19.6.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Haziran 1955

 Alpullu:

Meriç nehri ve tabileri ıslâhı inşaatı temel atma merasimi, bugün saat 12. 30 da Türkiye topraklarında Demirköprü ve Yunan topraklarında Pityon'da parlak bir şekilde yapılmıştır.

Türk heyetini, davetlileri ve basın mensuplarım hâmil hususî tren saat 12.25 de Türk - Yunan bayraklariyle dona­tılmış Demirköprü durağına muvasa­lat etmiştir. Merasime iştirak etmek üzere Atina'dan Yunan Nafıa Nazırı Ka-amanlis, Devlet Nazırı Rallis, Ziraat Nazırı Karantis, bazı mebuslar, ba­sın ve ajans mümessilleri, radyo spi­kerleri Pityon'a gelmiş bulunuyorlar­dı.

Yunan heyetini. Demirköprü mevkiin­de Nafia Vekilimiz Kemal Zeyünoğlu, Su İşleri Umum Müdürü, gazeteciler tarafından karşılanmıştır. Merasime iştirak etmek üzere ayrıca Atina Büyük Elçimiz Settar Yüksel. Türk Konsolos­ları da Yunan hükümeti tarafından da­vet edilmiş bulunuyorlardı.

Demirköprü mevkiindeki merasim, Yunan Nafıa Nazırının konuşmasiyle baş­lamıştır. Nazır, bu konuşmasında ez­cümle şunları söylemiştir:

-Yunan hükümeti Başkanı sizlere ve sizin vatanınızla Türk milletine selâm ve muhabbetlerini tebliğ etmekliğimi bsnden rica etmiş olduğundan evvel­emirde bu vazifeyi yerine getirmekle iftihar duyarım.

Malûm olduğu üzere bugün temelini atmaya muvaffak olduğumuz Meriç nehri tesviyesi ve baraj tesisatı hakkın­daki görüşmeler 1934 yılında başlamış ve nihayet bundan üç ay evvel îstanbulda imzalanan protokol ile bu hayır­lı neticeye varılmıştır.»

Bundan sonra Yunan Nafıa Nazırı ya­pılacak tesislerin iktisadî ve siyasî ehemmiyetini belirtmiş, Meriç nehrinin artık âfet hâlinden çıkacağını ve bun­dan böyle iki memleketi birleştirme vasıtası olacakını, iki memleket arasın­daki dostluğu amelî bir surette tesbit edeceğini sözlerine ilâve etmiş ve Türk Yunan dostluğuna temas ederek, bu gibi müşterek tesislerin, karşılıklı dost­luk irin pek faydalı olduğuna işaretle sözlerini şöyle bitirmiştir:

-Bizler samimî dostluk hisleriyle Türkiye topraklarında kabul ettiğinizden dolayı teşekkürlerimizi sunarız. Yu­nan hükümetinin. Yunan milletinin Türk milletine karı dostluk hissiyatiyle mütehassis olduklarını temin etmek­le  kendimi  bahtiyar  addedarim.»

Yunan. Nafıa Nazırının konuşmasını müteakip Nafıa Vekilimiz Kemal Zeytinoğlu metnini ayrıca verdiğimiz ko­nuşmayı yapmıştır.

Bundan sonra Merirj nehri temel atma hatırası olarak Türk toprağına dikilen âbidenin kordelası kesilmiş ve misa­firler hazırlanan büfede izaz edilmiş­tir.

Demirköprüde yapılan merasimi mü­teakip Pityon'a geçilmiş ve iki devlet Nafıa Vekilleri kısa birer konuşma yapmışlardır. Bu konuşmalarda Türki­ye Başvekili Adnan Menderes'in ve Yunan Başvekili Papagos'un galam ve muhabbetleri belirtilerek sözlere baş­lanmış, yapılacak tesisler hakkında ge­niş izahat verilmiştir.

Yunan topraklarındaki merasim de Türk - Yunan dostluğunun tezahürü hâlinde ve parlak bir şekilde sona sarmiş veher iki taraf heyetleri memle­ketlerine dönmüşlerdir.

2 Haziran 1955

 İstanbul:

Kardeş ve müttefik Irak'ın mümtaz Başvekili EksaLâns Nuri Said Paşa vs-eşi, hususî surette birkaç gün geçir­mek üzere bugün saat 11.30 da uçakla İstanbul'a gelmişlerdir.

Kardeş ve müttefik Irak'ın güzide Baş­vekili, Türk ve Irak bayraklariyle do­natılmış bulunan Yeşilköy hava mey­danında Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz Adnan Menderes, Devlet Vekili Prof. Fuad Köprülü, İs­tanbul Vali ve Belediye Reis Vekili ve Bn. Gökay, mebuslar, Hariciye Vekâ­leti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muhar­rem Nuri Birgi, generaller, İstanbul Cumhuriyet Müddeiumumisi, İstanbul'­da bulunan eski Irak Başvekillerinden ve Ayan azasından Erşed Paşa, Irak'ın-Türkiy-a Büyükelçisi İbrahim Elalusi İstanbul Başkonsolosu, Büyükelçilik erkânı, İstanbul'da bulunan Irak Ko­lonisi, ruhanî reisler ve basın men­supları tarafından hararetle karşılan­mış vs selâmlanmıştır.

Nuri Said Paşanın eşine Bn. Gökay ta­rafından bir buket takdim edilmiştir Reisicumhurumuz Celâl Bayar adına Riyaseticumhur Başyaveri Kurmay A1bay Refik Tulga Irak Başvekiline hoşgeldiniz demiştir.

Bu sırada meydanda yer almış bulunan bando, Irak ve Türk millî marşlarını çalmış ve bir merasim bölücü selâm resmini ifa etmiştir.

Müteakiben dost ve müttefik Irak'ın güzide Başvekili Ekselans Nuri Said Paşa, eşi. Büyük Millst Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz Adnan Menderes ve Devlet Vekili Prof. Fuad Köprülü. Nuri Said Paşa'nın İstanbul'da bulun­dukları zaman ikametlerine tahsis edilmiş bulunan Küçüksu kasrına git­mek üzere otomobillerle hava meyda­nından ayrılmışlar, bu arada bir polis müfrezesi   selâm resmini   ifa   etmiştir.

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden tebliğ olunmuştur:

E.P.U. memleketlerinden ithalât maksadiyle şubat 1955 ayında T.C. Merkez Bankasına tevdi edilmiş bulunan cem'an 18.582.575.66 liraya baliğ olan uzun vadeli kredili ithalât talepnamelerine tahsis yapılmış ve bu hususta mezkûr banka umum müdürlüğüne gerekli ta­limat verilmiştir.

Tahsis mevzuunu teşkil eden maddele­rin başlicaları şunlardır:

Jütten sargilık kaba bez ve çuval, iç ve dış lâstik, çimento, demir ve çelik­ler, demir ve çelik borular, kalorifer üstüvaneleri ve aksamı, çinko levha, elektrik sayraçları, mikroskop ve bak­teriyoloji -etüvleri, tıbba ve cerrahlığa müteallik cihazlar ve aletler, cerrahide ve dişçilikte müstamel ameliyat leva­zımı, müteharrik motörler, akümülâtör ve yedek plâkları, elektrot, bilumum sanayiye ait makinalar, ziraat alet ve makineleri  ile yedek  aksamı,  traktör lâstiği, otomobil ve kamyon yedek par­çaları, kamyon ve kamyonet, matbaa mürekkebi.

3 Haziran 1955

 İstanbul:

îstanbulun Anadolu yakasının su ih­tiyacını karşılayacak olan ikinci Elma­lı bendi bugün saat 17.30 da yapılan bü yük bir merasimi müteakip Reisicum­hurumuz Celâl Bayar'm uğurlu elleriy­le işletmeye açılmıştır.

İstanbulluların bu sevinçli gününde, yapılan bu merasimde. Reisicumhuru­muz Celâl Bayar'dan başka Büyük Mil-"let Meclisi Reisimiz Refik Koraltan, Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz Adnan Menderes, Devlet Vekili Prof. Fuad Köprülü. Millî Müdafaa Ve­kili Ethem Menderes, dost ve müttefik Irak'ın Başveziri Ekselans Nuri Said Pasa, sabık Irak Başvekili  Ayan azası Esnet Paşa, Garnizon ve Merkez kumandanlariyle Şehir Meclisi üyele­ri, mülkî erkân, hükümetimizin davet­lisi olarak memleketimizde misafir bulunan dost ve kardeş İran'ın gazateciler heyeti, bankalar umum müdürleri, şehrimizin tanınmış simaları, kalaba­lık bir davetli kütlesi ve basın mensuplariyle civardan gelen vatandaşlar ha­zır bulunmuşlardır.

Elmalı barajı baştanbaşa bayraklarla donatılmış   bulunuyordu.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bera­berlerinde Başvekil ve Hariciye Vekâ­leti Vekili Adnan Menderes, dost ve müttefik Irakın güzide Başveziri Nuri Said Paşa.. Devlet Vekili Prof. Fuad Köprülü ve Millî Müdafaa Vekili Et­hem Menderas olduğu halde Elmalı bendine geldikleri zaman burada bulu­nan davetliler ve vatandaşlar tarafın­dan sevgi ile karşılanmışlar ve alkış­lanmışlardır.

Devlet ve hükümet reislerimiz ile Bü­yük Millet Meclisi Reisinin ve diğer zevatın yerlerini  almalarını müteakip merasime İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof Gökay'ın yaptığı bir konuşma ile başlanmıştır.

Vali ve Belediye Reis Vekili bu konuş­masında demiştir ki :

«Bu sıcak günde İstanbulluların se­vinç gününü kutlamak üzere zahmet ettiğinizden dolayı bütün misafirleri­mize teşekkür ederim.

İkinci Elmalı bendinin temeli bundan üç buçuk yıl evvel Reisicumhurumuzun uğurlu -İleriyle atılmıştı. Üzerinden bir hayli zaman geçti. Ve zannederim ki şu dakikada bu bendin içerisinde dolu bulunan suya yakın mürekkep sarfedilmis bir benttir. Bir hayli ko­nuşuldu. Bendin evvelâ maruz kaldığı tabiî müşkülât, ondan sonra zaman za­man iklimin müsaadesizliği ve bunlara ilâve olarak alimizde olmayan ve bu kış kar ve yağmur yağması gibi sebep­lere rağmen şu dakikada huzurunuzda 4.100.000 metreküplük bir suyu tak­dim etmek bahtiyarlığına ermiş bulu­nuyoruz.

Geçen sene bu mevsimde bendde 1.400. bin metreküp su vardı. Şu halde Kadı-köyde çeçen sene su sıkıntısı çekmiş olan vatandaşlarıma bu yıl böyle bir sıkıntı cekmiyeceklerini tebşir etmekle evvelâ vazifemi yapmış oluyorum.

Demokratik rejimda belediyelerin mu­ayyen bîr çalışma plânı vardır. Bu plâ­nın başında her şeyden evvel vatanda­şın ana ihtiyaçlarını karşılamak mese­lesi gelir. Bunun için hükümetimiz ve bilhassa Reisicumhurumuz bizi ilk gün den itibaren bu ikinci bendin inşasına teşvik buyurdular ve lâzım gelen mü­zahereti esirgemediler, ye her gün bunun inkişafını takip ettiler. Bu dâva şu idi: Bu tarafta oturan vatandaşların su sıkıntılarını gidermek. Su dâvasını Sular Müdürü arkadaşım sizlere izah edecektir. Yalnız Anadolu cihetinin değil İstanbul cihetinin de su dâvası esaslı olarak  ele alınmıştır.

Su dâvasının yanı başında vatandaşın yol dâvası, mektep mevzuu, hastahane mevzuu kül olarak ele alınmış ve bu suretle İstanbulda lâmba yanmayan, kaldırımı olmayan, ışığı bulunmayan, çeşmesi olmayan yerlere hükümetin ve belediyenin arkadaşlık hali uzatılmıştır. Şefkat eli demiyorum, çünkü, rejimde hükümet milleti, millet hükümeti temsil eder ve onlar işbirliği yaparlar. Bi­naenaleyh bu işbirliğinin müsbet bir neticesini arzediyorum.

Bugün huzurunuzda ikinci Elmalı ben­dini takdim ettiğimiz zaman hiç bir övünme yapmıyoruz. Memleketin kal­kınma hamlesi içinde bu söyle bir zer­redir. Fakat öyle bir zerre ki atomik bir zerredir. Çünkü susuzluğun tadını benim aziz hemşehrilerim bilirler. Bun­dan dolayıdır ki bu bend İstanbulda başlamış olan v-.2 temeli atılmış olan eserlerin mahsul ve meyve vermeğe başlamalarının bir ifadesi idi.

Bu haziran ayı içinde, şimdi ikinci El­malı bendini .açarken bundan on gün sonra bu p.-shrin turizm dâvasına hiz­met edecek olan Hilton otelini açaca­ğız.»

Bundan sonra 3 yıl içinde İstanbulda yapılan maktepleri ve hastahaneleri sayan Vali konuşmasına devamla de­miştir ki:

«Görüyorsunuz ki İstanbulda belediye olarak vazifemizi halkın iradesine, mil­letin iradesine uyarak tekemmül et­tirme yolundayız.

Sizi bu sıcak günde fazla tutmak is­temem. Başta muhterem Reisicumhu­rumuz olmak üzere bize şeref veren bütün devlet erkânını, hükümet reisi­mizi, sayın Büyük Millet Meclisi Re­isimizi, muhteram mili et vekili erimizi ve bu toplantımıza şeref vermiş olan kardeş ve dost Irak'ın sayın Başvekili­ni ve sabık Başvekilini ve yine mem­leketimizin davetlisi olarak aramızda bulunan muhterem İranlı gazeteci arkadaşlarımıza tefekkür eder, hoş gel­diniz der ve bütün hemşehrilerimi hür­metle selâmlarım.))

Vali Prof. Gökay'ın bu konuşmasını İstanbul Sular İdaresi Umum Müdürü Cahid Çeçen'in yapmış olduğu konuş­ma takip etmiştir. Sular Umum Müdü­rü merasimde hazır bulunanları selâm­ladıktan sonra demiştir ki:

«İstanbul şehri asırlar boyunca büyük su sıkıntıları çekmiştir. Terkos ve Elmalı suları, şirketlerden idaremize devredildikten sonra muhtelif senelerde muhtelif tesisat yapılmıştır. Fakat bu yapılan tesisler ihtiyacı karşılayama­mış ve daima ihtiyaca nazaran tesisat gayri kâfi kalmıştır.

1950-1951 senesinde îstanbulun su me­selesi esaslı şekilde ele alınmış ve bu maksatla iki merhaleden müteşekkil bir program hazırlanmıştır. Bu progra­ma nazaran ilk merhale sonunda şeh­re günde 250.000 M3 su temin edilecek ve ikinci merhaleden sonra da günde 375.000   M3   su   verilmiş   olacaktır.

Bu programın birinci merhalesi tatbi­katında bugüne kadar yapılmış ve ya­pılmakta olan işlerin tutarı 36 milyon liradır. Daha 12 milyon lira sarfedilerek birinci merhale ikmal edilmiş ola­caktır.

Anadolu yakasının 1950 senesi nüfusu 150 bin idi. Bu semte 1950 senesinde günde verilen su miktarı 12.000 M3 ol­duğuna göre nüfus basma isabet eden günlük miktar 80 litredir. Eski bendin İhtiva ettiği su miktarı azamî seviye­de 1.700.000 M3 dir. 1943 senesinden itibaren Anadolu yakasında su sıkıntı­sı başgöstermiş ve bu sıkıntı her sene biraz daha artmıştır.

Anadolu yakasının su meselesini hal için 1950 senesinde bir bend inşasına karar verilmiş ve ihaleye çıkarılmıştır. İhaleye iştirak eden iki Alman, bir İtalyan ve dört Fransız firması arasın­da yapılan mukayesede bend 28.8.1951 da Fransız Billiard ve Etides Entrep-rises firmasına ihale edilmiş ve 8.9. 1951   tarihinde   temeli   atılmıştır.

Yeni bendde toplanacak su miktarı 10.000.000 M3 olup eski bendin 1.700. bin M3 hacmiyle beraber safi hacım 11.700.000 M3 dür. Halen bendde 4.100 bin M3 su mevcut olup geçen sene ay­ni tarihte eski bendde birikmiş olan 1.400.000 M3 su miktarına nazaran iki buçuk misli fazladır.

Geçen sene sonu ile bu sene başının az yağışlı gitmesi neticesinde bendi doldurmak mümkün olmamıştır.

Filhakika 10 senelik vasati yağış mik­tarı 827 m/m ikan geçen seneki yağış 537 m/m ye kadar dürmüştür. Böyiece 954 senesi 1912 denberi görülen dört kurak seneden biri olmuştur. Normal yağış senelerinde bend dolunca Anado­lu yakasına fründe 40-50 bin M3 su ver­mek mümkün olacaktır.

Bu gün bu semta verilen su miktarı günde 20.000 M3 olup geçen sene veri­len su miktarının iki mislidir. Bu mik­tar da kâfi gelmemektedir.

Bu sene bendlerde toplanan su geçen sonbaharın ve kışın çok kurak gitme­si dolayisiyle yalnız şubat ve mart ay­larında yağan yağmurlarla temin .edil­miştir.

Bend 16 yakadan teşekkül eden hafif­letilmiş ağırlık bendi ve dolu savağı ile kayak sıçraması tipinde yapılmış­tır.

Dolu savağı saniyede 543 "M3 su geçir­mek kabiliyetindir. Bu tesisat suyu benciden 40 metre mesafeye kadar fır­latacak ve bu suretle temellerin oyul­masına imkân vermiyecektir. Dere do­lu savağına nazaran kaçık olduğu için dolu savağı bu suyu ayni zamanda kenara da fırlatacak şekilde imal edil­miştir ki bu tarzdaki savak dünyada ilk defa Elmalı bendinde yapılmış oluyor.

Bendin boyu 234 metre, yüksekliği te­melden 47.5 metre, zeminden 36 met­redir.

99.756 M3 beton dökülmüş ve 118.000 M3 hafriyat yapılmış olup 28.000 ton çimento kullanılmıştır. Bend 10.000.000 liraya mal olmuştur.

Bendin inşaatında sağlam, zeminin çok aşağıda ve istenilen evsafta çıkmaması dolayisiyle bir çok müşkülâtla karşı­laşılmış bu da için uzamasına ve in­şaat hacminin büyümesine sebep ol­muştur.

Bütün bu kötü şartlar altında inşaatın hüsnü surette neticelenmesini temin eden, gece gündüz demiyerek cansipe­rane çalışan mesai arkadaşlarımla mü­teahhit firmaya huzurunuzda teşekkür ederim.

Bendde biriken suları şehre isale ede­bilmek için 14.000 metre boyunda 60Om/m kutrunda borular döşenmiş. tir. Hâlen bu hattın Üsküdarla irtibatı te­min edilmiş ve servise girmiş olun bu haliyle günde 25.000 'M3 suyu Usküdara verebilecek duruma gelmiştir. Bu isale hattı üzerindeki 842 metre boyunda bo­ru tüneli inşaatı 1,5 aya kadar bitecek ve bu suretle günde yalnız bu hattan 34.000 M3 suyu Kadıkoyüne vermek mümkün olacaktır.

Elmalı Fabrikası da yeni gampalarla takviye edilerek günlük 18.000 M3 ka­pasitesi 39.000 M3 a çıkarılmıştır.

Elmalıdaki d ^şantörler ve filtreler de bitmek üzeredir.

7.000 metre boyunda ve 300, 400 ve 500 m/m kutrunda Haydarpaşa - Bostancı takviye hattının inşasına da başlan­mış olup Sonbaharda ikmal edilecek­tir. Bu suretle eskiye nazaran :

Bend hacmi yüzde 560, isale hattı ka­pasitesi yüzde 260, fililer yüzde 170, dekantörler yüzde 170 artmıştır.

Anadolu semti için bentle beraber sarf edilen para miktarı 14.350.000 liradır.

Rumeli semtine gelince:

Terkosun günde 200.000 M3: Çırpıcıdan günde 12.000 M3 olmak üzere günde  cem'an 212.000 M3 su verecek tesisatın inşasına 1953 senesinde başlanmış olup inşaata  devam edilmektedir.

Mezkûr inşaattan bazılarını arzedeyim:

Terkos gölünden fabrikaya kadar 1800 metre boyunda 1 m.70 kutrunda ve günde 150.000 M3 su geçiren bir galeri in­şa edilmektedir. Sonbaharda servise girecektir.

Eski galerinin geçirme kabiliyeti 120. bin M3 olduğuna göre kapasite artış, nisbeti yüzde 140 dır.

Terkos fabrikasının takviyesi:

950 senesinde mevcut prompaların ka­pasitesi 66.000 M3/g iken 951 de 129.000 M3/g e ve 955 de 300.000 M3/g ye yük­seltilmiş ve bu suretle yüzde.3 350 bir artış kaydedilmiştir.

İsale hatları:

7 kilometre boyunda /-s 900 m/m ça­pında günde 74.000 M3 su geçirme ka­biliyetinde olan Kâğıthane - Edirnekapı isale hattı ihale edilmiş ve borulara 4  kilometresi gelmiştir.

Bu hat bitince İstanbul semti bol suya kavuşacaktır. Bu suretle mevcut isale hattının kapasitesi yüzde 260 arttırıl­mış olacaktır.

9.600 metre boyunda 500 ve 600 m/m çapında günde 21.000 M3 su geçirme kabiliyetinde olan Kâğıthane - Levend Baltalimanı isale hattının inşasına devam olunmaktadır. Sene sonundan evvel bitecektir.

Kâğıthanede günde 100,000 M3 suyu berraklaştıracak çökertme havuzları­nın inşası bitmiştir. Yakında servise girecektir.

Kapasitesi yüzde 1300 dür.

Günde 140.000 M3 suyu süzebilecek ka­biliyette olan filtreler ihale edilmiştir.

Kapasite artısı yüzde  230 dur.

Şebeke takviyesi irin kilometrelerce boru döşenmiştir.

"Şehrin mevcut su depoları gayrı kâfi olduğundan Edirnekapı, Beyazıd, Fe­riköy. Balta!imam. Üsküdar. Altunzade cem'an 101.000 M3 İrk depolar 4.934.000 "liraya ihale olunmuş ve inşaata başlan­mıştır. Bu suretle depo hacımları yüz­de 265 artmış olacaktır.

Şehrin heyeti umumiyesine verün günlük su miktarı:

1950 de 86.000 M3, 1951 de 120.000 M3, 1952 de 128.000 M3; 1953 de 133.000 M3, 1954 de 156.000 M3, 1955 de 270.000 M37e çıkmıştır. Çok yakın bir zamanda bu miktar 200.0C0 M3 e çıkacak ve progra­mın birinci merhalesi bitince de 250.000 M3 e yükselecektir.

Yukarıda tafsilâtiyle arz edilen işlerin başarılması için belediyeden 14.000.000 lira ve Emlâk Kredi Bankasından 23 milyon lira temin edilmiştir. Mezkûr kredilerin temini ve programın tasdiki ancak sayın Devlet Reisimizin, Başve­kilimizin ve hükümetimizin cok büyük yardımları  ve  sayın Valimizin y alâkaları   sayesinde  mümkün   olmuş­tur.

Kendilerine bilhassa şükran ve min­netlerimi arz etmeği bir vazife bili­rim.

"Uğurlu elleriyle bendi açmalarım sayın Davlet Reisimiz Celâl Bayar'dan arz ve istirham ederim.

Bundan sonra Reisicumhurumuz Celâl Bay ar "İstanbullular için çok hayırlı bir ehemmiyet: haiz oİ2n bu .eseri bü­yük bir memnunlukla arıyorum. Bu eserin sıhhat ve şifa kaynağı olmasını edilerken, burada emeği geçenleri va bu işin tahakkuku için çalışanları tebrik eder, kendilerine teşekkür ederim» di-yorek 'baraj kurdelâsını kesmiş ve su­yunu akıtan motörleri çalıştıran düğ­meye basmıştır.

Merasimi müteakip ikinci Elmalı bendinden   birinci  Elmalı  bendine  doğru suyun akışı seyredilmiş ve misafir hazırlanan büfede izaz edilmişlerdir.

4 Haziran 1955

- İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret eden ve dün gece İstanbul'dan ayrılan dost ve kardeş İran'ın gazeteciler heyeti âzasından Mazenderaf mebusu ve Daâd gazetesi sahip ve başmuharriri Amidi Nuri, kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine   şu   beyanatta   bulunmuştur:

«İran matbuat h-ayeti âzası dost ve komşu Türkiye topraklarına veda et­tiği şu dakikada, kalbleri, aziz Türk kardeşlerinin haklarında ibraz ettikle­ri sevp'i ve misafirperverlikle meşbû olduğu halde terakki yolunda ilerle­mekte olan Türk milletini, dünya sul­hunu muhafaza yolunda maddî ve ma­nevî kuvvetiyle attığı kıymetli adım­lardan dolayı samimiyetle tebrik et­mekten büyük bir zevk duymaktadır.

Bugün hür milletlerin kuvvetlerini bir­leştirmeleri sayesinde temin ettikleri sulh âürsminde karieş ve komşu Türkiyenin askerlik, ziraat ve sanat sahasın­daki daimî terakkilerine yakından şahid olmak bizlari cok sevindirmiştir.

Bizler genç ve faal Türkiyenin cihan sulhunun muhafazası uğrunda ettiği yardımların parlak bir hatırasını bera­berimizde götürüyoruz.

Aziz ve kardeş Türk milletinin kısa bir zamanda ziyaret etmek ve kendileriyle görüşmek fırsatını bulduğumuz yüksek devlet adamları, milletvekilleri, gaze­tecileri ve muharrir ve mütefekkirleri İle temasımız sırasında şuna iman. et­tik ki. Türk ve İran milletlerinin kalbini birbirine bağlayan manevî bir kudret mevcuddur. Bu manevî kudre­tin menbamı her iki milletin edebiyat, medeniyetin maarif, mezhep ve lisa­nında bulmak kabildir. Biz Türkiye'de bulunduğumuz müddetçe kendimizi hep kendi evimizda hissettik ve her buluşmamızda da Türk kardeşlerimiz­den bizi ecnebi addetmediklerini duy­makla mübahi olduk.

Bu kuvvetteki manevî rabıtaların mevcudiyeti sayesinde Türk - İran dostlu­ğunun gittikçe kuvvetleneceği şüphe­sizdir. Bilhassa ki. bu dostluğun payesi, merhum Riza Şah Pehlevî ve merhum Atatürk tarafından kurulmuştur.

Bizler, Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar Hazretlerinin ve Başvekili Ek­selans Adnan Menderes'in sıcak irşadları ve tatlı dilleri ile dimağımıza nak­şettiğimiz Türk - İran dostluğu hak­kındaki samimî beyanlarını İran mil­letine bildirmeği kendimize en mukad­des bir vazife addediyoruz. Böylece bu dostluğun kuvvetlenmesinde payımıza düşen hisseyi ifa etmiş olacağımıza imanımız vardır.

Sözümüze nihayet verirken kardeş Türk milletine candan teşekkürlerimi­zi bir daha arzederiz. Yaşasın Türk ve İran dostluğu.»

5 Haziran 1955

 Denizli:

D.P. Vilâyet kongresi bugün yapılmış­tır. Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol. mebuslar ve kazalardan gelen delege­lerin hazır olduğu kongreye yoklama ile başlanmış, müteakiben kongre di­vanı seçimi yapılarak kongre başkanlı­ğına Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol seçilmiştir.

Atatürk ve şehidler için yapılan saygı duruşundan sonra faaliyet ve hesap ra­porları okunarak müzakere edilmiş ve bu arada Vekillerden kongreye gönderilen başarı telgrafları okunmuştur.

Raporda verilen izahata göre, vilâyet ve köy yollarına 2.184.&87 köy içme su­larına 967.227, karayollarına 1.108.794 lira tahsis edilmiş, ovaların sulanması, taşkınların Önlenmesi, bataklıkların kurutulması ve derelerin ıslahı maksadiyle yekûnu 17.299.413 liraya varan pro­jelerin ihalesi yapılmış ayrıca iki yol projesi 1495 vs bir kısım orman yolları­nın etüdleri 71.279 liraya ihale olun­muş, orman teşkilâtının tesis ve teçhi­zatla takviyesi için 208.477 lira, sıhhî tesislere 439.134 lira. mahallî dernekle­re 1.986.747 lira sarf olunmuş, ceza ev­leri için 306 bin lira, Merkez P.T.T. binası ve otomatik telefon tesisatı için 539 bin lira tahsis edilmiştir.

Kongrenin öğleden sonraki toplantısın­da seçimler yapılmış ve delegelerin di­lek ve temennileri dinlenilmiştir.

Merkez kaza ile diğer kazalardan ge­len delegeler söz alarak bölgelerini il­gilendiren çeşitli ihtiyaç ve temennile­ri izhar etmişler ve bilhassa yol, içme suyu, sulama işleri, el dokuma tezgâh­larının İslahı, telefon muhaverelerinin arttırılma çareleri tapu ve kadastro iş­leri, kredi ve mahkemelerde süratin temini hususlarındaki isteklerini kon­gre huzurunda açıklamışlardır.

Dilekler mevzuunun görüşülmesinden sonra Konya mebusu Halil özyörük etraflı bir konuşma yaparak adlî mese­leler üzerinde izahat vermiştir.

Halil Özyörük bu konuşmasında Me­denî Kanunun bilhassa evlenme ve bo­şanma ile ilgili hükümleri ile iştirak halinde mülkiyet üzerinde bir komis­yon tarafından yapılan çalışmalar hak­kında izahat vermiştir. Ceza Kanunun­daki  cezaları  ağırlaştırıcı   hükümleri açıklamış Ticaret Kanunu tadil tasarı­sının Adliye Encümeninde olduğunu nahiyelere varıncaya kadar mahkemeler tesisi suretiyle adaleti halkın aya­ğına getirme işinin D.P. nin en başta gelen umdelerinden birini teşkil ettiği­ni, bu hususun temini için tedbirler alın makta bulunduğunu, hâkimlerin refah imkânlarının saklanması mevzuunun ele alındığını, ispat hakkı diye ileri sü­rülen iddianın vatanda? şeref ve hay­siyeti ile oynamak hedefine matuf bu­lunduğunu, bunun bir nevi teşhir ma­nasına geldiğini, hâkimlerimiz hakkın­da D. P. ye tevcih edilen teminatsızlık iddiasının gayri varid olduğunu ifade ederek aynı mevzularda muhtelif mi­saller vermek suretiyle geniş izahlar­da bulunmuştur.

Halil Özyörük'ün konuşmasından sovla Zafer gazetesi bas muharrirlerinden Burhan Beje bir hitabede: bulunmuştur.

Kongredeki tesanüt ve samimiyeti mü­şahede etmekten duyduğu memnuni­yeti ifade ile sözlerine başlayan Bur­han Belge de.. Demokrat Partinin mu­halefet ve iktidar partisi olarak başar­dığı işler hususunda geniş izahat ver­miş memleket çapında müşahede edilmiş büyük kalkınma hareketine iştirak eden Denizli'nin de bu harekete iştirak ettiğini ve bunun delilleri ile ve her vesile ile karşılaşıldığını belirtmiş, kon­grede ileri sürülen dileklerin yeni ida­re hey'etî tarafından dikkatle ele alı­narak imkân derecesinde ihtiyaçların giderilmelini, delegelerin huzuruna hazrrhklı çıkılması lâzım geldiğini te­barüz ettirmiştir

Müteakiben kongreyi kapama münase­betiyle kısa bir hitabede bulunan Dev­let Vekili Dr. Mükerrem Sarol:

Başarılı bir faaliyet gösteren kongreyi Övmüş ve duyduğu memnuniyeti belirterak delegeler tarafından ileri sürülen dilek ve temennilerin halli için avde­tinde arkadaşları ile temasa geçeceği­ni ifade etmiş ve yıllarca yetim çocuk­lar gibi ıztırap çekmiş Türk milletinin artık refaha ulaşmak yolunda büyük bir kalkınma hareketine giriştiğini söy­lemiş ve şahsına gösterilen hüsnü ka­bule teşekkür ederek delegelere veda etmiştir.»

8 Haziran 1955

 İzmir:

Dün bölgemize gelerek tetkiklere baş­layan Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sa­rol, bu sabah kendisini ziyaret ederek, seyahatleri ve dünkü tetkikleri hakkın­da intibaını soran muhabirimizin suali­ni şu suretle cevaplandırmıştır:

-Geçen sene noksan kalan işlerimizi tamamlamak üzere Ege'de bir tetkik gezisine çıkmış bulunuyorum. Turizm bakımından islerimizi daha semerali. daha verimli bir hale sokabilmek içir birçok vesilelerle ifade ettiğim gib; şimdilik hizmetlerimizi ve emeklerimi­zi İstanbul, Ankara ve İzmir olarak üç bölgeye   tahsis   etmiş   bulunuyoruz.

Tabiat güzelliğinin yanında binlerce senelik tarihî eserleri ve medeniyet â-bidelerini bağrında taşıyan güzel İz­mir'in ve hinterlandının turizm ba­kımından arzettiği ehemmiyeti bilmem ifadeye lüzum var mı?

Geçen sene Bergama'yı görmüş ve Ker­meste bulunmuştum. Dün Meryem Ana'nın ikametgâhını, Efes ve Selçuk'u ziyaret ettim. Hristiyanlık âleminin pek haklı olarak bütün dikkatini üs­tünde toplayan bu ziyaretçilerin yapıl­makta olan yollarında çalışmalar bü­yük bir hızla devam etmektedir. Böl­genin arızalı olmasına rağmen buraya teksif edilen mesai bütün bu mahzur­ları gidermiş, bugünden trafiğe acılmış bulunmaktadır. Temmuzdan itibaren ve bilhassa hac mevsimine yetiştiril­mek üzere asfaltlanması için gerekli ihzaratın yapılıp, lüzumlu tedbirlerin alınması alâkadarlara tebliğ edilmiştir. Vilâyetin bu mevzudaki yakın alâkası­nı ve gösterdiği hassasiyeti takdirle karşılarım.

Aziz varlığı ve manevî değer ve hatı­rası bizim için de çok büyük olan bu ziyaretgâhın her türlü lâubaliliklerden ve hürmetsizlik telkin eden hareket­lerden korunması için gerekli tedbirler alınacaktır.

İtiraf edeyim ki Efes'in tetkiki beni hissen üzdü. Mevzuun ehemmiyeti ve işin  malî  bakımdan   arzettigi  müşküiât düşünülürse, mütevazı bir bütçe ile bu problemin kısa zamanda hallini mümkün görememekteyim. Kauçuk pompeinin meydana çıkarılması için geçen zamanın ve sarfedilen gayretle­rin azametiyle mukaysse edilirse, Efes için ne büyük fedakârlıklar yapılmak lâzım geldiği kolayca anlaşılır.'

Mühim bir kısmının henüz toprak al­tında bulunduğu, yapılan ilmî araştır­malar neticesinde anlaşılan bu heybet­li ve sanat değeri tarihin nâdir kay­dettiği bir kıymette olan bu âbideyi bütün ihtişanıiyle meydana çıkarabil­mek için Vekâlet bütçe imkânları nisbetinde ilk defa bu muazzam âbideler manzumesine yardımda bulunmayı ka­rarlaştırmıştır. Vilâyet de bize bu sa­hada yardımcı olacaktır. Teknik Zira­at Müdürlüğü ve belediye fidanlığı teknik mütehassısları, buranın tarh ve tanzimini deruhte edecekler, ayrıca Maarif ve Müzeler Müdürlüklerinin de bu gayretlere imkânları derecesinde iştirak edecekleri tabiîdir.

Ati için insanlığa ve İzmir'e ve mane­vî bakımdan büyük kazançlar sağlaya­cak olan bu mevzuda halkın yakın alâ­kasını temin için bir derneğin kurul­masını lüzumlu görmekteyim. İzmir'de kaldığım müddetçe bu teşekkülün kurulmasiyie meşgul olacağım.»

Devlet Vekili, bölgemizin yeni otellere olan ihtiyacı hususundaki suali: «Ata­türk Bulvarında Emekli Sandığı tara­fından inşa edilecek otelin ihalesi ve mukavelesi yapılmıştır. Buna muvazi olarak Hinterlandın ehemmiyeti bakı­mından dikkati çeken üç mühim köşe­sinde, çeşme, Efes ve Bergama'da şimdilik küçük eb'adda oteller yapılacak­tır. Bu husustaki hazırlıklar ikmal .edil­miştir» diye cevaplandırmış vs inşa edilecek İzmir radyosu- için de «bildiği­niz gibi, tesis edilecek üç radyodan bi­risi İzmir'de kurulacaktır. Radyolar R.C.A. firmasına ihale edilmiştir. Mü­teahhit firma İzmir'de incelemelerini bitirmiştir. Yakında inşaata başlana­caktır. 18-20 ay içerisinde ikmal edile­rek hizmete girecektir» demiştir,

10 Haziran 1955

 İstanbul:Bu sabah saat 10 da, İstanbul Vilâyet makamında yapılan bir törenle Şehir Meclisinin verdiği karara uyularak Va­li ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay tarafından Conrad Hilton'a, Türk -Amerikan dostluğunun gelişmesi için ifa ettiği hizmetlerden dolayı İstanbul fahrî hemşehrilik unvanı verilmiştir.

Vilâyetteki merasimi müteakip Conrad Hilton ve beraberindekiler Taksim Cumhuriyet âbidesine giderek bir çe­lenk koymuşlardır.

 Balıkesir:

Bugün Balıkesir D.P. İl Kongresi saat 10.30 da İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcali'nın başkanlığında açılmıştır.

Öğleden sonraki toplantıda bir konuş­ma yapan İktisat ve Ticaret Vekili Sıt­kı Yırcalı ezcümle şunları söylemiştir. D.P. iktidarı 1950 de reyleri ile nasıl Türk milletinin bütünü ile siyasî bir inkılâp yapmış ise 1950 edn bu yana da iktisadî sahada her sınıf vatandaşımı­zın alın terini," sermayesini ve gayret-ni kıymetlendirmek suretiyle bir bü­yük inkılâbın hamlesi içindedir. Böy­le bir hamlanın doğurduğu zorluklar günlük sıkıntılar ve halledilecek me­seleler mevcuttur. Fakat bunları göze almadıktan sonra kalkınmaya imkân yoktur.

1950 de Türkiye'nin bulunduğu devre­de onu bırakmak ve günlük bir sıkın­tıya düşmemek basit bir yoldur. Biz bu yolu seçmedik, bilerek inanarak zorlukları göze alıp Türkiye'yi yer al­tı ve yer sütü servetleri ile insan ener­jisi ile yeniden ve iktisaden fethetmaye çıkmış bulunmaktayız. Çünkü, bu yol günlük zorlukları belki halletmez fakat yeni çimento, yeni şeker fabrika­ları ve her sahadaki tesislerle., elektrik enerjisi, yol dâvası İle bu meseleleri bir daha ortaya çıkmamak üzere kö­künden halletmekteyiz. Millî gelir kay­bolmadan, israf edilmeden yeni bir kıy met doğurmak için bu tesisler millet hizmetine girmektedir. Bunda muvaf­fakiyet milletin bizimle el bilici et­mesindedir. Mesela bugün geçici bir zahmete girip girmemek günlük kül­feti göze alıp almamakta değil, bun­ların neticesinin büyük bir istikbalin kurulmasındaki rolün tayini meselesin dedir. Size temin ederim ki. bu zah­metleriniz ve sıkıntılarınız boşa gitmeyecektir. »

 İstanbul:

Türk - Amerikan dostluk ve işbirliği­nin en güzel âbidelerinden biri olan ve T.C. Emekli Sandığı Umum Müdürlü­ğü ile Hilton Otelcilik İşletmesi tara­fından 2 numaralı parkta müştereken bina ettirilen İstanbul Hilton Oteli bugün saat 12 00 de merasimle resmen işletmeye açılmıştır.

.Bu merasimde İstanbulda bulunan Ve­killer, Büyük Millet Meclisi Reis Ve­kili,mebuslar, Başvekâlet ve diğer Vekâletler müsteşarları, kumandanlar, umum müdürler, basın mensupları, Amerika ile Ankara ve İstanbuldan da­vet olunan misafirler hazır bulunmuşlardır.

Otelin önündeki şeref direklerine Türk ve Amerikan di&er direklere de muh­telif devletlerin bayrakları çekilmişti. Kapı önünde yer almış bulunan şehir bandosu hafif parçalar çalıyordu.

Merasim çok sade olmuş, Hilton Otelcilik İşletmesi sahibi Conrad Hilton. hayırlı olması temennisiyle otelin kilitli bulunan giriş kapısını açmıştır.

Müteakiben otelin büyük yemek sa­lonunda bir öğle yemeği verilmiştir.

Yalnız erkek misafirlerin hazır bulun­duğu bu yemedi müteakip İstanbul Hilton Otelinin umum müdürü Rudy Bassler bir konuşma yaparak bu eserin yaratılışında emeği geçenlere teşekkür etmiştir.

Müteakiben mikrofuna davet edilen Emekli Sandığı Umum Müdürü Nuri Kınık ezcümle şunları söylemiştir:

«Birçok hususiyetleri bulunan ve Emekli Sandığı için verimli bir plasman mevzuu olduğunu kabul ettiğimiz bu otelin memleketimizin turizm dâvasın­da da büyük bir hamle teşkil ettiği hu­susundaki kanaatimi yüksek huzuru­nuzda bir defa daha belirtmekten zevk duyuyorum,

«Hilton müessesesiyle tam bir anlayış ve işbirliği havası idinde tahakkukuna muvaffak olduğumuz ve işletmesinde de ayni zihniyetin hâkim olacağına emin bulunduğumun bu eser Türk - Amerikan iş ve zihniyet birliğine kuv­vetli bir misal teşkil etmektedir.

Hilton oteli gerek istanbulda ve gerek­se memleketin diğer büyük şehirlerin­de tesis edeceğimiz turistik oteller için bizi kıymetli bilgi ve tecrübeleriyle teçhiz etmiş olmak bakımından da ay­rı bir kıymet v.3 ehemmiyet taşımakta­dır.

Müteakiben söz alan Conrad Hilton, Osmanlı İmparatorluğu ile modern. Türkiyenin kuruluş tarihçesini yapmış, memleketimizin Batı ile Doğu arasın­daki münasebatın takviyesi ve tanzi­minde oynadığı mühim rolü belirtmiş ve Türkiyenin, bu bölgesindeki önder­liğinin her gün biraz daha fazla ehem­miyet kazandığına işaret etmiştir.

Conrad Hilton bu otelin ticarî bir maksadla değil. Türk - Amerikan dostluğu­nun ve işbirliğinin takviyesi gayesiyle yapıldığını bildirerek sözlerini bitirmiş lir.

Bundan sonra Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay salondakilerin alkışlariyle karşılanan bir konuşma yap­mış ve «bugün Türkiye'nin ayı ve gü­neşi ile Amerikanın yıldızları bir arada bulunuyor. Eski dünya yeni dünyayı kucaklıyor» demiştir.

Müteakiben mikrofona davet edilen Maliye Vekili Hasan Polatkan alâka ile takip adilen şu konuşmayı yapmış­tır:

Muhterem davetliler ve kıymetli mi­safirler,

İstanbul Hilton Oteli bu güzel toplantı ile işletmeye açılmış bulunuyor. Bu otel Türk sermayesiyle Amerikan husu­sî teşebbüsünün işbirliğini gösteren mu vaffak bir eserdir.

Tabiî güzellikler âbidesi olan emsalsiz tarih ve sanat eserleriyle dolu bulunan bu şehir, güzel İstanbul kendisine lâ­yık bir eser kazanmış bulunuyor.

Binlerce yıllık insanlık tarihinin her devrine ait baha biçilmez eserler    ve harikulade sanat güzellikleriyle dolu olan Türkiye'de turizm sanayiinin te­melleri süratle atılmaktadır.

Bu büyük oteli İstanbulda ve diğer şe­hirlerimizde yeni otellerin inşaları ve işletmeye açılmaları takip  edecektir.

Turizm endüstrisi kurulurken bütün istihsal şubelerinde olduğu gibi, bu şubede da yabancı sermayesi, tekniği ve tecrübesiyle işbirliği yapmak pren­sibimizdir.

Yabancı sermaye yatırımlarını teşvik eden kanunların meriyete vazından bu yana az bir zaman geçmiş olmasına rağmen elde edilen neticeler memnu­niyet vericidir.

Son beş yıl içinde her sahada çok bü­yük terakkiler kaydeden memleketi­mizde, halkımızın refah seviyesinin sü­ratle yükselmekte olması satın alma kudretinin artması, girişilen büyük envesüsmanlar zengin tabiî kaynakları­mızın işletilmesinde yabancı sermaye için yeni, hareketli, emin bir faaliyet sahası yaratmış bulunmaktadır.

Güzide davetlilerin, Amerikalı va Av­rupalı kıymetli misafirlerin hazır bu­lunduğu bu mizel toplantının intibaları, hafızalarımızda daima canlı bir hatıra olarak kalacaktır.

Bu güzel teşebbüse daimî muvaffaki­yetler temenni ederim.»

Bugün Yıldız bahçesinin Malta Köş­künde da Hilton Otelinin açılışı müna­sebetiyle davet olunan hanımlara 400 kişilik bir öğle yemeği verilmiş, müte­akiben de Olgulaştırma Enstitüsü ta­rafından çok takdir toplayan bir moda defilesi tertiplenmiştir11 Haziran 1955

 Konya :

İkinci Ordu Karargâhı Merkez binası, bu akşam saat 19.30 da çatı kısmında çıkan bir yangın neticesinde tamamen yanmıştır.

Konya ve civar kazaları itfaiyeleri ve askerî birliklerin bütün    gayretlerine rağmen bina kurtarılamamıştır. Ka­rargâh merkezinde bulunan evrak ve eşya cansiperane çalışmalar neticesin­de yangından kurtarılmıştır.

Askerî ve adlî makamlar yangın hak­kında tahkikata  başlamışlardır.

 Ankara :

Bir müddet evvel istifa etmiş bulunan Amerikan Haricî Faaliyetleri İdaresi Türkiye misyonu başkanı Leon Dayton'un yerine tayin edilen Korgeneral Williarn E. Riley, beraberinde Ameri­kan Büyükelçisi Avre Warren olduğu halde bu akşam saat 19.15 de hususî bir uçakla Ankara'ya gelmiştir.

 Osmaniye:

Bugün saat 10.30 da şiddetli bir dep­rem olmuştur. Bazı binalarda çatlaklar husule gelmiş ve camlar kırılmıştır. Başkaca hasar yoktur.

 Ankara :

Ankara ve civarı ile Anadolunun bir çok vilâyetleri için en mühim verem tedavi ve bakım merkezi olan 250 ya­taklı Atatürk Sanatoryumuna bir de 30 yataklı çocuk pavyonu ilâve edil­miştir.

Veremli çocukların hususî bir bakım ve itina isteyan tedavileri için böyle bir şube ihdası, öteden beri, lüzumunu his­settirmekteydi. Bu maksatla kısa za­manda, ikmal edilen çocuk pavyonu bugün Sıhhat ve İçtimaî Muavenet -Ve­kili Dr. Behçet Uz tarafından açılarak hizmete girmiştir12 Haziran 1955

 İstanbul:

Irak Erkânı Harbiyei Umumiya Reisi Tümgeneral Refik Arif Kaymakçı'nın riyaseti altında 10 Haziran 1955 cuma günü Ankaradan İstanbula gelen kar­deş ve müttefik Irakm askerî heyeti, ayni gün Yıldız Harp Akademilerini ziyaret etmiş ve öğle yemeğinde aka-

demi kumandanı Orgeneral Fevzi Mengüc'ün davetlisi olarak bulunmuş mü­teakiben İstihkâm Okullarını gezmiş ve Kara Kuvvetleri Kumandanı Kor­general İsmail Hakkı Tunaboylu'nun misafiri olarak Orduevinde akşam ye­meğini yemidir.

Ertesi   gün   İstanbul   şehrinde bir gezinti yapan heyet azası bugün de Boğaz'ı gezmişlerdir.

Bu akşam kıymetli misafirlerimiz İs­tanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Fahrettin Kerim Gökay tarafın­dan Moda Deniz Kulübünde şerefleri­ne verilen akşam yemeğinde bulunmuşlardır.

Diğer taraftan, Irak'ın Türkiye Büyük­elçisi Ekselans İbrahim Akif El-ahisi, Ataşemiliter general Adil Ahmet Ragbib de misafirlerimizle birlikte İstanbulda bulunmakta ve en samimî dost­luk havası ininde cereyan eden toplan­tı, tetkik ve gezintilere iştirak etmek­tedirler.

14 Haziran 1955

 İzmir:

NATO Hava Kuvvetler: Başkumanda­nı Orgeneral Norstad, refakatinde Ha­va Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tüm­general Çetin Arıburnu olduğu halde bugün Ankara'dan şehrimize gelerek burada Hava Harp Okulunu ve NATO'nun Kara ve Hava Karargâhlarını ziyaret etmiştir. Orgeneral Norstad Türk Hava Kuvvetlerinin davetlisi olarak   şehrimizi   ziyaret   etmektedir.

Saat 10 da Cumaovası hava alanına özel uçağı ile gelen Orgeneral Norstad, Alfsee Kumandanı Korgeneral Kendall Garnizon Kumandanı Korgeneral Ce­mal Gürsel, Altıncı Taktik Hava Kuv­vetleri Kumandanı Tümgeneral Robert Eaton, Alfsee Kumandan Türk Yardımcısı Tümgeneral Ekrem Akalın, Yunan Yardımcısı Tümgeneral Pipili Agopoluos, Altıncı Taktik Hava Kuv­vetleri Kurmay Başkanı Tümgeneral Hamdullah Suphi Göker, NATO ve İzmir Garnizonuna mensup yüksek rütbeli subaylar tarafından karşılan­mıştır.Orgeneral Norstad ve refakatindeki generaller hava alanından Gaziemir'de Hava Harp Okuluna giderek burada Hava Harp Okulu öğrencilerinden mü­tevekkil bir ihtiram kıt'asını teftiş et­mişlerdir. Hava Harp Okulunda Orge­neral Norstad şerefine tertiplenen ge­çit resminde başta Hava Harp Okulu bandosu olduğu halde Harp Okulu Öğ­rencileri çok muntazam parlak bir ge­çit yapmış ve f - 84 Tundcrlet tepkili uçaklarından müteşekkil bir Türk hava filosu kol nizamında çok muntazam bir alçak uçuşla geçide katılmıştır. Geçit resmini müteakip dörtlü bir tepkili fi­lo hava alanı üzerinde akrobasi gös­terilerinde bulunmuştur. Türk tepkili uçaklarının gökleri yırtan sesleri ila birbirine yapışmış intibaını veren bir şekilde çok mahirane olarak yaptıkla­rı akrobasi hareketlerini seyreden Nor­stad, intibalarmı «çok mükemmel» ola­rak ifade etmiş va demiştir ki:

«Ankara'daki temaslarımdan ve Türk ordusunun yakmen müşahede ettiğim gelişmelerinden son derece memnu­num. Türkiya müşterek NATO savun­ması 'bakımından hakikaten en ehem­miyetli mevkii işgal etmektedir.»

Orgeneral Norstad ve beraberindeki generaller öğle yemeğini Hava Harp Okulunda yemişlerdir.

Saat 14.45 de NATO Hava Kumandanı Güney Doğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Karargâhına gelerek bura­da Türk - Amerikan ve Yunanlılardan mürekkep bir ihtiram kıtası tarafından selâmlanmış va Alfsee Kumandanı Korgeneral Kendall ile görüşmüştür.

Buradan ayrılan General Norstad ve refakatindeki heyet, Altıncı Müttefik Taktik Hava Kuvvetleri Karargâhına giderek burada da Türk, Yunan ve Amerikalılardan müteşekkil bir ihtiram, kıt'ası  tarafından     selamlamışlardır.

Orgeneral Norstad bu karargâhda Tür­kiye ve Yunanistan Bölgesi NATO Ha­va Kumandanı Tümgeneral Eaton ile görüşmüştür.

Orgeneral Norstad ve General Arıbur­nu saat 17 de uçakla İstanbul'a müte­veccihen şehrimizden ayrılmıştır.

15 Haziran 1955

 Marmaris:

Bugün saat 6.30 da. Amiral Sr. Guy Granhant'm kumandasındaki 11 parça­dan müteşekkil İngiliz Akdeniz Harp Filosu limanımıza gelmiştir.

Limanımızda 5 gün kalacak olan misa­fir filonun kumandanı Kaymakam ve Belediye Reisini ziyaret etmiştir.

16 Haziran 1955

 Bafra:

İlçemizde on dersaneli bir ilk okul bi­nası inşa edilmek üzere ilgililerce ya­pılan tetkikat sırasında, ilçemiz tüc­carlarından Himmet Karagocuk, 150 bin liralık bir gayrimenkulu bu okul İçin bağışlamıştır.

Hamiyetperver   tüccarımızın   bu   bağı­şa, muhitte büyük bir takdirde karşı­lanmıştır.

 Ankara :

Vaki davet üzerine Lübnan'ı ziyaret et­mek maksadıyla memleketimizden avrilmış bulunan Reisicumhurumuz    Celâl Bayar'm gaybubeti esnasında ken­disine anayasanın 33 ncü maddesi mu­cibince Vekâlet edecek olan  Türkiye Büyük Millet Meclisi Roisi Pefik Koraltan bugün, Çankaya'da Reisicumhur Vekilliği vazifesine  bağlamıştır.

18 Haziran 1955

- Marmaris:

"Hind donanmasına mensup beş parça­dan müteşekkil bir filo, bu sabah Limasol'dan limanımıza gelmiştir.

Tilo kumandanı karaya çıkarak Kay­makamı ziyaret etmiş ve bu ziyaret Kaymakam   tarafından   iade   olunmuş  Saat 17 den itibaren misafir filo gemileri halk tarafından gezilmece başlan­mıştır.

 Ankara :

Yüksek Sağlık Şûrası, bugün de Sıh­hat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Tuzun reisliğinde toplanarak gündemindeki adlî ihtibar ve meslek hastalıklariyle ilgili 74 mevzuu ince­lemiş vs kararlara bağlamıştır. Bun­dan başka Vekâletin bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklar hakkındaki çalış­malarını memnuniyeti mucip görmüş, poliyomiyelit ve aşısı mevzuu üzerinde Vekâletin mütehassalar heyetine hazır­latmış olduğu raporu da tetkik edip uygun bularak toplantılarına son ver­miştir.

 Ankara :

Münakalât Vekili Muammer Çavuşoğlu telefon durumumuz ve son çalışmalar hakkında kendisinden malûmat rica eden Anadolu Ajansı muhabirine aşa­ğıdaki beyanatta bulunmuştur:

Memleketimizin hepimizin gözü önün­de bulunan muazzam kalkınmasına muvazi olarak yürüyen telefon ihtiya­cının şiddet ve lüzumu hakkında yani bir şey söylememe zannedersem lüzum bulmayacaksınız.

Yurdun muhtelif mahallerinde halen tesis edilmiş bulunan otomatik ve manüel santral teçhizatı toplamının nü­fusumuza nisbeti 1000 nüfus başına 5,2 telefon  isabet  ettiğini   göstermektedir.

Bu durumu ve gittikçe artan talepleri göz önüne alan P.T.T. İdaresi Türkiye'­de ilk kademe olarak 1965 senesine kadarki 10 senelik devre içerisinde 1000 nüfus başına isabet eden telefon mik­tarının 15 .= çıkartılması için yeni bir tesis ve tevsi hazırlamıştır.

Hâlen Anadolulum muhtelif şehir ve kasabalarında tesis edilmiş ve muka­veleleri gereğince tesis edilmekte olan otomatik santral teçhizatının kapasi­tesi diğer bir ifade ile işletmeye veril­miş ve verilecek adedi cem'an 149.900 hattır. Bu adetten fiilen kullanılmakta olanların miktarı ise 99.500 dür. Fiilen işletmede bulunan hat adedinin 42.000'i İstanbulda ve 57.500 ü de Ankara da dahil olmak üzere diğer şehir ve kasa-balarımızdadır.

Bu tesislerin 10 şehir ve kasabamızda müesses olanları, rotary ve 46 şehir ve kasabamızda müesses olan ve ola­cakları ise ericsson techizati olmak üzere memleket sathına yayılmış bulun­maktadır.

Umumî vaziyetini şöylece izah ettiğim, telefon tesislerinin arttırılması yolun­da, hazırlamış olduğu programa göre harekat .eden P.T.T. Umum Müdürlüğü, yaptığı temaslar neticesinde ve bizzat Umum Müdürün reisliğinde bir heyetin İsveç'e gitmesi suretiyle kredi esası üzerinden yani bir anlaşmanın esasları­nı tesbit ve tayin etmiştir.

Bu esaslara göre İsveç'te 1m. Ericsson firması ile 7 sene vadeli ve 77 milyon İsveç kronluk malzeme bedelli 119.200 hatlık (abonelik) yeni bir tevsiatın ya­pılması üzerinde mutabakat husul bul­muştur.

Ankara'da kısa bir müddet içerisinde formalitesi ve diğer bazı hususları ik­mâl ve intaç edilecek olan bu anlaşma neticesinde akdedilecek mukavele ile:

1- Ankara'nın mevcut 23.800  hatlık telefon kapasitesi 37.200 hat ilâvesiyle 61.000 hatta,

2- İzmir'in mevcut 12.600 hatlık tele­fon kapasitesi 18.000 hat ilâvesiyle 30.600 hatta,

3- Samsun'un mevcut 1500 hatlık tele­fon kapasitesi 2500 hat ilâvesiyle 4.000 hatta,

4- Trabzon'un mevcut 1000 hatlık te­lefon kapasitesi 2000 hat ilâvesiyle 3000 hatta,

5-Konya'nın mevcut 1500 hatlık tele­fon kapasitesi 2.500 hat ilâvesiyle 4000 hatta,

6-Kayseri'nin mevcut 1000 hatlık te­lefon kapasitesi 3000 hat ilâvesiyle 4000 hatta.

7- Erzurum'un mevcut 2000 hatlık telefon kapasitesi 1000 hat ilâvesiyle 3000 hatta,

8- Adana'nın mevcut 3500 hatlık tele­fon kapasitesi 3500 hat ilâvesiyle 700Ohatta,

9- Mersin'in mevcut 1000 hatlık tele­fon kapasitesi 2000 hat ilâvesiyle 3000 hatta,

10- Ceyhan'ın mevcut 500 hatlık tele­fon kapasitesi 1000 hat ilâvesiyle 1500 hatta,

11- Antakya'nın mevcut 500 hatlık te­lefon kapasitesi 1000 hat ilâvesiyle 1500 hatta,

12- Tarsus'ta yeniden 2000 hatlık bir santral  tesisi   suretiyle  telefon   kapa­sitesi 2000 hatta,

13- İskenderun'un mevcut 1000 hatlık telefon kapasitesi 1000 hat    ilâvesiyle 2000 hatta,

14- Sivas'ta mevcut 500 hatlık santral 3000 hatlık yeni bir santralın tesisi su­retiyle tebdil edilerek kapasitesi 300Ohatta,

15- Eskişehir'de mevcut 2500    hatlık, telefon kapasitesi 3500 hat    ilâvesiyle 6000 hatta,

16- Anadolu'nun 30 şehir ve kasabasın­da tesis edilmekte  bulunan 19.000 hatlık telefon kapasitesi 15.500 hat ilâve­siyle 34.500 hatta,

17- Zonguldak'ta mevcut  1400 hatlık santral, 4000 hatlık yeni bir santralın tesisi suretiyle tebdil edilerek telefon kapasitesi 4000 hatta,

18- Afyon'da mevcut 500 hatlık sant­ral 2000 hatlık yeni bir santralın tesi­si suretiyle tebdil edilerek telefon ka­pasitesi 2000 hatta,

19- îzmit'de mevcut 600 hatlık santral 3000 hatlık yeni bir santralın tesisi su­retiyle tebdil edilerek telefon kapasite­si 3000 hatta,

20- Diyarbakır'da mevcut 1000 hatlık santral 4000 hatlık yeni bir    santralın tesisi  suretiyle tebdil adilerek telefon kapasitesi 4000 hatta.

21-  Gaziantep'te mevcut 2400 hak santral 7000 hatlık yeni bir santralın tesisi suretiyle tebdil edilerek telefon»kapasitesi 7000 hatta,

22 - Malatya'da mevcut 1000 hatlık santral 4000 hatlık yeni bir santralın tesisi suretiyle tebdil edilerek telefon kapasitesi 4000 hatta,

23 - Zonguldak, Afyon, İzmit. Diyarba­kır, Malatya ve Gaziantep'ten servis dışı edilecek cem'an 6900 hat üs Bursa, Balıkesir ve Adapazarı santrallarının kapasiteleri 11.900 hatta,

iblâğ edilecektir.

.Ayrıca bu yıl içerisinde tesis edilecek olan 6000 hatlık manyetolu santrallara ilâveten 10.000 hat daha tesis edilecektir.

.Diğer taraftan tevsi edilmekte bulunan şehirlerarası haberleşme imkânlarına muvazi olarak da 254 adet şehirler a-rası pozisyonu tesis edilecektir.

Yukarıda ana hatları itibariyle izah etmeye çalıştığım santral ve şehirlerara­sı tesislerinin kurulmasına muvazi olarak tesisi lüzumlu bulunan şebeke malzemesinin bir kısmı ile 140.000 adet otomatik ve 10.000 adet menystolu te­lefon makinasının da aynı anlaşma da­hilinde temini sağlanmış bulumaktadır.

"İmâl, inşa ve tesisimi bakımından za­mana ihtiyar gösteren bu anlaşmanın gayretli bir mesai ile 7 sene içerisinde behemehal bitirilmesi mukarrerdir. An­cak her iki taraf da tesisatı 4.5 senede bitirmek için azami mesai sarfını derpiş etmişlerdir. Muhtelif senelerde ik­mal ve intar edilecek olan santrallar, ikmallerini müteakip derhal servise ve­rilebileceklerdir.

Ankara'da 1956 sonuna kadar 2700 hatlık bir kısım servise verilmiş ola­caktır.

.P.T.T. Umum Müdürlüğü memleketi­mizin diğer şehir ve kasabaları için de yenî anlaşmalarla telefon tesisleri temini yolunda ayrıca mesai sarfetmektedir. Bu hususlarda da anlaşma­lara varıldığı zaman keyfiyetten muh­terem halkımızı ayrıca haberdar edeciğim.

İstanbul telefonlarının 42.000 hatlık mevcudunun hâlen devam etmekte bulunan tesisat ve tevsiatla daha 23.600 hat ilâve edilmiş olacaktır. Bu tesisata muktazi ve mecmu bedeli 2 milyon dolara baliğ olan kara kabloları ile İs­tanbul sahası için lüzumlu denizaltı fonksiyon kabolarının. satın alınması işi 9/5/1955 tarihinde mukaveleye bağ­lanmıştır. İlk parti kabloların muka­vele akdi tarihinden itibaren 8 hafta sonra teslimine başlanmış olacaktır.

Deniz kablolarının imâli işi ön plâna aldırılmış olup bu kablolar elde olmayan sebepler dolayısiyle teahhüre uğ­ramadan vaktinde; İstanbul'a getirile­bilir ve havalar deniz üzerinde çalış­maya imkân verirse, kış mevsiminden evvel denize atılacaktır. Bu suretle İs­tanbullu hemşehrilerimizin Önümüzde­ki kıs mevsiminde santrallar arasında sıkıntısız bir konuşma imkânına sahip olacaklarını ifada edebilirim.

Ayrıca satın alınması temin edilmiş ve bir kısmı memleketimize de gelmiş bu­lunan bakır tellerle Van vilâyetimizin Siirt Diyarbakır üzerinden ve Adıya­man vilâyetimizin de Malatya üzerin­den şehirlerarası telefon konuşmaları­na ballanması için gerekli tesisata pek yakında başlanılmış olacaktır. Yine P.T.T. İdaresinin 9/5/1955 tari­hinde akdettiği mukavele ile temin edeceği bakır tellerle, muhtelif şehirlerimizin kısmî ihtiyaçları karşılanacak ve bilhassa Erzurum üzeri Horasan -Karaköse - İran ve Pakistan irtibatı sağlanacaktır.

Hâlen ihaleleri kısmen tamamlanmış ve kısmen de tamamlanmak üzere bulunan NATO tesislerinin ikmalini müteakin memleketimizin muhtelif şehir ve kasabalarının telefon ve telgraf ir­tibatları cok daha tatminkâr bir hale gelecektir.

P.T.T. Umum Müdürlüğü ayrıca muh­telif bölgelerimizde radyolink tesisleri kurma bahsinde de tetkiklerde bulun­maktadır.

Bu yolda da kısa bir zamanda müsbet neticeler alınabilecektir.

Muammer Çavuşoğlu sözlerine devam­la demiştir ki:

«Bu konuşmamla muhterem umumî rfkârımıza bir ciheti de arz etmek is­terim.

Demokrat Parti iktidara geldiği zaman Türkiye'de otomatik telefon hat adedi 61.000 idi. 1950 den bu vana 5 senelik müddet içerisinde fiilen işletmeye ve­rilen otomatik telefon adedi 38.500 hat ilâvesiyle 99.500 e çıkarılmış ve mukayelelerine göre devam etmekte olan tevsiat ile 149.000 e ve arz ettiğim yeni anlaşmalarla bu miktarın 119.200 hat daha ilâvesiyle 269.100 e iblâğı sağlan­mıştır.

Manyetolu   telefonlar   bu dışındadır.

Hemen hemen tekmil malzemesini dış memleketlerden ithal ettiğimiz bu te­sislerin tebarüz ettirdiğim, rakamlara ulaştırılın asındaki ehemmiyeti kadir bilir Umumî efkârımızın takdir ile kar­şılayacağını ümid  ediyorum.

Ancak şu ciheti de hemen tebarüz et­tireyim ki bu faaliyetimiz, bizim için bir iftihar vesilesinden ziyade ileride daha çoğa, daha iyiye ve daha mükem­mele gitmek için bir hız kaynağıdır.

Sözlerimi bitirirken memlekette bir te­lekomünikasyon sanayii tesisi hususunda da kararlara vardığımızı vs bunu da kısa bir zamanda ve kademeli ola­rak tahakkuk sahasın intikal ettirece­ğimizi arzederim.

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinin yaptığı tetkiklerden sonra Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu -hükümlerinden, fayda­lanan Birleşik Amerikanın Federal Truck Conroany müessesesi ile Ziraat Bankası, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu. Türk Ekspros Bank. Taş, Çukobirlik müştereken 20 milyon lira ser­mayeli (Federal Türk Kamyonları Anonim Şirketi) adında bir müessese kurmuşlardır. Bu şirketin sermayesi­nin 8 milyon lirasını Amerikan sirkeci ' koymaktadır.

Fabrika her türlü kamyon ve motorlu nakil yasıtaları. imal edecek ayrıca bunlar için lüzumlu vinç dump - body, yarım treyler ve Amerikan veya sair yabancı memleket mamulü bilumum kamyonetle binek otomobillerinin ye­dek parçalarını imal ye tevzi edecek Federal Motor Truck Company vaze­deceği 8 milyon liralık sermayenin 5 milyon liralık kısmını makine ve te­sisat şeklinde aynî sermaye olarak koymaktadır.

 Yozgat:

Bu sabah otomobille Ankara'dan şeh­rimize gelen Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, vilâyeti, belediyeyi ve siya­sî partiler merkezlerini ziyaret ettikten sonra Spor v-3 Sergi Salonunun açılış merasiminde hazır bulunarak kurdelâyı kesmiştir.

Siyasî partiler temsilcileri de dahil ol­mak üzere son derece 'kalabalık bir" halk kitlesinin hazır bulunduğu bu toplantıda vatandaşlarla hasbihalde bulunan Dr. Mükerrem Sarol, senelerden beri mühmel kalmış Yozgat'ın iktisaden kalkınması hususunda bir konuş­ma yapmıştır.

Yozgat'ın sür'atle kalkınması için mevcut siyasî partilerin, bunu partiler üs­tü bir m-ssele telâkki ederek, girişilen teşebbüslerin süratle kuvveden fiile çıkmasına yardım etmelerinin lüzumu­na işaret ettikten sonra partileri bu mevzuda işbirliğine davet etmiş ve Yozgat vilâyetinin 10-15 'bin tonluk bir şeker fabrikasına sahip olacak şartları haiz bulunduğunu beyan etmiştir.

Tiftik ve yapağı bakımından zengin­liklere malik olan Yozgat'da ilk ham­lede bir yün yıkama, bilâhare yün ip­liği imâl edecek fabrikalar yapılacağı­nı İşletmeler Vekâletinin bu mevzudaki çalışmalarına istinaden işaret eden Devlet Vekili bu havalide yetiden ar­panın bira istihsaline son derece elverişli bulunması dolayısiyle Orta Anadolunun İhtiyacını karşılamak üzere Yozgat vilâyeti irinde bir bira fabrika­sının inşasının mutasavver olduğunu söylemiştir.

Başvekil Adnan Menderes'in Yozgat'ın ihtiyaçlariyla yakından alâkadar bulunduğunu ifade ettikten sonra bahsettiği fabrika ve tesislerin süratle tahakkuku için Ankara'da ilgili dairelerle temasda bulunacağım tebşir etmiş ve böylece Yozgat'ın makûs talihinin arkada kalacağını söylemiştir.

Müteakiben Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, bugünkü iktisadî durumu­muzun bir panoramasını emdikten sonra, çeker mevzuunda muhalefet ta­rafından yapılan tahriklere ve istismar tehditlerine temasla ezcümle şunları söylemiştir:

««1950 senesine kadar bu memlekette plânlı programlı bir sefer sanayiinin mevcut olduğu iddia edilemezdi.

Yurdun hangi sahasının pancar ziraatine elverişli bulunduğu dahi tetkik olunmamış, şekerin ne kadar hayatî bir gıda maddesi olduğu hakkında en iptidaî bir bilgi dahi iktisap edilme­miştir. Filhakika şekerin iptidaî maddesini teşkil eden pancarın yetişmedi­ği yerlerde şeker fabrikaları kurulmuş, senede verem âfetinden 40 bin kişinin öldüğü bir devirde şeker fiatlarına fa­hiş zamlar yapılmıştır.

Halk Partisinin iktidarı zamanında şe­ker fiatlarının birden bire 540 kuruşa çıkarılmasını temin eden kanunun es­babı mucibesi bu maruzatımı teyid fi­den ilan kuvvetli vesikadır.

Çünkü onların yaptığı bu zam, Millî Müdafaa masraflarını karşılamak ba­hanesi altında vasıtalı vergi tarh et­mek ve şeker istihlâkini azaltmak ga­yesine matuftu. İktidarımız ise, şeker istihsal ve istihlâkini halkımızın eşsiz «iştira gücüyle mütenasip olarak art­tırmak yolunda ve azmindedir. Önü­müzdeki aylar içinde yeni dört fabri­ka daha şeker istihsali faaliyetine ka­tılacaktır. Böylece sun'î olarak yaratı­lan bu sıkıntı muvacehesinde sarfedilmiş sözler, önümüzdeki kampanyayı müteakip birer gülünç iddia halinde kalacaktır.

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol 1950 1955 yılları arasındaki şeker istihsal ve istihlâkine dair müsbet rakamlara müstenit izahat verdikten sonra sözü matbuat hürriyeti mevzuuna getirerek ezcümle şunları  söylemiştir:

«Gazetelerin bir telefon emriyle nasıl kapatıldığını matbuat yoluyla suç iş­leyenlerin mevkufen nasıl muhakeme edildiklerini, yıllar ve yıllar- hükümet merkezinde Ulus'dan başka bir gazete­nin neşrine müsaade  olunmadığını unutmuş görünüyorlar. Demokrat Parti iktidarı kadar matbuat hürriyetine inanmiş, değer vermiş ve bunu en aziz bir müessese olarak bağrına basmış bir iktidar tasavvur edilemez. Şahısla­rın şeref ve haysiyetlerine, hususî ha­yatlarına basın yolu ile tecavüz etme­nin mubah olduğunu kabul etmiş de­mokratik bir memleket gösterilemez.

İktidarın en sağlam cenahına bu tarz: hücumlarla asker çıkarmağa teşebbüs edilmesi akıl kârı hareket değildir.

Anlaşılıyor ki, muhalefet gerilla mu­harebesi yapmaktan, kaptıkaçtı kazanç peşinde koşmaktan halâ kendini ala­nı sumaktadır.»

Yozgatlıların yüzünü güldüren bu be­yanları müteakip hazır bulunanların coşkun tezahüratı arasında Spor ve Sergi salonundan ayrılan Devlet Ve­kili Dr. Mükerrem Sarol, Sorgun ka­zasına giderek orada da halkla samimî hasbıhallerde bulunmuştur.

Gerek vilâyet merkezinde gerek Sor­gun kazasında yapılan bu hasbıhaller Yozgatlıları son der.ece mütehassis et­miştir.

 İzmir:

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Tümgeneral Ahmet Refik Kaymakçı başkanlığında 19 kişiden müteşekkil Irak askerî heyeti, üç günlük bir ziya­retten sonra, bugün saat 12.30 da husu­sî uçaklariyle memleketimizden ayrıl­mıştır.

Heyet, Gaziemir hava alanında Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral. İs­mail Hakkı Tunaboylu İkinci Yurtiçi Bölge Kumandanı Korgeneral Cemal Gürsel, Vali Muavini Ragıp Uğural ile yüksek rütbeli subaylar tarafından me­rasimle teşyi edilmiştir.

Heyetin hareketi esnasında Kara Kuv­vetleri Kumandanı Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, Tümgeneral Kaymakçı'ya Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'in bir mesaimi tevdi etmiş­tir.

Irak Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Kaymakçı ise mesai dolayısıyla en kal­bi teşekkürlerini bildirmiş ve memle­ketimizden ayrılırken, hayatının en tatlı ve unutulmaz hatıralarını da be­raberinde Bağdad'a ve Irak'a götür­düğünü, Türkiyedeki müdafaa teşkilâ­tı yanında umumî duruma hayran kal­dığını belirtmiştir.

Heyetle beraber şehrimize gelmiş olan Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgene­ral İsmail Hakkı Tunaboylu ve bera­berindeki askerî erkân da öğleden son­ra saat 15 de bir askerî uçakla Anka­ra'ya gitmiş alanda merasimle uğurlanmıştır.

 Konya:

Yugoslavya Şeker Fabrikaları Ziraat "uzmanlarından müteşekkil bir heyet pancar bölgelerinde tetkiklerde bulun­mak üzere dün şehrimize gelmiştir.

Konya Şeker Fabrikası ile Mevlânâ Müzesini gezer. Yugoslav heyeti bu­günden itibaren pancar ekim sahaların da tetkiklerde  bulunacaktır.

 Ankara :

Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Sulh Başvekil ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Adnan Mendsres'e aşağıdaki tel­grafı göndermiştir:

Ekselans Adnan Manderes

Başvekil

Ankara

Reisicumhur, hükümet ve Lübnan mil­letinin dost Türk milletine karşı saygı ve en samimi dostluk hislerini ifade eden Reisicumhur Celâl Bayar'ın- ha­raretli istikballeri esnasında Ekselans Reisicumhura refakat edememiş ol­maktan mütevellit teessürlerinizi ifa­de eden mesajını almakla şerefyap oldum.

Biz Lübnanlılar ziyaretinizden mahrum olmaktan, fevkalâde müteessiriz. Şah­sen beni Ekselanslarına bağlryan şah­sî dostluk ifadelerinden fevkalâde mü­tehassis oldum.

Lübnan'a ikinci bir ziyaretinize hâdise­lerin imkân vereceği ümidi içerisinde bulunmak benim için hususî bir zevk­ti r.

Hürmetle, samimî dostluk hislerimle en iyi saadet temennilerimin kabulünü rica ederim.

Lübnan Başvekili Sami El Sulh

 Ankara :

Memleketimizi bir müddetten beri zi­yaret etmekte bulunan dost ve mütte­fik Irak'ın güzide askerî heyeti baş­kanı ve Irak Erkânı Harbiyei Umumi­ye Reisi Tümgeneral Refik Arif Kay­makçı, Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes'e aşağıdaki telgrafı göndermiştir:

Muhterem Adnan Menderes

Türkiye Başvekili

Ankara

Dost ve aziz Türk topraklarım terk et­tiğimiz şu anda, gerek kendi şahsım, gerekse arkadaşlarım namına, Türki­ye'yi ve kahraman Türk ordusunu zi­yaretimiz sırasında zatı devletlerinden görmüş bulunduğumuz büyük alâka ve sempatiden dolayı en derin teşek­kür ve minnettarlık hislerimi takdim ederim.

Irak  Erkânı  Harbiyei

Umumiye Reisi

Tümgeneral

Refik Arif Kaymakçı

 Bursa

1.340.000 liraya mal olan 108 işçi evi bu sabah saat 10 da yapılan bir mera­simle sahiplerine verilmiştir. Bursa mebusları ili kalabalık bir halk kitle­sinin iştirak .etti&i merasime istiklâl marşı ile bağlanmıştır. Mensucat Sana­yii İşçileri Sendikası Balkanının hükü­mete ve diğer alâkalı makamata şük­ran hislerini ifade eden konuşmasından sonra Çalışma Vekili adına bir hitabe­de bulunan Bursa mebusu D.P. Mec lis Grup Başkanı Hulusi Köymen, hü­kümetin işçi vatandaşı mesken sahibi yapmak hususundaki gayret ve teşebbüslerini tebarüz ettirerek bilhassa bü­tün vatandaşları refaha kavuşturmak için elden gelen gayrati hiçbir suretle esirgemediğini ifade etmiştir.

 Ankara :

Dün memleketimizden ayrılan Irak'ın Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Er­kânı Harbiyei Umumiye Reisimize aşağıdaki teşekkür mesajını göndermiş­tir:

Muhterem Orgeneral Nurettin Baransel Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi

Ankara

Bugün,, memleketinizden ayrılırken sahsım adına ve arkadaşlarım namına en  derin  saygılarımı  sunarım.

Kardeşane olan dostluğumuzla, kahra­man Türk ordusu subaylarının dostluklariyle iftihar ederken, Allah'tan derin sağlıklar diler  asla unutamıyacağımiz, kalbimizde daima yaşaya­cak olan kardeşane ve samimî hisleri bayan ederim..

Irak Erkânı Harbiyei

Umumiye Reisi

Tümgeneral

Refik Arif Kaymakçı

Ankara :

Dün memleketimizden ayrılan dost ve müttefik Irak'ın Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Tümgeneral Refik Arif Kaymakçı, Millî Müdafaa Vekilimiz Ethûm Menderes'e aşağıdaki teşekkür mesajını göndermiştir:

Muhterem Ethem Menderes

Millî Müdafaa Vekili

Ankara

Bugün güzel İzmir'den ayrılarak Irak'a müteveccihen hareket etmekteyiz. Biz­lere, bütün ziyaretlerimiz esnasında zatıâlileri tarafından ve aziz, kahra­man, muvaffak Türk ordusundan gös­terilen yüksek lütuf vs itibarı hepimiz .derin bir hissiyatla kalblerimize unu­tulmaz ve silinmez bir hâtıra olarak, nakşettik.Bütün hey art adına teşekkür ve hürmet­lerimi sunarım.

Irak Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi

Tümgeneral Refik Arif Kaymakçı

20 Haziran 1955

 Ankara :

Bölgeleri arı yetiştirmeğe müsait olan-arıcılara Ziraat Bankasınca arıcılık mevzuunda kredi açılması için Seyhan Teknik Ziraat Müdürlüğünün yaptığı müracaat banka umum müdürlüğünce muvafık görülmüş ve vilâyetimiz dahi­lindeki şubelere talimat verilmiştir.

Devlet Arıcılık Birlik veya Kooperatif­leri tarafından açılan kurslardan birini bitirmiş veya kurs görmemiş fakat kendi kendini yetiştirmiş ve fenni kovonlarla arıcılık yapabileceğine dair teknik ziraat teşkilâtınca belge almış olanlar bu kredidan faydalanabilecek­lerdir.

Yüzde 7 faizle ve 4 yıl müddetle açı­lan bu kredi miktarı kovan adedine gö­re 500 lira ile 2000 lira arasındadır.

 Osmancık:

Kazamız mıntakasında faaliyette bulu­nan Arazi Kadastro ekiplerinin hazır­ladığı Ereğli köyüne ait 5054 dönüm­lük araziye ait çaplı tapular, bugün merasimle  sahiplerine dağıtılmıştır.

Merasimde, Kaymakam, kaza erkânı, kalabalık bir vatandaş topluluğu hazır bulunmuştur.

21 Haziran 1955

 Ankara :

23 haziran perşembe günü İstanbul'da toplanacak olan milletlerarası resmî turizm teşekkülleri birliği icra komi­tesi münasebetiyle, kendisiyle görüşen bir muhabirimize, Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürü Muammer Bay­kan, şu beyanatı vermiştir:

Turizm faaliyetleri, bugün, büyük halk. kitlelerinin hareketine inkılâp et­miş, bir iktisadî faktör mahiyetini al­mıştır. Bu itibarla, turizmin devlet ve hususî teşebbüs sektörlerince organi­zasyonu zaruri olmuş ve nihayet mil­letlerarası işbirliğini  icabettirmiştir.

Bu yolda ilk teşebbüs, 1925 senesinde semeresini verdi. Ve milletlerarası bir turizm işbirliği teşekkülü meydana gel­di. Ancak bu teşekkülün faaliyeti,  turizm istatistiklerinin' tevhidine inhisar ediyordu. Milletler cemiyeti da buna daha geniş bir saha verememişti. Son­raki yıllarda beynelmilel siyasî buh­ranlar ve nihayet İkinci Cihan Harbi, turistik hareketlere bir fasıla verilme­sini zaruri kıldı. Harp sonrası meseleleri, hususiyle hudut ve gümrük for­maliteleri, para kıymetlerinin düşme­si, harbin turizm endüstrisinin tahribi, turistik münasebetleri güçleştirdiği için birinci derecede alâkalı devletlerin mümessilleri, bunları müştereken hal­letmek üzere 1946 senesinde Londra'da bir kongre akdettiler. Bu kongrenin mukadderatı gerekince 1947 de Paris'­te milletlerarası resmî turizm teşekkül­leri birliği kuruldu. Bir sene sonra Türkiye de bu birliğe katıldı.

Birliğe bugün 52 devletin mümessille­ri iştirak etmektedir. Ayrıca dünyanın en büyük seyahat acenteleri ve otelci­lik birlikleri de bu teşekküle âzadır. Bunların üyeliği, alman kararların fi­ilî sahaya intikalinde mühim bir âmil­dir.

"Milletlerarası resmî turizm teşekkülleri birliği, kısaca (birlik).. 1943 senesinden itibaren, Birleşmiş Milletler nezdinde de istişarî bir sıfat iktisabetmiştir.

Birlik, bir umumî heyet (kongre) 5 esas komisyon ve 5 bölge komisyonu île genel sekreterlikten teşekkül eder. Bunların fevkinde icra komitesi var­dır. İcra komitesi, birliğin sevk ve ida­resi ile vazifelidir.

Türkiye, kongre sırasında esas komis­yonların faaliyetine iştirak etmekte­dir. Bölga komisyonlarından Avrupa turizm komisyonunda âzadır ve Ortadoğu turizm komisyonu reisi bulun­maktadır. Geçen sene eylül ayında Londradaki kongreye iştirak etmiştim. Bu konseyde, icra komitesi üyeliği şahsıma teveccüh etti.

23 haziran'da İstanbul'da toplanacak olan, bu icra komitesidir.

İcra komitesinde, 22 millete mensup 29 üye bulunmaktadır. Bu zevat, tem­sil ettikleri memleketlerin, resmî tu­rizm teşekküllerinin umum müdürü, reisi gibi en selâhiyetli kimselerdir.

Takdir edersiniz ki, dünya turizm ha­reketleri üzerinde söz sahibi olan bu kadar çok sayıdaki otoritenin bir arada memleketimizi ziyaretleri, bizim için cidden kıymetli bir avantajdır.

Birlik İcra Komitesinin bu 40 ncı top­lantısında, bundan evvel La Haye'de yapılan içtimadan beri geçen zaman içindeki turizmin beynelmilel inkişafı gözden geçirilecek, esas komisyonlarla bölge komisyonlarının raporları ince­lenecek, hesap durumu tetkik oluna­cak ve turizm engellerinin kaldırılma­sı, pasaport ve gümrük meseleleri, tu­ristik teçhizat vs turistik personel ye­tiştirilmesi, turistik propaganda materyelinin serbest tedavülü gibi mevzular üzerinde çalışılacaktır.

Memleketimizin turizm sahasında birçok ilerlemeler kaydettiği bu sırada, böyle bir toplantının İstanbulda yapıl­ması Türkiyenin turizmdeki istikbâ­li zaviyesinden, cidden manalıdır.

İcra komitesinin toplantıları üç gülü. devam edecek, bundan sonra üyeler, memleketin kıymetlerini tanımak üze­re, gezdirileceklerdir.»

 İstanbul:

Millî Müdafaa Vekilimiz Ethem Men­deres, memleketimizin misafiri olarak üç gündenberi İstanbulda bulunan dost Pakistan askerî heyetinin ziyarstleri hakkında, Anadolu Ajansına şu be­yanatta  bulunmuştur:

«Bildiğiniz Pakistan Millî Mü­dafaa Nazırı Ekselans Eyüp Han'ın ri­yasetindeki, Hariciye Kâtibi Umumhi Rahim  Bev.   Erkânı   Harbive   HarekâtBaşkanı General Yahya Han ve Yaverleri Yüzbaşı Ahmet'ten müteşekkil he­yet, hükümetimizin misafiri olarak hâlen  İstanbulda   bulunmaktadır.

Heyet dün sabah vilâyet makamını ya Birinci Ordu Müfettişliğini ziyaret et­tikten sonra beraberimizde Pakistan ;Sefiri Ekselans Aminüddin ve Ataşe militer İsmail Han olduğu halde Bo­ğazda motörle bir gezinti yaptık. Öğle yemeği, Birinci Ordu Müfettiş Vekili Korgeneral Vedad Garan ve akşam ye­meği de tarafımdan verildi. Bu yemeklerde, Vali, mülkî ve askerî erkân bu­lundular. Bu arada ekselans Eyüp Han ile Pakistan - Türk paktının esasları »dahilinde askerî malûmat ve fikir tea­tisinde bulunulmuştur.

Bugün sabahleyin ekselans Eyüp Han, refakatindeki zevatla Üçüncü Zırhlı Tugayımızı ve diğer birliklerimizi zi­yaret etmiştir.

İstanbul'dan Ankaraya gidecek olan heyetin, Ankarayı ve askerî tesisleri­mizin bulunduğu vilâyetleri ziyaret et­meleri için  bir program hazırlanmıs

           Ankara :

iller Bankasından aldığımız malûmata göre, Afyon vilâyetine bağlı Sandıklı kasabasının banka tarafından yaptırıl­makta olan içme suyu tesisatı ikmâl edilmiş, kasaba halkı temiz ve bol iç­in  suyuna   kavuşmuştur.

 İstanbul:

Başvekilimiz Adnan Menderes birkaç günden beri memleketimizde bulunan dost ve müttefik Pakistan'ın Millî Mü­dafaa Vekili ve Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Ekselans Muhammed Eyüp Han'ı bugün saat 19.00 da vilâyet­te kabul ederek kendisiyle bir saat ka­dar görüşmüştür.

Bu görüşme esnasında Millî Müdafaa Vekilimiz Ethem Menderes, ve Pakistanın Türkiye Büyükelçisi Ekselans Mian Amuniddin Han da hazır bulun­muşlardır.

  İstanbul:

Bir kalb krizi neticesinde vefat eden Harp Akademisi eski kumandanı. Mil­lî Müdafaa Vekâleti Başmüstsşarlığından emekli Korgeneral Sedat Doğruer'ir cenazesi, bugün saat 11.00 de Gümüssuyu Askerî Hastahanesinden as­kerî merasimle kaldırılarak, ÖğIe na­mazı Şişli camiinde kılınmış. Zincirlikuyu asri mezarlığındaki aile kabris­tanına defnedilmiş tir.

Cenaze merasiminde Vali adına Vali Muavini Nafi Tamer, generaller, aske­rî ve mülkî erkân hazır bulunmuştur.

  Ankara :

Türk Kadınlar Birliği Ankara Merkezi İdare Heyeti azaları, aziz Ata'nın hemşireleri Makbule Atadan'ı mevki hastahanesinde ziyaret .ederek bir buket takdim etmişlerdir.

Bayan Makbule Atadan bu ziyaretten pek mütehassis olmuşlar ve Türk Ka­dınlar Birliğine teşekkürleri­nin bildirilmesini, idare heyeti azala­rından rica etmişlerdir.

 İstanbul:

İstanbul Ticaret Odasından aldığımız malûmata göre, mayıs ayı irinde lima­nımızdan muhtelif yabancı memleket­lere 14 milyon 100 bin liralık ihracat yapılmıştır.

S;3vkedİlen mallar arasında fındık, yaprak tütün ve bakır bafta gelmektedir.

  Ankara :

20 mayısta yurt gezisine çıkan dört uçaklı bir Türkkuşu filosu, (2580) kilo­metrelik bir uçuştan sonra bugün An­kara'ya dönmüştür. 12 vilâyet bölgesin de uçuşlar yapan, beyannameler ata­rak Türk Hava Kurumu'nun şükran duygularını halkımıza ulaştıran uçak­lar, Kuruma bağışta bulunan 620 kişiyi uçurmuştur.

  Ankara :

Ankara  Üniversitesi rektör secimi   bu sabah saat 10 da Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesinde yapılmıştır.

Üç saat devam eden toplantı neticesin­de Tıp Fakültesi profesörlerinden İz­zet Birant rektör seçilmiştir.

Üniversitenin eski rektörü Profesör Hüseyin Cahit Oğuzoğlu, yeni rektörü tebrik ederek kendisine yeni vazifesin­de başarılar dilemiştir.

 Adana:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Beledi­ye tarafından şerefine verilen öğle ye­meğini müteakip kısa bir istirahatten sonra beraberinde Vali, Lübnan'ın An­kara Büyükelçisi, generaller, şehrimi­zin tanınmış iş adamları ve basın men­supları olduğu halde, saat 17 de yeni inşa edilen 200 yataklı verem hasta-hanesini açmıştır.

Hastahane hakkında izahat alan Dev­let Reisimiz, hastahanenin hatıra def­terine şunları yazmıştır:

"Hizmet vs himmeti geçenleri takdir etmek bir vazifedir. Bu satırlar bu maksatla yazılmıştır. Teşekkür, talîdir ve tebriklerimle.. Celâl Bayar»

Müteakiben Toprak barajına gidilmiş, burada kendilerine plânlar ve arazi ü-zerinde geniş izahlarda bulunulmuş­tur.

Barajdan sonra Bossa bez fabrikasına da uğrayarak fabrikanın çalışmalarını yakından tetkik eden Reisicumhuru­muz ve beraberindeki zevat bilâhare Karataş plaj  gazinosuna gitmiştir.

 İstanbul:

Milletlerarası resmî turizm teşekkül­leri birliği icra komitesinin 40 ncı top­lantısı münasebetiyle şehrimize gelmiş bulunan delegeler için bugün İstanbul Gazeteciler Cemiyetinde bir basın top­lantısı tertip edilmiştir. Birlik Başkanı ve Hollanda Turizm Umum Müdürü M. Boreel bu toplantıda bir konuşma yaparak birliğin gayelerini izah etmiş, şimdiye kadar alman neticeler hakkın­da izahat vermiştir.

M. Borenel'in nutkundan sonra hazır bulunan gazeteciler kendisine turizm meseleleri ve Türkiye turizmi hakkın­da muhtelif sualler sormuşlardır. Bun­ları cevaplandıran Birlik Başkanı ez­cümle demiştir ki:

«Türkiye, turistik cazibeleri bakımın­dan pek çok sayıda turist cezbedecek bir memlekettir. Buraya gelmezden ev­vel Türkiye hakkında çok şeyler oku­dum. Gördüklerim okuduklarımı teyid etmektedir. Türkiye hakkında birçok eserler yazılmıştır. Fakat ne yazık ki tarihî âbidelar yazılı eserler kadar be­liğ olama2 bunları bize arkeologlar söyler.

Bütün bunları kıymetlendirecek olan ilk iş hava seyahat acentelerinin Tür­kiye seyahatleri için fiat indirmeleri yapmalarıdır.

İcra komitesi toplantılarına yarın sa­at 10 da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi merasim salonunda, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol'un bir açılış nutku ile başlanacaktır.

 İstanbul:

Guraba'daki psikiyatri ve ortopedi kli­niklerinin inşaatının tamamlanması münasebetiyle bugün saat 17.00 de hastahane bahçesinde büyük bir mera­sim yapılmıştır.

Merasimde İstanbul Valisi, Şehir Mec­lisi üyeleri, dekanlar, profesörler, Bi­rinci Ordu Sağlık Başkanı, Akliye ve Asabiye mütehassısları, Vilâyet ve Be­lediye Sağlık Müdürleri, hastahane baş hekimleri, hekimler, basın mensupları ve güzide bir davetli kitlesiyle üniver­site tıp fakültesi talebeleri hazır bu­lunmuştur.

Merasime psikiyatri binası methalinde-Tıp Fakültesi Dekanı Prof. İhsan Şük­rü Aksel'in kısa bir konuşmasiyle baş­lanmış, müteakiben söz alan Vali Prof. Gökay,bugün büyük bir idealin ta­hakkukunu görmekteyiz. Temele ilk: harcı koymak bahtiyarlığını idrak et­miştim. Aradan geçen kısa bir zaman zarfında bu sevinçli güne de eriştik. Bu hizmet yolunda çalışan arkadaşları­mı tebrik ederim. Memlekete ve tıp-âlemine uğurlu olması .temennisiyle kliniği açıyorum.» demiştir.

"Kurdelâ kesildikten sonra psikiyatrı ve ortopedi klinikleri müşterek açılışına geçilmiş ve baştan başa doldu­ran davetlilerin huzurunda heyecanlı bir tören yapılmıştır.

Burada kürsüye davet edilen İstanbul Valisi Prof. Gökay, sayın Başvekilimi­zin bu mutlu törende hazır bulunmak arzusunu izhar ettiklerini, fakat son dakikada bir işi çıktığı için geleme­diğini, törende Başvekilimizi temsil etmekle ve onun samimî tebriklerini ulaştırmakla şeref duyduğunu söylemiş ve psikiyatri kliniğinin tarihçesini ya­parak ezcümle demiştir ki:

«1926 da Haydarpaşada çatı altında bu­lunan kliniğin, bugün modern bir bina­ya kavuştuğunu görmekle duyduğumuz sevinç sonsuzdur. Bu gün bu merasim dolayısiyle muhtelif nesillerin güzide evlâtları bir araya geldiler ve idealleri­min tahakkuk ettiğini gördüler. Kliniğe "hizmet edenleri ve bugün aramızda ol­mayanları tazimle, minnet ve hürmetle .anarım.»

.Bundan sonra Vali, Şehir Meclisi ile Üniversite arasında eskiden mevcut ih­tilâfların bertaraf edilmesiyle şehrin yeni yeni tesislere kavuştuğunu belirt­miş, bu iki kliniğin yalnız tedavi için değil, akıl sağlığı ve sosyal bakimlardan da büyük bir ehemmiyet taşıdığı­nı söyleyerek, ilk psikiyatri kliniğinin kurucusu olan merhum Raşid Tahsin'­in yeni kliniğe bir büstünün dikilmesi­ni ve bir pavyona isminin verilmesini dekan İhsan Şükrü Aksel'den rica ederek sözlerini bitirmiştir.

"Müteakiben söz alan Prof. İhsan Şükrü Aksal akliye ve asabiye sahalarındaki çalışmalar hakkında etraflı izahat ver­miş, psikiyatrinin tarihçesini ve ulaştı­ğı merhaleyi anlatarak., büyük eserin tahakkuku ile tıp âleminin duyduğu şükran hislerini ifade etmiş ve müzahe­retlerini esirgemeyen devlet ve hükü­met reisleriyle hükümet erkânına, İstanbul Valisine teşekkürlerini bildir­miştir.

Daha sonra ortopedi kliniğinde uzun müddet hizmet görmüş olan Ord. Prof. Akif Şakir Sakar, ortopedi sahasında bugüne kadar devam eden mahrumiyet Jeti, çekilen zahmetleri anlatmış, memlekette mevcut 400.000 kadar ortopedik alil hastanın bu modern klinik saye­sinde tedavi imkânını bulacağını belirtmiştir.

Müteakiben psikiyatriye ortopedi kliniklerinin masaj, banyo, jimnastik, ameliyat ve modern havuzlu salonları gezilmiştir.

23 Haziran 1955

 İstanbul:

Milletlerarası Resmî Turizm Teşekkül­leri Birliğinin 40 ncı İcra Heyeti top­lantıları bu sabah saat 10 dan itibaren İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakülte­sinde başlamıştır.

21 memleketin iştirakiyle üç gün de­vam edecek olan toplantı Devlet Veki­li Dr. Mükerrem SaroPun şu konuşmasiyle açılmıştır:

«Milletlerarası Resmî Turizm Teşek­külleri Birliği İcra Komitesinin muh­terem azaları,

Hükümetim namına hepinizi hürmet ve muhabbetle selâmlar ve memleketi­miz? hoş geldiniz derim.

İcra komitesinin bu 40 ncı toplantısı­nın memleketimizde yapılmasını kabul ederek davetimize icabet .eden muhte­rem zevata bu münasebetle teşekkürlerimi arzetmek isterim.

Turizm, bugün iktisadî bir unsur ol­duğu kadar, milletlerin birbirlerini ta­nıyıp sevmelerine yardım eden ve bu vasfı ile dünya sulhunun idamesine âmil olan bir mahiyet iktisab etmiştir.

Yaşadığımız devir milletlerin ve fert­lerin hak ve hürriyetlerinin korunması prensibini kıskançça bir titizlikle mü­dafaa eden bir devirdir.

Takdir buyurursunuz ki bu hak ve hür riyetisrin en tabiîsi ve insanisi, seya­hat serbestisidir. Bu prensiplerin mümkün olduğu kadar muhafaza ve teşviki medeniyetin inkişafına hizmet etmek­tir.

Bu bakımdan muhterem birliğiniz ve onun icra komitesi insanlık muvacehesinde en âli bir vazifeyi deruhte et­miş bulunuyor.

Türkiyede bu hizmetlere bilfiil katıl­mak ve sahip olduğu imkânları turiz­min inkişafına hasretmiş bulunmakla bahtiyardır. Gayretlerimizi, bir taraf­tan birliğin teklif ve tavsiyelerine uy­maya, bir taraftan da millî hudutları­mız dahilinde turizmin icabettirdiği hazırlıkları süratlendirmeğe tahsis et­miş bulunuyoruz.

Turizmin birinci plânda bir umumî kalkınmaya hizmet edeceği ve bunun neticesinde bizzat turizmin faydalanmış olacağı hakikatına dayanarak, bilhas­sa son beş sene içerisinde şehir ve ka­sabaların imarı, yol ve bayındırlık iş­leri, umumiyetle her sahada kalkınma hamlelerine tahsis olunan paraların ye­kûnu geçen senelere nazaran 10 misli­ne çıkarılmıştır.

Müşterek medeniyetimizin beşiği olan Anadolu'da, bize intikal edan eserleri ve bizzat Türklerin vücude getirdikleri eser ve âbideleri, insanlığın ibret ve is­tifadesine arzedebilmek için, yol prog­ramımız süratle tatbik edilmekte, iyi vasıftaki otellerin sayısı artırılmakta, turizm endüstrisine geniş bir iş hacmi açılmaktadır.

Bütün bu faaliyetlerimizde, birliğin tecrübe ve irşatlarından istifadeye çalış­tık. Asırlar boyunca, kıtalar arası mu­azzam yollar ve kervansaraylar kur­muş ve işletmiş bir millet olarak kendi bilgi ve tecrübelerimizi de birliğin is­tifadesine arzetmekten sevinç duyaca­ğız.

Fakat bu güzel vesile ile bir mühim noktayı işaret etmek isterim. O da in­sanlığın gerilere doğru mazisini ve medeniyetlerini tetkik bahsinde, bey­nelmilel plânda daha tesirli tedbirlerin alınması lüzumudur.

Meselâ, hâlen Türkiye'nin durumunda olan bir memlekette, bir yandan hali ve istikbali büyük ve külfetli .hamleler­le bir yeniden tanzime götürmek, bir yandan da ardı sıra birbirinden mühim medeniyet devrelerine sahne olmuş olan bu topraklarda, bütün bir maziyi, gerek gezip öğrenmek isteyen turistler için, gerek düpedüz ilim adına mekşuf bir hale getirmek lâzımdır.

İşte bu ikinci vazifede olsun beynel­milel ilim ve para yardımı, birliğimi­zin gayretleriyle, bundan böyleki mesa­ide temin edilmis bulunmalıdır.

Bir kısa misal kaydetmek için. meselâ bizim Bergama'mızı yahut Efes'imizi, arkeolojik her türlü etüd ve takdim safhalarını da tamamlayarak turistle­rin alâkasına arz-etmek, sadece kendi kuvvetimizle başarılabilecek bir iş de­ğildir. Burada mutlaka, hem bu saha­daki beynelmilel ihtisasın, hem de ma­zinin bu iki ve birbirinden güzel bergüzarını duya âmme enzarı önüne ser­mek için elzem olan kâfi tahsisatın el­birliğiyle temini lâzımdır. Şu halde vs eğer kiymetli birliğiniz bu işi beynelmilel karar ve programa raptettirecek olursa, bizim de kendi imkâlarımızın müsaadesi nisbetinde yapacağımız gay­retlerle bu iki noktayı beynelmilel tu­rizmin, teşkilâtlı ziyaretgâhlan haline koymamız kabil olacaktır.

Sizlere bu noktayı böylece hatırlattık­tan sonra, toplantınızın, her zamanki gibi verimli olması temennisiyle İcra Komitesinin 40 ncı toplantısını açmak­la bahtiyarlık duymaktayım.

Muvaffakiyetler temenni ederim.»

 Ankara :

Müstahsilin çeşitli faaliyetleri ile bü­yük küçük ziraat işletmelerinde istih­sal edilen hayvan ve nebatî mahsulle­rinin işlenerek kıymetlendirilmesi, bu suretle köy ve çiftçi gelirinin arttırıl­ması, köyde hayat seviyesinin yüksel­mesini tahakkuk ettirecek tedbirlerin başında yer almış bulunmaktadır.

Bu gayeye matuf olarak Ankara Vilâ­yet Teknik Müdürlümü, ziraat sanatları ve ev ekonomisi mütehassısları, sey­yar Öğretim ekipleri halinde köylere kadar gitmek suretiyle, köy kadın ve çocuklarının bu konudaki bilgi ve gör­gülerini arttırmak ve bizzat bunları, bilfiil çalışmalara iştirak ettirmek su­retiyle amelî kurslara devam etmekte­dirler.

1955 yılı iş programına alman ziraat sanatları, sütçülük kursları, Haymana kazasının 50 köyünde muvaffakiyetle devam etmiştir.

Bu kurslarda 1.659 kadın ve 785 erkek, mütehassısların faaliyetlerine bizzat iştirak etmek suretiyle yağ, yoğurt ve Edirne usulü beyaz peynir yapmasını, ambalaj ve muhafaza usullerini öğren­mişlerdir.

Bu kurslar vilâyetin hayvan mahsulle­ri fazla olan bölgelerinde davam edecektir.

 İstanbul:

Bugün saat 10 da İstanbul Üniversite­sinde Hukuk Fakültesinde başlayan Milletlerarası Resmî Turizm Teşekkül­leri Birliği toplantısında söz alan Ba­sın - Yayın ve Turizm Umum Müdürü Dr. Muammer Bayrkan şunları söyle­miştir:

«Aziz meslekdaşlarım, Muhterem misafirlerimiz.

Komitemizin İstanbulda toplanmasını kabul ederek gelen arkadaşlarıma te­şekkür eder siz muhterem misafirleri­mizi hürmet ve muhabbetle selâmla­rım.

Dünyanın en güzel yerlerinden biri olan ve bizatihi bir müze gibi her adım başında bir tarih ve sanat âbidesi yük­selen İstanbulumuzda, birliğimizin bun dan sonraki faaliyetleri için de yeni ve iyi kararlar alınacağından eminim. Bu kararların alınma mahallinin mem­leketimde olması, benim için ayrı bir haz teşkil etmektedir.

Turizm faaliyetlerinin hacmini ve şü­mulünü genişlettiği bu zamanda, bey­nelmilel işbirliğine olan ihtiyaca her zamankinden daha çok inanmış bulu­nuyoruz. Türkiye, birliğin komisyonla­rı ve icra komitesinde almış olduğu va­zifeleri, şevkle yerine getirmektedir. Bundan başka komşu ve yakın dost devletlerle turizm sahasındaki işbirli­ğini artırmak kararındayız. Esasan coğ­rafî şartlar, medenî vasıta ve imkânla­rın artması, müşterek medeniyet eser­lerinin mevcudiyeti, bu işbirliği arzu­muza hız vermiştir.Türkiye, tarihten evvelki taş devrin­den başlayan ve Eti, Frik, Yunan, Lidya, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı Türk devirlerinin zengin şaheserleriyla doludur. Memleketin her tarafına ya­yılmış yüksek evsaftaki şifa sularına sahiptir. Kış ve baharı bir anda-idrak eden, sıcak temmuz güneşi ile karlı dağları aynı yerde zirvesinde taşıyan sonsuz yerlerimiz vardır. Ve İstanbul, bütün bu panoramanın bir muzeci olarak, iki kıtanın ve iki denizin telâki yerinde, bütün haşmetiyle yükselmek­tedir. Turizmin ideal memleketlerinden biri olan memleketim turizm faaliyet­lerinin kıymetli idarecileri, mümtaz şahsiyetlerin: misafir etmekle, şeref duymaktadır.

Geçen toplantımızdan bu geçen devra içinde, turizmin beynelmilel sahadaki inkişaflarına muvazi olarak Türkiye'­deki turizm çalışmaları da süratli bir tempoyla ilerlemiştir. İcra komitemi­zin ve birliğin hassasiyetle üzerinde durduğu turizm engellerinin kaldırıl­ması mevzuunda, prensip itibariyle bir ligin kararlarına uyduk. Birçok mem­leketlerle akdettiğimiz karşılıklı imza muafiyeti anlaşmalarına zamimeten, Amerikan turistleri için tek taraflı vi­ze muafiyetini tanıdık. Turizm endüst­risinin kurulması ve mevcutlarının ıs­lahı için esaslı tedbirlere tevessül olun­du. Bunun neticesinde iyi vasıftaki otel odalarının artışında büyük bir te­rakki kaydolunduğu gibi, buna hız ve­recek yani teşebbüsün turizm endüst­risine gösterdiği alâkayı da şükranla kaydetmeliyiz. Türkiye yabancı serma­ye plasmanları bakımından, en müsa­it şartları kabul etmiş bir memleket ol­duğu cihetle, bu alâka, gün geçtikçe artmaktadır. Bu neticenin, turizm sa­hasındaki beynelmilel işbirliğini artı­racağı, bizim irin ayrı bir memnuniyet ve sevine kaynağı olmaktadır.

Bugün başlayan icra komitesi toplantı­mızın, beynelmilel inkişaflara olduğu kadar, millî çalışmalarımıza da hayırlı olmasını ve semalarımızda yanan par­lak güneş gibi feyizle neticelenmesini temenni ederim."

 İstanbul:

Merkezî İsviçrede bulunan Dünva Mânevî Silâhlanma Teşkilâtı mensupların dan M. Francis Gauldin ve M. Henry Almand şehrimize gelmiş ve bugün sa­at 16 da Gazeteciler Cemiyetinde bir basın toplantısı yapmışlardır.

Mânevi Silâhlanma Teşkilâtı üyeleri gazetecilere teşkilâtın gayesi ve faali­yeti hakkında şu  izahatı  vermiştir:

»20 nci asır bir ideoloji asrıdır ve dün­ya rakip ideolojilere sahne olmakta­dır.

Fakat lâzım olan şey ideolojilerin üze­rinde insanları birleştirecek bir ideo­lojidir ki bu da din, milliyet ve adet farkı gözetmeksizin bütün dünyayı icine alan bir ideoloji olmalıdır.

Gayelerimizi dört mühim esasta topla­mak mümkündür:

1.- Mutlak doluluk.

2.- Mutlak hasbilik.

3.- Mutlak sevgi ve hüsnüniyet.

4.- Mutlak mânevi temizlik.

Bu esasların mutlak olması lâzımdır. Zira mutlak olmayan temeller üzerine bina inşa edilemez.

Son iki harpten sonra dünyada ideolo­jik bir yenileşme ihtiyacı belirmiş ve İsviçre hükümeti böyle bir yenileşme merkezinin kurulmasına yardım et­miştir.

İsviçrede hali faaliyette bulunan mer­kezimize son 9 sene zarfında 119 mem­leketten 80 bin kişi gelmiş ve bu ide­olojik yenileşmeye' katılmıştır.

Bugün manevî silâhlanma, son merha­lesine vasıl olmuş bulunmaktadır. Ya­ni bütün dünyaya yayılma imkânını bulmuştur.

Manevî silâhlanma merkezini ziyaret eden komünistler dahi kısa bir zaman­da zihniyet ve ideolojilerini değiştir­mekte ve memleketlerine döndükleri zaman partilerinden ihraç edilmekte­dirler.

Son senelerde en geniş faaliyet sahası bulduğumuz yer Batı Almanya olmuş ve Alman devlet adamları bir çok defalar İsviçredeki merkezimizi ziyaret et­mişlerdir.

Bu arada Rur havzasında 946 senesinde yüzde 72 yi bulan komünist işçi sa­yısı manevî silâhlanma adamlarının burada gösterdiği faaliyetten sonra bu. gün yüzde 8 e dürmüştür.

Teşkilâtımızın neşir vasıtaları basın,, tiyatro temsilleri ve sinemadır. Hâlen beş kıtada 26 temsil hey'eti 8 dilden tensüler vermektedir.

Türkiye de Avrupai bir devlet olması ve NATO'ya dahil bulunması dolayısiyle en fazla ehemmiyet verdiğimiz memleketlerden birisidir. Ümit ediyo­ruz ki .bu sene memleketinizden de birçok gençler İsviçre merkezimizi zi­yaret edecek ve manevî silâhlanma. ile yakından alâkadar olacaktır. Esasan Türkiye've de bu hususu temin maksadıyla gelmiş bulunuyoruz.»

Manevî Silâhlanma Teşkilâtıüyeleri, bundan sonra basın' mensuplarının sor­dukları sualleri cevaplandırmışlar  ve toplantıya son verilmiştir.

 Balıkesir:

Balıkesir Teknik Ziraat Müdürlüğü ta­rafından son üç ay içinde vilayetimiz­deki meraklı tavukçulara 15.800    adet cins tavuk yumurtası, 860 adet cins ta­vuk, piliç ve civciv tevzi edilmiştir.

Ayrıca vilâyetin 12 muhtelif yerinde acılan arıcılık kurslarında 330 arıcı ye­tiştirilmiş, meraklı arıcılara 1000 adet fennî    arı kovanı dağıtılmıştır,

 Ankara :

Nafıa  ve Münakalât  Vekaletleriyle  Westinghouse müessesesi arasında bu­gün Devlet Su İsları, Karayolları    ve Demiryolları   için   uzun   vadeli   tediye esasına   dayanan   32.302.421 dolarlık makine ve malzeme temin edilmesine matuf üç mukavele akdedilmiştir.

Bu hususta malûmatına müracaat etti­ğimiz Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Nafıa ve    Münakalât    Vekâletlerivle  VVestinghouse müessesesi arasında bu­gün akdedilen üç mukavele esaslarına göre Devlet Su İşleri 5.440.225 dolarlık sondaj makineleri. Devlet Karayolları 17.862.206 dolarlık yol bakım ve inşa makineleri ve Devlet Demiryolları da 9.000.0C0 dolarlık emniyet tesisleri si­parişini mukaveleye bağlamış bulun­maktadır.

Kredi esasları şöyledir: 1955 senesi içînde ve dört taksitte mukavele meb­lâğlarımın %20 si ödenecektir. 1956 ve 1957 senelerinde bakiyenin yalnız faizleri ödenecek ve 1958 den 1&62 se­lesine kat-ar da beş senede bakiye % 80 müsavi aksitlerle tediye olunacak­tır.

Su İşînri,  mukavele esasları daire­sinde yeraltı suları araştırmalarını da­ha rasvonal ve süratli bir şekilde ta­hakkuk ettirecek ve bu suretle kurak bölgelerde yeraltı sularından istifade ederek sulama imkânlarını temin ede­cektir. Bunlardan başka idare, hâlen geniş bir işletme ve bakım ihtiyacında bulunan sulama, feyezan kontrolü te­sislerinin hizmetlerini de.bu mukave­le çerçevesi dairesinde sipariş ettiği makinelerle daha iyi bir şekilde ifa edebilecektir.

"Karayolları idaresi ise bilhassa il yol­ları faaliyetlerini tesri etmek ve bu yolların bakımını sağlamak üzere ge­niş mikyasta inşaat makineleriyle ba­kım makineleri sipariş etmektedir. Bun .dan başka genişlemekte olan yol prog­ramlarının zamanında tahakkukunu temin gayesiyle makineli inşaat faali­yetini takviye edecek ağır inşaat maki­neleri de derpiş olunmuştur. Bu maki­ne parkları sayesinde memleketimizde­ki yol programlarının tahakkukunu tesri etmek ve bugünden büyük terakiler kaydetmiş olan bu faaliyet şube­mizin randumanını bir miktar daha tezyit etmek mümkün olacaktır. Bu yol bakım ve inşa makineleriyle bir­likte bunların iyi bir şekilde işlenme­sini temin gayesiyle 2 milyon raddesin di de yedek parça sipariş olunmuştur.

"Fakat şirketin düşünceleri, bununla kalmamakta ve mümkün olduğu takdir .de memleketimizde yedek parça ihti­laçlarını  karşılayacak  bazı  tedbir  ve tesisleri de kısa zamanda tahakkuk et­tirmektedir.

Devlet Demiryolları ise seyrüsefer em­niyetini sağlıyacak olan sinyal, telekominikasyon ve emniyet tesisleri üze­rinde bir anlaşmaya varmıştır. Bu te­sisat ilk olarak Haydarpaşa - Eskişe­hir, Ankara - Zonguldak hattı üzerin­de tatbik 'edilecektir.»

 Ankara :

Reisicumhurumuzun dün Lübnan'ı terkederken Reisicumhur Camille Chamouna çekmiş olduğu telgrafa, Ekse­lans Chamoun şu telgrafla mukabele­de bulunmuştur:

Ekselans Celâl Bayar, Reisicumhur

Ankara

Samimî telgrafınız için Lübnan adına vs kendi namıma en derin şükranları­mı bildirmeme müsaadelerinizi rica ederim. Lübnan halkı ekselansınızın ve kendisine refakat eden şahsiyetlerin bu tarihî ziyaretini uzun yıllar boyun­ca hatırlayacaktır.

Sizin de hükümetiniz gibi Türk - Lübnan ve Türk - Arap dostluğunun  ayrıca memleketlerimiz arasında hukukun muhafazası ve karşılıklı menfaat­lerin teminat altına alınması yolunda­ki işbirliğinin mürevvici oluşunuzu Lübnan halkı bilhassa anacaktır.

Lübnan milleti aynı zamanda bu dost­luk ve işbirliğinin yakın ve Ortadoğu da barış ve refahın en esaslı âmilleri olduğuna kanidir. Lübnan halkının ek­selansınıza karşı her tarafta göstermiş olduğu coşkun kabulün mâna ve şümu­lü de budur. Lübnan'ın memleketleri­mizi birbirine bağlıyan ve bugün artık canlı bir hakikat teşkil eden bağlar ol­duğu gibi muhafaza edeceğine ve kuv­vetlendirileceğine kaniim.

Büyük memleketinize ve onun mukad­deratım son derece vakar ve kiyasetle idare eden ekselansınıza karşı duydu­ğum samimî havranlığı ifadeye müsaa­delerinizi ve muhterem refikanıza en derin hürmetlerimi bildirmenizi rica ederim.

Camille Chamoun

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar. dost ve kar­deş Lübnan Reisicumhuru Ekselans Kamil Şemun ve refikalarının dâvetine icabetle Lübnan'a yapmış olduğu al­tı günlük ziyaretten bugün saat 18 de hava kuvvetlerimize mensup bir uçak­la Ankara'ya avdet etmiştir.

Dün geceyi Adanana geçiren Reisicumhurumuz bu sabah Adana civarında »Sapmaz» çırçır fabrikasını. «Özbucak» mensucat fabrikasını, «Saba» tuğla ve kiremit fabrikalarını gezmiş, daha son­ra Mersin'e hareket etmiştir. Reisi­cumhurumuz yol boyunca bütün gectiği yerlerde ve bu arada Tarsus'ta mu­azzam tezahüratla karşılanmış ve uğur1anmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar Mersin'de liman inşaatını gezmiş ve alâkalılar­dan izahat almıştır. Öğle yemeğini Tüccar Kulübünde Belediyenin davet­lisi olarak yiyen Reisicumhurumuz Tüccar Kulübünden çıkarken kendisi­ni orada beklemekte olan binlerce Mersin'linin tezahürlerine.mukabele ede­rek teşekkürlerini bildirmiş ve demiş­tir ki:

Dost bir memlekete yaptığım ziyaret­ten avdet etmekteyim. Bu dost ve kar­deş memlekette, şahsıma, Türk milleti­ne karsı gösterilen muhabbet çok bü­yük olmuştur. Orada bana. Lübnan mil­letinin, Türk milletine samimî selâm­larını götürmekliğim vazifesi verildi. Ben de şimdi burada bu zevkli vazife­yi ifa ediyorum.»

Reisicumhur Celâl Bayar maiyetindeki zevatla birlikte Mersin'den Adana'ya dönmüş ve İncirlik hava alanından sa­at 16.05 de Ankara'ya müteveccihen hareket etmiş ve alanda askerî mera­simle uğurlanmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Anka­ra'ya avdetinde, baştanbaşa bayraklar­la donatılmış Etimesgut askerî hava alanında muazzam tezahüratla ve as­kerî merasimle karşılanmıştır. Sayın Bayar uçaktan beşuş bir çehre ile in­miş ve önce Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan tarafından karşılan­mıştır. Müteakiben kendisini selâmliyan Vekillerin ellerini sikan Reisicumhurumuz, başta bandosu bulunan ihti­ram taburuna doğru ilerlemiş ve bu es­nada  bandonun  çaldığı  istiklâl  marşı dinlenmiştir.

Reisicumhurumuz uçaktan inişlerinde aynı zamanda 21 pare top atımı ile de selâmlanmıştır.

İstiklâl marşının dinlenmesinden sonra selâm resmini ifaden ihtiram taburu­nu tefdiş eyleyen sayın Bayar'ın «mer­haba askere hitabına erlerimiz hep bir-ağızdan «sağol» diye mukabele etmiş­lerdir.

Reisicumhurumuz daha sonra sırasiyle Büyük Millet Meclisi Reis Vekillerinin, mebusların, Basvekâ Müsteşarı, An­kara Valisi ve Belediye Reisi, Erkânı Harbiyei Umumiye Birinci ve İkinci Reisleri, Büyükelçi ve elçiler, general­ler ve amiraller. Vekâletler müsteşar­ları, bankalar ve müesseseler umum müdürleri. Diyanet İdleri Reisi, Bele­diye Meclisi azaları, partililer ve protokola dahil diğerivli ve askerî er­kânın ayrı ayrı ellerini sıkmış ve mey­danı ve civarı dolduran halkın sevgi ve muhabbet tezahürlerine şapkasiyle selâm vermek suretiyle mukabelede bulunmuştur.

Bu arada Reisicumhurumuza muhtelif buketler verilmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bundan sonra beraberinde Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan olduğu halde acık bir otomobile binerek:, yine alkış­lar ve sevgi gösterileri arasında hava meydanından   ayrılmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar hava meyda­nından hareketlerinden itibaren yol boyunca yer yer toplanmış vatandaşlar ve muhtelif esnaf teşekkülleri tarafın­dan hararetle alkışlanmış ve selâmlanmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar saat 18.40 da Çankaya'ya vasıl olmuş ve burada da başta bandosu olduğu halde muhafız alayına mensup bir tabur selâm resmi­ni ifa etmiş ve istiklâl marşının çalın­masından sonra sayın Bayar köşke da­hil olmuştur.

Reisicumhurumuzla birlikte kendisine bu seyahatlerinde refakateden zevat ile Lübnan'ın Ankara Büyükelçisi Ek­selans İbrahim El Ahdan da Ankara'­ya dönmüşlerdir.

24 Haziran 1955

 Ankara :

Et ve Bahk Kurumu tarafından, 1954 senesi sonunda işletmeye, açılmış olan istanbul - Beşiktaş soğuk hava deposu ile memleketin muhtelif sahil bölgele­rinde faaliyette bulunan diğer 8 soğuk deDû müstahsilin balıklarını muhafaza etmekte ve buz ihtiyaçlarını devamlı olarak karşılamaktadır.

Et "e Balık Kurumunun 130-180 ton­luk 5 adet frigorifik nakliye gemileri ve 30 adet frigorifik tesisatlı vagonları muhtelif memleketlere taze ve donmuş

balık İhraç; idinde kullanılmaktadır.

İhraç olunan balıklar kurumun İstanbuldaki Beşiktaş soğuk deposundan yüklenmektedir. Bu son haftalar için­de 400.000 kilosu hususî şahıslara ve 200.000 kilosu Et ve Balık Kurumuna ait olmak üzere 600.000 kilo dondurul­muş balık ihraç edilmiştir.

Et ve Balık Kurumu: balıkçılarımızın başta ağ ipliği olmak üzere çeşitli mal­zeme ihtiyaçlarının bir an evvel karşı­lanması için gerekli tedbirleri de al­mıştır. Bu cümleden olmak üzere, Sürnerbank ile işbirliği yaparak, bugüne kadar dış memleketlerden ithal edil­mekte olan balık a& ipliklerinin mem­leketimizde imali cihetine gidilmiş ve balıkçılara tevzi edilmek üzere ilk parti olarak 50 ton ağ ipliği sipariş edilmiştir.

Marmara balıkçılığının kalkındırılma­sı maksadiyle Marmara adasında ku­rum tarafından bir balık üssü tesis edilrniştir.

25 Haziran 1955

 İstanbul:

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu, bera­berinde Kara Yolları Umum Müdürü Dâniş Koper, Devlet Su İşleri Umum


 

Müdürü Hikmet Turat ve Kara Yolla­rı Umum Müdür Yardımcısı  Orhan Mersinli olduğu halde. Amerika Birle­şik Devletleri adına Dahiliye ve Ticaret Vekillerinin davetlisi olarak bugün saat 12.30 da Amerika'ya hareket etmistir. 

Nafıa Vekili ve beraberindeki heyet Kara Yolları ve Su İçleri idarecileri ile temaslarda bulunacak veAmerika da­hilinde bir ay devam edecek olan bir tetkik gezisi yapacaktır.

Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu Amerikaya hareketinden evvel kendisi ile görüşen Anadolu Ajansı muhabirine bu seyahat esnasında İstanbulun şehir trafiği ve İstanbul köprüsünün nerede inşa edileceği hakkında umumî etüdü ihale edilmiş bulunan Amerikan firma­sı ile bu ihaleye ait mukaveleyi 2S haziran günü New-York'ta İmza ede­ceklerini, etüdün 6 ay zarfında hazır­lanarak bir rapor halinde hükümeti­mize bildirileceğini söylemiş ve Amerikadaki temaslar sonunda yeni anlaş­maların da yanılmasının ihtimal dahi­linde olduğunu, geçenlerde Amerikan AVestinghaouse şirketi ile imzalanan kredi anlatmasının tatbikatı işinin de gözden  geçirileceğini  bildirmiştir.

 İstanbul:

Toprak ve İskân Müdürlüğü misafirhanelerinde açılan kurslardan mezun o-lan Türkistanlı göçmenler tarafından hazırlanmış bulunan biç.ki, diki?, na­kış, halı ve dokumacılık sergisi bugün saat 13 de Şehir Galerisi binasında Va­li ve Belediye Reis Vekili Prof. Gö'kay tarafından açılmıştır.

Sergiyi açan Vali Prof. GÖkay, kısa bir  hitabede bulunarak  demiştir  ki:

«Gerçi bu büyük bir sergi değildir. Fa­kat, mânası cidden büyüktür. Kendi yurduna gelmiş olan -sığınmış demiyo­rum vatandaşlarımızın gelir gelmez hayatiyet v.e yaratıcı kudretlerinin i-fadesi olan bu başarı için kendilerine  ve iskân teşkilâtına teşekkür ederek bu hislerle güzel eserinizi açıyorum.))

Müteakiben Türkiye Mülteci ve Göç­men Dernekleri Federasyonu Başkanı

Galip Sipahioğhı göçmenler adına ko­nuşarak hükümete, Valiye ve İskân Müdürlüğüne teşekkür etmiştir .

Göçmenlerin sergisinden sonra Vali, Şöhir Galerisinde tertip edilmiş bulu­nan ve bundan bir müddet evvel Ame­rika'da teşhir edilen Nimet Demirağ'ın    bebek sergisini de açmıştır.

Vali bundan sonra aynı bina dahilinde yeniden tertip ve tanzim edilmiş bulu­nan "Belediye Neşriyat Müdürlüğünün turizm ve enfarmation bürolarını da gezmiş ve çalışmaları takdirle karşıla­yarak, -burası doğruluğun, güzelliğin ve şehira gelen turist ve misafirler için bir yayın merkezi ve misafirperverlik numunesi olmaktadır. Bu teşkilât ile­ride İstanbulun kültür merkezi haline gelecektir! demiştir.

 İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizde bulunan Amerikalı iktisadcı Tornburg, bugün saat 16.00 da şeh­rimiz Ticaret Odasında tüccar ve sana­yicilerle   görüşmüştür.

Bu münasebetle yapılan toplantıda Ti­caret ve Sanayi Odaları İdarj hey'etleri ile tüccar ve sanayiciler hazır bu­lunmuştur.

Amerikalı iktisadcı memleketimizdeki tetkikleri ha'kkmda bir konuşma yapa­rak demiştir ki:

«Türkiyede bulunuşumun sebs'bi, memleketinizin umumî kalkınma meselele­rini tetkik etmek cindir.

Bu mevzu içinde devlet sektörün ait tetkiklerimi bitirdim. Hususî sektöre a-it tetkiklerimi bitirmeden evvel de tüc­car ve sanayicilerinizle görüşmek işle­vdim.

Memleketinizin umumî olarak iktisadî durumunu ele alırsak bugün hissedilen iktisadî sıkıntıların kalkınma hamlesi yapan memleketlerin hepsinde vaki ol­duğunu  söyliyebilirim.

Türkiyenin geçmişteki hamleleri naza­rı itibara alınırsa bu devrenin de ko­laylıkla atlatılacağına emin olabilirsiniz.

Enerjik Başvekilinizin ve hükümetin bu kalkınmayı kısa bir zamanda ba­şaracağını da ayrıca işaret etmek iste­rim.»

Bundan sonra Tornburg, tüccar ve sa­nayicilerden muhtelif mevzularda iza­hat almış ve toplantı geç vakte kadar devam etmiştir.

  İstanbul:

İstanbul Üniversitesinde ve İstanbul Teknik Üniversitesinde bugün raktör seçimleri yapılmış ve İstanbul Üniver­sitesi Rektörlüğüne Orman Fakültesi profesörlerinden Prof. Fehim Fırat ve İstanbul Taknik Üniversitesi Rektörlü­ğüne de Ord. Prof. Hulki Erem seçil­mişlerdir.

Ayrıca Tıp Fakültesinde de dekan seçi­mi yapılmış ve Tıp Fakültesi Dekanlı­ğına Prof. Arif İsmet Çetingil seçilmiş­tir.

  Diyarbakır:

Hükümetimizin yakın alâkaları ila bu yıl girişilen süne mücadelesi muvaffa­kiyetle sona ermiştir. Devlet Üretme Çiftlikleri Umum Müdürlüğünden bu mücadele için tahsis edilen 26 adet biçerdöğer iki mütehassıs nezaretinde çalıştırılarak ekinlerin süratle hasat edilm-Esi sağlanmış ve süne haşeresinin zarar vermesine meydan verilmemiştir.

  Adana:

Seyhan vilâyetinde 1954 yılında 249. 068, 1955 yılında 255.010 hektar pamuk, 1954 de 132.085, 1955 yılında 143.557 hsktar buğday, 1954 yılında 44.482, 1955 yılında 49.G00 hektar arpa ekilmiştir.

Yulaf, çavdar, mahlut, mısır, susam, nohui, mercimek, patates, yer fıstığı e-kiminde de geçen yıla nisbeten fazlalık vardır. Yerli pamuk ekimi yalnız Ka­raisalı, Kozan ve Kadirli kazalarında yapılmaktadır.

26 Haziran 1955

 Ankara :

Reisicumhur   Celâl   Bayar   bugün saat 17 de Çankaya'da hükümetimizin misa-

fıri olarak bir müddttenberi memle­ketimizde bulunan dost vs müttefik Pakistan Milli Müdafaa Vekili Orge­neral Eyüp Han'ı, Pakistan Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Mister Rahim'i ve Kurmay Ba?kani General Yahya Han'ı hususî olarak kabul etmiş  ve çaya alıkoymuştur. Ziyaret samimî bir hava içinde cereyan etmistir.

 İstanbul:

Kardeş ve müttefik Irak'ın Majeste Kralı İkinci Faysal ile Veliahdı Altes Prens Abdülillâh, memleketimizi res­men ziyaret etmek üzere saat 18.00 de Melike âliye yatı ile İstanbul'a gelmiş, büyük merasimle istikbâl edilmiş. Baş­vekil" ve Hariciye Vekâleti Vekili Ad­nan Menderes ve Irak Başveziri Nuri Said Paça tarafından yatta karşılanmış Haydarpaşa'dan hususî trenle Anka­ra'ya hareket olunmuştur.

Muhterem misafirlerimizi hâmil olan Melike âliye yatı, alay sancaklarını çek miş bir halde ve iki muhribimizin re­fakatinde saat 17.00 sularında Haydar­paşa açıklarında gözükmüştür. Bu es­nada iki refakat muhribimiz yatın dü­men suyundan ayrılmış v.a kardeş ve müttefik memleket hükümdarını bah­rî merasimle karşılamak üzere Haydar­paşa anıklarında üç dizide sıralanmış ve alay sancakların: ve Irak bayrağını çekmiş olan donanmamız birlikleri arasında yerlerini almıştır. Beyaz yat birliklerimizin yanından dümen suyun­da avcı botlatımız olduğu halde, yavaş yavaş süzülerek geç-srken donanmamız adına Savarona müttefik devlet reisi­ni 21 pare top atımı ile selâmlamış de­niz erlerimiz çimavirada sağol diye ba­ğırmış, donanmış bulunan limandaki bütün gemiler de düdük çalarak kar­şılamaya iştirak etmiştir. Yatın demir-lemesiyle Selimiya kışlasından 21 pa­re selâm topu atılmıştır. Bu esnada donanma kumandanı Koramiral Kemalet-tin Bozkurt gemiye çıkarak yüksek mi­safirimizi selâmlamıstır.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti    Vekili Adnan Mendsres Dolnıabahceden kalkan Acar motörü ile yata gitmiş ve müttefik memleket hükümdarını vs Veliahdini istikbâl etmiştir. Başvekili­mizin halkın alkışları arasında Hay­darpaşa'dan aldığı ve birkaç gün evvel" İstanbul'a gelmiş olan Irak Başveziri Nuri Said Paşa da yata çıkarak muh­terem  misafirimize mülâki     olmuştur.

Muhterem misafirimizi yatta Irak'ın Büyükelçisi İbrahim El-Alusî, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Porf. Gök-ay, Majeste Kral'ın mihmandarı Bağdad Büyükelçisi Muzaffer GÖksenin, Reisicumhur adına Riyaseticumhur U-mumî Kâtito Vekili ve Hususî Kakın: Müdürü Fikret Bîlbez ile Başyaver Kurmay Albay Refik Tulga, .Majeste^ Kral'ın refakatine tayin edilmiş olan. Hava Kuvvetlerinden General Arıburnu, Kara Kuvvetlerinden Konuray v^i Deniz Kuvvetlerinden Amiral Sargut. ila Altes Prens Abdülillâh'ın refakatine verilen General Turagay'la protokol Umum Müdürü Necdet Kent de yatta Kral v.e Veliahdı selâmlamişlardrr.

Majeste Kral İkinci Faysal ve Veliahd Altes Prens Abdülillâh askerî ünifor­malarını giymiş bulunuyorlar ve yatın-arka salonunda ziyareti bekliyorlardı.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili" Adnan Menderes yata çıkışında bahrî merasimle karşılanmış, müttefik mem­leket hükümdarı ve Veliahdi ile görüş­meleri çok samimî olmuştur. Kısa bir-müddet sonra Majeste Kral ve Altes Veliahd ile Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Msnderes. Irak Başveziri Nuri Said Pasa istikbâle ge-Icjtı diğer zevat ve misafirlerimizin ma­iyetleri motörle Haydarpaşa rıhtımına doğru gemiden ayrılmışlardır. Muh­terem misafirimizi ve iki müttefik memleket hükümet reislerini hâmil o-lan Acar motorunun yattan ayrılması üzerine Melike âliye.yatı hükümdarlık forsunu indirmiş, donanma forsunu çak miş ve 21 pare topla İstanbul şehrini selâmlamıstır.

Acar'ın etrafını halkla dolu motörler almıştı. MotÖrlerde bulunanlar mütte­fik devl-ît reisini hararetle alkışlıyor ve Majeste Kral aynı hararetle bu te­zahürlere mukabele  ediyordu.

Bu karşılıklı top atımları sona ererken.

Acar motoru Haydarpaşa rıhtımına ya­naşmış bulunuyordu. Rıhtımda, ba­şında bando ve sancak olduğu halde bir askerî kıt'a ile misafirlerimizi selam­lamaya Çelen İstanbul mebusları Be­lediye Meclisinden bir heyet, İstanbul Üniversitesi ile Teknik Üniversite rek­törleri, Harp Akademisi Kumandanı, Birinci Ordu Müfettişi, Garnizon ve Merkez Kumandanları ile Boğaz ve Marmara Deniz Kor Kumandanı, İs­tanbul Emniyet Müdürü, Irak Ataşe militeri ve İstanbul Başkonsolosluğu erkânı ve Devlet Demiryolları Umum Müdürü yer almış bulunuyorlardı. Dost ve müttefik memleket hükümdarının ziyareti münasebetiyle memleketimize gelmiş olan Irak Matbuat Umum Mü­dürü Halil İbrahim ve diğer Irak'lı ga­zeteciler ile Türk ve yabancı matbuat ve ajans mümessilleri de orada idiler. Garın etrafı harkla dolu idi. Kıyıda kayıklar v.a mavnalarla halk yaşa diye bağırıyor, davul zurna ile bayram edi­yordu.

Majeste İkinci Faysal ve Veliahd Altes Abdülillâh, rıhtıma Arabça «hoş geldi­niz» diyen bir takın altından geçerek çıkınca "bando Irak ve Türk millî marş­larını çalmış, muhterem misafirlerimiz selâm resmini ifa eden askerî kafayı teftiş etmiştir. Bundan sonra takdim merasimi yapılmış ve yüksek misafir­lerimiz baştan başa donanmış olan Haydarpaşa rıhtımını ve farın içini dolduran binlerce vatandaşın hararet­li tezahürleri arasında hususî trene bi­nerek saat 18.50 drs Ankara'ya hareket etmiştir.

Hareketten evvel halkın hararetli ve -dinmeyen alkışlarına Majeste Kral vagondan :beşuş bir çehre ile mukabele etmiş ve vagonun iki tarafındaki pence­relerden devamlı bir şekilde halkı se-lâmlamıştır. Alkışlar ve Majeste Kral'-m buna cevabı trenin çardan hareketi­ne kadar devam etmiştir.

Yüksek misafirlerimiz ve iki müttefik memleketin hükümet reisleri vs maide aynı trenle Ankara'ya gitmişlerdir.

Majeste Kral ve Altes Veliahd'e Saray Nazırı Ekselans Abdullah Bekir, Saray Teşrifat Reisi Ekselans Tahsin Kadri, Başyaver General Abdülvahap    Şakir,Irak Harbiye Nezaretinden General Nuri Cemil, Kral'm hususî pilotu Al­bay Cessam Muhammed ve Veliahdin yaveri Sadi Salih refakat etmektedir.

Yüksek misafirlerimizi hâmil olan hu­susî tren yarın sabah saat 10.15 de An­kara'ya varacak ve Majeste Kral ila Altes Veliahd Ankara istasyonunda büyük merasimle Reisicumhur Celâl Bayar tarafından karşılanacaktır.

Hususî trenin Haydarpaşa'dan hareke­tini müteakip, bir başka motörle Irak Başvezirinin refikası Bayan Nuri Said, İstanbul Vali ve Belediye Rais Veki­linin refikası bayan GÖkay, Irak'ın Ankara Büyükelçisinin refikası bayan ElAlusi, Saray Teşrifat Reisinin refi­kası bayan Tahsin Kadri ve mihman­darları bayan Versan ve Borovalı Me­like Âliye yatma gitmişler Ve orada Majeste Kral va Altes Veliahdla bera­ber memleketimize gelmiş olan Prens Abdülillâh'mın iki kız kardeşi Altes Emire Abidiye ve Bedia'yı selâmlarmş-1 ardır.

Yat. Haydarpaşa'dan hareketle Dolmabahçe Önüne gelmiş, Altes emirelerle Emire Bedia'nın zevci Şerif Hüseyin ibni Ali ve oğulları, Şerif Muhammed ve Şerif Abdullah, karşılamağa gelen­lere karaya çıkarak ikametlerine tah­sis edil-'ın Ylıdızda Şale köşküne gir­mişlerdir.

27 Haziran 1955

 Ankara :

Memleketimizi resmen ziyaret etmek üzere kardeş ve müttefik Irak'ın Ma­jeste Kralı İkinci Faysal ile Veliahd Altes Prans Abdülillâh ve Başvezir Ekselans Nuri Said Paşa, Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Men­deres bu sabah saat 10.15 de Ankara'­ya gelmişlerdir.

Muhterem misafirlerimizi hamilen, dün Haydarpaşadan hareket eden tren sa­bahleyin. Polatlı'dan itibaren istasyon­larda toplanmış bulunan halkın alkış­ları ve sevgi tezahürleri arasından ge­çerek saat 10.15 de Ankara garına mu­vasalat etmiştir.

Kardeş ve müttefik Irak'ın Kralı Ma­jeste İkinci Faysal ile Veliahd Altes "Prens Abdülillâh ve Irak Başv.eziri Nuri Said Paşayı Türk - Irak dostluğu­na yakışır bir şekilde karşılamak üze­re 'başkent dünden itibaren hummalı "bir şekilde hazırlanmış bulunuyordu. Şehir baştanbaşa Irak ve Türk bayrak-lariyle donatılmış ve üzerinde Arapça "hoş geldiniz aziz misafirlerimiz» iba­resi bulunan müteaddid taklar kurul­muştu. Trenin saat 10.15 de geleceği­nin bütün Ankaralılar tarafından bilin meşine rağmen halk, mektepliler, yav­rukurtlar daha sabahın erken saatle­rinden itibaren kortej boyunca yerleri­ni almış v.e büyük bir sabırsızlıkla ken­dilerini, dost ve kardeş İrak'ın güzide devlet adamlarını alkışlamaya hazır­lanıyordu.

İrak. ve Türk bayrakları ve defne dal-lariyle. süsıü hususî tren Ankara garı­na muvasalat ettiğinde mütebessim bir çehre ile trenden inen Irak Kralı Majeste İkinci Faysal ile Veliahd Altes Prens Abdülilah ve Baş vezir Nuri Sait Paşayı Reisicumhurur Celâl Bayar çok samimî bir şekilde karşılamış, kendi­lerini memleketimizde görmekten duy­duğu memnuniyeti belirtmiş ve burada dost ve müttefik iki devlet reisi sami­mî musafahada bulunmuşlardır,

Müteakiben bando Irak Millî ve Türk istiklâl Marşlarını çalmış ve başların­da alay sancağı bulunan bir ihtiram taburu salam resmini ifa etmiştir. Bu esnada Majeste Kralın Ankara'ya mu­vasalatı 21 pare top atımı ile selâmlanmıştır.

Irak Kralı Majeste İkinci Faysal ile Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın ih­tiram kıtasını birlikte teftişlerini mü­teakip iç peronda yerlerini almış bu­lunan ve aziz misafirlerimizi istikbale gelen Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Yardımcısı, devlet vekilleri, vekiller, Irak Büyük­elçiliği erkânı, Riyaseticumhur yaver­leri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Ha­riciye Encümeni Reisi, Ankara mebusları, sivil erkândan Temyiz Mahke­mesi Reisi, Devlet Şurası Reisi, Diva­ni Muhasebat Reisi, Cumhuriyet   Baş


 

Müddeiumumisi, Ankara Üniversitesi Rektörü, Başvekâlet Müsteşarı, Hari­ciye Vekâleti, Umumî Kâtibi, Ankara Vali ve Belediye Reisi, Emniyet Umum Müdürü, Vekâletler Müsteşarları, Va­li muavinleri, Belediye Meclisinden müntehap bir heyet, Emniyet Müdürü, askerî erkândan ise erkânı orgeneral­ler, kara hava ve deniz kuvvetleri ku­mandanları, Ankara Merkez ve jandar­ma kumandanları takdim edilmişler ve aziz misafirlerimize «hoş geldiniz» de­mişlerdir.

Müteakiben iki dost ve müttefik devlet Reisleri açık bir otomobile binerek mi­safirini EcnrJbiye köşküne mütevecci­hen hareket etmişlerdir. Bu esnada ga­rı dolduran halk ve ellerinde Irak ve Türk bayra'kları olduğu halde mektep­liler, izciler çok samimî tezahürlerde bulunuyor ve muhterem misafirimizi şiddetle alkışlıyorlardı.

Kortej Cumhuriyet caddesi, İstiklâl caddesi ve Atatürk Bulvarım takiben ve Altesin ikametlerine tahsis edilen misafirlerini ecnebiye köşküne kadar halkın sürekli alkışları ve candan te­zahürleri arasında geçmiştir. Daha is­tasyondan itibaren bütün yol boyu iki taraflı, caddeler tamamen hınca hine halk tarafından doldurulmuş bulunu­yordu. Yol boyunca muhtelif nok­talara yerleştirilen !kara, hava ve de­niz kuvvetlerine mensup bandolar marşlar çalmakta, millî kıyafetli genç kızlarımız, mektepliler ve halk açık bir otomobille tezahürler arasında geç­mekte olan dost ve kardeş Irak'ın Ma­jeste Kralı İkinci Faysal ile Reisicum­hurumuz Celâl Bayar'ı bir çiçek ve konfeti yağmuruna tutuyorlar, ellerin­deki küçük Irak ve Türk bayraklarını sallıyorlardı.

Ankaralıların tezahürleri bu suretle Majeste Kral İkinci FaysaPm şahsına dost ve kardeş Irak milletins, Türk milletinin beslemekte olduğu samimî dostluk ve kardeşlik hislerinin bir ne­vi tezahürü oluyordu.

Reisicumhur Celâl Bayar muhterem misafirlerimizi misafirini Ecnebiye köşküne kadar geçirmiş ve orada bir müddet hasbıhalden sonra ayrılmıştır.

  Ankara :

Bu sabah Ankaraya gelmiş olan kardeş ve müttefik Irak'ın Kralı Majeste İkinci Faysal ile Veliahd Altes Pren Abdülilah ve Başvezir Nuri Said Paşa ile maiyetleri erkânı bugün saat 12 de AnıtKabri ziyaret ederek bir çelenk koymuşlar ve Atatürklün manevî hu­zurunda ihtiram vakfesinde bulunmuş­lardır.

Muhterem misafirlerimizin AnıtKabire geliş ve ayrılışlarında askerî bir birlik selâm resmini ifa etmiştir.

Irak'ın güzide devlet adamları Anıt-Kabri ziyarete. gidiş ve avdetlerinde güzergâhta yer yer toplanmış olan halk tarafından alkışlanmışlardır.

  Ankara :

Bu sabah şehrimize gelmiş olan kar­deş ve müttefik Irak'ın Kralı Majeste İkinci Faysal ila Veliahd Altes Prens Abdülilah ve Başvezir Ekselans Nuri Sait Paşa öğle yemeğini Çankaya köş­künde hususi surette Reisicumhur Ce­lâl Bayar'la birlikte yemişlerdir.

Bu yemekte Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes, Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Kütahya mebusu Dr. A. İhsan Gürsoy ile Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Nuri Birgi, iki memleketin karşılıklı Büyükelçileri, Riyaseticumhur Umumî Kâtip Vekili ve Hususî Kalem Müdürü ile Başya­veri ve Baştabibi, Majeste Kralın ve Altes Veilahdm refakatlerine verilen Mihmandarlar, Protokol Umum Müdü­rü ve muhtarem misafirlerimizin refa-katlerindeki zevat hazır bulunmuşlar­dır.

  Ankara :

İş ve İşçi Bulma Kurumu 9 uncu Da­nışma Kurulu bugün saat 15.00 -de İşçi Sigortaları Kurumu toplantı salonun­da, çalışma Vekili Hayrettin Erkmen'in bir nutku ile açılmıştır.

Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen ez­cümle demiştir ki:

«Muhterem arkadaşlarım:

İş ve İşçi Bulma Kurumu Danışma Ku­rulunun dokuzuncu toplantısını açıyo­rum. Muhterem delege arkadaşlarıma, hoş .geldiniz der, hepinizi saygı ve sev­gi ile selâmlarım.

En kıymetli varlığımızı teşkil eden va­tandaşın emeğini kıymetlendirmek, o-nun maddî ve manevî kuvvetlerini mil­lî iktisadımızın istifadesine sevk et­mek, içtimaî bünyemizi işsizlik felâ­ketinden korumak gibi hayatî vezaifelerin ifası maksadiyle kurulan ve iş­letilen iş ve işçi bulma kurumunun 1954 yılı faaliyetini gözden geçirecek­siniz. Sunulmuş bulunan dokümanları ve verilecek izahatı, meslekleriniz yönünden olduğu kadar umumî menfa­at bakımından da mütalâa ederek dü­şünce ve temennilerinizi beyan edecek­siniz. Tavsiye ve dilekleriniz, kurumun içinde bulunduğunuz çalışma yılından itibaren, istifadesine acılan bir ışık ha­zinesi olacaktır .

İş ve İşci Bulma Kurumu'nu vazifele­rinin ifasında, kalkınmamıza ayak uy­durmasını bilmiş bir müessese olarak. tavsif etmek -hakşinaslık icabıdır. Sa­dece işe y eri eştir ilen vatandaşlar sa­yısı bu hakikati tesbite kâfi gelir. .

Yıl

Müracaat

Yerleştirme

1950

54170

20410

1951

76650

28074

1952

135965

63494

1953

257203

194862

1954

412360

356447

Bandırma, transfer ve yetiştirme hiz­metleri hacimlerinde de ayni mes'ut inkişaf müşahede edilebilir. Filhakika 1953 yılı zarfından (41095) işçi 86208 gece kuruma ait yurtlarda barındırıl­mış i'ken 1954 yılı içinde 55164 işçi va­tandaşımız 112111 gece banndırılmıştır. İşçi vatandaşlarımızın emeklerini kıymetlendirmek bakımından olduğu kadar sağlıklarının korunması bakı­mından da 'ehemmiveti büyük olan ba­rındırma isine, maddî imkânlarımızın müsaade ettiği azamî sayıda yurtlar in­şası suretiyle hız vereceğiz. İş ve İşçi Bulma Kurumu, kuruluş ga­yesine uygun olarak yeni bir hizmek sahasına  girmiş bulunmaktadır.     Vatandaşların boş zamanlarım kıymetlen­dirmek ve'mahallî sanatları teşvik, islâh ve himaye etmek esaslarına daya­nan bu hizmetin geliştirilmesini ehem­miyetle temsaıni etmek isterim.

Aziz arkadaşlarım,

Hizmet sahası gittikçe genisliyen İş ve ' ."İşçi Bulma Kurumunun kuruluş .   ka­nununu yeniden, gözden geçirmek   lüzumu ile karşı karşıyayız. Bu    lüzum ve ihtiyaca uyarak hazırlanmış bulu-nan  tasarıyı Büyük Millet Meclisinin 1955   -   1956 içtima devresine yetiştirmiye çalışacağız.Kendisinden 'beklenen hizmetleri    ifa-ehliyetini göstermiş bulunan İş ve İşçi Bulma   Kurumu   Danışma Kurulunun Kuruma, ve iş hayatımıza hayırlı    ve başarılı hizmetler ifasını temenni eder,muhterem heyetinizi muhabbetle    selamlarım.»

Çalışma Vekilinin konuşmasını müte­akip, riyaset divanı başkanlığına Sam­sun 'Belediye temsilcisi Samsun mebu­su Abdullah Keleşoğlu getirilmiştir. Kâtiplerin seçiminden sonra 1954 yılı faaliyet raporu okunmuş ve komisyon seçimleri yapılmıştır. Komisyon çalış­maları yarın da devam edecektir.

  İzmir :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizde bulunan Amerikalı iktisat­çı Max Hornburg, bugün İzmir'e gel­miş, Ticaret ve Sanayi Odasında İz­mir ticaret ve sanayie ileriyle görüş­müştür.

Hazırlamakta olduğu iktisadî raporun Devlet Sektörüne ait ait kısmım bitir­miş olan mütehassıs, hususî sektöre a-it kısımlar için İstanbul'da yaptığı te­maslardan sonra, bugün İzmir Ticaret ve Sanayi .erbabiyle hususî temaslarda ve fikir, teatisinde bulunmuştur.

 Ankara :

Türkiye hükümeti ile Birledik Amarika dış faaliyetler idaresi arasında 30 Haziran 1955 de sona erecek malî seans . için ilâveten, yapılan 30.000.000 dolar­lık yardımın sarf şekli" için bir prog­ram hazırlanmıştır.

Bu porgram, tasvip ve paranın tahsis edilmesi için Washington'a gönderilmiş b yummaktadır.

Tesbit edilen porgrama göre, Türkiy'e' ye lüzumlu ham madde ve yedek par­çalar ithâl edilecektir.

Derhal kullanılabilecek olan bu yar­dım Önümüzdeki ayların âcil yedek parça ve ham madde ihtiyaçlarını tamamiyle karşılıyacak ve piyasada ge­niş ferahlık yaratacaktır.

Bu 30 milyon dolar ile Türkiye'ye it­hal edilecek maddeler şunlardır:

Kamyon yedek parçaları:

3.000.000 dolar,

Kamyon lâstikleri:

3.000.000 dolar,

Demiryolu yedek aksamı:

2.000.000 dolar,

Tarım makinsleri yedek aksamı:

1.OO6.000 dolar,

Sınaî malzeme   yedek aksamı ve yar­dımcı meddsler:

2.000.000 dolar

Diesel makineleri yedek parçaları:

1.000.000 dolar.

Su tulumbaları yedek parçaları:

200.000 dolar

Tarım  makineleri lâstikleri:

500.000 dolar

Zonguldak için taşıyıcı    şerit ve vinç yedek parçaları:

237.000 dolar

Polis için radyo yedek parçaları:

Yün: Kauçuk:

7.00 dolar

800.000 dolar 2.000.000 dolar

Maden makineleri yedek parçaları:

500.000   dolar

Teneke levha: Kalay:

Kimyevî maddeler, boyalar ve plâstik­ler:         3.000.000 dolar

3.000.000 dolar 1.000.000 dolar

deri:

1.500.000 dolar

Jüt:

Çelik  (nal mıhı ve ambalajı    çemberi
dahil)                                     1.000.000 dolar

500.000 dolar

Haşere ila mücadele ham maddeleri:

600.000 dolar

400.000 dolar

Tıbbî ham medde:

Ambalaj kâğıdı çimento için:

250.000 dolar

Bakiye 2.500.000 dolar da nakliye mas­rafları olarak kullanılacaktır.

28 Haziran 1955

Ankara :

Antalya'nın Kepez mevkiinde bir hid­roelektrik santralıtesisini deruhte ay-liyecek b:r şirket kurulması daha ev­velce kararlaştırılarak buna ait proto­kol 2 mayıs tarihinde Etibanfda im­zalanmıştı.

Kep;z mevkiinde santral tesisi te­şebbüsüne Antalya'daki hususî serma-ye sahipleri de büyük bir alâka gös­termiş olduklarından, protoklun imza­sından itibaren bugüne kadar geçen birbuçuk ay gibi kısa bir müddet zar­fında şirket için lüzumlu sermaya ta­ahhütlerinin tamamlanmasına imkân hasıl olmuştur.

Şirketin 10.000.000 liraya baliğ bulu­nan sermayesine Etibank 4.500.000 lira ile, Antalya Pamuklu Dokuma Sanayii Türk Anonim Şirketi 2.000.000 lira ile, And Birlik 1.000.000 lira ile, Antalya Belediyesi 500.000 lira ile, hususî ser­maye sahipleri d 2 2.000.000 lira ile iş­tirak eylemektedir.

Yukarıda isimleri sayılan müessisler bugün İşletmeler Vekâlatinde İşletme­ler Vekili Samet Ağaoğlu'nun huzu­runda şirket statüsünü imzalamışlar­dır.           4

Bu millî şirketimizin Antalya'nın 12 kilometre şimalindeki Kepez mevkiin­de inşa ettirileceği 18.000 kilovat takatindeki 'hidroelektrik santralının se­nelik enerji istihsali miktarı 70.000.000 kilovat saati bulacaktır.

Antalya'nın Kırköz mevkiinden gelen sular arazisinin irvası maksadiyle hâ­len kanal içine alınmakta olduğundan Kepez santralı için ayrıca bir baraj inşaasına lüzum kalmamaktadır. Bu se­beple santralın tesis maliyeti bilnisbs-düşük olacaktır.

Bu millî şirketimiz. Kepez santralının gerçekleştirilmesinden sonra Antalya havalisinde buna mümasil diğer sant-rallar tesisinde kendi faaliyet programı dahilinde mütalâa etmektedir. Bu ba­kımdan şirketin memleket elektrifi­kasyon mevzuunda çok müsbet bîr rol~ oynuyacağı muhakkat addedilmekte­dir.

 Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes ve refikaları bu ak­şam saat 21.30 da Ankara Palas'ın bu. münasebetle çok sanatkârane bir şe­kilde tanzim edilmiş ve donatılmış olan bahçesinde, Majeste Irak Kralı İ-kinci Faysal ile Altes Prens Veliahd-Abdülilah şereflerine bir kabul resmi tertip etmişlerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın da hazır bulunduğu bu kabul resmine B. M.M. Reisi Refik Koraltan, Irak Başve­kili Ekselans Nuri Sait Paşa, vekiller, B.M.M. Reis Vekilleri, mebuslar.. Baş­vekâlet ve diğer vekâletler müsteşar­ları, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi ve Hariciye Vekâleti erkânı. Majeste Kral ve Altes Veliahd'm maiyeti er­kânı ve mihmandarları, bütün kordip­lomatik. Erkânı Harbiyei Umumiye Re­isi de diğer generaller ve amiraller, memleketimizi ziyaret ;tmekte olan Pakistan Milli Müdafaa Nazırı Orge­neral Eyüp Han ve maiyeti, memleke­timizde bulunan Iraklı gazetecilerle yabancı ve Türk basın tamsilcileri re-fikalariyle iştirak etmişlerdir.

Kabul resmi. Türk - Irak dostluk   ve-ittifakına  has^ samimiyet  irinde     geç vakte kadar devam etmiştir.

 İzmir :

Dünden beri şehrimizde bulunan Ame­rikalı iktisatçı Max Thornbourg bu­gün saat 15.30 da uçakla Ankaraya haraket etmiştir. İstanbul'dan sonra tz-mirde yaptığı temaslardan çok mem­nun, olan kalan iktisatçı, bu temaslar neticesinde Devlet Sektörü ile hususî sektör menfaatlerinin kolaylıkla bağ­daşabileceği kanaatini izhar etmiştir.

29 Haziran 1955

 Ankara :

Kardeş ve müttefik Irak Kralı Majesj te İkinci Faysal ile Veliahd Altes Prens Abdülilâh'm şereflerine memleketimi­zi ziyaretleri münasebetiyle bugün sa­at 17 de hipodromda bir geçit resmi tertip edilmiştir.

Misafirlerimiz şerefine tertiplenmiş olan geçit resmini seyretmek üzere çok kalabalık bir halk topluluğu hipodro­mu doldurmuş ve geçitin başlamasın­dan çok evvel yerlerini almış bulunu­yordu.

Hipodrom kardeş ve müttefik Irak ve Türk bayrakları ile donatılmış. Majes­te Kral ile Altes Prensin hipodroma gireceği yolun iki tarafında askerler yer almışlardı.

Saat 17 de Maj.&ste Kral İkinci Fay­sal îte Veliahd Abdülilah, Reisicumhu­rumuz Celâl Bayar ve B.M.Meclisi Re­isi Refik Koraltanla birlikte hipodro­ma gelmişlerdir. Misaiirlerimizin ve ReisicumhTumuzun hipodroma teşrif­leri Ankaralıların samîmi muhabbet ve sevgi gösterilerine vesile teşkil et­miştir. Bu tezahürlere ayni samimiyet­le mukabele eden Majeste Kral ve Rei­sicumhurumuz .şeref tribünündeki yer­lerini almak üzsre içeri girmişlerdir.

Birkaç dakikalık istirahatten sonra Majeste Kral İnkici Faysal ile Veliahd Altes Prens Abdülilah ve Reisicumhu­rumuz Celâl Bayar, B. M. Meclisi Re­isi Refik Koraltan. Irak Başvekili Nu­ri Sait Paşa, Başv'ekil ve Hariciye Ve­kâleti Vekili Adnan Menderes şeref tribünündeki yerlerini almışlardır.

Dost ve kardeş Irak'ın güzide devlet adamları ile Reisicumhur Celâl Bayarin şeref tribününde görünüşleri halk tarafından şiddetle alkışlanmış­tır.

B.M.M. Reis vekilleri, mebuslar. Baş­vekâlet ve di£er vekâletler müsteşar­ları, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi ve Hariciye Vekâleti erkânı, Vali ve Belediye Reisi, Majeste Kral vs Altes Veliahd'm maiyeti erkânı ve mihman­darlar;, bütün kordiplomatik, O.H.U. Reisi ve diğer generaller ve amiraller, memleketimizi ziyaret etmekte olan. Pakistan Millî Müdafaa Nazırı gaze­tecilerle yabancı ve yerli basm men­supları ve davetliler de rssmigeçidi. takip etmişlerdir.

Bando tarafından Irak ve Türk Millî Marşları çalınması ve Irak Türk bay­raklarını taşıyan T.H. Kurumunun u-çakları filolar halinde geçişleri ile sa­at 17 da resmi geçide başlanmıştır.

Daha sonra askerî birlikler, başlarında sancakları olduğu halde, onları taki­ben yaya ve bindirilmiş birlikler, sü­vari birlikleri, zırhlı birlikler, tanklar, ve sıhhiye birlikleri geçmişlerdir. Bir­liklerin -geçişleri ve bu sırada askerî uçaklarla tepkili uçakların hipodrom üzerinden uçuşları meydanı dolduran halkın hararetli alkışlarıyla karşılan­mıştır.

Bu suretle Majeste Kral ve Altes Ve­liahd şereflerine tertip edilmiş olan bu resmi-geçit, dost, kardeş ve müt-tafik ik milletin yekdiğerine beslemek­te olduğu sevgi ve muhabbetin bir ke­re daha tezahürüne vesile teşkil eder bir samimiyet havası içinde nihayete ermiştir.

Geçit resminin hitamını müteakip kar­deş Irak'ın Kralı Majeste İkinci Fay­sal ile Veliahd Altes Prens Abdüli-lâh Türk milletinin hislerine tercüman olan Ankaralıların cok samimî tezahür­leri arasında hipodromdan ayrılmışlar ve güzergâhda da yer yer toplanmış bulunan halkın samimî muhabbetlari arasından geçerek ikamet etmekte ol­dukları misafirlerini Ecnebiye Köşkü­ne avdet etmişlerdir.

 Ankara :

Kanunî süresini bitirmiş olan profe­sör Saffet Süray'ın yarine Ankara Fen Fakültesi Dekanlığına Profesör Ce­mil Dikmen seçilmiştir.

 Ankara :

İş ve İşçi Bulma Kurumu Danışma Ku­rulu bugün saat 15 de yaptığı ikinci heyeti umumiye toplantısı ile çalışma­larını sona erdirmiş ve kurul, çalışma vekili Hayrettin Erkmen'in bir nut­kuyla kapanmıştır.

Oturum açıldığı zaman mevzuat ve dılak, plasman ve yetiştirme 'komisyonlarının raporları okunmuş, söz alan delegeler, kurum çalışmaları ile ilgili temennilerde bulunmuşlardır.

İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Mü­dürü Şerif Gürol gerek heyeti umumi­ye gerek komisyon müzakerelerinde ü-zerinde durulan hususlara dair iza­hat vermiştir. Genel müdür izahlarına başlarken demiştir ki:

«Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da çalışmalarımızı kolaylaştıracak ve ge­liştirecek isabetli mütalâa ve değerli beyanlarda bu]undunuz. İbzal buyur­duğunuz takdirde bundan sonraki ça­lışmalarımızın en büyük destek ve teş­vik kaynağı olacaktır.

"Üç günlük mesai de göstermiştir ki, İş ve İşçi Bulma Kurumu memleketi­mizin bünye ve ihtiyaçlarına uygun, umumî kalkmmamaızla hemah-snk yepyeni bir istikamet üzerindedir.»

Sözlerine devam eden Umum Müdür, gerek heyeti umumiye gerek komis­yon çalışmalarında gösterilen takdir ve teşviklere teşekkür ederek, gelir kaynaklarının arttırılması hususunda durmuş ve demiştir ki:

«Gelir getirecek bina ve tesisler yap­tırılması suretiyle kurumun yarınını, bir bakıma garantiye alan teşebbüsü­müzde sayın vekilimizin ve İşçi Si­gortaları idaresinin müzaharetlerinden müteşekkiriz. Yüksek heyetinizin de tasvip ve takdirlerine mazhar olan bu teşebbüsün bir program tahtında ge­liştirilmesi kararındayız.»

Yeniden barındırma yurtları inşası im­kânlarının araştırıldığını da tebarüz et­tiren Umum Müdür işçilerin yetiştiril­mesi ve geliri mahdut mahallerde iş hayat yaratmak mevzuunda da izahat vermiştir:

«1955 bütçemizin yetiştirme tahsisatı­mızı gîçen senenin üc misline yükselt­tik. Maarif Vekâletiyle aktettiğimiz iki protokol da bu hususta ayrıca büyük bir yardım ve' destek olacaktır. İşçi­mizin meslekî bakımdan yetiştirilmesi ve eğitimi için şümullü bir program ü-zerinde de F.O.A. komisyonu ile temas halindeyiz. Geliri mahdut vs arazisi dar köy ve kasabalarımızda el ve ev sanatlarının geliştirilmesi ve iş imkân­ları yaratılması bahsinde Danışma Ku­mulumuzun tasvipkâr görüşü cesareti­mizi arttırmış bulunmaktadır.»

İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdü­rü Şerif Gürol sözlerini bitirirken ge-. rek Danışma Kurullarının gerekse, bu yıl faaliyete geçecek olan mahalli Da­nışma Komisyonlarının, kurum çalış­malarında on büyük yardımcı oldukla­rını belirtmiştir.

Müteakiben Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen kürsüye gelerek Danışma Ku­rulunu   şu   konuşmasiyle     kapamıştır.

Çalışma Vekili ezcümle damiştir ki:

«Üç günlük mesaimiz, şu anda sona ermiş bulunuyor, yakinen takip etti­ğim mesainizde kuruma karşı göster­diğiniz teveccüh ve kadirşinaslık ku­rum için paha biçilmez teşvik vesilesi olmuştur. Kurum bu vesileden istifada ederek ileriki yıllarda Türk i? ha­yatına ve kanunun kendisine tevcih etmiş olduğu vazifelere daha faydalı şekilde yaklaşacak ve onları daha sıh­hat  ve  selâmetle ifa   edecektir.

Arkadaşlarım,

İŞ ve İşçi Bulma Kurumunun sizin müzaheretinizden temin ettiği fayda hudutsuzdur. Çünkü herşeyden evvel muhterem heyetiniz bu müessesenin lâzım ve ehemmiyetini anlamış, vazi­felerinin ifasında sarfettiği gayreti tak­dir etmiştir. Fonksiyonu, ehemmiyeti ve hizmetleri anlaşılan bir kurumun çalışmaları hususunda önüne çıkacak manileri daha 'kolaylıkla aşacağından şüphe yoktu. İş ve İşçi Bulma Kuru­mu sadece işsiz vatandaşları işe yer­leştirmek işçiye ihtiyacı olan işyerle­rine işçi bulmakla vazife bir teşekkül değildir. Mesleği olmayan bir vatanda­şa geçim yolu temininden ileri geçmiyen  bu  tarifin  şüphesiz     müessesenin

vazifesi olarak, sizi, bizi ve Türk iş hayatını marnının edecek kifayette de­ğildir. Kurum vatandaşlara arzularına ve kabiliyetlerine uygun işler temin etmekten başka iş hayatında vazife al­mış, mes'uliy.yt deruhte etmiş işçi ar­kadaşlara da ifa etmekte oldukları mil­lî vazifeyi daha sıhhatli ve daha ve­rimli yapabilmelerini temin edecek hususları araştırmak ve ikmal etmek mevkiindedir. Bu ikinci vazife millî ik­tisadiyatımız bakımından büyük bir ehemmiyet arzeder. İşçinin ilerleme arzusu ve istidadını karşılamak yö­nünden de büyük bir değer taşır, mem­leketimizde şükrolsun seri bir kalkında mevcuttur. Asırlar boyu ziraî bir mem­leket karakterini aşmamış olan Türkiyemiz son yıllar zarfında sür'atle sa­nayileşmeye doğru gidiyor. Bu sanayi­leşme hamlesi içinde beşerî faktörü ön plânda tutmak ve sanayileşme hamle­sini sağlamak için beşerî faktörü te­min bitmek elzemdir. Teknik bilgi ile mücehhez elemanlarımız kâfi miktarda mevcut değildir. Maarif Vekâletinin Maarif hizmetlerinin iş hayatımıza ka­zandırdığı kıymetli teknisyenlerimiz beşer takatinin üstünde çalışmaktadır­lar. Fakat bugünkü hıza mevcut ele­manların sayısı gayri kâfidir. Bu duru­mu realist bir tarzda tesbit ettikten sonra Vekâlet olarak bize düşen vazi­fe sanayi hamlemizin beşerî faktör ba­kımından teminatı yollarını bulmak­tır. Bu yollan bulup tatbik ettiğimiz zaman kurum bugün ifa etmekte ol­duğu vazifelerin birkaç mislini daha uhdesinde hissedecektir. Yetiştirme hususundaki faaliyetlerimizin dikkatle tetkik ettiniz. Yetiştirme hususunda düşüncelerinizi mütalâa buyurdunuz. Bu sahada ifa edeceğiniz vazifenin ehemmiyetini müdrik ve sizlerin bu hu­susta işçi vatandaşlarımız arasında kaderin, talihin kendisine daha yüksek vazifeler ifasını mümkün kılmadı­ğı ehliyetli, kabiliyetli vatandaşlara bu imkânı bahşetmek üst teknik kadrolar­da hizmet için kendilerini bilgi ile teçhiz etmek hususundaki kararımız yakın bir zamanda tatbik mevkiine konulacaktır. Bu husustaki hazırlıkla­rımız ve gerek Birleşmiş Milletlerin teknik yardımından ve gerekse Ame­rikan komisyonunun işçi mevzuları için ayırmış olduğu yardımdan faydalanarak kendi kaynaklarımızı da bu ha­yırhah dostlarımızın yardımlarına kat­mak önümüzdeki aylar zarfında yenii bir tecrübeye girişeceğiz ve iş hayatı­nın ihtiyaç hissettiği elemanlardan başlıyarak işçilerimiz arasında işçilerimi­zin ve onların teşkilâtlarının işveren­lerimizin ve onların teşekküllerinin yardımlariyle kurslar ihdas     edeceğiz.

Bu kursların gayesi yetişen işçi va­tandaşları daha üst kadroda hizmet imkânına kavuşturmak aynı zamanda daha üst derecede ücret almasını müm­kün kılmaktır. Ümit ediyorum ki bu teşebbüsümüz de her teşebbüsümüzde olduğu gibi kıymetli işçi arkadaşları­mız ve onların fedakâr idarecileri uyanık müteşebbislerimiz ve nihayet her zaman yardımımızda bulunan de­ğerli Maarif ailesi bizleri desdeekliye-cak ve umduğumuz faydaları kısa za­manda istihsal etmek imkânına bizi kavuşturacaktır.

Arkadaşlarım,

Kurumun her yönden hizmetlerinin bölgelerinizde tanıtılması hususunda ibzal ettiğiniz vaitleri çok kıymetli bi­rer teminat telâkki ediyorum. Müteva­zı bir kadro içinde çalışan mahdut maddî imkânlarla vazifesini başarma­ğa uğraşan kurum ve onun fedakâr mensupları sizlerin kendi muhitleriniz­de, desteklerinizle sizin kendi muhit­lerinizle hizmetlerimizi yaymak hu­susundaki faaliyetlerinizle yepyeni im­kânlara  kavuşmuş bulunuyor. Bu im­kânlardan istifade etmesini bilmek da bize teveccüh eden bir vazife olacak­tır. Sizin yardım ve tanıtma vaitlerini-za karşılık bu yardımlarınızdan aza­mî derecede istifade edeceğimizi de biz vadederiz.

Mesainizi takdirle karsılar ve Önümüz­deki yıl içinde daha büyük iş başarmış bir kurumun faaliyetini yine aynı olan haya içinde mütalâa etmeniz imkânı­nın bizlere bahsedilmesini temenni e-der şükranlarımızı muhabbetlerimizi heyeti muhteremenize arz ederiz, me­sainize müteşekkiriz. Yolunuz açık ol­sun. Tekrar kavuşmak ve tekrar aynı hava içinde çalışmak ümit v.a arzusu ile hepinizi muhitlerinizde    hayatlarınızda muvaffak insanlar olarak hürmet ve muhabbetle selâmlarım.»

  Ankara :

" Vilâyet Ziraat Müdürlüğü çiftçiye pa­rasız olarak intikal ettirilmek üzere yayınladığı pratik broşür çiftçi ile başbaşa adlı sirküler ve üre köylerinde açtığı kısa devleri ziraî pratik kursla­rın yanında çeşitli mevzularda ziraî filmlerin gösterilmesine de devam et­mektedir.

Bu filmler Teknik Ziraat Müdürlüğü­nün tertiplediği seyyar sinema ekipleri vasitasiyle Ankara köylerinde çiftçi, çocuk, icadın ve erkeklerin? is saatle­ri dışında gösterilmekte ve çok rağ­bet gördüğü müşahede edilmektedir. 25/4/95-5 tarihinde 'baslıyan sinema gösterileri, Nallıhan'ın Osman. Yeni­ce, Gerede, Köstebek, Doğandere, Bey­pazarı. Sekli, Hırkatrpe, Dudaş, Kırk-başı, Oymaağaç, Ayaş'ın Oltan, Çaml-h. Gökler. Çankaya'nın ve merkezin merkez ve bucak. Polatlı.'nm Şabanözü. Çekirdeksiz. Temelli, Sakarya, Karakuyu, Şerefli gökşöz, Balçıkhisar, Türkşersfli, Eskİcahs, Karahoca. Ş. Koçhisarın merkez. Karander.7. Çıkınağlı,, Panlı. Mezgit. Balâ'nın B. Bo-yalik, B'.yıksağır, Holüz, Akkoşan, ol­mak üzere 10 ilçenin 34 köyünde gös­terilmiş ve bu film gösterilerine 7.818 erkek, 8.856 kadın 7.364 çoruk olarak cem'an 24.038 kişi iştirak etmİ5 ve 216 gösteri  varılmıştır.

Şehir ve kasabalardan ve büyük dev­let yollarından uzakta bulunan köylü­müz bu film gösterilerine haz duyarak büyük alâka göstermektedir. Bu sine­ma gösterilerine teknik ziraat teşkilâ­tı tarafından programlı olarak devam olunmaktadır.

  Adana :

Haber aldığımıza göre, Kızılay'ın Ada­na şubesi, fakir köylü vatandaşları mu­ayene, olmak üzere iki doktor ve bir hemşireden müteşekkil 3 kişilik seyyar bir sıhhat ekibini bu işte vazifelendir­meğe karar vermiştir. Umumi merkez­ce de tasvip ve müzaheretle karşıla­nan bu kararın hazırlıklarının   tamamlanmasının müteakip    tatbikine geçile­cektir.

 İzmir :

İşbankasi Umum Müdürü Üzeyİr Avunduk'un Sanayi Kalkınma Bankası Meclisi İdare Reisliğinden almakta ol­duğu 600 lira aylık ücreti müşkül du­rumda olduklarını öğrendiği izmirli dördüzlere bıraktığı öğrenilmiştir.

Adı geçen yardım bir haziran günün­den itibaren, başlamıştır.

 Ankara :

Haber alındığına göre Irak Başvekili Ekselans Nuri Sait Paşa ve Pakistan Millî Müdafaa Nazın Ekselans General Eyüp Hanın resmî ziyaret maksadiyle Türkiyede bulunmaları sırasında, Baş­vekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Ad­nan Menderes, üç memleketi alâkadar eden meseleler üzerinde kendileriyle müşterek görüşmeler yapmıştır.

Bu görüşmeler 23 ve 29 haziran ta­rihlerinde vukubulmuştur. Samimî bir hava içinda cereyan eden fikir müda-vs-leleri görüşülen meseleler üzerinde tam bir mutabakatla neticelenmiştir.

30 Haziran 1955

  Ankara :

Memleketimizi resmen ziyarette bulu­nan kardeş ve müttefik Irak Kralı Ma­jeste İnkİci Faysal Reisicumhurumuz Celâl Bayar şerefine bu aksam saat 20.30 da Hariciye köşkünde bir ziyafet vermiştir.

Bu ziyafette Veliahd Altes Prans Abdülilan ve T.B.M.M. Reisi Refik Koral-tan, Başvekil ve Hariciye Vekâleti Ve­kili Adnan Menderes, Irak Başveziri Ekselans Nuri Sait Paşa, vekiller, Bav-vekâlet müsteşarı, Hariciye Umumî Kâtibi, Erkânı Harbivei Umumîye Re­isi, Riyaseticumhur Umumî Kâtip Ve­kili ve Hususî Kalem Müdürü, Riyase­ticumhur Baş yaveri, Riyaseticumhur Baş doktoru. Protokol Umum Müdürü ve Majeste Kral il Veliahd Altes Prens Abdülilah'in mihmandarları refikalariyle birlikte hazır bulunmuşlardır.

Ziyafeti saat 22.30 da bu münasebetle fevkalâde güzel bir şekilde tanzim e-dilmiş Hariciye köşkü bahçelerinde ve­rilen bir kabul resmi takip etmiştir. Bu kabul resminde 'mebuslar kor diplo­matik devlet erkânı, generaller va amiraller memleketimizda bulunan Irak gazetecilerle diğer basın temsilcileri hazır  bulunmuşlardır.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, bugün öğleden sonra memleketimizde misafir bulunan Irakla gazete­cileri evinde kabul ve izaz etmiştir.

Bu kabul esnasında, Türk - Irak dost­luğu ve 'kardeşliği etrafında samimî hasbıhallerde bulunulmuştur.

 Gaziantep :

Vilâyetimiz Araban nahiyesi Yeni Al­tıntaş köyünde 30.245 dönümlük ara­zi çiftçilerimize tevzi edilerek tapuları Gaziantep mebusları ile Vali'nin de hazır bulunduğu bir merasimle sahip­lerine verilmiştir.

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu'nun Demirköprüdeki konuşması: 1 Haziran İ955

 Alpullu:

Meriç nehri ve tabilerinin İslahı inşaatının bugün Demirköprüde yapılan temel atma töreninde Nafia Vekilimiz Kemal Zeytinoğîu aşağıdaki konuş­mayı yapmıştır:

«Muhterem misafirlerimiz, aziz vatandaşlarım,

Trakyamızı ehemmiyetle alâkadar eden ve asırlardan beri derdi halinde sürüp gelen Meriç havzasının ıslâhı işi iki dost ve müttefik hükümetler­ce müştereken ele alınmış ve bilindiği Üzere bundan bir müddet evvel 11.4.1955 tarihinde ihaleleri yapılmıştı. Her iki memleket için çok büyük ehemmiyeti olan bu işe başlanması münasebetiyle yaptığımız bu toplan­tıda komşumuz Yunanistan'ın muhterem hükümetini gösterdikleri yakın alâka ve anlayışlı işbirliğinden dolayı takdirle yadetmek ve Nafıa ve Münakalât Vekili aziz dostum Kostantin Karamanlisi candan tebrik et­mek bahtiyarlığı içerisinde bulunduğumu burada belirtmek İsterim.

53 bin kilometre karelik bir meyahi havza dahilinde 42 bin hektarı Yu­nanistan'a ve 40 bin hektarı da Türkiye'ye ait olmak üzere cem'an 82 bin hektarlık Meriç ovası mühim kısmı ile fezeyan sahası içinde bulunmakta ve ziraat yapılamamaktadır. Bundan başka her sene iki memleket top­raklarından fezeyandan dolayı husule gelen zararların da haddi ve he­sabı yoktur.

İşte Türk - Yunan hükümetleri hudut boylarımızın bu kıymetli toprakla­rını taşkından korumak, kurutulacak kısımları kurutmak ve sulama yapa­bilmek imkânları üzerinde ehemmiyetle durmuş ve bu projenin tanzimi­ni tanınmış Amerikan firması Harza kumpanyasına tevdi etmiş bulunu­yorlardı.

Şimdi tatbikatına geçtiğimiz proje işte bu projedir. Üç 'kısımdan ibaret olan bu büyük projenin ilk merhalede taşkından korunma işleri ele alın­mış bulunmaktadır. Türkiye arazîsi dahilindeki korunma işleri 29 milyon. Yunanistan arazisi dahilindeki kısımların ise 27 milyon liralık keşif be­delleri mevcuttur ve ihaleler her iki hükümetçe aynı tarihlerde ayrı ayrı kendi müteahhitlerine ihale edilmiş ve işlerin aynı zamanda bitirilmesi mukavelelerinde derpiş edilmiştir.

Bununla Türkiye'nin 28 bin hektar, 'Yunanistan'ın ise 25 bin hektar arazi­sinin taşkından mütevellit zararları bertaraf edilmiş olacaktır. Bu ihaleye dahil olarak Türkiye tarafından yapılacak sedler şunlardır:

İsmi                                             Tulu                                                                       Hacmi

6.930.000

M3

1.150.000

M3

586.000

M3

322.000

M3

863.000

M3

391.000

M3

.   160.000

M3

700.000

M3

300.000

M3

11.402.000

M3

image001.gifimage002.gifİpsala S.                             68    Kim.

Küplü  S.                              12    Kim.

Kirişhane S.                     13    Kim.
Edirne S.                            5    Kim.

Kazanova S.                         11    Kim.
Tunca S.                            6    Kim.

Yaz S.                                    11    Kim.
Doyran S.                          7    Klm.

Karaağaç S.                             3    Kim.

image003.gifYekûn: 136   Kim.

Sözlerime nihayet verirken işleri taahhüd eden her iki müteahhid firma­lara muvaffakiyetler temenni eder, bu işin Türk ve Yunan milletlerine hayır ve uğur getirmesini dilerim.

Başvekilimizin İran heyeti başkanına mesajı:

 İstanbul;

İran Gazeteciler Heyeti Başkanı Ayan âzası Ekselans Mesudî'ye memle­ketimizden ayrıldıkları sırada Başvekilimiz Adnan Menderes tarafından şu mesaj tevdi edilmiştir:

«Ekselans,

Dirayetli reisliğiniz altında memleketimizi şereflendiren dost ve kardeş İran heyetliyle buluşmak bizleri son derece bahtiyar etmiştir. Memleketi­mizin her geçtiğiniz yerinde sizlere karsı izhar edilen hararetli ve sami­mî sevgi ve itibar hislerinden sonra, Türk milletinin İran milletine bağ­lılığının ne kadar kuvvetli olduğunu izaha hacet görmüyorum.

Milletlerimiz arasındaki karşılıklı muhabbet ve itimad hislerinin icap et­tirdiği münasebetler, epeyce zamandanberi bir takım hâdiseler dolayısiyle gereği gibi sıkı olarak tesis edilememiş ve sık sık vukuu çok fayda­lı olacak olan temaslar da maalesef yapılamamıştı. Güzide heyetinizin bu defa memleketimizi .ziyaretinin bu devreye son verip dostluk ve kardeş­lik münasebetlerimizin yepyeni ve ileri inkişaflarının başlangıcını teşkil edeceği hususundaki ümit ve kanaatim çok kuvvetlidir.

Memleketlerimiz arasındaki kardeşçe münasebetlerin inkişafı ve sıkı iş­birliğine inkılâbı yalnız aramızdaki sevgi bağlarının değil, menfaat hat­tâ kader birliğimizin icabatındandır.

Güzel memleketinize dönmekte olduğunuz bugün ekselanslarına hayırlı seyahatler temenni ederken, avdetinizde, kıymetli komşumuz ve aziz kar­deşimiz İran milletine, burada bizzat şahidi olduğunuzu bildiğim en sa-, mimî sevgi ve bağlılık duygularımızı, onun refahı ve tealisi için, Şehin-şah Hazretlerinin saadet ve ikbali ve İran hükümetinin memleketin ilâsı yolundaki mesailerinde daima muvaffak olması hususundaki en halisane temennilerimizi iblâğ buyurmanızı rica ederim.»

İşçi Sigortaları Kurumunun onuncu kurul toplantısı ve  Çalışma     Vekili Hayrettin Erkmen'in kapanış nutku:

3 Haziran 1955

 Ankara :

İşçi Sigortaları Kurumu Genel Kurulunun bu sabah saat 9 da Prof. Ziya-ettin Fahri Fmdıkoğlu'nun başkanlığında yaptığı toplantıda muamelât -hesap ve dilek mevzuat programları okunmuş ve raporlar üzerinde yapı­lan görüşmelerden sonra yönetim kurulu ibra edilmiştir.

Kurum adına söz alan Genel Müdürü Vekili İlhan Altan gerek hey'eti umumiyede ve gerek komisyonlarda izhar edilen dilekler üzerinde durmuş ve sözlerine devamla İşçi Sigortaları Kurumunun hâlen 24 vilâyette tat­bik mevkiine konulduğunu, sigortalıların 3 de ikisinin hastalık sigortasın­dan faydalandıklarını, bu yıl zarfında Elâzığ, Sivas ve Hatay vilâyetlerinde hastalık sigortası hazırlıklarına başlandığını belirtmiş ve Ankara'da yeni İnşa ettirilecek olan modern hastahanenin plânlarının tetkik edildiğini, ilk fırsatta inşaata başlanacağını, Bursa'da da bir hastahane kurulmasının iş programına alındığını, işçi meskenleri mevzuunda açılan kredi yekûnunun 40 milyon liraya yükseldiğini, yıl sonuna kadar da bu miktarın 50 milyon liraya yükseltileceğini sözlerine ilâve etmiştir.

Yönetim Kurulu adına konuşan Başkan Dr. Cemal Kiper, sigorta mevzu­atı ile tatbikatı hakkında geniş açıklamalarda bulunmuştur.

Müteakiben Yönetim Kurulunda müddeti dolmuş olan isçi üye Rahmi Alp yapılan seçim neticesinde yeniden üyeliğe getirilmiştir.

Genel Kurulun öğleden sonraki toplantısında kürsüye gelen Çalışma Ve­kili Hayrettin Erkmen aşağıdaki kapanış nutkunu söylemiştir:

Çalışma Vekilinin nutku:

Genel Kurulun muhterem âzası:

5 günden beri devam eden seviyeli ve dikkatli çalışmalarınız sona ermiş "bulunuyor, X ncu Genel Kurul, toplantısının iki vasfını müştereken müşa­hede ettik. Kapanış konuşmasını yaparken bu müşterek müşahedemizi ifa­de etmeyi yerinde telâkki ediyorum Bu iki vasıftan biri Genel Kurulun devamlılığı, ikincisi konuşmaların, müzakerelerin, bilgili ve seviyeli olu­şudur. Hakikaten fonksiyonun üzerinde münakaşa ettiğiniz ve fonksiyonu ifada daima terakki yolunda olduğunu hepimizin memnuniyetle müşahede ettiğimiz Genel Kurul, aslında devamlı bir organdır. Yalnız toplantı ve faaliyet zamanları kanunen tayin ve tahdit edilmiş bir organdır. Binaen­aleyh X ncu Genel Kurul vazifeyi IX ncu Genel Kuruldan almıştır. Yürüt­müştür. Ve XI nci Genel Kurula devre hazır hale getirmiştir. Bu anlayış içindeki çalışmaların kurumun hizmetlerinin ifasında ehemmiyeti izahtan müstağnidir. Esasen bu ehemmiyeti müdrik olan bütün alâkalılar her top­lantıda bir evvelki toplantının muhasebesini dimağlarında ve vicdanların­da yaptıktan sonra kendilerine tevdi edilen bir yıllık faaliyetin kıymet-

lendiriîmesini ifa ederler ve bu faaliyetin millî bünyemiz içinde yerleş­mekte bulunan sosyal güvenlik müessesemiş olan İşçi Sigortaları Kurumunun hayatî ve bekasiyie alâkalı olduğunu bilerek çalışırlar.Genel Kurulun bu siması her alâkalıyı, her memleket evlâdını memnun .-edici ve Genel Kurula teşekkür borçlandırıcı bir veçhedir.

X. ncu Genel Kurulun diğer bir vasfı da konuşmalardaki bilgi ve seviye üstünlüğüdür. Söz alan bütün arkadaşlar teşrih ettikleri mevzua vakıf in--sanlar olarak serbest, hür vatandaşlar olarak ve nihayet fikrin seviyesi "konuşma seviyesi yüksek insanlar olarak faaliyetlerini idame ettirdiler ve her arkadaşın konuşmasından az veya çok fayda verici bir tohum hasıl ol­du. Bu tohumlar ileriki faaliyetlerimiz için teminat    teşkil    etmektedir.

"Verdikleri kıymetli fikirlerden ve tenkitlerini ve telkinlerini yapmakta gösterdikleri samimiyetten ve yüksek anlayıştan dolavı muhterem hey'etinizi tebrik etmek, takdir etmek her vazifeliye düsen bir vecibedir. Arka­daşlarım. Genel Kurulun şu tersim etmeğe çalıştığı manzarası elbette bir günden öbür güne hasıl olmuş değildir. Elbette bu oluş bazı âmillerin te­siri altındadır. 10 yıllık faaliyet tecrübesi bu âmiller arasındadır. Bunun yanında memleketimizin içinde bulunduğu çeşitli inkişaflar gene    Genel

"Kumulumuzun seviyeli ve faydalı çalışmalarının teminatını teşkil etmiştir.

Bu cümleden olmak üzere bütün memleket çocuklarının gönül bağlılıkları, uğrunda emek sarfettikleri ve emek sarfından bir an fariğ kalmıyacakları demokratik inkişafımız biraz evvel işaret ettiğim âmillerden birisidir ve İselki de birincisidir. Bugün hamdolsun derdimizi dâvamızı düşündüğümüz gibi iyi niyet hakim kaldığı müddetçe istediğimiz gibi ifade etmek imkân­larına millet olarak kavuşmuş bulunmaktayız. Cok uzak olmıyan maziye göz atmak bu teminatın ehemmiyetimi teslim etmek için kâfi gelir. Ge­lişmekte bulunan, yerleşmekte bulunan ve gelişmesi, yerleşmesi için her vatandasın vazifeli bulunduğu bu mes'ut rejim işte sizin hey'etleriniz gi­bi vakur hey'etlere faliyet imkânını bahsetmiştir. Ve bu hürriyet ve vekar içine gecen müzakereler daima memleketin hayrına olmuştur ve hayırlı olmakta devam edecektir. Demokratik inkişafımızın hissedarları arasında îsci vatandaşlarımız ver almışlardır. Ve demokratik inkişafımızın işçi vatPnHalanmıza borçlu o]duğu hususat mevcuttur. Bunu her zaman her  ifade etmek yerinde bir hareket olacaktır ve bir kadirşinaslık vazi­fesidir. A^ka^aslanmîZîn konuşmalarındaki selâset ve vuzuh kendilerinin demokrat;k dâvanın içince onun da isçileri olarak edindikleri tecrübelerin -ve neticelerin mahsulüdür. Bununla her vatansever iftihar    etmektedir.

Biz de sizin seviyenizden, sizin dâvaya sadakatinizden müftehiriz ve size güveniyoruz.

'Konuşmalarından bilhassa faydalandığımız ilim adamlarımız bizlere de­ğerli ışıklar tutmuşlardır. Esasen bu toplantının bünyesi şüphesiz ki muh­telif cephelerden aynı mevzuu tetkik etmesi lâzım gelen insanları bir ara^

-ya toplamak fikrîyle teşkil edilmiştir. Ve bu gayeden beklenilen meyveler

elde edilmektedir. Akademik surette ve objektif olarak mevzuumuzu avdınlatan değerli ilim adamlarımıza teşekkür etmeyi de gene çok zevkli bir

-vazife telâkki ederim.

"Muhterem arkadaşlarım. Genel Kurulumuzun oluşunun âmillerinden biri de içinde bulunduğumuz ve yapıcıları olduğumuz ekonomik inkişaflarıHer gün biraz daha hız alan iktisadî gelişmemiz ileriye ait endişeleri ber­taraf etmek istikametinde hayli mesafe katetmiştir. Bu itibarla içinde bulunduğumuz inkişafın ruhlarımıza verdiği teminat konuşmalarımızın seviyesinde tenkitlerimizin vuzuhunda büyük ölçüde âmil olmaktadır. Bu. iktisadî inkişafı size uzun ve tafsilâtlı anlatacak değilim.

Ne de faaliyetinizi bitirdiğiniz su anda geniş rakam tahlilleri ile vaktini-zi almak isterim. Sadece işaret etmekle iktifa ettiğim vakıayı yaşayan ve-onu yürüten insanlar olarak esasen böyle izahlara ihtiyacınız yoktur. Fa­kat iktisadî inkişafın mahiyeti belirtilmek istenirse bunu iki esas üzerin­de ifade etmek kabildir. İstihsal her kolda artmaktadır. İstihsalin "artışi-daha geniş vatandaş kitlelerinin istihsal faaliyetine iştirakini mümkün kılmaktadır. İşte işçi aysısmm artışı, iş yeri sayısının artışı bu vakıanın. bir başka cephesini teşkil eder. İstihsalin artışı eğer dağılışta tesir göster­memiş olsaydı bu takdirde istihsal artışından belki de milletçe istifade­miz bugün temin ettiğimiz mertebede olmayabilirdi. Fakat müşahede et­mekle bahtiyar olacağımız bir hakikattir ki istihsalden bütün istihsal faktörleri ve bu faktörlerin şuurlu ve canlı olanları tam hisselerini ah­maktadırlar. Düne nazaran bugün müteşebbisin kârı emniyet altındadır. Ve daha yükselmektedir. Düne nazaran bugün işçinin geliri işçinin üc­reti, hem yükselmektedir, hem himaye altına girmiş bulunmaktadır. Bu­na sadece iki rakamla işaret etmeme müsaadenizi rica edeceğim. 10 yıllık inkişaf içinde işçi ücretleri vasatı olarak 9c 80 e yaklaşan bir yükselme kaydetmiştir. Bu müddet içerisinde bilhassa son 4 yıl zarfında katedüen mesafe daha dikkatle üzerinde durulmağa değer bir mahiyet arzetmekte-dir. Ankara, Bursa, İstanbul, İzmir, Samsun ve Seyhan gibi en büyük vilâyetlerimizde vasatı isçi ücretleri %66,3 nisbetinde yükselmiş bulun­maktadır. Bunun ifade ettiğimiz mâna biraz evvel işaret ettiğim gibi iş­çilerimizin istihsal edilen mallardan bir kelime ile hasıldan, millî hası­ladan almakta oldukları hisselerin mes'ut bir seyir takip etmekte oduğudur.

Genel Kurulumuzu muvaffak ve seviyeli kılan bir âmilden daha bahse­deceğim. O da sosyal gelismemizdir. Bilhassa sosyal tesanüt ve ahengin, memleket sathında arzettiği manzara her yurt çocuğunun göğsünü kabar­tıcı mahiyettedir ve her zaman iftiharla müşahede ettiğimiz bir cihet var­dır ki Türk işçisi kendisine emanet edilen vazifeyi liyakatla ifa etmesini bilen ve her şeyden önce vatanın yükselmesi için çalışmak mevkiinde bulunduğunu müdrik başkasının hakkında ve malında g-özü olmayan, uvanık, vakur ve güvenilir bir vatandaştır. Türk isçisinin bu ani^vışı rrvllî tesanüdümüzün sosyal ahengimizin idamesinin en belli başlı un­surlarından birini teşkil etmektedir ve bu suretledir ki içeride ve dışarı­da onun millî şuuruna müdahale etmek isteyen onun millî şuurunu teş­viş etmek isteyenler daima hüsrana uğramaktadırlar ve en büyük, en şe­dit darbeyi evvelâ Türk işçisinin mübarek elinden yemektedirler. Ve böylece Öğrenmişlerdir ki, artık Türk işçisi arasında nifak yaratmak, rejim aleyhtarlığı yaratmak ve Türk işçisini sermaye hasmı kılmak, Türk işçisini vatanın endişesinden başka endişelerle doldurmak mümkün değildir. Bunu dışardan veya içerden tecrübe etmek isteyenler artık her teşebbüslerinin akamete ve hattâ şedit darbelere maruz kalacağını bil­mektedirler. Biz iste bu sebeple mili tesanüdümüzü inkişafımızın, beka­mızın ve istiklâlimizin en büyük teminatlarından birisi olarak telâkkf etmekteviz

Çok muhterem arkadaşlarım,

Biz işçi olarak, işveren olarak başkalarının gıpta ettiği bir vasfı daha ha­iziz o da karşılıklı menfaatlerimizi telif etmesini bilmenıizdir. Başka mem­leketlerde emsali az bulunan bu gibi topluluklarda hakikaten böyle bir seviyeyi bulmak mümkün değildir.

İşçi ve işveren yani menfaatleri zıt zannedilen bu insanlar aynı mevzuu vikaye ve himaye etmek için müştereken emek sarf etmektedirler. Faaliyetimizin; çalışmalarımızın haricen görünüşü budur. Bu manzara İşçi "Sigortaları Genel Kurulunda is ve işçi bulma kurumu danışma kurulun­da ve daha ileri nizama müteallik mütalâaların dermeyan ve münakaşa edildiği çalışma meclisinde dahi aynıdır ve bizim topluluklarımızın asıl "hüviyeti ve asıl hususiyeti işte burada yatmaktadır. Bunun da sebebi bizim işçi olarak işveren olarak menfaatlerimizin zıd olmayıp tamamlayıcı olduğunu bilmemiz ve bu inanışımızı samimî surette her çalışmamızda tatbikat sahasına kovmamızdır.

'Karşılıklı menfaatlerimizi sadece bu topluluk içinde değil günlük haya­tımızda da telif etmekteyiz. Menfaat telifinin meslekî teşekküller vasıtasiyle de sağlandığını görüyoruz. İşçi kendi arasında teşkilâtlanıyor. Sendi-'kalar vücuda getiriyor. Birlikler kuruyor, federasyonlar hasıl oluyor. İş­veren kendi arasında daha bakî ölçüde teşkilâtlanıyor, işveren sendika­ları kuruluyor. Başka memleketlerin uzun yıllar mücadele ile elde ettiği ve hâlâ birer müdafaat cephesi halinde kurulmuş bulunan sendikacılar memleketimizde kanunun himayesi altında millî şuurun gösterdiği isti­kamette inkişaf ediyor ve teşkilâtlanma bakımından da gene milletimize has seri bir hamle içinde bulunmakla müftehirdir. Sendikalar meslekî teşekküller olarak kanunun himayesi altında ve kendilerinden beklenilen -vazifeyi ifaya mütedair teşekküller olarak gözümüzün önündedir. Ve biz sendikalara sınıf menfaatlerinin müdafii olarak değil sosyal düzenin tesi­sinde vazife sahibi şuurlu, kanuna itaatkâr teşekküller olarak bakıyoruz. "Kendilerinden bu mânada beklediğimiz vazifeler mühimdir. (Şiddetli al-"kışlar)

"Sendikalarımızı sadece kanunun himayesinde bulundurmakla iktifa etseydik bizim sendikaya atfettiğimiz ehemmiyet belki de pek mühimsenmiyebilirdi. Fakat biliyorsunuz ki meslek teşekkülleri olarak sendikala­rın hür bir zihnivet içinde faaliyette bulunmaları için elimizden gelen -yardımları bu millî teşekküllerimizden, bu milliyetçi teşekküllerimizden esirP-emVoruz. Esirgemiyeceğiz. Sendikacılarımızın sendika idarecileri­mizin fikir seviyelerinin idarî bilgilerinin umumî kültürlerinin ve nihayet sendikaya dahil isçilern meslekî bilgilerinin yükseltilmesi için yapma­ğa başladığımız yardımlar bir seneden, Öbür seneye artacaktır.

Arkadaşlarım, sosyal inkişafımızın bir hâdisesisini de ücret himayesi po­litikamız teşkil fitrapkte^ir. Biraz evvel işaret ettim. Ücretler mes'ut bir seyir takip etmektedir. Türk işçisi yasamaya haklı olduğu hayat seviyesi­ne her gün biraz daha yaklaşmaktadır. Elbette onun hayat seviyesi te­lâkkisi yükselecek ve daima ideal bir hayat seviyesine ulaşmak için ta-leokâr olacaktır. Bu talepleri yaparken arkada bıraktığı mesafeyi unutmıvan insan olarak karsımıza çıkmaktadır. Ve bu hüviyeti ile yapıcı ta­lepleri biz;m. için de daima makbuldür ve daima makbul olmakta devam. edecektir. Ücretin himayesinin bir şekli asgarî ücret tatbikatıdır. Biliyorsunuz yeni tatbikat sahasına koyduğumuz bu müessese bugün 10 vilâye­timizde 6 iş kolunda tatbik edilmektedir. Memleket ölçüsünde 10 vilâ­yette 6 is kolunda tatbik edilmek sadece rakam olarak alınırsa belki bü­yük mâna ifade etmez. Ama asgarî ücret tatbikatının ne derece mudil bir mevzu olduğunu bilenler ve bu tatbikatın hayatının 3 seneden ibaret ol­duğunu da unutmayanlar katedilen mesafenin ehemiyetinı ve alınacak merhalenin teminatını tesbit edeceklerdir.

Gene sosyal inkişafımızla alâkalı olarak sigorta tatbikatının gelişmesini zikredeceğim. Bu tatbikatın gelişmesini açış konuşmamda kısmen ana hatları itibariyle belirtmeye çalışmıştım. Esasen faaliyetiniz boyunca sizler bunu kendi cephenizden hayatınızdan misallerini alarak rakamları hayatınızdaki misaller ve müşahedelerle konuşturarak tesbit ettiniz. Çok kısa bir mazisi olan sosyal güvenlik teşkilâtımızın nihayet 10 yıldan be­ri faaliyette bulunan ve o da her kolu itibariyle değil sosyal güvenlik teşkilâtımızın bugün varmış olduğu merhale artık bu memlekette sosyal güvenlik dâvasının bahis mevzuu olmayacak kadar selâmetle yerleşmiş olduğunu göstermeğe kâfidir. İstikbalimizin teminatı işte bu müşahedeye bağlıdır. Bu müşahedenin verdiği ferahlık içinde görüşüp meseleleri hal­lederken istikbale ait inşaatı da birlikte yapmaktayız, inşa etmekte oldu­ğumuz sistem esas itibariyle kurulmuş, sağlam kurulmuş bir sistem ola­rak sizi hayatınız boyunca size hayatını bağışlamış olanlara onların ha­yatları boyunca teminat altında bulunduracak bir sistemdir. Üzerinde ehemmiyetle ve dikkatle durmamız ve rahnedar etmekten çekinmemiz lâzım gelen bir sistemdir. Esasen bu hassasiyet içinde her sene yeni hiz­met .ufuklarını sizler kuruma ve kurumu yürütmekle vazifeli olan Vekâ­lete açmaktasınız. Bu yıl da gene bu istikamette değerli hizmetleriniz tes­bit edilmiştir.

Gene sosyal bünyemizle alâkalı bir tatbikatımız mesken inşaatına atfet­tiği ehemmiyette dr i. Bundan da açış konuşmamda bahsettim. Mesken in­şaatımız memleketin topyekûn içinde bulunduğu çalışma manzarası da­hilinde ve maddî imkânların azamî hudutları içinde ilerlemektedir. Bu­nu müşahede eden o istikamette çalışan insanlara anlatmaya ihtiyaç yok­tur. Yalnız, bir kere daha verilen ehemmiyeti belirtmek üzere açış ko­nuşmamda ifade ettiğim 3 sene içinde bu mevzua 40 milyonu aşan sarfi­yat yapıldığını ifade etmekte fayda buluyorum. Arsa kredileri de dahili edilmek suretiyle bu miktar 42 milyona yaklaşmaktadır. Ve bu meblâ­ğın 2,5 senelik mazisi olan bir meblâğ olduğunu ve binaenaleyh girişilen teşebbüsün ilerde bu rakamın kat kat yükselmeyi mucip olacağını ve tatbikatta gördüğümüz aksaklıklardan faydalanarak inşaatımızı daha seri ve daha emin yapmak imkânlarını elde edeceğimizi de bu vesile ile ifa­de etmek isterim.

Muhterem arkadaşlarım, sosyal ahengin muhafazası için esas olan kanun teminattır. Ve Türk is hayatı bu kanunî teminata kavuşmuştur. Tasavvur buyurunuz ki son dört yıl zarfında iş havatiyle alâkalı, çalışma hayatını tanzim edici ve iş emniyetini hedef tutan 20 kanun, 1 tefsir, 6 yeni nizam­name, 3 nizamname tadili, 4 ;yeni talimatname, 1 talimatname tadili ve yitın içinde kanunî teminatın ihtiyaçlara göre ayarlamanın samimî arzu­su.ve Türk isçisinin, Türk is hayatının kanunî teminata artık kavuşmuş' olduğunun ifadesini bulmak lâzımdır. Elbette iş yürümektedir mevzuat eskimektedir. Elbette yeni doğan ihtiyaçlar vardır. Mevzuatın    yenilenmesi, yeniden mevzuat ihdası lâzım gelecektir. Fakat bütün bunlar ka­nunî teminat içinde bulunduğunu bilen insanlar olarak bizi endişelere sevkedecek hâdiseler ve düşünceler değildir. Dün kifayetsiz bulduğumuz mevzuat kifayetsizliği yarın elbette izale edilecektir. Ve bu yorgunluğu­muzun ifadesini de biraz evvel işaret ettiğim rakamlarda görülmekte­dir-

Çok muhterem arkadaşlarım, çalışma mevzuatı sadece işçiye hak bahşe­den, işçiyi diğer esaslar üzerinden mütalâa eden mevzuat değildir. Bunu işaret etmekten maksadım meseleye yakmen vukufu buiunmıyan meha-filin bir kere dahi dikkatini çekmektir. Çalışma mevzuatının gayesi iş hayatının tanzimidir. Çalışma mevzuatının gayesi işçinin ve işveren hak­larının, hudutlarının tayin ve tesbitidir. Bu itibarla işçi kadar işveren de bu hayatın Özmalıdır ve işçi kadar işveren bu kanunlarla himaye altına alınmaktadır.

Memleketin iktisadî hayatının mes'uliyetini üzerinde taşıyan müteşebbis elemanların ve teşebbüs hayatının himayesi umumun menfaati iktizası-dır. Çalışma mevzuatına sadece bir taraflı mevzuat tek zaviyesi olan mev­zuat gözü ile bakmak haksızlıktır. Muhterem işverenlerimiz bunu müd­riktirler. Hattâ o kadar müdriktirler ki, burada konuşmasını zevkle din­lediğim Gaziantep delegesi arkadaşım iş kanunun teşmili lüzumundan bahsetti. O halde çalışma mevzuatı hiçbir zaman iş hayatını tefrik eden müteşebbisin haklarına tecavüz eden veyahut müteşebbisin haklarını ten­kis eden mevzuat cümlesinden değildir. Bilâkis, müteşebbisin hukukunu sermayenin haklarını emek sahibinin haklariyle telif eden ve her ikisini aynı zaviyede de gören ve bunları birbirine müessir suretle telif edici hu­dutlarla bağlayan mevzuattır. Bu itibarla işverenlerimizde bizim en ya­kın mesai arkadaşlarımızdır. Ve daima her topluluğumuzda kendilerin­den bu istikamette faydalanmayı da esas ittihaz etmekteyiz. İşverenleri­mizin kanunî teminatından başka ve ondan daha çok mühim olan işçilerin sevgi teminatıdır, işverenler hey'eti umumiyeti ile Türk işçisinin vefalı, ça­lışkan, hakkına razı insanlar olduğunu bilirler ve bunu her gün müşahe­de etmektedirler, işte işverenler için en büyük teminat sermaye için en büyük teminat budur. İşverenlerimiz bu teminatın değerini bilerek ça­lışmaktadırlar ve isçilerine iktisadî faaliyetlerinin, teşebbüslerinin im­kân verdiği her türlü kolaylığı göstermek isteyen bir kardeş, bir baba şef­katiyle kendilerine bağlıdırlar. Böyle kalmaları her vesile ile işaret etti­ğim millî  tesanüdümüzün bekası için  elzem  telâkki  edilmek  lâzımdır.

İşçilerimiz kendilerine gönül verilmekten, kendilerine itimat edilmekten zevk alan ve b,u gönül birliği ve itimadı, mesaisi ile dikkati ile basiretiyle Ödeyen vatandaşlarımızdır. Her şeyden önce kendi hayatlarının içinde emek sarfettikleri teşebbüsün hayatına bağlı olduğunu ve en büyük men-featlerinin memleketin âli menfaati olduğunu bilen insanlardır. Kendi­leri ile bu vasıfta insanlar olarak teşriki mesai eden işveren, hükümet organları, daima iftihar etmektedirler ve Türk işçisi ile öz Türk varlığı­nın bütün icaplarını kendisinde toplamış ve hiç bir zümreden bu varlık: itibariyle eksik olmayan insanlar olarak daima . bağrımıza basacağız. (Şiddetli alkışlar)

Arkadaşlar, içtimaî görüşümüz mehsbetlidir. Hakikaten insan içinde iken belki fark etmez. Mukayese etmek hatıra gelmezse farklar belirmez. Bir

an kendimizi bu mukaddes içtimaî bünyenin içinden çekelim ve emsali ile mukayesesini kısa bir zaman içinde yapalım. Bu sevgi, bu anlaşma, bu kaynaşma, bu itimad ve bu vatan askı ve heyecanı başka memleket­lerde görülen hususlardan değildir.

Bunlar Allah'ın Türk milletine vediasının mesut ifadeleridir. İleriki ne­sillerin hayatlarını teminat altına alacak olan çok kıymetli varlıklardır.

Üzerinde hassasiyetle titrememiz lâzımgelir. Her birimiz bu mukaddes varlığın muhafazası için azamî hassasiyetle çalışmaya mecbur olan in­sanlarız. Millî tesanüdümüzün dısarda yaptığı tesir, millî tesanüdümüzün İktisadiyatımıza verdiği teminat, milli tesanüdümüzün menafi ve muzir elemanlara telkin ettiği dehşet ve korku hakikaten övülmeye lâyıktır. Bu millî tesanüt ve millî anlayış ve şuur her kem gözü kör edecek   ışıktır.

Bu ışık memleketimizin büyük ilerisi için büyük Türkiye için meş'ale olarak ellerimizde tutmaya mecbur olduğumuz biran, kuvvetini kaybet­mesine müsaade edemiyeceğimiz bir ışıktır. Bu ışığı yakmasını ve yaşat­masını bilen siz kıymetli arkadaşlarıma gösterdiğiniz çok temiz ve kuv­vetli tesanüdünüzden dolayı teşekkür ederken ileriki hayatlarınızın, aile hayatınızın ve milletçe hayatınızın hepimize mutlu olmasını ve giriştiği­niz teşebbüslerde daima muvaffak olmanızı yürekten temenni ederim.

İşçi Sigortaları Kurumu X. ncu Genel Kurulunu kapatıyorum. (Şiddetli .alkışlar).

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yircalı'niıı beyanatı:

4 Haziran 1955

 Ankara :

Beyrut'ta toplanan Yakın ve Grtasark İktisadî İşbirliği konferansında memleketimizi temsil ederek bugün Ankara'ya avdet etmiş olan İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, basma aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«iYakın ve Orta-şark memleketleri arasında iktisadî işbirliğini temin için Lübnan hükümetinin teşebbüsü üzerine toplanan hazırlık konferansı 12 günlük bir çalışmadan sonra müsbet neticelere vararak sona ermiştir.

Bu mıntakada yarım milyardan fazla bir nüfusu temsil eden 13 memle­ket mümessilinin katıldığı konferans ilk günden son gününe kadar kar­şılıklı bir anlayış ve işbirliği zihniyetiyle çalışmıştır.

Her sahada dünyanın sulhu emniyeti ve refahı için hür ve demokrat mem­leketlerle daima faal bar işbirliğinin taraftarları ve yapıcıları arasında bu­lunan memleketimiz de bütün diğer iştirak eden memleketler gibi her türlü »gayreti bu güzel neticelere varmak için sarfetmiştir.

Konferans bu mıntakada daimî bir iktisadî işbirliği teşkilâtı kurulmasına karar vermiştir. Bu teşkilâtın gayesi bu mıntakadaki memleketleri arş­larında ticarî mübadeleleri artırmak, bu bakımdan mevcut zorlukları kaldırmak ve diğer milletler arası iktisadî teşkilâtlarla rabıtalar kurmak

ve yine bu mıntakada halkın hayat seviyesini yükseltecek ve memleket­lerin iktisadî gelişmelerini temin edecek tatkikler ve teknik imkânlar hazırlamak olacaktır.

Bu teşkilâta merkez olarak Beyrut kararlaştırılmıştır. Şimdiden daimî bir büronun çalışması göz önüne alınarak ayrıca muvakkat bir bütçe hazır­lanmış bulunmaktadır,

Konferansın bütün kararları komitelerde ve umumî heyette ittifakla alın­mıştır.

Hazırlanmış bulunan teşkilât statüsü ile bütçeye ait kararlar ilgili hükü­metlerin tasvibine arz edilecektir. 10 hükümet tasvibini bildirdikten son­ra teşkilât faaliyete geçecek ve bunun resmî tasdiki için kasım ayında ilk konferans toplanacaktır.

Diğer taraftan bu vesileden istifade ederek muhterem Hariciye, Maliye ve Ticaret Nazırları ve ticaret âlemine mensup şahsiyetlerle memleketi­mizle Lübnan arasında ticarî münasebetlerin daha kuvvetle inkişafı için tam bir görüş birliği içinde konuşmalar yaptık. bu husuta her iki taraf azamî kolaylık ve gayreti gösterecektir.

Lübnan da başta Cunthurreisi Ekselans Kamil Şamoun, muhterem Mec­lis- Reisi ve sayın Başvekil B. Sami Öolh olmak üzere bütün nazırlar ve devlet erkânı tarafından hey'etimiz şahsında memleketimize karsı gös­terilen büvük dostluk ve yakınlığın minnettarıyız.

Bundan başka temas etmek imkânın bulduğumuz her muhitte büyük bir dostluk ve hüsnükabul gördük

Bunu ifade etmek benim için zevkli bir vazifedir.» Başvekilin İnternational News Servic'e beyanatı:

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes, geçen hafta mem­leketimizi ziyaret etmiş olan International News Service Amerikan Ajan­sının Umum Müdürü M. Seymour Berkson'u İstanbulda kabul etmiş ve sorduğu muhtelif sualleri cevaplandırmıştır

Dün sabah Amerika'da ve diğer dünya memleketlerinde bu ajansın abo­nesi bulunan 2400 e yakın gazete ve radyo tarafından yayınlanan bu mülâfeatıı siyasî kısmının, sorulan sualler ve verilen cevaplarla, tam metni şudur:

Sual  Bir zamanlar ümitsiz bir ifade ile tarihte «Avrupa'nın hasta adami» diye anılmış olan Türkiye, Sovyet Rusya'nın hudutlarına bitişik ol­manın teşkil ettiği tehlikeli coğrafî vaziyetine rağmen halihazırda bir kuvvet ve azim timsali şeklinde dimdik durmaktadır. Modern Türkiye'­nin temsil ettiği bu istihaleyi nasıl izah edersiniz?

Türkiyenin geçirdiği tarihî istihale Cevap  Türkiye'nin (hasta adam» olmaktan kurtulup Avrupa'nın ve Orta-şark'ın zinde bir unsuru haline gelmesi bir bakıma gayet tabiî bir şey. bir bakıma da bir mucizedir

Tabiidir, çünkü Türk milleti her zaman sağlam ve zinde olmuş ve kuv­vetli bir devlet kurmak için lâzım gelen hasletlere malik    bulunmuştur.

Bundan başka, Türkiye'nin coğrafî durumu ona devletler camiası içinde mühim bir mevki temin edecek mahiyettedir.

Ancak, işaret ettiğim hasletler ve imkânlar 17 nci asrın sonlarından itiba­ren tesirleri hissedilen sakat ve kısa görüşlü bir idarenin, arada sırada bazı geçici heves nevinden intibahlara rağmen devam edegelmiş olmasın­dan dolayı inkişaf etmek şöyle dursun bilâkis mütemadiyen körletildiği için bir zamanlar funyanın en büyük ve en kuvvetli imparatorluğu ol­muş bulunan Osmanlı İmparatorluğu 19 ncu asrın sonundan itibaren ve 20 nci asrın iptidalarının «hasta», hattâ «can çekişen adamı» haline gel­miştir.

Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesinden sonra asırlarca, kaybedilen za­manın ve israf edilen imkân ve fırsatların telâfisi için Türkiye'nin bir mucizeye ihtiyacı olmuştur. Bu mucize, Türkiye'nin ve Türk milletinin elindeki, yukarıki zikrettiğim kozların semereli bir şekilde kıymetlendirilebilmesi ve inkişaf ettirilebilmesi için imkânları tartmasını bilen, va­ziyetin nasıl, hangi sahalarda ve halli lâzım gelen sayısız meseleler ara­sında bunlardan hangilerinin müstaceliyetle ele alınması gerektiğini tesbit ederek ne dereceye kadar zorlanabileceğini hesap edebilen, hem ölçü­lü hareket etmesini hem de büyük uyun oynamasını bilen Atatürk tarafın­dan başarılmıştır.

Bu izahatımla tebarüz ettirmek İstediğim noktalar şunlardır:

a)Hasta olan adam, Türk milleti değil, Osmanlı İmparatorluğu idi.

b)Atatürk'ün başardığı mucize Türk milletinin ve Türkiye'nin haslet ve
imkânlarına dayandığı için geçici bir şey değil, payidar olacak bir vakı­adır.

2) Atatürk sayısız meseleleri misli görülmemiş bir süratle halletmek mec­buriyetinde kaldığı için. ancak dâhilere müyesser olan bir sezişle, bunların en müstacel olanları üzerinde dikkat ve gayretini teksif etti ve mu­vaffak oldu.

i) Binaenr.leyh Türkiye'nin kalkınmaya devam edip modern mânada mükemmel bir devlet olabilmesi için Atatürk'ün tesis ettiği süratle icra­ata devam olunması icabetmektedir.

Bu itibarla şimdi biz, bütün gayretlerimizi Türkiye'yi iktisadî bakımdan jaigelişen memleket» vaziyetinden kurtarıp «gelişmiş memleket» sevi­yesine ulaştırmak ve Atatürk'ün memleketin coğrafî vaziyetini, hususi­yetlerini ve maruz bulunduğu tehlikeleri gözönünde tutarak tedricen teminini tasavvur ettiği Mâkul ve muvazenelibir demokrasiyi Türkiye’ye bir daha sarsılmyacak şekilde, yerleştirmek ve Türkiye'nin emniyet ve istiklâlini mümkün olan en sağlam şekilde ve Türkiye'ye milletlerara­sı sahada kendisine terettüp eden tarihî vazifeyi en salim ve semereli tarzda ifa edebilmesini mümkün kılmak hususları üzerine teksif etmiş bulunuyoruz.

Türkiye'nin Batı devletlerine bağlılığ»

Sual  Rusya'nın civarında bulunan memleketlerin ekserisi ya onun peyki haline gelmiş, yahut da sakat bir tarafsızlık siyaseti yolu ile can­larını kurtarmıya çalışır vaziyette olmasına rağmen Türkiye tereddütsüz Garp devletleriyle işbirliğine mukadderatını bağlamış bulunuyor. Bu ta­rihî kararın alınmasında en fazla müessir olan unsurlar neler olmuştur?

Cevap  Bir kere sunu sövleveymı ki, bu karar bir hükümet kararı değil, Türk milletinin kararıdır. Sağlamlığı buradadır.

Biz, hükümet olarak bu kararı, arkamızda milletin iradesini bütün kuv­vetiyle hissetmenin verdiği emniyet ve cesaretle en dürüst ve açık ve en mantıkî şekilde yani tam bir realizmle tatbike çalışıyoruz.

Bugüne kadar, misalleriyle görmüş bulunuyoruz ki, Rusya'nın ileri sür­düğü «Coxistance Pasifique» nazariyesi, bizim anladığımız mânada  yani milletlerin ve devletlerin yekdiğerinin işlerine müdahale etmesin­den masun olarak, herkesin hak, hürriyet ve istiklâline ve tODrak bütün­lüğüne tam bir riayet içinde bir sulh ve -geçim rejimi olarak değil, bir milletin ötekine hâkim olması karşısında tahakküme mâruz kalanların buna katlanması şeklinde tecelli etmektedir. Bu vaziyette ya tâbi olmak, yani yok olmak, yahut da kendimizi müdafaaya azmetmek şıkkından bi­rini seçmek zarureti vardır. Tarafsızlık neutralisme diye üçüncü bir şık mevcut değildir. Çünkü bugünkü şartlar dahilinde bir devletin bita­raf kalacağını ilân etmesi ve hattâ bu bitaraflığa riayet olunacağına da­ir teminat alması onun mevcudiyetinin ve istiklâlinin korunabilmesi için kâfi gelmek söyle dursun bilâkis tecavüz emelleri besliyenlerm isti­nasını arttıran bir vaziyet ihdas etmektir. Bugün bütün hür milletleri bi­laistisna ve topyekûn şekilde tehdit eden yok etme tehlikesi karşısında yegâne sulhu korumak ve müdafaa yolu. müşterek emniyet  sistemin tatbikidir. Bazı devletler için tarafsızlık siyaseti takip etmek mümkün olabiliyorsa bu hür dünyanın müşterek emniyet sistemini henüz tam ke­maline varamamış  olsa bile  tahakkuk  ettirmiş  bulunması  sayesindedir.

"Binaenaleyh bir nevi an'ane şekli Ötedenberi tarafsızlık siyaseti takip et­miş olan devletlere yenilerinin ilâvesi suretiyle bir bitaraflık bloku te­vekkül edecek olursa, bu müşterek emniyet sisteminde vahim bir rahne teşkil edecek ve herkesten evvel bu siyaseti takip etmek isteyenlerin mev­cudiyetini tehdit eden bir durum hasıl olacaktır.

Müştrek emniyet sistemi v.s Türkiye

Sual  Kore'de Türkive. döğüşmesini bilen bir müttefik olduğunu isbat etmiş ve Türk kuvvetlerini faaliyet sahasında görenler Türklerin er mey­danındaki civanmertlik ve cesaretine karsı en hararetli hayranlığı hi^Q(-mişlerdir. Eğer Rusya Türkiye'yi istilâya kalkacak olurca müttefiklerine vardımını bütün kuvvetle getirmeleri zamanına kadar Türkive'nin askeri kuvvetleri bu tecavüze ne dereceye kadar karsı koyabilecektir? Böyle bir ihitmaie karşı koyabilmek için askeri hazırlıklarınızın derecesi nedir?

Cevap  Kanaatimce hür dünyayı tehdit eden blokun vüsati muvacehe­sinde müşterek emniyet sisteminin zarureti aşikâr olduğuna göre, mese­leyi sizin yaptığınız gibi  «Filân memleket     yardım gelinceye kadar ne müddetle tek başına tutunabilir?» şeklinde vazetmek doğru olmaz.

NATO'nun ideali tek bir hür devlete taarruz vukuu halinde herkesin ay­nı zamanda harekete geçmesidir ve plânlar bu prensibe uygun şekilde hazırlanmaktadır. Binaenaleyh taarruza uğrayan devlete yapılacak yar­dımın, onu ilk basta tek basma bırakmıyacak şekilde doğrudan doğruya veya bilâvasıta hattâ doğrudan doğruya ve bilvasıta  şeklinde derhal başlaması iktiza eder. Aksi takdirde müşterek emniyet sisteminin en bü­yük menfaati elden kaçırılmış olur.

Bu sözleri Türkiye tek başına kendini müdafaa etmiyecek veya yardım­sız bırakıldığı takdirde çok kısa bir zamanda silinip süprülecek demek için söylemiyorum. En yalnız kaldığı zamanlarda dahi, Türkiye, kendisi­ni kanının son damlasına kadar müdafaa edeceğini ilân etmiştir. Bundan başka vuku bulacak tecavüzün sekil ve mahiyetine göre, ayarlanmak su­retiyle kendi müdafaasını taarruzun nıodalitelerinin meçhul bulunması hasebiyle müddet ve mevki bakımından peşinen tashihe imkân bulunmıyan en şiddetli tarzda yapabilmek durumundadır.

Üçlü Balkan ittifakının rolü

Sual  Rusya'yı ileride tecavüzkâr emellerinin tahakkukuna geçmekten vazgeçirmek bakımından kanaatinizce, Yugoslavya ve Yunanistan'la ak­dettiğiniz üçlü ittifakın rolü ne olacaktır, halen Belgrad'da Mareşal Tito ile Sovyet liderleri arasında cereyan eden müzakereler Balkan ittifakı üzerinde ne tesir yapacaktır? Onu zayıflatacağı düşüncesinde misiniz?

Cevap  Balkan ittifakı Garp emniyet sektörünün mühim bir açığını ka­patmaktır bu suretle NATO camiasının müdafaa kabiliyetini arttırdığı gibi o camianın, Balkanların emniyeti bakımından kıymetini çok yük­seltmektedir.

Yugoslavya'nın Balkan ittifakına samimiyetle bağlı olduğuna tamamen kaniim. Esasen bu ittifakın, istiklâlini ve toprak bütünlüğünü müdafaaya azimli bulunan Yugoslavya için çok kıymetli bir emniyet unsuru teşkil eylmesini başka türlü düşünmiye imkân bırakmaz.

Hâlen vuku bulmakta olan Belgrad görüşmeleri hakkında resmî noktaî nazarımızı biliyorsunuz. Biz bu müzakerelerden, Yugoslavya'nın selâme­ti ve hür milletler camiası ile olan rabıtası bakımından herhangi bir en­dişe duymuş değiliz. Binaenaleyh bile bile Yugoslavya'nın Balkan paktı­nı zaafa düşüreceğini aklımıza dahi getirmemekteyiz.

Yalnız şunu unutmamak lâzımdır ki, bugüne kadar Rusya takip ettiği siyasette kendisinin kuvvetli kalıp karsı tarafın müdafaa kabiliyetinin zayıflaması maksadını istihsale çalışmıştır ki, bizatihi bu, dünyadaki ger­ginliğin izalesini samimiyetle arzu ettiğini, bu itibarla Belgrad konferansı­nı devairi istismar etmek suretiyle aynı maksadı temin için kullanmıya gayret edebilir. Ancak Yugoslavya'nın tecrübeli ve selâbetli olduğu naza­rı itibare alınırsa bu bakımdan da endişeye mahal kalmaz.

Belgrad görüşmeleri ve Rusya'nın maksadı

Sual  Tahmininizce Rusya'nın Tito ile görüşmekten maksadı ne olabilir? Almanyayı, Yugoslavya'yı ve Avusturya'yı ihtiva edecek bir bitaraf­lık kemeri teşkili gayretiyle alâkası var mıdır?

"Eğer Rusya bu maksadında muvaffak olursa böyle bir bitaraflık keme-Tinin NATO üzerindeki tesiri ne olacaktır?

Cevap  Hiç şüphe yok Rusya'nın bugünkü yakın emeli tehdit ve taz­yikle Önleyemediği Federal1 Almanya'nın silâhlanması ve NATO müdafaa camiasına iltihakı keyfiyetini hiç değilse tatbikatta baltalamaktır. Müs­takbel dörtler konferansına bu ümitle gidecek ve bunun için elinde mümkün mertebe çok kozlar toplamak isteyecektir. Bu maksatla Rusya efkârı -umumiyeye, hür dünyanın kuvvetlenmiye devam etmesinin sulhu, temi­ne yaramayıp bilâkis harbi yaklaştıracak bir ihtiyatsızlık olacağı fikrinin sindirilmesine çalışmaktadır. Varşova'da geçenlerde akdolunan anlaşma­nın mânası da budur. Rusya'nın bitaraflık şartına bağlı olmak üzere Avusturya sulhunu imzalamıya razı olması da bunu ifade eder. Yukarıda da izah ettiğim gibi Belgrad görüşmelerini de aynı maksatla istismar et­mek istiyebilir.

Hür dünya, çetin ve oldukça mahirane bir siyasî psikolojik harbe mâruz bu­lunmaktadır. Bunda muzaffer olabilmek için lâzım gelen manevî kuvveti "her hür milletin kendisinde araması ve bulması hayatî ehemmiyet arzeden bir vazifedir.

TC evvelki suallerinizden birine cevap verirken bir «bitaraflık kemeri» nin -teşekkülünün bugünkü şartlar içinde müşterek emniyet sistemini nasıl haleldar edeceğini izah etmiştim. Buna ilâveten şunu söylemek isterim:

"Sovyet Rusya, bugün dünyada mevcut gerginlîğin. korkuyu ve endişeyi 'izale etmek için bütün imkânları haizdir ve bu imkânlar sadece onun elin­dedir. Bugünkü huzursuzluğu tevlid eden vakıaları bertaraf edecek yer­de bir sürü propagandalarla ve muğlak «bitaraflaşma». «sulhcülestirme»' vesaire faaliyetleri sarfetmesi hiç şüphe yok ki, hür dünyayı ihtivaflı ol-mıya sevketmesi icabeden bir keyfiyettir. Türkiye sulha ve milletlerarası işbirliğine en büyük kıymeti atfetmektedir. Binaenalevh dünya duru­munda fiilî bir salâha delâlet edecek vakıaları en büyük tehalük ve se­vinçle karşılayacaktır. Bu itibarla, biz ihtiyat tavsiye ederken, her han­gi bir peşinen zihinlere yerleştirilmiş münaferet veya menfiliğin tesiri altında hareket etmiyoruz. Bugünkü ölüm kalım mücadelesinde millî ve 'beynelmilel vazife ve mesuliyetimizi müdrik olduğumuz için Hır dünyaya cok pahalıya mal olacak olan mesnetsiz ümitlere kapılmaktan her­kesi tahzire çalışıyoruz.

Türk - Irak paktı ve Arap âlemi

Sual:  Ahiren imzalanmış olan Türkiye - Irak karşılıklı yardım mua­hedesi ve İngiltere'nin buna iltihak etmiş olması keyfiyeti, demir perde dışındaki milletler tarafından alman müdafaa tedbirlerini npsıl kuvvet­lendirmektedir? Başka Arap devletleriyle buna benzer anlaşmalar der­piş olunmakta mıdır?

'Cevap  Türk  Irak karşılıklı yardım muahedesi    Birlenmiş Milletler andlasmasının 51 nci maddesinde derpiş edilen meşru müdafaa hakkına ve sulhun elbirliği ile ve müsbet şekilde korunması prensibine dayanmaktadır. Bundan başka, Orta-doğuya emniyet ve sükûn temin etmek maksadiyle oradaki siyasî durumun salâh bulması için faydalı olacaktır. Ak-tedildiği zamandan bugüne kadar geçen kısa zaman zarfında bu pakta karşı Orta-şarkta dahi şayanı şükran bir anlayış havası hasıl olduğunu memnuniyetle kaydedebiliriz.

Pakistan'ın iltihakını pek yakın telâkki, ediyoruz. Bazı Arap memleket­lerinin henüz iltihak etmemiş olmasını bir prensip ihtilâfından değil, sadece kendi fikirler ince bunun için müsait bir zaman beklemelerinden ileri geldiğini söyliyebilirim.

Bu pakt o kadar hayatî bir ihtiyaca tekabül etmekte ve faydası o derece aşikâr bulunmaktadır ki artık menfî manevraların onun inkişafını ciddî surette baltalaması mevzuuhahis olamaz.

Dörtlü konferans ve sulh yolu

Sual  Yapılması mutasavver dört devlet büyükleri arasındaki konferans' hakkında ve bunun sulh için müsbet bir hava yaratıp yaratmıyacağı hak­kında ne düşünüyorsunuz?

Dünyadaki hâlihazır şartların sulhun temini bakımından daha iyi mi yok­sa beter mi olduğunu düşünüyorsunuz? Silâhsızlanma işinin âtisi hakkın­da Türkiye'nin noktai nazarı nedir?

Cevap  Bu sualinizin birçok kısımlarını evvelki cevaplarımın muhtelif kısımlariyle karşılamış bulunuyorum. Bunlara ilâveten şunları soyliyebileceğim:

Dörtler konferansının dünyadaki hakikî sulhun ve emniyetin teessüsü bakımından tam bir muvaffakiyetle neticelenmesi münhasıran Sovyet Rusya'nın elindedir.

Silâhsızlanma işinde de vaziyet aynıdır. Tam emniyet bahşeden bir kont­role tâbi olmak ve her türlü silâha şamil olmak suretiyle silâhsızlanmayı temin edecek bir sistemi Rusya'nın samimiyetle kabul etmesi ve bunu samimiyetle tatbik edeceğine dair deliller vermesi, silâhsızlanma mese­lesini şaşılacak derecede kısa bir zamanda halledecektir.

Unesco Türkiye millî komisyonu toplandı

8 Haziran 1955

Ankara :

Unesco'nun Türkiye Millî Komisyonu dördüncü devre genel kurulu ilk toplantısı bu sabah Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Maarif Vekili Celâl Yardımcı'nın başkanlığında yapılmıştır.

Maarif Vekili toplantıyı şu konuşmasiyle açmıştır :

«Dördüncü devre genel kurul toplantısını güzide bir heybetin huzurunda açmakla bahtiyarım. Ahval ve şerait ne olursa olsun en bitaraf millet-

leyin bile harplerin felâket ve sefalet çenberinden kurtulamadığını gören insanlık, bir kere daha bin kere daha bildi ve öğrendi ki:

Dünyanın muhtelif kıtalarına yerleşen beşer âlemi, birbirini yakından ta­nımadıkça, âdetlerini görmedikçe, hak ve hürriyetlerinin kıymet ölçüle­rine nüfuz etmedikçe örf, an'ane ve telâkkilerine vakıf 'olmadıkça ne iç silâhlanmaları, ne askerî ve iktisadî dış ittifaklar yalnız başına milletle­rin huzur ve sükûn içinde yasamalarına, savaş badirelerinden masun kal­malarına kâfi gelmemektedir.

Mesut bir barışın hükümran olması için herşeyden evvel ruhların anlaş­ması, fikirlerin kaynaşması, mantık ve muhakemenin iyide ve doğruda birleşerek meş'um tasavvurları insanların dimağlarından söküp atması şarttır.

Türkiye'nin, bu hedefe varmanın büyük kuvvet ve kaynaklarından birini teşkil eden Unesco'ya 1945 den beri aza devlet olarak katılması, bu volda gayret sarfetmesi, bu teşekküle olan bağlılığı ve devamlı bir sulhun bilhassa kültür voliyle inkişaf edecek münasebetlerle kuvvet kazânacağına inanmış olduğunu tebarüz ettirir.

Filhakika kurulusundan bugüne kadar gecen on yıl içinde Türkive bu teşkilât ile temas ve münasebetlerini tanzim ederek sıkı bir işbirliği te­minine dikkat etmiştir.

Bugün Unesco'ya aza olan 72 devletin 64 millî komisyonu vardır. Bu ko­misyonlar içinde Türkiye millî komisyonun çalışmaları zaman içinde gelişmiş, hükümetimizin de alâka ve yardımları ile cok faal bir hale gelmiş­tir Şurasj muhakkak ki. Unesco programının bütün maddelerinin -mem­leketimiz Ölçüsünde tahakkuk ettirilmesi uzun vadeli çalışmalara müte­vakkıftır.

FQkat da>*a şimdiden birçok maddelerin ele alındığını ve bir kısmının fiiliyat sahasına geçmiş olduğunu ehemmiyetle kaydedebiliriz.

Millî kom'cvon yeni genel kurulunun sayın üyeleri huzurunda ifade et­mek isterim ki. hükümetimiz gerek dünvada, gerek memleketimizde "Unesco ideallerinin gerçekleşmesi için elinden gelen her türlü yardımı şimdiye kadar esirgemediği gibi, bundan, böyle de esirgemiyecektir.

1950 yılında on bin lira olan millî komisyonumuzun bütçesi bu yıl 85.000 liraya çıkarılmıştır. Manevî yardımların günden güne artan bir hızla maddî faktörlere inzimam edeceğini vadedebilirim.

Genel kurulun eğitim, bilim ve kültür sahalarında tanınmış şahsiyetleri­nin verimli calışmalariyle bu sahadaki faaliyetimize değerli yardımlarda bulunacaklarından emin olarak bu hayırlı teşkilâtın kuruluşunun onun­cu yılının memleketimiz ve bütün dünya iciri mes'ut ve başarılı olmasını diler, hepinizi hürmet ve muhabbetle selâmlarım.»

Komisyon, öğleden sonra çalışmalarına devam etmiştir. Yarın genel kurul -azaları seçimi yapılarak toplantıya son verilecektir.

Başvekilimizin beyanatı:

15 Haziran 1955

 İstanbul:

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes, Anadolu Ajansı­na şu beyanatta bulunmuştur:

«Birleşik Amerika'dan uzun vadeli bir istikraz talebinde bulunmamız" asılsız haberlerin intişar ettiği yanlış tefsirlere yol açıldığı ve bu arada üzerine cereyan eden müzakerelerin bugünkü safhası etrafında bir takım Associated Press'in bir telgrafının ise umumî efkârımızda da üzüntü ve; hattâ infial uyandırdığı -görülmektedir. Bu itibarla vaziyeti kısaca tav­zih etmenin lüzumuna kani bulunuyorum.

Filhakika bahsi geçen telgrafta ileri sürülen iddialar hakikate uymadığı gibi kullanılan bir takım kelimelerin de millî haysiyetimizi rencide ede­cek mahiyette olduğuna şüphe yoktur. Dikkate şayan olan cihet Amerikan mehafili ile daha sıkı teması olan ve haberi Associated Press Ajan­sından evvel vermiş bulunan Ameıikan Haberler Servisinin telgrafı ile Associated Press'in telgrafı arasında bazı farkların mevcudiyetidir.

Şunu da ilâve etmeliyim ki, Usis'in telgrafı gayrı müsait bir tesir yarat­madığı halde, Associated Press'in telgrafı Türk efkârında teessür ve infi­al uyandırmıştır. Nerede kaldı ki Associated Press'in telgrafında ileri sü­rülen iddiaların hangi mesul Amerikan makam veya  şahsiyetlerine  ait olduğu da kimsenin malûmu değildir.

Meselenin aslına gelince, bir istikraz akti hususundaki noktai nazarımız" henüz müsait karşılanmamış    olmasına rağmen acil ihtiyaçlarımız    için hibe yoliyle ve bu ay sonunda bitecek olan yardım yılı hesabına dahil' edilmek kaydiyle 30 milyon dolarlık bir ilâveyi kararlaştırmış     olması. Amerikanın, memleketimizin iktisadî malî ve askerî meseleleriyle yakın alâkasının yeni ve kuvvetli bir delilini teşkil etmektedir.. Hükümetimiz' bunu iyi niyet sahibi bir müttefikin pek dostane ve samimi hareketi ola­rak teşekkürle kaydeder.

Memleketimizin ehemmiyetli meselelerine yakından alâka duyduğunu-her vesile ile ispat etmiş olan Birleşik Amerika'nın bu alâkasının hattâ daha esaslı olarak, bundan böyle de devam edeceğine hiç şüphem yoktur.

Amerika ile münasebetlerimizin iki dost ve müttefik memleket arasında' mevcut olabilecek en iyi bir örnek teşkil ettiğini de büyük inşirahla söyleyebilirim.

Bazı mevzularda müzakerelere ihtiyaç gösteren görüş farklarının mevcut olması, sulhun muhafazası ve insanlık ideallerinin her surette takviyesi" gibi asil ve ulvî esaslara dayanan Türk - Amerikan dostluk ve ittifakının. esasma hiç bir suretle halel 'getiremez.»

Amerikan Büyükelçisinin basın toplantısı 18  Haziran  1955

 İstanbul-

Birleşik Amerika Büyükelçisi Ekselans Avra Warren ile memleketimize yeni gelmiş bulunan Amerika Haricî Faaliyetler Teşkilâtı Türkiye Mis­yonu Başkanı General William Riley, bu gece saat 21.30 da Amerikan Konsolosluk binasında bir basın toplantısı yapmışlardır.

Bu toplantıda ilk olarak söz alan General Riley ezcümle şunları- söylemiş­tir:

«Bu aksam Başvekiliniz tarafından kabul edilmek ve. kendisine hürmet­lerimi takdim etmek şerefine nail oldum. Büyükelçi de bu kabulde be­nimle beraberdi ve beni Başvekilinize takdim etti. Bu tamamiyle bir ne­zaket ziyareti idi. Ümit ederim ki ilerdeki günlerde Başvekliniz ve sefiri­mizle birlikte tam bir armoni içerisinde çalışacağız

Biliyorsunuz ki, size yapılan 70 milyon dolarlık yardıma 30 milyon dolar daha ilâve edilmiştir.

Malî sene bazı dolavısivle bu 30 milyon dolarlık tahsisatın 30 hazirandan evvel yapılması icabetmektedir.

'Şimdilik bu işle. meşgul bulunmaktayım. Bu vardım 1955 malî senes1' zar­fında 100 milvnrı dolan bulmaktadır. Bu miktara Amerikan askerî vargı­da delildir. Bu 30 haziranda sona erecek 12 aylık müddet icind'r.

"Gelecek malî yıl zarfında yapılacak yardım hakkında kat'î bir tahminde bulunmaya imkân yoktur. Bunu bizatihi Kongre kararlaştıracaktır.»

General William'ın bu beyanatından sonra kendisine «-.300 milyon dolar­lık Amerikan yardımının reddedildiğine dair CAP) Ajansının haberi üzerin­de ne düşünüyorsunuz» seklinde bir sual tevcih edilmiş ve general memlekeHrrtvp vegni tavın edildiği için bu hususta bir şey söyliverniveceğini, "Büyükelçinin bu mevzuda daha isabetle konuşabileceğini bildirmiştr.

Bunun üzerine söz alan Büyükelçi Ekselans Avra Warren bu mevzuda şunları söylemiştir:

«Şu dakikada bu meseleyi konuşmak için henüz hazır değilim. Son 8 se­ne içerisinde Amerikanın Türkiye ile olan askerî, malî ve iktisadı mü­nasebetleri çok geniş mikyasta olup bunlar milyonlarla değil milyarlarla ifade edilecek kadar geniştir.

"Binaenaleyh bu son hâdiseyi şimdiye kadar Türkiye ile Amerika arasın­da baki malî, iktisadî ve askerî münasebet ve yardımlardan ayırarak tek mesele halinde mütalâa etmek yanlıştır.

Aramızdaki münasebetler cok iyimserdir ve bu iyimserlik Türkiye'nin istikbaline ait çok iyi ve iyimser düşüncelerimizden mülhemdir.

'Bugünkü müşkülleri, gelecekte elde edeceeimiz birçok muvaffakiyetlerle "bertaraf etmeğe çalışacağız. Bu caHsmavi hep beraber yapacağız, bu mevda basına da ehemmiyetli bir rol düşmektedir.»

Büyükelçi, bundan sonra memleketimize yeni tayin olunan General Riley'in sureti mahsusada Stassen tarafından memleketimize gönderildiği­ni, mumaileyhin Orta-şarkta ehemmiyetli ve faydalı hizmetler ifa etmiş-bulunduğunu ifade ederek beyanatıma son vermiştir.

20 Haziran   1955  New--York:

International News Service. Başbakanımız Menderes'in Berkson'a verdi­mi mülakat münasebetiyle aşağıdaki tepkiyi yayınlamıştır:

Amerika Birleşik Devletlerinin yüksek diplomatik makamları Türkiye-Başbakanı Adnan Menderes'in tarafsızlık mefhumu aleyhindeki hücum­larını hararetle tasvip etmişlerdir.

Menderes International News Service'in Umum Müdürü Seymour Berk­son'a verdiği hususî bir mülakatta tarafsızlık diye üçüncü bir şık olamaz' demiştir.

Türkiye Başbakanı ayrıca şöyle demiştir: Eğer bazı milletler tarafsızlık" siyaseti takip edebilmislerse bu ancak hür dünvanm kollektif bir müdafaa sistemi kurmuş olması sayesinde mümkün olabilmiştir ki, bu sistem he­nüz tamamen mükemmelleştirilmiş dahi değildir.

Bir hariciye mensubu su bevanatta bulunmuştur: Umarım ki. Menderes'in: bu sözü her memlekette bilhassa hâlen tarafsızlık siyaseti güden memle­ketlerde tekrar tekrar okunur.

Diğer bir hariciye mensubu da Menderes'in sözünün herhangi bir resmî' şahsiyetin ağzından tarafsızlığın zaafları hakkında duyduğu en kesin be­yanat olduğunu söylemiştir.

Aynı şahıs hür dünya müdafaa sisteminin 'güney cephesinin can damarı mevkiini işgal eden bir memleketin başında bulunan Türkiye Başbakanı­mın tarafsızlığın zararlarını incelerken bu derece acık sözlü ve keskin görüşlü oluşunun büyük memnuniyet duyduğunu  beyan  etmiştir.

Diplomatik sahsivefîer Berkson'un Menderes ile mülakatının ekonomik" cerjheleri hakkında beyanatta bulunmuşlardır. Çünkü belirttiklerine göre300 milvon dolarlık istikrazda bulunulması tasavvuru hâlen Türklerle-müzakere edilmektedir.

Menderes, Berkson'a Türkiye'nin tamamen kendi kendine yeter hale gel­meğe ve direkt Amerikan vardımnıa ihtiyaç duymıyacak kadar kuvvet­lenmeğe azmetmiş bulunduğunu söylemiştir. Kongre liderleri bu düşünce tarzına karsı duydukları takdiri ittifakla belirtmişlerdir.

Dış Münasebetler Komitesi mensubu senatör Alexander Smith, bunu be­dendim demiştir. Bu bütün milletlere örnek olacak bir düşünüş: Ame­rikan yardımını bir bağış olarak değil bir istikraz şeklinde telâkki et­mek.

Birleşik Atomik Enerji Komisyonu Başkanı Elinton Ande^son, Türkiye'­nin kendi kendine yeter hale gelmesi ideal bir şey olur. Yardım programımızın bütün maksadı bu memleketleri kendi kendilerine yeter hale. getirmektir, demiştir.

Dışişleri Komitesi mensubu Oklahoma Senatörü John Jarmen, söyle de­miştir: Türkiyenin takındığı durum, Amerikan hükümetinin bağış esa­sından istikraz esasına geçmek yolundaki siyasetine uymaktadır. Bu dü­şünce tarzı bilhassa Türkiye için çok takdire şayandır. Çünkü Türkiye ağır ekonomik baskı altındadır ve Sovyetler Birliğiyle 1000 millik müş­terek hududu vardır.

Diğer bir komite mensubu Cumhuriyetçi Thomas Dodd, bence bu hari­kulade bir şey, Türk hükümetinin böyle düşünmesi çok iyi demiştir.

Minnesota Senatörü Hubert Huvphrey demiştir ki, harikulade. Türkiye çok sadık ve asîl bir müttefikimiz olmuştur ve buna çok müteşekkiriz.

Memleketi kendi yağıyle kavrulur hale getirmek istemeleri şayanı tak­dirdir.

Oklahoma'dan Demokrat Senatör Mike Mahoney demiştir ki: İkinci Dünya Haı binden beri Türkiye olan hemen bütün münasebetlerimizde yalnız güvenilir değil aynı zamanda yardımdan kaçınmayan bir müttefik olduğunu ispat etmiştir. Hür dünyayı komünizmden korumak maksadı uğruna atılan adımların ilki olarak Türk - Yunan paktını iftiharla gös­terebiliriz.

Kredili ithalât hakkında Başvekâlet tebliği:

20    Haziran 1955

   Ankara :

Başvekâletten tebliğ edilmiştir:

Hâlen tatbik edilmekte bulunan kredili İthalâta müsaade verilme usulü­nün kaldırıldığını ve badema kredili ithalât müsaadelerinin, ancak bu muamelâtın istinat ettikleri kredi ve finansmanların menşeini irae ve tevsik maksadiyle yeniden hazırlanacak talimata uygun olarak vazedile­cek usul dairesinde verilmesinin takarrür etmiş bulunduğunu, yeni tali­matname hazırlanıncaya kadar kredili ithalât muamelesinin cereyan etmiyeceğini tebliğe Anadolu Ajansı mezun kılınmıştır.

Başvekilimizin İstanbuldaki beyanatı:

21    Haziran 1955

   İstanbul:

Son Beyrut ziyaretinde sayın Reisicumhurumuza refakat edememesinin bazı yabancı çevrelerden birtakım garip tefsir ve telâkkilere yol açmış bulunduğuna işaret ederek, bu husustaki düşüncelerini soran    Anadolu

Ajansı muhabirine, Başvekilimiz Adnan Menderes aşağıdaki cevabı ver­miştir:

«Derhal söyliyeyim ki, bu münasebetle yapılan tefsirler, garip olduğu ka­dar bunların masumane ve hüsnüniyete makrun bulunduğunu da kabul etmek güçtür. Ve hiçbir asıl ve esasa dayanmadığı için bu tefsirlere ni­hayet siyasî dedikodular mahiyetinden fazla bir ehemmiyet atfetmemek de yerinde olur.

"Bunların mahiyetini ve asılsızlıklarını belirtmek maksadiyle dahi olsa, siyasî dedikodular ehemmiyetini asamıyan bu kabil neşriyat üzerinde durmak bile, bazan onlara lâyık olmadıkları ehemmiyeti atfetmek demek olur.

Ouun içindir ki; bu yanlış ve maksadlı tefsirleri daha evvel işittiğim hal­de bunlar hakkında resen bir beyanatta bulunmak hususunda tereddütlü idim.

Sualiniz tereddüdümü izale etti ve şayet bu neşriyat aziz dostlarımız Lüb­nanlılar üzerinde herhangi bir üzüntü hasıl etmiş ise, bunu da bertaraf edebilmek fırsatını bana vermiş oldu.

Meselenin aslına gelince, biliyorsunuz ki, sayın Reisicumhurumuza dost ve kardeş Lübnan'a yaptıkları resmî ziyarette refakat etmekliğim mu­karrer İdi. Bu hususta kardeş memleketin devlet ve hükümet reisleri, ta­rafından yapılan lütufkâr davetler ve gösterilen hararetli arzular, beni bahtiyar ve müftehir etti. Fakat maalesef islerimin müsaadesizliği yü­zünden benim için büyük kıymet ifade eden bu davete icabet edemedim.

Çok samimî teessür ve itizarlarımı geçenlerde metni neşrolunan bir tel­grafla aziz ve kıvmetli erostum Lübnan Başvekili Sami Bey El Sulh'a ar-zetmistim. Hakikat sudur ki, Lübnan ile münasebetlerimiz savanı şük­ran olacak derecede sıkı ve samimîdir. Basta muhterem Reisicumhur "Kamil Şemun ve muhterem Başvekil Sami bev El Solh olmak üzere Lüb­nan'ın kıymetli devlet adamları ve güzide Lübnanlılarla yakından tanış­mış olmaktan ayrıca büyük bir şeref duymaktayız.

Geçen Lübnan seyahatimin kısa sürmesine rağmen, Lübnan efkârı umu-nıiyesi ve matbuat: ile vaki temasım, intibalarımı mesud ve unutulmaz bir hatıra olarak daima kalbimde muhafaza edeceğim.

Binaenaleyh Lübnan'ı bir kere daha ziyaret benim için hem büyük bir şeref teşkil edecek, hem de muhterem Cumhurbaşkanı ile ve kendisi ile aziz hatıra ve rabıtalarla bağlandığımız mümtaz dostum Başvekil Sami El Solh ve diğer kıymetli devlet ricali ile buluşmaktan cok bahtiyar ola--caktım. Bu itibarla son imkâna kadar ve hiç olmazsa Reisicumhurumu­zun ziyaretinin son bir iki günü zarfında Lübnan'a gidebilmek çarelerini aradım, maalesef yine mümkün olamadı. Bu imkânsızlık istismar edil--mek isteniyor. Hiç bir esasa dayanmyan bu kabil yanlış tefsir ve riva­yetlerle takip olunan maksadın, Türkiye ile Lübnan arasında en samimî ve sıkı bir işbirliğine kadar giden iyi ve güzel siyasî münasebetleri bozmağa çalışmaktan başka bir izahı olamaz. Hakikat şudur ki, Lübnan ile olan münasebetlerimizin samimiyet ve derinliği, çok muhterem Lübnan Reisicumhurunun kısa bir zaman evvel memleketimizi ziyaretleri Türk umumî efkârının Lübnan'a karşı beslemekte olduğu itibar ve sevgi hislerinin en hararetli bir şekilde tezahürüne vesile teşkil etmiş olduğu gibi, bu sefer pek aziz Reisicumhurumuzun Lübnan'ı bir dost ve kardeş mem­leketi ziyaretleri de bilmukabele Lübnan umumî efkârının memleketimi-.ze karşı ne derecelere kadar itibar ve muhabbet duyguları ile mütehassis ve meşbu bulunduğunu da en güzel tezahürleriyle ortaya koymuş bulu­nuyor.

Kısaca arzedeyim ki, ben, Lübnan'ı bu dost ve kardeş memleketi ziyaret etmekten her zaman şeref ve bahtiyarlık duyacağım ve hasıl olacak ilk fırsat ve imkânı fevt etmemek irin de elimden gelen her şeyi yapacağım, »-

Bu akşamki ziyafette teati edilen nutuklar 27 Haziran 1955

Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Maityte Irak Kralı İkinci Faysal ve Veli-ahd Altes Prens Abdülillâh şereflerine Çankaya'da verdiği resmî ziyafe­tin sonlarında şu hitabeyi irad etmiştir:

«Majeste Altes,

Memleketimizi ziyaretinizle şereflendirmeniz, bizleri çok mütehassis ve1 bahtiyar etmiştir.

Türk milleti, derin hürmet ve sevgi hisleriyle bağlı bulunduğu yüksek-şahsiyetlerini, kardeş bir memleketin ve kıymetli bir müttefikin hüküm­dar ve veliahdı ve necip Arap milletleri menfaatleri lehinde feragat ile çalışan, asil insanlar olarak selâmlamaktadır.

Türk milletinin Irak'ın dostluğuna ve ittifakına verdimi ehemmiyetin ne' ksdar büyük olduğunu izaha lüzum görmüyorum. Çünkü, eminim, bunu, memleketimizi müftehir kılan bu ziyaretiniz sırasında bizzat, müşahede buyuracaksınız.

Memleketlerimiz arasındaki münasebetler gerek ahdî, gerek fiilî sahada sağlam bir inkişaf yoluna girmiş bulunmaktadır. Bağdad paktını akdet­mekle aramızdaki dostluğa, Orta-şarkın -binnetice Arap âleminin ve bü­tün Akdeniz havzasının menfaatlerine ve ihtiyaçlarına en uygun, hayırlı faaliyetlerin sarfını mümkün kılacak bir istikamet vermiş oluyoruz.

Bu pakt, artık, izahatı ve teminatı icabettiren sahfadsn çıkmıştır. Ortaşarkın içinden veya dışından .gelebilecek tecavüzlere karşı koymak için tedbirler alınmasını derpiş etmek suretiyle sulhun tarsinine ve emniye­tin takviyesine, memleketlerin yekdiğerinin haklarına ve istiklâllerine1 matuf, bir hüsnüniyet ve basiret eseri olduğu, hakikatleri gören herkes' riayet etmelerine, tam müsavat içinde işbirliği yapmalarının teminine tarafından kabul ve tasdik olunmaktadır.

ıBağdat paktının imzalanmasından sonra Türkiye, Orta-şarka taallûk eden işlerin, bu mevanda Filistin meselesinin muallâkta bulunan bazı üzücü cephelerinin âdilâne ve musifane şekilde halliyle kendisini yalnız alâkalı değil aynı zamanda vazifeli de telâkki etmektedir. Müşterek çalışmala­rımızın bu yolda semere verebilmesi için alâkalı devletlerin bizlere kâr--şı itimad, anlayış ve işbirliği zihniyeti göstermelerine intizar ederiz.

Hiçbir büyük eser yoktur ki onun aleyhinde söylenenler veya hareket edenler bulunmasın.

Bağdad paktının bu hususta istisna  teşkil etmesini bekleyemezdik. _

Bununla beraber bu pakta karşı alınmak istenen tedbirlerin ne kadar te­sirsiz kaldığını memnuniyetle görmekteyiz.

"Biz, hüsnüniyetin ve dürüstlüğün ergeç kat'î bir ikna kuvvetini iktisap ettiğinden eminiz.

"Bu itibarla, ciddî ve sağlam bir siyasetin âni psikolojik muvaffakiyetler temini uğrunda, uzun vadeli ve esaslı gayelerin feda edilmesi gibi, millet­lerarası demagojiye itibar edilmeksizin hareket olunmasını icabettırdiğini müdrik bulunmaktayız. Doğruluğuna ve bütün sulhsever milletlerin nefsine olduğuna kaani bulunduğumuz bu yolda azimle yürümeye devam edeceğiz.

"Dost ve kardeş Irak'a yaptığım resmî ziyaretin güzel ve heyecan verici hatırasını  daima  kalbimde muhafaza etmekteyim.  Bu  ziyaret  sırasında,

"Irak milletinin de, mukadderatını büyük bir kiyasetle idare edenler ile

"birlikte, biraz evvel bahsettiğim doğru ve salim yolda cesaretle yürü­mek hususunda bizim gibi azimli olduğunu, bizzat müşahede ettim. Mü­şahede ettiğim cok mühim ve inşirah verici diğer bir husus da, Irak'da

İrak tahtı üzerine müesses bulunan meşrutiyet rejiminin, temin ettiği siyasî ve içtimaî istikrarın son derece kuvvetli olduğudur.

Bir memleketin, istikrar ve meşruiyet içinde yaşamak suretiyle elde et­tiği kuvvet ve selâbetin, dostları ve müttefikleri için de ne kadar mühim -ve kıymetli olduğu, izahtan varestedir.

Yalnız, millî ve milletlerarası mesuliyetlerini, müdrik olarak hareket ey­leyenlere müyesser olan vicdan huzuru içinde, Irak ile birlikte yürümek­te olduğumuz yolda, bizlere ahden veya fiilen, iltihaklar vukubulduğunu görmek, sulh, emnivet, istikrar ve adalet uğrundaki mesaimizin en "büyük mükâfatını teşkil eylemektedir.

Bu müşahedelerin verdiği bahtiyarlık içinde, Majestelerini, Alteslerini ve maiyetinlerindeki cok mümtaz heyeti, bir kere daha hararetle selâmlar, Maiestelerinin, Alteslerinin ve Kraliyet ailesinin sıhhat ve saadeti, necip Irak milletinin refah ve tealisi husuusndaki en samimî temennilerimi tekrarlarım.

Maieste Kral İkinci Faysal Reisicumhurumuzun hitabesine aşağıdaki hi­tabeyle mukabelede bulunmuştur:

«Fahametmeap Reisicumhur Hazretleri,

Gerek hükümet, gerek millet olarak komşumuz ve müttefikimiz aziz Türkiye'nin bize gösterdiği emsalsiz karşılama, bizde unutulmaz izler bırakmıştır. Bana. davım veliahda ve Irak milletine karsı bu beliğ hitabenizde ifade başvurduğunuz kardeşçe duyguları emin olunuz, Irak mille­ti de aynen Necip Türk milletine karşı taşımaktadır.

Aziz ve güzel memleketinizin, evvelce duymuş olduğum kerim misafir­perverliğini, lütufkârlığını ve her cihetten muazzam kalkınma İnkişafını bu ilk ziyaretim esnasında kısa bir müddet zarfında reyülâyn müşahede etmiş bulunuyorum. Memleketinizde kaldıkça bunları daha 'fazla takdir­le göreceğimden eminim. Bize karsı göstermiş bulunduğunuz lütufkârlık, misafirperverlik ve coşkun duygulara karşı şahsım, dayım Veliahd ve bana refakat edenler namına takdir ve teşekkürlerimi takdim eyler ve necip Türk milletinin şanlı ve muazzam kalkınmasını tebrik ederim.

İki kardeş komşu arasındaki din birliği, akrabalık kuvveti, asırlarca sü­ren müşterek tarih mukadderatı ve aramızdaki mütekabil menfaatler ica­bı olarak, memleketlerimiz devlet reisleriyle hükümet ricalinin fikir te­atisi için karşılıklı ziyaretler yapması kadar tabiî birşey olamaz. Güzel memleketinize ilk ziyareti Irak'ın kurucusu büyük babam merhum Kral Faysal, yeni Türkiye'nin büyük inkılâp şefi rahmetli Atatürk zamanın­da yapmış, aramızdaki samimî münasebetler daha o zaman başlamış ve bu kardeşlik bağları gün geçtikçe kuvvetlenmiştir. Aramızdaki son kar­şılıklı ziyaretlerin semeresi ise Irak - Türkiye paktı olmuştur. Biz bu pak­tın valnız memleketlerimizin ilerlemesinde, istikrarında ve selâmetinde değil, bütün Arap âleminin ve Orta-şarkın istikrar ve selâmetinde bir unsur olduğuna kaniiz.

"Türkiye'nin Bandung konferansında Arap dâvalarını ve Filistin mesele­sini asil bir durumla teyid etmesi, Irak hükümet ve milletinin şükranla­rını mucip olmuştur. Arap âleminin esaslı bir kısmını teşkil eden Irak, Arap devletleri camiasına ve güvenlik paktına bağlıdır. Türkiye ile yap­tığı ittifakın, Arap devletleri birliğinin ve güvenlik paktının kuvvetlen­mesine yol açtığına, onu iç ve dış mıntıkalarda tehdit eden tehlikelere "karşı bir kuvvet teşkil ettiğine kat'iyetle kani olduğumuz gibi. bu itti­fakın dünyanın bu ehemmiyetli mıntıkasında karşılıklı yardımla sulh ve selâmet isteyen kardeş Arap devletlerine de ^eni ufuklar açtığına inanıyoruz.

"Muhterem Reisicumhur.

Bize gösterilen bu büyük ve cömert misafirperverlikten ve samimiyetten dolayı zatî fahimanelerine teşekkür eder ve sizlere sıhhat ve afiyetler, _aziz Türk milletine de refah ve saadetler temenni ederim,w

YANKILAR

Köy davası ve memleket realitesi

I/6/1955 tarihli (Zafer) den:

Cumhuriyet inkılâbından evvel Türk köylüsü, devletin en büyük temsilcisi olarak, aşar memuru ile jandarmadan başka kimsenin yüzünü görmezdi, İsim­leri tarihe geçen icraatgı birkaç valinin bazı köylerde uğradıkları, fakat köylü ile hasbıhal etmeden, faytonları içinde köye bir göz atıp geçtikleri vâkidir.

Cumhuriyet inkılâbından sonradır ki devlet köyle daha sıkı temasa ve köy­lü ile daha samimî kasbıhale başladı. Yalnız valilerin değil, hükümet erkâ­nının da memleketin içinde sık sık do­laşmaları ve halkın dertlerini kendi ağzından dinlemeleri keyfiyeti bir in­kılâp hadisesidir.

Türk köylüsünün kendisini idare ede­cek insanları dürüst bir senim meka­nizması içinde kandı rey ve iradesiyle iktidara getirmesi ise 1950 «ten itibaren mümkün olabilmiştir. Bugün Türk topraklarında mutlak ekseriyeti elinde tutan köylünün tam bir serbestlikle verdiği reyler, memleketin kaderini idare eden Büyük Millet Meclisi ve hükümetin teşekkülünde birinci âmil olmuştur. Bugün, kelimenin sosyal ve matematik her mânasiyle, köylü efendimizdir.

Türk tarihinde ilk defa olarak hüküme­tin başında bu toprağın ve köylünün bütün ihtiyaçlarını onunla beraber ya­şamış bütün dertlerini onunla beraber görmüş bir çiftçi vardır. Menderes hü­kümeti iktidara geldiği günden beri köy dâvasını en geniş ölçüsiyle ele alarak işe başlamıştır.

Bu dâva köylere sadece yol, su ışrk ve okul kazandırmaktan ibaret değil­dir. Hattâ bu dâva köylüye sadece muhtaç olduğu krediyi vermekten de ibaret değildir. Hükümet   memleketin

bütün ihtiyaçlarının tablosunu karşısına almış, köylerin bölgelerle, bölgelerin-memleket bütünü ile irtabat ve alâka­larını hesaplamış, toplu bir ihtiyaç şu­urunun gerektirdiği pskilde yurdun her bucağına şamil bir kalkınma plânının tatbikine başlamıştır: Açılan ve-açılacak barajlar ve elektrik santralle­ri, kurulan ve kurulacak fabrikalar, yapılan ve yapılacak limanlar ve daha bir1 çok tesisler, Menderes hükümetinin köy v.e memleket dâvasını bazı köylerde yol yapmak ve okul açmaktan iba­ret görmediğini bütün köylerimizi va-memleketi kalkındıracak daha geniş ve şümullü bir inşa ve imar hareketi­ne girişeceğini gösterir.

Birçak köylerimiz daha şimdiden bu. hareketin feyizli neticelerine kavuş­makla bahtiyardırlar ve bu bahtiyarlı­ğa hükümet erkânının geçtiği yerlerde kendilarine has sevine tezahürler iyi e, davul zurnalarla, kurbanlar kesmekle.. «yaşa!» diye bağırmakla izhar etmek­tedirler.

Henüz refaha kavuşmamış köylerimiz pek çoktur. Fakat bütün bir imparator­luk asırlarında, hattâ cumhuriyetin ük yıllarında devlet bakımından ve alâ­kasından mahrum kalmış kırk bin kö­yün beş yıl içinde cennate dönmesi bek lenemezdi. Süratle gelişen "teknik ve imar hamlelerinin Türkiye'de rahata kavuşmıyan hiçbir köy bırakmıyacağ; devirler yaklaşmaktadır.

Acaba neden sosyal gerçekçilik dâva­sında olan sözde münevverlerden, res­samlardan, şair ve hikayecilerden ba­zıları, bu müsbet hamleleri görmemezlikten gelirler de memleketi baştan ba­şa ihmal ve kara sefalet içinde göste­rirler? Gittikçe dolan bir bardamın hep-boş tarafını görüp memleketi simsiyah bir kötümserlik havası içinde göster­mek iste mel erindeki maksatları nedir?" Eğer bu maksat yabancı bir ideoloji­nin yararına çalışmak değilse memleketin yararına çalışmak hiç değildir. Çünkü, realitenin ifadesi olan bir yazı -ve resim, menfiya olduğu kadar müsbete de yer verir. Yalnız menfiyi gören ve müsbeti görmemezlikten gelen bir ifade, sosyal gerçekçilik değil, düpedüz sosyal yalancılık, sosyal dolandırıcılık .sosyal bozgunculuktur.

Hem devletin, hem milletin misa­firi

3/6/1955 tarihli (Zafer) den:

Dost ve kardeş Irak'ın kıymetli Baş­vekili Nuri Said Paja: memlek-e-timizin misafiri olarak İstanbulda bulunuyor. "Bizler için hem bu, hem kendilerini hürmetle selâmlamak, hem de Türk -Irak paktının =n semereli devresini id­rak etmekte olduğumuzu kaydetmek i-çin mesut bir vesiledir.

Filvaki daha geçenlerde Pakistan'ın Ankara Büyükelçisi Mian Aminüddin, gazetemize verdiği beyanatta, Pakis­tan'ın pek yakında Bağdat paktına il­tihak edeceğini tasrih etmişti.

Demek oluyor ki Londra'dan sonra Kataşi de bu güzel sulh eserinin inkişaf ettirilmesi lüzumuna kanaat getirmiş ve bu suretle Irak ve Türkiye'ye karşı "beslenmesi lâzım itimadı tereddütsüz izhar eylemiştir.

Hatırlanacak olursa, bir başka vesile ile Başvekilimiz Adnan Menderes de Bağdad paktının zaman geçtikçe herkes tarafından dahi iyi anlaşılacağını ve daha birçok dost devletlerin paktta temsil edilmiş bulunan mâkul ve dü­rüst politikaya severek iltihak edecek­lerini beyan etmiştir.

Aradan henüz pek az zaman geçtiği halde Bağdad paktının bir araya getirmiye muvaffak olduğu ve daha da olacağı sulh dostları hâlesini daha şimdi­den genişlemiş ve kalabalıklaşmış gö­rüyoruz.

Meydana getirilmiş olan bir eserin böyle bu kadar çabuk ve birbirinden müsbet ve tatminkâr neticeler vermesi, hem o eserin hem de onu ortaya koyanların .realizmine ve yüksek siyasî ehliyetine

delâlet etse gerektir. İşte, şu esnada İs­tanbul'da bulunmaları münasebetiyle ve Bağdad paktının banilerinden biri olmaları dolayısiyle muhterem Nuri Said Paşaya bilhassa bu noktayı arzetmek isteriz. Ne kadar memnun ve müş terek eserin merhale merhale inkişa­fından ne derece müftehir olsalar ye­ridir.

Bunun ötesinde olarak şimdi kendileri hem 'de en güzel zamanında İstanbulumuzda bulunuyorlar. "Ve Başve­kilimizle yani bir yandan şahsî bir yan dan da aynı ahde imza koymuş ve bu­nun şeref ve mesuliyetini teka'bbül et­miş olmak itibariyle "ahdî dostları muhterem Adnan Menderes ile beraber bulunuyorlar.

Öyle zannediyoruz ki iki dost ve kar­deş milletin nazarında bu beraberliğin ayrıca bir mânası ve bu mânanın ayrı-rica bir 'değeri vardır. Çünkü Türkler de Iraklılar da kendi Başvekillerini sevdikleri kadar Nuri Said ve Mende­res mülakatlarının daima iyi ve sağlam kararlara müntehi olacağından emindirlerr.

Şu da söylenmelidir ki, cidden talihli bir siyasî vesika olan Bağdat paktının eğer bir hususiyeti fiilî siyaset saha­sında derhal netice vermiş olması ise, bir diğer hususiyeti de, âkid milletlerin sn geniş halk tabakalarına malolarak bunların parek vicdanlarında gerek iz'an ve idrâklerinde müsbet ve derin te­sirler yapmış bulunmasıdır.

İsta bu sebeple, muhterem Nuri Said Paşanın memleketimizi ziyaretleri her defasında olduğu gibi bu sefer de, doğ­rudan doğruya Türk milletini alâkadar eden ve onu gerçekten memnun ve me­sut kılan bir hâdise telâkki edilmeli­dir.

Türkiye'nin durumu

Yazan : M. Nermi  

8/6/1955 tarihli (Yeni   İstanbul) dan:

Adnan Menderes'in International News Service müdürüne verdiği demeç, dün.

gazetelerimizin birçoğunda, eksiksiz yayınlanmıştır. Bu demeçte, içpolitikamıza kısaca göz gezdirildikten sonra yurdumuzun, dünya dâvaları karşısın­daki durumu, bütün işkilleri dağıtan aydın ve duru bir üslupla, belirtilmek­tedir.

Türkiye, en büyük mücizesini göster­miş ve yerinden kımıldayamayacak kadar bitmiş ve yıpranmış sanıldığı bir sırada, engellerini devrin eşsiz bir İrade kudretiyle dinamik bir devlet var­lığı haline gelmiştir. Türk Milleti, başlıbaşına, gözle görülmeyen bir İmkân­lar Dünyası'dır. Zaman olur, her Türk, Bismark'm Pomeranyalı'sı gibi, harp bahtını değiştiren kararlar verebilir. Milletimizin topluluk duygusu, toplu­luk fazileti ari büyüktür. Atatürk bu yaratıcı gönül kaynaklarını dile getir­meyi biîmis ve bozguna uğramı;; bir topluluğu, tarih boylarınca görülme­miş güdümüyle, tekrar zafere eriştirmiştir.

Türkiye'nin, zaman Ölçülerine daha uygun, içpolitikası, Cumhuriyet Devleti'nin kuruluşu ile başlar. Atatürk, Adnan Menderes'e göre, mutlaka değiş­tirilmesi gereken şeyleri yapmıştır. Onun irin, tamamlanacak işlerimiz az değildir. Her Devrim Sistemi köklü iman hamleleriyle ve zamanla eksik­lerinden sükinmiştir. Fakat Adnan Menderes'in belirtmek istediği şey, de­mokrasimizin gelişmesi olmalıdır. Ad­nan Menderes, bu konuda söz söyle­meye en yetkili Türk şahsiyetidir. Se­beplerini anlamak hiç de güç d'eğildir.

Bizim dışpolitikamız, en kestirme bir sözle, millet iradesini yerine getirmekten başka bir şey değildir. Partileraşırı bir politikadır bu. Onun için, batılı devletlerle yaptığımız işbirliğinin te­melleri sağlamdır. Tarafsızlık politika­sı, zamanımızın yapıcı ve yıkıcı geliş­meleri karşılaştırılacak olursa, tam mânasiyle, konusuzdur. Yaratılmak is­tenen Tarafsızlar Cephesi'ni, bu ba­kımdan, ele almak ve incelemek daha doğrudur. Menderes'in görüşü, bir ta­kım demokrasilerde, henüz Kavranıla­mamış gibi görünen büyük bir politi­ka gerçekliğini dile getirmektedir.

Biz yalnız devlet ideolojilerinin yaratmış olduğu gerginlik uçurumları kar­gısında   bulunmuyoruz.   Asıl     üstünde-durulması  gereken politika  gerçekliği bu  değil,  bütüncül     (totaliter)   devlet tiplerinin,   bütün   teşvikileriyle,  boyu­nagelişmesidir. Ortaçağ'da da, ideolo­ji yaftaları altında buna benzer geliş­meler olmuş ve insanlığa, yüzyıllarca, sayısız felâketler ve sıkıntılar getirmiş­tir. Bu acı tecrübelerden sonra, dünya­mıza çöken gerginlikleri, daha objek­tif bir görüşle anlamaya  çalışmak ve milletler arasındaki işbirliklerini kuv­vetlendirmek     lâzımdır. Türk Milleti, gerçekçi hayat    anlayişiyle, en doğru yolu seçmiştir, hattâ tekbaşına bulun­duğu zamanlarda bile. Türkiye, birçok andlaşmalar imzaladıktan sonra, yapa­yalnız değildir artık.

Türkler, benimsedikleri dâvalar uğrun­da nasıl çarpıştıklarını Kore'de bütün dünyaya göstermişlerdir. Yarının bi­linmeyen sürprizlerini de, aynı kah­ramanlıkla göğüsleyeceklerdir. Atlan­tik Savunma Birliği'nin ideali, saldır­ganı birdenbire canlanan bir cephe ha­linde ön İr im ek tir. Plânlar, ona göre, hazırlanmaktadır zaten. Fakat saldır­ganlık hamlelerinin nasıl gelişecekleri­ni, hangi taraflara döküleceklerini ön­ceden kestirm-ek kolay değildir. Yalnız bilinmelidir ki: Türkiye'nin silâhlı kuvvetleri hsr türlü sürprizi dizginle­yecek bir durumdadır.

Balkan Paktı'nm imzalanması, Adnan Menderes'e göre, Atlantik Cephesi'nin sağ kanadını kuvvetlendirmiştir. Türkkiye - Pakistan, Türkiye - Irak andlaşmaları, Orta-Doğu'daki durumun ay­dınlanmasına, büyük ölçüde, yardım etmiştir. Daha sonraki katılmalar için, gerçekten önc-mli bir başlangıçtır bu. Zamanımızın politika gelişmeleri, devlet adamlarının çok dikkatli davran­malarını emretmektedir. Barış cephesi'nin kuvvetlenmesi için her şey yapıl­malıdır. Fakat silâhlanma ve silâhsız­lanma konuları, barış dâvasının ön 3 sü­rülüşüne göre, düşünülmelidir. Sov­yetler Birliği, eski politikasından vaz­geçer de, barış dâvasını yürekten be­nimsediğini gösterirse, bu da, şaşıla­cak kadar kısa bir zamanda müspet bir sonuca bağlanabilir. Adnan Menderes'­in çizdiği tablo, yalnız tam ye.ttkili bin

devlet-adamının Özel düşüncelerini de­ğil, aynı zamanda Türk vatandaşları­nın politika görüşlerini de. olduğu gi­bi, özetlendirmektedir. Önderler, ne kadar halk heyecanlariyle seslenirler­se, büyük dâvaları çözmenin sırrım da o kadar kavramış sayılırlar.

Zamanında bir konuşma

Yazan : A. E. Yalman 8/6/1955 tarihli (Vatan) dan:

Başvekil ve Hariciye Vekil vekili Ad­nan Menderes'in bir Amerika haber ajansiyle yaptığı konuşma, tam zama­nında olmuştur, dünya tarihinin çok nazik bir dakikasında Türkiye'nin se­sini dosta, düşmana en kuvvetli bir şe­kilde duyurmağa hizmet etmiştir. In­ternational News Service'in îstanbula galen müdürüne yapılan ve Amerika-da ve hariçte 2400 gazetede çıkan beya­nat güzeldir ve berraktır. Başvekil, Menderesliğini parlak bir şekilde gös­termiş, Dörtler Toplantısının arifesin­de bazı memleketlerde mevcut yanlış görüşlerin ne kadar batıl olduğunu an­latmış ve hür dünyanın müşterek bir emniyet sisteminin cerçev-ssi içinde ta­kip etmesi lâzım gelen hedeflerin bir plânını üstatça bir dille çizmiştir.

Türkiye, elbetteki kendi varlığını, em­niyetini vs- millî menfaatini düşünür. Fakat bunu hür dünyanın müşterek "emniyetinin icaplarını ön plânda tuta­rak yapar, Rusya ila asırlar süren bir münasebetin biriktirdiği tecrübelerden hür insanları faydalandırmağa daima hazır bulunur, dünya hâdiselerini en realist ve feragatli bir görüşle görür, h-sr şeyden evvel yeni bir harbe ait tehlikeleri- önlemeğe kıymet verir, teh-iîkelre, azim ve cesaretlere karşı koy­mağa müheyya bulunmak bakımından bazı mütereddit milletlerin karşısında canlı bir örnek diye dimdik durur.

îşte bu rol, Amerika ajansının müdü­rünü de hayran bırakmış ve eski has­ta adamın bir kuvvet ve azim timsali diye dünyanın karşısında durmasındaki mucizenin hikmetini Başvekilden an­lamak istemiştir.

Menderes bu suale bu güzel cevabı ver­miştir: «Eski hasta adam. Türk milleti değildi. Osmanlı İmparatorluğunun düşkünlük devrindeki fena idare idi. Yapılan 15, bir bakıma tabiidir, çünkü Türk milletinin yüksek haslet ve im­kânlarına dayanır. Bir bakıma mucize­dir, zira Atatürk sayısız meseleleri misli görülmemiş bir süratle ele almış, dikkatini en acelelerin üzerine teksif et. mistir. Bugün de süratli icraata devam eder:k Türkiyeyi az gelişmiş bir mem­leket halinden kurtarmak, gelişmiş bir memleket seviyesine çıkarmağa çalış­mak yolundayız..

Amerikalı ajans müdürü, herkes te­reddütler içinde kıvranırken, topun ağzında gibi görünen Türkiyenin müş­terek emniyet sistmine atılmağa karar vermesinin saikini Başvekilden sor­muştur. Menderes şöyle demiştir: «Bu hükümetin d.ığü, milletin kararıdır, sağlamlığı oradadır. Milletin iradesinin verdiği emniyet ve cesaretl-s bu yolda en dürüst bir tarzda yürüyoruz."

Adnan Menderes, ş.er ile hayır arasın­da taraf tutmaktan başka çare olma­dığına inanıyor. Coexistence, yani düş­man âlrmin yanyana yaşaması diye ileri sürülen aldatıcı formülü «tahak­küme maruz kalanların buna katlan­ması» şeklinde tercüme ediyor. Boyun­duruğa razı olmaktan veya nefsi mü­dafaaya azmetmekten başka çıkar yol görmüyor. Karşı taraf ne kadar temi­nat verse, tarafsızlığın bir gaflet siya­seti olduğunu ve- bazılarının tarafsızlı­ğı mümkün diya tasavvur etmelerinin hikmetinin ortada bir müşterek emni­yet sistemi bulunmasında olduğunu söylüyor. Üçüncü kuvvet diye ileri sü­rülen fikri, basiret iflâsı diye karşı­lıyor.

Türkiye Başvekili, dörtlü bir toplantı neticesinde sulhun .kurulması ve silâh­ların terkedilmesi ihtimalini nazarî olarak mes'ut bir çığır diye telâkki edi­yor. Fakat dörtlü toplantıdan bir ne­tice çıkmasının ancak Rusyanın elinde olduğunu ve samimiyetinin fiilî de­lillerinin ortaya çıkmasına bağlı bu­lunduğunu en realist bir görüşle ileri sürüyor.

Adnan Menderesin, bütün bu hakikat­leri tam bu dakikada kendin» mahsus açık, berrak, cesur lisanla ortaya koy­ması, memleket hesabına çok hayırlı bir şeydir. Beyanat dünyanın mukad­deratı hakkında zihinlerde tereddütler hüküm sürdüğü bir dakikada hür dün­yada iyi bir hava yaratacaktır. Fakat bunun devamlı ve tesirli olması için iki şey.a ihtiyaç vardır, birincisi Ame­rika ile olan münasebetlerimizde beli­ren arızî bulanıklığın tam bir surette tasfiye .edilmesi, ikincisi de bu nazik dakikada manasız surette kabaran par­ti ihtiraslarının yatışması ve millî te-sanüdün harice karşı en kuvvetli bir şekilde belirtilmesi...

Memleket ekonomisinin aradığı şartlar

Yazan :  M.  Nermi

12/6/1955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Yumurta, kanıya gelmiştir artık. Ne yapacağımızı ilkönce bilmek, ondan sonra da yığın yığın işlerimize nerden başlayacağımızı düşünmek zorundayız. Uzun bir zamandan beri, en çok üze­rinde durduğumuz konular belidir. Ya­bancı sermaye, yabancı krediler en başta gelir. Çıkar bir yol arıyoruz. Bi­raz geç kalmışızdır belki. Fakat ümit­sizliğe düşmemeliyiz. Millet olarak plânlı ve sistemli çalışjr ve lüzumsuz çekişmelerden silkinmek irademizi boş yere harcamaktan çekinirsek gayeleri­mize .erişebiliriz.

Toprak işlerinden anlayan bir uzmana bahçenizdeki sebzelerin niçin sepile­mediklerini, ağaçların neden yemiş bağlamadıklarını, ilh., sorarsanız haki­kate en yakın cevaplar alabilirsiniz. Bunu. Tek bir sözle, özeti eştirmek mümkündür: Bakım.. Fakat bakım, nedir? İlkönce hatırımıza gelen şey, türlü tür­lü bilgiler ve tecrübelerdir. Toprak sebze yetiştirmeye elverişli midir? İyi gübrelenmiş ve zamanında sulanmış mıdır? Sorular, çok basit sandığımız bir konunun genişliğini gösterir bize. Memleket ekonomisi ise, bütün dâvalarımızı içine aldığı için, bir bahçeden çok da­ha karışıktır elbette.

Yabancı sermayeden faydalanmak isti­yoruz- Tek-taraflı bir iş değildir bu.. Yabancılar da faydalanacaklardır. Mem lekelimiz, sermaye yatırımlarına çok elverişlidir. Hattâ birçok memleketler­den daha elverişlidir, diyebiliriz. İç düzenimiz sağlamdır: Komünistlik teh­likesi yoktur bizde. Dış-politika bakı­mından durumumuz, sermayenin bü­tün işkillerini dağıtacak kadar kudret­lidir: Tarihin tanımamış olduğu Ölçü­de büyük bir savunma teşkilâtının üye­siyiz. Şimdi sermaye dâvasının ekono­mik taraflarına göz gezdirebiliriz.

Türkiye'nin ekonomik imkânlariyle kaynaklan, aşağı yukarı, henüz insan eli değmemiş bir durumdadır. Yabancı sermaye, son altmış yıl içinde, daha çok, çiftçi memleketlere akmıştır. Mil­letler arasında yapılmış sermaye an­laşmalarına göz gezdirirsek bu haki­katle karşılaşmış oluruz. Demek oluyor ki: Türkiye, gerek iç ve dış politika, gerek ekonomik imkânlar ve şartlar bakımından, yatırım için, ideal bir memleket sayılabilir. Kredi, sermaye ve yatırım pazarlarının ilk plânında yer alanlar, bizim durumumuzu bilmi­yorlar mı?

Zaman zaman basınımızda çıkan yazı­lara bakılırsa, yabancıların bizi tanı­madıklarına inanmamız lâzımdır! Biz, yanlış görüşleri düzeltmek için, sis­temli bir propaganda yapılmasını isti­yoruz. Fakat nasıl bir propaganda ya­pılması? Para işleri, tam mânasiyle teknik işlerdir. Gerçekten böyle bir propagandaya ihtiyaç varsa, çok geniş bir teknik hazırlığa da ihtiyaç vardır. İlkönce memleketimizin bütün ekono­mik imkânlarım, araştırmalara ve ista­tistiklere dayanarak, çok iyi kavra­mak zorundayız. Başka türlü propa­ganda yapılamaz da ondan. Halbuki: Biz, araştırmalarımızın henüz başlangıçlarındayız. Bildiklerimiz o kadar az, ve üstelik o kadar eksiktir ki..

Bize göre, yapılması gereken tesirli bir propaganda varsa, o da, ancak, istihsal hesaplarımızı altüst eden iç-pazar dü­zensizliklerinin ortadan kaldırılması olabilir. İngiliz Dişişleri Bakanlığı, Orta-Doğu memleketlerinde görevli Ti­caret-Ataşelerinin raporlarını, arada sırada yayınlamaktadır. Gerçekten birinci sınıf etüdlerdir bunlar.. Yabancı memleketlerde iş yapmak isteyen İn­giliz vatandaşlarına da, diledikleri za­man, bilgi verilmektedir. Biz, bir ör­nek vermiş olmak için, İngiltere'den bahsediyoruz. Öteki memleketler de, aynı metotla çalışmaktadırlar. Buna benzer raporlar okunup da birbiriyle karşılaştırilırsa, iç pazar teşkilâtı üze­rinde ne kadar durulduğunu, ilk ba­kışta anlayabiliriz.

Ekonomik işlere girişmek fikriyle yur­dumuza gelen yabancıların, doğrudan doğruya değilse dolayısiyle takılıp kaldıkları ve anlamak istedikleri iki şey vardır: 1) Kalkınma kredileri ve sermayeleri aradığımız halde, niçin kendi sermayemizden faydalanmıyo­ruz? Daha doğrusu, yerli sermaye, is­tihsal yatırımlarına dökülacek yerde, niçin arsaya, yapıya alabildiğine akı­yor? Biz, kendi teşebbüslerimizi des­teklemekten kaçınırsak, istediğimiz kadar kanun çıkaralım, yabancı sermaye­yi cesaretlendirmiş sayılamayız. Ya­bancı sermaye, öteden beri, yerli teşeb­büslerin eksiklerini tamamlamıştır. 2) İçpazarımızın karakteristik kararsız­lığı, yabancı teşebbüsleri, maliyet-he­sapları bakımından, çözülmesi güç dâ­valar karşısında bırakmaktadır. Onun için, her ihtimali göze alarak, çalışmak isteyenler bile, çok ufak sermaye ile deneme şeklinde işleri seçmek zorun­da kalıyorlar. Demek oluyor ki; bir ta­kım sermaye çekingenliklerini gider­mek için yapılacak işlerimiz vardır. İlk önce bu, ondan sonra da gerekirse pro­paganda.

A.P. nin bir haberi üzerine

Yazan : Bahadır Dülger 14/VI/1955 tarihli  (Zafer)   den:

Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zor-iu'nun müzakerelerde bulunmak üzere Vaşington'a gittiği malûmdur. Üç haf­talık bir ikametten sonra, Zorlu, henüz memleketimize dönmüş bulunuyor. Türkiye'nin talepleri müzakerelerin, cereyan şekli, tarafların noktai nazar­ları ve nihayet resmî neticesi henüz, resmen açıklanmış değildir.

Bununla beraber, müzakerelerin sonun­da Amerikan HaberLır Bürosu tarafın­dan yayınlanan bir haberde Türkiye'­nin Amerika'dan ilâve bir yardım iste­diği ve bu yardım talebi muhik görül­düğü için, mutad 70 milyon dolarlık yardıma İlâveten, bu seneye mahsus olmak üzere ve Amerikan bütçe yılı­nın da hitama ermekte olması maze­reti de zikredilerek Türkiye'ye yeniden 30 milyon dolarlık bir yardım yapılma­sının uygun görüldüğü bildirilmişti.

Bu haberi, A. P. Amerikan ajansının, başka bir haberi takip etti. Bu haber, Türkiye'nin Amerika'dan 300 milyon, dolarlık bir istikraz talebinde bulundu­ğunu ve bu talebin muhtelif sebepler gösterilerek reddedilmekle beraber, şimdilik mutad yardımlara 30 milyon dolarlık bir ilâve yapıldığını bildiri­yordu. Ajans, bu habere, Türk ve Amerikan görüşmelerine dair, ne dereceye kadar doğru olabileceğini kestir­mek mümkün olmıyan bazı tefsirler, noktai nazarlar ve tavsiyeler de ilâve etmeyi ihmal etmemişti. Öyle ki, ya­yınlanan metin bir haber olmaktan da­ha ziyade, Türkiye ile Amerika arasın­daki iktisadî münasebetler hakkında muayyen maksatlı bir hava yaratmak istiyen garip bir .edâ taşımakta idi. A. P. Ajansının Amerikan resmî dü­şüncelerini ne dereceye kadar temsil ettiği ve hattâ Amerikan umumî efkâ­rına ne dereceye kadar tercüman ola­bildiği hakkında açık bir fikrimiz yok­tur. Böyle olmakla beraber, Amerika11 nın en münkeşif bir haber ajansı ola­rak, onun yayınladığı metin üzerinde durmaktan da kendimizi alamadığımız muhakkaktır. Çünkü bu metin kırıcı,, hırpalayıcı, bu kadar emek ve gayret­letenmiye edilmiş olan Türk - Ame­rikan münasebetleri havasında soğuk bir tesir yapacak kadar ölçüsüz bir virtindir. Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki dostluğun teme­linde. A. P. Ajansının telkin etmek is­tediklerinden başka şeyler bulunduğu muhakkaktır. Türkiye, hür milletler cephesini kendi iradesiyle, dileyerek, istiyerek tutmuştur. Hürriyetine ve is­tiklâline âşık olduğu için tutmuştur. Ve insanlık idealine bağlı olduğu için, bu uğurda milletçe savaşmasını bildi­ği  için tutmuştur.  Onun Amerika ile işbirliği ve beraberliği, bu büyük mil­leti:-, aynı idealde birleşmiş olmaktan gelen ve daima müsavi martlar altında idame ettirilecek olan bir işbirliği ve beraberliğidir. Türkiye, bu işbirliği ve ideal beraberliğinin icabettirdiği feda­kârlıklara, bugüne kadar en ufak bir fütur alâmsti göstermeden katlanmış­tır. Müşterek idealin müdafaasında ise kendi hissesine düşenden fazlasını, hem çok fazlasını daima yanmıştır. Ve yap­makta devam edecektir. Bu ideal iş­tirakini, bir çeşit alış veriş hüviyetin­de görüp göst-rmiye kimsenin hakkı olmamak lâzımdır. Türkiye'nin bütün hür milletler cephesi memleketlerine yapılmakta olan yardımı, kendisi için biraz daha arttırmak yolunda talepleri olmuşsa, bu ancak müşterek cephede daha kuvvetli bir y.T tutmak, daha kı­sa zamanda daha büyük işler başarmı-ya muvaffak olmak için olmuştur. Tür­kiye'nin bu taleplerini haklı görmemek mümkün olamaz. Ve Birleşik Amerika'nın mesul şahsiyetleri, elbet de bu ha­kikatleri böylece bilmektedirler ve bil­diklerini Amerikan Haberler Bürosu­nun verdimi ilk haberde tebarüz ettir­mişlerdir.

A. P. nin yayınladığı metinde verilen tafsilât, bir idealde birlemiş, bir cephede kan dökmüş iki dost ve müttefik memleket arasında cereyan edebilecek müzakerelerin tafsilâtına hiç benzemi­yor. Bu tip konuşmalar, iki hür dev­letin mümessilleri arasında değil, hat­tâ, biribirleriyîe kredi münasebetlerine girişmiş alelade iki ticarî firma ara­sında bile cereyan edemez. Türkiye, bir iktisadî kalkınma dâvasının peşin­dedir. Bu dâva onun inin millî bir dâ­vadır "ve her ne pahasına olursa olsun kazanılacak ve kazanılması 'için her türlü gayretlerin sarfından asla fera­gat .edilemiyecek olan bir millî dâva­dır. Türkiye siyasî istiklâlini bir cihan husumet; kar;ı kendi azmi vs imanı ile nasıl elda etmişse, iktisadî kurtu­luş ve kalkınmasını da aynı azim ve iman ile eîde etmekten âciz bulunmıyacaktır. Türkiye'nin geniş imkânları, Türklerin millî hasletleri bu dâvanın tahakkuku inin yegâne ve hakikî mes­nettir. Türkiye bu imkânlar irinde ken­di iktisadî politikasını, yine kendi seç­tiği yoldan yürür. Onun gidişine dostlar yardım edebilirler ve etmelidirler. Fakat bu yardım. A. P. nin anlatmak istediği gibi müdahalelere yol açan ve ihtarlarla beslenen bir yardım olma­mıştır, olamaz da. Çünkü böyle bir hal sade bizim telâkkilerimize değil, hür iradeleriyle biribirlerine el uzatmış olan Birleşmiş Milletler camiasının te­mel anlayışlarına dahi muhaliftir.

Biraz ciddî davransak

Yazan : Falih R. Alay

17/VI/1955 tarihli (Dünya) dan:

Biz Amerika ile dostuz. Birleşmiş Mil­letler ve Nato âzasıyız. Bunlar başka. Amerikan bankalarından Ödünç para almaklığımız veya alamamakhğımız başka şeylerdir. Bazı gazetelerin. Ame­rika bize yardım etmezse biz kendimi­ze yardım edecek devletler buluruz, gi­bi garabetleri karcısında Başbakanın dünkü demeci pek yerinde ve zama­nında olmuştur. Hür milletler cephesi ile demir p.j,rde arasında oynama his­sini uyandırmak, Türkiye için akla ve hayale gelebilecek tehlikelerin en bü­yüğüdür. Böyle bir oyunu yapabilir görünmekten değil, böyls bir oyuna gelebilir görünmekten koskoca Alman-yanm nasıl ürktüğünü Adenauer'in A-merikan gazetecilerine Başbakanla he­men hemen aynı günde söylemiş ol­duklarından açıkça anlıyoruz. Sovyet­ler Bîrliği'nin peşinde koşup durduğu politika, hür milletleri birer birer At­lantik Blokundan koparmak ve önce ta rafsızlar blokuna katarak daha sonra demir perde arkasına    sürüklemektir.

Hür milletleri ancak aralarındaki bir­lik kurtarabilir. Sovyetler Birliği sa­mimî olarak barışçılığa yatarsa, yine ancak bu birliği sarsmaktan ümit ke­serse yatar. Sovyetler Birliği Hindista-na Türkiyenin Amerikan bankaların­dan istediği paradan çok daha fazla ye­kûn tutan bir çelik tesisleri yardımı yapmak üzeredir. Çünkü Nehru'nun, hür milletler cephesini yüz milyonla­rın yardımından mahrum bırakan po­litikası daha ağır fedakârlıklarla da sa­tın alınmaya değer. Biz böyle pazarlık­lara girismevi bir tehdit olarak kullanmak d-eğil, üstümüzde pazarlık olabile­ceği tehlikesini rüyada görsek bir da­ha gözlerimizi yummamak mevkiinde­yiz. Bir defa bu türlü yazıların muvaffak, muhalif veya tarafsız hiçbir Türk vatandaşları çevresinde akis bulamıyacağım açıkça  söylemeliyiz.

Yalnız Amerika mı? Nato'da birlikte bulunduğumuz memleketlerden birço­ğu ile, borç yüzünden ticarî münase­betlerimiz kesilmiş gibidir. Piyasamız misli görülmemiş bir mal kıtlığı için­dedir. 'Biz bu devletlere de, millî kal­kınma sıkıntımıza hürmet ederek ya alacağınızı almadan bize mal vermek­te d.svam edersiniz, yahut bize mal ve­recek devletler buluruz, dernek gü­lünçlüğüne düş-sbilir. miyiz?

Evimizin işlerini düzeltmeliyiz. İlk ya­pacağımız şey budur. Borçtan kurtul­mak, giriştiğimiz taahhütlerin karşılı­ğını bulmak ve paramıza kararlılık vermek için kalkınma plânlarımızı da­ha rasyonel kılmamız ve milletçe hay­li uzun sürecek fedakârlıklara katlan­mamız şart olduğunu ne bu memleket­te bilmiyen, ne bu memleket dışında söylemiyen kalmıştır. Bir Amerikan tefsircisi, hükümet halkı boyla feda­kârlıkların sıkıntısına sokamaz, çünkü seçimleri kaybetmekten korkar, diyor.

Bu sözde hakikat payı olduğunu itiraf etmeliyiz. Fakat vatansever muhalefet­ler kendilerinin de inanabilecekleri ye­ni bir yol tutulursa, bu yolu millete maletmek ve millî işbirliğini sağlamak için iktidara yardım edeceklerini vaad etmişlerdir.

Durum nedir? Büyük ölçüde bir kal­kınma hareketi, milletçe pek ciddî fe­dakârlıklara katlanılmaksızın yürüye­mez. Gecen harb sonrasındaki misalle­ri bırakınız. Sadece bu harb sonrasın­daki İngiliz misali bu bakımdan bize iyi bir fikir verir. Hem halkı ferahlık ve refah havası içinde tutmak, hem ge­niş Ölçüde imar ve kalkınma teşebbüs­lerini başarmak usulü henüz keşfedil­memiştir.

Biz nihayet bu fedakârlığa mahkûm olacağız. Hiç şüphesiz ifratçı unsurlar bu devirde muhalefetlerle işbirliği yap­mak değil, muhalefetleri büsbütün sus­turmak ve fedakârlığın sebep olacağı

sıkıntıları sözde onlara istismar ettir­memek yolunu arayacaklar, hükümete böyle tavsiyelerde bulunacaklardır. Bu ise bir- çıkmazdan daha çetin bir çık­maza girmek demektir. Sorumlu ikti­dar adamlarının, kendi menfaatlerinin tehlikeye düştüğünü görmemekten baş­ka kaygıları olmıyan bu ifratçılara kapılmıyacaklarına, vatanın en yüksek menfaati adına, inanmak istiyoruz.

İçerde ve dışarda itimat havası yarat­mak: Dün dediğimiz gibi aklın, basire­tin ve memleket hayrının Türk aydın­larına dikte ettiği hedef budur.

Bayar'm hatırlattıkları

22/VI/1955 tarihli (Medeniyet) den:

Bu memleketin ana dâvaları, yüzyıllar­dan beri malûmdur. Hattâ daha ileri gider de, Tanzimatm ilânına tekaddüm eden devrede imparatorluğumuzun be­kası için tavsiye edilen tedbirlerin ma­hiyeti lüzeriride durursak, bugünkü ideallerin mahiyet değiştirmediğini, sa­dece devrin damgasını taşıyarak tadil­lere uğradığını görürüz. Türkiyenin hasreti, askerî kudrete dayanan devlet nvıfhumu ilim ve kültüre, sanayi ve tekniğe yerini terkettiği andan itiba­ren bu hüviyete kavuşabilmesi olmuş­tur.

1923 'de kurulan Cumhuriyetimiz, Mil­li Mücadele adını verdiğimiz halk ayaklanmasının rejimleşmesidir. Açık ve doğru olan tarif budur. Onun gayesi d-3, bu topraklarda muasır milleti yara-bilmekti. 1950 ye kadar takib edilen yol, bütün inhiraflara rağmen buydu. Fakat, elde edilen neticeleri kendi ken­dimizi teselli etmek mânasına (asrı yı­la sığdırdık) sembolü içinde dövizleşti-rince, nasıl tehlikeli rehavete kapılmış olduğumuzu, son be? senedeki faaliye­timizin neticeleriyle 1923-1950 yi yan-yana koyunca gördük.

Lübnan'a hareketinden bir gün Önce Hirfanlı barajım ziyaret eden Devlet Reisimizin kalkınmamız için söyledik­leri, bize, büyük bir realiteyi bir daha ve selâhiy.etle hatırlattı:  Celâl Bayar'

in, millî ekonomi dâvası üzerinde ya­pıcı, kurucu, tesiscİ ve tatbike! hüvi­yeti elbetteki söz götürmez. Millî sa­nayiin babası odur, millî bankacılığın babası odur, bu memleketin otarşik ekonomiye olmasa bile, toprak üstü ve toprak altı servetlerinin bağışladığı im­kânlara sahir ve sanayiden g-alecek re­faha kavuşabilmesinin yolunu ve ga­yesini çizen odur. Celâl Bayar olma­saydı, inanalım ki, ne birinci ve ne 2. sanayileşme plânları tatbik edilemez­di.. Bu takdirde de, İkinci Dünya Harbi devresini müstakil bir devlet olarak at­latabilmek ümidimiz nasıl mevcut olur­du?

1933 de sanayileşme hamlemiz başladı­ğı zaman oportünistler, bugünkünden daha kuvvetli idiler. Çeşitli tandanslar, .bu sanayileşmeyi yabancı ideolojlerin prensip tatbikatı yapmak gizli emellerinde idiler. Celâl Bayar, sade­ce mensup olduğu hükümetin başında olan adamla değil, bu gizli maksadlarla da mücadele ederek Türk sanayileş­mesine, mutedil ve nizamcı, kurucu v-s yol gösterici Türk devletçiliğinin esas ve fârik vasfını verebildi. Eğer, Ata­türk'ün hükümeti ona teslim ve ema­neti mes'ut hâdisenin tatbikatı devam edebilmiş olsaydı, bugün, Türk de­mokrasisi hem on beş yaşını tekmülemiş olacaktı, hem de,     bambaşka bir vatan manzarası karşısında kalacaktık.

Bu sezbenledir ki, Celâl Bayar'ın bil­hassa iktisadî teşhisleri her bakımdan ehemmiyet taşır. İsabet derecesi bakı­mından bir. Bu teşhislerin rejime in­tibak hususiyeti bakımından iki.

Sayın Devlet Reisimizin Hirfanlı barajındaki iktisadî durumumuz hakkında aydınlatıcı sözleri arasında en şayanı dikkat olanı, bir intikal devrinin zaru­reti ve neticeleri üzerinde durması­dır.

Aklıselimin gösterdiği yol da bu değil midir? Hangi millet, bu intikal devri­nin zaruretlerine katlanmadan refah ve saadet yoluna girebilmiştir? Biz, ilk devrelerde, daha cesur ve aşağılık duy­gusundan bugünkü ölçüde kurtulmuş olsaydık, muazzam bir askerî zafer ü-zerinden otuz yıl sonra, çıplağın doku­masını zenci alın terinden kurtarmayı mı düşünürdük?

Siz, menfi'nin ve şüpheci'nin ahlâk­sızca patırdısına bakmayınız: Bu mem­leket, refaha giden yolun köşasini dön­müştür. Kâzip olmıyan hakikî fecirler bekliyoruz. Çocuklarımızın muasır va­tanda, çağdaş insanlar gibi yaşamsi için bu köprüyü geçmek lâzımdı. Bi­zim yaptığımız, millî mücadele netice­lerini nazariyeden kurtarmak içindir.

OLAYLARIN TAKVİMİ

2 Haziran 1955

  Barselon :

Milletlerarası Barselon fuarı saat onbirde,merasimle açılmış ve İspanya Ti­caret Nazırı ile diğer resmi şahsiyetler ilk olarak Türk pavyonunu ziyaret et­mişlerdir.

Ticaret Nazırı, ihraç, maddelerimiz ve turistik resimler hakkında delegemiz­den izahat almıştır.

Ticaret Nazırı, pavyonumuzdan ayrılır­ken Türkiye'nin Barselon sergisine iş­tirak etmesinin her iki memleket ara­sındaki ticaretin inkişafına hizmet ede­ceğine emin bulunduğunu ve Türkiye' nin Barselon fuarında yer almasından duyduğu memnuniyeti izhar ve teşek­kürlerini beyan etmiştir.

  Beyrut:

İktisat ve Ticaret Vekilimiz Sıtkı Yırcalı bugün saat 10 da refakatinde Lüb­nan Büyükelçimiz Cevdet DÜlg-e oldu­ğu halde Lübnan Maliye Nazırı Muhit­tin Nasuri'yi makamında ziyaret et­miştir.

İktisat ve Ticaret Vekilimiz Sıtkı Yırcalı Nezaret binasına gidiş ve dönü­şünde bir muhafız kıt'ası tarafından askerî merasimle selâmlanmış tır.

Lübnan ticaret âlemine mensup bazı şahsiyetlerin de hazır bulunduğu ve bir saatten fazla devam eden bu ziyaret esnasında başka mutavassıt memleket­ler yoluyla satın alman bir kısım tica­rî emtianın Lübnan'dan satın alınması hususunda görüşmeler yapılmıştır.  

Atina :

Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, Meriç nehrinin setlanmesi münasebetiyle ya­pılan merasime iştirak ettikten sonra bu akşam saat 21.30 da Atinaya gelmiş­tir.

Kemal Zeytinoğlu merasimden sonra beraberinde Yunan Devlet Vekili Ral-lis, Nafia Vekili Karamanlis, Ziraat Vekili Levantis, Atina Büyükelçimiz Settar İlksel ve basın mensupları ol­duğu halde huduttan Dedeağaca kadar hususî bir trenle seyahat etmiştir.

Yol boyunca trenin her duruşunda top­lanan halk Nafia Vekilimize coşkun te­zahürlerde bulunmuş v.e çiçekler ver­miştir. Dedeağaçta belediye binasında da bir merasim yapılmış ve Kemal Zey­tinoğlu iki memleket arasındaki dost­luğu tebarüz ettiren bir nutuk vermiş ve hararetle alkışlanmıştır.

Buradan hususî bir uçakla Selânik'e, oradan da Atinaya gidilmiştir.

Nafia Vekilimiz, Yunan hükümetinin davetlisi olarak pazartesiye kadar bu­rada kalacaktır.

 Sgravengage :

Altı gündenberi Hollanda'da bulunan Türk Kuşu ekibi bu sabah Almanya' ya hareket etmiştir. Bu münasebetle Hollanda Havacılık Klubü genel sek­reteri Yperland, havacılarımız şerefi­ne dün bir veda kokteyli vermiştir. Kokteyl gayet samimi bir hava içinde cereyan etmiş ve bu arada Türk eki­bi başkanı Gümüşhane mebusu Halit Zarbun kendilerine gösterilen misafirperverliği  överek  heyet   adına  teşek­kürlerini bildirmiştir.

11 Haziran 1955

 İzmir :

Altıncı Kore Tugayının ilk kafilesi bu­gün saat 16 da har-sket .etmiş ve tören­le uğurlanmıştır.

Rıhtımda bağlı olan 30 bin tonluk Ge­neral L3 Eoy Eltinge nakliye gemisi bütün hazırlıklarını tamamlamış ve değiştirme birliğimizin ilk kafilesi sabahın erken saatlerinden itibaren ge­miye binmeğe başlamıştı. Rıhtımdaki bayrak direkleri ve geminin bordası Türk bayraklariyle süslenmiş, başta bando olduğu halde* ihtiram kıtası Atatürk heykeli önünde mevki almış­tı.

"Tugayımızın subay ve erleri, geminin rıhtıma ba'kan iskele bordasında top­lanmış, kendilerini uğurlamaya gelen akraba ve dostları ile konuşuyor, teşyie gelemiyeceğı yakınlarına selâm ve muhabbet gönderiyordu. Gemiyi rıhtı­ma bağlayan şatlar teşyicilerle dolmuş­tu. Saat 14 te merasim başlamış, ban­donun çaldığı ve birliğimizin hep bir ağızdan söylediği İstiklâl Marşından sonra Belediye Reisi Dr. Selâhattin Akçiçek mikrofon başına gelerek tuga­yımızı şehir namına selâmlamış, daha sonra ikinci Yurdini Bölge Kumandanı korgeneral Cemal Gürsel, kahraman subay ve erlerimize hitap ederek. «Siz­leri şu anda, kalbimiz sevgi ve iftihar­la dolu olarak uğurluyoruz, vatandan uzaklaşıyorsunuz, fakat ona daha çok yaklaşıyorsunuz. Orada asil milletimi­zi en iyi sakilde temsil edeceğinize ina­nıyor ve uğurluyoruz. Yolunuz ve bah­tınız açık olsun» demiştir.

Dört gündenberi şehrimizde bulunan Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, be­raberinde Konya mebusu Halil Özyörük, Balıkesir mebusu Mekî Sait Esen ve İzmir Valisi Kemal Hadımlı olduğu halde teşyi merasiminde bulunmuş ve değiştirme birliğimize iyi yolculuklar temenni etmiştir.

Bundan sonra kafile başkanı ve subaylarımız Vali Kemal Hadımlı'ya, kuman­dan ve Belediye Kendisine ve diğer teşyicilere veda etmişler ve gemi bando­nun çaldığı marjlar ve rıhtımda top­lanan halkımızın uğurlama avâzileri arasında demir almış ve Kore'ye mü­teveccihen harekat etmiştir.

13 Haziran 1955

 Beyrut:

Türkiye tarafından Lübnan ordusuna hediye edilen 6 sahra topu ve 6 havan topu ile bunların mermileri bugün E-mir Be^ir kışlasında merasimle Lübnan ordusuna teslim edilmiştir. Bu mera­simde Türkiyenin Beyrut Büyükelçisi Cevdet Dülger, Lübnan Savunma Ve­kili Emir Arslan, Lübnan ordusu ku­mandanı General Fuat, Savunma Ve­kâleti Müsteşah Şeyh Takiyettin, Kur­may Başkanı Albay Tevfik Salim ile yüksek rütbeli diğer subaylar hazır bu­lunmuşlardır.

Türkiye Büyükelçisi bu münasebetle kısa bir nutuk soyliyerek iki memleket arasında mevcut sıkı dostluk bağlarım hatırlatmış ve Türk hükümetinin bu hediyesinin, yeni Lübnan - Türkiye dostluğunun bir nişanesi olduğunu be­lirtmiştir.

Lübnan Savunma Vekili buna verdiği cevapta Türk hükümetine teşekkürle­rini bildirmiş ve iki memleket arasın­daki dostluktan sitayişle bahsetmiş­tir.

14 Haziran 1955

 Beyrut :

Dost Lübnan'ın muhterem Reisicum­huru Kamil Şemun bu sabah sureti mahsusada Beyrut'a gelmiş olan Ana­dolu Ajansı Umum Müdürünü Riyaseticumhur sarayında kabul etmiş ve Reisicumhurumuzla Başvekilimizin. Lübnan'ı ziyaretleri arifesinde radyo ve matbuat yolu ile Türk umumî efkâ­rına bildirilmek üzere şu beyanatta bu­lunmuştur :

Çok aziz dostum Türkiye Reisicum­huru Celâl Bayar'ın Lübnan'ı ziyare­tini ve kendisini Öbür gün Beyrut ha­va alanında selâmlamak şerefine nail olacağım saati sabırsızlıkla bekliyo­rum. Bu sabırsızlık 'kelimesi ile bütün halkımın samimi hissiyatına tercüman  olduğuma, da kaniim. Filhakika bütün Lübnan halkı da dost Türkiye'nin muh­terem D-.vkt Reisini bu topraklar üze­rinde selâmlayıp alkışlamak ve böyle­ce Türk milletine karşı olan derin his­siyatını izhara fırsat bulmak anını sa­bırsızlıkla beklemektedir. Lübnan Dev­let Reisi olarak, Lübnan hükümeti ola­rak ve Lübnan milleti olarak muhte­rem Devlet Reisinize, hükümetinize ve Türk milletine, memleketinizi ziyareti­miz esnasında bize ve bizim şahsımız­da Lübnan milletine karşı gösterdiği büyük muhabbete şükran borcumuzu edaya çalışacağız. Vakıa dostlar arasın­da böyle borç bahis mevzuu olmaz fa­kat, biz bunu kendimize manevî ve " hissi bir borç bilmekteyiz. Ayrıca ya-km dost ve komju memleketler arasın­daki şahsi temasların büyük kıymet ta­şımakta olduğundan eminiz. Bu bakım­dan da bu ziyaretin hususî vys1 baha bi­nilmez ehemmiyeti olacaktır.»

" Dost Lübnan'ın Reisül Vüzerası Sami Bey El Solh da hükümet sarayında A-nadolu Ajansı Umum Müdürünü ka­bul etmiş ve kendisine şunları söyle­miştir :

İki memleket arasındaki dostluğa ne büyük bir hizmet atfettiğimi ve Tür­kiye. Türk milleti, Türk Reisicumhuru ve Başvekiline karşı ne derece sami­mi ve derin hisler taşınrakta olduğumu ayrıca tebarüz ettirmeyi zait görüyo­rum. Bu husustaki acık hissiyatımı, Türkiye'ye yaptığımız unutulmaz hatıralı ziyarot esnasında her fırsatta bir çok defa bildirmiştim. Zannetmiyorum ki Türkiyenin de bu mevzuda en ufak bir şüphesi  bulunsun.

Muhterem Reisicumhur Celâl Bayar'ı ve muhterem Başvekil aziz dostum Adnan Menderes'i Lübnan'da selâmla­mak benim için hem Lübnan Reisülvüzerası olarak, hem' de şahsen baha biçilmez bir bahtiyarlık teşkil edecek­tir. Bu ziyaret Lübnan    milletine de,"Türk milleti hakkında taşıdığı samimi

dostluk ve yakınlık hislerini ifadeye çok kıymetli ve müjdeleyici bir fırsat verecek, iki millet arasındaki dostluk hissiyatının derinliğini ve karışıklıklığını gösterecektir. Türk matbuatı ve Türk radyosu yolu ile Türk milletine sevgi hislerimizi bildirmenizi ve bize ve Lübnanlılara karşı gösterilen dost­luk ve yakınlıktan ne derecelerde mütehassis olduğumuzu bir kere daha ifade eyleminizi sizden bilhassa rica ed-erim.«

Lübnan Reisicumhurunun ve Lübnan Başvekilinin bu kıymetli dostluk söz­lerinin akislerini bugün Beyrut'ta her tarafta, her sınıf halkta kolayca mü­şahede etmek mümkündür. Şehir, Re­isicumhurumuzu ve Başvekilimizi mi­safir etmek için taklarla ve bayraklar­la süslenirken Beyrut halkı da dost Türkiye'nin mümtaz devlet adamlarını hararetle karşılamaya hazırlanmakta­dır.

Program mucibince gezilecek ve kalı­nacak Lübnan şehirleri dışında yollar boyunca bir çok kasaba ve köy, Tür­kiye'nin mümtaz mümessillerinin bir kaç dakika için dahi olsa kaza ve köy­lerinde tevakkuf etmelerini istemekte, resmî makamlara bu hususta yüzlerce müracaat yapılmakta, fakat program gereğince bunların hepsinin is'afma -tsiay;   BpuiJSfiABS   rij{unSnq   J9i;s-iazE£)

imkân bulunamamaktadır.

cumhurumuz ve Başvekilimizin ziyaret programlarını vermekte ve ayrıca Lüb­nan ordusuna Türkiye tarafından he­diye edilen topların dün yapılan tes­lim merasimi hakkında fotoğraflar neş­retmektedir. Bu sabah da bu toplarla Lübnan kuvvetleri tarafından ilk atış talimleri yapılmıştır. Bataryalarla ve muhtelif istikamette kaymalarla yapı­lan ve büyük bir muvaffakiyetle foaşa-yılan bu tatbikatta Reisicumhur Kamil Şemun ile Millî Müdafaa Veziri, Erkâ­nı Harbiyeî-Umumiye Reisi, ordu ku­mandanı, büyük elçimiz, askerî heye­timiz ve ata şe'mi'lit erimiz de hazır bu­lunmuştur.

Beyrut gazeteleri bu ziyaret münase­betiyle hususî nüshalar tertip etmektedir. Lübnan dergisi dün Fransızca olarak 64 sahilslik Türkiye hususî sayısı çıkarmıştır. Bugün de "El Bîlak» gazetesi 24 sahifelik bir hususî sayı basmıştır. 'Bu hususî sayıda Atatürk'­ün, Bayar'ın ve Menderes'in fotoğraf­ları, Lübnan Reisicumhur ve Başve­kilinin 'Türkiye'yi ziyareti intibaları, Türkiye, Türk - Lübnan ve Türk - A-rap dostluğu hakkında yazılar ve ge­niş neşriyat bulunmaktadır.

15 Haziran 1955

 Beyrut:

Hükûmetimiz tarafından Lübnan'a hediye edilen ve Samsun şilebi ile gön­derilen 12 sahra topu ile 12 havan to­pu ve mermileri Beyrut'ta Emir Beşir kışlasında Büyükelçimiz Cevdet Dül­ger, Lübnan Millî Müdafaa Veziri Emir Arslan, Lübnan ordusu kumanda­nı General Fuat Şahap, Millî Müdafaa Vekâleti Müsteşarı Şeyh Takyidin, Er­kânı Harbiyei Umumiye Reisi General Tevfik Salim ile daha diğer birçok da­vetlilerin hazır bulunduğu bir mera­sim sırasında Lübnan ordusuna teslim edilmiştir.

Bu münasebetle söz alan Büyükelçimiz Cevdet Dülger, bu topların kardeş Lüb­nan'ın kıymetli ordusunun talim ve terbiyesine yapacağı enufak bir hiz­metin hükümetimizi son derece mem­nun bırakacağından emin olduğunu belirtmiş ve iki memleket arasında mevcut sıkı dostluk münasebetlerinin ordularımız arasında yardımlaşmaya kadar ulaşmış olmasının bir tezahürü­nü teşkil eden bu mes'ut ve hayırlı hâ­disenin ehemmiyetini tebarüz ettirmiş­tir.

Müteakiben söz alan Lübnan Millî Mü­dafaa Veziri, hükümetimizin bir dost­luk ya kardeşlik nişanesi olarak hedi­ye ettiği bu p.ek kıymetli topları tes­lim aldığı anda Lübnan hükümetinin ve Lübnan ordusunun Türk milletine ve Türk hükümetine karşı duyduğu şükran hislerini ifade eylemiştir.

14 haziran günü yapılan ve Lübnan Reisicumhurunun da hazır bulunduğu atış tatbikatı gayet parlak olmuş, top­lar çok beğenilmiş, askerî heyetimiz Lübnan Reisicumhurunun iltifatına mazhar olmuştur.

Atış tatbikatını müteakip askerî heye­timizle general Refet Bele ve büyükel­çilik müsteşarımızla Lübnan ordusu ile­ri gelenleri huzurunda Lübnan Reisi­cumhuru büyükelçimizden hediye edi­len bu pek kıymetli topları tesellüm et­mekten mütevellit şükran duygularının, hükümetimize iblâğını rica eylemiştir ...

16 Haziran 1955

 Beyrut :

Lübnan hükümet makamları ve Bey­rut halkı, Reisicumhurumuzla beraber Başvekilmiz Adnan Menderes'i de beklemekte ve dost Türkiye'nin Dev­let Reisi ile beraber Hükümet Reisini de alkışlamak istemekte idi. Başveki­limizin meşguliyeti sebebi ile bugün Beyrut'a gelemeyişi büyük ve umumî bir teessür uyandırmış, bu teessür ge­rek bizzat Lübnan Reisicumhuru ve Başvekili tarafından, gerekse matbuat ve halk temsilcileri tarafından mütead­dit defa ifade edilmiştir.

Başvekilimizin bugünlerde gelebilece­ği ve Reisicumhurumuzun burada bulunduğu günlerde Türk - Lübnan dost­luğunun tezahürlerine iştirak edeceği, Lübnan hükümet ve siyasî mahfilleri tarafından en samimi bir şekilde temenni ve ümit olunmaktadır.

 Beyrut :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar dost Lübnan'a resmî bir ziyarette bulun­mak üz,ere bugün saat 11.10 da bir Türk askerî uçağı ile Beyrut'a gelmiş ve burada muazzam halk tezahürü ile karşılanmıştır.

Daha dünden beri Reisicumhurumuz şerefine baştanbaşa donatılmış olan Bey­rut şehrinin sokakları sabahın erken saatlerinden itibaren, h-acc sınıftan ve her yaştan halkla dolmaya başlamış, tamamiyle bayram manzarası arz eden Kortej yolu ise kalabalıktan adeta iş­lemez bir hale gelmişti. Yol boyunca her ağaç ve her elektrik direği Türkiye Lübnan bayrakları ile donatılmış, her 150-200 metrede bir tak kurulmuş, ayrıca her mahalle, her cemiyet, her sendika dost Türkiye'nin Devlet Reisine  "hoş geldiniz»  diyen levhalar gerrnig, caddelerin üstü.'küçük küçük Türk ve   Lübnan  bayraklarından    yapılmış _irlantlarla süslenmiş, evlerin ve bahçelerin duvarları iki dost devlet reisi­min, iki dost devlet bayrağı ile çerçe­velenmiş  resimlerini  taşıyan   afişlerle örtülmüş     bulunuyordu. Kadın erkek, müslüman hristiyan güler yüzlü halkın ön tarafında ellerinde iki devlet bay­raklarım sallıyan gençlerle, mektepliler yer almıştı.

Saat 10 dan itibaren Reisicumhurumu­zu hava alanında karşılamaya gidenler bu yollardan geçmekte ve hararetle al­kışlanmakta idi. Son olarak Lübnan Reisicumhuru Kamil Şem'un refikasırîle beraber, alkışlar arasında, mümtaz misafiri için süslenmiş, bayram yapan Beyrut'un mahşer gibi kalabalık yolla­rından geçerek hava alanına gelmiş ve merasimle karşılanmıştır.

".Reisicumhurumuzu ve refakatindeki ..zevatı taşıyan askerî "uçaklarımız, Lübnan hava kuvvetlerine mensup jet uçaklarının ortasında saat 11 e doğru ha­va alanının üzerinde gözükmüş ve sanat 11 i 10 gece de Reisicumhurumuz 'beşuş bir çehre ile uçaktan inerek kendisini karşılayan Lübnan Reisicumhu­ru Kamil Şr-m'una mülaki olmuştur. İki dost devlet reisinin çok samimi müsafahasından sonra Reisicumhuru­muzu Mebusan Meclisi Reisi Adil B.ey, Başvekil Sami Bey El Sulh, ordu ku­mandanı ve Türkiye Büyükelçisi se-lâmlamıştır.

"Reisicumhurumuzun dost Lübnan topraklarına ayak basışını Lübnan batar­yaları merasim atışı ile bildirirken bando İstiklâl Marşı ile Lübnan millî marşını çalmış, müteakiben Reisicum­hurumuz yanmda Lübnan Reisicumhu­ru olduğu halde kendisine selâm res­mini ifa eden askerî kıt'ayı teftiş et­miştir. Teftişten sonra Reisicumhuru­muza, kendisini karşılamaya gelen ze­vat, bu arada bütün vezirler, meclis reis vekilleri, meclis hariciye reisi, .başvezaret ve diğer vezaretler müste­şarları, hariciye erkânı, Beyrut muha­fızı ve belediye reisi ile Türkiye sefa­reti erkânı ve diğer vezat takdim edil­miştir. Reisicumhurumuzun kerimesi bayan  Gürsoy'a da muhtelif buketler

verilmiştir. Karşılama merasiminde Beyrut'ta bulunan askerî heyetimiz âzası ile gazeteciler sendikası reisi ve diğer yerli ve yabancı basın mensup­ları da hazır bulunmuştur.

Çok samimi bir hava içinde cereyan fi­den bu karşılama merasimini mutaa-kip Reisicumhurumuz Lübnan Reisi­cumhuru ile beraber açık bir otomobi­le binmiş ve arkasında diğer zevatın otomobilleri olduğu halde, sürekli al­kışlar ve «yahya», «yaşa» sesleri ara­sında baştanbaşa donatılmış ve otomo­billerle galen halk tarafından hınca hınç dolmuş bulunan hava alanı bina­sını terk etmiştir.

Reisicumhurumuzun otomobili yol bo­yunca yavaş yavaş ilerlerken halkın te­zahürleri artmakta ve Türkçe ve Arapça "yaşa» nidaları etrafı çınlatmak­ta idi, kadın erkek (Beyrut halikı Reisi­cumhurumuzu alkışlarken, mekteliler bayrak sallamakta, genç-ihtiyar be­şuş bir çehre ile memnunluğunu izhar etmekte, mütemadiyen alkışlamakta ve «yaşa» diye bağırmakta idi. Yol bo­yunca evlerin balkonları v,e pencere­leri de hmca hınç dolu idi.

Reisicumhurumuzun ikametine tahsis edilen «Sürsük» sarayına gelindiği za­man, otomobilin içi iki Devlet Reisine atılan çiçeklerle adeta dolmuştu.

tübnan Reisicumhuru ve refikası ile Başvekil ve diğer zevat burada Reisi­cumhurumuzdan ayrılmış ve bu ayrılış­tan hemen bir kac dakika sonra, sara­yın önü Reisicumhurumuzu bir kere daha ve yakından selâmlamak isteyen halkla dolup taşmaya başlamıştır.

Halk kamyonlardan ve otobüslerden inerek, şarkı söyliyerek sarayın önün­den geçmekte «yaşasın Türkiye, yaşa Celâl Bayar» diye bağırmakta idi. Bu candan ve samimi tezahürler karşısın­da, Reisicumhurumuz, -evvelâ balkona akarak halkı selâmlamış ve tezahür­lerin devamı karşısında sarayın sokak kapısından dışarı çkarak Lübnan halkının 'bu tezahürlerine ayni samimiyet­le mukabelede bulunmuştur.

Denilebilir ki. bu candan tezahürleri ile Lübnan halkını temsilen Beyrut halkı, Türk - Lübnan yakın dostluğunu âdeta bir plebisit denecek şekilde temhir ve taltim etmiştir.

 Bağdat :

Bağdat'ta intişar eden El Bilâd gazete­si muhabiri Türkiye Büyükelçisi Mu­zaffer Göksenin'i ziyaret etmiş, İran la Pakistan'ın Türk - Irak paktına ilti­hakları için yapılmakta olan temaslar hakkında fikrini sormuş ve şu cevabı almıştır:

 husustaki temasların varmış oldu­ğu merhaleyi bilmiyorsam da Pakistan' in yakında iltihak edeceğine kaniim. Çünkü Türkiye bir taraftan Pakistan' m diğer taraftan da Irak'ın müttefiki­dir. Her iki muahedenin hedefi bu böl­genin emniyetidir. Bunun için Pakis­tan'ın iltihakını arzu eder. İran'ın il­tihakı hakkında birşey söyleyemezsem de, iltihakının diğer Arap devletler için olduğu gibi İran için de hayırlı olacağı muhakkaktır. Irak - Türk pak­tı o derece açıktır iki, iltihak etmek is­teyen devletin onu incelemesine lüzum biltı yoktur.»

Müteaddit Yahudi tecavüzlerine karşı Irak'ın, Mısır'a askerî yardıma hitab etmesi hakkında ne düşündüğü sorulunca Büyükelçi, şunları söyledi:

«Bu tecavüzleri ve bilhassa Gazze böl­gesindekiler i Birleşmiş Milletler ince­lemektedir. Tatmin edici bir hal çare­sine bağlanmasını Türkiye candan ar­zu eder. Türkiye ile Irak Birleşmiş Milletler anayasası çerçevesi dahilinde yekdiğerinin müttefikidir. Herhangi bi­rine "vâki olacak tecavüzde 'birbirinin yardımına koşar.

Mezkûr mesele hakkında fazla söz söy­leyebilmek için güvenlik konseyinin kararlarını beklemak daha doğru olur.

Türkiye'nin ana siyaseti, Birleşmiş Milletler anayasasına bağlılık, bilû­mum ihtilâfları barış yoluyla hal, ge­nişlemesine, .meydan vermemektir. Bu arzunun bütün devletlerde de bulun­masını arzu aderim. Çünkü, böylece ih­tilâflar zail olur, beşeriyet refah ve sa­adet içinde yaşar.

Türkiye hükümet ve millet olarak dai­ma, mazide, hâlde  ve  gelecekte Arap milletlerinin barış ve refah içinde yaşamasmı arzu edegelmiştir. Araların­da vukua gelecek ihtilâfların barış yok­luyla hallini arzu etmekliğimiz şöyle dursun, kendileriyle var kuvvetimizle işbirliği de yaparız.»

Muhabir İsrail'in Türk - Irak paktına hücumu hakkında fikrini sorunca şu cevabı verdi:

«Paktımız tedafüidir. Tecavüzî değildir. Ona hücumda bulunan haksızdır. Bu hücumun mânasını anlayamıyoruz. Biz ve Irak açık ve tabii hakkımıza da­yanarak bu paktı akdettik. Paktımıza yalnız İsrail değil, başka devletler de-hücum .ettiler, asıl tecavüz ruhunu ta­şıyan onlardır.

İsrail'in Arap devletleriyle münasebatı normal bulunmadığından ötürü pak­tımıza iltihakı bahis konusu olamaz. Pakt istisnasız olarak bilûmum Arap devletlere açıktır. İstedikleri anda ona iltihak edebilirler. Bizim temennimiz" Arap devletlerini ilgilendiren tekmil meselelerin Arapları İrza edecek şekilde halledilmesidir.»

Gazetede çıkan ve Mısır'ın Türk - Irak paktına iltihak için Türkiye ile temas­larda bulunduğu haberi hakkında fik­rini şöylece izah etmiştir:

Bu hususta birşey bilmiyorsam da Türkiye'nin temennisi şudur ki, bilû­mum Arap devletleri arasında anlaş­mazlık bulunmasın, hepsi doğru bir kardeşlik havası içerisinde kucaklaşarak doğru yolda yürüsün, diğer Arap devletleri de paktımıza iltihak etsin.   "

Arap devletleri arasındaki havayı tas­fiye için Irak'ın sarfetmiş olduğu me­saiyi tamamiyle takdir etmekte onu desteklemekte ve başarı ile sona erme­sini  temenni etmekteyiz.»

Türkiye Reisicumhurunun Lübnan'ı ziyareti akabinde Lübnan'ın Türk  Irak paktına iltihak edip etmiyeceği hakkında sorulan suale şu cevabı ver­miştir :

«Bizim kalbi arzumuz Lübnan'ın ve diğer Arap devletlerinin hep birden il­tihakıdır.

Celâl Bayar'ın ziyaretinden evvel vu­kua gelmesi bizi'.ancak mesrur eder.ı

17 Haziran 1955

 İzmir :

6 ncı Kore tugayımızın ikinci kafilesi bugün saat 15 de yapılan parlak mera­simle uğurlanmış ve kahramanlarımı­zı hamil Amerikan askerî nakliye ge­misi limanda bulunan vapurlardan uzun düdük sesleri va teşyie gelen hal­kın büyük sevgi tezahüratı arasında sa­at 16 da Kore'ye müteveccihen hareket etmiştir.

Bu münasebetle yapılan törende, Va­li Kemal Hadimlı, Belediye Reisi Dr. Selâhattin Akçiçek, şehrimizde iki günden beri tetkiklerde bulunan dost ve müttefik kardeş Irak'ın. Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Tümgeneral Refik Arif Kaymakçı'nın riyasetindeki Irak askerî heyeti azaları ve kendilerine re­fakat etmekte olan kara kuvvetleri ku­mandanı korgeneral İsmail Hakkı" Tunaboylu, İkinci Yurtiçi Bölgeleri Kur­may Başkanı Tümgeneral Hamdullah Suphi Göker, kara kuvvetleri harekât başkanı tümgeneral Hidayet Kızılde-mir ve diğer mülkî ve askerî erkân.ile kalabalık bir halk kitlesi hazır bulun­muştur.

Bandonun çaldığı İstiklâl Marşından sonra kahramanlarımıza bir hitabede bulunan Vali Kemal Hadımlı demiştir ki:

«Sizleri karşılamak ve uğurlamak şe­refli bir vazifedir. Sizler Türk şerefi­ni ve Türk cesaretini Koreîde temsil edeceksiniz. Daha önce giden birlikle­rin kahramanlığını fazlasiyle göstere­ceğinizden eminiz. Yolunuz açık ol­sun. »

Valinin bu hitabesinden sonra konuşan İkinci Yurtiçi Bölge Kumandanı Kor­general Cemal Gürs,el de şunları söy­lemiştir :

Aziz ve yiğit arkadaşlarım, ikinci kafilenizi de bir hafta evvel yola çıkan arkadaşlarmız gibi kutsal ve gerefli va­zifelerine uğurluyoruz. Onlara -ifade ettiğim hislerimi, temennilerimi, öğüt­lerimi sizlere de tekrar ederim.

Şehrimizde bulunan ve hareketinizden haberdar olan dost ve müttefik kardeş Irak hükümetinin sayın ve . kıymetli Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi ve maiyetindeki askerî erkân, sizleri uğur­lamayı arzu buyurdular ve buraya ka­dar gelmek zahmetinde bulundular,, kendilerine sizlerin namınıza da şük­ranlarımı sunarım.

Emel ve ideal birliğinin bir nişanesi ci­lan bu asil jestlerini manalandırırken. şahsen duyduğum hazzı ve gururu ifa­de etmek isterim. Bu tesadüfü kahra­man 6 ncı tugayımız için uğurlu telâk­ki eder, cümlenize hayırlı yolculuklar ve iyi şanslar dilerim.»

Bundan sonra kara kuvvetleri kuman­danı ile Irak Erkânı Harbiyei Umumi­ye Reisi Tümgeneral RaEik Arif Kay­makçı tugayımıza başarılar dileyen kı­sa hitabelerde bulunmuşlar ve bunla­rı tugaya mensup bir erin arkadaşları namına yaptığı ve «Türk ordusunu temsil etmenin gururu ile yola çıktık­larını ve bu gururu daima yaşatacakla­rını» ifade eden sözleri takip etmiştir.

Nihayet birliği, milletin itimadına lâ­yık ve hazırlanmış olarak yola çıkar­dığını bildiren tugay kumandan veki­li «subay ve erlerimiz icap ederse arslanlar gibi çarpışacaklardır"  demiştir.

Bundan sonra kahramanlarımızı hamil gemi coşkun tezahürat arasında lima­nımızdan hareket etmiştir.

19 Haziran 1955

 Beyrut :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Lübnanı ziyareti münasebetiyle Suriye Re­isicumhuru Haşim Attaşı'nın gönder­miş olduğu samimî dostluk telgrafı bu­rada Türk mahfillerinde olduğu kadar Lübnan mahfillerinde de büyük bir memnuniyeti mucip olmuştur. Lübnan matbuatı bu telgrafı ve Reisicumhuru­muzun buna cevabım neşrederken bu noktayı bilhassa belirtmekte ve Suri­ye'nin muhterem Reisicumhuru Haşim Attaşi'nin çok tecrübeli, durendiş ve hâkim devlet adamı vasfını ön plânda tebarüz ettirmektedirler.

20 Haziran 1955

 Beyrut :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve Lüb­nan Reisicumhuru Kamil Şem'un be­raberlerinde Millî Müdafaa Vekili ol­duğu halde bugün öğleden evvel Lüb­nan harp okulunu ziyaret etmişler ve subay namzetleri tarafından selâmlan­ır. ıslardır.

Reisicumhurumuz, 'burada şehitler âbi­desine bir çelenk koyarak saygı duru­şunda bulunmuş ve daha sonra okulu gazmiştir.

Reisicumhurumuz okulun hatıra defte­rine şunları yazmıştır:

«Teşekkür,  takdir ve tebriklerimüe.»

Celâl Bayar

Bu akşam Aleyh sayfiyesinde Lübnan Başvekili Reisicumhurumuz şerefine bir ziyafst vermektedir.

Lübnan gazeteleri bugün de Türk -Lübnan dostluğu tezahürlerine geniş surette yer vermektedirler.

21 Haziran 1955

 Washington :

Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği­ne tayin edilen Haydar Görk, bugün, Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı Eisenhower'e itimatnamesini takdim et­tikten sonra gazetecilere bir beyanatta bulunmuştur.

Büyükelçi, «Birledik Amerikadaki vazi famin do Başkan Eisenhower'le yapmış olduğum ilk konuşma kadar, zevkli ce­reyan edeceğini ümid ediyorum» de­miştir.

Büyükelçi sözlerine devamla, «Türki­ye'nin çok sıkı, çok candan ve çok saf bir dostluk beslediği bir memleketin başkanına itimatnamesini takdim et­mekten büyük bir sevinç ve gurur duy­duğunu, beyan etmiştir.

Bundan sonra büyükelçi iki memleket arasındaki dostluk ve yakınlığın zamanla daha ziyade kuvvetleneceğine emin olduğunu ilâve ederek    sözlerini

bitirmiştir.

 Beyrut :

Reisicumhurumuzun Lübnan'ı ziyareti­nin bu sonuncu gününde Lübnan dağ­larında (Dürşuveyr) e yaptığı ziyaret de, Türk dostluğunun yeni bir tezahü­rü halini almıştır. İki devlet raisinin mevkibinin geçtiği her kasabada halk Türk Devlet Reisini hararetle alkışla­mış, (Dürşuveyr) de ise tezahürler aza­mî haddine çıkmıştır. (Dürşuveyr) Be­lediye Reisinin Bayar'a (hoş geldiniz) tiye ve Türk - Lübnan dostluğunu öven hitabesine, Reisicumhurumuz al­kışlar arasında şu cevabı vermiştir:

«Bana hayatımın en müstesna günleri­ni yaşatıyorsunuz. Lübnanda her yer­de olduğu gibi, burada da çok sami­mî bir şekilde ve büyük bir muhabbet­le karşılandım. Hislarim çok derindir. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.

Bugün Lübnanla Türkiye arasında dostluk ve iyi anlaşma kemalini bul­muştur. Bunu size büyük bir memnun­lukla ifade ediyorum ve bundan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bu hakika­tin ifadesi olarak şurasını belirtmek is­terim ki, bu mes'ut hâdise, bu karşılık­lı muhabbet, muhterem Devlet Reisi­niz, benim çok aziz dostum Kamil Şemun'un ziyaretiyle başlamıştır. Her iki Devlet Reisinin el ele vererek millet­lerimizin hürriyet ve istiklâl içinde, re­fah ve saadetle yaşayıp, vatandaşları­mızın mamur olması temennisinden çok memnun oldum medeni bir insanın, memleketine hizmet etmek isteyen bir devlet adamının bundan başka temen­nisi olamaz. İzhar edilen arzu dahilin­de milletlerimize hayırlı olmağa çalı­şacağız.

Muhterem Lübnanlılar, dünyanın en güzel bir memleketinin sakinlerisiniz. Bu cennet gibi yerde Lübnanlı dostla­rımızın mes'ut olmalarını temenni ederim. Bana karşı ve benim şahsımda Türk milletine karsı muhabbetinizi gösteriyorsunuz. Ben de Türk milleti­nin samimî selâm ve muhabbetlerini aziz Lübnanlı dostlarıma bildirmekle bahtiyarım.»

Akşama doğru, (Sent Jorc) oteli önün­de denizin içeriye doğru bir kavis çiz­diği koyda, Lübnan deniz kayağı fe­derasyonu Reisicumhurumuz şerefine bir gösteri tertip etmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, yanın­da Kamil Şemun, refikası ve Lübnan Başvekili Sami Bey El Sulh olduğu hal­de, feu gösterileri (Sent Jorc) otelinin denize bakan taraçasından seyretmiş­tir. Otelin üst ve alt taraçaları davetliLerle doluydu. Koy boyunca uzayan Kordon caddesini Beyrut halkı hıncahınç doldurmuştu. Genç kızlarla erkek­lerden mürekkep Lübnan milli ekibi 2 ser. 4 er. 6 şarlı kafileler halinde ote­lin yanındaki plaj iskelesinden hare­ket etmiş, yan yana Türk ve Lübnan bayraklarını sallıyarak kavisler çizmiş ve otel taraçasının önünden geçerken iki Devlet Reisini selâmlamıştır. Daha sonra sular kararırken meş'aleli göste­riler yapılmış ve Lübnanlı genç deniz­ciler hararetle alkışlanmıştır.

Bu akşam Sent Jorc otelinin geniş taraçasında, Reisicumhurumuz Celâl Ba­yar, Lübnan Devlet Reisi ve refikası şerefme büyük bir ziyafet    vermekte

 "Washington :

Türkiye'nin "Washington yeni Büyük­elçisi Haydar Görk, bugün, itimatname sini Birleşik Amerika Cumhurbaşka­nı Eisenhower'e takdim etmiştir.

Merasim sırasında söz alan' Haydar Görk ezcümle şunları söylemiştir: «Şu anda Türkiye Cumhurreisi Ekselans Celâl Bayar'ın zatı devletlerine candan selâmlarını ve büyük Amerikan mille­tinin saadet ve refah içinde yaşaması için halisane temennilerini bildirirken kendimi çok mesud hissetmekteyim.

Memleketlerimiz arasındaki dostluk ve ittifak münasebetlerinin çok sıkı, can­dan ve samimi olduğu bir devirde yeni vazifeme başlamış bulunuyorum;. İki memleket arasındaki dostluğun ve kar­şılıklı anlayışın inkişafı uğruna gay­ret sarfedeceğime emin olabilirsiniz. Zira, Türkiye ile Birleşik Amerika ara­sındaki dostluk ve karşılıklı anlayış sa­dece  iki memleketin  nefine  olmayıp,

dünya sulhu, güvenliği ve refahı için­de faydalıdır.))

Bundan sonra Birleşik Amerika Cum­hurbaşkanı Eisenhower de şunları söy­lemiştir: «Sayın Büyükelçi, buradaki. vazifeniz sırasında hükümetimden sa­mimi ve içten gelen bir müzaheret gö­receğinize emin olabilirsiniz. Burada kalacağınız müddet zarfında dostluk ve samimi işbirliği kaygusu her geçen, gürı biraz daha fazla ve daha kuvvet­li olarak, münasebetlerimize rehber olacak ve hiç şüphesiz, bundan da dün­ya sulhu ve güvenliği favdalanacaktır.

Sayın Devlet Reisiniz Ekselans Celâl Bayara, gönderdiği ve bana tebliğ et­miş olduğunuz mesajdan dolayı, şük­ranlarımı iblâğ etmenizi istirham ede­rim.»

  Bonn :

Halen Batı Almanya'da bulunmakta o-lan Türkiye Maarif Viakili Celâl Yar-dımcı ve Maarif Vekâleti müsteşarı Verimer dün akşam Federal Almanya Cumhurreisi Thodore Heuss tarafından kabul edilmişlerdir.

Türkiyenin Bonn Büyükelçisi H. Ür­güplü de bu kabulde hazır bulunmuş­tur.

22 Haziran 1955

  İstanbul:

Millî Müdafaa Vekâleti İstanbul Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Dost ve kardeş Pakistan Milli Müda­faa Vekili ve Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisi Orgeneral Eyüphan ve ma­iyetindeki cemaat bugün saat dokuzda Millî Müdafaa Vekilimizin refakatle­rinde uçakla Ankara'ya harekat etmiş­lerdir.'

Misafirlerimiz, Yeşilköy hava alanında Başvekilimiz Adnan Menderes adına emir subayı üsteğmen Hayrettin Sü­mer, Birinci Ordu Müfettiş vekili, mer­kez 'kumandanı ve Millî Müdafaa Vekâ­leti İstanbul Temsil Bürosu müdür ve­kili tarafından uğurlanmalardır.

  Beyrut :

16 hazirandan beri dost ve kardeş Lüb­nan'a resmi bir ziyaret yapmakta olan' Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bugün saat 11.00 de bir asker: uçağımızla Beyrut'tan Adana'ya hareket etmiştir.

Reisicumhurumuzu saat 10.00 da Lübnan Reisicumhuru Kamil Şemun ziya­ret etmiş, iki dost ve kardeş devletin reisleri arasında bir kere daha çok sa­mimi görüşmeler olmuş, müteakiben .kortej halinde hava alanına hareket edilmiştir. Açık otomobilde yan yana oturan iki devlet reisi Sürsok sarayın­dan hava alanına kadar yollarda birik­miş kalabalık halk kitleleri tarafından hararetle alkışlanmışür.

Hava meydanında askerî merasim ya­pılmış ve Reisicumhurumuz, Başvekil Sami Bey El Sulh, bütün vekiller, yük­sek devlet memurları tarafından selâmlanmıştır. Hava meydanı binasının geniş taracasım dolduran kalabalık, Reisicumhurumuza hararetli muhabbet gösterilerinde bulunmuştur.

Lübnan Reisicumhuru, Reisicumhuru­muzu askerî uçağımızın yanma kadar teşyi etmiş vs orada bir kere daha sa­mimi müsafahada bulunulmuş ve Re­isicumhurumuz maiyetindeki zevatla beraber saat 11.00 de askerî uçağımızla .yurda hareket etmiştir. Ve böylece Türkiye ile Lübnan arasındaki kardeş­lik ve sıkı dostlusu daha da kıymetlen­direceğinden kimsenin şüphesi bulun­mayan bu ziyaret. Reisicumhurumuzun bir hitabesinde belirtildiği gibi, bu dostluk ve kardeşliğin milletlere mal -olduğunu göstererek sona ermiştir.

  Adana :

Reisucuhrumuz Celâl Bayar, Lübnan'a yaptığı ziyaretten ana vatana avdetin­de, Lübnan Reisicumhuru Ekselans Ka­mil Şemun'a şu telgrafı göndermiştir:

.Ekselans Kamil Şemun Reisicumhur

Beyrut

Güzel memleketinizden zihnim ve kal­bim silinmez dostluk hatıralariyle do­lu  olarak  ayrıldım.  Lütüfkâr  misafirperverliğinizin, samimiyet ve acık söz­lülüğün tesiri altındayım." Lüo^an ri­calinden ve hakkından gördüğüm dost­luk ve yakınlıktan dolayı şahsım ve memleketim hesabına duyduğum bah­tiyarlığı zatı devletlerine bir kere da­ha ifade etmek isterim.

Lübnan - Türk dostluğunun artık kar­şılıklı teminat itası safhasını aşıp me­sut bir inkişaf devresine girdi&i hak­kındaki kanaatim kardeş Lübnan'da geçirdiğim unutulmaz günler zarfında bir kat daha kuvvet bulmuştur.

En derin teşekkürlerimle sarsılmaz dostluk hislerime itimat buyurmanızı ve zarafetiyle hepimizi teshir etmiş olan muhterem refikanıza derin hürmet­lerimin iblağına delaletinizi rica ede­rim.

Celâl Bayar

30 Haziran 1955   _

- Ankara :

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

Türkiye ve İzlanda vatandaşlarının, İzlanda'ya ve Türkiye'ye vizesiz seya­hat etmelerini karşılıklı olarak temin eden bir anlaşma, Paris'teki Türkiye büvükelçiliği ile İzlanda sefareti ara­sında mektup teatisi suretiyle yapıl­mıştır.

1 temmuz 1955 tarihinde yürürlüğe girecek olan bu anlaşma gereğince Türk ve İzlanda vatandaşları 3 ay ikamet için, sadece pasaportlarım ibraz etmek suretiyle mütskabilen İzlanda'ya ve Türkiye'ye gidebileceklerdir.

 Ankara :

Dost, kardeş ve kıymetli müttefik Pa­kistan'ın Millî Müdafa Vekili Orgene­ral Eyüp Han, bu sabah saat 8 de ma­iyeti erkânı ile birlikte bir askerî uça­ğımızla yurdumuzdan ayrılmıştır.

Misafirlerimiz Etimesgut hava alanın­da Başvekil ve Hariciye Vekâleti veki­li Adnan Menderes.. Millî Müdafaa Ve­kili. Başvekâlet müsteşarı, Hariciye Vekâleti Umumi Kâtibi, askerî erkân,

Amerikan ve Pakistan büyükelçileriyle Pakistan büyükelçiliği mensupları ve ataşeleri tarafından ıığurlanmış ve as­kerî kıt'a ile bando selâm resmini ifa etmiştir.

 Ankara :

Ankara Vali ve Belediye Reisi Kemal Aygün Birleşik Amerika'nın istiklâl günü münasebetiyle Amerika'yı ziya­reti sırasında şahsen tanıştığı belediye reisleri ile dost edindiği Amerikalı ga-zetscilere Ankara halkı namına, bütün .Amerika basm; ve radyoları tarafından neşredilen şu mesajı göndermiştir:

Amerika ve Türkiye, istiklâllerini "kurtarmak ya demokratik bir devlet kurmak uğrunda müşterek gayelerle mücadeleye   atılmış   bulunduklarından Türkiye halkı istiklâl günlerini t?sîd caen. Amerikalıların' bu haklı gururu­nu çok iyi anlamaktadırlar.

Amerikalı dostlarımızın her dört tem­muzda duyduğu vatanseverlik duygu­larını ve demokratik prensipleri elde etmen, n verdimi gururu biz de kendi is­tiklâl bayramımız olan 29 ekimde ay­nı heyecanla hissediyoruz.

İstik]âlir:zin bu sevinçli yıldönümün­de, Atatürk topraklarının insanları na­mına Amerika halkına tebriklerimi ve en iyi dileklerimi bildirmek benim için büyük bir bahtiyarlıktır.

Türkiye halkı, memleketimizin daha birçok mesut yıl dönümlerin i saadet ve refah irinde kutlayacaklarına inanıyorlar..»

BELGELER

Başvekilimizin Lübnan Başvekiline mesajı: 16 Haziran 1955

İstanbul:

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes, Lübnan Başveki­li Ekselans Sami Bey Sulh'a aşağıdaki telgrafı göndermişlerdir:

Ekselans Sami Bey Sulh Başvekil

Beyrut

Reisicumhurumuzun refakatinde dost ve kardeş Lübnan'ı ziyaret etmek-ligim hususunda, gerek muhterem Reisicumhur Ekselans Kamil Şemun ve gerek zatıdevletleri tarafından izhar buyuruları arzu karşısında, bü­yük sevinç ve minnet arlık duyarak, memleketteki işlerimin şu sırada pek kesif olmasına rağmen icabete imkân bulabileceğim ümidiyle lütufkâr davetinizi,, tehalükle kabul etmiştim.

Son dakikaya kadar bu ümidi muhafaza ederek imkânları araştırmış olmaklığınıa rağmen, büyük arzumun, işlerimin kesreti dolayısiyle tahak­kuk edemiyeceğini, şimdi anlamış bulunuyorum. Mahcubiyetim ve tees­sürüm cidden çok büyüktür.

Reisicumhurumuzdan, itizarlarımı sizlere izah buyurmalarını rica ve is­tirham, ettim. Fakat ben de ayrıca bu mesajı zatıdevletlerine göndermeyi kendime bir vazife telâkki ediyorum.

Memleketlerimiz arasındaki samimî dostluğun ve işbirliği zihniyetinin parlak bir şekilde tezahürüne imkân vereceğinden emin bulunduğum bu resmî ziyaret sırasında, sizlerle beraber olmak, beni şahsî dostu telâkki etmek lûtfunda bulunan zatıdevletleriyle buluşmak; derin hayranlık his­leriyle bağlı bulunduğum Reisicumhur hazretlerine hürmetlerimi arz ede­bilmek benim için sonsuz bir şeref ve bahtiyarlık kaynağı teşkil edecek­tir.

Sizlerin ve güzel memleketinizin mütehassiriyim. Yegâne tesellim, baş­ka bir fırsatta tekrar Lübnan'a gidebilmek ümididir.

İtizarlarımı kabul ve derin sevgi, saygı ve dostluk hislerime itimad bu­yurmanızı ve tazimlerimin Reisicumhur hazretlerine arzına delâlet et­menizi rica ederim.

Reisicumhitrumuz şerefine  Lübnan Reisicumhurunun bu akşam verdiği yemekte teati edilen nutuklar:

 Beyrut:

3u akşamki ziyafette Lübnan Reisicumhuru Kamil Şemun şu nutku söy-temiştir :

«Çok sayın Reisicumhur,

Ekselansınızı Lübnan hükümeti ve milleti adına karşılar ve bayan Gür-soyu ve refaksünizdeki muhterem zevatı kabul ederken, hissettiğim de­rin sevinci, ancak büyük memleketinizde bana gösterdiğiniz sıcak kabule mazhar olurken duymuştum.

Hatırası zihnimde derin surette hâk edilmiş-bulunan-bu ziyaret esnasın­da, büyük mânalar taşıyan şu iki noktayı müşahede etmiştim: Evvelâ gö­züme çarpan, vakur bir surette yaşamak için bu gayeye ulaşmak uğrunda hamleler yapan ve büyük Başkan Atatürk'ün devrindenberi, terakki ve modern medeniyet yolunda büyük hamleler kaydetmiş bulunan hür bir milletin gelişmesi idi.

Saniyen, diğer devletler ve bilhassa komşu ve dost memleketlerle ve bu arada en başta Arap memleketleriyle münasebetlerini samimî bir dostluk üzerine bina etmek istiyen Türkiye'nin bu husustaki hararetli arzusunu müşahede etmiştim.

Ekselansınızın hakkında hürmet ve takdir hisleri duymakta olan bir mil­let tarafından, yüksek bir misafir olarak karşılandığınız bu Lübnan ziya­reti esnasında şundan emin olmanızı arzu ederim ki, Türkiye ile Lübnan arasında mevcut olan ve her gün daha ziyade gelişen bağlar kuvvetlidir ve o bağlar, iki memleketimizin ve bölgemizin refahı uğrunda aynı sulh­sever gayeler gütmekten, aynı ideallere inanmaktan ve aynı samimî iş­birliği azmini taşımakta olmamıza dayanmaktadır.

Bu verimli işbirliğinin elde etmiş olduğumuz bu süratli neticeleri vermiş bulunması, memnunluk ve ümit vericidir. Geçen nisanda Türk ve Lüb­nan hükümet reisleri tarafından imzalanan anlaşmanın, ticarî münasebet­lerimizin teşkilâtlanmasında ve memleketlerimizin ekonomik faaliyetle­rinin gelişmesinde muazzam tesirleri olacaktır.

Eölgemiz sahasında, bundan birkaç hafta evvel Beyrut'ta toplanmış olan konferansın muvaffakiyetini büyük bir memnunlukla kaydettik. Bu kon­feransta Türkiye, Arap devletlerinin ve Orta ve Yakın Şarkın diğer dost memleketlerinin yanında ahzimevki etti. Konferansın kurduğu teşkilâtın "buna katılan memleketlerin gelişmesinde en sağlam temellerden biri ola­cağına ve müşterek yapıcı bir faaliyetle ne gibi şeyler başarabilceğimize "bir misal teşkil eyliyeceğine eminim,

Geçen ay Bandung'ta toplanan Afrika - Asya konferansında Türk heyetinin izhar ettiği samimî işbirliği zihniyetini de burada hatırlatmak, be­nim için memnunluk verici bir keyfiyettir.

Devlet Vekili Başvekil yardımcısının riyaset ettiği bu heyet, bu konfe­ransta ileri sürülen Arap dâvalarını ve bilhassa    Filistin'in teşkil ettiği

aziz dâvayı azimle müdafaa etmiştir. O Filistin dâvası ki, zihinlerimizde daima ilk yeri işgal etmektedir.

Hak ve adalet prensiplerine göre temin edilmesi gereken hal sureti, dün­yanın bu nazik bölgesinde sulh ve emniyeti garanti edecek tek çareyi teş­kil eylemektedir.

Bu temeller üzerinde ve bizlerde mevcut iman ve azimle, milletlerimizin, ve dünyanın iyiliğine olarak coğrafî vaziyetimizin ve şanlı tarihimizin bi­ze tefviz ettiği mühim rolü başaracağız.

Sizi misafir etmekle şeref ve iftihar duymakta olan bu dost memlekette ekselansınıza hoş geldiniz diyerek kadehimi sizin ve diğer misafirlerimi­zin sıhhatine kaldırır ve asîl Türk milletinin şan ve refahına içerim.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Lübnan Reisicumhurunun nutkuna şu ce­vabı vermiştir :

«Çok Sayın Reisicumhur, samimî dostluğun, itimadın ve müessir işbirliği yapmak arzusunun beliğ bir ifadesini teşkil eden güzel sözlerinizden do­layı ekselanslarına hararetle teşekkür ederim

Uzun zaman siyasetle meşgul olmuş insanlar bir memleketle, bir muhit­le temasa geldikleri ilk anda karşılaştıkları havadan, çok-esaslı intibalar edinmek mümaresesini ve imkânını iktisap eylerler. Kaderin şevki ile in­tisap ettiğimizi sandığım böyle bir mümareseye istinaden söylemek iste­rim ki, güzel memleketinize ayak basmak şerefine nail olduğum andan şimdiye kadar geçen kısa zaman zarfında şahidi olduğum fevkalâde sami­mi tezahürler çok dost bir memlekette bulunduğum hakkındaki kanaati­mi kuvvetle teyid etmiştir.

Tayyareden indiğim andan itibaren yollarda ve Beyrut sokaklarında, ba­na ve benim, şahsımda milletime karşı kardeşlik duygularını göstermek için toplanan büyük halk kitlelerinin gözlerine ve seslerine akseden sa­mimi muhabbet ve yakınlık ifadeleri ve her yerde gördüğüm müstesna dostluk tezahürleri bu duyguların milletlerimizin kalbinde kökleşmiş ol­duğunu bana bir kere daha isbat etmiş ve büyük bir bahtiyarlık vermiş­tir.'

Türk milletinin komşu ve kardeş Lübnan milletine karşı beslediği sevgi hislerinin aynı samimiyet ve harareti haiz bulunduğunu izaha lüzum gör­müyorum.

Çünkü "bunu, az zaman evvel memlektimize yaptığınız, bize şeref veren ve unutulmaz hatıralar bırakan ziyaretiniz sırasında bizzat müşahede bu­yurdunuz ve şükranla kayıt edeceğim ki, memleketinize döndüğünüz za-msn Türklerin' Lübnan'a olan dostluğunun beliğ ve ınukni bir tercümanı oldunuz. Esasen Lübnan, milletlerir. birbirini anlaması ve yekdiğerine yaklaşması gayesinin tahskkuku hususunda takdire değer faaliyetleri ile tanınmış ileri ve münevver bir memleket olduğunu her zaman isbat et­miştir.

Haklı olarak memnuniyet ve inşirahla bahis buyurduğunuz ekonomik konferansın Beyrut'ta toplanmış olması ve mesaisini rnuvaffakivetle bi­tirmiş bulunması, hic süphe vok ki. Lübnan'ın işaret ettiğim sulhçü ve uzlaştırıcı zihniyetinin güzel bir' eserini teşkil etmiştir.

Şunu da memnuniyetle kayıt etmek isterim ki, siz de bizim gibi, ileri bir medenî görüşün ifadesi olan bu sulhçu ve uzlaştırıcı politikanızı takip ve tatbik ederken realist şekilde hareket etmek ve yanlış yola sapanların hatalı hareketlerine mümaşât etmemek prensibine daima sadık kalmışsınızdır. Filhakika, uzlaştırıcı ve sulhcu zihniyetin müeyyideleri olması icap eder; aksi takdirde uzlaştırıcılık ve sulhçulük yapıcı bir zihniyet ol­maktan çıkıp menfi bir durgunluk durumumdan ibaret kalır.

Demin sizin kadar bizi de üzen ve bizim de hukuk ve adalet prensipleri­ne uygun şekilde halledilmesini arzu eylediğimiz Filistin meselesine atıf yapmak suretiyle, Bandung konferansmdaki güzel işbirliğimizden bahis buyurdunuz.

Bu konferans da etrafına çok mühim ve şayanı şükran bir ekseriyet top­layan hayırlı bir işbirliğimiz de, müşterek emniyet sisteminin Birleşmiş Milletler antlaşmasında derpiş olunan meşru müdafaa prensibine uygun şekilde tatbiki lüzumunun izah edilmesi ve kabul ettirilmesi vadisinde tecelli etmiştir. Bandung konferansı bu sayede mühim ve çok manidar bir toplantı mahiyetini kazanmıştır. Çünkü bu işbirliğimiz sayesinde, kon­ferans hür dünyayı tereddüt teşeddüt içinde bırakmağa matuf menfi pro­pagandaların tesirinden kurtulmuş, milletlerin hak ve istiklâllerine hür­met prensibine ve hakiki bir sulhun tesisine ve korunmasına yarayacak -yapıcı faaliyetlerin tecellisine medar olmuştur.

"Bir yandan ticarî ve iktisadî sahada olduğu kadar siyasî ve kültürel sa­
halarda da karşılıklı münasebetlerimizin inkişafı, diğer taraftan milletler
arası sahada sulh, emniyet ve adaletin hakiki surette tesisi ve korunması
uğrunda sıkı işbirliği icrası suretiyle, demin kullandığınız gayet veciz
bir tabirle, memleketlerimizin mevkilerinin                     ve tarihlerinin bize mu-

kadder kıldığı vazifeyi en müessir şekilde beraberce İfa edeceğimize biz de kaniiz, çünkü bu hadisat jeopolitik hakikatler tarafından bize emrolunmaktadır. Ve çok şükür milletlerimiz bu hakikatleri- olduğu gibi gö­rebilmek ve icabınca hareket etmek basiret ve cesaretini göstermektedir­ler.

Bu his ve kanaatlerle mütehallî olarak ve dost ve kardeş Lübnan'ı ziya­ret etmekten duyduğum derin bahtiyarlık ve iftiharı bir kere daha te-yid ederek, kadehimi ekselanslarının ve muhterem refikalarının sıhhat ve saadeti ve asîl Lübnan milletinin refah ve itilâsı şerefine kaldırıyo­rum.

Fatin Rüştü Zorlu'nun U. S. News And World Report Amerikan dergisi­ne verdiği beyanatın tam metni:

7 Haziran 1955

 Washington :

"Başvekil vardımcısı ve Devle" Vekili Fatin Bü^tü Zorlu. U. S. News And WorH Reoort dergisine aşağıdaki beyanatı vermiştir:

'Sual : Rusların gerek Yugoslavya ve gerek diğer yerlerde girişmiş oldukları son hareketler hakkında ne düşünüyorsunuz? Rusların samimi olarak değiştiklerine kani misiniz?

Cevap : Ruslar tarafından takip edilen siyasetin esaslarında bir değişik­lik görmek bizi ziyadesiyle memnun edecektir. Fakat maalesef bugün için. ortada böyle bir değişiklik göremiyorum. Batılıları, Sovyet siyasetinde-herhangi bir değişiklik meydana geldiği hususunda ikna edebilecek bazı unsurların mevcudiyeti şarttır. Bunlardan biri, Rusların, milletlerarası müessir bir kontrola tabi hakiki bir silâhsızlanmanın temini yolunda gay­retler sarfetmeleridir. Ruslar tarafından halihazırda takip edilen siyaset kendilerinin eski siyasetlerinden vazgeçtiklerini gösteren bir emare ver­mekten çok uzaktır.

Sual : Ruslar, Türkiye'ye karşı da dostane jestlerde bulunuyorlar mı?

Cevap : Takip ettikleri umumî siyaset her memleket için mevzubahistir ve bunun istisnası yoktur.

Sual : Mazide, Türkiye, Rusya ile kaç defa harbetmiştir?

Cevap : Her on veya onbeş senede bir Rusya ile ihtilâfa düştük. Son kırk sene zarfında Rusya ile harbemtiş değiliz.

Sual : Tabiatiyle Ruslardan korkmuyorsunuz?

Cevap : Asla. Sulhsever bir memleket olarak, sulh içinde yaşamak iste­riz Fakat tecavüze maruz kaldığımız zaman kendimizi müdafaadan asla çekinmeyiz. Rusya bizi ne korkutur ne de bizde    herhangi bir aşağılık duygusu uyandırabilir. Mazide Rusya  ile harbetmek zorunda kaldık ve bu harpler muvaffakiyetle neticelendi.

Sual : Yugoslavya ile Türkiye arasında askerî bir andlaşma mevcuttur, değil mi?

Cevap : Evet. Senede iki veya üç defa, memleketlerimiz arasında askerî müzakereler cereyan etmektedir.

Sual : Rus liderleriyle Mareşal Tito arasında Belgrat'da cereyan eden gö­rüşmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap : Rusya, umumi siyasetini Yugoslavya'ya da teşmil etmiştir. Yu­goslavya'ya itimat etmemiz lâzım geldiği kanaatindeyim.

Sual : Yugoslavya'nın Rusya'ya yeniden boyun eğerek, tekrar Rusya'nınbir peyki halinde geleceğinden korkmuyor musunuz?

Cevap : Hiç zannetmiyoruz. Mareşal Tito'nun durumu oldukça vazıhtır.

Sual : İçinde bulunduğunuz günlerde Yugoslavya ile aranızdaki münase­betler nasılmış?

Cevap : Gayet iyi olduğu kanaatindeyim. Başvekilimiz Adnan Menderes' daha birkaç hafta evvel Belgrad'da idi. Orada ittifakımıza uygun, gayet" dostane konuşmalar yaptık, müzakerelerde bulunduk.

Sual: Ruslar, Avrupada bitaraf bir kuşak vücuda getirmek için niçin bir derece gayret, sarfediyorlar, maksatları nedir?

Cevap : Ortada, taktiklerini değiştirdiklerine dair bir emare mevcuttur.-

Bu tahavvüle sebep de şudur : Ruslar bütün peyk memleketleri elde et­tikten sonra, bu sahada, büyük devletlerle ve Amerika ile harbe girme­den, daha fazla muvaffak olamıyacaklarını aşikâr bir şekilde görmüşler­dir. Bu sebepten, batılı âlemin müdafaası için büyük bir ehemmiyeti ha­iz toprakları, bitaraf bir bölge haline sokmak maksadiyle taktik değiştir­mektedirler. Bu durum ortaya mühim bir mes'ele çıkarmaktadır. Bu bi­taraf memleketler, tecavüze maruz kaldıkları taktirde. Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtının garantisine mazhav olacaklar mı yoksa olmıyacaklar mı? Nato'nun veya Amerika'nın böyle bir garantisine mazhar oldukları takdirde, .hemen hemen her memleket bitaraf kalmak isteyecektir, çün­kü, bu ahvalde, herhangi bir külfet ve mükellefiyete katlanmaksızm Na-to'nın garantisini sağlamaktadır. Bunun tabii bir neticesi olarak da Ba­tılı ittifak sarsılacak ve müdafaa hattımız ciddî surette tehlikeye maruz kalacaktır. Diğer taraftan, bu memleketlere garanti vermediğimiz tak­dirde, kendilerinin akibetleri Rusların insafına terkedilmiş olacak ve ma­halli komünist partiler geniş ölçüde faaliyete geçeceklerdir. Bu mahalli partiler ki, azınlıkta oldukları ahvalde dahi, Rusya'nın yardımı sayesinde iktidarı ele geçirmek için çeşitli manevralar çevirebilmektedirler. Bu partiler ise, Nato'ya "başka memleketlerin işine karışamazsınız» deyip işin içinden çıkacaklardır. Bu durumu, müdafaadan mahrum bazı mem­leketlerde yakinen müşahede ettik. Mevzuubahs memleketlerde komü­nist azınlığı, umumî nüfusun yüzde yirmisini dahi bulmadığı halde, bü­tün memleketi kontrolleri altına alabilmişlerdir.

Sual : Ruslar, Avusturya'dan ayaklarını çekmekle herhangi bir riske gi­riyorlar mı? Uzun seneler bu memlekette kaldıktan sonra, şimdi bir andlaşma imzalamalarının sebebi hikmeti nedir?

Cevap : Takip ettikleri siyasetin değiştiğine dair ortada bir emare mev­cut olmadığına göre, kendilerinin samimi olup olmadıklarını bilmiyoruz.

Eğer samimi iseler, silâhsızlanma teklifini kabul ederler ve Cekoslovak-ya'daki kuvvetleriyle Avusturya'yı çevreleyen diğer memleketlerdeki as­kerî kuvvetlerini geri alırlar. Ancak bu şartlar altında, Avusturya andlaşmasının büyük bir muvaffakiyet olduğuna inanabiliriz. Fakat, askerî kuv­vetlerini Çekoslovakya'da, Romanya'da, Macaristan'da tahşide devam eder­lerse o zaman kani olacağız ki, Rusların bu son hareketi de bir gösteriden başka bir şey değildir. Ruslar, müessir bir kontrole tabi umumî bir silâh­sızlanmayı kabul etmiyecek olurlarsa, Avusturya'nın kuvvetli bir ordu­ya sahip olması lâzım gelecektir. Çünkü, İngiliz ve Amerika kuvvetleri imzalanan andlaşma gereğince Avusturya'yı terketmek zorunda kalacak­lardır. Avusturya'nın kuvvetli bir orduya sahip olması ise, ancak harici 'yardımla kabil olacaktır. Avusturya, İsviçre veya İsveç gibi. kendi im­kânlarına dayanarak kuvvetli bir ordu meydana getirecek durumda de­ğildir. Gerek İsveç ve gerek İsviçre, dağlık bir araziye sahiptirler ve ken­dileri müdrfaa edecek daha fazla imkânlara maliktirler. Avusturya and-laşması. ilerive doğru atılmış bir adım olabileceği gibi, Sovyetler tarafından takip edilen siyasetin mahiyeti değişmemiş ise durumun aksi ve va­rittir. Böyle bir değişiklik olup olmadığını önümüzdeki günler göstere­cek ve Sovyetler tarafından takip edilen siyasetin hakiki veçhesini orta­ya koyacaktır.

Sual : Memleketinizt komşu olan Bulgaristan'ın durumuna hic temas etmediniz. Rusların Bulgaristan'da dahi askerî kuvvetleri mevcut değil mi­dir?

Cevap : Hakiki durumun ne olduğunu bilmiyoruz, fakat şurası malûm dur ki, Bulgaristan'da gerek Rus askerî kuvvetleri ve gerek Rusların idare­sinde bulunan hava, deniz üsleri mevcuttur.

Sual : Akdeniz'de bulunan Arnavutluğun durumuna ne dersiniz?

Cevap : Arnavutluğun durumu dahi ehemmiyetlidir. Arnavutluk Rusya'" nın yardımına muhtaçtır. Bu memleket denizaltılar için iyi bir üs teşkil, edebilir.

Sual : Rusların Arnavutlukta, denizaltı üsler: mevcut mudur?

Cevap : Hiç şüphesiz.

Sual : Sovyet denizaltıları nasıl olup da Akdenize geçebiliyorlar?

Cevap : Baltik veya Karadenizden.

Sual : Rus donanmasının kısmı azamı  Karadeniz'dedir, değil mi?

Cevap : Evet, Rus donanmasının yansı ve hatta daha fazlası Karadeniz" de toplanmış bulunmaktadır.

Sual : Rusların Karadenizde ne gibi harp gemileri vardır?

Cevap : Bir çok denizaltıları, zırhlılar, kruvazörler ve destroyerleri.

Sual : Peyk memleketlerin deniz kuvvetleri mevzuunda bir şey söyleye--bilir misiniz?

Cevap : Bulgaristan ve Romanya dahi, küçük çapta donanmalara sahip­tir.

Sual : Rus ve peyk memleketler donanmaları karsısında Türkiye donan­masının durumu nedir?

Cevap : Halihazırda, 1913 senesinden kalan çok eski bir harp gemimiz ve-bazı modern destroyerlerimiz vardır.

Sual: Mayın gemileriniz?

Cevap : Mayın gemilerimiz ve denizaHılarmnz da var.

Sual : Türk ordusunun halihazırdaki durumu nedir?

Cevap : Nato emrine tahsis edilmiş 20 tümen askerimiz vardır. Buna za-mimeten 5 tümen daha hazır olacaktır.

Sual: Bizi biraz da Türkiye'nin hava kuvvetleri ve bu kuvvetin vüsati" hakkında aydınlatır mısınız?

Cevap : Hava kuvvetlerimiz, Nato teşkilâtı programlarına uygun bir şe­kilde inkişaf etmektedir. Halihazırda, tepkili bomba uçaklarına sahibiz" ve Amerikan ordusunda taktik maksatlar için kullanılmakta olan diğer" her çeşit uçaklara da malik olacağız.

Susl : Amerika'yı ziyaretinizin sebebi nedir?

Cevap : Amerika'ya Nato konseyi üyeleriyle gelmiş bulunuyorum. Bu' arada, Türkiye'ye yapılmakta olan Amerikan askerî ve iktisadî yardımiyle alâkalı bazı mes'eleler üzerinde müzakerelerde bulunmaktayız.

Sual; Bu mes'eleler halledilmiş midir?

Cevap : Henüz halledilmiş değildir.

Sual: Türkiye'ye yapılan1 Amerikan yardımının miktarı nedir?

Cevap : Gtçen .sene 25 milyon doları askerî, 45 milyon doları iktisadî maksatlar uğrunda kullanılmak üzere 70 milyon dolarlık bir yardım gör­dük. Bu yardımın tamamı, doğrudan doğruya veya vasıtalı olarak, Türkive'nin savunma gayretlerini kuvvetlendirmeye matuftur.

Sual : Türkiye'nin daha da yardıma ihtiyacı vardır, değil mi?

Cevap : Türk ordusunun müessîriyet derecesini yüzde yüz bir seviyeye çıkarmak için, acilen askerî yardıma ihtiyacımız vardır.

Sual: Memleketinizin bulunduğu mıntıkadaki, Batı müdafaa sistemi hak­kında ne düşünüyorsunuz? Bu mıntakada kapatılması iktiza eden bazı ge­dikler mevcut mudur?

Cevap : Evet, bazı gedikler mevcuttur ve bunları kapamak zorundayız.

Sual : Türk ve Yunan kuvvetlerini!:, Nato teşkilâtının üyeleri olarak müşterek manevralar yaptığı doğru mudur?

Cevap : Evet, her zaman.

Sual : İran'ın durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu memleket Tür­kiye ile Pakistan arasında bir gedik teşkil etmiyor mu?

Cevap : Evet. Fakat Türkiye ile Irak arasında imzalanan an&laşma bütün mıntıkanın savunması için vücude getirilmiştir. Ve bu adım, bu gayenin tahakkuku için çok iyi bir başlangıçtır.

Sual : İran'ın mevcut olmamasına rağmen mi?

Cevap : Evet. Hiç şüphesiz, bu pakta İran da girseydi vaziyet daha iyi olurdu. Çünkü İran da dost bir memlekettir ve o da Batılı demokrasiler safındadır.

Sual : Hülâsa olarak, Batılı ittifakın, kâfi derecede kuvvetli olduğuna ka­ni misiniz?

Cevap : Nato'yu kuvvetlendirmek için elimizden gelen her türlü ^avreti sarfetmemiz lâzım gelmektedir. Nato'nun askerî kudretini daha da art­tırmak için bir çok şeyler daha yapmamız lâzım geldiği kanaatindeyim.

Zahle'de söylenen nutuklar: 17 Haziran 1955

 Beyrut:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bugün Zahleyi ziyareti sırasında Znhle-Belediye Reisi tarafından su hitabe ile selâmlanmıstır :

Size hoş geldiniz derim. Şahsınızda dost ve komşu büyük milletin muh­terem reisini, büyük Atatürk'ün mesai arkadaşını ve idealinin devamcısı-nı, yeni Türkiye'nin refah ve tealisinin esaslı bir yapıcısını   selâmlarım..

Şahsınızda bizzat kendi hükümetimin zulmüne ve yabancı işgaline karşı gayretle savaşan bir vatanseveri selâmlarım. Bu sıfatlar, - bütün hür in­sanların muhabbet ve hürmetini topiıyan sıfatlardır.

İktisat Vekâletinin başında iken göstermiş olduğunuz organizatör haslet­lerinizi de kaydetmek isterim. Zekânız, dirayetiniz ve uzağı görüşlülü­ğünüz herkesin hayranlığını çeken bu derece realist ve iyi görüşlü Türk diplomasisi  başarılar  kaydetmektedir.

Direktiflerinizi yerine getirenler de her türlü sitayişe lâyıktır.

İnsanlık tarihinin bu nazik anında biraz evvel saydığım hasletlere çok ihtiyacımız vardır. Büyük olsun, küçük olsun, milletlerin muharebe mey­danlarında artık kazanacak zaferleri kalmamıştır. Bugün bahismevzuu olan bir ölüm kalım davasıdır. Bu, medeniyet terakkilerinin bir neticesi, "bir nevi fidyesidir. Eğer bu, insanların bir tek aile halinde toplanmaları neticesini doğurursa ne mutlu bize.

Her iki tarafta bunları anlamış görünüyor. Harp büyük bir cesaret ve fedakârlık mektebi idi. Sulh, daha da çok cesaret ve fedakârlık isteyecek­tir. Çünkü, insanın bizzat kendi kendisini mağlûp etmesini gerektiriyor, her şeyden evvel şüpheyi ve korkuya mağlûp etmek lâzımdır. Bu iş- kar­şılıklı bir iyi niyete ihtiyaç gösterir. Sizin gibi insanlarla bunu ümit et­mek mümkündür. Bugün buraya yapmış olduğunuz ziyaret, Zahle'lilerin "babadan oğula intikal ettirecekleri bir hatıra yaratmıştır. Sizin şahsî sa­adetinize Türk milletinin refah ve saadetine ve Reisicumhurumuzun sıh­hatine içiyorum.

"Yaşasın Türkiye, yasasın Lübnan.»

Keisicumhurumuz Celâl Bayar şu hitabe ile Zahle Belediye Reisini cevap­landırmıştır :

«Güzel ve veciz nutkunuzdan dolayı size bilhassa teşekkür ederim, bu su­retle bana Lübnan milleti hakkındaki hissiyatımı bir kere daha ifade et­mek fırsatını da vermiş oluyorsunuz. Bu sebeple size karşı adetâ bir şük­ran borcum oluyor.

"Dost Lübnan topraklarına ayak bastığım andan itibaren bana karşı gös­terilen samimî ve sıcak hüsnü kabulden dolayı fevkalâde mütehassisim.

Bu tezahürlerin manasını çok iyi anlıyorum, şahsen Türk milletini temsil etmekte olduğum için bu hararetli muhabbet tezahürleri doğrudan doğ­ruya mensup olduğum millete raci bulunmaktadır. Türk milleti de Lüb­nanlılara karşı çok samimî rabıtalarla bağlıdır. Türk milletinin Lübnan milletine karsı olan derin muhabbetlerini Lübnan milletine bildirmekle vazifelendirilmiş bulunuyorum. Bu zevkli vazifeyi yerine getirmekle müsterihim.

Aziz dostum, Reisicumhurunuz Kamil Şemun'un memleketimizi zivareti-nin hatırasını unutmak mümkün değildir. Çok sempatik sahsivetiyîe, bü­yük liyakatleriyle ve sahip bulunduğu medenî ideallerle Lübnan milletini memleketimizde tam bir surette temsil etmiş ve etrafında muhabbet ha­leleri toplamıştır.

Veciz sözlerinizi kıvmetli bir fırsat bilerek burada memleketimin nasıl bir siyasî ideal peşinde olduğunu da kısaca ifade etmek isterim.

Başta muhterem Reisicumhurunuz olduğu halde bütün asil Lübnan hal­kının da bu noktalarda tamamiyle bizim gibi düşünmekte olduğunu da biliyorum.

Her şeyden evvel, her milletin kendi hudutları içinde tam hürriyet ve is­tiklâline sahip olmalarını görmek ve o yolda çalışmak bizim için en esas­lı gayedir. Bilhassa komşularımızın millî hudutları içinde hürriyet ve is­tiklâllerine sahip olarak yükselmeleri ve refaha kavuşmaları Türk mille­tini bahtiyar eder. Derhal kaydedeyim ki, bu yalnız plâtonik bir bahti­yarlık hissi değildir. Bizi, bu yolda insani düşüncelerin sevkettiği kadar, Türk milletinin bizzat kendi menfaatleri de sevketmektedir. Karşımızdakilerin ve komşularımızın hürriyetini ve istiklâlini talep etmek bizim kendi hürriyetimizi ve istiklâlimizi temin etmek ve onları sağlamak de­mektir.

Bütün dünyanın kritik bir devir geçirmekte olduğunda şüphe yoktur. Öy­le ki insanların sulh içinde yaşamaları için birbirlerini daha iyi ve daha. yakından tanımaları ve aralarında daha sıkı işbirliği yapmaları, bugün her zamankinden ziyade zaruret haline gelmiştir.

Bizim ikinci esas. prensibimiz işte budur.

Bu samimî düşüncelerle mütehallî olarak muhterem Lübnan halkının ve başta Ekselans Kamil Şemun olduğu halde Lübnan devlet ricalinin ve si­yaset adamlarının, Türkiye'yi temsil ettiğim için bana gösterdikleri de­rin muhabbetten dolayı sizlere bir kere daha teşekkür ederim.

Bizim nazarımızda Lübnanlıların hususî bir kıymet ve ehemmiyeti var­dır. Lübnanlılar keyfiyet bakımından yüksek, münevver ve ileri insan­lardır. Kendi menfaatleriyle beraber dünya sulhunun menfaatlerini ve dünya meselelerini, iyi muhakeme etmek liyakatine sahiptirler. Lübnan­lıların kendilerine, beşeriyete ve sulha çalışmak hususundaki gayretlerini takdir etmekteyiz. Lübnanlılara her gün daha mesut, daha müreffeh bir hayat temenni ederim.

Reisicumhurumuza Trablus fahrî hemşeriliği tevcih edildi: 18 Haziran 1955

 Beyrut :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve onun yüksek    şahsında Türk milletine-bugün Trablus'ta gösterilen muazzam dostluk ifadeleriyle üc gündenberi" Lübnan milleti tarafından Türkiye vt Türk - Lübnan dostluğu hakkında izhar edilen ve kademe kademe genişleyen halk tezahüratı en yüksek zir­vesine vasıl olmuştur.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar; yanında Lübnan Reisicumhuru Kamil Şemun ile beraberinde Meclis Reisi. Başvekil, diğer bazı vekillerle mai­yeti erkânı olduğu halde saat 13 e doğru Trablus'a otomobillerle vardığı zaman, şehir methalinden belediye meydanına ve oradan belediye sara­yının bahçesine kadar, iki taraflı caddeleri, yan sokakların ağızlarını, bü­tün pencere ve balkonları hıncahınç dolduran Trablus halkı tarafından.

selâmlanmış, çılgınca' alkışlanmıştır. Bütün şehir halkı, genciyle, mekteplisiyle, ihtiyariyle, kadınıyla, erkeğiyle bu yollara akmış, şehrin diğer kısımlarında hemen hiç kimse kalmamıştı. Şehir bir bayram gibi baştan "başa donatılmıştı.

Reisicumhurumuz, yaşa sesleri arasında belediye meydanında otomobil­den indikten sonra askerî kıt'ayı teftiş etmiş ve derhal belediye bahçesi­ne geçilerek Trablus belediyesinin bu ziyaret münasebetiyle tertip ettiği 500 kişilik öğle ziyafetinde hazır bulunulmuştur. Ziyafet sonunda Reisi­cumhurumuza bu sabah Belediye Meclisinin ittifakla aldığı karar gere­ğince Trablus fahrî hemşehriliği beratı takdim edilmiştir.

Belediye Reisi Ekrem Uveyda'nm Arapça okuduğu ve Trablus Rum-Ortodoks metropolitinin fasih bir Türkçe ile tercüme ettiği nutukta Reisi­cumhurumuza bu ziyaretinden dolayı teşekkür edilmekte ve ziyaretin .maksadı şu suretle hülâsa edilmekte idi :

«Türk ve Lübnan milletleri arasında samimî dostluk bağları vardır. Mil­letler arasındaki bu gibi ziyaretler ve temaslar bu bağları ancak takviye eder. Üç gündenberi Lübnan ve bugün de Trablus, ilim, siyaset, ahlâk ve zekâ bakımlarından dünyanın en yüksek ve en parlak şahsiyetlerinden birini toprağında misafir etmekle bahtiyardır.

Belediye Reisi sözlerine şöyle devam etmiştir :

"Bir müddet evvel Lübnan Reisicumhuru Türkiye'yi ziyaret etmiş ve bu ziyaret esnasında gerek zati fahimaneniz, gerek hükümetiniz, gerek Türk milleti tafafından Dek parlak bir hüsnü kabule mazhar olmuştu. Bu is­tikbâl her Lübnanlı'nm kalbinde akisler uyandırmıştı.

Dünyada hiç bir millet yalnız basma selâmetin esbabını tekemmül ettire­mez, bunun için mîlletlerin ellerinden geleni yapmaları szk sık şahsı te­maslar idame etmeleri, iktisadî ve diğer münasebetlerle aralarındaki işbirliğinî temin etmeler gerekir. İşte milletlerimiz böylece hareket ede­rek aralarında yakın işbirliğini temin etmekte, aynı zamanda cihanın sul­hu selâmetine de hizmet etmektedirler.

Trablus busun tarihî bir gün yasıyor Bu tarihî günde size hoş geldiniz demek benim için cok büyük bir iftihar vesilesidir. Buradaki halkın kal­binde yaratmış olduğunuz tesirin ifadelerini görüyorsunuz. Bunları mem­leketinize döndüğünüz zaman milletinize nakletmenizi sizden rica ede­rim. Lübnan milletinin dost Türk milleti hakkındaki muhabbeti ve tak­dirinin bu beliğ ifadesini hükümetinize ve milletinize söyleyiniz.

Trablus şehrinin bir arzusu vardır. Bu arzunun ifadesi olarak ittifakla aldığımız fahrî hemşehrilik kararını size bildirmekle bunun beratini tak­dim etmekle şeref duyuyorum. Size bunun delili olarak bu şehrin bir al­tın anahtarını da takdim ederim.»

Ooarlörlerle vavmlanan ve halkın çılgınca alkışlariyle karşılanan bu hi­tabeye Reisicumhurumuz Celâl Bayar şu cevabı vermiştir :

«Muhterem Reisicumhur hazretleri, muhterem Belediye Reisi, aziz dost­
larım ve hemşehrilerim. İnsanların hayatında müstesna günler olur, iste
"ben bîrgün burada hayatımın böyle müstesna bir gününü ve anını yaşa­
maktayım.              Güzel memleketinizin topraklarına ayak bastığım dakikadan itibaren he­yecandan heyecana kapılıyorum. Her yerde birbirinden fazla heyecanla "karşılanıyorum. Bu güzel beldenize geldiğim zaman da halkın heyecan veren coşkun manzarasını gördüm. Ne muhteşem manzara idi, onların "hepsinin yüzünde vt gözlerinde Türk milletinin mümessili olarak bana -göstermek istedikleri muhabbeti okuyorum. Buna nasıl teşekkür edece­ğimi bilmiyorum. Lisanımda kelimeler arıyorum. Bulamıyorum. Halbuki lisanım arapça kadar geniş ve beliğdir ve ben de kendimi lisanımı bilen­ler arasında farz etmekteyim. 'Buna rağmen duyduğum hisleri ifade için kelime bulmaktan aciz kaldım.

Bugün burada karsınızda, bu kadar bu derece derin ve candan muhab­betle karşılanmış bir Trablus fahri hemşehrisi olarak bulunuvorum. "Bu çok kıymetli sıfat, hayatımda en büyük mükâfatlardan birini teşkil ede­cek. Bu sıfatla her zaman ve her yerde öğüneceğim. İftihar edeceğim. Ba­na bir de altın anahtar verdiniz, altın elbet kıymetli bir maddedir. Fakat "bana fahri hemşehriliğinizin tevcih etmek suretiyle gösterdiğiniz muhab­bet altından da: pırlantadan da kıymetlidir. Bu altın anahtarla hangi ka­pıyı açacağız, bunu düşünüyorum. Kardeşiz, birbirimizi seviyoruz ve îvi anlıyoruz. İstiklâl için milletlerimizin hayrına çalışmak hususunda müş­terek menfaatlerimiz vardır. Bunlarda da birliğiz o halde bu anahtarınla hangi kapıyı açacağız? İnsanlar yalnız kendilerini, kendi ailelerinin bu­lunduğu mukaddes vatanı düşünürler. Onun için çalışırlarsa busun bu artık kâfi gelmemekte insanlar ve milletler helbette evvelâ kendilerini, ailelerini ve vatanlarını düşüneceklerdir. Fakat yine bu yolHâ müessir şekilde çalışmak için üzerimize düşen başka vazifeler de verdir. Bu va­zifeler milletlerarası işbirliği vazifeleridir. İşte bu milletlerarası işbirli­ğine giden yolu açmak için bu anahtarı kullanacağız.

Kanaatimce, bugün dünya ciddî tehlikelerle karşı karşıyadır ve herkes "bunu görmek ve önlemekle vazifelidir. Bunun için umumî sulhun fesisî lâzımdır. Dünyada ise umumî sulh ancak, dünyanın kuvvetli ve zavîf di­ye iki sınıfa ayrılmamasiyle teessüs eder. Kuvvetlilerin egoizmi karsısın­da zayıfların hakkının zıyaa uğramaması icap eder  İnsanların tabii hak­ları vardır. Bu haklara riavet edilmeğe başlandığı zamandır ki fert ola­rak, millet olarak ve insanlık olarak sulha kavuşacağız.

"Bu temennimin tahakkuku için ise ilk adım olarak Birleşmiş Milletler yasasının kuvvetlendirilmesi gerekiyor. Bu 'yapıldığı takdirde muhakkak ki insanlık daha çok rahat edecektir,

"Tafsili uzun zamana ihtiyaç gösteren bu meseleye burada, bu kardeş mu­hitte işaret etmekten kendimi alamadım.

Belediye Meclisi Reisinin veciz nutkunda karşılıklı ziyaretlerden bahse­dildi. Sayın Reisicumhurunuz, aziz ve büyük dostum Kamil Semun rn"m-leketimize şeref verdiği zaman Türk milletinin kalbini teshir etti. TürV milleti onun zekâsına, liyâkatlerine ve dünya meselelerini anlamaktaki "büyük maharetine hayran oldu. Bunu burada söyliyerek ve siz1 ere cok "kıymetli bir reise sahip olduğunuzu bildirerek sizleri bundan dolavı teb­rik ettiğim zaman vazifemi yaptığıma kaniyim.

"Ben buraya gelirken asil Lübnan milletine milletimin selâm ve muhab­betlerini arz ve iblağa memur edilmiştim. Bu vazifeyi dilimin Hö^-^ü^"1

kadar ifaya çalıştım. Deminki güzel nutukta ifade edildiği gibi burada. gördüklerimi ve işittiklerimi de Türkiye'de milletime nakledeceğim. Gör­düklerim hakikaten muhteşemdir.

Fakat acaba bunları ifadeye lisanım kâfi gelecek mi? Burada en büyük." muhabbet gördüm bunu memleketime nakletmek ve asîl Lübnan milleti­nin Türk milleti hakkında kardeşlikten başka bir şey duymadığını Türle, milletine söylemek benim için bir vazife olacaktır.

Son söz olarak .şunu bildirmek isterim ki, bana karşı gösterilen muhab­betin, hüsnükabulün ve yapılan muhteşem tezahüratın minnettarıyım. Bunun çok kıymetli hatırasını hayatımın sonuna kadar muhafaza edece­ğim. Trablus fahri hemşehrisi olarak bütün Lübnanlı hemşehrilerime sa­adet temenni ederim. Lübnan milleti mesut ve müreffeh yaşasın, o buna lâyıktır.»

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bu sabah Beyrut'tan hareket ederek Trab­lus'a giderken yolda bütün kasaba ve köylerde ve bilhassa Cünye ve Ce­beyi ve Batrun'da muazzam tezahürlerle    karşılanmıştır. Bütün köy ve-kasabalar donatılmış halk yollara dökülmüştü. Her yerde durdurmak is­tiyorlar ve 5 dakika için dahi olsa aralarında görmeği arzu ediyorlardı. Reisicumhurumuza her kasaba ve köyde çiçekler verilmiş, hakkında şiir­ler ve neşideler okunmuş, halk oyunları oynanmıştır. Cebeyl'deki karşı­lanış bilhassa parlak olmuş ve bu arada Reisicumhurumuz ifade edilen Türk - Lübnan dostluğu hissiyatına mukabelede bulunarak bir konuşma yapmış ve ezcümle demiştir ki:

«Burada bütün Lübnan'da Türk - Lübnan dostluğunun ve kardeşliğinim içten gelen bir samimiyetle tesit edildiğini görmek benim için büyük bir memnunluk mevzuudur. Milletler birbirlerini sevmekle müşterek men­faatlerini korurlar. Bizim hayatımızda çak zaman müşterek geçmiştir. Bu­nun tatlı ve acı hatıraları vardır. Ben o tarihî vakaları bir tarafa bırakı­rım. Suna kailiyim ki, coğrafî vaziyetimiz ve millî menfaatlerimiz birbi­rimizi sevmeğe amirdir.»

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bu akşam Beyrut büyük elçiliğimizde Lüb­nan'daki Türk vatandaşlarını kabul etmiştir.

Surive Reisicumhuru ile Reisicumhurumuz arasında teati edilen telgraf­lar :"

 Beyrut :

Suriye Reisicumhuru Haşim Attaşi, Şam'dan Beyrut'ta bulunan Reisicum­hurumuz Celâl Bayar'a aşağıdaki telgrafı göndermiştir :

«Zatı devletlerinin Lübnan'a vaki ziyaretleri vesilesiyle şahsi saadetleri,
dost ve komşu Türk milletinin refahı hakkında en samimi temennilerimi"
ifadeye fırsat bulmuş bulunmakla bilhassa bahtiyarını.__________________

Haşim Attaşi"

Reisicumhurumuz Celâl Bayar da Suriye Reisicumhuru Haşim Attaşi'nin: telgrafını şöyle cevaplandırmıştır :

Müşterek dost ve kardeşimiz Lübnan'ı ziyaretim vesilesiyle bana bir dostluk ve İyi temenni mesajı göndermek hususundaki ince düşüncenizden ziyadesiyle mütehassis oldum. Zatidevletlerine derin samimiyetle teşek­kür ederken bu güzel kardeş memleketinden ben de size saadet ve mu­vaffakiyet dilemek ve dost ve komşu Suriye'nin refahı hakkındaki en iyi temennilerimi ifade etmekten büyük zevk duymaktayım.

Reisicumhurumuz Sayda'da:

19 Haziran 1955

 Beyrut:

Reisicumhurumuz Celâl Bavar bugün Beyrut'da jokey kulübünü ve mü­zeyi ziyaret ettikten sonra beraberinde Lübnan Reisicumhuru, Başvekili ve diğer zevat olduğu halde Sayda'yı ziyaret etmiştir.

'Reisicumhurumuz Lübnan'ın cenubuna giden yollar üzerindeki köv ve kasabalarda olduğu gibi Sayda şehrinde de büyük tezahüratla karşılan­mıştır.

Savda'dıa belediye tarafından şerefine verilen öğle ziyafetinin sonunda "Beledive Reisi bir nutuk söyliyerek bugünün, Sayda şehri için tarihî bir gün olduğunu belirtmiş ve demiştir ki

iBütün tarihi boyunca mütecavizlere ve düşmanlara karşı daima kamla­rını kapamış ve kendisini müdafaa etmiş olan Sayda kendisini zivarete gelen dostlarına her zaman yalnız kapılarını değil, kalbini de küsade bu­lunmuştur. Buffün de asrımızın kalkınmasında öncülük eden, en büvük insanlardan birini arasında görmekle bahtiyardır. Türkiye'nin kalkınma­sında Atatürk önderlik etmişti. Siz ise bu büvük kahramanın en yakın arkadaşı ve desteği idiniz. Sayda şehri size hoşgeldiniz der.»

"Lübnan'ın kalkınmasını, hürriyet, havatî faalivet ve dış münasebetler üzerine istinat ettirdiğini belirten Belediye Reisi, bundan sonr^ Türkive ile en samimî dostluk münasebetlerini idame etmekle bahtiyar olacağını söylemiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

«Türk milleti ile aramızda bir cok ananevi rabıtalar vardır. Bundan başka her iki milletin kalkınma voluna girmiş olması ve terakkiye azmetmiş bulunması, bizleri birleştirmektedir. Zaten şarka ihtişamını, insanlıca ide­allerini ve kıymetlerini o 'terakki iade edecektir. Ümidimiz şudur ki, hn" iki memleket sahillerini çevreliyen bu büyük deniz eskiden olduğu gibi  pek yakın bir günde yine ilim ve medeniyetin güzergâhını teşkil edecek­tir.»

"Belediye Reisi, medeniyet geçidi olan bu denizin bu sahillerini asrımızın en büyük felâketlerinden birine sahne teşkil etmesinin doğru olup olma­dığını sormuş, bununla Filistini kastettiğini belirtmiş ve selâmet yolunun ve medeniyetin kurulmasının ancak adaletin icabatını yerine getirmekle mümkün olacağına işaret etmiştir. Belediye Reisi sözlerini şöyle bitirmiştir. o Şimalde dost Türkiye'de başlıyan ve merkezde ve cenubumuzda da Arap* memleketlerinde gelişecek olan kalkınmaya mıntıkamız hakikaten muh­taçtır. Böyle bir kalkınma için, bir Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar ve bir Lübnan Heisicumhuru Kamil Şemun her ikiniz gibi samimî ve geniş: görüşlü Öncülere ihtiyaç vardır." Hayranlık ve itimat ruhiyle Say d a şehir halkı size en derin hürmetlerini ve en iyi temennilerini arzeder.»

Belediye Reisinden sonra alkışlar arasında ayağa kalkan Reisicumhuru­muz Celâl Bayar, Savda şehrini ziyaret etmekle büyük bir bahtiyarlık duyduğunu ve bu bahtiyarlığının Belediye Reisinin güzel ve beliğ nut­kunu dinledikten sonra bir kat daha artmış olduğunu söylemiş, aynı za­manda Sayda mebuslarından olan Belediye Reisini bu nutkundan dolayı, övmüş, sözlerine devamla demiştir ki :

«Hakkımda bu derece samimî tezahürlerde bulunan Sayda halkına derin şükranlarımı arzetmek isterim. Lübnan'da her yerde büyük muhabbetle karşılandım. Kalbim şükranla doludur. Bizim takip ettiğimiz dâva görü­yorum ki, yalnız Lübnan'ı idare eden siyasî şahsiyetlere münhasır kal­mamış, Türk - Lübnan dostluğu Türkiye'de olduğu gibi burada, Lübnan da da millete malolmuştur. Bu müşahedelerimi burada aranızda arzedebildiğimden dolayı bahtiyarım.

Hatırasına çok bağlı bulunduğum ve memleketimi ve vatanımızı kurtar­dığından dolayı değil, fakat aynı zamanda bize, Türk milletine terakki yollarını gösterdiğinden dolayı hayranı olduğum Atatürk'ün ismini bu­rada Belediye Reisi -telâffuz ettiği zaman heyecana kapıldım. Bize Ata­türk'ün miras biraktığı fikirlerden biri kendi millî hudutlarımız içinde müreffeh olmağa çalışmaktır. Diğer mirası da «Yurtta sulh, cihanda sulh» düsturudur.

Dostlar muvacehesinde bulunduğumu bildiğim için bu bahiste sözümü bi­raz daha uzatacağım.

Atatürk'ün bize bıraktığı ve her Türkün kalbinde yaşattığı düsturlardan -bir tanesi daha vardır ki, bugün milletlerarası şöhreti haiz olarak bütün dünyaca kabul edilmiştir. Atatürk o düsturu en zayıf bulunduğumuz za­manlarda ileri sürmüştü. Bu düstur sudur :

«Her millet ve her memleket mukadderatına bizzat sahip olmalı, hayatını bizzat kendisi tanzim etmelidir. Bir memleket için başkalarının mukad­derat, hayat ve icraatına karışmak en büyük cinayettir.» Bizler bugün bu' düsturu tatbik etmeyi kendimize en büyük vazife bilmekteyiz. Bu yapıl­mazsa ve insanlar hürriyetlerinden emin ve endişeden salim bulunmazlar­sa, ne yurtta, .ne de .cihanda sulh olur.

Burada aranızda gördüğüm muhabbete dayanarak tarihî bir hâdiseyi de anlatmak isterim: Osmanlı İmparatorluğu inhidam ettikten sonra Lozan"" da bir sulh konferansı toplanmıştı. O sulh konferansı Türkiye'nin mukad­deratını ve aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan diğer yer­lerin mukadderatını tâyin edecekti. Osmanlı İmparatorluğundan ayrılan yerler hakkında o zaman bizim fikrimizi de sormuşlardı. Bu fikrimizi aca­ba tatbik -edeceklermiydi? Bunu bilmiyorum. Zaten bu bakımdan onun. ehemmiyeti de yoktu. Biz o zaman şöyle demiştik:

Bizim bir millî misa'kımız vardır. O millî misak hudutları içinde hürriyet ve istiklâlimize sahip olarak yaşamak istiyoruz. İmparatorluktan ayrılan:

diğer kıt'alara gelince, o memleketlerin halkı ne arzu ediyorlarsa o mem­leketlerde o irade hâkim olmalı.

Bugün de aynı şekilde düşünüyoruz. Çünkü Türkiye müşterek emniyete sadık kalmayı kendi menfaati iktizasından görmektedir.

Aziz ve asil Lübnan milletinin bizim bu düsturumuzu anladığı için çok bahtiyarım. Lübnan bu kıt'anın münevver bir merkezini teşkil eder. Si­ze vazife olarak sizin vasıtanızla birbirimizi sevdiğimizi, birbirimizin kar­deşi olduğumuzu ve ancak müşterek menfaatlerimiz üzerine beraber ha­reket ettiğimizi anlatmak düşüyor.

Muhterem Belediye Reisi nutkunda bu denize de işaret ettiler ve bu su­retle burada vücuda gelmiş olan medeniyet eserlerinin kıymetini izah et­mek istediler. Biz, dünya medeniyetinin Akdenizde kurulduğuna kaniiz. Türkiye hesabına da konuşuyorum ve fikirlerinize de iştirak ediyorum. Eğer medeniyetin valdesi olan bu deniz voliyle vatanımıza, medeniyet eserleri ve fikirleri gelirse onu herzaman beşeriyetin İyiliği namına mu­habbetle derağuş etmeğe hazırız. Fakat böyle olmayıp ta artık kapandı­ğını kabul ettiğimiz müstemlekecilik ve istilâ fikirleri yeniden kalkar da bu deniz yoliyle bize gelirse, o gelen insanların karşılaşacağı akibet an­cak onların kafalarının kesilmesidir.

Umumî surette söylüyorum, bizler, Türk ve Arap, bu mıntıkada sakin olanlar, başka milletlerden hiç bir suretle geri değiliz, bizim zekâmız ve kabiliyetlerimiz vardır. Fakat    yapacağımız bir çok işler de mevcuttur.

Çalışmalıyız, kültür ve fen hiç bir kimsenin inhisarı altında değildir. Ne­reden gelirse gelsin onu kendimize m âl etmeliyiz. Memleketlerimizi ma­mur, milletlerimizi müreffeh yapmalıyız.

Dünyanın bu. derece kısaldığı ve fikir cereyanlarının bu derece kuvvet­lendiği bu devirde hiç bir millet kendi bud'ü mücerredinde kalıp yaşaya­maz. Umumî seyri takip etmek mecburiyetindeyiz, biz Türkler bu fikir­deyiz ve biliyorum ki siz Lübnan'h kardeşlerimiz de bizimle berabersi­niz, m

Bayar sözlerini alkışlar arasında şu cümlelerle bitirmiştir :

«Sayda'lılar beni, büyük muhabbetle karşıladınız. Çok iyi biliyorum ki bu muhabbet bütün Tütfk kardeşlerine racidir. Ben de sizlere Türk mille­tinin muhabbetini getirdim ve onların halis duasını bir kere daha tekrar­lıyorum: Kardeş Lübnan mes'ut, müreffeh, payidar olsun.»

Bayar Lübnan yolunda Yazan : Cihad Baban

16/VI/1955     tarihli     (Tercüman) dan:

Devlet Reisimiz Lübnan yolundadır. Lübnan'ın Cumhurreisi Kamil Şenıun' un memleketimiz-? yaptığı ziyareti ia­de edecektir. Bu seyahatin karşılıklı olarak memleketlerimiz için hayırlı ve verimli olmasını hararetle temenni edi­yoruz. Türkiye ile Lübnan arasındaki münasebetler fevkalâde dostanedir. Türkiye'nin Orta Doğu'daki .endişele­rini iyice anlıyan Arap memleketlerin­den birisi de Lübnan'dır, onun içindir ki Türk - Irak paktı, hazırlanırken ve imzadan sonra, Mısır'dan ve Suudî Arabistan'dan gelen müfrit cereyanları durdurmak hususunda bizce kıymeti inkâr odilemiyecek çok değerli hizmet­lerde bulunmuştur. Aynı mevzuda bu gayreti hizmetlerin devam edeceğinden eminiz.

Gelen ajans telgraflarından öğrendiği­mize göre Bayarı Beyrut büyük bir hakaret kabul .edecektir. Nasıl ki Ka­mil Şemun Ankara'ya geldiği zaman başşehrimiz onu çiçeklerle karşılamış­tı. Biz eminiz ki, bu ziyaret resmi dev­let başkanlarının karşılanması progra­mına aşacak ve halka mal olan bir sı­caklıkla başladığı gibi devam edecek­tir.

Türkiye'nin Orta Doğu'da tek bir ar­zusu vardır. Komşu Arap memleketle­rinin refah ve saadet İ£İhd-e yaşamala­rı.

İç bünyelerdeki huzursuzlukların umu; mî sükûnu büyük çapta ihlâl edeceği­ni bildiği için, Araplar arasında ve Arap memleketleri içindeki buhranlar­dan biz teessür duymaktayız, İmparatorluk defterini kapattığımız tarihten bu yana komşularımızın sükûn ve barış içinde inkişaf etmelerini, dost olarak. din kardeşi olarak daima istemiş ve temenni etmişizdir. Bayar, Lübnan'a bu temiz duygularımızı ulaştıracak ve Türk milletinin en hayırhah dileklerini oraya götürecektir.

Biz çok arzu ederdik ki, Irak ile Tür­kiye arasındaki kuvvetli dostluklar. Suriye'ye, Mısır'a, Ürdün'e ve Suudî Arabistan'a kadar intikal etsin. Dünya­nın bu tehlikeli bölgesinde hep beraber sulhu korumanın evlâd ve nesillerimi­zin huzurunu ve âtisini temin etmenin çarelerini bulabilelim, ve onları yeni harp felâketlerinden, istilâlardan ma­sun tutalım. Doğrusunu söylemek lâzımgelirse Orta Doğu, dünyada sn çok ıstırap çekmiş bölgelerden biridir. İç dış istilâlar, yabancı tesirkrin oyun­ları, gurur dâvaları, bu bölgedeki kar­deşleri hep birbirine düşürmüş ve bu­ralarının terakki ve inkişafına refah ve saadete erişmesinye mâni olmuş­tur. Lübnan istisna edilecek olursa bu bölgznin bütün sakinleri büyük bir ha­yat seviyesinin içinde dünya nimetle­rinden mahrum yaşamaktadırlar. Hal­buki mes'ut ve müreffeh olmak için. elimizde her imkân mevcuttur, elverir ki bu imkânları karşılıklı olarak huzur içinde milletlerimize verebilmenin ça­resini bulabilelim.

Türk Devlet Reisi, bu eseri meydana getirmek ist.?yen bir zihniyetin mü­messili olarak Beyrut'a gitmektedir. Öyle temenni ediyoruz ki, bu ziyaret eğer dostlarımızın zihninde karanlık ve anlaşılmamış noktalar varsa onları tenvir etsin, ve Lübnan vasıtasıyla di­ğer Arap memleketlerindeki şüphe ve tereddütleri izale edebilsin. Sulh bugün yaşıyan nesillerin müşterek mameleki olarak hepimizin eseri halinde ayakta duracaktır.

Eğer milletlerimizi, dünün sıkıntı çsjç-miş bugünün harp tehlikeleri karşısın­da rahatsızlık duyan insanlarını ve ya­rınki nesilleri badirelerden kurtarmak istiyorsak, bu müşterek mameleki ayakta tutmak için ondan hiç bir şey esirgememeliyiz.

Devlet Reisimiz Lübnan'da

Yazan : Burhan Belge 17/VI/1955 tarihli (Zafer) den:

Osmanlı İmparatorluğunun   en   müteyeti, Garp medeniyetinin yüksek esas rakki vilâyetlerinden biri iken 1918 de istiklâline kavuşan Lübnan Cumhuri ve an'anilerini Yakın Doğuda en    iyi temsil eden memleketlerden biridir. Ve belki de, Türkiye Cumhuriyetine karşı beslediği bugünkü muhabbet    ve    iti­mat hislerinin sn tesirli âmili, budur.

Dünya siyasî durumunu beraberce mü­talâa ederek bundan, Orta Doğu adına, muayyen hüküm ve kararlara varmak arzusu, Lübnan ile bizim aramızda, pekâlâ hatırlanacağı üzere, asıl Bağ­dat paktından sonra tebellür etmiş bir temayüldür.   .

Fakat bu temayül, bugün artık bir müşterek politika olma yollarmdadır. Nitîfkrm, gerek Lübnan Devlet ve Hü­kümet Reislerinin bundan bir müddet önce memleketimizi ziyaretleri, gerek şimdi bizim Devlet Eeisimizin onların "bu' kıymetli ziyaretlerini mahallinde iade etmesi, hep bu müşterek politika­nın durmadan devam eden inkişafını teyid edici ve merhale merhale işaret­leyici mesut hâdiselerdir.

Keza, muhterem Başvekilimizin, Bağ­dat paktının hazırlıklarını yaptıktan sonra ilk sağlam siyasî menzil olarak Lübnan'ı seçmesi ve Orta Doğu adına neler yapılmak istendiğini sıcağı sıca­ğına Lübnan ricali ile gözden geçir­mesi, aynı inkişafın mukaddem ve ay­nı derecede mesut bir emaresi idi.

Kıymetli Lübnan Başvekilinin   geçenki ziyaretlerinde, memleketimiz hak­kında ne kadar sitavişkâr ve samimî sözler sarfettiği hatırlardadır. Hele bu sözler arasında bir tanesi, yolunu gör­mek ve yapılması lâzım olanı yapmak için artık Garba bakmıya lüzum olma­yıp örneklerin Türkiye'den alınabilece­ğini ifade edeni, bizleri bir nefs em­niyetine sevketmiştir.

İşte Türkiye'miz; karşı, Devlet yahut Hükümet Reislerinden en basit vatan-iaşına kadar böyle bu kadar muhab­bet besleyen bu güzel ve medenî mem­leketin, sevgili D&vlet Reisimiz, hâlen misafiri bulunuyorlar. Pakistan ve Irak'tan sonra, şimdi de Lübnan'ı; eski dostlar ve kardeşler halkasının bir* di­ğer güzide ve aziz unsurunu, ziyaret ediyorlar.

Orada nasıl karşılanacaklarını ve ne derece candan şevk ye heyecanlara he­def  olacaklarını  bilmekteyiz.

Keza bilmekteyiz ki, bu ziyaretlerle ve bu yaklaşma ve danışmalarla; taştaş üstüne ve kat kat üstüne konarak. Or­ta - Doğu milletlerinin müşterek dost­luk, kardeşlik, sulh, emniyet ve ileri medeniyet dünyaları kurulacaktır. Ta­rihin içinde asırlarca aynı kaderin si­yasî dilini konuştuk. Şimdi onun. istik­bale muzaf manevî içtimagâhını inşa ediyoruz.

Bu yolda, behemehal muvaffak olaca­ğız, ve beraberce inşa etmekte oldu­ğumuz bu istikbal yapısı, her türlü köstekleme ve sabotaja rağmen mutla­ka tamamlanacaktır. Yani Orta Doğu milletleri, muasır medenivetin bütün hususiyet ve üstünlüklerini haiz v.e câmî olarak, yakın yıllarda, dünyamı­zın en yeni ve .sn mamur semtlerinden birini meydana getireceklerdir.

Bir güzel semt, bir mamur semt, bir itibarlı ve şerefli semt!

Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil etmekteki o müstesna ve sade asaletleriyle, Devlet Reisimiz Celâl Bayar'a dost diyarın ve dost evinde, mesut an­lar geçirmelerini temenni ederiz.

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Haziran 1955

 New-York :

Silâhsızlanma Talî Komitesi 13 Mayıs günü Londra'da ki çalışmalarına ara verdiğind:nberi ilk defa olarak bugün Birleşmiş Milletler merkezinde top­lanmıştır. Fransız delegesi Hoppeno'-nun başkanlığında yapılan bu toplan­tıda komite çalışmalarının program: tesbit edilmiştir.

8 Haziran 1955

 Birleşmiş  Milletler   (New-York) :

Vesayet Konseyi 16 ncı toplantı devre­si çalışmalarına bugün Birleşmiş Mil­letler genel merkezinde başlamıştır. Başkanlığa Amerikan delegesi Mason Sears, başkan yardımcılığına da Haiti delegesi Dorsinvüle seçilmişlerdir.

18 Haziran 1955

 Birleşmiş   Milletler   (New-York) :

İngiliz Hariciye Vekili M. HaroJd Mac Millan dün ÖŞkden sonra Birleşmiş Milletler genel sekreteri M. Dag Hammarskjold'u ziyaret etmek üzere gel­diği Birleşmiş Milletler merkezinden ayrılırken verdiği beyanatta New -York'ta iki gün sürmüş olan müzake­reler esnasında üç Batılı Hariciye Ve­kilinin «kaydettikleri terakkilerden dolayın memnun bulunduğunu söyle­miştir.

M. Mac Millan Batılı Hariciye Vekillerinin Sovyet Hariciye Vekili M. Molotof ile San Francisco'da yapacakla­rı görüşmelere de temas etmiş ve bu görüşmelerin Temmuz ayı zarfında Cenevre'de toplanacak olan Dört Bü­yükler Konferansına müteallik tefer­ruatı hazırlamak maksadiyle yapılaca­ğını ilâve etmiştir.

19 Haziran 1955

San Fransisko:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının onun­cu kuruluş yıldönümü münasebetiyle yapılacak toplantıda hazır bulunmak üzere buraya gelmiş olan kimselerin alakadar oldukları y.:-gâne husus, bu toplantının, hasreti el'an çekilen dün­ya sulhunun sağlanmasında ne gibi bir rol oynayacağıdır.

Yeryüzünde hüküm süren gerginli­ğin ortadan kaldırılması için takibi gereken yolları göstermek maksadiyîe, San Fransisko toplantısında altmıştan fazla konuşma yapılacaktır. Fakat si­yasî müşahitler bu resmî hitabeler­den ziyade, devlet adamları arasında kulis arkasında cereyan edecek olan gayri resmî görüşmelere ehemmiyet vermektedirler.

Dünya milletleri arasında daha iyi münasebetler tesisinin, bu gayri res­mî görüşmelerde vasıl olunacak neti­celere bağlı olduğunu ileri sürenler ekseriyeti teşkil etmektedir.

Birleşmiş Milletlerin onuncu yıldönümü münasebetiyle yapılacak olan top­lantının başkanı Hollandalı Eclco Van Kleffens, San Fransisko'ya muvasala­tında verdiği bir beyanatta, toplantı­nın dünya sulhunun sağlanmasında mühim bir rol oynayacağını bildirmiş­ti. Eclco Van Kleffens tarafından veri­len bu beyanatın ne dereceye kadar doğru olduğunu Önümüzdeki günler gösterecektir.

San Fransisko toplantısında Sovyetler Birliğini temsil edecek olan Hariciye Vekili "Molotof ve refakatindeki elli beş kişiden müteşekkil heyet azaları dün San Fransisko'ya yasıl olmuşlar­dır. Molotof, San Fransisko garına va­rışında, kendisinden bir beyanat al­mak için bekliyen gazetecilere, sade­ce San Fransisko şehrine teşekkür ba­bında bir kaç kelime söylemekle ikti­fa etmiştir.

Moîotof ve maiyetindekiler, San Fransisko şehrinin en lüks banliyösü olan Hillsborough'da, sırf bu ziyaret maksadiyle kiralanmış olan gayet lüks bir köşke gitmişlerdir.

İki hafta için kiralanmış olan bu köşk Rus vergi mükelleflerine 4 bin dolara mal olmaktadır.

Cumhurreisi Ei&enhower, pazartesi gü­nü  toplantının açılışı münasebetiyle irad edeceği nutuk üzerindeki çalışma­larını bitirmiş ve bu sabah, yazlık ika­metgâhı Gettysburg'den Washington'a germiştir. Amerika Cumhurreisi bu­gün öğleden sonra San Fransisko'ya müteveccihen Washington'dan ayrıla­caktır. Başkan Eisenhower, daha ev­vel Birleşmiş Milletler Genel Sekre­teri Dag Hammarskjoeld'a gönderdiği bir mektupta, Birleşmiş Milletlerin onuncu yıldönümü münasebetiyle vâ­ki daveti, büyük bir fırsat telâkki et­tiğini bildirmiş ve bu münasebetle ya­pacağı konuşmada. Amerikan halkının Birleşmiş Milletler Teşkilâtı hakkında beslediği büyük ümitleri belirteceğini söylemişti.

Üç Batılı Hariciye Vekili bugün San-Fransisko'da beklenmektedir.

İngiliz Hariciye Vekili Harold Mac Millan, Fransız Hariciye Vekili Antoi-ne Pinay ve Amerika Hariciye Vekili John Foster Dulles,  New-York – San Fransisko seyahatlerini ayrı uçaklar­la  yapmaktadırlar.

Batılı Hariciye Vekillerinin bu akşam Molotofla bir görüşme yapacakları sa­nılmakta ise de, bu, sadece bir neza­ket görüşmesi şeklinde tezahür ede­cektir. Dört Dışişleri Vekili arasında­ki esas görüşmelere Cumhurreisi Eisenhower tarafından Pazartesi günü irad edilecek olan nutku takiben baş­lanacaktır.

 Birleşmiş Milletler :

Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Mo­lotof, bugün, Birleşmiş Milletler Ge­nel Sekreteri Dag Hammarskjold'u zi­yaret ederek kendisiyle on dakika ka­dar bir konuşmada bulunmuştur.

Bugünkü konulmanın beklenmedik bir zamanda vukuu burada hayretle karşılanmıştır. Evvelden randevu alın­madığı için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag 'Hammarskjold Stan-ford Üniversitesinde vereceği bir kon­feransa gitmek üzere otomobiline bi­nerken kendisine Molotof'un konuş­mak istediği bildirilmiştir. Bunun ü-zerine Genel Sekreter otomobilinden inerek bürosuna çıkmıştır.

Mülakat sırasında Molotof a kimse refakat etmemiştir. Gazetecilerin bü­tün ısrarlarına rağmen Genel Sekreter konuşulan konular hakkında hiç bir açıklamada bulunmamıştır.

Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Birleşmiş Milletler Kurulunun toplan­dığı binaya girerken ve çıkarken ora­ya birikmiş olan Letonya, Litvanya ve Estonya mültecilerinin hasmane nü­mayişlerine maruz kalmıştır.

20 Haziran 1955

 San Francisco :

Amerika'nın Birleşmiş Milletlerdeki daimî delegesi Henry Cabot Lodge, Birleşmiş Milletler teşkilâtının onuncu yıldönümü münasebetiyle tertiplenen bir televizyon programında konuşarak, son günlerde Filistin'de durum daha vahim bir hâl aldığı takdirde, Güvenlik Konseyinin San Francisco'da top­lantıya çağırıimasmın faydalı olacağı hakkındaki düşüncesini ifade etmiştir.

  San Francisco :

Joohn Foster Dulles, Pazar günü San Francisco'ya varışından hemen sonra : San Francisco Kiliselar Konseyi»nin tertip ettiği bir festival münasebetiyle kısa bir konuşma yaparak, Birleşmiş Milletler teşkilâtının sulhu koruması­na yardım edecek deniz, hava ve kara kuvvetlerinden müteşekkil silâhlı bir­liklerle mücehhez olmayışından esef duyduğunu belirtmiş, ve «Güvenlik Konseyi, büyük devletlerin dünya ni­zamını elbirliği ile korumaları bah­sinde inananları hayâl sukutuna uğ­ratmıştır» diyerek sözlerine şöyle de­vam etmiştir :

«Kuruluşundan bu yana, on sene içer­sinde, Güvenlik Konseyi bir kere bile, anayasa hükümlerine uygun olarak hareket etmek imkânını bulamadı, zi­ra silâhlı kuvvetlerin teşekkülü ana­yasada yer aldığı halde hin bir zaman hakikat olamamıştır. Güvenlik Konse­yinin yegâne hareketi, Kore'de misali­ni gördüğümüz gibi, tavsiyelerde bu­lunmaktan ibaret kalmış, hareketi hiç bir zaman emir tarzında tecelli etme­miştir. Hattâ veto hakkı denilen şeyin 'suistimâl edilmesi yüzünden tavsiye­lerinin bile tehlikeli bir şekilde tahdit edildiği vaki olmuştur.

Aradan geçen on sene göstermiştir ki Birleşmiş Milletler teşkilâtı daha ziya­de  manevî  bir   otoriteye   sahiptir.™

Dulles, bundan sonra, Birleşmiş Mil­letlerin faaliyetine de temas ederek, sözlerine şöyle son vermiştir :

 Bütün hükümetlerin, hattâ manevî bir kanunun mevcudiyetini inkâr edenle­rin bile, ahlâkî prensipler adına tenkidlere maruz kaldıkları zaman kendi­lerini Birleşmiş Milletler kürsüsünden müdafaa etmek lüzumunu hissetmele­ri bize cesaret vermelidir.»

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş  Milletler    Genel    Sekreteri


 

Dag Hammerskjoeld, Birleşmiş Millet­ler anayasasının imzalandığı ve bu gü­nün onuncu yıldönümünü tesid etmek üzere merasimlerin yapıldığı San Fran­cisco şehrindeki Stamford Üniversite­sinde söylediği bir nutukta «beynelmi­lel» mefhumunu Birleşmiş Milletlerin anladığı tarzda müdafaa etmiş ve ez­cümle şunları ifade etmiştir :

«Birleşmiş Milletler, «dünya» ve «mil­let» mefhumları arasında bir terkip yapmak hususundaki arzumuzun ifa­desi olup, kendi memleketimiz için çalışırken, dünyanın menfaatini temin etmek, dünyanın yararına çalıştığımız zaman ise, kendi menfaatimizi koru­muş olmak hususundaki bir teşebbüs-tsn ibarettir.

«Mazideki muvaffakıyetsizlikler ne olursa olsun, Birleşmiş Milletler bize, insanlığın durumunu mükemmelleş­tirmek mevzuunda, gayretlerimizi han­gi istikamete tevcih etmemiz gerekti­ğini göstermektedir.»

Hammerskjoeld, sözlerine son verir­ken, bir İngiliz şâirinden «Dünyayı kurtarmak için bu adamdan canını fe­da etmesini istedin - fakat, boşuna öl­mediğine emin misin?» mısralarını söy-liyerek, bu suale, müsbet cevap vere-bilmeliyiz» demiştir.

 San Francisco :

San Francisco şehri Birleşmiş Millet­ler anayasasının imzalandığı on yıl evvelki tarihin heyecanını bugün de yaşamaktadır. Teşkilât üyesi 65 dev­letin delegeleriyle yedi memleketin müşahitleri anaya-sanm imzalanması yıldönümünü kutlamak üzere burada toplanmışlardır.

Toplantının diğer bir ehemmiyetli veçhesi de, 18 temmuz'da aktedilecek olan dört hükümet başkanı konferan­sı hazırlıklarının Hariciye Vekilleri arasında bâzı temas ve müzakerelere mevzu teşkil edecek olmasıdır.

San Francisco toplantısında memleke­timizi Birleşmiş Milletler nezdinde daimî delegemiz büyük elçi Selim Sarper temsil etmektedir. Kendisine de­lege Turgut Menemencıoğiu ile başkatip Halâk Bavulken refakat etmekte­dirler.

Bugün konferans açılınca bir dakika­lık tazim sükûtundan sonra başkan Eisenhower söz alarak bir nutuk söyliyecektir. Konferansın müteakip gün­lerinde her memleket temsilcisi yirmi dakikayı aşmayan bir konuşma yapa­caktır.

Büyükelçi Sarper'in söz sırası 23 hazi­ran Perşembe günü öğleden sonraya tesadüf etmektedir. Haber aldığımıza göre delegemiz nutkunda bilhassa, on sene evvel başlayan gerginlik ve em­niyetsizliğin yakın bir gelecekte orta­dan kalkacağına dair bugün hâlâ kat'î bir delil mevcut olmadığımı, sulhsever memleketlerin ger.ak fer&en, gerekse müşterek teşekküllerinde kuvvetli ol­maları gerektiğini, sulhun ancak em­niyet sayesinde teessüs edebileceğini ve hakikî emniyetin de beynelmilel kontrol altında umumî ve muvazeneli bir silâhsızlanma neticesinde kurulabi­leceğini belirtecektir.

Daimî delegemiz, nutkunda, Birleşmiş Milletlerin son on senelik mesaisinde Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Teşki­lâtı içinde veya Teşkilât anayasası prensipleri çerçevesinde sulh ve emni­yet yolunda ifa ettiği hizmetlere ve bu mevzuda Güvenlik Konseyi, klâsik si­lâhlar ve atom enerjisi komisyonları, müşterek tedbirler komisyonu gibi ku­rullardaki rolüne ve Kore'ye bir savaş birliği göndermek suretiyle sulha vs emniyet dâvasına karşı göstermiş ol­duğu bağlılığa işaret "edecektir.

Büyükelçi Sarper müteakiben Birleş­miş Milletler anayasasının ihzarı sıra­sında, on sene evvel. Türk heyetinin ileri sürdüğü bazı tenkidîere bugün artık ekseriyetin de katıldığını teba­rüz ettirerek anayasanın bâzı hükümle­rinin yeniden tetkikini, veto hakkının tahdidini, yeni âza kabulü usullerinin kısmen tâdilini, müşterek emniyet me­kanizmasının zamanın icaplarına da­ha uygun olması inin daimî surette tet­kike tâbi tutulmasını da telkin ede­cektir.

 San Francisco :

Yetkili bir  kaynaktan     öğrenildiğine göre, Sovyet Dışişleri Vekili Molotof, Birleşmiş Milletlerin San Francosco'da-ki toplantısında, milletlerarası gergin­liğin azaltılmasını ve atom silâhlarının men'ini derpiş eden bir karar sureti­nin kabul edilmesine taraftardır. Molo-tof, böyle bir karar suretinin kabulü­nü, dün Birleşmiş Milletler Genel Sek­reteri Hamrnerskjoeld ile yaptığı gö­rüşme sırasında ileri sürmüştür. Öğ­renildiğine göre Molotof a genel kuru­lun bu toplantısının tamamen bir me­rasim mahiyetini alması hususunda mutabık kalındığı hatırlatılmıştır.

21 Haziran 1955

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun açılış celsesinin hitamını müteakip Başkan Eisenhowsr bitişik binaya geç­miş ve M. Molotof, M. Antoin Pinay ile M. Harold Mac Miîlan da dahil olmak üzere orada hazır bulunan bütün mu­rahhas heyetlerin başkanları kendisine takdim edilmiştir.

 Birleşmiş Milletler ;

Dün akşam Başkan Eisenhower'in mu­rahhaslar şerefine verdiği kabul resmi sîçaisında, Sovyet .Hariciye Yekemin talebi Üzerine vâki olan Pinay - Molo­tof görüşmesinde iki devlet adamı sık sık buluşmak hususunda mutabık kal­mışlardır. M. Molotof, Avusturya bita­raflığının Avrupa için mühim bir vâ-kıâ olduğunu ileri sürmüş ve Viya-na'da bulunduğu sırada Avusturyalı­ların istiklâline kavuşmaktan dolayı sevinçlerini görmekle çok mütehassis kaldığını söylemiştir. Bunun üzerina M. Pinay, her memleketin aynı şartlar altında olmadığını belirtmiş, M. Molo-toı da cevap olarak meselenin derinleş­tirilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

 San Francisco :

Fransız Dışişleri Vekili Pinay'm dün Sovy.et Dışişleri Vekili Molotof ile yap­tığı samimî görüşme diplomatik ba­kımdan büyük bir ehemmiyeti haizdir. Bu görüşme Sovyet hükümeti ile müzakere İmkânlarının acık olduğunu vb Fransa üa ciddî bir yaklaşma isşebbü-sünde bulunulduğunu göstermektedir. İki devlet adamı bu konuşmalarında, bir tok mevzu hakkındaki fikirlerini .açıklamışlar ve hâî çaresi bulunması .gereken meseleleri karşılıklı bir iyi niyetle tetkike hazır olduklarını belirt­mişlerdir. Bu görüşme sırasında. New-York'taki üciü müzakereler sonunda varılan kararlardan Molotof un haber­dar edildi"! muhakkaktır.

Mamaafih Fransız - Sovyet münase­betlerinde hemen esaslı bir değişiklik husule geldiği neticesine vanimamalıdır. Şimdiki hâlde yeni imkânların husule geldiği ve iki tarafın, mevcut durumu ıslah için ortaya çıkacak her fırsattan faydalanmaya hazır olduğu anlaşılmaktadır. Bâzı müşahitler, Sov­yetlerin son teşebbüslerini, atom ener­jisi sahasında kaydedilen İlerlemeler hususunda Rusya'da duyulan endişe ila izah etmektedirler. Bir atom har­bi kimse için faydalı olmayacağından barışın korunması elzem telâkki .edil­mektedir.        

San Francisco :

İngiltere Dışişleri Vekili Harold Mac Millan, bugün. Birleşmiş Miiistler ku-Tulunda söz alarak ezcümle şöyle de­miştir : «1945 de zihinlerimiz.? hâkim olan düşünce sistemini yeniden elde edebilecek miyiz? Bu yaz, dört büyük devlet arasında, eskiden mevcut olan işbirliğini, yeniden tesise muvaffak olabilecek miyiz? İşte halli gereken mesele budur."

Bunâan sonra. Cenevre'de yapılacak olan toplantının Potsdam'dan beri dört büyükler arasında cereyan edecek ci­lan ilk konferans olduğuna işaret eden Dışişleri Vekili, samimî bir işbirliği tesis etmek için zemin ve zamanın çok müsait olduğunu belirtmiş ve ta­rafların, Birleşmiş Milletler anayasası­nı meydana getiren aynı yapıcı zihni­yet ve duygu, ile hareket etmeleri icap ettiğini b.eyan etmiştir.

Harold Mac Millan, bundan sonra, Birleşmiş Milletler kurulunun on yıl­lık bir tarihçesini yapmış, henüz mü­kemmel bir hale gelememekle beraber,bu teşkilâtın başarmış olduğu işleri saymış ve bir atom harbini önleme hu­susundaki rolüne ibaretle kendisinin bu topluluğa karşı duyduğu itimadı be­lirtmiştir.

Bundan sonra, silâhsızlanma meselesine temas eden Dışişleri Vekili, bu ko­nuda doğu ve batı arasında bir görüş birliğinin meydana geldiğini söylemiş, atom enerjisinin sulhçu gayelerde kul­lanılması hususunda Önümüzdeki ağus­tos ayında Cenevre'de toplanacak olan milletlerarası konferansın neticeleri hakkında beslediği ümidi izhar etmiş ve bu toplantıyı desteklediği için Bir­leşik Amerika'ya şükranlarını bildir­miştir.

Harold Mac Millan, Birleşmiş Milletler Kurulunun gayelerine temasla, bunun ne bir dünya devleti, ne de aynı umdelers sahip olan bir devletler toplulu-. ğu olmayıp, mevcut ihtilâfları sulh yo­lu ile halletmek ve üyeleri arasındaki münasebetleri adilâne bir şekilde tan­zim etmek için düşünülmüş ve meyda­na getirilmiş bir teşkilât olduğunu söylemiştir. İngiltere Dışişleri Vekili, bun dan dolayı, bütün sulhsever memleket­lerin Birleşmiş Milletler Kuruluna ka­tılmalarının hakları olduğunu beyan etmiştir.

  San Francisco :

Birleşmiş Milletler Kurulunun bugün­kü oturumunda söz alan Belçika Dış­işleri Vekili Paul Henri Spaak «Sulh. içinde bir arada yaşamayı ileri sürmek kâfi değildir, bütün mesele, bu­nun tahakkuku inin gayret sarfetme-dedir. Ben şahsen, bugünkü şartların, sulh içinde bir arada yaşamağa çok müsait olduğuna kaniim.» demiştir.

22 Haziran 1955

  Birleşmiş Milletler :

Birleşik Amerika'nın Birleşmiş Millet­ler nezlideki daimî murahhası M. Henry Cabot Lodge, dün akşam yaptı­ğı bir konuşmada Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Önümüzdeki alelade toplantısında atom radyoaktiviteleri­nin dünya için arzettiği tehlike mese­lesini tetkik etmesini teklif etmiştir.

- San Francisco :

"Yugoslavya Dışişleri Vekili Koço Po-poviç, Birleşmiş Milletler kürsüsünde perşembe günü söylediği bir nutukta itimat tesis edecek bir politika tavsiye etmiştir. Böyle bir politika hâlâ çö­zülmemiş bir halde bulunan, kuşku va  oyalama membaı olan bir hayli mese­lenin hallini imkân dahiline sokacak-

Yugoslav Dışişleri Vekili, noktai naızarların yakınlaştığı silâhsızlanma me­selesini misal olarak vermiş ve şunları .söylemiştir :

"Silâhsızlanma meselesini yeni inki­şaflar takip edecektir. Bu inkişaflar ve muhit, hâlâ askıda bulunan diğer me­selelerin hallini kolaylaştıracaktır. Bu meyanda şunlar sayılabilir, atom ener­jisinin sulhcu gayelerle- kullanılması, müşterek emniyet için müessir bir sistemin kurulması, inkişaf etmemiş memleketlere ve mmtakalara yardım, bilhassa iktisadî sahada umumî işbirli­ği, Formoza vs Almanya meselel-sri gi­bi hususî mahiyetteki  bâzı meseleler.

Cereyan edecek görüşmeler ile DÖrtiar "Konferansının, karşılıklı itimadın tak­viyesine, askıda duran meselelerin hal­li i^in uygun yegâne yolun mükazereler metodu olduğunun kabulüne doğru atılan yeni bir adım olduğuna inanı­yoruz. «

Popoviç bu inkişaf usulünün yeni bir politika yaratacağın; ve blok politika­sını t erk ettireceğini bildirmiştir.

"Yugoslav DiFİşlrri Vekili, Birleşmiş Milletlerin soüuk harbin en karanlık günlerinde bile. mânevi kuvveti ve si­yaseti sayesinde tehdit ve anlaşmaz­lıklarla dolu bölünmüş bir dünyada bir birlik ve barı;? unsuru olduğunu ve dünvaya barış yolunda ilerlemesi için yardım edecek kuvvetlerin bunu idrak ettiklerini söylemiştir.

-Atom silâhlarının inkişafı ile ortaya çıkan korkunç tehlikeler ve atom ener­jisinin sulhcu gayelerde kullanılması­nı mümkün kılan terakkiler, bu günün 'insanlarının 10 sene evvelkilne naza­ran daha basiretli olmalarını, su:h ve beynelmilel   işbirliğini   takviye   etmek için yenî yollar aramalarını ica? ettir­mektedirler.»

 Birleşmiş Milletler :

Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Molotof bugün, Birleşmiş Milletler Kuru­lunun onuncu yılı dolayısiyle söz al­mıştır.

Molotof, dünya güvenliği ve sulh me­suliyetinin, bilhassa, Birleşik Amerika ile Sovyetler Birliğine yüklendiğini ve Sovyetler Birliğinin bunu tamamiyle müdrik olduğunu söylemiştir.

Bundan sonra silâhsızlanma kornosu­na tamas etmiş ve bu alanda Sovyet­ler Birliğinin tekliflerini ileri sürdü­ğünü, bundan böyle, düşüncelerini açıklamanın batılılara terettüp ettiği­ni beyan stmiştir.

Sovyetler Birliğinin, batıklar .tarafın­dan yapılmış olan klâsik silâhların tahdidi teklifini kabul ettiğini, onların da, Sovyetler 'Birliği tarafından ileri sürülen atom y.a hidrojen bombalarının yasak edilmesine yanaşmalarının ye­rinde olacağını söylemiştir.

Atom ve hidroj.en bombalarının yasak edllm-ssi ve bunun kontrolü meselesi­ne temas eden Sovyetler Birliği Dışiş­leri Vekili, bunun milletlerarası bir komisyon tarafından murakabe edil­mesinin yerinde olacağını ve bu kontrol heyetine bütün memleketlerin açık ol­ması gerektiğini, kontrolün hiç bir tak­yide tâbi tutulmadan her zaman ve her yerde yapılmasının yerinde olacağını bildirmiştir.

Umumî dünya meselelerine t^rnas eden. Molotof, milletlerarası gerginliğin art­masının sulh inm bir tehdid teşkil ede­ceğini ve bir üçüncü Dünya Harbi teh­likesini arttıracağını söylemiş ve y-eni üsler fc-zsis etmenin, yeni ittifaklar kur­manın, silâhlanma gayretinin, Alman-yayı teslih etmenin milletlerarası ger­ginliği arttıracak vakıalar olduğunu iddia etmiştir.

Sovyetler Birliğinin milletlerarası gerginiiği ortadan kaldırmak için gayret sarfettiğini söyleyen Molotof, bu hu­susta misal olarak Avusturya barış andlaşmasını,  Sovyet - Yugoslav münasebatlerinin düzelmesini, Hindistan Başvekili Nehrunun Sovyetler Birliği­ne yapmakta olduğu ziyareti, Londrada cereyan etmekte olan Japon - Sov­yet müzakerelerini ve Cenevre'de top­lanacak olan dört büyükler konferan­sım zikretmiştir.

Bundan sonra, Uzak Doğu meselele­rine temas eden Sovyetler Birliği Dış­işleri Vekili, Formoza, Peskador ve kıta Çinine yakın olan diğer adaların Çinin tabiî birer parçası olduğunu ve bunların anavatana iadesi hususunda Birleşmiş Milletler Kurulunun gayret sarfetmesi icap ettiğini belirterek söz­lerine nihayet vermiştir.

 Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulunun onuncu yıldönümü dolayısiyle yapılan toplan­tıda söz .alan Küba foaşdagelesi Genel Kurul Başkanının iki kere ihtarına ma­ruz kalmış, bununla baraber nutkunu bitirmeğe muvaffak olmuştur.

Küba delegesi Sovyetler Birliğini, Baltık ve Orta Avrupa memleketleri­ni işgal ve bura halkının hürriyetini gasbetmekle itham etmiştir. Küba de­legesinin bu sözleri dinleyiciler ve bâ­zı Güney Amerika devletleri temsil­cileri tarafından şiddetle alkışlanmış­tır.

   Molotof, memleketine karşı yapılan bu  ithamları   tebessümle   dinlemiştir.

 San Francisco :

İngiliz Dışişleri Vekili Harold Mac Millan'ın dün gece Sovyet Dışişleri Ve­kili Molotof'a yaptığı «nezaket ziyare­ti» 1 saat 20 dakika sürmüştür. İyi ha­ber alan İngiliz kaynaklarından öğre­nildiğine göre iki devlet adamı yakın­da yapılacak Cenevre konferansı hak­kında görüş teatisinde bulunmuş ve bu konferansın propaganda gayelerine âlet edilmemesi ve dört hükümet baş­kanının devamlı bir barış tesisi için sa­mimî gayretler sarfetmeleri hususun­da mutabık kalmıştır.

Bu görüşmeyi müteakip Mac Millan, Fransız  Dışişleri Vekili Pinay'm verdiği ziyafete gitmiştir.    Bu    ziyafette Dulles de bulunmuştur.

23 Haziran 1955

  Birleşmiş  Milletler :

M. Molotof, 'Birleşmiş Milletler nez-dindeki murahhas heyetler başkanları­na verdiği öğle yemekleri cümlesinden olarak dün de Türkiye'nin Birleşmiş/ Milletler nezdindeki baş murahhası Selim Sarper'i, Yunanistan büyükelçi­si M. Jorj Melas'ı, Habeşistan ve Afga­nistan baş murahhaslariyle Finlandi­ya'nın Birleşmiş Milletler nezdindieki. müşahidini Öğle yemeğine davet etmiş­tir.

Sovyetlerden bu davette M. Molotof tan maada Sovyetler Birliğinin Wa­shington büyükelçisi M. Zarubin, Sov-yet baş murahhası M. Arkadi Sobolef. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter mu­avini M. İlya Çernioef hazır bulunmuş­lardır.

  San Francisco :

Cenevre'de Dört Büyükler toplantısına iştirak edecek memleket temsilcile­rinden Reisicumhur Eisenhower'in.. temkinli v.e İngiliz Hariciye Vekili Mac Millan'ın mutedil nutuklarından sonra Molotof un nutku merakla bek­lenmekteydi. Dün Sovyet Hariciye Ve­kilinin iki dakika süren nutkunda son on sene zarfında Sovyetler tarafından ileri sürülen iddiaların tekrarından baş­ka hemen hiç. bir yeni unsur bulunma­ması iki günden beri San Francisco'ya hâkim olan kısa zamanda sulh ve sü­kûna kavuşma ümitlerini hayli gerilet­miştir. Bu nutukta bilhassa komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere alınması ve Formoza ile civarındaki adaların da. kendisine verilmesi, Almanya'nın silâhsız ve bitaraf tutulması, Amerika­nın Avrupa ve diğer kıtalardaki aske­rî üslerinin tahribi, silâhsızlanma ve atom silâhlarının men'i hususunda kâ­fi derecede müessir beynelmilel kon­trol imkânlarını ihtiva etmiyen Sov­yet tekliflerinin kabulü gibi ötedanbe-ri garp memleketlerinin kabul etme­dikleri şartlan yeniden ileri    sürmesive NATO teşkilâtiyle buna dahil memleketleri mütecaviz olarak vasıflandır­ması siyasî muhitleri değilse bile bura umumî efkârını hayrete  düşürmüştür.

;Bu nutku takiben kürsüye gelen Küba delegesi Portunando, Molotof'un nut­kuna itirazda bulunmuş, İkinci Dünya Harbînden sonra garp memleketleri "birçok memleketlere istiklâl verip bir santim yabancı toprak ilhak etmemiş­lerken Sovyet Rusya'nın Şarkî Avru­pa'da milyonlarca insanı esarete sü­rüklediğini  ifade  etmiştir.

" Konferans başkanı Van. Kleffens    bu tesit toplantısında muayyen memleket vs muayyen siyasî mesel-slerin  mevzu-ubahs edilemiyeceğini, Küba delegesi-:ne ihtar etmiş ve o anda yerinden kal­karak   kürsüye   ilerliyen  Filipin   dele­gesi Romulo,  Molotof'un nutkuna  iti­raz etmemiş olan başkanın diğer dele­gelere müdahale edemiyeceği şeklinde itirazda bulunmuştur.

.Böylelikle dün, San Francisco toplan­tısının   en  heyecanlı günü    olmuştur. .-Öğleden sonrs Irak (delegesi Musa Şeh­bender memleketinin Orta-Şark     mü­dafaasına verdiği    ehemmiyeti    b.elir--tsrek Türkiye - Irak paktını övmüş ve bâzı   Arap   memleketlerinin  müşterek -emniyet politikasını lâyıkiyle anlama--dıklarından   şikâyet   etmiştir.   İlk     iki günü   samimî   v.e   daha   ziyade   ümitle -dolu bir bayram havası içinde geçen San - Francisco toplantısı dünkü hâdi-.selerd-sn sonra daha çetin bir safhaya girmek temavülünd,odir.

 San Francisco :

"Fransa Dışişleri Vekili Antoine Pinay "bu sabah Birlenmiş Milletler kürsüsün­de söylediği nutukta şöyle demiştir : «Bütün Avrupa memleketlerini yapıcı gayretler etrafmda topliyarak Avrupa-nın tedricî bir surette bölünmesini ön­lemeliyiz."

"Pinay do^u - batı münasebetleri hak­kında da şunları söylemiştir :

: Doğu ile batı ötedenberi Birleşmiş "Milletlerin hususî teşekküllerini bir &rada faalivette bulunuvorlar. Şu hal­ede doğu niçin bir gün Batı Avrupa tarafından ortaya atılmış büyük tasav­vurlara   iştirak   etmesin?»

Bölge anlaşmalarından da bahseden Fransa Dışişleri Vekili Fransanm dahil olduğu bu çeşit anlaşmalardan hiçbi­rinin, milletlerarası gerginliği arttıra­cak mahiyette olmayıp aksine bu ma­hallî anlaşmaların milletlerarası bir anlaşmalara doğru giden bir yol aça­cak kabiliyette olduğunu söylemiştir.

Vekil sözLerine şunları İlâve etmiştir :

Bunu açıkça ve samimiyetle söylüyo­rum. Memleketim Atlantik teşkilâtının kendisine sağladığı güvenlikten vaz­geçmek niyetinde değildir. Ben Atlan­tik Konseyina yabancı askerî üslerden müteşekkil bir topluluk göziyle bakmı­yorum. Bu teşkilâtta sadece aynı ba-nşçı ideal uğrunda hizmete konmuş vasıtalar görüyorum.»

Silâhsızlanma meselesini de ele alan Vekil şöyle demiştir :

«Dünyanın bugünkü durumunda genel ve kontrollü bir silâhsızlanma henüz bir gerçek olmadığına göre, hakikî gü­venlik sadece Birleşmiş Milletler ana­yasasına uygun bölge anlaşmaları ile sağlanabilir.»

Pinay nutkuna devlet adamlarının va­zifesinin «insanların emniyetini, hürri­yetin icaplarını v.a refah arzusunu tat­min edecek şekilde kollektif faaliyet­lerde bulunmak» olduğunu işaret ede­rek devam etmiş ve nihayet Alman birliği hakkında da şunları söylemiş­tir ;

«Alman birliği herkese şâmil genel bir güvenlik içinde tesis edilmelidir. Bi'1 gün haddinden fazla silâhlanmış bir Almanya halini almak tehlikesine ma­ruz «tarafsız bir Almanya» fikri ile «ta­rafsızlaştırılmış bir Almanya» fikri altında ortaya atılan manasız görüşü bir yana bırakmak gerekir. Benim fik­rimce hür bir Almanvayı silâhların kontrolü ve tahdidini ihtiva eden bir güvenlik sistemin-a iştirakte serbest bırakmalıyız."

Fransa Dışişleri Vekili bundan sonra doğrudan doğruya memleket ismi zikretmeksizin Kuzey Afrika meseleleri­ne temas etmiş ve  «Milliyetçilik duy-

gularını rencide etmeksizin yapılacak tek işin bu bölgelerde seçkin insanlar yetişmesini sağlamak ve siyasî hayat ile idare sorumluluklarını bu şahısla­ra devrederken kendilerine kılavuzluk etmek» olacağını soylara iştir.

Nutkunun sonunda gelecek Cenevre konferansına temas eden Pinay «Dört­lü görüşmeler hakkında şimdiden fi­kir beyan etmenin yeri olmadığını, fa­kat ua3rin.de durulması gemken nokta varsa onun da mülstlerin dışın­da onlardan daha üstün başka bir de­ğerin var oluşu, bunun da «insanın şahsim mefhumu ile ifade ediliri oldu­ğunu söylemiştir.

  Birleşmiş Milletler :

Irak murahhası Musa El Şahbender dün Birlimi? Milletler kürsüsünde irad ettiği nutukta Türk - Irak paktını, Birleşmiş Milletlere yeni azaların alın­ması meselesini, Filistin ve Kuzey Afrika'daki vaziyeti mevzuubahs etmiş­tir.

Irak murahhası. Aran memleketleri arasındaki müşterek güvenlik paktı­nın ve Türk - Irak karşılıklı yardım paktının Birleşmiş Milletler anayasası­nın ruhuna uygun bulunduğunu ve Orta Şarkın istikrarına, «bu bölgedeki bir kaç memleketin müdafaa ettiği menfi tarafsızlıktan» çok daha ziyade faydalı olacağını söylemiştir.

  San Francisco :

Avustralya Dışişleri Vekili Sir Percy Spend dün Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada şöy­le demiştir :

t Eğer müzakereler nihaî barış dâva­sı için faydalı olacaksa, menfaatleri bi­zimkilerine aykırı olanlarla her zaman müzakereye girişmeye hazır olmalıyız, demokrat memleketler, yeni ye barış­çı bir dünya inşa etmek için .bâzı he­saplı riskleri göze almak ve bâzı tâviz­lerde bulunmak i?in yeter bir güvenlik sağlamışlardır. Yalnız müzakerelere Si i-?r-2&lmîz menffaatlerin de buna müşabih riskleri göze almaları ve ha­kikî tâvizlerde bulunmaları lâzımdır.Dışişleri Vekili konuşmasına devamla-milletlerarası sahada bâzı gevşeme be­lirtileri kaydedildiğini, fakat şüphe: itimatsızlık ve çekinmenin ortadan tamamiyle kalkması için daha çok şey" lâzım olduğunu belirtmiş ve şunları ilâve etmiştir.

«Atom silâhlar: meşru müdafaa vası­taları olarak kullanılacağından, bir te­cavüz bugün bütün durmanın tahribi­ni ifade edecektir. Bu sebepten kuvve­te müracaattan vazgeçmeli ve müza­kerelerden faydalanmalıdır.»

 Washington :

Molotof'un Birleşmiş Milletler Kuru­lunda söylemiş olduğu nutka Birleşik Amsrika Dışişleri Vekili John Fuster Dulles'm cuma günkü hitabesinde ce­vap vereceği tahmin edilmektedir.

Cumhurreisi Eisenhower memleket dahilinde seyahatte bulunduğu, Dışiş-1-ari Vekili ise San Francisco toplantı­larını takip ettiği için Sovyetler Birli­ği Dışişleri Vekilinin söylemiş olduğu1 nutku yorumlayacak hiç bir resmî şa­hıs bulunmamakla beraber, bu sözle­rin Birleşik Amerika siyasî çevrelerin­de hayâl kırıklığı meydana getirdiği' gizlenmem ektedir.

Washington siyasî çevreleri, Molotof'un: dünya sulhu, barış idinde bir arada ya­şama, Birleşmiş Milletler Kurulunun istikbâli gibi umumî konular üzerinde konulacağı yerde milletlerarası meseleleri eki almasını hayretle kar­şılamışlardır. Bu çevreler Molotof'un hiç bir yeni teklifte bulunmayıp eskî-sözlerini tekrarladığını ileri sürmek-tsdirler.

Bu çevrelere göre, Molotofun tekrar­ladığı konular şunlardır :

 Avrupa     kıtasındaki     Amerikalıaskerlerin geri çekilmesi,

 Formoza adasının komünist Çineerki,

3  Silâhsızlanma,

4 Birleşik Amerikanın Avrupadakîüslerini  terk-stmesi,

Bu  çevrelerin kanaatlerine  göre,  Birleşik Amerika sulh. içinde bir arada ya­şama uğruna, bu şartları kabul edemez. Washington'da hâkim olan kanaat şu­dur ki, bu şartlar tahtında, dörtler kon­feransına iştirak edecek olan Birleşik Amerika heyeti çok müteyakkız dav­ranmak ve Sovyetlerin karşısında hiç bir zaaf alâmeti göstermemek mecbu­riyetindedir.

  Birleşmiş Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler Kurulunda söz alan Lübnan temsilcisi, Kurulun Orta Doğudaki mesuliyetlerinden bahsetmiş ve Filistin Araplarının uğramış olduk­ları alâkasızlık ve haksızlıklardan iştikâ ederek gelecek yıllarda teşkilâtın bu bölge ila daha fazla alâkadar olma­sı temennisini izhar etmiştir.

Sözlerine devam eden Şarl Malik, «Bu bölge ile ilgisi bulunan büyük devlet­lerin aralarındaki nizaı sona erdirme­leri lâzımdır» demiştir.

Afrikaya Asya meselelerine temas eden Lübnan temsilcisi, eski bir mede­niyete sahip olan bu memleketler hal­kının uyanmalarından memnuniyet duyulması icap ettiğini ve Bandung konferansının bu halkın ne derece olgun bir seviyeye ulaştığını ispat ettiği­ni belirtmiştir.

24 Haziran 1955

  Sanfrancisco :

Birleşmiş Milletlerin burada yapmak­ta olduğu anma toplantısında konuşan Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles «soğuk harp» adı verilen halin sona erdirilmesi için bir teklifte bulunmuştur :

John Foster Dulles ezcümle şöyle de­miştir :

'«Birleşmiş Milletler anayasasını tetkik ediniz ve milletlerarası münasebetlerde kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kul­lanmak tehditlerinden ve diğer mem­leketlere karşı yıkıcı faaliyetleri idare etmekte veya desteklemekten kaçını­nız. »

Bundan sonra dünya meselelerine te­mas .eden Dışişleri Vekili :

«Asyada,  Korede mütecaviz  hüviyetine bürünen ve bu faaliyetinden dolayı Birleşmiş Milletler tarafından takbih edilmiş olan bir Komünist Çin hükü­meti vardır. Bu Hindiçiniye tecavüz edilmesini temin etmiş ve Formoza böl­gesindeki ihtiraslarım desteklemek üzere zora başvurmuş ve istikbâlde de kuvvet kullanacağı tehdidinde bulun­muştur.» demiştir.

Bundan sonra, Dulles, Sovyıat Hariciye Vekili Molotof'un çarşamba günü yap­mış olduğu konuşmayı telmihen şun­ları söylemiştir :

«Soğuk harbe son vermek için yedi maddeye lüzum yoktur. Hüsnüniyet gösterilirse bir teki kâfidir.»

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili, Bir­leşik Amerika'nın gelecek ay Cenevre-de hükümet reisleri arasında yapılacak toplantıya bu ruh içerisinde iştirak e-deceğini belirtmiştir.

Dulles, Birleşik Amerika'nın bu ruhun toplantıya iştirak edenler tarafından, paylaşılacağı ümidini izhar etmiştir.

Dulles, bu şekilde hareket edildiği tak­dirde inatla ortada kalan meselelerin halli için bazı yolların bulunabieceğine işaret ederek demiştir ki:

Cenevre'de biz diğer milletlerin mu­kadderatını tayin etmek hakkını haiz selâhiyet sahibi gibi hareket etmiyeceğiz. Bu şekilde hareket neticesinde iyi hal çareleri bulunamaz. Meseleler ile doğrudan doğruya alâkalı milletlerin haklarını ve görüşlerini bu,sürtebilecek­leri yollar bumağa çalışacağız.»

Milletlerarası münasebetlerdeki son ge­lişmelerden bahsederken Mr. Dulles bazı kimselerin «yeni bir devrin» baş­ladığı kaanatinde olduklarını belirtmiş ve bu kanaatin doğru olabileceğini söy­lemiştir. Dulles bu hususta demiştir ki:

«Tabiatiyle bir Birleşik Amerika bu­nun bu şekilde olmasını temin için e-linden geleni yapacaktır. Fakat son ge­lişmeleri bugün methedenlerden bazı­larının senelerce bu gelişmeleri durdur­mak için çalışanlar olduklarını unut­muyoruz, unutmağa cesaret edemeyiz.»

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili, halli gereken meseleleri şu şekilde sırala­mıştır :

Almanya'nın gayri tabiî bir şekilde bö­lünmesi.

Hürriyetleri ellerinden alınmış olan Doğu Avrupa memleketlerinin, duru­mu.

Asya'da bir tehdit teşkil eden Komü­nist Çin hükümeti.

Milletlerarası komünizm. Silâhların tahdidi zarureti.

Dışişleri Vekili eğer Birleşmiş Millet­ler anayasasına sadık kalınırsa, bura­daki prensiplerin tatbiki için müştere­ken çalışılırsa ve mazide olduğu gibi, istikbâl için çalışmağa ve fedakârlıklarda bulunmağa azmedilirse bu mese­lelerin halledilebileceğini belirtmiştir.

25 Haziran 1955

 Birleşmiş Milletler (Sanfrancisco) :

Sabık Başkan M. Harry Truman, Bir­leşmiş Milletler teşkilâtının onuncu yı­lı münasebetiyle davetli olarak bulun­duğu Birleşmiş Milletler genel kuru­lunda dün ak?am bir nutuk irat etmiş­tir. Sabık Başkan bu nutkunda ezcüm­le şunları söylemiştir:

(.Birleşmiş Milletler Kore harbine mü­dahale etmekle doğru bir karar itti­haz etmişlerdir. Tecavüz cezasız kala­mazdı. Birleşmiş Milletler, anayasa­nın prensiplerini müdafaa için çarpış­mak zorunda kaldılar.»

Silâhsızlanmayı sağlamak için yapılan müzakerelerin muvaffakiyetli bir ne­ticeye bağlanması ümidini izhar .eden M. Truman demiştir ki:

«Silâhların hakikî kontrolü sağlanmak isteniyorsa bütün dünyanın yapılacak teftişlere acık olması lâzımdır. Bazı milletler karanlıkta yaşamağa o ka­dar alışmışlardır ki aydınlıkta yaşama­ğı öğrenmek onlar için kolay olmaya­caktır. »

M. Truman, bununla beraber silâhsız­lanmanın mümkün olduğu fikrinde bu­lunduğunu söylemiştir.

Müteakiben Birleşmiş Milletler anaya­sasının bundan on sene evvel Sanfrancisco'da imzası günü yapılan merasim­de irat etmiş olduğu nutku hatırlatan M. Truman şunları söylemiştir:

«O zaman demiştim ki eğer bu teşki­lât daha evvel mevcut bulunmuş olsa idi milyonlarca insanın ölümüne şahit olmanın teessürü içinde bulunmaya­caktık. Benim bu sözlerimi o zaman Sovyet murahhası M. Andre Gromiko da tastik etmişti.»

Sabık Amerikan Başkanı nutkunu şöy­le bitirmiştir:

"Aradan geçen on sene o zamanki söz­lerimin doğruluğunu tasdik etmiştir. Barışa doğru hakikî terakkiler ancak, Birleşmiş Milletler anayasasının çerçe­vesi içinde sağlanabilir.»

 Birleşmiş Milletler:

Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili Mo­lotof, bugün, Sanfrancisco'daki millet­lerarası basın kulübünde bir basın kon f-sransı tertiplemiştir.

300 gazetecinin hazır bulunduğu bu konferansta, Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili hiç bir beyanatta bulunmamış, sad:-ce, muhabirlerin sordukları soru­ları cevaplandırmıştır.

Molotof, Sovyetler Birliğinin 18 tem­muzda toplanacak olan. Cenevre kon­feransı sırasında, Almanya'nın birleş­tirilmesi ortaya atıp atmıyacağı hak­kında sorulan soruyu şu şekilde cevap­landırmıştır:

«Sovyetler Birliği demokratik esasla­ra dayanarak, birleştirilmiş bir Alman­ya'nın teessüsüne ilk gÜndenberi taraf­tardır.

Cenevre konferansında bu konunun in­celenip incelsnmiyeceği keyfiyetine ge­lince. Toplantının gündemi, bizzat, dört hükümet reisi tarafından t.:sbit edile­ceği için bu hususta bir şey söylemem imkânsızdır.»

Almanya'nın demokratik esaslar daire­sinde birleştirilmesind-sn neyi kastetti­ği sorulduğu zaman, Molotof şu ceva­bı vermiştir :

«Bu birleşme keyfiyetinin demokratik esaslar dairesinde meydana gelmesini temenni ederken, bu müstakbel devle­tin ne Batı, ne de Doğu Almanya idar.3 sistemi ile hiç bir benzerliği olmayıp, bütün Almanya'da yapılacak olan ser­best seçimler neticesinde millî iradenin arzu ettiği bir rejime malik olmasını arzu ediyoruz.')

Molotof, Formoza meşalesi hakkında sorulan soruyu cevaplandırırken, bu alanda Komünist Çin Başvekili Şu-En-Lai'in bir teklifte bulunduğunu hatır­latmış ve kendi kanaatince de, askıda bulunan bu çatallı konunun halli için, Komünist Cinle Birleşik Amerika'nın karşı karşıya geçerek müzakerede bu­lunmalarından başka çıkar yol olmadı­ğını beyan .itmiştir.

Formoza meselesinin Cenevre toplantı­sında konuşulup konuşulmayacağı hak­kında sorulan soruya, «az önce konfe­rans gündeminin dört büyük hükümet reisleri tarafından tanzim edileceğini bildirdiğini hatırlatmıştır.

Behreng boğazında Sovyet pilotlarının bir Amarikan uçağına vaki taarruzları hakkındaki soruya Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili, bu meseleyi ilk defa, Birleşik Amerika Dışişleri Vekili ile yaptığı konuşma sırasında haber aldı­ğını ve bu hususta.. Moskova'dan gerek­li malûmat geldiği takdirde John Foster Dulles'i aydınlatacağı vadinde bu­lunduğu cevabını vermiştir.

 Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Başka­nı Van Kleffens'in, pazar günü öğle­den sonra, altmış üye devlet adına oku­yacağı «Sanfrancisco tebliği» nin Sov­yet Rusya tarafından tasvip olunduğu anlaşılmaktadır.

İyi haber alan kaynaklardan bildiril­diğine göre, Üye devletler bu tebliğde, «gelecek nesilleri harp âfetinden ko­rumak hususunda müşterek kararlarını» ifade etmektedirler. Gene bu teb­liğde beyan edildiğine nazaran, «26 ha­ziran 1945 ten bu yana, milletler bu husustaki arzularının daha çabuk ta­hakkukunu istemektedirler. Zira artık, devletlerin ellerindeki silâhlarla,bir harbe girmelerinin bütün medeni­yeti mahvedeceği anlaşılmıştır. Millet­lerin yegâne gayesi, iyi münasebetlere, adalete ve güvenliğe dayanan ve ana­yasaya uygun olan bir sulha kavuş­maktır. »

Tebliğin ifade ettiğine nazaran, altmış üye devlet, Birleşmiş Milletler anaya­sasının prensip ve gayelerine sadakat­ten ayrılmayacağını teyit etmekte ve devamlı bir sulhun, ancak karşılıklı münasebetlerde bu prensipleri tatbik etmek suretiyle mümkün olabileceğine inanmaktadır.

Diğer taraftan üye devletler, anayasa­nın istediği gibi, milletler arasındaki anlaşmazlıkları da sulh yoluyla, sulhu, güvenliği ve adaleti tehlikeye düşür­meden halletmek hususunda, ellerin­den geleni yapmağı taahhüt etmekten­dirler.

 San Francisco:

Mısır Dışişleri Vekili Mahmut Fevzi dün gece Birleşmiş Milletler Genel Ku­rulu toplantısında yaptığı konuşmada şöyle demiştir:

11 Mısır heyeti, bu toplantıya hürriyet idealine güvenimizi ve dünya barışı le­hinde çalışmak azmimizi belirtecek bir demeçle son verilmesini isteyenleri desteklemektedir.»

Vekil, .eski nüfuz bölgeleri sistemini ve bir memleketin diğerine tahakküm et­mesi ve onu istismar eylemesini tak­bih ettikten sonra ilâve etmiştir:

«Şimdi 1955 yılındayız. Terakkiye ina­nan kuvvetler şimdiye kadar sömürü­len, tahakküm altına alman milletler kitlesinin iltihakiyle genişlemektedir. Bu milletler zincirlerini koparmakta­dırlar. Bunlar hürriyetlerini kazanma­ya ve sadece bunu elde etmekle kal­mamaya azmetmişlerdir. Hükümranlık­larından feragat edenler, bunları istis­mar edenler kadar suçludur,

Mısır Dışişleri Vekili bunu müteakip memleketinin dünya barışma inandığı­nı ve bunun Mısır'ın imare've terakkisi için elzem olduğunu belirtmiştir. Bu arada Mahmut Fevzi, en güç müzakere­lerin dahi muvaffakiyetle neticelenme.sine bir misal olarak Mısır ila ingilte­re arasında aktolunan anlaşmayı gös­termiştir.

--

  Birleşmiş.Milletler:

Hindistan murahhası M. Krisna menon dün akşam Birleşmiş Milletlerde ver­diği nutukta. gerek Birledik Amerika'­nın gerekse Halkçı Çin'in Formoza Boğazındaki buhrana bir hal tarzı bulmak arzusunda bulunduklarına kani oldu­ğunu söylemiştir.

M. Menon, mevzuubahs buhranın sona ermiş bulunduğunu zannetmenin teh­likeli olacağım, zira bu bölgedeki şid­det hareketlerinin muvakkaten durmuş olduğunu ye binaenaleyh bu buhranın halledilmesi lâzım gsldiğini sözlerine ilâve etmiştir,

Müteakiben Birleşmiş Milletlere yeni azaların kabul edilmesi meselesine te­mas eden Hind murahhası. Halkçı Çin'­in ya teşkilâta alınmalarını isteyen di­ğer milletlerin önümüzdeki yıl zarfın­da Birleşmiş Milletlerde temsil Edile­bilecekleri ümidini izhar etmiştir.

  Birleşmiş Milletler:

Sabık Başkan M. Truman'm da hazır bulunduğu dün geceki toplantıda Bir­leşmiş Milletler Gıda ve Ziraat Beynel­milel Teşkilâtı Umum Müdürü M. Phi­lip V. Cardon da söz almış ve Birleşmiş Milletlerin bu sahadaki mütehas­sıs teşekküllerinin sözcüsü sıfatiyle bu teşekküller tarafından yapılan faali­yetlerin. mânasını1 izah .etmiştir.

M. Cardon ezcümle .söyle demiştir:

Barış, nihayetülemir fakirliğin, açlı­ğın ve hastalıkların ortadan kaldırıl­masına bağlıdır. İnsanlığı bu açlardan kurtarmağa yardım etmek içindir ki bu mütehassıs teşekküller kurulmuştur. Bu teşekküller Birleşmiş Milletlerin faali­yetinin yanı başında sıhhat, kültür, gı­da, çocuklara yardım vesaire gibi sa­halarda çalışmaktadır.»

26 Haziran 1955

 Birleşmiş Mületlar Kurulu: Birleşmiş Milletler Kurulunun onuncu kuruluş yılı dolayisiyie, bugün, bura­da bir nutuk irad eden İran temsilci heyeti.başkanı Nasrullah Entezam, 1950 yılında Birleşmiş Milletle: Genel Ku­ruluna bakanlık ettiği günleri hatır­latmış ve o tarihde kurulan büyük bir buhran geçirdiğini ve dünyanın üçüncü bir dünya harbi tehlikesi ile karşılaş­tığını, fakat, bunun, başda Hind dev­let adamları olmak üzere, iyi niyetli kimseler tarafından önlendiğini söyle­miştir.

Kurulun müstakbel faaliyetlerine te­mas eden Nasrullah Entezam, gelecek ağustos ayında Cenevrede toplanacak olan atom .enerjisinin sulhçu gayelerde kullanılması konusunu inceleyecek olan konferansın beşeriyet için bir ümid kaynağı teşkil ettiğini ve insanlığın a-tomu, bir tahrip silâhı olmaktan ziya­de, ilim ve fen sahasında faydalı bir unsur olarak görmek istediğini söyle­miştir.

Nasrullah Entezam, bundan sonra 18 temmuzda Cenevre'de toplanacak olan dörtler konferansının hayırlı olması te­mennisinde bulunarak sözlerini bitir­miştir.

 Birleşmiş Milletler:

Buradaki siyasî müşahitlerin ileri sür­dükleri mütalâalara göre San Francis­co görüşmeleri, Cenevre konferansında muhtemelen görüşülecek olan başlıca meselelerde Batının ve Sovyetler Bir­liğinin vaziyetlerini oldukça sarih bir rekiide tayin etmeğe imkân vermiştir. Bu müşahitler, mevzuubahs meseleler­de- iki tarafın vaziyetini sırasiyle şöyle hülâsa etmektedirler:

Batılılar Almanya meselesinin Cenev­re'de görüşülmesine istekli görünüyor­lar. Halbuki bazı belirtilerden anlaşı­lıyor ki Sovyetler Birliği, M. Molotofla Şansölye Adenausr arasında başba^a yapılacak olan ve ancak eylül ayı zar­fında vuku bulabileceği bildirilen gö­rüşmelere intizaren bu meseleyi şim­dilik bir tarafa bırakmak arzusunu göstermektedirler.

Almanya'nın birleştirilmesi bahsma geline-; M. Molotof un basın konferansı esnasında ileri sürmüş oldu&u fikir su: Şimdilik her iki Almanya, müş­terek bir Avrupa güvenlik sistemine .girebilirler va buna Birlejik Amerika da iltihak edebilir.

Batılıların bu husustaki fikirleri ise, .Almanya'nın birleştirilmesi  başta .gelmelidir ve birleşmiş Almanya mü­teakiben hangi tarafın saflarını inti­hap etmek isterse bu imkâna malik ol­malıdır, merkezindedir.

Güvenlik meselesi:

Güvenlik meselesine gelince Batılıla­rın bu hususta teveccüh ettikleri isti-."kamet, merhale marhale vücude geti­rilecek anlaşmaların sağlanmasıdır. Bu anlaşmalar evvelemirde silâhların tah­didini ve kontrolünü derpiş etmelidir. Batılılara göre hatta bazı sahalarda Doğu ile Batı arasında bölge anlaşma­ları da sağlanabilir. Meselâ, nakliyat işleri ve elektrik enerjisi irin yapılabi­lecek anlaşmalar bu cümledendir.

Silâhsızlanma meselesi:

:3ovyetler Birliği bu hususta bir plân tevdi etmiştir. 'Birleşik Amerika da mukabil bir jllân tevdiine hazırlan­maktadır. M. Harold Stassen bunu ha­zırlamağa memur edilmiştir. DÖrtLar. "bu meselenin nasıl bir safha arz edece­ğine Cenevrede şahit olacaklardır. Fa­kat bu meselede şimdiden bilinen du­rum şudur ki Sovyetler Birliği bir bey­nelmilel konferans teklif etmişlerdir ve birleşik Amerika bunu kabul etme­mekte dir.

Asya meseleleri:

M. Molotof dünkü basın konferansın­da, Halkçı Çin ile Birleşik Amerika arasında doğrudan doğruya müzakere­ler yapılmasını istihdaf eden Çu-En-iLü teklifinin büyük bir ehemmiyeti haiz bulunduğunu ve bunun barışı tahkim bakımından faydalı olacağını tasrih et­miştir.

Bazı belirtilere bakılırsa Sovyetler Bir­liği daha ziyade bu meseleyi Cenevre'­de Çin'in de iştirakiyle veya onsuz ola­rak ortaya atmak arzusundadır. Ame­rikan mahfilleri Sovyetler Birliğinin Cenevre'de bu meseleye dair sarih teklif), ti ileri sürmesine intizar etmekte­dirler. "Birleşik Amerika ise statükonun muhafazasını istemekte ve yapılacak teklifleri beklemektedir.

 San Francisco:

Birleşmiş Milletler teşkilâtının onuncu yıldönümünü kutlama toplantısında memleketimizi temsil eden Büyükelçi Selim Sarper, konferansın sona erme­si münasebetiyle, aşağıdaki beyanatı vermiştir:

San Fransisco toplantısı alelade bir tesit merasiminin çok üstünde bir ehemmiyet arzetmişür.

Dünyanın her köşesinden gelen devlet iidamları tarafından son on s.enelik ça­lışmaları yeniden tahlil ve tetkike ta­bi tutulan Birleşmiş Milletler teşkilâ­tının, bu konferanstan sulhun korun­ması yolunda kuvvet vs azmini teksife medar olacak yeni ilham menbaları el­de .ettiğine şüphe yoktur. Bir hafta ka­dar süren bu çalışmalar dünyanın bu­günkü siyasî durumu hakkında muhte­lif devletlerin görüşlerini açıklamalalarına da vesile olmuştur. Açıklamalar hür memleketlerin istiklâl ve hürriyet­lerinin müdafaa ve sulhu koruma dâ­valarında her zamanki gibi azimle ve uyanık bulunduklarını teyid eylemiş olmaları bakımından dünya umumî ef­kârını tatmin edici bir neticeye bağlan­mıştır.

Londra :

ingiltere Başvekili Sir Anthony Eden Birleşmiş Milletler kurulunun onuncu yılı dolayısıyle, bugün, radyoda bir nutuk irad etmiştir.

Sir Anthony Eden. kurulun, ilmî, harsî ve iktisadî sahalarda çok büyük başa­rılar elde etmi? olmakla beraber, harp yıllarında aynı saf da çarpışmış olan müttefiklerin ?,.:f erden sonra araların­da ihtilâf zuhur ettiçi için, soğuk har­be son vermediğini ve bu alanda âciz kaldığını  söylemiştir.

Bundan sonra İngiltere Başvekili Ku­zey Atlantik Paktı konusuna da temas ederek, bunun Birleşmiş Milletler Ku­rulu ile beraber bir tezad tenkil etmediğini ve onun bir tamamlayıcı unsru olduğunu bildirmiştir.

27 Haziran 1955

  Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler teşkilâtının onuncu kuruluş yıldönümünü kutlamak maksadiyle yapılan toplantıların sonunda neşredilen nihaî tebliğ:

Gelecek nesilleri harp âfetinden ko­rumak ve sulhu, güvenlikte, adalette ve iyi komşuluk münasebetlerinde aramak hususunda alman kararları, Bir­leşmiş Milletler teşkilâtına üye olan bütün devletler adına, bir kere daha teyit etmektedir.»

Bu tebliğ ile, bütün üye devletler, mil­letler arasındaki anlaşmazlıklara sulh yoluyla hal çaresi bulmak ve milletle­ri atom silâhlarının tehdidinden kurta­rarak, güvenlik içinde yaşatacak si­lâhsızlanma m-s s'el esinde, bir anlaşma­ya varmak hususundaki arzularını bil­direrek Birleşmiş Milletler anayasası­na bağlılıklarını bir kere daha ifade et­mektedirler.

  Birleşmiş Milletler:

Belçika Dışişleri Vekili Paul Henri Spaak, dün, «Sulh içinde beraber ya-gama» prensibini müdafaa eden bir hitabede bulunmuş ve ezcümle şunları söylemiştir:

«Dünya nizamını harbe karşı yegâne çaremiz olan, beraber yaşama prensibi üstüne kurmalıyız. İçinde bulunduğu­muz vaziyet, biz Batılıları, komünizm denilen vakıayı kabul etmek zorunda bırakmıştır. Şüphesiz İdeolojik sahada mücadeleyi hiçbir zaman tarketmiye-ceğiz, ben bu mücadeleyi komünizm­den korkmadığını için kabul ediyorum. Bu hususta bir nasihatta bulunmak is­terim. Komünizm prensiplerinin tahak­kukuna mâni olabilmek için, en müna­sip usul, iyi bir (.içtimaî adalet» siya­seti tatbik etmekten ibarettir.»

1946 senesinde Birleşmiş Milletler teş­kilâtı birinci genel kurul başkanı sıfatiyle konuşan eski Belçika Başvekili,. birleşmiş Milletler anayasasının onun­cu yıldönümünü kutlama haftasından bahsederek, bu münasebetle yapılan toplantıların bir nikbinlik mesajı ma­hiyetini haiz olduğunu, bu mesajın nik­bin ve mutedil olmakla beraber aynı zamanda havanın tamamen değiştiği­ni ifade ettiğini bildirmiştir.

Daha sonra, kontrola tâbi genel bir si­lâhsızlanmaya dayanan siyasetten, da­ha iyi beynelmilel bir siyaset olacağı­nı teyid eden Spaak, «harbi insanileştirmenin değil tamamen ortadan kal­dırılmasının bahis mevzuu edildiği" hu susundaki inancını belirtmiştir.

Belçika Başvekiline göre, «klâsik» de­nilen silâhlar insanların elinde bulun­dukça atom silâhlarını yasak etmenin bir mânası olmıyacak ve harbin feca­ati milyonuncuda değil daha birinci kurbanda kendini gösterecektir.

Cenevrede aktolunacak konferansta, dört büyük devlet başkanının üzerine düşen muazzam mesuliyeti de tebarüz-.ettiren Spaak, hükümet başkanları, «yalnız kendi memleketlerinin değil, bütün dünya menfaatinin bahis mev­zuu olduğunu» anlamalıdırlar, demiş ve «bazı defa, barış yolunda, küçük devletlerin de mühim rol oynadıkları­na» işaret ederek sözlerine son ver­miştir.

30 Haziran 1955

 Birleşmiş Milletler:

İsrail hududunun 95 nci kilometresin­de yapılan İsrail - Mısır toplantıları münasebetiyle, Birleşmiş Milletler teş­kilâtı nezdindeki İsrail heyeti, hudut gerginliğini azaltmak için 17 haziranda taklif ettiği plânı hatırlatmaktadır. Plâ­nın esasları şunlardır:

1 - İsrail arazisi dahilinde İsrail dev­riyelerine karşı ateş açmak için Mısır erkânı harbiyesi tarafından verilen e-mirlerin. kaldırılması. 2 - Hudutta ikicephesinde de dikenli tellerle sınırlan­mış ve mayınlanmış 100 metre derinli­ğinde gayri meskûn bir bölgenin ihda­sı.  .

3 - Güvenlik mıntıkası dahilinde karma devriyelerin tesisi. 4 - Mahalli kumandanların    muayyen zamanlarda toplanmaları ve bunlar arasında doğrudan doğruya telefon hatları tesisi.

Eisenhower'in Birleşmiş Milletlere hitabesi:

20 Haziran 1955

 Sanfrancisco :

Birleşik Amerika Başkam Eisenhower, Birleşmiş Milletlerin kuruluşunun onuncu yıldönümü münasebetiyle genel kurulun San Francisco'da yaptı­ğı toplantıda söz alarak Birleşik Amerika'nın hükümet reisleri arasında yapılacak toplantıda barışı temin etmek üzere bütün gayreti ile çalışaca­ğını bildirmiştir. Eisenhower, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği ve Bir­leşik Amerika hükümet reisleri arasında 18 temmuzda yapılacak toplan­tının muvaffak olabilmesinin, toplantıya iştirak edenlerin Birleşmiş Mil­letler prensipleri ile Birleşmiş Milletler anayasasına bağlı olmaları- ile kabil olabileceğini belirtmiştir,

Başkan Eisenhower, devlet adamlarına gelecek on sene zarfında sadece halen mevcut, zayıf dünya barışını devam ettirmek için değil yeni bir ba­rış vücude getirmek için de çalışmaları icab ettiğini hatırlatmıştır.

Eisenhower, bu vücude getirilecek barışın sadece topların susması mana­sına gelmiyeceğini, bu devrede bir zamanlar insanları esir eden atomun en verimli hizmetkâr haline geleceğini belirtmiştir.

Başkan, Amerika hükümetinin siyasetini Dışişleri Vekili Dulles, konu-şuiken izah edeceğini belirterek konuşmasını umumî çerçeve içerisinde yapmıştır.

Eisenhower Birleşmiş Milletler anayasasından da bahsederek buna göre, bütün milletlerin diğer milletleri tahrip veya yok etmeğe uğraşmıyacağını ve milletlerin ekserisinin bu ümit ile birleştiklerini hatırlatmıştır.

Eisenhower, silâhsızlanma meselesine de temas ederek milletlerin silâh­lanma yarışma devam ettikleri müddetçe barışın temin edilemiyeceğini hatırlatmıştır. Eisenhower, Birleşik Amerika'nın Birleşmiş Milletler vasıtasiyle barış silâhlarının yani adalet, dürüstlük, karşılıklı anlayış ve diğerlerine hürmetin atom  silâhlarının yetini alması için uğraşacağını belirtmiştir.               ...

Eisenhower silâhsızlanma hususunda ilerledikçe büyük devletlerin, Bir­leşmiş Milletlere daha fazla yardım ederek az istihsal yapılan yerlerde teknik ve iktisadi kalkınmayı temine çalışacakları ümidini izhar etmiştir.

Gelecek ay yapılacak toplantıdan bahseden Başkan, İngiliz, Fransız. Sov­yetler Birliği ve Birleşik Amerika hükümet reislerinin dünyanın daimi barış yolunda yürümesini temin edecek kararları alıp almayacaklarını bilmediğini, fakat bu toplantıya iştirak edenlerin hepsi Birleşmiş Millet­ler prensiplerine ve Birleşmiş Milletler anayasasına sadık kalırlarsa, bu-jıun imkân dahiline girebileceğini bildirmiştir.

Birleşmiş Mîlletler anayasasının imzalanmasının 10 uncu yıldönümü mü­nasebetiyle San Fransisko'da yapılan toplantıda Birleşmiş Milletler nez-dinde Türkiye daimî delegesi Büyükelçi Selim Sarper'in 23 Haziran 1955tarihinde yaptığı demeç :

.23 Haziran 1955

 San Francisco :

Türkiye daimî delegesi genel kurulu  aşağıdaki nutku vermiştir : "Bay Başkan ;

.Birleşmiş Milletler anayasasının imzalanmasının onuncu yıldönümünü kutlamak, üzere bu güzel San Fransisko şehrinden daha uygun bir yer se­rilemezdi. Bu mühim kutlama merasiminin Birleşmiş Milletlerin ilk mey­dana geldiği yerde ifasını mümkün kılmak suretiyle bize gösterilen nazik ve dostane misafirperverlikten dolayı San Fransisko halkına, bu bü­yük şehrin belediyesine ve bütün Kaliforniya eyaletine minnettarlık hislerimizi bir kere daha teyit etmek isterim.

Bu uğurlu toprak üzerinde bu defa yeniden toplanmış olan biz Birleşmiş Milletler azaları için bir an durarak anayasanın çerçevesi dahilindeki ilk on senelik mesaimizi gözden geçirmek ve bu devre zarfında Birleşmiş 'Milletler deki müspet icraat veya ademi muvaffakiyetlerimiz, ümit veya sükutu hayallerimiz hakkında kısaca hesap vermek, kendi umumî efkâ­rımıza karşı olduğu kadar San Fransisko halkına karşı da bir vazife sa­yılmalıdır.

'Burada halk ve hükümetini temsil etmekle şeref duyduğum Türkiye, sulh dâvasına çok bağlı bir memlekettir. Büyük ekseriyeti çiftçi olan Türk halkının çalışma gücünü ve tabiî kaynaklarım daha yüksek iktisadî ve iç­timaî bir huzura kavuşmak yolunda kullanmaktan başka gayesi yoktur.

'Tarihde bilinen en eski zamanlardan beri Türkler hürriyet ve istiklâlle­rine her şeyin fevkinde kıymet vermişlerdir. Bu yüksek ideallerini koru--mak üzere çok kerre kanlarını dökdükleri gibi, makûs hâdiseler böyle bir fedakârlığı yeniden lüzumlu kılarsa gene tereddüt göstermiyeceklerdir.

'Türkiye cumhuriyeti kuruluşundan beri şeref ve hürriyet içinde sulh, -müşterek emniyet ve müessir kontrollere müstenit umumî ve muvaze­neli silâhsızlanma dâvalarında hakikaten hizmet gayesini güden bütün fikirlerin, gayretlerin, konferansların ve teşekküllerin en samimî bir müdafii olmuştur.

"On sene evvel Türk delegasyona anayasanın ihzarı mesaisine bu ilham­larla katılmıştı, aradan gecen on yıllık devre zarfında Türkiye bu aynı prensipler uğruna Birleşmiş Milletler dâvasını en sadık bir şekilde des­teklemiştir.

On sene evvel bu aynı salonda Birleşmiş Milletler anayasasını imzalar­ken, San Faransiskonun deniz üssünde muharebeye hazır dretnot ve kru­vazörlerin demirlemiş olduğunu, Okyanus'un beri sahillerindeki harp meydanlarında top seslerinin hâlâ gürlediğini ve korkunç bir harbin son. safhalarında kıymetli can kayıplarının devam etmekte olduğunu hiçbi­rimiz unutamayız.

Bu korkunç harbin gayeleri adalet ve hürriyetin teessüsü ve mazlum mil­letlerin istiklâllerine kavuşması dâvaları idi. Savaşın zaferle neticelen­mek üzere bulunduğu o anlarda, şeref ve hürriyet içinde devamlı bir sulh. yolundaki bütün ümit ve gayelerimiz yeni doğmakta olan Birleşmiş Mil­letlere teveccüh etmişti.

Hakikatte, imzalanan anayasa bazı hususlarda arzu ettiğimiz seviyeyi bu­lamamıştı. Eksikleri vardı. Hükümlerinin birçoğu tavizler neticesinde' meydana gelmişti ve dolayısiyle pazarlığa müstenit bütün formüllerin za­afları bunlarda mevcuttu.

On sene evvel burada bulunan diğer bazı hey'etler meyanında, Türk hey'eti anayasada  «veto»  hakkının suiistimalini mümkün kılabilecek şekilde yanlış tefsirlere yol açabilecek kısımlar bulunduğuna    işaretle,    bu hu­sustaki endişelerini belirtmişti. Gene aynı şekilde, hey'etimiz genel kurul'un siyasî ve emniyete müteallik mes'elelerdeki otoritesinin lüzumun­dan fazla tenkisinde tehlike gördüğünü,  diğer hey'etlerle beraber ifade -etmişti. Maamafih, bütün eksikliklerine rağmen, anayasa, zaman ve tec­rübe ışığı altında ve bilhassa samimî ve sadık şekilde desteklenme şartiyle, hürriyet ve emniyet içinde sağlam bir sulhu ve karşılıklı saygı ve anlayışa müstenit milletler arasında kardeşliği tesis edebilecek olan meka­nizmayı meydana koymakta idi.

On sene evvel San Fransisko konferansının kapanışında ümit ve gayele­rimiz işte bunlar idi.

İkinci Dünya Harbinin sonunda bir kısım  devletler silâhlı kuvvetlerini", dağıtmışlar ve bütün gayretlerini sulh içinde iktisadî kalkınma ve harp dolayısiyle uğranılan hasar ve felâketleri tamire hasretmişlerdir. Bu şekilde hareket ederken, dünya meselelerinin sulh yolu ile    halledilmesi için imanlarını Birleşmiş Milletler teşkilâtına bağlamışlardır.

İşte bu zamanlarda başlayan gerginlik ve emniyetsizlik, soğuk harp ve hatta açıkça tecavüz devresi yakın bir gelecekte biteceğine dair maale­sef hâlâ kat;î bir emare göstermeyen bu bedbaht devre anayasa hüküm­leri dahilinde sulh ve emniyetin idamesi için bütün sulhsever memleket­lerin ne kadar müteyakkız olmaları gerektiğini acı tecrübelerle bize öğ­retmiştir.

Beşinci kol manevraları, hükümet darbeleri ve hatta kuvvet tehdidi al­tında birçok memleketlerin hürriyet ve istiklâlleri yok  edilirken,  dün­yanın  muhtelif  kısımlarında  yeni  tecavüzler  tertiplenirken,     sulhsever milletler sulh ve emniyetin korunması mevzuunda mevcut hükümleri tat­bik mevkiine koymak ve bu tehlikeleri daha müessir bir şekilde karşıla­yabilmek üzere anayasada derpiş olunan tedbirleri tekemmül    ettirmek" maksadiyle. taze bir kuvvet ve azimle yeniden anayasaya dönerek   çalış­mağa koyuldular.

Bu suretle anayasa hükümleri dairesinde sulh ve emniyetin takviyesi he­define matuf olan bu mesaiyi iki 'kısımda mütalea etmek mümkündür:

Bir taraftan anayasanın 8 d faslındaki bölge anlaşmaları efe dahil olmak üzere, müşterek emniyet ve silâhsızlanmaya mütedair prensiple­rin daha müessir şekilde tatbikini teminen usul ve bünyevî teşkilâtlan­ma sadedinde kaydedilen terakkiler, diğer taraftan, anayasanın 5, 6 ve 7 nci fasıllarındaki hükümler gereğince, ihtilâfların sulh yolu ile hal­ledilmesi mevzuunda ve sulhu tehlikeye koyan veya ihlâl eden hâdiseler ile tecavüz hareketleri muvacehesinde alınması icap den tedbirlerin tat­bik mevkiine konulması.

Türkiye hükümeti, Türk efkârı umumiyesince kat'î şekilde desteklenerek, sulhun ve emniyetin korunması yolundaki bu mühim çalışmaların her safhasında müspet ve yapıcı gayretleri ile müessir olmuştur.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu daha ilk toplantılarından itibaren en mühim iştigal mevzularından birini teşkil eden «bilumum silâhlı kuv­vetler ve silâhların kaidelere göre tarizimi tahdit ve muvazeneli bir su­rette tenzili» mes'elesini muhtelif safhalar halinde tetkike koyulmuştur.

Bu hayatî mevzuun gayet nazik ve girift mes'elelerinin tetkik ve intacı ile evvelâ Birleşmiş Milletlerin «atom enerjisi» ve «klâsik silâhlar» ko­misyonları tavzif edilmişti. Bilâhare, bu mes'elelerle iştigal etmek üzere ihdas olunan "Silâhsızlanma komisyonu» bu mes'eleye bütün insanlığın menfaatlerine tevafuk edecek bir hal şekli bulmak hususundaki gayret­lerine el'an devam etmektedir.

Türkiye bahsi geçen bu komisyonların, her birinde aza olarak hizmet et­miş ve bunlara mevdu vazifenin muvaffakiyetli bir şekilde intacını te­min sadedinde diğer sulhsever memleketlerle tam bir işbirliğinde bulun­muştur.

Birleşmiş Milletlerin içinde veya dışında Türkiye'nin siyaseti, sağlam ve devamlı bir sulhun ancak emniyetin teessüsü sayesinde ve hakikî emni­yetin de, 'gerek klâsik gerekse atom silâhları hakkında hükümler ihtiva edecek umumî bir silâhsızlanmanın beynelmilel müessir kontroller tah­tında mevkii tatbike konulması neticesinde mümkün olabileceği kanaa­tine istinat etmekte idi. Bu kanaatimiz el'an bakidir.

"Silâhsızlanma komisyonunun çalışmalarını Birleşmiş Milletler tarafından "hâlen yapılmakta olan mesailerin en mühimlerinden biri olarak addedi­yor ve bu uğurda sarfedilen müşterek gayretlerin bir gün muvaffakiyet­le tetevvüç etmesini temenni eyliyoruz.

Anayasada münderiç prensiplerin tatbiki  için yeni usuller ve mekaniz­manın tesisi mevzuunda genel kurul tarafından 1950 senesinde     ittihaz edilmiş olan ve «sulh içinde birleşme»  ismini taşıyan bir seri kararlar, -sulhun ihlâli ve tecavüz hareketleri halinde bu mes'elelerde birinci de­recede mes'uliyeti bulunan Güvenlik Konseyinin görevini ifa edememek durumuna düşürüldüğü ahvalde, genel kurulun derhal harekete geçme­sini temin suretiyle Birleşmiş Milletlerin sür'atle ve müessir bir    şekilde müdahalesi imkânını sağlamıştır.

1945 senesinde San Fransisko konferansı esnasında, ve 1947 senesinde genel kurulun 11 nci toplantısında olduğu gibi sair zamanlarda da Türkiye,

Güvenlik Konseyinin bu konudaki 1 nci derecede sorumululuğu baki kal­mak üzere, politik ve emniyet mes'elelerinde genel kurulun otoritesini, daha şümullü kılmanın, dünya sulhu için, arzuya şayan bir keyfiyet ol­duğunu devamlı ve İsrarlı bir şekilde ileri sürmüş idi.

Müteakip senelerdeki hâdiseler bu görüş tarzını yeni delillerle    takviye ettiğinden  bu istikamette yapıcı bir  şekilde harekete geçmenin  zamanı artık geçmiş oluyordu. 1950 senesinde V nci genel kurulda Türkiye dele­gasyonu  Kanada, Fransa, Filipin,  İngiltere,  Amerika ve Uruguay  dele­gasyonları ile birlikte  «sulh içinde birleşme" adlı karar suretini    genel kurul'a getirmişti. Genel Kurul tarafından kabul edilen bu kararın va­zettiği yeni usuller ve prensipler' barış ve güvenlik dâvası için çok kıy­metli bir yardım teşkil etmişti.

Türkiye'nin de azasx bulunduğu müşterek tedbirler komitesi de bu Jrnrarla tesis edilmiştir. Mezkûr komite Birleşmiş Milletler tarafından girişi­lecek müşterek hareket: desteklemek için alınacak siyasî, iktisadî, malî ve askerî tedbirlere müteallik bir seri tavsiyeler hazırlamak suretiyle müşterek emniyet sisteminin suhuletle işlemesi mevzuuna daha ziyade-sarahat ve kat'iyet ilâve etmiştir.

Dünyanın barışsever memleketleri böylece Birleşmiş Milletler çerçevesi" dahilinde güvenliği kuvvetlendirmek hususundaki gayretlerini, birleşti­rirken, sulh ve emniyet dâvasına en büyük hizmetlerde bulunabilecek di­ğer bir unsur da: Birleşmiş Milletler anayasasının bölge anlaşmalarına müteallik 52 nci maddesinin hükümlerine uygun olarak vücut bulmuştur.

Şimalî Atlantik andlaşması teşkilâtının teessüsü bütün, dünyada sulh ve emniyetin tarsini bakımından en dikkate şayan bir hâdise olmuştur. NA­TO, anayasanın bahsi geçen 52 nci maddesine tevfikan kurulmuş tedafüi bir teşekküldür. Nato azalarının, tecavüzü men veya tard etmek için kuvvet ve gayretlerini bir araya getirmekten ve böylelikle kendi hürriyet ve istiklâllerini olduğu gibi bütün dünyada da sulh ve istikrarı muhafaza etmekten başka bir gayeleri yoktur. Görüleceği üzere sulhsever memleketler sulhun bu kuvvetli kalesini gene anayasa hükümleri dairesinde' tesise muvaffak olmuşlardır.

Türkiye, anayasaya uygun olarak; mevziî «müşterek emniyet» anlaşma­larının kuvvetlenmesinde büyük rol oynamıştır. NATO'nun bir azası ol­duğu gibi, Türkiye, lYunanistan ve Yugoslavya'ile Balkan paktını akdet­miş ve Türkiye - Pakistan ve Türkiye - Irak paktlarım imzalamıştır. Bu paktların hepsi sulh, istikrar ve milletlerarası işbirliği dâvalarına kıy­metli birer yardımı teşkil etmektedir

Gerek  Birleşmiş Milletler  teşkilâtı  içinde gerekse  anayasanın     umumî prensipleri  dairesinde usul  ve teşkilâtlanma bakımından  ele   alman  bu mesainin ifasına tahsis edilen bu on yıllık devre insanlığın yeni bir umu­mî harbin fecayiinden korunmasını temin hususunda bizi daimî teyakkuz' ve endişelere sevkeden bir zaman olmuştur. Bu devre zarfında hâkimiyet hırsları, toprak bütünlüğüne müteveccih tehditler ve iç işlere müdahale­ler dolayısiyle sulh ve hürriyete âşık memleketler anayasanın ihtilâfların sulh yolu ile halline ve sulhu tehlikeye koyan hâdiseler ve tecavüzler vu­kuu halinde alınacak tedbirlere müteallik hükümlerinin tatbikinde büyük: bir dikkat ve itina göstermek zaruretinde kalmışlardır.

Genç teşkilâtımız bu yükün ağırlığına ve çalışma şeraitinin güçlüğüne rağmen, sulha karşı vaki tehditleri amumî olarak muvaffakiyetle karşılayabilmiştir.

İhtilâfların sulh yolu ile halli mevzuunda Birleşmiş Milletlerin muhtelif uzuvları tarafından geçen 10 sene zarfında sağlanmış olan müspet ve yapıcı hal suretlerinin misalleri çoktur. Diğer taraftan, daha pek çok. milletlerarası ihtilâflar ve anlaşmazlıklar da, yalnız başlıca alâkalıların değil vs fakat aynı zamanda dünya sulhunun da nef'ine olacak, nihaî hal şekillerine intizardadır. Bu ihtilâflar mey anında. Ortasark'ta istikrarın ve devamlı sulhun idamesini alâkalandıran mes'elelerin yakın bir zaman­da hallini memleketim kuvvetle arzu etmiştir ve alâkasını izhara devam edecektir. Birçok kıt'aların birleştiği bu hayatî bölgede emniyet ve is­tikrarın ve dostane işbirliğinin tesis edilmesinin bütün dünyada sağlam bir sulhun korunmasına büyük mikyasta hizmet edeceğine kani bulu­nuyoruz.

Sulhun müdafaası için Birleşmiş Milletler tarafından  girişilebilecek di­ğer bir hareket sahasına, yani tecavüz fiilinin vukuu halinde anayasanın. 8nci faslına göre ittihaz edilecek Tedbirlere gelince, Kore, sulhun mü­dafaası uğrunda Birleşmiş Milletler bayrağı altında yapılan kahramanca fedakârlıkların bir remzi olarak ilelebet yâdedilecektir. Sulhu kasden ihlâl suretiyle dünya emniyetini tehlikeye koyan Kore te­cavüzü o vakte kadar Birleşmiş Milletlere müteveccih olarak vukubulan en çetin bir meydan okuma mahiyetini arzediyordu. Anayasanın bu açık İhlâli muvacehesinde Birleşmiş Milletler azası memleketlerin gösterecek­leri tesanüd ve azmin derecesi, insaniyeti bir 3 ncü dünya harbinin deh­şetinden  kurtarmak  hususundaki ümitlerimizle  birlikte,     teşkilâtımızın kaderini de tayin edecekti.

Azasının kahir ekseriyeti tarafından desteklenerek Birleşmiş Milletler bu meydan okumaya cesaret ve azimle karsı koydu.

Birleşmiş Milletlerin kuruluş hikmetini gösteren ana prensibin, yeni sulh ve emniyetin bütün dünya için bölünmez bir bütün teşkil ettiği hakika­tinin, bütün sulhsever memleketlerin kalblerinde kök salmakta olduğuna bundan daha mükemmel delil olabilir ini?

Türkiye, Kore'den binlerce mil uzakta olmasına ve kendi varlığının mü­dafaası için ayakta tutmak zorunda olduğu askerî kuvvetlerin teşkil et­tiği ağır külfetlere rağmen, anayasanın prensiplerine bağlılığına ve mes'-uliyet duygusuna en canlı bir misal vermiş ve Birleşmiş Milletler Ku­mandanlığı emrine takviyeli bir tugay tahsis ederek Koredeki müşterek harekâta ehemmiyetli bir muharebe kuvveti ile iştirak eylemiştir. O za­mandan bugüne kadar Türkiye değiştirme birlikleri ile birlikte, kırk bi­ne yakın genç evlâdını Birleşmiş Milletler bayrağı altında hizmet etmek üzere Koreye göndermiştir. Türk tugayı bugün de Koredeki mütareke hattında vazife başındadır.

Bay Başkan,

Geçen on sene zarfında sulh ve emniyet alanında Birleşmiş Milletler" içinde ve anayasanın prensiplerine tevfikan yapılmış olan işlerin en ehem­miyetlilerine kısaca temas etmiş bulunuyorum.

"Bu kısa izahatım dahi Birleşmiş Milletler anayasasındaki ana prensiple­rin mevkii tatbike konması hususunda, tedrici surette de olsa, ehemmi­yetli nispette bir terakki kaydedildiğini kâfi derecede açıklamaktadır. Bundan da mühim olarak, bu prensipler ve fikirler dünyanın her köşe­sine yayılarak yeni ve kıymetli taraftarlar kazanma istidadım göstermiştir.

Meselâ, iki ay evvel Asya ve Afrika memleketlerinin tarihlerinde ilk de­fa olmak üzere Bandung'da akdettikleri konferansta, iştirak eden memle­ketlerin büyük bir kısmı Birleşmiş Milletler azası olmamalarına rağmen, Birleşmiş Milletler anayasasında ve İnsan Hakları Beyannamesinde münderiç ana prensiplerin hepsi konferansça kabul edilmiştir.

Bandung konferansına iştirak edenler bugün dünyanın karşılaştığı ana meselelerden pek çoğunu, bu beyanda, İnsan Haklarının bütün dünyada gelişmesinin temini, milletlerin kendi mukadderatlarını bizzat tayin et­meleri hakkı ve bugünkü yeni şekilleri de dahil olmak üzere her türlü -müstemlekecilik, milletlerin ferden veya müştereken kendilerini müdafaa etmek hakları, milletlerarası müessir bir kontrol altında klâsik ve atom silâhlarını da ihtiva edecek umumî bir silâhsızlanma sağlanması, 'milletlerarasında hürriyet, müsavat ve emniyete dayanan dostane işbir­liğinin ve sulhun muhafazası gibi meseleleri görüşmüşlerdir.

Bu konferansın sonunda neşredilen nihaî tebliğin, bu sahalarda Birleşmiş Milletler tarafından varılmış olan kararların prensiplerine ve hattâ ifade tarzlarına tam?men uveun olması Birleşmiş Milletlerin başarılı mesaile­rine olduğu kadar Bandung konferansına iştirak etmiş olan devlet adam­larının realist görüşlerine de şeref verecek mahiyettedir. Teşkilâtımızın ilk on senesinin itmamını kutladığımız ve Birleşmiş Milletlerin hayatın­da veni bir devreye girmeve hazırlandığımız su anda bize mevdu hayatî vazifelerin ilerde daha mücehhez olarak ifasını teminen mazideki tec­rübelerimizin ışığı altında gözlerimizi istikbale çevirmek yerinde olacak--hr. B?_;: Başkan,

Dünva, hepimizin hararetle arzu ettiği hakikî sulh, emniyet ve istikrara maatteessüf henüz kavuşmamıştır. Binaenalevh, gecen on senede olduğu gibi. bugün de, sulhun muhafazası hususundaki vazifemizi cesaret ve azimle yerine getirmeğe hazır bulunmalıyız.

Sek ve şüpheye mahal bırakmıyacak müessir bir bevnelmilel kontrol al­tında, klâsik silâhlar için olduğu gibi atom silâhları için de hükümler ih­tiva edecek umumî ve muvazeneli bir silâhsızlanma sağlayacak bir an­laşma teminine matuf gayretlerimizin bir gün muvaffak olacakına inanmalıvız ve bu sayeye vasıl olmak için gayret ve azmimizi venilemeliyiz. Anavasamız milletlerin, ferden veya müştereken kullanılacak meşru mü­dafaa hakkını mukaddes ve tabiî bir hak olarak tanımıştır. Gerek ferden gerekse diğer sulhsever memleketlerle müşterek .gayretlerimizde hürriyet ve adaletin korunması için kuvvetli olmalıyız, zira, bunlarsız devamlı bir sulh mümkün olamaz.

önümüzde bizi bekleyen vazifelerde muvaffak olmak için genç teşkilâtı­mız sadakat ve müzaheretimize muhtaçtır. Diğer taraftan, teşkilâtın me­saisinde mevcut usulleri daha müessir kılabilmek üzere,  yeniden tetkik etmeliyiz. Rey verme sistemimizin lâyıkı veçhile tekrar gözden geçiril­mesi bilhassa lüzumludur. Yeni azaların kabulü hususundaki usul, teş­kilâtımızın azalarının kahir ekseriyeti tarafından desteklendiği veçhile,, anayasanın 4 ncü maddesinin hükümlerine uygun, olmalıdır. 4 ncü mad­dede münderiç şerait ve vasıflardan gayrı hususlar bu meseleye sun'î. olarak ithal edilmemelidir. Anayasamızda usul bakımından mevcut bazı nakiselerin istimal veya suiistimali dolayısiyle İtalya, Portekiz, Japonya, Avusturya, Libya, Ürdün ve Seylân gibi sulhsever memleketlerin Birleş­miş Milletler dışında kalmaya mecbur edilmeleri  asla tecviz edilemez.

Esas itibariyle bir devletin millî yetkisi içinde bulunan dahilî işlere Bir­leşmiş Milletlerin müdahale edemiyeceği prensibini vaz'eden anayasa­nın ikinci maddesinin 7 nci fıkrasının hükümlerini lâyıkı veçhile nazarı dikkate almamak hususunda bir temayülün Birleşmiş Milletlerde zaman zaman başgosterdiği müşahede edilmiştir. Birleşmiş Milletlerin müessis-leri anayasayı hazırlarlarken, muvazeneli hukukî bir vesika tanzim et­meğe ve bunun muhtelif unsurları arasında ahenkli bir münasebet tesis ederek azalarca kabulü matlup taahhütler arasında istikrar teminine aza­mî gayret göstermişlerdi.

Bu gibi fevkalâde ehemmiyeti haiz ana prensiplerin itinasız  tefsirlerle. veya muvakkat faydalar teminine matuf yersiz mülâhazalarla günün icap­larına göre değişik şekillerde tatbikine girişmek Birleşmiş Milletlerin istinad ettiği ana desteklerden birini yıkmak suretiyle, neticede bütün, teşkilâta büyük zarar verebilir.

önümüzdeki yeni çalışma devresinde mezkûr temayülün ortaya çıkardı­ğı tehlikelerin gayet ciddî ve dikkatli bir şekilde nazarı itibare alınaca­ğını samimiyetle ümit ediyoruz.

Bay Başkan,

Bunların hepsi zamanında ele alınması lüzumlu meselelerdir. Fakat her şeyden evvel, sulh ve emniyetin idamesine mahsus usul ve mekanizmalar., herhangi bir zamanda çıkabilecek tehditleri müessir şekilde karşılaya­bilmek üzere, daimî bir tayakkuzla tatkike tâbi tutulmalıdır.

Gelecek yıllar zarfında Birleşmiş Milletler tarafından gözden geçirilme­si gereken ve bu  uğurda yeni gayretlerde bulunmamızı icap    ettirecek mevzuların başlıcaları bunlardır.

Müşterek gayretlerimizin ve çalışmalarımızın bizi, insaniyet için en fay­dalı olacak olan, hal yollarını bulmağa sevketmesini temenni ederiz.

Birleşmiş Milletler günü kutlandı 26 Haziran 1955

 Ankara :

Birleşmiş Milletler andlaşmasının imzalanmasının 10 ncu yüdönümü mü­nasebetiyle bugün saat 17.30 da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi kon­ferans salonunda bir toplantı yapılmıştır.

Toplantıda, Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, mebuslar, Vali ve Be­lediye Reisi Kemal Aygün, profesörler, elçilikler mensupları, Unesco ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtı temsilcileri, talebe teşekkülleri mümessille­ri ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Toplantıyı, Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ açmış ve Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes'in gönderdiği şu mesajı okun­muştur:

Bugün Birleşmiş Milletler andlaşmasırnn imzalanmasının 10 ncu yıldö­nümüdür.

"20 hazirandan beri San Fransisko'da yani bu andlaşmanm imzalandığı yerde, Birleşmiş Milletler teşkilâtının âzası olan 60 devletin temsilcileri­nin iştirakiyle vapılmakta olan tes'id merasimine muvazi olarak bugün bizde olduğu gibi diğer bütün üye devletlerin memleketlerinde bu mesud hâdise merasimlerle anılmaktadır.

Birleşmiş Milletler andlaşması, milletlerin sulh içinde ve insanlık şeref ve haysiyetine yaraşan bir şekilde yaşamak arzusunun milletlerarası bir kanun sekline sokulmuş ifadesidir.

İnsan ruhunun daima taziz ettiği bu emel ve arzu, zulümler ve tazviklerin tesiriyle ve büyük felâketlerden sonra bütün şiddetiyle kendini hissetti­rir, gerek manevî ve -ideoloiik sebepleri, gerek şiddet ve dehşeti itiba­riyle tarihde .misli olmayan, bütün dünyayı kaplamış olan boğuşmanın, vani İkinci Cihan Harbinin, muazzam tahribat ve beser vicdanında cebre, zulme ve şiddete karsı uyandırdığı dehşet ve nefretin bir neticesi olarak *26 haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler andlaşması imzalanmıştır.

Bu andlaşmayla. gelecek nesillerin harp âfetinden korunması ve şeref, "hürriyet, istiklâl ve emniyet içinde devamlı bir sulhun sağlanması gaye­si en ulvî ifadesini bulmuştur.

O tarihten bugüne, on sene geçmiş bulunuyor. Ne yazık ki halâ gelecek nesiller değil bugün yasayan insanlar dahi cebir ve harp âfetinden, taz­yikin, zulüm ve esaretin tehdidinden kendilerini masun hissedebilmekten -çok uzak bulunuyorlar. Bu cidden teessür ve endişe verici hale bakarak Birleşmiş Milletler teşkilâtını tam bir muvaffakiyetsizliğp uğramış ve onun temeli olan gayeleri de tamamen inhizama duçar olmuş mu telâkki eylemek icabeder? Birleşmiş Milletler andlaşmasmdaki idealleri insanla­rın erişmesine imkân bulunmayan nazariyattan ve hayalden ibaret far-zetmek mi lâzım gelecektir?

Kanaatim odur ki bu derece bedbinliğe mahal yoktur. Filhakika Birleş­miş Milletler teşkilâtı 'gayelerini tam olarak tahakkuk ettirememiş olsa ve onun işlemesinde bir takım aksaklıklar ve eksiklikler mevcud bulun­sa dahi, Birleşmiş Milletler andlaşmasının on senelik tatbikatı neticeleri "bizi ümidsizliğe ve hüsrana sevkedecek mahiyette değildir.

Bir taraftan dünya siyasetinde, diğer taraftan yine dünyada teknik, kültürel ve içtimaî' sahalarda son on sene zarfında başaıılan işlerin ehem­miyetinin kabulünde asla tereddüd olunamaz. Korede tecavüzün durdu­rulması vs tecavüz fikrinin kırılması Birleşmiş Milletlerin mevcudiyeti

Burada sayılması uzun sürecek maddî, manevî birçok başarılar elde edilmiş olduğu şüphesizdir.

T3u arada, meselâ Tran'ın kendi topraklarından bir kısmı üzerinde hüküm­ranlığını tekrar tesis edebilmesi, Libya'nın hür ve müstakil bir devlet ola­rak kurulabilmesi gibi birçok  müşahhas hâdiseleri zikretmek mümkün­dür.

Manevî sahada başarılara gelince: Teşkilâtın sadece mevcud olması hak­sızlığı, tecavüzü, her-türlü tehdid arzu ve tertiplerini cesaretsizliğe sevkedecek bir kıymet ve mahiyet taşımaktadır. Yalnız bu dahi, istikbal için büyük ümidlerle Birleşmiş Milletler teşkilâtına bağlı kalmamız için en kuvvetli sebep teşkil eder.

Bugün, dünyanın içinde bulunduğu karışık ve endişe verici durumun, hür olan, hür yaşamak isteyen ve başkalarının hürriyetine hürmet eden milletleri tesis ve tatbikine sevkettiği müşterek emniyet sistem ve ted­birlerinin kaynağı, hiç şüphe yokdur ki, doğrudan doğruya Birleşmiş Milletler andlaşmasıdır. NATO, Balkan ittifakı, Bağdad ve Karaşi pakt­ları ve S.E.A.T.O. dünyada sulh ve emniyetin tesis ve teyidi maksadiyle "hep Birleşmiş Milletler andlaşmasınm ruh ve gayelerinden kuvvet alan eserlerdir. Görülüyor ki insanların hürriyet ve istiklâl içinde yaşayabil­mek gayesine aykırı niyet ve hareketlerin bütün menfi tesirlerine rağ­men müsbet olarak elde edilmiş bulunan neticeler karşısında yeis ve ümidsizliğe düşmek asla caiz değildir. Şu kadar var ki, Birleşmiş Millet­ler teşkilâtı kısa bir zamanda, behemehal. Birleşmiş Milletler andlaşma­sının en 'kuvvetli ve fiilî teminatı haline getirilmelidir. Bu insanî ve asîl gayenin tahakkuku hususunun, cümlemizin uğrunda fedakârlıklara kat­lanacağı bir hedef teşkil etmesi lâzım gelir.

İnsanların ve1 milletlerin, aslında ve hakikatte, daima sulh içinde yaşamak ve daha mes'ud ve daha müreffeh bir hayat seviyesine erişmek emel ve arzusunu taşıdıkları muhakkaktır. Onları tecavüzkâr olmaya, kendileri gibi sulh içinde yaşamak isteyenlere hücuma sevkedenler ancak, her na­sılsa milletleri idare etmek mevkiine geçmiş olanlardır. Binaenaleyh ev­lerini ve vatanlarını, hürriyet ve istiklâllerini müdafaa edebilmek için mutlaka silâha sarılmak ve bütün dünya sathında dehşet verici facialarla "karşılaşmak gibi son derece elim bir mecburiyetten insanların bir an ev-Tel kurtulması lâzım gelir.

Şurası muhakkaktır ki milletler ülkelerinin hudutları dışında cereyan eden hâdiselerden lâvıkiyle haberdar olabilseler, birbirleriyle serbestçe konuşabilseier ve hakikatleri külliyen tahrif etmeyi sanat haline getirmiş olan propagandacıların tesirlerinden masun kalıp hâdiseleri olduğu gibi

"»uym eti en direb ilmek imkânına sahip bulunsalar, Birleşmiş Milletler and-lasmasmın en mühim gayesi tahakkuk etmiş, dünyada cebir ve    şiddet,zulüm ve harp yolları kapanmış olurdu.

Bu tarihî yıldönümündeki konuşmam bastan basa şevk ve memnuniyet "ifade edecek yerde esaslı ve hakikî endişeleri de aksettirmiş ise, bunun sebebini hakikatleri  olduğu  gibi  görmek lüzum  ve  zaruretinde aramak lâzım gelir. Dünya hâdiselerinin kıymetlendirilmesinde ve bunların tak­dirinde tamamiyle realist hareket etmemiz bugünkü ve yarınki hürriyet ve istiklâlimizin en kuvvetli teminatını teşkil eder.

Dünyada tecavüz emelleri kırılmamıştır. Zulüm ve esaret milletleri halâ-tehdld etmektedir. Sulhun korunması ve emniyetin tesisi yolunda mühim müşkillerle karşı karşıyayız. Fakat bütün bunlar, bizi tereddüde, karar­sızlığa, cesaretsizliğe sevkedecek yerde gayretlerimizi mütemadiyen art­tırmak ve sulh yolunda en sıkı işbirliğini tahakkuk ettirmeye sevkeyle-melidir. Bugünkü dünya, yer yer cesaret kırıcı manzaralar arzetmekle beraber Birleşmiş Milletler andlaşmasının imzalanmasından bu güne ka­dar geçen hâdiseler ve şahidi olduğumuz manzaralar ve hususiyle gaye­lerimizin ulviyeti bizim için daima en velûd bir ümid ve heyecan kay­nağı teşkil eder.

Bu tarihî günde, Türk milletinin Birleşmiş Milletler andlaşm asınım ka­yıtsız şartsız en hararetli taraftarı ve Birleşmiş Milletler teşkilâtının bütün mevcudiyeti ile hadimi bulunduğunu ifade edebilmekten büyük bir bahtiyarlık duymaktayım.

Mesajın okunmasından sonra Ankara. Üniversitesi adına Siyasal Bilgiler' Fakültesi Dekanı Prof. Yavuz Abadan, Birleşmiş Milletler Teknik Yardım İdaresi Mümessili Mr. Ch. Weitz, Birleşmiş Milletler Türk Derneği adına Dernek Umumî Kâtibi Doçent Cumhur Ferman ve Türkiye Millî Talebe Federasyonu adına İkinci Başkan Gültekin Özdenci tarafından günün-mânâ ve ehemmiyeti üzerinde birer konuşma yapılmıştır.

YANKILAR

Birleşmiş Milletler anayasası

Yazan: A.Ş, Esmer

16/VI/1955 tarihli (Ulus) dan:

On yıl önce San Fransisko'da imzala­nan Birleşmiş Milletler Anayasasının on yıl içinde gözden geçirilmesi mez­kûr anayasanın yüz dokuzuncu madde­sinin icabıdır. Üç fıkradan ibaret olan bu maddede deniliyor ki: «Genel Ku­rulun üçte iki çoğunluğu ve Güvenlik Meclisinin herhangi yedi üyesinin oy­ları ile tssbit edilecek tarih ve mahal­de işbu andlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi maksadiyle Birleşmiş Mil­letler üyelerinin bir genel konferansı toplanabilecektir. İşbu andlaşmada ya­pılması, konferansın üçte iki çoğunlu­ğu ile tavsiye edilecek her değişiklik Güvenlik 'Meclisinin bütün süreli üye­leri dahil olmak üzere Birleşmiş Mil­let üyelerinin üçte ikisi tarafından her birinin anayasası hükümleri gereğine göre onamnca yürürlüğe girmesini ta-kibeden onuncu yıllık toplantıdan Ön­ce, konferans henüz toplanmamış bu­lunursa, sözü geçen toplantının gün­demine, işbu konferansın davet edilme­si hususunda bir teklif dercedilecek ve Genel Kurulun çoğunluğu ve Güvenlik Konseyinin herhangi yedi üyesinin oyu ile karar verildiği takdirde konferans toplanacaktır, u

Bu maddeden de anlaşılacağı üzere, Bir leşmiş Milletler Anayasasını gözden geçirecek bir 'konferansın toplanması vetoya bağlandığı gibi, anayasanın de­ğiştirilmesi de vetoya bağlanmıştır. Bu şartlar altında anayasayı değiştirmek mümkün olmıyacaktır. Bunu herkes bi­liyor: fakat yukarıki madde gereğince karar almak için Asambla San Fransis­ko'da 20-26 haziran günlerinde olağan­üstü toplantı yapacaktır.

Toplantıya, Birleşmiş Milletlere üye o-lan altmış kadar devletten yarısından fazlasının dışişleri bakanları iştirak edecektir. Herhalde bütün büyük dev­letler dışişleri bakanları toplantıda bu­lunacaklardır. Bir netice elde edilme­se bile, onuncu yıldönümünde yapıla­cak olan bu toplantı. Birleşmiş Millet­lerin yıllık çalışmalarının muhasebe­sinin yapılmasına fırsat teşkil edecek­tir. Birleşmiş Milletler bu on yıl içinde umulan başarıyı gösterdi mi? Bu sualin cevabı menfidir. Milletler cemiyetinin çalışmalarından alman derslerle ıslah edilmiş bir teşkilât halinde kurulmuş olduğu sayılan Birleşmiş Milletler, ça­lışmalarında selefinden de daha az ba­şarı göstermiştir. Bu noktada herkes it­tifak etmektedir. Acaba bu, anayasanın eksikliklerinden mi ileri gelmiştir?

SEBEBİ NE OLABİLİR?

San Fransisko Anayasasının her cihet­ten mükemmel olduğu iddia edilemez. Dünyada mükemmel denilen bir eser yuttur. Fakat anayasası ne darece mü­kemmel olursa olsun. İkinci Cihan Har­bi takibeden milletlerarası münasebet­ler şartların arasında Birleşmiş Millet­lerin basarı göstermesi mümkün ola­mazdı. On yıllık tecrübe göstermiştir ki, teşkilâtın en önemli organı olan Gü­venlik Konseyini felce uğratan NATO müessesesidir. Böyle iken, veto. hakkı­nı tanımıyan bir teşkilât hiç yaşıya-maz, ilk adımda dağılırdı. Hakikat şu­dur ki. Birleşmiş Milletleri çıkmaza götüren, veto hakkının tanınmış olma­sı de?ü, o hakkın Rusya tarafından  tüye kullanılmasıdır.

Bugün yeni baştan bir anayasa yapılsa anayasada vetoya gene yer verilecek­tir. Mevcut şartlar altında yetosuz bir teşkilât tasavvur edilemez. Belki de yeni üyelerin teşkilâta alınması mese­lesinde veto hakkı kaldırılabilir. Bir­leşmiş Milletlerin cihanşümul olmasına

engel olan bu noktadaki veto hakkı, şüphesiz San Fransisko Anayasasının bu sakat tarafıdır.

Konseyin felce uğraması, bu on yıl içinde Asambleyi en önemli organ ola­rak belirtmiştir. Fakat yetkileri «tav­siyelerde bulunmak» tan ileri gitmedi­ğinden, Asamble de bir propaganda "kürsüsü mahiyetini almıştır. Eski Mil­letler Cemiyeti, bütün .eksikliklerine rağmen, kuruluşunun onuncu yıldönü­münde kuvvetin en üstün merhalesinde bulunuyordu. Ondan sonra gelen Ja­pon, İtalyan ve Alman tecavüzleri kar­şısında zayıfladı. Birleşmiş Milletler ile, bütün mükemmelliği ile. kuruluşu­nun onuncu yıldönümünde mefluç ve âciz bir vaziyettedir.

Barışın, Birleşmiş Milletler çerçevesi içinde korunamıyacağını gören Batılı devletler, Rus tecavüz politikası karşı­sında, bölge anlaşmaları yoluna gitmiş­lerdir. Batılı devletlerin en kuvvetlisi olan Amerika'nın liderliği altında ya­pılan bu bölge anlaşmaları şebekesi, il­gili devletlere. Birleşmiş Milletlerin ve­remediği emniyeti sağlamaktadır.

Ksr şeye rağmen, eksikli bir Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletlerin büsbü­tün eksik olacağı bir âlemden daha iyi­dir. Barışın kollektif gayretlerle emni­yet altına alınması insanlığın en aziz mefkuresi olmuştur. Milletler Cemiyeti o ideali gerçekleştiremedi. Birleşmiş Milletler de on yıllık çalışmasiyle ha­yal kırıklığı getirdi. Bugünün realitesi budur; fakat insanlığın şuurunda de­rin y/Sr alan bu ideal elbette bir gün gerçek olacaktır,

10 senelik yol

Yazan: .ZLE. Yalman

20/VI/1955 tarihli (Vatan) dan:

Tam on sene evvel bugündü. Birleşmiş Milletlerin anayasası San Fransisko'da "büyük merasimle imza­landı, bu münasebetle parlak nutuklar söylendi, işlerin iç yüzünü kavrıyamıyanlar, San Fransiskodaki merasimin insanlık için yeni bir devrin hareket noktası olduğuna inandılar.


 

O sıralarda garp âlemi bir tek sabit fikrin tesiri altındaydı: Alman "tehlike­sini herzaman için Önlemek. Japon teh­likesinin hakkından gelmek... Asıl teh­like kaynağının, Sovyet Rusya'nın hiç-değişmiyen v.s sinsi usullerle yürütü­len yıkıcı ve saldırıcı siyaseti olduğunu fark edebilenler pek mahduttu. Bu gi­biler de umumî yatıştırma ve bozgun­culuk cereyanlarına teslim oluyorlar vs şöyle düşünüyorlardı: «Ruslar tekrar-bir harbi göze, alabilirler, biz alamayız-Bunun için mesele çıkarmıyalım, huy­larına göre gidelim. Selâmet irinde ne-kadar zaman kazanırsak kârdır.»

Garp devletlerinin ve bilhassa Ameri­kanın, muayyen ve açık prensipler uğ­runa bunca fedakârlığı göz.? aldıktan, milyonlarca genci bu hedefle ölüme sevkettikten ve harbi parlak bir şekil­de kazandıktan sonra, asıl gayeyi teş­kil eden sulhu gözden çıkarmaları ve-Atlantik Paktı prensiplerini bozguncu. cereyanlara kurban etmeleri cidden korkunç bir şeydi!

On sene evvel San Fransiskoda bulun­duğum sırada bu elemli bozgunun kah­rını ve işkencesini her ân çektim    v,r inanılmaz  bir gaflet halinde bulunan, Amerikalı meslekdaşlanmı ikaz etme­ğe çabştım. Bence ortalık ihanet ko­kuyordu. Yalta'ya ait esrar    sonradan meydana çıkınca ve San Fransisko kon f,aransmm umumî kâtibi ve    Rusların gizli adamı olan Alger Hissin Dumberton Oaks projesini hazırlamakta vs her" şeyi Rusların keyfine göre yürütmekte1 baş  rolü   oynadığı   anlaşılınca,   insan­lığın cidden ihanete uğratıldığı    belli, oldu.

Sqvyet Rusya'nın vetosu altında   nefes  almaz bir halde 'bulunan Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtından insanlığa hayır ge­lemezdi. San Fransisko'da yeni bir şey doğmuş değil, Atlantik Paktının pren­sipleri sadece gömülmüştü.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtını her şeye rağmen bir temas sahası diye muhafaza etmek ve bazı ufak tefek neticelerden istifade .etmek, hür milletlerin    işine gelmedi. Rus delegesinin hazır bulun­madığı ve vetosunu kullanmadığı   bir' dakikada da Kore'deki hareketleri Bir­leşmiş Milletlere    maletmek    nasılsa-

mümkün oldu. Fakat hakikatte bu teş­kilâtın beklenen emniyet ve sulh ga­yesine hizmet edemiyeeeği, hür millet­lerin bunu bir kenarda bırakarak NA­TO Teşkilâtını meydana getirmeleriyle sabittir.

Birleşmiş Milletlerin teşkilâtı bugün San Fransiskoda bir toplantı yapıyor ve anayasasının imza edilmesinin onun cu yıldönümünü kutluyor. Dikkate lâyık olan taraf şudur ki Moskova; on senedir büyük gaflar yaptığını tam bu sırada farketmiş ve hür memleket­lerin basiretini bağlıyarak on sene ev­vel San Fransiskoda estirdiği yatıştırı­cı ve bozguncu havayı garp âleminde yeniden canlandırmak için geniş bir ha rekete girişmiştir.

Avusturya sulhu, Belgrat ziyareti, Nehru'nun tarafsızlık cereyaniyle teması, Alman Başvekilinin Moskovaya daveti, Almanya'nın birleşmesi yemiyle   NATO'nun yaylım ateş altına alınması gi­bi manevralara başvuran Sovyet Rus­ya, 18 temmuzda Cenevrede bir dörtler toplantısı yapmağı temin etmiştir. San Fransiskodaki onuncu yıldönümü me­rasiminin sebep olacağı sıkı temaslar, Cenevre toplantısının zeminini hazırla­mağa yariyacaktir.

Şimdi mesele şurada: Hür dünya 20 haziran 1945 de San Fransiskoda hiane-te uğradıktan tam on sene sonra giriş­tiği teşebbüsle San Fransiskodaki boz­guncu gidişi bir defa daha teyit mi edecek, yoksa onu tamir etmenin yolla­rını mı arıyacak?

18 taaruz toplantısının arifesine çok şükür gözlerin açılmasına doğru bir istidat peyda olmuştur. Mübalâğalı li­mitler bir tarafa atılmış ve basiret ve ihtiyat tarafı ağır basmağa başlamıştır. Yukarıdaki suallerin sarih cevaplariyle karşı karşıya gelaceğimiz gün yakın­dır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

16 Haziran 1955

 Lefkoşe :

Kıbrıs hükümeti, saldırı yeni bir karar­la sahip oldukları silâhları hükümet makamlarına kaydettirip mukabilinde vesika almıyan kimseler hakkındaki ce­zaî hükümleri daha da şiddetlendirmiş tir. Yeni karara riayet etmeyen kimse­ler 6 ay hapis ve 25 İngiliz lirası para cezasına çarptırılacaklardır; Yine aynı karar mucibince. 21 yaşından küçük kimselerin, nev'î ne olursa olsun, ateş­li silâh taşımaları sureti kefiyede ya­sak olunmuştur.

17 Haziran 1955

 Lefkoşe :

İngiltere'nin Yunanistan Büyükelçisi Sir Charles Peake. son 'birkaç gün zar­fında, Hariciye Vekâletinin alâkadar makamlariyle, Kıbrıs meselesi etrafın­da muhtelif görüşmeler yapmıştır.

Bu görüşmelerde. Kıbrıs'ta cereyan eden son hâdiseLer ve Yunanistan hü­kümetinin Kıbrıs mevzuunda takibat-mekte olduğu siyaset gözden geçirilmiş

tir.

21 Haziran 1955

 Lefkoşe :

Dün akşam Kıbrısta bombalarla birçok suikastler  vuku bulmuştur.

Kyrenia yakınında Orta-do.^u Kara Kuvvetleri 'Başkumandanı Sir Charles Keightley'in evine iki bomba atılmıştır. Bombalar infilâk etmişse de hasar ve can kaybı olmamıştır.

Maskeli üç şahıs tarafından atılan di­ğer birkaç bomba Kyrenia polis kara­kolu Önünde infilâk etmiştir.

Pafos'ta keza maskeli sekiz şahıs posta ve mahkeme binaları önüne bombalar koymuşlardır. Bombaların- infilâkı ne­ticesinde bir yangın çıkmıştır.

Hometios polis karakolunun Önünde de bir bomba patlamıştır. Kıbrıslı bir po­lis   memuru yaralanmıştır.

Farnagusta da orduya ait bir kantinde iki infilâk olmuş ve bir yangın baş­langıcına sebebiyet vermiştir,

22 Haziran 1955

 Lefkoşe :

Dün akşam Lefkoşe'de polis merkezi önündeki posta kutusuna konulan bir saatli bomba infilâk etmiştir.

Ayni saatte şehrin muhtelif yerlerinde üç İngiliz subayının evleri önünde de daha az ehemmiyette üc infilâkin vu­ku bulduğu ayrıca bildirilmektedir.

Saatli bombanın infilâki neticesinde Kıbrıslı bir genç ölmüştür.

 Lefkoşe :

Maskeli birkaç tedhişçi dün gece Lefkoşenin 80 kilometre uzağında Damia-nos köyündeki polis karakoluna âfcaş açmıştır. Bu tecavüz sırasında iki Kıb­rıslı polis memuru asır bir şekilde ya­ralanmış v-s bunlardan biri hastahane ve nakledildikten az sonra olmuştur.

23 Haziran 1955

 Lefkoşe :

Kıbrıslı İngiliz orduları umumî karar­gâhını korumak üzere fevkalâde ted­birler alınması zarureti hasıl olmuştur.

Bu hususta basın mensuplarına beyanatta bulunan bir askerî sözcü ezcümİ2 şöyle demiştir: • Geç-sn aralık ayında İngilterenin Orta-şark Komutanlığı Sü­veyş Kanalı bölgesinden Kıbrıs adası­na nakledildiği zaman, kendimizi bir İngiliz müstemlekesinde ve bize dost bir halkın içinde zannettiğimiz için. o iağan üstü güvenlik tedbirleri almağa lüzum göstermiştik. Fakat, san hâdise­ler bu hükümde yanıldığımızı göster­di. Maalesef biz de olağan üstü tedbir­lere tevessül etmek mecburiyetinde kal­dık.»

25 Haziran 1955

 Lefkoşe :

Kıbrıs'ta Enosis Birliğine dahil olup geçenlerde Kıbrıs hükümetini zora^ başvurarak devirmek sucu ile tevkif edilmiş olan Kıbrıs Başpiskoposu Makarios'un yeğeni Haraîambos Muskos ve üç arkadaşının sorgusu bugün burada yapılmış ve dördünün de mevkufiyetlerinin devamına karar verilmiştir. Suç luların muhakemeleri 26 temmuz ta­rihinde yapılacaktır,

 Lefkoşe :

Bugün Pafos mahkemesi dört adalı Rum'un muhakemelerini intaç ederek, bunları muhtelif cezalarla tecziye et­miştir.

Bu suçlular kundakçılık harekâtına girişmekle  itham edilmekte idiler.

. Lefkoşe :

Kıbrıs Valisi Sır Robert Armitag^'m dün akşam imzaladığı bir kararname­de, ada'nın bazı bölgelerinde serbestçe dolaşmanın bir aylık bir müddeti te­cavüz etmek üzere tahdit edilebilece­ği derpis edilmektedir.


 

Kıbrıs Polis Müdürü bu tedbiri ada'-nın lüzum gördüğü bölgelerinde tatbik etmeğe mamur edilmiştir.

26   Haziran 1955

 Lefkoşe :

Kıbrıs hükümet radyosunun dün ak­şam yaptığı bir yayında bildirildiğine göre, adadaki tedhişçilik hareketiyle mücadele için Kıbrıs'ta yeni bir polis ihtiyat birliği teşkil edilmek üzeredir. Bu birlik Lefkoşe yakınında üslendiri­lecek ve müstakil nskil vasıtalariyle ve radyo muhabere postalariyle teçhiz edi­lecektir. Birliğin kumandanlığına İngi­liz müstemlekelerin den birinden tecrü­beli bir İngiliz subayı getirilecektir.

Diğer taraftan dün Limasol ile Afoa arasında telefon muhabereleri birden bire kesilmiştir. Polis bunun bir sabotaj eseri olduğunu zannetmektedir.

Lefkoşe'nin 15 kilometre doğusunda bulunan Timbu köyü yakınında, Eoka adındaki tedhiş hareketinin imzasını taşıyan yüz kadar beyanname ele geçi­rilmiştir.

27   Haziran 1955

 Londra :

Dışişleri Vekâlati sözcüsü İngiltere'nin bugün Atina nezdinde teşebbüse geçe­rek Atina radyosunun Kıbrıs halkını ayaklanmaya teşvik eden yayımların­dan dolayı protestoda bulunduğunu bil dirmiştir.

Protesto notası bugün İngiltere'nin Atina maslahatgüzarı tarafından Yunan Dışişleri Vekili Stefanopulos'a tevdi e-dilmiştir. Nota'da bilhassa Atina rad­yosunun 21 haziranda yayımladığı ve başharfieri E.O.K.A. olan bir teşkilâ­tın beyannamesi üzerinde durulmuş­tur.

Sözcü Eoka beyannamesinin su tarzda cümleler  ihtiva  ettiğini     bildirmiştir;

«Hellenlerin nesli, vatanımızı kurtar­mak için ayaklanın» - «kurtuluş için. mücadel.^ bayrağı açın».

Bir soruya verdiği cevapta sözcü. Ati­na radyosunun bu yayımlarının İngil­tere ile Yunanistan arasında NATO çerçevesi içinde mevcut münasebetler üzerinde müessir olacağını, fakat bu meseleyi NATO Konseyi önünde ele al­mak için hiç bir karar alınmamış olduğunu. söylemiştir.

  Londra :

i5ugün Başvekâlet binasında yapılan kabine toplantısında Kıbrıs hâdiseleri­nin ele alındığı parlâmento çevrelerin­de kuvvetle tahmin edilmektedir.

30 Haziran 1955

  Londra :

İngiltere Başvekili Sil' Anthony Eden bugün Öğleden sonra Avam Kamara­sında verdiği bir demeçte, İngiliz hü­kümetinin Doğu Akdeniz'i ilgilendiren stratejik maseleleri inceledikten sonra. Yunan ve Türk Hükümetlerine, bu mem leketl&r nezdindeki büyükelçilikleri va-sıtasiyîe birer davetname göndererek Kıbrıs da aahü olmak üzere Doğu Ak-denizle ilgili siyasî ve askerî meseleleri tetkik, etmek üzere yakında Londra'da toplanacak olan konferansa mümessil­ler göndermelerini istediğini bildirmiş­tir.

Konferans gündeminin mahdut birkaç noktaya inhisar etmiyeceğini söyliyen Başvekil şunları ilâve etmiştir:

 Gayemiz, konferansın, önceden tesbit edilmiş bir ruzname ile bağlı olmasını önlemektir. >>

Anthony Eden İngiltere Hariciye Ve­kili Harold Mc. Millan'ın bu konferans meselesini gelecek hafta.Strasbourgda toplanacak olan konferans esnasında Yunan ve Türk delegeleri ile görüşe­ceğini de belirtmiştir.

İngiliz Başvekili bahis konusu konfe­ransta Büyük Britanya'yı Hariciye Ve­kili Mc. Millian ile Millî Müdafaa Ve­kili Selwyn Lloyd'in temsil edecekle­rini tasrih etmiştir.

İşçi Partisi hükümeti zamanında hari­ciye müsteşarlığı yapmış olan mebus­lardan Ernest Davios'in Kıbrıs halkı temsilcilerinin konferansa neden davet edilmediğini sorması üzerine Sir Ant­hony Eden şu cevabı vermiştir: «Kon­feransın mevzuu Kıbrıs meselesi çerçe­vesini aşacaktır.»

Diğer bir İşçi mebusun sorduğu bir su­al üzerine de Başvekil 5u mütemmim izahatı vermek mecburiyetinde kalmış­tır: «Durumu ihtimamla inceledikten sonra meseleyi en iyi şekilde ele alma­nın davetleri bu tarzda yapmakla ka­bil  olacağı  neticesine  varılmıştır.»

 Londra :

Müstakil Times gazetesi bugünkü nüs­hasında Kıbrıs meselesini ele almakta ve İngiliz hükümetinin, bu adada fası­lasız surette vukubulan karışıklıkları itina ile tetkik etmek üzere Kıbrıs'ta sivil ve ruhanî makamlarla müttefikler arasında bir konferans toplaması lâzım geldiği mütalâasını ileri sürmektedir. Times bu mütalâasını şöyle tamamla­maktadır«Herhangi şekilde olursa olsun Kıbrıs'ı Batının nüfuz dairesi altına döndürmek müstemlekelerin muhtariyet yolunda geliştirilmesi eserme onu da iştirak et­tirmek lâzım  gelecektir."

YANKILAR

Kıbrıs dâvasında Yunanistan, İn­giltere'yi tehdid ediyor.

Yazan: Cihad Baban

2/6/1955 tarihli (Tercüman) dan:

Makariyos, Mısır'a gitmiş, orada gaze­tecilere verdiği demeçte: «.Halkın taş­kınlık yapmasını istemem, fakat, İn­gilizler öyle fena vaziyetler yaratıyor­lar ki, bunun da önüne geçemem!» di­yor.

Bu açık tahrik sebeplerinden bir tane­si, Makariyos'a Amerikadaki Yunanlı zenginlerden biri tarafından hediye edilen bir Cadillac arabayı Yunan renk­lerine boyamasına ve Kıbrıs papazının bu renklerle o arabada dolaşmasına İngilterenin müsaade etmemiş olması imiş.

Yunan gazetelerinin, başmakaleleri he­men hergün bu mevzua temas etmek­tedirler, hükümet bilhassa Amerika'-de Kongre ve Ayan azalarını kazan­mak için büyük propaganda faaliyetine girişmiş bulunuyor. Atina'nın Fransız­ca intişar eden resmî gazetesi de bu mevzua tahsis ettiği sütunlarda müte­madiyen İngiltereyi -tehdid eden yazı­lar yazıyor. Bu gazeteye nazaran Büyük Britanyanın hemen harbin akabinde Hindistan, Pakistan ve Seylân hakkın­da vermiş olduğu cesurane karar, bu memleketlerin İngiliz İmparatorluğu bünyesi içinde kalmalarına sebep ol­muştur. Eğer İngiltere ısrar ve inad etseymiş, Asya dramatik bir manzara arz edecekmiş; bunun gibi, simdi de Yunanistan'ın dostluğunu ve işbirliği­ni temin edebilmesi için Büyük Britan­yanm Kıbrısı Yunanlılara terketmesi lazımmış. Bu mantık ile hareket eden Yunan hükümetinin sözcüsü, mütalâa­sına şöyle devam etmektedir: "İngilte­re Asyadaki emperyalist politikasında ısrar edeydi ne olacaktı? Hio, bu sefer yuhalarla koğulacak ve üstelik bugün­kü işbirliği yerine düşman bir camia­nın diş. gıcırtıları ile karşılaşacaktı.» Yuha ile koğulmak tabirinin altında gizlenen sözü anlamazlıktan gelmek mümkün değildir. Fakat, Hindistan, Pakistan, Seylân ile Yunanistan ara­sında bir mukayese yapmak da müm­kün değildir.

Evvelâ Yunanistan; İngiltere, Türkiye ve umumiyetle NATO devletlerinin, dostluk ve müzaheretini temin etmek suretiyle, Kıbrıs konusu ile ölçülemi-yecek derecede büyük menfaatler sağ­lamaktadır. Bu menfaatler Yunanistan'ı ayakta tutan onun bekasiyle ilgili men­faatlerdir. İdare edemiyeceği bir Kıb­rıs'ı elde edebilmek için, Belgrad'da Kuruçef ile yarenlik etmek, bütün dostlarını tedirgin ederek şüpheye dü­şürmek ve nihayet bu beceriksiz, mâ­nâsız ve sakar politika yüzünden gü­nün birinde kızılların kucağına yuvar­lanmak, uzağı görmek demek değildir.

Yunanlılar, Kıbrıs'ı bir üs olarak kul­lanmak isteyen İngiltereye karsı diyor­lar ki, "Burası sizin elinizde olduğu müddetçe üs olarak da işinize yaramaz, düşman bir muhit içinde üs kuramaz. Yunanlılar Kıbrıs'a sahip olamadıkça İngilizler için adada düşman olacaklar ve icabettiği gün üs olarak kullanıla­cak olan Kıbrısta baltalama hareketle­rine geçeceklerdir.»

Bu kadar açık tehditler savuran dost ve müttefik bir memleket tarihte gö­rülmüş şey değildir. Eğer bir harp olursa bu harp dünyanın iki bloku ara­sında cereyan edecektir, bu baltalama hareketlerine teşebbüs edecek olan Yu­nanistan o takdirde, kızıl cephede yer alacak demektir. Yunan milleti hiç bir zaman kendisinin olmamış olan Kıbrıs için, böyle bir cephe değişikliğine baş­vuracak olursa, bunun hesabını, Rus­ya'dan,  Macaristan'dan  evvel vermek.

mevkiinde kalır. Politika adamları ba-zan başlarından büyük teşebbüslere gi­rişip o teşebbüslerin altında yıkılırlar, Yunanistan, yutmadığı lokmalarla bo­ğulan devlet adamları bakımından hay­li zengin bir memlekettir, biz Papagos'un bir boğulma voliyle, siyasî hayatına son vermesini temenni etmivoruz.

Yunanistan suçludur

Yazan: A.E. Yalman

24/VI/1955 tarihli (Vatan) dan:

Cumhurreisimiz Celâl Bayar. dost Lüb-nana yaptığı resmî ziyaretten sonra yurda dönmüş bulunuyor. Bu ziyaretin gayesi Lübnan Devlet Reisinin ziyare­tini iade etmekten ve bir takım me­rasimde hazır bulunmaktan ibaret de­ğildi. Celâl Bayar, her gittiği yerde Türk millî siyasetini şerefle temsil eder ve bölgemizin esaslı bir sulh ve is­tikrar unsuru olan Türkiyenin temiz sesini aksettirir. Cumhurreisinin böyle vazifeleri ne kadar ve karla, ne kadar 'nezaket ve asaletle yerine getirdiğini de geçen seneki Amerika seyahati es­nasında yakından görmek imkânını buldum ve iftihar duydum.

Türkiye, elindeki imkânları ve kuvvet­leri hodbin bir millî siyasetin gerçek­leşmesi için kullanan veya kullanma­sına ihtimal olan bir memleket değil­dir. Komşularım herhangi bir suretle tahakküm altına almak, yeni toprak veya nüfuz sahası elde etmek gibi emellerin arkasından koşmuyor. Bir im­paratorluk devrini arkada bırakmıştır, geniş duygulu bir millî misak siyase­tinin bayrağını seve seve açmıştır. Dev letin temsilcisi sıfatiyle Bayar her git­tiği yerde, Türkiye'nin bir iyi komşu, her hakka saygı gösterir bir devlet, dünya sulhunun ve bölge istikrarının candan bir desteği ve güvenilir bir bek­çisi olduğunu en samimî bir lisanla söylüyor ve bunu yaparken bütün bir bü­yük milletin ulvî ve asîl hislerine ter­cüman oluyor.

Komşumuz, müttefikimiz ve NATO' da yoldaşımız Yunanistanı ayni dürüst ve temiz rolde görmeği ne kadar isterdik! Eğer Yunanistan, iyi bir komşu, müşterek gayeisre bağlı bir memleket, güvenilir bir yoldaş mevkiinde bulun­saydı, bu-bölgenin istikrarını korumak vazifesi ne kadar kolaylaşacak, bizimle Yunanistan arasında  kadar verimli bîr işbirliği devri  açılacaktı...

Ne çare ki Yunanistan hasis emellerin kurbanı olmuş, bu yüzden komünizmin tuzağına dürmüştür. Yunanistan gafil ve şuursuz emperyalist siyaseti yüzün­den bugün Kıbrısta patlıyan bombala­rın, dökülen kanların mes'uliyetini doğ­rudan doğruya Yunan hükümeti taşı­yor. Dörtlerin toplantısının arifesinde Kıbrıs'ta Türk - Yunan, İngiliz - Yu­nan dostluğuna ve NATO'nun birlik ve âhengine karşı çirkin bir suikast hazır­lanmasına sebep olan Yunanistan; suç­ludur, fena bir yoldadır ve çirkin bir roldedir. Kilisenin gayri mes'ul teşki­lâtına barınan ve bu suretle mes'ul Yu­nan hükümetinin akıl ve idrakini fel­ce uğratan komünist "teşkilâtı; Yunanis­tanı, hür dünya aleyhindeki meş'um siyasetlerinin bir âleti haline indirmiş­lerdir.

İki komşu millet için esaslı bir ihtiyaç teşkil eden Türk - Yunan dostluğu na­mına, Yunanistanda kahır gören Türk­lerin, ve Kıbrıs'ta canları ve şerefleri tehlikeye maruz olan diğer Türklerin namına, hür dünyanın esaslı menfaat­leri, NATO'nun tesanüdü ve bölgemi­zin istikrarı adına davacı diye ortaya çıkmamız. Yunanistanı akıl ve iz'ana davet etmemiz zamanı gelmiştir. Ko­münistlerin tahrikleriyle meydana gelen bu suikasdın ağır tehditlerini or­tadan kaldırmak, müşterek tehlikeleri önlemek için İngiltere, Türkiye ve Yu-nanistanın karşı karşıya oturmaları, açık konuşmaları ve bir fesat ve nifak manzarasını bir anlaşma ve ahenk man­zarası haline çevirerek Moskovayı hüs­rana düşürmeleri mutlaka lâzımdır.

Yunanlılara meram anlatmağa çalış­manın tadsız, çetin ve zahmetli taraf­ları olabilir. Fakat bunu göze almalıyız. Çünkü yara biraz daha kendi haline bırakılırsa kangren olur, en büyük za­rarı da akıl ve basireti komünistler ta­rafından felce uğratılan Yunanistan çe­ker.

Kaybedilecek dakika kalmamıştır. Yu­nanlıları akıl ve basirete davet etmek için sesimizi yükseltmemiz, Kıbrıs'ta NATO'nun selâmetine karşı silâhlı bir tedhiş hareketi başladığını ilân ederek müttefiklerimizi ikaz etmemiz lâzım-. dır.   .

Yunanistan'ın barış kundakçılığı Yazan: M. Nermi

25/VI/1955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, daha müsbet ve daha verimli işbirliklerini eriş­mek için, bütün imkânları gözden ge­çirirken, Kıbrıs adasında yer yer bom­balar patlamakta ve halk yığınlarını heyecanlara düşürmektedir. Bu barış kundakçılığının kahramanını hepimiz biliriz: Yunanistan, Kıbrıstan ikinci bir Girit yaratmak kuruntusuna kendini vermiş görünüyor. Hür milletlere iki bakımdan yakışmayan çok bayağı ve tiksindirici bir davranış sayılır   bu.

Yunanistan, yalnız Birleşmiş Milletle­rin değil, aynı zamanda, Atlantik Sa­vunma Sisteminin de üyesidir. Bilirsi­niz ki: üyja memleketler, aralarında beliren anlaşmazlıkları gidermek için, yıldırıcı zorbalık metodlarına baş vur­maktan kaçınacaklarına, bütün insan­lık karsısında, söz vermişlerdir. Yuna­nistan ,her andlaşmanın en kutsal te­meli sayılan sözleşme hükümlerini tek taraflı bozmaktan sorumludur. En ba­sit sözleşme şartlarına ulu-orta saygı­sızlık gösteren bir memleketin biraz daha ciddî taahhütler karşısında nasıl bir yol seçeceğini tahmin etmek çok kolaydır. Yunanistan, yemişlerini derle inek için, başkalarına ağaç silktiren a-çık gözlerin durumunu hatırlatmakta­dır bize!

Kıbrıs adası sahipsiz değildir. Bu ba­kımdan, Yunan hükümeti, barış kun­dakçılığının, başka bir örneğini daha, biz= vermiş sayılabilir. Gerek Birleş­miş Milletler, gerek Atlantik paktına giren devletler, toprak 'bütünlüğü dâ­vasını dokunulmaz bir umde gibi ka­bul etmişlerdir. Milletler arasında kurulan işbirliklerinin ana dâvası da bu­dur zaten. Egemenlik ve toprak bü­tünlüğü idealleri bir yana bırakıldı mı, bütün işbirliklerinin de konusuz kal­maları lâzımdır. Savunulacak bir şey yoksa, savunma cephelerinin mânası ne olabilir? Görülüyor ki: Yunanistan, imzaladığı andlaşmaları, en kestirme bir sözle, imperialist gayelerine en el­verişli bir basamak saymaktadır.

Kıbrıs, İngiliz idaresi altında bulunan bir Türk adaşıdır. Bu dâvada, devletler hukuku bakımından, ilgili iki taraf varsa, o da ancak Türkiye ile İngiltere olabilir. Demek oluyor -ki: Yunanistan, adada yaşayan hristiyanları kışkırt­makla; ilk önce, dost iki memleketin içişlerine karışmak yelteng enliğin i gös­termektedir. Eğri oturup doğru konu­şursak, Yunan davranışının, Sovyetleri kat kat gölgede bıraktığını söylemek zorunda kalırız. Dostluktan başka bir ad verilir buna.

Büyük İran Şairi Şeyh Saadi der ki : ..Tanrı ne yaptığını çok iyi bilir. Ke­diye kanaat vermiş olsaydı, serçeye rastlamazdmız dünyada.." Ya Yunanis­tan'ın elinde sözgelişi, Sovyet kudret­lerinin yalnız yarısı olsaydı, dünyamı­zın her yerinde sayısız Kore ve Hind-Çini yangınları tutuşmuş olurdu. Sov­yetler, hiç olmazsa, düşmanlarına ya­pıyor bunları, Yunanistan ise kudretli dostlarına, Türkiye'ye ve İngiltsreye.. Dost maskesi takarak düşmanlık yap­mak, tarihin hiç bir çağında ne erkek­lik sayılmıştır, ne de kahramanlık fa­zileti.

Yunanistan,. Atlantik üyelerinin top­rak bütünlüklerine göz koymakla, en büyük barış ve hürriyet cephesini, bi­le bile, içinden yıkmaya çalışmaktadır.

Onun için, bu memleket, Sovyetlerin politika gayeleri bakımından, aşağı yukarı, Doğu Almanya gibi bir rol oynamaktan kendini alamamaktadır. Yunanistan, bir karış toprak için, tıpkı Peygamber Yusuf'un kardeşleri gibi, dostlarını düşünmeden kuyuya atabilir.

Bu görüşümüzün ne kadar doğru oldu­ğunu anlamak isterseniz, Kıbrıs adasın­da girişilsin zorbalıklara bakınız. Bu kışkırtmalar, Dörtler Konferansının hazırlıkları yapılırken, en son şiddeti ne erişmiş oluyor. Eli bayraklı bir tehditçi de. daha büyük menfaatler kopar­mak için, ancak böyle yapabilir.

Kıbrıs dâvasının durup dururken or­taya çıkarılması üye devletler arasında da, bir takını huzursuzlukların dogma­sına sebep olmuştur. Çoğunluk elde etmek fikriyle, Yunanistan'ın çok çir­kin propagandalara giriştiğini ve dost memleketleri bir yandan bize, Öte yan­dan İngiltereye karşı kışkırttığını bilir­siniz elbette.. Bunun, gaye birliğini tor­pillemekten başka bir işe yaramadığım tahmin etmek güç değildir. Hangi ta­rafından bakılırsa bakılsın, Yunan po­litikasının, tam mânasiyle, yıkıcı bir hamle olduğu anlaşılır. Bu durumu göz önünde tutarak, önleyici tedbirler dü­şünmek, büyük hürriyet dâvasına bağlı milletlerin başlıca vazifesi    olmalıdır.

Bize gelince: Kardeşlerimizin boğazlan masına ve hakkımıza dokunulmasına, gelişigüzel seyirci kalamayız artık. Kıb­rıs, hiç bir zaman Yunan adası olmıyacaktır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

18 Haziran 1955

Paris :

Senelerden beri Romanya'da mevkuf bulunan Fransızların tahliyesi için kat'î bir teminat elde etmek gayesiyle Fransız hükümeti, geçen sonbaharda Fransa ile Romanya arasında ticari ve malî mü zakerelsrin açılması için bu Fransızların tahliyesini şart koşmuştu.

16 ekim 1954 de Bükreş elçiliğine ve­rilen bu teminatlardan sonra msvkuflardan ünü tahliye edilmişti.

.Bununla beraber diğer mahpus tahliye edilmediği ve Bükreş elçiliğinin teşeb­büsleri neticesiz kaldığı için Fransız Dışişleri Vekâleti bir anlaşmanın icra­sının gecikmesi dolayısiyle duyduğu endişeyi 16 mart 1955 tarihinde Roman­ya'nın Paris  elçiliğine   bildirmiştir.

Romanya hükümetinin durumunu göz Önünde tutan Fransa, Romanya'ya gidecek olan ticaret eşyasının s-svkini durduran bir kararname yayınlamak ;mecburiyetinde kalmıştır.

20 Haziran 1955

 Paris :

Vekiller Heyeti Fas Gerftal Valiliğine, "halen Saar'daki Fransız diplomatik he­yetinin başkanı Giibert Granval'ı ta­yin etmiştir. Eski genel vali Francis Lacoste mühim bir diplomatik mevkie tayin edilecektir.

23 Haziran 1955

Paris :

Başkanı olduğu «Atlantik Camiası Fransız Cemiyeti «tarafından verilen bir kabul resminde, Fransanın eski Dış işleri Vekili Bidault bir konuşma yap­mış ve «milletlerarasındaki gerginliğin azalmasının, sinirlerimizin yorgunlu­ğundan ve mütemadi gayretlerin ver­diği usançtan mütevellit olduğunu» ifade laderek  şunları söylemiştir:

Bu yorgunluk birçok kimseleri, kötü. günlerin geçtiğini düşünmeye sevketmektedir. Halbuki bu iyi duygular kö­tü düşüncelerden çok daha tehlikelidir. Ve insanlar, maziyi hemen unutuverecek kadar saftırlar.»

Bundan sonra, kurt ve çoban masalını hatırlatan Bidault, «çobanlar, kuzula­rın, bir türlü kendini göstermeyen teh­likeye alıştıklarını farketmişlerdi» de­miş ve Sovyet Rusya'nın ziraî sahada karşılaştığı güçlüklere işaret ederek sözlerine şöylece devam etmiştir;

«Milletler arasındaki gerginliğin azal­masının ikinci bir sebebi de, mütema­diyen çoğalan bir milletin beslenme güçlüğünden mütevellittir. Bu anda, büyük bir tehlikenin tehdidi altında­yız. Viyanada batılıların zafer kazandı­ğından bahsedildi. Halbuki, Güney Al­manya ile, Kuzey İtalya'yı sadece 100 kilometrelik bir sahanın ayırdığını görmek için haritaya bakmak kâfidir ve bu brenner gaçidi, şimdi hür dünyaya yasak'edilmiştir. Zafer bu ise, mağlû­biyetin ne olduğunu öğrenmek ister­dim. «

Daha sonra Almanyanın tarafsızlaştırılmasma itiraz eden Bidault sözlerine şöyle son vermiştir:

«Ruslar on senedir, sopa yerine şeker kullanmanın daha fazla işe yaradığını anladılar. Bizzat Molotof da, tebessü­mün masaya indirilecek yumruklardan daha tesirli bir silâh olduğunu anla­mıştır.

Cesaret ve sebat, sulhun anahtarlarıdır. «Atlantik Camiası Fransız Cemiyeti­nin» bu akşamki toplantısı, cesaret ve irademizin bir tezahürü olacaktır. Qareyana karşı ilerlersek, başkaları da bizi takip eder.

Biz (1) rakkammı koyalım, arkasında­ki sıfırlar kendiliğinden gelecektir. İs­tediğimiz, sulhun güvenliği ve adale­tin zaferidir.

24   Haziran 1955

Marsilya:

Bugün Marsilya Belediyesi ve Ticaret Odaları tarafından verilen ziyafette ko-nuşan^ Cumhurbaşkanı Rene Coty bil­hassa Kuzey Afrika meseleleri üzerin­de durmuştur.

Fransızların büyük bir kısmının görüş­lerine uyan kendi düşüncelerini belirt­menin devlet başkanı olarak vazifesi olduğunu söyliyen Coty şöyle demiş­tir:

«Hepimiz bütün kalbimizle çoğu ya­bancı memleketlerde barınan katillerin eli ile her gün birçok masum kurban­lar veren bir halkın acılarını ve sıkın­tılarını paylaşıyoruz. Bu hareketlerin gayesi açıktır: Bizim cesaretimizi kır­mak ve bizi sindirmek istiyorlar, bu bizıa yapacağımız ilk şevi gösteriyor: Soğukkanlı olmak. İfrata kaçan hare­ketler ve şiddet, .bilhassa çok iğrenç bir hareket olan şiddet kullanma usu­lü müdafaa edilmek istenen dâvanın aleyhine olmaktadır.»

25  Haziran 1955

 Paris :

Fransız Millî Meclisinde yirmiye yakın meb'usu bulunan, Demokratik Sosya­list mukavemet birliği (U.D.S.R.) ida­re komitesi, bir sene kadar evvel millî büro tarafından kabul edilen koîlektif idare prensibine aykırı olarak, Radi­kal grup daimî hey'etinin, Edgar Faure'u başkanlığa getirmek hususundaki kararı aleyhindeki takriri, 6 muhalife .karşı 37 oyla tasvip etmiştir.

Takrirde, partilerle istişarî mahiyette görüşmeler yapılmamış olmasından do­layı duyulan hayret belirtilmekte ve bu seçimin, hâlihazır meclis çoğunluğunun takip ettiği politikanın tasvibi gi­bi gösterilmesinden ötürü esef duyul­duğu bildirilmektedir.

Netice itibariyle, bu takrirde, Radikal grup başkanlığına Edgar Faure'un getirilesine itiraz edilmektedir.

 Paris :

Kuzey Afrika'da dün gene birçok ci­nayet ve sabotajlar olmuş birçok kişi de tevkif edilmiştir.

Mukavemetçiler, Cezayir'de Tabassa yakınında iki Müslümanı Öldürmüşler, Constantine yolu üzerinde yarım hek­tar buğdayı ateşe vermişlerdir.

Cebel Arual'da bir müfreze iki muka­vemetçiyi yakalamış birini öldürmüş­tür. Diğeri kaçmaya muvaffak olmuş­tur. Bonea'da polis kuvvetlerinin çalış­maları neticesinde müsaadesiz silâh ta­şıyan ve nüfus kâğıdını göstermiyen 16" kişi tevkif edilmiştir.

Mukavemetçiler, Fas'ta Mekne bölgıssin de, bilhassa mahsulleri yakmaktadırlar.

Son 24 saattan beri bütün Fas toprakla­rı üzerinde esen sıcak bir rüzgâr da kundakçıların faaliyetine yardım et­mektedir. Şimdiye kadar üç yangın, üç milyon franklık mahsulü harap et­miştir.

M^kne'ye 20 kilometre mesafede de­miryoluna yapılan sabotaj, herhangi bir zarara sebebiyet vermeden ortaya çı­karılmıştır. Nihayet, Tunus'ta bir şeyh, bir Tunuslunun silâh ateşi ile ağır su­rette yaralanmıştır.

«Vahim» telâkki edilen bu durum kar­şısında, Filippeville Beladiye   Reisleri,.

.-aşağıdaki hususları talep eden bir tak­rir vermişlerdir:

1.   - Cezayir komünist partisinin  -kanundışı addedilmesi,

2.- Fransadan gelen ve tahrikçi neşri­yat yapan gazeteleri toplatmak ve ya­sak stmek,

3.- Radyoları isyan ve cinayetleri tah­rik  eden  ve  bu  yayınlan  müsamahaile karşılayan memleketlere ehemmiyetle ihtarda bulunmak,

4.- Çiftlikleri ve meskûn uzak yerleri silâhlandırmak,

5.  - Bütün Cezayir'de fevkalâde durum ilân etmek.

26 Haziran 1955

 "Washington :

Amerikan Atom Enerjisi Komisyonu­nun dün akşam bildirdiğine göre Fran­sa'ya 30 ton ağır su satılmasına komis­yonca müsaade edilmiştir. Bu ağır su fennî araştırmalar için imal edilmiş olan reaktörlerde kullanılacaktır.

Birleşik Amerika ile Fransa arasında bu hususta aktedilmiş olan anlaşma hükümleri gereğince bu ağır su 1958 ile 1958 senesi zarfında muhtelif par­tiler halinde teslim edilecektir.

Mevzuübahs ağır suyun satış fiyatı açıklanmamıştır.

Daha evvel Birleşik Amerika ile Avus­tralya, Hindistan ve İtalya araşınca mümasil sati? anlaşmaları akdedilmiş bulunmaktadır.

26 Haziran 1955

- Sarrebruck:

10 yıldan beri Fransa'nın Şarre askerî valiliği, yüksek komiseri ve büyük el­ciliği vazifesini yapmış olan ve geçen­lerde de Fas Genel Valilisine tavin edilen Gilbert Granval bugün resmen Sarre'a veda etmiştir.

Veda merasimi Sarre Diyet Meclisin­de yapılmış ve Sarre Valisinin verdiği kabulde Sarre Başvekili Johannes Hoff-mann ile diğer kabine üyeleri ve Sar­re siyaset, iktisat ve kültür çevreleri­ni temsil eden yüz kişilik bir kalaba­lık hazır bulunmuştur.

Granval söylediği veda nutkunda şöy­le demiştir:

Sarre üzerinde hemen derhal tesir ic­ra edebilecek hiçbir şüpheli durum yoktur. Sarre'in Avrupa statüsünün başlangıcını teşkil edecek olan refarandumun neticeleri üzerinde hiç bir şüp­he bahis konusu delildir. Bu «istişa­reden önce halkın bağlılık ve destek­lenmesinden de şüphe etmek yersizdir.

Fakat Sarre'lıların serbestçe seçecekle­ri milletlerarası statü hükümleri gere­ğine, mukadderatları yarın da yine diğerlerine, yani Sarre'in çalışması ile ilgili diğer memleketlere ve statünün muhafazasını temin altına alanlara bağlı olacaktır.»

 Paris :

Bir parlâmento komitesinin Fransız hükümetine verdiği malûmata gora, Kuzey Afrikada hâlen sadece Constantine'nin doğu tarafından faaliyette bu­lunan mukavemet hareketleri ufak bir işaretle bütün Kuzey Afrika'ya siraat edecek bir mahiyet arzetmektedir. Bu parlâmento komitesi sosyalist mebus Christian Pineau başkanlığında Ceza­yir'de tetkiklerde bulunmaktaydı. Ko­mitenin verdiği raporda belirtildiğine göre, 25 bin mukavemetçi Cezayir'in dağlık bölgesi ahalisi tarafından yar­dım görmektedir. Arap çoğunluğu ile arap radyolarının Fransa aleyhindeki neşriyatı da Cezayir'li Araplar üzerin­de çok büyük tesir yapmaktadır. Bu hafta babında Constantine'de neşredi­len resmî bir istatistiğe göre geçen ka­sım ayında mukavemet hareketleri neticesinde 192 sivil Fransız ve Arap öl­dürülmüş ve 46 kişi de yaralanmıştır. Mukavemet kuvvetleri ile çarpışma­larda bulunan emniyet kuvvetlerinden de 105 kişi öldürülmüştür. Gene rapor­da belirtildiğine göre Cezayir'deki kö­tü ekonomik şartlar da bu isyan için çok   müsait  bir  zemin     hazırlamıştır.

Halkın içinde yaşadığı durum güneye doğru gidildikçe daha fazla bozulmak­tadır. Son yıllarda takip edilan siyaset de durumun daha vahirnleşnıesini te­min etmiştir. Bu sebepten Fransanin âcil ve yeni tedbirler alması meselesi bilhassa tebarüz ettirilmiştir. Gene ay­nı raporda kontrolle vazifeli Fransız memurlarının vazifelerinin ehli olma­dıkları ve Cezayir polisinin yeni baş­tan teşkilâtlandırılması gerektiği, ay­rıca mahkemelerinde bazı zamanlarda çok ağır cezalar verdikleri ve gayet ağır çalıştıkları ileri sürülmektedir. Ko­mitenin fikrince isyan bir harp mahi­yetini taşımamakla beraber realiteleri görmemezliğe gelerek bu hâdiseleri alelade polis vakaları halinde göstermek: de tehlike yaratabilir.

Dün gece basın temsilcileriyle görüşeiz Başvekil Edgar Faure henüz kat'î ol­mamakla beraber Cezayir'e kendisinin de gitmak fikrinde olduğunu söylemiş­tir.

 Paris :

Bugün bir basın konferansında Kuzey Afrika hakkında görüşlerini bildirerc General De Gaulle şöyle demiştir:

«Kuzey Afrika'da Fransa'ya lâyık bir siyaset ancak bir 'birlik siyaseti ile mümkün olabilir. Aksi takdirde Kuzey Afrika felâkete sürüklenmiş olur.»

OLAYLARIN TAKVİMİ

1 Haziran 1955

 Londra :

İngiltere'de, demiryolu işçileri grevi sebebiyle husule gelmiş olan ciddî buh­ranı hafifletmek maksadiyle ilân edi­len «fevkalâde hal» cümlesinden olmak üzere, İngiliz hava kuvvetleri bugün­den itibaren posta nakliyatını deruhte etmiş bulunmaktadır. İngiliz kara kuv­vetleri dahi, posta nakliyatında hava kuvvetlerine yardıma davet olunmuş­tur. Bu beyanda, İngiliz deniz kuvvet­leri herhangi bir talebi karşılamaya hazır vaziyettedir.

Kraliçe Elizabeth, dün İskoçya'daki ikametgâhında ilân ettiği «fevkalâde hal» tebliğinde, Sir Anthony Eden hü­kümetine, fevkalâde selâhiyetler ver­miştir.

~~&

Sir Anthony Eden, yirmi beş maddeden ibaret olan fevkalâde tedbirler saye­sinde, grevlerin hasıl ettiği buhranın kısmen de olsa giderileceği kanaatin­dedir.

2 Haziran 1955

 Londra :

İşçi Sendikaları Şefleri, bugün grev halinde bulunan 70.000 demiryolu işçi­sinin grevine son vermek üzere grev­cilerin liderlerini bir hal çaresi bulmak için davet etmişlerdir. Toplantının .ya­pılacağı gün, kabinenin, halen devam etmekte olan. yirmi bin dok işçisinin grevine son vermek üzere acil tedbir­ler alınması hususunu görüşeceği gü­ne tesadüf edecektir.

Bu iki grev, bir milyondan fazla sa­nayi işçisinin iş vaziyetini tehlikeli bir duruma sokmuştur.

Haziran 1955

 Londra :

İngiliz Fostar "Wheeler kumpanyası,. Irak'ta bir petrol tasfiyehanesi kurmak için Irak hükümetinden müsaade is­tihsal etmiştir. Bu tasfiyehane üç mil­yon İngiliz lirasına mal olacaktır.

Haziran 1955

 Londra :

Londra'daki müşahitlerin ileri sürdük­leri mütalâalara göre İngiliz İşçi Parti­sinde gizliden gizliye hüküm süren buhran,_ yeni Avam Kamarasının önümüz­deki salı günü açılmasını müteakip mey dana çıkacaktır. Filhakika, şimdi 277 mebustan ibaret kalan İşçi Partisi Grupu liderini, lider muavinini ve hakikî muhalefet kabinesi olan «Shadow Cabinet» nin 12 azasını o tarihte seçecek­tir.

Solcu «Daily Mirror» gazetesi, günler­den beri yaptığı neşriyatla, İşçi Partisi­ni sabık Maliye Vekili M. Hugh Dalton da bugün gösterişli bir jest yapmış ve-M. Clement Atlee'ye hitaben neşretti­ği bir açık maktupta 67 yaşını idrak et­miş bulunduğu cihetle yeni «Shadow-cabinet'nin âzalığma namzetliğini koy­mayacağını bildirmiştir.

M. Dalton yine aynı mektubunda, <Schadow Cabinet» âzasından olup 65 yaşını geçmiş olan arkadaşlarından yer

lerini gençlere bırakmalarını istemekte fakat birliği idam.! ettirmek irin M. Clement Atlee'nin îşci Partisinin başın­da kalmasının zarurî bulunduğunu kay -d etmektedir.

M. Dalton'un bu mektubu siyasî mah­fillerde bir bomba tesiri yaratmıştır.

M. Dalton bu mektubundan şu neticele­ri elde Gitmeğe çalışmaktadır;

- 72 yaşında bulunan M. Clement At­lee'nin tekrar partiye lider olarak se­çilmesini  temin  ettik.  Filhakika     son günlerde  bu liderlikten  M.     HJ2srbertMorrison  lehine  feragat  etmesi     için sabık Başvekil nezdinde bir baskı ya­pılmaktadır. M. Dalton, İsçi Partisinin idaresini M. Morrison'a tevdi etmenin bir hata olacağını mütalâa etmetkte ve M. Morrison'a M. Hugh Gaitskell'i ter­cih eylemektedir.

2- Hâlen M. Herbert Morrison'un uh­desinde bulunan îşçi Partisi lider mu­avinliği için M. Gaitskell'in muhtemelnamzetliğini fiilen desteklemek ve bu suretle ileride onun M. Atlee'nin yerine geçmesine yol açmak. M. Gaitskell 49yaşındadır.

3- «Shadow Cabinet» ye şimdi âzasın­dan bulunan 48 yaşlarındaki M. James Ellaghan'dan başka beş altı genç âzanın daha girmesini saklamak. Bu beyanda şu isimler zikredilmektedir:

Sabık Harbiye Vekili M. John Strachey, (52 yaşında), sabık Devlet Vekili M. Kennet Younger (48 yaşında), M. Anthony Greenwood (38 yaşında), es­ki vekillerden M. George Brown (38 yaşında), eski Hazine Vekili M. Douglas Jay (42 yaşında).

 Londra :

Krliçe Elizabeth, bugün, İngiliz Parlâ­mentosunun açılışı münasebetiyle ver­diği nutkunda, Britanya hükümetinin, Rusya ile Batılılar arasında yapılacak müzakerelere ümitle baktığını söylemiş tir.

İngiliz Kraliçesi, Başvekil Sir Anthony Eden tarafından kaleme alınmış olan "bu nutkunda, Londra hükümetinin Tormoza meselesinin  sulh     yollarıyla halli için her türlü gayreti sarf. dsce-ğini bildirmiş. Birleşmiş Milletlerde si­lâhsızlanma mevzuunda kaydedilen te­rakkilerin memnuniyetle karşılandı­ğını ifade etmiştir.

Kraliçe Eliza'beth. yer yüzündeki bütün memleketlere sulh ye güvenliği temin edecek olan bir silâhsızlanma plânının kuvveden fiile çıkması için çalışacağı­nı sözlerine ilâv3; etmiştir.

Avusturya andlasmasının İngiltere'de uyandırdığı memnuniyete ibaret eden Kraliçe Elizabeth, Britanya hüküme­tinin Amerika ile yakın tesrikî mesâi­sine devam edeceğini söylemiş. Güney­doğu Asya'da sulh ve güvenliğin sağ­lanması için çalışılacağım bildirmiş­tir.

İngiliz Kraliçesi bu nutkunda, devam etmekte olan grevlere ve Britanya İm­paratorluk camiasına mensup memle­ketler arasındaki münasebetlere de te­mas etmiştir.

14 Haziran 1955

 Londra :

İngiliz tarihinde kaydedilen en vahim demiryolu grevine sebibeyte vermiş ci­lan Sendika Şefleri 17 günden beri de­vam eden greve son verceklerini bu akşam bildirmişlerdir. Demiryolcuları sendikası sekreteri Jim Camnbell, bir anlaşmaya varıldığını ve seferlerin he­men başlıyacağım bildirmiştir.

Çalışma Vekâleti tarafından yayınla­nan, bir demeçte ve grevcilerin işleri­nin başına dönmeyi kabul ettikleri teyid olunmuştur.

Bu grev İngiliz nakliyat şebekesini 45 milyon sterling zarara sakmuştur. Grev çilerin ücretlerinin arttırılması kabul edildiğinden demiryolu nakliyatında kaydedilen arıcın daha da fazlalaşması ve hayat pahalılığın artması beklen­mektedir. Bilindiği gibi bu yıl demir­yolu ücretlerine iki defa zam yapılmış ve 1954 e nazaran ücretler %25 nisbetinde arttırılmıştır. Grev yüzünden İn­giliz endüstrisi de.. bilhassa demir çelik endüstrisi çok zarara girmiştir.

15 Haziran 1955

 Londra :

Bu akşam Amerikayâ hareket edecek olan İngiliz Dişileri Vekili Harold Mac Millian Avam Kamarasında yaptığı konuşmada Avusturya'ya bağımsızlığını bahşeden antlaşmayı bahis mevzu ede­rek Avam Kamarasının bunu süratle tasdik edeceğini ümit eylediğini bildir­miş ve şunları ilâve etmiştir: «1945 den beri ilk defa olarak Savyet kuvvetleri bir Avrupa memleketini tahliye ede­ceklerdir.»

Bunu müteakip Vekil Gazze hâdisele­ri sebebiyle İsrail ile Mısır arasında vukua galen gerginlikten bahsederek bundan iki tarafın da suçlu olduğunu bildirmiş ve bu arada 1950 de yayın­lanan üçlü demeçle İngiltere, Ameri­ka ve .'Fransa'nın yüklenmiş oldukları özel sorumlulukları hatırlatmıştır. "

Mac Millian Ortadoğudan bahisle petrol anlaşmazlığının hallinin gerak İran ve gerekse İngiltere için faydalı olduğunu belirtmiştir. Mac Millian bu arada İn-gilterenin Türk - Irak üaktına iltihakı­nın Orta-doğu müdafaasının üzerine bi na edilebileceği sağlam bir temel teş­kil ettiğini bildirmiştir.

Sudan hakkında Vekil, İngiliz ve Mı­sır kuvvetlerinin kasım ayında bu.mem leketten geri alınacaklarına^ bildirmiş ve «Mısır'ın Sudan'ın içişlerine müda­halesinden dolayı» İngilterenin Kahire hükümeti nezdinde protestolarda bulun duğunu söylemiştir.

Formoza meselesi hususunda Mac Millianın îngilterenin gerginliği azaltmaya matuf bir çana aramaya devam edece­ğini söylemiş, Menon'un teşebbüslerini övmüş ve dört Amerikalı havacının tah üyesinin «faydalı bir adım» teşkil etti­ğini bildirmiştir.

İngiliz Dışişleri Vekili «en yüksek me­sele» diye adlandırdığı dünyanın iki bloka ayrılması meselesinden bahisle şöyle demiştir: «Sabırlı ve azimli ol­malıyız. Bununla beraber barış husu­sundaki ümitlerimizin hiç bir zaman bugünkü kadar kuvvetlenmiş olmadığı­nı beyan edebilirim. Yakında toplanacak olan dörtler konferansı dünya dip­lomasisinde yeni bir devrenin başlan? gıcı olarak telâkki edilebilir. Her tür­lü hal çarelerinden faydalanmamız ge­rekir. »

Silâhsızlanma mevzuunda, Mac Millian Sovyetlerin durumunda kaydedilen de­ğişikliğin gayet mühim bir hâdise teş­kil ettiğini bununla beraber halledilme­si gereken daha bazı mes,eleler bulun­duğunu ve bunlardan birinin kontrol işi olduğunu bildirmiştir.

Nihayet Mac Millian şunları söylemiş­tir:

Francisco'da gayrı resmî mahiyet­te müzakerelerde bulunulması husu­sunda Dulles'in yaptığı teklifi Molotofun kabul ettiğini bugün Öğleden sonra memnunlukla haber almış bulunuyo­rum. Dört hükümet başkanının Cenevredeki konferansından Önce, biz dört Dışişleri Vekili kısa bir toplantı daha yapacağımızı ümit ediyorum.»

17 Haziran 1955

 Londra :

Yeni Avam Kamarası dün akşamki toplantısında, hükümetin krallık nut­kunda izah edilen programını 80 rey bir çoğunlukla kabul letmek suretiyle hü­kümet lehindeki ilk tasvip reyini be­yan etmiştir.

Daha evvel, İşçi Partisi grupunun bu programı tenkit eden bir takririni A-vam Kamarası 258 .e karşı 339 reyle reddetmiş bulunuyordu.

Muhafazakâr parti grupunun ancak 59 reylik bir çoğunluk olduğu halde 80 ve 81 rey farkla lehte tezahür eden ço­ğunluk, 6 liberalin reylerini hükümet 1ehine vermelerinden ve İşçi mebus­lardan bir çoğunun da reye müracaal sırasında hazır bulunmamalarından ile­ri gelmiştir.

20 Haziran 1955

 Londra :

Malta adasının gelecek siyasî statüsü nün ttesbiti için bugün Londra'da Sö-

-nürgeler Vekili ile iki Malta heyeti ırasında müzakerelere başlanmıştır. 3u heyetlerden biri Malta hükümetini 3iğeri de muhalefeti tems.U etmekte­dir.

Malta muhalefet lideri ada için Domin fonlarınkine benzer bir statü istemektedir.

îl Haziran 1955

          Londra :

3İr müddetten beri grev halinde bulu-ıan dok işçileri, bu akşam tertipledikleri bir toplantı sırasında, 27 haziran pazartesi günü işe başlamağa karar 'ermişlerdir.

-   Londra :

Londra belediye dairesinin büyük salonuna konan heykelinin açılışı dolayısiyle bugün söylediği nutukta bir Winson Churchill dörtlü konferansa temas derek şöyle demiştir:

Kısa zamanda tam bir başar: elde edeceğimizi sanmamalıyız, kuvvetli bulunarak barışı korumak yolundaki siyasetimizde İsrar etmeliyiz. Belki sadece bir gevşeme devresi elde edilebilir, fakat böyle de olsa bu devre büsbütün erimsiz olmıyacaktır. Aksine bu vesile ile, ilim, korkunç zararlarından çok faydalarını ortaya koyma imkânlarını bulacaktır.»

2 Haziran 1955

- Londra :

aşvekil Sir Anthony Eden bugün A-ım Kamarasında beyanatta bulunarak İngiltere hükümetinin atom .çinersine dair çok taraflı anlaşma ihtimal-rini gözden uzak bulundurmadığını söylemiştir.

! Haziran 1955

- San Francisco :

ıgiliz Hariciye Vekili M. Harold Mac Millan dün San Francisco'da «Commonwealth Club» te yaptığı bir konuş­mada, İngiltere'nin Halkçı ve Cumhu­riyetininin tanımış olduğunu izah et­miştir.

İngiliz Hariciye Vekiline göre Halkçı Çin Cumhuriyetinin diplomatik tanın­ması bahsinde İngiltere'nin ileri süre­ceği tek kıstası bu memleketin bir hü­kümetin hakiki kontrolü altında bulun­makta olmasıdır. Bununla beraber, M. Mac Millan İngiltere'nin komünist Çi­ne stratejik maddelerin gönderilmeme­si hakkında Birleşmiş Milletlerce alın­mış olan karara sıkı bir şekilde riayet etmekte olduğunu sözlerine ilâve et­miştir.

Müteakiben Formoza meselesine temas eden İngiliz Hariciye Vekili, Birleşik Amerika'nın bu meseledeki görüşünün ve ortada mevzuubahs olan şeref ve güvenlik vecibelerinin İngiltere tara­fından tamamen idrak edilmekte oldu­ğunu söylemiş ve şöyle devam etmiş­tir :

"Bize gelince biz Çin sahil adaları hak­kındaki görüşümüzü gizlemedik. Fa­kat sizin gibi biz de daima bu işin kuvvet başyurmak suretiyle, değil müza­kere ilhalledilmesini istedik. Yine si­zin gibi biz de mevcut gerginlikteki her yumuşamayı, doğru istikamette atılmış bir adım telâkki ederek müsa­it karşılıyoruz.»

2$ Haziran 1955

Londra :

İngiltere Kraliçesi Elizabeth ve Edin-burg. Dükü, Norveç'e yaptıkları res­mî ziyareti bitirerek, bu sabah, gmt saat ayarı ile saat 8.30 da hususî yat-lariyle îskoçya'nm Dundee limanına vâsıl olmuşlardır.

Kraliçe Elizabeth ve Edinburg Dükü bu limanda heş saat kaldıktan sonra hususî trenle Edinburg'a hareket ede-' çekler ve Holyrood House Sarayında bir h;afta geçireceklerdir.

 Londra :

İşçi mebuslardan Henderson, Çenşvjse

konferansında milletlerarası gerginli­ce yol açan bütün meselelerin müzakere edilmesi hususunda dört Dışişleri Vekilinin anlatmaya varıp var.Tiai.ikîarını Başvekile sormuştur. Sir Anthony Eden buna verdiği cevapta «Ba­tılıların kanaatince Cenevre konferan­sında bütün meselelerin tetkik oluna­bileceğini» bildirmiştir. Bununla bera­ber Başvekil, dört Dışişleri Vekilinin bu hususta kati bir anlaşmaya varma­dıklarını ilâve etmiştir:

Başvekil sözlerine şöyle devam etmiş­tir : «Batılı devletlerin kuvvetlerinin gittikçe artması sebebiyle silâhsızlan­ma bakımından mevcut ümitler kuv­vetlenmiştir. Şimdiki halde bu politi­kayı terketmenin faydalı ve yerinde olacağını gösteren hiç bir delil yok­tur.»

29 Haziran 1955

  Londra :

Dail Mail gazetesinin bu sabahki nüs­hasında bildirdiğine göre Sovyetler Birliği Londra'daki hava ateşesi albay Vasili Yuşolofu ve muavini bulunan albay Çizlofu Moskova'ya geri çağır­mıştır.

Ayni gazetenin yazdığına göre, bu iki albay, Havilland ve Handîey Page uçaklarının imal sırlarını elde etmeğe çalışmakla itham edilen ve Londra'da­ki Sovyet büyükelçiliği mensupların­dan olan iki zatın idare ettikleri casus­luk işinde methalleri bulunmaktadır.

  Londra :

1&14-1&18 harbinin başlarında icat edilmiş radyo ile idare edikn bir bom­banın sevk mekanizmasını bugün Lon­dra harp müzesine tevdi eden Lord Brabazon «ilk uçan bombayı yapanla­rın ne Almanlar, ne de Ruslar değil, fakat İngilizler olduğunu»   söylemiştir.

Bombanın mucidi olan Profesör Low da törende hazır bulunmuştur. Müze müdürlüğüne aynı tören sırasında pro­fesör tarafından yapılmış iki aletin maketi verilmiştir. Bunlardan biri nad yo ile idare edilen ilk  »uçan bomba» nın diğeri de yine radyo ile idare edi­len ilk füzenin maketidir.

  Londra :

Daüy Telegraph gazetesinin yüzüncü kuruluş yılı dolayısyile yayınlanan fevkalâde nüshanın birinci sahifesinde es­ki İngiltere Başvekili Sir Winston Churchill'in bir masajı dercedilmiştir.

Eski İngiltere Başvekili bu mesajında kendisinden «Daüy Telegraph gazete­sinin hayatta bulunan en yaşlı muhar­riri» olarak bahsetmektedir.

Sir Winston Churchill, 53 yıl evvel Malaka seferi sırasında, Daily Tele­graph gazetesinin muhabiri olduğunu hatırlatmaktadır.

  Londra :

Avusturya antlaşmasının tasdikine da­ir kanun tasarısı bugün Avam Kama­rasında oya müracaata lüzum kalmak­sızın tasdik edilmiştir.

30 Haziran 1955

  Londra :

Maliye Vekâleti İktisadî İşler Müste­şarı Sir Edward Böyle bugün Avam Kamarasında İsçi mebuslardan Jenkins'in bir sualine cevaben «İngiltere-nin Sterling'in kıymetini' düşürmeyi katiyyen tasarlamadığını» bildirmiş­tir.

Jenkins, hükümetin bir devalüasyon şekli tasarladığı yolunda söylentiler dolaştığını bayan ederek bu mevzuda izahat istemiştir. Sir Edward Böyle döviz piyasasında Sterling'de kaydedi­len zaaf hakkında aynı mebusun sor­duğu diğer bir suale cevaben «bu du­rumun resmi makamları kafiydi en­dişelendirmediğini, çünkü ekonomik durumun gayet sağlam olduğunu» be­lirtmiştir.

  Londra :

Yabancı basın birliği mensuplarının verdiği bir Öğle    ziyafetinde söz alan İngiltere Dışişleri Vekili yardımcısı Anthony Nutting «İngiliz hükümetinin kanaatince Cenevre konferansında ba­rış için gayet mühim olan şu iki mese­leye bir hal çaresi bulmaya çalışmalı­dır: Serbest seçimler vasıtasiyle Al­manya'nın birleştirilmesi ve Sovyet güvenliğinin meşru ihtiyaçları.»

ÜNfutting sözlerine devamla her türlü Avrupa güvenliği sistemine Almanya' nın birleştirilmesinin takaddüm etmesi gerektiğini belirtmiş ve bu memle­ketin tarafsızlığı veya . tarafsızlaştırılması fikrini katiyetle reddetmiştir.

Nutting'in belirttiğine göre Batılı devlet adamları «zemin yoklama» mahi­yetini haiz olacak olan Cenevre kon­feransına «itidalli bir iyiıresrlikle» gi­deceklerdir. Bu konferansta kararlaştrılacak olan müzakerelerin aylarca, hattâ senelere sürmesi mümkündür.

1 Haziran 1955

 "Washington :

Dünya Bankasından bildirildiğine göre, "banka İtalya'ya 70 milyon dolar kredi vermeyi karar altına almıştır.

Bu kredi. İtalya'nın sulama tesisleri ve muhtelif endüstri ve enerji tesisleri kurabilmesi  maksadıyla vermektedir.

Bu husustaki anlaşma, yarın "Washington'da banka merkezinde imzalanacak­tır.

2 Haziran 1955

 Roma :

Ar alam. da ticaret ve sanayi vekâlet­leri memurlarının da bulunduğu altı kişi casusluk suçuyla müddeiumumili­ğe verilmiştir.

Önemli bazı vesikaların, Millî Müdafaa ile ilgili maddelerin siparişlerini almış olan iirmalara rakip bulunan Şimalî İtalya'daki firmalara, bir kısmının da yabancı istihbarat servisleri ajanları­na geçen sene satılmış olduğu casuslu­ğa karcı mücadele servisi    tarafından

^Vesikaların satılmasını idare eden teş­kilât azaları, birer birer polisin ağına düşmüşlerdir. Başlıca mes'uller Sanayi Vekâletinin bir memuru ile 'bir iş ada­mıdır.

 Mesina:

Avrupa- Kömür- Çelik Birliği üyesi 6 memleket   Hariciye   Vekillerinin  konferansında birlik üyesi otoritesine Jean Monnet'nin yerine Kene Mayer'ir seçilmesi toplantının başlıca konula­rından birini halletmektedir.

Filhakika bu intihap, Avrupa'mın bir­leştirilmesi bahsinde fazla ileri gidil­memesi ve acels edilmemesi şıkkının tercih edildiğini göstermektedir. Vekil­ler bu intihapla, mevcut tertipleri yık­mak ve Avrupa savunma camiası and-laşrnssının reddinden ders alarak ih­tiyacı davranmak lâzım geldiği hak­kındaki kanaatlerini Üad-e etmişlerdir.

Avrupa'nın birleştirilmesinde milletler üstü otorite fikrins fazla yer vermek suretiyle bugün başarılmış olan bir eseri yani Kömür- Çelik Birliğini yık­mak endişesi şimdi hâkim bulunmak­tadır.

Öyle görünüyor ki Almanlar bidayette iean Mornet'nin mevkiini muhafaza etmesine taraftar iken şimdi başkanlı­ğın sıra ile deruhte edilmesini iste­mektedirler. Bununla beraber Fransa'­nın görüşü yüksek otoriteye seçilen bir başkanın eserini hiçbir mani ve mah­zurla kargılaşmaksizın tamamlayabil­irleri merkezindedir.

Müteakiben Vekiller milletlerüstü oto­ritenin değer iktisadî branşlara da teş­mil edilmesi haükmadki tasarıyı incelemeğe caşlamışlardır. Bu konuda Hollanda Hariciye Vekili Beyen'in ra­poru dinlenmişi.r. Esasen benülekse maledilmiş olan bu rapor daha evvel bilinmekle idi.

Bugün Prof. Hallstein Almanya'nın mu kabil tasarısını izah edecektir. Bu ta­sarıda milletler üstü otorite mefhumu­na daha az yer verilmekte olduğu anla­şılmaktadır.

 Roma :

İtalya bugün, cumhuriyetin ilânının 9 ncu yıldönümünü kutlamaktadır. Bu münasebetle İtalya'nın bütün şehirle­rinde resmi geçitler ve merasimler ya­pılmaktadır.

Giovanni Gronchi, cumhurreisi sifatiy-le orduya hitaben yayınladığı mesajda, demokratik hürriyetlerin müdafaası için milletin orduya güvendiğini belirtmistir.

3 Haziran 1955

Mesina:

Avrupa Kömür Çelik Birliğine dahil devletler Dışişleri Vekilleri toplantısın­da bazı kararlara varılmıştır. Bu cüm­leden olarak şu esaslar üzerinde muta­bakata varılmıştır:

1)Birliğe dahil devletler arasında nakil vasıtaları  (işleme Sisteminin  ayarlanması.

2)Enerji kaynaklarının müştereken ça­lıştırılması.

3)Atom  enerjisinin sulhcü  gayelerde kullanılması hususunda işbirliği.

4)Birliğe dahil memleketler arasında  müşterek bir piyasa tesisi ve tedricen gümrük  duvarlarının  kaldırılması.

5)Kömür v,a Çelik Birliğine dahil dev­letler   arasında   sermaye  yatırımlarını ayarlamak   üzere  bir  teşekkülün  ku­rulması.

 Taormina:

İtalyan Hariciye Vekili M. Gaetano VTartino dün akşam gazetecilere verdi­mi beyanatta şunları söylemiştir;

Messina konferansı, Avrupa'nın is-ikbali için birçok şeyler vaad eden ve ıakikaten nıes'ut denilebilecek olan ne iceler vermiştir. Kömür ve Çelik Bir-iğine dahil altı memleketin Hariciye tekilleri aşağıdaki noktalar üzerinde nutabık kalmışlardır:

Kömür ve Çelik Birliği andlaşmasında derpiş edilen sahaların iktisadî

iştirakini sağlamak suretiyle birliğin inkişaf ve takviyesi cihetine gitmek,

2- Avrupa iktisadiyatının ufkî    yani umumî  iştirakini   sağlamak     (bunun müşterek  bir pazar ile  gerçekleştiril­mesi lâzım gelir)

3- Hava nakliyatı da dahil olmak üze­re nakliyat işlerinin ve bilhassa atomenerjisi de dahil  olmak üzere  enerji kaynaklarının iştirakini sağlamak,

4- Para siyasetinde koordinasyon te­min etmek,

5 Bir Avrupalılararası yatırım fonu kurmak,

6- Kültürel ve sosyal sahalarda Avru­pa Birliğini temin etmek.»

M. Martino, altı hariciye vekilinin bu programı gerçekleştirmeği mümkün kı­lacak bir beynelmilel andlaşmanın tan­zimi için bir konferansın toplantıyla çağırılması hususunu da görüşmüş ol­duklarını sözlerine ilâve etmiş ve bu programa Kömür- Çelik Birliği âzası olmayan memleketlerin de iştirak edebileceğini tasrih eylemiştir.

5 Haziran 1955

Roma :

İtalyan Millî Müdafaa Vekâletinin 1955/1956 malî yılı bütçesi gereğince İtalyan silâhlı kuvvetlerine ayrılan tahsisat 414 milyar İtalyan liretine ba­liğ olmaktadır.

Bu meblâğdan 224 milyar kara ordusu­na, 78 milyar deniz kuvvetlerine ve İ12 milyar liret hava kuvvetlerine tah­sis edilmiştir.

22 Haziran 1955

Roma :

Başvekil Mario Scelba, daha önceden de tahmin edildiği gibi, bugün Guirinai sarayında Cumhurbaşkanı ile görüştükten sonra kabinesinin istifasını Gi­ovanni Gronchi'ye vermiştir.    İstifa kabul eden Cumhurbaşkanı hükümet "buhranını halletmek maksadiyle der­hal istişarelere başlamıştır.

26 Haziran 1955

 Roma :

İtalyan Cumhurbaşkanı Gronehi, bu­gün, Hristiyan-Demokrat Partisi ileri gelenlerinden Antonio Segni'yi kabul ederek kendisiyle iki saate yakın, bir .zaman müzakerelerde bulunmuştur.

Antonio S.egni Riyaseticumhur sarayın­dan çıktığı zaman, gazetecilere, deviat reisinin yeni kabineyi kurmağı teklif ettiğini ve kendisinin de bunu kabul ettiğini söylemiştir.Antonio Segni kabineyi kurmak    için perşembe gününe kadar bir mehil iste­miştir.  

Yeni başvekil namzedi bir müddetten beri İtalyan umumî efkârını meşgul e-den ziraî İslâhat tasarısını ortaya atan zattır. Kendisi Hristiyan- Demokrat Partisinin sol cenahına mensuptur.

30 Haziran 1955

 Catonia:

Avrupa'nın en yüksek yanardağı Etna bugün iki saned enberi ilk defa olarak indifa etmiş ve etrafa alevli küller saçmıştır. Mütehassıslar bu indifam e-hemmiyetli olmadığını bildirmişlerdir. Yanardağın en tehlikeli indifaı 1950 yılının kasım, ayında olmuş ve bütün tarlalar ve meyve bahçeleri milyonlar­ca ton lav altında kalmıştır.

OLAYLARIN TAKVİMİ

I Haziran 1955

 Barselona:

İspanya Ticaret Vekili Manuei Arburua. Aznerika'nın Madrid Büyükelçisi John Davis Lodge'in da hazır bulun­duğu bir toplantıda yaptığı konuşma­da, İspanya'da Amerikalılar tarafından kurulmakta olan askerî hava üslerinin .hiç bir zaman. Amerikan yardımı şek­linde vasıflandırılamiyacağmı söylemiş tir.

Manuei Arburua. Amerika'nın İspanya­ya yapmakta olduğu yardımın çok az olduğundan sikay.it etmiş ve İspanyol halkının iktisadî kalkınmasını temin etmek   maksadiyle   büyük  fedakârlıklara katlanmakta olduğunu bildirmiş­tir.

Amerikan Büyükelçisi John Davis Lod-ge ise, İspanya Ticaret Vekilini taki­ben yaptığı konuşmada, rakamlar ver­mek suretiyle Amerikan yardımı saye­sinde İspanya'da kaydedilen iktisadî inkişaflardan bahsetmiştir.

4 Haziran 1955

 Madrid :

Dün akşam toplanan İspanya Vekiller Hîyti. geçenlerde vefat eden General Juan Vigon Suero Diaz'm yerine Gene­ral Carlos Asensio Cavanillau'yu Erkâ­nı Harbiyeı Umumiye Reisliğine tayin etmiştir.

OLAYLARIN TAKVİMİ

3 Haziran 1955

 Moskova :

Pravda gazetesi, Moskova radyosu ta­rafından yayınlanan bir makalesinde, dün Belgrad'da imzalanmış olan müş­terek