24.5.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mayıs 1955

İstanbul :

Almanyada Karlsruhe şehrinde yapı­lan 1955 grekoromen güreş şampiyo­nasında dünya üçüncülüğünü kaza­nan millî güreş takımımız bu gece sa­at 21,15 te uçakla yurda avdet et­miştir.

Güreş takımımız Yeşilköy hava mey­danında Beden Terbiyesi Bölge İda­recileri, basın mensupları, aile ve ak­rabaları  tarafından karşılanmıştır.

Bu münasebetle ihtisaslarını ifade eden antrenör Yaşar Doğu ezcümle şöyle demiştir:

Takımımızın yeni ve genç eleman­lardan kurulu olması itibariyle aldığı­mız netice iyi sayılmalıdır. Mamafih, bilhassa 1956 olimpiyat oyunları için daha sıkı çalışarak grekoromende de ilk sırayı, almamız pekâlâ mümkün­dür.

 Ankara :

Devlet Vekili Doktor Mükerrem Sarol, yeni radyo istasyonları inşası mevzu­unda şu beyanatta bulunmuştur:

Memleketimizde yeni radyo istasyonları tesis ve inşası kararlaştırılmış, bu hususta gelecek yıllara geçici taahhüt­lere girişilmesi için Başvekâlete 6128 sayılı kanunla yetki verilmişti.

Bunun üzerine açılmış olan ihaleye muhtelif yabancı firmalar girmiş, Tek­nik ve İstanbul Üniversiteleri Profe­sörlerinden, Vekâletler mütehassısla­rından, Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü memur ve mühendislerin­den teşkil edilen komisyon bu teklif­leri 'gerek fennî, gerek malî bakımdan tetkik etmiştir. Bu husustaki çalışma­lar bitmiş ve işin Amerikan R.C.A. fir­masına ihalesine komisyonca karar verilmiştir. Bu karar ita âmiri tara­fından da tasdik edilmiştir.

Adana, Erzurum ve İzmirde orta dal­ga üstünde çalışacak yüzer kilovat ta­katinde birer bölge radyosu tesis ve inşa edilecektir. Bu suretle bu üç vi­lâyetimizle civarlarmdaki vilâyetler modern radyo tesislerine kavuşacak­lardır. Ayrıca, Ankara radyosu da bi­na bakımından tevsi ve teknik terti­bat bakımından ıslâh edilecektir

Üç vilâyetimizde yeni radyoların ya­pılacağı yerler evvelce satın alınmış bulunmaktadır. Tesis ve inşaya önü­müzdeki haftalar .içinde başlanacak­tır.

Adana ve İzmir radyoları bir buçuk, Erzurum radyosu iki sene sonra işliyecektir.

Yeni radyolarımızın tesis ve inşaların­dan sonraki çalışma şekilleri ve per­sonel yetiştirme mevzuları da şimdi­den ele alınmaktadır. Milli postamız olan Ankara radyosunun bazı bölge­lerimizden iyi dinlenilememesi yüzün­den hâsıl olan mahzurların mühim bir kısmı, bu suretle yakın bir zamanda giderilmiş olacak, ayni zamanda mem­leketimiz yepyeni modern tesisler ka­zanacaktır.

3 Mayıs 1955

 İzmir :

Türkiye Tütüncüler Federasyonu Ge­nel İdare Heyetinin mayıs toplantı­larına şehrimizde başlanmıştır. Bu toplantıda Türkiye tütüncülüğünün inkişafı ile ilgili' hususlar gözden ge­çirilerek dünya piyasalarında Türk tütünlerine rakip memleketlerin, is­tihsal, işleme ve rekolteleri ile muka­yese edilmiştir.

Toplantıya yarın devam edilecektir.

 Ankara :

Büyük Atatürkün memleketimize he­diye ettiği ve şimdiye kadar 3300 pi­lot ,plânÖrcü ve paraşütçü yetiştirerek Türk havacılığına büyük, hizmetlerde bulunmuş elan Türk Hava Kurumu Türkkuşu müessesesinin yirminci yıl­dönümü bugün saat 13 te parlak bir törenle kutlanmıştır.

Törende Türk Hava Kurumu Başkanı (Amasya Mebusu) Mustafa Zeren, İkinci Başkanı Gümüşhane Mebusu Halit Zarbun, İkinci Başkan Lâtif Aküzüm Genel İdare Kurulu âzası Abbas Çetin, Feridun Söğütligil, Yavuz Kansu ile Türkkuşu Umum Müdürü Yarbay Burhan Göksel, askerî ve sivil tayyareciler ve güzide bir davetli top­luluğu hazır.bulunmuştur.

Davetliler Etimesgut Türkkuşu tesis­lerini gezmiş, tecrübeli hocaların ne­zaretinde gençlerin çalışmaları tak­dirle karşılanmıştır.Türk Hava Kurumu Başkanı tarafından öğretmenlik mesleğinde yirmi yılını dolduran ilk kadın tayyarecimiz Sabiha Gökçene, Yıldız Camcıoğlu, Abdurrahman Türk_ kuşu, Rüstem Mavituna, Mehmet E-sengil, Rauf Oltu ve Mustafa Irkine birer biblo hediye edilmiştir.

Müteakiben Ergazi planör alanına gi­dilmiş, takdir ve heyecanla takip edi­len gösteriler yapılmıştır.

Tayyare ve planörlerle yapılan akro­basi seyircilere heyecanlı anlar yaşat­mış ve tezahürata vesile olmuştur. Hollandada yapılacak gösterilere işti­rak edecek olan paraşütçü kızlarımız­la ilk atlayışlarını yapan 54 genç pa­raşütçümüz üstün başarı göstermiş­ler, Türk Hava Kurumu Başkanı ken­dilerini ve öğretmenlerini tebrik et­miş ve böylece törene son verilmiştir,

 Ankara :

Türk Kadınlar Birliği Genel Başkanı İstanbul mebusu Nazlı Tlabar bugün saat 18 de Ankarapalasta bir basın konferansı tertip etmiştir.

Kadınlar Birliği Genel İdare Kurulu azalarından İzmir Mebusu Nuriye Pı­nar, Ankara Mebusu Aliye Timuçin, Zonguldak Mebusu Edibe Sayar ile An­kara ve İstanbul gazeteleri temsilcile--rinin ve Kadınlar Birliği İdare Heyeti âzalarının hazır bulunduğu basın kon­feransında Genel Başkan Nazlı Tlabar Birliği faaliyeti hakkında geniş izah­larda bulunduktan sonra 8 mayısın «Anneler Bayramı» olarak kutlanma­sına karar verildiğini izah etmiş ve bu münasebetle Maarif ve Dahiliye Vekilleri tarafından valiliklere gönde­rilen tamimlerden ve bu münasebetle yapılan radyo konuşmaları ile hazır­lıklardan bahsetmiştir. Nazlı Tlabar izahatına devamla «An­neler Bayramı» hakkında    demiştirki:

8 mayıs bizim asıl tesisine çalıştığımız moral eğitim seferberliğinin bir baş­langıcı olacaktır. Böyle bir moral se­ferberliğe «Anneler Günü» ile başla­mak kadar tabiî ve zarurî hiç bir şey olamazdı. Zira ferd ve millet olarak mevcut bütün hasletlerimizi ve manevi varlığımızı sadece onlara borçluyuz. Asırlar boyunca bunca felâketlere gö­ğüs gerdik, en büyük ıstıraplara me­tanetle karşı koyup mücadele ettik ve muvaffak olduksa bizlere bu imkâ­nı, bu millî vahdet hissini aşılayan en eski zamanlarda evlâdını tıpkı Tan­rıya kurban verir gibi kınalayıp aske­re gönderen fedakâr ve kahraman Türk anasının sayesinde olmuştur. Sevgili vatandaşlarım, hepimiz bu fi­kir üzerinde mutlaka mutabık olduğu­muz kanaatindeyim. Çünkü, şüphe yoktur ki, milletleri ayakta tutabilen en büyük kuvvet, manevî değerlere ve geleneklere bağlı kalmasını bilmektir. Hele bu günün maddeci dünyasında buna daha çok muhtaç olduğumuz, da inkâr edilemiye-cek bir hakikattir. Dünya durmadan değişmekte ve maki­neleşmektedir. Bu muazzammakine gürültüleri arasında insanların sesle­rini birbirlerine ve vicdanlarına duyurabilmeleri büyük gayretlere bağlıdır. Fakat her ne olursa olsun eğer hakikî bir insan olarak yaşamak ve öylece Ölmek istiyorsak bu gayreti göstermek mecburiyetindeyiz. Alexis Karol boşu­na «insanlar uyanın» diye bagırmadı.

Manevi değerlerin, moral eğitimin la­boratuarı olan anaya ne kadar saygı göstersek azdır.

4 Mavıs 1955

 Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Üçüncü Kere tugayımızın 28/29 mayıs 1953 gecesi yaptığı Elkorkarson muha­rebelerinde gösterdiği fevkalâde ba­sandan dolayı emekli istihkâm Bin­başısı Şinasi Sükan ile hâlen terhis edilmiş bulunan Ayancıklı Çavuş Meh­met Ergin, Amerika Birleşik devletle­rinin yabancılara verdiği birinci de­rece nişan olan (Distinguished Service Crossi fevkalâde liyakat madalyası ile ve piyade binbaşısı Mehmet Tarcan Bronz Yıldız madalyasiyle taltif edil­mişlerdir.

Bu münasebetle 7 Mayıs 1955 cumar­tesi günü saat 10.30 da Ankarada 19 mayıs stadyomunda bir merasim yapılacak ve bu merasimde madalyalar Amerika hükümetinin temsilcisi tara­fından sahiplerine takılacaktır.

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bugün Ana­dolu Ajansına şu beyanatta bulun­muştur :

«Memleketimizde pamuk ve yağlı to­humlar istihsali 2-3 sene evvelki mik­tarlarda duraklamış bulunmaktadır.
Halbuki meselâ pamuk çok genişle­miş bulunan mensucat sanayiimizinham maddesi olduğu kadar halkımı­zın giyinmesi için de en kıymetli birmahsulümüzdür. Pamuk, ayni zaman­
da mühim bir ihracat metaımız vebizim için çok ehemmiyetli bir döviz; kaynağıdır. Bu itibarla pamuk ziraatimizi süratle genişletmek ve istihsali­mizi arttırmak memleketimiz için bü­yük faydalar sağlıyacak bir mevzu teş­kil eder.

Biliyoruz ki pamuk ziraatinin genişleyememesinin ve istihsalin artmasının başlıca sebebi son 2-3 sene zarfında pamuk piyasa ve Hatlarındaki gayri müsait temevvüçler olmuştur. Ayni se­bep yağlı tohumlar istihsalinde ki du­raklamayı da izah etmeye kâfidir. Bu itibarla memleketimize büyük fayda­lar sağlıyacak olan pamuk gerek yağlı tohumlar istihsalimizin arttırılması ve çiftçimizin teşvik ve terfihi maksadiy-le bu mahsulleri fiyat sukutlarının ve istikrarsız piyasa şartlarının tahrip­kâr tesirlerinden korumak kararında­yız. Makul, meşru ve çiftçimizi teşvi­ke medar olacak elverişli- bir fiat sevi­yesi tekarrür ettirebilmek bakımından hükümetimiz icabeden tedbirleri ala­caktır. Bunun şartlarını ve tatbik su­retini Yugoslavyadan avdetimizde hü­kümetçe tezekkür edip tesbit etmiş olacağız. Pamuk ve yağlı tohumlar ekiminin tam mevsiminde bulunduğu­muz bu sıralarda çiftçimizin büyük bir şevkle istihsal faaliyetini hızlandır­maları memleket için hayırlı olacağı gibi pamuk ve yağlı tohumlar çiftçi­lerimizin de endişelerini bertaraf ede­cektir.»

 Ankara :

Ziraat Vekâleti ile Nafia Vekâleti arasmda tertiplenen ve alâkalı umum. müdürlük, Ziraat ve Fen Fakülteleri temsilcilerinin iştirakiyle ziraî sula­ma mevzuundaki Ankara Ziraî Araş­tırma Enstitüsü konferans salonunda yapılan ve üç gün devam eden top­lantı sona ermiştir. Sulama mevzuun­da iki Vekâlet arasında mevcut işbir­liğinin daha da genişletilmesi hususu, bu toplantıda etraflıca ve gayet güzel bir anlayış havası içinde görüşülerek zirai ve toprak etüd işleri, sulu ziraat araştınma ve deneme istasyonları fa­aliyetleri, orman ve toprak muhafa­zası, küçük su işleri ve sulama şebe­kelerinin işletilmesi mevzularında aşa­ğıdaki kararlara varılmıştır.

Nafia Vekâleti Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünce:

 Amenajman plânı hazırlanmakta olan Yeşilırma'k havzası üzerindeki zi­raî ve toprak etüdlerine 1955 yılı için­de de Ziraat İşleri Umum Müdürlü­ğünce devam edilmesi.

2    Hali inşaatta  bulunan  Seyhan barajının ikmaline kadar Seyhan sağ ve sol  sahil  mmtakalarınm  deltaylı toprak etüd ve haritalariyle gerekli zi­raî etüdlerine Ziraat İşleri Umum Mü­dürlüğünce derhal başlanması uygun görülmüştür.

 Seyhan bölgesinde karşılaşılan ta­biî ve sulamadan mütevellit çoraklaş­ma ve sulama eselelerini tesbit ve halli maksadiyle iki Vekâletin alâkalı mütehassıslarından müteşekkil bir he­yetçe müşterek tetkiklerde bulunuhnası ve gerekli tedbirlerin alınması.

4    Kars - İğdır, Nusaybin, Afyon Akarçay ve Dicle - Fırat sahalarına ait toprak etüdlerinin de bir an önce hazırlanmasına çalışılması.

5    Kuruluş hazırlıkları ve arazi is­timlâki tamamlanan Eskişehir bölge sulu ziraat deneme istasyonunun 1955 senesi sonbaharında işletmeye açıl­ması.

6    Kars - Igdır devlet üretme çiftli­ğinde sulu ziraat denemelerine başlan­ması.

7    Nafia ve Ziraat Vekâletleri ara­sında toprak etüd, sulu ziraat araştırma ve deneme, orman ve toprak mu­hafazası ve küçük su işleri mevzula­rında müşterek bir işbirliği talimat­namesi hazırlanması hususlarında mutabakata varılmıştır.

  İstanbul :

Tunus çarşısını tanzime karar veren Tunus Belediye Meclisi adına Meclis Reisi, İstanbul Belediyesi Başkanlığı­na bir mektup .göndererek, İstanbul-daiki çarşılar, hâller ve esnaf teşek­külleri hakkında tafsilâtlı malûmat ve kroki istemiştir.

İstenen malûmatın hazırlanmasına başlanmıştır

  Ankara :

Japon İmparatoru Majeste Hirohitonun doğum yıldönümleri münasebe­tiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Majeste İmparator arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

  Ankara :

İsrail Millî Bayramı münasebetiyle Re­isicumhurumuz Celâl Bayar ile İsrail Reisicumhuru ekselans Yitzhak Ben Zvi arasında tebrik ve teşekkür tel­grafları teati edilmiştir.

5 Mayıs 1955

 Ankara :

Bilindiği gibi Türk Kadınlar Birliği her sene mayıs ayı 'başlangıcında bir günün «Anneler Bayramı» olarak kut­lanmasına karar vermiş ve bu karar Maarif ve Dahiliye Vekilleri tarafın­dan valiliklere birer tamimle bildiril­mişti.

Bu defa Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi her sene Anneler Bayramı münasebetiyle bir de «Yılın Annesi» seçimi yapılmasına karar vermiş ve ilk defa olmak üzere büyük vatan sev­gisi ve fedakârlığı ile bütün Türk an­nelerine bir imtisal numunesi olan Er­zurumlu Nine Hatunu «Yılm Annesi» seçmiştir.

Bu münasebetle Türk Kadınlar Birli?:

Genel Merkez Başkanı İstanbul Me­busu Nazlı Tlabar Erzurum Valisi Ni­yazi Akıya gönderdiği bir telgrafta Türk Kadınlar Birliğinin almış oldu­ğu kararı bildirmekte, mahallinde ve münasip bir zamanda yapılacak bir merasimle Nine Hatuna bu kararın tebliğ ye kurum adına bu muhterem annenin tebrik edilmesini istemiştir.

6 Mavıs 1955

Ankara :

Irak Kralı Majeste İkinci Faysalın do­ğumlarının yıldönümü münasebetiyle Reisicnmhurumuz Celâl Bayar ile Ma­jeste Kral arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

Antalya :

Antalya su işleri baş mühendisliği mmtakasma dahil olup, vilâyetimiz ile Burdur iÜ arasında bulunan ve za­man zaman taşkmlıklariyle Antalya-Burdur şosesini geçit vermez hale so­kan Kestel gölünün 1.900.000 liraya 2 sene önce ihale edilen ıslâhı işi ve ka­nal inşaatları tamamlanmak üzere­dir.

Bu işin hitamında Kestel gölü taşkın sahası tahdit edilmiş olmakla 300.000 dekar arazi bataklıktan kurtarılacak ve ayrıca Yuva Gölü tammen kurutu­larak 1.500 dekar arazi bataktan çıka-, rılacak, Anbahan Gölüne dökülen Kocadere Varyantı ile bu göl taşkın sa­hası da tahclit e-dilmiş olacaktır.

 Ankara :

Volos şehrinin maruz kaldığı zelzele felâketi dolayısiyle Reisicumhur Celâl Bayar, Yunan Kralı Paul I e aşağıda­ki telgrafı göndermiştir:

Majeste Paul I

Kraliyet Sarayı Atina

Volos şehrinin tahripkâr bir zelzele­ye amruz kaldığını Öğrenmekle derin bir teessür duydum.

Türk milleti ile benim, müttefikimiz

Yunanlıların bu elemine samimiyetle iştirak ettiğimize itimat buyurmaları­nı, majestelerinden rica ederim.

Celâl Bayar

Yunan Kralı Paul î Reisicumhurumu­za şu cevabı göndermiştir:

Ekselans Celâl Bayar

Türkiye Reisicumhuru Ankara

Volos havalisinin maruz kaldığı elim hâdiseler münasebetiyle, ekselansları­nın göndermek lûtfunda bulundukları sempati mesajından fevkalâde müte­hassis olarak, en samimî teşekkürleri­min kabulünü istirham eylerim.

Paul  7 Mayıs 1955

Ankara :

Bugün 19 Mayıs stadyomunda yapılan bir merasimle, Kore gazilerimizden malûl emekli istihkâm binbaşısı Şi-nasi gükan ve hâlen terhis edilmiş bu­lunan Ayancıklı Çavuş Mehmet Ergi­ne, Başkan Eisenhower tarafından tevcih edilen ve bir yabancıya verile­bilecek en yüksek nişan olan «Müm­taz Hizmet Salibi» nişanı, piyade bin­başı Mehmet Tarcana ise zafer rumu­zu olan V harfi ile birlikte Bronz Yıldız madalyası, Amerikan Büyükel­çisi ekselans Avra Warren tarafından takılmıştır.

Merasimde Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen, mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Ba-ransel, Ankara Valisi ve Belediye Reis Vekili Kemal Aygün, Hava Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Fevzi Uçaner, Amerikan Büyükelçisi ekselans Avra Warren, Nato Devletleri askerî ataşe­leri, yüksek rütbeli subaylar, sivil er­kân ile Amerikan Büyükelçiliği erkânı ve askeri yardım kurulu mensupları hazır bulunmuşlardır.

Merasime 28 inci Tümen bandosunun çaldığı Türk ve Amerikan Milli marş­ları ile başlanmış müteakiben Ankara Garnizon Kumandanı Tuğgeneral İh­san Bingo gazilerimizin kahramanlıkİannı belirten bir konuşma yapmış ve kahramanlarımıza hitaben:

«Korede savaşan binlerce kahraman silâh arkadaşlarınız gibi bütün- dün­yanın gözlerini kamaştıran bu aza­metli hâdiselerin haklı gururuna ilti­fat etmiyor ve Övünmüyorsunuz. Çün­kü, TüTfe için Ihârika, heybet ve aza­meti ne olursa olsun henüz yaratılma­mış olanıdır.» demiş ve sözlerine de­vamla «dünya sulhunun korunması için Korede. çarpışan sizin gibi bin­lerce Türk kahramanı yürekten inan­dıkları bu mukaddes dâva uğrunda bütün varlıklarını ortaya koyarak bir ihtiras akınına karşı Kere dağlarını tıpkı Sakarya boyları gibi müdafaa etmiş, dostluğun, ahde vefanın ve it­tifaka sadakatin en ideal örneğini göstermişler ve Türk dostluğunun ve­fasını insan enerjisini törpüleyen en çetin mücadele meydanlarında bütün dünyaya tasdik ettirmişlerdir» demiş­tir

Sözlerine devanı, eden Tuğgeneral İh­san Bingöl, dünya sulhunun korunma­sı için mukaddes varlıklarını esirge­meden harcıyan aziz Kore şehitleri­mizin ve Türk kardeşlerinin yanında canlarını feda .eden bütün Nato mil­letlerinin mübarek ölülerinin önünde hürmet ve minnetle eğildiğini belirt­miş ve Amerika hükümetinin bu kâ-dirbîrliğini minnetle anmış, merasime iştirak, edenlere ve bu arada Ameri­kan Büyükelçisine, şükranlarını arzetmiştir

Müteakiben Amerikan sefiri Avra Warren, madalyaları gazilerimize tak­mış ve bir hitabede bulunarak demiş­tir ki:

«Bu kahramanların şahsında bütün dünyanın hürmet ettiği, kalkman Türk silâhlı kuvvetlerinin kudretini görüyorum.

Onların müşkül, fakat lüzumlu vazi­feyi tereddütsüz kabul etmelerinde Türk milletinin Korede Birleşmiş Mil­letlerin ihtiyacına ve vatanlarında da kendi vatandaşlarının ihtiyacına ce­vap verdiklerini görüyorum.

Nihayet, onların müftehir, fakat mütevazi bir şekilde madalyayı almalarında Türkiyeyi hür milletler kardeş-liğindeki yerinden müşterek gayemize doğru ilerlerken görmekteyim.

Bu madalyaların hükümetim tarafın­dan, verilmediğini tebarüz ettirmek is­terim. Bu madalyalar, vazifelerini mu-tsiâ olarak lüzum gösterdiğinden çok daha fazla cesaretle yapan ve herke­sin dikkatine lâyik bir şekilde hare­ket eden insanlar tarafından kazanıl­mıştır. Bu yüzden hükümetim, burada, bu üç kahraman tarafından temsü edilen askerlerinizin liyakatini takdi­re müsaade edilmesi ile şeref kazan­mıştır.

Biz Amerikalılar, bir millet olarak, Türk müttefiklerimizle 'beraber nihaî gayemiz olan sulh içerisinde ve mü­reffeh bir dünyaya doğru yürümekle iftihar ediyoruz.»

Amerikan Büyükelçisinin bu konuşma­sından sonra kahramanlarımıza ait beratlar okunmuş ve merasime, başta 28 inci Tümenin sancağı ve bandosu olduğu haide tümen merasim taburu­nun, izcilerin yaptığı geçit resmi ile son verilmiştir.

8  Mayıs 1955

 izmir :

Millî Müdafaa Vekâleti İzmir Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

«Nato Sulh Yolu Sergisi» 1955 Türki­ye gezisine başlamak üzere yarın İz-mirden Aydına hareket edecektir. Bu yıl, beş aylık müddet içinde serginin faaliyette bulunacağı merkezlerden il­kini Aydın teşkil etmektedir. 10 ma­yıstan itibaren 3 gün müddetle Aydın­da yapılacak olan teşhir faaliyetin­den sonra sergi, Afyon - Eskişehir -Ankara - Sivas - Erzurum _ Diyarba­kır yolunu takiben 3 ekim 1955 te İs-kenderuna vararak çalışmasını tatil edecektir. Takriben 4.000 kilometrelik bir mesafe katedecek ol&n sergi, 16 vi­lâyet ve 18 kaza olmak üzere 34 mer­kezde faaliyette bulunacaktır.

 Ankara :

Hürriyet kahramanı Mithat Paşanın 71 inci ölüm yıldönümü dolayısiyle bu­gün, Kız Teknik Öğretmen Okulu kon_ ferans salonunda saat 20.30 da birme-

rasim yapılmıştır. Bu anma merasimi mekteplerinin de kurucusu olduğun­dan Türkiye Sanat Mektepleri Mezun­ları Cemiyeti tarafından tertip edil­miştir.

Merasimde millî eğitim mensupları, yüksele okul talebeleri ile mümtaz bir davetli kütlesi hazır bulunmuştur.

Hürriyet kahramanı Mithat Paşanın hayatı, teknik öğretim, kooperatifçilik sahasındaki çalışmaları ile siyasi ve idari hayatı hakkındaki faaliyetini be­lirten konuşmalar yapılmış ve genç­ler tarafından şiirler okunmuştur.

Mithat Paşanın hizmetleri teker teker sayılmış, Emniyet Sandığının kurucu­su ve memleket sandıklarını kurmak suretiyle de Ziraat Bankasının rnües-sisi olarak memleket iktisadiyatı üze­rinde oynadığı mühim rol belirtilmiş ve Hürriyet Kahramanı Mithat Paşa takdirle yâdedilmiştir.

8 Mayıs 1955

 İskenderun :

Limanımızın yükleme ve boşaltma ka­pasitesi eski yıllara nisbetle çok art­mıştır. 10.000 ton kromun normal şart­lar altında 64 saatte gemilere yüklen­mesini mümkün kılacak tertipler alın­mıştır.

Hâlen limanda 10.000.000 lira sarfiyle buğday ve madenlerin band üzerinde gemilere yükletilme sine mahsus tesis­lerle kömürün yüklenmesi ve boşaltıl­ması için bantlı konvayyos tesisleri yapılmaktadır.

Tesisler bu yıl sonuna kadar tamam-. lanacaktır.

İskenderun :   .

1954 yılmda Umanımızdan yapılan it­halât ve ihracat yekûnu 863.182 ton­dur'. Bunun 415.448 tonu ithalâta, 447.734 tonu da İhracata aittir. İtha­lâtın 34.000 tonu akaryakıt, 381.448 to­nu da çeşitli sanayi ve inşaat malze­mesidir. İhracat krom, pirit, bakır, hububat, pamuk ve pirinçtir.

5 yılı ilk dört ayında ise ithalât 122.352, ihracat da 165.690 tondur.

 Erzurum : Sayın Nazlı Tlabar,

Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi Başkanı İstanbul Mebusu

Ankara

Genel idare kurulunuzun naçiz şah­sım hakkında ittihaz buyurduğu ka­rarı sayın Vali Niyazi Akı bugün bana tebliğ etti.

Bu münasebetle yapılan merasimde bütün Erzurum halkı zatıâlinizi ve temsil eylediğiniz derneğin kadirşi­naslığı Erzurum tarihinin en sağlam bir yerine nakşedeceklerini vaadettiler.

Beni bütün Türk: analarına nümunei imtisal olarak kabul buyurmuş olma­nızı hatıratı hayatımın müstesna bir hâdisesi olarak ebediyete kadar taşı­yacağım.

Ben, sadece bu vatan için dövüştüm, halbuki bugünün anaları hür bir dün­ya için mücadele etmek azmini besli­yorlar. Allah onların bu azim ve ida­resini inşallah daima ayni kuvvet ve tazelikte bulundursun.

Bu maruzatınım bütün Türk anaları­na isaline tavassutunuzu rica eder, başta zatıâliniz olduğu halde bütün idare heyeti azaları hanımefendilere en derin hürmet ve muhabbetlerimi arzederim.

Nene Kırkgezer

9 Mayıs 1955

 İstanbul :

Öğrendiğimize göre, Alm.anyan.in Ma-inz İlim Akademisi, İstanbul Fen Fa­kültesi Matematik Profesörlerinden Cahit Arf'a fahrî üyelik payesini tev­cih etmiştir.

 İzmir :

Bugün yapılan bir merasimle Alman Federal   Cumhuriyeti  bayrağı  Natonun Güney Doğu Avrupa Kara Kuv­vetleri karargâhında diğer on dört Nato devleti bayrakları yanında yeri­ni almıştır.

Saat 10 da yapılan merasimde Güney Doğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvet­leri Kumandanı Korgeneral Paul W. Kendall davetli bulunan Nato devlet­leri konsoloslarını karargâhında ka­bul etmiştir.

Davetliler merasim mevkiinde yer al­dıkları zaman Türk, Amerikan ve Yu­nanlılardan müteşekkil bir müşterek Nato ihtiram kıtası selâm resmini ifa etmiş ve bando askerî marşlar çalmış­tır.

Güney Doğu Avrupa müttefik Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Paul W Kendall Federal Alman Cum­huriyetinin Natoya iştirakinin ehem­miyetini belirten veciz bir konuşma yaparak ezcümle şunları söylemiştir:

«Natonun on beşinci azasının temsilen Federal Almanya Cumhuriyeti bayra­ğının çekildiği şu anda, bu olayı isti­lâcıların gayet iyi olarak nazarı iti­bara almaları lâzımdır Zira bugün, hür insanlar arasında karşılıklı anlayış ve devamlı bir sulha doğru yeni bir adım atmış oluyoruz Nato esas itibariyle hür milletler ara­sında müşterek bir askerî savunma maksadiyle kurulmuş oim.akla bera­ber, insanların refahı ve sulh gayele­rini istihdaf eden bir teşkilât temin etmek gibi insanî ve moral mesuliyet­leri de kabul etmiş bir teşkilâttır

Hulasaten, muhtelif milletlerden mü­teşekkil olan biz Nato mensupları, ha­kikatte sulhu bir hakikat yapmak maksadiyle birleşmiş bir topluluğuz. Yegâne gayemiz, istilâ ve ilhak metod-larma karşı hakiki bir savunma temi­nidir. Savunma ve emniyet gücümüz, içerisinde kötünün altedildiği bir iyi niyet terkibidir. Gayesinin kudretini devamlı dünya suliıu temin etmek gibi çok insani prerısiplerden alan Nato idealleri için, gayet icap ederse, hayatlarımızı dahi feda etmeye hazır olmalıyız.

Güney Avrupa Kara Kuvvetleri Ku­mandanlığı adına Federal Almanya Cumhuriyetine, Natoya hoş geldiniz derim.»

Bundan sonra söz alan Federal Al­manya Cumhuriyetinin İzmir konso­los vekili Rolf Schmidt, memleketinin Nato içerisinde insanlığın refahı ve devamlı sulhun idamesi için çalışaca­ğını belirtmiştir.

Müteakiben bando Alman millî mar­şını çalmaya başlamış ve Federal Al­man Cumhuriyeti bayrağı diğer kar­deş on dört milletin bayrakları arasın­daki yerine çekilmiştir. Merasim ban­donun çaldığı Türk millî marşı ile so­na ermiştir.

Diğer taraftan gene bugün Güney Do­ğu Avrupa Altıncı Müttefiö taktik ha­va kuvvetlerinin karargâhında da ya­pılan bir merasimle Federal Almanya Cumhuriyeti bayrağı diğer on dört Nato milletleri bayrakları yanındaki yerini almıştır.

 Aydın :

Bugün Aydında «Nato Sulh Yolu Ser­gisi» nin açılış merasiminde Millî Mü­dafaa Vekili Eethem Menderes şu nut­ku söylemiştir:

«Muhterem davetliler ve sevgili hem­şehrilerim,

Üç seneaenberi âzası bulunduğumuz Kuzey Atlantik teşkilâtı andlaşnıası-nın» kısa ifadesiyle Nato» nun mahi­yet ve şümulünü sulhsever gayelerini ve günden güne artmakta olan her sahadaki kuvvet ve kudretini tanıt­mak maksadiyle tertiplenmiş bulunan Nato seyyar sergisi, gördüğü rağbet üzerine bu sene de.yurdumuzda ikinci defa olarak teşhir edilmektedir. Bu­gün huzurunuzda bu muvaffak sergi­yi açmaktan dolayı bahtiyarlık duy­maktayım. Sergi geçen yıl ilk defa ola­rak İstanbulda açılmış ve memleketi­miz içinde 3.460 kilometrelik bir me­safe katettikten sonra İzmirde niha­yet bulmuştu. Bu defa da Aydından başlamak suretiyle Orta Anadolu, Do­ğu Anadolu ve Karadeniz mmtakalarında teşhir olunacak, geçen seneden daha uzun bir mesaie katetmiş bulu­nacaktır.

Malûmunuz olduğu veçhile, Kuzey At­lantik andlaşması teşkilâtı bundan al­tı yıl evvel dünya sulhu ve insanlık ideallerinin mütecavizlere karşı ko­runması gibi bir gaye uğrunda kurul­muş ve. bugün sulh ve hürriyetin baş­lıca mesnedi haline gelmiştir. Biz Na-to camiasına 3 sene evvel girdik. Böy­lece sulhperver milletler camiası, ma­zisi şeref ve kahramanlık sahifeleriyle dolu ve Nato kuvvetlerinin mühim bir kısmını teşkil eden ordumuz ile yalnız Güney Doğu Avrupada değil, Şark hudutlarına kadar bütün Türki-yede güvenilir bir kale kazanmıştır.

Böylece o zamana kadar âdeta müda­faasız kalan Şarki Akdeniz müdafaası da teminat altına alınmıştır. Son gün­lerde hür Avrupa camiasının tabiî ve kudretli uzvu Olan dostumuz Aiman-yanın iştiraki ile, hâlen istiklâllerini mdüdafaaya azimli 15 devletten terek­küp eden Nato, dünyada huzur ve sü­kûnu bozmak istiyecek tehditleri ve tecavüzleri önleyip karşı koyabilecek siya-sî, askeri ve iktisadî kuvvete vasıl olmak yolunda günden güne inkişaf gösteren hamlelerle ilerlemektedir.

Natoda kuvvetli ve imanlı bir unsur olarak yerini ve vazifesini almış -bu­lunan ordumuz, başta Birleşik Amerika olmak üzere müttefiklerimizin yardımlariyle en mütekâmil silâh ve va­sıtalarla teçhiz edilmiş olarak ayakta durmakta ve bu uğurda Büyük Millet Meciisimiz de devlet bütçesinin mühim bir kısmını yüksek alâka ve itimat ile millî müdafaasına tahsis etmektedir.

Bunlara ilâveten Nato harp gücünün geliştirilmesini sağlamak maksadiyle de müşterek imkânları birleştirmek yolu ile enfrastrüktür dedikleri müş­terek askerî tesis programları tertip edilmek ve bunları tahakkuk sahası­na intikal ettirmek suretiyle müdafaa gücü daha süratli bir seyir ile temin edilmektedir. İşte bu suretle de Nato memleketlerinin hava meydanları, ra­dar şebekeleri, petrol tesis ve bürola­rı, limanları, haberleşme tesisleri ve malzeme depoları karşılıklı ve müş­terek yardımlarla kurulmakta, tevsi olunmakta ve istikbal için büyük he­deflere dcğra gidilmektedir.

Natc, ayni medenî ve insanî ideallere, müşterek kıymetlere sahip milletlerin topluluğudur ve Nato andlaşmasnuı ikinci maddesi hükmüne göre, bu teş­kilâta dahil memleketler, milletlerinin huzur ve refahını sağlamağa imkân verecek şartları ve birbirleriyle dosta­ne münasebetlerin inkişaf ve idamesi­ni sağlamak gibi vazifelerle mükellef­tirler.

Bugün huzurlarınıza açmak üzere bulunduğumuz bu seyyar serginin is­mi û.e «Nato Sulh Yolu Kervanı» dır. Ve müşterek bir gaye uğrunda birle­şen milletleri müşahhas olarak ifade eden bir anlaşma ve sulh sembolüdür. Milletlerimizi birbirlerine tanıtmak ve topluluğumuzdan doğan Nato kuvveti­mizi her an müşahede edebilmek dü­şüncesiyle meydana getirilen bu sergi­nin ihzarında, gönderilmesinde ve bu­rada açılmasında değerli yardım ve geçen ve şu anda aramızda bulunan dost ve müttefikimiz devletlerin kıy­metli mümessil ve askerî erkânına, serginin burada açılmasında her hu­susta yardımları lâhük olan muhte­rem Aydın Valisi ve Belediye reisine ve Aydın halkına en samimî hissiya­tımla teşekkürlerimi arzeder ve en de­rin temennilerimle sergiyi müşahede­nize takdim ederim.»

Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes bu konuşmasından sonra kurdeîâyı kesmiş ve iki seyyar pavyondan ibaret sergi gezilmiştir.

Vekil ve refakatindeki zevat müteaki­ben Aydının muhtelif yerlerini gezmiş­ler ve bir müddet yüzme havuzları mevkiinde istirahat ettikten, sonra, misafir kaldıkları Vali konağına dön­müşlerdir.

Akşam, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes ve refakatindeki zevat şe­refine Vali tarafından bir yemek ve­rilmiştir.

10 Mayıs 1955

 Ankara :

Harici Faaliyetler İdaresi Türkiye misyonu Başkanlığına 1953 eylülünden beri Birleşik Amerika Haricî Faaliyetler İdaresi Müdür Yardımcısı olarak vazi­fe görmekte olan deniz silâhendazları Emekli Korgenerali William Riley, tayin edilmiştir.

İkinci Dünya Harbi esnasında Pasifik,te Gen Riley ile birlikte hizmet gör­müş olan, Haricî Faaliyetler İdaresi Müdürü Harold Stassen, memleketine hizmete devam etmek üzere Gen. Ri-iey'in hak etmiş olduğu tekaütlükten feragat etmeye hazır olmasından bü yük bir memnuniyet duyduğunu söy­lemiş ve demiştir ki:

«General Riley temas ettiği şahıs­larla gayet müessir münasebetler tesis edebilen muktedir bir idarecidir.

«Haricî Faaliyetler İdaresi Müdür Yar­dımcısı sıfatiyle vazifelerini büyük bir ehliyetle ifa etmiş olan Rileyin kendi­sine tevdi edilen yeni vazifelerini de ayni ehliyetle ve gerek Birleşik Ame­rika, gerek Türkiye Cumhuriyetinin karşılıklı menfaatlerine uygun bir şe­kilde başaracağından eminim»

General Riley An.ka.rada, ilk dört yılı İtalya ve son üç yılı da Türkiyede ol­mak üzere yedi seneden beri hariçte vazife gördükten sonra istifa etmiş olan1 M Leon Daytonun yerini alacak­tır. General Riley'in haziran ayında Ankaraya gelmesi kararlaştırılmıştır.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bay ar bugün Çankayada Amerikan askerî tetkik gezi­sinden dönen Harp Akademileri Ku­mandanı Orgeneral Fevzi Mengüçü kabul etmişlerdir.

 İstanbul :

Memleketimizin ticaret filosu tonajı gün geçtikçe artmaktadır. Bir taraf­tan Denizcilik Bankası, filosunu arttı­rırken, diğer tarafından armatörler de gemi mubayaasına devam etmektedir­ler.

Bu suretle millî filomuz, yolcu ve yük gemisi olarak 110.488 gros tonu ve şi­lep olarak 553.905 D. W. tonu bulmuş­tur. Bu durum karsısında biri İstinyede 1912 de Fransanin Saint - Nazaire Şirketi tarafından inşa edilip 1913 te İstinye koyuna yerleştirilmiş 8.500 ton kaldırma kapasitesindeki yü­zer havuz, diğerleri 1788, 1825, 1857, 1869 senelerinde İnşa edilmiş Haliçte­ki üç kuru haıvuz, havuzlama işleri için kâfi gelmemektedir.

Haliçteki kuru havuzlar, eski gemi tarzlarına göre, dar olarak inşa edil­dikleri için 18 metreden daha geniş gemilerin havuzlanmasında kullanı­lamamaktadır. Tarsus ve Kocaeli ge­mileri ise memleketimizde havuzlana-mamakta, havuz ve bir kısım tamir iş­leri için harice döviz verilmektedir.

Bu durum karşısında Denizcilik Ban­kası 15.000 ton kaldırma kapasitesin­de bir yüzer havuz inşasına karar ver­miştir.

Aldığımız malûmata göre, havuzun plân ve projeleri Prof. Ata Nutkunun riyasetinde bir teknik heyet tarafın­dan hazırlanmış, havuzun inşası için lüzumlu 'kredi, Amerikada Export-İm-port Bank'tan temin edilmiştir Ha­vuz için lüzumlu makine, teçhizat ve malzeme muhtelif Amerikan firmala­rına sipariş olunmuştur.

Havuzun pontonları, memleketimizde bankanın tersanelerinde inşa edile­cek, makine ve tesisatın montajı Ame­rikalı mütehassısların nezareti altın­da Türkiyede yapılacaktır.

Yüzer havuz takriben 8 milyon liraya mal olacak,1 bunun 6 milyonu kredi ile temin edilmiş olduğundan 10 yılda ödenecektir.

 İstanbul :

Karayolları Umum Müdürü Daniş Koper, bugün saat 18.30 da Parkotelde bir basın toplantısı yaparak, Ankara da 16 mayıs günü çalışmalarına baş-lıyacak olan Birleşmiş Milletler ikinci yol eğitim merkezi, ile eylül ay: için­de İstanbulda toplanacak olan bey­nelmilel onuncu yol kongresi ve yol faaliyetleri ve Amerikan yardımı hak­kında geniş çapta izahat vermiştir.

Her üç mevzu üzerinde ayrı ayrı du­ran Karayolları Umum Müdürü Daniş Koper, ezcümle şunları söylemiş­tir:

«Bilindiği veçhile Karayolları Umum Müdürlüğü geçen sene ağustos ayın­da Ankarada Yakın Şark memleketle­ri için bir yol eğitim merkezi açmış­tır. On hafta devam eden. bu kursa beş Yakın Şark memleketinden yedi mühendis iştirak etmiştir.

Bu kursun neticelrei kısa zamanda her tarafta duyulmuş ve bir çok memle­ketlerden bunun tekrarı için talepler relmeye başladığından Birleşmiş Mil­letler bu sene yine böyle bir kurs ter­tip etmesini Karayolları Umum Mü­dürlüğünden rica etmiştir. Ayni za­manda bazı Uzak Şark memleketleri de dahil olmak üzere 13 memleketten 30 kadar stajyer alınıp almamıyaca-ğı sorulmuştur. Umum Müdürlük kur­sun daha verimli olması için bu sene Orta Şark mmtakasmda on memleket­ten 30 kadar stajiyer gelmesinin uy­gun olacağını bildirdi.

Bu suretle 16 mayıs pazartesi günü ikinci yıl eğitim merkezini    açacağız.

Bu kursa Pakistan, İran, Irak, Afga­nistan, Lübnan, Suriye, Ürdün, Mısır, Libya ve muhtemelen Habeşistandan ceman otuz kadar stajiyer iştirak ede­cektir.

Kursun programı ana hatları ile şöy­ledir: İki hafta topluca yol tekniği ve idaresine ait ana mevzular hakkında karayolları elemanları tarafından kon­feranslar verilecektir. Ayni zamanda 'karayollarının muhtelif atölye ve la­boratuarları gezilecek, bunların teşki­lât, vazife ve çalışmaları izah edile­cektir.

Bundan sonra stajiyerler kendi arzu­larına göre ihtisas gruplarına ayrıla­caklar ve her bir grup ayrı olarak kendi mevzuu üzerinde gerek merkez­de ve gerekse sahada iş üzerinde fii­len eğitim ve pratik görecektir. Altı tane ihtisas grupu vardır:

Yol administrasyonu ve plânlaması, Yol ve köprü etü.d ve projesi, Malzeme araştırma işleri, Yol ve köprü yapımı, Yol'bakımı ve asfalt kaplama işleri, Makine işletmesi ve ikmal işleri,

Altı buçuk hafta sürecek olan bu ih­tisas çalışmalarından sonra yine bü­tün stajiyerler müştereken iki hafta sürecek elan bir tetkik seyahatine çı­kacaklar, kara yolu çalışmalarını muh­telif yol şantiyelerinde topluca tetkik edeceklerdir. Seyahatten avdette üç günlük bir seminer tertip edilecek, ve burada stajiyerlerin kurs çalışmaları hakkında görüşleri, teklif, temenni ve tenkitleri beraberce müzakere ve mü­nakaşa edilecektir. Ondan sonra sta­jiyerler' bir hafta müddetle raporla­rını hazırlıyac aklar ve müteakiben memleketlerine döneceklerdir

Bu faaliyetin Yakın Şarkta gayet gü­zel bir işbirliğine vesile olduğuna ve komşu memleketlerin bu gibi yollar­dan birbirleriyle daha iyi anlaşıp ça­lışmaya imkân bulacaklarına kaniiz. Karayolları Umum Müdürlüğü de dün­yanın bu bölgesinde işbirliği temin et­mek hususunda müsbet bir hizmet ifa edebildiğinden dolayı bahtiyardır.

Karayolları Umum Müdürlüğü bun­dan başka yine bu sene çok mühim bir beynelmilel kongreyi tertip vazi­fesini üzerine almıştır. Daha şimdiden bütün dünyada yol mevzuu ile ilgili çevreleri işgal etmeye başlıyan bu kon­gre eylülde İstanbdlda aktedilecek olan beynelmilel yollar kongresidir.

Buraya takriben 45 kadar memleket­ten 1200 - 1500 delege gelmesi beklen­mektedir. Bu suretle bu kongre şimdi­ye kadar Türkiyede aMedilnıiş beynel­milel kongrelerin en kalabalığı ola­
caktır. Hattâ Avrupanm da en kala­balık kongrelerinden biri olacağı muhaikkaktır. Kongre 26 eylülde açılacak1 ekime kadar devam edecektir: On­dan sonra da delegeler için birisi İz­
mir civarında diğeri Ankara ve Konyaistikametinde olmak üzere ayni tarih,lerde iki turistik gezi tertin edilmiş­tir. Bunlar da sekiz ekimde nihayetbulacak ve bu tarihte delegeler bu
maksatla tutulmuş olan Denizcilik
Bankasının iki vapuru ile memleketle­rine avdet edeceklerdir.                        

Bu kongrenin muvaffak olması için bütün tertibat alınmış bulunmaktadır. Açılış merasimi Dolmabahçe Sarayın-dadır. Kongre müzakereleri Yıldız Sa­rayında Şale köşkünde yapılacaktır.

Kongreyi sayın Başvekil Adnan Men­deres himayelerine almışlardır.

Nafia Vekili, Hariciye Vekili ve Mü­nakalât Vekili de şeref komitesi baş­kanlıklarını kabul etmek lûtfunda bu­lunmuşlardır.

Kongrenin tertip ve tanzimi vazifesini tamamen Karayolları Umum Müdür­lüğü deruhte etmiş bulunmaktadır.

Kongrede müzakere edilecek mevzular şunlardır:

1  Yolların ve uçuş pistlerinin satıh­larının kaplanması ile ilgili meseleler (Beton ve asfalt satıhlar)

2    Yol zemini  ile  ilgili meseleler (toprağın   taşıma   gücü   ve   stablizasyonu)

3    Ucuz ve iktisadi yolların yapımı,bakımı ile ilgili meseleler   (trafiği az olan tali yollar)

4    Trafik    ihtiyaçları    bakımından yol.

5    Yol çalışmalarında finansman  ve tantabilite.

6    Şehir yollan ve şehir içi trafi­ği,

Kongre esnasında bütün dünyada yol makinesi imalâtçılarının makineleri­nin teşhir edileieği bir beynelmilel yol makineleri sergisi açılması hususunda azami gayretler sarfedilmiş ve edil­mektedir. Bunun da tahakkuk edece­ğini ümit ederiz.

Kongre için hususî bir seri pul çıka­rarak hâtırası bu şekilde tesbit edile­cektir.

Yol kongresinin bu gibi birçok husu­siyetleri bu faaliyeti uzun seneler ha­tırda kalacak ve memleketimizin tek­nik bir safhada bütün dünyada varlı­ğını ve gayretlerini fiilen ispat ede­cek bir hâdise olacaktır.

Yukarıda izah edilen iki faaliyetten sonra alelûmum yol çalışmalarımız ve Amerikan yardımı hakkında biraz izahat vermenin faydalı olacağı fikrin­deyiz.

Bu sene geçmiş senelerde başlamış olan işlere devam edecek ve yeniden birçok işlere başlıyacagız.

Bu meyanda geçen senelerden devam eden işlerle beraber bu sene emanet suretiyle veya müteahhitler vasıtasiyle yapılmakta olan 63 muhtelif yerde 2.920 kilometre tulünde devlet yolu üzerinde çalışılacaktır. Bunlardan 1.060 kilometresi bu sene bitecektir.

Ayni zamanda 11.730 M. tulünde 238 adet köprü üzerinde ve 23 adet bölge ve şube tesisi üzerinde çalışılacaktır. Bu sene ayrıca 1.284 kilometre yol as­faltlanacaktır. Yine bu sene 21.497 ki­lometre yol daimî bakım altmda bu­lundurulacaktır

Bilhassa son senelerde hızlanan yol faaliyeti karşısında bu rakamlar pek hayret verici görülmeyebilir, fakat pek kısa bir zaman evveline kadar na­zar atfedersek aradaki fark daha iyi görülür

Bildiğiniz veçhile bunlardan 21.638 ki­lometresi devlet yolu şebekesi olarak tesbit edilmiş bulunmaktadır ve o za­man hiç mevcudu olnııyan 2.897 kilo­metrelik yolun daha ilâvesi ile devlet yolları şebekesi bugün 24.535 kilomet­re olarak tesbit edilmiş bulunmakta­dır.

Bu şekilde başlıyan yol hamlesi 1954 senesi sonunda şu neticeye varmıştır:

Asfalt, parke, beton                             2.152

İyi makadam. Stablize                  23.376

Bozuk  makadam                                   3.184
Tesviye ve ham yel veya hiç yok    22.412

1947 den 1955 e kadar 13.106 kilomet­re yol ıslâh edilmiş veya yeniden ya­pılmıştır. 48.137 metre tulünde 841 adet köprü yapılmış ve yeniden kırk adet bölge ve şube atölyesi tesis edil­miştir.O tarihte merkez ve taşradaki bütün teşkilât mevcudu 600 kişi ka­dar iken bugün 10.000 e yaklaşan dai­mî bir mevcutla, eskiden yol teşkilâ­tında makine olarak silindirden başka bir şey bilinmezken bugün en modern tipte olmak üzere ceman adedi 4993 ü bulan 277 cins yol makinesi Türk işçi­leri tarafından işletilmektedir. Üç dört sene evvel ömürlerinde göremedikleri makinelerde çalışmaya başlyanlar bu­gün bu kısa tecrübelerinden umulmıyıcak derecede randıman vermekte­dirler, bilhassa kışın kar mücadele­sinde çalışan elemanlarımız hakikî kahramanlar gibi gece gündüz çalış­makta ve bu sayede eskiden bütün kış kapalı kalan yollan daimî olarak ge­çide açık tutmaktadırlar.

Bundan sonra rakamlarla muhtelif izahatta bulunan Umum Müdür ko­nuşmasına devamla demiştir ki:

«Amerikalıların yol işlerimize yardım; ne suretle yapılmaktadır:

Yol makinesi mubayaası için tah­sis edilen dolarla, bı Amerikan yol idaresinin uzman­lar grubu vasıtasiyle yol işlerimizde bize müşavirlik etmeleri suretiyle, bu iki yardımın çok kıymetli olduğunu belirtmek isteriz. Bunların faydasını hiç bir zaman küçültmek istemeyiz. Fakat yine de ifade etmek isteriz ki yol makineleri mübayaatı için tahsis edilen dolarlar karşılığında bu mem­leket onlarla yolları yapmak ve bak­ma kiçin büyük meblâğlar sarfetrnektedir ve yolların fiilen yapılması için gereken bütün masrafları bu memle­ket karşılamaktadır.

Önümüzdeki senelerde asfalt kaplama işlerini daha çok arttıracağız. Bat­mandaki rafinerinin bitmesi dolayısiy. le iki seneye kadar senede 55 bin ton yerli asfalt elde etmemiz mümkün ola­caktır. Bu sayede beş senede 12 bin kilometre yolumuzu a sfaltlıy ab ileceğiz. Bugün yollarımızda hareketin artma­sı dolayısiyle toz meselesi çok mühim bir dert olmaya başlamış ve asfalt iş­lerinin müstaceliyet ve önemini arttır­mıştır. Görülüyor ki ileri memleketlerde yol mevzuu sadece yolu yapmak ve bak­maktan ibaret bir faaliyet çerçevesin­den çıkmış, çok geniş ve teferruatlı bir işletme, bir ekonomik hareket ha­line gelmiş ve bunun gerektirdiği bir çok iktisadî ve hukukî mevzuatla da

takviye edilmiştir. Bu şekilde bir yol iktisadiyatı müessesesi vücut bulmuş­tur. Bizim de çok yeni olarak katıldı­ğımız bu yarışta memleketimize ve milletimize yaraşacak muvaffakiyet­leri elde edeceğimize hiç şüphe yok­tur. En büyük temennimiz de budur.

11 Maviş 1955

 İstanbul :

îtalyada bir vazife uçuşu esnasında şehit düşen hava yüzbaşısı Karayın cenazesi dün akşam İtalyan bandıralı Barletta vapuru İle yurda getirilmiş­tir. Bir merasim kıtası şehit subayı­mıza ihtiram vazifesini ifa etmiş ve şehit yüzbaşının naşı Yeşilköy hava alanına götürülmüştür. Yüzbaşı Kara­yın naşı Yeşilköyde Hava Kuvvetleri Kumandanlığmca tavzif edilen hususî bir uçakla Eskişehire nakledilmiştir.

Eskişehirde bugün yapılacak mera­simle şehit yüzbaşının cenazesi ebedî istirahatgâhma defnedilecektir.

12 Mavıs 1955

 Ankara :

M. M. Vekâleti Temsil Bürosundan bil­dirilmiştir:

Birinci Ordu Müfettişi Korgeneral İs­mail Hakkı Tunaboylu bugün Kara Kuvvetlen Kumandanlığı vazifesine başlamıştır.

 Ankara :

Parlâmentolararası Birliği Türk Gru­bu Umumî Heyeti bugün Balıkesir Me­busu Enver Gürelinin riyasetinde top­lanarak gündemde bulunan mevcut iş­leri müzakere ettikten sonra yeni ida­re heyeti seçimini yapmış ve yapılan intihabat neticesinde, İzmir Mebusu Cihat Baban, Ağrı Mebusu Kasım Küfrevi, Bursa Mebusu Halûk Şaman, Antalya Mebusu Ahmet Tokuş, Balı­kesir Mebusu Enver Güreli, Giresun Mebusu Tahsin İnanç, Denizli Mebusu Ali Çobanoğlu, Kayseri Mebusu Ömer Mart, Bursa Mebusu Muhlis Erdene, idare heyeti âzalıklanna seçilmişlerdir. Yeni teşekkül eden idare heyeti de vazife taksimi yaparak reisliğe İz­mir Mebusu Cihat Babanı, reis vekil­liğine Balıkesir Mebusu Enver Güreli­yi, umumi kâtipliğe Bursa Mebusu Ha­lûk Şamanı ve muhasipliğe de Antal­ya Mebusu Ahmet Tokuşu intihap et­miştir.

 İstanbul :

Memleketimizdeki Amerikan Askeri Yardım Kurulunun davetlisi olarak, Amerikan Milli Savunma Kolejine mensup 36 kişilik bir heyet bugün hususî bir uçakla şehrimize gelmiş­tir.

Yeşilnöy hava alanında Amerikan As­kerî Yardım Kurulu Başkanı Tümge­neral Shaperd ve Yardım Kurulu üye­leri tarafından karşılanan Millî Sa­vunma Koleji mensupları iki gün şeh­rimizde kalacaklardır.

 Ankara :

Fe-deral Almanyanm Paris anlaşmala­rının musaddak nüshalarının teatisi üzerine tam hükümranlığını elde et­mesi münasebetiyle Başvekil ve Hari­ciye Vekâleti Vekilimiz Adnan Mende­resin göndermiş olduğu tebrik telgra­fına cevaben, Federal Almanya Şan­sölyesi ve Hariciye Nazırı ekselans Doktor Konrad Adenauer aşağıdaki telgrafı göndermiştir:

Ekselans Adnan Menderes Türkiye Cumhuriyeti Başvekili

Almanya Federal Cumhuriyetinin tam istiklâlinin yeniden teessüsü vesilesiy­le gerek Türkiye hükümeti namına, ge­rekse şahsen vaki lûtufkâr temennile­rinize candan teşekkür ederim. Asil Türk milletinin hür milletler camia­sında yanımızda olduğunu bilmek bi­zim İçin bilhassa kıymetlidir. Ekse­lanslarının müşterek gayelerimiz uğ­runda sarf buyurdukları yorulmaz ve azimkar gayretlerin daima tam mu­vaffakiyetle neticelenmesi ve Türkiyenin saadet ve refahı hususundaki temennilerimi arza müsareat ederim.

Federal Almanya Şansölyesi ve Hariciye Nazırı Adenauer

 Ankara :

TCDD Basın Yayın Şubesinden bildi­rilmiştir :

Amerikalı mütehassıslar nezaretinde, idaremiz kıymetli elemanlarından mü­teşekkil ve bu iş için yetiştirilmiş, iş değerlendirme heyeti iki buçuk seneyi bulan çalışmaiariyle şebekemizde mev­cut bütün işlerin, işçiye tahmil ettik­leri mesuliyet, yorgunluk, çalışma şartları ile işçiden istenen maharet, bilgi ve tahsil bakımından inceleyip değerlendirmişlerdir. Değerlendirilen bütün işler ayni faktörler muvacehe­sinde mukayese edilerek en kıymetli işten, en az olan işe doğru bir değer sırasına konmuştur. Bu çalışmaların sonunda yapılışları itibariyle biribiri-ne benzemiyen ve ayrı ayrı değerler gösteren 1500 iş tesbit edilmiştir.

İş değerlendirme çalışmalarına muva­zi olarak hariç müesseselerde, idare-mizdekilere benziyen işler, bu işlere ödenen ücretler, işçilere sağlanan avantajlar etüd edilmiştir. Bu malû­matlardan Türkiye ücret vasatisi tes­bit edilerek işlere göre bir ücret mün-hanisi meydana getirilmiştir. Değer­leri puvan olarak verilen işler, Türki­ye ücret vasatisini gösteren münha-nîye değerleriyle intibak ettirilmişler­dir.

Uzun ve yorucu bir mesai mahsulü olan ve beynelmilel normlara uygun olarak hazırlanan yeni ücret sistemi tatbikatta şu faydaları sağlıyacaktır:

1)            Yeni sistemin meriyete girmesiyle hiç bir işçinin, bugün aldığı ücretten daha az ücret alması bahis mevzuu değildir.

2)            Yeni sistem, işçilere değil, işlere ücret takdir etmiştir. Ayni işi yapıp, muhtelif sebeplerle   işin   değerinden aşağı ücret alan bütün işçiler, işin de­ğeri olan ücrete geçirilerek ücret ada­leti sağlanacaktır.

3)     Terfi için muayyen bir zaman ve derece sırası beklenümiyecektir. Bu­gün yaptığı işten, değeri daha yüksek olan başka bir işi yapmağa başlıyan işçi, yeni işin karşılığı olan ücreti der­
hal almağa başlıyacak ve bu şekilde altı ay çalışan işçinin yeni ücreti mük­tesep hakkı olacaktır. Bu işçi zaman zaman için yüksek değerli işde çalış-olan işlerde çaliştırüsa dahi müktesep hakkı yüksek ücret kaıt'iyen düşürülmiyecektir.

4 ı Yine ihtiyaç halinde muvakkat bir zaman için yüksek değerli işte çalış­tırılan işçiler dahi, kendi ücretleriyle vekâlet ettiği yüksek ücretli işlerin arasındaki ücret farkı bu işi yaptık­ları müddetçe kendilerine verilecek­tir.

Tatbikat üzerinden altı ay geçtikten sonra yeni sistemin işçilerimize ve ida­reye sağlıyacağmı faydalar tebellür edecektir. İşçilerimizin, yaptıkları iş­lerin değerlerine ve yeni sisteme in­tibaklarına ait şikâyetlerini incelemek üzere iş yerlerinde kurulan komisyon­lar çalışmalarına başlamış bulunmak­tadırlar. İşçilerimizin bugünkü şikâ­yetlerini bu komisyonlar karara bağ­lıyacak ve bu suretle altı ay içinde tatbikatta tesadüf edilecek aksaklık­lar üzerinde düzeltmeler yapılarak sis­temin tekemmülüne çalışılacaktır.

 Ankara :

Ekselans Giovanni Gronchi'nin İtal­ya Reisicumhuru seçilmesi münasebe­tiyle Reisicumhurumuzun gönderdiği tebrik telgrafı ile teşekkür telgrafının metinleri aşağıdadır:

Ekselans Giovanni Gronchi İtalya Reisicumhuru Roma

Ekselanslarının Reisicumhurluğa in­tihabı münasebetiyle en hararetli teb­riklerimi arzeder ve şahsî saadetleri ile bu yüksek vazifelerinde muvaffa­kiyetleri temennisinde bulunurken dost ve müttefik İtalyan milletinin re­fahı hakkında beslediğim en samimî hisleri takdime müsaraat eylerim.

Celâl Bay ar

İtalyan Reisicumhuru ekselans Gio­vanni Gronchi şu teşekkür telgrafını göndermiştir:

Ekselans Celâl Bayar

Türkiye Reisicumhuru

Ankara

 Reisicumh urluğa intihabını münase­betiyle ekselanslarının gönderdikleri hararetli mesajdan hassaten müteşek­kirim. Ben de size ve İtalyan mületi-ninden ve müttefiki Türk milletine en hararetli saadet temennilerimi takdim eylerim.

Giovanni Gronchi

13 Mayıs 1955

 Ankara :

Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürü Medenî Berk'in bankanın faaliyeti hakkında bu akşam saat 21.30 da An­kara radyosu muhabiriyle yaptığı rö­portajın metnini aşağıda veriyoruz:

Meskensiz, fakir ve orta halli yurtdaşları ucuz ve sıhhî birer ev sahibi yapmak ve yurdun imarını sağlamak dâvasını gerek halk sağlığı ve gerekse yurttaki müsbet tesirleri bakımından bir memleket meselesi olarak ele al­mış bulunan hükümetimiz bu mevzu­un malî ve teknik organizasyonunda bankamıza vazife vermiş bulunmakta­dır. İkinci dünya harbini takip e<len senelerde mesken inşaatının muhtelif sebeplerden hemen hemen durmuş ol­ması, nüfusumuzun artışı ve son se­nelerde devamlı olarak yükselen ha­yat seviyemiz ile sanayiimizin inkişafı dolayısiyle şehirlere gidildikçe artan mesken ihtiyacı ile karşı karşıya ka­lınmıştır.

Geniş malî plasmanların hazırlanma­sını icap ettiren bu mevzua yardım edebilmek üzere 1946 yılından beri yirmi iki milyon liradan ibaret bulu­nan sermayemizn tahsilatı süratle ta­hakkuk ettirilmiş 1952 yılında yüz mil­yon ürası tahsil olunan sermayemiz 1953 yılında (300.000.000) liraya yük­seltilmiştir. Tahvilât portföyü bakiye­si (80.000.000) liraya kadar çıkarılmış (36.000.000) liradan ibaret bulunan tevdiat hesaplarımız bakiyesi de de (200.000.000) liraya yaklaşmış bu-. lunm aktadır.

Bu suretle 1950 yılında (50.000.000) li­radan ibaret bulunan ipotekli kredile­rimiz bakiyesi (300.000.000) liraya ve bakiye gostermiyen ticarî kredilerimiz de (60.000.000) liraya çıkmıştır.

Ayni zamanda bütün faaliyetimiz yurt sathına yayılmış daha önce (55) vilâ­yet ve kazada çalışırken bugün (400) e yakın vilâyet ve kazaya kredilerimizi dağıtmış bulunuyoruz. Bu suretle tak­riben üç buçuk yılda elli bin vatandaş yeni birer mesken sahibi olmuştur.

Bankamızca, inşa edilmiş ve edilmek­te olan (1114) işçi evi için takriben (8.000.0001 liralık ve işçilerimizin arsa tedariki için kurdukları kooperatifle­re (2230) arsa için takriben (1.000.000) liralık kredi açılmıştır. Bu kredilerin kaynağını İşçi Sigortaları Kurumu te­min etmiştir

Ayrıca İzmirde inşa ettirdiğimiz 100 işçi evi için geçen yıl sonuna kadar (900.000)   liralık kredi verilmiştir.

Diğer taraftan bankamız diğer faali­yetleri arasında tabiî âfetlerden zarar gören yurt da şiarımızın da yardımına koşmuş, Çarıakkalenin Yenice kazasın­da (300) evin inşası için (2.000.000), Balıkesirin Ayvalık kazasında (150) evin inşası için bir milyon, Gönende (70) ev için (450.000), Manyasta (64) ev için (343.000) ve ayrıca Manisanm Gördss kazasında 200 ev ve (20) dük­kân inşası için de (328.000) ki (4 mil­yon) liraya yakın bir 'kredi yardımın­da bulunmuştur.

Emlâk Kredi Bankası bir yandan hal­ka kredi vermek suretiyle mesken dâ­vasının halli yolunda verimli çalışma­lar yaparken bir yandan da yurtdaş-larımızı birer ev sahibi yapmakla be­raber şehirlerimizin imarına da hiz­met edecek modern ve plânlı mahal­leler kurmak ve bu yoldaki çalışma­larını her sene bir miktar daha art­tırmak hususuna da bilhassa ehemmi­yet vermektedir. Filhakika bankamız­ca 1944 yılından 1953 yılma kadar ge­çen (9) yıl zarfında inşa edilen ev adedi (1000) olmasına mukabil yalnız 1954 yılında (1071) yeni ev inşa edil­mek suretiyle memnuniyet verici bir neticeye ulaşılmış bulunulmaktadır.

İstanbulda (418) binadan ibaret bir mesken topluluğunu ifade eden ve bankamıza (6.000.000) liraya maldan Koşuyolu mahallesi bugün tamamen ikmal edilmiştir.

Levent mahallesinin ise birinci ve ikinci kısımlarını teşkil eden (728) ev tamamen satılmıştır. (255) evden iba­ret üçüncü kısım ise bu yılın sonları­na kadar inşaatı tamamlanarak hal­kımıza dağıtılacaktır.

Münferit ev ve blok apartmanlardan müteşekkil 4 üncü kısım inşaatına. Ö-nümüzdeki günlerde başlamak için çalışmalar yapılmaktadır. 4 üncü kı­sım (350) yi mütecaviz meskeni ihtiva edecektir. Levent mahallesinin ikmali için bankamız (50.000.000) lira sarfedecektir.

İstanbulda Atatürk Bulvarında banka mülkü olarak inşa ettirdiğimiz (74) daireli ve (20) dükkanlı apartmanla­rın inşaası da bu yıl sonuna kadar tamamlanacaktır. Mezkûr daire ve dükkânlar halkımıza kira ile tahsis olunacaktır.

Bankamız bu yoldaki çalışmalarını yalnız İstanbula değil yurdun mesken sıkıntısı çeken diğer şehirlerine de teşmil etmektedir. Nitekim Diyarbakırda muhtelif tipte (95) ev ve (10i dükkândan ibaret bir mahallenin ku­rulmasına başlanmıştır. Erzurumda bu şekilde kurulacak bir mahalle için lüzumlu arsalar Belediyeden satın alınmış bulunuyor. Bu günlerde in­şaata başlanacaktır. Keza îzmirde üç bloktan müteşekkil (70) daireli apart­manların inşaasma yine bu yıl zar­fında geçilecektir. İzmirde Karşıya-kada Bostanlı mevkiinde satın aldı­ğımız aarzi üzerinde büyük bir site­nin kurulması için plânlar da hazır-lattırıîmaktadır. Ankarada telsizler sahası P.T.T. Umum Müdürlüğünden satın alınarak blok apartmanlar in­şaatına tahsis edilecektir.

Konuşmasına devam eden Umum Mü­dür bankanın inşaat malzemesi en­düstrisi ve finansmanı sahasındaki çalışmalara temasla demiştir ki:

«Bankamız, mesken inşaası için lü­zumlu kredileri.temin ederken bir ta­raftan da bilumum inşaat malzemesi sanayiinin kuruluş ve inkişafına yar­dım edecek kaynakları da harekete getirmiş bulunuyor. Kurduğumuz çi­mento sanayii ile kurulmakta bulu­nan cam ve demir sanayii ile birlikte sun'î tahta ve kalorifer malzemesi sanayii ile de alâkalı bulunuyoruz.

İnşaat malzemesi ticaretine ve sana­yiine de geniş Ölçüde yardım etmekte­yiz.

Bankamızın İstanbul Belediyesi ile kurmuş bulunduğu İstanbul İmar Li­mited Orta,klığı imkânları nisbetinde nıüsbet işler başarmaktadır. İstanbulun imar plânları tahakkukatı ile de ilgili olarak şirketin daha kuvvetli bir bünyeye sahip olmasını teminen mezkûr şirketin sermayesini (500.000) liradan (10.000.000) liraya çıkarıyo­ruz.

Ankarada ise aynı şekilde şehrin imar ve mesken dâvalarının tahakkukuna hizmet edecek (20.000.000) liralık bir şirketin kurulmasını Belediye ile ka­rarlaştırmış bulunmaktayız. Şirketin mukavelesi bu günlerde imza edile­cek ve pek yakında faaliyete geçile­cektir. Bu iki şirkete benzer bir or­taklığın kurulmasını İzmirde de tet­kik ediyoruz.

Mesken inşası finansmanında bir çok yabancı memleketlerde uzun. se­nelerden beri büyük başarılar elde edilmiş,olan yapı tasarrufunu, mem­leketimizde ilk defa tatbik mevkiine koymak, suretiyle «Türkiye Emlâk Kredi Bankası» işbu mevzua ayırdığı ve ayıracağı malî kaynakların mü­saadesi nisbetinde, bu sahada da yeni hizmetler ifasını deruhte eylemiş bu­lunmaktadır.

Yapı tasarrufu bir ev yapmak için yetecek parası olmayan vatandaşlara bu imkânı.muhakkak temin eden ga­yeli bir tasarruf yoludur.»

Medenî Berk, konuşmasını yapı ta­sarrufu hesaplarına temas ettirerek şöyle bitirmiştir:

«Yapı tasarrufu hesaplarımızın inki­şafını gösteren mukavele yekûnlarım da bir fikir edinmek üzere bildireyim.

Son dört sene içinde yapı tasarrufu hesapları için yirmi dört milyon lira­lık mukavele aktedilmiş olmasına mukabil bu yılın ilk dört ayı içinde (11.000.000) liralık mukavele aktedil-mek suretiyle yapı tasarrufu muame­lelerimiz yekûnu  (35.000.000)   liraya yükselmiş bulunuyor.»

14 Mavıs 1955

 Ankara :

Federal Almanyanm Paris anlaşma­larının msuaddak nüshalarının teati­si üzerine tam. hükümranlığı elde et­mesi münasebetiyle Reisicumhuru­muz Celâl Bayar'ın gönderdiği tel­grafa cevaben, Fe'deral Almanya Rei­sicumhuru Ekselans Theodor Heuss aşağıdaki teşekkür telgrafını gönder­miştir :

«Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru Ankara

Federal Almanya Cumhuriyetinin İs­tiklâlinin yeniden teessüsü münase­betiyle vaki tebriklerinden -dolayı ek­selanslarına en samimî teşekkürleri­mi arzederim. Bu hadisenin hür mil­letler camiasını takviye edeceği ve dost miletlerimizin sulh ve hürriyet hikmetinde müşterek mesailerine yar­dım edeceği hususundaki kanaatleri­ni paylaşırım.

Federal  Almanya  Reisicumhuru Theoöor Heuss»

15 Mayıs 1955

 Ankara.:

Hava şehitleri ihtifali bugün saat 11de Cebecideki Şehitlikte yapılmıştır. İhtifalde Millî Müdafaa Vekili Etherh Menderes, Ankara Vali ve Belediye Reisi Kemal Aygün, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, Hava Kuvvetleri Kumanda­nı Korgeneral Fevzi Uçaner, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Kor­general Rüştü Erdelhun, Jandarma Umum Kumandanı Korgeneral Tah­sin Çelebican, Erkânı Harbiyei Umu­miye Riyaseti Harekât Dairesi Baş­kanı Korgeneral Salih Coşkun, Türk Hava Kurumu İkinci Başkanı Lâtif Aküzüm, mülki ve askerî erkân, Hava Kurumu uçucu öğretmen ve öğ­rencileri ile kalabalık bir halk toplu­luğu hazır bulunmuştur.

Törene saygı duruşu ile başlanmış müteakiben 28 inci tümen bandosu matem havası çalmıştır. Bir manga er tarafından manevra mermisiyle saygı atışı yapılmıştır. Daha sonra hava kuvvetlerinden bir üsteğmen bugünün mânasını belirtmiş ve şanlı hava şehitlerimize ithaf ettiği şiirini okumuştur. Türk Hava Kurumu men­suplarından iki genç kızın konuşma­larından sonra törene son verilmiştir.

16 Mayıs 1955

  Ankara :

Parlamentolararası Turizm Birliği Türk Grubu Umumi Heyeti bugün Büyük Millet Meclisi kütüphanesinde toplanarak ruznamesindeki meselele­ri görüşmüş ve yeni idare heyetini seçmiştir.

Yeni idare heyeti Reisi Seyhan Mebu­su Dr. Sedat Barı, İkinci Reis Afyon Mebusu Rıza Çerçel, Umumî Kâtip Trabzon Mebusu İsmail Çenel, Muha­sip Bolu Mebusu İhsan Gülez, azalar Ankara Mebusu Muhlis Ete, Antalya Mebusu Enver Karan, Giresun Mebu­su Hamdi Bozdağ, Balıkesir Mebusu Arif Kalıpsızoğlu, Sinop Mebusu Mu­hit Tümerkan, murakıplar: Çorum Mebusu Sedat Baran ve Urfa Mebusu Feridun Ergin'den terekküp etmekte­dir.

  İstanbul :

Amerika Birleşik. Devletleri Ordu Ve­kil Yardımcısı Mr. Hugh H. Milton, temaslarda bulunmak üzere bugün saat 10.45 de uçakla memleketimize gelmiştir.

Yeşilköy hava meydanında askerî er­kân ve Amerikan Konsolosu tarafın­dan karşılanan Amerika Ordu Vekili Yardımcısına Amerika Millî Müdafaa Genel Şura üyesi Mr. Brucker, Askerî Müşavir Albay Foraythe, Personel Başkanı Albay R. Tuck ve emirsubayı refakat etmektedir.

Mr. Hugh H. Milton, saat 11.30 da üçüncü zırhlı tugayını ziyaret etmiş ve şerefine bir saat cnbeş dakika sü­ren büyük bir geçit resmi tertiplen­miştir.

Bu geçit resmi sonunda Amerikan Ordu Vekili Yardımcısı ziyaretinden edindiği fevkalâde intibaları tugay hatıra defterine şu şekilde kaydet­miştir :

«Bu tugay her türlü mücadeleye muk­tedir ve Türk ordusunun çek yüksek muharebe kabiliyetini aksettirecek bir birliktir. Şimdiye kadar gördüğüm askerî birliklerin her bakımdan en mükemmeli olan Türk üçüncü zırhlı tugayını ziyaretten dolayı duyduğum memnuniyet sonsuzdur.

Tugay Kumandanını ve bütün birlik subaylarını takdirle  yadederim.»

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâleti son za­manlarda tevzie tâbi tutulan ithal mallarına ait ihtiyaçların günü günü­ne takibi ve mahallerine vaktinde dağıtılıp ihtiyaç sahiplerine intikali­ni temin için yeni tedbirler almış bu­lunmaktadır.

Bu gibi tevzie tâbi ithal mallarının mahallî dağıtımını vilâyetlere bıra­kan karar, alâkalılara tebliğ edilmiş­tir. Bu defa da merkezde şimdiye ka­dar Dış Ticaret, İç Ticaret Sanayi Umum Müdürlükleri tarafından görülmektee olan bu hususa ait işler yeni teşekkül etmiş 'bir daire tarafın­dan idare edilecektir.

Bu büro ilgili Umum Müdürlüklerle dağıtımı, ihtiyaç maddelerinin tesbiti ve ithal yönünden işbirliği yapacak, çalışmaları bir merkezde toplayacak ve ithalden dağıtıma kadar takip ede­cektir.

Bu dairenin başına Vekâlet Tetkik Heyeti âzası A. Celâl Artüz getiril­miştir. Böylece hem ihtiyaçların tes­biti, hem de bunların vilâyetlerce da­ğıtımı da Vekâletçe yakinen takip edilecektir.

      İstanbul :

Reisicumhurumuzun irşatlarile Ru-melihisarmın hükümetimiz tarafın­dan restorasyonuna bugün başlanmış ve bu münasebetle de saat 17.30 da Rumelihisarında bir merasim yapıl­mıştır. Restorasyon işine başlanması sebebiyle Rumelihisarının methali ve kuleleri bayraklarla donatılmış bulunuyordu.

Bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlayan merasimde Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, Vali Mua­vinleri, Belediye Reis Muavinleri, Üniversite profesörleri, Şehir Meclisi üyeleri, Vilâyet ve Belediye erkânı ile arkeologlar ve basın, mensupları ha­zır bulunuyordu.

Restorasyon işine ilk harcı koyan Va­li Prof. Gökay bu münasebetle yap­mış olduğu konuşmasında ezcümle de­miştir ki:

«Tarih konuşuyor. 502 yıl sonra bu büyük eser önünde ihtiram vakfesi yapmak bahtiyarlığına eriyoruz. Yine bir Türk çocuğu eliyle dünya tarihi­ne, ilim sayfası ve kadirbilirlik eseri olarak restore etmek nasip oluyor.»

Vali bundan sonra, restorasyon için sarfedilen gayretlerin tarihçesini yap­mış ve demiştir ki:

«Muhterem Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Hisarların bir an evvel restore edilmesi hususunda İstanbula ilk. gel­dikleri zaman direktif verdiler. Bu­nunla da iktifa etmediler. Bir de pa­rola verdiler. Ecdadımız, bu muhte­şem eseri üç ayda vücuda getirdiler. Bizler onu en kısa zamanda realize etmeliyiz» dediler.

Büyük Türk evlâdı Fatih'in bu top­rakları aziz şehitlerimizin kanile Türk milletine hediye ettiği tarihten itiba­ren bu şehir hayatında en kutsî gün­lerden birini yasamaktadır.

İstanbulluların tarihinin şükranlarını saym Devlet Reisimize, Hükümet Rei­simize ve bu sahada hizmeti geçen il­gili Vekillerimize, komisyona ve arke­ologlara, mimarlara iblâğ etmekle bahtiyarım.»

Bundan sonra temele Vali ve hazır bulunan diğer' zevat tarafından hare konulmuştur.

17 Mayıs 1955

 Ankara :

Atatürk. Orman Çiftliği civarında te­sisi kararlaştırılmış olup makine ve teçhizatı Amerikan askerî yardımiy-le temin edilmiş bulunan yeni fişek fabrikasının toprak hafriyatına bu­gün saat 17 de başlanmıştır.

Bu münasebetle yapılan merasimde Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koral-tan, Başvekil Adnan Menderes, vekil­ler, mebuslar, Erkânı Harfoiyei Umu­miye Reisi, Generaller, Ankara Vali ve Belediye Reisi, şehrimizdeki bü­yükelçilik ve elçilikler nezdindeki ya­bancı ataşeler, Amerikan Askerî Yar­dım Kurulu mensupları, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu İdare Mec­lisi reis, azaları ve Umum Müdürü ile ileri gelenleri ve sivil ve askerî erkân ile Emniyet Müdürü ve seçkin bir da­vetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Merasimde ilk sözü alan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu Umum Müdürü Hulki Yanat tesisin mahiyeti hakkında bir konuşma yapmıştır. Hulki Yanat bu konuşmasında ezcüm­le demiştir ki- .

«Şu anda üzerinde bulunduğumuz hâli arazi üzerinde pek yakında yur­dumuzun savunma kudretini temsil eden âbidelerden biri yükselecektir.

Burada kurulacak olan yeni fişek fabrikası, hafif silâhlar ve ağır maki­neli tüfeklerde kullanılan izli ve çe­lik çekirdekli mermilerin imalini sağ­layacaktır. Fabrikanın istihsali 7.62 ve 12.7 mm. çaplara göre projelendi­rilmiş olup 375 dekar arazi üzerine dağılmış muhtelif bina ve tesisleri ihtiva edecektir. Fabrikanın tezgâh ve teçhizatı, ima­lâtta kullanılan malzeme ve usuller, modern tekniğin icaplarına en uygun şekilde seçilmiş, bina ve tesisat, bu kabil tesisler için lüzumlu en ileri iş­letme ve emniyet şartlarına göre projelendirilmiştir. Fabrikanın kapasitesi, yurdumuzun ihtiyacını karşılıyacağı gibi, lüzumu halinde müttefiklerimizin ihtiyaçları­nın teminine de yardım edecek ha­cimdedir. Bu fabrikanın işletmeye açılmasını müteakip, senelerdenberi ordumuza hizmet etmekte olan Hipodrom civa­rındaki emekdar fişek fabrikamızın idare ve işletme elemanları yeni fab­rikayı işleteceklerdir.

Bu büyük teşebbüsün en mühim hu­susiyeti, artık kat'î bir realite haline "gelmiş bulunan müşterek savunma ruhunun bir eseri olmasıdır. Filhaki­ka 37 milyon liraya mal olacağı he­saplanan fabrikanın 22 milyon liralık tezgâh ve teçhizatı, büyük dost ve müttefikimiz Amerika Birleşik Dev­letleri tarafından temin edilmektedir.

Bundan bir buçuk yıl evvel, Ameri­kan Askeri Yardım Heyeti Başkanlığı ile kurumumuz idaresi arasında ya­pılan etüdler yakın bir alâka ile kar­şılanmış ve her iki memleketin hü­kümetleri, bütün kolaylıkları göster­mekte ve işin finansmanı için gerekli tahsisleri yapmakta tereddüt etme­mişlerdir.

Bu projenin tahaiîkuku uğrunda bü­yük gayret sarfetmiş bulunan Ameri­kan Askerî Yardım Heyeti Başkanı Tümgeneral Shepard'm adının bura­da çalışacak bütün personel tarafın­dan her zaman şükranla yâd edilece­ği muhakkaktır.

Kurumumuzun çalışmalariyle pek ya­kından alâkadar olan, bu ve buna benzer faaliyetimizde kurumumuzu daima destekleyen sayın General Shepard'ı yüksek, huzurunuzda saygı ile selamlamayı bir borç bilirim. Muhterem davetlilerimiz,

Makine ve Kimya Endüstrisi Kuru­mu, kuruluş kanunu gereğince yur­dumuzun savunma gücünün artma­sına matuf harp sanayiinin inkişafı için devamlı gayretler sarf etmekte­dir.

Kırıkkale mühimmat fabrikasında yapılan önemli tevsiattan sonra giriş­tiğimiz bu büyük teşebbüsü daha baş­ka tesisler takip edecektir.

 Kururumuz idaresi, başarılarını dai­ma yakın alâkasını esirgemiyen sayın Reisicumhurumuza, lüzumlu bütün imkânları sağlayan B. M. M. ve hü­kümetimize medyundur.

Yeni fişek fabrikasının tesisinde, Başvekâlet, Millî Müdafaa, Maliye, Ziraat ve İşletmeler Vekâletlerinin muhtelif daireleri ile Amerikan As­keri Yardım Heyeti, Haricî Faaliyetler İdaresi ve Denizaşırı İkmal Teşkilâtı arasında teessüs eden işbirliği mües­sir bir rol oynamaktadır.

Fabrikanın hususiyeti dolayısiyle ara­zi üzerine müstacelen yapılması gere­ken 200.000 m? hafriyat için kudretli makine ve vasıtalarla mücehhez bir istihkâm birliğinin M. M. V. tarafın­dan tahsis edilmiş olması, bu yolda teessüs eden şayanı şükran işbirliğine bir misal teşkil etmektedir. Bu mü­him hafriyat işlerine başlama müna­sebetiyle tertiplenen merasime iştirak etmek suretiyle bize sonsuz sevinç ve şeref veren sayın büyüklerimize ve kıymetli davetlilerimize teşekkür eder, kendilerini derin saygılarımla selâm­larım.»

Müteakiben Amerikan Yatoancı Faali­yetler Teşkilâtı Türkiye Özel Komis­yon Başkanı Mr. Leon Dayton söz al­mış ve şunları söylemiştir:

«Sözlerime başlarken bugünkü mera­simde hazır bulunamayan Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Mr. Warren ile Amerikan Askerî Yardım Kurulu Başkanı General Sheppard'm hürmetlerini arzederim.

Bu temel hafriyatı merasimine işti­rak etmek mazhariyetinin bana da bahşedilmiş olmasından mütehassi­sim, memleketlerimizin karşılıklı menfaatlerine matuf müşterek gay­retlerimizin başlangıcını teşkil eden müteaddit temel atma merasimleri bundan evvel de yapılmıştı. Ancak her yeni vesile bir evvelkinden daha üs­tün bir zevk ve memnuniyet yarat­maktadır. Bugünkü merasim memle­ketlerimiz arasındaki münasebetlerin ve Türk halkı ile Amerika halkı ara­sında mevcut dostluğun samimiyet ve derinliğini gösteren yeni, -bir delildir. Birbirimize karşı beslediğimiz hürmet ve hayranlık tarihi diplomatik ve ti­carî münasebetler seviyesini çoktan aşmış bulunmaktadır. Amerikanın ilk teşekkülü sıralarında 13 eyaletin tam bir tesanüd içinde varlığını idame et­tiren bu hakikati tecrübeyle öğrenmiş bulunuyoruz. Komünizm gaddarlığı dünyada başı beş kaldığı müddetçe ya birbirimize bağlı kalacağız yahut da bizi teker teker yakalayıp bağlıya­caklar.

Şu tarlada yükselecek olan fabrika belki Türk halkının hayat seviyesini yükseltmek hususunda pek büyük bir rol oynamayacaktır. Ancak şurası bir hakikattir ki bu fabrika Türk halkı­nın emniyetine pek çok şeyler kata­caktır. Bu fabrika emniyet zincirine yeni bir halka ilâve edecek ve gerek sarfedüen gayretlerin neticesi olan meyvalarm ve gerekse memleketin gittikçe genişliyen iktisadiyatından doğan servetlerin korunacağı husu­sunda Türk halkına yeni bir teminat teşkil edecektir.

Muhterem hazirunu tekrar hürmetle selâmlarım.»

Bu konuşmalardan sonra hep birlik­te hafriyatın yapılacağı mahalle gi­dilmiş ve Reisicumhurumuz Celâl Ba-yar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan ve Başvekilimiz Adnan Menderes'in yüksek huzurlariyle haf­riyata merasimle başlanmıştır.

Müteakiben yeni yapılacak fişek fab­rikasının plânları üzerinde alâkalılar tarafından verilen izahat büyük bir dikkatle dinlenmiş ve fabrikanın iler­de imal edeceği silâhlar ve fişekler üzerinde de Reisicumhurumuz, Büyük Millet Meclisi Reisimiz ve Başvekili­mize etraflı malûmat verilmiştir.

Daha sonra Reisicumhurumuz, Bü­yük Millet Meclisi Reisimiz ve Başve­kilimiz aynı otomobile binerek mera­sim" mahallinde toplanmış vatandaş­ların alkışları ve sevgi tezahürleri arasında hafriyat mahallinden ayrıl­mışlardır.

18 Mayıs 1955

 Ankara :

UNICOF (Birleşmiş Milletler Beynel­milel Çocuk Yandım Fonu) AEMERO (Afrika - Doğu Akdeniz - Avrupa Böl­ge Ofisi) Direktörü Mr. Egger ve UNICEF Yakın Doğu temsilcisi Dr. Pierret ile Dünya Sağlık Teşkilâtı Av­rupa Bürosu anne ve çocuk sağlığı mütehassısı Dr. Hesselvik bir müddet evvel memleketimize gelerek Anka­ra Anne ve Çocuk Sağlığı merkezinde tedrisat yapmakta olan, Dünya Sağlık Teşkilâtı Müşavirlerinden Dr. Human ile birlikte bir tetkik gezisi yapmış­lardır. Ankara ve civarı ile Eskişehir ve civarı, Bursa, Balıkesir, Manisa, İstanbul, İzmir, Adana, Gaziantep ve Hataya şâmil olan bu geziyi tamam­ladıktan sonra mütehassıslar Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Beh­çet Uz ile bir mülakat yapmışlardır. Heyetin Sıhhat Vekili ile konuşmaları şöyle hülâsa edilebilir:

Mr. Egger Anne ve Çocuk Sağlığı ile verem aşısı mevzuunda konuşarak sağlık bakımından çok mühim .bir meselenin de iyi beslenme ve bilhas­sa süt olduğunu, halen ileri memle­ketlerde bir süt siyaseti takip edildi­ğini söylemiştir.

Dr. Hesselvik Ankara Anne ve Çocuk Sağlığı merkezinin iyi çalıştığını yal­nız kurs görmeye gelen tabip ve hem­şire sayısının az olduğunu, anne ve çocuk sağlığı sahasında fazla miktar­da kalifiye hemşire yetiştirmemiz, kurs gören personele kendi bölgeleri­ne döndükleri vakit gerekli imkân ve teçhizatı temin etmemiz, süt çocuğu sağlığına ehemmiyet vermemiz ve halka da anne ve çocuk sağlığı ve ba­kımı hakkında bilgi vermemiz gerek­tiğini bildirmiştir.

Dr. Hesselvik, yaptıkları seyahat do-layısiyle, Eskişehirde iyi teşkilâtlı bir verem savaşı faaliyeti, Bursada iyi bir çocuk bakımı çalışması, Balıkesir -de verimli bir köy ebesi tedrisatı, İz-mirde iyi çalışan bir Anne ve Çocuk Sağlığı merkezi ve muhitine pek fay­dalı olmakta bulunan çocuk hastane­si gördüklerini ve İstanbulda, Süley-maniye sağlık merkezinin anne ve çocuk sağlığı faaliyetinin de iyi oldu­ğunu söylemiştir. Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, teşkilâtımızı tetkik için katlandıkları zahmet dolayısiyle, heyete teşekkür ettikten sonra mik­tar ve kalitece yüksek bir nüfus yetiş-tirebilmenin en esas şartının anne ve çocuk sağlığı hizmeti olduğunu, bu himmeti de nüfusumuzun büyük kıs­mının yaşadığı köylere eriştirebilme-nin sağlık merkezlerimizi artırmakla mümkün olacağını, halen memleketi­mizde 174 sağlık merkezi çalışmakta clup, 3-4 senede, bunların miktarının 500 e çıkarılacağını ve böylece her kazada bir sağlık merkezi kurulacağı­nı, sağlık merkezlerinde, en az, biri âcil cerrahî vak'alarla değum müda­haleleri yapabilecek, diğeri dahilî ta­babet ve koruyucu hekimlik işleri gö­recek iki tabip öulunacağını ve mik­tarlarının zamanla, muhitlerinin ih­tiyacına göre artırılacağını, merkez­lerin hemşire ve ebe ihtiyacını tat­min için de büyük hastanelerimize bağlı Hemşire - Ebe Mekteplerinin çoğaltılmakta  olduğunu  söylemiştir.

Sıhhat Vekili millî sağlık programı­nın tatbikiyle sağlık durumumuzun çok düzeleceğini bildirmiş ve progra­mın dört ana esasını anlatmıştır.

Bunlardan birincisi sağlık merkezle­rini arttırıp sağlık hizmetini köylere kadar eriştirmektir. İkincisi mevcut hastaneleri ıslah ve yenilerini tesis­tir. Üçüncüsü memleketi 16 sağlık bölgesine ayırarak, her bölgeyi kendi başına idareye kadir modern ve yük­sek verimli bir sağlık hizmetine sa­hip etmektir. Dördüncüsü yeni tesis­lerin maliyetini banka' ile temindir. Halen sivil halka mahsus olmak üze­re, memleketimizde mevcut 30.000 kü­sur hasta yatağını 81.000 e çıkaracak olan program 1 milyar, 100 milyon Türk lirasına mal olacaktır. Banka bu paranın büyük kısmını temin et­tikten maada pastörize süt, süt tozu, çocukların neşvünemalarına yarıyacak ve modern icaplara uyguiı çocuk gıdaları istihsaline ait bir sanayii de hususî teşebbüsle müştereken kura­cak ve bu suretle Mr. Egger'in işaret ettiği sıhhî süt işi de kendiliğinden halledilmiş olacaktır.

Mr. Egger Vekâletçe  hazırlanmakta ve tatbik edilmekte olan BCG aşısı faaliyetini methetmiş ve aşının, gez­dikleri geniş mmtakalarda bilfiil gör­dükleri üzere, iyi ve şayanı itimat el­lerle tatbik edildiğini söylemiştir.

19 Mayıs 1955

  Ankara :

Bugün büyük Atatürk'ün Samsuna çiişmın ve inkılâp Türkiyesinin do­ğuşunun yıldönümünü kutluyoruz. Millet olarak ve Türk genci olarak aydın ve uyanık bir kitleyiz, vatan ve millet severliğin sönmeyecek meşale­sini Atatürk'ün elile tutuşturmuş ve o ateşi nesilden nesile devretmeğe ye­min etmiş olan biz Türk gençleri, memleketimizi muasır medeniyet se­viyesinin üstüne çıkaracak olan yo­lun Atatürk'ün sözlerinde ve Türk milletine kazandırdığı inkılâpların içinde mündemiç olduğuna iman et­miş ve vatanımızı bu ruh içerisinde payidar etmeğe söz vermiş olarak bu­gün de bir kere daha diyoruz ki:

Türk milleti, Bugün güzel yurdumuzun her köşe­linde csnlı ve dinamik hareketlerine şahit olduğun, kızı ve erkeği ile dim­dik ayakta bulduğun gençlik senin itimadını ve ihtimamını hiç bir za­man için sarsmıyacaktır. .Büyük Ata­türk inkılâplarını ve senin varlığını en kutsal bir emanet olarak bağrma basan gençlik senin izinde ve inkılâp­larının nöbetirıdedir. Biz bekliyoruz. Sen ebediyet kucağında rahat uyu.

Ruhun şad olsun.

  Ankara :

Yurdun her bucağındaki muhabirle­rimizden aldığımız telgraflarda 19 mayıs Gençlik ve Spor Bayramının coşkun tezahüratla kutlandığı, stad-yomlarda spor gösterileri yapıldığı bildirilmektedir.

  Ankara :

Maarif Vekili Celâl Yardımcı 19 Ma­yıs Gençlik ve Spor Bayramı Ankara radyosunda bugün aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

Aziz Türk gençliği,

Bugün hür ve müstakil bir vatanın sathında, mesut ve müreffeh bir mil­letin azimli, imanlı, şuurlu ve bahti­yar evlâtları olarak. Gançük ve Spor Bayramınızı kutlamaya hazırlandığı­nız şu dakikalarda size hitap etmenin derin saadeti içinde bayramınızı açı­yorum.

Bu gününüzle ve bayramınızla ne ka­dar övünseniz, ne kadar şevk ve he­yecana kap lisanız yeridir. Çünkü öyle bir bayram günü yaşıyorsunuz ki, onun temeli 36 yıl evvel bugün ve fa­kat en ağır şartların hakim olduğu, en büyük musibet, en korkunç felâ­ket rüzgârlarının yurdumuzda esip dehşet saçtığı kara günlerde atılmış sonra, Türk milleti c vahini şartlar­dan bu günkü huzuru, o musibetten bu günkü saadeti, o felâketten bu günkü refahı, takatsiz ve fersiz ha­le gelen topluluktan bugünkü zinde, sağlam, ve sıhhatli cemiyeti yarat­manın sırrını bulmuştu ki, tarihin hiç bir devrinde ve hiç bir dünya mil­letinin hayatında böyle baş döndürü­cü ve böyle muhteşem bîr misale rastlamak mümkün değildir. Evet bu bir sırdır. Millî bir sırdır. Sadece Türke ve Türklüğe has bir sırdır. Bu sırra sahip olanlar dünyanın büyük milletleri safında yer almak, hakkını ilelebet muhafaza edecektir.

Ne yazık ki, dünyanın en medenî, en mütekâmil ve akıllı geçinen milletleri Türkün bu gücünden ve bu sırrından gaflete düştüler. Hem kendi başları­na, hem de sevgili milletimizin basma büyük felâketler getirdiler. Fakat milletinin bu cevherlerini yakından bilen büyük evlâdı, kahraman askeri eşsiz kumandanı aziz Atatürk, onlara gösterip ispet etti ki, Türkün cevhe­rinde ilâhî ve destanı kudretler var­dır, millî sırlar mündemiçtir. Onu gö­rebilen, onu duyan, ona inanıp güve­nenler harikalar yaratmakta, devir açıp tarih değiştirmekte asla müşkilât çekmezler. İşte aziz Atatürk 36 yıl evvel bugün yakından bildiği bu millî sırrı ateşledi, ruhuna nakletti, orada ona inandı, ona güvendi, metanetle ve cesaretle ileri atıldı, milletini bu hedefe şevketti.

O biliyordu ki, Türkün vicdanı yur­dun çiğnenmesine asla rıza göstermi-yecek ve bu vicdan kaynağında şah­lanacak kuvvetler düşmanı hariminde boğacaktır.

O biliyordu ki, Türkün ruhu hürriye­tinden başka fezada kanat açamaz. Bu kanadı kırmak istiyenlerin âkibeti hüsrandır.

O biliyordu ki, bu aziz vatanın her karış toprağını kanları ile yuğuran Türk milleti, icap ederse bir kere da­ha, bin kere daha, kan deryalarından geçerek onu muhafazaya her an ka­dirdir.

O biliyordu ki, Türkün damarlarında dolaşan asalet ve kahramanlık kanı tarihin kaydetmediği hamaset ve şahamet destanları yaratarak bütün müşkülleri yenmeğe, bütün felâket­leri karşılamaya ve musibetleri yok ederek Türk vatanını ve Türk mille­tini ilelebet yaşatmaya muktedirdir.

O biliyordu ki, Türk gençliğinin kud­ret ve kabiliyeti bu temeller üzerin­de kurulacak bir memleketi, ileri me­deniyet seviyesine ulaştırmaya, müte­kâmil, sağlam ve ahlâklı bir cemiyet olarak yaratıp yaşatmaya kâfidir.

Sevgili kardeşlerim,

36 yıl sonra bugün, içinde yaşadığınız bahtiyarca ahval ve şerait, büyük Atatürk'ün bu imanla 36 yıl evvel bugün ateşleyip harekete geçirdiği millî şuura hız vererek bir bora, bir kasırga gi'bi estirdiği bu millî ve cibillî kuvvet ve kaynakların eseridir.

Öyle eserler ki bunları yakından gö­ren milletimizle beraber bütün insan­lık ve medeniyet âlemi, elde ettikleri­mizle iktifa etmiyerek daha büyük hedeflere erişme azmimizi hayranlık­la müşahede etmektedirler. Öyle eserler ki, bunlara bakanlar, Türkiyede yalnız siyasî, idari ve aske­rî ve medenî bir inkılâp değil entellektüel, sosyal, moral, sıra ve ikti­sadî bir ihtilâl meydana getirdiğimizi derhal teslim ederler.

Bu eserleri tetkik edenler, Türk mil­letinin 36 yıl evvel attığı temeller üzerindeki yükselme azminin ve iler­leme gayretinin bir âbidesini teşkil ettiğini ifade etmeyi şerefli ve zevkli bir vazife sayarlar.

Filhakika yalnız bizim değil, dünya milletleri üzerinde dahi silinmez te­sirler bırakan bu azametli inkişafla­rın büyük değerini tarih huzurunda belirtmekten kimse fariğ kalamaz.

hasılı, acı bir gafletle o meşum gün­lerin hasta adamı diye damgalanan Türk milletinin emsalsiz kabiliyet ve hasletlerine iman edilerek 1919 sene­sinde alınan cesur (kararlar ve atılan metin adımlar sayesinde elde edilen neticeler üzerinde tutunarak, hayat bularak, safha safha kuvvet kazana­rak bugünkü 1955 dünya milletleri manzumesinde şerefli, vekarlı, hay­siyetli ve kuvvetli sapsağlam bir var­lık halinde tecelli eden bir Türkiye görenler Türkün mucizesine daha ya­kından a;gâh olmak zevkini tatmak­tadırlar.

Aziz kardeşlerim,

Bugün istikrarlı, kuvvetli ve demok­rat bir devlet hayatının 'bütün icap­larıyla medeniyet sulh ve istikbale müteveccih fikirlerin arkasında muh­teşem bir gelişme halinde Türki­ye vardır.

Bu Türkiye, 1919 senesinin kasvet ve karanlığı içinde Samsuna doğru yol alan Atatürk'ün-tasavvurlarımda canlandırır ve istikbale muzaf olarak çehresini çizdiği ve tahakkukundan asla endişe etmediği Türkiyedir.

Ey... O karanlıklardan bu aydınlığı yaratan milletin çocukları, aziz Türk gençleri, sizlere hitap ediyorum:

Şunu iyice biliniz ki, size kısaca an­lattığım ve büyük emeklerin muhas-salası olan bu mukaddes temeller ü-zerinde yükselen ve bu seviyeye gelen Türk yurdunun saadet ve selâmeti­nin en büyük teminatı bilgili, sıhhat­li, vekarlı ve ahlâklı Türk gençleridir. Bu hasletlerinize inanarak yurt kal­kınması uğrunda daha büyük neticeler istihsal etmekteki hasletinizi ve gayretinizi paylaşarak sevk ve heye­canınıza candan katılarak şunu ifade edeceğim:

Bize bu mesut günleri kazandıran büyük Atatürk'ün ve Türk şehitleri­nin hatırasını taziz ile anarak ma­nevî huzurlarında eğilirken, yüksel­mesi ve kerur,nıası omuzlarına tevdi edilen bu vatanı size, sizi bu vatana bağışlamasını Tanrıdan dilerim.

Yolunuz açık, neş'eniz bol, bayramınız kutlu, gününüz mutlu olsun sevgili kardeşlerim.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar'ın doğum günü münasebetiyle İngiltere Krali­çesi Elizabeth aşağıdaki telgrafı gön­dermiştir :

Türkiye Cumhuriyeti Reisicumhuru

Ankara

Doğumlarının yıldönümü münasebe­tiyle zatı devletlerine halisane teb­riklerle en iyi temennilerimi takdim etmekten büyük bir zevk duymakta­yım. Kalen tamamen iadei afiyet ede­rek, sıhhatte olduğunuzu ümit ede­rim.

Elizabeth

Reisicumhur Celâl Bayar bu tebrik mesajına şu cevabı vermiştir:

Majeste Kraliçe hazretleri

Buckingham Palace

 Londra

Majestelerinin, doğum günü müna­sebetiyle bana göndermek lûtfunda bulundukları mesajdan ve sıhhî du­rumuma göstermek nezaketinde bu­lundukları alâkadan son derece mü­tehassis oldum. Majestelerine hara­retli teşekkürlerimi arz ederim. Ta­mamen iadei afiyet etmiş bulunmak­tayım ve majestelerinden saadet ve sıhhatleri hakkındaki en iyi temenni­lerimi kabul buyurmalarını rica ede­rim.

Celâl Bayar

20 Mayıs 1955

  Ankara :

Güney Avrupa memleketler inde bir tetkik gezisine çıkan ve programlan gereğince evvelki gün İstanbula ge­len NATO Müdafaa Kolleji talebeleri bugün saat 9.30 da Fransız deniz kuv­vetlerine ait iki uçal:la Ankaraya gel­mişlerdir.

Etimesgut hava alanında özel bir he­yet tarafından karşılanan misafir heyet, NATO Kolleji Kumandanı İn­giliz Korgenerali DarwaU'rn başkan­lığında 13 idareci ile NATO üyesi 12 devlete mensup 51 Öğrenciden mürek­keptir. Öğrenciler, 3 Türk, 7 İngiliz, 2 Belçika, 9 Amerikan, 9 Fransız:, 3 Norveç, 7 İtalyan, 3 Kanada, 3 Hol­landa, 2 Portekiz, 2 Danimarkalı, 2 Yunanlı olmak üzere hemen hepsi yarbay ve albay rütbesinde subaylar­dır.

Misafirler beraberlerinde mihmandar­ları Kurmay Albay Orhan Türkkan olduğu halde hava alanından dcğru-ca Başvekâlete gelmişler ve orada Hariciye Umumi Kâtibi, Büyükelçi Nuri Birgi ve müteakiben Erkânı Harbiye! Umumiye Harekât Başkanı Korgeneral Salih Coşkun tarafından verilen konferansları dinlemişlerdir. Öğle yemeğini Erkânı Harbiyei Umu­miye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun'un misafiri olarak Ordue-vinde yiyen misafir heyet, saat 15.00 de topluca Anıt Kabre gitmiş ve çe­lenk koyarak saygı duruşunda bu­lunmuştur.

Heyet daha sonra Ankaranm görüle­cek yerlerini gezmiş ve saat 17.00 de aynı uçaklarla İstanbula mütevecci­hen şehrimizden ayrılarak özel bir heyet tarafından hava alanında u-ğurlanmışlardır.

  Ankara :

Çekoslovakya milli bayramı münase­betiyle Reisicumhur Celâl Bayar ile Çekoslovakya Reisicumhuru Ekselans Antonin Zapotocky arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuş­tur.

  Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmekte olan İtti-lâat gazetesi sahip ve başmuharriri Abbas Mesudi'nin riyasetindeki 8 ki­şilik İran gazeteciler heyeti bugün saat 16 da uçakla İstanbuldan Ankaraya, gelmiştir. İranlı gazteciler hava meydanında İran Büyükelçisi Ekselans Ali Man-sur, İranı ziyaret etmiş olan Antalya mebusu Kenan Akmanlar, Hariciye Vekâletinden Turgut Aytuğ, Basın, Yayın ve Turizm Müdürü Muammer Baykan ile İran Büyükelçiliği men­supları   tarafından   karşılanmışlardır.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili AĞnan Menderes adına Başvekâlet yaveri Üsteğmen Hayrettin Sümer ve Devlet Vekili Dr. Dükerrem Sarol adına Hususî Kalem Müdürü Ahmet Gürün misafir gazetecilere «hoş gel­diniz» demişlerdir.

  Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmek üzere bugün uçakla şehrimize gelmiş, olan İttilâat gazetesi sahip ve başyazarı Abbas Mesudi'nin riyasetindeki İran gazete­ciler heyeti, saat 17.30 da Anıt Kabre .bir buket koymuş ve Atatürk'ün ma­nevî huzurunda saygı duruşunda bu­lunmuştur.

İran gazeteciler heyetine mensup o-lan İranın en tanınmış şairlerinden gazeteci sermet bu esnada Atatürk için yazdığı bir kasideyi okumuştur.

İranlı gazeteciler heyeti bilâhare sa­at 17,45 de Çankayaya giderek Riya-seticumhur defteri mahsusunu imza­lamışlardır.

21 Mayıs 1955

 Ankara :

Memleketimizin gün geçtikçe art­makta olan kâğıt ve karton ihtiyacı­nın tamamen dahilî istihsal ile karşı­lanabilmesi için İzmit kâğıt fabrika­sında yapılmış olan tevsiattan ayrıca,yeni tesisler kurmak, için teşebbüslere geçmiş olan Sümerbank, bu mevzudaki ilk tetkik ve temaslarını ikmal ede­rek dünyaca tanınmış Amerikan fir­malarından Parsns Eittemre ile 20/mayıs/1955 tarihinde bir anlaşma­ya, varmıştır.

Bu anlaşmaya göre, asgarî onbeşer bin ton istihsal kapasiteli üç yeni kâ­ğıt ve karton fabrikası kurulacaktır. Sümerbank ve Amerikan firması bu teşebbüsün bir şirket marifetile ta­hakkuk, ettirilmesi ve şirkete Ameri­kalı firmanın da iştiraki hususunda prensip mutabakatına varmışlar ve derhal gerekli hazırlıklara başlamış­lardır. Ayni zamanda İzmit kâğıt ve selüloz fabrikalarının daha verimli bir şekilde çalıştırılması, İslahı, ma­mul kalitesinin yükseltilmesi ve İzmitte ayrıca bir kraft selilozu fabri­kası kurulması için de lüzumlu tet­kiklerin yapılması mevzuunda aynı firma ile mutabakat tesis edilmiş ve bu husustaki çalışmalara da başlan­mıştır.

Bu suretle çok yakın bir zamanda memleketimizin yıllık kâğıt ve karton istihsalinin 100.000 tonu aşması im­kân dahiline girmiş bulunmaktadır.

 İstanbul :

Türkiye _ Yugoslavya ve Yunanistan arasında beynelmilel turizm sahasın­da işbirliği imkânlarını araştırmak maksadiyle 16 ilâ 17 mayıs tarihleri arasında Selânikte yapılan üçlü top­lantı sona ermiş ve bu toplantıda Türkiyeyi temsil eden Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü Turizm Dairesi Müdürü Selâhattin Çoruh îs-tanbula dönmüştür.

Bu toplantıda milletlerarası turizm bakımından Türkiye Yugoslavya ve Yunanistan bir bölge olarak mütalea edilmiş ve bu hususta da 'bazı esaslar tespit olunmuştur.

Buna göre:

1  Yabancı memleketlerde yapılacak müşterek turizm propagandasının ehemmiyeti her üç memleket delegas­yonu tarafından takdir edilmiştir.

2    Her üç memleket de birbiri, ile kombine geziler tertibinin mümkün ve faydalı olduğu   hususunda ittifak etmiştir.

Temsilciler bu maksatla kendi memle­ketlerinin demir, deniz ve hava yolları idareleri nezdinde teşebbüslerde bulu­narak yabancı turistleri her üç mem­leketi ucuza gezip görebilmelerine im­kân verecek kombine biletler ihdas et­melerini sağlayacaklardır.

3     Üç  memleket  arasında  turistik malûmat teatisi, üç memleketin teşkil ettiği turistik bölge dahilinde yabancı turistlerin rahatça seyahat edebilme­leri için gerekli konfor ve kolaylıklar
sağlamağa çalışılacak ve  turistik yol­ların bir an evvel ıslâhı için ilgili ma­kamlar nezdinde teşebbüslerde bulu­nacaklardır.

22 Mayıs 1955

  İstanbul :

Rotterdamda yapılan, nüfusu 500.000 den fazla olan şehirlerin emniyet mü­dürleri konferansına şehrimizi temsi-len iştirak eden İstanbul Emniyet Mü­dürü Alâeddin Eriş, bugün sabaha kar­şı saat 03.15 te uçakla avdet etmiş­tir.

Emniyet Müdürü Yeşilköy hava ala­nında İstanbul Emniyet Başmüfettişi Mehmet Ali Alpsar ile Emniyet Müdür muavinleri de Şube Müdürleri tarafın­dan karşılanmıştır.

  Erzurum :

93 Türk - Rus harbinde Erzurumun müdafaasında kadın erkek Erzurum halkının Aziziye tabyesini geri almak için yaptıkları kahramanca muvaffa­kiyetli hücuma iştirak etmiş ve büyük yararlıklar göstermiş olan Nene Ha­tun, bugün saat 13 te Erzurum Nu­mune hastahanesinde vefat etmiştir.

Birkaç gün evvel bir soğuk algınlığı neticesinde zarürrieye yakalanmış olan Nene Hatun, derhal hastahaneye kal­dırılmış, bizzat valinin nezareti altın­da Erzurumun bütün doktorları, şanlı Aziziye tabyesi   hücumunda   hayatta kalan ve Türk ordusunun nenesi sayı­lan bu kahraman kadını en büyük ih­timamla tedavi etmişler, fakat yaş sebebiyle muvaîfak olamamışlardır.

Türk kahramanlığının ve vatan mü­dafaası azminin sembolü olan bu Türk kadınının cenazesi yarın, ölümü ken­dilerini derin bir mateme garkeden. bü­tün Erzurumluların ve cıclu bildikleri­nin de iştirak edeceği resmî merasimle kaldırılacaktır.

 Aaknra:

Memleketimizde misafir bulunan İran­lı gazeteciler heyeti başkanı Ayan âza­sından ve İttilâat gazetesi başmuhar­riri Abbas Mes'udî Ankara radyosunun kısa dalga yabancı diller postasından bugün memleketine hitaben şu konuş­mayı yapmıştır:

«Aziz vatandaşlarım.

İki gündenken muharrir, şair ve aziz meslekdaşlarımızla birlikte dost ve kardeş genç Türkiyeye muvasalât ile ikinci evimizi ziyaret etmekteyiz.

Bu kadar kısa bir zaman içinde büyük ilerlemelerle çok mühim mevki işgal eden ve dünyaca çok mühim itibar ka­zanan Türkiye hakkında gördükleri­mizi ve ihtisaslarımızı belirtmek için daha vakit erken olmakla beraber her şeyden evvel heyetimiz âzalarının kal. binde çok derin tesirler bırakan muk­tedir, necip, aşîl Türk milletinin his­lerini beyan etmeyi kendime bir vazi­fe addederim. Gerek kendim, gerekse arkadaşlarım adına samimî teşekkür­lerimi arzederim.

Biz güneş, Tahran ufuklarında parlar­ken müteveffa Şehinşahm mezarına yakın bulunan hava alanından yükse­lerek güneş gurup ederken Türk mille­tinin kurtarıcısı, yani Büyük Atatür-kün kabrinin bulunduğu Ankaraya in­dik ve genç Türkiyenin sanat güzelli­ğini ve yapıcı kudretini temsil eden Ankara şehrine muvasalât ile kendimi­zi aziz Türk kardeşlerimizin arasında bulduk.

Şunu da iftiharla söyliyelim ki, buraya varır varmaz ilk işimiz Büyük Atatür-kÜn kabrini ziyaret etmek ve İran rayihalarını saçan çiçekleri bu büyük adamın türbesine sermek, oldu. Bun­dan sonra gittiğimiz her yerde Türk kardeşlerimizin derin ve çok samimi muhabbetleri ile karşılaştık ve bu hal devam etmektedir.

Mazide birçok tarihî, kültürel ve siyasî bağlarla yekdiğerine bağlı bulunan iki memleketi gelecek hâdiselerden masun terakki ve tealiye doğru gö­türmek bakımından her iki memleket yazarları arasında vuku bulan bu gibi karşılıklı ziyaret ve temasların son de­rece faydalı olduğundan şüphe yok­tur. Bu temaslar iki memleket arasın­da mevcut sağlam dostluk ve samimî münasebetlerin daha fazla takviyesine hizmet eder.

Mazide genç Türkiye ile aramızda müşterek menfaatlerimiz vardır. Gele­cekte de vasfı gayri kabil olan müşte­rek menfaatle birbirimize bağlı olacak ve bu dostluk ve işbirliği sayesinde iki memleketin saadeti bakımından mil­letler topluluğu içinde büyük hissele­rimiz olacaktır. Bu fikir ve görüşün tatbik ve tahakkuku ise iki memleket arasındaki kültürel, iktisadî ve siyasî münasebetlerin çok daha sağlam esa­sına istinat etmesi ile mümkün olacak­tır.

Sunu da söylemek isterim ki, şimdi bizler Türk matbuat mensupları ara­sında bulunuyoruz ve arzumuz İran ta­rafından çok sevilen genç Türkiyeyi daha iyi bir şekilde ve pek yakından tanıtmak ve bu suretle iki memleket kalbinde mevcut bulunan sarsılmaz dostluk bağlarını daha da sıklaştır­maktan ibarettir. İki tarafın yanyana bulunmaları için de gayret sarfetmek emelindeyiz.

İran Ayan Meclisi âzasından ve İttı­lâat gazetesi başcmuharriri Abbas Me-sudî'nin bu konuşmasından sonra mi­safir heyet âzasından şair Sadık Sermed Türk - İran dostluğu mevzuunda yazmış olduğu bir şiiri okumuştur.

23 Mayıs 1955

 Erzurum :

93 Türk - Rus harbinde Erzurumım müdafaasında kadın, erkek Erzurum halkının Aziziye tabyesini geri almak için yaptıkları kahramanca muvaffa­kiyetli hücuma iştirak etmiş ve büyük yararlıklar göstermiş olan Nene Ha­tunun cenazesi askerî merasimle kal­dırılmıştır.

Cenaze, Türk bayrağına sarılı olarak Numune hastahanesinden alınarak saat 11.00 de Lalapaşa camiine geti­rilmiştir. Burada cenaze namazı kı­lındıktan sonra cenaze top arabasına nakledilmiştir. Bu esnada askerî ban­do ve bir askerî kıta top arabasının önünde bulunmakta ve bando matem havası çalmakta idi.

Top arabasını, ellerinde Nene Hatu­nun fotoğrafı bulunan iki kız öğrenci takip etmekte ve bunların arkasında sıra ile Nene Hatunun yetmiş üç ya­şındaki oğlu ile torunu, daha arkada Erzurumda bulunan mebuslar, vali, belediye reisi, 3 üncü Ordu Müfettişi generaller, gazeteciler, askerî ve sivil erkân bulunuyordu.

Siyasî partiler temsilcileri, esnaf te­şekkülleri, öğrenciler ve binlerce Er­zurumlu cenaze alayını takip ediyordu. Cenaze alayına katılamıyan binlerce Erzurumlu da yol boyunca dizilmiş yaşlı gözlerle bu kahraman Türk ana­sının cenazesini selâmlamakta idi.

Cenaze alayı Lalapaşa camiinden merhumenin evinin bulunduğu Kars-kapıya kadar yaya olarak cenaze ara­basını takip etmiş ve Karskapıdan iti-bren vasıtalara binilerek Aziziye şe­hitliğine gidilmiştir. Aziziye tabyasın­da cenaze, top arabasından alınarak Aziziye şehitlerinin medfun bulunduğu şehitliğe tevdi edilmiştir.

Nene Hatunun mezarına Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltanın ve çe­şitli müesseselerin gönderdiği müte­addit çelenkler konmuştur.

Daha sonra, vali, Belediye Reisi, Er­zurum Kadınlar Birliği Başkanı, bir Kurmay Yarbay ve gençlik adına da bir genç Erzurumlu birer konuşma yapmışlardır.

Hatipler konuşmalarında 1877 nin ta­rih panoramasını çizmiş ve Nene Hatunun yararlıklarını belirtmişlerdir. Hazır bulunanların gözyaşlarını tuta-mıyara.k dinledikleri bu kahramanlık destanının anlatılmasından sonra bir manga asker tarafından havaya üç el silâh atılarak merasime son verilmiş­tir.

 Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bugün saat 17 de Çankayada hükümetimizin davetlisi olarak Ankaraüa bulunan Â-yan âzası ve İttılâat gazetesi sahip ve başmuharriri ekselans Abbas Mesudî-nin riyasetindeki İran gazeteciler he­yetini kabul etmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bugün lı gazetecileri çaya alıkoymuş ve ken­dileriyle her iki memleket arasındaki tarihî dostluk münasebetleri üzerinde ve her iki memleket arasındaki men­faat ve kader birliği hakkında sami­mî hasbıhallerde bulunmuştur.

Bu arada heyete mensup ve İranın ta­nınmış şairlerinden Sadık Sermet ve Rehi Muayyeri Reisicumhurumuz için hazırladıkları birer şiiri okumuşlar ve kendi el yazılariyle metinlerini Reisi­cumhurumuza hediye etmişlerdir.

Bu kabulde Hariciye Vekâleti Umumi Kâtibi Büyükelçi Nuri Birgi de hazır bulunmuştur.

 Erzurum :

Dün Hakkm rahmetine kavuşan kah­raman Nene Hatunun 1877 harbinde göstermiş olduğu cesaret ve şecaat, Erzurumluların ve bütün Türk mille­tinin hafızasında ya şıyac aktır. Erzu­rumda şimdi bu asil Türk anasının menkıbeleri hikâye edilmekte ve ken­disi saygı ile anılmaktadır. 1877 yılının kasım ayının sekizinci ge-eesi, bütün Erzurum yaylası kalın bir kar tabakası ile kaplı bulunduğu sı­rada, Ayaspaşa camiinin minaresine gecelik entarisiyle çıkan müezzin Ab­dullah efendi gür sesiyle «Ey ümmeti Muhammed, düşman Aziziye tabyası­nı zaptetmiş. Eli silâh tutan tabyaya koşsun» diye haykırdığı zaman Nene Hatun 23 yaşında taze bir gelindi. Nene Hatun sonraları macerasını biz­zat şöyle anlatırdı:

«Müezzin Abdullah efendinin haykırışı ile biz de uyandık, diğer taraftan mu­harebe gürültüleri yakınımıza kadar geliyordu. Kocam baltasını kaptığı gi­bi dışarıya fırladı. Biraz sonra tekrar eve dönerek «Nene, dedi. Ruslar tab­yalara 'girmiş. Sen çocuğa bak, sakın arkamdan gelme. Biz Rusu durduru­ruz. Eğer onlar şehre girerse hem ken­dini hem de çocuğu boğ». Kocam git­tikten sonra düşündüm. Daha on beş gün önce, köyümüzü düşman istilâ et­tiği için, Erzuruma gelmiştik. Bütün şehir halkı Ruslara karşı giderken, ben evde nasıl durabilirdim? Ufak yavru­mu Allaha emanet edip mutfakta bu­lunan satırı aldım ve tabyalara doğru sel gibi akan kalabalığa karıştım.

Mecidiye tabyalarını aşıp ta aşağıya inerken düşmanın şiddetli bir ateşi ile karşılaştık, fakat bu ateşten yarala­nan ve ölenlere ehemmiyet vermeksi­zin Aziziye tabyasına doğru koşmaya devam ettik, bu sırada önümüze çıkan her Rusu baltalarımızla, satırlarımız­la sopalarımızla deviriyorduk. Niha­yet bir taraftan biz, diğer taraftan da asker kardeşlerimiz Aziziye tabyasına girdik.

Tabyada kardeşim Hasanı yaralı ola­rak görünce hemen onun yanma koş­tum, ağlıyarak üzerine kapandım. Ha­san «ağlama, şehitlik mertebesine yük­selmeyi her zaman istemiştim. Rusu buradan kcvduk ya, artık gam ye­mem.» Kardeşim bunları söyledikten sonra gözlerini yumdu.

Bilindiği gibi, Nene Hatunun oğlu da Çanakkalede şehit düşmüştür.

26 Mayıs 1955

 İstanbul :

Birinci Türk Oftalmoloji Kongresi bu sabah saat 10 da Cerrahpaşa hastaha-nesi Birinci Cerrahi Kliniği Burhan Toker anfisinde Sıhhat ve İçtimaî Mu­avenet Vekili Dr. Behçet Uzun bir ko-nuşmasiyle açılmıştır.

Kongrede Sıhhat ve İçtimaî Muavene Vekili Dr. Behçet Uz, mebuslar, İstan­bul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, Türk Oftalmoloji Cemiyeti mensuplariyle, yurdun muhtelif yerle­rinden gelen göz doktorları hazır bu­lunuyorlardı.

Kongreyi açan Sıhhat ve İçtimaî Mu­avenet Vekili Dr. Behçet Uz bu mü­nasebetle şu konuşmayı yapmıştır:

Birinci Türk Oftalmoloji Kongresinin muhterem âzası,

Birinci Türk Oftalmoloji Kongresini açmak ve muhterem kongre azasını selâmlamakla bahtiyarlık duymakta­yım. İlmî kongreler, akademi bakım­dan olduğu kadar, meslek hayatının gelişmesi hususunda da çok faydalıdır. Münhasıran ihtisas şubelerine ait ol­mak üzere, memleket ölçüsünde, kcn-gre toplamak ise derin bir kemal ve olgunluğa delâlet eder.

Böyle mühim bir kültür inkişafını Of-talmolojiya kazandıranlara gönülden tebriklerimi sunmayı da bir vazife bi­lirim. Hekimliğimiz bu sayede yeni bir ilerleyiş ve yükseliş merhalesine daha erişmiş olacaktır.

Ben bu kongreyi, mevzuunun hususi­yeti dolayısiyle, ayni zamanda mesle­ğimiz dışındaki münevverlerimizin de alâkasını çekecek bir kültür toplan­tısı saymaktayım. Oftalmoloji derin, ince ve nazik bir tıp ihtisasıdır. Göz etrafımızla münasebetimiz bakımın­dan en esaslı bir uzuv olarak daima ön plândadır. İlim ve tetebbu erbabı­nın en lüzumlu, ve en mühim araştır­ma vasıtası da gözdür. Güzel sanat­larda, sosyal ve ekonomik faaliyetler­de, hayatın bütün safha ve sahaların­da en kıymetli yardımcımızdır.

Çeşitli fikir ve sanat şubelerinde mu­vaffakiyet için bu derece lüzumlu olan gözün anatomi, fizyoloji ve pataloji bakımından da ne kadar ehemmiyetli bir uzuv olduğunu hepimiz biliriz. Göz anatonıisindeki hafif bir şekil bozuk­luğu insanın görme kabiliyeti üzerine hazan, çok zararlı tesirler yapabilir. Göz fizyoloj isindeki arızalar da bun­dan aşağı değildir. Nihayet pataloji bakımından göz bulaşıcı hastalıklarla aîlerjiden, urlarla iskleroza kadar çeşit çeşit ve geniş marazı hâdiselere sahne olmaktadır. 

Şümul ve ehemmiyetini kısaca hülâsa ettiğim göz hastalıkları tedavi husu­sunda da tıbbî ve cerrahî usullere lü­zum gösterdikten maada fiziğin mü­him bir kısmını teşkil eden optik bahsile de alâkalı bulunmaktadır.

Göz ve görme hassası hijîyen bakımın­dan bahis mevzuu olduğu takdirde çok geniş ve sosyal bir ehemmiyet taşı­maktadır. Körlük veya gözü iyi gör­memek fertlerin lâyikiyle tahsil edip, kültür sahibi olmasına veya birçok mesleklerde kifayetli surette çalışma­sına mâni olmaktadır. Böyle bir hal neticesi itibariyle cemiyete yük olacak muhtaçları arttırdığından körlüğü ön­lemek koruyucu hekimliğin mühim bir vazifesi haline gelmiştir.

Gerek tıbbın, gerek sosyal ve ekono­mik hayatın birçok sahalarında ehem­miyeti büyük olan göz hastalıkları es-kidenberi insanların dikkatini çekmiş­tir. Göz hastalıklarının teşhis ve teda­visine ait kayıtlara milâttan 2.250 se­ne evvel Eabilde çıkarılmış bulunan Hammuratai kanununda rastlanmak­tadır. Fakat göz hastalıklarının bir tıp sistemi kadrosu içerisinde tetki­kine ait kayıtları Hipokrattan evvel görmemekteyiz. Hıpokratm göz has­talıkları hakkındaki bilgisi, tababetin diğer şubelerindeki malûmatı derece­sinde değildir. Meselâ Oftalmiyi be­yinden gelen zararlı bir hıltın eseri sanmıştı. Bu kanaat tabiî değişmiş, fa­kat tababetin babasının koyduğu, «Ophtalmia» adı kalmıştır. Tıp ilmi­nin ilerlemesiyle göz fizyolojisi ve pa­tolojisinin ne büyük inkişaflara eriş­tiği malûmdur. Klinik bakımından son derece mühim olan bu bahse gi­recek değilim. Yalnız göz arızalarının, göz hastalıklarının ve bunların neti­cesi olan körlüğün sosyal tesirleriyle koruyucu hekimlik bakımından kendi­lerine karşı alınacak tedbirlere teması faydalı bulmaktayım.

Görme noksanlığı, insanın çalışma ka­biliyetini az çok kırar, modern cemi­yet ise çalışma çağındaki insanlardan istihsal, sanayi, ticaret ve sair müsbet sosyal ve ekonomik faaliyetler sahasında tam bir verim istemektedir. Az görenler bu verimi lâyikiyle temin ede­mez, körler ise cemiyete yük olur. Di­ğer taraftan koruyucu hekimlik ted­birlerini hakkiyle tatbik edebilmek şartiyle körlüğe sebep olan mühim faktörlerin tesirinden sakınmak ka­bildir. Bu faktörler, bilhassa çocuklar ve gençler için, enfeksiyon hastalık­larıdır. Çiçek aşisı bulunmazdan evvel bu hastalık mühim bir körlük sebebi idi. Daha sonradan irengi ve belsoğusluğu uzun müddet böyle bir tehlike teşkil etmişlerdir. Gebelik ve doğum hij iyeni bakımından elde edilen te­rakkiler zührevî hastalıkların sebep olduğu körlükleri de sakmılabilir bir vaziyete.getirmiştir. Bununla beraber doğuştan gelen körlükler üzerinde ya­pılan araştırmalar, malûmunuz oldu­ğu üzere pek silik ve sönük bir en­feksiyon hastalığını da suçlandırmıştır. Bununla Alman kızamığını kaste­diyorum. Gebe bir kadının, klinik va­sıfları c derece selim olan, bu enfek­siyona tutulması karnındaki yavrunun gözleri için pek feci olabilir. Bulaşıcı hastalıkların sebep olduğu körlükler­den sakınma hususunda çok ileri adımlar atmış bulunan Amerika bu­gün gebe kadınları Alman kızamığın­dan koruma işini ciddî bir mesele ola­rak ele almış bulunmaktadır.

Hayatın doğumdan sonraki devresin­de de gözü ve görme kabiliyetini teh­dit eden enfeksiyon hastalıkları da yok değildir. Bunların başlıcası olan trahom bilhassa Asya memleketlerin­den pek çoğunun mühim bir hastalı­ğıdır. Cinde trahomun nisbeti yüzde 25 olduğu ve 100 milyon Çinlinin bu hastalığı çektiği tahmin edilmektedir. Senelerdenberi biz de bu hastalıkla savaşmaktayız. Metodlu ve teşkilâtlı şekilde yaptığımız trahom mücadelesi iyi neticeler vermektedir. 1935 nüfus sayımında bütün memlekette 50732 ki­şi olarak tesbit edilen körlerin 1945 nüfus sayımında 32.868 kişiye inme­sinde Vekâletimizce yapılan trahom mücadelesinin müsbet tesiri büyüktür. ve bu tesir artmaktadır. Bugün Oftalmoloji sahasındaki terak­kiler trahom tedavisini de çok kısalt-mıştir. Eskiden tedavisi bir iki sene süren taze vakaları simdi antibiotikler sayesinde bir buçuk, iki aya kadar iyi etmek mümkündür. Bu yeni tedavi usulleri cerrahî müdahaleleri de azalt­mıştır. Trahomu körükleyen, mevsim konjonktivitelerine karşı da penisilin çek faydalı gelmektedir. İlmin bu­günkü terakkisinden faydalanmakta gecikmiyerek yaptığımız trahom mü­cadelesi yüz güldürücü neticeler ver­mektedir. 1950 de mücadele bölgele­rinde ceman 114.937 kişi muayene ve bunlardan 50.000 kadarının trahomlu olduğu tesbit edilmişti. Hasta sayısı­nın muayene sayısına nisbeti yüzde 43 tür. 1954 te 116.252 kişi muayene ve bunlardan 32.450 sinin trahomlu ol­duğu tesbit edilmiştir. Hasta nisbeti yüzde 28 ve beş senede hasta nisbe-tinde görülen azalış yüzde 15 tir. Hiç te kücümsenmiyecek derecede olan bu neticeleri oftalmolojinin Türkiyede te­rakkisine büyük ölçüde, borçluyuz. Çünkü teşkilâtımızda vazife alarak memleketin bu mühim sağlık dâvasın­da çalışan kıymetli ve fedakâr Türk hekimlerini sizin şubeniz yetiştirmek­tedir. Türk oftalmolojisine borçlu ol­duğumuz bu nurlu ve feyizli ihtisas şubesi, yurdumuzda trahomu tam bir kontrol altına alacak ilmî çalışmala­rımızın muvaffakiyeti için en büyük bir kuvvettir. Vekâletimizin bu yolda­ki sistemli çalışmaları sayesinde, hu­susî bir ehemmiyetle takip ettiğimiz bu sosyal derdimizin de zail olacağı inancındayız.

Sanayileşmenin artması iş kazalarını çoğaltmak dolayısiyle ve yaşlılıkta gö­zün uzvî hastalıklarını ziyadeleştir-mekle, öteden beri, körlük tehlikesine sebebiyet vermektedirler. Fakat zama­nımızda bunlara karşı da çok defa mahir bir elin yaptığı ameliyat hasta­ya görme kuvvetini ve çalışma kabili­yetini iade etmektedir. Bu sebeple biz, sağlık idarecileri, oftalmoloji sahasın­daki her terakkiyi binlerce yurttaşın refah ve saadetini desteklemek ve em­niyet altına almak bakımından kıy­metli bir tıbbî ve sosyal faktör addet­mekteyiz. İlk Türk onıtalmoîoji kon­gresi müzakerelerinin de bu yolda pek değerli neticeler vereceğine şüphe yok­tur. Toplantınızın bütün meslekdaşlar ve yurdumuz için feyizli, verimli ve başarılı olmasını candan temenni ede­rim.»

 Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekilin­den sonra Vali ve Belediye Reis Ve­kili Prof. Göka.y bir konuşma yaparak birinci Türk oftalmoloji kongresi üye­lerini selâmlamış ve bu kongrenin İs-tanbulda toplanmasından dolayı duy­duğu memnuniyeti belirtmiş, memle­ketimizde göz hekimliğinin inkişafına işaret etmiş, Oftalmoloji Cemiyetinin yaptığı toplantılardan da bahsederek cemiyete teşekkür etmiş ve kongreye r dileyerek sözlerini bitirmiş cundan sonra Kongre Başkanı froı. Dr. Naci Bengisu bir konuşma yapa­rak ezcümle demiştir ki:

«Eskiden umumî cerrahinin himayesi altında ve onun bir dalından ibaret bulnuan göz hastalıkları şubesi aşağı yukarı yarım yüzyıllık bir devreden beri müstakil bir şube halini almış, hastana neler de ve üniversitelerde ayrı servisler ve kürsüler kurulmuştur. Göz hastalıkları bu istiklâline kavuştuk­ta», sonra tıp sahasında faydalı bir çok hamleler yapmıştır. Bütün gayesi insan oğlunu biraz olsun nura 'kavuş­turmak, gören insanlar sayısını arttı­rarak cemiyetin kalitesini yükseltmek olan göz hekimliği birçok yeni tek­nikler ve ameliyatlarla bu vazifesini yapmağa gayret sarfetmiştir.

Katarak modern cerrahisi, Glokoma karşı yapılan ameliyatlar, retina de-kolmanı tedavisi ve nihayet keratop-lasti bu hamleler arasında zikre şa­yandır. Hemen ilâve etmeliyim ki Türk göz hekimleri bu hamlelerden geri kalmamıştır. Avrupa ve Amerika­nın bol zengin vesaiti karsısında bizim birçok müşkül şartlar içinde büyüğü­müzden küçüğümüze kadar her biri­mizin memleketimizde körler sayısının azaltılması amaciyle yaptığımız çalış­malar bu hamlelere ayak uydurmak­tan başka bir şey değildir. Sağlık Ve­kâletinin büyük yardımiyle memleke­tin her köşesinde kurulan devlet has-tahanelerinde çalışan genç arkadaş­ların büyük feragatleri vatandaşa hiç olmazsa biraz görme sağlamak ve onu başkasının yardımına muhtaç olmak­tan kurtarmak gayesini gütmektedir. Türk Oftalmoloji ordusunun bu genç meslek âşıklarını hepimiz takdirle an-.mak zorundayız. Ümit ediyorum ki bu ilk kongre birçok gsnç arkadaşlar ve bizden sonraki ne­siller için bir teşvik vesilesi olacak ve böylece beynelmilel kongrelerden biri­sinin güzel yurdumuzda toplanmasına fırsat vermiş olacaktır.

Bu birinci kongremiz belki mükemmel değildir ve belki birçok kusurlarla do­ludur. Fakat siz muhterem dinleyen­lerimizin müsamahakâr ve iltifatkâr nazarları bizi sevindirecek en büyük mükâfat olacaktır.

Hepinijzi hürmetle selâmlar ve bütün arkadaşlarımıza tekrar hoş geldiniz derim.»

Müteakiben Türk Oftalmoloji Cemiye­ti kurucuları adına Dr. Nuri Fehmi yaptığı konuşmada Türkiyede göz he­kimliği tarihini anlatmış ve kongreye başarılar dilemiş ve kongrenin öğle­den evvelki toplantısı sona ermiştir.

Kongre öğleden sonra mesaisine de­vam edecektir.

 İstanbul

Bu sabah bir nezaket ziyareti yap­mak üzere İstanbul limanına gelmiş bulunan İngiliz Filosu Kumandanı Amiral Sir Guy Grandham saat 17 de sancak gemisi Sheield'de bir basın toplantısı tertipleyerek gazetecilerle  görüşmüştür.

Ayni zamanda Müttefik Deniz Kuv­vetleri Akdeniz Kumandanı olan Sir Guy, bu toplantıda, kumandanlığının çalışma şekli hakkında İzahat vermiş ve gazetecilerin muhtelif suallerini cevaplandırmıştır.

Amiral Grandham bir gazete muha­birinin İkinci Dünya Harbinde yapı­lan askerî hatalar hakkındaki sualini şu şekilde cevaplandırmıştır:

 Bu harpte Almanların yaptığı en büyük hata Rusyaya harp ilân etme­leri ve en büyük deniz hataları da el­lerinde imkân varken Malta adasını almamış olmalarıdır.»

27 Mayıs 1955

 İstanbul :

Fransız Ticaret Vekili Henri Morise beraberinde eşi olduğu halde bu ak­şam saat 21 de uçakla İstanbula gel­miştir.

 İzmir :

İki gündenken İzninin misafiri bu­lunan dost ve kardeş İranın gazeteci­ler heyeti, bugün saat 13 de İzmir Ga­zeteciler Cemiyetini ziyaret etmiş ve burada İzmirli gazetecilerle samimi hasbıhallerde bulunmuşlardır.

İranlı misafirler Gazeteciler Cemiyeti salonunda Türk meslekdaşlariyle bu samimî hasbıhalleri sırasında, Türk ve İran milletleri arasında çok eski-denberi mevcut dostluk, kardeşlik ve muhabbet hislerinden bahsetmişler, her iki memleket arasında mevcut karşılıklı fikir ve gönül birliğini belir­terek, bu rabıtaların karşılıklı yapı­lan ziyaretlerle daha da fazla kuvvet­leneceğini ifade il-e Türkiyeyi ziyaret­leri sırasında her yerde görmüş ol­dukları cc-k sıcak ve hararetli hüsnü-kabul ve yakınlığa karşı duydukları minnet ve teşekkür hislerini bilhassa tebarüz ettirmişlerdir.

Müteakiben cemiyetin konferans sa­lonuna geçilmiş ve burada ilk defa söz alan heyet reisi ayan âzasından ve İttilâat gazetesi sahip ve başmu­harriri ekselans Abbas Mesudî, Türki­yeyi ziyaretlerinin kendileri için ne büyük bir bahtiyarlık olduğunu ifade ile söze başlıyarak demiştir ki:

«Türkiyeye geldiğimizdenberi çok tat­lı ve zevkli günler geçirdik, bugün de o bahtiyar günlerden biridir. Bu­rada kendimizi bir aile efradı arasın­da telâkki etmekteyiz, dünyanın her tarafında gazeteciler aynı ailenin ef­radından sayılır. Fakat bilhassa bu ailede biz Türk ve İran gazetecileri en yakın akrabayız. Bu itibarla ken­dimizi evimizde addediyoruz.

Ankarada muhterem Reisicumhur Ekselans Celâl Bayar tarafından ka­bul edilmiş olmak bizim için çak bü­yük bir iftihar vesilesi olmuştur. Bu tarihî kabulü hiçbir zaman unutma­yacağız ve Reisicumhur hazretleriyle Türk milletinin samimî muhabbetle­rini gazetelerimizde İran milletine olduğu gibi aksettirerek bunu vatan­daşlarımıza armağan edeceğiz.»

Ekselans Abbas Mesuda bundan son­ra, memleketimizde gördükleri ileri terakki ve kalkınma hamlelerinden bahsetmiş, Türk milletinin her gün daha fazla ve dev adımlarla ilerle­mekte olduğunu müşahede etmekle İran. milletinin bundan duyduğu bah­tiyarlığı, can ve gönülden muvaffaki­yet temennilerini ifade ettikten son­ra şöyle devam etmiştir:

«Biz Türkiyeye büyük bir iştiyak, ve tahassürle geldik. Gayemiz her iki memleketimiz arasındaki yakın dost­luğu daha fazla takviye etmektir. An­cak ilk defa olarak bugün bir sabah gazetesinde heyetimiz âzasından dok­tor Askerî'ye atfen neşredilmiş olan beyanat, bizi cidden çok müteessir et­miştir. Bu yazı, dün akşam İzmir Be­lediye Reisinin ziyafetinde arkadaşım ile bu gazete mümessili arasında ya­pılan konuşmanın tamamen yanlış anlaşılmış ve yanlış aksettirilmiş ol­masından mütevellittir. Bunu ben ve heyet âzası bütün arkadaşlarım gö­nülden tekzib ederiz. Zira biz Türk milletine karşı çok büyük dostluk ve muhabbet ve kardeşlik hisleriyle meş­bu bulunuyoruz. Bu ziyaretimiz bu hislerimizi cidden teyid etmiştir. Arzu ederim ki bahis mevzuu gazete mu­habiri arkadaşımız da aramızda bu­lunsun ve bizim bu aile muhabbetimi­zi bizzat görsün. Sözü doktor Askerİ'ye bırakıyorum.»

Heyet reisinden sonra konuşan dok­tor Askerî, ziyaretleri münasebetiyle Abbas Mesudî'nin ifade ettiği çok gü­zel hislere aynen iştirak ettiğini be­lirttikten sonra, bugün neşredilmiş olan yazıda kendi fikirlerinin tama­men yanlış anlaşılmış ve yanlış ak­settirilmiş olduğunu ifade ederek, bunları şöyle tavzih, etmiştir:

«Bahis konusu yazıyı şöyle açıkla­mak isterim. Türkiyenin kaydettiği ilerleme hamlesi mevzuunda bu defa gördüğümüz terakki ve inkişaf haki­katen bizi hayranlık içinde bıraktı. Bildiğimizden çok daha iyi ve güzel­lerini gördük. Bu bizi çok mes'ut ve bahtiyar kıldı.


 

İktisadî bakımdan şöyle demiştim: İran ile Türkiye arasında eskidenbe-ri halı ve benzeri emtea mevzuunda bir rekabet mevcut iken 'bugün her iki memleket arasında bu sahada bir işbirliği yapıldığı takdirde dünya pa­zarlarında memleketlerimiz çok daha büyük istifadeler kaydedecektir.

Türkiyenin hükümet ve idare şekli bakımından ise demiştim, ki: Ne bü­yük bahtiyarlıktır ki Türkiyede çok partili .bir rejim mevcuttur. Ve idare­yi, ekseriyeti temin eden ve millî irâ­denin mümessili olan parti eline alır. İnşallah İran da bu sahaya erişir ve Türkiyenin seçtiği dahili siyaset sis­teminden biz de istifade ederiz.

Döviz mevzuunda da söylediğim şu idi, hissettiğime göre döviz mevzuun­da Türkiye sıkıntıdadır ve bunda da haklıdır. Zira bir memleket kalkınma ve ilerleme ve ıslâhat programlarım ele aldığı zaman muhakkak ki dövize çok ihtiyacı olacak ve bu programla­rını tahakkuk, ettirdiği güne kadar sıkıntı çekecektir. Eminim ki Türkiye bu programlarının tahakkukunda mu­vaffak olacak ve o zaman döviz sı­kıntısı ortadan kalktıktan başka memlekete büyük döviz kaynakları sağlanmış olacaktır.

Türkiye - Irak - İngiltere Paktına il­tihak mevzuunda söylediğim şu idi, memleketimizde bir parti yoktur ve ben de bir partiyi temsil etmiyorum. Bu mevzuda söz ve selâhiyet sahibi başta İran Şahı ve sonra Ayan ve Mebusan Meclisleri mensuplarıdır.

Basın hürriyetine gelince: Sadece yanlış aksettirilmiş olan sözlerimin neşredilmesi keyfiyeti Türkiyede ba­sın hürriyetinin mevcudiyetine bir delildir. Keza İranda d.a 5-6 muhalif gazetenin mevcut olması da orada da matbuat hürriyetinin mevcudiyetini ispat eder.

Bahis konusu gazete bir başka mese­leden de bahsetmiştir:

Sovyetlerle münasebetimiz meselesi. Doğrudan doğruya İranın hâkimiye­tini alâkadar eden bu mevzuun ele alınması beni bilhassa müteessir etti. Bu konu-da asla konuşmuş değilim.»

Bu arada Yeni Asır gazetesi sahip ve başmuharrirlerinden Şevket Bilgin, İran basın heyetinin memleketimiz ve matbuatımız hakkında izhar etti­ği samimî duygulara basın mensupla­rı bütün arkadaşları adına teşekkür etmiştir.

Müteakiben İran Mebusan Meclisi âzasından ve Tahranın en büyük sa­bah gazetelerinden Dâd gazetesi sa­hip ve başmuharriri doktor Amidi Nuri söz almış ve bu toplantının uzun sürmesinden özür dilediğini, fakat gazeteci olmak hasebiyle konuşmak fırsatını buldukları için çok bahtiyar olduklarını belirtmiş ve demiştir ki:

«Türkiye ve İran milletleri o derece dost ve kardeştir ki, bugün İranda hepimizin evimizde hiç değilse bir ve­ya iki kişi muhakkak türkçe bilir ve kenuşur. Türkiyeyi ziyaretimiz sıra­sında herkesten bize karşı canü gö­nülden gelen bir muhabbet ve sevgi gördük. Aramızdaki yakınlık o kadar ileridir ki, Osmanlı Sultanından Selim'in farşça, İran Şahlarından İs­mail Safevî'nin türkçe yazılmış birer divanı vardır.

Diğer taraftan beynelmilel sahada da bugünkü vaziyetimiz şunu göstermiş­tir ki, müşterek düşman karşısında bulunuyoruz ve birleşmemiz her za­mandan daha fazla kendisini göster­mektedir. Şurasını da çok iyi müşa­hede ettik ki Türk milletinin her bir ferdi bizim bu aynı kanaatimizi taşı­maktadır. Bu itibarla aramızda daha yakın bir ittin a d kurmak ve dünya muvacehesinde daha kuvvetli bulun­mamız ve aramızda bir işbirliği tesis etmek zamanı gelmiştir.

Askeri sahada da Türkiye büyük te­rakkiler kaydetmiştir. Bugün ziyaret ettiğimiz Hava Harp Okulunda bunun bir timsalini gördük. Bu hal bizi fev­kalâde mütehassis etmiştir. Zira Tür-kiyenin kuvvetli olması bizim için de bir kuvvet teşkil eder. Çünkü takip ettiğimiz siyaset birdir. Türkiyenin şimdiki sabit ve müstakar siyaseti bizim için şayanı takdir bir siyasettir. Bundan dolayı Türk milletini canü gönülden tebrik etmekle büyük bah­tiyarlık duymaktayız.

Türkiyenin siyaseti müstakar olduğu gibi burada muhalefete ve muhalif gazetelere hak ve hürriyet vermek, tam bir siyasî olgunluğun ifadesidir. Bizler eminiz ki, siz de İranın aynı yolda ilerlemesini ve terakkisini ve böyle bir siyasî olgunluğa erişmesini arzu ediyorsunuz. Bu vesile ile size şu müjdeyi vermek isterim ki, biz de İn­şallah Şahın yardım ve rehberliği sa­yesinde günden güne ilerleyerek ya­kında sizin seçtiğiniz aynı siyaseti ta­kip edecek ve dünya ailesi arasında daha kuvvetli ve müttehit bir kitle teşkil eyliyeceğiz.

Dış siyaset bakımından da İran ser­best ve mîllî bir siyaset takip etmek­tedir ve bu siyasetimiz, Birleşmiş Mil­letler anayasasının esaslarına müste­nit bulunarak bütün komşularımızla dostane yaşamak fikrine dayanır. Bu itibarla icabettiği takdirde her türlü pakta iltihak meselesini de tereddüt etmeden ele alacağız. Son olarak şu­nu söylemek isterim ki, Türkiyeyi zi­yaret eden ilk matbuat heyeti olan bizlerin vasıtasiyle îranm Türkiyeye karşı olan dostluk ve kardeşlik hisle­rini Türk umumî efkârına iblâğ eder­seniz, bizleri minnettar bırakmış olur­sunuz.»

Nihayet İran Mebusan Meclisi âza­sından ve İranın millî şairi Sadık Sermed söz alarak İran ve Türkiye­nin her sahada birleşmeleri lüzumun­dan bahsetmiş, bunun bir zaruret halini aldığını belirtmiş ve Gazeteci­ler Cemiyetini ziyaret esnasında irti­calen kaleme aldığı ve matbuat ha­yatına ait bir şiirini okumuş ve top­lantı Türk - İran dostluk ve 'kardeş­liğinin büyük bir tezahürü halinde sona ermiştir.

Bu toplantıda farsça konuşmaları, memleketimizde hukuk doktorası yapmış olan ve İran basın heyeti âza­sından doktor Tefazulî türkçeye ter­cüme etmiştir.

 Ankara :

Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Oda­ları ve Ticaret Borsaları Birliğinin altıncı umumî heyet toplantısı Anka­ra Dil - Tarih ve Coğrafya Fakültesi konferans salonunda bugün saat 15 de toplanmıştır.

Toplantıda Devlet Vekili Osman Ka-pani, Adliye Vekili Osman Şevki Çi-çekdağ, Nafıa Vekili Kemal Zeytin-oğlu, Münakalât Vekili Muammer Çavuşoğlu, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat, Çalışma Vekili Hayret­tin Erkmen, Büyük Millet Meclisi Re­is Vekillerinden Fikri Apaydın, bazı mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı Ah­met' Salih Korur ile Vekâletler erkâ­nı, basın mensupları ve 180 delege hazır bulunmuştur.

Birlik İdare Heyeti Reisi Üzeyir Avun­duk toplantıyı açarak umumi heyete başarılı bir çalışma temennisinde bu­lunmuştur. Müteakiben kongre riya­set divanı seçimi yapılarak reisliğe Sırrı Enver Batu, reis vekilliğine de Hayri Terzioğlu ve Reşat Leblebinioğ-lu seçilmişlerdir.

Gündemdeki maddelerin görüşülme­sine devamla Birlik îdare Heyeti Baş­kanı Üzeyir Avunduk faaliyet rapo­runu okumuştur. Faaliyet raporun­da: Üçüncü yılını doldurarak dördün­cü yılı idrâk etmiş olan Birliğin, ken­disine tevdi olunan vazifenin ehem­miyet ve. kutsiyetini müdrik olarak devlet makamları ve hükümetimizle bir yandan da temsil etmekte olduğu Oda ve Borsalarımızla en yakın me­sai beraberliğini temin ederek güzel yurdumuzun refah ve saadeti için gereken hiçbir hizmetten geri kalma­dığı belirtilmiş, bu cümleden olarak umumî heyetin beş defa, idare heye­tinin 93 celse yaptığını ve bugün ar­tık üç senedenberi tesadüf edilen maddi ve manevî güçlüklerin yenile­rek, yayılması arzu edilen zihniyetin vücut bulduğu açıklanmıştır.

Teknik mevzuları hal ve fasledecek teknik komiteler seçerek faaliyete geçtiğini, Sanayi Yardım Komisyonu, Standardizasyon Enstitüsü, Miletler-arası Ticaret Odası Türkiye Millî Ko­mitesi gibi her biri başlibaşma mühim iktisadî birer mevzu olan işleri tertip ve tanzim ederek uhdesine düsen va­zifeyi görmeğe çalıştığı zikredilmiş­tir. Birlik idare heyeti faaliyetleri me-yanında devlet ve hükümetle münasebetlerini belirterek dış ticaret reji­minin hazırlanması, kâr hadleri ka­rarnamesi hazırlanırken ve neşredil­dikten sonra Birliğin mütalâasının alındığı işbirliğinin gittikçe arttığı ve diğer Vekâletlerle olan müşterek ça­lışmalar teker teker anlatılmıştır. Birliğe gerekli kıymeti vererek daimî bir işbirliği yapan hükümetimize te­şekkür edilmiştir. Birliğin yabancılar­la olan temasları da sayılmıştır.

1954 yılı içinde matbuatımızın birlik çalışmalarına karşı gösterdiği yakın alâka övülmüş ve minnettarlıklarını bildirmişlerdir. Bir saat süren bu faa­liyet raporunun okunması sonunda tezahürat yapılmış ve takdirle karşı­lanmıştır. Daha sonra mevzuat ko­misyonuna beş kişi, hesapları incele­me komisyonuna yedi kişi seçilmiştir. Müteakiben malî rapor da okunmuş ve raporlar üzerinde konuşmaya baş­lanılmıştır. Heyet yarın da çalışmala­rına devam edecektir.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 17 de Çankayada şehrimizde bulunan İngiliz Akdeniz Donanması Başku­mandanı ve Akdeniz Müttefik Kuvvet­leri Kumandana Sir Grantham ile kendisine refakat eden İngiltere Bü­yükelçisi Ekselans Sir James Bowker'i kabul etmiştir.

Bu kabulde Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi, Deniz Kuvvetleri Kuman­danı Koramiral Sadık Altıncan da hazır bulunmuşlardır.

28 Mavıs 1955

  İstanbul :

Amerikanın ve dünyanın en büyük otellerinden Ambasador otellerinin Urnum Müdürü Prens Serge Obo-levsky ve muavini Robert Christen berry, bugün Vilâyeti ziyaret etmiş ve Vali Prof. Gökayla İstanbulda otel kurmak hususunda görüşmelerde bu­lunmuştur.

  Ankara :

Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odalan ve Ticaret Borsaları Birliği Umu­mî Heyeti, bugün saat 15 de Dil, Ta­rih - Coğrafya Fakültesi konferans salonunda toplanmış ve çalışmaları­na devam etmiştir.

Birlik İdare Heyeti Başkanı Üzeyir Avunduk, faaliyet raporu hakkında delegeler tarafından yapılan tenkit ve ileri sürülen temennileri cevap­landırmış ve ezcümle şunları söyle­miştir :

«Birliğimizin üç senedenberi kadrola­rı ve bünyesini ve toütçe imkânlarını aşarak dışardan yardımlar dahi temin ederek takviye edilmek yolun­da bulunduğu meydandadır. İlk te­şekkülde yalnız yüzbin liralık bütçe ile işe başlamış ve bunun kırk bin li­ra kadarını maaşlara ayırmışken bu sene huzurunuza Birlik bütçesini 1.242.000 lira ile getirmekte ve bu­nun 658.000 lirasını memur ve müs­tahdem ücretlerine tahsis eylemiş bu­lunmaktadır. Bu üç yıldaki kadro ar­tışı ve bünye takviyesi başlangıca kı-yasen 15 'mislini bulmaktadır. Şurası­nı da ilâve efcmek lâzımdır ki sanayi yardım, fasıllarından bir yıl için öde­meyi temin ettiğimiz 300.000 lira ha­riç bulunmaktadır. Bununla beraber artış nisbeti yirmi mislini geçmiştir. Taıhmin ederim ki arkadaşlar, hiç bir teşekkül bu kadar kısa zamanda böy­le bir inkişafa mazhar olamamıştır.

Raporlunuzda karaborsa işlerine te­mas edilmediği ve yol gösterilmediği beyan edilmiştir. Halbuki, iktisadî ra­porumuzun 86, 87 nci sayfaları ile faaliyet raporumuzun 13 üncü sayfa­sında Birliğin bu mevzuda almış ol­duğu teşefobüs ve vazifelerin geniş izahı mevcuttur. Hattâ kontrol işinin Odalarımıza kadar intikal etmiş ol­ması suretiyle bu hususta, da vazifele­rimizi yapmış olduğumuz meydanda­dır. İhracat mallarının anbalajları-nra temini hususunda ileri sürdükleri fikirler, esasen idare heyetimizce de zamanında düşünülmüş ve müteaddit defalar Vekâlete tahrirî ve şifahî ola­rak iblâğ olunmuştur. Takibine de devam olunmaktadır.

Tahsis ve tevzi sisteminde, hüküme­timizle tam bir işbirliği halinde çalışktayız. Bu maksatla iktisat ve Ti­caret Vekâletinde, tahsis ve tevzi iş­leriyle uğraşmak üzere bu günlerde bir daire kurulmuş olduğunu ıttılaı­nıza arzederiz.

İdare heyetimiz her farz ve imkânda sanayi tesislerinin tahakkuku için tanrın, ve şifahî bütün gayretlerini sarf etmiştir. Kredili ham madde it­hali rejimi mucibince gayri kabili ic­radır. Ancak, hadiselerin doğurduğu zaruretler karşısında Vekâletle yaptı­ğımız temaslar neticesi ham madde­sine fikrimce faaliyetlerini kısmen tatil suretinde kalmış, fabrikaların ihtiyaçlarını kredili ithalât yolile te­mini ciheti sağlanmıştır.

Bundan bütün sanayicilerin istifade­lerini temin için ithalâtçı müesseseye bir rüçhan hakkı tanınmış ve üç ay­lık ihtiyacından geri kalan Odaları tarafından diğer ihtiyaç sahiplerine taksim yoluna gidilmiştir. Yine reji­min kat'î icabına göre bir madde için yapılmış tahsis diğer bir madde lehi­ne tedbilen kullanılamıyacağına göre birlikçe reddi tabiî görülmelidir.

Birlik, yalnız sanayi zümresi üe de­ğil, bu sanayi bölümlerinin ihtiyaçları ile yakından alâkadar olmuştur.

Cevapları müteakip idare heyeti se­çimine geçilmiş ye Üzeyir Avunduk, Fevzi Dural, Sait İbrahim Esi, Osman Kibar, Hasan Derman, Selâhaddin Sanver, Şevket Filibeli, Kâzını Yur­dakul, Hilmi Gürgen yeni idare heye­tinde yer almışlardır.

29 Mayıs 1955

 Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

28/29-nıayıs-1953 günü Korede 3 Türk tugayı ile Vegas, Elko ve Karson mu­harebelerine katılmış olup halen An-karada bulunan 36 gazi subayımız, bu muharebelerin ikinci yıl dönümü mü­nasebetiyle dün akşam Orduevinde yemekli bir toplantı yapmışlardır. Muharebelere iştirak eden subayları­mız bu    muharebelerin    yıl dönümümünasebetiyle bu sabah saat 11 de Anıt-Kabre bir çelenk koymuşlardır. Merasime Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdel-hun, Garnizon Kumandanı ve 3 üncü Tugayın Kumandan Muavini Tuğge­neral Danış Karabelen de katılmış­lardır.

Erkânı Harbiye İkinci Reisi «Bu mu­harebelerde canlarını feda eden 155 aziz şehidimizin ruhlarını aziz Ata­nın manevî huzurunda şad e-diyoruz» demiş ve çelengi kabre korken hazu-runu ihtiram, duruşuna davet etmiş­tir.

Hatırlarda olduğu üzere bu muhare­beler 28 mayıs 1953 saat 19.40 da baş­lamış ve 26 buçuk saat aralıksız ola­rak bütün, şiddetile devam etmiştir. Çok üstün düşman kuvvetine karşı muharebeler Türk tugayının tam bir zaferi ile neticelenmiş ve tugayımıza «Mümtaz Birlik» unvan ve nişanını kazandırmıştır.

  İstanbul :

Bakırköy Emrazı Akliye ve Asabiye Hastahanesinin yeni tesisleri bugün saat 16 da yapılan bir merasimle açıl­mıştır.

Bu törende, Sıhhat ve İçtimaî Mua­venet Vekili, Sıhhat Müdürü, Üniver­site profesörleri ve büyük bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Açılışı yapılan tesisler, 35 yataklı, akıl hastası çocuklar için inşa edilen bir pavyon, 80 yataklı personel servisi ve hastahanenin bütün tesislerini çevreleyen yeni duvarlardan ibaret­tir.

  İstanbul :

Fatih Sultan Mehmedin 29 mayıs 1453 yılında İstanbulu fethederek yeni bir tarih devrini açışının 502 nci senei devriyesi bugün şehrimizde yapılan muhtelif  merasimlerle  kutlanmıştır.

Saat 10 da Edirnekapıdaki fetih ki­tabesi Önünde tertiplenen bir toplan­tıda ihtiram vakfesi yapılmış ve Ulu batlı Hasan anılmıştır. Müteakiben Topkapıdaki kitabe önüne    gidilerek

 Molla Gürâni daha sonra da Fatihin türbesi ziyaretle hatıraları anılmıştır.

Saat 15 de Eminönü Öğrenci Lokalin­de büyük bir kalabalığın iştirakiyle bir toplantı yapılmıştır.

Celâl Erçıkan'm açılış konuşmasını yaptığı toplantıda sırayla İsmail Ha­mi Danişroend «İstanbul fethinin in­sanlık bakımından ehemmiyeti», Alp­aslan Türkeş «fethin askeri cephesi», Sedat Çetintaş «Fatihin sanat severliği ve imparatorluğunda imarcıhk ruhu, mevzularında konuşmuşlardır.

Müteakiben Laika Karabey idaresinde İleri Türk Musikisi Konservatuarı ko­rosu bir konser vermiş ve bundan son­ra da Bekir Berk «fetihten bu yana patrikhane» ve Nurettin Topçu «Fati­hin şahsiyeti» mevzularında konuş­muşlardır.

Son olarak mehter takımı gösteriler yapmıştır.

 İstanbul :

Şişli Çocuk Hastah an esinde inşa edil­miş olan Dr. Kadri Raşit (paşa) An-day pavyonu ile doktorun hastahane bahçesindeki büstü bugün saat 10.30 da merasimle açılmıştır.

Bu törende Sıhhat ve İçtimaî Mua­venet Vekili Dr. Behçet Uz, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gö-kay, Üniversite profesörleri, general­ler, hastahane baştabib ve doktorları, hemşireler, basın mensupları ve kala­balık bir davetli kitlesi hazır bulun­muştur.

Bu münasebetle ilk konuşmayı yapan hastahane baştabibi Dr. Ragıp Gü-ran, Dr. Kadri Raşit Anday'ın Türk tababetindeki mümtaz mevkiini be­lirtmiş ve çocuk hastalıkları mevzu­undaki çalışmalarını anlatmış, gerek büstün dikilişi ve gerekse pavyonun açılışından duyduğu memnuniyeti ifade etmiştir.

Müteakiben söz alan Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, Kadri Ra-şid'in beynelmilel tıp edebiyatında ilk ismi geçen doktorumuz olduğunu vazifesine bağlılığını, çalışmasındaki intizamı misallerle anlatmış, ona ait hatıralarını naklettikten sonra, ne­sillere hakim bir hoca olmak bahti­yarlığına erdiğini belirtmiştir.

Bundan sonra Dr. Hasan Reşat Sı­ğındım, Bakteriyolog Dr. Refik G-ü-ran, Tıp Tarihi Profesörü Süheyl Ün-ver ve Dr. Nurettin Süel, birer konuş­ma yaparak Kadri Raşit paşamın Türk tababetindeki yerini belirtmiş­lerdir.

Son olarak kürsüye gelen Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, Raşit Paşanın portresini şöylece çizmiştir:

«Muntazam adam, Avrupa kafasını tanıamiyle benimsemiş olan adam, insan adam, medenî adam, ilmini bü­tün mahareti ile kullanan adam, ih­tiyarlamayan adam, kafası her suret­le işleyen adam ve en hafif vak'alar karşısında hastaları üzerinde gecesi­ni gündüzüne katarak vazifesini ya­pan büyük vazifeşinas, büyük adam.

Sorsalar deseler ki, büyük adam kim­dir? Büyük adam eseri olan adamdır. Eserini yaşatabilen adamdır. Kadri Raşit eser vermiş elan adamdır. Eser­leri yaşamaktadır ve yaşayacaktır.»

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili, onun bugünkü Türk neslinin yetiş­mesinde çok büyük faydalar sağlayan bir okul kurduğunu, nüfusumuzun artması gibi mühim; bir meselede ye­gâne istinat edeceğimiz kuvvet olan çocuk hekimlerinin buradan yetişti­ğini ifade ettikten sonra Türk milleti­nin medeniyet alemindeki vazifesini yapmak, vatanını müdafaa etmek için süratle nüfusunu arttırmak vaziye­tinde ve mecburiyetinde bulunduğu­nu, bunun için de çocuk hekimlerinin adedinin arttırılmasına büyük ehem­miyet verilmekte olduğunu, az bir za­manda nüfusumuzun 50 milyona çık­masının hedef tutulduğunu ilâve et­miş ve «Bu itibarla Türkiyenin nüfu­sunu arttırırken her kazada teşkil et­mekte olduğumuz merkezlerimizde bir çocuk hekiminin hakim vaziyete ge-çerek köylere kadar sıhhî kontrolıı-muzu yapmak inancındayız» demiş ve bu yönden de Kadri Raşit Paşanın eserinin kurmuş olduğu okulun, çalış­malarının ehemmiyeti üzerinde durarak bu memleket yaşadığı müddetçe Kadri Raşit Paşa anılacak ve yaşaya­caktır dedikten sonra büstün açılışı­nı Cemil Topuzlu'dan rica etmiş, Ce­mil Topuzlu da kısa bir konuşmayı müteakip kordelâyı kesmiştir.

Bundan senra Vekil, davetliler yeni inşa edilmiş olan 60 yataklı pavyona gitmişler, Sıhhat Vekili Dr. Behçet Uz pavyonun açılışını Çocuk Hasta­lıkları Profesörü İhsan Hilmi Alan-tar'dan rica etmiştir, Kadri Raşit Pa­şa pavyonu profesör tarafından açıl­dıktan sonra Vekil ve davetliler tara­fından gezilmiştir.

 Ankara :

Türkiye Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği bünyesinde kurul­muş olan Miletlerarası Ticaret Odası­nın Türkiye Millî Komitesi ilk genel kurul toplantısını bugün saat 15 de Dil _ Tarih ve Coğrafya Fakültesi konferans salonunda yapmıştır.

Bu toplantıya, millî komiteye dahil kolektif teşekküllerin azaları ile, fer­dî azalar iştirak etmişlerdir.

İlk olarak Millî Komite Başkanı Üzeyir Avunduk toplantıyı açmış ve de­legelerle misafirlere «hoş geldiniz» dedikten sonra bir yıllık faaliyet ra­porunu okumuştur. Bu raporda Mil­letlerarası Ticaret Odası ve Millî Ko­mite hakkında izahat veriliyor, ayrı­ca yapılan işler anlatılıyordu. Hesap raporunun da okunmasını müteakip her iki rapor da genel kurulca tasdik edilmiş ve Odalar Birliği idare heye­ti azalarına ilâveten millî komiteye girecek 6 üyenin seçimine geçilmiştir. Kapalı oyla yapılan seçim sonunda: Celâl Umur, İzzet Akosman, Aziz Zey-tinoğlu, Mücahit Büktaş, Nail Morali ve Pahri Merzeci, Milletlerarası Tica­ret Odası Türkiye Millî Komitesi idare heyetine seçilmişlerdir.

30 Mayıs 1955

 Ankara :

Atmadan hususî bir uçakla memleke­timize müteveccihen hareket eden Amerika Birleşik Devletleri Ordu Bakan Yardımcısı Mr. Franc H. Higgins, eşi ve maiyetiyle birlikte bugün saat 15.30 da Esenboğa hava alanına gel­miş ve alanda Millî Müdafaa Vekâle­ti Müsteşarı Tuğamiral Aziz Ulusan'm başkanlığındaki bir heyet tarafından askeri merasimle karşılanmıştır.

Misafir Vekil doğruca, Ankara Palasa gelmiştir.

Mr. Franc H. Higgins yarın Kırıkka-ledeki askerî fabrikaları  gezecektir.

  Ankara :

Sınaî Sevku İdare Geliştirme Merke­zinin İstanbul, İzmir ve Bursadan sonra şehrimizde tertiplediği sanayi semineri bugün saat 17 de merkez bi­nasında, Müdür Nizamettin Ergil'in bir konuşması ile açılmıştır.

Sanayiimizin kalkınması ile ilgili ça­lışmalara, Sümerbank, Etibank, Et ve Balık Kurumu, Karayolları, Demir­yolları, Makine, Kimya Endüstrisi Kurumu, Minnea Polis Moline Türk Traktör Fabrikası, Petrol Ofis, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü, Başvekâ­let Umumî Murakabe Heyeti, İnhisar­lar Bira Fabrikası, Toprak Mahsulle­ri Ofisi, Şeker şirketi, Azot Sanayii, Türk Petrol Şirketine mensup 150 den fazla mütehassıs eleman katılmakta­dır.

Ankara Sanayi Seminerleri Merkezi­nin Türk ve Amerikalı uzmanları ve sanayicilerin iştirakiyle 7 hafta de­vam edecektir.

Çalışmalar, maliyet muhasebesi ve bütçe, personel ve beşerî münasebet­ler, sevkü. idare, istihsal ve plânlama gibi mühim konuları ihtiva etmekte­dir.

  Ankara :

İşçi Sigortaları Kurumunun 10 uncu Genel Kurulu bugün saat 10 da Umum Müdürlük toplantı salonunda çalış­malarına başlamıştır.

Toplantıda Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen, Çalışma, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet, İktisat ve Ticaret ve Ma­liye Vekâletleri ile Başvekâlet mulakabe heyeti mümessilleri, akademisyen üyeler ile işçi ve işveren temsilci­leri hazır bulunmuşlardır.

Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen bir konuşma yaparak toplantıyı açmış ve ezcümle demiştir ki:

«Muhterem arkadaşlar,

İşçi Sigortaları Kurumu Genel Kuru­lunun 10 uncu toplantısını açıyorum. Dikkatli tetkikleri de değerli telkin­leri ile sosyal güvenlik hizmetimizin kuruluş ve işleyişine yardım eden muhterem, genel kurul üyelerini ve aziz misafirlerimizi hürmet ve mu­habbetle selâmlarım.

Sayın arkadaşlarım,

İçtimaî ahengin tesisi, emek randı­manının arttırılması, sermaye emni­yetinin temini ve işçi vatandaşlarımı­zın himaye ve terfihi noktalarından büyük önem^ taşıyan sosyal güvenlik hizmetlerimiz sür'atle gelişmektedir. Tetkik mevzuunuzu teşkil eden 1954 yılı faaliyetinin, evvelki yıllar faali­yetleri ile mukayesesi bu hakikati siz­lere bir kere daha gösterecektir. Fil­hakika, 1953 yılı içinde tescil edilmiş sigortalı vatandaş sayısı 581.238 ol­duğu halde, bu miktar 1954 yılında 766,212 ye yükselmiştir. Prim tahakkukatı yekûnlarında ki ar­tış da aynı tempo ile vaki olmuştur.

1953 yılı prim tahakkukatı yekûnu 66.439.180 lira iken 1954 yılı hesapla­rı, tahakkukatı 98.986.054 liraya yük­seldiğini gösteriyor. Diğer taraftan, sigortalılar için hizmet karşılığı ve kendilerine tazminat, gelir veya yar­dım olarak Ödenen paralar yekûnu 1953 yılında 28.235.455 lira olduğu hal­de, 1954 yılında 35.322.636 lirayı bul­muştur. Şüphesiz tediyelerin büyük kısmını şimdilik hastalık sigortası tatbikatı mucip olmaktadır. 1954 yılı zarfında hastalanan sigortalılarımı­zın tedavi masrafları yekûnu 18,247.444 lira ve tedavi gören sigortalılara öde­nen işgoremezlik tazminatının ise 9.795.265 lira olduğunu söylemek bu hakikati sarahatle ortaya koyar. İhti­yarlık sigortası ile alâkalı ödemeler ise, muayyen bir devre sonunda, ani olarak büyük rakamlara baliğ ola­caktır.

Aziz arkadaşlarım,

İşçi sağlığını hedef tutan hastalık si­gortası tatbikatını sür'atle genişlet­mekteyiz;.

Malûmunuz olduğu üzere, 1954 yılı zarfında tatbikat sahasını ehemmi­yetli surette genişlettiğimiz bu sigor­ta kolundan faydalanan vatandaşla­rımızın' sayısı 1953 yılında 232.875 iken, muamelâtını tetkik etmekte ol­duğumuz yıl içinde bu miktar 510.344'e yükselmiştir.

İşçi sağlığı ile çok yafeın irtibatı olan işçi meskenleri finansmanına da ehemiyetle devam olunmaktadır. İh­tiyarlık Sigortası Kanununda geçen sene. yapılan tadilât ile, mesken kre­disine tahsis olunacak meblâğ ve kre­di haddi nisbetleri yükseltilmiş idi.

İşçi meskenleri inşaatını teşvik ve tesri etmek yolunda atacağımız yeni adımlar vardır. Bu cümleden olmak üzere, şahıs kredilerinin tayininde kullandığımız ücretin dörtte biri esa­sını, üçte bire çıkaracağız.

İşçi Mesken Kooperatiflerinin mem­nuniyet verici faaliyetleri ile semere­lerini artık vermeye başlıyan bu hiz­met için bu güne kadar 40 milyon lira kullanılmış bulunduğunu mem­nuniyetle ifade etmek isterim.

Muhterem arkadaşlarım,

Büyük iktisadî inkişafımızla muvazi gitmesi zaruri olan sosyal politikamı­zın en mühim kolunu teşkil eden sos­yal güvenlik hizmetlerinin tesis ve idamesinde, doğan ihtiyaçları ve ak­sayan tatbikatı açıkça ifade etmek suretiyle ifa edegeldiğimiz hizmetle­rimizin medyunuyuz.

10 uncu genel kurulun olgun ve ya­pıcı bir hava içinde yeni bir kıymetli hizmetlerle taçlanacağından eminim. Mesainizin içtimaî bünyemiz ve mü­essesemiz için hayırlı olmasını diler muhterem heyetinize başarılar te­menni ederim.»

Müteakiben riyaset divanı seçimine geçilmiş ve Çalışma Vekili Hayrettin Erkmenin teklifi üzerine Ord. Prof. Dr. Ziya.ettin Fahri Fmdıkoğlu riyaset divanı başkanlığına getirilmiştir. İşçi üyelerden Süreyya Birol ve İs­mail Gürdal ile işveren üyelerden Sa-bih Turan ve Fuad Karayazıcı da kâ­tipliklere seçilmişlerdir.

Riyaset divanı yerini aldıktan sonra Prof. Fmdıkoğlu, kongreye başarılar dilemiş müteakiben, gündemdeki maddelerin müzakeresine geçilerek faaliyet raporunun okunmasına baş­lanmıştır. Raporun okunmasını mü­teakip toplantıya ara verilmiştir.

Ganel kurul çalışmaları öğleden sonra da devam edecektir.

 Ankara :

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Ku­rumunun, Türk Eğitim Dern-eği An­kara Kolleji karşısındaki arsada, Kanser Savaş Dispanserinin temeli bugün saat 18.30 da büyük bir mera­simle atılmıştır.

Merasimde Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Sıhhat Vekili Dr. Behçet Uz, Adalet Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, Münakalât Vekili Muammer Çavuşoğlu, Çalışma Vekili Hayrettin Erk-men, bazı mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, Sağlık Vekâleti Müsteşarı Nail Karabuda, Vali ve Belediye Rei­si Kemal Aygün, Tıp Fakültesi Dekan ve Profesörleri, Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu üyeleri, hekimler, ba­sın mensupları ve kalabalık bir va­tandaş kitlesi hazır bulunmuştur.

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Ku­rumu Başkan Vekili Sidıka Atasar-gut veciz bir konuşma yaparak mera­simi açmış ve müteakiben Kurum Ge­nel Sekreteri Prof. İzzet Kandemir, birçok medenî milletlerde olduğu gibi bizde de Kanser Araştırma ve Savaş Kurumunun 1947 yılında Prof! Dr. Perihan Çamlıbel'in teşebbüsü ile ku­rulduğunu, Milletlerarası Kanser Bir­liğine ve muhtelif kanser kongreleri­ne iştirak edildiğini, Kanser Kuru­munun çalışmaları esnasmda Sıhhat Vekâleti erkânı ve bilhassa sabık Sıh­hat Vekili Dr. Ekrem Hayrı Üstündağ ile Dr. Behçet Uz'dan büyük mü­zaheret görüldüğünü ve Ankara Bele­diyesinin pek isabetli karanyle temeliatılacak olan dispanserin arsasına kavuşulduğunu belirtmiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

Bugün temeli atılacak olan Kanser Savaş Dispanserimizin yapılması da enteresan bir safha arzetmiştir. Ku­rum olarak yıllık bütçemiz 50-60 bin lira arasında bulunuyor, böyle bir mü­esseseyi kurma,k bizler için adetâ bir hayal olmuş bulunuyordu, işte bu ar­zu ve iştiyak günlerinin birinde kar­şımıza, hamiyetperver bir Türk evlâ­dı çıkıverdi. Bugün aramızda bulu­nan bu kıymetli vatandaşımız Ahmet Andiçen bize böyle bir müesseseyi kur­mak için yetebilecek maddî yardım olan 200.000 lirayı, karşılığında biz­den hiç bir şey beklemeyerek vermiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan böyle bir müesseseyi kurmak istediğimizi müracaatımızla bildirdiğimiz hükümetimiz de1 Bütçe Encümeni ve Büyük Millet Meclisinin yüksek kararma iktiran etmek sure­tiyle kurumumuza 100.000 lira tahsis etmiş bulunmaktadır. Bu lütuflarm-dan dolayı başta Devlet Reisimiz ol­mak üzere bütün hükümet erkânına ve muhterem Büyük Millet Meclisine karşı duyduğumuz minnetlerimizi ve tazimlerimizi arzederiü.

Şimdi temeli atılacak olan Ahmet Andiçen Kanser Savaş Dispanserinin inşaatından bahsedeceğim. Evvelâ şunu söylemek isterim ki, kuruluşta mimarî bakımından - bütün yardımı hiç bir ücret kabul etmeden kıymetli Yüksek Mimarımız Orhan Alsaç yap­maktadır. Dispanserimiz 650 m2 üze­rine kurulacak ve bodrum ile zemin katından başka daha iki katı da ola­caktır. B'odrum kat hastanenin bili­nen muayyen kısımlarını ihtiva ede­cek ve1 aynı zamanda kanser tedavi­sinde en modern yol olan izotopların muhafazasına mahsus tertibatı da bulunacaktır. Zemin katı idare ile beraber röntgen teşhis ve tedavi ser­visleri ile patoloji lâboratuvarlarmı ve hariciye ile diğer ilgili şubeler için poliklinik. kısımlarını ihtiva edecek­tir. Üst katlarda ameliyathane ve has­ta odaları kurulacaktır.

Kurum Umumî Kâtibi sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Davetimizi lütfen kabul suretiyle te­mel merasiminde bizzat bulunmakla bize büyük şeref bahşeden Devlet Rei­simizden ilk harcın atılmasını istir­ham eder ve gösterdikleri yakın alâ­kadan dolayı minnet ve tazimlerimizi arzederiz, başta Sıhhat Vekilimiz ol­mak üzere bütün davetlilerimizi ve muhterem halkımızı hürmetle selâm­larken ıztırap çeken kanserli hastala­rımızın başvurmaları için yapılması­na başlanan Ahmet Andiçen Kanser Savaş Dispanserinin memleket sağlı­ğında hayırlı ve faydalı olmasını can­dan dileriz.»

Müteakiben Reisicumhurumuz Celâl Bayar hususî teşebbüsün yardımiyle kurulacak olan dispanserin memleke­timize va milletimize uğurlu olması temennisiyle temele ilk harcı koy­muştur. Daha sonra, törende bulunan Vekiller ile Ankara Valisi de bu ha­yırlı ise iştirak etmişlerdir.

 Ankara :

Arjantin millî bayramı münasebetiy­le Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Arjantin Reisicumhuru Ekselans Ge­neral Juan Peron arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

 Ankara :

Bugün Ankaraya gelen ve hava ala­nında Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürü Muammer Baykan tarafın­dan karşılanan International News Servise «Beynelmilel Haberler Ajan­sı» Umum Müdürü Mr. Seymour Bergson ve refikası şerefine bu ak­şam saat 18 de Kavaklıdere d eki Klüp Kınkyedide Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürü tarafından bir kok­teyl verilmiştir.

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Devlet Vekili Osman Kapani, gazete­ci mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur ile Başvekâlet Müsteşar Muavini Muslin Fer ve1 daha birçok gazeteciler ile Amerikan Bü­yükelçiliği Baism Ataşesinin hazır bu-

lunduğu kokteylde çok samimî görüşmelerde bulunulmuştur

Ankara :

Haşimi Ürdün'ün millî bayramı mü nasebetiyle  Reisicumhurumuz Celâl Bay ar ile Haşimî Ürdün Meliki Birinci Hüseyin hazretleri arasında tebrik telgrafları teati edilmiştir.

Irak Parlamento Heyetinin Meclis Reisimize gönderdiği telgraf : 2 Mayıs 1955

 Ankara :

Türkiye Büyük Millet Meclisinin davetlisi olarak memleketimizi ziyaret etmiş bulunan Irak Parlamento Heyeti Bağdad'a müteveccihen İstan-buldan ayrıldıkları sırada Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'a aşağıdaki telgrafı göndermiştir:

Ekselans Refik Koraltan hazretlerine

Büyük Billet Meclisi Reisi

Ankara

Kardeş Türkiyeden gönüllerimiz derin hoşnudî ve şükran hisleriyle do­lu olduğu haide ayrılıyoruz. Kerim şahsınızdan vüzera reisi fahametli Adnan Menderes hazretleriyle vüzeralarmdan, Büyük Millet Meclisi muhterem azalarından, ordu ricalinden, valilerden, muvazzaflardan ve necip Türk milletinden gördüğümüz emsali görülmemiş izaz ve ikram pek samimî ve sadık bir kardeşliğin ve derin bir sevginin bariz burhan­larıdır. Kendi namımıza ve kardeşlerimiz Irak Parlamento Heyeti âzası namlarına sadık teşekkür ve minnettarlıklarımızı tekrar eder ve Cenabı Haktan hepimizin adımlarımızı iki memleketin hayrına doğru tevcih buyurmasını dileriz.

Irak Mebusan Meclisi Reisi Abdülvehap Mercan, Irak Ayan Meclisi Reis Vekili Abdülhadi Elçelebi.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimizin atom    anlaşması    hakkında beyanatı :

4 Mayıs 1955

 İstanbul :

Dün Washington'da imzalanan Türk - Amerikan atom anlaşması mü­nasebetiyle Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz Adnan Menderes, Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Bilindiği gibi, Başkan Eisenhower,bundan bir müddet evvel, atom enerjisinin insaniyetin terakkisine ye hayat ve sıhhat şartlarının

seltilmesine yardım edecek sahalarda kullanılması ve-bu suretle atom enerjisinin insaniyet için bir tehlike olmaktan çıkarılıp, bilâkis, bir re­fah ve teali unsuru haline gelimesini temin için milletlerarası bir proje ortaya atmış ve Birleşik Amerika hükümeti, o zamandanberi bu mevzu üzerinde devamlı ve sistemli bir şekilde çalışmakta bulunmuştur.

Başkan Eisenhower'in bu büyük projesinin cüzlerinden birini de Ame­rika hükümetinin bu yüksek ideali benimseyen devletlerle atom ener­jisinin böyle insanî gayeler için kullanılmasını temin edecek iki taraflı andlaşmalar aktetmesi hususu teşkil eylemektedir.

İşte böyle ikili bir anlaşma akdi maksadiyie Amerika Birleşik Devletleri hükümeti ile temsilcilerimiz arasında bir müddettenberi Washingtonda yapılmakta olan müzakereler sona ermiş ve anlaşma dün, ajanslarla ilân olunduğu veçhile, Beyaz Sarayda, Başkan Eisenhower ile Büyükel­çimiz Feridun Cemal Erkin arasında merasimi mahsusa ile imzalan­mıştır.

Bu anlaşma, Amerikanın bu mevzuda yabancı bir devletle yaptığı ilk anlaşmadır ve bunun mânası üzerinde durmak yerinde olur. Böyle bir anlaşmanın, Amerika ile ilk olarak Türkiye tarafından imzalanması, bir taraftan bu iki yakın dost ve itimatkâr müttefik arasındaki sıkı iş­birliğinin çok hayırlı ve feyizli yeni bir tezahürünü teşkil eylemekte, di­ğer taraftan da sulh ve insanlık ideallerine hizmet etmek hususunda Amerika ile ayni azmi taşıyan Türkiyenin bu hususta elinden geleni yapmakta ne büyük bir tehalük gösterdiğinin çok güzel bir delilini ver­mektedir.

Her iki memleketin yüksek menfaatlarına hizmet ettiği kadar bütün sulhsever milletlerin de hayrına olan Türk - Amerikan samimî işbirliği­nin her yeni tecellisi bize büyük bir inşirah vermektedir.»

Başvekil ve Hariciye Vekili Vekilimizin Türk - Amerikan münasebetleri hakkındaki beyanatı :

 İstanbul :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz Adnan Menderes, bugün Ana­dolu Ajansına şu beyanatta bulunmuştur:

«İktisadî yardım dolayısiyle Türk - Amerikan münasebetleri etrafında bir zamandanberi her iki memleket basınında intişar etmiye başlıyan çeşitli haber ve mütalâalann her iki memlekette ve hususıle Türk umu­mî efkârında büyük bir hassasiyet uyandırmış olduğunu görmekteyiz.

Bilindiği gibi, Türkiye ile Amerika, gerek müşterek emniyetin tarsin ve takviyesi, gerek dünya sulhunun korunması hususunda senelerdenberi hem siyasî hem de askerî sahada en samimî ve örnek bir işbirliği kur­muş olan iki müttefik ve dost devlettir.Sulhun muhafazası emrinde sarfolunan muazzam gayretler arasında Amerikan - Türk siyasî işbirliğinin çok kıymetli bir unsur teşkil ettiği­ni ifade etmekten büyük bir memnuniyet duymaktayım.Amerika ile askerî sahada işbirliğimiz ise, bu büyük memleketin bir ta­raftan bize silâh yardımı yapması, diğer taraftan ordumuzun modern usullerle yetiştirilmesi hususunda teknik yardımlarda bulunması şek­linde tecelli etmektedir. Filhakika coğrafî ve stratejik vaziyet bakımından Türkiyenin arzettiği ehemmiyet ve Türk ordusunun dünya silâhlı kuvvetler muvazenesinde-ki müessir durumu, aynı zamanda memleketimizin siyasî - içtimaî iç bünyesinin kuvveti ve bunlar kadar mühim olarak da, milletimizin, hürriyet ve istiklâlini korumak ve dünya sulhunu idame ve takviye ede­bilmek emrinde son derece azimli ve kararlı bulunması, bu yardımların ne kadar yerinde olduğunu isbata kâfidir.

Amerikan askerî yardımı sayesindedir ki, aslında küçümsenmiyecek bir kuvvet olan ordumuzun, sür'atle takviyesi ve bugünkü şayanı mem­nuniyet hale gelmesi ve yakın bir âtide, hele yardım gayretleri tezyid edildiği takdirde, dünya sulh ve emniyetinin korunmasında pek mühim bir âmil olabileceğini tereddütsüz ifade edebilirim. Bugüne kadar gör­düğümüz Amerikan askerî yardımı, Türk milletince daima şükranla anılacaktır.

İktisadî yardım bahsine gelince: Türkiyenin iktisaden az gelişmiş bir memleket olduğu ve askerî ağır yükler altında bulunduğu herkesin bildiği bir hakikattir. Bu itibarla hâlen içinde bulunduğu iktisadî şartlar geliştirilmedikçe, Türkiyenin, sulhun emrinde modern ve kuvvetli bir orduyu, münhasıran kendi kaynaklarına dayanarak idameye muktedir olması ve bir taraftan dün­yanın fevkalâde nazik bir bölgesinde, çok şiddetli tahrikler karşısında, diğer taraftan da ağır askerî masrafların tazyiki altında, siyasî ve iç­timaî istikrarını mükemmel olarak muhafaza edebilmesi cidden güçleşmiş olur.

Hakikat şudur ki, Türkiye iktisadî cihazlanması geri kalmış, yani şim­diye kadar iktisadî sahalarda çok az envestisman yapılmış memleket­lerden biridir. Bu durumdan bir an evvel kurtulabilmemiz ve iktisadî sağlam bir bünyeye, modern ve kuvvetli bir orduya sahip olabilmemiz için süratle envestisman hareketlerine ve iktisadî cihazlanma teşebbüs­lerine girişmemiz kat'î bir zaruret halinde idi. Bu hakikati lâyıkile tak­dir eden milletimizin geniş ölçüde iktisadî kalkınma hareketine başla­mış olduğu ve nisbeten kısa bir zaman içinde bir çok müsbet neticeler elde etmiş bulunduğu aşikârdır. Bu hareketimizin hayatî bir zaruret teşkil etmekte olduğunun cümlece kabul edilmesi lâzım gelir. Yine bu hareketin, millî mevcudiyetimizin teminatını takviyeye matuf olduğu kadar, dünya sulhunun korunmasında da tesiri muhakkak bulunduğu­nun takdir olunmasını beklemek hakkımızdır.

Türkiyenin iktisadî kalkınmasında dost ve müttefik Amerikanın iktisa­dî yardımını da teşekkürle kaydederiz. Filhakika, memleketimiz 1948 yılmdanberi Amerikan iktisadî yardımı alan memleketler arasındadır ve bundan müstefit de olmuştur. Ancak, şurasını kaydetmek icap eder ki, bu yardımın, iktisadî kalkınmamızı makul ve zarurî icap ve ihtiyaç-lariyle tekrar ayarlanması lüzumuna da kaniyiz.

Esasen dostumuz ve müttefikimiz Birleşik Amerika Devletleri hükûmeti ile geçen haziranda Vaşinştonda neşredilen müşterek tebliğimizde bu husus derpiş edilmekte idi. İşte bu müşterek tebliğ esasları dairesin­de ve izah ettiğim zaruretler dolayısiyle, müttefikimiz Amerika ile te­masa başlamış bulunuyoruz.

Temasların müsbet neticeye bağlanacağını ümid etmekteyim. Ancak, muhterem umumî efkârımıza ye matbuatımıza şu noktayı hususî bir ehemmiyetle arzedeyim ki, netice ne olursa olsun Türkiye ile Amerika arasındaki siyasî ve askerî sahada mevcut işbirliği daima ve her türlü tesirin üstünde bütün samimiyet ve kuvvetini muhafaza edecektir.»

Reisicumhurumuzun Federal Almanya Reisicumhuruna gönderdiği telgraf :

5 Mayıs 1955

 Ankara :

Federal Almanyanm Paris anlaşmalarının musaddak nüshalarının tea­tisi üzerine tam hükümranlığını elde etmesi münasebetiyle Reisicum­hurumuz Celâl Bayar, Federal Almanya Reisicumhuru Ekselans Theo-dor Heuss'e şu telgrafı göndermiştir:

«Ekselans Theodor Heuss  

Federal Almanya Reisicumhuru Bonn

Federal Almanyanm hükümranlığına tekrar kavuşarak hür milletler camiasında lâyık olduğu mümtaz mevkii ihraz etmesini dünya sulh ve istikrarı için çok mesut bir hâdise olarak selâmlar ve bu vesile ile zatı devletlerine Türk milleti ve şahsım namına en hararetli tebriklerimi sunarım.

Celâl Bayar»

Başvekilimizin Federal Almanya Başvekiline gönderdiği telgraf :

Ankara :

Federal Almanyanm Paris anlaşmalarının musaddak nüshalarının tea­tisi üzerine tam hükümranlığını elde etmesi münasebetiyle Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz Adnan Menderes, Federal Almanya Şansöl­yesi ve Hariciye Nazırı Ekselans Dr. Konrad Adenauer'e, Belgrad'dan, şu telgrafı göndermiştir:

«Federal Almanyanm tam hükümranlığının resmen ve hukuken tahak­kuk ettiği bu tarihî günde zatı devletlerini ve federal hükümeti, hükü­metim ve şahsım namına hararetle tebrik etmeği çok zevkli bir vazife telâkki etmekteyim. Alman milletinin sarih haklarını bir an evvel elde etmesini ne kadar samimiyetle arzu ettiğimizi ve Federal Almanyanm sulhsever milletler camiasının emniyet ve refahı için arzettiği ehemmiyet ve kıymetin büyüklüğünü daima ne kadar iyi anlamış olduğumuzu yakinen bildiğiniz için bugünkü mes'ut hâdisenin Türkiyede ne samimî bir inşirahla karşılandığını tahmin buyurabilirsiniz. Bu neticenin istihsali ve Federal Almanyanın cihan siyasetinde kendi­sine mevdu mevkii ihrazı hususunda sebkeden baha biçilmez hizmetle­riniz bütün kadirşinas insanlar tarafından daima hayranlıkla anıla­caktır.

Necip Alman milletinin ve sulhsever milletler camiasının nefine ola­rak muvaffakiyetlerinizin daim olmasını ve Almanyanın saadet ve iti­lâsını samimiyetle temenni ederim.

Adnan Menderes

Büyük Millet Meclisi müzakereleri:

6 Mayıs 1955

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, Yugoslavya hükümetinin daveti üzerine Belgrad'ı resmen ziyaret etmekte bulunan Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes'in avdetine kadar, Başvekâlete Devlet Vekili Prof. Fu-ad Köprülü'nün, Hariciye Vekâletine de Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'in vekillik etmelerine dair Riyaseticumhur tezkeresi okun­muştur.

Bundan sonra, Fransız parlamento riyasetinden, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'a gönderilmiş bulunan tezkere, umumî heyetin ıttılaına arzedilmiştir. Tezkerede şöyle denilmekteydi: Ekselans Refik Koraltan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bay Başkan,

Ocak ayında Türkiyeyi ziyaret eden Fransa Millî Meclisi Fransa - Tür­kiye Dostluk Gurubu Başkam, sabık Vekillerden Mebus Mr. Joannes Dupraz ile Millî Meclisi temsil eden heyet azaları Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye - Fransa Dostluk Gurubu Başkanı ile bir kısım meslek-daşlarınızı mayıs ayında Fransayı ziyarete davet etmişlerdir.

Fransa Millî Meclisi Başkanı sıfatiyle bu davete büyük bir sevinçle iş­tirak ederim. Bu ziyaret münasebetiyle kendilerini bizzat kabul etmek temennisinde bulunduğumu Türkiye - Fransa dostluk gurubu meslek-daşlarımza beyan buyurmanızı rica etmekie beraber sizi bu heyetin ba­şında görmek ümidini beslerim.

Üstün hürmetlerimle en iyi dileklerimin kabulünü rica ederim, Bay Başkan.

Pierre Schneiter Meclisin bugünkü toplantısında, ruznameye geçilmeden önce söz alan Ziraat Vekili Nedim Ökmen, senede 300 bin ton tohumluğun tevzi edi­lebilmesi için, hükümetin hazırladığı kanun teklifinin muvakkat bir encümende müzakeresini arzetmiş ve mezkûr kanun teklifinin Ziraat, Ticaret, Maliye ve Bütçe Encümenlerinden üçer kişiden mürekkep mu­vakkat bir encümenin kurulması kabul olunmuştur.

Bu arada geçen celsenin zabıtları hakkında söz alan Ticaret Encümeni Reisi Enver Güreli, geçen celsede ruznameye alınması kabul edilen To­kat Mebusu Ahmet Gürkan'm bir kanun teklifinin Ticaret Encüme-nindeki durumu hakkında izahat vermiş ve ondan sonra kürsüye gelen Ahmet Gürkan da kendi fikirlerini serdetmiştir.

Bunları takiben ruznamenin müzakeresine başlanarak, evvelce komis­yona gönderilmiş bulunan ve. bu defa Meclise gelen bira, tabiî köpüren şarap ve viskinin istihlâk vergisine tabi tutulması hakkında kanun lâ­yihasının dördüncü maddesi kabili olunmuş ve akabinde kira kanunu lâyihasının konuşulmasına geçilmiştir.

Kira kanunu lâyihası:

Meclisin geçen celsesinde, müzakereye esas olarak hükümetin ve mu­vakkat encümenin hazırladığı kanun tasarısının ele alınması mevzuu konuşulmuş ve bu hususta söz alan hatiplerden bir kısmı hükümetin hazırladığı tasarının lehinde bulunmuşlar, encümen sözcüleri ise, ken­di tasarılarının müdafaasını yapmışlardı. Bugünkü toplantıda, aynı ko­nuşmalar devam etmiştir. Hükümetin kiralan serbest bırakmayı istih­daf eden kanun tasarısını savunan hatipler, memlekette 939 dan sonra bakiye kalan yerlerde bütün kiraların normalleşmiş olduğunu, karşı­lıklı rıza ve muvafakatlarla kiraların normal seyrini bulduğunu, eğer muvakkat encümenin tasarısı kabul edilirse, buna göre kiralara yüzde 500 ve yüzde 300 zam yapılmakla, normal hale girmiş bulunan kiralara yeniden ilâveler yapılması lâzım geleceğini ileri sürmüşler ve kiraların dondurulması mevzuuna da temas ederek bunun inşaata mani olaca­ğını ve böylece mesken sıkıntısının daha da artacağını ifade etmişlerdir.

Muvakkat Encümen Reisi Halil İmre de yaptığı konuşmada ezcümle şunları söylemiştir:

Muhterem arkadaşlar, bir çok arkadaşlarım, bilhassa hukukçu arka­daşlarım meselenin hukukî bünyesi üzerinde meşgul oldular, sarahaten ifade ederim ki, bütün hukukçu arkadaşlarıma dehalet ve iltica ederek arz ve ifade ederim ki, lâyihada katiyen hukuka aykırı hiçbir taraf yok­tur. Millî Korunma Kanunu yaşamaktadır, hayatı devam etmektedir, onun hükümlerinden devlet dairelerinde istifadeye devanı olunmakta­dır. Kaldı ki mülkiyet hakkının dahi istimalinin kanunen tahdit edil­mesinin mümkün olacağını yine anayasayı tetkik eden arkadaşlarımız pekâlâ bilirler. Meselenin anayasa hukukuna taallûk eden kısmında anayasaya sırt çeviren bir cihetin mevcut olmadığını bir daha huzuru­nuzda işaret ve teyit etmek isterim arkadaşlar.

6084 sayılı kanunun bir serbest rejim tayin ettiğini söyliyen arkadaşlar bunun, bir nevi müktesep hak olduğunu ifade ediyorlar. Böyle bir şey yoktur arkadaşlar.

Muhterem arkadaşlarım, teklifimizin iktisadıliği bakımından da konuşan arkadaşlarımız oldu. Arkadaşlar, evvelâ şunu arzedeyim ki, bu mevzu sadece, sırf iktisat, ekonomi meselesi değildir. Bu bir sosyal iktisat meselesidir. Sosyal iktisat meselesi olarak bir tedbir ve bir anla­yışla bunu kanuna vazetmek lâzımdır. Bir ekonomik endişe ile bir memleketin imarını ve ihyası dâvasını başkaca iktisadî fikirler üzerin­de tevakkuf etmeden sadece dar gelirli vatandaşların tediye gücünden beklemek katiyen doğru bir hareket değildir.

Arkadaşlar,, gayri menkul, menkulle kıyas edilemez. Bir yerde bir şeker sıkıntısı olabilir, memleketin bir bölgesinde ve toptan bütün memle­kette bir maddeye ihtiyaç şiddetle hissedilir ve o anda bu madde bulu­namaz, fakat oraya o ihtiyaç maddesini nisbî bir şekilde de olsa gönde­rip tevzi etmekle sıkıntı bertaraf edilebilir. Fakat gayri menkulün arz ve talep bakımından seyyâliyetini muhafaza etmek mümkün değildir. Vatandaş sıkıntısı duyulan bir maddede imsak edebilir. Fakat gayri menkul sıkıntısı hissettiği zaman vatandaşın yatacağı yer. çadırdır. Açıkta kalmağa mahkûmdur. Bunu nasıl menkul maddelerle mukaye­se edebiliriz.

Muhterem .arkadaşlar, hükümet tasarısının karakteri serbest rejimdir. Birleşmiş görünen irade ve rızaların manevî unsurlarını nazarı itibare almamıştır. Buna rağmen kirada anlaşmamaları halinde mahkemeye sevketmektedir. Halbuki bilhassa bundan içtinab etmek lâzımdır. Bi­zim vazifemiz vatandaşı mahkeme kapısına sevketmek değildir. Mah­kemeye mümkün olduğu kadar vatandaşı götürmemek ve beşerî mü­nasebetleri mahkeme kapısına kadar sürüklemekten içtinab ederek ona göre ahkâm tedvin etmekle vazifeliyiz.

Arkadaşlarım, biz muhterem huzurunuza en mükemmel bir metin ge­tirdiğimizi asla iddia etmedik, bugünkü şartlar içinde mahzurları en az tadad edilebilir bir hal tarzı getirmiş olmakla müftehiriz. Demin de de­diğim gibi, en mükemmeldir iddiasında değiliz, üzerinde tashihat yapı­labilir.

Muvakkat Encümen Reisinin bu konuşmasından sonra, söz alan diğer hatipler fikirlerini söylemişler ve neticede daha konuşacak olanların bir hayli olduğu belirtilerek, konuşmaların on dakikaya indirilmesini teklif eden takrir kabul edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi pazartesi günü toplanacaktır.

Sovyet - Yugoslav müzakereleri hakkında Hariciyemizin görüşleri: 15 Mayıs 1955

 Ankara :  .

Bu ayın sonuna doğru, Sovyet Komünist Partisi Birinci Sekreteri Kru-şef'in reisliğinde bir heyetin, Mareşal Tito'nun riyaset edeceği bir he­yetle müzakereler yapmak üzere Belgrad'a gideceğine dair Moskova ve Belgradda neşredilen tebliğler hakkında Hariciyemizin görüşlerinin şu suretle ifade ve hülâsa olunabileceğini öğrenmiş bulunuyoruz:

Sovyet Rusya hükümetinin, dünyadaki gerginliğin izaiesi ve sulhun te­sisi mevzuunda girişmiş olduğu ve bilhassa son zamanlarda büyük bir hız ve vüs'at verdiği propagandaların Yugoslav liderleri üzerinde tesir yapmaktan hâli kalmadığı malûmdur. Diğer taraftan, Yugoslav dost­larımız, Sovyet Rusya ve diğer kominform âzasj. devletlerle olan müna­sebetlerini «tabiîleştirmek» şeklinde ifade olunan bir politikayı terviç etmektedirler.

Bu itibarla, müstakbel Sovyet Rusya - Yugoslavya görüşmeleri hakkın­daki haber her ne kadar âiü olarak ortaya çıkmışsa da haddi zatında hayret edilecek birşey değildir.

Başvekilimiz Adnan Menderes'in geçen hafta Belgrad'da yaptığı müza­kere sırasında, Yugoslav liderleri kendisine, Yugoslavya ile Rusya ara­sındaki münasebetlerin İslahını - diğer tâbirle normalleştirilmesini istediklerini ve fakat bu normalleşmenin, Yugoslavyanm Balkan ittifa­kı ve garp devletleriyle yakın münasebetler tesisi esasına dayanan dış siyasetlerinde herhangi bir değişiklik yapılacağı mânasını asla tazammun etmiyeceğini temin eylemişlerdir.

Binaenaleyh, Türkiyenin iyi niyetlerinden hiçbir zaman şüphe etme­miş bulunduğu müttefiki Yugoslavyanm, bahis mevzuu Sovyet - Yugos­lav müzakerelerine, bugüne kadar takip etmekte olduğu dış siyasete ve taahhütlerine aykırı bir istikamet almasına müsaade etmiyeceği muhakkaktır.

Şu kadar var ki, Sovyet Rusya hükümetinin son zamanlarda, Avustur-yayı tarafsızlaştırmak, Federal Almanyanm Avrupa müdafaa camiası­na girmesinin tatbikatını mümkün mertebe güçleştirmek ve netice ve tesirlerini asgariye indirmek suretiyle sulh ve emniyet cephesini zayıf­latmak maksadiyle siyasî ve psikolojik sahalarda kesif faaliyetler sar-fettiği aşikârdır.

Binaenaleyh bu hükümetin, dörtler konferansının toplanması tahak­kuk etmek üzere bulunduğu şu sıralarda, mukarrer Belgrad görüşme­lerini, ayni maksat için çok faydalı telâkki etmiş olması mülâhazası ha­tıra gelmektedir.

Belgrad görüşmelerinin, hakikî sulhun tesisi ve sulhsever milletlerin emniyetinin icabı veçhile kuvvetlenmesi yolunda sarfedilegelmekte olan gayretler için zararlı olmasına, Yugoslav müttefiklerimizin mey­dan vermiyeceklerine kaniiz. Çünkü, eğer Moskovanm Beîgrada bu ka­dar mühim şahsiyetlerden mürekkep bir heyet göndermesi Yugoslavya ya karşı bir teveccüh ve itibar eseri ise, bu teveccühkâr siyaseti takibe Moskovayı sevkeden, Yugoslavyanm 1948 denberi şahidi olduğumuz azimli ve kararlı siyaseti yanında sulhun ve milletlerin mevcudiyet ve istiklâllerinin korunması uğrunda bunca gayretlerle ve azim fedakâr­lıklarla teşekkül eden ve çalışan sulhsever milletler cephesinin rolünü ve tesirini hiçbir zaman hatırdan çıkarmak mümkün değildir.

Büyük Millet Meclisinin bu sabahki toplantısı:

18 Mayıs 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, Irak Mebusan Meclisinden gelen telgraf okunmuş­tur. Telgrafta şöyle denilmekteydi:

Ekselân Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Ankara

Irak Meclisi Mebusan âzası yüksek Meclisinizin Irak parlamento heyeti âzasma göstermiş olduğu fevkalâde güzel karşılama ve misafirperver­liği aksettiren mesajınıza 15 Mayıs 1955 tarihinde vakıf olmakla son de­rece mütehassis olmuştur. Meclis âzası, sizin samimî ve muhterem Tür­kiye Büyük Millet Meclisi azasının asil ruhunuzu, samimî dostluk his-lerinizi yad ederek gösterilmiş olan bu misafirperverliğe ve yüksek dostluk hissiyatına sonsuz teşekkürlerini ve memnuniyetlerini en derin hürmetlerimle iblâğa beni memur etmiştir. Bu fırsatla zatı devletlerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi azasına derin memnuniyetimi ve hür­metlerimi takdim eder, Türk ve Irak milletlerinin her arzularının ta­hakkukunu Cenabı Haktan dilerim.

Abdulvahap Mercan, Irak Mebusan Reisi Telgrafın okunması sürekli alkışlarla karşılanmıştır.

Bundan sonra ruznamedeki maddelerin müzakeresine geçilmiştir. Bu arada Bursa Mebusu Hulusi Köymen ile iki arkadaşının münhal me­busluklar için bu sene ara seçimi yapılmaması hakkındaki takriri okun­muş, Malatya Mebusu Nüvit Yetkin (C.H.P.) ile Kırşehir Mebusu Ali Osman Alişiroğlu söz alarak, takririn aleyhinde konuşmuşlar ve ara se­çimlerinin yapılmaması teklifinin anayasaya aykırı olduğunu ileri sür­müşlerdir. Teklif sahibi Hulusi Köymen de, bu iddialara karşılık ola­rak ezcümle şunları söylemiştir:

Muhterem arkadaşlarım, Osman Alişiroğlu arkadaşımızın seçimlerin tehiri aleyhinde tturaöa serdettiği fikirlere gene kanun muvacehesinde ve memleket realiteleri muvacehesinde ilişmek zaruretini hissettim. Bir defa şunu belirtmek lâzımdır ki, Seçim Kanunumuz hilâfına Meclis karar vermedikçe, seçimin yılı içinde yapılmasını emreder. Demek olu­yor ki, Meclise bir takdir hakkı veriyor. Şunu hepiniz biliyorsunuz ki, münhal olan seçim mıntıkası yedi bölgeye aittir. Yedi bölgede yapıla­cak bir sondaj hükümetin bütün vatan sathına yayılan icraatını ve yüksek Meclisinizin ve iktidarınızın çıkardığı kanunların tetkik ve ten­kidi için nasıl külli bir mahiyet taşıyacağını anlamak biraz güç olmakla beraber arkadaşıma şunu temin etmek gerektir ki, yine bu sene içinde bütün vatan sathında yapılacak olan Belediye ve umumî Meclis seçim-ieri dolayısiyle, halkımızın iktidar üzerindeki noktai nazarını sempati-âi veya antipatisi, memnuniyeti veya hoşnutsuzluğunu tamamen ta­savvur imkânı hasıl olacaktır. Şu halde bu yıl elimizde bir murakabe mekanizmasının işleyeceğine göre, artık iktidarın murakabesiz bir yıl geçireceği kanaati tamamen esassız ve realiteye de gayri mutabıktır.

Saym Nüvit Yetkin arkadaşımızın işaret ettiği bir nokta var, oraya da temas etmek lâzım gelecektir. Diyorlar ki: Bir seçim bölgesinde bir mebusluğun inhilâli demek o seçim bölgesinin temsili durumuna bir zaaf iras etmek demektir. Hattâ temsil edilme­mesi demektir.

Arkadaşlar onun böyle bir esası ne gibi unsurlarla teşkil ve tesis ettiği­ne benim aklım ermedi. Bir seçim bölgesinde mevcut olan mebus adedi­nin herhangi bir inhilâl vukuunda vefat dolayısiyle veya istifa dolayisiyle o bölgenin artık temsili kabiliyeti ve selahiyeti tamamen yıkılmış­tır mütaleası, siyasî hukukta hiç bir kaydına tesadüf edilemiyen bir kritik mahiyetinde karşılanması lâzım gelir. Her mebus seçildiği bölge­yi temsil etmek değiî, bütün memleket sathında millî iradeyi bu Mec­lis safında temsil etmek yetkisini anayasa mucibince tamamen iktisap etmiş bulunmaktadır. Bursa, Trabzon, Erzurum mebusları yalnız o vi­lâyetleri temsil eder diye burada temsil iştirakini ileri sürmek bizim anayasa ile asla kabili izah değildir.

Şu sebepler karşısında arkadaşlarımızın muhalefeti ne realiteye, ne de hukukî esaslara istinat eder bir muhalefet olmadığına göre teklifinizin kabulünü ben de arz ve rica ediyorum.»

Hulusi Köymen'in konuşmasından sonra takrir reye sunulmuş ve ka­bul edilmiştir.

Bunu takiben Kira Kanunu lâyihasının müzakeresine geçilmiştir. Ha­tırlanacağı veçhile, geçen celsede lâyihanın birinci maddesi ile ikinci maddesinin A fıkrası bazı değişikliklerle kabul edilmişti. Bugünkü cel­sede ikinci maddenin B ve C fıkraları ile, üçüncü madde kabul edilmiş­tir. Kabul edilen fıkra ve maddeler şunlardır:

Madde 2. Fıkra 1959 yılı kira bedelleri mukavele ile belli olmıyan veya 1939 yılından sonra kiraya verilmeye başlanan yahut kullanma tarzı tamamen değiştirilerek kiralanan gayri menkullerin kira bedelle­ri Belediye Encümenince 1939 rayici esası alınarak o mahal veya semt­teki mümasillerine göre takdir edilen kira bedellerine yukardaki nis­petlerde zamlar yapılmak suretiyle taayyün eder.

C  1939 yılından sonra inşa edilen veya aslî heyeti tevsi veya tebdil edilmek suretiyle esaslı olarak tadil edilmiş gayri menkullerin, kira be­delleri Bina Vergisi Kanununa göre tahakkuk eden gayri safi iradla-rı nazara alınarak tesbit edilen kiralarına meskenlerde yüzde yüz, mes­kenlerden gayri yerlerde yüzde iki yüz zam yapılmak suretiyle bulu­nacak miktarı geçemez. Şu kadar ki, bu madde gereğince yapılan zam­larla tesbit olunan kiralar üçüncü maddedeki emsal kiralarını geçe­mez.

Madde 3.  a) Birinci maddede yazılı yerlerde 24.11.1947 tarihinden sonra inşa olunan gayri menkullerin kira bedelleri 12.V.1953 tarihin­de mevcut yazılı veya sözlü mukavele ile belli miktarı geçemez.

b) 12.V. 1953 tarihindeki kira bedelleri yazılı veya sözlü mukavele ile belli olmayan veya bu tarihten sonra kiraya verilmeye başlanan yahut kullanma tarzı tamamen değiştirilerek kiraya verilmeye başlanan ya­hut kullanma tarzı tamamen değiştirilerek kiraya verilen gayri men­kullerin kira bedelleri o mahal veya semtteki mümasillerinin 12.V.1953 tarihindeki kiralarına göre Belediye Encümenlerince takdir edilir. 6084 mezkûr kanun hükümlerine müsteniden hükmen veya her ne suretle olursa olsun tahliye edilmek suretiyle serbestçe kiralanan gayri men­kullerin kira bedellerinin tâyininde de bu madde hükümleri tatbik olunur.

c) Emsali bulunmayan yerlerde ise Beleöiye Encümeninin kararı alı­nır.»

Başvekil Adnan Menderes'in beyanatı:

21 Mayıs 1955Ankara :

Başvekil Adnan Menderes'in bugün Büyük Millet Meclisinde iki de­fa söz alışında yapmış olduğu beyanatı şu suretle hülâsa etmek müm­kündür:

Başvekil Adnan Menderes sözlerine şöyle başlamıştır:

«Muhalefet ötedenberi üzerinde durduğu bazı mevzularla alâkalı yeni bir dâva ikame etmek niyetiyle dün Meclise müstaceliyetle müzakere talebi ile bazı kanun teklifleri getirmiştir. Muhalefet, bu tekliflerin derhal müzakeresi için zaman mevcut olmadığını biliyordu. Ayrıca bugün, bir tebliğ de çıkartmış bulunmaktadır. Muhalefetle iktidar ara­sında elbette fikir, görüş ve politika ayrılıkları olacaktır. Fakat bunun için mutlaka bir şiddet usulüne ve kavgalı mücadele sistemine gidil­mesi lâzımgelmez. Kanaatimizce bunların zamanı çoktan geçmiştir. Bugün içtimaî bünyemizi tazyik altında bulunduran, vatandaşı endi­şe altında yaşatan ve Meclisi tatile gitmekten alıkoyabilecek bir ma­hiyet taşıyan müstacel ve ehemmiyetli en küçük bir mesele dahi mev­cut değildir. Halbuki uzun bir faaliyet devresinden sonra Meclis, bu­gün tatil kararı verince, mebuslar intihap dairelerine gidecek ve orada da vatandaşın işleri ile meşgul olacak ve işlerin ne suretle cereyan et­tiğini yerinde tetkik edecektir. Yaptığımız kanunların iyi tatbik edil­mesi hususunda yüksek murakabenizi en müessir bir şekilde kullana­bilmek imkânını bu tatilde de elde etmiş olacak ve gerekirse müdaha­lede bulunacaksınız.

Başvekil, bu tatile giderken milletin sinirlerini gerecek ve arada huzur­suzluk yaratarak yıllardanberi esasen yorulmuş olan vatandaş asabı­nı tekrar yorgunluklara sevkedecek bir yolun tercih edilmesini doğru bulmadığını belirtmiş ve şöyle demiştir:

«Önümüzde tekrar seçimler var. Bu seçimler de aynı vatanın evlâtları olmanın icabına göre dostça ve kardeşçe, fakat, siyasî kanaatlerimizde muzır olarak, insafı ve vicdanı da elden bırakmıyarak medenî insan­lara ve demokratik bir idareye yaraşır tarzda mücadelemizi yapmamı­zı kendilerine, dost» bir partinin reisi olarak tavsiye ederim. Şiddetten çıkacak hiç bir müspet netice yoktur, çünkü ne ekilirse ancak o biçi­lir. Bu memleketin bütün işlerini kardeşçe yapmağa, halletmeğe ça­lışmalıyız.»

Başvekil hâkim teminatı, Belediye Kanunu, Seçim Kanunu, Basın Ka­nunu ve Üniversite Muhtariyeti Kanununun, Demokrat Parti iktida­rı zamanında çok daha iyi bir vaziyette olduğunu belirtmiş, eldeki Be­lediye ve Seçim Kanunlarının, namuslu ve dürüst seçimler yapmağa kâfi olduğunu, esasen seçimlerin yüzde yüz doğru yapıldığına ve ya­pılacağına herkesin kani bulunduğunu kaydetmiş, hâkim teminatının tamamiyle mevcut olduğunu, tekaütlük haddinin otuz veya yirmi beş sene olmasının teminatla hiç bir alâkası bulunmadığını bir kere daha ifade etmiş, üniversitelerin ilmî muhtariyetlerine tamamiyle sahip ol­duklarını ve ancak günlük politikaya karışmalarının menedilmiş bu­lunduğunu tasrih etmiş, matbuatın serbestisinin tam olduğunu, ten­kidin hiç bir suretle tahdit edilmemiş bulunduğunu, sadece küfür ve hakaret etmenin kanunla yasak edildiğini söylemiş ve demiştir ki:

«Memleketimizde bir rejim meselesi yoktur. Bu memlekette mutlaka bir rejim dâvası bulunduğu iddiasiyle milleti endişeye sevketmeğe çalış­mak doğru olmaz. Bu tarzda hareketler çoktan iflâs etmiş usullerdir.

Dünyanın şartlarının bugün ne kadar nazik olduğunu söylemeğe dahi hacet yoktur. Memleketimiz ise böyle bir zamanda bir tesis ve teessüs devresi yaşamakta, yepyeni bir iktisadî bünyeye girmektedir. Yepyeni içtimaî ve siyasî şartlar tekevvün etmekte ve memlekete yerleşmektedir. Böyle bir zamanda, memleketimiz, vatandaşların serbestçe yaşıyabile-cekleri, çalışabilecekleri ve iradelerini izhar edebilecekleri bir memle­ket olmakta devam ettikçe, onur, huzur ve sükûnunu bozmak için te­şebbüslere kalkmanın hiç bir mânası olamaz. Asılsız ve esassız bir ta­kım dedikoduların ötesinde bu memleketin asırlarca geri kalmış ol­masının önünde yığdığı dertler vardır ve muazzam işler görülerek bu dertlerin giderilmesine uğraşılmaktadır.»

Başvekil Adnan Menderes tahakküm zihniyetinin ve şahıs imtiyazla­rının artık bu memlekette demokratik bir nizam içinde mevcut olma­dığını ve hiç bir suretle yaşayamıyacağını kaydetmiş, milletin hakikî temsilcisi olarak Büyük Millet Meclisinin bütün icraata hâkim bulun­duğunu söylemiş, bazı kanunlarda yapılan değişiklikleri infial tedbir­leri diye vasıflandırmanın asla doğru olmadığını,- bunların memleketi hattâ tehlikelere kadar sevkedecek bir sabırla devam eden uzun tec­rübelerin bir neticesini teşkil ettiğini belirtmiş ve son Demokrat Par­ti Meclis Grupunda yaptığı beyanatta telmihle şöyle demiştir:,

«İçtimaî ve siyasî zaruretlerin icabı olarak müşterek bir vicdan kanaatiyle varmış olduğumuz bu neticelerin kanun seklindeki ifadelerini teş­kil eden hükümleri, partilerarası temaslar uğruna keenlemyekûn ad­detmeğe imkân yoktur. Sizlere sormadan ve danışmadan hiç bir de­ğişiklik yapılamaz. Temasların mânası ise, siyaset adamlarının arala­rında câri olması lâzımgelen medenî münasebetlerin bir ifadesini teş­kil eder.»

Başvekil Adnan Menderes beyanatının bir noktasında ayrıca bedelsiz mal ithali hakkında alman kararla ilk tatbikatın zararlı neticeleri kar­şısında bu kararın iptali mevzuuna da temas etmiş, hükümet olarak her gün tedbir almak mevkiinde ve mecburiyetinde bulunanların ka­rarlarının hepsinde yüzde yüz isabet olmadığını iddia etmenin müm­kün olamıyacağını, Demokrat Parti hükümetinin hataları red ve inkâr etmeyi hikmeti hükümet telâkki eden zihniyetten tamamiyle uzak bulunduğunu belirtmiş ve şöyle demiştir:

«Aldığımız kararlar içinde hatalı olanlarını gördüğümüz zaman bunun prestijimizi sarsıp sarsmıyacağma asla bakmadan bunlara millî men­faatlerimizin icabına uygun bir istikamet vermeğe derhal tevessül ede­riz. Biz hatasını açıkça itiraf etmesini bilen ve bunda hacalet değil, fa­kat şeref duyan bir hükümetiz, Milletçe böyle bir emniyetin içindeyiz, Türk vatandaşı artık hatalarda senelerce İsrar edilmenin acısını çekmiyecektir.»

Başvekil Adnan Menderes beyanatında, memleketin iktisadî vaziyeti­ne de temas etmiş, memleketin tam bir kalkınma devresi içinde bulun­duğunu, 1950 senesindeki her türlü istihsal ve istihlâk rakamlariyle ay­nı maddelerin bugünkü rakamları arasındaki muazzam farkları gös­termeğe kâfi geldiğini söylemiş, içinde bulunduğumuz 1955 yılı büt­çesinin tahakkuku ile alâkalı son rakamları da vermiştir:

Mart ve nisan aylarının bir sene evvele nazaran gelir fazlası ayda 53 milyondan 106 milyon lira tutmaktadır. Bu, senede 650-700 milyon et­mekte ve milletçe çok sevinilecek bir mâna taşımaktadır.»

Başvekil Adnan Menderes memleketin iktisadî vaziyeti hakkında ayrıca şu izahatı da vermiştir:

«Memleketteki kazançlar ve fiyat rakamları, muayyen bir konjonktü­rün içinde memleketin refaha doğru gitmekte olduğunu gösteriyor. Eğer böyle olmasa idi çimentoyu beş misli, demiri on misli, dokuma mensucat maddelerini yine on misli sarfedemez, bütün ihtiyaçlarımızı üç dört misli daha geniş olarak temin edemezdik. Bugün memleketin her tarafında hummalı bir inşa, bir imar ve bir ümran faaliyeti var­dır. Buhran içinde olan bir -memlekette' mütemadiyen iş hacmi geniş­ler mi? İnşaat ve ümran olur mu? Milletimiz bugün teminatlı bir ha­yatın, istihsal şevkinin ve yaşama zevkinin içindedir.

Bir dış tediyede müzayakamız vardır. Fakat harbden sonra her mem­leket, kalkınırken, bu geçici müzayakaları görmüştür. Eğer konjonktü­rü» en müsait olan 1945 senesinde kalkınmamıza başlamış olsaydık, o zaman kalkınmalarına başlıyan memleketlerde bugün olduğ^u gibi biz de bugün o devri arkamızda bırakmış bulunurduk. Fakat kalkınmağa ancak 1950'de başlamış olmakla beraber muazzam merhaleler katetmiş bulunuyoruz, istihlâki üç misline çıkan bu memlekette artık bir şe­ker meselesi bitmiştir. On misli istihlâk edilen bir dokuma mevzuu da artık Türk vatandaşı için yoktur. Gelecek sene bugün de bir çimento meselesi, bir demir meselesi kalmıyacaktır. Türkiyede yiyecek mese­lesi, kömür meselesi de artık kalmamıştır. Bunların hepsi muntazam bir plânla takip edilmektedir. Daha dün bizim için muazzam bir yük olan meselelerin yüzde doksanı, iki sene sonra maziye karışmış bulu­nacaktır. Başvekil bütün bu kalkınmanın, vatandaş ihtiyaçlarında, bir çok mem­leketlerde ve meselâ İngiîterede uzun yıllar olduğu gibi, en ufak bir kısıntıya mahal bırakmadan tahakkuk etmekte olduğuna işaret etmiş ve şöyle demiştir: Eskinin aksine olarak bugün gece gündüz hükümetiniz vatandaşın bütün ihtiyaçlarını temin etmek ve vatandaşı tatmin edebilmek için mütemadi gayret sarfetmektedir. Yapılmakta olan büyük işlerin, fev­kalâde ve süratli bir kalkınmanın mucip olması çok tabiî bulunan fe­dakârlıkları ve mahrumiyetleri vatandaşa hissettirmemek için elimiz­den gelen bütün gayreti de sarf etmekteyiz. Ben burada bunu Türk Heyetler, gerek kurulacak teşkilât ve gerekse diğer hususlar hakkında görüşlerini bildirmişlerdir.

Bu arada Türk heyeti reisi İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı da söz almış ve Türk heyetinin noktai nazarını aşağıdaki şekilde ifade etmiş­tir:

«Lübnan hükümetine, bizi burada toplamak fırsatını veren bu konfe­ransı tertiplemek hususundaki teşebbüsünden dolayı hükümetim adı­na hararetli teşekkürlerimi ifade etmek benim için büyük bir zevktir. Kurmaya başladığımız bu eserin memleketimiz arasında daha sıkı ik­tisadî bir işbirliğinin gelişmesinde hizmet görmesini ümit ve temenni etmekle bahtiyarım.

Konferansın bu umumî ilk celsesinde, davet edilmiş olan hemen bütün âza memleketlerin hazır bulunduğunu müşahede etmek ayrıca memnu­niyet verici bir hâdisedir. Bu mutlak iştirak, konferansın kati muvaf­fakiyeti ve kararlarımızın hepimiz tarafından arzu edilen ittifakla alın­ması bakımından güzel bir başlangıçtır.

Türk hükümeti Yakın ve Orta Şarkta bir iktisadî teşkilâtın bulunma­sının faydalı olacağına tamamen kanidir. Bu itibarla da bu hususta her türlü yardımı yapmanın en hararetli taraftandır.

Kaldı ki, Türkiye her zaman beynelmilel' iktisadî işbirliğini temin ede­cek, her türlü gayreti sarfetmek'ten geri kalmamıştır. İşte bu ruh ha­leti içindedir ki, muvaffakiyetini canıgönülden istediği bu .konferansada bizleri delege olarak göndermiştir.

milletinin huzurunda Hakka şükürler olsun tam bir itminanla ifade edebiliyorum.. Bugün Türk milleti 1950'de sarf ve istihlâk ettiğinin, bü­tün maddeler göze alındığı takdirde, vasati olarak üç mislini sarf ve istihlâk etmektedir. Buna sıkıntı denmez. Basit fiyat endekslerinin öbür tarafında işte böyle derin hakikatler vardır. Eğer memleket bü­yük bir buhranın içinde olsaydı Demokrat Parti elbette 1954'te bunun cezasını çekmiş olurdu.

Başvekil Adnan Menderes sözlerini şiddetli alkışlar arasında şöyle bi­tirmiştir:

Arzettiğim gibi bütün esaslı meselelerimiz bugün halledilmiş bulun­maktadır. Âzami 1957 de, 1958 de bu memleket, hudutları yirmi sene kapansa dahi, kendi imkânlariyle, kendi hudutları içinde müreffeh ve mesut bir hayat yaşıyacak bir hale gelmektedir.»

Sıtkı Yırcalı Yakın ve Orta Şark iktisadî işbirliği konferansında Türk görüşünü açıkladı:

28 Mayıs 1955

 Beyrut:

(Hususî muhabirimizden) :

Yakın ve Orta Şark iktisadî işbirliği konferansı, iki gündenberi devam eden usul ve ruzname hususundaki çalışmalarını müteakip bugün de ilk umumî heyet açık toplantısını yapmıştır.

Konferansın çalışmaları bakımından Türkiye heyeti, kurulacak teşki­lâtın iştigal edeceği mevzular ve vazifelerinin münakaşa ve tetkikinde «Uzvu ihtiyaçlar doğurur» kaziyesini mebde olarak ele almaktadır. Binaenaleyh Türk heyeti, kurulacak teşkilâtın mahiyetini tesbit bakı­mından Yakın ve Orta Şark memleketlerinin iktisadî sahadaki menfa­atleri bakımından ihtiyaçlarının teşrih, ve tesbit edilmesini teklif et­mektedir..

Bu hususu temin için konferansın vazifelendirdiği bir komisyonun bu­lunduğumuz mmtakanm ana iktisadî dâvalarını, tâyin ve bunların ma­hiyetlerini tesbit etmesi için derhal çalışmalarına başlaması zaruridir. Bu komisyonun hazırlıyacağı rapor üzerinde konferansın umumî heyeti mütalâalarını belirttikten sonra kurulmasa mutasavver iktisadî teşki­lâtın vazifeleri tamamen tebellür etmiş olacaktır. Bu suretle ruzname-deki diğer maddeler teşkilâtın vazifeleri hususunda münakaşaların ne­ticesi ışığında kolayca halledilebilecektir.»

İktisat ve Ticaret Vekilimiz Sıtkı Yırcalmin bu konuşmasını takiben muhtelif delegeler aynı mahiyette Türk teklifine uygun mütalâalar dermeyan etmişler ve neticede bir teşkilât ve bu teşkilâtın meşgul olacağı mevzularla yine bu teşkilâtın Birleşmiş Milletler Anayasası ruhu için­de diğer teşkilâtlarla münasebetini tesbit edecek bir komisyon kurul­masına ittifakla karar verilmiştir.

Bugün saat 16,30 dan itibaren heyetlerin tefrik ettiği azaların iştira­kiyle bu komisyon çalışmalarına başlamıştır.

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol'un nutku: 28 Mayıs 1955

 Konya :

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol Demokrat Parti Konya vilâyet kon­gresinde bir konuşma yapmıştır. Delegelerin tezahürleri ve şiddetli.al­kışları arasında kürsüye gelen Devlet Vekili Sarol kongrenin muhterem delegelerine Başvekilimiz Menderes'in selâm ve muhabbetlerini getirdi­ğini bildirmekle söze başlamış, geçen sene bir defa Konyaya gelmiş ol­masına rağmen çok kısa bir zaman kaldığından ötürü, büyük bir işti­yakla ikinci ziyareti beklemiş olduğunu ve bugün bu fırsata sahip ol­duğundan dolayı da büyük bir bahtiyarlık duyduğunu ifade etmiştir.

Dr. Mükerrem Sarol son günlerin siyasî hâdiselerine temas eden bu konuşmasında «Ben memleketimizdeki 5 senedenberi her gün bir ev­velkilerine bir yenisinin ilâve edildiği mesut inkişaflardan bahsedecek değilim. İcraatımız riyazi rakamlara dayanacak bir şekilde hepinizce gayet iyi bilinmektedir. Ben size yol dâvasından mı bahsedeyim? Li­manları mı söyliyeyim? Ticaret filomuzun artan tonajından mı bahse­deyim? Mekteplerden, sağlık merkezlerinden, barajlardan velhasıl memleketimizin kaydettiği inkişaflardan mı bahsedeyim? Her birinizce teker teker bilmen eserlerinizden size bahsederek kıymetli vaktinizi al-mıyayım», demiş ve şöyle devam etmiştir:

«Arkadaşlar, bilirsiniz bizim kararlarımız temiz olan vicdanlarımızda teessüs eder. Biz Meclisin kapanacağı güne kadar almış olduğumuz bir kararı tatbik hususunda daima büyük bir dikkat sarfetmekte idik. He­pinizin gayet iyi bildiğiniz gibi, 1954 seçimlerinden evvel, Halk Partisi, Genel Başkanlarından ocaktaki üyesine kadar her. çeşit zehir ve nifak tohumlarını vatan sathına yaymaktan geri kalmadılar. Bizzat Genel Başkanlarının ağzı ile «Yarın iktidar değişirse, bizi zahmete sokanla­rın görecekleri vardır» demek suretiyle bizleri tehdide kadar gittiler. Seçimlerden sonra biz kendilerine ahlâkî ve mânevi bakımdan böyle bir muhalefet istemiyoruz. Siz kanunların ve talimatnamelerin himayesi­ne sığınarak mevcudiyetinizi devam ettirebilirsiniz, fakat biz 1950-1954 devresini bir daha yaşamak ve yaşatmak niyetinde değiliz» dedik.

Sözlerine devam eden Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, bu hâdiseden sonra iktidarla muhalefet arasında yavaş yavaş medenî yaklaşmaların vücuda geldiğini, hattâ Başvekil Menderes İzmir nutkunda: Hiddet ve şiddet politikasını artık tarihe gömüyoruz, müşterek memleket menfaati için çalışalım» dedikten sonradır ki, Vekiller ve Genel İdare Kurulu azalarını bu verilmiş karara uyarak parti kongrelerine gönder-memeğe başladığım, zira konuşmak mecburiyetinde kalınılırsa, eski de­virden bahsetmekle gayenin kaybolabileceği ihtimalini hesaba kattığı­nı ilâve etmiş ve Meclisin kapanacağı güne kadar ufak tefek anlaşmaz­lıkların zuhur etmesine rağmen buna kıymet verilmediğini, fakat o gün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının Başvekile, topyekûn ikti­dara ve Meclise karşı kindar ve affedilmez bir gayızla yaptığı müteca­viz konuşmanın bu güzel havayı bulandırdığını söyliyerek İsmet Paşa,nın bu hareketinin artık siyasî hayatının son günlerine yaklaşmış bir inşanın hareketlerine yakışmıyacak bir şekilde tezahür etmekte bulun­duğunu izah etmiştir.

Dr. Mükerrem Sarol 'devamla:

«İsmet Paşanın beğenmediği Demokrat Parti iktidarıdır. Onun beğen­mediği iktisadî, malî ve ticarî sahadaki icraat değil, daha doğrusu İs­met Paşa iktidarı istemektedir.

Eskiden İsmet Paşa Meclise girerken secdeye yatılırdı. O bunun hasret ve iştiyakı içindedir. O devri artık bir daha elde edememenin üzüntü­sü içindedir.» demiş, Demokrat Parti kongrelerinin kendileri için hu­dutsuz bir emniyet merkezi olduğunu hatırlattıktan sonra Demokrat Parti içindeki tesanüdü bir kere daha belirterek sözü muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi içindeki ahenksizliğe intikal ettirmiş ve uzun zahmetli ve emekli bir hayat içinde dahi insanların kolay kolay tarihe mal olamıyacaklarını beyan etmiştir. Uzun seneler zarfında ta­rihî bir takım vazifeler ifa etmek suretiyle ölümünden bir sene evveli­ne kadar aziz Ata'mn emniyetine mazhar bir insan olarak milletin ve devletin kaderine el koymuş İsmet Paşa gibi bir adamın son hareket­lerinden ötürü Halk Partisi içinde iki kişinin çıkıp ta «Paşam yapma, memlekete ve kendine kıyma» diye ikaz edemediklerini bildiren Dr. Sa-rol Demokrat Partinin k'uruluşundanberi elde etmeğe muvaffak oldu­ğu millî zaferlerinin bir hülâsasını yaptıktan sonra demiştir ki: Seçimleri 1950 de Demokrat Parti kazandı. Aslına bakarsanız bu fiilî zaferi Demokrat Parti daha kurulduğu andan itibaren kazanmıştı. O zaman İsmet Paşa biliyordu ki, hürriyet dâvasına bağlı, memleket men­faatini daima herşeyin üstünde tutmağa azmetmiş, temiz insanların vücude getirdikleri ve vatana hizmet aşkiyle kalbîeri çarpan vatandaş topluluklarının durmadan katıldıkları bu parti çığ gibi günden güne büyümektedir. İşte bundan dolayı ve bundan korkarak ki İsmet Paşa seçimleri öne aldı. Bu tedbirlerin akabinde 1946 seçimlerinin hepinizce malûm hâdiseleri oldu. Biz bunun üzerinde durmıyarak 1950 de Halk Partisinin bütün günah ve seyyiatmı affettik. Halk Partisinin içinde de namuslu ve haysiyetli vatandaşlar vardır. Fakat ne yapalım aynı gemi içinde bulundukça, oradan aynlamadıkça, onlar da aynı gemi içinde vukua gelen felâketleri paylaşmak mecburiyetindedirler. Biz, bir devri sabık yaratmıyacağız diye onları hürriyete ve normal hayata ka­vuşturduk. Anlaşılan onlar tarih muvacehesinde affedilmemek yolun­da karar kılmışlar. 21 mayısta Mecliste vukua gelen hâdise onları müs­tahak oldukları karardan geri döndürememiştir.»

Dr. Saroî, bütün yurdun saadet içinde yüz elli senedenberi ilk defa ken­di reyleri ile iş başına getirdiği iktidarının vazife görmeğe başlamasınınbahis mevzuu olduğu bir sırada hükümetin, bir devri sabık yaratma­mak suretiyle mensuplarının dahi «Niye ceza vermediniz bunlara» gibi ihtarlarına mâruz kaldığını, kendilerinin mücadelelerini o günün geçerakçesi sayılan kanunlarla yaptıklarını ve işbaşına geldikten sonra dagayri meşru yollarla mücadeleye girişenlerle dövüşmek ve halk mah­kemeleri kurmak hususlarının nefislerinde makes bulmadığını söyle­miş ve iktidar devrinden sonra Başvekile yaptığı bir ziyarette henüzvazifeye başlamış bir iktidara mânevi müzaherette bulunması icapeden İsmet Paşanın «Bize hakkı hayat tanıyacak mısınız?» diye vaktiy­le Demokrat Partiye karşı kullandıkları usul ve metotları bu defa ken­disi için bir mücadele silâhı olarak istimal cihetine gittiğini delilleri ilebirlikte izah etmiştir.       

Bu arada Devlet Vekili Muhalefet Partisi Genel Başkanının Demokrat Partinin iktidarı kazanmasından sonra muhtelif vesilelerle basında, radyoda ve Meclis konuşmalarında, hürriyetin elden gittiği, matbuat hürriyetinin hiçe indiği, adlî teminatın kalmadığı, Arapça ezanın tek­rar getirildiği yolundaki beyanlarına lâyık olduğu cevabı İsmet İnönü nutuklarından paragraflar okumak ve bunları müspet bir şekilde çü­rütmek suretiyle, vermiştir.

Dr. Mükerrem Sarol adlî teminat bahsinde «Biz adalet müessesesini si­yasî düşüncelerinin esiri olarak hareket'eden insanların eline teslim edemeyiz», demiş ve dini inkılâp bahsine de temasla şöyle devam et­miştir:

«Türk milleti Müslüman değil mi? Onlar milletin tarihi boyunca mu­kaddes sayılan âbidelerini, mezarlarını, vatandaş topluluklarının ziyaretine kapattılar. Şimdi, bizi tenkit ediyorlar. Ne imiş? Demokrat Par­ti iktidara, gelir gelmez Arapça ezam iade etmiş, Aziz arkadaşlar, inkı­lâplar vicdanlarda yerleşmedikçe onları süngünün ucu ile zorla yerleş­tirmek, millete mal etmek mümkün değildir. Muhterem arkadaşlar, di­ğer taraftan İsmet Paşa diyor ki, Demokrat Parti irticai okşuyor. Ha­yır, bunu İsmet Paşa yaptı. Hürriyeti mesuliyetsizlik hududuna sevke-derek Ticaniliğe kendisi cesaret verdi. İrtica ile mücadele kanununu getirdiğimiz zaman karşımıza engel olarak yine sahneye Halk Partisi çıktı. Kanunun çıkmasına mâni olmak istediler. Sorarım size, bu ka­nun çıktıktan sonra Ticanilere ne oldu, hani neredeler?» Cumhuriyet Halk Partisinin haksız iktisap ettikleri malların hazineye iadesinin bahis mevzuu olduğu günler, Muhalefet Partisi Genel Başka­nının «Bu tasarı hukuk prensiplerini katletmek hareketidir» hakkında­ki sözlerine temas eden Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol bütün haya­tı zulüm etmekle geçen bir insanın zulümden bahsetmesinin çok yersiz olduğunu söylemiş, sözü Muhalefet Partisinin Meclisteki faaliyetinin tembellikleri neticesi hiç semereli olmadığına intikal ettirmiş, Muhalefet Partisi Liderinin Meclis dışındaki zararlı faaliyetlerinin de aklı selim sahibi vatandaşların iz'anı sayesinde zerre kadar itibar görmediğini söyliyerek demiştir ki:

«Sizler mütecanis bir teşkilâtın mensupları olarak Türk milletinin ka­derinin nasıl sağlam ellerimizde yükseldiğini takdir eden insanlarsınız. Belediye seçimlerine doğru gidiyoruz. Bunun için lâzım gelen tedbirle­rinizi almakta ve karşınızdaki insanların samimî olmadıklarını anla­makta tereddüt etmeyin. Benim kanaatime göre, bununla ve bu zihni­yetle Cumhuriyet Halk Partisinin artık bu memlekete hayrı kalma­mıştır.

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, daha sonra Konyanm mahallî ihti­yaçları üzerinde durmuş, Konyanm yeraltı sularının yer üstüne çıka­rılması iledir ki, Konyanm kaderinin değiştirilebileceğini söylemiş, Ankaraya avdetinde alâkalı arkadaşlariyle temas ederek Konyanm za­rurî ihtiyaçlarının bir an evvel karşılanabilmesi için lâzım gelen teşeb­büslere geçileceğini müjdeliyerek konuşmasını şöyle bitirmiştir:

«Muhterem Konyalılar,

Partimiz şuuruna ve idealine lâyık bir kongre yaptınız. Sizlerde mura­kabe duygusu böyle sağlam kaldıkça daima, güzel ve iyi yolda devam edeceğiz, sizin bu samimî hislerinizi canügönülden tebrik eder, işleriniz­de, yuvanızda mesut ve bahtiyar olmanızı Cenabıhaktan niyaz ederim.» Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol'un bu konuşması delegelerin tezahürleriyle ve şiddetli alkışlariyle karşılanmıştır.

Gençlik Bayramı:

Yazan:  Habib  Edip Törehan

19/V/1955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Bayramların çok olduğu memleketler­de kıymet ve ehemmiyetleri de o nis­pette azalır. Biz şimdi çok fazla ça­lışmak, bayram ve tatillerimizden fedakârlıklar yapmak mecburiyetin­de olmazlığımıza rağmen pek çok bayramı olan milletleri bile geçmiş bir halde bulunuyoruz. Onun için bu bayramların aralarında bir fark yap­mıyor ve hangisinin daha çok ehem­miyetli olduğunu düşünmek ihtiyacı­nı duymuyoruz.

Bütün bu sayısı fazla olan bayramlar arasında bizim düşüncemize göre en ehemmiyetlisi 19 Mayıs Bayramıdır ve ehemmiyetinden dolayıdır ki, gençli­ğe ithaf edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve Türk milletinin kurtarıcısı Büyük A-tatürk haklı olarak her şeyi gençler­den beklediğini ve memleketi onlara emanet ettiğini bildirmiştir. O zama­na kadar başımıza gelen bir çok fe­lâketlerde mutaassıpların büyük bir roîü olduğu düşünülürse bu sözlerde-ki ehemmiyet bir kat daha anlaşılır.

Türk vatanı, hudutlarının muhafazası için olduğu kadar memleketin ilerle­mesi bakımından da çalışkan ve bil­gili bir gençliğe ihtiyaç göstermek­tedir. Bu gençlerin hayat mücadele­sinde gösterecekleri muvaffakiyetlerin hudutlarda ve düşman karşısındaki savaşlarda göze alacakları fedakârlık­lar kadar ehemmiyeti vardır.

Blzv gençlerimizin köklü ve sağlam bilgilerle mücehhez olmalarını istiyo­ruz. Muvaffak olmak için de yarım bilginin kâfi olmadığını ve bununla iktifa edenlerin ergeç pişman olacak­larını ve mahrumiyetler içinde kala­caklarını bilmek lâzımdır.

Bizdeki gençlik hakikî bilgiyi yüksek bir tahsilin diploması ile elde ettiğini zannediyor ve bu yüzden üniversite­lere koşuyor. Bunu yapamıyanlar ve hayat sahasına atılanlar da düşünce saikasiyle kendilerini bedbaht sayı­yorlar.

Biz burada yüksek tahsilin aleyhinde bulunduğumuzu söylemek istemiyo­ruz. Bizim üzerinde durduğumuz nok­ta hayattaki amelî bilgilerin bugün için. artık en lüzumlu -bir şey olduğu­nun kabulü ve nazariyat içine gömülmiyerek, as fakat iyi bilgilerin elde edilmesidir. Üniversitelerimizde yapı­lan yüksek tahsillerden şimdiye ka­dar beklediğimiz faydaları elde ede­mediğimizi itiraf etmek mecburiye­tindeyiz.

Gençlerimizin lisan bilgisi çok az ve hattâ hiç denilecek derecede oldu­ğundan profesörlerinin takririnden başka bilgi kaynakları hemen hemen yoktur. Diplomayı aldıktan sonra, i-lim ve irfan sahasındaki neşriyatımız olmadığından, bilgileri yenilemek ve arttırmak imkânları mevcut değildir. Bu husustaki bilgileri ecnebi lisanın -daki sayısız kitaplardan elde etmek imkânı da pek az kimseye nasip, ol­maktadır.

Onun için diploma aldıktan sonra hayata atılanlar muvaffak olamajnak-ta ve bu sebepten daha ziyade bürok­rasinin en büyük hüküm sürdüğü ve bilgi ile bilgisizliği örttüğü memuri­yeti tercih etmektedirler.

Halbuki bia bugün bayram yapan ve her sene -bayramlarını kutlayacak olan gençlerimizden yüksek diploma ve nazariyelerle dolu malûmattan zi­yade hakikî ve tecrübelere dayanan bilgi, ve   başarı  bekliyoruz. Onların bunu elde etmek için memleketimiz­de hiç bir işi küçük görmiyerek ka­bul etmeleri ve bütün zekâ ve kabili­yetlerini bu hususta sarf etmeleri lâ­zımdır.

Geçenlerde bir ecnebi gazetesinde o-kuduğumuza göre meşhur General Elektrik şirketinin iki umum müdü-. rü hiç bir tahsil görmiyerek çıraklık­tan yetişmiş kimselerdir. Diğer kırk iki müdürünün yarısından fazlası da mü­essesede bilgi edinmiş diplomasız olanlardan mürekkeptir. Biz gençlerimize her şeyden evvel ça­lışkanlıkları sayesinde muvaffak ola­bileceklerini bildirirken memleketin her işinde' genç insanlara imkân ve kabiliyetlerine göre _ mevki verilmesi lâzım geldiğini bildirmek istiyoruz. Bugünün gençleri, bayramlarında bu­nu düşünür ve bu kaideye riayet ederlerse şüphesiz ki, muvaîfak olacak ve yarının gencine de güzel bir misal vermekten doğan bir haz duyacaklar­dır.

İnan ve güven

Yazan: Nadir Nadi

(Cumhuriyet)

19/5 /1955 tarihli ten:

19 Mayıs, bir inancın bayramıdır. Bu­gün yurdun her yerinde yapılacak törenlerde canlı ve kıvrak hareketle­rini seyredeceğimiz gençler, bağımsız bir millet olarak kendi kendimize kar­şı beslediğimiz inancın yüreğimizde bir kat daha kuvvetlenmesine yardım edeceklerdir. Bundan otuz altı yıl ön­ce bu gençlerden hiç biri hayatta yok­tu. Ne onlar, hattâ ne de onların şim­di orta yaşını bulmuş büyüğü ağa­beyleri 1919 yılının Türk kaderi üze­rine yüklediği karanlık bulutları göz­leriyle görmediler. Dışarıdan çökmüş, içeriden çökmüş, baştanbaşa yabancı istilâsı altında ölümlerden ölüm be­ğenmek zorunda kalan bir milletin ümitsizlik içinde nasıl taş kesildiğini bilemezler. O zamanın, kafası işliyen aydınlan, büyük bir çoğunlukla, yal­nız Osmanlı İmparatorluğunun değil, bütün Türk milletinin yıkıldığına hükmediyorlardı. Böyle düşünmiyenler tektük var idiyse bile bunlar ken­diliklerinden   harekete   geçecek   bir kudrette değillerdi. Bütün dehşetiyle üzerimize çöken felâketin ağırlığı mil­leti kötürüm haline     getirmişti.     O şartlar altında Mustafa Kemal, Sam­sunda karaya ayak bastığı zaman, bu olayı farkeden bile olmadı. O'nun se­sini duyanlar ise sadece omuz silikti­ler. Arka arkaya arasız verdiği savaş­larla yorulmuş, perişan olmuş, üste­lik elinden silâhı alınmış bir ordunun bir generali, bu durum, karşısında ne yapabilirdi? Bu adam,    maceracının biri değilse, herhalde bir deliden baş­ka bir şey olamazdı. Halbuki Musta­fa Kemal, ne bir maceracı idi, ne de bir deli. Dünyanın en gerçekçi, en a-kıllı insanlarından biri olduğunu ha­yatı b'Oyunca her hareketiyle ispat e-den O, sıadece bir inanç adamı idi. Türk milletinin ölmediğine, ölmeme­si gerektiğine  inanıyordu. Dehasının sırrı, işte bu inancın altında saklı idi.

19 Mayısla başlıyan Kurtuluş Savaşı yılları boyunca memleket, bir çok buhranlı anlar yaşadı. Zaferlerimizin her biri en kötü şartları adım adım yenmek pahasına kazanılmıştır. Bu mucizeyi yaratan, kaynağını Atatürk-te bulduğumuz tükenmez inanç hazi­nesidir. O, en yakın arkadaşlarından başlıyarak, hiç görmediği en basit vatandaşlara kadar, bütün vatan sat­hında Türkün kendi varlığına olan i-nancını tazelemeğe çalışmaktan biran olsun bıkmadı. İnanç kuvvetiendikçe, de zafer o nisbette bizim hakkımız o-luyordıı.

Bugün 19 Mayısı neşe ve sevinç içinde kutlıyan gençlerimiz yarınki Türkiye-nin hizmetine hazırlanırken, o günün mânasını iyi bellemeye dikkat etmeli­dirler. Hürriyete ve bağımsızlığa hak kazanan milletler, her şeyden önce kendine inanan ve bu inanç uğruna-ölümü göze alan milletlerdir.

Sapa Yol

Yazan: Nadir Nadi

29/5/1955 tarihli   (Cumhuriyet) ten: İngilteredeki seçim kampanyası, ge­nel olarak ağırbaşlı ve olgun bir hava içinde geçti. Rakib, adaylar birbirleri­ne karşı isnadlarda bulunmadılar, sö­vüp sayma edebiyatına tenezzül et­mediler. İktidar savaşı, daha ziyade iç ve dış politikaya ait temel prensip­ler üzerinde verildi. İşçi Partisi, sos­yal ve ekonomik, alanda daha radikal, dışarıya karşı ise daha bağımsız bir politika güdeceğini vadediyordu. Mu­hafazakâr Parti, beş yıldır tuttuğu yolun İngiliz menfaatlerine en uygTin bir yol olduğu tezini savunuyordu. Halk, kullandığı oy puslalariyle bu so­nuncu iddiaya daha çok hak verdiği­ni gösterdi.

Genel manzara budur. Fakat demok­rasinin beşiği dediğimiz bu ileri mem­lekette seçim kampanyasının baştan sona kadar bir nezaket yarışması ha­linde geçtiğini söylemek de yanlış olur. Adayların çoğu edeb ve terbiye kaidelerine uyarak, karşılıklı efendice bir çarpışma yapmışlarsa da, sağdan, soldan bazı aşırı hücumlar da görül­memiş değildir. Bir tek mebus çıkara -mıyan Komünist Partisine mensup a-daylarla, İşçi Partisinin müfrit kana­dını idare eden Bevan gibi bir kısım liderler, seçim kampanyası boyunca sık sık şahsiyata kaçan sözler sarfet-mişler, şimdiki iktidarı Amerikan ser­mayesi ile yaşayan bir nevi jigoloya benzetmişler, bu iktidarın İngiliz hay­siyetini yerlere serdiğini iddiadan çe­kinmemişlerdir.

İhtiras ateşi içinde kıvranan müfrit­lerin çirkin isnadiarma karşı acaba ne yapılmıştır? Bunlar yakalanıp hapse mi tıkılmış, haklarında savcılıkça ko­kuşturmaya mı geçilmiştir? Yoksa partisinin iktidarını beş yıl için per­çinleyen Sir Anthony «Ben size gös­teririm!? deyip yeni kanun tasarıları mı hazırlamaya niyetlenmiştir?

Hayır, sevgili okurlarım,, müfrit aday­ların sert sözlerinden ötürü İngiltere-de bir yaprak bile kıpırdamamıştır. Vatandaş oylarının neticesi, o haka­rete çalan ağır isnadlara karşı en susturucu bir cevap sayılmış ve seçi­mi kazananlar bunları hoş görüp geç­mişlerdir.   Eden'in  dudaklarında  parüdıyan bir zafer tebessümü, yayga­racı müfritleri yere serecek en tesirli bir silâh değil midir?

Şu son misalden bizim politikacıları­mızın da ders almasını gönül ne ka­dar isterdi. Biz de bir yıl önce heye­canlı ve serbest bir seçim kampanya­sı yaşadık. Bizdeki müfrit muhalifler îngilterenmkinden çok daha kalaba­lıktılar ve çok daha gürültülü konuş­tular. Buna rağmen iktidar hesabına elde edilen netice, hattâ İngilterede-kini bile gölgede bırakacak derecede parlak oldu. Orada bir Bevan çıktı ise burada belki elli Bevan söz aldı ve istediğini 'bağıra bağıra söyledi. Tec­rübesiz dediğimiz Türk seçmeni ise bunlardan hemen hiç birine oy ver­medi. Seçimler sonunda bizim iktidar da bunları hoş görüp bir zafer tebes­sümü ile yetinse idi, milletin olgun­luğuna lâyık ne asil bir harekette bulunmuş olacaktı ve körpe demok­rasimizin böyle bir jeste ne kadar ih­tiyacı vardı. Hürriyet rejiminin teme­li bildiğimiz hoşgörürlük prensipini kurup yürütecek bütün şartlar ge­çen seçimler boyunca yurdumuzda iyiden iyiye gelişmiş bir halde idi.

Bu şartlara uyacak yerde, derhal ters bir istikamet tutturarak hürriyet kı­sıcı tedbirlere başvurmakla biz iyi etmemişizdir. Bu yüzden demokratik i-lerleme memleketimizde dumura uğ­ramak tehlikesiyle bir daha burun bu­runa gelmiştir. Bu tehlikeyi kendi eli­mizle ve vaktinde uzaklaştıramazsak, Turkiyede en az yüz yıllık bir geçmişi olan hürriyet savaşı yeniden başlan­gıç noktasına dönecek ve vatandaşlar üzüntü içinde yaşıyacaklardır.

Şurasın; unutmıyalım ki dünyada herhangi bir iktidarın beğenebileceği bir muhalefet yoktur ve olamaz. Hal­kın sevgisini muhafaza etmek istiyor­sak, onun gözü önünde ve eşit şart­lar altında muhalefetle savaşmaktan çekinmemeliyizdir. Bu ana prensipe aykırı sayılabilecek her hareket bizi yavaş yavaş demokrasiden de, halk­tan da uzaklaştırır. Bir gün bakarız, yapyalnız ve kendi kendimize kalıver-mişiz. İstediğimiz herhalde bu olmasa gerektir.

19 Mayıs 1955

 Washington :

Beyaz Saray sözcüsünün bildirdiğine göre Birleşik Amerika ile Türkiye a-tom enerjisinin barışçı gayelerde kul­lanılması mevzuunda «İlk milletlera­rası anlaşmayı» aktetmek hususunda mutabakata varmışlardır. Sözcü bu mevzuda şunları ilâve etmiştir:

«Anlaşma yarın Başkan Eisenhower ve Türkiyenin Washington Büyük El­çisi Feridun Cemal Erkin tarafından imzalanacaktır. Bu münasebetle yapı­lacak merasimde Dışişleri Vekili Foster Dulles ve Kongre üyelerinin bir kısmı da bulunacaklardır.»

Sözcü, anlaşmanın mahiyeti hakkında herhangi bir malûmat vermeyi reddet­miştir. Bunnula beraber yetkili çev­relerde, atom enerjisinin barışçı ga­yelerde kullanılması sahasında Ame­rikanın diğer memleketlerle işbirliği programının şu üç esasa dayandığı belirtilmektedir:

1    Atom meseleleri hususunda ya­bancı memleketlere mensup teknis­yenlerin yetiştirilmesi.

2   . Araştırmalarda  kullanılacak re­aktörlerin inşası için Birleşmiş Mil­letlere yardım.

3    Atom. enerjisinin barışçı gayeler­de kullanılması hususunda, gizli tu­tulmayan malûmatın yabancı memle­ketlere temini.

Amerikan resmi çevrelerinde hâkim olan kanaate göre, Türkiye ile aktedilen anlaşmayı, yaz sonuna kadar di­ğer memleketlerle aktedilecek aynı mahiyette anlaşmalar takip edecek­tir.

 Habbaniye :

Habbaniye ve Şayiba hava üslerinin İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri tara­fından İrak'a devri merasiminde bu­lunmak üzere Ankaradarı gelmiş olan Türk heyetinin başında bulunan Türk Milli Müdafaa Vekili Ethem Menderes, şu beyanatta bulunmuştur:

«Habbaniye hava üssüne İrak bayra­ğının çekildiği bir sırada İrakta bu­lunmaktan dolayı son derece mem­nunum.. Bu tarihi anda İraklıların duydukları gurur ve iftiharı ben de paylaştım. Türkiye ile İrak arasında­ki işbirliği şimdi en yüksek noktasına ulaşmış bulunuyor. Bütün sahalarda işbirliğimiz tamdır. Ümit ederim ki bu işbirliği gelecekte daha da kuvvetle­necek ve inkişaf edecektir. Türkiye Başvekili Adnan Menderes'in İrak hükümetine selâmını getirdim.»

3 Mayıs 1955

 Ankara.:

Haber aldığımıza göre, Beynelmilel Milano Fuarında, Hür Milletler Sara­yının çok mutena, bir yerinde vücude getirilmiş olan bu seneki Türkiye pavyonu tahminin fevkinde bir alâ­kaya mazhar olmuştur. Beynelmilel teşhir maksadına uygun olarak vü­cude getirilmiş olan pavyonumuz, bu bakımdan yalnız ziyaretçi halkın de­ğil, aynı zamanda ecnebi iştirakçile­rin de takdirini toplamıştır. Dekoras­yonu ve teşhir şeklinin mükemmeli­yeti geçen senelere kıyasla daha üs­tün olan pavyonumuzu ziyaret eden bir çok şahsiyetler arasında Milano Arşeveki Monsenyör Montini ile Mi­lano valisi de vardır. Pavyonumuzu daha önce iki defa ziyaret etmiş olan Milano  valisi,  Arşeövek     Monsenyör Montlnintn ziyaretleri münasebetiylepavyonumuzu bir defa dana gezmiş­
tir.

Sergi Reisi Kont Duc Scotti ve Umu­mî Kâtip Fransa refakat etmekte olduğu Arşövek Montini pavyonumu­zun halı ve çinicilik, standartlarında teşhir edilen eşya ile alâkalanmışlar ve Efes ile Meryem Ananın evini tem­sil eden köşeye geldikleri zaman bura­da dakikalarca kaldıktan sonra, ayrı­lırken Türkiye pavyonunda müşahede ettiği mükemmeliyetten dolayı alâka­darları tebrik etmişlerdir.

 Londra :

Washington Post Gazetesi bugünkü sayısının birinci sahifesinde büyük manşetlerle «Amerikanın ilk ortağı Türkiye... Türk _ Amerikan aıtom an­laşmasının imzasından sonra, malû­mat sahibi çevrelerde aynı tasvip ha­vası hüküm sürmektedir» diye yaz­makta ve şunları ilâve etmektedir:

«Resmî çevreler, Eisenhovrer'in, ato­mun barış yolunda kullanılması prog­ramına Türkiyenin ilk olarak katılma­sı keyfiyeti, Türk Amerikan münase­betlerinin yakınlık, samimiliğine bir deliKiir demekte, bu anlaşmaya, böy­lesine süratle iltihak etmek de Türk hükümetinin aynı zamanda azmini gösterir. Diğer memleketler hâlâ an­laşma tasarıları hazırlamakla meş­guldürler diye ilâve etmektedirler.

Kongre çevreleri, kongre müşterek atom enerj isi komisyonunun bu husus­taki tasvip ve mutabakatının temi­ninde bir güçlük görmemektedirler. Cumhurreisinin programını ittifakla desteklemekte olan Enerj i Komisyo­nunun, Türk Amerikan anlaşması­nı tasvip suretiyle bu müzahereti bir kaç gün içinde formüle edeceği umulmaktadır.

Komite, Eisenhower'in askerî atom malûmatını Türkiye ve diğer Nato Müttefikleriyle birlikte paylaşmak ta­savvurunu dün resmen tasvip etmiş­tir.»

6 Mayıs 1955

 Bağdat :

Eski Irak Başvekillerinden Teivfik Es Süveydî, Millî Müdafaa Vekilimiz Et-hem Menderes'in riyasetindeki Türk heyeti Habbaniye hava üssünün 2 ma­yısta İngilizler tarafından Irak'a dev­ri münasebetiyle yapılan merasime iş­tirak etmesi hakkında Bağdat hususî muhabirimize şu beyanatta bulun­muştur:

«Muhterem Millî Müdafaa Vekili Et-hem Menderes, riyasetinde Başvekâ­let Müsteşarı Ahmet Salih Korur ve Hava Kuvvetleri Kumandanı Korge­neral Fevzi Uçaner'den müteşekkil mümtaz bir Türk heyetinin tes'it et­tiğimizi bu tarihi ve sevinçli günü­müzde aramızda bulunması ve bunun için meşakkatli bir yolculuğa katlan­mış olması İrak umumî efkârında çok geniş bir memnuniyet yaratmıştır.

Bu, Türk - Irak milletleri arasında esasen mevcut asırdide kardeşlik his­lerinin yeni bir tezahürünü teşkil et­miştir. Bu samimiyet Türk - İrak dostluğunun esaslı bir temel üzerine istinat, ettirildiğinin pek bariz bir de­lilini teşkil etmektedir.»

9 Mayıs 1955

 Washington :

Türkiyedeki İktisadî Misyon Başkan­lığına, Leon Dayton'un istifasiyle açı­lan yere, General Riley tâyin edilmiş­tir. General Riley, bu sabah. Dış Fa­aliyetler İdaresi Başkanı Harold Stas-sen'in nezdinde yapılan bir merasim­le yemin etmiştir.

Harold Stassen bu münasebetle yap­tığı konuşmada, General Riley gibi şimdiye kadar memleketine büyük hizmetlerde bulunmuş bir şahsın Tür-kiyeye İktisadî Misyon Başkanı sıfa-tiyle gönderilmesinin, Amerikanın Türkiyeye ne. kadar yakın bir alâka beslediğinin delili olduğunu belirtmiş­tir. Stassen konuşmasına devamla Türkiyenin bu bölgede, İrak ve Pa­kistan He aktettiği güvenlik paktlariyle ve bu yoldaki devamlı ve seme­reli çalışmalariyle hakikî bir lider o-larak meydana çıktığını beyan etmiş­tir.

Bu merasimde, Türkiyenin Washing­ton Büyük Elçisi Feridun Cemal Er­kin, İktisadî İşbirliği Genel Sekreteri Melih Esenbel, Büyük Elçilik, Ameri­kan Dışişleri Vekâleti ve Dış Faali­yetler İdaresi erkânı hazır bulunmuş­lardır.

General Riley vazifesine başlamak üzere haziranın ilk haftasında Türki-yeye hareket edecektir.

 Paris :

Kanada Hariciye Vekili Lester Pear-son, bugün, Kuzey Atlantik Paktı Ve­killer Konseyi toplantısını müteakip, yaptığı bir basın toplantısında, Türk Irak paktını, Orta Doğuda güvenli­ğin sağlanması yolunda atılan mü­him bir adım olarak vasıflandırmış ve bu paktın istikbalde daim da. şümul­lü bir hale gelmesi temennisinde bu­lunmuştur. Lester Pearsan, Konsey toplantısın­da, İsrail ile Arap memleketleri ara­sında mevcut tehlikeli ayrılığın ber­taraf edilmesi için neler yapılması lâzım geldiği hususlarının da bahis konusu edildiğini söylemiştir

19 Mayıs 1955

 Londra :

Dün İngiltere kıyıları açıklarında fır­tına yüzünden tehlikeli bir duruma düşen Türk bandıralı «Zor» gemisin­de' kalmış olan kaptanla mürettebat­tan üç kişi son dakikada kurtarılmış­tır. Bunlar gemiyi terlettikten az son­ra igeminin direği kırılmış ve yan yat­tıktan sonra, hemen batmıştır. Kur­tarılan dört kişi, Greaıt Yarmouth'da-ki «Kazazedeler binasına» yerleştiril­miş olan diğer arkadaşlarının yanına getirilmiştir.

Gemi, kereste yüklü olarak Kasko'dan gedmekteydi. Fırtına sırasında «Zor» un ilk Önce anten direği kırılmış ve bu sebepten hiç bir yerle temasta bu­lunamamıştır. Ateşçilerden biri makine dairesinin sularla dolduğunu ve mürettebatın rahneyi vaktinde tesbit edip tıkamaya muvaffak olamadığını söylemiştir.

Gemi mürettebatından diğer altı kişi ile tek kadın yolcu dün bir İngiliz kö­mür gemisi tarafından kurtarılmıştı. Denizin o sırada çok dalgalı olması di­ğer üç kişi ile kaptanın o vakit kur­tarılmasını önlemişti. Nihayet bugün bir kurtarma gemisi bu dört kişiyi a-labilmiştir. Kaptan ve tayfalar altı metrelik bir ipten kayarak kurtarma sandalına inmişlerdir. Bu sırada Zor­un omurgası meydana çıkmış ve ge­mi yavaş yavaş alabora olmaya baş­lamıştı. Kurtarma gemisinin de bumu bu ameliye sırasında yaralanmıştır.

 Lefkoşe:

Kıbrıstaki Türk topluluğu, bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını ha­raretli bir şekilde kutlamıştır. Bu mü­nasebetle Kıbrısm bütün şehir ve ka­sabaları Türk bayraklariyle donanmış ve spor gösterileri tertiplenmiştir.

Lef köşede yapılan atletizm, jimnastik ve millî oyunlar gösterisini, Kıb­rıs Türk topluluğunun ileri gelenleriy­le Türk konsolosu takip etmişlerdir.

20 Mayıs 1955

 New-York :

Nato'ya dahil diğer memleket temsil­cileri ile birlikte Birleşik Amerikaya resmî bir ziyaret yapmakta olan Baş­vekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fa-tin Rüştü Zorlu bu akşam saat 18,15 te Amerikannı Sesi Radyosunda mem­lekete hitaben şu konuşmayı yapmış­tır:

«Sayın vatandaşlarım., Nato Konseyi ile beraber dost ve müttefik Amerika­ya gelmiş bulunuyorum. Buraya Na­to müdafaa teşkilâtının bir uzvunu teşkil eden Norfolk karargâhını ziya­ret için geldim. Bildiğiniz gibi Nor­folk, bilhassa muharebe zamanında Amerika ile diğer Nato devletleri a-rasındaki irtibatı ve münakaleyi te­min etmekle mükellef bir karargâhtır. Bu karargâhı ziyaretimiz esna­sında başta Norfolk'un kumandanı olan Amiral Wright olmak üzere1 bütün karargâh erkânından, Amerikalı su­bay' ve erlerden ve halktan, gördüğü­müz büyük hüsnü kabulü ve misafir­perverliği kaydetmek isterim. Norfolk karargâhında gördüğümüz mükemme­liyet her bakımdan dünya huzur ve emniyetine olaaı inancımızı artırmış­tır. Dünyanın bu nazik zamanında Natoya dahil memleketler arasındaki işbirliği kalplerimizi imanla doldur­maktadır.

Aziz dinleyicilerim, bütün sulhsever insanların emin olmaları lâzımdır ki, kendini korumakla, mükellef olan. bu müdafaa teşkilâtı her türlü tertibatı almış bulunmaktadır. İstikbale em­niyetle bakmamak için hiç bir sebep yoktur.»

21 Mayıs 1955

 Washington :

Birleşik Amerikanın yabancı memle­ketlere yardım; idaresi dün şu kredi­leri açmıştır:

Türkiyeye:

Boğaziçi havai hattına müteallik mal­zeme için               745.000 dolar

Sarıyar Hidroelektrik Enerji İstasyo­nuna   tahsis   edilen  malzeme için 270.000 dolar

Israüe:

Yağ ve yağlı maddeler için 250.000 do­lar.

Sınai malzeme için 112.000 dolar.

23 Mayıs 1955

 Beyrut:

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalının riyasetinde bulunan ve Hariciye Vekâleti Milletlerarası İktisadi İşler Umum Müdürü Taha Carım, İktisat ve  Ticaret  Vekâleti Müşavirlerinden

Cemal Ziya Ardal, Hariciye Vekâletin­den Semih Akbil ve İktisat ve Tica­ret Vekâleti Hususî Kalem Müdürü Mecit Ataklıdan mürekkep olan heyet bugün saat 14 te Beyruta vâsıl ol­muş ve hava alanında Büyük Elçimiz­le elçilik erkânı ve Lübnan Hariciye Vekâleti Protokol Dairesi ilgilileri ta­rafından merasimle karşılanmıştır.

İktisat ve Ticaret Vekilimiz Sıtkı Yaralı hava alanında basın mümessil­lerine aşağıdaki beyanatta bulunmuş­tur:,

«Dost Lübnan'a gelmiş olmaktan duy­duğumuz bahtiyarlık çok büyüktür. Zuhur eden bu ilk fırsattan büyük memnuniyetle istifade ederek refakatimdeki mesai arkadaşlarım ve şah­sım nâmına' kardeş Lübnan milletini hürmet ve sevgiyle selâmlarım.

Bu hislerim aynen Türk milletinin hisleridir. Henüz az zaman evvel bü­yük devlet adamı Lübnan Reisicum­huru hazretleriyle dirayetli Başvekil Ekselans Sami El Solh memleketimizi ziyaretleriyle şereflendirdikleri vakit Türk milletinin kendilerine gösterdi­ği dostluk ve tezahürat bu sözlerimi­zin en iyi delilini teşkil eder. Biz buraya çok hayırlı bir iş için yani Orta Şarkın kendi refah ve tealisi husu­sunda, iktisadî bakımdan neler yapa­bileceğini tesbit ve tetkik için gelmiş bulunuyoruz. Mesaimizin semereli ol­masını canı gönülden temenni etmek­teyim. Bu yolda çalışmak hususunda hükümetimizin arzu ve kararı katidir.

Türkiye Orta Şarkın sulh, emniyet, istikrar ve tealisi bakımından mesu­liyetlerini tamamen müdrik olarak en realist bir şekilde bütün memleket­lerin istiklâline, toprak bütünlüğüne, haklarına tam bir riayet içinde en ileri işbirliğine amadedir. Bunu yalnız sözleriyle değil hareketleriyle ve icraatiyle ispat etmektedir.

Güzel Lübnanda yapacağımız iktisadî görüşmelerin ise bu sahada terakki­lerin mebdeini teşkil etmesi eh bü­yük emelimizdir.

Bizlere böyle bir toplantı yapmak im­kân ve fırsatını veren dost Lübnan hükümetine müteşekkiriz.

Lübnan gibi düşüncelerinin selâmeti ve hattı hareketinin isabetiyle kendi­sine milletlerarası sahada hem fer­den hem de daima iyiliğini istediği­miz Arap Birliğinin âzası olarak çok itibarlı bir mevki temin etmiş olan bir memlekette toplanacak olmamızı görüşmelerimizin âtisi bakımımdan ayrıca bir hayır alâmeti telâkki et­mekteyim.»

24 Mayıs 1955

 Bari :

Sekiz kişilik mürettebatı bulunan Kavraş adlı ve Türk bandıralı gemi, hüküm süren fırtına yüzün­den dün gece batmıştır.

Mürettebattan beş kişi Bari kuzeyin­de hali bir kumsala erişmeğe muvaffak olmuştur.

Geri kalanlardan ikisinin cesedi kara­ya vurmuştur. Bunlardan birisinin kaptan Hayrettin Kotul, diğerinin de Hamza Kopuza ait olduğu anlaşıl­mıştır.

Kurtulan beş kişi bir balıkçı köyünde istirahat etmektedirler.

400 tonluk olan gemi İstanbuldan Tri-esteys kereste götürmekte idi. Hamu­lenin bir kısmı da, karaya vurmuş­tur.

 Washington :

Türkiyenin Madrid Büyükelçiliğine ta­yin edilen Feridun Cemal Erkin, 17 haziranda İspanyaya müteveccihen hareket edecektir. Memleketini Ame-rikada 1948 der-beri temsil etmiş olan Erkin, bugün öğleden sonra Hariciye Vekâletinde Dulles'ı ziyaret ederek ve­da etmiştir.

Bu ziyaretten sonra basma beyanatta bulunan Erkin, Türkiye ile Amerika arasındaki kuvvetli dostluk bağlarını teyiden belirtmiş ve Türk kuvvetleri­nin Amerikan ve Birleşmiş Milletler kuvvetleri ile beraber Kore harbine iş­tirakinin ve Türkiyenin Natoya girişi­nin bu dostluk bağlarını daha da kuv­vetlendirdiğini söylemiştir.

Erkin, Türkiye ile Amerika için, müşterek ideallerin korunması ve sulh dâ­vasının ger çeki endir ilmesi için sıkı bir işbirliği siyaseti takip etmek zarureti­ni tebarüz ettirmiştir.

  Beyrut :

Yakın ve Orta Doğu için iktisadî bir teşkilât kurmak üzere tertiplenen konferans yarın Beyrutta açılacaktır. Bu münasebetle birçok murahhas he­yetleri Beyruta gelmişlerdir. Bunlar arasında, Ticaret ve İktisat Vekili Sıt-ki Yırcaîmın başkanlığındaki Türk heyeti, İran, Suriye, Mısır, Ürdün, Irak, Hind, Pakistan, Afgan, Yunan ve Habeş murahhas heyetleri vardır.

Suudî Arabistan konferansa iştiraki reddetmek suretiyle, Türk - Irak paktı meselesinde Lübnanm takip ettiği si­yaseti protesto etmek istemiştir. Di­ğer taraftan Seylân da, davet edildiği halde, bu kongre ile ilgisi olmadığını beyan etmiştir.

Bilindiği gibi, böyle bir iktisadî teşki­lâtın kurulması, Birleşmiş Milletler ekonomik ve sosyal konseyi ile Arap Birliği tarafından tasvip edilmiş bu­lunmaktadır.

25 Mayıs 1955

  Washington :

Başvekil Yardımcısı ve Devlet vekili Patin Rüştü Zorlu, dün Amerikan Dış­işleri Vekâletinde, Orta Doğu ve Afri­ka İşleri Vekil Yardımcısı George Ai­len ile yarım saatlik bir görüşme yap­mıştır.

Bu görüşmeyi müteakip Fatin Rüştü Zorlu ile George Ailen, Savunma Ve­kâleti Müsteşarı Struve Hensel, Mali­ye Vekâleti Müsteşarı Andrew Everby ve Dış Faaliyetler İdaresi Müdür Yar­dımcısı Fitzgerald ile bir buçuk saat süren bir müzakerede bulunmuşlar­dır.

Bu konferans sonunda, Fatin Rüştü Zorlu ile George Ailen verdikleri be­yanatta, toplantı sırasında Amerika­nın Türkiyeye yaptığı yardım progra­mının görüşüldüğünü belirtmişlerdir. İki devlet adamı bu mevzuda' başka bir malûmat vermemiştir. Bununla beraber ayni şahısların iştirakiyle bugün veya yarın bir toplantı daha yapma­nın muhtemel olduğu anlaşılmıştır.

 Lübnan :

Lübnan Reisicumhuru ekselans Kâmil Şemunun Yakın Şark İktisadî İşbirliği Konferansına iştirak eden Türk heyeti başkanı İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalıyı ve refakatindeki Türk heyeti âzasından Hariciye Vekâleti Milletler­arası İktisadî İşler Umum Müdürü Ta­na Carım ve Türkiye Büyükelçisi Cev­det Dülge olduğu halde bugün saat 11.00 de Riyaseticumhur Sarayında ka­bul etmiş ve kendileriyle yarım saat kadar samimi bir hasbihalde bulun­muştur.

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, Riyaseticumhur Sarayına muvasalât ve ayrılışında bir ihtiram kıtası tara­fından askerî merasimle selâmlanmıştır.

27 Mayıs 1955

  Atina :

Atina Büyükelçimiz ve Bayan İksel, Yunan Kralı Paul ve Kraliçesi şerefi­ne gece Büyükelçilik binasında bir zi­yafet vermiş ve ziyafeti bir kabul res­mi takip etmiştir. Bu davette Yunan Hariciye Vekili Stefanopulos ile kabi­ne azaları ve kordiplomatik hazır bu­lunmuştur.

Yemekten sonra davetlilere, Ali İpar tarafından hazırlanmış alan «Bir Şeh­rin Hikâyesi? adlı İstanbula ait renkli bir filim gösterilmiş ve çok beğenil­miştir.

  Paris :

Hollandada yapılacak Milletlerarası hava gösterilerine katılacak olan Türkkuşu ekibi dün Parise vasıl olmuş ve Büyükelçilik mensupları tarafın­dan karşılajımıştır,

Türkkuşu ekibinin Paristeki tevakku­fu münasebetiyle Büyükelçilikte Türk kolonisinin davetli bulunduğu pir top­lantı tertip edilmiştir.

Geceyi Pariste geçiren Türkkuşu eki­bi bu sabah Hollandaya hareket et­miştir.

30 Mayıs 1955

 Sgr&venhapo :

Bugün burada dünya havacılığının 50 inci yıldönümü tesit edilmiş ve bu ve­sileyle Vpenburg meydanında beynel­milel hava gösterileri yapılmıştır.

150.000 den fazla seyircinin bulundu­ğu bu gösterileri Hollanda Kraliçesi Juliana ve eşi Prens Bernhard büyük bir alâka ile   takip etmişlerdir.

ti milletin hava kuvvetlerine sivil ha­va yolları ve hava kulüplerine mensup en seçkin tecrübe ve harp pilotları ve öğretmenleri âdeta birbirleriyle yarış edercesine bu gösterilere iştirak etmiş­lerdir.

Böylelikle de her tipte tayyare, heli­kopter ve planörü teker teker ve akro-timler halinde bir arada görmek im­kânı hasıl olmuştur.

Paraşüt atlamaları fevkalâde günlere mahsus heyecan bir kat daiıa arttır­mıştır. Bu atlamalara Türkiye 10, Yu-goslvsa 6, Hollanla 1 kadın paraşütçü ile iştirak ediyordu.

Türk ekibinin bariz hususiyeti en kalabalık kadın paraşütçü grubuna ol­duğu kadar dünyanın en genç kadın paraşütçülerine de saiıip ve malik bu­lunması teşkil ediyordu. Bu sebeple hareketleri derin bir alâka ve hayran­lıkla takip edilen paraşütçü kızlarımı­zın 800 metreden atlar atlamaz göğüs­lerinde gizledikleri Türk, Hollanda ve Birleşmiş Milletler bayraklarını sema­larda dalgalandırarak yere inmeleri günün en büyük sürprizi olmuş ve coş­kun tezahürlere vesile teşkil etmiş­tir.

Ayrıca dünyanın en tanınmış para­şütçüsü Fransız Kria'in serbest düşüş gösterisine, vaki ısrar üzerine katılan Türk paraşütçüsü Mehmet Esengilin de refakat ederek atlayış yapması se­yircilerin hararetli alkışlariyle karşı­lanmıştır.

Gösterilerden sonra Kraliçe Juliana paraşütçü kızlarımızı kabul etmiş ve kendisine ekibin en küçüğü Dikmen Timursa tarafından bir buket takdim olunmuştur.

Kafile başkanı Halit Zarbin berabe­rinde Türkiye Maslahatgüzarı Kemal Demirel ve Kurmay Yarbay Burhan Göksel olduğu halde Hollanda Havacı­lık Kulübünün hâmisi ve şahsen de tanınmış bir havacı olan Prens. Bernhard'a Türk Hava Kurumunun altın madalyesini takdim etmiştir.

Merasimden sonra havacılarımız açık otobüslerle ellerinde bayraklar beş ki­lometre devam eden tribünlerin önün­den geçerken görülmemiş tezahüratla alkışlanmışlardır.

31 Mayıs 1955

 New-York :

Türkiyenin yeni Washington Büyükel­çisi Haydar Görk, bugün uçakla bu­raya gelmiştir. Büyükelçi burada ver­diği beyanatta çarşamba günü trenle Washmgtotna gideceğini Başkan Ei-senhower'e itimatnamesini tevdi ede­ceğini günün tesbiti için Dışişleri Ve­kâleti mensuplar iyi e görüşeceğini bil­dirmiştir. Büyükelçi hava meydanında Türkiyenin Birleşmiş Milletler nezdin-

deki daimî delegesi Selim Sarper ile New-York Başkonsolosu Efdal Derin-gil tarafından karşılanmıştır.

Beyrut:

Lübnan Başvekili ekselans Sami El Solh Yakın ve Orta Şark İktisadi İş­birliği Konferansına iştirak eden Türk heyeti reisi İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalıyı dün Türkiyenin Beyrut Büyükelçiliğinde ziyaret ederek görüş­melerde bulunmuştur.  

Büyükelçi Cevdet Dülgenin de hazır bulunduğu bu görüşmeler bir saat ka­dar devam etmiştir.

 Beyrut:

Beyrut İktisadi İşbirliği Konferansına iştirak eden İktisat ve Ticaret Vekili­miz Sıtkı Yırcalı Büyükelçiliğimizde, Lübnan. Hariciye Nezareti İktisadi İş­ler Müdürü ile bir müddet görüşmüş­tür.

Yırcalı müteakiben, Türkiye ile ticarî münasebette bulunan muhtelif şahsi­yetlerin müracaatlarını dinlemiştir.

Umumiyetle bu görüşmelerde, Türkiye ile Lübnan arasındaki ticaret müna­sebetlerinin arttırılması ve derhal iki memleket arasında faal bir ticarî ha­rekete geçilmesi hususları üzerinde görüş teatisinde bulunulmuştur.

5 Mayıs 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Kaçakçıların elinde yakalanan afyon­ların menşeinin mütehassıslar tarafın­dan tesbiti hususunda Birleşmiş Mil­letler uyuşturucu maddeler komisyo­nuna Amerikan delegesi tarafından sunulan bir teklif reddedilmiştir.

Yunan delegesi (uyuşturucu madde mütehassıslarının, uyuşturucu madde­lerin mensinin makul bir katiyetle tesbitinin mümkün olup olaınıyacağını» araştırmalarını istemiştir. Bu tek­lifi destekliyen Türkiye, Yugoslavya ve Hindistan delegeleri de şimdilik mütehassısların kimyevi fizikî araştır­malar sayesinde uyuşturucu maddele­rin mensellerini tesbit edebilecekleri­nin bilinmediğini beyan etmişlerdir. Amerikan İngiliz ve Kanada temsilci­leri ise, bu gibi raporların, yüzde yüz kat'î olmamakla beraber «makul bir sıhhati» hâiz olacağını ileri sürmüş­lerdir.

7 Mayıs 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-York):

Bugün Birleşmiş Milletler Kurulunu ziyaret eden bir Birleşik Amerika Mil­letvekilleri grubu Önünde söz alan, Birleşik Amerikanın Birleşmiş Millet­ler Kurulundaki daimî temsilcisi Hen-ry Cabot Lodge, Komünist Cinde esir bulunan Amerikalı havacıların pek yakında serbest bırakılacaklarına emin olduğunu söylemiş ve Birleşmiş Mil­letler Genel Sekreteri Dag Hammarsk. joeld'ün bu uğurda sarf ettiği emek­leri övmüştür.

Bundan  başka,  Birleşik   Amerikanın

Birleşmiş Milletler teşkilatındaki dai­mi temsilcisi, Batı Almanyanm ve İs­panyanın Birleşmiş Milletler teşkilâtı­na girmesi lâzım geldiği hususunda ısrar etmiştir.

9   Mayıs 1955

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletlerdeki Yunan heyeti Genel Sekretere, Kıbrıstaki durumda kaydedilen gelişmeler hakkında bir muhtıra vermiştir. Bu muhtırada İn­giliz makamları «Kıbrıslılara gittikçe kat'ileşen bir sömürge hâkimiyeti yük­lemekle» itham edilmektedirler.

10  Mayıs 1955

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Keşmirde bulunan Birleşmiş Milletler müşahit heyetinden dün akşam Birleş­miş Milletler Genel Sekreterliğine kısa bir rapor gelmiştir. Bu raporda, Hint­li kuvvetlerle Pakistan kuvvetleri ara­sında cuma günü vukubulan bir çar­pışmada 16 kişinin öldüğü ve üç kişi­nin yaralandığı, fakat müteakiben va­ziyetin yine normal «bir hal aldığı bil­dirilmektedir.

Güvenlik Konseyinin karariyle Hin­distan ve Pakistan arasında 1948 tari­hinde kabul edilen mütarekeden beri bu bölgede bulunan Birleşmiş Millet­ler müşahitleri, raporda mevzuubahs edilen hâdisenin sebeplerini araştır­mak üzere tahkikat açmışlardır.

11  Mayıs 1955

  Tokyo :

Birleşmiş Milletler karargâhının bugün Tokyoda yayınlanan bir tebliğin­de bildirildiğine göre, Kore askerî mü­tareke kontrol komisyonu, müttefik­lerin Güney Koreye gayri kanunî şe­kilde harp malzemesi sokarak müta­reke hükümlerini ihlâl ettiklerine dair komünistlerin ithamını reddetmiştir. Tebliğde ilâve edildiğine göre, Kontrol Komisyonu, teftiş heyetinin giriştiği tahkikatın neticesini ittfakla tasvip etmiştir. Bu tahkikattan, Kuaey Ko­reli General Lee Sang Cho'nun it­hamlarının doğru olmanığı anlaşıl­mıştır.

Komisyonun teftiş heyeti, mart ayı­nın ilk 15 günü içinde ,Osan, Taejon, Kwangköo, Pohang ve Cmi Nhae lima­nındaki hava tesislerini kontrol etmiş­lerdir.

12 Mayıs 1955

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerin muhtar olmayan memleketlere ait meseleleri incele­mekle görevli komitesinin daha üç se­ne müddetle çalışmalarına devam et­mesine; dün, dört müstenkife karşı (Fransa, İngiltere, Avustralya ve Bir­manya) dokuz oyla karar verilmiştir. Muhtariyetlerine sahip olmıyan mem­leketlerin gönderecekleri müşahitle­rin, o bölgenin idaresini elinde tutan devletin de muvafakati ile, müzakere­lere katılmaları hakkındaki teklif red­dedilmiştir.

14 Mayıs 1955

 Birleşmiş Milletler Kurulu :

Avusturya sulh anlaşması hakkında dört büyük devlet arasında meydana gelen anlaşma Birleşmiş Milletler çev­relerinde büyük bir memnuniyet mey­dana getirmiştir.

Avusturyanın Birleşmiş Milletlerdeki müşahidi Doktor Heinrich Hayler'le, b-u konudaki menin un iy etini beyan et­miş ve sulh muahedesinin imzalan­masından sonra, Avusturyanın Bir­leşmiş Milletler Kuruluna kabul edil-

mesi imkânlarının da çok kuvvetlen­diğini belirtmiştir. 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld'de bu olayın dünyada mevcut olan gerginliği izale etmek için dört büyük devlet tarafın­dan gösterilen iyi niyetin bir nişanesi olduğuna işaret etmiştir.

Birleşmiş Milletlerde hâkim olan umu­mî kanaate göre, Avusturya barışı me­selesinde husul bulan anlaşma diğer meselelerinde sulh yolu ile halline yol açacaktır.

20 Mayıs 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Sovyet Dışişleri Vekili Molotof Birleş­miş Milletler' anayasasının 10 uncu yı­lı münasebetiyle 20 ilâ 26 haziran, ara­sında San Francisco'da Birleşmiş Mil­letler Genel Kurulunun yapacağı top­lantıya katılacak Sovyet heyetine biz­zat başkanlık edeceğini Genel Sekre­ter Hammarskjoeld'a bildirmiştir.

21 Mayıs 1955

   Birleşmiş  Milletler  Kurulu   (New-York) ;

Birleşmiş Milletler Kurulu İktisadî ve Sosyal Komitesi bir karar sureti ka­bul ederek, bütün dünya devletlerin­den sulh zamanında sansüre baş vur­malarını ve haberleşme serbestisini ih­lâl edecek kararlar almamalarını ta­lep etmiştir. Bu karar suretine yalnız, Sovyetler Birliği ile Çekoslovakya iti­raz etmiş, Arjantin ise, çekimser kal­mıştır.

23 Mayıs 1955

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletlerdeki Yunan heyeti, 19 mayıs günü Koreden dönmekte olan Yunan, havacılarının Kıbrısa inmele­rine İngiliz makamlarının muhalefet etmeleri üzerine husule gelen hâdise­den dolayı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bir protesto mektubu vermiştir.

29 Mayıs 1955

Şam:

Birleşmiş Milletler   Filistin   müşahit  heyeti başkanı General Burns Şama gelerek, Suriye Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede, Suriye - İsrail hudut meselelerinin -bahis konusu  edildiği sanılmaktadır. Görüşmelere, Suriye İsrail Mütareke Komitesi üyeleri de iştirak   etmişlerdir.

3 Mayıs 1955

 Paris :

Bugün Fransız Meclisinde bir konuş­ma yapan Başvekil Edgar Faure, Fransanın, toplanması mutasavver, bir Dörtler Konferansına arzedeceği me­seleleri şu şekilde sıralamıştır:

1    Avrupa güvenliği,

2    Silâhların tahdidi,

3    Almanya meselesi.

5 Mayıs 1955

-- Londra :

Bir Dörjtler Konf ere insi imkânlarını hazırlamak: üzere Londrada toplanmış olan Birleşik Am&rika, İngiltere, Fran­sa ve Batı Almanya mütehassısları ça­lışmalarını, bugün ikmal etmişlerdir.

Bugün yayınlanan nihaî tebliğde şöy­le denilmektedir:

«Sovyetler Birliği ile yapılması muta­savver bir toplantıda görüşülecek ko­nuları hazırlamak, üzere üç Batılı dev­letin uzmanları 27 nisandan 5 mayısa kadar Londrada müzakerelerde bulun­muşlardır.

Almanya ile ilgili meselelerin müza­keresine Federal Almanya mütehas­sısları da iştirak etmişlerdir.

Uzmanlar arasında, bütün meseleler­de, faydalı görüş teatisinde bulunul­muştur.

Mütehassıslar raporlarını ikmal et­mişlerdir. Bunları alâkalı Dışişleri Ve­killerine arzedeceklerdir.»

8 Mayıs 1955

 Paris :

Bugün burada toplanan Batılı Devlet­ler Dışişleri Vekilleri toplantısında el­de edilen intiba şudur:

Gerek İngiltere, gerekse Birleşik Amerika ve gerek Fransa sureti kafiye­de bir Dörtler toplantısına taraftardır­lar.

Buna Sovyetler Birliğinin de muarız olmadığına "göre, böyle bir konferan­sın mahallini ve zamanını tayin et­mek keyfiyeti kalıyor ki, bu da, pek yakında bir anlaşma ile meydana ge­lebilecektir. Burada hâkim olan umu­mî kanaate göre, müstakbel ve muta­savver Dörtler toplantısı İsveçin baş­şehri olan Stockholm'da cereyan ede­cektir.

10 Mayıs 1955

 Washington :

Beyaz Saraydan bildirildiğine göre, Başkan Eisenhower Dışişleri Vekili Foster Dulles'a mümkün ve faydalı ol­duğu takdirde kendi sdma Dörtlü bir Konferans tertiplemesi için tanı yetki vermiştir.

Beyaz Saray sözcüsü tarafından basın mensuplarına okunan tebliğin metni aşağıdadır:

«Başkan Eisenhower daima en yüksek kademede dörtlü bir toplantının müm­kün olabileceğini ifade etmiştir. Şüp­hesiz ki Dışişleri Vekili Başkanın bu görüşünden tamamiyle haberdardır. Mümkün ve faydalı olduğu takdirde de Başkan adına gerekli tedbirleri almak için tam yetkiye de sahiptir.»

Beyaz Saray sözcüsü bundan başka tamamlayıcı malûmat vermeyi reddet­miştir. Bununla beraber gazetecilerden biri kendisine Başkan Eisenhcwer'in hükümet başkanlarının yapacağı bir toplantıyı daha önce Dışişleri Vekille­rinin hazırlaması yolundaki görüşünü belirtmiş olduğunu hatırlatması Üzeri­ne sözcü de Başkanın bir başka beya­natını hatırlatarak barış dâvasına fay­dalı olmak şartiyle nereye olursa ol­sun her an gidebileceğini bildirdiğini söylemiştir.

 Moskova :

Dört büyük devlet arasında bir kon­ferans aktedilmesini teklif eden nota bu%ün öğleden, sonra Sovyetler Birliği Dışişleri Vekâletine Fransa, Birleşik Amerika ve İngiltere Büyükelçilikleri temsilcileri tarafından tevdi edilmiş­tir.

Moskova diplomatik çevrelerinde Sov­yet cevabının Varşova konferansının sonuna kadar gecikmesi ihtimalinden bahsedilmektedir. Bilindiği gibi Sov­yet Dışişleri Vekili Molotof ta Başve­kil Bulganin ile birlikte bu sabah Var-şovaya gitmiştir.

. Paris :

Dörtlü bir konferans hakkındaki Amerikan görüşüne göre, dört Dışişleri Vekili, hükümet başkanları konferan­sından bir ila gün Önce toplanmalı­dır. Hükümet başkanları da meselele­rin esası hakkında bir karara varmıyarak sadece muallâkta bulunan me­selelerin hallini sağlıyacak bir çalışma programı tesbit etmelidirler. Bu me­selelerin halli yetkisi şahsiyetler veya urganlara bırakılmalıdır. Amerikan görüşüne göre derhal halli gereken meseleler hakkında Batılı devletlerin Doğu ile müzakerelere girişmek için teşebbüse geçmeleri vakti gelmiştir. A-merikanm kanaatince başlıca mesele­ler şunlardır:

1    Almanyanm birleştirilmesi. Bu meselenin bir hal çaresine bağlanması imkânsız değildir.

2    «Esir devletler» diye adlandırılan memleketlerde ferdî ve millî hürriye­tin kısılmış olması.

3  Atom bombasiyle silâhsızlanma meselesi.

 Washington :

Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa bugün Sovyetler Birliğine dört hükü­met başkanının, refakatlerinde Dışiş­leri Vekilleri olduğu halde, görüş, tea­tisinde bulunmak üzere toplanmaları­nı teklif etmişlerdir.

Bu maksatla sunulan notada üç Ba­tılı devlet bu toplantıdan önce dört Dışişleri Vekilinin bir konferans ak­detmelerini ileri sürmüştür. Üç Batılı devlet hükümet başkanları toplantı­sından sonra, halli'gereken meselele­rin mahiyetine göre, yeni toplantılar yapılmasını da teklif etmiştir.

Ayni notada üç Baitılı devlet Sovyetler Birliğine, bu plânı tetkik etmek üzere hükümet başkanlarının yakında top­lanmalarının faydalı olacağı kanaa­tinde bulunduğu takdirde, Dışişleri Ve­killerinin Viyanadaki toplantılarında bu tasarıyla ilgili hazırlık mahiyetin­deki müzakerelere başlanabileceğini de haber vermiştir.

11 Mayıs 1955

 Washington :

Burada hâkim olan umumi kanaate göre, Başkan Eisenhower'in dört dev­let hükümet başkanı arasında bir top­lantıya iştiraki kabul etmesi, Avus­turya sulh muahedesi müzakerelerini kabul ettiklerinden beri Sovyetlerin ellerine geçmiş olan siyasî teşebbüsün Batılılara iadesine vesile olmuştur. Başkan Eisenhower, bir Dörtler Top­lantısı hakkında Birleşik Amerika Dış­işleri Vekiline geniş salâhiyet verirken. Dulles'ın takip edeceği hareket tarzını tahdit etmemiştir. Birleşik Amerika­nın takip edeceği siyaset, Sovyetlerin takınacakları tavra göre şekillenebile-cektir.

Alâkalı makamların söylediklerine gö­re, Birleşik Amerika şimdiye kadar, bir Dörtler Toplantısının geniş hazırlıklardan sonra yapılmasına taraftardı. Şimdi ise, Mareşal Bulganin böyle bir toplantı için müsbet cevap verirse, hiç bir hazırlık olmadan buluşmağa ve görüşmeğe hazırdır.

Birleşik Amerika dört Dışişleri Vekil­leri tarafından hazırlık toplantısı ya­pılması ve müzakere zemininin ihzarı ile bir gündem meydana getirilmesi hususundaki görüşünden ayrılmamış olmakla, beraber, bu konuda ısrar et-miyec ektir.

Siyasî ve psikolojik muhtelif âmiller Başkan Eisenhower'i yüksek kademe­de bir konferansı kabule sevketmiştir.

Alâkalı mehafilin belirttiklerine göre, Beyaz Sarayı böyle bir karar almağa sevkeden âmillerin başında, Amerika hükümetinin bu konuda daha yumu­şak bir politika takip etmesi için, İh-gütere hükümetinin devamla ısrarı gelmektedir.

İngüterenin böyle bir ısrarda bulun­makla güttüğü gaye Başkan Eisenhower'in ve Amerikan idarecilerinin göz­lerinden, kaçmamıştır. Burada hâkim olan kanaate göre, İngiltereyi böyle bir ısrara sevkeden yegâne saik seçim endişesidir.

Diğer taraftan, Doğu ile yapılacak mü­zakereler için, Paris anlaşmalarının tasdiki ve Almanyanm Natoya kabulü şartları aylardanüeri ileri sürülmekte idi. Şimdi bu şartlar tahakkuk ettiği­ne1 göre Washington Doğu ile konuş­mak için ortada bir mahzur kalmadı­ğına kanaat getirmiştir. Çünkü, artık Batı âlemi sağlam temellere dayan­maktadır.

Başkan Eisenhower'in bu kararında iç politikada büyük bir rol oynamıştır. Eisenhower foir sulh başkanı olmak arzusunu gütmektedir. Kore mesele­sinde bunu başarmıştır. Şimdi, Avru-paya ve Formoza boğazına da sulhu getirmek hedefini gütmektedir.

Beyaz Saraya yakın olan çevrelerin belirttiklerine göre, soğuk harbe son verecek ve sulh içinde müştereken ya­şamanın şartlarını tayin edecek her hangi bir teşebbüse Başkan Eisenho-wer'in mümanaat etmesine imkân yoktu.

 İşte, bütün bu âmiller Başkan tara­fından inceden inceye gözden geçiril­miştir. Eisenhower Pariste bulunan Dulles ile bir telefon muhaveresi yap­tıktan sonra, bu tarihî karan almış­tır.

  Wa;Sİîington :

Başkan Eisenhower'in Dörtler Toplan­tısı hakkında yapılmış _clan teklifi ka­bul etmesi Amerikan Ayan azaları arasmda müsbet bir şekilde karşılan­mıştır.

Ayan Meclisi Dışişleri Encümeni âza­sından John Sparkman, böyle bir konferans hiç bir zaman zarar tevlit etmez. Ben, şahsen bunun faydalı ola­cağına kaniim» demiştir.

Cumhuriyetçi Ayan âzasından Styles Bridgs de yüksek kademede bir top­lantının lehinde bulunmuştur. Fakat, Bridge, her şeyden Önce Birleşik Ame­rikanın boşuna münakaşa ile vakit kaybedilmiyeceğine dair teminat al­ması lâzım geldiğine işaret etmiştir.

Cumhuriyetçi Ayan âzasından Levrett Saltonsal da, böyle bir konferansın faydalarına işaret etmiş ve toplantı mahallinin her iki tarafa da ayni me­safede bulunan bir tarafsız memleket­te olması lâzım geldiğini söylemiştir.

Demokrat Ayan üyesinden John Filbright de, hükümet başkanlarının müsbet neticelere varmadan dağılma­larını Önlemek için, konferansın ve­rimli bir siyasî hazırlıktan sonra ya­pılmasının faydalan üzerinde durmuş­tur.

Cumhuriyetçi Parti Ayan Meclisi Grup Başkanı Wüliam Knowland ise, yüksek kademeden bir konferansın sulh gayesine hizmet etmesi ihtimali olduğundan bahsetmiştir.

  Londra :

İngiliz Başvekili Sir Anthony Eden, bugün verdiği bir beyanatta Batılı devletlerin, müttehit bir halde Ruslar­la müzakerelere girişebilecek; bir du­ruma gelmiş olduklarını söylemiştir. İngiliz Başvekili, böyle bir birliğin te­essüsüne kadar, şahsen Ruslarla mü­zakerelere girişmek istemediğini    belirtmiş ve üç Batılı devlet tarafından Rusyaya, Dörtlü bir Konferans mev­zuunda yapılan teklife temasla şöyle demiştir:

«Dostlarınızla müttehit olduğunuz takdirde, Rusya ile müzakerelere giri­şebilirsiniz. Şimdi bir araya gelebilir ve karşı karşıya bulunduğumuz mese­lelere hal çareleri arayabiliriz.»

 Varşova :

Mareşal Bulgarim, Varşova konferan­sında verdiği nutukta, dört devlet Baş­vekillerinin, Dışişleri Vekilleriyle bir­likte bir konferans akdetmeleri hu­susunda, Amerika, İngiltere ve Fran­sa hükümetlerinin 10 mayıs günü tev­di ettikleri notayı Sovyet hükümeti­nin son derece dikkatle inceliyeceğini söylemiş ve bu konferansın hakikaten Milletlerarası gerginlikte bir gevşeme­ye yardım etmesi şartiyle, Sovyet hü­kümetinin Dört Büyükler Konferansı hakkında müsbet bir durum takındı­ğını bildirmiştir.

 Washington :

Başkan Eisenhower bugünkü basın toplantısında, Dört Büyüklerin en yük­sek mertebede yapacakları konferan­sın, Milletlerarası münasebetlere hâ­kim olan hava hakkında bizzat bir ka­naat edinmek ve Sovyet idarecilerinin hakikaten bu1 gerginliğin azalmasını arzu edip etmediklerini şahsen anla­mak için bir fırsat teşkil edeceğini bildirmiştir.

Eisenhower büyük dünya meseleleri­nin birkaç saaît, birkaç gün, hattâ bir kaç hafta içinde hallini beklemediği­ni, bununla beraber dört büyüklerin toplantısının milletlerarası durumda bir berraklık teminine yardım edebi­leceğini ve gerginliğin azalması için girişilecek çalışmalara esas olabilece­ğini söylemiştir.

Başkan Eisenhower bir gazetecinin su­aline cevaben, böyle bir konferansın en mühim vazifesinin, Dışişleri Ve­killerinin bunu müteakip yapacakları müzakereler için prensipler tesbit et­mek olduğunu ve kanaatince muay­yen bir gündem tesbit edilmemesi ge­rektiğini bildirmiştir. Bu arada, Başkan, barış uğruna her an, her hangi bir yere gitmeye hazır olduğunu tek­rarlamıştır. Başkanın kanaatince Dörtler Konferansının üç gün sürme­si kâfidir.

Nihayet Başkan en yüksek mertebe­de fcir konferans hakkındaki görüşü­nü şu şekilde açıklamıştır:

1    Silâhsızlanma meselesi ele alın­maksızın, milletlerarası gerginliğin müzakeresi imkânsızdır.

2    Dört hükümet başkanının müza­kerelerinin dünyanın muayyen bölge­lerine inhisar ettirilmesi mümkündür.Fakat her hangi umumî bir müzakere,Uzak Doğu da dahil, bütün dünyaya
şâmil olmalıdır.

3    Silâhsızlanma ve silâhların kon­trolü hakkındaki son Sovyet teklifle­ri, esaslı bir şekilde tetkik edilmedik­çe, yorumlanamaz, çünkü bahis mev­zuu meseleler gayet karışıktır.

4    Avusturya devlet antlaşmasının imzalanması,  Sovyetlerin samimiliği­ne bir delil olarak kabul edilebilir.

18 Mayıs 1955

 Washinıgton :

Başkan Eisenhower, bugün yaptığı ba­sın konferansında şöyle demiştir:

«Amerika, yüksek kademede yapılacak Dörtler Toplantısı hakkında ihtiyat -kâr bir tavır takınmaktadır. Fakatt bu konferansa her zamankinden daha kuvvetli bir durumda iştirak edecek­tir.»

Amerikan milletinin milletlerarası me­seleleri daha iyi anladığını belirten Başkan, Amerikan hükümetinin, Sov­yetlerle bir konferans aktedilmesinden endişe edenlerin anladığı mânada bir yatıştırma politikasına girişmek niye­tinde olmadığını söylemiştir.

Eisenhower, sorulan bir suale verdiği cevapta Mareşal Zukov Dörtlü Konfe­ransta Sovyet heyetine dahil olduğu takdirde kendisiyle yeniden buluş­maktan memnun olacağını belirtmiş­tir.

19 Mayıs 1955

 New-York :

Sabık. Fransız Cumiıurreisi M. Vincent Auriol eski Muharipler Beynelmilel Cemiyetinin fahrî Başkanı sıf atiyle dün New-Yarkta iradettiğî bir nutuk­ta Dört Büyük Devlet Şefleri Konfe­ransının, bundan 10 yıl evvel Birleş­miş Milletler Anayasasının imza edil­diği San Francisco şehrinde ve önü­müzdeki iki ay zarfında yapılması tek­lifini ileri sürmüştür.

M. Auriol, Dört Büyüklerin mevzuuba-his konferansa başlar başlamaz her türlü tahakküm ve kuvvet politika­sından Birleşmiş Milletler teşkilâtının kontrolü altında feragat edecekleri yolunda, bir karar alarak bunu ilân etmelerini, aralarında mevcut ihtilâf­ları Birlenmiş Milletler hakemliğine sunmalarını ve tatbikine ayni zaman­da başlanacak kontrollü ve umumî bir silâhsızlanmanın ilk merhalesini ni­hayet bir sene geçmeden tahakkuk et­tirmelerini yine ayni nutkunda telkin ve teklif etmiştir.

 Washirjgton :

Dışişleri Vekâletinin sözcüsü, dün New Yorkta eski Fransız Cumhurreisi Vin­cent Auriol'un ileri sürdüğü fikri yo­rumlamayı reddetmiştir. Bilindiği gibi Auriol, dört hükümet başkanının iki aya kadar San Francisco'da toplanma­larını teklif etmişti.

Sözcü diğer suallere cevaben, Ameri­kan hükümetinin, en yüksek mertebe­deki dörtlü toplantının tarafsız bir memlekette toplanmasını tercih etti­ğini ve İsvierenin bu bakımdan şayanı tercih bulunduğunu belirtmiştir.

22 Mayıs 1955

 Moskova :

Pravda gazetesi «nyizakere veya mü­zakere hakkında görüşmeler» başlıklı makalesinde, Sovyet hükümetinin, milletlerarası gerginliği azaltacak ve devletler arasındaki münasebetleri dü­zeltecek mahiyette  olduğu    takdirde bir Dört Büyükler Konferansına taraf­tar olduğunu yazmaktadır.

Gazete, bununla beraber, yabancı ba­sına dayanarak, dört büyük devlet arasında müzakere fikrinin İngiltere-de Eden tarafından, parti siyaseti maksadiyle kullanıldığını ve İşçi Mu­halefet Partisi Liderinin, Başvekili, konferans tasarısından seçim mülâha-zalariyle istifade etmekle suçl andırdı-ğını belirtmekte ve şöyle devam et­mektedir :

Amerikan basını, Amerikanın Dört Büyükler toplantısına muhalif oldu­ğunu açıkça yazdı, fakat sonradan, sırf Muhafazakârların oylarınnm ek­seriyetini elde etmesine yardım için, tavrını değiştirdi.

Bütün dünya: milletleri, dört büyük devlet idarecilerinin, milletlerarası gerginliği azaltmak için müsbet ted­birler' almasını ve ciddî ve dürüst mü­zakerelere girişmesini arzu etmekte­dir.

 Washimgton :

Amerika Hariciye Vekili John Foster Dulles, bugünkü basın konferansında, mutasavver Dörtlü Konferansın kısa­lığı hakkında Pravdada çıkan baaı tenkitleri bahis mevzuu ederek, bu tenkitlerin Sovyet Rusyanm dört hü­kümet reisi arasında mutasavver top­lantının mâna ve hedeflerini değiştir­mek istediği mânasına geldiğini söy­lemiş ve Viyana toplantısı sırasında Hariciye Vekillerinin bu meseleyi Mo-lotofla görüştüklerini ve Molotof, Sovyet Rusyanm bu meselede müsbet bir tavır takınmakta olduğunu açıkla­mıştır.

Diğer taraftan Dulles, 20-26 haziran tarihlerinde Birleşmiş Milletlerin onuncu yıldönümü münasebetiyle ya­pılacak toplantılar için San Francis-co'da bulunacağını ve Hariciye Vekil­lerinin bu fırsattan istifade ederek yüksek kademede bir konferans için ilk temasları sağlıyacaklarmı bildir­miştir.

Malûm olduğu gibi geçen cuma günü Molotof San Francisco toplantısında bizzat hazır bulunacağını bildirmiş­tir.

Gazetecilerin suallerine cevaben, mu­tasavver Dört Hükümet Reisi Toplan­tısı hakkında şu tafsilâtı vermiştir:

1    Konferansın tarih ve mahallini teklif  etmek,   davet  eden  devletlere,aittir ve hu şimdiye kadar yapılma­mıştır.

2    Dört Hükümet Reisi toplantısın­dan evvel Batılı hükümet başkanları­nın bir konferans akdetmeleri bahis mevzuu değildir. Batılılar bakımından hu konferansın hazırlığı daha    aşağı
kademelerde yapılmaktadır.

3    Yüksek kademede bir konferan­sın gündemine peyk memleketler me­selesini ithal etmek yerinde olur. Zi­ra Dulles'a göre bu memleketlerin hürriyetten mahrum, olması, Milletler­
arası gerginliğin başlıca sebeplerin­dendir.

26 Mayıs 1955

 Moskova :

En yüksek kademede dörtlü konferans hakkındaki Sovyet notası bugün Fran­sa, Birleşik Amerika ve İngiltereye tevdi edilmiştir.

Notada Sovyetlerin en yüksek kade­mede bir dörtlü konferansa katılmayı kabul ettikleri bildirilmektedir.

Sovyet hükümeti, dört hükümet baş­kanının toplantı mahalli olarak Viya-nanın en elverişli olduğu kanaatinde­dir.

Bu konferansta münakaşa edilecek meseleler Dışişleri Vekilleri tarafın­dan hükümet başkanlarına teklif edil­melidir ve konferansın tarihi daha sonra kararlaştırılmalıdır.

Sovyetlerin bu notası 10 mayıs tarihli Batılı notasına cevap teşkil etmekte­dir.

Yedi sahife tutan Sovyet notası «A-merikan idarecilerinin dörtlü   konferans hakkındaki hareket tarzını» sert bir şekilde tenkit etmektedir. Notaya göre, Birleşik. Amerika bir yandan konferans lehinde görünmekte, öte yandan da konferansın akim kalması içip elinden geleni yapmaktadır. Ayni tarzda Halk Cumhuriyetleri hakkında­ki Amerikan görüşleri de tenkit edile­rek «bağımsızlıkları ve, hürriyetlerini müdafaa eden memleketlerin içişleri­ne müdahale edildiği» iddiası öne sü­rülmektedir. Nota bunun Birleşmiş Milletler Anayasası ile telif edilemiye-cek bir hareket olduğu görüşünü orta­ya atmakta ve konferansın başarı ih­timallerine halel verdiğini iddia et­mektedir.

Notada Amerikan idarecilerinin ismi doğrudan doğruya zikredilmemekle beraber, Bulles'm son beyanatına tel­mihlerde bulunulmaktadır. Buna mu­kabil İngiliz ve Fransız hükümetleri hakkında bu tarzda bir dil kullanıl­mamaktadır.

Sovyet Dışişleri Vekâleti bu akşam mahallî saatle 18 de tertiplenen bir basın toplantısında notanın metnini basın mensuplarına bildirecektir.

 Bonn :

Sovyet Rusyanm Dörtler Konferansı­na katılma kararını yorumlayan Fe­deral Almanya hükümeti sözcüsü şöy­le demiştir:

Bonn hükümeti, Sovyet hükümetinin Dörtler Konferansına katılmayı kabul etmesini ancak memnuniyetle karşılar. Bahusus ki Başvekil Adenauer Batılı­ların bu maksatla Moskovaya gönder­miş oldukları davetiyeye memnuni­yetle mutabakatını bildirmişti.

Sosyal - Demokrat çevrelerde, dört büyük devletin konferans akdetmek prensibi üzerinde anlaşmaya varmış olmalarının memnuniyet verici bir hâ­dise olduğu kaydedilerek «bu müsbet bir işarettir» denilmekte ve toplantı­nın tarih ve mahalli hakkında yakın­da bir anlaşmaya varılması temenni­sinde bulunulmaktadır. Amerika Büyükelçisi James B. Conant Wiesbaden'de verdiği beyanatta, yeni Dörtler Konferansının, silâhsızlanma meselesinde bir anlaşmaya varılmasına imkân verecek yeni metodlar bul­maya çalışması lâzım geldiği kanaati-izhar etmiş ve demiştir ki:

Amerikan siyaseti ve bütün hür dünya için mühim olan cihet her şeyden ön­ce milletlerarası gerginlikte bir gev­şemeye varmaktır. Fakat Almanyanın birleştirilmesi meselesi de talî ehem­miyette değildir. Üç Batılı devlet «Bir­leşme» bahsinde, Federal hükümetle sıkı bir işbirliği halinde plânlarım ha-zırlıyacaklardır.

27 Mayıs 1955

 Birleşmiş Milletler :

Sovyet Rusyanm hükümet başkanları mertebesinde dörtlü bir konferans ak­dedilmesi hususunda Batılı üç büyük devlet tarafından yapılan teklifi ka­bul ettiğini bildiren cevabî notası, bu­rada memnuniyetle karşılanmıştır. Yi­ne Birleşmiş Milletler çevrelerinde, Amerikanın bu konferansta Doğu Av­rupa Halk  Cumhuriyetleri  rejiminin bahis konusu edilmesini istemesine karşı Rusyanm itiraz etmesi gayet ta­biî telâkki edilmekte ve «peyklere hür­riyet verilmesi» mevzuunda girişile­cek polemiğin konferansın toplanma­sına engel olacağına inanılmamakta-dır. San Francisco'da Dışişleri Vekil­leri taraf ıdan yapılacak görüşmeler bu anlaşmazlık havasını dağıtacak ve Dörtler Konferansının dıalha müsait şartlar altında toplanmasını mümkün kılacaktır.

Birleşmiş Milletlerde, umumiyetle Amerikanm Doğu Avrupadaki rejimleri değiştirmek için bu konferansı vesile ittihaz etmiyecegi ve Sovyetlerin dik­katini Almanyanın tarafsızlaştırılması meselesine çekmek için bu meseleyi ele almak istiyeceği zannolunmaktadır.

Sovyetlerin, Almanya hakkında vere­cekleri ve Amerika tarafından kabulü mümkün olan teminat her halde, Do­ğu Almanya meselelerinin hükümet başkanları tarafından müzakere edil­mesini önliyecektir.

Batılı notasının tam metni :

10 Mayıs 1955

 Paris :

Dörtlü bir konferansın toplanması hususunda Amerikan, İngiliz ve Fransız hükümetleri tarafından Sovyet hükümetine yapılan davetin tam metni:

-Amerikan, Fransız ve İngiliz hükümetleri, karşılaşılan büyük mesele­leri halletmek için yeni bir gayret sarfı zamanının geldiği kanaatinde­dir. Bu sebepten Sovyet hükümeti, aramızdaki anlaşmazlık sebeplerini ortadan kaldırmak için sarfettiğimiz gayretlere iştirake davet ediyoruz.

Kanaatimizce bu meselelerin halli zaman ve sabır gerektirecek ve tek bir toplantıda aceleyle halledilemeyecektir. Bu neviden her türlü teşeb­büs, hal çaresine doğru hakikî bir ilerlemeyi geciktirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bu bakımdan bu meseleleri halletmek için yeni bir usulü denemenin faydalı olacağını düşünüyoruz.

Güçlükleri ve ehemmiyetleri sebebiyle bu meselelerin iki safhada ele alınmasını teklif ediyoruz. Fikrimizce ise, hükümet başkanlarının Dış­işleri Vekili eriyle birlikte toplanarak görüş teatilerinde bulunmalariyle başlanması faydalı olacaktır.

Hükümet Başkanları kısa sürecek olan toplantıları sırasında, dünyada mevcut başlıca güçlükler için hal çareleri hakkında bir anlaşmaya var­maya çalışmıyacaklardır. Mamafih bu toplantıda yapılması gereken ça­lışmanın temellerini tesbit etmek suretiyle harekete geçilmesi sağlanmış olacaktır.

Bu maksatla Hükümet Başkanları tetkik edilecek meseleleri tesbit ede­bilecek ve bunlara hal çaresi bulmak için takip edilecek usuller hakkın­da bir anlaşmaya varabileceklerdir. Bu arada, Hükümet Başkanlarına yardım için, Dışişleri Vekillerinin, Hükümet Başkanlarından kısa bir müddet önce ve ayni yerde toplanmalarını teklif ediyoruz.

Bu birinci safhada, ikinci safhanın temelleri atılmış olacaktır. İkinci safhada meseleler, mahiyetlerine göre tesbit edilmiş olan usul, teşkilât ve delegeler tarafından, teferruatiyle tetkik edilecektir. Bu iş Hükümet Başkanları toplantısından sonra mümkün olan süratle başlamalıdır. Böyle bir usul müzakerelerin gayet iyi bir şekilde teşkilâtlanmış olarak hazırlanmasını ve cereyanını sağlıyacaktır. Bu tekliflerin, aramızda daha iyi münasebetlere doğru faydalı bir ilerleme temeli olarak, Sovyet hükü­meti tarafından kabulünü temenni ederiz.

Eğer Sovyetler Birliği, bizim gibi, böyle bir programı tetkik için Hü­kümet Başkanlarının yakında toplanmalarının faydalı olacağı kanaatindeyse, Dışişleri Vekillerinin diplomatik yoldan veya diğer her hangi bir usulle böyle bir toplantının nerede ve hangi tarihte yapılacağı mesele­sini halledeceklerini zannediyoruz.

Avusturya Devlet Antlaşmasının imzası münasebetiyle Dışişleri Vekille­rinin yakında Viyanada yapacakları toplantı, hiç şüphesiz teklifimiz hakkında bir hazırlık müzakeresi için fırsat temin edebilecektir.»

7 Mayıs 1955

 Sofya :

IX mayısta Varşovada Sovyet ve peyk devletler delegelerinin İştirakiyle bağ­lıyacak olan konferansa katılacak Bulgar heyeti bu saüalı Polonya baş­şehrine hareket etmiştir.

Başvekil Çervenkofun başkanlığında­ki heyette, Millî Savunma ve Dışişle­ri Vekilleri de bulunmaktadır.

10 Mayıs 1955

 Londra :

Times Gazetesi bu sabahki nüshasında makalelerinden birini yarın Varşova­da toplanacak olan konferansa tahsis etmektedir.

Times bu makalesinde Doğu Avrupa-da peyk memleketlerin silâhlı kuvvet­lerini uzun uzadıya gözden geçirdik­ten sonra Sovyetler Birliğini Doğu Av-rupada tek: bir kumanda altında as­kerî bir teşkilât ihdasına sevkeden se­bepleri tahlil etmekte ve şöyle demek­tedir:

«Görünüşte Sovyetler Birliğinin bun­daki en yakın maksat ve gayesi peyk memleketlerdeki Rus kuvvetlerinin mevcudiyetine meşru bir statü vermek Doğu Almanya polis kuvvetlerinin a-çıkça bir ordu şeklinde ortaya çıkma­sını mümkün kılmak ve böylelikle Ba­tı Almanyanın silâhlanmasına muka­bele etmek ve nihayet Sovyet hükü­metine diplomatik bir pazarlık için ge­rekli unsurları hazırlamaktadır.»

Times yazısına şöyle devam etmekte­dir:

«Batılılar Paris anlaşmalarını tasdik etmiş bulunduklarından Rusya şimdi esasen, Mareşal Bulganinin de söyle­miş olduğu veçhile gerek kendisinin, gerekse müttefikler inin güvenliğini teminat altında bulundurmak için hususî tedbirler alınması lâzım gele­ceğini ileri sürebilecektir. Halbuki ha­kikatte Varşova toplantısı askeri ol­maktan ziyade siyasî mahiyette bir toplantıdır.»

11 Mayıs 1955

 Varşova :

Esas itibariyle bir Başvekiller Konfe­ransı olan Varşova Konferansına iş­tirak edecek olan ve Doğu blokuna da­hil sekiz memleketin Hariciye ve Mü­dafaa Vekillerini ve sivil ve askerî birçok şahsiyetlerini ihtiva eden 'he­yetlerin hepsi, gelmesi an bean bek­lenen Çekoslovakya .heyeti hariç ol­mak üzere şimdi Varşovaya gelmiş bu­lunuyorlar.

Bunların arasında en göze çarpan Sovyet heyetidir. Bu heyet Sovyetler Birliği Başvekili Mareşal Bulganin, Hariciye Vekili M. Molotof ve Müda­faa Vekili Mareşal Zukof ile Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Litvanya ve Estonya Başvekillerinden ve Mareşal İvan Konyef ile Sovyetler Birliği Ha­riciye Vekil Muavini M. Avelerian Zo-rin ve Sovyetlerin Polonyadaki Büyük elçisi M. Pantelamon Ponomarenko-dan mürekkeptir.

Hariciye Vekil Muavini M. Zorinin he­yet meyanında bulunması, M. Molotofun vekâleti kendisine bırakarak Avusturya devlet andlaşmasını imza için Viyanaya gitmek üzere Varşova konferansından bir müddet için ayrı­labileceği fikrini uyandırmaktadır.

Varşova Konferansının resmî adı şu­dur: «Avrupada Barış ve Güvenliği sağlamak için Avrupa Devletleri Kon­feransı»

Varşova hava. meydanıma varışında Polonya. İşçi Partisi Birinci Sekreteri M. Boleslaf Bierut, Millî Konsey Baş­kanı Alexandre Zavadzki, Başvekil M. Jozeph Sirankigeviç ve Polonyalı bir çok şahsiyetlerle Alman, Macar, Ro­men, Bulgar ve Arnavut şahsiyetleri tarafından karşılanan Mareşal Bulganin şu beyanatta bulunmuştur:

«Milletlerarası gerginliği azaltmak için milletlerimizin mücadelesi bazı netice­ler vermişse de dünyanın bazı bölge­lerindeki durum ciddî endişeler ya­ratmaktan geri kalmamıştır.

«Avrupanm barışçı milletleri bu du­rum muvacehesinde lakayt kalamar­lar. Bugünkü vaziyette mili etlerimizin gayretlerini birleştirmeleri ve müda­faa imkânlarını tahkim için yeni ted­birler almaları temenniye şayandır.

Sovyet hükümeti, bu meselelerin bu konferans esnasında halledileceğine ve konferansa iştirak edenlerin genel ba­rışı ve milletlerin güvenliğini sağlama hususuna büyük yardımları dokunaca­ğına kanidir.»

Keza Varşovaya dün gelen ve Polon­ya Başvekiliyle Hariciye Vekili tara­fından karşılanan Doğu Almanya Baş­vekili M. Otto Grotewohl muvasalâtın­da şu beyanatı vermiştir:

«Polonya hükümet merkezine, Paris anlaşmalarının meriyet mevkiine gir­miş olması dolayısiyle Avrupada du­rumun ciddî bir şekilde vahimleştlği bir anda gelmiş bulunuyoruz.

Bunun içindir ki, yapacağımız işlerin en âcil kısmı, burada toplanmış olan dost memleketler mümessillerile müş­tereken, Avrupada barış ve güvenliği idame ettirmek, için müzakerelerde »bulunarak gerekli tedbirleri almak olacaktır.

Bu mümessillerin uhdelerindeki bü­yük mesuliyetleri müdrik bulundukla­rına ve barışı muhafaza etmek ve bu maksatla müştereken kararlaştırıla­cak bütün tedbirleri gerçekleştirmek için gayret göstermekten geri kalmı-yacaklarma sizi teinin edebilirim.»

Diğer taraftan Komünist Çin Müdafaa Vekili Olub Varşova Konferansına müşahit olarak gelmiş bulunan Ge­neral Peng Teh Huai de Polonya hü­kümet merkezine muvasalâtı sırasın­da şöyle demiştir:

«Çin milleti, Sovyetler Birliğiyle halk demokrasisi memleketlerinin Avrupa­da barış ve güvenliği sağlamak için lüzumlu görecekleri bütün tedbirleri destekliyecektir.»

Macar Başvekili M. Andras Hegedus ve Romen Başvekili Georgiyu da Var­şova hava meydanına geldiklerine müşabih demeçlerde bulunmuşlardır.

 Varşova :

Polonya Başvekili Joseph Oyrankie-wicz tarafından bu sabah saat 10.15 te açılan konferans Radziwill Sarayı­nın sütunlu salonunda toplanmakta­dır.

Her memleketin Başvekiline, Dışişleri Vekili ve Müdafaa Vekili refakat et­mektedir. Müdafaa Vekilleri ünifor­malıdır. Uzmanlar, delegelerin arka­sına sıralanmış sandalyelerde otur­maktadırlar.

Sekiz memleket heyeti Sovyet dele­gasyonunu birkaç dakika ayakta bek­lemiş, Sovyetler salona en son girmiş­lerdir. Mareşal Bulgunin, yanında Molotof ve Mareşallerden Zukov ve Ko-niev olduğu halde fotoğrafçılara ve sinemacılara gülerek salona girmiş­tir.

Çinli müşahit General Peng Teh Huai, yanında diplomatik müşaviri Wang Pingnan ile birlikte Mareşal Bulganinin karşısında yer almıştır. General Pen Teh Huai, sivil giyinmiş yegâne Müdafaa Vekilidir.

Delegeler 10 dakika kadar aralarında konuşmuşlar ve fotoğrafçılarla sine­macılar durmadan flim çekmişlerdir. Bundan sonra Başkan Cyrankiewicz'in celsenin gizli olacağını bildirmesi üze­rine gazeteciler salonu terketmiştir.

Ekserisi Sovyet yapısı olan siyah otomobillerin sıralandığı Saray bahçesi­nin parmaklıkları Önünde 4 asker nö­bet beklemekte ve girenlerin hüviyet­lerini kontrol etmektedirler. Bu, gü­venlik tedbirlerinin görülebilen yegâ­ne belirtisidir.

 Paris :

Moskova radyosunun bildirdiğine gö­re, Mareşal Bulganin Varşova konfe­ransında şöyle demiştir:

Sovyet hükümeti, bütün Avrupa mem­leketlerinin, ve Amerikanın da katıla­cağı kollektif bir güvenlik sistemi ku­rulmasının istikbalde mümkün olma­sını temenni etmektedir. Böyle bir an­laşma tahakkuk ettiği takdirde Varşo-vada imzalanacak olan kcllektif gü­venlik, anlaşmasiımn hükmü kalmıya-caktır.

14 Mayıs 1955

  Varşova :

Sekiz komünist memleket temsilcileri, dostluk, işbirliği ve karşılıklı yardım­laşma antlaşmasını bugün saat 10.00 da merasimle imzalamışlardır. Antlaş­ma dört vesikadan ibarettir ve 25 yıl yürürlükte kalacaktır.

Sekiz devletin birleştirilen kuvvetleri­ne Başkumandan olarak Sovyet Ma­reşali İvan Konief tayin edilmiştir. Müşterek Genelkurmay merkezi Mos-kovada bulunacaktır.

Barış ve güvenlik gayretlerine katıl­mak istiyecek bütün devletlerin bu antlaşmaya iştiraki mümkündür. Avrupada müşterek güvenlik hakkında genel bir antlaşmanın imzalanması halinde, Varşova antlaşması sona ere­cektir. Doğu Almanyanm müşterek kumandanlığa katılması meselesi da­ha sonra tetkik edilecektir.

  Varşova :

Varşova antlaşmasının imzasını mü­teakip beyanatta bulunan Doğu Al­manya Başvekili Grotewohl birleşti­rilmiş bir Almanyanm müstakbel hü­kümetinin, bu birleşmeden önce Batı veya Doğu Almanya hükümetleri ta­rafından girişilen siyasî veya askerî taahhütlerle bağlı kalmıyacağını bil­dirmiştir.

15 Mayıs 1955

 Paris :

Doğu Avrupanm sekiz devleti arasın­da aktedilmiş olan Varşova andlaşma-sını yorumlayan Paristeki bazı müşa­hitler andlaşmanın bilhassa beşinci maddesine dikkati çekmektedirler. Bi­lindiği gibi, Mareşal Koniefe mevdu bir müşterek kumandanlık ihdas eden bu maddede «âkit taraflar arasında mutabık, kalınmak suretiyle bu ku­mandanlığa tahsis edilecek olan müş­terek kuvvetlerin hazırlanması» derpiş olunmaktadır.

1946 andlaşmaları gereğince Macaris­tan ve Romanyadaki Sovyet kuvvetle­rinin, Avusturya devlet andlaşması-nrn akdini takip eden 90 gün zarfında geri alınması icap etmekte olduğunu hatırlatan bu müşahitler, Sovyetler Birliğinin mevzuubahis madde delale­tiyle yalnız Macaristan ve Roraanyada değil, şimdiki halde hiç bir Sovyet gar­nizonunun bulunmadığı Çekoslovakya ve Bulgaristanda da silâhlı kuvvetler bulundurmak müsaadesini alabilece­ğini kaydetmektedirler.

Paris müşahitlerine göre Varşova and-laşnıasmm. heyeti um ilmiyesi itibariy­le tahrir tarzı, Sovyetler Birliği ve peyk memleketler idarecilerinin Al­manya meselesiyle Avrupa güvenliği ve silâhsızlanma meseleleri hakkın­daki müstakbel görüşmelere kapıyı a-çık bırakmak hususundaki kaygılarını teyit etmektedir.

Bu kaygı bilhassa andlaşmanm on bi­rinci maddesinde ifadesini bulmakta­dır. Filhakika bu maddede M. Molotof tarafından 1S54 senesinin ocak ayın­da Berlin konferansında teklif edilen «Avrupa müşterek güvenliği genel sistemi» nin gerçekleşmesi halinde «bu müşterek güvenlik genel anlaşması­nın» meriyete girdiği günden itibaren sekizli andlaşmanm mefsuh addedile­ceği derpiş edilmiştir.

Bu ihtiyatlı, fakat sarih tarzı tahrir, Sovyet idarecilerinin Varşova andlaşmasmı mutasavver dörtlü konferans esnasında bir pazarlık mevzuu yap­mak hususundaki niyetlerini açıklar mahiyettedir.

Yine Paris müşahitlerine nazaran gö­rünüşte Sovyetler Varşova Konferan­sından sonra Doğu - Batı arasında umumî bir anlaşma mevzuundaki mü­zakereler için üç muhtemel esas ta­savvur etmektedirler:

1    Avrupayı taksim eden iki   blok arasında fcir güvenlik paktının (haki­kat halde statükoyu garanti eden bira'demi tecavüz paktının) akdi,

2    Almanyanın birleştirilmesi ve Avusturya gibi tarafsız bir hale konul­ması (bu tarafsızlık bazı değişiklikler­le diğer memleketlere de ve bilhassa Yugoslavyaya teklif edilebilecektir.)

3    10 mayıs tarihli Sovyet teklifleri gereğince üslerin tahliyesi ve demir perdenin her iki tarafındaki kıtaların tedricî ve (mütekabil) olarak geri alınması keyfiyetlerini de ihtiva etmek
üzere bir silâhsızlanma anlaşmasınınakdi.

Sovyetler bütün bu tasavvurları bir çok defalar serdetmişlerse de Batılıla­rın mukabil teklifleri muvacehesinde elâstikî bir ta'ktik kullanmak imikânını muhafaza gayretiyle bunu oldukça müphem, şekillerde yapmışlardı

17 Mayıs 1955

  Viyana :

Prag radyosunun bildirdiğine göre, Çekoslovak hükümeti Varşova anlaş­masını tasvip etmiş ve parlâmentoyu, anlaşmayı tasdik için 23 mayısta top­lantıya çağırmıştır.

Budapeşte radyosu da, Macar parlâ­mentosunun Varşova, anlasın alarmı tasdik için 25 mayısta toplantıya ça­ğırıldığını bildirmiştir.

19 Mayıs 1955

  Paris :

Polonya Basın Ajansının bildirdiğine göre, Polonya Meclisi Varşova anlaş­malarını tasdik etmiştir. Bu suretle Polonya anlaşmayı tasdik eden ilk Doğu Avrupa memleketi olmaktadır.

 Prag :

Çekoslovak Millî Meclisi, sekiz Doğu Avrupa memleketi arasında 14 mayıs­ta Varşova da imzalanan dostluk, iş­birliği ve karşılıklı yardım anlaşma­sını tasdik etmiştir.

25 Mayıs 1955

 Viyana :

Budapeşte radyosunun Viyanada din­lenen bir haberine göre, Macar Parlâ­mentosu Varşova anlaşmalarını tasdik etmiştir,

 Moskova :

Sovyetler Birliği Yüksek Şûrası Ri­yaset Divanı, bugün, Varşova anlaşma­larını tasdik etmiştir.

Bu münasebetle yapılan merasimde Mareşal Bulganin bir hitabede bulun­muştur.

26 Mayıs 1955

 Paris :

Dün Varşova anlaşmalarını tasdik için bir toplantı yapan Yüksek Sovyet Şû­rası Başkanlık Divanında söz alan Ma­reşal Bulganin Batılı politikasını şid­detle tenkit etmiştir. Mareşal, Paris anlaşmalarının tasdikinin ve Almanyanın Atlantik Paktına iltihakını Av-rupada harp tehlikesini vahimleştirdi-ğini ve Rusya ile Halk Demokrasileri­nin, savunmlarını garanti etmek için Varşovada müşterek tedbirler alma­larına yol açtığını belirtmiştir.

Bulıganin bundan başka, Güvenlik Konferansı arifesinde açıklanan ve bukonferansta Milletlerarası münasebetlerde bir gevşeme temin etmesi vedevletler arasında itimatsızlığı bertaraf eylemesimümkün tedbirler olmaları itibariyle tasvip olunan Sovyet silâhsızlanma tekliflerini   de hatırlatmıştır.

28 Mayıs 1955

Sofya:

Bugün fevkalâde bir toplantı yapanBulgar Millî Meclisi Varşova anlaşma­sini ittifakla tasdik etmiştir

Bulganinin Varşova Konferansçıdaki nutku :

11 Mayıs 1955

 Paris :

Sovyet Başvekili Mareşal Bulganin, Varşova Konferansında verdiği ve Tass Ajansı tarafından yayınlanan nutkunda şunları söylemiştir:

«Rusya, bir arada yaşamaya dair Lenin prensibine son derece bağlı kal­makta ve insanlığı yeni bir dünya harbi tehlikesinden korumak maksadiyle bu prensibi dış siyasetinin temeli olarak muhafaza etmektedir.

Sovyet Rusya barış ve güvenliği sağlamaya matuf bütün teşebbüsleri memnuniyetle karşılamakta ve Varşova Konferansına büyük bir ehem­miyet atfetmektedir.

Moskova Konferansında, Paris antlaşmaları tasdik edildiği takdirde Mil­letlerarası durumun yeniden gözden geçirilmesi gerekeceğine karar ve­rilmiş olduğunu hatırlatan Mareşal «bu lüzum bugün zuhur etmiştir» demiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Moskova Konferansı, Paris antlaşmalarını incelemiş ve bundan Avrupa barışı için doğan tehlikeye işaret etmişti. Hâdiseler bu tahlilin doğru ol­duğunu göstermiştir. Şu hususu nazarı dikkate almamız lâzımdır ki, Paris antlaşmaları tasdik edildiğine göre, Alman militaristleri ve inti­kamcıları, Alman ordusunu, modern silâhlar ve bilhassa atomik, kim­yevî ve mikrobik silâhlarla teçhiz ederek yeniden ve açıkça kurmak im­kânı elde etmişlerdir. İkinci dünya savaşının nihayete ermesinden 10 sene sonra, Almanya, Amerikanın İngilterenin ve Fransanm yardımiyle, Avrupada bir harbin başlıca tehlikesi halinde ortaya çıkmaktadır.

Almanya, Rusya ile Halk Cumhuriyetlerine karşı tevcih edilmiş olan Atlantik Konseyine ve Batı Birliğine üye olmuştur. Şunu hatırlatmak icabeder ki, İngiltere, Amerika ve Fransa, ikinci dünya harbi sırasında Sovyet Rusyaya karşı giriştikleri taahhüde rağmen, Batı Almanya ile askerî bir blok kurmuşlardır. Bu suretle, bu üç devlet, Rusya ile olan mühim anlaşmalarından vazgeçmişlerdir. Bu da, bu antlaşmaların Sovyet Yüksek Şûrası tarafından feshini izah etmektedir.

Diğer taraftan, Moskova Konferansından sonra yapılan Nato Konseyi toplantısı, atom harbinin hazırlanmasına dair bir karar almıştır. Bu krar Paris Antlaşmalarına sıkı surette bağlıdır ve Avrupa barışı için arzettiği tehlikeyi bir defa daha teyit etmektedir. Bu tecavüz temayül­leri Yakın ve Orta Doğuda kendini göstermektedir. Amerika, bir taraf­tan askerî bloklar kurarken, diğer taraftan, Rusya ve Halk Demokrasi­leri hudutlanndaki üs şebekelerini de tevsie çalışmaktadır. Bu üsler

Rusya ile Halk Demokrasilerine karşı yapılacak hava taarruzları için hareket noktası teşkil edecektir.

Bundan sonra Formoza meselesine geçen Mareşal Bulganin, Amerika­nın Çin Halk Cumhuriyetine karşı da tahriklerine devam ettiğini söyle­miş ve demiştir ki:

Şurası muhakkaktır ki, Amerikanın desteği olmasaydı Mareşal Çan Kay Şek, caniyane faaliyetine devama asla cesaret edemezdi. Formoza ve sa­hil adaları, Amerika tarafından kontrol edilen silâhlı kuvvetlerin, Çin Halk Cumhuriyetine karşı haksız taarruzlara ve korsan hareketlerine girişmelerini mümkün kılan birer askerî üs haline getirilmiştir.

Seato'dan bahseden Sovyet Başvekili, bu teşkilâtın gayesinin Güney Doğu Asyada müstemleke rejimini muhafaza ve geliştirmek, dünyanın bu bölgesinde millî kurtuluş hareketlerini bastırmak ve Çinin içişlerine karışmak olduğunu söylemiştir.

Rusyanm Milletlerarası gerginliği azaltmak için mücadelesine yılmadan devam ettiğini teyit eyleyen Mareşal Bulganin, memleketinin konferansa katılan devletlerle diğer devletlerin barışçı kuvvetleri tarafından siya­setinin destekleneceğine emin olduğunu söylemiştir.

Mareşal, daha sonra, Rusyanm, Batı Almanyanın yeniden silahlandırıl­masına kafiyen muarız olduğunu belirterek şöyle demiştir:

Paris antlaşmalarının tahakkukuna karsı mücadele ederken, bu silâh­lanmanın, Alman birliğinin tesisine başlıca engeli teşkil ettiğine kani idik ve elan da kaniiz.

Mareşal, Rusyanm, bütün devletler arasında ticarî sahada olsun, kültü­rel sahada olsun, normal münasebetler kurulmasını arzu ettiğini söyli-yerek sözlerine son vermiştir.

Varşova antlaşmasının metni:

14 Mayıs 1955

 Varşova :

Sovyet heyetinin sözcüsü Ilyiçefin bildirdiğine göre bugün sekiz Doğulu memleket1 tarafından imzalanan dostluk, işbirliği ve karşılıklı yardım antlaşması bir mukaddeme ile 11 maddeden müteşekkildir.

Mukaddeme kısmında imzacı devletlerin, sosyal ve siyasî sistemleri dik­kat nazara alınmaksızın, Avrupada müşterek güvenliği bütün hükü­metlerin katılacakları bir genel pakt vasıtasiyle sağlamak arzusu tek­rar belirtilmektedir. Bundan başka Paris anlaşmalarının tasdiki ve Al-manyamn yeniden silahlandırılması, husule gelen durumun barışçı memleketler için valıim bir tehdit teşkil ettiği ve bu memleketlerin Bir­leşmiş Milletler anayasası prensipleri ve diğer devletlerin bağımsızlık­larına, hükümranlıklarına hürmet ve iç işlerine karışmak prensipleri gereğince bir dostluk, işbirliği ve karşılıklı yardım paktı akdine karar verdikleri bildirilmektedir.

Madde  1) İmzacı devletler, Birleşmiş Milletler anayasasına uygun olarak, milletlerarası münasebetler sahasında kuvvete başvurmak hu­susunda tehdide müracaat etmemeyi ve bütün anlaşmazlıklarını barış­çı vasıtalarla halletmeyi taahhüt ederler.

Madde  2) İmzacı devletler barış ve güvenliği sağlamak için karar-laştırılabilecek bütün milletlerarası tedbirlere bir işbirliği zihniyeti içinde katılmayı, bütün gayretlerini buna hasretmeyi "taahhüt ederler.

İmzacı devletler diğer üye devletlerle müşterek olarak, silâhların azal­tılması ve atom ve hidrojen bombalarının men'i için müessir her türlü tedbiri almayı taahhüt ederler.

Madde  3) İmzacı devletler müşterek menfaati ilgilendiren bütün mü­him milletlerarası meseleler hususunda karşılıklı istişarelerde buluna­caklardır. Taraflar, aralarından biri veya bir kaçı aleyhine bir tecavüz tehdidi belirdiği zaman, mecburen istişare edeceklerdir.

Madde  4) Avrupada silâhlı bir tecavüz vukuunda imzacı devletler­den her biri, Birleşmiş Milletler anayasası gereğince, diğer üye devlet­lerle mutabık olarak, tecavüze uğrayan devlete, ferdî veya müşterek bir hareket şeklinde, derhal gerekli yardımı yapacaktır. Taraflar, tecavüz halinde, barış ve güvenliği tekrar tesis için, alınması gerekli tedbirleri kararlaştırmak için derhal istişarelerde bulunacaklardır.

Madde  5) Taraflar müşterek bir kumandanlığın kurulması ve arala­rında varılacak anlaşmalar vasıtasiyle bu kumandanlığa verilecek bir­leştirilmiş kuvvetlerin tertibi hususunda mutabakata varmışlardır. Ta­raflar, savunma imkânlarını arttırmak ve hudutlarının bütünlüğünü teminat altına almak için bütün tedbirleri kararlaştıracaklardır.

Madde  6) Andlaşma gereğince bir siyasî istişare komitesi kurulacak­tır. Üye devletler bu istişare komitesinde bir hükümet üyesi veya özel bir delege tarafından temsil edilecektir. Siyasî istişare komitesi de lü­zumlu bulabileceği diğer bütün teşkilâtlan kurabilecektir.

Madde  7) Taraflar, gayesi bu anlaşmaya aykırı olan her hangi bir koalisyon ve ittifaka katılmamayı veya bir anlaşma akdetmemeyi ta­ahhüt ederler.

Madde  8) Taraflar, ekonomik ve kültürel münasebetlerini geliştir­mek için tedbirler alacaklardır.

Madde  9) Bu anlaşma, tarafların güvenlik ve barış için sarfettikleri gayretlere katılmak, isteyecek bütün devletlere, sosyal ve siyasî bün­yeleri ne olursa olsun, açıktır. Bu hükümetler kararlarını Polonya hü­kümetine tevdi eder etmez, iltihakları tamamlanmış olacaktır.

Madde  10) Bu andlaşma, son tasdik vesikasının Polonya hükümeti­ne tevdii ile yürürlüğe girecektir.

Madde  11) Andlaşma 25 yıl yürürlükte kalacaktır. Eğer hükümetlerden biri anlaşmanın sona ermesinden bir yıl Önce infisahım bildirmez­se, 10 sene daha yürürlükte kalmaya devam edecektir.

Avrupada bir genel müşterek güvenlik sisteminin kurulması ve müşte­rek güvenlik hakkında genel bir anlaşmanın akdi halinde, bu andlaşma, bahsi geçen genel anlaşmanın yürürlüğe girdiği gün sona erecektir.

Nato'ya nazire

13/V/1955 tarihii   (Vatan)   dan:

Bu sene mayıs ayına «siyasî görüşme­ler ayı» diyebiliriz. Hangi tarafa bak­sak bir toplantı, bir siyasî görüşme göze çarpıyor. Bunların arasında en mühimlerinden biri Sovyet Rusya ile peyklerinin Varşova'daki toplantıları­dır. Toplantıya. Sovyet Rusya, Polon­ya, Doğu Almanya, Çekoslovakya, Ma­caristan, Romanya, Arnavutluk, Bul­garistan Başvekil ve Hariciye Vekil­leri de- dahil olmak üzere, geniş he­yetler halinde iştirak etmişlerdir.

Varşova konferansı, 29 kasımdan 2 aralığa kadar Moskova'da yapılan toplantının devamı sayılabilir. Mos­kova toplantısında batılı devletler arasmdaki Paris andlasmasına. şiddet-, le hücum edilmiş, bu suretle andlaş-malarm parlâmentolar tarafından tasdik edilmesinin önüne geçmek is­tenmişti. Sovyetlerin bu husustaki gayretleri netice vermedi, andlaşma-lar tasdik edildi. Sovyet Rusya bu va­ziyet karşısında Varşova toplantısını tertip etti.

Sovyet Başvekili Mareşal Bulganin, konferansın ilk gününde söylediği nu­tukta batılı devletlere, bilhassa Ame-rikaya şiddetle hücum etti. Gelen ha­berlerden ve söylenilen nutuklardan Sovyetlerin    NATO'ya, yani Atlantik


 

paktına karşı bir doğu NATO'su kur­mak istedikleri anlaşılıyor. Bu teşek­küle girecek devletlerin askerî kuv­vetlerinin başında bir Rus mareşali bulunacak, Rusya bu vesile ile peyk devletlerin idaresini bir parça daha eline alacaktır.

Bir Fransız gazetesi bu münasebetle şu satırları yazıyor: «Sekiz yüz yıl ev­vel Timuçin'in istilâ hareketindenberi doğu hiç bir zaman Avnıpanın kalbi­ne bu kadar derin girmemişti.»

Sovyetlerin, Almanyadaki yabancı kuvvetlerin geri çekilmesi hakkında­ki teklifleri de bu bakımdan önemli­dir. Batı Almanyanm kendini koru­yacak askerî kuvveti henüz yoktur. Buna mukabil Doğu Almanyada ko­münistler tarafından teşkilât ve ha­zırlık yapıldığı gibi Almanya ile hu­dudu bulunan peyk memleketlerde de silâh altında mühim kuvvetler bu­lunmaktadır. Batı Almanyadaki ec­nebi kuvvetler ç ekilirle rse bunların her dakika bir hâdise çıkarmaları ih­timali vardır. Bu itibarla batılı dev­letlerin tahliye işine kolay kolay razı olmayacakları tahmin edilebilir.

Vaziyet Rusyanm, dörtler toplantısı arifesinde yeni bir sulh taarruzu yap­mak istediğini gösteriyor. Dünya sul­hunu temin edecek hakikî esaslara dayanmadıkça bunun neticesiz kala­cağı şüphesizdir.

5 Mayıs 1955

 Londra :

Çarşamba akşamı Walsall'da yaptığı kısa bir konuşmada Devlet Vekili Anüıony Nutting şöyle demiştir:

«Bir taraftan atom silâhlarının kul­lanılmasını meneden, diğer taraftan da yalnız bir memleketin silâh ve as­ker mevcudu bakımından üstünlüğü elinde tutmasına imkân" veren bir si­lâhsızlanma tâli komitesinde şimdiye kadar takındıkları tavır pek ümit ve­rici değildir. Sovyet delegeleri silâh­sızlanma mevzuunda bilhassa asker mevcudunun azaltılmasına ve millet­lerarası bir kontrol sisteminin kurul­masına hiç yanaşmanlaktadırlar. Ma­mafih biz yine ümidimizi kesip gay­retlerimizi azaltmıyoruz.

10 Mayıs 1955

 Londra :

25 şubattanberi Londrada toplan­makta olan silâhsızlanma konferan­sına katılan dört batılı devlet heyet­lerinin şefleri bugün İngiltere Dışiş­leri Vekâletinde bir toplantı yapmış­lardır.

Bugün öğleden sonra da konferansa katılan beş devlet (Fransa, İngiltere, Birleşik Amerika, Kanada, Sovyetler Birliği) heyetleri Lancaster House'da toplanarak genel bîr oturum akdede­ceklerdir.

11 Mayıs 1955

 Paris :

Paris yetkili mahfilleri, bir hülâsası dün gece yayınlanmış olan yeni Rus tekliflerinin Londrada gizli toplantı­lar, halinde çalışan silâhsızlanma tâli komitesine dün öğleden sonra tevdi edilmiş bulunduğundan gerektiği gibi bir İtinalı tetkike henüz 'mevzu teşkil edemediğini beyan etmektedirler.

Bununla beraber bu mahfillerde ilâ­ve edildiğine göre bu teklifler ilk ba­kışta batılı murahhas! ar m haziran 1954 tarihli Fransız - İngiliz plânı çerçevesi dahilinde ilk celsede ileri sürmüş bulundukları bazı teklifleri nazarı itibare almaktadır. Ayrıca ye­ni Scvyet teklifleri bazı yeni telkin ve tavsiyeleri de ihtiva etmektedir.

Paris yetkili mahfillerine göre bu ye­ni Sovyet tekliflerinin değerini ölçe­bilmek ve bilhassa silâhsızlanmanın fiilî kontrolünü mümkün kılacak bir anlaşmanın sağlanması yolunda te­rakki kaydeden noktaları ihtiva edip etmediklerini anlayabilmek ancak iti­nalı bir tetkik neticesinde mümkün olacaktır.

Diğer taraftan ayni mahfiller bu Rus tekliflerinin silâhsızlarıma komitesi­nin çalışma çerçevesini çok geniş bir şekilde aşan mahiyette teklifler oldu­ğuna dikkati çekmektedirler. Meselâ bilhassa Alman topraklarının tahli-yesiyle ilgili telkin v& tavsiyeler bu cümledendir.

 Washington :

Umumî silâhsızlanma ve Almanyanm dört işgal devleti tarafından tahliye­si hakkında Sovyetler Birliğinin son yapmış olduğu teklif, Washington'a geç saatte geldiği için, alâkalı mah­fillerde henüz resmî tepki meydana getirmemiştir.

Uzmanlar Sovyet tekliflerinin tam metninin gelmesini beklemektedir­ler. Sovyet temsilcisi Jacob Malik'in Birleşmiş Milletler silâhsızlanma tâli komitesi önünde yapmış olduğu dün­kü konuşmanın Birleşik Amerikada, çok dikkat ve itina ile inceleneceği mutlaktır.

Yalnız, şunu da kaydetmek gerekir ki, burada hakim olan umumî kanaa­te göre, Sovyetlerin bu son jesti de pek yakında girişmiş oldukları umu­mî sulh taarruzunun yeni bir safha­sını teşkil etmektedir. Bilhassa, bu konuda, Sovyetlerin Avusturya sulh muahedesi için. müzakeratı kabul et­miş olmalarına işaret edilmektedir.

Washington alâkalı makamları, son Sovyet silâhsızlanma teklifinin, 1954 yılında Fransız ve İngiliz heyetlerinin meydana getirmiş oldukları silâhların tahdidi projesine benzerliği üzerinde durmaktadırlar. Bu arada, Sovyetlerin bazı tavizlerde bulunacakları da an­laşılmaktadır. Bu tavizlerin bilhassa, silâhlı kuvvetlerin mevcudu üzerinde olacağı tahmin edilmektedir.

Şimdilik burada hakim olan kanaate göre, Sovyet teklifinin en mühim nok­tası Almanyaya temas eden (kısımdır. Bu alanda, Sovyet notası, Londrada toplantılarına devam, eden silâhsız­lanma tâli komitesinin dar çerçevesi­ni aşmakta ve Almanyanın silahlan­dırılmasına karşı girişilen son bir te­şebbüs hüviyetini taşımaktadır.

Nitekim, iki Almanyanm da işgal kuvvetleri tarafından derhal tahliye­si ve iki Almanyada mevcut olan po­lis kuvvetlerinin tahdidi hakkındaki teklif teşebbüse bir burhan sayılmak­tadır.

Sovyet teklifi Washington siyasî çev­relerinde hiç bir hayret uyandırma-mıştır. Alâkalı çevreler, bu tasarının müsbet tarafları olabileceğini de giz­lememe ktedirler, silâhsızlanma husu­sunda bir takım anlaşmalar varılabi­leceği ümit edilmektedir. Fakat, Al­manya meselesinde vaki teklife ge­lince, alâkalılar bu noktada bir mu­tabakat meydana gelmesinin müşkü­lâtına işaret etmektedirler.

 Londra :

İngiliz Devlet Vekili ve silâhsızlanma komisyonundaki İngiliz delegesi Ant-hony Nutting bugün komisyonun ça­lışmaları hakkında bir basın toplan­tısında beyanatta bulunarak şöyle demiştir:

«Batılıların ileri sürdükleri teklifler­den iki mühim hususun Sovyetler ta­rafından kabulü üzerine silâhsızlan­ma konferansında bir görüş birliği belirmiş gibi görünmektedir. Sovyet­lerin silâhsızlanma hakkındaki son demeçleri mühim bir gelişme teşkil etmekte ve bazı bakımlardan cesaret verici bulunmaktadır. Bahis mevzuu iki nokta şunlardır:

1    Silâhlı kuvvetlerin mevcudu, Sov­yet hükümeti silâhlı kuvvetler mev­cudunun azaltılması hususunda İngi­liz ve Fransızların 29 martta yapmışoldukları teklifi şimdi kabul etmişler­
dir.

2    Sovyetler, atom   silâhları imali­nin menedilmesinin ve mevcut stok­ların   tahribinin,    klâsik    silâhlarda % 75 nisbetinde bir azaltma yapıldık­tan sonra yürürlüğe konmasını kabul
etmişlerdir.

Müessir bir milletlerarası kontrol sis­temi hakkındaki Sovyet teklifi ise hâ­lâ muğlâktır. Batılı heyetler Sovyet delegesinden, yabancı memleketler­deki askerî üslere dair Sovyet teklifi hakkında izahat is tiye çeklerdir.

12 Mayıs 1955

 Londra :

Silâhsızlanma tâli komitesi çalışma­larında Ingiltereyi temsil eden Devlet Vekili Anthony Nutting bu akşam Thrumaston'da yaptığı bir konuşma­da şöyle demiştir:

«Sovyetler Birliği ile batılılar şimdi milletlerarası bir silâhsızlanma prog­ramı hakkında anlaşma zeminini epeyce genişletmişlerdir. Şimdi batılı­ların üzerinde İsrar ettiği üç pren­sipten ikisi hususunda mutabakata varılmıştır.   Filhakika, Ruslar büyük

orduların mevcudunda yapılacak azaltma hususunda batılılar tarafın­dan İsrarla ileri sürülen teklifleri ar­tık kabul etmişlerdir.Bu mühim bir ilerlemedir. Şimdi milletlerarası kon­trol meselesinin halledilmesi kalmış­tır.Kontrolle vazifeli makamların her tarafta ve her memlekette mut­lak bir teftiş hakkına sahip olmaları kabul edilmelidir. Rusları bu kontro­lü kabule davet ediyoruz. Bunu kabul ettikleri takdirde haikikî bir silâhsız­lanma anlaşması tasarısı ve hakikî bir barış sağlamış olacağız.»

 Londra :

Birleşmiş Milletler silâhsızlanma tâli komitesinin bugünkü genel oturumu, Fransa, İngiltere, Amerika, Kanada ve Rusya temsilcilerinin iştirakiyle saat 14 GMT'de başlanmıştır. Bu otu­rumdan evvel dört batılı heyet baş­kanları İngiltere Dışişleri Vekâletinde toplanmışlardır.

Bugün öğleden sonraki müzakerelerin mevzuunu silâhsızlanmaya dair Sov­yet teklifleri teşkil edecektir.


 

13 Mayıs 1955

 Londra :

Lon&radaki Amerikan Haberler Ser­visi, Londrada çalışmalarına devam eden Birleşmiş Milletler silâhsızlan­ma tâli komitesine 24 şubat ile 21 ni­san 1955 tarihleri arasında sunulan 12 vesikayı yayınlamıştır. Sonuncu ve cnüçüncü vesika açıklanmamıştır.

Bu vesikaların ekserisinin mahiyeti, Sovyet delegesi Gromiko'nun Tass Ajansının Londra muhabirine 24 martta verdiği mülakatta açıklanmış­tır. Üç batılı temsilci de çalışmaların gizliliğini ihlâl eden bu mülakatı pro­testo için 25 ve 26 mart günleri yap­tıkları basın toplantılarında vesikala­rın geri kalan kısmını izah etmişler­dir.

Nihayet Sovyetlerin 10 mayısta son tekliflerini açıklamalarını müteakip üç batılı temsilci 11 mayısta batılı tekliflerini yayınlamışlardır.     Bugün

yayınlanan vesikaların başlıcaları şunlardır:

Atom silâhlarının tahribi ve klâsik silâhların tahdidi hakkında Sovyetle­rin 25 şubatta sundukları tasarı.

Silâhsızlanmanın muhtelif safhalarda yapılmasını derpiş eden 8 mart ta­rihli müşterek batılı teklifi.

Metni Oromiko tarafından açıkla­nan 18 mart tarihli Sovyet tasarısı.

Güvenlik Konseyinin daimî üyesi beş devletin silâhlı kuvvetlerinde mühim azaltmalar yapılması hususunda İn­giltere ve Fransa tarafından 29 mart­ta sunulan muhtıra.

Sovyetlerin kontrol sisteminin kurul­masını kabul etmeleri şartiyle İngil­tere ve Fransanın atom silâhlarını tahribe ve kuvvetlerini % 75 nisbetinde azaltmaya hazır olduklarını bildi­ren 19 nisan tarihli muhtıra, Kontrol sistemine hakim olması ge­reken prensipler hakkında batılı dev­letlerin 21 nisan günü sundukları ka­rar sureti.

16 Mayıs 1955

 Bonn :

Umumiyetle iyi haber alan çevreler­den öğrenildiğine göre, Federal Al­manya Dışişleri Vekâleti, silâhsızlan­ma hakkındaki yeni Sovyet teklifle­rinin incelenmesini tamamlamış ve bu teklifler hakkında bir rapor hazır­layarak hükümet üyelerine tevdi et­miştir. Bu rapor kabinenin gelecek toplantısında müzakere edilecektir.

Ayni çevreler, Sovyet tekliflerinin, nihaî hedef olarak Almanyanm ta­ra fsizi aştırüm ası meselesini ele aldı­ğını gösterecek birçok noktalar ihtiva ettiği, kanaat indedir ler.

18 Mayıs 1955

 Londra :

Yetkili bir İngiliz kaynağından öğre nildiğine göre, Sovyet ve batılı teklif­lerini etraflı bir şekilde tetkik edebil­mek için Birleşmiş Milletler silâhsız­lanma tâli komitesi çalışmalarına ara verilmesi, Molotof, Pinay, Mac Milian ve Dulles tarafından Viyanadaki gö­rüşmeleri sırasında kararlaştırılmış­tır.

Aynı kaynaktan öğrenildiğine göre 1 haziranda yapılacak toplantının ga­yesi sadece müteakip toplantılarda takibedilecek usul ve programı tesbit etmektir. Bu toplantılar dört hükü­met başkanının katılacağı konferans­tan sonra başlıyacaktır.

23 Mayıs 1955

 Londra :

Avrupa; ve diğer kıtaları temsilen, devlet adamlarından müteşekkil bir heyet önümüzdeki yaz aylarında, Orta-Doğu ve Asya memleketlerinin baş­kentlerini ziyaretle, «manevî silâh­lanma? prensibinin kuvvetlenmesi yolunda faaliyette bulunacaktır.

Bu münasebetle burada yapılan bir toplantıda, İranın Londra Büyükelçi­si, İran Şahı ve Hariciye Vekili tara­fından toplantıya gönderilen ve böy­le bir teşebbüsten duyulan memnuni­yeti tebarüz ettiren telgrafları oku­muştur. İran Şahı telgrafında, top­lantıya manevî silâhlanma mevzuun­daki çalışmalarında başarılar temen­ni etmekte ve İran hükümetinin böy­le bir tarihî olayda uhdesine düşen vazifeyi lâyıkiyle yapacağını kaydet­mektedir.

İran Hariciye Vekili Abdullah Ente-zam ise, heyet tarafından yapılacak ziyareti, «milletlerarası münasebetle­re yeni bir veçhe verebilecek olan mühim bir hadise» şeklinde vasıflan­dırmaktadır.

Japon Başvekili ve Irak Hariciye Na­zırı tarafından gönderilen aynı me­aldeki telgraflarda da, manevî silâh­lanma mevzuu ile alâkalı olarak, Tokyo ve Bağdad şehirlerine yapılacak ziyaretten duyulan memnuniyet izhar olunmaktadır.

Banşsız dünyamızın kaygıları

Yazan : M. Nerroi

15/V/1955 tarihü (Yeni İstanbul) dan:

Eski Romalılar öyle derlerdi: «Barış mı istiyorsun, hazırlan savaşa..» Ha­yat güreşinde zayıflık kadar korkunç îrir ?ey yoktur. Politikacılar ne derler­se desinler, milletler, Romalılardan kalma barış anlayışının görünmez baskısı altındadırlar. Dünyamızın ba-rışsız kalışı, eski 'kuvvet sisteminin birdenbire dağılıp parçalanmasından ile gelmektedir. Henüz sözünü geçire­cek ve yeni bir barış düzeni getirecek bir cephe kurulamamıştır. Milletler, karşılaştıkları tehlikeleri görmemek için en yersiz iyimserliklere sığınmak­la oyalıyorlar kendilerini. Barış, bu yüzden, hasreti çekilen bir hayal ha­line gelmektedir.

Zamanımızın ekonomisi uzun barış yıllarında doğmuş ve gelişmiştir. Bu geniş hayat sisteminin kararsızlığa tahammülü yoktur. Onun için, barış-sizlik millet ekonomilerinin en büyük düşmanı sayılır. Bundan kurtulmaksızın güvenilir geçim imkânları sağ­lanamaz. Biz, bundan, hür milletlerin kaygılanmakta ne kadar haklı olduk­larını anlayabiliriz. Geçimleri, geliş­meleri, kalkınmaları tehlikededir de ondan. Bütün dünya barıştan bahse­derken niçin banşsız kalıyoruz? Ce­vaplandırmak o kadar güç değildir bunu.. Demokrasiler kendi barışlarını istiyorlar, Sovyet bloku da 'kendi ba­rışım. On yıldanberi, karşılıklı görüş­meler yapılmaktadır. Gene on yıldan­beri, uyanan ümitler, birer birer sön­müştür. Yeni toplantıları, tam bir il­gisizlikle, şüpheyle karşılıyoruz artık.. Yapıcı bir politikanın yolunu şaşırtan ümitsizlik kadar kötü bir şey düşünü­lemez. İnsanlık böyle bir durumdadır simdi. Barışı kurtarmak, daha doğrusu, si­lâhlı bir karşılaşmayı önlemek için, yetkili devlet adamları üç tedbir üs­tünde durmaktadırlar: 1) Dörtlü top­lantılar yaparak anlaşmazlıkları or­tadan kaldırmaya çalışmak, 2) Her ihtimali düşünerek silâhlanmak, 3) Silâhlanma yarışı harbe sürükler milletleri. Onun için, karşılıklı sinir­liliği yatıştırmak fikriyle, ilkönce si­lâhsızlanmak ve ondan sonra da ba­rız pazarlıklarına girişmek. Öne sü­rülen bu tedbirlerin hiçbiri de yeni değildir. Hattâ, fırsat düştükçe de­nenmiştir bile.Dünya tarihinde, pazarlığı bu kadar uzun süren bir barış görülmemiştir. Yapılan tekliflerin, en doğrusu, bize göre, silahlanmaktır. Barış imkânları yüzde yüz sağlanmadan silâhsızlan­mak, şimdiye değin işlenmiş hataların en büyüğü olabilir. Sovyetler Birliği­nin oyalama yolu ile gerçekleştirmek istediği gaye, hür milletlerin, aşağı yukarı, zorla silâhsızlandırılmasıdır. Barışsızlık ne kadar uzun sürer ve demokrasiler bü yüzden ne kadar ekonomik buhranlar geçirirlerse, o ka­dar yıpranırlar ve dolayısı ile, silah­lanmakta o kadar büyük güçlükler çekerler. Ekonomileri yıpranmış mil­letler, nasıl silâhlanabilirler? Sovyet­lerin barışsızlık politikası budur işte.

Barışı kurtarmak ve harbi önlemek için yapılan politika tekliflerinin na­sılsa arasında sıkıştırılmamış bir ha­kikat daha vardır. Harp tehlikesi yal­nız, silahlanmakla, silâhsızlanmakla mı artar veya azalır? İnsanların ha­yatlarında olduğu gibi milletlerin ola­ğanüstü kararlarında da, psikolojinin gerçekten, büyük bir önemi olduğunu hatırlamak lâzımdır. Birçok akıl-ötesi (irrationaî) heyecanların, kudretlerin tarihte ön plâna geçtiklerini söyleye­biliriz. Zamanımızın devlet adamları, politikacıları, çok kere, bu gerçekliği küçümser görünmektedirler.

Tarih boyunca verilmiş harp kararla­rında, akılötesi kuvvetlerin, psikolo­jinin her zaman ağır bastığını ve baht terazisini başka tarafa kaydırdı­ğını bilmekteyiz. Onun için, barış ve harp dâvasının daha uygun bir çözü­lüşe eriştirilmesi isteniyorsa, politika teşebbüsleri yanında, akılötesi heye­canları besleyen şartların yerleşme­mesini de sağlamak lâzımdır. Açık söylemeliyiz ki: Barışsızlığın yarattığı çeşit çeşit kaygılar ve ümitsizlikler, iyi belirtiler değildir. Böyle durumlar, milletlerin psikolojilerini, en derinle­rinden bulandırabilirler. En iyisi, silâhlanmaik ve kuvvetine güvenerek karar vermektir. Kendilerine güvenen milletler, kararlarını daha büyük bir soğukkanlılıkla verirler. Kuvvetlen­mek, bu bakımdan her hür milletin en yüksek ideali olmalıdır

4 Mayıs 1955

 Paris :

Selâhiyetli mahfillere göre, Atlantik Konseyi Vekiller Komitesi müzakere­lerine iştirak etmek üzere Parise gele­cek olan İngiltere Hariciye Vekili Harcld Mac Millan ve Amerika Hariciye Vekili Poster Dulles ile Fransız Baş­vekili Edgar Faure ve Hariciye Vekili Antcine Pinay arasında Hindicini meselesini görüşmek için cumartesi günü öğleden sonra bir toplantı ya­pılacaktır.

7 Mayıs 1955

Paris :

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dul­les saat 10.15 de uçakla Parise gelmiş­tir. Dulles hava meydanında şu beya­natta bulunmuştur:

«Şimdiye kadar hiç bir zaman Avrupanın ve Avrupa barışırım geleceğin­den bu kadar emin olarak böyle bir seyahata çıkmamıştım. Kuzey Atlan­tik Konseyi üyeleri pazartesi günü toplandıkları zaman yeni bir kuvvet kazanmış olacaklardır. Bu da Batı Avrupa birliğidir.

Avusturyaya bağımsızlığını iade için girişilen müzakereler müsait bir şe­kilde cereyan ediyor gibi görünmek­tedir. Amerikaya dönmeden önce bu andlaşmayı imzalamak mazhariyetini elde etmem mümkündür. Avrupada milletlerarası sahada mevcut gergin­liği azaltmak için Sovyet hükümeti­nin beyan ettiği tasavvurların sami­miliğini denemek için yeni fırsatlar husule gelmesini temenni etmekte­yim.»

8 Mayıs 1955

  Paris :

Halen Belçikanm Tahran Büyükelçisi bulunan M. Louis Goffin, Batı Avru­pa Birliği Genel Sekreterliğine tayin edilmiştir.

  Paris :

Batı Avrupa Birliği Konseyi, teşkilât­landırma için dün akşam İngiliz Bü­yükelçiliğinde yaptığı toplantıda M. Goffin'in tayininden başka şu tayin­lerin icrasına da karar vermiştir:

Amiral Ferreri (İtalya) Silâhlanma Kontrol Ajanlığı raportörlüğüne,

M. Christofini (Fransa) Avrupa Birli­ği İkinci Genel Sekreterliğine ve Si­lâhlanma Komitesi Genel Sekreterli­ğine,

M. Peter Fraser (İngiltere) ve M. Von Etzedorf (Almanya) Batı Avrupa Bir­liği Genel Sekreter muavinliklerine, tayin edilmişlerdir.

  Paris :

İngiliz Hariciye Vekili M. Mc Millan, dün gece Batı Avrupa Birliği Konse­yinin teşkilâtlandırma toplantısı so­na erdikten sonra basına verdiği be­yanatta, toplantının «tam bir muvaf­fakiyetle» bittiğini ve «gündemdeki bütün noktalar üzerinde anlaşmaya varılmış olduğunu» söylemiştir.

M. Mc Millan, başarılmış olan işin Avrupa tarihinde misli nâmesbuk ol­duğunu sözlerine ilâve etmiştir.

Teşkil atlandırın a toplantısının çalış­malarına dair izahat veren M. Mc Millan, bu toplantının bir iş celsesi clmak mahiyetine işaret etmiş ve Ba­tı Avrupa Birliğinin yüksek memurların tayinine ve bu birliğe bağlı muhtelif teşekküllerin kurulmasına hasredilmiş olduğunu söylemiştir. İn­giliz Hariciye Vekili konseyin, yine bu toplantı esnasında, Batı Avrupa Bir­liği asamblesi teşkilâtına' müteallik bazı tedbirler almış olduğunu ve bu asamible toplantılarının, Strasbourg-cta Avrupa. Konseyi asamblesiyle ayni zamanda belki de bir kaç gün evvel yapılması hususunu (kararlaştırmış bulunduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

M. Mc Millan beyanatını şöyle bitir­miştir :

«Bu hâdiseler çcik büyük bir önem ta­şımaktadır ve biz İngiltere bakımın­dan bunların burada İngiliz Büyükel­çiliğinde cereyan etmiş olmasından dolayı iftihar duymaktayız.»

  Paris :

Batı Avrupa Birliği Konseyinin ilk toplantısı sonunda neşredilen tebliğ­de «Avrupa Birliği teşekküllerinden biri olarak» bir silâhlanma daimî ko­mitesinin ihdas edileceği bildirilmek­tedir. Bu komite birliğe dahil muhte­lif memleketlerin mümessilliklerin­den teşekkül edecek ve komitenin iş­leri beynelmilel bir sekreterlik tara­fından idare edilecektir. «Batı Avrupa Birliği azaları arasında, silâhlanma sahasında gayet sıkı toir işbirliğini in­kişaf ettirmek ve bu suretle âza mem­leketlerin, malik bulundukları kay­nakları, askerî kuvvetlerinin teçhiz ve iaşesinde en mükemmel bir şekil­de kullanmalarını ve birliğe terettüb eden vazifeleri kendi aralarında men­faatlerine en uygun, bir şekilde tevzi etmelerini müsbet bir esas altında araştırmak» bu komitenin gayesini teşkil edecektir.

Silâhlanma daimî komitesi, NATO ile sıkı bir irtibat kurarak çalışacak ve böylece ayni işin her iki teşekkül ta­rafından mükerrer olarak görülmesi bertaraf edilmiş olacaktır. Bu irtibatı kolaylaştırmak için, silâhlanma dai­mî komitesi Parisi merkez ittihaz ede­cektir.

  Paris :

Bugün Fransız Başvekâlet binasında cereyan eden İngiltere, Fransa, Bir­leşik Amerika ve Federal Almanya Dışişleri Vekillerinin . yaptıkları top­lantıdan sonra,. Fransız Dışişleri Ve­kili Antoin Pinay basın mensupları­na demeçte bulunarak ezcümle şöyle demiştir:

Bugünkü toplantı sırasında bütün dünya meselelerini gözden geçirdik. Her hususta anlaşmaya vardık. Ya­kında da toplanıp bütün askıdaki me­seleleri görüşeceğiz.

9 Mayıs 1955

 Paris :

NATO Hariciye Vekilleri Konseyi top­lantısı, bugün tarihî oturumuna baş­lamıştır.

Batı Almanya Başvekili Konrad Ade-nauer, bugün ilk defa olarak konsey toplantılarına iştirak etmek üzere kendisine tahsis edilen mevkii almış bulunuyordu Konsey Başkam, Yunan Hariciye Ve­kili Stefanopulos, yaptığı bir konuş­mada, Konrad Adenauer'i batılı dev­letlerin İdeallerine yakinen bağlı bu­lunan büyük bir Alman devlet adamı olarak vasıflandırmıştır.

 Paris :

Atlantik Konseyinin cnaltmcı dönem, toplantısının ilk celsesi bugün saat 9 da (GMT) Chaillot Sarayında açılmış­tır. Bu oturum Federal Almanya Cumhuriyetinin pakta resmen kabu­lüne hasredilmiş ve heyet başkanları, İngilizce alfabetik sıra ile Almanya-ya «hoş geldiniz» demişlerdir.

Konseyin bu devre toplantılarına başkanlık edecek olan Yunan Harici­ye Vekili Stefan Stefanopulos, celseyi açmış ve Federal Almanyamn pakta kabulüne temas ederek «Yalnız NA-TO'ya âza olan devletler değil, bütün dünya milletleri bu hadiseden sevinç duymalıdırlar» demiştir.

Almanyamn NATO camiasına dahil olmasının milletler arasında yeni foir işbirliği ve istikrar havası yarataca

gına işaret eden Stefanopulos Sovyet idarecilerinin aksi kanaatte görün­düklerini söylemiş, fakat, Atlantik Paktının müşterek güvenlik için ge­rekenden fazlasını yapmadığını belir­terek buradan hidrojen bombası bah­sine temas etmiş ve atom ve hidrojen silâhlarının tek taraflı olarak tahdi­dine aieyhtar bulunduğunu ve bugün burada bu toplantının, ifade ettiği mesaja, Sovyet idarecilerinin cevap vereceklerini ümit ettiğini ve fakat buna intizaren batının, azimli siyase­tine devam etmesi gerektiğini sözleri­ne ilâve etmiştir.

 Paris :

Belçika Hariciye Vekili Henri Spaak bu sabah Atlantik. Paktı Vekiller top­lantısında söz alarak doğu ile en iyi şartlar dahilinde müzakereye girişe­bilmek için kuvvetli olmak lâzım gel­diğini bilhassa belirtmiştir.

Diğer taraftan, Kanada Hariciye Ve­kili Pearson da söyle demiştir:

«Alman Başvekili Adenauer, uğrunda hizmet ettiğimiz ülkelere bağlılığını İspat etmiştir. Konsey, bugün kendi­sini sinesine kabul etmekle bahtiyar­dır.»

Avrupanın durumunda hasıl olan sa­lâhı belirten Pearson sözlerine şöyle devam, etmiştir:

«Atlantik Paktı teşkilâtı, kudretinin arttığını görmektedir. Şimdi Alman­ya bu kudreti takviye edecektir. Bu kuvvet başlı başına bir gaye değil, fa­kat milletler arası güvenliği ve barışı sağlamak için sadece lüzumlu bir va­sıtadır. Bu itibarla dünyada mevcut gerginliğin devamına sebep olan me­seleleri müzakere yolu ile halletmek mafcsadiyle hiçbir fırsatı kaçırmama­lıyız.»

Pearson'u müteakip kürsüye gelen Danimarka Başvekil ve Hariciye Ve­kili Hansen, demokrasinin Alman milletinin zihninde kazandığı önemli mevkie işaret ederek demiştir ki:

«Almanya, Danimarka hududunun güneyinde kalan bölgedeki Danimar­kalı azınlık hakkında yaptığımız görüşmeler bu hususta müspet bir delil teşkil etmektedir. Schles Win-Hols-tein hükümeti bu azınlığın Kiel par­lamentosunda temsil edilmesine mu­vafakat etmiştir. Bu mühim Alman teşebbüsünün Danimarkada ne kadar sevinçle karşılandığını söylemek bile zaiddir.»

 Paris :

Atlantik Paktı Vekiller Konseyinin bu sabahki oturumunda söz alanlardan Fransa Dışişleri Vekili Antoine Plnay şunları söylemiştir:

«Federal Alman Cumhuriyeti, aman­sız bir diktatörlüğün yıkılışından 10 yıl sonra, Batı Avrupa Birliğinin üye­si olmakta, hür demokrat ve hüküm­ran bir devlet olarak Atlantik Paktı devletlerinin meydana getirdiği kollektif güvenlik ve barışçı işbirliği teş­kilâtına dahil olmaktadır. Bu hadise, tarihin insanların iradesine dayanan bir inkişafını göstermesi bakımından önemlidir.»

Bundan sonra söz alan İzlanda Dışiş­leri Vekili Kristinn Gudmundsson Almanyanm NATO'ya kabulü ile mü­dafaa sistemindeki büyük bir boşlu­ğun doldurulmuş olacağını, zira kud­retli bir ordunun daha Atlantik saf­larına katılacağını» bldirmiştir.

Gudmunsson sözlerini Batı Avrupa Birliği devletlerinin «müşterek gaye­leri olan barışı korumak ve müteca­vizi önlemek yolunda önemli bir iler­leme kaydettiklerini» belirterek bitir­miştir.

Daha sonra söz alan İtalya' Dışişleri Vekili Gaetano Martino, Atlantik konseyinin bu toplantısının Alman milletinin hiç olmazsa mukadderatı­nı tayinde serbest olan kısmının Av­rupanın hür milletleri arasındaki ye­rini yeniden alması ile büyük bir önem kazanmış olduğunu belirttik­ten sonra şunları söylemiştir: Bu toplantı aynı zamanda Alman milletinin müşterek bir medeniyetin mirasçıları olan Batı Avrupa milletle­rinin kurduğu yeni bir teşkilâta, geç­mişteki ayrılıkların sıkı işbirliği bağ­ları İle yer değiştirmiş olduğu bir teşkilâta da girişi dolayisiyle büyük bir önem taşımaktadır.» Martine bundan sonra Atlantik, memleketleri arasın­daki hareket birliğinin «milletlerara­sı saha'da bazı gelişmeler için başlıca amil teşkil etmiş olduğunu» söyliyerek sözlerini bitirmiştir.

 Paris :

Bu sabah Atlantik Palktı Konseyi top­lantısında söz alanlardan Lüksem.-fcurg Başvekil ve Hariciye Vekili Joseph Beech hür memleketlerin itimat­larını demokrat Almanya kuvvetleri­ne teşmil ettiklerini, bundan böyle Almanların da, vatanlarının kaderini batı devletlerinin mukadderatına bağ­ladığını kaydetmiştir.

Beech, Dr. Adenauer'i hararetle teb­rik ettikten sonra şunları ilâve etmiş­tir:

«Atlantik ittifakının teşkil ettiği kuv­vetli kalkanın himayesinde milletler­arası bir uzlaşma, için yeni imkânlar belirmektedir.

Beech'ten sonra konuşan Hollanda Hariciye Vekili Johan Beyan, NATO memleketlerinin dahilî tehlikeye kar-üzerinde İsrarla durmuş ve şöyle de­miştir :

«Eğer Atlantik Paktı hür kalmaık is­tiyorsa, zayıf düşmemeğe dikkat et­melidir. Yakın tehlike karşısında mü­teyakkız bulunmağa mecbur olduğu gibi, tehlike uzaklaşır gibi olunca da yine tetikte olmak zorundadır. Bence asıl tehlike dışarıda değildir. Hür in­sanların, mukadderatlarını kendi memleketlerindeki zalimlere teslim ettikleri görülmüştür.

Diğer memleketlerin hürriyetlerini tehdit eden haricî tecavüzlere tekad-düm eden bu gibi hallerin dış mütear-rızları tahrik ettiği bir hakikattir.»

NATO'nun vazifesinin, hür dünyanın maddî kuvvetlerini teşkilâtlandırmak olduğunu belirten Beyan, sözlerine şunları eklemiştir:

«Eğer bütün kuvvetini insanî zaaflar­dan ve korkudan alan iç düşmana karşı hepimiz ayni azimle mücadele etmezsek en büyük maddî kuvvet dahi bu savaşta galibiyeti temin ede­mez.»

Ondan sonra kürsüye gelen Portekiz Hariciye Vekili Bifga, Adenauer'i mechettikten sonra demiştir ki:

«Almanyanm Atlantik Paktına alın­ması kolay anlaşılır bir şey olmıya-caktı. Almanyanm coğrafî durumu, sayısız imkânları ve birçok özellikleri dikkate alınacak, olursa, bu memleke­tin uzun müddet NATO'nun dışında kalaınamasmdaki zaruret kolayca an­laşılır. Filhakika sadece işaret etti­ğim bu noktalar Almanyaya büyük bir Avrupa milleti vasfım vermekte­dir.

Bifga'yı müteakip söz alan Norveç Hariciye Vekili yakında yapılması muhtemel müzakerelere telmih ede­rek şöyle demiştir:

«Son haftalarda cereyan eden hadi­seler doğu ile yeni müzakereler için bir kapı açmaktadır. Bu, batılı devlet­lerin yeni politikaları sayesinde müm­kün olmuştur.»

 Paris :

Bundan sonra konuşma sırası İngil­tere Dışişleri Vekili Harold Mac Mil-lan'a gelmişti.

Mac Millan'a göre, Batı Almanyanm Atlantik Paktına katılması «tarihî bir olaydır» ve aynı zamanda «Sir Anthcny Eden'in uğrunda şahsen bü­yük gayretler sarf ettiği bir siyasetin neticesidir.»

Mac Millan şöyle devanı etmiştir:

«Bugün, müdafaa ettiğimiz prensip­lere olan inanımızı bir kere daha te-yid ediyoruz. Biz, Atlantik Paktı üye­leri, bir şarta sahip bulunuyoruz: Kuzey Atlantik Paktı şartı. Fakat anayasamız olmadığı gibi teşkilâtı­mızın faaliyet ve yaşayışını düzenliyen teferruatlı bir nizamnamemiz de yoktur. Biz bir kulübün üyeleri gibi, karşılıklı anlayış, müsamaha ve iti­dal havası içinde hareket ediyoruz. Eğer başka memleketleri de aramıza davet ediyorsak bu, onların da bu prensiplere saygı göstereceğine inan­dığımız dandır.  Alman milleti NATOnun gaye ve ideallerine inancını be­lirtmiş olduğu gibi, biz de Alman hal­kına olan güvenimizi belirtiyoruz.»

Mac Millan'dan sonra söz alan Birle­şik Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles da şunları söylemiştir:

«Memleketlerimizden hiçbiri, başar­mak istediği işlerin büyük bir kısmını yüklenecek müşterek bir sisteme baş­vurmaksızın kâfi derecede bir korun­ma sağlıyamaz. Bunun için müşterek dâvamızın müdafaası uğrunda kay­naklarımızı birleştirdik. Bugün yeni bir üye daha kazanmış oluyoruz: Fe­deral Almanya Cumhuriyeti. Böylece hürriyetin müdafaasının daha da ge­nişlemiş ve kuvvetlenmiş olması key­fiyetini kutluyoruz.»

 Paris :

Federal Almanya Başvekil ve Dışişle­ri Vekili Konrad Adenauer, Almanyanın NATO'ya kabulünün «tarihî bir olay» olduğuna işaret ederek NATO'-nun gayretlerinin tamamen müdafaa mahiyetinde olduğunu ve iki dünya harbinin korkunç tecrübelerinden .sonra, Alman milletinin hakikî arzu­larına da uyduğunu, Alman halkının diğer bütün dünya milletleri gibi, ba­rış ve güvenliği şiddetle arzu ettiğini» söylemiştir.

Adenauer şöyle devam, etmiştir:

«Alman milleti, yanlış düşünceli ve kör şefler tarafından kendi adına iş­lenen korkunç fiillerin karşılığını çok pahalıya ödemiştir. Çektiği acılar ye­ni bir Alman ruhu doğmasına sebep olmuştur. Alman milleti ve henüz kendilerine söz hakkı verilmiyen 18 milyon insan barış ve hürriyet için çalışmak istiyor.»

Federal Almanya hükümet şefi bun­dan sonra NATO devletlerine teşek­kürlerini bildirerek sözlerine son ver­miştir.

 Paris :

Alman Başvekili Doktor Adenauer bu gün Atlantik Konseyi Vekiller toplan­tısında saat 10.30 da irad ettiği nut­ku almanca olarak söylemiştir. Fakat almanca, NATO'da kabul edilmiş olan resmî diller arasında bulunmadığın­dan bir tercüman nutku derhal ingilizceye çevirmiştir.

Fakat bu tercüme evvelden ve o ka­dar itina ile hazırlanmıştı ki, salona yerleştirilmiş olan oparlörlerden yal­nız tercümanın söylediği kelimeler aksediyordu. Bu suretle Adenauer'in, nutkunu ingilizce söylediği intibaı hasıl oluyordu. Halbuki Adenauer ingilizceyi bilir fakat konuşamaz.

 Paris :

Atlantik Paktı Vekiller Konseyi bu sabah saat 10.40 tan itibaren Chaillot Sarayında küçük bir salonda gizli cel­se halinde toplanmıştır. Bu salonda, mutad olarak konseyin daimî temsil­cileri toplanmaktadır. Neşredilmeyen gündem, tahminlere göre, şu husus­lardan terekküp etmektedir:

1.  Genel Sekreterliğin faaliyet ra­poru,

2.       Umumî mahiyette siyasî mese­leler. Bu meselelere ait hususî rapor­ da Sovyet diplomasisinin tasavvurla­rına Önemli bir yer ayrılmıştır. Mese­lâ  Sovyetlerin iştirakiyle yapılacak bir dörtler toplantısı bu konulardan birini teşkil etmektedir.  (Avusturya meselesi,  Almanya meselesi,  Avrupa güvenliği ve muhtemel silâhsız­lanma meselesi.)

3.          Muhtelif    meseleler: Atlantik Konseyinin  bütün toplantılarında gündemde böyle bir madde daima bu­lunmaktadır. Bu fasılda,  günün ko­nularını teşkil etmek  bakımından Orta-Doğu, Asya ve bilhassa Formoza meselelerinin yer almış olması büyük bir ihtimal dahilindedir.

4.          Konsey toplantısı sonunda neş­redilecek nihaî rapor ve gelecek devre toplantısına bir tarih tesbiti.

  Chaillot Sarayı (Paris) :

Atlantik Paktı Vekiller Konseyinin birinci hususî oturumu bir saat sür­müştür. Bu oturumda Genel Sekre­terlik tarafından hazırlanmış olan faaliyet raporu müzakere  edilmiştir.

Raporda geçen devreden, yani 1954 aralık ayırıdanberi cereyan eden mil­letlerarası hadiselere dair bilgi verili­yordu. Vekiller Genel Sekreterliği, ve­rimli faaliyetinden dolayı tebrik et­mişlerdir.

Gündemin ikinci maddesini, Sovyet politikasının tasavvurlarına dair hu­susî bir rapor teşkil etmekte idi. Bir­çok hatipler söz alarak bu hususta mütalâalarını bildirmişlerdir. Sıra ile Amerika adına Foster Dulles, Türkiye namına Fatin Rüştü Zorlu, Almanya namına Adenauer, Fransa için Pinay, Belçika için Spaak ve Portekiz namı­na da Gunha konuşmuşlardır.

İkinci toplantı 15.30 da başlıyacak ve 17.30 da sona erecektir. Bilâhare de­legeler, Yunan Hariciye Vekili ve dev­re başikanı Stefanopulos tarafından verilen kokteylde hazır bulunacaklar­dır.

  Paris :

Atlantik Konseyinin bugün öğleden sonraki toplantısı saat 18 de nihayet bulmuştur. Bu toplantıda Doğu - Batı münasebetleri müzakere edilmiştir. Görüşmelere her heyetten ikişer Ve­kil ile ikişer müşavir katılmıştır.

  Paris :

Atlantik Konseyi toplantısını mütea­kip bir basın toplantısı tertipleyen Fransız Dışişleri Vekili Pinay şöyle demiştir:

«Batılı Vekiller, muhtemel olarak Vi­yana toplantısında önce, Moskovaya bir nota göndererek dörtlü bir konfe­ransa katılmaya davete karar vermiş­lerdir. Bu notayı göndermek ve kon­feransın hangi mertebede yapılacağı­nı tesbit etmek için Başkan Eiseimo-wer'in cevabı beklenmektedir.

Pasar günü Avusturya andlaşnıası-nın imzalanması münasebetiyle Viya-•nada yapılacak toplantıda, dörtlü konferans mevzuunda görüş teatisin­de bulunulması mümkündür.

Batı Avrupa Birliğinin cumartesi gü­nü yaptığı toplantıda, Saar meselesi hariç, diğer bütün meseleler halledilmiştir. Bu meselenin de birliğin çar­şamba günü yapacağı toplantıda mü­zakeresi beklenmektedir.

 Paris :

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dul­les, NATO konseyinin, bu sabahki top­lantısında gündemin ikinci maddesi (Sovyet politikasının temayülleri) hakkında yaptığı konuşmada aralık ayından beri Sovyet politikasında bü­yük değişiklikler olduğunu belirtmiş­tir. Dulles'in kanaatince Malenkofun yerine Bulganin'in tayini dahili poli­tika ile ilgilidir. Avusturya hakkında Sovyetlerin taıkip ettikleri yeni politi­ka hayret uyandırmakta ise de, istik­lâli maddesi yerine1 harp malzemesi imalinin hızlandırılması daha mühim bir mahiyet arzetmektedir.

Dulles'a göre Sovyet politikası aslında şu üç sebepten dolayı değişmemiştir:

1    Londrada çalışmalarına  devam eden silâhsızlanma komitesi toplantı­larında cesaret   verici hiç bir neticekayde dilmemiştir.

2    Sovyetler, Doğu Avrupa memleketleriyle bağlarını sıklaştırmışlardır.

3    Batı ve Doğu Almanya arasında­ki münakaleye konulan tahditler ab­lukaya son veren    1949 anlaşmaları­ nın ihlâli mahiyetindedir.

Bu şartlar dahilinde Sovyet politika­sında vukua, gelen değişiklikler ehem­miyetsiz telâkki edilebilir. Batılı dev­letler şimdi azimkar siyasetlerinin ilk meyvalarmı toplamaya başlamışlar­dır. Dulles, Atlantik teşkilâtının gay­retlerini gevşetmesine bu sebepten muhalif olduğunu; bildirmiştir.

10 Mayıs 1955

 Paris :

Atlantik Paktı Vekiller Konseyi bu sabah saat 9.30 da (GMT) bu devre toplantılarına başkanlık edecek olan Yunan Hariciye Vekili Stefanopulos'un riyasetinde Chaillot Sarayında, yeni­den çalışmalarına başlamıştır.

Doğu - Batı münasebetlerine ait müzakereler dün öğleden sonraki top­lantıda ele alındığından bu günkü gündeme göre Dışişleri Vekilleri, Yakm Şark ve Asya mevzularını ve bil­hassa Formoza meselesini inceliyeceklerdir.

 Paris :

Bu sabahki Atlantik Konseyi toplan­tısından sonra Federal Almanya Baş­vekili Adenauer, Chaillct Sarayında tertiplediği bir basın toplantısında Sovyet Rusya kendisine teklifte bu­lunsa bile Almanyanm silâhlanması­nı birliğine feda edemiyeceğini söyle­miştir.

Başvekile göre, böyle bir hal çaresi dünya muvazenesini barış ve hürriye­te zararlı olacak şekilde değiştirmek­ten başka bir işe yaramaz. Adenaaıer, Sovyet bölgesinde oturanlar da dahil olmak üzere bütün Almanların aynı düşüncede olduğu kanaatini belirt­miş ve «Onlar esaret içinde değil, hür­riyet içinde birlik istiyorlar» demiş­tir.

Diğer taraftan Başvekil Adenauer, NATO'nun hedefleri olan barış ve hürriyetin muhafazasının Almanya-nın da gayesi olduğunu söyleyerek «Almanyanın. iki taraf arasında bir manevra çevirerek sonunda iki san­dalyenin ortasına oturmasına imkân olmadığını» ifade etmiştir.

Alman Başvekili bundan başka Al­manyanm NATO'ya kabulünün görü­nüşe bakarak önceden yürütülen tah­minlere göre «nisbeten daha süratle» tamamlandığını söylemiştir.

Alman Başvekilinin tahminlerine gö­re, temmuz ayından önce gönüllüle­rin askere alınması ile ilgili kanun Federal Meclis tarafından kabul edi­lecektir. Gönüllülerin sayısı şimdiden 120.000'i geçmiştir. Ne gönüllülerin toplanmasına ne de mecburî askerlik hizmetine dair olan kanun tasarıları­nın kabulü için Federal Mecliste üçte iki çoğunluk gerekli değildir. Bunun­la beraber Başvekil gerekli çoğunluk­tan fazlasının tasarılar lehinde ay vereceği kanaatindedir.

 Paris :

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dulles, Atlantik Konseyinin bu sabahki mahdut kadrolu toplantısında yaptı­ğı beyanatta şöyle demiştir: «Birleşik Amerikanın Kemoy ve Matsu adala­rını müdafaa etmesi bahis mevzuu değildir. Ancak Pekin, bu adalarla Formozaya karşı toptan bir taarruza girişecek olursa o zaman durum, de­ğişir.

Formoza Pasifik bölgesinin savunma­sı bakımından hayatî bir ehemmiyeti haizdir. Bu adanın kaybı, bütün böl­genin kaybına yol açabilir. Bu sebep­ten Amerika Formozanm komünist­lerin eline düşmesine engel olmaya azmetmiştir. Komünist Çinliler, Ke­moy ve Matsu karşısındaki sahil böl­gesini geniş bir şekilde takviye etmiş­lerdir. Bu suretle Pekin, Formoza bo­ğazında havaları kontrol edebilmek­tedir. Bununla beraber Amerika, Mil­liyetçi Çin hükümetinden sahilin bu kısmının takviyesini önlemek için hava kuvvetlerini kullanmak fikrin­den vazgeçmesini istemiştir.

Bandoeng konferansından önce dost hükümetler Pekine, Formoza boğa­zında kuvvete baş vurmamasını tek­lif etmişler, fakat bu teklifler şiddetle reddedilmişti. Bununla beraber bu konferanstan beri Çin komünistleri­nin durumunda hafif bir değişiklik husule gelmiş olabilir. Filhakika Çin komünistleri, bilhassa bir çok Asyalı delegenin demeçleri sonunda, şiddet politikasına devamlarının kendileri için pek tehlikeli olacağı kanaatini edinmişledir.»

Dulles sözlerini bitirirken, Birleşik Amerikanın Avrupada olduğu gibi Asyada da azimkar bir-siyaset takip ettiğini bildirmiştir.

14 Mayıs 1955

 Paris :

Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zor­lu, Information gazetesine aşağıdaki beyanatı vermiştir:

«Kuzey Atlantik Paktı Vekiller Konşeyinin bu toplantısında iki mühim vakıa kaydedilmiştir. Birincisi Fede­ral Alman Cumhuriyetinin Atlantik Paktına iltihakıdır. İkincisi ise batılı evletlerle Sovyetler Birliği arasında müzakere açılması ihtimalinin ince­lenmesidir.

Türkiye, her zaman için, Almanyanın NATO'ya iltihak etmesinin, sulhu ve hür milletlerin istiklâlini korumak maksadile Atlantik ittifakı üyeleri ta­rafından kurulmuş olan müdafaa sis­teminin tanıamlığı itibarile zaruri ol­duğu kanaatini beslemiştir.

Almanyanm iltihakı, askerî, siyasî ve iktisadî 'bakımdan Atlantik ittifakını esaslı surette takviye etmektedir. Bu itibarla ittifakın bugün tahakkuk et­mesini görmek memnuniyeti mucip­tir.

Doğu ile batı arasında müzakere ih­timalleri de Atlantik Konseyinde esas­lı bir görüş teatisine, konu olmuştur. Bu mevzuda cereyan eden konuşma­ların, ittifak üyeleri arasında tam bir görüş birliğini bir kere daha belirt­miş olduğunu söylemekle bahtiyarım. Konseyde, Rusya ile açılacak olan müzakerelerde ahenkli ve müttehid bir tavır takmılması lüzumu ittifakla kabul ve teslim olunmuştur. Son beş yılın tarihi, öyle zannediyorum, ki, sulh. şanslarının kuvvete ve Atlantik ittifakının ahenk ve beraberliğine bağlı olduğunu itiraz kabul etmez bir sarahatle göstermiştir. Çalışmalarını bitirmiş bulunan konsey toplantısı Atlantik ittifakını takviye etmiş ve ittifakın insicam ve ahengini arttır­mıştır. Bu itibarla, hiç şüphesiz ki, toplantı  bir  muvaffakiyet olmuştur.

17 Mayıs 1955

 Norfolk (Virginia) :

Atlantik Konseyinin 15 daimî azasını temsil eden bir heyet Kuzey Atlantik müttefik deniz kuvvetlerinin umumî karargâhı olan Norfolk'ta bulunmak­tadır.

Atlantik Konseyi adına Birleşik Amerikaya ilk defa olarak bu ziyareti yapmakta olan heyete geçirdiği hafif rahatsızlıktan dolayı Paristen ayrıla­mamış olan NATO Genel Sekreteri Lord İsmay'a vekâleten Tjarda Van Starkenborgh Stachouwer başkanlık etmektedir.

15 memleket temsicileri, NATO'nun Kuzey Atlantik Deniz Kuvvetleri Baş­kumandanı Amiral Jerault Wright tarafından verilen bir kabul resminde bulunmuşlardır. NATO temsilcileriyle dün sabah da bir görüşme yapan Amiral Wright kendilerine Atlantikteki askerî durum hakkında izahat ver­miştir.

Heyet başkanı ve NATO Konseyi Ge­nel Sekreteri Vekili Van Starkenborgh Stachouwer dün öğleden sonra ter­tiplediği bir basın konferansında «Va­him bir buhran halinde Atlantik Ok­yanusunun kontrolü, paktın 'Avrupalı azaları için bir ölüm kalım meselesi teşkil edeceğini» söylemiştir.

Avrupada doğu ile batı arasında ta­rafsız tampon devletlerden mürefckep bir kordon teşkili hususunda Mos-kovaya atfedilen niyetlere d'air fikri sorulan NATO Genel Sekreter Vekili bu meselenin «konseyde hususî bir tetkik mevzuu teşkil etmemiş olduğu­nu söylemiştir.

M. Van Starkenborgh, müteakiben Batı Almanyadan bahsederek bu memleketin NATO'ya alınmasına ve yeniden silâhlanmasına Atlantik Kon­seyince atfedilen büyük ehemmiyete işaret etmiş ve «Federal Almanyanm işbirliğini sağlamak için batılı mem­leketlere senelerdenberi izhar edil­mekte olan arzuyu» hatırlatmıştır.

Atlantik Konseyi azaları Washington'a gitmek üzere bugün Öğleden sonra Norfolk'tan, ayrılacaklardır. Heyet azaları Washington'da Birleşik Amerika idarecileriyle mühim görüş­meler yapacaklardır. Heyet âzalarının 19 mayıs günü Başkan Eisenhower tarafından Beyaz Sarayda kabul edi­lecekleri ve müteakiben ayni gün Ha­riciye Vekâletine giderek M. Foster Dulles'ı ziyaret edecekleri bildiril­mektedir.

Atlantik Konseyi heyeti Washingtondan sonra Kanadaya gidecek ve oradan da 24 mayısta Parise avdet ede­cektir.

21 Mayıs 1955

 Washington :

NATO Konseyi üyeleri ile birlikte New-York'da bulunan Türkiye Başve­kil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, cu­martesi günü gazetecilere verdiği bir beyanat sırasında, Sovyetlerin son yapmış oldukları teklifin «harbin ni­hayete ermasindenberi batı âlemini en ciddî bir tehlikeyle karşılaştırdığı­nı» söylemiştir.

Sovyet tekliflerinin yeni peykler mey­dana getirmek hedefini güttüğünü kaydeden Fatin Rüştü Zorlu sözleri­ne devamla «Avusturya gibi bir takım tarafsız devletlerin teşkili, komünist­lerin Çekoslovakya da yapmış olduk­ları gibi, komünizmin sızmasına mey­dan verecektir.»

Türk devlet a;damı «Beîki de bu ta­rafsız devletlerin birbiri arkasından Sovyet nüfuzu altına girdiklerini göreceğiz diyerek sözlerine nihayet vermiştir.

26 Mayıs 1955

 Chicago :

Vincent Auriol «Council On Fereign Relations» un bir toplantısı münase­betiyle yaptığı konuşmada Sanfran-cisco'da Birleşmiş Milletler teşkilâtı­nın müzaharetiyle en yüksek merte­bede» bir dörtlü konferans yapılması teklifini tekrarlamıştır.

Auriol bu teklifinin Genel Sekreter Hammarskjold tarafından müsait bir şekilde karşılanmamasına telmihte bulunarak şunları ilâve etmiştir: «Hükümetler daha bu mevzuda fikir­lerini bildirmeden şüphe izhar eden ilk sözlerin Birleşmiş Milletlerden gelmesi karşısında hayrete düştük. Hükümet başkanlarının tarafsız bir memlekette toplanmayı arzu. ettikle­ri ileri sürüldüğü zaman, biraz hataJı hareket edildiğini zannediyorum. Bir­leşmiş Milletlerin milletlerarası zemi­ninden daha sıkı bir tarafsızlık bulu­nabilir mi?»

Atlantik Paktı Vekiller Konseyinde Fatin Rüştü Zorlu'nun konuşması:

9 Mayıs 1955

 Paris :

Türk delegesi Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu­nun Atlantik Konseyinde verdiği nutkun metni aşağıdadır:

«Türk hükümetinin mümessili sıfatiyle, Şansölye Adenauer'in şahsın­da, Atlantik ittifakının üyesi sıfatiyie konsey masasında yerini almış olan Federal Alman Cumhuriyetini selâmlamaktan duyduğum mem­nunluğu belirtmek isterim.

Türkiye her zaman şuna kani olmuştur ki, dünya sulhu ve hür millet­lerin refah ve güvenlikleri her şeyden evvel ittifakımızın kudret ve ha­yatiyetine bağlıdır. Bunun içindir ki, Türk hükümeti, Atlantik ittifakı­nın, faaliyetinin bütün sahalarında, takviyesini sağlamak için elinden geleni yapmıştır ve yapmağa devam edecektir.

Bidayetten beri, Türk hükümeti, Federal Alman Cumhuriyetinin NA-TO'ya iltihakının, ittifakın takviyesine doğru önemli bir adım teşkil edeceği mütaleasmda bulunmuştur. Türk hükümeti, bu gayeye eriş­mek için sarfedilen gayretlerin muhtelif safhalarını devamlı bir dik­katle takip etmiş ve şartların gerektirdiği her zaman, bu gayretlere se­ve seve katılmaktan asla hâli kalmamıştır. Türkiye bugün bu gayretle­rin tam bir muvaffakiyetle tetevvücünü görmekle bahtiyardır.

Hepimiz bu muvaffakiyeti işbirliği zihniyetine bütün ilgili hükümetle­rin basiret ve yapıcı gayretlerine borçluyuz.

Bunda Şansölye Adenauer'in devlet adamı meziyetlerini ve basiretini, bunun gibi sık sık çetin mahiyet alan ve fakat bu mesut neticeye erişil­mesini mümkün kılan müzakerelerin bütün safhalarında Fransanm gösterdiği mükemmel anlayış zihniyetini ayrıca Övmek lâzımdır.

Federal Alman Cumhuriyetinin iltihakı Atlantik ittifakının yalnız as­kerî bakımdan takviyesini ifade etmez, fakat aynı zamanda ittifakın siyasî sahadaki değer ve nüfuzunu da çoğaltır. Bu iltihak, hür dünya içinde daima artan insicam ve tesanüdün yeni bir delilidir. Bu iltihak, Atlantik Paktı üyeleri arasına nifak tohumlan atmağa teşebbüs etmek suretiyle ittifakı zayıflatmaya çalışan karşı cephenin bu gayretlerinin akametini belirtmektedir. Bundan başka, Federal Alman Cumhuriyetinin Atlantik ittifakına ilti­hakı bu ittifakın kültürel ve ekonomik sahalardaki hedeflerine ulaşıl­ması için sarfedilen gayretlere de yeni bir hız verecektir. Siyasî, iktisadî ve kültürel sahalarda Türkiyeyi Almanyaya bağlayan rabıtalar pek çoktur. İki memleket arasında, Atlantik ittifakı çerçevesi dahilinde inkişaf edecek olan işbirliğinin bu bağları daha da takviye edeceğine kaniim.

Sözlerimi bitirirken, Federal Almanya Cumhuriyetini aramızdaki yeri­ni almış görmekten duyduğum meserreti bir kere daha ifade etmeme müsaadenizi rica ederim.

NATO nihaî tebliği : 11 Mayıs 1955

 Chaillot Sarayı:

Pariste neşredilen nihaî tebliğin metni şudur:

Kuzey Atlantik konseyi, 9, 10 ve 11 Mayıs 1955 günleri Pariste, Yunan Dışişleri Vekili Stefan Stefanopulos'un başkanlığında toplanmıştır.

Konsey, açılış oturumunu, Başvekil Adenauer tarafından temsil edilen Federal Almanyanin NATO'ya girmesine tahsis etmiştir. Bu münase­betle, Vekiller, verdikleri demeçlerde, demokratik ve hükümran bir dev­let olan Almanyanm Atlantik camiasına iştirakine atfettikleri ehemmi­yeti belirtmişlerdir. Başvekil Adenauer, meslekdaşlarmm hüsnükabullerine verdiği cevapta Kuzey Atlantik andlaşmasımn hedefleriyle, 18 milyon Doğu Almanyalı da dahil olmak üzere Alman milletinin barış, güvenlik ve hürriyet emelleri arasında tam bir ahenk mevcut olduğunu belirtmiştir.

Konsey, bundan başka, Atlantik ittifakının münhasıran tedafüi mahi­yetine yeniden işaret etmiş, Batı Avrupa Birliğini ihdas eden, barışa yardım eden ve silâh kontrolü de dahil olmak üzere kesin teminat ihti­va eden anlaşmaların yürürlüğe girmesinden duyduğu derin memnu­niyeti izhar etmiş ve Batı Avrupa Birliği ile NATO arasında mevcut sı­kı işbirliği fikrini kaydetmiştir.

Konsey, İtalya ile barış anlaşmasını imzalamış olup Atlantik ittifakına üye olan memleket Dışişleri Vekillerinin verdikleri demeçlerde, Atlan­tik işbirliğinin gelişmesi hususunda İtalyanın yaptığı yardımı hatırlat­mış olmalarını ve İtalya ile imzalanmış olan barış andlaşmasmın bazı hükümlerinin, bu memleketin Atlantik Paktı içindeki durumuna uy­madığım belirtmiş olmalarını memnunlukla karşılamıştır.

Veküler bundan sonra milletlerarası durumu gözden geçirmişler ve Avusturya barış andlaşmasma dair cereyan etmekte olan müzakerelere dair bir raporu inceleyerek, Sovyet Rusyanm, Batılı devletler tarafın­dan senelerdenberi arzu edilen bu andlaşmayı şimdi imzalamaya hazır olduğu intibaını veren haberi de memnunlukla karşılamışlardır. Vekil­ler, batının birliğini idame etmek ve kuvvetlendirmek hususunda şim­diye kadar takip ettikleri siyaseti muhafaza azminde olduklarını bildir­mişlerdir. Atlantik Konseyi, Amerika, Fransa ve İngilterenin, askıda kalmış olan meseleleri halletmek için Sovyet Rusyaya yaptıkları müzakere teklifini de çok müsait karşılamış ve böyle bir müzakerenin, ihtilâf kaynaklarını ortadan kaldıracak ve bütün memleketlerin güvenlik ve hürriyetlerine yardım edecek anlaşmalara tedricen varmak imkânını vermesi arzusu­nu izhar etmiştir.

 Chaillot Sarayı:

Konsey bilhassa bu gibi müzakerelerin Almanyanın sulh ve hürriyet içinde birleştirilmesine yardım edeceği ve yine bu yoldan, müessir bir garanti altında, silâhların ve silâhlı kuvvetlerin azaltılmasına imkân vereceği ümidini izhar etmiştir. Konsey, bu gibi müzakerelerin itina ile hazırlanması,   azim ve sabırla yürütülmesi lâzım geldiğini belirtmiştir.

Konsey aynı zamanda Orta-Doğuda ve Uzak-Doğudaki durumu incele­miş, bölgelerde muhtelif güvenlik paktlarının akdi hakkında ve bilhas­sa Manilla Paktı ve Türk - Irak Paktı hakkında raporları dinlemiştir.

Konsey Orta-Doğuda ve Uzak Doğuda müdafaayı takviye maksadiyle alman tedbirleri memnuniyetle karşılamıştır. Bandung konferansı hak­kında da konseye rapor verilmiştir. Konsey, Uzak-Doğuda muhasema son bulması hususundaki ümidini belirtmiş ve bu bölgede yeniden her türlü kuvvete başvurma hareketinin dünya sulhunu tehlikeye ata­bileceğini belirtmiştir.

Vekiller, konseyde takip edilen usullerden dolayı memnuniyetlerini ifa­de etmişler ve bu sayede tam bir serbesti ve samimiyet içinde fikirlerini ifade fırsatını bulduklarını ve görüşlerini iyice karşılaştırabilmiş olduk­larını kaydetmişlerdir.

Bu müzakereler ittifakın temellerinin sağlamlığı ve müşterek menfaat­leri ilgilendiren meseleler üzerinde siyasî istişareler bakımından konse­yin büyük ehemmiyetini meydana koymuştur. Konsey üye hükümetle­rin müşterek prensiplere göre siyasî faaliyetlerine istikamet vermek imkânını sağlayan bu metodlarm tatbikine devam kararını vermiştir.

1 Mayıs 1955

 Lefkoşe :

Bir nıüddettenberi Ankarada Kıbrıs mevzuunda temaslar yapıp adaya av­det etmiş bulunan Kıbrıs Türk Ku­rumlan Federasyonu Başkanı Faiz Kaymak Türk ajans muhabirine aşa­ğıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Türkiyede Kıbrıs hakkındaki temas­larımızdan çok memnunuz, Türk hü­kümeti Kıbrıs meselesini adını adım takip etmekte ve bu dâvada büyük bir hassasiyet göstermektedir. Ankarada bulunduğumuz sırada dâvamızın emin ellerde bulunduğunu müşahede ettik ve bundan büyük bir memnuniyet duyduk.

Türk gençliği Kıbrıs dâvasını milli bir dâva olarak, ele almıştır. Şunu memnuniyetle söyliyeyim ki, anava­tanda dâvamızı benimsemeyen tek bir kişi bile mevcut değildir.

Adnan Menderes hükümetinin dürüst ve açık politikası sayesinde dâvamı­zın gerektiği şekilde halledileceğine imanımız vardır. Menderes hüküme­tine olan güvenimiz tam olup sarsıl­maz inançla anavatanımıza ve bü­yüklerimize bağlıyız.»

3 Mayıs 1955

 Paf os ;

Ada halkını silâhlı bir ayaklanmaya teşvik etmek ve Kıbrısa kaçak silâh sokmak suçundan dolayı tevkif edil­miş olan on üç Kıbrıslı Rumun dünkü muhakemesi sırasında, iddia makamı mah.kem.eye Aya Yorgi gemisinde ele geçirilmiş olan ve bilâhare, bahriye dalgıçları tarafından denizden çıka­rılmış bulunan mermi sandıkları, tü­fek, mitralyöz ve el bombalarını ge­tirmiştir.

Aya Yorgi motorunun kaptanı ve tay­faları, motöre yükledikleri dinamitin balık  avlamak için     kullanılacağını sandıklarını iddia etmişlerdir.

Sanıkların avukatları ise, bahriye dalgıçları tarafından denizden çıka­rılan tüfeklerin 1890 modeli olduğunu ve bunların Birinci Dünya Savaşın­dan kalma silâhlar olabileceğini İleri sürmüşlerdir.

4 Mayıs 1955

 Pafos :

Aya Yorgi adındaki Yunan gemisi ile Kibrisin Pafos limanına kaçak silâh getirmekten sanık 13 kişinin mahke­mesi sırasında iddia makamı ile mü­dafaa avukatları arasında bugün şid­detli tartışmalar olmuştur.

İddia makamı 1 nisanda Kıbrısta muhtelif yerlerinde bombalar atılmak suretiyle yapılan baltalama hareket­lerinde bu sanıkların suçlu oldukları­nı ispat edecek şahitlerin dinlenilme­sini ve bu yoldaki delillerin incelen­mesini istemiştir. Fakat avukatlar adı geçen gemi ile getirilen bütün silâh ve mühimmatın polisin eline geçtiği­ni ileri sürerek bu iddianın mesnetsiz olduğunu beyan etmişlerdir.

Yargılanmakta olan sanıkların 25 ocakta tevkif edildikleri de ayrıca dikkate şayan görülmektedir.

Muhakeme Başkanı Eric Hollaran, arkadaşları ile bir saat kadar müza­kereden sonra iddia   makamının görüşünü ispat etmek hakkını haiz ol­duğuna ve bu yolda yeni şahitler ve deliller ikame edebilmesi için mahke­menin başka bir güne talikine karar vermiştir. Hakimlere göre esas nokta sanıkların 1 nisan hadiseleri ile alâ­kaları olup olmadığını tesbitten iba­rettir. Aya Yorgi gemisi ile getirilen kaçak silahların bahis konusu tarih­te kullanılıp kullanılmaması ikinci plânda bir mesele teşkil etmektedir.

  Lefkoşe :

Kıbrıs adasının her hangi bir nokta­sında lüzum görüldüğü takdirde so­kağa çıkma yasağını tatbik edebilme­si için Umumî Valiye selâhiyet veren yeni bir kanun bugün resmi gazetede neşredilmiştir.

  Fafos:

Kıbrısta silâhlı bir hükümet darbesi hazırlamaktan sanık on üç adalı Ru-mun muhakemelerinin bugünkü cel­sesinde, iddia makamı tarafından, bu hareketi isbat eyleyen iki vesika o-kunmuştur.

Bu vesikalardan biri, sanıklardan Sokrat Loizides'in Kıbrıs Ziraatçiler Sendikası G-enel Sekreterine, Kıbrısta ihtilâl hazırlıklarında bulunması için vermiş olduğu 190 İngiliz altını ve 200 İngiliz lirası karşılığı bir makbuzdur.

Kıbrıs Ziraatçiler Sendikası Genel Sekreteri, halen Atinada bulunmak­tadır.

Mayıs 1955

 Paf (Kıbrıs) :

Kıbnsa kaçak silâh ve mühimmat ta­şıyan Aya Yorgi adındaki Yunan ge­misinin müsaderesi üzerine suçluları muhakemeye memur edilen Paf mah­kemesi bugün kararını vermiştir.

Geminin süvarisi 4, sahibi 5 ve tayfa­larından biri 6, diğer biri de 12 sene hapse mahkûm edilmiştir. Bunların dö-rdü de Yunan tâbiyetindedir. Kib­risin Paf limanı yakınlarındaki Kile-raika köyünden olan diğer beş suçlu­nun ikisi dörder, üçü de üçer sene hapse mahkûm olmuşlardır. Aynı suç­tan dolayı Kıbrıslı diğer iki sanık da birer sene hapis cezasına çarptırıl­mıştır.

 Atina :

Yabancı basm temsilcilerinin, Kıbrıs Başpiskoposu Makarios'a verdikleri öğle yemeğinde bir konuşma yapan Makarios Ingiltereye hücumlarda bu­lunarak Kıbrıs mücadelesini sonuna kadar devam ettireceğini söylemiş, Kıbrıstaki son hadiselerin yegâne se­bebinin İngiltere olduğunu iddia et­miştir. Yemekten sonra basın temsilcilerile görüşen Makarios, vaki çeşitli sualleri cevaplandırmıştır.

Piskopos gazetecilere, Kıbrıs mesele­sinin Birleşmiş Milletlere1 bu yıl da arzedileceğini ifade ve bu yıl daha çok taraftar toplayabileceğini sözleri­ne ilâve etmiştir.

Kıbrıs dâvasının Türkiye İngiltere ve Yunanistanm karşılıklı görüşme­lerle halledilemeyeceğine kani bulun­duğunu belirten Makarios Kıbrıs işin­de Turkiyenin herhangi bir hak iddia edemiyeceği noktası üzerinde İsrarla durmuş ve eski iddialarını tekrarla­mıştır.

Makarios, burada hükümet maıkamlariyle temas halinde olup Kıbrıs dâ­vası ile alâkalı çalışmalara iştirak et­mektedir. Bundan başka Bandung konferansına da katılmış bulunan Makarios, bu konferansın neticelerin­den ve son zamanda Kıbrıs dâvasın­da kaydedilen ilerlemelerden Yunan hükümetine malûmat verecektir.

 Londra :

Dün akşam Avam Kamarasında Kıb­rıs hakkında beyanatta bulunan Sö­mürgeler Müsteşarı Lennox Boyd, bu­gün Kıbrıs bahsinde düşülmüş olan çıkmaadan kurtulmak arzusunu ifa­de etmiş ve bunun için yapılacak ilk işin Kıbrıs halkının hakikî mümessil­leri ile temasa geçmek olduğunu söy­lemiştir.

Müsteşar sözlerine devamla İngiltere hükümetinin, NATO üyesi sıfatiyle bazı taahhütleri bulunduğunu ve bu taahhütleri ifa azminde olduğunu, bundan başka İngilterenin Orta-Doğu memleketleriyle mevcut andlaşmalardan doğan vecibeleri de bulunduğunu kaydederek demiştir ki:

«Bizim ayrıca dünya ölçüsünde taah­hütlerimiz de vardır ki, Yunanistan bu taahhütlere iştirak etmez. NATO muvacehesindeki vazifelerimizden başka, dünya ölçüsündeki taahhütle­rimiz Kıbrısta, zamanı gelince sürat­le kullanabileceğimiz kuvvetleri ida­me ettirmemizi gerektirir.»

Lennox Boyd sö-zlerine şöyle son ver­miştir :

«Bu bakımdan ancak Kıbrısta İngiliz hükümranlığını muhafaza etmek, su­retiyle bir hareket serbestisinden fay­dalanabiliriz. Şuna kaniia ki, Kıbrıs­ta silâhlı kuvvetlerimizin devamlı su­rette bulunması ve adanın önemli bir üs haline inkılâbı Orta-Doğu istikra­rına faydalı ve bütün dünya güvenli­ği için kıymetli bir dayanak olacak­tır.»

8 Mayıs 1955

  Lefkoşe :

Elefteria gazetesine nazaran, Kıbrıs Vergi Dairesi, adadaki Ortadoks Kili­selerine bir tamim yollıyarak, kilise­leri senelik, varidatları hakkında ma­lûmat vermeye davet etmiştir. Kıbrıs Başpiskoposu Makarios dahi, 21 gün zarfında böyle bir vergi beyannamesi vermeye mecbur tutulmuştur. Durum halen Atmada bulunan Makarios'a bildirilmiştir.

  Lefkoşe :

Burada çıkan Rum gazetelerinin bil­dirdiklerine göre, Atina radyosu Kıbrısa yapmakta olduğu hususî neşriya­tı daha da arttırmaya karar vermiş­tir. Pazartesi, çarşamba ve cuma gün­leri yapılacak olan bu yeni neşriyat 16 mayıstan itibaren başlıya çaktır.

Hatırlarda olacağı üzere İngiltere hü­kümeti, Atina radyosu tarafından Kibrısa yapılmakta olan yayınlar dolayısiyle, Yunan hükümetini şiddetle protesto etmişti.

9 Mayıs 1955

 Lefkoşe :

Kıbrıs Başpiskoposu bugün bütün Rum kiliselerine birer tamim gönde­rerek, kilise kGnseyi bir karar verme­dikçe hükümetin Gelir Vergisi beya­nında bulunulması hususundaki tale­bini dikkat nazara almamalarını bil­dirmiştir.

Bu arada Kıbrıs hükümeti bir tebliğ yaymlıyarak Gelir Vergisi Kanunu gereğince, dinî müesseselerin vergi­den muaf olmadıklarını, ancak hayır işlerine sarfedilen paranın vergiden muaf tutulduğunu belirtmiştir.

Tebliğde, bütün dinî müesseselerin bu kaidelere tâbi bulunduğunu ve Rum kiliseleri hakkında fark gözetilmediği de ilâve edilmektedir. Kiliseler 15 senedenberi ille defa olarak bu yolda bi­rer ihbarname almışlardır

12 Mayıs 1955

 Mağusa :

Mağusa mahkemesi, bugün Kıbrıs adasında bir sivil harp çıkarmak maksadiyle faaliyetlerde bulunduğu sabit olan Kristofi ismindeki bir Rumu ye­di sene hapse mahkûm etmiştir.

14 Mayıs 1955

 Lefkoşe :

Son zamanlarda Kıbrıstaki Amerikan siyasî çevreleri, Türkiyenin Orta Şarktaki mühim rolünden bahset­mekte ve Kıbrıs ihtilâfı yüzünden, Amerikan Orta Şarktaki istikrarın tehlikeye düşmesine fırsat vermiyece-ğini belirtmektedir.

Amerikanın Kıbrıstaki Başkonsolosu Orta Şark ve Türkiye mevzuunda Ajans Türkün Kıbrıs muhabirine aşa­ğıdaki demeçte bulunmuştur:

Dünya sulhunun korunması için, Amerikanın yapmakta olduğu mücade­leyi bir örnek olarak ele almış bulu­nan bugünkü Türkiye ve onun devlet adamları, Amerikan milletini hayret­ler içinde bırakmaktadırlar. Türkiye Orta Şarkın ileriyi gören büyük bir lideridir. Sulhun ve dünya istikrarı­nın temini için Türkiyenin giriştiği faaliyet Türk politikasının samimiye­tini açık bir şekilde göstermektedir.»

Başkonsolos sözlerine devamla Ajans Türk muhabirine demiştir ki:

«1954-1955 yıllarının sulhçu önderi olan Türkiye Başvekili Ekselans Ad­nan Menderes'in dünyanın huzuru için giriştiği her mücadeleden zaferle çıkışı O'nu dünya çapında büyük bir devlet adamı, büyük bir diplomat ve büyük sulh âşığı olarak dünyaya ta­nıtmıştır. Ben O'nu 1955 yıimm. sulh mükâfatına lâyık bir devlet adamı olarak selâmlamak isterim.

Bugün, sulhu dünyanın huzur ve in­sanlığının sükûnunu düşündüğüm za­man aklıma ilk gelen şahsiyet Adnan Menderes'tir. Onun hükümetine poli­tikasına bütün dünya milletleri gü­venmektedirler.

Bugünkü Türkiye Menderes hüküme­tinin ileriyi görüşü sayesinde, dünya milletleri safında çok şerefli bir mev­kii işgal etmektedir.»

16   Mayıs 1955

 Pafos :

Pafos Rum Lisesi 'öğretmenlerinden Konstantinos Gaçopulos'un Kıbrıstan çıkarılmasına karar verilmiştir. Lise öğrencileri bu kararı protesto için greve, başlamış ve bu arada İngilizce öğretmenlerine hücum etmişlerdir. Polis nizamı tesis için müdahale mec­buriyetinde kalmıştır. Bahis mevzuu öğretmene 24 mayısa kadar adayı terketmesi bildirilmiştir.

17   Mayıs 1955 

 Pafos :

Bugün Pafcs mahkemesinde yargılanan 16 Yunanlıdan üçü 6 ile 8 hafta hapis cezasına, ikisi de 5 ilâ 10 lira para cezasına çarptırılmışlardır. Hep­si de suçlarını itiraf etmişlerdir.

Kargaşalık çıkarmaktan sanık 12 ta­lebe daha bugün muhakeme edile­cektir.

 Pafos :

Dahili harbi teşvik suçundan yargı­lamakta olan mahkeme Önünde 16 mart günü çıkan hadiseler esnasında gayrı kanunî toplantılar yapmaktan suçlu 64 Kıbrıslı Yunanın bu sabah Pafos mahkemesinde yargılanmaları münasebetiyle, ilhak taraftan 1000 den fazla Öğrenci nümayişlerde bu­lunmuşlardır. Kilisede toplanan nü­mayişçiler nutuklar söylemişler ve dâvalarına asla ihanet etmiyecekleri-ne dair and içmişlerdir. Polisler mah­keme meydanını muhafaza altına al­mışlardır.

18 Mayıs 1955

  Baf :

Baf mahkemesi bugün yaptığı duruş­mada, adada kargaşalık çıkarmak su­çundan dolayı 7 Rum gencini muhte­lif hapis cezalarına çarptırmıştır.

Maznunlardan üçü 4 ay, diğer üçü 6 ay ve yedinci genç de 1 sene hapse mahkûm edilmişlerdir.

  Atina :

Bir müddettenberi Yunanistanda bu­lunan Kıbrıs Başpiskoposu Makarios yarın Atinadan Mısıra gidecektir.

Makarics Klahirede Mısır Başvekili Abdülnasir ve diğer devlet erkânı ile görüşecektir.

Bu temaslardan gaye Mısır ve diğer Arap devletlerinin Birl-eşmiş Millet­lerde Kıbrıs hakkındaki Yunan tezini müdafaa etmelerinin teminidir.

  Lefkoşe :

Şubat ayında silâhsız bir askeri öl­dürmek suçundan geçen ay ölüme mahkûm edilen 18 yaşındaki Kıbrıslı Mikael Demetris kinaris, kararı tem­yiz etmiştir, öğrenildiğine göre Kina­ris pazartesi günü tekrar muhakeme edilecektir.

20 Mayıs 1955

 Palas :

16 mart hadiselerine katılmaktan sa­nık Rumlardan son on ikisi hakkında­ki hükmü tefhim eden Pafos mahke­mesi, bunlardan dördünü altı ay hap­se mahkûmiyetine sekizinin de bera-atine karar vermiştir.

3u liretle hapse mahkûm olan Rum­ların sayısı 15 e varmıştır. 64 sanık­tan 40 para cezasına mahkûm edil­miş, dokuzu da beraat etmiştir.

21 Mayıs 1955

 Londra :

Koreden dönmekte olan Yunan hava­cılarının Kıbrısa inmelerini müteakip husule gelen hadiseyi protesto için Yunsa hükümetinin Lcndradaki Bü­yükelçisine talimat verdiği yolunda basında çıkan haberler hakkında İn­giliz Dışişleri Vekâletinin sözcüsü he­nüz bu hususta bir protesto alınma­dığını bildirmiş ve şunları ilâve etmiş­tir: Eğer bu basın haberleri doğru ise, Yunan hükümetinin protestoda bu­lunmak hakkını nerde gördüğü pek anlaşılmamaktadır. Çünkü, Yunan makamları diplomatik usulün gerek­tirdiği gibi uçaklarının Kıbrısa inme­si için önceden müsaade almak gibi normal bir yola gitmemişlerdir. Kıb­rıs makamları bu uçakların gelişin­den ancak bir saat önce haberdar edilmişlerdir. Uçakların inmesine mü­saade edilmişse de, bir hadise çıkma­sı mümkün olduğundan ada Valisi Yunanlı havacıların Lefkoşe şehrini ziyaretlerine müsaade etmeyi uygun bulmamıştır.

Tabiatiyle böyle bir hadise çıkması ihtimali, Yunan hükümetinin Kıbrıs hakkındaki politikasından ileri gel­mektedir. Yunan hükümetinin bu uçakların geleceğini haber vermeksi­zin bunlara Kıbrısa inmesini emret­mesinin sebebi de anlaşılamamakta­dır.»

22 Mayıs 1955

 Kahire :

Başvekil Cemal Abdülnasır bugün, Kibrisin Yunan Ortadoks Başpisko­posu Makarios'u kabul etmiş ve ken­disi ile iki saat kadar görüşmüştür. Makarios'a Mısırdaki Kıbrıs millî ha­reketi delegesi Zenon Rossides ile Mı­sırdaki Kıbrıs basını direktörü Yasso Vanavatis refakat etmektedirler

23 Mayıs 1955

  Londra ;

Lcndradaki Yunan Büyükelçisi Basil Mostras, dün İngiliz Hariciye Vekâle­ti nezdinde, 19 mayıs günü Koreden gelerek Lefkcşe hava meydanına inen beş Yunan askerî tayyaresine karşı İngiliz makamlarının muamelesini protesto etmiştir. Büyükelçi kendisi­ni kabul eden Devlet Vekili Yardım­cısına protestosunu şifahi olarak bil­dirmiştir. Hatırlarda olduğu üzere İn­giliz Hariciye Vekâleti sözcüsü, geçen cumartesi günü Yunan hükümetin­den gelecek herhangi bir protestoyu reddedeceğini evvelden bildirmiş ve Yunan hükümetinin bu mesele kar­şısındaki hareket tarzını şiddetle ten­kit etmişti. Kıbrıs meselesi İngiliz Yunan münasebetlerinde bir gergin­lik yarattığından beri, İngiltere ilk defadır ki Yunan hükümetinin Kıbrısta takip ettiği siyaseti «kışkırtıcı» kelimesiyle tavsif etmektedir.

  Lefkoşe :

Kıbrıs Başpiskoposu Makarics'a ait lüks bir Cadillac otomobili bugün Li-masol gümrük makamları tarafından acık arttırma ile satılmıştır.

Bundan iki yıl önce, Amerikaya yer­leşmiş olan bir Rum tarafından Ma-karios'a hediye edilmiş olan bu oto­mobil, önceden ithal müsaadesi alın­madığı için satışa çıkarılmıştır. Bu­günkü müzayedede, Kıbrıstan çıkarıl­ması şartiyle Piskopos adına 1.000 sterlinge alman arabanın Yunan hü­kümetine hediye edileceği söylenmek­tedir.

 Lefkoşe :

Lefkoşe makamları, Türk «Çetinkaya» takımı ile Yunan «Fezoporikos» takı­mı arasında bugün yapılacak olan futbol maçı için verdiği müsaadeyi geri almıştır. Bu kararın sebebi henüz bildirilmemişse de bu sabahki nüma­yişlerle alâkalı olduğu .sanılmakta d ir.

 Lefkoşe :

Kıbrıslı Yunan kız ve erkek Öğrenci­ler bu sabah hükümet sekreterliği bi­nası önünde, Kibrisin Yunanistana ilhakı lehinde ve İngiltere aleyhinde nümayiş yapmışlardır.

Polislere taşlar atan talebeler Yunan Büyükelçiliğinin önüne gitmişler, «İl­hak istiyoruz» diye bağırmışlardır. Fo­toğrafçılarla sinemacılara taarruz  eden nümayişçiler daha sonra sekre­terlik binasına dönmüşler, fakat bu arada bina etrafına dikenli tel çevril­diğinden ya ki aşamamışlardır.

25 Mayıs 1955

 Larnaka:

Kıbrıstan kovulan Yunan Profesörü Konstantinos Gatsopulcs'un Baf'tan hareketi münasebetiyle, Yunanlı ta­lebeler bu sabah Larnaka iskelesinde nümayiş yapmışlardır.

Yunan bayrakları taşıyan talebeler İngiltere aleyhinde bağırarak dola­şırken polis müdahaleye hazır vazi­yette beklemekte idi.

Profesör, Yunanistana gitmek üzere gemiye binmeden önce iskelede toplanan halka hitaben bir kaç söz söy­lemiştir.

Herhangi bir hadise kaydedilmemiş­tir.    

  Lefkoşe :

Dün akşam «İmparatorluk günü» münasebetiyle, Pallas sinemasında tertiplenen müsamerenin hitamından az sonra vukubulan bomba infilâkı­nın tahkikatına devam edilmektedir. Bomba, Kıbrıs Valisi Robert Armitage i ve seyircilerin salonu terketmesinden bir kaç dakika sonra infilâk etmiştir. İnfilâk neticesi yirmi otuz koltuk par­çalanmış ve sinemanın tavanı ciddî surette hasara uğramıştır

  Limasol :

Limasol mahkemesi bugün yaptığı bir duruşmada biri 17 diğeri 19 yaşların­da iki Rum gencini daha muhtevası itibariyle gayri kanunî broşürler da­ğıtmak suçundan dolayı hapse mah­kûm etmiştir.

Rum gençleri, altında gizli bir Rum cemiyetinin remzi bulunan ve halkı ada idaresine karşı kışkırtan broşür­leri dağıttıklarını itiraf etmişlerdir.

  Lefkoşe :

Dün akşam «İmparatorluk günü» mü­nasebetiyle Kıbrıs sinemalarından bi­rinde tertiplenen bir müsamerede ha­zır bulunan Kıbrıs Valisi M. Robert Armitage salonu terk ettikten bir kaç dakika sonra salon içinde bir bomba infilâk etmiştir. Bunun saatli bir bomba olduğu tahmin edilmektedir. Resmî bir sözcünün ifadesine göre bomba Valinin oturduğu iskemleye yakın bir yere konulmuştur ve hu ise suikastın Valiye tevcik edildiğini gös­termektedir.

İnfilâkın sebep olduğu hasarlar ehem­miyetlidir.

26 Mayıs 1955

  Lefkoşe :

Kıbrıs     Valisi  Sir Robert  Armltage'i hedef tutan suikastin tahkikatı ile alâkaJı olmak üzere bugün iki kişi nezaret aJtma alınmıştır.

27 Mayıs 1955

  Lefkoşe :

İngiltere seçimlerinde Muhafazakâr Partinin zaferi Kıbrıs Rumlarını zi­yadesiyle üzmüştür. Adanın Rum hal­kı ilhak meselesinde muhafazakâr hükümetin azimli hareketinden şikâ­yet etmekte idiler.

Şimdi, ada Rumları İngiltere hükü­metinin Kıbrıs hakkındaki kararları­nı derhal tatbik edeceğinden endişe etmektedirler.

  Lefkoşe :

İngiliz askerlerini isyana teşvik edici beyanname dağıtmaktan yargılan­makta olan Pavlos Nikita adında 23 yaşlarındaki bir köylü üç ay hapse mahkûm edilmiştir.

28 Mayıs 1955

 Lefkoşe :

Piskopos Makarios, Bandung, Atina ve Kahireye yaptığı seyahatlerden dönüşü münasebetiyle bir basın kon­feransı tertip ederek, Atinada ikame­ti müddetince, Kıbrıs meselesinin ge­lecek Genel Kurul toplantısına sunul­ma şekli hakkında kendi görüşü ile Yunan hükümetinin görüşü arasında tam bir mutabakat müşahede ettiğini belirtmiş ve Yunan heyetinin bu me­seleyi Birleşmiş Milletler anayasasına dayanarak ileri süreceğini söylemiş­tir.

Yarbay Cemal Abdülnasır ile yaptığı görüşmelere temas eden Makarios, Mısır Başvekilinin, mesele Birleşmiş Milletlere intikal ettiği zaman kendi­sini tanıamiyle destekleyeceğine dair söz verdiğini hatırlatmış ve Bandung konferansına iştirak etmiş olan Melegelerden çoğunun ayni vaitte bulun­duğunu ilâve etmiştir.

30   Mayıs 1955

  Larnaka :

Kıbrıs hükümetini silâhla devirmek suçundan sanık beş Kıbrıslı. Rumun muhakemesine bugün Larnakada baş­lanmıştır.

Sanıkların avukatları muhakemenin gizli cereyan etmesini istemişi erse de mahkeme başkanı dâvanın bütün adayı ilgilendiren bir meseleye dayan­dığını Öne sürerek bu talebi reddet­miştir.

31   Mayıs 1955

  Lefkoşe :

Larnakada bir Rum ilkokulunda 17 mayısta meydana çıkarılan silâh de-poşuyla ilgili tahkikat neticelenmiş­tir. Polis makamlarının bildirdikleri­ne göre, depoda 30 kilo trinit, 2 saatli bomba, 13 el bombası ve bir miktar kapsüllü dinamit ele geçirilmiştir.

Parlak bir zekâ eseri

ll/V/1955 tarihü (Cumhuriyet) den :

Yunanistan hükümeti, .Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtına bir muhtıra tevdi etmiş, adada tehlikeli bir durum ya­ratıldığından bahsetmiş, meselenin nazarı itibara alınmasını istemiştir.

Bu diplomatik teşebbüs doğrusu parlak bir zekâ eseri!

1954 yılında «Kıbrısı isterim» diye dünya teşkilâtı önüne çıkıp, hezimete uğradıktan sonra Yunan idarecileri ve bilhassa Rum Ortodoks kilisesi, yeşil adada karışıklıklar çıkarmağa baş­lamıştır, çarpışmalara yol açmışlar ve hattâ dünya efkârını ayaklandıra­cak bir durura ihdas olsun diye, ço­cuk denecek yaşta «nümayişçileri» de bu çarpışmalara sevketmişlerdi.

Daha o tarihte, dün başvurdukları diplomatik teşebbüs kendiliğinden or­taya çıkmış, sırıtmıştı; Kıbnsta hâ­dise çıkaran Rumların bir kaçı öle­cek veya yaralanacak, hapse atılan­lar olacak ve bunun üzerine de «dün­ya barışı tehlikededir» nakaratı ile Atina tekrar Birleşmiş Milletlere ko­şacak, meselenin bir defa daha reye konmasını istiyecekti.

Atinalılar kendilerini son derece zeki addederler! Bazan zekâlarına olan hudutsuz itimad, gözlerinin önüne si­yah bir perde çekiyor. Yunan adala­rından kalkan küçük bir gemi Kıbrıs adasına gizlice dinamit ve silâh so­karken yakalanmış, Rum. köylerinde gizli silâh depoları ortaya çıkarılmış, sağa sola el bombaları savrulmuş ve Rum teşekkülleri bu «kahramanlık­ları? kendi eserleri clarak ilân etmiş­ler! Atina radyosu, Kıbrıs Rumları için hususî bir radyo yayını tertip et­miş ve bur-da sistemli bir şekilde bu Rumları kavga çıkarmağa, karışıklık husule getirmeğe, isyan etmeğe davet etmiş, tahrikat yapmış durmuştur. Ortodoks Başpapazı Makarios ise, tet-hişçilik yapmıyacak, yapanları des-teklemiyecek Rumları afar edeceği tehdidi ile sağa sola saldırmış, hava­nın .bulanmasında başlıca rolü oyna­mıştır.

Demek ki, Kıbnsta vukua gelen' karı­şıklıklarda, yayılan huzursuzlukta bu Yunan tahrikleri hiç bir rol oynama­dı! Öyle mi? Buna inanmak için Makarios'un afaroz tehditleri ile aklıse­limi kaybetmiş olmak lâzım gelir.

Yunan idarecileri, Kıbrısı ilhak mak-sadile Birleşmiş Milletlere yaptıkları ilk teşebbüs hezimete uğrayınca, ka­bahati New York'taki Yunan delegas­yonuna yüklemişlerdi. Eğer demişler­di «Kibrisin Yunanistana ilhakı» tâ­birini kullanmayıp, kampanyanın sık­let merkezini «muhtariyet» mevzuu etrafında tcplasaydik, muvaffak olurduk!

Şimdi Kıbrısta yarattıkları karışık­lıkları, kendi hesaplarına istismara yeltenerek ikinci defa Birleşmiş Mil­letler önüne gelmeğe hazırlanıyorlar.

Fakat şu Türk atasözü kulaklarına küpe olsun:

 Keskin sirke küpüne zarar verir.»

15 Mayıs

Yazan : Zeynel Besim Sun

15/V/1955 tarihli   Türk    Sesi) nden :

Yunanist&nda siyasî hayat, bu hafta pek dolgun, pek hareketli geçti. Majeste Kral Foi, Kıbrıs Başpapazı Makarios'u kabul etti. Dışişleri Vekâleti umumî kâtibi Exintaris, Yunanistanın Mısır, Suudî Arabistan, Suriye Paktına gireceğini söyledi. Mareşal Papagos, Kıbrıs işiyle hummalı bir şekilde meşgul oldu. Görülüyor ki ma­yıs ayı, Yunanistanm kıpırdama, baş­lama, atılma, saldırma ayıdır. Unuttunuzsa ben hatırlatayım: Yu­nanlılar İzmire de 15 mayıs tarihinde çıkmışlardı. Biz o zaman milâdî tak­vimi henüz kabul etmiş değildik. Bu sebeple bu olay tarihimize 2 mayıs olarak geçmiştir.

Yunanlı dostlarımız mayıs geldi, yine azıttılar. Kıbrıs adası etrafında yeni­den yaygara başladı. Bu millet hâdi­selerden ders almasını bilmiyor imi? Geçmişi derhal unutuyor mu bile­mem; fakat bilmen bir şey varsa sa­yın dostlarımızın bizi arkadan han­çerlemek maksadiyle ellerinden geleni yine yapmağa başladıklarıdır.

Yunanistan; Mısır, Suudî Arabistan, Suriye blokuna ne diye iltihak tasav-vurundadır? Haddizatında bu blok yeryüzünde ne işe yarayabilir ki Yu­nanistanm da iltihakiyle bir mâna iktisap etsin? Bunu Yunanistan da biliyor amma maksat, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bize rağmen hare­kettir. Yunanlı dostlarımızın bu yavanlıkla­rı karşısında biz ne yapıyoruz? Ne yapmamız lâzım ki yapalım? Mukabil yaygara bizim millî karakterimize sığmaz. Yunanlıların düşmanlıklarına dostluk göstermek elimizden gelmez. Şu halde bekliyeceğiz; işin sonuna kadar bekliyeceğiz; fakat uyanık du­racağız ye gerektiğinde müdahale et­mesini bileceğiz. Yolumuz bu şekilde kendiliğinden çi­zildikten sonra biraz da dostlarımıza hitap edelim: 15 mayısın muzafferi-yetler içinde ayyuka çıkan naralarını unutmayınız. Biz o gün de susmuş­tuk. Arkasından 9 eylül geldi; ma­temlere, zulmetlere boğuldunuz. Kıb­rıs dâvasında aynı yoldan yürüyorsu­nuz; aynı metodları tatbik ediyorsu­nuz; aynı neticeyi alacağınızı aklınızdan çıkarmamalısınız. Bu bedahat karşısında, bakınız, yeni bir mübade­le teklifinde bulunmuyoruz. Etablı meselesini ortaya atmıyoruz. Fakat işler böyle giderse günün birinde dün­ya sulhunun s&lâmeti adına bu yola da gidebiliriz. Batı Trakyadaki Türk­lerin durumu bahsinde sayın dostla­rımızın vaziyetleri kuvvetli değildir;' halbuki İstanbuldaki Rumlar husu­sunda bizim pozisyonumuz çok kuv­vetlidir.

Biz geçmiş hâdiseleri gömmeğe çalı­şırken siz eskilerine yeni hâdiseler ilâve etmekle ortalığı -bulandırmak gayretinden, bir an bile kendinizi ala­mıyorsunuz. Millî menfaatinizi bu yolda sanıyorsanız ne diye Balkan ittifakına cevaz verdiniz? Sizi bu işe zorlayan mı vardı? Aramızda dostluk devam ederse hîn-i hacette, bundan hangi taraf faydalanır; düşmanlık yapılacaksa kim kaybeder?

Bugün 15 mayıstır. Hani şu İzmir kor­donuna çıktığınız gün!. O gün bizim elimizde silâh namına bir şişhane bile yoktu amma yoktan var etmesini bil­dik ve 9 eylül neticesini yarattık. Şim­diki Türkiye ile o günkü halimizin mukayesesine imkân var mıdır? Neye ve kime güveniyorsunuz da bu mânâ­sız- hareketlerinizin devamında fayda buluyorsunuz?. Sayın dostlarımız bi­raz şuurlu, biraz mantıklı, biraz ted­birli olunuz. Aksi takdirde kaybedecek olan biz değiliz.

Megalo idea, Enosis; hepsi güzel am­ma «dipsiz kile, boş anbar» dır. Bin mil uzaktan gelerek Kıbrıs adasına yerleşmenize adaya 50 mil mesafedeki Türkiye rıza gösterecek mi? Aramız­da halli gereken 12 ada meselesi mu­allâkta dururken Kıbrıs adasını nere­den çıkarıyorsunuz? Tarihiniz boyun­ca bu adanın yüzünü hiç gördünüz mü? Şunu size kesinlikle beyan ede­lim: Günün birinde Kıbrıstan İngiliz­ler çekilirse yerine bir başkası gele­cek değildir; biz geleceğiz!.Bugün 15 mayıs!. Tabiî ne yaptığını­zı hatırlıyorsunuz; sonunda ne oldu­ğunuzu da hatırlıyorsunuz. Galiba mayıs ayı size pek uğurlu gelmiyor. Halbuki son haftanız bu babda pek dolgun, pek. hareketli geçti. Dikkati­nizi çeker, dostça bir eda ile sizi uyan­mağa davet ederim. Çıkmaz yollara sapışınız pek tekerrür ediyor; adım­larınızı biraz daha dikkatle atmalı­sınız.

Plâstiras hayatta olsaydı.. 16/V/1955    tadhü     (Medeniyet) ten :

Mustafa Kemarin Türk ordularına (Hedefiniz Akdenizdir) emrini, biz, yanlış ve eksik soyuyoruz. Doğrusu tam metni, hakikisi şudur:

« Ordular!.. İLK HEDEFİNİZ Akde­nizdir.. İleri!-.»

İLK HEDEF..

Çünkü Türkiye Misak-ı Millisinin na­sıl tekevvün ettiğini bilenler için bu İLK HEDEF tâbirinin büyük mânası ve ehemmiyeti var.

Türk ordularının Mestan _ Karasu hattında duracağım General Harring-ton'a söyleyen Rafet Paşa hayatta­dır: Kendisine sorulsun... Hattâ so-rulmıya lüzum kalmadan, General Rafet beyle, İstanbula giren Türk or­dularına kumandan etmenin mânevi şerefini daima gururla omuzlarında taşıyacak elan bu himmet ve hizmet sahibi millî mücadele kumandanı kendisi söylesin: İLK HEDEF'ten Mustafa KemaFin kasdi neydi?

Kibrısı, palikarya patırdısına bıraka­rak Yunanistan a terkedeceğimizi sa­nan gafillerin, bu HEDEF tâbirinin tatbikattaki mânasını bilmelerinde ve öğrenmelerinden büyük bir fayda tasavvur ediyoruz. Papagos, müstevli kuvvetler defolur giderken, kaçanla­rın arasında bulunuyordu. Selefi olan plastiras'm, Metaksas iktidariyle mü­cadele ettiği sırada söylediklerini ha­tırlamış olmasında, biz Türkler ken­dimiz için değil, gerçekten, saadetini ve iyiliğini istediğimiz Yunan halkı adına bugünün Başvekili Papagos'un ezberlemiş olmasını temenni ederdik. Plâstiras demiştir ki:

« Türkler ve Yunanlılar arasına fe-sad. ve ayrıl::k sokabilecek olanlar, bi-. ze em. büyük fenalığı yaparlar. Biz, evvelâ coğrafyamızın sonra rejim .se­lâmetimizin icabı olarak, Türklerle iyi geçinmek, müttefik olmak, hattâ en zayıf cephemizi onlara istinat et­tirmek mecburiyetindeyiz. Bu hadise Yunanlılar için. şu veya bu hüküme­tin takip edeceği siyaset değildir: Partileri ne olursa olsun bütün, hükü­metlerin müşterek takip edecekleri ideal ve millî siyasettir.»

Papagos şimdi, Kıbrıs üzerindeki Türk tezinin yersizliğini (!) iddia için Lozan ahitnamesinden bahsediyor..

Ya. biz de kalkıp, Lozan ahitnamesin­den sonra Batı Trakya Türklerinin haKkmın nasıl ayaklar altına alındı­ğını isbat edersek ve Lozan ahitna­mesi zamanında on iki ada ve Ro­dos'un İtalya elinde bulunduğunu, bu sebeple daha sonraki ilhaka asla mu­vafakatimiz olmadığını söylersek ne olacak?

Plâstiras hayatta olsaydı, bugünkü Yunan hükümetine bir başkasının mantık ve akıl dersi vermesine ihti­yaç bırakmadan kendisi konuşurdu: Sisam'a can atmak için kaçış yolu­nun nasıl alındığını bilen hayatta kalmış son Efzun alayının kumanda­nı olarak.

Hacamat mı istiyorlar, nedir..

3 Mayıs 1955

Ankara :

Yugoslavya hükümetinin dcstane dâ­vetine icabetle Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes be­raberinde Devlet Vekili ve Başvekil Muavini Fatin Rüştü Zorlu ile Hari­ciye Vekâleti Kâtibi Umumisi Büyük­elçi Nuri Birgi, Erkânı Harbiyei Umu­miye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun, Hariciye Vekâleti Ticarî Anlaşmalar Dairesi Umum Müdürü Hasan şık, Başvekâlet Kalemi Mah­sus Müdürü Muzaffer Ersü, Anadolu Ajansı Umura Müdürü Şerif Arzık ve Başvekâlet Yaveri Üsteğmen Hayret­tin Sümer, Başvekil Yardımcısı Kale­mi Mahsus Müdürü Hayrettin Ozan-soy ve Hariciye Vekâleti memurların­dan. Nejat Şahin ve Ertuğrul Çıra-ğan'dan müreıkkep bir heyet 4 mayıs çarşamba günü hususî bir uçakla Belgrada müteveccihen İstanbuldan hareket edeceklerdir.

Ziyaret 4 mayıstan devam edecektir.

Yugoslav hükümetince hazırlanan zi­yaret programı mucibince sayın Men­deres ile Fatin Zorlu ve beraberinde­kileri götürecek tayyare saat 17 de Belgrada vasıl olacak, o akşamki ye­mek hususî surette yenecektir.

5 mayıs öğleden evvel Riyaseticum-hur defteri mahsusunun imzası, Ava-la'daki Meçhul Asker âbidesine çelenk vaz'ı, Federal İcra Konseyi Reis Ve­kilini ve bilâhare Reisicumhur Mare­şal Tito'yu ziyaret merasimlerine hasredilmiştir. Öğleyin Reisicumhur Ekselans Josip Broz Tito, sayın Men­deres şerefine bir öğle yemeği vere­cektir. Öğleden sonra bazı sınaî müesseseler gezilecek, Federal İcra Kon­seyi .Reis Vekili tarafından Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimizin ziya­reti iade olunacak, akşam yine Mare­şal Tito tarafından resmî ziyafet ve­rilecektir.

6    mayıs cuma günü öğleden evvel şe­hirde küçük bir cevelândan sonra gö­rüşmeler yapılacak,    öğleyin Federal İcra Konseyi Vekili Türkiye Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili    şerefine
bir yemek verecektir. Öğleden sonra bazı müesseseler ziyaret edilecek, akşam Hariciye Nazırı    tarafından bir yemek verilecektir. Gece, trenle Zag­reb'e müteveccihen yola çıkılacaktır.

7    mayıs cumartesi   günü Zagrep'de geçirilecektir. Mezkûr günün progra­mında muhtelif müesseseleri ziyaret,Hırvatistan Milli Meclisi tarafından bir öğle yemeği ve akşa»m üzeri Zag-
rep Millî Tiyatrosunda bir gala müsameresi vardır. Gece trenle Belgrada müteveccihen yola çıkılacaktır.

8    mayıs sabahı Belgrad civarındaki bir vagon imalâthanesi ziyaret edil­dikten sonra Belgrada dönülecek ve öğleyin Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz bir Öğle yemeği verecektir.
Öğleden sonra serbest olup, görüşme­lere  devam  edilecektir.  Akşam,Tür­kiye Büyükelçiliğinde    Menderes res­mî bir ziyafet verecektir.

9    mayıs pazartesi günü öğleye doğru Başvekilimiz yine uçakla  Türkiyeye avdet buyuracaklardır.

Devlet Vekili ve Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Başvekil ve Hari­ciye Vekâleti Vekilimiz Adnan Men­deres'i de temsil etmek üzere NATO Konseyinin Hariciye Nazırları seviye­sinde olarak 9 mayıstan itibaren Pariste akdedeceği  içtimaa iştirak etmek üzere Belgraddan doğruca Parise gidecektir.

4 Mayıs 1955

 Belgrad :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz Adnan Menderes beraberindeki zevatla birlikte emrine tahsis edilen Yugoslav Convair uçağı ile Belgrad saatiyle saat 17 de Zeraun hava ala­nına inmiş, dost ve müttefik Yugoslavyanın hükümet merkezi Belgradda büyük tezahürlerle karşılanmıştır.

Hava meydanı Türk ve Yugoslav bay­rakları ile süslenmiş, Hükümet Reisi­mizi karşılamaya gelenler yerlerini almış, bir askerî kıt'a büyük bir inti­zam içinde selâm resmini ifaya hazır­lanmış bulunuyordu, 50 den fazla. Yu­goslav ve yabancı basın temsilcisi ve foto muhabiri de Başvekilimizi hava meydanında beklemekte idi.

Başvekilimiz uçaktan indiği zaman ilk olarak kendisini Federal İcra Kon­seyi İkinci Başkanı Rankoviç selâm­lamış ve Başkan Tito ve Yugoslav hü­kümeti adına hararetle ve samimi­yetle (hoş geldiniz) demiştir. Başve­kilimizi karşılayanlar arasında Yu­goslav Hariciye Vekili Koca Popoviç, Sırbistan Cumhuriyeti İcra Konseyi Bsş.kanı Vas'slinof, Belgrad Bölgesi Kumandanı General Jakcic, Hariciye Umumî Kâtibi Vilfan, Hariciye Müs­teşarı Prica ve Hasan Berkaç, Yunan Büyükelçisi, Belgrad Belediye Reisi Miniç, Protokol Umum Müdürü Si­me dlaka ve diğer Yugoslav sivil ve askerî erkânı ile yeni Büyükelçimiz Sadi Kavur ve Büyükelçilik mensup­ları bulunmakta idi.

Çok samimî bir surette cereyan eden karşılıklı takdimden sonra Başvekili­miz kendisine selâm resmini ifa eden kıtayı teftiş etmiş ve bando İstiklâl Marşı ile Yugoslav Millî Marşını çal­mıştır. Müteakiben basın temsilcileri Başvekilimizin etrafını çevirmiş ve Başvekilimiz şu beyanatta bulunmuş­tur:

«Türlüye Yugoslavya ve Yunanistan arasında akdclunan iki mühim andlaşma ile hukukî ifadesini bulan ve tamamiyle dostluk ve itimat hisleri­ne dayanan işbirliğimiz aynı zaman­da  memleketlerimiz arasında karşı­lıklı ziyaretler ve şahsen yapılan te­mas imkân ve fırsatları da vermiş bulunuyor. Bu sayede büyük devlet adamı Başkan Josip Broz Tito'yu. ta­nımak şerefine nail olmuştum. Yine bu sayededir ki, diğer bazı kıymetli Yugoslav devlet adamlariyle teşerrüf etmiştim. Ayrıca dost ve müttefik Yugoslavyayı ziyaret etmeyi de çok arzu ediyordum. Keza bu arzum da şimdi tahakkuk etmektedir.

Yugoslavyanm bir çok şehirleri gibi aynı kahramanlık hatıraları ile dolu elan güzel Belgrada gelmekten ve kahraman müttefikimiz Yugoslav mil­letine Türk miletinin dostluk ve iti­mat hislerini ifade edebilmek fırsatı­nı bulmuş olmaktan büyük bahtiyar­lık duymaktayım.

Yugoslav memleketine ayak bastığı­mız şu anda ben ve arkadaşlarım Bel-gradlıları ve Yugoslav milletini derin bir hürmet ve muhabbetle selâmla­maktayız. Onlara bütün samimiyeti­miz ile yaşasın deriz.

Başvekilimizin "bu konuşması Yugos­lav radyosu tarafından da zaptedil-miş ve Sırp _ Hırvatçası ile birlikte radyodan yayınlanmıştır.

Başvekilimiz yanında Rankoviç ile Protokol Umum Müdürü olduğu hal­de açık bir otomobile binmiş ve diğer otomobillerle beraber teşekkül eden Türk _ Yugoslav dostluk kafilesi hava meydanından şehre hareket etmiştir. Yollar bayraklarla süslenmişti ve iki taraflı onbinlerce Belgradiı beşuş ve güler yüzle Başvekilimizi hararetle ve heyecanla selâmlamakta, ve alkışla­makta idi. Bu samimî tezahürler ara­sında Lemanme-Kneza Minoja-Dedır-je caddelerinden geçilmiş ve Beyaz Saraya varılmıştır. Devlet Reislerine tahsis edilen Beyaz Saray Başvekili­mizin emrine verilmiştir. Kendisi Bel­gradda bulunduğu müddetçe bu sa­rayda ikamet edecektir.

Başvekilimiz bu akşam yemeğini hususî surette yiyecek ve yarın Avala'da Meçhul Asker anıdmı ziyaret ettikten sonra. Reisicumhur Josip Bronz Tito ile görüşecek ve öğle yemeğinde Reis cumhurun davetlisi olarak, buluna­caktır.

  Begrad :

Selgrad radyosu Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz Adnan Menderes'in Yugoslavyayı ziyareti münasebetiyle yayınladığı bir ycrumda ezcümle şöy­le demektedir:

«Başvekil Adnan Menderes, Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında­ki üçlü işbirliğinin mes'ut bir tecelli­sini teşkil eden Ankara andlaşması ve Blad ittifaknamesiyle Yugoslav-yanın bağlı bulunduğu dost ve müt­tefik bir memleketin mümessili ola­rak Yuıgaslavyayı ziyaret etmektedir. Bu işbirliği sayesinde milletlerimiz tam bir müsavat ve karşılıklı saygıya müstenit dostluklarını kuvvetlendir­miş ve genişletmiştir. Başvekil Adnan Menderes'in Yugoslavyayı ziyareti, her iki memleket ve devlet adamları­nın karşılıklı olarak yaptıkları diğer ziyaretleri takip etmektedir. Bunlar arasında Başkan Tito'nun Türkiyeyi ve Reisicumhur Celâl Bayar'm Yu­goslavyayı ziyaretleri bilhassa ş'ayanı dikkattir. Her iki ziyaret sırasında da Türk milletinin Tito Yugoslavyasma ve Yugoslav milletinin de Kemal Ata­türk ve haleflerinin memleketine karşı duydukları dostluk hislerinin hararetli tezahürlerini büyük bir memnunlukla müşahade ettik.

En samimî temennimiz, Başvekil Ad­nan, Menderes'in Yugoslavyayı ziya­reti ve Yugoslav devlet adamları ile yapacağı görüşmelerin her iki mem­leketimiz arasında daha fazla bir ya­kınlaşma ve daha geniş bir işbirliği­ne yardım etmesidir. Memleketleri­miz arasında bilhassa iktisadî ve kül­türel sahalarda geniş bir işbirliği im­kânları daima mevcuttur.»

  Belgrad :

Belgraüda yayınlanan en büyük ga­zetelerden biri olan Politika  bugün neşrettiği dostane ziyaret başlıklı başmakalesinde ezcümle şunları yaz­maktadır:

«Dost ve müttefik Türk. hükümetinin Başvekili ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes resmî bir ziyarette bulunmak üzere bugün Belgrada gel­mektedir.

Bu ziyaret Ankara anlaşmasının ak­dinin ikinci yıldönümünden biraz sonra yani Türk - Yugoslav işbirliği yolunda katedümiş oldukça uzun bir mesafeden sonra vuku bulmaktadır. Bu iki yal zarfında bu işbirliği Baş­kan Tito'nun Türkiyeyi ve Reisicum­hur Celâl Bayar'm Yugoslavyayı zi­yaretleri gibi ehemmiyetli vesilelerle de ve hususiyle Bled andlaşması çer­çevesi dahilinde, devletlerin girişmiş oldukları teahhütlerde gayrikabili in­kâr teyidini bulmuş olmaktadır. Türk - Yugoslav münasebetlerinin bu inki­şafı her iki tarafın memnunluğu ve istikbal için en iyi inkişafları temi­nat altına alan prensiplerin tatbiki suretiyle tahakkuk etmiş bulunmak­tadır. Karşılıklı itimat ve1 saygı, men­faatlerde iştirak müşterek emniyeti teminat altma almak yolunda işbirli­ği ve yakınlığı temin edebilecek her türlü imkânları aratmış, işte bütün bu âmiller Balkan ittifakının dünya­nın bu bölgesinde bütün Avrupa için muhakkak ehemmiyeti haiz bir sulh faktörü haline gelmesine yardım et­miştir.

Üyelerine ka.t'î bir müdafaa temin eden ve hiç bir kimseyi tehdit etme­yen böyle bir ittifakın mevcudiyeti, Türk - Yugoslav - Yunan işbirliğinin en güzel bir yolda olduğunun en iyi bir delilini teşkil etmektedir.

Başvekil Adnan Menderes'in bu ziya­reti Türk - Yugoslav devlet adamları arasında müşterek menfaatleri ilgi­lendiren milletlerarası meseleler hak­kında faydalı fikir teatilerine ve her şeyden evvel müstakbel Türk - Yu­goslav işbirliğine geniş ölçüde hizmet edecektir.

Balkan ittifaknamesi Türkiye, Yuna­nistan ve Yugoslavya arasında her sahada işbirliği yapılmasını derpiş et­mektedir ve mevcut inkişaf imkânları, Balkan istişarî asamblesi faaliyete geçer geçmez daha genişleyecek ve artacaktır.

Balkan ittifaknamesi dahilinde işbir­liğinin genişletilmesine mütedair gö­rüşmeler için seçilmiş olan zaman bundan bir veya iki yıl öncesinden çok daha müsaittir. Zira bugünkü dünya durumu nispeten daha sakin ve beynelmilel gerginlik nispeten da­ha azdır. Balkan ittifakının temelini atanlar, Ankara ve Bledde tesis et­tikleri politika sayesinde bu gerginli­ğin azalması yolunda temin ettikleri gayrikabili inkâr yardımdan dolayı haklı olarak memnunluk duyabilirler.

Yine Belgradın en büyük gazetelerin­den Borba bugün «Üç Balkan memle­ketinin karşılıklı münasebetler men­şuruna bakınız» başlığını taşıyan baş­makalesinde ezcümle şunları yazmak­tadır:

Türkiye Başvekili Adnan Menderes'in ziyareti, Türkiye - Yunanistan ve Yugoslavyanm barışın takviyesi ve kar­şılıklı işbirliğinin inkişafı uğrunda girişmiş oldukları gayret sarfı yolun­da yeni bir teyit unsuru daha teşkil etmektedir.

Bugüne kadar katedilen merhaleler girişilen büyük Türk - Yunan ve Yu­goslav milletinin devamlı menfaatle­ri icabı olduğunu göstermektedir. Yi­ne bu yel bundan 26 ay önce Anteara andlaşmasını ve geçen yıl Bled and-laşmasmı ve son olarak da istişare asamblesinin kurulmasını icap ettir­miştir.

.Bu son teşebbüs sadece karşılıklı iş­birliği sektörünün genişlemesini de­ğil, fakat aynı zamanda bu işbirliği­nin dünya münasebetlerinin bu gün­kü durumunda ne gibi bir şekilde in­kişaf edebileceğinin imkân ve şart­larını da göstermiş bulunmaktadır. Balkan işbirliği imkân ve şartlarını da göstermiş bulunmaktadır. Balkan işbirliği misali barış uğrundaki müca­delede mühim bir faktör teşkil et­mektedir. Bu vaziyet şurasını açıkça göstermektedir ki bu üç memleketin siyasî bünyelerindeki farklara rağ­men sadece barışın muhafazası ve ik­tisadî, kültürel ve    sair sahalardaki inkişafın temini maksadıyîe beynel­milel bir işbirliği imkânları değil fa­kat ihtiyacı mevcuttur.

Dost ve müttefik Türkiyenin Başve­kili Adnan Menderes'i selâmlarken kendisinin memleketimizdeki ikame­tini her iki memleketimiz arasındaki bağlar zincirinin yeni bir halkası te­lâkki etmekte ve aynı zamanda bu ziyaretin daha da yakınlaşmamız hu­susunda yeni imkânlara yol açacağı inancına varmış bulunmaktayız. Baş­vekil Menderes'in bu ziyareti ve dev­let adamlarımızla yapacağı görüşme­lerin Balkanlarda işbirliği politika.sı-.na yeni bir yardım teşkil edeceğine ve bunda da her üç memleket halkı­nın ve dünya sulhunun nef ine olaca­ğına inanmış bulunuyoruz.

 İstanbul :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz Adnan Menderes, dost ve mütte­fik Yugoslav hükümetinin dostane davetine icabetle, Yugoslavyayı res­men ziyaret etmek üzere, Yugoslav hükümetinin emirlerine tahsis etmiş olduğu Yugoslav hava yollarına -ait 40 kişilik bir «Conveair» uçağı ile bu­gün saat 15 de Belgrada mütevecci­hen İstanbuldan hareket etmiş ve tezahüratla uğur! anmış tır. Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz Adnan Menderes'e bu seyahatinde şu zevat refakat etmektedir: «Devlet Vekili ve Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zor­lu, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti Umumî Kâ­tibi Büyükelçi Nuri Birgi, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Kor-general Rüştü Erdelhun, Hariciye Ve­kâleti Ticari Anlaşmalar Dairesi U-mum Müdürü Hasan Işık, -Başvekâlet Kalemi Mahsus Müdürü Muzaffer Ersü, Anadolu Ajansı Umum Müdürü Şerif Arzık ve Başvekâlet Yaveri Üs­teğmen Hayrettm Sümer. Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz Adnan Menderes, beraberinde Devlet Vekili ve Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Millî Müdafaa Ve­kili Ethem Menderes, Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik ve İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay olduğu halde Yeşilköy hava meydanına gelişlerinde, bayraklarla ve defne dallarüe süslenmiş bulunan meydan bi­nası önünde çok kalabalık bir vatan­daş topluluğu, davul zurna sesleri, yaşa, varol nidaları arasında karşı­lanmış ve bir polis müfrezesi selâm resmini ifa etmiştir.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz ve beraberindekiler alkışlar ara­sında ve meydan binasından gsçerek meydana çıkmış, burada da ellerinde dövizler, bayraklar bulunan vatan­daşlar ve davul, zurna ile karşılan­mıştır.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz, kendisine sevgi tezahüründe bu­lunan vatandaşlara iltifatlarda bu­lunduktan sonra, meydanda kendisi­ni uğurlamak üzere yer almış bulu­nan başta Harp Akademileri Kuman­danı Orgeneral Fevzi Mengüç olmak üzere generallere ve amirallere teker teker veda etmiş ve başta bando bu­lunan ihtiram kıtasını teftiş etmiştir. İhtiram kıt'asmı teftişten sonra, Baş­vekil ve Hariciye Vekâleti Vekilimiz, kendisini uğurlamak üzere yer almış bulunan mebuslara, adlî ve mülkî er­kâna, Şehir Meclisi üyelerine, Banka­lar Umum Müdürlerine, siyasî parti­ler temsilcilerine, Türkiye Millî Tale­be Federasyonu ve diğer teşekküller temsilcilerine, cemaat reislerine, kor-konsüllere, yerli ve yabancı basın mensuplarına veda etmiş ve bu ara­da Başvekilimize Gazeteciler Cemiye­ti, Gazeteciler Sendikası, Türkiye Millî Talebe Federasyonu ve diğer te­şekküller tarafından müteaddit bu­ketler verilmiştir. Bu arada Yugoslav Maslahatgüzarı ve Elçilik mensupları da Başvekil ve Hariciye Vekâleti Ve­kilimize iyi yolculuklar dilemişlerdir.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz Adnan Menderes dost ve mütte­fik Yugoslavyaya hareketinden önce kendisini uğurlamağa gelen Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol'a Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'e, Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik'e, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay'a ve diğer zevata da veda etmiş,  alkışlar  ve  Mareşal Tito'ya, Yugoslavyaya selâm götür» nidaları arasında uçağa binmiştir.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­mizi Yugoslavyaya götürecek uçak, tam saat 15 de meydanı dolduran va­tandaşların ve kendisini uğurlamağa gelen zevatın sevgi tezahürleri ara­sında Belgrada müteveccihen hare­ket etmiştir.

5 Mayıs 1955

 Belgrad :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz Adnan Menderes bugün saat 12 de dost ve müttefik Yugoslavya Reisi­cumhuru Josip Broz Tito ile Beyaz Sarayda çok samimî bir görüşme yap­mış, öyle yemeğinde Başkan Tito'nun davetlisi olarak bulunmuştur. Başve­kilimizin Başkan Tito tarafından ka­bulünde Devlet Vekili Yardımcısı Fa-tin Rüştü Zorlu, Başvekâlet Müsteşa­rı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâ­leti Umumi Kâtibi Büyükelçi Muhar­rem Nuri Birgi, Erkânı Harbiyei TJ-mumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüş­tü Erdelhun'la Hariciye Ticaret Dai­resi Umum Müdürü Hasan Işık da bu­lunmuştur.

Kabulü, çok samimî geçen ve bir saat süren bir görüşme takip etmiştir.

Başkan Tito'nun Başvekilimiz şerefi­ne verdiği yemekte heyetimiz âzasın­dan başka Federal İcra Konseyi Baş­kan Vekilleri, Yugoslav Hariciye Na­zırı, Riyaseticumhur Umumi Kâtibi ve daha diğer bazı yüksek Yugoslav sivil ve askerî erkânı hazır bulunmuş­tur.

Başvekilimiz heyıet âsasiyle beraber daha evvel saraya giderek defteri mahsusu imza etmiş ve müteakiben Avala dağında Meçhul Asker amdına kırmızı beyaz gül ve karanfilden ya­pılmış büyük bir çelenk koymuştur.

Başvekilimiz Avala'da Belgrad Bölge­si Kumandanı General Jakçiç tara­fından karşılanmış ve kendisine askerî merasim yapılmıştır. Bando ma­tem havası çalarken anıda doğru ilerlemniş, çelenk vaz&dilmiş, bunu mü­teakip bir dakika sükût edilmiştir.

Başvekilimiz anıddan çıkarken Türk ve Yugoslav Millî Marşları çalışmış ve Başvekilimiz yanında General Jak-çiç olduğu halde kıt'ayı teftiş etmiş­tir.

Avala'da General Jakçiç Başvekilimi­ze Belgradm kurtuluşu savaşları hak­kında izahat vermiştir.

Başvekilimiz bundan sonra Federal İcra Konseyi Sarayına giderek Baş­kam Vekili Edvard Kaxdelj'i ziyaret etmiştir.

Başvekilimiz beraberinde mihmanda­rı sabık Ankara Büyükelçisi Radova-noviç olduğu halde kortej halinde Belgrad caddelerinden geçerken şid­detle alkışlanmış ve bilhassa Federal Konsey Sarayının etrafında toplan­mış olan kesif kalabalık Başvekilimi­ze hararetli tezahürlerde bulunmuş­tur.

 Belgrad :

Türk - Yugoslav görüşmelerine bugün Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­mizin Başkan Tito'ya yaptığı ziyaret­le başlanmıştır.

Bizim taraftan bu görüşmelere Baş­vekil Yardımcısı Devlet Vekili Patin Rüştü Zorlu, Hariciye Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi ve Büyükelçimiz Sadi Kavur, Yugoslavya tarafından da Hariciye Nazırı Koca Popoviç ve Riyaseticum-hur Umumî Kâtibi Vilfan iştirak et­mişlerdir.

Görüşmelere yarın da çektir.

Yugoslav Reisicumhur Muavini Edward Kardelj öğleden sonra Başveki­limizin ziyaretini iade etmiştir.

Diğer taraftan yine öğleden sonra Başvekilimiz heyet âsasıyle beraber Belgrad civarındaki Demir Çelik Ağır Sanayi Fabrikasını gezmiştir.

Bu akşam Reisicumhur Tito Beyaz Sarayda Başvekilimiz şerefine büyük bir kabul resmi tertip etmiş maktadır.

Bu kabul resmine bütün Yugoslav si­vil ve askerî ricali ve kordiplomatik ile basın temsilcileri davetlidir.

1 Mayıs 1955

 Zagrep :

Başvekilimiz Adnan Menderes dün Belgradda olduğu gibi bugün de Hır-vatistanda Sisak ve Zagrep'te halkın muazzam tezahürleriyle karşılanmış­tır.

Sisak'da Demir ve Çelik Fabrika!arı­na giderken yol boyunca toplanmış olan halk Başvekilimizin üzerine çi­çekler atmışlar ve «yaşa» diye bağır­mışlardır.

Yugoslavyanın en büyük Demir ve Çelik Fabrikalarından biri olan bu fabrika, gezilmiş ve gezinti sonunda Başvekilimiz fabrikanın defterine şu cümleleri yazmıştır:

«Sanayileşme ve umumiyetle iktisadî kalkınma yolunda muazzam gayretler sarfetmekte olan Yugoslavyanın bu­gün görmek fırsatını bulduğumuz sa­nayi müesseseleri dost ve müttefiki­mizin büyük başarılarını nazarımızda canlandırmaktadır. Bu müesseseleri idare edenlerle işçilerinden gördüğü­müz dostça kabul ve sıcak alâka bizi çok minnettar etti. Bütün bu dostluk tezahürleri için teşekkürlerimizi su­narken kahraman Yugoslav milletine ve onun çek değerli şefi Reisicumhur Mareşal Josip Broz Tito'ya sonsuz ba­şarılar ve saadetler temenni ederim.»

Saat 10.30 da hususî tren Zagrep'e vasıl olmuş ve Hükümet Reisimiz Türk ve Yugoslav bayraklarıyle süslenmiş olan istasyonda Hırvatistan Halk Cumhuriyeti Millî Meclisi Reisi Vla-dimir Bakariç, İcra Konseyi Başkanı Bladeviç, Askerî Kumandan Kostanad, Belediye Reisi Honyevaç ve diğer sivil ve askerî erkân tarafından kar­şılanmıştır.

Tanışma merasiminden sonra askerî bando Türk ve Yugoslav Millî Marş­larını çalmış ve Başvekilimiz selâm resmini ifa eden askerî kıt'ayı teftiş etmiştir. Buradan Başvekilimizin em­rine tahsis edilmiş olan Meclis Sara­yına otomobillerle gidilmiştir.

İstasyondan saraya kadar bütün yol­lar bayraklarla donatılmıştı. Zagrep halkı iki taraflı olarak yoları doldur­muş bulunuyordu. Başvekilimiz hara­retli alkışlarla cevap vererek Meclis Sarayına gelmiş ve müteakiben Mec­lis Başkanına iadei ziyarette bulun­muştur.

Öğleden evvel Radekonçar fabrikası gezilmiş, bu fabrikada olduğu gibi gi­derken ve dönerken yollarda halkın aynı samimî ve sıcak tezahürleri de­vam etmiştir.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz ile heyetimiz âzası Millî Meclis Başkanı tarafından şereflerine veri­len öğle yemeğinde hazır bulunmuş­lardır.

Öğleden sonra Modern Galeri ile Et­nografya Müzesi gezilecek, akşam Zagrep Milli Tiyatrosu Başvekilimiz şerefine hususî bir müsamere vere­cektir. Müsamereyi müteakip gece trenle Belgrada hareket olunacak ve yarın Belgradda Türk - Yugoslav gö­rüşmelerine devam edilecektir.

Diğer taraftan bütün Yugoslav, gaze­teleri, gerek Belgrad, Zagrep gerekse büyük şehirlerde çıkan gazeteler bi­rinci sayfalarını Başvekilimizin ziya­retine hasretmiş bulunmakta ve Kar-delj ile Başvekilimizin nutuklarını aynen vermektedirler.

8 Mayıs 1955

 Belgrat :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz Adnan Menderes, heyetimiz âza-siyle beraber bu sabah Zagrep'ten Bel­grada dönmüş ve saat 10'da Türk -Yugoslav görüşmelerine devama başlanmıştır. Heyetimizin ikamet etmek­te olduğu sarayda yapılan bugünkü görüşmeye tarafımızdan Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Men­deres'ten başka Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye Umumî Kâtibi Büyük Elçi Muharrem Nuri Birgi ve Belgrat Bü­yük Elçisi Sadi Kavur iştirak etmiş­tir. Yugoslavlar tarafından da Fede­ral İcra Konseyi İkinci Başkam Ed-ward Kardelj, Hariciye Vekili Koca Popoviç, Riyaseticunıhur Umumî Kâ­tibi Vüfan ve Hariciye Umumî Kâtibi Prica bulunmuşlardır.

Bugünkü görüşmeler Başvekilimizin ikamet etmekte olduğu sarayda ver­diği öğle yemeğine kadar devam et­miştir.

  Belgrat:

Yugoslav Hariciye Vekâleti sözcüsü Draskoviç dün yaptığı basın toplantı­sında, Türk ve Yugoslav milletlerinin birbirlerine karşılıklı hürmet hisleri­ne dayanan dostane bağlarla bağlı bulunduklarını söylemiştir.

Sözcü, Balkan ittifakının kısa bir za­manda çok mühim inkişaflar kaydet­tiğini belirtmiş ve Başvekil Adnan Menderes'in Yugoslavyayı ziyaretine dair şunları söylemiştir:

«Başvekil Adnan Menderesin memle­ketimizi ziyareti, hiç şüphesiz Türk -Yugoslav dostluğunun daha da inki­şafına yol açacak çok müspet bir a-drnıdır. Burada cereyan etmekte ci­lan müzakerelerde Balkan Paktını alâkadar eden meseleler meyanmda Türkiye ve Yugoslavyanm menfaat­lerini ilgilendiren hususlar da bahis konusu edilecektir.»

  Belgrad :

Başvekil Adnan Menderes bugün ika­metine tahsis edilen Dedinje sara­yında Yugoslav hükümet ricaline bir öğle ziyafeti vermiştir. Çok samimî bir hava içinde cereyan eden bu ziyafette Yugoslav Federal Meclis Başkanı Moshe Pijade, Fede­ral  İcra Konseyi Başkan     Vekilleri.

Hariciye Vekili, Riyasetleumhur ve Hariciye Umumî Kâtipleri, Genel­kurmay Başkanı, Hariciye erkânı ve Yunan Büyük Elçisiyle heyetimiz  âzası hazır bulunmuştur.

Başvekilimizin Belgrada resmî ziya­reti münasebetiyle yapılan Türk -Yugoslav görüşmeleri sona ermiştir. Bu akşam -bir resmî tebliğ neşredile­cektir.

Akşam Büyük Elçiliğimizde bir kabul resmi tertip edilmiş bulunmaktadır. Reisicumhur Mareşal Tito'nun da iş­tirak edeceği bu kabul resmine bü­tün Yugoslav sivil ve askerî ricaliyle kordiplomatik ve basın temsilcileri davetlidir.

Başvekilimiz yarın saban saat 9,30 da Bedinije sarayında Yugoslav ga­zete çiler iyle Belgraddaki yabancı mu­habirleri 'kabul ederek bir basın top­lantısı yapacak, mahallî saatle saat ll'de de uçakla İstanbula mütevecci­hen hareket edecektir.

9 Mayıs 1955

 İstanbul :

Başvekili ve Hariciye V&kâleti Veki­limiz Adnan Menderes, dost ve müt­tefik Yugoslavyaya yapmış olduğu ziyaretten hususî bir Yugoslav uçağı ile bugün saat 15,15 te yurda avdet etmiş ve Yeşilköy Hava Alanında bü­yük tezahüratla karşılanmış ve selâm­lanmış tır.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz hava meydanında Başvekilimizin gaybubeti esnasında kendisine vekâ­let eden Devlet Vekili Prof. Fuat Köp­rülü, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sa-rol, Millî Müdafaa Vekili Ethem Men­deres, ile îstanbulda bulunan me­buslar, İstanbul Vali ve Belediye Re­is Vekili Prof. Gökay, başta Kara Kuvvetleri Kumandan Vekili Korge­neral İsmail Hakkı Tunaboylu olmak üzere, generaller, ve amiraller, Anka­ra Vali ve Belediye Reisi, üniversite rektörleri, sivil ve adlî erkân, vilâyet ve Şehir Meclisi üyeleri, siyasî parti­ler temsilcileri, bankalar ve müesseseler ileri gelenleri, ile muhtelif te­şekküller temsilcileri, ruhani reisler, yerli ve yabancı basın mensupları ta­rafından karşılanmış, başta bando bulunan bir askerî kıta selâm resmini ifa etmiştir.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz Adnan Menderes, beşuş bir çehre ile uçaktan inmiş, kendisini karşılı-yanlarm teker teker ellerini sıkmış ve hava meydanı binası etrafında toplanan halkın hararetli alkışları a-rasmda otomobile binerek Park -Otele gelmiştir.

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili­miz Adnan Menderes, hava meyda­nından ayrılırken Yugoslavya seyaha­ti intihalarını İstanbul radyosu mik­rofonu önünde şu sözlerle ifade et­miştir :

«Güzel memleketimize ayak bastığım şu anda. hissetmekte olduğum heyecan çok derindir. Yugoslavyaya yaptığım kısa seyahat esnasında memleketimi­zin ne kadar sevilmekte olduğunu, ne kadar itibarla karşılanmakta olduğu­nu bir kere daha görmek ve hisset­mekle derin bir bahtiyarlık içinde av­det etmekteyim.

Yugoslavyada gördüklerimiz ve işit­tiklerimiz Türk dostluğunun ve ittifa­kının, o memlekette millî bir siyaset haline gelmiş olduğunu bize anlat­maktadır.

Size Yugoslavyadan muhabbetler ve selâmlar getirdim, hepinize en derin hürmetlerimi arzetmekle bahtiyarını.» Başvekil ve Hariciye Vekâleti Veikili-miz Adnan Menderesle beraber heye­timizin diğer azası, Başvekâlet Müs­teşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Umumi Kâtibi Nuri Birgi, Erkânıhar-biyei Umumiye İkinci Reisi Korgene­ral Rüştü Erdelhun, Hariciye Vekâle­ti Ticaret Dairesi Umum Müdürü Ha­san Işık, Başvekâlet Hususî Kalem Müdürü Muzaffer Ersu, Anadolu A-jansı Umum Müdürü Şerif Arzık ve Başvekâlet Yaveri Üsteğmen Hayret­tin Sümer de dönmüşlerdir.

 Belgrad:

Başvekil ve Hariciye Vekâleti  Vekili Adnan Menderes, refakatindeki ze­vatla, beraber, mahallî saatle ll'30 da Zemun hava meydanından, hususî bir Yugoslav   uçağı  ile  ayrılmıştır:

Dedinje'den hava meydanına kadar yollarda toplanmış olan halkın alkış-larrve teazhürleriyle uğurlanan Baş­vekilimiz, hava alanında, Federal îcra Konseyi1 İkinci Reisleri, Hariciye Vekili, diğer Yugoslav ve sivil askerî erkânı ile Yunanistan Büyük Elçisi, Türkiye Büyük Elçisi ve Büyük Elçilik erkânı tarafından selâmlarım ıştır. Bir kıta selâm resmini ifa etmiş, bando Türk ve Yugoslav millî marşlarını çal­mıştır.

Mayıs 1955

Dost ve mlıttsfik Yugoslavyaya yap­mış olduğu resmî ziyaretten dönmek­ten olan Başvekil ve Hariciye Vekâle­ti Vekili Adnan Menderes, bugün sa­at 11,45 te Uçakla İstanbul'dan An-karaya dönmüş, hava meydanı bina­sının salonunda kendisini karşılama­ğa gelmiş olan Reisicumhur Celâl Bayara mülâki olmuştur.

Başvekil Adnan Menderes, beraberin­de Hususî Kalem Müdürü Muzaffer Ersü olduğu halde, hava meydanında uçaktan indiği zaman, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Vekiller, Büyük Millet Meclisi Reis Vekilleri ve mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı ve di­ğer Vekâletler müsteşarları, Devlet Şûrası, Temyiz Mahkemesi ve Divanı Muhasebat Reisleri, Erkâmharbiyei Umumiye Reisi ile generaller ve ami­raller, Garnizon ve Merkez Kuman­danları, Protokol Umum Müdürü ve Hariciye Vekâleti ileri gelenleri, di­ğer sivil ve askerî erkân, bankalar ve müesseseler umum müdürleri tara­fından karşılanmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes, Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan ve Devlet Vekili Prof. Fuat Köprülü ile birlikte otomobile binerek hava meydanından ayrılm ışl ardır.

12   Mayıs 1955

 Ankara;:

Yugoslavya. Reisicumhuru Ekselans Josip Broz Tito ve Yugoslav Federal İcra Konseyi İkinci Başkanı Edward Kardelj, Başvekil ve Hariciye Vekâ­leti Vekilimiz. Adnan Menderes'in Yu­goslavyaya yaptığı resmî ziyaretten avdet ederken gönderdiği teşekkür telgraflarına aşağıdaki telgraflarla mukabelede bulunmuşlardır:

Skselâns Josip Broz Titonun telgrafı şudur:

«Ekselansınızın Yugoslavyadan hare­ketiniz esnasında göndermek lütfun-da bulunduğunuz telgraftan dolayı samimî teşekkürlerimi bildiririm. Üç-İÜ işbirliğimizin semereli, bir şekilde gelişmekte devam edeceği kanaatiyle size hürmetlerimle beraber, benim ve refikamın,dostane selâmlarımızı gön­deririm.» .

Ekselans Kardelj'in telgrafı şudur:

«Ekselansınızın bana göndermek lüt-funda bulunduğunuz telgraftan do­layı hararetli teeşkkürlerimi bildiri­rim.

Balkan ittifakının ,Üç müttefik mem­leketin ve umumiyetle dünya sulhu­nun nefine, bir sulh ye semereli iş­birliği vasıtası olarak daima geliş­mekte devam, edeceği hakkındaki ka­naatinizi tamamiyle paylaşmaktayım. Güzel memleketinizi ziyaret edece­ğimden dolayı çok memnunluk' duy­maktayım. Bilhassa şu bakımdan ki, şahsî temaslar karşılıklı anlaşmayı ancak derinleşiirirler. Tazimlerimin ve samimî dostluk hissiyatımın kabu­lünü rica ederim.»

13  Mayıs 1955

 Eelgrad :

Belgrad radyosu ve bunu müteakip diğer Yugoslav radyoları dün gece ve bugün Başvekilimiz Adnan Men­deres'in, dost ve müttefik Yugoslavyayı ziyareti arifesinde kendisinden ihtisaslarını rica eden Yugoslav Tanjuik Ajansına vermiş olduğu şu beyanatı yaymış ve muhtelif neşriya­tında bir kaç defa tekrarlamıştır.

«Yugoslavya hükümetinin nazikâne daveti üzerine kıymetli dostumuz ve müttefikimiz Yugoslavyaya resmî bir ziyaret yapmak üzere bulunuyorum.

Büyük devlet adamı Mareşal Josip Broz Titoyu ziyaret etmek ve kendi­leriyle görüşebilmek benim için bü­yük bir şeref teşkil edecektir. Evvel­ce kendileriyle tanışmak ve görüş­mek şerefine nail olduğum dirayetli Yugoslav ricaliyle tekrar buluşmak ve cesur, azimli ve dürüst Yugoslav halkiyle doğrudan doğruya temas edebilmek benim için büyük bir bahti­yarlık olacaktır.

Biz Yugoslavyayı samimi bir dost, sağlam bir müttefik ve sulhsever mil­letler camiasının kıymetli bir rüknü olarak görmekte ve onunla işbirliği­mizin daima inkişaf etmesine büyük ehemmiyet atfetmekteyiz. Bu hisleri­mize Yugoslav müttefiklerimizden gördüğümüz mukabele daima şayanı teşekkür olmuştur.

Muhterem Cumhurreisi Mareşal Josip Broz Tito'nun memleketimizi teşrifle­rinin hâtırası hafızalarımızda silin­mez izler bırakmıştır. Reisicumhuru­muzun Yugoslavyayı ziyareti sırasın­da şahıslarına ve şahıslarında Türk milletine gösterilen hararetli dostluk ve itibarı derin teşekkür ve memnu­niyet hisleriyle daima anmaktayız. Muntazaman vuku bulan üçlü siyasî ve asken temaslarımız güzel bir saminıyet havası içinde cereyan edegelmişıtir.

Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye-nin aralarında imzaladıkları Ankara ve Beled Andlaşmaları memleketleri­mizin emniyeti ve tealisi ve cihan sulhunun vikayesi bakımlarından, bü­yük kıymeti bütün hüsnü niyet sahi­bi milletler tarafından takdir edilmiş mühim eserlerdir. Aramızdaki üçlü ittifakın nispeten kısa bir zamanda ve süratle vücude getirilebilmiş olma­sının sırrını her üç hükümetin ve milletin jeopolitik icapları zamanında ve tamamiyle takdir etmiş olmasın­da aramak icap eder. Bu itibarla iş­birliğimizin realitelere ve jeopolitik icaplara ve milletlerimiz arasında mevcut karşılıklı dostluk ve takdir hislerine dayanmakta olduğunu söy­lemek, onun en sağlam teminatı haiz bulunduğunu belirtmeğe kâfidir ka­naatindeyim.

Dost ve müttefik Yugoslavyada ya­pacağım temaslar ve fikir müdavele-lerinin memleketimizin ve sulhperver memleketler camiasının yüksek men­faatleri bakımından faydalı olmasını temenni ederim.

Tanjug Ajansına bana bütün bu ka­naat ve hislerimi ifade etmek fırsatı­nı verdiğinden dolayı teşekkür eder­ken Yugoslav milletine derin hürmet ve muhabbet nişlerimin ifadesine de­lâletini rica ederim.»

Başvekilimizle Federal İcra Konseyi İkinci Reisinin nutukları:

6 Mayıs 1955

 Belgrad:

Federal İcra Konseyi İkinci Reisi Edward Kardelj, Başvekil ve Ha­riciye Vekilimiz Adnan Menderes şerefine verdiği Öğle yemeğinde şu  irad etmiştir:

«Ekselans, dost Türkiyeden gelmiş oian muhterem misafirler, arka­daşlar.

Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti hükümeti ve şahsım adına Türkiye Cumhuriyetinin Başvekili Ekselans Adnan Menderes ile müm­taz mesai arkadaşlarım selâmlamak ve kendilerine en dostane bir şe­kilde hoş geldiniz demek benim için büyük bir bahtiyarlık ve şereftir. Bugün aramızda bulunan Başvekil Menderes'in ve diğer mümtaz mi­safirlerimiz in, İkinci Dünya Harbinden sonra Türkiye ile Yugoslavya arasında sadece yapıcı ve dostane olmakla kalmayıp aynı zamanda bir ittifakla da tarsin edilen münasebetlerin bu derece iyi bir şekilde inkişafına geniş ölçüde hizmet eden dost Türkiyenin devlet adamları olmaları bu zevkli vazifeyi yerine getirişimde benim için bilhassa memnuniyeti mucip olmaktadır.

Muhterem Başvekil, mühim dostluk tezahürlerine vesilen olan başta Tito'nun Türkiyeyi, Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar'm Yugoslavyayı ziyaretlerinden sonra burayı teşrifiniz, her iki memleketin kendi milletlerinin istiklâl ve refahı ve Avrupanın bu bölgesinde sulhun tak­viyesi uğrunda Balkan İttifakı çerçevesi dahilinde her sahada devamlı bir işbirliğini inkişaf ettirmek yoluna azimle girmiş olduklarının di­ğer bir kati delilini teşkil etmektedir. Ekselansınız tarafından memleke­timize yapılan bu ziyaretin her üç memleketimiz arasındaki işbirliği­nin istinat ettiği prensiplerin kuvvetlenmesine daha fazla yardım edeceğine kani bulunuyorum.

Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasındaki işbirliği sayesinde elde edilen neticelere bugün bir göz atacak olursak, memnun olmakta haklı okluğumuzu zannediyorum. Elde edilen neticeler fevkalâdedir. Balkan İttifakı, dünya sulhu ufuklarının fazla karanlık göründüğü bir zaman­da teessüs etmişti. Dünya o zamanlar âni bir tecavüzün sulha galebe çalması ihtimalinin korkusu ile yaşamakta idi. O sıralarda üç Balkan milleti, istiklâllerini ve sulhlerini birlikte her üç memleketin hükümet­leri sadece kendi milletlerinin emniyetine esaslı bir şekilde yardım etmekle kalmadılar, aynı zamanda dünya sulhunun takviyesi uğrunda sarfedilen gayretlere de hizmet ettiler.

O zamandanberi dünyada bir çok şeyler değişmiş, daha devamlı bir ba-nş ihtimalleri bugün daha ziyade hakikat sahasına girmiştir. Fakat bu, Balkan İttifakının herhangi bir şekilde ehemmiyetini kaybetmiş olma­sı demek değildir. Bu şartlar altında, Balkan Antlaşması, her üç mil­letin maddî ve kültürel terakki yolunda ve aralarında daha sıkı rabıta­lar tesisi uğrunda sarfettikleri gayretler itibariyle anlayışlı bir işbirli­ğinin temeli olarak kalacak ve böylece her üç milletin, tehdide mâruz kaldıkları takdirde, istiklâllerinin ve sulhun müdafaasında müşterek ve kuvvetli bir silâhını teşkil edecektir. Böyle çetin bir vaziyet karşısında kendimizi asla emniyette hissedeme-yiz, biz kendi payımıza, milletlerarası gerginliğin daha da azalması yo­lunda sarfedilen gayretlere yardıma hazırız. Öyle bir devirde yaşıyoruz .ki, bu devir, belki de tarihte beşeriyetin en buhranlı devresi olarak anı­lacaktır. Modern ilmin fevkalâde başarılan insaniyetin teknik gelişme­si ve umumî terakkisi bakımından yepyeni bir devreye girmesine im­kân vermiştir. Bununla beraber mazide tevarüs ettiğimiz kötü şeyler bu terakkiyatı baltalamakla kalmamış beşeriyetin hâlen hakim olmaya başladığı muazzam yeni kuvvet onun ilerlemesine ve refahına vasıta olmaktan ziyade mahvolması tehlikesini arttırmıştır. Bu itibarla hiç bir gayret milletlerarası gerginliğin azalmasını sulh içinde müşterek yaşamayı ve milletlerarası anlaşma temayülünü kuvvetlendirdiği tak­dirde, fuzulî veya külfetli sayılmamalıdır. Böyle bir inkişaf ihtimaline bağlanan ümitler, hayale değil, elde edilen neticelerin realist bir şekil­de takdirine ve bir milletin kendi sulh ve istiklâlini kendi öz kuvvetle­riyle katı müdafaa azmine ve kudretine istinat etmek şartiyle, beyhude addedilemiyeceği gibi küçümsenemez de. Biz Yugoslavlar, tarihimizin en yakın devresinde bir çok harbler içinde yaşadık ve bu harblerin tevlit ettiği büyük ızdırabı çektik. Hiç bir za­man başkalarına tecavüz etmedik, fakat kendimizi nasıl müdafaa ede­ceğimizi de öğrendik. İşte bu sebepledir ki, gerek kendi hudutlarımız içinde, gerek bütün dünyada sulhun vikayesine hizmet için kudretimiz dahilinde bulunan her şeyi yapmak en büyük arzumuzdur.

Bunun içindir ki daha devamlı bir sulha olan inancımız ve bu uğurdaki mücadelemiz, müdafaa kabiliyetimizi kuvvetlendirmek için lüzumlu olan herşeyi yapmaktan bizi alıkoyma malıdır. Müşterek müdafaa kuv­vetimizin unsurlarından biri Balkan İttifakıdır ve bu ittifakı daha *& kuvvetlendirmek ve geliştirmek hususundaki kat'î azmimiz, .onun an-.cak sulh dâvasına hizmet -edeceği kanaatinden ileri gelmektedir. Bu inanç ve mücadelemizin, bu ittifaktaki ortaklarımız tarafından da pay­laşıldığına katiyen eminiz.

Ekselans, işte bütün bu sebepledir ki, işbirliğimizi türlü sosyal faaliyet sahalarına da teşmil etmek suretiyle ittifakımızın hem verimli, hem -de hayatiyet dolu bir milletler camiasının faydalı bir örneği olacağına her zamandan ziyade kani bulunuyorum.

Bu itibarla Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti hükümeti adına ek­selansınızı temin etmek isterim ki, memleketimiz hem karşılıklı münasebetlerimiz, hem. de üç Balkan memleketi arasındaki işbirliğinin inki­şafı için çalışmağa devanı edecektir. Zira böyle bir siyaset milletlerimi­zi devamlı bir saadet, refah ve. terakkiye kavuşturacağı gibi bizi Avru­pa sulhüne de götürecektir. Biz buna kaniiz.

Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar'ın sıhhatine, ekselansınızın sıhhat ve şahsî saadetine, mesai arkadaşlarınızın sıhhatine, Türk milletinin terakki ve tealisine ve memleketimiz arasında devamlı dostluğun şere­fine kadehlerimizi kaldırmağa davet ediyorum.»

Federal İcra Konseyi İkinci Reisi Edward Kardelj'in nutkundan sonra Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes şu nutku irat et­miştir:

Muhterem Federal İcra Konseyi İkinci Reisi, ekselanslar, muhterem hazinin,

Bana. ve arkadaşlarıma karşı muhterem Federal İcra Konseyi İkinci Reisinin nutuklarında izhar buyurdukları samimî ve nazikâne hisler-den dolayı kendilerine hararetle teşekkür ederim.

Dost ve müttefik Yugoslavyayı ziyaret etmekten duyduğumuz bahti­yarlığı evvelki gün daha Beîgrada ayak basar basmaz ifadeye çalıştan: Bizlere burada Yugoslavyanm muhterem Reisicumhuru tarafından, Yugoslav devlet ricali tarafından ve halk tarafından gösterilen ayrı ayrı kıymeti haiz bulunan ve demin irat eylediğiniz nutukta da tekrar teyit edilmiş olan dostluk ve misafirperverlik tezahürleri, bizim hisleri­mizin tamamen karşılıklı olduğunu bir kere daha ispat eylemektedir.

Hakikatleri olduğu gibi görmeye ve iyiyi kötüden ayırdetmeye çalışan memleketlerimiz, bu vasıflariyle birbirlerine dostluk ve itimat bağlariyle yaklaşmışlar ve sağlam bir üçlü ittifak vücuda getirmişlerdir. Bu ittifakımızın herşeyden önce millî mevcudiyetlerimizin korunması ted­birlerini hem siyasî, hem askerî sahada beraberce derpiş edebilmek ve bu yolda dünya suinünün takviyesine hizmet etmek arzu ve gayesine dayanmakta olduğunu belirtmek isterim.

Bunun yanında, kültürel ve iktisadî sahalarda da münasebetlerimizi ve işbirliğimizi inkişaf ettirmek bizim paktımızın, Balkanlardaki sulhu ve iyi münasebetlerimizi derinleştirmek gayesine çok uygun düşer.

Bu ittifakın, memleketlerimizin emniyet, refah ve tealisi ve cihan sul­hunun takviyesi için tatbikat sahasının ne suretle semereli neticeler verebileceğini müzakere ve tesbit maksadiyle, menfaatlerim ve millî, ve beynelmilel vazife ve mesuliyetlerini müdrik bulunan bilcümle devletler gibi bizlerin de sık sık görüşüp fikir mübadelesinde bulunmamız iktiza eder. Bu bakımdan, ben de sizin gibi bu ziyaretin çok faydalı olacağı ka­naatini taşımaktayım. Pek muhterem ikinci reis hazretleri, Hitabenizde hükümetinizin, bugünkü dünya vaziyeti ve bu vaziyet kar­şısında üçlü ittifakımızın mevkii hakkında görüşlerini ifade buyurdu­nuz.

Müsaade ederseniz ben de Türkiyenin görüşlerini kısaca ifadeye çalışayım. Derhal belirteyim ki, Türkiye, tıpkı müttefiki Yugoslavya ve ken­disine muhabbet itimat ve ittifakname ile bağlı bulunduğumuz ve mu­teber Büyük Elçisini şimdi burada aramızda görmekten büyük bahti yarlık duymakta olduğumuz Yunanistan gibi, hiç bir devlete karşı te­cavüz emelleri beslememektedir. Beynelmilel sahada    memleketimizin yegâne arzusu, bütün devletlerin istiklâline, toprak    bütünlüğüne ve bilcümle meşru haklarına riayet edilmesini teminat altına alan bir ni-. zam içinde cihan sulhunun kurulmuş olduğunu görmekten ibarettir, Pek muhterem haaırun, Kanaatimizce dünyanın umumî vazîyetindeki gerginliklerin biraz gev­şemeye doğru gittiğine dair olan nikbin iddialar, ciddî sebeplere isti­nat etmekten ziyade hislere hitap etmektedir. Ne böyle bir acele nikbin­lik ne de, yersiz ve hissî bedbinlik, hakikatlerin takdirinde hataya dü-şülmemelidir. Vaziyette bir iyileşme ümidinin beslenmesine medar ola­bilecek ciddî ve hakikî sebepler zuhur ettiğinde Türkiye, dünya sulhu­nun korunması mevzuunda büyük bir şevkle hissesine düşeni yapmayı kendisi için, son derece ehemmiyetli bir vazife telâkki eder. Türkiye, herhangi bir vaziyet karşısında ferdî olarak hareket ve teşebbüse geç­mek yerine umumî vaziyeti hep beraber mütalâa ederek neticelere var­mak zaruretine inanmaktadır. Çünkü maalesef sulhun da, harbin de ancak bir bütün olarak mütalâa edilmesini zarurî kılan manzara ve şartlarla karşı -karşıya bulunduğumuza şüphe etmiyoruz.

Memnuniyeti mucip olan cihet, sizin de nutkunuzda hayale kapılma­mak lüzumuna işaret etmiş bulunmamzdır. Ben bu noktada biraz dur­mak istiyorum. Çünkü, tehlike devam ettiği halde, artık korkulacak birhal kalmadığı hissini uyandırarak, milletleri maddî ve mânevi müda­faa tedbirleri almakta ihmale sevketmek, bizi hiç bir zaman aîfetmiyençok vahim bir hata olur. Hakikat şudur ki, şayet sulh arzusu, dünyayıhaklı olarak endişelere sevketmiş olanların dmıağmda samimî olarakyerleşmiş olsaydı ve mesele sadece karşılıklı bir itimat buhranındanibaret bulunsaydı, bunun kolayca halli mümkündü, aslında sulh veharb dünyayı şimdiye kadar görülmemiş bir tehlikenin tehdidi altındatutanların iradesine tâbi bulunmaktadır. Tehlikeyi nasıl ihdas etmiş­lerse, onu maddî şekilde kolayca ortadan kaldırabilecek olan yine ken­dileridir. Aksi takdirde sulhsever illetler için kendilerinin müdafaatedbirlerini almakta bütün gayretleriyle devam etmekten başkagayele­ri yoktur.

Bu bakımdan Balkan Paktımızı, hem Balkanlarda emniyetin tesisi, hem de emniyetimizin sıkı sıkıya bağlı bulunduğu daha geniş bölgenin se­lâmeti için çok hayırlı bir eser olarak görmekte devam ediyoruz.

Müsaadenizle Ankara ve Bled Andlaşmalannm iktisadî ve kültürel cep­helerinin ehemmiyetini belirten sözlerinize de tekrar avdet edeceğim. Paktın bu bakımlardan da ehemmiyetini sizin gibi biz de tamamiyle müdrikiz. Şu kadar var ki, bu vadideki mülâhazalar paktımızın siyasî ve askerî cephelerinin ikinci plânda bulunduğu zehabına asla yer ver­memelidir. Çünkü, iktisadî ve kültürel münasebetlerin inkişafı her şey­den evvel hakikî sulh ve emniyetin teessüsüne bağlı bulunmakta ve bu itibarla ittifakımızın hem mevzii hem de milletlerarası ehemmiyet ve müessiriyetinin arttırılmasını, hâlâ sakınılmaz bir zaruret mahiyetini muhafaza eylemektedir. Bu sözleri, sizi ikna için söylemiyorum. Çünkü aynı fikirde olduğumuzu deminki hitabenizde çok beliğ bir şe­kilde ifade buyurarak siyasî şekilde sulhun kuvvetlendirilmesine çalış­manın ve bu yolda muvaffak olmak ümitlerini beslemenin bizleri mü­dafaa gücümüzü arttırmak hususunda gevşemeğe veya ihmalkâr ol­mağa asla sevketmemek lâzım geldiğini belirttiniz.

Pek muhterem ekselans Kardelj, biz de Yugoslavya gibi çok acı tecrü­beler geçirdik. Biz de asırlar boyunca en tahripkâr harblere mâruz kal­dık. Biz de daha yakın zamanlarda yalnız olarak kendimizi müdafaa etmek azmimizle baş başa kaldık. Bugün her ikimiz de yalnız değilsek bunu millî ve beynelmilel mesuliyetlerimizi müdrik olarak ve nötralizm hayallerinden kendimizi koruyarak, icap eden ferdî ve kolektif müda­faa tedbirlerini almaktan geri durmamış olmamıza ve sulhsever devlet­lerin Nato camiası adı ile bir sulh ve müdafaa bloku vücuda getirmiş olmalarına borçluyuz.

Dünyaya verdiğimiz misalin günden güne müessir olduğunu son ve ca­libi dikkat bir delili olarak Bandung konferansında nötralizm fikir ve cereyanının uğradığı akıbeti kaydetmek isterim. Realist şekilde konuş­mak ve ihtiyatı elden bırakmamak, hiç şüphe yok ki şimdiye kadar ol­duğu gibi şimdiden sonra da, psikolojik zaafları istismar etmek istiyen muzır propagandacılar tarafından asla işlerine gelmediği için hoş kar-şüanamıyacaktır. Fakat çekinmemenin bugünkü psikolojik soğuk harbi kazanmak için ilk şart olduğunu burada izaha lüzum görmüyorum. Çünkü maneviyatı sağlam ve görüşleri aklıselime dayanan cesur bir milletin dirayeti mümessilleri huzurunda konuşuyorum.

Bu kanaatimin bana verdiği şevk ve inşirah ile, beni ve beraberimdeki arkadaşlarımı lütufkârlıklariyle medyunu şükran kılan pek muhterem Başkan Josip Broz Tito ile muhterem refikalarının sıhhat ve saadetle­rine, zatı devletlerinin ve muhterem refikalarınızın sıhhatlerine, kıy­metli dostumuz ve müttefikimiz Yugoslavyanm refah ve tealisine ve Yugoslav - Türk - Yunan dostluk ve ittifakının daim olması şerefine kadehimi kaldırıyorum.

Türkiye - Yugoslav iktisadî ve ticarî münasebetlerine dair protokoller imzalandı:

8 Mayıs 1955

 Belgrad:

Bugün saat 9 da Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zor­lu, Federal İcra Konseyi Sarayına giderek Türk - Yugoslav iktisadî ve ticarî münasebetlerine ait iki protokolü imzalamıştır. Bu protokolleri Yugoslavya adına Federal İcra Konseyi İktisadî İşler İkinci Başkam Vukmanoviç - Tempo imzalamış, imza merasiminde tarafımızdan Hari­ciye Vekâleti Ticaret ve Ticarî Anlaşmalar Dairesi Umum Müdürü Ha­san Işık, Yugoslavlar tarafından da Hariciye Ticaret Dairesi Reisi Pav-liç hazır bulunmuştur.

Ankarada iki hükümet ticaret heyetleri arasında müzakere edilerekkat'î şekilde tanzim olunan ve Başvekilimizin Belgradı ziyareti müna­sebetiyle bugün, burada imzalanan bu iki protokol, Türk Yugoslaviktisadî ve ticarî münasebetlerinin gelişmesini ve istikrarınısağlıya-
cak bir mahiyet taşımaktadır.   

Protokollerden bir tanesi orta vadeli olarak Türkiyeden Yugosiavyaya yumuşak buğday ve pamuk ihracı hakkındadır. 1955 rekoltesinden İti­baren beş sene müddetle^ her mevsimde Türkiye, ihracata tahsis edilen umumî buğday miktarının yüzde yirmisini Yugosiavyaya ihraç eder çektir. Buğday üzerindeki bu muamele 100.000 tondan, dûn olmıyacak, 200.000 tonu da tecavüz eylemiyecektir. Her', mevsimde pamuk üzerin­den muamele de 4.000 ton olarak tesbit olunmuştur. Bu buğday ve pamuk miktarları her iki hükümet tarafından mübadele edilecek mal­lara ait olarak iki hükümetçe tanzim edilecek listelerdeki senelik kon­tenjanlara dahil bulunacaktır. Her iki hükümet buğday ve pamuk üzerindeki muamelelerin makul ve her iki tarafı, da tatmin edecek fi-atlar üzerinden cereyanı için bütün gayretlerini sarf edeceklerdir.

26 şubat 1953 tarihli tediye anlaşmasına ek olarak imzalanan ikinciprotokola gelince, bu protokol iki memleket arasındaki ithalât ve ihra­catın bütün bir, sene zarfında istikrarlı bir durum muhafaza etmesi vetediye mülâhazalariyle aksamaması düşüncesiyle tanzim edilmiştir vetediye anlaşmasındaki karşılıklı üç milyon dolarlık krediyi, 6 milyondolar daha ilâvesiyle 9 milyon dolara çıkarmaktadır. Bu kredi bizimihracat mevsimimizde Yugoslavların lehine ihracatımızın azaldığı ay­larda da bizim lehimize olarak işliyecek ve böylece bütün bir seneyeşâmil olmak üzere karşılıklı ithalât, ve ihracata devamlılık ve istikrargetirecektir. Bu protokol da beş sene müddetle yürürlükte buluna­caktır.

İmzalanan her iki protokol da muvakkaten imza gününden itibaren yürürlüğe girmiştir. Bilâhare iki memleketin teşriî organlan tarafından, tasdik edilecektir.

Ankarada daha evvel imzalanan ve her iki memleket arasındaki müba­dele hacmini 50 milyon dolar olarak tesbit eden üçüncü protokolla be­raber, bugün imzalanan ve yürürlüğe giren, bu iki protokol iki dost ve müttefik memleket arasındaki iktisadî ve ticarî münasebetlerin çok daha fazla genişlemesini, karşılıklı mübadelenin istikrarlı olarak çoğalmasım sağlıyac aktır.

Resmî Tebliğ :

 Belgrad :

Bugün öğleden sonra şu resmî tebliğ neşredilmiştir :

«Türkiye Başvekili Adnan Menderes Yugosiavyaya, 4 mayıstan 9 Mayıs 1955 e kadar devam eden, resmî bir ziyarette bulunmuştur.

Başvekil Menderesten başka Türkiye hükümeti murahhas heyetine Başvekil Yardımcısı Fatih Rüştü Zorlu, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Nuri Birgi,Türkiyenin Belgrad Büyükelçisi Sadi Kavur, Erkânı Harbîyei Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhun ve Başvekilin diğer yardımcı­ları dahil bulunmaktaydı.

Yugoslavyadaki ikametleri sırasında Başvekil Menderes ve mesai, arka­daşları Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Başkanı Josip Broz Tito, Federal İcra Konseyi İkinci Reisi Edward Kardelj, Hariciye Vekili Koco Popoviç ve diğer Yugoslav mümessilleriyle müteaddit görüşmelerde bu­lunmuşlardır. Bu görüşmeler, gerek Milletlerarası umumî durum, ge­rekse her iki memleket arasındaki münasebetleri daha ziyade doğrudan doğruya ilgilendiren meseleler üzerinde samimî görüş teatilerine vesile vermiştir. Türkiye - Yunanistan ve Yugoslavya arasında Ankara ve Belgrad andlaşmalari çerçevesi dahilinde işbirliğinin inkişafı hususî surette mülâhaza edilmiştir. Bu işbirliğinin bütün sahalara bilhassa teşmil edilmekte olduğu ve bunun daha ileri ve müsait bir şekilde in­kişafı için şartların mevcut bulunduğu da memnunlukla müşahede edil­miştir. Balkan ittifakının, gerek istikbaldeki rolü, gerekse bu bölgede bir sulh ve emniyet âmili olması itibariyle umumî sulhun da bir unsuru olarak oynadığı rol ehemmiyetle belirtilmiştir.

Tam ifadesini buğday ve pamuk teslimine mütedair beş yıllık bir anlaş­maya ait protokol ile ticaretin inkişafı hususunda karşılıklı kredi sağ­lanması hakkındaki protokolün imzasiyle bulmuş olan ve her iki mem­leket arasındaki iktisadî münasebetlerin daha da gelişmesine müteallik mütekabil bir arzunun mevcudiyeti de bu ziyaret esnasında teyit olun­muştur.

Başvekil Menderes Edward Kardeîj ile Koço Popoviçi Türkiyeye resmî bir ziyarette bulunmaya davet etmiştir. Edward Kardelj ve Koço Po­poviç bu daveti kabul etmişler ve bu ziyareti gelecek eylül ayma doğru yapabilmek fırsatını elde edebilecekleri ümidini izhar eylemişlerdir.

Başvekilimizin Belgrad'daki Basın Konferansı:

9 Mayıs 1955

 Belgrad :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes bugün Yugoslavyadan hareketinden evvel Dedinje Sarayında Yugoslav ve yabancı ga­zete ve ajans temsilcilerini kabul etmiş ve kendileriyle görüşmüştür.

40 kadar gazetecinin iştirak ettiği bu basın toplantısında Başvekil ve Hariciye Vekaleti Vekilimiz Adnan Menderes, şu beyanatta bulun­muştur :

«Belgrad'daki Yugoslav ve yabancı matbuat mümessillerine, benimle konuşmak için buraya kadar gelmek zahmetini ihtiyar ettiklerinden do­layı teşekkür ederim.

Yugoslav matbuatı mümessillerine ayrıca, daha Yugoslavyaya gelme­mizden evvel başlayıp devam ettirdikleri samimî alâkadan, bizimle ya­kın işbirliği yaparak efkârı umumiyeye verdikleri geniş malûmattan dolayı da teşekkürlerimi bildirmek isterim. Böylece vazifemizi çok ko­laylaştırmış oldular.

Yabancı matbuat mümessillerine de ayrıca teşekkür borçluyum. Daha Türkiyeden Belgrada hareket etmeden evvel bizi beraberce yemek ye­meğe veya kokteyl içmeğe davet ettiler. Bu çok nazik davetlerine icabet edemediğimden dolayı özür dilerim. Bildiğiniz. gibi vaktimiz olmadı ve kendileriyle ancak burada şimdi görüşmek imkânını bulabildim..

Pek tabiidir ki, buraya, intibalarımı öğrenmek için geldiniz. Derhal söyliyeyim ki, gerek bu dost ve müttefik memlekette gördüğümüz son derece samimî iyi kabulden, gerek memleketin her .tarafında müşahe­de ettiğimiz büyük kalkınmadan dolayı, ziyaret intibalarım fevkalâde müsbettir. Yugoslavyada gördüğümüz hararetli kabul, protokol kaide­sinin çok ötesine giden bir raddeye varmıştır.

Yugoslav matbuatı mümessillerinden bu husustaki teşekkür hislerimiz-le minnettarlığımıza tercüman olmalarını rica edeceğim. Başta Yugos-lavyanm müstesna Devlet adamı Başkan Mareşal Tito olmak üzere mu­avinleri Kardelj ve Rankoviçten daha evvel tanışmak şerefine nail ol­duğum Koça Popoviçten ve diğer Yugoslav devlet adamlarından gördü­ğümüz derin alâkanın medyunu şükranıyız.

Görüşmelerimiz de çok samimî olmuştur. Yugoslavyada her nereye gittiysek, halktan gördüğümüz çok sıcak ve yakın alâka da bizi minnet­tar bırakmıştır.

Yugoslav halkının bu alâkası, dostluğumuzun ve Balkan ittifakımızın ne derece sağlam temellere dayandığını göstermesi bakımından da çok inşirah verici idi ve Balkan ittifakının ve Türk - Yugoslav dostluğunun milletçe ne derecelerde benimsenmiş olduğunu ve bir millî politika unsuru haline gelmiş bulunduğunu gösteriyordu. Bunun ehemmiyeti aşikârdır ve Yugoslavyadan, intifalarımızın en kuvvetli tarafı bu olmak üzere ayrılıyorum. Yugoslav matbuat mümessillerinden, Yugoslav halkı nezdinde bu nişlerimin ve teşekkürlerimin ifadesine vasıta olmalarını bilhassa rica ederim.

Yugoslavyada gördüğümüz büyük terakkiler hakkındaki çok müsbet intibalarımı belirtmekte benim için çok zevkli bir vazife teşkil ede­cektir.

Bu memlekette çok kısa zaman kaldık, fakat süratli cevelânlar yaptık. Bu sebeple memleketteki kalkınma hakkında umumî- bir fikir verebi­lecek intihalarımız vardır. Yugoslavyanm süratli ve büyük kalkınma içinde olduğu açıkça müşahede ediliyor. Zaman zaman bazı sahalarda sıkıntılar olabilir. Bunlar, her memleket halkı için varittir ve geçici mahiyettedir. Asıl olan ve mühim olan, yeni, müreffeh ve mesut bir Yugoslavyanm fevkalâde bir süratle inkişaf etmekte olduğu hadisesi­dir. Evvelce de biliyordum. Yakinen görünce tam olarak kanaat getir­dim ki, Başkan Titonun dirayetli idaresi, Yugoslavyayı müreffeh bir memleket haline getirecektir. Bu güzel memleketi ve onun çalışkan milletini, çok parlak yakın bir istikbal beklemektedir. Hattâ bu, şimdi­den bir emrivaki haline gelmiştir, denebilir.

Yaptığımız görüşmelere gelince, bu görüşmeler, çok samimî ve açık olmuştur. Yakın dostlar' ve müttefikler arasında esasen böyle olması bir lâzime teşkil eder.Görüşmelerimizin birinci mesuliyeti, müstesna dev-. let adamı Başkan Titonun, toplantıların bir kısmında bizimle beraber bulunması ve bizleri şahsen tenvir etmesi olmuştur. Yugoslavyanm siyasetini böylece en salahiyetli ağızdan işitmek, bizim için çok kıy­metli bir fırsat ve bahtiyarlık olmuştur.

Bu müzakereler sonunda, Yugoslavyadan, ittifakımızın bir kat daha kuvvetlendiği kanaati ile ayrılıyorum. Bu ittifak muahedemiz, memle­ketlerimizde hissedilen derin bir ihtiyacın, müdafaa ve emniyeti istih­sal ihtiyacının karşılanması maksadiyle aktedilmiştir. Bu sahada bu­güne kadar neler yapmış olunduğunu beraberce gözden geçirdik ve şimdiye kadar alman neticelerden memnunluk hissettik. Realizm ile gördük ki, gayelerimiz birdir ve bunlar, mevcudiyet ve istiklâlimizi mü­dafaa etmek, sulhu vikaye ve tarsin eylemektir.

Ayrıca şunu da müşahede ettik ki, dünyanın bu nazik zamanında, dün­ya, sulhunun takviyesi ve memleketlerimizin istiklâl ye emniyetinin istihsali bakımından yapılacak daha işlerimiz vardır. İttifakımızı' te­kemmül ettirmek lâzımdır. Bunlar üzerinde de görüştük.

Balkan ittifakını aktederken, biz ve Yunanistan, Yugoslavyanm Nato-. ya girmiyeceğini biliyorduk. Yugoslavya da bizim ve Yunanistanm Na-toya dahil olduğumuzu bilmekte idi. Bu vaziyetler karşılıklı olarak ka­bulü kabil görülmüştü. Bizler, nasıl Yugoslavyanm Natoya girmemek kararma hürmet göstermiş isek, Yugoslavya da bizlerin Nato dahilin­deki hususiyetlerini bilerek ve bunlara riayet göstermek hissiyle hare­ket ederek imzalanmıştı. Bu husustaki anlaşma tamdı.

Bu salim ve realist hareket mebdeinin iki mühim neticesi olduğu gö­rülür:

1     Balkan ittifakı içinde beraber bulunmamıza rağmen, memleket­lerin, biraz evvel arzettiğim hususiyetlerine göre, bazı. hâdiselerin teş­his ve mütalâasında, ayrı görüşlere sahip olunabilir. Fakat esas gaye­lerde tam mutabakat bulunduğuna göre, bunların ehemmiyeti olmaz ve ittifakın selâbetine halel vermez.

2     Balkan ittifakı âzasından ikisinin Natoda da âza bulunması, eğer tâbir caiz ise, bu iki teşekkülü, fiilen kardeş teşekküller haline getir­mektedir. Her iki teşekkülün gayeleri, sulhun, emniyetin ve tamamiyetin muhafaza ve siyaneti olduğuna göre, bu bakımdan hiç değilse bu
hususiyet dolayısiyle iki teşekkülün politikaları arasında tezad olma­ması lâzım gelir.

Memnuniyetle müşahede ettik ki, esas gayelerimizde, Balkan ittifakı­nın aktedildiği zamanki kadar beraberiz. Bu bakımdan paktımız, sağ­lamlığı ve kuvvetini muhafaza etmektedir. İki teşekkülün politikaları arasında bir mübayenet mevcut değildir ve olmıyacaktır. Bu hususta en salahiyetli Yugoslav devlet adamlarından teminat almış olmak ve tarafımızdan da Yugoslavyaya teminat verilmiş bulunmak gibi inşirah verici bir netice ile karşı karşıyayız. Bununla beraber, dünya hâdiselerinin görüş ve teşhisinde ve bunların tefsirinde, kendi hususiyetlerimize göre, farklar bulunabilir. Bunlar, talî mahiyettedir, bizi, Balkan ittifakı âzası olarak tezad ve tehaîüfe götürmez ve aramızdaki Balkan ittifa­kının selâbetine müessir olmaz.

Balkan paktının, yalnız bölgemizin bugünkü ihtiyaçlarına,, sulh, emni­yet ve müdafaa nefsi zaruretlerine istinat etmeyip Balkanlarda uzun vadeli olmak üzere sulhun, istikrarın, refah ve saadetin ve kardeşlik hislerinin teessüsüne yardım edeceği, hakkında Yugoslav devlet adam-larmın fikirlerine de tamamiyle iştirak ediyoruz: ve âti için bu fikirleri, tahakkuk ettirecek yolda yürümek kanaati ile-bugün Yugoslavyadan ayrılıyoruz.

Pek muhterem matbuat- mümessillerinden Yugoslav devlet adamlanna ve halkın derin hürmet ve sevgilerimizi.ve teşekkürlerimizi iblâğavasıta. olmalarını bir kere daha rica edelim, ayrıca kendilerine de tekrar te­şekkür ederim,»

Başvekilimiz Adnan Menderesin, basın toplantısındaki bu sözleri, teker teker ve ayrı ayrı Fransızca, İngilizce ve Sırpça, Hirvatçaya tercüme edilmiş, Başvekilimiz müteakiben gazetecilerin suallerini cevaplan­dırmıştır.

Bir Amerikan gazeteci, Balkan ittifakının tekemmül ettirileceği sözün­den, Başvekilimizin ne gibi bir mâna anladığını sormuştur. Menderes şu cevabı vermiştir:

«Her mevcudiyet doğduktan sonra hayatın seyri için de tekemmül eder. Paktlar da bu ihtiyaçtan vareste değildir. Gayelerini daha realist bir şekilde ve daha büyük bir sarahatla tahakkuk ettirmek maksadiyle Balkan paktı için de bu tekemmülü başaracağız. Bunlar, hâdise ve şart­lara ve gelişmelere bağlı olduğu için, bu hususta bugün teferruata. gi­rişmek, bu beyanatın çerçevesini aşar.»

Bir Yugoslav gazeteci, dünyada bazı hâdiselerin gerginliği azaltmakta. olduğunu ve sulh içinde beraber yaşamaya doğru yol açtığını, soyliyer rek Başvekilin bu hususta fikrini sormuştur.

Menderesin cevabı şu olmuştur:

«Bu nokta üzerindeki fikirlerimi, ekselans Kardelj'in nutkuna verdiğim cevapta ifade ettim. Burada bir defa daha kısaca tekrarlayayım: Bu hu­susta elimizde inanılır ve güvenilir maddî deliller mevcut değildir. Böyle hakikî delillere şahit olmayı çok temenni etmekteyiz. Ve bunların mev­cudiyeti halinde bunları en ziyade memnunlukla-karşılayacak biz ola­cağız. Propaganda unsurlarına değil de hakikî delillere rastlandığı za­man lâzımgelen tedbirleri almak ve bu fırsattan istifade için derhal harekete geçmek çok kolay olacaktır.»

Başka bir Yugoslav gazeteci de, Balkan işbirliği bahsinde, Türk umumî efkârının, istişarî asambleyi nasıl karşılamakta olduğunu sormuş Ve Başvekilimizden şu cevabı almıştır:

«Balkan Paktının tekemmülü yolunda bir merhale teşkil edecek olan bu daimî i&tişarî asamblenin, teşkilini Türk efkârının büyük bir memunlukla kabul edeceğinden emin olabilirsiniz, bu husustaki kanun projesi, Büyük Millet Meclisine tevdi edilmiş bulunmaktadır.»

Başvekil Adnan Menderes, ayrıca, Yunanistanın da Balkan ittifakı içindeki müsbet faaliyetlerini belirtmiş ve bunlardan sitayişle bahset­miştir.

Başvekilimizin Basın Konferansı iki saat sürmüş, Belgraddan hareket zamanı, hattâ yarım saat te gecikmişti. Bu sebeple Başvekilimiz, gaze­tecilere bir kere daha teşekkür ederek kendilerine muvaffakiyet temen­ni ederek Dedinje Sarayından ayrılmıştır.

Yugoslavya ile işbirliği

Yazan: Ali Naci Karacan

5/V/1955 tarihli (Milliyet) den:

Avrupada sulh ve istikrar birkaç bü­yük temele dayanır. Yugoslavya, Tür­kiye gibi, bu temellerden biridir. Bu temeller arasında görüş ve anlayış ra­bıtası olunca, her iki devletin bulun­dukları coğrafî mmtaka ve netice ola­rak Avrupa için, sulh ideali gerçekleş­mesi mümkün hale gelir. Yunanistanı da içine alan Balkan anlaşması her şeyden evvel hem bu idealin, hern de kuvvetli Yugoslavya ile kuvvetli Tür-kiyenin birbirine bağlanabilmesinin neticesidir. İki devletin askerî kudret­leri, bu anlaşmaya, aynı zamanda, Av-rupanın geri kalan kısımları üzerinde de tesiri görülen, görülecek olan bir mâna ve ehemmiyet vermektedir.

Türkiye bir taraftan, bir kanadını teş­kil eden Yugoslavya ile müşterek bir sulh ve savunma politikası güderken, diğer taraftan, ikinci kanadını teşkil eden Arap devletleriyle Birleşmiş Mil­letler çerçevesi içinde, tecavüze karşı müdafaa esasına dayanan bir anlaş­ma sistemi kurmak istemektedir.

Yugoslavya, komünist olmakla bera­ber, Kominformla alâkasını kesen hür bir memleket sıfatiyle, Demokrat Tür­kiye ve Yunanistanla dostluk tesis et­meyi, değil işbirliği, hattâ kader bir­liği yapmayı varblınnı, bütüinlüğü-nün icabı haline koyan bir politika yolunu tutmuştur. Arap devletleri ise, esir olmadan, tecavüze uğramadan ya­şayabilmek için bir müdafaa sistemi­ne bağlı olmak lüzumunu nihayet id­râk eder hale gelmişlerdir.

Dünya sulhunu istiyen her millet, sul­hu müdafaa maksadına dayanan bu tertipleri  kuvvetlendirmek,  desteklemek, onların muhitlerine doğru tesir­li hale gelmelerini sağlamak dileğin­ de olmak lâzım gelir. 

Avrupanm iki büyük askerî kudreti olan Yugoslavya ve Türkiye, kendi bu­lundukları muhitler üzerinde tesirleri muhakkak olduğuna ve aralarında da birbirlerine ittifak akdiyle bağlı bu­lunduklarına göre, iki devletin mesul mümessillerinin temasları, büyük ehemmiyet iktisap etmektedir. Bu gö­rüşmeler, her ikisi için gaye olan sulh ve istikrar vaziyetini perçinlemek, alı­nan ve daha da alınacak olan tedbir­leri günün zaruretleri ışığında bir müşterek anlayış adesesinden geçir­mek maksadiyle vukua gelmektedir. Böyle olunca, alınacak neticeler, her­kes kabul eder ki, yalnız iki devlet için değil, belki dünya için faydalı ola­bilirler.

Türkiye, daima Yugoslavyanm Batı ile sıkı işbirliği yapmasını, Balkan Paktının kuvvetlenmesini, İtalyayı da içme almaik suretiyle genişlemesini ar­zu etmiştir, etmektedir.

Herhalde ikisi de kuvvetli olan Tür­kiye ve Yugoslavya, her ikisi de kuv­vetli olduklarına, sulh istediklerine göre, yapılacak konuşmalar, ;bu neti­ceyi sağlamak için işbirliğinin şartları üzerinde cereyan edecekler ve her iki devlet adamının aklı selimi ve sağdu­yusu, birbirini tamamlayan siyasî me­şaleler halinde, hiç şüphe yok ki, iki memlekete doğru yolu gösterecekler­dir.

Başvekilimizin seyahatleri müna­sebetiyle :

6/V/1955 tarihli (Zafer) den :

Muhterem Başvekilimizin Yugoslavyayı ziyaretini, dış politikamıza hâkim bulunan esaslara irca etmek lâzımdır.

Türkiye, bilindiği gibi, Atlantik dev-letıerıne aanıl üiuımmaiîtaaır. Avrupa acuna tertiplenmiş ve gıuiüçe te^emmuı etmeKie oıan muuaıaa cmazınm yanut cepnesınm bir parçacıdır, yan, gayretli ve Kuvvetli bir parçasıdır, çuımı Jato acuna gere emıyet, getraK keyfiyet D&Kimmaan oaşta gelen Dir kudreti askeriyeyi na­zır tutmaktadır.

 bu Türkiye, aynı zamanda ola-, nem BaiKanıaraa, hem Orta Luğuaa mevcuttur. Ve malûm olan mun_ temel tehlikenin kendi, şümullü bir karakter ve yaygjniiK taşıdığından, hiç bir cephe tali telâkki edilemez. He­le alâkadarlar taralından, asla tali te­lâkki edilemez. Binaenaleyh, bizim için, ne Balkanlar ne de Orta Doğu, tali bölgelerdir.

Türk milletinin şuurunda ve şerefli bir hayat idame etmek azminde, Türk toprakları nerede ise, oraları en baş­ta gelen kıymetlerdir.

Bu sebepledir ki, dış politikamız, ge­rek Balkanlarda, gerek Orta Doğuda fasılasız ve âramsız olarak faal ve, kendi görüşümüze göre muvaffaktır. Çünkü Balkanlarda, Ankara ve Bled anlaşmaları sayesinde dünya barışının en mühim köprü başlarından birini üçüzlü bir ittifakla emniyete almış bu­lunurken, Orta Doğuda da Bağdat Paktı ile, gerideki siyasî ve askerî ik­mal hatlarımızı bir zaptu rapta almış bulunuyoruz.

Ne şüphe ki, girişi? birer muvaffaki­yete isal etmiş bulunduğumuz bu te­şebbüslerin hepsi, Birleşmiş Milletle­rin dâvasına uygun, sureti kafiyede tedafüi, hiç kimsenin sükûn ve emni­yetini ihlâl etmiyen hareketlerdir.

İşte böylesine bir görüşün geniş faa­liyet ve tatbikat çevresinde, çok şü­kür, cesur ve azimli müttefikler bul­muş bulunuyoruz.

Bunlar, bu tarafa bakınca, eğer Irak ve İngiltere ise, öbür tarafa bakınca, Yunanistan ve Yugoslavyadır.

Zaten Başvekilimizin, yapacağı ziya­ret vesilesiyle Yugoslavyadaki Tanjug Ajansına verdiği beyanat, dünya ba­rışının Balkanlardaki siyasî tahkimatını o kadar veciz bir şekilde tavsif ve izah eylemektedir ki, sadece-, «realite­lerin ve jeopolitik icaplar» m bizleri en tabiî bir şekilde vazife başına ça­ğırmış olduğunu hatırlamak, üç alâka­dar devletin ciddî ve simimi bir iş ve mukadderat birliği sayesinde ortaya koymuş bulunduğu müşterek eserin kıymet ve ehemmiyetini anlatmaya kâfidir.

Bu eseri derinliğine ve genişliğine da­ha da tekemmül ettirmek için, üç müttefik memleket, her türlü gayreti sarfetmekte ve kendi devlet adamları­nın doğrudan doğruya temasından bü­yük faydalar temin etmiş -bulunmak­tadır. Başvekilimizin bu seferki Bel-grad temaslarını, bu cümleden say­mak lâzımdır.

Kendilerinin dediği gibi, cesur Yugos­lav milletini ve onun kıymetli devlet adamı Josip Broz Titoyu, bizlerin kal­bimizde geniş bir muhabbet ve itima­dın kucakladığına şüphe yoktur. Ni-telam bu hisler, dost ve müttefik dev­letin reisi memleketimizi ziyaret ettiği esnada hep harekete gelmiştir.

Keza, bu hislerin mütekabil olduğuna da şüphe yoktur. Ve bunun müeyyide­si, bizim Devlet Reisimiz Yugeslavyayı ziyaret ederken reyelayn müşahede edilmiştir.

GÖrülüyer ki, bu bahiste, realiteleri ve jeepelitik icapları, yine Başvekili­mizin işaret buyurduğu gibi, karşılıklı kalbi incizaplar yani mütekabil sem­patiler tamamlamaktadır.

Aldanmadan ve aldatılmadan sul­ha doğru

12/V/1955 tarihli (Zafer) den :

Başvekil Adnan Menderes, Belgradda, bir Yugoslav gazetecisinin, bazı hâdi­selerin dünyadaki gerginliği azalttığı ve Doğu ile Batının sulh içinde ve be­raber yaşama imkânını sağladığı yo­lunda telkinleri de ihtiva eden suali­ne dikkate şayan bir cevap vermiş bu­lunuyor. Bu cevap kısaca şundan iba­rettir: «Elimizde inanılır ve güvenilir maddi deliller mevcut değildir. Propa­ganda unsurlarına değil de hakikî deliiiere rastlandığı zaman lâzım gelen tedbirleri almak ve bu fırsattan istifade için derhal harekete geçmek çok kolay olacaktır.»

Bütün dünyayı tehdit ettiği kadar ağırlığını senelerdenberi Türkiyenin omuzlarında da hissettiren mütearrız kuvvetler hakkında, temkinli ve ne fazla endişeli, ne de fazla nikbin,, fa­kat mutlaka realist bir görüşün mah­sulü olan bu sözler, Türkıyerun benim­sediği bir düşünceyi bütün mâna ve şümulüyle ihtiva ediyor. Türkiye, asır­lık tecrübelere dayanan bir tarihi şuur içinde, bugün Şark âlemini idare eden mütecaviz zihniyette büyük değişik­likler olmadığını ve olamıyacağını an­lamış olan bir memlekettir. Onun için, her değişiklik iddiasını ihtiyat ile kar­şılıyor. Başvekilin dediği gibi, propa­ganda' unsurlarına iltiîat etmiyor ve güvenilir maddî deliller arıyor. Eğer Türkiye böyle bir anlayış içerisinde bulunmasaydı, mütemadiyen hüviyet değiştiren, gayeye ulaşmak için her vasıtayı kullanmakta mahzur gormi-yen o mütearrız zihniyetin kolayca ze­bunu olur ve kendi toprakları üzerin­de metanetle ayakta durmak imkân­larını bugüne kadar çoktan kaybetmiş bulunurdu.

İkinci Dünya Harbinin fiilen nihayet bulduğu gündenberi, bütün hür insan­lık dünya için, bir sulh ve istikrar dev­rinin açılmasını büyük sabırsızlıkla bekliyor. Sulh uğrunda bu kadar can­lar feda edilmesine, kanlar dökülme­sine, servetler heba edilmesine rağ­men bir türlü bitmiyen harp, insanla­rı yıldırmıştır. Bu yılgınlık içinde en ulaık bir ışık, ümide benzeyen bir alâ­met heyecanları tahrik ediyor. İşin kö­tüsü, mütearrız zihniyetin, hür insan­lığı ve demokratik milletleri esaret al­tına almak istiyen düşüncenin, bu meşru sabırsızlığı bu haklı heyecanları dahi kendi maksatları için için istis­mar etmekten-çekinmemekte olması­dır.

Bugüne kadar, Şarktan .gelen kesif sulh taarruzlarının hedefi, hiç bir 2aman haklı ve âdil bir sulh nizamı tesis etmek olmamıştır. Bunlarla güdüien maksat daima, sulhu knrmaik için 'kuvvetli bir müdafaa cephesi ya­ratmaktan başka çare bulamamış olan hür insanlığın imanını gevşetmek, mü­dafaa silâhlarını bir tarafa bıraktır­mak ve bundan sonra, güdülen istilâ ve istismar 'gayelerini taiıakkuk ettir­mekten ibaret olmuştur. Bu sulh 'taar­ruzları bazı memleketlerde İratta çok yıkıcı tesirler icra etmiştir.

Türkiye oldum olasıya sulha taraftar­dır. Hiç bir zaman hiç bir memlekete karşı mütearrız .gayeler takip etme­miştir. Dün, yalnız başına, yurtta sulh, cihanda sulh par&l-asiyle hare­ket etmiş olan memleketimiz, bugün işbirliği yaptığı bütün milletlerle ge­rek Nato çerçevesi içinde, gerek Bal­kan birliğinde, gerek Bağdat Paktı ile kurulmuş olan Orta Şark nizamında, yine sui-hçu gayelerin tahakkukuna hizmet ediyor ve bu gayeden hiç bir zaman ayrılmıyor.

Sulha bu kadar samimî bir istekle ta­raftar olan Türkiyenin kendisi için bir ideal haline getirmiş olduğu bu mevzuda aldanması ve aldatılması as­la mevzuu bahis olamaz. Türk mille­ti, soğuk harp karşısında gösterile­cek yılgınlığın veya lüzumsuz nikbin­liğin ancak felâketlerle nihayetlenece-ğini insanlığın geçirdiği acı tecrübe­lerden edindiği, intibalarla çek iyi öğ­renmiştir.

Onun için istiklâli ve topraklarının bütünlüğüyle beraber müdafaa ettiği hür insanlık ideallerini kurtarmak inanciyle bulunduğu mevkii salâbetle muhafaza etmek kararındadır.

Menderesin sözleri, Türkiyenin asla-bir sulh hülyası rehaveti içi-ne düşmiyece-ğini gösteriyor. Hâdiselerin inkişafı, maddî delillerin zuhuru karşı cephede bir zihniyet değişikliğine bizi inandı-rırsa... O zaman gerekli tedbirleri.al­makta gecikmiyeceğimiz de muhak­kaktır. Sulh idealine samimî bir su­rette inanmış bir millet olarak, Türk­lerden beklenecek olan da zaten -bu değil midir?

14 Mayıs 1955

  Moskova :

İki memleket arasındaki münasebet­leri düzeltmek ve barışı kuvvetlendir­mek maksadiyle Sovyet hükümetiyle Yugoslav hükümetinin müştereken iz­har ettikleri arzu üzerine her iki hü­kümet mayıs 1955 nihayetinde Belgradda bir mülakat yapmağa karar vermişlerdir.

Bu mülakatta Sovyetler Birliği, Sov­yet Komünist Partisi Birinci Sekreteri M. Kruşçef, Başvekil Mareşal Bulga-nin, Başvekil Birinci Muavini Mikoyan, Pravda gazetesi başyazarı Şepilof, Dış Ticaret Vekili Kunıikin taralından Yugoslavya ise Devlet Reisi Mareşal Tifo, Başvekil Muavini Edvard Kardelj, Başvekil Muavini ve Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Rankoviç, iktisat işleri mütehassısı Vladko Todoroviç ve Hariciye Müsteşarı Velko Mi-çonoviç tarafından temsil edilecek­tir.

  Belgrad :

Yugoslav Hariciye Vekili M. Popoviç Birleşik Amerika, Fransa, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan Büyükelçilerini M. Nükita Kruşçefin başkanlığındaki bir Sovyet heyetinin Belgrada gelece­ğinden haberdar etmiştir.

Müşterek bir Yugoslav tebliği, Avus­turya Devlet Andlaşmasmın imzası meselesini dünya hâdiselerinde ikinci plâna atmakta olan bu haiberi teyit etmektedir.

Bu haber dolayısiyle iki esaslı nokta belirtilmeğe değer:

1  Sovyet heyetine Başvekil Mareşal Bulganin değil Komünist Partisi Şefi M. Kruşçef riyaset etmektedir.

M. Molotof bu heyete iştirak etmiye-cekıtir. Bilindiği gibi Yugoslavlar M. Molotofu 1943 de kendilerini Komin-formdan atanlardan biri addetmekte­dirler.

Gerek M. Kruşçefin heyet başkanlığı­nı deruhte etmesi, gerekse Sovyet Ha­riciye Vekilinin heyet azaları arasında bulunmaması, Sovyetlerle Yugoslavların bu ay nihayetinde hem doktrin meseleleri ve hem beynelmilel mesele­lerde umumî bir tesviyeyi görüşme mevzuu ittihaz edecekleri zehabını u-y andırmaktadır.

2  Yugoslav Hariciye Vekili Popoviç bu haberi Batılı devletlere bildirirken bu mülakatın kafiyen Yugoslavya ile Batı arasında bir inkıta mânasını ta-zammun etmiyeceği keyfiyeti üzerinde ısrar etmiştir.

İyi haber alan kaynaklardan bildiril­diğine göre Yugoslavya Hariciye Ve­kili Batılı muhataplarına şu noktaları da tasrih etmiş bulunmaikt-adır:

Bu mülakat, ne Yugoslavyanm. istik­lâlini ve ne de müdafaa edegelmekte olduğu prensipleri yani milletlerin da­hilî işlerine müdahale etmemek pren­siplerini hiç bir veçhile ihlâl etmiye-cefctir.

Yine bu mülakat Yugoslavya ile Batı arasındaki münasebetlere zarar ver­mek şöyle dursun bu münasebetleri daha da sıklaştırmağa hizmet edebile­cektir.

Yine ayni kaynaklarda ilâve edildiği­ne göre M. Popoviç bu mülakatın peyk memleketler üzerinde hâsıl etmekten geri kalmıyacağı müsbet tesire de Ba­tılı büyükelçilerin dikkatini çekmiştir. M. Popoviç bu jestte, Moskcvanın Stalin. politikasiyle alâkasını kestiği­nin zımnî bir ifadesini görmekte ve Kcminformun 1948 de Yugosîavyaya karşı vaki «haksız mahkûmiyet kara­rını iptal edici bir mahiyet bulmakta­dır.

Belgrad mahfillerine göre Sovyet yük­sek idarecilerinin Belgrada gelmeleri bu itibarla Yugoslav politikasının sa­rih bir tasvip ve tasdikini tazammun etmektedir. Bu, Tito tarafından izhar edilen ideolojik azmin ve vaktiyle onu mah'kûm etmiş ve kendi camiaların­dan atmış olanlarla her şeye rağmen yeniden iyi komşuluk münasebetleri tesis etmek hususunda Yugoslavya ta­rafından izhar edilen samimî arzula­rın semerelerini verdiğini ve Yugos­lavya idarecilerinin tasavvur ettikleri «müsbet beraber yaşama» prensibini tetviç ettiğini göstermektedir.

 Washington :

Kruşçef ile Bulganinin ve Molotof ha­riç olmak üzere ileri gelen diğer Sov­yet liderlerinin Belgradı yakında zi­yaret edecekleri hakkındaki haber Washingtona cuma gecesi gelmiş ve büyük tesir uyandırmıştır. Filhakika, Amerikan başkentinin bazı siyas' mah­fillerinde serdedilen kanaate göre, 1948 dargınlığından sonra Sovyetlerle Yugoslavlar arasında ilk defa olarak yeniden temaslara başlanması Amerikada gerek parlâmento plânında, ge­rekse umumî efkârda gayet ciddî akisler uyandırabilir. Aynı mahfille­rin kanaatince, Yugoslav - Sovyet mü­nasebetlerinin bu türlü inkişafı Ame-rikada infiratçılığa yeniden kazanç­lar sağlayabilir.

Amerikan siyasî mahfillerinde bu mü­nasebetle hatırlatıldığına göre, Ame­rika, beş yıldanberi Yugoslavyaya ce­man 1 milyar dolar civarında tahmin olunan bir yardımda bulunmuştur. Bu­nun beş yüz milyonu askerî, diğer beş yüz milyonu da iktisadî yardımdır. Buna Fransa ve İngiltere tarafından yapılan yardımları da ilâve etmek ge­rekir.

Yugoslavyaya yardım siyasetini hiçbir zaman hararetle karşılamamış olan bazı Kongre üyelerinin, şimdi A-merika hükümetinin, malî ve iktisadî bir destek sayesinde Belgradı kendi tarafına çekebileceğini ümit etmek su­retiyle yanlış bir yol tutmuş olduğunu ileri sürmek fırsatını bulabilecekleri de belirtilmektedir. Amerikan Kongre üyelerinin bu mütalâalarına birçok A-merükan mahafilinin de iştirak ede­cekleri ve bundan böyle Yugoslavyaya yapılacak her türlü yardıma itiraz eyliyecekleri şüphesizdir.

Sovyetlerle Yugoslavlarm barıştıkları­na ve Sovyet Hükümet Başkanının Belgradı ziyaret edeceğine dair haber, üç Batılı devletin - Amerika, Fransa, İngiltere - Yugoslavyaya Batılı yardı­mı hakkında umumî dörtlü bir kon­feransa dair Beigraddan cevap bek­ledikleri bir zamana, tesadüf etmiştir. Mareşal Tito hükümeti bu konuda şimdiye kadar hiç bir kasti cevap ver­memişti. Bununla beraber, siyasî mah­fillerde, Yugoslav Hükümet Başkanı­nın, Batılı Devletler Büyükelçileriyle yaptığı son görüşmelerde, böyle bir konferans prensibini az çek kabul et­miş olduğuna dair bir intiba mevcut­tu. Konferans hakkında hiç bir tarih tesbit edilmemişti. Fakat umumiyetle hâkim olan kanaate göre, konferans Paris, Londra ve Washingtondan gele­cek eksperlerin refakat edecekleri bü­yükelçiler kademesinde olacaktı.

İyi haber alan Amerikan kaynakları­nın dikkatini çeken diğer bir veçhe de Yugoslavyanm Avrupada Doğu ile Batı arasında bir tarafsızlık statüsü elde etmek hususunda serdetmekte olduğu ısrarlı arzudur. Yugoslavlann müte­addit defalar belirttikleri bu arzu Kremlin idarecilerinin dikkatinden kaçmamış olmak gerektir. Mareşal Ti-tenun son zamanlarda Batılı Büyükel­çilerle yaptığı görüşmelerde, Alman-yanm tarafsızlığı imkânlarından da bahsettiği bilinmektedir. Bu husus Ba­tılı diplomat larca açıklanmıştır.

Avusturya meselesinin halli ve bunu birkaç gün farkla takiben bu memle­ketin tarafsızlığının ilânı ile Doğu­nun, Avrupada Batı ile Doğu arasında tarafsız bir bölge ihdas etmek husu­sundaki büyük, taarruz başlıyacaktır denilebilir. Moskova,  silâhsızlanma hakkındaki plânında Almanyanm ge­rek Doğu, gerekse Batı kısımlarında bütün işgal kuvvetlerinden tahliyesini ileri sürmüş bulunuyor. Bu ise Alman-yaya bir tarafsızlık statüsü vermeğe muadildir. Sovyet idarecilerinin Bel-gradı ziyaretleri ise, şimdi Sovyet Rusyan, demir perde yerine ikame et­mek istediği «Bİı- karantina kordonu­na» iştirak hususunda Yugoslavyanm ifade ettiği arzuyu desteklemek niye­tinde olduğuna dair hiç ibir şüpheye mahal bırakmamaktadır.

Sovyet liderlerinin Yugoslavyaya yapcakları ziyaretin diğer bir veçhesi de Amerikan mahfillerinde şu suretle mülâhaza ediliyor:

«Belgrada gelecekler arasında Molotof yoktur. Fakat bu, Belgradda Millet­lerarası meselelerin konuşulmayacağı mânasını ifade etmez. Esasen dün ge­ce Belgraödan gelen haberlere göre memleket arasında askıda bulunan ve­ya doktrin, ile ilgili meselelerden baş­ka, memleketlerin Milletlerarası poli­tikaları da gözden geçirilecektir. Mo-lotofun gaybubeti daha ziyade Sovyet rejiminin «eski» terinden olmasından­dır.

Şimdi Yugoslavya münasebetleri kes­miş olduğu «eski» lerle değil, rejimin «yeni» adamlariyle tekrar temasa ge­çiyormuş gibi bir durum yaratılmak istenmektedir. Molotof «eski» lerden-dir ve 1948 de Moskova ile Belgradm münasebetlerinin kesilmesinde önemli rol oynamıştır.

15 Mayıs 1955

 Atina :

Belgradla Moskova arasındaki müna­sebetlerin arzettiği gelişmeye dair dün akşam fikrini soran gazetecilere Yu­nan hariciyesinin bir sözcüsü şu ce­vabı verfcniştir: «Hükümet, müstak­bel Ruis - Yugoslav görüşmelerinin şümulünü henüz tahmin edecek bir durumda değildir.»

Diğer taraftan, Yunan siyasî mahfil­lerinde belirtildiğine göre bu mevzu­da hissedilen endişenin saiki doğrudan doğruya bu yeni Sovyet teşebbüsü değildir. Filhakika Sovyetler Birliği­nin Avusturya meselesindeki uzlaşma jestinden sonra bu teşebbüs Yunan si­yasî mahfillerinde hayret uyandırmamıştır. Hissedilen endişenin saiki da­ha ziyade M. Kruşçef ile Bulganin ta­rafından Belgrada vaki olacak bu zi­yaretin hazirlanışmdaki gizlilik ve ilânındaki şartlardır.

Yunan idarecilerinin hayretini uyan­dıran cihet Yugoslavyanm Sovyetler Birliğiyle yaklaşma tasavvurları mev­zuunda ihtiyar edilen sükûttur. Bu­nunla beraber Balkan dostluğuna te­sir edebilecek her hangi bir söz sar­fından içtinap edilmektedir.

Hükümet sözcüsü bu mevzuda şunları söylemiştir;

«Yunanistan, Türkiye ve Yugoslavya arasında gıpta uyandıracak bir itimat havası yaratmağa muvffak olduk. İki müttefikimize karşı olan itimadımızı muhafaza ediyoruz.»

Diğer taraftan Yunan Başvekâlet müs­teşarı M. Gerasimos Lihnos da müs, ta'kbel Rus - Yugoslav görüşmelerini Yugoslav politikasında dramatik bir değişikliğin başlangıcı sayamıyacağı-nı söylemiş ve şöyle demiştir:

«Mareşal Titoya karanlık düşünceler atfetmek sadık ve samimî bir mütte­fikin diplomatik kaynaklarını inkâr demek olur.»

 Belgrad :

Mareşal Tito bugün Pulada İstria'nm kurtuluşunun onuncu yılı münasebe­tiyle söylediği bir nutukta ezcümle şöyle demiştir:

«Bir Rus - Yugoslav tebliği, iki mem­leketin «Milletlerarası işbirliğini» ne türlü tasavvur ettiklerini belirtecektir. Bu, sulh dâvasına en önemli yardım­lardan birini, teşkil edecektir.»

Mareşal daha evvel mayıs sonunda Beîgradda Sovyet ve Yugoslav yüksek idarecileri arasında yapılacak müza­kerelerin Sovyetlerin teşebbüsleri üze­rine olduğunu açıklamıştır. Tito:

«Bize yardımda bulunmuş ve daha da bulunacakta cldukları için Batılılara, hassaten Am,erikaya teşekkürlerimizi bildiririz, dedikten sonra bu son yıl­larda karşılaşılan büyük maddî güç­lükleri hatırlatmış, bununla beraber Yugoslavyalın bu yardımı hiç bir ta­vizle ödemek istemediğini söylemiş ve devamla demiştir ki: Bu yardım bir rüşvet değildir. Biz bu yardımı, dün­ya sulhu için milletimizin sarfettiği gayretlerle hak etmiş olduğu bir şey telâkki ediyoruz.

Batı ile en iyi münasebetler arzu edi­yoruz. Batıya sırt çevirmiyoruz. Öbür cepheye geçmiyoruz. Daima aynı ha­reket hattına bağlı kalacağız. Zira ser­bestimizi ve itibarımızı muhafaza ede­rek sulh dâvası yolunda müfit olmak istiyoruz. Mevcut müşahhas meselele­rin halli imlkâniarınm mevcudiyetine inanıyoruz, zira bu meseleleri Sovyet Rusyanm yeni devlet adamları bizim Önümüze vazetmektedirler.»

Mareşal Tito, Sovyet idarecileriyle ya­kında başlıyacak olan müzakerelere de temasla demiştir ki:

«Sovyet Rusya bir zamanlar, bir seri müşahhas teklifte bulunmuştur. Gö­rüşmeler çoık yapıcı olacak ve sulha büyük faydası dokunacaktır.

 Belgrad :

Mareşal Tito bugünkü nutkunda ez­cümle şunları söylemiştir: «Bizim hü­kümet şeklimiz sadece bizi ilgilendirir. Hiç bir kimsenin içişlerimize müda­hale etmesine müsaade edemeyiz, İş­te, Sovyetler Birliği idarecileri bu prensibi kabul ederek memleketimize gelmeğe ve aradaki ihtilaflı konuları sağlam bir temele bağlamak Ü2ere mü­zakere etmeğe riza göstermişlerdir.»

Bundan sonra, Yugoslav Devlet Reisi, Sovyetlerle yapılacak olan müzakere­lerden Batılıların haberdar edilece­ğini ve Yugoslavyanın iki taraflı bir oyun oynadığını iddia edenlerin yanıl­dıklarını söylemiştir.

Mareşal Tito, siyasî blok .kurma poli­tikasının ham bir hayal olduğunu söyliyerek, memleketinin hiç bir bloka il-tibafk etmiyeceğini belirtmiştir.

Bundan sonra sözlerine -devam ederek şöyle demiştir: «Sulh için bir tek: çıkar yol vardır, o da, barış içinde işbirliği ederek yaşama. Sovyet - Yugoslav mü­zakereleri, iki devletin mütekabil hü­kümranlıklarına hürmet etmek çerçe­vesi dahilinde cereyan edecektir.»

Silâhsızlanma mevzuuna temas eden Mareşal, sadece atom, mikrop ve kim­ya silâhlarının men'inin bir şey ifade edemiyeceğini, umumî bir silâhsızlan­maya gidilmesi icap ettiğini belirtmiş ve Doğu ile Batı arasındaki itimatsız­lığın giderilmesi hususunda ısrar et­miştir.

Bundan sonra, Mareşal Tito, Yugoslavyanın Hindistaınla birlikte üçüncü bir blok kurmak niyetinde olduğuna dair ileri sürülen iddiaları reddederek: «Böyle bir teşebbüs ham bir hayalden başka bir şey olamaz. Biz sadece, bu­günkü âlemde bir manevî cephe kur­mağa gayret ediyoruz» demiştir.

18 Mayıs 1955

 Moskova :

Sovyet - Yugoslav münasebetlerine dair, bu sabahki başmakalesinde, Pravda gazetesi şöyle demektedir:

«Yugoslavya ile Sovyetler Birliği ara­sındaki normal münasebetlerin, birkaç yıldanberi 'bozulması, sadece, sulh düş­manlarının işine yaramıştır. Bunu hâ­diseler ispat etmiştir. Belgradda Sov­yetler Birliği idarecileri ile Yugoslav devlet adamlarının müzakereye giri­şeceklerine dair olan haber, başta Sov­yetler Birliği ve Yugoslav halkı olmak üzere bütün sulhsever milletleri mem­nun etmiştir.»

«İki memleket arasındaki dostluğun sadece kendi menfaatlerine olmayıp bundan bütün dünyanın faydalanaca­ğını» söyleyen Sovyetler Birliği Komü-ist Partisinin naşiri efkârı yazısına şöyle devam etmektedir: «İki memle­ket arasında yeniden meydana gele­cek olan dostluğun inkişafı dünya sul­huna yarayacaktır.»

Gazete, iki memleket arasında bazı meselelerde mevcut olan görüş farkına işaret etmekte, fakat, Yugoslav işçi çiftçisinin Sovyetler Birliğine karşı duyduğu hayranlığın dostluğun tarsinine yarayacağını söylemektedir.

20 Mayıs 1955

 Belgrad :

Yakında yapılacak olan Sovyet - Yu­goslav münasebetlerini elan örten es­rar. Dışişleri Müsteşarlığı cözcüsünün bugün yaptığı haftalık basın konfe-ransiyle bir nokta üzerinde yayınlan­mıştır.

Yugopress Ajansı muhabirinin sualine cevap veren sözcü şöyle demiştir:

«Sovyet - Yugoslav münasebetlerinin, Yugoslavyalım Balkan Paktı muvace­hesindeki durumu üzerinde hiç bir menfî tesiri olamaz.

Uçlu işbirliğinin müsbet neticeler ver­diği herkesçe malûmdur. Bu ittifak, Türk, Yunan ve Yugoslav milletleri arasında bir yaklaşmaya, işbirliğine yardım etmiş ve bahis mevzuu bölge­de olduğu gibi dünyada da bir barış vasıtası olarak gelişmiştir.

Üç Dışişleri Vekilinin Ankarada yap­tıkları son toplantıda olduğu gibi, Mil­lî Meclis Başkanının raporunda, ve Türkiye Başvekili Adnan Menderesin ziyareti sırasında, bu işbirliğini derin­leştirmek azmi bir defa daha belirtil­mişti.»

1948 senesinde Sovyet Rusya tarafın­dan anlaşmaların feshi ve iktisadî ab­luka tesisi yüzünden Yugoslav ekono­misinin uğradığı zararı tazmin me­selesini Yugoslavyanm Sovyet - Yu­goslav müzakereleri esnasında ortaya atmayı düşünüp düşünmediği yolunda bir gazetecinin sorduğu suale, sözcü: «Bu iki memleket arasındaki müna­sebetler çerçevesi içinde halledilmemiş daha birçok mesele vardır» demiştir. Askıda kalmış meselelerin sadece Yu­goslavya ile Rusya arasındaki müna­sebetleri mi, yoksa Yugoslavya ile bü­tün Sovyet blcku arasındaki münase­betleri mi alâkadar ettiğini soran bir gazeteciye sözcü: Konferans sadece iki memleket hükümetleri arasında ce­reyan edecektir» cevabını vermiştir.

Sözcü, bundan sonra, Yunan Genel Kurmay Başkanı General Dovas'm, Yugoslav Genel Kurmay temsilcileri­nin ziyaretlerim iade maksadiyle 23 mayısta Yugcslavyaya geleceğini teyit etmiş ve Tito ile Kuşçefin görüşmele­rini yorumlayan «Pravda» gazetesinin makalesi hakkında fikrini soran bir gazeteciye şu cevabı vermiştir:

«Bu makale Belgrad müzakerelerinin mesut bir neticeye varmasını savun­duğundan, ancak iyi karşılayabiliriz. Bu konferansa hangi şartlar altında gireceğiz, resmi tebliğde olduğu gibi, Mareşal Titonun Poulo'da söylediği nutukta da belirtilmiştir.

Gazetecilerin, bu sen cevabı biraz da­ha açıklamasını ve Yugoslavya ile Rusya arasında ideolojik benzerlikler bulunduğu hakkında Pravd.an.in ileri sürdüğü fikri müsait karşılayıp karşı­lamadığını öğrenmek istemesi üzerine, sözcü Ük cevabına ilâve edecek hiç bir fikri bulunmadığını söylemiştir.

24 Mayıs 1955

 Washington :

Umumiyetle iyi haber alan Amerikan kaynaklarından öğrenildiğine göre Ba­tı devletleri, pek yakında Belgradda Sovyet idarecileriyle yapacağı görüş­meler esnasında Sovyetler Birliğinin Avrupadaki ve bilhassa Alman mese­lesindeki politikasına dair kendilerin­den aydınlatıcı malûmat alınması hu­susunda Mareşal Titoya güvenmekte­dirler.

Yugoslav hükümeti «Üç Büyüklerin» bu arzularından son günlerde diplo­matik yollarla haberdar edilmiştir. İyi haber alan Amerikan mahfilleri tu bahiste Belgraddaki Fransız Büyükel­çisi M. François Coulet'nin Mareşal Tito ile dün yaptığı mülakata ve yine dün öğleden sonra Amerikan Hariciye Vekilinin daveti üzerine Washingtondaki Yugoslav