17.7.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Temmuz 1955

İstanbul:

1 Temmuz Denizcilik Bayramı, bütün sahil şehirlerimizde olduğu gibi, bugün İstanbul'da d'a Taksim ve Barbaros meydanlarında yapılan merasimlerle kutlanmıştır.

"Bu münasebetle limanda bulunan bütün   deniz  taşıtları  beynelmilel  işaret ve ulamalarla donatılmış ve bir kısmı da topuz bayrağı çekmişlerdir.

 Taksimdeki merasime iştirak edecek Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordusu Kumandanlığına bağlı bir kıt'a, yüksek Denizcilik Okulu talebesi, Orta San'at okulu ve Tersane Yetiştirme Kursu talebeleri ve Denizcilik Bankası ile armatör gemilerinin mürettebatı, Galatasaray Lisesi bahçesinde toplanmış ve tam saat 11.55 de Bahriye bandosu refakatinde Taksim meydanına gelerek âbide etrafında yerlerini almış lardır. Merasime iştirak eden zevat da kendilerine ayrılan yerlerde hazır bulunuyordu.

"Tam bu sırada limanda bulunan bütün  deniz taşıtları selâm düdüklerini çalmışlar ve bu arada başta Vilâyet olmak   üzere   muhtelif   yerlerden   gelen

eelenkler Cumhuriyet âbidesine konulmuş ve bando istiklâl marşını çalmıştır.

Bundan sonra 1 Temmuz Denizcilik Bayramı münasebetiyle Münakalât Vekili, Deniz Ticaret Filosu, Yüksek Denizcilik Okulu Mezunları Cemiyeti, Yüksek Denizcilik Okulu Talebe Cemiyeti ve Türk Denizcilik Cemiyeti adına birer konuşma yapılmış ve günün mâna vs ehemmiyeti tebarüz ettirilmiştir.

Münakalât Vekili adına konuşan Marmara Bölgesi Liman ve Deniz İşleri Müdürü Kaptan Burhanettin Kunt, yaptığı konuşmada demiştir ki:

«Bugün kabotaj bayramımızı kutlamak üzere toplanmış bulunuyoruz. Bu mutlu günümüzde huzurlariyle şeref veren kıymetli büyüklerinizi Ve fedakâr denizcilerimizi Münakalât Vekilimiz sayın Muammer Çavuşoğlu adına saygı ile selâmlarım.

Kabotaj hakkımızın millî sancağımıza hasrını Lozan ahitnamesiyle yabancı milletlere tanıtmak zaferi başlangıcı 1 temmuz 1925 tarihi olması itibariyle bugün sevinçle kutladığımız 30 ncu bayramımızdır.

Kabotaj   hakkının  Türk (bayrağı   taşıyan gemilere inhisar etmesiyle başlıyan Türk denizciliğinin inkişafı bugün yalnız kabotaj nakliyatımızı temin eder duruma gelmekle kalmamış, hariç memleketlerle deniz yoliyle yapmakta olduğumuz ithalât ve ihracatımızın da büyük bir kısmım nakledilebilen sayıda v.a milletlerarası tanınmış tasnif kurumlarının klasim haiz vasıftaki açık^ deniz gemilerimizin ekserisi şu anda bütün dünya denizlerinde şanlı bayrağımızı şerefle dalgalandırmaktadır.

Limanlarımızın inşaatı, programlar gereğince, sür'atle devam etmekte ve yurt kıyılarımızı her gün biraz daha verimli hale getirmektedir.

Deniz inşaat tezgâhlarımızın yaptıkları yeni küçük tekneler hergün ticaret filomuza katılırken, Denizcilik Ban kasının Cami altı Tersanesinde Türk mühendis ve Türk işçisinin müşterek mesaisiyle meydana getirdiği ve güzel bir kadirşinaslık örneği olarak kıymetli deniz yazarı merhum Âtoidin Daver'in adını verdiği 8737 deplasman tonluk yük gemisi de bugün suya atılmak üzenedir.

Gerek devlet ve gerekse millî sermayenin aynı yolda elele büyük gayretlerle meydana getirdikleri bu eserlerin tahakkukunda büyük hizmetleri bulunan Denizcilik Bankası, armatörlerimiz, Türk mühendis ve işçisi ile fedakâr denizcilerimizin feragatli çalışmaları ne kadar övülse azdır.

Hepinizi saygı ila selâmlar, bu sevinçli günümüzü kutlarım.»

Konuşmaları müteakip merasime iştirak eden deniz kıt'aları ve müteakiben deniz teşekkülleri başta bando olduğu halde geçit resmi yaparak Ayazpaşa  Dolmabahçe yolunu takiben Beşiktaşa Barbaros âbidesi önüne gelmişlerdir.

Burada bandonun istiklâl marşını çalmasından sonra âbideye çelenkler konulmuş ve yapılan ihtiram duruşu esnasında bir manga deniz eri havaya üç defa ateş etmiş vs gündüzlü merasim böylece sona ermiştir.

Gece resmî daireler, gemiler, deniz müesseseleri, Bryazıt, Galata, KızkulesL. Anadolu ve Rumelihisarı elektriklerle donatılacak, Kasımpaşa, Beylerbeyi gemileri Boğazda davetlileri gezdir-ccek". ve havaya fişenkler atılacaktır.

Irak   VeRahdÜ   Prens   AbdüliUâh )  ille Millî   Müdafaa   Vekili   İsianbula   geldi"

İstanbul:

Irak Kralı Majeste İkinci Faysal ile" birlikte Ankarayı ziyaret etmiş bulunan Veliahd Prens Âbdülillâh ile Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes beraberlerinde Kara ve Deniz Kuvvetleri Kumandanları ile Erkânı Harbiye! Umumiye Lojistik Başkanı olduğu halde' bugün öğle üzeri hususî bir uçakla An-karadan İstanbul'a gelmişlerdir. Uçak: İstanbul üzerinde birkaç tur yaptıktan sonra saat 13.50 de Yeşilköy hava meydanına inmiştir.

Veliahd Prens Abdülillâh, Yeşilköy" hava meydanında başta bando bulunan bir ihtiram kıt'ası tarafından merasimle karşılanmış ve karşılamada Vali ve Belediy.5. Reis Vekili Prof. Gökay; Birinci Ordu Müfettişi, generaller ve amiraller, mülkî erkân ile Irak Başkonsolosluğu erkânı hazır bulunmuşlardır.

Yeşilköy hava meydanından otomobillerle Dolmabahçeye gelinmiş ve motorla Kanlıca koyunda demirli bulunan1 Savarona Okul gemisine geçilerek öğle  yemeği burada yenilmiştir.

İstanbul:

Bir müddettenberi kaib rahatsızlığı çekmekte olan Dr. Adnan Adivar, Cerrahpaşa hastahanesinde kısa bir tedavi gördükten sonra evine gelmiş ve istirahate çekilmiş bulunuyordu.

Teessürle haber aldığımıza ,göre, tanınmış siyaset ve ilim adamlarımızdan ve eski mebuslardan edip Dr. Adnan" Adıvar bu sabah âni bir kaib krizi sonunda vefat etmiştir.

Merhumun cenazesi yarın öŞLe namazını müteakip Beyazıt camiinden kaldırılacaktır.

Adnan Adıvar, 1882 de Geliboluda doğmuştur. Tahsilini İstanbulda yaparak 1905 de Mülkiye. Tıbbiyesini bitirdikten sonra Avrupa'ya kaçmış, Berlin 'Tıp Fakültesinde Dahiliye Asistanı i-ken Meşrutiyetin ilânı üzerine 1909 4a İstanbula dönmüştür. Tıp Fakültesinde önce muallim muavini, sonra Pro fesör olmuş, iki sene kadar Tıp Fakültesi Müdürlüğünde bulunmuştur. Trablus harbine Hilâliahmer Müfettişi sıfa-tiyle iştirak etmiş ve sonra bu müessesenin umumî kâtipliğine tayin edilmiştir. Birinci Cihan Harbinde Sıhhiye U. Müdürlüğünde ve İhtiyat tabib binbaşı sıfatiyle karargâhı umumî sıhhiye umum müfettişi muavinliğinde bulunmuştur. Mütarekede son Osmanlı Meclisi Mebusanma İstanbul mebusu olarak girmiştir. İstanbulun müttefikler tarafından işgali üzerine, zevcesi muharrir Halide Edip Adıvar'la Anadolu-ya geçerek ilk Büyük Millet Meclisi Hükümetinde Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekilliğine seçilmiş, bir sene kadar da Dahiliye Vekâleti Vekilliği yapmıştır.

İkinci içtima yılında Büyük Millet Meclisi Reisi Sanili&ine seçilmiş, büyük zafere kadar bu mevkide kalmıştır. Zaferden sonra iki yıl kadar İstanbul Hariciye Murahhaslığını yapmış ve İstanbul mebusu iken memleketten ayrılarak zevcesi Halide Adıvarla 1926-39 arasında İngiltere ve Fransada yaşayıp, ilmî tetkiklerde bulunmuş ve Paris Sark Dilleri Mektebi Türkçe Rektörlüğüne seçilerek sekiz yıl bu vazifeyi yapmıştır.

1939 da İstanbul'a donen Dr. Adnan Adıvar, Maarif Vekâleti tarafından «İslâm Ansiklopedisi'' nin tercüme ve tahrir heyeti basma getirilmiş ve bilâhare tekrar siyasî hayata dönen Adıvar, son yıllara kadar İstanbul mebusu olarak vazife görmüştür.»

Marmaris:

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâletince 165 bin Üra sarfiyle ilçemizde inşa ettirilen yirmi yataklı sağlık merkezi ikmal edilerek bugün merasimle "hizmete anılmıştır.

Kırıkkale:

Muhterem misafirimiz Irak Kralı Majeste İkinci Faysal ile Reisicumhurumuz Celâl Bayar, beraberlerinde dost ve müttefik Irak'ın güzide Başvakili Nuri Said Paşa ve maiyetleri erkânı olduğu halde, bugün saat 16.30 da hususî trenle Kırıkkale'ye gelmiş, muazzam tezahüratla karşılanmıştır.

Kırıkkale tren istasyonunun içi va dışı, istasyonun hemen arkasındaki park ve bütün yollar, iki müttefik devlet reisini bir arada görüp alkışlamak için gelmiş olan halkla dolu idi. Denilebilir ki bütün Kırıkkale, istasyon civarına inmişti.

Ankara'dan itibaren bütün ara istasyonlarda halkın alkışları arasında iler leyıan hususî tren, Kırıkkale istasyonuna girer girmez şiddetli alkış tufanı  başlamış,  alkışlar hiç  dinmemiştir.

İki dost ve müttefik devlet reisini istasyonda Kırıkkale Kaymakamı, Belediye Reisi, mahallî erkân. Makine ve Kimya Endüstrisi ileri gelenleri, fabrika müdürleri, Belediye Meclisi azaları ve siyasî partiler temsilcileri karşılamıştır.

Halkın alkışları, sevgi tezahürleri arasında, beşuş bir yüzle ilerleyen ve vatandaşları sağlı sollu selâmlıyan hükümdara, sevimli bir küçük kızımız bir buket vermiştir. Majsste Kral ve Reisicumhurumuz, açık bir otomoibile binmiş ve fabrikalara hareket etmiştir. Kırıkkale fabrikaları arasında tapa işletmesi, mermi işletmesi ve imlâ işletmesi fabrika, tezgâh ve atölyeleri ile 'haddehane gezilmiştir.

Muhterem misafirimiz Majeste Kral ile müttefik hükümetin Başvekili Nuri Said Paşa. imalâthanelerde çalışma, randıman ve diğer hususlarla yakından alâkadar olmuslai ve vazifeliler tarafından kendilerine verilen geniş izahatı dikkatle dinlemişlerdir. Fabrikalarda çalışan işçilerimiz de iki müttefik devlst reisine sevgi gösterilerinde bulunmuşlardır.

Irak Kralına ve Başvekiline, Kırıkkale'yi ziyaretleri, hatırası olarak sureti mahsusada hazırlanmış olan birer Ki-

rıkkale tipi tabanca ile birer av çiftesi Ye kâfi miktarda mermi hediye edilmiştir. Irak Kralı, gerek bu hatıradan, gerek Kırıkkalede görmüş olduklarından hissettiği memnuniyeti izhar etmiştir.

Fabrikaların gezilmesini müteakip hususî tren Karabük vs Zonguldak'a müteveccihen saat 19.35 de Kırıkkale'den hareket etmiş ve iki dost ve müttefik devlet reisi ile kardeş Irak'ın Başvekilini bir kere daha alkışlamak için istasyon civarında saatlerce beklemiş olan halkın tezahüratı ile uğurlanmıştır.

2 Temmuz 1955

  İstanbul:

gelirimizde Türk - İsveç dostluk cemiyeti faaliyete geçmiş 'bulunmaktadır.

  Ankara :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Bürosundan bildirilmiştir: Güney Avrupa Müttefik Hava Kuvvetleri Kumandanı Tümgeneral Himberleyk, Fransa ve Almanya'da yapılan ve 8 gün sürmüş olan Kartblanş adlı NATO tatbikatına katılan bir Türk av bombardıman filosu hakkında «böyle bir filonun teşki-iâtım dahilinde bulunması ile iftihar ediyorum» demiş ve Türk filosu kumandanını tebrik etmiştir.

  Balıkesir:

Vilâyetimizin muhtelif koy ve kasabalarında 955 mart ayı başından bugüne kadar ekili ve dikili mahsullere zarar veren mantarı ve haşerî hastalıklarla yapılan mücadelelerd 4 milyon zeytin ağacında ağ ve iç kurdu, 2000 dönüm yapılan mücadelelerde 4 milyon zeytin ağacında rinkütes, 1500 dönümlük sahada çekirge, 1000 dönüm sahada ağrotis, 70 bin elma ağacında kırmızı örümcek mücadelesi teknik ziraat teşkilâtı ve çiftçilerimizin elbirliği etmeleri sayesinde başarılı bir şekilde sona erdirilmiştir.

Karabük:

Muhterem misafirimiz Majeste Irak'-Kralı İkinci Faysal ile Reisicumhurumuz Celâl Bayar beraberinde müttefik Irak'ın Başvekili Nuri Said Paşa ve maiyetleri olduğu halde hususî trenle bu sabah saat 9.45 de Karabük'e? gelmişler ve her yerde olduğu gibi burada da muazzam halk tszahürleriyle karşılanmışlardır.

İki dost ve müttefik devlet reisi trenden indikleri zaman Zonguldak Valisi.. Karabük Kaymakamı, Belediye Raisi,.. Fabrika Umum Müdür ve Müdürleri,, mahalli erkân, siyasî partiler temsilcileri tarafından selâmlanmışlar ve istasyonun inini ve dışardaki meydanı hınca hınç doldurmuş Karabüklülerin şiddetli alkışlariyle karşılanmışlardır. Heyecanlı tezahürlar arasında acık birotomobile binen iki dost devlet reisi bayraklar ile donatılmış istasyondan fabrikaya kadar bütün yol boyunca iki taraflı dizilmiş olan Karabüklülerin alkışları ve yaşa varol sesleri arasında zorla ilerleyerek Demir ve Çelik, İşletmelerine gelmişlerdir.

Güzergâh üzerinde hemen her 1OO-2G01 metrede taklar yapılmış bulunuyordu-

Taklar üzerinde Arapça misafirlerimize hoş geldiniz cümleleri yazılıydı. İki devlet reisini taşıyan otomobilin Önünde çiçeklerle süslenmiş bir jeepde yer almış bulunan altı ilk mektep talebesi genç kızımız yollara çiçekler atıyor vs halkın bir kısmı da koşarak iki devlet reisinin otomobilini takip ediyordu. Bu heyecan içinde fabrikaya varıldığı zaman orada fabrika ve fabrikanın randımanı hakkında izahat alınmış, müteakiben işçilerimizin sevgi tazahürler: arasında fabrikanın muhtelif kısımları, bu arada top tesisleri, yüksek fırınlar, santırafüi boru imalâthaneleri ve-haddehaneleri ile feoru imal atelyeleri" gezilmiştir. Ziyareti müteakip idarv: binasına dönülmüş ve fabrika idaresi muhterem misafirimiz Irak Kralı ve Irak Başvekili ile refakatin d ekiler e ü-zerine Irak Jbayrağı resmedilmiş birer' pota hediye etmiştir. Bu hatıralar Üzerinde ziyaretin tarihi yazılı idi.

Saat 12 ye doğru dost ve müttefik Irak" devlet reisi ve Reisicumhur refakatindekilerle beraber halkın aynı samimî tezahürleri arasında treni binmişler ve Zonguldak'a doçru hareket etmişlerdir.

Zonguldak:

İki dost ve müttefik devlet reisiyle kardeş ve müttefik Irak Başvekilini ve maiyetlerini hâmil hususî trc-n bugün saat 15.25 de Zonguldak'a muvasalat etmiştir. Zonguldak iki dost ve müttefik devlet reisini misli görülmemiş tezahürle  karşılamıştır.

İstasyondan itibaren deniz kenarındaki parka kadar bütün yollar iki taraflı kadın ve erkekle hınca hınç doluydu. Bütün güzergâh boyunca sayısız taklar yapılmış vs bunların üzerine muhterem misafirimize «hoş geldiniz» diyen Arapça ibareler yazılmıştı. Sokakların üzeri bir yandan öbür yana ve bütün dükkânlar defne dallarından girlandlarla  süslenmiş   bulunuyordu.

Irak Kralı Majeste İkinci Faysal ve R-sisicumhur Celal Bayar trenden indikleri zaman, bastan başa Irak v,e Türk bayraklariyle donatılmış bulunan istasyonda mahallî erkân, Belediye Reisi ve Deniz Kuvvetleri Kumandanı ile diğer zevat tarafından karşılanmış, bando Irak ve Türk millî marşlarını çalmış, bir deniz kıt'ası selâm resmini ifa etmiştir.

Irak Kral'ı vs Reisicumhur acık bir otomobille halkın dinmeyen tezahürleri arasında bütün Zonguldak ahalisinin doldurduğu sokaklarda alkışlar, ya şa, varol nidaları arasında ve bir çiçek yağmuru altında geçmiş, buradan Yayla mahallesine çıkılmıştır."

Reisicumhur Celâl Bayar mümtaz misafirimize, ikametlerine tahsis edilen Ereğli Kömür İşletmeleri Umum Müdürlüğü misafir lojmanına kadar refakat etmiş ve burada Majeste Kral'-dan ayrılarak bu akşam saat 20.30 da Deniz Kulübünde iki dost ve müttefik Devlet Reisleri şerefine bir ziyafet verilecektir.

Irak Kral'ı Majeste II. ile Reisicumhur Celâl Bayar'ı İstanbul'a götürecek olan Giresun ve Gaziantep muhripleri Zonguldak limanına demirlemişlerdir.

Yarın  sabah  erken saatte     İstanbul'a hareket edilecektir.

3 Temmuz 1955

Ankara :

Amerikalıların 4 temmuzdaki istiklâl bayramları münasebetiyle Ankara Valisi Ve Belediye Reisi Kemal Aygün'ün gönderdiği mesaja Amerikanın Türkiye Büyükelçisi Avra M. Warren şu ccıvabı vermiştir:

Dört temmuz Amerikalıların istiklâl günü olması hasebiyle tabiatın ender yetiştirdiği o büyük devlet adamı ve insanı Atatürk'ün vatanı Türkiye'nin bir parkası "olan güzel Ankara halkı namına pek güzel ve yerinde ifade e-dilmiş tebriklerinizden çok mütehassis oldum.

Vatansever ve kahraman Türk dostlarımızın istiklâllerini kurtarmak ve demokratik bir devlet kurmak uğrundaki mücadelelerini aynı yoldan geçmiş Amerikalıların çok iyi bildiklerini ve takdir ettiklerini ve Amerikalıların kendi istiklâl günlerini tes'id ederken duydukları gurur ve sevinci dost Türklerin 29 ekimde tes'id ettikleri istiklâl bayramını da aynı heyecanla duyduklarını arz ederken Amerika halkının teşekkürlerini ve en iyi dileklarini bildirmekle şeref ve bahtiyarlık duyarım.

Bu münasebetle saygılarımın kabulünü rica ederim.

Amerika Büyükelçisi Avra M. Warren,,

Diğer taraftan öğrendiğimize göre 4 temmuz pazartesi günü şehrimizde bulunan Amerikalılar bu istiklâl günlerini tes'id edeceklerdir.

İstanbul:

Dost ve müttefik Irak Kralı İkinci Faysalla Reisicumhur Celâl Bayar, Giresun muhribi ile bugün öğleden sonra İstanbul'a gelmiş, refakatlerinde Irak Veliahdi Emir Abdülillâh, Irak Başvekili Nuri Said Paşa, Millî Müdafaa Vekilimiz Ethem Menderes,  Deniz Kuvvetleri Kumandanı Koramiral Sadık Altıncan, Harp Filosu Kumandanı Koramiral Kemalettin Bozkurt ve maiyetleri erkânı 'bulunduğu halde, Haydarpaşa önünde demirli bulunan donanmamızı teftiş ,atmış ve 19.20 de Dolmabahçe rıhtımına çıkarak büyük merasim ve heyecanlı halk tezahürüyle karşılanmıştır.

İki dost ve müttefik devlet reisini hamil olan Giresun muhribimiz bu sabah saat 9.00 da bahrî merasim ve halk tezahüratiyle teşyi edilerek Zonguldak'tan ayrıldıktan sonra, dümen suyunda fesnddsine refakat eden Gaziantep muhribimiz olduğu halde Karadenize açılmış ve Istanbula doğru seyir esnasında muhtelif manevralar yapılmıştır. Bu arada iki muhrip yan yana seyre başlayarak aralarında varagele irtibatı kurulmuş ve bir gene subayımız Gaziantepten Giresun'a geçerek dost ve müttefik Irak Kralına ve Başvekiline "bahriyemizin birer hediyesini takdim etmiştir. Bu hediyeler, zarif lacivertkadife kutular irinde bulunan vs iki kardeş ve müttefik devletin bayraklarını taşıyan birer masa gönderildi.

Bidayette hafif çırpıntılı, daha sonra rakit bir denizde seyreden muhriplerimiz saat .1.6.30 da Boğaz arklarına gelmiş ve orada yedi hücumbotumuz tarafından karşılanmıştır. Hücumbotlarımız zarif bir manevradan sonra Giresun muhribinin sancak va iskele bordolarında ver almış, bir tanesi de kafilenin öncüsü yerine geçmiştir. Kafile ağır bir seyirle saat 17.00 de Boğazdan girmiş, bu esnada Anadolu ve Kümeli Fenerlerinde ve Anadolu Kavağmdaki mevkilerde bulunan deniz erlerimiz sahil boyunca cimariva nizamında iki devlet reisini selâmlamıştır. Giresun, Büyükdera hizasında yolunu kesmiş ve orada Sakarya motoru ilk iki devlet reisine iltihak etmeye gelen Irak Veliahdı Emir Abdülillâh'i-almıştır.. Muhterem misafirimiz Irak Kralı Faysal ve Veliahd Emir Abdülillâh askerî üniformalarını giymiş bulunuyorlardı. Re isicumhurumuzla beraber Giresun'un ön güvertesinde Boşazı seyrediyorlar Ve sahillerden ve kayıklardan sallanan ellere ve mendillere beşuş bir yüzle cavap veriyordu. Giresun muhribi saat 18.00 de Haydarpaşa açıklarına gelmiş ve iki devlet reisi Giresun muhribinin merasim mevkiinde donanmamızın teftişine başlamıştı.

Donanmamızın birlikleri üç sıra halinde dizilmiş bulunuyor, alay sancaklarını çekmiş, grandi direklerine Türk ve Irak bayraklarını toka etmiş, mürettebat cimariva nizamında yer almış olarak teftişe intizar ediyordu. Giresun muhiribi donanmanın ilk gemilerinin bordasına varınca, Savarona Okul gemisi 42 pare topla iki devlet reisi  selâmlamış   ve teftiş başlamıştır.

Giresun muhribi dümen suyunda Gaziantep muhribi ile hücumbotlar olduğu halde, donanma birliklerimizin teşkil ettiği diziler arasından geçerken çimariva'daki mürettebat iki devlet reisini «sağol» diye selâmlıyor, iki devlet reisi de bu salama mukabele ediyorlardı. Teftiş 40 dakika sürmüş ve bunu müteakip Giresun muhribi kendisini açıklarda karşılayan halkla dolu motörler, çatanalar ve kayıklar arasında Dolmabahçe açıklarına gelerek saat 19.00 da demirlemiştir. Acar motörü ile muhribe çıkan İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili, dost ve müttefik Devlet Reisini selâmlamış ve biraz sonra Acar motörü ile rıhtıma hareket edilmiştir.

Muhterem misafirimiz Irak Kralı İkinci Faysal ile Reisicumhurumuz Celâl Bayar Giresun'u terkederken bahrî ma rasimle uğurlanmiş ve 42 pare top atımı iie selâmlanmıştır. İki devlet reisi, taklarla süslenmiş olan Dolmabahçe rıhtımına çıktıkları zaman kumandanlar tarafından karşılanmış, başta sancak olduğu halde bir askerî kıt'a selâm resmini ifa etmiş, bando Irak ve Türk istiklâl marşlarını çalmıştır. İki dost ve müttefik devlet reisi, Dolmabahçe meydanını dolduran kesif halk kütlesinin heyecanlı tezahürleri arasında açık bir otomobile binerek arkalarında diğer otomobiller olduğu hal de Yıldız'a doğru hareket etmiştir. Bütün yol boyunca halk hararetli tezahürlerde bulunuyor, durmadan alkışlıyor ve iki devlet reisinin otomobilini bir çiçek ve konfeti yağmuruna tutuyordu. Reisicumhurumuz Celâl Bayar Yıldızda Şale köşkünde muhterem misafirimiz Irak Kralından ayrılmış ve Floryaya geçmiştir.

İki dost ve müttefik devlet reisi yarın Savarona Okul gemisi ile Heybeli adadaki Deniz Harp Okulunu, Yassı adadaki eğitim tesislerini ve Gölcükteki deniz üssünü ziyaret edecekler ve geç vakit İstanbul'a avdet eyleyeceklerdir.

Erzurum:   

Aziz Atatürk'ün şehrimize gelişinin 36 ncı yıldönümü münasebetiyle parlak bir tören, yapılmıştır.

Törende mebuslar. Vali, Ordu Kumandam, mülkî ve askerî erkân, Türkiye Esnaf ve San'atkârları Konfederasyonu azaları ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

İstiklâl marsı ile başlanan merasimde muhtelif hatipler söz alarak bugünün ehemmiyetini belirten konuşmalar yapmıştır.

Müteakiben askerî bir geçit resmi yapılmış ve toplu halde Erzurum Kongresinin yapıldığı bina ziyaret edilmiştir.

Bu mutlu gün dolayısiyle yapılan şenlikler gece d.e devam ed'ecek ve bu cümleden olmak üzere 101 pare top a-tılacaktır.

4 Temmuz 1955

Ankara :

İngiltere Milletler Camiası Erkânı Har-biy-ei Umumiye Reisi Mareşal Harding bugün saat 17.20 de hususî bir uçakla Ankaraya gelmiştir.

Mareşal Harding Esenboğa hava alanın, da Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, İngiliz Büyükelçiliği Maslahatgüzarı, atas.eo.er ve Büyükelçilik mensuplariyle askerî erkân tarafından merasimle karşılanmıştır.

Basta bando bulunan bir ihtiram kıt'-sı selâm resmini ifa etmiş, İngiliz ve Türk millî marşları çalınmıştır.

İstanbul:

Yurdumuzun bazı bölgelerinde Bulgarlar hesabına casusluk yapan ve takipte bulunan bir ?:beke. İstanbul Emniyet Teşkilâtımizca meydana çıkarılmıştır.

Bu eetoekeyi idare edenlerden İstanbul Bulgar Viskonsolosu Çolakof da evvelce .ele geçirilen Ali Demirof adındaki Bulgar casusu ila Unkapanı köprüsü üzerinde geceleyin ve gizlice temas e-derken suç üstü yakalanmış ve Çolakof'un üzerinde şebekenin mevcudiyetini en ufak bir püpboye dahi mahal bırakmıyacak şekilde ispat eden çok mühim vesikalar elde edilmiştir.

Emniyet Umum Müdürü Ethem Yetkiner ile İstanbul Emniyet Müdürü A-lâaddin Eriş ve yardımcıları ve alâkalı şube müdürleri tarafından idare adilen tahkikat sonunda Bulgar Vis Konsolosu Çolakof ile şebekeye mensup iki kişi 2 numaralı askerî mahkeme karariyle ve Askerî Usul Kanununun 105 nci maddesine istinaden tevkif edilmislerdir.

Bu .şebeke hakkındaki tedkikat ve tahkikata devam edilmektedir.

Gölcük:

Dost, kardeş ve müttefik Irak'ın Majeste Kralı İkinci Faysal, Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Irak Veliahdi Altes Prens Abdülillâh, Irak Başvakili Ekselans Nuri Said Paşa, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes ve maiyetleri Heybe)iada Deniz Harp Okulundan ıbahrî merasimle uğurlanmışlar ve okul binası ile Heybeli iskelesinin civarında bulunan vatandaşların tezahürleri arasında Acar motörü ile Yassıadaya hareket etmişlerdir.

Deniz Harp Okulu rıhtımında çimariva nizamında sıralanmış bulunan talebeler tarafından iki devlet reisi sağol idasiyle selâmlanmıştır.

İki dost ve müttefik devletin reisleri Yassıadada Güverte Sınıf Okulları Kumandanlığı subayları tarafından kar şılanmışlardır. Sutoay gazinosundaki kısa bir istirahat esnasında Majeste Kral İkinci Paysal'a adadaki eğitim tesisleri hakkında izahat verilmiş ve müteakiben  adadaki Topçu ve    Harekât

"Sınıf Okullarının tesisleri gezilerek verilmekte olan dersler dinlenmiştir. Yassıadada'ki geziyi müteakip iki müttefik devletin reisleri v.e diğer zevat Acar motörüyle Savarona Okul gemisine geçmişler Ve adadan ayrılışlarında bahrî merasimle uğurlanmalardır.

Dost ve müttefik Irak'ın Majeste Kralı İkinci FaysaPla Reisicumhur Celâl Bayar'ın rakip bulundukları Savarona

Okul gemisi Gölcük'.e müteveccihen hareket etmiş ve Savaronanın ayrılışını

müteakip deniz tatbikatının ibirinci kısmını teşkil eden muhriplerle torpido hücumu ve sis perdesi yapılmıştır.

Bundan sonra muhripler Savarona OTtul gemisinin sanca'k tarafında mevki alarak uçaksavar atığı yapmışlardır.

Uçaksavar atışlarını su bombası atışı takip .etmiştir. Gölcuk'e doğru yoluna devam etmekte olan Savarona Okul gemisi Yelkankaya hizalama geldiğinde cihazlarını atmış vaziyette seyretmekte olan arama tarama birliklerinin çok yakınından g.eomiş ve arama ve tarama faaliyeti dost v.? müttefik Irak Kralı Majeste İkinci Faysal'a Deniz Muhripleri Kumandanı Koramiral Sadık Altıncan  tarafından   izah   edilmiştir.

Kova ile Dilburnu Feneri arasındaki hattın geçilişini müteakip mulhripler Savarona Okul Gemisini denizaltı emniyetine almışlar ve kafile" bu teşkilâtla seyrederken denizaltı hücumuna maruz kalınmıştır. Denizaltının emniyet gemileri tarafından yakalanmış olmasına rağmen hücum inkişaf ettirilmiş ve mümtaz misafirimize denizaltı hücumunun ne şekilde inkişaf ettiği gösterilmiş ve denizaltıdan iki torpido atılmıştır. Büyük alâka İle takip edilen v.a muvaffakiyetle neticelenen bugünkü deniz tatbikatı bu suretle sona ermiş ve bahriyelilerimiz Majeste Kral İkinci Faysal tarafından takdir ve tebrik edilmiştir.

Dost kardeş ve müttefik iki memleketin devlet reislerinin rakip bulundukları Savarona Okul gemisi Gölcük Burnu açıklarına geldiği zaman burada Drova nizamında sıralanmış bulunan denizaltılar ve donanma birlikleri ile irili ufaklı deniz teşkilâtlarına binmiş bulunan denizciler    tarafından

karşılanmışlardır. Bütün gemiler alay sancaklarını çekmiş ve prova direklerine Irak ve Türk bayraklarını toka etmiş ve mürettebat cimariva nizamın da sıralanmış bulunuyordu.

Savarona donanma birlikleri arasından geçerken Yavuz harp gemisi iki devlet reisini 42 pare top atımı ille selâmlamıştır.

Savarona Okul gemisinin demirlemesini müteakip Irak Kralı ve Reisicumhurumuz Yıldız motörüyls Gölcük iskelesine çıkmışlar v.e burada Gölcük Üs Kumandanı Albay Hamit Ültan Majeste Kralı ve Reisicumhurumuzu seâmlamış ve kendilerine hoş geldiniz demiştir. Burada askerî merasimle istikbal edilen dost ve müttefik iki dav letin reisleri başta alay sancağı 'bulunan bir ihtiram kıt'ası tarafından selâmlanmış ve bando Irak ve Türk millî marslarını çalmıştır, İhtiram kıt'asının teftişini müteakip Üs Kumandanı tarafından karşılamada bulunan askerî erkân Majeste Kraî'a takdim olunmuş ve karşılamada Kocaeli mebusları, Kocaeli Valisi, mülkî .arkân ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur. Halk müttefik iki devletin reislerini şiddetle alkışlamış ve sevgi tezahüratında bulunmuştur.

Majeste Kral İkinci Faysal ve Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın Orduevîn-deki kısa istirahatlarını müteakip Gölcük deniz tesislerinin gezilmesine başlanmıştır.

5 Temmuz 1955

Ankara :

İngiltere Milletler Camiası Erkânı Har-biyei Umumiye Reisi Mareşal Sir John Harding, bugün saat 9.00 da Çankaya'ya giderek defteri mahsusu imzalamış daha sonra Amtkabri ziyaret ederek bir çelenk koymuş ve Atatürk'ün manevî huzurunda saygı duruşunda 'bulunmuştur.

Müteakiben Mareşal Sir John Harding, Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel'i ziyaret ettiktan sonra, beraberinde harekât    ve personel başkanları olduğu haldo Harp Okuluna gitmiştir. Misafir kumandan, öğle yemeğini Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baran-sel ile birlikte, Harp Okulunun misafiri olarak yemiştir. Harp okulu tedris sistemi ve çalışmaları üzerin&a tetkiklerde bulunulduktan sonra, Harp Okulu talebeleri tarafından şerefine tertip edilen spor gösterileri ilgiyle takip edilmiştir.

Mareşal Sir John Harding ila Erkânı Harbiydi Umumiye Reisi Nurettin Baransel saat 15.00 de Harp Okulundan rujlardır.

İstanbul:

Dost ve müttefik Irak'ın Majeste Kralı İkinci Faysal, Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Irak Veliahdı Altes Prens Abdülillâh, Irak Başvekili Ekselans Nuri Said Pa~a, bugün öğleden evvel Metris Çiftliğinde yapılan Kara, Hava vi5 Paraşüt birliklerinin müşterek çalınmalarını gösteren bir tatbikatta hazır bulunmuşlar ve tatbikatı büyük bir alâka ile takip etmişlerdir.

İki dost ve müttefik devlet reisi, tam saat 10 da Metris Çiftliğindeki gözetleme yerine gelmişler ve şeref tribü-niindeki yerlerini almışlardır.

Mümtaz misafirimiz, Reisicumhurumuz askerî merasimle karşılanmış, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, mebuslar İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili, Erkânı Harbiyei Umumiye I-kinci Reisi, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Kumandanları, Birinci Ordu Müfettişi ile diğer generaller, amiraller ve kumandanlar tarafından selâmlarımışlardır.

Bundan 45 sene evvel Metris'de kurulan Topçu Okulu Öğretmenlerinden Recep îrfan'm, adına izafe edilen tatbikat, tam saat 10.30 da Taktik Hava Kuvvetlerimize mensup jet uçaklarının kırmızı kuvvetlere aid dalgalar halinde! roket, bomba ve napalm bombalarla farzedilen meseleye nazaran bir piyade alayının savunma atışma hazırlanabilmiş bir düşmana karşı tank, tapçu ve hava desteğinde taarruzu ve bu taarruzun derinlere iletilmesi gibi tatbikata piyadeler, piyade ağır silâhları, hafif ve ağır topçular, hava dafi bataryaları, tepkisiz toplar, tanklar ve bir1 paraşüt birliği ile hava kuvvetlerine bağlı filolar iştirak etmiştir.

Majeste Kral İkinci Faysal ve Veliahd Prens Altes Abdülillâh, askerî üniformalarını giymiş bulunuyorlardı. Ve kendilerine tatbikat esnasında arazi durumu ve plânlar hakkında izahat veriliyordu.

Hava kuvvetlerinin taarruzundan sonra Küçükkemer deresinin kuzeyindeki kırmızı kuvvetler mevzilerini ağır ve hafif topçu ile tanklar ve daha sonra da havanlar ve piyade ağır silâhları ateş altına almıştır.

Yarım saat kadar devam eden bu atışı müteakip topçunun atışı, daha gerideki kırmızı kuvvetlere kaydırılmış ve tank topçu ve piyade silâhlarının desteğinde piyadenin taarruzu başlamıştır.

Piyadelerin bu taarruzuna kırmızı kuvvetlere mensup hava birlikleri karşı taarruza geçmişlerse do mavi kuvvetlere mensup uçaksavar bataryalarının açtıkları şiddetli baraj ateşi karşısında uzaklaşmışlardır. Bu arada kırmızı kuvvetler topçusu da piyadelere karşı ateş açmışsa da kısa zamanda susturulmuştur.

Tam bir harp havası i carisinde cereyan ,eden tatbikatta mavi kuvvetlerin taarruzu inkişaf etmiş, ihtiyat piyadeler de one sürüldüğü gibi tanklara bindirilmiş olan diğer piyade birlikleri Küçük Kemer deresini geçerek düşman mevzilerine saldırmağa ve onları ele geçirmeğa 'başlamışlardır.

Ağır ve hafif toplar, tanklar ve piyade ağır silâhları ateşlerini daha gerilere, düşmanın ihtiyat kuvvetlerinin bulunduğu mevkilere kaydırarak oraları döverken piyadeler Küçükkemmer deresinin kuzey tarafındaki bütün sırtları erle geçirîniş bulunuyordu.

Büyük bir muvaffakiyetle yapılan ve takdirle takip olunan topçu atışlarını ve piyadenin taarruzunu bir paraşüt birliğinin havadan indirilmesi, toplanma ve taarruza geçmesi takip etti. Nakliye uçaklarından atlayan paraşüt bira saat 12.45 de Kastamonuya muvasalat etmiştir.

Derbentde Kastamonu Valisi ve diğer bazı Kastamonu mebusları. Belediye Reisi, D.P. İl Başkanı tarafından karşılanan Devlet Vekili, Öğle yemeğini Kastamonu'da yedikten sonra otomobille civar kazalarda bir gezi yapmış ve gerek Daday'da, gerekse Azdavay'da vatandaşlar tarafından hararet ve muhabbetle karşılanmıştır.

Devlet Vekili Dr. Mükerriem Sarol, Azdavayda yapılmakta olan maden kornü rü sondajları hakkında ilgililerden izahat almıştır.

Devlet Vekili, her iki kazadaki tevakkufu sırasında vatandaşlarla hasbıhallerde bulunmuş, onların dilek ve ihtiyaçlarım dinlemiş, bu hususda gerekli direktifleri vermiştir.

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol vatandaşlarla yaptığı bu hasbıhaller sırasında, son zamanlarda memlekette yaratılmak istenen ve bazı ihtiyaç maddelerine müteallik sun'î buhranın hakikatle hiç bir ilgisi olmadığını ve miem leketimizîn ileri bir kalkınma hamlesi içinde bulunduğunu kendilerine izah etmiştir. Vatandaşlarımız da Devlet Vekiline cevaben, esasen maksada makrun bu gibi tahriklerin asla bir tesiri olamayacağını, bu gibi sun'î buhranların hükümetimizin bilhassa son zaman larda aldığı yerinde tedbirlerle zaten bertaraf edilmiş olduğunu ve bu bölgede böyle bir buhranın da kafiyen bahis mevzuu olmadığını, olsa bile memleketin kalkınması uğruna bunlara seve, seve göğüs gereceklerini samimiyetle ifade etmişlerdir.

Devlet Vekili, akşam yemeğini Kastamonu Ticaret Odasının misafiri olarak yemiştir.

Yarın sabah 'Sinop'a müteveccihen Kastamonu'dan hareket edilecektir.

7 Temmuz 1955

İstanbul:

Millî Müdafa Vfekâleti Temsil    Bürosundan bildirilmiştir:

İngiltere Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi Feld Mareşal Sir John Harding, beraberinde ailesi ve maiyeti olduğu haldfS Erkânı Harbiyei Umumiye Reisimiz Orgeneral Nurettin' Baransel ile birlikte bugün saat 15 de özel bir uçakla (Ankaradan gelmiştir.

Misafir mareşal Yeşilköy hava meydanında Birinci Ordu Müfettişi, Vali adına Bakırköy Kaymakamı, İngiltere Büyükelçisi, 66 ncı Tümen Kumandanı, Karadeniz Boğazı Müstahkem Mevki Kumandanı, Dısniz Eğitim Kumandanı, Merkez Kumandanı, Ordu İkinci Şube Müdürü, Temsil Bürosu Müdür Vekili, İngiltere Ataşemiliteri ve İngiltere Sefareti erkânı tarafından karşılanmıştır.

Lady Harding'e ordu namına bir buket verilmiştir.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün Çankaya'da İngiltere Milletler Camiası Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Feld Mareşal Sir John Harding'i kabul etmiştir.

Bu kabulde Millî Müdafaa Vekili Etli em Menderes hazır bulunmuştur.

İstanbul:

Türk (basınının seçkin şahsiyetlerinden ve sevilen .gazetecilerimizden «Milliyetim sahip ve (başmuharriri Ali Naci Karacan, dün sabah, uykudan uyandıktan sonra âni bir kriz neticesinde Ha'k'km rahmetine kavuşmuştur. Bu haber öğleye doğru bütün meslek çevrelerinde duyulmuş, hakikî büyük bir teessür uyandırmıştır.

AliNaci Karacan, 1312 (1896) tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Tahsilini Galatasarayda yaptıktan sonra, evvelâ edebî hayata atılan arkadaşımız, fecr-î âti nesli içinde, o zamanın edebiyat mecmualarında şiirler neşretmiş tir. Birinci Dünya Harbi yıllarında İkdam ve Tasvir-i Efkâr gazetelerinin yazı işleri müdürlüğünü yapmış, harbin sonunda, arkadaşları Necnıeddin Sadak, Falih Rıfki Atay ve Kâzım Şinasi ile Akşam gazetesini kurmuştur..

ligi, kısa bir zamanda yere inerek muh telif gruplar halinde toplanarak kuzey doğu istikametindeki düşmanın yegâne çekilme yolu üzerinde bulunan Bü-yükderbend boğazını elegeçirmak Üzere taarruza geçtiler ve kısa zamanda burasını işgal ettiler. Paraşütçülerimizin atlayışı ve yere iner inmez düşman hedeflerine karşı yaptıkları muvaffakiyetli akın, misafirlerimiz tarafından takdirle karşılandı.

Dost ve müttefik Irak'ın Majeste Kralı Reisicumhurumuz ile birlikte tatbikat sabasından ayrılırken kumandanlara tebrik ve teşekkürlerini bildirdiler. Gelişlerinde olduğu gibi Metris Tepe'den ayrılışlarında da askerî merasimle uğurlanan Majeste Irak Kralı ve Reisicumhurumuz arık "bir otomobile binerek Florya'ya hareket ettiler.

Yol boyunca toplanmış olan vatandaşlar, müttefik memleketin devlet reislerini selâmlıyor ve durmadan alkışlıyor, tezahüratta bulunuyordu. Irak'ın Majeste Kralı İkinci Faysal da bu tezahürata -beşuş bir çehre ile el sallayarak mukabele ediyordu.

Dost Ve müttefik memleketin devlet reisleri Florya'dan Savarona Okul gemisine geçmişler ve denizcilik bayramı gösterilerinde hazır bulunmak üzere Moda'ya hareket etmişlerdir.

Savarona Okul gemisini, iki liman savunma botu ila bir denizaltımız dümen suyundan takip etmekte idi. Öğle yemeğini müteakip denizaltı gemisi muhtelif dalma gösterileri yaptı ve alâka ile takip edildi.

Dost ve müttefik Irak'ın Majeste Kralı İkinci Faysal ile Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve mümtaz misafirlerimizin rakip bulundukları Savarona Okul gemisi, Moda önlerinden donanma birlikleriyle selâmlanmışlardır. Gemiler, alay sancaklarım çekmiş ve prova direklerine Irak ve Türk bayraklarını toka etmiş ibulun-jıyordu. Bütüjtı 'gemiler mürettebati çimte'riva yerlerini almış ve sağol diye iki devlet reisini selâmlıyordu.

Moda koyunda büyük yolcu gemilerinden ve donanma gemilerinden başka yüzlerce irili ufaklı deniz taşıtma binmiş olan onbinleri aşan bir vatandaş topluluğu yarışları takip etmek üzars hazır bulunuyordu.

Halk, iki dost ve müttefik devlet reisine tezahüratta bulundu ve bandonun Irak ve Türk istiklâl marşlarını çalmasını mütsakip denizcilik bayramı gösterilerine  ve yarışlarına başlandı.

Sırasiyle tek çifte kiklar, iki cifte kikler, donanma flikaları, balıfcçı alamanaları, donanma kikleri, iki çifte botlar, can kurtaranlar, yelkenliler, deniz can sandalları, 4 tek kikler, 5 çifte kikler, hanımlar arası çifte 'kikler, sekiz tek kikler, ve 10, 25 bay gir takatin deki sürat motörlerinin yarış ve gösterileri büyük bir alâka ile "takip edilmiş ve iki devlet reisi yarışları müteakip şehre dönmüşlerdir.

6 Temmuz 1955

Ankara :

İki gündenberi ş.ahrimizde bulunan İngiltere Milletler Camiası Erkânı harbiyei Umumiye Reisi Feld Mareşal Sir John Harding bu sabah saat 8 de hususî uçağı ile Ankara'dan Diyarbakır'a gitmiş ve Esenboğa hava alanında merasimle uğurlanmıştır.

  Ankara :

İller Bankasınca mayıs ve haziran 1955 ayları içinde 11 kasabanın içme suyu, 5 kasabanın termik ve 3 kasabanın hîdiroelektrik tesisleri, 1_1 kasabanın içme suyu projeleri ve 10 yerin elektrik projesi, 10 kasabanın haritası, 7 kasabanın imar plânı ve 3 kasabanın yapı işleri cem'an 4.701.680 lira sarfiyle ikmâl edilmiştir.

  Kastamonu:

Karadeniz, doğu 'bölgelerinde bir tetkik seyahatinde bulunmak üzere bu sabah. Ankara'dan hareket etmiş olan Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, beraberinde Çankırı ve Kastamonu mebuslarından bazıları ile diğer zevat ve basın mensupları olduğu halde, Çankırı'da iki saatlik bir tevakkuftan son-

İnkılâpdan sonra «İkdam» gazetesini, 1931 yılında .-Politika» ye «İnkılâp» gazetelerini çıkaran, 1935 ek* "Tan» gazetesini kurmuş, İkinci Dünya Harbinden sonra «Milliyet» i ilk şekliyle çıkarmaya başlamıştır.

Bütün hayatını gazîteclik mesleğinde geçiren Ali Naci Karacan, 1933 senesinde Anadolu Ajansının Balkan Muhabirliğini yo daha sonra İsviçre Basın Ataşeliğini de yapmıştır. Tercüme ve telif eserleri vardır. Siyasî bir monografi, seyahatnameler ve tarihî bir tedkik de bunlar arasındadır.

Rahmetli A. Naci Karacan'm cenazesi öğleyin, namazı Şişli camiinde kılındıktan sonra asrî mezarlığa defnoluna-c aktır.

İstanbul:

Bağdad Emniyet Müdürü Abdullah Ahmet bir müddet meslekî tetkiklerde bulunmak üzere bugün saat 12.00 de uçakla Bağdad'dan İstanbul'a gelmiştir.

Boyabat:

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol bu sabah Kastamonu'da Darti merkezinde bir müddet partililerle görüştükten sonra beraberinde mebuslar, Kastamonu Valisi, diğer zevat ve basın mensupları olduğu halde devlet hastahane-sini, müzeyi, sanat okulunu, belediyeyi ve verem hastahanesini ziyaret etmiş, müteakiben saat 12 de Taşköprüye müteveccihen Kastamonu'dan ayrılmıştır.

Devlet Vekili yol üzerinde Germeç pazarı mevkiinde kendisini karşılıyan ve selâmlıyan vatandaşların İsrarı üzerine otomobilden inmiş ve etrafını çeviren halk 'topluluğuna hitaben yaptığı kısa konuşmada bazı fırsat düşkünü insanların bir müddetten beri halkı tahrik ederek bazı ihtiyaç maddeleri üzerinde sun'î buhranlar yaratmak İstediklerini, hakikatte ise böyle bir şeyin mevcut olmadığını, girişilen kalkınma hamlelerini izah etmiş ve bu sözleri vatandaşlarımızın tasvipkâr nidalariyle karşılanmıştır.

Devlet Vekili Dr .Mükerrem Sarol saat 13.30 da Taşköprüye muvasalat etmiş vb burada belediye bahçesini dolduran vatandaşlarla uzun bir hasbıhalde bulunmuştur. Devlet Vekilinin etrafını çevirmiş bulunan halk topluluğuna «bir arzunuz, bir isteğiniz var mı muhterem vatandaşlarım» hitabı Çizerine memleket meseleleriyle gönülleri dolu bulunan vatandaşlar âdeta dile gelmiş ve aralarından biri «şeker yok, çay yok deniliyor, halbuki bunları karaborsada bulmak mümkün, bu hususta hükümetimizin müdahalesini istiyoruz» tarzındaki cevabı üzerine Dr. Mükerrem Sarol ezcümle şunları söylemiştir:

«Muhterem vatandaşlarım, ben de buralara kadar bir müddetten beri aziz vatandaşlarımızın içine akıtılmak îstenen kötü telkinlerin bıraktığı acı tesirleri ferahlatmak, bu hususta, iradenizle iktidara getirmiş olduğunuz bir hükümetin uzvu olarak hesap vermek üzere geldim, filhakika bir müddetten beri bu meş'um faaliyetler büyük bir kesafet kasbetmiş, bu gibi sun'î yokluk buhranlar yaratmak için elden gelen hiçbir fırsat kaçırılmamıştır. Bu kötü tahrik ve telkinlerin maksadı malûmdur. Bunlar memleketimizin itibarını ve iktisadî istikrar ve muvazenesini sarsmak irin yapılmaktadır. Halbuki hükümetimiz bunların Önüne geçmek için her türlü tedbirini almış bulunuyor. Vekilleriniz her gün radyolarla yaptıkları konuşmalarda sizlere durumu etrafiyle ve rakamlara dayanarak izah etmektedirler.»

Devlet Vekili bundan sonra İsrarla üzerinde durulan şeker mevzuunu ele almış, Halk Partisi devrine ait şeker istihsal ve istihlâki hakkında esaslı malûmat vermiş, 16 sensdenberi bir şeker fabrikası yapılmadığını, bu iktidarın 5 sene içinde 7 seker fabrikasını ikmal ederek hamdüsena olsun, günden güne artan istihlâki karşılamak Çizere hükümetçe nasıl tedbir alındığını belirtmiş, fabrika yapmanın kâfi gelmediğini, pancar ziraatine ve pancar mahsulüne ne dereceye kadar ehemmiyet verilmesi lâzımgeldiği hususunda izahatta bulunmuş, pancar zeriyatında beş sene içinde ve bu son yıl zarfında saha bakımından kaydedilen inI&igafları uzun uzun izah etmiş ve 20 gün sonra 'başlayacak yeni kampanya sayesinde yurt sathında memleketin felâketini âdeta pusuda bekliyormuş gibi en şenî usul ve vasıtalarla vatandaşları tereddüd, şüphe ve telâşa düşüren şom ağızların ve kara vicdanların toptan susumaya mahkûm olacaklarını telâş ve .endişeye mahal olmadığını rakamlar, misaller ve delillar -vermek suretiyle etraflıca izah etmiş, ,-ancak vatan sathı ölçüsünde girişilen kalkınma hamlesini yerine getirmek, silolar inşaatı, liman tesislerinin ikmali, çimento fabrikaları petrol tasfiyehaneleri kurulması gibi birinci plân-..da ele alman büyük 'kalkınma programının tahakkukuna kadar nisbî bir sıkıntının seve seve çekilebileceğini ifa-,de etmiş ve bu izahatı vatandaşların içten gelen tasvipleri ve alkışlariyle karşılanmıştır.

Karaborsanın murakabesi mvezuuna îemas  eden  devlet  vekili     Demokrat "Parti iktidarının esas umdelerinden birinin istisnasız bütün vatandaşları namuskâr birer fert olara!k .telâkki etmekolduğunu, bununla beraber karaborsaya karşı gerekli tedbirlerin asla .İhmal edilmediğini, memleketimizde demokrasinin  yeni  yeni   teessüs   öegelmekte olduğunu belirtmiş ve demiş

"tir ki:

Demokrasi nadide yetişen ve büyük ihtimam isteyen bir fidan gibidir. Her iklimde bunu yetiştirmek mümkün değildir. Böyle olsaydı, demokrasi bugün dünyanın yalnız muayyen bölgelerin:! inhisar .etmez her tarafta seve seve tatbik edilen 'bir rejim olurdu. Hükümetiniz Türk 'milletinin yüksek kabiliyeti sayesinde çok mes'ut ve süratli bir kalkınma halinde bulunan memleketimizin pek yakında büyük bir refaha ve feraha kavuşacağına inanmıştır. O zaman, bugün kötü isnat ve tellunleri yapanların zehirli dilleri tutulacak, önlerinde yiyem iyecekler i kadar şeker, içemiyecekleri kadar çay, kullanamıyacakları kadar petrol bulacaklardır. Şurasını da unutmamak lazımgelir "ki, bize tevdi ettiğiniz mesuliyetlerin hesabını vermek için önümüz .de daha üç yıl vardır. Bu üç yıl zarfında bütün vaadler yerine    getirilmiş olacaktır. O zaman ben yine buradan geçerken. Taşköprülü arkadaşlarımın huzuruna imtihanını pekiyi derece ite vermiş bir talebenin gönül rahatlığını hissedecek ve bundan sizin namınıza saadet ve gurur duyacağım»

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol'un yaptığı bu konuşma Taşköprülülerin alkışlarıyla sağolun, varolun nidalariyle sona ermiştir.

Devlet Vekili ve beraberindekiler öğle yemeğini Sümerbank Kendir Sanayi Müessesesinde yedikten sonra saat 16 da Sinop'a müteveccihen Taşköprüden ayrılmışlar ve saat 18 de Boyabat'a muvasalat etmişlerdir. Devlet Vekili belediyede bir müddet vatandaşlarımızla hasbıhalde bulunmuş müteakiben Sinop'a hareket edilmiştir.

Ankara :

1950-1954 senelerinde göçmen iskânına birinci derece sahne olan vilayetinde 1272 ailenin evleri ikmal edilerek kendilerin  teslim olunmuştu. İskân bakımından en fazla faaliyet gösterilen 'kazalardan birisi de Haymana'dır. Bu kaza dahilinde 272 ev yapılarak sahiplerine verilmişti.

1955 yılı içinde, Başvekâlet Toprak ve İskân İşleri Genel Müdürlüğü'nün Ankara Vilâyeti iskân faaliyeti meyanında Haymana kazasına 45 Km. mesafedir yeni teşkil olunan Devecipmar Göçmen köyünde 50, Sinanlı köyüne eklenen göçmen [mahallesinde 26 evin inşaatı tamamlanmış ve göçmen vatandaşlara evlerinin tapuları bugün saat 10. 45 de mahallinde törenle verilmiştir.

Törende Devlet Vekili Osman Kapani, Ankara Valisi Ve Belediye Reisi Kemal Aygün, Toprak v.e İskân İşleri Genel Müdürü ve Muavinleri, Vilâyet daire müdürleri, Haymana Kaymakamı, basın mensupları ile civar köylerden gelen kalabalık :bir vatandaş topluluğu hazır bulunmuştur.

Tören î. Ankara Toprak ve İskân İşleri Müdürünün iskân dâvasının, halli mevzuunda yaptığı bir konuşma ile başlanmış müteakiben bir göçmen vatandaş bütün göçmenlerin hissiyatına tercüman olarak:

«Senelerce zulüm ve işkence altında kıvrandık. Anavatana geldiğimiz günden beri milletçe ve hükümetçe bize ne "büyük fedakârlıklarla yapılan bu azamî yardımların farkındayız. Bugün ev bark sahibi olmanın huzuru içindeyiz. Atalarımızın kanıyla yoğrulmuş bu topraklar üzerinde onlara lâyık birer evlât, sizlere lâyık birer vatandaş olmaya çalışacağız» d;?miş hükümete şükran ve teşekkürlerini arzetmiştir.

Devlet Vekili Osman Kapani de kısa bir hitabede 'bulunarak ezcümle demiştir ki: «Bugün .burada mutlu 'bir töreni kutlamak için toplanmış bulunuyoruz. Uzun yıllar binbir meşakkat ve mezalim altından kurtularak anavatana kavuşan .göçmen vatandaşlarımızı bağrımıza basmanın huzuru içinde bulunuyoruz. Bugün artık memleket iktisadî hayatına karışmış ve çalışma güç lerini istihsal sahasına katmışlardır. Bugün burada 50 göçmen evinin teslimini yapacağız. Bu evlerin nasıl bir fedakârlık neticesinde yapıldıklarını ve hükümetin 'göçmen dâvasını ne derece bir hassasiyetle ele aldığını yakinen biliyorsunuz. Bugüne kadar 32.280 ev yapılmış ve göçmen kardeşlerimize teslim edilmiştir. Bu seneki programımız gereğince 1705 evi tamamlayıp sahiplerine teslim edeceğiz. Gönmen kardeşlerimizin her sene bol mahsul idrak etmelerini ve yeni yuvalarında mes'ut ve müreffeh yaşamalarını temenni e-derim.»

Devlet Vekili Osman Kapani sözlerini bitirdikten sonra evlerin tapularını göçmenlere vermiştir.

Bundan sonra evler gezilmiştir. Gerek yol boyunca ve 'gerek Devecipınar köyünde bulunduğu sırada Devlet Vekili Osman Kapani vatandaşlarla hasbıhallerde bulunmuştur.

İstanbul:

Denizcilik Bankasının Camialtı tersanesinde inşa edilen 6500 tonluk «Abidin Da ver» .şilebinin denize indirilmesi münasebetiyle bugün saat 16.30 da bir merasim yapılmıştır.

Merasima deniz bandosunun çaldığı istiklâl marşı ile başlanmış müteakiben Banka Yönetim Kurulu adına söz ala:: Vöııetim Kurulu üyesi Ömer Tekand-,. denizcilik tarihimize kısaca temas ettikten sonra bankanın dıeniz inşaiyeci-liği mevzuunda almış olduğu kararları ve neticelerini işaret etmiştir.

Bundan sonra İşçi Sendikaları ve Türk Denizcileri Cemiyeti adına birer konuşma yapılmış ve müteakiben hazırlanan şampanya şişesi Abidin Davet’i kerimesi Nilüfer Sadikoğlu tarafından kırılmıştır.

Ancak sıcaktan kızaktaki yağların erimiş olması geminin hareketini bir müddet geciktirmiştir.

8 Temmuz 1955

Ankara :

İnonü'ndeki Türkkuşu yüksek planör' kampında bu sabah bir planör kazası olmuş, amatör gençlerden Ankaralı Altuğ Güven, uçuş sırasında düşerek şehid olmuştur. Eskişehirde yapılacak cenaze töreninde bulunmak ve kaza tahkikatı ile yakından meşgul olmak üzere Türk Hava Kurumu Genel Başkanı Amasya mebusu Mustafa Zeren'le Genel İdare Kurulundan bir heyet Eskişehire hareket etmiştir.

  İzmir:

Güneydoğu Avrupa Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Kendall bugün uçakla Ankara'dan şehrimize gelmiş ve hava alanında NATO'ya mensup generaller ve yüksek rütbeli subaylar tarafından karşılanmıştır.

  İzmir:

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizde bulunan NATO Genel Sekreter Vekili Van Vrendanburch bugün saat 16.30 da eşi ila birlikte uçakla İstanbul'dan şehrimize gelmiştir.

NATO Genel Sekreter Vekili, Cumartesi hava alanında Vali ve Belediye Reis Vekili Emniyet Müdürü, Güneydoğu Kara Kuvvetleri Kumandan muavinleri ile Altıncı Taktik Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı  ve NATO'ya mensup subaylar ile basın mensupları tarafından karşılanmıştır.

Çanakkale:

İngiltere Erkânı Harbivei Umumiye Reisi Feld Mareşal Sir John Harding, "bugün saat 18 de uçakla Çanakkale'ye gelmiş ve hava meydanında mülki v.ı askerî erkân ile kalabalık bir halk kitlesi tarafından hararetle karşılanmıştır.

Sinop:

Hava meydanından doğruca iskeleye gelen Feld Mareşal Sir John Harding, aynı mülkî ve askerî nrkân ile birlikte bir hücumbotla Geliboluya gitmiştir.

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol dün akşam üzeri Boyabat'tan ayrılmadan önce Demokrat Parti ve Halk Partisi merkezlerini ziyaret ederek buralarda -vatandaşlarımıza hitap etmiştir. Devlet Vekili Demokrat Parti msr'kezmde çok kalabalık halk topluluğuna hitaben -yaptığı konuşmada, kendisini karşılamaya gelen Demokrat Partili, Halk Par Lili, Millt Partili ve tarafsız vatandaşlara, kendi şahsında hükümete karşı izhar edilen derin sevgi ve misafirperverliğe teşekkür etmiş ve şunları soy-"lemiştir:

-Muhterem vatandaşlarım, zaman zaman gönüllerimizi, ruhlarımızı rahatsız den dertleri dinlemek bunları hep

'birlikte mütalâa edip deva bulmak üzere buralara geldim. Pek iyi bildiğiniz ve müşahede lediğiniz gibi bugün devir artık değişmiştir. Milletlimiz kendi iradesiyle işbaşına getirdiği iktidarın mrsul şahıslarından, tıpkı herhangi dâvalarını takip ve müdafaaya memur kıldığı bir avukatı gibi, memleket meseleleri hakkında onlardan izahat istemekte ve hesap sormaktadır. Milletin nabzı onu teşkil eden vatandaşlar

"hangi partiden olursa olsun hükümetinizin elindedir Bu nabız muntazam attığı takdirde hükümetiniz bundan ancak sevinç ve bahtiyarlık duyar.

Sevgili arkadaşlarım, hükümetiniz işbaşındadır. Hiçbir siyasî kanaat ve içlihat farkı  gözetmeden   gece     gündüz vatandaşların refah ve saadetleri için çalınmaktadır. Vatandaşları yuvasında işind.3 rahatsız eden kötü telkinler ve saçılan kasidli zehirlere karşı hükümetiniz daima uyanık bulunmakta ve bunları adım adım takip etmektedir. İşte ben bu maksatla son zamanlarda yaratılmak istenen sıkıntıları ve gönüllerimize aktarılan zehirleri v& sizi ıstıraba ssvkeden meseleleri dinlemek ve bunları hep beraber mütalâa etmek için buraya geldim.»

Devlet Vekili bu nabzın memlekette cereyan eden ahvalden, yapılmak istenen menfi telkinlerden, yaratılmak istenen sun'î buhranlardan iktisadî suikastlerden nasıl müteessir olduğunu izah ettikten sonra memleketin, medenî memleketler muvacehesinde henüz iptidaî fakir ve çok geri bir durumda bulunduğuna işaretle yılların ihmal ve alâkasızlığı netiüsei meydana gelen bu fecî durumdan kurtulmak için hakikî mânada toir iktisadî istiklâl mücadelesi içinde bulunduğumuzu, bu mücadeleyi kazanmak irin hiçbir siyasî içtihad ayrılığı göstermeden topvekûn milletçe fedakârlığın nnecburiyeti üzerinde durmuş, muhalefetin kıskançlıklara kinler? bezüiltifat besleyerek vatanperver bir düşünce ile böyle bir mücadeleye katılması lüzumunu belirtmiş ve demiştir ki:

«Aziz vatandaşlarım, Kastamonu'dan Boyabat'a gelirken dikkat ettik, .arkadaşlarımla birlikte 14 köprü    saydık.

Bunların hepsi inşa halinde, şantiyeleri kurulmuş vaziiyette. Memleketin her tarafında durum böyledir. Büyük bir kalkınma hamlesi içinde bulunuyoruz. Bunun için çok süratli çalışmak lâzım.»

Dr. Mü'kerrem Sarol, daha sonra günden güne artan ihtiyaç maddeleri etrafında geniş izahatta bulunmuş, hükümetin binbir fedakârlık yaparak yur du iktisadî (bakımdan cihazlandırmak için nasıl bir gayretin içinde çarpıştığını misaller, rakkamlar zikrederek anlatmış ve demiştir ki:

Sevgili arkadaşlarım, hükümetiniz başka ne yapabilirdi veya ne yapmalı idi? Elimizde bir mamur vatan bıraktılar da   onu sefalete  mi  sürükledik?

«O günden bugüne vatan sathında cereyan eden hâdiseler ve muhalefet hatiplerinin yer yer yaptığı acı telkinler ve konuşmalar memlekette vatandaşa hayır mı getirmiştir? Soruyorum sevgili arkadaşlarım. Bana bunun cevabını vermeyin. Bunun cevabını kendi vicdanlarınızda tahlil ederek, sebepleri üzerinde durarak kendi kendinize cevaplandırınız.»

Devlet Vekili Boyabatlıların devamlı sevgi tezahürleri arasında Halk Partisi merkezinden ayrılmış ve kalabalık halk topluluğuna «Allahaısmarladık Boyabatlılar» diyerek Sinop'a hareket etmiştir.

Saat 22 ye doğru Sinop'a varıldığı sırada vaktin gecikmiş ve havanın kararmış olmasına rağmen Devlet Vekili daha civar köylerden itibaren Sinopta bulunan.mebuslar, muhtelif nakil vasıtalariyle gelmiş olan Demokrat Partili, Halk Partili ve Millet Partili kalabahk vatandaşlar tarafından büyük tezahüratla  karşılanmıştır.

Devlet Vekili ve beraberindekiler ak-şaım Sinop Valisinin Şehir Kulübünde verdiğfl ziyafette hazır bulunmuşlardır.

Dr. Mükerrenı Sarol bu sabah vilâyeti, belediyeyi ve partileri ziyaret etmiş, müteakiben vaki davet üzerine öğleye doğru Karasu'ya hareket eylemiştir.

İstanbul:

îstanbulda bulunan İngiltere Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Feld Mareşal Sir John Harding, bugün Öğleden evvel Hsybeliada Deniz Harp Okulunu ve Yassıada Deniz Eğitim tesislerini ziyaret etmiştir.

Sİr John Harding, saat 15.30 da, İngiltere Başkonsolosluğunda tertiplenen basın toplantısında, evvelâ, memleketimizde yaptığı ziyaret, görüşme ve tet kiklerini nakletmistir. İngiltere Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, Reisicumhurumuz, Başvekil ve Millî Müdafaa Vekilimizle, Türkiye ve İngiltereyi müştereken alâkadar eden savunma meseleleri hakkında yapmış bulunduğu görüşmelerden dolayı duyduğu memnuniyeti izah ile Türk askerinin yüksek eğitim, moral gücü v.e askerlik şevkine hayranlığını belirtmiştir.

Sir John Harding, 1915 yılında An-zaklarla birlikte çarpışmış olduğu Çanakkaleye gitmesine müsaade eden hükümetimize ve Erkânı Harbiyemize minnetlerini ifade etmiş ve: «Türk askerinin savaş kudretini, yüksek meziyetlerini daha o zaman takdir atmış ve derin bir hürmet hissi duymağa başlamıştım»  demiştir.

Müteakiben muhtelif sualleri cevaplandıran İngiltere Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi bugün saat 17.30 da uçakla Çanakkaleye gitmiştir. Oradan, motörle Geliboluya geçecek olan Sir John Harding geceyi Gelibolu ordu evinde geçirecek ve yarın Çanakkale muharebe sahasını'gezerek şehitliklari ziyaret edecektir.

Ankara :

Dün Peçe Konyanın Seydişehir Kazasına bağlı 350 hanelik Dtrebucak köyünde çıkan yangın neticesinde 340 evin tamamen yandığı 2.000 den fazla nüfusun açıkta kaldığının telsiz ve telefon muhaberelerinden öğrenilmesi üzerine Kızılay Umumî Merkezindenbir memur vedaatiylo 350 çadırla 15.000 lira para derhal vak'a mahalline gönderilmiştir.

İstanbul:

Birkaç gündenberi hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizde bulunan İngiltere Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Sir John Harding bugün saat 15. 40 da çehidlikîeri ziyaret için gittiği Çanakkaleden İstanbula avdet etmiştir.

Peld Mareşal, John Harding, refikası ve maiyeti erkânı Yeşilköy hava meydanında şereflerine verilen bir çayda bulunduktan sonra saat 16.15 de hususî unaklariyle Kıbrıs'a müteveccihen (memleketimizden   ayrılmışlardır.

Sir John Harding. hava meydanında Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, kumandanlar vb İngiltere ateşemiliterliği erkânı tarafından askerî merasimle uğurlanm ıştır.

İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak Afganistan Başvezir yardımcısı ve Hariciye Veziri Altes Serdar Nahn Han, refakatinde Afganistan Hariciyesi Beynelmilel İslar Dairesi Raisi" Ortaeloi M. Pajwau olduğu hald.T bu akşam saat 22.30 da uçakla memleket imiz e gelmiş ve Yeşilköy hava meydanında İstanbul "Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, generaller, Emniyet Müdürü, Afganistanın Atfkara Büyükelçisi Esadullalh Sarar. Hariciye Vekâleti temsilcisi, Afgan Büyükelçiliği mensupları ile gazeteciler tarafından karşılanmış ve bir poliis müfrezesi selâm resmini ifa etmiştir.

Afganistan Başv.szir yardımcısı ve Hariciye Veziri Altes Serdar Naim Han Türkiyeyi ziyareti hacında basın mensuplarına şunları söylemiştir:

«Türkiyede, Türk kardeşlerimin arasında bulunmaktan çok mes'udum. Afganistan hükümetinin ve Afganistan milletinin Türk hükümetine ve milletine bir dostluk mesajını getirmekteyim. Çoktan beri Türkiye'yi ziyaret etmek isterdim. Su anda bu idealim tahakkuk etmiş bulunuyor. Türkiyede bulunduğum müddet idinde iki memleketi ilgilendiren mevzularda Türk devlet adamlarıyla görüşmelerde bulunacağım.»

Altes Serdar Naim Han, yarın akşam saat 20.00 trenine bağlanacak hususî vagonla Ankaraya gidecek ve parşem-"be gününe kadar Ankarada kalacaktır. Müteakiben İstanbula gelecek olan Afganistan Başvezir yardımcısı ve Hariciye Veziri bir müddet de şehrimizde kalacaktır.

10   Temmuz 1955

Ankara :

Bir müddettenberi memleketimizde bulunan NATO Genel Sdkreter Yardımcısı Van Vrenderfcurch bu sabah saat

11   de hususî bir uçakla İzmirden şehrimize gelmiş ve Etimesgut hava alanında Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes  adına  Başvekâlet Yaveri Üstteğmen Hayrettin Sümer, Devlit Vekili ve Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu adına Hususî Kalem Müdürü Hayrettin Ozansoy, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erd^hun, Hariciye Vekâleti NATO Dairesi E sis Ve'kili Hüveyda Mayatepek, Hollanda As'kerî A-te^-asi ile sivil ve askerî erkân tarafından karşılanmıştır.

NATO Genel Sekreter yardımcısı yarın Samsun'a gidecektir.

11 Temmuz 1955

Adana:

Karşılıklı çiftçi mübadelesi programından memleketimize gelmiş olan genç Amerikalı çiftçilerden Üçü Ankara'dan Adana'ya gelmiş va Ziraat Okuluna misafir edilmişlerdir. Amerikalı genç çiftçiler bugünden itibaren şehirdeki. Teknik Ziraat. Orman İşletmesi, Veteriner 'Müdürlükleriyle bu müdürlüklere bağlı tesisleri gezmeğe başlamışlar Gir. Misafir çiftçiler daha sonra bölgemizdeki hususî çiftlikleri ve müesseseleri gezecekler 30 temmuzda iE;x-sin's gideceklerrdir.

Burhaniye:

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâletince 242 bin lira sarfiyla İnşa ettirilen 40 yataklı sağlık merkezi bugün saat 11  de törenle hizmet-e açılmıştır.

Törende Balıkesir mebusları, Balıkesir Valisi, Kaymakam ve kalabalık bir vatandaş topluluğu hazır bulunmuştur. Balıkesir mebusu Enver Güreli'nin kısa bir hitabesinden sonra sağlık merkezi hizmete açılmıştır.

Sağlık merkezinin açılması muhitte bü yük bir memnuniyet uyandırmıştır.

Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili ve Bayan Menderes, hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizde bulunan Afganistan Bagvezir muavini ve Hariciye Veziri Altes Serdar Naim Han şerefine bu akşam saat 21 de Ankara

Palas bahçesinde bir resmi kabul tertip etmişlerdir.

Bu resmi kabulde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Vekiller, mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı, Erkânı Harbiyei Umumiye Birinci ve İkinci Rsisleri, Kuvvetler Kumandanları, kordiplomatik, gazeteler başmuharrirleri ve basın mümessilleriyle seçkin bir davetli kitlesi  hazır   bulunmuşlardır.

Resmi kabul geç vakte kadar çok samimî bir hava içinde devam etmiştir.

İstanbul:                               

Amerikadan mubayaa olunan 500 bin tonluk hububatın bugüne kadar 353 bin tonu memleketimize gelmiş bulunmaktadır.

Bu hububatın 116 bin küsur tonu tamamen Toprak Mahsulleri Ofisi İstanbul Bölge Müdürlüğünün mekanik cihazlariyle tesellüm olunmuş ve rekor sayılan bir sür'atle tahliye edildiklerinden 33 bin küsur dolarlık bir döviz tasarrufuna muvaffak olunmuştur.

Bu cümleden Nicolas Uaires gemisiyle limanımıza gelen ve bugün tahliyesi biten 10 bin tonluk hububat da yine İstanbul Bölge Müdürlüğünün aldığı tedbirler sayesinde rekor sayılan bir sür'atli normalden 8 gün 11 saat 48 dakika evvel boşaltılmış olduğundan beynelmilel mevzuata göre bu partiden de 5 bin dolarlık bir dispee teminine muvaffak olunmuştur.

Amerikalı gemicilerin yurtlarına 9 gün evvel dönmelerini sağlayan bu sür'at karşısında fevkalâde mütehassis olduk larmı bildirmişler ve bu sür'ate başka memleket limanlarında rastlamadıklarını ilâve etmişlerdir.

Ankara :

Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Müdürlüğünden verilen malûmata göre,

1 Haziran 1955 tarihinden 30.6.1955 tarihine kadar müstahsilden 69.542 ton buğday, 459 ton çavdar, 3381 ton mısır, 14201 ton arpa, 2781 ton yulaf olmak üzere cetm'an 90.864 ton hu'bubat ve 195 ton pirinç satın alınmış ve bunlara mukabil müstahsile 26.009.460 Türk lirası ödenmiştir.

Ayrıca yine bu müddet zarfında Amerika'dan 20.919 ton buğday ithal edilmiştir.

Alını yılı basından itibaren İsrail'e 115. 440 Türk lirası karşılığı 230 ton pirinç satılmıştır.

Yine bu alım yılı başından itibaren Almanya'ya 400 kilo afyon salısı yapılmış ve bu satıştan 156.800 Türk lirası karşılığı döviz temin edilmiştir.

Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili" Adnan Menderes, hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizde bulunan Afganistan Başvezir muavini ve Hariciye Veziri Altes Serdar Nakn Han'la bugün saat 11.30 da .Başvekâlette görüşmüştür.

Bu görüşmede Başvekil Yardımcısı Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi ve Afganistanın Ankara Büyükelçisi Essadullah-Saraj hazır bulunmuşlardır.

12 Temmuz 1955

Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes bugün Başvekâlette Ankarada bulunan İstanbul gazeteleri, sahip ve başmuharrirleriyle hix görüşme yapmıştır.

Başvekil yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Vekili Fuad Köprülü, Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat, Münakalât Vekili Muammer Çavuşoğlu, Çalışma Vekili Hay nettin Erkmen ve İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu'nun da katıldıkları bu görüşmede Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes muhtelif memleket meselelerini teşrih ederek hükümetin dahilî ve haricî politikasının anahatlarmi belirtmiş, hükümetin

..inek icabedecektir. Bu arada talimatnameye göre döviz alma hakkı taulunmadığı halde bazı imkânları elde ederek tahsile giden talebelerimizden bir kısmının, durumları da dikkatle incelendi ve isimleri tesbit edilerek kendilerine kolaylık gösterilmesi kararlaştırıldı.

Memleketimizde tatbiki gereken hususlar bilhassa okul .binaları ile her okulda mevcut jimnastik salonları, çocuk bahçeleri ve ders alât ve vasıtaları ile laboratuar malzemelerinden istifade cihetine gidilimesidir.

Bilhassa Avusturyada cemiyetin devlet ite elbirliği ederek tesis ettiği okulları görmek cidden hayranlığımızı mucip oldu.»

Maarif Vekili Celâl Yardımcı bundan .sonra gazetecilerin çeşitli suallerini cevaplandırarak beyanatına son vermiştir.

  Ankara :

Aydının Germencik kasasına "bağlı Neşetiye köyünden Gülsüm Eren adında bir hayırsever vatandaş 15.000 lira değerindeki incir bahçesi ile 3.000 lira değerindeki zeytin bahçesini, havacı gençlerimizin yetiştirilmesi için Türk Hava Kurumuna bağışlamıştır.

Bu kıymetli bağışı münasebetiyle Türk Hava Kurumu Aydan şubesi    taraf1 -dan Gülsüm Eren'e teşekkür    edilmiş ve kendisine kurumun altın  bir madalyası verilmiştir.

  Ankara :

Amerika Birleşik Devletleri Şimalî Atlantik Andlaşması Avrupa Bölgesi Teşkilâtı Tıbbî Eğitim Müşaviri Doktor David Vander Slice, millî sağlık programı münasebetiyle Sıhhat Vekâletine gönderdiği bir mektupta, Türkiye'de, verem savaşma ve çocuk vefiyatının azalmasına verilen .ehemmiyeti çok takdir etmekte, gerek koruyucu ve ge rek iyi edici âmme sağlığı hizmetlerinin köylere kadar götürülmesini bilhassa tebrike değer bir hareket olarak vasıflandırmakta ve programda bahsi .geçen Kaplıca, Maden suları işletmeleri ile çocuk mamaları tesisleri hakkında bazı tavsiyelerde bulunmakta-dır.

İstanbul:

Fransa Büyükelçisi Ekselans Jacques Tarbe De Sakıt-'Har do uin, 14 temmuz Fransız bayramı münasebetiyle bir (beyanat vermiştir.

Büyükelçi, Türkiye'nin .iktisadî ve sınai sahadaki kalkınmasına, iki memleket arasında mevcut teçhizat anlaşmaları sayesinde Fransız tekniğinin de katılmasından dolayı duyduğu memnuniyeti ifade etmiş ve .ezcümle şöyle demiştir:

«Türkiye'de Fransız şirketleri tarafından yapılmış ve yapılmakta olan büyük tesislerin meblâğı 50 milyar franga yaklaşmaktadır.

Böyle 'bir yekûnun, iki müttefik memleketin mütelabil menfaatleri lehine temsil ettiği mesai saatlerini ve maddî kazancı kolayca hesap edebilirsiniz.

Türkiyede vazifem müddetince Fransız sanayiinin, en kıymetli unsurları ile burada yerleşmesini ve memleketin iktisadî inkişafına iştirakini görmekle bahtiyar oldum.

Şahsen elimden geldiği kadar Fransız teknisyenlerini Türk meslekdaşları ile dostane ve samimî temaslarda bulunmağa teşvik ettim zira, onların gelişi va teşriki mesaisi Fransız - Türk dostluğunun asirdide tarihinde yeni bir merhale teşkil ettiğine inanmaktayım.

Atatürk inkılâplarının ve başkentin Ankaraya nakli ferdasında, İkinci Cihan Harbinin heyecanlı günlerinde ve son .olarak bu son üç sene zarfında içinde yaşadığım Türk milleti hakkında e-dindiğim derin tecrübe ile, bu memleketin hayatiyetine, geniş imkânlarına ve parlak istikbaline karşı beslediğim itimadı ilân .edebilirim. Onun, sahid olduğum süratli ve parlak istihaleleri Türk ruhunun, manevî kıymetini yapan an'anelere hürmet ve sadakati asla değiştirmemiştir.

İki milletin arasında iki asır evvel perçinlenen dostluk bu ananelerin en  şanslılarından birini teşkil etmektedir.

İşbu 14 temmuz bayramı münasebetiyle, hepinizi Fransız - Türk işbirliğinin muvaffakiyet ve istikbaline karşı beslediğim itimat ve ümida kalben iştirak etmeye davet ediyorum."

  Antalya :

Vilâyetimiz dahilinde teknik ziraat teşkilâtının bütün şubeleri, memnuniyet verici bir çalışma hamlesi içerisinde bulunmaktadır. Bu cümleen olmak üzere Antalya'da yetiştirilen orijinal 130 akala pamuk tohumluğundan 1.532.156 kilosu selekte ve fümüge edilerek ağızları kurşun mühürlü çuvallarda tohum İslah istasyonu ve Sümerbank vasıtasiyle müstahsile tevzi edilmiş, pamuk mahsulüne zarar iras edecek haşarata kargı atamizörlerle mücadele işleri hazır!attırılmıştır. Diğer taraftan Kıbrıs'tan tayyare ile getirtilen üstün vasıflı Harnup aşı kalemleriyle vasi miktarda arazide 47.000 a-ğaç aşılanmıştır. Bu arada turfanda sebze yetiştiriciliği şehir etrafında tesis edilen büyük seralara intikal ettirilmiş. Anadolunun artan ihtiyacını karşılamak üzere turfandacılığın köylerde de yayınıma 'başlanılmıştır. Nitekim 954/55 istihsal mevsiminde 'bazı köylerin turfandacılıktan elde ettikleri gelir 200.000 lirayı aşmıştır. Ayrıca köy ve kasabalarda kurulan arıcılık derneklerine yardım maksadiyla geniş mikyasta fenni kovan tahsisine başlanılmıştır.

  İstanbul ;

îtalyanm, memleketimizden fazla miktarda demir cevheri taleb etmesi 'karşısında anlaşmaya varılarak, deniz nakliyat ortaklığı tarafından Ardahan ve Demir şileplerinin bu işe tehsisine karar verilmiştir.

Ardahan ve Demir şilepleri Akçaydan yükliyecekleri demir cevherini, İtalya'nın Kionbina limanına tahliye edeceklerdir.

İzmir:

Türkiye - Yunanistan bölgesi Nato kumandanlıklarında ikinci büyük değişme resmi makamlar tarafından bugün ilân edilmiş olup altıncı müttefik taktik hava kuvvetleri kumandanı Tümgeneral Eobert Caton'm yeni bir görevle karargâhı şehrimizde olan kumandanlığından ayrılarak yerine «A. B. D.» hava ordusundan Tümgeneral Richard Grussendorf'un geleceği açıklanmıştır.

Tümgeneral Grussendorf'un avcı uçakları üzerinde geniş tecrübeye sahip olduğu 'bildirilmektedir,

General Eaton, buradaki mesaisi hakkında bugün şunları söylemiştir:

«Türk ve Yunan hava kuvvetlerinde çok mükemmel bir işbirliği gördüm. Türk hava kuvvetleri kumandanı korgeneral Fevzi Uçaner ve Yunan hava kuvvetleri kumandanı tümgeneral Kos-tantino:-. Margaritis'den başlamak suretiyle, aşağı kademelere ve hattâ göreve yeni başlayan genç havacılara kadar, herkes bu mmtakadafei hava kuvvetini Nato'nun en kuvvetli hava rüknü haline getirmeye azmetmiş durumdadır. Bugün şunu ifade edebilirim ki, bizim jet uçaklarından kurduğumuz perde, 'demir perdenin mukabilini teşkil etmektedir.»

Yeni taktik hava kuvvetleri kumandanı tümgeneral Grussendorf, ağustos ayının ortalarında İzmir'e gelerek Nato görevini devralacaktır.

İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar, hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizde misafir bulunan Afganistan Başvezir yardımcısı ve Hariciye Veziri Altes Serdar Namı Han'ı bugün saat 17.30 da Dolmabahçe sarayında kabul et Bu kabulde, Afganistan'ın A.asıra Büyükelçisi Ekselâns Assadullah Saraç, Afgnistan'ın Kahire Büyükelçi Ekselâns Selçukî, Afganistan Harıciyesi Beynelmilel İşler Dairesi Reisi A' Faj-vak hazır bulunmuştur.

İşbu 14 temmuz bayramı münasebetiyle, hepinizi Fransız - Türk işbirliğinin muvaffakiyet ve istikbaline karşı beslediğim itimat ve ümida kalben iştirak etmeye davet ediyorum."

  Antalya :

Vilâyetimiz dahilinde teknik ziraat teşkilâtının bütün şubeleri, memnuniyet verici bir çalışma hamlesi içerisinde bulunmaktadır. Bu cümledieoı olmak üzere Antalya'da yetiştirilen orijinal 130 akala pamuk tohumluğundan 1.532.156 kilosu selekte ve fümüge e-dilerek ağızları kurşun mühürlü çuvallarda tohum İslah istasyonu ve Sümerbank vasıtasiyle müstahsile tevzi edilmiş, pamuk mahsulüne zarar iras edecek haşarata kargı atamizörlerle mücadele işleri hazır!attırılmıştır. Diğer taraftan Kıbrıs'tan tayyare ile getirtilen üstün vasıflı Harnup aşı kalemleriyle vasi miktarda arazide 47.000 a-ğaç aşılanmıştır. Bu arada turfanda sebze yetiştiriciliği şehir etrafında tesis edilen büyük seralara intikal ettirilmiş. Anadolunun artan ihtiyacını karşılamak üzere turfandacılığın köylerde de yayınıma 'başlanılmıştır. Nitekim 954/55 istihsal mevsiminde 'bazı köylerin turfandacılıktan elde ettikleri gelir 200.000 lirayı aşmıştır. Ayrıca köy ve kasabalarda kurulan arıcılık derneklerine yardım maksadiyla geniş mikyasta fenni kovan tahsisine başlanılmıştır.

  İstanbul ;

îtalyanm, memleketimizden fazla miktarda demir cevheri taleb etmesi 'karşısında anlaşmaya varılarak, deniz nakliyat ortaklığı tarafından Ardahan ve Demir şileplerinin bu işe tehsisine karar verilmiştir.

Ardahan ve Demir şilepleri Akçaydan yükliyecekleri demir cevherini, İtalya'nın Kionbina limanına tahliye edeceklerdir.

İzmir:

Türkiye - Yunanistan bölgesi Nato kumandanlıklarında ikinci büyük değişme resmi makamlar tarafından bugün ilân edilmiş olup altıncı müttefik taktik-haya kuvvetleri kumandanı Tümgeneral Eobert Caton'm yeni bir görevle karargâhı şehrimizde olan kumandanlığından ayrılarak yerine «A. B. D.» hava ordusundan Tümgeneral Richard Grussendorf'un geleceği açıklanmıştır.

Tümgeneral Grussendorf'un avcı uçakları üzerinde geniş tecrübeye sahip olduğu 'bildirilmektedir,

General Eaton, buradaki mesaisi hakkında bugün şunları söylemiştir:

«Türk ve Yunan hava kuvvetlerinde çok mükemmel bir işbirliği gördüm. Türk hava kuvvetleri kumandanı korgeneral Fevzi Uçaner ve Yunan hava kuvvetleri kumandanı tümgeneral Kos-tantino:-. Margaritis'den başlamak suretiyle, aşağı kademelere ve hattâ göreve yeni başlayan genç havacılara kadar, herkes bu mmtakadafei hava kuvvetini Nato'mm en kuvvetli hava rüknü haline getirmeye azmetmiş durumdadır. Bugün şunu ifade edebilirim ki, bizim jet uçaklarından kurduğumuz perde, 'demir perdenin mukabilini teşkii etmektedir.»

Yeni taktik hava kuvvetleri kumandanı tümgeneral Grussendorf, ağustos ayının ortalarında İzmir'e gelerek Nato görevini devralacaktır.

15 Temmuz 1955

Ankara :

Amerika Birleşik Devletleri millî .bayramı münasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayar ile Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Dwight D. Eisenhower arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

Antalya :

Vilâyetimiz dahilinde 1954/55 ekim senesinde takriben 15 milyon kilo kütlü .pamuk istihsal edilmiştir.

Bu miktarın 7.500.000 kilosu, Antalya psTiuk müstahsillerinin yüzde yetmişinin üye oldukları Antbirlik Tarım Sa-tıç Kooperatifi geri kalanı da Sümerbank ve hususi teşebbüs tarafından mubayaa edilmiştir.

Antbirlik mubayaa ettiği pamukların mühim bir 'kısmını Çekoslovakya ve Fransaya satmıştır. Fransa ile Le Hav-re borsasından gelen resmî yazıda Antalya pamuklarının kalite, elyaf ve anbalaj bakımından çok üstün vasıflar taşıdığı tebarüz ettirilmiştir.

Antbirlik müessesesi ortaklarına bu yıl â.000 ton çekirdek dağıtmıştır ve "bu arada tohumluk çekirdek basma iki kuruş prim vermiştir. Ayrıca müstaihsile kâr fazlası 800.000 lira tevzi eden dokuma fabrikasına iki 'milyon, kepez hidro-elektrik santralı şirketine de bir milyon lira ile ortak olmuştur. Kooperatif 'bundan başka şehrimizde, Finikede ve Manavgatta modern çırçır ve prese fabrikaları tesis etmektedir.

' Adana :

Şehrimiz Ticaret ve Sanayi Odası komisyonunun yayınladığı bir raporda Çukurovada'ki 1955 yılı pamuk mahsulü durumunu şöyle izah etmiştir:

Ekilen saha : 367.796 'bu saha 1954 yılma nazaran 9116 hektar fazladır. Ekilen sahanın 251.386 hektarı Seyhan, 66.915 hektarı İçel, 49.495 hektarı Hatay vilâyetlerien aittir.

.Alınacak pamuk    miktarına    gelince:

Kafi netice ancak eylülde belli olacaktır. Birinci tahmine göre, mahsul miktarı 70.248,2 ton ve 351.241 .balyadır. Bunun da 45.267,7 tonu ve 226.338 balyası Seyhan, 12.161,6 ton 60.808 balyası İnal, 12.819 ton ve 640 balyası Hatay vilâyetlerine aittir.

Ankara :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildirilmiştir :

Türk Harb Okulunu ziyaret etmiş bulunan İngiliz İmparatorluk camiası erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Feld Mareşal Sir John Harding, Harb Okulunu ziyareti esnasında, gördüğü yüksek alâka ve 'misafirperverlik ile subay namzetlerinin yetişme ve yetiştirilme tarzlarında müşahede ettiği çalışmadan dolayı 'bir tebrik telgrafı göndermiş ve Tür ikordusunun Atlantik Paktı teşkilâtında .büyük rol oynayabileceğini bildirmiştir.

16 Temmuz 1955

İstanbul:

Büyük Millet Meclisi Reis vekillerinden Balıkesir mebusu Esat Budakoğ-lunun 'başkanlığında, eski Millî Müdafaa Vekili Ankara mebusu Seyfi Kut-bek, Erzurum mebusu Rıfkı Salim Bur çak, Hariciye komisyonu sözcüsü İstanbul mebusu Füruzan Tekil. Giresun mebusu Hamdi Bozfrağ ve Çorum mebusu Sedat Barandan müteşekkil bir parlâmento heyetimiz bugün saat 11.30 da uça'kla Paris'e hareket etmiştir.

Heyetimiz, yarın Pariste toplanacak cilan Atlantik Paktına dahil milletler parlâmentoları arası konferansta Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen hazır bulunacaktır.

Ankara :

Bulgar radyosu ve ajanslarının bir hudut hâdisesini ele alarak son günlende aleyhimizde yaptıkları neşriyat hakkında düşüncesi sorulan yetkili makamlarımız aşağıdaki beyanda bulunmuşIardır :          

«Gecen 6 temmuzda Kırklareline bağlı Demirköyün Mihalongos mevkiinde vukubulan hudut hâdisesi etrafındaki tahkikata devam ad ilmektedir.

Tahkikatın neticesine göre, icab-eden muamele yapılacaktır. Görülüyor ki, mesele henüz aydınlanma safhasındadır. Halbuki bu hudut hâdisesi münasebetiyle Bulgar radyo ve gazetel'gri birkaç gündür gürültülü ve yersiz neşriyat yapmaktadırlar. Bu gibi vakalarda mutad olduğu veçhile iki hudut makamı arasındaki  hâdiselerin cereyan şekli bir-zabıtla tesbit edilmeden ve Sofya elcimize tevdi edilen notanın, cevabı dahi beklenmeden radyo ve matbuat vasıtasiyle hükümetimize hücuma kalkışılma sı milletlerarası teamüllere aykır: 'bir hareket ve herhalde hüsnüniyet delâlet etmeyen bir propaganda mahiyet ir. i açıkça taşımaktadır.

Şunu da ilâve edelim ki, mesele hakkında yapılmakta olan tahkikat bizim tarafta herhangi bir hatanın mevcudiyetini meydana koyacak olursa hükûmetiniz bunu alenen ifade etmekten ve av^kitini tekabbül eylemekten çekinecek değildir. Bu itibarla eğar alelacele bir takım propaganda neşriyatına koyulmakla Bulgar makamları bir nevi hak prioritisi kazanmak maksadını güdüyorlarsa buna da asla hacet yok tur.»

- Ankara :

İller Bankasından aldığımız malûmata göre, Kars vilâyetine bağlı Sarıkamış kazasının banka tarafından yaptırılmakta olan içmesuyu inşaatının 11 tem muz 1955 tarihinde muvakkat kabul muamelesi yapılarak tesis işletmjaye açılmış ve kasaba halkı bol ve temiz içmesuyuna kavuşmuştur.

Ankara :

Türk Amerikan Derneğiyl'e Maarif Vekâletinin müştereken tertip etmiş oldukları seminerlere iştirak ınaksa-diy-le memleketin muhtelif vilâyetlerinden Ankara'ya    gelmiş olan İngilizce


öğretmenleri bugün: Anıt Kabri ziyaret ederek Atatürk'ün manevi huzurunda bir tazim vakfesinde bulunmuşlar ve bir çelenk koymuşlardır.

Ayrıca seminere iştirak eden ve 75 kişiden müteşekkil İngilizce öğretmenleri, Türk Amerikan Derneği mihmandarlarının refakatinde Çankaya'da Atatürk'ün eski köşkünü, Hitit müzesini, Ankara kalesini Ogüst mabedini gezmişlerdir.

Adana :

Irak'ın muhtelif ilk, orta ve lise öğretmenlerinden kadın ve erfcek 30 kişilik bir kafile Diyale Maarif Müdürü Şakir Ali Bey'in başkanlığında bugün, Halep

   İskenderun yolu ile otobüsle şehrimi
ze gelmişlerdir.

Dün geceyi İskenderun'da geçiren misafirler, ,bu gece Adana'da kalacaklar ve yarın sabah trenle Konya'ya ve çıradan da Ankara ve İstanbul'a gideceklerdir.

Gezileri bir av devam edecek olan misafirler şerefine bu akşam. Seyhan gazinosunda1, Seyhan Öğretmenler Birliği tarafından akşam yemeği verilmiştir.

17 Temmuz 1955

Maden :

Türkiye ile Yugoslavya arasında yapılan anlaşma gereğince Türkiye Bakır İşletmeleri mühendis ve teknisyenlerinden 15 kişilik bir grup mayıs ayı i-çerisinde Yugoslavya madenlerinde 15 günlük bir tetkik seyahati yapmışlardı. Bu ziyareti iade .etmek ve Türkiye. bakır madenlerinde tetkiklerde bulunmak üzere bir bakır işletmesi teknik r iâürü başkanlığmda 15 kişilik bir (;u£-.'jslav teknik heyet Ergani bakar madenine gelmiştir.

İki gün devam eden bu ziyaret, bir taraftan, Türk Yugoslav dostluğunun samimî tezahürlerine vesile teşkil etmiştir.

Tetkiklerini bitirdikten sonra, Ergani Maden İsçileri Sendikası tarafından ve-

rilen ziyafatte teknisyen Nevzat Ba-jmdir, Türk işçileri tarafından, Ergani bakırmdan imâl edilmiş bir Atatürk büstü, bir kitap, bir örs ve bir tabloyu hey'et reisine takdiir. ederek Büyük Atatürk'ün izinde ve Türkiye'nin kalkınması davasında 'bütün mevcudiyetleri ile çalışmayı gaye adanmiş olan Türk işçilerinin bu küçük hediyelerinin en samimî dostluk ve kardeşlik duyguları ile birlikte Yugoslav işçilerine götürülmesini rica etmiştir.

Misafir hey'et raisi verdiği cevapta demiştir ki :

«Türkiye topraklarına ayak bastığımız .3iîdan itibaren Türk kardeşlerimiz tarafından bize gösterilen samimiyet ve misafirperverlik karşısında duyduğum şükran hislerini ifade için kelime bulamıyorum. Bize verilan hediyeler, büyük mana taşımaktadır. Kitap Öğrenmenin sembolüdir ki, bu bakımdan, insan için ondan kıymetli ve tesirli silâh bulunamaz. Örs çalışmayı ifade eder. ve çalışan insanlar ileri bir cemiyetin temel unsurlarıdır. Kemal Atatürk, yaptığı inkılâplar ve Türk milistim ileri 'bir medeniyet seviyesine ulaştırmak için sarfettiği gayretlerle bütün dünya milletlerine rehber olmuştur. Biz, Yugoslav milleti olarak. Atatürk'ün yaptıklarım yakından takip ve onun büyüklüğünü sizin kadar takdir etmiş bulunuyoruz. Bu büyük adamın tahsilinin bir kısmını bizim memleketimizde yapmış olmasından iftihar duymaktayız. Atatürk ve Mareşal Tito bu asrın en büyük iki şahsiyetidir ki, hayatlarını milletlerinin kurtuluş, refah ve saadetine vakfetmişlerdir.

Aranızda bulunduğumuz iki gün zarfında bize verilen bilgilerden ve izhar edilen dostluktan dolayı çok teşekkür ederiz. İki dost millet arasında esasen mevcut samimiyet ve bağlılığın kuvvetlenmesine hizmet edecek olan bu gibi temasların devamını candan temenni .ederim. Yaşasın Ekselans Celâl Bayar, yaşasın Türk ve Yugoslav milletleri ve onların çalışkan işçileri.»

Dün geceyi işletmemizde geçiren misafirler, bu sabah Türk mihmandarlarının refakatinde otobüsle Erzurum'a hareket e-mislerdir. Misafir hey'et Erzurum'dan sonra Murgul bakır işletmesine giderek tetkiklerde bulunacak ve Karadeniz yolu ile İstanbul'a döneceklerdir.

18 Temmuz 1955

Ankara :

Kastamonu vilâyetinin Küre kazasındaki AşîkÖy bakirli piritlerini işletmek mevzuunda îşletmelier Vekâletinin yap tırdığı tetkikler sona ermiş ve bu madeni işletmek üzere 1.250.000 lira sermayeli bir şirket tesisi kararına varılmıştır.

Sümerbank ile Etibank, Türkiye demir ve Çelik fabrikalar: İşletmeleri, Türkiye Selüloz ve Kâğıt fabrikaları işletmesi ve Gübre fabrikaları Türk Anonim Şirketi tarafından kurulan bu şirkete ait mukavelename bugün İşletmeler Vekâletinde, İşletmeler ve Ziraat v-3 İktisat ve Ticaret Vekillerinin huzurlarında imzalanmıştır.

İstihsal ve istihraç olunacak piritler, kurucu banka ve teşekküllerin işlet-melerind.3 iptidaî madde ola tak kullanılacağı gibi kıymetli bir ihraç metaî da olacaktır.

Şirket, küre piritlerinden ayrı olarak memleketin muhtelif bölgelerinde bakirli pirit arama ve isletme isleriyle de iştigal edecektir.

İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi, olarak bir miiddettenberi memleketimizde bulunan Afganistan Baş vezir muavini ve Hariciye Veziri Altes Serdar Naim Han, refakatinde Afganistan Hariciyesi Beynelmilel İşler Dairesi R-sisi Ortaelçi Pajwak olduğu halde Paris'e müteveccihen bugün saat 14 te uçakla memleketimizden ayrılmıştır.

Altes Serdar Naim Han, Yeşilköy hava meydanında İstanbul Vilâyeti adına Vali musvini, generaller. Emniyet Müdürü, Bakırköy "kaymakamı, Hariciye Vekâleti temsilcisi, Afganistan An kara büyükelçisi ile sefaret mensupları ve gazeteciler tarafından uğurlan-raıstır.

19 Temmuz 1955

 İstanbul ;

Memleketimizde büyük bir kırma? fabrikası kurmak maksadıyla Ankara'da temaslar yapmakta olan İngiltere Mensucat Kralı Cyril Lord bugün uçakla İstanbula dönmüştür.

Yazlık bir kumaşın metresini vasati 2,5 T. Lirasına satacağını iddia ei:m Cyrillord, buradaki tetkik ve temaslarından son derece memnun kaldığından, iki hafta İçinde memleketimizde kurulacak fabrikaya ait tasarıları hazırlamak üzere yarın Londra'ya gidecektir.

Kurulacak fabrikanın teknik teçhizatı ve memleketimizde bulunmayan gerekli malzemesi C. Lori tarafından dışarıdan temin edilecek, döner sermayesi ve binası dahili yatırımlarla sağlanacaktır.

Siirt :

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının Siirt'e bağlı Beşiri kazasının Batman nahiyesinde yaptırmakta olduğu rafineri tesisatının birinci kısmının in saat: tamamlanmıştır.

Ham pütrolü benzin, gazyağı, traktör yakıtı, mi-:?;': ve asfalt gibi kısımlara ayıracak olan bu tesisai. £.Şustos'ta faaliyete geçecek, ikinci kısmın inşaatı da Cumhuriyet bayramına kadar tamamlanacaktır. Hâlen Raman, Garzan ve Reşam'da petrol arama ve istihsal faaliyetine devam edilmektedir. Bu arada Raman'da arılan kuyuların onbeşin-den petrcî istihsal edilmekte olup, ayrıca sondajlar y anırmaktadır. Garzan' da açılan kuyu istihsale hazır vaziyette bulunmaktadır. Buraca yapılan dokuz sonnaıda, kuyulardan ikisinde has petrol bulunmuş, üçünden ise petrol çıkmamıştır. Reşam'da ise sondajlara devam edilmektedir. Yapılan tetkiklere göre Raman petrolundan elde edilen benzinin yüzde nispeti sekizden yüzde 1G ya kadar çıkmaktadır. Hâlen Batmanda mevcut bulunan eski rafineri tesisatı günd.e altmış yetmiş ton Iıam peı o] tasfiye ederken yeni rafineri £ri tei'^aü günde bin ton petrol tasfiye edecektir.

Bu vaziyete göre    senede 330 bin  ton-ham petrol tasfiye edilecektir. Tasfiye ye tâbi tutulacak olan ham petrolden-çıkacak olan mahsulün yüzde nispeti?  Öyledir :

Yüzde 25 benzin, yüzde 20 asfalt, yüzde 45 mazot, yüzde 10 motor:

İstatistiklere göre Türkiye'nin petrol ihtiyacı bir milyon tondan fazadır. Batman rafineri tesisatı, bütün Doğu ve Güney-Doğu vilâyetlerinin ihtiyaçlarına esvap verebilecek bir isrhsal yapacaktır.

Raman petrol sahasının rezervlerinim sekiz milyon ton olduğu tanmin edilmektedir. Garzan'ın rezervi tespit edilmemekle beraber şimdilik bir milyon, ten olduğu söyleniyor.

Bataıan'daki rafineri tasisaü inşaatı sona  edikten sonra bunu Amerikan, şirketi altı ay çalıştıracak, Türk personeli de Amerika'lılar ile işbirliği yapacak, bilâhare tesisat tamamiyle Türk personeline devredilecektir.

Bursa :

Şehrimizde misafir bulunan Irak Kralı Maieste İkinci Faysal illa Veliıahd Altes Prens Abdülillah ve Basvezir Nuri Said Paşa refakatlerinde Bursa Valisi olduğu 'halde Merinos fabrikasına giderek Reisicumhur Celâl Bayar'a mülâki olmuşlar ve birlikte fabrikayı gezmişlerdir.

Merinos fabrikasını     ziyaretten eoftra mümtaz misafirlerimiz İoekiş ve İpeker fabrikalarım da ziyaret etmişlerdir.

Müteakiben Yeşil Camiin, Yeşil Türbeyi ve Muradiye'deki türbeleri ziyaret 'den misafirler, öğle yemeğini Çehk Palasta Reisicumhur Celâl Bayar1 la "birlikte yemişlerdir.

Saat 18 de iki dost ve kardeş memleket reisleri, beraberlerinde Altes Prens' Veliahd Abdülillah ve Başvezİr Nuri' Said Paşa oldu?u halde Mudanya'ya: hareket etmişlerdir.

Mudanya'da askerî merasimle karşıla-.nan iki dost Devlet Reisi, Savarona Okul. gemisine geçerken top atışiyle selâmlanmışlardır.

Reisicumhurumuz, majesfcg Kral' Faysal ile Veiiahd Prons Abdülillah ve Baş Vezir Nuri Said Paşa Mudanya iskelesinde Vali, askerî ve mülkî erkân ile çok kalabalık bir halk topluluğu tarafından hararetle uğur 1 anmışlar dır.

İstanbul:

İstanbul Ticaret Odası Neşriyat Müdürlüğü tarafından neşredilen bir rapora göre, limanımızdan .haziran ayı içinde yapılan ihracatın yekûnu 14 milyon 885.216 lirayı bulmuştur.

Mayıs ayı ihracatı 14.103.464 lira olduğuna göre, haziran ayı ihracatında yüzde 5,5 bir artış vardır.

Muhtelif memlekete sevkedilen mallar arasında tiftik 28 milyon lira ile başta gelmektedir.

Bunu ham afyon, yapağı, ceviz kütüğü, yumurta Ve iç fındık takib etmektedir.

21 Temmuz 1955

Karabük :

Karabük belediyesi şehrin en mühim dertlerinden biri olan su dâvasını hal  etmiş bulunmaktadır.

Bugün saat 18 de kalabalık tür halk topluluğu önünde kaymakam ve belediye reisi tarafından yeni açılan kuyunun ehemmiyeti ve eski su durumunu izah eder mahiyette yapılan birer konuşmayı müteakip saatte 20 tondan 400 tona yükselen yeni su tesisleri "halkın istifadesine açılmıştır.

Antalya :

Vilâyetimiz dahilinde bulunan eski Yunan, Roma ve Salçüki devletlerine ait tarihî eserlerin, tamir ve restorasyonuna muntazam bir şekilde devam olunmaktadır.

Geçen seneler tamir ve restorasyonları tamamlanan Alanya Kızılkule ve Antalya Yivli minare işlerinden sonra, bu sene Vekâlet tarafından verilen 75.000 lira tahsisat ile şehir müzesi teşhir salonu ile Zincirkıran Mehmetbey türbesinin ve (Belkis) tiyatrosunun oturma kademelerinin üstündeki revaklı galerilerin onarılması işleri ihaleye çıkmıştır. Ayrıca Elmalıdaki Abdal Musa türbesi de 5000 liraya onarılacaktır. Finike ilçemizin Demre nahiyesinde bulunan (Noel Baba) kilisesinin de temizlenmesinebaşlanılmıştır.

  Ankara :

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının hissedarlar umumî heyeti, banka kanununun hazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna yeni madde-lar eklenmesine dair 6544 ve 6571 sayılı kanunların esas nizamnamede icrasını gerektirdiği tadil, ilâve ve ilga hükümleri ile daha evvel tedvin edilmiş bulunan kanunların istilzam ettirdiği değişiklikleri yapmak üzere, bugün umum müdürlük binasında idare meclisi r.-2 isi Hamit Pekcan'ın reisğinde toplanmıştır.

İdare meclisi raporu ile muaddel metin okunduktan ve bu hususta umum müdür Nail Gidel tarafından verilen izahat dinlendikten sonra, esas nizamnamenin tâdil, ilâve ve ilgası teklif o-lunan maddeleri fca'bul Edilmiştir.

Bu maddeler cümlesinden olmak üzere bankanın imtiyaz müddeti 1999 senesi sonuna kadar uzatılmış ve hususî ihtiyat akçesinden 4,5 milyon lirasının, hissedarların Ödenmemiş % 30 sermaye hisseleri bakiyesine mahsubu suretiyle bankanın 15 milyon liralık sermayesi tamamen ödenmiş bir hâle ifrağ edilmiş bulunmaktadır.

  Konya :

Sulama sahası dışında kalan pancar mıntakalarmda sun'î yağmur yağdırmak üzere, şeker şirketi tarafından celp edilen iki yabancı mütehassıs şehrimize gelmiştir.

Konya bölgesinde sulama safhası dışındaki   Akşehir,   Ilgın,   Şarkî Karaağaç,

Beyşehir ve Seydişehir'de tetkikler yaparak kuracakları istasyonların mahal-lerini tespit eden mütehassıslar, göl rasatları hakkında da malûmat almışlardır.

Tesislerini iki aya kadar ikmal edeceklerini ve durumdan fevkalâde memnun kaldıklarını beyan eden mütehassıslar, iki aya kadar sun'î yağmur yağdırmaya bağlıyacaklardır.

Sun'î yağmur sayesinde Konya havalisinin vasati 300 milimetre olan yağış miktarı yüzde otuz nispetinde arttırılacaktır.

'Ankara :

Türk Hava Kurumunun 14 rıcü büyük kongremi bugün saat 10da Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi konferans salonunda toplanarak çalışmalarına başlamıştır.

Büyük kongresinin, Büyük Millet Meclisi temsilci azaları ile Yüksek Millî Müdafaa kongresi umumî kâtipliği, Erkânı Harbivei Umumiye ettim ve hareket daireleri. Hava Kuvvetleri Kumandanlığı, Münakalât Vekâleti, Devlet Havayolları Genel Müdürlüsü, Basın - Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İsleri Umum Müdürlüğü, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu Umum Müdürlüğü, Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Eğitim Derneği ve Yardım Sevenler Derneği temsilcileri ile şubelerden gelen delegelerden müteşekkil 148 âzası bulunmaktadır.

Kongre başkanlığına Bursa mebusu Hulusi Köymen, ikinci başkanlığa Afyon mebusu Rıza Çerrel ile ikisi yedek olmak üzere dört kâtip seçilmiş, müteakiben hava şehitleri için iki dakikalık bir saygı duruşunda bulunulmuştur.

Türk Hava Kurumu Genel Başkanı Amasya mebusu Mustafa Zeren, Kurumun iki yıllık faaliyetine ait raporu okumuştur.

Daha sonra, Türk Kuşu Genel Müdürü ve idare heyeti âzası kurmay yarbay Burhan Göksel, kongre azalarına, çalışmalar  hakkında     projeksiyon   ve grafiklerle de değerlendirilen alâka çekici bir konferans verniktir.

Müteakiben büyük kongre murakıplarının raporu okunmuş ve hesapları tetkik için 9 ar kişilik üç komisyon seçilmiştir.

Saat iâ.30 da da delegeler toplu halde-Anıt Kabre giderek Aziz Atatük'ün manevi huzurunda ihtiram duruşunda bulunmuş ve kabre çelenk koymuşlardır.

Yarın saat 8.30 da Etimesgut hava alanında  büyük bir hava  gösterisi tertip^ edilmiştir. Kongre çalışmalarına devam etmktedir.

İzmir :

Amerikan ordusundan tekaüde ayrılarak Nato Gün.ey-Doğu Avrupa müttefik kara   kuvvetleri     kumandanlığının. İzmir'deki karargâhını korgeneral Reed'a teslim etmiş olan korgeneral Ken-dall bugün merasimi? şehrimizden ayrılmiştir.

Saat 16.30 da Nato karargâhına geler, korgeneral Kendûll, korgeneral Rs-ed tarafından karşılanmış ve Nato karargâh avlusundaki Türk, Yunan ve Amerikan erlerinden müteşekkil ihtiram kıt'asını teftiş etmiştir. Mütt-nfük devletler subaylarından müteşekkil karargâh personeline ayrı ayrı veda eden korgeneral KendalL Hava Harp Okulu bandosunun çaldığı marşlar arasında karargâhtan ayrılmış ve pasaport iskelesine gelmiştir.

Rıhtımda bir Türk ihtiram kıt'asi tarafından selâmlanan korgeneral Kendall merasimle uğurlanmıştır.

22 Temmuz 1955

Kayseri :

Tatbiki mahiyette olmak üzere Kızılay Genel   Merkezi   tarafından   şehrimizin Karpuzatan  mevkiinde    'kurulan harp hastahanesi dün merasimle açılmıştır. "Merasimde Kızılay Genel Merkezi ikinci başkanı Manisa mebusu Semi Ergin. Kızılay Umum Müdürü   Vali, mülkî ve askerî erkân ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

23 Temmuz 1955

Aydın :

Vilâyetimiz bölgesinde mebzul miktarda bulunan menengeç ağaçlarının An-tep fıstığına aşılanması mevzuu üzerindeki çalışmalara teknîk ziraat teşkilatı tarafından devam, edilmektedir.

Merkez, Bozdoğan, Karacasu. Çine ve Germencik kazalarında 768 ağaca tatbik edilen 2226 adet Antep fıstığı aşısı tamamen tutmuş ve filizlenmiştir.

25 Temmuz 1955

7 Ankara :

İstanbul İlk Yardım hastahanesi operatörlerinden Doktor Hayri Seçlân Paris Tın Fakültesinde acılan cerrahî agregasyon imtihanını kazanarak agreje profesör unvanını iktisap etmiştir.

Bir çok ilim adamı arasında bir Türk tabibine ilk defa nasip olan bu şerefli tevcihten dolayı doktor Hayri Seylân, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâletince takdir ve tebrik edilmiştir.

İzmit :

Londra radyosunun 23/7/1955 günkü Türkçe neşriyatının «iki şehir» adlı programında, İzmit körfezi ile İskoçya-nın Dunfermline şehri, körfezinin tabiî durumlarının aynı oluşu dolayısiyle mukayeseli bir konuşma yapılmış ve bu münasebeti. kendisine dostluk mesajı gönderilen İzmit Belediye Reisi, Dunfermîîne Belediye Peisine Londra radyosu vasıtasiyle teşekkürlerini bildirmiştir.

26 Temmuz 1955

Ankara :

M. M. V. T:îms:l Bürosundan bildirilmiştir:

Nato Güney Doğu kara kuvvetleri kumandanlığına tayin olunan korgeneral Wind!e Read, resmi ziyaretlerde bulunmak üzere bu sabah saat 9.30 da özel bir askerî ufakla İzmir'den Ankara'ya gelmiştir. General hava alanında, kara kuvvetleri kumandanı. Erkânı Harbi-yei Umumiye ikinci reisiyle yüksek rütbeli subaylar tarafından merasimle karşılanmıştır.

General bilâhare Anıt Kabre çelenk koyarak iâtiram duruşunda bulunduktan sonra Riyasetieumhur defteri mahsusunu imzalamış ve müteakiben Millî Müdafaa Vekâleti müsteşarını, Kara Kuvvetleri Kumandanını, Erkânı Harbiye! Umumiye ikinci reisini ziyaret etmiştir. General, yarın sabah uçakla İzmir'e müteveccihen şehrimizden ayrılacaktır.

Ankara :

Bu sabah Hac farizasını ifa etmek üzere Hicaza ^iden vatandaşlarımızın mahallinde sıhhi durumlariyle alakalanmak üzere Kızılay Umumî Merkezi üç-mütehassıs doktoru lüzumlu iiâçlariyle-birlik t; tayyare ile Hicaza göndermiştir.

Elmalı :

İnşaatı ikmâl edilen kazamız sağlık merkezi, bu sabah yapılan bir mera-simiE halkın 'hizmetine açılmıştır.

Merasimde Antalya Valisi, Vilâyet Sağlık Müdürü, Kaza Kaymakamı, kaza er kâm ve kalabalık bir halk kitlesi hazır bulunmuştur.

Ankara :

Samsun vilâyetinin Terme kazasına bağlı İnesulu köyünde evvelki gün vukubulan yangında 100 evin tamamen yanmış olduğu 'hususunda Samsun Valiliğinin Kızilaya ısarı üzerine Kızılay umumî merkezi derbal faaliyete geçerek yangın felâketzedelerinin barındırılması için Turhal yardım deposundan 100 cadın Samsun Valiliği emrine göndermiştir.

Felâketzedelerin .ilk ve âcil yardımlarını karşılamak üzere ayrıca Terme Kızılay şubesine telefonla 5 bin lira havale etmiştir. Kızılay, yapılan çadır ve para yardımı hakkında bugün telefonla Samsun Valiliğine malûmat tir.

27 Temmuz 1955

Ankara :

Devlet Vekili Prof. Köprülü'nün Devlet Vekili ve Başvekil yardımcılığına vs Devlet Ve!kili ve Başvekil yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu'nun Devlet Vekili ve Harieiyfe Vekâleti Vekilliğine nakilleri hakkındaki Başvekâlet inhası bugün Riyasetleumhurun yüksek tasdikine iktiran etmiştir.

- İstanbul:

Karabük Demir ve Çelik fabrikalarından sonra ikinci ağır sanayi merkezimizin kurulması inin ilk hazırlık ve araştırmaları yapmak üzere "Maden Arama ve Etüt Limitet Şirketi» dört millî bankamızın ve Fried Krup firmasının iştirakiyle; kurulmuştur. Bu münasebetle hazırlanan anlaşmalar bu gün saat 17.30 da işletmeler Vekili Samet Ağaoğlu'nun huzuriyle Sümerbank Alım Satım müessesesinde hissedar firma ve bankalar mümessilleri tarafından merasimle imzalanmıştır.

İmza merasimi İşletmeler Vekili Samet Aağaoğlunun kısa bir konuşmasiyle .başlamıştır. Samet Ağaoğlu bu konuşmasında demiştir ki :

«Burada Alman teknik ve sanayiinin iştirakiyle memleketimizde ikinci bir ağır sanayi merkezinin kurulması için yapılacak ilk hazırlıklarla alâkalı anlaşmaya imzamızı koymak üzere toplanmış bulunuyoruz. Almanya bizim dostumuz v.e müttefikimizdir. Bunun içindir ki, Almanya ile yapacağımız işbirliğinin ayrı bir hususiyeti vardır. Kurup müessesesi gibi Alman sanayiinin mümtaz bir firması ile müştereken kuracağımız ağır sanayiin ilk anlaşmasını imzalamakla büyük bir memnuniyet duyuyorum. Kurulacak olan müessesenin temeli, bugün Maden Arama ve Etüt Limited Şirketini meydana getirmekle atılmaktadır.

Znein ve cok kıymetli maden cevherlerine sahip bulunan memleketimizde, ümit ediyorum ki bu şirket çok kısa zamanda işletme şirketi haline gelecektir. Benim şahsî temennim işletme şirketinin bir an evvel kurularak faaliyete geçmesidir.

İkinci ağır sanayi merkezinin, işlemeye başlama merasiminde bulunabilmek hayatımızın .en bahtiyar anı olacaktır.

Memleketimizin sanayileşmesinde ön plânda yer almış bulunan Sümerbank, İş Bankası, Etibank, Emlâk Kredi Bankası gibi millî bankalarımızın bu mühim işde de önayak olmalarından memnuniyet duymaktayım. Kendilerine teşekkür ederim.

işletmeler Vekili Samet Ağaoğlundan sonra Krup Firması adına mukaveleyi imzalayan Krup müessesesi müdürlerinden Hans Hanko 5u konuşma ile mukabelede bulunmuştur:

«Bugün memleketiniz için böyle hayırlı bir müessesenin kurulması münasebetiyle aranızda bulunduğumdan dolayı bahtiyarım. Gerek Almanya ile Türkiye, gerekse Türkiye ile Krup arasındaki münasebetlere bu 'anlaşma ile yeni 'bir hamle veriyoruz. Bu işbirliği iki memleket hususiyetlerinin taibii bir neticesidir. Çünkü Türkiye - Almanya iktisaden birbirlerini tamamlayan iki meral ek^ttirl er.

Bugün Türkiye'de bazı döviz müşkillerinin bulunduğu bizce malûmdur. Fakat Türkiye'nin yaptığı hamlenin neticesinden emin bulunuyoruz. Memleketinizin kısa zamanla bütün iktisadi güçlükleri yeneceğine itimadımız vardır.

Krup mücGsesesi son dört sene zarfında 150 milyon liralık bir kredi açmak suretiyle bu itimadını göstermiştir.

Yapacağımız bu işle büyük hamlenize ufak bir yardımda bulunabil ir s,ek kendimizi bahtiyar addedeceğiz.»

Bundan sonra Etibank Umum Müdürü Cevdet Aydınelli kurulan şirket ve tesis edilecek ikinci ağır sanayi merkezi hakkında izahat vermiştir.

Bu izahata göre bugün mukavelesi imzalanmış bulunan şirketin ana gayesi Tiirkiye'de yeni bir demir ve eslik istihsal merkezi kurulması için ham madde, teknik esaslar, tesis mahalli vr. iktisadi şartları haiz ehemmiyetli C2vh3r rezervlerinin araştırılmasıdır. Şirket üç yıl müddetle v-2 bir milyon lira araştırma sermayesi ile kurulmuştur. EtütJpre Ege bölgesinden oalanacak, sanayi merkezinin tesisine en müsait olan bölge ve maden cevherim tespit edildikten sonra ikinci bir mukavele ile yine aynı 'hissedarlar tarafında: ı 400 milyon lira sermayeli bir a?ir sanayi işletmesi kurulup hazırlıklarına başlanacaktır.

Yeni işletmenin memleketimize temin edeceği demir mamullerinin miktarı 400 bin ton olarak tahmin edilmektedir ki. bu da senode 400 milyon liralık bir döviz tasarrufu sağlıyacaktır. Bilindiği gibi halen Karabük işletmesinin istihsali 150 bin ton civarındadır.

1949 da bu miktar 70 bin tondu. Halen Karabük dsmir ve çelik müessesesinin tevsii yapılmakta -olup istihsal miktarı 300 bin tona çıkarılacaktır ve bu suretle iki ağır sanayi merkezimiz memleket; 700 bin tonluk mamul demir verecektir.

28 Temmuz 1955

Balıkesir :

Dört günden beri devam eden Türkiye jet uçakları bombardıman atış müsabakaları bugün sona ermiştir. Yine Bandırma'nın atış sahasında yapılan, müsabakalarda havadan yere makineli tüfek ve sektirme |Toomba atışları yapılmış ve Marmara denizi üzerinden 8000 metre irtifada jet uçakları tarafından çekilen mana'îara ateş edilmiştir. Bugünkü atışlarda da gayet iyi derecelerle yani Türkiye ve Nato devletleri arası rekorları kırılmıştır.

Atış müsabakalarından sonra, aynı meydanda hakikî roket ve Napalm bombalariyle atslar yapılmış ve hava gösterileri tertiplenmiştir. Atış ve gösteriler, hazır bulunan davetliler ara -sında çok büyük alâka uyandırmış v-a geniş bir takdir toplamıştır.

Yarın sabah saat 8 de Balıkesir havaalanında hava kuvvetleri komutanı kor general Fevzi Uçaner'in de iştirakiyle-bir merasim yapılacak ve müsabakalarda derece alan havacılara mükâfat--lan tevzi edilecektir.

Derece alan pilotlarımız arasından teşkil edilecek olan ekip Yunanistan, İtalya ve 15 mayıs 1956 da da Nato devlileri atı müsabakalarında Türkiye'yi-temsîl edeceklerdir.

Dört günlük müsabakaların nihaî neticeleri şöyledir :

1.

Balıkesir ekibi,

2.

Diyarbakır nkibi,

3.

Bandırma ekibi.

4.

Eskişehir ekibi.
Takım kaptanları arası :

1.

Balıkesir Tayfun takım  kaptanı-yüzbaşı Ali Tekin,

2.

Diyarbakır Çaldıran takım kaptanı yüzbaşı Bekir Akıtan,

2. Bandırma Fethibey takım kaptanı binbaşı Selâhattih Aktaş,

4   Eskişehir Kanat    takım kaptanıbinbaşı Muzaffer Erbilgin.

Pilotlar arası tasnifte :

1.

- Yüzbaşı Ali Tekin,

2.

Üsteğmen Aydın Kirişoğlu,

3.

Yüzbaşı Bekir Akkan,

4.

Üsteğmen Osman Coşkun,

5   Üsteğmen İhsan Aydoğan,

6.

Binbaşı Salâhattin Aktaş,

7.

Üsteğmen Hikmet Babaç.

İzmir :

Şehrimiz işçilerine mesken yaptırma'. kooperatifi ile Emlâk Kredi Bankası1, tarafından yaptırılan 100 işçi evi, bugün saat 16 da yapılan bir merasimle-sahiplerine verilmiştir.

Merasimde Vali Kemal Hadimlı, Belediye Reisi Dr. Selâhattin Akçiçek, Demokrat Parti ileri gelenleri. Emlâk Bankası ve İşçi Sigortaları Kurumu İzmir müdürleri hazır bulunmuşlardır.

Noter huzurunda evlerin kur'ası çekildikten sonra Vali Kemal Hadımlı kısa bir konuşma yaparak isçiyi masken sahibi kılmak yolunda hükümetin gösterdiği yakın alâkayı belirtmiş ve evlerin anahtarlarını kazanan işçilerimize bizzat vermiştir.

Ankara :

Son günlerde bazı yabancı radyolar tarafından Arap İsrail ihtilâfında, Türkiye'nin aracılık yapacağına dair yapılan neşriyat hakkında mütalâası sorulan yetkili makamlarımız şu cevabı vermişlerdir:

'Haber asılsızdır. Bu nevi haberlerin zaman zaman nıkartiVnası ile Türkiye aleyhinde zihinleri karıştırmak maksadının takip edildiği muhakkaktır.

Kahire'deki Arap sesi radyosunun 22 temmuz neşriyatında İsrail'in Ankara elçisinin. Araplarla İsrail arasında bir anlaşma teminine matuf Türk teklifini kabul ettiği tarzındaki neşriyatı bu bakımdan manidar bir misaldir.»

İstanbul:

Dünya ilk okul Öğretmenleri federasyonu (F. İ. A. İ.) ile dünya resmi orta öğretim öğretmenleri federasyonun (F. İ. P. E. S. O.) 1955 İstanbul kongresinin resmî acılı? merasimi bu sabah saat 10 da Galatasaray lisesi konferans salonunda İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay'm bir konuş-masiyle başlamıştır.

Bu merasimde kongreye iştirak eden yirmiye yakın memleketin yüzden fazla delegesi hazır bulunuyordu. İstanbul Valisi kongrede hazır bulunanları selâmlıyarak başlayan konuşmasında demiştir ki :

 İstanbul şehri su dakikada dünya öğretmen ordusuna mensup çok seçkin delegeleri sinesinde toplamakla bahtiyarlık duymaktadır. İstanbul şehri adına hepinize hoş geldiniz derim.

Türk tarihini gözden geçirdiğimiz zaman, öğretmeni, öğretimi değerlendirir birçok atalar sözünün mevcut olduğunu görürüz. Türk milletinin folklöründe hoca için o kadar güzel şeyler söylenmiştir ki, milletimiz bununla daima iftihar eder.

Türk rönesansının büyük yaratıcısı Atatürk hayatta; en büyük mürşit olmak üzene ilimi tavsif etmiştir. Türk milleti hocanın kıymetini o kadar takdir eder ki, onun hakkının hiçbir şeyle ödenmiyeceğini ifade eder. Bundan dolayı beşikten başlayarak mezara kadar tahsili tavsiye eden islâm dini ve onun saliki olan Türk Öğretmenleri sizin büyük vazifenizi daima ön safta takdirle yadeder. Dünyaya gözünü açan  çocuk   birçok  entenkleriyla gelir.

Bunları yetiştiren, sosyeteye ve cemiyete faydalı bir uzuv haline getiren öğretmen mesleğidir. Bunun için İstanbul şehri risfsinde böyle büyük bir kongrenin, ilim kongresinin toplanmasını görmekle müstesna bir bahtiyarlık duymaktadır.

Kongreyi tertip eden arkadaşlarınıza, kongrenin idare heyetine ve muhterem delegelere ayrı ayrı teşekkür eder, kongreye basanlar dilerim."

Valinin konuşmasından sonra söz alan muhtelif delegeler ve teşkilât üyeleri kongre hakkındaki temennilerini bildirmişler ve kongrenin Istanbulda toplanmasından dolayı duydukları memnuniyeti ifade ederek kongreyi hazırlayanlara teşekkür etmiştir.

İngiltere delegesi ve genel teşkilât üyesi Margaret F. Adams yapmış olduğu konuşmada ezcüml'e demiştir ki :

«Muhterem Vali, Öğretmenler Federasyonu Başkam ve sayın delegeler,

İstanbula gelmekten büyük bir memnunluk duymaktayız ve valiyi aramızda görmek 'bizleri ayrıca bahtiyar etmektedir.

İstanbuldan bahsedildiği zaman etrafı tabiî manzaralar ve güzelliklerle dolu tarihi bir şehir akla gelir. İstanbul ve eğitim hususunda valinin söylediği sözleri bir öğretmen olmak sıfatiyle Bu niyet v.e inançladır ki, memleketimizde gelişmekte olan demokrasinin kökleşmesi adına mesleki teşekküllerin kendi bünyeleri içinde rahat bir inkişafa ermelerini sağlamaya çalışırken, tunların içinde, en önde gitmesini can ve gönülden arzu ettiğimiz Türkiye Öğretmen "tevekküllerinin gayelerine her türlü vasıta imkânlarımızla yardımdan asla kaçınmıyacağız. Bu arada memnuniyetle ifade edebilirim ki, Türkiye'de Öğretmen d-snıekbıri, maarif problemlerini kendi zaviyelerinden incelemek, neticelerini hükümete bildirmek ve açık temenni ve isteklerde bulunmak imkânına sahiptirler.

Hükümet ise, bu meslekî kaynaktan gelen sese daima kulak vermekte, yapılan telkinlere ehemmiyet atfetmekte dir ki. icraatında bu ilhamlardan, maarif ve maarifçi- için istifadeyi asla ihmal etmiyeceğin.i burada samimiyetle açıklamak isterim. Bu meyanda, 'bugün bu içtimada gerek öğretmen haklarına taallûk iaden hususlarda, gerek umumî maarifin yayılmasına ve gelişmesine mütedair mevzularda varılacak netice ve -kararların hükümetçe tetkik ve tatbiki üzerinde titizlikle durulacağına emin olabilirsiniz.

Ulvî bir mesleğin mensubları ve hükümet olarak sizin ve bizim bu gayret v,e niyetlerle yapacağımız karşılıklı çalışmalardan büyük semereler el'de edileceği muhakkaktır. 'Bu çalışmalar devam etmelidir. Daha büyük bir azim ve gayretle devam etmelidir. Dünya sizlere henüz çok muhtaçtır.

Bilhassa hür memleketler öğretmenlerine dünya pek çok muhtaçtır. Onların zaman zaman bir araya gelerak sağlayacakları kıymetlerin, kendi memleketleri için olduğu kadar bütün dünya için de büyük ehemmiyeti ve mânası olacaktır.

Aziz öğretmenler,

Hepiniz dünyanın muhtelif köşelerinden kalkarak buraya, Türkiyeye gelmiş bulunuyorsunuz. Vazifeniz yalnız. ruznamsnize dahil olan mevzul'arı tetkik ile bitecek d.eçjildir. Bunu sizin benden daha ziyade takdir ettiğinizi müdrikim. Burada Türkiye'nin türlü müesseseleriyle, halkı ile. tabiatı ile, tarihi ile ve içtimaî gelişmeleriyle yakından temas etme durumundasınız.. Bu temaslarınızı kolaylaştırmak için hükümet, elinde mevcud olan bütün imkânlardan sizi faydalandırmağa çalışacaktır. Alacağınız intihaların umu-miy.et itibariyle müsbet olacağı kanaatindeyim. Sizlerden en büyük ricam, İverhangi bir mevzuun tetkikinde bir müşkülle karşılaşır ve kat'î bir hükme varamazdanız, bunlar için kongre ida--re heyetinden dokümantasyon ve yardım istemenizdir. Bu suretlle, uzun seyahati 2r ihtiyar ettikten sonra bizden ayrılırken, eksik birtakım malûmatın sizde nakıs ve mübhem hükümler bi- ■ rakmasmdan ictinab edilmiş olacaktır.

Kongreniz mukarreratının bilâhare .basılması ve iştirak eden üyelerin memleketlerinde öğretmenler efkârına arzedilmesi tabiidir. Bu mukarreratın Türkiye hükümeti tarafından da büyük bir sempati ile tetkik olunacağını biraz evvel arzetmiştim. İçtimainizin salim" kararlara varacağından hiç şüphe etmediğimi arzeder, Türkiye'deki ikametinizin sizin inin sık sık hatırlanması ve tekrar edilmesi arzu edilen bir ika--met olmasını temenni ederek başarı dilekleriyle kongreyi açıyorum.»

BELGELER

Hükümetin tebliği; ;

3 Temmuz 1955

Ankara :

Birleşik Amerika ile hükümetimiz arasında cereyan etmiş olan istikraz müzakeresinin ilk safhada müsbet neticeye varmıyacağıni haber alan muhalefet çevreleri ve liderleri bunu fırsat sayarak Büyük Millet Meclisi yaz tatiline girerken liderlerinin verdiği emir ve işaret üzerine muhalefet sözcüleri ve yazarları tarafından girişilen umumî hücum artık son haddine varmış bulunuyor.

Millî şeref ve haysiyeti hiçe sayarak Türkiye'ye para verilmemesini ve hiç bir yardımda bulunulmamasını Amerika'ya telkin ve tavsiye etmek cüretine kadar işler ileri götürülmüş bulunuyor.

'Türkiye'nin malî itibarının kalmadığı, para kıymetinin sıfıra düştüğü, memleketin iktisadî uçurumun kenarına gelmiş bulunduğu ve bu umumî izdirap ve iktisadî felâket karşısında ise, hükümetin tamamiyle âciz kaldığı her gün pervasızca ilân olunuyor.

Böylece memleketimizin malî itibarını ve iktisadî istikrarını sarsarak hem dahilen, hem de dış memleketlerle iktisadî ve malî münasebetlerimizi, hattâ mümkün olursa, bir inkita kadar götürmek suretiyle memleketi müşkül durumlara düşürmek ve iktidarımızı her ne bahasına olursa olsun kötülemek ve mümkün olursa yıkmak için hiç bir fırsatı kaçırmamak azminde oldukları görülüyor. Diğer taraftan sun'î yokluk buhranları yaratabilmek için de elden gelen hiç bir tahrik fırsatı kaçınlmıyor. Hariçten gelen bütün istihlâk maddelerinin tükenmek üzere bulunduğunu ve hattâ dahilde istihsâl ettiklerimizin bile yakında piyasalarda bulunamıyac ağını, ne hazin tecellidir ki, bütün vatan sathında adeta sevine sevine haykırarak bugün şu, yarın bu maddenin ve öbürgün başka maddelerin yok olacağını ilân ederek muayyen gıda ve ihtiyaç maddelerine karşı tehaccümü tahrik ederek sun'î buhranlar yaratılmak isteniyor.

Avlardan beri kongre namı altında veya açık hava toplantısı seklinde yapılmakta olan yüzlerce toplantıda bu meş'um faaliyetler görülmemiş bir "kesafet arzetmektedir. Ayrıca bunların neşir ve tamimi için de yazarları ve gazeteleri de büyük bir gayret içindedirler Maksat meydandadır; memleket içinde ve dışta her türlü itimadı sarsarak tamamiyle suni bir istikrarsızlık manzarası ve hattâ kabilse anarşik bir hal yaratmak ve bövlece, mes'um bir ümitsizlik havası içinde iktidarı çürüterek bundan kendi hesaplarına menfaatler teminine çalışmak. Görülüyor ki, iktisadî ve malî bir suikast karşısındayız. Bu yoldan siyasî istikrarımızın da sarsılmak istendiğine şüphe yoktur Bütün bu hareketler aynı zamanda sivatanperverlikle telifi imkânsız olan böyle yıkıcı bir mücadelenin gayesi ve vasıtaları itibariyle lamamiyle gayri meşru olduğu meydandadır. Filhakika muhalefetin son haftalarda şeker, çay, kahve, petrol, benzin gibi bir takım istihlâk maddelerindeki çok kere sun'i ve bazen muvakkat darlıkları ne kötü tarzda istismara çalıştığını ve ne türlü propagandalara giriştiğini esefle görüyoruz.

Bütün vatanda hiçbir hakiki sebebü dayanmıyan bir takım sun'î buhranlar yaratmıya çalışmak en basit ifadesiyle millî mevcudiyetimiz aleyhine-irtikâp edilmiş iktisadî suikasttır ki bunlar asla müsamaha ile karşılanamaz.

Haftalardanberi bu vaziyeti sükûn ve dikkatle takip eden ve muhalefet taktiklerinin tam inkişafını bekliyen hükümet, muhterem halkımızı ve matbuatımızı, maruz kaldığı bütün hücumlar ve tenkidler hakkında en geniş şekilde tenvir ve ikaz etmek zamanının artık geldiğine kani bulunuyor. Çünki, vatanperver bir muhalefetin dürüst ve yapıcı tenkidlerîy-le asla alâkası olmayan bu hücumlar, tahrikler, iktisadî süikastler, memleketin içinde ve dışında millî itibarımızı ve menfaatlerimizi sarsacak bir mahiyet almıştır.

İşte bu sebeple hükümetçe, kat'î rakamlara ve müsbet vakıalara dayanmak suretiyle, bütün bu mevzular hakkında geniş izahlar hazırlanmış olup bunlar memleketin yüksek menfaatlerini k'orumak için radyo ve Anadolu Ajansı vasıtasiyle muntazam ve daimî surette neşredilecektir.

Halkımız ve matbuatımız, muhalefetin yıkıcı ve esassız iddialariyle hükümetin bu izahların karşılaştırdıktan sonra, memleketin bugünkü iktisadî ve malî durumu hakkında tam ve objektif bir kanaate varacaktır. Millî menfaatleri en büyük dikkat ve hassasiyetle takip eden hükûmetinT bu hususta icap eden tedbirleri almakta asla tereddüt eylemiyeceği pek: tabiidir.

Türk milletinin yüksek kabiliveti sayesinde cok mes'ut ve sür'atli bir kalkınma halinde bulunan memleketimizin büyük imkânlarla dolu  sağlam bîr bünyeye malik olduğuna emin bulunan hükümetimiz, şimdiye kadar takip ettiği iktisadî siyasetin feyizli neticelerini maddî ve kat'î delillerle-umumî efkâra izah ederken, şahsî ihtiraslarına kurban olan bir takım politika tahrikçilerinin hakikî mahiyetleri de bütün çıplaklığı ile meydana. çıkacaktır.

İstifçilik ve ihtikârın önlenmesi hakkında kararname:

11 Temmuz 1955

Ankara :

Piyasada sun'î olarak yaratılan darlığın ve bununla alâkalı olan istifçilik ile ihtikârın önlenmesi, bir kısım ihtiyaç maddelerinin İktisat ve Ticaret Vekâleti tarafından tahsis ve tevzie tabi tutulması ve bu mevzuda bazı memurlara vazife ve selâhiyetler yerilmesi hakkında aşağıdaki K -''902 sayılı kararın mer'iyete konulması îcra Vekilleri Heyetince 8/7/1955 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Bugün Resmî Gazetede yayınlanan karara göre :

Madde 1 İktisat ve Ticaret Vekaleti, memleket ihtiyacı bakımından lüzumlu göreceği ve ilân edeceği maddelerden tesbit edeceği miktarlar fevkinde ve şartlar haricinde stok yapılmasını veya bu maddelerden şahsi ihtiyaç fevkinde biriktiriîmesini Millî Korunma Kanununun 25 inci maddesi -hükmüne tevfikan menetmeğe selâhiyetlidir.

Mezkûr maddenin 1 inci bendinde yazılı sanat ve ticaret erbabının elinde bulundurabilecekleri stok miktar; ile bu maddenin 4 üncü bendinde yazılı şahsi ihtiyaç miktarı İktisat ve Ticaret Vekâletince tesbit ve ilân olunur.

Madde 2 İktisat ve Ticaret Vekâleti, lüzumu halinde hakiki ve hükmî şahıslardan ellerinde bulunan her nevi madde ve yardımcı malzemenin nev'i miktar ve vasıflarının ve lüzumlu göreceği sair malûmatın bildirilmesini Millî Korunma Kanununun 14 üncü maddesinin 3 üncü bendine tevfikan isteyebilir.

Madde 3 Memleket ihtiyacı bakımından lüzum göreceği maddeler hakkında Millî Korunma Kanununun 21 inci maddesinde yazılı salâhiyetleri istimale İktisat ve Ticaret Vekâlet: mezundur.

Madde 4 Millî Korunma Kanunu hükümlerinin ve bu kanuna tevfikan isdar edilmiş bulunan Koordinasyon Heyeti kararlarının tatbikatında, İktisat ve Ticaret Vekâleti lüzum, göreceği yerlerde vali, kaymakam ve nahiye müdürlerini vazifelendirmeğe salahiyetlidir.

İktisat ve Ticaret Vekâleti müfettişleri ile vazifelendireceği memurlar bu kararname tatbikatında murakabeye salahiyetli bulundukları gibi diğer vekâletler müfettişleri de, kendi vekâletleri mevzuuna giren maddelerde murakabeye salahiyetlidirler.

iktisat ve Ticaret Vekâletince tevzif edilecek vali, kaymakam ve nahiye müdürleri bu vazifeleri ifa ederlerken mıntakalarındaki (Adliye ve Millî Müdafaa mensupları hariç) devlet, hususi idare, belediye veya iktisadi devlet teşekküllerine mensup memur ve müstahdemleii ihtisasları dairesinde vazifelendirebilirler ve bunlara kontrolörlük vazifesi verebilirler.

Afganistan Baş vezir muavini ve Hariciye Veziri Altes Serdar Nahn Han' m memleketimize yaptığı resmî ziyaret münasebetiyle neşredilen tebliğ:

14 Temmuz 1955

Ankara :

Afganistan Başvezir muavini ve Hariciye Veziri Altes Serdar Naim Han. 11 temmuzdan

13 Temmuz 1955 akşamına kadar devam etmek üzere Ankara'ya resmî bir ziyaret yapmıştır.

Bu ziyaret sırasında Türk hükümetinin muhterem misafirleriyle Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Sayın Adnan Menderes arasında konuşmalar yapılmış ve bu konuşmalara Afganlılar tarafından Afganistan'ın Tür-kİ3re Büyükelçisi Ekselans Asadullah Saraj, Türkiye tarafından da Baş-

vekil yardımcısı ve Devlet Vekili Fatih Rüştü Zorlu ile Hariciye Kâtip Umumisi hazır bulunmuşlardır.

îki memleket arasında ötedenberi mevcut kardeşçe münasebetlerin vasfı mümeyyizini teşkil eden samimiyet içerisinde cereyan eden bu görüşmeler bilhassa iki memleketi alâkada: eden bölgelerdeki umumî vaziyetin tetkikine tahsis edilmiştir.

İki devlet adamı, hükümetlerinin emellerinin aynı sulh, karşılıklı anlayış ve iş birliği prensiplerine istinad ettiğini müşahede etmişlerdir.

Bu meyanda Afganistan ile Pakistan arasında vuku bulan hâdiseler neticesinde iki memleket münasebatında zuhur eden müşkülleri nazarı itibaren alarak ve iki memleketin olduğu kadar bütün Orta-Doğunun nefire olarak evvelâ gerginliğin izalesi, sonra da Afganistan ile Pakistan arasında dostane bir işbirliğinin vücut bulmasına müsait bir havanın yaratılması maksadiyle. Başvekil Adnan Menderes'in, hüsnüniyetlerinden hiç bir zaman şüphe etmediği iki memleket nezdinde, aralarında bir müddet evvel vuku bulan hâdiselerin her iki taraf için şerefli bir tarzda ve yukarıda tasrih edilen gayelere ulaşmak için zarurî bir merhale olarak tesviyesi hususundaki arabuluculuk gayretlerinin intacına elden geldiği kadar çalışacağını beyan eylemiştir.

"Türk - Afganistan münasebetleri hususunda, bu münasebetlerin her sahada ve bilhassa talebe ve sitajyer mübadelesi sahasında gittikçe daha ziyade inkişaf ettirilmesi kararlaştırılmıştır.

İki devlet adamı, uzun zamandan beri ve ilk defa olarak iki memleketin mes'uî şahsiyetleri arasında doğrudan doğruya temas fırsatı teşkil eden. bu görüşmelerin neticelerinden duydukları bahtiyarlığı ifade etmişlerdir.

Afganistan Başvezir Vekili ve Hariciye Veziri Altes Serdar Naim Han'ın basın toplantısı:

15 Temmuz 1955

İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizde misafir bulunan Afganistan Başvezir Vekili ve Hariciye Veziri Altes Serdar Naim Han, bugün saat 15 de Hilton otelinde bir basın toplantısı yaparak Türkiye'yi ziyareti intihalarını anlatmış ve sorulan muhtelif sualleri cevaplandırmıştır.

Bu basın toplantısında Afganistan'ın Türkiye Büyükelçisi Ekselans Essadullah Seraj'da hazır bulunmuştur

Altes Serdar Naim Han, Türkiye'yi ziyareti hakkında ezcümle şunları söylemiştir :

«Uzun zamandan beri dost Türkiye'yi ziyaret ve onun muktedir idarecilerini tanımak arzusunda idim Geçen sene ağustos ayında bu arzum tam tahakkuk edecek iken elimde olmayan sebepler yüzünden seyahatimi geri bırakmak mecburiyetinde kaldım, Bugün bu fırsatı elde etmiş olmakla bahtiyarım.

vekil yardımcısı ve Devlet Vekili Fatih Rüştü Zorlu ile Hariciye Kâtip Umumisi hazır bulunmuşlardır.

İki memleket arasında öteden beri mevcut kardeşçe münasebetlerin vasfı mümeyyizini teşkil eden samimiyet içerisinde cereyan eden bu görüşmeler bilhassa İki memleketi alâkada: eden bölgelerdeki umumî vaziyetin tetkikine tahsis edilmiştir.

İki devlet adamı, hükümetlerinin emellerinin aynı sulh, karşılıklı anlayış ve iş birliği prensiplerine istinad ettiğini müşahede etmişlerdir.

Bu meyanda Afganistan ile Pakistan arasında vuku bulan hâdiseler neticesinde iki memleket münasebatında zuhur eden müşkülleri nazarı itibare alarak ve iki memleketin olduğu kadar bütün Orta-Doğunun nefine olarak evvelâ gerginliğin izalesi, sonra da Afganistan ile Pakistan arasında dostane bir işbirliğinin vücut bulmasına müsait bir havanın yaratılması maksadiyle. Başvekil Adnan Menderes'in, hüsnüniyetlerinden hiç bir zaman şüphe etmediği iki memleket nezdinde, aralarında bir müddet evvel vuku bulan hâdiselerin her iki taraf için şerefli bir tarzda ve yukarıda tasrih edilen gayelere ulaşmak için zarurî bir merhale olarak tesviyesi hususundaki arabuluculuk gayretlerinin intacına elden geldiği kadar çalışacağını beyan eylemiştir.

Türk - Afganistan münasebetleri hususunda, bu münasebetlerin her sahada ve bilhassa talebe ve sitajyer mübadelesi sahasında gittikçe daha ziyade inkişaf ettirilmesi kararlaştırılmıştır.

İki devlet adamı, uzun zamandanberi ve ilk defa olarak iki memleketin mes'uî şahsiyetleri arasında doğrudan doğruya temas fırsatı teşkil eden bu görüşmelerin neticelerinden duydukları bahtiyarlığı ifade etmişlerdir.

Afganistan Başvezir Vekili ve Hariciye Veziri Altes Serdar Naim Han'ın basın toplantısı:

15 Temmuz 1955

İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizde misafir bulunan Afganistan Başvezir Vekili ve Hariciye Veziri Altes Serdar Naim Han, bugün saat 15 de Hilton otelinde bir basın toplantısı yaparak Türkiye'yi ziyareti intibalarmı anlatmış ve sorulan muhtelif sualleri cevaplandırmıştır.

Bu basın toplantısında Afganistan'ın Türkiye Büyükelçisi Ekselans Es-sadullah Seraj'da hazır bulunmuştur

Altes Serdar Naim Han, Türkiye'yi ziyareti hakkında ezcümle şunları söylemiştir :

«Uzun zamandan beri dost Türkiye'yi ziyaret ve onun muktedir idarecilerini tanımak arzusunda idim Geçen sene ağustos ayında bu arzum tam tahakkuk edecek iken elimde olmayan sebepler yüzünden seyahatimi geri bırakmak mecburiyetinde kaldım. Bugün bu fırsatı elde etmiş olmakla bahtiyarım.

Türk devlet adamlariyle yaptığım temaslardan çok memnunum, bilhassa-mem leke tin izin son yıllarda kaydetmiş bulunduğu büyük terakkiye hayran kaldım ve mütehassis oldum. Daima kardeşçe münasebetler idame ettirdiğimiz Türkiye'nin her sahada ve çok kısa bir zaman içinde yaptığı hamleler Afgan milleti tarafından memnuniyetle takip olunmaktadır. Bu ziyaretim esnasında, büyük Atatürk'ün koymuş olduğu prensiplerin her gün biraz daha m üçer re ti eştiğini müşahede ettim.

Kardeş Türk milletinin her sahada yaptığı terakki hamlelerini Afgan milleti de takip etmekte, Türkîyenin tecrübelerini bir ders olarak kabul ile bunlardan istifade etmekte ve aynı yolda yürümektedir. Nitekim Afganistan ordusunu ve üniversitesini ve mütehassıslarını davetle onların bilgilerinden istifade etmekteyiz.

Başvekiliniz Ekselans Adnan Menderes ile yaptığımız mülakatta, onun da dostluk ve münasebetlerimizi karşılıklı olarak sıklaştırmak arzusunda bulunduğunu memnuniyetle müşahede ettim.

Afganistan; n yabancı memleketlerle olan münasebeti Birleşmiş Milletler şartı üzerinde kurulmuş bulunduğundan bizim politikamızdaki, her türlü gelişmeler de sulh ve dostluk esasi üzerine bina edilmektedir.»

Bundan sonra Altes Serdar Naim Han'a ve gazete muhabirleri tarafından muhtelif sualler tevcih edilmiş ve şu cevaplar alınmıştır:

Sual Başvekil Adnan Menderes ile resmî mülakatınızda neler konuştunuz?

Cevap Başvekiliniz Ekselans Adnan Menderes ile Asyamn bu bölgesini alâkadar eden umumî meseleler, Türk - Afgan münasebatı ve memleketimle Pakistan arasında son zamanlarda zuhur eden anlaşmazlıklar hakkında görüş teaitsinde bulunduk.

Sual Başvekil Adnan Mendesres'in Pakistanla aranızda mevcut anlaşmazlık mevzuundaki arabuluculuğunu nasıl karşılıyorsunuz?

Cevap Afganistan'la Pakistan arasında mevcut üzücü durumun, anlaşmazlıkların giderilmesi için yapılan bütün arabuluculuk tekliflerini gayet müsait karşılamış ve vaziyetin normale dönmesi için gerekli herşeyi yapmıştır. Bu arada İslâm memleketlerinin, son olarak da Suudî Arabistanın arabuluculuk teklifini memnuniyetle kabul etmiş, fakat, maalesef bundan da müsbet bir netice istihsal olunamamıştır.

Zira, Pakistan - Afgan hududundaki ekonomik ablukayı kaldırma "e bu şekilde memleketimi tazyikte İsrar etmiştir. Halbuki bizim için hayatî ehemmiyeti haiz olan Suudî Arabistan yolu bu suretle kapanmış bulunmaktadır.

Sual Afganistanın diğer memleketlerle ve bu arada Rusya ile olan münasebetleri nasıldır?

Cevap Afganistan bütün memleketler ve hususiyle Ortasark memleketleriyle dostane münasebet idame ettirmektedir. Rusya ile ol^n durumumuz ise iyi komşuluk olarak ifade edilebilir.

Sual Afganistan seferberlik haline ne zaman nihayet verecektir? Cevap Son müessif hâdiseleri müteakip Pakistan bu durumu hal   için

dostça hareket edeceğine bizi tehdit ile bir ültimatom, verdi. Bu vaziyet karşısında biz de ordumuzu hemen seferber ettik. Fakat bu defa Pakistan taktik değiştirerek bir iktisadî abluka yoluna gitti. Tabiatiyle durum düzelinceye kadar bu kısmî seferberlik hali devam edecektir.

Sual Afganistan Türk - Irak paktına girmeyi düşünüyor mu?

Cevap Afganistanın halihazırda içinde bulunduğu durum o derece müşküldür ki bugün yeni taahhütlere girişecek bir vaziyette değildir.

Sual Müşterek tebliğde bahsolunan arabuluculuk işine ne zaman başlanılacak?

Cevap Biz meseleleri muslihane, dostça halletmek istiyoruz. Aynı temayülü Ekselans Adnan Menderes'te de memnuniyetle müşahede ettim. O da, bunları aynı şekilde sulh yoluyla halletmek arzusunda, fakat arabuluculuk işinin ne zaman baslıyacağını kat'î olarak ifade edemem, bunu size Ekselans Menderes'e daha vuzuhla söyliyebilecektir.

Ancak burada hükümetimin Türkiyenin arabuluculuğuna olan tam ve büyük itimadını beyan etmek isterini.

Reisicumhur ve Başvekil Kütahya'da

23 Temmuz 1955

- Kütahya:

Reisicumhur Celâl Bayar, Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes ve refakatlerinde Başvekil Yardımcısı Devlet Vekili .Fatin Rüştü Zorlu. Devlet Vekili Fuat Köprülü. Adlive Vekili Osman Şevki Oçekdağ, Maliye Vekili Hasan Polatkan, İsletmeler Vekili Samed As?aoS"-lu, bazı mebuslar. Tivrkivenin Federal Almanva nezd indeki büyük elcisi ve bazı ga^eteci1^ oldu&u hailde Azot Sanavü tesislerinin temel atma töreninde hazır bulunmak üzere bugün saat 14.45 de uçakla Kütahya'ya gelmişlerdir.

Ankara'da Vekiller, mebuslar. Başvekâlet Müsteşarı. Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi. Erkânı Harbiye! Umumi.ve İkinci Reisi, Ankara Valisi ve Belediye Reis Vekili, Emniyet Müdürü ile generaller ve di£er sivil erkân tarafından uğurlanan Reisicumhur ve Başvekil, Kütahva hava meydanında dün burava gelmiş bulunan Devlet. Vekili Dr. Mükerrem Sarol. Kütahva mebusları ve diser mebuslar, Kütahva Valisi, Belediye Reisi, civar vilayetler valileri, sıvası nar tiler temsilcileri, kazalardan gelmiş hey'etler ile hu sabah Istanbuldan uçakla buraya gelmis olan İstanbul gazeteleri sahip ve başmuharrirleri, Ankara'dan motorlu trenle gelen bazı müsteşarlar, umum müdürler", gazeteciler ve kalabalık bir halk topluluğu tarafından hararetle karşılanmışlardır.

Vali konanında kısa bir istirahatı müteakip Azot Sanai tesislerinin "kurulacağı inşaat sahasına gidilmiş, devlet rpi='m>zle hük^™^ ^e^^ıî-' ^ada hazır bulunan muazzam vatandaş tonluluğu tarafından hararptl-i t/^ zahüratla istikbal edilmişlerdir. İnşaat sahasında karşalananlar arasında Federal Almanya'nın Ankara Büvükelcisi de bulunmakta idi.

Saat 15.30 da merasime başlanmış ve istiklâl marşının dinlenmesini müteakip ilk1 sözü Kütahya Belediye Reisi Mehmet Kesen almıştır. Kütahya Belediye Reisi bu şehrin büyük günlerinden birini daha yaşamakta olduğunu belirtmiş, Reisicumhur ve Başvekil ile diğer zevata şehir adına hoş. geldiniz demiş, daha dün hiçbir fabrikası yok iken hâlen bir şeker fabrikacına malik, bulunan, bugün Azot Sanayii tesislerinin temelinin atılmasına şahid olan, yarın da porselen, briket ve daha birçok fabrikalarla tezyin edileceğini bilen Kütahya şehrinin ve Kütahyalıların minnet ve şükran hislerine tercüman olmuştur.

Belediye Reisinden sonra Kütahya mebusları adına Dr. Ahmet İhsan Gürsoy söz almış ve bugün temeli atılmakta olan müessesenin yalnız Kütahya'yı değil, fakat bütün vatandaşları refaha ve neş'eye kavuşturacak bir müessese olduğunu kaydetmiş, ziraî kalkınmada Azot Sanayiinin mühim rolünü belirtmiş ve 100 milyon liraya mal olacak olan bu tesislerin memleket şümul azametini kaydeylemistir. Münavebeli ziraat yerine her sene ayni tarlada ziraat yapmağı ve ekim sahasını bu suretle bir misli arttırmaya imkân, verecek olan bu tesislerle istihsal artacak, ayrıca milyonlarca döviz de tasarruf edilmiş olacaktır.

Kütahya mebusu Ahmet Gürsoy muhalefette Karadenizde yaptığı bir seyahat hâtırasına temas etmiş, o zaman Taşova'da köylerde açlıktan Ölenler olduğunun kendisine ifade edilmiş bulunduğunu söylemiş ve şöyle demiştir:

»Bugün artık bunlar tamamiyle tarihe karışmıştır, İktidarımızın aldığı ve almakta bulunduğu tedbirler sayesinde hububat darlığı artık bu memlekette bahis mevzuu değildir.»

Memleketin büyük bir kalkınma hamlesi içinde olduğunu söyliyen ve yalnız Kütahya'da yapılanlarla bir iktidarın övünebileceğini kaydeden. Dr Ahmet Gürsoy, bu başarıları teker teker saymıştır: Bir şeker fabrikası kurulmuştur, Tunçbilek ve Karaköy'de elektrik santralleri yapılmaktadır. Altıntaş bataklığı kurutulmaktadır. Bugün azot sanayii tesislerinin temeli atılmaktadır. Ayrıca hususî müteşebbislerin kiremit fabrikaları da işlemektedir.

Kütahya mebusu, ayni şekilde ekonomik hamlelerin yurdun her köşesinde de yapılmakta olduğuna işaret etmiş ve sözlerini alkışlar arasında şövle bitirmiştir:

«Bütün bu fabrikalar, barajlar ve ziraî faaliyetler, vatandaşlarımıza yeni iş sahaları açmış, insan enerjisini faaliyet haline getirmiştir. İşsiz vatandaş mevcut değildir. İş hacmi artmış, bunun bir neticesi olarak istihsal artmış ve bunun neticesi olarak da istihlâk çoğalmıştır. Böylece vatandaşın hayat seviyesi yükselmiştir. Böyle muazzam ekbnomik hamleler yapılır ve memleketin kaderi değiştirilirken bir takım geçici sıkıntılara maruz kalmamız gayet tabiîdir. Bunlardan istifadeye kalkmak herhalde vatanperverlikle telif edilemez.»

Daha sonra Azot Sanayii Şirketi Umum Müdürü İzzet Erksal kürsüye gelmiş ve temeli atılmakta olan 'tesisler hakkında geniş teknik izahat vermiştir:

Azot Sanayii tesislerinin kurulmasıyla Türkiyede ağır ve büyük kimya

sanayii şubesinin de temeli atılmış "bulunmakta ve sanayileşmede böylece yeni bir merhale katedilmektedir. Azot Sanayii, ziraî inkişafımızı sağlayacak en üstün faktörlerden biridir. Sur'î gübreye gittikçe daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple bu tesislerin dahi Türkiye'nin ihtiyacını ta-Kiamiyle karşılamıyacağı şimdiden hesaplanmış ve tesislerin bir müddet sonra bir misli daha büyütülmesini mümkün kılacak tedbirler bugünden alınmıştır.

Fabrikaya bir senede 400.000 ton hanı. madde girecek, 160.000 ton mamul madde çıkacaktır. Yılda 60.000 ton amonyum sülfat, 50.000 ton amonyum nitrat, 50.000 ton. asid nitrik istihsal edilecektir. Bu miktarın yüzde 20 si üstünde çalışmak da mümkün olacaktır. Ayrıca millî müdafaamızın patlayıcı maddeler imalinde kullanılan nitrit asid ile 1000 ton teknik amonyum .nitrat alınacaktır. Kullanılacak ham madde 270.000 ton linyit, 100. bin ton alçı taşıdır. Tesisler 130 milyon kilovat saat elektrik ve 9 milyon ton su harcayacaktır. Hergün tesislere 100 vagon girecek, 50 vagon çıkacaktır. Tesisler 1956 sonunda bitecek, montaj 1958 başında ikmal olunacak, tesisler, 1958 ortalarında işlemeye bağlıyacaktır.

Umum müdür tesislerin kurulmasında hazırlık safahatı, hakkında da izahat vermiş, gerek burada, gerek Avrupa'da yapılan laboratuyar ve sanayi tahlililerini anlatmış, alman neticelere göre şartnamenin «İmperüa Kemikal Industries» ile şirket tarafından birlikte hazırlandığını söylemiş, bütün dünyada yapılan tedkikler sonunda tesislerin kurulmasının dünyaca tanınmış «Badische Anilin Und Soda Fabrik» müessesesine ihale edilmiş olduğunu söylemiştir, Umum müdür ayrıca tesislerin yanında bir de site kurulacağını, bunun Kütahya'nın en mâmur ve modern mahallesini teşkil edeceğini ilâve eylemiştir.

Son olarak alkışlar arasında İsletmeler Vekili Samed Ağaoğlu söz almış ve hararetli bir hitabe irad etmiştir.

Reisicumhuru, Başvekili, diğer misafirleri ve Kütahyalıları selâmlamakla söze başlayan İşletmeler Vekili şöyle demiştir:

"Şu dakikada bir takım eski hâtıraların heyecanı içindeyim. 1948 senesinde bir kış günü idi. D.P. nin kongresinde bulunmak üzere sayın Adnan Menderes ile beraber Kütahya'ya gelmiştik. Kongrede o zamanki Kütahya'nın derdleri ortaya dökülmüştü. Halk yeis içindeydi. Hicret ediyordu. Eskiden kalma çini sanayii dahi durmakta idi. Halk o günkü devrin idarecilerine başvuruyor, onlar ise Kütahyalılara: «Ne yapalım, diyorlardı, Afyon ve Eskişehir gibi iki merkez arasında sıkışmışsınız. Elbet böyle olacaktır.»)

Sevgili Başvekilimiz Adnan Menderes, kongreden sonra istasyona doğru giderken bana bugünkü heyecanı ile, «dertleri ve bu dertlere verilen beyhude cevapları dinledin mi?» dedi ve ilâve etti: «Kütahya onların anla-dığ- gibi değildir. Mazide nasıl bir medeniyetin merkezi olmuşsa, istikbalde de yeni bir medeniyetin merkezi olacaktır. Yeter ki biz iktidara

Bu tarihten İki sene sonra iktidara geldik. O zamandan beri beş sene geçti. Kütahva bugün yepyeni bir medeniyet merkezi olarak yükselmektedir. Hicret eden Kütahyalılar yeniden yurdlarma dönmüş, daha birçok vatandaşlar da Kütahya'ya gelmiştir. Görüyorsunuz^ Menderes haklı çıktı, D.P. haklı çıktı.

Size nakledeceğim, ikinci hatıram da yine o kongreye aittir. D.P. nin o kongresinde derin bir asabi heyecan içinde dedim ki: "Hayatımın en büyük iftiharı D.P. ye mensup olmaktır ve onun saflarında millete hizmette bulunmaktır. Alllah'a çok şükür ki bugün bana bu hizmet nasip olmuştur.

İşletmeler Vekili sözlerine devamla şunları söylemiştir:

«İşte o günkü sözler bugün birer hakikat olmuştur. Kütahya bir medeniyet âbidesi gibi yükselmeğe devam etmektedir. Dün şeker ve Tunçbilek, bugün azot, yarın Seyid Ömer'de 100 milyonu mütecaviz kömür rezervi üzerinde 150.000 kilo vatlık ikinci bir elektrik santrali, Değirmisaz'daki linyitten çıkarılacak kok için yeni bir fabrika. Kütahya kalkman Türkiye'nin bir parçasıdır. Her tarafta çekiç ve kazma sesleri işidilmekte. Makinaların çalıştığı görülmekte, barajlar, fabrikalar, santraller, yollar ve meydanlar yapılmaktadır. Bunlar yarının Türkiye'sini, hür milletler camiasında kendisine lâyık olan refah seviyesine varmış Türkiye'yi hazırlamaktadır. Bütün bunlar, Başvekil Menderes'in bundan dört gün evvel hususuî bir toplantıda dediği gibi muhakkak ki çok kısa bir zamanda ikmal edilmiş; olacaktır.))

İşletmeler Vekili, muhtelif vilâyetlerin radyolarımızda yaptığı konuşmalara temas etmiş, bu konuşmalarda başarılan işler hakkında verilen rakamları belirtmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bu konuşmaları dinliyorsunuz. Onun için burada fazla konuşmayacağım. Muhtelif sahalara ait birkaç rakam vermekle iktifa edeceğim: 1949 senesinde köylerimizde tabiatın ve hayırsever ecdadımızın verdiği sulardan başka su yoktu. Yalnız 4 senede 26.000 köyden 19.000 nine su getirilmiştir

194') da pamuklu sanayiimiz 140 milyon metre pamuklu dokuyordu. Bugün 370 milyon metre dokumaktadır. İki sene sonra 650 milyon metre dokuyacaktır. Çimnntoyu 4 fabrika ve 350.000 ton istihsâlle devraldık. Bu-3üîi 16 cimento fabrikası üzeıinde çalışılmaktadır Hâlen istihsâl bir milyon tonu aşmıştır. İki sene sonra 2,5 milyonu aşacaktır. Şeker de ayni vaziyettedir. Bu sene 250 ilâ 30C.000 ton şeker istihsâl edeceğiz. Muhterem vatandaşlar, bütün bu rakamlar mukaddes rakamlardır. 30 sene sonra bunları okuyacak olan gelecek nesiller hayretle bunlara bakacaklar ve bu kadar kısa zamanda bu rakamlara nasıl gelindi? diyeceklerdir. Bu rakamlar Türk milletinin yepyeni bir medeniyet içinde dünyaya doğduğunu göstermektedir. Ve Türk milletinin istikbâlini garanti etmektedir. Bu sebeple bunlar mukaddes rakamlardır. Bunlar ezberlenerek nesilden nesile intikal edecektir.

Türkiye'nin bugün arzettiği bu manzara, dünden o kadar farklıdır ki, bu farkı gormiyerek veya unutmak istiyerek, .bu memleketin ötesinde berisinde haksız yere bu hizmetleri inkâr etmek isteyen zihniyetin karşısında Türk milletinin aklı ve izanı çıkmakta ve bu zihniyeti reddetmektedir. Fabrikaların çalışamıyacağını söyliyen bu zihniyete Türk milleti bu-#ün burada yeni bir fabrika kurmakla cevap vermektedir. Yarın ve diğer günlerde de bu cevabına devam edecektir. Bütün dedikodular bir tarafa, biz yolumuzda yürüyeceğiz. Muvaffakiyet Allah'tandır.»

Şiddetle alkışlanan İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu ayrıca yine alkış-

lar arasında, bugün bu fabrikanın kurulmasında yeni bir tezahürü görülen Türk - Alman işbirliğine, de temas etmiş ve şöyle demiştir:

«Bugün burada, bu temel atma merasiminde, dünyadaki büyük ehemmiyetli mevkiini işgal etmiş olan dostumuz ve müttefikimiz Alman milletinin de mümessili bulunmaktadır. Kendisini ayrıca selâmlarım. Büyük Alman tekniği kalkınmakta bulunan Türk sanayii ile elde vermiş bulunmaktadır. Şekerde, çimentoda, demirde böyledir. Azotta da beraberiz. Alman sermayesi ve tekniği ile daha da yapılacak işlerimiz olacaktır.»

İsletmeler Vekilinin büyük tezahürat arasında sona eren konuşmasını müteakip, ilk harcı Reisicumhurumuz ve sonra Başvekilimiz ile diğer "Vekillerimiz sırasiyle atmışlar ve böylece temel atma merasimi yapılmıştır. Merasimden sonra şeker fabrikasına gidilmiş ve oradan da Tunç-bilek elektrik santrali İnşaatını görmek üzere Tavşanlı'ya hareket edilmiştir. Akşam yemeğini müteakip Kütahya'ya dönülecek, gece de Kütahya'da geçirilecektir.

Reisicumhur ve Başvekilin Adapazarındaki hitabeleri

24 Temmuz 1955

Adapazarı:

^Reisicumhur Celâl Bayar, Başvekil Adnan Menderes ve refakatindeki Vekiller, mebuslar, gazeteciler ve diğer zevat, Kütahya'dan uçakla hareket ederek saat 11 de Arifiye hava alanına gelmişler ve orada büyük tezahüratla karşılanmışlardır. Arifiye'den Adapazarına gidilmiş ve Ada-pazarında muazzam bir vatandaş topluluğu Reisicumhurumuza ve Başvekilimize büyük ve sürekli tezahürlerde bulunmuştur.

Alkışlar arasında Belediye binasına gidilmiş ve .bir anda belediyenin önündeki büyük meydan ve yanlardaki geniş caddeler, şehrin methalînden beri yolları dolduran halkın heyecanla hücumu üzerine kesif bîr insan denizi haline gelmiştir. Halkın devamlı tezahürleri üzerine Reisicumhur Celâl Bayar Belediye binasının balkonuna çıkmış ve bu heyecanlı vatandaş  topluluğuna muazzam tezahürat arasında hitap etmiştir.

"Reisicumhur hitabesine: «Muhterem Adapazarlılar, muhterem Sakaryalılar» diye başlamış, her zaman olduğu gibi bu sefer de kendisine ve refakatindekilere gösterilen samimî ve yüksek sevgi tezahürlerinden dolayı teşekkürlerini bildirmiş ve alkışlar arasında devamla demiştir ki:

 Sizler dünyanın en güzel bir parçası olan Türkiye'mizin içinde müstesna bir mevkide yaşayan bahtiyar insanlarsınız. Sizleri evvelâ bu sıfatla selâmlamak yerinde olur. Cennet gibi bir memleketiniz var, zekisiniz, çalışkansınız. Zekânızın ve mâkul çalışmalarınızın semeresini elde etmektesiniz. Sizlere karşı mesuliyet deruhte etmiş insanlar olarak, bizler için de, sizin bu çalışmalarınızı bu güzel yurdumuza kıymetlendirmeğe muvaffak olmak ve bu kıymetlendirmenin feyizli neticelerini görmek en. büyük bahtiyarlıktır.

Maziye dönüp bakmak istemem. Biz maziyi, bütün icraatiyle arkada bırakmak taraftarıyız. Türk milletini her zaman için nurlu bir istikbal beklemektedir. Biz o nurlu millî istikbale doğru koşmak ve ona en kısa bir zamanda erişmek İsteyen insanlarız.

"Bu sözlerimi,, yalnız nazariyat sahasında kalacak güzel sözler olarak telâkki etmeyeceğinizden eminim. Çünkü biz şimdiye kadar ne dediysek o fiiliyat sahasına intikal etmiş, hakikat olmuş veya bugün hakikat olmak yolunda bulunmuştur.

"Ben bu güzel memleketinizi, bugünkü ileri hamlesiyle dahi ancak bir başlangıç saymaktayım. Çok yakında bir gün gelecek ki, o gün yâr ve ağyara karsı, Türkiye, dünyanı nen ileri sayılan medenî, memleketleriyle hem ayardır, medenî tesisat ve teşkilâtıyla, mücehhez iktisadiyatiyle, halkının yüksek hayat seviyesi ve refahı ile, dünyanın en ileri memleketlerinden biridir, diyeceğiz. Bir hakikatin ifadesini teşkil eden bu manzarayı, muhakkak ki sizler ve ben, hepimiz pek yakında göreceğiz ve memleketimizin ve milletimizin bu saadetîyle mesud olacağız.»

Reisicumhur Celâl Bayar, hararetli alkışlar arasında sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Bu memleketin sizler gibi müstesna evlâtlarına hizmet etmek ve büyük "Türk milletinin arzularını yerine getirmek, biz faniler için, hizmetlerin en kıymetlisi, saadetlerin en büyüğüdür. Gece gündüz demeden vazife başında çalışırken bu çalışmaların kudsiyetini unutanlar, dünyanın en âdî insanlarıdır.

'Sizin iyiliğiniz bizim iyiliğimizdir. Sizin yüzününzün gülmesiyle bizim de yüzümüz güler, Sizin ve bizim yüzümüzün gülmesi ise milletimizin iyi bir volda olduğunu ifade eder. Bu karşılıklı duygular ve bu kuvvetli tesanüd içinde halledemiveceğimiz hiçbir müşkül, fethedemiyeceğimiz hiçbir medeniyet burcu yoktur.»

Reisicumhur Celâl Bavar, hitabesini dlerliyeceğiz ve muvaffak olacağız. Milletimizin arzusu, kuvvetimizin kaynağıdır. Allah da yardımcımızdır)) diyerek gittikçe artan hararetli tezahürler  arasında bitirmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar'ın hitabesinden sonra, halk tezahürata durmadan dev£.m etmiş ve Başvekil Adnan Menderes'in söz almasını istemiştir. Başvekil halkın bu İsrarlı talebi karşısında mikrofon başına gelmiş ve hararetli alkışlarla karşılanmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, evvelâ konuşmak niyetinde olmadığını, fakat vatandaşların bu hararetli iltifatlarını kendisini vatandaşları huzuruna getirmiş bulunduğunu belirterek söze başlamış ve "derinden duymakta olduğum şükran hislerini ifade ederken, sizin güler yüzünüzün ve bizlere karsı gösterdiğiniz muhabbetkâr iltifatınızın telkin ettiği duygulara serbest cereyan vermek -yerinde olacaktır, sanıyorum» dedikten sonra şöyle devam etmiştir:

«Görüyoium ki neniniz neş'e içindesiniz. Günün geçici sıkıntıları ve aylardan beri memlekette yapılmakta olan tahriklerin mahiyeti ve şiddeti -ne olursa olsun, bunların, tesiri bugün hemen hemen hiç denecek: raddede kalmıştır. Felâket tellâllarım^ meşum haykırışları, yüzlerinizden  EİlememMir.

Bir zamandanberi bir takım insanların, memleketin ve vatandaşın bazı: sıkıntılarını ne derecelere kadar istismar etmeğe kalkıştıklarını, hattâ, bunlardan ne derecelere kadar sevinmekte olduklarını elbette müşahede etmişsinizdir. Bu millet bir gün şeker bir gün kahve bulmazsa o gün insanlar için âdeta bayram olmaktadır.

Sormak gerekir: Onlar bu vatanın evlâtları olduklarını nasıl unutabiliyorlar da bu milletin maruz kaldığı bazı geçici sıkıntılardan neşeleniyorlar. O sıkıntıların adeta sefasını sürmek istiyorlar ve onları kendilerinin. "küçük politika ihtira şiarının yolunda istismara çalışıyorlar?

Şurası muhakkaktır ki memleketin maruz kaldığı bazı günlük geçici sıkıntıları onların bu tahrikleri neticesi husule gelmiştir. Hakikatlerin her gün ifadesini veren konuşmalarımız bu tahrikleri derece derece ortadan kaldırarak sıfıra kadar indirecek ve bu günlerde felâket tellâllığı yapmak istiyenleriîî hakikî çehrelerini olduğu gibi meydana koyacaktır.

Maruz kalman sıkıntıların bir kısmını da süratle gelişmekte olan Türkiyemizin geçirdiği bu süratli istihale devrinin tabiî neticeleri telâkki etmek lâzımgeldiğini söyliyen Başvekil, bu hususta mütemmim izahat vererek demiştir ki:

«Geçen sene, tabiatin müsaadesıîzliği yüzünden iyi mahsul alınmadı dünyanın heryerinde zaman zaman vukua gelebilecek olan bu müsaadesizîik neticesinde, buğday  ihracatçısı olduğumuz halde memlekete  buğday ithal etmek mecburiyetinde kaldık. Mevsimin kötü gitmesi, yalnız iç pazardaki sıkıntılara değil, aynı zamanda ihracatımızda da bir     azalmaya! sebebiyet vermiş,  bize dışardan memlekete  girecek  ecnebi     parasında seksen yüz milyon dolara mal olmuştur. Eğer geçen sene mahsul tabii, olsaydı ve elimize 80 ilâ 100 milyon dolar    daha geçmiş bulunsaydı, bugünkü işlerimizi daha kolaylıkla görebilecek ve ilerlememizi daha süratle yürütebilecektik.

Onlar da, şekerin veya kahvenin günlük yokluğu yüzünden bayram yapmak imkânını bulamryacaklardı.»

Br.şvekil Adnan Menderes, bu geçici sıkıntıların, hükümetin memleketi medeniyet ve terakki yolunda ilerleterek programının tatbikinden asla geri bırakmadığım da belirtmiş ve demiştir ki:

«Medeniyet ve terakki kervanı yürümektedir. Bundan sonra bir daha şekerin veya kahvenin veyahut herhangi diğer bir maddenin yoksuzluğunu asla çekecek değiliz. Sizlere temin edeyim ki başlamış olduğumuz işlerin hepsi, gününde, hatta gününden evvel bitecektir. Tasavvurumuzda, he--sabrmizda ve plânımızda olan işlere mutlaka başlanacak ve bunlar mutlaka zamanında bitirilecektir.

Temellerini attığımız fabrikalar inşaatının durmuş ve temel çukurlarını' su doldurmuş olduğunu, sanki bir marifet yapıyorlarmış gibi bu memleket sathına yaymak istiyorlar. Türk milletini ishad ederek sövlüyorum: Elbette bu bahsettikleri, temelleri atılıp da işlenmemiş olan fabrikalar,, memleketin şu veya bu kösesinde milletimizce malûm olmak lâzım gelir. Söylenen bu sözlerin hepsi yalandır. Bunu bizzat Türk milleti yalanlıyor. Onların dediklerinin tam aksine olarak Türk milleti daha on bir ay evvel  başladığımız Tunçbilek  santralını Ankara  ve Eskişehir     çimento

fabrikalarının ve memleketin her köşesinde daha diğer birçok tesislerin bitmek üzere bulunduğuna şahittir.»

.Başvekil Adnan Menderes, su anda yapılmakta olan barajlar, santrallar, yollar, köprüler ve fabrikalar hakkında izahat verdikten sonra Türkiyede ..misli görülmemiş olan bu derece süratli bir çalışma seyri içinde bazı çatışma ve aksaklıkların vukua gelebileceğini bunları iyi niyetin, medenî âleme nazaran bütün eksikliklerimiz hakkındaki isteklere en kısa zaman-•da cevap vermek azminin ve kalkınmadaki büyük süratin bir faydası olarak kabul etmek gerektiğini, esasen halkımızın da bunları böyle kabul ettiğini belirtmiş ve konuşmasına devamla demiştir ki:

«Bugün memleketin her köşesinden kazma, kürek, çekiç ve makine sesleri gelmektedir. Memleket baştanbaşa inşa halindedir, iktisadî takat tükendi diyenler bilsinler ki hiç bir zaman memleketimiz bugünkü kadar kesif bir şekilde inşa halinde olmamıştır, Ve size bugünden tebşir edeyim ki, gelecek sene bugün bu inşa faaliyetinin çok daha geniş ölçülerde .devam ettiğini görmekle bahtiyar olacaksınız, ben de o gün bunu size bildirmekle ayrıca sonsuz bahtiyarlık duyacağım.

Yolumuzda duracak değiliz. Yorulmadık. Bilsinler ki, şimdi şu anda, yeni işe başlıyormuş gibi hevesliyiz, azimliyiz ve kuvvetliyiz. Onlar ise, bitti dedikleri noktada yepyeni bir hamlenin başladığını görmekle mutlaka hüsrana uğrıyacaklardır.»

Başvekil Adnan Menderes bundan sonra şeker mevzuunu ele almış, btı-ggün buraya şeker istihsali bayramını tes'id için gelinmiş olduğunu kaydetmiş ve demiştir ki:

"Bundan sonra Türkiye'de artık bir daha şeker darlığı hissedilmiyecektir. Seker sıkıntısına artık ebediyen elveda etmiş bulunuyoruz. Bundan böyle onun yerini, fazls şeker istihsalimizi nasıl harice satacağımızın tath kaygısı alacaktır. Çünkü bu sene açılacak olan üç yeni şeker fabrikasiyîe, adedini dört olarak aldığımız şeker fabrikalarının sayısı onbire çıkmış bulunmaktadır. Gelecek sene dört yeni fabrika ile onbeşi bulacaktır. Bunlar, memleketimizin yirmi sene sonraki ihtiyacını karşılamağa, ayrıca .fena seneler için ihtiyat stokları yapmağa imkân verecek bir istihsal seviyesindedir. Daha bugünden, verim fazla olmadığı ve yeni pancar ekmeğe başlıyan yerlerde az ziraat yapıldığı halde, 250-300.000 ton şeker istihsal edeceğiz ki,  bu mikdar istihlâk kapasitemizin çok     üstündedir.

Gelecek sene ise, tabiat şartları yardım ettiği takdirde, 400.000 ton üzerinden şeker istihsal edeceğiz. Bunun içindir ki bugün buraya, şeker istihsalinin bayramının yapmağa geldik ve bu bayramı tes'id etmekteyiz.

Bu sene çektiğimiz şeker sıkıntısında onların kabahati çok büyüktür. Bu sıkıntının sebebi, 954 senesinde kurulan dördüncü şeker fabrikasından .sonra 16 sene bir tek şeker fabrikam yapmamış olmalarıdır. Eğer onların hesaptan haberleri olsaydı, şeker istihlâkinin artacağını nazarı dikkate . alarak, ona göre fabrika kurarlardı. Biz çalışmağa başladığımız zaman ise, iş işten geçmiş bulunuyordu. Bize plansızlık ve hesapsızlık atfedenlere, nasıl oldu da memleketi böyle bıraktınız diyecek olan bizleriz. Çekmiş olduğumuz seker darlığının mes'ulü müstakillen kendileridir. Bu, onların, .hem ihmallerinin1, hem de tahriklerinin neticesidir. Asıl bunun hesabını, ..onlardan sormak lâzım gelir.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra İkinci Dünya Harbi esnasında; memleketin çektiği şeker sıkıntısından, pamuklunun ve daha birçok esaslı maddelerin yokluğundan bahsetmiş, bir harp dahi olsa artık böyle sıkıntılar çekemiyeceğini belirtmiş, meselâ pamuk gibi memleketimizde istihsal olunan bir maddeyi yine memleketimiz içinde işlemek imkânlarını tahakkuk ettirmeyip de seneler denberi âdeta kan verir gibi dışarıya, akıtarak memleketin iktisadî imkânlarını israf etmenin, hesabı sorulacak biç mesele olduğunu belirtmiş, çimento mevzuuna da temasla söyle demiştir:

«Bu sene artık şeker sıkıntısından kurtulduğumuz gibi, gelecek sene de çimento sıkıntısından kurtulacağız. Gelecek sene bugünlerde sizlere bunu tebşir edeceğim. Bu memlekette 14 çimento fabrikası inşa halindedir.-Bir gün Mecliste söylediğim gibi, eğer onlar kendi devirlerinde 20 veya-16 çimento fabrikası inşasını bir an için tasavvur etselerdi, edebilmiş olsalardı, bunun azametinden muhakkak ki kafatasları çatlardı.

Bu gibi iptidaî ihtiyaç maddelerinin bütün sıkıntılarına bir gün ebediyen son vermek için birkaç gün bazı sıkıntılar çekmek icabediyorsa bu gibi sıkıntılara göğüs gereceğimizden içte ve dışta herkes emin olmalıdır."

Başvekil daha sonra demiştir ki:

«Beş senedenberi durmadan devam eden, bundan sonra daha da kolayca-ve daha büyük bir süratle devam edecek olan bu kadar geniş iktisadî kalkınmamız içinde, geçici bazı güçlüklerin dışında, vatandaşlarımız ayrıca bir sıkıntıya maruz, kaldılar mı? Bu memlekette bugün vatandaşlarım, hayatı, 1950 seviyesinden daha mı aşağıda cereyan etmektedir?

Ben eminim ki milletçe çok daha iyi vaziyetteyiz. Hürriyetimize de kavuşmuş bulunuyoruz. Memleketin imar ve teçhizi, bundan böyle, şimdiye kadar yapılanların mahsulünü almıya bağlıyacağımız için, çok daha büyük bir hızla devam edecek, önümüzdeki iğler çok daha kolay olacaktır Hususî kazançlar da çok kısa bir zamanda çok daha yüksek bir (seviyeye ulaşacaktır.»

Başvekil Adnan Menderes bundan sonra, bütün bu kalkınma faaliyetinin-esas gayesini şöyle tasrih etmiştir:

«Bizim şeker, pamuklu ve çimento gibi çok iptidaî maddelerin muhtacı bulunmamız, ekonomimizi bir müstemleke ekonomisi halinde bulunduruyordu. Bunların istihsali yolunu bulmadıktan sonra, elli sene sonra dahi, bize yine müstemleke ekonomisi.içinde kalmak mukadder olurdu. Bugünkü iktisadî mücadelemiz, fabrika yapmak hevesinden değildir. İyice bilmeliyiz ki, memleketimizin sanayileşmesi, ziraatin her sahada kalkınması, bir kelâm ile Türkiye'nin müstemleke iktisadiyatından kurtulup ileri memlekete has bir seviyeye gelmesi, bu topraklara sahip olmamızın esas şartıdır. Bizim, üç, beş sene içinde büyük bir orduyu kendi kudretimizle elde bulundurabilecek kuvvetli bir iktisadî bünyeye sahip olmamız, lâzım,.geliyor. Bu ise, fakir bir memleketin harcı değildir.»

Başvekil, gayeleri şöyle sıralamıştır:

1

Müstemleke iktisadiyatından kurtulmak,

2

Bu toprakları iktisaden yeni bastan fethetmek,

3 Memleketimizin müdafaasına kâfi, düşmanlarımızı bu topraklara yan baktırmıyacak ileri ve modern bir orduyu elde bulundurmak .

Bütün, bunların hülâsası ise, hu memleketin iktisadî kurtuluşunu tahakkuk ettirmek, bu iktisadî kurtuluş mütarekesini zafere isal suretiyle bu toprakların iktisaden hakikî sahipleri olduğumuzu bütün dünyaya isbat etmektir.))

Başvekil, şiddetli ve sürekli alkışlar arasında hitabesine devamla demiştir ki:

«Bizim iktisadî kalkınmamızın türlü mâna, sebep ve gayelerini izah etmiş bulunuyorum. Ne yazık ki bazı kimseler, bunun tahakkukunu önlemeye çalışıyorlar ve bunu, partiler arasında bir rekabet mevzuu haline getiriyorlar. Dün bütün bunları yapmıyanlar, bugün kıskandıkları için bize savlet ediyorlar.

Huzurunuzda, sizin vasıtanızla bütün Türk milletine hitap ediyorum. Milletçe vücuda getirmekte olduğumuz bu büyük eserleri, yarının birer askerî ve iktisadî kalesi halinde yükselmekte olan bu tesisleri beraberce müdafaa edelim, onları nâehil ve nadan ellere bırakmıyalım. Onlara kalacak ve farzı muhal bizden sonra iktidara gelecek olurlarsa, bunları, biz başladık diye yarıda bırakacaklar, işlerin başaramaması için ellerinden geleni yapacaklardır."

Başvekil Adnan Menderes, muhalefetin bugünkü geniş tahrikçi faaliyetlerinin de sebepleri üzerinde durmuştur.

«Onlar şöyle düşündüler, demiştir: Mahsul fena gitti. Amerika da Türk hükümetinin istikraz talebini reddetti. Memleket artık bu hale daha ziyade tahammül edemez. Sıkıntılar, zaten büyük yatırımlar yüzündendir.

Biz de tahrik ederiz, benzin yok, kahve yok, şeker yok, deriz. Bir taraftan da bankalara borçların ödenmemesi için tahrikler yaparız. Esasen gözden düşmüşlerdir. Bir yüklenelim, yıkarız.

Ve işte böyle uğraştılar. Önümüzdeki sene, büyük verimlerin başladığı sene olacaktır. Telâşları bu yüzdendir. Bu yazı da geçirirlerse vaziyetlerinin çok daha kötü olacağını bilmektedirler. Böylece bir hamlede bizi ortadan silmek için büyük bir kampanyaya geçtiler. Fakat onların ümid-leri Türk milletinin kayalar gibi vicdanı önünde düştü, yok oldu.

Şimdi konuşma sırası bizimdir. Biz evvelâ projelerimizi konuşmuştuk. 1951 ve 1952 de rakamlar verdik. Şimdi rakamlarla beraber- eserler konuşmağa başlamaktadır. Artık yalnız eserlerimiz konuşacaktır. Bir sene sonra rakama da ihtiyaç kalmıyacak, eserlerimiz yalnız başlarına kendilerini müdafaa edecektir.»

Başvekil Adnan Menderes, daha sonra bir kere daha Amerikan yardımı mevzuuna dönmüş ve demiştir ki:

«Amerikanm bize yardım etmemesine çok çalıştılar. Açıkça söylüyorum ki bundan hatta sevindiler. Türkiyeye para verildiği takdirde Türkiye'nin, hesabı, kitabı olmadığı için bu para ziyan olurmuş, diediler ve böylece dostlarımızı müşkül vaziyete soktular. Onların söyledikleri, eğer para vermezsen senin müdafaanı Türkiyede biz yaparız, mânasına gelmekte idi,

Onlar zannettiler ki, istediğimiz 300 milyon verilmezse biz perişan olacaktık. Asıl fikirlerindeki perişanlık işte buradadır. Biz bu parayı daha geniş bir programın sür'atle tahakkuk etmesi ve dünyanın, bu nazik devrinde bu derece nazik bir noktada Türkiye'nin sulh cephesi içinde daha sür'atle çok daha kuvvetli bir hale gelmesi için istemiştik. Türk milletinin kudreti, iktisadî kalkınmasını başarmağa ve tahakkuk ettirmeğe kâfidir. Bu devlet ianelerle kurulmamıştır. 'Yaşatılması mutlaka ianeye vabestedir, diye düşünenler, bu milleti bilmiyenîerdir. Biz millet olarak fedakârlıklara katlanmasını bilen inanlarız.  İste neticeler gözönündedir.

Bugün eseri bütün şümulü ile kavrıyabiliyoruz. Ayrıca işin zor tarafı da artık geride kalmıştır.»

Başvekil Adnan Menderes ayrıca şunları da söylemiştir:

«Eğer geçici sıkıntılarımız sıkıntı demeğe seza ise güler yüzünüz sizin bunları nasıl karşıladığınızı göstermektedir. Ati için esasen sizlere endişe verecek ehemmiyette bir sıkıntı artık bulunmadığını da biliyorsunuz. Neticelere artık varmak üzereyiz. Eğer bugün bu memlekette bir sıkıntı varsa, bu iktisadiyatımızı ve siyasî rejimimizi perişan etmek için demokrasiden istifade suretiyle insafsız bir muhalefetin mevcudiyetinden ileri gelmektedir. Biz bu kadar büyük ve müşkül işleri onların 'tek irade rejimi içinde değil, fakat hürriyet havası içinde başardık.»

Başvekil Adnan Menderes; bugün hürriyet yok diyenlerin Türk milletinin aklı seliminden habersiz olduklarını söylemiş, bugün tahriklerde "bulunanların, bu .faaliyetlerinin vatan aleyhinde olduğunu anlamaları temennisinde bulunmuş ve sözlerini sürekli alkışlar arasında şöyle bitirmiştir:

«Memleketi kötülemek yolu, yol değildir. Bu memleketin ezelî derdleri vardır. Bunda kendilerinin payları çok büyüktür. Bunu anlamaları lâzım gelir Temennimiz Allahın onları hidayete eriştirmesidir. Muhterem vatandaşlarım, bizi büyük bir ulvi cenapla ve güler 'yüzle karşıladınız. Demek ki hakikatte de beraberiz, biliyorsunuz ki, sıkıntılara sizin için katlanıyoruz. Her zaman olduğu gibi bugün de bizi manen kuvvetlendirdiniz. Hepinizi hürmet ve sevgiyle selâmlarım.»

Başvekil Adnan Menderes hitabesini bitirirken halk tarafından muhtekirlerle ve karaborsacılarla mücadeleye devam edilmesi temennisi izhar edilmiş, Başvekil de cevaben: '.tedbirlerimize devanı edeceğiz. Bu tedbirler daha da şiddetlenecektir» demişti.

Başvekilin sürekli alkışlar arasında sona eren hitabesini müteakip otomobillerle şeker fabrikasına gidilmiş ve orada seker istihsalinin bavramı kutlanmıştır. Bu toplantıda Şeker Şirketi Umum Müdürü, şeker İstihsalinin durumu hakkında izahat veren bir konuşma yapmıştır.

Reisicumhur Celâl Bavar ve Başvekil Adnan Menderes, refakatindekilerle beraber yine tezahürler arasında İzmit'e hareket etmişlerdir.

îzmit'de boru fabrikasının temeli atıldıktan sonra İstanbul'a geçilecektir. İzmit'te dikişli boru fabrikasının temel atma merasiminde söylenen nutuklar

25 Temmuz 1955

İzmit:

Dün İzmit'te dikişli boru fabrikasının temel atma töreninin sonlarına doğru sıra ile Sümerbank Umum Müdürünün, fabrika müdürünün, İşletmeler Vekilinin ve Başvekil Adnan Menderes'in konuşmalarından sonra, binlerce halkın ısrarlı talebi üzerine mikrofon basma gelen Reisicumhur Celâl Bay ar,1 alkışlar arasında kısa bir hitabede bulunmuş, önümüzdeki seçim devresine intizar en anayasa gereğince kendisinin fazla konuşamadığını kaydetmiş ve gösterilen tezahürata karşı teşekkürlerini bildirdikten sonra ve bu fabrikanın İzmit'lilere ve memlekete hayırlı olması temennisini izhar ettikten sonra demiştir ki:

«Başvekil ve diğer Vekiller, her yerdeki konuşmalarında, millete rakamlarla ve memleketin dört tarafında yükselen eserlerle hesap vermektedirler. Başvekil, biraz evvelki konuşmasında, «kul sıkışmazsa, Hızır yetişmez demiştir. Bu söz, tam zamanında ve yerinde kullanılmıştır. Filhakika Hızır, milletin hizmetine koşmaktadır.

Reisicumhur Celâl Bay ar,dan evvel, yine halkın ısrarlı talepleri üzerine söz almış bulunan Başvekil Adnan Menderes, vatandaşların her yerde olduğu gibi burada da gösterdiği sevgi tezahürlerinden dolayı teşekkür etmiş ve hülâsa olarak şöyle demişti:

«Ortalığın karanlık göründüğü, daha doğrusu o şekilde gösterildiği zamanlarda bile, hamlelerimizin doğruluğunda en kuvvetli kıstas, sizlerin itim a d ve cesaret veren tebessümleriniz, bu güler yüzünüz olmuştur.

İktisadî meseleler üzerinde kulaktan kulağa sokağa dökülmek istenen tahriklere inanmadığınızı, kulak vermediğinizi biliyorum. Onlar, bu yolu uzun zaman evvel tutmuşlar, ta 1952 denberi karaborsayı tahrik için her çareye 'başvurmuşlar, bu telkinlerine yıllarca  devam  etmişlerdir.

İstihsalimizin hemen her sahada birkaç misli artmakta olmasına rağmen mütemadiyen şu veya bu madde yoktur diyerek türlü sum'î buhranları yaratmışlardır. Eğer bu memlekette bir hesap sormak lâzımgelirse, bizden hesap soracaklarını dillerine vird etmiş olanlardan asıl bizim hesap sormamız icap eder. Memleketin gelişmesini ve refaha kavuşmasını, karaborsayı tahrik etmek gibi hareketlerle baltalayıcı yollar tutmak ve o yollarda yürümek, elbette ki, ne vatan sevgisiyle, ne vatandaşlık ruhu ile, ne de muhalefet âdabı ile telif edilmez.

Güttükleri bu fena usulü terketmelerini kendilerinden rica ediyorum. Bu sakim hareket tarzlarında.Israr ederlerse, iktidarda iken, işin başından beri biz onlardan hesap soracağız. Çünkü onların bu millete verecekleri hesaplar pek çoktur.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, memleketteki kalkınma faaliyeti etrafında Adapazarında geniş izahat vermiş olduğunu belirtmiş, bu.

sebeple burada bu mevzu üzerinde fazla durmıyacağını söylemiş ve şöyls devam etmiştir;

«Türk milletinin şundan emin ve mutmain olmasını dilerim ki, başladığımız işlerin hepsini zamanında bitireceğiz. Tasavvur ve plânlarımızdaki işleri de tahakkuk ettireceğiz Türk milletinin asırlık mahrumiyetlerini "bir anda telâfi etmek çok güçtür. Fakat bu mahrumiyetleri azamî sür'atte ortadan kaldırmak için elimizden geleni yaptık, yapmaktayız, yapmakta da devam edeceğiz.

Başvekil daha sonra, vatanın birçok derdlerinin giderilmesi yolunda yapılması gereken birçok eserlerin birbirinden ileri bir ehemmiyet taşıdıklarını, derdlerimizin ve mahrumiyetlerimizin sırasına göre ele alındığını kaydetmiş ve bu arada İzmitlilerin liman isteğine temasla, 1958 den evvel İzmit limanının temelinin atılacağını tebşir eylemiştir.

Başvekil, bugün temeli atılan fabrikanın da gelecek senenin ağustos ayında faaliyete geçeceğini bildirmiş ve Türk - Alman işbirliğinin yeni bir tezahürünü teşkil eden bu fabrikanm kuruluşundan duyduğu sevince ter--cuman olarak şöyle demiştir:

o Asırlardan beri devam eden Türk - Alman dostluğunun ve işbirliğinin çok geniş ufuklar açmakta olduğuna inanıyoruz. Bu fabrikayı kuran Alman firmasının bizimle işbirliği yapmasına teşekkür ederim. Bu, Almanlarla yaptığımız işde yeni bir başlangıçtır. Türk - Alman dostluğunun her sahada tahakkuk edeceğine eminim. Bunu sizlere güvenle müjdelemek isterim.

Başvekil Adnan Menderes, bu konuşması esnasında İzmit Halk Partisi "kongresine İstanbuldan gelmiş olan bir hatibin, «bu memlekette hürriyet yoktur » dediğini büyük bir üzüntü ile bildiren bir vatandaşa cevap olarak ezcümle şöyle demiştir:

«Bu memlekette bütün vatandaşlar, 1940 dan 1946 ya kadarki, 1946 ile "1950 arasındaki ve nihayet 1950 den sonraki hürriyet durumu hakkında tam malûmat sahibidirler. 1945 den 1946 ya kadar ve bundan sonra Demokrat Partinin kurulduğu tarihten bu yana neler yapılmış olduğunu Tıerkes bilmektedir. Eğer bugün memlekette tam bir hürriyet olmasavdı, kendileri bu şekilde konuşamazlar, kendi devirlerinde olduğu gibi hürriyetsizlikten bahsedemezlerdi. Sanki sütbesüt demokratmışlar gibi bugün hürriyet buhranından bahsetmekte olanların, muhakkak ki, vicdanları kararmış bulunmaktadır.

Ellerini vicdanına koyarak hakikatin muhasebesini yapacak ve Ölçüsünü bulacak ve hangi tarafın haklı olduğu hakkında hükmünü verecek olan "bu millettir.

Bpşvekü Adnan Menderes, hararetli ve sürekli alkışlar arasında konuşmasına devam ederken, karaborsa mevzuuna ve bu mevzuda hükümetçe alınan tedbirlerle de temas etmiş ve şöyle demiştir:

İhtikârın ve karaborsanın önlenmesini sağlamak üzere alman tedbirlerimi? devam edecek; gerekirse daha da şiddetlendirilecek ve daha büyük bir şiddetle tatbik edilecektir. Karaborsayı bu memleket hududlarının dışına atacağız Bu memleketi asırlık mahrumiyetlerden kurtarmak içirt

nasıl çalıştık ve çalışmakta isek, karaborsayı yok etmek için de öyle çalışacağız

Başvekil Adnan Menderes, bu mevzudaki sözlerini, şiddetli alkşılar arağında «kul sıkılmazsa.. Hızır yetişmez, bugün Hızır yetişmiştir.» cümleleriyle bitirmiştir.

Başvekil Adnan Menderes'ten evvel kısa bir konuşma yapan İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu, memlekette kurulan yeni tesislerden ve bunların verimlerinden bahsetmiş, temeli atılmakta olan boru fabrikasının büyük "bir eser olacağını ve 1956 senesinde faaliyete geçerek 45 milyon metre boru imal edeceğini söylemiştir.

Temel atma merasiminde Sümerbank Umum Müdürü ile inşaatı yapmakta olan Alman firmasının müdürü de konuşmuştur.

Alman firmasının müdürü ezcümle şöyle demiştir:

öMemleketmiz uzun senelerdenberi devam ettirdiğimiz dostane münasebetin bir devamı olan «Mannesmarın  Sümerbank Boru Endüstrisi T. A.Ş.» nin kuracağı ilk Türk - Alman fabrikasının temelinin atıldığı bugün Mannesmann topluluğu için bir sevinç günüdür.

'Türkiye'nin kalkmışı için yaptığı hamleleri, elde etmekte olduğu büvük muvaffakiyetleri yakınen takip etmiş bulunmaktayız. Bütün dünvayı hayran bırakan büyük önderiniz Kemal Atatürk'ün yolunda, bugün huzurları ile bizlere şeref veren Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan "Menderes'in giriştikleri kalkınma hamlesinin, her türlü güçlüklerin yenilerek basarılacağmdan şüphemiz yoktur. Son söz neticenindir, bu neticenin   de parlak olacağından eminim.

İktisadî hamlenizde firmamızın bilhassa bu birkaç sene zarfındaki naçiz "hizmetlerini huzurunuzda gurur ve iftiharla ifade etmekten kendimi alamıyorum. Soma ve Tunçbilek santrallerinin tevsiinde, D.D. Yolları Akaryakıt İstasyonlarının tesisinde, Batman rafinerisinde ve buna benzer oldukça büyük projelerin tahakkukunda çalışılmıştır. Bu mes'ud günde, 'bir adım daha ileriye atmış bulunuyoruz.

Bugün temeli atılan bu fabrika, memleketinizde imal edilmekte olan maddeleri istihsal edecek ve dolayısiyle memleketinizin iktisadî ve sınaî kalkınmasının mühim bir unsurunu teşkil edecektir. Firmamız, her zaman iğin beynelmilel sahada çalışmıştır. Her iki harbin neticesinde taşınması güç vecibeler üzerimize yüklenmiş olmasına ra&men hiçbir zaman çalışma zevkimiz sönmemiştir. Hakikî dostlarımız olduğunu bildiğimiz memleketlerde imalâthaneler tesis etmekteyiz. Bu, bizlere derunî sempati si olan memleketinize şamildir, -Tasarlamış olduğumuz müşterek çalışmanın gerek sizler gerekse bizler için hayırlı olacağından eminiz.

"Bunun ancak bir başlangıç teşkil ettiğine ve ileride yeni ve daha mühim işleri de müştereken başaracağımıza imanımız vardır.»

Tebliğ;

29 Temmuz 1955

Ankara :                       .

Türkiye'den Federal Almanya'ya hububat ihracatı ile ilgili olarak 29 ternmuz 1953 tarihinde hazırlanan uzun vadeli hububat protokolünün yürürlüğe konması hususunda Türkiye hükümeti ile Federal Almanya hükümeti arasında mutabakat hasıl olmuş ve keyfiyet bugün Alman Büyük elçisi Ekselans Dr. Haas ile Hariciye Vekâleti İktisadî İşbirliği Genel Sekreteri Elçi Melih Esenbel arasında mektup teatisi suretiyle tesbit edilmiştir.

Bu anlaşma ile hem buğday, arpa ve çavdar gibi mahsullerimize devamlı ve müstakar bir pazar temin edilmiş, hem de dost ve müttefik iki memleket arasındaki ticarî münasebetlerin sağlam esaslar dahilinde ve devamlı surette inkişafına bir hizmette bulunulmuş olacaktır.

YANKILAR

Fener Patrikhanesi durumu açıklanmalı..

Yazan: Cihad Baban

2/7/1955 tarihli (Tercüman) dan:

İngilterede, Kıbrıs mevzuunda üçlü .bir konferans toplanması etrafında bir temayülün mevcut olduğunu ajans haberlerinden öğrenmiş bulunuyoruz. Yunan tezi ve iddiaları malûmdur, böylte bir tez karşısında Türkiye, İngiltere ve Yunanistan'dan mürekkep üçlü bir konferansın müsbet bir netice vereceği de cok -şüphelidir. Dostlarımızın doymak bilmez istikalarını söndürmek .ancak akıl ve iz'an ile olacağına ve dostlarımız da böyle müsbet bir yola yaklaşmak istemediklerine göre, hâdisenin ne şekil alacağı cidden merak edilecek bir mevzudur.

İngiltere Lefkoşe'de patlıyan bombalara karşı konferans tertibini düşünürken, buralarda eh ammiyetli silâh depolarının da meydana çıkarıldığı görülmektedir. Yunanistanın Kıbrıs'ta müsellâh bir ayaklanmaya karar vermiş olduğu bu hareketlerden anlaşılıyor.

Diğer taraftan Kıbrıs metropolidi Makariyos'un şimdiye kadar yaptığı tahrikâta Atina metropolidi de iştirak etmiş ve hareketin lebaşlığını almıştır. Atina Metropolidi Spridon bütün memlekette tertip edilecek mitingler hakkında hükümete müracaatta bulunmuş ve Ortodoks kilisesini bu işe âlet etmiştir.

Bu arada bizim merak ettiğimiz bir hususun, kat'î surette açıklanması da zaruridir. Ortodoks ruhban âleminde a-caba bir disiplin mevcut mudur? Gerek makariyos ve gerek Spridon Fener Patriği Athenegoras'a rağmen böyle bir harekette bulunabilirler mi? Daha doğrusu Yunanistanda kilise Kıbrıs kıyamını ele alınca, bunun karşısında Patrikhane ne yapmıştır ve ne yapacaktır?

Athenegoras'm, «benim siyasetle alâkam yoktur, bu işle meşgul olamam!» demesini izah zordur. 'Her ne kadar kendisi fiilen, bu işe karışmıyorsa da, karışanlara karşı sükuti bir tavır takınmakla bsira'ber, bu kıyam hareketine göz yumuyor demektir.

Gerek Kıbrıs gsrek Atina Metropolddleri kendisine bağlıdırlar. Onlar vazifelerinin şümulünü aştıkları anda, Türk tabiiyetinde olan Fener Patriğinin karşısında hesap vermekİ3 mükellef olurlar. Acaba Patrik efendi kendilerinden bu hesabı istemiş midir? Onlar bu yolda devam ettikleri takdirde Fener Patrikhanesi onları vazifelerinden uzakla ştırmıyacak mıdır?

Bu manzara karşısında Fener Patrikhanesi artık vaziyetini resmen tavzih mevkiindedir. Ya kendi papazlarının tuttukları yolu tasvip ediyor, ya etmiyor... Ediyorsa, bu vaziyeti Türk hükümetinin dikkat nazarına ehemmiyetle arzediyoruz. Tasvip etmiyorsa, buna karşı şevkle, sür'atle cezri bir tedbir almak lüzum ve zarureti vardır.

Bir taraftan Lefkoşe'de silâh depoları keşfedilirken, diğer taraftan bombalar patlarken Atina Metropol'i dinin mitingler tertip etmesi V3 bunun, karşısında Fener Patrikhanesinin sükûtu ihtiyar etmesi, -bizim üz-srinde ciddiyetle durmağa mecbur olduğumuz bir meselenin mevcudiyetini ortaya koymaktadır. Biz şimdi, ciddiyetle soruyoruz. Türklüğünden, bize karşı bağlılığından şimdiye kadar hiç şüphe etmediğimiz Sayın Patrik acaba kendi maiyetinin bu düşmanca hareketleri karşısında ne düşünüyor? Tercüman bu cevabı alıncaya kadar dâvanın üzerinde ısrarla durmak kararındadır.

Vatan fikri herseyin üstünde!

Yazan: A.N. Karacan

5/VII/1955 tarihü (Milliyet) den:

Nasihat vermeyi sevmem. Nasihat verenleri artık ihtiyar lam iş, akıl Öğretmekten başka dünyada yapacak işl'eri kalmamış addederim, Onun için, kimseye nasihat vermek istemem.

İstemem ama, ne yapmalı ki, bugün, bir gazeteci olarak, muhalefete nasihat vermek demeyeyim, fakat muhalefetle ve açık yürekle, bir hasbihal yapmak vazifesiyle kendimi mükellef hissetmek teyim.

Ne bir şahsî dostluk . veya düşmanlık, ne bir siyasî parti taraftarlığı ve aleyhtarlığı, herhangi bir his ve telâkkiye esir olmaksızın, yalnız vatanî1 mülâhazalardan kuvvet ve ilham alarak, serin kanlılıkla, bir sâde vatandaş, bir sade gazeteci sıfatiyle ortaya konuşmak istiyorum.

■ a

Bir aydan fazla bir zamandan beri muhalefet hükümet? karsı şiddetli bir tahrip kampanyasına girişmiştir. Bu kampanya, esefle belirtelim, zaman zaman iktidardaki hükümete değil, daha mühim bir varlığa, memlekete zararlı olabilecek nisbetlere yükselmiştir.

Bu vaziyet karşısında, görüyoruz ki, hükûmat de bir tebliğ yayınlıyarak, yaratılmak istenen anarşi havasım önlemek mecburiyetini hissetmiştir.

Tebliğde muhalefet liderlerinin, millî şeref ve haysiyeti hiçe sayarak, Türkiyeye para verilmem es ini, hiçbir yardımda bulunulmamasını Amerika'ya telkin ve tavsiye etmek cüretine kadar işleri ileri götürdükleri ifade edilmektedir. Türkiye'nin malî itibarının kalmadığı, para kıymetinin sıfıra düştüğü, memleketin iktisadî uçurumun kenarına gelmiş bulunduğu, felâfeat karşısında hükümetin âciz kaldığı, tebliğe göre, hergün pervasızca ilân edilmektedir.

Yalan mı?

Hükümet tebliğinde, muhalefetin, vatan sathında bir maişet buhranı propagandasına giriştiği, bugün şu, yarın bu maddenin ve Öbür gün başka maddelerin yok olacağını ilân ederek muayyen gıda ve ihtiyaç maddelerine karşı tehacümü tahrik ederek buhranlar yaratılmak istendiği ifade edilmektedir.

Yalan mı?

Yine hükümet tebliğinde, kongre nâmı altında valıya açık hava toplantısı şeklinde yapılan yüzlerce toplantıda, bu faaliyetlerin görülmemiş bir kesafete vardığı işaret edilmektedir.

Yalan mı?

Tebliğe göre maksat meydandadır:

"Memleket içte ve dışta her türlü itimadı sarsarak tamamiyle suni bir istikrarsızlık manzarası ve hattâ kabilse anarşik bir hal yaratmak ve böylece meş'um bir ümitsizlik havası içinde, iktidarı çürüterek bundan kendi hesaplarına menfaatler teminine çalışmak.»

Yalan mı?

Bir tarafsız vatandaş olarak, bu mem-lakette doğan, bu memlekette yaşayan, bu memlekette ve-bu memleket için ölecek 'bir sâde vatandaş olarak, kendi kendime düşünüyorum:

Bu muhalefet tarzı, bu konuşma, bu memleksti, hükümeti, millî itibarı v>a haysiyeti alealtıcı ifade eşkâli ile. acaba ne yapılmak, memleketin başına hangi iyilik veya1 kötülük getirilmek maksadı güdülüyor?

Bir vatandaş olarak, elim vicdanımm. üzerinde, gerçekten sormak ihtiyacını duyuyorum: Bu memleket, bu tahriklerle, nereye götürülmek isteniliyor?1 Dahilî kargaşalıklara, kardeş kavgalarına mı?

Bu tutumun, bilenak veya bilmiyerek, işaret ettiği korkunç nokta maalesef budur.

Zira maksad memleketin iyiliği, yalnız: murakabe ve muhalefet olsa1, hattâ hükümet baştan aş'ağiya hataya dahi boğulmuş bulunsa, bir vatanın evlâdı, vatan mevzuunda yine böyle konuşamaz. Konuşamaz, çünkü dili varmaz.

Nerede kaldı ki, iktidar .ellerinde olduğu zaman bu memleketi nasıl idare ve ne h'alde teslim ettikleri dünyaca bilinen insanların bugün takındıkları tavır, bu devlet idaresi ve hürriyet müdafiliği tavrı, bilmiyoruz, tâyin edemi-yoruz, ama, sanıyoruz ki kendilerine pek yakışmaz.

Onun için, inanıyoruz ve diyoruz ki, hükümet şikâyetlerinde haklıdır.

Gazete olarak, vatandaş olarak muhalefet liderlerinden bilhassa rica ediyoruz:

Murakabe ve muhalefet vazifelerimizi, daha serin kanlılıkla, daha insafla, daha vicdanla, bardağa vatanperverlik cevherini daha çok akıtarak yapmağa çalışalım.

Vatan, vatanperverlerden bunu bekler.

Memleket menfaati herseyin üstünde

Yazan: K.Ş. Dersan

6/VII/İ955 tarihli (Akşam) dan:

Son günlerde ortalığı kaplayan toz duman arasında yurtseverlikten, itidalden, insaftan bahsetmeğe acaba imkân kalmış mıdır diye düşündük. Siyasî hava birdenbire öyle sinirli ve gergin bir duruma girmiş bulunuyor ki hâdiseleri soğukkanlılıkla mütalâaya meyleden tarafsız Vatandaşların cesareti kırılmış gibi görünüyor.

Biz ötedenberi bu sütunlardaki yazılanınız ve alelumum gazetedeki neşriyatımızla iktidar  muhalefet münasebetlerinde bir itidal ve muvazene unsuru olmağa çalıştık, kaşlarını çattıkça hükümete itidal, sabır ve müsamaha, ten-kidlerini propagandalarını aşırı dereceye vardıran muhalefete de biraz insaf tavsiye ettik. Bugün kendimizi yine, müsaadeleriyle, aynı tavsiyelerde bulunmak mevkiinde görüyoruz.

İktidar der ki: «Biz i? basına geldikten sonra o tarihe kadar esaslı bir kalkınca faaliyetine sahne olmamış bulunan memleketi hızla kalkındırmak karariyle bütün imkânları sefarber ettik ve devlet çalışmalarına yeni bir ruh aşılıyarak yurdun dört bir tarafında her sahaya şamil geniş mikyasta imar faaliyetine giriştik. Bu çapta muazzam işler yaparken bazı aksaklıklarla karşılaşmayı bir dereceye kadar mazur görmelidir. Hükümetçe bazı hatalar işlenmiş, bu yüzden vatandaş bir nebze sıkıntıya da maruz kalmış olabilir. Bundan en çok iktzdar üzüntü duymakta, memlekette hissedilen bu muvakkat sıkıntıyı da gidermeğe Çalışmaktadır. Tabiîdir ki hükümet bu çalışmalarında bütün vatandaşların kendisine yardımcı olmalarını bekler. İyi neticeyi ancak elbirliğiyle sağlayabiliriz.»

Hükümetin böyle düşünmekte haklı olduğu meydandadır. Daha çok büyük şehirlerde hissedilen darlığı gidermek istiyorsak, bu gayeye erişmek, vatandaşı bir an evvel feraha kavuşturmak için didinen hükümete milletçe yardımımızı esirgememeliyiz. Bu bakımdan bazı muhalefet sözcülerinin, vatandaşın sıkıntısını politik gayeler için istismar ederek memlekette bir de sun'î darlık ve buhran durumu yaratmağa çalışmalarım mazur görmek mümkün değildir.

Şeker stokumuz azalmıştır diye bir gazetede çıkan iki satırlık bir haberin şeker istifçiliğine yol açarak nasıl bir darlık yaratmağa yettiğini hep gördük. Sıkıntısını   da   halâ   çekip .duruyoruz.

Buna bakarak bazı muhalif sözcülerin mitinglerde yakında gaz bile bulunmıyacak yolundaki propagandalarının memlekette nasıl bir panik havası yaratabileceğini tahmin atmek güç değildir, iktisat ve Ticaret Vekilinin dünkü gazetelerde çıkan beyanatındaki rakamlar insana cidden dehşet verecek mahiyettedir: Geçen 21 haziranda satılan 32 teneke petrol yerine bu sene aynı günde 38227 teneke satılmış olması hepimizi d.2rin derin düşündürmeli ve elimizi vicdanımıza koyarak siyasî mücadelelerimizde birkaç cümle ile memlekete ne derece mühlik zararlar getirebileceğimizi gözden uzak tutmamalıyız. Bu Vaziyet karşısında muhalefet sözcülerine biraz insaf tavsiyesinde bulunsak yeri değil midir?

Casusluk hâdiseleri 7/VII/1955 tarihli (Tan) dan:

Bulgar Başkonsolos Muavininin reisliği altında çalışan bir casus şebekesinin meydana çıkarılması münasebetiyle Türkiyedeki komintenin. faaliyeti üzerin d.2 biraz durmak cok yerinde olur.

Siyasî hak ve imtiyazlarla, memleketimizde bulunan sefaretler ve memurlar arasında, bilhassa Demirperde ve gerisine bağlı milletlere mensup olanların faaliyetleri her vakit dikkatimizi çekmiştir.

Muhtelif sebeplerle Türkiyeye vâki iltica ve muhaceretlerin mahiyetleri tetkik edilirse, bunlardan samimiî oranlarının mühim bir ekseriyet teşkil etmediği görülür. Çoru, bir müddet sonra kendisini beklenilen çalışmalara hasreder.

Amerika, İngiltere gibi büyük elçilikler bile, kadrolarında mahdut miktarda insan çalıştırırken, Komünist milletler sefaretlerinin şu veya bu namlar altında bir takım kimseleri istihdam etmeleri, bulundukları memleketlerin müsaade ve müsamahasını istismardan başka ne mânayı haiz olabilir?

Şu muhakkaktır ki, İstanbul 'gibi beynelmilel bir nehirde türlü cer.yan v-z siyasî misyonlara hizmet eden muhtelif millet ve karakterde bir c^k insan vardır. Bunların her birisinin arkasına birer sivil memur koymak mümkün olmadığı gibi, aralıksız takiplerine de im kân yoktur.

İstanbul emniyetinin memleket ölçüsün de başlıca Vazifelerinden en mühimini teşkil eden bu mevzuda, alâkalı makamların gösterdiği dikkat ve teyakkuza rağmen, bazı hareketlerin gözönünden karması da muhtemeldir.

En doğrusu bu işin basında, yani suyu manbamdan kesmek, 'bu sefaretlere diplomatik hakkını gayet az insana hasretmek, diğerlerini masuniyet perdesi dışında bırakmaktır.

Şu cihet şükrana de£er ki, memleketimizde hiyanet hislerine dayanan casusluk hareketlerine taraftarlık edecek yerli eleman bulmak o kadar kolay değildir. Bunların çoğu dışardan ve yabancı milletlerden derlenir. Onları takip kün uzun boylu teşkilât istemez. Tecrübeli, nefsine ve karakterine güvenilir birkaç memuru sadece bu işin peşine koşturmak kâfidir.

Yapılacak idlerden biri de hududdaki temaslar, ve Yunanistan gibi pasaportsuz gidip g£İm3 hakkını haiz memleketlerden gelecek yolculara dikkat etmek ve bilhassa hususî ilticalar üzerinde .ehemmiyetle durmaktır.

Dışişleri teşkilâtımız, yani elçiliklerimiz bu sahada Emniyet Umum Müdürlüğüne faydalı malûmat verm&kten çok uzaktırlar. Halbuki ciddî surette çalışanlar, emniyetimiz için çok kıymetli' olabilirler.

Bu casus şebekesine bilmeden hizmet etmiş zavallı memleket çocuklarının gafleti ise bize birçok şeyler kaybettirebilir.

Onun   irin   emniyet   teşkilâtı,   mülkiye âmirleri halkımızı bu hususta sık sık". tenvir etmekten geri durmamalıdırlar.

En küçük  bir  ihmal pahalıya malolabilir.

Ankara ile Kabil arasındaki dostluk bağları

12/VU/1955 tarihli (Za£er) den:

Dost Afganistanın kıymetli Başvekil Yardımcısı ve Hariciye Veziri Altes Ssrdar Naim Han, hükümetimizin davetlisi olarak şehrimizde bulunuyor.

Afganistanla olan münasebetlerimizin ötedenberi taşıdığı karakter yahut takip ettiği istikamet, elbetteki bu ziyaret gibi mukabillerini de her zaman için haklı gösterir. Fakat bu arada, Türkiye'nin Orta-doğuda gayet faal bir' politika takip ettiğine de şüphe yoktur.

Aynı Türkiye, Afganistan'a karşı ötedenberi ziyadesiyle saçılan dostluk bağlariyle bağlıdır. Ve bunlar, eskidir.Çünkü Türkiye'nin Orta-doğudâki nâzim rolünü,en Önce görüp anlayan ve bunun delillerini de getiren, Afganistan olmuştur.

Diğer taraftan, Türkiye'nin de Afganistan'a ve onun dostluğuna ehemmiyet verdiği muhakkaktır.

İki taraf arasındaki bu tabiî ve hiçbir zorlamıya hiçbir zaman lüzum göster-nriyecek olan anlaşma zihniyeti, devamlılık ve sağlamlık vasıflarına maliktir. Ve bunu her vesile ile görmek mümkündür. Çünkü milletlerimizin de temayülü bu merkezdedir. Burada ya-yut orada, terakki, ümran, sulh ve refahın gittikçe daha belirli *ve daha istikrarlı safhalar arzetmesi, muhakkak ki her iki milleti memnun ve mes'ud kılmakta ve her iki memleketin havasında bir beşaret havası yaratmaktadır.

Nitekim işte. Serdar Hazretlerinin memleketimizi ziyaretlerini bütün Türkiye taziz etmekte ve bu vesile ile kahraman Afgan milletine karşı duyduğu muhabbet ve itimadı bir kere daha izhar etmiş bul'unmaktadır.

«Rum» istiyorlar! Fakat olmıyacak!

17/VII/1955 tarihli (Zafer) den:

Mal stoklarım kabil olduğu kadar gizil tutarak piyasaya daima kapı arkasından ve fahiş fiyatlarlarla arz.atm.ek, yani karaborsa, şimdi yarı - meflûc hiç değilse teşkilâtı darmadağınık edilmiş bir eşkıya çetesi durumundadır.

Filvaki şu son sene içinde, çoktan tasfiyeye uğramış eşkiyanın yerini,    «Şehir  eşkiyası»   almış   gibi  idi.

Ama hükümet, demir pençesi ille bu gibilerin ensesine yapıştı ve şimdi, yok denilen birçok malların nasıl mebzul miktarda mevcut olduğunu müşahede etmekteyiz.

Buna muvazi olarak, Cenuptaki kaçakçılığa karşı da en yüksek ölçüde tadbirler alınmaktadır. Ve bir nevi gizli diş tediye vasıtası rolü aynıyan altın giriş çıkışları da sıkı surette kontrol edilmektedir.

Bunların haricinde, bir de şeker, kahve ve çay etrafında koparılan gürültüler ve bu gürültülerin arkasında, bittabi, 'gizli olarak teşkilâtlanmış vurgunculuk geliyordu.

Hükümet bu sahayı da dedikodu ve fena niyetlerden temizlemeye muvaffak olmuştur. Zaten yeni seker kampanyası 'başlamak üzeredir; umumiyetle 'bütün mahsullerimiz anlarlara girmektedir ve "bunun peşinden, döviz durumumuzun hem umumiyetle hem de mevsim icabı olarak düzelmesi ve genişlemesi gelecektir.

İşte tam bu sırada, ortaya, para» meselesi atılmakta ve bir enflâsyonun mevcut olup olmadığı sorulmaktadır.

Maksat, bu mugalâta ve teraneyi de halk kütleleri arasına yaymak ve şeker, kahve, çayda olduğu gibi menfi bir psikoz yaratarak bu kütleleri, bankalardaki mevduatlarını geri çekmiye teşvik etmektir. Yani, maruf tâbiri ikide bir «Runu a vücut vermektir.

Bilindiği gibi «Run» enflâsyonun başlıca arazından biri ve şiddetli malî buhranların başlangıcıdır.

Demek ki, bütün diğer denemelerinde mükemmel bir hezimete uğradıktan sonra, karaborsa ile bunun siyasî ve-sair türlü tellâlları, şimdi de yine halkı ürküterek, banka gişelerine doğru bir koşuşma ve üşüşmeyi temin etmek peşindedirler.

Bunda da muvaffak olamıyacaklardır. Çünkü buna icabettirecek sebepler mevcut değildir. Şöyle ki, para hacmi malûm ve normaldir; devlet bütçesi malûm ve emniyettedir; bankalarımızın durumu malûm ve sağlamdır.

Ve, para ile imal arasındaki tefavütler, münhasıran spekülatif ye binaenaleyh sun'î geçici sebeplere  dayanmaktadır.

Ayrıca da malların bir kısmına şâmildir. Diğerleri ile para arasındaki münasebet, değer bakımından cüz'î bir değişiklik kaydetmiştir. Et, ekmek v.s. gibi bazı esasla ihtiyaç maddelerinde ise, değişiklik yok gibidir.

îşin tablosu bu iken. bu efendiler ne isterler?

Her zaman söylediğimiz gibi, bunların maksatları bir iktisadî ve malî kargaşalık kopararak bu sayede bir külâhı kapmaktır.

Memleketin iktisadî bünyesi, kendilerinin de bazan lütfedip itiraf ettikleri gibi, sağlamdır.

Milyarlar, işe ve tesislere yatmıştır. Peyderpey, bu işlerle hizmetlerin işletme safhasına girerek nemalarını vermesi, mukadderdir!

Fakat bu devre hakladı mı. artık kendileri için halkın huzuruna çıkmak ve "Biz daha iyisini yanarız» demek tamamen   imkânsızlaşmış   olacaktır.

Ne yapılacak ise, dereyi geçerken yapılmalıdır. Kargı sahil tutulunca, herkes, hangi sahilden hangi sahile çıktığını bilecek ve politika allâklarını huzurundan tardedecektir.

Bunu bildikleri ve 'böyle bir devrin eşiğine geldiğimizi mükemmelen sidikleri için. fırsat bu fırsattır diyerek  ve tabiatiyle karaborsanın devam edebileceğine bel bağlıyarak harekete gelmişlerdir.

Bermııtad, yanlış teşhis ile fena niyetin bir ittifak tezahürüne şahit oluyoruz demektir. Ama bu defasında da bu ittifak, âkidlerin aleyhine dönmüştür.

Bakınız karaborsacıların gizli mal depoları nasıl lebâleb doludur!

Bakınız lâyıkıyla teessüs ve teşekkül edememiş bir muhalefetin politika depoları nasıl bomboştur!

Türkiye hakkında ne diyorlar?

Yazan: Feridun Ergin

20/VII/1955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Avrupa konseyi, parlamentoların en seçkin v-i tecrübeli uzuvlarını bünyesi içine toplıyan bir teşekküldür. Son yirmi sene zarfında Avrupanın mukadderatını İdare eden başlıca şahsiyetleri orada tanımak ve dinlemek   kabildir.

Konsey, aynı zamanda devlet adamlarının hâ i iseler: gözden geçirdikleri, bir biricine malûmat verdikleri ve yapacakları teşebbüslere müsaid zemin hazırladıkları  bîr siyasî faaliyet merke-

Bu ç.me; Avrupa konseyinde, Türkiye'nin vaziyeti büyük bir alâka ile takip-edilmektedir. Cenevre toplantısı, Kıbrıs meselesi, Amerikan yardımı, cenubî Avrupa'nın kalkınma programı, Yugoslavya'nın konseye alınması gibi. muhtelif meseleler hakkında Türkiye'nin nokta: nazarını öğrenmek isteyen pek cok kimselere rastlanmaktadır. Memleketimizi ziyaret eden Konsey amasının çektikleri renkli fotoğraflar da. zevkle seyredilmektedir.

Kıbrıs meselesinde. Konseyin umumihavası Türkiye lehine gözükmektedir. Temas ettiğim kimseler, mesleğinin. memleketimiz hesabına elverişli sayılacak bir anda ortaya atıldığını söylemektedirler. Hâkim olan kanaate göre, Türkiyenin dünya siyasetinde sahip  olduğu prestij, geçen senelerle mukayese edilemivecek bir seviyeye yükselmiştir. Büyük devletlerin Türkiyeyi gücendirecek tedbirler almaları ve takip etmeleri artık kolay değildir. Yalnız Baldoeng konferansında müstemlekecilik aleyhine cephe aldığımız ve hürriyet tezini müdafaa ettiğimiz içinr bazı Fransızların karşı tarafı desteklemeğe karar verdiklerinden bahsedilmektedir.

Türkiye'nin karşılaştığı iktisadî güçlükler bakımından ileri sürülen mütalâalar  da dikkate şayandır. Bir Alman iktisadçısının kanaatine göre, sermaye ve  teknik bakımlarından memleketimizin., kifayetsizlik içinde bulunması, kalkınma hamlesinin hızını kaybetmesine sebeb olmamadadır. Türkiye, yatırım hacminin geniş tutulmasından değil, dahilî finansman sisteminin    bozukluğundan dolayı bir buhrana maruz kalmıştır. Dahilî finansman sistemi değiştirildiği takdirde, Türkiye'nin kısa zamanda, vaziyetini   düzeltmesi beklenebilir,. Türkiye'ye kredi açılmasını ve sermaye gönderilmesini geciktiren başlıca â-mil para ve bütçe siyasetinin nasıl bir inkişaf göstereceğine dair vazıh bir fikir olmamasıdır.

Konsey arasının üzerinde ehemmiyetle durdukları mevzulardan biri de, cenubi Avrupa'nın iktisadî bakımdan kal kınmasını temin etmek üzere hazırlanan plândır. Bu plân cenubî İtalya, Türkiye ve Yunanistana yapılacak iki buçuk milyar dolarlık bir iktisadî yardımla alâkalıdır. Çalışmalar Cenevrede ve Strasburg'ta cereyan etmektedir. Cenevre toplantılarında İtalya'nın dâvasını kazandığı ve Türkiyenin sönük kaldığı söylenmektedir. Fakat Stras-burg'taki çalışma grubu, Türkiye hakkında kuvvetli bir rapor hazırlanması imkân dahiline girdiğinden, Cenevre'deki kaybımızın telâfi edileceği kanaatindedir.

Memleketimiz hesabına memnuniyetle kaydedilecek diğer bir nokta, konseyde faal rol oynıyan bazı şahsiyetlerin iktisadî güçlüklere maruz kaldığımız bir devrede Avrupalılara vazifeler düştüğünden bahsetmeleridir. İktisad komisyonun çalışma grubunda, kredi ihtiyaçlarımızı karşılamak ve ihracat maddelerimize sürüm imkânı hazırlamak hususunda, yalnız hükümetlerin değil, parlamento azasının da faydalı olabilecekleri belirtilmiştir, Garbı Avrupa memleketlerinden birinin Türkiyeden satın alabileceği maddeleri demirperde gerisinden temin etmesi ve Türkiye döviz sıkıntısı çekerken demir perde gerisinde kredi açması tenkid o-lunmuştur. Türk buğdayından alınan gümrük resmi indirildiği veya müşterek pazar kurulduğu takdirde memleketimizin ihracattan dolayı maruz kaldığı zararın hafifliyeceği belirtilmiştir. Türkiyeye gösterilecek iktisadî müzaheretin Avrupa camiasmdaki tesanüd ve menfaat ahengin güzel bir numune teşkil edeceği  ifade olunmuştur.

23 Temmuz 1908 Yazan: M. Nermi

23/VII/1955 tarihli (Yeni İstanbul) dan;

Mithat Paşa'nın adını taşıyan anayasa. (Kanun-i Esasi) 1873 den 1908 yılına kadar yürürlükten kaldırılmıştı. Tarihimizin  bu   karanlık   ve     ümitsiz bölümüne, başka asitleri yokmuş gibi,, hürriyetsizlik ve istipdat yılları adını vermişizdir. Osmanlı İmparatorluğu,, bildiğimiz gibi, aşağı yukarı Bizans v,j-klâsik İran üslubunda, bütüncül (totaliter) bîr devlettir. Bu çeşit devlet tiplerinde de. bütün teşkilât, Efendi vs Kul umdesine göre ayarlanır ve kurulur. Onun İrin, Türk milletinin hürriyetsizliğini çok daha gerilere kadar u-z atabiliriz.

Başka memleketlerde çağdaş devlet şekli gelişirken, Osmanlı İmparatorluğu'nun boyuna zayıflaması, en çok, eski teşkilâtın olduğu gibi kalmasiyle ilgilidir. Bu fark ne kadar büyümüşse İmparatorluk da o kadar çabuk çökmeye başlamıştır. Navarin (1827), Nezib-(1839) bozgunlarının dile getirdiği bir hakikat vardır: Osmanlı devleti, içinden yıpranmış bir durumdadır artık. Çöküşü ve dağılışı Önlemek için, teşkilâtın gençleştirilmesi, daha doğrusu ihtiyaçlara göre ayarlanması lâzımdır.. Bu yenilikler teşebbüsünü, tarihimzide, Tanzimat (1839) adı altında tanımaktayız. 'Devleti kurtarmak fikriyle attığımız ilk adımdır bu..

Tanzimat, son derecede tek taraflı kaldığı için, önemli değişiklik yaratamamış ve devletin durumu güçleştikçe güçleşmiştir. İmparatorluğu bir kere daha kurtarmak fikriyle 1877 de, ilk anayasa hazırlanmış ve yürürlüğe konmuştur. Yakın tarihimizin ikinci önemli bir adımıdır bu.. Fakat devletin asıl dertleri, anayasada dile gelen hukuk hükümleriyle giderilemiyecek ölçülerde-ciddidir. Bizim için oldukça elverişli şartlar içinde başlayan Türk - Rus harbi (1877 - 1878), ordu güdümünün doğrudan doğruya saraya bağlı kalması yüzünden, çok ağır bir bozgunla sona ermiş ve Abdülhaanid II, bundan faydalanarak, anayasayı yürürlükten kaldırmıştır.

Türk - Rus harbinin tasfiyesinden başka birşey olmayan Berlin Andlaşması (1878), ülkemizin, paylaşılmasındaki güçlükleri meydana çıkarmıştı. Bosna Hersek'in Avusturya'ya, Kıbrıs'ın İngiltereye, Şarkî Rumeli Vilâyetinin yeni kurulan Bulgaristan'a verilmesi, o zamanın politikasında yepyeni dâvalar ortaya çıkarmış sayılabilir.     Bunların. karşılıklı görüşmelerle çözülmeleri lâzımdır. Bu bakımdan, 1878 den 1908 yılma kadar uzanan tarih bölümümüz, ülkemizin nasıl paylaşılacağını kararlaştırmak için Büyük Devletler arasında yapılan gizli görüşmelerin başlıca konusudur. Nihayet, 1907 yılında anlaşma plânları hazırlanmış ve 1908 başlangıcında İmparatorluk'un paylaşılmasına karar verilmiştir.

Abdülhamid'in ilk parlamentoyu zorla kapatması ve anayasayı yürürlükten kaldırması, aydınlar arasında, bildiğimiz gibi, istipdat sistemine karsı derin bir kin uyandırmış ve, bu yüzden de, birçok imanlı vatandaşlar, ömürlerini sürgünlerde bitirmişlerdir. Toplumsal kahramanlık duygularımızın uyanışı, bu devre rastlar. 1895 yılından beri başlayan ıbu yaratıcı benlik dirilişi, büyük devletler arasındaki paylaşma pazarlıkları yapılırken teşkilâtlanmaya başlamış ve bundan İttihat ve Tarakki adı altında tanıdığımız iradeli ve imanlı Gizli Devrim Teşkilâtı doğmuştur. Bu teşkilât, devleti düşman plânlarının gerçekleşmesinden kurtarmak için kurulmuş bir Vatan Caphesidir. Milletin kendi mukadderatım kendi eline alması uğrunda atılmış çok sezgili  bir adımdır bu.

Yakın tarihimiz boyunca giriştiğimiz kurtuluş hamlelerinin en önemlisi 23 temmuz 1908 devrimidir. Ne Tanzimata benzetilebilir bu, ne de 1877 de girişilen kısa ömürlü reformlara. Kahraman nesillerin harcadıkları emekler, katlan dıklan büyük sıkıntılar; İmparatorluğu kurtaramamıştır. Zamanın doldurdu mu her yapı çöker zaten. Fakat 23 temmuz 1908, bize, millet oluşumuzun iman mirasını bırakmi5trr: Bir milletin, dilediği zaman., en kudretli istipdatları yere sereceğini bundan öğrenmiş oluyoruz biz. Ayni zamanda, millet sezgisinin, önüne geçilmez bir kudret olarak uyanmasiyle, devlet de yeni bir destek   ve  yeni ibir  gaye kazanmıştır.

Vatandaşı egemenliğe ve devlete götüren yolun açılması, toplumsal gelişmemizin çok Önemli bir konağı sayılmaya değer. Hürriyet ve vatan kurtuluşu uğrunda, millet olarak ayaklanışmızın kırk yedinci yılına girerken, gönüllerimiz,   bu   kutsal   yurt   için.   Canlarını vermekten  çekininiyenlere,   en     derin saygıyla, çevrilmektedir.

Türk azot sanayii kurulurken

23/VII/1955 tarihli (Zafer) den

Siyasî şirretlik yolu ile iktidarı ele geçirmeğe çalışanların ağzına bir tıkaç daha   hazırlanmış  bulunuyor:

Kütahya  Azot  Fabrikaları  Grupu! Bu tıkacın ebadı şöyledir:

1)

270.000 ton linyit

2)

100.000 alçı-taşı

3)      2.200.000 adet kâğıt torba

4)  130.000.000 Kwh. elektrik

Bu saydıklarımız, Kütahya Azot Fabrikaları Grupuna arzedilecek oian ham maddeler yekûnudur.

Fabrikalar Grubu, bunları işley?cek ve aşağıdaki servetler listesi, memleket i-çin, yoktan var edilmiş olacaktır:

1)

60.000 ton Am.   sülfat

2)

50.000        azotlu gübre

3)

6.000         kesif nitrik asit

4)

1.000         Am. nitrat (kristal)

5)

1.000          amonyak (mayi)

Bu sıraladığımız rakamlar, 1958 de mevcut olacak ve memleket, bunlar i-çin harice ödediği 30 milyon liralık dövizi ödemekten kurtulacaktır. Yani bu dövizi, diğer ihtiyaçlarına tahsis ede-c-sktir.

Fabrikalar Grubunun makineleri için 55 milyon lira. tamamı için 100 milyon lira sarf edeceğiz. Bu 100 milyan, harice üç sene içinde ödeyeceğimiz paranın mecmuudur. Demek ki. bir tesis meyda na getirmekle, ün ssaie içinde, dış pazarlara karsı duyduğumuz bir mühim tâbiiyetten tamamen kurtulmuş, ve tar lalarımızın gübre ihtiyacını, yurt hudutları   içinde  temin   etmiş oluyoruz.

Sade bu da değil, bin kadar vatandaş, bu sureti; is  bulacak   ve  200   dönümTimiz olduğunu bildiğimin ve "bizleri her an hoş karşılayan memleketlerde imalâthaneler tesis etmekteyiz. Aynı zamanda bunun bir başlangıç teşkili ettiğine ve ileride yeni, daha mükemmel işleri de müştereken başaracağımıza imanım vardır.»  

Bu karşılıklı sözler, maddî imkânları ne kadar mahdud olursa olsun, menfaat birliği ve sempati olunca iki memleketin müşterekıan neler yapabileceklerini göstermeğe kâfidir, Almanya'nın, bedbaht iki harp sonunda ne derece zor ıbir duruma düştüğünü bilmeyen yoktur. Bu yüzden maddî imkânlar hayli .sıkışıktır. Buna rağmen yurdumuzun kalkınmasında birinci plânda rol oynamaktan hâli değildir.

Amerika, sermaye bakımından ve teknik imkânlar açısından Almanya ile uzaktan yakından kıyaslanamayacak durumdadır. Buna rağmen, Amerikan hususî sermaye ve şirketlerinden Türkiye iki memleket münasebeti er indeki .samimîliğin, icap ettirdiği    teşvik    ve yardımı göremiyor. Bu hal, üzerinde dikkatle durmağa ve sebepleri araştırmağa 'değer. Öyle anlaşılıyor ki memleketimzide tetkikler yapan ve iktisadî imkânlar üz^inde duran mütehassıslar, Türkiye'nin ne kadar geniş imkânlara sahip olduğunu etraflıca kavramağa imkân bulamıyorlar ve belki de sırf iktisadî sahaya münhasır kalmayan bazı tesirler altında menfi hükümlere vararak, mağlûp Almanya sanayii veya çok zedelenmiş İngiliz endüstrisi kadar Türk kalkınmasına katılmak hevesini göstermiyorlar.

Halbuki Türkiye kesîf bir surette çoğalan nüfusiyle istihlâk kudreti her gün kabaran hin de ihmâl edilmeyecek bir pazardır. Şimdilik ham maddeleriyle, yarın da belki mamûlleriyle Ontaşark'ın ve Balkanların en canlı bir piyasası olmak yolundadır. Bu gelişmemiz sırasında bize uzatılacak yardım ellerine karşı Türkiye daima mütehassis olacaktır. Milletleri birbirine bağlayan en sıkı duygular da, siyasî gösterilerden ziyade bu gibi kaynaklardan kuvvet ve kudret alır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

 Temmuz 1955

Washington :

Amarikan Kara yollarının işletme ve bakımını letkik ederek New-york'tan buraya 'geleln Nafıa Vekili Kemal Zey-linoğlu, iki gündenberi Amerikan makamları ile temaslarına başlamıştır. Kemal Zeytinoğlu ve refakatindaki zevat, Fao'nın vazifelerini devralan milletlerarası işbirliği ajansı müdürü ile Türkiye'nin geçmiş ve gelecek -bayındırlık projeleri üzerinde görüşmüşlerdir. Yine bugün Amerikan Ticaret Vekâleti Müsteşarı, Karayolları Umum Müdürü, İstihkam Birlikleri Komutanı, İçişleri Vekâleti Müsteşar ve yüksek memurları ile Türkiye'nin kalkınması ve imarı hususundaki projeler üzerinde müsbet görüşmeler yapılmıştır.

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu ve refakatindeki zevatın, Karayolları, Sulama İşleri ve liman inşaatı hususunda son yıllarda Türkiye'de kaydedilen terakkiler hakkındaki izahları, Amerikan makamları üzerinde çok müsbet tesirler yapmıştır.

Vekil ve refakatindekiler hafta sonu tatilini müteakip, Knoksvilis'den başlıyarak bir ay kadar sürecek olan tetkik seyahatine çıkacaklardır.

5 Temmuz 1955

Münich:

Batı Almanyada tetkik seyahatinde bulunan Millî Eğitim Vekili Celâl Yardımcı ve müsteşar O.F, Verimer, Münich'de bir sağır  dilsiz okulunu ziyaret etmişler, müteakiben Bavyera Başvekili Dr. Hegner tarafından kabul edilmişlerdir. Hoegner, Millî Eğitim Vekiline bu hafta kuruluşunun yüzüncü yıldönümünü kutlıyacak olan Bavyera millî müzesi hakkında bir sanat albümü vermiştir.

Viyana:

Millî Eğitim Vekili Celâl Yardımcı ve müsteşar Vıarimer beş gün kalmak üzere bugün uçakla Almanya'dan Viyana'ya gelmiş ve hava meydanında Avusturya Eğitim Vekili Heinz Drimmel ile Türkiye'nin Viyana elçisi Samim Yemişçibaşı tarafından karşılanmıştır.

Celâl Yardımcı yarın Dışişleri Vekili Leopoldi Figl! île görüştükten sonra tek nik okulları, Fransız lisesini, Hofburg müzesini ve Viyana operasını ziyaret edecektir.

Viyana:

5 temmuzda Viyanaya gelmiş olan Türkiye Millî Eğitim Vekili Celâl Yardımcı bu sabah İstirya'ya gitmiştir. Vekil orada, teknik eğitim merkezlerinin işleyiş tarzını inceleyecektir.

Celâl Yardımcı Viyanada bulunduğu müddet, Dışişleri Vekili Leopold Figl tarafından kabul .edilmiş, başta Fransız lisesi olmak üzere birçok mektepleri ziyaret etmiş, Schenbruch şatosuyla Hofburg hazinelerini gezmiş ve Viyana'daki Türkiye elçisi tarafından şerefine verilen bir kabul resminde hazır bulunmuştur.

8 Temmuz 1955

Washington :

Türkiye Büyükelçisi Haydar Gark, bugün tertiplediği bir basın toplantısı sılasında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından geçenlerde kabul edilmiş o-lan petrol kanunu tadilâtından bahsederek, Türkiye'nin petrol kaynaklarını kıymetlendirmek için yabancı sermayenin yardımından duyacağı memnunluğu belirtmiş ve muaddel kanunun başka birçok memleketlere nazaran yabancı yatırımlar için çok kolaylık bah-şeylediğini ve tam bir emniyet sağladığını beyan etmiştir.

Paris :

Ankara ismi bugünden itibaren Paris şehrinin sokakları arasında yer almaktadır. Beryon sokağının Marcel Proust Caddesi ile Passy arasındaki kısmı bundan böyle 'modern Türkiye başkentinin adım taşıyacaktır.

Bu münasebetle yapılan merasime Paris Belediye Meclisi Başkanı Jacques Feron riyaset etmiş ve Ankara Belediye Meclisi üyesi Topçubaşi, Türkiye Büyükelçiliği binası üzerine Ankara sokağı levhasını asmıştır.

Merasimde söz alan Paris Belediye Minelisi Başkanı şunları söylemiştir:

Belediye Meclisi, Pariste .bir sokağa Ankara adını yenmekle sadece, dost bir .milletin faal ve ssîl ,genç başkentine dfeğİI aynı zamanda asırddde ıbir ittifakla bağlı bulunduğumuz bütün Türk milletine saygı göstermek arzusunu izhar etmiştir.

Jacques Feron bundan sonra Büyük inkılâpçı Atatürk'ün eserinden bahsederek, «yeni Ankarayı millî rönesansm sembolü olarak Övmüştür.

Türkiyenin Paris Büyükelçisi Numan Menjgmencioğlu, Jacques Feron'a verdiği cevapta Paris ile Ankara1 arasında mukayese yaparak bir taraftan her iki şehrin anane ve hürriyetler şehri olduğunu belirtmiş ve diğer taraftan, Kemal Atatürk ile -General Charles da


Gaulle'ün memleketlerinin istiklâli için oynadıkları rolü hatırlatmıştır.

Bundan sonra Menemencioğlu Paris'im güzelliklerinden bahsederek «Paris bütün insanî ve güzel şeyleri sinesinde toplayan dünya  başkentidir»

demiştir.

9 Temmuz 1955

Şikago:

Boğaziçi köprüsü  mevzuunu  da  içine alan İstanbul şehri trafik etüdüne ait; mukavele bugün Şikago    Başkonsolosluğunda Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu   tarafından  imzalanmıştır.

Mukaveleye göre, müşavir mühendisler d.:rhal İstanbula hareket ecfeeoek ve etüdlerini dört ay içinde ikmal ederek bu husustaki raporlarını Türk hükümetine tevdi edeceklerdir.

Uzun zamandanberi üzerinde durulan. bu mesela Türkiye Nafıa Vekilinin Amerika seyahati sırasında katiyetTe halledilmiş ve müsbet olarak     neticelenmiş bulunmaktadır.

13 Temmuz 1955

Washington :

Amerika'da tetkik seyahatine devam edan Türkiye Nafia Vekil Kemal Zeytinoğlu bu sabah Nebraska'dan uçakla Denver'e gelmiş ve bütün gününü sular idaresinin labaratuvarlarmı tetkik etmekle geçirmiştir.

Sayın Vekil üç gün daha Denver'de kalarak yol vs su işlerini tetkik etmeye1 devam edecektir.

Vekil son üç günde, Şikago'da ordu istihkâm birliğinin    misafiri olarak, su kanallarını, dahili nakliyat mes'elelerini, İNebraska'da köy    elektrifikasyonu ve bilhassa kudret istihsali ve köy çift-İlklere elektrik  tevziatı    meselelerini,yeraltı sulamalarım ve yol inşaatında-kaplama tatbikatını tetkik etmiştir.

15 Temmuz 1955

           Bremenhaven :

Denizcilik Bankasının Almanyadaki «Seezck» tezgâhlarına ısmarlamış olduğu gemilerden 600 tonluk «İzmir», bugün, denize indirilmiştir.

Geminin denize indirilme merasiminde Denizcilik Bankasını temsilen Amiral Necati Gökdeniz, bankanın meclîsi idare azalarından Nejad Saner ve bir birçok yerli ve yabancı, eşhas hazır bulunmuşlardır.

»İzmir gemisinin boyu 122, genişliği 16.50 metredir. Bu gemi 638 kişi istiap edecek, tayfası ise, 114 kişiden mürekkep olacaktır.

Bremenhaven deki «Seeczck» tezgâhlarında Türkiye namühesabına «İzmir» çapında daha iki gemi inşa edilmekts-ür,

           Washington :

Amerika'da tetkiklerine devam ısden Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu ve maiyetindeki zevat iki gün müddetle Ben-vıarde Rockz dağlarındaki kademeli hidroekktrik tesislerini  gezmişlerdir.

165 milyon dolara mal olan bu muazzam tesisler Benverde ovasının sulama ve elektrifikasyonunu sağlamaktadır.

Benverde gazetelerinde bu seyahat münasebetiyle memleketimizden ve kalkınma hamlelerimizden sitayişle bah seden yazılar çıkmaktadır.

21 Temmuz 1955

. Tahran:

Tahran radyosunun bu gece bildirdiğine göre, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi, Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar'ı resmî bir ziyarette bulunmak üzere İran'a davet etmiştir.

Londra :

Memleketimizle   inşaat      mukavelaleri


imzalamış elan İngiliz firmaları ile temaslarda bulunmak üzere Londra'ya muvasalat etmiş olan Nafıa;-Vekili Kemal Zeytinoğlu, Newyork'tan hareketinden evvel Türk Haberlıgr Bürosunda tertip edilen bir basın konferansında. «Siz Amerikalılar dağları yerinden oynatmış, tabiatın kuvvetlerine gem vurmuş ve çiçek bahçeleri yetiştirmişsiniz, » delmiş ve şöyle devam etmiştir:

Bu seyahat benim için çok istifadeli olmuştur. Washington'da bir çok hükümet erkânı ile görüşmek fırsat ve şevefine nail oldum. Tnessi'de T. V. A. idaresi vasıtasiyle Amerika'nın 3 milyon nüfusuna sulama, enerji vesair menfaatler sağlamak için Amerikan zekâsının nasıl harekete getirildiğini gördüm. Kolorado'da, İdaho'da, Washington eyâletlerinde, Kaliforniya'da vesair yerlerde muazzam sulama işleri ve muazzam barajlar gördüm. Nebraska'da Amerika'nın müthiş otomobil imalâtının zaruri kıldığı yolların yapılması hususundaki faaliyetleri gördüm. Hızır yerde terakkinin terakki hamlesiyle yarış halinde olduğunu gördüm. Biz Türkiye'de aynı şeyleri aynı metodları tatbik ederek yapmaya gayret etmekteyiz. Meselâ 1950 senesinden bfiri bütün Nafia hizmetleri sayesinde sulanmış arazinin sahası 10 misli artmıştır. 1950 senesindeki 16 mıntakaya ilâveten 131 mıntakada su taşkınından koruma tesisleri yaptık. Mütekâsif inşaat programı sayesinde yollarımızı arttırdık. Bu günkü hükümet yol bütçesini 19 milyon dolardan 120 milyon dolara çıkarmağa muvaffak oldu. Gördüğünüz veçhile biz muvaffakiyetlerimizin neş'esi içinde yaşıyoruz. Elektrik enerjisini 790 milyon kilovattan 1,5 milyar kilovata çıkardık. İnşaat halinde olan tesislerimiz tekemmül ettiği vakit bu miktar 4 milyar kilovata yükselmiş olacaktır. 15 iskele ve limanın inşaatını ikmâl etmiş bulunuyoruz. 33 adet daha liman ve iskelenin inşaatı1 V2 proieleri üzerinde çalışılmaktadır. Önümüzdeki üç sene zarfında beş büyük ve 15 küçük barajın inşaatı ikmâl edilmiş olacaktır. Newyork ve Sanfirancisco'daki muazzam köprüler bana şunu hatırlattı: Bu, iki memleket arasında yapılan dostluk köprüsüne yeni bir kablo daha ilâve etmeğe benziyor. Kabloların adedi ne kadar fazla olursa bu köprünün çekeceği dostluk ve anlaşma hacmi o kadar büyük olur. Umarımki bizim ve arkadaşlarımın bu seyahati mevcut olan kuvvetli kablolara bir kablo daha ilâve etmiştir. Sözlerime bu seyahat esnasında Amerika'da memleketime ve milletime karşı gerek resmî Ve gerek hususî mahfiller tarafından daimî ve içten yeleri sevgi ve sempati tezahürlerine teşekkür ve tahassüslerimi bildirmekle ;son veriyorum. Bu seyahatimizde liberal ekonomi siyasetinin ve hususî teşebbüsün ne gibi hârikalar yaratabileceğini bizzat ve yerinde müşahede etmek suretiyle 1950 senesinden bari Türk hükümetinin hür dünya ve demokratik rejim içerisinde

yalnız teknik metodları değil fakat" bunun yanında ekonomik sistemin programlarının tatbikini titizlikle kullanmasının ne kadar isabetli ve hayırlı olduğunu bir kere daha tesbit ettim.

30 Temmuz 1955

Bonn :

Vekâletini alâkadar eden işlerle meşgul olmak üzer Almanyaya gelmiş olan Türkiye Devlet Vekili Osman Kapanı" ye bugün Batı Almanya liyakat nişanının büyük haç rütbesi tevdi edilmiştir.

OLAYLARIN TAKVİMİ

5 Temmuz 1955

Cenevre :

Birleşmiş Milletler ekonomik ve sosyal konseyinin Cenevre'deki 20 nci toplantı devresinin ilk gününde Sovyet delegesi ve Sovyet Dış Ticaret Vekil' yardımcısı Kumykin söz alarak, Komünist Çin'in meşru bir temsilcisinin bu toplantıda bulunmamasıyla meydana gelen anormal duruma" işaret etmiştir, Buna cevaben, milliyetçi Çin temsilcisi C. L. Hsio Birleşmiş Milletler âzalarının ekseriyeti tarafımdan meşru olarak tanınan tek hükümetin milliyetçi Çin hükümeti olduğunu hatırlatmış ve Sovyet delegesinin beyanatına esef ettiğini bildirmiştir.

Daha sonra, Beynelmilel Çalışma Bürosu Genel Müdürü David Morse, istihsalin artması işçi ve işverenler arasındaki münasebetlerin mükemmelleş-mesi ve az terakki etmiş olan memleketlere yapılacak yardım hakkında büronun istikbâldeki faaliyet programını teferruatiyle izah etmiştir.

7 Temmuz 1955

Cenevre :

«Ekonomik ve Sosyal» konseyin bugünkü oturumunda söz alan Yugoslavya Dışişleri Vekili Popoviç, yapılan tetkiklerin umumilik vasfım taşımadığını, Avrupanın Doğu memleketlerinden pek az bahsedildiğini ve Komünist Çin Cumhuriyeti hakkında hiç malûmat verilmediğini esefle bildirmiştir.

Hatip, dünyada içtimai meselelere yapılan tahsislerin ekonomik mevzular için tahsis edilenlerden daha az olduğuna işaret etmiş ve kâfi derecede inkişaf etmemiş memleketi erin, istihsallerini arttırmak için iktisadî yatırımlara daha fazla ehemmiyet vermek mecburiyetinde bulunduklarını belirtmiştir

Beynelmilel bir yardım ve işbirliğine muhîm olan kâfi derecede inkişaf etmemiş memleketlerin .muayyen imkânlarını, hatırlatan Popoviç, milletlerarası teşekküller vâsıtasiyle bu memleketlere malî yardımda bulunmak suretiyle Birleşmiş Milletlerin kendi üzerine bir miktar mesuliyet almasını temenni etmiş*,"*'.

8 Temmuz 1955

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Altmış altı 'memleket, atom enerjisinin Dulhçu gayelerde kullanılması hakkındaki beynelmilel konferansa iştirak edeceğini bildirmiştir.

9 Temmuz 1955

Cenevre :

Birleşmiş Milletler içtimaî ve iktisad' konseyi huzurunda yaptığı bir [konuş-miada Sovyet Rusya temsilcisi Kumykin, «Milletlerin hayat seviyelerinin yükselmesine on büyük engel silâhlanma yarıcıdır» demiştir.

Sovyet mümessili sözlerine şöyle devanı etrr.iptir:

«Bu vakıa üzerinde durmak lâzımdır.

"Konsey, dünyanın halen içinde bulunduğu .-.normal    vaziyeti nazarı itibara

alarak, devletleri, silahlanmaya ayır; dıklarj  paraları halkın  ihtiyacına sarfetmeğe davet etmelidir Silâhlanmanın tahdidi, bu meselenin "yegâne 'hal çaresi olacaktır.»

Konseydeki Fransız temsilcisi de bir görüş birliği bulunduğuna işaret ederek, ezcümle şunları söylemiştir:

«İçtimaî faaliyetimiz, istikbaldeki güvenliğimizi ve milletlerin şans bakımından eşitliğini sağlamağa matuf olmalıdır.

İçtimaî faaliyet ve milletler arasındaki işbirliği ise., siyasetlerin aynı istikamete yöneltilmesi ile- koordine edilebilir. Hususî teşebbüse de ver vermekle beraber, milletlerarası sahada koordinasyonun teminine daha çok önem verilmelidir. »

Bundan sonra, Mısır, Çekoslovakya, Venezüella ve Ekvator temsilcileri de söz alarak konuşmuşlardır.

14 Temmuz 1955

 New-York :

Birleşmiş Milletler teşkilâtının neşrettiği bir rapora nazaran 1954 yılı ortasında dünya nüfusu 2 milyar 528 milyon 300 bine yükselmiştir. Bu sayı evvelki seneye nisbetle 35 milyon fazladır.

15 Temmuz 1955

Hong-Kong :

Hbng-Kong'tan alman Komünist Çin radyosunun bildirdiğine göre, dünya sulh konseyine mensup 58 kişilik bir heyet bugün Pekin'e gelmiştir. Suriye, Lübnan, Irak, Sudan, Arjantin ve Kanada heyet azaları garda bir kabul komitesi ve müslüman temsilciler tarafından selâm} anmışlar dır. Japon ve Birmanya heyetleri bir kaç gün evvel Pekin'e gelmişlerdir.

21 Temmuz 1955

Paris :

Öğrenildiğine göre, Yunanistan hükümeti. Kıbrıs meselesi hakkında Birleşmiş Milletlere yeniden müracaata karar vermiştir.

22 Temmuz 1955

Birleşmiş -Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletler çevrelerinde hâkim olan kanaate göre, Eisenhower'in, askerî tesislerin plânlarının karşılıklı olarak ortaya serilmesi ve arazilerin havadan resimlerinin alınması yolundaki teklifi, batılıların Birleşmiş Milletlerde şimdiye kadar ileri sürdükleri tekliflerin hepsini çok geride bırakmıştır.

Eisenhower'în teklifinin, silâhsızlanma mevzuunda 'batılıların şimdiye kadar ileri sürdükleri diğer teklifler gibi başlıca iki veçhesi vardır: Malûmat mübadelesi ve murakabe.

Fakat bundan evvelki plânlar, Eisenhower'inkilerden çok farklı bir mahiyet arzetmekte idiler. Eski plânlara göre, karşılıklı malûmat mübadelesi, silâhsızlanma anlaşmalarının her maddesi yürürlüğe girdikçe tedrici bir surette ilerliyeosk ve atom tesislerinin yerleri yavaş yavaş açığa vurularak silâhsızlanma sisteminde en ileri merhaleye varılacaktı. Murakabe mevzuunda ise., şimdiye kadar beynelmilel bir kontrol heyetinin teşkilini ve foü heyete, malûmatın doğruluğunu tahkik edebilecek .şekilde tam bir hareket serbestiyeti verilmesini derpiş eden eski plândan daha ileri gidilmiş değildir.

Gene bu çevrelerde ifade edildiğine nazaran, büyük devlerin arazilerinin havadan resimlerinin çekilmesi yolundaki teklif ise, Kuşların teklifinden çok daha. fazla heyecan yaratacak mahiyettedir.

Bununla beraber, böyle bir plânın tatbiki son derece, müşkül olacaktır. Zira; bunları tatbikat sahasına koyabilmek için karşılıklı tam bir itimad lâzımdır. Bu itimat ise son seneler zarfında tamamen ortadan kalkmış bulunuyor. Halen, Cenevre'de toplananlar karşılıklı itimat havasını yeniden yaratmak için çalışmaktadırlar.

27 Temmuz 1955

Birleşmiş Milletler (New-York):    

İyi hab-sr alan bir kaynaktan bildirildiğine göre, Asya - Afrika grubu güvenlik konseyi başkanına bir mektupla müracaat ederek Fas meseleleri üRBrine konseyin dikkatini çekmeye karar vermiştir.

Yarın konseyin bu ayki başkanı Bel-Hfca delegsi Fernand Van Langenho-ve'a verilecek olan bu mektup güvenlik konseyinin toplanmasını istemiyecek fakat Fas'daki durumdan duyulan endişeyi belirtecektir.

Grubun başkanı Avni Halidi dün öğleden sonra yapılan bir toplantıda bu konuda izahat vermiştir.

Dünkü toplantıda delegeler Fas ve Cezayir meselesinin genel kurulun gelecek toplantıda gündemine alınması yolundaki talebi imzalamışlardır.

Bu talep bir muhtıra il'; birlikte cuma günü genel sekreterliğe verilecektir. Her iki vesika da Fas ve Cezayir halkının «kendi kendilerini idare hakkı»,, "insan haklarına saygı 'gö'sterilmasi» ve «Fas Cs-zayirin millî istekleri» gibi meselelere temas edilmektedir.

Yine dünkü toplantıda merkezi New -York'ta bulunan Afrika milliyetçi ha-refestinin Kenya meselesinin genel kurula aksettirilmesi talebi reddedilmiştir.

30 Temmuz 1955

Cenevre :

Ekonomik v.e sosyal konsey, Birleşmiş Milletler yüksek komiserinin mülteciler için hazırladığı senelik raporun müzakeresini bugün bitirmiş ve Birleşmiş Milletler fonunun kabul ettiği hedeflere tespit edilen tarihte varılması için üye devletlerden bu fona yardım etmelerini isteyen bir karar sureti kabul etmiştir.

Müzakereler esnasında birçok hatip söz alarak yüksek komiserin hareketini desteklemişlerdir.

OLAYLARIN TAKVİMİ  

13 Temmuz 1955

Washington :

Tass Ajansının neşrettiği tebliğde, Almanya'nın birleştirilmesi ile ilgili kısım, Cenevre konferansı arefesinde Sovyetlerin durumunu teyit etmekle "beraber meseleye hiç bir yeni unsur ilâve etmemektedir.

Bununla ilgili olarak Washington se-lâhiyetli mahfillerinde serdedilen kanaate göre, Batı Almanya'nın Avrupa birliğine ve Atlantik Paktına girmesi yüzünden Almanya'nın birleştirilmesi meselesi ikinci plâna geçmiş olduğunu belirtmek suretiyle Sovyet Rusya, Batının lehine olarak kaybetmiş olduğu teşebbüsü yeniden ele salmaya çalışmaktadır. Hiç şüphesiz ki, Molotofun Sanfrancosco'da Alman meselesinin şimdi müstaceliyetini Kaybetmiş olduğuna dair söylediği sözlerden hasıl olan tesirin, bilhassa Alınanlarda uyanan intibaın Sovyetlerin lehine olmadığını Moskova'n idareciler farketmişlerdir. Bu bakımdan Tass Ajansının tebliği bir nevi tavzihtir.

Amerikalı müşahitlerin kanaatince, Sovyet Rusya bu tebliği neşretmekle, Almanya'nın birleştir ilmesi meselesinin Moskova için daima birinci plânda bir mülâhaza teşkil etmiş olduğunu, ne yazık ki bunun Batılılar tarafından ortaya çıkarılan manilerle karşılaştığını anlatmak istemiştir. Yine Moskova'nın iddiasına göre, bu manilerin en mühimi Batı Almanya'nın batı birliğine girmiş olmasıdır. Bu bakımdan da Sovyet tebliği Almanya balı sinde Sovyetlerin yine ilk noktai nazarlarına   avdet   etmekte,   yani Rusya'

nın Almanyanın birleştirilmesi bedeli olarak tarafsızlığı üzerinde İsrara devam edeceğini anlatmaktadır.

Bununla beraber, ayni siyasî mahfillerde şu husus da kaydedilmektedir ki, Almanya hakkında Sovyetlerin noktai nazarları ne olursa olsun, bu noktai nazarın Cenevre konferansından bir haf ta evvel bir kere daha belirtilmiş olması haddi zatında bir ilerlemeyi işaret etmektedir. Filhakika, Sovyet idarecilerinin, Paris anlaşmaları tasdik edildiği takdirde artık Almanya'nın birleştirilmesi fikrine veda etmek lâzım geldiğine dair üst üste beyanatta bulundukları zamanla kıyas edilecek olursa bütün, az çok bir ilerleme göstermektedir.

Sovy-st Rusya'nın, Almanya'nın ikiye bölünmüş durumuna iianihaye lakayıt kalmak istemediğini dünya efkârına ve bilhassa Almanlara isbat etmek arzusu bu terakkiyi sağlamıştır denebilir. Bu şartlar dahilinde, Almanya hakkındaki eski Sovyet tezinin tekrarlanmış olması ikinci derecede ehemmiyetli olup bunu konferans arefesinde bir prensip beyanatı telâkki etmek mümkündür. Başlangıçta Rusların elde etmek istedikleri şey Almanya'yı Atlantik Paktından ayırmaktır. Buna mukabil. Almanya meselesini güvenlik ve silâhsızlanma meselelerine bağlamak hususundaki batılı tezinin, Sovyetlerin tezlerini ne dereceye kadar yumuşatacağı Cenvre'de anlaşılacaktır.

Paris :

Tass Ajansı dün aksam Alman meselesi hakkındaki  tebliğinde  şu hususlara işaret etmiştir :

 Dört büyüklerin Cenevre'de atedecekleri konferans ile ilgili olarak İngiliz ve Amerikan şahsiyetleri Alman meselesi üzerinde beyanatta bulundular ve bu meseleyi sanki Sovyetler Birliği Almanya'nın 'birleştirilmesi meselesi karşısında hiçbir ilgi göstermiyormuş hissini verecek şekilde ortaya attılar. Aynı zamanda da Sovyetlerin bu birleşmede kendi güvenliği için bir tehdit unsuru bulduğunu ifade etmek istediler.»

Bu çeşit beyanların Alman meselesi hakkındaki Sovyet hareket hattına hiç uymadığını belirttikten sonra Tass A-jansı şunları ilâve ediyor :

Sovyetler Birliği Almanya'nın birleştirilmesi meselesini daima birinci plânda tutmuştur. Bunun karşısına ise Ba-ti Almanya'nın batılıların askerî bloklarına dahil olması keyfiyeti konmuştur.»

Tass ajansı bundan sonra Paris anlaşmalarının tasdikine temasla «bu anlaşmaların Alman Birliğini, Alman militarizminin canlanması uğruna feda etliğini» söyliyerek şöyle devam etmiştir;

Almanya bölünmüş olarak mı kalacak yoksa Alman halkına geniş iktisadî ve kültürel imkânlarını geliştirme fırsatlarını verecek bir tek devlet halinde mi birleşecek, bu mesele Paris anlaşmalarını imzalayanlara bağlı kalmaktadır.

Paris :

Fransız Başvekili Edgar Fauna bugünkü basın konferansı sırasında Cenevre konferasına temas etmiştir.

Edgar Faure uzun konuşması   arasında ezcümle şunları söylemiştir:

Birkaç güne kadar Cenevrede Birleşik Amerika, İngiltere, Sovyetler Birliği ve Fransa hükümet başkanları kon ieransi açılacaktır. Fransa ilk defa olarak, böyle bir konferansa iştirak etmektedir. Bu, bizim için hem şerefli, hem de ciddiyetle ele alınması gereken bir olaydır.

Şunu memnuniyetle ifade edeyim ki, son zamanlarda dünyada mevcud: olan

gerginliğin biraz yumuşadığını müşahede etmiş bulunuyoruz. Bundan dünya umumî efkârına düşen çok. mühim bir vazife vardır. Onlar, önümüzdeki hafta Cenevrede toplanacak olan hükümet reislerini sulh uğrunda sarfedecekleri gayrette desteklemelidirler. Ve müsbet netice istihsâli hususunda onlara cesaret vermelidirler.

Bu ıkonferansda devlet adamlarına' da çok mühim bir vazife düşmektedir.

Konferans masasına oturulduğu zaman, bir anlaşmağa varılmak arzusu ve isteği ile hareket edilmeli ve kuvvetin hiç bir şeyi temin edemiyeceği düşüncesi zihinlerdle yer almalıdır.»

Bundan sonra konferansda konuşulması muhtemel olan meselelere temas eden Fransız Başvekili «Almanya meselesi hakkında şimdiden bir şey söyleyemem. Fakat, Almanya'nın birleştirilmesi konusunun da Avrupa güvenliği ile sıkı sikaya alâkalı  bulunduğunu söylemekten kendimi alamıyacağım demiştir.

14 Temmuz 1955

Moskova :

Sovyetler Birliği İcra Vekilleri Heyeti Reisi Manaşal Bulganin 14 temmuz bayramı dolayısiyle Fransa Büyükelçiliğinde yapılan törende hazır bulunmuş ve bu arada Birleşik Amerika'nın Moskova Büyükelçiliği maslahatgüzarı ile uzun bir konuşma yapmıştır.

Bu arada Birleşik Amerika maslahatgüzarı kendisine, Cenevre konferansına iştirak edscek olan Sovyet Heyetinin çok .mühim şahıslardan terekküp etmesinin hikmetini sorduğu zaman, Bulganin  şu  yolda bir cevap vermiştir:

«Cenevre konferansı en yüksek kademeden olacağına göre, buna iştirak edecek olan şahısların da en mesul şahıslardan terekküp etmesi en ziyade akla yakındır.»

Bundan sonra Amerikan maslahatgüzarı, Sovyet heyetine dahil olan eşhas arasında Mareşal Jukof'un mevcudiyetinin nasıl izah edilebileceğini, çünkü. Batılı heyetler içinde hiç  bir yüksek

rütbeli asker bulunmadığını beyan etmiştir.

Sovyetler Birliği İcra Vekilleri Heyeti "Başkanı bu soruya su şekilde cevap vermiştir: ««Cenevre konferansı sırasında silâhların tahdidi ve bazılarının ise mminin müzakere edileceği bedrhidir. Böyle pek hayatî bir mevzu konuşulurken en selâhiyet sahibi bir zatın bundan uzak tutulması akla gelir mi?

Bundan sonra, bir yabancı basın muhabiri Bulganin'e Cenevrede bulunduğu sırada Federal Almanya Başvekili Konrad Adenauer ile konuşması ihtimali olup olmadığını sormuştur.

Mareşal Bulganin bu soruya verdiği cevapta, şimdilik böyle bir tasavvuru olmadığını, hattâ, Konrad Adenauer'in Cenevreye geleceğinden bile bihaber "bulunduğunu beyan etmiştir.

Bundan sonra, Mareşal Jukofun Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı Eisenhower'le görüşüp görüşmiyeceği hakkında sorulan soruyu cevaplandıran Bulganin «Mareşal Jukof la Başkan Eisenhower eski dostturlar. Onların ne şekilde hareket edecekleri bizleri ilgilendirmez» demiştir.

15 Temmuz 1955

Paris :

Bugün dört batılı memleket dışişleri vekillerinin yapmış olduğu toplantı neticesinde Csn-Evre 'konferansında görüşülecek hususlar tesbit edilmiştir. Yetkili çevrelerin bildirdiğine göre bu hususlar 3 noktada   toplanmaktadır.

1

- Rusys'ya karşı Avrupa emniyetinin sağlanması

2

- Almanya'nın birleştirilmesi

3   - Silâhsızlanma programı.

Bu programa nazaran Almanya'nın birleştirilmesi için her iki bölgede de serbest seçimlerin yapılmasını sağlamak, Avrupa'nın emniyeti meselesinde Sovyet Rusya'nın NATO ve Batı Avrupa teşkilâtlarının riayet ettiği silâh tahdidini kabul etmesi ve silâhsızlanma bahsinde de Sovyet Rusya'nın

bazı peyk memleketlerden kuvvetlerinin mühim bir kısmını çekmesi huşuları ortaya konacaktır.

Jlaner verildiğine nazaran, Sovyet Rusya Almanya'nın birleştirilmesini reddettiği takdirde konferans inkıtaa uğ-r^nryacak ve bunun yerine batılı devlet adamları silâhsızlanma programı üzerinde duracaklardır. Almanya'nın birleşti, ilmesi için de ileride daha kuvvetle esrarlarda bulunacaklardır. Öğrenildiğin; göre, halihazırda yumuşamış olan milletlerarası havanın konferans esnasında batılı diplomatlara faydalı olacağı tahmin edilmektedir.

16 Temmuz 1955

Bonn :

Dün aksanı, buradaki Amerikan çevrelerinden bildirildiğine göre, Batı Almanya'ya verilecek Amerikan silâhlarının ilk partisi, 1956 senesi ilkbaharında teslim edilecektir. Bu ilk par-îidfi teslim 'edilecek silâhlar sadece kara ve hava kuvvetlerine ait olacaktır. Aynı kaynaklardan öğrenildiğine göre. silâhların kat'î listesi ekim ayında belli olacak ve bu listeye hafif silâhlar dahil edilecektir. Maamafih, Amerikan çevrelerinde, "bir zaman sonra, Federal Almanya Cumhuriyetinin bu hafif ilânları ve askerî teçhizatı kendisini» imal edebileceği» ümid edilmektedir.

17 Temmuz 1955

Bonn :

«"Welt Anı Sonntag» adlı haftalık gazeteye Cenevre konferansı hakkında verdiği bîr mülakatta Batı Almanya Başvekili Adenauer yeni dörtler konferansı havasının bundan önceki 1954 Cenevre konfaransı ve yine aynı yıl içindeki Berlin konferansında hakim olan havadan daha iyi olduğunu söyli-yerek Batılıların simdi o zamandakinden daha kuvvetli olduklarını işaret etmiştir.

Milletlerarası  gerginliğin nasıl azattılacağı sorusuna verdiği cevapta Başka artık hiçbir meselenin diğerlerinden tecrid edilmiş olarak halledilemiyeceğini söylemiştir. Herkesin güvenlik sisteminden bahsettiğini, fakat silâhsızlanmaya doğru bir gidiş başlamazsa hiçbir güvenlik sisteminin dünyaya barış getirilmiyeceğini söyleyen Adenauer. Başkan Eisenhower'in San Fransisco'daki konuşmasını hatırlatarak silâhsızlanma maksadiyie yapılan keşiflerden müştereken faydalanma teklifi üzerinde durmuş ve «bu yapıcı fikrin bütün milletler tarafından kabul edileceğini umduğunu ve bu hususta karar vermenin dünyanın iki büyük devletine. Birledik Amerika ile Sovyetler Birliğine düştüğünü» sözlerine ilâve etmiştir.

Adenauer şöyle devam etmiştir:

Bu hususta Sovyetlerle müzakerelere başlanmasına Amerika önayak olursa bundan bilhassa memnunluk duyacağım. Şimdiye kadar takibedilen esaslar üzerinde devam edilirse bir ilerleme kaydedileceğine kani değilim. Birleşik Amerika dünyanın en büyük dev ir. Ve Sovyetler nezdinde endişa yaratabilecek tek devlettir. Ancak bu endişe Kremlin'in siyasetine geniş Ölçüde tesir etmektedir.»

Bundan sonra Cenevrede ele alınacak meselelere temas eden Başvekil şöyle

demiştir:

 Cenevre müzakerelerinin sahası çok geniş olacaktır. İyi sonuçlar elde etmek için uzun ve sıkıntılı çalışmalara .çatlanmak gerektir. Aynı zamanda çok sabırlı olmak da lâzımdır. 'Batılı temsilciler hiçbir şekilde çalışmaları sırasında hür dünyanın sabırsızlık alâmetleri ile rahatsız edilmemelidir. Ruslar zaman mefhumunu pek az anlarlar. Hür dünya bunu daima hatırlamalı ve sadece Rus propagandasına yarryacak bir sabırsızlık göstermemelidir. Cenevre konferansının son bir şans. olduğunu söylemenin doğru olacağına dahi inanmıyorum.»

18 Temmuz 1955

Cenevre:

Birleşmiş Milfctlerin Orta Avrupadaki merkez binasını dört büyükl'3r konferansı emrine tahsis eden Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld konferansın açılışından sonra yaptığı kısa konuşmada, bütün milletler arasında barışı bir anlaşma temini maksadiyie tertiplenen bu konferansın neticelerini bütün dünya milletlerinin beklediğini söylemiş ve konferansın gayesi bakımından Birleşmiş Milletlerin umumî siyasetine uyduğuna işaret etmiştir.

Genel Sekreter bundan sonra konferans için başarı dileklerini belirterek Birleşmiş Milletlerin konferans emrine binayı ve personelini tahsis etmekle bahtiyarlık duyduğunu ifade etmiştir.

- Cenevre:

Sovyet Heyeti çevrelerinde Başkan Eisenhower ile Edgar Faure'nin bu sabahki 'konuşmalarının 'bariz bir infial uyandırdığı anlaşılmaktadır. Bu çevrelerde bilhassa Başkan Eisenhower'in "peyk memleketler» meselesine temas etmesine itiraz edilmektedir Favjre'un nutkunda ise NATO'ya ve Bat: Avrupa Birliğine dahil birleşmiş bir Almanya hakkında öne sürüleri görüşler ;y: karşılanmamıştır. Fakat Sovyetlerin bu son dersçe menfi tavrının "hareket için alınmış ilk durum» olduğuna işaret edilmektedir.

Cenevre:

Fransa Başvekili Edgar Faure in açış; nutku Amerikalılar tarafından biraz soğuk karşılanmıştır. Amerika ;ı heyetinin bu husustaki fikrini anıklayan, resmî bir şahıs, Amerikan devlet adamlarının bilhassa iki nokta üzerinde durarak bunlardan bahsedilmesini daha evvelce almış oldukları kararlara uygun bulmuşlardır. Bu iki husus milletlerarası güvenlik ve silâhsızlanma bahsinde bütçe kontrolüdür.

Amerikanın görüşüne göre silâhsızlanma bahsinde bütçe kontrolü iş b yaramaz bir tekliftir. Zira Sovyet Kusya malik olduğu muazzam kara, hava ve deniz kuvvetlerine yaptığı masraflar hakkında  açık malûmat vermemektedir. Amerikalıları en ziyade 'hoşnutsuzluğa sevkeden diğer meseli de, Fauvein pazar günü Başkan Eisenhower'in villâsında üç batılı devlet adamları tarafından kararlaştırılmış meselelerin üstüne çıkmış olmasıdır.

19 Temmuz 1955

Cenevre:

Dört dışişleri vekilinin bu sabah Antoine Pinay'ın başkanlığında yaptıkları toplantı bir buçuk saat sürmüştür.

Dışişleri Vekilleri, dört devlet Başvekiline müzakere edecekleri meseleler hakkında aşağıdaki gündemi sunmak hususunda anlaşmaya varmışlardır:

1)

Almanya'nın birleştirilmesi,

2)

Avrupa   güvenliği,

3)  Silâhsızlanma meselesi,

4) Batı ile Doğu arasında temasın artırılması.

Gündemde bunlardan başka herhangi bir meseleyi ilâve etmek bizzat Başvekillerin y2'tkisi dahilindedir.

Toplantı sonunda, dışişleri vekilleri, varılan anlaşmadan dolayı memnuniyetlerini belirtmişlerdir.

Bu gündem, İngiltere Dışişleri Vekili Barold Mac Millian tarafından teklif edilmiştir. Amerikan heyetine yakın çevrelerde, evvelki konferanslar göz-önünde tutulduğu takdirde bunun kay da değer bir netice olduğu belirtilmektedir.

Görülüyor ki, dört dışişleri vekili gündemlerinde, dört Başvekilin dün verdikleri bu nutuklarda müşterek olan noktaları ele almışlardır. Fakat ibu, diğer bütün meselelerin kenara bırakılacağı mânasına gelmem ektedir. Meselâ Uzak-doğu, Formoza ve Sovyetlerin ehemmiyet verdikleri Vietnam seçimleri gibi .meseleler, Mareşal Bulganin tarafından hükümet başkanları mertebesinde ileri sürülebilir. Başkan Eisenhower'in de «peyk memleketler» ve «komünizm» meselelerini ortaya atması mümkündür.

Vietnam seçimleri bahsinde, bilindiği gibi, Cenevr? anlaşmaları gereğince her .iki taraf arasında yarm (20 temmuz) temaslar yapılması icap .etmektedir. Bu bakımdan, Hindicini hakkındaki konferansa başkanlık etmiş olan Sir Anthony Eden ile Molotov'un bu meseleyi görüşmek üzere, yarın Eden'in ikametgâhında oğla yemeğinde buluşmaları ihtimal haricinde değildir. Bu yemeğe Bulganin ile Mac Millian’ın da iştirak etmeleri mümkündür.

Umumiyet itibariyle, dört dışişleri vekilinin bu sabahki toplantısı memnuniyet verici olarak telâkki etmekktedir.

20 Temmuz 1955

Cenevre:

Almanya meselesinin çıkmaza sürüklenmesi üzerine, dört büyüklerin bugün Avrupanın güvenliği mevzuuna geçmeleri beklenmektedir.

Konferansın üçüncü günü Başkan Eisenhower ile Sir Anthony Eden'in sabah kahvaltısında toplanmaları ile açılmıştır. Bu toplantıda konferansa ait mevzuların görüşülmiyeceği bildirilmiştir.

İyi haber alan kaynaklara göre, İngiltere Başvekili Eden ve Sovyet Başvekili Bulganin, dün gece Almanya ve Avrupanın güvenliği mevzularında mife zakerelerde bulunmuşlar, fakat esas noktada  anlaşamamışlardır.

Dün gece İngiltere Başvekilinin villâsında cereyan eden ve semeresiz kalan müzakereler sonunda dört hükümet başkanı konferans sona ermedıstn önce Almanya meselesine tekrar dönmeğe karar vermişlerdir.

Diğer taraftan dört devlet Hariciye Vekiilleri bu sabah toplanarak Almanya'nın ne zaman ve  ne şartlar altında bir leştirileceği konusunu münakaşa edeceklerdir.

Dört büyüklerin bugün öğleden sonra akdedilecek celsede Almanya meseliesini atlayarak, Avrupa güvenliği, silâhsızlanma,   ve  Doğu-Batı  münasebetlenkişafı  mevzuları   ile   alâkadar olacakları anlaşılmaktadır.

Cenevre:

Mareşal Zukov saat   14.30   da  Başkan v.er'in ikametgâhından     ayrılmıştır. Başkan,  Mareşal'i otomobiline kadar götürmüş ve araba hareket edince kendisini eliyle selâmlamıştır.    Man arabasına dört motosiklet refakat etmektedir. Görüşme iki saat 5 dakika sürmüştür.

          Cenevre:

Fransız kaynaklarından öğrenildiğine göre. Fransız ve Amerikan resmî şahsiyetleri, bugün burada Vietnam'daki torumu görüsmeye başlamışlardır. Ö-nümüzdeki birkaç gün içinde, İngiliz Başvekili Eden'in ve Rus Hariciye Vekili Molotof un da bu konuşmalara katılması beklenmektedir. Her ikisi de Seçen sene yapılan ve anlaşma ile neticelenen konuşmalara başkanlık etmiş

          Cenevre:

İngiliz çevrelerinde belirtildiğine göre, bu_run Mareşal Bulganin tarafından su-gulan Avrupa güvenlik plânı, geçen J6H3 Berlinde Molotof tarafından ortaya konulan plâna yakındır. Ancak, bu piân geçen senek; plândan bas noktada ayrılmaktadır.

- Önsöz şunları beyan etmektedir:

Bu paktın gayesi, Alman  meselesinin :ele halledilmesini      kolaylaştırmak Proje, yeni sisteme aza olarak A-a Birleşik Devletlerini   ithâl   ettedir.

Plân Doğu ile Batı arasında ekononomik ve kültürel temaslardan    bahsetPlân. pakt mucibince kurulabilecek "bütün teşekküllerde, Çin müşahidleri-j'jlunmasmı teklif etmektedir.

Plân, açış nutkunda Mareşal Bulganin tarafından teklif edilen iki safhaıtiva etmektedir.

Cenevre:

Dört büyükler konferansına iştirak eden Sovyet heyetinin bazı haberleri sansüre tabi tuttuğu anlaşılmıştır.

Batılı müşahidler bunu, Başvekil Bulganin'in bazı konuşmalarının Sovyet halkına duyurulmak istenmediği şeklinde tefsir stmektedirler. Zira günlük müzakerelerin batılı devlet adamlarına inhisar eden kısımları esasen Sovyet basınına  intikal ettirilmektedir.

Sovyet Basın Şefi Leonidl İlişev, Bulganin'in ancak rasmî nutuklarını Sovyet blokuna dahil memleketler basınına aksettirmekte diğer konuşmaların halka duyurulmasının zamansız olacağını söylemektedir.

Meselâ, İlişev, Bulganin'in nutkundan, «Batı Almanya'nın Batı blokuna dahil edilerek silahlandırılmasına dair anlaşmaların feshini istemek fazla hayırlı olur» cümlesini çıkarmıştır. Paris an-1 aşmalarının feshini kayıtsız şartsız isteyen Sovyet basını irin bu cümle hakikaten pek güç bir vaziyet yaratır.

İlişev'in sansüre tabi tuttuğu diğer cümle yine Buîganin'in Almanya meselesi, Almanya'nın doğrudan doğruya birleştirilmesi değil, fakat Birleşik bir Almanya'ya doğru çaLşma hedefini güdecektir. sözüdür. Bu söz de Almanya'nın birleştirilmesini konferansın yegane gayesi olarak gören Doğu Almanya Komünist Liderleri arasında iyi karşılanmıyacaktır.

21 Temmuz 1955

Cenevre:

Bİr Amerikan sözcüsünün bugün bildirdiğin s göre, Eisenhower öğleden sonraki celsede yaptığı konuşmada, Ruslar da aynı şekilde hareket ettikleri takdirde, Amerikanın bütün askerî tesislerinin plânlarını ortaya sermeye hazır olduğunu bildirmiştir. Eisenhower, bu tesislerin peânları verildikten sonra havadan resimlerinin çekilebilmesini ve bu fotoğrafların tetkik edilmek üzere alınıp götürülebilmesini teklif etmiştir.

İngiltere Başvekili Eden, Ensenhower'in çok geniş mikyasta bir teklif ileri sürdüğünü, söylemiştir. Eden'e göre, bu kabul edilirse, milletlerarasında büyük bir itimadın doğacağına şüphe yoktur.

Fransız Başvekili Edgar Fâure. «büyük_ bir askerî tecrübesi olan Eisenhower'in bugünkü konuşmasını kabil olsa idi de bütün dünya dinlese idin demiştir.

Konferansın bugünkü celsesinde büyük bir değişiklik olduğuna ve kötümserliğe karsı ilk zaferin kaydedildiğine inanılmaktadır.

Eisenhower, Birleşik Amerika'nın silâhsızlanma meselesinde samimî olduğuna herkesi ikna edebilmek için ne söylemesi lâzım geldiğini araştırdığını söylemiştir.

Sovyet Hey'eti, Eis3iıhower'in konuşması üzerine celse sırasında bir şey söylem emişdir.

Cenevre:

Bugünkü celsenin bir hülâsasını yapan İngiliz .sözcüsü, silâhsızlanma meselesi ete alındığı zaman Bulganin'in silâhsızlanma ve 'atom silâhlarının yasak edilmesi mevzuu üzerinde iki teklifte bulunduğunu, bu teklifin, Rusların 10 mayısta yaptıkları teklifteki esasları ihtiva ettiğini  söylemiştir.

1   - Eisenhower, silâhsızlanma bahsin-da iki tarafın, sunacağı askerî tesisler plânları ve fotoğrafları üzerinde    bir murakabe kurulmasını esas olarak teklif etmiştir.

2

- Faure bunun askerî bütçelerin kon-trolüile tamamlanmasını istemiştir.

3

- İngiliz Başvekili Eden ise, sözcünün ifadesi ile  «daha mülayim»     bir teklif yapmıştır.

Genevre:

Bu sabah toplanan dışişleri vekilleri yaptıkları müzakereler neticesinde Almanya'nın birleştirilmesi ve Avrupa'nın güvenliği meseleleri ile ilgili görüşmelers devam etmek kararını almışlardır. Bu hususta hazırlanan rapor öğleden sonra toplanacak hükümet başkanlarının tasvibine sunulacaktır.

Cenevredeki Fransız çevrelerinden öğrenildiğine göre, vekiller, (hükümet başkanları tarafından gündemin iki meselesi üzerinde müşterek anlaşmaya varan bir rapor hazırlamakla vazifelendirilmiş olmalarına rağmen görüşmeleri bakımından aralarında ayrılıklar çıkmıştır. Sovyet görüşünü müdafaa eden Molotofun fikrince Avru-panın güvenliği Almanya'nın birleştirilmesinden evvel müzakere edilmelidir. Halbuki batılılar ise Almanya'nın birleştirilmesi meselesinin Avrupa güvenliğinden daha önce halledilmesini istemişlerdir. Bu toplantı gmt ayariyle 11.43 de sona ermiştir.

- Cenevre:

Mareşal Bulganin'in dün akşam Fransız heyeti şerefine verdiği yemekte konuşmanın merkezini Alman meselesi teşkil etmiştir. Yemeğin başında yan-yana oturan delegelerin ayrı ayrı konuşmaları kısa sürmüş ve bundan sonra vekiller Almanya'nın birleştirilmesi meselesi etrafındaki görüşlerini izah etmişlerdir. Böylece iki tarafın görüşleri arasındaki farklar daha belirli bir hal almıştır. Sovyetler Almanya'nın 'birleştirilmesinin bir Avrupa güvenlik paktının akdinden önce mümkün ola-mıyacağı kanaatindedirler. Avrupa'nın güvenliği meselesi de ayrıca efe alınmış ve Mareşal Bulganin bu meselenin Almanya'nın birleştirilmesi meselesi göz önüne alınarak incelenmesini isteyen Eden plânına karşı itirazlarını. yeniden ifade etmiştir.

Yemek sırasında ve yemekten sonra üzerinde durulan konular tamamiyle siyasî meseleler olmakla beraber, toplantının havası samimî idi. Mareşal' Bulganin, Kruşeev ve Molotof uzun uzun konuşmuşlardır. Kruşçef, adeti ol duğu üzere, Batı dünyası hakkındaki birçok sorular sormuştur. Münakaşalar sır'asında da gayet samimiyetle konuştuğu için konuşma bittikten sonra,, eğer bir diplomat gibi hareket etmiyorsam özür dilerim»   demiştir.

Başbaşa konuşmalardan daha çok hoşlanan Mareşal Jukof umumî konuşmaya çok az karışmış, fakat önce Edgar Faure, daha sonra da Pinay ile uzun uzun konuşmuştur.

Yemekten   önce  Sovyet   ikametgâhına kabul edilmiş olan ye bahçede serbestle dolaşmalarına izin verilen fotoğrafılar ev şahinleri ile misafirlerin birçok defa fotoğraflarım çekmişlerdir.

Cjiıevre:

Edgar Faure ile Sir Anthony Eden aracında bu sabah cereyan eden müzakereler sonunda öğrenildiğine göre, iki başvekil, Cenevre konferansı çalışmaları gözden geçirmişler ve Saygon'da cereyan eden son hâdiselerin ışığı altında Hindicini durumunu incelemişledir.

"Vekiller, bundan başka Nehru'nun Eden ile Molotof a göndermiş olduğu mesaja da temas etmişlerdir. Görüşmede, Edgar Faure'un yanında Fransız hükümetinin diplomatik müşaviri Armond Berard bulunmakta idi.

Cenevre:

Kus sözcüsünün bildirdiğine göre, Sovyetler dört büyükler toplantısında iki teklifte bulunmuşlardır. Tekliflerden birincisi NATO ve VARŞOVA paktlarına dahil devletler grupları arasında bir saldırmazlık paktı akdi, ikincisi de atom silâhlarının men'i için 'bir konferans toplanması hakkındadır.

Atom silâhlarının men'i meselesinde Ruslar, dört büyükler'in atom silâhını İlk kullananlar olmayacaklarını taahhüt ve .müteakiben de diğer devletleri bu anlaşmaya davet etmişlerini istemektedirler.

22 Temmuz 1955

Cenevre:

"Başkan Eisenhower'in silâhların mübadelesi hususunda yapmış olduğu teklif Sovyet siyasî çevrelerine yakın kaynakların verdimi malûmata nazaran Rus devlet adamları tarafından «ara bulucu bir teklif» olarak tavsif edilmiş ve bunun bir propaganda gösterisi  olacağına ihtimal verilmemiştir.

Ayrıca  bildirildiğine   göre,      İngiltere Başvekili Eden bu sabah Rus Dışişleri Vekili Molotofla Hindicini meselesini görüşmüştür. Selâhiyetli kaynaklar bu görüşmenin geçen çarşamba günü Saygon'daki milletlerarası mütareke komisyonu karargâhında vuku bulan tecavüz hâdisesi karşısında Hindistan hükümeti tarafından vâkî talebe bir cevap hazırlamak için yapıldığını bildirmektedirler.

Sovyet Rusya Başvekili Mareşal Bul-ganin de Fransız devlet adamlarına Rusya'daki Fransız İfarp esirlerinin durumlariyle ilgileneceğine dair bizzat söz vermiştir.

Cenevre:

Bir Fransız sözcüsü, Fransız Başvekili Edgar Faure'un Doğu ve Batı arasında insan, fikir ve mal mübadelesini arttirmak gayesiyle dokuz m'addelik bir plân sunduğunu bildirmiştir. Bu dokuz maddelik plânda, maarif vekillerinin, de 'bir konferans akdetmeleri teklif olunmaktadır. Ayrıca ^karşılıklı radyo ve televizyon programları hazırlanması da istenmektedir.

Faure, Doğu ile Batı arasında halen, mevcut ticarî manilerin de kabil olduğu kadar sür'atle kaldırılmasını, mal ve enerji mübadele edilmesini ileri sürmektedir.

Cenevre:

Edgar Faure tarafından bu sabah ileri sürülen silâhsızlanma hakkındaki Fransız teklifleri aşağıda gösterilmiştir:

«Fransız hükümeti, silâhsızlanma hakkında dört büyük diavletin aşağıdaki üç nokta üzerinde mutabık kaldıklarım beyan etmesini teklif eder.»

1 - Birleşmiş Milletler Kurudu Silâhsızlanma Komisyonu Talî Komitesine yapılan muhtelif tekliflerin esasları üzerine kurulmuş bir silâhsızlanma prog ramı mümkün olduğu kadar çabuk tavzifi edilmelidir.

Böyle bir programın tesirli olabilmîesi için, 4 büyüklerin lüzumunu tanıyacakları ve mezkûr talî komitedeki temsilçilerinden acele olarak tayinini istiye-cekleri pratik usuller, bir kontrolle mütehammil olmalıdır. Bu pratik usuller de bilhassa bu devletlerin askeri tesislerinin mütekabil kontrolüne ve Avrupanın bazı mıntıkalarında kalan silâhlı kuvvetlerinin müştereken teftişine mütealliktir.

2

-   Askerî   masrafların   azaltilmasiyle elde kalacak meblâğın bir kısmı, iktisaden geri kalmış olan memleketlerinseviyesinin yükseltilmesinde istimal e-dîlecektir. Burada    temsil' edilen dörtbüyük devletten başka Kanada'nın da yer alacağı Birleşmiş Milletler Kurulu Silâhsızlanma Komisyonu Talî Komitesi finansman kontrol şekillerini    ve teklif edilen transfer tevzii şekillerini tayin etmek üzere davet edilecektir.

3

- Her devlet tarafından icra edilen askerî masraflarda, geniş bir alenilikt ağlanacaktır.  Birleşmiş Milletler, Kurulu Silâhsızlanma Komisyonu Sekreteri olabilecek münasip bir şahıs,    bu devletlerin bu  nıevzudaki   beyanlarını kabul edecek,  askerî masraflar tarifinin bütün  devletler     tarafından aynı anlayışla tefsir edilmesine dikkat edecek  ve   devletlerin   silâhlı kuvvetlerinin  ve askerî tesislerinin,   verecekleri bütçe vesikalarına tekabül edip etmediklerini tahkik edecektir.

Cenevre:

İngiliz sözcüsünün bildirdiğine göre, Sovyet Başvekili Bulganin, Uzakdoğu meselelerinin, Çin halkının «meşru haklarının» ve Formoza meselesinin konferansta ele alınmamasından hayal kırıklığına uğradığını söylemiştir. Bulganin buna rağmen karşılıklı itimadın tesisi ve milletlerarası gerginliğin azalması üzerinde konferansın müsbet bir mâna. taşıdığına şüphe olmadığını da ilâve .etmiştir.

Bulganin dört büyüklerin birbirlerini daha yakından tanımaları ve fikir teati etmelerinin ne kadar büyük bir kıymet taşıdığı üzerinde durmuştur.

Başvekile göre en mühim mesele müşterim emniyettir. Bu münasebetile kendisinin konferansta ileri sürdüğü iki meshele Avrupa güvenliği paktı plânını ve Atlantik ve Doğu Avrupa paktları abasında bir saldırmazlık teklifim bir defa d'a-ha hülâsa etmiştir.

Daha sonra Ruslar tarafından 10 mayısta ileri sürülen silâhsızlanma programını tekrar hülâsa eden Bulganin,dört büyükleri teklif edilen bütün tekliflerin anlaşmalara varma yolları aranarak fiiliyata geçirilmesini temenni etmiştir.

Almanya bahsinde evvelki görüşünü tekrar eden Bulganin, bu devletin hiçbir askerî gruplaşmaya dahil edilmemesinde ısrar etmiş ve «Rusya Almanya'nın birleştirilmesini istiyor, fakat" hakikatleri karşılamasını bilmek lâzım dır. Bugün iki Almanya mevcuttur ve durumdan realist değildir.»   demiştir.

Bulgianin ileride yapılacak Almanya'nın birleştirilmesi mevzuu üzerindeki hariciye vekilleri toplantılarında her iki Almanya'nın da temsilcileri katılmadan yapılmamasında ısrar etmiştir. Rus Başvekili «Komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere kabulü, Formoza, Çin Hindi ve diğer meselelerin halledilmesi gerekmektedir» demiş, Doğu ile Batı. arasında işbirliği için bir temelün atılmış olduğunu ümit ettiğini bedirtmiştir.

Eisenhower'in askerî plânların karşılıklı olarak açıklanması teklifinin kendi üzerinde bir tesir yapıp yapmadığı. sualine Bulganin menfi cevap vermiştir.

Cenevre:

Fransız hkyeti reisi ve bugünkü toplantının başkanı Edgar Faure aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

Toplantımız sona erecek, fakat bizim ayrlmamamız lâzımdır. Yani şunu delmek istiyorum ki her ne kadar dördümüz artık aynı salonda maddeten birarada bulunmayacaksak da, manen, aynı arzu ile daima birlik halinde olmalıyız.

Bazı mevzularda, metinlerde ve talimatta vardığımız anlaşmalardan başka, müzaker eller im izde hâkim olan ruhun ve bunu takip eden anlayışının il'lettlerar ası münasebetlerin gelişme-

sinde büyük bir tesiri olacağını söylememe müsaade edin.

Burada müşterek bir arzu izhar ettik, şimdi bunu tahakkuk ettirme çarelerini bulmak da bize düşer. Bu yolda ilk adım atılmıştır. Fakat daha aşılacak maniler vardır.

24 Temmuz 1955

Cenevre:

İngiltere Başvekili Sir Anthony Eden, dün gece dört büyükler konferansını müteakip Sovyet 'liderleri ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede Hindiçini vaziyeti ile İngiltere ve Sovyet Rusya'yı alâkadar eden müşterek me-selelerin bahis mevzuu edildiği anlaşılmaktadır.

İyi haber alan bir kaynaktan bildirildiğine göre Eden, Sovyet Rusya'da mevkuf tutulan İngiliz milliyetçileri ve İngiliz halkçılarının Sovyet sahillerinde avlanm'a haklarına taallûk eden konular üzerinde durmuştur.

Toplantıda Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri Nikıta Kruşçef ve Hariciye Vekili Molotof da hazır bulunmuşlardır.

Cenlavre:

Sovyet Rusya Başvekili Bulganin Cenevreden ayrılmak üzere tayyareye bin meden evvel radyo mikrofonu önünde bir konuşma yapmış, gördüğü hüsnü-kabulden dolayı İsviçre hükümetine ite Cenevre şehri idarî makamlarına teşekkür ederek sözlerine söyle devam etmiştir:

«Son günlerde bütün dünya, dikkatini, Cenevre'ye tevcih etmiştir. Cenevrta konferansının beynelmilel durum üzerinde müsbet bir tesir hasıl edeceği mu hakkaktir. Bu birkaç gün içerisindle, devletler arasında bir itimad havası yaratmak için bütün samimiyetimizle çalıştık. Bu itimad olmazsa milletler istikbale güvenle bakamazlar. Cenevre konferansında bütün meselelerin birden halledilmesi beklenemezdi. Bu yolda, daha yaptecak çok işlerimiz vardır.

Fakat Cenevre'de şimdiye kadar yapılanlar, dört devlet arasındaki münasebetlerde tamamen yeni bir safha açılmasına yetecektir.

Hattâ yalnız dört devlet arasında da değil, bütün dünyaya şamil daha geniş bir münasebetler çığırma girilmesine. kâfi gelecektir.»

Cenevre:

Buradaki siyasî kaynaklarda belirtildiğinie göre, dört büyüklerin, bugünkü, mahdud azalı toplantıda; elde ettikleri anlaşma gündemin dört konusu, yani, Almanya, Avrupa güvenliği, silâhsızlanma ve Doğu-Batı münasebetleri üzerindedir.

Bugün elde edilen müsbet neticel'sre varabilmek için celseler müteaddid kere talik edilmiş, konferans azaları arasında, bazan iki ve bazan da ün taraflı,, hususi görüşmeler yapılmıştır. Bu temaslar, bugünkü celseye başkanlık eden Fransız Başvekili Edgar Faure tarafından temin edilmiştir. Burada hakim olan umumî kanaata göre, Edgar F'aure'un bugün sarfettiği gayretler konferansın müsbet bir şekilde neticelenmesi hususunda çok: faydalı olmuştur.

Dört büyükler, dışişleri vekilleri heyetine tevdi edilmek üzere iki vesika ve bir nihaî tebliğ kabul eylemişlerdir.

Bu vesikalardan birincisinde Almanyanın birleştirilmesi ve Avrupa güvenliği konuları incelenmekte olup, dışişleri vekillerine verilmiş olan bir direktif mahiyetindedir. Dört dışişleri Vajkili önümüzdeki ekim ayında Cenevrede toplanarak bu mevzuu niceleyecekler ve bir neticeye ulaşmağa gayret sarfe-dec eklerdir.

İkinci vesika ise, silâhsızlanmağa temas edip. 29 ağus'tos'da New-york'ta toplanacak olan Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma Talî Komitesi çalışmaları ile ilgili olup bu komite mensuplarına takip edilmsi gereken hareket tarzı, hakkında bazı talimat vermektedir. Bu arada bu komisyonun beşinci üyesi bulunan Kanada'nın da fikrine müracaat edilerek muvafakatinin alınmış olduğunla işaret edilmektedir.

İmzalanan  nihaî   tebliğe   gelince,   dört büyükler bunda, bahis konusu iki vesikada derpiş edilmiş olan hususlar ü-zerindeki mutabakatlarını belirtmektedirler.

  Cenevre:

İyi haber atan bir kaynaktan öğrenildiğine göre, dört büyükler, bu sab'ahki toplantılarında, ihtilaflı beş noktadan dördü üzerinde anlaşmaya varmışlardır. Sadece Almanya, güvfânlik ve silâhlanma meselelerinden hangisine faikiyet verileceği meselesi halledilememiştir.

Karşılıklı uzlaşmalar sayesinde halledilen^ mesele şunlardır:

1

- Dörtler, silâhsızlanma meselesini incelemekle görevli bir teşekkül hakkında karara varmışlar.

2

- Atom silâhlarının milletlerarası hâle getirilmesi, kontrolü veya teftişi meselelerinden hangisinin daha evvel   inceleneceği hakkında bir formül    bulmuşlar.

3

-  Alman  meselesi   ile  Almanya'nın birleştirilmesi meşalesi görüşüldüğü zaman her iki Almanya arasında temas temin etme 'bahsinde uzlaşmaya    varmışlar.

4

- Dört büyüklerin,   atom   silâhlarını kullanmıyacaklarına  dair     Cenevre'de resmen teminatta bulunmaları hakkında Ruslar tarafından ileri sürülen hususlar  üzerinde   anlaşmaya   varmışlardır.

Bu noktalardan her biri üzerinde dörtlerin hangi hal çaresini kabul ettikleri henüz bilinmemektedir. Sabahki toplantıya başkanlık etmiş olan Edgar Faure, öğleyin milletler sarayından ayrıl-rnıamış v.e Mareşal Bulganin'i Batıcı üç meslektaşından ayıran son meselede bir hal çaresin varılmasını kolaylaştırmak maksadıyla muhtelif heyetler arasında temaslar teminine çalışmıştır.

  Cenevre:

İyi haber alan kaynaklardan öğrenildiğine göre, Viaçeslav ile Batılı diğer dış İşleri vekilleri arasında ihtilâf mevzuu olan 4 nokta şunlardır:


1) Almanya'nın birleştirilmesi, güvenlik ve silâhsızlanma mevzularından hangisinin evvelâ görüşülmesi gerektiği mevzuunda ihtilâf vaki olmuştur. Batılılar yukardaki sırayı teklif etmekte buna mukabil Molotof, evvelâ güvenliğin, sonra Almanya meşelisinin görüşülmesi hususunda ısrar etmekte, silâhsızlanmayı ise en sona bırakmak istemektedir.

2 - Almanya'nın birleştirilmesi mese-Issjnde, Ruslar her iki Alman hükümetinin bu mevzuda yanılacak görüşmelere davet edilmesini istemektedirler.

3) Silâhsızlanma bahsinde görüş ayrılıkları şunlardır:

a)

Molotof'a    göre, silâhsızlanma    talî komisyonuna sunulacak evrakta,     evvelâ murakabenin, değil atom silâhlarının yasak edilmesi mevzuunun görüşüleceği açıkça tasrih edilmelidir.

b)

Huşlara   göre,   Birleşmiş   Milletlerarası bir teşkilâtın emir alması mümkün delildir. Onun için silâhsızlanma tali komisyonuna direktifler verilemez.Batılılar da buna karsı,    direktiflerin doğrudan   doğruya komisyona     değil,komisyonun   temsilcilerine   verileceğini ileri sürmektedirler.

Cenevre:

Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı Eisenhower C&nevre konferansının .kapanış celsesinde söz alarak ezcümle şunları söylemiştir: «Bu konferans bir tarihî toplantı olmuştur. Şunu memnuniyetle ifade etmekteyim ki, konuşmalarımız herkesi memnun edecek bir tarzda cereyan etmiştir, fakıat, bu konferansın hakikî mânasını ve neticelerinin taşıdığı kıymeti ancak, gelecek nesiller takdir edeceklerdir. Yalnız şunu söyliyeyim ki, bu konferansa elde ettiğimiz neticelerin faydalı semere vermesini, ancak, hükümetlerimizin bundan sonra takip edecekleri hareket tarzı ve gösterecekleri iyi niyet temin eyleyebilir.»

Başkan Eisenhower sözlerine şu şekilde devam etmiştir:

«Biz buraya kat'î sonuçlar almak için gelmedik. Biz burada, dünyayı sulha götürecek bazı yollar tesbit edip    edemiyeceğimizi anlamak üzere toplandık, benim kanaatim şudur iki, dünyayı sulha götürecek, beşeriyete parlak günler vadedecek bir yol bulduk. Bizim .burada elde ettiğimiz şekilde, milletlerimiz de gelece'k aylar ve yıllar içinde bir karşılıklı anlaşma havası meydana getirirlerse adalet prensiplerine dayanan ve (herkesi memnun i£'den bir sulh elde edilebilir.»

Ben Cenevreye insanlığın harpten ve harp korkusundan kurtulmak istediğini gördüğüm ve sezdiğim için geldim. Ben buraya insanlığın bu duygusuna asil inandığım için geldim. Bu akşam memleketime, insanlığın, bir gün olup da harp âfetinin tarihe karışması ümidini içimde taşıyarak döneceğim.»

Paris :

Fransız Başvekili Edgar Faure Paris'e muvasalat ettiği sırada hava alanında etrafım çeviren gazetecilere beyanatta bulunarak ezcümle şöyle demiştir:

»Bütün bir hafta Cenevrede geçen konuşmalardan çok müsbet bir netice elde etmiş bulunuyorum.»

«Bazı çevreler, müşahhas bir neticeye ulaşamadığımızı zannetmekte haklıdırlar. Ancak, biz, bu konferansta askıda bulunan bütün meseleleri bir an içinde halletmek gibi büyük 'bir iddia ile toplanmamıştık. Bizim, bütün hedefimiz, ihtilâf konuları üzerinde anlaşma yoluna varıp varamıyacağımızı anlamakdı. Tanrıya binlerce şükür ki, her hususta bir görüş birliğine vardık. ve ihtilaflı konuların sür'atle halledilmesi hususunda dışişleri vekillerine gerekli talimatı verdik. Şunu da ifade edeyim ki, her türlü ihtilâf konusunun bir an içinde hallini baklemenin hatalı olacağını da hesaba katmak lâzım geldiğini gözönünde bulundurmak icabeder.

25 Temmuz 1955

Washington :

Beyaz Saray sözcüsünün bildirdiğine göre, Başkan Eisenhower Cenevrede hiçbir gizli anlaşma yapılm'adığma ve konferans esnasında hiçbir vesika parafe edilmediğine dair kongre liderlerine teminat vermiştir.

Başkan fikrini şu şekilde izah etmiştir;

Cenevre'nin 'bariz hâdisesi, dünya meselelerini isitikbâlde dostane bir hava içinde tetkik etmiak hususunda Sovyet liderlerinin nok Samimî bir arzu göstermiş olmalarıdır.

Yine Beyaz saray sözcüsünün bildirdiğine göre, Başkan Eisenhower, Amerika Birleşik Devletlerinin ve müttefiklerinin teyakkuzu elden bırakmamalarım söylemiştir.

26   Temmuz 1955

  Sasari (Sardenya):

İtalya Başvekili Antonio Segni, Cenevre konferansı neticelerini fevkalâde ümit verici bulmaktadır. Segni'ye göre, sulh ümidi gerçekleşebilir. Cenevre'de elde edilen sonuçlar kat'î olmamakla beraber bu ümidi desteklemektedir. İtalya, güvenlik ve sullı içinde 'beraber yaşama meselelerini ortaya atıldıkları günden beri desteklemektedir ve bu ideallerin tah'akkuku için elinden geleni yapacaktır.

27   Temmuz 1955

  Londra :

İngiltere Başvekili Sir Anthony Eden,, bugün, Avam Kamarasında Cenlarvre'-de toplanmış olan dört büyük devlet konferansı hakkında izahat vermiştir. Avam Kamarasının bugünkü toplantısında Londrada bulunan yabancı memleketler temsilcileri de alâka göstermişlerdir. Bilhassa, Sovyetler Birliği Elçisi Jakop Malik'in toplantıyı sonuna kadar 'büyük bir ilgi ile takip ettiği müşahede edilmiştir.

Kürsüye çıkan İngiltere Başvekili söze §u şekilde başlamıştır:

«Cenevre konferansının milletlerarası havayı tamamiyle değiştirdiği inkâr edilmez bir hakikattir.»

Bundan sonra Almanya meselesine temas eden Başvekil ezcümle şomları söylemistir:

"Alman konusu Avrupa'nın halli gereken tek meselesi olmakta devam etmektedir. Almanya ikiye taksim edilmiş olarak kaldıkça, Avrupa için bir güven ve itimad bahis mevzuu olamaz.»

Bundan sonra, İngiltere Başvekili Sovyetler Birliği idarecilerinin İngiltere tarafından vaki olan daveti kabul ettiklerini ve 1956 baharında İngiltere'ye geleceklerim bildirmiştir.

Sir Anthony Eden bu arada şunları .söylemiştir:

«Bütün İngiltere bu haberi, soğuk harp dediğimiz, karşılıklı itimatsızlığın sonu olarak telâkki etmekte ve bundan, dolayı da sürür duymaktadır.»

Avrupa güvenliği paktı tasarısına temas eden Başvekil, "bizim teklif .etmiş olduğumuz Avrupa güvenliği paktı tasarısının, iştirak edecek olan memleketlerin hududları ile hiç bir alâkası yoktur. Bu sadece bir tecavüzü önleme ti, def ve gayesini gütmektedir. Sovyetler Birliği de sinesine daha çok memleketi alabilen başka bir tasarı teklif edebilir. Böyle bir teklif vaki olursa,  ufaktan banlamak hakkında sağlam bir düşünceye sahip olmamıza rağmen, .bunu incelemekten geri kalmayız.»

Sir Anthony Eden bundan sonra, Uzak Doğu meselelerine temas atmış ve, "Avrupa'ya kıyas edilirse, buradaki durumun daha tehlikeli olduğu bedihidir. Ancak, diplomaside sabırla her şey bir sona örebilir. Benim, kanaatim şudur ki, Uzak Doğu meseleleri de bu safhaya girmiş bulunmaktadır demiştir.

İngiltere Başvekili sözlerini şu şekilde bitirmiştir: «Ben şahsen, Cenevre'de milletlerrarası münasebetlerde yeni bir hava meydana getirdiğimize ve önümüzdeki ekim ayında Cenevre'de toplanacak olan dışişleri konferansına iyi bir zemin hazırlamış olduğumuza kaniim. Fakat, her şeyden, önce sabırlı olmak ye çabuk netice beklememek icabeder. Yine sunu tekrar edeyim ki, Cenevre konferansı harp tehlikesini uzaklaştırmıştır.

BELGELER

Bulganin'in basın konferansı

16 Temmuz 1955

Moskova :

Sovyetler Birliği Başvekili Mareşal Bulganin dün Kremlin'de tertip ettiği bir basın konferansında aşağıdaki beyanatı okumuştur:

n Sovyet hükümet heyeti Cenevreye diğer 'büyük devletlerle, beynelmilel meseleleri serbestçe müzakere edip, müşterek gayretler sarf eder ek gerginliği azaltmak ve devletler arasındaki münasebetlerde itimadı takviye etmek gayesiyle gitmektedir. Bütün milletlerin en büyük arzusu sulh içinde yaşamaktır. İnsanlar sulhu özlemekte haklıdırlar. Birinci ve ikinci cihan, harpleri insanlıktan sayısız fedakârlıklar istemiştir. Stoğuk harp siyaseti ve silâhlanma yarışı ise in^an kütlelerine ağır bir yük olmakta devam etmektedir. Ve insanların istikbale emniyetle bakmalarına engel olmaktadır. Milletler yarınlarından emin olurlar, kendilerinin ve çocuklarının harp tehlikesine maruz bulunmadıklarını bilirlerse hür yaşamış sayılırlar ve ancak o zaman sükûnetle çalışabilirler..

"Biz harp istemedik. Hâlâ da istememekteyiz. Milletlerarası münasebetlerde şimdiki gerginliği izale edip, bunun yerine karşılıklı anlaşma, işbirliği ve itimat havası getirmek için elimizden geleni yapmaktayız.

Bu suretle devletler, silâhlanma için harcadıkları parayı, halkın mesken, okul, fabrika elektrik santralları, ihtiyaçlarına sarfedecekler ve ilim ile kültürün inkişafını temin etmiş olacaklardır.

Avrupada diğer devletlerin de iştiraki ile müşterek bir güvenlik sistemi kurabilmek büyük bir zafer olacaktır. Bu mümkün olmıyacak bir şey değildir. 0 zaman, Avrupa halkı birbirinden korkmadan sulh ve dostluk içinde yaşıyacaktır.

Muhtelif memleketler arasında içtimaî ve siyasî sistem farklarının milletler arasındaki anlaşmazlıkların sulh yolu ile halledilmesine mâni olduğu söyleniyor. Halbuki, içtimaî ve siyasî rejim mevzuu, her memleketin kendisini alâkadar eden bir içişleri meselesidir. Yabancılarda bizim hoşumuza gitmeyen birçok taraflar olduğu gibi, bizde de onların hoşlanmadıkları şeyler bulunabilir. Siyasî ve içtimaî rejim farkı, milletlerin sulh içinde ve karşılıklı saygı hisleri ile yasamalarına karşılıklı menfaat temin edecek, kültür ve ticaret münasebetlerini geliştirmelerine neden mâni olsun? Konferansın ulvî gayelerine varabilmesi için muazzam gayretler sarfetmek gerektiği şüphe götürmez bir hakikattir. Sovyet heyeti

bu gayretlere elinden geldiği kadar katılacağını beyan eder. Konferansa iştirak eden diğer heyetlerin de ayni .şekilde hareket edeceklerini ummaktayız. »

Başvekil Bulganin, bu beyanatı okumaya başlamadan evvel gazetecilere hitap ederek, .şunları söylemişti:

«Baylar, Cenevreye gitmek üzere, yarın Moskovadan hareket edeceğimizi biliyorsunuz, hareketimizden evvel, Cenevreye hangi maksatlarla gittiğimizi sizlere izah etmek istedik. Görüşlerimizi aksettirebilmemiz için bu konferansı tertip etmeyi uygun gördük.»

Bu basın konferansında, Sovyet Rusya Başvekili, hükümetinin görüşlerini ilk defa olarak basma bizzat izah etmiştir. Kremlinde bir basın konferansı tertip edilmesi de Rusyada ilk defa vaki olmaktadır. Bu iki vakıanın fevkalâde yenilikler olduğuna işaret edilmekte ve bunun Sovyet idarecilerinin Cenevre konferansından evvel, tezlerini bir kere daha açıklamak lüzumunu hissetmiş, olmalarından ileri geldiği bildirilmektedir.

Edenin konuşması

18 Temmuz 1955

Cenevre :

Dörtler Konferansının öğleden sonraki oturumunda konuşan Sir Anthony Eden şunları söylemiştir:

«Esas mesele Almanyanın birliğidir. Almanya bölünmüş bir halde kaldıkça Avrupa da bölünmüş olarak kalacaktır. Alman birliği tesis edilmedikçe Avrupa kıtasında ne itimat ne de güvenlik olmıyacaktır. Almanyanın. birleştirilmesi için Batı bölgesinin sınırlarında bizce mümkün olan her şeyi yaptık. Batı Almanyaya Federal bir hükümet verdik ve işgal durumunu da ortadan kaldırdık."

Eden bundan sonra Alman meselesine umumî bir hal çaresi bulmak için, Sovyetler Birliği Almanyanın bölünmüş bir halde kalmasını vahimleştiren sıkı tahditlerin gevşetilmesini mümkün görecek olursa, hakikî bir ilerleme kaydedilebilir, demiştir.

Almanyanın birleştirilmesinin Berlin konferansında niçin mümkün olmadığı sorusunu ortaya atan Eden Batılıların Almanya için serbest seçimler ve kendi dış siyasetini seçme hürriyeti tanımış olduklarını, fakat Sovyetlerin bunu kabul etmediğini hatırlatarak sorunun cevabım, vermiştir.

Eden sozlerine şunları ilâve etmiştir:

«Almantvanın birleştirilmesi bazılarının kanaatince Avrupanın güvenliğine karşı mevcut olan tehdidi ne azaltacak, ne de arttıracaktır.

Güvenlik paktı mevzuunda Eden şöyle demiştir:

«Bu masada temsil edilen devletler ve birleşmiş bir Almanya tarafından kurulacak bir  güvenlik paktına  iştirake hazırız.  Bu memleket hangisi

olursa olsun, yardıma hazır olduğunu beyan edecektir. Bu pakt için çeşitli şekiller ortaya atılabilir. Bunları incelemeye ve her şekil için ayrı ayrı görüşümüzü belirtmeye hazırız.

Biz böyle bir anlaşmanın Birleşmiş Milletlerin otoritesi altına verilmesini teklif ediyoruz. Eğer pakta üye memleketlerden biri barışı ihlâl ederse yürürlükte bulunan anlaşmalar hükümlerince sahip olduğu bütün haklarını kaybedecektir.»

Almanyanın her iki kısmında ve Almanyaya komşu memleketlerdeki.silâh ve mevcut asker sayısı üzerindt: bir anlaşmaya varmak imkânlarını araştırmaya da hazırız. Böyle bir gayeye ulaşmak içi anlaşmayı tesirli bir şekilde nezaret altına alabilecek karşılıklı bir kontrol sistemine iştirak zarurîdir Burada temsil edilen bütün memleketlerin bu sisteme bir
leşmiş Almanya ile birlikte dahil olacaklarını ümit ediyoruz. Bu sahadaki hiç bir teklif çalışmalarına .büyük ehemmiyet verdiğimiz silâhsızlanma komisyonunun faaliyetini ne geciktirecek, ne de bertaraf ede-çektir.»           

Eden şöyle devam etmiştir:

«Birbirimize verebileceğimiz başka teminat var mıdır? Benim görüşüm-ee gözönüne almamız gereken bir hal daha vardır. Biz Doğu ile Batı arasında askerlikten tecrit edilmiş bir bölge ihdası imkânlarını incelemeye hazırız.»

İngiliz Başvekili netice olarak, eğer dörtler kendisinin çizdiği bu yol üzerinde ilerlemeyi» kabul edecek olurlarsa Avrupada barışı sağlamak üzere yapıcı bir plân elde etmenin mümkün olacağını söylemiştir.

Bulganin nutku

Cenevre :

Üç Batılı Başvekile cevap veren Sovyet Başvekili Bulganin, Batılıların tekliflerinden bazılarım, meselâ Milletlerarası atom ajansına iştirak hususunda Başkan Eisenhower'in ileri sürdüğü teklif ile, silâhlanma uğrunda yapılan bazı masrafların yapıcı gayelere hasredilmesi hakkında Edgar Faure'un teklifleri üzerinde durmuş, fakat, halk demokrasileri meseleleriyle Milletlerarası komünizm faaliyetinin incelenmesi yolunda Eistnhower'in teklifini kafiyetle reddetmiştir.

Bulganin bundan sonra, bir müddetten beri Milletlerarası gerginliğin gevşemesi lehinde kaydedilen şu vakaları saymıştır:

Korede ve Hindiçinide muhasamata son verilmesi, Sovyet - Yugoslav münasebetlerinin normalleştirilmesi hakkında aktedilen anlaşma, Bandung Konferansı, Nehrunun Moskova seyahati, Adenauer'in Moskovaya davet edilmesi, fakat Bulganin en ziyade silâhsızlanma hakkındaki son Sovyet teklifleri üzerinde ısrar etmiştir.

Sovyet Başvekili, bundan sonra, Amerikan milletinin Sovyet halkiyle dost

geçinmek arzusunda olduğuna dair Başkan Eisenhower'in sözlerini müsait karşılamıştır.

Silâhlanma yarışma son vermek ve atom silâhını yasak etmek zaruretine işaret eden Bulganin, Eisenhower tarafından ehemmiyetine işaret edilen «atom enerjisinin barışçı gayelerde kullanılması için Milletlerarası işbirliği» lehinde bulunmuştur.

Bulganin, daha sonra, konvansiyonel silâhlı kuvvetlerin tahdidine dair Amerika, İngiltereFransa ve Kanada tarafından yapılan tekliflere Sovyetlerin de katıldığını hatırlatmış ve başlıca devletlerin silâhlı kuvvetlerinin, taraflarca evvelce kabul edilen rakamlar dahilinde tahdit edilmesi bahsinde bir anlaşmaya varmayı teklif etmiştir. Şöyle ki:

Amerika, Rusya ve Çin için bir buçuk milyon asker, İngiltere ve Fransa için 65.000 ve diğer devletler için de 150.000 ilâ 200.000 asker.

Bulganin sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bir defa daha şuna işaret edeyim ki Sovyet hükümeti, konvansiyonel silâhlar hakkında üç Batılı devletin teklifini kabul etmiştir. Şimdi de Batılıların, atom silâhlarının yasak edilmesi bahsinde ileri bir adım atmalarını beklemek hakikidir. Bu suretle silâhsızlanma meselesini hakikat sahasına intikal ettirmek mümkün olur.

Askerî masrafların azaltılması hakkında Başvekil Edgar Faure'tin teklifine temas eden Bulganin, "Bu teklif, dikkatle incelenmeğe lâyıktır» demiştir.

Bulganin, dört büyük devletin Avusturyadaki kıtalarını, Avusturya Barış Antlaşması gereğince çekmelerini ve terhis etmelerini ve silâhlı kuvvetler mevcudunu azaltmalarını teklif etmiş ve demiştir ki:

aSovyet hükümeti böyle bir tedbir almaya karar vermiştir ve Amerika, Fransa ve İngiltereyi de bu misali takibe davet etmektedir.»

Güvenlik meselesine temas eden Bulganin. bütün Avrupa devletlerinin v Amerikanın iştirakiyle mevcut askerî gruplaşmaların yerme geçecek kollektif bir güvenlik sistemi kurulması hakkındaki Sovyet teklifini tekrarlamış ve böyle bir sistemin derhal kurulmasında güçlükler çıkacağını teslim ederek meselenin iki merhalede tahakkuk ettirilmesini teklif eylemiştir:

1

Antlaşmaya  dahil bütün devletler  silâhlı kuvvetlere müracaattanvaz geçeceklerini,  başka memleketlerdeki kuvvetlerini  arttırmayacaklarını ve askıda kalmış meseleleri barışçı şekilde halle çalışacaklarını kabuledeceklerdir.

2

Nato, Paris ve Varşova anlaşmaları bozulacak ve   bunların    yerinimüşterek bir Avrupa güvenlik sistemi alacaktır.

Alman meselesine temas eden Bulganin, Sovyet hükümetinin evvelce olduğu gibi simdi de. Almanvanm, Alman milletinin ve Avrupa güvenliğinin menfaatleri lehinde b'rlestiriJmesi taraftarı olduğunu sövlemiş, fakat Batı Almanyanm yeniden silahlandırılmasının, bu birliğe başlıca en^el olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Bundan sonra bazı memleketler tarafından takiu edilen tarafsızlık siyasetinden bahseden Mareşal, Sovyet ve diğer devletlerin de ayni şekilde hareket etmelerinin! teklif eylemiştir.

Bulganin, Uzak Doğu meselelerine geçerek, Birleşmiş Milletlerde komünist Çinin temsil -edilmmesi ve bu teşkilâtta Çan Kay Sekin bir temsilcisinin bulunmasından doğan haksızlığın telâfi edilmesini istemiştir.

Sovyet Başvekili, Milletlerarası işbirliğinin, iktisadî, kültürel ve ilmî sahalarda gelişmesi lehinde bulunmuştur.

Bulganin, sözlerine son verirken, Amerika, İngiltere ve Fransa Başvekillerinin verdikleri nutukların, derin bir görüş teatisini icap ettiren meseleler ortaya attığını belirtmiş ve demiştir ki:

«Noktai nazarların ayrıldığı meseleler de mevcuttur, ıfakat bu, konferansımızın semereli çalışmalarına mâni olmamalıdır. Sovyet hükümeti, "bu konferansın, barışçı ve rahat bir ömür sürmek istiyen milletlerin ümitlerini    tahakkuk    ettirmesi    için    elinden    geleni yapacaktır.)!

Edsar Faure'un konuşması

Cenevre:

Bu sabahki açılış oturumunda Başkan Eisenhower'den sonra konuşma sırası Edgare Faure'un idi. Fransa Basvekili^nutkuna Cenevre konferansının ehemmiyeti üzerinde durarak başlamış ve söyle demiştir:

"On yıîdanbfri hükümet şefleri arasında bugünküne benzer bir toplantı yapılmamıştır. Hattâ üç Batılılar bile ayrı olarak bu tarzda bir toplantj

yapmamışlardır

Fransa Başvekili bu.nc^n sonra son on yıl içindeki siyasî gelişmelerin nihavet soğuk harp ile neticelendiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

'Soğuk harbe son vermek ve milletler arasında işbirliği ve barışı tesis etmek. Bugün karsısında bulunduğumuz meseleler ve vazifeler bunlardır. Bu iki nokta birbirinin tamamlayıcısı olduğu gibi ayni meselenin birbirinden ayrılmasına imkân olmıyan iki veçhesini de teşkil etmektedir. Milletlerarası gerginliğin azalması ihtimallerini birbirinden ayrı olarak ele almak veya bunlardan yalnız birini ele alarak diğerlerini bir yana bırakmak hata olur. Çünkü daima yenileri ortaya çıkabilir ve, diğer taraftan. eğer bu meseleler arasında bir sentez yapılmasına imkân verecek Gir seviyeye varılırsa meselelerin her birinin çözümü de kolaylaşmış olur

Fransız Basvküi silâhsızlanma bahsinde 10 sene evvel ilk atom bombası uatîadJığı gün duyulan dehşeti hatırlatmış ve bu hissin saikiyle atom bombasının harbi sona erdirmiş olduğuna işaret ederek. Mamafih demiştir, her ne olursa olsun atomun sulhu tehdit etmesine müsaade edilmemeliFaure sözlerine devamla: «Kendi icatlarının kurbanı olacakları korkusiyle kaderleri için endişe eden insanları düşünerek buna bir hal çaresi bulmalıyız» demiştir.

«Fransa atom bombasına malik değildir ve memleketim atom üzerindeki" çalışmalarını  sadece  sulh  yolundaki  araştırmalara    hasretmiştir.   Onun için atom bombasının kontrol altına alınmasını daha kolaylıkla talep edebiliriz.  Kaderi birbirine  bağlı  bir  dünyanın  endişelerini  halledecek  bir karara varmak hususunda  burada    muvaffakiyetsizliğe    uğrayacağımızı tahmin etmiyorum»  diyen Faure  «tahrip vasıtalarının en mükemmelini bulan dehanın bunu frenliyerek faydalı neticeler elde etmesi çok kolaydır ve insanlığın hakikî düşmanı tahrip değil, korkudur. Sizler ve ben bu. korkuyu    ortadan    kaldırabilecek    pek çok soy    yapmağa    muktediriz» demiştir.

Silâhsızlanma bahsinden sonra iktisat, kültür ve haberleşme alanında işbirliği tesisinin lehinde konuşan Edgar Faure. Dört Büyükler Konferansının demir perdenin bu üc sahada açılmasını temin edeceği hususundaki ümidini  belirterek  teferruatının  uzmanlar  tarafından tesbit  edilmesini talep etmiştir.

Bundan sonra Almanya meselesine temas eden Vekil, Almanya meselesi" halledilmedikçe, memleketler arasında hakikî ahengin hiç bir zaman elde^ edilmiyeceğini bilhassa belirtmiştir.

Faure, Almanyanın muhakkak surette birleştirilmesi üzerinde durarak bu meselenin 1954 ocak ayında İngiliz Başvekili Edenin Berim Konferansında ileri sürdüğü teklifler üzerinde müzakere edilebilieceğini söylemiş ve «Eğer dördümüz de Almanyanın birleştirilmesini istiyorsak usul meselelerinin isimizi zorlaştırmıyacağı çok tabiîdir» demiştir. Bilâhare Sovyetlerin Almanyanın birleştirilmesi hususunu daima emniyet meselesi yaparak reddetmiş olduğunu hatırlatan Faure, »Fakat hiç kimse halihazırda ikiye bölünmüş olan Aîmanyanın hepimizin emniyetini garanti etmiş olduğunu da iddia edemez, onun için simdi en mühim nokta Alman-yanın hangi şartlar altında ve ne ölçüde birleştirilmesinin bizim emniyetimizi sağlıyacağı hususudur» demiştir.

Almanyanın tarafsızlığı meselesinin de imkânsız    olacağını    ileri sürem Faure,   Şahsen Almanyanın tarafsız  olamıyacağı ve     tarafsız  olmaması gerektiğine   aşağıdaki  sebeplerden  dolayı  kaniim»   demiştir:

1

Bir sulh anlasmasiyle hükümranlığını kazanmış    bir    memleketinfarklı    bir    muameleye    tâbi    tutulması    Milletlerarası  hukuka    aykırıdır.

2

Eğer tarafsızlık harbe sebebiyet vermenin bir cezası olarak bu memlekete yüklenirse o zaman da, bu müttefiklerin hareketlerinin Nazi hükümetinin mesuliyeti üzerine değil, fakat Alman halkının mesuliyeti üzerine ayarlamaları ve böylece, kendi tezlerini tekzip etmeleri demek olur.Bu hareket bizim reddettiğimiz ve karsı koyduğumuz biyolojik İcaplar-ve ırk prensiplerini tanımış olmamız mânasına da gelir.

3  Harbin mesulü diğer memleketlerin içinde olduğu şartlarla Alman-  yanın durumu kabili telif değildir.

4   Hukukî durum bir yana, tarafsızlığın aleyhinde fiilî deliller    mev
cuttur.

-

Alman halikına bir şüphe unsuru nazariyle bakmak o memlekette marazı bir milliyetçilik veya intikam hissi yaratmaya sebep olur.

-

Memlekette tarafsızlığın kontrolü gerek manen, gerekse    maddetenimkânsızdır.

-

Tarafsız olan memleketlerin daha ziyade küçük devletler oldukları
ve tarafsızlığı da kendi arzrulariyle seçmiş olduklarını hatırlamak fayda
lıdır. Bu sebepten hususî bir coğrafî duruma ve kalabalık bir halk küt
lesine    malik    Almanya    gibi    bir  memleketin     tarafsız    olması    im
kânsızdır.

Yukarıda bahsettiği hususların kendi müşahedeleri ve teklifleri olduğunu bilhassa belirten Faure, bu şartlara müsteniden birleştirilecek Almanyanın Sovyet Rusya güvenliği için bir tehlike teşkil etmiyeceğinden emin olduğunu da söylemiş ve tekliflerini şu şekilde sıralamıştır:

-   Birleştirilecek Almanyanın hali hazırdaki Batı Almanya ve    BatıAvrupa    birliğinin    askerî    kuvvetlerinden    fazla    kuvvete    sahip    olmaması.

- Balı devletlerin Sovyet Rusya ile karşılıklı güvenlik paktı imzalamaları ve bu garantinin Nato memleketlerinde olduğu gibi Sovyet Rusyaya saldıracak her Batılı devletin diğer Batılı devletlerin ve Batı Avrupa Birliğinin yardımından otomatik olarak mahrum kalması.

3 Almanyanın umumî bir güvenlik teşkilâtına dahil edilmesi. Faure bövle bir güvendik paktının bütün Avrupa memleketlerine şâmil olabileceğini ve halihazırda mevcut müdafaa garantilerine bir yenisinin katıl     olacağını belirtmiştir.

Bundan sonra Faure, silâhların tahdidi plânlarını teferruatiyle anlatmış ve şöyle demiştir:

«Eğer bu umumî fikirler üzerinde mutabakat hâsıl olursa konferansımız esnasında bu ülânlarm tatbiki hususunda bir karar alınmasını talep ederim, o zaman bu. kararı da daha önceki umumî güvenlik teşkilâtı ile beraber tatbik mevkiine koyarak teşkilâta dahil memleketlerin askerî güçlerini bu plâna göre ayarlamak imkânına sahip oluruz. Müşterek bir teşkilâtın ana hatlarını ve bununla ilgili idarî meseleleri bundan sonra aramızda halledebiliriz,»

Bakan Eisenhower'in konuşması

Cenevre:

Cenevre Konferansını açış nutkunda Başkan Eisenhower şöyle demiştir:

Burada bulunacağımız birkaç günün birkaç saati içinde halledilmesi gereken bütün dünya meselelerine bir hal tarzı bulmamıza imkân yoktur. Fakat hiç olmazsa bu meselelere ileride hal çaresi bulunmasını sağlıyacak yeni bir hava yaratmamız belki mümkün olacaktır. Zira hâlen bizleri meşgul eden mevzular çözülmesi imkânsız meseleler değildir. Eğer şimdiki şartlar değişecek olursa., Dışişleri Vekillerimizin ileride bizim, kaldığımız yerden başlıyarak dünya meselelerine hal çaresi bulacaklarına eminim İdeolojik bakımdan mevcut görüş farkları umumî bir anlaşmaya varılmasına engel değildir.»

Başkan Eisenhower, daha sonra kendi görüşünce konferansta ele alınması gereken meseleler üzerinde durmuştur. Bunların başında Almanyanın birleştirilmesi ve serbest seçim esasına dayanan tek bir Almanyanin kurulması meselesi gelmektedir. Başkan Eisenhower'e göre, «Bölünmüş-bir Almanya mevcut olmaya devam ettikçe bu durum Avrupada bir kararsızlık hali doğuracaktır. Bu konferansta elde edilen netice her ne olursa olsun Alman halkının çoğunluğu tarafından kabul edilmedikçe hiçbir değeri olamıyacağına göre, Alman meselesi toplantının başlıca konusu teşkil etmelidir.' Başkan Eisenhower bu mesele ile ilgili olarak Sovyetler Birliğinin meşru güvenlik menfaatlerini de gözönünde bulundurmaya hazır olduğunu ilâve etmiş ve Paris anlaşmalarının bu maksatlara hizmet edebilecek esasları hâiz olduğunu söylemiştir.

Daha sonra Milletlerarası temaslar ve münasebetler meselesi üzerinde duran Eisenhower, bu münasebetle Amerikan halkının Sovyet halkının dostu olmayı arzu ettiğim, buna engel olacak belli başlı bir sebebin eskidenberi iki memleket arasında mevcut olmadığını, fakat, Milletlerarasındaki dostluk anlayışının kolaylıkla gelişemediğini, çünkü, bugün de mevcut olduğu gibi, arada bazı sun'î manialar bulunduğunu söylemiş ve «Her -ne şekilde teşkil edilmiş olursa olsun aradaki bütün perdelerin karşılıklı, itimat ve saygı havası içinde kaldırılması gerektiğini» ilâve etmiştir.

Bundan sonra silâhsızlanma meselesine geçen Eisenhower silâhsızlanma yarışma son verilmesini temenni ediyoruz, fakat, hiç kimse hücuma uğriyacağı korkusu ile buna cesaret edemiyor, demiş ve bu sahada yapılacak en mühim işin karşılıklı ve tesirli bir kontrol sisteminin kurulması ve bu sistemin de hakikî bir silâhsızlanma esasına dayanması gerektiğini belirtmiştir. Bu konuda Edgare Faure'un daha önce ele almış olduğu' mevzua temas ederek silâhlanma için sarfedilen paranın yeter derecede gelişmemiş memleketlere yardıma  tahsis  edilmesini istemiştir.

Başkan Eisenhower netice  olarak  şunları  söylemiştir:

«Son on yıl içindeki müzakerelerimizin bariz vasfını teşkil eden sıkıcı manevralara yeniden başlamak için burada toplanmış değiliz. Vazifemiz: insanlığın barış arzularına cevap vermek üzere siyasetimizde yeni bir hava yaratacak ve daha iyi şartlar altında müzakerelere girişilmesini sağliyacak tarzda görüşmelerde bulunmaktır.»

Dört büyüklerin Dışişleri Vekillerine verdikleri direktif: 23 Temmuz 1»55

- Cenevre :

Dört büyük devlet temsilci heyeti başkanları bugünkü toplantıları sırasında dört Dışişleri Vekiline konferansta görüşülen mesailin müzakeresine devam ve iyi bir şekilde neticelendirilmişi hususunda direktif vermişlerdir.

Bu vesika şu adı  taşımaktadır:   «Dört  büyük devlet  hükümet  reisinin Dışişleri Vekillerine verdikleri talimat...»

Bu tarihî vesika şu  şekilde   başlamaktadır:   «Birleşik Amerika,  Fransa Cumhuriyeti, İngiltere Birleşik Krallığı ve Sosyalist Sovyetik Cumhuriyetleri ittihadı Başvekilleri Cenevrede toplanarak askıda olan meseleleri müzakere etmişler ve dünyada mevcut gerginliğin izalesi ve Milletlerarasında itimadın  teessüsü  için  gereken  tedbirlerin  alınması  hususunda. Dışişleri Vekillerini müzakereye memur etmişlerdir.»

Bundan sonra dört hükümet reisi Almanyanın birleştirilmesi konusu ile Avrupa güvenliği meselesinin birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil ettiğini kabul ederek Dışişleri Vekillerine şu şekilde talimat vermektedirler;

«Almanya ve Avrupa güvenliği meselelerinde Dışişleri Vekilleri, konferansa teklif edilmiş olan muhtelif tasarıları inceliyerek bir hal çaresi bulmalıdırlar.»

Bundan sorra Almanyadaki hür seçimlere temas eden dört hükûmet reisi şöyle demektedirler: «Dört hükümet reisi Aîmanyanın birleştirilmesi hususunda yapılacak serbest seçimlerin Alman milletinin millî menfaatlerine ve Avrupa güvenliğinin nefine cereyan etmesi gerektiği hususunda. ittifak etmişlerdir.»

Silâhsızlanma konusuna temas eden dört hükümet reisi büyük devletlerin silâhlanma programlarında yapacakları kesintiden artacak olan bütçe fazlalarının iktisaden geri kalmış olan memleketlerinin inkişafına sarfedilmesi hakkında vaki olan teklifi muvafık bulmuşlar ve bu prensip dahilinde bir anlaşma zemini temin edilmesi hususunda Birleşmiş Milletler Kurulu Silâhsızlanma Talî Komitesine gerekli .talimatı vermişlerdir. Yine bu talimata göre, dört Dışişleri Vekili Silâhsızlanma Talî Komitesinin çalışmalarını yakından takip ederek neticeyi dört hükümet reisine bildirecektir.

Doğu ve Batı münasebetleri hakkında verilen talimata gelince, dört Dışişleri Vekilleri iki âlem arasındaki ihtilâfa sebebiyet veren iktisadi ve ticarî olayların ve iki taraf arasındaki serbest münakaleye engel olan hususların giderilmesi alanında komisyonlar kuracaklar ve bunların bir an. önce ortadan kalkarak normal münasebetlerin teessüsüne imkân verecek-şartlan meydana getirmeğe çalışacaklardır.

Yine dört büyük devlet hükümet reislerinin verdikleri karara göre. dört devlet Dışişleri Vekilleri önümüzdeki ekim ayında Cenevrede toplanarak bu konuları inceliyecekler ve kendilerine bir çalışma    programı    tesbit edeceklerdir.

Dörtler toplantısı

19/VII/955 tarihli (Zafer)  den:

Dört büyükleri, nihayet bir araya gelmiş görüyoruz.

Bunun bile imkân dahiline girmesi için, zahmetli yollardan, yürünerek hürriyet ve barış karargâhı adına türlü emniyet tedbirleri alınmış ve ayrıca da lâzım gelen siyasî sondajlar yapılmıştır.

Tedbirlerin basında, Paris anlaşmaları ve bunların, 'bütün Sovyet itiraz ve tehditlerine rağmen tatbiki gelmekte idi.

Sondajların ise, tabiatiyle diplomatik kanallardan yapılıp tamamlanmış olması lâzımdır.

Şimdi dünyanın gözleri dört büyüklerdedir ve bu ietimadan ne çıkacağı merak ile beklenmektedir.

İçtimain başta gelen gayesi, dünyanın Ve insanlığın selâmet, barış ve karşılıklı İtimat havasına ve bunun teminat arzeden şartlarına kavuşmasıdır.

Bu şartların arasında, Doğu Almanya yahut demir perde nizamı gibi emniyeti selbedici ve milletleri löandî müstakil varlıkları içinde son d-erece rahatsız edici ahvalin muttasıl doğurmakta olduğu siyasi v.e iktisadi huzursuzlukların tasfiyesi de mevcut olsa gerektir.

"Fakat bunların ele alınarak tatminkâr neticelere götürülmeleri, Sovyetlerin göstereceği anlaşma zihniyetine bağlıdır.

Sovyetler, bu zihniyete sahip bulundukları iddiasındadır. Hattâ, tâvizlerde bulunacakları da söylenmektedir.

Binaenaleyh konferansın asıl meydana çıkaracağı husus, bu rivayetimin dere-cei sıhhatidir.

Sovyetler, fırsat düştükçe, «Co existence» dan, yani iki camia ve karargâhın hayat görüşleri arasındaki farklar ne olursa olsun, bunların ayni dünya üzerinde yanyana yaşıyabileceğinden dem vururlar.

İyi ama, ayni dünya üzerinde yanyana yaşanmakta olduğu esasen bir vaka değil midir?

Ve kanaatleri yahut hayat görüşleri birbirine zıttır diye, camialardan ve karargâhlardan birinin bir başka seyyareye taşınması mümkün müdür?

Şu halde, mesele, yanyana yaşama meselesi değil, yanyana yaşanmış yahut yaşanacak hayatın kıymet Ve mâna taşıması, rahat olması, emniyet ve huzur getirmesidir.

Bu is.e ancak Sovyetlerin başka memleketler üzerindeki taaddî ve tecavüz politikalarından vazgeçerek bu gibi hareketlerden hiç birino bundan böyle tevessül edilmiyeoeğini beyan etmeleri vp buna müteallik es:aslı teminatı vermeleriyle mümkündür.

Bu teminat arasında, silâhların ve atom taharriy atının kontrolü gibi maddeler de olduğuna şüphe yoktur.

Fakat teminat denince, ilk hatıra galen şey, Doğu Almanya yahut demir perde gibi anomalilelerin kalkmasıdır. Yani evvelâ düzelmiş bir münasebetler manzumesini yaratmak ve ondan sonra da, ilerisi irin karşılıklı itimadı tesis edecek noktalar üzerinde mutabık kalmak lâzımdır.

Aksi takdirde ve böyle sağlam bir zemin üzerine inşa edilmemiş olan mutabakatların temel, mukavemet ve metanet hesapları daima zayıf olacak ve

İnşa edilecek binaya durmadan zararlar ika edecektir.

Belki de hâttâ günün birinde, müştereken ikamet edilecek bu binanın gayri  kabil;sükna olduğu müessif yen kazalar ve kurbanlar yoliyle anlatılacak fakat iş işden geçmiş olacaktır.

Bu sebeple işte, dörtler içtimainin bîr kere havası ikincisi de ilk merhalelerde gösterebileceği müsbet yahut menfî inkişaflar, dikkatle takip dilmektedir.

İlk müsademeler

Yazan: Şükrü Kaya

20/VII/955 tarihli (Hürriyet) ten:

Cenevre Konferansının muayyen program ve gündemi olmadığı halde, her şeyden önce, Almanyanm birleşmesi, silâhsızlanma dâvası ve umumî emniyet mesel jlerinin. görüşüleceği, hattâ bu üc meselenin birleştirilerek ve birbirine bağlı bir 'tüm halinde müzakere edileceği belliydi.

Batı müttefiklerinin de konferansın açıllış nutuklarında bu üç meseleyi bir-]eştirere;k mütalâa ettikleri ve ona göre tekliflerde bulundukları Cenevreden gelen haberlerde bildiriliyor.

B. Amerika Devlet Başkanı Eisenhowerin nutkunu ajanslar pek muhtasar o-larak verdiler. Fakat buna rağmen ajansların bildirdiği cümlelerde dikkate ;ayan fikirler ve teklifler vardır. Hele Balkanın, «Alman birleşmesini kendisi için bir tehlike görüyorsa, Sovyetler Birliğine yeni garantiler verileceğin vaadi; Kremlinin Avrupanın her yerindeki geçitlere ve boğazlara kontrolünü uzatmak istemesine yol açacak kadar geniş bir kapıdır. Öyle de olsa meseleyi ciddî olarak mütalâa edeb mek için nutkun metnini görmek icap eder.

Ajanslarda İngiliz Başvekili Edenin nutku biraz daha tafsilâtlıdır. Edene göre, «dünya güvenliğini teminat altına almak için Büyük Britanya, (B. Amerika, Fransa,  Sovyet Rusya  ve yeniden birleşmiş Almanya il-a bir pakt yapmaya hazırdır. Büyük Britanya, askerî kuvvetlerin tahdidine de taraftardır. Nihayet Büyük Britanya Doğu île Batı arasında askersiz İttirilmiş (Noir. mi'Htarise) bir bölge kurulmasını da tetkik edecektir.»

Askersizleştirm:enin ne demek olduğunu Versay ve Lozan Muahedesini okuyanlar ve neticesinin n? olduğunu da o muahedeyi tatbik edenler ve şimdi de herkes bilir. Askersizlestirme hem beyhude, hem de tehlikeli bir tedbirdir. Bazı mıntakaları askersizi eştirmeden ilk istifade edecekler de o boşlukları ilk doldurabileceklerdir. Sovyet Rusya ve peyk memleketleri Finlandiya ve İsveçten başlayarak İsviçre ve Avusturya tarafsızlığıyla devam eden hattâ tarafsız kuağiyle emniyet altına almak ' istiyorlardı Anlaşılan Sir Anthony Eden Rusyanm istediği tarafsızlık kuşağını, başka tâbirlerle kendisine temin etmek istiyor. Rusyanın askersizleştirmeden memnun olacağı şüphesizdir. Vakıa Sovyet Rusyanm, eski düşündüklerinden ve politikalarından vazgeçerek Cenevreye büsbütün yeni fikirler ve tekliflerle gideceği zaten beklenmezdi.

Fakat hiç olmazsa eski iddialarını ve dâvalarını yumuşatarak, umumî emniyet hakkında herfcasi temin ve tatmin edecek anlaşmalara yol açacağı umulurdu.

Halbuki, gayesinin eskisi gibi yine Atlantik Paktını dağıtmak ve Batı Almanyanm silâhlanmasına mâni olmak olduğu Bulganinin daha ilk nutkunda söylediği sözlerden sarahatle anlaşılmıştır. Aradaki ihtilâfların halli için Bulganinin ilk şartı Avrupadaki yabancı askerlerin dondurulması, yani halihazırın ipkasıdır. Avrupa müdafaasının yegâne güvendiği kuvvet, hazırlanmakta olan NATO ordularıdır.

NATO Kuvvetleri Başkumandanlarının söylemekten çekinmedikleri hakikat de mevcut Rus ordularını önliyecek bir kuvvetin henüz elde bulunmamasıdır. Bulganin bu teklifiyle önündeki hareket sahasının eskisi gibi boş ve açık. kalmasını istediği aşikârdır.

Bulganin Atlantik Paktı dağıldığı tak-

dirde Rusyanın peyklerle yaptığı Varşova- ittifakının da bozulacağını söylemiş.

Atlantik Paktı dağılırsa, Avrupa boşalır ve kapıları da Rusyaya karsı daha ziyade açılır, fakat Varşova Birliğinin dağıtılmasının neticesi tamamiyle nazarî ve plâtoniktir.

Çünkü Sovyetler Birliğinin ve peykleri devletlerin orduları daha önce tanzim edilmiş ve kumandanlığı coktanberi birleştirilmişti. Varşova Muahedesinin ilgası Batılılar için maddî olarak hiç bir teminatı ihtiva ve ifade etmez.

Bununla beraber, konferanslarda ilk nutuklar, muharebelerdeki avcı hatları müsademelerine benzer.

Vakıa bu ilk müsademeler umulan sulh şartlarının nek de lehinde değildir. Ama hakikate yakın mütalâalarda ve tahminlerde bulunabilmek için de müzakerelerin biraz daha kızışmasını ve "ikilemesini beklemek zarurîdir.

Cenevre'de karşı karşıya gelen ideolojiler...

Yazan: M. Nermi

20/VII/955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Dört büyük devletin en yetkili şahsiyetleri, Cenevrede buluşarak, an karışık dünya dâvalarını gözden geçiriyorlar şimdi. İlkönce yapılan şeyler mindere çıkan güreşçilerin enselemelerini, karşılıklı kuvvet yoklamalarını hatırlatmaktadır bize. Sovyetler Birliği, demokrasilerin zayıf noktalarını, bir "kere daha denemeye ve bulmaya çalışıyor. Demokrasiler de ayni şeyi yapıyor zaten.. Görünürde dört devlet vardır,, hakikatte ise karşı karşıya gelmiş iki dünya görüşü, iki ideoloji ve, nihayet, iki ıdevlet ve topluluk dâvası.

Aşırı bir iyimserlik, demokrasileri, Eyyüp Peygamberi unutturacak kadar sabırlı yapmıştır. Koruktan helva yapılacağına, kurtla kuzunun, tam bir barış içinde,   sarmaş dolaş    yaşıyacağına

inanmışlardır onlar!. Kruşçevin ufak bir gülümseyişi, Bulganinin yanık bir göz süzüşü Nuhun, Tufandan sonra, zeytin dalı getiren güvercini gibi tesirlidir. İdeolojiler, milletleri birbirinden nasıl ayırabilirler? Barış, normal istihsalin ilk şartıdır. Demokrasiler kadar Sovyetler Birliğinin de sonsuz bir ihtiyacı vardır buna. Temel dâvalarda birleşildikten sonra, öteki politika konularında niçin sürekli anlaşmalara varılmasın? Demokrasiler böyle bir hayat ve politika anlayışiyle Cenevre'ye gitmişlerdir!

Fakat, on yıldanberi. her toplantıyı baltalayan Sovyetler Birliği. Cenevreden ne bekliyor? Demokrasiler, bunun da cevabını. Ağız birliği etmiş gibi verivorlar: «Stalinin ölümünden sonra başka bir yel esmeye başlamıştır Sovyetler Ülkesinde!! İdare gelenekleri bile değişmistir! Bakınız, iş basından uzaklaştırılan Malenkov. inanılmaz şey ama, yaşıyor bugün! Komünist dünyasının sertliği çok tavsamış gibidir! Politikada da öyle olmalı! Her milliatin, güneş altında, yaşamaya hakkı vardır. Cenevre bunu sağlıyacaktır İşte! Görüşmeler tam zamanında başlamıştır. İdeolojiler. Milletlerarası anlaşmalarda birer en«el sayılmamalıdırlar!»

Tarihe bakarsanız, demokrasilerin politika iyimserliklerini rgelişigiüzel paylaşmaktan, mümkün olduğu kadar, kaçınırsınız. İnsancığın en hırçın ve en sert savaşları, "bugüne değin yalnız ideoloji adına kapılmıştır, hattâ son (Almanya, İtalya, Japonya) in parola dünya harbi bile.. Bütüncül devletler sı, Hayat Alanıdır. Demokrasiler ise hak ve hürriyet için kan dökmüşlerdir.

Ortaçağın, bütün harpleri. Tanrı adına yapılmamış mıdır? Öyle anlaşılıyor ki, demokrasiler ideoloii adını verdiğimiz akıldışı (irrational) kudretin insan gönüllerinde tutuşturduğu kasır-gamsı heyecanı çok küçümsemem ektedirler.

Sovyetler Birliği, komünistlik ideallerini istisnasız gerçekleştirmek için kurulmuştur. Bu bakımdan, komünist devlet, bir idare devleti değil, tam rnânasiyle, bîr gaye devletidir. Halk yığınlarını sürükleyen ideolojiler, hiçbir

manian akademik tartışmaların konusu yapılamaz, yl-e olmuş olsaydı, başta A-merika olmak üz&re, komünist ideolojisinin yayılmasına karşı tedbirler alınmazdı. Anayasaları gözden geçirirseniz, her memleketin başka türlü düşünmediğini görürsünüz. İdeoloji kasırga-iarından ürkmiyen yoktur. Onun için, her anayasa, önleyici hükümlere  baş vurmak zorunda kalmıştır.

Ortaçağ ideolojilerinin, yenileri sürükleyen bir kudret haline gelinceye değin, mukadderat ölçüsünde roller oynadıklarım bilirsiniz. Diplomatlar ne düşünürlerse düşünsünler, bugün de ayni dâvalarla karşılaştığımızı hatırlamalıyız. Sovyetler Birliğinin güdücü ideolojisi, yeni bir hayat düzeni yaratmaksa (?) demokrasilerin dâvası da, şimdiki toplumsal düzenin, çağdaş kültürün dokunulmazlığını sağlamaktır. İdeolojileri, yalnız, kupkuru bir fikir ve inanış sistemi gibi düşünmek son derecede yanlıştır. Ortaçağın taassubu nasü toplulukları derleyen, disiplendi-ren ve büyük şüppheler halinde harekete getiren bir kudretse, zamanımızın ideolojileri de, tıpkı öyle, toplumsal gayzerin gerçekleştirilmesiyle ilgili hamleleri yaratan kollektif bir sezgi tepkisidir.

Cenevre Buluşması, milletler hayatınla eşsiz bir rol oynayan ideoloji dâvasını, şimdiye değin _ olduğu gibi, küçümser ve yanyana yaşamak fikri üzerinde kapalı gözle durursa, hiçbir müshet iş göremez. İdeoloji, millet haya tının bütün dallarını, dileklerini, özleyişlerini kucaklayan çok geniş bir dâvalar sisteminin dinamik tarafıdır. İçinde politika da vardır, toprak ve kudret üstünlüğü hırsları da.. Görüşmelere ve pazarlıklara girişenler bu tarih ve topluluk gerçekliğini unutmamak zorundadırlar. Biz, onun için, Cenevrede, karşılıklı ideolojilerin bir yana bırakı larak, anlaşmalara daha büyük bir kolaylıkla  erişileceğine  inanmıyoruz.

Cenevre konferansında Almanya

Yazan: Chat Baban

22/VII/955 tarihli (Tercüman)dan:

 Cenevrenin  iki   saat   ötesinde   ihtiyar,


fakat dinç bir adam, Almanya Başvekili Adenauer, Dörtlerin Konferansını çok yakından takip etmekle meşguldür. Alman Parlâmentosu Hariciye Komisyonu üyeleri herhangi bir ihtimale karşı acele içtima edebilmek için Bonn'da hazır beklemektedirler. Almanya Başvekili hayata gözlerini kapamazdan ev vel Alman birlisinin tekrar kurulmuş olmasını görmek arzusundadır. Ona nazaran «Alman Birliği dünya sulhunun başlıca şartıdır.»

Welt am Sountag gazetesine verdiği bir demeçte, sulha yaklaşabilmek için mevcut havanın bu geçen senelerden daha müsait olduğunu söylemiştir Çünkü Garp milletleri ve sulh cephesi geçen sen-eden daha kuvvetlidir. Amerika Rusyaya 'korku telkin ettiği için Sovyet politikasında ibu değişrn-e olmuştu. Eğer Amerikanın azimli durumu olma saydı, Sovyetler Stalin politikasını tadil eylemezlerdi. Ruslarla pazarlık e-dierk-nn acele etmemek ve hür millet-ferin sulh arzularından gelen sabırsızlığın tesiri altında kalmamak lâzımdır, Cenevre Konferansı dünya sulhunu temin bakımından son şans değildir. Almanya, ikiye bölünmüş halde kaldığı müddetçe, Avrupada emniyet ve sulh kurulamaz.

Fransız Başvekili de Almanya konusunda aynı fikirdedir. O da Almanyanın hür ve müstakil bir millet olmasını istiyor. Fakat bu birliğe acaba hangi yoldan gitmek lâzımdır? Almanyanın Avusturya misali bitaraflığını muahede ile temin mümkün olmamak icap eder. Çünkü evvelâ hukukan hür ve müstakil bir millete böyle bir mecburiyet tahmillatmek hükümranlık hukuku ile kabili telif değildir. Kaldı ki bu tarafsızlığın kontrolü dİB yine ecnebi müdahalesini icap ettirecek ve Almanlar gibi kuvvetli bir milleti yine küçüklük duygusuna sürükliyerek, yine aksülâmeHrr yaratacaktır. Onun için Alman Birlimi meselesi bir umumî emniyet meselesidir. Bu umumî emniyet meselesine ulaşmak için de büyükler arasında silâhsızlanma dâvasını halley-lemek gısrekir.

Almanya NATO içinde bulundukça ve NATO teşkilâtı da münhasıran tedafüi bir mahiyet  taşıdıkça emniyet dâvası

kendi liginden halledilmiş demektir. Bu fikre ilâveten İngiltere Başvekili dörtlü bir emniyet paktının imzalanmasını da teklif etmiştir.

Görülüyor ki Cenevre müzakerelerinin siklet merkezini Almanya meselesi teşkil etmektedir. Şimdiye kadar Rus işgali alımdaki Avrupa memleketlerinin kaderi üzerine Dörtlerden hiç biri eğilmemiştir.  Bunun    mânası    acaba,  bu milletlerin Ruslara terkedilmiş olmaları midir? Dünyanın buna tahammil göstermiye-ceğini Ruslar da bilirler, fakat anlaşılıyor ki bütün meseleler bir 'defada halledilir gibi olmadıkları içînr kademe kademe yürümek tercih olunmaktadır. Görünüşe göre Cenevre, dünya milletlerine birdenbire rahat nefes aldıracak değildir, fakat çok muhtemeldir ki rahat nefes almanın başlangıcı olsun.

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Temmuz 1955

         Atina:

Bir müddettenberi izinli olarak memleketinde bulunan îngiliz Büyükelçisi Sir Charles Rsake, anî olarak Atinaya dönüşünü müteakip Başvekil muaviri ve Hariciye Vekil Vekili KanelopulosIa 45 dakika süren bir görüşme yapmıştır.

Görüşmeden sonra ne Kanelopulos, ne de İngiliz Elçisi basma bir açıklamada bulunmuşlardır.

Buradaki siyasî çevrelere göre- İngiliz [irinin zamanından evv.el Atmaya gelişi İngilterenin Kıbrıs hakkında Yunan tezine mukabil yapacağı teklifle alâkadardır.

Lefkoşe :

Dün öğleden sonra Lefkoşede ehemmiyetli silâh depolarının meydana çıkarılması üzerine polis tarafından on kişinin tevkif edildiği neşredilen resmî bir tebliğde bildiri İm ektedir.

Çok miktarda mühimmat, el bombasıyle infilâk maddelerinin ele geçirilmiş olduğu yine aynı tebliğde tasrih edilmektedir.            

           Atina :

Yunan Millî Müdafaa Vekili ve Hariciye V akiline Vekâlet eden Kanelopu]os dün atoşam gazetecilere verdiği beyanatta İngilterenin Yunan Hariciyesine tevdi ettiği 'bir muhtırada İngiltere  Türkiye ve Yunanistanm toplana-rak dünya meselelerini ve bu arada "Kıbrıs meselesini görüşmeleri teklifinde bulunduğunu söylemiş ve fakat bem bu teklif hakkında her hangi 'bir şey söylemek salâhiyetinde değilim demiştir.

Gazetecilerle yaptığı konuşmadan sonra Başvekil Papagos ile görüşen Kanelopulos uçakla Larisaya giderek Kral Paul'a mülâki olmuştur. Larisadan dönüşünde tekrar gazetecilere kabul eden Kanelopulos 'bahis (mevzuu teklifin incelenmesi lâzımdır, bu hususta henüz Mı ve 'aleyhte ,bir karar verecek durumda dağiliz, demiştir.

Buradaki Yunan çevreleri İngilterenin ileri sürdüğü bu teklife göre bir toplantı yapılacak olursa bu anca'k Cenevrede aktedilecek Dörtler Toplantısından sonra imkân dahiline girebilir demektedirler.

Atina :

Atina Metropolidi Spiridionun riyaseti altındaki Kıbrıs Cemiyeti, Yunanistanın her tarafında büyük çapta miting ve gösteri yapmağa karar vermiştir.

Bundan îbdrkaç gün evvel Spiridioin Yunan hükümet makamlarına müracaat ederek cemiyetin almış olduğu kararı bildirmiştir.

3 Temmuz 1955

Lefkoşe :

Kıbrısın Magosa kasabasında İngiliz askerleri ila ailelerinin işgal etmekte oldukları binaların bulunduğu bir sokakta dün gece bir bomba infilâk etmiştir. Bu hâdise üzerine İngiliz müfrezeleri bütün kasabayı sıkı bir devriye kontrolü altına almışlardır.

Londra :

İan Cetvin, bu sabahki Sunday Express'de neşrettiği .bir makalede şöyle demektedir:

"Kıbrıs .adasının Yunanistana ilhakını istiyen mezkûr Ada Baş Metropolidi Makariosun faaliyetlerini yakından takip eden İngiliz mukabil casusluk teşkilâtı, Baş Metropolidin. komünistler tarafından gizlice desteklendiği hakkında sağlam delillere malik bulunmaktadır. Komünistlerin gayesi Kıbrıstaki İngiliz askerî üssünü icabında kullanılamaz hale getirmekten ibarettir.»

Gazetenin yazdığına göre, İngiliz mukabil! casusluk servisleri bu husustaki tahkikata geçen sonbaharda başlamıg-tı. Birleşik Amerikada yapılan tahkikat neticesinde Makariosun Kıbrıstaki Rum orta okulları için yalnız New Yorkta 300.000 liradan fazla iane topladığı meydana çıkmıştır. Halbuki bu okulları besleyen Rum kilise vakıfları çok zengindir.

Sundey Express'e göre, Makarios îngilteredeki Kıbrıslı Rumların kurduğu bir cemiyeti de, İngiltere - Kıbrıs Rumları İhtilâflarını devam ettirmek maksadiyle, desteklemektedir.

Lefkoşe .

Cumartesi günü akşam, Lefkoşeye 80 kilometre mesafede Amandios köyünde, 40 yaslarında bir kadının, evinde patlayıcı maddeler sakladığı haber alınmiş ve yapılan araştırmalarda İbİT cephanelik ele geçirilmiştir. Kadın, sorgusu yapılmak üzere Limasol polisine teslim edilmiştir.

5 Temmuz 1955

Strasbourg:

Yunanistan, Londraıda toplanacak olan Üçlü Konferansa iştirak .etmeyi resmen kabul etmiıştir.

Hâlen Strasbourg'ta Batı Avrupa Birliği Meclisi toplantısına katılan Yunanistan.  Dışişleri   Vekili   Stıephanopoulos, Sir Anthony Eden tarafından Londrada toplanması teklif edilen İnğiliz-Yunan - Türk üçlü konî.tansına iştirâk etmeyi, hükümetinin kabu] ettiğini İngiliz Dışişleri Vekili Harold Mac Millana bildirmiştir.

7 Temmuz 1955

  Londra .

Dün akşam Strasbourg'tan Londraya dönmüş olan Dışişleri Vekili Harald Mac Millan hava alanında bir aemsç1 vererek iki hafta kadar Cenevrede toplanacak . olan Dörtler Konferansından ümitli olduğunu sölyemiştir. Vekil sözlerine şunları da ilâve etmiştir:

«Kıbrıs meselesini incelemek üzere Londrada toplanmasını teklif ettiğimiz konferansa Türkiye ve Yunanistanın muvafakatlerini de birlikte getirmiş bulunuyorum.»

9 Temmuz 1955

  Lefkoşe :

Kukladaki Afrodit mabedinde araştırmalar yapmakta olan bir İngiliz arkaoloji grubu 2500 senelik olduğu tahmin edilen ve üzerine bir kadın başı hakkedilmiş bulunan kıymetli bir yüzük bulmuştur.

Lefkoşe :

Limasol, Larnaka ve Famagustada bu akşam, _ komünistler tarafından    tartıp  edilen İngiliz aleyhtarı birçok nümayiş-yapılmıştır.

Nümayişçiler İngiliz    aleyhtarı   sözler sarfederek sokaklarda    dolaşmışlardır. Hiç bk hâdise olmamıştır.

10 Temmuz 1955

- Lefkoşe :

İngiliz Sömürgeler Vekili Lennox Boyd -bugün Dânâ Efendinin başkanlığındaki Kıbrıslı Türk idarecileri ila uzun bir görüşme yapmıştır.

diğer kıt'alara gelince, o memleketlerin halkı ne arzu ediyorlarsa o memleketlerde o irade hâkim olmalı.

Bugün de aynı şekilde düşünüyoruz. Çünkü Türkiye müşterek emniyete sadık kalmayı kendi menfaati iktizasından görmektedir.

Aziz ve asil Lübnan milletinin bizim bu düsturumuzu anladığı için çok bahtiyarım. Lübnan bu kıt'anın münevver bir merkezini teşkil eder. Size vazife olarak sizin vasıtanızla birbirimizi sevdiğimizi, birbirimizin kardeşi olduğumuzu ve ancak müşterek menfaatlerimiz üzerine beraber hareket ettiğimizi anlatmak düşüyor.

Muhterem Belediye Reisi nutkunda bu denize de işaret ettiler ve bu suretle burada vücuda gelmiş olan medeniyet eserlerinin kıymetini izah etmek istediler. Biz, dünya medeniyetinin Akdenizde kurulduğuna kaniiz. Türkiye hesabına da konuşuyorum ve fikirlerinize de iştirak ediyorum. Eğer medeniyetin valdesi olan bu deniz voliyle vatanımıza, medeniyet eserleri ve fikirleri gelirse onu herzaman beşeriyetin İyiliği namına muhabbetle derağuş etmeğe hazırız. Fakat böyle olmayıp ta artık kapandığını kabul ettiğimiz müstemlekecilik ve istilâ fikirleri yeniden kalkar da bu deniz yoliyle bize gelirse, o gelen insanların karşılaşacağı akibet ancak onların kafalarının kesilmesidir.

Umumî surette söylüyorum, bizler, Türk ve Arap, bu mıntıkada sakin olanlar, başka milletlerden hiç bir suretle geri değiliz, bizim zekâmız ve kabiliyetlerimiz vardır. Fakat    yapacağımız bir çok işler de mevcuttur.

Çalışmalıyız, kültür ve fen hiç bir kimsenin inhisarı altında değildir. Nereden gelirse gelsin onu kendimize m âl etmeliyiz. Memleketlerimizi mamur, milletlerimizi müreffeh yapmalıyız.

Dünyanın bu. derece kısaldığı ve fikir cereyanlarının bu derece kuvvetlendiği bu devirde hiç bir millet kendi bud'ü mücerredinde kalıp yaşayamaz. Umumî seyri takip etmek mecburiyetindeyiz, biz Türkler bu fikirdeyiz ve biliyorum ki siz Lübnan'h kardeşlerimiz de bizimle berabersiniz, m

Bayar sözlerini alkışlar arasında şu cümlelerle bitirmiştir :

«Sayda'lılar beni, büyük muhabbetle karşıladınız. Çok iyi biliyorum ki bu muhabbet bütün Tütfk kardeşlerine racidir. Ben de sizlere Türk milletinin muhabbetini getirdim ve onların halis duasını bir kere daha tekrarlıyorum: Kardeş Lübnan mes'ut, müreffeh, payidar olsun.»

Bayar Lübnan yolunda Yazan : Cihad Baban

16/VI/1955     tarihli     (Tercüman) dan:

Devlet Reisimiz Lübnan yolundadır. Lübnan'ın Cumhurreisi Kamil Şenıun' un memleketimiz-? yaptığı ziyareti iade edecektir. Bu seyahatin karşılıklı olarak memleketlerimiz için hayırlı ve verimli olmasını hararetle temenni ediyoruz. Türkiye ile Lübnan arasındaki münasebetler fevkalâde dostanedir. Türkiye'nin Orta Doğu'daki .endişelerini iyice anlıyan Arap memleketlerinden birisi de Lübnan'dır, onun içindir ki Türk - Irak paktı, hazırlanırken ve imzadan sonra, Mısır'dan ve Suudî Arabistan'dan gelen müfrit cereyanları durdurmak hususunda bizce kıymeti inkâr odilemiyecek çok değerli hizmetlerde bulunmuştur. Aynı mevzuda bu gayreti hizmetlerin devam edeceğinden eminiz.

Gelen ajans telgraflarından öğrendiğimize göre Bayarı Beyrut büyük bir hakaret kabul .edecektir. Nasıl ki Kamil Şemun Ankara'ya geldiği zaman başşehrimiz onu çiçeklerle karşılamıştı. Biz eminiz ki, bu ziyaret resmi devlet başkanlarının karşılanması programına aşacak ve halka mal olan bir sıcaklıkla başladığı gibi devam edecektir.

Türkiye'nin Orta Doğu'da tek bir arzusu vardır. Komşu Arap memleketlerinin refah ve saadet İ£İhd-e yaşamaları.

İç bünyelerdeki huzursuzlukların umu; mî sükûnu büyük çapta ihlâl edeceğini bildiği için, Araplar arasında ve Arap memleketleri içindeki buhranlardan biz teessür duymaktayız, İmparatorluk defterini kapattığımız tarihten bu yana komşularımızın sükûn ve barış içinde inkişaf etmelerini, dost olarak. din kardeşi olarak daima istemiş ve temenni etmişizdir. Bayar, Lübnan'a bu temiz duygularımızı ulaştıracak ve Türk milletinin en hayırhah dileklerini oraya götürecektir.

Biz çok arzu ederdik ki, Irak ile Türkiye arasındaki kuvvetli dostluklar. Suriye'ye, Mısır'a, Ürdün'e ve Suudî Arabistan'a kadar intikal etsin. Dünyanın bu tehlikeli bölgesinde hep beraber sulhu korumanın evlâd ve nesillerimizin huzurunu ve âtisini temin etmenin çarelerini bulabilelim, ve onları yeni harp felâketlerinden, istilâlardan masun tutalım. Doğrusunu söylemek lâzımgelirse Orta Doğu, dünyada sn çok ıstırap çekmiş bölgelerden biridir. İç dış istilâlar, yabancı tesirkrin oyunları, gurur dâvaları, bu bölgedeki kardeşleri hep birbirine düşürmüş ve buralarının terakki ve inkişafına refah ve saadete erişmesinye mâni olmuştur. Lübnan istisna edilecek olursa bu bölgznin bütün sakinleri büyük bir hayat seviyesinin içinde dünya nimetlerinden mahrum yaşamaktadırlar. Halbuki mes'ut ve müreffeh olmak için. elimizde her imkân mevcuttur, elverir ki bu imkânları karşılıklı olarak huzur içinde milletlerimize verebilmenin çaresini bulabilelim.

Türk Devlet Reisi, bu eseri meydana getirmek ist.?yen bir zihniyetin mümessili olarak Beyrut'a gitmektedir. Öyle temenni ediyoruz ki, bu ziyaret eğer dostlarımızın zihninde karanlık ve anlaşılmamış noktalar varsa onları tenvir etsin, ve Lübnan vasıtasıyla diğer Arap memleketlerindeki şüphe ve tereddütleri izale edebilsin. Sulh bugün yaşıyan nesillerin müşterek mameleki olarak hepimizin eseri halinde ayakta duracaktır.

Eğer milletlerimizi, dünün sıkıntı çsjç-miş bugünün harp tehlikeleri karşısında rahatsızlık duyan insanlarını ve yarınki nesilleri badirelerden kurtarmak istiyorsak, bu müşterek mameleki ayakta tutmak için ondan hiç bir şey esirgememeliyiz.

Devlet Reisimiz Lübnan'da

Yazan : Burhan Belge 17/VI/1955 tarihli (Zafer) den:

Osmanlı İmparatorluğunun   en   müteyeti, Garp medeniyetinin yüksek esas rakki vilâyetlerinden biri iken 1918 de istiklâline kavuşan Lübnan Cumhuri ve an'anilerini Yakın Doğuda en    iyi temsil eden memleketlerden biridir. Ve belki de, Türkiye Cumhuriyetine karşı beslediği bugünkü muhabbet    ve    itimat hislerinin sn tesirli âmili, budur.

Dünya siyasî durumunu beraberce mütalâa ederek bundan, Orta Doğu adına, muayyen hüküm ve kararlara varmak arzusu, Lübnan ile bizim aramızda, pekâlâ hatırlanacağı üzere, asıl Bağdat paktından sonra tebellür etmiş bir temayüldür.   .

Fakat bu temayül, bugün artık bir müşterek politika olma yollarmdadır. Nitîfkrm, gerek Lübnan Devlet ve Hükümet Reislerinin bundan bir müddet önce memleketimizi ziyaretleri, gerek şimdi bizim Devlet Eeisimizin onların "bu' kıymetli ziyaretlerini mahallinde iade etmesi, hep bu müşterek politikanın durmadan devam eden inkişafını teyid edici ve merhale merhale işaretleyici mesut hâdiselerdir.

Keza, muhterem Başvekilimizin, Bağdat paktının hazırlıklarını yaptıktan sonra ilk sağlam siyasî menzil olarak Lübnan'ı seçmesi ve Orta Doğu adına neler yapılmak istendiğini sıcağı sıcağına Lübnan ricali ile gözden geçirmesi, aynı inkişafın mukaddem ve aynı derecede mesut bir emaresi idi.

Kıymetli Lübnan Başvekilinin   geçenki ziyaretlerinde, memleketimiz hakkında ne kadar sitavişkâr ve samimî sözler sarfettiği hatırlardadır. Hele bu sözler arasında bir tanesi, yolunu görmek ve yapılması lâzım olanı yapmak için artık Garba bakmıya lüzum olmayıp örneklerin Türkiye'den alınabileceğini ifade edeni, bizleri bir nefs emniyetine sevketmiştir.

İşte Türkiye'miz; karşı, Devlet yahut Hükümet Reislerinden en basit vatan-iaşına kadar böyle bu kadar muhabbet besleyen bu güzel ve medenî memleketin, sevgili D&vlet Reisimiz, hâlen misafiri bulunuyorlar. Pakistan ve Irak'tan sonra, şimdi de Lübnan'ı; eski dostlar ve kardeşler halkasının bir* diğer güzide ve aziz unsurunu, ziyaret ediyorlar.

Orada nasıl karşılanacaklarını ve ne derece candan şevk ye heyecanlara hedef  olacaklarını  bilmekteyiz.

Keza bilmekteyiz ki, bu ziyaretlerle ve bu yaklaşma ve danışmalarla; taştaş üstüne ve kat kat üstüne konarak. Orta - Doğu milletlerinin müşterek dostluk, kardeşlik, sulh, emniyet ve ileri medeniyet dünyaları kurulacaktır. Tarihin içinde asırlarca aynı kaderin siyasî dilini konuştuk. Şimdi onun. istikbale muzaf manevî içtimagâhını inşa ediyoruz.

Bu yolda, behemehal muvaffak olacağız, ve beraberce inşa etmekte olduğumuz bu istikbal yapısı, her türlü köstekleme ve sabotaja rağmen mutlaka tamamlanacaktır. Yani Orta Doğu milletleri, muasır medenivetin bütün hususiyet ve üstünlüklerini haiz v.e câmî olarak, yakın yıllarda, dünyamızın en yeni ve .sn mamur semtlerinden birini meydana getireceklerdir.

Bir güzel semt, bir mamur semt, bir itibarlı ve şerefli semt!

Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil etmekteki o müstesna ve sade asaletleriyle, Devlet Reisimiz Celâl Bayar'a dost diyarın ve dost evinde, mesut anlar geçirmelerini temenni ederiz.

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Haziran 1955

New-York :

Silâhsızlanma Talî Komitesi 13 Mayıs günü Londra'da ki çalışmalarına ara verdiğind:nberi ilk defa olarak bugün Birleşmiş Milletler merkezinde toplanmıştır. Fransız delegesi Hoppeno'-nun başkanlığında yapılan bu toplantıda komite çalışmalarının program: tesbit edilmiştir.

8 Haziran 1955

Birleşmiş  Milletler   (New-York) :

Vesayet Konseyi 16 ncı toplantı devresi çalışmalarına bugün Birleşmiş Milletler genel merkezinde başlamıştır. Başkanlığa Amerikan delegesi Mason Sears, başkan yardımcılığına da Haiti delegesi Dorsinvüle seçilmişlerdir.

18 Haziran 1955

Birleşmiş   Milletler   (New-York) :

İngiliz Hariciye Vekili M. HaroJd Mac Millan dün ÖŞkden sonra Birleşmiş Milletler genel sekreteri M. Dag Hammarskjold'u ziyaret etmek üzere geldiği Birleşmiş Milletler merkezinden ayrılırken verdiği beyanatta New -York'ta iki gün sürmüş olan müzakereler esnasında üç Batılı Hariciye Vekilinin «kaydettikleri terakkilerden dolayın memnun bulunduğunu söylemiştir.

M. Mac Millan Batılı Hariciye Vekillerinin Sovyet Hariciye Vekili M. Molotof ile San Francisco'da yapacakları görüşmelere de temas etmiş ve bu görüşmelerin Temmuz ayı zarfında Cenevre'de toplanacak olan Dört Büyükler Konferansına müteallik teferruatı hazırlamak maksadiyle yapılacağını ilâve etmiştir.

19 Haziran 1955

San Fransisko:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının onuncu kuruluş yıldönümü münasebetiyle yapılacak toplantıda hazır bulunmak üzere buraya gelmiş olan kimselerin alakadar oldukları y.:-gâne husus, bu toplantının, hasreti el'an çekilen dünya sulhunun sağlanmasında ne gibi bir rol oynayacağıdır.

Yeryüzünde hüküm süren gerginliğin ortadan kaldırılması için takibi gereken yolları göstermek maksadiyîe, San Fransisko toplantısında altmıştan fazla konuşma yapılacaktır. Fakat siyasî müşahitler bu resmî hitabelerden ziyade, devlet adamları arasında kulis arkasında cereyan edecek olan gayri resmî görüşmelere ehemmiyet vermektedirler.

Dünya milletleri arasında daha iyi münasebetler tesisinin, bu gayri resmî görüşmelerde vasıl olunacak neticelere bağlı olduğunu ileri sürenler ekseriyeti teşkil etmektedir.

Birleşmiş Milletlerin onuncu yıldönümü münasebetiyle yapılacak olan toplantının başkanı Hollandalı Eclco Van Kleffens, San Fransisko'ya muvasalatında verdiği bir beyanatta, toplantının dünya sulhunun sağlanmasında mühim bir rol oynayacağını bildirmişti. Eclco Van Kleffens tarafından verilen bu beyanatın ne dereceye kadar doğru olduğunu Önümüzdeki günler gösterecektir.

San Fransisko toplantısında Sovyetler Birliğini temsil edecek olan Hariciye Vekili "Molotof ve refakatindeki elli beş kişiden müteşekkil heyet azaları dün San Fransisko'ya yasıl olmuşlardır. Molotof, San Fransisko garına varışında, kendisinden bir beyanat almak için bekliyen gazetecilere, sadece San Fransisko şehrine teşekkür babında bir kaç kelime söylemekle iktifa etmiştir.

Moîotof ve maiyetindekiler, San Fransisko şehrinin en lüks banliyösü olan Hillsborough'da, sırf bu ziyaret maksadiyle kiralanmış olan gayet lüks bir köşke gitmişlerdir.

İki hafta için kiralanmış olan bu köşk Rus vergi mükelleflerine 4 bin dolara mal olmaktadır.

Cumhurreisi Ei&enhower, pazartesi günü  toplantının açılışı münasebetiyle irad edeceği nutuk üzerindeki çalışmalarını bitirmiş ve bu sabah, yazlık ikametgâhı Gettysburg'den Washington'a germiştir. Amerika Cumhurreisi bugün öğleden sonra San Fransisko'ya müteveccihen Washington'dan ayrılacaktır. Başkan Eisenhower, daha evvel Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld'a gönderdiği bir mektupta, Birleşmiş Milletlerin onuncu yıldönümü münasebetiyle vâki daveti, büyük bir fırsat telâkki ettiğini bildirmiş ve bu münasebetle yapacağı konuşmada. Amerikan halkının Birleşmiş Milletler Teşkilâtı hakkında beslediği büyük ümitleri belirteceğini söylemişti.

Üç Batılı Hariciye Vekili bugün San-Fransisko'da beklenmektedir.

İngiliz Hariciye Vekili Harold Mac Millan, Fransız Hariciye Vekili Antoi-ne Pinay ve Amerika Hariciye Vekili John Foster Dulles,  New-York – San Fransisko seyahatlerini ayrı uçaklarla  yapmaktadırlar.

Batılı Hariciye Vekillerinin bu akşam Molotofla bir görüşme yapacakları sanılmakta ise de, bu, sadece bir nezaket görüşmesi şeklinde tezahür edecektir. Dört Dışişleri Vekili arasındaki esas görüşmelere Cumhurreisi Eisenhower tarafından Pazartesi günü irad edilecek olan nutku takiben başlanacaktır.

Birleşmiş Milletler :

Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Molotof, bugün, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold'u ziyaret ederek kendisiyle on dakika kadar bir konuşmada bulunmuştur.

Bugünkü konulmanın beklenmedik bir zamanda vukuu burada hayretle karşılanmıştır. Evvelden randevu alınmadığı için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag 'Hammarskjold Stan-ford Üniversitesinde vereceği bir konferansa gitmek üzere otomobiline binerken kendisine Molotof'un konuşmak istediği bildirilmiştir. Bunun ü-zerine Genel Sekreter otomobilinden inerek bürosuna çıkmıştır.

Mülakat sırasında Molotof a kimse refakat etmemiştir. Gazetecilerin bütün ısrarlarına rağmen Genel Sekreter konuşulan konular hakkında hiç bir açıklamada bulunmamıştır.

Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Birleşmiş Milletler Kurulunun toplandığı binaya girerken ve çıkarken oraya birikmiş olan Letonya, Litvanya ve Estonya mültecilerinin hasmane nümayişlerine maruz kalmıştır.

20 Haziran 1955

San Francisco :

Amerika'nın Birleşmiş Milletlerdeki daimî delegesi Henry Cabot Lodge, Birleşmiş Milletler teşkilâtının onuncu yıldönümü münasebetiyle tertiplenen bir televizyon programında konuşarak, son günlerde Filistin'de durum daha vahim bir hâl aldığı takdirde, Güvenlik Konseyinin San Francisco'da toplantıya çağırıimasmın faydalı olacağı hakkındaki düşüncesini ifade etmiştir.

  San Francisco :

Joohn Foster Dulles, Pazar günü San Francisco'ya varışından hemen sonra : San Francisco Kiliselar Konseyi»nin tertip ettiği bir festival münasebetiyle kısa bir konuşma yaparak, Birleşmiş Milletler teşkilâtının sulhu korumasına yardım edecek deniz, hava ve kara kuvvetlerinden müteşekkil silâhlı birliklerle mücehhez olmayışından esef duyduğunu belirtmiş, ve «Güvenlik Konseyi, büyük devletlerin dünya nizamını elbirliği ile korumaları bahsinde inananları hayâl sukutuna uğratmıştır» diyerek sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Kuruluşundan bu yana, on sene içersinde, Güvenlik Konseyi bir kere bile, anayasa hükümlerine uygun olarak hareket etmek imkânını bulamadı, zira silâhlı kuvvetlerin teşekkülü anayasada yer aldığı halde hin bir zaman hakikat olamamıştır. Güvenlik Konseyinin yegâne hareketi, Kore'de misalini gördüğümüz gibi, tavsiyelerde bulunmaktan ibaret kalmış, hareketi hiç bir zaman emir tarzında tecelli etmemiştir. Hattâ veto hakkı denilen şeyin 'suistimâl edilmesi yüzünden tavsiyelerinin bile tehlikeli bir şekilde tahdit edildiği vaki olmuştur.

Aradan geçen on sene göstermiştir ki Birleşmiş Milletler teşkilâtı daha ziyade  manevî  bir   otoriteye   sahiptir.™

Dulles, bundan sonra, Birleşmiş Milletlerin faaliyetine de temas ederek, sözlerine şöyle son vermiştir :

 Bütün hükümetlerin, hattâ manevî bir kanunun mevcudiyetini inkâr edenlerin bile, ahlâkî prensipler adına tenkidlere maruz kaldıkları zaman kendilerini Birleşmiş Milletler kürsüsünden müdafaa etmek lüzumunu hissetmeleri bize cesaret vermelidir.»

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş  Milletler    Genel    Sekreteri


Dag Hammerskjoeld, Birleşmiş Milletler anayasasının imzalandığı ve bu günün onuncu yıldönümünü tesid etmek üzere merasimlerin yapıldığı San Francisco şehrindeki Stamford Üniversitesinde söylediği bir nutukta «beynelmilel» mefhumunu Birleşmiş Milletlerin anladığı tarzda müdafaa etmiş ve ezcümle şunları ifade etmiştir :

«Birleşmiş Milletler, «dünya» ve «millet» mefhumları arasında bir terkip yapmak hususundaki arzumuzun ifadesi olup, kendi memleketimiz için çalışırken, dünyanın menfaatini temin etmek, dünyanın yararına çalıştığımız zaman ise, kendi menfaatimizi korumuş olmak hususundaki bir teşebbüs-tsn ibarettir.

«Mazideki muvaffakıyetsizlikler ne olursa olsun, Birleşmiş Milletler bize, insanlığın durumunu mükemmelleştirmek mevzuunda, gayretlerimizi hangi istikamete tevcih etmemiz gerektiğini göstermektedir.»

Hammerskjoeld, sözlerine son verirken, bir İngiliz şâirinden «Dünyayı kurtarmak için bu adamdan canını feda etmesini istedin - fakat, boşuna ölmediğine emin misin?» mısralarını söy-liyerek, bu suale, müsbet cevap vere-bilmeliyiz» demiştir.

San Francisco :

San Francisco şehri Birleşmiş Milletler anayasasının imzalandığı on yıl evvelki tarihin heyecanını bugün de yaşamaktadır. Teşkilât üyesi 65 devletin delegeleriyle yedi memleketin müşahitleri anaya-sanm imzalanması yıldönümünü kutlamak üzere burada toplanmışlardır.

Toplantının diğer bir ehemmiyetli veçhesi de, 18 temmuz'da aktedilecek olan dört hükümet başkanı konferansı hazırlıklarının Hariciye Vekilleri arasında bâzı temas ve müzakerelere mevzu teşkil edecek olmasıdır.

San Francisco toplantısında memleketimizi Birleşmiş Milletler nezdinde daimî delegemiz büyük elçi Selim Sarper temsil etmektedir. Kendisine delege Turgut Menemencıoğiu ile başkatip Halâk Bavulken refakat etmektedirler.

Bugün konferans açılınca bir dakikalık tazim sükûtundan sonra başkan Eisenhower söz alarak bir nutuk söyliyecektir. Konferansın müteakip günlerinde her memleket temsilcisi yirmi dakikayı aşmayan bir konuşma yapacaktır.

Büyükelçi Sarper'in söz sırası 23 haziran Perşembe günü öğleden sonraya tesadüf etmektedir. Haber aldığımıza göre delegemiz nutkunda bilhassa, on sene evvel başlayan gerginlik ve emniyetsizliğin yakın bir gelecekte ortadan kalkacağına dair bugün hâlâ kat'î bir delil mevcut olmadığımı, sulhsever memleketlerin ger.ak fer&en, gerekse müşterek teşekküllerinde kuvvetli olmaları gerektiğini, sulhun ancak emniyet sayesinde teessüs edebileceğini ve hakikî emniyetin de beynelmilel kontrol altında umumî ve muvazeneli bir silâhsızlanma neticesinde kurulabileceğini belirtecektir.

Daimî delegemiz, nutkunda, Birleşmiş Milletlerin son on senelik mesaisinde Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Teşkilâtı içinde veya Teşkilât anayasası prensipleri çerçevesinde sulh ve emniyet yolunda ifa ettiği hizmetlere ve bu mevzuda Güvenlik Konseyi, klâsik silâhlar ve atom enerjisi komisyonları, müşterek tedbirler komisyonu gibi kurullardaki rolüne ve Kore'ye bir savaş birliği göndermek suretiyle sulha vs emniyet dâvasına karşı göstermiş olduğu bağlılığa işaret "edecektir.

Büyükelçi Sarper müteakiben Birleşmiş Milletler anayasasının ihzarı sırasında, on sene evvel. Türk heyetinin ileri sürdüğü bazı tenkidîere bugün artık ekseriyetin de katıldığını tebarüz ettirerek anayasanın bâzı hükümlerinin yeniden tetkikini, veto hakkının tahdidini, yeni âza kabulü usullerinin kısmen tâdilini, müşterek emniyet mekanizmasının zamanın icaplarına daha uygun olması inin daimî surette tetkike tâbi tutulmasını da telkin edecektir.

San Francisco :

Yetkili bir  kaynaktan     öğrenildiğine göre, Sovyet Dışişleri Vekili Molotof, Birleşmiş Milletlerin San Francosco'da-ki toplantısında, milletlerarası gerginliğin azaltılmasını ve atom silâhlarının men'ini derpiş eden bir karar suretinin kabul edilmesine taraftardır. Molo-tof, böyle bir karar suretinin kabulünü, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hamrnerskjoeld ile yaptığı görüşme sırasında ileri sürmüştür. Öğrenildiğine göre Molotof a genel kurulun bu toplantısının tamamen bir merasim mahiyetini alması hususunda mutabık kalındığı hatırlatılmıştır.

21 Haziran 1955

Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun açılış celsesinin hitamını müteakip Başkan Eisenhowsr bitişik binaya geçmiş ve M. Molotof, M. Antoin Pinay ile M. Harold Mac Miîlan da dahil olmak üzere orada hazır bulunan bütün murahhas heyetlerin başkanları kendisine takdim edilmiştir.

Birleşmiş Milletler ;

Dün akşam Başkan Eisenhower'in murahhaslar şerefine verdiği kabul resmi sîçaisında, Sovyet .Hariciye Yekemin talebi Üzerine vâki olan Pinay - Molotof görüşmesinde iki devlet adamı sık sık buluşmak hususunda mutabık kalmışlardır. M. Molotof, Avusturya bitaraflığının Avrupa için mühim bir vâ-kıâ olduğunu ileri sürmüş ve Viya-na'da bulunduğu sırada Avusturyalıların istiklâline kavuşmaktan dolayı sevinçlerini görmekle çok mütehassis kaldığını söylemiştir. Bunun üzerina M. Pinay, her memleketin aynı şartlar altında olmadığını belirtmiş, M. Molo-toı da cevap olarak meselenin derinleştirilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

San Francisco :

Fransız Dışişleri Vekili Pinay'm dün Sovy.et Dışişleri Vekili Molotof ile yaptığı samimî görüşme diplomatik bakımdan büyük bir ehemmiyeti haizdir. Bu görüşme Sovyet hükümeti ile müzakere İmkânlarının acık olduğunu vb Fransa üa ciddî bir yaklaşma isşebbü-sünde bulunulduğunu göstermektedir. İki devlet adamı bu konuşmalarında, bir tok mevzu hakkındaki fikirlerini .açıklamışlar ve hâî çaresi bulunması .gereken meseleleri karşılıklı bir iyi niyetle tetkike hazır olduklarını belirtmişlerdir. Bu görüşme sırasında. New-York'taki üciü müzakereler sonunda varılan kararlardan Molotof un haberdar edildi"! muhakkaktır.

Mamaafih Fransız - Sovyet münasebetlerinde hemen esaslı bir değişiklik husule geldiği neticesine vanimamalıdır. Şimdiki hâlde yeni imkânların husule geldiği ve iki tarafın, mevcut durumu ıslah için ortaya çıkacak her fırsattan faydalanmaya hazır olduğu anlaşılmaktadır. Bâzı müşahitler, Sovyetlerin son teşebbüslerini, atom enerjisi sahasında kaydedilen İlerlemeler hususunda Rusya'da duyulan endişe ila izah etmektedirler. Bir atom harbi kimse için faydalı olmayacağından barışın korunması elzem telâkki .edilmektedir.        

San Francisco :

İngiltere Dışişleri Vekili Harold Mac Millan, bugün. Birleşmiş Miiistler ku-Tulunda söz alarak ezcümle şöyle demiştir : «1945 de zihinlerimiz.? hâkim olan düşünce sistemini yeniden elde edebilecek miyiz? Bu yaz, dört büyük devlet arasında, eskiden mevcut olan işbirliğini, yeniden tesise muvaffak olabilecek miyiz? İşte halli gereken mesele budur."

Bunâan sonra. Cenevre'de yapılacak olan toplantının Potsdam'dan beri dört büyükler arasında cereyan edecek cilan ilk konferans olduğuna işaret eden Dışişleri Vekili, samimî bir işbirliği tesis etmek için zemin ve zamanın çok müsait olduğunu belirtmiş ve tarafların, Birleşmiş Milletler anayasasını meydana getiren aynı yapıcı zihniyet ve duygu, ile hareket etmeleri icap ettiğini b.eyan etmiştir.

Harold Mac Millan, bundan sonra, Birleşmiş Milletler kurulunun on yıllık bir tarihçesini yapmış, henüz mükemmel bir hale gelememekle beraber,bu teşkilâtın başarmış olduğu işleri saymış ve bir atom harbini önleme hususundaki rolüne ibaretle kendisinin bu topluluğa karşı duyduğu itimadı belirtmiştir.

Bundan sonra, silâhsızlanma meselesine temas eden Dışişleri Vekili, bu konuda doğu ve batı arasında bir görüş birliğinin meydana geldiğini söylemiş, atom enerjisinin sulhçu gayelerde kullanılması hususunda Önümüzdeki ağustos ayında Cenevre'de toplanacak olan milletlerarası konferansın neticeleri hakkında beslediği ümidi izhar etmiş ve bu toplantıyı desteklediği için Birleşik Amerika'ya şükranlarını bildirmiştir.

Harold Mac Millan, Birleşmiş Milletler Kurulunun gayelerine temasla, bunun ne bir dünya devleti, ne de aynı umdelers sahip olan bir devletler toplulu-. ğu olmayıp, mevcut ihtilâfları sulh yolu ile halletmek ve üyeleri arasındaki münasebetleri adilâne bir şekilde tanzim etmek için düşünülmüş ve meydana getirilmiş bir teşkilât olduğunu söylemiştir. İngiltere Dışişleri Vekili, bun dan dolayı, bütün sulhsever memleketlerin Birleşmiş Milletler Kuruluna katılmalarının hakları olduğunu beyan etmiştir.

  San Francisco :

Birleşmiş Milletler Kurulunun bugünkü oturumunda söz alan Belçika Dışişleri Vekili Paul Henri Spaak «Sulh. içinde bir arada yaşamayı ileri sürmek kâfi değildir, bütün mesele, bunun tahakkuku inin gayret sarfetme-dedir. Ben şahsen, bugünkü şartların, sulh içinde bir arada yaşamağa çok müsait olduğuna kaniim.» demiştir.

22 Haziran 1955

  Birleşmiş Milletler :

Birleşik Amerika'nın Birleşmiş Milletler nezlideki daimî murahhası M. Henry Cabot Lodge, dün akşam yaptığı bir konuşmada Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Önümüzdeki alelade toplantısında atom radyoaktivitelerinin dünya için arzettiği tehlike meselesini tetkik etmesini teklif etmiştir.

- San Francisco :

"Yugoslavya Dışişleri Vekili Koço Po-poviç, Birleşmiş Milletler kürsüsünde perşembe günü söylediği bir nutukta itimat tesis edecek bir politika tavsiye etmiştir. Böyle bir politika hâlâ çözülmemiş bir halde bulunan, kuşku va  oyalama membaı olan bir hayli meselenin hallini imkân dahiline sokacak-

Yugoslav Dışişleri Vekili, noktai naızarların yakınlaştığı silâhsızlanma meselesini misal olarak vermiş ve şunları .söylemiştir :

"Silâhsızlanma meselesini yeni inkişaflar takip edecektir. Bu inkişaflar ve muhit, hâlâ askıda bulunan diğer meselelerin hallini kolaylaştıracaktır. Bu meyanda şunlar sayılabilir, atom enerjisinin sulhcu gayelerle- kullanılması, müşterek emniyet için müessir bir sistemin kurulması, inkişaf etmemiş memleketlere ve mmtakalara yardım, bilhassa iktisadî sahada umumî işbirliği, Formoza vs Almanya meselel-sri gibi hususî mahiyetteki  bâzı meseleler.

Cereyan edecek görüşmeler ile DÖrtiar "Konferansının, karşılıklı itimadın takviyesine, askıda duran meselelerin halli i^in uygun yegâne yolun mükazereler metodu olduğunun kabulüne doğru atılan yeni bir adım olduğuna inanıyoruz. «

Popoviç bu inkişaf usulünün yeni bir politika yaratacağın; ve blok politikasını t erk ettireceğini bildirmiştir.

"Yugoslav DiFİşlrri Vekili, Birleşmiş Milletlerin soüuk harbin en karanlık günlerinde bile. mânevi kuvveti ve siyaseti sayesinde tehdit ve anlaşmazlıklarla dolu bölünmüş bir dünyada bir birlik ve barı;? unsuru olduğunu ve dünvaya barış yolunda ilerlemesi için yardım edecek kuvvetlerin bunu idrak ettiklerini söylemiştir.

-Atom silâhlarının inkişafı ile ortaya çıkan korkunç tehlikeler ve atom enerjisinin sulhcu gayelerde kullanılmasını mümkün kılan terakkiler, bu günün 'insanlarının 10 sene evvelkilne nazaran daha basiretli olmalarını, su:h ve beynelmilel   işbirliğini   takviye   etmek için yenî yollar aramalarını ica? ettirmektedirler.»

Birleşmiş Milletler :

Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Molotof bugün, Birleşmiş Milletler Kurulunun onuncu yılı dolayısiyle söz almıştır.

Molotof, dünya güvenliği ve sulh mesuliyetinin, bilhassa, Birleşik Amerika ile Sovyetler Birliğine yüklendiğini ve Sovyetler Birliğinin bunu tamamiyle müdrik olduğunu söylemiştir.

Bundan sonra silâhsızlanma kornosuna tamas etmiş ve bu alanda Sovyetler Birliğinin tekliflerini ileri sürdüğünü, bundan böyle, düşüncelerini açıklamanın batılılara terettüp ettiğini beyan stmiştir.

Sovyetler Birliğinin, batıklar .tarafından yapılmış olan klâsik silâhların tahdidi teklifini kabul ettiğini, onların da, Sovyetler 'Birliği tarafından ileri sürülen atom y.a hidrojen bombalarının yasak edilmesine yanaşmalarının yerinde olacağını söylemiştir.

Atom ve hidroj.en bombalarının yasak edllm-ssi ve bunun kontrolü meselesine temas eden Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili, bunun milletlerarası bir komisyon tarafından murakabe edilmesinin yerinde olacağını ve bu kontrol heyetine bütün memleketlerin açık olması gerektiğini, kontrolün hiç bir takyide tâbi tutulmadan her zaman ve her yerde yapılmasının yerinde olacağını bildirmiştir.

Umumî dünya meselelerine t^rnas eden. Molotof, milletlerarası gerginliğin artmasının sulh inm bir tehdid teşkil edeceğini ve bir üçüncü Dünya Harbi tehlikesini arttıracağını söylemiş ve y-eni üsler fc-zsis etmenin, yeni ittifaklar kurmanın, silâhlanma gayretinin, Alman-yayı teslih etmenin milletlerarası gerginliği arttıracak vakıalar olduğunu iddia etmiştir.

Sovyetler Birliğinin milletlerarası gerginiiği ortadan kaldırmak için gayret sarfettiğini söyleyen Molotof, bu hususta misal olarak Avusturya barış andlaşmasını,  Sovyet - Yugoslav münasebatlerinin düzelmesini, Hindistan Başvekili Nehrunun Sovyetler Birliğine yapmakta olduğu ziyareti, Londrada cereyan etmekte olan Japon - Sovyet müzakerelerini ve Cenevre'de toplanacak olan dört büyükler konferansım zikretmiştir.

Bundan sonra, Uzak Doğu meselelerine temas eden Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili, Formoza, Peskador ve kıta Çinine yakın olan diğer adaların Çinin tabiî birer parçası olduğunu ve bunların anavatana iadesi hususunda Birleşmiş Milletler Kurulunun gayret sarfetmesi icap ettiğini belirterek sözlerine nihayet vermiştir.

Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulunun onuncu yıldönümü dolayısiyle yapılan toplantıda söz .alan Küba foaşdagelesi Genel Kurul Başkanının iki kere ihtarına maruz kalmış, bununla baraber nutkunu bitirmeğe muvaffak olmuştur.

Küba delegesi Sovyetler Birliğini, Baltık ve Orta Avrupa memleketlerini işgal ve bura halkının hürriyetini gasbetmekle itham etmiştir. Küba delegesinin bu sözleri dinleyiciler ve bâzı Güney Amerika devletleri temsilcileri tarafından şiddetle alkışlanmıştır.

   Molotof, memleketine karşı yapılan bu  ithamları   tebessümle   dinlemiştir.

San Francisco :

İngiliz Dışişleri Vekili Harold Mac Millan'ın dün gece Sovyet Dışişleri Vekili Molotof'a yaptığı «nezaket ziyareti» 1 saat 20 dakika sürmüştür. İyi haber alan İngiliz kaynaklarından öğrenildiğine göre iki devlet adamı yakında yapılacak Cenevre konferansı hakkında görüş teatisinde bulunmuş ve bu konferansın propaganda gayelerine âlet edilmemesi ve dört hükümet başkanının devamlı bir barış tesisi için samimî gayretler sarfetmeleri hususunda mutabık kalmıştır.

Bu görüşmeyi müteakip Mac Millan, Fransız  Dışişleri Vekili Pinay'm verdiği ziyafete gitmiştir.    Bu    ziyafette Dulles de bulunmuştur.

23 Haziran 1955

  Birleşmiş  Milletler :

M. Molotof, 'Birleşmiş Milletler nez-dindeki murahhas heyetler başkanlarına verdiği öğle yemekleri cümlesinden olarak dün de Türkiye'nin Birleşmiş/ Milletler nezdindeki baş murahhası Selim Sarper'i, Yunanistan büyükelçisi M. Jorj Melas'ı, Habeşistan ve Afganistan baş murahhaslariyle Finlandiya'nın Birleşmiş Milletler nezdindieki. müşahidini Öğle yemeğine davet etmiştir.

Sovyetlerden bu davette M. Molotof tan maada Sovyetler Birliğinin Washington büyükelçisi M. Zarubin, Sov-yet baş murahhası M. Arkadi Sobolef. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter muavini M. İlya Çernioef hazır bulunmuşlardır.

  San Francisco :

Cenevre'de Dört Büyükler toplantısına iştirak edecek memleket temsilcilerinden Reisicumhur Eisenhower'in.. temkinli v.e İngiliz Hariciye Vekili Mac Millan'ın mutedil nutuklarından sonra Molotof un nutku merakla beklenmekteydi. Dün Sovyet Hariciye Vekilinin iki dakika süren nutkunda son on sene zarfında Sovyetler tarafından ileri sürülen iddiaların tekrarından başka hemen hiç. bir yeni unsur bulunmaması iki günden beri San Francisco'ya hâkim olan kısa zamanda sulh ve sükûna kavuşma ümitlerini hayli geriletmiştir. Bu nutukta bilhassa komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere alınması ve Formoza ile civarındaki adaların da. kendisine verilmesi, Almanya'nın silâhsız ve bitaraf tutulması, Amerikanın Avrupa ve diğer kıtalardaki askerî üslerinin tahribi, silâhsızlanma ve atom silâhlarının men'i hususunda kâfi derecede müessir beynelmilel kontrol imkânlarını ihtiva etmiyen Sovyet tekliflerinin kabulü gibi ötedanbe-ri garp memleketlerinin kabul etmedikleri şartlan yeniden ileri    sürmesive NATO teşkilâtiyle buna dahil memleketleri mütecaviz olarak vasıflandırması siyasî muhitleri değilse bile bura umumî efkârını hayrete  düşürmüştür.

;Bu nutku takiben kürsüye gelen Küba delegesi Portunando, Molotof'un nutkuna itirazda bulunmuş, İkinci Dünya Harbînden sonra garp memleketleri "birçok memleketlere istiklâl verip bir santim yabancı toprak ilhak etmemişlerken Sovyet Rusya'nın Şarkî Avrupa'da milyonlarca insanı esarete sürüklediğini  ifade  etmiştir.

" Konferans başkanı Van. Kleffens    bu tesit toplantısında muayyen memleket vs muayyen siyasî mesel-slerin  mevzu-ubahs edilemiyeceğini, Küba delegesi-:ne ihtar etmiş ve o anda yerinden kalkarak   kürsüye   ilerliyen  Filipin   delegesi Romulo,  Molotof'un nutkuna  itiraz etmemiş olan başkanın diğer delegelere müdahale edemiyeceği şeklinde itirazda bulunmuştur.

.Böylelikle dün, San Francisco toplantısının   en  heyecanlı günü    olmuştur. .-Öğleden sonrs Irak (delegesi Musa Şehbender memleketinin Orta-Şark     müdafaasına verdiği    ehemmiyeti    b.elir--tsrek Türkiye - Irak paktını övmüş ve bâzı   Arap   memleketlerinin  müşterek -emniyet politikasını lâyıkiyle anlama--dıklarından   şikâyet   etmiştir.   İlk     iki günü   samimî   v.e   daha   ziyade   ümitle -dolu bir bayram havası içinde geçen San - Francisco toplantısı dünkü hâdi-.selerd-sn sonra daha çetin bir safhaya girmek temavülünd,odir.

San Francisco :

"Fransa Dışişleri Vekili Antoine Pinay "bu sabah Birlenmiş Milletler kürsüsünde söylediği nutukta şöyle demiştir : «Bütün Avrupa memleketlerini yapıcı gayretler etrafmda topliyarak Avrupa-nın tedricî bir surette bölünmesini önlemeliyiz."

"Pinay do^u - batı münasebetleri hakkında da şunları söylemiştir :

: Doğu ile batı ötedenberi Birleşmiş "Milletlerin hususî teşekküllerini bir &rada faalivette bulunuvorlar. Şu halede doğu niçin bir gün Batı Avrupa tarafından ortaya atılmış büyük tasavvurlara   iştirak   etmesin?»

Bölge anlaşmalarından da bahseden Fransa Dışişleri Vekili Fransanm dahil olduğu bu çeşit anlaşmalardan hiçbirinin, milletlerarası gerginliği arttıracak mahiyette olmayıp aksine bu mahallî anlaşmaların milletlerarası bir anlaşmalara doğru giden bir yol açacak kabiliyette olduğunu söylemiştir.

Vekil sözLerine şunları İlâve etmiştir :

Bunu açıkça ve samimiyetle söylüyorum. Memleketim Atlantik teşkilâtının kendisine sağladığı güvenlikten vazgeçmek niyetinde değildir. Ben Atlantik Konseyina yabancı askerî üslerden müteşekkil bir topluluk göziyle bakmıyorum. Bu teşkilâtta sadece aynı ba-nşçı ideal uğrunda hizmete konmuş vasıtalar görüyorum.»

Silâhsızlanma meselesini de ele alan Vekil şöyle demiştir :

«Dünyanın bugünkü durumunda genel ve kontrollü bir silâhsızlanma henüz bir gerçek olmadığına göre, hakikî güvenlik sadece Birleşmiş Milletler anayasasına uygun bölge anlaşmaları ile sağlanabilir.»

Pinay nutkuna devlet adamlarının vazifesinin «insanların emniyetini, hürriyetin icaplarını v.a refah arzusunu tatmin edecek şekilde kollektif faaliyetlerde bulunmak» olduğunu işaret ederek devam etmiş ve nihayet Alman birliği hakkında da şunları söylemiştir ;

«Alman birliği herkese şâmil genel bir güvenlik içinde tesis edilmelidir. Bi'1 gün haddinden fazla silâhlanmış bir Almanya halini almak tehlikesine maruz «tarafsız bir Almanya» fikri ile «tarafsızlaştırılmış bir Almanya» fikri altında ortaya atılan manasız görüşü bir yana bırakmak gerekir. Benim fikrimce hür bir Almanvayı silâhların kontrolü ve tahdidini ihtiva eden bir güvenlik sistemin-a iştirakte serbest bırakmalıyız."

Fransa Dışişleri Vekili bundan sonra doğrudan doğruya memleket ismi zikretmeksizin Kuzey Afrika meselelerine temas etmiş ve  «Milliyetçilik duy-

gularını rencide etmeksizin yapılacak tek işin bu bölgelerde seçkin insanlar yetişmesini sağlamak ve siyasî hayat ile idare sorumluluklarını bu şahıslara devrederken kendilerine kılavuzluk etmek» olacağını soylara iştir.

Nutkunun sonunda gelecek Cenevre konferansına temas eden Pinay «Dörtlü görüşmeler hakkında şimdiden fikir beyan etmenin yeri olmadığını, fakat ua3rin.de durulması gemken nokta varsa onun da mülstlerin dışında onlardan daha üstün başka bir değerin var oluşu, bunun da «insanın şahsim mefhumu ile ifade ediliri olduğunu söylemiştir.

  Birleşmiş Milletler :

Irak murahhası Musa El Şahbender dün Birlimi? Milletler kürsüsünde irad ettiği nutukta Türk - Irak paktını, Birleşmiş Milletlere yeni azaların alınması meselesini, Filistin ve Kuzey Afrika'daki vaziyeti mevzuubahs etmiştir.

Irak murahhası. Aran memleketleri arasındaki müşterek güvenlik paktının ve Türk - Irak karşılıklı yardım paktının Birleşmiş Milletler anayasasının ruhuna uygun bulunduğunu ve Orta Şarkın istikrarına, «bu bölgedeki bir kaç memleketin müdafaa ettiği menfi tarafsızlıktan» çok daha ziyade faydalı olacağını söylemiştir.

  San Francisco :

Avustralya Dışişleri Vekili Sir Percy Spend dün Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada şöyle demiştir :

t Eğer müzakereler nihaî barış dâvası için faydalı olacaksa, menfaatleri bizimkilerine aykırı olanlarla her zaman müzakereye girişmeye hazır olmalıyız, demokrat memleketler, yeni ye barışçı bir dünya inşa etmek için .bâzı hesaplı riskleri göze almak ve bâzı tâvizlerde bulunmak i?in yeter bir güvenlik sağlamışlardır. Yalnız müzakerelere Si i-?r-2&lmîz menffaatlerin de buna müşabih riskleri göze almaları ve hakikî tâvizlerde bulunmaları lâzımdır.Dışişleri Vekili konuşmasına devamla-milletlerarası sahada bâzı gevşeme belirtileri kaydedildiğini, fakat şüphe: itimatsızlık ve çekinmenin ortadan tamamiyle kalkması için daha çok şey" lâzım olduğunu belirtmiş ve şunları ilâve etmiştir.

«Atom silâhlar: meşru müdafaa vasıtaları olarak kullanılacağından, bir tecavüz bugün bütün durmanın tahribini ifade edecektir. Bu sebepten kuvvete müracaattan vazgeçmeli ve müzakerelerden faydalanmalıdır.»

Washington :

Molotof'un Birleşmiş Milletler Kurulunda söylemiş olduğu nutka Birleşik Amsrika Dışişleri Vekili John Fuster Dulles'm cuma günkü hitabesinde cevap vereceği tahmin edilmektedir.

Cumhurreisi Eisenhower memleket dahilinde seyahatte bulunduğu, Dışiş-1-ari Vekili ise San Francisco toplantılarını takip ettiği için Sovyetler Birliği Dışişleri Vekilinin söylemiş olduğu1 nutku yorumlayacak hiç bir resmî şahıs bulunmamakla beraber, bu sözlerin Birleşik Amerika siyasî çevrelerinde hayâl kırıklığı meydana getirdiği' gizlenmem ektedir.

Washington siyasî çevreleri, Molotof'un: dünya sulhu, barış idinde bir arada yaşama, Birleşmiş Milletler Kurulunun istikbâli gibi umumî konular üzerinde konulacağı yerde milletlerarası meseleleri eki almasını hayretle karşılamışlardır. Bu çevreler Molotof'un hiç bir yeni teklifte bulunmayıp eskî-sözlerini tekrarladığını ileri sürmek-tsdirler.

Bu çevrelere göre, Molotofun tekrarladığı konular şunlardır :

1  Avrupa     kıtasındaki     Amerikalıaskerlerin geri çekilmesi,

2  Formoza adasının komünist Çineerki,

3

Silâhsızlanma,

4

Birleşik Amerikanın Avrupadakîüslerini  terk-stmesi,

Bu  çevrelerin kanaatlerine  göre,  Birleşik Amerika sulh. içinde bir arada yaşama uğruna, bu şartları kabul edemez. Washington'da hâkim olan kanaat şudur ki, bu şartlar tahtında, dörtler konferansına iştirak edecek olan Birleşik Amerika heyeti çok müteyakkız davranmak ve Sovyetlerin karşısında hiç bir zaaf alâmeti göstermemek mecburiyetindedir.

  Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulunda söz alan Lübnan temsilcisi, Kurulun Orta Doğudaki mesuliyetlerinden bahsetmiş ve Filistin Araplarının uğramış oldukları alâkasızlık ve haksızlıklardan iştikâ ederek gelecek yıllarda teşkilâtın bu bölge ila daha fazla alâkadar olması temennisini izhar etmiştir.

Sözlerine devam eden Şarl Malik, «Bu bölge ile ilgisi bulunan büyük devletlerin aralarındaki nizaı sona erdirmeleri lâzımdır» demiştir.

Afrikaya Asya meselelerine temas eden Lübnan temsilcisi, eski bir medeniyete sahip olan bu memleketler halkının uyanmalarından memnuniyet duyulması icap ettiğini ve Bandung konferansının bu halkın ne derece olgun bir seviyeye ulaştığını ispat ettiğini belirtmiştir.

24 Haziran 1955

  Sanfrancisco :

Birleşmiş Milletlerin burada yapmakta olduğu anma toplantısında konuşan Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles «soğuk harp» adı verilen halin sona erdirilmesi için bir teklifte bulunmuştur :

John Foster Dulles ezcümle şöyle demiştir :

'«Birleşmiş Milletler anayasasını tetkik ediniz ve milletlerarası münasebetlerde kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanmak tehditlerinden ve diğer memleketlere karşı yıkıcı faaliyetleri idare etmekte veya desteklemekten kaçınınız. »

Bundan sonra dünya meselelerine temas .eden Dışişleri Vekili :

«Asyada,  Korede mütecaviz  hüviyetine bürünen ve bu faaliyetinden dolayı Birleşmiş Milletler tarafından takbih edilmiş olan bir Komünist Çin hükümeti vardır. Bu Hindiçiniye tecavüz edilmesini temin etmiş ve Formoza bölgesindeki ihtiraslarım desteklemek üzere zora başvurmuş ve istikbâlde de kuvvet kullanacağı tehdidinde bulunmuştur.» demiştir.

Bundan sonra, Dulles, Sovyıat Hariciye Vekili Molotof'un çarşamba günü yapmış olduğu konuşmayı telmihen şunları söylemiştir :

«Soğuk harbe son vermek için yedi maddeye lüzum yoktur. Hüsnüniyet gösterilirse bir teki kâfidir.»

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili, Birleşik Amerika'nın gelecek ay Cenevre-de hükümet reisleri arasında yapılacak toplantıya bu ruh içerisinde iştirak e-deceğini belirtmiştir.

Dulles, Birleşik Amerika'nın bu ruhun toplantıya iştirak edenler tarafından, paylaşılacağı ümidini izhar etmiştir.

Dulles, bu şekilde hareket edildiği takdirde inatla ortada kalan meselelerin halli için bazı yolların bulunabieceğine işaret ederek demiştir ki:

Cenevre'de biz diğer milletlerin mukadderatını tayin etmek hakkını haiz selâhiyet sahibi gibi hareket etmiyeceğiz. Bu şekilde hareket neticesinde iyi hal çareleri bulunamaz. Meseleler ile doğrudan doğruya alâkalı milletlerin haklarını ve görüşlerini bu,sürtebilecekleri yollar bumağa çalışacağız.»

Milletlerarası münasebetlerdeki son gelişmelerden bahsederken Mr. Dulles bazı kimselerin «yeni bir devrin» başladığı kaanatinde olduklarını belirtmiş ve bu kanaatin doğru olabileceğini söylemiştir. Dulles bu hususta demiştir ki:

«Tabiatiyle bir Birleşik Amerika bunun bu şekilde olmasını temin için e-linden geleni yapacaktır. Fakat son gelişmeleri bugün methedenlerden bazılarının senelerce bu gelişmeleri durdurmak için çalışanlar olduklarını unutmuyoruz, unutmağa cesaret edemeyiz.»

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili, halli gereken meseleleri şu şekilde sıralamıştır :

Almanya'nın gayri tabiî bir şekilde bölünmesi.

Hürriyetleri ellerinden alınmış olan Doğu Avrupa memleketlerinin, durumu.

Asya'da bir tehdit teşkil eden Komünist Çin hükümeti.

Milletlerarası komünizm. Silâhların tahdidi zarureti.

Dışişleri Vekili eğer Birleşmiş Milletler anayasasına sadık kalınırsa, buradaki prensiplerin tatbiki için müştereken çalışılırsa ve mazide olduğu gibi, istikbâl için çalışmağa ve fedakârlıklarda bulunmağa azmedilirse bu meselelerin halledilebileceğini belirtmiştir.

25 Haziran 1955

                     

Birleşmiş Milletler (Sanfrancisco) :

Sabık Başkan M. Harry Truman, Birleşmiş Milletler teşkilâtının onuncu yılı münasebetiyle davetli olarak bulunduğu Birleşmiş Milletler genel kurulunda dün ak?am bir nutuk irat etmiştir. Sabık Başkan bu nutkunda ezcümle şunları söylemiştir:

(.Birleşmiş Milletler Kore harbine müdahale etmekle doğru bir karar ittihaz etmişlerdir. Tecavüz cezasız kalamazdı. Birleşmiş Milletler, anayasanın prensiplerini müdafaa için çarpışmak zorunda kaldılar.»

Silâhsızlanmayı sağlamak için yapılan müzakerelerin muvaffakiyetli bir neticeye bağlanması ümidini izhar .eden M. Truman demiştir ki:

«Silâhların hakikî kontrolü sağlanmak isteniyorsa bütün dünyanın yapılacak teftişlere acık olması lâzımdır. Bazı milletler karanlıkta yaşamağa o kadar alışmışlardır ki aydınlıkta yaşamağı öğrenmek onlar için kolay olmayacaktır. »

M. Truman, bununla beraber silâhsızlanmanın mümkün olduğu fikrinde bulunduğunu söylemiştir.

Müteakiben Birleşmiş Milletler anayasasının bundan on sene evvel Sanfrancisco'da imzası günü yapılan merasimde irat etmiş olduğu nutku hatırlatan M. Truman şunları söylemiştir:

«O zaman demiştim ki eğer bu teşkilât daha evvel mevcut bulunmuş olsa idi milyonlarca insanın ölümüne şahit olmanın teessürü içinde bulunmayacaktık. Benim bu sözlerimi o zaman Sovyet murahhası M. Andre Gromiko da tastik etmişti.»

Sabık Amerikan Başkanı nutkunu şöyle bitirmiştir:

"Aradan geçen on sene o zamanki sözlerimin doğruluğunu tasdik etmiştir. Barışa doğru hakikî terakkiler ancak, Birleşmiş Milletler anayasasının çerçevesi içinde sağlanabilir.»

Birleşmiş Milletler:

Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Molotof, bugün, Sanfrancisco'daki milletlerarası basın kulübünde bir basın kon f-sransı tertiplemiştir.

300 gazetecinin hazır bulunduğu bu konferansta, Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili hiç bir beyanatta bulunmamış, sad:-ce, muhabirlerin sordukları soruları cevaplandırmıştır.

Molotof, Sovyetler Birliğinin 18 temmuzda toplanacak olan. Cenevre konferansı sırasında, Almanya'nın birleştirilmesi ortaya atıp atmıyacağı hakkında sorulan soruyu şu şekilde cevaplandırmıştır:

«Sovyetler Birliği demokratik esaslara dayanarak, birleştirilmiş bir Almanya'nın teessüsüne ilk gÜndenberi taraftardır.

Cenevre konferansında bu konunun incelenip incelsnmiyeceği keyfiyetine gelince. Toplantının gündemi, bizzat, dört hükümet reisi tarafından t.:sbit edileceği için bu hususta bir şey söylemem imkânsızdır.»

Almanya'nın demokratik esaslar dairesinde birleştirilmesind-sn neyi kastettiği sorulduğu zaman, Molotof şu cevabı vermiştir :

«Bu birleşme keyfiyetinin demokratik esaslar dairesinde meydana gelmesini temenni ederken, bu müstakbel devletin ne Batı, ne de Doğu Almanya idar.3 sistemi ile hiç bir benzerliği olmayıp, bütün Almanya'da yapılacak olan serbest seçimler neticesinde millî iradenin arzu ettiği bir rejime malik olmasını arzu ediyoruz.')

Molotof, Formoza meşalesi hakkında sorulan soruyu cevaplandırırken, bu alanda Komünist Çin Başvekili Şu-En-Lai'in bir teklifte bulunduğunu hatırlatmış ve kendi kanaatince de, askıda bulunan bu çatallı konunun halli için, Komünist Cinle Birleşik Amerika'nın karşı karşıya geçerek müzakerede bulunmalarından başka çıkar yol olmadığını beyan .itmiştir.

Formoza meselesinin Cenevre toplantısında konuşulup konuşulmayacağı hakkında sorulan soruya, «az önce konferans gündeminin dört büyük hükümet reisleri tarafından tanzim edileceğini bildirdiğini hatırlatmıştır.

Behreng boğazında Sovyet pilotlarının bir Amarikan uçağına vaki taarruzları hakkındaki soruya Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili, bu meseleyi ilk defa, Birleşik Amerika Dışişleri Vekili ile yaptığı konuşma sırasında haber aldığını ve bu hususta.. Moskova'dan gerekli malûmat geldiği takdirde John Foster Dulles'i aydınlatacağı vadinde bulunduğu cevabını vermiştir.

Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Başkanı Van Kleffens'in, pazar günü öğleden sonra, altmış üye devlet adına okuyacağı «Sanfrancisco tebliği» nin Sovyet Rusya tarafından tasvip olunduğu anlaşılmaktadır.

İyi haber alan kaynaklardan bildirildiğine göre, Üye devletler bu tebliğde, «gelecek nesilleri harp âfetinden korumak hususunda müşterek kararlarını» ifade etmektedirler. Gene bu tebliğde beyan edildiğine nazaran, «26 haziran 1945 ten bu yana, milletler bu husustaki arzularının daha çabuk tahakkukunu istemektedirler. Zira artık, devletlerin ellerindeki silâhlarla,bir harbe girmelerinin bütün medeniyeti mahvedeceği anlaşılmıştır. Milletlerin yegâne gayesi, iyi münasebetlere, adalete ve güvenliğe dayanan ve anayasaya uygun olan bir sulha kavuşmaktır. »

Tebliğin ifade ettiğine nazaran, altmış üye devlet, Birleşmiş Milletler anayasasının prensip ve gayelerine sadakatten ayrılmayacağını teyit etmekte ve devamlı bir sulhun, ancak karşılıklı münasebetlerde bu prensipleri tatbik etmek suretiyle mümkün olabileceğine inanmaktadır.

Diğer taraftan üye devletler, anayasanın istediği gibi, milletler arasındaki anlaşmazlıkları da sulh yoluyla, sulhu, güvenliği ve adaleti tehlikeye düşürmeden halletmek hususunda, ellerinden geleni yapmağı taahhüt etmektendirler.

San Francisco:

Mısır Dışişleri Vekili Mahmut Fevzi dün gece Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada şöyle demiştir:

11 Mısır heyeti, bu toplantıya hürriyet idealine güvenimizi ve dünya barışı lehinde çalışmak azmimizi belirtecek bir demeçle son verilmesini isteyenleri desteklemektedir.»

Vekil, .eski nüfuz bölgeleri sistemini ve bir memleketin diğerine tahakküm etmesi ve onu istismar eylemesini takbih ettikten sonra ilâve etmiştir:

«Şimdi 1955 yılındayız. Terakkiye inanan kuvvetler şimdiye kadar sömürülen, tahakküm altına alman milletler kitlesinin iltihakiyle genişlemektedir. Bu milletler zincirlerini koparmaktadırlar. Bunlar hürriyetlerini kazanmaya ve sadece bunu elde etmekle kalmamaya azmetmişlerdir. Hükümranlıklarından feragat edenler, bunları istismar edenler kadar suçludur,

Mısır Dışişleri Vekili bunu müteakip memleketinin dünya barışma inandığını ve bunun Mısır'ın imare've terakkisi için elzem olduğunu belirtmiştir. Bu arada Mahmut Fevzi, en güç müzakerelerin dahi muvaffakiyetle neticelenme.sine bir misal olarak Mısır ila ingiltere arasında aktolunan anlaşmayı göstermiştir.

--

  Birleşmiş.Milletler:

Hindistan murahhası M. Krisna menon dün akşam Birleşmiş Milletlerde verdiği nutukta. gerek Birledik Amerika'nın gerekse Halkçı Çin'in Formoza Boğazındaki buhrana bir hal tarzı bulmak arzusunda bulunduklarına kani olduğunu söylemiştir.

M. Menon, mevzuubahs buhranın sona ermiş bulunduğunu zannetmenin tehlikeli olacağım, zira bu bölgedeki şiddet hareketlerinin muvakkaten durmuş olduğunu ye binaenaleyh bu buhranın halledilmesi lâzım gsldiğini sözlerine ilâve etmiştir,

Müteakiben Birleşmiş Milletlere yeni azaların kabul edilmesi meselesine temas eden Hind murahhası. Halkçı Çin'in ya teşkilâta alınmalarını isteyen diğer milletlerin önümüzdeki yıl zarfında Birleşmiş Milletlerde temsil Edilebilecekleri ümidini izhar etmiştir.

  Birleşmiş Milletler:

Sabık Başkan M. Truman'm da hazır bulunduğu dün geceki toplantıda Birleşmiş Milletler Gıda ve Ziraat Beynelmilel Teşkilâtı Umum Müdürü M. Philip V. Cardon da söz almış ve Birleşmiş Milletlerin bu sahadaki mütehassıs teşekküllerinin sözcüsü sıfatiyle bu teşekküller tarafından yapılan faaliyetlerin. mânasını1 izah .etmiştir.

M. Cardon ezcümle .söyle demiştir:

Barış, nihayetülemir fakirliğin, açlığın ve hastalıkların ortadan kaldırılmasına bağlıdır. İnsanlığı bu açlardan kurtarmağa yardım etmek içindir ki bu mütehassıs teşekküller kurulmuştur. Bu teşekküller Birleşmiş Milletlerin faaliyetinin yanı başında sıhhat, kültür, gıda, çocuklara yardım vesaire gibi sahalarda çalışmaktadır.»

26 Haziran 1955

Birleşmiş Mületlar Kurulu: Birleşmiş Milletler Kurulunun onuncu kuruluş yılı dolayisiyie, bugün, burada bir nutuk irad eden İran temsilci heyeti.başkanı Nasrullah Entezam, 1950 yılında Birleşmiş Milletle: Genel Kuruluna bakanlık ettiği günleri hatırlatmış ve o tarihde kurulan büyük bir buhran geçirdiğini ve dünyanın üçüncü bir dünya harbi tehlikesi ile karşılaştığını, fakat, bunun, başda Hind devlet adamları olmak üzere, iyi niyetli kimseler tarafından önlendiğini söylemiştir.

Kurulun müstakbel faaliyetlerine temas eden Nasrullah Entezam, gelecek ağustos ayında Cenevrede toplanacak olan atom .enerjisinin sulhçu gayelerde kullanılması konusunu inceleyecek olan konferansın beşeriyet için bir ümid kaynağı teşkil ettiğini ve insanlığın a-tomu, bir tahrip silâhı olmaktan ziyade, ilim ve fen sahasında faydalı bir unsur olarak görmek istediğini söylemiştir.

Nasrullah Entezam, bundan sonra 18 temmuzda Cenevre'de toplanacak olan dörtler konferansının hayırlı olması temennisinde bulunarak sözlerini bitirmiştir.

Birleşmiş Milletler:

Buradaki siyasî müşahitlerin ileri sürdükleri mütalâalara göre San Francisco görüşmeleri, Cenevre konferansında muhtemelen görüşülecek olan başlıca meselelerde Batının ve Sovyetler Birliğinin vaziyetlerini oldukça sarih bir rekiide tayin etmeğe imkân vermiştir. Bu müşahitler, mevzuubahs meselelerde- iki tarafın vaziyetini sırasiyle şöyle hülâsa etmektedirler:

Batılılar Almanya meselesinin Cenevre'de görüşülmesine istekli görünüyorlar. Halbuki bazı belirtilerden anlaşılıyor ki Sovyetler Birliği, M. Molotofla Şansölye Adenausr arasında başba^a yapılacak olan ve ancak eylül ayı zarfında vuku bulabileceği bildirilen görüşmelere intizaren bu meseleyi şimdilik bir tarafa bırakmak arzusunu göstermektedirler.

Almanya'nın birleştirilmesi bahsma geline-; M. Molotof un basın konferansı esnasında ileri sürmüş oldu&u fikir su: Şimdilik her iki Almanya, müşterek bir Avrupa güvenlik sistemine .girebilirler va buna Birlejik Amerika da iltihak edebilir.

Batılıların bu husustaki fikirleri ise, .Almanya'nın birleştirilmesi  başta .gelmelidir ve birleşmiş Almanya müteakiben hangi tarafın saflarını intihap etmek isterse bu imkâna malik olmalıdır, merkezindedir.

Güvenlik meselesi:

Güvenlik meselesine gelince Batılıların bu hususta teveccüh ettikleri isti-."kamet, merhale marhale vücude getirilecek anlaşmaların sağlanmasıdır. Bu anlaşmalar evvelemirde silâhların tahdidini ve kontrolünü derpiş etmelidir. Batılılara göre hatta bazı sahalarda Doğu ile Batı arasında bölge anlaşmaları da sağlanabilir. Meselâ, nakliyat işleri ve elektrik enerjisi irin yapılabilecek anlaşmalar bu cümledendir.

Silâhsızlanma meselesi:

:3ovyetler Birliği bu hususta bir plân tevdi etmiştir. 'Birleşik Amerika da mukabil bir jllân tevdiine hazırlanmaktadır. M. Harold Stassen bunu hazırlamağa memur edilmiştir. DÖrtLar. "bu meselenin nasıl bir safha arz edeceğine Cenevrede şahit olacaklardır. Fakat bu meselede şimdiden bilinen durum şudur ki Sovyetler Birliği bir beynelmilel konferans teklif etmişlerdir ve birleşik Amerika bunu kabul etmemekte dir.

Asya meseleleri:

M. Molotof dünkü basın konferansında, Halkçı Çin ile Birleşik Amerika arasında doğrudan doğruya müzakereler yapılmasını istihdaf eden Çu-En-iLü teklifinin büyük bir ehemmiyeti haiz bulunduğunu ve bunun barışı tahkim bakımından faydalı olacağını tasrih etmiştir.

Bazı belirtilere bakılırsa Sovyetler Birliği daha ziyade bu meseleyi Cenevre'de Çin'in de iştirakiyle veya onsuz olarak ortaya atmak arzusundadır. Amerikan mahfilleri Sovyetler Birliğinin Cenevre'de bu meseleye dair sarih teklif), ti ileri sürmesine intizar etmektedirler. "Birleşik Amerika ise statükonun muhafazasını istemekte ve yapılacak teklifleri beklemektedir.

San Francisco:

Birleşmiş Milletler teşkilâtının onuncu yıldönümünü kutlama toplantısında memleketimizi temsil eden Büyükelçi Selim Sarper, konferansın sona ermesi münasebetiyle, aşağıdaki beyanatı vermiştir:

San Fransisco toplantısı alelade bir tesit merasiminin çok üstünde bir ehemmiyet arzetmişür.

Dünyanın her köşesinden gelen devlet iidamları tarafından son on s.enelik çalışmaları yeniden tahlil ve tetkike tabi tutulan Birleşmiş Milletler teşkilâtının, bu konferanstan sulhun korunması yolunda kuvvet vs azmini teksife medar olacak yeni ilham menbaları elde .ettiğine şüphe yoktur. Bir hafta kadar süren bu çalışmalar dünyanın bugünkü siyasî durumu hakkında muhtelif devletlerin görüşlerini açıklamalalarına da vesile olmuştur. Açıklamalar hür memleketlerin istiklâl ve hürriyetlerinin müdafaa ve sulhu koruma dâvalarında her zamanki gibi azimle ve uyanık bulunduklarını teyid eylemiş olmaları bakımından dünya umumî efkârını tatmin edici bir neticeye bağlanmıştır.

Londra :

ingiltere Başvekili Sir Anthony Eden Birleşmiş Milletler kurulunun onuncu yılı dolayısıyle, bugün, radyoda bir nutuk irad etmiştir.

Sir Anthony Eden. kurulun, ilmî, harsî ve iktisadî sahalarda çok büyük başarılar elde etmi? olmakla beraber, harp yıllarında aynı saf da çarpışmış olan müttefiklerin ?,.:f erden sonra aralarında ihtilâf zuhur ettiçi için, soğuk harbe son vermediğini ve bu alanda âciz kaldığını  söylemiştir.

Bundan sonra İngiltere Başvekili Kuzey Atlantik Paktı konusuna da temas ederek, bunun Birleşmiş Milletler Kurulu ile beraber bir tezad tenkil etmediğini ve onun bir tamamlayıcı unsru olduğunu bildirmiştir.

27 Haziran 1955

  Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler teşkilâtının onuncu kuruluş yıldönümünü kutlamak maksadiyle yapılan toplantıların sonunda neşredilen nihaî tebliğ:

Gelecek nesilleri harp âfetinden korumak ve sulhu, güvenlikte, adalette ve iyi komşuluk münasebetlerinde aramak hususunda alman kararları, Birleşmiş Milletler teşkilâtına üye olan bütün devletler adına, bir kere daha teyit etmektedir.»

Bu tebliğ ile, bütün üye devletler, milletler arasındaki anlaşmazlıklara sulh yoluyla hal çaresi bulmak ve milletleri atom silâhlarının tehdidinden kurtararak, güvenlik içinde yaşatacak silâhsızlanma m-s s'el esinde, bir anlaşmaya varmak hususundaki arzularını bildirerek Birleşmiş Milletler anayasasına bağlılıklarını bir kere daha ifade etmektedirler.

  Birleşmiş Milletler:

Belçika Dışişleri Vekili Paul Henri Spaak, dün, «Sulh içinde beraber ya-gama» prensibini müdafaa eden bir hitabede bulunmuş ve ezcümle şunları söylemiştir:

«Dünya nizamını harbe karşı yegâne çaremiz olan, beraber yaşama prensibi üstüne kurmalıyız. İçinde bulunduğumuz vaziyet, biz Batılıları, komünizm denilen vakıayı kabul etmek zorunda bırakmıştır. Şüphesiz İdeolojik sahada mücadeleyi hiçbir zaman tarketmiye-ceğiz, ben bu mücadeleyi komünizmden korkmadığını için kabul ediyorum. Bu hususta bir nasihatta bulunmak isterim. Komünizm prensiplerinin tahakkukuna mâni olabilmek için, en münasip usul, iyi bir (.içtimaî adalet» siyaseti tatbik etmekten ibarettir.»

1946 senesinde Birleşmiş Milletler teşkilâtı birinci genel kurul başkanı sıfatiyle konuşan eski Belçika Başvekili,. birleşmiş Milletler anayasasının onuncu yıldönümünü kutlama haftasından bahsederek, bu münasebetle yapılan toplantıların bir nikbinlik mesajı mahiyetini haiz olduğunu, bu mesajın nikbin ve mutedil olmakla beraber aynı zamanda havanın tamamen değiştiğini ifade ettiğini bildirmiştir.

Daha sonra, kontrola tâbi genel bir silâhsızlanmaya dayanan siyasetten, daha iyi beynelmilel bir siyaset olacağını teyid eden Spaak, «harbi insanileştirmenin değil tamamen ortadan kaldırılmasının bahis mevzuu edildiği" hu susundaki inancını belirtmiştir.

Belçika Başvekiline göre, «klâsik» denilen silâhlar insanların elinde bulundukça atom silâhlarını yasak etmenin bir mânası olmıyacak ve harbin fecaati milyonuncuda değil daha birinci kurbanda kendini gösterecektir.

Cenevrede aktolunacak konferansta, dört büyük devlet başkanının üzerine düşen muazzam mesuliyeti de tebarüz-.ettiren Spaak, hükümet başkanları, «yalnız kendi memleketlerinin değil, bütün dünya menfaatinin bahis mevzuu olduğunu» anlamalıdırlar, demiş ve «bazı defa, barış yolunda, küçük devletlerin de mühim rol oynadıklarına» işaret ederek sözlerine son vermiştir.

30 Haziran 1955

Birleşmiş Milletler:

İsrail hududunun 95 nci kilometresinde yapılan İsrail - Mısır toplantıları münasebetiyle, Birleşmiş Milletler teşkilâtı nezdindeki İsrail heyeti, hudut gerginliğini azaltmak için 17 haziranda taklif ettiği plânı hatırlatmaktadır. Plânın esasları şunlardır:

1 - İsrail arazisi dahilinde İsrail devriyelerine karşı ateş açmak için Mısır erkânı harbiyesi tarafından verilen e-mirlerin. kaldırılması. 2 - Hudutta ikicephesinde de dikenli tellerle sınırlanmış ve mayınlanmış 100 metre derinliğinde gayri meskûn bir bölgenin ihdası.  .

3 - Güvenlik mıntıkası dahilinde karma devriyelerin tesisi. 4 - Mahalli kumandanların    muayyen zamanlarda toplanmaları ve bunlar arasında doğrudan doğruya telefon hatları tesisi.

Eisenhower'in Birleşmiş Milletlere hitabesi:

20 Haziran 1955

Sanfrancisco :

Birleşik Amerika Başkam Eisenhower, Birleşmiş Milletlerin kuruluşunun onuncu yıldönümü münasebetiyle genel kurulun San Francisco'da yaptığı toplantıda söz alarak Birleşik Amerika'nın hükümet reisleri arasında yapılacak toplantıda barışı temin etmek üzere bütün gayreti ile çalışacağını bildirmiştir. Eisenhower, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği ve Birleşik Amerika hükümet reisleri arasında 18 temmuzda yapılacak toplantının muvaffak olabilmesinin, toplantıya iştirak edenlerin Birleşmiş Milletler prensipleri ile Birleşmiş Milletler anayasasına bağlı olmaları- ile kabil olabileceğini belirtmiştir,

Başkan Eisenhower, devlet adamlarına gelecek on sene zarfında sadece halen mevcut, zayıf dünya barışını devam ettirmek için değil yeni bir barış vücude getirmek için de çalışmaları icab ettiğini hatırlatmıştır.

Eisenhower, bu vücude getirilecek barışın sadece topların susması manasına gelmiyeceğini, bu devrede bir zamanlar insanları esir eden atomun en verimli hizmetkâr haline geleceğini belirtmiştir.

Başkan, Amerika hükümetinin siyasetini Dışişleri Vekili Dulles, konu-şuiken izah edeceğini belirterek konuşmasını umumî çerçeve içerisinde yapmıştır.

Eisenhower Birleşmiş Milletler anayasasından da bahsederek buna göre, bütün milletlerin diğer milletleri tahrip veya yok etmeğe uğraşmıyacağını ve milletlerin ekserisinin bu ümit ile birleştiklerini hatırlatmıştır.

Eisenhower, silâhsızlanma meselesine de temas ederek milletlerin silâhlanma yarışma devam ettikleri müddetçe barışın temin edilemiyeceğini hatırlatmıştır. Eisenhower, Birleşik Amerika'nın Birleşmiş Milletler vasıtasiyle barış silâhlarının yani adalet, dürüstlük, karşılıklı anlayış ve diğerlerine hürmetin atom  silâhlarının yetini alması için uğraşacağını belirtmiştir.               ...

Eisenhower silâhsızlanma hususunda ilerledikçe büyük devletlerin, Birleşmiş Milletlere daha fazla yardım ederek az istihsal yapılan yerlerde teknik ve iktisadi kalkınmayı temine çalışacakları ümidini izhar etmiştir.

Gelecek ay yapılacak toplantıdan bahseden Başkan, İngiliz, Fransız. Sovyetler Birliği ve Birleşik Amerika hükümet reislerinin dünyanın daimi barış yolunda yürümesini temin edecek kararları alıp almayacaklarını bilmediğini, fakat bu toplantıya iştirak edenlerin hepsi Birleşmiş Milletler prensiplerine ve Birleşmiş Milletler anayasasına sadık kalırlarsa, bu-jıun imkân dahiline girebileceğini bildirmiştir.

Birleşmiş Mîlletler anayasasının imzalanmasının 10 uncu yıldönümü münasebetiyle San Fransisko'da yapılan toplantıda Birleşmiş Milletler nez-dinde Türkiye daimî delegesi Büyükelçi Selim Sarper'in

23 Haziran 1955 tarihinde yaptığı demeç :

.

23 Haziran 1955

San Francisco :

Türkiye daimî delegesi genel kurulu  aşağıdaki nutku vermiştir : "Bay Başkan ;

.Birleşmiş Milletler anayasasının imzalanmasının onuncu yıldönümünü kutlamak, üzere bu güzel San Fransisko şehrinden daha uygun bir yer serilemezdi. Bu mühim kutlama merasiminin Birleşmiş Milletlerin ilk meydana geldiği yerde ifasını mümkün kılmak suretiyle bize gösterilen nazik ve dostane misafirperverlikten dolayı San Fransisko halkına, bu büyük şehrin belediyesine ve bütün Kaliforniya eyaletine minnettarlık hislerimizi bir kere daha teyit etmek isterim.

Bu uğurlu toprak üzerinde bu defa yeniden toplanmış olan biz Birleşmiş Milletler azaları için bir an durarak anayasanın çerçevesi dahilindeki ilk on senelik mesaimizi gözden geçirmek ve bu devre zarfında Birleşmiş 'Milletler deki müspet icraat veya ademi muvaffakiyetlerimiz, ümit veya sükutu hayallerimiz hakkında kısaca hesap vermek, kendi umumî efkârımıza karşı olduğu kadar San Fransisko halkına karşı da bir vazife sayılmalıdır.

'Burada halk ve hükümetini temsil etmekle şeref duyduğum Türkiye, sulh dâvasına çok bağlı bir memlekettir. Büyük ekseriyeti çiftçi olan Türk halkının çalışma gücünü ve tabiî kaynaklarım daha yüksek iktisadî ve içtimaî bir huzura kavuşmak yolunda kullanmaktan başka gayesi yoktur.

'Tarihde bilinen en eski zamanlardan beri Türkler hürriyet ve istiklâllerine her şeyin fevkinde kıymet vermişlerdir. Bu yüksek ideallerini koru--mak üzere çok kerre kanlarını dökdükleri gibi, makûs hâdiseler böyle bir fedakârlığı yeniden lüzumlu kılarsa gene tereddüt göstermiyeceklerdir.

'Türkiye cumhuriyeti kuruluşundan beri şeref ve hürriyet içinde sulh, -müşterek emniyet ve müessir kontrollere müstenit umumî ve muvazeneli silâhsızlanma dâvalarında hakikaten hizmet gayesini güden bütün fikirlerin, gayretlerin, konferansların ve teşekküllerin en samimî bir müdafii olmuştur.

"On sene evvel Türk delegasyona anayasanın ihzarı mesaisine bu ilhamlarla katılmıştı, aradan gecen on yıllık devre zarfında Türkiye bu aynı prensipler uğruna Birleşmiş Milletler dâvasını en sadık bir şekilde desteklemiştir.

On sene evvel bu aynı salonda Birleşmiş Milletler anayasasını imzalarken, San Faransiskonun deniz üssünde muharebeye hazır dretnot ve kruvazörlerin demirlemiş olduğunu, Okyanus'un beri sahillerindeki harp meydanlarında top seslerinin hâlâ gürlediğini ve korkunç bir harbin son. safhalarında kıymetli can kayıplarının devam etmekte olduğunu hiçbirimiz unutamayız.

Bu korkunç harbin gayeleri adalet ve hürriyetin teessüsü ve mazlum milletlerin istiklâllerine kavuşması dâvaları idi. Savaşın zaferle neticelenmek üzere bulunduğu o anlarda, şeref ve hürriyet içinde devamlı bir sulh. yolundaki bütün ümit ve gayelerimiz yeni doğmakta olan Birleşmiş Milletlere teveccüh etmişti.

Hakikatte, imzalanan anayasa bazı hususlarda arzu ettiğimiz seviyeyi bulamamıştı. Eksikleri vardı. Hükümlerinin birçoğu tavizler neticesinde' meydana gelmişti ve dolayısiyle pazarlığa müstenit bütün formüllerin zaafları bunlarda mevcuttu.

On sene evvel burada bulunan diğer bazı hey'etler meyanında, Türk hey'eti anayasada  «veto»  hakkının suiistimalini mümkün kılabilecek şekilde yanlış tefsirlere yol açabilecek kısımlar bulunduğuna    işaretle,    bu husustaki endişelerini belirtmişti. Gene aynı şekilde, hey'etimiz genel kurul'un siyasî ve emniyete müteallik mes'elelerdeki otoritesinin lüzumundan fazla tenkisinde tehlike gördüğünü,  diğer hey'etlerle beraber ifade -etmişti. Maamafih, bütün eksikliklerine rağmen, anayasa, zaman ve tecrübe ışığı altında ve bilhassa samimî ve sadık şekilde desteklenme şartiyle, hürriyet ve emniyet içinde sağlam bir sulhu ve karşılıklı saygı ve anlayışa müstenit milletler arasında kardeşliği tesis edebilecek olan mekanizmayı meydana koymakta idi.

On sene evvel San Fransisko konferansının kapanışında ümit ve gayelerimiz işte bunlar idi.

İkinci Dünya Harbinin sonunda bir kısım  devletler silâhlı kuvvetlerini", dağıtmışlar ve bütün gayretlerini sulh içinde iktisadî kalkınma ve harp dolayısiyle uğranılan hasar ve felâketleri tamire hasretmişlerdir. Bu şekilde hareket ederken, dünya meselelerinin sulh yolu ile    halledilmesi için imanlarını Birleşmiş Milletler teşkilâtına bağlamışlardır.

İşte bu zamanlarda başlayan gerginlik ve emniyetsizlik, soğuk harp ve hatta açıkça tecavüz devresi yakın bir gelecekte biteceğine dair maalesef hâlâ kat;î bir emare göstermeyen bu bedbaht devre anayasa hükümleri dahilinde sulh ve emniyetin idamesi için bütün sulhsever memleketlerin ne kadar müteyakkız olmaları gerektiğini acı tecrübelerle bize öğretmiştir.

Beşinci kol manevraları, hükümet darbeleri ve hatta kuvvet tehdidi altında birçok memleketlerin hürriyet ve istiklâlleri yok  edilirken,  dünyanın  muhtelif  kısımlarında  yeni  tecavüzler  tertiplenirken,     sulhsever milletler sulh ve emniyetin korunması mevzuunda mevcut hükümleri tatbik mevkiine koymak ve bu tehlikeleri daha müessir bir şekilde karşılayabilmek üzere anayasada derpiş olunan tedbirleri tekemmül    ettirmek" maksadiyle. taze bir kuvvet ve azimle yeniden anayasaya dönerek   çalışmağa koyuldular.

Bu suretle anayasa hükümleri dairesinde sulh ve emniyetin takviyesi hedefine matuf olan bu mesaiyi iki 'kısımda mütalea etmek mümkündür:

Bir taraftan anayasanın 8 d faslındaki bölge anlaşmaları efe dahil olmak üzere, müşterek emniyet ve silâhsızlanmaya mütedair prensiplerin daha müessir şekilde tatbikini teminen usul ve bünyevî teşkilâtlanma sadedinde kaydedilen terakkiler, diğer taraftan, anayasanın 5, 6 ve 7 nci fasıllarındaki hükümler gereğince, ihtilâfların sulh yolu ile halledilmesi mevzuunda ve sulhu tehlikeye koyan veya ihlâl eden hâdiseler ile tecavüz hareketleri muvacehesinde alınması icap den tedbirlerin tatbik mevkiine konulması.

Türkiye hükümeti, Türk efkârı umumiyesince kat'î şekilde desteklenerek, sulhun ve emniyetin korunması yolundaki bu mühim çalışmaların her safhasında müspet ve yapıcı gayretleri ile müessir olmuştur.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu daha ilk toplantılarından itibaren en mühim iştigal mevzularından birini teşkil eden «bilumum silâhlı kuvvetler ve silâhların kaidelere göre tarizimi tahdit ve muvazeneli bir surette tenzili» mes'elesini muhtelif safhalar halinde tetkike koyulmuştur.

Bu hayatî mevzuun gayet nazik ve girift mes'elelerinin tetkik ve intacı ile evvelâ Birleşmiş Milletlerin «atom enerjisi» ve «klâsik silâhlar» komisyonları tavzif edilmişti. Bilâhare, bu mes'elelerle iştigal etmek üzere ihdas olunan "Silâhsızlanma komisyonu» bu mes'eleye bütün insanlığın menfaatlerine tevafuk edecek bir hal şekli bulmak hususundaki gayretlerine el'an devam etmektedir.

Türkiye bahsi geçen bu komisyonların, her birinde aza olarak hizmet etmiş ve bunlara mevdu vazifenin muvaffakiyetli bir şekilde intacını temin sadedinde diğer sulhsever memleketlerle tam bir işbirliğinde bulunmuştur.

Birleşmiş Milletlerin içinde veya dışında Türkiye'nin siyaseti, sağlam ve devamlı bir sulhun ancak emniyetin teessüsü sayesinde ve hakikî emniyetin de, 'gerek klâsik gerekse atom silâhları hakkında hükümler ihtiva edecek umumî bir silâhsızlanmanın beynelmilel müessir kontroller tahtında mevkii tatbike konulması neticesinde mümkün olabileceği kanaatine istinat etmekte idi. Bu kanaatimiz el'an bakidir.

"Silâhsızlanma komisyonunun çalışmalarını Birleşmiş Milletler tarafından "hâlen yapılmakta olan mesailerin en mühimlerinden biri olarak addediyor ve bu uğurda sarfedilen müşterek gayretlerin bir gün muvaffakiyetle tetevvüç etmesini temenni eyliyoruz.

Anayasada münderiç prensiplerin tatbiki  için yeni usuller ve mekanizmanın tesisi mevzuunda genel kurul tarafından 1950 senesinde     ittihaz edilmiş olan ve «sulh içinde birleşme»  ismini taşıyan bir seri kararlar, -sulhun ihlâli ve tecavüz hareketleri halinde bu mes'elelerde birinci derecede mes'uliyeti bulunan Güvenlik Konseyinin görevini ifa edememek durumuna düşürüldüğü ahvalde, genel kurulun derhal harekete geçmesini temin suretiyle Birleşmiş Milletlerin sür'atle ve müessir bir    şekilde müdahalesi imkânını sağlamıştır.

1945 senesinde San Fransisko konferansı esnasında, ve 1947 senesinde genel kurulun 11 nci toplantısında olduğu gibi sair zamanlarda da Türkiye,

Güvenlik Konseyinin bu konudaki 1 nci derecede sorumululuğu baki kalmak üzere, politik ve emniyet mes'elelerinde genel kurulun otoritesini, daha şümullü kılmanın, dünya sulhu için, arzuya şayan bir keyfiyet olduğunu devamlı ve İsrarlı bir şekilde ileri sürmüş idi.

Müteakip senelerdeki hâdiseler bu görüş tarzını yeni delillerle    takviye ettiğinden  bu istikamette yapıcı bir  şekilde harekete geçmenin  zamanı artık geçmiş oluyordu. 1950 senesinde V nci genel kurulda Türkiye delegasyonu  Kanada, Fransa, Filipin,  İngiltere,  Amerika ve Uruguay  delegasyonları ile birlikte  «sulh içinde birleşme" adlı karar suretini    genel kurul'a getirmişti. Genel Kurul tarafından kabul edilen bu kararın vazettiği yeni usuller ve prensipler' barış ve güvenlik dâvası için çok kıymetli bir yardım teşkil etmişti.

Türkiye'nin de azasx bulunduğu müşterek tedbirler komitesi de bu Jrnrarla tesis edilmiştir. Mezkûr komite Birleşmiş Milletler tarafından girişilecek müşterek hareket: desteklemek için alınacak siyasî, iktisadî, malî ve askerî tedbirlere müteallik bir seri tavsiyeler hazırlamak suretiyle müşterek emniyet sisteminin suhuletle işlemesi mevzuuna daha ziyade-sarahat ve kat'iyet ilâve etmiştir.

Dünyanın barışsever memleketleri böylece Birleşmiş Milletler çerçevesi" dahilinde güvenliği kuvvetlendirmek hususundaki gayretlerini, birleştirirken, sulh ve emniyet dâvasına en büyük hizmetlerde bulunabilecek diğer bir unsur da: Birleşmiş Milletler anayasasının bölge anlaşmalarına müteallik 52 nci maddesinin hükümlerine uygun olarak vücut bulmuştur.

Şimalî Atlantik andlaşması teşkilâtının teessüsü bütün, dünyada sulh ve emniyetin tarsini bakımından en dikkate şayan bir hâdise olmuştur. NATO, anayasanın bahsi geçen 52 nci maddesine tevfikan kurulmuş tedafüi bir teşekküldür. Nato azalarının, tecavüzü men veya tard etmek için kuvvet ve gayretlerini bir araya getirmekten ve böylelikle kendi hürriyet ve istiklâllerini olduğu gibi bütün dünyada da sulh ve istikrarı muhafaza etmekten başka bir gayeleri yoktur. Görüleceği üzere sulhsever memleketler sulhun bu kuvvetli kalesini gene anayasa hükümleri dairesinde' tesise muvaffak olmuşlardır.

Türkiye, anayasaya uygun olarak; mevziî «müşterek emniyet» anlaşmalarının kuvvetlenmesinde büyük rol oynamıştır. NATO'nun bir azası olduğu gibi, Türkiye, lYunanistan ve Yugoslavya'ile Balkan paktını akdetmiş ve Türkiye - Pakistan ve Türkiye - Irak paktlarım imzalamıştır. Bu paktların hepsi sulh, istikrar ve milletlerarası işbirliği dâvalarına kıymetli birer yardımı teşkil etmektedir

Gerek  Birleşmiş Milletler  teşkilâtı  içinde gerekse  anayasanın     umumî prensipleri  dairesinde usul  ve teşkilâtlanma bakımından  ele   alman  bu mesainin ifasına tahsis edilen bu on yıllık devre insanlığın yeni bir umumî harbin fecayiinden korunmasını temin hususunda bizi daimî teyakkuz' ve endişelere sevkeden bir zaman olmuştur. Bu devre zarfında hâkimiyet hırsları, toprak bütünlüğüne müteveccih tehditler ve iç işlere müdahaleler dolayısiyle sulh ve hürriyete âşık memleketler anayasanın ihtilâfların sulh yolu ile halline ve sulhu tehlikeye koyan hâdiseler ve tecavüzler vukuu halinde alınacak tedbirlere müteallik hükümlerinin tatbikinde büyük: bir dikkat ve itina göstermek zaruretinde kalmışlardır.

Genç teşkilâtımız bu yükün ağırlığına ve çalışma şeraitinin güçlüğüne rağmen, sulha karşı vaki tehditleri amumî olarak muvaffakiyetle karşılayabilmiştir.

İhtilâfların sulh yolu ile halli mevzuunda Birleşmiş Milletlerin muhtelif uzuvları tarafından geçen 10 sene zarfında sağlanmış olan müspet ve yapıcı hal suretlerinin misalleri çoktur. Diğer taraftan, daha pek çok. milletlerarası ihtilâflar ve anlaşmazlıklar da, yalnız başlıca alâkalıların değil vs fakat aynı zamanda dünya sulhunun da nef'ine olacak, nihaî hal şekillerine intizardadır. Bu ihtilâflar mey anında. Ortasark'ta istikrarın ve devamlı sulhun idamesini alâkalandıran mes'elelerin yakın bir zamanda hallini memleketim kuvvetle arzu etmiştir ve alâkasını izhara devam edecektir. Birçok kıt'aların birleştiği bu hayatî bölgede emniyet ve istikrarın ve dostane işbirliğinin tesis edilmesinin bütün dünyada sağlam bir sulhun korunmasına büyük mikyasta hizmet edeceğine kani bulunuyoruz.

Sulhun müdafaası için Birleşmiş Milletler tarafından  girişilebilecek diğer bir hareket sahasına, yani tecavüz fiilinin vukuu halinde anayasanın. 8nci faslına göre ittihaz edilecek Tedbirlere gelince, Kore, sulhun müdafaası uğrunda Birleşmiş Milletler bayrağı altında yapılan kahramanca fedakârlıkların bir remzi olarak ilelebet yâdedilecektir. Sulhu kasden ihlâl suretiyle dünya emniyetini tehlikeye koyan Kore tecavüzü o vakte kadar Birleşmiş Milletlere müteveccih olarak vukubulan en çetin bir meydan okuma mahiyetini arzediyordu. Anayasanın bu açık İhlâli muvacehesinde Birleşmiş Milletler azası memleketlerin gösterecekleri tesanüd ve azmin derecesi, insaniyeti bir 3 ncü dünya harbinin dehşetinden  kurtarmak  hususundaki ümitlerimizle  birlikte,     teşkilâtımızın kaderini de tayin edecekti.

Azasının kahir ekseriyeti tarafından desteklenerek Birleşmiş Milletler bu meydan okumaya cesaret ve azimle karsı koydu.

Birleşmiş Milletlerin kuruluş hikmetini gösteren ana prensibin, yeni sulh ve emniyetin bütün dünya için bölünmez bir bütün teşkil ettiği hakikatinin, bütün sulhsever memleketlerin kalblerinde kök salmakta olduğuna bundan daha mükemmel delil olabilir ini?

Türkiye, Kore'den binlerce mil uzakta olmasına ve kendi varlığının müdafaası için ayakta tutmak zorunda olduğu askerî kuvvetlerin teşkil ettiği ağır külfetlere rağmen, anayasanın prensiplerine bağlılığına ve mes'-uliyet duygusuna en canlı bir misal vermiş ve Birleşmiş Milletler Kumandanlığı emrine takviyeli bir tugay tahsis ederek Koredeki müşterek harekâta ehemmiyetli bir muharebe kuvveti ile iştirak eylemiştir. O zamandan bugüne kadar Türkiye değiştirme birlikleri ile birlikte, kırk bine yakın genç evlâdını Birleşmiş Milletler bayrağı altında hizmet etmek üzere Koreye göndermiştir. Türk tugayı bugün de Koredeki mütareke hattında vazife başındadır.

Bay Başkan,

Geçen on sene zarfında sulh ve emniyet alanında Birleşmiş Milletler" içinde ve anayasanın prensiplerine tevfikan yapılmış olan işlerin en ehemmiyetlilerine kısaca temas etmiş bulunuyorum.

"Bu kısa izahatım dahi Birleşmiş Milletler anayasasındaki ana prensiplerin mevkii tatbike konması hususunda, tedrici surette de olsa, ehemmiyetli nispette bir terakki kaydedildiğini kâfi derecede açıklamaktadır. Bundan da mühim olarak, bu prensipler ve fikirler dünyanın her köşesine yayılarak yeni ve kıymetli taraftarlar kazanma istidadım göstermiştir.

Meselâ, iki ay evvel Asya ve Afrika memleketlerinin tarihlerinde ilk defa olmak üzere Bandung'da akdettikleri konferansta, iştirak eden memleketlerin büyük bir kısmı Birleşmiş Milletler azası olmamalarına rağmen, Birleşmiş Milletler anayasasında ve İnsan Hakları Beyannamesinde münderiç ana prensiplerin hepsi konferansça kabul edilmiştir.

Bandung konferansına iştirak edenler bugün dünyanın karşılaştığı ana meselelerden pek çoğunu, bu beyanda, İnsan Haklarının bütün dünyada gelişmesinin temini, milletlerin kendi mukadderatlarını bizzat tayin etmeleri hakkı ve bugünkü yeni şekilleri de dahil olmak üzere her türlü -müstemlekecilik, milletlerin ferden veya müştereken kendilerini müdafaa etmek hakları, milletlerarası müessir bir kontrol altında klâsik ve atom silâhlarını da ihtiva edecek umumî bir silâhsızlanma sağlanması, 'milletlerarasında hürriyet, müsavat ve emniyete dayanan dostane işbirliğinin ve sulhun muhafazası gibi meseleleri görüşmüşlerdir.

Bu konferansın sonunda neşredilen nihaî tebliğin, bu sahalarda Birleşmiş Milletler tarafından varılmış olan kararların prensiplerine ve hattâ ifade tarzlarına tam?men uveun olması Birleşmiş Milletlerin başarılı mesailerine olduğu kadar Bandung konferansına iştirak etmiş olan devlet adamlarının realist görüşlerine de şeref verecek mahiyettedir. Teşkilâtımızın ilk on senesinin itmamını kutladığımız ve Birleşmiş Milletlerin hayatında veni bir devreye girmeve hazırlandığımız su anda bize mevdu hayatî vazifelerin ilerde daha mücehhez olarak ifasını teminen mazideki tecrübelerimizin ışığı altında gözlerimizi istikbale çevirmek yerinde olacak--hr. B?_;: Başkan,

Dünva, hepimizin hararetle arzu ettiği hakikî sulh, emniyet ve istikrara maatteessüf henüz kavuşmamıştır. Binaenalevh, gecen on senede olduğu gibi. bugün de, sulhun muhafazası hususundaki vazifemizi cesaret ve azimle yerine getirmeğe hazır bulunmalıyız.

Sek ve şüpheye mahal bırakmıyacak müessir bir bevnelmilel kontrol altında, klâsik silâhlar için olduğu gibi atom silâhları için de hükümler ihtiva edecek umumî ve muvazeneli bir silâhsızlanma sağlayacak bir anlaşma teminine matuf gayretlerimizin bir gün muvaffak olacakına inanmalıvız ve bu sayeye vasıl olmak için gayret ve azmimizi venilemeliyiz. Anavasamız milletlerin, ferden veya müştereken kullanılacak meşru müdafaa hakkını mukaddes ve tabiî bir hak olarak tanımıştır. Gerek ferden gerekse diğer sulhsever memleketlerle müşterek .gayretlerimizde hürriyet ve adaletin korunması için kuvvetli olmalıyız, zira, bunlarsız devamlı bir sulh mümkün olamaz.

önümüzde bizi bekleyen vazifelerde muvaffak olmak için genç teşkilâtımız sadakat ve müzaheretimize muhtaçtır. Diğer taraftan, teşkilâtın mesaisinde mevcut usulleri daha müessir kılabilmek üzere,  yeniden tetkik etmeliyiz. Rey verme sistemimizin lâyıkı veçhile tekrar gözden geçirilmesi bilhassa lüzumludur. Yeni azaların kabulü hususundaki usul, teşkilâtımızın azalarının kahir ekseriyeti tarafından desteklendiği veçhile,, anayasanın 4 ncü maddesinin hükümlerine uygun, olmalıdır. 4 ncü maddede münderiç şerait ve vasıflardan gayrı hususlar bu meseleye sun'î. olarak ithal edilmemelidir. Anayasamızda usul bakımından mevcut bazı nakiselerin istimal veya suiistimali dolayısiyle İtalya, Portekiz, Japonya, Avusturya, Libya, Ürdün ve Seylân gibi sulhsever memleketlerin Birleşmiş Milletler dışında kalmaya mecbur edilmeleri  asla tecviz edilemez.

Esas itibariyle bir devletin millî yetkisi içinde bulunan dahilî işlere Birleşmiş Milletlerin müdahale edemiyeceği prensibini vaz'eden anayasanın ikinci maddesinin 7 nci fıkrasının hükümlerini lâyıkı veçhile nazarı dikkate almamak hususunda bir temayülün Birleşmiş Milletlerde zaman zaman başgosterdiği müşahede edilmiştir. Birleşmiş Milletlerin müessis-leri anayasayı hazırlarlarken, muvazeneli hukukî bir vesika tanzim etmeğe ve bunun muhtelif unsurları arasında ahenkli bir münasebet tesis ederek azalarca kabulü matlup taahhütler arasında istikrar teminine azamî gayret göstermişlerdi.

Bu gibi fevkalâde ehemmiyeti haiz ana prensiplerin itinasız  tefsirlerle. veya muvakkat faydalar teminine matuf yersiz mülâhazalarla günün icaplarına göre değişik şekillerde tatbikine girişmek Birleşmiş Milletlerin istinad ettiği ana desteklerden birini yıkmak suretiyle, neticede bütün, teşkilâta büyük zarar verebilir.

önümüzdeki yeni çalışma devresinde mezkûr temayülün ortaya çıkardığı tehlikelerin gayet ciddî ve dikkatli bir şekilde nazarı itibare alınacağını samimiyetle ümit ediyoruz.

Bay Başkan,

Bunların hepsi zamanında ele alınması lüzumlu meselelerdir. Fakat her şeyden evvel, sulh ve emniyetin idamesine mahsus usul ve mekanizmalar., herhangi bir zamanda çıkabilecek tehditleri müessir şekilde karşılayabilmek üzere, daimî bir tayakkuzla tatkike tâbi tutulmalıdır.

Gelecek yıllar zarfında Birleşmiş Milletler tarafından gözden geçirilmesi gereken ve bu  uğurda yeni gayretlerde bulunmamızı icap    ettirecek mevzuların başlıcaları bunlardır.

Müşterek gayretlerimizin ve çalışmalarımızın bizi, insaniyet için en faydalı olacak olan, hal yollarını bulmağa sevketmesini temenni ederiz.

Birleşmiş Milletler günü kutlandı

26 Haziran 1955

Ankara :

Birleşmiş Milletler andlaşmasının imzalanmasının 10 ncu yüdönümü münasebetiyle bugün saat 17.30 da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi konferans salonunda bir toplantı yapılmıştır.

Toplantıda, Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, mebuslar, Vali ve Belediye Reisi Kemal Aygün, profesörler, elçilikler mensupları, Unesco ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtı temsilcileri, talebe teşekkülleri mümessilleri ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Toplantıyı, Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ açmış ve Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes'in gönderdiği şu mesajı okunmuştur:

Bugün Birleşmiş Milletler andlaşmasırnn imzalanmasının 10 ncu yıldönümüdür.

"20 hazirandan beri San Fransisko'da yani bu andlaşmanm imzalandığı yerde, Birleşmiş Milletler teşkilâtının âzası olan 60 devletin temsilcilerinin iştirakiyle vapılmakta olan tes'id merasimine muvazi olarak bugün bizde olduğu gibi diğer bütün üye devletlerin memleketlerinde bu mesud hâdise merasimlerle anılmaktadır.

Birleşmiş Milletler andlaşması, milletlerin sulh içinde ve insanlık şeref ve haysiyetine yaraşan bir şekilde yaşamak arzusunun milletlerarası bir kanun sekline sokulmuş ifadesidir.

İnsan ruhunun daima taziz ettiği bu emel ve arzu, zulümler ve tazviklerin tesiriyle ve büyük felâketlerden sonra bütün şiddetiyle kendini hissettirir, gerek manevî ve -ideoloiik sebepleri, gerek şiddet ve dehşeti itibariyle tarihde .misli olmayan, bütün dünyayı kaplamış olan boğuşmanın, vani İkinci Cihan Harbinin, muazzam tahribat ve beser vicdanında cebre, zulme ve şiddete karsı uyandırdığı dehşet ve nefretin bir neticesi olarak *26 haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler andlaşması imzalanmıştır.

Bu andlaşmayla. gelecek nesillerin harp âfetinden korunması ve şeref, "hürriyet, istiklâl ve emniyet içinde devamlı bir sulhun sağlanması gayesi en ulvî ifadesini bulmuştur.

O tarihten bugüne, on sene geçmiş bulunuyor. Ne yazık ki halâ gelecek nesiller değil bugün yasayan insanlar dahi cebir ve harp âfetinden, tazyikin, zulüm ve esaretin tehdidinden kendilerini masun hissedebilmekten -çok uzak bulunuyorlar. Bu cidden teessür ve endişe verici hale bakarak Birleşmiş Milletler teşkilâtını tam bir muvaffakiyetsizliğp uğramış ve onun temeli olan gayeleri de tamamen inhizama duçar olmuş mu telâkki eylemek icabeder? Birleşmiş Milletler andlaşmasmdaki idealleri insanların erişmesine imkân bulunmayan nazariyattan ve hayalden ibaret far-zetmek mi lâzım gelecektir?

Kanaatim odur ki bu derece bedbinliğe mahal yoktur. Filhakika Birleşmiş Milletler teşkilâtı 'gayelerini tam olarak tahakkuk ettirememiş olsa ve onun işlemesinde bir takım aksaklıklar ve eksiklikler mevcud bulunsa dahi, Birleşmiş Milletler andlaşmasının on senelik tatbikatı neticeleri "bizi ümidsizliğe ve hüsrana sevkedecek mahiyette değildir.

Bir taraftan dünya siyasetinde, diğer taraftan yine dünyada teknik, kültürel ve içtimaî' sahalarda son on sene zarfında başaıılan işlerin ehemmiyetinin kabulünde asla tereddüd olunamaz. Korede tecavüzün durdurulması vs tecavüz fikrinin kırılması Birleşmiş Milletlerin mevcudiyeti

Burada sayılması uzun sürecek maddî, manevî birçok başarılar elde edilmiş olduğu şüphesizdir.

T3u arada, meselâ Tran'ın kendi topraklarından bir kısmı üzerinde hükümranlığını tekrar tesis edebilmesi, Libya'nın hür ve müstakil bir devlet olarak kurulabilmesi gibi birçok  müşahhas hâdiseleri zikretmek mümkündür.

Manevî sahada başarılara gelince: Teşkilâtın sadece mevcud olması haksızlığı, tecavüzü, her-türlü tehdid arzu ve tertiplerini cesaretsizliğe sevkedecek bir kıymet ve mahiyet taşımaktadır. Yalnız bu dahi, istikbal için büyük ümidlerle Birleşmiş Milletler teşkilâtına bağlı kalmamız için en kuvvetli sebep teşkil eder.

Bugün, dünyanın içinde bulunduğu karışık ve endişe verici durumun, hür olan, hür yaşamak isteyen ve başkalarının hürriyetine hürmet eden milletleri tesis ve tatbikine sevkettiği müşterek emniyet sistem ve tedbirlerinin kaynağı, hiç şüphe yokdur ki, doğrudan doğruya Birleşmiş Milletler andlaşmasıdır. NATO, Balkan ittifakı, Bağdad ve Karaşi paktları ve S.E.A.T.O. dünyada sulh ve emniyetin tesis ve teyidi maksadiyle "hep Birleşmiş Milletler andlaşmasınm ruh ve gayelerinden kuvvet alan eserlerdir. Görülüyor ki insanların hürriyet ve istiklâl içinde yaşayabilmek gayesine aykırı niyet ve hareketlerin bütün menfi tesirlerine rağmen müsbet olarak elde edilmiş bulunan neticeler karşısında yeis ve ümidsizliğe düşmek asla caiz değildir. Şu kadar var ki, Birleşmiş Milletler teşkilâtı kısa bir zamanda, behemehal. Birleşmiş Milletler andlaşmasının en 'kuvvetli ve fiilî teminatı haline getirilmelidir. Bu insanî ve asîl gayenin tahakkuku hususunun, cümlemizin uğrunda fedakârlıklara katlanacağı bir hedef teşkil etmesi lâzım gelir.

İnsanların ve1 milletlerin, aslında ve hakikatte, daima sulh içinde yaşamak ve daha mes'ud ve daha müreffeh bir hayat seviyesine erişmek emel ve arzusunu taşıdıkları muhakkaktır. Onları tecavüzkâr olmaya, kendileri gibi sulh içinde yaşamak isteyenlere hücuma sevkedenler ancak, her nasılsa milletleri idare etmek mevkiine geçmiş olanlardır. Binaenaleyh evlerini ve vatanlarını, hürriyet ve istiklâllerini müdafaa edebilmek için mutlaka silâha sarılmak ve bütün dünya sathında dehşet verici facialarla "karşılaşmak gibi son derece elim bir mecburiyetten insanların bir an ev-Tel kurtulması lâzım gelir.

Şurası muhakkaktır ki milletler ülkelerinin hudutları dışında cereyan eden hâdiselerden lâvıkiyle haberdar olabilseler, birbirleriyle serbestçe konuşabilseier ve hakikatleri külliyen tahrif etmeyi sanat haline getirmiş olan propagandacıların tesirlerinden masun kalıp hâdiseleri olduğu gibi

"»uym eti en direb ilmek imkânına sahip bulunsalar, Birleşmiş Milletler and-lasmasmın en mühim gayesi tahakkuk etmiş, dünyada cebir ve    şiddet,zulüm ve harp yolları kapanmış olurdu.

Bu tarihî yıldönümündeki konuşmam bastan basa şevk ve memnuniyet "ifade edecek yerde esaslı ve hakikî endişeleri de aksettirmiş ise, bunun sebebini hakikatleri  olduğu  gibi  görmek lüzum  ve  zaruretinde aramak lâzım gelir. Dünya hâdiselerinin kıymetlendirilmesinde ve bunların takdirinde tamamiyle realist hareket etmemiz bugünkü ve yarınki hürriyet ve istiklâlimizin en kuvvetli teminatını teşkil eder.

Dünyada tecavüz emelleri kırılmamıştır. Zulüm ve esaret milletleri halâ-tehdld etmektedir. Sulhun korunması ve emniyetin tesisi yolunda mühim müşkillerle karşı karşıyayız. Fakat bütün bunlar, bizi tereddüde, kararsızlığa, cesaretsizliğe sevkedecek yerde gayretlerimizi mütemadiyen arttırmak ve sulh yolunda en sıkı işbirliğini tahakkuk ettirmeye sevkeyle-melidir. Bugünkü dünya, yer yer cesaret kırıcı manzaralar arzetmekle beraber Birleşmiş Milletler andlaşmasının imzalanmasından bu güne kadar geçen hâdiseler ve şahidi olduğumuz manzaralar ve hususiyle gayelerimizin ulviyeti bizim için daima en velûd bir ümid ve heyecan kaynağı teşkil eder.

Bu tarihî günde, Türk milletinin Birleşmiş Milletler andlaşm asınım kayıtsız şartsız en hararetli taraftarı ve Birleşmiş Milletler teşkilâtının bütün mevcudiyeti ile hadimi bulunduğunu ifade edebilmekten büyük bir bahtiyarlık duymaktayım.

Mesajın okunmasından sonra Ankara. Üniversitesi adına Siyasal Bilgiler' Fakültesi Dekanı Prof. Yavuz Abadan, Birleşmiş Milletler Teknik Yardım İdaresi Mümessili Mr. Ch. Weitz, Birleşmiş Milletler Türk Derneği adına Dernek Umumî Kâtibi Doçent Cumhur Ferman ve Türkiye Millî Talebe Federasyonu adına İkinci Başkan Gültekin Özdenci tarafından günün-mânâ ve ehemmiyeti üzerinde birer konuşma yapılmıştır.

YANKILAR

Birleşmiş Milletler anayasası

Yazan: A.Ş, Esmer

16/VI/1955 tarihli (Ulus) dan:

On yıl önce San Fransisko'da imzalanan Birleşmiş Milletler Anayasasının on yıl içinde gözden geçirilmesi mezkûr anayasanın yüz dokuzuncu maddesinin icabıdır. Üç fıkradan ibaret olan bu maddede deniliyor ki: «Genel Kurulun üçte iki çoğunluğu ve Güvenlik Meclisinin herhangi yedi üyesinin oyları ile tssbit edilecek tarih ve mahalde işbu andlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi maksadiyle Birleşmiş Milletler üyelerinin bir genel konferansı toplanabilecektir. İşbu andlaşmada yapılması, konferansın üçte iki çoğunluğu ile tavsiye edilecek her değişiklik Güvenlik 'Meclisinin bütün süreli üyeleri dahil olmak üzere Birleşmiş Millet üyelerinin üçte ikisi tarafından her birinin anayasası hükümleri gereğine göre onamnca yürürlüğe girmesini ta-kibeden onuncu yıllık toplantıdan Önce, konferans henüz toplanmamış bulunursa, sözü geçen toplantının gündemine, işbu konferansın davet edilmesi hususunda bir teklif dercedilecek ve Genel Kurulun çoğunluğu ve Güvenlik Konseyinin herhangi yedi üyesinin oyu ile karar verildiği takdirde konferans toplanacaktır, u

Bu maddeden de anlaşılacağı üzere, Bir leşmiş Milletler Anayasasını gözden geçirecek bir 'konferansın toplanması vetoya bağlandığı gibi, anayasanın değiştirilmesi de vetoya bağlanmıştır. Bu şartlar altında anayasayı değiştirmek mümkün olmıyacaktır. Bunu herkes biliyor: fakat yukarıki madde gereğince karar almak için Asambla San Fransisko'da 20-26 haziran günlerinde olağanüstü toplantı yapacaktır.

Toplantıya, Birleşmiş Milletlere üye o-lan altmış kadar devletten yarısından fazlasının dışişleri bakanları iştirak edecektir. Herhalde bütün büyük devletler dışişleri bakanları toplantıda bulunacaklardır. Bir netice elde edilmese bile, onuncu yıldönümünde yapılacak olan bu toplantı. Birleşmiş Milletlerin yıllık çalışmalarının muhasebesinin yapılmasına fırsat teşkil edecektir. Birleşmiş Milletler bu on yıl içinde umulan başarıyı gösterdi mi? Bu sualin cevabı menfidir. Milletler cemiyetinin çalışmalarından alman derslerle ıslah edilmiş bir teşkilât halinde kurulmuş olduğu sayılan Birleşmiş Milletler, çalışmalarında selefinden de daha az başarı göstermiştir. Bu noktada herkes ittifak etmektedir. Acaba bu, anayasanın eksikliklerinden mi ileri gelmiştir?

SEBEBİ NE OLABİLİR?

San Fransisko Anayasasının her cihetten mükemmel olduğu iddia edilemez. Dünyada mükemmel denilen bir eser yuttur. Fakat anayasası ne darece mükemmel olursa olsun. İkinci Cihan Harbi takibeden milletlerarası münasebetler şartların arasında Birleşmiş Milletlerin basarı göstermesi mümkün olamazdı. On yıllık tecrübe göstermiştir ki, teşkilâtın en önemli organı olan Güvenlik Konseyini felce uğratan NATO müessesesidir. Böyle iken, veto. hakkını tanımıyan bir teşkilât hiç yaşıya-maz, ilk adımda dağılırdı. Hakikat şudur ki. Birleşmiş Milletleri çıkmaza götüren, veto hakkının tanınmış olması de?ü, o hakkın Rusya tarafından  tüye kullanılmasıdır.

Bugün yeni baştan bir anayasa yapılsa anayasada vetoya gene yer verilecektir. Mevcut şartlar altında yetosuz bir teşkilât tasavvur edilemez. Belki de yeni üyelerin teşkilâta alınması meselesinde veto hakkı kaldırılabilir. Birleşmiş Milletlerin cihanşümul olmasına

engel olan bu noktadaki veto hakkı, şüphesiz San Fransisko Anayasasının bu sakat tarafıdır.

Konseyin felce uğraması, bu on yıl içinde Asambleyi en önemli organ olarak belirtmiştir. Fakat yetkileri «tavsiyelerde bulunmak» tan ileri gitmediğinden, Asamble de bir propaganda "kürsüsü mahiyetini almıştır. Eski Milletler Cemiyeti, bütün .eksikliklerine rağmen, kuruluşunun onuncu yıldönümünde kuvvetin en üstün merhalesinde bulunuyordu. Ondan sonra gelen Japon, İtalyan ve Alman tecavüzleri karşısında zayıfladı. Birleşmiş Milletler ile, bütün mükemmelliği ile. kuruluşunun onuncu yıldönümünde mefluç ve âciz bir vaziyettedir.

Barışın, Birleşmiş Milletler çerçevesi içinde korunamıyacağını gören Batılı devletler, Rus tecavüz politikası karşısında, bölge anlaşmaları yoluna gitmişlerdir. Batılı devletlerin en kuvvetlisi olan Amerika'nın liderliği altında yapılan bu bölge anlaşmaları şebekesi, ilgili devletlere. Birleşmiş Milletlerin veremediği emniyeti sağlamaktadır.

Ksr şeye rağmen, eksikli bir Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletlerin büsbütün eksik olacağı bir âlemden daha iyidir. Barışın kollektif gayretlerle emniyet altına alınması insanlığın en aziz mefkuresi olmuştur. Milletler Cemiyeti o ideali gerçekleştiremedi. Birleşmiş Milletler de on yıllık çalışmasiyle hayal kırıklığı getirdi. Bugünün realitesi budur; fakat insanlığın şuurunda derin y/Sr alan bu ideal elbette bir gün gerçek olacaktır,

10 senelik yol

Yazan: .ZLE. Yalman

20/VI/1955 tarihli (Vatan) dan:

Tam on sene evvel bugündü. Birleşmiş Milletlerin anayasası San Fransisko'da "büyük merasimle imzalandı, bu münasebetle parlak nutuklar söylendi, işlerin iç yüzünü kavrıyamıyanlar, San Fransiskodaki merasimin insanlık için yeni bir devrin hareket noktası olduğuna inandılar.


O sıralarda garp âlemi bir tek sabit fikrin tesiri altındaydı: Alman "tehlikesini herzaman için Önlemek. Japon tehlikesinin hakkından gelmek... Asıl tehlike kaynağının, Sovyet Rusya'nın hiç-değişmiyen v.s sinsi usullerle yürütülen yıkıcı ve saldırıcı siyaseti olduğunu fark edebilenler pek mahduttu. Bu gibiler de umumî yatıştırma ve bozgunculuk cereyanlarına teslim oluyorlar vs şöyle düşünüyorlardı: «Ruslar tekrar-bir harbi göze, alabilirler, biz alamayız-Bunun için mesele çıkarmıyalım, huylarına göre gidelim. Selâmet irinde ne-kadar zaman kazanırsak kârdır.»

Garp devletlerinin ve bilhassa Amerikanın, muayyen ve açık prensipler uğruna bunca fedakârlığı göz.? aldıktan, milyonlarca genci bu hedefle ölüme sevkettikten ve harbi parlak bir şekilde kazandıktan sonra, asıl gayeyi teşkil eden sulhu gözden çıkarmaları ve-Atlantik Paktı prensiplerini bozguncu. cereyanlara kurban etmeleri cidden korkunç bir şeydi!

On sene evvel San Fransiskoda bulunduğum sırada bu elemli bozgunun kahrını ve işkencesini her ân çektim    v,r inanılmaz  bir gaflet halinde bulunan, Amerikalı meslekdaşlanmı ikaz etmeğe çabştım. Bence ortalık ihanet kokuyordu. Yalta'ya ait esrar    sonradan meydana çıkınca ve San Fransisko kon f,aransmm umumî kâtibi ve    Rusların gizli adamı olan Alger Hissin Dumberton Oaks projesini hazırlamakta vs her" şeyi Rusların keyfine göre yürütmekte1 baş  rolü   oynadığı   anlaşılınca,   insanlığın cidden ihanete uğratıldığı    belli, oldu.

Sqvyet Rusya'nın vetosu altında   nefes  almaz bir halde 'bulunan Birleşmiş Milletler Teşkilâtından insanlığa hayır gelemezdi. San Fransisko'da yeni bir şey doğmuş değil, Atlantik Paktının prensipleri sadece gömülmüştü.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtını her şeye rağmen bir temas sahası diye muhafaza etmek ve bazı ufak tefek neticelerden istifade .etmek, hür milletlerin    işine gelmedi. Rus delegesinin hazır bulunmadığı ve vetosunu kullanmadığı   bir' dakikada da Kore'deki hareketleri Birleşmiş Milletlere    maletmek    nasılsa-

mümkün oldu. Fakat hakikatte bu teşkilâtın beklenen emniyet ve sulh gayesine hizmet edemiyeeeği, hür milletlerin bunu bir kenarda bırakarak NATO Teşkilâtını meydana getirmeleriyle sabittir.

Birleşmiş Milletlerin teşkilâtı bugün San Fransiskoda bir toplantı yapıyor ve anayasasının imza edilmesinin onun cu yıldönümünü kutluyor. Dikkate lâyık olan taraf şudur ki Moskova; on senedir büyük gaflar yaptığını tam bu sırada farketmiş ve hür memleketlerin basiretini bağlıyarak on sene evvel San Fransiskoda estirdiği yatıştırıcı ve bozguncu havayı garp âleminde yeniden canlandırmak için geniş bir ha rekete girişmiştir.

Avusturya sulhu, Belgrat ziyareti, Nehru'nun tarafsızlık cereyaniyle teması, Alman Başvekilinin Moskovaya daveti, Almanya'nın birleşmesi yemiyle   NATO'nun yaylım ateş altına alınması gibi manevralara başvuran Sovyet Rusya, 18 temmuzda Cenevrede bir dörtler toplantısı yapmağı temin etmiştir. San Fransiskodaki onuncu yıldönümü merasiminin sebep olacağı sıkı temaslar, Cenevre toplantısının zeminini hazırlamağa yariyacaktir.

Şimdi mesele şurada: Hür dünya 20 haziran 1945 de San Fransiskoda hiane-te uğradıktan tam on sene sonra giriştiği teşebbüsle San Fransiskodaki bozguncu gidişi bir defa daha teyit mi edecek, yoksa onu tamir etmenin yollarını mı arıyacak?

18 taaruz toplantısının arifesine çok şükür gözlerin açılmasına doğru bir istidat peyda olmuştur. Mübalâğalı limitler bir tarafa atılmış ve basiret ve ihtiyat tarafı ağır basmağa başlamıştır. Yukarıdaki suallerin sarih cevaplariyle karşı karşıya gelaceğimiz gün yakındır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

16 Haziran 1955

Lefkoşe:

Kıbrıs hükümeti, saldırı yeni bir kararla sahip oldukları silâhları hükümet makamlarına kaydettirip mukabilinde vesika almıyan kimseler hakkındaki cezaî hükümleri daha da şiddetlendirmiş tir. Yeni karara riayet etmeyen kimseler 6 ay hapis ve 25 İngiliz lirası para cezasına çarptırılacaklardır; Yine aynı karar mucibince. 21 yaşından küçük kimselerin, nev'î ne olursa olsun, ateşli silâh taşımaları sureti kefiyede yasak olunmuştur.

17 Haziran 1955

Lefkoşe:

İngiltere'nin Yunanistan Büyükelçisi Sir Charles Peake. son 'birkaç gün zarfında, Hariciye Vekâletinin alâkadar makamlariyle, Kıbrıs meselesi etrafında muhtelif görüşmeler yapmıştır.

Bu görüşmelerde. Kıbrıs'ta cereyan eden son hâdiseLer ve Yunanistan hükümetinin Kıbrıs mevzuunda takibat-mekte olduğu siyaset gözden geçirilmiş

tir.

21 Haziran 1955

Lefkoşe:

Dün akşam Kıbrısta bombalarla birçok suikastler  vuku bulmuştur.

Kyrenia yakınında Orta-do.^u Kara Kuvvetleri 'Başkumandanı Sir Charles Keightley'in evine iki bomba atılmıştır. Bombalar infilâk etmişse de hasar ve can kaybı olmamıştır.

Maskeli üç şahıs tarafından atılan diğer birkaç bomba Kyrenia polis karakolu Önünde infilâk etmiştir.

Pafos'ta keza maskeli sekiz şahıs posta ve mahkeme binaları önüne bombalar koymuşlardır. Bombaların- infilâkı neticesinde bir yangın çıkmıştır.

Hometios polis karakolunun Önünde de bir bomba patlamıştır. Kıbrıslı bir polis   memuru yaralanmıştır.

Farnagusta da orduya ait bir kantinde iki infilâk olmuş ve bir yangın başlangıcına sebebiyet vermiştir,

22 Haziran 1955

Lefkoşe:

Dün akşam Lefkoşe'de polis merkezi önündeki posta kutusuna konulan bir saatli bomba infilâk etmiştir.

Ayni saatte şehrin muhtelif yerlerinde üç İngiliz subayının evleri önünde de daha az ehemmiyette üc infilâkin vuku bulduğu ayrıca bildirilmektedir.

Saatli bombanın infilâki neticesinde Kıbrıslı bir genç ölmüştür.

Lefkoşe:

Maskeli birkaç tedhişçi dün gece Lefkoşenin 80 kilometre uzağında Damia-nos köyündeki polis karakoluna âfcaş açmıştır. Bu tecavüz sırasında iki Kıbrıslı polis memuru asır bir şekilde yaralanmış v-s bunlardan biri hastahane ve nakledildikten az sonra olmuştur.

23 Haziran 1955

Lefkoşe:

Kıbrıslı İngiliz orduları umumî karargâhını korumak üzere fevkalâde tedbirler alınması zarureti hasıl olmuştur.

Bu hususta basın mensuplarına beyanatta bulunan bir askerî sözcü ezcümİ2 şöyle demiştir: • Geç-sn aralık ayında İngilterenin Orta-şark Komutanlığı Süveyş Kanalı bölgesinden Kıbrıs adasına nakledildiği zaman, kendimizi bir İngiliz müstemlekesinde ve bize dost bir halkın içinde zannettiğimiz için. o iağan üstü güvenlik tedbirleri almağa lüzum göstermiştik. Fakat, san hâdiseler bu hükümde yanıldığımızı gösterdi. Maalesef biz de olağan üstü tedbirlere tevessül etmek mecburiyetinde kaldık.»

25 Haziran 1955

Lefkoşe:

Kıbrıs'ta Enosis Birliğine dahil olup geçenlerde Kıbrıs hükümetini zora^ başvurarak devirmek sucu ile tevkif edilmiş olan Kıbrıs Başpiskoposu Makarios'un yeğeni Haraîambos Muskos ve üç arkadaşının sorgusu bugün burada yapılmış ve dördünün de mevkufiyetlerinin devamına karar verilmiştir. Suç luların muhakemeleri 26 temmuz tarihinde yapılacaktır,

Lefkoşe:

Bugün Pafos mahkemesi dört adalı Rum'un muhakemelerini intaç ederek, bunları muhtelif cezalarla tecziye etmiştir.

Bu suçlular kundakçılık harekâtına girişmekle  itham edilmekte idiler.

. Lefkoşe:

Kıbrıs Valisi Sır Robert Armitag^'m dün akşam imzaladığı bir kararnamede, ada'nın bazı bölgelerinde serbestçe dolaşmanın bir aylık bir müddeti tecavüz etmek üzere tahdit edilebileceği derpis edilmektedir.


Kıbrıs Polis Müdürü bu tedbiri ada'-nın lüzum gördüğü bölgelerinde tatbik etmeğe mamur edilmiştir.

26  Haziran 1955

Lefkoşe:

Kıbrıs hükümet radyosunun dün akşam yaptığı bir yayında bildirildiğine göre, adadaki tedhişçilik hareketiyle mücadele için Kıbrıs'ta yeni bir polis ihtiyat birliği teşkil edilmek üzeredir. Bu birlik Lefkoşe yakınında üslendirilecek ve müstakil nskil vasıtalariyle ve radyo muhabere postalariyle teçhiz edilecektir. Birliğin kumandanlığına İngiliz müstemlekelerin den birinden tecrübeli bir İngiliz subayı getirilecektir.

Diğer taraftan dün Limasol ile Afoa arasında telefon muhabereleri birden bire kesilmiştir. Polis bunun bir sabotaj eseri olduğunu zannetmektedir.

Lefkoşe'nin 15 kilometre doğusunda bulunan Timbu köyü yakınında, Eoka adındaki tedhiş hareketinin imzasını taşıyan yüz kadar beyanname ele geçirilmiştir.

27   Haziran 1955

Londra :

Dışişleri Vekâlati sözcüsü İngiltere'nin bugün Atina nezdinde teşebbüse geçerek Atina radyosunun Kıbrıs halkını ayaklanmaya teşvik eden yayımlarından dolayı protestoda bulunduğunu bil dirmiştir.

Protesto notası bugün İngiltere'nin Atina maslahatgüzarı tarafından Yunan Dışişleri Vekili Stefanopulos'a tevdi e-dilmiştir. Nota'da bilhassa Atina radyosunun 21 haziranda yayımladığı ve başharfieri E.O.K.A. olan bir teşkilâtın beyannamesi üzerinde durulmuştur.

Sözcü Eoka beyannamesinin su tarzda cümleler  ihtiva  ettiğini     bildirmiştir;

«Hellenlerin nesli, vatanımızı kurtarmak için ayaklanın» - «kurtuluş için. mücadel.^ bayrağı açın».

Bir soruya verdiği cevapta sözcü. Atina radyosunun bu yayımlarının İngiltere ile Yunanistan arasında NATO çerçevesi içinde mevcut münasebetler üzerinde müessir olacağını, fakat bu meseleyi NATO Konseyi önünde ele almak için hiç bir karar alınmamış olduğunu. söylemiştir.

  Londra :

i5ugün Başvekâlet binasında yapılan kabine toplantısında Kıbrıs hâdiselerinin ele alındığı parlâmento çevrelerinde kuvvetle tahmin edilmektedir.

30 Haziran 1955

  Londra :

İngiltere Başvekili Sil' Anthony Eden bugün Öğleden sonra Avam Kamarasında verdiği bir demeçte, İngiliz hükümetinin Doğu Akdeniz'i ilgilendiren stratejik maseleleri inceledikten sonra. Yunan ve Türk Hükümetlerine, bu mem leketl&r nezdindeki büyükelçilikleri va-sıtasiyîe birer davetname göndererek Kıbrıs da aahü olmak üzere Doğu Ak-denizle ilgili siyasî ve askerî meseleleri tetkik, etmek üzere yakında Londra'da toplanacak olan konferansa mümessiller göndermelerini istediğini bildirmiştir.

Konferans gündeminin mahdut birkaç noktaya inhisar etmiyeceğini söyliyen Başvekil şunları ilâve etmiştir:

 Gayemiz, konferansın, önceden tesbit edilmiş bir ruzname ile bağlı olmasını önlemektir. >>

Anthony Eden İngiltere Hariciye Vekili Harold Mc. Millan'ın bu konferans meselesini gelecek hafta.Strasbourgda toplanacak olan konferans esnasında Yunan ve Türk delegeleri ile görüşeceğini de belirtmiştir.

İngiliz Başvekili bahis konusu konferansta Büyük Britanya'yı Hariciye Vekili Mc. Millian ile Millî Müdafaa Vekili Selwyn Lloyd'in temsil edeceklerini tasrih etmiştir.

İşçi Partisi hükümeti zamanında hariciye müsteşarlığı yapmış olan mebuslardan Ernest Davios'in Kıbrıs halkı temsilcilerinin konferansa neden davet edilmediğini sorması üzerine Sir Anthony Eden şu cevabı vermiştir: «Konferansın mevzuu Kıbrıs meselesi çerçevesini aşacaktır.»

Diğer bir İşçi mebusun sorduğu bir sual üzerine de Başvekil 5u mütemmim izahatı vermek mecburiyetinde kalmıştır: «Durumu ihtimamla inceledikten sonra meseleyi en iyi şekilde ele almanın davetleri bu tarzda yapmakla kabil  olacağı  neticesine  varılmıştır.»

Londra :

Müstakil Times gazetesi bugünkü nüshasında Kıbrıs meselesini ele almakta ve İngiliz hükümetinin, bu adada fasılasız surette vukubulan karışıklıkları itina ile tetkik etmek üzere Kıbrıs'ta sivil ve ruhanî makamlarla müttefikler arasında bir konferans toplaması lâzım geldiği mütalâasını ileri sürmektedir. Times bu mütalâasını şöyle tamamlamaktadır«Herhangi şekilde olursa olsun Kıbrıs'ı Batının nüfuz dairesi altına döndürmek müstemlekelerin muhtariyet yolunda geliştirilmesi eserme onu da iştirak ettirmek lâzım  gelecektir."

YANKILAR

Kıbrıs dâvasında Yunanistan, İngiltere'yi tehdid ediyor.

Yazan: Cihad Baban

2/6/1955 tarihli (Tercüman) dan:

Makariyos, Mısır'a gitmiş, orada gazetecilere verdiği demeçte: «.Halkın taşkınlık yapmasını istemem, fakat, İngilizler öyle fena vaziyetler yaratıyorlar ki, bunun da önüne geçemem!» diyor.

Bu açık tahrik sebeplerinden bir tanesi, Makariyos'a Amerikadaki Yunanlı zenginlerden biri tarafından hediye edilen bir Cadillac arabayı Yunan renklerine boyamasına ve Kıbrıs papazının bu renklerle o arabada dolaşmasına İngilterenin müsaade etmemiş olması imiş.

Yunan gazetelerinin, başmakaleleri hemen hergün bu mevzua temas etmektedirler, hükümet bilhassa Amerika'-de Kongre ve Ayan azalarını kazanmak için büyük propaganda faaliyetine girişmiş bulunuyor. Atina'nın Fransızca intişar eden resmî gazetesi de bu mevzua tahsis ettiği sütunlarda mütemadiyen İngiltereyi -tehdid eden yazılar yazıyor. Bu gazeteye nazaran Büyük Britanyanın hemen harbin akabinde Hindistan, Pakistan ve Seylân hakkında vermiş olduğu cesurane karar, bu memleketlerin İngiliz İmparatorluğu bünyesi içinde kalmalarına sebep olmuştur. Eğer İngiltere ısrar ve inad etseymiş, Asya dramatik bir manzara arz edecekmiş; bunun gibi, simdi de Yunanistan'ın dostluğunu ve işbirliğini temin edebilmesi için Büyük Britanyanm Kıbrısı Yunanlılara terketmesi lazımmış. Bu mantık ile hareket eden Yunan hükümetinin sözcüsü, mütalâasına şöyle devam etmektedir: "İngiltere Asyadaki emperyalist politikasında ısrar edeydi ne olacaktı? Hio, bu sefer yuhalarla koğulacak ve üstelik bugünkü işbirliği yerine düşman bir camianın diş. gıcırtıları ile karşılaşacaktı.» Yuha ile koğulmak tabirinin altında gizlenen sözü anlamazlıktan gelmek mümkün değildir. Fakat, Hindistan, Pakistan, Seylân ile Yunanistan arasında bir mukayese yapmak da mümkün değildir.

Evvelâ Yunanistan; İngiltere, Türkiye ve umumiyetle NATO devletlerinin, dostluk ve müzaheretini temin etmek suretiyle, Kıbrıs konusu ile ölçülemi-yecek derecede büyük menfaatler sağlamaktadır. Bu menfaatler Yunanistan'ı ayakta tutan onun bekasiyle ilgili menfaatlerdir. İdare edemiyeceği bir Kıbrıs'ı elde edebilmek için, Belgrad'da Kuruçef ile yarenlik etmek, bütün dostlarını tedirgin ederek şüpheye düşürmek ve nihayet bu beceriksiz, mânâsız ve sakar politika yüzünden günün birinde kızılların kucağına yuvarlanmak, uzağı görmek demek değildir.

Yunanlılar, Kıbrıs'ı bir üs olarak kullanmak isteyen İngiltereye karsı diyorlar ki, "Burası sizin elinizde olduğu müddetçe üs olarak da işinize yaramaz, düşman bir muhit içinde üs kuramaz. Yunanlılar Kıbrıs'a sahip olamadıkça İngilizler için adada düşman olacaklar ve icabettiği gün üs olarak kullanılacak olan Kıbrısta baltalama hareketlerine geçeceklerdir.»

Bu kadar açık tehditler savuran dost ve müttefik bir memleket tarihte görülmüş şey değildir. Eğer bir harp olursa bu harp dünyanın iki bloku arasında cereyan edecektir, bu baltalama hareketlerine teşebbüs edecek olan Yunanistan o takdirde, kızıl cephede yer alacak demektir. Yunan milleti hiç bir zaman kendisinin olmamış olan Kıbrıs için, böyle bir cephe değişikliğine başvuracak olursa, bunun hesabını, Rusya'dan,  Macaristan'dan  evvel vermek.

mevkiinde kalır. Politika adamları ba-zan başlarından büyük teşebbüslere girişip o teşebbüslerin altında yıkılırlar, Yunanistan, yutmadığı lokmalarla boğulan devlet adamları bakımından hayli zengin bir memlekettir, biz Papagos'un bir boğulma voliyle, siyasî hayatına son vermesini temenni etmivoruz.

Yunanistan suçludur

Yazan: A.E. Yalman

24/VI/1955 tarihli (Vatan) dan:

Cumhurreisimiz Celâl Bayar. dost Lüb-nana yaptığı resmî ziyaretten sonra yurda dönmüş bulunuyor. Bu ziyaretin gayesi Lübnan Devlet Reisinin ziyaretini iade etmekten ve bir takım merasimde hazır bulunmaktan ibaret değildi. Celâl Bayar, her gittiği yerde Türk millî siyasetini şerefle temsil eder ve bölgemizin esaslı bir sulh ve istikrar unsuru olan Türkiyenin temiz sesini aksettirir. Cumhurreisinin böyle vazifeleri ne kadar ve karla, ne kadar 'nezaket ve asaletle yerine getirdiğini de geçen seneki Amerika seyahati esnasında yakından görmek imkânını buldum ve iftihar duydum.

Türkiye, elindeki imkânları ve kuvvetleri hodbin bir millî siyasetin gerçekleşmesi için kullanan veya kullanmasına ihtimal olan bir memleket değildir. Komşularım herhangi bir suretle tahakküm altına almak, yeni toprak veya nüfuz sahası elde etmek gibi emellerin arkasından koşmuyor. Bir imparatorluk devrini arkada bırakmıştır, geniş duygulu bir millî misak siyasetinin bayrağını seve seve açmıştır. Dev letin temsilcisi sıfatiyle Bayar her gittiği yerde, Türkiye'nin bir iyi komşu, her hakka saygı gösterir bir devlet, dünya sulhunun ve bölge istikrarının candan bir desteği ve güvenilir bir bekçisi olduğunu en samimî bir lisanla söylüyor ve bunu yaparken bütün bir büyük milletin ulvî ve asîl hislerine tercüman oluyor.

Komşumuz, müttefikimiz ve NATO' da yoldaşımız Yunanistanı ayni dürüst ve temiz rolde görmeği ne kadar isterdik! Eğer Yunanistan, iyi bir komşu, müşterek gayeisre bağlı bir memleket, güvenilir bir yoldaş mevkiinde bulunsaydı, bu-bölgenin istikrarını korumak vazifesi ne kadar kolaylaşacak, bizimle Yunanistan arasında  kadar verimli bîr işbirliği devri  açılacaktı...

Ne çare ki Yunanistan hasis emellerin kurbanı olmuş, bu yüzden komünizmin tuzağına dürmüştür. Yunanistan gafil ve şuursuz emperyalist siyaseti yüzünden bugün Kıbrısta patlıyan bombaların, dökülen kanların mes'uliyetini doğrudan doğruya Yunan hükümeti taşıyor. Dörtlerin toplantısının arifesinde Kıbrıs'ta Türk - Yunan, İngiliz - Yunan dostluğuna ve NATO'nun birlik ve âhengine karşı çirkin bir suikast hazırlanmasına sebep olan Yunanistan; suçludur, fena bir yoldadır ve çirkin bir roldedir. Kilisenin gayri mes'ul teşkilâtına barınan ve bu suretle mes'ul Yunan hükümetinin akıl ve idrakini felce uğratan komünist "teşkilâtı; Yunanistanı, hür dünya aleyhindeki meş'um siyasetlerinin bir âleti haline indirmişlerdir.

İki komşu millet için esaslı bir ihtiyaç teşkil eden Türk - Yunan dostluğu namına, Yunanistanda kahır gören Türklerin, ve Kıbrıs'ta canları ve şerefleri tehlikeye maruz olan diğer Türklerin namına, hür dünyanın esaslı menfaatleri, NATO'nun tesanüdü ve bölgemizin istikrarı adına davacı diye ortaya çıkmamız. Yunanistanı akıl ve iz'ana davet etmemiz zamanı gelmiştir. Komünistlerin tahrikleriyle meydana gelen bu suikasdın ağır tehditlerini ortadan kaldırmak, müşterek tehlikeleri önlemek için İngiltere, Türkiye ve Yu-nanistanın karşı karşıya oturmaları, açık konuşmaları ve bir fesat ve nifak manzarasını bir anlaşma ve ahenk manzarası haline çevirerek Moskovayı hüsrana düşürmeleri mutlaka lâzımdır.

Yunanlılara meram anlatmağa çalışmanın tadsız, çetin ve zahmetli tarafları olabilir. Fakat bunu göze almalıyız. Çünkü yara biraz daha kendi haline bırakılırsa kangren olur, en büyük zararı da akıl ve basireti komünistler tarafından felce uğratılan Yunanistan çeker.

Kaybedilecek dakika kalmamıştır. Yunanlıları akıl ve basirete davet etmek için sesimizi yükseltmemiz, Kıbrıs'ta NATO'nun selâmetine karşı silâhlı bir tedhiş hareketi başladığını ilân ederek müttefiklerimizi ikaz etmemiz lâzım-. dır.   .

Yunanistan'ın barış kundakçılığı Yazan: M. Nermi

25/VI/1955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, daha müsbet ve daha verimli işbirliklerini erişmek için, bütün imkânları gözden geçirirken, Kıbrıs adasında yer yer bombalar patlamakta ve halk yığınlarını heyecanlara düşürmektedir. Bu barış kundakçılığının kahramanını hepimiz biliriz: Yunanistan, Kıbrıstan ikinci bir Girit yaratmak kuruntusuna kendini vermiş görünüyor. Hür milletlere iki bakımdan yakışmayan çok bayağı ve tiksindirici bir davranış sayılır   bu.

Yunanistan, yalnız Birleşmiş Milletlerin değil, aynı zamanda, Atlantik Savunma Sisteminin de üyesidir. Bilirsiniz ki: üyja memleketler, aralarında beliren anlaşmazlıkları gidermek için, yıldırıcı zorbalık metodlarına baş vurmaktan kaçınacaklarına, bütün insanlık karsısında, söz vermişlerdir. Yunanistan ,her andlaşmanın en kutsal temeli sayılan sözleşme hükümlerini tek taraflı bozmaktan sorumludur. En basit sözleşme şartlarına ulu-orta saygısızlık gösteren bir memleketin biraz daha ciddî taahhütler karşısında nasıl bir yol seçeceğini tahmin etmek çok kolaydır. Yunanistan, yemişlerini derle inek için, başkalarına ağaç silktiren a-çık gözlerin durumunu hatırlatmaktadır bize!

Kıbrıs adası sahipsiz değildir. Bu bakımdan, Yunan hükümeti, barış kundakçılığının, başka bir örneğini daha, biz= vermiş sayılabilir. Gerek Birleşmiş Milletler, gerek Atlantik paktına giren devletler, toprak 'bütünlüğü dâvasını dokunulmaz bir umde gibi kabul etmişlerdir. Milletler arasında kurulan işbirliklerinin ana dâvası da budur zaten. Egemenlik ve toprak bütünlüğü idealleri bir yana bırakıldı mı, bütün işbirliklerinin de konusuz kalmaları lâzımdır. Savunulacak bir şey yoksa, savunma cephelerinin mânası ne olabilir? Görülüyor ki: Yunanistan, imzaladığı andlaşmaları, en kestirme bir sözle, imperialist gayelerine en elverişli bir basamak saymaktadır.

Kıbrıs, İngiliz idaresi altında bulunan bir Türk adaşıdır. Bu dâvada, devletler hukuku bakımından, ilgili iki taraf varsa, o da ancak Türkiye ile İngiltere olabilir. Demek oluyor -ki: Yunanistan, adada yaşayan hristiyanları kışkırtmakla; ilk önce, dost iki memleketin içişlerine karışmak yelteng enliğin i göstermektedir. Eğri oturup doğru konuşursak, Yunan davranışının, Sovyetleri kat kat gölgede bıraktığını söylemek zorunda kalırız. Dostluktan başka bir ad verilir buna.

Büyük İran Şairi Şeyh Saadi der ki : ..Tanrı ne yaptığını çok iyi bilir. Kediye kanaat vermiş olsaydı, serçeye rastlamazdmız dünyada.." Ya Yunanistan'ın elinde sözgelişi, Sovyet kudretlerinin yalnız yarısı olsaydı, dünyamızın her yerinde sayısız Kore ve Hind-Çini yangınları tutuşmuş olurdu. Sovyetler, hiç olmazsa, düşmanlarına yapıyor bunları, Yunanistan ise kudretli dostlarına, Türkiye'ye ve İngiltsreye.. Dost maskesi takarak düşmanlık yapmak, tarihin hiç bir çağında ne erkeklik sayılmıştır, ne de kahramanlık fazileti.

Yunanistan,. Atlantik üyelerinin toprak bütünlüklerine göz koymakla, en büyük barış ve hürriyet cephesini, bile bile, içinden yıkmaya çalışmaktadır.

Onun için, bu memleket, Sovyetlerin politika gayeleri bakımından, aşağı yukarı, Doğu Almanya gibi bir rol oynamaktan kendini alamamaktadır. Yunanistan, bir karış toprak için, tıpkı Peygamber Yusuf'un kardeşleri gibi, dostlarını düşünmeden kuyuya atabilir.

Bu görüşümüzün ne kadar doğru olduğunu anlamak isterseniz, Kıbrıs adasında girişilsin zorbalıklara bakınız. Bu kışkırtmalar, Dörtler Konferansının hazırlıkları yapılırken, en son şiddeti ne erişmiş oluyor. Eli bayraklı bir tehditçi de. daha büyük menfaatler koparmak için, ancak böyle yapabilir.

Kıbrıs dâvasının durup dururken ortaya çıkarılması üye devletler arasında da, bir takını huzursuzlukların dogmasına sebep olmuştur. Çoğunluk elde etmek fikriyle, Yunanistan'ın çok çirkin propagandalara giriştiğini ve dost memleketleri bir yandan bize, Öte yandan İngiltereye karşı kışkırttığını bilirsiniz elbette.. Bunun, gaye birliğini torpillemekten başka bir işe yaramadığım tahmin etmek güç değildir. Hangi tarafından bakılırsa bakılsın, Yunan politikasının, tam mânasiyle, yıkıcı bir hamle olduğu anlaşılır. Bu durumu göz önünde tutarak, önleyici tedbirler düşünmek, büyük hürriyet dâvasına bağlı milletlerin başlıca vazifesi    olmalıdır.

Bize gelince: Kardeşlerimizin boğazlan masına ve hakkımıza dokunulmasına, gelişigüzel seyirci kalamayız artık. Kıbrıs, hiç bir zaman Yunan adası olmıyacaktır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

18 Haziran 1955

Paris :

Senelerden beri Romanya'da mevkuf bulunan Fransızların tahliyesi için kat'î bir teminat elde etmek gayesiyle Fransız hükümeti, geçen sonbaharda Fransa ile Romanya arasında ticari ve malî mü zakerelsrin açılması için bu Fransızların tahliyesini şart koşmuştu.

16 ekim 1954 de Bükreş elçiliğine verilen bu teminatlardan sonra msvkuflardan ünü tahliye edilmişti.

.Bununla beraber diğer mahpus tahliye edilmediği ve Bükreş elçiliğinin teşebbüsleri neticesiz kaldığı için Fransız Dışişleri Vekâleti bir anlaşmanın icrasının gecikmesi dolayısiyle duyduğu endişeyi 16 mart 1955 tarihinde Romanya'nın Paris  elçiliğine   bildirmiştir.

Romanya hükümetinin durumunu göz Önünde tutan Fransa, Romanya'ya gidecek olan ticaret eşyasının s-svkini durduran bir kararname yayınlamak ;mecburiyetinde kalmıştır.

20 Haziran 1955

Paris :

Vekiller Heyeti Fas Gerftal Valiliğine, "halen Saar'daki Fransız diplomatik heyetinin başkanı Giibert Granval'ı tayin etmiştir. Eski genel vali Francis Lacoste mühim bir diplomatik mevkie tayin edilecektir.

23 Haziran 1955

Paris :

Başkanı olduğu «Atlantik Camiası Fransız Cemiyeti «tarafından verilen bir kabul resminde, Fransanın eski Dış işleri Vekili Bidault bir konuşma yapmış ve «milletlerarasındaki gerginliğin azalmasının, sinirlerimizin yorgunluğundan ve mütemadi gayretlerin verdiği usançtan mütevellit olduğunu» ifade laderek  şunları söylemiştir:

Bu yorgunluk birçok kimseleri, kötü. günlerin geçtiğini düşünmeye sevketmektedir. Halbuki bu iyi duygular kötü düşüncelerden çok daha tehlikelidir. Ve insanlar, maziyi hemen unutuverecek kadar saftırlar.»

Bundan sonra, kurt ve çoban masalını hatırlatan Bidault, «çobanlar, kuzuların, bir türlü kendini göstermeyen tehlikeye alıştıklarını farketmişlerdi» demiş ve Sovyet Rusya'nın ziraî sahada karşılaştığı güçlüklere işaret ederek sözlerine şöylece devam etmiştir;

«Milletler arasındaki gerginliğin azalmasının ikinci bir sebebi de, mütemadiyen çoğalan bir milletin beslenme güçlüğünden mütevellittir. Bu anda, büyük bir tehlikenin tehdidi altındayız. Viyanada batılıların zafer kazandığından bahsedildi. Halbuki, Güney Almanya ile, Kuzey İtalya'yı sadece 100 kilometrelik bir sahanın ayırdığını görmek için haritaya bakmak kâfidir ve bu brenner gaçidi, şimdi hür dünyaya yasak'edilmiştir. Zafer bu ise, mağlûbiyetin ne olduğunu öğrenmek isterdim. «

Daha sonra Almanyanın tarafsızlaştırılmasma itiraz eden Bidault sözlerine şöyle son vermiştir:

«Ruslar on senedir, sopa yerine şeker kullanmanın daha fazla işe yaradığını anladılar. Bizzat Molotof da, tebessümün masaya indirilecek yumruklardan daha tesirli bir silâh olduğunu anlamıştır.

Cesaret ve sebat, sulhun anahtarlarıdır. «Atlantik Camiası Fransız Cemiyetinin» bu akşamki toplantısı, cesaret ve irademizin bir tezahürü olacaktır. Qareyana karşı ilerlersek, başkaları da bizi takip eder.

Biz (1) rakkammı koyalım, arkasındaki sıfırlar kendiliğinden gelecektir. İstediğimiz, sulhun güvenliği ve adaletin zaferidir.

24   Haziran 1955

Marsilya:

Bugün Marsilya Belediyesi ve Ticaret Odaları tarafından verilen ziyafette ko-nuşan^ Cumhurbaşkanı Rene Coty bilhassa Kuzey Afrika meseleleri üzerinde durmuştur.

Fransızların büyük bir kısmının görüşlerine uyan kendi düşüncelerini belirtmenin devlet başkanı olarak vazifesi olduğunu söyliyen Coty şöyle demiştir:

«Hepimiz bütün kalbimizle çoğu yabancı memleketlerde barınan katillerin eli ile her gün birçok masum kurbanlar veren bir halkın acılarını ve sıkıntılarını paylaşıyoruz. Bu hareketlerin gayesi açıktır: Bizim cesaretimizi kırmak ve bizi sindirmek istiyorlar, bu bizıa yapacağımız ilk şevi gösteriyor: Soğukkanlı olmak. İfrata kaçan hareketler ve şiddet, .bilhassa çok iğrenç bir hareket olan şiddet kullanma usulü müdafaa edilmek istenen dâvanın aleyhine olmaktadır.»

25  Haziran 1955

Paris :

Fransız Millî Meclisinde yirmiye yakın meb'usu bulunan, Demokratik Sosyalist mukavemet birliği (U.D.S.R.) idare komitesi, bir sene kadar evvel millî büro tarafından kabul edilen koîlektif idare prensibine aykırı olarak, Radikal grup daimî hey'etinin, Edgar Faure'u başkanlığa getirmek hususundaki kararı aleyhindeki takriri, 6 muhalife .karşı 37 oyla tasvip etmiştir.

Takrirde, partilerle istişarî mahiyette görüşmeler yapılmamış olmasından dolayı duyulan hayret belirtilmekte ve bu seçimin, hâlihazır meclis çoğunluğunun takip ettiği politikanın tasvibi gibi gösterilmesinden ötürü esef duyulduğu bildirilmektedir.

Netice itibariyle, bu takrirde, Radikal grup başkanlığına Edgar Faure'un getirilesine itiraz edilmektedir.

Paris :

Kuzey Afrika'da dün gene birçok cinayet ve sabotajlar olmuş birçok kişi de tevkif edilmiştir.

Mukavemetçiler, Cezayir'de Tabassa yakınında iki Müslümanı Öldürmüşler, Constantine yolu üzerinde yarım hektar buğdayı ateşe vermişlerdir.

Cebel Arual'da bir müfreze iki mukavemetçiyi yakalamış birini öldürmüştür. Diğeri kaçmaya muvaffak olmuştur. Bonea'da polis kuvvetlerinin çalışmaları neticesinde müsaadesiz silâh taşıyan ve nüfus kâğıdını göstermiyen 16" kişi tevkif edilmiştir.

Mukavemetçiler, Fas'ta Mekne bölgıssin de, bilhassa mahsulleri yakmaktadırlar.

Son 24 saattan beri bütün Fas toprakları üzerinde esen sıcak bir rüzgâr da kundakçıların faaliyetine yardım etmektedir. Şimdiye kadar üç yangın, üç milyon franklık mahsulü harap etmiştir.

M^kne'ye 20 kilometre mesafede demiryoluna yapılan sabotaj, herhangi bir zarara sebebiyet vermeden ortaya çıkarılmıştır. Nihayet, Tunus'ta bir şeyh, bir Tunuslunun silâh ateşi ile ağır surette yaralanmıştır.

«Vahim» telâkki edilen bu durum karşısında, Filippeville Beladiye   Reisleri,.

.-aşağıdaki hususları talep eden bir takrir vermişlerdir:

1.   - Cezayir komünist partisinin  -kanundışı addedilmesi,

2.

- Fransadan gelen ve tahrikçi neşriyat yapan gazeteleri toplatmak ve yasak stmek,

3.

- Radyoları isyan ve cinayetleri tahrik  eden  ve  bu  yayınlan  müsamahaile karşılayan memleketlere ehemmiyetle ihtarda bulunmak,

4.

- Çiftlikleri ve meskûn uzak yerleri silâhlandırmak,

5.  - Bütün Cezayir'de fevkalâde durum ilân etmek.

26 Haziran 1955

"Washington :

Amerikan Atom Enerjisi Komisyonunun dün akşam bildirdiğine göre Fransa'ya 30 ton ağır su satılmasına komisyonca müsaade edilmiştir. Bu ağır su fennî araştırmalar için imal edilmiş olan reaktörlerde kullanılacaktır.

Birleşik Amerika ile Fransa arasında bu hususta aktedilmiş olan anlaşma hükümleri gereğince bu ağır su 1958 ile 1958 senesi zarfında muhtelif partiler halinde teslim edilecektir.

Mevzuübahs ağır suyun satış fiyatı açıklanmamıştır.

Daha evvel Birleşik Amerika ile Avustralya, Hindistan ve İtalya araşınca mümasil sati? anlaşmaları akdedilmiş bulunmaktadır.

26 Haziran 1955

- Sarrebruck:

10 yıldan beri Fransa'nın Şarre askerî valiliği, yüksek komiseri ve büyük elciliği vazifesini yapmış olan ve geçenlerde de Fas Genel Valilisine tavin edilen Gilbert Granval bugün resmen Sarre'a veda etmiştir.

Veda merasimi Sarre Diyet Meclisinde yapılmış ve Sarre Valisinin verdiği kabulde Sarre Başvekili Johannes Hoff-mann ile diğer kabine üyeleri ve Sarre siyaset, iktisat ve kültür çevrelerini temsil eden yüz kişilik bir kalabalık hazır bulunmuştur.

Granval söylediği veda nutkunda şöyle demiştir:

Sarre üzerinde hemen derhal tesir icra edebilecek hiçbir şüpheli durum yoktur. Sarre'in Avrupa statüsünün başlangıcını teşkil edecek olan refarandumun neticeleri üzerinde hiç bir şüphe bahis konusu delildir. Bu «istişareden önce halkın bağlılık ve desteklenmesinden de şüphe etmek yersizdir.

Fakat Sarre'lıların serbestçe seçecekleri milletlerarası statü hükümleri gereğine, mukadderatları yarın da yine diğerlerine, yani Sarre'in çalışması ile ilgili diğer memleketlere ve statünün muhafazasını temin altına alanlara bağlı olacaktır.»

Paris :

Bir parlâmento komitesinin Fransız hükümetine verdiği malûmata gora, Kuzey Afrikada hâlen sadece Constantine'nin doğu tarafından faaliyette bulunan mukavemet hareketleri ufak bir işaretle bütün Kuzey Afrika'ya siraat edecek bir mahiyet arzetmektedir. Bu parlâmento komitesi sosyalist mebus Christian Pineau başkanlığında Cezayir'de tetkiklerde bulunmaktaydı. Komitenin verdiği raporda belirtildiğine göre, 25 bin mukavemetçi Cezayir'in dağlık bölgesi ahalisi tarafından yardım görmektedir. Arap çoğunluğu ile arap radyolarının Fransa aleyhindeki neşriyatı da Cezayir'li Araplar üzerinde çok büyük tesir yapmaktadır. Bu hafta babında Constantine'de neşredilen resmî bir istatistiğe göre geçen kasım ayında mukavemet hareketleri neticesinde 192 sivil Fransız ve Arap öldürülmüş ve 46 kişi de yaralanmıştır. Mukavemet kuvvetleri ile çarpışmalarda bulunan emniyet kuvvetlerinden de 105 kişi öldürülmüştür. Gene raporda belirtildiğine göre Cezayir'deki kötü ekonomik şartlar da bu isyan için çok   müsait  bir  zemin     hazırlamıştır.

Halkın içinde yaşadığı durum güneye doğru gidildikçe daha fazla bozulmaktadır. Son yıllarda takip edilan siyaset de durumun daha vahirnleşnıesini temin etmiştir. Bu sebepten Fransanin âcil ve yeni tedbirler alması meselesi bilhassa tebarüz ettirilmiştir. Gene aynı raporda kontrolle vazifeli Fransız memurlarının vazifelerinin ehli olmadıkları ve Cezayir polisinin yeni baştan teşkilâtlandırılması gerektiği, ayrıca mahkemelerinde bazı zamanlarda çok ağır cezalar verdikleri ve gayet ağır çalıştıkları ileri sürülmektedir. Komitenin fikrince isyan bir harp mahiyetini taşımamakla beraber realiteleri görmemezliğe gelerek bu hâdiseleri alelade polis vakaları halinde göstermek: de tehlike yaratabilir.

Dün gece basın temsilcileriyle görüşeiz Başvekil Edgar Faure henüz kat'î olmamakla beraber Cezayir'e kendisinin de gitmak fikrinde olduğunu söylemiştir.

Paris :

Bugün bir basın konferansında Kuzey Afrika hakkında görüşlerini bildirerc General De Gaulle şöyle demiştir:

«Kuzey Afrika'da Fransa'ya lâyık bir siyaset ancak bir 'birlik siyaseti ile mümkün olabilir. Aksi takdirde Kuzey Afrika felâkete sürüklenmiş olur.»

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Haziran 1955

Londra :

İngiltere'de, demiryolu işçileri grevi sebebiyle husule gelmiş olan ciddî buhranı hafifletmek maksadiyle ilân edilen «fevkalâde hal» cümlesinden olmak üzere, İngiliz hava kuvvetleri bugünden itibaren posta nakliyatını deruhte etmiş bulunmaktadır. İngiliz kara kuvvetleri dahi, posta nakliyatında hava kuvvetlerine yardıma davet olunmuştur. Bu beyanda, İngiliz deniz kuvvetleri herhangi bir talebi karşılamaya hazır vaziyettedir.

Kraliçe Elizabeth, dün İskoçya'daki ikametgâhında ilân ettiği «fevkalâde hal» tebliğinde, Sir Anthony Eden hükümetine, fevkalâde selâhiyetler vermiştir.

~~&

Sir Anthony Eden, yirmi beş maddeden ibaret olan fevkalâde tedbirler sayesinde, grevlerin hasıl ettiği buhranın kısmen de olsa giderileceği kanaatindedir.

2 Haziran 1955

Londra :

İşçi Sendikaları Şefleri, bugün grev halinde bulunan 70.000 demiryolu işçisinin grevine son vermek üzere grevcilerin liderlerini bir hal çaresi bulmak için davet etmişlerdir. Toplantının .yapılacağı gün, kabinenin, halen devam etmekte olan. yirmi bin dok işçisinin grevine son vermek üzere acil tedbirler alınması hususunu görüşeceği güne tesadüf edecektir.

Bu iki grev, bir milyondan fazla sanayi işçisinin iş vaziyetini tehlikeli bir duruma sokmuştur.

3  Haziran 1955

Londra :

İngiliz Fostar "Wheeler kumpanyası,. Irak'ta bir petrol tasfiyehanesi kurmak için Irak hükümetinden müsaade istihsal etmiştir. Bu tasfiyehane üç milyon İngiliz lirasına mal olacaktır.

4  Haziran 1955

Londra :

Londra'daki müşahitlerin ileri sürdükleri mütalâalara göre İngiliz İşçi Partisinde gizliden gizliye hüküm süren buhran,_ yeni Avam Kamarasının önümüzdeki salı günü açılmasını müteakip mey dana çıkacaktır. Filhakika, şimdi 277 mebustan ibaret kalan İşçi Partisi Grupu liderini, lider muavinini ve hakikî muhalefet kabinesi olan «Shadow Cabinet» nin 12 azasını o tarihte seçecektir.

Solcu «Daily Mirror» gazetesi, günlerden beri yaptığı neşriyatla, İşçi Partisini sabık Maliye Vekili M. Hugh Dalton da bugün gösterişli bir jest yapmış ve-M. Clement Atlee'ye hitaben neşrettiği bir açık maktupta 67 yaşını idrak etmiş bulunduğu cihetle yeni «Shadow-cabinet'nin âzalığma namzetliğini koymayacağını bildirmiştir.

M. Dalton yine aynı mektubunda, <Schadow Cabinet» âzasından olup 65 yaşını geçmiş olan arkadaşlarından yer

lerini gençlere bırakmalarını istemekte fakat birliği idam.! ettirmek irin M. Clement Atlee'nin îşci Partisinin başında kalmasının zarurî bulunduğunu kay -d etmektedir.

M. Dalton'un bu mektubu siyasî mahfillerde bir bomba tesiri yaratmıştır.

M. Dalton bu mektubundan şu neticeleri elde Gitmeğe çalışmaktadır;

1  - 72 yaşında bulunan M. Clement Atlee'nin tekrar partiye lider olarak seçilmesini  temin  ettik.  Filhakika     son günlerde  bu liderlikten  M.     HJ2srbertMorrison  lehine  feragat  etmesi     için sabık Başvekil nezdinde bir baskı yapılmaktadır. M. Dalton, İsçi Partisinin idaresini M. Morrison'a tevdi etmenin bir hata olacağını mütalâa etmetkte ve M. Morrison'a M. Hugh Gaitskell'i tercih eylemektedir.

2

- Hâlen M. Herbert Morrison'un uhdesinde bulunan îşçi Partisi lider muavinliği için M. Gaitskell'in muhtemelnamzetliğini fiilen desteklemek ve bu suretle ileride onun M. Atlee'nin yerine geçmesine yol açmak. M. Gaitskell 49yaşındadır.

3

- «Shadow Cabinet» ye şimdi âzasından bulunan 48 yaşlarındaki M. James Ellaghan'dan başka beş altı genç âzanın daha girmesini saklamak. Bu beyanda şu isimler zikredilmektedir:

Sabık Harbiye Vekili M. John Strachey, (52 yaşında), sabık Devlet Vekili M. Kennet Younger (48 yaşında), M. Anthony Greenwood (38 yaşında), eski vekillerden M. George Brown (38 yaşında), eski Hazine Vekili M. Douglas Jay (42 yaşında).

Londra :

Krliçe Elizabeth, bugün, İngiliz Parlâmentosunun açılışı münasebetiyle verdiği nutkunda, Britanya hükümetinin, Rusya ile Batılılar arasında yapılacak müzakerelere ümitle baktığını söylemiş tir.

İngiliz Kraliçesi, Başvekil Sir Anthony Eden tarafından kaleme alınmış olan "bu nutkunda, Londra hükümetinin Tormoza meselesinin  sulh     yollarıyla halli için her türlü gayreti sarf. dsce-ğini bildirmiş. Birleşmiş Milletlerde silâhsızlanma mevzuunda kaydedilen terakkilerin memnuniyetle karşılandığını ifade etmiştir.

Kraliçe Eliza'beth. yer yüzündeki bütün memleketlere sulh ye güvenliği temin edecek olan bir silâhsızlanma plânının kuvveden fiile çıkması için çalışacağını sözlerine ilâv3; etmiştir.

Avusturya andlasmasının İngiltere'de uyandırdığı memnuniyete ibaret eden Kraliçe Elizabeth, Britanya hükümetinin Amerika ile yakın tesrikî mesâisine devam edeceğini söylemiş. Güneydoğu Asya'da sulh ve güvenliğin sağlanması için çalışılacağım bildirmiştir.

İngiliz Kraliçesi bu nutkunda, devam etmekte olan grevlere ve Britanya İmparatorluk camiasına mensup memleketler arasındaki münasebetlere de temas etmiştir.

14 Haziran 1955

Londra :

İngiliz tarihinde kaydedilen en vahim demiryolu grevine sebibeyte vermiş cilan Sendika Şefleri 17 günden beri devam eden greve son verceklerini bu akşam bildirmişlerdir. Demiryolcuları sendikası sekreteri Jim Camnbell, bir anlaşmaya varıldığını ve seferlerin hemen başlıyacağım bildirmiştir.

Çalışma Vekâleti tarafından yayınlanan, bir demeçte ve grevcilerin işlerinin başına dönmeyi kabul ettikleri teyid olunmuştur.

Bu grev İngiliz nakliyat şebekesini 45 milyon sterling zarara sakmuştur. Grev çilerin ücretlerinin arttırılması kabul edildiğinden demiryolu nakliyatında kaydedilen arıcın daha da fazlalaşması ve hayat pahalılığın artması beklenmektedir. Bilindiği gibi bu yıl demiryolu ücretlerine iki defa zam yapılmış ve 1954 e nazaran ücretler %25 nisbetinde arttırılmıştır. Grev yüzünden İngiliz endüstrisi de.. bilhassa demir çelik endüstrisi çok zarara girmiştir.

15 Haziran 1955

Londra :

Bu akşam Amerikayâ hareket edecek olan İngiliz Dişileri Vekili Harold Mac Millian Avam Kamarasında yaptığı konuşmada Avusturya'ya bağımsızlığını bahşeden antlaşmayı bahis mevzu ederek Avam Kamarasının bunu süratle tasdik edeceğini ümit eylediğini bildirmiş ve şunları ilâve etmiştir: «1945 den beri ilk defa olarak Savyet kuvvetleri bir Avrupa memleketini tahliye edeceklerdir.»

Bunu müteakip Vekil Gazze hâdiseleri sebebiyle İsrail ile Mısır arasında vukua galen gerginlikten bahsederek bundan iki tarafın da suçlu olduğunu bildirmiş ve bu arada 1950 de yayınlanan üçlü demeçle İngiltere, Amerika ve .'Fransa'nın yüklenmiş oldukları özel sorumlulukları hatırlatmıştır. "

Mac Millian Ortadoğudan bahisle petrol anlaşmazlığının hallinin gerak İran ve gerekse İngiltere için faydalı olduğunu belirtmiştir. Mac Millian bu arada İn-gilterenin Türk - Irak üaktına iltihakının Orta-doğu müdafaasının üzerine bi na edilebileceği sağlam bir temel teşkil ettiğini bildirmiştir.

Sudan hakkında Vekil, İngiliz ve Mısır kuvvetlerinin kasım ayında bu.mem leketten geri alınacaklarına^ bildirmiş ve «Mısır'ın Sudan'ın içişlerine müdahalesinden dolayı» İngilterenin Kahire hükümeti nezdinde protestolarda bulun duğunu söylemiştir.

Formoza meselesi hususunda Mac Millianın îngilterenin gerginliği azaltmaya matuf bir çana aramaya devam edeceğini söylemiş, Menon'un teşebbüslerini övmüş ve dört Amerikalı havacının tah üyesinin «faydalı bir adım» teşkil ettiğini bildirmiştir.

İngiliz Dışişleri Vekili «en yüksek mesele» diye adlandırdığı dünyanın iki bloka ayrılması meselesinden bahisle şöyle demiştir: «Sabırlı ve azimli olmalıyız. Bununla beraber barış hususundaki ümitlerimizin hiç bir zaman bugünkü kadar kuvvetlenmiş olmadığını beyan edebilirim. Yakında toplanacak olan dörtler konferansı dünya diplomasisinde yeni bir devrenin başlan? gıcı olarak telâkki edilebilir. Her türlü hal çarelerinden faydalanmamız gerekir. »

Silâhsızlanma mevzuunda, Mac Millian Sovyetlerin durumunda kaydedilen değişikliğin gayet mühim bir hâdise teşkil ettiğini bununla beraber halledilmesi gereken daha bazı mes,eleler bulunduğunu ve bunlardan birinin kontrol işi olduğunu bildirmiştir.

Nihayet Mac Millian şunları söylemiştir:

Francisco'da gayrı resmî mahiyette müzakerelerde bulunulması hususunda Dulles'in yaptığı teklifi Molotofun kabul ettiğini bugün Öğleden sonra memnunlukla haber almış bulunuyorum. Dört hükümet başkanının Cenevredeki konferansından Önce, biz dört Dışişleri Vekili kısa bir toplantı daha yapacağımızı ümit ediyorum.»

17 Haziran 1955

Londra :

Yeni Avam Kamarası dün akşamki toplantısında, hükümetin krallık nutkunda izah edilen programını 80 rey bir çoğunlukla kabul letmek suretiyle hükümet lehindeki ilk tasvip reyini beyan etmiştir.

Daha evvel, İşçi Partisi grupunun bu programı tenkit eden bir takririni A-vam Kamarası 258 .e karşı 339 reyle reddetmiş bulunuyordu.

Muhafazakâr parti grupunun ancak 59 reylik bir çoğunluk olduğu halde 80 ve 81 rey farkla lehte tezahür eden çoğunluk, 6 liberalin reylerini hükümet 1ehine vermelerinden ve İşçi mebuslardan bir çoğunun da reye müracaal sırasında hazır bulunmamalarından ileri gelmiştir.

20 Haziran 1955

Londra :

Malta adasının gelecek siyasî statüsü nün ttesbiti için bugün Londra'da Sö-

-nürgeler Vekili ile iki Malta heyeti ırasında müzakerelere başlanmıştır. 3u heyetlerden biri Malta hükümetini 3iğeri de muhalefeti tems.U etmektedir.

Malta muhalefet lideri ada için Domin fonlarınkine benzer bir statü istemektedir.

îl Haziran 1955

          Londra :

3İr müddetten beri grev halinde bulu-ıan dok işçileri, bu akşam tertipledikleri bir toplantı sırasında, 27 haziran pazartesi günü işe başlamağa karar 'ermişlerdir.

-   Londra :

Londra belediye dairesinin büyük salonuna konan heykelinin açılışı dolayısiyle bugün söylediği nutukta bir Winson Churchill dörtlü konferansa temas derek şöyle demiştir:

Kısa zamanda tam bir başar: elde edeceğimizi sanmamalıyız, kuvvetli bulunarak barışı korumak yolundaki siyasetimizde İsrar etmeliyiz. Belki sadece bir gevşeme devresi elde edilebilir, fakat böyle de olsa bu devre büsbütün erimsiz olmıyacaktır. Aksine bu vesile ile, ilim, korkunç zararlarından çok faydalarını ortaya koyma imkânlarını bulacaktır.»

2 Haziran 1955

- Londra :

aşvekil Sir Anthony Eden bugün A-ım Kamarasında beyanatta bulunarak İngiltere hükümetinin atom .çinersine dair çok taraflı anlaşma ihtimal-rini gözden uzak bulundurmadığını söylemiştir.

! Haziran 1955

- San Francisco :

ıgiliz Hariciye Vekili M. Harold Mac Millan dün San Francisco'da «Commonwealth Club» te yaptığı bir konuşmada, İngiltere'nin Halkçı ve Cumhuriyetininin tanımış olduğunu izah etmiştir.

İngiliz Hariciye Vekiline göre Halkçı Çin Cumhuriyetinin diplomatik tanınması bahsinde İngiltere'nin ileri süreceği tek kıstası bu memleketin bir hükümetin hakiki kontrolü altında bulunmakta olmasıdır. Bununla beraber, M. Mac Millan İngiltere'nin komünist Çine stratejik maddelerin gönderilmemesi hakkında Birleşmiş Milletlerce alınmış olan karara sıkı bir şekilde riayet etmekte olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Müteakiben Formoza meselesine temas eden İngiliz Hariciye Vekili, Birleşik Amerika'nın bu meseledeki görüşünün ve ortada mevzuubahs olan şeref ve güvenlik vecibelerinin İngiltere tarafından tamamen idrak edilmekte olduğunu söylemiş ve şöyle devam etmiştir :

"Bize gelince biz Çin sahil adaları hakkındaki görüşümüzü gizlemedik. Fakat sizin gibi biz de daima bu işin kuvvet başyurmak suretiyle, değil müzakere ilhalledilmesini istedik. Yine sizin gibi biz de mevcut gerginlikteki her yumuşamayı, doğru istikamette atılmış bir adım telâkki ederek müsait karşılıyoruz.»

2$ Haziran 1955

Londra :

İngiltere Kraliçesi Elizabeth ve Edin-burg. Dükü, Norveç'e yaptıkları resmî ziyareti bitirerek, bu sabah, gmt saat ayarı ile saat 8.30 da hususî yat-lariyle îskoçya'nm Dundee limanına vâsıl olmuşlardır.

Kraliçe Elizabeth ve Edinburg Dükü bu limanda heş saat kaldıktan sonra hususî trenle Edinburg'a hareket ede-' çekler ve Holyrood House Sarayında bir h;afta geçireceklerdir.

Londra :

İşçi mebuslardan Henderson, Çenşvjse

konferansında milletlerarası gerginlice yol açan bütün meselelerin müzakere edilmesi hususunda dört Dışişleri Vekilinin anlatmaya varıp var.Tiai.ikîarını Başvekile sormuştur. Sir Anthony Eden buna verdiği cevapta «Batılıların kanaatince Cenevre konferansında bütün meselelerin tetkik olunabileceğini» bildirmiştir. Bununla beraber Başvekil, dört Dışişleri Vekilinin bu hususta kati bir anlaşmaya varmadıklarını ilâve etmiştir:

Başvekil sözlerine şöyle devam etmiştir : «Batılı devletlerin kuvvetlerinin gittikçe artması sebebiyle silâhsızlanma bakımından mevcut ümitler kuvvetlenmiştir. Şimdiki halde bu politikayı terketmenin faydalı ve yerinde olacağını gösteren hiç bir delil yoktur.»

29 Haziran 1955

  Londra :

Dail Mail gazetesinin bu sabahki nüshasında bildirdiğine göre Sovyetler Birliği Londra'daki hava ateşesi albay Vasili Yuşolofu ve muavini bulunan albay Çizlofu Moskova'ya geri çağırmıştır.

Ayni gazetenin yazdığına göre, bu iki albay, Havilland ve Handîey Page uçaklarının imal sırlarını elde etmeğe çalışmakla itham edilen ve Londra'daki Sovyet büyükelçiliği mensuplarından olan iki zatın idare ettikleri casusluk işinde methalleri bulunmaktadır.

  Londra :

1&14-1&18 harbinin başlarında icat edilmiş radyo ile idare edikn bir bombanın sevk mekanizmasını bugün Londra harp müzesine tevdi eden Lord Brabazon «ilk uçan bombayı yapanların ne Almanlar, ne de Ruslar değil, fakat İngilizler olduğunu»   söylemiştir.

Bombanın mucidi olan Profesör Low da törende hazır bulunmuştur. Müze müdürlüğüne aynı tören sırasında profesör tarafından yapılmış iki aletin maketi verilmiştir. Bunlardan biri nad yo ile idare edilen ilk  »uçan bomba» nın diğeri de yine radyo ile idare edilen ilk füzenin maketidir.

  Londra :

Daüy Telegraph gazetesinin yüzüncü kuruluş yılı dolayısyile yayınlanan fevkalâde nüshanın birinci sahifesinde eski İngiltere Başvekili Sir Winston Churchill'in bir masajı dercedilmiştir.

Eski İngiltere Başvekili bu mesajında kendisinden «Daüy Telegraph gazetesinin hayatta bulunan en yaşlı muharriri» olarak bahsetmektedir.

Sir Winston Churchill, 53 yıl evvel Malaka seferi sırasında, Daily Telegraph gazetesinin muhabiri olduğunu hatırlatmaktadır.

  Londra :

Avusturya antlaşmasının tasdikine dair kanun tasarısı bugün Avam Kamarasında oya müracaata lüzum kalmaksızın tasdik edilmiştir.

30 Haziran 1955

  Londra :

Maliye Vekâleti İktisadî İşler Müsteşarı Sir Edward Böyle bugün Avam Kamarasında İsçi mebuslardan Jenkins'in bir sualine cevaben «İngiltere-nin Sterling'in kıymetini' düşürmeyi katiyyen tasarlamadığını» bildirmiştir.

Jenkins, hükümetin bir devalüasyon şekli tasarladığı yolunda söylentiler dolaştığını bayan ederek bu mevzuda izahat istemiştir. Sir Edward Böyle döviz piyasasında Sterling'de kaydedilen zaaf hakkında aynı mebusun sorduğu diğer bir suale cevaben «bu durumun resmi makamları kafiydi endişelendirmediğini, çünkü ekonomik durumun gayet sağlam olduğunu» belirtmiştir.

  Londra :

Yabancı basın birliği mensuplarının verdiği bir Öğle    ziyafetinde söz alan İngiltere Dışişleri Vekili yardımcısı Anthony Nutting «İngiliz hükümetinin kanaatince Cenevre konferansında barış için gayet mühim olan şu iki meseleye bir hal çaresi bulmaya çalışmalıdır: Serbest seçimler vasıtasiyle Almanya'nın birleştirilmesi ve Sovyet güvenliğinin meşru ihtiyaçları.»

ÜNfutting sözlerine devamla her türlü Avrupa güvenliği sistemine Almanya' nın birleştirilmesinin takaddüm etmesi gerektiğini belirtmiş ve bu memleketin tarafsızlığı veya . tarafsızlaştırılması fikrini katiyetle reddetmiştir.

Nutting'in belirttiğine göre Batılı devlet adamları «zemin yoklama» mahiyetini haiz olacak olan Cenevre konferansına «itidalli bir iyiıresrlikle» gideceklerdir. Bu konferansta kararlaştrılacak olan müzakerelerin aylarca, hattâ senelere sürmesi mümkündür.

1 Haziran 1955

"Washington :

Dünya Bankasından bildirildiğine göre, "banka İtalya'ya 70 milyon dolar kredi vermeyi karar altına almıştır.

Bu kredi. İtalya'nın sulama tesisleri ve muhtelif endüstri ve enerji tesisleri kurabilmesi  maksadıyla vermektedir.

Bu husustaki anlaşma, yarın "Washington'da banka merkezinde imzalanacaktır.

2 Haziran 1955

Roma :

Ar alam. da ticaret ve sanayi vekâletleri memurlarının da bulunduğu altı kişi casusluk suçuyla müddeiumumiliğe verilmiştir.

Önemli bazı vesikaların, Millî Müdafaa ile ilgili maddelerin siparişlerini almış olan iirmalara rakip bulunan Şimalî İtalya'daki firmalara, bir kısmının da yabancı istihbarat servisleri ajanlarına geçen sene satılmış olduğu casusluğa karcı mücadele servisi    tarafından

^Vesikaların satılmasını idare eden teşkilât azaları, birer birer polisin ağına düşmüşlerdir. Başlıca mes'uller Sanayi Vekâletinin bir memuru ile 'bir iş adamıdır.

Mesina:

Avrupa- Kömür- Çelik Birliği üyesi 6 memleket   Hariciye   Vekillerinin  konferansında birlik üyesi otoritesine Jean Monnet'nin yerine Kene Mayer'ir seçilmesi toplantının başlıca konularından birini halletmektedir.

Filhakika bu intihap, Avrupa'mın birleştirilmesi bahsinde fazla ileri gidilmemesi ve acels edilmemesi şıkkının tercih edildiğini göstermektedir. Vekiller bu intihapla, mevcut tertipleri yıkmak ve Avrupa savunma camiası and-laşrnssının reddinden ders alarak ihtiyacı davranmak lâzım geldiği hakkındaki kanaatlerini Üad-e etmişlerdir.

Avrupa'nın birleştirilmesinde milletler üstü otorite fikrins fazla yer vermek suretiyle bugün başarılmış olan bir eseri yani Kömür- Çelik Birliğini yıkmak endişesi şimdi hâkim bulunmaktadır.

Öyle görünüyor ki Almanlar bidayette iean Mornet'nin mevkiini muhafaza etmesine taraftar iken şimdi başkanlığın sıra ile deruhte edilmesini istemektedirler. Bununla beraber Fransa'nın görüşü yüksek otoriteye seçilen bir başkanın eserini hiçbir mani ve mahzurla kargılaşmaksizın tamamlayabilirleri merkezindedir.

Müteakiben Vekiller milletlerüstü otoritenin değer iktisadî branşlara da teşmil edilmesi haükmadki tasarıyı incelemeğe caşlamışlardır. Bu konuda Hollanda Hariciye Vekili Beyen'in raporu dinlenmişi.r. Esasen benülekse maledilmiş olan bu rapor daha evvel bilinmekle idi.

Bugün Prof. Hallstein Almanya'nın mu kabil tasarısını izah edecektir. Bu tasarıda milletler üstü otorite mefhumuna daha az yer verilmekte olduğu anlaşılmaktadır.

Roma :

İtalya bugün, cumhuriyetin ilânının 9 ncu yıldönümünü kutlamaktadır. Bu münasebetle İtalya'nın bütün şehirlerinde resmi geçitler ve merasimler yapılmaktadır.

Giovanni Gronchi, cumhurreisi sifatiy-le orduya hitaben yayınladığı mesajda, demokratik hürriyetlerin müdafaası için milletin orduya güvendiğini belirtmistir.

3 Haziran 1955

Mesina:

Avrupa Kömür Çelik Birliğine dahil devletler Dışişleri Vekilleri toplantısında bazı kararlara varılmıştır. Bu cümleden olarak şu esaslar üzerinde mutabakata varılmıştır:

1)

Birliğe dahil devletler arasında nakil vasıtaları  (işleme Sisteminin  ayarlanması.

2)

Enerji kaynaklarının müştereken çalıştırılması.

3)

Atom  enerjisinin sulhcü  gayelerde kullanılması hususunda işbirliği.

4)

Birliğe dahil memleketler arasında  müşterek bir piyasa tesisi ve tedricen gümrük  duvarlarının  kaldırılması.

5)

Kömür v,a Çelik Birliğine dahil devletler   arasında   sermaye  yatırımlarını ayarlamak   üzere  bir  teşekkülün  kurulması.

Taormina:

İtalyan Hariciye Vekili M. Gaetano VTartino dün akşam gazetecilere verdimi beyanatta şunları söylemiştir;

Messina konferansı, Avrupa'nın is-ikbali için birçok şeyler vaad eden ve ıakikaten nıes'ut denilebilecek olan ne iceler vermiştir. Kömür ve Çelik Bir-iğine dahil altı memleketin Hariciye tekilleri aşağıdaki noktalar üzerinde nutabık kalmışlardır:

Kömür ve Çelik Birliği andlaşmasında derpiş edilen sahaların iktisadî

iştirakini sağlamak suretiyle birliğin inkişaf ve takviyesi cihetine gitmek,

2

- Avrupa iktisadiyatının ufkî    yani umumî  iştirakini   sağlamak     (bunun müşterek  bir pazar ile  gerçekleştirilmesi lâzım gelir)

3

- Hava nakliyatı da dahil olmak üzere nakliyat işlerinin ve bilhassa atomenerjisi de dahil  olmak üzere  enerji kaynaklarının iştirakini sağlamak,

4

- Para siyasetinde koordinasyon temin etmek,

5

 Bir Avrupalılararası yatırım fonu kurmak,

6

- Kültürel ve sosyal sahalarda Avrupa Birliğini temin etmek.»

M. Martino, altı hariciye vekilinin bu programı gerçekleştirmeği mümkün kılacak bir beynelmilel andlaşmanın tanzimi için bir konferansın toplantıyla çağırılması hususunu da görüşmüş olduklarını sözlerine ilâve etmiş ve bu programa Kömür- Çelik Birliği âzası olmayan memleketlerin de iştirak edebileceğini tasrih eylemiştir.

5 Haziran 1955

Roma :

İtalyan Millî Müdafaa Vekâletinin 1955/1956 malî yılı bütçesi gereğince İtalyan silâhlı kuvvetlerine ayrılan tahsisat 414 milyar İtalyan liretine baliğ olmaktadır.

Bu meblâğdan 224 milyar kara ordusuna, 78 milyar deniz kuvvetlerine ve İ12 milyar liret hava kuvvetlerine tahsis edilmiştir.

22 Haziran 1955

Roma :

Başvekil Mario Scelba, daha önceden de tahmin edildiği gibi, bugün Guirinai sarayında Cumhurbaşkanı ile görüştükten sonra kabinesinin istifasını Giovanni Gronchi'ye vermiştir.    İstifa kabul eden Cumhurbaşkanı hükümet "buhranını halletmek maksadiyle derhal istişarelere başlamıştır.

26 Haziran 1955

Roma :

İtalyan Cumhurbaşkanı Gronehi, bugün, Hristiyan-Demokrat Partisi ileri gelenlerinden Antonio Segni'yi kabul ederek kendisiyle iki saate yakın, bir .zaman müzakerelerde bulunmuştur.

Antonio S.egni Riyaseticumhur sarayından çıktığı zaman, gazetecilere, deviat reisinin yeni kabineyi kurmağı teklif ettiğini ve kendisinin de bunu kabul ettiğini söylemiştir.Antonio Segni kabineyi kurmak    için perşembe gününe kadar bir mehil istemiştir.  

Yeni başvekil namzedi bir müddetten beri İtalyan umumî efkârını meşgul e-den ziraî İslâhat tasarısını ortaya atan zattır. Kendisi Hristiyan- Demokrat Partisinin sol cenahına mensuptur.

30 Haziran 1955

Catonia:

Avrupa'nın en yüksek yanardağı Etna bugün iki saned enberi ilk defa olarak indifa etmiş ve etrafa alevli küller saçmıştır. Mütehassıslar bu indifam e-hemmiyetli olmadığını bildirmişlerdir. Yanardağın en tehlikeli indifaı 1950 yılının kasım, ayında olmuş ve bütün tarlalar ve meyve bahçeleri milyonlarca ton lav altında kalmıştır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

I Haziran 1955

Barselona:

İspanya Ticaret Vekili Manuei Arburua. Aznerika'nın Madrid Büyükelçisi John Davis Lodge'in da hazır bulunduğu bir toplantıda yaptığı konuşmada, İspanya'da Amerikalılar tarafından kurulmakta olan askerî hava üslerinin .hiç bir zaman. Amerikan yardımı şeklinde vasıflandırılamiyacağmı söylemiş tir.

Manuei Arburua. Amerika'nın İspanyaya yapmakta olduğu yardımın çok az olduğundan sikay.it etmiş ve İspanyol halkının iktisadî kalkınmasını temin etmek   maksadiyle   büyük  fedakârlıklara katlanmakta olduğunu bildirmiştir.

Amerikan Büyükelçisi John Davis Lod-ge ise, İspanya Ticaret Vekilini takiben yaptığı konuşmada, rakamlar vermek suretiyle Amerikan yardımı sayesinde İspanya'da kaydedilen iktisadî inkişaflardan bahsetmiştir.

4 Haziran 1955

Madrid:

Dün akşam toplanan İspanya Vekiller Hîyti. geçenlerde vefat eden General Juan Vigon Suero Diaz'm yerine General Carlos Asensio Cavanillau'yu Erkânı Harbiyeı Umumiye Reisliğine tayin etmiştir.

OLAYLARIN TAKVİMİ

3 Haziran 1955

Moskova :

Pravda gazetesi, Moskova radyosu tarafından yayınlanan bir makalesinde, dün Belgrad'da imzalanmış olan müşterek tebliği «milletlerarası ehemmiyette bir vesika» olarak vasıflandırmakta vö şunları yazmaktadır:

Rusya ile Yugoslavya arasında münasebetlerin kesilmiş olduğu devir şimdi tarihe geçmiştir.

Zira taraflar, bu devrin bütün tesirlerini yoketmek vs şimdiye kadar iki memleket arasında münasebetlerin normali eşmesine mâni olan engelleri ortadan kaldırmak hususundaki kat'î niyetlerini izhar etmişlerdir.

Müşterek tabliğde belirtildiği gibi Sovyet - Yugoslav işbirliğinin gelişmesi, işçi hareketin hey'eti umumiyesiyle gelişmesi için de büyük bir ehemmiyeti haizdir. Rusya ile Yugoslavya arasındaki münasebetlerin takviyesi "bütün memleketlerdeki işçi sınıfın menfaatine olacaktır.

Rusya ve Yugoslavya için çok faydalı olan bu işbirliği devletler arasındaki münasebetlerde bir itimat havası tesis etmek., dünya gerginliğini azaltmak v»s umumiyetle barışı takviye etmek sureliyle milletlerarası durum üzerinde de müspet bir tesir icra edcektir.

6 Haziran 1955

Moskova :

İngiltere, Amerika Ve Fransa bugün Kus hükümetine 'birer nota tevdi ederek dört hükümet başkanının 18 temmuz ile 21 temmuz arasında Cenevre'de dört gün sürecek bir toplantı yapmalarım teklif etmişlerdir.

Moskovadaki İngiltere Büyükelçiliğinin sözcüsü aynı mealdeki notaların Sovyet Dışişleri Vekâletine bir memurla gönderildiğini bildirmiş ve fazla bir şey söylemekten kaçınmıştır.

7 Haziran 1955

Moskova :

Hava yoluyla gelerek, bu sabah mahallî saatle on'da Moskova'ya varacak o-lan Hindistan Başvekili Nehru'nun ziyaretine bir makale hasretmiş olan, «Pravda» gazetesi, temeli onbeşinci asra dayanan Rus-Hind münasebetlerinin daima dostane olduğunu ve her iki devletin siyası rejimlerinin birbirinden farklı olmasına rağmen ayni gayeye müteveccih bulunduklarını hatırlatarak şöyle devam etmektedir:

«Sulh için mücadele eden diğer milletlerle birlikte Rusya'nın v,e Hindistan'ın bu mevzudaki gayretleri müsbet neticelere müncer olmaktadır. Sovyetler Birliğinin ve Hindistan'ın faal müdahaleleri iledir ki, Kore'de ve Çin Hindinde olmak üzere iki kerre harp kundakçılarının teşebbüslerini akamete uğratmak mümkün olabilmiştir. Sovyet efkârı umumiyesi, Hint mümessillerinin başkanlığında çalışan Çinhindindeki beynelmilel kontrol komisyonunun faaliyetlerini büyük bir dikkatle takip etmektedir.»

«Çin'e, Birleşmiş Milletlerde hak etmiş olduğu yerin verilmesi hususunda yapılan mücadelelerde Sovyet Rusya'nın yanında yer alan Hindistan, sulhsever bütün milletlerin takdirine lâyıktır.

Gazete bu yazısından başka, birinci sayfasında Nehru'nun büyük bir resmini de basmıştır.

neler imali i?in bir fabrikanın inşasmr deruhte edeceği ihtimal haricinde görülmemektedir.

Beynelmilel plânda ise zeminin M. N.ehru ile M. Molotof arasında dün yapılan görüşmeler sırasında oldukça hazırlandığı zannedilmektedir. Bu hususta M. Krug-sf in çarşamba günü Hindistan Büyükelçisi M. Krişna Menon tarafından verilen akşam yemeğinde İrad ettiği nutuk açıklanmakta ve Sovyet devlet adamının bu nutkunda Hindistan'ın dış politikasını've bilhassa ÇinHind anlaşmasını desteklemiş1 olduğu belirtilmektedir.

1(

1 Haziran 1955

Moskova :

Hindistan Başvekili M. Nehru ile Sovyet hükümet azaları arasında resmî müzakerelere bugün mahallî saatle 15. 30 da başlanacaktır.

M. Nehru Mareşal Bulganîn tarafından kabul edilecektir. Merkez Komitesi Başkanlık Meclisinin diğer bütün âzalariyl.3 hükümet temsilcilerinin bu kabul esnasında hazır bulunacakları zannedilmektedir.

Müzakere edilecek mesele iki kısımdır:

1

- Beynelmilel plânda M. Nehru'nun silâhsızlanma  ve Formoza meselelerine müteallik 5 prensibi ile Sovyet görüşlerinin     karşılaştırılması     mevzuubahstir.

2

- İktisadî plânda Hindistan  Başvekili ezcümle Hindistan'ın iktisadî plânlaş-ma meselelerini de ele alacaktır.

Bu sahada bilhassa Hindistan b,3ş senelik plânın tahakkuku için Sovyetler Birliğinin yapacağı yardım imkânları tetkik edilecektir,

M. Nehru seyahatinden çok memnun görünmektedir. Umumî intiba iktisadî plânda ehemmiyetli hedeflere varılabileceği merkezindedir.

Bu meyanda Sovyetler Birliğinin Hindistan'da atom enerjisiyle müteharrik bir elektrik santralının ve ağır

Moskova :

Tass Ajansının bildirdiğine göre, Ha-zer denizinde İran'a ait Pahlevî Limanından bazı arazi ve diğer emlâkin 10 sene müddetle Hazer Denizyolları acundaki Sovyet devlet işletmesine kiralanması hususunda dün Tahranda bir1 anlaşma imzalanmıştır. Aynı ajansa göre, Tahranın iktisadî çevrelerinde-hakim olan kanaat, bu anlaşma Sovyetler Birliği - İran arasındaki iktisadî münasebetlerin gelişmesine yardım edeesâi merkezindedir.

1

1 Haziran 1955

Moskova :

Sovyetler Birliğinin resmî organların--dan biri olan ve Fransızca olarak yayınlanan aNouv,saux Tempsi" mecmuası, bugünkü sayısında, Komünist Çin-Hindistan münasebetlerinin esas teşkil etmiş olan ve Hindistan tarafından ileri sürülmüş bulunan beş ana prensibin Sovyetler Birliği tarafından da kabul edilmiş olduğunu ve Hindistan - Sovyetler Birliği müzakerelerinin bunların muvacehesinde cereyan edeceğini, belirtmektedir.

13 Haziran 1955

Moskova :

Rus  hükümeti,   dört   büyük  hükümet başkanının 18 temmuzda     Cenevre'de toplanmalarını kabul etmiştir. Fakat Sovyet hükümeti muvafakatini bildirmek için Moskovadaki üç batılı büyük elçiliğe tevdi ettiği notada, konferansın dört gün sürmesi hususunda batılılar' tarafmdan konulan müddetin, mevcut meseleleri hal için yeter olmı-yacağını da belirtmiştir. Rusya'ya göre konferansa katılacak olan dört devletin çalışmaları toplantının başlıca gaye sini tahakkuk ettirmeye, yani milletlerarası sahada mevcut gerginliği a-zaltmaya  tevcih  edilmelidir.

Bu arada resmî Sovyet Ajansı bugün Birleşik Amerikayi, dörtlü konferansta milletlerarası gerginliği azaltmaya çalışmak arzusunda bulunmamakla itham etmiştir. Tass Ajansı Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dulles'in 7 haziranda söylemiş olduğu nutku bahis mevzuu ederek, «yetkili Sovyet çevrelerinde hakim olan kanaate göre» Birleşik Amerika'nın dört hükümet başkanı konferansına yapıcı tekliflerle gitmek arzusunda olmadığını bildirmiştir. Tass [Ajansı Dulles'in Doğu Avrupa memleketleri ile «milletlerarası komünizm» meselelerini bahis mevzuu etmek tasavvurunu da reddetmiş ve şunları ilâve etmiştir:

"Doğu Avrupa memleketlerinin milletleri istismarcıların hakimiyetine son verdiklerinden beri Doğu Avrupa meselesi  diye bir  şey  kalmamıştır.»

17   Hazirar. 1955

  Moskova :

Sovyetler  Birliği,   dörtlü   koni aransın 18     temmuzda  C.enevrede toplanmasını
kabul etmiştir.

Bu karar bir nota ile Amerikan. İngiliz ve Fransız Büyükelçiliklerine bildirilmiştir.

Rus Dışişlerinde, mahallî saatla 20 de bir basın konferansı tertiplenecektir. Bu arada nota metninin batılı muhabirlere açıklanacağı tahmin edilmektedir.

  Londra :

Bugünlerde Londra siyasî mahfillerini yakinen alâkadar eden muhtelif mevzulardan biri de, Sovyet Rusya İşçi Sendikaları Başkanı Shvrnik'in hangi sebeplerden dolayı ortadan gaybubet etmiş olmasıdır. Son zamanlarda Sovyet İşçi Sendikalarının, millî istihsalin arttırılması için üzerine düşen vazifeyi lâyıkiyle yapmadıkları yolunda baş gösteren şiddetli tenkitler, Shvernik'in gaybubeti ile alâkalı görülmekte ve bu mevzuda çe5İtli tahminler ileri sürülmektedir.

Bir zamanlar Sovyet Devlet Reisliği Yüksek Şûra Başkanlığı vazifesini ifa etmiş olan Shvernik, Stalin'in ölümü üzerine 1953 senesinin mart ayında bu vazifelerinden affedilmiş ve İşçi Sendikaları   başkanlığına   getirilmişti.

Moskovada çıkan gazeteler Shvernik'den en son olarak 8 şubat tarihinde bahsetmişlerdir. Shvemik, Georgi Ma-Lrnkof'un istifasını verdiği yüksek şura celsesinde de hazır bulunmuş fakat o tarihten itibaren kendisinden bir daha  bahsedilmez olmuştur.

Shvernik, 1 mayıs törenlerine iştirak eden zevata ait listede de yer almamıştır. Halbuki, bu( törenlerde, ileri gelen bütün Sovyet ricalinin hazır bulunması  teamüldendir.

Shvernik'in, geçen ay Kremlin'de toplanan sanayi istihsal konferansına iştirak etmeyişi dikkâti çeken hâdiseler meyanındadır. Bu konferansta, İşçi Sendikalarının faaliyetleri şiddetle ten ârit edilmiş ve sendikaların vazifelerini lâyıkıyla yapmadıklarından acı acı şikâyet olunmuştu.

Nihayet, geçen hafta Moskova'da Hindistan Büyükelçiliğinde, Başvekil Nehru şerefine verilen ziyafette, Shvernik yine görülmemiş ve İşçi Sendikaları, Muavini Solovief tarafından temsil olunmuştur.

Bütün bunlara ilâveten, son günlerde, işçi meseleleri ile alâkadar olmak üzere yeni bir teşkilât kuruluşu ve bu teşkilâtın başına Kaganovich'in getirilişi, Shvernik'in gaybubetini örten esrar perdesini bir kat daha kalınlaştırmaktadır.

24 Haziran 1955

Washington :

Amerikalı atom bilginlerinden Ralph Lapp'm geçenlerde «Life» mecmuasında çıkan bir yazısına göre, Rusya bu baharda en az iki süper bombanın tecrübesini yapmıştır. Amerikan hükûmetinin atom bombasını tekâmül ettirme sahasında yapmış olduğu çalışmalarından bahseden makalesinde Dr. Lapp. Rusya'da yapılan bu tecrübelerden birincisinin nisan ayında, diğerinin de mayıs ayında yapılmış olduğunu öğrendiklerini bildirmektedir. Fakat Amerikan Atom Enerjisi Komisyonunun bugün bildirdiğine göre, Rusya'nın atom sahasındaki çalışmalarını gösteren herhangi bir .emare mevcut değildir.

'Dr. Lapp'm yazmış olduğu makale hakkında kendisine sual soran gazetecilere: Komisyon sözcüsü, komisyonun Amerikan halkını Rusya'daki atom. çalışmalarından haberdar etme prensibinden vazgeçmediğini söylemiştir. Komisyonun Rusya'daki atom çalışmaları hakkındaki tebliği 1953 yılının ağustos ayında yapılmıştır.

29 Haziran 1955

Paris :

Moskova radyosunun bildirdiğine göre, Sovyet Yüksek Şûrası Parlâmentolararası Birliğe katılmaya karar vermiştir.

Radyonun ilâve ettiğine göre bu karar hâlen Moskovada bulunan 133 şura üyesi tarafından alınmıştır. Bu üy.âler bu  maksatla  bir   «Sovyet Parlâmento

Millî Birlimi» kurmuşlardır.

YANKILAR

Tehlike atlatifmışa benzer

Yazan: Faîih R. Alay

9/6/1955 tarihli  (Dünya)  dan:

Biz Türk olarak Amerikan çekilişinden, Atlantik topluluğu gibi biriaşme-l»srin dağılmasından, Avrupa'nın yalnız başına kalmasından korkarız. Harp korkusu Avrupalıların ara sıra şuur kaybettirici bir hastalıyıdır: Çabuk genişlemek istidadı gösteren bir zihniyet vardır ki kendine gelinceye kadar her şeyi verir ve hfor verdisinin kendini kurtardığını zanneder. Hitler, daha önce bu Avrupa hastalığından hayli faydalanmıştı ve taviz kurbanı olan milletler de hürriyetlerini kaybetmişlerdi. Kızıl blok ve Avrupa yalnız kaldılar mı, erg.!'Ç pazarlıklara sıra gelir. Türkiye başlıca pazarlık konuları arasındadır. Malenkof'un Berlin'de Hitler'e neler teklif etmiş olduğunu henüz unutmadık.

Son Sovyetler Birliği barış taarruzu şüphesiz yalnız kendi lehine bir hedef güdüyor ve Avrupanın harp korkusu hastalığını istismar etmek istiyordu. Avusturya barışının hedefi de Batı Almanya'yı batı blokundan koparmaktı. Bu tehlike şimdi geçmişe benzemektedir.

İngiltere'de Muhafazakârların kazanması, Batı ve Doğu arasındaki görüşmelerin pazarlığa doğru sürüklenmesi için ciddî bir teminattır. Adenauer'in son bir iki serimde kazanması da öyle. Çünkü Adenauer takımı durumu gayet açık olarak görenlerdendir. «- Evet, eğer Batı Almanya yabancıların elinden üslerini kurtarırsa Sovyetler Birliği'nin Doğu Almanya'yı boşaltacağını biliyoruz. Rus projesine göre Amerikalılar Atlantiğin ötesine kadar çekilecekler. Silâhlı Rusya ise tarafsızlaştırılmış olan ve kuvvetsiz kalacak olan-. Almanya'nın   sınırlarına   yerleşecek.»

Fransa'dak: baltalayıcılar da az çok seslerini kısmaya 'koyulmuşlardır. Antika delilleri halk efkârında, bozguncuların mantıklarından daha müsbet tesir yapmıştır. Gerçi Fransa'nın Çinhindi ve şimdi Cezayir gibi sinirlendirici hüdiseleri var. Fakat yeni zamanın yeni şartlarına boyun eğmek zarurî olduğuna inanan Fransızların sayısı da gün geçtikçe artmaktadır.

Belgrad seyahatinde Moskova şeflerinin gülünç ve sağduyuyu isyan ettirici sözleri, Moskovadan gelen seslerde ne kadar samimîlik aranabileceği hakkında herkese yeniden pek doğru bir ölçü vermiştir. Yalan söylemek garplı â-deti değildir: Onun için yalan söyîlyenler garplıları, bir müddet için, kolayca aldatırlar. Ama bunun hükmü geçer ve bir doğruyu bilen bin dafa süzgeçten geçirmek zamanı gelir.

Her ne ise artık dörtler buluşmasını daha* iyimserlikle bekliyebiliriz. Batılılar barış istiyorlar. Doğru. Tuzağa düşmek değil! Eğer bilmediğimiz iç şartlar Sovyetler Birliğini de samimî olarak barışçılığa meylettirmişse ns mutlu!

Üusya ne yapmak istiyor?

Yazan: Nadir Nadi

9/VI/1955 tarihlî (Cumhuriyet) ten

Sovyet ve Yugoslav liderleri arasında yapılan Bslgrad görüşmeleri Moskovaya acaba ne kazandırdı? Haftalardan beri dünya efkârını merak içinde bırakan bu görüşmeler, müştercjk tebliğ yayınladıktan sonra da hâlâ aydınlanmış değildir. Şimdi zihinleri kurcalıyan başlıca soru şudur: Moskova hükümeti, Belgrad görüşmelerine büyük önem vermiş, devletin ve partinin en yüksek şahsiyetlerini Mareşal Tito'nun ayağına kadar göndermekten çekinmemişti. Böyle tiyatromsu bir jeste katlanmak için, 1948 de bozulan iki devlet arası münasebetlerini düzenlemek basit bir sebebin üstünde herhalde daha başka maksadlar olmalı değil midir? Sonra, gerek konuşmalara hâkim olan atmosfer, gerek bu hususta yayınlanan tebliğ, daha ziyadia, Rusların Mareşal Tito önünde boyun eğdiğini gösteren işaretler taşımaktadır. Rus heyetine parti genel sekreter: kuruşef başkanlık ettiği, hava alanında ilk nutku o söylediği ve Cumhurbaşkanı Ti-to'ya kamarat diye hitap etmek suretiyle görüşmelere Moskovaca bir komin-form samimiyeti verilmek istendiğini açığa vurduğu halde, yayınlanan müşterek tebliği Ruslar adına Kuruşef değil, Başbakan sıfatiyle Bulganin imzaladı. Böylelikle, görüşmeleri iki devlet arasında resmî bir temas çerçevesinden öteye geçirmeğe razı olmıyan sayın Tito'nun tezin? katıldıklarını Ruslar fiilen gösterdiler. Fakat onlar bu "kadarla da kalmadılar: Yayınlanan tebliğde devletlerin iç işlerine karışmamayı prensip olarak kabul ettikten başka, her sosyalist rejimin kendi sosyalizm anlayışını da saygı ile karşıla-' yacaklarını taahhüt ettiler.

Bu o derece önemli bir sözdür ki, harfiyen inanıldığı takdirde gülünç olmak mukadderdir. Yugoslavyayi Demir Per de dışına kaçıran Moskova, çaresizlik içinde, oradaki rejimi tanımıştır. Nitekim Kızıl Çinin bağımsızlığını da tanımaktadır. Fakat yarın, Polonya, Çekoslovakya veya Rumanyada herhangi bir rejim ayarlama hareketi başgösterse Moskova bunu saygı ile karşılayabilecek midir? Hattâ Fransız veya İtalyan komünist partileri Moskovanın direktiflerine aykırı veya o dirketfiler-den farklı bir yol tutmak isteseler, Kremlin buna göz yumacak mıdır? Boy "la bir şeye ihtimal vermek bizce imkânsızdır. Moskovanın değişmez prensipi, elinin altındakini ezmek, yetişemediğine ise selâm çakmaktır.

Bununla beraber, kendi durumunu böylesine  elâlam  önünde  açığa  vurmağa


razı olmak bile Moskova hesabına hayret edilecek bir fedakârlıktır. Bu fedakârlığa katlanmaları için Rus liderlerinin mutlaka bir başas hedefleri bulunmalıdır.

Bizce bu hedef, Batı Almanya'yı NATO'dan ayırmak, Alman silâhlanmasını Önlemek, daha doğrusu Almanya'nın tarafsızlığını sağlamaktır. Avusturya barış andlaşması ve Mareşal Tito'ya gösterilen büyük saygı işareti, bu hedefi gerçekleştirmek uğruna göze alınan ilk teşebbüslerdir. Bir batı savunma sisteminin kurulmasını baltalamak yolunda Rusya'nın çok daha derin fedakârlıklara katlanması beklenebilir. Geniş ölçüde yeni bir pazarlık siyasetinin kapıları açılmıştır. Hemen Tanrı bizimkileri şaşırtmasın!

Sovyet Rusya ve Almanya

Yazan: Cihad Baban

10/VI/1955 tarihli (Tercüman) dan:

Bir müddetten beri, bu sütunlarda izah etmeğe çalıştığımız gibi, Sovyet politikası tamamiyle veçhe değiştirmiş bulunuyor. Paris Anlaşmalarının tasdik edilmesi ve Almanya'nın NATO'ya a-lınmasi bahis konusu oldu§u sıralarda. Ruslar, hem Paris Anlaşmalarını, hem de Almanya'nın NATO'va girmesi işini baltalamak için büyük gayretler sarfetmişler, Fransızları tehdit eylemişler, Almanya üzerinde tazyik icra ederek, Adnauer'in garp blokuvla kaynaşmasını önlemek istemişlerdi. Muvaffak o-lamadılar. O tarihten itibaren de dış politikalarına başka bir istikamet verdiler ve sür'atle hareket ederek evvaLâ Avusturya meselesini, Avusturyayı tarafsız kılmak suretiyle bir hal suretine bağladılar, Yugoslavya'yı ziyaret e-dsrek. Tito'nun Nehru ile müşterek olan tarafsızlık fikrini takviye ettiler. Şimdi de Almanya'ya teveccüh ederek Adenauer'i Moskova'ya davet ettiler.

Önümüzdeki haftalar zarfında toplanacak olan Dört Büyüklerin gündeminde Almanya meselesi mevcuttu. Anlaşılıyor ki Ruslar Alman dâvasını Dört Büyüklerin masasında hail etmektense, .Almanya ile başbaşa halletmeği tercih edecekler ve bu suretle initiativi ellerindae tutmak gibi bir avantaja sahip olmak istey-eceklerdir. Sovyet Rusya ricaline bu yeni politikayı dikte ed,an sebepler muhteliftir. Evvelâ soğuk harpten yorulmuş olan Avrupa karşısında ergeç halletmeğe mecbur olacakları bazı meseleleri tesviye .e&arek, tavizde bulunmuş görünmek ve bunun karşılığında yorgun Avrupa'dan demir perde arkasındaki memleketlerin davacısı olmalarının önüne geçmek... Romanya, Bulgaristan, Polonya, Çekoslo-■ vakya îlh... gibi memleketlerin kukla hükümetleri zaten Rus işgalinden memnun olduklarını beyan etmektedirler. Bu zora dayanan beyanları hür milletler blokuna dahil ettirerek, Almanya'nın vahdeti, Avusturya'nın sulhu namına onlardan bu memleketlerin tapusunu elde etmek ve bu esas üzerine artık bir sulhe yanaşmak..

Almanya'ya gelince: Almanya da bu davetten memnundur. Çünkü bu yoldan giderek, kendi vahdetini kurmak hususunda bir adım. atmış    olacaktır.

Batı Almanya'nın garp devletlerine karşı olan taahhütleri bir gün vahdete erişinceye kadar devam edecektir. A-denauer Paris anlaşmalarının müzakeresi sırasında birgün birleşmiş Almanya ideali tahakkuk ederse onun namına taahhütlere girişemiyec3ğini resmen v.e açıkça ifade etmiş bulunuyordu. Onun bu sözü milletlerarası hukuk prensiplerine de uygundu... Zaten onun ilerisi hakkında bir taahhüde girişememesi değil miydiki, Fransız Parlâmentosunda Paris anlaşmaları aleyhine gürültüler koparmıştı. Bu birlik tahakkuk ederse, Almanya derhal Avrupa'nın en büyük kuvveti olacak ve kendi politikasını sarka ve garba karsı kendi dilediği gibi sevkedecektir. Işfe bu ihtimal Amerika'yı endişeye sevkeden1 sebeplerden biridir.

Fransa'ya gelince, Dışişleri Bakanı Mösyö Pinay'm ağzından Öğreniyoruz ki, Fransa, eğer bu yol garp ile Rusya arasında bir saldırmazlık paktına yol açarsa Fransa bundan memnun olacaktır. 'Çünkü soğuk harpten ye    tereddütlü politikadan en yorgun olan millet Fransa'dır.

Kus - Alman mimasebetieri

Yazan: A.Ş. Esmer

24/VI/1955 tarihli (Ulus) tan:

Henüz hükmen barışa kavuşmamış ve parçalanmış olmakla beraber, Almanya bugünkü milletlerarası münasebetlerde büyük bir devlet sayılmıya başlamıştır, tlc batılı d.evlet, Batı Almanya İle «barı? muahedesi» aktederek, işgal statüsüne son vermişler ve kendisiyle ittifak akdetmişlerdir. Sovyetler Birliği, Batı Almanya ile siyasî, iktisadî ve kültürel münasebetler kurmak teklifinde bulunmuş ve Başbakan Adenauer'i Moskova'ya davet etmiştir.

Batılı devletler Adenauer ile istişare etmeden Moskova ile görüşmüyorlar. Batılı büyük devletlerin sayısı üçten dörde çıkmıştır. Realite budur. Bu durumu meydana getiren nedir? Eğer î-kinci Dünya Harbinden sonra Hitler Almanyasını yenmiş olan devletler koalisyonu devam etmiş olsaydı, Almanya uzun zaman kurtulamazdı. 'Fakat harpten hemen sonra bir taraftan Batılılar, öte taraftan da Rusya arasındaki dayanışma bozuldu. Rusya, Batılılara karşı cephe alınca Almanya'nın değeri arttı. Batılılar kendi işgal bölgelerini teşkilâtlandırdılar, kalkındırdılar ve nihayet ona hükümranlık vererek Batı Almanyayı ittifaklarına âldılar.

Batı Almanya için harpten sonra elverişli bir vaziyet meydana gelmişti. Fakat iki unsur yardım etmiş olsaydı, Almanya bugünkü mes'ud vaziyete kavuşamazdı. Bunların biri Alman milletinin teşkilâtçılığı ve çalışkanlığı, i-kincisi de Adenauer gibi bir devlet a-damının belirmesi ve bu nazik yıllar içinde Alman milletinin liderliğini eline almasıdır.

Almanya'nın hükümranlığına kavuşmasına ve kalkınmasına engel olmak için hgr şeyi yapan Rusya, buna mâni olamayınca   şimdi   Almanya'yı   kazanmıya çalışıyor. Almanlara birleşmeyi vaadetmiştir. Kârlı ticaret vaadinde bulunmuştur. Adenauer'e yollanan davette Moskova, Rus - Alman münasebetlerinin 'tarihinden bahsetmiş iki memleket dostluğunun sağladığı karşılıklı menfaatlerden ve son harpte en çok kan döken iki milletin Alman ve Rus milletleri olduğunu hatırlatmıştır. Öyle görülüyor ki Rusya, Almanya'yı avlamaya çalışmaktadır. Almanya aleyhine Batılılarla anlaşamayınca, şimdi Batılılar aleyhine Almanya ile anlaşmayı tasarlamaktadır. Dolambaçlı yollardan Hitler Almanyası ile kurulan işbirliğini ihya etmeyi düşünmektedir.

YENİ DURUM:

Almanya'nın bu Rus teklifin.! mukabelesi ne olacaktır? Rusya ile iyi münasebet kurulmasına taraftar olan birçok Almanlar vardır. Doğrusu şudur ki, Rus dostluğu ve işbirliği Almanlara Bismarck'dan, hattâ ondan da daha eski zamanlardan intikal etmiş bir politikadır. Bismarck, Almanya'nın birliğini kurarken, Rusyanın dostluğundan yardım görmüştür. İktidardan çekilin-ceye kadar d.a Bismarck, Rus dostluğundan ayrılmamıştır.

Birinci Dünya Harbind-sn sonra yenilmiş Almanya, 1922 yılında hemen Rusya'ya kaymış ve Ropoilo Andlaşmasını imzalamıştır. Bu dostluk 1926 yılında imzalanan yani bir andlaşma ile teyid edilmiş ve perçinleşmiştir. Hitler gelinceye kadar Almanya, Rusya ile dost geçinmiştir. Hitler geldikten sonra dır ki, Nazi Almanyası Rusya'ya karşı vaziyet almış,  iki  devlet     arasındaki münasebetler bozulmuş ve gerginleşmiş, fakat sonunda baskı altında Hitler; bile 1939 yılında çıkmazdan kurtulmak ümidiyle Rusyaya dönmüştür.

Bütün bunlar tarihî hakikatlerdir. Ancak, şu da doğrudur ki,  bugünkü durum eskiye benzemiyor. Gerçi Adena--uer de Bismarck gibi Almanya'yı birleştirmek vazifesi karşısmdadır; fakat bu gayeya varmak inin    Adenauer'in-yürümek zorunda bulunduğu yol Bismarck'ın yoluna benzemiyor. Bismarck -Alman birliğini «Kan ve silâh ile, yani zorla elde -Etmişti. Bu sebepledir ki, önce Danimarka,   sonra  Avusturya  ve nihayet Fransa ile harp  etmek     için.. Rusya'nın   dostluğunu temine     çalıştı.. Bu dostluğu temin etmemiş olsaydı, ne-Avusturya'y;,  ne   de   Fransa'ya   karşı'. harp edebilirdi.

Bugünkü Almanya'nın harp yolu     ile1, birleşmesi akla gelmez.  Batılılarla iş birliği   Almanya'ya   şimdiden     büyük menfaatler sağlamıştır. Bu yol Almanya'yı   birleşmiye   de   götürecektir.   Almanya için diğer bir yol, Batı ile Doğu -arasında  tarafsız  kalarak,  her iki  taraftan  da msnfaat koparmaktır.     Almanya'nın böyle bir politika takip ettiği ve menfaat sağladığı zamanlar olmuştur. Fakat o zamanlarda Almanya kuvvetli  idi.  Zayıf bir.1   Almanya'nın böyle   bir   oyun   oynaması   tehlikeli  o-lur. Nasıl ki kuvvetli bulunduğu eski zamanlarda  bile   .(1894  -   1904)   oynadığı bu oyun, nihayat iki tarafı kendi -aleyhine birleştirmişti.  En makul    v: yalnız Almanya değil, dünya barışı bakımından en isabetli politika, Adenauer'in tuttuğu Batı ile işbirliği yoludur .

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Haziran 1955

  Stokholm:

Biri kadın olmak üzere 16 kişiden müteşekkil bir İsveç Parlâmento hey'eti bu sabah Rusyaya hareket etmiştir. Bunların .emrine bir Sovyet uçağı tahsis edilmiştir. Hey'et doğrudan doğruya Moskova'ya gitmektedir.

10 Haziran 1955

  Stockholm:

Sovyetler Birliğinin    Stockholm Elçisi :dün   İsveç   Dışişleri   Vekilini   ziyaretle


kendisine, meçhul şahıslar tarafından elçilik otomobillerine atılan patlayıcı maddeler hadisesi hakkında, bir nota tevdi etmiştir.

İsveç İçişleri Vekâletinin selâhiyet sahibi memurları tarafından belirtildiğine 'göre tahkikat devam etmekte olup, bu hâdisenin pek ehemmiyetli olmadığı  keyfiyeti  üzerinde durulmaktadır.

Dışişleri Vekâletine yakın olan çevrelerde ise, bu hâdisenin iki memleket arasındaki münasebetlere tesir etmediğine işaret edilmekte v.e misal olarak da Sovyetler Birliğinin resmî davetlisi olarak Rusya'da bulunan İsveç Parlâmento heyeti gösterilmektedir

OLAYLARIN TAKVİMİ

6 Haziran 1955

Bonn :

Batı Almanya Başvekili Adenauer aynı zamanda deruhte sttiği Dışişleri Vekilliğinden istifa etmiştir.

Yerine tavsiyesi üzerine Hristiyan Demokrat Partisinden Bsinrich Von Bren-tano tayin .edilmiştir.

Bu arada Federal Müdafaa Vekilliği için yapılan hazırlıklar da sona srmiş olup, Müdafaa Vekilliğine Cumhuriyetçi Theodor Blank seçilmiştir.

Haber alındığına göre, yeni vekiller yarın Reisicumhur Dr. Theodor Heuss tarafından kabul edilecektir.

8 Haziran 1955

ı Bonn :

Şansölye Adenauer'i Moskovaya gelmeğe davet eden ve Sovyetler Birliğiyle Federal Almanya arasında siyasî münasebetlerin kurulması teklifini ileri süren Sovyet notası Bonn siyasî mahfillerinde farklı bir hayret uyandırmıştır. Filhakika Batı Almanya hükümranlığının yeniden tesisindenberi Moskovanın Bonn ile ergeç bir temas teşebbüsüne geçmek isteyeceğine Federal Almanya hükümet merkezinde intizar edilmekte idi.

Bununla beraber, Sovyetlerce yapılacak ilk teşebbüsün Şansölye Adenauer'i Moskovaya davet şeklinde tecelli edeceği belki bir an için hatıra gelmiş olsa bile Rusların gayretlerini   evvelâ iktisadî sahaya tevcih edecekleri ve mütebakisi için meselâ bir Bundestag heyetini yüksek Sovyet şurasının davetlisi olarak Moskovaya çağırmakla iktifa .edecekleri zannı daha hakim bulunmakta idi.

Bu itibarla doğrudan doğruya Federal Almanya Şansölyesine hitap eden bu davet herkesi hayrette bırakmaktan geri kalmamıştır. Bu davet haberi Federal Almanya hükümet merkezinin siyasî mahfillerinde ihtiyatla fakat aynı zamanda gizli bir memnuniyet hissiyle karşılanmıştır.

Filhakika Alman siyasî mahfilleri, Batı Almanya'nın dünya islerinde oynanmağa namzet bulunduğu rolün ehemmi yet derecesinin. bu davetle parlak bir şekilde tasdik edilmiş olduğuna kani-dirler. Yine aynı mahfillere göre Moskova'nın bu teşebbüsü, Bonn siyasî a-damlarına şimdiye kadar emperyalist lerin yardımcısı nazariyle bakan komünist idarecilerinin hareket hatların--da tam bir tebeddüle ijaret addedilmekte ve yine bu teşebbüs kendilerini, şimdiye kadar Moskova'nın nazarında müstakbel Almanya'nın demokratik ve meşru yegâne temsilcileri olarak tasavvur etmekte bulunan Doğu Berlin siyaset adamlarının zımnen red Ve inkâr mahiyetini taşıması itibariyle de aynı mahfillerde gizli bir memnuniyet uyandırmaktadır.

Bonn siyasî mahfillerine göre Dr. Adenauer'in Moskova'ya gitmeği kabul edip .etmiyeceği, daveti red yoluna mı gideceği veya vazifesine daha iki gün evvel tayin edilmiş olan yeni Hariciye Vekili M. Heinjrich Von Brento'yu kendi yerine Moskova'ya    göndermek cihetini mi ihtiyar edeceği hakkında şimdiden bir ihtimal yürütmeğe kalkmak için vakit henüz erkendir. Bununla beraber Bonn'da hakim olan fikir, davetin kabul edilmesi yoluna gidildiği takdirde Şansölye Adenauer'in 79 yaşma rağmen, Sovyet idarecileriyle bizzat karşılaşmağı isteyeceği ve bu isi başkalarına bırakmaksızın pek az   ihtimal   bulunduğu  merkezindedir.

Her halükârda umumî efkâr, Sovyetler Birliğiyle Federal Almanya arasında siyasî münasebetlerin kurulması bahsinde mutabık gibi görünmektedir.

Esasen Şansölye Adenauer Paris anlaşmalarının tasdiki müzakerelerinin başladığı günden beri her beyanatında Batı Almanya'nın hükümranlığına yeniden kavuşmasiyle bütün devletlerle münasebetler kurulmasına imkân hasıl olacağını bildirmişti. Federal Almanya Başvekili böylece bütün partilerin arzularına cevap vermiş oluyordu. Bu itibarla dün akşam bir resmî sözcünün de ihsas etmiş olduğu gibi Moskova'nın davetine Federal hükümetin müsbet bir cevap vermesine intizar edilebilir.

Bonn siyasî mahfillerinin mütalâasına göre şimdi ortaya şu mesele çıkmaktadır: Bu Sovyet teşebbüsü dörtler konferansı üzerinde ne dereceye kadar bir tesir hasıl edecektir? Hatırlardadır ki M. Adenauer geçen baharda bu dörtlü konferansın Batı Almanya dahil olmak üzere beşli bir konferans olması ümidini izhar etmişti. Fakat, bu beşl.ajrin Doğu Almanya'nın da katılmasiyle altılar olmasından korkarım, diyerek bu arzusundan müteakiben vaz geçmişti. Bunun içindir ki Şansölyenin bu yeni Sovyet teklifleri üzerine ilk kararma rucu edip etmeyeceğini şimdiden söylemek müşküldür.

Bonn siyasî mahfillerinde dün akşam ortaya atılan bir çok sualler cevapsız kalmıştır. Bununla 'beraber şu cihet kaydedilmektedir ki Federal Almanya hükümet merkezinde ilk defa olarak bir Sovyet teşebbüsüne "amelî bir kıymeti olmayan bir propaganda hareketi» nazariyle bakmaktan içtinap edilmektedir.

Bonn :

Sovyetlerin Başvekil Adenauere Moskovaya gitmesi için yaptıkları da vat hakkında Bonn'da yayınlanan ilk resmî tebliğde Federal Almanya hükümeti Sovyetlerin dünkü notası hakkındaki görüşlerini şöyle bildirmektedir: «Federal hükümet, Sovyetler Birliğinin dün kendisine tavdi edilen notasında öne sürülen iki memleket arasındaki siyaset, ticaret ve kültür münasebetlerinin tesisi yolundaki teklifleri memnuniyetle karşılar.

Bu hususta kesin bir görüş ortaya atılmadan önce Sovyet notasının etraflı bir tetkike tabi tutulması gerekmektedir. Bu tetkik faaliyeti ise başlamış bulunuyor.

Faaliyetin sonunda Federal Almanya Başvekili ile Sovyet idarecileri arasında bir görüşmenin faydalı olacağı neticesine  varılması beklenmektedir.»

11   Haziran 3955

  Berlin:

Doğu Almanya Başvekili M. Otto Grotewohl, A.D.N. Ajansına verdiği beyanatta şöyle demiştir:

«Hükümetim, Sovyet hükümeti tarafından Federal Cumhuriyet hükümetine, gönderilen notayı kat'î surette desteklemektedir. Hükümetimin fikri şudur ki Sovyetler Bir ligiyle Federal Almanya arasında siyasî, iktisadî ve kültürel münasebetlerin kurulması, Avrupa'da barışı tesis bakımından bir ehemmiyeti olan milletler arası gerginliğin azalmasına hizmet etmekle kalmayacak aynı zamanda bizzat Almanlar arasında da bir anlaşmanın husulüne yardım edecektir. Bu anlaşma olmadıkça birleşmiş, hür Ve demokratik bir Almanya'nın kurulması meselesi halledilemez.»

12  Haziran 1955

  Bonn :

Fsderal Almanya Başvekili Konrad Adenauer   Amerikaya      gitmek     üzere Bonn'dan ayrılmadan önce 'Die Weltgazetesi muhabirine bir beyanatta bulunmuştur.

Adenauer, yakında cereyan etmesi muhtemel konferanslar sırasında Almanya'nın birleştirilmesi meselesinin halledileceğine emin olduğunu bildirmiştir. Başvekil bu hususda aynen şöyle demiştir:

«Fakat, bütün mesele Sovyet Rusyanın takınacağı tavra bağlıdır. Sovyetler Birliği Alman milletinin birleşme ve güvenliğini sağlama haklarını kullanmasına mani olmazsa her is yoluna girer.»

Bundan sonra, Konrad Adenauer, Almanya'nın birlimi tahakkuk .etme&sn Sovyetler Birliği ile Batılılar arasında dünyada mevcut olan gerginliğin izalesi hususunda meydana gelecek olan bir anlaşmanın Almanva için bir tehlike teşkil etmeyeceğini beyan etmiş ve1 sözlerine şöyle devam etmiştir: »Bu hususda   hiçbir   endişe      duymuyoruz..

Çünkü, Batılı devletler Paris anlaşmaları ile Almanya'nın birleştirilmesi konusunu kabul-Etmiş bulunmaktadırlar.»

Bundan sonra silâhsızlanma ve silâhların tahdidi konularına temas eden "Federal Almanya Başvekili «silâhsızlanma ve silâhların tahdidi yolunda ciddî müzakereler başladığı takdirde, Federal Almanya, Paris anlaşmalarına uygun olacak ve Almanya'nın emniyeti konuları ile tezat tenkil etmeyecek her türlü anlaşmayı iyi karşılayacaktır» demiştir.

Bundan sonra Başvekil, gerek Sovyetler Birliğinin ve gerek Batılıların güvenliklerini garanti altında bulundurmak için tek çarenin silâhların tahdidi ve silâhsızlanma hususunda anlaşmaları olduğunu beyan etmiştir.

13 Haziran 1955

Washington :

Sat t Almanya Başvekil

 Adenauer bugün Washington hava alanına varışında şunları söylemiştir:

«Bu defa Washîngton'"a hür milletlerin hükümran bir müttefiki olarak gelmsk ten büyük bir memnunluk duymaktayım. Vatandaşlarım barışı korumanın en iyi yolunun hür dünya milletleri ile sıkı işbirliği yapmak ve bu işbirliğini yürürlüğe girmiş olan antlaşmalarla sağlamlaştırmak olduğuna kani bulunuyorlar.

Batı dünyasının durumunu kuvvetlendirmek için .başkanlarının idaresi altında büyük gayretler sarfetmiş olan Birleşik Amerika hükümetine ve halkına şükranlarımı ifade etmek isterim. Ayrıca, Harvard Üniversitesinin bana "verdiği şerefi şahsıma karşı değil, bilhassa memleketime karşı gösterilmiş "bir itibar nişanesi telâkki etmekteyim.

Balkan Eisenhower ve Dışişleri Vekili Dulles ile görüşme fırsatını bulmaktan da son derece memnunluk duyuyorum. »

Başvekil Adenauer'in Amerika'yı ziyareti protokol bakımından «resmî» addedilmediği inin kendisini hava alanında Dışişleri Vekil Yardımcısı Herbert Hoover Jr. karşılamış ve Başvekilin beyanatından sonra yaptığı bir konuşmada kendisini Washington'da karşılamaktan duyduğu memnunluğu belirtmiştir.

14 Haziran 1955

Bonn :

Batı Almanva Dışişleri Vekili Heinrich Brentona. bugün yaptığı bir konuşmada. Başvekil Adenauer'in Sovyet liderleriyle, 18 temmuzda Cenevrede yapılacak olan dört büyükler toplantısından önce mi yoksa sonra mı görüşmesi gerektiği hakkında henüz bir karara varmamış olduklarını bildirmiştir. İlk basın konferansında konuşan Brentano. görüşmenin teklif edildiği gibi Moskovada veya herhangi başka bir yerde olmasının Almanva için bir mesele teşkil etmiyeceğini söylemiş ve Başvekil Adenauer'in dört büyükler toplantısından sonra Sovyet liderleriyle Cenverede görüşmesinin de ihtimal dahilinde olduğunu sözlerine ilâve etmiştir. Dışişleri vekili Ruslar tarafından vaki davetin kabulünden önce Dışişleri Vekâleti tarafından Sovyet Rusya'ya sorulmuş olan bazı suallere cevap beklendiğini ve ne olursa olsun 18 temmuzdan önce Moskovayı ziyaretin imkân dahilinde olmadığını ve dört büyükler konferansı esnasında Batı Almanya'nın batılı devlet ileri gelenleriyle teması temin etmek üzere Cenevreye bir heyet göndereceğini söylemiştir. Bu heyetin Dr. Adenauer'in ziyareti hakkında Ruslarla görüşüp görüşmiyeceğini soran bir gazeteciye Von Brentano, bunun mümkün olduğu nu söylemiştir.

15 Haziran 1955

Washington :

Federal Almanya Şansölyesi M. Adenauer dün Washington gazetecilerine şöyle demiştir:

«Sovyetler Birliği, Doğu. Almanya'yı kendi hüsnü rizasiyle tahliye edecek olursa Doğu Almanların yüzde 90 nmm arzusuna cevap vermiş olacaktır.

M. Adenauer, bu sözlerini gazetecilerin bir sualini cevaplandırırken söylemiştir. Gazeteciler kendisinden şu suali sormuşlardır:

Almanya, yeniden birleşmesinin bed.ali olarak NATO'dan ayrılmağı veya silâhsızlanmağı kabul edecek midir?

Alman Şansölyesi şu mukabelede bulunmuştur:

"Eğer F-sderal Almanya Cumhuriyeti yeniden birleşmeği böyle bir ideal mukabilinde ihtiyar edecek olursa süratle bir peyk memleket haline girecektir. Bunu ne Batı Almanları, ne Doğu Almanları isterler. Bizim istediğimiz, Almanya'nın hürriyet içinde birleşmesidir.

M. Adenauer sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Müzakereler için hava hiç bir zaman şimdiki kadar müsait olmamıştır. Zira, batı dünyası nihayet birleşmiştir ve Sovyetler Birliği de hâlen çok vahim dahilî güçlükler içindedir. Bunun içindir ki Ruslara böyle bîr tavizli teklif


yapmsk fırsatını vermemek lâzımdır. Bilâkis Ruslara açıkça bildirmeliyiz kir barışı imkân dahiline soktukları takdirde kendi nefilerine hareket etmiş olacaklardır ve yine onlara ?unu da açıkça bildirmeliyiz ki, Do?u Almanya'yı hüsnü rızslariyla serbest bırakacak olurlarsa Doğu Almanların yüzde 90 ının arzularına cevap vermiş olacaklar ve böylece de ?agıl devlet sıfatiyle üzerlerine düşen, vecibeyi ifadan başka bir şey yapmış olmayacaklardır. »

Şansölye Adenauer, Almanya'nın yani-den birleştirilmesini NATO'dan ayrılması şartına talik eden bir teklife müstenid pazarlığın Avrupa için kabulü imkânsız bir keyfiyet olduğuna bilhassa işaret etmiştir.

Gazetecilerin diğer bazı suallerini cevaplandıran Alman Şansölyesi, Moskova'yı ziyareti için Sovyetler Birliği tarafından kendisine yapılan davete «muhtemelen» icabet edeceğini söylemiş ve demiştir ki:

«Şunu da ilâve edeyim ki, böyle bir seyahat faydalı görünür ve icrası tasavvur edilecek olursa hazırlığının itina ile yapılması lâzım gelecektir. Bu. da zamana mütevakkıftır.»

Müteakiben Avrupa güvenlik sistemi mevzuunu anlayış tarzı hakkındaki bir suale M. Ad^nauer verdiği cevapta Batı Avrupa Birliğinin a güvenlik sistemi için bir model olduğunu» söylemiş ve Batı Avrupa Birliğinin silâhların tahdit ve kontrolüne mütedair hükümlerini hatırlatarak şöyle demiştir:

«Her güvenlik sistemi, silâhların böyle bir tahdidini ve böyle bir kontrolünü .esaslı bir unsur olarak ihtiva etmelidir. «

Daha umumî olarak silâhların tahdit ve kontrolü meselesinde fikri sorulan Alman Şansölyesi «müstakbel dörtler konferansında Birleşik Amerika Başkanının ve Sovyet hükümeti şefinin silâhların kontrolü meselesinin tahakkuk attirilmesi hususundaki arzularını ilân etmeleri ve bu meseleyi komisyonlarda sürüncemede bırakmamaları temenniye şayandır.» şeklinde cevap vermiştir.

M. Adenauer Washington gazetecilerinin diğer suallerini cevaplandırmak üzere hülâsatan şunları söylemiştir:

1

-  Almanya,  yeniden     birleşmesininsulh içinde  ve hürriyet içinde tahakkuk  etmesini  istemektedir.     Kuvvete veya şiddete müracaat suretiyle hiçbirşey yapmıyacaktır.

2

- Berlin, birleşmiş Almanya'nın   hükümet merkezi olacaktır.

3

- Bir Alman militarzmi tehlikesi ortadan kalkmıştır. Yani Almanya'da askerî otoriteler daima sivil iktidara tabi olacaklardır.

Bonn :

Federal Almanya Savunma Vekâletinin bütçesi ikinci müzakereyi müteakip, Sosyal Demokratların muhalefetine rağmen Meclis tarafından kabul edilmiştir. Bütçede yeni vekâletin idari işleri servisi için 82.300.000 marklık bir tahsisat ayrılmıştır.

16 Haziran 1955

Cambridge (Massachusetts:)

Harvard Üniversitesinin bugün tevcih ettiği doktorluk payesi dolayısivle Cambridşe'de irad ettiği bir nutukta Başvekil Adenauer ezcümle şunları söylemiştir:

»İfade ettiği fikirler ve iyi niyetler ne kadar sağlam olursa olsun, beynelmilel bir silâhsızlanma programı mer'iy.ets konmadıkça hiç bir güvenlik sistemi bir istinadsâh teşkil edemez. Bu program, biri Amerika Birleşik Devletleri, diğeri Rusya olmak üzere dünyanın en "büyük iki d evi süne bağlıdır. Bu iki büyük d-svlet silâhsızlanma kontrolü hakkında ehemmiyetli bir anlaşmaya vasıl olmadıkça her gün harbe biraz daha yaklaştıran anlaşmazlıklarla dolu  bugünkü  durum  devam  edecektir.

Ancak Amerika Birleşik Devletlerini bu mevzuda teşebbüsü M e almı^ ve Rusya ile müzakereye çirişecek bir durumda görmek sevindirici bir hâdisedir.»


Bonn hükümet başkanı yakında toplanacak olan dört büyükler konferansından siyasî havasından uzun uzun bahsetmiştir.

19 Haziran 1955

New-York:

Federal Almanya Şansölyesi M. Konrad Adenauer Almanya'ya dönmek ü-zere New-York hava meydanında Alman Hava Kumpanyasına ait uçağa binmeden evvel gazetecilere verdiği kısa beyanatta, .batılı hariciye vekilleriyle New-york ve Washington'daki konuşmalarından mütevellit büyük bir şevk ve cesaret hissiyle Almanya'ya dönmekte olduğunu söylemiştir.

M. Adanauer  ezcümle  şöyle  demiştir:

Seyahatimin neticelerini izah için şunu söylem?kliğim kâfidir: Buradaki konuşmalarım, müşterek meselelerimizin halli için en sağlam bir temel teşkil .eden Batı Birliğini defalarca teyide vesile tef kil etmiştir. Bu birliğin karşılıklı görüşmeler havası içinde daha ziyade kuvvetlenmiş olduğuna kaniim. Almanya'ya büyük bir sevk ve cesaret hissiyle dönmekteyim.»

Federal Almanya Şansölyesi, New york'da toplanmış olan hariciye vekillerinin cari meseleler hakkındaki görüşlerine doğrudan doğruya ittilâ kes-betmiş olmaktan ve bilmukabele bu husustaki görüşlerini kendilerine bildirmiş bulunmaktan dolayı kendisini çok bahtiyar addetmekte olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Alman hükümet şefi, aralarında Miss Margaret Truman da olmak üzere o esnada hava meydanında bulunan 300 kişilik bir grup tarafından alkışlanmıştır.

M. Adenauer'in bindiği uçak Londra'da kısa bir tevakkuf yapacaktır. Bu tevakkuf esnasında Alman Şansölyesi İngiliz Başvekili ile görüşecek ve müteakiben Bonn'a müteveccihen aynı u-çakla yoluna devam edecektir.

New-York:

Federal Almanya Şansölyesi M.   Konrad Adanauer filme alman ve hareketinden biraz sonra televizyonla yayınlanan bir konuşmasında Amerikan gazetecilerinin suallerine cevap vererek f-yeni Alman ordusuna gönüllü kaydını sağlayacak olan kanunun» önümüzdeki temmuz ayında kabul edileceği kanaatinde bulunduğunu». söylemiş ve şunu ilâya etmiştir:

m Herhalde icap ettiği takdirde mart 1956 da 570.000 gönüllü silâh altında bulunabilecektir.

Londra :

İngiltere Başvekili Sir Anthony Eden Federal Almanya Başvekili Konrad Adenauer'i, bugün, kabul ederek kendisiyle bir müddet görüşmüştür.

Bu mülakat dolayısiyle yayınlanan resmî tebliğde şöyle denilmektedir:

Federal Almanya Başvekili Konrad Adenauer, bugün, İngiltere Başvekili Sir Anthony Eden'in misafiri olarak Chguers'de yemeğe alıkonulmuştur. Konrad Adenauer bu fırsattan faydalanarak, Başvekile, Amerikaya vaki seyahat sırasında Birleşik Amerika devlet adamları il yapmış olduğu konuşmalar hakkmda geniş izahat vermiş ve iki hükümet başkanı müstakbel dörtler konferansı ve Sovyetler Birliğinin Federal Almanya'ya tevdi eylediği nota hususunda müdavelei efkârda bulunmuşlardır.

Gerek İngilterenin Başvekili Sir Anthony Eden ve gerek Federal Almanya Başvekili Konrad Adenauer, iki memleket arasındaki konuşmaların fayda ve lüzumu üzerinde durmuşlar ve icabı hale gör.3, muhtelif kanallarla bunların devamı hususunda mutabık kalmışlardır.

Diğer taraftan, Federal Almanya Başvekili Chequers'den Londraya Sir Anthony Edenle birlikte dönmüştür.

Londra hava alanında iki Başvekil B. B.C. radyosunun mikrofonu Önünde kısa birer hitabede bulunmuşlardır.

Burada, Federal Almanya Başvekili, dört büyükler arasındaki konferans-dan Önce İngiltere Başvekili Sir Anthony Edenle yapmış olduğu konuşmanın çok verimli olduğunu, Federal Al-' manya'nın imzalamış olduğu anlaşmalara, Kuzey Atlantik Paktına ve Batı' Avrupa Birliğine daima sadık kalacağını soy lam iştir.

ingiltere Başvekili Sir Anthony Eden ise, iki hükümet başkanı arasında bu-' gün yapılmış olan konuşmaların gerek iki memleketin ve gerek dünya sulhunun nef'ine olduğunu söylemiş ve bundan sonra, Londra ve Paris anlaşmaları ila neticelenen müzakereler sırasında Federal Almanya Başvekili Konrad Adenauer'in sarfettiği müsbet ve verimli gayretleri hatırlatmıştır. Sır Anthony Eden, dört büyükler arasındaki konferansın dünya sulhu nef'ine olmasını temenni ettikten sonra, «Almanya'nın birleştirilmesi hususunda Federal Almanya Başvekili Konrad Adenauer'in sarfettiği emeklerin hayırlı bir şekilde neticelenmesini canü gönülden diliyoruz.» demiştir.

20 Haziran 1955

- Bonn :

Bir Federal hükümet sözcüsünün bugünkü basın toplantısında bildirildiğine göre, 1954 Berlin konferansına sunulan ve Almanya'da serbest seçimlerin tertiplenmesine dair olan Eden plânı Alman meselelerinin müzakeresinde esas kabul edilmektedir. Fakat,, bu plân Paris anlaşmalarının yürürlüğe girmesinden önce hazırlanmış olduğu için üzerinde bazı değişiklikler yapılacaktır.

22 Haziran 1955

Bonn :

«İstikbalin Alman Askeri» adlı bir broşür 100.000 nüsha olarak cumartesi günü yayınlanacaktır.

j

Kapaklarında Federal Cumhuriyetin renklerini taşıyan broşür, Başvekil Adenauer'in bir girişini ihtiva etmektedir. Adenauer bu yazının: «vazifeleri sulhu korumak olduğunu göz önünde tutan yeni nesil askerlerine itimadı takviye etmeğe yardim etmesini» temenni etmektedir. Ön söz Federal Müdafaa Vekili Theodor Blank tarafından yakılmıştır.

103 sahifelik bu risalenin birinci faslında «niçin tekrar Alman askerleri?» "başlığı altında, silâhlanma sebpeleri ele alınmıştır. Bundan sonra, statünün teferruatı tafsilâtı ve müstakbel askerlerin hayatı broşürde yer almaktadır.

Yaş hadleri 18 ilâ 45 arasıdır. Mükelleflerin askerlik hizmet süresi 18 ay olacaktır.

Yeni 'Alman ordusunun nüvesi 38.000 subay, 110.000 assubay ve 90.000 erden teşekkül edecektir.

Bonn :

Batı Almanya Savunma Vekili Thdore Blank bugün Mecliste Alman ordusu hakkındaki hükümet beyannarr sini okuyarak «ordu, devlet içinde bir devlet olmamalıdır» demiştir. Orduya gönüllü kaydı hakkındaki müzakereler bu beyannamenin okunmasıyla açılmış olmakta V3 ilk defa olarak müstakbel Alman ordusunun kurulusu hakkında izahat verilmektedir.

Vekil bu arada orduyu kurabilmek için hükümetin anayasada değişiklik yapmak arzusunda olmadığını bildirmiştir. Ordu icra kuvvetine tabi olacak ve parlâmento tarafından murakabe edilecektir.

Hükümet subay kodrosunu seçerken çok titiz davranacaktır. Yüksek mevkilere ancak demokratik rejime karşı müsbet bir tavır takınmış olan subaylar getirilecektir. Askerî bakımdan memleket altı askerî bölgeye ayrılacak ve bunda laender'lerin hudutları göz Önünde- tutulacaktır. İdarî işler mümkün olduğu nisbette sivil teşekküllere verilecek ve meselâ inşaat işleri eskiden olduğu gibi hususî bir askeri teşkilâta devrisdilmiyecektir. Mecburî askerlik hizmeti müddeti 18 ay olacaktır. 18 yaş ilâ 45 yaş arasında bütün Almanlar askerî mükellefiyete tabi olacaklar ve bu müddet subay ve astsubaylar için temdit edilebilecektir.

27 Haziran 1955

Berlin:

Doğu Berlin'de 25 ve 26 haziran tarihleri arasında Mareşal Paulus'un başkanlığında ve 350 Batı Almanya'lı asker ve subayla 150 Doğu Almanyalı asker ve subayın iştirakiyle yapılan «bütün Almanya eski subay ve askerleri konferansı» sonunda kabul edilen karar suretinde şöyle denilmektedir:

«İki dünya harbine katılmış olan milyonlarca askeri ve onlarla birlikte bütün Almanya'nın devamlı bir şekilde bölünmesi politikasına karşı mukavemete davet ediyoruz. Paris anlaşmaları Alman tümenlerini yabancı bir kumandanlığa tevdi .etmektedir.»

Bunu müteakip kabul edilen program şu şekilde açıklanmaktadır:

1   -  Barış  antlaşmasını  akit için    Almanya'nın da iştirakiyle dört devletin bir konferans akdetmelerinin istenmesi.

2  - İşgal kuvvetlerinin çekilmesi ve Almanya'daki bütün askerî dayanak noktalarının kaldırılması.

3

- Almanya'nın hiç bir askerî bloka girmemesi.

4

- Dört devletin Almanya'nın güvenlik ve bağımsızlığını teminat altına alması.

5

- Almanya'nın bir Avrupa güvenliksistemi kuran konvasiyona katılması.

6

- Memleketi müdafaa için bir millî ordunun kurulması.

28 Haziran 1955

Bonn :

Yeni Alman ordusu için gönüllüler toplanması ile ilgili kanunun birinci müzakeresi bu sabah Batı Almanya Temsilciler Meclisinde (Bundestag) açılmıştır.

Müzakereler sırasında söz alan Başvekil Adenauer,  muhalefet    mensupları

tarafından sık sık 'kesilen konuşmasında Sosyal Demokrat Parti ile demokratik semine dayanan bir işbirliği temin edilemediğinden dolayı esef ettiğini söylemiş ve teşkilini istediği silâhlı kuvvetlerin memleket müdafaası için zaruri olduğunu ilâve etmiştir. Başvekil ayrıca Sovyet bölgesinde 150 bin .Almanın silâhlandığını ve ayrıca gençliğin de bir sivil harp için yetiştirildiğini hatırlatmıştır.

Başvekil bundan sonra şimdiye kadar takip ettiği siyasetin Batı Birliğine faydalı olduğunu, Cenevre konferansım ve ayrıca kendisinin Moskovaya davet edilmesini sağladığını söylemiştir. Sosyal Demokratların siyaseti ise hür dünyanın birliğini engelleyecek ve Cenevre konferansını imkânsız hale sokabilecek kabiliyette idi. Bu siyaset. Başvekilin ifadesine göre, Federal Almanyadaki 50 milyon Alman ile Sovyet bölgesindeki 18 milyon Almam koyunlar gibi Ölüme sürükleyebilirdi.»

Muhalefet lideri Erich Oilenhauer ise konuşmasında hükümetin Parlâmentoyu Alman kuvvetlerinin teşkili ile ilgili tasarılardan haberdar etmemesinden dolayı esef ettiğini söylemiş ve gönüllülerin toplanmasına dair tasarıyı korkunç» ve «totaliter» kelimeleri ile vasıflandirmıştır. Alman silâhlı kuvvetlerinin teşkilinde anayasaya dayanan teminat isteyen Oilenhauer Paris anlaşmalarını reddetmiş olan partisinin demokrasi haklarına saygı gösterilmesine dikkat edeceğini söylemiştir.

Müzakerelere öğleden sonra gmt ayarjyle .14 de devam edilmek üzere öğle üzeri son verilmiştir.

30 Haziran 1955

Berlin:

Resmî bir tebliğde bildirildiğine göre Doğu Almanya Başvekili Groteıwohl, Başvekil Yardımcısı Stoph'u İçişleri Vekilliği vazifesinden almıştır. Tebliğde bu kararın vekilin isteği üzerine verildiği ilâve edilmektedir. Stoph'un yerine İçişleri Vekilliğine Halk Polisi Şefi Genel Müfettiş Kari Maron getirilmiştir.

Bonn :

Almanya'nın Sovyet notasına verdiği cevapta, Batı Almanya Başvekilinin Moskovaya gitmesi için yapılan davetten bahsedilmemiş olması hükümet başkanının bu daveti kabul etmediği mânasına gelmiyeceği bugün resmî bir sözcü tarafından tasrih edilmiştir.

Dr. Adenauer'in bir seyahat yapmak ihtimaline hiç temas etmeden notanın ihtiyatlı bir lisanla Federal kabine tarafından kaleme alındığını hükümet çevreleri ilâve etmektedirler. «Siyasî münasebetler tesisine bağlı» meselelere, Alman cevabının telmihte bulunduğuna da işaret olunmaktadır. Halbuki 7 haziran tarihli Rus notası, Başvekile yapılan davetle siyasî münasebetler tesisi» teklifini birbirine bağlamaktadır.

Bonn :

Bugün Alman Dışişleri Vekili Brentano ile Amerikan Büyükelçisi Conant tarafından imzalanan karşılıklı yardım anlaşması, Amerikanın silâh şevki için diğer memleketlerle imzalamış olduğu iki taraflı anlaşmalara müşabihtir. Bu anlaşmada teslimatın vüsat ve şartları belirtilmemiştir. Bu hususlar daha sonra müzakereler sırasında fcesbit edilecektir. Anlaşma Federal Meclis tarafından tasdik edildikten sonra yürürlüğe girecektir.

Bu anlaşma gereğince Birleşik Amerika Batı Almanya'ya, karşılıklı güvenlik kanunu, birleşmiş milletler anayasası ve Atlantik paktının umumî prensiplerine aykırı olmadığı nisbette, malzeme, teçhizat ve diğer her türlü yardımı yapmayı taahhüt eylemektedir. Buna karşılık Almanya da bu suretle alacağı malzemesini NATO üyesi memleketlerin savunmasını takviyeye tahsis edeceğini kabul etmektedir. Anlaşmanın birinci maddesi gereğince Federal hükümet bu yardımı Atlantik paktının tamamen tedafüi mahiyetine aykırı bir jgde kullanmamayı ve Amerikan hükümetinin peşin müsaadesi olmadıkça başka işlere tahsis etmemeyi taahhüt eylemektedir. Bundan başka, Amerikanın kaynakları kâfi  gelmediği tak-

dirde, ÜTedferal hükümet topraklarında mevcut ham maddeleri veya yarı mamul maddeleri Amerikanın emrine vermeyi kabul etmektedir. Maamajiih ikinci maddede bu sahadaki tedbirlerin Alman ir piyasası ile dış ticaret durumunu dikkat nazara alarak tesbit edileceği belirtilmiştir. İki hükümetten birinin talebi üzerine savunma işleriyle ilgili ihtira "beratları ve teknik bilgi de mübadele edilebilecektir.

Bonn :

Başvekil Adenauer'in Moskova'yı ziyarete davet eden Sovyet notasına Batı Almanya'nın verdiği cevap bugün Al-


manya'nın Paris Büyükelçisi vasıtasiyle Sovyetler Birliğine şifahî nota şeklinde bildirilmiştir. Böylece. Federal Almanya Sovyet hükümeti ile siyaset, ticaret ve kültür münasebetleri tesisi için müzakerelerde bulunmaya hazır olduğunu beyan etmiştir.

Bonn :

Devlet İstatistik Bürosunun bugün bildirdiğine göre, Batı Almanya'nın nüfusu elli milyona yükselmiştir. Nüfus artışında Doğu Almanya'dan yapılan muhaceretin de büyük tesiri olmuştur. Sadece geçen sene sonunda 99 bin 763 kişi Batı Almanya'ya sığınmıştır.

YANKILAR

Almanyanın tarafsızlaştırılmasının ^stratejik tehlikesi

"Yazan: Şükrü Kaya

l/VI/1955 tarihli (Hürriyet) ten:

.Avusturya'yı tarafsızlaştırdıktan sonra IVEoskova simdi de Almanya'nın batısını da, doğusunu da silâhsızlandırmak ve tarafsızlaştırmak istiyor. Acaba Sovyetler bu tekliflerinin gerçekleşmesinden politik ve stratejik ne gibi faydalar umuyorlar?

Bu sual günlerdir cihan efkârını ve gazetelerini meşgul etmektedir. Buna, o takdirde Türkiye'nin durumu ne olur? suali de eklenirse. Sovyetlerin tarafsızlaştırma politikalarının ehemmiyeti bizim için de kat kat artar. Batılı yazarlarının sarahatle vardıkları neticenin hülâsası; Hitler'in harp yoliyle başaramadığı istilâ politikasını Moskova'nın daha geniş hudutlarla ve sulh yoliyle sağlamak istemesidir. Filhakika "İkinci Cihan Harbinden beri; g,-.rek Stalin devrinde ger.ek ondan sonra Kremlin'in devam ettiği politika ve pro pagandaya bakılırsa böyle bir şüpheye düzmek mantıkî ve zarurî olmak icabeder.

Çünkü haritaya bir defa göz atmakla görülür ki İsveç, İsviçr.e, Avusturya tarafsızlığına Kuzeyden Almanya, güneyden de Yugoslavya eklenirse. Şimal Denizinden Adriyatik'e kadar Avrupa ortasından 'bölünmüş ve iki parçaya ayrılmış olur. Atlantik Paktı ne kadar kuvvetlendirilirs,e kuvvetlendirilsin, ar tık Batı Avrupa'nın doçudan gelecek bir taarruza karı müdafaası da imkân-.sızdır denecek kadar güçleşir.

"Yalnız basma Atlantik laktının savunmaya kâfi gelmiyeceği anlaşıldığı içindir ki, vaktiyle Avrupa Müdafaa Birliği, (C.E.D.) sonra da. "Batı Avrupa (Birliği (U.E.O.) plâniyle, Federal Almanya'nın silahsızlandırılması v,e muhtemel taarruza birlikte savunulması tasavvur edilmiş, ve Paris muahedeleri de bu maksatla yapılmıştı.

Son kademelerde sorumlu ve yetkili kumandanların kanaatine göre, Almanyanın silahlandırılması müdafaa cephesini Rusya ve Polonya hudutlarına kadar ilerletecek, Batı Avrupa'nın savunmasını kolaylaştıracak. Bu geniş stratejik sathın ehemmiyetine Almanya'nın askerî kuvvetinin, sanayi kudretinin kıymeti de eklenecek olursa artık müdafaanın muvaffakiyetle ve galibiyetle neticeleneceği muhakkaktı. Binaenaleyh teklifinin gerçekleşeceği bir an için farzedilir de, Almanya'nın süâhsızlaşacağı ve tarafsızlaşacağı kabul olunursa taarruz ihtimali karşısında neticenin ne olabileceği kendiliğinden anlaşılır.

Çünkü tarafsız mıntakalar aşılmaz manialar değildir. Harp halinde bütün muahedeler de hükümsüz olur. Tarafsız memleketlerin tecavüze uğraması, istilâ edilmesi taarruz veya müdafaa sathı olarak kullanılması artık hukuk kaidelerine değil, iki taraf kumandanlarının stratejik zaruretlerine ve ellerindeki kuvvete bağlı kalır.

En kıdemli İsviçre tarafsızlığı dahi tarihte taarrruza uğramıştır. Son harpte Belçika'nın tarafsızlığına da ehemmiyet verilmemiştir.

Tarafsız küçük milletlerin kendilerini müdafaaya güçleri yetmiyeceği gibi silâhsızlandırılacak Almanya'nın da taarruz ve istilâyı durdurmaya kâfi gelmez.  Taarruzun  daha  İlk    haftasında

harp, Ren nehrinin batısına intikal eder. Lüksemburg, Hollanda, Belçika, hattâ Fransa istilâya uğrar. Yakın ve Orta Doğu müdafaası da tabiatiyle güçleşir. Mütehassısların kanaatine göre Almanya'nın silâhsızlandırılarak tarafsızlaşmasının stratejik tehlikesi bu kadar büyüktür.

Üçüncü kuvvet rüyası

Yazan: F.R. Alay

6/VI/1955 tarihli (Dünya) dan:

Batı ve Doğu blokları arasında tarafsız devletlerden üçüncü bir kuvvet yap-.mak: Nehru takımının rüyası bu! Batı ve Doğu blokları arasındaki devletleri tarafsızlaştırmak Amerikaya bu böl gedeki üslerini bıraktırmak ve onu Atlantik ötesine doğru sürmek: Sovyet ler Birliğinin projesi de bu!

Sovyetler Birliği için mesele silâhlı Al--manya tehlikesinden ve kendinden daha kuvvetli Amerikanın dört bir yanında «hazır ve nazır» olmasından kurtulmaktır.

Almanya tarafsız olacak. Fakat nasıl .tarafsız? Çünkü Avrupa kıtasında üç türlü tarafsızlık tipi var: Biri Finlan-

".diya. ki silâhlıdır ama pek sınırlı bir Ölçü ile silâhlıdır ve memlekette Ruslara üsler vermiştir. Herhangi bir buhran, sırasında Rus kuvvetleri bu üslere doğru akar ye Finlandiya'nın ordusu felce uğrar. İkincisi Yugoslavya, ki gerçi iki blok arasındadır, fakat Mar-xist ideolojisi ile doğu blokuna bağlıdır. Ne Sovyetler Birliğinin peyki olmasını ister, ne de komünist cephesinin yıkılmasını ve komünistlerin «kapitalist» diye nefret ettikleri cephenin hâkim ^olmasını ister. Üçüncü tip tarafsızlar İsveç ve İsviçre'dir ki nüfuslarına  göre en çok silâhlanmış milletler-

dir. Hürriyetçi oldukları için ideoloji bakımından batı blokuna bağlıdırlar. Ne onlara katılmağı isterler, ne de onların yıkılmasını!

Almanya tarafsız olursa tabiî İsveç ve - İsviçre gibi olacak. Elli milyondan fazla nüfuslu, teknikçe,endüstrice en aşağı en ileri memleketler kadar ileri, askerlik vasıflarmca yine hepsinden üstün olan Batı Almanya İsveç ve İsviçre nisbetine göre silâhlanırsa, Avrupa kıtasının şüphesiz en kuvvetli devleti olur ve hangi tarafa kayarsa, öbür taraf için felâket olur. Böyle tepeden tırnağa silâhlı ve ne yapacağı meçhul bir Almanya'yı ne Ruslar isterler; ne de İngilizler ve Amerikalılar? Hattâ bazr Fransız gazeteleri, daha şimdiden Almanyanın kendi nâzik durumunu Paris anlaşmalarını tadil ettirmek için istismar etmesinden korkmaktadırlar. Bu korku da boşunadır: Almanya gibi bir devlet, bağımsız olunca, ikinci devletler arasında kalamaz. Ergeç bütün hukukunu geri alacaktır.

Üç yıl içinde Doğu Almanya kuvvetinin batı blokuna katılacağı hâdisesi Moskova'nın uykularını kaçırmaktadır. Eğer bu tehlike Sovyetler Birliğini ger' çekten politika değiştirmek, v.e barış içinde samimî olarak birlikte yaşama yoluna götürürse, insanlık geniş bir nefes alır. Ancak böyle bir anlaşmanın şartları hiçbir arka niyetli oyuna gelemez. Bu, Sovyetler Birliği lehine bir avutmaca mütarekesi olamaz. Moskova teklifinin ilk tepkileri durulmuştur, Amerikalılar, İngilizler ve Fransa hükümeti dörtler toplantısında ne konuşacaklarını bilmektedirler.

Bravo Şansölye

19/VI/1955     tarihli     (Medeniyet) ten:

Bizim için Cermenliğin kaderi, kendimizden sonra en yakın ve hürmete lâyık millet olarak ehemmiyet taşır. Birinci Dünya savaşında omuz omuza dövüştüğümüz kahraman Alman milletinin kaderi menfi olduğu zaman, Türkler yüreklerinden acı duymuşlardır. Siz, Elruz dağında Alman kartalı dalgalandığı zaman dövünen ve Moskof sürüleri Berlin kapılarına dayandığı zaman sevinen sapıklara ve satılmışlara bakmayınız. Türkler millet olarak Almanları herzaman sevdiler ve takdir ettiler. Almanyalım, sadece' Batı Almanyanm dahi olsa hükümranlık hakkına kavuşması, emin olmalıdır ki cihanda en çok Türkleri sevindirdi. NA-TO'da Almanya'nın yerini alması bize ferahlık verdi. Çünkü biliyoruz ki, silâhlar konuşmıya başlayınca. Mehmetçik ve Kari, Moskof sürülerine karşı "Batı m.edeniyetini Allahımızı ve annelerimizi, hürriyetlerimizi ve mukaddesatımızı yine omuz omuza müdafaa edeceklerdir.

Almanya'nın bugünkü saadeti. Dr. Kon rad Adenauer gibi bir devlet recülüne sahip olmasındandır..

"Bu (mükemmel Avrupalı) halen Amerikada Başkan Eisenhower'in misafirindir.  Moskoflarla hangi şartlar altında anlaşılabileceğini,   Alman      Şansölyesi kadar selâhiyetle ve     açıkyüreklilikle "kimden dinliyebiliriz? Adenauer diyor ki:

«- Kremlin'in bugün dahilî güçlükler içinde kıvrandığına şüphe yoktur. Onların haricî dünya ile olan münasebetlerinden tek unsur kuvvet muvazenesinin   aleyhlerine   bozulmuş      olmasıdır.

" Ruslar tavize yanaştıkları zaman kendilerini tehlikede hissettikleri anlaşılmalıdır. Bugün, Ruslara artık yeniden taviz vermek değil, beşeriyetin hakkı olanlarına     gasıbdan   ve mütearnzdan

"bir an evvel almayı düşünmek günü gelmiştir..»

Hakikat de budur..

Ruslar, İkinci Dünya Harbi içinde kabuklarından çıkmaya mecbur kaldılar ve bu suretle dış âlsmle temas ettiler "bu temas onların zayıf noktalarını bir "bir ortaya koydu. Sık sık askerî kıtaların yarlerini değiştirmeleri sebebi, rejimlerinin zaafını bilhassa hürriyetsiz ve zalim idarelerinin bizzat kendi milletleri üzerinde tesirlerini, askerlerini ayni mahalle uzun zaman bırakarak mukayese ettirmek cehdi idi. Bütün arızî tedbirlere rağmen Rusların korktukları başlarına gelmiştir. Bugün Rusyada serbest bir seçim yapılabilmiş olsa, komünizm'in akıbeti korkunçtur.. Çarlıktan Bolşevizme nasıl kanlı bir ihtilâl ile geçilmişsin hiç şüphe etmiyelim, Rus milleti kendisini komünizm'in boyunduruğundan kurtarmak için aynı kanlı yolu, otuzbeş senenin birikmiş kini ile Öylecesine ortaya koyar kir dünya, dehşetinden titremiş olur...

Polit Büro'nun ideolojik bir buhran içinde kıvrandığına da şüphe yoktur. Ak liselim, Dr. Adsnauer'in dünyanın hayrına olan tavsiyelerinin harfi harfine tatbikini emrediyor: Moskoflara tavizler verilmesi devri kapanmalıdır... Artık bilâkis, Ruslardan bugüne' kadar, birbirini takip eden gafletlerle elde ettikleri beşeriyetin müşterek hak ve hürriyetlerinin istirdadı ve taarruzuru durdurulması, sonra da ebediyen tasfiyesi devri başlamalıdır.

Dr. Adenauer, Çenevrede yakında toplanacak olan dört hükümet reisinin toplantısı akabinde, Avrupa medeniyetinin nasıl kurtarılabileeeğini ve sulhun nasıl ebedîleştirilsbileceğini en güzel ve veciz şekilde meydana çıkarmıştır. Batı Almanya'da, Rusya hakkında hâkim olan kanaat ve telâkki tarzı, şüphesiz ki en realist siyaset telâkkisidir. Ütopistlerin, hayallerini şöylece bir tarafa bırakıp, dünyanın huzura muhtaç olduğu çu günlerde hakikatleri kucaklamalarını ve cesaretle savunmalarını temenni edelim.

4 Haziran 1955

Viyana:

Sovyet hükümeti tarafından mevkuf tutulan Avusturyalı har p esirlerinden 250 kişiden mürekkep ilk grup bu sabah Wien.arM"eustadt garına gelmiştir. Vatana iade edilen bu esirler Başvekil Raab, İçişleri Vekili Oscar Helmer ve kendi aileleri tarafından karşılanmıştır.

Washington :

Dünya Bankası Avusturyaya, Lunersee hidroelektrik tesislerinin inşası için %4 1/4 faizle ye 25 sene vadeyle 10 milyon dolar tutarında bir kredi açılmasını tasvip etmiştir. Bu meblâğ bilhassa Avrupa memleketler inin paralarıyla Avusturyaya tevdi edilecektir. 1958 yılında tamamlanacak olan barajın Ruhr ve Güney Almanyaya yapılacak elektrik ihracından senede 1_,5 milyon dolar sağlaması beklenmektedir.

22 Haziran 1955

Viyana:

Avusturya ordusunun kurulması işinin bugün Avusturya Millî Meclisinde görüşülmesine başlanacaktır. Mecburî askerlik usulü üzerinde mutabık kalmamış olduğundan yalnız müddetin tesbi-ti keyfiyeti kalmaktadır. Meclis., bugünkü müzakerelerde, hükümet tarafından bundan 10 gün kadar evvel ittihaz-edilen ve Avusturya'da Başvekâlete bağlı bir Millî Müdafaa dairesinin teşkil .edilmesini derpiş eden karan tasdik edecektir.

Parlâmentoya.tevdi edilmiş olan kanun: lâyihası beş maddeden mürekkeptir: 1929 tarihli anayasasına atıfta bulunan birinci maddeye göre askerî işlerin, idaresi, federal başvekâlete mevdu bulunmaktadır. Daha uzun ikinci madde ordunun teşkilât ve kontrolünden bahsetmekte ve diğer üç madde ise tatbikat ve selâhiyetler hakkındaki hükümleri ihtiva eylemektedir.

26 Haziran 1955

Viyana:

Bugün Avusturya'ya gelen Hind Başvekili Nehru, Avusturya Cumhurbaşkanına yaptığı ziyaret sırasında Hinol Cumhurbaşkanından kendisine getirdiği bir mesajı vermiştir. Hind Cumhurbaşkanı bu mesajda barışın milletler ve memleketlerin ilerlemesi için şart olduğuna işaret ederek dünyadaki bütün-, iyi niyet sahibi kadın ve erkeklerin. barışın korunması için gayret sarfetmeleri gerektiğini bildirmektedir.

1 Haziran 1955

Atina:

Emniyet makamları elli dört komünist ajanını tevkif etmişlerdir-.

Atina:

Yunan İçişleri Vekâletinden bildirildiğine göre Atina ve Pire'de, komünist casusu 54 kişi tevkif edilmiştir. Bu şahıslar, kanun dışı ilân edilmiş olan Yunan komünist partisine mensuptur. Bunlardan dördü geçenlerde gizlice Bulgaristan'dan Yunanistan'a girmiştir. İçişleri Vekâletinin tebliğinde ilâve edildiğine gör.e3 bu tevkifler Sovyet pey ki memleketlerinden yardım gören gizli Yunan Komünist Partisinin Yunanistandaki casusluk faaliyetine devam ettiğini göstermektedir.

25 Haziran 1955

Atina:

Bildirildiğine göre, Yunanistan'a yapılmakta olan Amerikan yardımının bu malî sene için 34 milyona çıkarılması

kararlaştırılmıştır. 26 milyon heşyüzbin. dolar Amerikan yardımı -almış bulunan Yunanistan'a fazladan verilen bu 7 milyon beşyüz bin dolar, geçenlerde Yunanistanda vuku bulan zelzeleden mütevellit hasarların giderilmesine tahsis edilecektir.

 Atina:

Kanun dışı ilân .edilmiş olan Komünist Partisi Lideri Charilhos Florakis bugün yapılan muhakemesi neticesinde müebbet hapse mahkûm, edilmiştir. Muhtelif suçlarla itham edilen Florakis, 1947 senesinde Güney Yunanistandaki gerilla harekâtını idare etmiş, Laris-sa'daki katliâm ve yağmaya katılmış, hükümet devirmeye teşebbüs etmiştir. Otuzdört yaşında bulunan Florakis ikinci dünya harbi esnasında komünist partizan kuvvetlerinde general rütbesiyle vazife görmüş ve 1949 da Rusyaya kaçmıştı. Bu şahıs Moskova askerî - siyasî akademesinde bir senelik hususi bir kurs gördükten sonra Yunanistan'da kanun dışı ilân edilmiş cilan komünist partisini yeniden teşkilâtlandırmaya memur edilerek, Yunanistan'a dönmüştür. Florakis partizanlar arasında «yüzbaşı Yotis» namı ile maruftur.

Milletlerarası  Hukukçular Kongresi:

13 Haziran 1955

Atina:

Milletlerarası Hukukçular Kongresi bugün resmen Atinada çalışmalarına başlamıştır.

"Kongre, demirperde gerisindeki memleketlerde adaletin tecellisine mâni olmak için yapılan oaskılan müşahhas misallerle tetkik edecek ve dünyada adaletin ve hakkın tecellisine hizmet edecek temennilerde bulunacaktır.

Kongreye iştirak eden Türk heyeti Bayan Süreyya Ağaoğlu, Baha Arıkan. Cemil Bengü, Bülend Nuri Esen, Hikmet Belbez va Hıfzı Timurdan müteşekkildir.

Sabah yapılan Komite Başkanları seçimi neticesinde Medeni Hukuk Komitesi Başkanlığına Türk delegelerinden Hikmet Belbez seçilmiştir.

Kongre azaları arasında tek kadın hukukçu, Türk delegasyonuna mensup Bayan Süreyya Ağaoğlu'dur.

18 Haziran 1955

Atina:

Milletlerarası Hukukçular Kongresi çalışmalarına devam etmektedir. Toplantılar iki gündenberi tamamiyla gayeden   uzak   ve   tam   mânasiyle   siyasî

"foir mahiyet almıştır. Yunan delegasyonu ve bilhassa Kıbrıs Piskoposu Ma-karios'un temsilcisi Luizidis Kıbrıs meselesini ileri sürmekte ve havayı değiştirmeğe çalışmaktadır.

(Atina Barosuna bağlı bütün Avukatlar hemen hemen seferber edilmiş bir haldedir.  Bunlar komisyonlara     dahilolmadıkları halde Kıbrıs meselesi bahis mevzuu olduğu ve bu hususta reye müracaat edildiği zaman sırf ekseriyeti temin maksadiyle toplantılara iştirak etmektedirler.

Bilindiği gibi kongrenin esas gayesi milletlerarası bir hukuk anlaşması hususunda kararlar almak ve tavsiyelerde bulunmaktır. Toplantılara iştirak eden hukukçular hükümetlerinin temsilcisi değildirler. Söylenen nutuklar doğrudan doğruya şahsî mütalâalardır. Dünkü toplantıda Yunan delegasyonu Kıbrıs meselesinin görüşülmesini istemiş fakat umumî toplantıda bu teklif reddedilmiş ve tetkik edilmesi için bir komisyona havale edilmiştir.

Bu sabahki komisyon toplantısında Yunan temsilcisi aynı teklifi tekrarlamıştır. Bunun üzerine Amerikan delegesi Rogers söz almış v.e böyle bir teklifin mevzu harici ve bilhassa kongrenin selâhiysti dışında olduğunu ve i-fin politikaya .döküldüğünü söylemiştir.

Amerika temsilcisinin sözleri Yunan delegasyonun itirazları ve bilhassa komisyona veya kongreye dahil olmadıkları halde salona getirilmiş birçok Yunanlının bağırma ve çağırmaları ile karşılanmıştır.

Delegelerimizden Profesör Hıfzı Timur Kıbrıs meselesinin burada münakaşa edilemiyeceğini ve delegelerin buna se-jâhiyetleri olmadığını bildirmiştir.

Profesör Nuri Esen de; komisyon azası olmadığı halde toplantıya gelmiş bir çok kimsenin bulunduğuna işaret etmiş ve reylerin sıhhatli olmadığını belirtmiştir.

Bayan Süreyya Ağaoğlu da aynı mealde bir konulma yapmış ve vaziyeti protesto ederek salonu tüketmiştir.

Meriç üzerinde Türk - Yunan işbirliği

Yazan: A.N. Karacan

4/6/1955 tarihli (Milliyet) den: dan:

Meriç nehri ile tâbilerirün ıslahı için evvelki gün Türk - Yunan sınırında, Demirkapı - Pityon noktasında yapılan törenlerin, Türk - Yunan münasebetleri, Türk - Yunan işbirliği bakımından mânası büyüktür.

Meriç, zaman zaman, taşkmlıklariyle etrafındaki topraklara bereket yerine felâket sebebi oldu. Her seylâp, nehrin iki tarafındaki Türk ve Yunanlılar için milyonlarca liralık mahsulün kaybına vesile teşkil etti.

İki hükümet, nihayet, isabetli bir kararla musibeti önlemek için elbirliği ile çalışmaya karar verdiler ve bir proje vücuda getirdiler.

Şimdi, azgın nehir, yapılacak barajla artık yatağından taşmaz olacaktır.

Hemen her yıl iki memleket için birer millî felâket halini alan seylâplar, önümüzdeki birkaç sene içindeki çalışmalarla artık nihayet bulacaktır.

İnşaatın Yunan kısmı 27 milyon, Türk kısmı 29 milyon ki cem'an bu iş için 56 milyon lira sarf olunacaktır.

Üç kısımdan ibaret olan projede, önce taşkından korunma mevzuu ela alınmıştır. Bu merhaleye 1957 de ulaşılmış olacak ve böylelikle sınırın Türk kesiminde 28.000, Yunan kesiminde 25. 000 hektar toprak seylâp felâketinden kurtulacaktır.

Türk - Yunan siyasî münasebetleri, her iki memleket için o kadar hayatî bir değer taşımaktadır ki, Meriç nehri mevzuunda olduğu gibi, iki hükümet arasında işbirliği misâlleri, iki hükümetin beraber çalışmaya kıymet verdiklerini gösterir hareketleri, aklı başında Türk Ve Yunanlı vatandaşlar üzerinde ancak ferahlık v-s rahatlık uyandırabilir.

Çünkü bu gibi işbirlikleri iki millet arasında tesanüt duygusunu kuvvetlendirir, kuvvet bağlarım arttırır.

Rusya ve Yunanistan

Yazan: Cihad Baban

19/VI/İ955     tarihli     (Tercüman)

Bu sütunlarda, Rus liderlerinin, Belgradı ziyaretlerindin sonra, (beraberce yaşama) prensibinden hareket ederek sulh ve tarafsızlık hücumlarını Yunanistan'a tevcih etmeleri ihtimalini okuyucularımıza hatırlatmıştık, henüz kalemimizin mürekkebi kurumadan, 17 haziran tarihli bir ajans haberi, Rusya'nın Yunania Lan'a böyle bir teklifle baş vurduğunu bildirmekte ve Yunan Hariciye Nazırı Kirye Stephanopulo'nun da bu teklifi memnuniyet ve güler yüzle karşıladığını ifade etmektedir. İş o-kadar ileri gitmiştir ki Yunan Hariciye Nazırı Atmadaki Sovyet Elçiliğinin bir ziyafetinde, Yunanistan'ın bu teklifi müsait karşıladığım da memnuniyetle beyan etmiştir. Hemen bu haberin arkasından bu yaklaşmayı teyid. eden başka bir haberler de sökün etmiş tir. Bu yeni haberlere göre Yunanlı dostlarımız, demir perde arkasındaki memleketlerle olan münasebetlerini normalleştirmeğe karar vermişler, ve ilk olarak da Romanya ile siyasî münasebetlere girişmişlerdir, diğer taraftan Sofya hükümeti de Moskova'dan aldığı talimat üzerine komşuları ile daha yakın dostluk münasebetleri kurmak hususunda hazırlığa  başlamıştır,

"hattâ Sofya'nın Ankara Büyükelçisi, bu yaklaşmayı temin, yolunda elinden gelen her şeyi yapacaktır.

Bu mevzuda bizim şahsî kanaatimiz şudur: Demir perde ile garp arasında daha doğrusu Sovyet Rusya ile hür milletler arasındaki politikanın yeniden tanzim ve gözden geçirilmesi hâdisesi Türkiye ve Yunanistan'ın hacimlerini aşan dünya mevzularıdir. Türkiye, ortadaki gerginliğin izalesini normal münasebetlerin teessüsünü, emniyetli ve istikrarlı bir sulhun dünyada hâkim olmasını elbet ister; fakat bu münasebetlerin normalleşmesi hâdisesinde samimiyet unsurunu önde tutar. NATO, Balkan Paktı, Türk - Irak and-laşması,. bunların hepsi tedafüi mahiyette kurulmuş emniyet âletleridir. Bunların bir gün işlememesini istemek, ancak, bu andlaşmalara dahil olan memleketlere emniyet vermekle mümkündür. Rus politik stratejisi ile bu emniyeti vermekten uzaktır. Bulgarlarla komşuları ile daha yakın münasebetler tesis etmesi talimatı verilirken, aynı zamanda Türkiys'yi Balkanlardaki dostlarından ayırmak gibi bir vazifede tahmil edilmektedir. Bize Rusya'nın hiç bir hareketi temin etmiyor ki, mevcut tedafüi anlaşmalar karşısında, bu anlaşmaları zaafa duçar etmeden Rusya sulh tarardan olduğnu isbat eylesin... Bu ttedafüî anlaşmaların zaafa duçar olduklarını gördüğümüz gün Slav emperyalizminin boş bir sahada at oynatmıyacağından emin değiliz; bu itibarla bütün bu yaklaşma hareketlerini, sulh ve tarafsızlık taarruzlarını birer siyasî manevra olarak telâkki etmekte mazuruz, hattâ Rusya samimî olarak iyi niyetli olsa bile. Kal' di ki Nehru'ya yapılan ve Kızıl Çin'i içine alan üçlü ittifak teklifleri, Uzak Şarktaki kızıl kıpırdanmalar ye bunların hepsinin üzerinde, Avrupanın yarısının halâ Rus işgali altında bulunması ve bu memleketlere reva görülen haysiyet kırıcı baskı rejimleri, elbet hür dünya milletlerini bu mevzuda tereddüde sevkedecektir.

Demokrasi cephesi hiç şüphe yok, yarın patlaması muhtemel bir harbe hazırlanıyor, fakat bu hazırlık Amerika'nın İngiltere'nin İkinci Dünya Harbinden sonra askerlerini terhis eylemelerini müteakip Rusya'nın 170 tümenini Avrupada tutmasiyle başlamıştır. Haddizatında bu harp hazırlığını hür mil-1-stler istemiyajek yapmaktadırlar. İç rejimi ne olursa olsun, mütearrız olmiyacak olan bir Rusya ile dostça yaşamağı reddecek memleket yoktur, elverir ki bu dostluk, kurt ve kuzu dostluğu olmasın. Bütün dünya harbe hazırlandığı halde, harbin hic bir meşaleyi halletmediğini ve bilâkis yeni kinlere, yeni ihtilâflara, yeni harplere yol açtığını da herkes biliyor. Rusya iyi niyet emareleri gösterdiği gün, dünya-'da sulh v.'j huzur teessüs edecek, biz politik stratejiden ziyade, onun samimî sulh hasretinin maddî delillerine kıymet vereceğiz. Bu delilleri önümüzdeki temmuz ayının 18 nde Cenevred-3 dörtler toplandığı zaman Rusya, Eisenhower ve arkadaşlarının önüne koyabilir.

OLAYLARIN TAKVİMİ

3 Haziran 1955

Belgrad:

Dün akşam, yayınlanan Sovyet - Yugoslav müşterek tebliği, görünüşe göre ne Sovyetleri ne de Yugoslavları tamamiyle tatmin etmiştir.

Sovyetler, Yugoslav lan "faal olarak "beraber yaşama» prensiplerinden caydırarak Rus diplomasisine daha kolaylıkla yarayacak bir tarafsızlığa sev-ketmeyi ummuşlardı. Öyle anlaşılıyor ki Sovyet idarecileri, Belgrad'a gelirken, Yugoslav siyasetini Sovyetler Birliğine daha müsait bir istikamete çevirmek imkânları üzerinde hayâl kurmuşlardı.

Yugoslav hey'etine yakın " çevrelerde elde edilen malûmata göre, Sovyetler Yugoslavya'nın batılılarla olan iktisadî ve askerî münasibe ti erinde karşılaştığı, güçlüklerden fayda temin edebileceklerini sanmışlardı. Sovyetlerin, evvelce Yugolsavya'da rok kuvvetli olan fakat, Sovyet hey'etinin Belgrad ve Slovanya'daki ikameti müddetince en ufak bir tezahürüne dahî rastlanılmayan panslavizm ve Rus sempatisi hakkında besledikleri fikir de ayni akıbete uğramıştır.

Yugoslavlara gelince, onlar da biraz hayâl kırıklığına uğramışlardır veya öyle görünmeğe çalışıyorlar. Sanıldığına göre, Yugoslavlar, Sovyetlerden, bilhassa Doşju Avrupa üzarindeki kontrollerin gievşetmek hususunda bazı tavizler elde etmeyi ummuşlardı. Halbuki, bu bahiste, Nikita Krutcev ve Mareşal Bulganin uzlaşmaz bir tavır takınmışlardır.

Beigrad ve Brioni müzakereleri, bazı noktalarda tahakkuk eden yaklaşmaya rağmen, Yugoslavya ile Sovyetler Birliği arasında, sadece ideolojik sahada değil ayni zamanda milletlerarası durumu takdir bahsinde de derin görüş ayrılıkları mevcut olduğunu müşahedeye imkân vermiştir. İdeolojik sahada, her iki memleket idarecilerinin tatbik ettikleri şekiller marksizmden çok farklıdır. Milletlerarası durumda ise Sovyetler Batıya karşı az çok güvensiz bir tavır takınmışlardır, halbuki Yugoslavların görüşü daha değişik ve  daha seyyaldir.

Mevcut görüş ayrılıklarına rağm;an, Belgrad'da hakim olan kanaat, konferans çalışmalarının müsbet bîr bilanço ile neticelendiği merkezindedir.

Belgrad:

Krutçsv, Bulganin ve Mikoyan, gmt ayariyle saat 9.10 da, Sovyet yapısı bir uçakla Sofya'ya hareket etmişlerdir.

Belgrad:

Yugoslav Millî Meclisi Reisi Moşe Piyade, Meclisi haziranın 15 nde toplantıya davet etmiştir.

Umumimeytle iyi haber alan kaynaklıdan belirtildiğine görs, bu vesile ile Yugoslav devlet reisi Maraşal Tito son Sovyet - Yugoslav müzakereleri hakkında izahatta bulunacaktır.

-- Atina:

Dışişleri Vekili Stefanopuios Sovyet -Yugoslav görüşmelerinin neticeleri hak kında kısa bir konuşma yaparak şunları söylemiştir:

«Belgrad'da yayınlanan müşterek tebliği yorumlamak niyetinde olmaksızın sadece bu tebliğde ilân edilen prensiplerin Sovyetler Birliğine Batı ile kurmak istediği yeni münasebetlerde gerçekten ilham kaynağı olmasını ümid ettiğimizi belirtmekle iktifa ediyoruz.»

Washington :

Amerikan resmî çevreleri, dün yayınlanan Sovyet - Yugoslav anlaşmaları metni hakkında. Dışişleri Vekili John Foster Dulles tatilden dönünceye kadar herhangi bir yorumda bulunmayı reddetmektedirler. Hattâ yetkili kaynakların kanaatine göre. Amerikanın Yugoslavya Büyükelçisi James.Riddelberger. hükümetine rapor vermek üzere Washington'a gelmedikçe Belgrad tebliği hakkında herhangi bir mütalâada  bulunulmaması  çok muhtmeldir.

İyi haber alan çevreler, ancak Yugos-lavlar Sovyet idarecileriyle yaptıkları görüşmeler hakkında bizzat tafsilât verdikleri takdirde müzakerelerin şümulünün anlaşılabileceği kanaatinde-rtirler.

-Yugoslav Dışişleri Vekili Koca Popovıc, Batılı büyükelçilere, bu hususta açıklamalarda bulunmayı vadetmiştir. Bu mülakattan hanen sonra üç Batılı devletin diplomatları memleketlerine hareket edeceklerdir.

Bununla beraber, Washington'daki mücahitlerin ilk kanaati, her iki heyetin müzakerelerden pek az müsbet netice elde ettiği merkezindedir.

Alman meselesine gelince, tebliğde bu kısma temas eden ve daha ziyade umumî hatları ihtiva :eden cümle, görüş teatilerinin esası hakkında bir fikir Ermemektedir. Fakat, birçok müşa-hit'tre göre bu bahiste sarih birşey söylenmemiş olması, müşterek bir siyaset için anlaşmaya varılmadığını göstermektedir. Harhalde, tarafsızlaştırma hakkındaki Sovyet tezi Mareşal Tito tarafından kat'iyetle reddedilmiştir.

İyi haber alan çevreler, Belgrad'ın, Birleşmiş Milletler otoritesinin kuvvetlenmesi arzusunu izhar etmiş olmasını memnuniyetle    belirtmektedirler.

Şuna işaret edilmelidir ki. bu milletlerarası teşkilâtın otoritesi ekseriya Rusya'nın takındığı durum yüzünden, baltaîanmıştır..Rusya, vetosunu kullanarak, Birleşmiş Milletler prensiplerine riayet eden birçok memleketin teşkilâtının zayıflaması, Batıyı bazı mahalli anlaşmalar akdetmeğe sevketmiştir. Her ne kadar bazı küçük devletler bundan almmışlarsa  da. buna sebep Sovyetlerin Birleşmiş Milletler teşkilâtındaki tıkama siyasetleridir.

1948 de feshedilen kontratlarda mevcut tazminat meselesinin bu müzakereler esnasında nihaî olarak halledileceği. sanılmıştı. Fakat görünüşe göre hal hiç de böyle olmamıştır. İki memleket arasındaki münasbetlerin heyeti umumiyesi bir prensip beyanatına mevzu teşkil etmiştir. Fakat iktisadî sahada olduğu gibi kültürel sahada da yeniden müzakerelerde bulunulması gerekmektedir.

Nihayet, doktrin meseleleri bertaraf e-dilmiş gibidir ki bu da Mareşal Tito ioin bir muvaffakiyet sayılır.

Bizzat metinler değil de, o metinler kaleme alındığı sırada hakim olan zihniyet, bunların şümulü hakkında bir hüküm vermeyi mümkün kılacaktır. Ve büyük elçilerin hükümetlerine v-erecek leri raporlar, müzakereler hakkında, birkaç güne kadar fikir edinilmesini mümkün kılacaktır.

Washington :

Sovyet - Yugoslav görüşmeleri hakkındaki müşterek tebliğde, Mar-esal Tito'-nun, Komünist Çin'in Formoza üzerindeki iddialarını tanımış olması va Komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere alınması yolundaki Rus tezini desteklemesi Washington siyasî mahfillerinde hakikî bir sürpriz teşkil etmiş bulunmaktadır.

Yüksek mevki sahibi devlet adamları v.e kongre üyeleri, Mareşal Tito'nun bu hattı hareketi karşısında büyük bir hayâl kırıklığına uğradıklarını saklama-

maktadrlar.

Yugoslav hükümet sözcüsünün muhtelif vesilelerle ve zaman zaman müşterek tebliğdekine benzer beyanlarda bulununduğu görülmek üzere idi. Maamafih bu .husus, hiç bir zaman Sovyet - Yugos-lav müzakereleri hakkındaki tebliğde olduğu gibi bu kadar sarih bir şekilde ve milletlerarası münasebetlerde bu de .rece musssir olabilecek bir tarzda ifade olunmuş değildi.

.Sovyet - Yugoslav müzakerelerinin iptidasında, Washington siyasî mahfille-.rinde hakim olan kanaat. Mareşal Ti'to'nun, Amerikan dış siyasetine doğrudan doğruya muarız bir cephe almak-ian imtina edeceği merkezinde idi.

Washington'daki siyasî müşahitler, Yugoslav Devlet Başkanının evvelce yapılan bu tahminler hilâfına hareket etmekle Amerikan kongresi üyeleri arasında büyük bir hoşnutsuzluk ve Mareşal Tito aleyhinde kuvvetli bir cereyan yarattığı hususunda müttefiktirler.

Filhakika Temsilciler Meclisinin, Dış Münasebetler Komisyonu üyelerinden Cumhuriyetçi lAlvin Bentlsy, bu münasebetle v.erdiği bir beyanatta, kongrenin, Yugoslavya'ya yardım programını, son hâdiselerin ışığı altında yeniden gözden geçirilmesi lâzımgeldiğini söylemiştir.

1) Haziran 1955

Belgrad:

"Belgrad müşterek tebliğinin neşrinden bugüne kadar cok kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen, Yugoslav hükümeti, hususî şahısların Rusya'yı ziyaretleri mevzuunda vazedilmiş olan tahditleri hafifletmiştir.

14 Haziran 1955

Paris :

'Paris'te tesbit edilen Tanjug Ajansının "bir haberine göre, Yugoslavya ile Birmanya arasında bugün Briani'de imza edilen ticarî bir protokol, iki memleket :arasmdaki mübadelelerde büyük bir :inkişaf sağlıyacaktır.

Bu protokoîa göre,, Birmanya'nın Yugoslavya'ya be? sene müddetle her yıl 50.000 ton pirine vereceği, buna mukabil Yugoslavya'nın da sınaî teçhizat teslimatını çoğaltacağı bilhassa tebarüz ettirilmektedir.

16 Haziran 1955

Belgrad:

6 hazirandan 16 hazirana kadar Belgrad'da Birmanya Başvekili Unu ile Mareşal Tito arasında yapılan görüşmelerden sonra yayınlanan tebliğde bu görüş melerin tamamiyle dostluk ve anlayış havası içinde cereyan ettiği bildirilmekte ve milletlerarası hâdiselerin dünya gerginliğinin azalmakta olduğunu gösterdiğine ve barışın korunması ve kuvvetlendirilmesi için İmkânlar mevcut olduğuna işaret edildikten sonra iki memleketin milletler arasında eşitlik esaslarına dayanan barışçı münasebetler kurulması için gayretler sar-fetmeye devama karar verdikleri bildirilmektedir.

19 Haziran 1955

Paris :

Moskova radyosu, Sovyetler Birliğiyle Yugoslavya arasında 5 ocak 1955 tarihinde imazlanan ticaret ve tediye anlaşmalarının Sovyet Yüksek Şûrası tarafından tasdik edildiklerini bildirmektedir.

26 Haziran 1955

Belgrad:

Mareşal Tito, Birleşmiş Milletlerin o-nuncu kuruluş yıldönümü münasebetiyle verdiği bir beyanatta, «faal olarak bir arada yaşama siyasetinin, bundan on sene evvel kurulmuş olan Birleşmiş Milletler teşkilâtının anayasasındaki prensiplerin, hali hazır milletlerarası duruma tatbikinden başka bir şey olmadığını» ifade etmiştir.

27 Haziran 1955

Belgrad:

24 ilâ 27 haziran tarihleri arasında üç Batılı Büyükelçi ile Yugoslav Dışişleri Vekil Yardımcısının iştiraki ile yapılan konferans sonunda yayınlanan teibliğde bu toplantıda temsil ^edilen memleketler arasındaki işbirliği ve ahenk teyit olunmaktadır. Tebliğde, bu görüşmelerin «üç Batılı devlet temsilcisiyle Yugoslav hükümeti temsilcisinin iki taraflı olarak zaman zaman yaptıkları istişarelerde yeni bir merhale mahiyetinde olduğu beyan edilmektedir. Aynı tebliğde Balkan ittifakının muvaffakiyeti de belirtilmektedir. Nihayet tebliğde dört hükümetin «kuvvetli ve bağımsız bir Yugoslavya'nın mevcudiyetinin ve aralarında sıkı bir işbirliğinin barış ve istikrara yardım edeceğine» kani bulundukları belirtilmektedir.-

28 Haziran 1955

Pekin:

Yugoslavya'nın Komünist Çin'e gönderdiği ilk büyük elci Vladimir Popoviç, bugün mahallî saatle 6.45 de Pekin merkez garına vasıl olmuş, ve kordiplomatik mensupları tarafından karşılanmıştır. Hariciye Vekâleti Protokol Umum Müdürü Ko Hua yeni büyükelçiye hoş geldiniz demiştir.

Yugoslavya'nın en mühim siyasî şahsiyetlerinden biri olan Popoviç, Çin ile Yugoslavya arasında beş senedir kesilen münasebetlerin tekrar teessüsü hususunda 1954 senesi eylülünden be-ri Moskova'da temaslarda bulunmaktaydı.

Yugoslavya, bundan evvel Çin'de bir maslahatgüzar tarafından temsil ediliyordu.

29 Haziran 1955

Belgrad:

Tito'nun geçen kış Hindistan'a yapmış olduğu ziyareti iade maksadiyle Yu-goslav başkentine bugün vasıl olan Hindistan Başvekili Nehru büyük bir tezahüratla Belgrad'da karşılanmıştır. İlk iki buçuk gününü Belgrad'da geçirecek olan Başvekil bilâhare. Bosna, Hırvatistan ve Slovenya'ya gidecektir. Nehru'nun cumartesi günü Yugoslav Parlâmentosuna hitap etmesi beklenmektedir.

Nehru ve Mareşal Tito Sovyet liderleriyle geçenlerde yaptıkları .müzakereler hakkında fikir teatisinde bulunacaklardır. Nehru gelscek ay içinde İngiltere Başvekili Eden'le görüşecektir.

BELGELER

Yugoslav - Sovyet demeci

"2 Haziran  1955

Belgrad-

Yugoslav ve Sovyet hükümetlerinin müşterek demeci saat 19.35 de Mareşal Bıılgs.nin tarafından imzalanmıştır. îmza merasimi muhafız alayı subayları kulübünde yapılmıştır. İmzadan önce Dışişleri Vekili Koça Po-poviç metnin Sırpçasını ve Andrei Gromiko da Rusçasmı basm temsilcilerine okumuşlardır.

Demeçte, askerî bloklar politikasının milletlerarası gerginliği arttırdığı, devletler arasında itimadı yıktığı ve harp tehlikesini fazlalaştırdığı belirtilmektedir. Demeçte «Avrupa'da bir andlaşmaya müstenit, müşterek bîr güvenlik sistemini muhtevi bir ganel müşterek güvenlik sisteminin kurulması» tavsiye edilmektedir.   

İki hükümet Birleşmiş Milletler Teşkilâtının otoritesinin arttırılmasına taraftar olduğunu bevan etmekte ve bunun bilhassa Çin'in meşru hükümeti ile Bileşmiş Milletlerin nizamlarına uyan diğer milletlerin kabulü suretiyle yapılmasını istemektedir. Bu arada Formoza meselesinin «Çin Halk Cumhurîvetinin meşru haklarını tatmin edecek bir şekilde halli tavsiye edilmektedir.

İki hükümet Almanya meselesinin «Alman milletinin menfaat ye temennilerine ve genel güvenliğin icaplarına uygun bir şekilde, demokratik bir esasa dayanarak» halledilmesine taraftar bulunmaktadır. Demeçte, bir Sovyet - Yugoslav andlaşmasının akdi suretiyle iki memleket arasındaki münasebetlerin normalleştirilmesine müsbet bir veçhe verilmesi tavsiye edilmektedir.

Demeçte, Sovyet ve Yugoslav silâhlı kuvvetlerinin'harp içinde «fpssit istilâcılara» karşı yaptığı işbirliği hatırlatıldıktan sonra iki memleketin münasebetlerini normalleştirmek yolunda yeni adımlar atmak hususunda mutabık kaldığı bildirilmekte ve şunlar ilâve edilmektedir: «Bugün bu normalleştirme için müsbet şartlar mevcuttur. Ve bu, iki memleketin menfaatine olduğu gibi barış ve sosyalizmin de menfaatlerine uygundur.

İki hükümet Bandung konferansı prensiplerini tasvip ettiğini bildirdikten sonra Belgrad müzakerelerine esas olarak şu prensipleri aldıkları belirtilmektedir.

«Müşterek güvenliğin istinat ettirilebileceği tek emel olan barışın "bölünmezliği.

«Devletlerin karşılıklı münasebetlerinde ve diğer devletlerle mevcut münasebetlerinde hükümranlığa, bağımsızlığa ve toprak bütünlüğüne hürmet ve hakların eşit olması.

«Milletlerin ideolojileri ve sosyal nizamları arasındaki farkları dikkat nazara almaksızın, barış İçinde bir arada yaşamanın kabulü ve geliştirilmesi, Bu husus, bütün devletlerin genel olarak milletlerarası münasebetleri bakımından ve bilhassa ekonomik ve kültürel sahada işbirliğinde bulunmalarını gerektirir.

«Hiç bir sebeple iktasidî, siyasî, ideolojik her ne olursa olsun- içişlere-karışmamak ve karşılıklı hürmet prensiplerine sadakat. Çünkü iç nizam... farklı sosyal sistem ve farklı sosyalist gelişme şekilleri, ancak her memleketin bizzat kendisini ilgilendiren hususlardır.

Müşterek demecin Sovyet - Yugoslav münasebetlerine tahsis edilen kısmın mukaddimesinde bü münasebetlerin son yıllarda ciddî bir şekilde bozulduğu belirtildikten sonra iki tarafın müstakbel münasebetlerini yukarda bildirilen prensiplere istinat ettirerek dostane bir işbirliği zihniyeti içinde yürütmeye karar verdiği beyan olunmaktadır. Bunu müteakp şu sekiz madde açıklanmaktadır

1

Münasebetlerin normalleştirilmesine andlaşmalar aktederek müsbetbir veçhe vermek maksadiyle, gerekli bütün tedbirler  alınacaktır.

2

İktisadî sahada aktolunmuş bulunan andlaşmaların feshinin doğurduğu neticelen ortadan kaldırmak ve iki memleket arasındaki münasebetlerin geliştirilmesine matuf anlaşmaların akdi için gerekli bütün tedbirler alınacaktır.

3

Birleşmiş Milletler Kararlarının ruhuna uygun olarak iki memleket haber servislerinin yekdiğerinin topraklarında çalışabilmesini sağlıyacak bir konvanisyon aktolunacaktır.

4

(Bu madde alınmamıştır)

5

Atom enerjisinin barışçı gayelerde kullanılması için işbirliği yapılacaktır.

6

Taraflardan birinin topraklarında bulunan diğer taraf tebaları, ilgili.şahısların serbest kararı ve insanlık prensiplerine uygun olarak, diğer tarafa iade edilecektir.

7

İki memleket sosyal teşkilâtları, temas tesis etmek, sosyalist tecrübeleri teati etmek ve serbestçe fikir teatisinde bulunmak suretiyle işbirliği edecektir.

8

Bu demeçte sıralanan prensipler, iki memleket arasındaki münasebetlerin geliştirilmesi, milletlerarası işbirliği ve dünya barışı için tatbik.mevkiine konulacaktır.

Belgrad tebliği

Yazan: A.Ş. Esmer

4/6/1955 tarihli (Halkçı) dan:

Bir haftadan beri bütün dünya Belgrad'da olup bitenleri yakın ilgi, ibret ve azıcık da ikrahla takip etmektedir. Yedi yıl önce kendisini aforoz .ettikten sonra şimdi Sovyet liderleri Tito'nun ayağına gelmiş ve geçmişi unutmasını rica etmişlerdir. Bu ziyaretle ilgili olarak birkaç mühim noktanın herşeyden Önce belirtilmesi yerindedir: kendisi ile barışmaya karar voren Sovyet liderleri Tito'yu Moskova'ya davet etmişler ve Yugoslav lideri bu daveti reddedince Kruşçef ve Bulganin Belgrad'a gitmişlerdir. Tarziyeninin ağırlığı da dikkatten kaçmamıştır. Belgrad'a varır varmaz, Kruşçef yedi yıl öne 3 Tito hakkında reva görülen muameleden dolayı Sovyet hükümetinin teessürlerini acık olarak bildirmiş, fakat bunun mesuliyetini idam edilen Bsria'ya yüklemeğe çalışmış ise de bu noktada kimseyi inandıramamıştır. Kruşçef'in nutkunu dinleyen Tito, onu cevapsız bırakmıştır. Sovyet liderlerinin. Tito ile yapacakları görüşmeyi Komünist Partisi menfaatleri arasında bir aile musahabesi şekline dökmek istadikleri anlaşılıyor. Bu sebepledir ki, Sovyet heyetine Başbakan Bulganin değil, Parti Genel Sekreteri Kruşçef Başkanlık e-diyordu ve Tito'ya «Tavariş» (arkadaş) diye hitap ediyordu. Tito ise, görüşmelerin devletlerarası mahiyet taşımasında ısrar etmiş ve Ruslara «gospodm» (efendi) diye hitap etmiştir.

Ruslar Yugoslavya'yı avlamak için Belgrad'a gitmişlerdi. Çıkarılan tebliğ, Yugoslavya'nın olduğu yerde kaldığını . anlatmaktadır. Tebliğ iki kısma ayrılıyor.

1 İki devletin genel olarak milletlerarası münasebetler hakkındaki görüşleri.

2 _ İki devletin kendi aralarındaki karşılıklı münasebetlerin düzenlenmesi hakkındaki beyanları.

Genel meşaleler hakkında arada görüş birliği bulunduğu tebliğin ifadesinden görülüyorsa da unutulmamalıdır ki, belirli meseleler üzerinde görüşmelerden önce de iki devlet arasında az çok görüş birliği vardı. Meselâ aforoz edilmiş olmasına rağmen, Tito, Atlantik Paktına katılmamış «bloklar politikasına» aleyhtarlığını gizlememiştir. Askerî blokların «gerginliği arttırdığı, devletlerarası itimadı sarstığı ve harp tehlikesini fazlalaştırdığı» bu defa Belgrad'da çıkarılan tebliğde ifade edilmiştir.

Çin meselesi: .

Çin'in Birleşmiş Milletlerde yerini alması noktasında da Moskova ile Belgrat arasındaki görüş birliği tebliğde belirtilmiştir. Esasen Komünist Çin'in Birleşmiş Milletlerde Milliyetçi Çin'in yerini almasına taraftar olduğunu Ma-eşal Tito bir cok vesilelerle söylemişti. Formoza meselesinin de «Çin Halk Hükümetinin meşru haklarını tatmin edecek şekilde» halli noktasında iki devlet birleşmişlerdir.

Almanya meselesi hakkmda tebliğde yer alan sözler müphemdir. Deniliyor ki: «Almanya meselesi, Alman milletinin menfaat ve temennilerine ve genel güvenliğin cevaplarına uygun demokratik bir esasa dayanarak halledilmelidir». Bu sözlerin altına İngiltere ve Amerika da imzalarını atabilirlerdi. Bugüne kadar Batılıların Almanya meselesinde sağlamaya çalıştıkları netice de bundan ibaretti. Fakat, serbest seçime mani olarak Moskova. Alman milletinin temennilerinin belirmesine de engel olmuştur.

Barış için birlikte yaşama (Coexistence). devletlerin birbirinin içişlerine karışmaması, mülkî tamamlığa saygı gösterilmesi,  Milletlerarası münasebetlerde eşitlik gibi Bandung'da ve ondan önce de Nehru - Çu En Lai mülakatında kabul «dilen prensipler Belgrad tebliğinde de yer almıştır. Birleşmiş Milletler prensiplerine de uygun olan bu prensipler münakaşa edilemez. Fakat, acaba Rusya bunlara uyuyor mu? Meselâ Nehru daha geren gün kominform çalışmalarının bir müdahale olduğunu ve .kanun karışmazlık ile telif edilemiyeciğini söylemiştir. Halbuki, kominform Rusya'nın liderliği altında çalınmaktadır.

Tebliğin Rusya - Yugoslav münasebetlerine ait kısmı normal münasebetlerin kurulması için alınacak tedbirler hakkındadır. Bir de iktisadî mukavelelerin bozumlasmdan doğan vaziyetlerin inceİenoceğinden bahsediyor ki, bu 1948 aforoz kararı üzerine Rusva ve peykleri tarafından bozulmuş olan mukaveleler ve bunlardan doğan zararların tazminine ait olmalıdır. Ansızın iktisadî münasebetlerin kesilmesinden ve arkasından sıkı bir ablukanın tatbikinden Yugoslavya büyük maddi zararlara uğramıştı. Anlaşılan Ruslar şimdi tariziye yolu ile Tito'yu manen tatmin e-derken, tazminat yolu il ede Yugoslavya'yı maddeden tatmin edeceklerdir.

Hülâsa Sovyet liderlerinin Belgrad'ı ziyaretleri hiç bir şey değiştirmemiştir. Yugoslavya^ bulunduğu yerd? kalmıştır.

Rus - Yugoslav    görüşmelerinden sonra

Yazan: M. Nermi

İstanbul)

4/VI/1955 tarihli (Yeni dan:

Khruşçev, Sayyetler Birliğinin en gözde şahsiyetlerini arkasına katarak mayıs sonlarına doğru Belgrad'a gelir gelmez söylemişti:

«Beria gibi vatan düşmanları bizim »aramızı açtılar. '"Üzüntü duyuyoruz bundan. Eski işbirliğini kurabiliriz artık.» Yabancı gazete muhabirlerinin an lattıklarma göre, Mareşal Tita, bu sözlerin mânasını hemen anlamış ve görüşmelerin, hükümet konuları çerçevesinde yapılmasını istemiştir. Biz, bundan, pazarlık masasına oturan iki taraf arasındaki görüş farklarını daha iyi anlayabiliriz. Sovyetler Birliği adına konuşan Khruşçev'in ne istediği bellidir. Yugoslavya, bir zamanlar olduğu gibi. dünya komünist nartikri arasındaki yerini tekrar almalı ve bu teşkilâtın kararlarına göre hareket etmelidir! Böyle bir teklif Yugoslavya'yı, bir ham Isde, Bulgaristan'ın. Polonya'nın, Romanya'nın, ilk durumlarına düşmesini istemekten başka bir şey değildir. Tito, onun için, narti davasının de alınmasını hemen önlemi? ve görüşmelerin, ancak hükümetler arasında yapılabileceğini belirtmiştir.

Yugoslavya'nın. Komünist Devletler' Birliği (Kominform) üyeliğinden çıkarıldıktan sonra edindiği tecrübeler, hiç-de az değildir. Çeşit çeşit irili, ufaklı baskılar yapılmıştır bu memleket;?. Hattâ. Tito'yu zorla devirmek teşebbüs lerine bile girişilmiştir. Yugoslavya'nın, bir zamanlar, çok ciddî ekonomik buhranlar, iç politika güçlükleri geçirmiş olduğunu hatırlarsınız. Bir yandan Amerika'nın, öte yandan demokrasilerin geniş yardımları olmamı? olsaydı, Tito rejimi., büyük bir ihtimali. kudretli baskı dalgalarına dayanamazdı. Tam yedi yıllık sert bir politika güreşinden sonra, Yugoslavya'nın eski işbirliğine dönmesi ve yamak devletlerin bahtını paylaşması, elbette düşünülemez.Belgrad görüşmeleri, Tıto'nun istediği gibi, iki memleketi ilgilendiren politika konuları çercevesind-e yapılmıştır.. Yayınlanan açıklamadan anlıyoruz bunu. Yugoslavya, bildiğimiz gibi, komünist bir devlettir. Ayni ideolojiye bağlı devletlere karşı, özel bir sevgi göstermesi anlaşılır bir şevdir. Fakat, açıklamadan öğrendiğimize göre, Yugoslavya, milletlerarası bir umde üzerinde durmuş ve görüşünü Sovyetler Birliğine kabul ettirmiştir: Hiçbir mem leket başka bir memîek-stin iç-işlerine karışamaz. Komünist işbirliği taktiğine, politika anlayışına aykırı bir yoldur bu. Bu kararda en çok göze çarpan şey, Yugoslavya'nın bir takım Sovyet teşebbüslerini henüz unutma--mış olmasıdır.

Sovyetler Birliği ile Yugoslavya, ideolojileri artık memleketlerin yanyana yaşayabileceklerine inanmaktadırlar. Başka memleketlerin içişlerine karışılmaz da. açıklamada belirtildiği gibi, toprak bütünlüklerine karşı müsbet bir saygı gösterilirse, hiç şÜDÎıesiz, yapıcı îsbîrliklerinin yolu hazırlanmış olur. Fakat Sovyetler Birliğinin dışpolitikasi, yıllardan beri, bu gayelere tam mânasiyle aykırı bir şekilde gelişmiş ve gelişmektedir. Dünya politikasının da bu yüzden çok büyük buhranlar i-çinde çırpındığı bilinmiyen bir şey delildir.

Yugoslavya, açıklamaya bakılırsa, Formoza adasının Kızıl Çin'e verilmesi konusunda, Sovyetlerin görüşünü paylaşmaktadır. Halbuki: Milliyetçi Formoza hükümeti, bildiğimiz gibi, Birleşik Amerika Dveletleri ile bir Karşılıklı Savunma Andiaşması imzalamıştır. Belg-rad açıklamasının, bize göre. dünya politikası bakımından, en önemli noktası bu olmalıdır. Yugoslavya'nın Formoza konusunda Sovyetlerle politika işbirliğine karar vermesi, acaba daha geniş anlaşmalar için bir başlangıç mıdır, yoksa, Trieste dâvası çözülürken   Sovyetlerin gösterdiği yardıma bir karşılık mıdır? Bel?rad açıklamasında, karşılıklı münasebetlerin geliştirilmesine1 çalışacağı konusu üzerinde durulduğuna göre, İki ihtimalin de doğru olması mantığa daha uygundur.

Açıklama'nın bize Öğrettiği başlıca iki şey vardır: Almanya dâvasına varıncaya kadar bütün politika konuları gözden geçirilmiştir. Bu bakımdan Belgrad konuşmalarının gerçekten özel bir' önemi olmalıdır. Yugoslavya'yı Sovyet'in politika kontrolü altına almak için, çeşit çeşit teklifler yapılmış olması mümkündür. Arnavutluk, ve Selânik dâvalarının .gözden geçirilmemiş olmaları bile düşünülemez. Fakat Yugoslavya, açıklamaya göra, politika hürriyetini herşeyin üstünde tutmasını bilmiştir. Bu politika ise, Nehru'nun tarafsızlık politikasından farklı değildir. Fakat Yugoslavya'nın başka memleketlerle yaptığı savunma andlaşmaları davardır. Bize öyle geliyor ki: Durumun bu bakımdan aydınlatılması, Balkanların bahtını çok yakından ilgilendirmektedir. Yakında., Belgrad'da yapılması düşünülen Dörtlü Toplantıda, a-radığımız  aydınlığa erişilir  belki.

OLAYLARIN TAKVİMİ

'5 Hazarin 1955

Paris :

"Tass Ajansı, bugün Bükreş'te cereyan eden toplantılara dair bir resmî tebliğ yayınlamıştır. Bu r?smî tebliğde Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Nikita Kruşçefin Başkanlığındaki Sovyet hey'eti ile Georgiu Dejin riyaset ettiği Rumen, Andreas Hegedüs'ün reisliğindeki Macar ve Antoin Novotni'nin idaresi altında bulunan Çekoslovak hey'etler arasında cereyan eden müzakerelerin tam bir görüş

"birliğiyle nihayete erdiği belirtilmek tedir.

Riasmî tebliğ şöyle devam etmektedir: Bu müzakereler sırasında Sovyet heyeti Belşrad konuşmaları hakkında geniş izahat vermiştir. Sovy.et - Yugoslav müşterek beyannamesinde bahis konusu edilen milletlerarası mesalelsr dikkatle gözden geçirilmiştir.

Rumen, Macar ve Çekoslovak hey'etleri bu konuda Sovyetler Birliği ile aynı görüş tarzına sahip olduklarını memnuniyetle müşahede etmşiler ve Sovyetler Birliğ ile Yugoslavya arasındaki münasebetlerin normaleşmesinden duy duklan süruru belritmişlerdir.

"Bundan sonra, resmî tebliğde şöyle denilmektedir: «Yugoslavya ile Sovyetler Birliği arasında bir anlaşmaya varılmış olmasından ziyadesiyle memnun talan Romanya, Macaristan ve Çekoslovakya idarecileri, kendi memleketleri ile Yugoslavya arasında da dostça münasebetlerin tesssüsü arzu ettiklerini ve bunun dünya sulhunun kurulması ve sosyalizmin resanet peyda etmesi için çok faydalı olacağına kani olduklarını beyan etmişlerdir.':

Resmî tebliğ, Bükreş konuşmalarının tam bir anlayış ve dostluk havası içinde cereyan etmiş olduğunu belirterek sona ermektedir.

26 Haziran 1955

 Viyana:

Romanya Millî Meclisi çıkardığı bir kararname ile memleketlerini terket-miş Romanya vatandaşlarını geri dönmeye davet etniktedir.

Bükreş radyosunun Viyana'da dinlenen bir yayınımdan öğrenildiğine göre, Romanya tabiiyetinden çıkmış olanlar 23 ağustos 1956 dan önce Romanya'ya dönecek olurlarsa vatandaşlık haklarım yeniden kazanabileceklerdir.

1 Haziran 1955

Washington :

Irk tefrikine karşı bir müddet evvel verilen kararı yüksek mahkemenin tas dik etmesi, bu tefrikin sıkı surette tatbik Edildiği Güney Eyaletleri Temsilcileri tarafından heyecansız karşılanmıştır.

Yüksek mahkeme, kararında, mahallî şartlar gözönünde tutularak ırk tefrikine mümkün olur olmaz son verilmesini tasrih etmektedir. Fakat bu madde tefsirlere yol açmaktadır.

Filhakika Alabama Eyaletinden bir A-yan üyesi şöyle demiştir:

Meselâ Wileex kontluğunda, mahallî şartların ırk tefrikine yüz seneden önce son verilmesini mümkün kıalcağını .sanmıyorum.»

Güney Eyaletlerinin diğer bütün temsilcileri, bulundukları yerler-de ırk tefrikine uzun senelerden evvel son verileceğini sanmadıklarını beyanda müttefiktirler.

Buna mukabil Georgie Eyaletinde "zencilerin ilerlemesi için millî cemiyet» başkan yardımcısı H. Clahsaauı, yüksek mahkemenin nihaî kararını cesaret verici olarak vasıflandırmışlar.

Atlanta Üniversitesi Başkanı ve bu şehrin belediye okulları idare meclisinin yegâne zsiici üyesi Dr. Rufus Clement, yüksek mahkemenin kararının Güney Eyaletleri ahalisine, kanuna saygı gösteren iyi niyetli vatandaşlar ve bütün Amerikan milletinin dayandığı dinî prensiplere imanı olan kimseler sıfatiyle yapıcı bir şekilde çalışmak imkânını verdiğini söylemiştir.

2 Haziran 1955

Philadelphie (Pensylvanie):

Washington eyaleti Demokrat Ayan ü-yesî Waren Maşnuson dün akşamki beyanatında* şunları söylemiştir:

«Amerika hâlen askerî hava kuvvetleri bakımından Savyet Rusya'dan ileride olmakla beraber, Rus fabrikaları istihsali arttırmak suretiyle bizi geçebilirler. Netice itibariyle, Amerika'da bu. sahadaki çalışmalarını hızlandırmak, mecburiyetinde kalacak vs bu silâhlanma yarışının sonu g.:lmiyecektir.

t,

Washington :

Bugün Birleşik Amerika ile Lübnan a-tom enerjisinin barışçı gayelerde kullanılması mevzuunda bir anlaşma imzalamışlardır. Anlaşmayı Amerikan namına Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı Amiral Lewis Strauss ve Dışişleri" Vekâleti Orta Doğu İşleri V.:kil Yardımcısı George Ailen, Lübnan adına da Büyükelçi Charles Malik imza etmişlerdir. Bu suretle Lübnan Amerika ile Iböyle ibir anlaşma imzalayan dördüncü memlaket olmaktadır. Diğerleri. Türkiye, Brezilya ve Kolombiya'dır.

Başkan Eisenhow.er'in imzasını müteakip yürürlüğe girecek olan bu anlaşma gereğince Amerika Lübnan'a 6 kilo uranium 235 verecektir.

3 Haziran 1955

Washington :

Amerikan Ayan Meclisi, yabancı memleketlere yardım programı için Başkan Eisenhower tarafından talep edilen kredilerin heyeti umunıiyesini dün akşamki toplantısında kabul etmiştir.

Bu krediler üç milyar 500 milyon dolar tutmaktadır.

  New-york:

Birleşik Amerika Dış Muameleler İdaresi Başkanı M. Herald Stassen dün akşam verdiği beyanatta, atom silâhlarının yasak edilmesi "hususunda beynelmilel bir anlaşma ihtimallerini ihtiyatlı bir iyimserlikle mütalâa etmiştir.

Başkan Eisenhower tarafından silâhsızlanma meselesini tetkike son zamanlarda memur edilmiş olan M. Stassen, Sovyet idarecilerinin evvelce tamamen anlaşmaz bir tavır takındıkları sahalarda simdi müzakereye yanaşmak arzusunu açıkça göstermekte olduklarını söylemiş ve şunu ilâve etmiştir:

«Silâhsızlanma mevzuundaki son Sovyet tekliflerine bakılırsa Sovyet görüşünün batılılarca on senedenberi tayin edilmiş olan görüşe yaklaşmakta olduğunu söylemek mümkündür.»

Bu bevanatmı N-ew-york'ta Yeshiva İsrail Üniversitesinde yapılan bîr merasim sırasında veren M. Stassen, böyle olmakla beraber, silâhsızlanma işlerine müteallik kontrolün ne şekilde cereyan edeceği hakkındaki Sovyet tekliflerinin yine de çok müphem bulunduğunu söylemiş ve son seneler zarfında müzaker-elerîn bir çıkmaza girmesine bu meselenin sebep olduğunu "hatırlatmıştır.

  Washington :

Amerikan idaresinin yabancı memleketler? yardım için istediği krediler arasında 1 milvar 595 milyon dolarlık kısmı dost memleketlere doğrudan doğ rüya yapılacak askerî yardımlara aittir. Bu meblâğın yarısından fazlası Asya memleketlerine tahsis .edilmiştir.

"Yardım programının derpiş ettiği m'siblâğın mütebakisi muhtelif iktisadî yardımlara ayrılmıştır. Bunun 200 milyon dolarlık kısmı Asya'nın hür bölgesi içindir.

  Washington :

Eisenhower'in yabancı memleketlere yardım programı için istediği kredileri dün akşamki toplantısında kabul eden Ayan Meclisi bu husustaki kararını 18 muhalife karşı 59 reyle vermiştir..

Bu arada kabul edilen bir tadil teklifinde, Asya'nın iktisadî gelişmesi için tahsis edilen 200 milyon dolardan yarısının ikraz suretiyle verilmesi ve hiç bir memlekete bu mikdarm yüzde 25 nden fazlasının ikraz edilmemesi derpiş edilmektedir.

Diğer taraftan Ayan Meclisi M. Mccarthy'nin 'bu arada verdiği bir tadil teklifini 18 muhalife karşı 60 reyle reddetmiştir. Bu teklifte Komünist Çin'de Amerikalılar mahpus tutulduğu müddetçe bu memleketle ticaret yapan memleketlerin yardım programı haricinde tutulması istenmekte idi.

  Washington :

Birleşik Amerika ile İsrail bugün Atom Enerjisinin barışçı gayelerde kullanılması mevzuunda bir anlaşma imzalamışlardır. Vesikalarda Amerika adına Dışişleri Vekâleti Yakın Doğu Meselslsıri Vekil Yardımcısı George Ailen, Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı Amiral Strauss ve İsrail adına Büyükelçi Abba Eban tarafından imza e-dilmiştir.

7 Haziran 1955

Washington :

Birleşik Amerika Hava Kuvvetleri Vekili M. Charles Wilson dün tertiplediği bir basın konferansına şunları söylemiştir:

«Birleşik Amerika hükümeti, Sovyetler Birliğinin kıt'alar arası uçuş yapabilecek uzun mesafeli bombardıman uçaklarına sahip olabileceğini bir seneyi mütecaviz bir zamandan beri bilmekte idi. Ve Sovyetler Birliği böyle bir uçağa sahip olur olmaz yani g-sç.saı hafta b. 52 tipindeki bombardıman uçaklarımızın  yüzde  35  nisbetinde  artırılması hususundaki kararımızı aldık. Kansas Eyaletinde Wiehito'da ikinci bir fabrikayı b. 52 tipinde uçak imaline "bir rnüddettenberi tahsis etmiş bu-" lunuyoruz. Bu fabrikanın, imal edeceği uçaklar nihayet bir sene zarfında 'hava kuvvetlerimiz emrine verilebilecektir, b. 52 tipindeki bombardıman uçakları tepkili 10 motorla mücehhezdir ve saatte 1000 kilometreden fazla bir sürate maliktir."

S Haziran 1955

Washington :

Başkan Eisenhower bugünkü basın toplantısında dörtlü konferanstan başka ?u mevzulara temas etmiştir:

Rusların  Adenauer'e  yaptıkları  davet:

Başkan Eîsenhower'.e göre, bu davet 1 Batı Avrupa hâdiselerinde kaydedilen son çelişmeler ve bilhassa Federal Almanya'nın hükümranlığını ka-zanmasıdan. doğan mantıkî bir hare-" k-sttir. Bağımsız bir devlet olan Batı Almanya'nın Sovyetler Birliği tarafından müzakerelere davet edilmesi tabiîdir. Bu hususta karar vermek hakkı Münhasıran Alman hükümetine aittir,

Eisenhower şunları ilâve etmiştir: «Baş vekil Adenauer'i tanıyor ve ona en büyük itimadı besliyoruz. Adenauer devrin ise büyük devlet adamlarından biridir ve dostlarının, müttefiklerinin safında kalmaya davanı edecektir.»

Tarafsızlık meselesi:

Başkana gör-e, peyk devletlerin tarafsızlığı fikri tetkike de.jjîer bir husustur. -Gazetecilerden biri Başkana, dört büyük hükümet başkanı konferansında bazı memleketlerin tarafsızlığının müzakere edilmesinin mümkün olup olmadığını sormuştu. Eisenhower buna cevap ben Mareşal Titonun tarafsızlığı reddettiğini hatırlatmış ve Birleşik Amerika'um vaktiyle hür olan memleketler esaret  altında  kalmaya   devam   ettikçedurumu müsbet karsılamıyacağını ilâve eylemiştir. Eisenhower bu memleketler   tarafsız olmak   arzusunu   izhar ettikleri takdirde bunun tetkike değer olacağını belirtmiştir.

Askerî meseleler:

Eisenhower'e göre yeni bir harp halin-d-e Amerikan şehirlarinin ateş hattında bulunması mümkündür ve bu sebepten Amerika'nın askerî talim ve terbiye görmüş kuvvetli 'bir ihtiyata sahip bulunması elzemdir. İhtiyat kuvvetleri hakkında bir kanun çıkarılması çok lâzımdır. Şimdiki ordunun mevcudu arttırılmak suretiyle, ihtiyatların Amerikanın müdafaasına sağlayacağı faydayı temine imkân yoktur.

"Washington :

Başkan Eiserıhower haftalık basın toplantısı sırasında, dünya sulhu uğruna hiçbir fedakârlıktan kaçmmıyacağını, icap ederse Tombuktoya, hattâ Kuzey Kutbuna bile gidip konferans masasına oturmağa hazır olduğunu beyan etmiştir.

Dörtler arasındaki bir konferansın müddeti hakkında sorulan bir suale cevap veren Başkan Eisenhow.er, Birleşik Amerika'dan ancak, beş altı gün ayrılabileceğini, çünkü, kendisinin hem hükümet Reisi, hem Devlet Başkanı olduğunu, kanunların ve kararnamelerin yürürlüğe girebilmesi için imzasının iktiza 'ettiğini bildirmiştir.

Dörtler konferansının muvaffakiyet ihtimalinin ne derece kuvvetli olduğu hakkında sorulan soruya, Sovyet idarecilerinin Belgrad'da yaptıkları seyahatin ve Hindistan Başvekilinin Moskova'yı ziyaretinin, dünyada yeni bir zihniyetin doğduğunu isbat ettiğini ve buna istinaden böyle bir toplantının neticelerinden Ümitvar olunması gerektiği cevabını vermiştir.

Konferans mahalli hakkında sorulan soruyu cevaplandıran Birleşik Amerika Devlet Reisi, kendisinin şahsen, konferans mahalli olarak Lozan'ı Cenevre'ye tercih ettiğini, çünkü, yaz aylarında turistlerin Cenevre'ye karşı gösterdikleri alâkanın konferans çalışmalarını zorlaştırması ihtimali olduğunu beyan .etmiştir.

Başkan sözlerine devamla.. «Birleşik Amerika konferansın İsveç veya İsviçre gibi tarafsız bir memlekette    cereyan

etmesine taraftardır. Fakat, başka bir teklif vaki olursa, bunu da ciddiyetle mütalâa eder ve düşüncemizde ısrar etmeyiz.»

Washington;

Amerikan Kongresinin bir muhtelit komisyonu, mütekabiliyet esasına dayanan ticaret anlatmaları hakkında Eisenhower idaresi tarafından teklif edilen kanun tasarısının tadilli bir metni üzerinde mutabık kalmıştır.

Bildirildiğine göre komisyon, Amerikan sanayiinin korunması maksadiyle Ayan Meclisi tarafından teklif 3dünıiş elan birçok tadilleri kabul etmiştir. Bununla beraber yeni tasan metni Eisenhower idaresinin muhafazasını ısrarla arzu ettiği başlıca hükümleri ihtiva etmektedir. Muhtelit komisyon başkanı Demokrat Ayan âzasından Harry Byrd kanun tasarısının her iki Meclisce kabul edileceği mütalâasını izhar etmiştir.

Bu tasarının başlıca noktaları şunlardır:

1

- Mütekabiliyet esasına dayanan ticaret  anlaşmalarının   üç   senelik     bir devreye teşmili,

2

- Yabancı memleketlerden elde edilecek mukabil     tavizler     karşılığında gümrük tarifelerinin yüzde 15 nisbetinde indirilebilmesi için Birleşik Amerika Başkanına yetki verilmesi.

Mevzuubahs kanun tasarısı önümüzdeki hafta Temsilciler Meclisine tavdi edilecek ve müteakiben Ayan Meclisine gönderilecektir.

Washington :

Başkan Eisenhower, Beyaz Saray tarafindan hazırlanmış olan bazı özel tasarılara sarfedilmek üzere kongreden 1 milyar 250 milyon dolarlık munzam bir tahsisat istemiştir. Bu özel projeler arasında "bütün silâhsızlanma meselesinin» tetkiki gibi işler de vardır. Bu haberi açıklayan Beyaz Saray Basın Sekreteri Haggerty silâhsızlanma meselesinin daha şimdiden tetkik edildiğini bildirmiştir. Diğer meselelerin bazıları şunlardır:

Milletlerarası anlayış v.e işbirliğiyle ilgili tasanlar. Dış ticaret politikası sahasındaki işbirliğinin ıslahı. Bayındırlık içleri programlarının koordinasyo-nu.

8 Haziran 1955

Washington :

ingiliz- Fransız- Amerikan mütehassısları Dek muhtemel olarak bu sabah son toplantılarını akdedeceklerdir. Mütehassıslar, bu toplantıda şimdiye kadar yaptıkları çalışmalar esnasında ileri sürülmüş olan muhtelif tavsiye ve teklifler ile bunlardan kabul edilebilecek herhangi birisinin kabulünden tevellüt edebilecek neticeler hakkında izahat; ihtiva edeceği şüphesiz bulunan bir raporu kaleme aldıracaklardır.

Görünüşe göre, Batılıların Cenevre Konferansında müzakere mevzuu teşkil edebileceği fikrinde bulundukları meselelere ait 'listelerin tanzimi için yapılan görüş teatileri esnasında şu iki. nokta derin bir tetkik mevzuu olmuştur:

1

- Sovyet peykleri meselesi,

2

Almanya meselesi.

Birinci noktayı teşkil eden Sovyet peyk leri meselesinde, Birleşik Amerika Hariciye Vekâleti Müsteşarı M. Douglas Maccarthur Başkanlığındaki Amerikan murahhasları, üç Batılı hükümet başkanının halkçı demokrat memleketler iç işlerine Sovyetlerce yapılan müdahale meselesinin ortaya atılmasını Cenevre konferansında teklif etmeleri temennisinde bulunmuşlardır.

Amerikan mütehassısları, M. Litvinoff un 1936 senesinde Sovyetler Birliğinin Birleşik Amerika tarafından tanınması sırasında Amerikan Hariciye Vekâletine göndermiş olduğu mektup muhteviyatım bu münasebetle hatırlatmışlardır. Mevzuubahs mektupta Sovyetler Birliğinin o zamanki Halk Komiseri Sovyet hükümetinin başka memleketlerin iç işlerine müdahale niyetinde bulunmadığım tasrih etmişti.

M. Antoine Pinay sivasî basın mensupları için dün Parista verilen Öğle yemeğinde Cenevrede beynelmilel komünizm meselesinin ortaya atılacağını zannetmediğini söylemiştir.

Şu halde tahmin edilebilir ki mütehassıslar bu husustaki müzakerelerinde bu mevzua ait kararı 16 ve 17 haziran tarihlerinde New-york'ta toplanacak olan üç hariciye vekiline bırakmak neticesine varmışlardır.

Almanya meselesine galince, burada ortaya çıkan mesele şudur: Üç Batılı hükümet şefi meseleyi 1954 şubatında Berlin'de bırakılmış olduğu yerden mi tekrar ele alacaklar veya yani yolların aranması mı daha münasip olacaktır.

"Bazı işaretlerden anlaşıldığına göre Amerikan mütehassısları müzakerelerin olan yerden başlaması temennisindedir-lar. O tarihte Sir Anthony Eden tarafından teklif .edilmiş olan plân, bu mütehassıların fikrince, bazı tadillerle Cenevre'de veya hükümet şeflerinin karar verebilecekleri başka teşakkül-1-erce yeniden ele alınabilir.

M. Pinay'ın dün Pariste izhar ettiği fikre göre ise bu mevzuda tasavvur edileeak hal tarzılarından biri. Batının NATO gibi müdafaa teşekküllerini muhafaza etmekle beraber bir Avrupa güvenlik paktının teklif edilmesi şekli olabilir.

Pek aşikâr bir keyfiyettir ki mütehassıslar bu hususta kendiliklerinden bir karar almak vaziyetinde değillerdir. Onlara mevdu vazife, maddî teşkilât meseleleri hariç New-york'ta toplanacak olan üç batılı hariciye vekiline, Sovyet hükümet sefine tetkiki teklif edilecek meselelere ait liste hususunda tavsiyelerde bulunmaktan ibarettir.

Washington :

Amerikan Hazine Vekâletinden bildirildiğine göre 1955 sanesinin ilk üç ayı zarfında Birleşik Amerika ile yabancı memleketler arasında yapılan para muameleleri neticesinde Birleşik Amerika'daki altın dolar ihtiyatlarında 36 milyon 900 bin dolar bir eksilme kaydedilmiştir. Geçen sene zarfında . altın dolar ihtiyatlarından cem'an 326


milyon 600 bin dolarlık bir eksilme kaydedilmişti. Bundan başlıca faydalanmış olan memleket, Birleşik Amerika'dan geçen sene zarfında 225 milyon 600 bin dolar tutarında altın almış bulunan Batı Almanya'dır.

12 Haziran 1955

Galv.es ton (Texas):

Amerikan, Başkan Yardımcısı Richard Nixon, pazar günü Texas basın cemiyetinde yaptığı bir konuşmada ezcümle şunları söylemiştir:

«Sovyet Rusya ve Komünist Çin idarecilerinin, dörtlü konferans sırasında, hatta daha da evvel, bir takım barışma jestleri yapmaları mümkündür. Tehdit politikası ve tecavüzî diğer taktikler, Almanya'nın Batı ittifakına dahil olmasına mani olamamıştır. Üstelik, Asya'nın mühim tarafsız devletleri bu siyaseti hedef tutan bir «barışma» siyaseti takip etmeğe karar vermiş olmalarında şaşılacak bir taraf yoktur.

14 Haziran 1S55

"Washington :

Amerikan - Alman müzakereleri so-nundıa Bteyaz Saraydan yayınlanan müşterek tebliğde bildirildiğine g'6r% Başkan Eisenhower ile Başvekil Ade-nauer, dört büyükler konferansının gayelerinden birinin Almanya'nın birleştirilmesi için mümkün olan süratle zemini hazırlamak olduğunda mutabık kalmışlardır. Bu görüşmeler sırasında, tarafsızlık telâkkisinin Almanya'ya tatbikinin kafiyen mümkün olamıyacağı ve Almanya'nın bağımsızlığını ancak müşterek güvenlik anlaşması çerçevesinde s ağrıyabileceği bir defa daha teyid edilmistir.

Müşterek tebliğin sonunda iki deylet adamının müzakereler sırasında aralarında geniş bir anlayışın mevcudiyetini müşahede ettikleri bildirilmekte ve Almanya ile Amerika'nın" takib ettikleri  politikanın  istikbalde;  en   sık:

işbirliğini gerektireceğine kani oldukları ilâve edilmektedir.

Washington :

Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komisyonu, mecburî askerlik hakkındaki hükümet tasarısını kabul ederek, mecburî askerliğin dört yıl daha idamesine karar vermiştir.

Bu tasarı Ayan Meclisinin umumî heyeti tarafından da kabul edildiği takdirde, Birleşik Amerika'nın 2.850.000 kişilik askerî kuvvetini bugünkü seklide muhafazaya imkân hasıl olacaktır.

15 Haziran 1955

Washington :

Federal Almanya Şansölyesi, dün Washington Gazeteciler Cemiyetinde verdiği beyanat sırasında «Mutavasıl Kablar Kanunumun» komünizmin Atlantik bölgesiyle Pasifik bölgesindeki hareketine kabili tatbik olduğuna işaret etmişitir. Bu iki bölge arasında tefrikin sun'î olduğu fikrini izhar eden Alman Şansölyesi şöyle demiştir:

«Eğer Sovyetler Birlimi Avrupadaki yükünün' bir kısmından kurtulacak olursa başka yerde kendisine lüzumu kalmayacak olan harb malzemesini topları ve mühimmatı Asya'ya nakledebilmek durumuna girecektir.»

M Adenauer, Avrupa ve Asyanın birbirine olan bu tabiiyetlerinin Amerikan halkı tarafından iyice anlaşılması lüzumuna  işaret etmiştir,

Washington :

M. Eugene Black tarafından dün akşam verilen beyanata göre beynelmilel banka önümüzdeki 30 haziran günü sona erecek olan malî yıl zarfında 400 milyon dolarlık ikrazat yapmış ve 24 milyon dolarlık hasılat sağlamış bulunacak, bu suretle de yani iki rekor kırmış olacaktır.

M. Black, beynelmilel bankanın 1946 tarihindeki kuruluşundan beri iki milyar 300 milyon dolarlık ikrazatta bulunmuş olduğunu tasrih etmiş ve bankanın hâlen tedavülde bulunan tahvillerinin 851 milyon dolara bali olduğunu   sözlerine   ilâve  eylemiştir.

Washington :

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonunun gizli toplantısında üç saat izahat verdikten sonra gazetecilerle görüşen Amerikanın Belgrad Büyükelçisi James Riddleberger    şöyle demiştir:..

«Son Rus - Yugoslav konferansı Sovyet duvarında bir g3:dik açmıştır. Bunun bütün Sovyet sisteminde yeni gediklere sebep olması mümkündür. Rus-Yugoslav konferansı ve bunun neticesinde varılan anlaşmada Yugoslavya ile Batı arasındaki münasebetlerin "bozulacağını, gösteren bir emareye tesadüf  etmedim.   Komisyon   üyelerinden bir kısmının muhalefetine rağmen önümüzdeki  yıl zarfında  bu     memlekete yapılması tasarlanan 45 milyon dolarlık ekonomik ve  askerî yardımın kayıtsız   şartsız   verilmesini   tavsiye  et Rus-   Yugoslav   müzakereleri   sonunda yayınlanan   tebliğ   Rusların   yaptıkları tavizlerin, Tito'nun yaptıklarından daha mühim olduğunu göstermektedir.

17 Haziran 1955

  Washington :

Mecburî askerlik hizmetinin dört yıl daha temdidi hakkında hükûmst tarafından sunulmuş olan kanun tasarısı Ayan Meclisinde müzakere edilmeden ittifakla kabul edilmiştir.

■       '1

  Washington :

Cumhurreisi Eisenhower, Amerikan  Sionist Teşkilâtının 58 nci kongresine yolladığı bir mesajda, Orta-doğu'da sükunn sağlanması için, sabra ve anlayışa istinat eden bir zihniyetin şart olduğunu  bildirmiştir.

Başkan Eisenhower. Amerikan hükümetinin İsrail dostluğuna büyük bir ehemmiyet atfettiğini ifade  eden    bu:

mesajında, Sionist Teşkilâtı kongresine çalışmalarında muvaffakiyetler dilemektedir.

"Washington :

Amerikan Ayan Meclisi Avusturya'ya bağımsızlığını iade eden andlaşmayı 3 muhalife karsı 63 oyla tasdik etmşitir. Aleyhte oy verenler William Jenner, George Malone ve Josenh Mccarthy'dir.

 Washington :

Bulunduğu y.er açıklanmayan basın merkezinden bildirildiğine göre, Başkan Eîsenhower Amerikan hükümetinin mefruz bir atom taarruzuna karşı yaptığı üç günlük Dasif korunma denemesine bugün son vermiştir. Densmsin idare edildiği gizli genel karargâhtan beyanatta bulunan Başkan «Alert -.1955 harekâtı» diye adlandırılan bu denemenin, askerî ihtiyatları yeniden teşkilâtlandırmak vs kuvvetlendirmek yolundaki teklifinin tasvip edilmesi gerektiğini isbat eylediğini bildirmiştir. Başkan memleketi 31 gizli mahalden idare etmek üzere Washington'dan 15.000 devlet memurunun tahliyesinin cesaret verici bir şekilde başarıldığını, bununla beraber güvenliği tam mânasiyle sağlamak maksadiyle daha yapacak çok iş olduğunu belirtmiştir.'

New-york:

Üç Batılı Dışişleri Vekili New-york'ta iki gün süren toplantıları sonunda yayınladıkları tebliğde şöyle demektedirler: «Fransa, İngiltere ve Birleşik Amerika Dışişleri Vekilleri, mühim meseleler hususunda görüş teatisinde bulunmak için 16 ve 17 haziran günleri New-york'ta toplanmışlardır. Vekiller 10 mayısta yaptıkları davetin Sovyetler tarafından normal bir şekilde kabul edildiğini kay dey lemisler ve anlaşmazlık kaynaklarının ortadan kal dırılması için yeniden gayret sarfetmek zamanının geldiğini bir defa daha teyid etmişlerdir. Bu toplantı, gziscek pazartesi günü San Francisco'da Sovyet Dışişleri Vekili ile yapılacak mü-. zakereîere hazırlık  olmak üzere    Cenevre konferansı için alınması gerekli tedbirlerin de tetkikine vesile teşkil etmiştir.

Vekiller, bilhassa Almanya'yı ilgilendiren meselekri Başvekil Adenauer ile görüşmek fırsatını da elde ettiklerinden memnunluk duymuşlardır. Cenevre konferansından önce Pariste NATO üyesi devletlerle istişarelerde bulunmak maksadiyle gerekli hususlar müzakere edilmiştir.

Dışişleri Vekilleri, Birleşmiş Milletler Teşkilâtının kuruluşunun 10 ncu yıldönümünün arifesinde şimdiye kadar müttfekileriyle birlikte takib ettikleri müşterek politikanın esaslı meselelerin hallinde terakkiler kaydı İçin fcanel teşkil edeceğine kani bulunmaktadırlar. Vekiller hürriyet ve adalet içinde barış gayesinin tahakkuku yolunda önümüzdeki aylarda azimle hareket edildiği takdirde çok şeyler yapılacağını ümit etmektedirler.

Washington :

Amerikan Ticaret Vekâleti sözcüsü 500 otomobilin Bulgaristan'a ihraç -edilmesi hususundaki anlaşmayı hükümetin tasdik ettiğini bildirmiştir. 1.017.000 dolara varan bu sipariş, komünist blo-ku memleketlere yapılan ihracatın takyide tabi tutulmasından beri, tasvip olunan en yüksıak sipariştir.

18 Haziran 1955

New-york:

New-york Temyiz Mahkemesi hakimlerinden Frederick Young, bugün, 12 seneden beri hapiste bulunan Louis Hoffner'in derhal serbest bırakılmasını ve kedisine hapishanede haksız olarak geçirdiği günler için de 112 bin 291 dolar tazminat ödenmesini emretmiştir.

Louis Hoffner, katil suçundan dolayı müebbet hapse mahkûm edilmişti. New-yorklu bir gazeteci beş sene devam tden mücadelesi sonunda Hoffner'in suçsuz olduğunu ispat etmiş ve yılmak bilmeyen çalışması sayesinde, adlî bir hatanın tamirini sağlamıştır.

New London: (Connecticut):

Amerikan Deniz Kuvvetlerinin bugün müteharrik Nautilus denizaltı gemisi, New London'dan Porto Riko'ya su yüzüne çıkmadan gitmeye muvaffak olmuştur. Denizaltının bu suretle katettiği mesafe 1400 mildir.

  Washington :

Temsilciler Meclisi Deniz Ticaret Komisyonu, atom enerjisi ile çalışacak bir yolcu gemisi inşa edilmesi hususun daki taklifi müsait karşılamıştır. Bu fikir Başkan Eisenhower tarafından ortaya atılmış, fakat atom enerjisi muhtelit komisyonu, herhangi bir ticaret gemisine tatbik edilebilecek bir atom tnotörü üzerinde çalışmanın daha uygun olacağı fikriyle Başkanın tekl'fini reddetmiştir.

Ticaret komisyonu üyeleri, bu arada, en azdan bir memleketin (Norveç) in atom enerjisi ile müteharrik bir ticaret gemisi in^a etmek üzere hâlen araştırmalar yapmakta olduğunu da kaydetmişlerdir.

  Washington :

Cuma günü Amerika ve İsrail mümessilleri arasında, Amerika'nın ziraî mahsullerinin fazlasından İsrail'-; vermesi hususunda  bir anlaşma  imzalanmıştır.

Bu anlaşma hükümlerine göre, Amerika İsrail'e. 22.000 ton buğday ve 40.000 ton yemlik verme&i taahhüt etmektedir.

19 Haziran 1955

Washington :

Amerika Hariciye Vekâleti, Ortadogu Uzak-doğu ve Afrika meseleleri ile alâkalı. 1939 senesine ait diplomatik muhaberatı resmen acığa vurmuştur. Muhaberatı ihtiva eden kitabın mühim bir kısmı Japonya'yı alâkadar .etmektedir. Orta-doğu ile alâkalı muhaberat ise umumiyetle, Amerika'nın dünyanın   bu   bölgesindeki  ticarî  menfaatlerine  ve bu menfaatlerin korunmasına mütedairdir.

20 Haziran 1955

  Washington :

Amerika hükümeti tarafından davet e-diîen 12 memleketi, (Türkiye, İspanya, Portekiz, Mısır, Danimarka, Brezilya, Filipin, Avustralya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Japonya) temsil eden 25 doktor. Amerika'h âlimlerin, atom enerjisinin tın sahasına tatbiki mevzuundaki çalışmalarını incelemek üzere bir ay sürecek seyahatlerine yarın bağlıyacaklardır.

Atom enerjisi komisyonunun bildirdiğine göre, bu