14.9.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

 1 – 3 0  Eylül  1955

1 Eylül 1955

Ankara:

Şükrü El Kuvvetlinin Suriye Reisicumhurluğuna seçilmesi münasebetiy­le Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Ekselans Şükrü El Kuvvetli arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

İstanbul :

Dünya Akıl Sağlık Federasyonu Ge­nel Sekreteri Mis Thornton, kongreye karşı gösterilen alâkaya ve delegelere izfear olunan misafirperverlik hisle­rinden dolayı teşekkürlerini bildirmiş­tir.

Ankara:

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

Türkiye ve HollAnta hükümetleri, müştereken vardıkları mutabakat neti­cesinde, Lâhey ve Ankara elçiliklerini 1 eylül 1953 tarihinden itibaren karşı­lıklı olarak büyükelçiliğe yükseltmeğe karar vermişlerdir.

Ankara:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bugün saat 11.30 da Çankaya'da hükümetimi­zin  davetlisi   olarak şehrimizde bulunan Belçika Senatosu Bakanı Ekse­lans Robert Gillion'u kabul etmiştir.

Bu kabulde Belçika Büyükelçisi Ekse­lans Gererd ffalravens'da hazır bulunmuştur.

3 Eylül 1955

 İstanbul :

Devlet demir yollarımızın riyaseti altın­da Irak, Lübnan, Suriye demiryolları ile beynelmilel yataklı vagonlar şir­keti temsilcilerinin iştirak eylediği Toros Ekspres ve Türkiye ve YakınDoğu münasebetler konferansları 29 ağustos’tan beri devam eden çalışmala­rını bugün sona erdirmiştir.

Bu konferanslarda müşterek işletme ile ilgili çeşitli mevzular arasında ilk evvel umumî efkâra arz edilmesi icabeden cihet Toros ekspresinin gidiş ve geliş örerlerinde sağlanan gaman ka­zancıdır. 1956 yılında tatbik edilecek yeni örerlere göre, Toros Ekspresi İs­tanbul'a şimdiki varış günlerinden bir gün evvel saat 21.30 civarında vara­caktır. Böylece geliş istikâmetinde bil­hassa demir yollarımızın gayretile sağ­lanan varıştaki zaman kazancı 9 sa­ati tecavüz etmektedir.

Haydarpaşa’dan  gidiş, istikâmetinde de Bağdat'a varışta bir saate yakın bir zaman kazancı sağlanacaktır. Konfe­ransla tarife mevzuları arasında beynelmilel turizmi teşvik edecek ve münferit talebe seyahatlerini kolay­laştıracak tedbir ve tenzilât Ön plânda gelmektedir. D emir yollarımız tarafın­dan bu mevzuda vâki olan tekliflere alâkalı demiryol idareleri ittifakla iş­tirak etmişlerdir.

Toros Ekspresi ve doğru münasebet­ler münakalesinin hesaplaşma ve kar­şılıklı tediye mevzularında da bugün­kü muamele şeklinde daha teshil edici tedbirler  alınmıştır.

Bugün Umum Müdür Nedret Esmen ve Mümessil İdare Başkanı Sıfatıyla Umum Müdür Muavini Safa Yalçuğjm birer söylevi ile konferans çalışmaları büyük bir dostluk ve samimiyet hava­sı içinde sona ermiştir.

Delegeler yarından itibaren yurtlarına davet edeceklerdir.

       Uşak:

Uşak'ın kurtuluşunun 33 ncü yıldönü­mü dün parlak bir merasimle kutlan­mışta.

Sabahın erken saatlerinden itibaren kurtuluş bayramına katılmak Üzere şehre gelen binlerce köylü ve kasa­balı vatAntaşlar millî kıyafetleri giy­miş bulunuyorlardı. Ayrıca bayrama iştirak etmek üzere Türk Hava Kuru­muna ait üç tayyareden mürekkep bir filo da şehrimize gelmiştir.

Saat 16.00 da türene başlanmış ve mil­lî kuvvetlerimizin 33 yıl önce şehre giriş ve karşılanışları temsil edilmiş­tir.

Mebuslarımızın ve "Valinin bayram yerine gelişleri tezahürata vesile ver­miştir. İstiklâl Marşıyla başlanan me­rasimde ayrıca günün mâna ve ehem­miyetini belirten nutuklar söylenmiş ve gece büyük bir fener alayı tertip edilmiştir.

       Ödemiş:

Bugün Ödemiş'in kurtuluşunun 33 ncü yıldönümü tezahüratla kutlanmıştır.

Saat  9.30  da belediye meydanını  çok kalabalık bir halk kitlesi doldurmuştu. 3 ây önce olduğu gibi heyecanlı bir şekilde şehre giren süvariler tarafın­dan bayrak çekilmiş ve şehir adına Belediye Meclisi Arasından Hamza Türegün bir konuşma yapmıştır. Bilâ­hare muhtelif teşekküller alkışlar arasında geçit resmi yapmak suretiyle merasime son verilmiştir

 Ankara;

3   Eylül 1955 tarihli Dünya Gazetesin­de Batı. Almanya'dan temin edilen 35  milyon liralık kredinin  ödenmemesi yüzünden (hermes)  garanti idaresinin hükümetimizi protesto  ettiği, bu bor­cun en kısa bir zamAnta ödenmesini veya hububatla tasfiyesini talep ettiği
yolunda bir haber intişar etmiştir asıl ve esastan bâri olan bu borcun tekzibi­ne Anadolu Ajansı mezundur,

4    Eylül 1955

 İzmir:

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinin nü­vesini teşkil edecek olan göğüs cerra­hisi kliniğinin temeli bugün saat 18.30 da atılmıştır.

Törende Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Devlet Vekili Osman Kapani, Sıh­hat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, İzmir mebusları, İzmir "Va­lisi, Belediye Reisi. İkinci Yurt İçi Bölge KumAntanı, Demokrat Parti Başkanı, Ege Tıp Fakültesi Dekanı Ord. Pri Dr. Fahrettin Erel Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Namık Taysı, Ord. Prf. Akif Şakir, profe­sörler, mülki ve askerî erkân ve ba­sın mensupları hazır bulunmuşlardır.

Kalabalık bir halk kütlesi göğüs has­talıkları hasta hanesini teşriflerinde Reisicumhurumuza büyük hürmet ve muhabbet tezahüründe bulunmuş ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz göğüs cerrahisi kiliniğinin temel atma mahallinde aşağıdaki nutku söylemiştir:

«Muhterem Reisicumhurumuz, aziz va­tAntaşlarım.

Bugün buraya kültür seviyemizi bü­yük ölçüde yükseltecek ve halkımızın sağlığını korumakta kıymetli hizmet ifa edecek bir müessesenin temelini atmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Bu müessese İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi fitizyoloji pavyonudur. Ve onun temeline ilk harcı koymak üze­re, muhterem ve sevgili Reisicumhu­rumuz da İzmir’i şereflendirmişlerdir.

Milli kültürümüze İzmir'den kuvvetli bir nur katacak olan yeni üniversite­nin doğuşu ve kuruluşu ile muhterem Bayar arasında uzun senelerden beri meydana gelmiş derin bir rabıta var­dır. Meşrutiyetin ilânından sonra İttihad ve Terakkinin kâtibi mesulliğini ifa ettikleri sırada, Ege'nin kültüre olan ihtiyaç ve liyâkatim takdir bu­yuran Muhterem Celâl Bayar İzmir İt­tihat ve Terakki mektebini idare ve ye­nisini inşa ettirmekle bu yolda ilk adımı atmıştır. Kendilerinin bugün ibtiva ettiği binlerce cilt kitabla münev­verlerimizin pek büyük bir ihtiyacını tatmin eden ve üniversitemiz kurulur­ken büyük bir boşluğu kifayetle dolduracak olan İzmir milli kütüphanesi kurucuları bağında bulunmaları da, daha o zamAntan Ege kültürüne ver­dikleri kıymeti göstermektedir. Ne büyük bir bahtiyarlıktır ki İzmirli'lerin yıllardan beri hasretini çektikleri ve idealleri olan üniversitenin Tıp Fa­kültesi fitizyoloji pavyonunun temeli­ni atmak kendilerine nasip olmaktadır.

Ticaret, sanayi, istihsal gibi, ekonomik faaliyetler hususunda memleketimizin en seçkin ve ileri bölgelerinden biri olan Ege'mizin bir kültür merkezi ha­line gelmekteki kabiliyet ve ehemmi­yetini takdir eden mebuslarımız ve hü­kümetimiz halkımızın öteden beri beslediği bu arzuyu yerine getirmekte büyük bir hassasiyet göstererek sami­mi çalış mal arda bulunmuşlardır. Ege'­nin değerli evlâdı muhterem Başvekil Adnan Menderes üniversitenin kurul­ması için gerekli işleri derhal yaptır­mış ve şükrana şayan bir gayretle bu yeni kültür merkezinin kanununu çı­kartmıştır. İzmir'in uyanık münevver ve anlayışlı halkı da, millî irfan yo­lundaki bu faaliyeti takdirde gecikme­miş ve fitizyoloji pavyonunun kurul­ması için nakdi yardımda bulunmaya karar vererek,     İzmir. Savaş  Derneği ve bu hususta toplanan tertip heyeti­nin delaleti ile iane toplamıştır ki, bu ianenin miktarı yarım milyonu geç­miştir. Yeni Üniversite, akademik ba­kımdan 25 asırdan daha eski bir ta­rihi olan Ege kültürünü devam etti­recek ve yükseltecektir. Eakat bunun yanı başında her sahada muhtaç ol­duğumuz ilim ve fen adamlarını yetiş­tirmek üzere diğer iki üniversitemize de büyük yardımlar edecektir. Sade sağlık işlerinde ilim adamına olan ih­tiyacımızı göz önüne getirdiğimiz tak­dirde dahi büyük bir yekûnla karşı­laşmaktayız. Bunun sebebi nüfusumu­zu arttırmanın ve sağlık seviyemizi yükseltmenin milli hayatımız bakı­mından taşıdığı büyük ehemmiyeti takdir eden hükümetin sağlık teşkilâ­tı ve tesislerini genişletmesidir. Bu hususta bir fikir verebilmek için yalnız verem hakkında yakın tarihe ait bir kaç rakam saymama müsaadenizi rica edeceğim: 1949 yılında bütün memle­kette 7 verem hastanesi, 1077 verem yatağı bulunurken bugün verem hasta hane ve pavyonlarının sayısı 63 ve yatak miktarı 7277 ye çıkmıştır. Artış nisbeti yüzde 700 e yakındır Biz bu miktara ulaşmakla verem savaşında büyük bir mesafe kat etmiş olacağız.

İnsanları veremden korumaktaki tesi­ri bütün dünyaca kabul olunan b.c.g. verem aşısını da yeni doğmuş çocuk­lardan bağlıyarak memleket ölçüsün­de tatbik etmekteyiz. Bu maksatla şimdiye kadar 6 milyon vatAntaş mu­ayene edilmiş, bunlardan da 2,5 mil­yonu vereme karşı aşılanmıştır.

Verem savasında mühim yer tutan verem dispanserlerinin sayısı 1950 de 8 iken bugün bu miktar 43 e çıkarıl­mıştır. Ayrıca verem savaşı dernekle­rine bağlı 37 dispanser ile iki sanator­yum da bu sahada çok faydalı olmak­ta, nihai hedefe daha çabuk varacağı­mızı Ümit ettirmektedir. Verem sava­şında faydalı tesisler vücuda getiren bu savaş derneklerine, çalışmaları takip ve muvaffakiyetleri tesbit edil­mekte, vekâletimiz her yıl 1 milyon liraya yakın maddi yardım yapmak­tadır. Verem savaşı sahasında aldığı­mız koruyucu ve tedavi edici tedbir­ler sayesinde veremden ölüm nisbeti 1950 de 10O.0OÛ nüfusta 158 iken bu muntazam çalışmalar neticesi 1954 de 100.000 nüfusta. 105 e düşürülmüştür. Verem savaşı faaliyetimiz programlı metodlu surette ve teşkilât ve tesisler gittikçe genişletilmek üzere devam et­tiğinden bu ölüm nisbetini nisbeten kısa zamAnta ileri memleketlerdeki dereceye kadar indirmek yolundayız,

Halan 1 tanesi vereme ait olmak üzere 17 hastahane ile 22 sıhhat merkezi in­şa etmekteyiz. 10 tane yeni sıhhi tesi­simiz de hizmete açılmak üzeredir. Böyle süratle genişleyen bir sıhhî te­sis şebekesinin kuvvetli ve kifayetli bir teşkilâtla  desteklenmesi zaruridir.

Tesislerin yeter sayıda fakat tıbbi personelin eksik olması müessir bir sağlık hizmeti temin etmez^ Yeni üniversitenin tıp fakültesi bir kaç se­ne sonra her yıl sağlık teşkilâtımıza yüzlerce genç idealist ve fedekâr tabib katmakla bizim için büyük bir yar­dım teşkil edecektir.

Yurdumuza her sahada büyük fayda­lar sağlıyacak olan yeni üniversitenin ilk eserini meydana getiren Fitizyoloji pavyonu temel haremin, bu üniversi­teyi yıllarca özleyen sevgili ve muh­terem Reisicumhurumuzun uğurlu el­leri ile atılmasını kendilerine arz ve rica ederim.

Yeni üniversiteyi ve onun ilk tesisini en derin bir anlayışla takdir eden îzmir halkına, gösterdikleri yardım dolayısîyle Vali Kemal Haıiımliya, İz­mir Belediye Reisi ve heyetine, verem savaş derneğine ve tıb fakültesi fitizyoloji pavyonunun inşaatı için teşek­kül eden İzmir'in hayır sever değerli evlâtlarından mürekkep tertip heyeti­ne, İzmir matbuatına ve bankacıları­mıza yaptıkları kıymetli muavenet ve hizmet için teşekkürlerimi, bildirir, yeni pavyonun bütün yurda hayırlı olmasını temenni ederim.»

Eunu müteakip  Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar «Bütün yurdumuz için feyiz ve şifa kaynağı olması temennisi ile» temele ilk harcı atmışlardır.

 İstanbul :

Nato GüneyDoğu Avrupa Kara Kuvvetleri KumAntanı Korgeneral. Ilead bu sabah saat 9.00 da askerî bir uçak­la şehrimize gelmiş ve Yeşilköy hava alanında askerî merasimle karşılan­mıştır.

Şehrimizde bir kaç gün kalacak olan General Head, Trakya ve Ege bölge­sinde tetkiklerde bulunacaktır.

 Sivas:

Sivas kongresinin 36 inci yıldönümü, bugün saat 14.00 de yapılan parlak bir merasimle kutlanmıştır. Bu müna­sebetle şehir baştan bağa bayraklarla donatılmış bulunuyordu.

Merasimde meb'uslar, Vali, Belediye Reisi, Tümen KumAntam, mülki ve askerî erkân, siyasî parti temsilcileri, dernekler, esnaf teşekkülleri ve kala­balık bir vatAntaş kitlesi hazır bulun­muştur.

Merasime, verilen bir «ti» işareti üze­rine büyük kurtarıcı Atatürk'ün ma­nevî huzurunda saygı duruşunda bu­lunulmakla başlanmış, bunu müteakip Atatürk büstüne çelenkler konulmuş ve hatipler günün önemini belirten konuşmalar yapmışlardır.

BAntonun refakatinde askerî birlikler, gençlik esnaf ve halk teşekküllerinin yaptıkları geçit resmini müteakip muntazam gruplar halinde lise bina­sındaki tarihî kongre salonu ziyaret edilmiştir.

5 Eylül 1955

 Nazilli:

Kazamızın kurtuluşunun 33 üncü yıl­dönümü bugün merasimle kutlanmış­tır. Bu münasebetle şehir baştan başa bayraklarla donatılmış ve sabahın er­ken saatlerinden itibaren. 5 eylül mey­danı kesif bir vatAntaş kitlesi tarafın­dan doldurulmuş bulunuyordu.

Merasimde Aydın meb'usları, Aydın Valisi, vilâyet erkanı, Kaymakam, Be­lediye Reisi hazır bulunmuştur. Me­rasime temsilî Milis kuvvetlerinin şehre  girmeye  başlanmış  ve Belediye Reisi günün önemini belirten bir ko­nuşma yapmıştır Askerî birlikler ve diğer teşekküllerin yaptıkları geçit resmiyle merasim sona ermiştir.

Müteakiben toplu olarak 500 bin li­raya ihale edilmiş bulunan lise bina­sının yapılacağı mahalle gidilmiş ve Vali, hayırlı ve uğurlu olması temen­nisiyle temele ilk harcı koymuştur.

  İstanbul :

Milletlerarası kriminal polis komisyo­nunun 24 üncü umumi heyet toplan­tısı bugün saat 9.30 da Şale köşkünde Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik tara­fından   açılmıştır.

Dahiliye Vekili açık konuşmasında şunları söylemiştir:

Muhterem delegeler ve aziz misafirler, «Milletlerarası kriminal polis komis­yonunun muhterem üyelerini Türk hükümeti adına selâmlamak ve kendi­lerine hoş geldiniz demekle bahtiya­rım.

Millî ve beynelmilel sahalarda, men­sup oldukları memleketlerin âmme ni­zamını korumak hususundaki gayret­lerine ve bütün dünyada suç işlemeyi önlemeye matuf çok müspet ve müs­mir ' çalışmalarına şahit bulunduğu­muz, kıymetli mütehassıslardan teşek­kül etmiş olan komisyonunuzu, bu çok faydalı mesaisinden dolayı tebrik ve takdir etmeyi yerinde bir kadirşinas­lık telâkki etmekteyim. Ayrıca bu top­lantı, öteden beri göstermekte olduğu­nuz ahenkli ve tesanüttü çalışma, mil­letlerin diğer çeşitli ve müşterek dâ­valarda da ihmal etmemeleri İcabeden ve cemiyetleri zaman zaman huzur­suzluklara sevkedecek olan maddî ve manevî tehlikeleri önlemek yolundaki müspet anlayışa güzel bir misal teş­kil etmesi bakımından da üzerinde dikkatle durulmağa değer bir mahiyet arz etmektedir.

Muhtelif âmme hukuku sistemlerimle idare edilen devletlerin birbirinden az çok farklı sosyal bünyelerindeki, sahanıza dahil muhtelif problemlerin tetkik ve halli yolunda sarfetmekte olduğunuz müşterek gayretlerde sar­sılmaz bir beraberlik mevcut olduğunu memnuniyetle müşahede etmekte­yiz. Büyük insanlık dâvasına, fertlerin ve cemiyetlerin huzur ve emniyetine müteallik, birbirini tamamlayan ted­birlerin modern metodlarla tatbiki, komisyonunuzun ciddî müzakere ve münakaşa mevzuları arasında bulun­maktadır.

Her memlekette hukuk kaideleri bir bakışta umumî ve mücerret mefhumîar gibi görülür. Bunları canlı ve fa­al hale getirecek ve cemiyetin lehine değerlendirecek kuvvet hiç şüphesiz zabıtadır. Bu kuvvetin, iyi niyetli ve iyi vasıflı vatAntaşlara karşı takip ve tatbik edeceği himayekâr ve müşfik hareket tarzı yanında fertlerin ve ce­miyetin huzuruna musallat şer kuv­vetlerine, yerinde ve zamanında yapa­cağı müdahaleler, vatAntaşla kendisini idare eden hükümet ve devlet arasın­da mevcut ve devamı şart olan kar­şılıklı itimat ve sevginin esasını teşkil eder. Milletlerin kendi bünyelerinde tesis edecekleri huzur ve emniyeti, onların teşkil edeceği dünyan m em­niyetinden apayrı mütalâa etmek el­bette mümkün olamaz. Bu itibarla muhtelif dost memleketlerin kıymetli temsilcilerinden terekküp etmiş bulu­nan komisyonunuzun müşterek, mesa­isinin neticeleri, üye memleketleri ol­duğu kadar bütün insanlığı alâkadar edecek  şümul ve genişlikte  olacaktır.

Türk hükümetinin, milletlerin dostluk ve sulh içinde yaşamaları hususundaki sarsılmaz azmi ve samimî kanaati, karşımızdaki şu ahenkli ve mütesanit topluluğu görmekle büsbütün kuvvet ve yeni bir delil kazanmış oluyor Ko­misyona üye hükümetlerin göndermiş oldukları temsilcilerin teker1"" teker kendi sahalarında çok kıymetli ve sa­lahiyetli elemanlar oluşu, hükümetle­rin' bu komisyon mesaisine verdikleri ehemmiyeti tebarüz ettirmeğe kâfidir. Bu kıymetteki şahsiyetlerin tezekkür edeceği her meselenin, gerek bizatihi emniyetleri mevzuunda, gerekse umu­miyetle âmme nizamı ve medenî âlem için çok mesut neticeler yaratacağına tamamen kani olarak büyük bir mem­nuniyet duymaktayım.

Komisyonun bu seneki asamblesinin İstanbul'da toplanması, bizler için ayrica müstesna bir saadet vesilesi teşkil etmiştir. Bu münasebetle dün­yanın muhtelif yerlerinden gelen kıy­metli misafirlerimizin aramızda geçi­recekleri günlerin, zevkli ve neş'eli olmasını cAntan temenni etmekteyim. Sizleri hükümet adına selâmlamak ve asamblenize kıymetli mesaisinde mu­vaffakiyetler temenni etmekle zevkli ve şerefli bir vazife yapmış olduğuma kaniim.

Dahiliye Vekilinin alkışlarla karşıla­nan bu nutkunu müteakio milletlera­rası komisyon başkanı Belçikalı F. E. Loutvage söz alarak bu toplantının ehemmivetini belirtmiş, çalışmaların­da güttükleri mühim maksatlardan bi­rinin de canilerin kullAntıkları mo­dern metodları adım adım taMo etmek ve önleyici tedbirler almak ol­duğunu ifade etmiştir.

P.E, Louwace'in davetiyle gefen yıl vefat eden Milletlerarası Kom'svonun İkinci Baskanı "ffsrner Lûthi için ya­pılan ihtiram vakfesini müteakip açı­lış merasimi sona ermiştir.

Milletlerarası kriminal polis komisyo­nunun 24 üncü umumi heyet toplantısındaı 43 millete mensun 130 delege ile milletlerarası teşekküller temsilci­leri katılmaktadır.

 İstanbul :

Birinci kaSım inşaatı tamamlanan İs­tanbul Adliye Sarayı, Başvekil Adnan Menderes tarafından «hamrlı, umurlu ve başarılı olmadı  dileği ile açılarak bu sabah saat 10.00 da yamlan bir me­rasimle hizmete girmiştir.

Merasimde Başvekil Adnan Menderes'­ten başka Devlet Vekili Başvekil Yar­dımcısı ve Millî Müdafaa Vekâleti Ve­kili Profesör Fuat Köotüiü, Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdaş, Maarif Vekili Celâl Yardımcı, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu. mebuslar, başvekâ­let müsteşarı, vekâ MW İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili, üniversite rektörleri. Cumhuriyet Müddeiumumisi, müddeiumumi mua­vinleri, ağır ceza reisleri, hâkimler, İs­tanbul Barosu Başkanı, avukatlar ile güzide bir davetli kitlesi, kalabalık bîr vatAntaş topluluğu ve basın men­supları hazır bulunuyordu Adalet Sa­rayı baştanbaşa bayraklarla donatıl­mıştı.

Merasime bAntonun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlAntı ve ilk sözü alan İstanbul Cumhuriyet Müddeiumumisi Hicabı Dinç merasimde hazır bulunan­ları selâmlıyarak ezcümle şunları söy­ledi:

«Bize bu sevinçli ve şerefli günümüzü yaşatan İstanbul'un bu muhteşem adalet âbidesi önünde hepinizi hürmet­le selâmlarım.

Bugün mevcudiyetiyle iftihar duydu­ğumuz bu sarayın inşası fikrinin 22 yıllık bir tarihi vardır. Bu sarayın ifa­de ettiği büyük mânayı ve dolay isiy­le maddî ve manevî değerini takdir edebilmek için geçen zamanı hatırla­mak lâzımdır. Bu binanın inşasının bağlanmasına takaddüm eden uzun se­nelere ciddî bir teşebbüs değil, inşa fikrinin hayalî tarihi demek daha doğ­ru olur.

1950 yılma kadar bazı mütereddit araştırmalara, ikide bir bozulan karar­lara ve birçok faaliyetlere rağmen in­şa emelinin tahakkuk edebilmesi mümkün olamamıştır. Sanki 1933 yılında eski adıiysyo tahsis edilen meclisi mebıısan binasını kül eden yangın, 1950 yılma kadar, mane'i sahada da de­vam etmiş, halkın adliyecilerin hu­kukçuların sabırsız hek! ey iğlerin i de boşa çıkarmıştır.

Adalet bir memleketin amelidir. An­cak adaletin bu manevî temeli yanın­da, maddî bir temele ve mesnede d? muhtaç  bulunduğu     unutulmamalıdır.

Bina adaletin keiidisi ctcpıldir. Fakat kendisine layı'; bir bin ar1 e a mahrum bir adaletin uğrayacağı engeller ve zorluklar  aşikardır

İstanbul Adlıvesine işi 22 yıl bu zorluklar İçinde kıvranmış ve bunalmıştır. Yangından sonra mah­keme salonu haline getirilen daracık odalarda adaleti yerine getirmeye ça­lışan hâkimlerin, avukatların, kâtip ve mübaşirlerin davalılarla davacıların yan yana geçirdikleri uzvi ve yorucu mesai saatlerinde lüzumsuz birçok enerji ve zaman sarfına sebep olmuş, bütün bu imkânsızlıklar adalete me­habetinden de süratinden de pek çok şey kaybettirmiştir.

1951 de hükümet, 22 yıl sürüncemede kalan bu Adliye Sarayı davasını ener­jik ve yapıcı bir hamle ile halletmeye muvaffak olmuştur

Sayın Adnan Menderes Hükümetinin, bu tarihî ve şerefli kararından sonra, 22 yıllık tereddütler bertaraf edilmiş ve1 eski medeniyet eserlerinin toplAntığı hipodrumun şu kenarında, yeni adliye binasının yapılmasına karar ve­rilmiş ve derhal harekete geçilmiştir. Bugün adaletin, hizmetine girecek ofis birinci kısmın temeli 1951 yılı ağustos ayının 20 nci günü atılmıştır. Sarayın ikinci kısmı yapılmaktadır. Üçüncü kısmın işgal edeceği yerlerin istimlâki de yapılmıştır. Yakın bir zamAnta bu üçüncü kısmın da inşasına başlanıla­caktır. Birinci kısmın tesisleriyle bir­likte inşası için 7 milyon liraya yakın bir para sarf edilmiştir.

Bugün hizmete açılan Adliye Sarayın­da 22 yıldan beri tomruk binasında, Sirkeci Yolcu Salonunda, Beşiktaş’ta, Beyoslunda muvakkat binalarda bulu­nan 16 sulh hukuk, dört asliye ve ti­caret mahkemesiyle büyük postahaiv? binasında bulunan icra hâkimliği ve sekiz icra dairesi, bir iflâs dairesi, ic­ra . muhasipliği, icra ve mahkeme vez­neleri. Eminönün’de bir han köşesinde bulunan adliye levazım dairesi ve ye­ni tesis edilen adliye hasta hanesi, mahkemeler kütüphanesi 51 arşiv oda­sı bulunmaktadır.

Eu suretle İstanbul'un bütün hukuk mahkemeleri bir araya toplanmış ve rasyonel çalışma vasıta ve imkânları temin  edilmiştir.

Hükümet bu binada mahkeme salonlariyle hâkim odalarının, icra dairele­rinin, mahkeme kalemlerinin tefriş ve tanzimi hususunda hiç bir maddi fe­dakârlıktan da çekinmemiştir. Binanın çok mükemmel bir şekilde tanzimi için stAntart tiplerde hâkim yazıha­neleri, mahkeme kürsüleri, avukat masaları, kâtipler için ayrı yaptırılmış mahkemeler buraya dosyalarından başka bir şey getirmemişlerdir. Bunları temin etmek için de ayrıca bir mil­yon lira sarf edilmiştir.

Bu sayede hak dağıtanlarla hak talep eden vatAntaşların kolaylık ve huzur içinde iş görmeleri  temin edilmiştir.

Sayın Başvekilimiz Adnan Menderes'­in yüksek direktifleri enerji ve yapı­cı himayeleri ve Vekilimiz Osman Şevki Çiçekdağ'ın devamlı takip ve irşatları, Nafia Vekilimiz Kemal Zeytinoğlu'nun müessir gayretleriyle vü­cut bulan ve şerefli Türk adliyesine armağan edilen bu saray adalet aile­sine karşı beslenilen sevgi ve saygının en büyük ifadesi ve bu duyguların öl­mez bir nişanesidir.

İstanbul adliye, s i hiç şüphesiz kendi­sine bu hak ve adalet âbidesini hediye edenlere karşı minnettardır.

Yüksek huzurunuzda bu şükran duy­gularımı ifade etmekle İstanbul adalet camiasının samimi ve cAntan duygu­larına   tercüman   oluyorum

Yeni adliye sarayımızın İstanbul hal­kına ve adliyesine hayırlı olmasını di­ler ve bu sevinçli günümüze iştirak etmek lütfunda bulunan muhterem ze­vata sonsuz teşekküllerimizi arz ederim.»

İstanbul Müddeİ Umumisinin konuş­masından sonra alkışlar arasında söz alan Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ şu hitabede bulunmuştur:

..Muhterem Başvekilim, aziz arkadaş­larım, aziz misafirler ve değerli meslekdaşlarım,

İstanbul Adliye Sarayının inşaatı ta­mamlanmış olan birinci kısmını Türk milletinin adalet hizmetine açmak gibi müstesna ve mes'ut bir hâdise dolayısile burada toplanmış bulunuyoruz. Bu hususta vaki davetimizi lütfen, ka­bul etmek suretiyle şeref verdiğiniz­den dolayı hepinizi içten gelen, sami­mî duygularım, minnet ve şükranla­rımla selâmlarım.

Muhterem arkadaşlar.

Medenî cemiyetlerde adalete, adalet cihazına bilirsiniz ki en müstesna ve en mutena yer verilmiştir. Zaten bir milletin adalet cihazına ve bizzat ada­lete gösterdiği alâka, gösterdiği ilgi, gösterdiği muhabbet ve hürmet o ce­miyetin medenî seviyesinin, olgun se­viyesinin, kemal rütbesinin en bariz ifadesi ve nişanesidir. 3unun içindir ki, yine medenî milletler ve medenî cemi­yetler hakkın ve adaletin tecelli yeri olan binalarımıza milletlerinin hür­met ve muhabbetlerine, sevgi ve say­gılarına en yakın alâkalarına şayan bir surette, şayan bir ihtişamda ve muhabbette vücuda getirmiş bulun­maktadırlar.

Memleketimize gelince, memleketi­mizde millet olarak bir adaleti daima mülkün temeli saymış ve bu medenî temelin mimarı olan hâkimlerimize ve adalet cihazımıza karşı aynen iç­ten gelen emniyet ve itimadı, hürmet ve muhabbeti izhar etmiş bulunmak­tayız. Bu Türk milletinin hakikaten adalete karşı gösterdiği bu yakın alâ­ka ve hürmete ve bu muhabbet Türk milletinin millî ve medenî olgunlu­ğunun da en bariz bir ifadesidir Fakat ne yazık ki Türk milletinin Türk adaletine yaraşır ve yakışır şekildeki derûni muhabbet ve hürmetin, sevgi ve saygısına rağmen adaletin hakkın tecelli yeri olan adalet binaları daima ihmale maruz kalmış, ehemmiyetle, dikkatle ve titizlikle asla ele alınma­mıştır.

Muhterem arkadaşlarım,

Maziye ufak bir nazar atfetmek, geç­miş iktidarların adalete ne miktar de­ğer verdiğini anlatmaya kâfi bir va­zifeyi gösterir. Yanan İstanbul. adli­yesinin durumundan sonra İstanbul adliyesinin maruz kaldığı perişan, bil­hassa bina bakımından, sükna bakı­mından arz ediyorum, hangi çatının al­tın ela olursa olsun, hangi izbelerde olursa ölsün, hücra mahalde bulunursa bulunsun Türk milletinin sinesinden çıkmış olan Türk halkını feragatle ve fa7İlette mesaisini mutlaka şayeban kılacaktır. Onlara sonsuz ve binâyan emniyet ve itimadımı vardır. Mesken itibariyle geçmiş iktidarlar .Türk adli­yesinin, Türk adaletinin şanına, şere­fine ve mehabetine yaraşır ve yakışır en ufak bir dikkat, en ufak bir has­sasiyet, en ufak bir gayret gösterme­mişlerdir. 933 yılında şurada yanı ba­şımızda yanan adliye sarayının yerine Türk milletinin arzu ettiği, özlediği bir adliye sarayını kurmak hiçten idi. Milyonluk bir nüfusa sahip bir memleket iktisadî ve ticarî faaliyetle­rin kaynağı olan İstanbul, kültür mer­kezimiz, irfan yurdumuz olan İstanbul yıllar ve yıllar bunun mahrumiyetini, bunun ezasını, bunun ıztirabım çekmiş bulunmaktadır. Hep gördük, ga­zetelerde okuduk, radyolarda dinledik. İstanbul adliye sarayının temeli atıl­maktadır, temeli atılmak üzeredir, te­meli atılacaktır. Bu hikâye, bu haber, bu havadis yıllar boyunca kulakları­mızda çınladı. Fakat bir gün olsun ha­kikat olmadı, gerçekleşemedi ve İstan­bul vatAntaşı, İstanbul münevveri, İs­tanbul hâkimi, İstanbul avukatı, bu­nun ıztırabını yularca dinledi, durdu. 947 senesinde bir kanunu mahsus ile İstanbul adliyesine iki milyon lira tahsis edildi. Fakat 950 ye kadar ara­dan üç sene geçmiş olmasına rağmen ve bu kanun neşir ve tebyin mucip sebebine rağmen maatteessüf Özlediğimiz adalet binasının kurulmasına im­kân hasıl olamadı. Fakat 1950 sene­sinde Türk milletinin hakikî iradesiy­le işbaşına gelen ve Türk milletinin hakikî derdini, ıztırabını. ihtiyacını vicdanından, imanından duyan iktida­rımız daha iş başına gelir gelmez bu mevzuu, bu ehemmiyetli mevzu. bu adalet mevzuunu dikkatle, titizlikle, İtina ile ve fakat ciddiyet'e ele almış, 1951 senesinde şu gördüğünüz binanın temelini atmış ve bugün de hizmeti­nize arz etmiş bulunmaktadır. Yanı başımızda bunun ikinci kısmı ihale edil­miş ve bitmek üzeredir, üçüncü kıs­mın şurada yanı başımızda temeli atı­lacaktır.

Bütün bu manzume bittikten sonra tarihî eserlerin, mabetlerin yanı başında halkın ve adaletin en muhteşem âbidesi ve mabedi kurulmuş olacaktır ve Türk adliyesi burada şerefiyle, hazzı ile. eurur ile. emniyet ve itimat ile Türk milletine lâvık hizmeti ifa edecektir arkadaşlar Buna bakıp da acaba iktidar sadece İstanbul'un şu binasına mı dikkati    tevcih etmiştir? Hayır arkadaşlarım, şu birkaç senelik iktidarımız zamanında bu memleketi yeni baştan inşa etmek ve Türk mil­letine lâyık olmak gibi bir azmin ve iradenin heyecanı içersinde yollarla, barajlarla, fabrikalarla, köprülerde, hastahanelerle, mekteplerle bu mem­leketi baştanbaşa donatmak azim ve kararında isek yine Türk milletine lâ­yık olarak memleketin her yerinde adalet sarayları ve adalet binaları ile bu memleketin adalet ihtiyacına ce­vap vermek azim ve kararındayız. Yanı başımızda İzmit geçen sene bunun küçük tipi bir adalet sarayına kavuş­muştur. Bolu geçen sene gene bir adalet sarayına kavuşmuştur. Bugün Aydın'da, Ödemiş'te, Rize'de attığımız temeller bitmek üzeredir ve oradaki adalet sarayları Türk milletinin adalet hizmetine açılacaktır. Çorum'da. Si­nop'ta. Amasya'da kil erin temelini at­mak üzereyiz ve birkaç gün zarfında bu hakikat olacaktır. Bu gösteriyor ki, demokrat iktidar olarak memleketin yalnız su kösesine dikkatimizi, hassa­siyetimizi tevcih etmiş değiliz. Bir kül olarak vatanı bastan başa imar ve .hya etmek azim ve kararı içindeyiz.

Muhterem arkadaşlarım,

Bu azim ve karar, bu inanış içersinde sizlerin yüksek huzurunuzda bir haki­kati ifadede fayda bulmaktayım. Türk hâkimi bu muhteşem çatının altında, hem o hücra yerdeki eski binanın ça­tısı altında da şimdiye kadar olduğu gibi bundan böyle de feragat ve fazi­letle adalet davasına hizmet etmeğe devam edecektir. Huzurunuzda, ada­letin bütün temeli adalet olduğuna göre adaletin mimarı, mühendisi ve isçisi olan adalet mensubu arkadaşla­rıma burada hürmetlerimi ve şükran­larımı ifade etmeyi bir vazife adde­derim. Yine Türk hâkimi bundan böy­le de kira ne derse desin hiçbir tesire kapılmayarak sade vicdanının ilâhi sesine uyarak yüksek takdirine, yük­sek kanaatine binayı hükmederek adalet vazifesini ifa edecektir. Buna inanır, güvenir, adaletin bu cepheden üstüne sıçratılmak istenilen şaibeyi yüksek huzurunuzda şiddetle reddedi­yorum arkadaşlar.

Bu inanış,  bu duyuş içersinde bu binanın bu muhteşem âbidenin İstanbul­lulara ve bütün Türk adliyesine, Türk milletine hayırlı ve uğurlu olmasını te­menni eder, bütün bu işlerin başında azmi ile, imanı ile, dinamizmi ile biz­lere rehber olan Sayın Başvekilimden bu binayı adalet hizmetine hayırlı ve uğurlu elleriyle açmasını rica eder, hepinizi içten gelen hürmet ve mu­habbetlerimle bir kere daha selâmla­rım.»

Adliye Vekilinin konuşmasını müte­akip Başvekil Adnan Menderes «ha­yırlı, uğurlu ve başarılı olması» dile­ğiyle binanın kurdelâsını keserek İs­tanbul Adliye Sarayının birinci kıs­mını hizmete açmıştır.

Bundan sonra bina gezilerek bina hak­kında Adliye Vekili ve İstanbul Müd­deiumumisi tarafından Başvekilimize, vekillere ve misafirlere gerekli izahat verilmiştir.

 İzmir:

Bir müddetten beri memleketimizde bulunan dost ve kardeş "Ürdün'ün Mil­lî müdafaa Vekili Ekselans Ferhan Şubelât ve maiyeti erkânı bu sabah Amman'a müteveccihen uçakla şehri­mizden ayrılmıştır.

Misafir heyet, hava alanında Millî Müdafaa Vekili adına Yaveri ile mül­kî ve askeri erkân tarafından uğurlanmıştır.

 İstanbul :

Unesco'ya bağlı beynelmilel hukukî ilimler cemiyetinin İstanbul kongresi bugün İstanbul Hukuk Fakültesinde Adliye Vekili    Osman Çiçekdağ'ın bir hitabesiyle açılmıştır.

Dünyanın en değerli ilim adamlarını sinesinde toplıyan bu teşekkülün İs­tanbul toplantısına muhtelif yabancı memleketlerden 30 ilim adamı ve 50 hukukçusu iştirak etmektedir.

Teşekkül, bu toplantısı için müzakere mevzuu olarak yabancı bir hukukun iktibasında tesadüf olunan müşkülât ve bunun izalesi yollan konusunu ele almıştır. Bu suretle Türkiye'nin İstik­lâl   Mücadelesinden     sonra   tahakkuk ettirdiği hukuk inkılâbının ilmî ba­kımdan incelenmesi ve bundan yaban­cı hukuk muhitleri için isîihraç olun­ması icabeden ilmî neticeler tesbit edilmiş olacaktır.

Toplantının başında Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Sulhi Dönmezer delege­leri selâmlamış, toplantının tahakkumı temin eden Adliye Vekili Osman Şev­ki Çicekdağ'ı toplantıyı açmaya davet etmiştir.

Adliye Vekili toplantıyı aşağıdaki ko­nuşma ile açmıştır:

>Muhterem misafirler, sayın profe­sörler ve   aziz  meslekdaşlanm,

Yüksek irfan müessesemizin ulvî ça­tısı altında beynelmilel hukukî ilimler cemiyetinin muhterem mensuplarıyla birlikte aziz meslektaşlarımı selâmlamak ve aynı zamAnta kıymetli misa­firlerimize, memleketimize hoş geldiniz diyebilmek fırsatının bana bahsi buyurulmasından dolayı duyduğum bahti­yarlığı evvelemirde ifade etmeyi üstün bir vazife addederim.

Değerli teşekkülünüzün, faaliyetlerini Türk hukukçuları geçen yıllar zarfın­da dikkat ve alâka ile takip etmiş bulunmaktadırlar. Bu defaki toplan­tınızı, memleketimizde yanmak istedi­ğinizi İstanbul Hukuk Fakültesi Deka­nı Sayın Profesör Dr. Sulhi Dönmezer bana bildirdiği ve vekâletimin gerek­li alâkasını ifade ve işaret ettiği za­man büyük memnuniyet duydum.

Bu toplantıda tetkik mevzuu olarak "ele almış olduğumuz husus da, mem­nuniyetimizi  mucip  olmuştur.

Türkiye'nin İstiklâl Mücadelesinden sonra yeni bir hukuk nizamına intibak hususunda gösterdiği büyük muvaffaki­yetin bizce beynelmilel sahada takdi­rini ifade eden bu jestiniz, tarafımız­dan şükranla  karşılanmıştır.

Türkiye'nin tahakkuk ettirdiği hukuk anlayışına intikal, etmek azim ve gay­retinde bulunan bazı memleketler için de çok kıymetli müşahedelerin tesbitine imkân verecek ve modern hukuk prensiplerindünya üzerinde yayıl­ması bakımından Üstün ilmî faydalar Bağlıyacaktır.

Mesainizin bütün dünya ve insanlık için hayırlı ve faydalı olması ve mu­vaffakiyetli neticeler iktiran etmesi temennisiyle toplantınızı açıyorum.»

Yabancı delegeler adına cevap veren Paris Hukuk Fakültesi Profesörlerin­den Rene David, toplantının İstanbul'­da yapılması için gerek Türk hükü­metinin Adliye Vekilinin, gerek İstan­bul Hukuk Fakültesinin gösterdiği ya­kın ve samimî alâkadan dolayı cemi­yet adına teşekkürlerini bildirmiş ve müteakiben Türkiye'nin yaptığı huku­kî inkılâpların değerini belirtmiş ve Türkiye'nin asıl dikkate değer hususivetinin. Garp hukuk sistemini kabul ediş tarzında olduğunu, sistemin yabancı bir devletin tesiriyle değil, bir İstiklâl Savası sonunda hükümran bir devlet olarak bu büyük teşebbüse giristiğini belirtmiş ve bu yolla Türki­ye'nin katettişi büyük mesafelerin ve  hamlelerin bütün dünya hukuk âlemi tarafından takdirle karşılanmak­ta olduğunu ifade etmiştir.

Müteakiben toplantı reisliğine Profesör Muammer Raşit Revi ve Umumi raportörlüğe de Cambridge "Üniversitesi Profesörlerinden Lipstein intihap olunmuştur.

 Balıkesir:

Balıkesir'in kurtuluşunun 33 üncü yıl­dönümü her seneye nisbetle bu sene daha büyük bir tezahüratla kutlan­mıştır

Meb'uslar, Vali, Belediye Reisi, siya­sî partiler temsilcileri sivil ve askeri erkân ile çok kalabalık bir vatAntaş topluluğunun katıldığı törende bilhas­sa akıncı müfrezesinin şehre girişi ve siyahlar giyinmiş Balıkesir timsali genç kızın esaret bağlarını çözmesi ve sanlı hayranımızın direke çekilmesi heyecanlı gösterilere vesile olmuş, ve Bele di ve Reisi Faik Orak, günün ehemmiyetini belirten bir konuşma yaptıktan sonra geçit resmî bir saat­ten fazla devam etmiştir.

Halk bugünün sevinç ve şevki' içinde bayram yapmaktadır.

 İstanbul :

Dünya ordular  arası yedinci hava pentatlon müsabakalarının Uçuş ralliyesinde ekibimizin şampiyon olması dolayısiyle Başvekil Adnan Menderes Hava Kuvvetleri KumAntanına şu telgrafı göndermiştir.

Korgeneral Fevzi Uçaner Hava Kuvvetleri KumAntanı

Milletlerarası yedinci hava pentatlon atış ve uçuş müsabakalarım kahraman hava kuvvetleri ekibimizin kazanmış olmasını derin bir heyecan ve mem­nuniyetle öğrenmiş bulunuyorum. Şan­lı hava kuvvetlerimizin zatıalilerini ve müsabakalarda büyük muvaffakiyetler kazanmış olan genç ve kahraman ha­vacılarımızı cAntan tebrik eder ve bu vesile ile bütün silâhlı kuvvetlerimize .beslemekte olduğum sarsılmaz itimat, sonsuz muhabbet ve bağlılığı ifade etmeli büyük bir bahtiyarlık duy­maktayım.

      Başvekil

Adnan Menderes

    Ankara:

 Devlet Demir Yolları Umum Müdür­lüğü tarafından memleketimize davet edilmiş bulunan Federal Almanya De­miryolları Umum Müdürü Prof. Frohne bugün Ankara'ya gelmiştir. Profe­sör, şehrimizde iki gün kaldıktan son­ra İstanbul'a gidecektir.

 Ankara:

Başvekâletten bildirilmiştir:

İstanbul ve İzmir'de Kıbrıs meselesini ve Selânikte Atatürk'ün doğduğu ev ve Konsoloshanemize karşı vukubulan tecavüzü vesile ittihaz ederek vatAntaşları birbirine tahrik ve memleke­tin yüksek menfaatlerine aykırı olarak hükümet kuvvetlerinin tebliğine karşı koymak gibi toplu hareketlerde bulun­mak, yağmaya ve yangın çıkarmaya teşebbüs etmek suret ile girişilen ha­reket muvacehesinde teşkilâtı esasiye kanununun 86 inci maddesine tevfi­kan İstanbul ve İzmir'de Örfi İdare ilân edilmiştir.

Keyfiyet ehemmiyetle tebliğ ve ilân olunur.

7 Eylül 1955

       İstanbul :

İstanbul, İzmir ve Ankara Örfi İdare KumAntanlığına Üçüncü Ordu Müfet­tişi Korgeneral Nurettin Aknoz tayin edilmiştir.

       Ay dm:

Aydın'ın düşman istilâsından kurtulu­şunun 33 üncü yıldönümü bugün Ay­dın mebusları, Vali, devair müdürleri, parti mümessilleri ile civar kaza na­hiye ve köylerden gelen onbinlerce halkın iştirakile parlak bir şekilde kutlanmıştır.

Mahşeri bir manzara arz eden şehir baştan başa donatılmıştı. Temsilî or­du birliklerile millî kıyafetli efeler sa­at tam dokuzda iki. koldan şehre gir­mişler ve saat 9.30 da Hükümet Bina­sına Şanlı Bayrağımız Şehir BAnto­sunun İstiklâl Marşı askeri müfreze­nin selâm duruşu ile çekilmiştir  .

Gece fener alayları tertip edilmiş mil­lî oyunlar oynanmıştır

8 Eylül 1955

    İstanbul

Örfi idare KumAntanlığından   tebliğ edilmiştir.

1     Sokağa çıkmayasağının  devam ettiği  saatlerde sivil alka ait sıhhî vak'alara müdahale için sokağa çıkma yasalının konduğu  diğer  hallerdeki şekilde sokak devriyelerine veya telefonla karakollara vatAntaşların mü­racaatı üzerine hastannakliye otoları ile hastahanelere nakli için  vilâyetce tertip alınacaktır. Askerî hasta riskli­ye arabaları da icabında bu maksatla kullanılacaktır.

2    Nöbetçi eczaneler normal şekilde geceleri   açık  kalacaktır.

 İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından tebliğ olunmuştur:   .

Örfi İdare KumAntanlığınca alınmış olan aşağıdaki tedbirlere tamamen riayet edilmesini muhterem halkımızdan rica ederim.

 Açık havada veya kapalı bina dahilinde toplantı sureti kafiyede ya­saktır.  İmalâthaneler, fabrikalar veya emsali iş yerlerinde bir arada çalışma için yapılan toplantılar, okullarda imtihanlar ve kayıt ve kabul dolayisile yapılan toplantılar,  ibadethaneler deki toplantılar bu kaydın  dışındadır. Ancak, ibadethanelerde  dahi mutat  İba­det dışı toplantılar da yasaktır.

 Okul, is yerleri, ibadethane ve emsali yerlerde çalışmak ve ibadet için yapılan toplantılarda o yerin esas çalışma mevzuu dışında olarak propa­gAnta, teşvik, tahrik, nümayiş ve emsali gibi hâdiseler o müesseselerin amirleri tarafından derhal en yakın karakola  haber verilecek  ve bu gibi mütecasirler mahfuzen Örfi İdare bölge nezarethanelerine  sevk edile çektir.

 Sinema,  tiyatro, lokanta,  gazino, kahve emsali eğlence yerleri şimdilik saat 23.00 de tamamen boşaltılmış ve kapatılmış olmak kayıt ve şartile ser­besttirler. Bu saatte müşteriler ve müessese sahipleri dahi işlerini tamamen bitirmiş ve evlerine gitmiş bulunacak­
lardır.  Saat 23.00  den  sonra dışarıda
emniyet mensupları ve askerî   birlik­lerden başka hiç kimse bulunmayacaktır. Günlük dışarıda bulunabilmek müddeti  05.00  ile  25.00 arasındadır. Hava, deniz ve demiryolu seferleri bu  kaydın haricindedir.

 Günde bir kaç posta ile işlerini idame ettiren ve bu sebebe faaliyet  zamanı  3 nçü maddede bildirilen saatleri aşfîn müessese ve emsali çalışma yerleri, örfi İdare KumAntanlığından vesika almak sur etile bu faaliyetlerini idame  ettirebileceklerdir.

 Tahrik edici mahiyette fişler, dö­vizler, levhalar kaldırılacak, teşhir edilemiveçektir. Asılı bayraklar kaldırılacaktır.

 Tahribe uğrayan müesseselere ait enkaz sahipleri tarafından toplanacak ve mütebaki süprüntü belediye  ekip­lerince temizlenecektir.

    Örfi İdare bölgesine giriş ve çıkış ve dış memleketlere gidiş ve geliş serbesttir.

8  Muhterem halkımızın kendi sa­mimi duygularını istismar ederek mü­essif vukuata sebebiyet veren unsur­ların tahrikatına kapılmamaları ha­linde yukarıdaki takyidat müteakip emirle hafifletilecektir.

Örfi îdare KumAntanı

                                                                              Korgeneral

Nurettin Aknoz

Ankara:

Ankara Bölgesi Örfi îdare KumAntan­lığı 2 nolu tebliğidir:

   Tahdit   edilen   saatlerin   dışında mecburi sebeplerle sokağa çıkmak zo­runda olanlar Ankara Emniyet Müdürlüğüne müracaat edeceklerdir.

Müracaat sahiplerinin mazeretleri emniyetçe tetkik ve Örfi îdare KumAntanlığınca tasdik edildikten sonra kendilerine kart verilecektir.

   Örfi İdare  KumAntanlığına telefonla yapılacak müracaatların 13146 numaraya yapılması rica olunur .

     Ankara Bölgesi

      Örfi İdare K.

                                                                                                    Tuğg.

                                               İhsan Bingöl

 İstanbul :

Dost ve müttefik Irak'ın Başvekili Ekselans Nuri Said Paşa hususi su­rette bir müddet kalmak üzere bugün saat 11.30 da uçakla Bağdat'tan İstan­bul'a  gelmiştir.

Ekselans Nuri Sait Paşa Yeşilköy ha­va meydanında Başvekil Adnan Men­deres, "Devlet Vekili Dr Mükerrem Sarol, İstanbul Vali ve Belediye Reisi Vekili Prof. Gökay, Eski Irak Başve­killerinden Erşed Ömeri Paşa, Irak'ın Ankara Büyükelçisi Ekselans İbrahim Akif El Alûsİ ve sefaret mensupları tarafından karşılanmıştır.

 Ankara:

1  Ankara Örfi İdare Bölge KumAntanlığının sorumluluk bölgesi Ankaradır.

a  Aşağıdaki tedbirlere vatAntaşla­rın harfiyen riayetleri rica olunur:

a)    Sokağa çıkma yasağı saat 23.00 den sabah saat 05.00 e kadardır. Bu kayıt­tan tren ve uçak yolcuları müstesna­dır.

b)         İçeride ve dışarıda her türlü top­lantılar yasaktır. Okullar,  ibadethaneler, fabrikalar ve iş yerleri hariçtir.

3  Bu yasaklara aykırı hareket edenler Ankara Örfi İdare Mahkeme­since yargılanacaklardır.

                                                                        Ankara Bölgesi

Örfi İdare  K.

                             Tuğg.

                                                                                İhsan   Bingöl

İzmir:

9/eylûl/1955 günü yapılması icap eden İzmir'in kurtuluş yıl dönümü kutlama merasimi yapılmayacaktır. Hususi mü­esseseler ve bilûmum teşekküller, şa­hıslar dahi kutlama maksadı ile hiç bir  topluluk  hareketi   gösteremezler.

                                                                                       Örfi İdare KumAntanı

                                                                         Eorg.

  Cemal   Gürsel

Ankara:

Ankara Bölgesi Örfi İdare KumAntan­lığı (2) noIu tebliğidir:

1    Örfi İdare KumAntanlığınca bu gün saat 13.00  ajansında yayınlanan teferruatlı hükümler Ankara Örfi İda­re Bölgesi için de caridir.

2     Tahdit   edilen  saatlerin   dışında mecburi sebeplerle sokağa çıkmak zo­runda olanlar Ankara Emniyet Md.lüğüne  müracaat   edeceklerdir.  Müracaat sahiplerinin mazeretleri emniyetçe  tetkik, ve Örfi idare KumAntanlı­ğında tasdik edildikten sonra kendilerine kart verilecektir.

3    Hastası olanlar telefonla veya şahsen en yakın karakol ve polis nok­talarına müracaat edeceklerdir.

4    Örfi İdare KumAntanlığına tele­fonla yapılacak  müracaatların  13146 numaraya yapılması rica olunur.

                                                                    Ankara Bölgesi

                                                                 Örfi İdare K..

                                                                                                                                                Tuğg.

                               İhsan Bingöl

 İstanbul :

Bağdat Belediye Reisi Fahrettin El Fahri, beraberinde eşi ve iki şehir meclisi üyesi olduğu halde İstanbul Belediyesinin davetlisi olarak bugün uçakla Bağdat'tan İstanbul'a gelmiş­tir.

Misafir Belediye Reisi ve Bağdat Şe­hir Meclîsi üyeleri Yeşilköy hava mey­danında İstanbul Vali ve Belediye Re­is Vekili Prof. Gökay ile diğer alâka­lılar tarafından karşılanmıştır.

 Ankara:

Milli Müdafaa Vekâletinden tebliğ edilmiştir;

Korgeneral Vedat Garan, Korgeneral Fazıl Bilge, Tuğgeneral Nedim Erensoy, haklarında yapılan tahkikat mü­nasebetiyle işten el çektirilmişlerdir.

9 Eylül 1955

 Ankara:

Ankara Bölgesi Örfi İdare KumAntanlığının (3)  numaralı tebliğidir:

1     Muhterem Ankara halkının Örfi İdare nizamlarına karşı gösterdiği iyi  anlayış ve riayetten dolayı teşek­kürlerimi arz ederim.

2     Bugünden itibaren Ankara  Em­niyet Müdürlüğüne haber vermek suretiyle ve saat 23.00 de herkesin ika­metgâhında bulunması şartiyle kapalı veya açık yerlerde yapılacak nikâh, nişan, evlenme ve sünnet düğünlerine müsaade edilmiştir.

 İstanbul :

Pazartesi günü İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi salonlarında toplana­cak olan milletlerarası imar ve kal­kınma bankası ile para fonu teşekkül­lerinin basın sözcüleri bu gün saat 10.30 da Gazeteciler Cemiyetinde bir basın toplantısı yaparak efkârı umumiyeyi bu mevzuda hazırliyacak ma­hiyette geniş şekilde izahat vermişler­dir.

Birinci teşekkül adına konuşan Harold Graves su İzahatı vermiştir:

«Ekseriya Dünya Bankası adı ile anı­lan milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası     istihsali  arttırmak,  hayat stAntartlarını yükseltmek ve dünya ticaretinde daha iyi bir muvazene sağlanmasına yarıyacak milletlerarası yatırımları temin ve teshil maksadiyle kurulmuştur. Banka faaliyetine 1943 senesinde başlamıştır. O zamAntan beri 32 üye memlekete ve bunlara bağlı 5 deniz aşırı ülkeye cen'an 2 milyar 324 milyon dolara baliğ olan 124 kredi açmıştır. Bankaya üye olan 324 mem­leket onun hissedarıdır ve banka ta­rafından ikraz olunan bu fonlar kıs­men üye memleketlerce temin edil­mektedir. Bankaya aza olan bir mem­leket iştirak hissesinin yüzde 2 sini altın veya dolarla ve yüzde 18 ini de millî parası ile öder. Banka mezkûr yüzde 13 leri ancak alâkadar ülkelerin .muvafakati ile istimal edebilir. İştirak hissesinin yüzde 80 ni bankaya Ödenmeli. Ancak banka taahhütlerini yeri­ne getirmek maksadı ile ihtiyaç his­settiği takdirde talepte bulunursa ba­kiye tediye olunur.

Banka kredi tahvilâtını dünya serma­ye piyasalarına satmak suretiyle mun­zam kabili ikraz fonlar sağlar. Halilıaaırda banka tarafından bu şekilde ihraç dunan vacıbüttediye. tahvilâtın yekûnu 852 milyon dolara baliğ ol­muştur. Diğer taraftan banka açtığı kredilerin bir kısmım da satmak sure­tiyle hususî sermayeyi yatırıma kanalize eder. Bu yoldan yapılan satışların yekûnu cem'an 204 milyon dolara ba­liğ olmuştur. Birinci faaliyet yılım takriben 1 milyon dolarlık bir açıkla kapayan banka, 1954  1955 senesini. 24,5 milyon, dolardan fazla kârla bi­tirmiştir. Munzam ihtiyata ayrılan miktarların yekûnu 30 haziran 1S55 de 122 milyon dolara varmıştır Görüldü­ğü gibi Dünya Bankası da herhangi bir banka gibi çalışmaktadır. Fakat, başlıca maksadı aza memleketlerin ik­tisadî kalkınmasına yardım etmektir. Bunu Öna ikraz atta bulunmak suretiy­le yapar. Meselâ Türkiye'ye şimdiye kadar 62 milyon liralık ikrazatta bu­lunmuştur. Bunun 18 milyon doları muhtelif hususî teşebbüsü teşvik et­mek üzere Sınai Kalkınma Bankasına verildi. Yine 23 milyon dolar Seyhan Barajı ve 20 milyon dolar da muhte­lif liman ve siloların inşaatı için ik­raz   edilmiştir.      Bunlar   arasında   Sah Pazarı, Haydarpaşa, Alsancak, İsken­derun siloları bulunmaktadır. Banka­nın malî yılı 30 haziran da bitmiştir. Ve bu sene faaliyeti pazartesi günü toplanacak kongrede müzakere edile­cektir.»

"İşaret edilmesi gereken bir nokta da: Banka sadece geri alacağını ümit etti­ği borçlar verir. Meselâ Türkiye'ye ik­raz edilen 62 milyon' doların 144 bin doları bu malî yılın sonunda ödenmiş bulunmaktadır. Esasen verilen ikrazatın geri ödenmesi için uzun müddet müsaade verilmektedir. Umumiyetle istikraz yapanlar borçlarını 16  17 se­nelik bir devre zarfında ödemektedir­ler. Her banka gibi bu Banka da ver­diği borç üzerinde bir faiz almaktadır. Bu faiz borcun Ödeme müddeti ve miktarına göre yüzde 4, 1/4 ile yüzde 4, 8/7 arasında değişmektedir. Banka yaptığı ikrazatm yamsıra muhtelif yol­larla teknik yardımda da bulunmak­tadır. Meselâ bu yıllık kongrede aza memleketler resmî şahsiyetlerinin ekonomik kalkınma meselelerini etüd edecekleri bir iktisadî kalkınma enstitüşünün. kurulması mevzuunda görü­şülecektir. Diğer bir teşebbüs de husu­sî teşebbüse malî yardım yapacak bir milletlerarası malî şirketin kurulma­sıdır.

»Müteakiben milletlerarası "para fonu teşkilâtı sözcüsü Read söz alarak mez­kûr müessese hakkında izahat ver­miştir.»

«Milletlerarası para fonu teşkilâtı üye memleketlere ihracat ve ithalatları arasındaki açığı kapatabilmeleri için 3.5 yıllık kısa vadeli istikrazda bu­lunmaktadır. Teşkilâtın diğer bir va­zifesi de bu kabil meselelerden dolayı tahaddüs edebilecek ihtilâfları halle çalışmak ve istişarede bulunulduğu vakit gerekli tavsiyeyi vermektedir. Yine aza memleketler para kıymetle­rinde bir değişiklik yapmak istedikleri vakit fonu ve fona aza memleketleri haberdar ederek izin istemek mecbu­riyetindedirler."

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bugün uçakla Ankara’dan İstanbul’a  gelmiş  olan Kızılay Umumi Merkezi Reis Ve­kili Afyon Mebusu Rıza Çerçel'i vilâ­yette kabul etmiştir.

Rıza Çerçel, altı eylül gecesi vukua gelen müessif hâdise dalayısiyle zarar gören, vatAntaşlarımızın fakir ve yok­sul olanlarına elinden gelen her türlü yardımı yapmaya Kızılay teşkilâtının hazır bulunduğunu ve bu hususta sa­yın Başvekilimizin direktiflerine ama­de olduğunu bildirmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, kızılayı bu yakın alâkasından fevkalâde mü­tehassis olduğunu ifade etmiştir.Kı­zılay teşkilâtı icabeden faaliyete der­hal geçmiş bulunmaktadır.

 İstanbul :

Bir haftadır Şale Köşkünde devam eden milletlerarası kriminel polis ko­misyonu umumî heyet toplantısının so­na ermesi üzerine, Komisyon Reisi F.E. Louwade bugün saat 15.30 da Pera palasta elde edilen neticeler hakkında basma izahatta bulunmuştur.

Şehrimizde yapılan bu kongrede şu. mevzular müzakere edilmiştir:

"Komisyona aza olan milletlerin öde­mekte oldukları yıllık ücretin bir mil­letin nüfusuna göre mi yoksa mali durumuna göre mi tayin edilmesi ge­rekir?

Bit mevzuda.karara varılamıyarak,dosya talî komiteye havale edilmiştir.

 Teşkilâtın, hükümetler arası anlaşma esasına dayanan bir varlık olmaktan ziyade muhtar bir hüviyet kazan­ması temenni edilmiş ve hu karar altına alınmıştır.

 Uyuşturucu maddelerin milletlerarasında seyri meselesi talî komisyon­da daha fazla tetkik olunarak gelecek yıl tekrar kongreye getirilecektir.

 Hava polisinden, beynelmilel suçluların naklini kolaylaştırmak ve fi­rarlarını  Önlemek  için  istifade  edilecektir.

Milletlerarası    çek    sahtekârlığı mevzuunda, HollAnta delegesi mühim bir noktaya temasla çek nevilerinin çokluğunu işaret etmiş, dolayısiyle ban­kacıların çekleri tanıyamadıklarını be­lirtmiştir.

Bunun için hal çaresi olarak, her mil­letin bir çek tipini benimsemesi şekli ileri sürülmüştür.

 Polisler için  «eşkâl»  mevzuunda bir formül bulunmuştur.

 Son yıl içinde yapılan istitistiklere göre çocuk suçlarıazalmıştır.

 Milletlerarası komisyona aza olan milletlerin sayısı Suudi     Arabistan'in da iltiiıakiyle 52 ye çıkmıştır. Seneye Peru ve Ürdün'de birliğe katılacaklardır,

10 Eylül 1955

 İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildiril­miştir:

Nikâh törenleri, düğünler ve sünnet düğünleri de normal zamanlarda oldu­ğu gibi yapılabilir. Ancak bunların da şimdilik eğlence yerleri için oldu­ğu gibi, saat 23 e kadar sona ermiş, mahalin boşaltılmış ve kapıların ka­patılmış olması ve toplantının devamı esnasında diğer umumî yasaklara ri­ayet şarttır.

                                                           Örfi İdare K. Korg.

                                                                                    Nurettin Aknoz

İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildiril­miştir:

1    Örfi İdare ilânından beri matbu­atımızın gösterdiği ağır başlı neşriyat­tan dolayı teşekkür ederim.

2    Matbuatımızın neşriyatının bu ağır başlılık vasfı devam ettikçe san­sür koymak, kapatmak gibi tahditler yapmıyacağım.

3    Gazeteler normal zamAnta oldu­ğu gibi günde bir defa çıkarılacaktır. 2 inci ve 3 üncü gibi ilâve baskı ve  ilânlar yasaktır.

4    Nato devletleri hakkında  Örfi İdare mevzuları ile aynı zamAnta Nato mevzuları ile ilgili neşriyat yapıl­ması yasaktır.

 Matbuatça  tevsikine  imkân bulunmıyan işitme, tahayyül etine,  his­setmeye dayanan neşriyat Örfi İdarenin mevzularma temas ettiği takdirde sorumlular bugünün şartlarına göre kanunî  muameleye  tabi tutulacaklar­dır.

6  Matbuatımızın Örfi İdarenin işle­rini iğlâk etmiye yol açacak hareket tarzına tevessül etmemelerini rica ede­rim.

                                                        Örfi İdare K. Korg.

                                                                              Nurettin Aknoz

İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildiril­miştir:

Yabancı memleketlerin bazı gazetele­rinde İstanbul'da cereyan eden mües­sif hâdiseler esnasında bit kısım ya­bancı konsolosluklara ve bunların per­soneline tecavüzler vaki olduğu hak­kında yanlış haberler çıkmıştır.

Bu gibi havadisler tamamen asılsız olup hiç bir yabancı devlet konsolos­luğuna veya personeline bir tecavüz vaki olmamıştır.

                                            Örfi İdare K. Korg.

                                                                               Nurettin Aknoa

        İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar'ın hima­ye ve Başvekil Adnan Mende­resin Fahrî başkanlığında, 6 eylül ta­rihinde İstanbul ve İzmir de vukua gelen hâdiselerde zarar görenlere yar­dım etmek maksadiyle teşekkül eden komite, Kızılay Umumî Merkezi Re­is Vekili ve Afyon Mebusu Rıza Cerçel, Türkiye Odalar Birliği Başkanı ve Türkiye îş Bankası Umum Müdürü Üzeyir Avunduk, Yapı Kredi Bankası İdare Meclisi Reisi Kâzım Taşkend, İstanbul Ticaret Odası Başkanı Saıd İbrahim Esi'den terekküp etmektedir. Bu komite bugün ilk içtimaını yapa­rak Reisliğe Odalar Birliği Başkanı ve İş Bankası Umum Müdürü Üzeyir Avunduk'u seçerek faaliyete geçmiştir. Komite hâdisede zarar görmüş olan­lara yardım için giriştiği ilk teşeböüs ile Türkiye İş Bankasından 200.000, Yapı ve Kredi Bankasından 100 000, İstanbul Ticaret Odasından 200.000 ve İstanbul Sanayi Odasından 10.000 lira ki cem'an 600.000 lira teberru temin etmiş bulunmaktadır.

Ayrıca Kızılay Umumî Merkezi de hâ­dise dolayısiyle işsiz kalmış fakirlere âcil ve günlük ihtiyaçlarım karşıla­mak üzere, ilk yardım olarak 100.000 lira tahsis eylemiş bulunmaktadır.

Faaliyete geçen komite en kısa bir za­mAnta İstanbul'da maksadını temin için lüzumlu teşkilâtım vücuda getire­cek ve müteakiben izmir'e ve Anka­ra'ya giderek orada da teşkilâtını ku­racaktır.

 Ankara:

Muhabirlerimizden aldığımız tölşpraflarda, yurdun her taralında Türk telgrafçılığının yüzüncü yıl dönümü­nün kutlAntığı, telgrafçılarımızın fe­dakâr hizmetlerinin anıldığı bildiril­mektedir.

 Ankara:

Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik isti­fa etmiştir. Dahiliye Vekilliğine Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes tayin edilmiştir.

 Ankara:

Romanya millî bayramı münasebetiy­le Reisicumhurumuz Celâl Bay ar ile Romanya Millet Meclisi Reisi Fetra Groaa arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

11 Eylül 1955

 Bursa:

Bursa'nın kurtuluşunun 33 üncü yıl­dönümü bugün merasimle kutlanmış­tır. Bu münasebetle şehir baştan başa bayraklarla donatılmış ve sabahın er­ken saatlerinden itibaren halk, Cum­huriyet Alanını ve Atatürk Caddesini hınca hınç doldurmuş bulunuyordu.

Vali,  Belediye  Reisi,   Tümen  KumAntam, mülki ve askerî erkânın hazır bu­lunduğu merasime, bir süvari müfre­zesinin şehre muhtelif yönlerden ya­lın kılıçlarla girişiyle başlanmış ve şanlı bayrağımız İstiklâl Marşı ile hü­kümet konağına çekilmiştir.

Şehir adına, Belediye Reisi günün fînernini belirten bir konuşma yapmiş, askerî birliklerle diğer teşekküllerin yapmış oldukları geçit resmiyle mera­sim sona ermiştir,

12 Eylül 1955

 İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildiril­miştir:

Sayın halkımızdan bazıları yaya kal­dırımın dışında yol üzerinde yürü­mektedir.

Görevli askerî nakil vasıtalarının gi­diş ve gelişlerini güçleştirmemeieri ve kazalara meydan vermemeleri için ya­ya kaldırımların dışına çıkmamalarını sayın halkımızdan rica ederim.

                                          Örfi İdare K. ' Korg.

                                                                           Nurettin Aknoz

 İstanbul :

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası ve milletlerarası para fonu 10 uncu yıllık toplantısı bu sabah saat 10.30 da iktisat fakültesinde hazırla­nan büyük salonda Mısır Millî Ban­kası Umum Müdürü Zeki Saad'm başkanlığında ve 58 milletin iştirakiy­le açılmıştır.

Toplantı başkanı kısa bir hitabs ile ev sahibi olarak Maliye Vekili Hasan Polatkan'm bir hitabe irad edeceğini bildirmiştir:

Maliye Vekili Hasan Polatkan Türki­ye Büyük Millet Meclisinin fevkalâde içtimaında bulunmak Üzere Ankara'ya dönmek mecburiyetinde kalan Başve­kil Adnan Menderes'in evvelce karar­laştırılan konuşmasının kendisi adına toplantıya arz etmekle vazifeli bulun­duğunu bildirerek Başvekilinizin şu mesajını okumuştur:

Sayın Reis, guvernörler meclisinin muhterem azası,

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası ve milletlerarası para fonunun 10 uncu yıllık toplantısının bu kadar mümtaz şahsiyetlerin iştirakiyle İs­tanbul'da yapılmış olmasından dolayı bütün İstanbullular ile birlikte Türk hükümet ve milletinin duymakta ol­duğu büyük memnuniyeti ifade etmek­ten zevk duyuyorum.

Harbin felâketlerinden yorgun ve bezgin çıkmış olan dünya milletleri, sulhun ebedileşmesi için gereken esaslari hazırlamaya çalışırlarken mil­letlerarasındaki iktisadî ve içtimaî tesanüdün oynadığı ve oynıyacağı büyülü rol üzerinde de ehemmiyetle durmuş­lar ve ancak böyle bir tesanüd saye­sinde sulhun teessüs edebileceğini ve insanlığın refah ve saadete kavuşabi­leceği kanaatine varmışlardır. Millet­lerarası banka ile para fonu bu düşün­celerin mahsulü ve bu fikirlerin tat­bik sahasına konulabilmesi için en iyi vasıtalar olmak üzere insanlık önünde kendilerine büyük ve şerefli vazifeler yükletilmiş olan iki müessesedir.

Bundan on sene evvel büyük bir fe­lâketten kurtulmuş olan hür dünya milletleri birbirlerine karşı gösterdik­leri tesanüd ve yardım sayesinde kısa bir zamAnta büyük bir kalkınmaya, nıazhar olmuşlardır. Hiç şüphesiz elde ettiğimiz neticelerden büyük bir mem­nuniyet duymamız ve bunlarla övün­memiz tamamiyle yerindedir.

Bununla berbaer önümüzdeki nuztarip insanlığın refah ve saadete erişmasi için dikkat edilmesi lâzımgelen bü­yük mesafeler ve yapılacak bir çok iş­ler vardır.

Hedeflerimize varmak için tesanüdîimüzü çok daha ziyade arttırmamız ve karşılaştığımız müşkülleri daha büyük bir cesaretle bertaraf etmeye çalışma­mız  lâzımdır.

Şimdi toplantı hâlinde bulunan bu iki müesseseye dahil milletler müşterek davalarının hâllinde tam bir hareket birliğine sahip olmanın zaruretine inan mış bulunmaktadırlar. Bu inanış, kar­şılaşılacak müşküller ne kadar büyük olursa olsun taunların tedricen yenile­ceklerinin ve milletlerin elbirliği ile parlak istikballerle kavuşacaklarının en büyük teminatıdır.

Bu İnanışla Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası ve milletlerarası para fonu güvernörler meclisleri onun­cu yıl toplantılarının her zamankin­den daha büyük muvaffakiyetlerle do­lu olmasını ve sayın misafirlerimizin İstanbul'daki ikametlerinin neş'eli ve faydalı geçmesini cAntan temenni ederim..

Başvekil Adnan Menderes'in hararetli alkışlar' arasmda sona eren mesajını müteakip Başkan Zeki Saat «Türkiye guvernörüne hararetle teşekkür ede­rim» demiş ve onuncu yıllık toplantı­nın reisi sıiatiyle her iki müessesenin faaliyeti hakkında bir konuşma yap­mıştır:

«Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası ve milletlerarası para fonunun 10 uncu yıllık toplantısı münasebetiy­le gerek kendi namıma gerekse meslekdaşlarim Dr. Kaissouni tarafından sizleri burada selamlamakla kendimi bahtiyar addediyorum. Milletlerarası bankaya ve fona bu sene iltihak et­miş olan Afganistan ve Kore Cumhu­riyetinin muhterem mümessillerini de selâmlamakla bilhassa bahtiyarım.

Türk milletine ve Türk hükümetine guvernörlerin samimî selâmlarını arz etmek isterim. Bize Şarkın ve Garbın birleştiği bir noktada toplanmak fır­satını veren, misafir bulunduğumuz memlekete teşekkür etmeyi bir borç sayarım.

Mazinin zengin ve şanlı tarihi ile mo­dern Türkiye'nin başarılarını bir ara­da toplayıp sembolize eden bu büyük ve güzel İstanbul şehrinde toplanabilmemizden dolayı bilhassa bahtiyarım. Bu toplantı bir çok guvernörlere, Tür­kiye'nin tarihi yerlerini ve bir çok bü­yük medeniyetlerin neşvünema bul­dukları Ortaşarkm komşu memleket­lerini ziyaret etmek fırsatını vermiş­tir.

Hüsnükabul ve misafirperverlik ana­nemizin icabıdır. Bunu size temin edebilirim.

Bu memleketleri tanımamızı ve dava­larını anlamanızı arzu ediyoruz.

Yabancı sermayenin iktisadi .kalkınma için hayatî bir unsur olduğunu söyliyen Başkan sözlerine devamla geri kalmış memleketler meselesini bahis konusu etmiş ve her iki müessesenin son on yıllık faaliyeti hakkında kısa bir  izahta bulunmuştur.

Başkan   sözlerini   şöyle  bitirmiştir:

«Banka ve fon asalarına yardım ede­bilmek için ideal bir mevkie sahip­tirler. Onlar icabpv'iği ztanan derhâl heyetler veya çeşitli uzmanlarını heryere gönderebilirler. Tavsiyelerini sü­kûnetle ve propagAntaya kaçmadan yapabilirler. Filvaki maliye sahasında sükût elzemdir. İddia ederim ki ban­ka ve fon, üyeleri aertaHa müessir ve büyük hizmetlerde bulunabilmek için kâfi sayıda ıra yüksek kafoiveüimiz memurlar bulunduracak kadar niifeyakkız ve enerji svtıibidtr.

Banka ve fonun ilk on yılını idrak et­mesi münaseetiyle bu toplantıya bas­larken her iki müeseseye de sağlam ve tesirli daha nice on yıllar temenni ederim.»

Başkan konuşmasını bitirdikten sonra muhtelif guvernörlerin konuşmak is­tediklerini bildirmiş ve ilk sözü İngil­tere Maliye Nazırı Mr Butler'e ver­miştir. İngiltere Maliye Nazın, Reisi ve hazır bulunanları selâmlamakla ko­nuşmasına başlamış ve ezcümle şun­ları söylemiştir:

«Türkiye Başvekili Adnan Menderes'­in Maliye Vekili Hasan Polatkan ta­rafından okunan, mesajı bizleri pek bahtiyar etmiştir. Ben de İngiltere Başvekili Mr. Eden tarafından bir me­saj getirmiş bulunuyorum. Fevkalâde misafirperver bir memlekette misafir bulunmaktan cidden pek memnunuz. İngiltere ile Türkiye arasında iktisa­dî ve ticarî münasebetler çok uzun zanından beri mevcuttur ve bunların devam etmemesi için ortada hiç bir sebep yoktur. Şahsen benim ve hükü­metimin bu toplantıda yer almış ol­mamız bizler için büyük bir şeref teş­kil etmektedir.

İngiltere Maliye Nazırından sonra Af­ganistan Maliye Nazırı Abdülmelik bir konuşma yapmış ve sözlerini türkçe olarak şöyle bitirmiştir;

Sayın Başkan,

Çok eskiden beri kardeşimiz olan kah­raman Türklerin güzel memleketini bundan evvel de ziyaret etmek şere­fine nail olmuştum. Tekrar bu güzel ve tarihî şehre 10 uncu yıl guvernörler meclisi vesilesile bir daha gelece­ğimi duyunca pek memnun oldum. Bi­ze gösterdikleri unutulmaz hüsnü ka­bulden dolayı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine minnettarım. Asya ve Av­rupa arasında bir köprü vazifesi gö­ren Türkiye'de toplanmamızın millet­lerarasında daha geniş bir anlayış ve görüş birliği doğuracağını ümit ede­rim. Teşekkür, ederim, Başkan.»

Müteakiben Birleşik Amerika Maliye Nazırı Mr Humphrey, Fransa Maliye Nazırı M. Pflimlin, Brezilya, Güney Kore ve ThailAnt guvernörleri birer konuşma yapmışlardır.

Konuşmalardan, sonra komitenin ha­zırladığı gündemin müzakeresine geçil­miştir.

Gündemin müzakere ve kabulünden sonra milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası Umum Müdürü Mr. Eugene Black, yıllık raporun guvernörlsr he­yetine takdimi vesilesile bir nutuk İr ad etmiştir:

Mr Black'in nutkundan sonra toplan­tı Başkanı Zeki Saad oturuma son vermiş ve guvernörler heyetinin yarın sabah saat 10 da toplanacağını bildir­miştir.

Toplantının açılışından sonra İngilte­re, Afganistan, Amerika, Fransa ve diğer memleketler maliye nazırları tarafından irad edilen nutuklar Türkîyenin iktisadî kalkınma hamlelerinin büyük bir tezahürü ve çok bariz bir ifadesini teşkil etmiştir.

»Bay Başkan, muhterem guvernörler,

Türkiye Başvekilinin, mümtaz Mali­ye Vekili tarafından bize okunan pek nazikâne mesajından duyduğumuz minnet hislerini ifade edebildiğim için büyük bir şeref duymaktayım.

İstanbulu ziyaret etmek ve muhtelif önemli sebepler dolayisiyle bu yıl da­ha evvel Türkiyeyi ziyaretten maale­sef mahrum kalmış olan Başvekilim­den bir mesaj getirmek şahsım ve hü­kümetim için büyük bir bahtiyarlık teşkil etmektedir. Türkiyeyi ilk defa ziyaret etmiş olmam hasebile şüphe yok ki, bu vesile banim için büyük bir memnunluk tevlit etmiştir. Memleke­timle Türkiye arasında, çok ittifak ile perçinlenmiş olan ananevi dostluktan mülhem bulunmaktayım.

İçimizden bazılarının daha onca mü­şahede etmiş oldukları gibi sadece misafirperverliği ile tanınmış güler yüzlü bir hükümetin değil, fakat, aynı zamAnta memleketinin iktisadiyatını geliştirmek ve bir çoklarımızın çok iyi bildiri güçlüklerle mücadele yolunda enerjik gayretlerini takdir ettiğimiz hükümetin misafiri olarak burada bu­lunmak bizler için cidden büyük bir mazhariyettir.

Memleketim ile Türkiye arasında ikti­sadî ve ticarî sahadaki münasebetleri­miz çok eskidir ve ta Kraliçe Elizabet devirlerine kadar uzanır. Geçmiş yıllar zarfında bu münasebetlerimiz ne kadar mükemmel idiyse, bu mes'ut ve müşterek temasların devam etme­mesi için hiç bir sebep görmüyorum.

Bu açılış oturumundan hepimiz için mühim olan şey Türkiye'yi şimdiye kadar tanıdığımızdan, çok daha iyi tanıyabilmemiz için bir fırsat elde et­miş olduğumuzu takdir eylemektir. Hiç şüphem yok kî, bu şahane mem­leketi ve asil milleti terk ederken ve pek erken terk etmeyeceğimizi ümit ederim bu büyük memleketi daha önce ziyaret etmiş olan herkes Fİbi, biz hepimiz de tam mânasile birer muhibbi olarak buradan ayrılacağız.

Bu hafta bize arzedilen gündeme ge­lince, Sayın Başkan, bu vesile ile ge­lecek günlerde birkaç nutuk söylemek niyetinde değilim. Ben sadece bu sa­bah Başkanımızın beliğ ifadeli konuş­masını ele alacağım.

Başkanımız ilk on yılda kaydedilen başarıları belirtti ve bizden şu üç fa­zileti birbirleriyle birleştirmemizi İs­tedi   Teaddî,  sert bir  çalışma  diyebileceğim dikkat ve gerek banka ge­rek fonkörektörlerinîn mümtaz vasfı­nı teşkil eden ihtiyat.

Sayın Başkan, eğer biz bu üç vasıftan ilham alırsak gelecek 10 yılı, geçirdi­ğimiz 10 yıldan daha başarılı hale ge­tirebiliriz. Hattâ, bu geçen on yılın tecrübesini ideal bir istikbalin esasını kurmak üzere kullanabiliriz. Böylece, bu tecrübe her bir memleketimizin za­man zaman karşılaştığı realitelere ide­al §artları intibak ettirmek imkânını bize bahşeder. Ümit ederim ki, gele­cek on yıl zarfında bizi meşgul ede­cek işte bu vazifedir. Henüz Mr. Black ile Mr. Rooth'un başlarına konulma­mış taçlar bulabiliriz. Fakat, geçmişte bize büyük yardımları dokunan ve şahsiyetleri, dostlukları ve liderlik va­sıfları bu toplantıda bizim için büyük kıymet taşıyan bu mümtaz zevata ile­risi için daha başka nişanlar arama­lıyız.

Ben ve hükümetin bu açılış oturumu­na ve banka ile fonun bu toplantısı­na büyük bir bahtiyarlıkla iştirak et­mekteyiz, j,

Muhterem Reis ve guvernörler,

Birleşik devletler murahhas heyeti âdına, kökleri tarihin derinliklerine alaşan ve azimli milleti daha parlak bit istikbal kurmak için çalışan bu haş­metli ve cazip memlekette bulunmak­tan dolayı duyduğumuz büyük bahti­yarlığı ifade etmek isterim. Onuncu yıllık toplantısı için banka ve fonu İstanbul'a davet eden Türk hükümeti­ne samimiyetle minnettarız ayni za­mAnta gösterdikleri kolaylıklardan dolayı Üniversite Rektörüne ve fakül­teler idarecilerine de müteşekkiriz.

Afganistan ve Kore Cumhuriyetini de yeni aza olarak karşılamaktan zevk duyduğumuz bu onuncu toplantı ban­ka ve fonun çalışma ve başarılarım gözden geçirmek ve istikbale ait me­seleleri ele almak için çok güzel bir fırsat teşkil  etmektedir.

Her iki teşekkül de dünya üzerinde gittikçe ehemmiyet kasbeden bir rol oynamaktadır.

Bu teşekküller, imar ye kalkınma için sermaye yatırımının     kolaylaştırılmasında ve daha realist ve hür bir mil­letlerarası ödeme ve mütekabil kâr esasma dayanan ticaret sisteminin ku­rulmasında mühim rol oynamışlardır. Banka istikrarlı bir şekilde İkrazat faaliyetini arttırmış, daha büyük çap­ta hususî sermayenin iştirakini temin etmiş ve azalarına mühim mikyasta teknik yardımda bulunmuştur.

410 milyon dolar ikrazat yapılmış ci­lan ve bir rekor teşkil eden geçen yıl sonunda bankanın şimdiye kadar daha yüksek hayat stAntardları için imar ve iktisadî kalkınma mevzuundaki ikrazaü 2.300,000.000 dolara baliğ olmuş­tur. İktisadi 'kalkınmanın esas yükü zaruri olarak aza memleketlerde kal­makla beraber, bankanın ikrazat ve istişari faaliyeti, yüz milyonlarca kişi­nin daha iyi yaşaması için yapılan yapıcı ve muvazeneli yatırımı büyük çapta takviye ve teşvik etmiştir. Ban­kanın direktör ve idarecileri mazideki başarılı çalışmalarından dolayı takdire şayAntırlar. Kendilerine istikbal için de muvaffakiyetler temenni ederiz.

Banka tarihinde bu yılın belki de en mühim hâdisesi kurulması teklif olu­nan milletlerarası maliye şirketi pro­jesinin hükümetlerin tasvibine arz edilmesidir. Bir kaç yıl önce bu proje ilk defa olarak ele alındığı vakit hü­kümetin, teklifini bilâhare müzakere edilen bazı veçheleri, bilhassa şirketin hisse senetlerine yatırım yapabilmesi ve muhtemelen ticarî teşebbüslere gi­rişmesi hususunda şüpheye düşürmüş­tü bu hisse senedi ve idarî maddelerin teklif üzerinde tashihini müteakip ge­çen son baharda hükümetin bu mev­zu d aki bütün endişelerini bertaraf et­miş ve memnuniyetle tasvip reyini vermiştir.

O tarihten bu yana, Başkan ve idare meclisi azaları, bilhassa az gelişmiş memleketlerde verimli hususî teşeb­büslerde hususî sermayenin herkesin müstefid olabileceği bir şekilde teşvi­kine İmkân verecek bir program ha­zırlamışlardır.

Her ne kadar biz milletlerarası maliye şirketine bir tecrübe nazariyle bakı­yorsak da, bunun memleketlerde hususî yatırımcıların hususi teşebbüse doğru    akacak   cesur   bir   sermayeye katılmalarını temin İçin çok ümit ve­rici bir tecrübe olduğuna inanıyoruz. Birleşik Devletler hükümetinin, milletlerarası maliye şirketinin muvafa­kat beyanamesinin kabulü ve âlacak için gerektiği bütün formaliteleri ta­mamlamış bulunduğunu bildirmekle bahtiyarım. Bankanın azası diğer memleketlerin de mümkün olduğu ka­dar süratle harekete geçerek şirketin biran önce faydalı mesaisine başlama­sını   sağlayacaklarını ümid  ederiz.'

Son on yılda milletlerarası para fo­nunun gayelerinin saklanmasına doğru mühim terakki kaydedilmiştir, İkinci Dünya Harbinden bu yana kat'erfilen devre oldukça müşkül geçmiştir. Fakat hali hazırdaki duruma objektif olarak bakan bir kimse bu on yıl içinde ba­şarılanlar karşısında hayranlığım sak­lıya m az. Dünyanın bir çok yerlerinde iş faaliyeti rekor denecek seviyeye ulaşmıştır. Dünya ticareti çok yüksek ve emniyetli bir hacim kesbetmiştir. Fiatlar daha istikrarlıdır. Diğer mem­leketlerin altın ve dolar mevcudatı yükselmiştir. Dünya paralan daha ziyade kuvvetlenmiştir.

Fonun azalarıyle yaptığı yıllık müşa­vere ler indeki tesirli faaliyeti sayesinde hükümetlerin mali ve ticarî muame­lelere vazettiği tahdidat büyük çapta azalmıştır. Dolayısiyle, bu son on yıl içinde, fonun, iktisadiyatı kuvvetlen­dirmek, tahdidatı kaldırmak, ve daha realist ve hür, sıhhatli bir mübadele ve ticaret sisteminin kurulması gaye­lerine doğru mühim terakki kaydedil­miştir.

Geçen yılda daha büyük gelişme kaydolunmuştur Hepimizin kendi mese­lelerimiz vardır ve tabiatiyle kendi menfaatlerimizi nazarı itibara alarak ihtiyatla hareket etmemiz gerekir. Fa­kat terkki kaydedilmiştir ve bu hız devam etmektedir.

Birleşik devletlerde biz karşılıklı kârlı ticarete realist bir yalçınlaşma temin eden mütekabil ticari anlaşmalar prog­ramını üç yıl müddetle temdit ettik. Gümrük muamelelerimizde de lüzum­suz tahditleri azaltacak hamleler ya­pılmaktadır. Hepsinden mühim olarak Birleşik Devletlerde iktisadî faaliyetin yüksek seviyesini kuvvetlendirdik ve arttırdık, bu da dünya malları için yüksek bir istek seviyesi sağladı.

Böylece 1954 de ithalâtımızın kıymeti 1947  49 seviyesinden yüzde 60 daha fazla idi ve 1955 de ise daha da art­mış bulunmaktadır. Tam mamul mad­de ithalâtımızın nisbeti 1950 den beri her yıl   artmaktadır.

Bundan başka, yabancı memleketlere, ithal malları ve hizmet mukabili sermaye ihracı ve Birleşik Devletler Hü­kümeti muameleleri dolayısiyle 1954 de yapılan yardım 20 milyar dolara baliğ olmuştur. Bu dolar yardımı altı yıldır, yabancı memleketlerin dolar sarfiyatı haddini aşarak onlara, büyük miktarda altın ve dolar stoku yapmak imkânını bahşatmiştir, Meaelâ geçen yıl içinde, Birleşik Devletlerle yapılan iş muamelelerinden artan miktar 1,7 milyar doları bulmuştur. Kısacası, Bir­leşik Devletler emtia halinde yaptığı yardıma zamimeten büyük miktarda dolar yardımı da yapmıştır.

Birleşik Devletlerin hariçte devamlı sarfiyatını, yabancı mallar için yükse­len bir istek seviyesi sağlıyan büyük İktisadî faaliyetimizin gayesi, mütekabilen kârlı milletlerarası ticaretin devamlı gelişmesi için bir zemin temi­nidir.

Birleşik Devletler Hükümetinin politi­kası ticaretin sıhhatli gelişmesini her makul çareye başvurarak hızlAntırma­ya   çalışmaktır.

Milletlerarası para fonunun gayelerini teşkil eden para konvertibilitesi ile ticaret ve tediye sistemlerinin daha serbestleştirilmesine doğru hür dünya­nın diğer milletleri tarafından atıla­cak ileri adımları beklemekteyiz. Ge­çen yıl zarfında bir çok tahditler kal­dırılmış ve tefrik keyfiyeti azaltılmış­tır. Müteakip adımlar da bugüne ka­dar olanlar gibi tedrici olmalıdır. Ma­mafih bütün hür dünya memleketle­rinin, ekonomilerini kuvvetlendirmek ve hükümet murakabesiyle tahdidatını kendi şartlarının imkân vereceği süratle kaldırmak yolundaki azimlerine inançımız büyüktür.

Bu dinamik memleketin misafirleri olarak burada bulunmaktan ne kadar bahtiyar olduğumuzu tekrarlamama müsaadenizi rica ederim. Müteakip içtinalardaki müzakerelerimiz ve tanı­şıklıklarımızı arttırarak eski dostluk­ları yenilemek vesilesi, birbirimizin meselelerini hapimizfn menfaatine ola­rak daha iyi anlamamıza imkân ver­mek suretiyle pek faydalı olacaktır. Birlikte geçireceğimiz önümüzdeki günleri iştiyakla beklemekteyiz,

Fransız Maliye Nazırı M. BPimlin'in bu sabahki toplantıda Jrad ettiği nu­tuk:

«Bay  Başkan,

«Milletlerarası para fonu ile milletler­arası İmar ve Kalkınma Bankasının 10 uncu yıllık toplantısının çalışmala­rına iştirak etmekten ve bu vasile ile birçok dostlara tekrar rastlamış ol­maktan duyduğum memnunluğu be­lirtmek isterim. Bu dostlar arasında bilhassa Mr. Black ile Mr. Rooth'un isimlerini zikretmeme de müsaadenizi rica ediyorum.

Müsaadenizle Önce bu dostları bu yıl İstanbul'da tarihle meşbu bu topraklar üzerinde bulmuş olmaktan duydu­ğum sevinci ifade edeyim.. Türkiye bil­hassa kayda değer bir iktisadî kalkın­ma hamlesi içindedir, onun bu ham­leye sarfettiği enerji, sür'atle modern bir ekonomi ile mücehhez bir millet haline gelmek için teyid ettiği a?im, hepimizin, hayranlığım kazarmi'şUr. Türkiye'nin bu bakımdan ortaya koy­duğu misal, hiç şüphe etmiyorum ki, çalışmalarımız için verimli bir ilhanı kaynağı teşkil edecektir. Bu çalışma­lara Fransız murahhas heyti. hepini­zin bildiği gibi, büyük bir alâka gös­termektedir. Fonun ve Bankanın dün­ya iktisadiyatın d anki rolii, onların 50 den fazla memleket arasında tçsis et­tikleri bağ, zenginlimin hürriyetle it­tifak ettiği sulhcu bir dünyaya doğru vukua gelen tekâmüldeki yardımları, kayıtsız ve şartsız tam tasvibimize lâyik bulunmaktadır.

Fakat biz burada, belki de her yerden daha iyi bir şekilde, dünyanın muğlâk olduğunu göz Önünde tutmaîıyız. Boğaziçinin Avrupa kıyılarında, fakat As­ya'nın  da  müntehasında bulunuyoruz.

Her iki kit'a arasındaki bu telâki nok­tası karşılaşacağımız meselelerin çeşitliIisini ve ayri zamAnta ' bunların icabettirdiğî hal çarelerinin de çeşitli­liğini gözönünde bulundurmaya bizi davet etmektedr.

Avrupa bakımından Türkiye bizim iğin kıt'amn bir tesanüd sembolüdür, Avrupa iktisadî işbirliği ve Avrupa konseyi üyesi bulunan Türkiye, Avrupadaki işbirliğine tam bir sadakatle katılmaktadır.

Biz, büyük bir kıymet atfettiğimiz ve ayni zamAnta gayet meşru telâkki ey­lediğimiz bu Avrupa işbirliğine fev­kalâde bağlı bulunmaktayız. Bu işbir­liğini, dünya Ölçüsünde deruhte etmek mecburiyetinde olduğumuz taahhütler­le kabili telif olmamak şöyle dursun, onun da taahhütlerin elzem bir unsu­ru olduğu kanaatindeyiz Eğer millet­lerarası para fonuna üye olan memle­ketlerin, onları konjonktür güçlükle­rinden ve bunlardan doğabilecek para zorluklarından masun kılacak sağlam bir ekonomiye sahip olmalarım isti­yorsak, bana öyle gelir ki, karşılklı yardımın bir şekli olan Avrupa tediye birliği gibi mmtakavî mahiyetteki mü­esseseleri teşvik etmemiz lâzımdır.

Şimdi nazarlarımızı Asyaya çevirecek olursak, bambışka bir meseleyi, iktisden geri kalma meselesini düşünme­miz icabeder. Esasen bu mesele sadece bu kıt'aya münhasır değildir ve onun vüs'ati, bu meseleyi müessir bir şe­kilde ele alabilmek için muazzam im­kânların tahsisini   gerektirmektedir.

Bize öyle geliyor kî barışın bina edi­lebilmesi ancak iktisadi kalkınma le­hindeki faaliyetin dünyada muvazene­sizliğin büvük bir sebebini teşkil eden muhtelif durumlar arasındaki farkları tahfif etmesi, aksiİiklari ortadan kaldırmasile mümkündür. Şurasını dikkat nazarına almalıyız ki. takip et­mekte olduğumuz gevşeme sivaseti sa­dece okolojik vasıtalarla değil, fakat fieri kalmış memleketler lehinde sarfedilecek büyük bir gayretle elde edi­lebilir.

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kasının bu sahadaki büyük yardımının ehemmiyetini takdir    etmeli ve yakın bir gelecekte onun gayretlerine yar­dımcı olacak milletlerarası maliye şir­ketinin kuruluşunu da büyük bir se­vinçle karşı la m alıyız. Banka raporları­nın müzakeresi çerçevesi dahilinde bu meseleye tekrar avdet fırsatını elde edeceğimizden eminim.

Bununla beraber daha şimdiden, geri kalmış memleketlere karşı mes'uliyetini müdrik ve kendiliğinden büyük bir gayret sarfeden ve teknik gelişme, içtimaî terakki ve kaynakların kıy­metlendirilmesi bakımından bu gay­retin bütün ağırlığına katlanan bir memleketin mümessili sıfatile. bu te­şebbüsü takdirle  karşılamak isterim.

İşte, Bay Başkan, Fransız murahhas heyetinin bu toplantı çalışmalarına büyük bir alâka ile katılmasının se­beplerinden bazıları bunlardır.»

Müteakiben Brezilya, Güney Kore ve TaylAnt maliye nazırları da birer nu­tuk irad etmişler ve bu defaki toplan­tının memleketimizde yapılmış olma­sından duydukları büyük memnunluğu ifade ederek organizasyonun mükem­meliyetini ve Türk hükümetinin mi­safirperverliğini övmüşlerdir.

 İstanbul :

Milletlerarası îmar ve Kalkınma Ban­kası ile milletlerarası para fonunun 10 uncu yıllık toplantısına muhtelif mem­leketlerden 22 maliye nazın iştirak etmektedir Bunlar arasında: Maliye Vekilimiz Hasan Polatkan, Birleşik Am er ika Maliye Nazırı George Humphrey, İngiltere Maliye Nazırı Richard Austen Butler, Fransa Maliye Nazırı Pierre Pflimlin, Afganistan Maliye Nazırı Abdülmalik, Avustralya Maliye Nazırı Sir Arthur Fadden, Avusturya Maliye Nazırı Reinlıard Kamit7, Belçi­ka Maliye Nazırı Henri Liebaert, Bo­livya Maliye Nazırı Auguato Sanchez, Seylân Maliye Nazırı Jayawardena. Kolombiya Maliye Nazırı Carlos Villaveces, Mısır Maliye Nazırı Abdülmümim El Kaysuni. Habeşistan Maliye Nazırı Menasse Lemmea, Batı Alman­ya İktisat Nazırı Luqwig Erhard. Hon­duras İktisat Nazırı Pedro Pineda Madrit, Irak Maliye Nazırı Yahya Ca­fer, İtalyan Bütçe Nazın Ezio Vanoni, Japonya Maliye Nazırı Hisato içimada, Lübnan Maliye Nazırı Pierre Edde, Lüksemburg Maliye Nazırı Pierre 'Werner, HollAnta Maliye Nazırı J. Van de Kieit, Nikaragua İktisat Nazın Baca Munoz, Norveç Ticaret Nazırı Arne Skaug, İsveç Sivil Hizmetler Nazırı Gunnar Lange, Güney Afrika Birliği Maliye Nazın Eric H. Louw, yer al­maktadır.

 İstanbul :

İngiltere İmparatorluğu Savunma Ko­lejinden Hava Türgenerali T. N. Mcevoy başkanlığında bir heyet ziyaret­lerde bulunmak üzere dün akşam saat 20.40 da özel bir uçakla şehrimize gel­miştir.

Heyet Yeşilköy hava meydanında Tüm­general Şeref Konur alp tarafından karşılanmıştır.

 İstanbul :

Kızılay Genel Merkezi tarafından son hâdiseler dolayısiyle zarar gören va­tAntaşlara tevzi edilmek üzere gönde­rilen 100 bin liranın dağıtılmasına şeh­rimiz deki bütün Kızılay şubelerinde başlanmıştır.

Bu sabah Kızılay ekipleri zarar gören mahallere giderek, bir kısmı da şube binalarında mahalli idare memurları tarafından verilen vesikalara istinaden para tevziatına başlamışlardır. Bugün geç vakte kadar tevzi edilen paranın yekûnu 40 bin lirayı geçmiştir.

Önümüzdeki iki günde 100 bin lira tamamen dağıtılmış olacaktır. Mütea­kiben genel merkezden, İstanbul Kı­zılay temsil heyeti yeni yardım tale­binde bulunacaktır.

 İstanbul :

İstanbu'lda toplanmakta olan millet­lerarası İmar ve Kalkınma Bankası ile milletlerarası para fonu onuncu toplantısı münasebetiyle Başvekilimiz Adnan Menderes, Kongreye iştirak eden Maliye Vekilleri ve murahhaslar şerefine bu akşam yıldız'da Şale Köş­künde bir yemek vermiştir. Yermekte, Başvekil adına Maliye Vekili Hasan Polatkan ev sahibi olarak misafirleri ağırlamıştır. Yemekte, ayrıca kordiplomatik ve şehrimizin mali ve iktisadi şevrelerine mensup zevat ile güzide bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur. Yemek geç vakte kadar samimi bir hava içinde devam etmiştir

13 Eylül 1955

 İstanbul :

58 milletin iştirakile memleketimizde toplanan milletlerarası İmar ve Kal­kınma Bankası ile milletlerarası para fonu çalışmaları hararetle devam et­mektedir,

Her iki müessesenin de tesekkü'ünden beri, yıllık toplantılar esas itibarile Amerika Birleşik Devletleri Baş­kenti 'Washington'da yapılırken, Ame­rika dışı toplantıların dördüncüsünü teşkil eden onuncu yıllık toplantının memleketimizde yapılması, batı âlemi­nin Türkiye'ye karşı gösterdiği büyük alâkanın bari,z bir ifadesi şeklinde te­celli etmiş ve toplantı Türkiye lehinde bir nev'i sevgi tezahürü mahiyetini al­mıştır.

Açılış celcesinde gerek toplantı Başkanı gerekse guvernörlerin irad et­tikleri nutuklar memleketimizin büvük iktisadî kalkınma hamlelerinin bütün dünyada uyAntırdığı hayranlığı aşikâr bir surette belirtmiş ve Türk'erin ananevi misafirperverliği üzerinde bil­hassa  durulmuştur.

Amerika Maliye Nazırı Beorge Humphrey bu vesile ile yaptığı konuşmasın­da memleketimizden bahsederken ez­cümle şunları söylemiştir:

Birleşik devletler murahhas heyeti adına, kökleri tarihin derinlik'erine ulaşan, azimli milleti daha parlak bir istikbal kurmak için çalışan bu haş­metli ve cazin memlekette bulunmak­tan dolayı duyduğumuz büyük bahti­yarlığı ifade etmek isterim. Onuncu vıllık toplantısı için Banka ve Fonu İstanbul'a davet eden Türk hüküme­tine samimiyetle minnettarız.»

İngiliz Maliye Nazırı Butler de nut­kunun yarısından fazlasını Türkiye'ye hasretmiş ve memleketimizden sita­yişle bahsederek şöyle demiştir:

«Türkiye Başvekilinin, mümtaz Maliye Vekili tarafından bize okunan pek na­zikâne mesajından duyduğumuz min­net hislerini ifade edebildiğim İçin büyük bir şeref duymaktayım.

İstanbulu ziyaret etmek ve muhtelif önemli sebepler dolayısiyle bu yıl, da­ha evvel Türkiye'yi ziyare+ten maale­sef mahrum kalmış olan Başvekilim­den bir mesaj getirmek şahsım ve hü­kümetim için büyük bir bahtiyarlık teşkil etmektedir. Türkiye'vi ilk defa ziyaret etmiş olmam hususuile süphe yok ki, bu vesile benim için büyük bir memnunluk tevlit etmiştir. Memleke­timle Türkiye arasında birçok ittifak ile perçinlenmiş olan ananevi dostluk­tan mülhem bulunmaktayım.

İçimizden bazılarının daha önce müşahade etmiş oldukları gibi sadece mi­safirperverliği ile tanınmış güler yüz­lü bir hükümetin değil, fakat aynı za­mAnta memleketinin iktisadiyatını ge­liştirmek ve bir çoklarımızın çok iyi bildiği güçlüklerle mücadele yolunda enerjik gayretlerini takdir ettiğimiz bir hükümetin misafiri olarak burada bulunmak bizler için cidden büyük bir mazhariyettir.

Memleketim ile Türkiye arasında ikti­sadî ve ticarî sahadaki münasebetleri­miz çok eskidir ve ta Kraliçe Elizabet devirlerine kadar uzanır, geçmiş yıllar zarfında bu münasebetlerimiz ne ka­dar mükemmel idiyse, bu mes'ut ve müşterek temasların devam etmemesi için hiçbir sebep  görmüyorum.

Bu açılış oturumunda hepimiz için mühim olan şey, Türkiye'yi şimdiye kadar tanıdığımızdan çok daha iyi tanıyab ilmem iz için bir fırsat elde etmiş olduğumuzu takdir eylemektir. Hiç şüphem yok ki, bu şahane memleketi ve asil milletini terk ederken (ve bu büyük memleketi erken terketmiyeceğimizi ümit ederim.) Önce ziyaret et­miş olan herkes gibi biz hepimiz de tam manâsı ile birer Türk muhibbi olarak  buradan ayrılacağız»

Fransız Maliye Nazın Pierre Pflİmlîn de konuşmasında, Avrupa iktisadi iş­birliği teşkilâtı ve Avrupa konseyi azası bulunan Türkiye'nin Avruoa kıt'asımn  tesanüdünün bir sembolü olan memleketimizin iktisadi kalkınması için. büyük bir gayret gösterdiğine işaretle:

»Türkiye bilhassa kayda değer bir ik­tisadi kalkınma hamlesi içindedir. Onıın bu hamleye sarfettiği enerji, sür'atle modern bir ekonomi ile mücehhez bir millet haline gelmek için göster­diği azim, hepimizin hayranlığım ka­zanmıştır.»  demiştir.

Milletler arası İmar ve Kalkınma Ban­kası ile milletlerarası Para Fonunun iki günlük toplantısında. Banka ve Fon umura müdürlerinin izahatları vesilesile muhtelif memleketlerin guvernürleri başlıca beynelmilel mali ve iktisadi meseleleri ellerine alınışlar vs bunlar ürerinde  fikirlerini söylemişlerdir

Güvernürümüz Maliye Vekili Hasan Polatkan, Hindistan, Japonya, İngilte­re, Amerika ve diğer birçok memle­ketler guvernürleri  gerçek mânada gelişmiş bir dünya iktisadiyatı ve te­diye sistemi kurabilmenin ancak iktisaden geri kalmış memleketlerin kal­kınmaları ile mümkün olduğunu be­lirtmişler, bu hedefe hizmet etmek maksadile beynelmilel Bankanın faa­liyetlerini daha ziyade bu memleket­lere tevcih etmenin zaruretine işaret etmişlerdir.

Delegelerin üzerinde durdukları iktisaden az gelişmiş memleketlerle alâ­kalı diğer bir mevzu, ana statüsü ha­zırlanmış ve birçok memleketi ere e "tas­dik edilmiş bulunan milletlerarası fi­nansman kurumunun bütün azalarca biran evvel tasdik edilmesi ve faaliyete geçirilmesi hususu olmuştur. Bi­lindiği gibi bu kurum aza memleket­lerde hususî teşebbüsün iktisadi kal­kınma için yararlı mevzulara yatırım yapmasını teşvik ve yardım edecek ve milletler arasında hususî sermayenin geri kalmış memleketlere akmasına elverişli şartları hazırlıyacaktır. Bey­nelmilel Banka geri kalmış memleket­lerin iktisadi inkişaf mevzularını etüd etmek ve bu memleketlerin mes'ul teknisyenlerinin yetişmesine yardım etmek m ak s adile" bir «İktisadi İnkişaf Enstitüsü» kurmaktadır. Bu enstitü mevzuunda muhtelif memleketler mü­messillerinin konuşmalarında ele alın­mıştır.

Beynelmilel Bankaya aza olan mem­leketlerin Banka sermayesine olan iştiraklerine kargılık kendi paralariyle ödedikleri ve yüzde 18 ler adile anılan kısımların serbest bırakılıp Bankanın ikrazlarında kullanılması üzerinde de ehemmiyetle durulmuştur.

Amerikan guvernür yardımcısı Samuel Caught, yabancı sermaye yatırım­larına temasla bu yatırınıl arın değe­rinin memlekete giren ve kâr olarak fikan sermayeler arasında dar bir te­diye muvazenesi mefhumile yapılacak mukayeselerle değerlendirilmemeleri lâzım geldiğini belirtmiş, yabancı ser­maye yatırımlarının o memleketin ik­tisadiyatında atıl iş gücünü ve menbaları faaliyete Peçirmek, ihracata yardım etmek şeklinde vasıtalı, vası­tasız çeşitli tesirleri olduSunu, mev­zuun bu bakımdan kıymetlendirilme­si   lâzım   geldiğini   tebarüz  ettirmiştir.

Banka ve Fon toplantılarına yarın da devam edilecek ve beynelmilel Para Fonu raporunda ileri sürülen nokta­lar merinde müzakereler cereyan ede­cektir.

 İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildiril­miştir:

 Vazifeli askerlerimizin ikaz ve ihtarlarını,  içten  gelen bir sevi  ve  iti­na   İle  yerine   getirmekte  olan  muh­terem halkımıza teşekkür ederim.

 Askerlerimiz kesin emir almı oldukları için halkımızın sevici ve itina ile vaki mutavaatları devam ettikçe hiç bir müessif hâdisenin doğmayaca­ğına  kani  oldum.

Durumun bu çok iyi münasib şartlar altında devam ettirilmesini rica ede­rim.

                                                    Örfi İdare KumAntanı 

                                                                 Korgeneral

                                                         Nurettin Aknok

İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildi­rilmiştir:

1  Bazı muzır şahısların    kulaktan kulağa yaymağa çalıştıkları kışkırtıcı haberleri işitmekteyim.

1 ___ Komşumuz ve müttefikimiz Yu­nanistan'ın bazı bölgelerinde Türklere zulüm yapıldığı, halkımızın huzurunu kaçırmak ve asayişi bozmak için. kasden yayılmaktadır.

3  Sayın halkımızın bu ve emsali haberlere itibar etmemelerini ve bu gibi şahısların en yakın karakola bil­dirmelerini rica ederim.

       Örfi İdare KumAntam

              Korgeneral

                                                                                             Nurettin Aknoz

14 Eylül 1955

Ankara:

Bir müddet evvel Türkiye ve Belçika hükümetleri karşılıklı olarak Ankara ve Brüksel'deki elçiliklerini büyükel­çiliğe yükseltmeğe karar vermeleri üzerine büyükelçi sıfatiyle itimatname­sini takdime gelen Belçika Elçisi Ek, selâm Gerard Walrovens'i Reisicum­hur Celâl Bayar bugün saat 17.00 de Çankaya'da mutad merasimle kabul buyurmuştur

Bu merasim esnasında Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatin Rüştü   Zorlu hazır bulunmuştur.

İstanbul :

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasile Milletlerarası Para Fonundaki İngiltere Guvernörü Maliye Nasırı Mr. Austen Butler, bugün saat 12.00 de Üniversitedeki İngiliz delegasyon oda­sında, Banka ve Fon toplantısını takip eden yerli ve yabancı gazetecilerin iş­tirak ettiği bir basın toplantısı tertip etmiştir.

İngiltere Maliye Nazırı toplantıda ha­zır bulunan basın mensuplarını selâmhyarak söze başlamış ve evvelâ, sa­bahki toplantıda verdiği demeç üze­rinde durarak Banka ve Fonun son 7/11 içindeki faaliyetini Övmüş, mütea­kiben İnilterenio bugünkü iktisadi ve mali durumundan bahsederek ezcümle şöyle demiştir:

»1951 senesinden beri, İngiltere hükûmeti hiç bir zaman, gerektiği takdirde memleket ihtiyaçlarını tahdit etmek, enflasyon tehlikesini azaltmak, tediye muvazenesini sağlamak ve İngiliz lira­sı na karşı mevcut itimadı idame et­tirmek için gerekli tedbirleri almakta hiç bir tereddüt göstermemiştir. Para ile ilgili tedbirleri acil neticeler do­yurmaz, fakat buşün birkaç ay evvel kabul ettiğimiz kredi tahdidi husu­sunda almış olduğumuz kararların iyi neticelerini almaya başlamış bulunu­yoruz.

Bundan maada ihracat ihtiyaçlarını karşılamak yolunda emtiayı serbest bırakma:?a matuf her türlü tedbirleri de almak niyetindeyiz. Müşküllerimizi yalnız maddi kontrol tedbirleriyle halletmek niyetinde değiliz. Ticareti genişletmek ve serbest tediyeye davanan eski siyasetimize dönmiyeceğiz. Emarelerinden ivsde hastalığın kendi kendisiyle meşgul olacağız.

Deniz aşırı ticaret siyasetimizde iki hedef gütmekteyiz: îngiltere için müs­takar bir tediye muvazenesi sağlamak ve sterlig'in milletlerarası para olarak kudretini  arttırmak».

Mr. Butler, umumiyetle İngiltere ve Sterling bölgesinin ekonomik duru­munun sağlam olduğuna işaret ederek, ihracat ile ithalât arasındaki farkı be­lirtmiş ve ihracatın artırılıp birçok sa­nayi branşlarının tevsi edileceğini açıklamıştır.

İngiliz   Maliye  Nazın      bundan  sonra İngiiterenin para nisbeti üzerinde ya­pılan münakaşalara temasla şöyle de­miştir:

26 temmuz 1955 tarihinde Avam Ka­marasında söylemiş olduğum şu sözleri tekrar etmek isterim:

»Sterîing'in tedavüldeki kıymeti bakı­mından İngiliz hükümetinin siyasetin­de her hangi bir tereddüt yoktur ve bu siyaseti tek bir cümle ile ifade edebilirim.

«İster bugünkü şartlar altında olsun ister sterling'in koııvertibilitesi kabul . edilsin, eskiden olduğu gibi her za­man bir sterling 2.80 dolar olarak ka­bul edilecektir. Zamanla bu durum bizim şahsi gay­retlerimize dayanacaktır. Bu siyasetin yerini hiç bir şey alamaz».

Sarih olarak açıkladığım gibi para te­davülü cephesinde hiç bir şekilde tek­rar ediyorum hiç bir şekilde değişik­lik yapılmasını düşünmemekteyiz. İn­giliz parasının kıymeti hakkında çıkan söylentiler realiteden uzak ve hiç bir esasa dayanmamakatdır».

Mr. Butler sözlerine devamla, umumi heyet toplantısında vermiş olduğu be­yanattan bazı parçalar okumuş ve ga­zetecilerin suallerini cevaplAntırmaya hazır  olduğunu  söylemiştir.

İlk olarak sorulan ve krediler üzerin­de alınan tedbirlerin tesirli olup ol­madığı sualini cevaplAntıran Mr But­ler ilk emarelerin görünmeye başla­dığını söylemiş ve Amerikanın da bu hususta bazı kararlar aldığına işaret ederek demiştir ki:

»Amer ikada faiz haddi kanunla indi­rilir, îngiiterede ise anlaşmalara göre müteakip bankalardan alman ilk ra­porlar tatmin edicidir».

İngilterenin savunma tedbirlerine te­sir edecek her hangi bir tedbir alınıp alınmadığı hakkındaki suale cevapben Maliye Vekili demiştir ki:

«Davamızın hususiyetlerinden biri hü­kümetin yapmakta olduğu masraflar­dır ve bu masraflara tabii olarak sa­vunma masrafları ela dahildir ve mil­letlerarası m eslekdaşl arımla bu hususu daimi surette incelemekteyiz. Ve hiç bir maliye vekili gözlerini savunma masraflarından ayıramaz»..

Bundan sonra İngiliz Maliye Hazin, sterling'in bugünkü transfer kıymeti hakkında gazetecilerin sordukları su­allere cevap vermiştir.

Son olarak sorulan bir suali cevaplAntıran Mr Butler: Suya atlamadan ev­vel bir ayağm suya sokularak suyun den erimesinin faideli olacağını işaret ettiği zaman bir gazetecinin sorduğu:

«Bugün su soğuk mu, sıcak mı» su­aline şu cevabı vermiştir:  '

Kanaatimce Boğaziçinde su biraz so­ğuktur  Ancak güneşin parlayacağı zaman uzak delildir. Fakat sabırlı olmak lâzımdır. Ben suya evvelâ ayağım: so­karım».

  İstanbul :

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası ve milletlerarası Para Fonu İ6 uncu yıllık toplantısı üçüncü gün ça­lışmalarına bugün saat 9.30 da «maliye ve teşkilâtn komitesinin gizli oturunıuyla  başlanmıştır.

Lüksemburg guvernörünün başkanlı­ğında, iş millet temsilcisinin iştirakiy­le yapılan ve burma guvernörünün raporunun müzakere edildiği bu top­lantı saat 10.00 a kadar sürmüştür.

guvernörler heyeti saat 10.30 da, mil­letlerarası Para Fonu Umum Müdürü İvar Rooth'un dün okumuş olduğu yıl­lık raporu müzakere etmsk üzere bü­yük salonda toplanmıştır.

Evvelâ celse başkanı, Mısır Maliye Nazırı Abdel MÜnim El Kaysunî, bir konuşma yaparak Reeth'a hazırlamış olduğu mühim rapor ile başarılı faarliyetin den dolayı teşekkür etmiş ve guvernorlere umumî müzakere zemini­ni hazırlamak için bazı şahsi müşahe­delerini zikretmiştir. Abdel Münim El Kaysunî bilhassa şu noktalara temas etmiştir.

Geçen yıl bir çok memleketlerde yük­sek seviyeli bir iktisadî faaliyet ve buna muvazi olarak da yüksek sevi­yeli bir milletlerarası ticaret do vara etmiştir, geçen yıl Birleşik Devletlerin iş faaliyetinde vuku bulan hafif tahavvüle kolayca uymak suretiyle bir çok memleketin göstermiş olduğu muvaf­fakiyet bu memleketler iktisadiyatının gittikçe gelişen kuvvetine bir delildir.

Son yıllarda, milletlerarası ödemelerde görülen kayda değer terakki, kısmen aza memleket] erce takip edilen sağlam para siyasetinin neticesidir.

Rapor, milletlerarası ödemelerdeki tahçrdatın azalması ve paraların konvertibili tesisinin arttırılması mevzuunda müstakar terakki adımları atıldığım göstermektedir

Ei Kaysuni bu arada Berelux Devletleri, Almanya ve Birleşik Devletlerin, paralarının transferabilitelerini  arttırmış olmalarını da takdirle kaydetmiş­tir.

Başkan iktisadi ve malî sahada muhte­lif memleketler tarafından kaydedilen terakkinin aynı seviyede bulunmadığını belirterek para fonunu müstakbel vazifesinin bu durumu etüdle, mez­kûr memleketlerin zorlukla karşıla şemalarındaki sebepleri araştırmak oldu­ğunu sö lemiştir

El Kaysuninin bu konuşmasını müte­akip sırayla Cenubi Afrika, Hindistan, İngiltere, TaylAnt, Seylan, Birleşik ingiltere, TaylAnt, Seylan, Birleşik Devletler, Avusturalya, Peru, Endo­nezya ve Afganistan guvernörleri söz alarak Fonun faaliyet raporları hakkında görüşmelerini bildirmişler, kendi memleketlerinin kalkınma hamlelerile iktisadî meselelerini izah ve istikbal için temennilerini izhar etmiş­lerdir.

Son olarak Türkiye guvernörü, para fonunun faaliyet raporu üzerinde şu konuşmayı yapmıştır;

Sayın Reis, guvernörler meclisinin muhterem azaları, bayanlar, baylar.

»Dünya ekonomisinin seyri hakkında toplu olarak ve gayet faydalı malû­matı muhtevi bir şeküde neşredilmesi bir an'ane halinde yerleşmiş bulunan milletlerarası Para Fonunun 10 uncu yıllık raporunu bu deîa da büyük bir takdirle ve zevkle tetkik etmiş bulu­nuyoruz. Gerek bu raporda ve gerek Para Fonunun Kıymetli İdarecisi Mr. Rooth'un izahatında tebarüz ettirildiği veçhile, son yıllarda milletlerarası Pa­ra Fonunun gayelerinin tahakkuku is­tikametinde mühim inkişaflar kayde­dilmekte bulunmasını büyük bir mem­nuniyetle karşılamak lâzımdır. Bunun­la beraber, delegasyonun, dünya tica­retinin sağlam essslar üzerinde tat­minkâr bir şekilde gelişmesinin ve ha­kikî ve yüksek seviyeli bir tediye mu­vazenesine ulaşılmasının, muhtelif şekillerdeki tahditlerin bertaraf edilerek bütün milletlerin paralan arasında de­vamlı bir konvertibiliteye gidilmesinin az gelişmiş ve iktisadî kalkınma saf­hasında bulunan milletlerin istihsal, ihracat ve satmalına kudretlerinin süratle arttırılmasına vabeste bulundu­ğunu bir kere daha tebarüz ettirmeği faydalı görmektedir. Bu itibarla ikti­sadî kalkınma safhasında bulunan tabiî ve beşerî kaynaklarını biran önce iş­letmeye açmak için büyük gayretler sarfeden memleketlerin karşılaştıkları mevzuların halli için hususî bir alâka gösterilmesi ic ab etmektedir.

Bu vesile ile geçen haziran ayında milletlerarası Para Fonunun kıymetli Umum Müdür Muavini Mr. Cocran'm değerli mesai arkadaşları ile birlikte Ankara'yı ziyaretlerinin ve kendileriy­le yaptığımız müşterek çalışmaların bi­zi son derece memnun etmiş bulun­duğunu kaydetmek isterim. Bu nevi toplantılar ve konsültasyonların gerek aza memleket ve gerek Para Fonu için çok faydalı olduğunda hiç şüphe yok­tur.

Heoinizi saygı ile selâmlarım aziz arkadaşlarım o Türkiye Maliye Vekili Hasan Polatkanm alkışlarla karşılanan konuşmasiyle saat 12.00 de umumi toplantıya son verilmiştir.

Saat 13,00 de »maliye ve teşkilât ko­mitesi ikinci bir gizli oturum yapmış ve böylece Banka ve Fonunun 10 un­cu yıllık toplantısı üçüncü gün çalış­maları sona ermiştir

Umumî heyet yarın sabah saat 10.00 da çalışmalarına  devam edecektir.

 Ankara:

Bu sabah şehrimize gelmiş olan mil­letlerarası İmar ve Kalkınma Banka­sı ve Para Fonu 10 uncu yıllık top­lantısına katılmak maksadiyle memle­ketimizde bulunan Amerika Birleşik Devletleri Maliye Nazırı Ekselans George Humprey serim izdeki temaslarını bitirmiş ve öğleden sonra saat 16.00 da hususî bir uçakla İstanbul'a hareket etmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri Maliye Nazırı Esenboğa Hava Meydanında Başvekil adma Hususî Kalem Müdü­rü Muzaffer Ersü, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Birinci Muavini Elçi Melih Eseabel,  Amerikan Büyükelçisi Avra 'Warren, Amerikan Askeri Yar­dım Heyeti Başkanı General Sheppart, milletlerarası işbirliği teşkilâtı Türkiye Misyon Mümessili vs Minncapolis Moline Umum Müdürü. Mr. Foss tarafın­dan uğurlanmjştır.

Amerika Birleşik Devletleri Maliye Nazırı Ekselans George Homprey Esenboğa Hava Meydanında kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatta bulunmuştur:

Reisicumhurunuz başta olmak üzere devlet adamlarınız bize karşı dünyaca malûm olan misafirperverliğinizin en güzel örneklerini gösterdiler. Burada devlet adamlarınızla iki memleketi alâkadar eden müşterek meseleleri kar­şılıklı olarak gözden geçirdik. Bu gö­rüşmelerin net ay içinden çok memnun olarak İstanbul'a dönmekteyim.

Ayrıca milletlerarası İmar ve Kalkın­ma Bankası ve milletlerarası Para Fonu konferansına katılan bütün de­legelere gösterilen kolaylıklarda ve güzel İstanbul'da toplanan konferansın organizesi hususundaki müstesna gay­retten dolayı Türk hükümetini tebrik­le teşekkürlerimi bildirmeyi de bir va­zife addetmekteyim».

 İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildiril­miştir:

1  Sayın halkımızın gösterdiği yakın ilgi ve iyi niyet dolayısiyle Örfi İda­reyi icabettir en şartlar hergün daha iyiye doğru inkişaf etmektedir.

2    Yapılmış olan tahriplerin sür'atle tamir edilmekte olduğunu görmek­teyim,  tamir   işinde     gecikenlerin   debiran evvel normal piyasa faaliyetine geçmeleri faydalıdır.

3    İş sahiplerinin rAntmamnı arttırmak için  15 eylül saat  12.00  den iti­baren yürürlükte olmak üzere serbest zaman saat 4.00 den saat 24.00 e ka­dar temdid edilmiştir.

8 Eylül 1955 tarih ve iki sayılı tebliğde saat 23.00 deki kayıt ve şartlar saat 4.00   ile   24.00   için   muteberdir.

                                                                  Örfi İdare KumAntanı

Korgeneral

            Nurettin Aknoz

15 Eylül 1955

 İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildiril­miştir:

1  Örfi İdarenin devamı müddetince, görevli askerî  kafilelerin  hareketleri­nin aksatılmaması için  aşağıdaki ted­birlere tam riayet edilmesini rica ederim.

a)    Sokak, cadde ve yollarda herhangi bir motorlu araç, atlı ve başıboş ara­balar, yükler, sAntıklar, sokak taşıtları ve emsali yapı malzemesi veya ticaret eşyasile her türlü eşya, yolları karşılıklı   gidiş   gelişe     mani  olacak  veya güçleştirecek veya sür'atle cereyan et­mesi   lâzım   gelen   askeri   gidiş   gelişi yavaşlatacak    surette    ihmal    edilmiş  durumda bırakılamaz.

b)    Örfi İdare görevlisi askeri birlikler, sorumlu personel tarafından açıl­mamış bu gibi tıkanıklıklar ile karşı­laştıklarında bunları kısa zamAnta bertaraf   etmek   zorunda      olduklarından malların ziyai sorumluluğu mal sahip­lerine   ait   olacaktır.     Sorumlu  trafik personeli de tıkanıklığı açmadıklarından dolayı Örfi İdare mahkemelerine  verileceklerdir.

2    Birinci maddedeki kayıtların şü­mulüne gümrük, antrepo depo ve emsali   bütün  yerler ile   iskele,   istasyon ve emsali yerler de dahildir.

3    Her nevi malların araçlardan indirilmesi  veya  araçlara yükletilmesi  esnasında da yol tıkanıklığı aynı kayıt­larla muameleye tabi tutulacaktır.

4    İlgililerin şiddetli cezalara çarpılmamaları ve zarar görmemeleri için dikkat ve itina ile hareket etmelerini rica   ederim.

                                                                  Nurettin Aknoz

                                                                      Korgeneral

                                                                                    Örfi İdare KumAntanı

 Ankara:

M. M. V. temsil bürosundan bildiril­miştir: Kore de 1 inci Amerikan Ko­lordusu KumAntanı 30 Ağustos Zafer Baramı münasebetiyle Korodeki Türk Tugayına aşağıdaki tebrik mesajını göndermiştir:

«Şahsen ve 1 inci Kolordu subay ve erleri namına 6 inci Türk Tugayının Zafer Bayramını bütün samimiyeti­mizle     kutlarız.

Dünya hürriyeti için yapılan mücade­lelerde Amerika'nın en sadık ve güve­nilir müttefiklerinden biri olarak hem muharebede, hem demokratik pren­siplerin tatbikinde göstermiş olduğu­nuz başarılarla bizim derin hürmet ve hayranlığımızı kazanmış bulunuyorsu­nuz. Bu bayramınızı sizinle beraber kutlamak bizim için büyük bir gurur vesilesidir.

1 inci Amerikan Kolordusu K.

Korgeneral 

                                                                                Montaguo

Ankara:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'm huzurlarıyle 1954 senesi haziran ayında temeli atılan Çatalağzı bölge elektrik santralı tesisatının birinci grubu bu­gün işletmeye açılmıştır.

Bilindiği gibi Kuzeybatı Anadolu böl­gesinin bu günkü ve gelecek yıllardaki elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak maksadiyle inşaları plânlastırılan elektrik santralları arasında Çatalağzı santralının da bir misli tevsii derpiş edilmişti.

Hâlen faaliyette olup takati 60.000 ki­lovat olan Çatalağzı santralı Zongul­dak kömür havzası ile İzmît, Darıca, Hereke ve İstanbul'a cereyan vermek­tedir. Tevsiat ise beheri 20 şer bin kilovattık üç gruptan müteşekkil ola­rak cem'an yine 60.000 kilovat üzerin­den programlaştırılmıştir.

Etibank'la İngiliz Metropolitan Vickers firması arasında kredi esasına göre yapılmış olan mukavele gereğin­ce tesisatın dış tediye kısmı muayyen taksitlerle 6 sene zarfında itfa oluna­caktır.

Santralın türbin, generatör vesaire gi­bi elektrik tesisatını teslim edecek olan Metropolitan Vickers firmasının yanında Babcock 'Wilcox Kazan firma­sı ve Braithwaite inşaat firmaları mu­kavelenin   aktini   müteakip   vakit   geçirmeden bir taraftan İngiltere'de makina ve tesisatın imalâtı, bir taraftan da Çatalağzı'nda inşaat faaliyetine geçmişler, müteakiben montaj iğlerini de program dahilinde hızla yürütmüş­lerdir.

Bu suretle bugün inşaat işleri hemen tamamen ikmâl edilmiş olduğu gibi 20.000 kilovatlik birinci grubun mon­taj ve tecrübeleri ikmâl edilerek iş­letmeye açılmıştır..

Montajları sür'atle ilerleyen ikinci ve üçüncü gruplar da program gereğince tesbit edilen zamanlarda 3 er ay fa­sıla ile ikmâl edilerek 60.000 kilovatlık tevsiatm tamamı 1956 mart niha­yetinde faaliyete geçmiş olacaktır. Bu suretle Çatalağzı termik bölge santralı mevcut birinci kısımla birlikte 120.000 kilovat takatla memleketimizin en bü­yük santrallarından biri olacaktır. Bu santral senede 600 milyon kilovat sa­at enerji üretecek, Zonguldak havza­sından maada, Karabük, İzmit, Kırık­kale sanayi merkezleri ile Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerimize ceyan verecektir.

 İstanbul :

Onuncu milletlerarası Bi?ans tetkik­leri kongresi bugün öğleden evvel, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda Maarif Vekili Ce­lâl Yardımcının yapmış olduğu bir ko­nuşma ile açıldı.

20 muhtelif memlekete mensup yüzden fazla delegenin ve bir o kadar da din­leyicinin katıldığı kongreyi Maarif Ve­kili Celâl Yardımcı şu konuşma ile açmıştır:

«Muhterem kongre azaları,

Milletlerarası onuncu Bizans tetkikleri kongresini açmak gibi ulvi bir vazife­nin ifasından şeref ve bahtiyarlık duyduğumu belirterek sözlerime baş­lamak  istiyorum:

Bugün burada bin yıllık hayatiyle ta­rihe mal olmuş büyük bir medeniye­tin, beş yüz seııedenberi Türk milleti tarafından kucaklanan, sevilen ve hi­maye edilen nadide eserlerini ve nur­lu müesseselerini gözden geçirmek im­kânım bulacaksınız bu hizmetlerinizin bizi pek memnun ve mütehassis ede­ceğini ifade etmekten zevk duyarım. Zira Türk milleti medeniyet dünyası­nın asarını bütün dünyanın olduğu ka­dar kendisinin de müşterek malı ve müşterek mirası addederek ona bu gözle bakmıştır. Onları tarihi şartları ve geçmiş devirlerin1 imkânları içinde en hassas, en kıskanç duygularla mu­hafaza ve himaye etmeyi bir vazife, ifasiyle mükellef bir dünya ve insan­lık hizmeti saymıştır.

Bu duygulardır ki, gelip geçmiş ve binnetiee uhdemize intikal etmiş bir çok milletlerin melrukâtı gibi Bizans medeniyetinin de eserleri üzerinde tit­reyen milletimiz bîr taraftan ve bütün imkânlariyle onları korumuş, bir di­ğer cepheden meçhulleri üzerinde araştırma yapmış, muktedir olduğu nisbette yenilerini meydana çıkarmış, bir taraftan da bu hasarın yanma, sa­ğma, kucak kucağa, cancana, yan ya­na yekd eğerin e meclup, biri ötekine hayran hayran bakan bir teviye Türk abidelerini Türk mimarisinin şaheser­lerini ilâve etmeyi asla ihmal etme­yerek türlü istikametlerden medeni­yet örneklerini tarihe mal etmekten fariğ kalmamıştır.

Aziz kongre azaları,

Böylece ve asırlar boyunca bugüne ka­dar sürüp gelen ve bundan sonra da sürüp gidecek olan bu mütenevvi, bu müstesna, bu cihanşümul Bizans ve Türk medeniyetinin eserlerinin, kaynağı, ocağı, yatağı ve hazinesi olan gözbebeğimiz canım İstanbulda toplanarak tarihi bir kere daha dile getirmek, tarih hazinesine yeni bîr şeyler daha katmak, beşeriyeti biraz daha aydınlatmak yolundaki azmimizi, arzu ve gayretimizi milletim ve hükü­metim adına paylaşır, bu teşebbüsü şükranla ve minnetle anarım.

Bu kutsi vazifeyi meslek edinmiş o Jan siz Bizantinoîoglarm ilmî bir anla­yışla ortaya koyacağınız her fikir bir gün yeni bir ufuk açacak, her buluş, tarihin noksan kalmış bir tarafını ta­mamlayacaktır. Dünyanın bellibaşh merkezlerinden İstanbul a gelen siz muhterem kongre azalarının Bizans medeniyeti ile ilgili sanat, arkeoloji, tarih, edebiyat, hukuk ve ilahiyat mevzularındaki tebliğlerini büyük bir alâka İle takip edeceğiz. Bu kıymetli tebliğlerden Türk ilim dünyasının da müstefid olacağı muhakkaktır, Bizans medeniyeti gibi tarihin en mühim bir devrini de sinesinde yaşatmış olan aziz vatanımızın, bazı bölgelerinde ya­pacağınız ilmî tetkik ve seyahatlerin size ve bize büyük faydalar sağlaya­cağından emin ve o nisbette de mem­nun ve müftehiriz.

Dünyaya mal ve beşeriyete vedia ol­muş medeniyetler karşısında ilmî an­layışını, takdirkârlığmı, himaye ve muhafaza duygularını tarih boyunca ispat eden milletimin bu hasletlerini ilmî ve müstesna değerdeki güzide bir heyetin huzurunda bir kere daha açıklamak imkânını verdiğiniz İçin de sizlere ayrıca müteşekkirim, ve şu­rasını ilâve edeyim ki, Ayasofya gibi muazzam bir eseri asırlarca ibadet­hane olarak kullanmasına rağmen bu­gün onu bir müze, daha doğrusu dün­yanın bir ibadethane ve ziyaretgâhı haline getirmekle Türk milletinin, cumhuriyet inkılâplarından sonra bu sahada ne merhaleler katettiğinin be­liğ bir ifadesini teşkil eder sanırım.

Muhterem kongre azaları,

Bu sözlerimde ne aşın bir iddia, ne de bir övünme payı vardır. Bunlar sadece dünya medeniyetine karşı görüş, an­layış, niyet ve duygularımızın halis birer İfadesinden ibarettir.

Bu hakikatlerin ışığı altında sizlere şunu  arzetmek isterim ki,

Tetkikleriniz, çalışmalarınız, etüdleriniz hasılı ilim alemine bizantoloji sa­hasında yeni değerler kazAntırmanız hususundaki bütün teşebbüs ve gay­retlerinize    müzaheret edeceğiz.

Zira sizin kazançlarınız tarihin ilmin kazançları ve bizim kazançlarımız olacaktır.

size en cAntan başarı dileklerimi bu­rada tekrar ederken aziz yurdumda iyi günler geçirmenizi, ruh ve gönül hoşluğu ile anılmağa değer intibalarla ayrılmanızı,

Tarih ve medeniyet aşkı ile dopdolu olan benliğimizden kazanarak ellerini­zi sıkan ellerimizin sıcaklığını bera­berinizde götürmenizi temenni ederken, Dünyaya armağan edeceğiniz eserler ve tebliğlerinizde objektif hükümlere istinad ederek yukardan beri açıkladı­ğım anlayış, niyet ve hassasiyetimizin asil varlığınızla sadık birer tercüma­nı olacağınızdan emin bulunduğumu arzeder kongrenizi açar, hepinizi hür­metle, muhabbetle selâmlarım.

Maarif Vekili Celâl Yardımcının al­kışlar arasında biten konuşmasını mü­teakip İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Fehim Fıratda Maarif Vekili ile kongrede hazır bulunanları selâmlaya­rak başlıyan konuşmasında ezcümle demiştir ki:

Milletlerarası Bizans tetkikleri kong­resinin bu toplantısını istanbul'da Üniversitenıiz dahilinde yapmağı karar­laştırmış olması bizleri çok sevindir­miş ve bu kararından dolayı yüksek kongreye müteşekkir bırakmıştır. Bu. suretle kıymetli çalışmalarmızı yakın­dan takip etmek fırsatı birçoklarımıza bahsedilmiş bulunmaktadır. Muhterem kongre üyeleri de İstanbul da ve ter­tip edilen gezilere uğrak teşkil eden memleketimiz mıntıkalarında eski Bi­zans eserlerini ve bu vesile ile de kıy­metli Türk eserlerini görmek ve tet­kik etmek fırsatını bulacaklardır. Bu eserlerin titizlikle muhafaza ve ihyası için sarfedilmekte olan gayretleri tak­dir edeceklerdir. Gerçekten bizler pa­ha biçilmez bu eserlerin, en kıskanç bir san'at aşkı ile, yurdumuzun ve bü­tün dünyanın kıymetli mirasları, me­darı iftiharları olduklarını bilerek sa­hibi bulunmaktayız.

Kongreye sunulmuş olan sanat ve ar­keoloji, tarih, edebiyat, hukuk, jeolo­ji gruplarına ayrılmış bulunan 200 ü mütecaviz kıymetli tebliğle bu kong­renin gördüğü umumî alâka göze çarpmakta ve şimdiden büyük mu­vaffakiyet vaad etmektedir. Biz kong­renizin lâyık olduğu muvaffakiyete ulaşmasını cAntan temenni ederken Üniversitemizin bütün imkân1ariyla sizlere faydalı olmağa amade bulun­duğunu  arz etmek isterim.

Kongreyi açmak lûtfunda bulunan muhterem Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Prof. Dr. Fuat Köprülüye ve muhterem Maarif Vekili Celâl Yardımcıya huzurlariyle şeref veren bütün misafirlerimize ve kongre Üye­lerine teşekkürlerimi arzederim

Bu kongrenin tertip ve tanziminde de­vamlı ve gayretli çalışmalarına şahit olduğum, başta Edebiyat Fakültemizin değerli Dekanı Prof. Dr. Arif Müfit Mansel olmak üzere, bütün tertip ko­mitesi üyelerine huzurunuzda Üniver­sitenin teşekkürlerini ifade etmek iste­rim.

Kongrenin başarılarla dolu geçmesini tekrar yürekten temenni eder hepinizi hürmetle selâmlarım.

Bundan sonra Fransız delegesi ve Mil­letlerarası Komite Umumî Kâtibi Prof. Dain, Almanyadan Prof. Dölger, İtalyadan Prof. Dominicis, Yugoslavyadan Prof. Ostro Govsky, Amerikadan Prof. Dvornik, İngiltereden Senkings, ve diğer delegeler söz alarak kongre­nin ehemmiyetini belirtmişler ve kongrenin İstanbul'da yapılmasından dolayı Türk hükümetine teşekkür et­mişlerdir.

Daha sonra kongre komitelere ayrıla­rak çalışmalarına başlamıştır.

 İstanbul :

Devlet Vekili Osman Kapani istifa et­miştir.

Ethem Menderes Millî Müdafaa Vekil­liğinden istifa etmiş ve Devlet Vekil­liğine tayin olunmuştur.

Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Prof. Fuat Köprülü Millî Müdafaa Ve­kâleti  Vekilliğine tayin  edilmiştir.

 İstanbul :

Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Ko­rur bugün Patrik Atenagorası ziyaret ederek pek müessif 6 eylül hâjisalerinden dolayı hükümet adına, Başve­kil Adnan Menderesin samimî teessür­lerini bildirmiş ve Patrik Atenagoras ise, hükümetin yüksek ve müşfik alâ­kasından, dolayı minnet ve şükranları­nı beyan ve ifade eylemiştir.

16 Eylül 1955

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes bugün saat l3.30 da İstanbul Vilâyetinde, millet­lerarası İmâr ve Kalkınma Bankasıyle milletlerarası Para Fonunun onuncu yıllık guvernörler toplantısı münase­betiyle memleketimizde misafir bulu­nan büyük Britanya Maliye "Vekili Austen Butler ile görüşmüştür.

Bu görüşmede Devlet Vekili Hariciye Vekâleti Vekili FatinRüştü Zorlu da hazır  bulunmuştur.

 İstanbul :

.Başvekil Adnan Menderes, beraberin­de Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı ve Milli Müdafaa Vekâleti Vekili Prof. Fuat Köprülü, Devlet Vekili ve Dahi­liye Vekâleti Vekili Ethern Menderes, Afyon Mebusu ve Kızılay Cemiyeti Reis Vekili Rıza Çerçel olduğu halde, bugün saat 17.30 da İstanbul Ticaret Odasına gelerek 7 eylül hâdiselerinde zarar görenlere yardım komitesi top­lantısında bulunmuştur.

Komite Reisi, Odalar Birliği Reisi ve Türkiye İş Bankası Umum Müdürü Üzeyir Avunduk Başvekilimize komite çalışmaları hakkında izahat vermiştir.

 İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bay ar beraberinde Riyaseticumhur Başyaveri olduğu hal­de bugün uçakla İzmir'den İstanbul'a gelmiş, hava meydanında Başvekil Adnan Menderes, Başvekil Yardımcısı ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Pro­fesör Fuat Köprülü, Devlet Vekili ve Dahiliye Vekâleti Vekili Ethem Men­deres, Devlet Vekili ve Hariciye Ve­kâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Maarif Vekili Celâl Yardımcı, erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili Orge­neral İsmail Hakkı Tunaboylu, Birin­ci Ordu Müfettişi ve Örfi İdare Ku­mAntanı Korgeneral Nurettin Aknoz ile Merkez KumAntanı ve Emniyet Müdürü  tarafından  karşılanmıştır.

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes'e gönder­diği bir hey'et vasıtasiyle Ermeni Pat­riği 6 eylül gecesi vuku bulan hâdi­seden İstanbul'un maruz kaldığı elem­den dolayı duyduğu teessürü ifade etmiş ve hükümetçe alınan tedbirlerden ötürü şükranlarını bildirmiştir.

. İstanbul :

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası ve milletlerarası Para Fonu 10 uncu yıllık toplantısı son iki oturu­mundan birincisi bu sabah saat 10.00 da Mısır Maliye Nazırı El Kaysunî'nin başkanlığında başlamıştır.

. Celse açıldığı vakit ilk sözü Fon Mü­dürü Mr. Rooth almış ve milletlerarası Para Fonunun yıllık faaliyet raporu üzerinde cereyan etmiş olan müzake­releri netice lendirici mahiyette bir ko­nuşma yapmış ve muhtelif guvernörlerin rapor hakkındaki ileri sürdükle­ri fikirlere teşekkür etmiştir.

Uumum Müdür bu arada Fonun istik­bale ait projelerini açıklamış ve de­legelerin memleketlerine dönüşlerinde yine Fonun gayretlerini desteklemele­ri temennisini izhar etmiştir.

Müteakiben, adliye ve teşkilât komitesi tarafından hazırlanan rapor okunmuş bu hususta heyeti umumiyenin tasvibi alındıktan sonra celseye ara verilmiş­tir.

Kapanış oturumu:

Guvernörler meclisi son oturumu saat 11.00 de Mısır Millî Bankası Guvernörü Zeki Saad'İn başkanlığında yap­mıştır.

Celse ağılınca Reis «müşterek usûl» komitesinin hazırladığı raporun tezek­kür edileceğini bildirmiş ve sözü ko­mite raportörü Batı Almanya delege­sine vermiştir.

Müşterek usûl komitesi raporunda tek­lif edilen noktalar şunlardır:

  Komite   11  inci  yıllık  toplantısı­nın, Amerika Birleşik Devletlerinin vaki daveti üzerine 1956 eylül ayının ikinci   yarısında  'Washington'da  yapıl­masını,

'11 inci yıllık toplantı başkanlığına Meksika Guveroörünün ve başkan ve­killiklerine   Amerika,   İngiltere,  Fran­sa,   Hindistan  ve Çin   guven öderinin seçilmesini,

3  Müşterek usul komitesinin gele­cek yıl Meksika guvernörünün başkan, lığında Irak, Danimarka, Avustralya, Bolivya, Birmanya, Çin, Fransa, Yu­nanistan, Hindistan, İngiltere, ve Amerika guvernörlerinden teşekkülünü teklif eder.

Müşterek usûl komitesi raporunun mü­zakere ve kabulünden sonra Reis Zeki Saad söz isteyen bir çok guvernörler bulunduğunu bildirmiş ve ilk sözü Meksika guvernörüne vermiştir Mek­sika guvernörü memleketinin gelecek yıl toplantısına başkanlık etmek üze­re seçilmiş olmasından dolayı guver­nörler meclisine teşekkürlerini bildir­miş, müteakiben şöyle demiştir:

Onuncu yıllık toplantı dolayısiyîe Tür­kiye'de görmüş olduğumuz hakikaten üstün misafirperverlikten dolayı Türk hükümetine ve Maliye Vekili Bay Polatkana sonsuz teşekkürlerimizi bildir­mek isterim.

Türkiyeyi öven karar suretinin kabu­ Müteakiben HollAnta guvemörü söz almış ve gelecek toplantı başkanı Meksika guvernörünü tebrik ettikten sonra şunları söylemiştir:     

«Onuncu yıllık toplantının bu güzel memlekette yapılmış olmasından dola­yı büyük memnunluk duymaktayız. Türk hükümetinin bizlere kargı gös­termiş olduğu pe nazik misafirperver­likten dolayı minnet ve şükranlarımı­zı bu vesileyle bildirmek isterim. Bu noktadan hepimizin müttefik bulun­mamız hasebiyle guvernörler heyetine HollAnta delegasyonu adına bu hisle­rimizin ifadesi olmak üzere bir karar sureti teklif ediyorum o da şudur:

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası ile milletlerarası Para Fonu, gös­termiş oldukları çok zarif misafirper­verlikten dolayı asil Türk milletine ve Türk hükümetine en samimi taktir hislerini ifade ederler. Her iki mües­sese aynı zamAnta onuncu yıllık top­lantının bu derece başarılı olmasını temin yolunda göstermiş oldukları bü­yük gayret ve hizmetten dolayı Tür­kiye Guvernörü ile yardımcılarına ve müşavirlerine hassaten teşekkür ederler».

Reisin reye koyduğu bu karar sureti guvernörler meclisi tarafından sürek­li alkışlar arasında ittifakla tasvip ve kabul olunmuştur.

Amerika Maliye Nazırının söyledikleri:

Daha sonra söz alan Amerika Maliye Nazırı George Humphrey memleketi­mizi Övmekle söze başlamış ve demiş­tir ki:

Banka ve Fonun yıllık toplantıların­dan birinin daha sonuna gelmiş bulu­nuyoruz. Amerika Birleşik Devletleri heyeti adına dost Türkiye toprakların­da ev sahiplerimizin bizi neşelendir­mek ve rahat ettirmek hususunda en ufak teferruatına kadar göstermiş ol­dukları fevkalâde büyük alâka ve iti­nadan dolayı duyduğumuz minnet ve şükran  hislerini  ifade   etmek  isterim.

Amerika Maliye Nazırı toplantı baş­kanları ile delegeleri de selâmlamış ve bu toplantı vesilesiyle yapılan karşı­lıklı görüş teatilerinden elde edilen faydalar üzerinde durmuş ve konuş­masını  şöyle bitirmiştir:

.(Şimdilik allahaısmarladık gelecek yıl hepinizi 'Washington'da görmek iğin büyük bir sabırsızlıkla bekliyeceğiz».

Endonezya Guvernörünün sitayişkâr sözleri:

Amerika Maliye Nazırından sonra ko­nuşan Endenozya Guvernörü, geçmişte şu veya bu meseleler üzerinde insan­lar arasında görüş farkları olmakla beraber bazı hususlarda ittifak edile­bilmesinin mühim olduğunu belirterek demiştir ki:

Hepimizin istisnasız kabul edeceğimiz bir husus varsa, o da şüphe yok kî, bu kadîm ve ebedî İstanbul şehrinde bulunmuş olmamızın bizler için büyük bir mazhariyet teşkil etmesidir.

Hattâ mensup olduğum delegasyon için buradaki ikametimizden duydu­ğumuz memnunluğun ayrı sebepleri de vardır. Türk milletiyle milletimiz ara­sında asırlar boyunca devam edegelmiş münasebetler mevcuttur. Zarif minareleri göklere yükselen sayısız şahane camilere gurur ve hayranlıkla baktığımız zaman kendimizi evimizde hissettik. Endonezya delegasyonuna olduğu gibi diğer bütün delegasyon­lara da buradaki çok kısa ikâmetimiz sırasında göstermiş oldukları nezaket, dostluk ve misafirperverlikten dolayı ev sahibimiz olan Türk hükümetine karşı en hararetli teşekkürlerimi bil­dirmek benim için hem bir vaife ve hem de büyük bir zevktir.

Milletlerarası İmar ve Ka]kmma Ban­ka siyle Para Fonu, Doğu ve Batı mil­letlerinin temsil edildikleri hirer mü­essesedir." Doğuyla Batının sık sık kar­şılaştığı bir çok şehir zikredebiliriz. Doğu ve Batı bir çok kanlı savaş sa­halarında kargı karşıya gelmişlerdir, fakat onlar ayni zamAnta bir çok sa­halarda, siyaset ve diplomaside, san'at ve ilimde ticaret ve endüstride barış yolu ile de karşılaşmanın usullerini bilirler.

İşte biz burada, İstanbulda, içinde Do­ğu ve Batının emareleri bulunan bir medeniyetin nasıl büyük bir ihtişam ve dirayetle .yükseldiğini, bizzat mü­şahede ettik. Bu şahane şehrin barış İşinde kazAntığı zaferleri, daha iyi bir dünyanın kuruluşu hususundaki gay­retlerimize bir ilham kaynağı olmasını temenni ederim.

Filipin GuvernÖrünün sözleri,

Daha sonra konuşan Filipin Guvernörü demiştir ki:

^Mümtaz meslektaşlarım gibi hen de Türk hükümetine ve Türk milletine bilhassa teşekkür etmek isterim. Doğu ile Batının telâki noktası olan bir top­rakta bulunduğumuz için Rudyard Kipling'in bir sözü hatırıma geldi: «Doğu Doğudur. Batı da Batı, ve hiç bir zaman ikisi telâki etmiyccektir. Fakat miizaker elerimiz i yaptığımız bu fevkalâde güzel şehrin bu tefriki ya­lanladığını  bizzat  müşahede   ettim™.

Çin GuvernÖrünün söyledikleri,

Hindistan ve Yugoslavya guvernörlerinden sonra söz alan Çin Guvernörü demiştir ki:

«Evvel emirde şunu söylemek İsterim ki. Avrupayla Asya arasında bulunan ve tarihinin azametiyle modern mede­niyetinin parlaklığı birbiriyle rekabet eden bu güzel İstanbul şehrinde top­lanmış olmamız bizim için fevkalâde mes'ut bir vesile olmuştur. Siyasî ve iktisadî sahalardaki Türk rönesansımn dinamik tarihi hepimize büyük bir il­ham kaynağı teşkil etmektedir.

Asya milletleri için, Türkiye hürriyet ve demokratik müesseselerin prensip­lerini müdafaa eden kuvvetlerin kilit noktasıdır. Türkiye hükümetinin bu­radaki ikametimiz esnasında bize gösterdıği büyük misafirperverlik ve üniversite İdarecilerinin sağladıkları kolaylık konferansın muvaffaky etinde, amil olmuştur. Murahhas heyetim de ev sahibi memleket ve ev sahibi de­legasyona, en hararetli bir şekilde te­şekkür etmek İçin diğer memleketlerin heyetleriyle beraberdir».

Çin Guvernörü sözlerini şöyle bitir­miştir:

«Konferans esnasında, bizlere takdim edilen broşürler içinde en iazla oku­nan, kanaatimce, Türk atasözlerini derleyen bir küçük kitap olmuştur. Kendim de bu kitabı tekrar tekrar okuyarak faydalAntım ve zevk duydum. Gördüm ki Türk şuuru asırların muhassalasidır. Yalnız burada bulduğum atasözleri arasında bir tanesini istisna etmek istiyorum ki bu:

»Ne zenginin borçlusu ne de fakirin alacaklısı olma» diyor. Kendimize gü­venelim ve bunlardan her hangi biri olmaktan korkmiyalim. Zira zengin de fakir de aynı mukaddes gayeye doğru yürümektedir: Hürriyet ve ilim...

Avustralya GuvernÖrünün sözleri,

Çin Guvernöründen sonra Dominik Guvernörü de konuşmuş ve memleke­timizde gördüğü hararetli hüsnükabulü ifade etmiştir. Kendisinden sonra konuşan Avustralya Guvernörü şunla­rı söylemiştir:

o Bay Başkan, guvernörler, bayanlar ve baylar, büyük dostumuz ev sahibi Türk hükümeti tarafından bİ2İere kar­şı gösterilen hararetli ve cömert misa­firperverlikten dolayı minnet ve şükTanlarımızı benden cr.ce ifade etmiş ci­lan meslekdaşlanmın hislerini payla­nırım. Türkiye'ye gelmekle uzun zamAntahberi içimde beslediğim bir ar­zuyu tahakkuk ettirmiş bulunuyorum. Avustralyalı vatAntaşlarım Türk si­lâhlı kuvvetlerinin savaş kabiliyetine ve yüksek kahramanlığına daima say­gı duymuşlardır. Son zamanlarda Ko­re'de de askerlerimizle omuz omuza savaştılar. Türk askerlerinin cesaret ve feragatinin hur dünya davasının müdafaasında büyük ölçüde yardımı olmuştur ve onların bu vasıfları Avustralyalı askerlerin kendilerine kar­şı besledikleri saygıyı bir kat daha arttırmıştır.

Türkiye Maliye Vekilinin bizlere karşı ibzal buyurduğu şahane misafirper­verlikten dolayı kendisine pek çok şey borçluyuz. Onun bu hararetli hüsnükabulü, Avustralya delegasyonu aza­larının zihinlerinde silinmez hatıralar bırakmıştır.»

Avustralya Guvernörü, toplantının sor. derece başarılı olması hususunda gay­ret sarfeden Banka, Fon ve Türk per­soneline teşekkürlerini bildirerek ko­nuşmasına son vermiştir.  ■

İngiltere Maliye Nazırının konuşması,

Lâtin Amerika, öirmanya ve Bolivya güvernörl erin den sonra söz olan İngil­tere Maliye Nazırı Butler de. 10 uncu yıllık toplantı dolayisîyle İstanbul'da gördükleri an'an evi Türk misafirper­verliğini övmüş ve Türk hükûmetile Maliye Vekiline bilhassa teşekkürleri­ni bildirmiştir. Müteakiben Afganistan Guvernörü konuşmuş, ondan sonra da Maliye Vekilimiz Hasan Polatkan şu konuşmayı yapmıştır:

Reis beyefendi, guvernör arkadaşlarım, muhterem misafirlerimiz.

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kasının ve milletlerarası Para Fonunun 10 uncu yıllık toplantısının, memleke­timde, tarihî ve güzel İstanbul'umuzda yapılmış olmasından dolayı duyduğu­muz memnuniyeti bir kere daha ifade etmekle bahtiyarım.

Bu toplantı münasebetiyle, başda Reis beyefendi olmak üzere, söz alan gu­vernör arkadaşlarımın, memleketimiz ve milletimiz hakkında gösterdikleri samimî alâkaya, söyledikleri takdirkâr ve çok güzel sözlere karşı teşekkür ve minnettarlıklarımızı beyan etmekle zevkli bir vazife yapmaktayım.

Bu vesile ile, HolAnta GuvernÖrünün nazikâne teklifi üzerine guvernörler heyetince ittifakla kabul edilen karar suretinden dolayı fezkalâde şeref duy­duğumuzu ilâve etmek isterim.

Dünyanın birçok mühim stratejik böl­gesinde asırlar boyu ma:inin ve büyük bîr medeniyetin sahibi olan genç ve enerjik bir millet büyük bir kalkmna hamlesi içinde bulunmaktadır.

Türkiye, yer altı ve yer üstü çok bü­yük iktisadî imkânlara malik, her tür­lü istihsali arttırma ve sanayini kur­ma yolunda, gelecek olan yabancı sar­ın ay ey e karşı en geniş imkânları ya­bancı sermayeyi teşvik kanunu ile tarsin ve temin eden bir memlekettir.

Bu toplantı vesilesiyle memleketimizi teşrif etmiş bulunan güzide zevatın yurdumuzun içinde bulunduğu enerjik kalkınma gayretlerini yakından müşahade etmek fırsatını bulmuş olma­ları, bizim için, ayrıca bir bahtiyar­lık teşkil etmektedir

Bizler, birlikte geçirdiğimiz günleri ve bu toplantıyı daima büyük bir zevkle  hatırhyacağız.

Muhterem misafirlerimizin de memle­ketimizden güzel hatıralarla avdet edeceklerini ümit ediyorum.

Kendilerini, muhtelifines'ut vesilerle, memleketimizde tekrar görmek ve mi­safir etmek arzusu ile hepinizi mille­tim, hükümetim ve delegasyonum adına hürmetle selâmlarım.

Teşekkür ederim Muhterem Reis.

Maliye Vekilimiz Hasan Polatkan'ın sürekli alkışlar ve tezahürat arasında sona eren bu konuşmasından soma Reis başka söz isteyen olup olmadığını sormuş, konuşacak kimse olmadığı ci­hetle 10 uncu yıllık toplantı başkanı sifatiyle kapanış konuşmasını yapmış­tır.

Mısır Millî Bankası Guvernörü Zeki Saad,   Banka ve Fonun  toplantılarına başkanlık etmekten dolayı kendisinin ve Mısır Maliye Nazırı El Kaysunî'nin duydukları şerefi ifade ettikten sonra toplantıya iştirak eden guvernörlerü ve misafirlere teşekkür etmiş, ve Tür­kiye hakkında şunları söylemiştir:

«10 uncu yıllık toplantımızın bu kadar başarılı geçmiş olmasının en büyük şe­ref payının nazik ev sahiplerimiz Türk dostlarımıza ait olduğunu hepinizin tasvip edeceğinden eminim. Bu tarihî toplantı mahallinde Türkler bizi, kendilerine has an'anevi misafirperverlikleriyle ağırladılar ve hiç bir şey esirgemediler. Şanlı ve şerefli tarih­lerinin en güzel örneklerini ve modem Türkiye'nin hayranlık veren başarılarını bizlerle paylaştılar. Mümtaz mes­lektaşlarımız Türk Guvernörüne ve onun vasıtasiyle Türk hükümetine ve Türk m iletin e en simamı minnet ve şükran hislerimizi ifade etmeme mü­saadenizi rica ederim».

Zeki Saad, guvernörlere hayırlı yolcu­luklar temennisiyle sözlerini bitirmiş ve milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası ile milletlerarası Para Fonu 10 uncu yıllık toplantısının sona erdi­ğini bildirmiştir.

17 Eylül 1955

 Ankara:

Bundan kısa bir müddet evvel Bonn'­da bulunan Zafer Gazetesi İ.tihbarat Şefi Turhan Dilligil Federal Almanya Cumhuriyeti Hariciye Nazırı Ekselans Brentano ile Türkiye ve Batı Alman­ya arasındaki ticarî, İktisadî ve sivssî münasebetler hakkında, bir mülâki yapmıştır. Turhan Dîtligil'in sorduğu sualler ve Brentano'nun verdimi ce­vaplar aşağıdadır:

Sual  Nato camiasının siyasî ve askerî mukadderat birliğine Almanya'­nın da katılmış olması Türkiye'de bir memnunluk yaratmıştır. Nato ve bu birlikten beklenen hizmetler hakkın­daki noktai nazarınızı izah eder misi­niz?

Cevap  Nato kuruluş itibariyle hürrivet ve sulh hi?m"ti için müşterek müdafaa  gayesini   güden  bir  teşkilâttır. Bu teşkilât âzası bulunan devlet­lere, daha üstün emniyet sağlamakla ve Üçüncü bir devletin tecavÜ7ünden korumakla kalmayıp kendi azalarının da tecavüzkârane hareketlerini imkân­sız kılmakta ve bu suretle bütün Av­rupa'nın sulh içinde bulunmasına hiz­met etmektedir. Bundan maada Nato askeri kuvvetlerinin hakikî miktarının tesbitini ve silâhlanmanın kontrolünü deruhte etmiş bulunmaktadır. Alman­ya Nato teşkilâtı vasıtasiyle samimi dostu Türkiye'ye bağlı bulunduğundan çok mes'uttur.

Sual  İkinci Dünya Harbi sebebiyle inkıtaa uğramış ve şimdi yeniden baş­lamış bulunan TürkAlman işbirliği­nin inkişafı hususunda neler yapılma­lıdır?

Cevap  Federal Almanya Cumhuri­yetinin kuruluşundan beri, yâni eylül 1949 dan itibaren TürkAlman nıünasebatmda eski ananevi dostluğun her iki memleket arasında inkişafı için çalışılmaktadır. Evvelemirde diploma­tik münasebet tekrar temin edilmiştir. Alman Şansölyesi Dr, Adenauer'in 1954 yılı mart aymda Türkiye'ye yantıih ziyaretle, Türkiye Başvekili Ek­selans Adnan Menderes ve o zaman Hariciye Vekili bulunan Ekselans Prof Fuad Könrülü'nün 1954 yılı ekim avmda Almanya'ya yaptıkları ziyaret­lerle TürkAlman ananevi dostluğu tekrar samimî bir şekilde canlanmış­tır.

Geo politik durumumuzun birbirine benzevişi, müşterek olan Gayelerimiz ve dünya siyasî mes'eleleri hakkında eörüs birliğimiz. dostluğumuzun esas­lı bir şekilde temeli elestirilresi te­min etmiş bulunmaktadır. Almanya'­nın tekrar hür olarak birleşmesi İçin Türkiye hükümetinin gösterdiği alâ­kaya Alman milleti bilhassa çok mü­teşekkirdir.

Sual  Bes yıldan beri büvük bir kal­kınma ve cihaz!anma hareketine giriş­miş bulunan Türkiye'nin bu günkü ve gelecekteki durumunu nasıl mütalâa ediyorsunuz?. Avrupa ve dünva muva­cehesinde Türkiye'nin iktisadi. zirve ve sanaî kalkınması sizce ne gibi tesirler yaratabilir?

Cevap  Federal Almanya hükümeti Türkiye'nin iktisadî sahalarda yaptığı büyük kalkınma hamlelerini derin bir alâka ile takip etmektedir. Bu kalkın­ma hamleleri neticesi olarak Türk milletinin hayat stAntardı yüksek se­viyeye erişmiş olacaktır. Federal Cum­huriyetin bu kalkınmadaki alâkasının en büyük delili, mahdut olan imkân­lar dahilinde işbu kalkınmaya yar­dımda bulunmasıdır. Almanya sanayii Türkiye'ye malzeme göndererek Tür­kiye iktisadiyatının kalkınmasına ve lüzumlu kredileri temin etmesine yar­dım etmektedir. Geçen senenin aralık ayındaki iktisadî görüşmeleri sırasında federal Cumhuriyet Hükümeti veril­miş olan kefalet ve garantilerden baş­ka ayrıca 225 milyonluk bir kredi için garanti deruhte etmiş bulunmaktadır. Bununla bir çok Türk kalkınma pro­jelerinin tahakkuk ettirileceği bizi çok sevindirmektedir.

Türkiye'nin iktisadî kalkınması ile muvazi olarak Türk milletinin de ha­yat seviyesi yükseleceğine göre, Tür­kiye'nin diğer memleketlerle olan dış ticarî münasebatı da inkişaf edecek­tir. Bu inkişaf bütün Avrupa'nın menfaatine olacaktır.

Sual  Ticarî sahadaki Türk Alman münasebetlerinin durumu memnuni­yet verici midir? Bu mevzuda daha başka neler yapılabilir?

Cevap  Türkiye Alman iktisadiyatı İçin yalnız bir mühim ihracat mera leketi olmayıp aynı zamAnta Türkiye Almanya için ham madde ve ziraî mahsul temin eden bir memlekettir. Türkiye'nin 1950 yılında Almanya'ya japtığı ihracat 218 milyon Dm. iken bu ihracat 1954 senesinde 300 milyon Dm. a yükselmiş bulunmaktadır. Aynı zaman zarfında Türkiye'ye olan Alman ihracatı 236 milyondan 331 milyon Dm. a yükselmiştir. Sonbaharda Bonn'­da TürkAIman iktisadî görüşmeleri yapılacası kararlaştırılmıştır. Bu meyAnta TürkAIman dış ticareti ile alâkah hususlar da esaslı surette mü­zakere edilecektir. Bilhassa Almanya'­nın Türkiye'ye fazla ihracat yapması üzerinde tetkikler yapılacaktır.

Sual  22 temmuz'da Kütahya'da azot sanayi tesislerinin ve 24 temmuz'da İzmir'de dikişli boru fabrikasının te­mel atma merasimlerinde tesislerin kurulması için yapılan TürkA İman işbirliği münasebeti ile: Türkiye Baş­vekili ekselans Menderesin yaptığı ko­nuşmalarında Türk hükümetinin ve Türk miletinin hislerine tercüimn olarak duyulan memnuniyeti ifade et­miştir. Türk miletini çok sevindiren bu işbirliğinin temadisi hususunda ne düşünüyorsunuz? Ve bu husustaki Al­man   noktai  nazarını   açıklar   ıhısınız?

Cevap  Geçenlerde Türk sınaî te­sislerinden bazılarının atılan, temelleri Türkiye ile Federal Almanya Cumhu­riyeti arasındaki iyi iktisadî işbirliğini daha da kuvvetlendirmiş bulunmakta­dır. İşbu tesisler Alman firmalarının iştiraki ile ve yukarıda bahsi geçen kredilerle kurulacaktır. Sayın Başvekil Adnan Menderes'in bu münasebetle Türkiye'nin kalkınmasında Alman yardımı hakkındaki takdir ve tasvip eden beyanatını Alman iktisadiyatı büyük memnuniyetle kaydetmiştir. Gelecek müzakerelerde istikbalde Türkive ile daha verimli işbirliği te­sisi için imkânlar bulunması Alman iktisadiyatını çok memnun edecektir.

Sual  Bütün dünyavı alâkadar eden Alman birlisinin tahakkuku hususunda Moskova görüşmelerinden ümitvar mı­sınız? Moskova ziyaretinizden Avruna sulhu ve Alman birlimi için hayırlı neticeler vereceğine inanıyor musunuz?

Cevap  Bu müzakereler Alman Sovyet münasebatınm normal bir duruma girmesini hazırlıyaçaktır. Bunun için çok dikkatli ve sabırlı olmak icabeder. Almanya'nın bölünmüş olması hiç bir zaman iyi bir münasebata esas olamaz. Normal durum için yanılacak müza­kereler ancak o zaman bir mâna ifa­de eder ki, Almanya'nın birleşmesi temin edilebilsin, Alman siyasetinin üstün gavesi olan memleketimizin bir­leşmesinin hürriyet ve sulh içinde ya­pılmasının hemen busundan yarına mümkün olmıyacağını bilmekteyiz.

Almanya'nın tekrar birleşmesi kısa veya uzun bir zaman sonra muhakkak tahakkuk ederektir. Buna Beben yalnız Alman milletinin ürrte birinin esaret altında yagaması değildir. Aynı zamAnta Avrupa'da sulh ve sükûnetin tekrar avdeti için elzem bulunmasıdır. Emni­yet anlaşmaları ki, »Status Quo» ola­rak Almanya'nın bölünmesi esasına dayanır., çok hayalîdir, ümit edem ki Sovyet hükümeti bu noktai nazarı hiç bir zaman unutmıyacaktır.

 Ankara:

Brezilya Millî Bayramı münasebetıle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Bre­zilya Reisicumhuru Ekselans Jaoao Cafe Filho arasında tebrik ve teşek­kür telgrafları teati edilmiştir.

    İstanbul

KumAntanlığından  tebliğ edilmiştir.

1  Örfi İdarenin devamı müddetince görevli askerî kafilelerin hareketleri­nin aksatılmaması için aşağıdaki ted­birlere tam riayet edilmesini rica ederim.

a)    Sokak, cadde ve yollarda her hangi bir motorlu araç,atlı ve başıboş arabalar, yükler, sAntıklar, sokak taşlan ve emsali yapı  malzemesi   veya ticaret eşyasiyle her türlü eşya yolla­rı karşılıklı  gidiş  gelişe   mâni  olacak  veya  güçleştirecek veya süratle cereyan etmesi lâzım gelen askeri gidiş gelişi yavaşlatacak surette ihmal edilmiş durumda  bırakılamaz.

b)   Bunların sahipleri hakkında  askerî trafiğin aksatılması yükünden  Örfi İdare icaplarına göre kanunî  işlem yapılacaktır.

c)    Şehir trafiği ile ilgili bütün trafik personeli  görevli  polisler,   JAntarma ve inzibat erleri kendi bölgelerinde bu gibi tıkanıklıkları derhal açacaklar ve müsebbiplerini   kendi bölgelerindeki Örfi İdare makamlarına teslim edeceklerdir.

el) Örfi İdare görevlisi askerî birlikler, sorumlu personel tarafından açılma­mış bu gibi tıkanıklıklar ile karşılaş­tıklarında bunları kısa zamAnta ber­taraf etmek zorunda olduklarından malların ziyaı sorumluluğu mal sahip­lerine   ait   olacaktır.     Sorumlu   trafik personelide tıkanıklığı açmadıkların­dan dolayı Örfi İdare mahkemelerine verile çeklerdir

 Birinci maddedeki hayıtlann şumûlüne gümrük, antrepo depo ve em­sali bütün yerler ile iskele, istasyon ve emsali yerler de dahildir.

 Her nevi malların araçlardan in­dirilmesi veya araçlara    yükletilmesi esnasında da yol tıkanıklığı ayni kayıtlarla muameleye tâbi tutulacaktır.

İlgililerin şiddetli cezalara çarpılmamaları ve zarar görmemeleri için dikkat ve itina ile hareket etmelerini rica ederim.

                                                     Örfi İdare KumAntam

                                                                Korgeneral

                                                     Nurettin Akiıoz

18 Eylül 1955

Ankara:

Beynelmilel Kalkınma Bankası ve Pa­ra Konferansına Cenubi Kore hükü­meti adına katılmış olan Kore Banka­sı Umum Müdürü Mister Kim, mua­vini ile birlikte, İstanbul'dan Ankara'­ya gelerek Anıt Kabri ziyaret etmiş ve Hariciye Vekâletimizle temas ede­rek Koreli'lerin Türkiye'ye karşı sev­gi ve teşekkür hislerini ifade etmiştir. Bilâhare İstanbul'a dönmüş olan Mü­şarünileyh, bugün memleketimizden ayrılırken Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

»Kore Cumhuriyetinin gayri resmî bn' elçisi sıfatile, Türk milletine en derîn ve en samimi şükran, kardeşlik ve hürmet hislerini getirdim. Dünya'da hiç bir memleket, müşterek tehlike olan komünizme karşı sizin kadar kud­retle karşı koymamıştır. Sizin ve be­nim memleketlerimiz aynı safda çar­pışmakta ve gayeleri de aynıdır.

Kore Harbindeki çok esaslı yardımla­rından dolayı Türk milletine tgşskkûr kür etmek isterim. Kore'de, Türk as­kerleri hakikaten şanlı sayılabilecek bir hatıra bıraktılar. Onların muhare­bedeki kıymet ve azimleri hakikaten efsanevî olmuştur. Bugün dahi evlâtlarmızdan beş binden fazlası komünist tecavüzünün tekerrürüne karşı mem­leketimizi himaye etmektedir. Duydu­ğumuz şükran hisleri kelimelerle tamamen ifade edilemez.

Koreli'ler, sizinle kardeşlik bağlarımı­zın her zamankinden daha farla takvi­yesi için her şeyi yapmak arzusunda­dırlar. Esasen benim, bu büyük mem­leketin hükümet merkezi olan Anka­ra'yı ziyaretimin gayesi de buna ma­tuftur.

Refahınızın devamı için en hakiki te­mennilerimi tekrar sunar, ebedî kar­deşliğimiz için dua ederim.

19 Eylül 1955

 İstanbul :

Maarif Vekili Celâl Yardımcı, bu sa­bah saat 10.00 da, Yıldız Sarayı Şale Köşkünde toplanan, ikinci milletler­arası Üniversiteler Derneği kongre­sini şu konuşma ile açmıştır:

»Milletlerarası Üniversiteler Derneği­nin muhterem azaları, dünyanın ve memleketimizin her türlü hürmet ve muhabbete lâyık bilginlerini ve büyük kıymetlerini, san'at ve İrfan şehrimiz ulan istanbul'da bir arada görmek ve selâmlamaktan şeref ve bahtiyarlık duyduğumu arz etmek isterim. Hoş gel­diniz...

Davetimizi kabul ile teşrifinizden ve ilim tarihine böyle bir faaliyet sahifesi ilâve basvurmanızdan dolayı hü­kümet adına hepinize teşekkür ederin). Pek günde aşasiyle tanışmak şerefini kazAntığımız böyle bir konferansın memleketimizde aktedilmiş olmasının msnâ ve delerini müdrik olarak top­lantılarınızın iyi bir şekilde cereyan etmesini ve çalışmalarınızın en iyi şartlar içinde semere vermelini temin müâhazasivle bütün imkânlarımızla sizlere müzaherette bulunmayı zevkli vazifelerimizden biri addetmekteyim.

Dünva. medeniyetinin biri üzerine kuruduğu. dünya milietlerinin iç ve dış haklarının ve büfriveilerinin aydın insanların rehberli ide ve onların irşadı ile doğup geliştiği, bu sayede kanunun hükümlerine intikal ederek te­minat altına alındığı aynı yoldan en kavi örf ve ahlâk düsturları halinde cemiyetin bünyesinde taazzuv ederek hükümran olduğu artık herkesle bili­nen  bir hakikattir.

Bu vadide dünün olduğu kadar bu günün ve yarının düşüncesini ve ak­siyonunu hazırlayan modern cemiyetteki rolün, en mühimi demokrat bir devlet hayatının gelişmesindeki hiz­metlerin en müessirini ifa eden ve et­mesi gereken müesseselerin başımda ise üniversitelerin geldiğinde asla şüp­he edilemez. Bu vasıf ve karakterde müşahede ve mütalâa ettiğimiz üni­versitelerin, şimdiden mensup oldukları memleketler dahilindeki ilmi çalışma­larını millî hudutların dışına çıkara­rak bütün dünya üniversitelerinin iş birliği yapmaları lüzumunu ortaya koymalarını ve vücuda getirdikleri dernekle bu hayırlı teşebbüste mu­vaffak olmalarını görmek insanlık için bir bahtiyarlıktır. Hepinizi tebrik ede­rim.

Bu gaye etrafında vuku bulacak ça­lışmalar neticesinde muhtelif istika­metlerden yan yana gelecek tecrübeler, aydınlatıcı, telkin ve takviye edici fi­kir mütalâa ve tebliğlerin millî ve bey­nelmilel sahada çözeceği problemlerin ehemmiyetini, sağlayacağı faydaların azametini takdir etmemek mümkün değildir.

Bilhassa diktatoryal rejimlerin ve sa­pık ideolojilerin İkinci Dünya Harbi ile beşeriyetin başına getirdikleri mu­sibet ve felâketlerin açık fikirli İnsan­ları, dünya üniversitelerin iş birliği yapmaları lüzumu üzerinde daha kuv­vetle ve daha büyük bir inançla bir­leştirmeye sevk etmesi dünya sulhu ve hürriyeti için büyük bir beşaret­tir Bu ruhla ve bu azimledir ki. 1948 de Ütrehte toplanan hazırlayıcı konfe­ransın kıymetli derneğinizin temelini etmiş olması ve l'9:5O de Niş’te topla­nan genel konferansın hedef ve gaye­lerinizin esasını vaz ile çalışmalarını­za süratli bir inkişaf sağlaması sürurumuzu mucip olmuştur.

Filhakika bir kaç gün evvel derne­ğinizin çalışmalarını aksettiren vesika­ları gözden geçirmekle    faaliyetinizin nevini ve usullerinizin müessiri yetini görmüş ve şimdiden elde edilen neti­celerin büyük bir ehemmiyet ve değer taşıdığı kanatma vasıl olmuş bulun­maktayız.

Ezcümle:

İdare etmekte olduğunuz etütler ve bu arada üniversite diplomalarının muadeletine ait pek kıymetli hüküm­leriniz, bazılarının benzerleri bulun­mayan ve büyük kısmı bütün üniver­site mensupları için canlı bir kıymet taşıyan neştedilmiş eserleriniz, nihayet Paris'te kurmaya muvaffak olduğunuz dokümantasyon merkezinin faaliyeti çözden geçirilince çalışmalarınıza ha­kim olan müsbet, nafi ve bilhassa yar­dımı hedef tutan ruhu kolayca anla­mak mümkündür.

Bu sebepledir ki, derneğinizin bütün faaliyetini yakından takip etmek ve toplantılarınıza geniş bir kadro ile iş­tirak eylemekle bu teşekkülün manâ ve de Serinin üniversitelerimi? tarafın­dan bütün şümulü ile takdir edilmiş olduğunu sera hatla meydana kovmuş bulunmaktadır.  Eunula  müftehiriz.

Size samimivetle şunu arz edebilirim ki, Türk milletinin hür ilme, hür fikre ve hür vicdana verdi Side Serbi mu­kaddes mefhumlara gösterdiği baeıhk ve itibar onun fıtri ve cibîHi hazine­lerinden fışkırmaktadır.

En eski bir ata sözümüz olan servetleri insan korur, insanı ise ilmi korur» sözünden tutunuz da Türk'ün büyük evlâdı Atatürk'ün «hayatta en hakiki mürşit ilimdir» vecizesine kadar. Mil­let olarak bu anlayışımızın felsefesi­nin kaynağının mâna ve medlullerini türlü örneklerine her zaman ve her devirde kolayca tesadüf edebilirsiniz. Ve takdir buyurursunuz ki. bu atalar sözü ve bilhassa Türkiye Cumhuriye­tinin banisi büyük adamın bu gün Ankara Üniversitesinin en muhteşem cephesine bir baştan bir başa hak edilmiş .olmakla kalmayarak her türk gencinin ve münevverinin de dimağı­nın nakgini ve ziynetini teşkil eden bu  vecizesi  yaratıcı   ilme,     koruyucu İlme ve kurtarıcı ilme olan inançları­mızın beliğ bir ifadesinden ve bütün dünyanın fikri hür, vicdanı hür oku­muş nesillere muhtaç ve bu nesilleri yetiştirmekle vazifeli bulunduklarının izahından başka bir şey değildir.

Yukarıda arzettiğim bu anlayış ve bu inancımızın kanunlarımızda en büyük kuvveti ve teminatı bulduğunu bura­da zikretmek için müsaadenizi diliyeceğim.

Türkiye Cumhuriyetinin kanun vaziı milletimize muhtar ve geniş hürriyet haklarına sahip üniversiteler vedia et­mekle, aynı hüviyette yeni üniversite­ler kurma hususunda emsalsiz gayret­ler sarfetmekle hür ilmin, kendi mil­letine olduğu kadar, bütün insanlığa neler kazAntıracağını müdrik bulun­duğunu bir kere daha ilân etmiş bu­lunmaktadır.

Çok muhterem azalar,

İlmin büyük hadimleri, sizlerin de, dü­şüncelerine tercüman olduğunu sAntı­ğım sözlerime nihayet verirken bani fahri başkanlığa kabul ve bugünde dinlemek Iütfunda bulunduğunuzdan dolayı teşekkürlerimi tekrar eder, ça­lışmalarınızın feyizli olmasını, yurdu­muzda iyi günler geçirmenizi temenni ederim».

 Ankara:

Bulgaristan Millî Bayramı münasebe­tiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar'Ia Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Millet Meclisi Presidium Başkanı Ekselans George Darö Vanof arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiş­tir.

 Ankara:

Dost ve kardeş Afganistan ile Pakistan arasında bir müddet evvel vukua ge­len bayrak hâdisesinin dostane bir şe­kilde halledilmiş olması münasebetiy­le Afganistan Başvekili Ekselans Mu­hammet Davut ile Başvekilimiz Adnan Menderes arasında aşağıdaki telgraflar teati  edilmiştir:

                                                       Ekselans Adnan Menderes

Türkiye Başvekili

                                                          Ankara

Çok aziz biraderim,

Memleketimle Pakistan arasındaki bayrak hâdisesinin dostane şekilde halli münasebetiyle iki Müslüman memleketi ilgilendiren bu meseleye bir hal §ekli bulunması hususunda muteberiz bîr rol oynamış olduğunuz bu mevzuda ekselanslarının kardeşane ve devamlı gayretleriyle Türk hükümeti­nin bu maksada matuf çalışmalarının Afganistan1 Kraliyet hükümeti tara­fından daima şükran ve takdirle kar­şılanacağını, ve Türkiye'nin kardeş ve iyi niyetinin bir ifadesi olarak muhab­betle anılacağını beyan etmek isterim. Bu vesile ile siz ekselansınız ve muh­terem kardeşime ve ekselansları dela­letiyle Türk hükümetine gerek hükü­metimin gerek benim en samimi vs kalbi teşekkürlerimi arz ederim,

Muhammed Davut

Başvekilimiz Adnan Menderes de şu cevabi telgrafı göndermiştir:

                              Ekselans Muhammed Davut

                             Afganistan Kraliyet Hükümeti Başve­kili

                                                                      Kabil

Pek Aziz ve muhterem biraderim,

Dost ve kardeş Afganistan ve Pakistan arasındaki bayrak hâdisesinin dosthane şekilde halli münasebetiyle göndermek lütfunda bulunduğunuz telgrafta ge­rek hükümetim gerek şahsım hakkın­da izhar buyurduğunuz samimî ve emile kâr duygulara hararetle teşekkür ederim.

İki dost ve kardeş memleket arasın­daki suİtefehlıümün bu şekilde izale edilmiş olmasından pek derin sevinç duymaktayım. Bu neticenin istihsaline hizmet etmekle Türkiye memnuniyet ve inşirah verici bir vazife ifa ettiğine kani bulunmaktadır.

Bayrak    hâdisesinin halli    hususunda bütün sulhsever milletler camiasının teşekkür hislerine hak kazanan zatı devletlerinin ve Kraliyet Hükümetinin gösterdiği hüsnüniyet eserini Ve kıy­metli gayreti burada anmayı zevkli bir vazife bilir, bu mesut hâdiseden do­layı samimi ve hararetli teşekkürle­rimle birlikte derin hürmet ve dost­luk hislerimi teyid eylerim.

                                                                       Adnan Menderes

20 Eylül 1955

 İstanbul;

Örfi İdare KumAntanlığından tebliğ edilmiştir:

 Ulus Gazetesi 19 eylül'1955 tarihli nüshasında   (Çetin  Bir  İmtihan!   baş­lığı altında yayınladığı bir makale ile örfi İdare KumAntanlığının yasağına riayetsizlik etmiştir. Bu sebepten Ulus Gazetesinin tabı ve nesrini müddetsiz alarak menettün.

19 Eylül 1955 tarihli Hürriyet ve Tercüman gazeteleri 19 Eylül 1955 ta­rihli Ulus Gazetesinde neşredilen (Çe­tin Bir İmtihan) başlıklı makaleyi ik­tibas   suretile     neşrettiklerinden  Örfi İdare KumAntanlığının yasağına riayetsizlik etmişlerdir. Bu sebepten Hürriyet ve Tercüman gazetelerini 15 gün  tabı ve neşirden menettim.

19 Eylül 1955 tarihli her gün. Gazetesi     (Amerika'nın Bir     Tavsiyesi) başlıklı bir yazısı ile Örfi İdare Ku­mAntanlığının yasağına riayetsizlik göstermiştir. Bu sebepten 15 gün müd­detle tabi ve neşrini menettim.

                                                                   Örfi İdare KumAntanı

                                                                                               Korg.

                                                                    Nurettin Aknoz

 İstanbul :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Güney Avrupa müttefik Kuvvetleri BaşkumAntanı Oramiral Fechteler bu­gün saat 17.00 de uçakla şehrimize gelmiş ve Yeşilköy Hava Alanında 1.Ordu Müfettişi tarafından karşılan­mıştır. Değerli misafirimiz İstanbul'­dan sonra Ankara'ya da giderek zi­yaretlerde bulunacak ve 23 eylül gü­nü İzmirden uşakla Napoliye hareket edecektir,

21 Eylül 1955

 İstanbul :

İstanbul'da toplanan milletlerarası Bi­zans Kongresi bugünkü çalışmalarını müteakip sona ermiştir.

Öğleden evvel yapılan genel toplantiya Alman Delegesi Kollwitz riyaset etmiş ve ilk olarak İngiliz Delegesi Rice söz alarak İstanbul'da buludan saray mozaikleri mevzuunda bir ko­nuşma yapmıştır.

Müteakiben Amerikan Delegesi llndenvood Ayasofyada bulunan bazı mozaiklerden bahsetmiş son olarak da Rus Delegasyonunundan Lazaref Kief Ayasofya Kilisesinde Bizim  ta­rihi ile alâkalı bazı yeni buluşlar mevzuunda bir tebliğ okumuştu.

Kongrenin öğlenden sonraki kapanış toplantısında ilk olarak tertip komi­tesi adına Prof. Arif Müfit Mansel söz almış ve kongrenin bir haftadan beri devam eden bu çalışmalarının Bizans devrine ait serletle dolu İstanbul gi­bi mühim bir tarihi merkezde yaralanasiyi  istenilen gayenin sağlAntığı­nı söylemiş ve kongreye İştirak eden delegelere gösterdikleri alâkadan do­layı teşekkür etmiştir.

Prof. Mansel'in konuşmasından son­ra Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay’ım mühim meşgaleleri sebebile kongrenin kapanışında hazır buluna­madığı için' teessürlerini ifade eden ve Türkiye'de mevcut bütün Bizans eserlerinin restorasyon işlerile hükü­metin alâkadar olduğunu belirten ve nihayet delegelerin memleketlerine iyi intibalarla dönmelerini temenni eden bir mesajı Vuku bulmuştur.

Müteakiben Fransız Delegesi Daİn, beynelmilel Bizans tetkikleri komite­sinin onbirinci kongrenin Almanyada Münih şehrinde yapılması hususundaki kararını okumuştur. (Bütün delege­ler kararı alkışlarla tasvip etmişler­dir.

Bu arada Belçika. Delegesi Gregoriren kongrenin en yaşlı üyesi İtalyan Markati ve Alman delegasyonundan Döl ger 'sırayla söz alarak toplantıların tertibindeki muvaffakiyeti belirterek hükümetimize teşekkür etmişlerdir,

Bizans tetkikleri kongresine katılan delegelerin memleketimizdeki tarihi eserleri daha iyi ve yerinde görüp tetkik edebilmelerini temin için 27 eylüle kadar sürecek ve biri AnkaraKayseriGöreme diğeri de ÎzmirEfes Bergama olmak üzere iki seyahat ter­tiplenmiştir.

 İstanbul

Örfi  İdare kumAntanlığından tebliğ edilmiştir:

1  Örfi İdarenin devamı müddetince görevli askerî kafilelerin hareketleri­nin aksamaması için aşağıdaki tedbir­lere tam riayet edilmesini rica ederim.

a) Sokak, cadde ve yollarda herhan­gi bir motorlu araç, atlı ve başı boş arabalar, yükler, sAntıklar, sokak taş­ları ve emsali yapı malzemesi veya ticaret eşyası ile her türlü eşya yol­ları karşılıklı gidiş gelişe mani ola­cak veya güçleştirecek  veya süratle cereyan etmesi lâzım gelen askerî gi­diş gelişi yavaşlatacak surette ihmal edilmiş durumda bırakılamaz.

bl Bunların sahihleri hakkında askerî trafiğin aksatılması yüzünden örfi ida­re icablarma göre kanunî işlem yapı­lacaktır.

c)    Şehir trafiği  ile  ilgili bütün  trafik personeli görevli polisler, jAntarma ve İnzibat erleri kendi bölgelerinde bu gibi  tıkanıkları derhal açacaklar ve müsehbiblerini kendi    bölgelerindeki Örfi İdare makamlarına teslim ede­ceklerdir,

d)   Örfi İdare görevlisi askerî birlikler, sorumlu  personel     tarafından  açılmış bu gibi tıkanıklıklar ile karşılaştıkla­rında bunları kısa zamAnta bertaraf etmek zorunda olduklarından malların zıyaı sorumluluğu mal sahiplerine ait olacaktır. Sorumlu trafik personeli de tıkanıklığı ağmadıklarından dolayı Ör­fi îdare mahkemelerine    verilecekler.

2    Birinci maddedeki kayıtların şü­mulüne gümrük, antrepo, depo vo em­sali bütün yerler ile iskele,     istasyon ve emsali yerler dahildir.

3    'Her nevi malların araçlardan indirilmesi veya  araçlara yükletilmesi esnasında  da yol tıkanıklığı aynı kayıtlarla muameleye tabi tutulacaktır.

 İlgililerin şiddetli cezalara çarpılmamaları  ve zarar görmemeleri  için  dikkat ve itina ile hareket etmelerini rica ederim.

            Örfi İdare  KumAntanı

Korg.

                                                                                                   Nurettin  Akroz

İstanbul :

Bir müddetten beri hususî mahiyette memleketimizde ikamet etmekte olan dost ve müttefik Irak'ın Başvekili Ek­selans Nuri Said Paşa ve eşi bu ak­şam saat 21.30 da Bağdat'a gitmek üzere ufakla İstanbul'dan hareket et­mişlerdir.

Dost ve müttefik Irak'ın Başvekili Nuri Said Paşa. Başvekilimiz Adnan Menderesle birlikte hava meydanına gelmişler ve hava meydanında Adliye "Vekili Osman Şevki Çiçekdağı. Maliye Vekili Hasan Polstkan. Saık Irak Başvekillerinden ve Ayan Üye Erşed El ömeri Pasa, mebuslar. Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gakav, İstanbul Cumhuriyet Müddeiumumisi, İrakın Ankara Büvükelcîsi Ekselans İbrahim Akif Elalusİ, Haticiye Vekâ­leti Umumi Kâtip Vekili Ortaelçi Me­lih Esenbel, Emniyet Müdürü ile Irak sefareti ve Başkonsolosluğu erkânı ve basın mensupları tarafından hararetle uğurlamıştır.

 İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildiril­miştir

Örfi İdare KumAntanlığı tarafından müddetli veya müddetsin olarak tab ve neşri manedilmiş olan mevkutele­rin sahipleri ve yazı işlerini fiilen ida­re eden mesul müdürler tab ve neşir­den men'in yürürlükte bulunduğu müddet içerisinde başka nam altında yeniden diğer bir mevkute çıkara­mazlar.

Örfi İdare KumAntanı

Korg,

Nurettin Aknoz

22 Eylül 1955

Ankara:

Reisicumhur Vekili, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan bjgün saat 17.00 de Çankaya'da, hükümeti­mizin davetlisi olarak şehrimizde bu­lunan Bağdad Belediye Reisi Ekselans Fahri El Eahri'nin başkanlığındaki heyeti kabul etmiş ve çaya alakoymuştur,'

Bu kabulden Ankara Valisi ve Bele­diye Reisi Cemal Göktan da hazır bu­lunmuştur.

İstanbul :

Milletler arası İmar ve Kalkınma Bankası ile Para Fonunun onuncu yıllık toplantısına iştirak eden Fon Umum Müdür Muavini Cochran ve Para Fo­nu Direktörlerinden tanınmış İktisat­çı Sturk bu sabah saat 10,30 da uçakta memleketimizden ayrılmışlardır.

Fon Umum Müdür Muavini Cochrann hava meydanında kendi şile görüşen Anadolu Ajansı muhabirine memleke­timizde gördükleri çok samimi ve ha­raretli hüsnükabulden ve organizasyo­nun mükemmeliyetinden dolayı teşek­kürlerini bildirmiş ve Türkiye'den çok iyi intibalarla ayrıldıklarını söylemiş­tir.

 İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından bildiril­miştir:

Ankarada çıkan Medeniyet Gazetesi, 20 Eylül 1955 tarihli nüshasında batı Trakya Türkleri ve acıklı durumları  başlığı altında çıkan makalesi ile Örfi İdare yasağına riayetsizlik etmiştir. Bu sebebten Medeniyet Gazetesinin tabı ve neşrini müddetsiz olarak menettim.

Örfi idare KumAntanı

Korg.

  Nurettin Aknoz

Ankara:

Meksika Milli Bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Mek­sika Reisicumhuru Ekselans Adolfo Ruiz Cortines arasında tebrik ve te­şekkür telgrafları teati edilmiştir.

 Ankara:

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

1254 . 1955 yıllarında memleketimizde 40 vilâyet ve 25 kazada teshir edilen NATO Sulh Yolu Sergisi halkımızın büyük alâkasına mahzar olmuş ve 1.766.860 kişi tarafımdan ziyaret edil­miştir.

Yurdumuzda serginin turnesi 10 ay devam etmiş ve bu müddet içinde 8 bin kişi o metre mesafe kat etmiştir. Ge­zi sırasında halkımıza 350.CO0 Nato burosürü, 50.000 Nato rozeti dağıtıl­mış ve serginin özel sinemasında Türk ordusuna, Kore'ye ve Nato'ya ait film­ler  gösterilmiştir.

Sergi, teknik yapılışı, tertibi, günlük faaliyetleri ile millî inkişaflarımızı, Nato teşkilâtının mahiyeti, gayeleri ve Türkiye'nin bu teşkilât içinde işgal etmekte olduğu mümtaz mevkii halkı­mıza anlatmak bakımından çok fay­dalı olmuştur.

Tamamen Türk personeli tarafından idare edilen sergi bugün İskenderun'a vasıl olmuş ve sergi personeli göster­dikleri başarıdan dolayı Millî Müdafaa Vekili ve Nato Genel Sekreter Mua­vini tarafından tebrik ve takdir edilmiştir.

23 Eylül 1955

İstanbul :

İstanbul'da toplanan  milletlerarası Üniversiteler Derneği ikinci kongresi, bugün Teknik Üniversitesi Rektörlük binasında sabah ve öğleden sonra ol­mak üzere yapılan çalışmaları müte­akip nihayete ermiştir.

Öğleden evvel yapılan umumi toplan­tıya Derneğin İkinci Başkanı İngiliz Delegesi Roberts riyaset etmiş ve ko­misyonların aldıkları kararlar okun­muştur. Müteakiben Meksika Delegesi Torres Podet söz almış ve ilmi araş­tırmalarda sadece mesleki formasyon üzerinde değil ayrıca insani formasyon üzerinde de durulması lâzım geldiğini belirtmiştir^

Danimarka Delegasyonundan Nielsen ise, İlme ve kültüre verilen ehemmi­yet nisbetinde sosyal ve manevi ilim­lere de ehemmiyet verilmeli ve bun­lar arasında bir muvazene temin edil­melidir. Demiştir.

Nielsen den sonra konuşan Birmanya Delegesi Aaung, «bence, ilmi ve kül­türel saada çok yükselmem iş memle­ketlere daha fazla ehemmiyet verilme­lidir. Meselâ Birmanya üniversiteleri­ne senede 250.000 kayıt müracaatı ya­pılır fakat maddî imkânsızlık yüzün­den bu miktarın ancak yüzde onu ka­bul edilir»   demiştir.

Bu arada Amerikan delegeleri söz alarak bir memleketin üstün bir kül­türe sahip olabilmesi için her ferdi ayrı ayrı mükemmel yetişmelidir, böy­lece her memleket mükemmel yetişe­rek dünya yüksek bir hümanist saviyeye gelmiş olacaktır_ Demiştir,

Sohnson'un konuşması delegelerin ha­raretli alkışları ile karşılanmıştır.

Kongrenin, öğleden sonraki çalışmalarına Paris Üniversitesi Rektörü Sais­railli başkanlık etmiş ve yeni yönetim kurulu seçimi çok münakaşalı geç­miştir. Evvelâ, başkan tarafından yeni yönetim kurulunu teşkil edecek namzet listesi okunmuş fakat buna
delegelerin bir kısmı itirazda bulun­muş ve kurulu teşkil edecek 14 üyenin onunun daimi, dördünün de mu­vakkat olması teklifi ileri sürülmüş­tür. Bu teklif reye konulup kabul edilmiş­tir.

Böylece tesbit olunan yeni kurul baş­kanlığına Belçika Üniversitesi fahrî Reisi J. Baugniet seçilmiş, Türk delegasyonundan ise Prof. Tevfik Sağ­lam, İstanbul Üniversitesi Rektörü Fehim Fırat ve yedek olarak da Ratip Berker. seçilmişlerdir.

Seçimi müteakip muhtelif memleket­lere mensup delegeler söz alarak kong­renin tertibindeki muvaffakiyeti be­lirterek, hükümetimize teşekkür et­mişler ve Milletlerarası Üniversiteler Kongresi toplantıları bu suretle sona ermiştir.

Diğer taraftan Maarif Vekili Celâl Yardımcı kongreye katılan delegelere Taksim Belediye Gazinosunda bu ak­şam saat 20.00 de bir yemek vermiş­tir.

 Burdur:

Geçen sene 26 nisAnta temelleri atı­lan Burdur Şeker Fabrikasının hizme­te girmesiyle memleketimiz, iktisadî kalkınma yolunda atılan musbet adımların yeni bir adesini daha kazanmış bulunmaktadır.

Burdur'un bu müstesna gününde ha/it bulunmak üzere otomobil ile Afyon'dan hareket eden Başvekilimiz Arîns" Menderes, Burdur'a gelinciye kalar bütün güzergâh boyundaki kaza, bu­cak ve köylerde kendisini istikbale koşan vatAntaşların sevgi ve muhab­bet gösterileriyle karşılanmış ve ay­nı hararetle uğurlanmıştır.

SAntıklı ve Dinar ilçelerinde vatAntaşların .muhabbet halesi iğinde oto­mobilinden inerek onlarla çok sıcak hasbıhallerde bulunan Başvekil, Ka­zanca Pınarda İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu, Burdur, İsparta ve De­nizli mebuslariyle bu vilâyetlerden gelen heyetler taraf nidan istikbal edil­miştir, Burdur'a muvasalat etmeden önce Baladİz yol kavşağına çıkmış olan Keçiborlu ve Senirkent heyetleri ile otobüs, otomobil ve kamyonlarla buraya kadar gelmiş olan civar kaza, bucak ve köyler halkı tarafından çok samimî şekilde ve büyük bir tezahü­ratla selâmlaninıştır. Başvekilin oto­mobilini,   Afyon'da başlıyan  ve her durakta fazlalaşan 100 e yakın otomo­bil, kamyon ve otobüsten müteşekkil büyük bir kafile takip etmekte idi.

Başvekil. Adnan Menderes, saat 17.00 de Burdur'a muvasalat ettiğinde iki sevinci bir arada tatmanın verdiği haz İçinde bulunan Burdur 'luların çok cAntan ve hararetli sevgi gösterileriy­le karşılanmıştır. Bir taraftan Başve­kili aralarında görmenin, diğer taraf­tan da senelerden beri hasretini çek­tikleri bir fabrikaya kavuşmanın se­vinci içinde bulunan Burdur'lular, şe­hir methalinden itibaren fabrika saha­sına kadar büyük bir muhabbetle Başvekili selâmlamakta ve açık bir otomobile binmiş olan Başvekilimiz Ad­nan Menderes de aynı hislerle cadde­lerin her iki tarafım dolduran halka mukabelede bulunmakta idi_

Hoş geldiniz aziz misafirimiz, Başve­kilimiz» ibareli tanklarla donatılmış caddelerden geçilerek fabrika sahasına gelindikde, halk çok daha erken bu­rasını doldurmuş bulunuyordu. Mera­sime saat 17.30 da başlAntı, merasim­de Başvekil Adnan Menderes, Devlet Vekili ve Dahiliye vekâleti Vekili Ethem Menderes, İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu ve Başvekilimizin refa­katinde Ankara'dan gelen mebuslardan başka, Burdur, Denizli, İsparta ve Af­yon mebusları, Burdur'un ve civar vilâyetlerin vali ve heyetleri, Şeker Şirketi Umum Müdürü Baha TekAnt, basın mensupları, işçiler ve çok kala­balık vatAntaş kitlesi hazır bulun­muştur.

İlk sözü Belediye Reisi Eifat Kanlıca alarak, bu tarihi ve müstesna günle­rinde aralarında hazır bulunmak su­retiyle kendilerine şeref veren Başve­kile, Burdur'luların minnet ve şükran­larını bildirmiş, çiftçisiyle, sanatkârıyle, şehirlisiyle ve köylüsü ile Burdur'luların istikbâllerinin sağlanmış gör­menin büyük hazzı içinde bulundukla­rını söyliyerek fabrikanın Burdur'a sağladığı menfaatleri izah etmiş ve Burdur'a böyle mükemmel bir eser kazAntırdığından dolayı hükümete ve eserin yapılmasında hizmeti geçmiş ta­lanlara teşekkürlerini tekrarlamıştır.

Müteakiben Burdur Mebusu Mehmet Özbey konuşmuş ve bu şeker fabrikasının Burdur'un kalkınmasında oyna­yacağı rolü izahla, tabiî zenginlikler­den kısmen mahrum olan Burdur'luların, geçim endişesiyle ve yeni hayat sahaları aramak maksadiyle artık göç etmek mecburiyetinde olmadıklarım bildirmiş. Türk milletini refah ve saadete kavuşturacak iktisadî ve ziraî hamleler içinde Burdur'un da, bu fab­rika ile kendine düşeni başaracağın­dan emin olduğundan bahisle Başve­kile, hükümete ve hizmeti geçenlere teşekkür etmiştir.

Daha sonra Şeker Şirketi Umum Mü­dürü  Baha  TekAnt  bir konuşma  ya­parak uzun, teknik izahat vermiştir. Baha TekAnt.bu konuşmasında,

«Geçen yıl Burdur Şeker Fabrikası­nın temellerini attığımız 26 nisan 1954 tarihinden bu güne kadar 516 gün geç­ti, inşaata fiilen 1 temmuz 1954 de, fabrika, makine ve tesislerinin monta­jına da 9 ocak 1955 de başlAntı. Fab­rikanın inşaatı 426 günde, makine ve tesislerinin montajı da 233 günde bi­tirildi. Fabrika 7 Eylül 1955 de tecrübe kampanyasına başlamış ve arızasız olarak Burdur'un ilk şekerini çıkarmış­tır.

426 gün gibi kısa bir zamAnta bu et­rafımızda gördüğünüz sosyal binalar, ambarlar, atölyeler, yollar, demiryollar meydanlar, tam ve kusursuz olarak bitirilmiş, göklere yükselen bu muaz­zam fabrika binası mükemmel bir en­düstriyel mimarî numunesi olarak meydana getirilmiştir. demiş ve söz­lerine devamla:

Türkiye şeker sanayimi, memleketin yeni pancar sahalarına doğru yayma ve yeni tesislerle genişleme gayesiyle 1951 de hazırlanan plânın ilk merha­lesine, 1953 de Adapazarı Seker Fab­rikasının kurulmasiyle varılmış oldu. 1954 de Konya, Amasya ve Kütahya'­da üç fabrikanın birden aynı devre içinde bitirilerek şeker istihsâline ka­tılmalarına şahit olduk. Bu sene prog­ramına dahil diğer üç fabrikadan bi­rincisini bugün Burdur'da kıymetli huzurlarınız ve uğurlu ellerinizle an­mak mazhariyetine nail oluyoruz. İkincisini yarın Susurluk'ta üçüncüsü­nü de gelecek ay ortalarında Kayseri de  açmakla bu  yıl  programını tamamen tahakkuk ettirmiş oluyoruz. Bu suretle üç senede yedi şeker fabrikası en ileri ve modern tesislerle ve bütün müştemilât ve teferustiyle ikmâl edi­lerek istihsâl faaliyetine geçirilmiştir. Bu başarının iş güdümü, mühendislik, işçilik ve bilhassa maîî şümulü itiba­riyle büyük kiyaseti, yalnız .memleket ziraî bünyesine yaptığı geniş tesirlerde değil, bilhassa son yıllarda süratle ara­tan şeker istihlâkini uzun müddet yeterlikle karşılama takatine erişilmiş olmasında da ehemmiyetle belirir:ek­tedir Diyen Şeker Şirketi Umum Müdürü Baha TekAnt, sözlerine devam ederek:

Şeker sanayini en iyi bilen ve anlıyan Sayın Reisicumhur Celâl Bayar'ın kıymetli irşatları, her yeni şeker fabrikasının kuruluşunda olduğu gibi, Burdur Şeker Fabrikasında da bizim için bir cesaret kaynağı olmuştur. Memleket, ve Burdur halkı kendileri­ne karşı derin minnet ve şükranını unutmayaçaktır.

Sayın Adnan Menderes geçmiş yıllar­da olduğu gibi bu sene de her müşkü­lümüzün davasını bulmada, bizden kıymetli maddî ve manevî müzaheret­lerini esirgemedi. Bu sene programına dahil Üç şeker fabrikasının zamanında meydana getirilmesinde de en büyük yapıcılık payı kendilerinindir. Memle­keti bir an evvel en medenî seviye­lere yükseltme yolundaki ateşin idea­linin tahakkuku yolunda, biz de, şe­ker fabrikaları kurmak vazifesini ifa etmekle bir hizmet payı alabilmiş isek, bunu başarmaktaki kuvvet ve hamle kaynağını kendi yüksek direk­tiflerinde bulduk.

Çalışmalarda karşılaşılan sıkıntılar ve mahrumiyetler nispetinde neticele­rin de kıymeti artar, memleketin her tarafını biran evvel iktisadî varlıklarla övmekteki sarsılmaz emellerine, bu yeni şeker fabrikalarının zamanında bitirilmesi fahrini katabilmiş olmakla teşkilâtımızın gururu büyüktür. Şeker sanayi, gösterdikleri devamlı alâkanın minnetini ebediyyen taşıyacaktır.

Fabrikanın kuruluşunda bizlere her zaman acîl yardımlarını esirgemeyen vekillerimize ve vekâletler erkânına da teşekkürlerimizi    arzederîm. Diyerek sözlerini şu cümlelerle bitirmiştir:

«Burdur Şeker Fabrikası bütün mem­leket" için ve fabrikaya pancar veren bütün civar bölge ve çiftçiler için ha­yırlı ve uğurlu olsun aziz misafirleri­miz 11.

Şeker Şirketi Umum Müdürünün ko­nuşmasından sonra alkışlar arasında İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu kür­süye gelerek Burdur'lulara bir hitabe­de bulunmuştur,

Samet Ağaoğlu ezcümle demiştir ki:

«Çok muhterem. Başvekilim, aziz mi­safirler, aziz Burdurlu'lar,

Dündenberi yol boyunca Ankara'dan buraya gelinceye kadar beş senedenberi memleketimizin geçirmekte oldu­ğu tahavülleri düşündüm, geçtiğim yol­larda bitirilmiş fabrikalar vardı, bu yolun ucunda sizin güzel yurdunuzda çorak topraklarınız içinde uzun sene­ler meşakkat ve eziyet çekmiş vatAntaşların imar ettiği yepyeni bir saha ile karşı karşıya geldim, ve şuna hük­mettim ki, bu vatAntaşlar için artık meşakkat ve eziyetler nihayete ermiş bulunmaktadır. Bu milletin asil kalbin­de yatmakta olan medeniyet hasreti tahakkuk etmiştir. Artık bunun ta­hakkukuna hiçbir kuvvet mani olamaz, onu durduramaz, bundan dolayı büyük bir haz ve gurur içinde bir beyaz sa­ray gibi karşıma çıkan fabrikanın önünde Türk milletine, onun bir ferdi vb hizmetkârı olarak bize bu bahti­yarlığı verdiği için teşekkür ettim, Allaha hamdüsena ettim ki Türk mil­letine bu günleri göstermiştir.

Muhterem arkadaşlar, bu fabrikanın mânasını hepiniz ruhlarınızda, vicdan­larınızda, ve dimağlarınızda çok iyi anlıyorsunuz, bu. yalnız bir bina ku­rulması, bir makinenin işlemesi değil, bu Türk vatanında yeni bir zihniyetin, yeni bir ruhun, yeni bir cevherin ken­disini göstermeye başlamasının en ba­riz bir delilidir.

VatAntaşlarım, Türkye'de yeni bir millet doğuyor onu asırlardan beri atale­te ve ihmallere sevkeden zihniyeti kovmak suretiyle yepyeni bir millet doğuyor. Cihan içinde lâyık olduğu mevkii almak için hızla koşan bir mil­let doğuyor.

Muhterem vatAntaşlarım. Demin çorak ortasında bir serap gibi ve vaha gibi ibaresini kullAntım. İyi biliyorsunuz bu fabrikaları bir seraba benzetmek istediler, bunlar için bir hayaledir, bir gölgedir dediler, milletiniğinden doğ­muş bir iktidarın hayal ve serap hülyalarıyle alâkası yoktur. Dedik ki, olacaktır, oldu.

Çünkü biz, Türk milletinin hislerine tercüman olduk. Dört şeker fabrikası vardı yedi oldu, derken bu sene on bir oldu, gelecek sene on beş olacak, çi­mento fabrikaları Öyledir. Limanlar, barajlar, köprüler, yollar hep böyle...

1956 senesi baştanbaşa bir hasat sene­si olacaktır, 1956 senesinde yeni baraj­ların yeni yolların yeni köprülerin ye­ni fabrikaların açılışına koşacağız ve orada kalmıyarak gelecek senelerin müjdesini Türk milletine vereceğiz ta ki, Türk milletinin ihtiyacı tükeninciye kadar, lâyık olduğu refah seviye­sine eriginciye kadar... Her yıl tekrar ediyorum yeni bir hasat mevsimi ola­caktır.

Aziz vatAntaşlarım, şimdi akşam olu­yor bu bana bundan kısa bir zaman evvelki Anadolu akşamlarını hatırlatı­yor güneşle beraber karanlıklara gö­mülen Anadolu, buna artık veda etmiş bulunuyor; gurbet, yerini ışığa terketti, gurbetler memleketi Anadoluyu mazi­de bıraktık; ışıklı Anadolu ile karşı karşıyayız, bu ışıklar artacak, geceler gündüz olacaktır Hiçbir siyasî mülâ­hazaya kapılmadan bu eserlerin, bu jşık abidelerinin karşısında tereddüt etmeden şunu söyleyebiliriz: Eser, Türk milletinin eseridir. Ve Türk mil­leti bu esere kavuşmak için asırlardan beri çalışmıştır. Onu hiç bir kuvvetin yıkmasına, harap etmesine imkân vermiyecektir. Bu eserlerini kimseye kaptırmıyacaktır. Milletin yükselme hamlelerini durdurmak kimsenin aklına gelemiyecektîr.

Sözlerimi çok muhterem ve çalışmala­rımızın daima kuvvetli ilham kaynağı aziz Başvekilimizin fabrikanın, resmı küşadini yapmasını rica ederek, bitir­meden önce büyük Atatürk'ün bir sözünü hatırlatmak isterim:

«1923 senesinde Ankara'da Türkiye 3üyük Millet Meclisinde milletin mümessilîcrine hitap ederken» biliyorum Türk milletinin kalbinde yatan ilerle­me arzusunu kendi emellerinin, tahak­kuku için tehlikeli görenler olabilir, fakat Türk milletinin kalbindeki ateş karşısındakini kül edecek, hüsrana gö­türecek» demiştir.

Bundan sonra işletmeler Vekili Samet Ağsoğlu fabrikanın Burdur'lulara ve Türk milletine mübarek olmasını te­menni ederek alkışlar ve tezahürat arasında sözlerini bitirmiştir.

Müteakiben Başvekil Adnan Menderes hazır bulunanların şiddetli alkışları ve sevgi gösterileri arasında memlekete uğurlu olması temennisiyle» kurdeleyi keserek Burdur Şeker Fabrikasını millet hizmetine açmıştır.

Başvekilimiz ve beraberindekilerin fabrika tesislerini ayrı ayrı dolaşma­ları ve kendilerine verilen izahatı bü­yük bir alâka ile takip etmelerini mü­teakip merasim sona ermiştir.

Başvekil Adnan Menderes ve diğer mi­safirler gece şeker şirketi tarafından fabrikada şereflerine verilen aksam ziyafetinde hazır bulunmuştur.

24 Eylül 1955

 İstanbul :

26 eylül pazartesi günü saat 16.30 da Dolmabahçe Sarayında açılış merasimi yapılacak olan 10 uncu geleneksel Karayolları Kongresi münasebetiyle Karayolları Umum Müdür Muavini ve Kongre Genel Sekreteri Orhan Mer­sinli bugün saat 11.30 da Yıldız Sara­yı Şale Köşkünde bir basın toplantısı yaparak kongre hakkında izahat ver­miştir.

Orhan Mersinli bu konuşmasında ez­cümle demiştir ki:

.Bu kongrenin memleketimiz bakımın­dan mühim olan kısmı, karayollarımı­zın son beş altı seneden beri yeni bir programla kısa bir zamAnta kaydettiği tekâmülün neticelerini yol mütehassıs­ları vasıtasiyle dünya efkârına akset­tirmesi olacaktır.

Bu kongre beyeninen bir teşkilâtın normal fonksiyonudur. Teşkilâtın elli senelik bir mazisi vardır. Bugüne kadar ancak dokuz beynelmilel kongre yapı­labilmiştir. Onuncusu da pazartesi gü­nü şehrimizde açılmaktadır. Teşkilâta aza elli memleket vardır. Bu kongreye bunların 37 si iştirak etmektedir. Teş­kilâtın aralıksız çalışan komiteleri var­dır. Meselâ yol satıhları ve trafik ko­miteleri gibi 4 senede yapılan tetkik­ler bu komitelere arz edilir.

Bir müddet önce Paris'de bu konfe­rans için beş altı maddelik bir gündem tesbit olunmuştur. Gündemdeki mad­deler her memlekete gönderilmiştir. Aza memleketler millî rapotörleri vasıtasıyla bu mevzularda birer rapor hazırlamış ve umumî rapotörlere gön­dermişlerdir. Umumî rapotörler ihti­laflı maddeleri komisyonlara sevk edilecek şekilde hazırlamışlardır. Bu konferansda da teşekkül edecek ko­misyonlarda bu maddeler üzerinde söz söylemek isteyenler fikirlerini beyan edecekler ve neticede de kararlar do­ğacaktır.

Bu sene altı madde tesbit olunmuştur. Bu altı madde şunlardır:

 Yollar ve hava meydanları kap­lamaları,

 Yol zemini,

 İktisadî yollar,

 Trafik ihtiyaçları bakımından yollar,

Yol çalışmaları    bakımından fi­nansman ve rantablite.

 Şehir yolları ve şehiriçi trafiği.

Bu mevzuların her biri memleketimiz bakımından büyük ehemmiyet taşı­maktadır.

Pazartesi günü saat 16.30 da başlaya­cak olan onuncu beynelmilel Yol Kong­resini Başvekilimiz Adnan Menderes himayelerine almışlardır. Kendilerinin kongremize şeref vereceğini umuyo­rum.

Kongre sırasında komisyon çalışmala­rından başka filmler de gösterilecek ve azalar arasında verilecek şahsî teb­liğler dinlenilecektir.

1952 yılında Lizbon da onuncu Kongre­nin memleketimizde   yapılmasını   teklif ederken karşımızdaki büyük prob­lemlerden biri geniş delege kütlelerini barındırmak idi. Geçen sene bütün Istanbul’da beynelmilel şahsiyetleri ağır­layabilecek oteller ile yaptığımız te­maslar sonunda 1100 yatağı bir proto­kol ile angaje ettik. Ayrıca Denizcilik Bankasiyle de bir anlaşma yaptık. İs­tanbul ve Tarsus vapurları bu kong­re için Türkiye'ye gelecek olan dele­geleri Barselona, Mersilya, Venavo ve Napoli limanlarından alarak istanbula getirecek ve kongre nihayetinde tek­rar ayni şekilde geri götürecektir. Böy­lece delegeler ücreti mukabilinde Türk vapurlariyle seyahat edeceklerdir. İca­bı halde de bu vapurlardan otel şek­linde istifade edilecektir. Bu vapurlar yarın delegeleri limanımıza getirmiş olacaktır.

Delegelerin şehir içindeki gezilerinde ve kongrenin toplanacağı Şale Köşkü İle oteller arasında gidiş gelişlerini temin maksadiyle esasen ihtiyacımız olan nakil vasıtalarının satın alınmasını ela bu kongre zamanına tesadüf ettirdik.

Kongrenin resmî lisanı Türkçe, İngi­lizce ve Fransızcadır. Radyolu verici ve alıcı kulaklıklarla müzakereler bu lisanlara ânında tercüme edilecektir. Ayrıca bu konferansın bütün zabıtları hem bAnta alınacak hem de stenoîarca da not tutulacaktır.

Kongreyi müteakip Anadoluda delege­ler için iki seyahat tertip olunmuştur. Bunlardan biri otobüslerle yapılacak­tır. Delegeleri İstanbul'dan alıp Anka­ra'ya, Konya'ya. Eskişehir, Bursa ve Yalovaya götüreceğiz Diğer seyahat ise, îzmire yapılacaktır. Vapurla gidi­lecek ve vapurla dönülecektir. Delege­ler İzmirde kaldıkları sırada vapurda yatabil e çeklerdir.

Kongre devam ederken delegelerin ai­lelerine iyi vakit geçirtmek için bir hanımlar grupu teşkil ettik_ Misafirle­rimize şehrin tarihî ve tabiî güzellik­leri gösterilecektir.

Kongre münasebetiyle üç pulluk bir hatıra serisi hazırlanmıştır.

Delegeler için kongre sırasında Fran­sızca ve İngilizce günlük bülten de çı­karılacaktır.

Kongreye iştirak edecek en kalabalık delegasyonlardan biri 100 kişilik Türk delegasyonu olacaktır.

 Ankara:

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Nato Güney Avrupa hava atış müsa­bakalarında başarılı dereceler alan ha­vacılarımızı takdir ve tebrik etmek üzere Başvekil Adnan Menderes ve Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı ve Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Prof. Fuad Köprülü tarafından Hava Kuv­vetleri KumAntanına aşağıdaki mesaj­lar  gönderilmiştir:

             Korgeneral   Feyzi Uçaner,

             Hava Kuvvetleri KumAntanı

                                     BAntırma

Pek Sayın Generalim,

Verdiğiniz beşaretli malûmat beni pek sevindirdi. Müsabakalarda muvaffak olan havacılarımıza ve muvaffak hava ekibimize pek samimî tebriklerimle te­şekkürlerimi sunar, hava kuvvetleri­mizin en büyüğünden en küçüğüne ka­dar onun, bütün mensuplarını bu ve­sile ile de takdir ve muhabbetle ana­rım.

Başvekil

    Adnan   Menderes

                Korgeneral Feyzi  Uçaner,

                Hava Kuvvetleri KumAntam

BAntırma

Muvaffakiyetle cereyan etmiş olan Nato Atış Müsabakalarını merakla takibettim. Türk ve İtalyan, ekiplerinin bu müsabakalarda elde ettikleri par­lak neticeler Nato camiası için emniyet vericidir. Bu neticeleri temin etmiş olan her iki ekip mensuplarına, onları yetiştirmiş ve bu maksat için seçmiş olan Türk ve İtalyan hava kuvvetleri ile bu müsabakaları tertip ve idare ia­den Cenubi Avrupa hava kuvvetleri kumAntanlığını tebrik ederim. Bu müsabakalardaki üstün kabiliyet ve dere­celeriyle Nato camiasındaki gayretleri­mizi kıymetlendirmiş olan ekibimizi ayrıca takdir ederim   İşlerimin müsaadesizliği dolayı sile kapanış merasi­minde bulunamadığımdan müteessirim. Kahraman çocuklarımızı Türk silâhlı kuvvetleri adına bağrınıza basmanızı ve kıymetli misafirlerimize memleke­timizden güzel hatıralarla ayrılmaları ve işlerine selâmetle dönmeleri hak­kındaki en iyi temennilerimi İblâğ et­menizi rica ederim.

Millî Müdafaa Vekâleti Vekili Prof.   Fuad   Köprülü

 İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından tebliğ edilmiştir:

Bazı sivil şahısların askerî elbise giy­diklerini görmekte ve haber almakta­yım.

Esasan Türk Ceza Kanununa göre de suç teşkil eden bu hal Örfi İdare ile görevli askerlerimizin işlerini karıştı­rabilir ve aksatabilir.

Bu sebeple, muvazzaf hikmette bulu­nan subay, askerî memur, assubav ve erden gayri şahısları askerî elbise giymekten men eder. mütecasirler hakkında kanunî takibata tevessül edileceğinin bilgi edinilmesini rica ederim.

Örfi İdare KumAntanı                Korg.

               Nurettin Aknoz

. İstanbul :

Örfi İdare KumAntanlığından tebliğ edilmiştir:

1  İl Genel Meclisi seçimleri müna­sebetiyle 24, 25 ve 26 Eylül 1955 gün­leri içinde seçimle vazifeli ve ilgili şa­hıslara il veya ilçe seçim kurulları başkanlıklarınca verilecek (yeşil renk­te 8X10 cm. ebadında, üzerinde her harfi bir santim, büyüklüğünde seçim yazılı ve il ve ilçe secim kurulları baş­kanlıklarınca mühürlü ve imzalı) ve­sikalar üç güne münhasır olmak üzere Örfi İdare KumAntanlıklarınca yasak saatler içinde muteber sayılacaktır.

Seçim maksadiyle kullanılacak araç­larda ise 25X30 ebadında ve üzerinde büyük harflerle seçim yazılı mühürlü ve imzalı levhalar yapıştırılacaktır.

 Her hangi bir yanlışlığa meydan verilmemek   İçin   Örfi   İdare   KumAntanlıklarınca vazifelilere bu husus önemle tebliğ edilecektir.

 Tasnifin, mümkün olduğu kadar saat 24 den evvel bitirilmesine gayret
edilecektir.

 Gerek ay verme, gerekse oyların tasnifinde, tasnifi takip ve kontrol etmek maksadiyle zaruri olarak husule gelecek halk topluluklarına Örfi ida­renin yasak ettiği nümayiş ve emsali hâdiseler çıkmadıkça müdahale edilmiyecektir.

Örfi İdare KumAntanı

   Korg.

   Nurettin Aknoz

Ankara:

Türkiye ile İran arasında radyotelefon konuşması bugün başlamıştır. Bu münasebetle P. T. T. Umum Müdür­lüğünde saat 15.30 da bir toplantı ya­pılmıştır.

P.T. T Umum Müdür Muavini, İran Sefaret Müsteşarı ve valilik erkânı ile P. T. T. Umum Müdürlüğü daire reis ve reis muavinleri, Türkiye ile İran arasında ilk radyotelefon konuşması yapılırken hazır bulunmuşlardır,

Bern yolu ile temin edilen ilk radyo­telefon konuşması P. T. T, Umum Mü­dür Muavini Abdullah Parla ile Iran P. T. T. Nazın Eşragı arasında yapıl­mıştır.

Bu konuşma sırasında P. T. T Umum Müdür Muavini şunları söylemiştir: »Dost ve kardeş İran milleti ile biz Türkler arasında radyo.telefon muha­beresine başlamış olmakla iki memle­ket arasındaki samimî işbirliğinin da­ha geniş ölçüde inkişaf edeceğine ina­nıyorum

Reisicumhurumuzun da bu mutlu gün­de dost İran topraklarında bulunmuş olması milletçe sevincimizi bir kat da­ha arttırmıştır.»

İran P. T. T. Nazırı da şunları söyle­miştir

«Türkiye ile İran arasında ilk telefon irtibatının tesisi hususunda Majeste Kral Şahin şahdan aldığını ernir üzeri­ne ve muhterem misafirleri Celâl Bayar'ın kültür ve müşterek gaye bağlariyle bağlı bulunan memleketimi arasında bugün telefon irtibatım açmak­la şeref duymaktayım. Bu yeni irtiba­tın tesisi İki memleket arasında uzun senelerdenberi mevcut münasebetleri genişletecek ve iki dost ve komşu memleket arasında bugün telefon İrti­batını açmakla şeref duymaktayım. Bu yeni irtibatın tesisi iki memleket ara­sında uzun senelerden beri mevcut mü­nasebetleri genişletecek ve iki dost ve komşu memleket halkı arasında her sahada haberleşme teatisine imkân ve­recektir.»

Müteakiben İran Ortaelçisi Dj. Gharib'in   mesajı  İran'a  bildirilmiştir.

25  Eylül 1955

 Bursa:

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizde bulunan dost Afganistan'­ın Maliye Nazırı Abdulmelik Han şeh­rimize gelmiş ve bu sabah Vilâyet Veteriner Müdürü ile birlikte Kara­cabey harasına giderek tetkiklerde bu­lunmuştur, Akşam Bursa'ya dönen, sa­yın misafirimiz yarın Merinos Fabri­kası ile Gemlik Sun'i İpek Fabrika­larını   gezecektir.

Abdulmelik Han, muhtemelen şehri­mizde bir kaç gün kalarak istirahat edecektir.

26  Eylül 1955

 İstanbul :

Nato Vekili Kemal Zeytinoğlu, bugün saat 16.30 da Dolmabahce Sarayı Muayede Salonunda açılış merasimi yapı­lan beynelmilel Yol Kongresini alkış­lar arasında aşağıdaki nutukla açmış­tır:

«Muhterem misafirlerimiz, Bayanlar ve baylar.

Konuşmama başlarken muhterem, he­yetinize bizim İçin çok ehemmiyetli bir hâdise olan 10 uncu Yollar Kongresine teşrifinizden dolayı sonsuz teşekkürle­rimi arz etmek ister ve hepinize hoş geldiniz derim.

Elli seneye yakın bir mazisi olan bey­nelmilel daimî Yol Kongreleri asosiyasyonunun onuncu kongresini İstanbulda akdetmeye karar vermesinden dolayı duyduğumuz sevinci burada huzurunuzda belirtmeme müsaadeleri­nizi rica ederim.

Bugün vekâletimin ve onun ehemmi­yetli bir kolu olan Karayolları Umum Müdürlüğünün tarihinde sayılı günler­den biri olarak kalacaktır

Muhterem misafirlerimiz,

Bayanlar ve baylar,

Yol şebekeleri her memleketin iktisadî ve sosyal mukadderatiyle gayet sıkı bir şekilde ilgilidir. Bu hakikat bugün herkes tarafından kabul edilmiş bu­lunduğundan bu hususu huzurunuzda tafsil etmeği zait telâkki ediyorum. Yalnız bu mevzuun böyle seçkin he­yetleri zaman zaman kongre ve kon­feranslar halinde bir araya getirmeye âmil olan bakı hususiyet ve vasıfları vardır ki bunlar muasır cemiyette yep­yeni ve pek şümullü meseleler olarak belirmektedir.

Yol tarihi insan cemiyetinin tarihi ka­dar eskidir. fakat şunu kabul etmek lâzımdır ki binlerce senelik devre es­nasında yol mevzuu, son elli sene zar­fında iktisap ettiği ehemmiyet ve şü­mulü, hiç bir zaman haiz olmamıştır. Malûmunuz veçhile yol ve otomobil bugün bazı memleketlerde hattâ millî iktisat çerçevesinden de dışarı çıkmış ve farkların günlük yaşayışlarının ye­ni baştan tanzimine müessir olacak ka­dar muasır medeniyetimizin temel fak­törlerinden birisi haline gelmiştir.

Medeniyetin bir tarifi de (fert ve ce­miyet olarak bir yaşama şekli) tarzın­da ifade edilebileceğine göre yol ve otomobil unsurunu bunun içine kat­madan acaba bugünkü medeniyetimizi nasıl tasavvur edebiliriz?

Bu asrın başında motorlu vasıtaların bir nakliye vasıtası olarak inkişafa başlamasından    beri teknik,    iktisadî, sosyal ve psikolojik veçheleri bulunan yepyeni bir ilmin, bir yol ilminin doğ­maya   bağladığına   şahit  olduk.

Bu ilmin bilhassa teknik safhasında bir çok meselelere kifayetli hal çare­leri bulunmuştur. Bu istikamette ha­len  durmadan çalışılmaktadır.

Yalnız yine ayni ilmin millî ekonomi­ye, şehirciliğe, yol işletmeciliğine, tra­fik idare ve tanzimine taallûk eden hususlarında pek geniş faaliyet sarf edilmekle beraber daha yapılacak pek cok işlerin de bulunduğu bir hakikat UrHülâsatan diyebiliriz ki mühendislik mesleğinin her branşından daha ziya­de yol mühendisliği kısmında bir mü­hendisin yalnız teknik bir adanı değil ayni zamAnta bir iktisatçı, bir sosyo­log ve bir idareci olmasına İhtiyaç var­dır.

Bizzat halkın ihtiyaçlarını zamanında kavrayacak gereken tedbirleri düşüne­cek ve bunların tatbik edilmesi için alâkalı makamları ikna edecek olan bizzat yol mühendisidir.

Bu bakımdan hepimizin, bu çok şü­mullü ilmin kuruluş devresinde çalış­mak mazhariyetine sahip olduğumuz için büyük bir manevî haz duymamız icabeder.

Bütün dünya memleketleri bilhassa son otuz sene sarfında motorlu vasıta­ların yol çalışmaları üzerindeki mües­sir durumunu takdir etmişler ve bu­na göre gereken yol tesislerini kurma­ya veya inkişaf ettirmeye çalışmışlar­dır.

Türkiye bu gayretlere biraz geç ka­tılmakla beraber, kısa bir zamAnta plânlı bir çalışma sayesinde pek mem­nuniyet verici neticeler almıştır.

Bu neticeler âdeta yeni hamleleri kam­çılamış olup şimdi bütün imkânları­mızla yol tesislerimizi muasır memle­ketler seviyesine çıkarmaya çalışmak durumundayız. Bu cümleden olarak son onbeş sene zarfında 24 500 kilo­metrelik devlet yol şebekemizi devam­lı bakım ve onanma tâbi tutmakla beraber, 4900 kilometresini de Avrupa ve Amerika'da kabul edilmiş stAntart­la iblağ etmeğe imkân bulduk. Ayrıca bu müddet zarfında muhtelif yollarda ceman 48.137 metre tulünde köprü yapılmıştır.

Bu inkişafın neticesi olarak yolları­mızda eşyanın hareket hacmi 5,5 misli artmış ve nakliye ücretleri yüzde alt­mış miktarında düşmüştür.

Bu plânlı çalışma, bu devre esnasında yol işine yapılan yatırımların tam iki misli bir millî tasarruf sağlamakla yol idaresinin yatırımlarında ekonomik bir verim temin ettiğini göstermeğe imkân vermiştir.

Hiç bir memlekette yol şebekesinin ta­mamı devlet yollarından ibaret olamayacağına göre memleketimizde ikinci ve üçüncü sınıf yolların da geliştiril­mesi için muvazi bir program tatbik etmeye mecbur olduk. Bu sektörde de yapılan yatırımlara mukabil ehemmi­yetli neticeler alınmış ve alınmakta­dır.

Son beş sene zarfında bu tarzda bir çalışma neticesinde 26.000 kilometrelik vilâyet yolları, yani ikinci sınıf yollar, şebekesinde 7.700 kilometrelik bir kıs­mı yeniden yaptık veya esaslı surette İslah ettik. Köy yolları yani üçüncü sınıf yollar sektöründe yine ayni beş sene zarfında 16.000 kilometrelik yol yapılmıştır.

Bu devrede yol tesisleri inkişafının temini ile iktifa edilmemiş, fakat çok daha mühim olarak mahalli idarelerin makinelerle teçhiz edilmesi, inşaat ve bakım prensip ve usullerinin makine metotlarına göre tatbiki sağlanmıştır. Bu hâdise yol işlerimizde sürat, ma­liyet ve fennî evsaf bakımından yep­yeni bir çığır açmış ve yollarımızın istikbaldeki çalışmalarını en. iyi esas­lara istinat ettirmiştir

Türkiye'de son seneler zarfında ya­pılan yol çalışmalarını tam mikyasta ve bütün bir memleket ölçüsünde ya­pılmış bir tecrübe olarak hepinizin tetkikine arz ederim.

Bu mesaiden elde ettiğimiz neticeleri arzu edenlere göstermek ve izah et­mekten büyük bir zevk duyacağız. Bu sayede ilim ve tecrübe alış verişin­de diğer memleketlerden yaptığımız istifadeyi bir nisbet dahilinde ödemiş olacağız.

Nitekim böyle bir hizmeti iki senedenberi Birleşmiş Milletlerin ricası üzerine yapmakta büyük bir zevk ve şeref duyduk.

Ortaşark memleketlerinin yol tekniği yardım temin etmek için yapmakta olduğu talepleri en iyi bir şekilde kar­şılamayı düşünen Birleşmiş Milletler teknik yardım teşkilâtı bu maksatla bir kurs tertip ve idare etmesini Ka­rayolları Umum Müdürlüğümüzden ri­ca etmiştir.

Bu teklifi büyük bir zevk ve mem­nuniyetle kabul eden karayolları umum Müdürlüğümüz 1954 senesi ağus­tos ayındâ 10 haftalık bir kurs açmış­tır. Bu kursa 5 Ortaşark memleketi iştirak etmiştir. Buradan alınan neti­celeri memnuniyet verici bulan Bir­leşmiş Milletler Teknik Yardım Teş­kilâtı 1955 senesi icin yine böyle bir kursun açılmasını rica etmiştir. 1955 senesi mayıs ayında bu sefer 12 hafta müddetle acılan bu kursa iştirak nisbeti cok daha geniş olmuş ve bu ça­lışmalara 9 ayakın, Orta ve Uşak Sark memleketinden 25 mühendis iş­tirak etmiştir.

Bir taraftan diğer memleketlerin bile ve tecrübelerinden istifade etmeye de­vam ederken diğer taraftan da bizim tecrübelerimizden istifade etmek iste­yen memleketlere hizmet edebilmek bizim için çok büyük bir bahtiyarlık vesilesi olmuştur,

Bİ2 bunu yaparken Amerikan yol ida­resinin bizimle devam eden işbirliği­nin çok faydasını Kördük. Kendileriy­le olan mesai birliği sayesinde înşaat ve bakını hususunda yepyeni usulleri kabul ve tetkik etmek, idaremizi yeni esaslara göre organize etmek, teşkilâ­tımızı modern yanım ve bakım maki­neleriyle teçhiz eylemek ve bu islerde vazife alan her cins elemanı geniş bir eğitime tabi tutmak imkânını bulduk.

Bu sebeple burada Amerikan yol ida­resinin bizim yol dâvamıza gösterdiği yakın ilgi ve cok verimli işbirliğinden dolayı teşekkür etmeyi bir vazife te­lakki  ederim.

Muhterem misafirlerimiz.

Bayanlar ve baylar,

Biraz evvel yol çalışmalarının bir çok problemlerinin üzerinde hâlâ bütün dünyada hararetle çalışıldığından bah­setmiştir

Bunların içinde bilhassa yol satıh ve temcilerinin gittikçe artan yüklere karşı daha mukavim bir şekilde inşa­sı, az nüfuslu yerlerde ucuz yolların yapılabilmesi ve kesif nüfuslu yerler­de ayrı bir emek ve maliyet ölçüsünün kullanılması gibi meseleler de vardır.

Büyük bir zevkle müşahede etmekte­yim ki yüklü olan programınız bu mevzuların da münakaşa ve müzake­resini derpiş etmektedir.

Bunlar ve diğer mevzular üzerinde son dört senelik tecrübe ve çalışmaların neticesini belirtecek olan raporların ve münakaşaların yol ilminin ehem­miyetli mevzularıma yeni istikametler vereceğinden eminim.

Bütün dünya memleketlerini çok ya­kından ilgilendiren bu meseleler üze­rinde ileri ve müsbet görüşlerin belir­mesi bu sahalardaki çalışmalara mu­hakkak yeni bir hız, yeni bir inkişaf verecektir.

Bunun neticesi ise insanlığın daha rahat bir hayata kavuşmasına y.ardım ötmek olacaktır.

Bu hayırlı mesainizde hepinize bütün kalbimle muvaffakiyetler dilerim.

Sözlerime son verirken bu kongrenin tertip ve tanziminde vazife alan ze­vata Ve raporlariyle kongrenin ilmi seviyesini tesis edip çalışmalarına is­tikamet veren raportörlere huzunuzda teşekkür eder. hepinize sağlık, saadet ve başarılar diler ve memleketimizde­ki ikametinizin sizler için azamî dere­cede memnuniyet bahsi olmasını temen­ni ederim.»

Kongremizin hâmisi muhterem ,Başvekilim Adnan Menderes'in bütün kong­re delegelerine ve misafirlerimize hür­met ve muhabbetlerini getirdim.

Reisicumhurumuzun bugün Tahran'dan Ankara'ya avdet etmesi dolayısile kongreyi teşrif edemiyeceklerini ve bundan üzüntü duyduklarını bildir­mişlerdir. Hepinize muvaffakiyetler ve memleketimizde iyi günler geçirmenizi temenni  etmektedirler.   Arz ederim.

Nato Vekili Kemal Zeytinoğlu'dan sonra kürsiye gelen Organizasyon Ko­mitesi Reisi, Karayolları Umum Mü­dürü Daniş Koper de onuncu baynelmilel Yol Kongresinin açılışında şu ko­nuşmayı yapmıştır:

«Kıymetli Reis ve kongre azaları, muh­terem bayanlar ve baylar,

Beynelmilel 10 uncu Yol Kongresinin Türkiye organizasyon komitesi namına hepinizi en derin bir muhabbet ve sevinç hissi içinde selâmlar, davetimi­ze geniş mikyasta icabet ettiğinizden dolayı sonsuz şükranlarımı arz ederim. Bu necip vazifeyi ifa edebilmek, benim için paha biçilmez bir şeref ve unu­tulmaz bir bahtiyarlık olacaktır.

Tarih boyunca beynelmilel ehemmiye­tini daima muhafaza etmiş olan asü ve kadim şehir, güzel İstanbul, bugün de büyük ve değerli günlerinden birini yasamaktadır. Cihanın hemen her ta­rafından gelip burada toplanmış bulu­nan güzide heyetiniz, şahsiyetlerinizin değeri sayesinde hiç şüphesiz kî buna daha büyük bir ehemmiyet kazAntır­maktadır. Nihayet bu asîl toplantının maksadının, muslihane bir hava içinde müşterek mesaî, meslekî tesanüd ve ilmî fikir teatisi olusu, dünyanın çok nazik olan bugünkü durumunda, ken­disine daha büyük bir hususiyet bahis ettirmektedir.

Şurası muhakkaktır ki dünya tarihinin henüz devamlı bir sulh ve sükûna ka­vuşmamış bulunan bu karanlık devre­sinde değerli toplantımız medeniveleminm tesanüd ve birlik meşal eler in­den biri olarak parlayacaktır

Bu topluluğu ile mühendislik âleminde beynelmilel işbirliği sahasında, müşte­rek mesai ve kardeşlik duyguları için­de, dünya sulhüne hizmet imkânları­nın her zaman mevcut olduğunu çek güzel bir misalle isbat etmek fırsatını bulacaktır.

İlmin ve yol tekniğinin alemdarları ve otoriteleri olan sizlerin topluluğu saye­sinde, mesaimizin mutlak bir muvaf­fakiyetle neticeleneceğini şimdiden tebşir   etmek   mümkündür.

Medenî terakkiyatın süratle inkişaf et­mesi,  yol  tekniğini,   yol   iktisadiyatını  ve yol felsefesini de bununla muvazi olarak gelişmek ve bu ilerlemeye ayak uydurmak zorunda bırakmıştır. Bu se­ne kongremizde münakaşa olunacak altı mevzu ve görüşmeler neticesinde varılacak müşterek kararlar, hiç şüp­hesizdir ki yol ilminde dünya millet­lerine yeni ufuklar açacaktır. Bunların tafsilât ve teferruatı kısa zamAnta dünya efkârı umumiyesine mal edil­miş olacağından, burada ayrıca mevzularımızdan bahsedecek değilim. Yal­nız huzurunuzda, önümüzdeki günler yapacaklarımız ilmî münakaşaların esas­larını hazırlamış olan millî ve umuınî raportörlere alenen teşekkür etmeği zevkli bir borç bilirim. Onların yorul­mak bilmez gayretlerinin eseri olan ve uzun senelerin tecrübelerini ihtiva ve çetin mesaisini ifade eden 76 güzide rapor, bunlardan istihraç olunan değerler neticeler ve varılacak kararlar asrımızın bidayetinde inşasına başla­nan beynelmilel Yol Kongresi  hic şüphesiz ki birer sağlam mesnet taşı olacaktır.

Muhterem misafirlerimiz ve değerli meslektaşlarım.

Bu vesile ile sizleri Türkiye Karayolla­rı Umum Müdürlümü adına da hürmet­le selâmlarım' Mühendis, idareci ve iş­çi, bütün teşkilâtı ile bu memleketin yol davasını tahakkuk ettirmece hüsrünefı eden Karayolları Umum MüHürlüSümüzün, değeri cok yüksek olan bu toplantının memleketimizde icra edilmerinden duyduğu sevine, bilhassa meslek sahasında bir çok yeniliklerin tecrübeli meslekdaslarından görüp öğ­renmek fırsatını bulmaktan ileri gel­mektedir.

Cihan tarihinin en büyük fütuhat yol­ları ile en kadîm damarlarının seçti­ği Anadolu toprakları, bugün dahi bu devirlerin eski ve değerli nümuneİerini ihtiva etmektedir. Karayolları teş­kilâtı olarak, kıtaları yekdiğerine bağ­layan yurdumuzda, iktisadî ihtiyaçlara ve muasır medeniyetin icanlarına uygun bir yol şebekesini tahakkuk et­tirin tarihî vazifemi lâyıkıyla başar­mak, en büyük emelimiz ve gayemiz­dir. Gecen devrin en büyük yol yanı­cılarından Halit Rifat Paşa: «gideme­diğin     yer     senin      değildir    Sözü Türkiye'nin yol mühendislerine en veciz bir şekilde takip edecekleri (yolu) göstermiş bulunmaktadır. Te­şekkül' tarihi 1950 olan ve ancak beş sene gibi fosa bir zamAntan beri şah­siyeti hükmiyeyi haiz bir teşkilât ha­linde çalışan Karayolları Umum Mü­dürlüğümüz, bu hakkati göz önünde tutarken omuzlarındaki azametli vazi­fenin vüslatı ehemmiyet ve kıymetini de müdrik bulunmaktadır

Bu hususları huzurunuzda ifade eyle­mekle bir öğünme vesilesi aradığımı zannetmemenizi hasseten rica ederim. Bunları arz etmekten maksadım, 10 uncu içtimaını yapmakta bulunduğu­muz beynelmilel Yol Kongremizin akdedildiği memleketin, gerek millî ve gerek dünya iktisadiyatı bakımından yol davasına lâyık olduğu ehemmiyeti, bütün gücü ile affeyleyen bir memleket olduğunu ifade etmektir, üzerin­de çalışılan 24.500 kilometrelik ana yol­lar sisteminden 4850 kilometreyi Avrupa’nın beynelmilel yollarına dahil bu­lunan Türkiye Devlet Yolları bugün ulvi hakikî mânada, müterekki ve mütekâmil bir yol sistemi delildir Fa­kat teşkilâtımız, istinat ettiği iktisadî prensiplerle bu terakki ve tekâmülü vadesinde sağIayacak olan ve (kade­meli inşaattan bir edilen veri metodun güzel bir misalini tahakkuk ettirmek­tedir.

Gezileriniz esnasında göreceğiniz yeni yollar, bu yeni teşkilâtın mütevazi bi­rer eseridir. Eskilerin ise, devamlı ve metodik bir bakım sayesinde azamî is­tifadeyi temin edecek ve iktisadî ih­tiyaçlara cevap verebilecek hale geti­rilmişlerdir. Bu kısa tecrübe devremiz­de kendi kendimize elde ettiğimiz tat­bikî bilgilere ilâveten kongre müzake­relerinde bir cok memleketlerin tecrü­be ve tatbikatını da görüp öğrenebilmek imkânı muvacehesinde büyük bir sevinç duymaktayız.

Kıymetli misafirlerimiz,

Sizleri bir Türk vatAntaşı olarak mem­leketimizde selâmlamak imkânını bul­duğumdan dolayı da ayrıca bahtiya­rım.

Mümtaz şahsiyetlerinizi misafir edebil­mekten dolayı büyük bir şeref duygumuzu bilhassa ifade etmek isterim. Yurdumuzda geçireceğiniz kısa müd­det zarfında sizleri imkânlarımız nisbetinde azamî derecede memnun ede­bilmek iğin elimizden geleni yapmağa gayret ettik Buna rağmen şayet ku­surlarımız olursa, onları da hoş göre­ceğinizden eminiz.

Kongremizin tatmin edici ilmî mesaisi yanında, yurdumuzun tabiî güzelliri ve tarihî kıymetlerinin değerli heyeti­nizi günlük hayatın gailelerinden uzak­laştırın, siklere birer dinlenme ve zevk kayanağı olacağını ümit ve temenni et­mekteyim.

Binlerce senelik mazisi olan ve müteaddid dünya medeniyetlerinin beşiği bulunan memleketimizin tabiî ve ta­rihî kaynaklarının değil hepsini, hattâ bir cüzünü dahi tam olarak göstermek, zamanın darlığı dolayısiyle mümkün olamayacaktır. Görebilecekleriniz, mev cüda kıyasen cüzi miktardadır. Yalnız İstanbul için tertin ettiğimiz dört gezi ve iki tur, bu şehirde mevcut imkân­ların çok dûnunda kalmaktadır Buna raftmen. mezkûr geziler ve turİar, İs­tanbul hakkında umumî bir fikir elde edinilmesini sağlayacak şekilde tertip olunmuştur.

Büyük gezi olarak da biri İzmirBergamaEfes, diğeri AnkaraKonyaBursa olmak Üzere iki seyahat programı hazırlanmıştır. Bunları tertipten mak­sadımız, sizleri en samimi hislerle se­lâmlamak arzusunu besleyen Türk hal­kını, güzelliği ve tarihî kıymetleriyle İftihar ettiğimiz Türk Yurdunu ve üzerinde azimle, gayretle çalıştiğimiz Türkiye yollarını güzide heyetinizi göstermek ve tanıtmaktır.

Muhterem bayanlar ve baylar,

Sözlerime son verirken evvel emirde, bugünkü güzel topluluğun vücut bul­masını sağlayan fikir kaynağı, beynel­milel yol kongrelerinin banisi mühen­dis Lethier'yi huzurunuzda hürmet, muhabbet ve şükranla vâdetmek isle­rim, saniyen kongremizin büyük bir muvaffakiyetle sona ermesi ve yol mevzularında çok kıymetli ve ehem­miyetli kararların alınmasını dilerim. Nihayet dünya milletlerinin müşterek refah ve saadeti ile dünya    sulhünüa temini hususlarında hulûsu kalb ile ça­lışan ve yapıcı bir zihniyetle daima bu gayenin tahakkukunu arzu eden memleketimizde kalacağınız günlerin sıhhat, neşe ve zevk içinde geçmesini bütün kalbimle temenni ederim.»

Karayolları Umum Müdürü Daniş Koper'i müteakip söz alan yol kongreleri Beynelmilel Daimi Asosiyasyonu Reisi A. Rumpler de şu konuşmayı yapmış­tır:

Lizbon kongresini müteakip asosiyasyonunıuzun beynelmilel daimî komis­yonunun toplantısında 10 uncu kong­resinin İstanbul'da toplanması hakkın­da Türk delegesinin yaptığı teklif te­halükle karşılAntı. Gelecek kongrenin toplanma yeri olarak bu şehrin seçil­mesi komisyon üyelerine çeşitli sebep­lerden ötürü uygun görünüyordu.

Hepimiz, hükümetinizin yıllardan beri yol şebekesini yenilemek ve geliştir­mek hususundaki büyük ilgisini bu sahada yapılmış olan işlerin ehemmi­yetini ve bunların iktisadî gelişmeniz­deki mesut neticelerini biliyoruz.

Bu bakımdan sadece, 1948 den 1954 e kadar Türkiye'nin yol şebekesinde, yı­lın her mevsiminde geçit veren 13.282 km. lik bir artış olduğunu ve gene 1945 den 1954 e kadar otomobil parkı hac­minin 9000 den 61.0000 taşıta çıktığı­nı kaydetmem kâfidir. Motorlu trafik miktarının mühim artışına yolların za­rurî intibakını ve böyle bir intibakın gerektirdiği malî gayreti müdrik olan asosiyasiyonumuz, yol işletme sistemi­nizin, yolların ve sanat yapılarının ba­kımlarında en büyük ekonomiyi sağla­mağa matuf bir teknik ile kurulduğu­nu göz önünde bulundurmaktan fariğ olamazdı. Bu da hayati önemi olan bir önlemedir.

Otomobilin gelişmesi dünya çapında bir hâdisedir. 1955 başında serviste bu­lunan otomobil sayısı 87 milyon olarak aşağı yukarı 1940 yılındaki miktarın iki mislidir.

Bundan başka gene 1955 de motorlu bisikletler hariç 10 milyon da motosik­let mevcut idi.

İşba haline geldiğini söylemeğe imkân verecek hiç bir belirti göstermeyen bu piyasa, aksine büyük genişleme kud­reti sağlamaktadır.

Endüstrileşme, modern ekonomilerin her kolu, yalnızca ve kendisi için müs­tahsil olmaktan ziyade bir müstehlik olmağa doğru genişleyen bir münaka­le ihtiyacını doğurmaktadır.

Kongremizin, asırlar boyunca muhtelif medeniyetlerin karşılaştığı bir kavşak olan bir memlekette toplanması fikri­ne daimî komisyonumuzun üyeleri, mil­letlerarası karakterine pek uygun gel­mesi bakımından yakınlık duymuşlar­dır.

Türkiye, boğazlar üzerinde bulunmak­la, Doğu ile Batı arasında tabiatın kurduğu bir köprü değilmidir

J. Paut Roux'nun pek güzel ifade et­tiği gibi;

«Müslüman ve modern Türkiye iki medeniyetin sentezini yanmağa, ve farklı kültürlerin aynı olmadığını isbata şayret etmektidir...

Hayranlıkla seyredeceğimiz sanat eser­leri her medeniyetin karşılıklı yap­tıkları katmaların delillerinden biri değil midir? Hitit teknik ve sanatı­na Mezopotamya, Ege ve Mısır unsur­ları katılmıştır. Bizans sanatına eski eserlerin ahengi ve Doğunun ihtişamı girmiştir.

Hatırlarda ve zengin bir edebiyatta, Haliç, Göksu ve Adalar gibi, sadece adlariyle hafızaları uyAntıran yerlerin büyük şöhretlerinin memleketinize verdi Şi cazibeyi zikretmeden geç emiyeceğim.

Aynı surette, büyük yapıcıların, kul­lAntıkları teknik ne olursa olsun, kral  Anthemius ve Milet'li İsidogs ve Sinan'ın fevkalâde eserlerine duyduk­ları ilgiyi de ilâve etmek isterim.

10 uncu kongrenin İstanbul'da top­lanması için asosiyasvonumuzun aldı­ğı kararın esasım teşkil eden bu dü­şüncelerin evvelki kongreler gibi bu seferkine de başarı elde edilmedin i sağlayacağına şüphem yoktur

Kongrenin başında bu açılış seansına riyaset etmekle bizi şereflendiren sayıa  Nafia Vekilini, hükümet erkâniyle himayelerini esirgememiş olan yük­sek şahsiyetleri selâmlar ve kendileri­me teşekkürlerimi arz ederim.

Ayrıca Türk organizasyon komitesine ve bilhassa bunun reisi Bay Danis Koper'e ve Bay Tarık Draz'a, bayanlar komitesine ve bu kongrenin hazırlan­masında değerli yardımlarını esirge­memiş olanlara minnetlerimi suna­rım ».

Delegeler Duayeni Baron Hendrik de Vos Van Steenurjh'un konuşmacı.

Son olarak kürsüye gelen birinci meleselerin Duayeni Baron Hendrik de Vos Van Steenurjh. delegeler adına aşağıdaki hitabede bulunmuştur:

Milletlerarası onuncu Yol Kongresini Maubul'da toplamak teşebbüsünden dolayi Türkiye hükümetine delegasyon şefleri adına minnetlerimi sunarım.

Bu daveti tehalükle kabul ettik. Asosiyasy onumuzun azasının bir çoğu Türkiye'yi tanımaktadır

Hepimiz, bir çok cazibesi ve hüküme­tinin bu kadar az bir zaman içinde yol sahasında teknik terakkiler kay­detmiş olan bu güzel memleketi gör­meği arzu ettik.

Türkiye müşkül bir devre geçirmiştir. Uzun harpler halkının gücünü yıprat­mış ve İkinci Dünya Savaşında harp dışı kalmış olmasına rağmen güçlük­ler ile karşılaşmıştır.

Büyük kahramanınız Atatürk sayesinde Türk milleti dirilerek Avrupa devlet­leri arasında şerefli mevkiini almıştır.

İlk Cumhurreisi olarak «Türk mucize­sini» meydana getirmeğe muvaffakci­lan Atatürk'ün şerefine bina edilen Ankara AnıtKabrine bihakkın liya­kat gösterilmiştir.

Biz yabancı .delegeler için bu büyük devlet adamının hatırasını taziz bir vazifedir.

Onun devamlı çalışması, gayreti, se­batı olmasa idi yol kongremiz için İs­tanbul'da buluna mıyacaktık.

Türkiye çetin   imtihanlar   geçirmiş ve yeni Türkiye'nin hükümeti, memleke­tin iktisadiyatının modern zamanlar şartlarına intibakı için enerjik tedbir­ler almıştır Memleket yeni bir veçhe almış bulunmaktadır.

Endüstri tesis edildi, millî fabrikalar kuruldu, demiryolları, hava alanları ve yollar yapılarak trafik  geliştirildi.

Takdir edersiniz ki bu yol konusu bi­zi en ziyade ilgilendirmektedir. Bu hususta müşkülleri yenmek gerekti.

Arazi şartları müsait değil ve millî sa­vunma gayesiyle geliştirilen demiryol­ları bütün teknik ve malî imkânları çekmekte idi.

Memlekette Yol Kongresi için İstan­bul'a gideceğimi söylediğim zaman dostlarım sordular: Yol bakımından orada ne görebilirsin dediler.

Cevap verdim: Yeni Türkiye'yi tanı­mıyorsunuz.

Türk hükümeti, modern bir yol şebe­kesi temin etmek için büyük işler yap­mıştır.

Ziraatın büyük yer tuttuğu bir mem­lekette, toprak mahsullerinin nakli için, nakil vasıtalarına sahip olmak za­ruridir.

Kongremizin bu hususta size faideli olacağını ümit eder ve dikkatinizi az geçitli köy yollarından bahseden üçün­cü mesele üzerine çekerim.

Türkiye gibi ziraî bir memlekette, bü­yük trafikten başka, toprağın işletme­sine yarayan yollar da lâzımdır.

Yol şebekesi programının tamamlanması hususunda Türk milletinin gayret sarfında devam edeceğine eminiz, zi­ra Atatürk'ün eseri sadece iktisadî sa­haya münhasır kalmamıştır.

Büyük projelerin tahakkuku için ge­rekli eğitimin ıslahına da yönetmiştir. Yeni Türkiye'yi inceleyen bir muhar­rire Anadolulu bir köylünün dediği gi­bi:

Kısmeti, eskimiş bir özürdür     Şimdi yeni bir parolamız var:

«Çalışıyoruz

Türk milletinin refahına yarayan başka bir unsur daha var; O da peçele­rine ve umumî hayattan ayrı yagamağa veda etmiş olan kadınların hürri­yeti.

Hiç bir değişiklik bundan daha ehem­miyetli değildir, sosyal hayatta bu ge­lişmenin tesiri büyüktür.

Yurtta si arımdan biri, Türk kadını ye­ni Türkiye'nin kuruluğunda değerli hizmetlerde bulunabilecek durumda olduğunu isbat etmiştir demiştir.

Şimdi kongremizin başlangıcındayız. Lizbondaki 9 uncu kongremizin güzel hatıraları halâ silinmemiştir.

10 uncu kongrenin de büyük bir ba­şarı olacağını ümit etmekte ve çalış­malarımızdan sonra bu güzel memle­ketin nadide güzelliklerini görmemize imkân verecek ekskürsiyonlardan ötü­rü sevinmekteyiz.»

 Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar, İranı ziyare­tinden dönerken askerî uçakta, hava­cılarımızın Nato Güney Avrupa Hava Atış ve Bombardıman müsabakaların­daki yüksek başarılarını haber almış ve uçaktan Hava Kuvvetleri KumAntanı Korgeneral Fevzi TJçaner'e şu telsiz telgrafı göndermiştir:

«Kahraman havacılarımızın Nato Gü­ney Avrupa Hava Atış ve Bombardı­man müsabakalarındaki muvaffakiyet­lerini iftiharla haber almış bulunuyo­rum.

Müsabakalara iştirak eden ekibi ve' havacılarımı?! bu başarılarından do­layı tebrik eder, teşekkürlerimi suna­rım.

 İstanbul :

Amerika Cumhurbaşkanı namzetlerin­den de NewYork Eyaleti Sabık Vali­si Thomas Dewev beraberinde esi ve maiyeti erkânı olduğu halde bu aksam saat 21 de uçakla İstanbul'a gelmiştir.

Thomas Dewev'i Yeşil köy Hava Ala­nında Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye "Vekâleti Vekili Fatin Rüştü Zorlu adına İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay karşılamış ve kendisine hoş geldiniz demiştir.

Karşılamada Amerika Büyükelçisi, Başkonsolosluk mensupları, Hariciye Vekâleti Temsilcisi ve basın mensup­ları hazır bulunmuş ve Bayan Dewey'e bir buket verilmiştir.

Dört hafta sürecek bir dünya turuna çıkan   Sabık   Vali   Thomas      Dewey, memleketimizden mâda, İsrail, Ürdün, Lübnan, Birmanya, TaylAnt ve Japonyayı  da ziyaret edecektir.

27 Eylül 1955

 Ankara:

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan  bildirilmiştir:

İstanbul Boğazı Müstahkem Mevkii Kıyı Kursu Baş Öğretmeni Topçu Bin­başı Raif Serin kıyı atışları için bir atış prensibi yaz etmiş, yeni ve müte­kâmil bir atış manzumesi icat etmiş­tir.

Atış premibi. ilk salvoyu takin eden bütün salvoların hedefte bulunmasını istihdaf eder. atış manzumesi ise bu pirensibi tatbik eden 6 cihAntan mü­teşekkil bir aletler gurubudur. Binbaşi Raif Serin'in bu icadı ile kıvı tonenlu Sunucta eni bir cıgır secılmektır. Mütehasıs beyetler tarafından tetkik ve tecrübe edilen biT sistem Türk kı­yı toncusu için stAntart olarak kabul edilmiştir. En ağır şartlar altında ya­tılan atış tecrübeleri, topçuluk tari­hinde misli görülmemiş birer rekor teşkil etmektedir.

Binbaşı Raif Serin, 1330 da Zara'da doğmuştur. 933 mezunudur, fizik, riyave ve balistik ilimlerine aşinadır, Psikoloiik ve metafizik ilimlerine vâ­kıftır. Bu sahada da değerli tecrübe ve bilaisî ile tanınmış kıymetli bir su­baydır.

 Ankara:

Millî müdafasa "Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Bugün. 27 Eylül 1955, Donanma Günü münasebetiyle İzmit, Hereke, Kara­mürsel  ve   Gölcükte   deniz   kuvvetleri tarafından bir kutlama merasimi ter­tiplenmiş ve Donanma KumAntanı Tümamiral Fahri Korutürk tarafından Gölcükte Preveze Gününü belirten bir konuşma yapılmıştır. Merasimde Türk, Vatanı, Türk Bayrağı ve Türk Deniz­leri uğrunda fedayı can eden şehitle­rimizin hatıraları anılarak bunlar say­gı ile selâmlanmıştır,

 Ankara:

Haber aldığımıza göre, Sovyet Rusya Hava Kuvvetlerine mensup bir (jet) uçağı, bugün öğleden sonra, Rize Vi­lâyetimizin Pazar kazasının Hamidiye köyüne bir mecburî iniş yapmıştır.

Bu uçağın bazı tarassut ve keşif işle­riyle vazifelendirilmiş olduğu tahmin edilmektedir.

Yine Öğrendiğimize göre, son aylarda Sovyet tayyerelerinin Şark hudutları­mızı aşarak topraklarımız üzerinde ta­rassutlar yapmaları hâdiselerinin te­kerrürü muvacehesinde. Hariciyemiz Sovyet Rusya Hariciyesinin dikkat nazarmı bundan 20  25 gün evvel çek­miş bulunmaktadır.

 Konya:

Dost ve kardeş Pakistan'ın. Karaşi Üniversitesi Tarih ve San'at Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mahmut Hüseyin beraberinde doçentleri ve Ankara Üniversitesi profesor erlerinden bazıları olduğu halde, bugün şehrimize gelmiş­tir.

Mevlâna Müzesini ve eski eserleri ge­zen misafir Profesör, Pakistan'da Mev­lâna'ya dair basılmış eserleri Konya Müzesine göndereceğini ifade etmiştir. Dost Pakistan heyeti yarın Ankara'ya hareket edecektir.

 Ankara:

Başvekilimiz Adnan Menderes'in Pa­kistan'ın Bağdat Paktına girmesi mü­nasebetiyle gönderdiği mesaja Pakis­tan Başvekili Muhammed Ali şu ceva­bî mesajla mukabelede    bulunmuştur.

Ekselanslarının     23  eylül     tarihinde göndermiş oldukları mesaj dolayısiyle en derin şükranlarımı arzeder ve Parkistan'ın Bağdat Paktına girmesinin Türkiye'de uyAntırdığı dostane duy­gulardan mütevellit, hükümetimin ve benim sonsuz minnet hislerimizi ifade etmek isterim. Pakta iltihakımız sade­ce memleketimizin güvenlik ve refa­hını sağlamak mülâhazasından değil, aynı zamAnta iki memleket aracında esasen mevcut bulunan dostluk ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek babında duyduğumuz samimi arzudan mülhemdir. Biz Pakı'stan'lılar, bu yeni Pakta, 2 nisan 1964 tarihinde, Karaşi'de Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan anlaşmayla ilk adımı artmıs olan dostane işbirliğinin tahak­kukunu görmekle hudutsuz bir mem­nuniyet duymaktayız,

Ekselanslarından derin hürmet nişle­rimin kabulünü istirham ederim.

Pakistan Başvekili

                                                                                                     Muhammed Ali

28 Eylül 1955

 Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün, Çan­kaya'da saat 18.30 da şehrimizde bu­lunan NewYork Eski Valisi Mr. Thomas Dewey'i kabul etmişlerdir.

 Susurluk:

Başvekil Adnan Menderes bugün, Su­surluk Şeker Fabrikasının çalışmaya açılışı töreninde, onbinlerce kişilik he­yecanlı bir vatAntaş topluluğunun sü­rekli tezahürleri arasında söylediği nutkuna, Reisicumhur Celâl Bayar'ın sevgilerini, Balıkesirlilerin bu neşeli gününde kendilerine iblâğ etmek zevk­li vazifesini ifa ederek söze başlamış ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Hepimizi yüzünüzden memnun oldu­ğunuzu hissetmemeğe imkân yoktur. Böyle toplu bir halde ve heyecanlı olarak burada bulunmanız memleket iş­lerinin iyi gittiğine bariz bir alâmet­tir. Hiç şüphe yok ki sevinciniz sadece bu fabrikanın açılmasından dolayı de­ğildir. Çünkü, vatAnta umumî olarak işler İyi gitmiyorsa burada bir fabrikanın açılması bir mâna ifade etmez ve bu şu gördüğüm büyük memnuni­yetinizi izaha kâfi gelmez. Bu sebeple ha Ün izden ve memnuniyetinizden bü­tün memlekette işlerin iyi gittiği kanaatini taşımakta olduğunuza hük­metmek yerinde olur. Vatan hizmetin­de ve mesul insanlar olarak bunu an­lamak, Öğrenmek, bizim İçin ne büyük saadettir.

Başvekil Adnan Menderes memleket işlerinin ne kadar müsait ve sevindiri­ci bir manzara arz etmekte olduğunu kısaca izaha çalışacağını belirterek de­miştir ki:

Demokrat Partinin giriştiği kalkınma hamlelerinin birer hayal ve seraptan İbaret olduğunu bütün memleket sat­hında ilân etmeği menfaatleri ica­bı sayarak bunu kötü bir âdet haline getirmiş olanlar, yakın zamanlara ka­dar belki zemin ve şartları bu propa­gAntalarına müsait görebilirlerdi. Serler henüz meydana çıkmamış, ele gelmemiş olduğu bir zamAnta, eser vücuda getirmek için mütemadiyen masrafa katlanılıp kargılıklarını ele gelmediği devrelerde, kalkınma hare­ketlerini inkâr etmek ve tabiî olan bazı güçlükleri son derece mübalâğa­larıdır arak, iftiralarla karıştırarak ef­kârı bulAntırmaya çalışmak mümkün olabilirdi. Büyük bir kalkınma teşebbüsünün programlanması ve hareket haline gelebilmesi iğin uzunca bir ha­zırlık devresine ihtiyaç bulunduğunu takdir edersiniz. Bundan başka uzun­ca zaman da bir tatbikat devresi var­dır. Bu devrede birçok işlerin temeli atılmaktadır. Birçok işlerin temelle­rinde çalışılmaktadır. Birçok tesisler çatıya gelmiş, fakat henüz bitmemiştir. Bu suretle bütün bunların icab ettirdiği masraf ve fedakârlıklar yapılmış, fa­kat henüz nimetlerinden faydalanma­ya başlanmamıştır. Bu masraf ve fe­dakârlıklar elbette bazı darlıklar ya­ratabilir, îşte bize hücumların yapıldı­ğı, hakikatlerin perdelenmeğe çalışıl­dığı ve Demokrat Parti iktidarını eser­lerini ortaya koymadan yıkmak için azamî gayretler sarf olunduğu o za­manların artık sonuna gelmiş bulunu­yoruz. Vakıa bir zamAntan beri neti­celer elde edilmeğe ve eserler gereği gibi görülmeğe başlamıştır. Fakat bunları toptan bir inkâr île reddetmek inadı son zamanlara kadar devam et­miştir. Fakat artık bu efkârı umumiyeyi şaşırtma teşebbüsleri için muvaf­fakiyet imkânları gittikçe daralmak­tadır. Çünkü bundan sonra eserlerin ve neticelerin idrâki devri gereği gibi başlamış  bulunuyor.

Bunu size şöyle anlatayım: Meselâ su karşısında sevinç ve hattâ hayranlık duyduğumuz güzel esere benzeyen bir­çok güzel eserlerden bir tanesi, hafta geçmiyecektir ki memleket hizmetine girmiş olmasın. Böylece önümüzdeki aylar ve yıllar, yüzlerce kıymetli eser ve tesislerin millet hizmetine açılma­sı devresi olacaktır.

Size başka bir ölçü vereyim: Meselâ Türkiye'de bugün mevcut olan elektrik kuvvetinin yekûnu, 1956 senesi sonun­da bir misli arttırılmış bulunacaktır. Bunun ehemmiyetini derhal kavramak çok kolaydır. Eser ve neticeleri idrâk devri dediğimiz zaman kastettiğimiz mânayı da bu suretle kolayca kavra­mış olacaksınız.

Sevgili vatAntaşlarım,

Bütün bunlar, toptan Türk milletinin çalışkanlığının, zekâ ve dirayetinin mahsulü olan eserlerdir. Bunları vü­cuda getirirken sıkıntılar ve darlıklara maruz kalmadık denemez. Fakat şu­rasını açıkça belirtmeliyim ki gayret­lerimizin ve eserlerimizin azameti karşısında, milletçe hissettiğimiz dar­lık ve sıkıntı hiç denecek bir seviyede olmuştur. Filhakika bütün vatAntaş­lar, 1950 den evvelki hayat seviyeleri ile onu takip eden yıllarda ve bugüne kadar yaşayışlarını mukayese ettikleri takdirde, eskisine nazaran daha fazla sıkıntıya ve mahrumiyete maruz kal­mış olduklarını, eminim ki, iddia Etmeyeceklerdir. Şu halde büyük kalkın­ma programının tatbikatı vatAntaş olarak sıkıntılara ve mahrumiyetlere katlanmamız pahasına olmamıştır. Bu sözlerimi ayrı ayrı vicdanlarınızda tas­dik ve kabul edeceğinizden eminim.

Sözde takatimizin fevkinde olan bir kalkınma programının tahmil edeceği ağır külfet ve mahrumiyetlerin uzun seneler ve nesiller boyunca taşınmak­ta devam edeceği hakkındaki iddia ve telkinlere gelince, derhal haber vere­yim ki, bugüne kadar yaptıklarımızın, diye bilirim ki, yüzde seksenini milli ekonomimiz bugünden Ödemiş bulunu­yor. Hattâ teşebbüs halinde olan yeni girişilmiş bulunan birçok tesislerin masrafları da kısmen Ödenmiştir ve ödenmek yolundadır. Bunlardan kala­cak borç artıkları ise. bütün kalkınma hareketlerinin, ümran ve imar teşebbüslerinin neticesi olarak hayret verici bir süratle büyüyen ve genişleyen ik­tisadî bünyemizin iki üç sene zarfında iktisap edeceği takat ve hacim karşı­sında hiçbir ehemmiyet arz etmeyecektir.

Güçlükleri yenmiş, yolumuzu bulmuşuz dur. Güçlükler arkada kalmıştır. Güç­lüklerin en sert devresini 1955 yılı içinde yaşadık. Meselâ geçen sene bu­günlerde yemeklik için 500.000 ton buğday ithaline mecburduk. Yine ge­çen sene bugünlerde şeker darlığı ile kargı karşıya idik, şeker ithali mec­buriyeti vardı. Kömür darlığından memleketimiz iktisadî hayatının felce uğrayacağı hususundaki iddiaların ne kadar endişeler yaratmış olduğunu da hatırlayacaksınız. Yine geçen sene bu­günlerde idi, en az 400.000 ton kömür ithali mecburiyetinde kalacağımız en­dişesi memleketi mustarip etmekteydi. Bir çoklarımca çizilmek istenen geçen senenin darlık ve sıkıntı tablosunu it­mam için daha birçok şeyleri bunla­ra ilâve etmek lâzımdır. Fakat ben sözü uzatmak istemiyorum. Bunların hepsini hatırlarsınız.

Bugünkü durumumuz nedir Toprak ofisin hububat mubayaası bir milyon tona, çok şükür, erişmiş bulunuyor. Mubayaalar hızla devam etmektedir. Stoklarımız bir milyon iki yüz bine doğru yükselmektedir. Binaenaleyh geçen sene olduğu şekilde beş yüz bin ton buğday ithal etmek gibi elemli bir mecburiyete mukabil, bu sene beş yüz bin tonun üstünde hububat ihraç et­memiz imkânı bugünden tahakkuk et­miştir.

Şekere gelince, fabrikalarımızın yeni mahsullerini piyasa az miktarda alı­yor. Şimdi, darlık endişelerine düşü­rülenlerin veya fırsattan istifade et­meğe çalışanların biriktirdiği şekerler sarf edilmektedir. Fakat ne yazık ki biz bu arada memleketin dövizini şeker ithaline verdik. Şimdi ise şeker ithali endişesinden ebediyen kurtulan mem­leketimiz, şeker ihracının şartlarını ve kayıtlarını araştırmak kaygısına düş­müş bulunuyor. Ne saadet.

Kömüre gelince, Zonguldak'ın uğramış olduğu büyük ve görülmemiş sel felâ­keti, 17.000 tonun üstünde seyreden gündelik istihsali 23 bin tona kadar düşürmek ve haftalar ve aylarca dü­şük seviyede istihsalde bulundurmak suretiyle, memlekete lâkal 300.000 ton kömüre mal olmuştur. Buna rağmen kömür ithal etmek mecburiyetinde de­ğiliz. Kömür ve linyit istihsalinin gün­den güne artması ve bu hususta en isabetli tedbirlerin alınması neticesin­de, memleket bir kömür buhranı ile karşılaşmak ihtimalinden uzaktır. Her­kesin bundan emin ve müsterih olma­sı lâzımdır.

Yine yaz iptidasında Amerika'dan is­tenilen istikrazın verilmemiş olması son derecelere kadar istismar olundu. Evvelâ şunu söyleyeyim ki, talebimizin kabul olunması için elden gelen her şey yapıldı. Sonra da Türkiye'nin iktisaden kısa bir zaman ayakta dura­bilmesi için dahi 300 milyon dolara şiddetli ihtiyaç bulunduğu, bu elde edilmediği takdirde memleketimizin umumî bir İktisadî felce ve inhidama maruz ve mahkûm olduğu, memleket ufukları çmlatıla çmlatıla, hattâ ga­rip, şayanı teessüf ve gizlenilemeyen bir sevinçle ilân olundu. Ayrıca bir programsızlıktan dem vuruldu ve Tür­kiye'de çok fena olan iktisadî vaziyet dolayı sile Amerika'nın ve dostlarımı­zın bizi yalnız başımıza ve kendi ha­limize terk ettikleri birçok kereler söy­lenildi, haykırıldı, yazıldı. İşte Ame­rika'dan 300 milyon dolar istikraz yaramadık fakat ayaktayız. Yalnız ayakta olmakta devam edecek değil, ileri hareket ve hamlelerimizi süratle devam ettireceğiz. Bizim istikraz ta­lebimiz, dünyanın türlü tehlikeler arz eden bu devrinde ve çok nazik bir bölgede ve coğrafî vaziyette bulunan memleketimizin iktisadî kalkınmasını süratle tahakkuk ettirmek ve bu yol­dan bugünkünden çok kuvvetli bir or­duya en kısa zamAnta sahir olabil­mek, tecavüz ümit ve emellerini kır­mak  ve dünya sulhunun     istikrarına yardım etmek azmimizden ileri geli­yordu.

Amerikalı dostlarımızın istikraz tale­bimizi kabul etmemeleri üzerine bizi kendi halimize terk etmiş oldukları iddi­asına gelince, bu katiyen doğru değil­dir. Büyük Amerikan milleti ve onun hükümeti ile en sıkı dostça ve müt­tefikçe münasebetler içindeyiz. Bunu açık olarak ifade etmekten ve şimdiye kadar gördüğümüz ve görmekte oldu­ğumuz yardımdan dolayı teşekkürleri­mizi bir defa daha tekrar eylemekten büyük memnuniyet duymaktayım.

Başvekil Adnan Menderes sözlerine şöyle devam etmiştir:

Geçen yaz iptidasında bir taraftan kurak ve kısır bir ziraat yılının tesir sahası içinde bulunuyorduk. Diğer ta­raftan yatırım faaliyetlerimizin birike birike büyük yekûnlara vasıl olduğu ve fakat faydalarının gereği gibi elde edilmeğe henüz başlanmadığı bir dev­renin en sert aylarını yaşıyorduk. Memleket ekonomisinin geçirmekte ol­duğu bu devrenin de derhal istismarı­na kalkışıldı. Yer yer, madde madde buhranlar yaratılmak için ne derece­lerde şiddetle savletlere gri sildiği cümlenin malûmudur. Artık bunları da geride bıraktık. Bundan sonra ve aldığımız tedbirler sayesinde darlık ve sıkıntılarımızı kısa zamAnta bertaraf edeceğimizden emin olabilirsiniz. Şe­ker, kahve, çay, vesaire, bunların yok­luğu bahane olunarak memleketin ev­velâ iktisadî nizamı sonra da içtimaî , ve siyasî nizamı sarsılma teşebbüsle­riyle karşılaşılmayacaktır.

Hülâsa olarak ifade edeyim: Memle­ketimiz kışı huzur ve emniyet içinde karşılamaya hazırlanmaktadır.

Sözlerini dış politikaya intikal ettiren Başvekil Adnan Menderes, bundan son­ra demiştir kî:

Son zamAnta milletçe bizi teessür için­de bırakan müessif hâdiseler zuhur etti. Bunu da fırsat addettiler. Memle­ketin dış politikasını muzlim gibi göstermeğe yeltendiler ve yelteniyorlar. Halbuki dış politikamız ve münasebet­lerimiz, bütün emniyetini ve binaena­leyh bütün kuvvetini muhafaza etmek­tedir.

Nato'nun, bu teşkilâtı daima takviyeye çalışan itibarlı bir azası olarak mevkiimiz asla sarsılmış değildir.

Diğer taraftan cereyan eden müessif hâdiseler ne olursa olsun, Balkan Pak­tını bir zarara uğramaması ve Yunan­lılarla dostluğumuzun ve ittifakımızın , tekrar eski samimiyet ve kuvvete irca olunması hususundaki gayretlerimiz, bütün sulhsever milletlerce takdir olunmaktadır. Biz bu çok şayanı tees­süf hâdiseler karşısında dostumuz ve müttefikimiz Yunanistanı da tatmin edebilmek için gayretler sarfettik. Şa­yet bu gayretlerimiz kâfi derecede ma­lûm olmamış, dostumuz ve müttefi­kimizi tatmin etmemiş ise, bundan üzüntü duyarız. Çünkü ittifak ve dost­luk rabıtalarıyla bağlı bulunduğumuz diğer millet ve hükümetlerin şeref ve itibarlarını kendi şeref ve itibarımız gibi takdir ederiz. Şayet herhangi bir hareket ve hâdise dolayısile ve mem­leketimizle alâkadar olmak üzere şe­reflerinin kırılmış olduğu hissi altında bulunuyorlarsa, bunun manen.telâfi edilmiş olmasından, kendi şerefimizin kırılması takdirinde bir telâfi ve tat­min bizi ne kadar memnun edecekse onları da tatmin etmekten o derece memnunluk duyacağız. Hattâ şu sözle­rim o maksada matuftur.

Sevgili vatAntaşlarım,

Dış politikamızı gözden geçirmekte de­vam edelim: Nato'nun itibarlı azasıyız. Balkan Paktının resanetini muha­faza etmek azmindeyiz. Türk  Yunan dostluğunun kıymet ve ehemmiyetini kemaliyle takdir ediyoruz. Bundan başka bölgemizin ve dolayısiyle sulh­sever milletlerin yegâne silâhlı teşki­lâtı olan Nato'nun emniyetini takviye için, Bağdat Paktını inkişaf ettirmek ve müessir bir teşkilât haline getirmek hususundaki gayretlerimiz de devam etmektedir. En büyük müslüman nü­fusunu haiz olan Pakistan'ın Bağdat Paktına iltihakı, şeci ve kahraman Pa­kistan Milleti ile aramızdaki işbirliği­nin bu suretle bir kat daha takviye edilmiş olması, bizim için derin bir sevinç kaynağı teşkil eder. Bu suret­le Bağdat Paktı mânasını almakta, maksadına yaklaşmaktadır. Yeni ilti­haklara da intizar etmek hakkımızdır.

Görülüyor ki, dış politikamızda hiç bir muzlim nokta yoktur. Aksine ola­rak dış politikamız ve dıştaki itibarı­mız, yakın t ar illimizde, hattâ asırlar­ca görülmemiş, kaydedilmemiş bir se­viye ve irtifa arzetmektedir.

Bu arada Birleşik Amerika ile müna­sebetlerimizi zayıflatmak için doğru­dan doğruya ve dolayısile yapılan birtakım menfi gayretlere de işaret et­mek isterim. Bunlar hiç bir zaman mu­vaffak olamayacaktır. Çünkü her İki memleket, dünya sulbünün korunması dâvasının en samimî taraftarıdırlar. Ve buna karşılıklı olarak inanmakta­dırlar.

Huzurunuzda bu büyük memleketin Cumhurbaşkanı olan müstesna devlet adamı Eisenhower'in âni olarak hasta­lanmasından duyduğumuz teessürü ifade etmek isterim. Şahsen ve hükü­met olarak bu teessürü ifade ederken sizlerin de hissiyatınıza tercüman ol­duğumuzdan tamamiyle emin bulunu­yorum. Kendilerine milletçe âcil şifa­lar temenni ederim.

Sözlerini bundan sonra iç politikaya intikal ettiren Başvekil Adnan Mende­res söyle demiştir:

Çok müessif hâdiseler vukua geldi. Sükûnun İadesi İçin bütün tedbirler alındığı gibi, bu hâdiselerin belirtmiş olduğu ihtimallerin hiç bir zaman as­garî bir hadde dahi tahakkuk edeme­mesi ve tasavvur halin s dahi geleme­mesi için tedbirler almaktayız. Va­tAntaşlarımız bu yönden müsterih ola­bilirler.

Başvekil Adnan Menderes seçimler mevzuunda da şunları söylemiştir:

Son umumî meclis seçimlerinde De­mokrat Partiye 3,5 milyona yakın rey verilmiştir. Bu reyleri veren vatAntaşlarımıza ve Türk milletine partimiz namına şükranlarımızı arz ederken, se­çimlerde kazanmak suretiyle .mahallî mühim vazifeler deruhte etmiş bulu­nan gerek partimize mensup gerek müstakil olsun bütün arkadaşları teb­rik eder ve muvaffakiyetler temenni ederim.

Ve seçimler için bir kampanya açılmadı. Muhalefet bu seçimleri boykot etti ve iştiraki asgarî dereceye düşürmek için azamî gayret sarf etti. Biz ne bir toplantı yaptık ne bir nutuk söyledik. Karşıda rakip olmadığı için bir müca­dele heyecanı dahi mevcut değildi. Üs­telik son haftaların mühim hâdisele­ri, esasen umumca birinci derecede ehemmiyet atfedilmeyen umumî meclis seçimlerini üçüncü dördüncü plâna at­mıştı. Bütün bu menfi sebep ve un­surlara rağmen. 1950 seçimlerindeki reylerin 2,5 milyon civarında olmasına mukabil bu seçimlerde alınan reylerin, 3,5 milyona yaklaşması ve partimizin bu sefer bir milyona yakın, yani yüz­de 40 nispetinde fazla rey kazanması, övüneceğimiz ve memnun olacağımız bir keyfiyettir. Şurası bir hakikattir ki şayet kampanyamızı yapsak, çalış­sak ve uğraşsaydık, 1950 de kazAntı­ğımız 2,3 milyon civarındaki reyi, yüz­de bir fazlalıkla beş milyona çıkarma­mız işten bile sayılmazdı.

Başvekil Adnan Menderes, sözlerini burada partinin içişlerine intikal ettir­miş ve demiştir ki:

Eğer Demokrat Parti benden evvel konuşan vekil arkadaşlarımın haklı ve yerinde olarak ifade ettikleri gibi mütesanit ve yekpare bir kütle halin­de olmasaydı, Türk milletinin bu iti­mat, iltifat ve itibarına mahzar ola­mazdı. Eğer Demokrat Parti birbiri­nin paçasından çeken, birbirini arka­sından hançerlemek isteyen insanların topluluğundan ibaret bulunsaydı, ken­disini anıl merkez kuvvetin ve dağı­tıcı unsurların tesirine kaptırmış bir teşekkül olsaydı, bu kadar nazik bir zamAnta memleketi idare etmek vebal ve mesuliyetini omuzlarında bir gün dahi taşıyamazdı. Partimiz mütesanit ve kuvvetli manzarasiyle vazife ve me­suliyet deruhte etmiş olduğu içindir ki, aziz Türk milleti, bütün seçimler­de olduğu gibi, bu seçimlerde de ona bir evvelki seçimden üstün bir iltifat gösterdi.

Demokrat Parti böyle mütesanit ol­makta devam edecektir. Partimizin 10 seneye yaklaşan mazisine kısa bir göz atılınca görülecektir ki, bütün nifak teşebbüsleri daha filiz ve rüşey ha­lindeyken hüsrana uğramıştır. Parti­mizin bu    tesanütünden ve bu siyasî ahlâk seviyesinden mütegafil görüne­rek, su veya bu şekilde bazı arazdan, ümitlenerek Demokrat Partiye el atı­labilecek bir teşekkül nazarı ile bak­mak teşebbüsleri de mutlaka hüsrana uğrayacaktır.!

 Ankara:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan bugün saat 11.O0 de memleketimizden ayrılmak üzere ol­duğundan veda ziyaretinde bulunan Fransız Büyükelçisi Ekselans Jacques Tarbe de St. Hardouin'i kabul etmiş ve kendisiyle 40 dakika samimi hasbihalde bulunmuştur.

29 Eylül 1955

 Sarıkamış:

Sarıkamış'ın düşman istilâsından kur­tuluşunun 35 inci yıl dönümü, civar köyler halkı ve yurt gezisinde bulunan hava kurumu filosunun da iştirakiyle bugün heyecanlı bir merasimle kut­lanmıştır.

 Ankara:

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Memleketimizin davetlisi olarak dost ve 'kardeş İran'ın güzide askerî heye­ti, bugün saat 13.00 de özel bir uçak­la İran'dan Ankara’ya gelmiş ve hava alanında Ankara Garnizon KumAntanı ve yüksek rütbeli subaylar tarafından karşılanmıştır.

Heyete evvelce memleketimizde ataşe militerlik yapmış ve çok güzel Türkçe konuşan General Siyasî başkanlık et­mektedir. Heyetin diğer seçkin aza­lan General Tüfe, Albay Ezâzi, Albay Zengine ve Albay Persenk'ten müte­şekkildir.

Misafir heyet, bugün gerekli ziyaret­leri yapmış ve Atatürk'ün AmtCabrine çelenk koymuştur.

7 ekim tarihine kadar memleketimiz­de kalacak askerî heyet, program ge­reğince, Ankara, İstanbul ve İzmir'de bazı birlik ve müesseseleri ziyaretle tetkiklerde bulunacaktır.

 Muş:

Elâzığ  Van demiryolunun Muş'a ka­dar olan kısmı bugün ikmâl edilmiş ve amele ile malzeme taşıyan katar, mu­vakkat İstasyon binasına geldiği za­man, büyük bir merasimle karşılan­mıştır. Önümüzdeki günlerde, Muş İs­tasyon Binasının ve tesislerinin temeli de atılacaktır.

30 Mart 1955

 Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün saat 10.00 da Çankaya'da Pakistan Büyük Elçisi Ekselans Mian Amuneddini ka­bul buyurmuşlardır.

Büyükelçi, Reisicumhurumuza, sıhhi durumu hasebiyle bir müddetten beri vazifesini Ekselans General İskender Mirza'ya devredilmiş bulunan Pakistan Genel Valisi Ekselans Gulam Muhammed'in bu vazifeden temelli olarak çekildiğini bildiren dostane bir mesajını tevdi eylemiştir.

Bu kabul sırasında Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumisi Büyükelçi Nuri Birgi ile Protokol Umum Müdürü Şemseddin Mardin hazır bulunmuşlardır.

 Ankara:

Haber aldığımıza göre TürkiyeLibya dostluk cemiyeti teşekkül etmiş ve dün Trablusgarpte yapılan bir mera­simle  açılmıştır.

Merasimde Libya Başvekili Mustafa Ben Halim, Libya Büyükelçimiz Celâl Karasapan, Libya Divan Reisi, ayan ve mebusun meclisleri reisleriyle bir­çok aza, Trablusganp Valisi, hükümet ve vilâyet erkânı, Trablusgarpte bu­lunan Türkler, Gazeteciler ve Libya'­nın güzide bir davetli kitlesi iştirak etmişlerdir.

Merasimde Libyalı bir genç cemiyetin gayelerini anlatmış ve müteakiben Libya Başvekili ve Büyükelçimiz ara­sında iki memleketin dostluğunu be­lirten samimî nutuklar teati edilmiş­tir,

 Ankara:

Açık    bulunan    Dahiliye    Vekilliğine Devlet Vekili Aydın Mebusu Ethem Menderes ve Devlet Vekilliğine İstan­bul Mebusu Fahrettin Ulaş'ın tayinleri yüksek tasdike iktiran etmiştir.

 Ankara:

Akdeniz’de Nato kuvvetlerinin iştira­kiyle yapılmakta olan Medflex Tatbi­katını gemiden takip eden hususî mu­habirimiz bildiriyor:

Akdeniz’de Nato kuvvetlerinin iştira­kiyle bir haftadan beri yapılmakta olan tedafüi maksattaki Medlex Tatbikatı muhtelif sahalarda değişik meseleleri inceleyerek devam etmektedir.

Nato devletlerine mensup donanmala­rın yeni teknik gelişmelerine göre, kifa­yetlerini ve aradaki iş birliğini arttır­mak maksadiyle yapılan bu tatbikatın bizim kuvvetlerimizin de katıldıkları kısmının son safhalarında İkinci Dün­ya Harbinin silâhlarından olan kurba­ğa adamlar mevzuu incelenmiştir.

Bu kısımda, sunî ciğerler ve hususî cihazlarla teçhiz edilmiş komAnto dal­gıçlarının limanlarda ve kıyılarda de­mirlemiş olan ve karakol gemileri hi­mayesinde bulunan su üstü birlikleri­ne yapabilecekleri zararlarla bu kur­bağa adamların, gemilerin altına infi­lâk maddeleri yerleştirmelerini önle­mek için başvurulacak usul ve çare­ler teferruatı ile incelenmiştir. Tatbikata katılan gemilerimizin personeli her an olduğu kadar heyecanlı sahne­lerle karşılaşılan bu harekâtta kendi­lerine düşen vazifeyi bihakkın ifa et­mişler ve diğer müttefiklerimiz gibi tecrübelerini bir kat daha arttırmışlar­dır.

Diğer taraftan uzun süreli hareketle­rin mühim problemlerinden biri olan «gemilerin seyir esnasında ikmâli» mevzuu da etüt edilmiş ve başarılı ba­zı tecrübeler yapılmıştır.

Bu arada Ege Denizinde süratle sey­retmekte olan Gaziantep ile Sultanhisar muhripleri yine süratle giden bir akar yakıt gemisinin bordosuna yak­laşarak mazot ikmâlini yapmışlardır. Bu ameliye donanmamız için övünülecek derecede başariyle ve siiratle ce­reyan etmiştir.

 Ankara:

Akdeniz’de Nato kuvvetlerinin iştira­kiyle yapılmakta olan Medflex Tatbi­katını gemiden takip eden hususî mu­habirimiz bildiriyor:

Nato kuvvetlerinin iştirakiyle 23 eylülden beri Akdeniz'de yapılmakta olan Medflex Champion tatbikatının son iki günü konvoy ve harp gemilerinin deniz altılara ve hava taarruzlarına karşı korunması ile ilgili harekâtla geçmiş ve bugün İzmir Körfezi ağzın­da nihayete ermiştir.

Tatbikatın son safhasında kruvazör, akaryakıt gemisi ve muhriklerden mürekkep mavi kuvvetlerin kumAntası, Türk muhriplerinin konvoy yo­luna devam ederken hiç umulmayan bir Anta bir su üstü gemisinin veya tayyarenin batmış bir denizaltı gemi­si ile temasa geçmesi çok heyecanlı durumlar ve adeta hakikî bir savaş havası yaratmakta idi. Bu vaziyet kar­şısında bir kısım gemiler son süratle denizaltlıya taarruz etmekte, diğerleri ise kendilerini tehlikeden en serî ve kifayetli şekilde uzaklaştıracak hare­ketleri yapmakta idiler.

Tatbikata katılan gemilimizle dost ve müttefik İngiliz filosu bugün saat 11.00 de İzmir Limanına demirlemişlerdir. Komodor Kurmay Albay Bahattin Geyer tatbikat esnasında gösterdikleri yüksek başarı dolayı sile Gaziantep ve Sultan hisar muhriplerinin subaylarını ve mürettebatını tebrik etmiştir.

 İstanbul :

Migros teşkilâtının faaliyete geçmesi münasebetiyle bugün saat 11.00 de Hâl binasında bir merasim yapılmıştır.

Merasimde İstanbul mebusları, Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, .şe­hir meclisi azaları, belediye reis mua­vinleri, Migros'un İsviçre Teşkilâtı îdare Meclisi Reisi Duttweiller ve mu­avini Hochtrasser, bankalar umum müdür ve müdürleri, siyasî, partiler temsilcileri, İsviçreli mütehassıslar ve basın mensupları hazır bulunmuşlar­dır.

Migros'un faaliyete geçmesi münasebeti ile tertiplenen bu merasimde ilk konuşmayı Türk Migros'un idare heyeti adına Talha Alünbaşak yapmış ve Migros'un memleket ekono­misindeki ehemmiyetini belirtmiş ve şirketin kuruluşunda hiç bir yardımı esirgemeyen hükümete ve İsviçreli Migros’culara teşekkür etmiştir.

Bundan sonra M. Hochstrasser söz al­mış ve Migros'un ilk kuruluşu ile in­kişafını kısaca anlattıktan sonra, bu teşkilâtın gayelerini ve halk arasında­ki iktisadî rolünü iade etmiş, Türk Migros'una muvaffakiyet temennisin­de bulunarak sözü Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay'a bırakmıştır. Vali ve Belediye Reis Vekili, yaptığı konuşmada şehrin iktisadî hayatında tanzim satışları ile başlayan belediye faaliyetlerini izah etmiş ve artık tan­zim satışları tarihinin kapanarak yeri­ni Migros'a bıraktığını işaretle bu teş­kilâtın halk ekonomisindeki rolünü izah etmiş ve demiştir ki:

«Yarından itibaren faaliyete geçe çek olan Migros, ne şunun ne bunundur. Migros sadece bu şehrin malıdır.

Temennimiz, Migros'un halkımıza fay­dalı olması ve muvaffakiyetidir."

Prof. Gökay bundan sonra yine muvaf­fakiyetler temennisiyle kurdeleyi kes­miş ve Türk Migros'unu faaliyete aç­mıştır.

7   Eylül 1955

 Ankara:

(Hükümetten tebliğ edilmiştir.)

Kıbrıs meselesi .etrafında cereyan eden hâdiseler dolayısiyle aylardan beri umumî efkârda hasıl olan şiddetli heyecana inzimamın Selanik'te Aziz Atatürk'ün evine ve konsolosluğumuza karşı tertiplenen suikast, kısmen maksatlı ve hainine kısmen de idrak ve şuurdan mahrum, tahrikçilerin de tesiriyle büyük kitlelerin vücuda getirdikleri nümayiş hareketlerine sebep olmuş ve bu hal bilhassa İstanbul'da gecenin geç saatlerine kadar devam etmiştir. Bu esnada büyük ekseriyeti Rum vatAntaşlarımıza ait olmak üzere dükkân ve mağazalara girilmek suretiyle büyük tahribat yapılmış .olduğunu en derin teessür ve teessüflerimizle ifade etmek isteriz.

Denilebilir ki, dün gece İstanbul ve memleket esas itibariyle bir komünist tertip ve tahrike ve ağır bir darbeye maruz kalmıştır.

Bu şuursuz ve memleketin yüksek menfaatlerine kastedici hareket, bir kısım millî serveti yok etmekle beraber, bütün hakları teşkilâtı esasiye kanunumuzun teminatı altında bulunan Türk vatAntaşlarından bir kıs­mını da telâfisi ağır zararlara uğratmış ve büyük bir felâket halini almış bulunuyor. Bu vatAntaşlarımızın maruz kaldıkları zararları süratle telâ­fi ve tazmin hiç şüphe yok ki, devletlüt vasfının icaplarındAntır. Ve bu icap yerine getirilecektir.

Bu hâdiselerin şiddetle ihlâl ettiği amme huzur ve asayişini yeniden ve derhal tesis için bütün gerekli tedbirler alınmış ve alınacaktır. Hâdisele­rin cereyanı sırasında en acil bir tedbir olmak üzere İstanbul ve İzmir'de fevkalâde halin mevcudiyeti ilân edilmiş ve fakat, hükümet kuvvetleri­nin vaziyete hâkim olmaları üzerine kaldırılmıştır.

Maksatlı veya şuursuz tahriklerin de büyük tesiri bulunan bu çok acıklı hâdisenin doğrudan doğruya âlet ve failleriyle bunu tertip ve tahrik eden­ler mutlaka ve süratle cezalAntırılacaklardır. Şimdiye kadar bir çok tahrikçi bir yakalanmış ve bunlar hakkında kanunî takibata başlanmıştır.

Şuur ve idrak sahibi, memleketin yüksek menfaatlerine hürmetle bağlı bütün vatAntaşlarımızın hükümet icraatına yardımcı olmaları bugünün en mühim vatan vazifesidir.

Riyaseti cumhur tebliği:

 İstanbul :

Riyaseticumhur Kâtibi Umumiliğinden tebliğ edilmiştir:

İstanbul, İzmir ve Ankara vilâyetlerinde Örfi İdare ilân edilmiş olduğun­dan Teşkilâtı Esasiye Kanununun 86 nci maddesine tevfikan Türkiye Bü­yük Millet Meclisini 12/9/1955 pazartesi günü saat 15 de içtimaa davet ediyorum.

Bu tarihte muhterem mebusların içtimada hazır bulunmalarım rica ede­rim.

Celâl Bayar Reisicumhur Başvekâletin tebliği:

 İstanbul :

Başvekâletten tebliğ olunmuştur:

6 Eylül'de İzmir'de ve bilhassa İstanbul'da geç saatlere kadar devam eden nümayişler sebebiyle buralarda fevkalâde halin mevcudiyeti ilân edilmiş­se de 7 Eylül 1955 tarihinde neşredilen hükümet beyannamesinde bu va­ziyetin değiştiği bildirilmişti.

Bu beyannamenin neşrinden sonraki hâdiselerin amme huzur ve asayişi­ni yeniden ihlâl edecek bir istidat göstermesi muvacehesinde vaziyeti etrafiyle tetkik eden vekiller heyeti, memleketin yüksek menfaatlerini ko­rumak için, İstanbul, İzmir ve Ankara’da Örfi îdare ilânına mürttefikan karar vermiştir.

I

Hükümetin tebliği: 9 Eylül 1955

  İstanbul   :
Hükümete tebliğ edilmiştir:

5 Eylül 1955 gecesi cereyan eden. çok müessif hâdiseler üzerine her tür­lü inzibatî tedbirler alınmış, örfi îdare ilân edilmiş, bu hadiselerin ha­kiki mahiyetini meydana çıkarmak, suçluları ve medhaldar olanları tec­ziye etmek, emniyet ve asayişi takrir ve tahkim etmek vazifesiyle Örfi idare KumAntanlığı vaziyete el koymuş bulunuyor. Bundan böyle en küçük bir hâdisenin tekerrürüne meydan verilmemek üzere en kafi tedbirler alınmaktadır.

Hâdisenin mağduru olan vatAntaşlarımızın duydukları teessüre tamamiyle ve en samimî surette iştirak etmekle beraber hükümetin maddî zararların telâfisi için elden gelen her fedakârlığı ihtiyar etmekte tered­düt göstermeyeceği bir kere daha teyit olunur.

Binaenaleyh bilhassa hâdisenin mağduru olan vatAntaşların yeni bir gayret ve hamle ile derhal işlerine başlamalarını tavsiye ve teşvik eden hükümet zararların telâfisi yanında ayrıca işlerinde muvaffak almaları için de kendilerine her şekilde yardıma hazır bulunduğunu ifade etmeyi bir vazife saymaktadır.

Başvekil Adnan Menderes'in Büyük Millet Meclisindeki Beyanatı: 12 Eylül 1955

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü, fevkalâde toplantısında Başvekil Ad­nan Menderes, şu beyanatta bulunmuştur:

Muhterem  arkadaşlar.

6 Eylül hâdiselerinin bütün vicdanlarımıza, millî vicdana telkin etmiş olduğu teessürü ifade ederek sözlerime başlıyorum. Mağdurlara ve mağ­durların hepsini ihtiva eden ve en başta gadre uğratılmak istenen Türk Milletine, geçmiş olsun, derim.

Bugünkü toplantımızın sebebi, bilindiği gibi, ilân edilmiş olan Örfi idarenin yerinde olup olmadığının Büyük Millet Meclisince tetkik ve tezek­kür edilmesi ve bir neticeye bağlanması hususudur. Şayanı şükran ola­rak arz edeyim ki söz alan hatiplerin büyük ekseriyeti, hemen hemen hepsi, Örfi îdarenin lüzumuna kani olduklarını ifade ettiler ve bu suret­le memleketin hayatî menfaatlerine ve yüksek emniyet davalarına taal­lûk eden hususlarda parti farkı gözetmeksizin birleşmenin güzel bir Ör­neğini vermiş oldular.

Bu arada, ne de olsa uzun zaman devam eden bir itiyadın sevk ve tesiri ile olacak, biraz da partiler nam ve hesabına kendi tarafına çekmek gibi gayretlerin s arı edildiği de görüldü. Bu sebepten olacak ki sevgili arka­daşım Köprülü bunlara mutedil bir lisanla temas etmek ve cevaplAntır­mak lüzumunu hissetmiş bulundu.

Muhterem arkadaşlarım,

Bir noktanın tavazzuh etmesi lâzım gelir: Umumî hava odur ki, polis em­niyet kuvvetleri, hiçbir suretle ve hiçbir zaman vazifesini yapmamıştır. Bir kül olarak bunu böyle mütalâa etmek doğru değildir. Bu, bir haki­katin ifadesini teşkil etmemektedir. Hâdiseye takaddüm eden zamanı, ayları ve mekânı gözümüzün önüne getirmek icap eder.

Karşılıklı olarak iki memlekette, Türkiye'de ve Yunanistan'da, efkâr el­den geldiği kadar tahrik olunmuş, sanki hamiyet Kıbrıs meselesinde en yüksek konuşanınmış. gibi bir nevi hamiyet müzayedesi hem bu memlekette, hem Yunanistan'da almış yürümüştü.

Bu hareket dünyanın her tarafında görülen, nezâket dairesindeki bir gençlik nümayişi nisabı altında vuku buldu. Efkâr o derece hazırlanmış­tı ki âdeta bir psikoz bütün memleketi, ruhları ve vicdanları istilâ et­mişti. 28 ağustos'ta Kıbrıs'ta bir katliam vukua geleceği şayiaları ve ha­berleri bütün vicdanları tehyiç eylemişti. Bu haklı bir protesto ile karşılamak için bir takım gayretler sarf ediliyor olduğu düşünülebilirdi. Bir takım teşekküller faaliyette bulunuyordu. Talebe Cemiyetleri, Kıb­rıs Cemiyeti ve bu kabil, daha başka teşekküller gibi mevcut kanunları­mızın himayesi altında kurulmuş olan cemiyetler, bir takım muzir. eş­hasın, muzir faaliyetlerin, meşruiyet kisvesini ve siperini teşkil etmiş .ol­dular.

Hâdise nasıl başladı? Hâdise bir gençlik, bir talebe grubunun harekete geçmesiyle başladı. Bu, bir Anta, İstanbul'un her tarafında hazırlanmış olan ruhların ve insanların birden harekete gecmesiyle, bütün İstanbul'u sarmış oldu.

Şimdi, bunun teferruatına ve birtakım sebeplerine girmeksizin' şu kada­rım söylemek lâzım gelir: Polis., emniyet memuru, emniyet âmiri hiç va­zife görmedi de,  bu 3  bin kişiyi: birkaç saat içinde karakollara hapsederiler kimlerdi?  Emniyet teşkilâtının binbin beşyüz kişilik kadrosu hâ­disenin cereyanı esnasında 3000 kişilik bir suçlu grubunu    tevkii etmiş bulunuyordu,  bununla  emniyet teşkilâtının tam kudretiyle vazife  gör­müş olduğunu söylemek istemiyorum. Asla, mesuller vardır ama, hâdi­se de tarif ve tasvir denildiği gibi de değildir.

Muhterem arkadaşlar,

Hâdiseye takaddüm eden günlerde ve haftalarda, bütün gazeteleri oku­dunuz. Elde silâh vazife gören emniyet müdürü, emniyet memuru, bü­tün zabıta kuvvetleri, hâdisenin ilk başladığı zurnan, gençlik kitlesinin ilk harekete geçtiği Anta,, onu bastırmak en kolay bulunduğu bir sırada, acaba bunu bertaraf etmekle haklı olan bir hareketi tenkil vazifesini mi yapıyorum, yoksa bunlara bir müsamaha nazarı altında hareket serbes­tisi vermek suretiylen vatanî vazifemi, hamiyet vazifemi ifa ederim gibi bir tereddüdün mefluç edici tesiri altında kalmışlardır.

Düşman, düşman kılığı, altında gelseydi, şeytan rahmani kılığa bürünüp de karsımıza çıkmamış olsaydı, elbette hâdise böyle olmazdı. Hâdise, başladığında, tamamiyle nezih bir talebe ve gençlik topluluğu şeklinde cere­yan etti. Haberimiz yok mu idi? Vardı. Neden önlemediniz, diyeceksiniz. Önlemek için kâfi kuvvetlerimiz mevcuttu. Fakat hâdise bir Anta öylesine imbisat etti ve yaratılmış olan psikoz o derece müessir bir şekilde bütün zabıta kuvvetlerini ilk Anta hareketsiz bıraktı ki, milletçe millî bir felâ­kete maruz kalındığını, hakikaten bir baskına uğramadığını kabul etmek lâzımdır.

Bu düne düz bir düşman hareketi olsa idi, ortada bir Kıbrıs meselesi mevcut bulunmasa ve iki taraf arasında bu derecede ihtilaflı vasiyette gösterilmemiş ola idi ve Kıbrıs her iki memlekette adetâ  bir mev­zu olarak vicdanlara telkin edilmemiş olsa idi, zabıta vazifesini görmek ve vicdanî kuvvet ve kanaatiyle silâhının ve kanunun verdiği kuvveti birleştirmek suretiyle hareketi ilk Anta önlemek imkânını  bulurdu.

Muhterem arkadaşlar

Simdi ictimamizın esas mevzuuna geleyim: Hepiniz ifade buyurdunuz.
Teşekkürle kaydederek arz eyleyeyim ki muhalefete mensup olanlar, örfi idarenin lüzumuna işaret ettiler. O halde, Örfi îdarenin mesul insanları, umûmun tasvibini ve kuvvetini haiz olarak vazife göreceklerdir. Büyük Millet Meclisinin gönül dolu itimadını haiz olarak ve hâdiseyi Türk milletinin. Türk millî vicdanının şiddetle takbih ettiğini ve suçlularının ve mesullerinin şiddetle ceza görmesini istediğini bile­rek, vazifelerini bu şuur ile yapacaklar ve muhakkak muvaffak da olacak­lardır.

Hâdisenin sebepleri üzerinde fazla durmanın ve tedbirler üzerinde ko­nuşmanın, alacağımız tedbirleri ifşa etmek ve hakikatleri henüz tebellür ve tenevvür etmeden, hükme baglamak fili mahcurları vardır. Bu bakım­dan bendeniz, hâdisenin müzakeresinin Büyük Millet Meclisinde bu saf­hada bırakılarak karara (geçilmesinde isabet bulmaktayım.

Bundan, başka, aziz ve sevgili arkadaşlarım, şurasını ifade etmek istiyo­rum ki, mağdur olanlar ekseriyet itibariyle Hum vatAntaşlarımızdır. Bunların arasında Türkler de, Ermeniler de vardır. Kim olursa olsun, bunla­rın dertlerini tedaviyi, zararlarım telâfiyi vazife addetmekteyiz, dediğim zaman, benim bu ifademe istisnasız olarak hepiniz iştirak etmektesiniz. Maddî zararlara bu suretle telâfi ederken zararların manevî tarafını dahilin ve meselenin hakikî mahivetini ortaya çıkarmak ve bu hâdisenin Türk eseri olmadığını bütün dünyaya ispat etmek suretiyle telâfi etmiş olacağız.

Mesele mahkemelere intikal etmiştir. Şerefli zevatın elindedir. Hükümet her hakikatin ortaya çıkması için kendilerinin yardımcısı olacaktır. Bü­yük Millet Meclisi itminan içinde neticelere intizar edebilir.

Bu arada şurasını da açık olarak ifade etmek isterim ki, Yunan hükümeti ile müzakereler çetin safhalar geçirmiştir ve geçirmektedir. Biz, dünya­nın hu karanlık ve badire dolu devrinde, bidayette nasıl iki hükümetin it­tifak etmesini mevcudiyetimiz' için yeni bir teminat olarak telâkki etmiş ve o yolda hareket etmiş isek, bugün de yanı kanaati beslemekteyiz. Bu­nu açık olarak huzurunuzda, bütün dünyaya karşı ifade etmek isterim. Bu itibarla, gelmiş geçmiş hâdiselerin yeni musibetler teşkil etmesi de­ğil, fakat musibet olarak etrafının sarılıp söndürülmesi ve tedavi edilmesi ve bunlardan istikbalimiz, ikbalimiz ve emniyetimiz için her iki tarafın da çok kıymetli dersler alarak bunun zararlarının yanında, ayrıca uzak bir âtide dahi, çok daha büyük ve daha elemli vaziyetlerden bile bizleri koruyacak bir netice elde etmemiz yerinde olur.

Çok muhterem arkadaşlarım,

Hâdise hakikaten misli görülmemiş denecek kadar mühimidir. Şurasını da arz edeyim 'ki, mahiyeti itibariyle başka olmakla beraber, 31 mart hadise­siyle boy ölçüşecek bir seviye ve vahamette bir hâdise karşısında bulun­duğumuzu kabul etmek lâzım gelir.

Kürsüden inmeden önce şu hususu da arz edeyim. Hükümet olarak, mağ­dur vatAntaşlarımızın emniyet ve huzurlarını temin etmek ve istihsal bakımından da maddî zararlarını süratle karşılamak için her türlü ted­birleri tezekkür etmekte olduğumuzu ve yakında neticeleri bildirmek imkânına sahip bulunacağımızı huzurunuzda ifade etmekle bir memnuni­yet ve teselli duymaktayım.

Unutulmayan bir şey kalmaz. Fakat cümlemizin vazifemiz, onu yalnız isyana terk etmek değil, yarayı aslında ve Özünde tedavi etmek suretiy­le halletmektir.

Alınan tedbirde hükümete itimat göstermiş olmanızdan dolayı sonsuz şükranlarımı arz ederek huzurunuzdan ayrılmaktayım, sevgili arkadaşlarım.

Başvekil Adnan Menderes'in bu beyanatı, birçok noktasında olduğu gi­bi sonunda da şiddetli alkışlarla karşılanmıştır.

12 Eylül 1955

Büyük Millet Meclisinin fevkalade toplantısı

 Ankara:

Büyük Millet Meclisi, bugün saat 15.00  de Reis Refik Koraltan'ın  başkanlığında fevkalâde olarak toplAntı.

Toplantı salonunun mebuslara ait olan sıraları tamamiyle dolu idi. Baş­vekil ve diğer vekiller de salonda yerlerini almışlardı. Localarında da kordiplomatik bulunuyor ve toplantıyı büyük bir dinleyici kitlesi de kendilerine ayrılan localarda  takip ediyordu.

Celsenin açılmasını müteakip, bu fevkalâde toplantı hakkındaki Riyaseti cumhur tezkeresi ile Başvekâlet' tezkeresi okundu. Riyaseticumhur tez­keresinde, hükümetçe İstanbul, İzmir ve Ankara vilâyetlerinde Örfi İda­re ilân edilmiş olduğundan Teşkilâtı Esasiye Kanununun 86 ncı madde­sine tevkifin meclisin bugün saat 15.00 de içtimaa davet edildiği bildi­rilmekte. Başvekâlet tezkeresinde ise şöyle denmekte 'idi: Kîbrıs mese­lesi ve Selânik'de Atatürk'ün doğduğu eve ve konsoloshanemize karşı vuku bulan tecavüzü vesile ittihaz ederek vatAntaşları tahrik ve mem­leketin yüksek menfaatlerine aykırı olarak (hükümet kuvvetlerine karşı koymak suretiyle girişilen toplu hareketlerin âmme huzur ve asayîşini ihlâl edecek istidat göstermesi muvacehesinde, teşkilâtı esasiye kanunu­nun 86 ncı maddesi hükmüne tevki fan İstanbul, İzmir ve Ankara vilâ­yetlerinde Örfi İdare ilâm icra vekilleri heyetinin 7/9/1955 tarihli top­lantısında kararlaştırılmıştır.

Keyfiyetin yüksek meclisin tasdikine arzını saygılarımla rica  ederim.

Tezkerelerin okunmasından sonra ilk olarak Cumhuriyet Halk Partisi Mec­lis Grubu adına söz alan Malatya Mebusu İsmet İnönü konuşmasına şöyle başladı:

«Muhterem arkadaşlar, bugün millet ve devlet olarak şan ve şerefle parlayan varlığımızı savunmağa mecburuz. Elbirliği ile, idare ile talimizi kurtarmalıyız.»

ismet İnönü, Büyük Millet Meclisinin temiz bir vatan kaygısı kaynağı olarak bütün milletin gayretlerini kendi etrafında toplayacağım kaydet­tikten ve Örfi İdareyi gerektiren müessif hâdiseye kısaca temas ettikten sonra işbu hâdiseler hakkında Şöyle dedi:

«Bu haller kargısında duyduğumuz pek derin, pek acı teessürlere teselli bulamıyoruz.»

Hatip müessif hâdiseler dolayısile millî servetimizden ehemmiyetli bir kayba uğramış bulunduğumuzu da kaydettikten sonra devamla: «Bu ha­reketler Türk milletini medeniyet ailesinde lekelemek isteyen teşebbüs­lerdir. Her manâsiyle milli bir felâkete uğradık. Tecavüzleri, büyük ve âlcenap milletimiz bir baştan öbür 'başa tel'in eder. Tecavüzlere Türkiye Büyük Millet Meclisi asla müsamaha etmeyecektir> dedi.

İsmet İnönü bundan sonra Örfi İdare mevzuuna geçerek "Örfi İdarenin bir an önce lüzumsuz hâle gelmesini temenni etmekte müttefik olduğu­muza şüphe etmiyoruz» dedi. Ankara'da Örfi İdarenin devamı için her­kesçe bilinmeyen sebepler yoksa buradaki Örfi idareden vazgeçilmesi ge­rekeceği mütalâasını ileri sürdü.

Hatip daha sonra müessif hâdiselerin hazırlanışından itibaren bütün saf­halarının aydınlatılması için yapılmakta olan tahkikatın şerefli ellerde olduğuna kanaatini belirterek dedi ki:

«Meydana çıkacak   hakikatlerin Büyük Millet Meclisini ve büyük milletimizi hakkiyle aydınlatmasını örfi İdareden mesul olan şerefli askerle­rimizden kesin olarak bekleriz. Hakikatlerin ne kadar acı, hattâ ne kadar utAntırıcı olsa bile olduğu gibi gösterilmesi büyük milletimize .kargı te­mize çıkmanın tek çaresidir. Asil milletimize karşı şeref  borcu ancak bu şekilde ödenebilecektir. Biz âmme hizmetinin yolunda bulunan insanlar ancak bu suretle vebalden kurtulabiliriz.»

İsmet İnönü konuşmasını, Büyük Millet Meclisinin fevkalâde içtima dev­resine, devamla haftada bir gün toplanmasını teklif ederek bitirdi. Anka­ra'da Örfi İdarenin kaldırılması ve meclisin :içtima halinde kalması hak­kında iki takrir vererek kürsüden indi.

Daha sonra Cumhuriyetçi Millet Partisi Meclis Grubu adına söz alan Kır­şehir Mebusu Ahmet Bilgin kürsüye gelerek İstanbul ve İzmir hâdiseleri­ni takbih etmekle söze başladı: «milletimiz tarihinin hiç bir devrinde mis­line tesadüf edilmeyen bir facia karşısında bırakılmıştır» dedi. Bu hâdise karşısında milletçe duyulan teessürü belirttikten sonra sözlerine şöyle devam etti:

Türk milletinin bu şenî hâdise ile lekelenmeyeceği ve bir suikasta maruz bırakıldığı hakikati elbette meydana çıkacak ve anlaşılacaktır. Türk mil­letinin ve onun yüksek meclisinin göstereceğinden emin bulunduğumuz hassasiyeti bize bu ümit ve kanaati vermektedir.» 

Hatip müessif hâdiselerin teferruatı üzerinde durduktan sonra tabii ha­yatın avdeti mütalâasını ileri sürerek örf: İbarenin devamım lüzumsuz bulduklarını ifade etti Ve meclisin toplantılarına devam etmesi teklifinde bulundu.

Bundan sonra söz alan Burdur Mebusu Mehmet Özbey. Eskişehir Mebu­su Ali Fuat Cebesoy, Kırşehir Mebusu Osman Alişiroğlu, Manisa Mebu­su Hikmet Bayur, Diyarbakır Mebusu İhsan Hamit Tiğrel. Seyhan Me­busu Sinan, Tekelioğlu, İstanbul Mebusu Hamdullah Sûphd Tanrıöver. İz­mir Mebusu Mehmet Ali Sebuk 6 eylül hâdiseleri karşısında Türk milleti­nin duyduğu büyük teessür ve nefret hislerine tercüman oldular, bunun bir tahrik ve tertip eseri olduğunu belirttiler.

Bu arada söz alan İstanbul Mebusu Zakar Tarver. hâdisenin ehemmiyeti üzerinde durarak, böylece, millî hayatımıza kasteden kuvvetin başka kisvelere bürünüp câniyane tasavvurlarının tahakkuku için uğraştığını ifade etti ve ilk vazife olarak bu kisvelerin kaldırılmasının icabettiğini belirttikten sonra şöyle dedi:

«Türkiye'yi tenkil eden unsurların şüphesiz ki hepsi Türk’tür. Aynı eşit muameleye tâbidir.

Fen ve ümmin bu şahlanış devrinde ileri bir medeniyette bir millet olmaya azmetmiş fevkalbeşer avret sarfederi Türkiye'de artık geri, çürük zih­niyetlerin yeri olmamalıdır.

Sizleri temin ederim ki memleketimizde yalayan ufacık gayri müslim azınlık mukadderatını, bu memleketin mukadderatına bağlamış bu mem­leketin iyiliğine cAntan sevinen ve maazallah felâketine de samimiyetle üzülen insanlardan mürekkeptir.

Aynı mevzuda İstanbul' mebuslarından AleksAntros Haçepulos da] 6 eylül hâdiseleri dolayısile, Reisicumhur Celâl Bayar'ın Büyük Millet Mec­lisini fevkalâde içtimaa çağırmasından ve bu nahoş olaylar ,. hakkında meclisçe karar alınmasından duyduğu minnet Ve şükranı belirttikten sonra, Başvekilin ve vekillerin aynı 'mevzuda göstermiş bulundukları ya­kın ve kardeşane alâkaya teşekkür etti. Anayasa gereğince Türkiye'de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatAntaşlık bakımından herkesin Türk olduğu­nu tebarüz ettiren hatip, sözlerine şöyle devam eyledi:

«Savın arkadaşlarım, bugünkü Türkive hak ve adalet prensipleri üzeri­ne kurulmuş büyük birini Daratorkığun özüdür. Böyle bir imparatorluk ki hudutları Hindistan'dan Viyana'ya, Kırım'dan Nil Nehrinin mebdeine kadar Arabistan'dan Cebelüttank'a kadar uzanmıştı, o zamanın medeni­yeti bu hudutların içinde idi. Împaratorluğumuz kuş uçmaz kervan gec­mez Afrika çöllerin ortasında değildi. İçinde elbette muhtelif din ve ırk­tan vatAntaşlar olacaktı. Çünkü muazzam bir împaratorluktu. Tekrar edîyorum iste bugünkü Türkiye Cumhuriyeti bu imparatorluğun tözüdür. Ve muhtelif din ve ırktan insanlardan müteşekkil ise bu geçirdiği tabii merhalenin bir neticesidir.

Arkadaşlar biz bugün filân devletle bozuştuk diye o ırktan, olan vatan dağları mağdur edersek öbür gün falan devletle bozuştuk diye başkaları­nı mağdur edersek bu vatanın hali ne olur? Bunu reddediyoruz arkadaş­lar.

Antalya Mebusu Burhaneddin Onat da, 6 eylül hâdiseleri dolayısile millî bir felâketin ımâtemi içinde bulunduğumuzu ifade ettikten, bu hâdise ile Türk milletinin hiç bir alâkası olmadığını, bunun, gençliğin ulvî heyeca­nının 'gölgesine sığınan komünist teşkilâtının eseri sayılması lâzım geldiğini söylemiş, Örfi İdarenin ilânı lüzumu üzerinde durmuş ve demiştir ki:

Arkadaşlar, vahim bir hadise karşısındayız. Hükümet îdare Örfiye İlâ­nına lüzum görmüştür. Bugün bunun için toplanmış bulunuyoruz. Bu va­ziyette kanaatimce İdare Örfiye’nin ilanında hiç kimsenin şüphesi yok­tur. Muhalefet de bu hareketi tasvibetmiştir. îdari Örfiyenin ilânı lâ­zımdır, zaruridir.

Müddet bahsine gelince: Bazı arkadaşlarımız bir ay dedi, kimisi iki ay dedi. Hangi kıstas üzerine arkadaşlar? Onlar daha ziyade politik ve psi­kolojik esaslara dayanıyorlar. Daha fazla olursa demokrasinin bünyesi rencide olur diyorlar. Hangi demokrasinin bünyesi arkadaşlar? Evler ya­narken, memleket bu halde ıstırap çekerken, demokrasi rafta kalır. Mü­saadenizle evvelâ vatanım, milletimin selâmeti, hürriyetimden 'hattâ ha­yatımdan da üstündür.   .

Trabzon Mebusu Selâhaddin Karayavuz ise, Örfi İdare mevzuu üzerinde
durarak, bugünkü durum karşısında Örfi İdarenin lüzumlu olduğunu be­
lirti, bunu takiben de, hâdiseden ihmali görülenlerin cezalanacağı, zabı
ta kuvvetini top yekûn itham etmenin doğru olmadığını, emniyet teşkilâ­
tının vazifesini yaptığını söyledi.

Muhtelif hatipleri müteakip Devlet Vekili, Başvekil Yardımcısı Profesör Puad Köprülü söz aldı. Daha evvel kürsüye gelmiş olan hatiplerin, mem­leket ve milletçe maruz kalman büyük felâketi belirttiklerini kaydetti: Böyle bir felâkete m,aruz kalmış olmanın, hangi din ve cemaate mensup olursa olsun herkesi, bütün milleti üzmüş ve bu felâketin maddî ve manevî zararlarının milletin her ferdinin omuzlarına ve. vicdanına çökmüş bulunduğunu ifade etti ve dedi ki: «Bu gibi büyük ve beklenilmeyen fe­lâketlere düşen vazife, sabır ve vekârla bunların çarelerini bulmaktır. Türk milleti, bu çareleri elbette bulacaktır. Türk milletinin bütün tarihi, aziz ve iradesi bunun en. büyük delili ve kâfilidir. Böyle bir vaziyette bü­yük Millet Meclisinin, muvafık, muhalif bütün mebus ve arkadaşların ay­nı hislerle mütehassis 'olması, millî tesanütün yüksek bir tezahürünü teşkil eder.

Profesör Köprülü, sözlerine şöyle devam etti:

«Yalnız 'şurasını esefle kaydetmeden geçemeyeceğim ki muhalefet adına
konuşan iki hatip, kelimeler birbirinden ayrı fakat ruh ve mâna itibari­
i
le hemen hemen aynı mealde konuştular ve bu konuşmalarında, adeta,
hâdiselerin her tarafının karanlık olduğunu ve inkişâfının meçhul bulun
duğunu ifade eylediler ve emniyet ve asayiş kuvvetlerinin adetâ bir lâkaydi içinde bulunduğundan bahsederken, bunu zımnen olsun hükümetin terviç ettiği bir hareket şeklinde göstermeğe gayret ettiler. Bundan dolayı bir vatAntaş sıfatı ile ve iktidar partisinin bir ferdi olarak büyük bir
üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim.
             i

Hakikaten bu kadar aykırı, insafa bu. kadar sığmaz bir söz bu kürsüden böyle bir günde, böyle şartlar altında söylenmemeli idi.

Prof. Fuad Köprülü, adeta bir baskın şeklinde her tarafta birden tecel­li eden. bu hâdiseyi, PearKHarbour baskınına benzetti, tahkikatın başla­dığını, faillerin ve mesullerin ortaya çıkarılıp cezalAntırılacağını söyle­di, bunu bir müddet beklemek lâzımgeldiğini de sözlerine ilâve etti ve şimdiye kadar tevkif edilenlerin sayısının 4 bine yaklaştığım belirtti.

Bundan sonra mezkûr hâdiseleri dar Diarak değil, umumî seyri içinde mütalâa etmek lâzımgeldiğini söyleyen Köprülü, komünizmin son seneler­de Avrupa ve Asya'da geniş surette faaliyete geçmiş olduğunu belirterek, 6 eylül olaylarının niçin ve nasıl hazırlAntığının böylece (daha iyi anlaşı­lacağını, Selanik'te patlayan bombanın da yine onların eseri olduğunu ifade etti.

Profesör 'Köprülü, bu arada Örfi İdare mevzuuna da temas ederek şöyle dedi:

«Demin bazı arkadaşlar îdare Örfiye lâzım mı, değil mi kısa mı olmalı, uzun mu olmalı diye bahsederken, artık hâdise geçmiştir, şöyledir, böy­ledir tarzında beyAnta bulundular. Hayır arkadaşlar, maruz oluğumuz büyük suikast hadisesi geçmiş değildir. Biz kemali ciddiyetle henüz bu hâdisenin içinde bulunuyoruz. Bugün, biz hükümet olarak, her ihtimale karşı azamî tedbirli bulunmak mecburiyetindeyiz. Bütün memleket bu­gün tehlikeye düşmüş olan, tehlikede gibi görünen emniyet ve asayişinin temini için hükümetin en. sert, en şiddetli tedbirler almasını yek avâz olarak istiyor, hükümetin istediği huzur ve sükûndur. Düşüncelerimiz herhangi bir siyasî fikrin tazyiki altında değildir.»

Sözlerine devam eyleyen Köprülü, hâdiselerden sonra hükümetin bütün tedbirleri almış olduğunu, hâdiseyi ika edenlerin süratle ve şiddetle ce­zalAntırılacağını, adaletin en serî sekile tecelli etmesi için hükümetin bütün kuvvetiyle çalıştığım, tetkikatın devam ettiğini, ve bu teşkilatın hitamında bunların yüksek meclisine arz edeceğini ve behemehal zarar görenlerin bu zararlarının tazminine gidileceğim, İstanbul'da vuku bulan hâdiselerin, Türk ve Yunan milletlerinin arasım açmak isteyen, bir komünist hareketi olarak tavsif edilmesi lâzım geldiğini ve bu hakikatin çok kısa bir zamAnta hem Yunan hükümeti ve hem de medenî milletler tarafından anlaşılacağını söyliyerek konuşmasını şöyle bitirdi:

«Bir arkadaşımız, İstanbul'daki toplantıya müsaade edildiğini beyan etti. Hayır arkadaşlar, hiç bir toplantıya müsaade edilmemiştir. Eğer gazete­lerde böyle bir haber çıkmışsa bu tamamen yanlıştır. 'Hükümet ayın be­şinde, altısında veya yedisinde hiç bir toplantıya müsaade etmemiştir.

Sonra bir arkadaşımız arabaların yollarda muayene edildiğini ifade et­tiler. Bunun sebebini söyliyeyim: İstanbul'da bu çapulculuğa iştirak edenler orada yağmaladıkları 'eşyayı kamyonlara, otomobillere yükliyerek civar vilâyetlere kaçırmaya çalışıyorlardı. Bunum için İstanbul'da ada­malar yapılırken, civar vilâyetlere de emir verilmiş ve bu sebeple kam­yonlar ve otomobiller aramaya tâbi tutulmuşlardır. Nitekim Ankara'da bu yolla bugüne kadar 14 kişiden fazla yağmacı tevkif edilmiştir. Bunun hikmeti de budur. Bunda belki herhangi bir yanlışlık olabilir. Bunlar te­ferruat meseleleridir.

Arkadaşlar,

Örfi İdare hakkında hükümet, parti grubunca kabul edilmiş olan 6 ay müddeti muhterem meclise teklif etmektedir. Bu hiç şüphesiz kararınıza muallâk bulunuyor. Sizleri temin edeyim ki hükümetimiz yakın bir za­mAnta bütün teferruatiyle mesulleri tespit edip huzurunuza gelecektir ve cezaya layık olanları bütün dünya karşısında cezaya derhal çarptırıl­masından asla geri durmayacaktır.»

Celsenin sonlarında, Başvekil Adnan Menderes söz aldı ve sürekli alkış­lar ve tasvip sesleri arasında, diğer sahifelerimizde ayrıca bildirdiğimiz beyanatını yaptı ve müteakiben verilmiş olan takrir reye kondu.

İlk olarak, ilân edilmiş bulunan Örfi İdare kararı Büyük Millet Meclisin­ce iki .muhalife karşı kahir ekseriyetle tasdik edildi. Bundan sonra Örfi İdarenin müddeti hakkındaki 'takrirler, teker teker reye arzedildi. Bun­lardan Örfi İdarenin kaldırılması ve bir ay müddetle olması hakkındaki takrirler çok büyük ekseriyetle reddedildi ve hükümetin de teklif etmiş olduğu şekilde Örfi İdarenin ilâm tarihinden itibaren altı ay devam etme­si hakkındaki takrirler ise kahir bir ekseriyetle kabul olundu.

Bunu müteakip celseye bir müddet ara verildi ve ikinci celsede Büyük Millet Meclisinin fevkalâde içtimama devam edip etmemesine lüzum olup olmadığı mevzuu müzakere edildi. Malatya mebusu İsmet İnönü, meclisin devam etmesi hakkındaki takririni izah etti ve meclisin haftada bir defa toplanmasını istedi. Başvekil Adnan Menderes buna cevap ve­rerek bu halin anayasaya aykırı bulunduğunu, herhangi bir Anta, eğer lüzum hasıl olursa meclisin şimdiki gibi derhal toplanabileceğini vazıh bir şekilde izah etti.

Alman tedbirlerle bu gibi hâdiselerin, tekrar zuhuruna imkân bulunmadığım, hükümetin vaziyete tamamiyle hâkim olduğunu, fakat hâdisenin serpintilerinin henüz arkasının alınmadığının daha bir hakikat olarak ka­bul etmesi lâzım geldiği sözlerine ilave etti.

6 eylül hâdiselerinden zarar gören yabancılar hakkındaki Hariciye Vekâ­letinin tebliği:

6 Eylül 1955

. Ankara:

Hariciye Vekâletinden tebliğ edilmiştir:

6/7 eylül gecesi İstanbul ve İzmir'de cereyan eden müessif hâdiseler sıra­sında yabancı tabiiyetteki bazı müesses at ve eşhasın zarar gördükleri tespit olunmuştur.

Türkiye hükümeti zararların telâfisi bakımından lüzumlu tetkikat ve tertibata tevessül edeceği cihetle alâkalıların uğradıkları zarar ve ziya­nın mahiyet ve şümulünü sefaretleri vasıtasiyle Hariciye Vekâletine bil­dirmeleri mecburdur.

Dahiliye Vekâletinin tebliği: 20 Eylül 1955

 Ankara:

Dahiliye Vekâletinden tebliğ olunmuştur:

Dahiliye teşkilâtı bakmamdan  6 eylül hâdiselerini tetkik ve tahkik et­mek üzere Dahiliye Vekâleti Teftiş Heyeti Reisi Recai Türel'in riyase­tinde mülkiye ve emniyet müfettişlerinden Nurettin Aslan, Nurettin Özçelebi, Mümtaz Nayman, Fahir Tezgören, Hakkı Baykar, Niyazi Araz, Adil Aktan, Ali Akarsu, 'Hikmet Tongur, İzzet Işıklı, Abdullah Orcan'dan müteşekkil heyet dün İstanbul'da vazifeye başlamıştır.

Türk-Yunan münasebetine dair Dulles'ın mesajı ve Başvekilimizin cevabı

't- Ankara:

Türk-Yunan münasebeti hakkında Amerika Hariciye Nazırı John Foster Dulles tarafından Başvekilimize gönderilen mesaj üç Başvekilimizin bu mesaja verdikleri cevap aşağıdadır:

Ekselans:

Türk-Yunan münasebetlerinin Kıbrıs meselesinden mütevellit olarak teh­likeli şekilde bozulmasını endişe ile takip ettim, Bu anlaşmazlığın mudil ve müteaddit sebepleri bir tarafa bırakılarak, müşterek emniyetimizin temelini teşkil eden Şimalî Atlantik camiası vahdetinin gecikmeden tek­rar eski haline getirilmesi lüzumuna kanim.

Komünist genişlemesinin hür dünya için bir tehlike arz etmeye başladığı on seneye yaklaşan bir zamAntan beri, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sıkı ve dostça "işbirliği, komünizmin Doğu Akdeniz’deki ihtiraslarına kuv­vetli bir set çekmiştir. Kore'de Türk ve Yunan askerleri komünist müte­cavizleri püskürtmek iğinde yan yana kahramanca çarpışmışlardır.

Kaydedilen bu müşterek başarılar muvacehesinde, herhangi bir mesele­nin Türk-Yunan dostluğunun seyrine uzun müddet için engel olacağına inanıyorum. Ayrıca, bu iki haftanın şayanı teessüf hâdiselerinin, yirmi beş sene evvel Kemal Atatürk ve Eleftherios Venizelos'un uzun görüşlü önderliği ile tesis edilen işbirliği siyasetinin istikametini değiştireceğine de kani değilim.

Türkiye ve Yunanistan’ın hürriyetlerini idame etmeleri ve daha büyük öl­çüde sosyal- ve ekonomik gelişmeler başarmalarına yardım etmek maksadile, Birleşik Amerika, 1947 den beri çok mühim gayretler sarfetmiştir. Biz bu yardımı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki işbirliğine, nazik bir bölgede hür dünya için kuvvetli bir set teşkil ettiğine kani olduğumuz içindir ki yaptık ve halen de yapmaktayız.

Bu set maddeten zayifi atıldığı takdirde bunu neticesi çok ciddi olabilir. Binaenaleyh, halihazır anlaşmazlıkların îşbirliğinizin müessiriyetine ha­lel (getirmemesini temin zımnında 'her türlü gayreti sarf etmenizi ehem­miyet ve ısrarla rica ederim.

Türkiye ve Yunanistan'ın Birleşmiş Milletler, Şimali Atlantik Birliği teşkilâtı, ve Balkan Paktı azası olarak, meşbu bulunduklarını mazide çok kere ispat etmiş oldukları sıkı işbirliği zihniyetinin, hür dünyanın vahde­ti nefine olarak, halihazır ihtilâfların fevkine çıkmanızı mümkün kılaca­ğına eminim.

John Foster Dulles

Başvekilimizin cevabî mesajı;

Ekselans,

Kıbrıs meselesi dolayisile Türk-Yunan münasebetinin bugün arz ettiği va­ziyete mütedair bulunan mesajınızı aldım.

Nato camiası ve sulhsever milletleri tehdit eden komünizmin yayılması­na karşı Türk-Yunan dostluğunun ve ittifakının Şarkî Akdeniz'de sağlam bir set teşkil ettiğine ve son hâdiseler münasebet il’e bu dostluk ve ittifa­kın bozulmayacağına dair izhar ettiğiniz kanaat ve son müessif hâdise­lere rağmen, Türk-Yunan işbirliğinin tekrar düzelmesi hususundaki sa­mimî temennileriniz dolayisile size derhal ve hararetle teşekkür etmekle derin bir memnuniyet duymaktayım.

Filhakika mesajınızda ifade olunduğu gibi, hür dünyanın emniyeti bakı­mından Türk-Yunan dostluğunun büyük ehemmiyet arz ettiğine biz de tamamiyle kani bulunuyoruz.

Bundan yirmi beş yıl evvel Atatürk ve Elefterios Venizelos'un elleriy­le bu dostluğun temelleri atılmış ve bu suretle vücude gelen işbirliği uzun zaman hiçbir sarsıntıya uğramadan devam etmiş ve 'komünist teca­vüzünü önlemek için Kore'de meydana getirilen mukavemet cephesinde her iki memleket askerî kuvvetleri müşterek gaye uğrunda, yanyana çarpişmiştir. Bunu takiben Türkiye ve Yunanistan'ın Nato camiası içinde buluşmuş olmaları ve bununla da iktifa etmiyerek müşterek emniyetin daha da tersini uğrunda Yugoslavya ile birlikte Balkan ittifakını meyda­na getirmiş bulunmaları Türkiye ve Yunanistan arasındaki dostluk ve işbirliğini son derece takviye etmiş idi.

Şu hale göre, bizim Yunanistan'la olan dostluğumuzun oldukça uzun bir mazisi olauğu söylenebilir. Son senelerde ise bu teşriki mesai, yalnız Tür­kiye Yunanistan iğin değil, hür milletler camiasını emniyetini takviye ba­kımından müessir ve her sahaya şamil samimî bir işbirliği zihniyetine dayanan kuvvetli bir ittifak haline gelmiştir.

Bu dostluk ve ittifakın aynı samimiyetle idamesine! çalışmak her iki mem­leketin hayatî menfaatleri için olduğu kadar Nato topluluğu ve sulhsever milletler camiası için de büyük ehemmiyet arz ettiğini tamamiyle takdir etmekteyiz.

Mesajınızda bahis buyurduğunuz müessif hâdiselere gelince, şurasını tebarüz ettirmek istiyorum ki, Kıbrıs meselesi etrafında son bir sene zar­fında gittikçe ağırlaşan sinirlilik havası son dereceye varmış ve bunu bir daha ele geçmez bir fırsat sayan gizli komünist teşkilâtı ve solcu unsur­ların itibariyle daima teessür ve teessüfle hatırlıyacağmız 6 eylül hâdi­seleri meydana gelmiştir.

Gene mesajınızda hâdiseden dolayı samimî surette teessür izhar edilmek­te olmasına mukabil hâdisenin memleketimizde yaratmış olduğu tees­sürün çok derin olduğunu ve ayrıca bunu ika edenlere karşı halkımız ara­sında şiddetli bir infial duyulmakta bulunduğunu katiyetle temin edebilirim.

Türk hükümetinin hissetmekte olduğu teessür ise istirap derecesine var­mış bulunuyor.

Bu hislerimizi ve düşüncelerimizi derhal ve bütün vuzuhu ile dünya ef­kârı Önünde açıklamakla kalmıyarak gerek zararların telâfisi, gerek suç­luların tecziyesi bakımından en etkin tedbirleri de daha ilk Antan itiba­ren almakta hiç tereddüt etmedik.

Türkiye'nin, Yunanistan'la müşterek emniyet mevzuunda samimî suret­te teşriki mesaide bulunmaya daima büyük ehemmiyet atfetmiş olduğu­nu ve son pek müessif hâdiselere rağmen dostluk ve ittifakta devam et­mek istediğini bir kere daha teyit etmek isterim. Bunun son bir örneğini vermek için bahis mevzuu hâdiseler hakkında Büyük Millet Meclisinde 12 eylül tarihindeki konuşmamdan şu parçayı arz ederim:

«Biz bidayette iki hükümet arasında dostluk kurulmasını her birimizin millî mevcudiyetlerimiz için, nasıl yeni bir teminat telâkki etmiş isek bugün yine dünyanın bu karanlık ve badirelerle dolu devrinde ittifak ve işbirliğimizin aynı his ve görüşlere dayanarak devam etmesi lüzumuna ve bunun ayrıca dünya sulbünün korunması mevzunda büyük bir ehemmi­yet arz etmekte olduğuna kani bulunuyoruz. Bunu açık olarak huzurunuz­da ifade etmek isterim. Bu itibarla gelmiş geçmiş1 hâdiselerin yeni musi­betlere sebep olması 'değil, bu hâdiseler büyük bir felâket telâkki oluna­rak derhal etrafının sarılıp söndürülesi ve izleri ve neticelerinin süratle idari edilmesi icap eder.»

Bundan başka bizim Yunanistan'la teşriki mesai hususundaki kuvvetli arzumuzu ve Nato vahdetini vikayeye matuf azim ve kararımızı belirtmek icin bu misali zikredebiliriz:

Yunan hükümeti son hâdiseleri ileri sürerek Yunan kuvvetlerinin. Türki­ye'de yapılacak manevralara iştirak etmemeye karar verdiğini Nato ma­kamlarına bildirmiştir. Bu hareketin doğru olup olmadığını münakaşa etmek istemiyorum. Fakat bu meselede buna Karşılık hükümetimizin mezkûr makamlara verdiği cevapta: Nato'nun kendisine mevdu sulhu ko­ruma vazifesini başarabilmesi için birinci derecede ehemmiyeti olan ve bu itibarla milletlerarası vecibelerin icabetim teşkil eden bu manevrala­rın yalnız iki memleketi ilgilendiren .geçici bir durumdan dolayı talik ve tâdilinin Nato'nın âtisi bakımından mucibi endişe bir emsal teşkil edeceğini belirterek, manevraların tanı, bir emniyet ve huzur içinde yapı­labilmesini teminin bütün tedbirleri almış olan hükümetimizin, Yunanis­tan da dahil, bilcümle Nato devletlerine mensup kuvvetlerin manevrala­ra iştirakini ve mezkûr memleketlerde yapılacak tatbikata da evvelce plânlanmış şekilde Türk kuvvetlerinin iştirakini lüzumlu gördüğünü bil­dirmiş   'olduğunu kaydetmek isterim.

Görülüyor ki dünyanın bu nazik ve tehlikelerle dolu kısmında bizi de sizin gibi sulh ve emniyetin bir kalesi addetmekte olduğumuz Türk-Yu­nan dostluğunun ve Balkan ittifakının bütün gelmiş geçmiş hâdiselere rağmen idamesine ve hattâ daha da takviyesine halâ büyük ehemmiyet vermekteyiz.

Ayrıca şurasını da ilâve edeyim ki Nato'nun kurulduğu Antan itibaren Türkiye bunu sulhsever milletler için büyük bir nimet saymış ve bu dü­şünce ve hislerle Nato'ya dahil olduktan sonra da bu topluluk içinde ehemmiyetsiz bir üzüntüye bile sebep olmak şöyle dursun bilâkis bu sulh, hürriyet ve emniyet teşekkülünde tesadüfün tersini ve Nato'nun her sahada takviyesi için büyük bir gayret ve dikkatle çalışmıştır, Tür­kiye hükümeti bu maksada Nato dışı faaliyetleriylede hizmet edebil­mek için. keza büyük gayretler sarfedegelmiştir.

Müşterek ve mütekabil emniyetin istihsali hususunda büyük fedakâr­lıklara katlanan Birleşik Amerika'dan bu gayenin tahakkuku için mem­leketimizin mühim yardımlar görmüş olduğunu bu vesile ile de tekrar etmek ve teşekkürlerimizi ifade etmek benim için büyük bir zevktir.

Müşterek emniyet fikrini tatbike konulmuş en ileri ve güzel eseri olan Nato teşkilâtına ve onun takip ettiği sulhçu ve insanî politikaya samimî olarak inanmış bulunan Türk hükümeti her şeye rağmen bugüne ka­dar   inanarak takip ettiği   bu yoldan    asla ayrılmak niyetinde değildir.

Bu itibarla Türkiye'nin, Türk-Yunan dostluğunun haleldar olmaması için sarf ettiği gayretler ve aldığı tedbirlerle uhdesine düşeni yerine getir­meğe  çalışmakta olduğu hususunda teminat verebilmekle bahtiyarım.

23 Eylül 1955

Pakistan, Bağdat Paktıma resmen katıldı:

 Ankara:

Geçen 30 haziran'da Bağdat Paktına iltihaka karar verdiğini ilân etmiş bulunan Pakistan hükümeti, mezkûr Pakta resmen iltihakını müleyyin vesikayı 23 Eylül 1955 tarihinde Irak hükümetine tevdi eylemiştir. Bu su­retle Pakistan, Türkiye-Irak karşılıklı işbirliği antlaşmasına katılmış, bu­lunmaktadır. Şarkın genç ve dinamik bir memleketi olan Pakistan'ın bu Pakta iltihakı memleketimizde olduğu kadar bütün sulhsever milletler camiasında da güvenlik ve İstikrarın tersini yolunda atılmış çok mühim bir adını olarak karşılanmaktadır.

Bilindiği üzere, Pakistan, 5 nisan 1955 tarihinde mezkûr antlaşmaya katı­lan İngiltere'den sonra iltihâk eden ikinci devlettir, böylece, Bağdat Paktı Türkiye, Irak, İngiltere ve Pakistan arasında dörtlü bir pakt hâline gelmiş bulunmaktadır. Bu sebeple Paktın 6 inci maddesi gereğince derhal vekil­ler seviyesinde dörtlü bir dâimi konsey kurulacaktır. Konseyin Bağdat’ta yapılacak olan ilk toplantısına bizzat Başvekilimizin iştirakleri muh­temeldir.

Memleketimizde sevinçle karşılanmakta olan bu mühim vakıa münasebe­tiyle Başvekilimiz tarafından Pakistan Başvekili Chaudıhri Muhammed Aliye aşağıdaki tebrik mesajı gönderilmiştir:

Ekselans Chaudhri Muhammed Ali

Pakistan Başvekili

Karachi

Dost ve kardeş Pakistan'ın Bağdat Paktına resmen katılmış olması Tür­kiye'de olduğu kadar bütün sulh milletler camiasında da derin bir sevinç ve inşirahı mucip olmuştur.

Müşterek bölgemizin sulh ve emniyetin bölünmez bir şekilde tesis ve tersini yolunda atılmış ilk adımı teşkil eden Pakistan ile Türkiye arasında dostane işbirliği antlaşmasından sonra dost ve kardeş Pakistan'ın Bağ­dat Paktına iltihakını, bu bölgenin güvenlik ve istikrarını bir kat daha artıracak mesut bir hâdise olarak görmekte olduğumu ifade etmek is­terim.

Bütün sulhsever milletlerin takdir ve teşekkür hisleriyle kaydedecekle­rinden hiç şüphe etmediğim bu tarihî karardan dolayı, Pakistan hüküme­tine ve zâtı devletine hükümetim ve şahsım namına en hararetli tebrik­lerimi arzeder ve muvaffakiyetlerinizin devamı hususunda en samimî te­mennilerimle dostluk ve hürmet hislerimi teyit eylerim.

                             Türkiye Cumhuriyeti Başvekili  

                                       Adnan Menderes»

Hükümetin teftişleri

8/9/955 tarihli (Zafer) den;

Daha güzel ifade edilemezdi: «.. deni­lebilir ki, dün gece İstanbul ve mem­leket esas itibarile bir komünist tertip ve tahrikine ve ağır bir darbeye ma­ruz kalmıştır.»

Hükümet tebliğinin bu cümlesinde ifa­desini bulan teşhis ve hüküm, katiyet derecesinde yerinde ve doğrudur.

İstanbul'u, dolayısı ile de memleketi en büyük çarşısından birkaç saat için­de mahrum bırakan; değerleri yüz mil­yonları aşan birbirinden kıymetli ihti­yaç eşyasını parçalayıp sokağa atan ve bir ucundan bir ucuna kadar o güzel şehrimizde bir mal mülk düş­manlığı kasırgasını estiren bir hare­ket, saydığımız bu hususiyetlerinde ol­duğu kadar, tahlile tâbi tutulunca neyi istihdaf ettikleri bilbadahe aşikâr ha­le gelen muhtelif âltında da, komü­nist gaye, teknik ve tabiyesine tıpatıp uygundur.

Yazık ki, Selanik'ten en aziz halimimize tevcih edilmiş bir tecavüz üzeri­ne tuğyan eden asîl hislerimizi ve Kıb­rıs meselesi ortaya çıkarıldığı günden beri zeveban derecesine gelmiş olan sabır ve temkinimizi, »hesaplı ve plân­lı bir komünist aksiyonu», kahpece is­tismar etmek ve haddi zatinde masum bir protestodan ibaret samimî bir halk ve gençlik hareketini bambaşka istika­metlere sevk etmek imkânını bulmuş­tur.

Şimdi güzel ve eşsiz İstanbul'un uğra­dığı darbe ve bunun memleketi elem içinde bırakması felâketi ile karşı kar­gıya bulunuyoruz.

Bu faciayı yaratanların yakasını bıra­kacak değiliz. Üç büyük şehrimizde Örfi İdarenin ilânı, kendini en temiz heyecanlarımızla maskelemeye maale­sef muvaffak olmuş olan komünist şe­bekeyi   kıskıvrak  bağlamak   içindir.

Nasıl ki, T. B. M. M. nin bu ayın 12 sinde fevkalâdeden olarak içtimaa ça­ğırılması, Örfî İdare bahsinde, Ana­yasamızın koştuğu şartların başında gelmektedir.

Hepimiz soğukkanlı ve temkinli olmalıyız. Hepimiz, komünist fesat ve tah­rik kollarının yuvalan ve merkezleri­nin meydana çıkarılmasında hüküme­timize müzahir olmalıyız.

Cihan üzerinde medenî ve İtibarlı bir memleket olmanın tahmil edebileceği mesuliyetlerin ölçü ve hizasından ay­rılmamanın tek yolu, istisnasız olarak her dâvamızda, tahrikçi düşmanları­mızı maskelerinin arkasında teşhis et­mektir.

Bu taşkınlıklar bizi zayıflatır:

8/9/955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Yunanistan’daki Megalı idarecilerin du­rup dururken gerek memleketimizin, gerek Yunanistan’ın, gerek bizzat Kıb­rıs halkının ve Ortadoğu müdafaası­nın başına açtıkları belânın seviyesini maalesef hep birlikte çekiyoruz.

Bu arada, İstanbul ve İzmir’de, aklı selim sahibi halkımızı mateme boğan taşkınlıklar oldu. Bunların maazallah tekerrürü vatanımızın yüksek menfa­atlerini büyük zararlara uğratabilir. Halkımıza yeni hâdiseler kargısında soğukkanlı davranmağı ve taşkınlıkla­rı frenlediği ehemmiyetle tavsiye eder.

Yunanistan, Kıbrıs’ı güya mevrut bir hak gibi kolayca benimsemeği tasar­larken, Türkiye’nin mukadder itirazla­rını pek ihmal etmiş göründü. Halbu­ki Kıbrıs davınızda, biz elbette hak­lı idik. Nitekim Londra konferansın­da kıymetli mümessilimiz Fatih Rüştü Zorlu tezimizi gayet sağlam ve sarih olarak ortaya koydu. Türk milletinin inceliklerine hâs bir üslup içinde an­lattıkları beynelmilel siyasî mahfiller­de gayet müsait karşılanmakta idi.

Londra konferansından henüz netice alınmaksızın konuşmalara devam edi­lirken, bizi esas davamızda çürütecek nahoş hâdiselerle karşılaşmamızı an­cak millî bir talihsizlik sayabiliriz.

İstanbul ve İzmir’deki yakma, yıkma, yağma etme vakaları keskin sirkenin kabına zarar vermesi kabilinden, ol­sa olsa Türk devletinin ve milletinin menfaatlerine zarar verir.

Halbuki, tam aksine, bizi kuvvetlen­direcek bir hâdise zuhur etmişti: Bu hâdise, Yunanistan’ın kendi kendini idare edemezken yeni yeni ülkelerin idaresini elbette beceremez bir durum­da olduğunun yepyeni bir delili ola­caktı. Selânik’te, birbirini 1015 metre uzaklıkta bulunan konsoloshanemizle Atatürk Müzesinin ortasındaki bahçe­ye bir bomba konulmuştu. Bu bomba patladığından her iki binada camlar kırılmıştı. Ve bu bombanın, kim tarafından, acaba ne maksadla konulduğu da bir mesele teşkil etmekteydi. Aca­ba komünistler mi bunu koyup Yakın. doğuda kargaşalık çıkarmak istemiş­lerdi? Acaba bizzat Yunan hükümeti­nin göz yummasîle mi Türkler tahrik edilmek kurnazlığına başvurulmuştu? Acaba Yunan hükümetinin muhalif­leri mi bir gaile açmak kötü niyeti ile bu haince teşebbüse girişmişlerdi? Bu ihtimallerden herhangi biri varit olursa olsun, karşı tarafın aleyhine nottu

Henüz mesele anlaşılmadan İstanbul’daki ve îzmirdeki taşkınlıklarla kar­şılaştığımız için, haklı ve üstün mevkideyken düşmanlarımızın tuzağına düşürüldük: Bütün dünyaya bizi hak­sız, saldırgan ve idaresiz göstermeğe çabalayacaklardır. PropagAnta cihaz­larım işletip duracaklardır.

Hakikatte, evvelki günün hâdiseleri, başlangıçta gençliğin, çok halis, çok asilâne bir mîllî tezahürüydü. Demok­rat memleketlerin hepsinde bu gibi si­yasî nümayişler oluyor. Bizde de Türk’e hâs vakar ve necabet içinde olup bitecekti. Lâkin, acaba, tahrik edici gizli kuvvetler, meşum ellerini bizim halk kalabalıklarının ortasına kadar uzatmak fırsatını mı buldular? Bu kollektif şuursuzluk nasıl patlak verdi

Yakıcı, yıkıcı, yağma edici zümreler, yalnız Kumların, yalnız diğer azınlık­ların değil, Türklerin de mallarını mülklerini mahvetmişlerdir. Bu hare­ket, şuurla, mantıkla, hesabla, izah edilemez.

Türkiye Rumlarına fenalık etmek fik­ri aslında bile ne bozuk bir mantık­tır ki, Londrada pek makul olarak ileri sürdüğümüz Türk tezi, Kıbrıslı Rumların Yunanlı olmadıkları bedahe­ti üzerine dayanıyor. Öyleyse şayet Yunanlılar yahud Kıbrıslı hıristiyanlar, Türklüğe karşı bir küstahlıkta bu­lunmuşsa, bunda bizim vatAntaşımız, Rumların ne sunu taksiri olabilir? Kendilerine karşı yapılan haksızlık, bi­zi yalnız üzmekle, bizi yalnız onların zararlarını tazmine mecbur kılmakla kalmıyor: Londradaki tezimizi de ak­satıyor.

Bir avuç çapaçul yağmacı, Türk dev­let ve milletinin bağına, altından kalk­ması güç bir dert açmıştır.

Milletin  akli selimi  ve  hissi selimi, muhtemel yeni taşkınlıkların önüne herhangi bir Örfî İdareden  bile  mu­azzam bir sed gibi çıkmalıdır.

Kıbrıs meselesinde Türk tezi itimada lâyık devlet adamlarımız tarafından müdafaa edilmektedir. Milletçe vazife­miz, ancak onların tezini kuvvetlendi­recek şekilde vakur, sakin ve sabırlı olmamızla kayıdlıdır

Efendiliğimize    yakışmayan ketler:

9/TX/955 tarihli  (Tercüman) dan:

Yunan hükümeti kısmen de memle­ketlerindeki iktisadî zorlukları Yunan halkına unutturmak gayesiyle iki senedenberi Kıbrıs meselesi diye bir dâ­va ortaya attı. Yunan hükümet adam­larının ve mesul şahsiyetlerin verdik­leri beyanat ve aylardanberi devam eden Yunan matbuatının neşriyatı Kıbrıs meselesini NATO devletleri ara­sında bir ihtilâf mevzuu haline getirmiştir.

Son günlerde Kıbrıs arasında ve YunanistAnta yapılan bazı taşkınlıklarla beraber Yunan  gazeteleri  bizden Doğu Trakya'yı ve bazı adaları istemeğe kadar da ileri  gitmişlerdir.

Türk efkârı umumiyesine akseden bu neşriyat ve yersiz Yunan talepleri kar­şısında milletimiz İki gün evveline ka­dar itidalini muhafaza etmesini bil­miştir. Ayrıca hükümetimizin azimli hareketi ve Londra konferansında de­legelerimizin kuvvetli delillerle ileri sürdükleri Türk tezi ile dâvamızda haklı olduğumuzu dünya efkârına is-bata muvaffak olduk.

Komşu memlekette ve Kıbrıs adasın­da Türklük aleyhine yapılan nahoş hareketleri milletimiz şimdiye kadar vakar ve sükûnetle karşılamışken Cumhuriyet neslinin en mukaddes varlık olarak bildiği aziz Atatürk'ün Selânikte doğduğu evin bahçesinde bir bomba patlatılması Türk efkârı umumiyesînde haklı olarak büyük bîr in­fial uyAntırmıştır. Vatanperver genç­lerimizin Taksimde yaptıkları bir mi­ting milletimizce duyulan infialin te­zahürüne vesile olmuştur.

Fakat Selanik'teki menfur hâdise kar­şısındaki asil Türk gençliğinin hisle­rinin tezahürü bundan ibaret kalması lâzımgelirken maalesef Taksim mitin­gini müteakip neticeleri memleket için vahim olan hâdiseler zuhur etmiştir.

Memleketini seven her Türk iki gün evvel İstanbul'da vukubulan hâdise­lerden dolayı büyük üzüntü ve elem duymaktadır. Zira bu hâdiselerde yal­nız millî servetimizin bir kısmı tahrip edilmemiş, aynı zamAnta memle­ketin şeref ve itibarı ile de oynan­mıştır.

Köylümüzün büyük emekle topladığı mahsulün satışı mukabilinde elde edilen ve esasen çok kıt olan dövizimiz­le tedarik edilen birçok malların tah­ribiyle millî servetimizin bir kısmının imhasından başka maddî kaybımızın yanında manevî zararımız daha büyük olmuştur.

Maddî zararların tazmini zamanla mümkünse de memleketin itibarına verilen zararın telâfisi uzun seneler istiyecek. cereyan etmiş hâdiseler bütün dünyada aleyhimize akisler uyAntıra­cak ve belki de hükümetimizi birçok meselelerde beklenmeyen müşküllerle karşılaştıracaktır.

Bu gibi hareketleri biz Türk milleti­nin efendiliğine yakıştırmıyoruz. Bu­nun için yapılan hareketlerin gençle­rimizin vatanperverlik hislerini istis­mar ve bir kısım halk tabakasının bil­gisizliğinden ve şuursuzluğundan is­tifade edilerek evvelden hazırlanmış ve vatanımız menfaatlerine kasteden gizli bir tertibin eseri olduğunu zan­nediyoruz.

Muhakkak böyle bir tertip ve tahrik neticesi vukubulan bu hâdisenin fail­lerini tesbit etmesini Ve saatlerce sü­ren tahrip hareketlerinin önüne geç­mek azim ve kudretini gösteremiyen İstanbulun âciz idare ve emniyet Amirlerinin bu elim hâdiseden dolayı mesul tutulmalarına lüzum olduğu ka­naatindeyiz. Bugün büyük bir üzüntü İçinde bulunan memleketini seven her Türk hükümetin bi hususta vereceği kararları itimat ve basiretle beklemek­tedir.

Zararın bilâncosu:

9/IX/955 tarihli  (Zafer)   den:

İstanbul'un maruz bırakıldığı felâket, İzan ve idrakimize tedricen aksetmek­tedir. Aksettikçe de, fecaati daha iyi anlaşılmaktadır.

Bir kere, zerre kadar şüphe etmemek lâzını ki, bir komünist tertibinin bön­ce içine düşmüş olma neticesinde, bir kütleyi, bir yAntan da kalabalığın ara­sına dağılarak onu diledikleri istika­mete sevketmiş bulunan tahrik ekip­leri âdeta bir âlet gibi kullanmıya muvaffak  olmuşlardır.

Bunun neticesinde 6 evlûl hâdisesi, bir vakur millî ifadeye bürünecek yerde, bizzat Türk iyeyi hem manen hem de maddeten şekilde yaralıyacak komünist bir tahrip ve yağma birlik hareketine inkılâp etmiştir.

502 senedir, İstanbul gibi bir dünya mücevherini medeni bir masuniyet ha­li içinde tutmaya muvaffak olmuş bir millet için, bu ne ağır felâket, ne he­saplanmaz ziyan ve zarardır!

İşin. maddî zarar tarafına bakalım: Heba olan servet, bir milyar civarında tahmin edilmektedir. Bunu kaybetmiş bulunuyoruz.

Zararları devlet tazmin edeceğine gö­re, yekûn, derhal iki misline çıkmak­tadır.

Bir buçuk milyonluk bir şehir çarşı­sı yaşıyamaz. Hattâ, büyük şehir, çar­şı demektir. İstanbul, şimdi, çarşısız bir şehirdir.

Millî Mücadelede, çarksız bırakılan Garbi Anadoluyu yeni çarşılarla teç­hiz edebilmek için, o tarihten bugü­ne kadar geçen müddet, ancak kâfi gelebilmiştir, bu seferki ise, topyekûn İstanbul çarşılarıdır!

Hem de, güzel istanbul, tam Avrupai bir zevk ölçüsü üzerinden garplı bir mamure olmaya hazırlAntığı ve bunun evsafını bariz bir şekilde edinmeğe başladığı bir safhada, bir kör kuvveti dilediği gibi kullanan hesaplı kitaplı bir düşman senelere şamil bir felce mahkûm  edebilmiştir!

Gelelim, çarşıların yeniden iman ve bunların mal ile    teçhizi bahsine!

Otomobillerin arkasında sürüklenen buz dolabı, radyo, dikiş makinesi v.s. gibi ihtiyaç eşyasını, İstanbul ve mem­leket ölçüsünde tedarik etmek, bedelIerine muadil bir döviz yekûnunu şart koşar.

Bunu ne kadar zamAnta temin ede­biliriz?

İstanbul'un iktisadî ve malî bünyemiz­de oynadığı muazzam rol pözönüne getirilince, isi hem devlet maliyesi ile bütçenin uğrayacagı zararlar hem. de iktisadî kalkınmamıza arız olacak sek­te bakımından da mütalâa etmek lâ­zımdır.

Yani hane tarafından tutulsa, maddî zarar azimdir, üstelik %  100 Türktür!

Bu memlekette ne varsa, bilmek lâ­zımdır ki Türk servetidir. Sunun ya­hut bunun veya o zümrenin de ilde bu zümrenin namına kayıtlı olması, hakikatlerin hesabında zerre kadar rol oynamaz.

Binaenaleyh, Yunanistan, parmağını dahi kıpırdatmaksızın, bizlere, Kıbrıs'­ın bedelini en az on misli ödetmiştir. Tahrikçilerini halk kitlelerin tepesi­ne ve emniyet kuvvetlerimizin karşı­sına diken komünizm ise düpedüz bîr zafer kazanmıştır. Çünkü İstanbul "gi­bi bir mamurede, sokaklara saatlerce hâkim kalarak, mal mülk aleyhine, re­fah ve medeni vasıtalar aleyhine, çar­şılar ve servetler aleyhine en büyük nümayiş hareketlerinden birini, »Kıb­rıs Türktür TM perdesi arkasında yaptır­maya muvaffak olmuştur.

Ve burada işte, aynı büyük facianın millî camiamız ile devlet varlığımızın uğratıldığı mânevi zararlarla karşılaş­maktayız.

Kitleler, kiliselerin üzerine sevk edil­mekle bir nevi hıristiyan düşmanlığı, herkesin malına tecavüz edilmekle bir akalliyet düşmanlığı ve medeniyetin ihtiyaç eşyası tahrip edilmekle de dü­pedüz medeniyet ve Garo düşmanlığı ârâzı. 6 eylûl hâdisesinin içine âdeta zerke dilmiştir!

Hattâ bu tablonun içine, İstanbul düşmanlığını da ilâve etmekte bahis yoktur, Çünkü çarşılara saldırma şurişinin arkasında, bunları kıskanma ve hissen yadırgama temayülleri, ihtibas halinde olarak mevcuttur.

Ve bütün bunlar, Atatürk'ten sonra oluyor! Bütün bunlar, güzelim ve ça­lışkan bir Türkiye, kendine garoh mâ­nasında ve cevherinde yepyeni bir ik­tisadî bünyeyi, Garpteki bütün muka­vemet, anlayışsızlık ve revbîlite rağ­men yapmaya muvaffak olduğu Anta oluyor!

Şu halde. Istanbulun büvük şehir in­kişafını bir kalemde sekteye uğratmış olan 6 eylül felâketi millî hk kaynak­larımıza bağlanmak söyle dursun, bi­lâkis ve bir kati bedahet halinde millî varlığımızın en ehemmiyetli ve en bassa'; uzuvları üzerine indirilmiş ağır bir düşman darbesinden başka bir şey değildir.

Biz bunun müsebbip ve mesulü sayılamayız. Zira bunun açıkça ve sara­haten sadece kurbanıyız!

Hükümet bu mevzuda tedbîrlerini al­mış ve almaktadır. Zararlar elbette ki tazmin edilecektir. Hareketin bir ko­münist tahriki olduğu da sarahaten anlaşıldığına göre bu kızıl yuva da mut­laka ve mutlaka ortaya çıkarılacak­tır.

Şimdilik  tek   tesellimiz  budur.

Türk milletinin 6 eylül vaka sile alakası yoktur!

ll/IX/955 tarîhi

12 Eylül gecesinde iki ayrı hareket bir­birine karışmış, dan doğrusu, kini teşkilâtça birbirine karıştırılmıştır.

ve hareketlerden biri, Yunanistan'a ve Selanik'te Atatürk'ün evine karşı ya­pılan taarruzun faillerine karşı duyu­lan millî infialden doğmuştur. Kanun hudutlarını aşmayan, masum ve me­denî bir protesto nümayişi hâlinde ka­lacaktı.

Hareketlerden ikincisi, yakma, yıkma, yağma, talan, mezarları deşme gibi ca­navarca saldırışlar hâlinde birinciyi takip etmiştir.

Elbette ki. bu iki hareket tarzı arasın­daki büyük fark ikisi hakkında aynı hüküm verilmesine vesiledir. Bâzı gençler ve bir kısım halk Selanik vakasını protesto mahiyetinde nümayişler yapmışlar Ve her türlü saldırıcı ve yı­kıcı hareketten uzak kalmışlarsa, on­ların bu tepkisini sâdece haklı ve mil­lî infial eseri diye malalAntırmak lâ­zımdır.

Memleketi inciten, paralayan ye utAntıran bu  ikinci harekettir. Bun­da ne gençlisin, ne de kızıl ajanlar ve soyguncular müstesna İstanbul halkının zerre kadar alâkası ve iştira­ki vardır. Bu hareket, hic bir. baskından, Türk milletine ve İstanbul halkı­na mal  edilemez.

Bize düsen vazifeler'

13/IX/955 tarihlî (Zafer) den:

Şimdi biraz  duralım ve düşünelim:

Türk milleti, şuurun altında yatan her türlü menfî ve zararlı ihtîbasların volkanik bir indifaı demek olan 6 Eylül hâdiselerini toptan mahkûm etmiş bulunuyor.

Hükümet ise, bu infilâk ve indifaı mevkii fiile koyduktan başka ayrıca da millî haysiyet ve itibarımıza sürül­mek istenmiş lekeler halinde su yahut bu hedefe doğru istikam etlendirmeme muvaffak oİmuş olan komünist tahrik merkezlerini, yahut tahrike haftalar ve aylarca evvel ruhî bir zemin hazırla­mış olan sebepleri teşhis ve tesbit et­mek peşindedir.

Üç ayrı şehirde ilân edilmiş bulunan Örfi İdare, hem millî menfaat ve şu­ur hem de nizam aleyhine islenmiş bulunan fiilleri, sahaları İle birlikte sıkı bir kordon altına almak ve dev­letin haysiyeti ile şerefi adına bu gi­bi ahvalin bir daha tekerrür etme­mesini, ibret teşkil edecek bir şekil­de ve tedbir olarak ne lazımsa cüm­lesine tevessül ederek, temin eylemek içindir.

Hiç şüphe etmiyoruz ki, bu ayın on ikinci günü fevkalâdeden olarak topla­nacak olan Türkiye Büyük Millet Mec­lisi de dâvayı böyle, milletin varlığı ve devletin resanet ve masuniyeti katında ve irtifaımda  mütalâa edecektir.

Fakat bunlar ola dursun, milletin ve biz vatAntaşların da derhal kendi ta­rafımızdan ve kendi aile çevrelerimiz içinde halledeceğimiz İşler vardır.

Bir kere, devlet bizim en yüksek teş­kilât kadememiz; tarih ise, hep bera­ber ve islediğimiz fiiller neticesinde kaleme alınan, kusursuz ve lekesiz kalması elzem bir vedia, bir bergüzardır.

Bu iki noktaya dikkat ve itibar etmeyen duygular manzumesine «milliyet­çilik»  payesi verilemez.

Milliyetçilik, bir rikkati his hâdisesi yahut marazî coşkunluklara kapılma değil hepimiz iğin ayrı ayrı ve gene hepimiz için müşterek olarak, bir »id­râk kademesi» dir!

İmdi,

6 eylül hâdiseleri yüzünden, memleket uzviyetine tahmil edilmiş bir zarar ve külfet karsısında bulunuyoruz.

Basit bir ifade kullanarak şunu diye­lim ki, çarşı pazar harap olup mad­de darlığı başladı mı, bunu giderme­nin yolu mevcudun üzerine çullanmak değil, derhal kendimizi kendimizde ci­lanla idare etmektir. Aksi takdirde bir nevi talan ve gayretin bir müsebbibi de, oturduğumuz yerde bizler oluruz.

Ve gövdemizden, tıpkı o 6 eylül facia­sının delirmiş failleri gibi, bir parça eti de bizler koparmış oluruz.

Binaenaleyh, aile reisleri, aile ölçüsündeki bir müspet hareketin bugün ba­şına geçmek ve onu, memleket sev­gisinin emrettiği mesuliyet hissi ile muvaffak kılmak durumundadır.

Fakat, bunun haricinde de yapılacak mühim   işlerimiz  vardır.

Bunlardan biri, devlete karsı olan va­zifelerimizi sevk ve tehalükle yerine getirmemizdir.

Çünkü, hem acılan büyük rahneyi ka­patmak hem de iktisadî kalkınmamızın her hangi bir sekteye uğramamasını behemehal temin etmek zorundayız,

Biliyoruz ki bütün bu kaydettiğimiz noktalar, asil ve vata nn er ver Türk Milletinin aile meclislerinde hattâ da­ha büyük bir vukuf ile görüşülmekte­dir.

Hükümete, vaka ürerinde on binlerce telgraf yazılmıstır. Hepsi yekmal olan bu müracaatlarda nişte, yardım ede­lim, denmektedir.

Bu bakımdan. 6 evlûl felâketinin, içine kadar akdederek milli faziletlerimizi yahut siyasî olgunluğu­muzu âdeta kamçıladığına şüphe yok­tur.

Zaten, büyük milletlerin vasfı. büyük dâvalar yahut büyük felâketler karşı­sında büyük olmaktır!

a Bankası ve Para Fona kon­feransı:

ll/M/955 tarihli (Tan) dan:

Şehrimizde toplanan    Dünya Bankası ve Milletlerarası Para Fonu Kongresi bu yaz İstanbul'da kongrelerini yapan muhtelif teşekküller içinde, en ehemmiyetlisini teşkil etmektedir.

Elli sekiz milletin Maliye Nâzırlarile, muhtelif temsilcilerinden teşekkül eden konferans, bu mevzuda bir çok meseleleri müzakere edecek ve karara bağlanacaktır.

Konuları itibarile, kısmen akademik olan böyle bir konferansın, İstarnida toplanması bizim için bir çok bakım­lardan ehemmiyeti haizdir.

Bu kadar devletin mütehassıs insan­larım bir arada bulmak, her vakit mümkün değildir. Muhtelif memleket­lerdeki malî durumu ve onlara karşı alınan tedbirleri karşılık gözden ge­çirmenin elbette faydası vardır.

Üniversite mensubu ilim adamlarımız­la, muhtelif sahalarda çalışan resmî ve hususî Banka ve malî müessese mü­tehassıslarımız için, bundan daha güzel bir müdahale efkâr vasıtası olamaz

Dünya Bankasının, kalkınma zorunda olan milletlere karşı yaptığı hizmet, dikkate alınırsa bu konferanslarla ona verilecek veçhenin, şüphesiz büyük ehemmiyeti olacaktır.

Konferansın gündeminde mevcut mev­zular arasında, bir iktasdi kalkınma Enstitüsü ile, hususî teşebbüse malî yardım yapacak milletlerarası bir mâlî şirketin kurulması mevzu bahistir ki, her ikisi de bizi yakından alâka­dar eder bir mahiyettedir.

İçlerinde Amerika, İngiliz Maliye Na­zırlarile, Eski Fransız Başvekili Merdes Frans gibi birçok değerli şahsiyet bulunan bu konferanstan alınacak ne­ticeler, bizim için ayrı bir hususiyet arzeder.

Dünya Bankasının gelişmesi uğrunda bizim gibi krediye çok ihtiyacı olan milletler hesabına temenni ve teklif edilecek birçok şeyler vardır, Çalışma, tarzı ve fonksiyonu itibarile böyle bir konferanstan, elbette kati neticeler beklenemez. Fakat, müracaat edenlerin için­de ve dışında konuşulacak meselelerle birçok mevzuların aydınlanacağı ve farklarının tebellür edeceği.

Her türlü siyasî mülâhazalar dışında, tamamen teknik bir şekilde çahsav Dünya Bankası Milletlerarası şümulüne göre hem, pek çok şeyler yapmağa müstait, hem de birçok müşkülleri ve engelleri halletmesi kendisinden bir­lenen bir teşekküldür.

Konferansa  muvaffakiyetler dileri. Bugün değilse, hiç bir gün

11/IX/1955 tarihli (Milliyet) den:

Meclis, hükümet, siyasî partiler halk, 6 eylül vakasının geniş ve gizli bir teşkilâtça uzun zaman evvelden ha­zırlanmış bir kızıl baskın olduğunda müttefiktir. Komünistler, namlusunu ferdî mülkiyete, sermayeye ve mabetlere tevcih ettikleri silâhta, Kıbrıs meselesinden doğan millî heyecanı in­filâk maddesi gibi kullanmışlardır. Kıbrıs'ta, Atina'da, Selanik'te ve İstanbul'da birbirine sımsıkı bağlı heyecan ve hareketlerin körükleyicileri de, ter­tipleyicileri de, tatbikçileri de. onlar­dır. Tek merkezden ve tek. plâna gö­re idare edilmişlerdir. dururken bir Kıbrıs meselesi çıkaran Yunanlı­larla Türklerin millî duygularını bir­birine karşı ayaklAntıran, Kıbrıs'ta katliam planları kuran, Selanik’te, Atatürk'ün evini bombalayan ve aynı zamAnta, İstanbul İzmir ve Ankara halkının millî reaksiyon ânını bir ih­tilâl denemesi için en uygun bir hare­ket ânı olarak seçip bütün teşkilât ele­manlarını bir kaç saat içinde faaliyet hâline sokan bu yeraltı fitnesi. Yıllardan beri Türkiye'de ektikleri tohumların ilk mahsulünü 6 eylül gecesi toplamış­tır.

Bu tohumlan nerelerde ve nasıl ektik­lerini bin defa yardım. Gazetelere so­kulmuşlardır, dergiler çıkarmışlardır, gençlik, millî tesanüt ve devrim teşek­küllerine sızmışlardır, sendikalarda rol almışlardır, üniversitelerde, kültür ve edebiyat derneklerinde, fabrikalarda, hattâ resmî ve yarı resmî müessese­lerde yıllarca barınmışlar, çalışmışlar, şu an dinci haykırışlarıma rağmen sürü sürü gafilleri kukla gibi oynatmışlar­dır.

Bu alçakların çoğu hâlâ aynı yerlerde aynı vazifelerdedir. Artık, gafletleri va­tan hainliği derecesine varmakta olan ahmaklar onları hâlâ yanlarında ça­lıştırmaktadırlar. Hâlâ yeraltı fitnesi­nin hemen bütün elemanları mevzile­rini muhafaza ediyor.

Eğer yalnız, 6 eylülvakasının sokak idarecilerini aramakla kalacak sak, mahutları çoğunu yerli yerinde bıraka­cağız, demektir. Devletçe ve milletçe, bu habislerden millî bünyeyi temizle­mek için bir iç kurtuluş seferberliği­ne girişmezsek, 6 eylül vakasından al­mamız lâzım gelen ders yarım kalmış olacaktır,

Bugüne kadar, Türkiye'de, hu melûnlara kargı esaslı hiçbir mücadele ya­pılmamıştır. Çünkü bu memlekette bir komünizm cereyanı ve ne kadar eksik budanırsa gizli gizli o kadar dal bu­dak salan bir kızı teşkilât olduğuna inananlar pek azdı.

Gafillerin gözlerine mâhutları çekti­ği perdeyi açmanın ve kızıl teşkilâtı kökünden kazımanın günü bugün de­ğilse, başka hiçbir gün değildir. Me­tastaz yapmak Üzere olan bir kanser karşısındaki endişeyi duyuyorum ve kaybedilecek her günün en büyük mil­lî felâkete doğru atılmış bir kör adı­mı olacağını muhakkak sayıyorum.

Som olaylar

Yazan:  H.  C. Yalçın 12/K/955 tarihli (Ulus) tan :

İstanbul ve İzmir sokaklarını birden­bire altüst eden kargaşalıklar karsı­sında düşündükçe, bunu «Millî bir fe­lâket» şeklinde telâkki etmemek im­kânsızdır. Ayaklanma ve tecavüz ha­kikatte yalnız ve yalnız Türk Mille­tine karşıdır. Dış görünüşe bakılırsa Kıbrıs meselesinin saldırı şekilden ve Atatürk'ün doğduğu eve Yunanistan'­da bomba konu İni asından ileri gelmiş tabiî ve haklı bir infial ve heyecanın coşkunluğu z an n oluna bil ir. Fakat bi­raz düşünülür ve ölçülü muhakeme edilirse meselenin bu kadar basit ol­madığı, çok derinlere kök saldığı ve tesir ve neticelerinin memleket hak­kında şimdiden tahmini güç denile­cek kadar karışık ve esef verici ola­cağı anlaşılır.

Atatürk'ün doğduğu eve tecavüz edil­diği haberinin memleketimizde müt­hiş bir galeyan doğurmasından tabiî bir şey olamazdı Bu galeyan üzerine mümas işler, mitingler yapılabilirdi. Bu gibi hallere kargı kâfi derecede vasıtalarla, coplarla ve göz yaşartıcı bombalarla teçhiz edilmiş bulunan za­bıtamız vazifesini yapar, herhangi bir tecavüzün önüne gecebilirdi.

Fakat böyle olmadı. İstanbul'da, bir­denbire büyült, geniş ve dağınık şeh­rin her tarafında, bir tahrip ve teca­vüz faaliyeti başladı. Nereden çıktımı nereden geldiği, nereden emir ve tali­mat aldığı, nerede teçhiz edildiği bilinmeyen büyük bir kalabalık âdeta bü­yük bir ihtişaş ve kanunsuzluk ordu­su, faaliyete geçti. Bunların elinde so­palar, kazmalar, demir çubuklar bulu­nuyordu. Taraf taraf, hattâ bazı nok­talarda mahalle mahalle, sokak sokak dolaştılar, Dükkanların, mağazaların adreslerini kendilerine kim vermişti: Bu yıkıcı kuvvetleri kim tertip, tan­zim ve teçhiz etmişti:

Kendi kendiliğinden, içten gelme ve içten taşma bîr ayaklanma bu kadar hesaplı, bu kadar plânlı bir iş görebi­lir miydi? Galeyan ve tecavüz iğinde, bir anarşi manzarası altında, bir inti­zam ve ittırat göze çarpmış ve insana hayret vermişti. Daha ilk bakışta bu kadar geniş, bu kadar hep bir çeşit hareketin behemehal uzun bir hazır­lığı, şeytanî bir plâna dayanması icap edeceğine hükmetmemek de­ğildir.

Görünüşte Rum unsuru tecavüzlere hedef tutulmuştur. Filhakika, en çok taarruz Rum unsuruna karşı vukua gelmiştir. Fakat Yahudilere ait oldu­ğunda şüphe edilmiyecek büyük ma­ğazalar ve müesseseler de tecavüze uğ­radığı gibi, Türk ve Ermeni mağaza­ları ve dükkânları da yıkılmış ve par­çalanmıştır.

İlk saatlerde tecavüzün gayesi sadece yıkmak, parçalamak ve zarar vermek şeklinde kendisini gösteriyor. Fakat bir müddet sonra, bu yıkıcı unsurun içine çapulcu güruhu da karışıyor. Bunlar her memlekette, kanun ve ni­zam çemberinin dışında, toprak altı yaşıyan karanlık bir başıbozuk güruhu­dur ki kargaşalık fırtınalarında yer­den çıkarlar yakıp yıkmağa, çalıp çırp mağa kalkarlar.

Bu ikinci sınıf çapulcu güruhu birin­ci yıkıcı grubun tabiî bir müttefiki sıfatıyla hain faaliyeti takviye etmiş, bu arada idealist ve samimi unsurla­rın sinmiş ve ortadan çekilmiş olacak­ları tabiidir. Yapılan hasarın büyük­lüğü, tecavüz dairesinin genişliği, yı­kıcı faaliyetin verimliliği insana hay­ret ve dehşet verecek bir mahiyet ta­şımaktadır.

Faili meçhul bir cinayet karşısında, zabıta mütehassısları cinayetin kime faydası olabileceğini aramak suretiy­le incelemelere başlarlar. Karşısında kaldığı vahşet tufanından kimlerin is­tifade ettiklerini ve edebileceklerini düşünelim. Çünkü bu olay, müthiş bir zelzele gibi tesirini bir vakada ya­pıp bitirecek bir felâket değildir. Uzun zaman millî hayatımızın akışı bu ola­yın tesiri altında kalacaktır.

Şurası muhakkak ki 6 - 7 eylül faci­asından Türk istifade etmemiştir ve etmiyecektir. Bu tahripler neticesinde ne .Kıbrıs Türk olacaktır ne Türkiye'­nin milletlerarası sahadaki itibar ve ehemmiyeti olacaktır, ne de içeride bolluk ve rahat husule . gelecektir. Türkiye bugün Ortadoğu'da bir sulh ve intizam unsuru olarak mevki alı­yorsa, Türkiye batı dünyası nezdinde bir itimat ve hürmet görüyorsa, bunu Atatürk'ün izinde yürüyecek ve batı medeniyetinin ruhunu benimsemeğe çalışarak sulh ve sükûn içinde yük­selmek istemesine borçluyuz. Bu vah­şi, mânâsız, faydasız kargaşalık bizim bu itibarımızı yıkmağa matuf bir kundakçılıktan başka türlü düşünü­lemez. Kazanmış olduğumuz itibarı tekrar yerine getirebilmek, yanan ki­liselerin batı dünyasında sebep oldu­ğu infiali teskin etmek için çok uğra­şacağız. Düşmanlar bunu dillerine dolayacaklar ve propagAntalarına hız vereceklerdir.

Yapılmakta olan tahkikatın neticesini sükûnetle bekliyelim ve Türk'ün ne kadar yıkıcı ve zor durum karşısında kalırsa kalsın, soğukkanlılığından ve millî birliğinden bir şey kaybetmeden her zorluğa normal bir hal çaresi bu­labilecek bir kabiliyette olduğunu ci­hana gösterelim.

Tek tesellimiz

Yazan: Şükrü Kaya

12/IX/955 tarihlî (Hürriyet) de :

Biz an s, kur ulusundan beri birçok isyanlara sahne olmuş bir şehirdir. Doğu Roma İmparatorluğunun bin yıllık ha­yatında yalnız İstanbul'un gördüğü, geçirdiği ve ayak takımının elebaşılık ettiği ihtilâllerin bazıları Bizarısın ta­rihine müessir olacak kadar mühim neticeler vermiştir.

Meselâ  Okmeydanı’nda araba yarışı yapan mavilerle yeşiller arasında o zamanın spor kulüplerinin ro­zet renkleri mavi, yeşil, kırmızı be­yazdı bir hiç yüzünden çıkan gü­rültü, yetmiş bin kişinin kanıyla sön­dürülen bir yangın olmuştu.

Hipodromdaki seyirci halk, İmparato­ra mahsus locaya (Kathisma) hücum etmiş. İmparator Justinien saraya kaç mis ve İstanbul'u terke hazırlanırken karısı meşhur İmparatoriçe Teodora'nın imparatorların giydiği kırmızı manto ve çizmeye işaretle, bunu taşı­yanlar kaçmazlar ve yataklarında öl­mekler diyerek general Belisaire verdiği bir emir üzerine halkı kılıçtan geçirtmişti.

Vakıa Teodora kocasını ve tahtım kur tardı, fakat o vakadan sonra Justinien'in nüfuzu ve kuvveti kırıldı. İngil­tere adalarına kadar varan imparator­luğunun uzaktaki eyaletleri, birer bi­rer yıkılmaya ve elden çıkmaya baş­ladı. Tarihte bu vakaya, ramca mağ­lûp et, yen veya zafer mânasına ge­len Nika ihtilâli denir.

bu hâdise, Bizans tarihinin ne ilk, ne de son ihtilâlidir.

Bizans, bundan sonra da imparator ve imparatoriçe cesetlerinin sürüklendiği görmüştür. Hattâ edep yerleri kesi­lerek ağzına doldurulan ve yüzü, üze­rine bağlAntığı bir ishalli hayvanın kuyruğu altına getirilen imparatorun feci ve kerih manzarasını alkışlarla, kahkahalarla  seyretmiştir.

Bu sokak isyanlarını tahlil eden tarih­çiler, sebeplerini şöyle izah ederler:

Kostantiniye daha ilk kuruluşunda, ne neden geldikleri, ne idükleri belirsiz birçok işsiz, güçsüz, sefil ve fakirlere yuva olmuştu. Bunlar, büyük cadde­lerin iki tarafına dizilirler, gelen ge­çenden sadaka isterler ve bazı kere de istediklerini zorla alırlardı.

Devlet hazinesi, kiliseler, manastırlar, imaretler bunlara ekmek, un, zahire dağıtırdı. Servetin, refahın, zevk ve safanın haset ve kinini taşıyan bu ka­ranlık kaba kütle, zenginlerin, orta halli esnaf ve tüccarların, tabiatiyle hükümet adamlarının ve devletin gizli, sinsi, fakat amansız ve fırsat bekleyen düşm aniydiler.

Dinî, millî, vatanî herhangi bir tah­rik, bunları derhal harekete getirir; isyan dalgalarının ilk kurbanları yine onlardan medet umanlar ve fayda bekliyenler olurdu. Neticede yalnız devlet ve millet zarar ederdi. Osmanlı İstan­bul'u da böyle karışık ve karanlık ka­labalıkların sokak isyanlarına çok de­fa şahit olmuştur. Yeniçeri isyanı de­nilen kanlı ihtilâllerde Kabaklı Mus­tafa'nın, tellâk Patrona'nın Vezir ve Padişah kafası koparan ayaklanmala­rında baldırı çıplak sokak halkının, Genç Osman dediğimiz masum zavallı bir padişaha yapılan reziline hareket ve tecavüzde, Yeniçerilerden ziyade ayak takımının tesiri elbette büyük olmuştur.

Fakat esefle, hicap ve teessürle kabul etmek lâzımdır ki, o ayaklanmaların ve faciaların hiç biri, 6 eylül faciası­nın Türk devlet ve milletinin haysi­yetine, şerefine, adaletine, idare ve nimazıtıa, maddî ve manevî menfaatine yaptığı hakaret ve zarar kadar kötü, şeni ve çirkin değildi.

Türk milletine ve Türk kanunlarına karşı işlenen o aüır cinayeti, yine Türk devlet ve hükümetinin âcil ve âdil kararları ve icraatı temizliyecek­tir. Tek ümidimiz ve tesellimiz budur fe ona güvenmek lâzımdır.

Dünkü tarihî celse

13/IX/1955 tarihin (Zafer) den:

Meclis,   dün,   kendine   arz edilen   dâvayi ehemmiyetiyle mütenasip bir şekil­de ele aldı.

Nitekim muhterem Başvekilimizin de işaret buyurdukları gibi, örfi idarenin tesisindeki zarureti hemen kati dene­cek bir ekseriyetle tasvip ederek buna mütedair kararı verdi ve bu suretle hükümetin şimdiye karar almış oldu­ğu  tedbirler yerinde  görülmüş  oldu.

Keza, 6 Eylül hâdisesinin ister veharaetlerini ifade ister Türk Milletine hamle dilemeye  ekleri hususundaki ka­naatini, söz alan muhtelif hatiplerin beyanlarını karşılarken gösterdiği tas­vip yahut ademi tasyip hareketleriy­le, izhar etti.

Bir başka türlü hassasiyeti de, yine ziyadesiyle belirli olarak, mevzuu göz­den kaybetmemek ve saded dışına çı­kılmasına asla müsaade eylememek hususunda gösterdi. Ve hatiplerin mu­vaffakiyetleri yahut bunun aksi hep buna bağlı kaldı.

Yani Meclis, dikkatli idi ve hüküme­tini tedbir bahsinde desteklemeyi gü­nün en büyük icabı saydı.

Muhalefet partilerinin beyanlarından sonra, hükümet adına ilk etraflı iza­hat Başvekil Yardımcısı Fuad Köprü­lü tarafından verildi. Bu güzel izaha­tın merkezini, dünyadaki komünist tahrik merkezlerinin nikab ve tebdil gezen faaliyetleri ve bunların teşhiri teşkil etmekte idi.

Daha başka hatinler söz aldıktan son­ra, Başvekil, 6 Eylül hâdisesinin son derece samimi bir tahlilini yaptı.

Bir kaç fırça darbesi ile çizdiği tablo, o zamana kadar kimsenin dokunmadı­ğı gerçek'i ortaya koydu.

Bu gerçekte hisleri ve heyecanları mütemadiyen tahrik edilen kitlelerin, usta bir düşmanın hululü mümkün ol­du mu, ne kadar tahripkâr bir psikoza inkılâp edebileceğinin bütün izah­ları vardı.

Ayrıca, iki memlekette ayrı kamçılan­mış olan . milliyetçilik hislerinin, her türlü zarar ve tahrip istikametinde nasıl taşkınlar yapmıya muktedir bulun­duklarının elemle ifade edilmiş bir teşhiri vardı.

Başvekil, bu kadar müsait bir zemin bulunca, bidayette temiz ve asîl olan kitle hislerinin nasıl anide yani kaidesine uygun olarak bünye ve mahiyet değiştirdiklerini Ve ondan sonra da, tahrik kuvvetlerinin kendi­leri için hazırladıkları sathı mail üze­rinden sel suları yahut volkan lâvları gibi artık yalnız şuriş ve tahrip ga­yesiyle aktıklarını kaydetti.

Ve hâdisenin sebep yahut mesulleri noktalarına girmeden, Kıbrıs'a dair yaptığı o güzel beyanatta olduğu gibi, sözlerini beynelmilel barışa ve bunun için de Türk - Yunan ittifakının za­ruretine inanmış bir devlet adamı gi­bi bitirdi.

Diyebiliriz ki, bu açık kalpli ve cesur ifade, Mecliste derhal bir inşirah ya­rattı. Çünkü dikkatleri, vâki olan maddi ve mânevi ziyankârlığın çevresi dı­şına çıkarak, cihan üzerinde devam etmekte olan milletlerarası hayat ve vecibelerin çok daha geniş ve aynı za­mAnta başka türlü yarınlar ve istik­baller hazırlıyan sahasına nakletmiş oldu.

Bu arada, mütenazır memleket olarak Yunanistan için de anlaşıldıkları tak­dirde ferah verici ve müsbet siyasî refleksleri kolaylaştıracak derin ve in­sanı sözler söyledi.

Bir kelime ile, dünkü Meclis celsesi, bütün mânasiyle tarihî bir celse o'du.

Başlayan tahkikat' 13/IX/955 tarihlî (Ulus) tan :

Yazan: H. C. Yalgın

Bazı şehirlerimizde ve bilhassa İstan­bul'da vukua gelen kargaşalıklar hak­kında tahkikat cidiyetle ilerliyor. İlk adımda üç. general hakkında alman karar ne kadar ciddiyetle işe başlan­mış olduğunu gösteriyor. İstanbul Va­lisinin de mecburi izne tabi tutulacağı hakkındaki rivayet gazete sütunlarına geçmiştir. Bu satırları yazdığımız da­kikaya kadar resmî tahkikatın vasıl olduğu hakikatlerden haberimiz yok­tur. Yalnız meselenin ehemmiyetli bir surette ele alınmış olduğunu görmek­le rahatlık hissediyoruz. Resmî tahkikat bir taraftan devam ederken, olay­ları yakından görmek fırsatını bulmuş vatAntaşların hususî suretteki şaha­detleri de hâdiseyi bir dereceye kadar aydınlatmağa hizmet ediyor. Fakat bunlar ne kadar doğru ve ehemmiyet­li olursa olsun, geçirilen felâketi tanı surette aydınlatmağa kâfi gelmez. Şimdiki halde bütün bildiklerimiz ve düşündüklerimiz ancak uzaktan ve dı­şarıdan bir bakışın verdiği nakıs ka­naatlerden ibarettir.

Böyle olmakla beraber bütün hususî müşahedelerimizin ittifak ettikleri bir nokta vardır ki o da hâdisenin behe­mehal tertipli ve plânlı olması ve baş­langıçta mesul makamların icabı ka­dar anlayışlı ve azimli davranmama­larıdır. Uzaktan bakılınca makul su­rette izahı kaabil olmayan noktalar hakkında resmî araştırmaların verdi­ği neticeleri bekliye-ceğiz.

Meselâ ayaklanma, toplanma ve teca­vüz olayları saat altı, altı buçukta gö­ze çarptığı halde zabıta varlığım his­settirmediği gibi askerî kuvvetler mü­dahale edinceye kadar da tesirli bir müdahalede bulunmamışlardır. O derecede ki, tecavüz bağladıktan bir iki sa­at sonra, Başbakanın Ankara'ya git­mek üzere ayrıldığını görüyoruz. Yola çıkan bu Başbakan biraz sonra seya­hatinden vazgeçerek İstanbul'a dön­mek lüzumunu duymuştur. Anlaşılı­yor ki İstanbul'da iken kendisine hâ­dise pek ehemmiyetsiz gibi gösteril­miş fakat sonra ateş bacayı sarınca yarı yoldan dönülmesine lüzum hisse­dilmiştir.

Zabıtamızın durumu bu kadar hafife almasını ne suretle izah kaabildir? Ayaklanmanın genişliği ve şiddeti kar zabıta acze düşmüş olamaz. Polis teşkilâtının ne kadar geniş ve kuvvetli olduğunu yakın olaylar pek güzel isbat etmiştir. Zabıta istediği za­man en büyük toplantıları bile cop ve gözyaşı bombalariyle dağıtmak kudre­tini göstermiştir. Onun için derhal ha­rekete geçmemesi ve Başvekile mese­leyi ehemmiyetsiz gibi göstermesi ka­ranlık kalmış ciddî bir noktadır.

Tekrar ediyoruz ki bunu tam bir ka­naat ve katiyet ile ileri sürmüyoruz. Bu sadece herkeste hasıl olmuş süb­jektif bir kanaatten  ibarettir.   Tekzip değil tavzih edilmeğe muhtaç bir olaydır. Zabıtanın şeref ve ciddiyetini mu­hafaza bakımından bu cihetin açıklan­masına lüzum vardır. Gerek general­ler meselesinde gerek zabıta işinde bütün temennimiz hiçbirinin mesuliyeti­ni icab edecek kusurları bulunmadığı­nın ciddî tahkikat neticesinde meyda­na çıktığını görmekten ibarettir. Böy­le bir tahkikat icabeden müeyyideler­le elbette bir arada gidecektir.

Diğer taraftan bütün hususî şahadet­lerle ve ittifak ile tahakkuk eden bir kanaat vardır ki o da ayaklanmanın tertipli olmasından ibarettir. Salahi­yetli tahkikat heyetinin bu ciheti göz­den kaçırmıyacağını pek tabiî buluruz. Bu nokta objektif surette aydınlatıl­dıktan .sonradır ki felâketin hakikî çeh resi meydana çıkmış olacaktır.

Kıbrıs meselesinin ve bilhassa Ata­türk'ün, başlangıçta ağızlarda dolaştı­ğı gibi evine değil de evinin bah­çesine bomba atılmasının bu şekil de bir azgınlığa yol açabilmesi man­tık bakımından imkânsızdır. Çünkü yapılan tecavüzlerin Türk'ün şerefini ve hakkını korumak ve bu tecavüzü pro­testo etmek çerçevesini çoktan aştığı meydAntadır. Aydın bir Türk vatAntaşı bu gibi hareketlere kendisini ter­ke de m ez. Atatürk sevgisi ve hürmeti Türk'ü galeyane sevkedebilir, yıkıcılı­ğa ve yağmacılığa teşvik edemez. Ve kiliseleri ateşe verdiremez.

Üçüncü derecede göze çarpan nokta, taşkınlığın bilhassa Rum unsuruna karşı hazırlanmış bir hareket olmadı­ğıdır. Görünüşte Kıbrıs dâvası var. Fakat bu, daha ziyade, bahaneye ben­ziyor. Yıkıcılar ve yağmacılar Yahu­di'yi, Ermeni'yi, Türk'ü, Rum'dan ayırdetmemişlerdir. Bu ciheti o kadar ehemmiyetli buluyoruz ki onu ayrı bir makalede uzun uzun incelemeyi münasip görüyorum

Yardıma karar veren hükümet

Yazan: M. Nermi

13/IX/1955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Türk hükümetinin aynı zamAnta ver­diği iki karar, dış memleketlerde müspet tepkiler uyAntırmış ve 6 Eylül 1955 olaylarından geniş ölçüde po­litika menfaatleri çıkarmak isteyenlerin plânlarını altüst etmiştir. Bunlar­dan biri, zarara uğrayanlara hemen el uzatılması, ötekisi de, vakit kaybetmek sizin, sıkı yönetimin yürürlüğe kon­masıdır. Hükümet, bu dürüst ve uzak görüşlü politikasıyla, genç demokrasi­mizin hukuk anlayışını apaçık dile ge­tirmiş oluyor.

Anayasamızın kurucu ve en önemli hükümlerine göre CAN ve MAL EM­NİYETİ, devlet garantisi altındadır. Demokrasilerde devlet halk arasında, yalnız faaliyetlerin ve vazifelerin dağılışı bakımından fark vardır. Haki­katte ise, HALK ADINA iş görülür. Bunun başka türlü olması da düşünü­lemez. Çünkü: Bütün teşkilât, seçim yolu ile, doğrudan doğruya egemen milletin kontrolü altındadır. Onun için, CAN ve MAL EMNİYETİ' nin, aynı zamAnta, kollektif bir TAAHHÜT ol­duğunu hatırlatmak yersiz sayılmamalıdır.

Hükümet, zarar görenlere yardım et­mek kararını vermekle, bir yAntan anayasa hükümlerine, öte yAntan da kollektif taahhüde göre hareket etmiş­tir. Olağanüstü olaylar, her memle­kette baş gösterebilir. Onun için, her anayasada, olağanüstü durumların tas fiyesiyle ilgili hükümler vardır. Klâ­sik cumhuriyetlerden zamanımıza de­ğin, irili ufaklı memleketler, istisna­sız, karışıklıkların, olağanüstü du­rumların bin bir çeşidini tanımış ve en sert tedbirler almaktan çekinmemiş­tir. Güçlüklerinden büsbütün silkinmiş bir iç-politikaya yeryüzünde rast­layanı ayız biz.

Sokaklara dökülen kara kalabalığın yıkımını, sistemli bir yardımla gider­mek için, hükümetin nasıl çalıştığını hepimiz biliyoruz. Bizim için, yalnız, bir iç politika tasfiyesi sayılır bu. Ya­bancı memleketler de, bu fikri paylaş­maktadırlar. Ne kadar önemsiz olur­sa olsun, her kayıp acıdır. Dövizle edindiğimîz mallar, bellibaşlı karanlık maksatlarla, ya sokaklara fırlatılmış veya çapulcuların eline geçmiştir. Türk şerefini lekelemek için, kara kalabalığın her şeyi yapmış olduğunu görmekteyiz. Düşüncesiz ve sistemsiz bir taşkınlık denilemez buna. Fakat, bîr yAntan    aldığımız    tedbirler, öte yAntan karar-laştırdığımız yardımlar ne kudretli bir şeref anlayışımız oldu­ğunu, en azgın düşmanlarımıza bile göstermeye yeter.

Eski Roma, bütün kudret gelişmesini disipline borçludur. Bizim için .disipli­nin böyle büyük bir değeri vardır. Türklük bu eşsiz fedakârlık faziletiy­le, millet olarak, tarih güreşine atıl­mıştır. Onun için, yurdumuzda anarşi yaratan her şeye karşı düşmanı kiz Meydanlara ve sokaklara sokulmaya yeltenen zihniyeti, mutlaka ortadan kaldıracağız. Yurdun iç barışı sağlan­mazsa hiçbir verimli işe girişilemez zaten. 6 Eylül taşkınlığının yıkımını görüp de başka memleketleri dertsiz ve üzüntüsüz saymayınız. Bizde gözle görünen bir yıkım varsa, onlarda da görünmeyen ve sessiz yıkımlar var­dır. Orta boyda bir grevin millet ge­lirinde açtığı korkunç delik, 6 Eylül yıkımını kat kat gölgede bırakır. He­le iş _ ayaklanmasının ölçüsü biraz geniş tutulmuşsa, felâketin büyüklü­ğünü düşüne-bilirsiniz. Üstelik bu za­rarların hiçbiri de ödenmez. Yabancı memleketlerin bize karşı hay ranlık duymaları anlaşılır bir şeydir. Biz, garanti ettiğimiz haklara saygı gösteriyor ve zarar görenlere yardım ediyoruz. Zarar, sebeplere göre hüküm 1 senedir ilemez. Sokak taşkınlıklarıyla teşkilâtlı iş _ ayaklanmaları arasında en ufak bir fark yoktur. Millet serve­tinin kayboİuşu bakımından, sonuç birdir. En sert tedbirlere baş vurarak savunduğumuz dâvanın hak temeli çok kuvvetlidir. Bizim yardım politi­kamız birçok memleketlere örnek ola­bilir. Onun için, sokak taşkınlığının arkada bıraktığı yıkımlara değil, inAntığımız dâvalar uğrunda yapmaktan çekindiğimiz yardımlara bakmak lâ­zımdır. Herkes, güvenebilir artık. Can ve mal emniyeti Türk Milleti'nin ga­rantisi altındadır. Başka anayasalar­da kuru bir umde olan şey, bizde bir gerçeklik olmuştur. Bizim için de bun­dan daha iyi bir propagAnta fırsatı bulunamaz.

Yerinde bir hareket;         , 13/IX/955 tarihli (Yenisabah) dan:

Yağma  ve çapulculuğun  hiç  de kârlı bir iş olması imkânı bulunamiyacağı bir defa daha belli oldu. 6 Eylül gecesi ortalığı boş ve muhafazasız buldukları için her nevî tecavüz ve tahribi mak­bul sayanlar, şimdi adaletin önünde hesab vermek durumuna girmişlerdir. Yağma malların bir kısmı muayyen ellerde bulunarak istirdad edildiği gi­bi bir kısım çapulcular da aşırdıkla­rından faydalanamayacaklarını ve her günkü arama ve taramada bu ge­çi mallar ellerinde bulunursa bundan dolayı sigaya çekileceklerini anladık­larından bunları ulu orta sokaklara bırakmağa başlamışlardır.

Örfi İdare sarsılmaz akışını tâkıb ve facianın hesabını sormağa devam ede­cektir. Hükümet bir taraftan mücrim­lerin ve çapulcuların yakasına yapı­şırken diğer tarafdan asayişi muhafa­zaya memur olanların lâzım gelen ted birleri almamalarının sorumluluğunu da tesbit etmiş, işgal ettikleri makam ve mevkiler ne kadar yüksek olursa ol­sun tecziyede ihmâl göstermemiştir. Üç Generalin Vekâlet emrine alınması, emniyet işlerinin en yüksek mesulü olan Dahiliye "Vekilinin istifa zorunlu kalması, İstanbul Emniyet Müdürünün. istifa etmesi, hep hâdiseyi takıp eden günlerde hu sütunlarda yapılmasını istediğimiz muamelelerden olduğun­dan, şüphesiz, tatmin edici bir vasf taşımaktadır. Hatıra ve mevkie bakıl­madan azimli hareket, müteşebbjs bir hükûmetin şiarı ve düsturudur.

Adalet yerini bulurken yapılacak şey, tahribat ve zararları biran evvel ta­mir ve geçmişi unutmağa çalışmaktır.

Fevkalâde toplantıdaki konuşmalar

14/IX/955 tarihli (Yenisabah) tan:

6 eylül hadiseleri dolayısiyle Büyük Millet Meclisinin akdettiği fevkalâde toplantı, tek bir oturum halinde dört saat devam etmiş ve muhalefet parti­leriyle iktidar düşüncelerinin açıklan­masından sonra normal toplantı tari­hi olan 1 kasım'a bırakılmıştır, Muha­lefet partileri, Meclisin' devamlı bir surette faaliyette bulunmasını teklif etmişlerdi. Bilhassa Halk Partisi Li­deri İnönü, bu gibi vaziyetlerde Meclisin içtima halinde bulunması bile biz­zat bir kuvvettir mütâleasında bulun­muşsa da Başvekil, Mechsin icabında toplanması pek kolay olduğundan sü­rekli ve istisnaî halin devamına bir sebep olmadığı düşüncesini ileri sürüş ve çoğunluk, Başvekilin tekİifini onaylamıştır.

Pazartesi günkü müzakerelerden bir cihet iyice anlaşılmıştır ki, iktidar ve muhalefet, 6 eylül hâdiselerini kötüle­mekte ve bunu millî bir felâket saymakta ittifak halinde bulunmuşlardır. Hattâ Başvekil, bu olanları bir nevi 31 mart vakıası saymak yolunu bile tut­muştur. Başvekil, bir takım tenkidlere cevab verirken, zabıta kuvvetlerinin, cereyan eden hâdiseler karşısında âtıl ve seyirci kaldığım kabul ve itiraf et­miş, fakat bunu şöyle izah eylemiştir: Elde silâh vazife gören Emniyet Mü­dürü, emniyet memuru, bütün zabıta kuvvetleri, hâdisenin ilk başladığı za­man, gençlik kitlesinin ilk harekete geçtiği Anta onu bastırmak en kolay bulunduğu bir sırada acaba bunu ber­taraf etmekle haklı olan bir hareketi tenkil vazifesini mi yapıyorum yoksa bunlara bir müsamaha nazarı altında hareket serbestisi vermek suretiyle mi vatanî vazifemi, hamiyet vazifemi ifa ederim gibi tereddüdün mefluç edici tesiri altında kalmışlardır. Bilâhare hâdise bir Anta öylesine inbisat etti ve yaradılmış olan psikoz o derece müessir bir şekilde bütün zabıta kuv­vetlerini ilk Anta hareketsiz bıraktı ki milletçe millî bir felâkete mâruz kalındığını, hakikaten bir baskına uğramadığı kabul etmek lâzımdır...

6 eylül gecesi hâdiselerinin en açık izahını bu sözlerde bulmak mümkün­dür. Evvelâ Kıbrıs hâdiseleri ve Se­lanik bomba faciasiyle heyecana gelen temiz gençlik nümayişi bilâhare ka­ranlık elemanların katılmasiyle kor­kunç yağma ve çapulculuk. Bütün bunlar birdenbire yayılmış bir ateş gi­bi her tarafı sarmış...

Şimdi yapacak şey, adaletin seyrini muntazam ve seri bir surette tâkib ey­lemesi, bütün tahrikçi ve yağmacıla­rın müstahak oldukları cezalara çarp­tırılmalarıdır. Bir mebus bu bahisde hiç müsamaha gösterilmemesini millet kürsüsünden ifade ederken yağmacıların yağma ettikleri dükkânların önünde asılmalarını istemiştir.

Bu felâketten alınacak ibret dersleri çoktur ve herhalde bugünün vazifesi, tahribatın tesirlerini biran evvel gi­dermeğe gayret etmektir.

Türk polis ve zabıtası

Yazan :    Şükrü Kaya

14/IX/955 tarihli (Hürriyet) den:

6/7 eylül badiresinin üzülecek, sıkınılacak ve utanacak tarafları çoktur. O facianın zihinlerde bıraktığı endişe, vicdanlarda açtığı yara uzun sürecek­tir.

Milli camianın içte ve dışta nüfuz ve itibarım zedelediği de muhakkaktır. Para yarası çabuk kapanır denilse de o geceki tahribatın mağdurlarla bera­ber bütün milletin ekonomisinde, ha­yatında ve geçiminde yaptığı çöküntü­lerin ve rahnelerin tamiri de kolay olmayacaktır.

Fakat Türk polis ve zabıtasının o gece vazifesini yapmamış olması rivayeti vicdanlarda ve zihinlerde her şeyden fazla bir korku ve hepsinden ziyade hiddet ve hicap uyAntırmakta idi. Bu kötü isnat ve rivayet böyle elim hâ­diselerde tabiî olarak tesadüf edildiği. gibi, ağızdan ağıza yayılmakta idi ve nerede ise millî bîr kanaat halini sa­lacaktır. Böyle yanlış bir kanaatin ya­yılışı ve devamı bu milletin başına da­ha ağır ve telâfisi çok daha güç fe­lâketlerin gelebileceğine de bir işaret­ti. Çünkü bir milletin çökmesi ve bir devletin yıkılması, polis ve zabıta kuv­vetlerinin çürümesi, emniyet ve asayi­şin bozulmasıyla başlar. Eğer asayişin muhafaza edileceği hissi ve kanaati zihinlere ve vicdanlara hâkim olmaz­sa yalnız sokaklarda, yollarda, çarşı ve pazarlarda, tarlalarda değil, kapısı penceresi muhkem kapalı evlerin için­de bile emniyet ve huzurdan eser kal­maz.

Onun için Sayın Başvekil Adnan Men­deres'in Meclisin olağanüstü toplantı­sında Türk zabıta ve polisinin elinden gelen gayret ve fedakârlığı yaptığı hususundaki teminatı, fertlerin ve cema­atlerin maddî ve manevî zararlarının tazmin ve telâfi edileceği hakkında millete kargı aldığı taahhütler kadar zihinleri ve vicdanları teselli ve tes­kin etmiştir.

Türk polisi ve zabıtanın şimdiye ka­la şüphe götürmeyen namus ve haysi­yetinin bu elim ve keder verici faci­anın müşkülâtı karşısında da korun­muş ve kurtarılmış olduğunu öğren­mek bu milletin ıztırap ve endişe ile beklediği bir haberdi.

Teşekkür olunur ki, Başvekil Mecliste daha söze başlarken zihinleri ve vic­danları bu elim şüpheden kurtardılar. Vazifesini yapmamış olanların da ce­zalarını görecekleri tabiidir. Başvekilin bu teminatı karşısında, rivayetlere, is­natlara ehemmiyet vermiyerek kendi polis ve zabıtasını itibar ve haysiyeti­ni korumak ve müdafaa etmek, her yurttaşın millî ve medenî vazifesi ol­malıdır.

En tehlikeli cephe Yazan :    H. C. Yalçın 14/K/955 tarihli (Ulus)' tan:

Muhtelif tesirlerin mahsulü olduğu anlaşılan son hâdiselerde bizce en teh­likeli cephe siyasî olmaktan ziyade ik­tisadî ve içtimaidir. Kıbrıs meselesi münasebetiyle husule gelen galeyan, makul bir hal çaresi ile derhal sükû­net bulabilirdi. Bu galeyan münase­betiyle vukua gelebilecek ufak tefek tecavüzler kolayca tamir olunabilirdi. Fakat çok derine işlemek istidadını gösteren bir içtimai yara göze çarpı­yor ki bunun teşhisinde hata eder ve çaresini bulmaktan geri kalırsak tami­ri imkânsız zararlara uğrarız.

Kargaşalık esnasında, evlere ve malla­ra sataşanlar, sade çapulculuk değil, yıkıcılık da yapanlar ve her tarafı yangına vermek istiyenler içlerinde varlığa, zenginliğe ve refaha karşı bi­rikmiş kin ve nefreti açığa vuruyorlar­dı. Burada düşmanlık Atatürk'ün evi­ne bomba atan Yunanlılara karşı de­ğil, zengin oldukları, refah içinde yasadıkları için kıskAntıkları ve suçlu gördükleri zümreye karşı idi. İster Rum, ister Yahudi ve Ermeni, ister Türk olsun, bu noktada onların naza­rında hep birleniyorlardı. Düşmanlık siyasî değil, içtimaî idi. Darlığın ve mahrumiyetin varlığa ve bolluğa kar­şı köpürmesi idi. Bu tarih boyunca mi­sallerini gördüğümüz bir düşmanlığın ve isyanın küçük çapta kendisini bi­zim sokaklarımızda meydana vurmasıdır. Facia henüz1 ilk provala safhasın­da bulunuyor. Bu ilk işaretlerden lâzım gelen mânayı çıkarmaz ve tedbirleri aramazsak onun tam şekilde sahneye konulmasından korkulabilir.

Bu çeşit taşkınlıkları yapanlar, görü­nüşe nazaran, tam tertipli ve munta­zam programlı değildirler Fırsat ve imkân onları zenginliğe hücum cere­yanında birleştirmişti. Kargaşalıkdaki hücum ve taarruzlarda komünist unsurlar ellerinde hazır ve kolayca is­tifade kaabil unsurlar buldular ve nelerden istifade ettiler Eğer başka tür­lü olsaydı örfi idare ilân edilir muka­bele ve tedip başlayıncıya kadar kay­bedilen saatler zarfında çok daha müt­hiş tecavüzler yapabilirlerdi.

Birkaç müşahede:

Bir kumaşçı dükkânı tahrip ediliyor. Kumaşları yırtmak için uğraşıyor. Aklı başında bir vatAntaş şahit olduğu bu manzara karşısında nasihat vermek istiyor:

  Kumaşlardan ne  istiyorsanız; Yazık değil mi?

  Ne yazığı?    Onları biz giymiyoruz ki!

Biz giymiyoruz. Bu sözde Türklük, Rumluk, Müslümanlık, Hıristiyanlık yok. Çıplak kalanın giyinmeğe imkân bulana düşmanlığı var.

Taksim'de, yeni yapılmış büyük ve güzel bir apartman. Gözü dönmüş bir güruh, ellerinde balyozlar, demir çu­buklar ve sopalarla binayı dışardan hırpalamağa kanamı yarak içeri girmek istiyorlar. Orada birisi kendilerini me­netmek istiyor:

. Yapmayın, burası Türk evidir.

Yıkıcıların umurunda değil:

 Ağabey, diyorlar, nasıl yaptı bu binayı;

Taşra plâkalı lüks bir Amerikan oto­mobili. Her halde İstanbul'da bir Rum'a ait olmadığı aşikâr. Fakat hü­cuma uğruyor. Kazmalar, balyozlar fa­aliyete geçiyor. Ufak tefek tahripler­le kanamıyorlar, ancak otomobil ters çevrildikten ve parçalAntıktan sonra­dır ki zenginliğe karşı intikam duygu­su tatmin edilmiş oluyor.

Şüphesiz ki komünist unsurlar ele başilar, işe karıştılar. Elleri altında, doğ­rudan doğruya teşkilâtlarına mensup olmadıkları halde sevk ve idare edi­lebilecek anarşik bir kütle buldular. Bu kütle zaten tutuşmağa hazır bir bomba gibi ortaya çıkmıştı. Bilerek bil-miyerek içlerindeki kin ve garazı tat­min  etmeğe  çalıştılar.

Biz açık ve gizli komünistlerden ziya­de onlara ilk ham madde hizmetini görmeğe kaabiliyetli olan bu nam ve şanı meçhul, hududu ve çizgisi müp­hem kütleden korkuyoruz. O kütle patlamağa olgun bir bomba halinde cemiyetimizin içinde ve karanlıkların­da yaşadıkça onları teşkilâtlAntırmaya ve bir taarruz ordusu gibi kullanma­ğa kalkacak olan komünistler kendile­rini kuvvetli hissedecekler ve cüretli davranacaklardır.

Dünyada komünist tehlikesini önlemeye çalışan fikir ve hükümet adamları bu hususta en tesirli tedbiri halk küt­lesinde komünistliğe temayül istidadı­nı ortadan kaldırmak, zenginliğe karşı şikâyetleri hafifletmek olacağını söy­lüyorlar ve kütlenin hayat şartlarım düzeltmeğe büyük ehemmiyet veriyor­lar.

Yakın bir zaman evvel .yazdığım bir makalede memleketimizde zenginliğin pek anormal bir gelişme göstermesine işaret ederek bir tarafta memleketimiz için akla sığmıyacak derecede muaz­zam bir servet toplanırken diğer ta­rafta zaruret ve ihtiyacın anormal bir surette şiddetlenmesi bir tehlike teşkil edebileceğine dikkati çekmek istemiş­tik. Tehlikenin bu kadar ciddi, bu ka­dar yakın olduğunu  düşün emiyorduk.

Pahalılık ve darlık kâğıt üzerinde nu­tuklarda Kayarlamalarla» ortadan kalk­maz! Ayarlama edebiyatının ne ka­dar aldatıcı, ne kadar tehlikeli ve öl­dürücü olduğunu bu facia bize anlatır da yolumuzu aydınlatırsa, çok pahalı olmakla beraber gene bir ders almaş olabiliriz..

Gafletin ve hafifliğin neye mal ola­bileceğini, şiddetin tedbir sayılamıyacağıni hakikatleri çıplak bir halde gör­mek icabedeceğini anlamalıyız.

Hakkımızdaki sözler; 16/IX/955 tarihti (Zafer) den:

Milletlerarası Para Fonu Kongresinin onuncu yıl toplantısı, çalışmalarına de­vam etmektedir.

Bu ehemmiyette bir malî beynelmilel heyeti hâlen misafir etmekte olan memleketimiz ve bu arada güzel İs­tanbul şehrimiz, müzakereleri büyük bir alâka ile takip etmektedir.

Türkiye Fon'a dahil bulunan ve bu­nun dünya ticaret ve maliye muamele­lerine verdiği yahut vermekte devam edeceği bünyeyi, anlayan bir memle­kettir.

Ayrıca bu mühim beynelmilel içtima­in, bizdeki maliye ve ticaret muhitle­rinin görüş ufukları üzerinde son de­rece musbet tesirler icra edeceğine de şüphe yoktur.

Zaten bundan böyleki Türkiye, cihan ile olan mali yahut ticarî münasebet ve irtibatlarında gittikçe daha mutezayit olarak hem tesir icra eden hem de tesirleri duyan bir mütekâmil malî ve iktisadî bünyeye sahip bulunan bir memleket olacaktır.

Bu bakımdan da, kongrenin bu sefer bizim topraklar üzerinde inikad etmiş bulunmasını memnuniyetle karşılıyo­ruz. Aralarında eski Başvekiller ve sa­bık lâhik Maliye Nazırları da bulunan son derece mühim bir beynelmilel he­yetin uzviyeti yahut dâvaları ile doğ­rudan doğruya temasa gelmek ve bu­nun havası içinde bulunmak, öylesine faydalı ve seviyeli bir fırsattır ki. bu­nu  lâyıkiyle  kullanmayı,   başta  Maliye Vekâletimizin erkânı olmak üzere, bütün maliyeci, iktisatçı ve büyük iş adamlarımız, elbetteki ihmal etmiş o-lam azlar.

Fakat, bu mühim heyetin de kendi nam ve hesabına, memleketimizden götüreceği bazı intibalar vardır. Ya­hut, modern Türkiye'nin gözden kaç­maması lâzım gayretleri ve muvaffa­kiyetleri karşısında ifade edeceği ka­naatler vardır.

İşte Amerika, İngiltere ve Fransa Ma­liye Nazırlarının nutuklarında betahsis bize ait olmak üzere sarfedilmiş olan takdirkâr sözleri, bundan dolayı, ev sahibine karşı gösterilebilecek ce-milekâr hisler olmanın ötesinde olarak, beynelmilel, maliye, iktisat ve tica­reti temsil eden salahiyetli şahsiyetle­rin burada, bâdel _ müşahede vardık­ları objektif kanaatler telâkki etmek­teyiz.

Üç büyük memleketin Maliye Nazırla­rı, yek zeban ve yekmaal olarak, mo­dern Türkiye'nin kendine bir aktüel iktisadî bünye yaratmak peşinde olma­dığını, bu yolda çok muvaffakiyetli merhaleler katetdiğini ve bu hareke­tin, dünya iktisadiyatı bakımından ol­duğu, kadar, Milletlerarası Para Fonu dâvası zaviyesinden de umumî bir sa­lâh ve terakki emaresi teşkil ettiğini beyan ve ifade eylem is tir.

Bu doğru ve yerinde müşahadelerin­den dolayı, bittabi kendilerine teşek­kür etmek isteriz. Fakat bu, kâfi de­ğildir. Ayrıca, beynelmilel maliye dün­yasının salahiyetli ve mesul mümes­silleri olarak, Türkiye gibi bir mem­leketin nasıl eşsiz bir karar ve irade teksifi ile, kendine muasır bir iktisa­dî ve malî bünye yarattığını gördük­lerinden ve bu şekilde ifade ettiklerin­den dolayı, kendilerini tebrik etmek isteriz.

Zira, bu mühim kongreye dahil bulu­nan devletler ve memleketlerin kendi­lerine emin bir istikbal yaratmaları, aralarında eski devirlerin bir tortusu olarak mevcut fark, mübayenet ve tefarukları bir an evvel iza­le etmelerine ve bu sebeple de birbir­lerini anlıyarak ve tesanüd zihniyeti dahilinde çalışmalarına mütevakkıftır.

Türkiye, yukarıda saydığımız bu men­fi unsur ve âmilleri cesaretle kaldır­mak peşindedir. Bunun elbette ki mü­şahedesi bir faydadır, kolaylaştırılma­sı ve tacil edilmesi ayrıca faydadır.

Dost Maliye Nazırlarının hakkımızda­ki beyanlarını, işte bundan dolay: da büyük bir sevinç ile öğrenmiş bulu­nuyoruz.

Güçlüklerimizi yenmek elimizdedir Yazan: M. Nermi

19/IX/955 tarihli (Yeni istanbul) dan:

Kendimize sebepsiz güvenmiyoruz biz. Ne zaman birleşmiş ve memleket di­siplinini her şeyin üstünde tutmuşsak, güçlüklerimizi birer birer ortadan kal­dır imsizdir. Türk" Milleti'nin hayran­lık emreden bir karakter yüksekliği vardır. Toplumsal bir mucizeye ben­zetebiliriz bunu. Hangi durumlarda, en ufak bir işaret b eklem eksi 'in, hareke­te geçeceğimizi, kendiliğimizden ka­rarlaştırırız. Bizim gönüllerimiz, dal­galanmak için, yellerini bekleyen bir denizdir sanki. Kurtuluş hamlemiz de böyle olmuştur, Kıbrıs dâvasında böy­le ve son sokak kasırgaları kudururken gene böyle olmuştur. Hiç kimse, birlesiniz, demmiştir bize. Fakat biz, birleşmişizdir. Bizim sorumluluk duy­gumuz o kadar kudretlidir.

Türk'ün anayasası, partisi ve görün­mez önderi benliğindedir. Böyle bir insan, mukadderat güneşine en sarsıl­maz bir güvenle atılabilir. Her zaferin ilk şartı budur iste. Millet dâvaları, her zaman, ilk bakışta kavranılacak kadar duru ve basit değildir. Devlet ve memleket hayatında, gerçekten karı­şık ve kavranılması güç dâvalar da vardır. Politika önderlerinin asıl ya­pıcı vazifeleri bunları aydınlatmak olabîlir. Türk Milleti, bildiğini ve inAntığını bütün kuvvetiyle desteklemek­ten ve tek bir hamle gibi kendini or­taya atmaktan hiçbir zaman çekinme­miştir.

Partilerimiz, vatAntaş görüşlerini cephelendiren birer politika teşkilâtıdır. Hepsi de Cumhuriyet Çağında kurulmuştur. Onun için, yolları ne kadar ayrı ayrı olursa, ideallerde mutlaka birleşmeleri lâzımdır. Genç devletin her güçlüğü, parti ölçüsünde değil, va­tan ölçüsünde bir güçlüktür. Yarattı­ğımız politika cephelerinden idealleri­mizin gerçekleştirilmesini bekliyoruz biz. Çünkü: bizi yepyeni bir hayat üs­lûbuna götüren başka bir yol yoktur. Olduğumuz yerde de duramayız. Her güreşe ancak eşit şartlarla girilir. Za­man Ölçüsünde dinamik bir topluluk olmak, zorundayız.

Bizim bir türlü anlayamadığımız bir şey vardır: Partilerimiz, belli başlı sı­nırları önceden çizilmiş gibi, iç ve dış-politika dâvalarını ayrı ayrı düşün­mektedirler. İdeolojisiz hiçbir topluluk teşkilâtı, daha doğrusu hiçbir devlet şekli yoktur. Onun için her anayasa, ilkönce, bu gerçekliği dile getirmekte ve koruyucu hükümlerle desteklemek­tedir. Bizim de bir ideolojimi, daha anlaşılır bir deyişle, idealler sistemimiz vardır. Bunun birer dış-politika konusundan başka bir şey olma­dığım kim söyleyebilir? Bizim idealle­rimiz yalnız bizi İlgilendirebilir. On­larla yepyeni bir Türkiye kuracağımı­za, zamanımıza erişeceğimize, yüksele­ceğimize inanmışızdır. Savurma sorumluluğunu üzerimize almaksızın bir fikre, bir ideale nasıl bağlanabiliriz biz? Demek oluyor ki: İç politikada da, bütün sorumluluğumuzla, birleştiğimiz dâvalar vardır.

Türk Devrimi, politika görüşümüz ne olursa olsun, bizim devlet ve topluluk ideolojimiz-dir. Dış-politika konuların­da nasıl birleşiyor s ak, memleket İdeo­lojisinde de, partiler üstü bir anlayış­la, sorumluluk sezgisiyle birleşmek zo­rundayız. Türkiye, bugün, dünya poli­tikasında bir kudret varlığıdır. İdeal­lerimizin gerçekleşmesiyle durulan ve sağlamla şan iç-politikamıza borçluyuz bunu. Her milletin kudret ölçüsü dâ­valarına ve ideolojisine bağlılıktan doğan kollektif birliğidir. Dış-politika, hiçbir zaman, kendi başına bir faaliyet olmamıştır ve olmayacaktır da. Sayı­sız memleket içi güçlüklerle ne yapa­caklarım şaşıran ve yıpranan milletle­rin dış politika kudretlerine göre, hiçtir. Osmanlı İmparatorluğu bunun klâsik bir örneği sayılabilir.

Dıs-politika .kudretimizin hangi kay­naklardan geldiğini bildikten sonra, politika anlayışımızı tekrar gözden ge­ğirmek ve çok daha verimli işbirliklerine götüren yolları araştırmak zorun­dayız. Yanlış oldukları kadar memle­ket menfaatlerine de çok aykırı bir takım politika kuruntularına bağlı ka­lamayız artık. İç-polîtika güçlüklerini rastladığımız yerde, vatAntaş sorumlu­luğuna yakışan bir İman beyecaniyle gidermekten çekinirsek, dış-politika­mızı desteklemiş sayılamayız. Yeni bir yolun başlangıcında bulunyoruz. Son olaylar, hangi noktalarda, daha köklü işbirliklerine girişeceğimizi, apaçık ha­tırlatmıştır bize. Kudretli Türkiye'nin nasıl bir iman hamlesiyle yaratıldığım düşünürseniz, aynı hamleyle her güç­lüğün yenileceğine inanırsınız. İdeal­lerimizin Türkiyesi böyle bir hamle bekliyor bizden, kardeş gönüllerinden taşan ve particilik sınırı tanımayan yaratıcı bir vatan hamlesi.

Yeniyi yapmak için onu istemek lâzımdır.

20/K/955 tarihli (Zafer) den:

İran'dan iyi haberler var.

İki kardeş milletin Devlet Reisleri, protokol-içi ve protokol dışı müsafahalarında, İran'da ve Türkiye'de yaşıyan insanların düşünce ile duygularına hem tamamen hem de çok kolay ter­cüman olabiliyorlar. Ve, ne derlerse desinler, bunu söylemek iğin asla sı­kıntı çekmiyorlar. Neticede, arada geçen sözlerin, hitap ve mukabil hitapların ölçüye vurulmuş, ısmarlanmış ve itina ile dikilmiş gibi, iki kardeş camianın tâ içinden gelen isteklere kusursuzca uygun düştüğünü görüyoruz. Sevgili ve Muhterem Devlet Reisimi­
zin, bir aralık Büyük Atatürk'ün bil­ hassa bir cümlesi üzerinde durmaları, ne kadar yerindedir..        ,

Ve Atatürk'ümüzün o cümlesinde, ger­çekten ne kadar büyük bir hikmet mevcuttur..

Demiş ki Şehingah Hazretlerine o gü­zel ve unutulmaz tarihî mülakatları sırasında: «Dikkat buyurunuz; tarihte bu iki millet ne zaman iyi  geçinmiş ise, her ikisi de büyük terakkiler kaydetmştir!

Neden iyi geçinmediklerini de, bugün hepimiz biliyor ve o talihsiz sebepler üzerinde biran için dahi durramıyacak kadar idrâk ve vicdan genişliğine şü­kür yıllardır vasıl, olmuş bulunuyoruz! İmdi;

Yirminci asrın ikinci yarısındayız. Memleketimizde, eski geri görüşlerin hüsran ter aküm atın dan yahut taassu­bun karanlıkları cinde kalarak yolla­rını şaşırmış cemiyetlerin hazin idare metrukatımdan olarak, Yirminci asrın medeniyet şartlarına ve bugünkü me­deniyetin kati taleplerine hiç de uy­gun olmayan daha bir yığın maddî mânevi gerilikler var.

Tarihin bu molozlarını bir an evvel kaldırarak hayat arsalarımızı perişan­lıktan kurtarmak lâzımdır ki, iki kom­şu vatan toprakları üzerinde inşasına başladığımız yeni medeniyet yapıları, mâsun ve muhteşem, bizleri eski şan­lı varlığımızın tekrar seviyesine çıkar­sın...

İşte burada, yine Tahran'dan kulağı­mıza kadar vâsıl olmuş çok iyi bir ha­ber olarak, Başvekil Hüseyin Âlâ'nın, İran Parlâmentosu huzurunda iradetmiş olduğu seviyeli ve etraflı nutukla karşılaşmış bulunuyoruz.

Bunu bir tek cümlede hülâsa etmek mümkündür. Meselâ şöyle bir cümle­de: Şuurumuz ve tarihimiz emretmek­tedir ki; Türkiye, İrak ve Pakistan ile birlikte, bundan böyle aynı hayat ro­tasını takip edelim!

Muhterem Hüseyin Âlâ'nm hitapları, elbette ki daha etraflıdır. Hele beynel­milel durum ile alâkadar olarak öne sürdüğü deliller, politikada ihtisas yapmış olan akıllara, muhakkak ki küşayiş verecek mahiyettedir.

Keza, bazı menfî propagAntaları, ya­ni, birleşmek istiyen kardeş memle­ketleri behemehal birbirinden cüda ve biribirine karşı yabancı tutmak te­mayüllerini bir sille şiddeti île ceza­lAntıran kısımları, elbette ki gözden kaçmamaktadır.

Şunu da ilâve edelim ki, bizim tarafın hem şuur hem de dinamizmini temsil eden Adnan Menderes'in Bağdat ziya­retinden beri, biz Orta Doğuluların po­litikası, bir mizaç ve meşrep olmak in­celiğine yükselmiştir. O kadar ki, his­lerimizin bizi götürdüğü noktada akıl­larımızın bizi çoktan beklemekte oldu­ğunu müşahede etmek gibi bir üstün mürakabe cihazına, bilmiyorum nasıl, birdenbire sahip olmuş bulunmakta­yız.

Böylesine bir imkânı, mekânen ayrı yaşar görünen camialara, ancak "müş­tereken yaşanmış bir tarih ve böylesi­ne bir tarihin mehib akış ve seyri es­nasında, hem de aynı medeniyet adına, müştereken hissedilmiş ihtiyaçlar ya­hut ıztıraplar verebilir.

İşte böylece, ancak bir kaç tanesine dokunmak fırsatını bulduğumuz bu te­fekkür unsurları, daha bir çokları ile birlikte, Orta Doğu deyip geçtiğimiz dünya parçasının üzerinde yaşayan insanlarda, irfan ve idrâk dereceleri ne olursaolsun, hâlen, yeretmiş ve zi­hinler ile vicdanları aydınlatmış bu­lunmaktadır.

Eminiz ki İran'dan buraya kadar ge­len iyi haberlerin bizlerde doğurduğu bu ferahlık ve sevinç hislerinin muka­bil ve müsavi parçası, buradan oraya aksetmesi lâzım aynı evsafta haberler yüzünden, aynen orada da teşekkül et­miş bulunmaktadır.

Biliyoruz ki, henüz dâvanın başlan­gıcındayız. Fakat eminiz ki, kalbler artık baraber çarpmakta ve karar kudretine malik düşünceler, aynı mih­raka teveccüh etmiş bulunmaktadır.

Türk milleti'nin cevabı Yazan: M. Nenni

22/IX/955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Amerika Dışişleri Bakanı Foster Dulles, bir mesaj göndermiştir bize. Ay­nı mesajın, en ufak bir metin değişik­liği yapılmaksızın, Yunanistan a da yollanmış olduğunu New-York Herald Tribüne gazetesi bildiriyor. Dulles, ga­zetelerde    okuduğumuz    gibi, Türk -        Yunan işbirliğinin önemi üzerinde durmakta ve Doğu Akdeniz savunma­sının 6 Eylül 1955 olayları yüzünden, zayıflamayacağına inAntığını belirt­mektedir. Hür insanlığın nasıl bir teh­likeyle çevrildiğini en iyi kavramış bir memleket varsa, o da, hiç şüphesiz, Türkiye'dir. Çünkü: bize bir gün bo­şanması beklenen korkunç akınların tam yolu üzerinde bulunuyoruz. At­lantik Savunma Teşkilâtına ayırdığı­mız tümenlerin sayısı, dünya barışma bağlılığımızın en güvenilir belgesidir. Adnan Menderes'in Amerikan Dışişle­ri Bakanına verdimi cevap, son dere­cede açıktır ve Türk milleti'nin dü­şüncelerini pürüzsüz dile getirmekte­dir. Biz, Nato'yu, üye memleketlerin üstünde bir gaye teşkilâtı şeklinde dü­şünmekle dış-politikamızın nasıl bir yolda geliştiğini anlatmış oluyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, kahramanlıklar­la dolu bir hürriyet güneşinden doğ­muştur. Onun için, büyük insanlık dâ­valarını benimsediğimiz zaman, yürek­ten benimseriz biz.

Atlantik Paktı'na girdiğimiz günden beri, gösterdiğimiz yapıcı dış-politika faaliyetleri meydAntadır. Biz. Nato'nın kudretlenmesine, örnek sayılacak öl­çülerde, çalışmısızdır. Balkan Paktı'nın yarıİmasında, Türkiye - Pakistan ve Türkiye - Irak işbirliklerinin gerçek­leşmesinde ne büyük bir rol oynamış olduğumuzu hiç kimse inkâr edemez. Orta-DoSu'd a kurduğumuz işbirlikleri­nin genişleme imkânları ufak değildir.

Kato, saldırganlık akınlarına karşı ya­ratılmış en kudretli bir barajidır. Bu­na yürekten inanıyoruz biz. Kore har­binde apaçık gördüğümüz gibi. her saldırganlığın arkasında imperialist gayeler vardır. Bu bakımdan, Nato, ne karaftan gelirse gelsin ve hangi posta biirünürse burunsun, imperialist iddi­alara karşı kurulmuş imanlı bir cep­hedir aynı zamAnta. Her Nato üyesi­nin bir yAntan teşkilâtla, öte yAntan da memleketle ilgili vazifeleri ve so­rumlulukları vardır. Türk milleti, öteden beri, verdiği sözden, durum ne kadar güç olursa olsun, ayrılmamıştır. Dulles'in da bildiği bir hakikattir bu.

Adnan Menderes, verdiği cevapta, 6 eylül olaylarının iç-yüzünü, olduğu gibi anlatmıştır. Hepimiz bundan derin bîr üzüntü duymuşuzdur. Fakat Kara kalabalığın taşkınlıkları, nihayet, bir iç-politika konusundan başka bir şey değildir. Kör yığınların yıkımları, ge­nel olarak, tabiat felâketlerine benze­tilebilir. İnsanlığın yakın tarihini göz­den geçirirseniz, b^ska memleketlerde de eşitlerini görebilirsiniz. Sokak, he­yecanının, yıkımın binbir çeşidi var­dır. Ez onun için, Duelles'm fikrini paylaşarak, tam mânasiyle iş-politika çerçevesi içine giren olaylar yüzün­den, Nato taahhütlerinin gevşeyeceği­ne inanmak istemiyoruz.

Adnan Menderes'in Washington'a gön­derdiği mesaj, aynı zamAnta, Türk Milleti'nin mesajı sayılır. Çünkü: Men­deres, çağdaş demokrasilerde görül­meyen bir secim zaferiyle iş başına gelmiştir. Çünkü: Menderes, dış-politika konularında, muhalefet partileri tarafından da ayrıca desteklenmekte­dir. Milletle dış-politika arasında en ufak bir ayrılık yoktur ve olama? da. Onun için, Türk Başbakanının yetkesi, her türlü işkili dağıtacak bir ölçüde­dir. Menderes, mesajının bir yerinde, gerçekten çok önemli bir naktayı ay­dınlatmaktadır: Yunan hükümeti, son olayları ileri sürerek, Nato manevra­larına katılmamıştır. Menderes bu ka­rarı kaygı ile karşıladığını gizlemiyor.

Çünkü: Nato, ayrı bir teşkilâttır. İki memleket arasında anlaşmazlık1 ara yol açabilecek olayların hiçbir rol oyna­ma mal arı lâzımdır. Çünkü: bu. Men­deres'in belirtisine göre, ilersi için iyi bir örnek olamaz belki.

Türk hükümeti her tedbirin alınsında ve manevraların ya Dilmssı görevlerini, tam zamanında. Nato'daki ileri Fere bildirmiştir. Bu bizim Nato dâvasını her şevin üstünde tuttuğumuzu ve dar bir çerçeve içinde düşünmediğimizi gösterir. Bir, onun için, mesajımızın Nato çevrelerinde büyük bir memnunluk yaratacağından şüphe etmemekte­yiz. İç-politikanın konuları başka, Nato politikasının konuları da gene başkadır. Türkiye dürüst politikasiyle, söz bağlılığının en inAntırıcı belgele­rini vermiş oluyor.

Milletlerin hayatında iktisadi istik­lâlin ehemmiyeti;

27/IX/955 tarihli (Zafer) den:

Devlet Reisimizin Tahran Üniversite­sindeki nutukları, bir tarafı ikalın yanında diğer tarafa tevcih edilmiş bir ihtar  mânası  taşımaktadır.

Muhatap karargâhların ikisi de dosttur. Yani, iktisaden az inkişaf etmiş .mem­leketlerle, iktisaden pek çok hattâ ek­seri ahvâlde lüzumundan ve haddin­den fazla inkişaf etmiş memleketler, hep dostumuzdur.

Bayar'ın Tahran İlim merkezinde vâ­ki  tarihî beyanı  ise,  acıdır.

Şu halde, .Dost acı söyler» kaidesi bir kere daha teeyyüde etmiş bulunmakta­dır.

Hakikaten, eğer bugüne kadar geri kalmış millî iktisad bünyeleri kendi­lerini toparlayıp asrın istihsâl ve mü­badele şartlarına uymaz, yahut, ileri ve kudretli iktisadiyata malik memleketler birincilerin yardımına koşmaz­sa, dünya ahvali daha uzun müddet bo­zuk  gitmeye mahkûm kılınmış  olur.

Bu bakımdan, Yirminci Asrın ikinci yarısı, cihan için bir dönüm noktası ve bir intikâl devresidir.

Şuradan Yirmi Birinci Asra ye 2000 senesine zaten ne kalmıştır?

Mil etlerin hayatında, asırlar, şahısla­rın Ömrünü tâyin eden senelerden de daha kısadır.

Eğer Ondokuzuneu Asır, bir kısım memleketler için bir cehalet ve gaflet ve bir kısmı için de bir e.goizm ve a-çıkgözlülük ahlâkı ile kapanmıyarak servetlerin memleketler arasındaki te-vezzüü bakımından daha ahenkli ve daha mâkul çalışmalar ile ge^se idi, her iki Cihan Harbinden de i-tînao e-dilmiş ve komünizm âfeti kökünden önlenmiş olurdu.

Yani, şu içinde yaşamakta olduğumuz 20. Asır cidden büyük ve bahtiyar bir asır olurdu.

Şu halde, tereddüdsüzce iddia edebi­liriz ki, Ondokuzuneu    Asır, insanlığa ilim, sanat ve teknik sahalarında ba­ğışladığı muazzam değerlere rağmen, İktisadî ve siyasi sevki idare bakımın­dan bir fiaskodur, bir yanlış hesap­tır!

Muhterem Devlet Reisimiz, bu haki­katleri idrâk etmiş Türkiye namına, dost ve kardeş İran'ın Tahran Üniver­sitesinde, tarihî kalacak olan hitabını yapmış bulunmaktadır.

Ve dernektedir ki: Eğer bir memle­kette, muasır bir iktisadî bünye mev­cut olmaz ve o memleket dünya mü­badelesine selâhiyetle iştirak ederek beynelmilel pazarlara matlup ve mer­gup inallar dökmesini bilmezse, orada­ki siyasî istiklâl tehlikede ve. kısa va­deli taksitlerle tutunmakta demektir.

Memleketimizin iktisadî kalkınma hamlesinin aynı zamAnta bir izahı ve ne gibi mucip sebeplere dayAntığının çok açık bir şekilde şerhi demek olan Tahran nutku İle, sevgili Devlet Reisimiz, mazinin hatalarını hatırlattıktan başka, milletlerin bundan böyleki gay­retlerinden tesanüd ahlâkının oyna­yacağı büyük rolü de açıkça ortaya koymuşlardır.

Aynı zamAnta bir iktisadî tezin mü­dafaası sayılabilecek olan bu nutkun, tesirleri, kanaatimizce büyük olacak­tır.

Millet itimadından şaşmamıştır; 28/IX/955 tarihli (Zafer) den:

Vilâyet Umumî Meclisi seçimlerine ait resmî ve  katî  rakamlara göre:

a)    İştirak nisbeti  yüzde 39,7  dir.

b)   Demokrat Partiye 3 milyon 389.167
adet rey verilmiştir.

Bunların tahliline girişip hükümlendirmeden önce, seçimler üzerinde menfî tesir icra etmiş âmiller üzerin­de durmak lâzımdır.

Bu âmillerin başında, muhalefet parti­lerinin seçimleri boykot etme taktiği gelmektedir.

Bundaki maksat, hararetli bîr rekabet havası içinde geçmeleri tabiî bulunan seçimleri bu ruhî unsurdan    mahrum bırakmak ve bu suretle halk kitleleri­nin seçim heyecanlarını nevama tâkîm eylemektir.

Bir disermenfî âmil, seçimlere tanı tekaddüm eden günlerde ve binaena­leyh seçim gününde, âmme efkârımı­zın 6 eylül hâdiselerinin tesirleri ile henüz meşbu bulunmasıdır.

Ki yine bunun bir neticesi olarak, De­mokrat Parti de kendi nam ve hesabı­na sıkı bir seçim kampanyasına giriş­memiş ve bu yüzden, seçmen vatAntaşlar, seçime kitle halinde katılmak bahsinde tek taraflı dahi olsa bir teş­vik görmemiştir.

Bunlara, Demokrat Parti saflarında minnetice rol oynaması tabiî bir dü­şünceyi, yani seçimlerin rakip olmadı­ğına göre nasıl olsa kazanılacağı ka­naatini ilâve edersek, bu seçimlerin mâruz bırakıldığı menfî ve makûs şartlar cetvelini tamamlamış oluruz.

Bu noktaları kaydetmekte ilerisi için de zaruret vardır. Çünkü Türkiye, ar­tık serbest seçimler yolundan ilave edilen bir memlekettir. Ve herkesçe malûmdur ki, umumî iştirak nisbeti bakımından secimden seçime fark var­dır ve bu farkı, her defasında seçim esnasındaki şartlar tâyin eder.

İşte bu bakımdan, 1955 Vilâvet Umu­mî Meclisi seçimleri üzerinde âzami derecede gayri-müsait şartlar hâkim olmuştur dersek, bu bir tevil değil sadece bir tesbittir.

Buna  rağmen  ne görüyoruz?

 İştirak nisbeti yüzde 39,7!

 Demokrat Partiye     verilmiş     olan
reylerin  yekûnu  3.38S.167!

Bundan  önceki yani   1950  senesindeki Vilâvet  Umumî   seçimlerinde,   Demok­rat Parti ancak 2.431.426 rey almıştı. Aradaki fark 957.741 dir.

Bu farkın yüzde ile İfadesi 39.4 dür. Denk oluyor ki bu seçimlerde, De­mokrat Parti. 1950 ye nazaran yüzde 39,4 daha fazla rey almıştır. Bu ise her defasında daha büyük bir itimada mas har olmakta bulunduğunun yeni bir tesvidi ve aksi iddiada olup  bunu   halkımıza  türlü   manevralarına telkine çalışanların darbe halin­de  tekzibidir!

Neden böyledir? Nasıl oluyor da seçim tarihine tekaddüra eden hâdiseler yu­karıda izah ettiğimiz üzere öyle o ka­dar menfî tesir icra edecek bir mahi­yet taşıdığı halde, mizan yine. mev­cut iktidara taze ve mütezayit bir iti­mat getirmiş bulunmaktadır?.

Bunun sebebini bu vakıada aramak lâzımdır. Dahili politika sahasında uyAntinlan sunî fırtınalar, Türk âm­me efkârını âmâcına asla nüfuz ede­memekte ve satıhta kalmış bir çırpıntı olmanın ötesine gidememektedir.

Çünkü vatAntaş kitlesi, olduğu gibi, menfaatlerini müdriktir, Demokrat Parti iktidarının hizmetlerinden mem­nundur ve memleket yanmayı, politika yapmaya tercih etmektedir.

Türk umumî efkârı uyanık olma­lıdır;

Yazan: Doğan Nadi

29/9/955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Türk milletini hâlâ üzmekte olan son hâdiseleri, burada bir defa daha, tah­lil etmeği lüzumlu buluyoruz. 6 eylül akşamı, üç büyük şehrimizi, ve bil­hassa Istanbulu allak bullak eden acı vakaların mahiyeti nedir?

Dostlarımızın aylar ve aylardır devam eden tahrikleri karşısında. bun­lara bir cevab olmak üzere, istanbullu gençler bir miting yapmak istemişler­dir. Esasında pek iyi. hattâ neden saklamak, pek de yerinde olan bu ilk te­şebbüs, maalesef, çeşit çeşit maksadlı bazı unsurların fırsat bulmalarile tamamile dejenere edilmiş ve böylece, asıl gaye hic alâkası hen bildiğimiz feci bir yola sü­rüklenmiştir.

Türk milletinin bu hâdiselerden duy­duğu içten üzüntü meydAntadır. Altı Eylül gecesi zarara uğrayan vatAntaş­ların vergileri hükümetçe, borçları da bankalarca tecil olunuyor. Yardım kol­ları kuruldu. Maddî garibler telâfi edi­liyor. Vukuattan ancak neden sonra haberdar olan Anadolu vilâvetlerinden dahi para yardımları gelmektedir. Ki­liselerin ve mekteblerin    tamiri    için ilk ağızda, bir milyon Türk lirasından fazla bir tahsis yapılmıştır.

Vaziyet böyle. Açılmış olan yarala­rın sarılması, kasa olmakla beraber, elbette biraz vakit istiyecektir. Ancak bizim üzerinde durmaya lüzum gördü­ğümüz nokta şudur: Bugünün Türki-yesinde devamlı bir Türk . Rum yahud bir Türk - Yahudi, yahud bir Türk Ermeni husumeti, münafereti, düşmanlığı mevcud olabilir mi?

Hâdiselerin Üzerinden kâfi zaman geç­tiği için şimdi daha serinkanlı düşüne biliriz. Ekalliyete karşı kin gümanin iki sebebi olmalıdır. Bu, ya dinî, ya­hud da, millî hislerden ileri gelebilir. İslâm dini yeryüzünde mevcud bütün diğer dinlere, yalnız müsamahakâr de­ğil, hattâ hürmetkardır. Bundan do­layı, asırlar boyu, bütün Osmanlı ta­rihinde tecavüze uğramış ibadethane gösterilemez. Bizzat Fatih Sultan Mehmed Bizans kiliselerine dokunmamış, bunlardan sadece bir tanesini camî ha­line getirmekle iktifa etmiştir. Muzaf­fer Türk orduları İstanbulu ikinci de­fa fethettikleri zaman da. halkın coş­kunluğu hiçbir kilisenin çanına ot tı­kamağa varmamıştır.

Millî hislerimize gelince, muasır Türk milliyet anlayışının temellerini Büyük Atatürk atmıştır. Aziz Atanın üzerin­de tereddütsüz bir titizlikle durduğu en esaslı umde, bir defa millî misak hududlari tesbit edildikten sonra, bu topraklarda yaşıyan bütün Türk vatAntaşlarının, hiçbir din ve mezhep tef­riki olmaksızın, müsavi haklara sahib ligidir. Yirminci asrın ortasında başka türlü bir milliyet telâkkisi, bizi me­denî dünyada yüzlerce sene geriye gö­türmekten başka hiç bir işe yaramaz. Herkesçe malûm olan bu hakikatleri hatıra getirince, bir parça akıl ve man tık sahibi hiçbir Türk vatAntaşının 6 Eylül hâdiselerini asla tasvip etmiyeceği kendiliğinden meydana çıkar.

Ancak topluluğun haleti ruhiyesi her zaman ve her yerde böyledir. Biran gelir, maksadı ve gayeyi tamamile u-nutarak. istenilen yere kolaylıkla sevk olunur. Örfi İdare mahkemelerinin elbette ergeç meydana çıkaracağı ele­başılar, 6 Eylül gecesi, işte bundan is­tifade yolunu tutmuşlar, saf vatAntaşlarımın kötü yollara sürüklemeyi bil­mişlerdir.

Türkiyede devamlı ve hunhar bir kalliyet düşmanlığı havası yaratmağa çalışmak, bu vatanın medeniliğine, bü­tünlüğüne, hattâ İstiklâline ihanet et­mekten başka bir şey değildir. Böyle düşünenler varsa, onlara karşı, Türk umumî efkârnı daima uyanık olmaya davet ediyoruz.

Bugünün Türkiyesi ileri dünyada hür­met ve itibar görüyorsa, bunu her şev­den evvel, hattâ sadece, aziz Atatürk'­ün koyduğu medenivet prensiplerine sarsılmaz sadakatine borçludur. Bizim varlığımız için yeryüzünün bütün di­ğer meseleleri ikinci plânda kalır. Hallettiğimiz esaslı dava, bu asrın tem­posuna  ayak uydurmuş  olmamızdır.

Halis Türk vatAntaşına, hususü mü­nevver Türk gençlisine, düşen büyük millî vazife bu gidişimizi bozmakta menfaat arıyanlari. yayılma ve yaşa­ma hakkı vermemektir.

Bu bahiste her zamAntan fazla uya­nık ve hassas olmalıyız.

Milletler ve vollai' Yazan: M. Nermî

.WIX/955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Milliler arası onuncu yol kongresinin İstanbul da toparlanmış oluşu, bize, bu gerçekten çok önemli konu üzerin­de durmak ve biraz düşünmek fırsa­tım vermektedir. Yolun su katılma­mış teknik tarafları olduğu gibi. doğrudan doğruya memleket ekonomi sini, ve nihayet, savunma politikasını ilerlendiren. hattâ yaratan tarafları da vardır. Biz. teknik incelemeleri yetki­lilere bırakarak, yolun millet haya­tında oynadım cok  rolleri, ge­ne geniş çizgileriyle belirtmek istiyo­ruz.

Yol politikası, milletlerin hayatında, oldukça yeni bir konudur.. Modern is­tihsal teksisinin büyük bir hızla geliş­mesi, mal dağıtımı adını verdiğimiz çetin ve karışık dâvanın dogmasına seben olmuştur. Bir zamanlar, yalnız İtendi kendilerini geçindiren istihsal bölgeleri, yeni teknik şartların  yerleşmesiyle sınırlarını genişletmeye ve ya­kınlarındaki bölgelerle kaynaşmaya başlamıştır. Bu durumda, köyün ka­saba ile, kasabanın da şehir ile, eko­nomik bakımdan, birleşmesi, dünya ekonomisine doğru çok önemli bir ko­nak sayılır. Bugünkü eşitlerine ben­zemedikleri halde, ilk yolların, ayrı ayrı istihsal merkezlerini nasıl bölgeleştirdiğini ve, nihayet, memleket eko­nomisine doğru götürdüğünü görmek­teyiz.

Modern ihtihsal sisteminin henüz baş­lamadığı zamanlardan önceki yollar, mal alışverişinde ciddî bir rol oynamış sa da, gaye bakımından, ya idare ih­tiyaçlarını cevaplAntırmak veya da­ha elverişli bir savunma durumu sağ­lamak fikrivle meydana getirilmişler­dir. Eski Roma İmparatorluğunun gibi. Devletlerin yayılmalar m da olduğu gibi, halk yığınlarının kültür gelişmelerinde de yolların çok büyük tesirleri olmuştur. Eski kültürlerin da­ha kolay erişilen ve kaynaşılan yer­lerde doğmuş olmaları sebepsiz değil­dir. Dikkat ederseniz, ilk kültür uya­nışlarının niçin deniz ve ırmak kıyı­larında belirdiklerini daha ivi anlar­sınız. Sümer, Akat. Bıbil. Mısır, Ba­tı - Anadolu küîtüri"ri böyledir. Yol nerde kesilmişse, kültür de. orada yer yer,  bir sözle, göl göl almışlardır.

Modern istihsal tekniğinin, hayalimiz­den geçmeyen ölçülerde, gelişmesi yo­lu yalnız bir idare ve savunma dâvası olmaktan çıkarmış ve yüksek bir po­litika konusu haline getirmiştir. Bu gelişmenin ne gibi sonuçlar verdiğini kavramak güç değildir. Memleket e-ekonomileri durmaksızın, çok hada bü­yük bir ekonomik sistem seklinde kaynaşmaktadır. Biz, buna Dünya Ekono­misi adını veriyoruz. Hayat anlayışımız da. kültürümüz de aynı üsluptadır. Memleketlerin durumlarîvle ilgili istihsal Özellikleri, ayırıcı  belki birleştirici bir sebep sayılabilir. Milletler, karşılıklı ihtiyaçlarını karşı­lıklı imkânlar çerçevesinde sağladıkları için, birbirlerini tamamlamakta ve böylece daha sıkı işbirliklerine varmak tadırlar.

Cumhuriyet Devleti'nin kurulusundan beri, bizim de, gayeli bir yol politikamız vardır. Yol dediğimiz zaman an­ladığımız şey, hiç şüphesiz, yalnız ka­ra yolları değildir. Köylerimizi, ilk önce, memleket bütünlüğü ile, ondan sonra da, dünya ile, dünya pazarlariyle birleştiren imkânlar, yol politi­kamızın konularıdır. Deniz ve hava yollarını bu sistemin dışında tutama­yız. Yollarımızın çok eksik oluşu, yal­nız istihsal dağılımını alabildiğine güçleştirmekle kalmamış, aynı zamAnta, birbirinden ayrı özelliklerde, bir­takım bölgelerin meydana gelmesine de sebep olmuştur. Onun için. bilhas­sa, Doğu vilâyetlerimizin, ekonomik bakımdan, anayurtla, hemen hemen kaynaşamamış bir durumda bulunmuş olduklarını hatırlarsınız.

Yol sistemimiz geliştikçe, yerli özelliklerin ortadan kalktığını ve çok te­melli bir memleket birliğinin, her ba­kımdan, gürbüzleştiğini görmekteyiz. Bir yAntan istihsalimizin teknikleşmesi, öte yAntan bölge istihsallerinin da­ha geniş pazarlara akmak imkânlarına kavuşması, ekonomik yapımızı baştan başa değiştirmektedir. Bunun ne de­mek olduğunu tahmin edebiliriz. Çağ­daş memleketlerin hepsi de bu kaçı­nılmaz   gelişme     yolundan   geçmiştir.

Yol dâvasını büyük bir gaye inanışı İle gerçekleştirmeye çalışan memleke­timiz, bir yAntan, ekonomik birliğini sistemlendirirken, öte yAntan da, de­mokrasimizin aradığı şartları yarat­maktadır. Yol politik asiyle eriyen bölgelerden daha kudretli bir Türkiye’nin doğduğunu görüyoruz.

2 Evlül 1955

 Bremen  (Batı Almaya):

İkinci Dünya Harbinden beri buradaki Ag Wesser doklarında inşa edilen ilk yolcu gemisi olan ve Denizcilik Ban­kası tarafından yaptırılan «Akdeniz» adlı geminin teknesi suya indirilmiş­tir.

3.000 tonluk Akdenizi takiben, mev­cut kontrata göre, ayni doklarda Tür­kiye için dört gemi daha edileçektir.

Eylül 1955

 Ne w-York:

Türkiye'nin 'Washington Büyük Elci­si .Haydar Görk, bu akşam Türkiye'ye müteveccihen Amerikadan ayrılmıştır.

New-York hava alanından hareket et­meden önce gazetecilerle konuşan Türkiye Büyük Elçisi, Londra'da kırk sekiz saat kalarak Kıbrıs Konferan­sında bulunan Türkiye Devlet Vekili Dışişleri Vekâleti Vekili Rüştü Zorlu ile konuşacağını ve bundan sonra Tür­kiye'ye gideceğini, söylemiştir. Hay­dar Görk Türkiye'de on beş gün ka­dar kaldıktan sonra, tekrar 'Washing­ton'a dönecektir.

Eylül 1955

 Londra :

5000 den fazla Kıbrıslı Türk bugün öğleden sonra Kibrisin Yunanistan'a ilhakı fikrini protesto m aks adiyle Londra sokaklarından geçerek nüma­yişlerde bulunmuşlardır.

Soho mahallesinde oturan Kıbrıslı Rumların tertiplemek istedikleri bir mukabil  nümayiş  için,   böyle  bir  hareket şehrin sükûnunu tehdit eder mahiyette görüldüğünden, son dakika­da müsaade verilmiştir.

 Londra :

Londra'da yerleşmiş binlerce Kıbrıs'Iı Türk bugün Trafalgar Square'de top­lanmışlardır. Nümayişler, Türk bay­rakları ve üzerinde adanın Yunanis­tan'a ilhakı aleyhine yazılar yazılmış levhalar taşımakta idiler.

Nümayişlerden biri. Kıbrıs-Türk cemi­yetinin İngiliz hükümet m e göndermek üzere hazırladığı bir beyannameyi o-kumuştur. Bu beyannamede, Kıbrıs'ta İngiliz idarecinin devamı istenmekte ve eğer bir Türkiye'ye bırakılması gerektiği belirtilmekte.

Uç devletin katıldığı Kıbrıs Konferan­sına salı gününden itibaren devam olunacaktır. Bu arada bazı hususî te­maslar da cereyan etmektedir.

Türk Devlet Vekili ve Dış işlerî Vekâ­leti Vekili Fatih Rüştü Zorlu, busun öğle yemeğini İngiliz Demişleri Vekili Harold Mac Millan ile birlikte yemiş­tir. Yemekte. İngiltereli in Ankara büyük Elçisi Sir James Bowker de bu­lunmuştur.

 Müstemlekeler Vekili Alan Lennox 32 000 mil yol katerilerek Kıb­rıs dahil bütün İngiliz müstemekle­rini ve tomaklarını ziyaret ettikten sonra bugün buraya dönmüştür.

Müstemlekeler Vekili, yarınki kabine toplantısında  ve  sah     günkü     Kıbrıs Konferansı   celsesinde hazır buluna­caktır.

image001.gif        Londra :

Kıbrıs Konferansında heyetlerine başkanlık eden Türkiye Dışişleri Vekil Vekili Fatih Rüştü Zorlu ile Yunan Dışişleri Vekili Stefan Stefanopulos, bir hafta Londra'­dan uzak kaldıktan sonra dün akşam başkente dönen İngiltere Başvekili Sir Anthoyn Eden'e Başvekâlet Resmi ika­metgâhında bu sabah ayrı ayrı neza­ket ziyaretinde bulunmuşlardır.

S Eylül 1955

 Savarona Okul Gemisinden telsizle:

Sayarona Okul Gemimiz dün sabah sa­at 8.00 de Malta'ya varmış ve limana girerken ada halkını ve İngiliz Akde­niz Filosu KumAntanlığını tonla se­lâmlamış, bu selâmlara mukabele edilmistir. Malta fahri Konsolosumuzun gemiyi ziyaretini müteakip. Gemi Ku­mAntanı karaya çıkarak İngiliz Akde­niz Donanması KumAntanını, Malta Va­lisini vp Nato Karargâhını ziyaret ey­lemiş, bu ziyaretler kendisine iade edilmiştir. Dün akşam ingiliz Amirali Vecrone, Gemi KumAntanı, subaylar ve talebe şerefine bir kokteyl vermiş, bunu Nato'daki temhirimiz Amiral feref Karanmar'ın İngiliz Amirali şe­refine verdiği yemek takip etmiştir.

 Atina :

Selânikte Aziz Atatürk'ün doğduğu ev ile Türk Konsolosluğu binası arasında­ki bahçede saat gece yarısını dört ge­çe bir bomba patlamış ve bu infilâk neticesinde Aziz Atatürk'ün doğduğu evin peri cer eleriyle Konsoloshanenin camları hasara uğramıştır. İnfilâk es-nasında  insanca zayiat olmamıştır.

Yunan polisi tahkikata başlamış vs da­ha sıkı emniyet tedbirleri almıştır, 5 şüpheli şahsın tevkif edildiği bildiril­mektedir.

Yunan hükümeti meydana gelen zara­rı ödeyeceğini söylemiştir. Yunan Da­hiliye Vekili, basma verdiği beyanat­ta «bu işi hakikî bir yunanlı'nın yap­tığını zannetmiyorum»   demiştir.

 Londra :

Dış işleri Vekili Harold Mac M ili an Kıbrıs Konferansına katılan Türk heyetine bugün bir öğle yemeği vermiştir.

 Londra :

Sir Anthoyn Edenin vâki daveti üzerine vukua gelen Eden Zorlu görüş­mesini müteakip kendisine sorulan su­ale cevaben Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatih Rüştü Zorlu, Sir Anthony Edenle vaki görüşmesinden pek memnun olduğunu ya İngiltere Başvekilinnde Türkiye'nin Kıbrıs me­selesi üzerindeki görüşünü açıklamak imkânını bulduğunu bildirmiştir. Patin Rüştü Zorlu, İngiltere'nin Kıbrıs Üzerindeki haklarından feragat ettiği mânasını tazammum edebilecek, Yuna­nistan lehine herhangi bir tavizde bu­lunmasını Türkiye'nin katiyen kabul edemiyecegini. hem İngiltere Başveki­line ve hem de Hariciye Vekiline bil ve Adanın bırakılması mevzu bahise, Türkiye'ye bırakılması lüzu­munu belirtmiştir.

 Atina :

Selânikte Türk Konsolosluğu bahçe­sinde patlıvan infilâk maddesinin, kar­tona sarılmış bir dinamit kartuşu olduğu anlaşılmıştır. Bunu bahçeye meç­hul bir şahsın attığı sanılmaktadır.

Dahilive Vekili Nikolitsas'ın gazeteci­lere bildirdiğine göre, o esnada Konso­loshanede bulunan tek kavasile, nöbet tutmakta olan iki polis, eli hiçbir hareket müşahede etme­mişlerdir.

9 Eylül 1955

 Roma:

Türkiye Büyük Mîllet Meclisi Reisi Refik Kor al tan bugün öğleden sonra uçakla İstanbul'a hareket etmiştir.

 Madison   CWisconsİn,  Amerika}:

Sekiz kişiden müteşekkil bir Türk Or­man Mütehassısları grubu, Arrerik^n usullerini etüd etmek üzere bugün Madison'daki Orman Mahsulleri Lâboratuvarlarına gelmiştir. Türk grubu ayrıca Nebraska, Colorado, Touisiana Kıızev Carolina'daki Orman Servis İstasyonlarını da ziyaret edecektir.

10 Eylül 1955

 New- York :

Türk hükümetinin enerjik hareketi ve Reisicumhur ile Başveki'lin İstanbul'­daki tetkikleri, İstanbul ve İzmir'deki hâdiseler dolayısiyle hâsıl olmaya te­mayül gösteren suitefehhümü İzale et­miştir.

Dün akşamki bütün radyo haberleri ve tefsirleri Türk hükümetinin .hâdiseler kargısında hassasiyet ve teessürünü belirtmekle başlamıştır. Türkiye en derin teessürlerini bildirmektedir. Türk hükümeti hâdiselerden çok müteessir­dir. Zararları tazmin edecektir. Sözle­ri tekrar tekrar yayınlanmıştır.

Paris'te Nato toplantılarında Türk de­legesinin de teessür ifade eden sözleri gazetelerde belirtilmiş bulunmaktadır.

 'Washington :

İstanbul'da ve İzmir'de 6 eylül günü vukua gelen hâdiseler münasebetiyle, Türk hükümeti tarafından neşredilen tebliğler, Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes'in hâdiseye karşı gösterdikleri büyük alâka; Ad­nan Menderes'in bizzat almış olduğu enerjik tedbirler, Amerikan gaz ete çile­de ve radyolarında geniş surette yer almış ve müsbet tesir yapmıştır.

Türk hükümetinin hâdiselere hâkim olması övülmektedir,

11 Eylül 1955

 Belgrad:

Bugün burada yapılan konkurhipiklerde Mareşal Tito manialı koşusunu Yüzba­şı Arslan Güneş kazanmıştır. Bir met-rere otuz santim yükseklikte altı ma­nialı yarışın   neticesi şöyledir:

 Yüzbaşı Arslan Güneş 47 saniye­ de Esmer Alın adlı atı ile,

 Yüzbaşı Bedri Büke 50 saniye 1/5 de Kurt adı atı ile,

 Yüzbaşı Antoni (Romanya) 52 sa­niye  2/5  de,

Trepca mukavemet koşusunu Domino'nun binicisi   Yüzbaşı  Gönenli birincilikle kazanmıştır. Yüzbaşı Fombelle (Fransa) ikinci ve Teğmen Szatola (Macar)   üçüncü   gelmişlerdir.

16 Eylül 1955

:Bremerhaven: 

Türkiye Denizcilik Bankasının ısmar­lamış olduğu 8.000 tonluk bir yolcu gemisi bugün Skebeck tersanesinde merasimle denize indirilmiştir. Bu ge­mi, Bankanın sipariş ettiği altı gemi­den biridir.

26 Eylül 1955

 Tahran:

Reisicumhur Celâl Bayar, Birleşik Amerika Devletleri Başkanı Eisenhower'e kalb krizi geçirmesi münasebe­tiyle şu telgrafı çekmiştir:

Bir kalp krizi geçirdiğinizi gazeteler­den öğrenmekle çok müteessir oldum. Çabuk şifaya olmanız hususunda ek­selanslarına en samimî temennilerimi arzeder ve bir an evvel tam sıhhatta olarak yalnız Amerika İçin değil, aynı zamAnta bütün dünya için hayati ehemmiyeti haiz olan vazifenizin başına dönebilmenizi   ümit   eylerim.

Samimî hürmet ve muhabbetlerimle.

Celâl Bayar..

28 Eylül 1955

 Londra :

Türkiye'nin yeni İngiltere Büyükelçi­si Suad. Hayri Ürgüplü bu sabah Pa­ris'ten  Londra'ya  gelmiştir,

Victoria garında gazetecilere beyanat­ta bulunan Ürgüplü ezcümle şunları söylemiştir:

«Yeni vazifemde benim için en mühim nokta, Türkiye ile Büyük Britanya arasında daima mevcut bulunmuş' olan iyi münasebetleri idame ettirmektir. Her iki memleket Atlantik Paktına dahil olduğundan bu noktanın önemi bugün  bir   kat   daha artmaktadır.

Bundan başka, Türkiye ile İngiltere arasında ticarî mübadelelerin arttırıl­ması imkânının mevcudiyetine de ina­nıyorum. Bu hususta elimden gelen gayreti sarf edeceğim.

18 Eylül 1955

 Ankara:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, kıy­metli ve büyük komşumuz dost İran'­ın Şehinşahı Muhammet Rıza Pehlevî'ni davetine icabetle bugün saat 14.30 da hava kuvvetlerimize ait as­kerî bir uçakla ve İran'ı resmen zi­yaret etmek üzere Diyarbakır'a müte­veccihen Ankara'dan ayrılmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar Büyük Mil­let Meclisi Reisi Refik Koraltan ve Başvekil Adnan Menderes ile birlikte Türk ve İran bayraklariyle donatılmış bulnan Etimesgut askerî hava alanına muvasalatını müteakip refakatinde Er. kânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu ve Erkânı Harbiyei Umumiye ikinci Re­isi Korgeneral Rüştü Erdelhun olduğu halde başta sancakları bulunan ve seIâm resmini ifa eden ihtiram kıtasını teftiş etmiştir. Müteakiben bAnto is­tiklâl marşını çalmış ve Reisicumhuru­muz 21 pare top atım ile selâmlanmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Etimes­gut askerî hava alanında Büyük Mil­let Meclisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, vekiller, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Demokrat Parti Meclis Grubu Reis. vekilleri, mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı, Riya-seticumhur Umumî Kâtip Vekili, Er­kânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili, kuvvetler kumAntanları, general ve amiraller, vekâletler müsteşarları, ban kalar umum müdürleri, kordiplomatik mensubu, Ankara Valisi, Örfi İdare KumAntanı, Demokrat Parti Başkanı, Vilâyet ve Belediye Meclisi azaları. Merkez KumAntanı ile emniyet Müdür ve basın mümessilleri tarafından uğurlanmıştır.

Reisicumhurumuza İran'a yapacakları resmî ziyarette Devlet Vekili ve Hari­ciye Vekâleti Vekili Fatih Rüştü Zor­lu ile Büyük Millet Meclisi Hariciye Komisyonu Mazbata Muharriri ve İs­tanbul Mebusu Firuzan Tekil, Harici­ye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi, Erkânı Harbi­yeî Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun, Riyaset i cumhur Baş­yaveri Kurmay Albay Refik Tulga, Hariciye Vekâleti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp, Protokol Umum Müdürü Şemseddin Arif Mardin, A-nadolu Ajansı Umum Müdürü Şerif Arzık, Hariciye Vekâleti Ticaret Da­iresi Umum Müdür Muavini Oğuz Gökmen, Riyaseticumhur Yaverlerin­den Binbaşı Kemal Eker ve Binbaşı Mustafa Tayyar ile Devlet Vekâleti Hususî Kalem Müdürü Hayrettin O-zansoy'dan müteşekkil heyet refakat etmektedir.

Heyete Tahran Büyükelçimiz İzet Aksalur mahallinde iltihak edecektir. İran'ın  Ankara Büyükelçiliği Basın Müşaviri Dr. Isfahani de aynı uçakla Reisicumhurumuzun refakatinde İran'a hareket    etmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bu ge­ceyi Diyarbakır'da geçirdikten sonra yarın sabah aynı uçakla Tahran'a mü­teveccihen yollarına devam edecektir. Reisicumhur Celâl Bayar'ın İran'a ya­pacağı resmî ziyaret 19 eylül tarihin­den itibaren başlıyacak ve 25 eylülde nihayete erecektir. Evvelce ilân olun­duğu veçhile resmi ziyaretin 24 eylulde nihayet bulması mukarrer idiyse de Şehinşah hazretleri tarafından izhar buyurulan nazikâne arzuya uyarak Re­isicumhurumuz Tahran'daki ikâmetini bir gün daha uzatmıştır.

 Ankara:

Reisicumhurumuz   Celâl  Bayar,     kıymetli ve büyük komşumuz dost İran'a müteveccihen Diyarbakır'a hareketin­den evvel hava alanında Anadolu Ajansına  şu beyanatta  bulunmuştur:

«Kıymetli ve büyük komşumuz dost İran'a resmî bir ziyaret yapmak üze­re yola çıkıyorum. Bu ziyareti yapmak firsatını bulduğumdan dolayı büyük bir bahtiyarlık ve şeref duymaktayım. İran, cihan medeniyet tarihinde müm­taz bir mevkie malik bulunmak maz­hariyetine kavuşmuş olan mahdud. memleketlerden biridir. Her millet her zaman kendi kollarında bu kadar par­lak bir mazinin mirasını taşımak kuv­vetini bulamaz. İran milleti bu bakım­dan da talihli bir millettir. Çünkü ma­zisinin parlak meşalesini vakarla ve kuvvetle dimdik tutmakta ve daima daha parlak bir âtiye doğru yürümek­tedir.

Hürmetle ve sevgi ile bağlı bulundu­ğumuz İran'la kader, bütün tarih bo­yunca bizi birleştirmiş ve birbirimizle kaynaştır iniştir. Bu hakikat bugün belki her zamAntan da daha açık ve kuvvetli şekilde kendisini hissettir­mektedir.

Bunun İçindir ki coğrafî durumumu­zun karşılıklı olarak iki memleketimiz için arzettiği ehemmiyet, milletlerimiz arasındaki ananevi rabıtalar, sevgi ve hürmet, bugün her iki milletimizin de azami ölçüde yekdiğerini istifade et azami ölçüde yekdiğerini istifade et­tirmesi lâzım gelen birer nimet teşkil

Derin, büyük ve devamlı hislerin ifa­desinde geçen zamanların ehemmiye­ti yoktur. Ben şimdi Şehinşah Hazret­lerinin ve İran milletinin davetlisi olarak İran'a Türk milletinin sevgi ve itimadını ifade etmek üzere yapmakta bulunduğum İran ziyaretini Atatürk'­ümüz zamanında memleketimizi şeref­lendiren Şehinşah Rıza Pehlevi Haz­retlerinin o zaman bize getirip ifade buyurdukları hislerin aksisedasını teş­kil ettiği kanaatindeyim.

Aziz milletime kısa bir zaman sonra tekrar kavuşmak ümit ve temennisiy­le veda ederken, onu, en samimî his­siyatına tercüman olmak üzere yap­makta olduğum Iran ziyareti ile, cAntan bir arzusunu yerine getirdiğimi hissederek ayrıca bahtiyarlık duymak­tayım.»

 Tahran:

Basta Şehinşah Muhammed Rıza Peh­levi olmak, üzere bütün İran milleti ve hükümeti Reisicumhur Celâl Bayar'ı en samimi ve hararetli şekilde karşı­lamak için içten gelen bir sevgi ile in­tizardadırlar.

Reisicumhurumuzun ziyareti için bü­tün hazırlıklar tamamlanmış bulun­maktadır. Tahran'daki umumî kanaat ve intiba, iki dost ve komşu devletin reisleri arasında vukubulacak bu te­masın asırlık kültür bağlarına ilâveten sağlam temelleri Aziz Atatürk ve Rı­za Şah Pehlevi tarafından derin kar­deşlik duygulariyle birbirine bu dere­ce merbut bulunan iki millet ve mem­leket arasında hayırlı ve mes'ut neti­celer vereceği, dostluk ve işbirliği yo­lunda yeni feyizli bir merhale teşkil edeceği merkezindedir.

Bu hissiyata tercüman olan bir gazete, "Subhu Visal» gazetesi, bu ziyaretten Atatürk'ün ve Eıza Şah'ın ruhları şad olacaktır, demektedir.

«İttilaatı gazetesi, Türk milletinin bü­yük temsilcisini bütün îr an milleti bekliyor, diye bir bağlık koymuştur.

«Tahranı Musavver» ve «îttilaatı Heftegi» mecmuaları kapaklarında Türk ve İran bayrakları ile çıkmış, sahifelerinin yarısını Türkiye'ye, Türk milleti­nin hızlı kalkınmasına ve Rıza Şah merhumun Atatürk'ü ziyaretine has­retmiştir. "Tahranı Musavver» mecmu­ası, Bayar'la Muhammed Rıza Şah, bü­yük Atatürk ve Rıza Şah'm feyizli yolunda yürüyorlar, diye yazmaktadır.

«Tuluğ, Mihri, İran, Bahtiyar, Key-han, Pars, Siyaset, Sitare, Ferman; Postı İran, gibi diğer bütün gazeteler de ayni şekilde hararetli neşriyat yap­makta, ziyaretin güzel neticelerine in­tizar etmektedir.

Tahran radyosun da bir haftadan beri başladığı günlük Türkiye konuşmala­rına devam etmektedir. Bu konuşma­larda, memleketimizin coğrafyası, tarihî, kültürü, stratejik durumu, dinamik si­yaseti, İranla olan dostluk ve kardeş­lik müna s ebetleri üzerinde izahat verilmekte, bilhassa Atatürk'le Rıza Şah arasındaki kardeşlik ve bu iki büyük önderin kurduğu sıkı bağlar üzerin­de durulmaktadır.

- Tahran;

İran'a resmî ziyaret yapmakta olan Reisicumhur Celâl Bayar bugün mahal­li saatle 15.15 de uçakla Tahran'a gel­miş, Türk ve İran bayraklariyle süs­lenmiş bulunan Mihribat Hava Meyda­nında Şehınşah ve bütün İran devlet adamları tarafından askerî merasim ve çok büyük bir samimiyetle karşı­lanmıştır.

Mihrabad Hava Meydanından saraya kadar yollarda İran halk kitlelerinin kendisine ve onun yüksek şahsiyetinde Türk milletine müteveccih muazzam tezahür atiyle selâm lamıştır.

Reisicumhurumuzun uçağı İran hudu­dundan itibaren 12 uçaklık bir İran hava filosu tarafından takip edilmiş ve üçlü tertipler hâlinde Devlet Reisi­mizin uçağı etrafında yer alan İran uçakları hava meydanı üzerinde kafile­den ayrılmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, güler bir yüzle uçaktan inerken, Şehinşah kendisine doğru ilerlemiş ve iki dost komşu ve kardeş devlet reisinin bu ilk buluşmaları çok samimî olmuştur. Bu esnada uzaklarda bir batarya 21 pare top atimiyle Reisicumhurumuzu selâmlamıştır.

Şehinşah, karşılamaya gelen Veliahd Gulam Rıza Pehlevî ile Başvekil Alayî, ayan ve mebusan reislerini, Harici­ye Vekili İntizamı, Harbiye Vekilini, Erkânı Harbiye Reisini, Tahran Umu­mî Valisini, Askerî Valisini, Belediye Reisini, Saray Nazırı ile diğer zevatı Resieumhurumuza takdim etmiş, Ce­lâl Bayar da refakatindeki zevatı Şehinşaha tanıtmıştır.

İran'ın Ankara Büyükelçisi ile Türki­ye'nin Tahran Büyükelçisi ve ve selaretimiz erkânı karşılamada hazır bu­lunmakta idiler.

Takdim merasimini müteakip, iki dev­let reisi, milli marşları ve selâm res­min ifa eden askerî kıtayı teftiş etmislerdir.

Reisicumhurumuzla şehingah, hava alanından, halkın alkışlan arasında bir açık otomobile binerek ayrılmış ve bu otomobili diğer zevatın otomobilleri takip etmiştir.

Kortejin Hava Alanından, Simran'da Reisicumhurumuzun ve heyetimizin ikâmetine tahsis edilen «Sahib Kiraniye» kasrına .giderken geçtiği Tahran yollarında muazzam halk toplulukları Reisicumhurumuza hararetli tezahür­lerde bulunmuş, »Zindebad» sesleri he­men, hiç dinmemiştir. İki memleket bayraklariyle süslenmiş olan yolların iki kenarında dizili İran askerleri de selâm resmini ifa etmekteydi.

Reisicumhur Celâl Bayar'ı Sahip Karanye kasrına kadar götüren Şehinşah Reisicumhurumuzla birlikte çay içmiş­ler, müteakiben Saadabad kasrına ha­reket eylemişlerdir. Reisicumhurumuz saat 17 de Saadabd kasrına giderek Şehinşahı ziyaret edecek ve bu ilk -zi­yaret gününün merasimi böylece sona erecektir.

Reisi cumhurumuzun MihmAntarlığına Sarayı Temsilen Büyükelçi Ali Arda-lan, Başvekâlet müsteşarı Hamzavi, Hariciye "Umum Müdürlerinden Hümü Garip ve Ordu adına da General Hüseyin Siyasi tayin edilmiştir.

Reisicumhurumuzun ziyareti münase­betiyle Tahran bir bayram manzarası arz etmektedir. Bütün İran gazeteleri bugün de başyazılarım bu ziyarete hasretmiş, ayrıca ilk sahifelerinde de ziyaret programına dört beş sütun­larını ayırmıştır. Gazetelerin hepsinde Reisicumhurumuzun fotoğrafları var­dır. ^Ferman» gazetesi «Zindebad Dostiyi Türkiye İran., başlıklı makale­sinde Bayar'ı selâmlamakta İran ve Türkiye'nin dost ve düşmanlarının müşterek olduğunu, birlikte nefis mü­dafaası yapmaları gerektiğini yazmak­tadır. »Sedayı Mürdüm» gazetesi «Mihmanı Alikadr» başlıklı yazısında asır­lar boyunca iki milletin nasıl müşte­rek bir medeniyeti yükselttiklerini ve müdafaa ettiklerini belirtmekte ve dostluğun hiç bir zaman bugünkü ka­dar sıkı bulunmadığını da ayrıcakay­dettikten sonra Kardeş milletin vazi­fesi bu yakınlığı azamî dereceye çıkar­maktır., demektedir. «Terakki» gaze­tesine göre Celâl Bayar'ın bu ziyareti harbin bitmesinden beri İran'a yapıl­mış olan ziyaretlerin en ehemmiyetlisidir. Diğer gazeteler de aynı mealde neşriyatlarına devam etmektedirler.

 Tahran:

Reisicumhur Celâl Bayar'ın ziyareti münasebetiyle İran Başvekili, Anado­lu Ajansı Umum Müdürüne aşağıdaki mesajı  vermiştir:

Bu mesaj İran basınında da «Mümtaz Türk Reisicumhurunun Ziyareti» baş­lığı altında neşredilmiştir.

Ekselans Bayar, memleketine büyük hiz­metler ifa etmiş ve Îranlıların da bi­hakkın, hayran oldukları mümtaz bir devlet adamıdır. Reisicumhur Ata­türk'ün müteyaffa Hükümdarımız Rıza Şah Pehlevi'ye gösterdiği hararetli ka­bul hatırımızdadır. Reisicumhur Bayar'ın ziyareti münasebetiyle Iran hü­kümeti ve milleti dost ve kardeş bir devletin reisini aralarında görmekle duydukları sevinci izhar etmek ister­ler. Şuna kaniiz ki, bu ziyaret samimî dostluk ve iyi anlaşma münasebetleri­nin tersinme hadim olacak ve Majeste Şehinşah Hazretleriyle Ekselans Bayar'ın birbirlerine mülâki olmaları or­ta Doğuda olduğu kadar bütün dün­yada da sulh ve emniyet davasına hiz­met edecektir.»

19 Eylül 1955

- Ankara:

Vâki davet üzerine İran'ı resmen zi­yaret etmek maksadiyle memleketi­mizden ayrılmış bulunan Reisicumhu­rumuz Celâl Bayar'ın gaybubeti esna­sında kendisine anayasanın 33 üncü maddesi mucibince vekâlet edecek ci­lan Türkiye Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan bugün Reisicumhur Vekilliği vazifesine başlamıştır.

 Diyarbakır:

Kıymetli ve büyük     komşumuz   dost İranı resmen ziyarete gitmekte olan Reisi cumhurumuz Celâl Bayar bu sa­bah saat 9.40 da uçakla Tahrana mü­teveccihen Diyarbakır’dan hareket et­miştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar hareket etmek üzere Diyarbakır askeri hava alanına geldiğinde sancakları başta bu­lunan bir ihtiram kıtası selâm resmi­ni ve bAnto İstiklâl Marsını çalmıştır. ihtiram kıtasını teftiş eden Reisicum­hurumuz Diyarbakır Mebusu Halil Turgur, Muş Mebusu Şemsi Ağaoğlu, Diyarbakır Valisi Şevket Ozanalp, Ko­lordu KumAntanı Korgeneral Fahri Öz dilek. Belediye Reis Vekili Ethem Uluçay ve diğer zevat «hayırlı yolcu­luk"  temennisinde bulunmuşlardır.

Kalabalık bir vatAntaş topluluğu da­ha şehirden itibaren Reisicumhuru­muzu hava meydanına kadar güzer­gâhta toplanmak sureti ile hararetli sevgi gösterileriyle uğurlamış ve dost ve kardeş Iran milletine Türk mille­tinin muhabbet sevgilerinin ulaştırıl­ması temennisinde bulunmuştur.

Reisicumhurumuz hava alanında ken­disini teşyie gelenlere ayrı ayrı veda ettikten sonra meydAnta bulunanla­rın alkışları arasında hava kuvvetleri­mize ait uçağa rakıben Tahrana mü­teveccihen hareket etmiştir.

Hava kuvvetlerimize ait jet uçakları Diyarbakır üssünden havalanarak ve Sayın Bayar'i hududumuza kadar teş­yi etmek üzere Devlet Reisimizi ha­mil  uçağa  refakat  etmişlerdir.

Reisicumhurumuza İran'a yapacakları resmî ziyarette Devlet Vekili ve Ha­riciye Vekâleti Vekili Fatih Rüştü Zorlu ile Büyük Millet Meclisi Harici­ye Komisyonu Mazbata Muharriri ve İstanbul Mebusu Firuzan Tekil, Hari­ciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükel­çi Muharrem NuriBirgi, Erkânı Harbiyeî Umumiye İkinci Reisi Korgene­ral Rüştü Erdelhun, Riyassticumhur Başyaveri Kurmay Albay Refik Tulga, Protokol Umum Müdürü Şemsettin Arif Mardin, Anadolu Ajansı Umum Müdürü Şerif Arzık, Riyaseticumhur Baştabibi Recai Ergüder, Hariciye Ve­kâleti Ticaret Dairesi    Umum Müdür Muavini Oğuz Gökmen, Riyaseticumhur Yaverlerinden Binbaşı Kemal Eker ve Binbaşı Mustafa Tayyar ile Devlet Vekâleti Hususî Kalem Müdü­rü Hayrettin Ozansoy'dan müteşekkil heyet refakat etmektedir.

Heyete Tahran Büyükelçimiz İzzet Aksalur mahallinde iltihak edecektir. İran'ın Ankara Büyükelçiliği Basın, Müşaviri Dr. İsfahanı de aynı uçakla Reisicumhurumuzun Refakatinde îran'a hareket etmiştir.

21 Eylül 1955

 Tahran:

Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Fatih Rüştü Zorlu bugün öğleden sonra İran Başvekili Hüseyin Alayı ziyaret etmiştir.

 Tahran:

Tahran gazeteleri bugün bir taraftan Reisicumhur Celâl Bayar'ın ziyareti hakkında geniş tafsilât vermekte, di­ğer taraftan da Başvekil Hüseyin Alâiun dün mecliste dış siyaset hakkın­da yaptığı azimli ifade taşıyan nut­kunu yorumlamaktadırlar.

Ittilaat gazetesi diyor ki:

«İran dış siyasetini tayinde başkala­rının radyolarla yaptıkları neşriyatı nazarı dikkate alacak değildir. İran hükümeti, memleketin nef'ine bildiği herhangi bir kararı eğer alacaksa, bu­nun için şu veya bu hükümetin bundan memnun veya gayrımenun olmasını nazarı dikkatte tutacak değildir. Büyük Şimal komşumuz Sovyetlerin bir ta­raftan bizimle münasebetlerini geliş­tirmek isterken, diğer taraftan dost ve kardeş Türkiye'ye karşı ve Orta Do­ğu Paktına karşı şayanı teessüf bîr radyo neşriyatına geçmiş olmasını biz iyi bulamıyoruz. İran siyasetine gelin­ce. Başvekilin dediği gibi bunda her­hangi bir değişiklik yoktur. Birleşmiş Milletler anayasasına bağlı kalmakta berdevamdır. İki millet arasındaki dostluk bağlarını takviyeye çalışan İrah ve Türk devlet adamları iki mem­leket lehine olan tedbirleri alacaklar­dır. Bunu yaparken, bundan yirmibir sene evvel    merhum iki büyük lider tarafından çizilen yolda yürüyecekler ve herhangi bir yabancı müdahale veya propagAntayı nazarı dikkate almıyacaklardır.

Keyhan gazetesi de şöyle yazıyor:

Başvekilin nutku İran'ın Orta Doğu Paktı hakkındaki karara hazırlanmış olduğunu gösteriyor. Pazar günü mec­lis gizli bir toplantı yapacaktır. Bu toplantının ehemmiyeti büyük olacak­tır.

Ferman gazetesinin tefsirleri şöyledir: '.Başvekilin beyanatı hükümetin Pakt bahsinde bir karara varmış olduğunu gösteriyor. Orta Doğuda kollektif mü­dafaayı teşkilâtlAntırmak Orta Doğu­ya ve İrana yabancı müdahalelerini önliyecektir.

İranın bu pakta yabancı muhalefet er­denler İran'ın zayıf ve zavallı kalma­sın isteyenlerdir.   .

 Tahran:

Reisicumhur Celâl Bayar öğleden son­ra İran Parlamentosunun bulunduğu Bahar İstan Sarayını ziyaret etmiş ve mebusan reislerinin Devlet Reisimizin şerefine tertip ettikleri kabul resmin­de bulunmuştur.

İran Parlamentosu adına Reisicumhu­rumuzu selamlıyan ve Türkiye ile İran arasındaki dostluk ve işbirliğinin git­tikçe daha ziyade sıkılaşması temen­nisinde bulunan Millî Meclis Reisinin hitabesine cevap veren Celâl Bayar şöyle demiştir:

«İran milletini temsil eden muhterem huzurunda bana söz söylemek fırsatını verdiğinden dolayı sayın Re­ise teşekkür ederim. Böyle bir güzide heyet önünde hazırlıksız konuşmanın güçlüğünü biliyorum eğer bu hususta bir eksinim olursa, bunu samimiyeti­me bağışlamanızı   rica   ederim.

Ben İrana Şehinşah Hazretlerinin da­veti üzerine misafir olarak geldim. Her misafir gibi umduklarım vardı. Fakat Türk milletinin temsilcisi ola­rak gördüğüm çok samimi hüsnükabul umduklarımın çok fevkinde tecelli et­miştir

İran ve Türkiye münasebetleri üzerin­de mitalâa dermeyan etmek için tari­hin derinliklerine inmeye lüzum, yok­tur. Başka bir vesile ile arzetmiş ol­duğum gibi bizi biribirimize yaklaştı­ran ve aramızda mukadderat birliğini kuran unsurları anlamak için haritaya bir kere bakmak kâfidir. Her iki mem­leket ve millet hürriyet ve istiklâlle­rine sahip olarak yaşamak istiyorlar. İşte biz bunu temin için elele vermek arzusundayız. Milletlerimiz için bekle­diğimiz refah, saadet ve ümran ancak birleşmek ve münasebetlerimizi kuv­vetle tanzim ederek ilerlemektir. Bu yolda olduğumuzu memnuniyetle mü­şahede etmekteyiz

İranı ziyaretimden, Türk milletine götüreceğim manevi kıymetleri çok büyük hediyelerim vardır. İrAnta ne gördün diye sordukları zaman şu ce­vabı vereceğim: efkâr, mukadderat ve vicdan birliğinin manâsı orada çok iyi anlaşılmıştır. Oradaki kardeşlerimizin kalbi bize karşı muhabbet ve sami­miyetle çarpmaktadır. Temennim her iki milletin bugünkü istikrar rejimle­ri altında müreffeh olması ve istikbal­de de tarihi ihtişamlarına kavuşma­sıdır.»

Reisicumhurumuz sözlerini şiddetli al­kışlar arasında Türk milletinin mü­messili olarak kendisine karşı göste­rilen hüsnükabulden dolayı bir kere daha teşekkür ederek bitirmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bay ar bu sa­bah müzeye giderken olduğu gibi öğ­leden sonra Parlamento Sarayına gi­derken de yollarda muazzam ve heye­canlı halk kitlelerinin sevgi tezahür­leri yi selâmlanmiştir.

 Tahran:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın İran'ı ziyaretinin bugün üçüncü günü kardeş İran'ın ordusuna tahsis edilmiştir.

Reisicumhurumuz Şehinşah ile bera­ber şehirden 50 kilometre mesafede bulunan manevra sahasına giderek or­dunun askerî tatbikatını görmüştür.

Öğle yemeğinin Sahip Karaniye Sa­rayında iki devlet reisinin arasında hususî   surette      yenilmesinden   sonra askerî fabrikalar gezilecektir. Akşam Hariciye Vekili İntizam'ın Hariceye Vekâleti Sarayında Reisicum­hurumuz şerefine vereceği bir ziyafet vardır. Bu ziyafeti büyük bir resmi-kabul takip edecektir

Dün gece İran Başvekili Hüseyin Aala tarafından Gülistan Sarayında Reisi­cumhurumuz şerefine vereceği bir zi­yafet vardır. Bu ziyafeti büyük bir resmikabul takip edecektir.

Dün gece İran Başvekili Hüseyin Âlâ tarafından Gülistan Sarayında Reisi­cumhurumuz şerefine verilen ziyafet çok parlak olmuş, ziyafette ŞehinşahIa bütün hükümet azası, kordiploma­tik ve devletin yüksek memurları ha­zır bulunmuştur. Ziyafetin sonunda Başvekil Hüseyin Âlâ kısa bir hita­bede bulunarak kadehini iki devlet re­isinin sıhhatine, iki kardeş milletin saadetine, müşterek bölgenin emniye­tine ve Türk - İran dostluğunun kuv­vetlenmesine kaldırmıştır.

Yemek Gülistan Sarayının meşhur sa­lonlarında yenmiş, kabul resmî de bin­lerce ampulle ağaçları süslenmiş olan sarayın havuzlu bahçesinde cereyan etmiştir.

Kabul resmî esnasında iki devlet re­isi ile hükümet ricali arasında samimî görüşmeler yapılmıştır.

23 Eylül 1955

 Tahran:

İran gazetelerinin birinci sahifelerinde belirtildiğine göre, İran iktisat ve mü­nakalât vezaretleri ileri gelenleriyle Türk heyetinin alâkalı şahsiyetleri arasında karşılıklı olarak, iki büyük el­çinin de iştirakiyle dündenberi tran­sit ve diğer iktisadî mevzular üzerinde görüşmeler cereyan etmeğe başlamış­tır.

Gazeteler, bu görüşmelerin iki taraf İçin de, ayrıca hayırlı neticeler vere­ceğini kaydetmektedirler.

Öte yAntan, P. T. T. nezaretinden bildirildiğine göre, bu cumartesi günü saat 16.00 da Tahran ile Ankara arasında ilk defa olarak telefon muha­veresinin tesisine geçilecektir.

 Tahran:

Yarı resmî mahiyetli İttihat gazetesi bugünkü başyazısını Türkiye ile İran arasındaki münasebetlere tahsis etmekte ve şöyle demektedir:

.Reisicumhur Bayar'ın ziyareti, bu tarzdaki bütün ziyaretler gibi, netice­leri iki milletin ilerlemesi ve refahı üzerinde mesut tesirler icra edecek olan gayretlerin tahakkuku için ilk hazırlıkları teşkil etmektedir.

Halen samimiyet, iyi niyet ve karşıIıklı anlayış havası içinde cereyan et­mekte olan görüşmeler hem Türkiye, hem de İran için çok faydalı neticeler doğuracaktır.

Başvekil Hüseyin âlâ mecliste irat et­tiği ve geniş akisler uyAntıran nut­kunda Türk-İran münasebetlerinin takviyesi üzerinde durmuştur.'

Ittılaat gazetesi Türkiye ile İran ara­sındaki kültür bağlarının ehemmiyeti­ni belirttikten sonra İktisadi münase­betlere geçmekte ve şöyle demektedir:

Türkiye ile İran arasındaki ticaret yolu Doğuyu Batıya bağlıyan en kısa yoldur. Bu eski yol transit anlaşmaları ile modern hale getirilmelidir. Eğer İran'dan geçen yol bahis mevzuu ol­duğu gibi, Türkiye demiryolları ile birleştirilecek olursa Basra Körfezi de İran ve Türkiye yoluyla Atlas Okya­nusuna bağlanmış olacaktır.

Böyle bir tasavvur gerçekleşmesi ile temin edilecek iktisadî faydalardan başka Batı medeniyeti Türkiye ve İran sayesinde Asyaya yayılmış olacaktır. Asırlardanberi Asya'da kültür ve me­deniyet meşalesini taşımış olan Türki­ye ve İran da bugün yeniden bu mev­kilerini elde edeceklerdir. Bunun için ilk şart iki memleket arasındaki her türlü bağın takviye sidir.

Bizim fikrimizce, bu büyük plânın ta­hakkuku yolunda Atatürk ve Rıza Şahtan beri girişilmiş olan teşebbüs­ler arasında Reisicumhur Bayar'ın zi­yareti nihai neticenin elde edilmesi yolunda en mükemmel fırsat olmuştur, bu sebeple Reisicumhurun maiyetinde

bulunanlardan herbirinin kendi saha­sında müzakerelere girişerek iki mem­leketi her sahada birbirine bağlıyan bağların sıkılaştırılması yolunda gay­ret etmeleri çok isabetli olacaktır.»

24 Eylül 1955

 Tahran:

Reisicumhur Celâl Bay ar beraberinde Hariciye Vekâleti Vekili Fatih Rüştü Zorlu ile heyetimizin diğer azası, iki devletin karşılıklı büyükelçileri ve mihmAntarları olduğu halde, Şehinşahın Devlet Reisimizin rükûbuna tah­sis ettiği hususî uçağiyle dün saat 10.00 da TahrAntan hareketle 11.15 de İsfa­hana vasıl olmuştur. Reisicumhur Ce­lâl Bayar, İsfahan hava alanında as­keri merasimle karşılanmış. Umumî Vali, Askeri KumAntan, Belediye Re-isi ve diğer zevat tarafından selâm­lanmış tır,

İsfahanlı'ların adına bir küçük kız bu­ket takdim etmiş, Belediye Reisi de şehrin altun anahtarın tevdi eylemiştir.

Bütün yolları iki taraflı dolduran İs­fahanlı'ların coşkun tezahürleri ara­sında Kırık Sütun Sarayına gidilmiş, Safeviler devrine aid olan bu 400 se­nelik muhteşem sarayda bir müddet istirahat edilmiştir. Sarayın minyatürlü salonlarının gezilmesinden sonra şehrin tam merkezindeki muazzam mustatil okmeydanına gidilmiş ve orada Şahın babasının yaptırdığı Büyük Mescit, Şah ile Şeyh Lûtfullah Mes­cidi gezilmiştir. Bu ziyaretler esnasın­da İsfahan Müzeler Müdürü Reisicum­hurumuza izahat vermiştir.

Öğle yemeği Orduevinde yenmiştir. Yemeğin sonlarına doğru İsfahan Umumî Valisi Reisicumhurumuzu se­lâmlayan Türk-İran dostluk ve kerdeşliğini öven, İsfahanlı'ların Devlet Reisimize ve Türk milletine, derin sa­mimî hislerine tercüman olan kısa bir hitabe irad etmiştir.

Reisicumhurumuz, verdiği cevapta şöy­le demiştir:

• Güzel vatanınızı ziyarete başladığım Antan beri her yerde gördüğüm hüsnü kabulün minnettarıyım. Her yerde Türk milletinin mümessili olarak bana refakat eden arkadaşlarıma gösterilen kardeşçe muhabbetin derin tesiri al­tındayım.

İsfahan şehrini biz tarihten tanıyoruz. Birçok büyük medeniyetleri vücuda getiren hükümetlerin merkezi olmuş­tur. İsfahan bir kelime ile İran mede­niyetinin içinde parlak bir yıldızdır. İsfahanın bir sanayi merkezi olduğunu ve buradaki sanayin güzel eserlerinin dünyaca da tanındığını biliyoruz. İranı ziyaret programımızda zaman kazan­mak istiyorduk. Fakat İsfahanı gör­mekten de kendimizi alamadık. Buna çok isabet etmiş

olduğumuzu görüyo­rum. Çini sanayimin bir amatörü ol­duğumu söyleyebilirim. Çinicilik Türkiye’de de çok eski bir sanat olarak mevcuttur. Büyük camilerimizin baş­lıca ziynet vasıtası çinidir. Hakikati olduğu gibi ifade iğin söyliyeyim ki bizdeki çiniler de kıymet itibariyle çok mühimdir ve güzel eserlerdir. Fa­kat iddia edebilirim ki İsfahAnta gör­düğüm çiniler gibi toplu, büyük ha­cimde ve bu ihtişamda çiniler başka hiç bir memlekette mevcut değildir. Gördüğüm bu güzel manzaraların ih­tişamı karşısında kendimi heyecAntan heyecana kaptırdım.

İsfahanlıların bana ve arkadaşlarıma gösterdikleri hüsnü kabule gelince, manzara hakikaten fevkalâde idi. Bu tezahürat karşısında minnettarlık his­si duymamak mümkün değildir.

Biz, güzel memleketinize kadîm dost­luğumuzu kuvvetlendirmek için gel­dik. İranlılar ve İranın mukadderatını idare öden çok muhterem zevat karar verdikleri takdirde emniyet ve selâme­timiz İçin işbirliği yapmak istedik. Milletlerimizin mukadderatı o kadar müşterektir ki bunları birbirinden ayırd etmeğe imkân yoktur. Bizi bekleyen saadetler nasıl müşterekse, kar­şımızda kendisini gösteren tehlike de, eğer varsa, her iki millet için aynıdır. Müşterek saadetimiz için beraber ça­lışmağa mecburuz. Eğer bizi tehdid eden bir tehlike varsa bu her iki mem­leketin de mukadderatına hükmedece­ği için yine elele vermek mecburiye­tindeyiz.

Pek çok zaman Türk ve İranlı'lar için biz kardeşiz diya tekrar edilir. Çok ya. km komşumuz. Mazide müşterek bü­yük ananelerimiz vardır. Aramızda vicdan ve iman birliği mevcuttur. Türklerin ve iranlıların kardeş olduk­larını n eh yetmiyor um. Bizim İranlı­larla kardeşliğimizin bir karından ikiz olarak ortaya çıkan bir kardeşlik ol­duduğunu söylüyorum.

Bir karından gelen bu iki kardeşin refalı ve saadetini temenni ediyorum. Muhterem İsfahan halkının gösterdiği muhabbetten dolayı teşekkürlerimi tekrar eyliyorum. Sayın Umumî Vali­yi İsfahanın mümessili olarak selâm­larken bu minnet ve şükranları mı zı İsfahan halkına iblağım kendisinden bilhassa rica ediyorum.

İranın bu büyük ve tarihi şehrinde samimi duygularımdan birini ifade etmek isterim. Kanaatim şudur ki, İran milletini saadete götürecek olan bir rejimin içindesiniz. Bu elbette si­zin .bir millî meselenizdir. Ben burada İranın bir kardeşi sjfatiyle ifade et­mek isterim ki İran müstakbel saadeti­nin temelini teşkil eden Şehinşah haz­retleri gibi bir hükümdara malik olmakl bahtiyardır. Kalbi ancak İran milletinin menfaati için çarpan Şehinşah hazretlerinin sıhhatine ve İran milletinin refah ve saadetine kadehimi kaldırıyorum.»

Reisicumhur Celâl Bayar beraberinde Hariciye Vekâleti Vekili Fatih Rüştü Zorlu ve diğer zevat olduğu halde sa­at 16.00 da İsfahAntan uçakla hareket ederek 17.30 da Tahran'a dönmüştür.

 Tahran:

Bugün öğleden sonra Tahran Üniver­sitesinin yıldönümü töreninde Mâieste Sehinşahm da hazır bulunduğu büyük bîr toplantıda Reisicumhur Celâl Ba­yar'a fikrî iktisat doktorluğu tevcih edilmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar ve Şehinşah merasim salonuna girerken tezahürat­la karşılanmışlardır.

Tahran Üniversitesi Rektörü bu müna­sebetle bir nutuk söylemiş ve demiş­tir ki:

Dünyadaki muhtelif milletleri birbir­lerine bağlayan bağlar arasında en kuvvetlileri hiç şüphe yok ki komşu­luk ve müşterek huduttur. Bilhassa eğer bu bağlar, dinî, kültürel, ekono­mik ve politik münasebetlerle takviye edilmiş ise bu gibi hallerde tabiî hu­dutlar silinir, millî ve içtimaî farkla­ra müteallik alâmetler pek kale alın­maz ve iki komşu millet ayrı topraklarda yaşamalarına ve farklı iklimlerde yetişmelerine rağmen, düşünce, his ve zihniyet birliği bakımlarından cari örf ve âdet farkları bir yana bırakırlarsa birbirlerine o derce yaklaşırlar ki ar­tık bu milletleri bir tek varlık olarak mütalâa etmek mümkün olur. Bu mil­letler arasında uzun asırlar boyunca her sahada yapıla gelmiş temaslar ve münasebetler yakın işbirliği ve geniş ölçüde fikir ve bilgi mübadelesi dola-yısıyla ister istemez yekdiğeri üzerin­de tesir ve nüfuz husulüne içtimaî ha­yatlarının veçhelerinde kolayca fark edilebilen medeniyet tezahürlerine yol açan müşterek hisler ve düşünceler yavaş yavaş meydana gelir. Hayatın arzettiği başarılar veya talihsizlikler meşakkat veya ferahlıklar vaziyete gö­re iki mîlleti yaklaştırabilir veya kendilerinden uzaklaştırabilir.. Ancak uzaklaşma dahi olsa kendilerini birbir­lerine bağlayan bağların temelleri sarsılmaz ve zamanın rolünün buna her hangi bir zararı olmaz.

Şayanı şükrAntır ki, Türkiye İran milletleri bu tabiî ve müktesep yakın­laşmadan ve u^un bir maziye malik olun teferruatı her iki milletin hatıra defterlerinin sabitelerinde kayıtlı bu­lunan yaklaştırıcı bağların iyiliklerin­den daima faydalanmışlardır.

Her iki memleket halkı yekdiğeriyle yakın münasebetlerde bulunmuş ve bilcümle maddî ve manevî sahalarda fitrî ehliyet ve zekâlarının müsaadesi nöbetinde beraberce daimî bir temas tesis eylemek suretiyle karşılıklı olarak yekdiğerine ait kaynaklardan is­tifadeler sağlamışlardır. Şu Anta iki millet arasındaki ekonomik, sosyal, harsî. siyasî ve dinî münasebetlerin muhtelif merhalelerini etraflı surette arıklamak uzun ve hattâ fuzulî olur. Gerçekten halen burada hazır bulunan bilgin ve münevver şahsiyetlerin cümlesi tarihin muhtelif devirlerinde her iki milletin devlet reisleri, idarecile­ri, askerî şefleri, âlimleri, edebiyat ve ticaret erbabı ve partizanları arasında mevcut münasebetlerden az çok ma­lûmattardırlar. Bugün Üniversite bay­ramını huzurlariyle şereflendirmiş olan yüksek misafir dost ve komşu Türkiyenin sadece en yüksek resmî şah­siyeti değil ayni zamAnta millî veçhe­leri itibariyle Türk milletinin seçkin şahsiyetlerinden biridir.

Rektör bundan sonra Reisicumhur Ce­lâl Bayar'ın tercüme halinden bahset­miş ve sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«İstiklâl mücadelesi zaferle sona er­dikten ve memleket yabancı işşal ve idaresinden kurtularak cumhurivet re­jimi 1923 de resmen ilân edildikten sonra Atatürk durumun islâh ve is­tikrar kesbetmesî maksadivle İktisadî ve içtimaî reformların yapılmasını za­rurî görmüştür. Bayar'ın da kendi fi­kirlerine iltihak ettiğini müşahede ey­lediğinden ilk millî bankasını tesise memur etti. Bayar ,bu işde son derece ehliyet ve riyâkat gösterdi ki millet­lerarası bir şöhret kazAntı. 1932 de iktisat Vekilliğine tayin edildî ve dîinva iktisadî buhranı sırasında Türk iktisa­diyatını yeniden düzenlemek için bilgi ve tecrübelerinden büyük ölçüde fay­dalAntı. İktisad Vekili bulunduğu beş yıl, Türk iktisadi vatın en iyi ve ilerleme devri olarak telâkki edilmektedir.

Celâl Bayar 1937 de Başvekil Vekilli­ğine tayin edilmiş ve bir ay sonra Başvekilliğe getirilmiştir. Bu yeni ve mühim vazifesi sırasında basiretli ve makul plânlar hazırlamak suretiyle gitgide halk için halk tarafından, halk hükümeti idealini gerçekleştirmeye imkân veren büyük reform hareketle­rine girişmiştir. Mecliste iyi ve devamlı olan herşeyin temelini teşkil eden em­niyet ve eğitim unsurları olmadan memlekette hiçbir şeyin yapılamaya­cağını beyan etmiştir.

1939 da Celâl Bayar Başvekillikten is­tifa ederek mecliste yalnız İzmir Me­busu olarak vazifesine devam etmiş­tir, ikinci Dünya Harbinin cereyan et­tiği müteakip   dört sene  zarfında  hakiki demokrasinin kurulabilmesi ve tek parti rejiminin ortadan kaldırıl­ması çarelerini inceden inceye tetkik ettikten sonra mesai arkadaşlarının da müessir yardımıyle muhalefet partisi­nin teşkili işine başlamış ve böylece Halk Partisinin karsısına Demokrat Partiyi çıkarmıştır. Birkaç yıllık faa­liyetten sonra Bayar milletin o derece­de itimadını elbetmistir ki 1350 se­çimlerinde millet kendisini 396 mebus­la birlikte Büyük Millet Meclisine göndermiştir.

Demokrat Parti Lideri Celâl Bayar böylece Türkiye Cumhuriyetinin üçün­cü Reisicumhuru olmuştur. Güzide mi­safirimiz sağlam irade sahibi ve kendi­sine hakim ve asla lüzumlu olAntan fazlasını söylemeyen mümtaz ve tec­rübeli bir şahsiyettir. Çok nazik ve mütevazi olan Sayın Celâl Bayar, âlim ve sanatkârlarla hasbıhâlden bü­yük bir zevk alır ve sayısız meşgale­lerine ve hali hazırdaki ağır mesuli­yetlerine rağmen her.gün gece yarısın­dan sonraya kadar bir kaç saatini kü­tüphanesinde kitap ve bilhassa iktisa­dî eserler okumakla geçirir.

Tahran Üniversitesi, Türkiye Reisicum­hurunun İran'da bulunması ve açılış merasiminin aynı tarihe tesadüf etme­sinden bilistifade dost ve komşu mem­leketin bu büyük şahsiyetinin kültü­rel ve iktisadî hizmetlerine bir teşek­kür ifadesi olmak üzere ve iki memleket aydınları arasındaki fikrî birliği kuvvetlendirmek maksadiyle Ekse lâııs Celâl Bayar'a Tahran Üniversi­tesi iktisadî ilimler mevzuunda fahri doktorluk payesi vermeyi derpiş ey­lemiş ve üniversite konseyi bu hususu İttifakla tasvip etmekle büyük bir zevk duymuştur.

Bendeniz, şimdi Ekselans Bayar'dan Üniversitenin bu hususu mübeyyin ve­sikasını almak ve bu payenin resmî elbisesini giymek suretiyle İran'ın bu İlim merkezinin kendilerine minnet­tarlığını lütfen kabul buyurmalarını ve böylece bu mesut günde unutulmaz bir hatıra bırakmalarını rica etmekle şeref duyarım.

Şiddetle alkışlanan bu nutuktan sonra Sayın  Bayar,   doktorluk  hilatitıi   giyiniş ve sürekli alkışlar arasında kür­süye gelerek bir nutuk söylemiştir.

Celâl Bayar ezcümle demiştir ki: ''Şehinşah hazretleri,

Dünya ilim ailesinin kıymetli bir rük­nü olan Tahran üniversitesinin bugün tes'id edilmekte elan yıldönümü, be­nim için unutulmaz bir hatıra teşkil edecektir:

Muhterem rektör.

Beni bu mesud .günde üniversiteniz camiasına kabul etmekle büyük şeref verdiniz ve bahtiyar ettiniz. Bundan dolayı teşekkür ederim.

Memleketinize geldiğim günden beri şahsımda Türk Milletine karşı göste­rilen samimi dostluk ve itibar hisleri­ne, bugün İran fikir âlemini temsil eden mümtaz müessesenizin de katıl­ması beni son derece sevindirmiştir.

Demin irad buyurduğunuz ve şahsım hakkında çok cemilekâr sözleri ihtiva eden güzel hitabınızda, İran - Türk dostluğunun unsurlarını çok güzel tahlil buyurdunuz. Fil­hakika Türk ve İran milletlerinin mü­nasebetleri tarihde çok uzaklara ka­dar gitmektedir. İki komşu kardeş karışmış ve birbirinden ilham almış­tır. Ayni zamAnta her iki millet ara­sında mevcut komşuluk münasebeti, bunları her zaman birbirine yaklaş­tırmıştır. Mazide aramızda zaman za­man vuku bulan bazı mücadeleler bile iki millet arasında münaferet mevcu­diyetinden değil, zamanın hükümdar­ları arasındaki nüfuz rekabetlerinden neş'et etmiştir.

Birbirlerine karşı olan sevgi ve hür­metleri tahteşşurlarma kadar nüfuz etmiş olan bu iki millet, asırlar bo­yunca, aralarındaki dostluk his ve ih­tiyacının en müessir ifadesini ve en İsabetli şekilde fiiliyat sahasına inti­kal imkânlarını adetâ sevkitabii ile aramışlardır. Bu hususda en doğru yo­lu bulmak ve seçmek uzun asırlar geç­tikten sonra iki büyük adama yani Şehinşah Rıza Pehlevi ile Atatürk'e müyesser olmuştur. Bunu yüksek, müstakil iki komşu ve kardeş devlet ira­delerini   serbestçe   kullanarak   seçmişterdir. Dosluk her iki devletin birbir­lerinin şereflerine ve toprak bütün­lüklerine tam riayet ve hürmet esas­larına istinad ettirilmiştir. Bu şekilde kurulan bir dostluğun iki memleketin mütekabil emniyetlerinin teinini isti­kametinde inkişaf etmesinde daha ta­bii bir şey olamaz.

Benim İran'a yapmak şerefine nail ol­duğum ziyaret sırasında gördüklerim ve işittiklerim Türkivenin ve İranın bu yolda elele yürüyecekleri hususun­daki kanaatimi bir kat daha kuvvet­lendirmiştir. Esasen bugün dünyanın içinde bulunduğu muhataraz durum bunu bizler irin hayatî bir zaruret haline   getirmektedir.

Şimdi yüksek ilim muhitin için en zi­yade is sahasına piren kültür mezunu ele almak Memleketlerimiz acaşında mazideki ve o makiden bu ilme intikâl etmiş bulunan ca­izse kültürel rabıtaların huzurunda tarihçesini yapmayı lüzum­suz addediyorum. Bu hususda eminim benim sizlere değil sizlerin bana söyleyeceğiniz vakıalar ve hakikatler var dır 'Ronim bu sahada ifada etmek is­tediğim şey şudur:

Filhakika modern vasıtalarla büsbütün kurulmuş olan dünya beşeriyetin müş­terek meselesi olan bir fikrî terbiye ve bilgi seviyesi temini meselesi var­dır. Hakikî sulh ancak bu yoldan te­min  olunabilir.

Bugün beşeriyetin karşılaştığı müşkillerin en mühimlerinden biri mütema­diyen haktan, adaletten, müsavattan sulh ve müsale metten bahse dilmesin e ve bu yüksek mefhumları ifade eden vaid verici metinler İmzalanmasına rağmen, tatbikatta fırsat bekleyiciliğin. zorbalığın ve bu yüksek prensip­lere riayetsizliğin hâkim olmasıdır. Bu vaziyet karşısında ümitsizliğe     kapılmadan manevî kıymetlerin ve hakikî ahlâk mefhumunun teessüs ve tealisi­ne çalışmak lâzımdır. Ayni amAnta realizmi elden bırakmayarak haksız olanlara ve tecavüzî emeller besleyen­lere karşı koymak için ahlâki prensip­lerin kuvvetiyle iktifa etmeyip icabın­da silâha müracaatı da demiş edecek şekilde maddeten azami ölçüde kuv­vetli olmağa ve müttehiden hareket etmeğe hazırlanmak icap eder.

İran Türkiye'nin bu yegâne selâmet yolunun beşeriyet Önünde açılması uğ­runda yaptıkları işbirliğinin en iyi mi­sali olarak BAntung konferansındaki müşterek faaliyetimizi zikredebilirim. Bu konferans bir yAntan Birleşmiş Milletlerin yüksek ideallerini tevid ve ilân eden, diğer yAntan da müşterek emniyetin tepkisi suretiyle sulhun ve bu yüksek ideallerin muhafazasındaki za­rureti tebarüz ettiren bir tebliğ ile ne­ticelenmiştir. Bu nitece orada işbirliği vanan bütün hüsnünivet sahibi mem­leketler için hem iftihara lâyik hem de âti bakımından ümid verici bir hâ­disedir.

Türkiye ve İran'ın kültür sahasında isbir'i»i yanmaları mevzuundan söz misken cihan sulhu ve bu sulhun vikayeyii gibi hususlara kadar sözümü genişlettim. Çünkü şah.sen milletler münasehatının siyasî, iktisadî içtimaî ve kültürel bütün faaliyet sahalarım ih^ta ederek şekilde bir kül olarak mütalea edilmesi lâzım geldiği kana­atindeyim.

Sivasî ve kültürel sahada yapmamız lâzım selen yakın işbirliğini tebarüz ettirdikten sonra, iktisadî sahada da yanmamın icap eden işbirliğinin ve bilhassa her iki memleketi alâkadar eden iktisadî bazı meselelere temas etmek istiyorum.

Bu sahada her iki memleketimizin de müştereken karşısında bulundukları bir mesele vardır ki, o da bir an ev­vel az gelişmiş memleketler durumun­dan, çıkmamız meselesidir. Halk kit­lelerinin gelişmiş memleketlerin ölçü­lerine nisbetle normal bir hayat sevi­yesine eriştirilmesi memleketimizin si­yasî istiklâli kadar mühim olan ikti­sadî istiklâle kavuşması  mutlaka     bu maden manevî kıymetlerin ve hakikî ahlâk mefhumunun teessüs ve tealisi­ne çalışmak lâzımdır. Ayni amAnta realizmi elden bırakmayarak haksız olanlara ve tecavüzî emeller besleyen­lere karşı koymak için ahlâki prensip­lerin kuvvetiyle iktifa etmeyip icabın­da silâha müracaatı da demiş edecek şekilde maddeten azami ölçüde kuv­vetli olmağa ve müttehiden hareket etmeğe hazırlanmak icap eder.

İran Türkiye'nin bu yegâne selâmet yolunun beşeriyet Önünde açılması uğ­runda yaptıkları işbirliğinin en iyi mi­sali olarak BAntung konferansındaki müşterek faaliyetimizi zikredebilirim. Bu konferans bir yAntan Birleşmiş Milletlerin yüksek ideallerini tevid ve ilân eden, diğer yAntan da müşterek emniyetin tepkisi suretiyle sulhun ve bu yüksek ideallerin muhafazasındaki za­rureti tebarüz ettiren bir tebliğ ile ne­ticelenmiştir. Bu nitece orada işbirliği vanan bütün hüsnünivet sahibi mem­leketler için hem iftihara lâyik hem de âti bakımından ümid verici bir hâ­disedir.

Türkiye ve İran'ın kültür sahasında işbirliği yapmaları mevzuundan söz misken cihan sulhu ve bu sulhun vikayeyi gibi hususlara kadar sözümü genişlettim. Çünkü şah.sen milletler münasehatının siyasî, iktisadî içtimaî ve kültürel bütün faaliyet sahalarım ih^ta ederek şekilde bir kül olarak mütalea edilmesi lâzım geldiği kana­atindeyim.

Sivasî ve kültürel sahada yapmamız lâzım selen yakın işbirliğini tebarüz ettirdikten sonra, iktisadî sahada da yanmamın icap eden işbirliğinin ve bilhassa her iki memleketi alâkadar eden iktisadî bazı meselelere temas etmek istiyorum.

Bu sahada her iki memleketimizin de müştereken karşısında bulundukları bir mesele vardır ki, o da bir an ev­vel az gelişmiş memleketler durumun­dan, çıkmamız meselesidir. Halk kit­lelerinin gelişmiş memleketlerin ölçü­lerine nisbetle normal bir hayat sevi­yesine eriştirilmesi memleketimizin si­yasî istiklâli kadar mühim olan ikti­sadî istiklâle kavuşması  mutlaka     bu az gelişmiş memleket durumundan çıkmamıza bağlıdır. Diğer taraftan bir memleketin kendi mevcudiyetini ve cihan sulh ve emniyetini koruyabilme" si İçin lâzım gelen askerî kudrete de­vamlı ve sağlam bir şekilde malik olabilmesi. Bu kuvveti azamî ölçüde kendi İmkânlarıyle idame ettirebilmek yani iktisaden gelişmiş bir memleket haline girmekle mümkün olabilir. Az gelişmiş memleket durumundan çık­mamız, uzun seneler mahdut adımlar­la tahakkuk etmesini beklememiz as­la caiz olamaz. Çünkü bugünkü dün­ya da gerek coğrafi mevkiimizin ehemmiyeti, gerek rolümüzün büyüklüğü muvacehesinde daha uzun müddet az gelişmiş memleket halinde kalnakliğımiz bizleri yalnız iktisaden değil siyaseten de tehlikeli bir duruma sürük­leyebilir. Binaenaleyh memleketlerimi­zi kalkındırmak için muazzam bir ik­tisadî hamle ve inkılap yapmak zaru­reti kargısında bulunmaktayız.

Bu zarureti hükümetçe, milletçe kabul etmiş ve iktisadî politikasını ona göre ayarlamış bir devletin reisi olarak zi­yaret ettiğim bu kardeş memlekette de Mali ertelerinin yüksek İrşadlariyle ayni fikirlerin benimsenmiş ve süratIe tatbik mevkiine konulmuş bulunma sini müşabadeden duyduğum memnu­niyetimi ifade etmek isterim.

Her sahada mukadderat birliği yap­mak mecburiyetinde olan memleket­lerimizin iktisadî sahada da mütesanid bir halde hareket etmelerinden başka bir. politika takip etmelerine imkân olmadığı düşünülürse bu hissiyatımın ne derecede samimî olduğu kolayca anlaşılabilir. Filhakika bu günkü ikti­sadî şartlar memleketleri birbirleriyle mümkün olduğu kadar sıkı bir şekilde işbirliği yapmağa mecbur bırakmakta­dır. Ve iktisadî bir inkişaf münferid bir şekilde düğün menin büyük bir ha­ta olduğu münakaşa olunmaz bir ha­kikattir.

Her millet içinde bulunduğu mutlaka ile birlikte iktisaden teali veya teden­ni etmese mahkûmdur. Artık komşu­sunun iktisadî felâketi ile mesud ol­mak zamanı mazive karışmıştır. Ya hep birlikte yükseleceğiz veya hep be­raber sukut edeceğiz.

Bu hakikati daha  asırlarca evvel  gö­ren rahmetli Saadiyi Kirazinin Gülistan'daki "Beniâdem    Azayı    yekdiğerin"  diye başlayan  mısralarını  hatır­latmak isterim.

Biz ve siz yükselmeğe azmetmiş iki kardeş milletiz. Binaenaleyh bu saha­daki faaliyetlerimizi birleştirmekten, ve işbirliğimizi arttırmaktan daha akilâne bir hareket tasavvur edilemez.

Muhterem Rektör:

Memleketimin iktisadî inkişafı husu­sunda bütün Türk Milleti ile beraber sarfettiğim gayretlerin takdiri maksadiyle üniversitenizin bana tevcih etti­ği fahrî iktisad doktorluğu unvanım ayni zamAnta da memleketimiz ara­sındaki siyasî, kültürel ve İktisadî ajAnta teessüs etmekte olan işbirliğinin bir nişanesi olarak kabul edivor ve bundan büyük bir memnuniyet ve ifti­har duyuyorum. Samimi teşekkürlerimi tekrar ederim.

25 Evlül 1955

 Tahran:

Dün gece Celâl Bayar'ın şehinşah şe­refine sahip Keraniye Kasrında ver­diği ziyafet ve Büyükelçiliğimizde bu­nu takip eden kabul resmi çok parlak olmuştur.

İki dost devlet reisi büyük elciliğimiz­de cok gec vakitlere kadar kalarak sa­mimi surette görüşmüşlerdir. Bu görüsmeler esnasında Hariciye Vekâleti Vekili Fstin Rüştü Zorlu ile iran Basveziri Hüseyin alâ da hazır bulunmuş­tur.

Ziyafetten evvel Şehinşah, Reisicum­hur Celâl Bayar'a Pehlevi nişanının kolyeli GrAnt Kordon rütbesini ver­miştir.

Bu nişan şimdiye kadar hiç bir Reisi­cumhura verilmiş değildir. Yabancı hükümdar olarak da yalnız İngiliz Kraliçesinde vardır.

Şehinşah. Fatih Rüştü Zorluya Hü­mayun nişanının GrAnt Kordonunu, heyetimizin diğer azasına da muhte­lif rütbede İran'ın Hümayun Ye taç nisanlarını vermiştir.

Bugün Reisicumhurumuzun ziyareti münasebetiyle Türk ve îran devlet adamları arasında cereyan eden görüş­melere ait resmî tebliğin neşri bek­lenmektedir.

Gerek bütün siyasî» ve diplomatik mahfillerde gerek istisnasız İran bası­nında belirtildiği gibi bu ziyaret Tür­kiye' ile Iran arasındaki münasebetle­rin her sahafta fevkalâde kuvvetlen­mesi ve derinleşmesi neticesini vermiş, istisnasız bütün meseleler üzerin de ha-len ilân edilmemiş olsalar bile pren­sip mutabakatına varılmıştır.

Bütün İran gazeteleri bugün de İran'­ın Orta Doğudaki müdafaa zincirini tamamlayacağını yazmakta ve bu mevzu üzerinde tefsirlerde bulun makta­dır.

"Ferman ve Mihri İran" gazeteleri tebliğde doğrudan doğruya Orta Do­ğu Paktı bahis mevzuu olmasa bile İran'ın bu pakta iltihakının artık bir .Sün meselesi teşkil ettiğini belirtmek­tedirler.

"İttilaaf gazetesi de Bayar'ın meclis­te söylediği nutku tefsir eden başya­zısında şöyle diyor:

"İran hükümetinin vazifesi, gösterilen bu yo!da yürümek ve İki milletin de isteklerine uyarak kuvvetleri birleştir­mektir.»

İran'ın bu yarı resmî gazetesi maka­lesine devamla diyor ki:

«Fırsatlar her zaman devam etmeye­bilir. Bunun içindir ki. acele etmemiz lâzımdır. İran ve Türkiye hürriyet ve istiklâllerini beraberce müdafaa etmek ve dünyada sulhun idamesine yardım­da bulunmak hücre birleşmeli ve işbir­liği yapmalıdırlar.»

Gazeteler diğer taraftan bu sabahki sayılarında Pakistan'ın Orta Doğu mü­dafaa paktına iştiraki haberini büyük başlıklar altında vermektedirler. Ga­zeteler dün İran'la Türkiye arasında ilk defa olarak açılan telsiz telefon muhaberesini de bildirmektedirler.

 Tahran:

Reisicumhur Celâl Bayar bugün öğleden sonra Şehinşah'Ia birlikte Tahran civarındaki Celâliye mevkiinde îran ordusunun şerefine tertip ettiği geçit resminde hazır bulunmuştur. Yalnız İran'ın değil aynı zamAnta Orta Doğu'nun da mühim emniyet unsurların­dan birini teşkil eden kardeş İran or­dusunun bütün silâhlariyle ve tam bir mükemmeliyet içinde geçişi umumun takdirini üzerinde toplamış, pek haklı olarak bütün kardeş insanlarda da aynı derecede kuvvetli gurur emniyet ve ferahlık hisleri uyAntırmıştır.

Bu akşam Orduevinde Reisicumhuru­muz şerefine Harbiye Vekilinin bir kabul resmi vardır.

 Tahran:

Reisicumhur Celâl Bayar beraberlerin­de Devlet Vekili Hariciye Vekâleti Ve­kili Fatih Rüştü Zorlu ile heyetimizin diğer azası bulunduğu halde bugün saat 11.20 de Tahran'dan askeri uçak­la hareket etmiş, hava meydanında askerî merasimle Şehinşah tarafından uğurlanmıştır.

Uğurlama töreninde Başvekil, bütün vekiller, yüksek devlet memurları Tahran Büyükelçimiz ve kordiploma­tik de hazır bulunmuş, askerî mera­sim yapılmıştır. Şehinşah ile 7 günden beri davetlisi bulunan Reisicumhu­rumuz ve daları çok samimî olmuştur. Reisicumhur Celâl Bayar hareketin­den evvel bu sabah Sahip Karaniyt ' sarayında gazetecileri kabul ederek kendilerine Türk . İran kardeşliğini bir kere daha belirten, gittikçe kuv­vetlenmekte olan münasebetlerin sa­mimiyetini gösteren ve ayrıca bu dost­luk ve kardeşlik lehindeki hararetli n esri vatından dolayı îran basınına te­şekkür eden bir beyanatta bulunmuş­tur.

 Tahran:

Reisicumhur Celâl Bayar, yanında Devlet Vekili Hariciye Vekâleti Veki­li Fatih Rüştü Zorlu olduğu halde bugün saat 9.30 da sarayda İranlı ve ya­bancı gazetecileri kabul etmiş ve ken­dilerine şu beyanatta bulunmuştur:

(Şehinşah hazretlerinin dostane dave­tine icabetle, 7 günden beri bu güzel kardeş memlekette bulunuyorum. Bu suretle öteden beri beslemiş olduğum bir arzunun yerine gelmiş bulunma­sından son derece mesudum.

Birazdan memleketime dönmek üzere buradan ayrılacağım. İtiraf edeyim ki ne zaman memleketimden ayrılsam derhal daüssılaya tutulurum. Fakat şunu da söylemeliyim ki bu güzel ve kardeş memleketten ayrılmaktan da hüzün duymaktayım. Bu hissimi İran'­da gürdüğüm çok hararetli ve dostça kabulün kendimi burada asla yabancı hissettirmediği ile izah  edebilirim.

Burada gördüğüm çok sıcak ve sami­mî kabul beni son derece derin bir heyecana sevketmiştir. Gördüm ki mil­letimin İran milletine karşı beslediği .derin sevgi, saygı ve itimad hisleri bu asil millet tarafından Türkiye'ye karşı aynen beslenmektedir. Tamamen kani oldum ki, Türk-İran dostluğu, her sa­hada çok ileri işbirliği şeklinde tecel­li edebilmek için lâzım gelen bütün un­surları  ve  kuvveti haizdir.

Büyük inkılâpcı Rıza Sah Pehlevî hazretlerinin kelimenin bütün manâsı ile havrülhalefi olan Şehinsah fetret­lerinin memleketine ve milletine karsı olan ilerin şefkatinin ve onu kuvvetlenmeğe, daima daha müreffeh olmağa ve dünyadaki mühim mevkii ile mütenesin rolü kudretle oynamağa kadir kılmak azmini, başardığı ve başarmak­ta bulunduğu eserlerde müşahede et­tim. Her bakımdan İran'ı kardeş ve onu istiklâli ile bütünlüğü ile ve savalı ile mesut gör­mek isteyen bir milletin mümessili sıfativle bundan büyük sevinç ve iftihar duydum.

Bütün temennim kardeş İran'ın dira­yetli hükümdarının bugün tutmuş ol­duğu yolda, onun, kalbindeki fitrî cevherler ve ülkesindeki tabiî zenginlikler ile mütenasip şekilde süratle re­fah ve saadete doğru yürümesidir.

Memleketime döndüsüm zaman bura­da şahsımda Türk milletine karşı gös­terilen samimî hislerin tercümanı ol­mağa çalışacağım: Milletime diyece­ğim ki: İranı kardeşimiz bilmekte ona hürmet ve itibar etmekte yerden göğe kadar haklısınız. O da bizim gibi

cihan sulhunun korunması, birleşmiş milletler anlaşmasındaki ideallerin ta­hakkuk ettirilmesi için bizimle İşbir­liği yapmağa kararlıdır ve bizim gibi ananevî Türk-İran dostluğunun müş­terek menfaatlerimize en uygun şekil­de her sahada müsbet tecellilere mashar olmasını istemekte ve bu yolda ça­lışmaya azimli bulunmaktadır.-

Sözlerime nihayet verirken asil İran milletini bir kere daha hürmetle se­lâmlamak ve onun dirayetli hükümdariyle şahsen tanışmış olmaktan duy­duğum bahtiyarlığı ve şerefi bir kere daha ifade etmek isterim.

İran matbuatının sayın mümessillerin­den, İran milletine bu mesajımı ulaş­tırmaları için tavassutlarını rica ede­rim. Bu vesile ile, İran'ı ziyaretim sı­rasında dostane ve yapıcı neşriyatiyle Türk-İran münasebatmm inkişafımda kendilerine düşen mukaddes vazifeyi ehliyetle yerine getirmiş olmalarından dolayı hararetle teşekkür etmek iste­rim.»

Reisicumhur Celâl Bayar'ın beyanatı­nın okunmasını müteakip müşterek tek resmî tebliğin, metni gazetecilere verilmiş, bundan sonra da gazeteciler, Reisicumhurumuza muhtelif sualler tevcih etmiştir.

Bîr Amerikan gazetecisinin sorduğu ilk suali, ziyaret esnasında Reisicum­hurumuzun ve Hariciye Vekâleti Veki­limizin Iran Hükümetine Orta-Doğu Müdafaa Paktına katılması hakkında bir teklifin yapılıp yapılmadığına ait­ti.

Reisicumhur Celâl Bayar, verdiği ce­vapta şöyle demiştir:

Böyle bir vakıanın müşterek bölge­mizde sulhun ve emniyetin takviyesi­ne yarıyacağmdan emin olduğumuz için, İran hükümeti ile bu meseleyi de görüştük. Kendimizin de dahil bulun­duğumuz bu manzumenin dünya sulhüne yarayacağına ve İran'ın bu man­zume içinde  yer almasının bizzat ken­dilerine de büyük faydalar temin ede-. çeğine kanaatimiz tam olduğundan, İran'ı işbirliğine davet ettik. Esasen bizzat İranlılar da daha biz gelmeden evvel bu yolda arzu izhar etmişlerdi.

Netice hakkında kararı, başta hâzreti hümayun olduğu halde büyük Iran milleti verecektir. Bu karara in­tizar etmekteyiz.

Gazetecinin İran hükümetinden her­hangi bir cevap alınıp alınmadığı hak­kındaki İsrarı ve görüşmelerden ya­kın zamAnta İran'ın Bağdad Paktına iltihakı intibaının çıkıp çıkmadığını sorması üzerine, Reisicumhur, görüş­melerden memnun kalındığını belirt­miş, iltihak hakkındaki kararı İran milletinin vereceğini daha evvel söy­lemiş olduğunu ifade etmiş, hu vazi­yette ile sualin tevcih yerinin daha zi­yade Iran hükümeti olması gerekti­ğini sözlerine ilâve etmiştir.

İran'a yapılan davetin resmî veya gay­ri resmî bir mahiyette mi olduğu hak­kında başka bir gazetecinin sualini Reisicumhur Celâl Bayar şöyle cevap­lAntırmıştır:

Mesele, konuşmalarda ve fikir teati­si şeklinde bahis mevzuu edilmiştir. Davetin Pakta dahil bütün devletler tarafından hep birlikte yapılması ge­rekir veyahut da Pakta girmek iste­yen alâkalı bir devlet, bunu kendili­ğinden aldığı bîr kararla bildirir.

Bundan sonra bîr İranlı gazeteci, şu suali sormuştur:

Kan a atinize e, son sene zarfında Orta-Şark'ta gerginlik, yani Şimalden gel­mesi muhtemel bir tehlike azalmış mı dır?

Bu suale. Reisicumhurumuzun cevabı şu olmuştur:

Bizim hareketimiz daima müdafaa esasında istinad eder. Son sene zarfın­da, Orta-Doğu'da müdafaa kuvvetleri aralarında birleşmiş ve işbirliği kur­muş olduğuna göre. bizce esas maksat daha iyi bir şekilde hasıl olmuş de­mektir.

Bundan sonra, sorulan sualler ve veri­len cevaplar, şöyle olmuştur:

Sual: Ziyaretinizi müteakip, müdafaa­ya ait olan münasebetler müsbet bir şekilde tezahür edecek ve meselâ as­kerî heyetler teati edilecek midir? Cevap: İşin icabına göre harekette te­reddüt etmiyeceğiz. Esasen bazı askerî heyet  ziyaretleri vuku bulmuştur.

Sual: Evvelce bir Saadâbât Paktı var­dı. İran istilâya uğradığı zaman bir vardım yapılmamıştır. Bu sefer İran bir hususî garanti istemiş midir?

Cevap: Saadâbât Paktmm karakteri başka idi. Bağdad Paktının karakteri ise büsbütün başkadır. Bunları muka­yese etmek doğru olmaz. Esas itiba­riyle Saadabâd Paktı, bir ittifak mu­ahedesi değildi. Hususî bir garantiye gelince, garanti, zaten Bağdad Paktı­nın ruhunda"   ve metninde mevcuttur.

Sual: İran ordusu hakkındaki görüş­leriniz nasıldır. İran ordusu, Türk or­dusu kadar iyi teçhiz edilmiş midir?

Cevap: İran ordusunun son zamanlar­da cok büyük bir inkişafa mazhar ol­duğunu memnuniyetle müşahede et­tim. Gerek tatbikatı, gerek geçit, asri hir orduya yakışır bir şekilde, büyük bir intizam irinde cereyan etmiştir. Bizim ordumuzla İran ordusundaki ta­lim ve terbiyenin ve teçhizatın hiç bir farkı yoktur. Tamamiyle aynıdır,  netice olarak sunu  ki orduları ile iftihar edebilirler.

Reisicumhur Celâl Bayar, bundan son­ra, Türk milletinin mümessili olarak kendisine asil İran milleti tarafından gösterilen hüsnü kabulden dolayı his­settiği minnettarlığı tekrarlamış ve asil İran milletinin, kaydettiği hayirlı gelişmelerle (çok yakında tam bir sulh ve emniyet içinde refah ve saadete kavuşacağından emin bulunduğunu "söyliyerek sözlerini bitirmiştir.

 Diyarbakır:

Reisicumhur Celâl Bayar İran'a yaptı­ğı resmî ziyaretten dönerken İran Sehinsıhma aşağıdaki telgrafı gönder­miştir:

«Güzel memleketinizde geçirdiğim unutulmaz günlerden sonra memleketi­me dönerken duymakta olduğum mu­habbet ve şükran hislerini zatı Şehinsahilerine bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Kardeş İran'da bulunduğum sırada bü­tün İran ricali ve halkı tarafından ba­na karşı gösterilen ve müteşekkiri ol­duğum   samimî  hüsnü  kabulü,  yalnız  necip milletinizin fıtrî misafir perver­liğine değil, aynı zamAnta milletleri­miz arasında mevcut olan mananevî kardeşliği, ve dostluğun yeni bir Hız almış olmasına atfediyor ve bundan büyük meserret duyuyorum.

Memleketlerimizin selâmeti ve sulhun korunması için her sahada yapmamız, mukadderatımız icabı olan sıkı işbir­liği yolunun bu ziyaretim esnasında açılmış olması beni ayrıca bahtiyar etmektedir.

Zatı Şehinşahlariyle bizzat tanışmak­tan duyduğum büyük zevk ve yüksek meziyetleiinizin ve memleketinizde ba­şardığınız ve başarmakta olduğunuz büyük işlerin hayranlığı içinde, en sa­mimî sevgi ve şükran hislerimi arz eder, size sıhhat, afiyet ve muvaffaki­yet ve asil. milletinize refah saadetler dilerim.

                                                                       Celâl Bayar»

 Ankara:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, kıy­metli ve büyük komşumuz dost İran'­ın Şehinşahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin davetine icabetle İran'ı resmen ziyaret ettikten sonra, bugün saat 17.15 de askerî uçakla Ankaraya avdet et­miş ve askerî merasimle karşılanmış­tır.

Reisicumhur Celâl Bayar, baştanbaşa bayraklarla donatılmış olan Etimesgut Hava Meydanında Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Ad­nan Menderes, vekiller, Türkiye Bü­yük Millet Meclisi Reis vekilleri, me­buslar, Başvekâlet Müsteşarı, Riyaseticumhur "Umumî Kâtip Vekili, Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili, kuv­vetler kumAntanları, generaller ve amiraller, vekâletler müsteşarları, Em­niyet Umum Müdürü, bankalar ve mü­messiller umum müdürleri, Kordiplomatik mensubu, Ankara Valisi, Örfi İdare KumAntanı, Demokrat Parti II Başkanı, vilâyet ve belediye meclisi azaları, Merkez KumAntanı ile Emni­yet Müdürü ve basın mümessilleri ta­rafından karşılanmış ve selâmlamıştır.

Saym Bayar mütebessim bir çehre ile uçaktan  inmiş  ve  kendisini     karşılayan Büyük Millet Meclisi Reisi ile Başvekilimizin ve vekillerin ellerini sıkmıştır.

Müteakiben bAntonun çaldığı İstiklâl Marşı dinlenmiş ve Reisicumhurumuz refakatinde Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili olduğu halde başta san­cakları bulunan ve selâm resmini ifa eden ihtiram kıtasını teftiş etmiştir. Bu esnada Reisicumhurumuz 21 pare top atımı ile selâmlanmıştir.

Reisicumhur Celâl Bayar daha sonra sırasiyle mebusların ve protokola da­hil diğer zevatın da ayrı ayrı ellerini Sıkmıştır.

Reisicumhurumuz kendisinden yurda avdetlerinde ihtisaslarını rica eden Ankara Radyosuna şunları söylemiştir.

»Büyük komşumuz ve dostumuz İran'ı ziyaretten sonra memnunen memle­ketime dönmüş bulunuyorum.

VatAntaşlarıma ve sevgili vatanıma kavuştuğum şu Anta duyduğum heye­can büyüktür. Dost ve büyük bir mil­letin muhabbetini de memleketime getirdim. Aynı zamAnta sevgili vatAntaşlarıma kavuştum.

Şu dakikadaki düşüncem iki millet arasında dostluğun kuvvetle teessüs et­miş olduğunu ifade etmektir. İki bü­yük milletin birbirine selâm ve mu­habbetlerini getirmiş bulunuyorum.»

Reisicumhur Celâl Bayar, müteakiben Başvekil Adnan Menderes ile birlikte otomobile binerek büyük  tezahürat arasında meydAntan  ayrılmıştır.

Reisicumhurumuzla birlikte Devlet Vekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Fatih Rüştü Zorlu, Büyük Millet Meclisi Hariciye Komisyonu Mazbata Muhar­riri İstanbul Mebusu Füruzan Tekil, Hariciye Vekâleti Umumî kâtibi bü­yükelçi Muharrem Nuri Birgi, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Kor­general Rüştü Erdelhun, Riyasetieumhur Başyaveri Kurmay Albay Refik Tulga, Hariciye Vekâleti İkinci da­ire Umum Müdürü Orhan Eralp, Pro­tokol Umum Müdürü Şemsettin Marrin, Anadolu Ajansı Umum Müdürü, Şerif Arzık, Hariciye Vekâleti Ticaret Dairesi Umum Müdür Muavini Oğuz Gökmen,   Riyaseticumhur   Yaverlerinden Binbaşı Kemal Eker ve Binbaşı Mustafa Tayyar "ile Devlet "Vekâleti Hususî Kalem Müdürü Hayrettin Ozansoy da yurda davet etmişlerdir.

27 Eylül 1955

 Tahran:

Bütün İran gazeteleri, Reisicumhur Celâl .Bayar'ın İran milletine hitaben yaptığı beyanatı ile basın toplantısını ve dün yayınlanan Türk-İran müşte­rek tebliğini birinci sahifelerinde bü­yük manşetler altında neşretmektedir­ler: '

Reisicumhurumuzun Sahip Karaniye Sarayında yaptığı basın" toplantısın­dan bahseden «İttilaa gazetesi, beş sütunluk manşetinde, »Bayar'ın Orta-Doğu Paktına İran'ın iştirakinden bahsettiğini» belirtmektedir.

»Postu Tahran» ve «Seyhan» gazete­leri ise, büyük puntolu harflerle birin­ci sahifelerinde, İran'ın Bağdad Pak­tına iltihakı bahsinde uzun görüşme­ler, yapıldığını ve nihaî kararın Se-hinşah'a ve İran mîlletine ait bulun­duğunu yazmaktadır.

Diğer gazetelerin başlıklarında, İran'­ın Pakta iştirakinin iki memleket le­hine olduğu, Orta-Doğu memleketleri birlikte harekete geçtiğindenberi Sov­yet tazyikinin çok azalmış bulunduğu­nu kaydetmektedirler.

İran gazeteleri erken basıldığı için tebliğler üzerinde tefsirler henüz yok­tur. Bununla beraber bütün başmaka­leler yine Şehinşahla Reisicumhur Ce­lâl Bayar arasında cereyan eden mü­zakerelere ait bulunmaktadır.

«Ferman» gazetesi başmakalesinde diyor ki:

«Celâl Bayar'ın kısa ziyaretinin şim­diden hesap edilemiyecek derecede bü­yük bir şümulü olacaktır. Türkiye Or­ta-Doğu da fethedilmez kuvvetli bir kaledir. Ve Türkiye'nin politikası is­tiklâllerini muhafaza etmek istiyen bütün milletler için rehber olmalıdır. Bunun içindir ki İran zimamdarları Orta-Doğu da sulhu ve emniyeti mu­hafaza için Türkiye ile işbirliği yap­makta müttefiktirler.

Diğer gazetelerin yazıları da hep ayni mealdedir.

İran Başvekilinin İran Meclisindeki nutku 21 Eylül 1955

 Tahran:

İran Başvekili Hüseyin Alâ'nın dün Iran Meclisinde dış siyaset hakkında söylediği çok kuvvetli ifade. taşıyan nutuk üzerinde Tahran'daki bütün siyasî ve diplomatik mahfiller büyük bir dikkatle durmaktadırlar.

Reisicumhur Celâl Bayar'ın ziyareti münasebetiyle Tahran'ın milletler­arası politikada umumi alâkayı üzerinde toplayan bir merkez vasfını ik­tisap ettiği bir Anta ve Moskova Radyosu ile Kahire Radyosunun Orta-Doğu'da sulh ve emniyetin teşkilâtlAntırılması mevzuu etrafında İran'a karşı şiddetli bir propagAnta kampanyasına geçtiği bir zamAnta söyleynen bu nutkun ve bu nutukta ifade edilen kuvvetlenme ve teşkilâtlanma lüzumu fikirlerinin bu bakımdan da ayrıca bir ehemmiyet kesbettiği be­lirtilmektedir.

Başvekil Hüseyin Alâ'nın nutkunun geniş bir hülâsası şudur:

«İran'ın diğer devletlerle olan münasebetleri birleşmiş milletler anaya­sası prensiplerine istinad etmektedir.

Biz sulha ve bunun bütün dünyada idamesine taraftarız. Hiç bir memle­ket bizim sulhçu siyasetimizden şüphe etmemelidir.

Hükümetimizin dış politikasının değişikliğe uğrayacağına dair ileri sü­rülen iddialar hiçbir esasa istinad etmemektedir.

Bunlar, dış politika ile millî müdafaa konularını karıştırmaktan ileri gel­mektedir. Bir memleketin millî müdafaa cihazını takviye etmesi onun dış politikasının da değişmesini tazammun etmez.

Birleşmiş milletler anayasası aza devletlerin millî müdafaa sistemlerini zayıflatmalarını veya bunu ihmal etmelerini âmir değildir. Birleşmiş mil­letler .anayasası, aza devletlerin aralarında, herhangi bir tehlikeyi müş­tereken önlemek ve herhangi bir tecavüze karşı koymak içinj bölge itti­fakları kurmalarını kabul etmektedir.

Bu prensib, BAntung Konferansına iştirak eden Asya ve Afrika devlet­leri tarafından da kabul edilmiştir.

Ne yazık ki, tecavüzün her zaman kanunlarla ve hukuk kaideleriyle önlenmeyeceği de bir hakikattir. Yakın, târih., kuvvetli devletler tarafın­dan zayıflara yapılmış olan tecavüzlerin kanlı sayfalan ile doludur. Bun­dan başka, ahlâki öğütlerin ve takbihlerin tecavüzü durdurmadığı da bir hakikattir.

Henüz memleketler  arasındaki  münasebetler sadece hukuk  prensipleriyle ayarlanacak ve mütecavizi tecavüz fikrinden yalnız bu şekilde vaz geçirtecek dereceye gelmemiştir.

Kuvvetlerinin menfaati icap ettikçe zayıfa karşı tecavüzden kaçınmıyacağı mutlak bir hakikattir.

Bunun en güzel misali de, geçen İkinci Dünya Harbi sırasında bizim ta­rafsızlığımıza yapılan tecavüzdür. Hem hudut olduğumuz hiç bir mem­leketin sulhçu gayelerimizden ve tarafsızlığımızdan şüphe etmemesi icap eder. Fakat, buna rağmen, kuvvetlerin menfaati icap ettikçe ve askerî zaruretler muvacehesinde gamsızlığımızı kale almıyacakları bedihidir. İşte, bunun için diğer memleketler gibi, uyanık bulunmamız ve vatanı­mızı korumak için hazırlanmamız lâzımdır.

Sulhçu gayelerimiz, kuvvetli bir ordu ile desteklenmedikçe, başkalarını istiklâlimizi ve toprak ,bütünlüğümüzü ihlâle teşvik eder.

Mazinin bizim için büyük bir ders olması ve Birleşmiş Milletler Anayasama dayanan dış politikamızın memleketin müdafaası ile ilgili meseleler­de zaaf göstermemesi icab eder.

Birlenmiş milletler anayasasına uyarak kaderimiz bir olan memleketler­le samimî Ve cAntan anlaşmalar yapmağa mecburuz. Bu arada dünyanın diğer memleketleriyle dostluk ve karşılıklı saygıya müstenit! politikamı­za devam edeceğiz.

Hiç bir memleketin menfaatini tehdit etmediğimize ve dünya milletleri arasında sağlam bir sulhun teessüsü için elimizden gelen gayreti sarf edeceğimize herkesin emin olması lâzımdır.»

Ziyafette Şehinşah'm irat ettiği nutuk;

 Tahran:

Şehinşah hazretlerinin Reisicumhurumuz şerefine dün akşam Saadâbâd Sarayında verdiği ziyafette yüz on kişi bulunmuştur. Ayan, mebusan reisleri, Başvekil, Vekiller, Genel Kurmay Başkanı, Büyükelçi' ve elçiler de davetliler arasında idî. Yemeği Saadâbâd Kasrının bahçelerinde bin kişilik muazzam ve parlak bir kabul resmî takip etmiştir. Donanma fi­şekleri atılmış toplantı çok samimî hava içinde geç vakte kadar devam etmiştir.

Bu ziyafetin sonlarında Şehinşah hazretleri şu nutku irat etmiştir Muhterem Reisicumhur;

Davetimi kabul ettiğiniz ve bu dost memlekete gelerek, milletlerimizi birleştiren kardeşlik hislerini ifade ettiğiniz için bütün kalbim sevinçle dolu olarak size teşekkür ederim.

Ekselansınızın ziyareti, Iran ile Türkiye arasındaki anânevi dostluk bağ­larını iyi münasebetleri ve kardeşlik hislerini teyit ve takviye etmekte­dir.

Bu ziyaretin müstakbel münasebetlerimiz üzerinde hiç şüphesiz mes'ut akisleri olacaktır. Pederim Şah'ın büyük Atatürk'e ziyareti gününden beri İran ile Türkiye arsındaki münasebetler yeni bir devre girmiştir. On­ların kurdukları bozulmaz dostluk ve iyi anlayış temelleri memleketleri­mizin idarecilerine daima rehber olmuştur ve bu temellerin gittikçe da­ha da sağlamlatacağına eminim. Türkiye'nin kaydettiği büyük ilerleme­ler bizim için sevinç ve hayranlık mevzuudur. Türkiye'nin ünlü Başka­nının muvaffak olması için Allaha dua eder ve seyahatten memnun kala­caklarını umarız.

Ekselansınızın sıhhati ve asi] ve kahraman Türk milletinin refahı için en iyi temennilerimi arzederim.

Şehinşah hazretlerinin verdiği ziyafette Reîsicumhurumuzun irat ettiği nutuk;

 Tahran:

Şehinşah hazretleri dün akşam Saadâbâd Sarayında Reisicumhurumuz Celâl Bayar şerefine bir ziyafet vermiş ve bu ziyafeti parlak bir kabul resmi takip etmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar bu ziyafetin sonlarında Şehinşah hazretlerinin nutkuna cevaben şu hitabeyi irat etmiştir:

«Şehinşah hazretleri,

Zatı Şehinşahlarının dostane hoşamedi sözlerinden ziyadesiyle mütehas­sis oldum ve dostumuz İrana yapmağı daima hararetle arzu etmiş oldu­ğum ziyareti ifa etmek imkânını verdiğinizden dolayı samimiyetle te­şekkür etmek isterim.

Beşeriyetin medarı iftiharı, parlak bir mazisi ve medeniyeti olan ve di­rayetli idareniz altında yine parlak bir istikbale doğru yürümekte bulu­nan kardeş İrana, milletimin en samimi sevgi, itimad ve itibar hislerini getirmekteyim. Bu mukaddes vediayı kendisine tevdi etmekle vazifeli bulunduğum, necip İran milletinden burada geçirdiğim ilk iki gün zarfın­da gördüğüm samimi ve hararetli alâka beni mesrur ve müftehir kılmak­tadır.

Gördüğüm bu sıcak tezahürler, benim mazideki bazı tatlı hatıralarımı canlAntırmağa vesile oldu. Filhakika bundan 21 sene evvel Şanlı Peder­leri Cennetmekân Şehinşah Rıza Pehlevi hazretleri Büyük Atatürk'ü­müzü ziyarete gelmek suretiyle memleketimize şeref verdikleri zaman, başta Atatürk olmak üzere bütün Türk milletinin ne kadar heyecanlı sevgi ve saygı tezahürleriyle karşılAntıklarına bizzat şahit olmuştur. Bu müşahedemi burada milletimin İran'ın Büyük İnkılâpçısına ve asîl Iran milletine karşı beslediği derin muhabbet ve takdirin bir ifadesi olarak kaydediyorum.

Müsaade buyurulursa sevgili Atatürkümüzün. daima, Büyük Dostum ve Aziz Biraderim diye Antığı çok muhterem Pederlerine hitaben o zaman söylediği nutkun iki parçasını aynen nakledeceğim.

Atatürk demişti ki:

«Milletlerimizin tabiî temayülleri ve yüksek menfaatleri icabı olan dostluk bağları kuvvet-lendikçe her iki memleket daima kuvvetli hale gelmiş ve refaha erişmişlerdir.»

Dün için doğru olan bu hakikat şüphesiz ki bugün, dünyanın içinde bu­lunduğu şartlar karşısında daha da büyük bir manâ ve kuvvet taşımak­tadır.

Yine aynı nutukta Atatürk, «sulh ve müsalemet içinde inkişaf etmekten başka gayeleri olmayan memleketlerimizin aynı zamAnta umumî sulha hadim olmağı en şerefli vazife saydıklarına şüphe yoktur» demiştir.

Menfaatlerimiz daima sulhsever ve kadirşinas milletlerin menfaatleri birdir. Sulhun ve hakkın korunması bakımından da gayelerimizi birleş­tirmek vazifemizdir.

Demin benim İranı ziyaretimin iki memleket arasındaki münasebetlerin âtisi üzerinde mesut tesirler icra edeceği kanaatini ifade buyurdunuz. Güzel sözlerinizi Türk-İran işbirliğinin günden güne inkişaf edeceğinin beliğ bir müjdesi addetmek istiyorum.

Bu suretle teessüs eden işbirliği hiç şüphesiz ki bize olduğu kadar sulh cephesine ne büyük faydalar sağlayacaktır.

Memleketlerimiz arasındaki ananevi dostluğun sağlAntığının ve seri hat yelerle faal bir safhaya gireceği hususundaki kanaatimin verdiği inşi­rahla, zatı şahanelerinin sıhhat, saadet ve kardeş İran milletinin refah ve tealisini samimiyetle ve hararetle temenni ederim.

Türk - İran müşterek tebliği;

- Tahran:

Türkiye ile İran. arasında pek eski bir zamAntan beri mevcut tarihî bağ­lardan ve sıkı dostluk münasebatından mülhem olan majeste Şehinşah Türkiye Cumhuriyeti Reisicumhuru Ekselans Celâl Bayar'ı İran'a resmî bir ziyaret yapmağa davet etmişti. Kendilerine Hariciye Vekâleti Vekili Bay Fatih Rüştü Zorlu'nun refakat ettiği Reisicumhur "hazretlerinin İran'­da bir hafta süren ikametleri sırasında İran'la Türkiye'ye alâkadar eden siyasî meseleler üzerinde karşılıklı itimad ve anlayış içinde görüş teati­sinde bulunulmuştur.

>

Mütekabil menfaatlerini vakaya için iki memleket arasında her sahada sıkı işbirliği yapılması lüzumu her iki tarafça tamamiyle uygun görül­müştür. Bu sahalarda daha müsbet bir işbirliğinin tahakkuku için zemin hazırlanmıştır. Kültürel ve ekonomik meseleler de görüş teatisine mev­zu teşkil eylemiştir.

Kültürel işbirliğinin, bu sahada iki memleket beyninde mevcut derin ve ananevî kaynaşmaya uygun olarak, daha da sikılastırılmasına karar ve­rilmiştir.

İktisadî sahada iki memleket arasında her birinin nefine olan. sıkı bir işbirliği için bütün unsurların mevcudiyeti müşahede edilmiştir. Bu ikti­sadi işbirliğinin temellerini görüşmelerden doğan fikirlere uygun olarak tesbite teknisyenler memur edilmişlerdir.

image002.gifTürkiye Reisicumhuru İran'a vâki seyahati ve majeste Şehinşahla Türkiye Devlet Reisi arasındaki şahsî temaslar iki komşu memleket bey­nindeki münasebetlere kendilerinin ve bulundukları bölgenin nef'ne olarak hayırlı bir hız verecektir.

İktisadî işbirliği hususunda Türk - İran müşterek tebliği; 26 Eylül 1955

 Tahran:

Türkiye Reisicumhurunun refakatlerinde Hariciye Vekâleti Vekili Bay Fatih Rüştü Zorlu olduğu halde 19 - 26 Eylül 1955 tarihleri, arasında îran'a vâki resmî ziyaretleri sırasında Türkiye ve İran'ı alâkadar eden iktisadî meseleler iki hükümet mümessilleri arasında karşılıklı dostluk ve işbir­liği zihniyeti içinde tezekkür edilmiştir.

Mümkün olduğu kadar vâsi ve tam, bir ekonomik işbirliği sisteminin vü­cuda getirilmesini teminen aşağıdaki meseleler tetkik olunmuştur:

1   Türkiye ile İran arasında transit, nakliyat ve seyahatin inkişafı,

2   Bir Türk-îran müşterek nakliyat şirketi kurulması,

3   1949 anlaşmasında zikredilen transit yollarının seyrüsefere açılması,

4   Türkiye ile İran arasında demiryolları irtibatı,

5    İki memleket arasında muntazam tele-komünikasyon servislerin ih­dası,

6   Bir ticaret ve kliring anlaşması akdi,

7   _ Bir müşterek sivil havacılık şirketi kurulması.

Yukarda zikredilen hususatı görüşmek ve tahakkuk ettirmek için Tahran'da çok yakın bir zamAnta bir müşterek Türk - İran komisyonu ku­rulacaktır

Tahran ziyareti;

19/IX/955 tarihli  (Zafer) flen:

Muhterem Devlet Reisimiz, İran Şahı Majest