

Maarif hizmetlerinde kaydedilen gelişmeler de verilen tahsisatın ne ka­dar isabetle kullanıldığına delil teşkil etmektedir.

Beş yıl zarfında 3394 ilkokul yeniden inşa edilmiş ve 2742 mektebin in­şaatı da ikmâl olunmuştur. İlkokullarda okuyan öğrenci sayısı 1950rden 'bu yana 413247 adet arta­rak 1.874.205'e yükselmiştir.1950 yılında 27.144 adet olan ilkokul öğretmen sayısı bugün 42.874'e yük­selmiştir.İktidarımız zarr.amna taallûk eden son beş yıl zarfında yeniden 179 orta­okul, 28 lise açılmıştır.Sanat enstitüleri, teknik okulları, makine ve motor okulları, kız sa­nat enstitüsü ve okulları sahasında kaydedilen gelişmeler ve yapılan ça­lışmalar da bütün vatandaşları sevindirecek mahiyettedir.Yüksek öğretim sahasında. Ankara ve İstanbul'da bulunan üç üniversi­temize 1950VV verilen 25.537.446 liralık tahsisatın % 139.5 nisbetinde art­tırılarak 61.178 690 liraya çıkarıldığı, memleketimizin üc köşesinde üç yeni üniversite açılmasının kararlaştırılarak bu husustaki çalışmalara hararetle devam edildiği nazara alınırsa iktidarımızın yüksek ösretim sahasındaki gayretlerinin de ne derece ehemmiyetli olduğu anlaşılır.

Ziraat grubuna gelince:

Nüfusunun 82 sini çiftçi vatandaşların teşkil ettiği memleketimizde ziraatın yurt ekonomisindeki değer ve ehemmiyetini ayrıca izaha lüzum yoktur.

İktidarımızın ziraat sahasında ehemmiyetle ele aldığı ve tatbikata inti­kâl ettirdiği programlı çalışmalar iki hedefe müteveccih bulunmakta­dır.

Bunlardan birincisi, ziraata müsait toprakların modern vasıtalarla işle­nerek ekiliş sahasının genişletilmesi.

Diğeri de, bilhassa makineleşme, iyi vasıflı ve temiz tohumluk kullanıl­ması, sulama, çübreleme, hastalık ve zararlılarla müessir bir şekilde mü­cadele suretiyle hektar başına alman randımanın arttırılmasıdır.

Çiftçilerimize yüksek vasıflı ve ilaçlanmış tohumluk tevzii, topraksız çiftçinin topraklandırılması, traktör ve ziraat makineleri sayısı ile sun'î gübre istimalinin arttırılması, ziraat sahasında teknik bilgilerin yayımı­na ehemmiyet verilmesi, çiftçilerinizin ziraî kredi kolaylıklarından çok geniş ölçüde faydalandırılmış olması, ziraat sektöründe gerek ekilis sa­hasını, gerek istihsal verimini artırmak hususunda sarfattiğimiz büyük gayretler ve bu gayretler sayes;nde ziraî istihsâl hacnrnde 1950'den bu yana. kaydedilen muazzam artışlar  cümlenizin malûmudur.

Şimdi iktidarımızın, memleketin müdafaası ve bağlı bulunduğumuz sulh cephesinin takviyesi için sarf etmekte olduğu gayretlere de kısaca temas edelim:

a  M:llî Savunma  hizmetleri:

Kahraman ordumuzun sağlam b;r iktisadî temel üzerinde modern teknik bilgiler ve harp vasıtaîarivle teçhizi ve teşkilâtlandırılması iktidarımızın başlıca gayelerinden birini teşkil etnrştir.Bu maksata, iktidara f?eld;ğimiz gündenberi her yıl. bütçelerimizden ve temin ettiğimiz  imkânlardan ordumuzun emrine tahsis  olunan kaynaklan devamlı olarak artırmak suretiyle 1955 yılında, Millî Müdafaa hiz­metlerine 810 milyon lirası umumî bütçeden, 200 milyon lirası karşılık paralar fonundan olmak üzere cem'an 1 milyar liranın fevkinde taıhsi-sat tefrik etmiş bulunuyoruz.

Ayrıca geçmiş yıllarda olduğu gibi dost Birleşik Amerika devletlerinden 250 milyon dolar civarında askerî malzeme yardımı temin olunmuş ve bu kanalla ordumuzun yeniden 800 milyon, liraya yakın değerde çeşitli malzeme ile teçhiz: sağlanmıştır.

Müşterek enfrastrüktür programına göre Nato teşkilâtına dahil memle-ketlerce finanse edilen fondan memleketimizde yapılmakta olan tesis be­delleri ve geçmiş yıllarda müdafaamıza tahsisi kararlaştırılmış olup he­nüz teslim edilmemiş bulunan malzeme yardımından bakiye kalan kı­sımların teslimatle birlikte yalnız 1955 yılında kahraman ordumuzun teçhiz ve takviyesi için harcanacak para 3 milyar Türk lirasına yaklaş­mış bulunmaktadır.

Hür milletler safında kendine mevdu vazifeleri parlak mazisine lâyık bir şekilde ifa için Türk ordusuna son beş yıl içinde 13 milyar Türk lirası civarında bir para sarf edilmiş. bulunduğunu iftiharla belirtmek isteriz. Su hususu da bilhassa tebarüz ettirmek isteriz ki, bu meblâğın yansı, Türk milletinin fedakârlığının t;msali olarak kendi öz kaynaklarımızdan karşılanmış bulunmaktadır. Bu da Türk milletinin cihan sulhu uğrunda büvük fedakârlıklara katlanmakda olduğunun bir delilini teşkil etmek­tedir.

Muhterem arkadaşlar:

Bıırava kadar memleketin iktisadî kalkınmasını biran önce tahakkuk et­tirmek, memlekette istihsâl ve is hacmini yükseltmek, vatandaşların 'ge­lir ve rerah sevivelerini artırmak için 1950 senesinden sonra iktidarımız devrinde girişilmiş bulunan geniş sermaye yatırımları ve devlet nimet­lerine bütçelerimizden yapılan ç'ok geniş tahsisler hakkında izahat ver­miş bulunuyoruz. Bu izahattan da anlaşılacağı üzere içinde bulunduğu­muz sene yatırım faalivetleri ve sarfiyatımızın en yüklü olduğu senedir. Bugüne kadar sarfettiğimiz milvarlarca lirava mukabil kurulmakta olan tesislerin ancak bir kısmı ikmâl edilerek isletmeye açılmış bulunuvor. Şimdiye kadar, istihsâlde, memleketin ic ve dıs gelirlerinde kaydedilen artışlar hile 1950 seviyesinin bir kaç misimi bulduğu halde, bunlar, yal­nız ikmâl edilerek işletmeye açıldığını ifade ettiğimiz bu cüz'î kısma te­kabül etmektedir.

Bu hummalı cahma ve yatırım devresinde mütemadiyen sarfiyat yapıl­dığı, ic ve dı-s bütün konaklarımız kurtulmakta olan tesislerin milyarla? rı asan ihtivadan na tahsis edildiği için mahdut bazı sahalarda hissedilen «ecici darlıklar bir kısım muhalefet Köprüleri tarafından asar menfi protean dalara mes^pt ittihaz edilmek, iktidarımız ve partimiz aieyib.ine si­lâh olarak kullanılmak istenmektedir. H-c bir memlekpttp iktisadî kal­kınma ve istihsale ffeniş sermave yatırımları tara bir bolluk kinde ta­hakkuk ettirilememiştir, ettirilmesine maddî imkân da yoktur. Bir.mes­ken" inşa etmek isteyen vatandasın dahi bu meskeni inşa edro irine yerleşinceye kadar ne gibi sıkıntılarla karşılaştığını, hepimiz kendi hayatımızdaki tecrübelerle pek ivi taktir ederiz. Buna mukabil uzun seneler ağır bir şekilde ihmâl olunmuş, bütün istihsâl kavnakları ver-'msizliğe mahkûm edilmiş bir memleket'n topyekûn iktisadî kalkınmasını bir kaç sene içinde tahakkuk ettirmek üzere girisilnrs bulunan milyarlarca lira sermave unlarının ne derece muazzam bir teşebbüs teşkil ettiği kolayca anlaşılır.

Bu hummalı kalkınma devresinde, dış gplirl ermezin en büyük kısmının, sermaye yatırımlarının ve kurulmakta olan teberin icao ettirdiği ma­kine ve teçhizat mapmesi ithalâtına .tahsis edilmesi-nin bir kısım ithâl mallarında gec;ci darlıklar yaratmasını ve bu tesisler için orta ve uzun vade1' dıs krediler saklanmasını bir iktisadî zaaf ve memleketin felâke­te götürüldüğü seklindp menfur bir oropa sarıda vasıtası haline getirilme­sini vatanseverlikle tenif etmek mümkün değildir.

İktidarımız memleketin döv;z gelirlerini, temin olunan dış kredileri lü­zumsuz maksatlar u&runda heba etmediği ıf?ibi eski iktidar zamanında va­rıldığı v^^hile bir takım lüzumsuz cesim trnalar inhası veya günlük yan lüks istihlâk e^vası ithalâtı krn de hsrcamama^adır. îÖsa zamanda iki misline yakın bir seviyeve çıkardığımız dıs gelirlerimizle, temin ettiği­miz d's yatırımların ve kredilerin, her santimini bu memleketin müştak-bpl -iktisadî kudretini, halkımızın istihsâl ve ffelir seviyesini bugünkü­nün kat kat fevkine yükseltecek tesisler için kullanıyoruz.

Memleketin her köşesinde, yarının müreffeh Türkivesinin müjdecisi o-lan dev gibi tesisler sür'atle ve azametle yükselmektedir. Her gün yeni bir fabrika veya barajın bir tesis veya işletmenin ya temellerini atıyor veya çatısını kapatarak işletmeye açıyor, aziz milletimizin emrine ve hizımetine tahsis ediyoruz.

1955 senesi sona ererken, giriştiğimiz yatırımların en külfetli ve en yük­lü devresini ger-'de bırakmış bulunuyoruz. İnkarcıların, içeride ve dışa­rıda menfi ve baltalayıcı hareketlerine, tahrikline, iftiralarına ve is­natlarına rağmen, memleketimiz busun, tarihimizde, görülmemiş bir refah devresinin es;ğ:nde ve arefesinde bulunmaktadır. Yolumuzun bü­yük kısmını kat etmiş, zirveye ulaşmış bulunuyoruz.

İnşatları h'Zİa devam etmekte olan tesislerden büyük bir kısmını önümüz deki 1956 senesinden itibaren birer birer işletmeye açacağız, bugüne kadar sarfettiğimiz gayretlerin, harcadığımız paraların ve dövizler'n se­merelerini toplamağa başlıyacağız. O zaman bugünün karanlık görüşlü, menfi propagandacılarının nasıl bir dalâtete düştükleri görülecek, masum vatandaşlarımızı iğfal etmeğe matuf tahriklerinin hakikaten ne derece uzak olduğu bütün açıklığı ile bir kerre daha ortava konmuş olacaktır.  Bir kac ay önce, memlekette .seker yok halkımız şek ersizlikten muzda-riptir dive bağırıyorlardı. Bu«ün şeker fabrikalarının ve seker şirketi­nin anbarları ağzına kadar doludur. Fakat onlar bir kac ay önceki itham­larını unutmuş görünüyorlar. Çimento darlığından bahsediyorlardı. Bu sene istihsale başlıyacak fabrikalarla, 1956 senesinde işletmeye açılacak fabrikalarımız sayesinde bu iddialarının da çürüklüğü bir daha görülecekdir.Kurulmasına başlanan fabrika ve tesislerin temellerinin yarıda kaldığını, kazılan temellere su dolduğu için bataklık ve sıtma yuvası haline gel­diğini yaymağa çalışıyorlardı. O temel yerlerinde simdi muazzam fabri­kaların ve tesislerin birer birer faaliyete geçtiğini gördükçe, yaptıkları bühtanları hatırlatmağa cesaret edecekler midir? 1956 senesinin hengünü-nü yeni bir fabrika ve tesisin işletmeye açılışının sevinç ve heyecanı içinde geçireceğiz. 1957 ve 1958 yılları da aynı olacaktır; Bu sür'atli kal­kınmanın aziz vatanımıza ne büyük kudret .getireceğini aziz milletimi­zin takdir etmekte olduğundan emin bulunuyoruz.

Muhterem arkadaşlar;

Milletimizin emrinde ve hizmetinde feragatla vazife gören partimizin ge­lecek büyük kongresi huzurunda, kalkınma hamleleri, iktisadî ve malî mevzular hakkında izahat verilirken, bugünkü rakamlarında ne kadar geride kaldığı görülecek, bugün üzerinde çalışılan yatırımlar sayesinde memleketinizin, daha büyük ve daha yeni eserleri tahakkuk ettirme yo­lunda asıl bundan sonra baş döndürücü bir sür'atle. ilerlemeye devam ettiği gururla müşahede olunacaktır. Bundan emin. olarak.genel kurul sözcüsü sıfatile ve şahsım adına büyük kongrenin muhterem azalarını kemâli hürmet ve muhabbetle selâmlarım.

Demokral Parti Genel Başkam Başvekil Adnan Menderes'in büyük kongrede bugünkü izahatı

16 Ekim 1955

 Ankara :

Demoikrat Parti Genel Başkam Başvekil Adnan Menderes, dördüncü bü­yük kongrenin bu sabahki toplantısında, genel idare kurulu raporu üze­rinde konuşmaların cereyanı sırasında söz almış, alkışlar ve tezahür­ler arasında üç ssat süren konuşmasında muhtelif hatipleri cevaplandır­mış ve genel idare kurulu raporunu teşrih ederek muhtelif meseleleri ve bu arada son iftirak hareketlerini aydınlatmıştır.

Parti genel başkanı sözlerine şöyle başlamıştır:

"Kongremiz, bütün memleketin, hattâ bütün dünyanın gözü. önünde ce­reyan eden cok büyük bir hâdisedir. Bunu hepiniz bilmektes;niz ve va­tanın mukadderatım alakadar eden bu kadar mühim bir toplantıda,- siz muhterem aza arkadaşlarımızın, mevzuları konuşurken, .işin bu c'ddiye-tine lâyık bir ifade ve üstün bir dikkatle söz söylemek lâzımgeldiğini de takdir etmektesiniz.

Yuvarlak ve umumî ifadelerle, kolayca alkış toplayabilecek sözlerle me­selelerin haîledilmiyeceği muhakkaktır. Dün söz. almış olan ve bugün benden evvel konuşan bazı arkadaşlar, tüzük tatbiki, parti müfettişleri­nin faaliyeti, büyük kongrenin teehhürle inikadı gibi meseleleri ele aldı­lar, bazıları da gene! idare kurulu raporunda Halk Part^si'nin herkesçe malûm olan 1950 senesinden evvelki durumuna ve Demokrat Parti ikti­darının yine herkesçe malûm olan icraatına niçin bu kadar çok yer ve­rilmiş bulunduğunu tenkid ettiler, bir kısım arkadaşlar da, çok haklı ola--rak, tüzüğün, tıpkı kanunlar gibi tatbikatta kendisini gösterebilecek bütün ihtimâl ve imkânları evvelden derpiş edemiyeceğini, bunları tatbik edenlerin, yüksek menfaatleri gözönünde tutan vicdanî kanaati ile bu hükümlere ruh veregelmiş olduğunu belirttiler.Ben de şimdi, hakikatları huzurunuzda bütün belâgatiyle arz edeceğim. Filhakika, bugün tezvir, hıyanet ve ihtiras o kadar tekasüf etmiş bir hal­de bulunmaktadır ki bunların toptan tasfiye edilmesine, bunun için de hakikatlarm haykırılmasına ihtiyaç vardır. 'Davamızı tahakkuk ettirmek için, davasının doğruluğuna inanan insanların en az müzevirler ve muh­terisler kadar cesur olmaları icap ediyor. Vatan davalarını, hakikatin ifadesi olmayan tekerlemelerle halletmeğe imkân yoktur. Bütün bir mem leketin ümitlerini temsil eden ve onun parlak kalkınmasını tahakkuk ettxen bir partiyi çamurlayarak ve dört duvar arasında toplanıp acaba 5-10 kişi daha bize iltihak edermi diyerek iktidarı soğuk hançerle arka­sından vurmaya ve yere sermeğe kalkanlara müsaade etmiyeceğiz. Mü­cadelemizi bütün vatan sathında yapacağız ve hesabımızı bütün vatan sathında paylaşacağız.

Parti genel başkanı Adnan Menderes'in parti tüzüğünün tatbiki ile alâ­kalı meseleler üzerindeki sözlerini şöyle hülâsa etmek mümkündür:

"Hiç bir kanun, talimat ve tüzük vazıınm, bütün hâdiseleri ve imkânları olduğu ve olabileceği gibi derpiş ederek maddeleri böylece kaleme alma­sına imkân yoktur. Bunları tatbik edenin vicdanı ne derece yüksek olur­sa, tatbikte o kanun, tal'mat ve tüzüğün satırları o derece üstün bir mâ­na alır.

Bizi. tüzüğü tatbik etmemiş <'bir (çenel idare kurulu olarak 'muaheze etmeğe imkân yoktur. Büyük kongrenizin selâhivetlerini bünyesinde toplayan ve daima büyük kongrenize hesap vereceğini göz önünde tutan genel ida­re korulunuz, partinin büvük ve yüksek menfaatlerini korumak mecbu­riyetindedir. Küçük prensiplerin vambaşmda büyük prensipler vardır ve esas olan bu büyük prensiplerdir.

S^^r. busun mamanın musunuz? Elbette memnunsunuz. Çünkü Türk mîllet' mernnundı.ır. Sizler, bu memlekette vpni ve parlak bir devir acart D.^mokrat Parti iktidarının mensupları olsr?k, alnınız acık ve yüksek dolaşmaktasınız. Bununla iftihar etmektesiniz. Asıl büyük prensip, işte budur.

Parti genel başkanı bu noktada, büyük kongreden sonra en geç üç ay içinde kayıtların tam olarak yapılması temennisini izhar etmiş ve de­vamla demiştir ki:

Müfettişler tarafından yapılan tahkikatlara gelince, bizim en büvük derdimiz, teşkilât içindeki huzursuzluklardır. Bu derdin üzüntüsünü, kaza ve vilâyetlerdeki arkadaşlarımızdan en az on kat fazla olarak ge­nel idare kurulu çekmektedir. Filhakika, çok kısa bir zamanda azası mil­yonlara varmış bir teşkilâtız. Bunlar arasında, birbirini tanımayan ve birbirine uymayan insanlar bulunmasından geçimsizlikler, bundan da pek tabii olarak huzursuzluklar doğmaktadır. Parti kademelerinde yer almak ve muhtelif seçimlere girmek gibi haddizatında cok meşru olan bir rekabet de, bu huzursuzluğun başka bir sebebi teşkil etmektedir. Yollanan müfettişin, her zaman yüzde yüz obiektif kalabileceği söylene­mez. Yine her zaman isi bütün gavamızı ile keşfedebileceği de şüpheli­dir. Bu vaziyette, genel idare kurulunun mesuüvetler alması icabetmekte ve kurulumuz, bu mesuliyetleri, partinin yüksek menfaatine olarak almakta bir an tereddüt etmemektedir.

Genel idare kurulu, vetonun tüzükte sarih olarak yazılmamış olmasına rağmen, bu bahiste de mesuliyetlerini müdrik bir heyet olarak cesaretle hareket etmiştir. Tüzüğün 20 nci maddesi, genel idare kuruluna parti namzetlerini ilân etmek hakkını vermektedir. Bu hükmün kullanılmasın­da eğer mânalara nüuz etmiverek satıhta kalınırsa, bir nevi otomatizm görülebilir. Fakat tasdik hakkı, tasdik etmemek hakkını da tazammun edeceğine bu veto hakkı, sarif olmamakla beraber bu maddenin ru­hunda mündemiçtir ve bu hak. partinin yüksek sevk ve idare mesuliye­tini üzerinde bulunduran heyete bulunmaktadır. Bu hakkı, kurul, 1950'de kullanmış ve 1951 kongresi bunu mubah sormuştur. Bunun se­bebi, yoıklamalarm, yüzde yüz hakikatlerin mâkesini teşkil etmemesidir.

Genel idare kurulunun, merkezî teşkilât olarak, mahallî durumları ve nam Teberin hakikî sivasî hüviyetler-ni cok daha ivi ve sabH f'kirsiz bi­leceğinde ve ikaz vazifesini varacağında süühe voktur. Tatbikatta esas, iyi niyetle tatbiktir. Genel idare kurulu, daima böyle hareket etmiştir.

Adnan Menderes, bu mevzuda başka bir misâl daha vermiştir: Bu narti-nin aleyhtarlarının kim olduğu, daha 1954'den evvel anlaşılmıştı. Parti­yi terkedenler daha o zamandan bıFnivordu. Parti ioinde barınmakta kend'leri için favda kalmadığını görünce, bunların hattâ partiyi parca-lamava dahi sn-debilecekleri malûmdu. Bunları daha o zaman bertaraf etmek de kabildi. Fakat partinin yüksek menfaatleri gözönünde tutuldu. Bu insanların mazlum vaziyette kalmaları İstenmedi ve veto, kullanıl­madı.

Parti genel başkanı( sözlerine şöyle devam etmiştir:

Genel idare kurulunca alınan kararlarda, yüzde yüz isabet var mı idi? Elbetteki hatalarımız da olmuştur. Fakat, her mevzuda karar alırken, maksadımız memlekete ve partiye hizmetti. Bundan sonra da gayretle­rimizin hedefi, hatalarımızın tesirlerini ortadan kaldırmak olacaktı.

îftiraka doğru gitmenin sebebini, politikanın kaypaklığında arayabili­riz.

1948'de başlayan bir kötü an'ane de bulabiliriz. İşler çok iyi gidiyor, bu adam durauKça ben başvekil olamam, o haLae nasibi baş'ıca taraîia .ara­yayım, tarzmua bir aüşünce de ittiraKa sebep olabilir, bebep ne oıursa olsun, şurası muhakkaKtır ki onlarca iftirak mutia&a    lâzımdı.Parti genel başkanı, 61'ler hâdisesine de temas etmiş, bunların arasında hatalarını anlayıp donenler olduğunu, fakat hataiı yollarında İsrar eden­ler de .bulunduğunu hatırlattıktan sonra, genel idare kurulundan çıkar­tılmış olaın iki mebustan birisinin, daha 1^50 de bazı arzu ve emelleri bulunduğunu, bunların terviç edilmemiş olmasından iğbirar duyduğunu, kendisine teklif edilen vekillikleri beyenmeyıp Ankara Palas'ta mebus­ları grup grup kabule başladığını, buna karşı ^abredildiğini, çünkü bir iftiraKa mahal verilmek istenmediğini, daha sonra kendisine kayıtsız ve şartsız olarak parti işlerinin bırakıldığını, iki defa vekil olup ayrıldığını, dostluğun devam ettiğini ve bu minval üzere senelerin geçtiğini anlat­mış, diğer mebusun da kendisi hakkında ,zamanmda çok sıtay'kâr söz­ler söylemiş olduğunu, esasen bu duygulara sahip bulunmasa kabinede beraberce mesuliyet rdenuhte etmemesi gerektiğini, vekillikten ayrılır ayrılmaz ise derhal faaliyete geçtiğini hatırlatmış ve ezcümle şöyle de­miştir:

İspat hakkı mevzuu, iftirak yolunda bir bahane gibi ele alınmıştır. Yok­sa mesele ispat hakkında değildi. İftirak hareketinin görüldüğü gibi, u-zun bir tarihçesi vardı. Seçimler daha fazla yaklaşmadan harekete geç­mek lâzımdı. Yoksa, teşkilâtlanmak için :kâfi vakit ıkalmazdı. Şimdi tam sırası idi. İşte bunun üzerinedir ki ispat hakkı diye bir takrir hazırlan-' di ve verildi. Mücadele sertleşiyor, hükümetin ve partinin vaziyeti müş-külleş tir ilmek isteniyordu. Biz on kişiyiz, fakat arkamızda yüz kişi var, deniyordu.

Bunun üzerine, biz de genel idare kurulu olarak sondajlar yaptık. Bu da bizim vazifemizıdi.

Bu. arkadaşları, teker teker çağırdık, hâlen büyük hücumlara maruz bu­lunuyoruz, mütesanid olalım, .muhalefetle bir muvazilik arz etmek doğru değildir, bu umumî efkârda bir yanlış zehap tevlid edebilir, kanaatleri­nizde serbestsiniz, fakat muhalefetle bu muvaziliği bırakmanızı rica edi­yoruz,  dedik. Ricalarımızı kabul etmediler. Aralarından hattâ kurula hakaret edenler dahi plûn. Fakat buna rağmen, nihayet bir takriri imza etmişlerdir, dedik ve herhangi bir harekete geçmedik.

Tam bu esnada İstanbul'da müessif (hâdiseler cereyan etti. Onlar, işte hü­kümet çok zayıf bir durumdadır, örfi idareyi tasdik etmiyelim, hükü­meti sorguya çekelim, ,dediler. Bu hengâme esnasında takrire iki kişi da­ha iltihak etti. Bir daribe, onun arkasından yeni bir darbe daha vuralım, diyorlardı. Büyük Jcongre yaklaşıyordu. Yeni bir darbe daha vurmak istediler ve takrire birkaç iltihakı -daha ilân ettiler. İşte hâdise bundan ibarettir.

Parti genel başkanı Adnan Menderes, sözlerini şöyle 'bitirmiştir:

"Bir iftirak hareketi galinde bu takriri imzalayanlar arasında beş eski vekil vardır. Ben onları vekil yaptığım zaman iyi insandım. Vekillikten çıkardım, fena insan oldum. Eğer ^vazifeden ayrılan her vekil, mutlaka kinle ve fena niyet ve hislerle müteıhalli olacaksa bunun altından kalk­maya imkân yoktur. Bunların arasında, ,4-5 kişi de, siyasî sahada menfî ruhlu olan insanlardır. Yine aralarında, bu partinin içinde bana iş ve ekmek yoktur, diyenler de bulunabilir.

Fakat mesele, nihayet bir siyasî ahlâk meselesine müncer olmaktadır. Bir insan, partimizin bayrağı altında mebus seçilecek, sonra ayrılacak ve bir anonim şirket veyahut dağda bir zeybek topluluğu kurar .gibi bir hizip kuracak. Bu tarzüa hareket, ahlâk caddelerine uygun olmaz. Buna karşı çareıer aramamız, -genç demokrasimizi ihtirasın ve siyasî ahlâk­sızlığın şerrinden muhaiaza için ted.Di.rier bulmamız lâzımdır.

Huzurunuzda bu mevzular üzerinde konuşmaktan eza duymaktayım. Keşke bunları konuşmıyacak bir durumda orsaydık. Bunun için ne ka­dar taıhammüi gösterdik. Bunlar 'âsi gocuklardır, ıgünün 'birinde iyine ha­neye avdet edeceklerdir, diye pek çok sabrettik. Fakat olmadı. Sonu gel­mez bir muvazene oyunu içine düşüyorduk. Bizzat kendi partimiz için­de tahammül edilmez bir koalisyon halinde idik. Sabah, akşam sırtımız­da ibir soğuk hançer hissedeceğimize, bunlar yıldırım da olsalar, karşı­mıza çıksınlar, dedik.

Genel idare kurulu olarak (harekâtımızda daima 'büyük kongremize he­sap vereceğimizi gözönünde tuttuk. Hükümet olarak icraatımızda da, daima büyük mecliscn ne diyeceğini düşündük. Böyle bir murakabe içim­de çalıştık. Partimize isnad edilen tahakküm iddialarını, bu iddiaları yapanlara reddediyorum. Bu memleketin son yıllarının tarihinde misli görülmemiş derecede dürüst bir hükümetin karşısmdasmız. Bütün me­sele, bir ispat hakkının verilmesinde ise, maziye de s.amil olmak üzere her husus için ispat ha'kkını koyalım. Eğer icap ediyorsa, yeni seçimlere de gidelim,Büyük kongreyi niçin geciktirdiniz, diye soran arkadaşıma cevap veri­yorum. İftirakçılar, içlerindeki ateşi, sizin içinize de sokmak ve bu kong­reye de getirmek istiyorlardı. Buna meydan, vermek istemedik. Gecik­menin sebebi işte budur. Onlar, harman yakmak istiyorlardı. Fakat har­man yakmak, istiyenler, harman zamanına yetişmezler.

Parti genel başkam başvekil Adnan Menderes'in,sürekli alkışlar ve ha­raretli tezahürlerle karşılanan bu izahatından sonra rapor üzerindeki görüşmelerin kifayetine ittifakla karar verilmiş ve genel idare kurulu­nun raporu, alkışlar arasında yine ittifakla kabul ve tasvip olunmuştur.Bunu müteakip, genel başkan, ve genel idare kurulu azasıseçimine ge­çilmiştir.Demokrat Parti Genel Başkanı [Başvekil Adnan Menderes'in Dördüncü büyük kongreyi kapayış nutku.

18 Ekim 1955

 Ankara :

Demokrat Parti genel başkam Başvekil Adnan Menderes, bugün öğleden evvel, dördüncü büyük kongrenin kapanış toplantısında, dilekler üzerin­deki konuşmaların sonlarına aoğru söz almıştır.

Heyecanlı tezahürler ve sürekli alkışlar arasında kürsüye gelen Adnan Menderes, evvelâ, biraz evvel reye konup kongre tarafından kabul edi­len bir temenni takririni bahis mevzuu etmiştir. Bu takrirle, kongre, her hangi bir partinin namzedi olarak seçilen bir mebusun o partiden çıktı­ğı takdirde mebusluktan da çekilmesini icap ettirecek bir tasarının De­mokrat Parti mecıis grupunca [hazırlanıp kanunlaştırılması karara bağ­lamaktaydı. Adnan Menderes, bu takririn reye vaz eoilıp kabul olundu­ğunu, bu takrire muarız olan bir kaç kişinin meseleyi tekrar ortaya ge­tirip takriri yeniden reye vazettirmeğe çalışması karşısında, bir mevzu bir kere reye konulup karara .bağlandıktan sonra, bunun üzerinde tek­rar müzakere açılmasının hiç bir usule sığmıyacağını kaydetmiş ve söz­lerine şöyle devam etmiştir:

"Şimdi asıl meseleye geliyorum: Büyük kongremizin yüksek tasvibinemazhar olan genel idare kurulunuz raporunda da yazılı olduğu g-bi, bi­zim memleketimizde ve siyasî hayatımızda, başka memleketlerde görül­memiş hâdiseler cereyan etmiş ve etmektedir. Mevzu şundan ibarettir:
Herhangi bir partiden bir kere mebus seçildikten sonra, çok kısa bir za­man içinde hiç ciddî sebep olmadan ihizjpler kurularak kafileler ıhalindeo partiyi yalnız   terketmekte değil, onun        hasmı canı olarak karşısına dikilmekte ,hiç hir mahzur görülmüyor, hattâ bu, bir siya­set kahramanlığı telâkki olunabilecek kadar ibir gaflet ve dalâlet için­de hareket olunuyor. Gerek birinci konuşmamda, gerek evvelki günkü konuşmamda, bildiğiniz gibi, bu vaziyeti bertafsil anlatmıştım, hatırlar­sınız ki daha 1950 senesi yazının sonlarında, yani iktidara gelişimizden henüz üç beş ay geçmeden, Ankara'da, partimiz mebusları arasında bir­çok siyasî kaynaşmalar başlamış olduğunu pek açık olarak ispat eden birçok gazetelerden parçalar okumuştum. Düşününüz bir kere.Demokrat Parti'nin iktidara gelebilmesi için milletçe ne büyük gayretler sarfedil-mişti. Bunca emek ve meşakkat bahasına seçilen mebuslardan ellisi yü­zü ve belki de yüzellisînin bu partiyi terketmek hazırlıklarına o zaman başladıklarını, hattâ bunun kısa bir zaman meselesi haline gelmiş oldu­ğunu o zamanın gazetelerini okumakla derhal kanaat getirmek mümkün olduğu gibi. hâdiselerin içinde yaşamış olan birçoklarımız da bunları pek güzel hatırlarız. Burada biraz evvel, birkaç arkadaş epeyce gürültü-çıkarmak istediler. Bu arkadaşlar, partisine ihanet etmiş ve edecek olan mebusların hiçbir mukabeleye maruz  kalmamalarım temine uğraşarak
image007.gif gürültüler yapıyorlar di. Sakın bunlar, 1950'denıberi iftirak hazırlıkların­da bulunanlardan olmasınlar,

Arkadaşlar:

Memleketimizde siyasî hayatın istikrarım temin edecek tedbir ve karar­ların alınması iâzmıgelaığı an, zanneüerını ki, gelmiş bulunuyor. Şurası muhakkaktır ki, birtakım oyunlarıa partileri içınaen yıkmak ve bu su­retle siyasî istikrarı sarsmaK, yalnız oır partiyi alâKaaar eaen bir mese­le olaraK mütalaa olunamaz, Çünkü bu imraKıar kitle halinde vuku bul­maktadır. 1948'cte Demokrat Parti bir hamıeüe mebuslarının yarısına ya­kınını, 28'ini birden kaybetti. Bugün 19 mebusun partım.zaen ayrüaıak onun can uüşmanı vazıyetine geçmem üzere buiunmaiarı nâctısesi ıie Kar­şı iKarşıyayız. Bu haremce tleraeıa siyasî ahlâk 'baKimmdan mevcut reaaat ve sakatlık bazı siyaset çevrelerince bir türlü kabul olunmak istenmiyor. Aksine olarak .bunun bir kahramanlık olduğu Türk milletine kabul etti­rilmek isteniyor. Bunlar başKa memleketlerde görülmüş işlemen değil­dir. Onun. için bu hâli, memleketimize has ve hiç olmazsa, muvakkat ol­makla beraber, .uzunca bir zaman devam edecek ve siyasî ahlâkın istik­rarı ile ortadan kalkacak nev'ı şahsına münhasır bir hastalık olarak ka­bul etmek ve tedavisi için tedbir almak gerekiyor. Filhakika bu gibi teşebbüsler, itizaller ve iftirakler böylesine devam ederse hiç bir zaman ve hiç bir suretle siyasî istikrarı temin ve idame mümkün olmaz.

Yüksek kongremizce kaibul edilmiş olan temenni takririnin maksadı ve mânası budur. Bazı arkadaşların böyle ıbir teabirin bahis mevzuu olma­sından niçin endişe duyduklarını bir türlü anlayamıyorum. Biliyoruz ki 19 kişi, maalesef, partimizden ayrılıyor. Yoksa 'bunlar, münasip zamanın hululüne kadar birtakım arkadaşlarını partimiz içinde bırakmışlardır da, bu teıâş onların telâşı mıdır?

Bir partinin namzedi olarak mebus seçildikten sonra parti değiştirmek veya o partiyi içinden vurmaya kalkmak ,gıbi hâdiseler dünyanın hiç bir mmeleketmde ve partisinde vukua gelmez. Bu gibi hâdiselerin bizde olu­şunun sebebi, hakikî mânasiyle siyasî hayatın memleketimizde daha çok yeni -başlamış olması ve bu yüzden lüzumlu tekâmül merhalelerini he­nüz idrâke vakit bulmamasıdır. Bu şartlar içinde ihtiras ayaklanıyor, partilerin, programların, seçimlerin mânası kalmıyor, ve mevcut muva­zene, statüko ve siyasî istikrar en beklenilmeyen zamanda altüst olmak gabi îbir muhataralı vaziyet hasıl oluyor.

Şayet memleketimizde böyle bir hastalığın ârâzı bütün açıklığı ile ve acı­lığı ile kendisini belirtmişse ve cereyan etmekte ise, başjka memleketler­de buna benzer tedbirler veya kanun hükümleri mevcut mudur, değil midir, araştırmaya hacet yok, bu derdimizin devasını bulmak, ıbu has­talığımızı tedavi etmek bizim için kutsî bir vazife olur. Partimiz içinde samimî olarak çalışmak isteyen mebusların, biraz evvel kabul buyurmuış olduğunuz, takrirden ne ,gibl bir endişeleri olabilir? Çün­kü tedbir, hiç bir zaman samimiyete, dürüstlüğe, siyasî ahlâk vecibelerine karşı alınmış değildir. Bilâkis -bunları teyid içindir. Eğer, Allah göster­mesin, şahsen beni aranızdan kovsanız ve partinizden çıkarsanız, başka bir parti kurmak veya tarafsız kalmak ne demek, ömrümün sonuna kadar yine bu partinin, partimizin muvaffak olması için duaonun muvaffakiyeti için elimden .gelen gayretleri asla esirgemem. Fa­kat tbu bir misâl ve muhal olarak bir faraziyedir. Çünkü ne mevkide olursam olayım, ıpartime bağlılığımda ve ona samimi nişlerimde bir an için en küçük bir tezelzül bile vâki olamaz. O halde niçin endişe ediyor­lar? Sevgili arkadaşlarım,Partimizdeki bu iftirak hâdisesinin ne derecelere kadar tertipli ve sami­miyetten âri olduğunu tetkikte devam edelim: Partimize dahil bulunan 19 mebusun partiden, bundan kısa bir müddet evvel, niçin çıkarılmış, daha doğrusu niçin çıkmış olduklarının sebeplerini biliyorsunuz. Bunlar­la harekette müşterek daha on meibus vardı. Fakat (bunlar partimizden çıkmadılar. Ortada, bunları istifaya zorlıyacak hiç bir sebep de mevcut değildir. Fakat bugün öğreniyoruz ki şimdi istifa etmişlerdir.

Ben şimdi şu kürsüden, gen.eİ idare kurulumuzun ve hattâ yüksek heye­tinizin de aynı fikirde olduğu kanaatiyle arzediyorum ki,, kendilerinin behemehal pardiden çıkarılmalarını zorlayarak bu niticeyi elde eden 9 arkadaşla beraber bugün istifa eden 10 arkadaş da birlikte gelseler veya bunlardan herhangi birisi bize .müracaat etse ve partiden ayrılmak niye­timiz yoktur, bu işin buraya kadar gelmesinden müteessiriz, bunu parti içinde dostane halledelim, deseler, .sizlerin adınıza da temin ediyorum, aramızda hiç t>ir mesele kalmaz. Böyle bir hâdisenin bîr kâbus gibi ge­lip geçmiş olmasından bahtiyar oluruz. Bunun bütün izlerini ve hatırası­nı hafızalarımızdan bile çıkarıp atarız. Bizim tek arzumuz, samimiyettir ve samimiyetle partiye bağlılıktır. Parti, bir şahıs değildir ve şahıslarla kaim de değildir. Genel başkanı olarak Adnan Menderes'i veya- ; genel idare kurulunu veyahut onun azalarından şunu veya bunu istemiye bi­lirler. Fakat bu, kendilerine sinesinde siyasî hayatta yer veren ve hattâ mebusluk için onlara aguşunu açmış olan bir partiyi tekmelemek tahri-betmek için kâfi sebep olamaz. Bir partiye gireceksiniz, o partide mebus olacaksınız, sonra onu terkedeceksiniz ve terkeder etmez, de onu tahribe çalışacaksınız. Böyle hareket olmaz. Bunların herhalde önüne geçmek lâzımgelir.

-Büyük kongremizin yüksek .huzurunda, umumî efkâr huzurunda bir ke­re daha tekrar ediyorum: Bugün aramızdan ayrılan veya ayrılmak niye­tinde olanlar, şayet partimize avdet için iyi niyetle ve samimiyetle arzu izhar ederlerse, bizler, meselenin tarnamiyle bertaraf edilmesi için 'eli­mizden geleni yapmaya hazırız.

Hareketin mevzuunda ve ispat hakkında da biz onlardan ileri gideriz. Bunların mecliste kendi noktainazarlarını. müdafaa etmekten kim meri-etti? Gitsinler, mecliste kanaatlarını müdafaa etsinler. Onlara kim ne der. Bu hiç bir zaman ayrılık için ibir sebep teşkil etmez. İsrar ettikleri takdirde, bir kere daha bunu bahane olarak kullandıkları katiyetle orta­ya çıkmış olacaktır.Şimdi, biraz evvel burada birkaç arkadaş tarafından koparılmak istenilen gürültünün lüzumsuzluğuna ve manasızlığına geliyorum. Büyük kongrenin kabul etmiş olduğu takrirden telâş edecek hiç bir sebep yok­tur. Çünkü samimiyetle hareket olunduğu takdirde hiç bir arkadaşa bir darbe gelmek asla bahis mevzuu değildir. Zira onları herhangi bir muarneleye tâbi tutmak değil, .bize ve partimize çok ağır muamelelerde bu-. limanları tekrar içimize almaktan 'hattâ . bahtiyarlık duyacak bir yolda hareket etmek istiyoruz.

'Parti genel -başkanı Başvekil Adnan Menderes, sürekli alkışlarla karşıla­nan bu sözıerınden sonra, partiden çıkarılmış olan 10 mebusun bugünkü istifalarının üzerinde durmuş ve demiştir ki:

"Şimdi tahlilleri biraz daha ilerletelim: Diğer 10 mebus arkadaş var ki, bugüne kadar ne onlar istifa etmişlerdi, ne üe haysiyet divanı bunlar hak kınaa hern.an.gi'tur karar almıştır; Bunlar kongrenin neticesini bekliyo­ruz cuyorıaruı. Her foaug; (bir Karar aıma için acaoa niçin Kangrenin so­nunu Defliyorlaraı? ,lşte niyetlerini ve sairunuyetsızlierini açığa vuran istifham budur.

Bu sualin cevabını arzedeyim: Onlar kongrenin sonuna kadar bir hâdise ıbeıuiyorlaraı. Ayrıca haysiyet Civanının seçim neticesinde k-nueraen te­rekküp edeceğini öğrendikten, sonra hareKete geçmek ist;yoriar.aı. Yani haysiyet divanına bazı arzu ettikleri zevatı seçtirmiş olsalardı, istifa et­in iye cemler ai. Çünkü istifa etmemeK maksatları için daha eıver.şii ola­caktı. Z:ra bu takdirde partinin içinde tahrip edici ner hareketi yapacak­larda faKat onlardan yakamızı kurtarmak imkânı mevcut olmıyacaktı. Böyıece yarısı içerden, yarısı dışardan kârımızı itmam etmek yoıunda, partimizi ya ele geçirmem, olmaaığı takdirde zaafa mahkûm etmek gay­retlerinde muvaffakiyetle devam imkânını bulacaklardı.

Fakat yüksek kongremiz, 'bu tehlikeyi, yarabbi nasıl sezdi. Haysiyet di­vanı azalığı vazifesini, evvelce bu vazifeyi vekarla ve parti bütünlüğünü daima tehlikelerden korumak gayesiyle hareket etmiş olan arkadaşlar üzerinde ibka etti. Böylece, parti içinde partiyi tahribetmek suçunun iş­lenebilmesi imkânı ortadan kalktı. Artık istifa zamanı gelmişti.

İstifalarını bugüne kadar tehir etmelerinin başka sebebi ve izahı olamaz. Arkadaşlar, ,ben bu mevzuda yanılmış olmayı ne kadar arzu ederdim. Ne .olurdu hareketleriyle beni tekzip etseler ve samimiyetle partiye av­det etmek arzusunu gösterselerdi.

Bundan sonra Demokrat Parti Genel Başkanı Adnan Menderes sözlerini kongrenin çalışmalarına intikâl  ettirerek şöyle demiştir;

Dördüncü büyük kongremiz, geniş foir anlayış ve derin ıbir sezişle vazife görmüştür. Kongremizin fevkalâde ehemmiyetli neticeler doğuracak bir vakıa olduğunu ve siyasî hayatımızda .bir merhale teşkil etmiş bulundu­ğunu bir kere daha ifade etmek isterim. Bozulmaya yüz tutan siyasî is­tikrarı koruma imkânlarını bahşeden bir kongre halinde çalıştınız ve mu­vaffak oldunuz. Vicdan huzuriyle memleketlerinize avdet  edebilirsiniz.

Muhterem arkadaşlarım. .

Bütün kongrelerin hüviyet ve edalarında ekseriya biraz sertlik ve açık­ça sezilen bir serzeniş hali vardır. Tıpkı sert tabiatlı müfettişlerin, kılı kırk yaran murakıp ve mümeyyizle.rin çatık kaslı sert çehreleri g?toi. Halbuki dördüncü .büyük kongremiz, yüksek heyetiniz, asık suratlı bir topluluk olmaktan ne kadar uzak kaldınız.

kongremizin, hırçınlık göstermesi için zahirî sebepler çoktu:Kongre dört sene toplanmamıştı. İnsafsız bir muhalefet bütün vatan sathında zehirlerini saçmaktan bir an hâli kalmamıştı. Bu itibarla hava zehirlen­miş sayılabilirdi. Yaz iptidasında sun'î yokluk bu!hranları sizleri üzmüştü ve daha kötüsü bunlar iktisadî politikamızın tam ,bir iflâsı şeklinde gös­terilmek için ıher türlü gayretler sarf .olunmuştu. Diğer bir mesele: Bir­leşik Amerika ,300.000.000 dolarlık istikraz talebimizi kabul etmemişti. Bu ademi kabulü iktisadî işlerimizin .tamamiyle perişan bir halde olduğu sebebine bağlamak için neler yapılmadı, bu vadide söylenmedik ve yazıl­madık yalan ve iftira mı kaldı? Ya hürriyet ve rejim bahsindeki yalan ve iftiralar? Dünün tahakküm politikacıları memleketimizde hürriyetten eser kalmadığını .boğazları kuruyuncaya kadar haykırdılar, haykırdılar. Ve en hazini de iftirak hareketleri, en hararetli .devirde, bunların tam üstüne geldi. 9 mebus çıktı. 10'u, istifa ,etmek üzere. Dalha kim bilir kaç tane çıkacak. Parti gurubu acaba tam mânasiyle parçalanıyor mu?

İşte zahirî manzara ,buydu. Çatık kaşla ve sert bir eda ile, işlerimizi ne yaptınız diye kargımıza dikilmeniz beklenebilirdi. İşte bunu bekliyor­lardı. İftiracılar, hesaplarını sizin bu muhakkak telâkki ettikleri ruh ha­letinize bağlamışlardı.

Halbuki siz güler yüzle geldiniz. Su kadar güler yüzlü ve itminan içinde bir kongreye az rastlanır. Derin bir anlayışla çalıştınız. Bazı meseleleri derinden anladınız, sormadınız bile. Bundan dolayı sizlere, gerek şah­sım, gerek geçen genel idare kurulu adına en derin şükranlarımızı arze-derim. Partimiz içinde ne [büyük bir manevî kuvvet ve nasıl bir tüken­mez hayatiyet kaynağı olmuştur bu. Fakat bu halinizi tabii ,görmek icabeder. Çünkü sizler mağşuş zehirli bir propaganda havasının şikârları olmamıştınız. Hepiniz Türk .milletinin bağrından kopup geliyordunuz. Orada ise hicran hissi ylok. Hiç kimse memleket işlerinde felâketâmiz" en küçük bir nokta dahi olmadığına ka­ni. Dünden daha iyi kazanıyor. Vatandaşlarımızın vicdanında hiç bir zu­lüm, taaddi, adaletsizlik, müsavatsızlık ve baskı korkusu yaşamıyor. Hepiniz yaşadığınız yerlere ve bütün vatan sathında toptan bir imar ve kalkınma hareketinin nasıl bir hız ve ne derece bir vüs'atle ilerliyerek yayıldığını görmekle, vatanperverane duygularınızın coşkunluğu içinde ne kadar bahtiyarsınız. Bunu anlamak ve sezmek güç değildir. Vicdan huzuru ve tam bir itminan ve itimad içinde bulunduğunuzun şaşmaz de­lili olan güler yüzlülüğünüzün sebebi bu. 3unu seçimlerde de gösterdi­niz. Parti genel seçiminden tutunuz, bütün yaptığınız seçimlerin derin mânası vardır. Bunun kaynağı ise, işte bu arz ve izaha çalıştıklarımdır.. Buraya vatanın ;güzel havasını getirdiniz, bizleri takdirlerinizle bahtiyar ettiniz. Bize iman ve kuvvet getirdiniz. Karşılık olarak .gideceğiniz yer­lere de bizlerden iman ve kuvvet götürmektesiniz.

Yerlerinizde bütün .teşkilâtımıza ve arkadaşlarımıza azimli ve iradeli in­sanların partimizi ve memleketimizi idare etmekte olduğunu bir kere daha teyid :ediniz. Sahte hürriyetçilik cereyanlarına ifratkâr hürriyet taraftarlarının zorlamalarına karşı genç Türk demokrasisini korumayı kutsî bir vazife bilen arkadaşlarınızın ,iş başında olduğunu söyleyiniz. Demokrasimizi, yüksek memleket menfaatlarının istikametinde, tabii te­kâmül seyri içinde, emin surette inkişaf ettirmeğe kararlıyız. Hürriyet

lerimizin muhafazasına ve demokrasimizin hiç bir suretle ve zerrece te­reddiye uğratılmamasına son derece dikkatliyiz.

Şayet buralardan iftirak hareketlerine dair veya manevî huzurunuza te­sir edecek birtakım haberler işitirseniz, bunları nasıl bir tefsire tâbi tut­mak lâzım geleceği hususunda burada görüştüklerimiz sizlere rehiber ola­caktır. Şayet işleri biraz daha azıtırlarsa, büyük kongremizi, siz muhte­rem ve yüksek heyeti, derhal toplantıya davet edeceğiz ve hep birlikte herşeyin tedbirlerini bulacağız.

Demokrat Parti Genel Başkam Başvekil Adnan Menres. bundan sonra sözlerini, sürekli alkışlar ve heyecanlı tezahürler arasında şöyle bitirmiş­tir :

Gideceğiniz .yerlere bütün partili arkadaşlara gönül dolusu selâmlarımı­zı -«ötürünüz. Kendilerine, partinin ve memleket menfaatlarınm bekçisi olarak çalışmakta olduğumuzu, bütün kuvvetimizi sizlerden ve aziz Türk milletinden aldığımızı ve buna güvendiğimizi söyleyiniz.

Önümüzdeki belediye seçimlerinde güzel neticeler alınız. Bu memlekette esmekte olan kötü emelleri ,bu kongrenizle nasıl hüsrana uğrattmızsa, bundan, sonra da bütün kötü emelleri ebediyen hüsrana uğratınız.

Adnan Menderes'in tezahürler arasında ona eren bu konuşmasını müte­akip, müzakerelerin kifayeti hakkındaki takrir reye konularak kabul edilmiş ve Demokrat Parti dördüncü büyük kongresi nihayet bulmuş­tur.

Yunan başkonsolosluğunda bayrak çekme merasimi.

24 Ekim 1955

 îzmir :

6/7 Eylül gecesi şehrimizde vuku bulan müessif hâdiseler esnasında ha­sara uğramış olan yunan başkonsolosluk binası yerine vilâyetçe yeni bir bina tahsis ve bu binaya bayrak çekme merasimi bugün öğleden evvel yapılmıştır.

Merasime iştirak eden askerî bando ile birer Türk ve Yunan ihtiram kı­tası saat 9.30,da baslarında sancakları olduğu halde yeni konsolosluk bi­nasının önünde cephe almış bulunuyordu.

Merasimde münakalât Vekili Muammer Çavusoğlu, İzmir Valisi Kemal Hadımlı. .Yunanistan'ın Ankara Büyük Elçisi Ekselans Kalergis ile îzmir başkonsolosu ve konsolosluk erkânı, İkinci Yurtiçi Bölge Kumandanı, Güney - Doğu Avrupa müttefik kara kuvvetleri kumandam. Altıncı Tak­tik Hava kuvvetleri Kumandanı ve muavinleri, Belediye Reisi, korkon-suler ile diğer sivil ve askerî erkân ve merasimde bulunmak üzere gel­miş Yunan gazete çile riyle Türk ve yabancı basın mensupları hazır bu­lunmakta idiler. Saat tam 10'da bandonun çaldığı Yunan ve Türk millî marslarını ve İh­tiram kıtalarının, selâm dururunu müteakip münakalât Vekili Muammer

Çavuşoğlu Yunan, bayrağını konsoloshaneye çekmiş ve bundan sonra şu hitabede bulunmuştur ;   

6/7 Eylül gecesi burada ve İstanbul'da vuku bulan tahrip hâdiseleri her­kesten fazla biz: müteessir etmiştir. Bu {hususu, bugün, bu merasimde temsil etmekle vazifelendirilmiş bulunduğum Türkiye Cumhuriyeti Hü­kümeti müteaddit kereler ifade eylemiştir.

Bu çok müessif hâdiseler arasında, dostumuz ve müttefikimiz Yunanis­tan'ın bayrağına el uzatılmış ve hürmetsizlik edilmiş olması bizi en faz­la üzen vakıalardan birini teşkil .eylemiştir. Çünkü kendi serenimiz hu­susunda 'gösterdiğimiz titizliği başkalarının hususiyle iki ittifakla birbi­rimize 'bağlı bulunduğumuz Yunanistan'ın, şerefine karşı da .göstermek şiarımızdır.

Yunan bayrağına ve Yunan milletinin şerefine karşı .olan itibarımızı ifade etmek ve 6/7 Eylül gecesi bu bayrak ve şerefe kendi topraklarımız üzerinde hürmetsizlik gösterenlerin şuursuz hareketlerini resmî bir me­rasimle takbih -ve tamir etmek için en münasip fırsatın, Yunanistan'ın buradaki başkonsolosluğunun yeni binasına ilk ibayrak çekilmesi merasi­mi olacağım 'hükümetim düşünmüştür., Bu fırsatın 'bugün tahakkuk et­miş olmasından dolayı çok bahtiyarız.

Bugün yapmakta olduğumuz merasim, aynı zamanda, bundan 30    sene evvel Atatürkümüzle Elefterios Venizelos'un milletlerinin sağ duyusuna, dayanarak, kurdukları şuurlu Türk - Yunan  dostluğuna verdiğimiz büyük ehemmiyetin yeni bir delilidir.

Bu hislerle mütehalli olarak ve 6/7 Eylül gecesi Ülkemizde Yunan bav-, rağıra ve müttefik milletin şeref ve itibarına karşı gösterilmiş bilcümle savffiszlıklarm  manevî  tamirini  ifade  etmek üzere Yunan bayrağını Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti namına çekiyorum.»

Münakalât vekilimizden sonra Ekselans Kalergis aşağıdaki konuşmayı

yapmıştır:

Muhterem vekil,

6 Eylül müessif hâdiseleri esnasında Yunan milletinin şeref ve itibarına karşı gösterilen hürmetsizlik hareketlerinden dolayı Türkiye hükümetinin duyduğu üzüntüyü belirten sözlerinize teşekkür ederim. Bugün Yit, nan bayrağına yapılan şeref merasimi de bunun ifadesini teşkil etmek­tedir.

Bugünkü merasimi Yunan hükümeti  lâyıkiyle takdir etmektedir ve bumerasim 6 Eylül müessif hâdiseleri dolayısile ciddî bir sarsıntıya maruz.kalan iki memleket münasebetlerinin yeniden tesisi için mesut bir başlangıç olacaktır. 

Yapılan maddî zararların tamamen ve sür'atle tamiri hakkındaki talebi­yiz.

Hür dünyanın müdafaası ile müşterek menfaate 'hizmet eden iki memle­ketin yanıcı teşrik1' mesaisine Türkiye hükümeti gibi Yunan hükümeti de hususî bir ehemmiyet atfetmektedir; mize Türkiye hükümetinin aynı sür'atte anlayış göstereceği kanaatinde Büyük Elciden onra Vali Kemal Hadımlı Büyük Elçiye ve başkonsolosa hitaben "Bu binada sıhhat, afiyet ve selâmetle ikamet etmeleri" temen­nisinde bulunarak, binanın anahtarını Yunan başkonsolosuna tevdi    et­miş ve başkonsolos M Zafiriyu elerin ve samimî teşekkürlerini ifade ede-, rek anahtarı teslim almıştır.

Merasim bu suretle hitam bulmuş ve Güney - Doğu Avrupa Kara Kuv­vetleri Kumandanı Korgeneral Reed, bugün saat 12.30'da Münakalât Vekili Muammer Çavuşoğlu ve Büyük Elçi Ekselans Kalergis şerefleri­ne Nato subay kulübünde bir Öğle yemeği vermiştir.

İzmir Ordu evinde yapılan, merasim       

24 Ekim 1955

 İzmir :    

6/7 Eylül gecesi İzmir'de vuku bulan müessif hâdiseler esnasında Nato karargâhında bulunan müttefik Yunanistan subaylarının üniformalarına karşı gösterilen hürmetsizliğin manen tamiri maksadiyle bu akşam or-duevinde bir toplantı tertip edilmiştir.

İkinci Yurdiçi Bölge Kumandanı Korgeneral Cemal Gürsel'in tertip et­tiği bu toplantıda, şehrimizde bulunan Münakalât Vekili Muammer Ça­vuşoğlu, îzmir Valisi Kemal Hadımlı, Belediye Reisi Dr. Selâhattin Ak-çiçek, dost ve müttefik Yunanistan'ın Ankara Büyük Elçisi Ekselans- Ka­lergis, Güney - Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Reed, Kurmay Başkanı Tuğgeneral Mc. Dainel, Yunanlı Muavini Tüm­general Pipiandopulos, Türk Muavini Tuğgeneral Arif Güvenç. Altıncı Taktik Hava Kuvvetleri Kumandanı Tümgeneral Grussendorf ile Kor­general Hamdullah Suphi GÖker, plân ve hareket başkanı Tuğgeneral

Geranopulos ve Nato'ya mensup Türk, Yunan ve Amerikan subayları hazır bulunmuştur.

Korgeneral Cemal Gürsel bu toplantıda şu hitabede bulunmuştur: Aziz misafirlerim, Yunanlı silâh arkadaşlarım, malûm ve mensur hâdi­selerden sonra birbirimizle karşılaşamadık, karşılaş amama sebebiyle de birşeyler konuşamadık, her iki tarafta da, hâdiseye temas etmekten feor-kuyormuş gübi bir ürkeklik ve derin bir ıstırap .ifade eden bir çekingen­lik vardı. B>u, tıpkı birbirini seven ve sayan iki dostun ve iki kardeşin bîr mürsafıkm aralarına soktuğu münafereti birbirlerine açarak konuş­mamaktan, çekinmesi haline benzemekte idi, fakat aradan epeyce zaman geçti ve meseleyi artık konuşmağa cesaret edebiliyoruz. Şunu hemen belirtmek ve sizlere arzetmek isteriz ki, milletimizin büyük çoğunluğu yatulan hareketlerden son derece müteessir olmuştur. Bunu köylü, kasa­balı, şehirli, temas ettiğimiz bütün vatandaşların ittifakla, teessürle ve nefretle reddetmesine is+inaderı arzedivorum. Bugün yapılan bayrak tö­reni bunu acık olarak göstermiş ve Türk ordusunun müttefik ve dost Yunanlı, silâhlı kuvvetlerine karşı .duyduğu saygı ve kardeşlik hislerinin de ifadesini vermiştir, ben Türk silâhlı kuvvetleri adına müttefik Yunan ordusuna sizlerin muhterem şahıslarında saygı ve kardeşlik duygularını ifade etmekten zevk duyuyorum. Kötü şeyleri unutmak ve» iyi şeyleri ha­tırlamak azimimize ve sizlerin yüksek şerefine tertip ettiğim bu toplan­tıya huzurlariyle şeref veren Münakalât Vekili ve Ekselans sefir hazret­leri ve Nato mensuplariyle bilhassa Yunanlı arkadaşlarıma vu bütün mi­safirlerime teşekkürlerimi sunarını."

Korgeneral Cemal Gürsel'in sürekli alkışlarla karşılanan bu konuşmasın dan sonra misafirler büfeye davet edilmiş ve toplantı Türk - Yunan ve Nato'ya mensup diğer subaylar arasımda çok samimi ve muhabbetli bir hava içerisinde geçmiştir.

Terakkinin lüzumu mutlaktır 5/10/955 tarihli (Zafer) den:

Bugünkü Türkiye'nin kudretli bir or­duya her bakımdan mesned olabilecek ileri bir iktisadî bünyeye neden ehem­miyet verdiğini; bir başka ifade ile, De mokrat Parti hükümetleri tarafından tatbik mevkiine konmuş bulunan ge­niş iktisadî kalkınma hareketinin mu­cip sebeplerini anlamak istiyenler, a-ziz Devlet Reisimizin, Tahran Üniver­sitesinde iradettîkleri nutku okumalı­dırlar.

Nutuktan şu cümleyi beraber okuya­lım:

«Bir memleketin kendi mevcudiyetini ve cihan sulh ve emniyetini koruya­bilmesi için lâzım gelen askerî kudre­te devamlı ve sağlam bir şekilde mâ­lik olabilmesi, bu kuvveti azamî ölçü­de kendi imkânları ile idame ettirebil­mek, yani iktisaden gelişmiş bir mem­leket haline getirmekle mümkün ola­bilir.

Filvaki, modern ve kudretli bir ordu­yu, gerek dünya barışını gerek kendi istiklâliyle şeref ve haysiyetini koru­mak üzere ayakta tutmak, iktisaden a-yakta olmayı şart koşar.

İktisaden ayakta olmak için de, zira-ati ile sanayii ve bunlara dayanarak ticareti ve maliyesi inkişaf etmiş bir memleket olmak lâzımdır. Aksi takdir­de o memleket, mahkûm denecek ka­dar tâbiiyet şartları içinde kalacaktır.

Bizim Osmanlı İmparatorluğu bunun yakın ve hazin misallerinden biridir. Evlâtları bütün harplerde kahramanca çarpıştığı halde, kendine göre bir or­duyu buna mesned olabilecek bir ik­tisadî ve malî kudret ile destekliyeme-diği için, bütün gayretlerine rağmen, günün birinde  nâbedid olmuştur.

Burada pek alâkası olmamakla bera­ber, mevzuumuzun aydınlanmasına yardım eder diye, bir de, bugünkü Mı­sır hükümetinin, Çekoslavakya'dan birmiktar silâh istemesi üzerinde dura­lım.

Bahse misâl olan, bir miktar silâhtır. Fakat Mısır'ın bunu bir yerden alabil­mesi, derhal, o havalideki kuvvetler muvazenesinin bozulacağı iddiasını or­taya attırmıştır. Alacak mıdır, alamı-yacak mıdır? Alırsa, mukabil taraf da silâhlanacağına göre, sonrası ve ileri­si ne olacaktır?

Ayrıca, daha kuvvetli ordular daha büyük malî fedakârlıklar istediğine göre, silahlananlar mı bu yükün altın da ezilecektir, yoksa yardım edenle­rin yardımları mı artacaktır.

Görülüyor ki, bir memleketin- iktisadî bünyesi ile ordusu ve bunların mec­muu ile o memleketin siyasî durumu arasında, son derece sıkı bir irtibat mevcuttur. Ve eğer bütün bu unsur­lar, az çok o memleketin kendi elin­de kendi yedi kudretinde mevcut de­ğilse, o memleketin iktisadiyatı da, or­dusu da, siyaseti de, nev'amâ dışarı­dan   sevkü idare edilmektedir.

Devlet Reisimizin kısacık bir cümle içine sığdırdığı hikmeti idare, görülü­yor ki çok şümullü bir görüşün ifade­sidir. Ve kaide kuvveti taşıdığına, zer­re kadar şüphe yoktur.

Buna bir de daha geniş bir zaviyeden bakalım. Türkiye, Birleşmiş Milletler, Nato, Balkan İttifakı ve Bağdat Pak­tına dahil bir memlekettir.

Başkaları ne düşünürse düşünsün, dün­ya barışını korumak bahsinde, biz ken dimizi, Amerika ile İngiltere'den he­men sonra gelen bir devlet telâkki et­mekteyiz.

Hürriyetlerin ve Garp medeniyetinin en sağlara serhad nöbetçisi durumun­da olan memleketimiz, gördüğü işin kudsiyetine inanmak mecburiyetinde­dir. Bu demektir ki, hürriyetlere inanan medeniyetin, en ileri tesisi ve teza­hürleri ile birlikte, aynı zamanda biz de. bizim topraklarımızın üzerinde ve Türk vatandaşlarının münasebetleri sahasında mevcut olması lâzımdır.

Ki. onu müdafaa ederken kendimizi vekendimizi müdafaa ederken de onumüdafaa etmekte olduğumuza kanaatgetirelim.

Büyük müttefiklerimizle aramızdaki terakki farkları ne kadar azalır ve ik­tisadî bünyelerimiz arasında ne nis-bette bir ayniyet değilse bile müşabe­het ve yakınlık başlarsa, inandığımız medeniyeti müdafaa etmek kararımız o derece samimî ve kat'î olur.

Devlet Reisimiz bahsi ayrıca ilerleme­miş ve inkişaf etmemiş memleketlere getirmekte ve bunların da hep bera­ber ilerlemeleri lüzumu üzerinde dur­maktadır. Hattâ, Ya hep beraber kuv­vetleneceğiz veya hep beraber çökece­ğiz» diyecek kadar hakikati bütün sertliği ile ortaya sermektedir.

Bu bakımdan muhterem Celâl Bayar'ın Tahran nutku, bir tarihî beyan mâ­nası taşımaktadır.

Bunu teyid etmek, bizi ve İran'ı alâ­kadar etmek üzere ifade buyurdukla­rı bir mütalâayı zikrederek yazımızı bununla bağlıyacağız:

..Bu zarureti hükümetçe, milletçe ka­bul etmiş ve iktisadî politikasını ona göre ayarlamış bir Devlet Reisi ola­rak ziyaret ettiğim bu kardeş memle­kette de Majestelerinin yüksek irşadlariyîe ayni fikirlerin benimsenmiş ve süratle tatbik mevkiine konulmuş bu­lunmasını müşahededen duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim.

Hesap ve Kitap

Yazan: H. Edip – Törehan tarihli (Yeni İstanbul)

Ticarî ve iktisadî hâdiseleri eski Be­desten zihniyetine sokmıyarak ciddî esaslara dayamak ve bunlarda iyi ne­ticeler elde etmek istersek, her şey­den   evvel   hesabımızı   iyi   bilmek   ve


 

bunu kitaplarımıza doğru bir tarzda geçirmek iktiza eder.

32 senelik Cumhuriyet devrimizde memleketin kalkınması için birçok iş­ler yapmağa başladık, bir çoklarını da iyi bir surette meydana getirebildik. Birinci Dünya Harbinde bir gram şe­ker istihsal edemiyen memleketimizin, İkinci Dünya Harbinde kendi şekeriy­le idare edilmek imkânını bulmuş ol­ması, şüphesiz büyük bir muvaffaki­yettir.

Devlet ve Hükümet Reislerimizin., bir yerden diğer bir yere koşarak bir çok fabrikaların ve barajların açılış töre­ninde veya temel atma merasiminde söyledikleri sözleri, memnuniyet ve sevinçle duyuyoruz. Baştanbaşa imara muhtaç olan kerpiç evlerden kurtula­rak, bu günün medenî ihtiyaçlarına cevap veren binalara sahip olmak is­teyen bir memleketin, iptidaî madde­leri yurdumuzda bulunmasına rağmen, dışarıdan çimento getirtmesi kadar ga­rip ve acıklı bir hâdise olamaz. Şim­di, kısa bir zaman içinde zaten artma­ğa başlayan çimento istihsalimizi, yeni fabrikaların ilâvesile fazlalaştırmak, her halde bu memleket için çok ha-, yırlı ve faydalı bir iştir. Daha bir çok istihsal vasıtalarımızın artırılmasına çalışmak hususunda gösterilen gayret­ler de, şüphesiz ki, bu memleketin ik-tisaden yükselmesi için lüzumlu olan şeylerdendir.

Ancak, bu memleketin evlâdı olarak biz de kendimizin bazı düşüncelerini bildirmek mecburiyetini hissediyoruz. Bugün, kaplumbağa âhesteliği ile ik­tisadî adımlar atmak ve başka memle­ketlere yetişmek imkânı olmadığını biliyoruz. Onun için, bizim dev adım-lariyle yürümemiz lâzım gelmektedir. Fakat, bunun dayanması iktiza eden temellerin iktisadî düşüncelere, hesap ve kitaplara uyup uymadığını araş­tırmak lâzımdır.

Bizim şahsî düşüncemize göre; teknik vasıtaların temini, ucuz elektrik istih­sali ve sulama usûllerinin ıslahı saye­sinde iktisadî vaziyetimizde bir salâh olamaz. Çünkü, bütün bu modern va­sıtalar, eğer iyi kullanmak ve işletmek imkân ve kudreti elde edilmezse, bize kâr yerine zarar getirebilir.

Bundan birkaç ay evvel sayın vekille­rimiz, radyo nutuklarında, eski zaman­larda yapılan işleri sayarken, bunla­rın iktisadî esaslara dayanmaması yü­zünden, memleket için birer zarar kaynağı olduğunu söylemişlerdi. En büyük ve canlı misâl, yüzlerce milyon lira sarf etti simiz demiryollarının etra­fında, istedigim;z şehirlerin veya sana­yi yurdlarının kurulamamış olmasıdır.

Onun için. bugün hakîkaten çok iyi emellerle çalışan Hükümetimizden sa­mimiyetle istiyoruz ki. bu memleketin yanılacak işlerini artık yalnız bizim bileimizle deşil, bir de iktisaden yük­selmiş olan memleketlerin bilgi gözü ile tetkik ettirelim ve biz de daha esas­lı ve daha geniş bir programa nail o-lalım. Şayet bunu yapamıyacak olur­sak, o vakit, memleketin beklediği sa­lâh ve refah vücuda gelemiyeceğini, -ü-zülerek söylemek mecburiyetinde bu­lunuyoruz. Biz, iyi emellerle bu mem­leketin yükselmesi için uğraşan hükü­metimizden, artık memleketin dertle­rinin hakikî mütehassısları tarafından teşhis ettirilmesini ve tedavi yolunda bulunmasını talep ediyoruz.

Bunu. bize yardım etmek isteven her hangi bir ecnebî hükümetin salahiyet­li şahsiyetlerinden' istediğimiz zaman, bu elemanları bize , vereceklerine ve bunların, hükümet için en büyük bir rer yardımcı olacağına eminiz. Geçen zamanın kıymetini ve iktisadî bünye­mizde yaptığı tahribatı düşünerek, ar­tık bu yola müracaat etmek zamanının tamamen geldiğine, hükümetimizin de kaani olacağım kuvvetle ümit etmek­teyiz.

Beynelmilel Para Fonu Kongresi, İs­tanbul'da onuncu, yılhk toplantısını yaptığı zaman, her halde Devlet ve Hükümet adamlarımız, onlardan bir­çok samimî ve dostane sözler işitmiş-lerdir. Bilhassa, Amerikan Maliye Na-zırı'nın Ankara'ya giderek Sayın Dev­let Başkanımızla görüşmesi, yine bi­zim şahsî kanaatimize göre, büyük bir ehemmiyeti haizdir.

Biz, Amerika'nın ve bizi seven memle­ketlerin, teşkilâtçılıkla, teknik mese­lelerde ve sermaye esasında bize pek büyük yardımları  olabileceğini kuvvetle tahmin ediyoruz. Ancak, onların tavsiyelerine de riayet etmekliğin, yine bizim menfaatimiz icabından olduğunu bilmemiz iktiza eder.

Bugün, sırf. bu düşünceler içinde ça­lışmağa başlayacak olursak, pek yakın bir gelecekte .bu memleketin refah ve saadet yoluna gireceğini ümit ediyor ve hükümetimizden, bu samimî düşün­celere biraz yer vermesini bekliyoruz.

Memur maaşları

12/X/955 tarihli (Zafer) den:

Maliye Vekili Hasan Polatkan, 1956 yı­lı umumî muvazene bütçesi hakkında basma verdiği izahat sırasında, memur maaşlarına yeniden ve iki maaş nisbetinde bir tahsisat eklenmesinin dü­şünüldüğünü ve bu tahsisattan emek­li, dul ve yetimlerin de istifade ettiril­mesinin hükümetçe kararlaştırıldığım söylemiştir. Bu tedbir, uzun zamandan beri hazırlıkları yapılmakta olan Dev­let Personel Kanununun tamamlanmasına iiitizaren alınmış olan muvakkat bir tedbirdir.

Bugün devlet memurlarının maaşlarıçok eskiden yapılmış, zamanla bir çoktâdillere uğramış ve hasıl olan netice­lere göre bugünkü ihtiyaçları karşıla­maktan çok uzak olan Barem Kanunu
ile tâyin edilmiş bulunmaktadır. Ba­rem Kanununun tatbikatı bu kanunlakabul edilmiş olan tâyin ve terfî esaslarının bir çok noksanlarım ve mahzuFİarmı ortaya koymuş olduğu gibi,tesbit edilmiş olan maaş hadlerinin ki­fayetsizliğini de meydana çıkarmıştır.Bu sebeple Barem Kanununun değiş­
tirilmesi, modern prensipleri ve görüş­leri ihtiva ettiği kadar, memurlarınterfihi imkânım da veren yeni bir ka­nun hazırlanması bir zaruret halinegelmiştir.

Devlet hizmetlerinin kusursuz bir şekilde yerine getirilmesi, nizamlara-ve. kanunlara bağlı olduğu kadar, bu hiz-metîeri yerine getirmekle mükellef olan memurların şahsî durumlariyle de yakından alâkadardır. Liyakati dere­cesinde terfih edilmiyen, terfî ve te­feyyüz imkânları rasyonel kaidelere bağlanmadığı için devamlı bir şekilde haksızlıklara uğradığı kanaati içinde yaşıyan bir memurlar kitlesinden el­bette kusursuz hizmetler beklenemez. Hükümetin, devlet hizmetlerindeki muvaffakiyeti sağlamak için, varsa böyle bir durumu derhal bertaraf et­me çarelerini araması ilk vazifelerin­den biridir. îktidar hükümeti, bu va­zifeyi başarmanın peşindedir.

Meseleyi kökünden halledecek olan kanun, Devlet Personel Kanunudur. Hükümet çok uzun bir zamandanberi bu kanunun esaslarını hasırlamakla meşguldür. Bövle bir kanunun hazır­lanmasında büyük müşkülât vardır. Çünkü, bu kanun devletin bütün fa­aliyet sektörlerine dolayısiyle müessir olacak ve pek uzun bir zaman için dev let memurları statüsüne değişmez isti­kametler verecektir. Böyle bir kanu­nun yapılmasında düşülebilecek 'ufak hataların derin akisleri ve menfî neti­celeri olabilir. Bu sebeple, ihtiva ede­ceği her prensip, her esas, her madde, her fıkra etrafında derin düşünmek ve muhtemel neticeleri hesap etmek gibi mecburiyet, kanunu hazırlıyanlan cid­dî bir baskı altında bulunduruyor.

Bu hazırlık yapılırken, Barem Kanu­nundan Devlet Personel Kanununa in­tikâl devresinin zaruretleri de hükü­metin gözünden kaçmış değildir. Bu zaruretlerin başında, Barem Kanuniy­le tâyin edilen maaşların kifayetsizliği gelmektedir. Hükümet, bundan evvel yaptığı bir teklif ile, devlet memur­larının maaşlarına senede üç maaş nis-betinde bir tahsisat eklemek suretiy­le intikâl devrinin ilk zammını yap­mış bulunuyordu. Yeni bütçe ile bu tahsisatın beş maaş nisbetine çıkarı­lacağı, emekli, dul ve yetimlerin de bu yeni zamdan faydalandırılacağı an­laşılıyor. Hükümetin bu kararı, Per­sonel Kanununa intikal devrinin yeni bir merhalesidir.

Demokrat idare, Türkiye'nin kalkınma sı konusunda aldığı isabetli kararlar­la, memleketi ciddî bir iktisadî hamle devresine eriştirmiştir. Bu devrenin feyizleri bir çok sahalarda kendisini gösterirken, devlet hizmetlerini omuz-lamış olan memurlar zümresinin de, memleketin inkişaflariyle mütenasip bir refah seviyesine ulaştırılmaları bir zaruret olarak kendisini göstermekte idi. Personel Kanununun hazırlanma­sına intizaren hükümetin böyle bir ka­rar vermiş olmasını çok isabetli görü­rüz.

Anlaşılıyor ki devamlı bir inkişaf içinde yükselen memleketin değişen iktisadî şartları böylece müstahsil sınıf lara olduğu kadar, müstehlik sınıflara da müsbet şekilde müessir neticeler hasıl ediyor. Bu neticeyi, karardan doğrudan doğruya faydalanacak olan memur, dul, yetim ve emeklilerle be­raber bütün vatandaşların derin bir memnunlukla karşılayacaklarından şüp hemiz yoktur.

İspat hakları Yazan: H. Edip - Törehan

15/X/1955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Bizde zaman zaman birtakım, mesele­ler ortaya çıkar ve artık, bilen ve bilmeyen herkesin ağzında dolaşır, umumî bir memleket dâvası addolu­nur. Aradan bir zaman ve hattâ uzun sayılamıyacak bir vakit geçtikten son­ra, bu mesele unutulur; bunun üzerin­de bir vakitler durmuş olanlar bile, bazan  işi hatırlayanı azlar.

Bunlar, bizim içtimaî bünyemizde kökleşmiş hatâlardır. Biz, zamanla iş­leri ciddî tetkik etmek ve prensip esas larma bağlamak imkânını bulursak, bu, bir talaş alevi gibi parıltılardan kurtulacak ve dâvalarımız üzerinde daha iyi bir surette çalışmak imkân­larını bulabileceğiz.

Bu memleketin matbuatı, diğer mane­vî müesseselerimize nazaran oldukça eskidir. İstibdat devrinin uzun sıkın­tılarını çekmiş; Meşrutiyet'te, partiler arasındaki ağır hücumlar dolayısiyle şahsiyata çok dökülmüş ve ondan son­ra da, yedi, sekiz sene evveline gelin­ceye kadar, fazla bir serbestiye nail olamamıştır. Her sıkılığın bir aksülameli olarak, ge­nişlemek arzusu bulunduğu gibi, mat­buat da uzun bir zaman sıkı bir hayat içinde yaşadığı için, hakikî hürriyete nail olduğu vakit, işi, lüzumundan faz­la şahsiyata dökmüştür, bu doğrudur. Cumhuriyet devrimizin zaman zaman böyle şahsiyat İle uğraşan pek çok mü­nakaşaları olmuş ve hattâ Demokrasi Devrimizin başlangıcında, muhtelif te­sirler altında birçok insanların şahıs­larına, mukaddesatına ve harîmine te­cavüzlerde bulunulmuştur.

Biz, 1950 de iktidara geçen D.P. nin bu işler hakkında o zamanlar kâfi de­recede ihtiyatlı bulunmamasını mat­buata,sonsuz bir hürriyet unvanı al­tında tecavüz imkânlarının verilmesini büyük bir hatâ telâkki ediyoruz. Bizde ifrat ve tefrit esas olduğundan ve ortalama yollara müracaat edilme­diğinden, bilâhare matbuat için kayıt­lar da, İlk zamanların tamamen aksine olarak, Demokrasi ve Cumhuriyet ha­yatiyle uyuşamıyacak bir şekle sokul­muştur. Biz, şahsî kanaatimize göre, Örfi İda­re gibi fevkalâde hallerde matbuatın birçok tahditlere uğramasını tabiî gör­mekle beraber, normal zamanlarda da basma tenkid hakkının tanınmasını, şahsiyata ve mukaddesata girişmemek şartiyle, gazetelerin fena gördüğü hâ-diselerdeki mesulleri bildirmesini fay­dalı buluyoruz. Zaten, Basın'm en bel-libaşlı vazifelerinden biri de budur ve denilebilir ki, Basm, bir cemiyet için­de, hâdiseleri araştıran ve fenalıkları ortaya çıkaran mühim bir kuvvettir. Eğer Basın'a bu hakkı vermeyecek olursak, o zaman memleketin idaresin­de ümit ettiğimiz ve beklediğimiz dü­zenlik hâsıl olamaz.

Fakat, Matbuat'in bu mühim vazife üzerinde çok büyük bir hassasiyetle durması; herhangi bir fenalığı ciddî surette tetkik etmeden, mes'ullerini arayıp bulmadan ve vesikalara sahip olmadan neşriyat yapmaması şarttır. Aksi halde, bilhassa bizim gibi hassas memleketlerde, bundan büyük fena­lıklar doğabilir. Onun için, Matbuat Kanunumuzda şiddetli hükümler bu­lunması, hâkimlerimizin bu iş üzerin­de ciddiyetle durmaları ve bu gibi dâ­vaları en kısa bir zamanda neticelen­dirmeleri ve haksız neşriyatta bulu­nanlara çok ağır cezalar vermeleri icap eder.

Bu düşüncelere göre, bize öyle geliyor ki, bugün toplanacak olan D. P. Kongresindeki dâvanınhalledilemiye-eek bir tarafı yoktur. Eğer partililer arasında başka ayrılış noktaları yoksa, D. P. liderlerinin, yersiz neşriyat ya­pan ve tecavüzde bulunanlara ağır cezalar verilmesi için Matbuat Kanu­nuna maddeler koymak suretiyle, is­pat hakkını tanıyacaklar mı ve ispat hakkını isteyenlerin de bu iyi formü­le uyarak, aradaki bozgunlukları kal­dıracaklarını  kuvvetle  ümit  ediyoruz.

Bitaraflığından kimsenin şüphe etme­diği Yeni istanbul'un bu samimî dü­şünceleri, eğer bir uzlaşma yolu sağ­larsa,Yeni İstanbul memleket hiz­metinde bulunmuş olmaktan mütevel­lit bir haz duyacaktır.

Genel başkansın kongre nutku 16/10/1955 tarihli (Zafer) den:

Demokrat Parti Genel Başkam Adnan Menderes, dün Dördüncü Büyük Kong renin, huzurunda çok önemli bir nu­tuk iradetmiştir. Parti Genel Kurulu adına, Üçüncü Kongredenberi cereyan eden siyasî hâdiseler ve Demokrat Parti iktidarının faaliyetleri hakkında Dördüncü Kongreye bir hesap verme mahiyetinde olan bu büyük nutuk, De­mokrat Partinin kuruluşundan itiba­ren cereyan etmiş bütün hâdiseleri çok geniş bir görüşle kavrayıp tahlil etmektedir. Nutku dinliyenler ve oku­yanlar. Türk demokrasinin kuruluş devresinde cereyan eden bütün hâdi­seleri, siyasî inkişafları, Demokrat Par tiyi sevk. ve idare eden anlayışların ve bu partiye hâkim olan prensiplerin ışığı altında çok açık bir şekilde gör­mektedirler.

Bu nutuk, Başvekilin bütün nutukla­rında olduğu gibi pürüzsüz bir mantı­ğın mahsulü olan ve reddedilmez de­lillerle takviye edilmiş objektif hü­kümlerle doludur. Salâbetli, açık bir ifade ile, ele alınan bütün hâdiseler hakkında dinleyiciye ve okuyucuya tam bir fikir verilmiştir.

Nutkun başlıca hususiyeti karışık si­yasî hâdiseleri tağlit edebilecek tefer­ruat ve pürüzlerden sıyırarak bütün çıplaklıklariyle ortaya dökmek ve bunlar hakkında vicdanları tatmin eden hükümler verilmesini kolaylaştırmak­tır. Filhakika Başvekil, Halk Partisi­nin iktidardan muhalefete geçişi, De­mokrat Partinin muhalefet devresin-âeh iktidar devresine yükselişi, parti­yi zayıf düşürmek için girişilen muh­telif teşebbüsler, dış politikamızdaki esaslı değişiklikler ve Türkiyenin em­niyet sistemlerine bağlanması gibi çok karışık, teferruattan tecrid edilmedik­leri zaman anlaşılması, hakikaten güç birçok meseleleri ele almıştır. Bütün bu mevzuların işleniş şekli, Dördüncü Büyük Kongremize iştirak eden delegeleri olduğu kadar Türk umumî ef­kârını da aydınlatmağa imkân vere­cek mükemmelliktedir.Başvekilin bütün kongre üyeleri tara­fından dikkatle dinlenen sözleri- ara­sında, memlekette bir ceberut idaresi kurmuş ve yaşatmış olan Halk Parti­sinin hürriyet ve demokrasi davasın­daki önderliği hususuna da dokunmuş bulunuyor. Halk Partisi liderinin 1950 seçimlerinden üç gün evvel iradetmiş olduğu program nutkunun geniş bir tahlilini bu vesile ile yapıyor, bu tah­lillerin ibret gözleri önüne serdiği man zara hakikaten korkunçtur. Başveki­lin dediği gibi: «Bugün hürriyet dâva­sının alemdarlığmı yapar gibi görü­nen Halk Partisinin bu iddiaları bir siyaset taktiği, daha doğrusu bir siya­set oyunundan ibarettir.» Böyle bir ha­kikatin bir kere daha ve açıkça teba rüzü, gene Başvekilimizin dediği gibi «Halk Partisinde iktidardan düşmekle beraber birdenbire- uyanmış görünen müfrit hürriyetçilik aşk ve cereyanı­nı bu vadide ciddiye almanın ve sami­mî olarak kabul etmenin» mümkün o-lamıyacağmı bir kere daha ispat et­miş oluyor.

Başvekilimizin, parti içindeki bir çe­şit hizipleşme cereyan ve tertibi hak­kında da açık sözleri vardır. Son gün­lerin bütün umumî efkârımızı alâka­landırmış olan parti içi hâdiseleri bu sözlerle bir kere daha neşterlenmiş oluyor. İktidarın muvaffakiyetle ida­mesi ve omuzlarımıza yüklenmiş olan memleket vazifelerinin pürüzsüz bir şekilde başarılması için, Demokrat Parti bünyesinin maddî, manevî her çeşit tahribattan korunması lâzımdır.Ağır bir mesuliyet ve vazife yükünü ancak sağlam bir parti bünyesi taşıya­bilir. Bu münasebetle Adnan Mende­res'in söyledikleri çok manalıdır. Di­yor ki: «Memleketin selâmet, emniyet ve refahının mesuliyetini başka parti­ler kendi üzerlerinde hissetmiyebilir-ler. Parti içinde veya parti dışında menfi, gayrî memnun, umduğunu bu­lamamaktan mütevellit bir hiddet içinde, asabiyet içinde bulunanlar mev cut olabilir. Hattâ bunlar muarızları­mızla muvazüik arzeden bîr yolda, if-ratkâr talepleriyle parti bünyesini sars mağa müntehi olabilecek bir yolda hizipleşebilir.» Böyle bir durum kar­şısında, Demokrat Parti büyük ekse­riyetinin düşüncesi şudur: Bütün if­rat hareketlerine, iftirak hareketlerine tedbir  bulmakta     asla  gecikmemek.

Bu ifadeler, tam bir birlik manzarası gösteren Dördüncü Kongrenin derin alâkası ve tasvibi ile karşılanmış bu­lunuyor.

Başvekilimizin değerli nutkunu bütü-niyle burada tahlil etmenin müşkülâtı aşikârdır. Yalnız şunu söylemek iste­riz ki, bu nutuk, bir faaliyet ve me­suliyet devresinin hesabını verirken, Dördüncü Büyük Kongreye de -büyük bir heyecan, sağlam bir istikamet ve müstesna derecede yapıcı bir kudre­tin kaynağı olmuştur. Dördüncü Bü­yük Kongre, şimdi bu nutukla açılan ihtişamlı kapıdan, Türkiyenin ve De­mokrat Partinin istikbaline müstesna bir şevk ve hayranlıkla bakmaktadır. Kongrede alınacak kararlarda, bu hâ­disenin büyük ve hayırlı bir tesiri olacağı muhakkaktır.

Kurultaya hâdiseleri Yazan:  F. Rıfkı Atay

17/10/1955 tarihli  (Dünya)   dan:

Siz bir şey anlıyor musunuz? Biz ha­yır! D. P. teşkilâtı son kurultay için dele­gelerini seçmişti. Bu parti teşkilâtı için­de- bugünkü tutum ve gidimi beğenmi-yenler vardır. Bunlar Kurultayda dü­şündüklerini söyliyecekler, serbest tar­tışmalarda  bulunacaklardı.  Hakem  umumî heyet olacaktı. Bugünkü tutum ve gidimi beğenmiyenler eğer umumî heyette hak kazanmazlarsa ya parti­den çekilecekler yahut yine parti için­de gayretlerine devam. edeceklerdi. Meşrıktan mağribe kadar her siyasî parti içinde böyle çarpışmalar vardır. ve bir parti iktidarını daha iyi yola götürmek için düşündüklerini söyle­mek, parti âzasından -her birinin yal­nız pek tabiî hakkı değildir: Vicdanî vazifesidir de!

Halbuki kurultaydan bir iki gün ön­ce D. P. merkez heyeti, iktidar poli­tikasını beğenmiyenlerden iki azasını kendi içinden atmış ve yine kurultay­da bu politikaya karşı mücadele ede­ceklerinden şüphe ettiği bütün dele­geleri azletmiştir. Bu, dünya siyasî partiler tarihi içinde ilk defa görül­müş bir şeydir. Bu şartlar içinde top­lanan bir kurultayın demokratik bir karakteri olduğu şüphesiz iddia edi­lemez.

Demokrat Parti liderinin nutku iki e-sas üzerine dayanıyor: Biri, muhalefet partilerinden birinin 1950 den önce söyledikleri ile, bugün istedikleri ara­sında tezadlar olduğunu göstermek. İkincisi de hürriyetin bir sınırı oldu­ğunu tekrarlamak!

Bir muhalefet liderinin 1950 den önce ki söyledikleri ile bu günkü söyledik­leri arasında tezadlar bulunması, De­mokrat Partinin 1950 den önceki vaid, dâva ve iddiaları ile bugün olup de­ğil, hiçbir münasebet bulunmamak du­rumunu izah edemez. 1950 den Önce şimdi de olan ve bir demokratik re­jimde olmamak lâzım gelen şeyler bu­lunabilir. Ama 1350 den önce, bütün dünya demokrasilerinde olduğu gibi, Türk demokrasisinde de gazetelerin ispat hakkı vardı. İdarenin tarafsız­lığım sağlayan memur ve mahkeme bağımsızlığının ilk şartı olan yargıç teminatı vardı. Radyo rejimi siyasî partiler için eşit bir nizam altında idi. Hemen haber verelim ki bugün bu memlekette, sadece hukuk ve hürriyet bakımından, şimdiki şartlara nisbetle ve bütün eksiklerine rağmen 1946 1950 devrini  hasretle   anmayanlar   ve   aramayanlar artık parmakla dahi göste­rilmez. Sonra Demokrat Parti merkezi yalnız bir muhalefet partisinin tenkidleri karşısında değildir: İkinci bir mu­halefet partisi ve bizzat kendi kurucu âzalarının  tenkidleri  karşısmdadır.

Hürriyetin bir smırı olduğuna şüpheyok. Bunu ilkokullardan beri kitaplar­dan öğreniriz. Tartışma konusu, hiçbirdemokratik rejimde kayıtlanması vesınırlanması asla hatıra gelmiyen entabiî vatandaşlık hakları meselesidir.Bundan başka bir memlekette hususî'tehlikeler varsa hürriyet yalnız mu­halefetler için sınırlanmaz. İktidar vemuhalefetler aynı disiplinler altındave tamamiyle eşit faaliyetlerde bulu­nurlar.

Maliye Bakanının memleket refahı üzerindeki izahları yerli yabancı iktisa­dî ve malî meselelere aklı eren bütün mütehassısların ittifak ile söylemekte olduklarına aykırıdır. Para meydanda, geçim meydanda, milletlerarası ticarî münasebetler meydandadır.

Bizim esef ettiğimiz nokta, tutulan yo­lun ne D. P. içinde ne dışında ne de memlekette huzur şartlarını tesis et­mek istidadında olmamasıdır. Kurul­tay, belki merkez heyetinin istediği gibi kapanacak, fakat her mesele, D. P. nin içinde ve dışında ve memlekette ardına kadar açık kalacaktır. Bunu da hiçbir bakımdan hayırlı görmediğimi­zi söylemek isteriz.

Türkiye'de rejim ıslahatı bütün dâva­ların üstünde yer almıştır.

İki devir iki zihniyet 17/X/955 tarihli (Zafer) den:

IV. Büyük Kongreyi açış nutku,Türk siyasî .tarihinin me'haz vesikala­rından biri olarak kalacaktır. Şöyle ki, o nutku okumadan ne Cumhuriyet Halk Partisine mevdu bulunan ikti­darın nasıl olup da bir gün el değiş­tirebildiğini ne de, iktidarda onu is-tihlâf etmiş olan Demokrat Partinin, dahilî yahut haricî politikasını anlamıya imkân olacaktır.

Şunu da hemen kaydetmek lâzımdır ki,   delilleri    bir  silsile halinde yürüten ve iddia ile isbat arasındaki sa­ha ve mesafeyi böylesine müdakkik ve titiz bir mantık ile kapatarak iki ay­rı devrin iki ayrı siyaset esaslarını ve siyaset esası vaz'etme ahlâkını böyle bu derece celî bir sadelik ve katiyet ile karşı kargıya koyabilen vesikalar, dünya tarihinde dahi azdır.

Üstelik, bu nutuk, hem bizim için kur­şun işlemez bir müdafaaname hem de karşı taraf için altından kalkılmaz bir ithamname olarak kaleme alınmıştır. Bir noktayı alıp tahlil etmek, ne de­mek  istediğimizi  göstermeye kâfidir.

Adnan Menderes, bize o nutkunda, iki ayrı İnönü'yü  takdim  eylemektedir.

Bunlardan biri, iktidardaki diğeri de muhalefettekidir. Ve, «Dialogue des morts» daki gibi karşı karşıya getiri­len bu iki İnönü arasında bir muha­vere geçmektedir ki bunun başından sonuna kadar gayesi aynı adamın, ikti­darda ak dediğine muhalefette kara demesinden  ibarettir.

Meselâ, İnönü için, iktidarda iken en mühim dâva, devletin selâmetidir. Ne demokrasi ne de bunun icabettirdiği açık münakaşa ve mücadele usulleri, devletin varlığını asla tehlikeye koy­mamalıdır.

Bu münakaşa ve mücadelelerin bir kıyam yahut isyan ölçüsüne çıkması­na lüzum yoktur. Hayır; böyle bir şey olmasa dahi, değil mi ki, devletin mad dî yahut manevî sağlamlığı zedelen­mektedir, muhalefetin yaptığı mez-mum ve mel'un ilân edilerek memnu ve mahkûm kılınmalıdır.

Fakat, muhaverenin bu kısmı bittiği noktada ikinci kısmı başlamaktadır. Ve, burada da, İnönü konuşmakta ve ahkâm yürütmektedir. Yalnız bu de­fasında,  bir muhalefet lideri olarak..

Petrol ve sermaye kanunları yüzün­den, memleketin dışarıya satıldığını iddia etmekte asla beis yoktur!

Şeker ve kahve yok vaveylası ile, dev­letin, iaşe vazifesi ve mesuliyetlerini işkal etmekte ve yine devletin itibar ve haysiyetini bu suretle sokaklarda sürümekte asla beis yoktur...

İnönü, iktidardan muhalefete geçtiği andan itibaren, sanki devlet kalmamış tır, yahut devleti itibarlı olması gere­ken bir Türkiye mevcut değildir.

Çünkü, kıstaslar değişmiştir. Çünkü İnönü, muhalefettedir ve, müşkülâtın artması, yardımların baltalanması, Tür kiye tablosunun karaya boyanması ar­tık mahzursuzduri

İşte IV. Büyük Kongre nutkunda, böy­lesine acıklı bir siyasî ahlâk garabeti bütün çıplaklığı ile ve meraretle teşhir edilmektedir. Ve bu suretle yani gay­retle sıkı bir mantıkî takip neticesin­de (aynen harita üzerinde saha tara­yan müfrezeler gibi!), iki ayrı ve bir­birini bî-mehabâ tekzip eden İnönü el­de edilmektedir.

Demokraside, iktidardan muhalefete yahut muhalefetten iktidara geçerken bir miktar manevra payı vardır. Ama, kendini red ve inkâr, makbul değil­dir.

Hem sonra, ana meselelerde ve meselâ, partilerin devletin ve memleketin se­lâmetini bir kumar potu gibi kulla-namıyacakları kaidesinde, en küçük inhiraflara dahi cevaz yoktur. İnönü'­nün siyasî şahsiyetinde tesbit edilip ortaya konan «dedoublement» hâdise­sinde ise, inhiraf derecesi 180    dir!

Sanki ruh bir bedeni terkederek bunun tam zıddı kâmili gibi hareket eden ikinci bir bedene girmiştir!

IV. Kongreyi açış nutkunda, dış poli­tikaya ve ordu dâvasına tahsis edilen parçalar da çok kuvvetlidir.

Bunlarda da, iki devrin ve iki dünya görüşünün farikaları bittahlil karşi-laştırılmıştır.

Adnan Menderes, bu mühim vesikayı Türk tarihinin arşivlerine tevdi eyle­mekle, çok doğru hareket etmiştir.

Açış nutku, elbetteki başka türlü de olabilir ve bambaşka mevzulara tah­sis edilebilirdi. Hem de bu hususta, kolaylıklar da mevcuttu. Çünkü IV. Büyük Kongre, Demokrat Partinin bünyesinde taze bir takım hareketler belirdiği ve bir kor bağırsak ameli­yatının yapılması lâzım geldiği zama­na  rastlıyordu.Nitekim, kongrenin ikinci günü, partinin lideri, bu nokta­lara dokunmıya mecbur kaldı.. Ve bu­nu, kendine mahsus olan tabiye üs­tünlüğü ile yaptı. Ayrılanların ikinci parçası, diğerlerine iltihak şıkkını tercih ettiklerinden, kendi kendilerini taburcu etmiş oldu­lar. Fakat bunu yapmakla da, vakayı nasıl tasmim etmiş olduklarını açığa vurdular. Adnan Menderes buna dokunarak, bu gibi zevatın Demokrat Partiye mebus­luklarını boçlu bulunduklarını fakat böyle olduğu halde, yalnız kendilerini Meclise getiren partiye sırt çevirerek mebusluklarım ebaenced mevrus bir -servet yahut bir hakkı mükteseb imiş gibi kullanmakta ve muhafaza etmek­te devam eylediklerini tebarüz ettir­miş ve bunu, tedavi edilmesi lâzım bir siyasî ahlâk zaafı olarak tavsif et­miştir.

Fakat, bunlar, Kongrenin ikinci gü­nünde yapılmıştır. Açış nutkunda, bun -lar yoktur. Nutkun siyasî ve mantıkî bünyesi, Demokrat Parti'den Önceki hal ile Demokrat Parti iktidarı ile bir­likte teessüs etmiş bulunan halin na­zarî ve tatbikî başkalıklarına hattâ zıddiyet ve mubayen etler ine tahsis edilmiştir.

Ne şüphe ki, nutkun seviyeli bir ve­sika olmasında, 19 lar hâdisesi gibi gün lük politika temevvüclerinin meskût geçilmesi, ayrıca âmil olmuştur.

Bir înkilâba muhtacız Yazan: H, Edip TÖrehan

17/X/955 tarihli , (Yeni istanbul) dan:

Tanzimatla Türkiye'nin Avrupa cami­asına girmesinden beri yüz seneden fazla bir zaman geçti. Bu zaman içinde Türk milleti Avrupa medeniyetine yaklaşmak için bir çok hamleler ya-p-tı. Bunların en büyüğü Atatürk'ün Cumhuriyeti kurması ve ondan sonra bizi medenî âleme kavuşturmak için birçok yenilikler yapması ve en me­denî kanunları tercüme ettirerek ay­nen memlekete kabul ettirmesidir.

Herbiri başlı başına büyük bir inkılâp olan  bu   ilerlemelerin  hepsi  Türkiyemizde en ufak bir kanlı hâdiseye se­bep olmamış ve hiçbiri ihtilâl hava­sı içinde vücude gelmemiştir. Yalnız bu hal Türk milletinin yemliğe karşı olan sonsuz emel ve arzusunu göster­mektedir.

Fakat, vaziyeti bir de hakikî cephe­den tetkik edecek olursak o zaman bütün bu iyi arzularla yapılan inkı­lâpların istediğimiz neticeleri vereme­diğini görürüz. Çünkü vazedilen esas­ların bir çoğunun tatbikatında lüzu­mu kadar hassasiyet gösterilmemiş ve iş tatbik ve takib sahasında ciddiyet­le göz önünde tutulmamıştır.

Bunun kusurlarını mekteplerimizde, kültür propagandamızın noksanlığında ve bilhassa idare teşkilâtımızın lâkay-disinde aramak kabildir.

Şimdi, muhtaç olduğumuz yeni inkılâp mevcud bütün kanunlarımızı gözden geçirerek bunların içinde elemeler yap mak, bugünkü ihtiyaca kâfi olmayan­ları hükümden kaldırmak, fakat iyi emellerle vazedilmiş kanun ve nizam­ların da artık bu memlekette değişmi-yen bir anayasa gibi hükmünü hiçbir tefsire, tevil ve değişikliğe ihtiyaç kal­mayacak surette tatbik etmektir.

Biz bunu bugünün en büyük inkılâbı addediyor ve ancak bu sayede memle­ketimizde beklediğimiz disiplinin ku­rulabileceğini tahmin ediyoruz. Aksi halde birçok fenalıkların önüne gsçe-miyecek ve memlekette istediğimiz ve beklediğimiz nizam ve intizamı sağla­mak imkânını bulamıyacağız.

Bizim Avrupa'dan aldığımız kanunla­rın birçoğu, bizim iklimimize, bizim tabiat ve ruhumuza uymayacak şey­lerdir. Yahut bu hususta verilen ceza ve hükümler bizi korkutacak ve ibret olacak derecede değildir. Bu sebepten bu maddelerin bizi fena şeyleri yap­maktan çekindirecek bir derecede şid­detli olması lâzımdır. Bunun en güzel misalini son senelerde yaşadık. Uyuş­turucu maddeler hakkında aldığımız şiddetli kanunî tedbirler bugün işbu cürmü işleyenlerin çok miktarda azal­masına vesile olmuştur. Mülke taarruz, bizde malın kıymeti Öteden beri    fazla takdir     edilmediğ?

için büyük cezaları istilzam etmemek­tedir. Zaten mülkiyeti fazla takdir et­mediğimizin en. büyük misali bugün medenî âlemde hırsızlığa karşı sigor­tası olmayan tek memleket bulunmak-lığımızdır. Herhalde memleketin mev­zuatı buna uyacak bir şekilde tanzim edilecek olursa öyle zannediyoruz ki hırsızlığa ve mülke taarruza kargı da sigortalar kendiliğinden teessüs ede­cektir. Memleketimize ecnebi sermayesi getir­mek için dünyanın en mükemmel ka­nununu kabul ettik, hattâ bunun ki­fayetsizliğini görerek daha ileri gidip değiştirilmek usullerini de kabul ettik. Fakat bu kanuna göre memleketimize sermayesini, ihtisasını getiren bir ec­nebi firması zuhur ettiği zaman onun teşkili için müracaat edeceğimiz ka­nun saltanat devrinden kalma ve «Me malîk-i Mahruse-i Şahane» den bahse­den bir kanundur.

Bu gibi noktaların memlekette istedi­ğimiz intizamı bir türlü vücude geti­remeyeceğini artık kabul ve tasdik et­mek mecburiyetindeyiz ve bunun için yapacağımız büyük hamleye inkılâp unvanını vermek istiyoruz.

Yakında Türkiye Büyük Millet Mec­lisi açılacaktır. Orada iktidar partisi ile muhalefetin ve şimdi ne vaziyette olduklarını henüz anlayamadığımız ye­ni grupun bu büyük memleket mese­lesinde birleşerek hükümeti böyle bü­yük bir inkılâp yapmağa teşvik etme­lerini, hükümetin getireceği kararları Meclis Encümenlerinde uzun uzadıya bırakmayarak en çabuk bir surette karara varmalarını memleket için çok faydalı ve zarurî görüyoruz ve muh­taç olduğumuz bu inkılâbı dört gözle bekliyoruz.

İş başına

Yazan:   H.  Edip   -  Törehan

19/X/955 tarihli , (Yeni İstanbul) dan:

Demokrat Parti büyük kongresi, mem­leket vaziyetine dair umumî malûmat, istekler, seçim ve nihayet, çabuk tes­kin edilen büyük bir kavga ile sona erdi. Biz bütün bu umumî durumu, faide-den uzak görmüyoruz. Çünkü, parti ve hükümet görüşü olsa bile, bu suret­le umumî vaziyetimiz hakkında bir hayli bilgi edindik; dileklerin neler ol­duğunu gördük; ve nihayet, için için yanan bazı ateşlerin de birdenbire par-ladiğına şahit olduk. Bütün bu olan bitenler, hâdiseleri bir vatandaş sıfa-tiyle uzaktan görenler için büyük fa-ideleri haizdir.

Birçok defalar anlatmağa çalıştığımız üzere, bize bu faideîerden daha yük­sek menfaatler temin edecek ve hepi­mizin yaşamasına, refahımıza ve saade timize yardım edecek bir başka husus daha vardır ki, o da bizim artık lâfı bir tarafa bırakarak, çalışmak için se­ferber  olmaklığımızdır.

Yüzyıllardan beri herşeyi padişahtan, paşalardan ve sonra da parti liderlerin den bekleyen bir millette, bugün için büyük bir zihniyet değişikliği lâzım­dır. Biz, yükselen ve ilerleyen memle­ketlerde, bu ilerleyiş payının, milletçe sayılan ve sevilen bir adama verildi­ğini görüyoruz. İtalya'nın ikinci dün­ya harbinden sonra kurtarıcısı de Gasperi olduğu gibi, Almanyanm da bu­gün dünya çapındaki devlet ve hükü­met adamı Adenauer'dir. Fakat, işi bi­raz karıştıracak olursanız görürsünüz ki, bütün bu büyük devlet adamları hakikat halde teferruat ile hiç uğraş­mamışlar, yalnız milletin isteklerini yerine getirmekle kendilerini vazifeli görmüşlerdir.

Alman sanayii ikinci dünya harbinden sonra yanmış ve yıkılmış bir hale gel­diği vakit, onun harabeleri arasında dolaşan eski müdürler, eski usta ve hattâ ameleler, yeni plânlar hazırla­mışlar ve fabrikalarını yeni baştan kur dukları zaman, dünya sanayii ile na­sıl rekabet edebileceklerini tesbit etmişlerdir. Ancak bu sayededir ki, ikinci dünya harbinde îngiltereye ka­çan Holanda sermayesi tekrar Alman­ya'ya hücum etmiş ve memleketin ih­yasında büyük bir âmil olmuştur.Bizim henüz bu bilgilerden uzak bu­lunduğumuzu söylemek ayıp değildir. Çünkü, bu hayat bizim için yepyeni bir şeydir. Bizim bu hususta tecrübe ve bilgimiz   yoktur.   Bizim   için   ayıp   telâkki edilecek taraf, bunu kabul etme­mek ve haricin bilgi yardımından ken­dimizi müstağni görmektir.

Biz bugün tek saadet yolumuzu, niha­yetsiz bir çalışmada bulmaktayız. Bu­nun ise, bilgi ile birlikte olabileceğine artık yüzde yüz inanmalıyız. Eğer bu yolu tutacak olursak, o takdirde, bizi idare edenlerin yeni hükümetin işleri­ni kolaylaştıracak ve onun vereceği kararlardan müsbet netieeler elde ede­bileceğiz.

Ancak, hükümetin de, halk toplulukla­rının bilgi ve çalışmaya dayanan gay­retlerini teşvik ve teşci etmesi icabe-der. Şayet bu yapılmaz ve iyi gayret­lerle tahakkuku istenen emeller, bü^ rokrasinin baltalayıcı ve yıkıcı formül lerine dayanacak olursa, o vakit, iste­diğimiz gayelere erişmek çok zor ve beiki de imkânsız olacaktır.

Bugün memleketteki iş sahasında bir kaynaşma hareketinin mevcudiyetini inkâr etmek kabil değildir. Bundan otuz kırk sene evvelki halimize naza­ran, göze görünen ve görünmeyen bir çok değişiklikler vardır. Halkımızın büyük bir kısmı çalışmak istediğini da­ima söylemekte, fakat buna bir imkân bulamadığını da ilâve eylemektedir. Bize öyle geliyor ki, sistemli bir çalış­ma program: ve seferberliği ortaya koymak icabeder.

İyi yola bir türlü sevkedilmemiş olan bu milletin bugün bir takım politika oyunlariyle değil, ciddî esaslara daya­nan programlar içinde çalıştırılması ve ona çalışma yolunun öğretilmesi lâzımdır. Biz bu bakımdan, memleketi idare edenlerin büyük sorumluluklar karşısında bulunduğunu söylemek is­tiyoruz.

Atom devrinde artık kaplumbağa hiziyle gitmekliğimiz imkânı olmadığı gibi, yanlış bir ray üstünde, fena bir manevraya tâbi bir sürat katarı gibi de koşmaklığımız doğru olamaz.

Bu sebepten, daima tekrar ettiğimiz gibi, şimdi de söylemekten usanmıyo­ruz ki, bu memlekette artık lâfı bir tar2fa bırakarak işe başlamak ve bu işin programlarını, işi bilen ve bizim dostumuz olan memleketlerden birinin bize vereceği kimselere yaptırmak zarureti vardır. Ancak bu sayede iş sefer bertiğinden beklediğimiz iyi neticeyi elde edebiliriz.

Aranan tılsım

21/X/955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Son Demokrat Parti kongresine hâkim olan havanın ve bu kongrede alman neticelerin Demokrat Parti çevrelerin­de, nasıl karşılanacağını henüz bilmi­yoruz. Fakat rejimin istikrarı yolunda iktidar partisinden çok. şeyler bekle­yen tarafsız vatandaşların bu vesile ile büyük ölçüde hayal kırıklığına uğ­radıklarını söyliyebiliriz. Kongrenin açılmasına pek az zaman kala «muha­lif» bilinen bir takım Demokratlardan delegelik sıfatları usulsüz bir şekilde geri alınrmş, memleketi ilgilendiren temel davalar üzerinde çeşidli fikirle­rin tartışılmasına imkân verilmemiş, daha ziyade iktidarın sükûna olan ih­tiyacı öne sürülerek parti üyeleri tesanüde davet edilmiştir. Fikir ve pren­sip itibarile yüksek kademelere uymı-yan partiler - Kendilerine savunma hakkı tanmmaksızm bozguncu, hi-zipçi ve haris kimseler olarak vasıflan­dırılmışlardır. Nihayet, partiden atı­lan veya kendi isteği ile çekilen bu gi­bi kimseler içinde milletvekili bulunan ların Meclisten de uzaklaştırılmaları lüzumuna dair bir dilek ileri sürülmüş, kongrede ilkönce şaşkınlık, sonra da gürültü doğuran önergenin tartışılma­sına bile meydan verilmeksizin, baş­kan tarafından durum münasib şekil­de ilân edilmiştir.

Memleketimizde tek parti idaresine son vermek, söz ve yazı hürriyetlerini sağlam teminata bağlamak amacı ile kurulan bir partinin beş yıllık bir ik­tidardan sonra vardığı bu merhaleyi yarınımız hesabına ümid verici say­mak için gerçekleri inkâr etmek ve karaya ak demek şarttır. Gözü dön­müş bir partizan olmadıkça da bunu yapmağa elbette imkân yoktur.

Biz yurdumuzda bir tesanüd ve istik­rar havasının kurulmasını, iş başında­ki sorumlu hükümetin gönül rahatlığı ile çalışması şartlarının gerçekleşme­sini samimî olarak istemekteyiz. Bu konuda yalnız tarafsızların değil, hattâ ezici çoğunluğu ile muhalif vatan­daşların da bizim gibi düşündüklerine inanıyoruz. Ancak, hep birlikte özle­diğimiz birlik ve kararlık, havasına bizi ulaştıracak yolun da Demokrat Parti yüksek kademelerince 2 Mayıs seçimlerinden sonra tutulan ve gün geçtikçe sakatlığı görülen şimdiki yol olmadığına eminiz.Demokratik rejimlerin motoru söz, ya­zı ve vicdan hürriyetlerine dayanan serbest tartışma nizamıdır. Asgarî sı­nırları bilinen ve az çok her yerde birbirine benziyen bu nizamı samimi­yetle yürütmeğe çalışmak aradığımız kararlılık havasım gerçekleştirebile­cek yegâne şarttır. O nizamın dışına doğru atacağımız her adım iş başında­kiler! belki geçici ve aldatıcı bir sü­kûna ulaştırır fakat memleketi muh­taç olduğu istikrara kavuşturamaz. Bu yolda ısrar etmek sadece zararlı neti­celer doğurur. Başkalarını bir tarafa bırakalım, son elii yıllık tarihimiz, bu gerçeği ispat eden vesikalarla dolu­dur. Hislerimizin tesirinden her zaman kurtulamasak bile fikirlere tahammül lüzumunu bir an Önce kabul etmeliyiz-dir. Yoksa, aradığımız istikrar bir ha­yal olmaktan öteye sidemiyecektir.

6 Ekim 1955:

Atina :

Yunan Başvekili Mareşal Papagos vefatı üzerine Atina Büyük Elçimiz Settar îlksel, başvekâlet binasında a-çılmış bulunan defteri mahsusu imza­lamış ve Mareşal'in evine giderek Ba­yan Papagos'a taziyetlerini bildirmiş­tir.

Mareşal'in cenazesi yarın saat ll'de büyük merasimle kaldırılacaktır.

11 Ekim 1955

Bağdad  :

Türk ressam ve heykeltraşlarmm 195 tablo ve 15 heykelini ihtiva eden on altıncı devlet resim ve heykel sergisi dün Veliahd Emir Hazretlerinin hima­yelerinde Bağdat Darülfünunun Cemi­le binasında açılmıştır.Merasimde, sergiyi bizzat açan Emir Hazretlerine Başvekil Nuri Said Paşa, vekiller hey'eti ve devlet erkânı refa­kat etmekte idiler.

Bütün kordiplomatik ve Bağdad'm ile­li gelen şahsiyetleri, sanat severler ve kalabalık bir münevver zümresinin de hazır bulunduğu törende, Türkiye Bü­yük Elçisi General Muzaffer Göksenin veciz bir hitabe ile, sergiyi yüksek himayelerine aldıklarından ötürü Emir Hazretlerine teşekkür etmiş ve devlet resim ve heykel sergisinin mahiyet ve gayesini tebarüz ettirdikten sonra ser­giyi bizzat açmasını Emir Hazretlerin­den rica etmiştir.

12 Ekim 1955

Washington :

Dışişleri Yardımcısı George Ailen dün öğleden sonra Türkiye Maslahatgüzarı İlhan Savut ile Yunan Büyük Elçisi George Melas'ı kabul etmiştir

Türkiye maslahatgüzarı, George Ailen ile Orta Doğu durumunu müzakere et­tiklerini bildirmiştir.

Melas, geçenlerde Orta - Doğu ve Yu­nanistan'a yaptığı seyahatten dönmüş olan George Allen'i kendi arzusu üze­rine ziyaret ettiğini ve birçok meseleleri görüştüğünü söylemiştir.

13 Ekim 1955

Vercelli  (İtalya)   :

Milletlerarası keman müsabakasının birinci mükâfatı dün akşam 'genç Türk Viyolonisti Suna Kan'a verilmiştir. İkinci mükâfatı Fransız Pierre - Mario François, üçüncü mükâfatı da İtalyan Salvatore Accardo almıştır.

Bu müsabakada birinciye, 200,000 Li­ret, ikinciye 100.000 Liret, üçüncüye de 25.000 liret verilecektir.

Sekiz memleketten 26 sanatkârm ka­tıldığı bu müsabakalarda üriheyetine üstad Mario Lobroca başkanlık etraiştir.

19 Ekim 1955

Kahire :

Mezuniyetten avdet eden Türkiye Bü­yük Elçisi Rıfkı Rüştü Zorlu dün öğ­leden sonra Mısır Hariciye Vekilini zi­yaret ederek kendisile uzun bir görüş­me yapmıştır.

24 Ekim 1955

Washington :

Türkiyenin Washington Büyük Elçisi Haydar Görk bugün Amerikan Dışişleri Vekâleti Orta Doğu işleri vekil yardımcısı Geörge Ailen ile bir saat süren bir görüşme yaDimştır. Büyük Elci görüşmeyi müteakip basma verdiği bevanatta. Ailen ile iki memleketi ilgilendiren iktisadî meseleleri müza­kere ettiğini bildirmiştr.

25 Ekim 1955

 Paris  :

Nato Vekiller Konseyine iştirak etmeküzere Paris'e gelmiş olan Türkiye Ha­riciye Vekâleti Vekili Fatin RüştüZorlu, dün İngiltere Hariciye VekiliMac Millanile bir saat kadar süren
bir görüşme, yapmıştır.

Zorlu dün, kendisini ziyaret edenPortekiz Hariciye Vekili ile de görüş­müştür.

27 Ekim 1955

Paris

Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Fatin Rüştü Zorlu dün Paris'te Amerikan. Hariciye Vekili Mr. Dulles ile bir görüşme yapmıştır.

28 Ekim 1955

 Floransa :

Türkiye Ziraat Vekâleti müsteşarının başkanlığında İtalya'da incelemelerde bulunan Türk Teknisyenleri dün Tos-cana'da Domaniale de Vallombrone or­manları merkezinde kurulmuş olan ormancılık okulunu gezmişlerdir. He­yet buradaki incelemelerinden sonra misafir edildiği Floransaya dönmüş­tür.

29 Ekim 1955

Atina :

Cumhuriyetimizin 32 nci yıldönümü bayramı münasebetiyle Atina Büyük Elçiliğimizde bir merasim yapılmıştır.

Öğle üzeri Hariciye Vekili, Teotokis, Hariciye Vekâleti Erkânı Harbîyei Umumiye Reisi, eski Hariciye Vekili Etienne Stefanopulos, kordiplomatik men supları elçilik binasına gelerek tebrik­lerde bulunmuşlardır.Akşam üzeri Atina Büvük Elcimiz Settar İlksel ve eşi elçilik binasında parlak bir kabul resmi tertip etmiş­lerdir.

Madrid:

Milletlerarası Ziraî Kredi Konfederas­yonunun dördüncü umumî heyet top­lantısında umumî raportör sıfatiyle söz alan Türkiye Cumhuriyeti Ziraat -Ban­kası Umum Müdürü Mithat Dülge bir konuşma yaparak, Türkiye'de Tarım Kredi Kooperatifleriyle Tarım Satış Kooperatiflerinin son beş yıl içinde Türkiye'nin Ziraî ve Sınaî kalkınma­sında oynadıkları müsbet ve hayırlı rolü belirtmiştir.

Mithat Dülge, bundan sonra, Ziraî kredinin teşkilâtlanması bakımından büyük ehemmiyet arzeden bu teşek­küllere banka tarafından yapılan geniş kredi yardımlarını rakkamlara daya­narak izah etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Umum Müdürü, bundan sonra,_ koope­ratiflerin finansmanı mevzuunda halli gereken muhtelif meseleler üzerinde durmuş ye milletlerarası bir Ziraî Kredi Bankasının kurulması hakkında konfederasyonun geçen seneki Ankara toplantısında alınmış olan prensip ka­rarının bu defaki toplantıda verilecek kararlarla tahakkuk, safhasına doğru yürütüleceği ümidini izhar ederek: bu teşekkülün iştirak edecek olan mem­leketlere büyük faydalar sağlıyacağını belirtmiştir.

29 Ekim 1955

 Paris  :

Cumhuriyet bayramı dolayısıyla Pa­ris'te bulunan Türk Kolonisi, bugün, Türkiye Büyük Elçiliğinde toplanarak bayramlaşmalardır.Elçilikte tertip edilen resmi kabul çok samimî bir hava içide cereyan etmiş­tir.

Kahire

Türkiye Cumhuriyetinin 32'nci yılı do-layısiyle Kahire'deki Türkiye Büyük Elçiliğinde Büyük Elçi Rıfkı Zorlu Mısır'da bulunan Türk Kolonisinin tebrik îerini kabul etmiştir.

Tokyo  :

Bir dünya seyahatine çıkmış olan eski New-York Valisi Thomas Dewey, bu­gün Tokyo'ya varmıştır. Gazetecilerin muhtelif suallerini cevaplandıran De-wey, komünistlerin yeni Gülümseme" siyasetlerine temas etmiş ve bir dik­tatörlüğün gülümsemesi, silâhını salla­masından daha fazla beni endişelen­dirir'' demiş, Rusların son sulh taaruz-larmda samimî olmaları temennisini herkesle paylaştığını da ilâve etmiş­tir.

Dewey, seyahati sırasında İspanya, İtalya, Türkiye, İsrail, Lübnan, Pakis­tan, Hindistan, Birmanya, Taylan ve Hongkong'u ziyaret etmiştir.

Memleketlerin iç görüşleri ile dış gö­rüşleri arasında büyük bir fark .ol­duğunu söyliyen Dewey, bilhassa Tür-kiyeden sitayişkâr bir lisanla bahset­miş ve bu memleketin sanayileşmede inanılmaz tempo ile terakki ettiğini belirtmiştir.

Cumhuriyetçi lider, Türkİyenin şeker ve çimento fabrikaları inşa etmekte olduğunu ve çiftçiliğin gelişmesi için de büyük adımlar attığını söylemiştir.

Şam  :

Cumhuriyetimizin 32'inci yıldönümü bayramı münasebetiyle Şam elçiliği­miz dün akşam Semiramis Otelinde bir kabul resmi tertip etmiştir.Suriye devlet ricali, ordu erkânı, kor­diplomatik, Türk Kolonisi ve Şam'ın Türk dostu mahfillerinden seçkin bir davetli zümresinin hazır bulunduğu toplantı samimî bir hava içinde cere­yan etmiştir.

30 Ekim 1955

Helsinki :

Cumhuriyetimizin otuz ikinci yılını idrak etmesi münasebetiyle Helsinki elçiliğimizde dortyüz elli kişilik bir kabul resmi tertip olunmuştur.

Meclis Reisi, Başvekil, Nazırlar, Mebuslar, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi, Erkânı  Harbiye Reisi ve     generaller,devlet İleri gelenleri, kordiplomatik, gazeteciler, Türk Kolonisi, muhtelif teşekküller mümessilleriyle seçkin bir davetli zümresi bu kabul resminde ha­zır bulunmuşlardır.

Bağdad :

Irak ordusunun yapacağı manevralar­da hazır bulunmak üzere Irak hükü­meti tarafından davet edilmiş olan Er­kânı Harbiyei Umumiye Reisi Vekili Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu'-nun başkanlığındaki Türk askerî he­yeti, bugün saat 15'de Bağdad'a muva­salat etmiş, ve hava alanında Irak Er­kânı Harbiyei Umumiye Reisi Gene­ral Refik Arif, Irak Askerî Rüesası, Türkiye Büyük Elçisi Muzaffer Gökse-nin ve Elçilik Erkânı tarafmdar^kar-şılanmıştır.

Dost ve kardeş iki devletin Erkânı Harbiyei Umumiye Reisleri kucaklaş­tıktan sonra takdim merasimi yapıl­mış ve istiklâl marşımızın çalınmasını müteakip selâm kıtası tarafından res­mi selâm ifa edilmiştir.

Bundan sonra, otomobillere binilmiş ve Türk heyeti kendilerine tahsis edi­len Palace Oteline yerleşmiştir.

Heyet Kral sarayındaki defteri mahsu­su imzaladıktan sonra Kraliyet türbe­sine bir çelenk koymuştur.

Bu akşam Bağdad Belediyesi salonla­rında İrak Başvekili ve Millî Müdafaa Vekili Ekselans Nuri Said Paşa tarafından heyet şerefine bir ziyafet veri­lecektir.

31 Ekim 1955

Tokyo :

Türkiye için Japonya'da inşa edilmiş olan Bolu şilebi (5.500 ton) bugün Öğleden sonra Yokosuka yakınlarında­ki Uraga tersanelerinde denize indiril­miştir.

Geminin denize indirilmesi merasimde ve daha sonra verilen kabul resminde ilgili Türk ve Japon şahsiyetleri hazır bulunmuştur.

Harpten sonra Türkiye hesabına Ja­ponya'nın inşa ettiği üçüncü gemi olan Bolu şilebi Aralık ayında teslim edilecektir.

sır'da bulunan Türk Kolonisinin tebrik îerini kabul etmiştir.

Tokyo  :

Bir dünya seyahatine çıkmış olan eski New-York Valisi Thomas Dewey, bu­gün Tokyo'ya varmıştır. Gazetecilerin muhtelif suallerini cevaplandıran Dewey, komünistlerin yeni "Gülümseme" siyasetlerine temas etmiş ve bir dik­tatörlüğün gülümsemesi, silâhını salla­masından daha fazla beni endişelen­dirir'' demiş, Rusların son sulh taaruz-larmda samimî olmaları temennisini herkesle paylaştığını da ilâve etmiş­tir.

Dewey, seyahati sırasında İspanya, İtalya, Türkiye, İsrail, Lübnan, Pakis­tan, Hindistan, Birmanya, Taylan ve Hongkong'u ziyaret etmiştir.

Memleketlerin iç görüşleri ile dış gö­rüşleri arasında büyük bir fark .ol­duğunu söyliyen Dewey, bilhassa Tür-kiyeden sitayişkâr bir lisanla bahset­miş ve bu memleketin sanayileşmede inanılmaz tempo ile terakki ettiğini belirtmiştir.

Cumhuriyetçi lider, Türkİyenin şeker ve çimento fabrikaları inşa etmekte olduğunu ve çiftçiliğin gelişmesi için de büyük adımlar attığını söylemiştir.

Şam  :

Cumhuriyetimizin 32'inci yıldönümü bayramı münasebetiyle Şam elçiliği­miz dün akşam Semiramis Otelinde bir kabul resmi tertip etmiştir.

Suriye devlet ricali, ordu erkânı, kor­diplomatik, Türk Kolonisi ve Şam'ın Türk dostu mahfillerinden seçkin bir davetli zümresinin hazır bulunduğu toplantı samimî bir hava içinde cere­yan etmiştir.

30 Ekim 1955

Helsinki :

Cumhuriyetimizin otuz ikinci yılını idrak etmesi münasebetiyle Helsinki elçiliğimizde dortyüz elli kişilik bir kabul resmi tertip olunmuştur.

Meclis Reisi, Başvekil, Nazırlar, Mebuslar, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi, Erkânı  Harbiye Reisi ve     generaller, devlet İleri gelenleri, kordiplomatik, gazeteciler, Türk Kolonisi, muhtelif teşekküller mümessilleriyle seçkin bir davetli zümresi bu kabul resminde ha­zır bulunmuşlardır.

Bağdad :

Irak ordusunun yapacağı manevralar­da hazır bulunmak üzere Irak hükü­meti tarafından davet edilmiş olan Er­kânı Harbiyei Umumiye Reisi Vekili Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu'-nun başkanlığındaki Türk askerî he­yeti, bugün saat 15'de Bağdad'a muva­salat etmiş, ve hava alanında Irak Er­kânı Harbiyei Umumiye Reisi Gene­ral Refik Arif, Irak Askerî Rüesası, Türkiye Büyük Elçisi Muzaffer Gökse-nin ve Elçilik Erkânı tarafmdar^kar-şılanmıştır.

Dost ve kardeş iki devletin Erkânı Harbiyei Umumiye Reisleri kucaklaş­tıktan sonra takdim merasimi yapıl­mış ve istiklâl marşımızın çalınmasını müteakip selâm kıtası tarafından res­mi selâm ifa edilmiştir.

Bundan sonra, otomobillere binilmiş ve Türk heyeti kendilerine tahsis edi­len Palace Oteline yerleşmiştir.

Heyet Kral sarayındaki defteri mahsu­su imzaladıktan sonra Kraliyet türbe­sine bir çelenk koymuştur.

Bu akşam Bağdad Belediyesi salonla­rında İrak Başvekili ve Millî Müdafaa Vekili Ekselans Nuri Said Paşa tarafından heyet şerefine bir ziyafet veri­lecektir.

31 Ekim 1955

Tokyo :

Türkiye için Japonya'da inşa edilmiş olan Bolu" şilebi (5.500 ton) bugün Öğleden sonra Yokosuka yakınlarında­ki Uraga tersanelerinde denize indiril­miştir.

Geminin denize indirilmesi merasimde ve daha sonra verilen kabul resminde ilgili Türk ve Japon şahsiyetleri hazır bulunmuştur. Harpten sonra Türkiye hesabına Ja­ponya'nın inşa ettiği üçüncü gemi olan "Bolu'' şilebi Aralık ayında teslim edilecektir. Planuıın Ruslar, tarafından kabul edilme imkânı mevzuunda iyimser görünmek­te devam ettiği bildirilmektedir.

3 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld, Filistin meselesi hakkında hazırladığı senelik rapora dercettiği bazı mütalealardan dolayı Lübnan delegesi tarafından tenkit edil mistir.

Hammarskjoeld'un Genel Kurula sun­duğu senelik raporun bazı kısımlarını ele alan Lübnan delegelerinden Viş-tor Kıhouı-i. Birleşmiş Milletler Sekre­terinin, Filistin'deki durumun halli için Genel Kurulca yapılan tavsiyeler dışında bazı mütalealarda bulunduğu­nu ileri sürmüş ve beyan ettiği fikir­lerle Hammarskjoeld'un Arap devlet­leriyle İsrail arasındaki ihtilâf mevzu­unda İsrail'in tarafını tuttuğunu beyan etmiştir.

Khouri, Birleşmiş Milletlerin yaptığı tavsiyelere îsrailin riayet etmesi için İsrail hükümeti nezdinde teşebbüste bulunulması gerektiğini söylemiş ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin alman kararlar dışında tavsiyelerde bulunmasını tenkit etmiştir.   

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Hol­landa ve Avustralya'nın itirazlarına rağmen Batı Yeni Gine (Batı îrian) meselesini gündeme almaya, 9 müsten­kif ve 18 muhalife karşı, 31 oyla karar vermiştir.

Lehte oy verenler: Hindistan, Endo­nezya, İran, Irak, Lübnan, Liberya Meksika, Pakistan, Filipin, Polonya, Suudî Arabistan, Suriye, Tayland, Uk­rayna, Rusya, Uruguay, Yemen, Yu­goslavya, Afganistan, Botarika, Çekos­lovakya, Ekvator, Mısır, Salvador, Ha­beşistan, Guatemala ve Haiti.

Aleyhte oy verenler: Honduras, İzlan­da, İsrail, Lüksemburg, Hollanda, Ye­ni Zeîlanda, Nikaragua, Norveç, Pa­nama, İsveç,  Güney  Afrika,  İngiltere,Avustralya, Belçika, Kolombiya, Kü­ba, Danimarka, Dominik. Müstenkif kalanlar: Paraguay, Peru, Amerika, Türkiye, Venezüela, Brezil­ya, Kanada, Şili, Çin. Fransa ve Yunanistan bu toplantıda bulunmamışlardır.

Birleşmiş Milletler  :

Birleşmiş Milletlerdeki Suriye De­legesi Şukeyrî, Filistinli mülteciler nez dinde bir tahkikat yaparak Filistine dönmek istiyecekleri tesbit etmek ,ve bunların seyahatlarını kolaylaştırmak maksadiyle Güvenlik Konseyinin A-merika, Rusya ve İran'dan müteşekkil bir komisyon kurmasını teklif etmiş­tir.

Birleşmiş Milletler  :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bu sabahki toplantısında söz alan İs­veç ve Pakistan delegeleri, Fransanın Genel Kurul çalışmalarından çekilme­si sebebiyle üzüntü duyduklarını be­lirtmişlerdir. Bu arada Pakistan dele­gesi Kamboç, Seylan, Japonya, Ürdün, Libya, Nepal ve "Birleştirilmiş Viet-man"ın Birleşmiş Milletlere kabulünü istemiştir.

İsveç delegesi de silâhsızlanma talî ko­mitesinin ileri sürülen teklifleri ve de­ğişiklikleri havi bir beyaz kitap yayın­lamasını istemiştir.

Lübnan delegesi, Arap-Asya memle­ketleri delegelerinin Fransa'ya karşı husumetlerinden değil, derin inançla­rından dolayı Cezayir meselesinin gündeme alınmasını istediklerini be­lirtmiştir.

Birleşmiş Milletler  :

Belçika Dışişleri Vekili Paul Henri Spaak, Birleşmiş Milletler toplantısın­dan çıkarken gazetecilerin sordukları sualler karşısında, Cezayir mes'elesi-nin gündeme alınmasının, Atlantik Paktı Teşkilâtı üzerinde doğrudan doğ rüya tepkileri olacağı kanaatini izhar etmiş ve Nato üyeleri arasındaki da­yanışmanın tehlikeye girdiğini zira bu meselede iki üyenin yani Yunanistanile İzlanda'nın Fransa'dan ayrıldıkla­rını belirtmiştir.

4 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler özel siyasî komis­yonu bugün Tayland delegesi Prens AVan'ın başkanlığında toplanmıştır. Kanada delegesi Mackay başkan yar­dımcılığına, Liberya delegesi Charles King  de raportörlüğe  seçilmişlerdir.

Komisyonun gündeminde,daha önceki oturumlarda da tetkik edilmiş olan şu dört mesele bulunmaktadır.

 Güney Afrika hükümetinin ırkfarkı   gözetmesi  sebebiyle  bu  memle­kette husule gelen durum.

 Yakın   Doğu'daki  Filistin   mülte­cileri meselesi.

 Güney Afrika'ya yerleşmiş, aslenHintli olan şahısların durumu.

 Birleşmiş Milletlere yeni üyeler alınması meselesi.

Bu tnnlantıda kısa bir konuşma ya­pan Güney Afrika delmesi ilk iki me­sele yalnız Güney Afrika hükümetini ileilendirdi&inden dolavı bunların eün elemde bulunması icabettiğini bildir­miştir.

Birleşmiş Milletler  :

Birleşmiş Milletler'deki Hindistan mü­messili Krisha Menon, Cezayir mese­lesinin Genel Asamblenin gündemine kaydettirmek üzere verilen oylar ne­ticesinde Fransa'nın Genel Asambleyi terk etmiş olmasına fazla müteessir olduğunu beyan etmiştir.

Menon, Hindistanm, Cezayir meselesi­nin gündeme alınmasını Fransa'ya ha­karet etmek veya dahili'işlerine karış­mak gayesile istemediğini bildirmiştir.

Menon, diğer taraftan aldığı malûmata nazaran, Çin Halk hükümetinin For-moza meselesini sulhçu vasıtalarla halletmek arzusunda olduğunu ve kanaatince Pekin ile "Washington hükü­metleri arasında bir anlaşmanın müm­kün olduğunu ve bunun da yakın bir .atide vuku bulacağını bildirmiştir.

Diğer  taraftan Hindistan delegesi silâhsızlanma yolunda kaydedilen te­rakkilerden memnun olduğunu, fakat bu sahada bir neticeye varmadan ön­ce uzun bir zamanın geçmesinin lüzum lu olduğuna kanaat getirmiş bulundu­ğunu ve nihaî bir anlaşmaya intizaren ilk merhale olarak Fransız teklifine veya başka bir formüle göre silâhlan­ma yarışında bir duraklama teminini ve atom silâhlarının tecrübelerine, ni­hayet verilmesini teklif etmiştir.

5 Ekim 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Silâhsızlanma talî komitesindeki Ame­rikan delegesi Harold Stassen, bugün yaptığı konuşmada Amerikanın barış arzusunu belirttikten sonra, askerî te­sislerin havadan fotoğrafının çekilme­si hususunda başkan Eisenhower'in yapmış olduğu teklifin gayesinin, Â-tom silâhlarının gizli olarak imâlini kat'î olarak önliyecek ilmî terakkilere intizaren anî taarruzlara mani olduğu­nu  söylemiştir.

Sovyet delegesi de dahil, bütün dele­geler Amerikanın barış arzusunu tak­dirle karşılamışlar ve Sovyet delege­si Sobolef Eisenhower plânının bazı eksiklikleri havi olmasına rağmen ba nş arzusunun samimiyetinden şüphe edilmemesi gerektiğini  belirtmiştir.

Talî komite Cuma günü saat 20'de son bir toplantı yapacak ve Cenevre kon-feransinden sonra çalışmalarına de­vam edecektir..

Birleşmiş Milletler (New - Yorkl :

Birleşmiş Milletler teşkilâtı vesayet komisyonu, Amerika, Kanada, Avust­ralya ve Belçika delegelerinin itirazla­rına rağmen muhtar olmıyan bazı memleketlerden yapılan beş müracaatı tetkike karar vermiştir.

Komisyon, Kamerun'dan üç teşekkü­lün sunduğu istidayı 11 muhalif ve 9 müstenkife karşı 36 oyla, Togo arazi­sindeki Juvento teşekkülünün isti­dasını 3 muhalif ve 13 müstenkife kar­şı 40 oyla Somali Gençlik teşekkülü­nün istidasını da 2 muhalif ve 3 müs­tenkife karşı 51 oyla tetkike karar ver mistir.

7   Ekim 1955

Birleşmiş Milletler  :

Rusya, Beynelmilel bir Atom enerjisi ajansının statü projesi üzerindeki mü­talâalarını, Amerikan hükümetine giz­li olarak tebliğ etmiştir.

Bu haber, Amerikan delegesi Sena­tör Pastore tarafından Atom enerjisi­nin sulhçu gayelerde kullanılması üze­rinde. Cuma günü öğleden sonra, si­yasî komisyonda yapılan, müzakere­lerde açıklamıştır. Pastore, Rusyanm cevabını Amerikanın dikkatle tetkik etmekte olduğunu ilâve etmiştir..;

Statü projesi Moskova'ya 2'9 Temmuz­da gönderilmiştir.

Birleşmiş Milletler (New-York)  :

Vesayet Komisyonunun muhtar olmı-yan memleketlere ait raporu hakkın­daki müzakereler sırasında, İngiltere aleyhine bazı toprak talepleri ileri sü­rülmüştür.

Yemen temsilcisi, Aden ile bunun et­rafındaki toprakların Yemen Krallığı­na ait olduğunu söylemiş ve bu mesele dirjlomatik yollardan halledilmezse hükümetinin bunu Birleşmiş- Milletle­re sunacağını haber vermiştir.

Arjantin delegesi İngiltere'nin Falklan adaları üzerinde kuvvete baş vurarak tesis ettiği hükümranlığa dikkati, çek­miş ve bu adaların Arjantine ait olma­sı gerektiğini bildirmiştir.

Guatemala delegesi de İngiltere'nin Belize arazisi (İngiliz Hondurası) üze­rinde hiç bir hakkı olmadığını beyan etmiştir.

İngiliz delegesi bütün bu iddiaları reddetmiş ve İngiltere'nin bu araziler üzerindeki  hakkım  teyit  eylemiştir.

8   Ekim 1955

Birleşmiş Milletler :

Silâhsızlanma komisyonundaki Ameri­kan mümessili Harold Stassen, tertip­lediği bir basın toplantısında,Rusya'­nın Eisenhower plânında derpiş edi­len askerî malûmatın mübadelesi    vehavadan askerî tesislerin kontrol edil­mesi prensibini silâhlı kuvvetlerin azaltılmasmı ve Atom silâhlarının menini derpiş eden anlaşmanın imzalan­masından önce, tatbik mevkiine kon­masını habul edeceğine kani bulundu­ğunu beyan etmiştir.

 Birleşmiş Milletler (New - York)  :

Silâhsızlanma talî komitesinin son top­lantısında söz alan Sovyet delegesi Ar-kadi Sobolef, İngiliz - Fransız müşte­rek plânını geniş surette içine alan Sovyet tekliflerinin açıklandığı 10 Ma­yıs tarihindenbsri, karşılıklı görüşme­lerde bir yakınlaşma müşahede edil­diğini söylemiş ve "Sovyetlerin bu ile­ri adımından sonra tavizler vermek sı­rası şimdi batılılara gelmiştir" demiş­tir.

Sobolef'e göre, Sovyet kontrol plânı, âni hücumlara karşı koruma imkân­ları verecektir. Kanada ve İngiliz de­legelerinin Sovyet teklifleri karşısın­da durumlarını kâfi derecede açıkla­malarına mukabil, Amerika için ayni durum varid değildir.

Sovyet delegesi daha sonra, Faure plâ­nını ilham eden fikirleri öğmüş ve Eisenhower plânının ehemmiyetini takdir ettiğini bildirerek, hükümetinin bu plânı esaslı surette tetkik edeceğini vadetmiştir.

Sobolef ayni zamanda, askerî malû­mat mübadelesi mevzuu ile, kendi ka­naatine' göre, Amerika" ve Rusya'dan başka devletlerin de arazilerinde ha­vadan teftiş yapılması mevzuunda iza­hat verilmesini istemiştir.

Sobolef, havadan teftiş mevzuunu ta­kip edecek olan Atom silâhlarının ya­sak . edilmesi mes'elesinde Eisenhover plâmnm ne gibi garantiler temin ede­ceğinin de açıklanmasını talep etmiş ve sözlerine son verirken, murakabe, silâhlı kuvvetlerin ve silâhların mev­cudunun tesbiti, Atom silâhlarının ne zaman yasak edileceği konularında müşterek bir karara varılması lüzu­muna işaret ederek bu kararın devlet­ler arasında itimadı arttıracağı ve da­ha geniş bir anlaşmaya yol açacağı ka­naatinde  olduğunu  belirtmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Başkan Eisenhowerin silâhsızlanma müşaviri Harold Stassen, silâhsızlan­ma .talî komisyonuna General Walter Bedeli Smith,' General James Doolittle, General Lucian Ernest Lawrence gibi ikinci dünya harbini idare etmiş ve halen tekaüde sevkedilmiş bulunan generallerin Milletlerarası, kontrol ve silâhların azaltılması programını tet­kik etmek üzere topantıya davet edil­diğini söylemiştir.

Harold Stassen beş milletten müteşek­kil talî komiteye şu izahatı vermiştir:

"Başkan Eisenhower silâhsızlanma mevzuunda Amerikan siyasetinin tek­rar gözden geçirilmesi ve kat'î bir program tesbit edilmesi için talimat vermiştir. îzharî çalışmalar, Başkan Eisenhower ve Amerikan hükümeti­ni, bu mevzuun mütehassıslar tarafın­dan tetkik edilmesi gerektiğine inan­dırmıştır. Bu sebeple ikinci dünya har­bini idare etmiş olan en seçkin kuman­danları muhtelif sahalarda tetkike da­vet ettik. Stassen bundan sonra talî komisyona şu listeyi vermiştir:

Californiya üniversitesi rektörü Dr. Ernest Lawrence, : Atom fiziği saha­sında tanınmış diğer âlimlerle birlik­te Atom silâhlarının tahribatından ko­ruyacak ilmî metodlar araştırmakla vazifelendirilmiştir.

Emekli General James Doolittle askerî tesislerin havadan kontrolü mevzuun­da bir plân hazırlayacaktır.

General Walter Bedeli Smith, kara birliklerinin teftişi hakkında yeni bir plân  hazırlayacaktır.

George Washington üniversitesi deka­nı Amiral Oswald Coclough, deniz birlikleri ve donanma tesislerinin tef­tişi ile alâkalı bir plân tanzim edecek­tir.

Çelik sanayiinin kontrolü için plân hazırlama vazifesi Amerikan çelik kor-porasyonundan Benjamin Fairless'e ve rilmiştir.

Ağır sanayi'e enerji temin eden tesislerin  kontrolü  ile  ilgili  plânı,  Detroit Edison  şirketi  müdürü  Walker Cisler hazırlayacaktır.

Brookings Enstitüsü   Profesörlerinden Dr. Harold Moulten, millî bütçe   ve malî durumun kontrolü    mevzuunu etüd edecektir.

Bell telefon şirketi müdürü, Dr. Ja­mes Fish, müdahalesiz ve güvenilir muhabere sisteminin teminine dair plân hazırlayacaktır.

Stassen, Cenevre Hariciye Vekilleri toplantısı sonuna kadar müzakerelere ara verecek olan silâhsızlanma talî ko­misyonuna, Amerikan hükümetinin ka-naatince silâhsızlanma için en emin yolun Başkan Eisenhower tarafından teklif edilen havadan kontrol plânı­nın kabulü olduğunu belirtmiştir.

Fakat Eisenhower plânının kabulü hu­susunda Stassen'in gösterdiği heyecana diğer delegeler iştirak etmemiştir.

Fransız delegesi Jules Moch, Stassen'­in konuşmasını müteakip şunları söy­lemiştir:

Başkan Eisenhower'in silâhsızlanma mevzuunda Cenevre'de teklif ettiği plân henüz müphemiyetini muhafaza etmektedir. Komisyonun bazı azalan, bu plânın coğrafî bakımdan şümulü veya kronolojik tekâmülü hususunda kat'î bir fikre sahip olamamışlardır. Bilhassa bu plânm hakikî silâhsızlan­ma programına nasıl bir başlangıç teş­kil edeceği anlaşılamamıştır.

Moch, 29 Agustos'tan beri gizli, top­lantılara devam eden grubun şu hu­susları kabul etmesini istemiştir:

Silâhsızlanma programı hazırla­nıp imzalanmadan önce kontrol plânı­nın kabul.edilmesi mümkün değildir.

Atom kontrolünün teknik bakımdan imkânsızlığına binaen, bu tesis­lerin kontrolü hakkında    umumî bir plânı kabul etmek faydasızdır.

 Medeniyetin mahvına, Cenevre'de hasıl olan havanın değişmesine, soğuk harbin hiddetlenmesine yel aça­cak Atom silâhları yarışmasının dur­durulması için bir karara varılması
elzemdir.  Bu  kararın  geri  bırakılmaş insanlık için en büyük tehlike ola­caktır.

İngiliz delegesi Anthony Nutting, Atom ve Hidrojen silâhlarının tamamile men edilmesine imkân olmadığı husu­sunda bütün delegelerin aynı fikre sa­hip olduklarını belirterek demiştir ki:

"Bu, doğrudan doğruya ilmin yarattı­ğı bir mes'eledir. Binaenaleyh bu teh­likeyi bertaraf etmek için yine âlim­lerin yardımına ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim.

"Bu itibarla beş memleketin ilim adam larından müteşekkil bir komisyonun kurulmasını zarurî görüyorum. Bu Â-limler grubu, durumu selâhiyetle mü­talâa ederek, Atom silahlanmasının el­zem olduğu kanaatini ispat edebilir­ler.

Anthony Nutting'den sonra söz alan Kanada delegesi Paul Martin şunları söylemiştir:

Komisyon silâhsızlanma plânında anlaşma temini İçin hariciye vekilleri ve Birleşmiş Milletlerden aldığı emri tamamile yerine getirememiştir.

Dünya, şu veya bu plânın kabul edil­mesi ile alâkalı değildir. Beklenilen ve istenilen, kaynağı neresi olursa ol­sun, pratik teklifleri muhtevi geniş bir plânın kabul edilmesidir.

9 Ekim 1955

 Birleşmiş Milletler (New - York)  :

Silâhsızlanma komisyonundaki Ame­rikan delegesi Harold Stassen, dün bir basın konferansı tertip etmiş ve haki­kî bir silâhsızlanma programı mev­zuunda bir anlaşmaya varılması husu­sunda olduğu gibi askerî malûmat mü­badelesi ile havadan teftiş esaslarını ihtiva eden Eisenhower plânının Rus­lar tarafından kabul edilmesi mevzu­unda da iyimser olduğunu teyit etmiş­tir. "İstikbalde, en mühim mevkilerin üzerinde uçacak, silâhlı değil fakat fo­toğraf makineli keşif uçaklarının ha­valarda dolaşan sulh bekçileri olaca­ğına inanıyorum" diyen Stassen'e gö­re, Cenevre'de açıklanan Eden, Faure ve Bulganin tekliflerinin sentezinden ibaret olacak bir silâhsızlanma anlaş­masının   tahakkuku   mümkün   görülebilir. Bununla beraber, Atom silâhla­rının gizli stoklarının mevcudiyetinin açıklanması mevzuunda kendini göste­ren ilmî müşkülât yüzünden Washing­ton Milletlerin emniyeti tesirli teftiş usulleri ile garanti edilene kadar, si­lâhsızlanma tedbirlerinin tatbike kon­masını geciktirmeye mecbur kalmak­tadır. Harold Stassen, silâhsızlanma talî komitesinin son toplantısında, kontrol sahasında tam ve tesirli garan­tilerin bulunması için, her biri kendi sahasında çalışan askerî şahsiyetlerle, endüstri 've ilim adamlarından müte­şekkil hey'etler teşkil edildiğini açık­layarak, Amerika'nın bu sahada sar-fettiği gayreti belirtmek istemiştir.

Stassen'in beyanatına göre, Sovyet Rusya en sonunda, Amerika'nın sulh arzusunda samimî olduğuna inanacak ve Amerikan tezini kabule yanaşacak­tır.

11 Ekim 1955

 Birleşmiş Milletler (New - York)  ;

Birleşmiş Milletlerin siyasî komisyonundaki Rus delegesi Kuzneysov, Bir­leşmiş Milletlere teşkilâtı dahilinde, yakın bir zamanda, beynelmilel bir Atom enerji ajansının kurulmasını te­menni eden bir karar sureti takdim etmiştir.

Bu karar sureti, Atom enerjisinin sulh çu gayelerde kullanılması mevzuu üze­rinde, en geç l'S'57 yılında olmak üze­re, yeni bir beynelmilel konferansın toplanmasını tavsiye  etmektedir.

Bu proje, ayni zamanda, bütün dün­yanın Atom âlimlerinin iştirak ede­cekleri ve Atom mevzuları üzerinde yazı yazabilecekleri bir derginin Bir­leşmiş Milletler camiasının himayesi altında yayınlanmasını teklif etmek­tedir.

Sovyet karar suretinde ilâve edildiği­ne göre, Atom silâhlarının kullanılma­sının ve imâlinin yasak edilmesi ve bundan başka memleketlerin silâh stokları arasından çıkarılması Atom enerjisinin sulhçu gayelerde kullanıl­masına büyük yardımı dokunacaktır. Nihayet karar suretinde, hükümetlerin Atom silâhlarının yasak edilmesi­ni temin edecek bir anlaşmaya varın­caya kadar, sarfettikleri gayretlere devam etmeleri talep edilmektedir.

Birleşmiş Milletler :

İspanya'nın Birleşmiş Milletlerdeki müşahidi Jase de Erice, dün gazeteci­lere verdiği beyanatta, "Fas şehrinin kuzeyindeki bölgede, karışıklıklar çı­karan Fas'lılara îspanya hükümetinin yardım ettiği zannım veren müthiş bir haber hatasından" esefle bahset­miştir. İspanya temsilcisi, Madrid hü­kümetinin ve Fas'taki İspanyol yük­sek komiserinin bu haberi kesin ola­rak yalanladıklarını hatırlatarak İs­panya'nın en iyi münasebetlerde bu­lunduğu Fransa aleyhine bir isyanı teşvik etmesi akıl alacak şey değildir demiştir.

12 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler (New - York):

Birleşmiş. Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld, çarşamba saba­hı, içtimaî komisyonun toplantısında şiddetli tenkitlere maruz kalmıştır.

Hammarskjoeld, salı günü, insan hak­larına ait milletlerarası paktın birinci maddesinin tetkik edilmesini komis­yondan talep etmiş ve bu etüdü mah­dut bir komiteye havale etmişti.

Hammarskjoeld, milletlerin ve devlet­lerin kendi kendilerini idare etme hak­kını tanıyan bu maddenin beynelmilel durum dolayısiyle komisyonda hara­retli münakaşalara ve asamblenin ha­vasının bozulmasına sebebiyet verebi­leceğini ileri sürmüştür.

Rus delegesi, Hammarskjoeld'un yaptı­ğı teklif, Birleşmiş Milletler anayasa­sının .hükümlerine göre, bir genel sek­reterin takınması gereken hareket tar­zına, aykırı olduğunu, beyan etmiştir. Suudi Arabistan delegesi de Ham­marskjoeldun milletlerin kendi kendi­lerini idare etme hakkını tanıyan mad­denin, komisyon tarafından tetkik edilmesine mâni olmak suretiyle sö­mürgecilik siyasetini tatbik eden dev­letler  tarafını   tutmakla   bildirmiştir.

Delege, Genel Sekreterin her hangi bir tarafı tuttuğunu, göstermemesi lâ­zım geldiğini,  ilâve etmiştir.

13 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler (New - York):

Amerika'nın gelişmemiş memleketlere iktisadî yardımının, bu memleketler­de yürürlükte olan rejimlere bağlı olduğu hakkında İsveç'in ileri sürdü­ğü tenkitlere Amerika bugün cevap vermiştir. İsveç heyeti, bu yolda, Bir­leşmiş Milletlere girmesine Amerika tarafından manî olunan komünist Çin'i misâl göstermişti.

Genel Kurul iktisadî komisyonundaki Amerikan delegesi Brooks Hays, kâfi derecede gelişmemiş bölgelere yardım mes'elesi görüşüldüğü sırada söz ala­rak, bunun yanlış bir tefsir olduğunu söylemiş ve demiştir ki:

Komünist Çin Birleşmiş Milletler ana­yasası vecibelerine uymak arzusunu göstermediği için teşkilâta kabul edi­lemez. Amerikan kongresi bunu böyle kabul etmiştir. Fakat bu durumun, Amerika'nın gelişmemiş memleketlere iktisadî yardım programına malî ba­kımdan iştirakiyle bir alâkası yoktur.

14 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler (New - York):

Birleşmiş Milletlerdeki Türkiye daimî temsilcisi Selim Sarper, milletlerarası Atom ajansı statüsünün doğrudan doğ­ruya hükümetler arasında müzakere ve tesbit edilmesi gerektiğini belirte­rek,. Türkiye -Hükümetinin bu mevzu­da teklif ve tavsiyeler ileri süreceğini söylemiştir.

Ajansın Birleşmiş Milletler teşkilâtı ile münasebeti hususunda Sarper de­miştir ki: "Türkiye prensip olarak A-tom ajansının dünya teşkilâtı ile mü­nasebette olması fikrini müdafaa et­mektedir. Fakat bu rabıta ajansın te­sir ve şümulünü haleldar edecek sert hükümleri ihtiva etmemelidir. .Yani, Birleşmiş Milletlerin ajansın vazifele­rine siyasî bakımdan müdahalesi men edilmelidir. Esasen milletlerarası A-tom  ajansı  ihdasına sebeb  iktisaden geri kalmış memleketlere teknik ve malî yardım imkânı temin etmektir. Dünyanın geri kalmış bölgelerine yar­dım edebilecek durumda olan memle­ketlerin bu mühim -mevzu üzerinde ciddiyetle duracaklarını ümid  ederiz.

Birleşmiş Milletler :

Eski başkan Truman, dün Birleşmiş Milletler merkezini ziyaret etmiştir. Genel Sekreter Dag Hammarskjoold ta rafından karşılanan Truman, gazete­cilere verdiği beyanatta, ne Adlai Ste-venson'un ne de Averell Harrıman'm tarafını tutmak niyetinde olmadığını söylemiş ve gelecek yaz bizzat demok­rat parti tarafından cumhurbaşkanlığı­na aday gösterilecek şahsı destekleye­ceğini belirterek, 1956 seçimlerinde adaylığım koyamıyacağım ilâve etmiş­tir.

Dış politika sahasında, Truman, bir barut fıçısı haline gelen yakın doğu­nun, umumî bir muhasematâ âmil ol­maması temennisinde bulunmuş ve bu hususta Birleşmiş Milletlerin uyanık­lığına güvendiğini söylemiştir.

Birleşmiş  Milletler  :

Genel asamble, Güvenlik Konseyinde-ki münhal üç yerden ikisine Avustral­ya ile Küba'yı seçmiştir. Küba 53, Avusturalya 42 oy almışlardır.

Üçüncü yer için namzet gösterilen iki memleket, yani Filipinler ve Polonya'­da hiçbiri, mevcut 58 oyun üçte ikisi­ni sağlıyamamışlardır. Gerekli çoğun­luk 39'dur. Polonya 34, Filipinler ise 33  oy almışlardır.

İkinci defa oya baş vurulduğunda, bu iki memleketten biri yine asgari 39 oyu sağlıyamamıştır. Filipinler 35, Po­lonya 23 oy almıştır.

Üçüncü seferde, Filipinler 38, Polonya 20 oy almıştır. Dördüncü oya baş vu­rulması gerektiği anlaşılınca, asamble başkanı Şili delegesi Jose Maza, daha sonra aktedilecek bir celsede oy ver­meğe devam edilmesini teklif etmiş, fakat Birleşik Amerika delegesi Henry Cabot Lodge, Filipinlerin seçilmek, için  bir oya ihtiyacı olduğunu ve oy vermenin sonraya bırakılmasının va­ziyette bir değişiklik yapmıyacağını ileri sürerek oy vermeye devam olun­masını istemiştir.

Rus delegesi Kuznetsov, Amerika de­legesinin teklifinin aleyhinde bulun­muştur. Neticede, dördüncü defa oy verilmesi­ne başlanmıştır. Sayım neticesinde Filipinler 36 ve Polonya 20 oy almış­tır. 2 oy puslası hükümsüz sayılmıştır. Bunun üzerine beşinsi tura gidilmesi icap etmiştir. Beşinci turun tahditsiz yapılması gerekmekte idi, yani, dele­geler, yalnız namzetlerden birine de­ğil, istedikleri memlekete rey verebi­leceklerdir. Sovyet delegesi, söz alarak, seçimin daha sonra yapılmasını tekrar talep etmiştir. Birleşik Amerika delegesi Lodge de tekrar kürsüye gelmiş, bir kere ey verilmesine başlanmış olduğu­nu ve devam edilmesi gerektiğini ile­ri sürmüştür. Başkan Maza, toplantıya 20 dakika a-ra vermiştir.

Birleşmiş  Milletler :

Birleşmiş Milletler vesayet konseyi "Togo gençlik hareketi" .mümessilleri­nin dileklerini dinlemeğe dün karar vermiştir. Bu karar alınırken 12 mem­leket müstenkif kalmıştır. Lehte oy verenler, Arap Asya Bloku, Sovyet Rusya ve Amerikadır. Aleyhteki iki oyu ise, Belçika ve Avustralya ver­mişlerdir. Bu karar gereğince, Fran­sız ve İngiliz Togolarma birleştirildik­ten sonra istiklâl verilmesini talep e-den Togo azınlık partisi sözcüleri, ve­sayet konseyinde konuşabileceklerdir.

Avustralya delegesi, vesayet konseyi, Afrikalıların kavga meydanı haline geldi diyerek itiraz etmiş, Amerikan delegesi ise, Togo muhalefet partisi mümessillerinin dinlenmesine taraf­tar olduğunu daha evveî de bildirdi­ğini söyliyerek "lehteki ve aleyhteki fikirleri dinlemek yerinde olur de­miştir.

15 Eldm 1955

 Birleşmiş Milletler  (New – York)

Sovyet temsilcisi Arkady Sobolef, si­lâhsızlanma komisyonu başkanından, 29 Agustos'tan 8 Ekim'e kadar toplan­mış olan beşler talî komitesinin, rapo­runu incelemek ve bizzat komisyonun Güvenlik Konseyi ile Genel Kurula sunacağı raporu hazırlamak üzere ko­misyonun en yakm tarihte toplanma­sını istemiştir.

Sovyet hey'eti silâhsızlanma komisyo­nunun Pazartesi günü toplanmasını is­temişti. Fakat komisyon başkanı bu mühletin, üyelerini toplantıya çağıra-mıyacak kadar kısa olduğunu söylemiş tir. Fransız delegesi Jules Moch Pa­ris'te bulunmaktadır.

Beşler talî komitesindeki batılı ço­ğunluk, gündeminin en son bahsini silâhsızlanma mes'elesi teşkil eden Ce­nevre konferansının hitamından evvel komisyonun toplanması kanaatindedir-ler.

Sovyet delegesi, Genel Kurulun silâh­sızlanma hakkındaki müzakerelerinin, mes'ele Birleşmiş Milletlere Aralık ayı başında geldiği takdirde, kısaltıl­masından hattâ büsbütün kaldırılma­sından endişe etmektedir.

19 Ekim 1955

 Birleşmiş Milletler (New - York):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu­gün öğleden sonra Güvenlik Konseyi­ne bir üye seçmek için toplanmıştır. Bilindiği gibi geçen Cuma günü se­çim için altı tur yapılmışsa da ne Yu­goslavya ve ne de Filipinler gereken sayıda ey temin edemediklerinden bir neticeye  varılamamıştır.

Bugün oy verme şu şekilde cereyan etmiştir:

inci tur: Filipin 31, Yugoslavya 27 oy

inci tur: Filipin 31 Yugoslavya 28 oy

uncu tur: Filipin 31, Yugoslavya 27 oy
Bunun üzerine Amerikan delegesi Gü­
venlik Konseyine üye seçimini bıraka­
rak,   iktisadî  ve  sosyal  konseyile  ve­
sayet konseyi üyelerinin seçimine geçil
meşini teklif etmiştir.

Norveç ve Sovyet delegeleri bütün se­çimlerin başka bir toplantıya bırakıl­masını ileri sürmüşlerdir.


 

20 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler  (New York):

Vesayet komisyonu müzakerelerinde Suriye murahhası Necmettin Rıfaî, Fransa'nın Fas'ta takip ettiği politi­kayı şiddetle tenkid etmiştir.

Muhtar olmayan topraklar mes'elesi üzerinde müzakere cereyan ederken söz alan Rıfaî "Fas'ta oturan Fransız'­larla Faslılar arasında gelir bakımın­dan mevcut farkın eskiden olduğu gibi bugün de hoşnutsuzluk kaynağı oldu­ğunu, söylemiş ve meselâ Kazablanka-da Faslı bir işçinin, kazancının üçte ikisini yiyeceğe vermek zorunda oldu­ğunu, kanunen yapılan zamların ha-' yat pahallıîığmı karşılamaya kifayet etmediğini ilâve etmiştir.

Suriye delegesi diğer taraftan Fas'da yerleşmiş olan 5000 Fransızm, Fas'ın ziraate elverişli topraklarının onda birine sahip bulunduklarını ileri sür­müş ve "bugünkü infilâka müheyya vaziyet bazı memleket idarecilerinin hükmettikleri milletlere hürriyet ver­memelerinden ileri gelmektedir" de­miştir.

Birleşmiş Milletler  (New York):

Sovyet,, hükümeti, Birleşmiş Milletler sosyal komisyonunda "zorla çalıştır­ma" mevzuunun müzakeresi esnasında maruz kaldığı ithamlara bir cevap teş­kil etmek üzere, Sovyet Rusya'daki çalışma şartları ile ilgili uzun bir no­tayı bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine sunmuştur. Sovyet hükü­metinin bu notada belirttiğine göre, "Rusya'da sosyalist iktisadî sistemi," cemiyetin her sınıfına mensup işçilere hakikî bir çalışma hürriyeti temin e-decek zemini hazırlamış ve bir insa­nın diğer bir insan tarafından istis­marı imkânını ortadan kaldırmıştır. Notada ayrıca, çalışmanın kanunî hü­kümlere tabi olduğundan ve işçileri koruyan içtimaî kanunların mevcudi­yetinden bahsolunmaktadır.

Birleşmiş Milletler   (New-York):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dün Öğleden sonra, Güvenlik Konseyine fi­ye seçimiyle meşgul olmuştur.


 

image008.gifimage009.gifimage010.gifSovyet temsilcisi Arkady Sobolef, si­lâhsızlanma komisyonu başkanından, 29 Agustos'tan 8 Ekim'e kadar toplan­mış olan beşler talî komitesinin, rapo­runu incelemek ve bizzat komisyonun Güvenlik Konseyi ile Genel Kurula sunacağı raporu hazırlamak üzere ko­misyonun en yakm tarihte toplanma­sını istemiştir.

Sovyet hey'eti silâhsızlanma komisyo­nunun Pazartesi günü toplanmasını is­temişti. Fakat komisyon başkanı bu mühletin, üyelerini toplantıya çağıra-mıyacak kadar kısa olduğunu söylemiş tir. Fransız delegesi Jules Moch Pa­ris'te bulunmaktadır.

Beşler talî komitesindeki batılı ço­ğunluk, gündeminin en son bahsini silâhsızlanma mes'elesi teşkil eden Ce­nevre konferansının hitamından evvel komisyonun toplanması kanaatindedir-ler.

Sovyet delegesi, Genel Kurulun silâh­sızlanma hakkındaki müzakerelerinin, mes'ele Birleşmiş Milletlere Aralık ayı başında geldiği takdirde, kısaltıl­masından hattâ büsbütün kaldırılma­sından endişe etmektedir.

19 Ekim 1955

 Birleşmiş Milletler (New - York):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu­gün öğleden sonra Güvenlik Konseyi­ne bir üye seçmek için toplanmıştır. Bilindiği gibi geçen Cuma günü se­çim için altı tur yapılmışsa da ne Yu­goslavya ve ne de Filipinler gereken sayıda ey temin edemediklerinden bir neticeye  varılamamıştır.

Bugün oy verme şu şekilde cereyan etmiştir:

inci tur: Filipin 31, Yugoslavya 27 oy

inci tur: Filipin 31 Yugoslavya 28 oy

uncu tur: Filipin 31, Yugoslavya 27 oy
Bunun üzerine Amerikan delegesi Gü­
venlik Konseyine üye seçimini bıraka­
rak,   iktisadî  ve  sosyal  konseyile  ve­
sayet konseyi üyelerinin seçimine geçil
meşini teklif etmiştir.

Norveç ve Sovyet delegeleri bütün se­çimlerin başka bir toplantıya bırakıl­masını ileri sürmüşlerdir.


 

20 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler  (New York):

Vesayet komisyonu müzakerelerinde Suriye murahhası Necmettin Rıfaî, Fransa'nın Fas'ta takip ettiği politi­kayı şiddetle tenkid etmiştir.

Muhtar olmayan topraklar mes'elesi üzerinde müzakere cereyan ederken söz alan Rıfaî "Fas'ta oturan Fransız'­larla Faslılar arasında gelir bakımın­dan mevcut farkın eskiden olduğu gibi bugün de hoşnutsuzluk kaynağı oldu­ğunu, söylemiş ve meselâ Kazablanka-da Faslı bir işçinin, kazancının üçte ikisini yiyeceğe vermek zorunda oldu­ğunu, kanunen yapılan zamların ha-' yat pahallıîığmı karşılamaya kifayet etmediğini ilâve etmiştir.

Suriye delegesi diğer taraftan Fas'da yerleşmiş olan 5000 Fransızm, Fas'ın ziraate elverişli topraklarının onda birine sahip bulunduklarını ileri sür­müş ve "bugünkü infilâka müheyya vaziyet bazı memleket idarecilerinin hükmettikleri milletlere hürriyet ver­memelerinden ileri gelmektedir" de­miştir.

Birleşmiş Milletler  (New York):

Sovyet,, hükümeti, Birleşmiş Milletler sosyal komisyonunda "zorla çalıştır­ma" mevzuunun müzakeresi esnasında maruz kaldığı ithamlara bir cevap teş­kil etmek üzere, Sovyet Rusya'daki çalışma şartları ile ilgili uzun bir no­tayı bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine sunmuştur. Sovyet hükü­metinin bu notada belirttiğine göre, "Rusya'da sosyalist iktisadî sistemi," cemiyetin her sınıfına mensup işçilere hakikî bir çalışma hürriyeti temin e-decek zemini hazırlamış ve bir insa­nın diğer bir insan tarafından istis­marı imkânını ortadan kaldırmıştır. Notada ayrıca, çalışmanın kanunî hü­kümlere tabi olduğundan ve işçileri koruyan içtimaî kanunların mevcudi­yetinden bahsolunmaktadır.

Birleşmiş Milletler   (New-York):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dün Öğleden sonra, Güvenlik Konseyine fi­ye seçimiyle meşgul olmuştur.

Milletler Genel kurulunun bu oturum devresinin başından beri ilk defa ola­rak bugün toplanacak olan silâhsızlan­ma komisyonuna sunulmak üzere ha­zırladığı raporu bu sabah yayınlamış­tır.

Rapor, dört büyük devlet ile Kanada mümessillerinin iştirak ettiği talî ko­mite müzakerelerinin zabıtlarını ihti­va etmektedir. Bu zabıtlarda, toplantı­lar sırasında ileri sürülen bütün fikir­ler ve teklifler mevcuttur. Bu teklif­lerin başlıcaları 2ü) Mart tarihli Fran­sız - İngiliz plânı olup, bundan büyük devletlerin silâhlı kuvvetlerde azamî hadler kabul eden, diğer taraftan Stra­tejik noktalara, hava meydanlarına demir ve kara yolu kavşaklarına ika­me edilecek ekiplerin karadan kont­rolünü derpiş eden 10'Mayıs tarihli sovyet teklifi de raporda bahis konu­su edilmektedir.

Silâhsızlanma talî komitesinin ikinci oturum devresi ile ilgili olarak rapor­da Kisenhower plânı da vardır. Bu plânda Sovyet Rusya ile Amerika ara­sında askerî malûmat teati edilmesi ve yine mütekabilen havadan rasat ve kontrol usulünün kabul edilmesi ileri sürülmektedir.

Silâhlı kuvvetler masraflarının pey­derpey azaltılarak, bundan sağlana­cak masrafın iktisadî gelişmeye yatı­rılmasını mülâhaza eden Edgar Faure teklifi ile, Avrupa'da Doğu ile Batı kuvvetlerinin buluştukları hudud hat­tının her iki yanda teftiş heyetlerinin ikamesini derpiş eyleyen Eden plânı da raporda yer almıştır.

Bununla beraber, silâhsızlanma talî komitesinin bu raporunda, çalışmalar üzerinde herhangi bir neticeye varıl-mamakda ve bir tavsiye de ileri sü-rülmemektedir. Yalnız komite mümes­sillerinin tafsilât elde etmek maksadiy le birbirlerine sordukları sualler, ez­cümle muhtemel bir kontrol sistemi ve bir silâhsızlanma programının mev kii tatbike konulması ile ilgili malû­mat talebleri mevcuttur.

Talî komiteye iştirak etmiş olan dele­gasyonlar, bu ayın 27 sinde toplana­cak olan Cenevre konferansına hazırlık olmak üzere, kendi hariciye ve­killerine ayrıca birer rapor sunacak­
lardır.

22 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler (New - York):

Vesayet komisyonu, dünkü toplantısın­da, istihbarat komitesinin muhtar ol­mayan topraklar hakkındaki raporunu büyük bir çoğunlukla kabul etmiştir. İdareci devletler tarafından verilen haberleri incelemekle görevli olan bu teşekkülden iki sene evvel çekilmiş olan Belçika oya iştirak etmemiştir.

Birleşmiş Milletler (New - York):

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld, 24 Ekim'de bütün dünyada kutlanacak olan Birleşmiş Milletler günü münasebetiyle yayınla­dığı bir mesajda şöyle demektedir:

Bu seneki hâdiseler, zihinlerimizde ve kalplerimizde, dünya birliği ve mu­kadderat beraberliği hissini kuvvetlen­dirmiştir ve birbirimize ne derece muhtaç olduğumuzu eskisinden daha iyi anlıyoruz.

Barışçı gayelerde kullanılacak Atom ilmi, dünyaya, şimdiye kadar tasavvur dahi edilmeyen maddî ilerleme imkân­ları yolu açmaktadır.Diğer taraftan, Genel Kurul başkanı Jose Maza, ayni münasebetle verdiği beyanatta, her memleketin hakkı olan iktisadî seviyeye ulaşmasına çalışmak ve insan hakları beyannamesini her yerde tatbik etmek lâzım geldiğini söylemistir.

23 Ekim 1955'

Birleşmiş Milletler :

İsrail'in Birleşmiş Miletlerdeld mü­messili Güvenlik Konseyi reisine bir mektup göndererek 20 Eylül 1949 ta­rihli mütareke anlaşmasını Suriye'nin kasden devamlı olarak ihlâli netice­sinde Suriye İsrail hududunda tahad-düs eden vahîm vaziyet üzerine nazarı dikkatini celbetmiştir. İsrail mümessi­li, son haftalar zarfında İsrail'in, şimâünde yapılan sabotaj hareketlerinde ve katillerde Suriye'nin methaldar ol­duğunun . subut bulduğunu bildir­mektedir.

25 Ekim 1955

 Birleşmiş Milletler (New - York):

Bulgar Başvekili Valca Çervenkof,Birleşmiş Milletler anayasasının yürürlüğe girmesinin 10 ncu yıldönümü mü­nasebetiyle, Birleşmiş Milletler GenelSekreteri ve Genel Kurul başkanına
bir mesaj göndererek hararetli temennilerde" bulunmuştur.       Birleşmiş Milletlere dahil olmak iste­
yen Bulgar hükümetinin Başvekili me­sajında, bu teşkilâtın bütün dünyamilletlerine şamil bir hale getirilmesi ümidini izhar etmekte böyle bir kara­rın milletler arasındaki gerginliği iza­le edeceğine inandığını belirtmekte­dir.

 Birleşmiş Milletler :

Mısır Başvekili Cemal Abdülnasır, Birlenmiş Milletler günü münasebetiy­le neşrettiği mesajda bu milletlerarası teşkilâtın kurulmasıyla milletlerde do­ğan ümitlerin, ananevi hakimiyet poli­tikalarını, zamanımızla kabili telif ol­madığını unutarak idamede İsrar eden bazı devletlerin emperyalist ihtirasla­rı yüzünden kurulmuş olmasını takbih etmekte ve şöyle demektedir:

Birleşmiş Milletlerin bu memleketlere hakikati kabul ettirerek vazifesini ve mesuliyetlerini yerine getireceğini el­an umuyoruz. Bu, hürriyetleri için sa­vaşan milletlerin kanlarını akıtmasına ve ıstırap çekmesine nihayet verecek­tir.

Birleşmiş Milletler teşkilâtını, Filis­tin, Kuzey Afrika ve silâhsızlanma ya­rışı meselelerinde icap ettiği şekilde hareket etmemekle suçlandıran Nasır sözlerine son verirken, memleketinin herhangi bir bloka katılmamak, Ban-dong kararlarını tatbik etmek ve her milletin kendi mukadderatını kendi tayin etme hakkım destekleme azmin­de olduğunu teyit etmiştir.

26 Ekim 1955

 Birleşmiş Milletler (New - York): Sovyet heyeti başkanı Vassili Kuznet Birleşmiş Milletler siyasî komis­yonunun dünkü toplantısında verdiği beyanatta, Atom enerjisinin barışçı ga­yelerde kullanılması hakkında, iyi ni­yet eseri gösterildiği takdirde bir itti­fak oy'una varılmasının mümkün ol­duğunu söylemiş ve Rusya bu mak­satla gayret sarfetmeğe hazırdır de­miştir.

   Birleşmiş Milletler (New-York):

Birleşmiş Milletlerin altıncı teknik yardım konferansını açan Genel Sek­reter Hammarskjold, üye devletlerden teknik yardım için daha fazla yardım­da bulunmalarını istemiştir. Genel Sekreter, son 15 yıl içinde 75 hüküme­tin teknik yardım programı için 114 milyon dolar verdiğini hatırlatmıştır.

27 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler Kurulu   (New-York):

Sovyetler Birliği batılılar tarafından Birleşmiş Milletler siyasî komisyonu­na tevdi edilmiş olan Atom enerjisinin sulhçu gayelerde kullanılması husu­sundaki projenin üç noktasının tadili­ni talep eden bir teklif sunmuştur.

Burada bulunan müşahitlerin kanaat­lerine göre, Sovyetlerin bir tâdil tek­lifinde bulunmaları onların batılılar tarafından, ileri sürülmüş olan tasarı­nın tümüne itiraz etmeyeceklerini göstermektedir.

Sovyetler tarafından ileri sürülen bu tâdil tekliflerinden ikisi müstakbel konferanslar konusuna temas etmekte ve bu toplantılara, sadece,, Birleşmiş Milletler üyesi devletlerin ve bu teş­kilâta dahil olan kurulların değil, ko­münist Çin ve Doğu Almanya gibi, Birleşmiş Milletler kurulu dışında bu­lunan devletlerin de iştiraklerini tâ­dil teklifi ise, kurulması mutasavvar Atom enerjisi ajansının Birleşmiş Mil­letler kurulu ile alâka ve münasebet­lerine mütedairdir.

29 Ekim 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-York):

Birleşmiş Milletler Kurulu Genel Sek­reteri Dag Hammarskjoeld ve Filis­tin     mütareke     komisyonu     kontrolheyeti başkanı Burns, son. günlerde İsrail - Mısır ve İsrail - Suriye hudut­larında vukua gelen hâdiseler hakkın­da alâkalı devletler temsilcilerine, bu­gün, izahatta bulunmuşlardır.

Bu devletler temsilcileri, gerek Dag Hammarskjoeld ve gerek General Burns tarafından, bu kesimde gergin­liğin hafifletilmesi için ne gibi ted­birler alınması hususunda da aydınla­tılmışlardır.

Birleşmiş Milletler Kurulu (New -York):

Birleşmiş Milletler kurulundaki Suudî Arabistan daimî temsilcisi Abdullah el Hayal güvenlik konseyi başkanlığı­na bir mektup göndererek "26 Ekim tarihinde İngiltere hükümetinin teşeb­büsü ile harekete geçen bazı kuvvet­lerin Bureymi vahasında ve civarında giriştikleri tecavüz hareketlerinden doğan tehlikeli durum" hakkında kon şeyin dikkat nazarım çekmiştir.

Suudî Arabistan temsilcisi bu hâdise­nin dünya sulhu ve emniyeti için bü­yük bir tehlike teşkil ettiğinde İsrar etmektedir.

30 Ekim 1955

Birleşmiş Milletler (New - York):

Suriye'nin Birleşmiş Milletlerdeki da­imî temsilcisi Refik Asha, dün Güven­lik Konseyi başkanına gönderdiği bir mektupta, İsrail'in Suriye ile arasın­daki mütareke anlaşması hükümlerini ihlâl ederek, tecavüzî hareketlerini git gide arttırdığını bildirmekte ve bu ha­reketlerin şimdiki durumun vahameti­ni arttırmaktan ve sulhu esaslı suret­te tehdit etmekten başka bir netice vermiyeceğini ifade etmektedir.

Birleşmiş Milletler :

Filistin'deki Birleşmiş Milletler müta­reke komisyonu başkanı General Burns, dün, Birleşmiş Milletler'deki İsrail temsilcisi muavini Mordehay Kidron'a ve Mısır Dışişleri Vekili Mah mud Fevzi'ye, askerlikten tecrit edil­miş El Oca bölgesindeki son hâdise­lerle ilgili olarak bir mektup gönder­miştir.

General Burns, bu mektubunda, her iki taraftan, El Oca'daki ve temas ha­linde bulundukları diğer bölgelerdeki birliklerine tecavüz ve misilleme hare ketlerine son vermeleri ve mütareke anlaşması hükümlerine uyarak sadece müdafaa durumunda kalmaları husu­sunda emir vermelerini kesin olarak talep etmektedir.

31 Ekim 1955

 Birleşmiş Milletler (New - York):

Genel Kurul çalışmaları yedinci haf­tasına girmiştir. Birleşmiş Milletlerde saat başı takip edilen Orta Doğu du­rumunun gelişmeleri, bu hafta sonu tatilinde, Genel Sekreter Dag Hairi-marskjoeld ile Filistin mütareke komis yonu başkanı general Burns'ün Mısır ve İsraile ciddî bir ikazda bulunma­larına yol açmıştır. İlgili hükümetle­re, Birleşmiş Milletler Genel Sekreter­liği vasıtasıyla, Hammarskjoeld'un Ve General Burns'ün El Oca durumunun vahamet kesbetmesini önlemek mak­sadıyla alınması kanaatinde oldukları tedbirler hakkında malûmat verilmiş­tir.

Diğer taraftan, Güvenlik Konseyi baş­kam iki tebliğ almıştır. Bunlardan bi­ri, İsrail ile Suriye arasında mevcut mütareke anlaşmasına aykırı olarak İsrail'in giriştiği taarruz hareketlerinin artmasına dair Suriye temsilcisinin tebliği, ikincisi de Bureymi vahasında vuku bulan son hâdiseler hakkında Suudi Arabistan delegesinin tebliği. Fakat bunlar şimdilik sadece ikaz ma­hiyetindedir. Güvenlik Konseyinin top îanması henüz talep edilmemiştir.

Atom enerjisinin barışçı gayelerde kul lanılması meselesinin müzakeresini ge çen hafta tamamlamış olan siyasî ko­misyon ise, bugün, Atom devrinin ye­ni bir meselesine temas edecektir: Atom şualarının yarattığı tehlike.

Mesele, Genel Kurulda Amerika ve Hindistan tarafından ortaya atılmış­tır. Bu memleketler, Birleşmiş Millet­lerden, Atom şualarının insanların sıhhati ve emniyeti üzerinde yaptığı tesir hakkında muhtelif memleketler­de elde edilen, malûmatı koordine et­mesini istemişlerdir.

Birleşmiş Mületler'in güçlükleri Yazan: M. Nermi

3/10/1955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Cezair meselesinin gündeme alınması, Birleşmiş Milletleri, gerçekten cok cid­dî bir durumla karşı karşıya bırakmış­tır. Fransa Dışişleri Bakanı Antoine Pinay'm belirttiği gibi. bir karardan doğabilecek sonuçların Önemini iki de­fa hatırlatmış ve bu konularda Birleş­miş Milletler'in yetkisini tanıyamıya-cağım, bütün işkilleri giderecek bir açıklıkla, zamanında bildirmiştir. O-nun için, Cezair dâvasının gündeme geçirilmesi kararı verilir verilmez, An­toine Pinay, kürsüye çıkarak, memle­ketinin görüşünü bir daha tekrarladık tan sonra, toplantı salonunu terketmiş tir.

Pinay'in yaptığı açıklamada, Birleş­miş Milletler üyelerinden birçoğunu kaygılara düşüren bir nokta vardır: Fransa, Cezair'in gündeme alınmasın­dan doğan durumu gözden geçirecek ve kendisiyle Birleşmiş Milletler ara­sındaki münasebetleri de, ona göre, ayarlayacaktır. Çünkü: Cezair dâvası, Pinay'a göre, Fransadan başka hiçbir memleketi ilgilendirmez. Bndan başka, iç-politika konularına hiçbir yabancı teşkilâtın karışmaması lâzımdır. Ana­yasasında belirtildiği gibi Birleşmiş Mületler'in böyle bir yetkisi de yoktur ve olmaz zaten.

Fransanm toplantı salonundan ayrılışı, birçok yorumlara yol açmıştır. Belçi-kanın geniş - tecrübeli ve uzak - görüş lü temsilcisi Paul Henri Spaak, gün­dem kararının uyandırdığı elverişsiz tepkiler üzerinde, tam bir açık - yü­reklilikle durmakta ve meydana gelen gerginliğin küçümsenmiyeceğini anlat­maktadır: Birleşmiş Milletler Anaya­sasının dayandığı umdelere, zaman za­man dokunulacak olursa, bu teşkilâtta kalıp kalmamak dâvası, bir gün, ken­diliğinden  ortaya   çıkmış   olabilir.  Onun için, Fransa'nın Birleşmiş Millet­lere karşı nasıl bir politika güdeceğini büyük bir sabırsızlıkla bekleyen üye­ler az değildir.

İyimser üyeler, çıkar bir yol (modus vivendi) bulunacağını ve Fransanm yatışarak işbirliğine uzak kalmayaca­ğını tahmin etmektedirler. Fakat na­sıl? Asıl dâva da bu işte. Cezair me­selesinin gündeme almmasiyle Genel Kurul toplantısın'da tartışılması ve belki de, gene çoğunlukla, karara bağ­lanması mümkündür. Fransayı yatış­tıracak şeyler değildir bunlar. Bir dâ­vanın gündeme alınmasını Birleşmiş Milletler salonundan ayrılmak için se­bep sayan Fransa, hiçbir kararı tanı­mayacağını uluorta bildirmiştir zaten. Birleşmiş Milletler, ortaya çıkan ger­ginliği görmezlikten gelir de karar vermekte direnirse, Birleşmiş Millet­ler - Fransa münasebetleri, hiç şüphe­siz biraz daha bulanmış olabilir, Teş­kilât, bu yüzden, kuruluşundan beri, ilk defa, bu kadar karışık bir duruma düşmüş sayılmalıdır. Biz, onun için, İkinci Dünya Harbi'nden sonra kuru­lan bu büyük barış teşkilâtının ve mil­letlerarası işbirliğinin karşılaştığı cid­dî güçlüklerden sıyrılmasını yürekten dileriz.

Zaman zaman beliren gerginliklerin ne demokrasilerle işi vardır, ne de ba­rış, idealine bağlı hür milletlerle. O-nun için, insan hakları ve hürriyetleri gibi, yüksek ideallerin bayrağı altın­da birleşen üye devletlere, Birleşmiş Milletler dâvasında ciddî vazifeler düşmektedir. Büyük dâvaları küçükle-riyle karıştırmamak lâzımdır. Bu-ve­rimli ve yapıcı politikanın yolunu ha­zırlamak için de, Spaak'm dediği gibi, Birleşmiş Milletler Anayasasında yer alan umdelerin dokunulmazlığını sağ­lamak şarttır. Birleşmiş Milletler bir yandan milletlerin egemenliklerini ta­nımaktadır, öte yandan da her mille­tin kendi mukadderatını kendi başı­na seçmek hakkını. Görünürde birbi­rini tamamlayan bu iki umde, hakikat-

te, birçok politika oyunlarına elveriş­lidir.

Birleşmiş Milletler, egemen ve hür milletlerin yarattığı bir teşkilâttır. Fakat Ukrayna, Beyaz - Rusya, Çekos-lavakya, ilh devletler hukukunun an­ladığı ölçülerde, egemen ve hür sayı­labilirler mi? Bu da bize gösteriyor ki: Birleşmiş Milletler'in zaman zaman karşılaştığı güçlükler, bilhassa, kuru­luşundaki eksiklerden, daha doğrusu tezatlardan ileri gelmektedir. Yapılma sı  düşünülen  ciddî  reformlar  gerçekleşmedikçe, bu büyük işbirliğinin bir­çok imtihanlar geçirmesi çok müm­kündür. Fakat Fransanın toplantıyı terkedişi, bize bir şey öğretmiştir: Ol­dukça pürüzsüz çalışabilmek için, tek taraflı gündem politikasından, ve tam mânasiyle egemen milletlerin işlerine karışmaktan vazgeçilmelidir. Çünkü: Birleşmiş Milletler, adından da anla­şıldığı gibi, toprak dağıtan bir teşki­lât değil, memleketler arasında ahenk ve işbirliği yaratmayı en yüksek bir gaye bilen bir kurumdur.

17 Ekim 1955

 Washington :

Yetkili kaynaklardan Öğrenildiğine göre, İngiliz heyeti Cenevre konferan­sında Avruoa'da Doğu - Batı hudut-larındaki askerî kuvvetlerin azaltılma­sını teklif edecektir.

Bu teklif, Avrupa'da gerginliği azalt­mak için İngiltere Başvekili Anthony Eden tarafından Öder - Neisse hattın­daki askerî kuvvetlerin azaltılmasına dair hazırlanan plânın muaddel bir şekli olacaktır.

Bir înailiz sözcüsünün United Press muhabirine verdimi malûmata göre, batılıların Rusya'ya teklif etmeyi dü-şündüklari güvenlik teminatı uzun hu­kukî çalışma ve hazırlıkları icab etti­recektir, halbuki Eden plânı derhal kabili tatbiktir.

Plân, Almanya'nın derhal birleştiril­mesi şartına ba&lı olacaktır. Bu itibar­la şayet Sovyetler, Eden plânını ka­bul ederlerse Almanya'nın birleştiril­mesi hazırlıklarına başlamak mecburi­yetinde olacaktır.

Bu plânın reddi ise, dünya efkârı umumiyesinde, Almanya meselesinin askı­da kalmasından Sovyetleri mesul du­ruma, düşürecektir.

Tahmin edildiğine göre, Cenevre kon­feransında Almanya meselesi bir neti­ceye bağlanmadığı takdirde Eden, İn­giltere Hariciye Vekili Harold Mac-millan'a bu plânı teklif etmesi için res'en talimat verecektir.Buradaki batılı müşahitlere göre, Fran sa ve diğer batılı devletler, bilhassa Hollanda ve Danimarka, batı müdafaa hattını kendi    hudutlarına yaklaştıracak olan Eden plânına taraftar değil­lerdir.Bununla beraber, şayet Sovyetleri hür Alman seçimleri ve Almanya'nın bir­leştirilmesine yol açacak diğer teklif­lere ikna etmek kabil olmazsa, bu memleketler Eden plânını kabul ede­ceklerdir.

Hâlen Paris'te çalışmalarına devam eden İngiliz, Fransız ve Amerikan he­yetleri Eden plânını, Cenevrede takib edilecek batılı siyaseti ile ahenkli bir hale getirmeğe gayret etmektedirler. 27 Ekimde toplanacak olan Hariciye Vekilleri konferansından önce, nihaî plân üzerine anlaşmaya varılacağı zannedilmektedir.Batılı müttefiklerin Eden plânını ka­bule hazırlandıklarına dair haberler, üç batılı devletin Cenevre konferansı için birleşik bir siyaset üzerinde anla­şamadıkları rivayetlerine son vermiş­tir.Bir kaç gün evveline kadar, İngiltere-nin müstakillen bir plân ileri süreceği bildirilmekte idi. Son haberler görüş­ler arasında yakınlaşmayı teyit etmek­tedir.

İyi haber alan batılı kaynaklara göre, batılılar, Cenevre'de tatbik edilecek si­yaset üzerinde şu noktalarda anlaşmış­lardır:

14  milletin  iştiraki  ile     AvrupaGüvenlik Paktı teşkil edilse bile, Ku­zey  Atlantik  Paktı  teşkilâtı     Avrupa batı müdafaa plânının kilit noktası olarak devam etmelidir.

 Herhangi bir güvenlik paktı Almanyanm birleştirilmesi  şartı  ile  ka­bul edilmelidir.

Birleşmiş bir Almanya, istediği bir ittifaka girmekte serbest olmalıdır. Birleşik Amerika Sovyetlere verilecek güvenlik teminatında cok ileri gidil­mesine muarızdır. Bu görüşü Fransa'da desteklemektedir.

İngiltere ise Eden plânının behemahal teklifinde İsrar etmektedir. İngilizler, bu plânın, Avrupa'da tecavüzü önle­yecek kat'î teminatı ihtiva ettiğini id­dia etmektedirler.

22 Ekim 1955

Londra :

Aralarında filozof Brentrand Russel ve Profesör Powell de bulunan bîr çok şahsiyet dün bir miting yaparak, Ce­nevre'de toplanacak olan dört Dışişle­ri Vekilleri konferansına aşağıdaki me sajı göndermeğe karar vermişlerdir:

E&er. arzu edildiei gibi, doŞulu ve ba­tılı Dışişleri Vekilleri yeni haleti ruhi-yeyi kabul ederler ve bunun tezahür­lerini bir tuzak veya zaaf eseri olarak telâkki etmezlerse, silâhsızlanma rıak1 kında bir anlaşmaya varmak mümkün olur.

23 Ekim 1955

 Londra :

Dışişleri Vekili Harold Maçmillan bu­gün Paris'e hareket edecek ve oradan ayın  26  sında  Cenevre'ye  gidecektir.

Cenevre konferansında İngiltereyi tem sil edecek olan heyetin konferansa "ne iyimser, ne de kötümser bir görüşle gitmeyeceği" hükümete yakın çevre­lerden bildirilmektedir.

Aynı çevrelerin kanaatince, gelecek Cenevre toplantısı, dört hükümet baş­kanının bundan önceki toplantıların­dan sonra hasıl olan durumun çerçe­vesi içinde Sovyetlerle girişilecek uzun bir müzakere serisinin birincisi ola­caktır. Bu sebepten ne Almanya'nın geleceği, ne de silâhsızlanma bahsinde derhal bir neticeye varılmasını bekle­mek yersiz olur.

Bu hafta bir çok defa görüşmüş olan Başvekil Eden ile Dışişleri Vekili Mac-millan, meselelerin bütünü için daha sonra varılabilecek bir hal çaresi üze­rinde peşin fikirler yürütmeksizin konferansa küçük ölçüde plânlar" sun­maya karar vermişlerdir.

İngiliz heyeti,  Sir Anthony    Edentarafından Cenevre'de öne sürülmüş olan ve orta  Avrupa'da     bir tamponbölge ihdası esasına  dayanan plânüzerinde ısrar edecektir. Bu bölgeye
yerleştirilecek  olan  Sovyet ve    batılıkuvvetleri tedricen azaltılacak ve müştereken kurulmuş bir teşkilâtın daimîkontrolü altında bulunacaktır.

Atom  silâhsızlanması bahsinde hakikî  bir  ilerleme kaydedilmediğinden İngiltere klâsik ilâhlanma tedricî ola­rak: azaltılmasını teklif edecektir. Dış­işleri Vekili, yine başvekil tarafındanCenevre'de öne sürülmüş olan ve Londra'da ilgililer arasında "bir cipte dörtadam" adı verilmiş olan   plân üzerin­
de de duracaktır.Bu plân iki tarafarasındaki sınır hattının, yani tamponbölgenin iki yanında bulunan asker, vesilâh mevcudunun müştereken kontro­lünü teklif etmektedir. Böylece her ikitaraf temsilcileri Başkan Eisenhower'inhavadan kontrol veya Sovyetlerin Önemli stratejik    noktalarınmilletler­arası kontrolü şeklindeki plânları ka­bul edildiği takdirde zarurî bir mahi­
yet alacak olan     müşterek çalışmayahazırlanmış olacaktır.

Batı  ile Doğu  arasındaki  münase­betler bahsinde de kültürel, turistikve ekonomikmübadelelerin artırılması istenecektir.Bu arada Sovyet'lerden batılıların rad­yo yayım faaliyetlerini teknik müda­halede bulunarak aksatmamaları ve turistik mübadelenin artması için pa­ra değişimlerinin kolaylaştırılması is­tenecektir.

27 Ekim 1955

Cenevre :

Dört büyük devlet Dışişleri Vekilleri konferansı busun Gmt ayarîyle 15'te Milletler Sarayında açılmıştır.

Cenevre :

Dört büyük devlet Dışişleri Vekilinin ilk toplantısı, bundan önce, dört hü­kümet reisinin toplanmış oldukları sa­londa cereyan etmiştir.Heyetler birbirile bir kare teşkil eden dört masa etrafında oturmuşlardır.

,Cenevre :

Dört büyük devlet Dışişleri Vekili kon feransmm açılış celsesine Fransa Dış­işleri Vekili Antoin Pinay riyaset et­miştir

Ântoin Pinay açılış nutkunda ezcümle şunları söylemiştir:

Dünya milletlerinin sulh arzularını vaadlerle, parlak sözlerle idameye ça­lışmamız kâfi değildir. Elbirliği ile, elimizden gelen gayreti esirgemiyerek dünyada doğmuş olan bu ümidi tahak­kuk ettirmeğe, hakikat faaline getir­meğe mecburuz.Bundan sonra, gündemdeki Almanya-nın birliği ve .Avrupa güvenliği konu­larına temas eden Pinay bunda bir an­laşmağa varmanın daima mümkün ol­duğunu, bunun için de her iki tarafın iyi niyet göstermesi iktiza ettiğini be­yan etmiştir.

Cenevre :

Bu^ninkü oturumda Fransa Dıs:şleri Vekili Antoin Pinay'dan sonra söz alan İngiltere Dışişleri Vekili Harold Mac Millan Birleşik Amerika Cumhurbaş­kanı Eisenhower'in geçirmiş olduğu hastalığa temas ederek ezcümle şöyle demiştir: "Biz bu haberi aldığımız za­man, içimizden birinin, en yakınımı­zın rahatsızlığını duymuşcasma büyük bir teessür ve elem duyduk. Sadece hükümetim adına değil, bütün İngiliz milleti adına şunu söyliyeyim ki, kon­ferans tarafından Başkan Eisenhower'e çekilecek olan istifsarı hatır telgrafına canı gönülden  imzamı basacağım.''

Bundan sonra konferansın meşgul ola­cağı konulara temas eden Harold Mac Millan şunları söylemiştir: "Dört bü­yükler arasında bu yaz Cenevre'de vu­kua gelen konferans dünya milletleri­ne yeni ümitler doğurmuştur. Hükü­met reisleri tarafından tavzif edilmiş olan bizleri önümüzdeki günlerde çok mühim işler bekliyor. Şunu unutma­yalım ki, çok önemli bir vazife ile kar­şı karşıyayız. Vazifemizi anlayış ve sempati ile başarmağa mecburuz. Ge­çici muvaffakiyetsizliklerin bizi şaşırtmaması ve ne kadar çetin olursa ol­sun, realist olmağa mecburuz. Bugüne kadar geçen zaman zarfında, batılı devletlerle Sovyetler Birliğinin görüş­leri arasında farklar bulunduğunu ka­bul etmeliyiz. Biz bu görüş ayrılıkla­rının kalkabileceğine inanıyoruz ve bunu da meydana getirmek için eli­mizden gelen gayreti sarfedeceğiz.

Cenevre :

İngiltere Dışişleri Vekili Harold Mac Millan'dan sonra söz alan Sovyetler Birliği' Dışişleri Vekili Molotof Alman­ya meselesine temasla bunun Avrupa güvenliği konusunun bir ferdi olduğu­nu söylemiştir.

Avrupa güvenliğinin Avrupa milletle-güvenliği konusunun bir herdi olduğu-sÖyliyen Molotof, Almanya konusunun hallinin Almanya'nın bir kısmının a-leyhine olarak yapılmasına imkân ol­madığını, Doğu Almanya'da başarılan içtimaî mkilâpların Almanya'nın bir­leştirilmesi keyfiyetinin her şeyden Ön­ce, Alman halkının kendi işi olduğunu söyleyen Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili sözlerine şöyle devam etmiştir: Bizim vazifemiz Alman milletine bu vadide yardım etmektir. Onlara hazır­ladığımız her hangi bir tasarıyı zor­la kabul ettirmeğe hakkımız yoktur.

Bundan sonra, Avrupa güvenliği ko­nusuna temas eden Molotof buna baş­lıca askerî ittifakların engel teşkil et­tiğini söylemiş ve bu arada Kuzey Atlantik Paktına şiddetle hücum etmiş tir.

Almanyanm birleştirilmesi ve Avrupa güvenliği hususunun tahakkuku için bazı merhalelerden geçilmesi prensibi­ni kabul edebileceğini söyleyen Molo­tof, Sovyetler Birliğinin Alman mili­tarizmini diriltmeğe matuf her hare­kete karşı geleceğini bildirmiştir.Bundan sonra, silâhsızlanma konusuna temas ederek, konferansın başlıca he­definin bunu tahakkuk ettirmek oldu­ğunu söylemiştir.

Doğu ile Batı arasındaki münasebetle­re temas eden Sovyetler Birliği Dışiş­leri Vekili bu alanda alınmış olan ted­birlere şiddetle hücum etmiş ve anormal durumun derhal kaldırılmasını ta­lep etmiştir.

Moîotof sözlerini, Doğu ile Batı ara­sında ilmî, kültürel, teknik turistik, sınai ve zirai sahalarda geniş ölçüde mübadele temini temennisi ile bitir­miştir.

28 Ekim 1955

Cenevre :

Almanya'da serbest seçimler tertiplen­mesini derpiş eden, tadil olunmuş Eden plânı şu noktaları havidir:

Seçim kanunu, şimdiye kadar Doğu  ve  Batı  Almanya'da hazırlanmışolan seçim kanunları     dikkat nazaraalınarak,   ve  Alman   mütehassıslarlada  istişarelerde  bulunmak  suretiyle,dört büyük devlet tarafından hazırlan­malıdır.

Seçimler dört büyük devlet tem­silcilerinin katılacakları  bir teşkilâttarafındankontroledilmelidir.  Taraf­sızların da buna iştiraki mümkündür.Alman tebalan da,    istişarî mahiyetteolmak üzere buna katılabileceklerdir.

 Birleştirilecek Almanya'nın hü­kümeti,  iki Almanya  tarafından  yük­lenilmiş olan   milletlerarası mahiyet­teki hak ve vecibeleri reddetmek ve­ya  kabul emekte erbest  olacaktır.Hükümet arzu  edebileceği  milletlerarası anlaşmaları akitte serbest bulunmalıdır. DÖrt devlet birleşmiş Alman­
ya hükümetinin  Birleşmiş    Milletler eşkilâtına   katılmak   hususundaki  talebini destekliyecektir.

 Bu plânın  hükümleri,  bir Avru­pa  güvenlik  antlaşması  çerçevesinde arılacak bir anlaşmanın hükümlerine abi olacaktır.

Cenevre :

Cenevre konferansmdaki Sovyet he­yeti de bugün bir tasarı sunmuştur. Bu tasarıda bütün Avrupa devletleri ve Amerika'nın iştirakiyle müşterek bir güvenlik antlaşmasının akdi der­piş olunmaktadır. Almanya birleştiri-linceye kadar, Doğu ve Batı Almanya da bu antlaşmaya katılabileceklerdir. Antlaşma   üyesi   devletler birbirlerine karşı her hangi bir tecavüzî harekette bulunmamayı karşılıklı taahhüt ede­ceklerdir. Üyelerden biri Avrupa'da bir tecavüz ihtimalinin belirdiğine ka­naat getirdiği takdirde, devletler ara­larında  istişarelerde  bulunacaklardır.

Bir tecavüz vukuunda üye devletler, ellerinde mevcut bütün vasıtalarla, tecavüze uğrayan devlete yardımda bulunacaklardır.

Üye devletler, gayesi Avrupa müşte­rek güvenlik antlaşmasının gayelerine aykırı olacak bir koalisyon ve ittifaka girmemeyi ve bir anlaşma aktetmemeyi taahhüt edecektir.

Üye devletler, komünist Çin'i, bu ant­laşmayı tatbik maksadiyle kurulacak teşkilâtlarda birer müşahit bulundur­maya davet edeceklerdir. Bu anlaşma, Avrupa devletlerinin akdetmiş olduk­ları anlaşma ve milletlerarası anlaş­malardan doğan ve prensipleriyle ga­yeleri buna aykırı olmayan vecibele­rini haleldar etmiyecektir.

Cenevre :

Bugün öğleden sonra yaoılan celsede sırasiyle dört Hariciye Vekilleri, batı­lılar tarafından yapılan tekliflerin ehemmiyetini, değerini ve gayesini tak dir etmek için Moîotof a müracaat et­mişlerdir. Batılı Hariciye Vekillerine göre, taraflarından yapılan bu teklif­ler, Sovyet taleplerini karşılamakta­dır.

Harold Mac Millan riyaset ettiği top­lantının başlangıcında, batılı devlet­lerin sunmuş oldukları muhtıra hak­kında  bazı  izahatta  bulunmuştur. Bundan sonra söz alan Moîotof, ilk önce Avrupa'nın güvenlik paktı hak­kında Sovyetlerin proje metnini oku­muş ve müteakben batı projesi üze­rinde bazı mülâhazalar yapmıştır.

Moîotof sözüne devamla şöyle demiş­tir: "Sovyet heyeti Almanyanm yeni­den birleştirilmesi ve Avrupa güven­lik meselelerinin birbirlerine bağlı ol­ması zaruretinin üç batılı devlet tara­fından takdir edildiğini müşahede et­mekle kendisini bahtiyar addetmekte­dir. Bununla beraber batılılar tarafından ileri sürülen plânın metni ciddî bir tetkike ve müzakereye muhtaçtır.

Molotof müteakiben bazı mülâhaza­lar yapmıştır. İleri sürdüğü mütalâaya göre, batılıların plânı devlet başkan­larının tavsiyelerine uygun değildir, zira bu plân Alman meselesine naza­ran Avrupa güvenliği meselesine rüc-haniyet vermemektedir.

Diğer taraftan, yine Molotof a göre, batılılar tarafından yapılan iki teklif, güvenlik sisteminin ihtiyaçlarım tat­min etmemektedir.

Çünkü, bu teklifler, gerginliğin ve si­lâhlanmanın artmasına âmil olacak­ları gibi, yeniden silâhlanmış bir al-manya'nm Atlantik camiasına katıl­masını mecburî kılmaktadır.

Mûlotof tan sonra konuşan Foster Dul­les, bilâkis batılıların plânının dev­let başkanları tarafından yapılan tav­siyelere uygun olduğunu söylemiştir. Dulles, sözüne devamla, batılı devlet­lerin, bu iki meseleyi birbirine bağla­mak için büyük bir anlayış gösterdik­lerini isbat ettiklerini bildirmiştir.

Amerka, Dışişleri Vekili, Molotof ta­rafından yapılan mülâhazaların vak­tinden evvel yapıldıklarını ve bunla­rın, Molotof tarafından geri alınacak­larını ümid ettiğini bildirmiştir.

Foster Dulles'm ilâve ettiğine göre, Sovyet plânının, batılılar plânında mevcut bazı unsurları ihtiva ettiğini ve dolayısiyle iki plânın görüşleri ara­sında bir yakınlaşma yapılması müm­kün  olduğunu bildirmiştir.

Son olarak söz alan Antoine Pinay, Mac Millan ve Foster Dulles gibi, ba­tılılar tarafından yapılan tekliflerin büyük eTıemnıiyetlerini tebarüz ettir­miş ve Fransız hükümetinin bu esas­lar üzerinden tatmin edici bir anlaş­manın akdedilmesi mümkün olacağına kani bulunduğunu -zira Rusya'nın gü­venlik ihtiyaçlarını tatmin etmek için, bu teklifler, batılılar tarafından sarfe-dilen büyük bir gayreti temsil etti­ğini bildîrmiştr.

Cenevre  :

Sovyetler  Birliği  Dışişleri  Vekilinden sonra söz alan Birleşik Amerika Dış­işleri Vekili John Foster Dulles ezcüm le şunları söylemiştir: Bütün dünya bugünkü şartların devamlı ve sağlam bir sulh kurulması için müsaid olma­dığını görmektedir. Bu durum kargı­sında herkes endişe duymaktan ken­dini alamamaktadır."

Bundan sonra bu endişenin sebepleri­ne temas eden John Foster Dulles bunların köklerinin çok derinde oldu­ğunu söyliyerek sözlerine şöyle devam etmiştir:

Silâhsızlanma konusuna geçen Dulles, silâhsızlanmanın dünya milletleri için çok ağır bir yük teşkil ettiğini herke­sin kabul ettiğini, tedrici bir şekilde silâhsızlanma hususunda bir anlaşma­ya varmanın zaruret teşkil ettiğini be­yan etmiştir. Bu arada, Başkan Eisen-hower tarafından mütekabil teftiş ve kontrol teklifini hatırlatarak bunun bu vadide çok faydalı olacağını bildir­miştir.

Doğu ile Batı arasındaki münasebetle­re temas eden Dışişleri Vekili, güven­lik ile ilgili olmayan hususlarda ticarî ve iktisadî münasebetlerin inkişafının faydalı olacağını ve Amerika heyeti­nin bunu tahakkuk ettirmek için elin­den gelen gayreti sarfedeceğini söyle­miştir.

Dulles konferansın muvaffakiyeti hu­susunda temennilerde bulunarak söz­lerini bitirmiştir.

Cenevre :

Batılı devletler bugün Cenevre konfe­ransında  Almanya'nın yeniden birleş tirilmesi ve Avrupa güvenliği mevzu­unda bir muhtıra ile Almanya'nın ser­bestçe birleştirilmesini temine matuf bir plân sunmuştur. Bu plân Eden'in ilk sunduğu plânın tadil edilmiş bir şeklidir.

Üç batılı vekil 1956 yılında bütün Al­manya'da serbest seçimler tertiplen­mesi hususunda bir prerlsip anlaşma­sına varılması şartiyle bir Avrupa gü­venlik antlaşması ile Eden plânı esası üzerinde, Almanya'nın birleştirilmesi mevzuunda bir anlaşmanın aynı za­manda akdini teklif etmişlerdir.

Avrupa güvenlik antlaşması:

Muhtıranın mukaddemesinde Avrupa güvenlik antlaşmasının Almanya'nın birleştirilmesi işiyle bir arada yürür­lüğe gireceği ve merhaleler halinde tatbik mevkiine konulacağı beyan olun maktadır. Her hangi bir tecavüze kar­şı harekete geçmek mecburiyetini ih­tiva edecek olan son safha, birleştiri­lecek Almanya'nın Nato'ya ve Batı Avrupa birliğine girmeye karar ver­mesi, takdirde tatbik edilecektir.

Tatbiki Almanya'nın birleştirilmesine bağlı, bulunan Avrupa güvenlik ant­laşmasını dört büyük devlet ile, ka­rarlaştırılacak olan diğer Batı ve Do­ğu Avrupa devletleri imza edebilecek­lerdir. Avrupa Güvenlik anlaşmasının esas noktaları şunlardır:

 Kuvvete  müracaattan  vaz  geçil­mesi,

 Mütecavizlere askerî veya iktisa­dî yardımın durdurulması,

 Bir askerî muvazene temini mak­sadıyla   hudut  hattmm  iki   tarafında,muayyen miktar askerî kuvvet bulun­durulabilecek  bölgelerin  tesbiti.     As­kerî kuvvetlerin yerleştirilmesi ve as­kerî   tesislerin   inşası   mevzuunda  hu­dut  bölgelerinde  hususî tedbirler alı­nabilecektir.

 Bir  baskın  taarruzunu  önlemeyematuf teftiş ve  kontrol  mekanizması­nın tatbiki.

 Özel bir gözetleme sisteminin ku­rulması:  Silâh ve kuvvetlerin  tahditedildiği bölgelerin Batı ve Doğusunda bir radar gözetleme şebekesi kuru­lacaktır.

 Antlaşmanın tatbiki için istişare­lerde bulunulması.

 Ferdî veya müşterek meşru müdafaa  hakkının katiyen haleldar edilmemesi.  İlgili  memleketin  muvafakat ettiği haller hariç, bir diğer memleke­tin  topraklarında  kuvvet bulundurul­maması.

 Nato  üyesi olmayan bir  memle­kete Nato üyelerinden birinin taarruzuveya  aksi  halin  vukuu  halinde  ilgilitaraflar uygun görülecek bir şekildehareket edeceklerdir.

9  Bu hükümet müştereken karar­laştırılacak merhaleler halinde yürür­lüğe girecektir.

Muhtırada bu tekliflerin, kabule şayan bir müzakere esası teşkil edebileceği belirtilmiştir.

Cenevre :

Arap Birliği eski Genel Sekreteri Abdurrahman. dün bir beyanat vererek Araplar îsraile tecavüz et­mek niyetinde de&iller büyük devlet­ler buna emin olabilirler demiş ve Arap devletlerinin sadece İsrail'in bü­yük bir tehlike arzeden hava kuvvet­leri karşısında, güvenliklerini sağla­mak istediklerini ifade etmiştir.

Arap devletlerinin resmî müşahidi sı­fatı ile Cenevre'de bulunan Abdurrah man Azzam, İsrail Başvekili Moşe Şa-ret'in sarfettisi gayretlerin, Arap mem leketlerine silâh verilmesinden hasıl olan durumu halletmiye kâfi gelmiyeceğini işaret ederek zira bu, Cenevre konferansını alâkadar edecek beynel­milel bir mesele değil sadece mahallî bir meseledir demiştir.

30 Ekim 1955

Cenevre :

İsrail Başvekil ve Dışişleri Vekili Mo­şe Şaret bu sabah basma verdiği be­yanatta şunları söylemiştir:

Niyeti bizi mahvetmek olan bir mem­lekete silâh sevkedilmesi üzerine gü­venliğimizin maruz kaldığı tehlikeye bütün milletlerin dikkatini çekmek maksadiyle Cenevre'ye geldim. Bizim yapıcı gayretlerimizin bir harp yüzün­den duraklaması çok acı neticeler do­ğurabilir. Biz harbi önlemeye çalışı­yoruz, fakat döğüşmeye hazır bir va­ziyette bulunmaya da mecburuz. Eğer lüzumlu askerî malzeme bize verilirse bu çatışma önlenmiş olacaktır.

Moşe Şaret 1950 deklarasyonunun iki esas prensibini kabul ettiğini bildir­miştir: Orta Doğuda tesbit edilmiş olan sınırların değişmesine engel olmak ve kuvvet muvazenesini muhafaza et­mek. Fakat, bunlardan birincisi tek taraflı olmaktan başka müphem bir taahhüt mahiyetindedir. İkinci pren­sip ise Çekoslavakya'nm silâh verme­si ile zaten ihlâl edilmiş bulunuyor.

31 Ekim 1955

Cenevre   :

United Press muhabirinin yetkili ba­tılı mahfillerine atfen bildirdiğine gö­re, Üç batılı devlet, İsrail'in savunma maksadı ile silâh talebini iyi niyetle nazarı dikkate" almayı kararlaştırmış­tır. Aynı kaynaklar, üç batılı Dışişleri Ve­kilinin bugünkü bir saat 20 dakika sü­ren toplantılarında, Orta - Doğu da takip edilecek siyaset hususunda şu üç noktada tam bir anlaşmaya vardıkla­rını söylemektedirler:

İsrail'in "mahdut'' miktarda savun­ma ve bilhassa hava savunma silâhla­rı talebi "iyi niyetle nazarı dikkate alınacaktır.

Orta Doğuda bir silâhlanma yarışına girişilmesi önlenecektir.

1950 beyanatına sadık kalınacak vefakat İsrail'e yeni bir güvenlik temi­natı verilmiyecektir.

Cenevre  :

Cenevre konferansının bugünkü celse­sinde, Doğu - Batı münasebetleri mevzu ele alınmış ve batılılar, Rusya'yı, radyo neşriyatına mâni olmaktan, ha­berleri sansür etmekten ve Rusya'ya seyahati zorlaştırmaktan vazgeçmeye davet etmişlerdir.

Bu mesele üzerinde konuşan İngiliz Dışişleri Vekili Mac Millan şunları soy lemistir: "Fikirlerin, malların daha bü­yük ölçüde mübadelesini, insanların karşılıklı olarak serbestçe seyahat e-dilmesini istiyoruz. Karşılıklı olarak emniyetin birbirimizi anlıyabilmenin yegâne çaresi de budur."

Dışişleri Vekillerinin konuşmalarını müteakip, önümüzdeki iki hafta zar­fında, vekil yardımcılarının bu mev­zuda etraflı bir plân hazırlamaları ka­rarlaştırılmıştır.

Cenevre :

Cenevre konferansında bugün açık­landığına göre, Amerika Birleşik Dev­letleri, Rusya ile diğer Doğu Avrupa memleketlerine gitmek istiyen Ame­rikalıların bundan böyle vize almala­rına lüzum kalmadığını pasaport vi­zesinin serbestçe verileceğini ve bu memleketlere yapılacak seyahat tahdi­dinin kaldırıldığını ilân etmiştir.

Cenevre konferansının bugünkü top­lantısında batılı temsilciler demir per­de arkası memleketlerle ticaretin ge­liştirilmesi için tedbirlerin alınmasını teklif etmişlerdir.

Doğu ile Batı arasındaki engellerin aşılması için büyük bir hamle yapmış olan Amerikan Hariciye Vekili Dulles aşağıdaki şu teklifleri de ileri sürmüş­tür:

Amerikan   hava   kumpanyalarınaait uçakların Moskova'ya, Sovyet yol­cu uçaklarının da New - York'taki İdlewild hava alanına inmelerine imkânverecek şekilde   her iki  memlekete karşılıklı havacılık     haklarını tanıya­cak bir anlaşma imzalamak,

Sovyet basını ve radyosundan,sansürü kaldırmak ve batınm radyoyayınlarının    örtülmesi    için    yapılanparazit yayınlarına son vermek,

 Amerika ile Rusya arasında radyo yayınları teatisinde bulunmak,

Rus dilinde çıkan "Amerika" adlı Amerikan dergisinin Rusya'da okun­masını ve resmî bir Sovyet dergisininAmerika'da  satışını   sağlamak,

Amerikan filimlerini Rusya'dagöstermek ve iki memlekette haberler merkezleri kurmak,

Amerika ile Rusya arasında da­ha sık geziler tertiplemek,

Sovyetler  Birliği ile ticarî mü­nasebetleri arttırmak.

Diğer taraftan Sovyet Dışişleri Vekili Molotof da, dört büyükler Dışişleri Ve kili Almanya meselesini ele aldıkları ve kit bu müzakerelere katılmaları için Batı Almanya Başvekili Adenauer ile Doğu Almanya Başvekili Grotewohl'un Cenevre'ye davet edilmelerini teklif etmiştir.

Sovyet Dışişleri Vekili, Atom enerji­sinin sağlık sahasında kullanılması mevzuunu ele alacak beynelmilel bir Atom konferansının 1956 yılında top­lanmasını teklif etmiştir. Bundan baş­ka Molotof, bütün milletlere mensup ticaret gemilerinin boğazlardan ve ka­nallardan serbest geçebilmeleri için tahdidatın kaldırılmasını, milletlerara­sı sahada daha geniş ilmî ve teknik münasebetlerin kurulmasını, ticarî ve kültürel temasların geliştirilmesini, ki­tap mübadelesinin arttırılmasını ve mülteciler mevzuunda mevcut sun'î en gellerin kaldırılmasını teklif etmiş­tir.

Cenevre :

Dört Dışişleri Vekilinin bugünkü top­lantılarının ilk kısmında, mütehassıslar komisyonuna tevdi edilmiş olan günde­min üçüncü maddesi Doğu ile Batı arasındaki münasebetlerin geliştirilme si) tetkik edilmiştir.

Kısa bir aradan sonra, Dulles'in baş­kanlığında gündemin birinci maddesi­nin (Avrupa güvenliği, Almanya), tet­kikine devam edilmiştir.

Bu mevzuda ilk olarak söz alan Molo­tof iki Almanya'nın temsilcileri a in konferansa davet olunmalarını teklif etmiştir.


 

Üç Dışişleri Vekili Doğu Alman hükü­metini tanımadıklarını ve bu hüküme­tin halk tarafından seçilmediğini ha­tırlatmışlardır. Bu sebepten Batılı Ve­killer Doğu Aîmanyanm çalışmalara davet edilmesini reddetmişler ve Bonn hükümeti temsilcisinin çağırılmasmı ileri sürmüşlerdir. Dulles, durumu hülâsa ederek bu mev­zuda bir anlaşmaya yarılamadığını ve iki Almanya ile münasebetlerin eski­den olduğu gibi devam edeceğini söy­lemiştir.Nihayet Molotof söz alarak güvenlik meselesi hakkında yeni bir tekde bulunmuştur. Molotof 'bu teklifinde batılıların ileri sürdükleri tekliflerin bir kısmını tekrarlamıştır. Sovyet Dış­işleri Vekilinin tasarısının esası şun­lardır: Güvenlik anlaşmasını iki Al­manya, dört büyük devlet, Batı Avru­pa Birliği Üyeleri, Varşova anlaşması üyeleri ve Danimarka ile Yugoslavya imzalıyacaklardır. Kontrome ve silâh tahdidine tabi bulunacak bölgeler iki­ye ayrılmış Alnıanyanm hudutlarının iki tarafında kurulacaktır.Konferans Çarşamba günü saat 14'de toplanmak üzere saat 18.55'de çalışmalara ara vermiştir.

Cenevre :

Fransa Hariciye Vekili Antoine Pinay, bugün öğleden sonra, Cenevre konfe­ransında, Doğu - Batı münasebetleri nin inkişafı meselesi üzerinde yaptığı bir konuşmada Fransız hükümeti adı­na şu teklifleri ileri sürmüştür.

 Moskova ve Paris'te, Rus ve Fransız vatandaşlarının serbestçe girebile­cekleri haber merkezleri kurulmalı,

 Gazete, kitap ve mecmualar hudutlardan .serbestçe girebilmeli,

 Moskova'daki  Fransız  basın  mu­habirlerinin normal haberler kaynak­larına serbestçe     ulaşabilmeleri için gereken  tedbirler  alınmalı.

Fransız Hariciye Vekili, Rusya tara­fından yakın bir zamanda kültürel mübadeleleri konularında gösterilen büyük liberalizm alâmetlerini memnu­niyetle övmüş ve Fransa'nın hiçbir vakit bu sahada davranmadığını belirt­miştir.

Bundan sonra, Pinay, ticarî meseleleri ele almış ve Doğu ve Batı arasında ticarî mübadelelerin inkişafı lehinde konuşmuştur. Pinay, bu mesele hak­kında şöyle demiştir:

"Doğu ve Batı arasındaki ticarî müna­sebetlerin bugünkü düşük seviyesi, ne tabii şartlar yüzünden ve ne de hükü­metin tarafından alman kararlar neti­cesinde vuku bulmuştur.

Bu durum, Doğu - Avrupa'nın takip ettiği ticarî siyasetin neticesinde orta­ya çıkmıştır.

Fransız Hariciye Vekili, ticarî mübade­lelerin iyi bir sekile girmesinin, batılı devletlerin stratejik kontrol sahasında yapacakları tadilâta bağlı olduğu na­zariyesini reddederek şöyle demiştir:

Bu kontrol tedbirleri, halen güven­liğimiz için lüzumlu tedbirler almak­tan başka, bu tedbirlerin tahdidatına tabi bulunan, sektör, o kadar küçük ve o kadar mahdut ki, bunların iptali ile ticarî münasebetlerde mühim bir artı­şın kaydedilmesi ümid edilemez."

Pinay, Fransa ve Rusya'nın değişik bünyeleri sebebile, kültür mübadele­lerinde mevcut tahdidatı ele almış ve şöyle demiştir:

Bu kültür mübadeleleri ancak, Fransa'daki fikir gruplarının farklılıkları nazarı itibare alındığı takdirde fayda­lı olabilecektir. Sovyet Rusya'yı oldu­ğu gibi tanımak ve aynı zamanda Fran sa'yı da Sovyet Rusya halkına, arzu ettiğimiz şekilde değil, fakat bulundu­ğu hakikî vaziyette tanıtmak arzusun­dayız. Pinay, konuşmasına şu sözleri ilâve etmiştir: Kanaatimce, karşılıklı haki­kat, mübadelelerimizin temeli için lü­zumlu bir vasıtadır.

Fransız Hariciye Vekili, Fransız - Sov­yet kültürel münasebetlerinin ıslâhı için, bazı fikirleri ileri sürdükten son­ra, büyük Rus müelliflerine ve kom­pozitörlerine karşı Fransa'da gösteri­len hüsnü kabulü hatırlatmıştır.

Cenevre :

Doğu Almanya hükümetinin bir söz­cüsü, tekmil yabancı kıt'alar çekildiği takdirde bütün Almanya'ya şamil se­çimlerin yapılmasının mümkün olabi­leceğini beyan etmiştir.

Doğu Almanya Dışişleri Vekil yardım­cısı ve Cenevre konferansmdaki doğu Almanya müşahit heyetinin başkanı George Handke, Almanya'da müşterek seçimlerin yapılması için komünistler bakımından aşağıdaki şartların ileri koşulduğunu açıklamıştır:

 Tekmil yabancı kıtalarm geri çe­kilmesi,

 Almanya'da  yabancı devletlereait askerî üslerin kaldırılması,

 Seçimlere bütün demokratik parti ve teşekküllerin iştiraki,

 Batı Almanya'daki milis ve fa­şist teşkilâtlarının dağıtılması.

Handke bu beyanatını Batı ve Doğu Almanya gazetecilerine vermiştir. Al­man sözcüsünün bu beyanatı, Alman­ya'da umumî seçimlerin yapılması için Sovyetlerin Cenevre'de ileri koşmayı tasarladıkları şartları ihtiva ettiği in­tibaını uyandırmıştır.

Dünyanın düşündürücü politika durumu

Yazan: M. Nermî

4/X/955 tarihli  Yeni İstanbul) dan:

Dört büyük devletin en yetkili şahsi­yetleri (summits), Cenevre'de buluş­muşlar, zamanımızın en güç ve karı­şık politika dâvalarına göz gezdirmiş­ler ve aynı devletlerin dışişleri bakan­larını bir araya getiren bir konferan­sın, bu ay, sonlarına doğru, toplanma-,sına karar verdikten sonra .dağılmış­lardır. Biz, o zamanlarda uyanan aşırı iyimserlik üzerinde durmuş ve en yet­kililerin çözemedikleri dâvaları daha .yetkisizlerin kolay kolay sonuçlandıra-mıyacaklarmı belirtmiştik. . Cenevre Buluşması'ndan bu yana, dünya poli­tikasında başgösteren gelişmeler, yal­nız yer yer doğan iyimserliği dağıt­makla kalmamış, aynı zamanda, bizi çok daha düşündürücü durumlarla da karşı karşıya bırakmıştır.

Son politika gelişmelerinin birkaç ay­lık bilançosuna göz gezdirdiğimiz za­man, brbirinden kat kat önemli başlıca üç olaylar yığını ile işimiz olduğunu anlarız: 1) Adenauer - Bulganin gö­rüşmeleri. Orta - Avrupa dâvalarının çözülmesindeki sayısız güçlükleri, bi­raz daha, artırmıştır. 2) Sovyetler Bir­liği, birtakım Ortadoğu memleketle­riyle- yaptığı anlaşmalar gereğince si­lâh yardımında bulunmayı kararlaş­tırmıştır. 3) Cezayir meselesinin gün­deme alınması üzerine, Fransa, şimdi­lik, Birleşmiş Milletler'den ayrılmıştır. Milletlerarası gerginliklerin artmasını kolaylaştıran başka politika olayları da az değildir.

Görülüyor ki: Cenevre Buluşması'nı devam ettirmekle görevlendirilen Dış­işleri Bakanları Konferansı, 27 Ekim­de, toplandığı zaman, çok daha elve­rişsiz şartlarla karşı karşıya kalmış olacaktır. Konferans için, gerçekten, düşündürücü sürprizler sayılabilir bunlar. Fakat bundan önce yapılması ge­reken işler vardır. Çünkü: Ortadoğu-daki durum. Sovyetler Birliğinin yar­dım kararından sonra, Amerikanın ba­sınının belirttiği gibi, birdenbire ciddi­leşmiştir (New York Herald Tribüne: 28, 29 Eylül 1955). Daha tehlikeli ge­lişmeleri Önlemek fikriyle iki tedbir düşünülüyor: 1) Amerikan .silâh ve malzeme yardımının azaltılması, 2) Sovyetlerle bir anlaşmaya varılırsa  Ortadoğudaki durumun olduğu gi­bi kalması için (statusquo), dört bü­yük devlet tarafından garanti verilme­si.

Bir yandan Avrupa güvenliğini sağ­lamak fikriyle yeni bir Güvenlik Pak­tı hazırlanırken, öte yandan Sovyet­ler Birliği, şimdiye değin kurulan ba­rış ve savunma sistemlerine karşı iki yönden tekrar hücuma geçmiş bulu­nuyor. Bunlardan biri Ortadoğu ise, Öteki de doğrudan doğruya Birleşmiş Milletlerdir. Amerikan ve İngiliz çev­relerinde, bu yüzden, uyanan .kaygı, gerçekten ufak değildir. Çünkü: Orta­doğu memleketlerinden bir kısmına, silâh yardımı yapılmasına karar veril­dikten sonra, hemen arkasından Ceza­yir dâvasının, Fas işlerinin Birleşmiş Milletlere getirilmesi kupkuru tesa­düflerle ilgili sayılamaz. Böyle bir te­şebbüse girişmek için, Sovyetler Bir­liğinin, Cenevre'de uzlaşmak ister gi­bi .göründüğü politikadan, büsbütün vaz geçmiş olması ve Ortadoğuda ol­duğu gibi Afrikada da açıktan açığa faal bir rol oynamayı kararlaştırması lâzımdır. Yeni politika gelişmelerinin ortaya çıkmasiyle, Orta Avrupa dâvası, şim­dilik, arka - plânlara kaymış gibidir. Sovyetler, bir yandan harp malzemesi vermekle, öte yandan, üstelik, ekono­mik yardımlarda bulunmakla, Balkan­larda olduğu gibi, Ortadoğuda da yer­leşmeye ve politika kudretini yayma­ya çalışmaktadır. Birleşmiş Milletler'-de, isterse tek bir oyla olsun, sağlanan çoğunluk, gayelerine erişmek için, Sovyetlerin hiç bir fırsat kaçırmadığını gösteriyor bize. Veto hakkı yanında, bir veya iki oyla kazanılan karar üs­tünlüğü, bugün değilse bile, çok yakın bir 'gelecekte, Birleşmiş Milletler'i işli-yemiyecek bir duruma düşürebilir. Halbuki; bu barış teşkilâtının gayele­rine uygun bir faaliyet göstermesi, dünyamız için, lâzımdır.

İnsanlık hürriyet ve hakları adına, en tehlikeli politika kışkırtmalarını yap­maktan çekinmiyen Sovyetler Birliği, yığın yığın egemen ve hür memleket­leri, cumhuriyet yaftasını yapıştırdık­tan sonra, haksız ve hürriyetsiz. Orta­çağ vilâyetleri haline getirmiştir. Dü­şününüz bir kere, yedi yüz milyondan

fazla insanı kucaklıyan Komünist Bloku, en çok seksen milyonluk Rus yı­ğınının idaresi altındadır. Partiye zor­la alınanların sayısı ise üç milyonu geçmemektedir. Bu durum karşısında Sovyetler. Birliği'nin, Birleşmiş Milletler'de, hürriyet ve hak kahramanı kesilmesi gerçekten çok tuhaf bir şey­dir. Rusya, son politika faaliyetleriyle, yolunu değiştirmek fikrinde olmadığını bir kere daha göstermiş oluyor. Egemen ve hür milletler, bu sert ger­çekliği gozönünde tutarak. İşbirlikleri­ni kuvvetlendirmek ve ondan sonra da, karşılaştıkları güçlükleri daha ga­yeli bir iradeyle yenmek zorundadır­lar. Ayrılmamak ve dağılmamakla eri­şilir bu gayeye.

17 Ekim 1955

Singapur :

Kolorabo plânı konferansı bu sabah burada açılmıştır. Başta Avustralya, Kanada ve Endonezya Dışişleri Vekil­leri Richard Casey, Soester Pearson ve Anak Agung olmak üzere bir çok hatip açış nutku söylemiştir.

Richard Casey, Kolombo plânı eseri­nin teşmilini Avustralya'nın memnu­niyetle karşılayacağını söylemiş, hattâ memleketinin işbirliği plânının geniş­letilmesini arzu ettiğini belirterek, As-ya'daki bütün hür milletlerin teknik yardıma ihtiyacı olduğunu, Avustralya nın bu sahada kendisine düşen vazi­feyi yapmaya gayret ettiğini ilâve ey­lemiştir.

Kanada Dışişleri Vekili Pearson, Ko­lombo plânının kuruluş tarihi olan 1950'denberi büyük terakkiler kay­dettiğini söylemiş ve son zamanlarda milletlerarası münasebetlerde 'müşahe­de edilen gelişmelerin, yakın istikbal­de karşılıklı yardım sahasında daha tatminkâr ilerlemeler umulmasına im­kân verdiğini belirtmiştir.

Singapur :

Kanada Hariciye Vekili Lester Pear­son, bugün Kolombo Devletleri Konferansı’nın açılışı münasebetiyle yaptığı konuşmada, dünyayı felâkete sürükle­yecek olan üçüncü dünya harbi tehli­kesinin azaldığını söylemiştir.

Sovyetler Birliğini ziyaretten dönen Kanada Hariciye Vekili Kolombo plâ­nının tatbike konulması milletlerarası havada hissedilir bir yumuşama husu­le getirmiştir demiştir.

Singapur :

Singapur Başvekili Davit Marshall Kolombo ıplânı danışma komisyonu toplantı  başkanlığına seçilmiştir.

Marshall'm adaylığı pakistan delegesi tarafından teklif edilmiş ve Endonez­ya ile Birleşik Amerika delegeleri ta­rafından da desteklenmiştir.

18 Ekim 1955

Singapur :

Singapur konferansında söz alan Avustralya, Kanada, Endonezya, Sey­lan ve Filipin Vekilleri, Kolombo plâ­nının 1957 yılından sonra da meriyette kalmasını talep etmişlerdir.

Kolombo plânına dahil memleketlerin istişari toplantısına 27 memleketin de­legeleri iştirak etmektedir.

Plânın 1957 yılından sonra uzatılması­nı teklif eden 5 vekil de Kolombo'da varılan anlaşmadan memleketlerinin iktisadî ve sanayi sahalarda büyük menfaatler temin ettiklerini ve bun­dan sonra daha da fazla menfaat sağ-lıyabileceklerini beyan etmiştir.

 Singapur :

20 Ekim 1955

Singapur'da akdolunan Kolombo plânı konferansmdaki Amerikan temsilcisi John Hollister/ bu sabahki beyanatın­da, "Amerika, Kolombo plânı çerçeve­si dahilinde olmak üzere Asya'da bir Atom araştırma merkezi kurulmasına esaslı surette iştirake hazırdır demiş­tir.

Amerikan delegesinin kanaatine göre,bu Atom merkezinin esas gayesi, Atom araştırmaları ve bunların endüstride kullanılması mevzuunda, Asya'lı mü­tehassıslar yetiştirmekten ibaret ola­caktır.

Hollister ayrıca, Amerika'nın hem ser­maye ve hem de malzeme temin et­mek suretiyle yardım edebileceğini tasrih etmiştir.

21 Ekim 1955

 Singapur :

Kolombo plânı istişare komitesi toplan tısı bugün sona ermiştir. Delegeler, fa­aliyet müddeti 1957 haziranında sona erecek olan plânın dört sene yani 1961 Haziran'ma kadar uzatılmasına karar vermişlerdir.

 Singapur :

Kolombo plânı danışma komitesi top­lantısından sonra ayınlanan resmî tebliğde, plânla ilgili memleketlerin sanayi, maden işletmesi ve enerji sa­halarındaki millî gelirlerini artırmak maksadiyle hazırlanmış olan programı takibettikleri, hattâ tesbıt edilen had­leri aştıkları bildirilmektedir.

Kolombo plânı üyeleri 1954/55 devresi içinde yeter derecede gelişmemiş mem leketlere T52 milyon Sterlin tahsis et­mişlerdir. Bu paranın beşte ikisi zira­at, dörtte biri ulaştırma, dörtte biri de sosyal meseleler için harcanmıştır. Tebliğde ayrıca yiyecek maddeleri mah sülünün arttırılması, hayat seviyesinin yükseltilmesi ve teknisyen yetiştiril­mesine hız verilmesi gibi hususlara da işaret edilmektedir.

17 Ekim 1955

Strasbourg :

Avrupa Konseyi danışma kurulunun bu sabahki toplantısı iktisadî mesele­lere ayrılmıştır.

Afrika arazisinin değerlendirilmesi ile ilgili müzakereleri açan Belçikalı Li­beral Ayan Üyesi Rcger Motz Batı Avrupa sermayedarlarına bu yoldaki çalışmalara katılmaları için imkân ver mek gerektiğini öne sürerek bu ko­nudaki  görüşlerini  açıklamıştır.

19 Ekim 1955

Strasbourg :

Eski İrlanda Dışişleri Vekili ve Avru­pa istişarî asamblesi üyesi Sean Mac Bride, Güney Avrupa memleketlerin­den İtalya, Yunanistan ve Türkiye'ye yardım için bir Küçük Marshall plâ­nı" tertiplenmesini teklif etmiştir.

Öğleden sonra tertiplediği bir basın toplantısında konuşan İrlanda delege­si bu üç 'memlekete yapılacak yardım için gerekli paranın, Marshall Plânı çerçevesinde açılan ve bu yıldan iti­baren ödenmeye başlaması gereken kredilerden sağlanabileceğini hatırlat­mıştır. Mac Bride, Marshall Plânı yar­dımlarının kısmen hibe olarak ve kıs­men de, % 3,5 faizle 20 ilâ 30 sene ö-denmek üzere krediler şeklinde veril­diğini hatırlatmıştır. İrlanda delegesi İtalya, Yunanistan ve Türkiye'ye ya­pılmasını teklif ettiği yardım için bu kredilerin bir "nüve" mahiyetinde ola­cağını ve Avrupa konseyi üyesi mem­leketlerin de munzam krediler açma­ları gerektiğini belirtmiştir. Avrupa iktisadî işbirliği teşkilâtı üye, devlet­lere bu mevzuda ne yapabileceklerini sormuş bulunmaktadır.Avrupa Konseyi Vekiller Komitesine bir rapor halinde sunulmuş olan Mac Bride plânı Strasbourg'da büyük bir alâka uyandırmıştır. Bunun esas itiba­riyle, Batı Avrupa memleketlerinin Batı Avrupa'ya bizzat yardım etme­leri mahiyetinde olduğu belirtilmekte­dir.

20 Ekim 1955

Strasbourg :

Avrupa Konseyi Danışma Kurulu bu sabah çalışmalarına Guy Mollet'nin başkanlığında devam etmiş ve umumî siyaset üzerinde müzakerelere başla­mıştır.

Umumî İşler .komisyonu başkanı Fran-çois de Menthon müzakereleri açan konuşmasına da bu müzakerelerin gayesinin batılı müzakerecileri Sov­yetler Birliği ile ve ayrıca umumî ef­kâr önünde giriştikleri münakaşalarda desteklemek olduğunu söylemiş ve ku­rula takdim ettiği raporunda şu üç esas fikir üzerinde durmuştur:

Milletlerarası gerginlikte görülengevşeme gerçek bir barış sağhyabilir,

Almanya   birleştirilmeksizin  Avru­pa'da hakikî bir barıştan bahsedi­lemez,

c) Hakikî  bir  barışa   ancak   Avrupa meselelerinin mutlak surette birbirine bağlı  olduğu kabul     edildiği takdirde varılabilir.

21 Ekim 1955

Strasbourg :

Avrupa konseyi istişare asamblesi dün geceki toplantısında, Doğu ile Batı arasındaki münasebetlere dair France de ' Menthon'un raporunu müza­kereye devam etmiştir.

Delegelerin müdahaleleri müzakerele­re yeni bir şey katmamıştır. Danimar­ka temsilcisi Sosyal Liberal Madam .Kristen Gleorfelt, bugün anlaşma şartları düşünülebilirse de, , Rusların bunları kabul edemiyeceğini söylemiş ve üstelik Almanya'nın Nato çerçevesi dahilinde silahlandırılmasının doğu ile bir anlaşma için 'başlıca maniî teşkil ettiğini belirtmiştir.

İngiltere temsilcisi işçi Roy Jenkins ise, bir taraftan Almanya'nın birleşti­rilmesi, diğer taraftan bu birleşmeyi kuvvete başvurarak tahakkuk ettir­mek hususunda asamble ile mutabık •olduğunu söylemiş ve demiştir ki:

Moskova ile müzakerelerimizde rea­list olmalıyız ve Rusların Doğu Alman­ya'dan çekilmek istemediklerini anla­malıyız. Her ne olursa olsun, İngiliz (halk efkârı, Sovyetlerin müzakere tek­lifine uzlaşmaz bir cevap, vermemizi arzu etmez. Binaenaleyh Almanya'nın birleştirilmesi mes'elesine mutlak bir rüçhan hakkı vermemeliyiz.

Alman partisinden Hans Joachim Von Merkata, Almanya'nın birleştirilmesi­nin, dörtler tarafından kabul edilmiş olan 1937 hudutları dahilinde ve Bir­leşmiş Milletler, prensiplerine göre ya­pılması lâzım geldiği fikrini ileri sür­müş ve demiştir ki:

Yabancı müdahalesine karşı masun ve hürriyet içinde birleştirilecek olan bu -devlet, eşit hak ve vazifelerle bir gü­venlik sistemine iştirak edebilir. Bu devletin ıhaklan Federal Cumhuriyet'-; inkilerden aşağı olmamalıdır. Esasen Federal Almanya'nın statüsü birleşti­rilmiş Almahva tarafından kabul edi­lebilecek şekilde değiştirilebilir.

Son olarak söz alan Hollanda delegesi İsçi Coerdhart, Rusların hedefinin de­ğişmediğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Rusların maksadı daima batıda karga­şalık yarakmaktır. Birinci Cenevre konferansından sonra çekingenliğimiz ve diplomatik zaafımız, peyk memle­ketlerde acı bir sükûtu hayâl yarat­mıştır.

Rusya ile bir güvenlik paktı tesirsiz kalır, zira Ruslar bize paktlara ehem­miyet vermediklerini defalarca ispat etmişlerdir. Üstelik böyle bir pakt Do­ğu Avrupalıların esaretini uzatır ki bunu kabul edemeyiz. Avrupa'nın gü­venliği ancak kendi kuvvetimizle ve Amerika'nın yardımıyla temin edilebi­lir.

Coerdhart, Almanya'nın da temsil ede­bileceği bir Nato heyetinin Cenevre ye gönderilmesi taraftarıdır.

Asamble bugün Avrupa hamlesi"ni müzakere edecektir.

22 Ekim 1955

Strasbourg ,:

Avrupa Konseyi istişare asamblesinin toplantısı bu sabah Gmt ayarıyla sa­at 9.05'te Boggiano Pico'nun başkan­lığında açılmıştır. Gündemde, müstak­bel Doğu - Batı konferansları esnasın­da takip edilecek bir Avrupa siyase­tinin umumî müzakeresinin devamı vardır.

Strasbourg :

Avrupa konseyi danışma kurulunun bu sabahki oturumu Guy Mollet'in baş kanlığında  açılmıştır. .

Hollanda delegesi Bayan Klomne Av­rupa Birliği siyasetinin geliştirilmesini arzu etmiş ve Avrupa Birliği lehinde siyasî faaliyete geçilmesi için ilgili hü­kümetlerle bağıntısı olmıyan şahsiyet­lerin Avruoa Birliği için tasarlanan bazı faaliyet sahalarında iş başına ge­tirilmesinin uygun olacağını Öne sür­müştür.

Avrupa memleketleri arasında hakikî bir menfaat birliği yaratmak ve böy­lece onların başlıca siyasî, malî ve sos­yal faaliyetlerini bir araya t cırtlamak esasına dayanan asıl gaye de bu şe­kilde devam ettirilmiş olacaktır,

Hollanda delegesinin teklifi şu husus­ları  ihtiva  etmektedir:

 Bahis   konusu   şahısların   Avrupakomiserleri adına Almanları,

 Vekiller   komiteleri    tarafındandanışma   kurulu ile de istişarelerde bulunduktan sonra seçilecek olan bu şahısların bu teşekküller önünde so­rumlu olmaları,

 Avrupa   komiserlerinin vazifesi Avrupa Birliği  ile  ilgili tasarılar ha­zırlamak,  bunların ilgili hükümetler
tarafından kabulünü sağlamak ve tat­bik sahasına konmalarına çalışmak olacaktır.

 Avrupa  komiserleri  kendilerinitayin eden vekiller komitelerine raporvereceklerdir.

 Komiserler,   vekiller   komiteleriile  mütehassıs hükümet komitelerinin toplantılarına girebileceklerdir.

 Aynı zamanda da Avrupa asamb­lesine faaliyetleri hakkında izahat ve­rebileceklerdir.

 Avrupa konseyi genel sekreterli­ği ve yetkili milletlerarası teşekküller tarafından yardım göreceklerdir.

25 Ekim 1955

Strasbourg :

Üç yüdanberi devam eden sürekli mü­zakere ve münakaşalardan sonra, Av­rupa konseyi için bir bayrak kabul edilmiştir. Resmen vekiller konseyinin tasdikinden sonra, Avrupa konseyinin alemi olacak olan bu bayrak mavi ze­min üzerine beyzî şekilde sıralanmış olan on iki sarı yıldızdan mürekkep­tir.

27 Ekim 1955

Strasboung :

Avrupa konseyi istişare meclisi sade­ce 4 müstenkife karşı 64 reyle kabul ettiği bir karar suretinde, Almanya'nın birleştirilmesi meselesini ele almadan Sovyetler birliği ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın tehlikeli bir mahi­yet taşıyacağı ve kâfi gelmiyeceğini belirtmiştir.

Umumî meseleler komisyonu tarafın­dan hazırlanan bu karar sureti, Bel­çika Ayanından Henri Robin'nin mu­halefetine rağmen kabul edilmiş ve Cenevre konferansı arifesinde Avru-panın güvenliği meselesi ile Almanya-nın birleştirilmesi konusu arasındaki sıkı irtibatı belirtmek bakımından ehemmiyetli telâkki edilmiştir.

Aynı karar suretinde Avrupa konseyi­nin, Orta Doğu Avrupa'da bir çok milletlerin siyasî hürriyetten ve milli istiklâlden kat'î surette mahrum ola­rak yaşamalarına seyirci kalamıyaca-ğı da belirtilmiş bulunmaktadır.

28 Ekim 1955

Strasbourg :

Batı Avrupa Birliği asamblesinin otur rumu bu sabah Gmt ayariyle 9'da mu­hafazakâr İngiliz temsilcilerinden John Macklay'in başkanlığında açılmıştır.

Bu toplantıda Hollanda Dışişleri Veki­li ve Batı Avrupa Birliği Konseyi Baş­kanı Johann Beyen konseyin ilk yıl­lık  raporunu  asambleye  sunacaktır.

31 Ekim 1955

Strasbourg :

Avrupa konseyi kültür mütehassısları Strasgourg'da yaptıkları toplantılar­dan sonra konseyin 1&56 kültür prog­ramını kabul etmiştir.

Alman kararlar arasında birbirinden uzak üye memleketlerin Öğretmen mübadelelerini kolaylaştırmak maksa-diyle konsey tarafından finanse edilen üniversite mensupları mübadelesine devam edilmesi de vardır.

25 Ekim 1955

Paris  :

Atlantik konseyinin bu sabahki toplan­tısı Gmt ayariyle 12:20'de sona ermiş­tir.

İlk olarak söz alan Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles Almanya'nın birleştirilmesi meselesi üzerinde dur­muştur. İngiltere Dışişleri Vekili Mac Millan ve Fransa Dışişleri Vekili Pinay da daha sonra söz almışlar ve silâhsız­lanma ve Doğu - Batı münasebetleri hakkında izahatta bulunmuşlardır. Fransa Dışişleri Vekili iki taraf ara­sında şahıs ve fikir teatisinde .bulu­nulmasını tavsiye etmiş ve Doğu ile Batı arasında ticaret mevzuu madde­ler listesinin yeniden gözden geçiril­mesini istemiştir.

Daha sonra başlıyan genel müzakere­ler bilhassa güvenlik ile ilgili teminat bahsi üzerinde cereyan etmiştir. Söz alan hatipler Sovyetler Birliğine ve­rilecek güvenlik teminatı ile ilgili an­laşmaları Nato memleketlerinin de im­zalamasını istemişlerdir.

İkinci ve muhtemelen son oturum öğ­leden sonra Gmt ayariyle 14'de başlıyacaktir.

Paris :

Atlantik  Paktı  konseyi,  mahallî  saatle, saat 17.15'de çalışmalarını bitirmiş­tir.

Bu vesile ile yayınlanan tebliğde Ku­zey Atlantik Paktına dahil 25 devlet Dışişleri Vekillerinin Paris'te, İzlanda Dışişleri Vekili Kristinn Gudmundsonun başkanlığında toplanarak dört Dışişleri Vekilinin Cenevre'de yapa­cakları toplantı ile ilgili konuları gözden geçirdikleri belirtilmektedir.-

Tebliğde, İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika Dışişleri Vekillerinin Cenev­re'de Sovyetler Birliği Dışişleri Veki­li ile yapacakları müzakereler sırasın­da takip edecekleri hareket tarzı hak­kında bulundukları ve son haftalar da vukua gelen gelişmeler hususunda onları aydınlattıkları kaydedilmekte­dir.

Bundan başka tebliğde, Atlantik Pak­tı konseyi Dışişleri Vekilleri tarafın­dan üç devlet Dışişleri Vekili tarafın­dan yapılmış olan izahat etrafında müzakereler cereyan ettiği ve neticede İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika tarafından ittihaz edilen hareket tar­zının tasvib edildiği tasrih edilmekte­dir.

Bu arada Cenevre konferansı sırasında vukua gelecek siyasî olaylardan Kuzey Atlantik Paktına dahil olan memleket­lerin daimî surette haberdar edilmesi ve bu vazife ile de pakt konseyinin tavzifi karar altına alınmı.

5 Ekim 1955

^ashington  :

Güney Kore maslahat güzan Pyo "Wook Han dün Hariciye Vekil Yar­dımcılarından William Sebald ile yap­tığı görüşmede Güney Kore'de bulu­nan mütareke komisyonu komünist a-zalarımn Güney Kore ve buradaki Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin gü­venliğini tehdit ettiğini söylemiştir.

îyi haber alan kaynaklardan bildiril­diğine göre, Sebald, Birleşik Amerika­nın Güney Kore ile aynı görüşe sahip bulunduğunu temin etmiş,ve komis­yonun komünist âzalarının ne yolda geri çekileceğinin düşünüldüğünü bil­dirmiştir.

9 Ekim 1955

Seul :

Günev Kore Reisicumhuru Sineman Ri, Milliyetçi Çin'in bayramı dolayı-sivle Mareşal Çankay Şek'e bir mesaj göndermiştir. Bu mesajda Singman Ri, Çin ve Ko­re'nin komünist tahakkümünden kur­tarılması gayesine sadakatini ifade et­miş ve iki memleket arasında tesanü-dün artmasını temenni etmiştir.

14 Ekim 1955

Seul :

Hükümet bugün, Kore Reisicumhuru Svgrnan Rhee'vi öldürmeyi tasarlayan dokuz kisiMk bir e^ubun gecen hafta içinde tevkif pd^diŞini resmen bildir­miştir. Dokuz kişi, kızıllarla anlaşmak suretivle Cenubî ve Şimalî Kore'nin birleşmesine   mâni  olduğuna   inandıkları için Reisicumhuru ortadan kal­dırmaya karar vermişlerdi.

18 Ekim 1955

Londra :

Kore Cumhuriyeti, Milliyetçi Çin ve Güney Vietman ile askerî ittifaklar imzalıyacağma dair Taipei'den verilen haberleri yalanlamıştır.

Güney Kore Hariciye Vekâletinin bir sözcüsü, Kore Cumhuriyeti ile Milli­yetçi Çin ve Güney Vietman arasında imzalanacak her hangi bir askerî itti­fakın hiç bir şey ifade etmiyeceğini zira bu memleketlerden hiç birinin ye­ter derecede kuvvetli deniz ve hava birliklerine şahin olmadıklarını beyan etmiş ve her üçünün de askerî bakım­dan Birleşmiş Milletlerin yardımına muhtaç olduğunu sözlerine ilâve et­miştir.

27 Ekim 1955

Seul :

Güney köre bugün yeni Güney Viet­nam hükümetini tanıdığını resmen bil­dirmiş Ve bu memlekete siyasî temsil­ci göndereceğini ilân  etmiştir.

Reisicumhur Simaman Ri'nin hususî temsilcili olarak bir müddet önce Savgunu zivaret etmiş olan General Coiduk Şin'in Vietnam Orta Elçiliğine tayini muhtemeldir.

29 Ekim 1955

Tokyo :

Kuzey Kore vekili Kim İl Sunç Kore melesinm halli için bir Uzak Do&u konferansı teklifinde bu­lunmuştur.

Kim İl Sung'un bir Hintli gazeteciye verdiği ve bu sabah Pekin radyosu tarafından yayınlanan beyanatında ileri sürdüğü fikirler şunlardır:

 Memleketin  her     iki     tarafında halkın  arzusunu  serbestçe bildirmesi­ ne imkân verecek seçimler yapılmalı ve bunu müteakip birleşmiş bir mer­kezî hükümet  kurulmalıdır..

 Rejimin'karakteri Kore halkının arzusuna göre tesbit edilmelidir.

3  Siyasî faaliyetler hür olarak icra edilebilmeli, yabancı kuvvetler Kore topraklarını en kısa zamanda terket-melidir. Mütarekenin ihlâl edilmemesi için Kuzey ve Güney Kore silâhlı kuvvetleri asgarî hadde indirilmelidir. Kim İl Sung Kore halkının bu mes'e-leyi halletmek için bir Uzak Doğu kon feransı toplanmasını arzu ettiğini bil­dirmiştir.

8   Ekim 1955

Saygon :

Başvekâletten bildirildiğine göre İm­parator Bao Dai'nin tahttan indiril­mesini isteyen takrirler gittikçe çoğal­maktadır.

Hâkimler, Noterler ve istinaf mahke­mesiyle Saygon mahkemeleri memur­ları "çürümüş" rejimin lağvını ve Başvekil Diem'in Cumhur re isliğine yükseltilmesini istemektedir.

9   Ekim 1955

Saygon :

Güney Vietnam Başvekili Ngo Dinh Diem, memleket ekonomisin zarar ve­recek borsa oyunları çevirenlerin idamla cezalandırılmalarını emretmiş­tir.

Diem'in üç Ekimde imzaladığı bu ka­rarname malî ve iktisadî çevrelerde büyük bir endişe uyandırmıştır. Ka­rarname şu hususları havidir. Fiyatlar hakkında her hangi bir şekilde, kas­ten yanlış haber veren veya yayanlar, mahallî veya diğer piyasalardaki mev­cut veya müstakbel durum hakkında memleketin maliyesini veya iktisadi­yatını bozması mümkün yanlış veya asılsız haber verenler, eshamları top­lamak için anlaşmalar yapanlar veya fiyat politikasını sarsması kabil baş­ka manevralara girişenler, memleke­tin yiyecek ihtiyacının teminine en­gel olanlar, millî Maliye ve iktisadiya­tı sarsanlar, ve bu suretle eşya fiyat­larında bir inme veya yükselmeye te­sir edenler veya teşebbüse girişenler idamla cezalandırılacaklardır.

Mahkemeler ayrıca suçlunun emlâkine el konulmasına karar vereceklerdir.

Ticarî çevrelerde, bu kararname ile Hindiçinide yaşayan her hangi bir kimsenin hayatının tamamen başveki­lin elinde bulunacağı endişesi hâkim­dir.

19 Ekim 1955

 Saygon :

Yan resmî bir Vietnam kaynağı, millî Ordunun, Saygon'un Güney - Doğu­sunda Binh Xuyenlere karşı üç hafta evvel giriştiği harekâtın sona erdiğini bildirmektedir.

Millî kuvvetler, geçen Nisan aymda Saygon'dan kovulmuş olan General Bay Vien'in yaşadığı ve su baskınına uğramış olan Rungsat ormanlarının tamamını dündenberi işgal etmekte­dirler. Millî kuvvetler yüz esir almış­lar ve birçok harp ganimeti ele geçir­mişlerdir.

General Bay Vien, albaylarıyle birlik­te, Saint Jacques burnunun- 40 kilo­metre kuzeyindeki Baria dağlarına sı­ğınmaya muvaffak olmuştu.

Bilindiği gibi Vietnam kumandanlığı, dün, bu âsi şeflerden herhangi birini yakalayana 100.000 kuruşluk mükâfat vadetmştir.

 Saygon :

İmparator Bao Dai'nin Başvekil Din Dıem'i Başvekillik vazifesinden affet­mesi ve ayrıca kendisine verilmiş olan olağanüstü yetkileri geri alması üze­rine bu sabah Başvekâlette beyanatta bulunan Din Diem sadece "Vietnam halkı gelecek Pazar günü yapılacak referandum ile Bao Dai'ye cevabım bildirecektir" demiştir. Bao Dai'nin Başvekili azletme karan zaten Saygonda ne heyecan, ne de hay ret uyandırmış değildir.

Paris'te bulunan Bao Dai'nin bu kara­rı ne gazeteler, ne de radyo tarafın­dan yayınlanmadığı için halkın büyük bir kısmı bundan haberdar değildir.

Başvekil Diem'in İmparatorun kendi­sine göndermiş olduğu mektubu hiç almamış gibi hareket edeceği ve iki ayrı referandum tertiplenmekten iba­ret olan programın tatbikine devam edeceği anlaşılmaktadır. Bu referan­dumlardan birincisi İmparatorun tah­tından indirilmesini, ikincisi de baş­kanlık sistemine dayanan bir anayasa tasarısının hazırlanmasını hedef tut­maktadır. Bu yılın sonlarına doğru da millî meclis teşkili için genel seçimle­re gidilecektir.

Saygon'da şimdi üzerinde durulan me­sele İmparator Bao Dai memleketine döndüğü takdirde ne olacağı etrafında toplanmaktadır. Hiç kimsenin şüphe etmediği bir nokta varsa o da Bao Dai'nin aldığı kararların kendisi mem­lekete dönmedikçe hiç bir hükmü ol-miyacağidır. Bao Dai memleketine dön düğü takdirde Başvekil Din Diem'in iktidardan uzaklaştırdığı bazı milli­yetçi siyase't taraftarları kendisini des tekliyeceklerdir. Hattâ İmparator ken­disine sadık kalmış bazı Millî Ordu Birliklerine de güvenebilecektir. Fa­kat, subayların çoğunluğu ve bilhassa kurmay heyeti Bao Dai'ye ancak ik­tidarı ele geçirme şansı kuvvetlendiği takdirde  iltihak edebileceklerdir.

20 Ekim 1955

 Saygon :

Vietnam ordusunun bellibaşlı şefleri olan 70 yüksek rütbeli subay dün "Vi­etnam ordusu adına Başvekil Din Di-em'e gönderdikleri bir takrirde ordu­nun iradesinin şu noktalar etrafında toplandığını bildirmektedirler:

"Vatan haini ve kukla Bao Dai'­nin tahttan indirilmesi,Medenî haklarından mahrum edile­
rek mallarının elinden alınması,Vietnam halkına demokrasi,  hürriyet ve refah yolunda kılavuzluk et­mesi için vatansever Din Diem'in Cum hurbaşkanlığma getirilmesi.

22 Ekim 1955

Saygon  :

Başvekil Ngo Din'h Diem, bu sabah radyo ile yayınlanan beyanatında, Gü­ney Vietnamlılardan yarın referan­duma iştirak etmelerini istemiş ve de­miştir ki:

Cumhuriyet ilân etme yetkisini haiz olmam size bağlıdır. İzhar etmiş oldu­ğunuz umumî arzuya uygun olarak, tahttan inmesini istediğiniz şahıstan devlet reisi sıfatını almak lâzım gelip gelmediğine karar vereceksiniz.

Hür bir milletin vatandaşı olarak ya­pacağınız bu ilk hareket memleketin siyasî hayatında, bilhassa hür Vietnam da umumî seçimler tertibi bahsinde başka istişarelere de yol açacaktır.

23 Ekim 1955

Saygon :

Saygon'da referandum sükûnet içinde cereyan etmekte ve şehirde diğer ta­til günlerinden farklı bir hâl görül­memektedir.Sadece Belediye Dairesi ile seçim sandıklarının etrafında bir kaynaşma hissolunmaktadır. Hüküme­tin emri ile her tür1" faaliyet tatil edil miş, Fransız lokantaları hariç, bütün dükkânlar kapatılmıştır. Sokaklarda, gençlerden müteşekkil kafileler elle­rinde millî bayraklar olduğu halde "kahrolsun Bao Dai" diye bağırarak dolaşm aktadırlar.

Mahallî saatle yedide başlayan seçim, ITye kadar devam edecek ve seçim sandıkları bu saate kadar açık kala­caktır. Halk sükûn içinde ve nizam da hilinde oyunu kullanmaktadır.

Seçim kartlarını gösteren seçmenler evvelâ, Bao Dai ile Din Diem'in birbi­rinden zımbalanmak sureti ile ayrıl­mış olan resimlerini almakta ve daha sonra bir seçim memurunun gösterdi­ği kapalı hücreye girerek seçtikleri şalısın resmini bir zarfa koymaktadır­lar. Seçmenler kapalı hücreden çıkınca zarfı oy sandığına atarak, kartları­nı damgalatmaktadırlar.

Bao Dai'nin binlerce resminin yerlere atılmış olduğuna bakılırsa İmparator'-un pek fazla rey alrmyacağı anlaşıl­maktadır.

26 Ekim 1955

Saygon :

Güney Vietnam devleti artık bir Cum­huriyettir. Şimdiye kadar başkanları İmparator Bao Dai olan bütün Viet­nam için bu sabah Saygon'da Cumhu­riyet resmen ilân edilmiştir.

Ngo Dinh Diem, etrafında kabine üye­leri olduğu halde, Saygon'daki Viet­nam hükümet merkezinden, bahçeyi doldurmuş olan halka hitaben Cum­huriyet rejiminin kurulduğunu resmen ilân etmiş ve "Vietnam halkının 23 Ekim referandumunda izhar ettiği ar­zuya uygun olarak Vietnam devleti­nin Cumhuriyet olduğunu resmen ilân ed.;yorum,, demiştir.

Referandum hakkında İçişleri Vekâle­tinin bu sabah yayınladığı resmî ne­ticeler, Cumhuriyetin kurulması ve binaenaleyh İmparatorun tahttan in­dirilmesi lehinde ezici bir ekseriyet göstermiştir.

Saygon :

Başvekâlet nezdinde Devlet Vekili sı-fatiyle vazife eören Niguyen Şau. yeni devlet reisi Din Diem tarafından imza­lanan muvakkat anayasayı radyo biz­zat okumuştur.

Bu vesika şu hükümleri ihtiva etmek­tedir:

 Vietnam devletinin idare şekli Cumhuriyettir.

 Aynı  zamanda  hükümet  reisi  ci­lan devlet reisi Cumhurreisi unvanını taşıyacaktır.

 Vietnam  devletinin anayasasını hazırlamakla görevli bir komisyon ku­rulmuştur.   Komisyonun   vücuda geti­receği proje, sene sonundan evvel se­çilecek  olan  mîllî  meclisin  tetkik ve tasvibine sunulacaktır.

 Yeni, daimî anayasanın yürürlü­ğe konulmasına kadar, mevcut kanun­lar ve nizamlar, Cumhuriyet şekli iletelifi kabil olmıyanlar* müstesna olmak üzere, muvakkat mer'iyet mevkiinde kalacaktır.

Saygon :

Saygon'da bulunan yabancı devlet temsilcileri, bugün, "İstiklâl sarayı"na giderek devlet reisliği vazifesine baş­ladığından ötürü Başkan Din Diem'e tebriklerini sunmuşlardır.

27 Ekim 1955

Washington :

Birleşik Amerika yeni Vietnam hükü­metini resmen tanımıştır.

Vietnam hükümeti, referandumun ne­ticesini Birleşik Amerika'ya bildirerek iki devlet arasında münasebetlerin geçmişte olduğu gibi devam ümidini izhar etmiştir.

Birleşik Amerika'nın Vietnam Büyük Elçisi Frederick Reinhardt'da hükü­metinden aldığı talimat üzerine Birle­şik Amerika'nın yeni hükümet ile dos­tane münasebetlerini devam ettirece­ğini bildirmiştir.

28 Ekim 1955

Saygon (Hindicini)   :

Resmî Vietnam çevrelerinin açıkladı­ğına göre, geçen Pazar günkü referan­dumdan sonra ilân edilen yeni Viet­nam Cumhuriyetini şimdiye kadar se­kiz memleket tanımış bulunmaktadır. Bu memleketler Fransa, İngiltere, A-merika, Yeni Zellanda, Avustralya, Ja­ponya, İtalya ve Siam'dır.

Diğer taraftan, Fransız resmî makam­ları Paris'te Fransız hükümetinin ye­ni rejimi henüz resmen tanımamış ol­duğunu tebarüz ettirmişler ve refe­randum neticesinden haberdar olan Fransa'nın iki memleket arasında- bir Modus Vivendi'nin tayini için müza­kerelerin hâlen cereyan etmekte oldu­ğunu açıklamışlardır.

Fransız kabinesinin dünkü toplantısın­da Dışişleri Vekili Pinay, yeni Viet­nam Cumhuryetinin ileride resmen ta­nınacağını beyan etmiştir.

Bu aralık Vietnam Dışişleri Vekâleti, Vietnam ile Güney Kore hükümetleri­nin sefir teatisinde bulunmayı karar­laştırmış  olduklarım   açıklamıştır.

3 Ekim 1955

Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti temsil büro­sundan bildirilmiştir:

Gerekli temas ve ziyaretlerde bulun­mak üzere dün-gece hususî bir uçakla Ankara'ya gelen Nato Savunma Ko­leji Kumandanı Orgeneral Byers bu­gün ziyaretlerini yapmış ve saat 16.30' da özel uçağı ile Atina'ya hareket et­miştir.

5 Ekim 1955

Berctesgaden  (Batı Almanya)   :

Nato Kuvvetleri Başkumandanı Gene­ral Alferd Gmenther dün burada ka­dınlar kulübünde yaptığı konuşmada,Sovyet siyasetinde esaslı bir değişiklikolmadığını belirterek şunları söylemiş­tir:

Sovyetlerin sözde sulh teranesi Nato yu perçinleyen gaye birliğini gevşetmiyecektir. Sovyetlerin hakikî maksa­dını anlayıncaya kadar kollektiıf gü­venlik ve müdafaa sahasında çalışma­mıza devam edeceğiz.

 Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti sundan bildirilmiştir:

20 Eylülden 1 Ekim 1955 tarihine ka­dar devam eden Nato'nun Life - Life adlı bir lojistik ve ulaştırma tatbikatı yapılmış ve muvaffakiyetle sona er­miştir.

Bu tatbikatın Türkiye'de cereyan eden kısmı için alâkalı Türk elemanlarını tebrik etmek üzere Nato Avrupa Kuv­vetleri Başkumandanı General Grunt-her'den aşağıdaki mesaj  alınmıştır:

Tatbikat süresince edindiğim malû­mata göre Life - Life tatbikatının Av­rupa Müttefik Kuvvetlerinin istinad ettiği irtibat ve işbirliği için çok kıy­metli bir tecrübe olduğunu gördüm. Bu memnuniyet verici muvaffakiyet, iştirak eden bütün personelin munta­zam işbirliği ve mevcut plânların tat­bikattan evvel bütün teferruatı ile ha­zırlanmış olmasının bir neticesidir.

Teşekkürlerimin bütün ilgililere duyu rulmasmı rica ederim.

General Grunther"

10 Ekim 1955

 Paris :

Bu sabah Chaillo-t sarayında açılanNato Savunma Vekilleri toplantısınaGenel Sekreter Lord İsmay başkanlıketmiştir. Bu toplantının gayesi son ikiüç yıldanberi büyük değişiklikler ge­çiren askerî sistemler üzerinde yeniAtom stratejisinin tesirlerini incele­
mektir.

Bir Nato sözcüsünün bildirdiğine göre, bu toplantı sonunda hiçbir karara ve-rılmıyacaktır. Maksat Nato konseyi­nin Dışişleri ve Maliye Vekillerinin de iştiraki ile yapacağı genel toplantısını hazırlamaktır. Bu toplantı da Aralık ayında cereyan edecektir.

Bu sabah ilk olarak söz alan Fransa Savunma Vekili General Pierre Billot-te Nato'nun artık harp olmaması için müştereken gayret sanfetmekten başka bir gayesi olmadığını söylemiştir. Fran saya yaptığı bir teftiş gezisinden dön­müş olan vekil sözlerine şunları ilâ­ve etmiştir: "Batı medeniyetini koru­mak için Atlantik memleketleri arasın da mutlak bir dayanışmanın zarurî ol­duğuna kaniim.

Daha sonra konuşan Lord İsmay, Nato Savunma Vekillerinin diğerlerinden ayrı olarak 1952 Lisbonne toplantısın­dan sonra yaptıkları bu ilk toplantı­nın ehemmiyetine işaret etmiştir.

Nato Kurmay Başkanları daimi komi­tesine halen başkanlık etmekte olan general Sir John Whiteley de Sovyet­lerin bugünkü asker mevcudu hakkın­da elde edilen malûmatı ele alarak üzerinde   incelemelerde   bulunmuştur.

Amerika Hava Plânlama Grubundan General Partridre de Amerika kıt'ası-nın Kuzeyinde bir savunma hattı te­sisi için Kanada ve Amerikan hava kuvvetleri arasında mevcut işbirliğin­den bahsetmiş ve iki memleket ara­sındaki sınırın bu konudaki çalışma­lar sırasında hesaba katılmadığını söy­lemiştir. İki memleket uçakları hiçbir güçlükle karşılaşmaksızm karşılıklı o-larak geçişler yapabilmektedir. Ame­rika'nın Kuzeyinde tesis edilen ve ani bir tehlike karşısında harekete ge­çebilecek olan sistem Avrupa için de faydalı olabilecektir.

Daha sonra söz alan Manş Nato Kuv­vetleri Komutanı Amiral Sir George Creasey kendi idaresindeki kuvvetle­rin yeni mayn tarama gemilerine ih­tiyacı olduğunu bildirmiştir. Hava Kuvvetleri Komutanı Sir John Boothman de Manş bölgesinin hava savun­masından  bahsetmiştir.

11 Ekim 1955

 Paris :

Atlantik Kuvvetleri Başkumandanı General Alfred Gruenther, Nato Sa­vunma Vekillerinin bu sabah Gmt. aya rı ile saat 9.15'te yaptıkları toplantıda, Nato kuvvetlerinin durumu hakkında izahat vermiştir.

 Paris :

Versailles civarındaki Nato Genel Ka­rargâhında gizli bir toplantıda konu­şan Avrupa'daki Müttefik Kuvvetleri Başkumandanı General Gruenther, Ku zey Afrika'da istihdam edilmek üze­re Fransız kuvvetlerinin çekilmesi keyfiyetinin endişe uyandırıcı olduğu­nu söylemiştir.

Nato'ya dahil 12 memleketin Savunma Vekilleri huzurunda beyanatta bulu­nan General, Kuzey Afrika'daki karı­şık durumun Nato'nun Avrupa Savun­ması için ciddî bir tehlike arzedebile-ceğini belirtmiştir.

Avrupa'nın savunma meselelerine te­mas eden Gruenther, Sovyetler Birli­ğinin ordu mevcudunu 640.000 kişiden aşağıya indirmesinin, Rusyanm askerî kudretini zayıflatmıyacağmı beyan et­miştir.

Bugün bir harp çıktığı takdirde Batı'lılarm galip geleceğini söyliyen gene­ral Gruenther, Nato kuvvetlerinin ge­rek kemiyet gerekse keyfiyet bakı­mından istenilen seviyede olmadığını beyan etmiş ve demiştir ki: "Bir har­be girersek, ikinci gelen için mükâfat yoktur."

12 Ekim 1955

Paris :

Nato memleketlerine mensup Savun­ma Vekilleri iie askerî şeflerin 10, 11 ve 12 Ekim günleri Paris'te yaptıkları toplantı sonunda beyanatta bulunan bir sözcü müsbet neticeler sağlanın­caya kadar üye memleketlerin savun­ma gayretlerine devam etmeleri neti­cesine varıldığını bildirmiştir. Sözcü bundan başka Sovyetlerin taktiklerin­de kaydedilen son değişikliklere Na-tc'nun birliği ve savunma gücünün sebep olduğunu iîâve etmiştir.

14 Ekim 1955

İzmir :

Karargâhı şehrimizde bulunan Nato Altıncı Müttefik Taktik Hava Kuvvet­leri bugün kuruluşunun ikinci senesini bitirmesi münasebeliyle karargâhta bir merasim yapılmışıtır.Altıncı Taktik Hava Kuvvetleri Ku­mandanı Tümgeneral Richard Grussendorf, karargâhta toplanmış bulunan Türk, Amerikan ve Yunan subay ve assubaylarma kısa bir hitabede bulu­narak, Nato içerisinde hürriyetlerini korumak ve aralarındaki yakınlığı per çinlemek için birleşmiş olan milletlerin canlı birer timsali olan karargâh mensuplarına şimdiye kadar başarılan işlerde müsavi olarak şeref payına sa­hip olduklarını söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Bu vesile ile Nato ideallerine bağlılı­ğımızı ve bu uğurdaki azmimizi bu­rada bir daha belirtmek yerinde olur. Altıncı Taktik Hava Kuvvetlerinin Nato camiası içerisindeki bugünkü, müstesna mevkiinin temininde göster­miş olduğunuz gayrete ve bizden evvelkilerin bu uğurdaki çalışmalarına burada teşekkür etmeyi bir borç bili­rim. Vazife, şimdiye kadar mükem­mel yapılmıştır. Çalışmalarımızı o şe­kilde yürütmeiiyiz ki, bizden sonra gelenler de bizler için ayni şeyi söyle-yebilsinler.

General Grussendorfun konuşmasın: müteakip, 15 Nato memleketinin bay­rakları karargâh içerisindeki yeni di­reklere merasimle çekilmiştir.

1 Ekim 1955

 Paris  :

Cezayir meselesinin genel kurul gün­demine alınması, Terakkiperver ve komünist gazeteler hariç, bu sabahki bütün Paris basınında derin bir heye­can yaratmıştır.

Radikal Aurore gazetesi şunları yaz­maktadır:

Fransa bu kararı kabul edemez. Fransa, çoğu elan Feodal rejim altın­da yaşayan geri kalmış devletler tem­silcilerinin kendisine ders vermesini ve demokrasi yollarını gösterdiklerini iddia, etmelerini kabul edemez. Varı­lan bu oy, resmî nutuklarda öğünü-len "barışçı bir şekilde beraber ya­şama'' prensibinin istikbali hakkında iyi bir işaret değildir.

Muhafazakâr Figaro da şöyle demek­tedir:

Genel kurul Birleşmiş Milletlere üye bir devletin içişlerine karışmasını me-neden anayasa kaidelerini ihlâl etmek suretiyle kabulü imkânsız bir hareket­te bulunmuştur. Dün Fransa'yı mah­kûm etmeğe cesaret edenler arasın­da, meselâ Kostarika, Guatemala, Li­berya, Yemen ve daha birçokları gibi, vatandaşlarının hürriyetini muhafza etmeğe çalışması müreccah olan dev­letleri kaydetmek lâzımdır. Kuzey Af­rika ahalisini radyo ve basınları vası-tasiyle durmadan ayaklanmaya kışkır­tan ve üstelik tethişçilere silâh veren devletler hakkında ne demeli?

Bununla beraber, eğer Fransa Kuzey Afrika'da yapıcı ve cesur ananelerine uygun siyaseti vaktinde tatbik etmiş olsaydı durumun bu şekil almıyacağını belirten gazete, dünkü oyun Fransa ile Birleşmiş Milletler arasındaki mü­nasebetler üzerinde vahim neticeleri olacağını  yazmaktadır."

Parisien Libera» gazetesi de bu fik­re iştirak etmekte ve şöyle demekte­dir:

Eğer Fransız itibarına karşı taarruz­lara göz yummasaydık ve bir seneden-beri Afrika'da olduğu gibi Asya'da da oynamamız lâzım gelen rolleri terket-memiş olsaydık, Fransa bu duruma düşmezdi."

Yetkili bir şahıs, Fransa'nın Kuzey Af­rika ile Birleşmiş Milletler teşkilâtı arasında tercih yapmak için bir sani­ye dahi tereddüt etmemesi lâzım gel­diğini ve pek az müessir milletlerara­sı bir teşkilâta üye olmak gururu ye­rine büyük bir Akdeniz memleketi ol­mağı tercih etmesi gerektiğini söyle­mişti. Mühim olan şeylerle kıymeti ol­mayan şeyleri tartmak zamanı gelmiş­tir ve durumun vahametini idrak e-den herkes için kendini toplama saati de çalmıştır.

Tteur"

Sosyalist  Federalist     "Franc şunları yazmaktadır:

"Birleşmiş Milletler, Cezayir meselesi­ni gündeme almaya karar vermekle belki de iki buhrana yol açmıştır: bi­ri, Fransa'nın tepkileri dolayısiyle da­hilî, diğeri Fransız - Sovyet münase­betleri bakımından haricî.»

Sadece solcu bağımsız Combat gaze­tesinde hiç olmazsa bu kararın muh­temel tepkileri hakkmda, oldukça iyimserlik göze çarpmaktadır. Gazete şöyle diyor:

"Hayâl kırıcı bir haber arasında, Bir­leşmiş Milletlerin Cezayir meselesini tetkik  iddiaları  karşısında Fransa'nıntakındığı azimli durum, bizde çok iyi tesirler yaratmıştır. Eğer bir Fransız hükümeti, dahili dedikoduları aşarak sadece millî bağımsızlığı kuvvetlendir­mek ve artık elle tutulur bir şey yap­mak endişesiyle hareket etse, bu hükû meti millet ne kadar el üstünde tutar­dı."

Paris :

Bir telefon muhaveresinden sonra, Fransız Başvekili ile Hariciye Vekili, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda­ki fransız murahhas heyenin tamamım derhal geri çağırmağa kara vermiş­lerdir.  Bu karar,  dün  akşam  Cezayir

hakkında verilen kararla ilgilidir.

New York :

Fransız Dışişleri Vekili Pinay bugün Birleşmiş Milletler'deki Fransız heye­tinin dairesinden ayrılırken gazeteci­lere şu beyanatta bulunmuştur;

"Dün genel kurulda söylediklerimizin hepsi, hükümetin düşüncesinin ifade­siydi. Fransa'nın Birleşmiş Milletler tesisatından tamamen ayrılması Fran sız ı..akûmetine ve meclisine bağlıdır. Hükümet Fransız heyetini geri çağır­maya karar verebilir. Bu kararı ver­miştir. Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî heyet ise şimdilik New York'ta kalacak ve talimat bekliyecektir.

2 Ekim 1955

Niort  :

Eski Başvekil Mendes France, dün burada yaptığı konuşmada, Fas Sul-tan'ı Ben Arafa'nm tahttan indirilme­si için altı hafta vakit kaybedilmesi ve niyabet m&slisinin hâlâ kurulmama sı dolayısiyle şimdiki Fransız hükü­metini şiddetle tenkid etmiş ve demiş­tir ki:

Fas hakkında hazırlanan plânın tat­bikine geçemiyerek, buhranın günden güne ciddileşmesine sebep olan bir hükümetin, yüksek idarecileri ile as­kerî liderlerinin ayrı ayrı yol takip et­tikleri bir hükümetin; vekilleri, ka­binenin aldığı bir kararı ilân etmek­ten   kaçman   bir   hükümetin   otoritesi

şüphe uyandırır. Bu daha ziyade Fran sız demokrasisinin geçirdiği buhran­dır ki sebebi yalnız Anayasada değil aynı zamanda vatandaşlık hislerinin dumura uğram asmdadır.

"Vatandaşlar gelecek seçimde oyları­nı kullanırken ufak günlük hâdisele­ri değil memleketin, refah ve istikbali­ni gözönünde tutmalıdırlar.»

Eski Başvekil hükümete istikrar sağ­layacak üç maddelik bir reform prog­ramı ileri sürmüştür.

1  Muayyen şartlar altında bir hü­kümetin sükût halinde meclisin feshi­ni mümkün kılacak bir kanun hazır­lanması.

 Partiler  arasında  pazarlığa yol açan, şimdiki seçim sistemi yerine hü­kümetin bir turda teşkilini temin ede­cek bir sistem kabulü.

 Millî meclisin  mes'elelerle  umu­mî olarak meşgul olması ve teferrua­tın hallini hükümete bırakması.

 Amiens  :

Fransız Başvekili Edgar Faure bugün Amiens de Redikal - Sosyalist Parti­sinin kongresinde yaptığı konuşmada Fas meselesine temasla, artık olup bit­miş hâdiseler üzerinde durmanın lü­zumsuz olacağını, asıl meselenin bir Fas hükümetini kurmak yolunda iler­lemek olduğunu belirtmiştir.

Cezayir meselesi hususunda Başvekil şöyle demiştir:

"Fransanm aleyhinde 'hariçten yapı­lan tahriklerle, caniyane bir hareket hazırlanmıştır. Cezayir Fransız topra­ğıdır.

Cezayir milliyeti olamaz ve olamıya-caktır. Birleşmiş Milletler genel kuru­lunun Cezayir meselesini gündeme al­mak kararı teşkilâtın gayelerine ay­kırıdır. Ve her ne olursa olsun böyle bir şey kabul edilemez. Biz buna mu­kabele etmeliyiz. Fransa'nın zayıfla­dığı doğrudur. Bununla beraber Fran­sa millî durumundan hiçbir şey feda etmiyecek kadar kuvvete sahiptir."

image011.gifimage012.gifimage013.gifimage014.gif3 Ekim 1955

 Paris :

Deniz aşın topraklar vekâleti aşağıda­ki tebliği yayınlamıştır.

Fransız hükümeti, bundan böyle, Bir­leşmiş Milletler Genel Sekreterine, anayasanın 73'ünsü maddesinde derpiş edilen malûûmatı vermeyecektir.

Hükümet, Fransamn bu mevzuda bir mecburiyeti olmadığı kanaatindedir. Filhakika, bir taraftan, anayasanın 11' inci bahsi idareci denilen devletlerin tek taraflı beyanatlarından teşkil edil­miştir, diğer taraftan deniz aşırı top­raklar, Fransız topraklarının ayrılmaz bîr parçasıdır.

Eğer Fransamn deniz aşın toprakla­rının iktisadi, sosyal ve kültürel du­rumu hakkında şimdiye kadar malû­mat verilmemişse, bu, daima reddet­tiğimiz tezleri kabul ettiğimizden de­ğil, iyi niyet eseri göstermek arzusun­dan ileri gelmiştir.

Filhakika Fransa, gelişmemiş memle­ketlerin ilerlemesine müessir bir şekil­de yardım ettiği nisbette milletlerarası işbirliği lehinde bulunmuştur.

Bununla beraber, Fransa bu teknik iş­birliğinin, bir kontrol tesisine esas teş­kil edebileceğini hiçbir zaman kabul etmemiştir. Birleşmiş Milletler anaya­sası olduğu gibi kendi anayasası da bunu kabul etmesine mânidir. Birleş­miş Milletler genel kurulunun bir memleketin millî yetkisi dahilinde o-lan bir meseleye doğrudan doğruya ve muhasim bir şekilde müdahale et­mesi, hükümeti, Cumhuriyet toprakla­rı için, bu toprakların özel statüsü ne olursa olsun, tek bir kaide kabul et­mek  mecburiyetinde  bırakmaktadır.

Hükümet bu toprakların, Fransız ana­yasasında olduğu gibi Birleşmiş Mil­letler anayasasında da derpiş edilen hedeflere doğru gelişmesine bir müda­haleciliğe karşı korumak arzusunda­dır.

Fransız hükümetinin, bunun münaka­şa edilmesini kabul eylemiyeceği ve bu husustaki  müzakerelere iştirak etmiyeceği aşikârdır. Tabiatiyle Fransa, vesayet altındaki topraklar bahsinde kendine düşen bütün vecibelere riaye­te devam edecektir.

Paris :

Vekiller heyetinin toplantısından son­ra, hükümet sözcüsü Jean Medecin aşa ğıdaki tebliği yayınlamıştır:

Vekiller heyeti, Dışişleri Vekili An-toine Pinay'ı, Cezayir meselesinin ge­nel kurul gündemine alınması üzerine Birleşmiş Milletlerde verdiği izahattan dolayı tebrik etmiştir.

Hükümet, varılan oy neticesinin, ana­yasaya aykırı olduğunu ve bu teşkilâ­tın kurulmasında hâkim olan ruhu ih­lâl ettiğini kaydettikten sonra, Birleş­miş Milletler teşkilâtı için fena neti­celer vermek tehlikesi arzeden bu ge­lişmeden Fransa'nın mesul olmadığım belirtmek zaruretine kanidir.

Binaenaleyh, hükümet, genel kurul çalışmalarına bundan böyle iştirak et­memek suretiyle, Fransa'nın haklarını müdafaa ve Birleşmiş Milletler teşki­lâtının istikbalini muhafaza arzusunda dır.

Hükümet, bundan başka, genel kurul daki bütün Fransız heyetini, daimi de­legasyon da dahil olmak üzere, geri çağırmak hususunda dün verilen kara­rı kabul etmiştir.

4 Ekim 1955

Paris  :

Fransız parlâmentosunda bugün yapı­lan seçimler sonunda Millî Meclis Başkanlığına Pierre Schneiter (Mrp) 295 oyla seçilmişitir. Le Troquer (Sos­yalist) 156 oy, Marcel Cachin (Komü­nist) 91 oy almışlardır.

Gaston Monnervilla (Radikal Sosya­list) Cumhuriyet konseyi başkanlığına 212 oyla seçilmiştir. Georges Marrane (Komünist) 18 oy, diğer adaylar 22 oy almışlardır.

Fransa Birliği Meclisi Başkanlığına 101 oyla Albert Sarraut getirilmiştir. Komünist adayı 11, Cumhuriyetçi Sos­yalist adayı da 23 oy almışlardır.

3 Ekim 1955

 Paris :

Deniz aşın topraklar vekâleti aşağıda­ki tebliği yayınlamıştır.

Fransız hükümeti, bundan böyle, Bir­leşmiş Milletler Genel Sekreterine, anayasanın 73'ünsü maddesinde derpiş edilen malûûmatı vermeyecektir.

Hükümet, Fransamn bu mevzuda bir mecburiyeti olmadığı kanaatindedir. Filhakika, bir taraftan, anayasanın 11' inci bahsi idareci denilen devletlerin tek taraflı beyanatlarından teşkil edil­miştir, diğer taraftan deniz aşırı top­raklar, Fransız topraklarının ayrılmaz bîr parçasıdır.

Eğer Fransamn deniz aşın toprakla­rının iktisadi, sosyal ve kültürel du­rumu hakkında şimdiye kadar malû­mat verilmemişse, bu, daima reddet­tiğimiz tezleri kabul ettiğimizden de­ğil, iyi niyet eseri göstermek arzusun­dan ileri gelmiştir.

Filhakika Fransa, gelişmemiş memle­ketlerin ilerlemesine müessir bir şekil­de yardım ettiği nisbette milletlerarası işbirliği lehinde bulunmuştur.

Bununla beraber, Fransa bu teknik iş­birliğinin, bir kontrol tesisine esas teş­kil edebileceğini hiçbir zaman kabul etmemiştir. Birleşmiş Milletler anaya­sası olduğu gibi kendi anayasası da bunu kabul etmesine mânidir. Birleş­miş Milletler genel kurulunun bir memleketin millî yetkisi dahilinde o-lan bir meseleye doğrudan doğruya ve muhasim bir şekilde müdahale et­mesi, hükümeti, Cumhuriyet toprakla­rı için, bu toprakların özel statüsü ne olursa olsun, tek bir kaide kabul et­mek  mecburiyetinde  bırakmaktadır.

Hükümet bu toprakların, Fransız ana­yasasında olduğu gibi Birleşmiş Mil­letler anayasasında da derpiş edilen hedeflere doğru gelişmesine bir müda­haleciliğe karşı korumak arzusunda­dır.

Fransız hükümetinin, bunun münaka­şa edilmesini kabul eylemiyeceği ve bu husustaki  müzakerelere iştirak etmiyeceği aşikârdır. Tabiatiyle Fransa, vesayet altındaki topraklar bahsinde kendine düşen bütün vecibelere riaye­te devam edecektir.

Paris :

Vekiller heyetinin toplantısından son­ra, hükümet sözcüsü Jean Medecin aşa ğıdaki tebliği yayınlamıştır:

Vekiller heyeti, Dışişleri Vekili Antoine Pinay'ı, Cezayir meselesinin ge­nel kurul gündemine alınması üzerine Birleşmiş Milletlerde verdiği izahattan dolayı tebrik etmiştir.

Hükümet, varılan oy neticesinin, ana­yasaya aykırı olduğunu ve bu teşkilâ­tın kurulmasında hâkim olan ruhu ih­lâl ettiğini kaydettikten sonra, Birleş­miş Milletler teşkilâtı için fena neti­celer vermek tehlikesi arzeden bu ge­lişmeden Fransa'nın mesul olmadığım belirtmek zaruretine kanidir.

Binaenaleyh, hükümet, genel kurul çalışmalarına bundan böyle iştirak et­memek suretiyle, Fransa'nın haklarını müdafaa ve Birleşmiş Milletler teşki­lâtının istikbalini muhafaza arzusunda dır.

Hükümet, bundan başka, genel kurul daki bütün- Fransız heyetini, daimi de­legasyon da dahil olmak üzere, geri çağırmak hususunda dün verilen kara­rı kabul etmiştir.

4 Ekim 1955

Paris  :

Fransız parlâmentosunda bugün yapı­lan seçimler sonunda Millî Meclis Başkanlığına Pierre Schneiter (Mrp) 295 oyla seçilmişitir. Le Troquer (Sos­yalist) 156 oy, Marcel Cachin (Komü­nist) 91 oy almışlardır.

Gaston Monnervilla (Radikal Sosya­list) Cumhuriyet konseyi başkanlığına 212 oyla seçilmiştir. Georges Marrane (Komünist) 18 oy, diğer adaylar 22 oy almışlardır.

Fransa Birliği Meclisi Başkanlığına 101 oyla Albert Sarraut getirilmiştir. Komünist adayı 11, Cumhuriyetçi Sos­yalist adayı da 23 oy almışlardır.

meselesi hakkındaki izahatını dinle­mek için toplanmıştır. Başvekil salo­na, geldiği zaman meclis sıraları ve dinleyicilere tahsis edilen yerler ta­mamen dolmuş bulunuyordu. Başvekil bu konuşmasında bilhassa Fas hakkın­da belirli bir politikanın tesbiti lüzu­mu üzerinde İsrar etmiş ve asıl mese­lenin bir şahıs veya bir Sultan mese­lesi değil, bir politika meselesi oldu­ğunu söylemiştir. Başvekile göre hü­kümet politikasını açıklamıştır. Şim­di parlamentonun da kendi politikası­nı bildirmesi gerekmektedir.

 Paris :

İstifa eden Millî Savunma Vekili Ge­neral Keonig'in yerine General Pierre Billotte getirilmiştir.

7 Ekim 1955

New York :

New York Times ve Herald Tribü­ne" gazeteleri bu sabahki makalelerin-da Fransa ve Batı Almanya Beşvekillerinin Saar statüsünü teminat altına alacakları ümidini belirtmektedirler: Herald Tribüne1' bu mevzuda şunları yazmaktadır:

Başvekil Faure ve Başvekil Adenauer'in Lüksemburg toplantısında Saar statüsünü desteklediklerini teyid et meleri Avrupa sulhu ve işbirliğine doğru    iyi bir işarettir.

"Saar'da Alman taraftarı partilerin kuvvetli bir kampanya açmaları son günlerde bu statünün akıbetini tehli­keye düşürmüştü. Alman taraftarı par tilerin liderleri her türlü mes'uliyet hissinden uzak milliyetçilik gayretleri ile bu bölgenin Avrupa'lılaştırılmasm-da doğacak faydalara gözlerini kapa­mış ve Saar statüsünün tasdiki aley­hinde epeyce taraftar toplamışlardır.

"Adenauer - Faure görüşmesinden son ra Saar statüsü lehinde neşredilen teb­liğin Saarlılar tarafından nasıl karşı­lanacağı, bilhassa Adenauer'in kendi Hristiyan Demokrat Partisinde nasıl bir tepki yaratacağı merakla beklen­mektedir. İki devlet adamının karşı­laşması, Fransa - Batı Almanya dostluğunun bir tezahürü olmuştur. Statü­nün akim kalması Lüksemburg'da ya­ratılan dostluk ve işbirliği ruhuna ay­kırı olacaktır.

New York Times gazetesi Saar mev­zuunda  şöyle  demektedir:

"İki hükümet aklı selimin galebe çal­dığı ve Saar statüsünün tasdik edile­ceği kanaatindedirler. Bu statünün a-kim kalması, Cenevre Hariciye Vekil­leri konferansında Batı cephesini za­yıflatacak ve simdi Fransa tarafından desteklenmekte olan Almanya'nın bir­leştirilmesi meselesini geri bırakacak­tır.

Başvekil Adenauer, eski Nazi ve ko­münistlerin tahrik ettiği Alman taraf­tarı partilere müracaat ederek Saar statüsü lehinde oy kullanılmasını iste­miştir. Saar'lılarm Başvekilin isteğine uyarak kendi menfaatlerine en uygun gelecek bu statüyü kabul edecekleri beklenmektedir."

 Paris   :

Millî mecliste, Başvekil Edgar Faure'-dan sonra söz alan Dışişleri Vekili An-toine Pinay'a gazeteciler, bağımsız Cumhuriyetçiler grubu ekseriyeti ta­rafından takınılan durum hakkında fikrini sormuşlar, Pinay şu cevabı ver­miştir:

"Siyasî dostlarımın, bana gelerek, Ed­gar Faure kabinesinden istifa etmemi istedikleri doğrudur. Onlara, şimdiki şartlar altında kabineyi terketmemin iyi bir hareket olmıyacağmı söyledim. Başvekil ile aramda bir anlaşmazlık çıktığı zaman, bunu kabine de açıklı­yorum. Fakat kendisiyle mutabık oldu ğum zaman da açıkça bildiriyorum. Bağımsızlar ve Köylü Partisi merkez cenahmdaki arkadaşlarıma, kendileri­ni bir ay evvel terkettiğimi hatırlat­tım. Fikrimi değiştirmiş değilim. On­lara, bir siyaset tespit edilmiş olduğu­nu, bunu yegâne iyi siyaset olarak te­lâkki ettiğimi ve bu siyasetin tatbik edileceğini bilmeleri için' müzakereler açılmasının gerekli olduğunu söyle­dim. Eğer bu siyaset beğenilmiyorsa, reddedilsin ve yerine başka bir hattı hareket tektif edilsin.

Kanaatimce, Bandung konferansının neticelerini unutmamak lâzımdır. Bu konferansın neticelerine göre hareket etmemiz lâzımdır. Batılı müttefikleri­miz, benim ve dostlarım olarak adde­dilen şahısların, hükümet siyasetini Birleşmiş Milletler'de müdafaa ettik­ten sonra bu hükümetten çekilmemizi anlamayacaklardır.

Müzakereler sonunda hükümetin gü­ven oyuna müracaat edip etmiyeceği sualine, Pinay, "pek zannetmiyorum demiştir.

New York  :

"New York Times" gazetesi bugün neş rettiği bir makalede Fransa'nın Kuzey Afrika siyasetini bahis mevzuu ede­rek şunları yazmaktadır:

"Fransa'nın Kuzey Afrika'da karşılaş­tığı güçlüklerin sebebi, siyasî istikrar­sızlık ve sosyal bünyede tesanüd s^ğla yan vatandaşlık hislerinin zaafa uğra­mış olmasıdır.

Fransa'nın karşılaştığı ciddî buhran dostları tarafından anlayışla karşılan­maktadır. Fakat şunu teslim etmek lâ­zımdır ki bugünkü Fransa hükümeti ni Fas mes'elesinin yanlış şekilde ele alınması yıpratmıştır. Belirli bir siya­set takibini icab ettiren bu mes'elede Başvekil Faure, mütereddid tavrı ile hem uzlaştırıcı siyasete taraftar a1 an­ların hem de otoriter bir siyaset takib edilmesini istevenlerin husumetini ka-zanrmstır. Fas'taki kargaşalıkların ve De Gaulle'cü vekillerin hükümetten ayrılmalarının sebebi budur.

Fransa için Fas'tan daha mühim olan Cezsvir mese1inde Faure'un mes'u-Uveti vnktur. Fakat hakikat sudur ki Ceavir'irt Fransız birli&ine ithali ge­ciktirilmiştir. Avnı zamanda Fransa Cezavir'de vamlrn srerken reformu ihmâl etmiş, gürültülü bir siyaset ta­kib etmiştir.

Fransız hükümeti müstemleke siyase­tini ayarlamadığı takdirde netice feci olacaktır."

Paris  :

Dışişleri  Vekili  Antoin Pinay ile  Fas ve Cezayir İşleri Vekili Pierre Joly bu sabah Başvekil ile görüşmüşlerdir.

Mutedil liderlerin çoğu ile de görüşme ler yapmış olan Dışişleri Vekili Anto-ine Pinay başvekâletten ayrılırken Ed gar Faure ile beraber olduğunu söyle­miş ve "Sarre meselesi, gelecek Ce­nevre Konferansı ve Fransanm Bir­leşmiş Milletler'deki durumu gibi çok ciddî meselelerin bahis konusu o'du-ğu bir sırada siyasî bir buhran mille­tin menfaatleri için son derece zararlı olur" demiştir.

8 Ekim 1955

 Rouen (Fransa):

veni askere celbedilmiş olan, hafif bir Tank - Savar Alayına bağlı Fransız gençleri, dün :gece Kuzey Afrika'ya sevkedileceklerini haber alınca, Fran­sız askerlik tarihinde şimdiye kadar görülmemiş derecede şiddetle emre mukavemet etmişlerdir.

Yeni askere celbedilen bu gençlere dün gece, her türlü hazırlıklarını ik­mâl etmeleri emredilmiş, birkaç saate kadar kamyonlara bindirilerek hava mevdanma ve oradan uçakla Kuzey Afrika'ya sevkedilecekleri bildirilmiş­ti. Bu emri Ö&renen bütün gençler "ora ya gitmiye<-esiz" diye havkırmaya baş lamıslar, subayların ürerine hücum e-derek apoletlerini sökmüşler, kışlaya girerek kapıları kapamışlardı.

Bunun üzerin^ askerî makamlar polis emniyet kuvvetlerine baş. vurmuş ve kışla sarılmıştır, âsi askerler bu kuv­vetlerin ürerine taş, tuğla, şarap şi­şesi yağdırmışlardır.

Gece varisi, isyan edenler zorla kışla­dan çıkarılmış ve kamyonlara bindi­rilmiştir.

Fakst asıl carDişma, kamyonlar şehir içinden gederken cereyan etmiştir. 1500 ilâ 2000 kaçlar mümavisci kam-vonları çevirmiştir. Hâdise yerine der­hâl polis kuvvetleri celbedilmiş ve göz yaşartıcı gaz kullanmak mecburiyeti hasıl olmuştur. Nümayişçilerden mü­him bir kısmının komünist taraftan ol dukları anlaşılmıştır.

image015.gifimage016.gifimage017.gifimage018.gifCereyan eden hâdiseler sırasında 50'si polis olmak üzere 100 kişi yaralanmış­tır. 7 polis ve bir sivil hastaneye kal­dırılmıştır.

9   Ekim 1955
 Paris :

Fransız Millî Meclisi, âni değişiklikler ve sürpriz oyları iîe dolu, .dün geceki uzun toplantısı sonunda, hükümetin Fas siyasetini tasvip etmiştir. Bazı çoğunluk mensupları ve 'bilhassa De Gaulle'cular tarafından tenkid edilen bu siyaset, büyük bir ekseriyetle tas­vip olunmuştur. Sosyalistler, Fas'ta takip edilen politikayı tasvip etmek üzere muhalefetten vazgeçmişlerdir. Esasen, bu mevzuda sosyalistlerin gö­rüşü, Aix Les Bains de açıklanan hü­kümet görüşünden pek farklı değil­dir. Onun için de tasvipleri mantıkî, bir hareket telâkki edilmektedir. Yal­nız, bu neticeye varılana kadar, sos­yalistlerin sundukları takrir üzerinde bazı tereddütlerin izalesi gerekmiştir. Zaten sosyalist plânının hükümet tara fından ilk şekli ile kabul edilmesi mümkün olamazdı. Zira bu takrir, Fas siyasetini tasvip etmekle beraber, bir taraftan da bu politikanın tatbik ediliş şeklini  tenkit  etmekteydi.

Nihayet sabaha karşı, saat 4.30'da an­laşmazlıklar bertaraf edilmiş ve sos­yalist takriri, "Meclis, Fas'ta cereyan eden kanlı hâdiselerde ölenlerin hatı­rasını tazimle anar ve hükümetin Aix Les Bains anlaşmalarını tatbikte gös­terdiği zaafı teessüfle karşılar» denilen son paragrafı çıkarılarak geri kalan kısmının tümü 477 oyla tasvip olun­muştur. Komünistler de lehte oy ver­mişlerdir.

Oy alamamaktan korkan Faure, böyle ce beklediğinden fazlasını elde etmiş olmaktadır.

10 Ekim 1955

. Saint Boiene  (Fransa)   :

Fransa eski başvekillerinden Rene Pleven, Fransız İmparatorluğunu sar­san buhran karşısında bütün siyasî partileri birlikte harekete davet etmiş tir.

Demokrat ve Sosyalist mukavemet birliğinin kongresinde konuşan Pleven, Fransa'nın millî bir buhranla karşı karşıya olduğuna işaret ederek şun­ları söylemiştir:

''Her şeyden önce millî bir beraberlik cephesi kurmalıyız. Millî beraberlik Solcu Sosyalistlerden müfrit Sağcılara kadar bütün siyasî partileri yabancı müdahalesinden masun tutan müşte­rek bir cephedir."

Demokrat ve Sosyalist mukavemet birliğinin başkanı olan Pleven, Kuzey Afrikada Liberal bir .siyaset takibi hu­susunda Faure plânını kuvvetle des­teklemiştir.

Pleven, Cezayir meselesini Birleşmiş Milletlerin Fransa'nın iç işlerine mü­dahalesi olarak vasıflandırmış ve söz­lerine şöyle devam etmiştir:

"Fransa veya Fransa'nın dostlarından birisi Birleşmiş Milletler Genel Kuru­lunun Kahire radyosunun Pan - İslâm-ism hareketini teşvik eden neşriyatı veya İspanyol Fası hakkında tahki­kat açmasını niçin istemiyor? Kuzey Afrika'da sulhun teessüsü için Birleş­miş Milletlerin en faydalı hareketi radyo antenlerinin muzır neşriyatını Önlemesi olacaktır."

Kuzey Afrika meselelerinin halli Fransa için kolay bir iş değildir. Asıl mesele, burada Avrupa'lılarla müslümanlar arasında kaybolan itimadı ye­niden tesis etmektir.

 Paris  :

Kuzey Atlantik Paktına dahil 15 memleket Savunma Vekillerinin ka­tıldığı Nato Konseyi, bugün burada toplanmıştır.

Ele alınacak meseleler arasında şun­lar vardır:

Fransa'da mevcut    80.000 askerden yarısının,  Kuzey     Afrika'ya nakledil­mesi,

İngiltere'nin, Nato kuvvetlerine da­hil askerlerinden 100.000'ini terhis et­meyi düşünmesi,

Nato savunma tesislerine yeni ato­mik ve diğer üstün silâhların ne de­receye kadar tesir edebileceğinin ince­lenmesi.

12 Ekim 1955

Paris   :

Fransız Sosyalist Partisi, .hükümetin Cezayir meselesinde takip ettiği siyaset aleyhinde rey vereceğini bu gece İlân etmiş bu suretle de Edgar Faure ka­binesi bir kerre daha nazik bir duru­ma düşmüştür.

Muhalefette bulunan Sosyalistler, Fas­taki durumla ilgili olarak Millî Mec-lis'te yapılan müzakerelerde tehlikeli duruma düşmüş olan Faure hüküme­tini geçen Pazar günü, 'leyhte oy ver­mek suretiyle kurtarmışlardı. Fas me­selesinin müzakeresini müteakip Ceza­yir meselesinin görüşülmesine başla­nınca, Sosyalistler, Cezayir'i Fransa nın anavatan topraklarının bir kısmı olarak kabul ettirmek istiyen ve Millî Meclis'te 103 temsilcisi bulunan Sosya­list Partisinin meclis grubu başkanı Alain Savary, Faure kabinesine itima­dı olmadığına dair bir takrir sunmuş­tur.

Paris  :

İçişleri Vekili Bourıges Manoury bugün meclisteki izahatı sırasında, Cezayir hakkında hükümetin almayı tasarladı­ğı tedbirlerin şu üç esasta hülâsa edi­lebileceğini  bildirmiştir:

 İslâm dininin, devlet    karşısında müstakil olması.

 Arspça   eğitimin teşkilâtlandırıl­ması.

3  Kaza  ve  Nahiye İslahı.

Vekil, yeni sivil ve askerî mevkilerin kurulacağını ve bir çok âmme işlerin­de Cezayir'li müslümanlarm çalıştı­rılması yoluna gidileceğini de bildir­miştir. İçişleri Vekili buna misâl ol­mak üzere bugün Yeni Bone vilâyeti­nin 11 kazasından beşine müslüman kaymakam tâyin ettiğini söylemiş ve yakında iki yeni vilâyetin daha kuru­lacağını haber  vermiştir.

14 Ekim 1955

 Paris :

Fransız Millî Meclisi,  dün  gece Cezayir mes'elesi hakkında evvelâ hükü­met takririnin görüşülmesi teklifini 274'e karşı 305 oyla reddetmiştir.

De Gaulle'cü partinin son dakikada Başvekil Faure aleyhine dönmesi Fran sa'yi yeniden kabine buhranı tehlikesi ile karşı karşıya bırakmıştır.

Dün gece verilen oy hakikatte bir gü­vensizlik oyu olmamakla beraber, Ce­nevre Konferansı arifesinde hüküme­tin itibarını sarsacak mahiyettedir.

Başvekil Faure geçen hafta Fas plânı­nın kabulü için temin ettiği çoğunlu­ğu tekrar toplayabilmek için devamlı olarak çalışmaktadır. Fas plânının- kar bulünü temin eden Sosyalistler bu deT fa Başvekil Faure'u desteklememekte­dirler. Zira Sosyalistler, Cezayir'e hü­kümetin vermeyi tasavvur ettiğinden daha fazla siyasî hürriyet verilmesi ta­raftarıdırlar.

Cezayir mes'elesinin Birleşmiş Millet­ler genel kurul gündemine alınması üzerine Fransız hey'etinin müzakere-leri terketmesini emreden Faure, dün gece aleyhte oy kullanan üyelere de­miştir ki:

-«Fransa, iki hafta önce Cezayir mes'­elesinin Birleşmiş Milletler gündemine alınmasını protesto maksadı ile müza­kerelerden çekilmiştir. Cezayir'de ta­kip edilecek siyaset üzerinde görüş ay­rılıkları bulunabilir, fakat meclis ço­ğunluğunun Cezayir'in Fransız toprağı olduğunu kabul ettiği kanaatindeyim."

De Gaulle'cü parti lideri Jacques Cihaban - Delmas Faure'un bu sözleri üze­rine ayağa kalkarak, hükümetin lehveya aleyhinde kesin bir "karar verme­sini teklif etmiştir. Faure şu cevabıvermiştir:

Herhangi bir takriri reddetmek hak­kı meclise tanındığı gibi, bir tnes'ele-de güven oyuna müracaat edip etme­mek de hükümetin hakkıdır.

16 Ekim 1955

 Caen :

Mensup olduğu Radikal Parti hesabı­na propaganda turnesine çıkmış olan eski Başvekil Mendes France, dün akşam Caen'da bir nutuk söyliyerek Ku­zey Afrika meselelerinden bahsetmiş Ve demiştir ki:

"Sulhu kurmak, ihtilâf halinde bulu­nan memleketlerle konuşup anlaşmak tan ibarettir. Tunus yahut Fas'tan hangisi bahis mevzuu olursa sun, Fransa bu bölgelerde sulhu, asker kuv­veti ve körü körüne bir baskı ile ku-ramıyacsktır.

"Fransa Kurey Afrika'da mevcudiyeti­ni idamo ettirmek istiyorsa, buna an­cak halkın muvafakati ile muvaffak olabilecektir. Demek ki, gereken her yerde halkın ve milliyetçilerin muva­fakatini elde etmemiz lâ/ımdır. Tu­nus'a karşı bu şekilde hareket etmiş­tik, bu memleket şimdi karşımızda sakin bir çehre ile durmaktadır.Daha sonra, 1954 Temmuz'unda Tu­nus'a yaptığı seyahatten bahseden ve Tunus halkına yeni hic bir vaitte bu­lunmadığını sadece daha evvelki hü­kümetlerin yaptıklarım tahakkuk mev kiine koyacağını söylediğini bildiren Mendes France: "O zaman memleke­time muhalif olanlarla müzakerelere girişmem hoş karşılanmamıştı, bizimle anlaşamiyanlarla değil de kiminle ko­nuşmak lâzımdı acaba? demiştir.

Ayrıca Fas mes'elesini de ele alan Mendes France, bu mes'elenin Tunus mes'elesinden mahiyet itibarı ile fark­lı olduğunu beyan etmiş, maamafih bunun hallinde de ayni anlayışla ha­reket etmek gerekeceğini bildirerek demiştir ki: "En mühim partisi, İstik­lâl Partisi olan milliyetçilerle görüş­meler yapmak ve çeşitli temayüllerde onları içine alan yeni bir temsili hü­kümet kurmak lâzımdır, Edgar Fau-re  hükümeti  teşebbüsünde     haklıydı.

Yeni bir hükümetin teşkili yolunda ilk merhale olan Niyabet Meclisinin kurulması formülü de bu suretle bu­lunmuştur."

17 Ekim 1955

 Washington :

Haftalık U.S. Nevs And "World Re-port" Amerikan dergisi bu sabah çı­kan sayısında Fransız Hariciye Vekili Antoine Pinay'm bir mülakatını neş­retmektedir.

Pinay, bu beyanatında, Birleşmiş Mil­letler umumî heyetinin geçen ay so­nundaki toplantısında, Cezayir mese­lesi hakkında Sovyetler Birliği tara­fından ittihaz olunan hareket hattını tenkit etmiş ve demiştir ki:

"Görüşümü, Sovyetler Birliği hariciye vekili Molotov'a hiç bir tefsire yer bı­rakmayacak kadar sarih bir if^de ile bildirdim. Cezayir meselesinin Birleş­miş Milletlerde görüşülmesi sırasında, Sovyetler Birliği tarafından oynanan rol'un. geçen Temmuz da Cenevre'de aktedilen hükümet reisleri konferan­sında tespit olunan hedeflerin gerçek­leşmesini son derece güçleştirecek bir mahivet arzettiŞini de kendisinden giz lemedim ve şunları ilâve ettim. "Rus-yamn son haftalar zarfındaki durumu, Cenevre ruhuna kafiyen uygun de­ğildir."

Avnı meselede Fransız umumî efkârı Birleşik Amerika devletlerinin hare­ket hattını da pek müsait karşılamış­tır. Filhakika Amerika, Fransa ve dostları gibi, Cezayir meselesinin gün­deme alınması aleyhinde oy vermiştir. Fakat Amerika bu hareketini daha şiddetli bir şekilde evvelden belirtmiş olsaydı bu. bazı memleketleri, vererekleri rey'in manâsını daha etraflı bir surette düşünmeğs sevkedecekti.

 Paris   :

Hariciye Vekili Antoins Pinay, Combat gazetesinde yayınlanan beyana­tında hükümetin Cezayir meselesinde takibettiği politikanın umumî hatları­nı izah etmiş ve şöyle demiştir: "Edgar Faure hükümetinin Cezayir hakkında halen tatbik etmekte olduğu politika­nın, tatbiki mümkün yegâne politika olduğuna şahsen kaniim. Bu itibarla eğer hükümet devrilecek olursa, Edgar Faure'un yerine geçmeği asla kabul etmiyeceğim. Çünkü belirttiğim gibi kendisiyle tamamen mutabıkım. Bu politika, Cumartesi günü Millet Mec­lisi önünde millî partilerin kitle halin­de verdikleri oyla tasvip edilmiştir. Millî Meclis, hükümeti devirecek olur­sa, Birleşmiş Milletler umumî heyetine verilmiş olan kararı tasvip etmiş olacaktır ki bu, birbirine zıt iki hare­kettir. Biraz daha izah edeyim: Bir­leşmiş milletler, Cezayir meselesini gündeme almağa karar verdi. Bu ka­rar, Fransız hükümetinin politikasına karşı ithamkâr bir tavır demektir. Ben, Cezayir meselesinin, Fransa'nın içişlerinden .biri olduğunu ileri süre­rek Birleşmiş Milletler toplantısını ter kettim. Filhakika böyle bir müdaha­leye tahammülümüz yoktur.

Yakında Cenevre'de yeni bir konfe­rans toplanacaktır. Hükümet buhranı biraz uzarsa, orada Fransa'yı kim tem­sil edecektir. Filhakika, anayasa ba­kımından, sadece günlük işleri tedvire memur durumuna düşen herhangi bir vekil, dünyanın istikbali üzerinde te­sir icra edebilecek milletlerarası görüş melere selâhiyetle katılmağa hiç bir zaman cesaret edemez. Daha doğrusu ve pek haklı olarak bu iş için kendi­sinde yetki 'göremez, eğer yarın bir hükümet buhranı çıkarsa Fransa Ce­nevre'de bulunamıyacak demektir. En mahir bir devlet, adamı da böyle bir durumun neticelerini gizlemeğe mu­vaffak olamaz. Çünkü acı gerçekler herkesin gözönüne serilmiş bulunuyor.

Birleşmiş Milletler kararını tasvip et­mek, dostlarımızın cesaretini kırmak, düşmanlarımızmkini arttırmak, Avru­pa ülküsünün Sarre daki şanslarını azaltmak ve Cenevre'de barış imkân­larını zaafa uğratmak. Bunlar küçük tehlikeler değildir.

 Paris :

İyi haber alan kaynaklardan öğrenildi­ğine göre Fransız hükümeti bugün İs­panya'ya sert bir nota tevdi etmiştir. Aynı kaynakların bildirdiğine göre, İspanyol Fas'ından mukavemetçi taar­ruzların yapıldığı hakkındaki Fransız r£porlarm uydurma haberler olduğu­na dair İspanyol iddiaları bu nota ile reddedilmiştir.

Fransız Dışişlerinin bir sözcüsü, diplo­matik protokola uyularak notanın muh teviyatının henüz açıklanmayacağını beyan etmiştir.

Sözcünün  bu  beyanatı  ile  İspanya'ya kinayede bulunduğu zannedilmektedir. Buna sebep Madrid hükümetinin Fran­sa'ya verdiği notanın muhteviyatını, Paris hükümeti öğrenmeden Cumar­tesi günü açıklanmış olmasıdır.

Fransız hükümeti İspanya'ya verdiği bu notada İspanyol iddialarını reddet­tikten başka Fransız ve İspanyol Faş­ları arasındaki hudud meselelerini "İs­panya hükümeti ile barış yolu ile hal­letmek istediğini de bildirmiştir.

Öğrenildiğine göre, Fransa bu hususta ki işbirliğini elzem telâkki etmektedir.

18 Ekim 1955

 Paris :

Amerikan Report dergisine bir mü­lakat vermiş olan Fransız Hariciye Vekili Antoine Pinay, Cezayir mese­lesi hakkında şunları söylemiştir:

Cezayir, 125 senedenbsri, Fransız top­raklarının bir parçasını teşkil etmek­tedir. Tarihte hiç bir zaman bir Cezayir Devleti'1 mevcut olmamıştır. Bu bölgenin Fransız topraklarına ilhakı, hiç kimsenin asla protesto etmediği bir sıra tedbirlerle sağlanmıştır. Bazı kim­seler, Cezayir'in, askerî kuvvetle fet­hedilmek suretiyle Fransa'ya katıldı­ğını iddia etmemektedirler. Fakat top­rak bütünlüğü bu gibi olaylarla ta­mamlanmamış bulunan te.k bir millet gösterilebilir mi? Eğer böyle bir fikir kabul edilecek olursa Birleşmiş Mil­letler teşkilâtının, dünyada mevcut bü­tün milletlerin dahilî işlerine müdaha­le etmesi icabedecektir.

Birleşmiş milletler genel kurulunda Fransa aleyhinderey vermiş olan mil­letler grup, açıkça, Bandong konferan­sına hâkim olan zihniyeti belirtmiş­tir. Biz, hâdisede, Arap - Asya mem­leketlerinin bir nevi harp ilânına ma­ruz kaldık. Komünist devletler, buna çok sevindiler."

Amerikalı muhabir, Kuzey Afrika'da-' ki karışıklıklarda komünist tahrikleri­nin ne dereceye kadar müessir oldu­ğunu sorunca, Fransız Hariciye Veki­li şu cevabı vermiştir:

"Komünistler, umumiyetle bütün mem

image003.gifimage019.gifleketlerin,, siyasî hayatlarında karışık­lığa sebebiyet veren hâdiseler zuhur ettiği zaman sevinirler. Şimal Afrika'-daki kargaşalıklara gelince: Faslı, Ce­zayirli, Batı Afrikalı, hattâ üstüva Af-rikasma mensup bazı gençlerin doğu memleketlerinden birindeki bir üniver sitede uzunca bir müddet kalarak yetiş tirildiklerini biliyoruz. Dikkate şayan olan nokta, bu üniversiteli gençlerin 20 Ağustos ayaklanmasından biraz ön­ce, memleketlerine dönmüş olmaları­dır."

Aynı konuda başka bir noktaya temas eden Pinay sözlerine şöyle devam et­miştir:

"Şimal Afrika meselesinin ancak silâh kuvvetiyle halledilebileceğini iddia edenlerin fikrine kafiyen iştirak et­miyorum. Bugünkü kaynaşma yatıştığı takdirde, Cezayir'i! ve Fas'lı milliyet­çilerle bir anlaşmaya sür'atle varılabi­leceğine inananlardanım.

Bu mesele bazı Fransız generallerinin hükümete zorluk çıkardığı yalandır." Avrupa'nın durumu hakkındaki başka bir suali cevaplandıran  Fransız  Hari­ciye Vekili demiştir  ki:

"Amerikan kuvvetlerinin Avrupa'da kalması lâzımdır. Bu kıt'alar geri alın­dığı takdirde Batı ittifakı çözülmeğe mahkûmdur. Çünkü bu ittifakın en esaslı dayanağı geri çekilmiş demektir. Son Cenevre konferansından beri u-mumî efkâr, askerî gayretlerin gevşe-tilebileceği fikrine temayül etmig gibi görünmektedir. Fakat bu hatalı bir yol dur. Fransa hükümeti, bu görüşü hiç bir zaman paylaşmamıştır. Biz karşı taraftan kuvvetli ve müsbet delil is­tiyoruz. Politikamızı şifahî beyanlar üzerine bina edemeyiz.

Silâhlı kuvvetlerin azaltılmasına ge­lince: Silâhların tahdidine matuf hiç bir proje, teftiş ve murakabe esasını ihtiva etmedikçe müessir olamaz."

Yakında Sarre'da varılacak olan refe­randum hakkında da Antoin Pinay Şunları söylemiştir:

«Luxembourg'da Alman Başvekili Ads-nauer ile yaptığımız son görüşmelerde Fransız ve Alman hükümetleri,  Sarre


 

statüsünün iki memleketi birbirine ya­kınlaştırmayı ve Avrupanm birleştiril­mesini hedef tutan politikalarının 'ay­rılmaz bir parçasını teşkil ettiği husu­sunda mutabık kalmışlardır.

Sarre'de verilecek oyun. hakikî mâna­sı budur. Neticeden kimse şüphe ede­mez. Fakat aksi sabit olursa, Sarre'm bugünkü statüsü muhafaza edilecek­tir. Esasen, Başvekil Adenauer'm Fran sız Alman anlaşmalarını tam bir hüs­nü niyetle desteklediğine inanıyorum.

Pinay, son olarak, Fransa'daki miistak bel seçimlerden bahsetmiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

Halkın hayat seviyesini İslaha matuf bir politika takip edilir ve askerî mas­rafları azaltmak mümkün olursa, bu seçimlerde komünistlerin çok rey kay­bedecekleri muhakkaktır.

New York :

Sabık Fransız Başvekillerinden Paul Reynaud, bugün burada tertip ettiği bir basın konferansında, Mısır'ın Çe-koslavak'yadan satın alacağı silâhla­rın, Fransız kuvvetlerine karşı kulla­nılmak üzere Fas milliyetçilerine ve­rileceğinden emin olduğunu söylemiş­tir. Reynaud, İspanya'ya verilen Ame­rikan mamulâtı silâhların dahi, Fas'lı milliyetçilere verilmesi ihtimalini ba­his  mevzuu  etmiştir.

19 Ekim 1955

Paris   :

Bu sabah Cumhurbaşkanının reisliğin­de üç saat toplanan vekiller heyetin­den sonra basma beyanatta bulunan hükümet sözcüsü, vekiller heyetince teklif edilen ve dün gece Mîllî Meclis tarafından kabul olunan bütün İslâhat projelerinin Cezayir'de bir an evvel tatbikine Başvekil bilhassa ehemmiyet vermektedir.

Dahiliye Vekili Bourges Maunoury Ce zayirde prensip itibariyle tatbikine ka­rar verilen İslâhatın teferruatına mü­teallik projeleri ihtiva eden ve Soustelle Plânı adı ile anılan programı ve­killer heyetine tasvip ettirmiştir. Bu İslahatın başlıcalan şunlardır:

 Ziraî mülkiyeti  genişletecek ve daha modern esaslara    bağlıyacak bir sandık kurulması.

 Sulama işlerinin geniş ölçüde hızlandırılması ile toprakların kıymetlen­ dirilmesi.

_   Arazi ve emlâk mübadelesini, ta­rafların rızası ile sağlıyacak tedbirler.

 Arazi ve emlâk mülkiyetini, kü­çük arazi ve emlâk lehinde yeni hu­kukî esaslara bağlamak.

 Büyük arazinin istimlâki ile kü­çük çiftçilere dağıtılması.

20 Ekim 1955

 Paris  : 

Dışişleri "Vekili Antoine Pinay, dışiş­leri ayan komisyonu huzurunda bey­nelmilel durum hakkında etraflıca iza­hat vermiştir.

Sarre'de yapılacak referandum mevzu unda, «asılsız haberler kampanyasına rağmen, tahminlerin müsait istika­mette geliştiğini bildiren Pinay, teklif edilmiş olan Avruüa statüsü reddedil­diği takdirde, statüko'nun muhafaza edileceği hususunu teyit etmiştir.

Cezayir mes'elesinin Birleşmiş Millet­ler gündemine alınması mevzuunda ise, Fransa'nın dâvasına kâfi derece­de kuvvetle müdafaa etmediğinden do­layı tarizlere maruz kalmış olan Ame­rika'nın kendisini şiddetle müdafaa etmiş olduğunu hatırlatmıştır.

Bir senatörün, Fransa'yı itham etmek­te olan memleketlerde, insan hakları­nın nasıl korunduğu mes'elesinin, Bir­leşmiş Milletlere getirilmesinin yarin­de olup olamıyacağı yolundaki sorusu­na cevap veren Pinay, Birleşmiş Mil­letler genel kurulunun bir münakaşa yeri haline getirilmemesi gerektiğine işaret etmiştir.

Fransız - İspanyol münasebetleri mev­zuunda ise hakikî durumu çok aşan bazı yorumlar sebebiyle vaziyetin ka­rıştığını ve daha tehlikeli bir hâl al­dığım belirtmiş ve İspanya, yüksek, rütbeli bir subayın durumu yerinde tetkik  etmesi  hususunu  teklif  ve kabul etmiş bulunmaktadır. Tenkitlere ve son derece büyütülmüş hâdiselere rağmen İspanya ile münasebetlerimi­zin müsbet bir şekilde inkişaf edece­ğine inanıyorum demiştir.

Pinay nihayet, Sovyet Rusya ile Ame­rika arasında Orta Şark mes'eleleri mevzuunda İki taraflı görüşmeler ya­pılması ihtimalinden endişelendiğini belirten ve Fransa'nın Vietnam mes'­elesinin Cenevre konferansına getiril­mesi için teşebbüse geçmesini talep eden bir meb'usa, gerekli teminatı vermiştir.

Paris :

Jean Cocteua bugün Fransız akademi­sine kabul edilmiş ve ilk nutkunu ver­miştir. Konuşmasında Condorcet lise-sindeki tahsil yıllarından bahseden ya­zar eğer o zaman bir kâhin bir gün benim akademiye seçileceğimi söyle­seydi arkadaşlarımın kahkahasından o eski bina yıkılırdı" demiştir.

21 Ekim 1955

Paris  :

Fransa Dışişleri Vekili Antoine Pinay Cenevre Konferansı hakkında "Infor­mation" .gazetesine verdiği mülakatta, Almanya'nın birleştirilmesi meselesi ile Avrupa'nın güvenliği meselesinin birbirine bağlı olduğunu belirtmiş ve şunları ilâve etmiştir: "Fransız hükü­metinin kanaatince Almanya birleşti-, rilmedikçe ve bir güvenlik sistemi te­sis edilmedikçe Avrupa'da tam bir gü­venlik ve kat'î bir gevşeme mevcut o-lamaz." Batılıların bu hususta ileri 'sürdüklari teklifler, dört dışişleri veki­linin müzakereleri için bir esas teşkil etmektedir. Mamafih Rusya Batılı tek­liflerini, bilhassa Almanya'nın birleş­tirilmesi mevzuundaki teklifleri dikkat nazara almayı reddederse, tasarladığı­mız şekilde bir güvenlik paktı hakkın­daki müzakereler mânasını kaybeder."

24 Ekim 1955

Paris :

Saar referandumunun menfi neticesi Fransız  çevrelerinde derin  bir sükût-la karşılanmıştır. Fransa Başvekili Edgar Faure ve Hariciye Vekili An-toine Pinay'in, Saar statüsünün reddi halinde bölgenin Fransa idaresinde ka­lacağını söylemek suretiyle Fransız halk efkârını evveldenberi böyle bir neticeye hazırladıkları hatırlatılmak­tadır. Fakat United Press muhabirinin yetkili şahsiyetlerle yaptığı görüşme­lere göre, Fransız müşahitler, netice­nin Fransa'nın vaziyetini güçleştirdi­ğini itiraf etmektedirler.

Paris   :

Fransız Hükümeti Saar referandumu­nun sonuçları ile ilgili olarak aşağıda­ki tebliği neşretmiştir:

"Bir sene evvel, Fransız ve Alman hü­kümetleri, Saar için hazırlanan Avru­pa statüsünü Saar halkının reyine ar-zetmeğe müştereken karar vermişler­di.

Dün yapılan referandumdan ise, Av­rupa'nın menfaatlerin^ uygun görünen müsbet bir netice elde edilememiştir. Fransız hükümeti Saar halkının ço­ğunlukla verdiği kararı not etmekte­dir.

Bu suretle hasıl olan durum ancak mevcut nizam ve müesseselerin hukukî çerçevesi dahilinde mütalâs edilebilir. Demokratik hürriyetlerin tatbikinde eşitliğe riayet ve sükûneti muhafaza en lüzumlu şartlardır.

Fransa ise, Avrupa işbirliği idealine sadık kalacaktır."

Paris  :

Paris basını bu sabah, umumiyetle Sar-re'daki referandum neticesini yorum­lamaktadır. Bu hususta, gazetelerin kullandığı başlıklar bile bir fikir ver­meğe kâfidir. Meselâ muhafazakâr Fi-garo gazetesi yorumuna "meş'um bii oy" başlığını koymuştur. Merkez sağ cenaha mensup "Parisien Liliere'1 Av­rupa statüsü düşmanları açıkça kazan­dılar "serlevhasını kullanmıştır," Ra­dikal "Aurore" gazetesi, "Avrupa sta­tüsü reddedilmiştir, Federalist Sos­yalist Franc Tireux "Alman radyo­sunun şiddetli baskısı altında Sarrslılar:  Hayır,   dediler  solcu  müstakil Combat gazetesi "Sarre ahalisi kitle halinde Fransa aleyhinde rey verdi,yeni sol cenah temayüllü Expresse "Alman miliyetçilerinin zaferi'', Te­rakkiperver Liberation, Sarre'lılar menfi oy verdiler" komünist Humani-te ise "Avrupa politikası Sarre'da if­lâs etti" gibi başlıklar altında sert yo­rumlar neşretmişlerdir.

Sarre seçimlerinin kat'î neticesi üze­rine bu sabah Paris basınının yürüt­tüğü mütalâaları bu başlıklar kâfi bir sarahatle belirtmektedir.

Parisien Libere yazısında şöyle diyor:

Sarre'lılar mantığın sesi ile kan ko­kusu arasında fazla tereddüt gösterme­mişe benziyorlar. Bir sene evvel Men-des - France zamanında yapılan an­laşmalar gereğince bulunan referan dum formülünün belki hukukî bir kıy­meti vardı. Fakat netice, bunun çok büyük psikolojik bir hata olduğunu göstermiştir. Sarre'da faaliyete geçme­leri kabul edilen Alman taraftan par­tiler için mücadeleyi, çok elverişli bir sahaya intikal ettirmek, çocuk oyunca­ğından farksız, pek kolay bir iş olmuş­tur."

Aurore gazetesi ise şunları yazmakta­dır:

"Referandum, hakikî güvenliğin ve ha­kikî refahın ancak yeniden teşkilâtlan­dırılmış bir Avrupa'da bulunabilece­ğine inananları hayâl kırıklığına uğ­ratmıştır. Bütün Fransızlar derin bir inkisara uğradıkları gibi, çok uzun müddet birbirine düşman yaşamış iki memleketin, yanyana, barış içinde ya­şamaktan da ileri .giderek, sıkı bir iş­birliği yapmalarını isteyen birçok Al­manlar da aynı hayâl sukutunu hisset­mişlerdir. Fakat Fransa'nın Sarra'daki haklan aynen bakidir. İki Almanya'nın birleştirilerek umumî bir anlaşmanın imzasına kadar bu haklara riayet olun­masını sağlamak, Fransa'nın vazifesi­dir.

Diğer taraftan François Poncet, Figsro' da şöyle diyor:

Bu şeametti oy, hayret verici olmak­tan ziyade teessür yaratacak bir hâdi­se teşkil etmiştir. En önemli nokta, Av­rupa  statüsü  aleyhindeki savaşı  idare eden adamın, Hitlerci mazisi ile ifti­har eden eski bir Nazi olmasıdır, bu zat Heinrich Schneider'dir. İlk işareti o vermiş ve tamamen üçüncü Reich u-sullerine uygun hareket etmiştir.

Sarre referandumu fena bir alâmet, bir tehlike işareti olmuştur. Bu netice, münferit bir unsurun, millî duyguları insafsızca istismar ederek halkı tek­rar peşinden sürükleyebileceğini ispat etmiştir. Eğer Alman demokratları bu hakikati geç anlıyacak olurlarsa, Wei-mar Cumhuriyetini kuran seleflerinin âkibetine uğramaktan kurtulamıyacak-lardır.

François Poncet yazısını şöyle bitiri­yor:

Sarre'da komünistler de Avrupa sta­tüsü projesinin düşmanları ile aynı saf­ta rey vermişlerdir. Komünizmin milli­yetçi Alman sağcıları ile" bu ittifakı, hükümetlerin ve diplomatların dikkati­ni çekmeğe lâyık mühim bir olaydır.

France - Tireur de makalesinde diyor ki;

"Bu ders bize, Avrupa savunma cami­ası fikrini reddetmenin ne büyük bir hata olduğunu göstermiştir. Filhakika bugünkü Fransız hükümeti de eskisi­nin bazı kusurlarına tevarüs etmiş bu­lunmaktadır. Avrupa savunma camiası projesini reddedenler, Avrupa'yı çok müşkül duruma sokmuşlar ve Sarre'ı kaybetmişlerdir.

Öte yandan Combat gazetesi, yorumun­da şunları yazmaktadır:

Bu meselede Fransa bir 'hareket ve iftira çığı altında kalmıştır. Hâdiseler Pinay'a sür'atle gösterecektir ki kâğıt parçaları, Pan Cermanizm fikrine kar­şı kâfi bir set teşkil etmek kudretini haiz değildir. Bizim başlangıç hatamız, iktisadî hedeflerimizi siyasî bir imtiha­na tâbi tutmak olmuştur.

Sarre'lılar, Almanların her zaman yap­tığı gibi en kuvvetli tarafa meyletmiş­lerdir.

 Paris  :

Fransız Hariciye Vekili Antoine Pinay, bu sabahki üçler toplantısından sonra şu demeçte bulunmuştur:

Teferruata ait bazı noktalarda şekle taalluk eden bazı hususlar müstesna olmak üzere, müzakerelerimizde hiç bir görüş ayrılığı zuhur etmemiştir. Görüşmelerimize öğleden sonra saat 15.30'cla devam edeceğiz. Hazırlanmış olan metinler üzerinde de akşama doğ­ru tam mutabakata varacağımızı ümit ediyorum.

Doğru haber alan çevrelerden teyid edildiğine göre, bu sabahki görüşmeler gelecek Cenevre konferansı hazırlıkla­rına hasredilmiştir.

Orta Doğu durumu, Sarre meselesi ve­saire gibi günün ehemmiyetli konula­rından hiç biri ele alınmamıştır.

Paris   :

Üç batılı Dışişleri Vekilinin bugün Öğ­leden sonra yaptıkları toplantıyı mü­teakip aşağıdaki resmî tebliğ yayın­lanmıştır:

"Birleşik Amerika, Fransa ve İngilte­re Dışişleri Vekilleri, Cenevre konfe­ransı ile ilgili hazırlıklarına devam et­mek için 24 Ekim günü Paris'te Dış­işleri Vekâletinde toplanmışlardır.

Alman Federal Cumhuriyeti Dışişleri Vekili de öğleden sonraki çalışmalara katılmıştır.

Vekiller, mütehassısların raporlarını tetkik ettikten sonra, Cenevre'de müş­tereken takibetmeyi tasarladıkları ha­reket tarzını anahatları itibariyle tesbit etmişlerdir. Vekiller Nato Konse-yindeki meslekdaşlanyla birlikte yarın bu mevzuda bir görüş teatisinde bulun mayı tasarlamaktadırlar."

25 Ekim 1955

Paris  :

Dışişleri Vekili Antoine Pinay, Batı Avrupa Birliği Konseyinin, dün akşam Hollanda Büyük Elçiliğinde yaptığı toplantıyı müteakip Sarre hakkında karar vermenin Fransa'ya ait olduğu­nu söylemiştir. Görülüyor ki konsey bu. hususta teşebbüse geçmesi lâzım gelmediği kanaatindedir ve Sarre hal­kı Avrupa statüsünü reddettiğine gö­re, şimdi statükoya dönüldüğünü zım­nen  kabul   etmiştir.

Gelecek merhaleler ne olabilir?

Referandum neticeleri öğrenildikten scnra Fransız Dışişleri Vekâletinin ya­yınladığı tebliğde statünün reddinin Avrupa Birliği fikrini idameye mâni olmadığı belirtilmiştir. Demek oluyor ki Fransız hükümeti bu fikir muvace­hesinde en iyi niyetlerini muhafaza et­mektedir. Sarre bahsinde ise, Belçikalı Senatör Dehousse'nin başkanlık ettiği referandum birataf komisyonu Batı Av rupa Birliği Konseyinin, yani bir Av­rupa teşkilâtının koludur. Binaenaleyh eğer Sarre'de komisyonun yetkileri se­çimlere kadar uzatılacak olursa Fran­sa bu suretle Avrupa dâvasına bağlı­lığını ifade etmiş olacaktır.

Konseyin dünkü toplantısında bu hu­susta hiçbir karar verilmemiştir. Fa­kat şurası da bir hakikattir ki mes'ele müstaceliyet arzetmektedir. Zira ko­misyonun yetkileri 7 Kasım'a kadar uzatılmış, bulunmaktadır. Bu arada Fransa'nın teşebbüse geçmesi beklene­bilir.

26 Ekim 1955

Paris   :

Vekiller Heyeti, Batı Avrupa Birlisi Konseyine başvurularak, Sarre'daki kontrol komisyonu vazife ve selâhiyet-îerinde bazı değişiklikler yapılmasını ve bu selâhiyetlerin temdidini isteme­ğe karar vermiştir.

27 Ekim 1955

Paris :

Pazar günkü Sarre referandumu Millî Mecliste dün gece cereyan eden müza­kerelerde, muhaliflere tenkitlerde bu­lunmak için yeni fırsatlar vermiştir.

Solcu ve Sağcı hatipler, hükümeti, Sar­re hakkındaki siyasetinden dolayı ten­kit ederlerken Alsaslı Halkçı Cumhu­riyetçi mebus Henri Meck ile komü­nist grup arasında Sarre meselesinden dolayı çatışmalar olmuştur. Meck, Pa­zar günkü referandum neticelerinden komünistlerin memnun olması lâzım geldiğini, zira her zaman Sarreın Al­manya'ya iadesinden bahsettiklerini söylemiş, Komünist Lider, Jacques Duclos şiddetle şu cevabı vermiştir:

Daha 1947'de komünistler, Sarre'a mu­kabil Fransa'nın Alman tazminatından vazgeçmesine şiddetle .karşı gelmişler­di.

Bunun üzerine müzakereler fırtınalı bir hal almıştır. Derhal kürsüye çıkan Başvekil, meclisin şimdiki devresinin başındanberi, enflasyon tehdidi geçiren Millî Ekonominin ve maliyenin tarih­çesini yapmış ve Maliye Vekilinin öğ­leden sonraki toplantıda izah ettiği ba­zı delilleri tekrarlamıştır.

Başvekil, izahatına devam ederken bir ara mebusların dikkatinin azaldığını ve münakaşaların şiddetlendiğini gör­müş ve müdahale mecburiyetinde kala­rak demiştir ki:

"Seçimlerin 'tarihinin öne alınması hakkındaki tasarı, meclis ve çoğunlu­ğuna karşı bir meydan okuma şeklin­de tefsir edilemez. Meclisin siyaseti birçok sahalarda devamlılık arzetmiş-tir.

Başvekil, bununla beraber, seçimlerin öne alınması sayesinde mühim karar-"lar bekleyen 1956 senesinde inkıtaa mâni olunacağını belirtmiş ve bu kara­rın milletin yüksek menfaatleri gözö-nünde tutularak verildiğini ve hükü­metin, meclisi 1951 seçimlerinde tat­bik edilen seçim kanununu tadilden hiçbir suretle men etmek niyetinde ol­madığını teyit etmiştir.

Daha sonra meclisin kararma sunulan üç gündem okunmuştur.

Radikal - Sosyalist grup adına Vin-cent de Morogiafferri tarafından sunu­lan birinci gündem, hükümet beyanatı kabul olunmaktadır. Sosyalist ve Ko­münist gruplar tarafından ileri sürü­len diğer ikisi ise, hükümete güven oyu vermeyi reddetmektedir.Oturuma kısa bir ara verildikten son­ra gece yarısı başlayan usul müzake­releri esnasında, meclis, Radikal - Sos­yalist grubun gündemine evveliyetle müzakere hakkı tanımayı 275'e karşı 303 oyla reddetmiştir, buna mukabil Sosyalist gündemin evveliyetle müza­keresini 286'ya karşı 289' oyla kabul etmiştir.Başvekil bunun üzerine Sosyalist gün demin kabulü aleyhinde, ve umumî si­yasete dair hükümet beyannamelerini gözönünde tutan Radikal Sosyalist gündem lehinde güven oyu istemiş­tir.

Oya Cuma sabahı mahallî saatle 10 da müracaat edilmesine karar verildik­ten sonra oturum, talik edilmiştir.

28 Ekim11955

Paris :

Fransız Millî Meclisi güven oyunu mü zakere için bu sabah saat dokuzda toplanmıştır. Bu mevzuda bazı hatip­ler söz aldıktan sonra saat 10/14'de oyla hükümete güvenini beyan etmiş­tir.

29 Ekim 1955

Paris  :

Fransa'nın Moskova maslahat güzar vekilinin Perşembe günü, Sovyet Ha­riciye Vekâletine tevdi ettiği notanın metni aşağıdadır:

"Alman Demokratik Cumhuriyeti Baş­kanı ile, Sovyet Rusya Başvekili tara­fından 20 EylüTde imzalanmış olan an­laşmalarla ilgili ve 18 Ekim 1955 ta­rihli Sovyet notasma cevap olmak Çi­zere, Fransa Büyük Elçiliği, Sovyet Rusya Hariciye Vekâletine aşağıdaki hususu arzetmekle şeref duyar.

Fransız hükümeti Sovyet hükümeti­nin, bahis mevzuu anlaşma hükümle­rine uymak suretiy'le, yürürlükte olan dörtlü anlaşma vecibeleri dışına çık­mayacağını ve Berlin de dahil olmak üzere, Almanya'nın muhtelif bölgele­ri arasında normal irtibatı temin et­mek üzere üzerine düşeni yapması gerektiğini 3 Ekim 1955 tarihli notası ile bildirmişti.

Fransız hükümeti Fransa ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında akdo-İunan anlaşmaların dörtlü anlaşma hü­kümlerini ihlâl edeceği hususunda Sov­yet notasında bildirilen görüşü redde­der."

31 Ekim 1955

 Paris :

Sultan Bin Arafa'nın Rene Coty'y gönderdiği mektubu müteakip Fransız hükümeti aşağıdaki beyanatı yayınla­mıştır:

Fransa'nın Fas'ta tatbik ettiği siyaset te daima gözönünde tuttuğu hedef, tahtın etrafında memleketi sükûn için­de birleştirmek olmuştur.

Fransa ihtilâflara son vermek ve ih­tirasları bastırmak için uğraşmıştır.

Aix Les Bains müzakereleriyle Entsirabe anlaşmaları esaslı meşgalelere ce­vap vermektedir. Bunları takiben alı­nan tedbirler bu endişeden mülhem ol muştur.

O zamandanberi yeni hâdiseler vuku bulmuştur. Bunlar, bütün Fransız hü­kümetlerinin durmadan teyit ettikleri gibi sadece Fas'ı alâkadar eden bir me­sele olan taht meselesinin mutalarını değiştirmiştir.

Marakeş Paşası el Glavi'nin verdiği ve bütün Paşa ve kaidler Arafa'nın, memleketin barış ve refahı maksadıy-le aldığı karar üzerine Fransa hükü­meti. Fas'a Fransa ile devamlı bir iş­birliği çerçevesi içinde sakin bir ge­lişme temin etmek bakımından çıkan imkânları memnuniyetle kaydeder.

Fransa nereye gidiyor? 12/X/955 tarihli (Tan) dan:

Faure kabinesinin Meclisde büyük bir ekseriyetle itimad alması, Fransa'nın Cezayir ve Fas'da takip ettiği politika­ya göre yeni bir buhranın alâmetleri arasında sayılabilir.

Bir müddettenberi bu iki Fransız müs­temlekesinde hüküm, süren siyasî an­laşmazlıklar işi nihayet karışıklığa dök müş ve Fransa'yı bir tereddüd ve en­dişe havası içinde kararsız bırakmıştı. Bunlara karşı Faure'un almak istediği tedbirler, sosyalistler ve Dcgol Partisi mensupları tarafından reddedilmek ü-zere iken, şimdi, Dögolcüler hariç, ko­münistler de dahil olduğu halde, bü­tün partiler, bu politikayı tasvip etti­ler.

Yani, Fransa, Cezayir ve Fas'da, milli­yetçiler tarafından tertip edilen hare­ketleri imha etmek için, her türlü ça­reye başvuracak ve Fransanın burada ki otorite ve hâkimiyetini mutlak su­rette temine çalışacaktır.

Dâva, sadece ve alelade bir isyan ma­hiyetinde olsaydı, ona kimss bir şey demezdi. Her Devlet, kendi hudutları içersinde sükûn ve istikrar ister. Bu tabiî bir vazifedir.

Fakat, Cezayir ve Fas için vaziyet böy­le değildir. Fransa, burada, otuz sene evvelki bir politikayı tatbik etmek is­tiyor. Halbuki, otuz senedenberi in­kişaf eden dünya siyaseti, o kadar de­ğişmiştir ki, bir çok Hükümetler, es­ki  müstemlekelerine bazı haklar ve hürriyetler tanımak zorunda kalmışlar ve bunları yerine getirmişlerdir.

Fransa ise, vaktile, Fas'da ve Cezayir' de kurduğu klâsik monarşiyi, bir tür­lü yenileştirmek istememiş, bu yüzden Birleşmiş Milletlerden kendisini geri çekmiştir.

Garibi şu ki, Birleşmiş Milletler Ge­nel Kurulunda, Molotofun teşvikiyle, sol cephenin Fransanın aleyhinde rey vermesine mukabil Fransız meclisin­deki komünistler Faure'u desteklemiş­lerdir.

Bu bir vatanseverlik jesti midir, yok­sa, işin içinde, başka siyasî kombine­zonlar mı var? Henüz anlaşılmıyor.

Sırası gelince, Hürriyet ve insanlık haklarının candan müdafii kesilen ko­münistlerin, müstemleke mevzuların­da, bir burjuvadan farklı düşünmeme leri nazarı itibara alınırsa, inandıkları mefhumları, yer, mekân ve iklim şart lanna göre istedikleri gibi değiştirme­leri işten bile değildir.

Fransa kabinesi, dahilde itimat reyi almakla beraber, Afrika kıt'asmdaki buhranın şimdi daha ziyade şiddetlen­mesi ve Fransanın başına yeni bazı gaileler çıkarması kuvvetle muhtemel­dir.

Fransa, şiddet siyasetini bırakıp ta, Fas ve Cezayirlilerle anlaşma yoluna girerse, bugünkünden daha kıymetli neticeler alacağı muhakkaktır.

Biz, dostumuz ve müttefikimiz Fransa nm dünyaya ders verdiği hürriyet ve inkılâp fikirlerini, biraz da kendi bün­yesinde tatbik etmesini çok isterdik.

Londra :

İngiliz İşçi Partisi eski vekillerinden Georges Brown, Mısır'ın Çekoslayak-ya'dan silâh satmalma kararını, İngi­liz diplomasisinde ve Batının müdafa­ası projelerinde "büyük bir bozgun" olarak tavsif etmekte ve bunu Lond­ra'nın siyaseti üzerindeki İsrail nüfu­zuna atfetmektedir. Georges Brown'a göre, "hata bu siyaseti münhasıran İsrail'in arzularına uygun bir temel üzerine kurmuş olmaktan ileri gelmek tedir'' "bu memleketin bugün artık bir devlet haline geldiğini ve müdafa-miştir: ■

asımn da kendisini alâkadar eden bir işten ibaret olduğunu unutur gibiyiz" diyen eski vekil, arap devletlerinin daima İngiltere'nin dostu olduğuna işaret ederek sözlerine şöyle son ver-

İngiliz politikası İngiltere'nin menfaat­leri üzerine kurulmalı, İngiltere'deki İsrail taraftarları eliyle idare olunma-malıdır."

4 Ekim 1955

Londra :

İngiltere Dışişleri Vekâleti üç batılı Dışişleri Vekilinin New - York'taki toplantılarında tasvip ettikleri ve 27 Ekim'de Cenevre'de toplanacak konfe ransta Molotofa sunacakları yeni bir batılı projesinin ana hatlarını açıkla­mıştır. Bu projede Avrupa güvenlik sisteminin kurulması ve buna muvazi olarak Almanya'nın tedricen birliğinin temin   edilmesi   derpiş   olunmaktadır;

Dışişleri Vekâletinde belirtildiğine gö­re, batılı devletlerin başlıca gayesini Almanya'nın birleştirilmesi teşkil et­mekte, Ruslar ise her şeyden önce kendilerine    ve    müttefiklerine karşı

İşçi Partisi sol cenah grubundan 15 mebus, idare, komitesine gönderdikle­ri mektupta, partinin mecburî asker­lik hizmetinin 3 seneye kadar kaldı­rılması lehinde bulunmasını istemişler ve bunun için de iki senelik hizmeti bir seneye indirmekle başlanmasını teklif etmişlerdir.

8 Ekim 1955

Londra :

İngiliz Dışişleri Vekâleti, askerlikte kullanılamryacak vaziyette", Sharman tipi 55 tank'm, parçalarından istifade edilmek üzere bir Fransız firmasına satıldığını ve bu firmanın tankları da­ha sonra İsrail'e ihraç ettiğini, bu­gün açıklamıştır.

İngiliz Dışişleri Vekâleti, sökülerek ye dek parça halinde kullanılmak üzere, 20 Sherman tankının da ayrıca doğ­rudan doğruya İsrail'e satıldığını ilâ­ve etmektedir.

Mamafih Dışişleri, İsrail'e Mustang tipi uçakların ve Churchill tanklarının satıldığını katiyetle reddetmiştir.

İngiltere'nin İsrail'e çeşitli tiplerde u-çaklar ve tanklar sattığına göre böy­lece Orta Doğuda bir silâhlanma yarı-sına karşı aktedilmiş üçlü anlaşmaya aykırı hareket ettiğine dair hafta ba­şında Mısır tarafından ileri sürülen iddialara cevaben İngiliz Dışişleri Ve­kâleti bir tebliğ yayınlamıştır:

Mısır'ın iddiaları, bulunduğu söylenen Fransız gizli vesikalarına dayanmak­tadır. Başvekil Abdülnasır, bu vesi­kaların, İngiltere tarafından İsrail'e yapılan silâh yardımına dair tafsilâtı da İhtiva ettiğini söylemişti.

Dışişleri tebliğinde şöyle denmektedir:

Ele geçirildiği söylenen Fransız vesi-kalarmmküçük bir grup gazeteci ta­rafından Paris'te neşredilen Orta Do­ğu İşleri adlı bültendeki bir kısmı teşkil ettiği anlaşılmıştır.

Bültende neşredilen rakamlar yanlış­tır veya çok mübalâğalıdır.

Mısır Başvekili Nasır'in bahis konusu ettiği ikinci gizli vesika, iddiaya göre bir İngiliz vesikasıdır ve Orta Doğu'-daki siyasî duruma dairdir. Nasır, bu vesikada, İsrail'in sulhçu niyetler ta­şıdığı bahsinde şüphe izhar edilmekte olduğunu ileri sürmektedir.

İngiliz Dışişleri Vekâleti, vesikaların sıhhati hususunda tahkikat açıldığını bildirmektedir. Vekâlet sözcüsü, tahki­kat hakkında bir bilgi vermek isteme­mektedir.

 Londra :

İngiliz Hariciye Vekâleti dün, 1952 se­nesi Mayıs ayma ait bir hâdise ile il­gili açıklamada bulunmuştur. Hariciye Vekâletinden bildirildiğine göre, "bir İngiliz kuryesine Moskova ile Berlin arasındaki seyahatlerinde refakat et­mekte olan İngiliz emniyet teşkilâtın­dan bir subay'm yanma Moskova'da bulunduğu sırada, bir Sovyet ajanı yaklaşmış ve diplomatik evraka ait çantayı ayni büyüklükte ve ayni şe­kilde diğer bir çantayla değiştirmeyi teklif etmiştir. Ajanın ifadesine göre, bu değiştirme işi, uçak benzin almak için Minsk'e indiği zaman ve subay çantayla birlikte uçakta yalnız kaldığı bir anda yapılabilecekti. Bir İngiliz hükümet memurunu kandırmak için sarfedilen gayretler ile bu iş karşılığı olarak teklif edilen muazzam meblâğ tesirsiz kalmış ve subay vaziyeti evvelâ kurye'ye açmış daha sonra da Londra'daki âmirlerine bildirmiştir."

 Bournemouth  :

Başvekil Anthony Eden, muhafazakâr parti kongresinde verdiği beyanatta şöyle demiştir:

"Cenevre müzakerelerinin güç olacağı şüphesizdir. Haftalarca sürecek müza­kerelerden sonra, hiçbir terakki kay­dedilmeden bu müzakerelerin talik edilmesi pek mümkündür. Fakat şuna eminim ki şimdi Avrupa'da ve Uzak Doğu'daki milletlerarası endişeler es­kisinden daha az vahimdir.

Eden, bundan sonra İngiliz silâhlı kuv­vetlerinin 1957 - 58 millî yılı sonun­da yani 1958 Nisan'mda 100.000 kişi kadar azaltılacağını bildirmiş ve şöyle devam etmiştir:

Orta Doğuda durum ciddidir ve teh­likeli bir hal alabilir. İsrail ile Mısır arasındaki gerginliği ve her memleke­tin, silâhlarını çoğaltmak için nasıl çalıştığını herkes ıbiliyor. Bu durum vahim tehlikeler arzetmektedir. Mazi­de birçok harpler bu şekilde başladı. Eğer bugün büyük feir devlet, diğer bir devlete çok miktarda silâh satma­yı teklif ederse bu tehlikeler artar.

Bu, büyük devletler için, kendi silâh­larım ve diğer devletlerinkini tahdit etmek yolunda anlaşmaya varmak için bir fırsattır. Cenevre'de bu ruhun hâ­kim olması lâzım geldiği kanaatinde­yim."

Dahilî duruma temas eden İngiliz Baş vekili, parlamentonun açılışında orta­ya çıkan iktisadî tedbirler dolayısile, şimdilik kabinede değişiklik yapmama ya karar verdiğini söylemiş ve demiş­tir ki:

"Memleket dahilindeki vazifemiz ikti­sadî meselelerimizi halletmektir. Bun­lar çoktur, fakat biz daha fenalarını da gördük. Düşünülen tedbirler, bil­hassa dahilî ihtiyaç için millî kaynak­larımıza olan talepler.' azaltmak mak­sadına matuf olacaktır.

Sosyal sahada, Eden, sermaye ile iş arasındaki işbirliğini daha sıklaştıracak tedbirleri derin    bir    incelemeğe tâbi tutmaları için işverenlere müraracaat etmiştir.

9 Ekim 1955

Margate  :

işçi Partisi İngiliz Maliye Vekili Gaitske ile Hariciye Vekili Morrison, yarın sabah toplanacak olan İşçi Par­tisi kongresine iştirak etmek üzere ge­len delegeler önünde bu akşam ko­nuşmuşlardır.

Gaitskell, seçimler bu senenin Ekim ayma bırakılmış olsaydı îşçi Partisi­nin kazanmış olacağını söylemiş, İngilterenin iktisadî vaziyetinin endi­şe verecek mahiyette olduğu mütalâa­sında bulunmuş ve Maliye Nazırı Butleri, İngiliz ekonomisini enflas-yon'a sürükleyen bir siyaset takip et­mekle itham eylemiştir.

Hubert Morrison'da söylediği nutukta, hükümetin iktisadî sahadaki atâle­tini şiddetle tenkit etmiş ve Eden'in Bournemonth'da söylediği nutuk ne yapmak istediğini bizzat kendisinin de bilmediğini gösteriyor demiştir.

Londra :

Batılı devletler, ancak birleştirilmiş bir Almanya Atlantik camiasına katıl­maya karar verdiği takdirde, Rusya'­nın emniyetini garanti etmeği teklif edeceklerdir. Eğer birleştirilmiş Al­manya bitaraf kalırsaki buna hak­kı vardır durum yeniden tetkik edi­lecek ve şüöhesizki bu takdirde Rus­ya'ya garantiler vermek meselesi mev­zubahis olmıyacaktır.

Bu husus Cenevre konferansında batı­lı devletlerin tezini hazırlamakla va­zifeli batılı eksDerlerin Paris'teki top­lantılarının arifesinde ve Boumemouthte Mac Millan ve Sir Antony Eden'in söyledikleri nutukların netice­sinde bugün İngiliz Dış İşleri Vekâ­leti tarafından belirtilmiştir.

Londra'da ilk defa olarak bu hususta verilen malûmata göre, eksperler ta­rafından hazırlanan ve Nevyork'ta üç Dış İşleri Vekillerinin yaptıkları top­lantıda tasvip edilen emniyet paktı ancak 5u iki sartm tahakkuk etmesiy­le meriyete girebilir  :

Beynelmilel kontrol altında serbest seçim  yapmak  suretiyle   Almanya'nın peşinen birleştirilmesi,

Birleştirilen bu Almanya nın Atlantik camiasına girmesi. Eğer Almanya, birleştirildikten sonra Atlantik camiasına ve Batı Avrupa Birliğine karşı Federal Cumhuriyetin taahütlerini tanımamaya karar verir­se, Batılı devletler durumlarını yeni­den gözden geçireceklerdir.

Bu takdirde, Rusyaya bir garanti ver­mek meselemi mevzuubahis olmıyacak­tır.

10 Ekim 1955

 Londra :

Liberal New Chronicle Fas hakkın­da Fransız Millî Meclisinde varılan neticeye hasrettiği makalesinde şöyle demektedir:

Sağ cenahın dün sabah Fransız Millî Meclisinde uğradığı ezici mağlûbiye­tin ehemmiyetini küçümsemek imkân sızdır.

Fransız milleti nihayet, Kuzey Afrika da Liberal bir siyasetin, bir tazyik ve körükörüne kuvvet siyasetinin değil bir ortaklık siyasetinin tatbiki lehinde bulunmuştur.

Bununla beraber, meclisin oyu ile bu oyun tatbikat sahasına intikali arasın­da acı bir itimatsızlık uçurumu mev­cuttur. Daha halledilecek birçok ikti­sadî meseleler vardır, üstelik Colonlar (Kuzey Afrika'da yerleşmiş Fran-sızlar)m da tepkilerini hesaba katmak lâzımdır.

Her ne kadar Edgar Faure bu kördü­ğümü çözmekte gecikmişse de, bu son üç gün içindeki enerjisini ve cesaretini övmek, lâzımdır.

Fransa ve bütün hür dünya, Edgar Faure'a karsı bir minnettarlık borcu altına girmiştir.

Londra :

Bu sabahki Times' gazetesi, Molo-tofun kendi kendine tenkidi hâdise­sini  yorumlayarak,  diğer  Sovyet  idarecilerinin, Molotof un hatasını, Pravda sütunlarında değil de, partinin ga­yet az sürümü olan "komünist" isimli mecmuasında itiraf etmesine göz yum­malarını manalı bulmaktadır.

Gazeteye göre, bu hal, Molotof'un doktrin inancından sapışının ciddî bir mahiyet arzettiğine fakat kendisi için halen bir tehlike mevcut olmadığına delâlet etmektedir. Molotof'a, haksız olduğu, usulü dairesinde ve yeni kollektif idare anlayışına uygun bir şe­kilde anlatılmıştır. Birçoklarının na­zarında, Stalin'in en yakın adamı olan bir şahsın yanılmış olduğunu açıkça kabul etmesine sevinecek rakipleri de tabii mevcuttur.

Cenevre konferansı arifesinde, bu hâ­dise, Sovyet siyasetinde takip edilen yolun, konferans masasına oturan tek bir kişi tarafından değil, Moskova ida­recilerinden müteşekkil mahdut bir çevre eliyle tesbit edildiğini açıkça belli etmektedir.'1

 New York :

"Hürriyet Cemiyeti"nin yıldönümü münasebetiyle dün gece tertio edilen ziyafette, Sir ^inston Churchill'in bir beyanatı okunmuştur. Churchill şöyle demektedir:

''İngiltere ile Amerika arasında bir ayrılık, insanlısın şimdiye kadar asla görmediği bir faciaya er seç sebebi­yet verir. İngiliz lisanı konuş-m mil­letler arasında diğer memleketlerin za­rarına olarak değil, fakat büyük bir hakikatin tahakkuku gibi esaslı bir birliğe inanıyorum.

Churchiîl, 'TOendel Wi]kie'nin "dünya­nın birleştirilmesi hakkındaki fikirle­rini yürütmek için 1941'de kurulmuş olan "^hürriyet cemiyeti"nin 1955 mü­kâfatını almıştır.

 Margate :

İsçi Partisi Başkanı Bayan Edith Sum mersinli, Dartinîn 54'n^ii kongresinin acılısı dolavısile sövlediği nutku Hid-roien Bombası ile Atom enerjisine tahsis  ederek şunları söylemiştir:

TngiHerede dshil olmk üzere, H bombasına   sahio  memleketlerin  barışın şartlarım tesbit ve kabul etmeleri tehlikesi başgöstermektedir. Geçen yıl ve bu yıl içinde Cenevre'de akdolu-nan kanferanslar gibi Birleşmiş Millet­ler dışında cereyan eden müzakereler sonunda varılan anlaşmaların Birleş­miş Milletlere sunulmasına ve bütün milletlere şamil olmasına dikkat etme­liyiz. Bu, silâhsızlanma tasarıları için de son derece önemlidir.

Atom enerjisinin barışçı gayelerle kul­lanılması bahsinde bu mesele ile ilgi­li olarak Cenevre'de bu yıl akdolunan konferans neticelerinden memnun ol­duğunu ifade eden Summerşkill şöyle devam  etmiştir:

"Fakat bu konferansın hayâl kırklığı doğuran bir veçhesi üzerine de dikkati çekmek hakkımızdır. Konferans. A-tom enerjisinin barışçı gayelerle kul­lanılmasını kontrol ile görevli olacak bir Birleşmiş Milletler teşki'âtı ku-rulmssi için müşahhas herhangi bir plân hazırlamış değildir."

Büyük devletler arasında Atom ener­jisi tesislerinin dünya piyasalarına sa­tışı için girişilebilecek bir ticaret ya­rışmasından doğacak tehlikelere te­mas eden Edit Summerşkill, Atom enerjisi ile ilgili bütün maddelerin da­ğıtımına dair meseleleri ele alacak ci­lan bir Birleşmiş Milletler teşkilâtı­nın kurulması yolunda İngiltere'nin önayak olmasını tavsiye etmiştir.

11 Ekim 1955

 Margate   :

İşçi Partisi sol cenah lideri Aneurin Bevan İşçi Partisi muhasipliği için bu sabah parti kongresinde cereyan eden seçimlerde önceden de tahmin edildi­ği gibi başarısızlığa uğramıştır. Par­ti sağ cenah lideri Hugh Gaitskell ge­çen yıl aldığından daha fazla oy ala­rak yeniden muhasipliğe seçilmiştir. Bevan ise geçen yıl aldığının takriben yarısı kadar oy alabilmiştir. Aradaki bu geniş fark gecen yıl Bevan lehine oy vermiş olan iki büyük sendikanın, yani demir yolu" işçileri sendikası ile mağaza müstahdemleri sendikasının bu. yıl sağ cenah lideri lehinde oy ver­melerinden ileri gelmektedir.

Buna mukabil icra komitesinde bulu­nan 6 Eevanci bu yıl eskisinden bir miktar daha fazla oy alarak siyasî ce­nah temsilcisi seçilmişlerdir. Siyasî cenahın, icra heyetinin 25 üyesinden 7 sini teşkil etme hakkı vardır. Sendi­ka cenahını teşkil eden vo çoğunluğu son derece mutedil olan 12 kişi ara­sında da hiçbir değişiklik olmamış­tır. İcra komitesi üyelerinden beşini teşkil eden kadın temsilciler arasın­da da değişiklik olmarmş, geçen yıl seçilenler bu yıl yeniden seçilmişler­dir. Bu üyeler partinin en mutedil cenahına mensuptur. Bevan'cı mebus­lardan adaylığını koymuş olan Bayan Lena Jaeger seçilmemiştir. Bu duruma göre, 25 kişilik icra heye­ti şu şekilde teşekkül etmiştir:

Siyasî cenah: 7 (6 sı sol cenahtan), Sendika cenahı: 12 .(çoğunluğu mute­dil),

Kadınlar cenahı:  5  (mutedil), İşçi kooperatifleri temsilcisi: 

 Londra :

Financial Times gazetesinin bildir­diğine göre, İngiltere hükümeti önü­müzdeki sene basma kadar., savunma masraflarının kısılmasını derpiş eden bir program hazırlıyacaktır. Bu malî gazeteye göre, bahis mevzuu program başlıca şu esasları ihtiva edecektir:

 Hidrojen bombasının icadı ile lü­zumsuz hâle gelmiş olan silâhların terkedilmesi.

 İmâl   gayretinin   mahdut   silâhlar üzerine teksif olunması.

 Güdümlü mermiler imâlinin hız­landırılması.

 Atom silâhlarının kabulü.

12 Ekim 1955

Londra :

İngiliz limanlarını ziyaret etmekte olan Sovyet Saltık Filosu Başkomuta­nı Amiral Golovko bugün Portsmouth üssü komutanı Amiral Sir George Creasy'yi ve daha sonra da Belediye Başkanını ziyaret etmiştir.

Sovyet Amirali, Sir George Creasy tarafından halen genel karargâh olarak kullanılan Nelson'un meşhur "Victory" adlı Amiral gemisinde kabul edilmiştir, deniz silâhendazları ban­dosu da karşılama töreninde hazır bu­lunmuştur.

İngiliz makamları bu ziyareti bugün öğleden sonra Sovyet Kruvazörü Sverd lof'da iade edeceklerdir.

Margate  :

Burada toplanan İşçi Partisi kongre­sinde komünist Çin ve diğer komünist memleketlerle normal münasebetler tesisini teklif eden bir takriri oys. koymaksızm  ittifakla  kabul etmiştir..!

13' Ekim 1955

Leningrad :

İngiltere'nin anavatan filosu kuman­danı Amiral Mihael Denny, Lening­rad'ı ziyarete gelen İngiliz filosuna da­hil Triumph uçak gemisinde bu sabah Rus ve yabancı gazetecileri kabul ede­rek kısa bir hitabede bulunmuş ve de^ mistir ki:

"Bütün denizciler, birbirlerine, aynı kardeşlik duyguları ile bağlıdırlar. Bu nun sebebi de ayni tabiat unsuru ile, denizle mücadele etmek zorunda bu­lunmalarıdır. Denizciler bize, birbiri­mizi daha iyi tanımak imkânını da sağ­larlar.

Amiral, filodaki 2300 erden 2500'ünüii karaya çıkmasına müsaade edileceğini ve Leningrad halkının da İngiliz ge­milerini gezmesine izin verileceğini söylemiştir.

Londra :İngiltere Bahriye Nazırı Amiral Earl Mounthbatten, dün' gece verdiği bir beyanatta, ilk atom denizaltısmm ya­kında kraliyet donanmasına iltihak edeceğini söylemiştir.

Londra :

Financial Times bugün neşrettiği bir makalede, Sovyet'lerin Mısır Ve di£er Orta Doğu memleketlerine yap­makta olduğu  son iktisadî teklifler üzerinde ciddiyetle durulması gerekti­ğini belirterek şunları yazmaktadır:

"Sovyetlerin kendi iktisadî kaynakla­rını zorlamadan Orta Doğu memleket­lerine hibe veya uzun vadeli borç şek­linde ne miktar iktisadî yardımda bu­lunabileceği üzerinde durulacak bir mes'eledir. Fakat Rusya'nın bu mem­leketlerin kalkınma projelerine yar­dım etmek üzere fazla miktarda ağır inşaat malzemesi ve teknik eleman gönderebileceğine şüphe yoktur.

Sovyet istihsâl faslasmm iktisaden geri kalmış bölgelere satılabilecek ne­viden olduğu tahmin edilmektedir. Bu takdirde bu memleketler Sovyetler Birliğinin tabiî pazarlarıdır. Fakat, Sovyet Rusya'nın Orta Doğu'ya yap­tığı tekliflerin do&rudan doğruya ikti­sadî gaye güttüğüne inanmak hatadır. Zira bu batı dünyasının iktisadî silâh­lanmasına zarar tevlid edebilecek ma­hiyettedir.

Bu bölge memleketleri arasında, Mı­sır'dan sonra Suriye, Sovyet iktisadî tekliflerini en müsait karşılayan dev­let olarak kalmıştır. Filhakika, Çekos-lavakya, Macaristan ve Romanya Su­riye'ye tekliflerini arttırmaktadırlar. Bu memleketler, son zamanlarda çi­mento, otomobil ve diğer mallar için Suriye'de verimli iş sahaları temin et­mişlerdir. Sovyet bloku nihayet, sınaî istihsâline iktisadî ve siyasî gayeleri­ne azamî hizmet edecek paariar bul­muştur. Hedef olarak evvelâ Hindistan Şimdi de Mısır seçilmiştir. Sovyet tacir ve teknisyenleri bu iki noktadan bü­tün Orta Doğu'ya nüfuz edebilecek fırsatı kazanmışlardır."

Londra :

İran'ın Bağdat Paktına iltihakını pro­testo eden Sovyet notası hakkında mütalâası sorulan İngiltere Hariciye Vekâleti sözcüsü gu cevabı vermiştir:Bu tepki beklenmiyor değildi. Pro­testo, bu gibi hallerde Sovyet tipi bir aksülamelden ibarettir.

Londra :

Daily Telegraph gazetesi, İran'ın Bağ­dat Paktına iltihakı münasebetiyle şunları yazmaktadır:

İran hükümeti, Orta - Doğu müdafaa paktına katılmakla, bu bölge savunma teşkilâtında mevcut bir gediği kapa­mıştır. Bundan son derece memnunuz, zira bu hareket, Mısır'ı takip etmek arzusunda olan memleketlere, Rus­ların Orta - Doğu işlerine müdahale­sinin küçümsenemeyeceğini hatırlat­maya yarayacaktır.

İran bu hareketiyle, kendi kendine olan itimadını kazandığını ispat etmiş­tir ve bu da İran'ın hür dünya cami­asına daha müessir bir şekilde katı­lacağına dair bir vait teşkil etmekte­dir.

14 Ekim 1955

Londra :

Dışişleri Vekâleti Müsteşarı Robert Turton, İngiliz - Mısır cemiyetinin dün verdiği senelik ziyafette söz alarak şöyle demiştir:

İngiliz - Mısır dostluğu emin ve sağ­lamdır. Durumun son gelişmeleri, Mı­sır'ın dostları arasında oldukça en­dişe yaşatmıştır.

İngiltere'nin, Süveyş kanalı hakkında ki anlaşma şartlarını tatbik ve kendi toprağında olduğu gibi Mısır'da da ihtilâf sebeplerini ortadan kaldırmak için elinden geleni yaptığını belirten Turton, cemiyet üyelerinden, İngilte­re'de yaşayan 600 kadar Mısırlı tale­beye misafirperverlik göstermelerini hükümet adına istemiştir.

Londra :

İngiliz Deniz Kuvvetleri Genel Kur­may Başkanı Amiral Lord Mountbat-ten dün, deniz ticaret odasının senelik ziyafetinde bin kişi huzurunda bir konuşma yapmış ve "Sovyetlerin elle­rinde derhal hizmete girecek şekilde hazır bulundurdukları 350 modern deniz altı, İngiliz kuvvetleri için muh­temel en büyük tehdidi teşkil ede­bilir" demiştir.

Sovyetlerin ellerinde 4.500 deniz tay­yaresi bulunduğunu bunun ise tehli­keyi daha da arttırdığını ifode eden Amiral Mountbatten daha sonra, Rus­ların harpten sonra en mükemmel surette teçhiz edilmiş 20 kruvazör ve 100'den fazla torpito inşa ettiklerini de hatırlatmıştır.

17 Ekim 1955

Londra :

Bir İngiliz din adamı, Prenses Mar-garet'in havacı Albay Peter Townsend ile macerasının tamamiyle yersiz, uy­gunsuz ve son derece müessif bir ma­cera olduğunu bugün alenen beyan etmiştir.

Coventry ve Canterbury şehirlerinin Piskoposu C. T. Kirtland, bu macera­sı ile Prenses Margaret'in dinine, ki­liseye ve kendisini sevenlere hakaret mahiyetinde olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Piskoposun bu beyanatı, Kral ailesi­ne din adamları tarafından bugüne kadar yapılan hücumların en ağın­dır.

19 Ekim 1955

Londra :

Dr. Albert Schweitzer'e bugün Krali­çe İkinci Elizabeth tarafından İngiliz Kraliyet Liyakat Nişanı verilmiştir. Aynı nişanı bundan evvel Başkan Eİsenhower ve Churchill de almışlar­dı.

Filozof, musikişinas doktor ve Afrika'­da misyoner olan Sohweitzer, bugün liyakat nişanım almak için Bucking-ham Sarayına gitmiştir. Kraliçe İkin­ci Elizabeth, tertip edilen sade bir me­rasimle nişanı doktora vermiştir. Al­bert Schweitzer, sade bir merasim ya­pılmasını bilhassa arzu etmişti.

Dr. Albert Schveitzer, müteakiben İngiliz Başvekâlet dairesine giderek Başvekil Eden'i makaramda ziyaret etmiştir.

Meşhur Schweitzer, 20 yaşında vitüöz mertebesinde bir musikişinas, 30 ya­şında dünyaca tanınan bir ilim adamı ve 80 yaşında Afrika yerlilerini teda­vi etmek maksadı ile misyoner oldu­ğu için, kendisine bu liyakat nişanı verilmiştir.

Kraliyet Liyakat Nişanı, ancak 24 İn-gilize ve aynı sayıda yabancıya veri­lebilmiştir. Yabancılar arasında en son olarak 1945 yılında Kral Altıncı George tarafından Eisenhower'e veril­miştir.

Sciıweitzer, Londra'nın büyük otelle­rinde kalmayı istememiş ve halen bu­rada küçük bir çay dükkânı işleten eski bir arkadaşının evinde misafir olmuştur.

Bach müziği üzerinde dünyadaki em büyük otoritelerden biri olarak tanı­nan Schweitzer, "Kraliyet Festival Holünü ziyaret etmiş, salondaki yeni ve kıymetli orgu tetkik etmiş ve "se­nelerdir uğraşırım, bir türlü iyi org çalamam  demiştir.

21 Ekim 1955

Londra :

İşçi Partisi Lideri Clement Atlee, dün Malta'da "Daily Heraldgazetesi muhabirine verdiği beyanatta, İşçi Partisi dahilindeki vazifesinden istifa etmeğe niyeti olmadığını bildirmiş­tir.

Eu beyanatı ile bir kaç gündenberi Londra'da dolaşmakta olan söylentile­ri yalanlamış olan Atlee demiştir ki: Parlâmentodaki işçi grubunun gelecek toplantısının gündemine bununla ilgi­li .bir madde dahil edilmiş değildir. Her hangi bir şahsın, bu rnes'elenin bahis mevzuu edilmesini istemediğin­den haberdar değilim. Margate'de ya­pılan kongrede, gerek kongre çalışma­ları esnasında gerekse kulis görüşme­lerinde, benim siyasî hayattan çekilme ihtimalimle ilgili bir teklif vaki olma­mıştır."

24 Ekim 1955

Londra :

The People gazetesi Burges - Maclean meselesinde patlayan yeni bom­ba" başlığı altında şunları yazmakta­dır:

Kaybolan iki diplomattan biri olan Burgess, komünist temayüllü oldu­ğundan dolayı "British Broadcasting Corparation (B. B. C.) tarafından bu teşkilât nezdindeki vazifesinden u-

zaklaştırılmıştı. Bununla beraber, az bir zaman sonra geçenlerde ölen ve o zaman işi . hükümette Dışişleri Vekili bulunan Hector Mac Neil'in özel yar­dımcısı olmuştu. Aynı kabinede iaşe vekilliği yapmış olan Maurice 'Webb'in bu iddiayı destekliyen beyanatı da gazete tarafından ' yayınlanmaktadır. B. B. C. de Burgess ile birlikte çalış­mış olan webb, 1944'te onun bir Sov­yet ajanı olduğunu farkettiğini ve bu­nu idarecilere bildirdiğini, Burgess'in de bunun üzerine işinden uzaklrştırıl-dığmı söylemektedir. Bundsn dört yıl sonra Burgess'in Dışişleri Vekâletine girdiğini öğrenen Webb durumu Mac Neil'e bildirmiştir. Fakat Webb, rDiş-işleri Vekilinin Burgess'i komünist fa­aliyetler hakkında bilgi sahibi olduğu için  bilhassa seçtiği kanaatindedir.

Bilindiği gibi, Burgess " ile Maclean'in 20 senedenberi Sovyet casusluk teşki­lâtında vazifeli olduklarını Vladimir Petrof'un her tarafta heyecan uyan1 dıran ifşaatını yayınlayarak bildiren ve Dışişleri Vekâletini bu keyfiyeti te-yid etmeye zorlıyan yine "People" ga1 zetesi olmuştur.

Londra :

"Atlantik Kurdu" diye tanınan veİkinci Dünya Harbi sırasında 350 000tonilatoluk muhtelif İngiliz gemisini batıran bir Alman denizaltîsımn kap­tanı olan Otto Kretschmer, harpte Na­zi amolarmdan kaçmaya muvaffakolmuş İngilizlerin tesis ettikleri kulü­bün davetlisi olarak bugün burayagelmiştir.Harp sırasında İngilizlere esir düşen ve kaçmaya muvaffak olan Kretsch-mer'i, kendisini esir eden Sir Donald Mcintyre davet etmiştir.

25 Ekim 1955

Londra :

Yaşlandıkça İngiliz Krallık tahtı namzetleri arasında daha başlarda yer al­mış olan Kraliçe İkinci Elizabeth'in amcası Gloucester Dükü, PrensesMarearet Townsend ile evlenip taht üzerindeki haklarından vazgeçtiği tak­dirde, tahta doğru bir adım daha atmışolacaktır.

Umumiyetle, Kralların çocukları, tah­tın en başta gelen varisleri oldukları için, kral kardeşlerinin şansı azalmak­tadır.

Windsor Dükünün, tahtı terketmesive daha sonra Altıncı George'ün ölü­mü, Goucester Dükünü tahta yaklaştırmışsa da, ikinci Elizebeth'in iki ço­cuğunun dünyaya gelmesi ile sıradadaha gerilere gitmesine sebep olmuştur.       

Hali hazırda, tahtın sekiz varisi şu şekilde sıralanmaktadır:

 Prens Charles; İkinci Elizabeth in oğlu.

 Prenses Ahn,  İkinci  Elîzaibeth'iri kızı.

 Prenses   Margaret İkinci  Eliza­ beth'in kız kardeşi.

 Goucester  Dükü Prens Henry Wi!liam,  İkinci Elizabeth'in amcası.

 Prens illiam,  Goucester Dükü­ nün büyük oğlu.

 Prens Richard, Gouchester Dükü nün küçük  oğlu.

7  Kent Dükü 'Prens Edward George, İkinci Elizabeth'in yeğeni..

8 ---Prens Michael, Kent Dükünün küçük kardeşi.

 Londra :

Bugün Avam Kamarasının ilk toplan­tısında bir millet vekilinin. sorusunu cevaplandıran İngiltere Dışişleri Ve­kâleti Müsteşar Muavini Robert Turton İngilterenin Orta Doğu'da güt­tüğü ve istikbalde de güdeceği siya­set bu bölgedeki silâh yarışını dur­durmağa çalışan 1955 beyannamesinin ruhuna uygun  demiştir.

Bundan sonra diğer bir millet vekili­nin sorduğu bir soruva cevan veren müsteşar muavini İngiltere'nin, ko­münist memleketler tarafından vaki silâh, satışı teklifini kabul ettiği tak­dirde mevdana delecek . tehlikeli' du­rum hakkında Mısırı ikaz etmiş ol­duğunu  bildirmiştir.

26 Ekim 1955

Londra :

İngiliz Dışişleri Vekâletinin sözcüsü bugün Mısır, ile Suudi Arabistan ara­sında bir savunma paktının akdini İngilterenin müsait bir şekilde karşılamıyacağmı haber vermiştir. Sözcü şun lan ilâve' etmiştir:

İngiliz hükümeti bu husustaki görü­şünü, paktın imzasından sonra bildi­recektir. Hükümetin bu mevzuda Su­riye-Mısır paktı hakkındaki görüşü­ne müşabih bir görüş beyan etmesi muhtemeldir."

Bilindiği gibi, İngiliz Dışişleri Vekâle­ti Mısır Suriye savunma paktının Or­ta Doğu'nun hakikî menfaatlerine fay­dalı olmıyacağım bildirmişti.

Londra.:

İngiliz Maliye Vekili R. A. Butler. vergileri ağırlaştırmak ve hükümet masraflarını kısmak suretiyle enflasyo nu durdurmıya matuf Özel bir "Son­bahar bütçesi"ni Avam Kamarasına takdim etmiştir.

Bugün öğleden sonra yeni bütçeyi A-vam Kamarasında arzeden Butler'in sözleri, İşçi Partisi tarafından alaylı ve gülüşmelerle karşılanmıştır.

Nitekim işçi saylavlar, Butler'in geçenNisan ayında Avam Kamarasına sun­muş olduğu bütçenin, yaklaşan siyasîseçimlerde sırf rev toplamak için sah­te bir bütçe olduğunu, esasen enflas­yona doğru sürüklenen İngiltere'yiNisan bütçesinin daha çabuk batıracağını iddia  etmişlerdi.

Maliye Vekili, İngiliz iktisadiyatının niçin bozuk olduğunu sakin bir eda ile izah etmiş ve buna sebep olarak da, memleket dahilinde artan istihlâki ileri sürmüştür. Butler diğer sebepler meyanmda, İngiliz'lerin gelirinin son zamanlarda artmış olun, büyük ölçü­de alış verişte bulunduğunu, buna mu­kabil İngiltereden pek az mal ihraç edildiğini de belirtmiş ve hariçten it­hal edilecek malların bedelinin mev­cut altın ve dolar ihtiyatlarından ödemek zorunda kaldığını sözlerine ilâve etmiştir.

İktisadî güçlüklerin yenilmesi için alı­nan tetbirler hakkında izahat veren Butler, gelir vergisinde bir değişiklik yapmadığını, fakat Belediyeler tarafın dan inşa ve kiraya verilen evler için hükümet yardımını kaldırdığını,' ma­hallî idarelere yapılan yardımları kıs­tığını söylemiş vs telefonla posta ser­visleri ücretlerinin arttırıldığını, ay­nı zamanda hükümet inşa programına dahil hastane ve postane projelerinin tatbik mevkiine konmasının tahdit edildiğini   ilân   etmiştir.

İstihlâk vergisinde zamlar yapıldığınıaçıklayan Butler, artışın bilhassa lükseşyalar ve bu meyanda, otomobil,rad­yo ve televizyon makinaları üzerindehissedileceğini söylemiştir.    

Londra :

Bugün İngiliz hükümeti, Mısır'da vu­ku bulan ihtilâlden beri kendi rızasile İsrail'e ve Mısır'a yapılan İngiliz silâh teslimatları hakkında malûmat vermeği red etmiştir.

Muhafazakâr millet vekili Sir Peter Macdanalot'un bu hususta sorduğu bir suale cevap veren Hariciye Vekâ­leti sekreter yardımcısı Robert Turton, İngiliz hükümetinin yabancı memle­ketlere yaptığı askeri malzeme teslimati hakkında alenî bir şekilde malû­mat vermek itiyadında olmadığını söylemiştir.

Londra :

Bugün, Avam Kamarasının öğleden sonraki toplantısında söz alan.İngilte­re İşçi Partisi Lideri Clement Attlee hükümetin malî sahada aldığı son ted­birleri şiddetle protesto etmiş ve ez­cümle şunları söylemiştir: Maliye Vekili Butler'in takip ettiği politika şimdiye kadar İngiltere'nin karşılaş­tığı en meşum malî politikadır. Hükûmetin aldığı tedbirler sadece fakir halkı istihdaf edip dar gelirlilerin sır­tına taşınması imkânsız bir yük yük­leyecek ve muhafazakârlara rey ver­miş olan seçmenler bu rüyadan hüs­ranla uyanacaklardır.

27 Ekini 1955

Londra :

Bugün İngiltere Dışişleri Vekâletin­den resmen bildirildiğine göre, İngilterenin Kahire Büyük Elçisi, dün, Su­dan işlerini tedvire memur Mısır İç­işleri Vekili Tümgeneral Zekeriya Muhiddine bir nota tevdi etmiştir.

İyi haber alan kaynaklardan belirtil­diğine göre, İngiltere bu notasında Su­dan hakkında iki devlet arasında bir anlaşmaya varılmadan önce, 3 Kasım da toplanacak olan Sudan parlamen­tosunda her hangi bir kararın alınıp alınmayacağını beklemek icap ettiğini kaydetmektedir.

31 Ekim 1955

Londra :

Prenses Margaret bugün Clarence House'dan yayınladığı şahsî bir mesaimda Albay Tawsend ile evlenmiyeceğixi bildirmiştir. Prenses bu mesajında şöyle demiştir: Hıristiyan dinince ki­lisede icra edilen bir nikâhın bir da­ha bozulmasına İmkân olmıyacağı yo­lundaki kilise kaidesinden dolayı ve İngiliz Milletler topluluğuna karşı ha­iz bulunduğum vazifeyi müdrik ola­rak, her şeyden önce bu mülâhazaları dikkat nazara almaya karar verdim. Bu kararı tek başıma aldım ve bu hu­susta Albay Townsend'in zaafsız yar­dımıyla desteklendim.

Saadetim için dua edenlerin gösterdik leri ilgiden dolayı derin minnettarlı­ğımı ifade etmek isterim.

Londra :

İngiliz Devlet Vekili    Anthony    Nutting, komünist memleketlerin - Mısır'a silâh satmalarıyla hasıl olan durum karşısında İngiltere'nin İsrail ile kom sularına karşı aldığı durumu Avam Kamarasında şu şekilde hülâsa etmiş­tir:

 ingiltere   İsrail'e  tek  taraflı bir garanti yermeyi   tasarlamaktadır.İn­giltere,İsrail  ile   komşuları   arasında varılacak bir anlaşmayı garanti euneye hazırdır. Fakat bugün mevcut ka­rarsız durumu garanti edemez.

 İngiltere   1950'de   yayınlanan   üç­lü  demeci,   imzacı   devletlerin   otoma­tik olarak harekete geçmelerini gerek­tiren mühim bir milletlerarası vesika olarak telâkki etmektedir.

 İngiltere Orta Doğu'da Rusya ile birlikte bir silâh yarışma girişmeyi reddetmekle  beraber     bu     bölgedeki memleketlere silâh vermekten vaz geçmiyecektir.

 Londra :

Prenses Margaretin evlenmiyeceğine dair bu akşam neşredilen tebliğin Prensesin Albay Townsend'e karşı duy duğu derin aşk hakkındaki polemiğe son vermiyeceği  muhakkaktır.

İngiliz umumî efkârı, aşkı ile ailesine ve kraliyete karşı olan vazifeleri ara­sında bir tercih zorunda bırakılmış ol­masının Prenses için hakikî bir işken­ce olduğu kanaatini beslemektedir. Ananeye karşı saygı galip gelmişse de, İngiliz halkının kahir bir ekseriye­tinin Prensesin Albay Townsend ile ev lenmesine taraftar olduğu şüphesizdir. Amcasından farklı olarak Margaret, teessüs etmiş ananeye riayet etmiştir, fakat halkın nazarında bu zafer son derece zalim ve hattâ gayrî insanidir.

Hürriyeti kurtarmak için

Yazan F. R. Atay

12/X/955 tarihli  (Dünya) Um:

1955 ten beri içinde bulunduğumuz devrin en iyi tarifi ne savaş, ne ba­rıştır. Bu, tarihte misli görülmedik bir mütareke hâlidir ve her mütareke gibi ya savaş, ya barışla sona erebi-lir.

Son Cenevre toplantısından donen İn­giltere Dış Bakanı:

 Harp olmıyacak! demişti.

Fakat bazı Amerikan iyimserleri gi­bi, barışa doğru gidildiğini de söyleme misti. Son günlerde Mac Millan İngi­liz görüşünü etraflı olarak açıklamış­tır. Bakana göre atom silâhları bir ^strateji çıkmazı- yaratmıştır. Bir harp olup' da bu silâhlar kullanılırsa iki taraf için de, bütün insanlık için de yerine konmaz tahriplere uğramak tehlikesi vardır. Onun için hiçbir ta­raf kuvvete dayanan bir politika zor­laması yapamaz. Mesele böyle olunca da siyasi faaliyetlerden çabuk netice­ler beklemek lâzım gelir.

Ne Almanya birliği meselesi, ne bütün Avrupa'nın hürriyete ve emniyete ka­vuşması meselesi, ne de tethiş ve te­cavüzün nihayet^ bulması meselesi kuv vet üstünlüğü ile halledilemez. Kuv­vet muvazenesini elde tutmak ve bek­lemekten başka çare yoktur. Ne zama na kadar beklemek? Mac Millan'm kanaatince «Komünistlik hürriyet mezhebine ihtida»  edinceye kadar.

Sovyetler Birliğinin Avrupa kıtasın­da kendi lehine    bir takım    emniyet


 

boşlukları yaratmak teşebbüsü de H bombasından sonra manasız olmuştur. Bunun üzerine Sovyetler Birliği Al­manya'ya karşı çok daha yumuşak bir politika ile komünizmin yayılması dâ­vasını ilk plâna almıştır.

Şimdi demokratlar zorla ve cebirle komünistliğe karşı mücadele açarak değil, hürriyet içinde yaşıyan nimet­lerini kafalara ve vicdanlara sindire­rek zaferlerini hazırlamalıdırlar.

Komünizm hürriyetçiliğe ne zaman «ihtida» edebilir? İngiltere. Dış Baka­nına göre Rusya iç kaynaşmalar için­dedir. Bu kaynaşmalar elbette bir ne­tice verecektir. Ama bu da ne bugü­nün, ne yarının, ne de belki pek ya­kın, geleceğin meselesi değildir.

Mac Millan'm izahları, sabırsızları si­nirlendirecek kadar soğukkanlı, fa­kat realisttir. Bu durum, karşı cephe­nin sımsıkı tutunması, bu cepheden olan milletlerden her birinin kendi içlerindeki buhranları en iyi tedbir­lerle hallederek komünizm fesat to-'humlarınm ekilmesini tabiî olarak ön­lemeleri, ve kendi aralarında buhran­lar çıkarmamaları ne kadar zaruri ol­duğunu gösterir. Uzun süreceğine şüp­he olmıyan bu «ne savaş ne barış» devrinde, Batının zaferini sağlayacak olan başlıca âmil, iç ve dış buhransız-lıktır. Çünkü iç ve dış her buhran ancak karşı tarafın gayretlerini ko­laylaştırır. İç buhran tâbiri ile, demokrasi meka­nizmasının tabiî olarak işlemesinden doğan Ve ancak memleket hayrına olan ihtilâfları kasdetmediğimizi söyle­meğe lüzum yok. İç buhran, bilâkis bu işlemeyi imkânsız kılan hukuk ve murakabe güvensizliği hâli demektir.

1 Ekim 1955

-Roma :

Trieste'de serbest liman tesisine dair Milletlerarası bir konferans akdi hu­susunda îtalya hükümetinin teşebbü­süne Avusturya, İsviçre ve Yugoslav­ya da katılmıştır. Bu hükümetler, prensip itibariyle Kasım ayının ikin­ci yarısında toplanması kararlaştırı­lan konferans mahalli için Londra'yı teklif etmişlerdir.

İtalya Hariciye Vekâleti, konferansa davet edilen diğer üç hükümetin, ya­ni Çekoslavakya, Batı Almanya ve Ma caristan'm cevabını beklemektedir.

İtalya, bu teşebbüsü, hür Trieste top­rakları mes'elesinin halline dair Londra'nın 6 Ekim 1954 tarihli muh­tırasına uygun olarak almıştır.

9 Ekim 1955

Roma :

Malta adasının İngiliz anavatan top­raklarına katılması meselesini İngiliz hükümeti ile görüşmek üzere bir müd dettenberi Londra'da bulunan Malta Başvekili Dom Mintoff, Roma üzerin­den Valetta'ya varmıştır.

Londra'daki temasları hakkında bilgi istiyen gazetecilere müspet neticeler elde ettiğini fakat şu anda basma ve­recek beyanatı olmadığını şöyliyen Mint'öffun ada için hazırladığı tasarı mucibince, Malta adasının teşriî mec­lisi olacak, ve üç saylavı da Avam kamarasında  oturacaktır.

11 Ekim 1955

Vicenza (İtalya)  :

İlk atom topçu birliği bugün İtalya'­ya varmıştır.

Batı Almanya'daki karargâhta vazife gördükten sonra İtalya'nın Vicenza şehrinde merkezi bulunan Güney Av­rupa kuvvetlerine verilen 85 inci A-merikan topçu birliğine mensup as­kerler, yHonest John» adlı roketleri ile birlikte bu akşam özel trenle bu­raya varmışlardır.

5.500 askerden müteşekkil Amerikan savaş birliğinin ilk grubunu teşkil e-den erler, Kuzey İtalya'nın savunma­sının stratejik yükünü üzerine alacak­tır.

18 Ekim 1955

Cenova  :

Milletlerarası adlî tıp akademisinin 6'ncı kongresi dün Cenova'da sona ermiştir.

20 memleketten 300 delegenin katıldı­ğı bu kongrede, adlî    hatalara    karşımücadele  ve  teknik  sanayida  kayde­dilen son terakkilerden doğan şartlar içinde sosyal yardım mes'eleleri görü­
şülmüştür.Roma Üniversitesi Adlî Tıp Enstitüsü Müdürü Profesör Gerin "adlî tıp gÖ-züyle şiddetli ve kronik arsenik ze­hirlenmesi" hakkında bir rapor sun­muştur.

Cenova üniversitesinden profesör Macaggi, milletlerarası akademiye baş­kan seçilmiştir.

21 Ekim 1955

Vatikan :

Papa bugün Castelgondolfo'da Avru­pa radyo yayım birliği üyelerini kabul etmiş ve kendilerine hitaben verdiği lelerini ele alarak bunların gelişmesi bir nutukta radyo ve televizyon meşe-

ve neticeleri üzerinde durmuş ve bil­hassa televizyonun ilim ve Öğretim sa­hasında faydalı olabileceğini, fakat za rarlı neticeler yerecek şekilde kullanıl mamasına da dikkat etmek gerektiği­ni söylemiştir.

22 Ekim 1955

 Roma. : 

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dul-les bugün İtalya Cumhurreisi Gronchi ile yaptığı görüşme sırasında Cum-hurreisini Amerika'ya resmî bir ziya­rette bulunmaya davet etmiştir.

Başkan Eisenhower'in sağlık durumu sebebiyle, bu ziyaretin tarihi şimdilik tesbit edilmemiştir.

Roma  :  

Yetkli çevrelerden öğrenildiğine       göre, İtalya hükümeti komünist Çin'i    tanı­mak niyetinde olmadığınıdüngecetekrar teyid etmiştir.

Amerikan Hariciye Vekili John Foster Dulles'in İtalya'yı ziyareti arifesinde verilen bu teminat, İtalya'nın mühim siyasî mes'elelerde batılılarla beraber olduğunu .göstermektedir.

Bildirildiğine göre, solcu ve tarafsız grupların Cenevre ruhuna uygun olarak Pekin hükümetinin tanınması için tazyiki arttırmaları karşısında İtalyan Hariciye Vekili Goetano Martino, dün solcu Sosyalist Lider Pietro Nenni'ye hükümetin komünist Çin re­jimini henüz tanımaya niyetli olma­dığını kat'iyetle bildirmiştir.

23 Ekim 1955

 Roma :

İtalya Başvekili Antonio Sengi, dün akşam Villâ Madama'da Amerika Dış işleri Vekili John Foster Dulles'in şe­refine verilen ziyafette bir konuşma yapmış ve Batı birliğine dahil Avru­pa memleketleri arasındaki anlaşma­nın ve batının Amerika ile işbirliği yapmasının demokratik düzenin bozul masını önleyecek hâl çaresi olduğuna kaniiz demiş ve İtalyan Amerikan dostluğunun İtalyan dış si­yasetinin temel taşlarından biri oldu­ğunu ilâve etmiştir.

Antonio Sengi'ye cevap veren Foster Dulles'da doğrudan doğruya yapılan temaslar ve görüşmelerin, Amerika ile İtalya arasında esasen mevcut « olan dostluğu takviye ettiğini teyit etmiş­tir.  

 Vatikan  :

İtalyan-Amerikan görüşmelerindensonra Amerika Dışişleri Vekili Dulles Castel Gondolfo'ya giderek Papayı ziyaret etmiştir. Kendisi. ile ingilizceolarak konuşan Papa Başkan Eisemhower'e sağlık temennisinde bulunmuş­tur.

Dulles Castel Gondolfo'dan ayrıldık­tan sonra doğruca Ciampino hava a-lanına giderek Paris'e hareket etmiş­tir. 

Roma :

Bu sabahki İtalyan Amerikan görüş­meleri Gmt ayariyle 12'de sona er­miştir. Yayınlanan tebliğde İtalyan Cumhurbaşkanı ile Amerika Dışişleri Vekili arasında dün "uzun ve samimî" bir görüşme yapıldığı bildirilmekte ve bu sabah da gelecek milletlerarası te­maslarla ilgili olarak birçok mesele üzerinde durulduğu ve bilhassa iki memleketin menfaatleri göz önünde bulundurularak görüşülen bahislerde tam bir uygunluk müşahede edildiği bildirilmektedir.

24 Ekim 1955

Bari :

Bari bölgesinde yapılan bir hafriyatta milâttan 3000 sene evveline ait bir mezar bulunmuş ve içinden kırılmış halde bir çok vazolar çıkarılmıştır.

26 Ekim 1955

Torino (İtalya)   :

"Taksitle ölen" 70 yaşındaki İtalyan âlimi dün yeni bir ödemede daha bu­lunmuştur.

Bugün geçirmiş olduğu ondokuzuncu ameliyatında, cerrahlar profesör Mario Ponzio'nun sağ elinin büyük bir kısmını kesmişlerdir.

Ameliyatı müteakip Fornaca kliniğini kendi başına eli sargılar içinde terke-den grorfesör Ponzio gazetecilere hi­taben eve gitmem lâzım kaybedecek vaktim yok? Niçin hepiniz buradası­nız? Ben bir sinema artisti değilim demigtir.

Profesör Ponzio gerçekten çok cesur bir insandır. Zira azar azar Ölmekte ve "parça parça öldüğünden" dolayı kendini şanslı addetmekte ve ölümü soğuk kanlılıkla beklemektedir.

İtalyan âlimi 1920 yılında aldığı radium yanıklarından dolayı ölüme maihkûm olmuştur.

10 dakika  süren  ameliyata  girmeden önce beyanatta bulunan Ponzio ölü­me taksitle yaklaştığını"  söylemiştir. Ameliyatı evvelki gün yapılacaktı, fakat, bazı ilmî araştırmalarım tamam-lıyabilmesi için sağ elinin üzerindeki bu ameliyat düne terkedilmiştir. Bu, ameliyatta, profesörün sağ elinin baş parmağı hariç diğer iki parmağı ve elinin avucu tamamiyle alınmıştır. Di­ğer iki parmağı bir evvelki ameliyat­ta kesilmişti.

Ameliyatı müteakip klinikte kendisi­ne tahsis edilen odada kalmayı redde­den âlim, böyle ehemmiyetsiz bir ameliyat için bir oda işgal etmek yer­siz oiur, odanızı daha mühim ameliyat
geçiren hastalarınıza tahsis edin de­miştir. Kendisini ameliyat eden doktorlar, dün yapılan ameliyattan sonra profe­sörün sağ kolunun belki kurtarılması mümkün olacağı ümidini izhar etmişerdir. Doktorlar Ponzio'nun hastane­yi terkedemiyeceği kanaatinde idiler. Fakat profesör baskm çıkmış ve tek başına yürüyerek mühim çalışmaları­nın başına dönmüştür.

1 Ekim 1955

Madrit :

İspanya Dışişleri Vekâleti, Rabat'ta Umumî Valilik servisleri tarafından Pazar akşamı yayınlanmış olan tebli­ğe cevaben dün basma bir tebliğ tev­di  etmiştir.

Bu tebliğde, Fransa'nın Fas Genel Valiliği tarafından yapılan açıkla­manın, ne vak'aları, ne de Cumartesi günü yayınlanmış olan İspanyol teb­liğinde mevcut delilleri çürütemiyece-ği teyit olunmakta ve şöyle denilmek­tedir:

İspanyolların, Fransız bölgesindeki is­yan hareketlerinin tenkiline iştirak etmemesinden Fransız makamları hay rete düşmemelidirler. İspanya, hudut bölgesinde kontrol tedbirlerini arttır­mak, firar edenlerin silâhlarını alıp enterne etmek ve kaçakçılığı Önlemek suretiyle iyi komşuluk vazifelerini yapmaktadır ve İspanyol makam­larından bundan fazlası istenemez. Halbuki Fransa, doğrusunu söylemek lâzım gelirse ne Rif'te ne de Pirene-lerde bu vazifeyi  yapmamaktadır.

4 Ekim 1955

Barselona  :

General Franko'nun başkanlığı altın­da toplanan vekiller heyetinde söz alan Dışişleri Vekili Alberto Martin Artajo, Fransız Fasdaki durum hak kında bilgi vermiştir.

Bu hususta herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Artajo aynı zamanda Batı Almanya'nın Sovyetler Birliği ile diplomatik münasebet tesis etmeyi ka­rarlaştırdığına dair Bonn'dan bir no­ta alınmış olduğunu açıklamıştır.

9 Ekim ;1955

Paris :

Yetkili kaynaklardan öğrenildiğine gö­re, İspanya hükümeti, İspanyol Fas'­ının Riff bölgesindeki mukavemetçile­re malzeme tedarik eden bir üs olarak kullanılmasını önleyecek tedbirler alı­nacağına dair Fransa'ya teminat ver­miştir.

16 Ekim 1955

Madrit :

İspanyol hükümeti, dün Fransız hükü­metine verdiği bir şifahî notada, İs­panya'nın Fas'taki durumu aleyhinde, Fransız radyosu ve basınının girişmiş oldukları "sistemli kampanyayı" pro­testo etmektedir.

Bu notada, ayrıca, General Gareia Va-Iio'nun, İspanya'nın Rif bölgesindeki milliyetçilere yardım ettiği yolundaki haberleri daha evvelce yalanlamış ol­duğu hatırlatılmakta, ve şöylece de­vam olunmaktadır:

"Fransa'nın. Fas Genel Valisi, yerinde tahkikat yapmak ve İspanyol makam­larının doğruyu ifade ettiklerine inan­mak için, harekât bölgesi askerî şef­lerinden birini, İspanya yüksek komi­seri nezdine yollamağa davet edilmiş­tir. Tamamen hasmane bir vakıa o-lan, bu "yaları haberler" kampanyası devam ettiği takdirde, İspanya hükü­meti, Birleşmiş Milletlere baş vura­rak bu bölgede tahkikat yapılmasını istemek mecburiyetinde kalacaktır.

26 Ekim 1955

Paris  :

Franco rejiminin kuruluşundan beri ilk  defa olarak  dün  akşam  İspanyol radyosu memlekette Sovyet resmî temsilcilerinin bulunduğunu haber vermiştir.

Radyo, miletlerarası 28'nci smaî kim­ya kongresinin açılış münasebetiyle bu haberi vermiş ve Sovyet delegelerinin kongre başkanına, Sovyet ilimler aka-demesi reisi ile genel sekreterinin im­zasını taşıyan bir mesaj verdiklerini bildirmiştir.

Bu hususta hatırlatıldığına göre, Molotof, geçen 25 Eylül'de Ne-wyork'u zyareti  sırasında,İspanyol     Arriba gazetesi muhabirine hususî mülakat vererek Sovyet idarecileriyle Franco basını arasında ilk resmî teması yap­mıştır. Sovyet Dışişleri Vekilinin bu hareketi, Sovyet rejiminin resmî veya 'yarı resmî temsilcileri tarafından şid­detle mücadele edilen Franco rejimi­nin fiilen tanınmasına doğru atılmış bir adım olarak telâkki edilmişti.Molotof bu münasebetle verdiği beya­natta, hükümeti tarafından teklif edi­len Avrupa kollektif güvenlik paktı­nın, istediği takdirde tabiatiyle İspan­ya'yı da içine alacağını söylemiştir.

2 Ekim 1955

 Moskova :

Sovyet Rusya Başvekil Yardımcısı Lazar Kaganoviç, Sovyet Rusya ile komünist Çin arasında anlaşmazlık ol­duğu yolunda Batı'da dolaşan, şayia­ları kesin olarak yalanlamıştır. Ko­münist Çin Büyük Elçisinin verdiği bir ziyafette söz alan ve Sovyet hükümeti ile merkez komitesi adma konuşan Kaganoviç, demiştir ki:

"Çin'i severiz. Bu sevgimiz platonik değildir. Zira siyasî, içtimaî ve ekono­mik plânlara dayanmaktadır. Çin hü­kümetinin altı senedenberi var oldu­ğunu kabul etmek istemeyen hükü­metler varsa, zaman onların aleyhine çalışıyor .demektir. Sovyet Rusya da uzun zaman tanınmamıştı. Çinli dost­larıma şunu söylemek isterim: Bazı kimselerin hakikati görmek istemeyip, sizi tanımadıklarına üzülmeyin, bir gün hepsi de sizi tanıyacaklardır."

Sözlerine böylece devam eden Kaganoviç'e göre, halkçı Çin, yalnız Asya'­da değil, bütün dünya'da sulhun mü­him bir âmilidir. Ve Rusya, komünist Çin'le birlikte sulh için çalışanların başında gelmektedir.

Kaganoviç, daha sonra, Çin'in bazı hu­suslarda Sovyet Rusya'dan ayrı yol tuttuğuna işaret etmiş ve "bütün mil­letlere ayni sistemi tabike kalkışmak hatalı olurdu, zira şartlar milletlere göre  değişmektedir"   demiştir.

Bu ziyafette hazır bulunan 500 davet­li arasında, Kaganoviç, Melenkof, Per-vuşkin, Saburof, Mareşal Begramian ve İngiltere, Yugoslavya, Finlandiya 1 Büyük Elçileri ile peyk memleketler temsilcileri de görülmekteydiler.

Paris :

Tass Ajansı, Mısır'ın Çekoslavakya'-dan silâh satın alması mevzuu ile il­gili olarak aşağıdaki tebliği neşretmiş-tir:

"Yabancı basın, müdafaa silâhlarını yalnız batılı devletlerden ve bu dev­letlerin tesbit edecekleri şartlar dahi­linde satın almaları için, bazı Orta Şark devletleri {yani Mısır) üzerine yapılan baskıyı aksettirmektedir. Mı­sır hükümetinin bu husustaki açıkla­malarından anlaşıldığına göre, Mısır, bu tazyiki, memleketin millî bağım­sızlığına ve kendi kendini müdafaa hakkına tehlikeli bir müdahale telâk­ki  etmektedir.

"Diğer taraftan Sovyet hükümeti de, her devletin müdafaasının yalnız ken­dini ilgilendirdiğini ve bunun için normal ticarî şartlarla diğer devletler­den silâh satın almasını meşru bir hak telâkki etmekte, başka devletlerin bu mevzuda müdahalelerini ve başkasının menfaatine yahut 'hakkına tecavüz sa­yılacak tek taraflı iddialarda bulun­malarını ise yersiz addetmektedir."

"Mısır ile Çekoslavakya arasında pa­muk ve pirinç karşılığı olarak silâh satışı mevzuunda müzakereler yapıl­mış ve bu münasebetle Sovyet Rusya aslı esası almayan bir çok iddialara maruz kalmıştır. Halbuki, Sovyet hü­kümeti, Mısır ve Çekoslavak hükü­metlerini olduğu gibi bu mevzuda be­yanlarda bulunan İngiliz ve Amerikan hükümetlerini de durmadan haberdar etmiştir."

Moskova :

3 Ekim 1955

Resmen bildirildiğine göre üç  batılı memleket bugün Sovyet'lere bir nota vermiştir.

Almanya meselesi ile ilgili olan nota­nın Moskova'da geçenlerde Batı Al­manya Başvekili ile Sovyet idarecileri arasında cereyan eden müzakerelerden sonra Batı'da hasıl olan tepkinin ilk resmî ifadesi mahiyetindedir.Notada Başvekil Adenauer'in de üzerinde dur­muş olduğu üç nokta belirtilmektedir:

Birleşmiş bir Almanya     ile barış antlaşması   akdolununcaya   kadar   Al­manya'nın sınırları     nihai  durumunu almıyacaktır.,

Batılılar  Almanya'da  Bonn hükü­metinden başka meşru hükümet tanımıyacaklardır.

Sovyetler Birliği Batı Almanya ile Doğu Almanya arasında irtibat mese­lesindeki  taahhütlerine bağlı kalma­lıdır.

Paris  :

Moskova radyosunun bildirdiğine gö­re, 20 Eylül günü Moskova'da imzala­nan Rusya - Doğu Almanya münase­betleri hakkındaki anlaşma Sovyet yüksek şurası başkanlık divanı tara­fından tasvip edilmiştir. Tass Ajansı da daha Önce bu anlaşmanın Sovyet şurasının iki meclisi tarafından tas­dik edildiğini bildirmişti.

Londra :

Sovyet Tass Haberler Ajansı, Mısır Başvekilinin Çekoslavakya'dan silâh, almak hususunda verdiği karar üzeri­ne, Amerikan basınını Mısır aleyhin­de şiddetli bir kampanyaya girişmiş olmakla itham etmiştir.

Tass Ajansı bu konuda yayınladığı bir haberde şöyle demiştir:

New York Herald Tribüne gazete­sinin ihsas ettiğine göre, hâlen Mı­sır'da bulunan Amerikan Hariciye Ve­kil yardımcısı Geor.ge Ailen, Ameri­kan iktisadî yardımının kesileceğini belirterek Mısır'ı tehdit edecektir.

Moskova :

Sovyet komünist  partisinin  lideri Nikita Kruşçevi Rusya'nın kanaatince Fransa'nın Şimalî Afrika davasını ken di başına halledebileceğini ve Sovyet­ler Birliğinin bu meseleye müdahale etmiyeceğini bugün söylemiştir.

Kuruşçev'in verdiği bu demeç, Cezayir meselesinin Birleşmiş Milletler tara­fından müzakere edilmesi için, Fran­sa'nın arzusu hilâfına Sovyetlerin ge­nel kurulda vermiş oldukları reyin, Fransız'ların dahilî işlerine müdahale eylemek nıaksadiyle kullanılmadığını göstermektedir.

Kuruşçev bu beyanatını, kendisinden bazı sualler soran Pravda gazetesinin bir muhabirine cevap vermek için yap mış ve cevapları Moskova radyosunun dahilî servisinde de yayınlanmıştır.

Sovyet komünist partisi lideri bu de­mecini, Fransız Başvekili Faure'un Moskova'ya yapacağı seyahati tehir et tiğine dair kararının açıklanmasından bir kaç saat sonra vermiştir.

Bilindiği gibi, Faure, Cezayir mesele­sinin genel kurulda görüşülmesi için Sovyet bloku'nun Birleşmiş Milletler­de leyhte rey verdiğinden dolayı Mos­kova seyahatini tehir ettiğini açıkça belli etmişti.  

5 Ekim 1955

 Paris  :

Sovyet Başvekili Bulganin'in Do­ğu Almanya Başvekili Otto Gro-tewöhl'e dün gönderdiği ve bu sabah Tass Ajansı tarafından metni yayınla­nan telgrafta şöyle denilmektedir:

Avrupa'da barış ve güvenliği takviye için memleketimiz tarafından müşte­reken sarfedüen gayretlerin, Almanya nın demokratik ve barışçı bir devlet olarak birleştirilmesine de yardım e-deceğine eminiz.

20 Eylül'de Rusya ile Doğu Almanya arasında imzalanmış olan antlaşmanın yürürlüğe girmesi münasebetiyle bu­na müşabih bir telgraf Dışişleri Vekili ve Başvekil yardımcısı Molotof tara­fından, Doğu Almanya Dışişleri Vekili Lother Bolze gönderilmiştir.

6 Ekim 1955

Moskova :

Sovyetler Birliğini ziyaret etmekts o-lan Kanada Dışişleri Vekili Lester Pe-arson bu sabah Sovyet Dışişleri Vekili Molctof tarafından Vekilin. Kremlinde ki bürosunda kabul edilmiştir. Kanada Dışişleri Vekiline Kanada'mn Mosko­va Büyük Elçisi refakat etmekte idi. Görüşme öğleye kadar devam etmiştir. Öğleyin Molotdfun misafiri olarak Spiridor.ovka sarayında yemek yiye­cek olan Pearson turist sifatiyle Krem lin'i gezecek ve otomobille Moskova da dolaşacaktır.

Bu akşam saat 13 de de Kanada Büyük Elçiliğinde Sovyet idarecileri ile kor­diplomatik şerefine bir kabul resmi verilecektir.

8 Ekim 1955

Moskova :

Sovyet Dışişleri Vekili Molotof bugün, Sovyet komünist partisinin organı "Komünist" dergisinde yayınladığı bir mektupta ''komünizm ve Sovyetler Birliği için siyasî bakımdan zararlı ve nazariye bakımından yanlış" büyük bir ideolojik hata işlediğini itiraf et­miştir.

Molotof bu hatayı, Melenkc-fun Baş­vekillikten istif asını dinlemek için top lanmış olan Sovyet yüksek şurasına söylediği nutukta işlediğini belirtmiş ve bu hatasının "Sovyetler Birliğinde­ki sosyalizmin tekâmül derecesini yan lış bir şekilde ifade etmesi olduğunu belirtmiştir.

Molotof hatasını nutkunun şu kısmın­da olduğunu hatırlatmıştır:

9 Şubat tarihindeki nutkumda Rusya' da sosyalist cemiyetin tekâmülü hu­susunda hatalı bir formül kullandım ve şöyle dedim: Sosyalist sosyetenin temellerinin kurulmuş olduğu Sovyet ler Birliğinin yanında, sosyalizme doğ­ru ilk adımları atmış olan, fakat pek mühim ilerlemeler kaydetmemiş bulu­nan halk demokrasileri vardır. Bu söz­lerim Sovyetler Birliğinde henüz bir sosyalist cemiyetin kurulmamış  olduğu ve sadece temellerinin atılmış ol­duğu gibi yanlış bir kanaatin doğma­sına sebebiyet vermiştir. Bu iddiam nazariye bakımından yanlış ve siyasî bakımdan da zararlıdır.

10 Ekim 1955

 Moskova :

Sovyet Dışişleri Vekili Molotof; Ce­nevre konferansına gideceğini bugün gazetecilere söylemiştir.

Bilindiği gibi, Molotof, Komünist ad­lı dergiye yolladığı bir mektupta, bun­dan sekiz ay evvel komünist doktrine dair işlediği bir ideolojik hata dolayı-siyle özür dilemişti.

Bu mektup dolayısiyle durumunda her hangi bir değişiklik husule gelmesine imkân olup olmadığını sonran gazete­cilere Molotof, tabiî ki Cenevre'ye gideceğim, böyle bir vaziyet mevzu bahis değildir" demiştir.

Gazeteciler suallerini, Molotof'un Ka­nada Dışişleri Vekili Lester Pearson şerefine Dışişleri Vekâleti binasında verdiği bir ziyafet esnasında sormuş­lardır.

Bu ziyafette Molotof'un hareketlerin­de herhangi bir gayrî tabiilik göze çarpmamıştır. Dışişleri Vekili bilâkis aksine nazaran daıha güler yüzlü gö­rünmüş ve Pearson ile olduğu kadar gazetecilerle ve toplantıda hazır bulu­nan dokuz Amerikalı senatörle de şa-kalaşmıştır.

Molotof, yazmış olduğu mektubun va­zifesinden çekileceği mânasına gelme­diğini söylüyerek, gazetecilere bu mek tubu bir kere daha dikkatle okuma­larını tavsiye etmiş, ve mektup ne ifade ediyorsa odur, altında gizli mâ­nalar yoktur demiştir. Sovyet Dışiş­leri Vekili, mektubun, Sovyet harici politikasında bir değişiklik yapılacağı mânasını taşımadığını açıklamış ve ga­zetecileri mektubu tekrar okumıya ikinci defa davet etmiştir. Mektubun niçin yedi ay sonra neşre­dilmiş olduğunu soran gazetecilere Molotof  acele etnıiye lüzum yoktur demiş ve biz gerektiği vakit acele davranırız,  vaktimiz  olunca da  yavaşhareket ederiz diye ilâve  etmiştir.

Aynı toplantıda bulunan eski başvekil Melenkof, cumhuriyetçi senatör Rogers tarafından Texas'a davet edilmiş, Malenkcf da ilk fırsatta Amerika'ya gideceğini söylemiştir.

12 Ekim 1955

 Paris  :

Tass Ajansı, dün gece, Kanada Sov­yet müşterek tebliğini yayınlamıştır. Tebliğde şöyle denilmektedir:

Sovyet-Kanada müzakereleri dosta­ne bir hava içinde cereyan etnrş ve iki memleket arasındaki münasebetle­ri olduğu gibi milletlerarası meseleleri de gözden geçirmek imkânını ver­miştir.

Müzakereler, karşılıklı anlayışın da­ha büyük olduğunu göstermiştir. Bu anlayış iki memleket arasındaki mü­nasebetlerin gelişmesine yardım ede­cektir.

Barışın takviyesine yarayacak olan bu karşılıklı iyi niyet sayesinde, dev­letler arasında, barışçı bir şekilde hal-ledilmiyecek hiçbir mes'ele olmadığı hususunda anlaşmaya varılmıştır.

Molotof ile Pearson, üyesi bulunduk­ları talî - komisyonda, silâhsızlanma mes'elesinin sür'atle müzakere edilme­si hususunda mutabakata varılmış ol­masından dolayı' memnuniyetlerini iz­har etmişlerdir.

Bu mühim -hedefe varmak için, mem­leketler arasında emniyet ve itimat hislerini geliştirmek zarureti kabul edilmiştir.

Miletlerarası sahada alınacak tedbir­ler, milletlerarası gerginliği azaltmak hedefini gütmelidir.

Cenevre konferansının,milletlerarası gerginliğin azaltılmasına yardım ettiği memnuniyetle müşahede edilmiştir. Fakat daha bir çok mes'ele askıda bu­lunmaktadır.

Molotof Cenevre konferansı başkanla­rından biri olduğu ve Kanada da mil­letlerarası kontrol komisyonunda üye bulunduğu  için, Hindicini  mes'elesine de temas etmek mümkün olmuştur. Bazı güçlüklere rağmen, mütarekeden ve askerî harekâtın durdurulmasından sonra Cenevre anlaşmalarının tatbikî­ne geçilmesi zarureti üzerinde mutabskata varılmıştır.

Pearson'un Moskova'yı ziyareti esna­sında. Rusya ile Kansda arasında, karşılıklı menfaatler esasına dayanan ibir ticaret anlaşması akdi imkânları düşünülmüştür.

İlk önce sanayî, münakale, ziraat ve kutup denizlerine ait malûmat teatisi sahalarında işbirliğini alâkadar eden mes'eleîerin görüşülmesi hakkında an­laşmaya varılmıştır.

İki memleket Dışişleri Vekilleri, ikti­sadî ve siyasî mes'eleler hakkında hü­kümetlerinin görüşleri arasında mev­cut ayrılığın, iki memleketi, barış ve karşılıklı iyi münasebetler bakımın­dan birçok amelî sahada işbirliği yap­maktan alıkoyamıyacağı hususunda da anlaşmaya, varmışlardır. Bu işbirliği, iki memleketin birbirlerinin dahilî iş­lerine müdahale etmemesi prensibne dayanmalı ve dünya barış ve güvenliğini takviye için müştereken çalışmak arzusundan mülhem olmalıdır.

Paris   :

Moskova radyosunun bildirdiğine gö­re. Dışişleri Vekili Molctof bugün Moskova'daki İran maslahatgüzar ve­kili întizanı'ı kabul ederek kendisine İran'ın Bağdat Paktına iltihakının Sovyetler Birliği ile İran arasındaki iyi komşuluk münasebetlerine aykırı olduğunu ve İran'ın mevcut anlaşma­larla girişmiş olduğu taahhütlerle de tezat teşkil ettiğini söylemiştir.

13 Eldm 1955

Moskova :

Kanada Dışişleri Vekili Lester Pear­son'un Nikita Kruşçef'le yaptığı dört saatlik hususî görüşmede hazır bulu­nan bir şahsın ifadesine nazaran Kruş çef, Nato'ytı şiddetle tenkit etmiştir. Sovyet komünist partisi birinci sek­reteri, son harbin Rusya'daki tahriba­tını hatırlatarak,Kanada, Amerika ve İngiltere'nin Nato'nun yardımıyla Sovyetler Birliğini yeniden bir çok zararlara uğratmak üzere hazırlandık­ları anlaşılıyor demiştir.

Kruşçef daha sonra Pearson'a Kanada'nın Atlantik Paktından ayrılması­nı hararetle tavsiye etmiş, ve İsrarını desteklemek için de, tecavüzî bir teş­kilâta müdafaa teşkilâtı" denmesine tarihte ilk defa rastlanmıyor demiş­tir.

14 Ekim 1955

Londra :

Moskova radyosunun bugün bildirdi­ğine  göre,  Sovyet Kızıl  Haçı,  Kuzey

Batı  Hindistan'da vuku  bulan  sey­lapta zarar görenlere  yardım   olmak üzere Hindistan'a 20.833 dolar