24.4.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Nisan 1955

İstanbul :

İstanbul, Gazeteciler Sendikası ve Gazeteciler Cemiyeti Yapı Koopera­tifleri tarafından Mecidiyeköy Esen-tepede yaptırılacak olan 220 meskenlik inajaat mukavelenamesi bugün saat 18'de Frishman andyey. Ltd. adlı İsrail firması ile mezkûr koo­peratifler arasında imzalanmıştır.

Ankara :

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâ­leti, faaliyet sahalarında son zaman­larda husule gelen inkişafları iyi bir istikamette devam ettirmek ve teş­kilâtına dahil müesseselerin çalışma­larına daha rasyonel bir şekil vere­bilmek için teftiş kadrosunu da tek­nik ve idarî müfettişlerle takviye et­miş ve bunların faaliyetlerini mo­dern icap ve konsepsiyonlara göre tanzim etmek maksadiyle yeni bir Nizamname de hazırlamış bulunmak­tadır.

Vekâlet, müfettişlerini bu yeni çalışma usulleri hakkında tenvir için bir toplantı tertip etmiş_ ve vazife saha­ları bakımından 10 bölgeye taksim edilmiş bulunan bütün başmüfettiş ve müfettişler bugün Sıhhat ve İç­timai Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz'un konuşmasiyle açılan ilk içtima-lannı yapmışlardır.

Vekil bu konuşmasında Vekâlet teş­kilât ve faaliyetlerinin bugünkü mü­him gelişmesi muvacehesinde teftişin ehemmiyetini belirtmiş ve çalışmala­rın muvaffak bir yolda devamı mev­zuunda müfettişin irşad edici ve öğ­retici rolüne önemle işret etmiştir.

Vekil, bundan sonra sosyal hizmet sahasındaki çalışmaların kısa bir za­manda kaydedeceği inkişaflar dolayı-siyle müfettişlere bir çok yeni vazi­feler terettüp edeceğini izah ettikten sonra şu günlerde meriyete girecek o-lan hastahaneler talimatnamesinin faydalı bir şekilde tatbikini murakabe hususunda kendilerine bazı direktif­ler vererek sözlerini bitirmiştir.

 İstanbul :

1954 yılında İstanbul Vilâyeti dahilinde 100 sağlık merkezi, dispanser ve sağlık istasyonu faaliyette bulunmuş­tur. Bu sağlık tesislerinin 34'ü son 4 yıl içinde meydana getirilmiştir.

1950'de bu merkezlerde muayene ve tedavi edilenlerin sayısı 365,093 idi. 1954 te devlete ait beş dispanserde 51.770, belediyenin 14 sağlık merkezi ve dispanserinde 214,298, Özel idareye ait 15 dispanserde 37.678, mülhak ka­za belediyeleri dispanserlerinde 6784, verem Savaş Derneğine ait 16 dispan­serde 99.493, diğer cemiyet ve cema­atlere ait 24 dispanserde 60.189 olmak üzere ceman 963.718 vatandaş muaye­ne ve tedavi edilmiştir.

 İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketemizi ziyaret etmekte olan ve birkaç gündenberi İstanbulda bulu­nan dost ve kardeş İran milletinin Erkânıharbiyei Umumiye Riyaseti Ha­rekât Dairesi Başkanı General Feri­dun Kuşeyşi'nin başkanlığındaki as­keri heyet bugün Dolmabahçe sarayı­nı, Ayasofya müzesini, Topkapı sara­yı müzesi, Sultanahmet ve Süieymaniye camilerini gezmiştir.

Akşam üzeri İranın İstanbul konsolo­su tarafından saat 17,30 da İran kon­solosluğunda heyet şerefine bir çay verilmiştir. Çayda misafir heyet men­supları Türk - İran Dostluk Cemiye­ti Başkanı ve azaları ile davetliler ha­zır bulunmuşlardır.

Türk _ İran Dostluk Cemiyeti Reisi Dr. Sani Yaver bir konuşma yaparak dost İran milletinin kardeş ordusuna mensup subayları aralarında görmek­ten duydukları memnuniyeti, Türk İ-ran dostluğunun temellerinin seneler­ce evvel Atatürk ve Riza Şak Pehlevi tarafından atıldığını belirtmiş ve bu dostluğun, kardeşliğin günden güne daha gelişip inkişaf edeceğini söyle­miştir.

Cemiyet reisine cevap veren GeneralKuşeyşi Türkiyede görmekte oldukları sıcak hüsnükabul ve misafirperverliğe teşekkür etmiş ve rahmetli Atatürk ile Riza Şah tarafından temelleri atılan Türk - İran dostluğunnu bu kuvvet­li temel üzerinde daha da kuvvetle­neceğini bildirmiştir.

Gece saat 21'de İstanbul radyosunda Mes'ud Cemil idaresinde verilen radyo klâsik Türk musikisi konserinde de hazır bulunan misafirler, dün Öğleden sonra hasta olup şehrimizde t-edavi görmekte olan Iranın eski Ankara ataşemiliteıierinden General Elai'yi evinde ziyaret etmişlerdir.

İran askerî heyeti yarm sabah uçakla Eskişehire giderek hava kuvvetlerine ait tesislerin gezilmesini müteakip An-karaya avdet edecektir.

  Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Bü­rosundan bildirilmiştir:

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmekte olan dost ve kardeş Lübnan askeri heyeti, baş­larında Erkân ıh arb iye Riyaseti Eği­tim Başkanı Kurmay Binbaşı Şumeyt olduğu haide Beşinci Zırhlı Tugayımı­zı gezmiş ve tugayın hakikî atışlarla yapmakta olduğu muharebe tatbika­tında hazır bulunmuştur. Bu tatbikatı müteakip heyet başkam Binbaşı Şumeyt tugay kumandanımı­za gösterilen hüsnü kabul ile tabikat muvaffakiyetinden dolayı memnu­niyet  ve  teşekkürlerini bildirmiştir. Muhabere Okulumuzun en son tek­nik atölyeleri ile amelî ve nazarî ça­lışmalarını inceledikten sonra güzide Lübnan askerî heyeti uçakla Eskişe­hire hareket etmiştir. Heyet taktik hava kuvvetlerimizi gezecek ve akşam üzeri emirlerine tahsis edilen askeri uçağımızla Ankaraya avdet edecektir.

  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar ve refikası bu akşam misafirimiz Lübnan Reisi­cumhuru Kâmil Şemun ve refikası şe­refine Çankaya köşkünde bir akşam ziyafeti vermiştir.

Bu ziyafette Lübnan Başvekili ekse­lans Sami El Solh ile Lübnan Reisi­cumhurunun ve Başvekilinin refaka­tinde bulunan zevattan başka Türki­ye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, bütün vekiller, Büyük Millet Meclisi Hariciye  Encümeni Reisi,Riyaseti cumhur erkânı, Başvekâlet Müsteşarı, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi ile İkinci Daire Umum Müdürü, Erkânı-harbiyeî. Umumiye Reisi, Protokol Umum Müdürü, Lübnan'ın Ankara Bü­yük Elçisi ile büyük elçilik müsteşarı ve muhterem misafirlerimizin emrine verilen sivil ve askerî mihmandarlar, refikalariyle birlikte hazır bulunmuş­tur.

Reisicumhur Celâl Bayar ile refikası­nın, Lübnan Reisicumhuru ve refikası şerefine Çankayada verdikleri yemeği parlak bir kabul resmi takip etmiştir.

Bu kabul resminde, mebuslar, sivil ve askerî erkân ile bütün kordiplomatik ve gazetelerimizin başmuharrirleri ha­zır bulunmuş ve muhterem misafiri­mize takdim edilmişlerdir.

Çankayadaki bu dostluk toplantısı geç vakte kadar samimî bir hava için­de devam etmiştir.

  Ankara :

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

Türkiye ile Lübnan arasında mevcut dostluk münasebetlerini ve bu müna­sebetlerin geliştirilmesi hususunda iki tarafça beslenen arzuyu gözönünde tutan Türkiye Cumhuriyeti hüküme­ti ile Lübnan Cumhuriyeti hükümeti,Türkiyenin Lübnandaki ve Lübnanm Türkiyedeki mümessilliklerini büyük­elçilik derecesine yükseltmeye karar vermişlerdir.

  Ankara :

İrlanda millî bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile İr­landa Reisicumhuru Ekselans Oceallaigh arasında tebrik ve teşekkür tel­grafları teati olunmuştur.

  Ankara :

Dost ve kardeş Lübnan Reisicumhuru Ekselans Kâmil Şemun ile refikaları, Reisicumhurumuz Celâl Bayar'm dâ­vetine icabetle bugün saat 15,15 te hususi surette rükûplarma tahsis edi­len bir İtalyan uçağı ile Ankaraya gel­miş ve Esenboğa hava alanında bü­yük ' merasimle karşılanmıştır.

Aziz misafir Lübnan Reisicumhurunun uçağına hududumuzdan itibaren An­karaya kadar jet uçaklarımızdan mü­teşekkil filolar refakat etmekteydi.

Kardeş Lübnan Reisicumhuru Ekse­lans Kâmil Şemun Lübnan ve Türk bayraklariyle donatılmış bulunan E-senboğa hava alanında uçaktan in­diği zaman Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve refikaları ile dün şehrimize gelmiş olan dost Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Sclh tarafından çok hararetli bir şekilde istikbal edil­miştir.

Esenboğa hava meydanındaki istik­bal merasiminde Türkiye Büyük Mil­let Meclisi Reisi Refik Koraltan, Baş­vekil Adnan Menderes ve refikası Ba­yan Berrin Menderes, Hariciye Veki­li Prof. Köprülü ve refikası Bayan Behice Köprülü, Devlet Vekilleri, He­yeti Vekile azaları, Erkânıharbiyei Umumiye Reisi, Lübnan Büyük elçisi ve Bayan İbrahim El - Ahdap, Lüb­nan Büyük Elçiliği mensupları.ve re­fikaları, Riyaseticumhur Umumî Kâ­tibi ve Hususî Kalem Müdürü ile Ri­yaseticumhur Başyaveri ve yaverleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reis ve­killeri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hariciye Encümeni Reisi, Ankara me­busları, Ankara Vali ve Belediye Reisi, Ankara Belediye Meclisinden münte-hap bir heyet, mülkî erkândan da Temyiz, Şûrayı Devlet ve Divanı Mu­hasebat Reisleri, Cumhuriyet Baş-müddeiumumisi, Ankara Üniversitesi Rektörü, Başvekâlet Müsteşarı, Hari­ciye Vekâleti Umumî Kâtibi, Vekâlet­ler Müsteşarları, Ankara Emniyet Mü­dürü, askerî erkândan ise Erkânıhar­biyei Umumiye İkinci Reisi, Orgene­raller, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetle­ri Kumandanları, Ankara Garnizon ve Merkez Kumandanları hazır bulun­maktaydılar.

Lübnan Reisicumhuru Ekselans Kâ­mil Şemun uçaktan inişinde 21 pare top atımı ile selâmlanmış, başta san­cakları bulunduğu halde bir ihtiram taburu selâm resmini ifa. etmiştir. Bando, Lübnan ve Türk millî marşla­rını çalmış müteakiben Lübnan Rei­sicumhuru Reisicumhurumuz ve Gar­nizon Kumandanı ile birlikte ihtiram taburunu teftiş etmiştir. Reisicumhurumuz Celâl Bayar daha sonra mümtaz misafirimize, kendisini karşılamaya gelen devlet ricalimizi ayrı ayrı takdim eylemiştir. Takdim merasiminden sonra ekselans Kâmil Şemun Reisicumhurumuzla birlikte açik bir otomobile binerek Eser cefa hava meydanından şehre mütevecci­hen hareket etmişlerdir.

Yüzlerce otomobilden mürekkep kor­tej Esenboğa hava meydanından iti­baren Canlı ayadaki Hariciye Köşkü­ne kadar fevkalâde samimî tezahürler arasında ilerlemiş ve dost Lübnan'ın aziz Reisicumhuru Ekselans Kâmil Şemun ile refakatindeki heyet bütün yol boyunca hararetle alkışlanmıştır. Korjetin geçeceği güzergâha yer yer taklar kurulmuş, irili ufaklı bayrak­lar ve defne dalları etrafı süslemiş ve dış kapıya kadar yol üzerinde bulu­nan köyler sakinleri gruplar halinde toplanmış bulunuyorlardı. Köylü va­tandaşlarımızın ve ellerinde Lübnan ve Türk bayrakları olduğu halde köy ilk okulları talebelerinin hararetli al­kışları arasında dış kapıya gelinmiş­tir. Burada çok kesif bir vatandaş topluluğu Ekselans Şemun'u içten ge­len sevgi gösterileriyle karşılamıştır. Dış kapıda kurulmuş ve üzerinde A-rapça «Etilen ve Şenlen, Türkçe ola­rak da hoş geldiniz» ibaresi bulunan büyük bir tak altından geçilmiş, Çan­kırı caddesinin her iki tarafını dol­duran çok kalabalık ve neşeli halk topluluğunun dinmiyen tezahürleri a-rasmda Ulus meydanına varılmıştır.

Caddenin her iki tarafından Lübnan ve Türk bayrakları sallanılmakta, ya­şa sesleri yükselmekte, iki dost ve kardeş devlet reisinin otomobiline çi­çekler atılmakta idi. Dost ve kardeş Lübnan'ın muhterem ve sevimli Re­isi, Ankara halkının kendisine ve onun yüksek şahsında kardeş Lübnan milletine gösterdiği sevgiye aynı sami­miyetle mukabele etmekte, mütebes-sim bir yüzle halkın selâmını almakta ve böylece sevgisini izhar eylemekte İdi.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile muhterem misafirinin Ulus meyda­nında görüldüğü, orada Sümerb^nk merdivenlerini, Atatürk anıtının dört yanını, sokak ağızlarını ve kaldırım­ları dolduran vatandaşların şiddetli alkışlariyle karşılanmış ve alkış tufa­nı oradan itibaren hiç dhrmiyerek bütün yol boyunca devam etmiştir.

Bankalar caddesi, Opera Meydanı, Sıhhiye, Kızılay ve Vekâletlere kadar yollar iki taraflı halkla doluydu. Bir taraftan alkışlar devam etmekte, di­ğer taraftan da apartmanların bal­kon ve pencerelerini dolduran vatan­daşlar da ellerini sallamak ve bay­raklar dalgalandırmak suretiyle sev­gi ve sevinçlerini izhar etmekteydi­ler.

Reisicumhurumuzla muhterem misa­firimiz baştanbaşa bayraklarla dona­tılmış olan yollardan "böyle candan te­zahürler içinde geçerek Çankayaya kadar gitmişlerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile re­fikaları, dost ve kardeş Lübnan Re­isicumhuru ekselans Kâmil Şemun ve refikalarını ikametlerine tahsis edil­miş olan Hariciye Köşküne kadar gö­türmüşler ve kısa bir hasbihali müte­akip veda ederek ayrılmışlardır.

Lübnan Reisicumhuru Ekselans Kâ­mil Şemun'a Reisicumhur Umumî Kâ­tibi Ekselans Büyük Elçi George Ha-imari, Yarbay Gattas Laoaki, sabık elçi Nicolas Bustros, Matbuat Sendi­kası Reisi Robert Abela, Riyaseticum-hur yaveri Üsteğmen Selim Darviş sayın Lübnan Reisicumhurunun refi­kalarının maiyeti Madam Maude Par-gealla refakat etmektedirler.

Lübnan Reisicumhuru Anıt _ Kabri ziyaret etti:

 Ankara :

Dost ve kardeş Lübnan Reisicumhu­ru Ekselans Kâmil Şemun, refakatin­de Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Solh ve maiyeti erkânı olduğu hal­de saat 17,30 da Anıt - Kabri ziyaret etmiş ve aziz Atatürkün mânevi hu­zurunda saygı duruşunda bulunarak bir çelenk vazeylemiştir. Mümtaz misafirimiz ve refakatindeki zevat, Anıt _ Kabirde Hariciye Vekâ­leti Protokol Umum Müdürü ve Ankara Garnizon Kumandanı tarafından karşılanmışlar ve sonra ağır adımlarla Kabre doğru ilerlemişlerdir. Bu sıra­da askeri bir kıta selâm resmini ifa etmekte idi.

Lübnan Reisicumhuru Ekselans Kâ­mil Şemun saat tam 17,30 da celengi kabre vazetmişler ve bilâhare refakatlerindeki zevatla birlikte Atatürk mânevi huzurunda saygı duruşunda bulunmuşlardır.

İstiklâl Marşının çalınmasını mütea­kip tazim merasimi hitam bulmuştur.

Ekselans Kâmil Şemun ve Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Solh, bi­lâhare Anıt - Kabirdeki defteri mah­susu imzalamışlar ve Anıt _ Kabirden ayrılmışlardır.

Sayın Lübnan Reisicumhuru ve refa­katindeki zevat, ayrılışlarında, geliş­lerinde olduğu gibi, Anıt - Kabir civa­rında ve yollarda toplanmış olan ka­labalık bir halk topluluğu tarafından şiddetle alkışlanmışlardır.

2 Nisan 1955

 Ankara :

Mümtaz misafirimiz Lübnan Reisi­cumhuru Ekselans Kâmil Şemun, bu sabah saat 10.00 da, Hariciye Köş­künde, Ankara Vali ve Belediye Reisi Kemal Aygün'ün başkanlığında, Be­lediye Meclisi azalarından müntehap bir heyeti kabul buyurmuşlardır.

Bu münasebetle Vali ve Belediye Re­isi Kemal Aygun şu hitabede' bulun­muştur:

«Sizlere, Ankara halkının hürmet ve tazimlerini arzetmekten büyük bir şe­ref duymaktayım. Malûmu devletleri­dir ki, Ankara tarihin her safhasında mühim roller oynamış olan bir şehir­dir.

«Sahip olduğu şereflerin en büyüğü, Atatürk'ün muhabbetini kazanmış ol­masından ileri  gelmektedir.

Halen dört yüz bin nüfusa sahip olan Ankara, 1 milyon nüfuslu bir şe­hir olmak yolunda hızla ilerlemekte­dir.Ankaralılar 1 milyon nüfusa   sahip olduğunda zatı devletlerini tekrar a-ralarmda görmekten büyük bir şeref duyacaklardır.Zatı devletlerinin, şahsında dost ve kardeş Lübnan milletine ve onun baş­şehrine Ankaralıların hürmet ve sev­gilerini sunmaktan büyük bir bahti­yarlık duymaktayım.»

Ekselans Kâmil Şemun Ankara Valisi ve Belediye Reisi Kemal Ay­gün'ün hitabesine su mukabelede bu­lunmuşlardır:

«Vali beyefendi, dün Ankara sokak­larından hakiki bir heyecan duyarak geçtim. Ankara halkının şahsıma kar­şı gösterdiği sıcak misafirperverlik ve kalpten gelen duyguları beni çok mü­tehassis bıraktı.

«Ankara, halkına en samimî teşekkür­lerimin iblâğını sizlerden bilhassa ri­ca ederim.

Ankara şehrinin tarihini ve Atatürkün burada istiklâl harbini nasıl ha­zırladığını ve nasıl muvaffakiyetle ne­ticelendirdiğini yakinen bilmekteyim. Daha evvel de Ankarada beş gün ka­lıp, halkınızı yakından tanımak fırsa­tını elde etmiştim.

Ankaranm yakın bir istikbalde bir milyonluk bir şehir olacağından emi­nim. Zatıâlîniz sayesinde sevimli şeh­riniz nüfus bakımından inkişaf etti­ğinde hiç şüphesiz aynı zamanda bü­tün modern vasıtalarla da teçhiz edil­miş olacaktır.»

Ekselans Kâmil Şemun'un hitabeleri­ni müteakip Vali ve Belediye Reisi, Sanat Mektebi talebeleri tarafından imal edilmiş olan ve ceviz bir mahfa­za içinde, Hacı Bektaş taşından ma­mul ve üzerinde kabartma olarak Ay Yıldız bulunan bir sandukayı, müm­taz misafirimize hediye etmiş, ekse­lans Kâmil Şemun kısa bir hita­bede bulunarak, Türk gençliğinin bu hediyesinden dolayı samimî teşekkür­lerini bildirmiştir.Ankara Belediyesinin bu hâtırasının takdiminden sonra mümtaz misafiri­miz belediye heyeti âzalariyle samimî hasbihallerde bulunmuştur.

 Ankara :

Başvekilimiz Adnan Menderes'in, Nev­ruz Bayramı münasebetiyle göndermiş olduğu tebrik telgrafına, İran Başve­kili GeneraJ Zahidi şu telgrafla cevap vermiştir:

Nevruz münasebetiyle ekselansları­nızın ifade etmek lütfunda bulundu­ğunuz temennilerden fevkalâde mü­tehassis oldum. Samimî teşekkürle­rimle beraber şahsî saadetiniz ve dost ve komşu Türk milletinin refah ve sa­adeti hakkındaki temennilerimin ka­bulünü rica ederim.

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes ile refika­sı Bayan Berrin Menderes bu akşam Ankara Palasta muhterem misafiri­miz Liibnan Reisicumhuru Ekselans Kâmil Şemun ve refikası şerefine bir akşam ziyafeti vermiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar üe re­fikası Bayan Reşide Bayar'm da işti­rak ettiği bu akşam yemeğinde muh­terem misafirimiz Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Solh ile Lübnan Reisicumhuru ve Başvekilinin bera­berinde bulunan zevattan ve heyetle birlikte memleketimizi ziyaret etmek­te olan Lübnan gazetecilerinden baş­ka, Türkiye Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan, bütün vekiller, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Baş­kanı Malatya Mebusu İsmet İnönü ile Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grupu Başkanı Malatya Mebusu Nü-vit Yetkin, Cumhuriyetçi Millet Par­tisi Genel Başkanı Ahmet Tahtakılıç ile Cumhuriyetçi Millet Partisi Mec­lis Grupu âzasından Kırşehir Mebu­su Osman Bölükbaşi, Demokrat Parti Meclis Grupu Reisi Bursa Mebusu Hulusi Köymen, Büyük Millet Meclisi Hariciye Encümeni Reisi İzmir Me­busu Cihat Baban, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi Büyük Elçi Haydar Görk, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büyük Elçi Muharrem Nu­ri Birgi, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, Protokol Umum Müdürü ve Hariciye Vekâleti ileri gelenleri ile Ankarada akredite bulunan bütün büyük elçiler, elçiler ve maslahatgüzarlar ve muh­terem misafirimiz Lübnan Reisicum­hurunun maiyetine memur edilen si­vil ve askerî mihmandarlar refi'kala-riyle beraber hazır bulunmuştur.

Çok sammiî bir hava içinde cereyan eden bu yemeği aynı derecede- sami­mî bir hava içinde geç. saatlere ta­dar devam eden bir kabul resmi ta­kip etmiştir.

Bu kabul resminde de mebuslar, bü­tün sivil ve askerî erkân, büyük elçi­lik ve elçilikler ileri gelenleri ile ga­zetelerimiz başmuharirleri, şehrimiz­de misafir bulunan Lübnan ve Ürdün askerî heyetleri, yerli ve yabancı ba­sın mensupları refikalariyle beraber hazır bulunmuşlardır.

 Ankara :

Memleketimizle dost Lübnan arasın­daki ticarî münasebetlerin muayyen bir nizam dahilinde devamlı inkişafı­nı temin maksadiyle bir nıüddetten-beri Ankarada cereyan eden müzake­reler neticesinde tesbit edilen bir Modus vivendi ile bir ticaret anlaş­ması bugün saat 17,30 da Başvekâlet binasında yapılan bir merasimle Tür­kiye Cumhuriyeti hükümeti adına Başvekilimiz Adnan Menderes ile Lübnan Cumhuriyeti hükümeti adı­na Lübnan Başvekili ekselans Sami El Solh tarafından imzalanmıştır.

İki memleket arasında bir Ticaret ve seyrisefain andlaşması» akdine kadar yürürlükte kalacak olan modus vivendi hükümlerine göre, Türkiye ile Lübnan Karşılıklı olarak birbirlerine ticaret, seyrisefain ve gümrük tarifeleri konularında en ziyade müsaa­deye mazhar devlet imtiyazını bahşe­decektir. Ayrıca imzalanan ticaret anlaşması İle Türkiye ve Lübnan arasında ticarî mübadelelerin inkişafına müteallik bilcümle hususatı tetkik ve gerekli tekliflerde bulunmak ve bu anlaşma­nın tatbikatını kolaylaştırmak mak­sadiyle bir karma komisyon sistemi kurulmuştur.

Ticaret anlaşmasının meriyeti müddeti bir sene olup bu müddetin hita­mından iki ay önce âkid taraflarca feshi ihbar edilmediği takdirde birer senelik müddetler için kendiliğinden uzatılmış olacaktır.

  Ankara :

Harb Okulu Kumandanı Tuğgeneral Kemal Yükep, bu sabah, okulu ziyaret eden Lübnan Reisicumhuru Ekselans Kâmil Şemun ve Başvekil Ekselans Sami El Solh şerefine, bir öğle yeme­ği vermiştir.

Lübnan Reisicumhuru okulun spor salonunda yapılan gösterileri takip et­tiği sırada, Reisicumhurumuz Celâl Bayar saat 13'te Harb Okulunu şeref­lendirmiş ve spor gösterilerinin so­nunda «Paralelde ve diğer cimnastik âletlerinde kurulan piramitler üzerin­de Türk ve Lübnan bayraklarının gös­terilişini mümtaz misafirimizle birlik­te seyretmişlerdir. Lübnan Reisicum­huru büyük bir alâkayla temaşa et­tiği spor gösterilerinden çok müte­hassis olmuş ve müteaddit defalar memnunluklar mı  izhar  etmiştir.

Gösterilerden sonra Ekselans Kâmil ŞemuJn Reisicumhurumuz Celâl Ba­yar, Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Solh, Başvekilimiz, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Lübnan Reisi­cumhurunun maiyeti erkânı, Erkânıharbiyei Umumiye birinci ve ikinci re­isleri ile hava, kara ve deniz ifcuvvetleri kumandanları ve diğer ilgili ze­vat öğle yemeğinde hazır bulunmuş­lardır.Çok dostane ve samimi hava içinde geçen yemekten sonra, mümtaz mi­safirimiz okulun şeref salonunda bir müddet istirahat etmiş ve saat 15'te kuldan ayrılmıştır.Ekselans Kâmil Şemun okula gelişin­de olduğu gibi ayrılışında da aynı zevat tarafından merasimle uğurlanmıştır.

  Ankara :

Haber aldığımıza göre, Romada 2 ve 6 nisan tarihleri arasında toplanacak olan «Roma Kazaları önleme Millî Enstitüsü ve Milletlerarası Çalışma Bürosunun işbirliği İle iş kazalarının önlenmesi mevzuunda tertip edilen birinci dünya kongresine İşçi Sigor­taları Kurumu İdare Kurulu Başkanı Doktor Cemal Tiper iştirak etmeık üzere Rcmaya hareket etmiş bulun­maktadır.

  İstanbul :

İstanbul Gazeteciler Sendikası tara­fından Büyük Millet Meclisi Başkanı ve üyeleriyle, Vekillere basın mesle­ğinde çalışanlarla çalıştırılanlar ara­sındaki münasebetleri düzenîiyen 5953 sayılı kanun ve bu kanunla ilgili di­ğer mevzuatın gerçekleştirilmesi ve yeni hükümler konulması hakkında bir rapcr gönderilmiştir.

Sendikanın hazırladığı bu raporda gazeteciler için 1952 de çıkarılan kâ­nunun mühim bir boşluğu doldurdu­ğu belirtildikten sonra, çalışanların durumlarının daha da ıslâh edilmesi­ne âmil olacak hükümlerin yeniden tedviri, mevcut kanunların aksaklık­larının giderilmesi istenmektedir. Bu arada 5953 sayılı kanuna tâbi gaze­tecilerin iş hukukumuza göre diğer işçilerin faydalandıkları ana haklar­dan faydalanamadıklarma işaret edi­lerek mebuslardan ve hükümetten ek­sik hükümlerin telâfisi, bu hususları temine yarıyacak. tasarıların kanun­laştırılması rica edilmektedir.

Raporda bilhassa şu noktalar üzerin­de durulmaktadır:

Gazetecilerin meslekî münasebetlerin­den doğan dâvaların iş mahkemele­rinde görülmesi, gazeteci tatil günle­rinde çalıştırıldığı takdirde aylığın­dan bir güne isabet eden miktarın iki misli ücret ödenmesi, çalışma an­laşmasının gazetecinin isteğiyle feshi halinde de gazeteciye tazminat veril­mesi, m&kale, röportaj, fıkra, hikâye, şiir ve tercüme yazıların gelir vergisi muafiyetine tâbi tutulması, işçilere grev hakkı tanındığı takdirde gaze­tecilerin de bu haktan faydalanmala­rının sağlanması.

  Ankara :

Mümtaz misafirimiz Lübnan Reisi­cumhuru Ekselans Kâmil Şemun, bu­gün saat  17'de,  misafirin köşkünde.Ankarada akredite bulunan diploma­tik misyon şeflerini kabul etmiştir.

3 Nisan 1955

 Ankara :

Şehrimiz bugün müstesna günlerin­den birini daha yaşamıştır.

Mümtaz misafirimiz, Lübnan Reisi­cumhuru Ekselans Kâmil Şemun ve Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Solh ile refakatler indeki heyet şerefi­ne Şehir Hipodromunda bu sabah sa­at 10'da yapılan askeri geçit resmi, Türk - Lübnan dostluğunun tezahürü­ne yeni bir vesile teşkil etmiş, kar­deş Lübnanın devlet reisi bu mera­simde hazır bulunmak üzere Hipod­roma geliş ve gidişlerinde, Ankaralı­lar tarafından sevgi tezahurleriyle is­tikbal edilerek ve uğurlanarak sürek­li bir şekilde alkışlanmışlardır. Anka­ralılar Reisicumhur Ekselans Kâmil Şemun'un şahsında Lübnan milletine Türk milletinin beslemekte olduğu sevgiyi bir kere daha izhar etmişler­dir.

Şehrin sokakları, daha sabahın erken saatlerinden itibaren, Hipodromdaki geçit resmine gitmek üzere Ankaralı­lar tarafından doldurulmuş bulunu­yordu. Hipodroma giden caddeler tıp­kı Hipodromda olduğu gibi, baştan başa Türk ve Lübnan bayraklar iyi e süslenmişti. Geçit resminin başlama­sından çok evvel tamamen dolmuş bulunan Hipodromda muhterem misa­firimiz Ekselans Kâmil Şemun'un sa­at 9,50 de Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile birlikte ve refakatlerinde Er­kânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgene­ral Nureddin Baransel olduğu halde açık bir otomobilde görünüşü, şiddet­li alkışlarla karşılanmış ve mümtaz misafirimiz Hipodromu her iki taraf­lı dolduran halkın ve ellerindeki Türk ve Lübnan bayraklarını sallayan mek­tep talebelerinin coşkun tezahüratı arâsında, şeref locasındaki mevkilerini almışlardır.Burada, daha evvel, Hipodroma gelmiş bulunan, Türkiye Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, bütün vekiller, si­vil ve askerî erkân, Lübnan Reisicumhurunu istikbal etmişlerdir. Mebuslar ve kordiplomatik ve askerî ataşeler de kendilerine ayrılmış bulunan tri­bünlerde yerlerini almış bulunuyor­lardı.Geçit resmine, Harb. Okulu bandosu­nun çaldığı Lübnan ve Türk millî marşlarını müteakip saat tam 10'da başlanmıştır.Hipodromun garp kapısında, başta sancakları olduğu halde mevki almış bulunan askerî birliklerimizin, ku­manda heyetinin öncülüğünde yürü­yüşe geçmeleri büyük tezahürata yol açmıştır.Askerî birliklerimiz, alkışlar arasında sert ve düzgün adımlarla ilerlemekte ve şeref locası önüne geldiğinde iki kardeş devletin reislerini selâmlamak­ta idi. Bandonun çaldığı marşm tem­posuna uyarak ellerinde beyaz eldi­venler olduğu halde, piyade birlikle­rimizin, manga safları halinde tam bir intizamla geçişi, halkın coşkun tezahürlerine vesile olmakta idi. Piyade birliklerini takiben, süvari birlikleri de aynı intizam dahilinde Hipodromun garp kapısında görün­dü. Kahraman süvarilerimiz, şeref lo­casının önünden, dört nala, mümtaz misafirimizi  selâmhyarak geçtiler. Şıra uçaksavar birliklerimizin geçişine geldiğinde, şimal ufkunda beliren tep­kili uçak filoları gittikçe artan bir süratle Hipodroma doğru yaklaştılar ve Hipodrom üzerinden, arkalarında gri bir duman çizgisi bırakarak mun­tazam bir şekilde uçtular. Dost ve kardeş Lübnan'ın Reisicum­huru muhterem misafirimiz Ekselans Kâmil Şemun ve refakatlerindeki di­ğer zevat askerî biriliklerimizin geçi­şini büyük bir dikkat ve alâka ile takip ediyorlardı. Uçaksavar birliklerinden sonra, moto­rize istihkâm birlikleri gözüktü, bu sı­rada Hipodromun garp tarafından Türkkuşuna ait üç uçağın, arkaların­da, Lübnan ve Türk bayrakları ve Atatürk'ün bir portresi olduğu halde semada belirmesi bir kere daha coş­kun tezahürlere vesile oldu. Bu sıra­da şimal yönünden süratle gelen tep­kili uçak filoları Türkkuşu uçaklarının üzerinden büyük bir intizam dahilinde süratle geçiyor, sonra ufukta kaybo­lup gidiyorlardı.

Uçaksavar birliklerini tank birlikleri ve zırhlı birlikler takip etti.

Basından sonuna kadar tam bir inti­zam, dahilinde cereyan eden askeri geçit resmi, Hollandaya gidecek olan paraşütçü kızlarımızın cibleri içinde geçişi ile öğleye doğru nihayete erdi.

Geçit resmini, hükümetimizin misafi­ri olarak bir kaç gündenberi memle­ketimizde bulunan Lübnan, İrat, İran ve Ürdün'ün güzide askerî heyet­leri de büyük bir alâka ve dikkatle takip etmekte idiler.

Dost ve kardeş Lübnan'ın Reisicum­huru muhterem misafirimiz ekselans Kâmil Şemun resmi geçitin hitamın­da Reisicumhurumuzla birlikte Hipod­romdan ayrılırlarken Ankaralılar ta­rafından, aynı samimi ve hararetli tezahürlerle  uğurlanmıştır. Lübnan Reisicumhuru Istanbulda Yıl­dız Sarayında ikamet edecek.

 Ankara :

Güzide misafirimiz, dost ve kardeş Lübnan'ın muhterem Reisicumhuru ekselans Kâmil Şemun'la refikaları, Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Solh ve refakatler indeki zevat, yarın pazartesi günü de Ankarada kalacak­lar ve akşam Operada Hariciye Veki­limiz tarafından şereflerine verilecek gala müsameresi ve balodan sonra, Reisicumhurumuz Celâl Bayarla be­raber, rükûplarma tahsis edilen hu­susî trenle İstanbula hareket ede­ceklerdir. Istanbulda ikametleri esnasında gü­zide misafirlerimiz, emirlerine, ev­velce, Doknabahçe sarayının tahsis edilmesi karar altına alınmıştı, fa­kat, Dolmabahçe sarayının elektrik tesislerinin bozuk olması, bu yüzden yangın tehlikesi arzetmesi, tamirinin ise aylara mütevakkıf bulunması, Dol-mabahçenin muhterem misafirlerimi­zin ikametgâhları olarak kullanılma­sına, maalesef maddî imkân verme­miştir. Bu vaziyet karşısında derhal Yıldız sarayı elden geçirilmiş, süratle gerekli bütün tertibat alınmış ve Kayser Vilhelm'in Türkiyeyi ziyareti münasebetiyle mümtaz devlet reisle­rinin ikametine tahsis edilmiş bulu­nan bu sarayda her türlü esbabı is­tirahat yeniden temin olunarak, mümtaz misafirlerimizin emirlerine Yıldız sarayı verilmiştir. Güzide mi­safirlerimiz, Istanbulda kaldıkları müddetçe Yıldız sarayında ikamet e-deceklerdir.

  Söke:

Kazamızda 300 bin lira sarfiyle inşa ettirilmiş bulunan bin kişilik bir işçi barınağı, bugün merasimle (hizmete açılmıştır.

Merasimde Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen, İş ve İşçi Bulma Kurumu Umum Müdürü, Kaymakam, Beledi­ye Reisi ve kalabalık bir işçi kitlemi hazır bulunmuştur. Çalışma Vekili, hayırlı ve uğurlu olması temennisiyle işçi barınağını hizmete açmıştır. İşçi­ler böyle güzel ve yararlı bir mües­seseye kavuştuklarından dolayı se­vinç içindedirler.

  Ankara :

Ziraat Bankası, Sümerbank, İş Ban­kası, Türk Ticaret Bankası, And Bir­lik, Antalya çiftçi ve tüccarlarının iş­tirakiyle bir miljyon lira sermayeli, «Antalya Dokuma Sanayii Türk Ano­nim Şirketi» kurulmuştur.

Bu münasebetle bugün saat 17,30 da Ziraat Bankası toplantı salonunda, Antalya mebuslarından Kenan Ak-manlar, Burhanettin Onat, Atillâ Ko­nuk, Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge, Umum Müdür Muavini Sami Kurtulan, Sümerbank Umum Müdür Muavini Tarık Erdem, İş Ban­kası, ve Türk Ticaret Bankası temsil­cileriyle Antalya Ticaret Odası Baş­kanı, Borsa Reisi ve Antalya tüccar­larının huzuru ile şirketin ana mu­kavelesinin imza merasimi yapılmış­tır.

  Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinin tasvibi ile, Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları  ve  Ticaret  Borsaları  Birliği tarafından kurulup yürütülmesi de.-ruhte edilen (Türk Standartları Bi­rinci Genel Kurulu) bugün saat on­da birlik merkezinde enstitü reisi ve Odalar Birliği Umumî Kâtibi Fa­ruk Sünter'in riyasetinde toplanmış­tır.Toplantıda ilk olarak Enstitü Başkan Vekilliğine Valımet Cemil Conk, bi­lâhare, kurula 6 çalışma hazırlık gru-pundan, kimya grupu başkanlığına Osman Kibar, tekstil grupu başkan­lığına Turhan Dirik, elektrik grupu başkanlığına Prof. Münir Ülgün, in­şaat grupu başkanlığına mühendis ve mimar odaları birliği mümessili, ziraat maddeleri grupu başkanlığına Salâhattin Sanver ve standardizas-yon îâboratuvarı grupu başkanlığına Nejat Eczacıbaşı seçilmişlerdir. Mer­kez tatbikat grupundan münhal üye­liğe de Prof. Kâzım Köylü getirilmiş­tir.Enstitü genel kurulunun kararma gö­re her grupta en az yedi âza buluna­cak ve bunlar başkanlık divanınca ay­rılacaktır.Enstitü aynı zamanda milletlerarası standardizasyon teşkilâtı (İ S O) ile milletlerarası elektro-teknik komisyo­nu na da üye olma kararını almıştır.Diğer taraftan Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Sümerbank, E-tibank ve Et ve Balık Kurumunun da enstitü jjenel kuruluna âza olmaları kabul edilerek, genel kurul âza sayı­sı 20 den 24'e çıkarılmıştır.

Enstitünün okunan ilk raporuna gö­re, bu yeni teşekkülümüz daha şim­diden Amerika, Alman, Belçika, İsviçre, Fransız, İngiliz, Hindistan stan­dardizasyon enstitüleri ile temas kur­muş olup bunların çoğunun neşriyat ve standartlarını da temin etmiş bu­lunmaktadır.

Enstitü genel kurul müzakerelerini yakından takip edenler arasında Bir­leşmiş Milletler teknik yardım. Tür­kiye daimi mümessili Dr. Weitz ile Amerikalı uzmanlar da bulunmaktay­dı.

  Ankara :

Lübnan Reisicumhurunun refakatin­de Ankarayı ziyaret etmiş olan dost ve kardeş Lübnan Başvekili Ekselans Sami Ei Solh, bu akşam hususî tren­le İstanbula hareketinden önce şu beyanatta bulunmuştur:

«Lübnan Reisicumhurunun refaka­tinde İstanbula hareket etmek üzere bulunduğumuz şu sırada Lübnan hü­kümeti ve şahsım, adına bize karşı gösterilen ve Türkiye ile Lübnan ara­sındaki dostluk bağlarını daha da sık­laştırmaya vesile olan hararetli hüs~ nükabulden dolayı teşekkür ve min­net hislerimizi ifade etmek isterim.

Bu hararetli hüsnükabulde Türk mil­letine aaırdide an'âneler ve bir tarih ve emel birliğiyle bağlı bulunan bü­tün Araplara karşı bir dostluk teza­hürünü görmekteyim.

Bu vesile ile aynı zamanda ekselans Türkiye Reisicumhuruna en derin hürmet hislerimi, eski mektep arka­daşım Büyük Millet Meclisi Reisine ve Başvekile, Hariciye Vekili Prof. Köprülüye ve kabine üyesi bütün ve­killere karşı dostluk hislerimizi teyit etmek isterim.

Bütün bunlardan başka büyük An­kara şehrine, onun valisine, belediye meclisine, müesseselerine ve halkına karşı teşekkürlerimiz sonsuzdur.

Sözlerime son verirken bize karşı fevkalâde hüsnü kabul gösteren An­kara basınına da hususî selâmlarımın iblâğını bilhassa rica  ederim.»

  İstanbul :

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Bir­liği ikinci umumî heyeti bu sabah sa­at 10'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda topla­narak çalışmalarına başladı.

Toplantıda Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu, B. M. Meclisi Reis vekille­rinden Samsun mebusu Tevfik İleri, mebuslar, vali muavini, davetliler ile toplantıya iştirak eden mühendisler ve mimarlar hazır bulunuyordu.

Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlunun yaptığı bir konuşma ile toplantı açıl­dı ve çalışmalara başlandı.Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu bu konuşmasında dedi ki:Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İkinci Umumî Heyet toplantı­sını açıyorum. Bu münasebetle de camiamızın bütün azalarını hürmet ve muhabbetle selâmlarım. Çok muhterem arkadaşlarım,

6235 sayılı kanunun tatbikatı olarak 18 ekim 1954 tarihinde Ankarada mes­lek birliklerinin temin ettiği delege-İerle toplanan Odalar Birliği birinci umumi heyetinin, kuruluş devremize ait- bir toplantı mahiyetinde olduğu hepinizin malûmudur. Bugünkü ikin­ci umumi heyet toplantımız ise Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği­nin taazzuv etmiş bir toplantısı ve bi­naenaleyh birliğimizin ilk birinci umumi heyet toplantısı telâkki oluna­bilir. İşte bu toplantımızın açılış şerefini bana lütfettiğinizden dolayı hepinize candan teşekkürler ederim, Muhterem arkadaşlar,

Güzel ve kabiliyetli yurdumuzun için­de bulunduğu bugünkü büyük ziraî ve iktisadî kalkınma ve imar hareket­lerinde vatan sathının en hücra köşe­lerine kadar götürülen eserlerin ya­pılışında ve kuruluşunda büyük rolü olan sizleri, siz mimar ve mühendis arkadaşlarımı burada hararetle teb­rik etmeyi bir borç bilirim.

Her memleketin yalnız ve yalnız ken­di evlâtları 'ile imar edilebileceğine inanmış insanlar olarak üzerlerimize düşen vazifeler çok büyüktür. Fakat, büyük olduğu nispette şeref hissesi hudutsuz olan bu hizmetleri fedakârane ve cansiperane çalışarak mu­vaffakiyetle ifa edeceğimize inanıyo­rum. Daha mektep sıralarında teşek­kül etmiş olan hattâ ananeleşmiş bu­lunan meslek ahlâkımız bunun en bü­yük teminatı, vatanperverliğimiz ise müjdecisidir. Kanunun çıkmasiyle meydana gelen koruyucu hükümler sayesinde esasen mevcut olan böyle bir meslek ahlâkı nın kısa zamanda ideale ulaşacağına, mesleğin terakkisi ve inkişafı yolun­da ise geniş adımlar atılarak bugünkü teknik dünyanın bütün tecrübelerin­den âzami surette istifade ve kaybe­dilen zamanın süratle telâfi edilece­ğine katî kanaatimiz vardır. Hükümet çalışmalarının istikameti iti­bariyle mesleklerimize açtığı geniş saha ve ufukları o suretle donataca­ğız ki, bu bize aynı zamanda demok­rasinin nesillere intikalini ,orada tesbitini ve ebedileştirilmesini sağlıya-çaktır.

İşte omuzlarımıza yüklenen bu hiz­metlerin ifası, tarih sabitelerini şe­refle dolduracaktır. Bu şeref sizlerin­dir.

Muhterem, meslektaşlarım,

Umumi heyet toplantımızın bütün memlekete ve millete hayırlı ve uğur­lu olmasını temenni ederim. Hepinize muvaffakiyetler dilerim.

Vekilin alkışlarla karşılanan bu ko­nuşmasından sonra Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Başkanı Naim Suhal bir konuşma yaparak ya­pılan çalışmaları kısaca anlattı ve şimdiye kadar yapılan işlerin faaliyet raporunda bildirildiğini söyledi.

Bundan sonra gündeme geçilerek re­islik divanı seçimi yapıldı. Reisliğe, B. M. Meclisi Reis Vekillerinden Sam­sun Mebusu Tevfik İleri ve ikinci re­isliklere de Celâl Görgü ve Kerim Ömer Çağlar ittifakla seçildiler. Alkışlar arasında kürsüye gelen Tev-fik İleri, bir konuşma yaparak dedi ki:Ben ve arkadaşlarım muhabbetinize ve itimadınıza teşekkür ederken bü­yük bir kalkınma hamlesi içinde bu­lunan Türkiyemizin, bu kalkınmanın da başlıca mesnedini teşkil eden topyekûn mühendislik, âlemimizin selâhi-yetli kanunî mümessilleri olan sizleri hürmetle selâmlıyorum.

Her birimiz mühim işlerimizi bıraka­rak toplanmış bulunduğumuza göre, tahmin ediyorum ki, işlerimizi hem güzel hem de kısa bir zamanda bitir­mek arzusundayız. Biz riyaset divanıolarak elimizden geldiği kadar buna çalışacağız. Muvaffak olabilmemiz için, birinci kongrede göstermiş oldu­ğunuz müzahereti ve yardımları gös­tereceğinize emin olarak bunu rica ediyoruz ve ikinci kongremizde meslek için ve memleket için hayırlı ka­rarlar almamızı ve muvaffak olmamı­zı temenni ediyoruz.Müteakiben gündemin 3 ncü maddesi gereğince idare heyeti çalışma rapo­runun okunmasına geçildi. Raporda şimdiye kadar yapılan çalışmalar et­raflı bir şekilde izah edilmekteydi. Raporun okunmasını müteakip rapor hakkındaki müzakerelere başlandı.

Çalışmalara önümüzdeki günlerde de devam edilecektir.

5 Nisan 1955

 İstanbul :

Harb Akademileri Kumandanı Orge­neral Fevzi Mengüç, Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin dâvetine ica­betle bir müddet tetkiklerde bulunmak üzere bugün saat 17,00 de uça&îa A-merikaya müteveccihen İstatnbuldan hareket etmiştir.

Orgeneral Fevzi Mengüç, Yeşilköy ha­va meydanında yüksek rütbeli askerî erkân ve şahsî dostları tarafından u-ğurlanmıştır.

 Ankara :

Türk - İrak Kültür İşbirliği Komis­yonunun geçen sene almış olduğu ka­rara- uyularak Türkiyeden İrak'a gi­decek olan kültür heyeti, Maarif Ve­kâleti müsteşar muavini Hakkı ülu-dağm başkanlığında 20 kişilik bir ka­file halinde bu sabah uçakla Bağdata hareket etmiştir.

Heyet tarafından İrakta kalındığı müddet içinde, Türkiye maarif mer­kez teşkilâtı, Türkiyede ilk öğretim, müzik hareketleri gibi mevzular üze­rinde konferanslar tertip edilecek ve muhtelif kültür temasları yapılacak­tır. Ayrıca İraik Hayır Cemiyetleri menfaatine ve yüksek okul talebeleri için, Riyaseticumhur flârmonik or­kestrası üyeleri ile Devlet Konservatuvarı öğretmenler tarafından oda müziği, Devlet Konservatuvan sa­natkârları tarafından da şan konser­leri verilecektir.

Ankara Maarif Müdürü, Devlet Konservatuvarı Müdürü, Müze Müdürle­ri, Devlet Tiyatrosu, Devlet Konservatuvarı, Riyaseticumhur flârmoni or­kestrası Üyeleri, müze müdürleri ile
öğretmenler de heyete dahil bulun­maktadır.

  Ankara :

Hükümetimizce ittihaz edilen kararlar üzerine îktisat ve Ticaret Vekâleti tarafından koza müstahsillerinin hi­mayesine matuf teşvik edici tedbirle­rin bir neticesi olarak 1954 mahsulü 'kozalar, kısmen ihraç edilmek ve1 kıs­men de memleket ipek sanayiinde is­tihlâk olunmak suretiyle, tamamen ve iyi Hatlarla satılmış bulunmakta­dır.

Diğer taraftan İktisat ve Ticaret Ve­kâleti, Bursa Koza Tarım Satış- Ko­operatifleri Birliği tarafından 1954 mahsul yılında, mensup oldukları ko­za kooperatiflerine teslimatta bulun­muş olan müstahsil ortaklara kilo ba­şına 50 risturn verilmesine ait kara­rı tasvip etmiştir.

  Ankara :

Bugün İktisat ve Ticaret Vekâletin­de, Vekil Sıtkı Yırcalı ile İş Bankası Umum Müdürü tîzeyr Avunduk ve Umum Müdür Muavini Bülent Osmay arasında 1169 sayılı kanunun 4 üncü maddesine ve 4/3089 sayılı kararna­menin verdiği selâhiyete istinaden, mükerrer sigorta işletme İnhisarını 1959 yılı sonuna kadar temdit eden mukavelename imza. edilmiştir.

İnhisarın işletilmesi, aşağıdaki esas­lar dahilinde Milli İnhisar Türk Ano­nim Şirketine verilmiştir.

1 Yeniden ihdas edilecek    olan hayat sigortası branşı, inhisar dışın­ da bırakılmıştır.

2 Kaza, nakliyat ve yangın sigor­ taları branşlarında mecburi inhisar hissesi % 30 olarak tesbit edilmiştir.

  3  Diğer şartlar aynen yürürlükte kalmış olup bunlarda herhangi bir de­ğişiklik yapılmamıştır. Vecibeler ay­nen devam etmektedir.

 Ankara, :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden teb­liğ olunmuştur:

1  Tiftik, Türk parasının kıymetini koruma hakkındaki 13 sayılı karara ilişikin 61 sayılı tebliğle tesbit olunan numaralı deblokaj listesinde yer al­mış bulunmaktadır. Tiftiğin bu liste­
den çıkarılması bahis mevzuu değil­dir.

1 Bilâkis,  Vekâletim izce  neşrolu­nan dış ticaret İşlerine dair 534 sayılı sirküler ile, tops haline ifrağ edilmek üzere tiftik ihracına müsaade edilmek suretiyle, tiftik ihraç imkânlarımız genişletilmesi yoluna gidilmiştir.

 İstanbul :

Dost ve kardeş Lübnan'ın muhterem Reisicumhuru Ekselans Kâmil Şemun ile Reisicumhurumuz Celâl Eayar, bugün saat 15,20 de hususî trenle An­karadan İstanbula gelmiş, güzide mi­safirimizin Ankaradaki ikameti gibi Ankaradan İstanbula bu seyahati ve İstanbula varışı da, Türk - Lübnan yakın dostluğunun ve Türk milletinin kardeşi Lübnan milletine olan mu­habbetinin yeni parlak tezahürlerine vesile vermiştir.

Gece yarısından sonra Ankaradan kalkan hususî tren, sabaha karşı Es-kişehire varmış, Eskişehirden itibaren bütün güzergâh boyunca istisnasız her istasyonda, iki dost ve kardeş dev­letin reislerini bir arada görüp al-kışlamaik üzere toplanmış olan halk, samimî tezahürlerde bulunmuştur. Hususî trenin durmadan geçtiği is­tasyonlarda bile vatandaş toplulukla­rı bulunmakta ve Lübnan Reisicum­huru ile Reisicumhurumuzu alkışla­makta idiler. Hususî trenin tevakkuf ettiği istasyonlarda ise vatandaş top­lulukları, iki devlet reisinin bulundu­ğu vagonu sarmakta, durmadan al­kışlamakta, yaşa, varol, hoş geldin diye bağırmaktaydı. Vagonun hemen yakınında bulunanlar, Lübnan Reisi cumhuru ile Reisicumhurumuzla mü-safaha için ellerini uzatmakta, İM dost devlet reisi de kendilerine uza­nan samimî dostluk ellerini hararetle sıkmakta idi. Ekselans Kâmil Şem'un ve Sayın Celâl Bayar, ellerinde kü­çük Türk ve Lübnan bayrakları sallı-yan genç mekteplilere bilhassa ilti­fatta bulunmakta idi.

Halkın dostluk, tezahürleri, bilhassa Mekece, Arifiye,Sapanca  ve  Büyük Derbend'de hararetli olmuş, îzmitte ise bu tezahürler âzami haddine ulaş­mıştır. Bütün şehir boyunca demiryo­lunun iki tarafı, İzmitlilerle dolu idi. İzmitli vatandaşlar, iki devlet reisini durmadan alkışlamakta ve alkışlarla yaşa sesleri, tezahürler arasında yavaş yavş istasyona giden trenle bera­ber ilerlemekte idi. Lübnan Reisicum­huru ve refikası ile Reisicumhurumuz, yanlarında Lübnan Başvekili Sami El Solh ve Hariciye Vekilimiz Profesör Fuaıt Köprülü olduğu halde bu tezaürlere aynı samimiyetle    mukabele etmekte,  salonun  sağ  ve  sol taraf pencerelerini  aralarında    münavebe ile paylaşarak İzmitlileri selâmlamak­ta idi. Trenin İzmit istasyonunda dur­ması üzerine, kesif halk kitlesi,    iki devlet reisinin bulunduğu vagonun et­rafını sarmış, tren hareket edinceye kadar durmadan alkışlamıştır. Güzi­de  misafirlerimizin  kendilerine     ve kendilerinin yüksek     şahsiyetlerinde dost ve kardeş Lübnan milletine kar­şı gösterilen bu samimî tezahürlerden müteheyyiç  bulundukları hissediliyor ve memnunlukları ve mukabil    mu­habbetlerini halkımızı durmadan se­lâmlamakla izhar ediyorlardı.    Sayın Bayan Kâmil Şemun'a buketler veril­miş, İzmit vahşiyle belediye reisi Ye garnizon kumandanı hususî    vagona çıkarak Lübnan Reisicumhuru ile re­fikasına, Reisicumhurumuza ve Lüb­nan Başvekiline «Hoş geldiniz de­miştir.Hususi tren, bütün diğer istasyonlar gibi Türk ve Lübnan bayraklariyle «Hoş geldiniz» diyen levhalarla süs­lenmiş olan İzmit istasyonundan ha­reket ettikten biraz sonra, yine bay­raklarla süslenmiş olan Kâğıt Fabri­kası önünde durmuş ve fabrika mü­dürü ile refikası, kadın ve erkek İşçilerin hararetli alkışları arasında vagona çıkarak Lübnan Reisicumhu­runa, refikasına, Başvekiline ve diğer misafirlerimize fabrika işçileri adına, en iyi İzmit parşömen kâğıdından isimlerine bastırılmış mektup kâğıt ve zarfları takdim etmiştir.

İzmitten Haydarpaşaya kadar da hu­susî tren, aynı dostluk tezahürleri arasında yoluna devam etmiş, Here-kedeki tevakkuf esnasında istasyon ve civarını dolduran halkın alkışları arasında, muhterem misafirlerimize Hereke halıları ve en iyi cinsten Hereke kumaş kuponları tskdim edilmiş­tir. Biraz sonra hususî tren Dil iske­lesinde tevakkuf etmiş ve bu tevak­kuf esnasında öğle yemeği yenmiştir. Pendik'te de muhterem misafirleri­miz, aynı samimî tezahürle karşılan­mış ve hususî tren Pendikten Hay­darpaşaya kadar yol kavuşaklarmda toplanmış bulunan halkın, evlerin, villâların pencerelerinden mendil sal-lıyan kadınlı erkekli vatandaşların sa­mimî dostluk gösterileri arasında gel­miştir.

Haydarpaşa garı, baştanbaşa Türk ve Lübnan bayraklariyle ve defne dallariyle süslenmiş, selâm resmini İfa edecek olan ve başta alay sancağı ve bandosu bulunan bir tabur peron­da yer almış bulunuyordu. Lübnan Reisicumhuru ile beraber Reisicum­hurumuzun trenden inmeleri üzerine bando Lübnan millî marşı ile İstik­lâl Marşını çalmış, bunu müteakip dost Lübnan devlet reisi, Reisicum­hurumuzla beraber, ihtiram kıtasını teftiş etmiştir. Lübnan Reisicumhuru ile Reisicumhurumuzu, Haydarpaşa garında İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili, İstanbul mebusları, İs­tanbul Üniversitesi ve Teknik Üniver­site rektörleri, İstanbul belediyesin­den bir heyet, birinci ordu müfetişi, filo kumandanı, garnizon ve merkez kumandanları, Marmara ve Boğazlar kumandanları, Emniyet Müdürü ile Lübnan'ın İstanbul başkonsolosu ve konsolosluk erkânı, ruhanî temsilciler ve basın mensupları karşılamış ve se­lâmlamışlar dır.

Lübnan Reisicumhuru ile Reisicum­hurumuz, Lübnan Başvekili ve Ha­riciye Vekilimiz, beraberlerinde  Deniz Kuvvetleri Kumandanı Koramiral Sa­dık Altmcan ile diğer zevat olduğu halde Haydarpaşadan Acar motoru iîe hareket etmiş ye açıklarda demir­li bulunan donanmamız tarafından selâmlanmiştır. Donanmamız, Hay­darpaşa açıklarında üç sıra olarak demir atmış, alay sancaklarını çek­miş, dost Lübnan Reisicumhurunun teftişine hazır bulunuyordu. Acar mo-törünün donanmamız hizasına gelme­si üzerine, Savarona okul gemisi iki dost devlet reisini 42 pare topla se­lâmlamış, bunu müteakip, iki devlet reisinin forsunu çekmiş olan Acar mo-törü, donanma birliklerimizin arasın­dan geçmiştir. Motorun uç tarafında Lübnan Reisicumhuru ile Reisicum­hurumuz yanyana yer almıştır. Biraz gerilerinde Deniz Kuvvetleri Kuman­danı bulunuyordu. Acar motoru her geminin hizasından geçerken, o ge­mide çimariva nizamında yer almış bulunan erlerimiz, iki devlet reisini selâmlamakta ve üç kere «sağol» di­ye haykırmaktaydı.

Donanmanın teftişinden sonra Acar nıotörü Dolmabahçeye  gelmiştir.

Burada da bir ihtiram kıtası yer al­mış, direklere Türk ve Lübnan bay­rakları çekilmiş ve kademeli şekilde taklar kurulmuştu. Arabça «Ehlenve şenlen» ve Türkçe «Hoş geldiniz? iba­releri yazılı dövizler asılmıştı.

Dost ve kardeşin güzide Reisicumhu­ru ve eşi, Reisicumhurumuz Celâl Ba-yar, Lübnan Başvekili Sami El Solh, Hariciye Vekilimiz Prof. Fuat Köp­rülü ve diğer zevat burada rükûpları-na tahsis edilen otomobillerle, müm­taz misafirlerimizin İstanbuldaki ika-" metlerine tahsis edilen Yıldız sarayına gitmek üzere Dolmabahçeden hareket etmiştir. Dolmabahçe caddesi, Beşik--taş, Akaretler meydanı, Beşiktaş cad­desi, Barbaros meydanı ve Çırağan caddesi Yıldıza kadar iki sıralı olarak on binleri aşan İstanbullularla dol­muştur. Türk ve Lübnan bayraklariy­le donatılmış caddelerden geçen mi­safirlerimiz halk tarafından şiddetle alkışlanıyor, muhabbetle selâmlanı­yordu.

Beşiktaşta ve Çırağan caddesinde o-turan vatandaşlar da ev ve apartman­larının pencerelerini doldurmuşlar, elsallamak, bayraklar dalgalandırmak suretiyle sevgi ve sevinçlerini izhar ediyorlardı.

Reisicumhurumuz, dost ve kardeş Lübnan Reisicumhur ve refikasını, ikametlerine tahsis edilen Yıldız Sa­rayına kadar götürmüş ve kısa bir dinlenmeyi müteakip İstanbulda ken­dilerini ikamet edecekleri Vali Kona­ğına  gitmiştir.

Dost ve kardeş Lübnan'ın mümtaz devlet reisi, muhterem misafirimiz Ekselans Kâmil Şemun, kendilerin­den ihtisaslarını rica eden Anadolu Ajansı mümessiline Türk halkı tara­fından gösterilen, sevgi tezahürlerin­den fevkalâde mütehassis olduğunu ve Türk milletinin bu samimî tezahürle­rini hiç bir zaman unutamıyacağmı bildirmek lütfunda bulunmuştur.

 Ankara :

Yugoslav Büyük Elçisi ve Bayan Miso Paviçeviç, memleketimizden ayrılışla­rı münasebetiyle bu akşam saat 19 da büyük elçilikte bir kabul resmi tertip etmişlerdir.

Bu toplantıda vekiller, bazı mebuslar, Başvekâlet müsteşarı, Hariciye Vekâ­leti Kâtibi Umumisi, Hariciye Vekâ­leti İkinci Daire Umum Müdürü, kor­diplomatik, muhalefet partisi lideri, yerli ve yabancı basın ve ajans men­supları hazır bulunmuşlardır.

 İstanbul :

Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Solh İstanbula muvasalatında ajan­sımıza şu beyanatta bulunmuştur:

«Sayın Reisicumh urunuzla birlikte İs­tanbul toprağına ayak bastığımız şu anda bu büyük Türk şehrinin idarî makamlarına ve halkına en dostane selâmlarımızı sunarız. Bu benim için çok heyecanlı bir andır, çünkü İs-tanbulda benim için çok büyük kıy­met taşıyan eski hâtıralara tekrar kavuşuyorum. Annem burada yatıyor, Çocukluğumu burada geçirdim ve burada tahsil gördüm. Amme hizme­tine ilk olarak burada başladım. Ken­dimi tekrar gençliğimin ilk dekoru i-çinde ve bir çok bağlarla Arap mil­letine bağlı bulunan Türk milletinin fertleri arasında bulmaktan duydu­ğum sevinci ifade etmek isterim.

  İstanbul :

Lübnan Riyaseticumhur Umumî Kâti-bir Büyükelçi Ekselans Georges Hai-mari ve heyet âzasından Nicolas Bus-tros bugün saat 16'da Fener Rum Or­todoks Patrikhanesine giderek, Rum Ortodoks Patriği Atenagorası ziyaret etmişlerdir.

  Ankara :

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâle­tinden bildirilmiştir:

7 nisan I&55 tarihine tesadüf eden Birleşmiş Milletler dünya sağlık gü­nü münasebetiyle dünya sağlık teşki­lâtı tarafından temas olarak «Sıhatin aynası su» mevzuu kabul edilmiş ve bu hususta hazırlanıp Vekâletimize gönderilmiş olan broşür Türkçeye ter­cüme ve tefsir ettirilerek bütün va­liliklere gönderilmiş bulunmaktadır. Bu broşürler okullara ve benzeri mü­esseselere tevzi edilmiş olup buralar­da öğretmenler ve hekimler tarafın­dan bahsi gecen günün mânası ve dünya sağlık teşkilâtının hizmetleri hakkında konferanslar verilecjek ve ayrıca 14 büyük şehrimizde de suya ait filimler gösterilecektir.

Ankara radyosunda saat 20.00 de Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâle­ti Müsteşarı Dr. Nail Karabuda tara­fından dünya sağlık teşkilâtı mev­zuunda bir konuşma yapılacaktır.

Yine dünya sağlık günü münasebe­tiyle aynı akşam saat 18.00 de Anka-radaki Türk - Amerikan derneğinin Mithatpaşa caddesindeki lokalinde «Su» mevzuunda bir konuşma yapıla­cak ve bu konu ile ilgili filimler gös­terilecektir.

  İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi olarak dün Çanakkalede yapılan Anzaklar günü­ne iştirak eden ve Anzak, mezarlığı­nı, Mehmetçik âbidesini ve Fransız mezarlığını ziyaret eden Avustralyalı eski muhariplerden 50 kişilik kafile, beraberinde Tuğgeneral Daniş Karabelen riyasetindeki mihmandarlar he­yeti ile birlikte bugün saat 13,15 te vapurla İstanbula gelmişler ve Dol-mabahçede karaya çıkmışlardır.

Avustralyalı eski muharipler Dolma-bahee meydanında başta bando ve bayrak bulunan, bir merasim bölüğü tarafından selâmlanmış, İstanbul şeh­ri adına Vali Muavini Nafi Tamer ta­rafından hoş geldiniz denilmiştir.

Misafirler burada ordu mensupları, İngiliz konsolosluğu erkânı ve ba-sm mensupları tarafından hararetli kar­şılanmışlardır.

Dolmabahçede yapılan karşılama me­rasimini müteakip misafirler ordu ta­rafından şereflerine verilen yemekte hazır bulunmuşlar ve yemekten sonra Taksim Cumhuriyet âbidesine çelenk koymuşlardır.    

Avustralyalı muharipler müteakiben Vilâyete gelerek Vali ve Belediye Re­is Vekili Prof. Gökay'ı ziyaret etmiş­lerdir. Bu ziyaret münasebetiyle Prof. Gökay, bir konuşma yapmış, misafir­leri selâmladıktan sonra ezcümle de­miştir ki: Kahramanlar, milletlerin müşterek malıdır. Türk askeri Çanakkalede çar­pışırken karşısında kahramanlar bul­du. Bizler o günleri hatırlıyoruz, Ça­nakkalede bir aktıklarımızı daima mu­hafaza edeceğiz. Bugün müttefik bir dost milletin vatandaşları olarak memleketimize geldiniz. Memleketini­ze gittiğiniz zaman sıcak selâmları­mızı götürünüz. Anzak heyeti adına bir Avustralyalı muharip, Çanakkalede kahraman Türklerle çarpışmaktan daima şeref duyduğunu, daha o zaman Türklerin hürriyete lâyık bir millet olduğuna karar verdiklerini, iyi ve efendice dö-ğüşen Türklerden memleketlerinde daima sitayişle bahsettiklerini, bu de­fa bunlara, Türklerin misafirperver ve terakkisever insanlar olduklarını ilâve edeceklerini söylemiş ve Türkiyede hükümet ve ordu makamların­dan gördükleri iyi kabul ve dostluk­tan dolayı teşekkürlerini bildirmiş­tir.

Müteakiben Avusturalyah muharipler sadece dostlarına söyledikleri bir şar­kıyı hep bir ağızdan söylemişlerdir.

Anzak heyetinden 14 kişilik bir heyet akşam üzerine uçakla Ankaraya git­miştir.

 Ankara :

Verilen malûmata göre, 1 haziran 1954 tarihinden 31 mart 1955 tarihine kadar müstahsilden 419,081 ton buğ­day, 21,501 ton çavdar, 32,823 ton mı­sır, 57,633 ton arpa, 8,567 ton yulaf olmak üzere ceman 539,605 ton hubu­bat ve 23/10/1954 tarihinden itibaren de 7,679 ton pirinç satın alınmış ve bunlara mukabil müstahsile 160,674,500 Türk lirası ödenmiştir.

Ayrıca 24/12/1954. tarihinden itibaren de Amerikadan 147,058 ton buğday, 17,952 ton arpa ve 7,003 ton yulaf it­hal edilmiştir.

Alım yılı başından itibaren Almanya­ya 93,000 ton, Avusturyaya 10,000 ton, İtalyaya 1,090 ton, Romanyaya 65,000 ton, Yunanistana 10,000 ton buğday ayrıca İtalyaya 15,000 ton çavdarla Almanyaya 20,000 ton arpa olmak üze­re ceman 214,090 ton hububat satışı yapılmış ve bunlardan Almanyaya 92,887 ton, Avusturyaya 11,00 ton, İ-talyaya 1,040 ton, Romanyaya 68,245 ton, Yunanistana 10,122 ton buğday, İtalyaya 15,000 ton çavdar, Almanya­ya 20,000 ton arpa olmak üzere ce­man 218,294 ton hububat fiilen tes­lim edilmiştir. Bu satışlardan 38,239,657 Türk lirası karşılığı döviz temin edilmiştir.

Yeni kampanya yılında Birleşik Ame-rikaya 198,000, Japonyaya 16,948, Al­manya, Belçika, İngiltere, İtalya, İs­viçre ve Norveç'e 34,460 Kg. olmak üzere ceman 249,408 kilogramlık afyon satışı yapılmış ve bunlardan 9,360,025 Türk lirası karşılığı döviz temin edil­miştir.

 Balıkesir ;

Türkiye Millî Talebe Federasyonunun on ikinci genel kurul toplantısı bu sabah şehrimizde Necati Eğitim Ens­titüsünde açılmıştır.Kongrede, Federasyonun İstanbul Ankara, Üniversiteleri ile İzmir, Balıkesir, Zonguldak, Yüksek Okulları delegeleri, Vekâlet temsilcileri, Vali, profesörler, davetliler hazır bulun­muştur. Kongre bando refakatinde İstiklâl marşının söylenmesi ile açılmıştır. Şe­hitler için saygı duruşunda bulunul­duktan sonra Federasyon Başkanı kongreyi bir konuşma ile açmıştır. Valinin ve diğer talebe birlikleri baş­kanlarının konuşmalarını müteakip Atatürkün anıtına gidilerek bir çelenk konulmuştur.

Kongrenin öğleden sonraki toplantı­sında komisyon seçimleri yapılmış­tır. Kongre 12 nisana kadar devam edecektir.

Kongrenin devamı müddetince şehri­mizde federasyon, tarafından edebiyat matineleri tertiplenecek ve muhtelif mevzular hakkında konferanslar ve­rilecektir. Bu arada sergiler açılacak ve halka filimler gösterilecektir.

  İstanbul :

Dost ve kardeş Lübnan Reisicumhu­ru Ekselans Kâmil Şemun ve refikası, Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Solh, bugün saat 17,30 da Yıldız sa­rayı Şale köşkünde İstanbulda bulu­nan Lübnan kolonisini kabul etmiş­lerdir.

Reisicumhur Kâmil Şemun ve refika­sı Başvekil Sami El Solh, Lübnanm İstanbul başkonsolosu Mahmud Banna, kendilerine teker teker takdim edilen vatandaşları ile bir müddet sa­mimî hasbihallerde  bulunmuşlardır..

  Ankara :

Yabancı sermayenin ve millî mües­seslerimizin iştirakiyle geçen mayıs ayında teşekkül etmiş olan Minnea-polis Traktör Türk Anonim Şirketi, parçalarını dışardan getirmek ve montajını memleketimizde tamamla­mak suretiyle imal ettiği ilk Türk traktörlerinin yüzden fazla olan ilk partisini bu sabah Etimesgut Trak­tör Fabrikasında yapılan bir mera­simle Ziraî Donatım Kurumuna teslim etmiştir.

Türkiyeûe tamamlanmış olan ilk Türk traktörünün, Minneapolis Traktör Türk Anonim Şirketiyle işbirliği yap­makta olan Ziraî Donatım Kurumu­na teslimi münasebetiyle, 'bu sabah yapılan merasimde, Ziraat Vekâleti adına Ziraat Umum Müdürü Akif Çakmak, Ziraî Donatım Kurumu U-mum Müdürü İhsan Gürsan, Minnea­polis Traktör' Türk Anonim Şirketi Umum Müdürü Mr. FO'SS, Fabrikanın Satış Kısmı Müdürü Mr. Huff, Tek­nik Kısım Müdürü Mr. Collins, fabri­ka mühendis ve işçileri ile basın men­supları hazır bulunmuşlardır.

Fabrika Umum Müdürü Mr. Foss kı­sa bir hitabede bulunarak hazır bu­lunanların Önünde gerek teknik kı­sım ve gerekse satış kısmı müdürle­rine teknikman traktörlerin teslime hazır ve satışında lüzumlu bütün for­malitelerin tamamlanmış olup olma­dığını sormuş ve verilen müspet ce­vaplardan sonra sözü satış kısmı mü­dürü Mr. Huff'a bırakmıştır.

Mr. Huff konuşmasında, bugünün kendileri için fevkalâde mühim bir gün olduğunu bildirmekle söze baş­lamış, fabrikada, imal edilen traktör­leri Türk çiftçisine ulaştıracak en iyi teşkilâtın Ziraî Donatım Kurumu olduğuna inandıklarını ve bu teşki­lâtla işbirliği yapmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduklarını ifade ederek teşkilâttan bu traktörlerin bir an ev­vel Türk çiftçisinin hizmetine arze-dilmesini Ziraî Donatım Kurumun­dan istemiştir. Daha sonra Ziraî Donatım Kurumu Umum Müdürü İhsan Gürsan yaptı­ğı konuşmada mesut bir anlaşmanın müspet semerelerinin çok kısa bir zamanda alınmaya başlamasını gör­mekle çok büyük bir bahtiyarlık duy­makta olduklarını ve dünyaca tanın­mış Minneapolis Şirketiyle işbirliği yapmanın haz2inı şu anda daha iyi duyduklarını tebarüz ettirmiş ve trak­törlerin hiç vakit kaybedilmeksizin Türk çiftçisinin emrine tahsis edile­ceğinden şüphe edilmemesini söyliyerek bu teşebbüsün memlekete ve şirkete hayırlı olması temennisinde bulunmuştur. Müteakiben üzerinde büyük punto­larla Türk traktörü yazılı ilk traktörü Ziraî Donatım Kurumuna hazır bu­lunanların alkışları arasında teslim edilmiştir. Merasimden sonra kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirne satış kıs­mı müdürü Mr. Huff, ilk sene zar­fında traktörün bütün (parçalarının dışardan ithal edilerek yalnız monte işinin memleketlimizde yapılmasının kararlaştırılmış olmasına rağmen iş­lerin istenildiğinden çok daha iyi in­kişaf etmesi neticesindedir ki bazı parçaların memleketimizde gerek şir­ketin kendi fabrikasına veyahut ta memleketimizdeki diğer müesseseler­de yaptırılmasının karar altına alın­dığını söylemiştir. Bütün parçaların Türkiyede imal ettirilmesini temin ba­kımından da derhal faaliyete geçildi­ğini bildiren Mr. Huff, Minneapolis Şirketinde bulunan ve Amerikanın tanınmış dökümhane eksperlerinden bulunan Mr. Levison'un hâlen mem­leketimizde kurulacak modern dö­kümhanenin plânlarını tesbitle meş­gul olduğunu ve inşaata geçildikten 24 ay sonra, dökümhanede traktör için lüzumlu bütün malzemenin ya­pılacağını ve böylelikle traktörün yüzde yüz aksamiyle Türkiyede ima­linin kabil  olacağını beyan etmiştir.

 İstanbul :

Dost Lübnan Reisicumhuru Kâmil Şe-mun ile Reisicumhurumuz Celâl Bayar, yanlarında Lübnan Başvekili Sa­mi El Solh, Başvekilimiz Adnan Men­deres olduğu halde, bugün öğleden evvel Metris çiftliğinde müdafaa kuv­vetlerimizin şereflerine tertip ettik­leri işbirliği atış ve harekât tatbika­tını takip etmişler ve bu tatbikat so­nunda güzide misafirimiz Kâmil Şe-ffiutı ihtisaslarını, 66 nci tümenin şe­ref defterine yazdıkları şu kıymetli cümlelerle ifade eylemişlerdir:

«Gördüğümüz manevralar, bize, kıta­ların mükemmel durumunu ve bütün kuvvetlerin parlak işbirliğini müşaha-de imkânını vermiştir. Bu manevralar, bizde, daima güzel askerî an'aneleri-nin irtifaında bulunan Türk ordusu­nun, hür dünyanın öncüsünü teşkil ettiği hakkındaki mevcut kanaati te­yit eylemiştir. Bu ordunun general­lerine, subaylarına ve bütün erlerine hararetli teşekkürlerimizi ve en    iyi temennilerimizi bildiririm.

İstanbul 6 Nisan 1955Kamil ŞEMUN

Müdafaa kuvvetlerimizin büyük bir muvaffakiyetle ceryan eden bu atış ve harekât tatbikatını, iki dost devlet ve hükümet reislerinin yanında Baş­vekil yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Vekili Osman Kapani, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes ve Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ile Büyük Millet '^Meclisinin her encü­meninden seçilmiş ikişer mebus, muh­terem misafirimizin refakatindeki he­yet â^zası ile Lübnan gazetecileri, A-rap memleketleri büyük elçi ve elçi­leri, ataşemiliterler, memleketimizde bulunan Lübnan, İrak, İran ve Ürdün askeri heyetleri Erkânı Harbiyei U-mumiye Reisi Orgeneral Baransel, De­niz ve Hava Kuvvetleri Kumandanları, Erkânıharbiyei Umumiye İkinci Rei­si, generaller ve amiraller, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili, Ameri­kan askerî yardım kurulu başkanı General Shappert ile bu kurul üyeleri, İzmirdeki Nato karargâhı temsilcile­ri ve yerli ve yabancı basın ve ajans temsilcileri rasat tepesinde hazır bu­lunan hususî otağdan takip etmişler­dir.

Dost ve kardeş Lübnanın muhterem Reisicumhuru ile Reisicumhurumuz, saat 10 da Yıldız sarayında Şale köş­künden hareketle yollar boyunca İs­tanbulluların hararetli tezahürleri a-rasmda, Taksim, İstiklâl Gaddesi Atatürk Köprüsü, Topkapı, tarikiyle Metris Çiftliğine gelmiş ve Rasad te­pesinde askerî merasimle karşılan­mıştır.

Birinci Ordu Müfettişi Korgeneral, iki devlet reisini hürmetle selâmladıktan sonra, harekâtı, Korgeneral Fazıl Bir-ge kumandasındaki üçüncü kolordu­nun, Tümgeneral Namık Argüç ku­mandasındaki 66 ncı tümeni kıtaatı­nın yapacağını bildirmiş, Harekât Şubesi Müdürü de harekâtın tema'sı hakkında geniş izahat vermiştir.

Vazedilen askerî meseleye göre, Ma­vi kuvvetlerin hücumu ile Kırmızı kuvvetler, otağın kurulu bulunduğu tepenin tam karşısında bulunan küçük Kemer deresinin ötesine çekilmiş­ler ve oradaki sırtları tutarak müda­faa mevzileri kurarak tahkim etmiş­lerdir. Mavilerin tümen sıklet mer­kezinde daha evel yaptıkları taarruz durmuştur. [Bugün Mavilere verilen vazife, muhtelif kuvvetlerin işbirliği ile ikinci bir taarruza kalkmak ve ev­velki taarruzu ileri götürerek bahis mevzu sırtları ele geçirmektir.

Yıldırım ismi verilen bu harekâta tam tertipli bir piyade alayı ile 3 bölüklü bir tank taburu, 4 hafif ve 2 ağır topçu bataryası, Marmaradan üç muhriple bir kruvazör iştirak, etmiş­tir. Hava muhalefeti dolayısiyle, evvelce harekâta katılması dejpiş e-dilmiş olan taktik hava kuvvetleri üs­lerinden kalkmamış, bunun üzerine hücum plânlarında hava durumuna göre derhal tadilât yapılarak hava kuvvetlerinin vazifesi de ağır topçuya verilmiştir.

Verilen izahata göre, harekâta iştirak eden kuvvetler, İstanbul bölgesindeki kuvvetlerin onda biri, memleket dahi­lindeki kuvvetlerin de yüz küsurda bi­rini teşkil etmekte idi.

Askerî tatbikat, saat on biri çeyrek geçe, Mavi Kuvvetlere mensup topla­rın, havanların ve ağır piyade silâh­larının karşı sırtlardaki düşman mü­dafaa yuvalarını bombardımanı ile başlamış 20 dakika kadar süren şid­detli ve isabetli dövmeyi müteakip sağdan ve soldan tanklar harekete geçerek bombardımana tanklar da iş­tirak etmiştir. Otağın sonlarından başhyarak karşımızdaki küçük Ke­mer Deresi ve bu derenin ötesinde kademeli şekilde sıralanmış olan te­peler, hakiki bir muharebe meydanı manzarası arzetmekte, herkes bom­bardımanın ve harekâtın bir İntizam içinde gelişmesini dost ve kardeş dev­let reisinin pek güzel ifade ettikleri gibi, hür dünyanın öncülüğünü ya­pan kahraman Türk ordusuna karşı sevgi ve hayranlık duyguları içinde takip etmekte idi. Bir müddet sonra, topçu ateşi sağ ve gerilere doğru kaymış, bu esnada piyademiz tank­larla birlikte ilerlemeye başlamıştı. Birinci hücum, dalgasının dereyi ge­çerek sırtlara tırmanması ile başka tanklar   himayesinde yardımcı  kuvvetler harekete geçmiş ve böylece, bombardıman gittikçe gerilere doğru kayarken tanklar ve tankların hima­yesindeki piyade, karşı sırtları ele geçirmişlerdir.

Bütün bu harekât esnasında mavi kuvvetlerin ilerlemesine mâni olmak istiyen düşman kuvvetlerinin mavi kuvvetlere mensup batarya, tank ve piyadelere meîruz mukabil bombardı­manlara ve sıhhiye kıtalarının muha­rebe meydanından köylere yine mef-ruz yaralı taşımalarına da müsaade olunmuştur.

Büyük bir muvaffakiyetle cereyan eden tatbikat sonunda harekâtı ida­re eden generaller ve yüksek subaylar, iki dost ve kardeş devlet reisine tak­dim edilmiş, Lübnan Reisicumhuru Kamil Şemun, general ve subaylarımızı hararetle tebrik etmiştir. Müteakiben, ekselans Kamil Şemun 66 ncı tüme­nin şeref defterine ordumuz hakkın­daki sitayişkâr cümleleri yazmış ve bizzat kendileri haziruna hitaben oku­muştur. Bu kıymetli cümlelerin tercü­mesi hararetli alkışlarla karşılanmış­tır.

Saat 12.30 da iki devlet ve hükümet reisleriyle beraberlerindeki zevat, Met­ris çiftlie-inden hareket etmişler, as­kerî merasimle teşyi olunmuşlar ve Topkapı - Beyazıt - Ankara caddesi -köprü - Dolmabahçe yolu ile halkın alkışları ve tezahürleri arasında Vali konağına gelmişlerdir..

Lübnan Reisicumhuru ve refikasiyle Reisicumhurumuz, Lübnan Başvekili ile Başvekilimiz, vekillerimiz, Lübnan heyet âzasiyle Lübnan gazetecileri, tatbikatı müteakip saat 13.30 da İs­tanbul Vali konağında verilen ziya­fette hazır bulunmuşlardır. Bu ziya­fete Arap memleketleri büyükelçi ve elçileri, eski başvekillerden Rauf Or-bay, eski vekillerden Şükrü Kaya, vilâyet erkânı, Demokrat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul il idare kurulları başkanları, İstanbul gazeteleri başmuharrirleri, şehrimiz ileri gelenleri ve diğer davetliler de refikalariyle beraber iştirak etmişler­dir. Çok samimî bir hava içinde cereyan eden toplantı esnasında Lübnan Rei­sicumhuru, İstanbul Valisine Lübnan Sedr nişanının grand officier rütbe­sini tevcih etmiştir.

7 Nisan 1955

 Ankara :

7 Nisan dünya sağlık günü münase­betiyle Ankara ana ve çocuk sağlığı merkezinde dünya sağlık teşkilâtı mü­şaviri Dr. Humann basın için şu ko­nuşmayı hazırlamış bulunmaktadır:

«Bugün, 7 nisan, dünya sağlık teşki­lâtı anayasasının yürürlüğe girmesi­nin yıldönümüdür. Filhakika Birleş­miş Milletler üyesi olan devletler, sağ­lık' meseleleri hususunda beynelmilel bir ihtisas makamı kurulması hak­kında, delegelerinin verdiği kararı 7 nisan 1948 de New-Yorkta tasdik et­mişlerdir.

Böylece bu devletler hastalıkla savaş­mayı, sağlıkla yaşamaya elverişli şart­ları geliştirmeyi ve bu sayede hâlen gayri müsait durumda bulunan mem­leketler ahalisini refah ve saadete ka­vuşturmayı birbirlerine karşı tekeffül etmektedirler.

Dünya sağlık teşkilâtı anayasasını ka­bul eden Birleşmiş Milletler teşkilâtı­na dahil devletler, hastalıklarla ve halka arız olan büyük felâketlerle müştereken savaş usulünün yer yü­zünde ihdası tarihi olan, 7 nisan 1948 in yıldönümünü her sene kutlarlar.

Dünya sağlık teşkilâtının bu faaliye­ti, kendinden evvelki, bütün beynel­milel sağlık teşkillerinin ayni saha­daki teşebbüslerinden üstündür. Dün­ya sağlık teşkilâtı bu vazifeyi ilmî he­yetler göndermek suretiyle yapmakta ve bu heyetler, umumiyetle, alâkalı memleketin bir ekibi ile işbirliği ede­rek, en çeşitli âmme sağlığı hizmeti sahasında, muayyen bir programa gö­re çalışmaktadır. Meselâ sıtma ve ve­rem savaşları, anne ve çocuk sağlığı, hemşire bakımı gibi faaliyetler bu hizmetler cümlesind endir.

Böylece hâlen dünya sağlık teşkilâtı­nın iki ziyaretçi hemşire ile bir ta­bipten müteşekkil bir heyeti de Türkiyede anne ve çocuk sağlığına ait bir prcgramı tatbik etmektedir. Türk ta­bip ve hemşireleriyle sıkı bir işbirliği halinde çalışan bu ekip Ankara şehri­nin bir mahallesindeki gebe kadınla­rın, çocuklu kadınların ve çocukların sağlığına nezaretle mükellef bir anne ve çocuk sağlığı merkezinin çalışması­nı temin etmektedir. Bu faaliyet de bu gibi müesseseleri bütün memlekete yaymaya mahsus programın ilk mer­halesinden ibarettir.

Diğer taraftan dünya sağlık teşkilâtı tedris programlan, tabip ve hemşire ve ebe gibi yardımcı tıbbî personeli yetiştirmeğe mahsus programlar da tatbik etmektedir. Bu hizmet de alâ­kalı memleketlere, kendi ihtisas saha­sında, tedrisat yapmakla vazifeli eks­perler göndermek, «bölge seminerleri» ihdas etmek veya burs vererek muh­telif memleketlerin sıhhî personelinin muayyen memleketlerde yetişmesini temin etmek suretiyle yapılmaktadır.

Nihayet dünya sağlık teşkilâtı muhte­lif memleketlere, sağlıkla alâkalı me­seleler hakkındaki en yeni malûmatı bildirmek suretiyle, tıbbî istihbarata da yardım etmektedir.

7 nisanın yıldönümü her sene bir sağ­lık vecizesiyle tebarüz ettirilmektedir. Bu yıl «su, sağlığın aynasıdır» vecize­si kabul edilmiştir. Dünya Sağlık Teşkilâtı Umum Müdürü bu vecizeyi seçmekle kavimlerin sağlı­ğında suyun oynadığı rolü göstermek istemiştir. Çünkü hayata esasından bağlı olan, toprağın bereketi ve zira-atin inkişafı için en lüzumlu unsuru teşkil eden ve bazı 'bölgelerde mede­niyetin kurulmasına âmil olan su, içinde mikrop bulunması ve bunları halka bulaştırması dolayısiyle hastalık ve ölüme de sebep olabilir. Şu halde içme suyu tesisleri insanla­rın sağlığını muhafaza bakımından esaslı bir faktördür. Halka temiz ve sıhhî su teinin etmek hükümetlerin de, resmî makamların da ilk işlerin­den biri olmalıdır. Ancak insanların da içilmeye elverişsiz suların tehlike­lerini anlaması, sıhhatlerini korumak ve içme suyunun kirletilmesine mey­dan vermemek için, lâzımdır.

Fransız filozofu Jean Jacques Rous-sea.u «ijiyen ahlâkın "bir şubesidir» de­miş ve bu sözü ile sağlığın, büyük öl­çüde olmak üzere, bizzat insanın ken­disinin hareket tarzına tâbi olduğunu göstermek istemiştir.

Böylece insanların hayat şartlarının ıslahını ve saadetlerini esas tutan sağ­lık idealine erişme yolunda hastalık­lara karşı açılan savaşta halk ta hü­kümetin çalışmalariyle işbirliği etme­lidir. Berrak ve saf bir suyun sembo­lize ettiği gaye ve ideal de budur.

Diğer taraftan 7 nisan dünya sağlık günü münasebetüe Ankara ana ve ço­cuk sağlığı merkezinde dünya sağ­lık teşkilâtı hemşirelik mütehassısı Huguette Merchiers de basın için şu konuşmayı hazırlamış bulunmakta­dır:

«Bugün dünya sağlık teşkilâtı, kurulu­şunun 7 nci yıldönümünü kutlamak­tadır. Teşkilât, bu yıl remiz olarak «su» mefhumunu seçmiştir. Böyle bir tasrihle, dünyada su unsurunun taşı­dığı ehemmiyet tebarüz ettirilecektir. Haddi zatında, her ne kadar su, mah­sulün bereketli olmasında, ulaştırma imkânlarında, enerji istihsalinde ve her türlü hayat kaynağının birinci de­recede bir unsurunu teşkil ederse de, ayni unsur en tehlikeli hastalıkları nakletmekte, epidemilere sebep olmak­ta, büyük sel felâketleri veya kurak­lıklar yüzünden bir memleketin peri­şan olmasına yol açmaktadır.

Bugün, dünya sağlık teşkilâtının tü­kenmek bilmiyen enerjisi, dünyanın 64 memleketine yayılmış bir vaziyette bu memleketlere sıhhî faydalar sağla­maktadır. Teşkilâtın idealini bu ka­rakteristik vasfı teşkil etmektedir. Nerede, ne şekilde ve ne zaman mü­him bir sağlık konusu ortaya çıkarsa çıksın, milliyet, ırk, din ve meslek ay­rılıkları gözetilmeksizin durumu her halde incelenecek ve en iyi bir tarzda halledilecektir.

Türkiyede, hükümetin hassasiyetle üzerinde durduğu anne çocuk sağlığı dâvasında, dünya sağlık teşkilâtının müzahereti talep edilmiştir. Dünya sağlık teşkilâtının görevlendirdiği bir Fransız hekim, bir İskoçyalı ve bir Belçikalı hemşire ebeden müteşek­kil ekibin Türkiyeye muvasalâtların­dan henüz birkaç ay geçtiği halde bu geçen kısa müddet zarfında bile mü­him gelişmeler kaydedilmiştir. Memle­kette sırf bu sahada hizmet edecek olan ilk sağlık merkezi «anne ve çocuk sağlık merkeği» kuruldu. Buraya mü­racaat eden hâmile annelerle çocuk­ların miktarı her gün gittikçe artmak­ta ve kendileri bugünün icap ettirdiği şartlar dahilinde tedavi edilmekte ve ihtimam görmektedirler. Dünya sağ­lık teşkilâtı en yeni görüşleri tatbik etmekle kalmıyor, ayni zamanda bu­rada vazifeli bulunan ekip, konferans­lar vererek pratik gösteriler tanzim ederek ve ziyaretçi hemşirelik kursları tertip ederek hizmet etmektedir. Hâ­len birçok hemşire bu tarzdaki eğitim­lerden faydalanmıştır. Anne ve çocuk sağlığı millî bir dâva­dır. Bu, memleketin istikbali, sağlığı ve saadeti demektir. Bunun içindir ki, bu dâva her vatandaşı, köyündeki tar­lasında çalışan çiftçi ile su tesislerini yapan sağlık mühendisini, orman ko­ruyucularının itikâllere karşı mücade­le etmesi ve köy Öğretmenlerinin genç dimağları tenvir etmesi hep bu gayeye hizmet etmektedir.

Millî bir camiada halk sağlığı çalış­malarında ziyaretçi hemşire _ ebe mühim bir yer işgal etmektedir. He­kimlerin sadık birer yardımcısı olan ziyaretçi hemşireler, İhtimamlı elleri ve rakik kalbleriyle ziyaret ettikleri muhitlerde nasihatler vererek, tavsi­yelerde bulunarak bu muhitlerin sağ­lık standartlarını yükseltirler. En mo­dern hastahanelerde olsun, en müte­vazı bir sağlık merkezinde olsun, ça­lışkan ve enerjik hemşirelerin takdir ve hürmete lâyık büyük bir mevkileri vardır.

Türkiyede maalesef bu değerli yar­dımcıların miktarı azdır. Türkiyede hemşire ebeye gün geçtikçe büyük bir ihtiyaç hissedilmektedir. Hükü­met Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Ve­kâleti kanaliyle bu durumu etüd et­mektedir. Diğer memleketlerde, asırlar boyunca hayatlarını ve gayretlerini bu gayeye vakfeden çok değerli şahsiyetler mevcuttur: Fabiola, Florence Nightingale gibi... bugün bu vazife genç Türk kız­larına terettüp etmektedir.Türk milletinin bu âcil ihtiyacını genç Türk. kızları hiç şüphesiz büyük bir tehalükle karşılıyacaklardır.

 İstanbul :

Başvekilimiz Adnan Menderes bugün saat 18 de İstanbul vilâyetinde mem­leketimizde misafir bulunan Bağdat Garnizon Kumandanı Tuğgeneral Ta­rık Sait riyasetindeki Irak heyeti, İran Erkânı Harbiyei umumiye riya­seti harekât başkanı Tuğgeneral Feri­dun Kuşeyşi riyasetindeki İran heyeti, Kudüs piyade alayı kumandanı yar­bay Sadık Sara riyasetindeki Ürdün heyeti ve Lübnan Erkânı Harbiyei Umumiye riyaseti eğitim dairesi başka­nı Kurmay Binbaşı Şumeyit riyasetin­deki Lübnan askerî heyeti ile görüş­müştür. Bu görüşmelerde Millî Müdafaa Vekili Ethem. Menderes ile Erkânı Harbiyei Umumiye Haber Başkanı Tümamiral Fahri Korutürk te hazır bulunmuşlar­dır,

 Ankara :

Bu sabah_ îstanbuldan şehrimize gel­miş olan İtalya Ziraat Vekili Giuseppe Medici saat 12 de Reisicumhur defteri mahsusunu imzalamış, müteakiben A-nit - Kabri ziyaret ederek kabre bir çelenk koymuştur.

Misafir Vekil öğleden sonra Başvekil yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüş­tü Zorluyu, Ziraat Vekili Nedim Ök-meni ve İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalıyı ziyaret ederek kendileri ile görüşmüştür. Cumartesi akşamı trenle İstanbula gidecek olan misafir Vekil Ankaradan ayrılmadan evvel hükü­met ricali ile temaslarda bulunacak ve Ziraat Vekâletinin muhtelif müesse­selerini ziyaret edecektir.

8 Nisan 1955

 Heybeliada :

Lübnan Reisicumhuru Kamil Şemun ile Reisicumhurumuz Celâl Bayar, be­raberinde Başvekilimiz Adnan Menderes bulunduğu halde bugün donanma­mızın muhterem misafirimiz şerefine tertip ettiği deniz tatbikatında bulun­mak üzere Heybeliadaya gelerek Deniz Harp  Okulunu ziyaret etmişlerdir.

İki dost ve kardeş devlet reisinin bu ziyaretinde kendilerine Lübnan Reisi­cumhurunun refakatinde bulunan he­yet âzası ile Lübnan gazetecileri, Dev­let Vekili Osman Kapanı, Millî Müda­faa Vekili Ethem Menderes, Hariciye Vekili profesör Fuat Köprülü, eski Başvekillerden Rauf Orbay, Erkâ­nı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Barans'el, kara, hava ve de­niz kuvvetleri kumandanları, Riyaseticumhur erkânı, Lübnanm Ankara Bü­yükelçisi ile Beyrut Büyükelçimiz re­fakat etmekte idi.

İki devlet reisi ile Başvekilimiz refa-katlerindeki zevat ile beraber saat 9.30 da Dolmabahçeden Acar motörü ile hareket ederek Dolmabahçe açık­larında demirlemiş bulunan Savarona okul gemisine geçmişlerdir.

Savarona, iki dost ve kardeş devlet re­isini 42 pare top atımı ile selâmlamış ve iki avcı botu refakatinde Heybeli­adaya hareket etmiştir.

Daha evvel Arap memleketleri Büyük elçi ve elçileri, Afganistan Büyükelçi­si, Büyük Millet Meclisinden tefrik edilen mebuslar heyetini, memleketi­mizde misafir bulunan Lübnan, Irak, Ürdün ve İran askerî heyetleri ve ataşemiliterlerî, general ve amiralleri Ka-bataştan hareket eden hususi bir va­pur Heybeliadaya getirmişti.

Savarona okul gemisi savunma ve avcı botlarının refakatinde Heybeliada açıklarına geldiği zaman orada hisar sınıfından iki ve Gaziantep sınıfından üç muhribimiz tarafından karşılan­mıştır.

Deniz birliklerimiz bugünkü merasim münasebetiyle alay sancaklarını toka etmiş ve grandi direklerine Lübnan bayrağını çekmişlerdi.Savarona, muhriplerimizin önünden geçerken Hisar sınıfı muhriplerimiz iki dost ve kardeş devlet reisini top atımı ile selaâmlamış çimarivada bulunan deniz erlerimiz üç defa demişlerdir.Sayın Kamil Şemun ile saym Celâl Bayar, beraberlerinde Başvekilimiz ve diğer zevat olduğu halde Heybeliada-da Deniz Harp Okulunun rıhtımına çıkmışlar ve orada deniz eğitim ko­mutanı tümamiral Necati Talayman ve Deniz Harp Okulu Komutanı Albay Naci Seyhan tarafından karşılanmış­lardır.Başta alay sancağı olduğu halde okul öğrencilerinden mürekkep bir merasim taburu selâm resmini ifa etmiş bando iki devlet milli marşını çalmıştır. Tef­tişi müteakip okul gezilmiş ve muh­terem misafirimize okul adına bir meç hediye edilmiştir.Bundan sonra saat 12 ye doğru tatbi­katta bulunulmak üzere muhriplere geçilmiştir.

9 Nisan 1955

  Antalya :

Londra üniversitesi, Yakın ve Orta Şark tarihi kürsüsü profesörlerinden Mr. Bernart Lewis, vilâyetimiz dahi­linde tarihi ve arkeolojik tetkiklerde bulunmak üzere şehrimize gelmiştir.

Londra üniversitesinde Türkiyenin Yakın ve Ortaçağ tarihi ile alâkalı iç­timai ve kültürel mevzular üzerinde çalışan Prof. Bernart Lewis, Antalyada mahalli idarelerin çalışma tarzını tetkik edecektir. Kendisiyle konuştuğumuz profesör   :

İngilterede, beynelmilel yeni tarih kraliyet enstitüsü için (yeni Türkiye-de garplılaşma ve yenileşme cereyan­ları) isimli bir eser yazmakla vazife­lendir ildiğini ve beşinci defadır Tür-kiyeye geldiğini söylemiştir.

  İstanbul :

Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Pariste yapılacak olan Nato Konseyi toplantısına iştirak etmek üzere bugün saat 11.30 da uçak­la Parise hareket etmiştir.

Yeşilköy hava meydanında Vali Muavini Nafi Tünıer ve Bakırköy Kayma­kamı tarafından uğurlanan Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorluya Hususî Kalem Müdürü Hayrettin Ozansoy refakat etmekte­dir. .

 Ankara :

1955 mali yılının" ilk ayının tahsilat durumu hakkında Maliye Vekâletin­den yetkili bir zattan alman malûma­ta göre, mart 1955 ayında devlet ge­lirleri tahsilatı 289 milyon 189 bin 686 liraya baliğ olmuştur. Bu miktar ge­çen mali yılın ilk ayında yapılmış olan 215.6 milyon liralık tahsilata na­zaran 73,6 milyon lira fazlalık arzet-mektedir. Mart 1955 ayı fiilî tahsilatı 1953 mart ayı tahsilâtına nazaran 129 milyon lira ve 1952 mart ayma naza­ran ise 146.6 milyon lira fazlalık gös­termektedir.

1951 den bu yana geçen yıllar içinde en yüksek aylık    tahsilat miktarları,1951 kasımında 132 milyon lira,  1952 temmuzunda  160 milyon lira,  1953 ocak ayında 200 milyon lira ve 1954 eylülünde 234 milyon lira olduğuna göre, 1955 mart ayı devlet gelirleri
tahsilatı malî tarihimizde yeni bir re­kor seviyesi teşkil etmiştir. 1955 mart ayında tahsilatın bu sevi­yeye ulaşmasında en 'büyük tesiri olan vergilerimizin başında gelir vergisi gelmektedir.

Nitekim bu vergiden 1952 mart ayın­da vaki tahsilat miktarı 51 milyon li­ra iken bu miktar 1953 mart ayında 58 milyon liraya, 1954 mart ayında 98 milyon liraya yükselmiş, içinde bulun­duğumuz mali yılın ilk ayında ise ge­lir vergisinden yapılan tahsilat mik­tarı 135 milyon liraya baliğ olmuştur. 1955 mart ayı gelir vergisinden ya­pılmış olan bu tahsilat 1954 mart ayı gelir vergisi tahsilatından yüzde 37,6, 1953 yılı tahsilatından yüzde 132.3 ve 1952              tahsilatından ise yüzde 162,3 nisbetinde bir artışı ifade etmektedir.

10 Nisan 1955

  İzmir ;

Dost ve kardeş Lübnan Reisicumhuru Kamii Şemun, Başvekilimiz Adnan Menderesin refakatinde olarak Sava-rona gemisinde kendilerini teşyi eden Anadolu Ajansı Umum müdürüne, in­tiba ve ihtisaslarını şu kıymetli cüm­lelerle ifade etmişlerdir:

«Kalblerimiz, bize karşı unutulmaz dostluk göste'ren Türk milletine, onun devlet reisine, başvekiline, hükümeti­ne ve matbuatına karşı en samimî ve çok derin kardeşçe hissiyatla doludur. Gösterilen muhabbete ve samimî ya­kınlığa karşı en hararetli teşekkürle­rimizi bildirmeyi kendime çok zevkli bir vazife telâkki ederim. Şundan emin olabilirsiniz ki, bu ziyaretimiz, memleketlerimiz, ve milletlerimiz ara­sındaki işbirliğinde çok feyizli bir-mer­halenin başlangıcını teşkil edecektir.»

 İstanbul :

Bu sabah İstanbuldan ayrılmış olan mümtaz misafirimiz dost ve kardeş Lübnan Reisicumhuru ekselans Ca-mille Ghamoun adına Riyaseticumhur Umumî Kâtibi Büyükelçi Georges Ha-imari, İstanbul Valisi ve Belediye Re­is Vekili Profesör Gökaya şu telgrafı göndermiştir :

«Tarihî şehrinizden ayrılırken Reisi­cumhur ekselans. Camille Chamoun ve refikaları bayan Chamoun İstanbul-daki ikametleri sırasında edindikleri en iyi hâtıralarla meşbu bulunmakta, mükemmel bir şekilde tertiplenen ka­bul resimlerinin hâtırasını hiç bir za­man unutmıyacaklarını ifade etmek­tedirler. Ekselansları ayni zamanda İs­tanbul halkının kendilerine karşı gös­termiş olduğu sempati tezahürlerin­den de fevkalâde mütehassis olmuş­lardır. Ekselansları, zatıâlinize ve -ba­yan Gökaya gösterdiğiniz nazikâne misafirperverlikten dolayı teşekkürle­rini bildirmekte ve ayni zamanda sa­mimî teşekkür hislerini belediye er­kânına ve sevimli şehriniz halkına, ib­lâğını da rica etmektedirler.»

Dost ve kardeş Lübnan Başvekili ek­selans Sami El Solh da profesör Gö­kaya şu telgrafı göndermiştir:

«Şahane şehrinizden ayrıldığım sırada size ve belediye erkânına ve ayni za­manda İstanbul halkına, gösterdiğiniz hararetli hüsnü kabulden dolayı te­şekkürlerimi bildirmek isterim.»

 İzmir :

Dost ve kardeş Lübnan Reisicumhuru Kamil Şamun ile refikası, beraberle­rinde başvekilimiz Adnan Menderes ol­duğu halde, bugün öğleden sonra İz-mirden Efese gitmişler ve orada Mer­yem Ananın Panayakapuludaki evini ziyaret etmişlerdir.

İzmirden Selçuk'a kadar yol boyunca bütün köylerde ve Torbalı kaza mer­kezinde Egeli vatandaşlarımız, güzide misafirimize en hararetli tezahürlerde bulunmuşlardır. Her köyün meydanın­da taklar kurulmuş, takların etrafını binlerce vatandaş kaplamıştı. Lübnan Reisicumhuru ile Başvekilimizin bin­diği otomobil köylere yaklaştığı zaman muhterem misafirimizi alkışlamakta olan halk muvacehesinde yavaşlamak mecburiyetinde kalıyor ve köy meyda­nında dost devletin reisi ile hükümet reisimiz, sevgi tezahürlerinde bulunan vatandaşlarla çevreleniyordu. Selçukta tezahürler en yüksek raddesine çık­mış ve Selçuktan doğru Efes harabe­leri civarındaki Bülbül dağına gidil­miştir. Panayakapulu mevkiinde pa­zarı geçirmek üzere oraya gelmiş olan yüzlerce vatandaş, ayrıca birçok turist ve zeybek, elbiseleri giymiş İzmir ve Aydm efeleri, dost Lübnanm mümtaz devlet reisini hararetle selâmlamışlar-dır. Meryem Ananın evi önünde muh­terem misafirimiz, İzmir katolik baş­piskoposu Deskuü tarafından karşı­lanmış ve ev gezdirilerek gerekli iza­hat verilmiştir. Bayan Şamun Meryem Ananın dua mahalline elindeki çiçek­leri vazetmiştir.

Efesten avdette de yol boyunca hal­kın ayni tezahürleriyle uğurlanan muhterem misafirimiz, saat 18.30 da Cumhuriyet meydanına gelmiştir. Lübnan Başvekili Sami El Solh, öğ­leden sonra Kültürparktaki çay bah­çesinde istirahat etmiş ve şehri gez­miştir. Sami El Solh, İzmirdeki sivil ve askerî erkân ile birlikte, Lübnan Reisicumhurunu ve Başvekilimizi Cumhuriyet meydanında karşılamış­tır. Muhterem, misafirimiz oracia se­lâm resmini ifa etmekte olan askerî

kıtayı teftiş etmiş, 'bando Lübnan ve Türk millî marşlarını çalmış ve bütün civarı dolduran İzmirlilerin hararetli alkışları arasında kendisini teşyie ge­lenlerin ellerini sıkarak teşekkür et­miş, İzmir Valisine Lübnan sedr ni­şanının grand officier rütbesini tev­cih etmiş ve kendisini Savaronaya gö­türecek olan motöre binmiştir. Baş­vekilimiz Adnan Menderes motörde kendisine refakat etmekte idi. Moto­run rıhtımdan açılmasiyle dost mem­leketin mümtaz devlet reisi, sarı kış­ladan atılan 21 pare topla selâmlanmıştır.

Liman açıklarında Gaziantep tipin­den iki muhribimizin ortalarında, mi­safirimizi İzmirden Beyruta götüre­cek olan Savarona okul gemisi demir atmış bulunuyordu. Gerek Savarona ve gerek refakat muhripleri alay san­caklarını toka etmiş, deniz erlerimiz çimariva nizamında yerlerini almıştı. Refakat muhriplerinin mürettebatı üç kere «sağol» diye bağırmış, Savarona da 21 pare topla kardeş devletin Rei­sicumhurunu selâmlamış tırl Savaro­naya çıkışında askerî merasimle kar­şılanan Lübnan Reisicumhuruna, ka­fileye kumanda edecek olan harp fi­lomuz kumandanı amiral Refet Arnon gemi kumandanlarını takdim etmiştir.

Savaronanm güvertesinde Lübnan Re­isicumhuru Kamil Samun ile Başveki­limiz Adnan Menderesin vedalaşması çok samimî olmuş ve Başvekil Adnan Menderes gemiyi terkeder etmez, saat 19 da Savarona, 1 nisandanberi mem­leketimizin misafiri olan ve halkımız­da dost ve kardeş Lübnana karşı olan sevginin yüksek şahsiyetlerinde bir kere daha bütün parlaklığı ile teza­hürüne mesut bir vesile vermiş bulu­nan Lübnan Reisicumhuru Kamil Şamunla refikasını, Lübnan Başvekili Sami El Solhu ve beraberindeki zeva­tı hamilen Beyruta müteveccihen İz­mirden hareket etmiştir.

11 Nisan 1955

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes memleketi­mizde bulunmakta olan İtalyan Ziraat Nazırı ekselans Prof. Giuseppe Me-diciyi bugün saat 17.30 da vilâyette kabul ederek görüşmüştür.

Bu görüşme esnasında Ziraat_ Vekâleti müsteşarı İbrahim Sargut, îtalyanm Ankara Büyükelçisi ekselans Luka Pi-etro Marchi ve Ziraat Vekâleti müşa­viri hazır bulunmuşlardır.

 Ankara :

Memleketin iktisaden kalkınma­sında en mühim mevzularını teş­kil eden sanayi, maden, ulaştırma, enerji ve su işleri gibi yatırım saha­larına tahsis edilmek üzere Maliye Ve­kâleti amortisman ve kredi sandığı tarafından ihracına karar verilen 60 milyon liralık yüzde beş faizli tahvil­ler bu sabahtan itibaren bütün ban­ka şubelerinde satışa çıkarılmıştır.

Satışa 22 nisan cuma günü öğle Üze­ri nihayet verilecektir.

 İzmit:

Çatalağzı enerji hattının Gölcük fab­rikaları santralına bağlanması müna­sebetiyle bugün saat 15 te bir mera­sim yapılmıştır.

Kocaeli Valisinin, donanma kuman­danının Gölcük ve Değirmendere be­lediye reisleriyle kalabalık bir davetli topluluğunun hazır bulunduğu mera­simde fabrika müdürü tarafından iza­hat verilmiş ve hayırlı olması temen­nisiyle enerji hattı Gölcük santralına bağlanmıştır.

Bu enerji hattı sayesinde senede 250 bin liralık bir tasarruf ve büyük tez­gâhların çalışması temin edilmiş ola­caktır. Ayrıca Gölcük ve Değirmende­re belediyeleri de enerjiden istifade edecektir.

 Ankara :

Yurdumuzun en küçük topluluklarına kadar teşkilâtını yaymak yolunu tut­muş bulunan veremle savaş derneği başkanlığı çalışmalarına hummalı bir şekilde devam etmektedir.

Bu faaliyet cümlesinden olmak üzere Veremle Savaş Derneği Ankara hasta-hanesine 1/1/1954 ten 31/12/1954 sonuna kadar 213 vatandaş yatmış ve bunlardan 211 i şifa bularak taburcu edilmiştir.

Ayrıca dispanseerlerden ayakta tedavi edilmek üzere mezkûr hastahaneye müracaat eden vatandaşlardan görü­len lüzum üzerine 221 kişiye ameli­yat yapılmıştır. Yine akciğer kanse­rinden muztarip 3 vatandaştan ikisi, vaktinde müracaat ettiklerinden ha­yatları kurtarılmış, tamamen şifa bul­duktan sonra taburcu edilmişlerdir. Hastahanenin bu faaliyetlerine muva­zi olarak Ankara Verem Savaş Derneği başkanlığı bir taraftan vatandaşın bu mühim yardımına koşarken bir taraf­tan da servislerini çoğaltmış ve dis­panserlerde kadın servisi vücuda ge­tirilerek faaliyete geçmiş bulunmak­tadır. Bunlardan başka veremle savaş der­neği başkanlığı Ankara numune has-tahanesi bitişiğinde faaliyete geçmiş bulunan modern tesisatlı ve 150 ya­taklı numune verem pavyonunu inşa ettirmiş ve Sıhhat ve İçtimaî Muave­net Vekâletine hediye etmiştir.Faaliyetini bir program dahilinde ifa eden ve vatandaş emrinde yılmadan vazife görmekte bulunan dernek has-tahanesinde bu sene içinde 28461 va­tandaşın tüberkülin radyoskopisi ya­pılmış ve 4657 vatandaşın büyük filmi çekilmek suretiyle tedavisi yapılmış­tır.Bütün bunlardan başka derneğe bağlı dispanserlere 49536 vatandaş müraca­at etmiş ve derhal muayeneleri yapıl­mıştır. Veremle Savaş Derneği başkanlığı bu yoldaki çalışmalarını hızlandırmış ve vatandaşa daha faydalı olmak üzere bütün imkânlardan faydalanmak için bir program hazırlamıştır.

 Çanakkale :

Bugün Dumlupmar-Naboland dâva­sına Çanakkale Ağırceza mahkeme­sinde devam edildi. Mahkeme heyeti Sedat Cumralının başkanlığında Hü­seyin Avni ve Orhan Ertuğruldan te­şekkül etmişti. İddia makamını Salim Ertem işgal ediyordu. Reis, Sedat Çumralı avukat Suat Tahsin Türke müdafaasını yapması için söz verdi. Suat Tahsin heyecanlı bir ifade ile yazılı müdafaada bulundu ve dâva­nın muhtelif safahatını uzun uzun tahlil ettikten sonra müdafaasına şöy­le son verdi: Muhterem hâkimler, görülüyor ki, ehlivukuf heyetinin mütalâasına göre sancağa devam etme manevrası denizaltıyı kat'î bir müsademeye götür­mektedir. Kaldı ki bu manevraya de­vam ile bilhesap müsademe olmıyacağı bugün taayyün etse bile Çelebi-oğlunu üstüne gelen geminin üstüne giden bir manevra ifasına zorlayama-yız. Bu sebeple sancakta müsademe ister bilhesap tahakkuk etsin veya is­ter etmesin bu manevraya devam et­memesi onun hiç bir veçhile mesuli­yetini intaç etmez.

Şimdi gelelim, alabanda iskele ma­nevrası yerine sancağa devam edil­mese bile yol kesmek, stop etmek ve­ya tornistan çalışmak lüzumunu id­dia: eden mütalâaların tahlil ve mü­nakaşasına, muhterem hâkimlerim, evvelce de bir vesile ile arz ve izah eylemiştim, akıntıya karşı 9 mil mu-hassala süratiyle seyreden bir deni­zaltı gemisi 5-6 yüz metrelik mesafe­den kendisine fahiş bir süratle tekar-rüp eden ve manevrası ve rotası itiba­riyle muhakkak bir tehlike ikama muktedir görünen bir gemi önünde yol kesmek veya stop etmek manevra ka­biliyetini tamamen kaybederek dü-mensiz ve hareketsiz bir duba halinde tehlikeyi kabul etmek manasınadır. Büyük müdafaa silâhının kumanda­nını bir boğa yılanının hücumu kar­şısında manyetize olmuş ve mefluç kalmış bir oğlak gibi canavara teslim olmağa davet ve mecbur edemeyiz. Nizamnamenin 23 üncü maddesini bu­rada tatbike mesağ yoktur. 23 üncü kuralın tatbiki ancak başkaca manev­ra yapmağa imkân ve saha mevcut değilse, yani sancak veya iskele ma­nevraları yapılması mümkün değilse bu takdirde çok tekarrüp etmiş olan tehlikeye karşı gidilmemek için yol kesmek, stop etmek, ve tornistana ça­lışmak suretiyle mümkündür. Arada henüz 600 metrelik bir mesafe mevcut ve bu sebeple de manevra imkânı ve sahası varken 23 üncü maddenin tatbiki ile yol keserek veya durarak tehlikeden kaçınmamak deniz nizam­larına aykırı bir hareket ve kat'î me­suliyeti müstelzim bir manevradır.

Temyiz mahkemesi, Çelebioğlunun de-nizaltıyı daldırmak suretiyle tehlike­den kurtarmasının da mümkün olup olmadığının tahkik edilmesini lüzum­lu görmüştür. Filhakika yüksek mah­kemenizin evvelce ittihaz buyurduğu kararda bu cihet bir veçhile tahkik, tetkik ve münakaşa edilmemiştir.

Ehli vukufların müttefikan beyan et­tikleri mütalâaya göre su üstü seyri yapan ve su üstü durumunda bulunan bir denizaltının dalabilmesi için asgari 20 dakikalık bir zaman içinde en az 280 ameliyenin ikmal ve kontrol edil­mesi lâzım gelmektedir. Su kesafetine göre denizaltının dalış ayarlanması için de ayrıca zamana ihtiyaç olduğu beyan edilmektedir. Yüksek mahke­menize bu ameliyelerin cins ve nevi hakkında bir fikir verebilmiş olabil­mek için belli başlılarından bir kaçını burada tadat etmeme müsaadenizi istiyeceğim.

Baş ve kıç trim sarnıçlarının demi­nin tulanî muvazenesine uygun ola­rak imlâ edilmesi, ayar sarnıçlarının geminin sıklet durumuna göre ve ma­hallî deniz suyu kesafetine uygun ola­rak imlâ edilmesi, emniyet sarnıcının doldurulması, seri dalma sarnıcının doldurulması, baş ve kıç ufkî dalış dümenlerinin dalışa hazırfanması, dal­ma sarnıçlarının tahliyesi için kulla­nılan yüksek tazyikli havanın santral­deki hava sandığına gelmiş olmasının temini, dalma sarnıçlarının bütün tahliye valflerinin açılması, hidrolik sandığının ihzarı, trim. sandığının ha­zırlanması, Şnorkel direk ve tertibatı­nın dalış emniyetine alınması, su üstü seyri için hazırlanmış olan Dizel ma­kinelerinin su altı seyri için hazırlan­ması, geminin dalışta elektrikle sey­re geçebilmesi için manevra dairesi­nin bu maksatla ihzarı gibi daha yüz­lerce ameliyelerin gayet süratle ifa edilmesiyle ancak denizaltının 20 - 30 dakikada dalış yapması mümkün ola­bilir. Bu itibarla su üstü seyri yapa­rak su üstü durumunda bulunan bir denizalt birkaç saniye veya daki­ka içinde hemen dalış yaparak bir tehlikeden korunması asla mülâhaza edilemez.

Denizaltıyı istediğimiz bir anda bir karabatak gibi ne daldırmak ne de uçurmak mümkün değildir. Şu halde sancakta müsademe ihtimalleri varsa sancak dümen manevrasına devam edemeyiz. Yol kesip stop ederek ma­nevra kabiliyetimizi kaybedip tehlike­yi bekliyemeyiz, uçamayız ve dalama­yız, o halde tehlikeden kaçınacak ye­gâne manevra alabanda iskele ma-nevrasidir ki muhterem hâkimler, onu da tam bir isabet ve ehliyetle zama­nında Çelebioğlu ifa etmiştir.

Yüksek heyetinize, bu dâvada muha­lefeti temsil eden zihniyetin kısmen de hatalı ve mesul görünmemek müta­lâasından mülhem olduğunu bir ve­sile ile arz etmiştim. Bu fikir, her ne pahasına olursa olsun sancak manev­rasına devam etmek, sahile kaçmak, müsademeyi sancakta sığ sularda ka­bul etmek suretiyle daha az mesul ve hatalı görünmek esasına istinat etti­rilmiştir.

Geçen celselerde de tarafımızdan yük­sek heyetinize sarahatle ifade edilmiş­tir ki, nefsini mesuliyetten kurtarmak ve şahsına zahiren bir noktai müda­faa yaratabilmek endişesiyle gemisi­ni ve arkadaşlarını bir haileye sürük-liyecek aşağılık zihniyetlere Türk do­nanmasında yer verilemez. Bu sebep­ledir ki Çelebioğlunun böyle zelil bir duyguya esir olarak hareket ettiğine kanaat getirmiş olsam Türk barola­rının idealist bir elemanı sıfatile mü­dafaa kürsüsünde yer almam ve ço­cuklarıma miras bırakacağım cübbe-min kirlenmesine razı olamam.Muhterem hâkimler, dikkat buyuruî-sun, şimdi son sözümü söylüyorum. Dumlupmarm alabanda iskele manevrasiyie çatışma arasında asla bir illi­yet rabıtası mevcut ve mutasavver değildir. Çatışma münhasıran iskele­ye kırarak Dumlupmarı iskele ala­banda manevrasına mecbur eden Na-bolandm eseri tasniidir. Şilep süvari­sinin 200 metrelik yakın bir mesafede denizaltıyı teşhis ettiği zaman kendi­sini zahiren dahi olsa deniz nizamlarina göre mesuliyetten tebriye etmek istiyen zelil bir düşünceye esir kıla­rak iskele dönüşüne devam etmekten anî surette rücu ile alabanda sancak manevrasına geçen ve böylece yarat­tığı korkunç haile ile 81 kahraman vatan evlâdının başını yiyerek aramı­za dul ve yetimlerden mürekkep bed­baht bir insan kafilesi terkeden İs­veçli kaptan Oscar Lorentzon zalim, egoist ve aşağılık bir nefsaniyet duy­gusuna münkad olarak son dakikada irtikâp etmekten çekinmediği (ala­banda sancak) manevrasiyle büyük günahını işlemiştir. Bu sebeple mah­kûm Lorentzon facianın tek mesulü­dür ve yüksek heyetinizin vereceği ta­rihî hüküm ile de ebediyen tek mesul kalmağa mahkûm olacaktır.

Reis bundan sonra Çelebioğluna bir şey söyleyip söylemiyeceğini sordu ve Çelebioğlu müdafaanın sözlerine işti­rak: ettiğini bildirdi.

Reis celseye yarım saat ara verdi.

İkinci celsede reis şu kararı tebliğ etti:

«Tafsilâtı mucip sebepli kararda izaiı edileceği üzere maznun Sabri Çele-bioğlunun tedbirsizlik, dikkatsizlik, nizam ve emirlere riayetsizliği neti­cesi deniz kazasına ve binnetice Dum-lupmar denizaltı gemisinin batması­na ve içerisinde mütehassıs 31 subay, assubay ve erin ölümüne sebebiyet verdiğini dosyada mevcut devirlerle sabit göründüğünden hareketine uyan Türk Ceza Kanununun 383 üncü son fıkrası gereğince ve suçun neticesinin vehameti takdiri şiddet sebebi addiyle takdiren iki sene altı ay müddetle ağır hapsine ve 5435 sayılı kanun hü­kümleri gözönünde tutularak takdiren 1200 lira ağır para cezası ile mahkû­miyetine, 413 üncü maddenin tatbi­kine mahal olmadığına ve kabul edi­len takdiri tahfif sebebine binaen ta­yin olunan cezanın ve zamanında mer'î olan kanunun 39 uncu maddesi mucibince takdiren üçte birinin indi­rilerek bir sene 8 ay müddetle ağır hapsine ve 200 lira ağır para cezası ile mahkûmiyetine ve harçlar kanu­nuna göre 140 lira 50 kuruş duruşma harcı ile 960 kuruş posta giderinin ve meşhut suç tahsisatından sarfedilmiş bulunan ceman 2000 lira ehli vu­kuf ücretinin maznundan alınması­na temyiz yolu açık olmak üzere 11 Nisan 1955 tarihinde ittifakla verilen karar Cumhuriyet Müddeiumumisi Salim Ertem hazır olduğu halde maz­nun Sabri Çelebioğlu ile müdafii avu­kat Suat Tahsin Türk'ün yüzlerine ve müdahillerinin gıyaplarında açıktan anlatıldı.»

Bu karar müddeiumumi ile maznun müdafii avukat Suat Tahsin Türk tarafından temyiz edilmiştir.

 İstanbul :

Birkaç gündenberi memleketimizde bulunan ve dün İtalya adına Türk -İtalyan buğday anlaşmasını imzalı-yan, İtalya Ziraat ve Orman Vekili ekselans Prof. Guiseppe Medici bugün saat 19.00 da İtalyan konsoloshane­sinde bir basın toplantısı yapmıştır.

İtalyanm Türkiye Büyükelçisi ekse­lans Luka Pietro Marchi'nin de hazır bulunduğu bu toplantıda ekselans Me­dici, Türk - İtalyan iktisadî münase­betlerinin son durumu hakkında ge­niş malûmat vermiş ve ezcümle şun­ları söylemiştir:

Güzel memleketinize yapmış bulun­duğum ziyaret benim için çok faydalı ve öğretici olmuştur.

Buradaki müşahedelerimin neticesin­de kanaatim, Türkiye ziraatinin çok parlak bir istikbali olduğu merkezin­dedir. Bu kanaatimi şu esaslar üzeri­ne kurmaktayım:

1  Memleketinizde henüz ekilmemiş geniş arazi vardır.

2 Anadolu yaylası ekime son dere­ce  elverişli  bulunmaktadır.  Buradan iyi mahsul alınmasına mâni teşkil edebilecek tek şey kuraklık ise bugün artık bir mesele olmaktan çıkmıştır. Zira, sulama tesisleri veya Amerikalı­ların «kuru ziraat» tâbir ettikleri usul
ile kuraklığın tesiri telâfi edilebilmek­tedir.Netice itibariyle şunu söyliyebilirim ki, ziraat üzerine kurulmuş Türkiye ekoncmisi sağlam temellere istinat etinektedir.Türkiye ile İtalya arasında imzalan­mış bulunan iktisat anlaşması büyük bir istikbal vaadetmektedir. Zira her iki memleket iktisadiyatı birbirinin mütemmimidir.Ekselans Prof. Guiseppe Medici, bu arada, Türkiyenin İtalyaya olan ticarî borçlarının tasfiyesiyle alâkalı bir su­ali şöylece cevaplandırdı:

«Türkiyenin İtalyaya olan borçları bir meseie teşkil etmemektedir. Ben bu mevzuda son derece nikbinim, zi­ra siz her an istihsalâtınızı arttırma­ya muktedir siniz. Buna muvazi olarak biz de Türkiyeden yaptığımız ithalâtı mütemadiyen çoğaltmak yolundayız. Nitekim dün imzaladığımız anlaşma ile önümüzdeki beş sene. için her yıl Türkiyeden asgarî 100.000 ton sert buğday almayı kararlaştırmış bulu­nuyoruz. Bu buğday normal dünya fi-atları üzerinden satın alınacaktır. Bu­nun yanısıra, istihsal ettiğiniz iyi ka­lite tütün, pamuk, kuru yemiş ve yu­murtanın da talibi bulunmaktayız.

İtalyan Ziraat ve Orman Vekili Tür­kiyeden evvelce büyük çapta buğday ithalinde bulunmamış olmalarının se­bebini 1953 yılında İtalyada elde edi­len rekor sayılabilecek miktardaki buğday istihsaliyle izah etmiş ve son­ra gene buradaki tetkiklerine geçerek şunları söylemiştir:

«Memleketiniz dek i muhtelif tecrübe çiftliklerini gezdim, bunların gerek teşkilât bakımından mükemmelliğine, çalışma şekillerinin fevkalâdeliğine, gerekse elemanlarının ustalığına hay­ran oldum. Bir gazetecinin tekrar ticarî borçlar hakkında sorduğu suali, ekselans Me­dici şöyle cevaplandırmıştır:«Maksat sadece Türkiyenin borçlarını ödemesi değil, fakat Türkiye - İtalyan ticarî münasebetinin gelişmesi, iki memleket arasında sağlam ve devamlı bir işbirliği temellerinin atılmasıdır.Türkiyeyle İtalya arasındaki ticari münasebette hiç bir müşkül mevzuu bahis değildir. Münasebatımızı geliş­tirmek, için bazı tedbirlere de başvur­maktayız. Bu kabilden olarak, muhte­lif ziraî mevzularda ihtisas sahibi mütehassıstan müteşekkil bir heyet tetkiklerde bulunmak üzere nisan so­nunda italyaya gelecektir. Buna mu­kabil ileride' bir İtalyan heyeti de Türkiyeye gelerek ziraî mevzularda tetkikler yapacaktır.

12 Nisan 1955

Savarona okul gemisinden telsizle :

Memleketimizi ziyaret etmiş olan mümtaz misafirimiz dost ve kardeş Lübnan Reisicumhuru Ekselans Kamil Şemun, refikaları ve Lübnan Başve­kili ekselans Sami El Solh ile Reisi­cumhurunun maiyetlerini Beyruta gö­türmekte olan Savarona okul gemisi ve refakat kuvvetleri dün öğleden sonra Eğeden Akdenize geçmişlerdir.

Çok güzel bir bahar havası içinde geçmekte olan seyahatten aziz misa­firlerimiz çok memnundurlar.

Savaronadaki son akşam yemeğini müteakip bir toplantı yapılmış, ekse­lans Kamil Şemun ve refikaları top­lantıya huzurlariyle şeref vermişlerdir. Geç vakte kadar devam eden bu top­lantıda çok neşeli vakit geçirilmiştir.

Savarona okul gemisi bugün saat 17 ye doğru Beyruta vasıl olacaktır.

  Ankara :

Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Mü­dürlüğü ile iki Türk ihracatçı firması arasında, İtalyaya 1953 - 1954 yılı mahsulü (75) bin ton sert buğdayın satışına ait mukavele, bugün İktisat ve Ticaret Vekâletinde imzalanmıştır.

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, imza sırasında aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Memleketimizi ziyaret etmiş bulu­nan İtalyan Ziraat Nazırı ile Hariciye Vekilimiz arasında birkaç gün evvel imzalanmış olan beş senelik buğday anlaşması malûmunuzdur. Bugün de eski bir taahhüdümüz hükümleri icabı olarak ekmeklikte kulla nılmıyan 1953 954 mahsulü 75.000 ton makarnalık evsafında sert buğdayın İtalyaya sa­tış mukavelesini imzalamış bulunuyo­ruz.

Bu suretle hem eski bir taahhüdümüz yerine getirilmiş bulunacak, hem de önümüzdeki mahsul yılından itibaren meriyete girecek yeni buğday anlaş­masının ve İtalya ile son defa akdet­tiğimiz ticaret muahedesinin tatbiki bakımından iyi bir başlangıç olacak­tır.

Bu satışın her iki memleket için ha­yırlı ve uğurlu olmasını dilerim.

  Ankara :

Ordu günü merasiminde hazır bulun­mak üzere dost ve kardeş Ürdün hü­kümetinin davet ettiği, Erkânı Harbi­ye! Umumiye ikinci reisi Korgeneral Rüştü Erdelhunun başkanlığındaki as­kerî heyetimiz bugün Ammana müte­veccihen bir askerî uçağımızla Ankaradan ayrılmıştır.

  Ankara :

Memleketimizin en büyük demir ma­deni olan Divriği demir isletmesinin denize uzak mesafede bulunuşu ve nakliyat zorluğu dolayısiyle bu ma­denden elde edilen demir cevheri şim­diye kadar yalnız Karabük demir ve çelik fabrikalarının ihtiyacını karşı­lamakta ve başka şekilde kıymetlen­dirilmesi mümkün olamamakta idi. Karabük fabrikasının ihtiyacından fazla istihsal edilecek cevherin dış memleketlere ihracı üzerinde bu kere yapılan, çalışmalar müsbet safhaya in­tikal etmiştir.

Etibankla Almanyada Hamburg şeh­rinde kâin Cautinho und Co. firması arasında yapılan müzakereler sonun­da 7.350.000 lira tutarında 150.000. ton demir cevherinin Almanyaya ih­racı mevzuunda bir mukavele imza edilmiştir.

Bu anlaşma hükümlerine göre Etiban km 150.000. ton demir cevherinden takriben 20.000.ton kadar mamul demir imal edilerek memlekete getiri­lecektir.

Bu mamullerin yüzde 40 mı ince ebat­larda inşaat demiri, yüzde 20 sini pro­fil demiri ve galvanizli galvanizsiz saçlar ve bakiye yüzde 40 mı muhte-, lif ebatta galvanizli galvanizsiz boru­lar teşkil edecektir.Bu suretle memleket için yedi milyon lirayı mütecaviz miktarda yeni bir döviz kaynağı temin edilmiş olacağı gibi, memleket çapında büyük enves-tismanlara girişmiş olan Etibankm demir ve boru ihtiyacı karşılanacak, artabilecek miktarlarla da mümasil diğer müesseselerin ihtiyaçları hafif­letilmiş olacaktır.

  İstanbul :

Birkaç gündenberi memleketimizde bulunan İtalyan Ziraat ve Orman Na­zırı ekselans Prof. Giuseppe Medici bu­gün saat 12.30 da uçakla Rcmaya ha­reket etmiştir. İtaly Ziraat Nazırı, Yeşilköy hava meydanında vilâyet adına Vali Mua­vini Vefik Kitapçıgil, îtalyanin Tür­kiye Büyükelçisi ekselans Luca Pietro Marchi, Ziraat Vekâleti müsteşarı İb­rahim Sargut, Vilâyet ziraat ve or­man müdürleri, ziraat, orman mek­tepleri müdürleri ile İtalyan konsolos­luğu erkânı tarafından uğurlanmıştır.

  Ankara :

Londra _ Paris - İstanbul doğru mü­nasebetlerini temin eden Semplon eks­presinin devamı olan Toros ekspresi­nin temsilciliği, delegelerimizin 2 yıl­dan beri Avrupa demiryolları erer konferanslarmdaki çalışmaları netice­sinde, devlet demiryollarımıza intikal etmiş bulunmaktadır.

Avrupa demiryolları arasında doğru münasebetler temin eden beynelmilel ekspresler, bir tek idarenin malı imiş gibi, ayni yeknesak usul ve nizam vahdeti içinde işlerler. Muhtelif idare­lerin bu konudaki teknik ve ticarî me­seleleri, kendilerini temsilen araların­dan biri tarafından derlenip Avru­pa demiryolları erer ve doğru servisler konferansları umumî heyetlerine ge­tirilir.Bu vazife, böylece Toros ekspresi için demiryollarımıza intikal etmiş bulun­maktalar. Başlangıçtan beri bu işi Fransa demiryolları yapmakta idi. Semplon ekspresinin devamı olan To­ros ekspresinin münteha noktaların­dan biri Basra, diğeri Kahiredir. Bağ­dat üzerinden geçen Basra kolu muntazam olarak işlemekte,Kahire kolu ise normal münakalenin teessüsüne intizaren Beyruta kadar çalışmaktadır.Teknik dosyaları, Fransa demiryolları millî şirketinden devir aldıktan son­ra, demiryolları idaremiz yeni beynel­milel vazifesine bağlıyacaktır.

Toros ekspresi münasebetlerine Tür­kiye, Irak, Lübnan, Suriye, İsrail ve Mısır demiryolları dahil bulunmakta­dır.

 Ankara :

Senelerdenberi muayyen mevsimlerde taşarak Edirne ve havalisini sular al­tında bırakan ve ehemmiyetli mik­tarda zararlara sebep olan Meriç neh­rinin yatağının ıslâh edilmesi ve yan derelerinin açılması işi, dün Nafia Ve­kâleti Su işleri Reisliğinde, 28 milyon 666 bin liraya ihale edilmiştir.

13 Nisan 1955

- Ankara :

Yarın hususî bir uçakla şehrimize ge­lecek olan Irak parlâmento heyeti şu zevattan mürekkeptir:

Abdülvahap Mercan, Cemal Müftü, Tevfik Semârü, Ali Kemal, Mahmut Baban, Kâmil Yakubî, İzzettin Nakip, Ali Ahmet, Şakir Mahir, Tevfik Muhtar, Abdülkerim Kenne, İbrahim Keşminlen, Erkân Abadı, Ahmet El Amir, Abdülhadi Beççarî, Mehmet Cevat Hatip, Abdülemir Allavî, Hacı Ab­dülhadi Çelebi, Cemal Baban, Tevfik Süveydi, Tevfik Vehbi, Abdülkadir Başayan.

 Ankara :

Macaristan millî bayramı münasebe­tiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Macaristan Reisicumhuru Ekselans İstvan Dobi arasında tebrik ve teşek­kür telgrafları teati edilmiştir.

 Ankara :

Memleketimize yapmış olduğu ziyaret­ten Beyruta avdet etmiş bulunan Lübnan Başvekili ekselans Sami Bey Solh, Başvekilimiz Adnan Menderese şu tel­grafı göndermiştir:

«Lübnarıa muvasalât ettiğim şu anda, Reisicumhura ve şahsıma göstermek lûtfunda bulunduğunuz hararetli ka­bulden dolayı Lübnan hükümeti ve şahsım adına ekselansınıza ve Tür­kiye Cumhuriyeti Hükümetine en sa­mimî teşekkürlerimi bildirmeye müsaraat ederim.

Türkiyedeki ikametimizin güzel hâtı­rası iki memleketimiz arasında esasen mevcut bulunan dostluk bağlarını da­ha ziyade sıkıl aştırmaya yardım ede­cektir. Bu fırsattan istifade ederek ekselansınıza şahsî saadetiniz ve Türkiyenin refahı hakkındaki en samimî temennilerimi teyit ederim.

Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 16 da itimatnamesini takdime gelen Belçikanm yeni Ankara elçisi Jerarb VValravens'i Çankaya köşkünde mutat merasimle kabul buyurmuşlardır.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Nuri Birgi hazır bulunmuştur.

- Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 17.30 da memleketimizden ayrılmakta olan Yugoslav Büyükelçisi ekselans Miso Paviceviçi kabul buyurmuşlar­dır.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Nuri Birgi hazır bulunmuştur.

14 Nisan 1955

 Ankara :

Bugün şehrimize gelmiş bulunan dost ve kardeş Irak parlâmento heyeti, sa­at 16.30 da Anıt Kabri ziyaret ede­rek,Atatürkün manevî huzurunda saygı duruşunda bulunmuş ve kabre bir çelen'k koymuştur. Heyet azaları müteakiben Çankayaya giderek, Riyaseticumhur defteri mah­susunu imza etmişler ve Atatürk köş­künü gezmişlerdir. Buradan Irak se­faretine giden heyet azaları, saat 17.30 da Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltanı makamında ziyaret etmiş ve samimî hasbıhallerde bulunmuşlar­dır. Bu görüşme esnasında Büyük Mil­let Meclisi Reis Vekilleri, idare âmir­leri, hariciye encümeni azaları ve bazı mebuslar da hazır bulunmuşlardır.

  İstanbul :

Avrupa konseyi azalarından 18 kişilik bir mebuslar heyeti, Türk delegeleri Ankara mebusu Prof. Dr. Muhlis Ete ve Muğla mebusu Zeyyat Mandalinci-nin refakatinde bugün vilâyeti ziya­ret etmiştir.

15 Avrupa memleketine mensup me­buslar, Vali Prof. Gökaydan göçmen ve iskân mevzulariyle, ziraî ve sınaî is­tihsal, belediye teşkilâtı ve imar hare­ketleri üzerinde izahat almışlardır.

Diğer taraftan konsey üyeleri bugün şehrin tarihî yerlerini cami ve müze­lerle inhisarlar idaresine ait fabrika­ları ziyaret etmişlerdir.

  İstanbul :

Önümüzdeki günlerde Romada topla­nacak olan Akdeniz memleketleri ba­lıkçılık konferansında Türkiyeyi tem­sil etmek üzere, Et ve Balık. Kurumu umum müdürü Ekrem Celâl Barlas, İktisat ve Ticaret Vekâleti su mahsul­leri müdürü Suat Özgüren ve Et Balık Kurumu balıkçılık mütehassıslarından Erdoğan Akyüz, bugün saat 10.20 de uçakla İtalyaya hareket etmişlerdir.

~ Ankara :

Dost ve kardeş Irak mebusan meclisi reisi Abdülcevap Mercan ile ayan mec­lisi reis vekili Abdülhadi Çelebi riya­setindeki 22 kişilik mebusan ve ayan azalarından mürekkep Irak parlâmen­to heyeti, Türkiye Büyük Millet Mec­lisinin davetlisi olarak bugün saat 14.40 ta uçakla Etimesgut askeri hava alanına muvasalât etmiştir. Dost ve kardeş milletin parlâmento heyeti hava meydanını Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Büyük Millet Meclisi reis vekilleri, idare âmirleri, hariciye encümeni reis ve azaları, mebuslar, Ankara valisi ve belediye reis vekili, Büyük Millet Meclisi ve Başvekâlet hususî kalem müdürleri, Ankara em­niyet müdürü ile Irak büyükelçisi ve elçilik erkânı ve basın mensupları ta­rafından karşılanmış, bir askerî kıta selâm resmini ifa etmiştir.

Başvekil Adnan Menderes dost ve kardeş milletin, parlâmento azalarını memleketimizde görmekten duyduğu fevkalâde memnuniyeti belirtmiş ve yurdumuzda kalacakları müddetçe bu ziyaretten bütün Türk milletinin ne kadar memnun kalacağını müşahede edeceklerini söylemiş ve memleketi­mizde iyi günler geçirmeleri temenni­sinde bulunmuştur.

Başvekilimizin bu hitabına heyet na­mına mukabele eden ayan âzasından Tevfik Vehbi, «Irakm büyük Türk milletine kardeşlik sevgi ve muhab­betlerini getirmekle çok bahtiyarız. Gördüğümüz samimî ve hakikaten dostane karşılanıştan dolayı teşekkür ve minnetlerimizi .arzetmek istem» demiş ve memleketimizde yakın bir dostluk ve kardeşlik havası içinde çok iyi günler geçireceklerini ümit ettik­lerini sözlerine ilâve etmiştir. Misafir heyet hava alanından doğru­ca ikamet edecekleri Ankarapalasa gitmiştir.

 Ankara :

Birinci imar kongresi bu sabah saat 9 da Dil Tarih ve Coğrafya Fakülte­sinde toplanmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, Adliye Ve­kili Osman Şevki Çiçekdağ, Nafia Ve­kili Kemal Zeytinoğlu, Münakalât Ve­kili Muammer Çavuşoğlu, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, Büyük Millet Meclisi nafia encü­meni azaları, Ankara Vali ve Beledi­ye Reisi Kemal Aygün, profesörler, Nafia Vekâleti erkânı ile bini müteca­viz delegenin hazır bulunduğu kongre memleketimizde topyekûn kalkınma­nın tabiî neticesi olan imar hareketterinde âmme müesseseleri ile vatan­daşlar arasındaki münasebetleri her iki tarafın hukukunu koruyucu bir duruma sokmak ve bugünün modern şartlarının doğurduğu ihtiyaçlara ce­vap verecek mevzuat, usul ve imkân­lar arayıp başka memleketlerin tecrü­belerinden faydalanarak yeni ve sıh­hatli bir imar nizamı kurmak gayesi­ni gütmektedir.

Kongreyi Nafia Vekili Kemal Zeytin oğlu şu konuşmasiyle açmıştır:

«Türkiye birinci imar kongresini açı­yorum. Kongreye iştirak efcnek lût-funda bulunan ve yakın alâkasını esi.:-gemiyen bütün misafir ve âza arka­daşlarımı buradan selamlamayı bir borç bilirim.

Muhterem arkadaşlar,

Bugün takip etmekte bulunduğumuz ziraî, iktisadî ve sınaî politikanın ve memleketin her tarafına şâmil her sahadaki geniş ve dinamik çalışmala­rın bir neticesi olarak vücut bulan yeni yaşayış telâkkileri, bizleri yükse­len hayat seviyesine muvazi bir imar hareketinin tezahürü ile karşı karşı­ya bulundurmaktadır.Öyle M, düne kadar nazarî kalan, dar hudutları içinde tatbik sahası bulamıyan, niha­yet bir histen, bir arzudan ve bir öz­leyişten ileri gidemiyen bir yurt ima­rı meselesi, artık bugün, üzerinde dur­maya değer bir ehemmiyet ve bütün vatan sathına yaygın bir vüsat içinde mütalâa edilmeye hak. kazanmıştır.

Memleketimizin tabiî kaynaklarının kıymetlendirilmesine sarfedilen büyük gayretlerin çok kısa zamanda, köy, şehir ve kasaba gibi insan toplulukla­rına aksetmesi ve buralarda imar ha­reketlerini meydana getirmesi tabiî idi. Nitekim yollarımız, limanlarımız, sularımız, enerji ve sanayiimiz ile zi-raatimiz üzerindeki çalışmalarımız ilerledikçe ve beklenilen hizmetleri elde etmeye başladıkça bu hareketle­rin daha- da artacağına, köy, şehir ve kasabalarımızın asıl bundan sonraki parlak istikbale göre hazırlanması icap edeceğine inanmaktayız, bu bakımdan imarın tarifini, bu sistem ve anlayış içerisinde mütalâa ediyor ve imar ha­reketlerinizi yalnız devlet tarafından yapılan birkaç abidevî bina yerine bü­tün vatan sathına yayılmış vatandaş­ların ya doğrudan doğruya veya bil­vasıta iştiraki ile meydana gelen bü­yük küçük ve çeşitli eserler manzu­mesi telâkkisi içerisinde mânalandırıyoruz. Böyle olunca da bütün bu hiz­metlerin sıhhatli bir imar nizamı içe­risinde kıymetlendirilmesinin ne ka­dar lüzumlu ve ehemmiyetli olduğu kendiliğinden meydana çıkar.

işte bu sebepledir ki, Türkiyemizin bu_ günkü büyük kalkınmasının verimli neticesinden birisi olan imar hareket­lerimizin sizler gibi güzide bir toplu­luğun tetkikinden geçirilmesi uygun mütalâa edilmiştir ve kanaatimizce tam zamanında ele alınmıştır.

Kongremizde, sıhhatli bir imar tatbi­katının temini için lüzumlu dört ana raporu müzakere ve münakaşa edece­ğiz. Bunlar, mevzuat, finansman im­kânları, imar plânları ve umumî ola­rak bütün mesken meseleleridir.

Birinci rapor, imar ile alâkalı çeşitli mevzuatın yeniden ele alınmasını ve.' bugünkü dünya terakkiyatı ve telâk­kileri muvacehesinde yurdumuzun en kısa zamanda.ve en iyi şekilde imarı hususlarını kolaylaştırıcı, kabili tat­bik hükümlerin meydana getirilmesi­ni tavsiye etmektedir.

İkinci rapor, imar tatbikatını teshil etmek üzere lüzumlu olan maddî im­kânların ne suretle ve hangi kaynak­lardan sağlanabileceğini etüt eden ve başka memleketlerdeki tatbikat ile mukayeseler yaparak tavsiyelerde bu­lunan bir rapordur.

Üçüncü rapor ile, imar plânlarının bu­günkü ihtiyaçlara uygun olması, ka­bili tatbik prensiplere istinat ettiril­mesi ve son şehircilik, telâkkilerinin nazarı itibare alınması teklif edilmek­te ve bilhassa memleketimizin hususi­yetlerinin de göz önünde bulundurul­masının ehemmiyeti belirtilmektedir.Dördüncü rapor ile sizlere hükümeti­mizin bilhassa ehemmiyetle üezrinde durduğu ve bütün imkânlariyle tahak­kuk ettirmeğe çalıştığı mesken mese­leleri takdim olunmaktadır. Bu arada yepyeni bir mevzu olarak köy imarı ve köy meskenleri işine bu raporda müstesna bir mevki verilmiş olması, öyle zannediyorum ki, hepimizin ifti­har edeceği ve bütün Türk milletinin heyecanla takip ve kabul edeceği ta­rihî bir hâdise olacaktır.

Çok muhterem arkadaşlar,

Şu arzettiğim raporlar hazırlık ko­misyonumuz tarafından devamlı ve ciddi çalışmalar sonunda meydana ge­tirilmiştir. Bu suretle de kongreye iş­tirak edecek alâkalıların daha önce­den mevzuları bilerek hazırlanmaları ve kongre çalışmalarına bir İstikamet vermek imkânları sağlanmış bulun­maktadır.Raporların müzakere ve münakaşasın­dan sonra yüksek kongrenin tasvibine mazhar olacak fikir ve kararlarınız, güzel ve kabiliyetli yurdumuzun imarı ve ihyası yollarında hükümetiniz için birer rehber olacaktır. İmar kongresi çalışmalarının ve alı­nacak kararların yurdumuza ve bü­tün vatandaşlarımıza hayır ve uğur getirmesini temenni eder. Hepinize muvaffakiyetler dilerim. Nafia Vekilinin konuşmasından son­ra kongre riyaset divanı için seçim, yapılmış ve kongre reisliğine İstanbul mebusu Ordinaryüs Prof. Emin Onat seçilmiştir.

Müteakiben Nafia Vekâleti yapı ve imar işleri reis muavini Orhan Alsaç tarafından bir konuşma yapılarak kongre umumi heyetine sunulan ve umumî mevzuları ihtiva eden dört ra­por hakkında açıklamada bulunul­muştur.

Verilen izahata göre, bu raporlar,

1  Mevzuat işleri,

2  Finansman İm­kânları işleri,

3  İmar plânlarının düzenlenmesi,

4  Mesken islerinin organizasyonu mevzularını ihtiva et­mektedir.

Bundan sonra komisyonlar için seçim yapılmış ve öğleden sonra toplanmak üzere çalışmalara ara verilmiştir.

Ankara :

Bildirildiğine göre, Amerika haricî fa­aliyetler idaresi müdürü, üç seneden beri haricî faaliyetler idaresi Türkiye misyonu başkanlığını yapmakta olan Leon Daytonun istifasını kabul et­miştir.

Leon Dayton istifasını müteakip şu beyanatı vermiştir:

«Haricî faaliyetler idaresi Türkiye misyonu başkanlığından samimî . bir üzüntü ile ayrılıyorum. Burada bulun­duğum üç sene zarfında birçok ikti­sadî cephelerde Türkiyenin yaptığı hamleleri yâkinen gördüm. Müşahede ettiğim gelişme memleketin kuvvetli ve sağlam bir ekonomi meydana ge­tirmek kâtoiliyet ve iktidarı için kuv­vetli bir delil teşkil etmektedir. Bu üç sene Türk halkı ile çalışmak benim için inşirah verici bir tecrübe olmuş­tur.

15 Nisan 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında celse açıldığı zaman riyaset makamı aşağıdaki Riyaseticumhur tezkeresini okutmuş ve mezkûr tezkere Meclisin ıttılaına arzedilmiştir.

«Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisli­ğine, Görülen lüzuma binaen yeniden bir devlet vekâleti ihdası ve Hariciye Ve­kili Profesör Fuat Köprülünün Devlet Vekâletine tayini ile Hariciye Vekâle­ti Vekilliğinin Başvekil Adnan Men­deres tarafından ifasının Başvekilin teklifi üzerine muvafık görülmüş ol­duğunu saygı ile arzederim. Reisicumhur Celâl Bayar Diğer taraftan Riyaset icumhurdan Başvekâlete de aşağıdaki tezker gön­derilmiştir:

Başvekâlete,

Görülen lüzuma binaen yeniden bir Devlet Vekâleti ihdas ve Hariciye Ve­kili Profesör Fuat Köprülünün Devlet Vekâletine tayini ile Hariciye Vekâleti Vekilliğinin tarafınızdan ifası muva­fık görülmüştür.

Reisicumhur Celâl Bayar

  Ankara :

Haber aldığımıza göre, Kabil üniver­sitesi senatosunun vermiş olduğu bir karar ile, Prof. Dr. Rıfkı Kâmil Urga ile Prof. Dr. Hasan Reşat Sığındım, Kabil Tıp Fakültesi fahrî duyeyenliği-ne seçilmişlerdir.

Prof. Dr. Rıfkı Kâmil Urga, bu fa­kültede 1934 - 1936 ve 1938 _ 1944 devrelerinde ve Prof. Dr, Hasan Re­şat Sığındım, ise 1936 dan 1938 e ka­dar profesörlük ifa eylemiş bulun­maktadırlar.

  Ankara :

Milli Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya erkânı harbiyei umumiy eler inin mü­messilleri 5 ve 14 Nisan 1955 tarihleri arasında Belgraüda toplanmışlar ve üç memleket arasında Bledde imza edilmiş olan ittifak, siyasi işbirliği ve karşılıklı yardım muahedesine müte­allik meseleleri tetkik etmişlerdir.

Bu toplantı, tam bir anlayış ve dost­luk, zihniyeti içinde cereyan etmiş ve üç memleketin müdafaasına taallûk eden bilcümle hususlar üzerinde mu­tabakat sağlanmıştır.

  Ankara :

Petrol kanunu hükümleri gereğince, bugün ilk defa olarak, yerli bir şirke­te, Türkiye petrolleri anonim ortaklı­ğına, Heyeti Vekile kararı ile açık bu­lundurulan sahalarda jeolojik istikşaf müsaadesi verilmiştir.

Bilindiği gibi şimdiye kadar müsaade alan şirketlerin çoğu ecnebi tabiiyetli, bazıları da ecnebi sermayesinin hâ­kim olduğu Türk şirketleri idi. Bugün bunlara dokuzuncu olarak Türkiye Petrolleri Anonim. Ortaklığı da katıl­mış bulunuyor. Ayrıca, memleketimiz­de iîk defa olmak üzere tasfiyehane kurmak ve işletmek müsaadesi ile Batmanda kurulacak ve senede 330 bin ton ham petrol işliyebüecek olan bu tasfiyehaneye Raman ve Garzan pet­rol sahalarından ham petrol akıtacak boru hatları belgesi de mezkûr şirkete verilmiştir.Belgeler, bugün saat 17 de petrol dai­resinde, daire reisi Emin İplikçi tara­fından, Türkiye Petrolleri Anonim Or­taklığı Umum Müdürü Şahap Birgiye merasimle verilmiştir. Merasimde pet­rol dairesi reis muavini Necdet Ege-ran ile şirket umum müdür muavini Necmettin Danışman ve basın men­supları da hazır bulunmuştur.

Varılan anlaşmaya göre, tasfiyehane kurmak ve işletmek belgesi ile boru hattı belgesi, şirkete 40 yıl müddetle verilmektedir. Şirket, petrol akıtma hususunda, petrol dairesine tarifesini tasdik ettirmek suretiyle başkalariyle anlaşma yapabilir.

  Ankara :
Başvekâletten tebliğ edilmiştir:

Şehrimizde bulunan doktor T. Millin ve doktor İ. W. MagilPin de iştirakiy­le Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili doktor Behçet Uzun başkanlığında toplanan mütehassıslar heyeti tarafın­dan muhterem Reisicumhur Celâl Bayara yapılan konsültasyon neticesin­de kendileri için bir cerrahî müdaha­lenin faydası olacağına ve sıhhî du­rumlarının her bakımdan böyle bir müdahaleye müsait bulunduğuna ka­rar verilmiştir.

  Ankara :

Haricî faaliyetler idaresi Türkiye mis­yonu başkanı Mr. Leon Daytonun is­tifası münasebetiyle Amerikan Büyük elçisi ekselans Avra M. Warren şu beyanatta bulunmuştur:

Mr M. Leon Daytonun haricî faali­yetler idaresi Türkiye misyonu baş­kanlığından istifası şahsen benim için büyük bir kayıptır. Bütün âmme hiz­metindeki çalışmalarının karakteri olan yüksek liderlik, vazifeye bağlılık ve şahsî doğruluğu buradaki çalışma­sında da göstermiştir. Bundan başka Ankarada bulunduğu üç sene içinde Türk Amerikan dostluğuna büyük yardımlar sağlamıştır. Resmî hayat­tan ayrılmak arzusunu anlamakla be­raber, bu vazifesinden ayrılmasından dolayı büyük bir üzüntü duymakta­yım.Ben ve burada yardım heyetin­deki bütün iş arkadaşları kendisine muvaffakiyetler dileriz.

16 Nisan 1955

  Sakarya :

Avrupa Konseyi iktisat, ziraat ve göç­men komisyonları azalarından mü­rekkep on muhtelif millete mensup 19 kişilik, heyet, mebuslarımızdan Zeyyat Mandalinci, Muhlis Ete ve iskân müdürü ile birlikte bugün Sakaryaya gelmiştir. Heyet azaları, Ziraî Donatım Kurumu ziraat alât ve makineleri fabrikasın­da, küçük gsnaf atölyelerinde, iş yer­leri ile oto garajlarında tetkiklerde bulunduktan sonra, fabrikada şerefle­rine verilen ziyafeti müteakip Ankaraya hareket etmişlerdir.

  Ankara :

1955/1956 ekim devresinde bir kısım hububat için tatbik, olunacak fiatla-rın. ve bunlara verilecek primlerin nisbet ve esasının tesbiti ve 18/9/1953 tarihli ve 4/1527 sayılı kararname ile meriyete giren K/915 sayılı kararın kaldırılması hakkındaki K/968 sayılı kararın meriyete konulması İcra Ve­killeri Heyetince 3C/3/1955 tarihinde kararlaştırılmıştır.

K/968 sayılı kararın metnini aşağıda veriyoruz:

Madde 1: Artan ziraî istihsal karşı­sında müstahsili daha iyi evsafta mahsul yetiştirmeye teşvik ve Top­rak Mahsulleri Ofisince mubayaa edi­lecek hububatın daha kolay satışını teinin maksadiyle, 3491 sayılı kanun ile millî korunma kanununun 6,21 ve 33 üncü maddeleri mucibince 1955/956 alım devresinde bir kısım hububat için tatbik edilecek fiatlarm ve muh­telif cins, nevi ve kalitelere göre bun­lara verilecek primlerin, aşağıdaki lis­te ve esaslar dairesinde tayini karar­laştırılmıştır.

1  Karışık buğday fiatı nisbî olarak 1Ö0 ittihaz edilerek çavdar fiatı yüz­de 85, 6, arpa, yulaf ve mısırın fiat-ları da yüzde 76,6 esasından tayin olunur.

2  Primler aşağıdaki esaslar dai­resinde tahakkuk ettirilir:

a  Ekmeklik topbaş buğdaylarına nazaran daha iyi evsafta bulunan ek­meklik Anadolu beyaz buğdaylarına kiloda 1 kuruş,

b  Durum (sert) buğdaylarına yine Anadolu ekmeklik topbaş buğdayları­na nazaran 'kiloda 3 kuruş,

c  Beyaz arpaya (siha arpası hariç) ve yulafa kiloda 3 kuruş,

d  Hektolitre ağırlığı 69 kilogram­dan az olmıyan kırık ve cılız taneler nisbeti binde beşten fazla bulunmı-yan, içinde beyaz arpadan gayri arpa tanesi olmıyan ve 2,5 milimetrelik elek üstünde kalan taneler nisbeti veznen yüzde 85 ten aşağı düşmiyen biralık vasfindaki arpalara kiloda 4 kuruş,

e  Ziraat Vekâletince hassaten ta­mimi istenecek mısırlara kiloda 2 ku­ruş,

f  Sarı mısıra kiloda. 1 kuruş,.

Madde 2  18/9/1953 tarihli ve 4/1527 sayılı İcra Vekilleri Heyeti kararna­mesiyle yürürlüğe giren K/914 sayılı karar meriyetten kaldırılmıştır.

17 Nisan 1955

 Sakarya :

Bir müddetten beri PTT Umum Mü­dürlüğü tarafından inşaatı ikmal edil­miş bulunan 1200 hatlık otomatik san­tral bugün yapılan bir merasimle iş­letmeye açılmıştır.

Bu münasebetle Münakalât Vekili Mu­ammer Çavuşoğlu, beraberinde Vekâ­let müsteşarı Übeyt Karsel, PTT Umum Müdürü Cahit Akyar ve PTT fen heyetinden bazı mühendisler ol­duğu halde bugün saat 16 da vilâye­timize gelmiştir.Vilâyet hududunda başta Vali Nazmı Öner, mebuslar, belediye-reis vekili ve çok kalabalık bir halk topluluğu-tarafından karşılanan Vekil, doğruca-merasimin yapılacağı PTT binasına. gelmiştir. Merasime saat 16.30 da başlanmıştır. İlk sözü belediye reis vekili Necdet Güven almış ve veciz bir konuşma ile şehir adına hükümete teşekkür et­miştir. Müteakiben Münakalât Vekili Muammer Cavuşoğlu şu konuşmayı yapmıştır.Muhterem Sakaryalılar, aziz vatan­daşlarım,

Şu anda açış törenini yaptığımız oto­matik telefon santralının güzel mem­leketimize, muhterem Sakaryalılara_ ğurlu ve hayırlı olmasını temenni ederim.

Her sahada mesut neticelerini müşa­hede ettiğimiz umumî kalkınma hare­ketlerine muvazi olarak ve gün geç­tikçe artan haberleşme ihtiyaçlarını zamanında karşılamak ve güvenilir bir hizmet arzedebilmek için bütün gay­retimizle çalışıyoruz.

Münakalât teşekküllerinin halk hiz­metinde bulunduklarını müdrik ola­rak ona lâyik bir işletme serisi kur­mak ve geliştirmek yolunda çok dik­katli olduklarını bu vesile ile işaret etmek isterim. Bugün hizmete girecek olan 1200 hatlık otomatik telefon tesi­satı, eski 600 hatlık manüel santralle­rimizin hizmetten çıkması suretiyle yeniden kurulmuştur.

Telefona karşı mevcut olan rağbet ve taleplerinizi gözönünde bulundu­ran Posta, Telgraf ve Telefon idaresi en kısa bir zamanda tahakkuk ettiril­mek üzere 800 hat ilâvesiyle bu tesisi birinci kademede 2000 hatta ve ikinci kademede de 2000 hat ilâvesiyle ce­man 4000 hatta iblâğ etme işini prog-ramlaştırmış bulunmaktadır.

Ayrıca, muhtelif şehir ve kasabaları­mızla mevcut olan konuşma ihtiyaç­larımızı karşılamak üzere santral tev-siatma muvazi olarak ele alınmış şe­hirlerarası tevsi projeleri de yine kısa bir zamanda tahakkuk ettirilmiş ola­caktır.

Aziz hemşehrilerim,

Bu toplantıdan faydalanarak memle­ketimizin diğer şehir ve kasabaların­da yapılmakta olan telefon tesislerin­den 'kısaca bahsetmek istiyorum:

1956 senesi sonuna kadar tamamlanmak üzere 30 şehir ve kasabamızda ceman 19.000 hatlık otomatik telefon santrallerinin kurulması ve şehir içi şebekelerinin tesisi işi mukaveleye bağlanmıştır. Bu santrallerin ayrıca 15000 hat ile takviyeleri de tevsi pro­jemize ithal edilmiştir. Diğer taraf­tan, Anadolunun muhtelif şehir ve ka­sabalarında kurulmuş bulunan 10.500 hatlık sekiz santrala ilâveten Erzu-rumda 2000, îskenderunda 1000 hatlık santralin kurulması, Gaziantepte mev­cuda ilâveten 1000, Bursada 1500 hat ilâvesi ve diğer dokuz şehrimizde 6600 hatlık tevsiatm yapılması mukavele­ye bağlanmış've bunların büyük bir kısmı ikmal edilmek üzere bulunmak­tadır. Bütün bu santrallarm 47.600 hat ile tevsileri de yeni hazırlanan te­sis ve tevsi projemizde yer almıştır. Bunun dışında Ankara ve İzmir sanrallerinin devam etmekte olan 12.200 hatlık tevsiat işlerine ilâveten daha 30.000 hat ile takviyesi de kararlaştı­rılmış bulunmaktadır.

İstanbul sahasında mevcut mukave­leye göre devam etmekte oları 37.600 hatlık santral tevsiatma ilâveten 44.400 hatlık yeni teçhizat kurulması için lüzumlu hazırlıklar ikmal edil­miştir.

1950 den bu yana beş sene içinde iki misline yakın bir artış kaydeden tele­fon tesisatının kısa bir zaman içinde bugünkünün iki misline çıkarılması programlaştirılmıştır.

Müstesna kabiliyet ve çalışkan halkı ile feyizli ve bereketli topraklarile her türlü alâkaya hak kazanmış olan züm­rüt Sakarya vilâyetinin dün olduğu gi­bi bugün de ve ileride de terakki hamleleriyle temayüz edeceğine ina­narak hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlarım.

Bundan sonra Vekil, beraberindeki ze­vatla birlikte Sakarya vilâyetine 7 ki­lometre mesafede Ankara - İstanbul demiryolu üzerindeki Arifiye istasyo­nunda hizmete giren PTT şubesinin açılışında da.hazır bulunmuştur.

 Ankara :

Başvekâletten bildirilmiştir:

Bugün saat 10 da sayın Reisicumhurumuza yapılan ameliyat tamamile mu­vaffakiyetli olmuştur. Kendilerinin sıhhi durumları şayanı memnuniyet­tir. Bundan sonra günlük sıhhî du­rumlarını bildiren rapor, Riyaseticumnur başhekimliğince tanzim ve neşre­dilecektir.

 Ankara :

İmar müdürlüğü tarafından tertip edilen Ankara imar plânı milletlerara­sı müsabakası neticelenmiş ve profe­sör Sir Patrick Abercrombi'nin baş­kanlığında Prof. Luigi Piccinato, Prof. Gustav Oelsner, Ankara Vali ve Bele­diye Reisi Kemal Aygün, Prof. Dr. Mukbil Gökdoğan, Mehmet Ali Han­dan, Ali Talip Güran, Orhan Alsaç, Mithat Yenen, Cevat Erbel, Cemil Top_ çuoğlu, T. Refet Artunar, Şeref Kâmil Mengü, Hilmi Güreyman,. Talât Özı-şık ve raportör Nazım. Kurşunludan ibaret jüri kararını vermiştir.

Müsabakaya 20 proje ile iştirak edil­miştir. Bunların sekizi yabancı 12 si Türk uzmanları tarafından hazırlan­mıştır. Bu dünya çapındaki Milletler­arası müsabaka birinciliği dört sıra numaralı ve 70307 rumuzlu proje sa­hipleri yüksek mimar Raşit Uybadm ve .yüksek mimar Nihat Yücel,

İkinciliği, 7 sıra numaralı ve 21010 ru­muzlu proje sahipleri .Alman grubu : Wilfgang Rudhard, Götz Dieter, Raths Peterr Ahrens,

Üçüncülüğü 12 sıra numaralı ve 11235 rumuzlu proje sahipleri, İtalyan gru­bu, Villiam Vetter, J. P. Vouga, Hans Marti, Hans Kast, kazanmışlardır.

1. Mansiyonu: 10 sıra numaralı 50507 rumuzlu proje sahipleri yüksek mimar Radi Birol, yüksek mimar, Turgut Canşever, yüksek mimar Aydın Ger­men, yüksek mimar Abdurrahman Hancı, yüksek mimar Maruf Önal,

2 Mansiyonu:  5 sıra numaralı ve 11110 rumuzlu proje sahipleri, yüksek mühendis mimar Rauf Beyru, yüksek mühendis    mimar    Turgut   Tuncay, yüksek mühendis mimar İlhan Artuner,

3 Mansiyonu: 9 sıra numaralı ve 26325 rumuzlu proje sahibi: Dipl. Ung. Peter Von Bohr'a

4  Mansiyonu:  6. sıra numaralı, 25126 rumuzlu proje sahipleri yüksek mühendis mimar  Meîâhat Topaloğlu, yüksek mimar Bülent Berksan, yüksek mühendis mimar Mehmet Ali Topal­
oğlu,

5 Mansiyonu:  8 sıra numaralı ve 777772  rumuzlu proje  sahipleri  Prof. yüksek mimar Kemal Ahmet Aru Do­çent yüksek  mimar  Gündüz  Özdeş, asistan yüksek mühendis mimar Han­de Çağlar, asistan yüksek mühendis mimar Ahmet Keskin, asistan yüksek mühendis mimar Yılmaz.Gürer, asis­tan yüksek mühendis mimar Behruz çinili kazanmışlardır.Şartname gereğince:

Birinciye 30000, ikinciye 24.000 üçün­cüye 15.000 mansiyonlara da net 5.000 er lira ödenecektir.

Jüri ayrıca değerli bulduğu 2 sıra nu­maralı ve 98765 rumuzlu John Ratcliff'e ait proje ile 13 sıraumaralı ve 45996 rumuzlu J. Deryng'e ait proje ve19 sıra numaralı 23122 rumuzlu. Dil.İng. Rudolf Nitch'e ait olan projeleri2500 liraya satın almağa karar ver­miştir.

 Ankara :

Lübnan Reisicumhuru ekselans Kamil Şemun ile refikalarını ve Lübnan Baş­vekili ekselans Sami El Solh ve Reisi­cumhurun maiyetlerini Beyruta götü­ren Savarona okul gemisi, Giresun.ve Gelibolu muhripleri, bugün yurda av­det etmişlerdir.

18 Nisan 1955

 Ankara : .

Karadeniz Ereğlisi Belediye Reisi Kâ­mil Erdem başkanlığında bir .heyet, Zonguldak mebuslariyle birlikte bugün akşam üzeri başvekâlette Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Men­deresi ziyaret etmiştir.

Belediye Reisi Kâmil Erdem, Demok­rat Parti iktidarının son beş sene zarfında Karadeniz Ereğlisi için yap­tığı büyük işleri saymış, Zonguldak -Karadeniz Ereğlisi sahil yolunun 4,5 milyon lira sarfiyle ikmal edilmek ü-zere olduğunu, Kandilli _ Ereğli de­miryolu ile limanın işletmeye açıldı­ğını, Kandilli - Zonguldak demiryolu şebekesinin 65 milyon liraya mal ola­cak inşaatının kabul edilmiş bulundu­ğunu, coğuk hava deposu inşaatının başladığını, Ereğli - Alaplı - Akçako­ca yolunun mühim bir merhalesinin ikmal olunduğunu, Ereğli 1 Alaplı -Yılıca yolu inşaatının süratle ilerledi­ğini, Alaplı - Başvirancuma yolunun ve keza Kandilli _ Ereğli ve Devrek -şoselerinin irtibat yollarına sarfedilen 2-3 milyon lira ile yolun bitmek üzere olduğunu, Ereğli köyleri içme suyu, kasabanın elektriklenmesi, İş Bankası şubesinin açılması, köylüye ve şehirliye ticari ve ziraî kredi verilmesi ve halkın bu suretle kalkındırılması­nın sağlandığını kaydetmiş ve bu ba­şarılar karşısında belediye meclisinin bu müsbet devlet teşebbüslerinden E-reğlili olarak duydukları memnunluğu ve taşıdığı minnet ve şükran hisleri­nin bir karşılığı olarak. Başvekil Ad­nan Menderese 27 şubat 1955 tarihli toplantısında tevcih ettiği fahrî hem­şehrilik mazbatasını takdim eylemiş­tir.

 İstanbul :

Eminönü öğrenci lokalinde bu sabah çalışmalarına başlıyan gazeteciler konferansma Devlet Vekili Dr. Mü-kerrem Sarol, Maarif Vekili Celâl Yar­dımcı, İşletmeler Vekili Samet Ağaoğ-lu, Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen, birer telgraf gönderip, İstanbul me­busu Nazlı Tlabar, Bursa mebusu Se­lim Ragıp Eme.ç, İstanbul emniyet müdürü Alâettin Eriş ve İstanbul Tekstil ve Örme İşçileri Sendikası Teksif Federasyonu da mektupla ba­şarılar dilemişlerdir.

 Ankara :

Sabahleyin Kırıkkaleye gitmiş bulu­nan dost ve kardeş Irak parlâmento heyeti üyeleri Kırıkkaleden avdet et­tikten sonra Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes ile mihmandarları ve diğer zevatla birlikte saat 16,15 te Mamaktaki zırhlı tugayı ziyaret etmiş­lerdir .

Misafirleri tugay kumandanı Kurmay Albay Nuri Teoman karşılamış ve ba­şında bando bulunan bir merasim bö­lüğü selâm resmini ifa etmiştir. Mü­teakiben tugay gezilmiştir. ' Bundan sonra tugay birlikleri tarafından bir geçit resmi yapılmıştır. Geçit resmi­nin sona ermesini müteakip misafir­ler, tugaydan merasimle uğurlanmış-lardır.

Tugaydan ayrılan dost Irak parlâmen­to heyeti azaları ile Milli Müdafaa Ve­kilimiz Ethem Menderes, heyetin refakatindeki mebuslar, Ankara Valisi ve Belediye Reis Vekili, generaller Harp Okuluna gelmişlerdir.

Okul methalinde, Okul Kumandanı ta­rafından karşılanan misafir heyet, başta bando olduğu halde askerî bir kıta selâmlamıştır.

Misafirler, doğruca okulun şeref salo­nuna alınmış ve buradaki kısa bir is­tirahatı müteakip okul kumandanı tuğgeneral Kemal Yükep, okulun ta­rihçesi, tedrisat durumu, öğretmen ve öğrenci mevcudu hakkında geniş iza­hatta bulunmuş, müteakiben şeref sa­lonunu süsleyen kupa ve resimler ve bu arada Atatürkün muhtelif hayat safhalarını fotoğraflarla tesbit eden köşe hususunda da malûmat vermiş­tir.

Bundan sonra misafirlere, Irak Türk kardeşliğinin bir sembolü ve okulu zi­yaret hâtırası olarak birer Harp Oku­lu rozeti takdim edilmiş ve müteaki­ben okul spor salonuna geçilmiştir. Irak ve Türk bayraklariyle süslenmiş olan salonda yer almış bulunan ban­donun çaldığı Irak ve Türk millî marşlarından sonra büyük bir alâka ve heyecanla takip edilen ve misafir­lerin haklı takdir ve alkışlarını topla­yan spor gösterilerine başlanmıştır.

Salonun sahnesi üzerinde Arapça ola­rak şu ibare yazılmıştı: Bütün Harp Okulu mensupları, dost ve kardeş Irakm ayan ve mebusan azalarına hoş geldiniz der, hürmet ve sadakatle selâmlar. Spor gösterilerinin sonunda, genç harbiyelilerin teşkil ettiği saygı tablosu, ayrı bir alâka toplamış ve hararetle alkışlanmıştır. Bu tabloda, Türk ve Irak bayrakları ortasında Atatürkün Kocatepedeki silueti temsil edilmekte idi. Spor gösterilerine Harp Okulu marşı ile son verilmiş ve misafirlerin şahsın­da Irak gençliği üç defa sağol nidası İle selâmlanmıştır.Genç Harbiyelilerin bu takdirkâr gös­terilerinden fevkalâde mütehassis olan heyet azaları adına Irak ayan âza­sından Tevfik Vehbi, gençlere şu hi­tabede bulunmuştur:

«İstikbalin, muazzez Türkiyeyi çelik yumruklariyle müdafaa edecek olan bugünkü yavruları,

Türkiye ve Irak ittifakiyle başlayan kardeşliğin ve sadakatin sizin zamanı­nızda bugünkünden daha sıka bir su­rette devam edeceğine hepimiz kani­iz.

Yakın Şarkın sulh ve selâmeti, şu mu­kaddes ordunun sırtmdadır. Yüce Mustafa Kemalin eseri olan yeni Tür­kiye bütün şu Yakın Şarkın itminan ile baktığı ve istikbalini onda gördüğü muazzam bir kuvvet teşkil etmekte­dir.

Mukaddes yurdunuza geldikten sonra gördüğümüz ve bizleri iftihar ve me­serretlere garkeden şu İleri gidişinizi gönlümüz güvenle dolu olarak mem­leketimizde yaşatacağımızı tebşir edi­yorum.

Size, şanlı ordunuza büyük muvaffa­kiyet temenni ederken sizlere muvak­kat surette veda ediyoruz. Allahaıs­marladık.»

Irak ayan âzasından Tevfik Vehbinin bu samimî ve heyecanlı konuşmasına gençler hep bir ağızdan «sağol» nida-siyle mukabelede bulunmuşlardır.

Daha sonra kumandanlık odasına ge­çilmiş ve burada defteri mahsusa he­yet namına şu satırlar yazılmış ve te­ker teker bütün heyet âzası tarafın­dan imza edilmiştir: İki kardeş yurt, Türkiye ve Irak arasında bir hayır ve bereket başlangıcı olmasını temenni ettiğimiz bu ziya­retten pek mesrur olduk. Bu tarihî müesseseyi terkederken okul kuman­danına, muhterem hocalarına ve ta­lebelerine samimî teşekkürlerimizi takdim ediyoruz.

Kendilerine, milletleri ve yurtlarına hizmet yolunda daima muvaffakiyet­ler temenni ederiz.

Kumandanlık odasındaki kısa tevak­kuf esnasında, Tevfik Vehbinin yap­tığı konuşmadan gençler çok müte­hassis olduklarını ve bu konuşmayı gözleri yaşararak dinlediklerini öğret­menleri vasıtasiyle bildirmişlerdir. Bu­nun üzerine hatip, biz sadece haki­katleri belirttik.» demek suretiyle mu­kabelede bulunmuştur.

Misafirler, saat 20.30 da okuldan ay­rılmış ve başta okul kumandanı ol­mak üzere öğretmenler ve okul men­supları tarafından uğurlanmalardır.

 İstanbul :

Beynelmilel yollar federasyonu umu­mî kâtibi Douglas M. Clark, uçakla İs-tanbula gelmiştir.

Bugün saat 15.30 da Türkiye Turing ve otomobilcilik kulübünde Douglas Clark'm da iştirakiyle bir toplantı yapılmış ve kendisine yeni kurulmuş bulunan Türkiye yollar federasyonu­nun idare heyeti azaları takdim edil­miştir.

Bu toplantıda ayrıca, Beynelmilel fe­derasyonunun Türkiye yollar federas­yonuna yapabileceği yardımlar görü­şülmüştür.

Douglas M. Clark, yarın uçakla An-karaya giderek, Nafia Vekâleti Kara Yolları Umum Müdürlüğü ileri gelen­leri ile temaslarda bulunacak ve bey­nelmilel yollar federasyonunun Tür­kiye yolları için yapacağı yardımın esaslarını tesbit edecektir.

«Cemiyetin tekâmülü için yol dâvası­nın halli şarttır diyen, beynelmilel yollar federasyonu umumi kâtibi, Anadolu Ajansı muhabiriyle yaptığı ko­nuşmada, memleketimizin hali hazır­daki yol durumu hakkında kat'î bilgisi olmadığını belirtmiş, fakat, ken­disine bu sahada yapılan devamlı ve müsbet çalışmalar neticesinde Türe­yenin büyük hamleler kaydettiğinin bildirildiğini sözlerine ilâve etmiştir. Douglas Clark, yaptığı umumî bir kı­yaslama esnasında eskiden iyi sayıla­bilecek durumda olan Amerika yolla­rının üç kişiye bir otomobil düştüğü 1955 yılında ihtiyacı karşılamaktan uzak olduklarını söylemiştir.

 İstanbul :

Fransa kültürel münasebetler umum müdürü Jacques de Bourbon Bousset bugün Fransız başkonsolosu ve Fran­sız Kültür heyeti-reisiyle birlikte İs­tanbul valisi Prof. Gökayi vilâyette ziyaret ederek Kendisiyle Türk-Fran-sız kültürel münasebetleri hakkında görüşmede bulunmuştur.

 İstanbul;

İstanbul Gazeteciler Sendikasının ter­tiplediği «Türkiye Gazeteciler Konfe­ransı» bu sabah saat 10 da Eminönü öğrenci lokalinde merasimle açılmış ve çalışmaya başlamıştır.

Bu münasebetle yapılan merasimde mebuslar İstanbul Vali ve Belediye Reisi Vekili Prof. Gökay, TürMyenin dört bir tarafından gelen gazeteciler ve davetliler hazır bulunuyordu.

Sendika idare heyetinden Murat Ka-yahanli konferansı açarak konferan­sın maksadını belirttikten sonra kon­feransta hazır bulunanların Atatürkün, Kore şehitleri ve ebediyete inti­kal etmiş basın mensuplarının mane­vî huzurunda saygı duruşuna davetetti ve ilk sözü İstanbul Valisi Prof. Gökaya verdi.

Profesör, Gökay, yapmış olduğu ko­nuşmada ezcümle dedi ki:

«İstanbul şehrinde, memleketin muh­telif köşelerinden gelen gazeteci ar­kadaşlarımızın bir konferans halinde toplanmalarını, şehrimizin tarihi için mesut bir hâdise olarak telâkki edi yorum. Bana ilk sözü veren konferans tertip heyetine bilhassa teşekkür ederken şehrimize şeref vermiş olan, muh­telif şehirlerimizden gelmiş delegeleri hürmetle selâmlar, kendilerine hoş geldiniz, derim.

Vali, basın hayatından ve İstanbul şehrinin bundaki rolünden, gazetele­rin tirajlarının yükselmesinden, mem­lekette okuyan sayısının artışından, İstanbul'daki gibi diğer şehirlerde de inkişafından, gazetelerde çalıştıran­larla çalışanlar arasında ihtilâflar bu­lunmadığından bahisle dedi ki:

«Maddî işçinin istikbalini, hayatını tanzim eden kanunları fikir işçisinin de geleceğini ve istikbalini bütün mânasiyle garanti altına alması bakımın­dan demokrasi devrinin bize Kazan­dırmış olduğu muayyen bir başarı olarak ifade etmek isteriz. Yalnız bizi sevindiren taraf şudur ki, bugüne ka­dar, basın hayatımızda diğer memle­ketlerde olduğu gibi iş verenle işçi arasındaki ihtilâf memleketimizde gö­rülmemiştir. Bunun görülmiyeceğine de en büyük inancımız, böyle bir kon­feransta gerek iş veren gerek sahip, lerinin ve gerekse gazetelerde bilfiil çalışan arkadaşlarımızın Türk gazete­ciliğini yükseltmek ve teessüsünü yıl­lardan beri büyük bir gaye olarak he­pimizin çalıştığımız basın, hürriyetini, fikir hürriyetini, bir dâva olarak, müş­terek bir ideal uğrunda ele almak yo­lunda yapılmış olan işbirliğidir. Bu­nun için basın tarihi çok geniş olan ve basının bütün heyecanlarına mer­kez teşkil etmiş olan İstanbul şehrin­de böyle bir konferansın bugün top­lanmış olmasından müstesna bir zevk duymaktayım.Vali Prof. Gökay, bundan sonra, İs­tanbul gazetecileri ile Belediye ve Şe­hir Meclisi arasında sosyal sahadaki mevzular üzerinde yapılan çalışmalar­dan bahsetti ve bütün imkânlarıyla basının hizmetinde bulunmaktan dai­ma bahtiyarlık duyacağını bildirerek konuşmasını şöyle bitirdi:İstanbulda başlamış olan bu geliş­menin, bu sosyal inkişafın diğer şe­hirlerimiz için de birer örnek olacağı­na ve bu suretle basın ailesinin îstan-bulda olduğu gibi diğer şehirlerde de sosyal teşekküllere ve sosyal varlıkla­ra sahip olacağına emin bulunuyo­rum. Hepinizi hürmetle selâmlar ve konferansınıza başarılar dilerim.Bundan sonra gündem gereğince ri­yaset divanı seçimi yapıldı ve reisliğe Cevat Fehmi Başkut, reis vekillikleri­ne de Cemal Sağlam ve Cavit Yamaç seçildiler. Bu arada riyaset divanına bir teklif yapılmıştı. Bu teklifte bir ameliyat ge­çirmiş olan Reisicumhur Celâl Bayar'a geçmiş olsun telgrafı çekilme­si isteniliyordu. Teklif tam bir ittifak­la kabul olundu. Bunu müteakip gündem gereğince konferans çalışmalarına başlanmış, en yaşlı gazeteci sıfatiyle Hüseyin Ca­hit Yalçın bir konuşma yapmış ve İs­tanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gaze­teciler sendikalarının raporları okun­duktan sonra saat 14 e kadar toplan­tıya ara verilmiştir.

 Kırıkkale :

Bu sabah Kırıkkaleye gelmiş olan dost ve kardeş Irak Parlâmento Heye­ti azaları, mihmandarları ve diğer ze­vat fabrika ve tesisleri gezdikten son­ra Makine ve Kimya Endüstrisi Kuru­mu lokalinde şereflerine verilen ye­mekte hazır  bulunmuşlardır.

Bu arada Vali ve Belediye Reisi Ke­mal Aygün ile M. K. E. Umum Müdü­rü Hulki Yanat tarafından misafirle­re Kırıkkale yapısı birer tabanca he­diye edilmiştir.

Yemekte söz alan misafir heyetten Irak.Ayan Meclisi âzası Tevfik Vehbi kendilerine gösterilen hüsnü kabul­den duyduğu memnuniyeti belirttik­ten sonra şunları söylemiştir:

«Fabrika ve tesislerinizi gezdik. Şark­ta emsali olmayan bir fenle çalışma­nız bizi hayran bıraktı. Takım ve çe­lik fabrikanıza da aynı derecede hay­ran olduk. Ziyaretimiz bizde unutul­maz hatıralar bırakmış bulunuyor. Bize vermek iûtfunda bulunduğunuz bu tabancalar ancak kardeşin karde­şe verebileceği hediyelerdir. Büyük Mustafa Kemal'in yükselttiği bu va­tanda, bu tabancalar daima düşma­nın göğsünde olsun. Kılıcınız keskin, tayyareniz yıkıcı, topunuz yakıcı ol­sun. Misafir heyet ile beraberindeki zevat saat 15'te Kırıkkaleden ayrılmış ve saat 16'da Ankaraya varmıştır.

 Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes bugün saat 10'da Başvekâlette Fransız Büyükelçisi Ek­selans Jacques Tarbe de Saint - Hardouin ile görüşmüştür.

Bu görüşmede Hariciye Vekâleti Umu­mi Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi de hazır bulunmuştur.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında alman karar gereğince, Seyhan Mebusu Sinan Tekelioğlu'nun reisliğinde on mebustan mürekkep bir heyet, Gülhane hastananesinde yat­makta bulunan Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar'ı, Meclis adına ziyaret ede­rek kendilerine şifa temennisinde bu­lunmuştur.

Bu ziyaretten dönüldükten sonra. Meclis kürsüsünde söz alan Sinan Te-kelioğlu şunları söylemiştir:

«Reisicumhur hazretlerine Büyük Mil­let Meclisinin kendileri hakkında şifa temennisinde    bulunduğunu, hastalık vaziyetine son derece müteessir oldu­ğunu, yakında şifa bulmaları için Ce­nabı Hakka    dua   ettiğini   söyledik. Reisicumhur    hazretleri son    derece mütehassis oldular.     «Büyük    Millet Meclisinin bana  gösterdiği alâkadan dolayı ne suretle teşekkür edeceğimi bilemem» dediler. Sizlere selâmlarını gönderdiler. İnşallah yakında hasta-haneden çıkacağım sözlerini de. ilâve ettiler. Kendilerini köşkte bulunduk­larından daha sıhhatli ve iyi bulduk. Cenabı Hakkın şifa    vererek bir an evvel aramıza    dönmesini tekrar et­tik.»

Sinan Tekelioğlunun bu izahatı me­busların sürekli" alkışlarıyla karşılan­mıştır.

 Ankara :

Öğrenildiğine göre bir kaç haftadan beri Moskovada Şıpka kahramanla­rı» adlı renkli bir propaganda filmi gösterilmeye başlanmıştır. Ruslar tarafından ve Bulgarları Türkler aley­hine kışkırtmak ve kendilerinin dai­ma Bulgarların yardımına yetiştikle­rini göstermek maksadiyle çevrildiği anlaşılan bu filmin ilk sahneleri, Bul­gar istanda patlak veren 1875 isyanı üzerine girişilen tenkil hareketi esna­sında Türklerin güya Bulgarlara re­va gördükleri türlü zulüm ve işkence-Jeri canlandırmaktadır. At kuyruğu­na bağlanarak sürüklenen kadınlar, diri diri toprağa gömülen insanlar, zincirlere vurulanlar, ilh.

Filmin müteakip kısmı Plevne ve Şıpka muharebelerine tahsis edil­miştir. Bu kısımda Türk kumandan­ları Gazi Osman, Süleyman ve Vey­sel Paşalara antipatik roller oynatıl­maktadır.

Sovyetlerin propaganda uğrunda ta­rihî hakikatleri tahrifden asla çekin­medikleri herkesçe bilinen bir haki­kattir. Sovyetlerin sık sık tevessül et­tikleri bu tahrif ameliyesinin yeni bir örneğini. «Şıpka kahramanları» fil­minde görüyoruz.

Dürüst ve samimî olan her tarihçinin teslim edegeldiği hakikat şudur: Türkler, tarih boyunca, girdikleri ve yerleştikleri ülkelerde, diğer unsur­lara karşı daima hayırhahlık göster­mişler, adalet ve tasamuh duyguları­nın koruyucusu olmuşlardır. Sovyet filminin antipatik bir ışık altında gösterdiği Gazi Osman Paşa ise, harp tarihlerinde başarılı müdafaa muha­rebesinin sembolü olarak alkışlanan ve askerî şeref ve mertliğin timsali olarak, anılan bir kahramandır. Bu­nu o zaman Osman Paşaya karşı har­beden Rus kumandanları teslim et­mişler idi. Hattâ galip Rus kumanda­nının, hayranlığını ifade makamın­da, Osman Paşaya kılıcını, iade etti­ğini de tarih yazmaktadır.

Son zamanlarda Sovyet propaganda­sının .hür dünyaya karşı takındığı «iyi niyet» gösterileri arkasında bu vak'a için için yürütülen nifak usul­lerine iyi bir misal teşkil etmektedir.

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden teb­liğ olunmuştur:

1    E. P. U. memleketlerinden itha­lât maksadiyle ekim ve aralık 1954 aylarında Türkiye Cumhuriyet   Mer­kez Bankasına tevdi edilmiş bulunan ve cem'an 43.158.355 liraya baliğ olan
uzun vadeli kredili ithalât talepna­ melerine tahsis yapılmış ve bu husus­ta mezkûr Banka Umum Müdürlüğü­ne  gerekli talimat  verilmiştir.

Tahsis mevzuunu teşkil eden madde­ler şunlardır:

Hassas kâğıtlar, jütten sargılık kaba bez ve çuval, iç ve dış lâstik, linoleum, çimento, demir ve çelikler, saç lev­ha, çemberlik ve şeritler, su boruları, kalorifer üstüvaneleri, çinko levha. Ölçü âletleri, mikroskop, boş fotoğraf filmi, röntgen cihazı, diğer elektrikli âletler, cihazlar ve röntgen filmi, her nevi otoklav, kimyahane ve bakterio-loji etüvleri, tıbbî cerrahlığa ve bay­tarlığa müteallik cihazlar ve âletler, dişçilikte müstamel masa, sandalye, koltuk ve emsali diğer ameliyat leva­zımı, buhar kazanları, su, hava, pet­rol, benzin ve petrol müştekkati ile müteharrik motörler, elektrik motor-leri akümülâtor ve yedek plâkları, elektrot, bilumum sanayie ait maki­neler, ziraat âlet ve makineleri, pom­palar, motorlu kara nakil vasıtaları yedek parçaları, otobüs, kamyon ve kamyonet, matbaa mürekkebi.

2    Şubat 1955 ayında vaki   müra­caatlar memleket ihtiyacı (kredili te­diye plân ve plâfonu    gözönünde bu­lundurularak, yapılacak tetkikatı müteakir Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kanalı ile cevaplandırılacak­tır.

 Ankara :

istatistik Umum Müdürlüğü ile Bir­leşmiş Milletler Gıda ve Ziraat Teşki­lâtının hazırladığı «Orta-Doğu ve Akdeniz memleketleri ziraî anketler öğretim ve tatbikat merkezi bugün saat 10'da Siyasal Bilgiler Fakültesi­nin konferans salonunda merasimle açılmıştır. Açış konuşmasını yapan Şefik İnan ziraî kalkınmada istatis-tikî malûmatın önemini belirtmiş ve son 5 yıl içinde ziraî istihsal sahasın­da görülen inkişafa muvazi olarak ziraat istatistikleri teşkilâtımızın da geliştirildiğini beyan etmiştir.

Ziraî anketler ve öğretim ve tatbikat merkezi bilhassa mahsul sahaları, mahsul verimleri hayvan sayıları ve hayvani maddeler istihsalâtı hakkın­da istatistik rakamlarının toplanma­sı, hesaplanması ve takdimi metod-larını en ileri bir şekilde öğretecektir. Öğretim ve tatbikat temmuz ayı so­nuna kadar devam edecektir. Bu ara­da 3 hafta müddetle Bursa vilâyetin­de bir anket tatbikatı yapılacaktır.'

Merkez, hakiki enternasyonal bir hü­viyet taşımaktadır. Orta-Doğu ve Ak­deniz memleketlerinden 127si merke­ze öğrenci göndermek suretiyle işti­rak etmişlerdir. Öğrencilerin ekserisi Ankaraya vasıl olmuşlardır. Merkezin öğrenci sayısı 35 olup, bunlardan 15'i Türk ve 20'si yabancı memleket ele­manlarından teşekkül etmektedir. Merkeze Öğrenci olarak iştirak eden­lerin büyük bir ekseriyeti Ziraat Fa­külteleri mezunu olup, memleketlerin­de fiilen ziraat istatistikleriyle uğ­raşmaktadırlar. Merkeze öğrenci gön­dermek suretiyle iştirak eden memle­ketler şunlardır: Türkiye, Cezayir, İran, İsrail, İtalya, Kıbrıs, Malta, Portekiz ve Yunanistan.

Merkezin tedrisatı türkçe, ingilizce ve fransızca olmak üzere üç ayrı dil­de yapılacaktır. İstatistik Umum Mü­dürü B. Şefik İnan aynı zamanda kurs müdürlüğünü de ifa edecektir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Ziraat Teşkilâtından Mr. F. Rosenfeld, yar­dımcı müdür olarak görevlendirilmiş­tir. Ziraat İstatistikleri Müdürü Na­fiz Erus, merkezin genel sekreteridir.

Merkezin öğretmenler kadrosunda: Türk, Fransız, Hindli, Hollandalı, İtalyan ve İngiliz profesörler yer al­mış bulunmaktadır.

Merkezin faaliyeti şüphesiz ki, yalnız öğretim sahasında kalmayacak, mil­letler arasında işbirliği zihniyetinin inkişafına da vasıta olacaktır.

 Ankara :

Riyaseticumhur Baş tabibi iğ in den bil­dirilmiştir.


 

Sayın Reisicumhurumuz geceyi rahat ve sakin geçirmişlerdir. Hararet de­recesi: 37,5, nabız: 80'dir. Ameliyat normal seyrini takip etmekte olup umumî hali memnuniyet vericidir.

Reisicumhurumuzun çok şayanı mem­nuniyet bir seyir .takip eden ameliyat sonrası durumu hakkında her gün saat 12fde bir rapor neşredilecek ve bu rapor radyonun saat 13 bültenin­de yayınlanacaktır.

 Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bay ar'a, mu­vaffakiyetle geçirdiği ameliyat mü­nasebetiyle, Mebuslardan, Valilerden, Büyükelçi ve Elçilerden, Generaller­den, Belediye Reislerinden, Umum Müdürlerden, sabık Mebuslardan, e-mekli Vali ve emekli Generallerden, İdare Meclisleri reislerinden, Kayma­kamlardan, D.P., C.H.P. ve C.M.P. teşkilatları reislerinden, kurum, ce­miyet ve sendikalardan, okullardan, muhtarlardan ve daha birçok vatan­daşlardan her gün [binlerce sıhhat te­mennisi telgrafları gelmektedir.

Ayrıca Ankarada her gün yüzlerce zat Gülhane Tıp Akademisine gide­rek açılan defteri mahsusu imzala­maktadır.

 Ankara :

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Baş­kanı İsmet İnönü ve Genel Sekreteri Kasım Gülek, Reisicumhur Celâl Ba-yar'ı ziyaret etmek üzere Gülhane Tıp Akademisine giderek hususî def­teri imzalamışlar ve acil şifa temen­nisinde bulunmuşlardır.

19 Nisan 1955

 İstanbul :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes'ten Türkiye gazete­ciler konferansı başkanlığına aşağı­daki telgraf gelmiştir:

«İstanbul Gazeteciler Sendikası Baş­kanlığına,Sendikanızın     tertip   'etmiş    olduğu Türkiye gazeteciler konferansına mu­vaffakiyetler dilerim. Diğer taraftan konferans bugün 'ko­misyonlar halinde toplanarak çalış­malarına devanı etmiştir. Komisyon­lar içinde de vazife taksimi yapılmış­tır.

Komisyonların hazırladıkları rapor­lar yarın saat 10'da toplanacak umu­mi heyete sunulacaktır.

  Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes bugün Ürdün Elçi­liğine giderek Ürdün Kralı Majeste Hüseyin'in evlenmesi münasebetiyle açılmış olan defteri mahsusu imzala­mıştır.

  Ankara,:

Ürdün Kralı Majeste Hüseyin'in ev­lenmesi münasebetiyle Ürdün Elçili­ğinde açılmış olan defteri mahsusu Reisicumhurumuz Celâl Bayar adına Reisicumhur Umumi Kâtibi Büyükel­çi Haydar Görk bugün imzalamıştır.

20 Nisan 1955

  Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes bu akşam saat 20,45 te Amerika Büyük Elçisi Ekselans Avra Warren ile görüşmüştür.

Bu görüşmede Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Muharrem Nuri  Birgi   hazır   bulunmuştur.

  İstanbul :

Şehrimizde bulunan Yunan Maarif Nezareti Müsteşarı, maarif heyeti, Yu-nanistanın Florine Belediye Meclisi üyeleri, Gümülcüjne, Drama, İskeçe, ve Tolemayiz okulları öğretmenlerin­den, müteşekkil bir heyet bugün Vi­lâyeti ziyaret etmişlerdir.

Misafirler Vali ile samimî hasbihalde bulunmuşlar, iki memleket arasında­ki dostluğun, bu gibi ziyaretlerle kuv­vet, bulacağını ifade etmişlerdir.Vali Prof. Gökay da iki memleket arasındaki dostluğun inkişafından bahisle, bu dostluğun hiç kimse ta­rafından zehirlenemiyeceğini, tahrik­çilerin muvaffak olamıyacağını be­lirtmiş ve Atatürk - Venizelos devrin­de tesis edilen Türk Yunan dostluğu­nun daima ilerliyeceğine işaret etmiş­tir.

  Ankara :

Mart 1947 mayıs 1949 ve aralık 1951 den, ağustos 1954 tarihine kadar Bir­leşik Amerikada Türkiye Büyük El­çiliği Deniz- Ataşe Muavini ve Deniz Ataşesi olarak vazife görürken gös­terdiği büyük başarı ve fevkalâde hizmetlerden dolayı Türk deniz kuv­vetlerinden Yarbay Haydar Olcay No-yan'a bugün saat 14'te liyakat ma­dalyası  Subay  derecesi  verilmiştir.

Deniz Kuvvetleri Kumandanı Kora­miral Sadık Altmcan ve Birleşik A-merika Deniz Yardım Kurulu Başka­nı Tümamiral Edward Perrall'm da hazır bulunduğu kısa bir merasimi müteakip Amerikan Deniz Ataşesi Albay Block madalyayı takmıştır.

  İstanbul :

Türkiye Beden Terbiyesi Öğretmenle­ri Cemiyetinin memleketimize davet ettiği Kopenhag Yüksek Beden Eğiti­mi Enstitüsü öğrencilerinden müte­şekkil Danimarka jimnastik ve flok-lor ekipi bugün saat 11,25 te Avrupa eksperesine bağlanan Özel bir vagon­la İstanbula gelmiştir.

16 kız ve 15 erkekten müteşekkil mi­safir Danimarkalı talebeler ilk göste­rilerini yarın akşam saat 21,00 de Spor ve Sergi Sarayında yapacaklardır.

  Ankra :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'm ge­çirdiği muvaffakiyetli ameliyat dolayısiyle Erkânıh ar biyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel sayın Bayar'a aşağıdaki telgrafı göndermiş­tir:

Sayın Reisicumhur Celâl BAYAR, Geçirmiş  olduğunuz  ameliyatın  fevkalâde bir başarı ile neticelenmesi ve bütün milletin üzerine candan titredi­ği sağlık durumunuzun mükemmel bulunuşu haberi karşısında, zatı dev­letinize varlığım vakfeyliyen Türk or­dusu sonsuz bir sevinç ve inşirah duymaktadır.

Tanrı ve talihin büyük bir lütufkâr­lığı olarak başımızda varolan en bü­yüğümüz aziz ve muhterem Reisicum­hurumuzun acil şifa ve afiyetlerini şahsım ve kahraman Türk silâhlı kuvvetleri adına candan temenni ve niyaz ederken, daha bir çok yıllar bü­yük varlığınızın etrafında ve ışığında bulunmak bahtiyarlığı ile üstün say­gı ve tazimlerimi arzederim.

Erkânıharbiyei Umumiye Reisi

Orgeneral Nurettin Baranael

  Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes bu akşam saat 20,30 da Ankarada bulunan Eisenhower te­sisi başkanı Mr. Barnes ile görüşmüş­tür.

3u görüşmede Hariciye Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büyük Elçi Muharrem Nu­ri Birgi hazır bulunmuştur.

  Ankara :

Maarif Vekili Celâl Yardımcı, Türk Kadınlar Birliğinin teklifi ile her se­ne mayıs ayının ikinci pazar günü­nün «Anneler günü» olarak kutlan­ması hususunda valiliklere bir tamim göndermiştir. Bu tamimin metni aşa­ğıdadır:

Türk Kadınlar Birliği, her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününü Türkiyede Anneler Günü olarak kutlamayı prog­ramına almış ve bu hususta Dahiliye Vekâleti ile Maarif Vekâletinin de müzaheretini istemiştir.

Kadınlar Birliğinin bu teşebbüsü Ve-kâletimizce de uygun görülmüş oldu­ğundan Maarif teşkilâtımızın büyük bir terbiyevî değer taşıyan bu kutla­maya katılmasını temenni ederim.

Bunun için, Çocuk Esirgeme Kurumu, ckul aile birlikleri, Kızılay gibi teşekkülerin şubeleri mevcut olan yer­lerde Kadınlar Birliğine yardımları sağlanarak, mahallî imkânlarına go-re hazırlanacak bir programla, ana-' lara hürmet ve bağlılığı belirten küçük müsamere ve konuşmalar tertiplene­bilir. Bu müsamerelerde ve konuşma­larda, Türk anasının memleket hiz­metindeki emeği en büyük şükranla anılır, ayrıca aile hayatında da ço­cukların annelerine sevgilerini gös­teren hareketlerde bulunmaları, harç­lıklarından arttırarak onlara küçük bir hediye almaları, mümkün olma­dığı takdirde ders yılı içinde yaptık­ları bir resmi, işledikleri bir el işini, yahut o gün topladıkları bir demet kır çiçeğini annelerine vermeleri ken­dilerine telkin olunur.

Bir kısım hür dünya memleketlerinde kutlanan bu bayramın memleketimiz­de de bir gelenek haline getirilmesi, zaten anaya bağlılığı üstün tutan Türk çocukları ile memlekete en bü­yük hizmet.şerefini taşıyan Türk an­neleri için sevinç kaynağı olacaktır.

Okullar da, bugüne tekaddüm eden günler içinde ve bilhassa, Türkçe -resim - iş, müzik, hayat bilgisi ders­lerinde öğrencilerini bugüne hazırlı-yarak, annelerin hayatına ve faali­yetlerine dair resim sergileri açabilir­ler.

Vilâyetimiz dahilinde anneler gününü canlandıracak çalışmaları tahrik et­menizi ve bu çalışmalar için gereken müzaherette bulunmanızı saygılarım­la rica ederim.

Maarif Vekili

 Ankara :

Dün Ankaraya gelmiş olan Michigan Eyaleti Valisi G. Mennen Williams refakatinde Wülys Overland Export Corporation Başkanı Mr. Hickman Price Jr. ve aynı müessesenin umum müdürü J. C. Delaplain olduğu halde bugün öğleden sonra saat 15'te Gül-hane Askerî Tıp Akademisine giderek Riyasetleumhur defteri mahsusunu imzalamıştır.

 Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti    Vekil:.

Adnan Menderes, dün Ankaraya gel­miş olan Michigan Eyaleti Valisi ve Cumhuriyetçi Partinin ileri gelen rü­künlerinden G. Mennen Williams ile bu sabah saat ll'de Başvekâlette gö­rüşmüştür.

Bu görüşmede Michigan Valisine re­fakat etmekte olan Willys Overland Export Corporation Başkanı Mr. Hic-knıan Price Jr. ile aynı müessesenin umum müdürü Mr. J. C. Delaplain ve Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Muharrem Nuri Birgi ve Amerikan Büyük Elçiliği müsteşarı Mr. Kohler de hazır bulunmuştur.

 Ankara :

Riyaseticumhur Baştabibliğinden bil­dirilmiştir :

Sayın Reisicumhurumuzun sıhhî du­rumu süratle düzelmektedir. Geceyi rahat geçirmişlerdir. Umumî hali çok İyidir. Ateş 37,2, nabız 78 dir.

 İstanbul :

Maarif Vekili Celâl Yardımcı bugün saat 12'de İstanbul Maarif Müdürlü­ğünde bir basın toplantısı yaparak Büyük Millet Meclisine sevkedüen ka­nun tasarıları ve umumî maarif mev­zuları hakkında izahat vermiştir.

Lise ve ortaokul kadroları, Güzel Sa­natlara istidatlı çocuklara, millî kü­tüphanelere, ilk okul öğretmen yar­dım sandığına, Anıt Kabir hizmetleri­nin Maarif Vekâletine devrine, Ma­arif Basımevinde çalışan işçilere üc­retsiz yemek verilmeisne ait kanun tasarılarının Meclise şevke dil diğini ve ilk öğretime, öğretmen terfi, tecziye, nakil, taltifine, merkez teşkilâtına, Riyaseticumhur Senfoni Orkestrasına, îmam Hatip Okuluna, eski eserlere, Öğrenci filmleri halk eğitimine ait ka­nunların halen müzakere edildiğini belirten Maarif Vekili Celâl Yardımcı konuşmasına devamla demiştir ki:

«Herşeyden önce olağanüstü deha ile doğan çocuklara teşmil edilecek olan «Güzel sanatlara istidatlı çocuklar» kanun tasarısı evvelce mevcut şahsî kanun usulünü ortadan kaldıracaktır. Çünkü anlarımız daima istidatlı ço­cuklar doğurmakta ve doğuracaktır.»

İlk öğretim kanununun katileşmesin-den sonra ilk okul dâvasının on sene­de değil 1958 senesinin sonuna kadar halledilebileceğini söyliyen Vekil, İmam Hatip Okulu mezunlarının âm­me hizmeti olarak maarifçe ele alın­masını ve ciddî bir şekilde organize edilmesinin zaruretini belirtmiş ve bu gaye ile müzehhez İmam Hatip Okullarının hakikî din adamları ye­tiştirmekteki m üess iriye tini izah et­miştir.

Vekil: «Büyük şehirlerde mütekâsif bir halde bulunan erkek ve kız yüksek tahsil gençliiğnin yurt işini halletmek kararında ve azmindeyiz.» demiştir. Bunun için, meselâ Veznecilerdeki ta­lebe yurdunun inşasını bu sene ihale­ye çıkaracağız, bu arada Kadırgada­ki Bostan sahasının yeni bir yurt in­şasına tahsis edilmesi için Ankarada teşebbüse geçeceğiz, Fatihteki ikinci külliyenin askerî müzeye değil, yurt olarak yüksek tahsil gençliğine tahsi­si için Vakıflar İdaresine müracaat etmiş bulunuyoruz,» demiştir.

Bu arada on senedenberi neharî ted­risat yapan İstanbul Erkek Lisesinin bu yıl "yatılı olarak faaliyete geçece­ğini ve Modadaki Kollejin 300 öğren­ci ile tedrisata başlryacağmı sözlerine ilâve etmiştir.

Maarif Vekili bundan sonra Rumelihisarı «Emanet suretiyle» restoras­yonu için Topkapı Müzesi Müdürlüğü emrine 500.000 liralık tahsisat verildi­ğini, Patrona Halil Hamamının yıkıl­ması veya restore edilmesi veyahut ta geçidi sağlıyacak bir hale getirilmesi suretiyle münakaşa konusu olan bu meselenin kısa zamanda halledilece­ğini, Maçkadaki eski İtalyan Sefareti binasının katî olarak Devlet Konser-vatuvarı ve zayıf bir ihtimalle resim ve heykel sergisi olarak tadiline karar verildiğini, İstanbul Kız Lisesinin ya­tılı hale getirilmesi hususunun ele alındığını belirtmiştir.

Maarif Vekili Celâl Yardımcı yarın sabah İzmire hareket edecektir. Ve­kil İzmir Üniversitesi ve çeşitli maa­rif mevzulariyle alâkadar olacak ve salı günü Ankarada Köy ve şehir mimarisi ve plancılığı akademisi nin kurulması hususunda ilgili olarak ya­pılacak ilk toplantıya iştirak edecek­tir.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Reis Vekillerinden Esat Budak oğlunun riyasetinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman ruznamede bu­lunan bir sözlü sorunun müzakeresi yapılmıştır.

Son zamanlarda hissedilen röntgen filmi darlığının sebeplerine ve darlı­ğın izalesi için ne gibi tedbirler alın­dığına dair Sıhhat ve İçtimaî Muave­net Vekili ile İktisat ve Ticaret Ve­kilinden sorulan sual her iki Vekil tarafından  cevaplandırılmıştır.

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, soruyu cevaplandırır­ken, kendi Vekâletinin bu mevzuda İktisat ve Ticaret Vekâleti ile bir iş­birliği yaptığını, diğer taraftan , has-tahanelerin ve halkın röntgen filmi ihtiyacını karşılamak üzere Kızılay Cemiyetine de başvurulmuş olduğunu ve mezkûr cemiyetle bu hususta bir mutabakata varıldığını, filmlerin İn-giltereden ithaline Kızılay Cemiyeti taralından tevessül edildiğini bildir­miştir.

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, da, son beş sene zarfında memleke­timize ithal edilen röntgen filmleri­nin miktarı hakkında malûmat vermiş ve son olarak döviz tâli komitesince röntgen filmleri ithali için 126 bin li­ralık tahsis yapıldığını ve bunun der­hal transferine geçildiğini söylemiş, bugünlerde İstanbula 85 bin röntgen filminin geldiğini, 12 bin röntgen fil­minin de önümüzdeki günlerde İstan­bula vâsıl olacağını ifade etmiştir. Ve­kil aynı zamanda Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekâletince Kızılay Cemi­yeti ile varılan mutabakat dairesinde 26,815 sterling kıymetinde 19 bin dü­zine filmin Kızılay Cemiyeti vasıta-siyle ithaline tevessül olunduğunu da sözlerine  ilâve  etmiştir.

Kanunlar:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, Türkiye Merkez Bankası1 kanununun bazı maddelerinin değişti­rilmesi ve bu kanuna bir madde ek­lenmesi hakkındaki kanun lâyihasının birinci müzakeresi tamamlanmıştır. Bu kanun lâyihasına göre;

a  Bankanın banknot ihracı imti­yazının muayyen miadı hulul eylemiş olduğundan 1999 senesi sonuna feaidar uzatılması,

b  Merkez Bankasının hazineye açabileceği kısa vadeli avansın ban­kanın sermaye ve ihtiyatları yekûnu­nun % 50 si ile tahdit edilen limiti­nin masraf bütçeleri yekûnunun % 15'i olarak tâdili,

e  Bankalar tarafından Merkez Bankasına tevdi edilecek ticarî senet ve vesikaların reeskonta kabul edile­bilmesi için muayyen olan 90 günlük vâde müddetinin 120 güne çıkarılma­sı,

d  Sanayi ve maadin işleri ile uğ­raşan hakiki ve hükmî şahıslarla es­naf ve teşekküllerinin 9 aya kadar vadeli senetlerinin reeskonta kabulü,

e  Devlet tahvilleriyle diğer tahvil­lere karşılık avans muamelelerinin 158 milyon gibi belli bir meblâğ üze­rinden değil, ticarî senedat cüzdanı yekûnunun 1/3 ü miktarında Merkez Bankasının avans vermesi,

f  Amortisman ve Kredi Sandığının yapacağı tahvil, tanzim mübayaların-da kullanılmak üzere bankanın bu müesseseye ticarî senedat cüzdanı­nın üçte biri limiti dahilinde avans vermesi,

g  Bankanın reeskonta kabul edebi­leceği poliçelerle teminat olarak ala­bileceği senet ve ticarî vesikaların yalnız sermayeye inhisar eden âzami % 10 miktarın hem.sermaye ve hem de ihtiyatları ihtiva etmesi,

h  Hissedarlara umumi heyet kara-riyle ikinci defa olarak % 6 ya kadar bir temettüün tevziinden sonra bir ba­kiye kaldığı takdirde bu bakiyenin hazineye verilmesi,

i Bankanın birden ibaret olan umum müdür muavininin üçe çıkarıla­bilmesi, derpiş, edilmekteydi.

Lâyihanın heyeti umumiyesi üzerin­deki müzakereler arasında söz alan Maliye Vekili Hasan Polatkan, bu ka­ntin lâyihası dolayısiyle ileri sürülen tenkitleri cevaplandırmış ve bu ka­nunun mahiyeti hakkında malûmat verdikten sonra ezcümle şunları söy­lemiştir :

Şimdi avans meselesi üzerinde dura­lım:

Sadece bizde değil, dünyanın her ye­rinde Merkez Bankaları hazineye avans" açarlar ve hazinenin böyle bir avansa ihtiyacı vardır. Bugünkü Mer­kez Bankası kanunumuzda yer almış olan 34 ncü maddenin iki numaralı fıkrasında açılacak avansın miktarı bankanın sermaye ve ihtiyatları ye­kûnunun % 50 si olarak tesbit olun­muştur. Şimdi yapmış olduğumuz tek­lifle bu nispet masraf bütçesinin % 15 sine kadar bu avansın açılabil­mesi şeklindedir. Kabul buyurursunuz ki  kanun  1930  senesinde     çıkmıştır.

Bugünkü meri olan 1715 numaralı ka­nundur. O tarihlerde devlet bütçesi 165 milyon lira İle 200 milyon lira civarında idi. 1930 yılında 200 milyon lira civarında olan bir bütçenin, ihti­yaç duyacak işler için avans miktarı­nın ne olacağı düşünülecek olursa o tarihte donmuş bir nispet olan ve o târihte dahi bir mânası kalmayan bir rakamın bugün işlemez bir halde du­racağını kabul etmek icap eder. Bu rakama göre avans miktarı, banka­nın sermaye miktarı ihtiyatlarının % 50 sidir. Hazine % 50 civarında Merkez Bankasında bir avans ola­caktır. O zamanki bütçe 200 milyon lira. civarındaydı. Halbuki bugünkü bütçemiz 3 milyar liradır. Yani bu­günkü bütçemiz 1930 tarihindeki büt­çeye nazaran 15 misli artmış bulun­maktadır. Onun için donmuş bir öl­çüye bağlanan bu nispet yerine, avan­sın masraf yekûnunun muayyen bir yüzdesine bağlanmasını teklif ediyo­ruz. Bu suretle Merkez Bankasından hazineye açılacak kısa vadeli avansa bir seyyaliyet vermiş bulunuyoruz. Eğer bugün bütçelerimizin karakteri­nin daha ziyade envestismana müte­veccih olduğunu düşünecek olursak ve memleketimizin iklim şartlarını gözönüne alarak çalışma mevsimlerinin Türkiyede mahdut olduğunu nazarı i-tibara alacak olursak ve nihayet ha­zine gelirlerinin muayyen tarihlerde­ki tahsil temposunun bu çalışma mev­simi ile ayarlı bulunmadığını da göz-önünde tutacak olursak hazinenin bu avansa ne derece ihtiyacı bulunduğu­nu takdir edeceğinize kaniim.

Arkadaşlarımız tereddüt ediyor, bu bir nevi enflâsyon manzarası arzediyor, diyorlar, bu, bir avanstır, bu bir kasa kolaylığıdır. Merkez Bankası avans verecek, diğer taraftan hazine vergi­leri tahsil ettikçe Merkez Bankasına yatıracak, bu suretle Merkez Banka­sının vermiş olduğu avans mahsup e-dilecektir. Yine arkadaşımız diyor ki, Maliye Vekili bize söylesin, bu avans ortada kalmiyacak mı? Geri gelecek nıi? Yani Merkez Bankasına tekrar dönecek mi?

Arkadaşlar, bu avans iki şekilde orta­da kalır, ya tahmin olunan varidat tahakkuk etmez, tahsil olunmaz, o takdirde ortada kalır veyahut da eski iktidar zamanında olduğu gibi, zan­nediyorum 33 kanunla alınmış olan bu kabil salâhiyetlerle bütçeye irat ka­yıt olunur ve bu suretle ortada kalır. Amma karşılığı olmadan irad kaydo­lunur. Arkadaşımızın korkmakta hak­kı da var, kendilerine hak veriyorum, onların zamanında bu kabil avanslar alınır ve bütçeye irat kaydolunur, a-vans clduğu halde karşılığı bulunma­dığı için piyasada ortada kalır.

Arkadaşımız emin olsunlar, biz şişir­me gelir bütçeyi yapmıyoruz, Bütçe müzakereleri münasebetiyle, iktidarı­mızın ilk bütçesi olan 1951 denberi tahmin olunan varidatın ne şekilde tahakkuk ettiği hakkında burada ra­kamlar vermiştik ve bir milyara ya­kın tahmin olunan bir varidatta dört milyona yakın hata yaptığımızı söyle­yen ve tenkit eden arkadaşımıza de­miştim ki «Bir banka veznedarına beş milyarı saydırmış olsanız dört milyon hata yapar.»

Tahmin olunan varidat bu derece i-sabetli tahakkuk edince, bir kasa ko­laylığı, kasadan alınmış bir avansın bu suretle ortada kalması için bir se­bep yoktur. Sonra, gelir kaydetmek yolu ile aca­ba ortada kalabilir mi?Bu müstakil bir kanun işidir, huzuru­nuza böyle bir kanun da getirmiş de­ğiliz. İstediğimiz şeyiş mevsimlerinde varidat ve tahsil zamanlarını boş ge­çirmemek için, iş mevsimlerinde iş yapmak hazinenin avans alıp alâka­dar dairelere, bütçelerle kabul olunan tahsisatı vermek suretiyle işlerin de­vamını, bir kasa kolaylığını temindir.Kaldı ki bu salâhiyetin verilmesiyle bunun mutlaka yüzde 15 nispetinde tamamının kullanılacağı gibi bir mâ­na da çıkmaz. İhtiyaç olduğu takdir­de elbette kullanılacaktır. İhtiyaç ol­madığı takdirde kullamimiyacaktır. Endişe edecek bir kanun değildir. Bu bilâkis hazineye kolaylık verecek, iş­lerin yapılmasını teshil edecek ve ti­carî hayatın arzuladığı ve ihtiyaç duyduğu mevzulara cevap verecek ta­dilâtı ihtiva eden bir kanundur.

Maliye Vekilinin konuşmasından son­ra lâyihanın maddelerine geçilmiş ve neticede birinci müzakere tamamlan­mıştır:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Seyhan barajı inşaatı do-layisiyle sular altında kalacak köy ve arazi hakkında kanun lâyihası ka­bul edilmiş, zabitan ve askeri memur­ların maaşatı hakkındaki kanuna bir fıkra eklenmesine dair kanun lâyiha­sı ile, Millî Müdafaa Vekâleti ile bu Vekâlete bağlı teşekküllerde kullanı­lacak yabancı devlet tabasından mü­tehassıs ve ustalarla yapılacak muka­veleler hakkımda kanunun birinci maddesinin tadiline dair olan kanun lâyihasının birinci konuşmaları ya­pılmıştır.

Büyük Millet Meclisi cuma günü top­lanacaktır.

21 Nisan 1955

 İstanbul :

Talebe Federasyonunun bugün Kris­tal gazinosunda yaptığı akademik top­lantıdan sonra yapılmak istenen yü­rüyüş hakkında İstanbul Valisi ve Belediye Reis Vekili Profesör Gökay gazetecilere şu beyanatta bulunmuş­tur:

«Biliyorsunuz ki Kıbrıs mevzuunda Kristal gazinosunda akademik bir top­lantı yapmak üzere federasyon müra­caat etmiş ve kendilerine bu hususta izin verilmiştir. Teessürle görüyoruz ki bu toplantıdan sonra bazı toplu­luklar bir yürüyüş yapmağa teşebbüs etmişlerdir. İdarece buna derhal mâ­ni olunmuş ve güneş batışından sonra yapılmağa teşebbüs edilen bu gayri ni­zami hareketin müsebbipleri hakkın­da takibat yapılmak üzere müddei­umumilik tahkikata başlamıştır.

Diğer taraftan federasyon mümessil­leri Kristal toplantısı dışındaki bu hâdiseden duydukları teessürü ifade etmiş bulunmaktadır.

 İstanbul :

Pakistamn büyük milli şairi ve mü­tefekkiri Dr. Muhammet İkbalin 17 nci ölüm yıldönümü münasebetiyle bugün saat 15'te Eminönü öğrenci lo­kalinde bir anma töreni yapılmıştır.

Seçkin bir davetli kütlesinin hazır bu­lunduğu bu toplantıyı cemiyet başka­nı Nebil Batı açmış ve bundan sonra doçent Dr. Abdülkadir Karahan İk­balin sanat ve ilim cephesini izah et­miştir. Davetlilere Pakistan halk şarkılariyle danslarına ait bir film gös­terildikten sonra toplantıya son ve­rilmiştir.

 Ankara :

Dış ticaret işlerine dair «536» sayılı sirküler: Yerli ham ipekli mensucatın aşağıdaki şerait dairesinde işlenmek üzere harice muvakkaten ihracı uy­gun görülmüştür.

1 Bu muvakkat ihracat, yalnız ha­kikî ham ipekli mensucata münhasır­dır.

2 Yatırılacak ameliyelerin, alâkalı­ların bağlı oldukları sanayi veya tica­ret ve sanayi dalarınca, memleket sanayii ve ihtiyacı da nazara alınmak suretiyle, kabulü lâzımdır.

3 Muvakkat ihracat, memleketi­mizden daha üstün kaliteli iş yaptığı

sabit olan ecnebi memleketlere mü­teveccih olacaktır.

4   _  işleme  ücretleri ile, nakliyat Türk vapurlariyle yapılmadığı ve si­gorta da memleketimizde yaptırılma­dığı takdirde navlun ve sigorta ücret­leri kuru ipek kozası ihracı suretiyle ödenecektir.

Müracaat şekli:

5    Alâkalıların muvakkat  ihracat hususunda bağlı oldukları ticaret ve sanayi odalarına bir talepname ile 15-5-1955   tarihine  kadar  müracaat­ları lâzımdır.

Bu talepnamelere:

a)İpotekli mensucatın adı,

b)Miktarı {Metre olarak).

O Hangi ameliyelere tâbi tutulacağı (Her ameliyeye ait miktarlar karşıla­rında gösterilecektir).

d) Her ameliyeye ait vahit fiat tuta­rı, kaydedilecek ve ayrıca imalâtçı memleket fabrikalarının vermiş ol­dukları mahallî ecnebi ilgili mercile­rince tasdikli orijinal faturaları ekli-yeceklerdir.

 Ankara :

14 Nisan 1955'te Ankarada Nafia Ve­kâletinin hazırlıklariyle açılan birinci imar kongresi 6 günlük çalışmalar sonunda bir çok kararlara vararak başarı ile kapanmıştır.

İmar hareketleri üzerinde mesul ma­kamların selâhiyet ve mesuliyet pren­siplerini izah eden mevzuat,

Türkiyenin köy denen büyük şehre kadar imarını temin ve mümkün kı­lacak finansman,

Şehir ve kasaba imar plânlarının memleket imkân ihtiyaçlar iyi e mede­nî anlayış içerisinde istikbali ihata eden şartlara uydurularak düzenlen­mesi ve köyden en büyük şehre ka­dar her gün değişmekte olan hayat şartları ve iktisadî, içtimaî bünyemi­ze göre, meskenlerin organizasyonu gibi bu konunun çok ehemmiyetli meseleleriri ele  alan kongre hükümete

temennilerini aksettirmiş ve kongreyi takip eden Nafia Vekili Kemal Zeytin-oğlu hükümetin kongre kararların: tatbik mevkiine koyacağını beyan et­miştir.

Nafia Vekâleti tertip heyetinin hazır­ladığı raporların münakaşasiyle umu­mî heyetin seçtiği komisyonlarda ha­tiplerin kongrede serdedilip tasvip edilen fikirleriyle tanzim olunan -ra­porlar kabul edilmiştir.

Birinci kongre kapanmıştır fakat ça­lışmalar devam edecektir. Odalar Bir­liği, kongre mesaisine, kuruluş devre­sine tesadüf ettiği için tam bir hiz­mette bulunamamış, harita ve kadas­tro mühendisleri odasının raporu ve azaların münferit raporlarının takdi­mi ile hazırlıklara katıla bilmiştir.

Kongre birlik reis ve umumî kâtibi tarafından takip edilmiş birlik reisi kongrenin umumî temayülleri ve Na­fia Vekilinin tasvibi ile kongre neti­celerinin devam ettirilmesi, temenni­sinin birlikçe deruhte edilmesi ka­rarının birliğin vazifeleri m ey anında olduğunu açıklamıştır.

Mimarlar, inşaat mühendisleri ve harita ve kadastro mühendisleri oda­larının tamamen alâkadar olduğu bu meseleleri birlik takip edecek ve imar şûraları toplıyarak yapacağı hazırlık­lardan sonra ikinci imar kongresini tertip edecektir.

 İstanbul :

Birkaç gündenberi memleketimizde bulunan Amerika Birleşik Devletleri Michigan Eyaleti Valisi Mennen Wil-liams bugün saat 15.00 te bir basın toplantısı yaparak intibalarmı an­latmıştır.

Sözlerine başlarken, Michigan Valisin­den ziyade bir Amerikan vatandaşı olarak konuşacağını belirten Mennen Williams, dünya muvacehesinde Tür­kiyenin siyasî ve stratejik önemini, komünizme karşı azimli mücadelemiz ve Türk askerinin Koredeki kahra­manlığının Amerikalılar üzerinde u-yandırdığı derin hayranlık hislerini ifade etmiştir.

Michigan Valisi müteakiben, iktisadi sahadaki kalkınmamızın vüsati kar­şısında şaşaırdığmı söylemiş buna mu­vazi olarak sinai bir kalkınma lüzu­muna işaret etmiştir.

Mennen Williams, sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

«1950 yılında 8 milyar olan millî is­tihsalinizi üç sene gibi kısa bir zaman içinde 15 milyar Türk lirasına çıkart­mak gibi çok zor bir işi başarmanız ve aynı zamanda sosyal ve kültürel sahalarda büyük terakki hamleleri kaydetmiş bulunmanız beni sonsuz hayrete düşürmüştür.

Fek kısa bir zaman önce buğday it­hal eden memleket i'ken bugün, dün­yanın dördüncü derecedeki ihracatçı­sı durumuna yükselmeniz çok şayanı takdirdir. Bilhassa sınai gelişme yo­lunda sarfettiğiniz gayretlerin yanı-sıra bu muvaffakiyeti göstermeniz zi­raî kalkınma dâvanızın fevkalâde iyi bir şekilde ele alınmış olduğunu ispat eder. Ziraatle sanayiin aynı hızla ge­lişmesi, ancak her ikisinin de verim­li bir şekilde planlanması ile mümkün olabilir ki, bu büyük sermaye yatı­rımlarım sağlar. Bu hususta çok mü­him diğer bir nckta da son yıllarda millî tasarrufunuzun yüzde 210 art­mış bulunmasıdır.

Memleketinizde, hem yatırım hem de istihlâk kuvvetini artırmak suretiyle hayat standardınızı yükseltmiş oldu­ğunuz müşahede edilmektedir.

Bu arada Türk iş adamlarının, ken­dilerine olan itimadı bizim için mem­nuniyet bahş bir işaret olmuştur. Bence buda memleketinizin iktisaden daha çok yükseleceğini gösterir.

Maalesef Anadoluyu gezmek fırsatı­nı bulamadım, fakat anladığıma gö­re çiftçiniz ektiği toprağın sahibidir ve onların, istihsali de en iyi bir şe­kilde tevzi edilmektedir. Bu arada iş­çilerin müreffeh olduğunu, sendika­larının faaliyetinin teşvik edildiğini öğrendim.

Kendi müşahedem ve konuştuğum kimselerin ifadeleri Türkiyede, hür bir memlekette bulunması lâzım ge­len dört hürriyetin mevcut olduğuna beni inandırmıştır. Bu dört hürriyet,

söz, din, ihtiyaçlarını temin ve kor­kudan masun kalma hürriyetleridir.

Memleketinizde gördüğüm dostluk ve hüsnükabul beni minnettar bırak­mıştır.

Sayın Cumhur reisinizi ziyaretle ken­dilerine hürmetlerimi sunmak ister­dim, maalesef rahatsız oldukları için buna fırsat bulamadım. Sayın Başvekilinizle yaptığım konuş­madan fevkalâde mütehassis oldum ve bu görüşmeden asla unutamıya-cağım hâtıralar edindim. Sayın Men­deresin dünya meselelerini, memleke­tinizin problemlerini ve halkın dâva­larını kavrayış ve izahındaki vuzuh beni hayran etti. Sayın Başvekilinizin Türk Amerikan dostluğunu izah edişi bakınız ne ka­dar mükemmeldir: Sayın Menderes diyor ki: Türkiye Amerikanın dostu­dur, çünkü Amerika dünya sulhu için çalışan en kuvvetli devlettir, aynı ga­ye uğrunda çalışan iki milletin dost­luğundan daha tabiî bir şey olamaz. Amerika, ile olan dostluğumuzun icap ettirdiği karşılıklı vazifelerimiz var­dır. Biz bu vazifelerimizi yapmaya ça­lışıyoruz. Bu suretle Balkanlardaki ve cenubi şarkideki komşularımıza sulh fikrini aşıladık.

Michigan Valisi sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Şahsî ve samimî kanaatim Türkiyenin siyasî, iktisadî ve sosyal bakım­dan gaye edindiği şeylere ulaşacağı merkezindedir. Esasen Başvekilinizin işaret buyurduğu gibi bu yolda istik­rara kavuşmuştur.»

Mennen Williams, memleketimizin gi­riştiği kalkınma hamlesinde büyük miktarda döviz, yatırım ve teknik mal­zemeye ihtiyacı olduğunu, hükümetin de bunu takdirle Truman zamanında gerekli yardıma başladığını hatırlat­mış ve devamla:Şahsî kanaatim bu yatırımın Türkiyenin ihtiyacı nispetinde gelişip de­vam etmemiş olduğudur. Sebebi ise durumun ehemmiyetinin Amerikan milleti tarafından anlaşılamamış ol­masıdır. Zamanla Amerikan milletide Türkiyenin hür dünyada sulhun idamesi yolundaki ehemmiyetini id­rak edecek, dolayısiyle memleketini­ze yapılan yardım da artacaktır.Bu hususta ben de elimden geleni yap­maya çalışacağım.

Amerikan anayasası şöyle başlar: «Allah insanları eşit olarak yaratmış ve onlara şu hakları vermiştir: Ha­yat, hakikat, hürriyet ve saadeti ara­ma hakları.»

Şuna kaniim ki Türk müttefikleri­mizle, bu hakları beraberce arıyacak ve inşallah beraberce bulacağız.Michigan Valisi Mennen Williams bu­gün saat 19,00 da uçakla Beyruta mü­teveccihen memleketimizden ayrılmış­tır.

  İzmir :

Güney Doğu Avrupadaki muhtemel bir hava harekâtına ait esaslar hak­kında görüşmelerde bulunmak ve in­şaları ikmal olunarak Nato emrine tahsis edilen hava üslerinde tetkik­ler yapmak üzeree, Güney Avrupa Müttefik Hava Kuvvetleri Kuman­danlığına mensup 15 hava subayı Or­ta Doğu hava üslerini gezdikten son­ra müttefik 6 ncı taktik hava kuv­vetlerini ziyaret etmek üzere İzmire gelmişlerdir.

  İstanbul :

Birleşik Amerikanın Ankara Büyük El­çisi Ekselans Avra Warren, bu sabah uçakla Ankaradan İstanbula gelmiş ve buradan istişarelerde bulunmak üzere Fransız uçağıyle Washingtona hareket etmiştir.

Selâhiyetli Amerikan kaynaklarından bildirildiğine göre, bundan 11 ay ev­vel de gene bu suretle istişare için Washingtona gitmiş olan büyük el­çinin bu seferki istişare ziyareti 10 gün kadar sürecektir. Kendisinin 2 hafta sonra Ankaraya dönmesi bek­lenmektedir.

  Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes ile dün Başvekâlette görüşen Michigan Eyaleti Valisi ve Cumhuriyetçi Partinin ileri gelen rükünlerinden Mr. G. Mennen Willi-ams İstanbula hareketinden önce ha­va meydanında ajans Türk muhabiri­ne aşağıdaki beyanatı vermiştir:

«Bana, bugün kıymetli mesaisi ara­sında iki saatini lütfetmiş bulunan pek muhterem Başvekilinizle yaptı­ğımız samimî mübahesede, Türkiyenin bilhassa son senelerde göstermiş bulunduğu fevkalbeşer enerji ve kal­kınma hayranlığımı be­lirtmek imkânını buldum. Yepyeni ve muazzam bir inkilâp olarak vasıf­landıracağım bu devirde vâsıl olunan neticeler, Türkiyenin ne derecede bü­yük bir istikbale sahip olduğunu en basit şahıslara bile gösterecek kadar vazıhtır. Şurası muhakkaktır ki, en basit inkişaflarda bile sermaye yatı­rımı lüzumludur. Halbuki bu kadar yakm ve muazzam bir istikbale sahip olacağı muhakkak olan Türkiye ya­tırımlar için emsalsiz bir vasat teşkil etmektedir. Bugün, dünyanın en kuv­vetli ekonomisine sahip olan memle­ketim bile bu kalkınmasını yabancı yatırımlarla sağlamıştır.»

Bundan sonra, hükümetimizin Orta Doğuda kollektif bir savunma sistemi kurulması mevzuundaki gayretleri hakkında Ajans - Türk muhabiri ta­rafından sorulan suale, Vali Mennen Williams şu cevab: vermiştir:

Komünizm tehlikesi karşısında en büyük azim ve cesareti göstermiş bu­lunan Türkiyeye karşı her Amerika-sulhunu ve emniyetini korumak mev­cuttur. Amerika, Türkiyenin dünya sulhunu ve emniyetini korumak mev­zuunda attığı her adımı kalbden des­teklemektedir.

22 Nisan 1955

 Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes bu akşam Başvekâ­lette Amerika Haricî Faaliyetler ida­resi Türkiye misyonu başkanı Leon Dayton ile görüşmüştür.

Bu görüşme esnasında Hariciye Vekale ti Umumî Kâtibi Büyük Elci Nu­ri Birgi hazır bulunmuştur.

  İstanbul :

Dün vefat eden Türkiye Büyük Mil­let Meclisi eski reis vekillerinden, eski İstanbul mebusu ve emekli Ord. Prof. Dr. Nurettin Ali Berkol'un ce­nazesi  bugün   törenle   kaldırılmıştır.

Cenazede Vali, Vali muavinleri, gene­raller, profesörler, talebeler ve mer­humun dostları hazır bulunmuştur.

  Ankara :

Suriye millî bayramı münasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayar ile Suriye Reisicumhuru Ekselans Haşim El Attaşi arasında tebrik ve teşekkür tel­grafları teati edilmiştir.

  Ankara :

23 Nisan Millî Hakimiyet ve Çocuk Bayramı münasebetiyle Çocuk Esirge­me Kurumu Genel Başkanı Osman Şevki Çiçekdağ'm Ankara radyosun^ da bu akşam. Türk çocuklarına hita­ben okunan mesajı aşağıdadır:

«Aziz Türk çocukları,

«Millî savaşımızın 34 sene evvel size sağladığı ve bugün sevinç ve heyecan içinde kutlamaya hazırlandığınız ya­rınki 23 Nisan Millî Hakimiyet ve Ço­cuk Bayramı, sizin bayramınızûır.

Bu iki kutsal bayramın bir arada, bir günde kutlanması milletimizin asır-lardanberi hasretini çektiği en mu­kaddes ülküsü olan hakimiyetin siz­lere emanet edilmiş olmasının bir işa­retidir. Bayramınız kutlu olsun ço­cuklar.

Yurdumuzun bütün ümit ve neşesi, memleket ve milletimizin istikbal ve kuvveti olan Türk çocukları, devletin de dayandığı ve en değerli kaynağı­dır. Bu itibarladır ki, büyük Türk milleti ve onun hükümetleri sizlere her türlü ilerleme ve yükselme im­kânlarını sağlamağa çalışmaktadır.

Büyük Türk milletinin tarihi, çocuğa verilen kıymet ve ehemmiyeti göste­ren ölmez eserlerle doldudur. İnsanlık idealinin en güzel Örnekleri olan bu eserleri siz yaşatacaksınız.

Vatan, millet, çocuk, bunların birbi­rinden ayrılmıyan tek bir mesele ol­duğunu unutmıyalım. Millî varlığı­mızın devam ve istikbali, her şeyden evvel sıhhatli, kuvvetli ve yüksek ide-aîü yetişmiş bir nesle bağlıdır. Bu nesil siz olacaksınız.

Bayramınız kutlu olsun. Mesut ve bah­tiyar olunuz sevgili Türk çocukları.

 Ankara :

Millî banka ve müesseselerimizin ya­bancı sermaye ile işbirliği yaparak te­sis ettikleri Minneapolis Moline Trak­tör ve Ziraat Makineleri Türk Ano­nim Şirketi, parçalarını hariçten ge­tirtmek ve montesini memleketimizde tamamlamak suretiyle ilk Türk trak­törünü iki hafta evvel imal etmiş ve merasimle Ziraî Donatım Kurumuna teslim etmişti.

Minneapolis Moline Traktör Türk Anonim Ortaklığı yalnız monte işi ile iktifa etmeyip dışardan getirtilen par­çaların da memleketimizde imali hu­susunda gereken çalışmalara derhal başlamış ve Amerika ile Avrupada ol­duğu gibi memleketimizde de tama­men modern bir dökümhane tesisi za­ruretini hissetmiştir.

Bu cümleden olmak üzere Amerika-dan celbedilen mütehassıs Mr. Levinc-hon dökümhanenin işletilmesi için lüzumlu iptidaî maddeler üzerinde dört hafta süren, bir tetkikatta bu­lunmuştur.

Memleketimizde bulunduğu müddet­çe modern bir dökümhanenin ihtiya­cı olan iptidaî maddelerin Türkiyede mevcut olup- olmadığı hususlarını traktör fabrikası mümessili Halil Ka­ya ile birlikte ziyaret ettiği İstanbul, Adapazarı, Ankara ve Sivas dolayla­rında araştırmalar yapan Mr. Levinc-hon, Bentonit, kömür tozu, mısır .unu, kok, pik ve.kireç taşı gibi iptidaî mad­delerin yanında fakat bir dökümha­nenin işletilmesinde bütün bu ham maddelerin üstünde zarurî olan ve bir nevi hususiyet arzeden kumun İs­tenilen evsafta ve bol miktarda Tür­kiyede mevcut olduğunu söylemiştir.

Memleketimizde bugüne kadar mev­cudiyeti bilinmeyen ve Mr. Levinc-han tarafından yapılan tecrübelerle üstün evsaflı olduğu tesbit edilen kum ve diğer iptidaî maddelerle döküm­hanenin ham madde ihtiyacı yüzde 98 nispetinde memleketimizde temin edilmiş ve dolayısiyle senede 3 mil­yon dolarlık bir döviz tasarrufu sağ­lanmış olacaktır.

Bu üstün evsaflı kumun katı şekilde bulunmasından sonradır ki Minnea polis Molme T. A. Ş. tarafından yüzde yüz tesisi kararlaştırılan dökümhane günde 110 ton döküm elde etmek için 90 ton kum harciyacaktır. Yarın Kıbrıs yolu ile İsraile ve ora­dan da İngiltere üzerinden Amerika-ya hareket edecek olan Mr. Levinchon şerefine Minneapolis Moline Traktör Türk Anonim Ortaklığı Umumi Müdürü Mr. Foss tarafından Çiftlikte bir Öğle yemeği verilmiştir.

Fabrika Satış Kısmı Müdürü Mr. Huff ile fabrika personeli de bu yemekte hazır bulunmuşlardır.

  Ankara :

Riyaseti cumhur Baştabibliğinden bil­dirilmiştir :

Sayın Reisicumhurumuzun sıhhi du­rumu iyidir. Geçirdikleri ameliyatın tedavi safhası bitmiştir. Müdavi he­kimlerin tavsiyesi ile bir haftalık ne­kahet devresini Gülhane Askerî Tıp Akademisinde  geçireceklerdir.

Tedavi safhası bittiği için bundan sonra sıhhi bülten neşredilmiyecektir.

  Ankara :

Başvekil ve Hariciye Vekâleti Vekili Adnan Menderes bugün saat ll'de Pakistan Büyük Elçisi Ekselans Dian Amuniddin ile görüşmüştür.

Bu görüşme esnasında Hariciye Ve­kâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Nu­ri Birgi hazır bulunmuştur.

  Ankara :

Ürdün hükümetinin davetlisi olarak 12  nisarıdanberi  Ürdünde bulunan Korgeneral Rüştü Erdelhun, Tümge­neral Arıburnu ve Tuğgeneral S. Ev-rinden mürekkep Türk askerî heyeti bugün saat 14,00 te bir askerî uçağı­mızla Ankaraya avdet etmiştir.

Heyetimiz Ürdünde bulunduğu müd­det içinde Majeste Kral Tarafından özel olarak kabul edilmiş ve ordu gü­nü merasiminde ve Majeste Kralın evlenme şenliklerinde bulunmuş, ka­bul merasimlerine katılmış, dinî ve tarihî mahalleri ziyaret etmiş her yer­de sıcak dostluk tezahürleriyle karşı­lanmıştır.

Heyetimiz bu sabah Amman hava arsında Arap Lejiyonu Erkânıharbi-ye İkinci Reisi Tümgeneral Sıtkı ve Amman B. Elçimiz K. Rizan ve bir bölük şeref kıtası tarafından Türk ve Ürdün millî marşları çalınmak su­retiyle uğurlanmıştır.

24 Nisan 1955

 Ankara :

Devlet Demiryolları Umum Müdürlü­ğü bir taraftan vatandaşa daha fay­dalı olmak için gayret sarfederken 'bir taraftan da iş verdiği 50 bin ki­şilik personelinin sosyal ve sıhhi ih­tiyaçlarının da gereği gibi karşılan­ması için ciddî kararlara varmış ve İstanbulda 100 yataklı Yakacık Sa­natoryumunu satın almış bulunmak­tadır.

Bu cümleden olmak üzere Demiryolla­rı Umum Müdürlüğünün, tababetin son icap ve yeniliklerine göre bu hastahaneyi teşkilâtlandırıp personelinin istifadesine tahsis edeceği ve ileride belirecek ihtiyaçlara göre de tevsii cihetine gideceği Öğrenilmiştir.

 Malatya :

Şehrimiz halkının da yardımlariyle inşaatı ikmal edilen verem hastaha-nesi,; bugün saat ll'de merasimle hiz­mete açılmıştır.

 Ankara :

Teessürle, haber aldığımıza göre, eski Adliye ve Millî Müdafaa Vekillerinden Refik Şevket İnce, tedavi edildi­ği hastalıktan kurtulamiyarak bu sa­bah Ortaköy şifa Yurdunda vefat et­miştir.

  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bay ar, bugün Gülhane Askerî Akademisinde, memleke­timizin misafiri bulunan İrak Parlâ­mento heyetini kabul etmişlerdir.

  Hirfanlı :

Hirfanlı hidro elektrik barajının te­mel atma merasiminde Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu şu konuşmayı yap­mıştır :

Çok muhterem vatandaşlarım,

Orta Anadolu yaylasının şu bozkırla­rı arasında asırlar boyunca başı boş akan ve zaman zaman civarını ıstıra­ba garkederek, nice yiğitlerin ve ge­linlerin kanma giren, halk şairlerini acı acı dile getiren Kızılırmağ'ı da etrafına nur ve bereket saçan bir ser­vet kaynağı haline getirmek ve Türk milletinin bugünkü şahlanan istihsal ve imar seferberliği içinde, yeni bir eserinin iftiharına imkân vermek ü-zere burada toplanmış bulunuyoruz.

Bu merasimimize kardeş İrak milleti­nin çok güzide heyetlerinin de şeref vermiş olmasının süruru içerisinde apayrı ve müstesna bir kıymet ver­mekteyiz ve onun mânevi şahsiyetin­de dost ve kardeş Irak milleti ve hü­kümetini en derin muhabbet ve hür­met hislerimizle selâmlamak bahti­yarlığını duymaktayız.

Dört yıldanberi inşasına başladığımız barajların en büyüğü olan Kızılırmak barajı ve, hidroelektrik tesisleri kuzey batı Anadolu bölgesi içinde bulunan Ankara, Bolu, Eskişehir, Bursa, Sa­karya, Kocaeli, İstanbul gibi mühim merkezlerimiz ile bunlar civarındaki kazalarımızı tağdiyeye yarıyacak Sa-rıyar, Tunçbilek, Çatalağzı, gibi san­traller ile paralel çalışacaktır. Ayrı­ca ilerde büyük enerji kaynaklarının toplandığı Doğu Anadolu mıntakası-na da irtibatı andırılacak olan Kızıl­ırmak barajından, Kayseri, Yozgat, Nevşehir, Kırşehir, Gülşehir, Hacı­bektaş,  Avanos,  Ürgüp,  İncesu,  Develi, Kaman, Mucur gibi şehir ve büyük enerji ve feyezan kontro­lü barajlarından birisi olan Hirfanlı, sabalarımız  da  faydalandırtlacaktır.

Anroşman barajı olarak yani taş dol­gu baraj olarak inşa edilmektedir. Bu taş dolgunun hacmi 2.250.000 metre mikâptır. Barajın beşer yüz metrelik iki tüneli vardır. Bunlar derivasyon ve enerji tüneli olarak kullanılacaktır.

Bendin arkasında teşekkül edecek gö­lün hacmi 6 milyar metre mikâp, ve tulü 75 kilometre olacaktır ki diğer inşa halinde bulunan büyük barajla­rımızdan Sarıyar'm 3,5 misli, .Gediz ve Seyhan'ın 4 misli, Akçay (Kemer) barajının 11 misli büyüklüğündedir, İnşa edilmiş eski barajlarla bir mu­kayese yapacak olursak Porsuk bara­jının 40 ve Çubuk barajının 400 misli olduğunu görürüz.

Bir de enerji bakımından mukayese-lendirecek olursak Hirfanh santralı sekonder enerjileriyle senevi 400 mil­yon kilovat saatlik istihsaliyle başta gelmektedir. Nitekim Sarıyarm 350 milyon, Seyhanm 284 milyon, Gediz-in 193 milyon ve gelecek ay temelini atacağımız Kemer barajının 145 mil­yon kilovat saat senevi enerji üretim­leri vardır.

İstimlâk bedeliyle 120 milyon liraya mal edilecek olan Hirfanlı barajı ve tesisleri Kızılırmak üzerinde kurulma­sı kabil barajlardan bir tanesidir. Mansaba doğru Kesikkköprü, Köprü Köy, Kapulu Kaya, Obruk ve Kargı mevkilerinde kademe kademe yapıla­cak diğer barajlarla bütün Kızılır -maktan temin edilecek enerji yekûnu 2 milyar kilovat saati aşmaktadır.

Tek basma Hirfanlı santraliyle temin edilecek enerji miktarı 1950 yılma ka­dar bütün Türkiyede çeşitli kaynak­lardan istihsal olunan enerji yekûnu­nun yarısından fazladır.

Bir taraftan küçüklü büyüklü hali in­şadaki hidrolik ve termik santralle­rin 1958 yılında ikmaliyle yurdumuza 4 milyar kilovat saatin üstünde bir enerji istihsaline kavuşurken diğer ta­raftan da etütleri süratle yapılmakta olan yeni tesislerin ele alınmasiyle bu

yekûna ilâveten yeniden bir 7-8 mil­yar kilovat saatlik enerji üretimini sağliyacak tedbirleri de almış bulunu­yoruz.

Meselâ rezervi 100 milyon tondan faz­la olduğu tahmin edilen Kütahyada-ki Seyitömer kömürlerinden istifade etmek suretiyle senevi 600 milyon ki­lovat saatlik bir santralin kurulması için hükümetçe prensip kararı veril­miş bulunmaktadır. İnşallah yakın za­manda onun da temelini atmağa mu­vaffak olacağız.

Yeşilırmak ve Mamasın (Gücün Ka­ya) barajlarının tetkikleri de bitmek üzeredir. Çine çayı üzerinde yapıla­cak 80 milyon kilovat saatlik barajın tetkiklerine devam ediyoruz. Muhte­melen kısa bir zamanda onun da iha­lesini yapacağız. Ayrıca bir Fırat ba­rajı ile. 3,5 milyar kilovat saatlik, bir Dicle barajı ile 2,5 milyar kilovat sa­atlik enerji istihsali derpiş edilmek­tedir.

Dost İrak'ın muhterem Parlâmento ve Ayan heyetlerinin, kardeş duyguları­nın da katıldığı bu müstesna toplan­tıda müşterek nehirlerimizin büyük kudret ve menfaatlerinden bahsetmek fırsat ve bahtiyarlığını, beraberce ele aldığımız bu işlerimizin bir uğuru, bir havın ve İki büyük asil milletin refah ve saadetinin müjdecisi telâkki ediyo­rum.

Şimdi kıymetli Başvekilimizin uğurlu elleriyle temelini atacağımız bu tesis­lerin inşaat hazırlıklarında emeği ge­çen bütün alâkalılara şükranlarımı sunarken işi teahhüt eden müteahhit İngiliz firmaya muvaffakiyetler te­menni ederim.

«Esasen İngiltere ile siyasî sahada tam bir anlayış ve işbirliği içinde ol­duğumuz gibi ticarî ve iktisadi müna­sebetlerimiz de devamlı bir işbirliği halinde günden güne inkişaf etmek­tedir. Nitekim silolar inşası ve mu­vaffakiyetle bitirilmek üzere bulunan ikinci Çatalağzı santrali inşası ve ni­hayet bu barajın inşası, bunların hep­si, Türk - İngiliz iktisadî işbirliğinin müstesna eserlerini teşkil etmektedir. Bu münasebetle yine Türk İngiliz iş­birliğinin güzel eserleri olarak Karabük Demir Çelik Fabrikasiyle Çatalağzı birinci termik santraliyle mütte-fikrirniz İngiltereye ve İngiliz milleti­ne karşı duyduğumuz muhabbeti, gü­ven ve teşekkür hisleriyle yadeyleriz.

Yurdumuza ve büyük Türk milletine hayır ve uğur getirmesini temenni et­tiğim bu inşaatın zamanında bitirlme-sine Cenabihakkin yardımcı olmasını niyaz eylerim.

Çok muhterem Başvekilimin ilk infi­lâk düğmesine basmak suretiyle bü­yük Kızılırmak (Hirfanlı) barajı in-şaaitımn lülen başlamış olduğunu Türk milletine tebşir edilmesini arz ve istirham eylerim.»

25 Nisan 1955

 Ankara :

Reisicumhurumuzun geçirmiş olduk­ları muvaffakiyetli ameliyat münase­betiyle Lübnan Reisicumhuru Ekse­lans Camille Chamoun ve Afganistan Kralı Majeste Mohammed Zahir Şah ile Reisicumhurumuz Celâl Bayar ara­sında aşağıdaki telgraflar teati olun­muştur:

Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru Ankara

Geçirmiş oldukları ameliyatın muvaf­fakiyetle neticelenmiş olmasından do­layı ekselanslarını hararetle tebrik eder süratîe şifa bulmanız ve Türk mil­letinin refahı için hayırlı faaliyetleri­nin temadisi hususundaki en samimî temennilerimi arzederim.

Camille Chamoun Ekselans Camille Chamoun Lübnan Reisicumhuru Beyrut

Geçirmiş olduğum ameliyat münase­betiyle ekselanslarının göndermek lütfunda bulundukları nazikâne telgraf­tan fevkalâde mütehassis oldum, en hararetli teşekkürlerimi arz ve bu fırsattan, bilistifade   samimî  dostluk ve yüksek itibar hislerimi teyit eyle­rim.

Celâl BAYAR

Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru

Ankara

Ekselanslarının geçirmiş olduğu ame­liyatın muvaffakiyetle neticelendiği hakkındaki iyi haberi büyük bir se­vinçle öğrendim.

Kısa zamanda iadei afiyetiniz husu­sunda en samimi temennilerimi suna­rım.               Mohammed Zahir

Majeste Mchammed Zahir Şah Afganistan Kralı Kabil Geçirdiğim ve hamdolsun muvaffa­kiyetle neticelenen ameliyat münase­betiyle majestelerinin göndermek lüt-funda bulundukları mesajdan favk& -iade mütehassis oldum. Hararetli te­şekkürlerimle en samimî dostluk ve yüksek itibar nişlerimin ifadesinin kabulünü rica ederim.

Celâl BAYAR

 Eceabat:

Çanakkaleye gelmiş olan Avustralyalı eski muharipler heyeti bu sabah Ece-abattan hareketle Anzak mezarlığım, Mehmetçik âbidesini ve Eski Hisarlık­taki Fransız mezarlığını ziyaret ede­rek ihtiram duruşunda bulunmuşlar ve bu ziyaretgâhlara Avustralya heye­ti ve Türk silâhlı kuvvetleri adına çelenkler koymuştur. Heyet müteaki­ben Conk bayırını gezmiş ve burada Türk eski muhariplerinden Çanakka-lede fırka kumandanlığı yapmış olan Emekli General Cemil Conk ile Albay Şefik Aker tarafından Avustralyalı esM muhariplere harb hâtıraları an­latılmıştır.

Conk bayırmdaki bu karşılıklı musa­habe çok heyecanlı ve hareketli ol­muş ve Türk ve Avustralyalı eski mu­haripler harb sahneleri tasvir edilir­ken göz yaşlarını tutamamışlardır.


 

Öğle yemeğini Eski Hisarlıkta yiyen misafir heyet akşam üzeri Gelibolu-ya dönmüş ve ordu evinde ikinci ko­lordu kumandan vekili tarafımdan kendilerine bir  ziyafet  verilmiştir.

Misafir heyet yanlarında mihmandar­ları olduğu halde bu gece saat 21,30 da İstanbula hareket etmiştir.

 Ankara :

Türkiyedeki tarihi eserler hakkında bir televizyon programı hazuiamak üzere bir hafta evvel memleketimize gelmiş bulunan Amerikanın New-York Üniversitesi Arkeoloji Kürsüsü profe­sörü Casper J. Kraemer Jr. bugün sa­at 18'de Turist Otelde bir basın top­lantısı  yapmıştır.

Beraberinde televizyon uzmanı ba­yan Dr. A. Gilman olduğu halde mem­leketimizdeki tarihî yerlerde tetkikler yapan profesör, Türkiyenin tarihî eserler bakımından dünyanın en zen­gin bir memleket olduğunu ifade ede­rek şunları söylemiştir.

^Memleketinizde, toprak altında haf­riyat bekleyen bir çok değerli eser­ler mevcut bulunmaktadır. Bunların yabancı arkeologlar tarafından araş­tırılıp meydana çıkarılması için teş­vik edici tedbirler alınsa memleketi­nize aynı zamanda turizm bakımın­dan da büyük bir fayda sağlar kana­atindeyim. Bazı memleketlerde orke-olcgları teşvik için, hafriyat yapılan memlekette elde edilen tarihî eser­lerden bir kısmı arkeologlara veril­mektedir. Sizin kanununuz buna mü­sait değil, fakat bu şekilde bir imkân sağlandığı takdirde tarihî eserler ba­kımından gayet zengin olan memle­ketinizin turistik bakımdan da ehem­miyeti artar kanaatindeyim. Mama­fih tarihî eserlerinizi yabancı mem­leketlerde sergilerde teşhir etmek su­retiyle tanıtarak gerekli alâkayı cel-betmek kabildir. Meselâ bugün Amerikada Hitit tarihine ait hemen he­men bütün Amerikalılar hiç bir ma­lûmat sahibi değildirler. Bunun en ti­pik misali, bir İngiliz arkeologu tara­fından Hititler hakkında yazılan bir kitabın 20 bin adet satılmış olması­dır. Profesör yarın sabah Kördüğüme gi­decek ve çarşamba sabahı da İzmire hareket edecektir. Profesör, memle­ketimizde tarihî eserlerimiz hakkın­da topladığı dokümanlardan istifade ile bir televizyon programı hazırhya-câktır. Bu program 26 mayısta New-Yorkta yarım milyon seyirciye hitap etmek üzere bir' televizyon istasyonu vasıtasiyle yayınlanacaktır.

26 Nisan 1955

  İzmir :

Merhum Refik Şevket İnce, İzmirde kurulacak (Ege Üniversitesine), ye­kûnu 2800 cildi mütecaviz şahsi kü­tüphanesini bırakmayı vasiyet etmiş­tir.

  İstanbul :

Memleketimizdeki izcilik teşkilâtının çalışmalarını tetkik etmek üzere dün gece memleketimize gelen Milletler­arası İzcilik Teşkilâtı Başkanı Gene­ral D. C. Spry bugün, İstanbul Maa­rif Müdürlüğünde bir basın toplantısı yapmıştır.

Bu toplantıda General Spry, seyahat maksadının, Türkiye, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Mısır izcilik teşekküllerinin durumunu ve kaydettikleri gelişmeyi görmek böylece milletlerarası izcilik teşkilâtı tarafından bu memleketler­deki izcilik hareketine yapılabilecek yardımı tesbit etmek olduğunu söyle­miştir.

General Spry, memleketimizde izcili­ğin son yıllarda çok gelişmiş olduğu­nu müşahede ettiğini bildirmiştir.

İzciliğin maksadının iyi vatandaş ye­tiştirmek olduğunu beyan eden Baş­kan sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Ümit ederim ki Türk izci teşkilâtı beynelmilel izcilik hareketinin istik­balinde mühim rol oynıyacaktır.»

1953 yılma kadar Kanada Erkânıharbiye Umumiye İkinci Reisliği vazife­sini ifa eden General Spry, bugün İs­tanbul okullarında izcilik çalışmaları hakkında tetkiklerde bulunmuştur.

 Ankara :

Amortisman ve Kredi Sandığı tara­fından çıkarılmış olan istikraz tableri münasebetiyle Maliye Vekili Ha­san Polatkan Anadolu Ajansı muha­birine aşağıdaki beyanatta bulunmuş­tur;

Maliye Vekâletine bağlı olarak ku­rulmuş bulunan Amortisman ve Kre­di Sandığının ihraç ettiği 60 milyon liralık yüzde beş faizli 1955 istikraz tahvilleri 11 Nisan 1955 günü başlıyan ve 22 Nisan 1955 günü sona eren sus-kripsiyon müddeti içinde tamamen sa­tılmış bulunmaktadır.

Hâsılı iktisadî devlet teşekküllerinin sanayi, maden, ulaştırma, enerji ve su işlerine müteallik uzun vadeli prog­ramların finansmanına tahsis edile­cek olan bu istikraz tahvillerinin müddeti içinde satılmasında muhte­rem halkımızla millî bankalarımızın gösterdikleri yakm alâkaya şükranla­rımı bildirmeyi zevkli bir vazife say­maktayım.

Zl Nisan 1955

 İstanbul :

İstanbul Valisi Prof. Gökay şe­reflerine verdiği ziyafette Irak par­lâmento heyeti reisi yaptığı konuşma­da şöyle demiştir:«Bize karşı gösterdiğiniz misafirper­verliğe karşı zati' âlilerine en- derin teşekkürlerimi takdim etmekle büyük bir şeref duyarım. Güzel memleketi­nizin her yerinde Türk kardeşlerimiz tarafından gördüğümüz samimî şuur ve elerin muhabbet, cümlemizin gıpta ve sürürünü uyandırmıştır. Bu alâka ve muhabbet, kalblerde aslen, mevcut daimi ve tarihî bir alâkadır.

Irak siyaseti vatanî hükümetin doğ­duğu gündenberi aziz Türkiye ile dai­ma iyi ve biraderane bir alâka bağla­mak üzerinde tesbit ve teksif edil­miştir. Aramızdaki bu son pakt, bu devamlı alâka ve muhabbetin tabiî bir neticesidir. Orta Şarkta emniyet ve âsiyisin devamı, her iki devletin mas­lahatının temini için bütün gayretleriyle çalışan iki memleketin büyük devlet adamları ekselans Adnan Men­deres ve Nuri Sait hazretlerinin tatlı semeresi oîmuştur. Bu pakt tarihimi­zin, selâm ve emal istihdaf eden alâ­kalarında yeni bir safha açmış bulu­nuyor.

Türk. milleti ve başta muhterem Tür­kiye cumhuriyeti ve hükümeti muvak-karasını tekrar selâmlarken aziz kom­şumuza refah ve saadet dilerim.

Dost ve kardeş îrakm parlâmento he­yeti bugün Dolmabahçe Beylerbeyi sa-raylariyle Göksu kasrını ziyaret et­mişlerdir.

Misafirlerimiz şerefine yarın saat 11 de Metriste bir tatbikat yapılacaktır.

 Ankara :

Son günlerde dört firmadan müte­şekkil bir Fransız imalâtçı grupu ile Türkiye İş Bankası, makine ve kim­ya endüstrisi kurumu, Etibank ve Sü-merbank arasında demir inşaat ve kazancılık işleri ile iştigal etmek üzere bir şirket kurulması için mutabakata varılmıştı. Bu anlaşma ile ilgili olarak hazırla­nan şirket mukavelesi bugün Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu Umum Müdürlüğünde yapılan bir merasimle ortaklar tarafından imza edilmiş­tir.

Toplantıda, İşletmeler Vekâleti Daire reisleri, Fransız Büyükelçiliği masla­hatgüzarı, Fransız imalâtçılar grupu temsilcileri, Türkiye İş Bankası ve Eti­bank umum müdür ve umum müdür muavinleri Sümerbank mümessilleri, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu idare meclisi reis ve azaları ile umum müdürlük erkânı hazır bulunmuşlar­dır.

Şirket mukavelesinin imzasını müte­akip taraflar, üç yıldanberi devam eden işbirliğinin bu suretle tezahür eden müsbet neticesinden dolayı memnunluklarını belirtmişler ve sı­naî sahadaki bu anlaşmanın, Türk ve Fransız milletleri arasındaki kardeş­lik hislerinin ve ananevi kültürel bağ­ların bir kat daha kuvvetlenmesine âmil olması temennisinde bulunmuş­lardır.

 Ankara :

Haşimi Ürdün Meliki Majeste Birinci Hüseyinin prenses Dina ile evlenme­leri münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Melik hazretleri ara­sında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

 Ankara :

Sayın Reisicumhurumuzun geçirmiş oldukları ameliyat münasebetiyle "Pa­kistan Umumî Valisi Gulam Muham­met ve Pakistan Dahiliye Nazırı Gene­ral İskender' Mirza ile refikası tara­fından gönderilen mesajlarla Reisi­cumhurumuzun bunlara cevapları aşağıdadır:

Ekselans Celâl Bayar

Türkiye Reisicumhuru Ankara

Ekselanslarının 17 nisan tarihinde Ankaradaki askerî hastahanede muvaf­fakiyetli bir ameliyat geçirmiş oldu­ğunu matbuattan öğrendim. Bu hu­susta başka bir malûmat edineme­dim. Kısa zamanda iadei afiyet eyle­menizi ümit ve bunun için dua et­mekteyim.

Gulam Mohammet

Ekselans Gulam Mohammed Pakistan Umumi Valisi

Karaşi Ankaradaki büyükelçiniz vasıtasiyie gönderdiğiniz çok samimi mesaj beni cidden ziyadesiyle mütehassis etti. Sıhhatime gösterdiğiniz alâkadan do­layı bin kere teşekkür ederim. Çok şükür ameliyat muvaffakiyetli oldu. Gayet iyiyim.

En samimî dostluk ve bağlılık hisleri­me itimat buyurmanızı rica ederim.

Celâl Bayar

Pakistan Dahiliye Nazırının gönder­diği telgraf : Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru

Ankara Ekselanslarının ameliyat geçirmiş ol­duğunu büyük bir üzüntü ile haber aidim.

Kısa zamanda iadei afiyet buyurma­nız için dua etmekteyiz.İskender MirzaReisicumhurumuzun  cevabî  telgrafı: General İskender Mirza ve bayan Mirza Pakistan Dahiliye Nazırı Karaşi

Hatırımı sormak nezaketinde bulun­duğunuzdan dolayı sizlere samimiyet­le teşekkür ederim. Çok şükür iyiyim. Celâl Bayar Diğer taraftan Ankaradaki İspanya maslahatgüzarı da Hariciye Vekâleti­mize gönderdiği bir mektupla hükü­meti ve şahsı namına âcil şifalar te­mennisinde bulunmuş ve kendisine, hükümetine iblâğ eylemesi ricasiyle, yazılı olarak teşekkür edilmiştir.

28 Nisan 1955

 İstanbul :

Büyük Millet Meclisinin davetlisi ola­rak memleketimizi ziyaret etmekte o-lan dost ve kardeş Irak parlâmento heyeti şerefine bugün saat 11 de Metris çiftliğinde bir kara, hava atış ve- harekât işbirliği tatbikatı tertip edilmiş ve bu tatbikatta hükümetimi­zin davetlisi bulunan Avustralyalı es­ki muharipler de hazır bulunmuşlar­dır.Taktik hava kuvvetlerimizin desteği ile başlıyan, müdafaa kuvvetlerimizin büyük bir muvaffakiyetiyle cereyan eden bu atış ve harekât tatbikatında muhterem     misafirlerimizden   başka Milli Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Büyük. Millet Meclisi encümen üyele­rinden teşekkül eden bir heyet, misa­fir parlâmento heyetine refakat et­mekte olan mebuslar, erkânı harbiyei umumiye reisliği ileri gelenleri, birin­ci ordu müfettişi vekili Korgeneral Necati Tacan, kumandanlar, general­ler ve amiraller, vali muavini, Irak Büyükelçisi, İstanbul konsolosu ve ataşemiiiteri ile güzide bir davetli kütlesi ve basın mensupları hazır bulunmuş­lar ve harekât metris çiftliğinde ra-sattepede hazırlanan bir otağdan ta­kip edilmiştir.

Dost ve kardeş Irak parlâmento heye­ti üyeleri ve mihmandarları ile Avus­tralyalı eski muharipler ayrı ayrı Met­ris çiftliğine geldiklerinde her iki he­yeti Milli Müdafaa Vekilimiz Ethem Menderes ve Birinci Ördü müfettişi Korgeneral Necati Tacan karşılamış ve başta bando bulunan bir merasim bölüğü selâm resmini ifa etmiştir.

66 ncı tümen komutanı Tümgeneral Namık Argüç, her iki misafir heyetin üyelerine hcşgeldiniz dedikten sonra yapılacak tatbikatın bir tümen çapın­da olacağını ve tatbikata bir piyade alayı iştirak edeceğini ve alayın 3 bö­lüklü bir tank taburu ile 4 hafif ve 2 ağır topçu bataryası ve taktik hava kuvvetlerine bağlı bir jet filosu tara­fından destekleneceğini bildirmiş ve tümen harekât şubesi müdürü Kur­may Binbaşı Nuri Ersöz tarafından ha­rekât hakkında şema üzerinde geniş izahat verilmiştir.

Merhum general Sarı Eminin hâtıra­sına izafe edilen bu tatbikatta vazedi­len askerî meseleye göre, mavi kuvvet­lerin hücumu ile kırmızı kuvvetler, baş tabyanın bulunduğu tepenin tam karşısında bulunan Kücükkemer dere­sinin ötesine çekilmişler ve oradaki sırtları tutarak müdafaa mevzileri ku­rup tahkim etmişlerdir. Mavilerin da­ha önce tümen siklet merkezine yap-tıklar-L taarruz durmuştur. Mavilere verilen vazife, muhtelif kuvvetlerin iş­birliği ile ikinci bir taarruza kalmak ve evvelki taarruzu ileri götürerek ba­his mevzuu sırtları ele geçirmekti.

Askerî tatbikat tam. saat İl de mavi kuvvetlere mensup jet uçaklarının düşman mevzilerine roket, bomba ve Napalm bombaları ile yaptığı tam ve muvaffakiyetli taarruzla başladı. Jet­ler bombardımanı müteakip, bombala­nan sırtları makineli tüfek ateşi ile de taradılar. Bunu mavi kuvvetlere mensup topları, piyade havanlarının ağır ve' hafif diğer piyade silâhlarının karşı sırtlardaki düşman mevzilerini dövmesi takip etmiş ve 20 dakikadan fazla cereyan eden bu şiddetli ve isa­betli dövmeyi müteakip sağdan ve sol­dan tanklar harekete geçerek bombar­dımana iştirak etmişlerdir.

Otağm bulunduğu baş tabyadan baş-lıyarak karşıdaki Küçükkemer deresi ve bu derenin ötesinde kademeli şe­kilde sıralanmış olan tepeler,1 hakikî bir muharebe meydanı manzarası arz etmekte, tatbikatta hazır bulunan dost ve kardeş Irak parlâmento heyeti üye­leriyle Avustralyalı eski muharipler bombardımanın, ve harekâtın büyük bir intizam içinde gelişmesini takdirle karşılıyorlar ve hür dünyanın öncüsü kahraman Türk ordusuna karşı duy­dukları hayranlığı bir defa daha-tek­rarlamaktan geri kalmıyorlardı.

Bir müddet sonra topçu ateşi gerile­re kaymış ve bu esnada piyademiz tanklarla birlikte ilerlemeğe başla­mıştır. Birinci hücum dalgasının de­reyi geçerek sırtlara tırmanması ile başka tanklar himayesinde ihtiyat kuvvetler harekete geçmiş ve böylece bombardıman daha gerilere doğru ka­yarken tanklar ve tanklar himayesin­deki piyadeler karşı sırtları tamamen ele geçirmişlerdir.

Bütün bu harekât esnasında mavi kuvvetlerin ilerlemesine mâni olmak istiyen düşman kuvvetlerinin mavi kuvvetlere mensup batarya, tank ve piyadelerin mefruz mukabil bombar­dımanlarına sıhhiye kıtalarının mu­harebe meydanından gerilere yine mefruz yaralı taşımalarına da müsa­ade olunmuştur.

Büyük bir muvaffakiyetle cereyan eden bugünkü tatbikat sonunda dost ve kardeş Irak parlâmento heyeti üye­lerinden Irak parlâmentosu müdafaa encümeni reisi Tevfik Muhtar, gördü­ğü tatbikat karşısında duyduğu heye­can içinde bir hitabede bulunmuş ve •bu hitabesinde demiştir ki

Sayın Millî Müdafaa Vekili, sayın ge­neraller ve davetliler,

Dost Türkiye hükümetinin ve necip Türk milletinin bize karşı göstermiş olduğu alâkaya ve kardeşliğe karşı duyduğumuz minnet ve şükranı dil tariften âcizdir.

Bütün geçtiğimiz yollarda ve bulun­duğumuz şehirlerde gördüğümüz sıcak hüsnükabul, kardeşlik hududunun da üstündedir. Tatlı ve acı uzun zaman birlikte yaşadığımız Türk milletinden gördüğümüz bu alâka pek tabiidir. Her halükârda bu alâka gittikçe fazlalaşacak ve sağlamlaşacaktır.

Ben şahsen eski bir asker olarak bu fırsattan istifade ile sayın Milli Mü­dafaa Vekili Ethem Menderese bize karşı gösterdiği sıcak ilgiden ve bir Türk birliğinin tatbikat, eğitim ve atı­şını göstermek lûtfunda bulunduğun­dan dolayı teşekkür ederim.

Ben hakkiyle Orta Şarkın en kuvvetli ordusu olan Türk ordusuna karşı duy­makta olduğum hayranlık ve takdir­lerimi arzetmek isterim. Kendi hu­dutları içerisinde hür yaşamak istiyen milletlerin kendi hudutlarını ve is­tiklâllerini korumak için kuvvetli bir orduya sahip olmaları gerektiği bir hakikattir.

Mer,hum. şâirimiz Zehavî'nin dediği gibi, zayıfların yaşıyacağı günler çok­tan geçmiştir, zayıflar daima kuvvet­linin avı olacaktır.

Muhterem kardeşlerim,

Irak ve Türkiye kendi hudutları için­de sulh ve selâmetin devamını sağla­yan bir kardeş anlaşması ve Birleş­miş Milletler idealine bağlıdırlar.

Biz dost ve kardeş Türkiye hükümeti ve »'illetine bizlere gösterdikleri kar­deşliğe müteşekkiriz. Sözlerimi, bü­yük Türk milletini ve kahraman Türk ordusunu selâmlamakla   bitiriyorum.

Mtkiafaa encümeni reisi Tevfik Muh­tarın alkışlarla karşılanan bu konuş­masını müteakip Avustralyalı eski muharipler heyeti reisi George Hollanda da bir hitabede bulunarak .de­miştir ki:

Bugün görmüş olduklarımızdan büyük memnuniyet duyduğumuzu arzetmes isterim. Bugün burada gerek kendi he­yetim adına ve gerek şahsım adına, bu tatbikata katılan generallere, subay­lara ve erlere ve tatbikatı hazır uyan­lara şükranlarımı arzederim.

Bugün burada gördüklerim, bana şu ilhamı verdi: Dinç ordusu ile TürK m:JIeti kendi topraklarını müdafaaya azmetmiştir. Hemen benden evvel ko­nuşan muhterem misafirin söyledikle­rini aynen teyit etmek isterim. Zayıf­lar, kuvvetliler tarafından daima ezil­miştir. Türkiye daima bunu görerek kend'nni kuvvetli tutmuş ve tutacak­tır.

Memleketime döndüğüm zaman Türkiyede gördüğümüz misafirperverliği ve yakınlığı nakledeceğim ve ileride Türkiye ve Avustralyanın. elele bera­ber yürüyeceklerini bildireceğimi arze­derim. Ben zayıf bir memleketten geliyorum. Az bir nüfusumuz vardır. Bununla be­raber biz bu nüfusu arttırmağa ve kuvvetlendirmeğe çalışacağız. Sayın Millî Müdafaa Vekilinizin bi­zim 3 generalimizin Türkiyeyi ziyare­tini arzu buyurmaları bizleri çok mü­tehassis etti. Memleketime dönüşte, bunu başvekilimize arzedeceğim ve kendileri bu generalleri Türkiyeye göndereceklerdir.

Türkiyede çok iyi günler geçirdik ve bilhassa ayrılacağımız bugünde sizle­re hitap edebilmek fırsatını buldu­ğumdan kendimi çok bahtiyar hisse­diyorum. Sözlerimi bitirirken Türk milletini, Türk ordusunu selâmlar, bizlere karşı gösterilen misafirperverlik ve yakın alâkadan dolayı tekrar tekrar teşek­kür ederim. Alkışlarla karşılanan bu hitabeden sonra Avustralyalı eski muharipler, hep bir ağızdan, yalnız dostlarına söy­ledikleri bir şarkıyı söylemişler ve Türkiye şerefine 3 defa «yaşa» diye bağırmışlardır.

Dost ve kardeş Irak parlâmento he­yeti mensuplariyle Avustralyalı eski muharipler ve diğer davetliler gelişlerinde olduğu gibi Metris çiftliğin­den ayrılışlarında da askerî merasim­le uğurlanmışlardır.

- - Ankara :

Memleketimizde ilk defa olarak Tür-ktye Kızılay cemiyeti tarafından tesi­sine teşebbüs edilen (kan programına) dahil birinci kan bankasının temeli bugün saat 11 de Ankara Tıp Fakül­tesi bahçesinde merasimle atıldı. Merasimde Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Dahili­ye Vekili Namık Gedik, Türkiye Kızı­lay Cemiyeti Umumi Merkez Reisi Ma­nisa mebusu Fevzi Lûtfi Karaosman-oğlu, Kızılay umumî merkez idare he-yet.'nden Kütahya mebusu Dr. Ahmet İhsan Gürsoy, Bursa mebusu Halûk Şaman, Ankara Vali ve Belediye rei­si Kemal Aygün, Jandarma Umum Kumandanı Korgeneral Tahsin Çele-bican, generaller, Diyanet İşleri Reisi, Tıp Fakültesi Dekanı Profesör Sürey­ya Gördüren ile Tıp Fakültesi profe­sörleri, Amerikan askerî yardım ku­rulu sağlık kısmı başkanı yarbay Ratcliffe ve yardımcıları sivil ve as­kerî erkân hazır bulunmuşlardır.

Merasim kan programı müşaviri Dr. Gazanfer Bingölün kan bankası ve faydası hakkındaki bir konuşması ile başlamış, Tıp Fakültesi Dekanı Pro­fesör Süreyya Gördüren Kızılay cemi­yetinin faaliyetlerini belirtmiş, fakül­teye yaptığı yardımları övmüş ve bil­hassa kan bankasının fakültede ya­pılmasından dolayı memnuniyetini belirtmiştir.

Bundan sonra Kızılay genel merkezi adına Kütahya mebusu Dr. Ahmet İh­san Gürsoy bir konuşma yapmış ve gelecek sene İstanbulda da bir kan bankasının kurulacağını bildirmiştir.

Müteakiben Büyük Millet Meclisi Rei­si Refik Koraltan bir konuşma yap­mıştır. Refik Koraltan bu konuşma­sında her milletin lisanında kutsile-şen kelimelerin mevcudiyetine işaret etmiş ve bu kelimelerin umumiyetle kan ve can olduğunu ilâve ettikten sonra demiştir ki:

«Bizim eski adı Hilâliahmer, bugünkü adı Kızılay cemiyeti olan bir müessesemiz vardır. Bu müessese 76 yıldan beri mevziî, mahallî ve umumî ma­hallerdeki dert ve elemlere şefkat eli­ni uzatan bir hayır ocağıdır. Her millet asırlar boyunca gerek fer­di, gerek beşerî emniyeti korumak için kutsileşen bir duygu ile kan değil, ca­nını bile vermiştir. Tarihin seyrine ba­karak diyebiliriz ki, Türk milleti bin-1 lerce yıldanberi yalnıa kanını değil, canını da vermekten asla çekinme­miştir.

Türk milleti biraz geç kalmış olsa da­hi en verimli bir şekilde kan banka­sının en lüzumlu sermayesi olan kanı en ileri milletler gibi verecektir. Va­tanının, insanlığın huzur ve emniyeti için gerektiğinde kanını değil canını verecektir.»

Büyük. Millet Meclisi Reisi konuşması­na devamla, bu müessesenin ileride sağlıyacağı faydalardan bahsetmiş ve «bu mevzu vatandaşların yardımlaşma hissinin en ileri safı olan kanını ver­me işidir, bunda da Türk milleti me­denî milletlerin en Ön saf «ada yer alacaktır. Türk milletini Kızılaym et­rafında toplu görmek en büyük eme­limizdir. Kızilaycılara bu işlerinde de basanlar dilerim. Her şeyde muvaffak oldunuz. Bunda da olacaksınız. Hü­kümetimiz size bu mevzuda da yar­dım, edecek ve Türk milleti her saha­da olduğu gibi bu sahada da ilerli-yerek medenî milletler arasındaki mü­him yerini kısa bir zamanda alacak­tır. Bu müessese Türk milletine ve bü­tün insanlığa hayırlı olsun demiştir.

Müteakiben Büyük Millet Meclisi Rei­si Refik Koraltan temele ilk harcı koy­muştur. Bu hayırlı harekete hazır bu­lunanlar da iştirak etmişler ve böyle­ce törene son verilmiştir.

 Ankara :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir :

Üçlü Balkan askerî ittifakına muvazi olarak üç ordu arasında Ankarada ter­tiplenmiş bulunan üçüncü askerî spor konseyine iştirak edecek olan Yunan ve Yugoslav delegeleri bugün saat 15.45 te Erkânı Harbiyei umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baranseli zi­yafet etmişlerdir.

Bu ziyaretten sonra E. U. Rs. Spor Ş. Md. Kur. Yb. Nuri Gücüyenerin baş­kanlığında ilk toplantısını yapan he­yetler bilâhare 19 mayıs stadyomun-da oynanan askerî güçler arasındaki lig maçlarını takip etmişlerdir.

 İstanbul :  '

Bugün Metris çiftliğinde yapılan as­kerî tatbikatta hazır bulunan dost ve kardeş Irak parlâmento heyeti baş­kanı Irak ayan reisi Abdülhadi Çe­lebi ve Irak Millî Meclisi Reisi Abdul­vahap Mercan ile Avustralyalı eski muharipler heyeti başkanı George Hclland, tatbikat sonunda 66 ncı tü­menin hâtıra defterine ihtisaslarını şöyle yazmışlardır:

«Muhtelif kuvvetler arasındaki mü­kemmel yardımlaşmanın bizde bırak­mış olduğu derin tesiri ve 66 ncı fır­kanın uçaklarının, tanklarının, topçu­larının ve piyadelerinin tatbikat es­nasında göstermiş oldukları mahareti kaydetmek isteriz. Bu tatbikata katı­lanların büyük gayretlerini ve tehli­kelere karşı gösterdikleri büyük cesa­reti şükranla kaydederken Allahı Ta-ala hazretlerinden muhterem ve kar­deş Türkiyeye daha fazla kuvvet ve muavenet dileriz.

Abdülhadi Çelebi Abdulvahap Mercan»

«Avustralyalı eski muharipler namına ve şahsım adına bu tatbikatta bulun­mamıza müsaade edenlere ve tatbika­ta iştirak edenlere teşekkürlerimizi arzeder, ayni zamanda Avustralya Başvekili ve hükümetinin tebriklerini nakletmekle şeref duyarım.»

Ankara :

İnşası İngiliz firmalarınca taahhüt edilmiş bulunan Hirfanh barajının, 24 nisanda temel atma merasiminin ya­pılması münasebetiyle Başvekil ve Hariciye Vekâleti vekili Adnan Men­deres, 25 nisanda İngilterenin Türkiyedeki Büyükelçisi Sir James Bowker'e aşağıdaki mesajı göndermişlerdir:

«Muhterem Büyükelçi,

Dün Hirfanlı barajının temel atma merasiminde beraberce hazır bulun­duk. Bu merasimin, Büyük Britanya hükümetinin ve İngiliz firmalarının Türkiye hükümetiyle ve Türklerle çok güzel ve hayırlı bir işbirliğinin teza­hürü olarak memleketimizde derin memnuniyet ve teşekkür hisleri uyan­dırdığına şüphe yoktur.Bunu size ifade ederken, şimdiye ka­dar İngiliz teknik ve sermayesiyle memleketimizde başlanmış veya biti­rilmiş eserleri de keza büyük bir mem­nuniyet ve teşekkür hisleriyle zikret­mek isterim: Karabük demir ve çelik fabrikasını İngiliz firmaları inşa et­miştir. Şimdi de bunun bir misli daha genişletilmesine müteallik projelerimiz yine İngiliz firmalarının elindedir. Çatal ağzındaki 60.000 kilovattık birinci termik santralı, İngiliz teşebbüs ve tekniğinin eseridir. Ayni ehemmiyette bir ikinci termik santralın yine Çatal-ağzında inşası işi İngiliz firmalarına tevdi edilmiş olup önümüzdeki sonba­hara kadar tamamlanması beklen­mektedir. Bunlardan başka, sen za­manlarda memleketimiz lehine bir İn­giliz firması tarafından açılan 6 mil­yon İngiliz liralık kredi ile Mersinde, Konyada, Ankarada ve Tekirdağda 4 büyük silonun ve ayrıca iki değirme­nin inşası ve diğer bazı inşaatın ya­pılması için mukaveleler imzalanmış bulunup inşaata başlanılmak üzeredir.

Dokuma makineleri temini, Zonguldakta olan geniş tesislere müteallik işlerin kontrolü, Zonguldakta ve Çatalağzmda lavuarlar inşası ve kuyu fonsajları yapılması için alâkalı vekâ­letlerimizle İngiliz firmaları arasında mukaveleler aktedilmiş bulunmakta­dır.

Memleketlerimiz ananevi bir dostluk­la yekdiğerine bağlı bulunduktan baş­ka aralarında en sıkı ahdî ittifak bağ­ları da mevcuttur. Yalnız memleket­lerimizin değil, bütün sulhsever mil­letler camiasının nef'ine olarak ara­mızda mevcut bulunan tesanüt ve ahenkli siyasî işbirliği bihakkma ifti­har edebileceğimiz neticeler ve eserler meydana getirmiş ve getirmektedir. Daha geçenlerde Bağdat paktı içinde de birleşmiş olmamızı bu münasebet­le ayrıca huzur ve sevinçle yâdetmek isterim.

İşbirliğimizin her sahada daha ileri gitmesi en halis emelimizdir. Bu iti­barla iktisadî sahada şimdiye kadar başarılan şayanı şükran işbirliğimizin her yeni inkişafı bizi daima çok bah­tiyar edecektir.

İngiltere Büyükelçisi, Sir James Bow-ker bu mesajı aldığını sayın Adnan Menderese aşağıda yazılı mektupla bildirmiştir:

Muhterem Başvekil,

24 nisanda yaptığınız ve benim de iş­tirak etmek zevkine nail olduğum Hir_ fanlı barajının temel atma merasimi münasebetiyle bana göndermek lût-funda bulunduğunuz mesajı aldığımı arzetmeye ve bu mesajdan dolayı zatı devletlerine hararetle teşekkür etmeye müsaraat eylerim. Mesajınızda, Tür-kiyede İngiliz ticarî firmalarına tevdi edilmiş bulunan diğer müiıim proje­leri zikr buyurmaktasınız, Türkiye ile İngiltere arasındaki sıkı siyasî müna­sebetlere muvazi olarak İngiliz sana­yiinin Türkiyenin inkişafına mühim ölçüde hizmet etmesi benim için bü­yük bir memnuniyet kaynağı teşkil eylemektedir.

 İstanbul :

Orta Şark Amerikan dostları cemiye­tinin misafiri olarak memleketimizde bulunan Amerika Birleşik devletleri­nin Unesco'daki delegesi M. R. S. Edith Sampson bugün saat 15 te Park otelde bir basın toplantısı yapmıştır. Amerikanın en tanınmış kadın avu­katlarından olan misis Sampson bu toplantıda ezcümle şunları söylemiş­tir:

«Memnuniyetle müşahede ettim ki, Türk kadınları medenî haklarını kul­lanabilmeleri itibariyle Amerikadan bile daha ileri durumdadırlar».

Edith Sampson şöyle devam etmiştir:

«Kadın dâvası bakımından henüz tam

mânasiyle halledilmemiş bazı mese­leleri bulunabilir, fakat zamanla bun­ların da arzu edilen şekilde gelişip ideale ulaşacağı şüphesizdir.»

Bundan sonra zenci kadm avukat u-mumî olarak kadınların haklarını bil­hassa siyasi sahada lâyiki veçhile.kul­lanamadıklarını belirtmiş, parlâmen­tolarda kadın mebusların daima ekal­liyette kalışına, işaret etmiştir.

Bu arada Mrs. Sampson Amerikadabeyazlarla zenciler arasında ırk far­kından doğan meselelere temasla budâvanın en nikbin zencinin bile, ümitedemiyeceği kadar kısa zamanda ve iyi şekilde halledilmiş olduğunu ifadeetmiştir.

Mrs. Sampson cumartesi günü Beyrut yolu ile Mısıra giderek orada seri halinde konferans verecek ve beş altı hafta sonra Amerikaya avdet edecek­tir.

 Ankara :

Riyaseticumhur baş tabipliğinden bil­dirilmiştir:

Sayın Reisicumhur Celâl Bayar bir haftalık nekahet devresini de ikmal ederek bugün saat 12.50 de Gülhane Askerî Tıp Akademisinden Çankayaya avdet buyurmuşlardır. Sıhhatleri tamamen  iyidir. Tedaviyi icap ettiren bir hali kalmamıştır.

 Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bay arın, Gül­hane Askerî Tıp Akademisinde geçir­miş oldukları ameliyat münasebetiyle bizzat hastahaneye kadar gelerek hu­susî defteri imza edenlerle, telgraf, mektup ve telefonla istifsarda bulu­nanlara mütehassis olduklarının ve teşekkürlerinin iblâğına sayın Reisi­cumhurumuz Anadolu Ajansını me­mur kılmışlardır.

 Ankara :

Muhtelif memleketlerdeki izcilik teş­kilâtım ve faaliyetlerini tetkik etmek üzere seyahat etmekte olan beynelmi­lel izcilik teşkilâtı başkanı General  Spry, bugün saat 18.30 da bir basın toplantısı yapmıştır.

Beynelmilel izcilik teşkilâtı başkanı bu toplantıda: Seyahatinin sebepleri­ni ve Türkiye izcilik faaliyeti hakkın­da şunları söylemiştir:

«Beynelmilel izcilik teşkilâtı icra ko­mitesi müdürüyüm. Bugün beynelmi­lel teşkilâta 57 millet üye bulunmak­tadır. Teşkilâtımızı her iki senede bir defa bütün üyelerin iştirakiyle bir kongre akteder. Önümüzdeki kongre­de bu ağustosta. Kanadada yapılacak­tır.

Kongrenin vazifesinden biri, teşkilâtı idare edecek icra komitesini seçmek-, tir. 12 kişiden mürekkep olan bu ko­mite her sene toplanır ve memleket­lerden gelen raporları tetkik eder. İş­te bu maksatla millî izcilik teşkilât­larına yardım için birçok memleket­leri gezer ve faaliyetlerini görürüm.

Bu defaki seyahatte, Türkiye, Arap memleketleri, Yunanistan ve İtalyayı ziyaret edeceğim.

Seyahat maksadım, bu memleketlerin izcilik teşkilâtlarının faaliyetlerini görmek ve iktidarım dahilinde gerekli tavsiyelerde bulunmaktır.

Memleketinizde İstanbul ve Ankaradaki izcilik faaliyetlerini gördüm. Çok memnun oldum. Bilhassa son seneler­de muvaffakiyetli bir faaliyetin mev­cut olduğunu müşahede ettim ve bu­na muvazi olarak Türkiyede izciliğin köylere kadar yayılmak istidadında olduğunu görmekle ayrıca zevk duy­dum.

İzcilik faaliyeti çocuklar üzerinde müs_ bet tesir ve neticeleri sağlayan sosyal bir mevzudur. Çünkü, izcilik sayesin­de iyi vasıflı vatandaş yetiştirmek mümkündür. Okul programlarınız içinde yer almış olması izciliğin istik­balde büyük faydalar sağlıya çaktır.

Beynelmilel teşkilât elinden gelen yar­dımı Türkiyeye yapmağa.her zaman hazırdır.

Altı buçuk milyon izci üyeye sahip bulunan teşkilât 18 - 28 ağustosta Ka­nadada kongresini aktedecektir. Bu kongrede Türkiyenin bulunması ve Türk bayrağının da burada dalgalan­ması candan arzu edilmekte olduğun­dan Türkiye de bu kongreye davet edilmiştir.

Diğer memleketlerde izcilik teşkilâtı­nın hükümetten maada muhtelif ha­yır cemiyetleri, müesseseler ve şahıs­lar tarafından himaye edildiğini gör­düm. Bugün İran, Irakta izcilik faali­yeti yeni olduğundan bu memleket­lerdeki çalışmaları görmek lüzumunu duymuş olduğumdan yarın güzel memleketinizden doğruca Lübnana gi­deceğim. Türkiyede gördüğüm hüsnü kabulden ve izcilik teşkilâtının iyi şevki idaresinden memnun olarak memleketinizden ayrılıyorum.»

29 Nisan 1955

  Ankara :

PTT Umum Müdürlüğü tarafından Muş vilâyetinin merkez kazasma bağlı Ziyaret nahiyesinde, Maraş vilâyeti­nin Elbistan kazasının Gücük nahi­yesinde ve Balıkesir vilâyetinin sanayi mmtakasmda birer posta şubesi hiz­mete açılmıştır.

Diğer taraftan Kars vilâyetinin Po­sof kazasmdaki, İzmir vilâyetine bağlı Menemen kazasının Aliağa ve Dikili kazasına bağlı Çandarh, Bergama ka­zasına bağlı Zeytinağa nahiyelerin-deki PTT merkez ve şubelerinde şe­hirlerarası telefon konuşmalarına başlanılmıştır.

Yine bu faaliyet cümlesinden olmak üzere Ankara - Paris direk radyote­lefon yolundan memleketimizle Fas, Cezayir ve Tunus arasında da telefon servisi açılmıştır.

öte yandan Bingöl vilâyetinin Kığı kazasına bağlı Hösnek, Gaziantep vi­lâyetinin Kilis kazasına bağlı Polateli nahiyelerinde ve Sakarya vilâyetinin merkez kazasına bağlı Arifiye istas­yonunda birer PTT şubesi hizmete a-çılmıştır.

  Ankara :

Hükümetten tebliğ edilmiştir:

Bugün toplanan İcra Vekilleri heye-tir.de  U/3/955  tarih ve 4/4577  sayılı kararnamenin ilânı ile hasıl olan va­ziyet müzakere edilmiş ve beklenen faydalara mukabil mahzurları galip mütalâa edildiğinden mezkûr karar­namenin kaldırılmasına Vekiller He­yetince karar verilmiştir.

  İstanbul :

Teessürle haber aldığımıza göre, Tah­ran Büyükelçimiz Emin Âli Türkgeldi bugün vefat etmiştir.

Merhumun cenazesi yarın öğle nama­zını müteakip Beyazit camiinden as­kerî merasimle kaldırılacak ve Mer-kezefendideki aile kabrine defnedile­cektir.

Merhumun tercümei hali:

Emin Âli Türkgeldinin ölümü ile mem­leket ayni zamanda büyük bir ilim adamı kaybetmiş bulunmaktadır. Merhum 64 yaşında idi. Galatasaray ve Paris ulûmu siyasiye mekteplerin­den mezundu. Hariciye mesleğine Pa­ris sefareti 3 üncü kâtibi olarak gir­miş, Brest, Litovsk ve Bükreş muahe­delerinin müzakere ve imzalarında Talât paşa merhumun hususî kâtip­liğini yapmıştır. Mudanya mütareke müzakeratmda ve Lozan konferansın­da Türk heyeti murahhas asma refa­kat eden merhum sırasiyle Sofya, La-hey maslahatgüzarlıklarında, Roma müsteşarlığında, hariciye umum mü­dürlüğünde, kâtibi umumî birinci mu­avinliğinde, Rio <iö Janeiroı, Tiran, Lahey orta elçiliklerinde, Yeni Delhi Büyükelçiliğinde bulunmuştur. Hâlen Tahran Büyükelçisi idi, rahatsızlığı se­bebiyle birkaç gün evvel, tedavisi memlekette yapılmak üzere, İstanbula gelmişti.

Emin Âli Türkgeldi, sedaret müsteşarı ve «görüp işittiklerim» müellifi mer­hum Ali Fuat beyin oğlu ve hâlen İs­tanbul mebusu Celâl Fuat Türkgeldi­nin ağabeyisi idi. Âli Türkgeldinin in­tişar etmiş iki eseri vardır: Mudanya mütarekenamesi tarihçesi ve Brezilya. Gayri matbu eserleri ise «TaJât Paşa ve hayatı siyasiyesi» ile (Arnavutluk) tur.

  Ankara :

Bedelsiz mal ithali kararnamesinin Vekiller Heyeti tarafından bu sabah iptali üzerine malûmatına müracaat eden Ankara Ajansına İktisat ve Ti­caret Vekili Sıtkı Yırcalı şu beyanatı vermiştir:

«Bedelsiz mal ithalât kararnamesinin neşrinden bu yana inkişaf eden hâdi­seler karşısında meseleyi Vekiller He­yeti yeni baştan ele alarak tetkik et­miştir.

Varılan kararlara göre, bu kararna­menin tatbikinde beliren faydalara nazaran tevlit edeceği mahzurların daha fazla olacağı kanaatine varan İcra Vekilleri Heyeti bunun kaldırıl­masına karar vermiş bulunmaktadır.

 Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayara mu­vaffakiyetli bir ameliyat yapmış olan Prof. Millin bu akşam treniyle îstan-bula hareket edecektir.

Prof. Millin hareketinden evvel bası­na şu beyanatta bulunmuştur:

«Ankaradan ayrılırken muhterem Türk milletine birkaç kelime ile hitap etmek isterim.

Güzel memleketinize bundan iki sene evvel de gelmiştik. O zaman da her yerde herkesten fevkalâde misafirper­verlik ve nezaket görmüş, yurdunuzun kalkındırılması yolunda elde edilen muazzam başarılar karşısında derin bir hayranlık duymuştuk.

Aradan geçen iki sene zarfında şanlı Atatürk tarafından tesbit edilen ga­yeleri tahakkuk ettirmeğe çalışan bü­yük ve çok sevgili reisicumhurunuzun hekimane irşatlariyle bu kalkınma fa­aliyetlerinin çok daha artmış oldu­ğuna şahit olduk.

Bu sene yurdunuza yaptığım ziyaretin sebebi artık herkes tarafından bilin­mektedir. Bu ağır mesuliyetin bana tevcih edilmiş olması hem memleke­tim hem de şahsım için büyük bir şe­reftir. Bunu beraberimdeki İngiliz ar­kadaşlarım ve Türk meslekdaşlarımla paylaşmak benim için bir bahtiyar­lıktır. Bu hususta doktor olsun olma­sın kiminle temas ettikse herkesten büyük nezaket ve yardım gördük.

Mümtaz devlet reisinizin daha uzun seneler afiyetle, saadetle yüksek ba­şarılarına devam etmelerini dileriz.»

30 Nisan 1955

  Karaköse :

Şehrimizde inşaatı ikmal olunan 100 yataklı askerî hastahane bugün me­rasimle hizmete açılmıştır.

Merasimde Ağrı Valisi Ali Akseven, tümen kumandanı Hayatî Eteker, mülki ve askerî erkân hazır bulun­muştur.

Vali, hayırlı olması temennisile kur-delâyı keserek hastahaneyi hizmete açmıştır.

  İstanbul :

Türkiye Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak bir müddettenberi mem­leketimizi ziyaret etmekte olan dost ve kardeş Irak parlâmento heyeti bu­gün Bağdada hareketinden evvel Tür-kiyeye yapmış oldukları ziyaret hak­kında intibalarmı soran Anadolu Ajansı muhabirine Irak Mebusan Mec­lisi Reisi Ab dül vahan Mercan şu be­yanatta bulunmuştur:

Türkiyeye olan ziyaretimiz hepimizin kalblerinde derin izler bırakmış ve bi­zi mütehassis etmiştir. Başta Reisi­cumhurumuz Büyük Millet Meclisi ve hükümet reisleri olmak üzere, gerek ordu, gerek kardeş Türk milletinden gördüğümüz alâka sevgi ve yakınlık üzerimizde derin tesirler yaptı ve her gittiğimiz yerde bize gösterilen misa­firperverliğin hayranlığı içinde kal­dık.

İstanbulda gördüğümüz sevgi ve alâ­ka ise eski bir kardeşliğin derin bir te­zahüründen başka foir şey değildir, seyahatimiz esnasında bizi en çok se­vindiren birçok mühim projelerin tat­bikine başlanmış olmasıdır. İktisadî projeler, barajlar, fabrikalar ve sanayi müesseseleri bu projelerin bizi en çok sevindiren cihetidir. Bütün bu gör­dükleriniz memleketinizde millî ser­vetin yükselmesini sağlıyacaktır. Ve Türk milletinin hükümetle olan karşılıklı yardımlaşması, elbirliği ile bu kalkınma dâvasına sarılması ilerisi için büyük rol  oynayacaktır. Türkiyeyi ziyaretimiz boyunca bize gösterilen yakın alâka ve misafirper­verlikten dolayı bilhassa başta Reisi­cumhurunuz Meclis reisiniz ve başve­kiliniz ile hükümet erkânının ve ne­cip Türk milleti ile onun kahraman ordusuna tekrar tekrar teşekkür et­mek isteriz. Memleketimize döndüğü­müz zaman Türkiyede gördüklerimizi başta Malik hazretleri olmak üzere Veliahdımıza, Başvekilimize ve bütün Irak milletine bildirmekle şeraf duya­cağız.

  Ankara :

M. M. V. Temsil bürosundan bildiril­miştir :

Tümgeneral J. D. B. Smith başkanlı­ğındaki on sekiz kişilik Kanada millî müdafaa akademisi mensuplarından mürekkep heyet bugün saat 17.45 te Esenboğa hava alanına muvasalât et­miştir.

Dost Kanada hükümetinin güzide mi­safirleri hava alanında Erkânı Harbi-yei Umumiye Riyaseti harekât dairesi başkanı Tuğgeneral Şefik İlter, kara, deniz ve hava eğitim şubeleri ile Er­kânı Harbiyei umumiye riyaseti pro­tokol şubesinden birer subay ve tem­sil bürosunun mümessili tarafından askerî merasimle karşılanmıştır.

  Ankara :

Türk Kadınlar Birliği genel merkezi­nin teklifi üzerine 8. mayıs pazar gü­nü memleketin her tarafında «Anne­ler Bayramı» olarak kutlanacaktır.

Bıı günün geniş bir Ölçüde tesidi için Maarif ve Dahiliye Vekilleri valiliklere birer -tamim göndermişlerdir. Bu mü­nasebetle İstanbul mebusu ve Kadın­lar Birliği başkam Nazlı Tlabar yarın sabah saat 10 da Ankara radyosunda günün mâna ve ehemmiyetini belirten bir konuşma yapacaktır.

  Ankara :

Üç gündenberi mesaisine devam et­mekte olan Türkiye Kızılay Cemiyetinin yıllık kongresi bugün sona er­miştir.

Samsun mebusu Tevfik İlerinin baş­kanlığında son toplantısı bugün yapı­lan kongrede, birkaç yıldanberi Kızıl­ay faaliyetlerinin ve yardımlarının ge­niş ölçüde inkişaf ettiği delegeler ta­rafından şükranla belirtilmiş ve bu gelişmenin önümüzdeki yıllarda da devamı, yardımların, bu arada bilhas­sa sosyal yardımların genişletilmesi, Kızılaym daima alemdarı bulunduğu hemşire mevzuuna her zamankinden fazla ehemmiyet verilmesi temenni ni edilmiştir. Ayrıca, Kızılaym mües-sisîeri ile büyük hadimlerinden tarihe mal olan şahsiyetlerli, yerinde bir ka­dirşinaslık eseri olarak büstlerinin umumî merkez parkına dikilmesi, ce­miyet gelirlerinin arttırılmasına me­dar olmak üzere umumî merkez bina­sının arka tarafındaki bahçeye bü­yük bir iş hanı yaptırılması, Salihlide 350 bin lira değerinde ve altında altı mağaza ve birçok dükkânları havi ote­lini Kızılaya bağışlayan Hacı Abdul­lah Kayahan ile İstanbulda 600 bin lira değerindeki apartmanını cemiyete teberru etmiş olan doktor Ahmet Abdülkadir Uluğun altın madalya ile tal­tiflerine karar verilmiştir.

Kongrenin dağılmasını müteakip, u-mumî merkez heyeti toplanmış ve Kı­zılay umumî reisliğine Manisa mebusu Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, reis ve­killiklerine Manisa mebusu Şem'i Er­gin ile Afyon mebusu Rıza Çerçel, Ti­mi kâtipliğe Kütahya mebusu Dr. Ah­met İhsan Gürsoy, muhasip üyeliğe Ankara mebusu Necini İnanç, vezne­darlığa Bursa mebusu Halûk Şaman ve teftiş üyeliğine Ankara mebusu Fu­at Seyhun seçilmiştir. Murakıplıklara da Rize mebusu İzzet Akçal, İstanbul mebusu Hadi Hüsmen ve Başvekâlet umumî murakabe heyeti mütehassıs­larından Kemal Karadenizli getiril­mişlerdir.

 Nusaybin :

Kasabamız sağlık merkezi bugün ya­pılan merasimle hizmete açılmıştır.

Bu münasebetle yapılan merasimde Mardin valisi, vilâyet erkânı kaza kay­makamı, kaza ileri gelenleri ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulun­muştur.

Vali Kâmüran Çuhruk, sağlık yuvası­nın memlekete hayırlı ve uğurlu ol­masını temenni eden konuşmasından sonra kurdelâyı kesmiş ve sağlık mer­kezini hizmete açmıştır.

  Ankara :

Yugoslav maslahatgüzarı Radomir Ra-roviç bugün riyaseticumhur kâtibi u-mumisini ziyaret ederek Yugoslav re­isicumhuru ekselans Jozip Brotz Titonun Celâl Bayara geçirdikleri ame­liyatın muvaffakiyetle neticelenmiş ol­masından duydukları memnuniyeti ve âcil şifalar temennilerini ifade eyle­miştir.Sayın Yugoslav Devlet Reisine Reisi­cumhurumuzun tahassüs ve teşekkür­leri ulaştırılmıştır.

  İstanbul :

Türkiye Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak bir müddetten beri mem­leketimizi ziyaret etmekte olan dost ve kardeş Irakm mebusan meclisi re­isi Abdülvahap Mercan riyasetindeki Irak parlâmento heyeti, bugün saat 10.55 te bir Irak uçağı ile Bağdada müteveccihen memleketimizden ayrıl­mış ve Yeşilköy hava meydanında me­rasimle uğurlanmıştır.

Dost ve kardeş Irak parlâmento üye­leri beraberlerinde Türkiyedeki ziya­retleri sırasında mihmandarlıklarını yapmış olan mebuslarla birlikte Türk ve Irak bayraklariyle süslenmiş olan Yeşilköy hava meydanına gelişlerinde terminal binası methalinde Bakırköy kaymakamı ve meydanda İstanbul valisi tarafından karşılanmışlardır.

Kardeş milletin parlâmento heyeti üyeleri kısa bir istirahati müteakip ken­dilerini uğurlamaya gelenlere veda et­mişlerdir.

Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Irak mebusan meclisi reisi Abdülvahap Mercan ve heyet üyelerine Başvekili­miz Adnan Menderes adına iyi yolcu­luklar dilemiş, Başvekilimizin gerek Melik hazretlerine ve gerekse Başvekile selâm ve hürmetlerinin götürül­mesini rica ettiğini bildirmiştir.

Irak mebusan. meclisi reisi Abdülva­hap, kendilerine karşı Türkiyeye gel­dikleri günden itibaren gösterilen alâ­ka ve misafirperverliğe teşekkür etmiş ve başta Reisicumhurumuz Celâl Ba-yar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan ve Başvekilimiz Adnan Men­deres olmak üzere, gerek hükümet er­kânına, gerek dost ve kardeş Türk milletine ve gerekse onun kuvvetli or­dusuna selâm, teşekkür ve hürmetle­rinin bildirilmesini rica etmiş ve memleketlerine döndüklerinde Türkiyede gördükleri alâka ve misafirper­verliği Melik hazretlerine, Veliahda, Başvekile ve Irak milletine bildirece­ğini sözlerine ilâve etmiştir.

Millî Müdafaa Vekilimiz bundan sonra dost ve kardeş Irak parlâmento he­yeti üyelerine kendi adına da iyi yol­culuklar dilemiş ve Irak parlâmentosu müdafaa encümeni reisi Tevfik Muh­tara, başta Melik hazretleri olmak üzere Veliahda, Irak hükümetine ve Irak ordusuna selâm ve muhabbetle­rinin iletilmesini rica etmiş, Irak or­dusuna en samimî duygularını gön­dererek her iki ordu arasındaki te­masların devamını arzu ettiğini bil­dirmiştir.

Bundan sonra dost ve kardeş Irakm parlâmento heyeti üyeleri kendilerini uğurlamaya gelen Millî Müdafaa Ve­kili Ethem Menderese, Büyük Millet Meclisi Reis vekillerinden Kayseri me­busu Fikri Apaydına, İstanbul valisi­ne, kendilerine seyahatleri esnasında mihmandarlık yapmış olan mebusla­ra, diğer zevata, Irak büyükelçisine, Irak konsolosuna ve Büyükelçilik mensuplarına veda etmişler ve İstan­bul valisine İstanbulda gördükleri hüsnü kabulden dolayı teşekkürlerini bildirmişlerdir.

Bu sırada bando Irak ve Türk milli marşlarını çalmış- ve bir polis müfre­zesi selâm resmini ifa etmiştir.

Dost ve kardeş Irak parlâmento he­yetini götürmekte olan uçak tam saat 10.55 te Bağdada müteveccihen İstanbuldan ayrılmıştır.

 İstanbul :

Gazeteciler cemiyeti ve İstanbul gazeteciler sendikası yapi kooperatifleri­nin Mecidiyeköyü Esentepe mevkiin­deki sahada 220 gazeteciye mesken temin edecek inşaatın temeli bugün adı geçen mahallede yapılan bir tö­renle Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen tarafından atılmıştır.

Bu münasebetle yapılan törende Ça­lışma Vekili Hayrettin Erkmen, İstan­bul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, kaymakamlar Şehir Meclisi ü-yeleri, güzide bir davetli kütlesi ile basın mensupları hazır bulunmuşlar­dır.

Merasimde İlk sözü alan gazeteciler cemiyeti reisi Cevat Fehmi Başkut bir konuşma yaparak Demokrat Parti ik­tidarına teşkil ettikleri meslekî züm­re bakımından çoktan beri biriken ha­raretli teşekkürlerini ifade etmekle sö­ze başlamış ve hükümetin fikir işçi­leri kanunundan başlıyarak gazeteci­leri birer ev sahibi yapmak teşebbü­süne yardıma karar vermesinden son­ra mazide emsali bulunmayan büyük bir alâka gördüklerini İlâveyle, bugün bir fikir işçisi olan gazetecinin yürek ferahlatıcı şartlara kavuşmuş oldu­ğunu bildirdikten sonra demiştir ki: «Muhterem Çalışma Vekili, sayın Re­isicumhurumuz Bayara, sayın hükü­met reisi Menderese şükranlarımızı lütfen iletiniz ve bunlardan şahsen si­zin payınıza düşen büyük hisseyi de lütfen kabul ediniz.»

Cevat Fehmi Başkut devamla Vali Gökaym da ev mevzuundaki yardım­larından dolayı kendisine teşekkürle­rini bildirdikten sonra meslekdaşları-mn bu sevinçli gününü kutlamıştır.

Bundan sonra yapı kooperatifleri re­isleri yaptıkları konuşmalarda hükü­mete karşı şükranlarını belirtmişler ve gazeteciler mahallesi hakkında teknik izahat vermişlerdir. Buna göre, gaze­teciler mahallesi 110 bin metre kare­lik arazi üzerinde 156 bahçeli ev ve 8 apartmandan müteşekkil olacaktır. Bu suretle 220 gazeteci ailesi mesken sahibi olacaktır. Birkaç yıl içinde sa­yısız işçi mahallesi kurulan yurdumuz­da böylelikle, bilhassa muhterem Devlet Reisimiz, Başvekilimiz ve vekilleri­mizin alâkalariyle bir de fikir işçileri mahallesinin temeli atılmış bulunmak­tadır.


 

Hatipler komüşmalarmda hükümeti­mizin bu yolda kendilerine gösterdiği lütufkârlıkların bir yenisini de Çalış­ma Vekilinin bizzat buraya kadar zah­met ederek bu sevinçli günde arala­rında bulunmalarının teşkil ettiğini söylemişler ve Çalışma Vekiline de te­şekkürlerini bildirmişlerdir.

Müteakiben Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen bir hitabede bulunarak ez­cümle demiştir ki:

«Fikir işçisi ismini bihakkın taşıyan gazeteci arkadaşlarımızın bu sevinçli gününe bizi davet etmek ve araların­da bizi görmeyi arzu etmek suretiyle teveccühlerine teşekkür ederiz.

Müştereken tahakkukuna çalıştığımız ve bu gününü hasretle beklediğimiz dâvanın naçiz yardımcısı olarak bize verilen paye, mükâfatların en büyü­ğüdür.

Hükümetimizin işçi meskenleri ve sos­yal ihtiyaçlarının karşılanması dâva­sında gösterdiği hassasiyet ve bu yol­da katettiği mesafe malûmunuzdur.

Fikir işçisi namiyle yâdedilen ve umu­mî efkârın yapıcısı telâkkisi yerinde olan gazetecilere ev yapmak sevincin­de hepimiz birleşmiş ve bu sevinçle bu inşaat yerinde toplanmış bulunu­yoruz. Burada inşa edilecek evlerin sahiplerine ve memleketimizin fikir hayatına hayırlı olmasını ve bunu ta­hakkuk ettirmek yolunda çalışan, ar­kadaşların gösterdikleri gayretin bun­dan böyle daha semereli olmasını temenni ederim» demiş ve uğurlu ol­ması temennisiyle temele ilk harcı koymuştur. Bu arada Emlâk Kred,! Bankası tarafından gönderilen ve içinde altın bulunan bir şişe de temele konulmuştur.

Temele Vekilden sonra harç koyan Va­li Prof. Gökay «Bugün konuşmıyaca-ğım. Yalnız, bu temeli attıran Allah, âdetim olan kurdelâ kesmek saadetini de nasip etsin» demiş ve hazır bulu­nanların neşe ve saadeti içinde temel atma töreni sona ermiştir.

Diğer taraftan bu hayırlı teşebbüste büyük emek ve alâkalarını esirgemiyen Çalışma Vekili Hayrettin Erkmene ga­zeteciler cemiyetinin fahrî üyeliği ve­rilmiş ve göğsüne cemiyet rozeti ta­kılmıştır.

Başvekilimizin İngilterenin Bağdat paktma iltihakı ile alâkalı beyanatı: 1 Nisan 1955

 Ankara :

İngilterenin Türk - Irak paktına iltihaka karar verdiğini ilân etmesi münasebetiyle Başvekilimiz Adnan Menderes Anadolu Ajansına şu be­yanatta bulunmuştur:

«İngiltere hükümeti, kısaca Bağdat paktı ismini verdiğimiz Türkiye-Irak işbirliği andlaşmasma iltihaka karar verdiğini ilân etmiş bulunuyor. Ayni zamanda İngiltere ile Irak arasında bir de askerî andlaşma imza­lanmak üzeredir ki, bu da, doğrudan doğruya Bağdat andlaşmasmm bir cüzü olacaktır. Filhakika bilindiği gibi Bağdat andlaşmasmm bi­rinci maddesinde tarafların almayı kararlaştıracakları müdafaa ve yardımlaşma tedbirleri hakkında hususî anlaşmalar yapabilmelerine dair bir hüküm vardır.

Hatırlanacağı gibi Bağdat paktının imzasmdanberi henüz bir ay geç­miştir. Bu kadar kısa bir zaman içinde bu pakt şimdi Türkiye - Irak -İngiltere paktı haline gelmiş bulunuyor.

Bu, bütün sulhsever milletleri sevindirmesi icap eden son derece mesut bir hâdisedir.

Çünkü şimdi, Orta Şarkın en hassas kısmında, bütün bölgenin emniye­tine, istikrarına ve refahına hizmet edecek olan ve en iyi ve halis niyet­lere dayanan bu sulh teşkilâtı, İngiltere gibi imkânları geniş bir dev­letin ahdî ye fiilî işbirliğini kazanmış oluyor.

İşte, bütün hür ve sulhsever milletlerinin hayrına ve nefine hodgâm hislerden ârî olarak, cihan sulhu ve emniyeti için büyük mesuliyetler yüklenmiş bulunan ve Nato içinde müttefikimiz olan bu büyük devleti İrakla beraber tahakkuk ettirdiğimiz bu müsbet teşebbüste de güvenilir bir müttefik olarak yanımızda görüyoruz.

Biz, Irakla Bağdat paktım yaptığımız zaman ona başka devletleri ilti­haka davet eden bir madde koyarken bu maddenin kâğıt üzerinde kalmıyacağmdan emindik. Çünkü biliyorduk ki vücuda gelen eserin bütün iyi niyet sahibi milletlerin hayrına olduğu ve hiç bir hodbince his ve maksada istinat etmediği için, genişlemesi ve kuvvetlenmesi mukad­derdir. İngilterenin iltihakı bu düşüncemizde aldanırı adı ğımızm parlak ve inşirah verici bir delilidir.İngilterenin vermiş olduğu misalin bu bölgede kâin bulunan ve bölgenin emniyet ve sulhu ile faal şekilde ilgili olan diğer devletler tarafın­dan yakın bir zaman içinde takip edileceğinden emin bulunuyoruz.Bu suretle Orta Şark sulh ve emniyet bakımından bir boşluk manza­rası arzetmekten kurtulacak, istikrarsızlık, huzursuzluk havasından sıyrılacak sulhun ve emniyetin kuvvetli bir teşkilâtta desteklendiği bir huzur ve sükûn bölgesi haline gelecektir.

Bağdat paktının kıymet ve ehemmiyetini izaha" devam etmiyeceğim, çünkü hâdisat ve vakıalar bunu fiilen ispat etmek yoluna girmiştir. İngilterenin iltihakı bu hâdiselerin en mühimlerinden biridir.

Kıymetli dostumuz ve müttefikimiz İngilterenin iltihakını bu derece mühim görmekteyiz.Reisicumhurumuzun bu akşamki nutku :

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, memleketimizi resmen ziyaret etmekte olan Lübnan Reisicumhuru ekselans Kamil Şemun ve refikası şerefine bu akşam Çankayada verdiği yemekte şu nutku iradetmiştir:

«Çok muhterem Reisicumhur, Her şeyden evvel, zatı devletlerini ve muhterem refikalarını memleke­timizde ve aramızda görmekten duyduğumuz derin sevinç ve iftiharı ifade etmek isterim.

Kıymetli Başvekilinizin zatı devletlerine refakat eylemekte bulunması da bizi ayrıca bahtiyar etmektedir. Bize büyük şeref veren bu ziyaretinizin kardeş milletlerimiz arasında günden güne faal hale gelen mesut dostluğa yeni bir hız vereceğine kaniim.Başvekilimizin Beyrutu ziyareti sırasında zatı devletleri, hükümetiniz ve Lübnan milleti tarafından gösterilen dostluk ve misafirperverliğin memleketinizde bize karşı beslenen iyi niyet ve duygulan bir kere daha teyit eden bir mahiyet arzeylemiş olduğunu burada belirtmekten mem­nuniyet duymaktayım.Bugünkü dünyada devletlerin ehemmiyeti mesahayı sathiyelerine göre değil, Milletlerarası camiadaki durumlarına ve onun sinesinde oyna­dıkları role göre Ölçülür. Bu bakımdan Lübnanm birçok hallerde çok mühim vazifeler görmeğe muktedir ve münevver bir devlet olduğu bir hakikattir. Bu münasebet­le, Lübnanm, günlük hâdiselerin tesirlerine kapılmadan sulhperver milletler topluluğunun Orta Şarkta da emniyet ve istikrarın tesisi için yaptıkları gayretlerin inkişafını mümkün kılacak bir hareket hattı ta­kip etmiş olmasını teşekküre şayan bir hâdise olarak kaydetmek iste­rim. Diğer Arap kardeşlerimiz için olduğu gibi Lübnan için de bütün temen­nimiz hürriyet, istiklâl ve toprak bütünlüğünden emin olarak huzur ve sükûn içinde yaşaması, sulhun nimetlerinden istifade ederek saade­tini ve refahını daima arttırması ve bu suretle Milletlerarası sahada kendisine de terettüp eden vazifelen en müessir şekilde ifa edebilecek durumda olmasıdır. Dünyanın hâlen içinde bulunduğu muhataralı devirde, sulh ve sükûn kendiliğinden ve zahmetsizce elde edilebilecek bir nimet olmaktan çık­mıştır. Yok edilmek tehlikesi bütün sulhsever devletleri ayni derecede tehdit etmektedir. Bu itibarla sulh ve sükûnu samimî olarak istiyen-lerin, gayret ve imkânlarım birleştirerek gereken bütün fedakârlıklara katlanmaları hayatî bir zaruret olmuştur. Türkiye, siyasetini işte bu görüşlere istinat ettirmektedir.

Biz, bütün sulhsever devletlerin kaderlerinin bir olduğuna kani bu­lunduğumuz için bunlardan yekdiğerinin komşusu olanların, evleviyet-le sıkı işbirliği halinde olmalarını kendi yüksek menfaatleri iktizası ve mensup bulundukları camiaya karşı da vazifeleri telâkki etmekteyiz.

Binaenaleyh kıymetli komşumuz Lübnan ile, bir yandan, bulunduğu­muz bölgenin hayrına olarak siyasî münasebetlerimizi daima daha faal hale getirmeye, öte yandan da karşılıklı iktisadî, kültürel sahalarda mevcut münasebetlerimizi daha ileri götürmeye gayret etmemiz icap ettiği kanaatindeyim.

Bugün, hayırlı ziyaretiniz vesilesiyle, karşılıklı olarak elçiliklerimizi Büyükelçilik derecesine yükseltmemizin siyasî münasebetlerimizin in­kişafı bakımından derin bir mâna taşıdığında şüphe yoktur.

Ticaret münasebetlerimiz şimdiye kadar her iki memleketin umumî ti­caret rejimleri çerçevesi içinde cereyan etmekte idi. Bunları ahdî esas­lara bağlamak ve hayırlı bir düzene sokmak maksadiyle bir ticaret mu­ahedesi imzalamak üzere bulunduğumuzdan çok memnunum.

Kültürel münasebetlerimizi de inkişaf ettirmek için bir anlaşma yap­mak yolunda bulunmamızdan ayrıca bahtiyarlık hissetmekteyim.

Çok sayın Reisicumhur,

Memleketimizde geçireceğiniz birkaç gün zarfında Türk milletinin za­tı devletlerine ve şahsınızda Lübnan milletine karşı duyduğu en yakın dostluk hislerinin samimî tezahürlerine şahit olacağınızdan eminim.

Milletimin de hissiyatına tercüman olarak, zatı devletlerinin ve muh­terem refikalarının sıhhat ve saadetine,

Değerli Lübnan Başvekilinin ve refakatindeki diğer mümtaz misafir­lerimizin sıhhat ve saadetine,

Ve necip milletinizin şerefine kadehimi kaldırır, Lübnanm refah ve tealisi hakkındaki en samimî temennilerimizi tekrar ederim.»

Reisicumhurumuzun bu nutkundan sonra mümtaz misafirimiz ekse­lans Kamil Şemun da şu cevabî nutku irad etmiştir:

Reisicumhur hazretleri,

Başvekil ekselans Adnan Menderes Lübnana ayak bastığı sırada zatı devletinizin davetini bana resmen teyit edince iki bakımdan sevinç hissi duydum: Bu sevinçlerimin biri komşu ve dost bir memleketin hü­kümet reisini aramızda görmekten, diğeri de asil Türk milletini, onun yeni hayatiyetinin bariz vasfını teşkil eden terakkiler ve dinamizm için­de ve daha yakından tanımak imkânını elde edeceğimden doğmakta idi.

Bugün, bizlere karşı gösterilen bu derece hararetli ve bu derece içten gelen hüsnü kabulden sonra, zatı devletinizin memleketime, bayan Şemuna ve şahsıma olduğu gibi Lübnan Başvekili Ekselans Sami bey Solha karşı hitap lûtfunda bulunduğunuz nazikâne sözleri derin bir şükran ve hakikî bir gurur hissiyle dinledim.

Geçirmekte olduğumuz bu huzursuz devrede karşılıklı dostluk ziyaret­leri her iki memleketimiz arasında mevcut bağlan ancak daha da sıkı-laştırır. Bu karşılıklı ziyaretlerin yanında diplomatik mümessillikleri­mizin büyükelçilik derecesine yükseltilmesi, bir ticaret anlaşmasının imzası ve ekonomi ve manevî kıymetlerin takdiri gibi çifte sahadaki münasebetlerimizin. âhenkleştirilmesine matuf bir kültür anlaşmasının müzakeresi gibi müsbet hâdiseler de tahakkuk edince bunlar başlıca gayesi sulhu korumak ve milletlerimizin nef ine olarak onların millî hayatlariyle refahlarının inkişafına müsait şartlan yaratmak olan faal işbirliği yolunda ileriye doğru atılmış büyük bir adım teşkil et­mektedir.

Biz, Türkiye ile Lübnan arasında bu işbirliğini can ve gönülden arzu edi­yor ve bunun, dünyanın ehemmiyetli bir bölgesi olan Orta-Doğunun re­fahından, hepsi aynı derecede mesul Arap memleketleriyle Türkiye ara­sında da bir gün canlı bir realite haline geleceğini ümit ediyoruz. Her memleketin haklarına anlayış ve saygı gösterme zihniyetine, menfaat­lerinin korunmasına ve karşılıklı hak ve veciblerin dürüst bir muvazene­sine müstenid bir işbirliği...

Şüphesiz müşküller ortaya çıkabilir, herkesin derhal mutabık kalamıya-cağı noktalardan kimse masun bulunamaz. Fakat Türkiyede, Lübnanda ve Arap memleketlerinde iktidarın mesuliyetini taşıyan devlet adamları, katiyen eminim ki, bu müşkülleri, umumî menfaate en uygun şekilde, adalet ve vekarla halletme imkânlarına sahiptirler.

Bu bakımdan, Orta-Doğuda mevkii esas olan Türkiye, her türlü yapıcı ve devamlı eserin temel taşını teşkil eden karşılıklı dostluk ve i'timad havasını yaratmak suretiyle büyük bir rol oynayacaktır.

Yine bu, itibarla zatı devletiniz emin olmalıdırlar ki, Lübnan, imkânla­rının bütün genişliği ile işbirliğini arza amadedir.

Bu his ile ve terakki, hürriyet, beynelmilel adalet ve demokrasiye âşık milletlerin saflarını sıkılaştırmaları ve asırdide müesseseleriyle medeni­yetlerinin muhafazası uğrunda gayretlerini birleştirmeleri icap ettiği kanaatiyle meşbû olarak kadehimi:

Zatı devletinizin ve Bayan Celâl Bayar'm sıhhat ve saadetine,

Başvekil Ekselans Adnan Menderes'in sihhatma ve hükümetinin mu­vaffakiyetine,

Büyük milletinizin zafer ve teatisine kaldırıyorum. Pakistan Bağdat! Paktına iltihaka davet olundu :

4 Nisan 1955

 Ankara :

(Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir.)

1 Nisan 1955 tarihinde Türkiye ve Irak hükümetleri, Karaşi'deki Büyük­elçiliklerine aynı mealde bulunan birer notayı Pakistan Başvekili Ekse­lans Ali'ye tevdi ettirmek suretiyle Pakistanı Bağdad Paktına iltihaka davet eylemişlerdir.

Bu notanın metni aynen aşağıdadır:

Türkiye ve Irak hükümetleri dost ve kardeş Pakistanın sulhun tarsini ve emniyetin takviyesi için gösterdiği müsbet faaliyetleri en derin sem­pati ve sevinçle daima takip etmişlerdir. Pakistamn bu yapıcı faaliyeti­nin tabiî neticesi olarak Türkiye - Pakistan dostane işbirliği andlaşmasi vücude gelmiştir. Bu andlaşma, Pakistanın Orta Şarkta sulhun ve em­niyetin teessüsü için kurulacak teşkilâtların tabiî âzası olmak vasfını ve değerini taşıdığım bir resmî vesika şeklinde tesbit eylemiş bulunmak­tadır. Bu itibarla Türkiye ile Irak hükümetleri ahiren Bağdad'da imza­ladıkları işbirliği andlaşmasma iltihaklara müteallik hususî bir hüküm koyarlarken iltihakı lüzumlu ve şayanı temenni olan en mühim devlet­ler arasında Pakistanı düşünmüşlerdir. Her ne kadar Türkiye Başveki­linin Pakistan Başvekilinin Bağdad müşterek tebliği münasebetiyle ken­disine gönderdiği mesaja cevabî mesajmdaki ifadeleri ve Irak Başvekili­nin de Bağdad muahedenamesinin İrak Millî Meclisine arzı sırasında yaptığı beyanat bu hususu açıkça ifade etmekte ise de, Türkiye ve Irak hükümetleri, dost ve kardeş Pakistanın büyük ehemmiyetini ve kadrini ne kadar iyi idrak ettiklerini bir kere daha isbat etmiş olmak için, Bağ­dad muahedenamesine iltihaka karar vermesi takdirinde bunu en bü­yük memnuniyetle karşılayacaklarını müştereken beyan eylemeyi mu­vafık görmüşlerdir.Müşterek tebliğ :

 Ankara :

Lübnan Reisicumhuru Ekselans Kamil Şemun'un Türkiyeyi resmen zi­yaretleri vesilesiyle, Ankarada Reisicumhur Kamil Şemun ve Reisicum­hur Celâl Bayar'la Lübnan Başvekili Sami Beysolh, Başvekil Adnan Menderes, Başvekil Yardımcısı Fatin Zorlu, Hariciye Vekili Profesör Köprülü arasında Büyükelçi İbrahim El Ahdab, Nuri Birgi ve Cevdet Dülger'in iştirakleriyle müzakereler cereyan eylemiştir.

Büyük bir samimiyet ve karşılıklı anlayışla cereyan eden bu görüşme­lerde, taraflar Orta Şark durumunu, Türk - Lübnan, Türk - Arap müna­sebetlerini ve Orta Şarkla alâkalı olarak dünya vaziyetini gözden geçir­mişler ve ezcümle aşağıdaki hususlar hakkında görüş birliğinde olduk­larını müşahede etmişlerdir:

1 Orta Şarkta sulh ve istikrar, dünya sulh ve istikrarının esaslı un­surlarından birini teşkil eylemektedir.

2 Bu sulh ve istikrar, Lübnanla Arap memleketleri ve Türkiye arasın­da dostluğun inkişafını ve Orta Şarkın refahından sorumlu bulunan bütün bu memleketler beyninde faal bir işbirliğini icap ettirmektedir.Şüphesiz ki, bizatihi Orta Şarkın menfaati için, bu işbirliğinin yukarda sözü geçen devletler tarafından tanınmış olan ve   onlarca Orta Şarkın emniyetine, sulhuna ve refahına yardım etmeğe kadir telâkki edilen bil­cümle memleketlerin iştirakine açık olmalıdır.

3 Lübnan, Arap devletleri ve Türkiye arasında dostluğun ve bu mem­leketlerden her birinin haklarına hürmet ve menfaatlerinin vikayesi prensiplerine dayanan bir işbirliğinin tesisine engel teşkil edebilecek hiç bir menfaat tezadı mevcut değildir.

4 Bu işbirliği, mezkûr memleketleri veya bunlardan bazılarını alâka­dar eden milletlerarası meselelerin Birleşmiş Milletler andlaşmassına prensiplerine ve bu teşekkül tarafından ittihaz edilmiş kararlara uygun şekilde halli için tam bir işbirliğini tazammun etmelidir.

5 Yukarıda zikredilen gayelerin tahakkuk ettirilmesi için Türkiye ve Lübnan hükümetleri aralarında sıkı temas tesis edecekler ve icabatm muktezalarma göre istişarelerde bulunacaklardır.

İngilterenin Türk - Irak Paktına iltihakı münasebetiyle Başvekilimiz Adnan Menderes ile Sir Anthony Eden arasında teati edilen mesajlar :

10 Nisan 1955

 Ankara :

İngilterenin Türk - Irak Paktına katılması münasebetiyle Sir Anthony Eden tarafından Başvekilimiz Adnan Menderes'e gönderilmiş olan me­sajla Başvekilimizin buna cevaben Sir Anthony Eden'e gönderdiği me­sajın metinleri aşağıdadır:

Sir Anthony Eden'in mesajı:

«İngilterenin Türkiye ile Irak arasındaki karşılıklı işbirliği andlaşması-na bugün katılması münasebetiyle, iki memleketimiz arasındaki dost­luk bağlarının bu suretle kuvvetleneceğinden ve genişliyeceğinden dola­yı duymakta olduğum sevinci ifade etmek isterim. Vücude gelmesinde büyük mikyasta size ve Prof. Köprülüye medyun olduğumuz ve Orta Şarkın sulh ve emniyetine mühim bir yardımda bulunacak olan bu yeni müştereket sahasında da ilerde yapacağımız işbirliğini memnuniyetle beklemekteyim.

Başvekilimizin mesajı:

«İngilterenin Bağdad Paktına iltihakı münasebetiyle gönderdiğiniz lû-tufkâr mesajınızı Ankaradaki Büyükelçiniz bugün bana tevdi etti, gös­terdiğiniz bu nezaket eserinden dolayı benim ve Prof. Köprülünün en hararetli teşekkürlerimizi arzetmek isterim.

İngiltere hükümetinin, Irakla yapacağı anlaşmanın parafe edildiğini ve Türkiye ile Irak arasındaki karşılıklı işbirliği paktına iltihakı kararlaş­tırdığını ilân etmesinin akabinde yaptığım bir beyanatta bunun yalnız Türkiye için değil, aynı zamanda bütün sulhsever milletler camiası için gayet mesut ve hayırlı bir hadise olduğunu söyledim ve dünya sulh ve emniyetinin korunması hususunda İngilterenin oynadığı rolün ehemmi­yetini tebarüz ettirdim.

Bu husustaki inancımı şimdi size de teyid etmekle pek bahtiyarım.

Mesajınızda, memleketlerimiz arasındaki bu yeni ahdî rabıtanın aramızdaki_ dostluk bağlarını daha ziyade kuvvetlendireceğini ifade ediyor­sunuz. İngiltere ile faal bir şekilde işbirliği yapılmasını haricî siyaseti­mizin temel prensiplerinden biri telâkki ettiğimizi bu münasebetle de teyid eylemek isterim. Türk hükümeti iki memleketimiz arasındaki dos­tane işbirliğini geliştirmek için daima gayret sarfedecektir.

İngiltere hükümetinin ve sizin göstermiş olduğunuz anlayış ve gayede birlik dolayısiyie hükümetimin teşekkür hislerini ifade etmekten büyük memnuniyet duymaktayım.

Lübnan Başvekilinin beyanatı:

 İzmir :

Bugün, memleketimize yaptığı ziyaretten avdet etmekte bulunan dost ve kardeş Lübnanm mümtaz Hükümet Reisi Sami El Solh, Lübnan Rei­sicumhuru Ekselans Kamil Şamun'un refakatinde İstanbuldan İzmire gelirken, uçakta kendisinden intiba ve ihtisaslarını rica eden Anadolu Ajansı Umum Müdürüne şunları söylemiştir:

«Topraklarını ve halkını çok eskiden ve çok yakından tanıdığım ve bü­tün kalbimle sevdiğim Türkiyeyi ziyaret etmek, mümtaz devlet adamla­rı ile olduğu kadar sevimli halkı ile de yeniden çok samimî temaslarda bulunmak, benim için büyük bir saadet kaynağı teşkil etmiştir. Çok bü­yük bir memnunlukla bu dost memlekete geldim, daha büyük bir mem­nunlukla memleketinizden ayrılıyorum. Çünkü Türkiyenin, bütün bu görmediğim müddet zarfında, bilhassa son senelerde, iktisadî, içtimaî, askerî ve daha diğer bütün sahalarda ne büyük başarılar elde etmiş ol­duğunu sevinçle ve hayranlıkla müşahede ettim. En ziyade memnuniye­timi celbeden nokta, hükümetle halk arasındaki yakınlık olmuştur. Benim evvelce tanıdığım eski devirlerde hükümetle ahali arasında bir ke-rahiyet vardı. Fakat bugün, halk, hükümetin kendi ihtiyaçlarını ve bin-netice saadetini temin için çalıştığını görmekte ve bu sebeple eleie yürü­yerek kısa zamanlarda büyük mesafeler kastetmektedir.

Eskiden şark, terakki yolunu bulmak için garba teveccüh ederdi. Bugün kanaatimce buna ihtiyaç kalmamıştır. İktisatta, nafia işlerinde, millî müdafaada, her sahada şark, yüzünü artık emniyetle Ankaraya ve İstanbula tevcih edebilir.

Türk milletinin bu kuvvetli durumu, kendi nef ine olduğu kadar bütün Arap milletinin d% nef'inedir. Asırlar boyunca beraber ve kardeşçe yaşa­yan bu iki milletin gaye ve hedefleri birdir. Bin küsur senedenberi mev­cut olagelmiş bulunan bu gaye ve menfaat birliği, dünyanın bugünkü şartları içinde daha da yakın ve daha da sıkıdır. Türkiyenin saadeti, bize de saadet verir. Türkiyeye teveccüh edecek bir felâket, bizim için de bir felâkettir. Nitekim Arap milletinin saadeti de Türkiyeye saadet getirir, felâketi Türkiye için de bir felâket olur. Bu, asırlar boyunca Orta-Doğu-nun kaderini teşkil etmiştir. Millî hudutların yalnız başlarına artık tam bir kıymet ifade etmedikleri bugün, evlabittarik böyledir.

Bir misal olarak söyleyeyim: İstanbulu evvelâ Araplar fethetmek iste­mişlerdi. Hazreti Eyüb İstanbulda metfundur. Fetih, sonradan Türklere nasip olmuştur. Fakat sizin bu sahada bulunmanız, tıpkı bizim bulun­mamız gibidir.

Türkiyeye yaptığımız bu ziyaret esnasında Türk devlet adamlarında ol­duğu kadar Türk milletinde bu Türk - Arap gaye ve kader beraberliği hissini ve Türk - Arap muhabbetini müşahede etmiş oldum ki ziyareti­min bence en büyük kazancı bu olmuştur.

Ben, sulh ve selâmet, muhabbet ve müveddet adamıyım. Soyadım da sulhtur. Hayatımın gayesi budur. Bu sebeple, Türkiyeyi ziyaretimdeki bu intibalarım ve müşahedelerim beni bilhassa memnun etmiştir.

Güzel ve dost Türkiyeyi terkederken, bize bu derece samimî bir hüsnü-kabul gösteren kardeş Türk milletine ve kıymetli sütunlarını bizim hak­kımızda ve Arap milleti hakkında bu derece dostane yazılarla süsleyen Türk matbuatına kalbi teşekkür ve derin muhabbetlerimizin iblâğına tavassutunuzu rica ederim.

Türk - İtalyan buğday anlaşması imzalandı:

 İstanbul :

Türkiye ile İtalya arasında, Türkiye adına Hariciye Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü ve İtalyan hükümeti adına memleketimizde bulunan İtalyan Ziraat Nazın Ekselans Prof. Giueseppe Medici tarafından birer mektup imzalanarak teati edilmek suretiyle bugün saat 11.45'de İstanbul Vilâ­yetinde bir buğday anlaşması imza edilmiştir.İmza merasiminde Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Muavini Elçi Kenan Gökart, Ziraat Vekâleti Müsteşarı İbrahim Sargut, Hariciye Vekâleti Ticaret ve Ticarî Anlaşmalar Umum Müdür Vekili Oğuz Gökmen, Ziraat Vekâleti Müşaviri Dr. Sami Yen, İtalyan Büyükelçisi Ekselans Luca Pietromarchi, İtalyan Ziraat Nezareti Dış Münasebetler Dairesi Müdü­rü ile İtalyan Büyükelçiliği erkân] hazır bulunmuşlardır.

İmza merasimini müteakip Hariciye Vekâleti tarafından anlaşma hak­kında aşağıdaki tebliğ yayınlanmıştır:

«İtalyan Ziraat Nazırı Ekselans Prof. Giueseppe Medici'nin memleketi­mize yapmakta olduğu resmî ziyaret sırasında, Türkçe ve İtalya ara­sında mevcut iktisadî işbirliği münasebetleri, ziraî mahsuller zaviyesin­den gözden geçirilmiş ve iki memleket arasındaki ticarî münasebetleri daha ziyade genişletmek ve bu mübadelelere daha büyük bir istikrar te­min etmek maksadiyle uzun vadeli bir buğday anlaşması yapılması hu­susunda mutabakata varılmıştır.

Bu maksatla, Hariciye Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü ile İtalyan Ziraat Nazırı Ekselans Prof. Giueseppe Medici arasında bugün birer mektup imzalanarak teati edilmiştir. Bumektuplara göre 1955 mahsul senesin­den itibaren beş sene müddetle İtalya, senelik 100.000 ton sert buğdayı kendisine satmak hususunda Türkiyeye bir rüçhan hakkı tanımaktadır. Normal dünya fiatları üzerinden satılacak olan buğdaylar tabiatiyle İtaiyada istihlâk olunabilecek evsafta bulunacaktır.

Bu anlaşma ile hem sert buğdayımıza devamlı ve müstakar bir pazar temin edilmiş, hem de dost ve müttefik iki memleket arasındaki ticarî münasebetlerin sağlam esaslar dahilinde devamlı surette inkişafına bü­yük hizmette bulunulmuş olacaktır.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri:

11 Nisan 1955

Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, Zonguldak Mebusu Edibe Sayar'm neşir yolu ile veya radyo ile işlenecek bazı cürümler hakkındaki 6334 sayılı kanunun birinci maddesinin 3'üncü fıkrasının tadili hakkındaki kanun teklifinin geri verilmesine dair takriri okunarak kabul edilmiş, bundan sonra söz­lü soruların müzakeresine geçilmiştir.

Sözlü sorular :

Memleketimizde giyim, inşaat malzemesi yapan fabrikaların adet ve ka­pasitelerine, ham madde ve yedek parça için döviz taleplerinin yıllık mik­tarına ve hususî sektörle devlet sektörü nisbetlerine dair sözlü soru, Eko­nomi ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı tarafından cevaplandırılmış, Vekiî bu cevabında şunları söylemiştir: Sanayi envanterimizin esaslı surette yapılmasına çalışıldığı bir sırada Sanayi Odaları kayıtlarına göre şimdiye kadar ele geçmiş olan donelere istinaden, memleketimizde giyim malzemesi yapan 910, inşaat malze­mesi yapan 315 fabrika mevcuttur.

Giyim malzemesi yapan fabrikaların kapasitesi 113.919 ton muhtelif cins malzeme, 558.677.076 metre dokuma, 46.099.000 desimetre kare vi­dala, süvet, 150.000 adet meşin eldivenlik, 2.647.000 çift kunduradır.

İnşaat malzemesi yapan fabrikaların kapasitesi 1.169.000 ton muhtelif cins malzeme, 453.203 metreküp kereste, 352.250.000 adet tuğla ve kire­mittir.

Bunların hususî sektörle devlet sektörü nisbetleri şu şekildedir:

Fabrika adedi itibariyle: Giyim malzemesi yapan fabrikaların % 98'i hu­susî, % 2'si resmî sektöre aittir. (895 adet hususî, 15 adet resmî sektöre ait fabrika mevcuttur.)

İnşaat malzemesi yapan fabrikaların % 98'sı hususî, % 4'ü resmî sektö­re aittir. 301 adet hususî, 14 adet resmî sektöre ait fabrika mevcuttur.

Kapasite itibariyle: Giyim malzemesi yapan fabrikaların % 74'ü hususî, % 26'sı resmî sektöre ve inşaat malzeme! yapan fabrikaların  %69'u hu­susî, % 31'i resmî sektöre aittir.

Giyim ve inşaat malzemesi sanayiinin ham madde, yedek parça ve tevsi ihtiyaçları için yıllık döviz talepleri şöyledir:

Giyim sanayiinde:

a)Yedek parça ihtiyacı, yünlü mensucat sanayii 1,5-2 milyon Türk li­rasıdır.

b)Ham madde ihtiyacı:

1  Yünlü sanayiinin tops ve yapağı senelik asgarî 100 milyon Türk li­rasıdır. Floş 3000 ton olup 30 - 35 milyon Türk lirası kadardır.

b  Kauçuk sanayii 7 - 3 bin ton oîup 10 -15 milyon Türk lirasıdır. Kau­çuk sanayii tâli madde ihtiyacı 12 milyon Türk lirasıdır.

c  Deri - kösele ihtiyacı 10 bin ton olup 55 milyon Türk lirası kadar­dır.

Yün tâli madde ihtiyacı 2 milyon Türk lirası ve floş tâli madde ihtiyacı da 2 milyon Türk lirası kadardır.

c)    Tevsi talepleri:

50 milyon Türk lirası civarındadır. İnşaat malzemesi sanayiinin: a  Yedek parça ihtiyacı:

Çimento sanayiinde 2 - 3 milyon Türk lirası ve çivi sanayiinde (filamşin tamebi) 3 - 4 milyon Türk lirası ve tuğla ve kiremit fabrikalarında 1 mil­yon Türk lirası civarındadır.

b  Ham madde ihtiyacı:

Kereste ikame maddesi olarak düralit, kontralit ve kontrplâk fabrikaları kurulmaktadır. Talepleri 5-6 milyon Türk lirası civarındadır.

c  Tevsi talepleri:

Tuğla - kiremit fabrikaları için 20 milyon Türk lirası kadardır. Sualin giyim ve inşaat malzemesi ihtiyacımızın ve miktarını kendimiz yapabil­mek ve ne kadarını dışardan ithal etmek durumunda bulunduğumuz kısmına gelince:

Bu sualin cevabı, takdir buyurulur ki, muayyen bir iki rakam iraesi su­retiyle karşılanamaz. Zira çok çeşitli malları hedef tutan büyük iki gu­rup ihtiyaç maddesiyle karşı karşıya bulunuyoruz.

Arkadaşımın umumî sual çerçevesi içinde, bu kısa izahatı verdikten son­ra bu maddelere taallûk eden umumî gelişmelerle memleket ihtiyacına muvazi olarak girişilen teşebbüsler ve alman tedbirlerden bir fikir ver­mek için kısaca bahsedeceğim.

Yünlü mensucatın iptidaî maddesinin % 98'e yakın bir kısmı tops ve yapağı olarak tamamen dışarıdan ithal edilmektedir. Daha iki üç sene evvel, bunların yıllık ithal bedeli 13 milyon liradan ibaret iken, bugün talep miktarı İSO milyon liraya çıkmıştır.

Meslekî Teşekküller ve Odalar Birliği ve İşletmeler Vekâletiyle el ve iş­birliği ederek, bu ihtiyacın tam ölçüsünde temini ve vaktinde normal fiatlarla fabrika ve imalâthanelere intikalini tertiplemek için bir komite kurduk.

Bu komitenin, çalışmalarını yakinen takibederek, hâlen müsbet netice­ler alacak bir sahada faaliyete geçmesi imkânım sağladık. Bununla be­raber, bir taraftan gümrüklerdeki topslarm çekilmesini temin etmeğe başladığımız gibi, diğer taraftan da yeni transferlerle tops tedarikine giriştik.

Ayrıca Birleşik Amerikadan İktisadî İşbirliği Teşkilâtı nezdinde Harici­ye Vekâletiyle Vekâletimizin Anıerikadaki mümessillerinin müşterek gayretleri neticesinde, bu sanayiin altı aydan fazla ihtiyacını sağlıya-bilecek ham maddesinin temini hususu gerçekleşme safhasına girmiştir. Varılan anlaşmalara göre bu malların bugünlerde memleketimize itha­line başlanacaktır.

Aynı yoldan yeniden ve müteakip ihtiyaçlar için teşebbüslere başla­dığımız gibi, öte yandan muhtelif sanayicilerin normal kredili yollarla yaptıkları ithal taleplerine azamî kolaylığı göstermek ve garantiyi ver­mek suretiyle tahsisler de yapmaktayız.

Kauçuk için bundan birkaç sens evvel ancak bir, birbuçuk milyon lira­lık döviz tahsisi lâzım gelirken, bugün bu miktar 24 milyon liraya yük­selmiştir. Kauçuk da muhtelif memleketlerle çok taraflı veya iki taraflı yaptığımın anlaşmalarda ilk madde olarak ele alınmış bulunmaktadır. Böylece bu maddenin de muhtelif memleketlerden ithalini imkân dahi­line sokmuş bulunuyoruz. Pamuklu mensucatımız üzerinde ne kadar büyük bir inkişafın kaydedil­diğini birçok defalar arzetmiş olduğumuz için tekrara lüzum görmüyo­ruz.Buna rağmen memleketin umumî iştira gücünün ve hayat seviyesinin yükselmesi neticesinde bugün üç mislini aşan memleket imalâtına mu­kabil geçen yıl eski yılların 20 - 40 milyon lira radûesindeki pamuk men­sucat ithalâtına mukabil 100 milyon liradan fazla pamuklu mensucat ithal etmek zarureti hasıl olmuştur. Görülüyor ki, dövizlerimizi en tasarruflu kullanmak mecburiyetinde kal­dığımız son sene içinde bile, pamuklu mensucata ait ithalâtın bu ölçüde artışını temin etmek mümkün olmuştur. Diğer taraftan ham bezlerimizin dışarıya muvakkat surette ihraç edile­rek ihtiyacı günden güne artan basma, divitin gibi maddeler haline if­rağ ettirip yeniden ithali şeklindeki tedbirlerimizle de bir taraftan halk ihtiyacını temin ederken, diğer taraftan da pamuklu sanayiimizin lü­zumlu tesisleri tamamlanıncaya kadar ham bez imalinde daha fazla ça­lışabilmesi imkânım sağlamış bulunuyoruz.

İnşaat malzemesinde geçen yazdan beri demir, çimento, kereste, cam, boru ithalinde bazı şartlarla otomatik tahsisler yapmağa başladık. Ha­len de bunları tatbik ediyoruz.

Çimento, kereste ve bazı maddeler için bu tedbirler müsait netice verdi. Fakat dünya demir piyasasının bazı sahalarda çalışma imkânı bulması ve bizim ithal ettiğimiz demir nevileri üzerinde yabancı fabrikalar sipa­riş alınca buna intibak için zaman kaybetmeleri, istediğimiz ölçüde tah­sisler ve müsaadeler verdiğimiz halde, demir ithalâtını matlup derecede yapmağa imkân bırakmadı.

Buna rağmen, 1951 yılında 15.334.921 liralık 45.390 ton, 1952 yılında 33 milyon 779.439 liralık 87.375 ton, 1953 yılında 51.401.548 liralık 154.712 ton inşaat demiri ithal edilmiştir.

Fakat memleketin umumî gelişmesi, ziraat ve sanayiimizin inkişaf et­mesi ve bunun temelleşmesine bağlıyacak surette cihazlanması ve aynı zamanda sosyal kalkınmamız karşısında, beliren bütün ihtiyaçların ba-zan zamanında ve gününde istenildiği ölçüde karşılanması mümkün olamamaktadır.

Biraz evvel saydığım bellibaşlı maddelerin dışında bütün memleket sa­nayiinin muhtaç olduğu iptidaî madde ve yedek parçayı yine Meslekî Te­şekküller, Sanayi Odaları ve Odalar Birliği ile Vekâletimiz arasında yap­tığımız müşterek çalışmalarla tesbit etmekte ve muayyen bir programla aylara tefrik ederek zamanında ve imkânlarımızın azamisini ve tercih hakkiyle bunların tahsisi ve transferlerini gerçekleştirmeğe çalışmak­tayız. Binaenaleyh, herşeyden evvel kurulmuş ve kurulacak sanayiin yalnız yaşaması değil, inkişafını ve memleket ihtiyaçlarına cevap verecek bir tarzda işlemesini hükümet olarak ilk plânda gözönünde bulunduruyo­ruz. Bu hususlarda kolaylık temin edebilmek için normal kredili yollardan ve hükümet imkânlarım da kullanmak suretiyle ham maddeler tedari­kini tertiplemekteyiz.

Ayrıca halen memleket ihtiyacı fevkindeki ham ipliğin ihracı suretiyle sanayie lüzumlu eksik tesislerin tamamlanmasına müsaade etmek­teyiz.

Bu hususta geçen celsede İşletmeler Vekili arkadaşım da ayrıca izahatta bulundular.

Demir cevheri, hurda demir ihracı suretiyle de mamul demir ithalini arttırmaktayız.

Biraz evvel arzettiğim gibi ham bezin muvakkat ihracı suretiyle kıymet­lenmesini ve ithal maddesi olan bir kısım pamuklu mensucatın bu yol­dan tedarikini sağlamaktayız.

Son defa tiftik ihracı suretiyle de tops ithaline imkân vermiş bulunmak­tayız.

Arzettiğim üzere, hükümetiniz, memleketin her türlü imkânlarını kul­lanmak suretiyle ihracatı azamî hadde çıkarmak ve bunun karşılığında her gün hendesî nisbette artan iktisadî kalkınmamızın ve bunun temel­leşmesine esas olan sosyal gelişmemizin ve memleket cihazlanmasımn üıtiyacı olan her türlü maddeyi temine gayret sarı etmektedir.

Büyük hamleler esnasında, her saman tekrar ettiğimiz gibi, her zaman halledilecek meselelerimiz ve müşküllerimiz vardır ve bulunacaktır.

Fakat bunlar daha iyi neticeler almak için milletçe ve hükümetçe müş­terek olarak göze alınması zarurî olan ve hayatiyeti ifade eden geçici sıkıntılardır.

Bunlara katlanmayı göze almanın iyi neticelere ulaşmak için en kısa yol olduğuna kani bulunmaktayız.»

Vekilin konuşmasından sonra kürsüye gelen soru sahibi, Ticaret Vekâ­leti mekanizmasının, süratli bir tempo ile kalkınmakta olan memleke­tin ihtiyaçlarına karşılık vermediğini, iktisadî ve ticarî sahada, Vekâ­letler arasında yapılan işbirliğinde bazı aksamaların mevcut olduğunu ticaret ve sanayi sahasındaki artışlar üzerinde kat'î rakamlar verilme­diğini ileri sürmüş ve iç ve dış ticaret mevzuunda fikirlerini serdetmiş, bu arada kalay yokluğundan bahseylemiştir.

Tekrar söz alan İktisat ve Ticaret Vekili Si.tkı Yırcalı da ilk konuşma­sının sonunda izah ettiği gibi, büyük bir hamle yapmakta bulunan bir memleketin içinde her zaman istihlâkle, ihtiyaçla, buna cevap verecek maddelerin istihsalinin beraber götürülmesinin kolay olmadığını, bun­dan dolayı bu kalkınma havası içinde bazı maddelerin sıkıntısının his­sedildiğini ve bu neviden zorlukların tabiî karşılanması lâzım geldiğini ifade etmiş ve daimî surette gelişen iktisadî ve ticarî hayatta, bu mev­zua dair kat'î bir rakamın verilmiyeceğini, bu rakamların hemen her gün müsbet olarak değişmekte bulunduğunu sözlerine ilâve eylemiş, aynı zamanda döviz ve yatırımlar meselesi üzerinde izahat vermiştir.

Yıllık kahve ihtiyacımızın kaç ton olduğuna ve nisbetsiz fiyat yükseli­şinin sebeplerine dair olan soru yine İktisat ve Ticaret Vekili tarafın­dan cevaplandırılmıştır.

Vekil Sıtkı Yırcalı bu cevabında da şunları söylemiştir:

1. Yıllık kahve ihtiyacımız yedi bin ton civarındadır.

2. Elimizde mevcut stoklara ilâveten son defa yapılan 3500 tonluk tahsise ait fiyatlar tonu fob 1180-1200 dolar arasında değişmektedir. Bu fob fiyatlara, Türk vapuriyle yapılan nakliyatta   beher ton için 40 dolar navlun ve sigorta bedeli ilâve edilmektedir. Bu duruma nazaransif fiyatlar 1220 -1240 dolar arasındadır. Kahveden alman gümrük resmi sif kıymetin % 75'idir. Bu gümrük res­minin % 15'i miktarında belediye hissesi olarak ayrıca alınmaktadır. Bundan_ başka kahvenin her kilosundan üç lira istihlâk resmi ile İstan­bul ve İzmir limanlarında tahliye edildiği takdirde sif kıymetinin % l'i nisbetinde rıhtım resmi ödenmektedir.

3.   - Sualin, kahvenin ekseri zamanlardaki nisbetsiz yükseliş sebeple­
rine dair kısmına gelince:

Biraz evvel arzettiğim sif bedel ve bilumum gümrük resmi ve vergiler nazarı itibare alındığı takdirde, beher kilo çiğ kahvenin gümrük kapı­sındaki maliyeti 10 lirayı tecavüz etmektedir. Buna nazaran gümrük kapısından itibaren işleyen diğer masraflar ve kâr hadleri ilâvesiyle bir kilo çiğ kahvenin kilosu 11 lira 45 kuruşa baliğ olup çekilmiş ve kavrul­muş kahvenin kilosu da müstehlike Ankarada 14.50 kuruş fiyatla inti­kal etmektedir.

Bu fiyat ithal merkezlerinde kiloda elli kuruş daha aşağı bulunmakta ve diğer yerlerde ise, ithal merkezlerine yakınlığı ve uzaklığı nisbetin­de kiloda 10 - 20 kuruş arasında tahalüf etmektedir.

Hemen ilâve etmeliyim ki son defa ithal edilen kahve partisi için itha­lâtçılarla yapılan protokola müsteniden, müstehlik lehine olarak yapı­lan tertipleme neticesinde, bir kilo çiğ kahvenin kâr hadleri kararna­mesine göre mecmu kâr haddi % 35 olması, lâzım gelirken, bu miktar % 20'ye ve çekirdeksiz ve kavrulmuş kahvede de kavrulmasmdaki % 20 fire dahil olmak üzere % 65 ilâvesi gerekirken bu miktar % 50'ye indi­rilmiş bulunmaktadır.

Bugünkü kahve fiyatlarına nazaran bir müddet evvel beher kilo çiğ kahvenin 16 lira ve çekilmiş ve kavrulmuş kahvenin 19 lira 70 kuruş üzerinden daha yüksek fiyatla satılması sebebi ise, o tarihte ithal edil­miş olan kahvelere ait fob kıymetin, menşe memleketindeki don yü­zünden kahve ağaçlarının bozulması ve istihsalin az olması gibi sebep­ler dolayısiyle mart 1954 başından itibaren 1850 dolara kadar yüksel­miş olmasıdır ve o partilere dahil kahveler bizzarur yüksek fiyatla sa­tılmıştır. Binaenaleyh son getirilen kahve partisi biraz evvel arzettiğim gibi tonda 600 dolar eksiği ile ithal edilmiş ve çekilmiş ve kavrulmuş kahve satış fiyatları da müstehlike 19 lira 70 kuruş yerine 14 lira 50 kuruş olmak üzere kiloda 5 lira 20 kuruş noksaniyle tevzi edilmeğe başlanmıştır.

Bunun haricinde görülen yükselişler ihtikârı ve dolayısiyle Millî Ko­runma suçunu işlemekten mütevellit cezaî neticeleri göze alan bazı kimselerin ihdas ettikleri muvakkat ve sun'î fiyat arttırmalarından neşet etmektedir ki bu gibi hallerde yakalanan ve ihbar edilenler hakkında derhal takibata geçilmek suretiyle, müstehlik aleyhindeki hare­ketlerin önlenmesine çalışılmaktadır.

Kahveyi devamlı olarak hem menşe memleketlerden alım sırasında tek­lif verenlerin en ucuz ve müsait olanma ithal müsaadesi vermek ve bunları protokollara bağlamak ve hem de memleketimizde satış sıra­sında kâr hadlerinden indirmeler yapmak suretiyle daha müsait fiyat­larla müstehlike intikal ettirmek için her türlü imkânlardan faydalan­mağa çalışmaktayız.

Arkadaşımız bir de kalaydan bahsettiler. Bu mevzuda 2,5 milyon lira­lık bir tahsis ve transfer yapılmıştır.

Maruzatım bundan ibarettir.»

Kanunlar ve tezkereler :

Sözlü soruların konuşulmasından sonra, Gölpazarı kazasının Karaağaç köyünden İbrahim oğlu Abdullah îbiş'in ölüm cezasına çarptırılması hakkındaki Başbakanlık tezkeresiyle Adliye Encümeni mazbatası okun­muş ve mezkûr mazbata kabul edilmiştir.

Keza Ahmed Güngör adındaki şahsın mahkûm olduğu cezanın affı hakkındaki adliye encümeni mazbatasının birinci müzakeresi tamam­lanmış, akabinde Rize Mebusu İzzet Akçal ile Niğde Mebusu Hüseyin Avni Göktürk'ün tescil edilmeyen birleşmelerle bunlardan doğan ço­cukların cezasız tesciline dair kanun teklifinin konuşulmasına geçil­miş ve bu hususta adliye encümenince tadilen hazırlanan metin mü­zakerelere esas olması kararlaştırılarak bunun üzerinde görüşmelere başlanmıştır. Teklifin müzakeresine gelecek celselerde devam edilecek­tir.

12 Nisan 1955

 Ankara :

Lübnan Reisicumhuru ile Reisicumhurumuz arasında teati edilen mesajlar :

Memleketimizi resmen ziyaret etmiş olan dost ve kardeş Lübnan Rei­sicumhuru Ekselans Kamil Şemun, memleketimizden ayrılışında Sa-varona okul gemisinden Reisicumhurumuz Celâl Bayar'a şu mesajı göndermiştir:

«Kudretli Özü, azimli ve cesur milletinizi tağdiye etmiş olan Tükriye topraklarından ayrıldığımız sırada şahsım ve refikam Madam Şemun ile Başvekil Ekselans Sami Bey Solh namına zatı devletlerine en derin minnet hislerimi arza müsaraat eylerim.

Zatı devletiniz ve muhterem refikanız Bayan Celâl Bayar tarafından ve ayrıca Başvekil Ekselans Adnan Menderes ile hükümeti erkânı cani­binden şahıslarımız hakkında gösterilmiş bulunan nazikâne ve âlice-nabâne ihtimam hafızamızda ebediyen menkuş kalacaktır.

İki memleketimizin münasebetlerinde hakikî kardeşlik fikrini tahtım etmiş olan bu ziyaretin aynı zamanda milletlerimiz beyninde iki mem­leketin refahı bakımından fiilî ve verimli bir işbirliğinin hareket nok­tasını teşkil edeceğine ve bu suretle Orta-Doğunun sulh ve selâmet içinde yaşamasına azamî surette müzahir olacağına kanim.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Ekselans Kamil Şemurı'a Savarona okul gemisine gönderdiği şu mesajla mukabele etmiştir:

«Türkiyeden ayrılırken bana göndermek lûtfunda bulunduğunuz, na­zikâne olduğu kadar dostane mesajdan dolayı ekselanslarına hararetle teşekkür ederim.

Zatı âlilerini, Madam Chamoun'u, sayın Başvekil Sami Bey Solh'u ve seçkin maiyetinizi memleketimizde görmekten son derece bahtiyar ve müftehir olduk. Bu hususları size Türk milleti içten gelen bir şekilde ve heyecanla ifade etmiş bulunuyor.

Sizin bu ziyaretinizin, herkesin haklarına ve meşru menfaatlerine hür­met içinde bir sulhun teessüsü dâvasına kendilerini vakfetmiş olan iki memleketimiz arasında faal ve verimli bir işbrliğinin başlangıç nokta­sını teşkil ettiği hususundaki kanaatinizi tamamen paylaşmaktayım. Her iki memleketimiz için olduğu gibi, bütün Orta-Şark için de son derece faideli olmak üzere önümüzde böyle güzel ufukların açılması muvacehesinde derin bir sevinç duymaktayım.

Yakında ekselânslariyle kardeş Lübnan'ın misafirperver toprakların­da buluşmak ümidiyle size, sayın refikanıza ve Başvekil Ekselans Sami Bey Solh'a hayırlı seyahatler temenni ederim.

14 Nisan 1955

Ankara :

Akşam ziyaretinde söylenen nutuklar :

Irak Parlâmento Heyeti şerefine verilen akşam ziyafetinde B. M. M. Reisi Refik Koraltan şu nutku irat etmiştir:

«Aziz kardeşlerimiz,

Sizleri aramızda görmekten duyduğumuz bahtiyarlık ve şeref çok bü­yüktür. Sizlere en samimî bir heyecanla «safa geldiniz» derim.

Tayyareniz bugün biraz gecikmişti. Bilmezsiniz geçirdiğimiz intizar sa­atleri bizlere ne kadar uzun gelmiştir. İnsan çok sevdiklerini beklerken feleğe bir dakika bile kaptırmaya razı olamıyor.

Sizler bizim misafirlerimiz değilsiniz, kardeşlerimizsiniz. Burasını da kendi memleketiniz olarak biliniz. Ne kadar usun kalırsanız ve ne ka­dar çok yerleri size göstermek fırsatını bize bahşederseniz o kadar bantiyar olacağız. Neler yapabildiğimizi bütün teferruatiyîe sizlere göster­meyi istiyoruz. Daha neler yapmak istediğimizi teferruatiyîe anlatmak arzu ediyoruz. Göreceksiniz ki Türkiye de Irak gibi cennete çevrilmek için geniş imkânlara malik bulunan ve fakat cennete çevrilmek için durmadan çalışılmasını icabettiren bir memlekettir.

Kısa denilebilecek bir zamanda bir hayli şeyler başardık, bir hayli mü­him işlere başladık. Bunları tefahür için değil sizin de memnun olaca­ğınızı bilerek söylüyorum. Esasen kardeşler arasında tefahürün yeri yoktur. Diğer taraftan ilerlemenin sırrının mahviyetkâr olmak ve hiç bir zaman yapılabilen şeylerden dolayı Övünmeye kapılmamak bilâkis onları hiç bir zaman kâfi görmemek olduğunu müdrikiz. İki kardeş milletin birbirinden öğreneceği ve istifade edeceği, çok şeyler vardır. Bizim Büyük Millet Meclisimizden bir heyetin Irak'ı ziyaret et­tiği zaman oradan getirdiği unutulmaz kardeşlik, misafirperverlik ha­tıralarından başka sizin de memleketinizi kalkındırmak için giriştiği­niz hamlelere müteallik çok istifadeli müşahedeler de vardır.

Sulh, emniyet ve adalet uğrunda işbirliği yapmak azmimizi geçenlerde çok kıymetli ve verimli bir muahede imzalamak suretiyle ahdî şekilde de tevsik ettik. Kısa bir zamanda bunun feyizli neticeleri kendini gös­termeye başlamış bulunuyor. Ben eminim ki bundan sonra işbirliği­miz, yalnız iki memleketimizin nef'ine olarak değil, aynı zamanda bü­tün Orta Şarkın ve bütün sulhsever milletler camiasının nef'ine olarak dev adımlarla ilerlemeler kaydedecektir.

İşte sizlere, birbirimize kavuştuğumuz şu ilk günde içimden gelenleri, buluşmamızın verdiği sevinçle,- olduğu gibi, hattâ şahsen pek sevmedi­ğim protokol kaidelerine bile uydurmaya çalışmadan ifade ettim.

Sizlere bir kere daha candan «hoş geldiniz» derken Kral hazretlerinin sıhhat ve saadetleri, kardeş ve müttefik Irak'ın refah ve satveti, Türk -Irak dostluğunun daima daha faal olması hakkındaki en hararetli te­mennilerimi ifade etmek isterim.»

Irak Mebusan Meclisi Reisi Ekselans Abdüivehap Mercan aşağıdaki ce­vabî nutukla mukabelede bulunmuş ve demiştir ki:

«Sayın reis, aziz arkadaşlar,

Burada zatıâîiniz tarafından bize izhar edilen yüksek duygular karşı­sında bahtiyarlığımızı ifade ile mübahiyiz. Güzel memleketinize ilk ayak bastığımız andan itibaren gerek bana gerek arkadaşlarıma gös­termiş olduğunuz hüsnü kabulden dolayı teşekkürlerimizi bildirmek isterim. İltifatkâr nutkunuzda buyurduğunuz gibi, bize burada göste­rilen candan yakınlık, ancak memleketlerimiz arasında esasen mevcut samimî dostluk bağlarını kuvvetlendirir. Memleketlerimiz arasındaki rabıtalar istikbalde hiç şüphe yok ki daha da kuvvetlenecektir.

Muhterem reisin beliğ nutkunda ifade buyurdukları gibi, bu memleke­te daha ilk adımımızı attığımız andan itibaren müşahede ettiğim kar­deş duygularını bizler garipsemiş değiliz. Bu yakın hisler ancak dost ve kardeş memleketler arasında bulunur. Tarihte beraber yaşamış olmak­tan ve coğrafî şartlarla müşterek hududa sahip bulunmaktan doğan bu bağlar, bu iki memleketin menfaatlerini birbirine yaklaştırmıştır. Memnuniyetle kaydederim ki, Türkiyenin son yıllarda her sahada kay­detmiş olduğu ilerleme bizi son derece memnun bırakmıştır. Sözlerime son verirken Türkiyenin refah, saadet ve teali yolunda ilerlemesine de­vamını candan temenni ederim. Memleketlerimiz arasındaki dostluk ve ittifakın devamına inanıyorum.»

15 Nisan 1955

 Ankara :

Irak Parlâmento Heyeti Büyük Millet Meclisinde :

Memleketimizde misafir bulunan Irak Parlâmento Heyeti bugün saat 15.30 da, toplantı halinde bulunan Büyük Millet Meclisini ziyaret et­miştir. Bu sırada başta Başvekil Adnan Menderes olmak üzere bütün Vekiller de Meclis salonunda bulunmakta idiler.

Irak Parlâmento Heyeti azaları saat tam 15.30 da salona girip de kor­diplomatik locasında yerlerini alırken, mebuslarımız tarafından şid­detle alıkşlanmış ve kendilerine büyük tezahürat yapılmıştır. Misafir heyet, bu içten gelen sevgi gösterilerine selâmla mukabele etmiştir.

Bundan sonra Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan aşağıdaki hi­tabeyi irad etmiştir:

«Muhterem arkadaşlar,

Meclisimiz bugün en mes'ut günlerinden birini yaşamaktadır. Çünkü komşumuz, kardeşimiz ve müttefikimiz Irak'ın parlâmentosu âzalann-danjnürekkep seçkin bir heyet aramızda bulunuyor. Bu heyetin başın­da Ayan Meclisi reis vekili muhterem Abdülhadi Çelebi ile Mebusan Meclisi reisi muhterem Abdülvahab Mercan bulunmaktadır. Ve azası­nın her biri memleketlerinin hizmetinde mühim mevkileri bulunan kıymetli şahsiyetlerdir. Muazzez misafirlerimizi onların şahsında Irak parlâmentosunu, necip Irak milletini Türkiye Büyük Millet Meclisi na­mına hürmetle ve muhabbetle selâmlarım. Davetimizi kabul edip mem­leketimizi ve bizleri şereflendirdiklerinden dolayı kendilerine hararetle teşekkür ederim.

Bundan pek az zaman evvel Irak parlâmentosu kardeş Irakla akdetti­ğimiz işbirliği andlaşmasım büyük bir şevkle ve ittifakla tasvip etmiş­ti. Hemen hemen aynı gün bizim de burada aynı andlaşmayı ne büyük bir şevkle ve ne içten gelen bir ittifakla tasvip ettiğimizi gayet iyi ha­tırlarsınız. Bu suretle iki milletin iradesini temsil eden iki Meclis, men­faatleri, kaderleri ve idealleri bir olan milletlerimizin en hayırhah şe­kilde sıkı işbirliği yapmasının hayatî bir zaruret teşkil ettiğini, kalbleri aynı heyecanla çarparak, en beliğ şekilde ifade eylemişlerdir.

Bu tarihî hadiselerden sonra, artık, Türkiyenin ve Irak'ın birbirlerine karşı olan iyi niyetlerinden, sevgilerinden ve itimadlarından bahset­meyi lüzumsuz görüyorum. Biz, Irak'la böyle karşılıklı izahat ve temi­nat itası safhasını çok şükür aşmış ve ancak birbirini seven ve birbirine itimat eden milletlerin yapabileceği şekilde ahden dahi elele vermiş bulunuyoruz. Bu şekilde birleşenlerin ne birbirlerine ne de başkalarınane kadar seviştiklerini, ne iyi anlaştıklarını anlatmaları malûmu ilâm­dan ibaret kalır.

Biz kardeş Irak'ı sevgi ile bağrımıza basarken, bir yandan bizatihi, ehemmiyeti ve itibarı, çok büyük olan aziz bir komşumuza atfettiğimiz değerin icabatmı yerine getirmiş, öte yandan da Irak'ın yüksek mane­vî şahsiyetinde, onun mensup bulunduğu Arap milletleri camiasına karşı beslediğimiz en halisane niyetleri tebarüz ettirmiş oluyoruz.

Türkiye, cihanda adalet ve karşılıklı hürmet hislerine dayanan hakikî bir sulhun ve emniyetin teessüsünü ister ve onun için çalışır. Böyle dü­şünen ve bu düşüncelere yakışan şekilde hareket eden bir devletin el­bette içinde bulunduğu bölgedeki bütün devletlerin ve evleviyetle Arap devletlerinin tam bir istiklâl, hükümranlık ve toprak bütünlüğü için­de daima daha müreffeh ve kuvvetli olmalarını arzu etmesi, bunu ken­disinin ve umumun menfaati icabı telâkki etmesi tabiîdir. Aleyhte ya­pılan propagandalar ne olursa olsun bu hakikat her gün daha iyi an­laşılmaktadır.

Biz Irak'la kurduğumuz işbirliğinin bütün bölgemizin ve bütün sulh­sever milletler camiasının nef'ine olduğuna kaniiz. Niyetlerimizin iyi­liği ve halisliği mes'ut neticeler vermektedir. Aktedilişinden henüz pek az zaman geçtiği halde Bağdad Faktı bugün bir Türk - Irak Paktı ol­maktan çıkmış bir sulh, istikrar ve emniyet idealinin ifadesi haline gel­miştir. İngiltere gibi kudretli ve sulh ve emniyet gayelerine canla başla hadim çok kıymetli bir müttefikin ütihakıyla paktımız üçlü olmuştur. Yakında dörtlü, beşli ve daha çok taraflı olacağından hiç şüphemiz yoktur.

Dâvamızdan eminiz, hulusu kalb ile vazifesini yapan insanların maz-har olduğu vicdan rahatlığı ve iman kudreti ile âtiye emniyetle bakı­yoruz.

Bugün çok muhterem Irak'lı kardeş heyetin aramızda bulunmasını he­yecanla selâmlarken onun yüksek şahsında, temsil ettiği parlâmento­yu, insanlık, kardeşlik, sulh ve selâmet ideallerine hizmet için gereken mesuliyeti üzerine alarak bunun icabatmı şevkle yerine getirmiş oldu­ğundan dolayı bir kere daha teşekkür etmek isterim.

Necip Irak milletinin daima daha mesut, müreffeh ve satvetli olmasını, Türk - Irak dostluğunun daima daha faal ve verimli olmasını bütün kalbimle Cenabı Haktan temenni ederim.»

Reis Refik Koraltan konuşmasını bitirdikten sonra, Irak Parlâmento Heyeti Reisi, Irak Mebusan Meclisi Reisi Abdülvahap Mercan'm Büyük Millet Meclisi huzurunda konuşacağım bildirmiş ve bu hususu Meclisin tasvibine sunmuştur. Meclis bu arzuyu ittifakla ve alkışlar arasında tasvip etmiş, bunun üzerine Irak Mebusan Meclisi Reisi Abdülvahap Mercan sürekli alkışlar arasında kürsüye gelerek metnini aşağıda ver­diğimiz konuşmayı yapmış ve bu konuşma Irak Mebusan Meclisi âza­sından Tevfik Bey tarafından türkçeye tercüme edilmiştir:

«Muhterem mebuslar,

Büyük Millet Meclisinin bu sözlerimi dinlemek için bugün bana bah­şettiği ve beni şereflendiren bu mes'ut fırsattan dolayı reisi muhteremelerine ve azayı kiramma teşekkürlerimi sunarken şu yüce Türk yur­duna vardığımız andan itibaren her tarafta ve her yerde, her sevgili Türk kardeşten görmekte olduğumuz gönülden kopan istikballere ve cömerdane ikramlara karşı kendi namıma ve arkadaşlarım Irak Par­lâmento Heyeti âzası namına derin minnettarlığımı arz ve takdim et­mekle cidden mesrur ve mübahiyim.

Türkiye ve Irak arasındaki dostluk münasebatında yeni bir ahdin baş­langıcı olan ve aralarında hayatî mesalih bulunan iki kardeş yurdunu daha metin sadakat bağlariyie bağlıyan bu son anlaşmanın Orta-Do-ğumuzda emniyet ve barışın devamını sağlamak ile kalmıyacağı, belki âlemin emniyetini muhafaza yolunda da büyük yardımları olacağı mü­sellemdir.

Bu anlaşmanın sağlıyacağı hedeflerden biri de Birleşik Milletler heye­tinin Filistin hakkındaki mukarreratmm tenfiz mevkiine konmasıdır. Bunun husulü zaruretini Türk ve Irak milletleri beraberce hissederek bu bapta hükümetler, cereyan eden tebadülü efkârdan sonra, onu ara­larında teati ve anlaşma misakına ilhak edilen mektuplarla tesbit etti­ler.

Filistin meselesi hakikatte yalnız Arapların kendi meseleleri değildir. O bütün dünyanın emniyet meselelerinden birini teşkil etmektedir.

Sözlerime nihayet vermeden önce feharnetmaab Reisicumhur hazret­lerine en iyi temennilerimi ve zatıâlinize ve fehametmaab Başvekil hazretlerine ve Mebusan Meclisinin azayı kiramma teşekkürlerimi tek­rar en takdim eylerim.

Irak Mebusan Meclisi Reisi Abdülvahap Mercan'm sık sık alkışlarla karşılanan bu hitabesini takiben, Antalya Mebusu Burhanettin Onat'ın riyaset makamına tevdi etmiş olduğu bir takrir okunmuştur.

Bu takrirde şöyle denilmekteydi: Yüksek reisliğe; Muhterem mümessillerini aramızda görmekten doğan sevinç içinde Türkiye ile aziz Irak arasındaki sarsılmaz dostluğu tes'id ederken kar­deş Irak parlâmentosuna Türkiye Büyük Millet Meclisinin selâm ve sev­gilerinin iblâğını yüksek Meclisin tasvibine arzederim.

Antalya Mebusu Burhanettin Onat

Büyük Millet Meclisi azaları bu takriri de alkışlar arasında ve ittifakla kabul etmiştir.

Misafir Irak parlâmento heyeti salonu terkederken, gelişlerinde olduğu gibi yine tezahüratla uğurlanmışlardir.

Türk - Irak Paktı tasdiknameleri teati edildi:

 Ankara :

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

Memleketimizle Irak arasında 24 şubat 1955 tarihinde Bağdadda im­zalanan ve iki memleket anayasalarına göre tasdik muamelesi tekem­mül eden Türk - Irak karşılıklı yardım andı aşmasının tasdiknameleri bugün Başvekâletin Vekiller Heyeti toplantı salonunda Profesör Fuad Köprülü üe Irak Büyükelçisi Ekselans Akif El Alusi arasında teati edilmiş ve bu hususta bir protokol imzalanmıştır.

Gerek iki kardeş memleket arasındaki münasebetlerin gittikçe daha faal ve semereli bir mahiyet iktisap etmesine gerek Orta Şarkta em­niyetin ve sulhun vikayesine hizmet edecek olan ve geçenlerde İngilte-renin iltihakiyle şimdiden çok taraflı ve şümullü bir mahiyet iktisap etmek hususunda mühim bir terakki kaydeden bu muahede, 8 nci maddesi mucibince bugünün 15 Nisan 1955 tarihinde hukukan meri­yete girmiş bulunmaktadır.

Tasdikname teatisi merasiminde; Başvekil Adnan Menderes, memleke­timizin misafiri bulunan İrak Parlâmento heyeti azaları, Maliye Ve­kili Hasan Polatkan, Büyük Millet Meclisi Reis Vekili Fikri Apaydın, Atıf Benderlioğlu, Bahadır Dülger, Ahmet Kocabıyı.koğlu, Hariciye Ve­kâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Nuri Birgi ve İkinci Daire Umum Müdür Vekili Mustafa Bornovalı hazır bulunmuşlardır.

25 Nisan 1955

Ankara :

General Fechteller'den Millî Müdafaa Vekilimize gelen mektup:

Nato'nun altıncı yıldönümü münasebetiyle Napolide Güney Avrupa Müttefik Başkumandanlığı karargâhında yapılan merasime katılmak üzere bir Türk birliği gönderilmiştir, bu münasebetle Başkumandan Fechteller'den Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'e aşağıdaki mek­tup gönderilmiştir:

«Bu mektubu sizlere Nato'nun altıncı yıldönümünde yapılan merasim vesilesiyle Türk birlikleri tarafından yapılan fevkalâde temsilî geçit do-layısiyle teşekkürlerimi sunmak için yazmış bulunuyorum. Napoliye yaptıkları ziyaret sırasında askerlerinizin kabiliyetli görünüşleri ve onların nümune-i imtisal durumları beni bilhassa mütehassis kılmıştır. Bu, sizin için ve memleketiniz için medarı iftihar olan büyük bir kıy­meti ifade etmektedir. Asker ve havacılarınızın burada yarattıkları in­tiba geniş ölçüde bir tanıtmaya vesile olmuştur. Bu durum, Güney Na-to karargâhı mensuplarının kalblerinden ve dimağlarından uzun za­man silinmiyecektir.»

Diğer taraftan bu mektuba Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes ta­rafından bir cevap gönderilmiştir.

29 Nisan 1955

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin mesajına İrak Meclisinin cevabı:

Memleketimizde misafir bulunan İrak Parlâmento heyetinin 15 nisan günü Büyük Millet Meclisini ziyaretleri münasebetiyle, İrak Parlâmen­tosuna dostluk ve kardeşlik hislerini bildiren bir mesajın gönderilme­sine o tarihteki Meclis toplantısında ittifakla karar verilmiş ve mez­kûr mesaj gönderilmişti. Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantı­sında İrak Meclisinin "bu mesaja verdiği cevap okunmuş ve büyük te­zahürata vesile teşkil etmiştir.

İrak Meclisinin cevabının sureti aşağıdadır: «Ekselans Büyük Millet Meclisi Reisliği Hazretlerine:

ANKARA

İrak Parlâmento heyetinin aranızda bulunması münasebetiyle lütfen ibzal buyurulan dostluk ve kardeşlik hissiyatını mutazammın muhte­rem Meclisinizin 15 nisan tarihli kararı Âyân Meclisinde tilâvet edildi. Meclisimiz derin ve kıymetli dostluk ve kardeşlik hislerini izhar eden muhterem Meclisinizin bu kararını büyük bir memnuniyetle ve tak­dirle karşıladı, gerek bu münasebetle ve gerek diğer münasebetlerde coşkun kardeşlik ve dostluk hislerini izhardan geri kalmayan zâtı dev­letlerinin ve muhterem Büyük Millet Meclisi azalarının cümlesine de­rin hürmet ve teşekkürlerinin tebliğine beni memur etti. Bu mesajı ötedenberi kardeşlik hislerini ve derin hürmetlerini # komşu ve kardeşi Türkiye hakkında besliyen İrak'a yeni bir fırsat ve İrak Âyân Meclisi­nin Büyük Millet Meclisine selâm ve sevgilerini takdim eden kıymetli bir münasebet teşkil etmesidir.

Âyân Meclisi Reisi Hüsain Naki Khammas.»

Yurdumuzun yapıcı dış politikası

Yazan: M, Nermi

l/IV/1955 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Dış politikamızın verimli hamlesi, Kore harbine girmek kararını ver­mekle başlamıştır. Hepimiz biliyoruz bunu. Kore, bizim için, her bakımdan, büyük bir imtihan sayılmaya değer. Türk milleti irade gençliğini, iman kudretini ve hürriyet dâvasına sar­sılmaz bağlılığını göstermiştir burada. Anlaşmazlıklar ve görüş ayrılıkları yüzünden güveni çok gevşemiş bir dünyada güvenilir bir millet olmak ne büyük bir kudrettir. Biz, ilk ba­kışta çetin görünen politika, yolumu­zu bu kudretle açmış bulunuyoruz. Bir çok milletleri imrendiren tılısımlı anahtarımız budur işte.

Basanlarımızı sayabiliriz: Atlantik Savunma Cephesi'nin, Akdeniz ortala­rından başlayarak, bir yandan Orta -Doğu'ya, öte yandan İran ve Kafkas boylarına kadar uzatılması sağlan­mıştır. Aynı yapıcı politika ile gerçek­leştirdiğimiz gayeler arasında Yugoslavyanın işbirliğimize katılması var­dır. Pakistan, dâva arkadaşımız ol­muştur. Bu yılın şubat ayında da, Türkiye İrak Paktı'nm imzalanma-siyle, dünya politikası çapında yeni bir adım atmış olduğumuzu bilirsiniz. Atlantik Savunma Sistemi, şimdi, he­men hemen, Avrupanm kuzey - batı­sından başlayarak. Çin denizlerine ve Sessiz Okyanus (Pasifik) kıyılarına kadar genişletilmiş oluyor. Bu bahti­yar gelişmede, dış politikamızı gü­denlere gerçekten büyük bir şeref pa­yı ayırmak lâzımdır.

Türkiye - Irak işbirliğini, biz, daha kudretli bir politika örgüsünün baş­langıcı ve ilk konağı gibi düşünmüş olmakla tahminlerimizde   yanılmadığımızı görüyor ve derin bir sevinç du­yuyoruz. Paktın bir maddesi, katıl­mak isteyen, memleketlere açık ka­pı bırakmıştı zaten. İngiltere, İrakla yaptığımız işbirliğine girmiş oluyor şimdi. Türkiye - İrak Paktının imza­lanması üzerine bir takım Arap mem­leketlerinin densiz ve yersiz hareket­lerini daha objektif bir surette hükümlendirebiliriz artık. Yakın, bir ge­lecekte, Birleşik Amerika Devletlerinin de, Orta Doğu işbirliğine katılması­nı beklemekteyiz. Hür milletlerin, Or­ta - Doğu güvenliğini sağlamaktan başka hiç bir dileği yoktur. Arap dev­letlerinden bazıları kuruntularının temelsizliğini ne kadar erken anlarlarsa kendi memleketlerine o kadar müs­pet işler görmüş olurlar.

Dış politikamızın müspet ve yapıcı hamleleri; eli bayraklı barış düşman­larını kaygılandırmış ve kuşkulandır­mış olabilir. Bu çeşit tepkilerin uyan­masını bekliyorduk zaten. Çünkü; mil­letleri dünya barışma yaklaştıran her politika teşebbüsü, şimdiye değin, ha­sımlarımızı, istisnasız, yaygara politi­kasına sürüklemiştir. Hattâ, zamanla milletlerde şöyle bir fikir bile uyan­mıştır: Başarının büyüklüğü, kızıl dünyanın yaygarasiyle ölçülür.. Bir takım Arap memleketlerinin bu haki­kati henüz kavrayamamış olmalarını, sorumlu idarecilerinin politika kısır­lığına vermek daha doğrudur.

İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden, memleketinin Türkiye _ Irak Paktına girmek kararını Parlâmento üyelerine bildirirken, dış - politikamız üzerinde durmuş ve müspet tarafla­rından tam bir memnunlukla bahset­miştir. Çözmek ideali ile ele almış ol­duğumuz politika dâvaları, gerçekten insanlık mukadderatını temelinden değiştirecek ölçülerde önemlidir. Bic-kham Sweeet  Escott, The Listner (17 Mart 1955) dergisinde çıkan bir yazı­sında, Orta Doğunun tehlikeli sa­vunma boşluğunu belirtmiş ve Türkiyenin durumunu, bu bölgede, kilit taşma (Turkey's key position in the Middle East) benzetmiştir.

Sağlam ve uzak görüşlü işbirlikle­ri; tehlikeli boşlukları ortadan kaldı­ran en tesirli kuvvetlerdir. Memleke­timiz bu imkânları sağlamak bakı­mından, son yılların politika tarihin­de eşsiz bir rol oynamıştır. Fakat böy­le yapıcı bir hamlenin kahramanı ola­bilmek için de, biraa önce dediğimiz gibi, tam mânasiyle güven uyandır­mış olmak şarttır. Dâvalarımız belli­dir bizim.. Onun için 2çık bir yürekle savunuyoruz bunları. Fakat aynı ide­aller, aynı zamanda, hür insan gönül­lerinin duyduğu ve yaşadığı idealler­dir. Bizim kudretimiz de bu duru kay­naktan geliyor. Kendimiz için çalışır­ken hür milletler sisteminin tarih mukadderatını paylaşan bir üyesi ol­duğumuzu unutmuyoruz. Onun için, İnsanlığın en büyük hürriyet teşkilâ­tını desteklemek yolunda dış - politi­kamızın kazandığı başarılardan özel bir memnunluk duymaktayız.

Hayırlı bir ziyaret

Yazan: Nadir Nadi

2/4/1955  tarihli   (Cumhuriyet) den:

Lübnan devletinin Cumhurbaşkanı ekselans Camille Chamoun ve sayın eşi, beraberlerinde dost devletin Baş­bakanı Sami El Solh ve diğer güzide idarecileri bulunduğu halde dünden-berl Ankara da misafirimizdirler. Bu vesile ile komşu millete karşı Türki-yede .beslenen takdir ve sevgi duygu­larına tercüman olmayı, Türk basını hesabına şerefli bir vazife saymakta­yız.

Lübnan, toprak ve nüfus bakımından büyük bir devlet değildir. Fakat bu­na rağmen Doğu Akdenizin ve Yakın Doğunun en tesirli merkezlerinden bi­ridir. Çok eski bir medeniyetin ruhî mirasını taşıyan Lübnan halkı zeki, cevval ve bağımsızlığına düşkün bir karaktere sahiptir. Hıristiyanlıkla müslümanlığı tamamiyle eşit şartlar­la koynunda barındıran bu memleket irtica tehlikesinden kendini uzak tutabilmiş nadir Orta Doğu ülkelerin­den biridir. Fikir ve vicdan -hürriye­tine Ötedenberi büyük bir sevgi ile bağlı bulunan Lübnanlılar dünyamı­zın olduğu kadar, yaşadığımız bölge­nin de dâvalarını yakından takip et­mekte ve gerçekleri telâşsız, ağır başlı ve objektif bir görüşle inceleyebilmek­tedirler.

Cumhurbaşkanı ekselans Camille Chamoun ile Lübnanlı güzide devlet adamlarının hükümet merkezimizde geçirecekleri günler zarfında Türk -Lübnan dostluğu herhalde çok faydalı gelişmeler kaydedecektir. Başbakan Adnan Menderesin Bağdat dönüşün­de Beyruta uğrayarak kendilerine et­raflı bir şekilde izah ettiği yeni duru­mu dostlarımız anlayışla karşılamış­lar ve o zaman yayınlanan resmî teb­liğde görüşlerini bildirmişlerdi. Ara­dan geçen müddet, bu vaziyetin gerek­tirdiği faaliyet tarzının ne olabilece­ğine dair dostlarımızı herhalde daha fazla aydınlatmıştır. Bölgemizin gü­venliği, bizleri hürriyet cephesi safla­rında açık bir şekilde teşkilâtlanmaya davet etmektedir. Doğu Âkdenizde Ya­kın ve Orta Doğuda yaşayan millet­lerden hiç biri macera heveslisi de­ğildir. Kimsenin bir başka kimsenin varlığında gözü yoktur. Fakat büyük hayaller peşinde koşan, dünya hege­monyasına göz dikmiş bir karanlık tehlike vardır ve bu tehlike burnumu­zun ucundadır. Onu gidermenin baş­lıca şartı da yeryüzündeki büyük kü­çük bütün barışsever milletlerin ara­larında samimî bir işbirliği yaparak kendi savunmalarını beraberce teşki­lâtlandırmalarıdır. Kötü ihtiraslara karşı maddî manevî kuvvetli bir baraj kurmak, tehlikeyi uzaklaştırmak an­cak böylelikle mümkündür.

Lübnanlı sayın misafirlerimizle hükü­metimizin sorumlu şahsiyetleri, dün­ya barışı ve bölge:ruz güvenliği bakı­mından iki devlet arasında yürütül­mesi gereken işbirliği imkânları üze­rinde elbette dikkatle duracaklar ve bu imkânları gerçekleştirmek için el­lerinden gelen gayreti esirgemiyecek-lerdir. Onlara çalışmalarında başarılar diler­ken değerli misafirlerimize de ayrıca saygılarımızı sunarız.

Doktrin partileri mi orta parti­ler mi?

Yazan: Dr. Orhan Köprülü 6/4/1955 tarihli (Zafer) den:

Hiç şüphe yok ki birçok okuyucular bu başlığı görünce bir parça yadırga­yacaklar, ne kasdettiğimizi ilk nazar­da pek iyi kavrayamıyacaklardır. Mak­sadımızı daha iyi ifade edebilmek için gözlerimizi biraz geriye çevirmeliyiz.

Demokrat Partinin henüz taazzuv ha­linde bulunduğu 1946 senesi başların­da idi ki hükümet partisi sözcüleri ve muharrirleri, bu yeni partinin hemen hemen Halk . Partisinin programına benzeyen bir programla ortaya atıldı­ğını ileri sürerek Demokrat Partinin muvaffakiyet şansının pek zayıf oldu­ğu hususunda âdeta ittifak ettiler.

Halk Partisinin en kuvvetli ve en. münsif yazarlarından biri olan mer­hum Necmettin Sadak bile, ayni mev­zu üzerinde ısrarla durarak 1946 se­nesi başlarında Akşam Gazetesinde neşrettiği bir başmakalede, memleke­tin bir doktrin partisine muhtaç oldu­ğunu meselâ bir sosyalist partisinin çok faydalı olabileceği fikrini gayet sarih bir şekilde müdafaa etmişti.

Demokrat Partili veya bu partiye mey­yal olan diğer bir kısım muharrirler ve sözoüler ise, iki parti arasında program itibariyle büyük bir fark bu­lunmamasının mesut bir tesadüf eseri olduğunu ileri sürmekteydiler. Bun­lar, Amerikada uzun senelerdir ikti­dar ve muhalefette yer değiştiren De­mokrat ve Cumhuriyetçi Partilerin de büyük doktrin farklariyle yekdiğerin-den ayrılmadıklarını te2lerine delil olarak gösteriyorlardı.

Aradan seneler geçti, iktidar el değiş­tirdi. Fakat bir kısım münevverler a-rasında hâkim olan, bizde hakikî par­tilerin ancak daha sonraları kurulabi­leceği zira mevcut partilerden hiç bi­rinin doktrin partisi olmadığı hakkın­daki kanaat değişmedi. Bizzat muha­lefet partisi içinde dahi bir doktrin partisi esasına doğru gidilmesini tav­siye edenlere rastlandı. Meselâ, Halk

Partisinin, son büyük kongresi esna­sında, bu partinin ileri gelenlerinden biri olup ötedenberi sosyalizme müte­mayil bulunduğu bilinen Cemil Sait. Barlas, yazdığı makalelerle Halk Par­tisinin sosyalist esaslara dayanan bir parti haline getirilmesi fikrini hara­retle müdafaa etti.

Halbuki herkesçe malûm olduğu üze­re, gerek Demokrat Parti gerek Halk Partisi, bir takım, mutavassıt fikirleri programlarına esas olarak almış olan merkez partileridir. Her iki parti prog­ramında da müfrit fikirlere yer veril­memiştir. Hiç bir sınıf esasına göre kurulmamış olmakla beraber Demok­rat Parti, köylüyü ön plânda tutu­yorsa bu sırf, köylü arasında başlıya-cak bir refahın ancak bu suretle bü­tün memleket sathına yayılabileceği­ne inandığı içindir.

İki ana partinin durumunu ve bun­lar hakkındaki umumî görüşleri böy­lece hülâsa etmeğe çalıştıktan sonra bu yazımızda, dünyadaki umumî gidi­şin doktrin partilerine doğru mu yok­sa, sadece temsil ettikleri memleketin tealisine hizmet eden ve bir doktrine dayanmaktan ziyade semin ve zama­na uyan bir takım esaslara istinat eden mutavassıt partilere doğru mu olduğunu araştıracağız.

Dünya ölçüsünde ele aldığımız zaman Liberal partilerin 19. asır ile 20. asır iptidasmdaki kuvvetlerini bugün artık muhafaza edemediklerini görüyoruz. Bunun bazı istisnaları varsa bunu, Li­beral partilerin az çok hâlâ kuvvetli bulundukları memleketlerin hususi­yetinde aramak lâzımdır.

Demir perde gerisindeki memleketler hariç komünist partiler daha şimdiden birçok yerlerde kanun dışı addedilmiş henüz böyle bir karara varamayan memleketlerde de hu tarafa doğru bir temayül belirmiştir.

Bu suretle bugün bütün dünya çapın­da ele alınabilecek en kuvvetli doktrin partileri sosyalist partileridir. Bu par­tiler, dünyanın neresinde olursa olsun sosyal adalet prensibi gibi bir takım müşterek  esaslara göre kurulduklarmdan, programlarında ister istemez birçok müşabih noktalar mevcuttur.

Madem ki bugün için doktrin itibariyle en kuvvetli partiler sosyalist par­tilerdir, o halde dünyanın muhtelif mıntakalarmdaki sosyalist partilerineumumî bir bakış, öyle zannediyoruz ki,doktrin partilerine mi yoksa mutavas­sıt fikirlerle ortaya çıkan mutedil ve­ya başka bir tâbirle orta partilere migidildiği hakkında bir fikir verecek­tir.

Federal Almanya, Avusturya ve Skandinavyadaki sosyalist partileri bir ta­rafa bırakırsak, dünyanın çeşitli böl­gelerindeki sosyalist partiler ya kendi içlerinde ikiye ayrılmış veya içlerin­deki âsileri kovmuşlardır.

İtalyan sosyalistleri, birçok bakımlar­dan komünistleri destekliyen Nenni Partisi hükümet koalisyonuna dahil olan Saragat Partisi arasında ikiye bölünmüşlerdir.

Fransadaki Sosyalist Parti de, Almanyanın silâhlanması meselesinde parti kararma muhalif rey veren azalarını ya partiden kovmuş veya hiç değilse bunlara karşı sıkı disiplin kararları almıştır.

Avustralyadaki Sosyalist Parti ise, Ka­tolik tesiri altındakiler ve komünist­lere karşı mülayim hareket edenler olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

İsraüdeki Sosyalist Partiler, hükümet partisi olan Mapai Partisine rağmen, bilhassa haricî meselelerde müşterek bir görüşe malik değildirler.

Hattâ Japonya da dahil Sosyalistler ikiye bölünmüş olup görünüşe göre so­la mütemayil olanlar gittikçe kuvvet­lenmektedirler.

Yukarıdanberi şuradan buradan seçe­rek vermeğe çalıştığımız misaller bile sosyalist partilerdeki bölünmelerin dünyanın hemen her tarafında müş­terek olduğunu göstermeğe kâfidir sa­nıyoruz.

Bundan evvelki bir yazımızda üze­rinde ısrarla durduğumuz veçhile, İn­giliz İşçi Partisi içinde cereyan eden hâdiseler sadece Attlee - Bevan mü­cadelesi olmayıp kökü bizatihi parti içinde ve çok derinlerde olan bir ka­raktere maliktir. Mahiyeti itibariyle Sosyalist bir parti olan İşçi Partisi içindeki bu hareketin, en kısa ve ko­lay tahlilini kanaatimizce şöyle yapa­biliriz.

İşçi Partisi, ancak 6 sene kadar (1945, 1951) iktidarda kaldığı halde, progra­mındaki gayelerinden bir çoğunu ger­çekleştirmeğe imkân bulmuş fakat bu yapılırken icra mevkiinde olanlar is­ter istemez parti programındaki naza­riyatı, tatbikatla telif etmek mecburi­yetinde kalmışlardır. İşte bunlar, bu­gün de partinin resmî siyasetini elle­rinde tutan Mr. Attlee ve arkadaşları gibi mutedil dediğimiz unsurlardır.

Partinin sol kanadını teşkil edenler ise realiteleri görmek istemiyerek programı tam mânasiyle tatbik etmek gayesini istihdaf etmektedirler.

Öyle zannediyoruz ki yukarıdan beri verdiğimiz izahat, doktrin partilerin­deki ihtilâfların diğer partilere naza­ran daha kuvvetli olduğunu göstere­cek mahiyettedir.

Doktrin partilerine doğru gitmenin, partileri şahıs partisi halinden çıka­racak ve avrupaî mânasiyle parti ha­line getirecek yegâne hal çaresi ola­rak kabul eden görüş kanaatimizce İflâs etmiştir. Çünkü en kuvvetli dok­trin partileri olan sosyalist partiler içinde çıkan ihtilâflardan bir çoğu parti programiyle uzaktan yakından hiç bir alâkası olmıyan ve sırf tatbi­kat ve icraat yüzünden meydana çı­kan ihtilâflardır. Meselâ, İngilterede İşçi Partisi içindeki en ciddî buhran­lar, Almanyanm tekrar silâhlanması veya İngilterede idrojen bombasının imai edilip edilmemesi gibi programla hiç alâkası olmıyan meselelerden çık­mıştır. Diğer taraftan eğer doktrinler partile­ri şahıslar etrafında toplanmaktan ko-ruyabilseydi İsçi Partisinin ikiye .ay­rılarak bir kısmının Mr. Attlee diğer bir kısmının Mr. Bevan etrafında top­lanmaması icap ederdi. İşçi Partisi içinde bu hâdiseler cereyan ederken bir doktrin partisi olmıyan Muhafa­zakâr Parti içinde ayni meselelerden dolayı fikirler parçaîanmamıştir. İşte biz bütün bunlardan şu neticeyi çıkarıyoruz ki yalnız bizim gibi de­mokratik hayata yeni girmiş memle­ketler için değil, hattâ bu hayatı pek uzun zamandır benimsemiş memleket­ler için dahi doktrin partilerinin fay­dalı olduğunu kabul etmek pek kolay değildir.

İngiliz  İşçi  Partisinde  buhran, Zafer Gazetesi 16 Mart 1955

Ankara tebliği Yazan: Nadir Nadi

6/IV/1955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Türk ve Lübnan hükümetlerinin so­rumlu idarecileri. arasında, her iki devlet başkanlarının da katılmasiyle yapılan konuşmalar, Orta Şark gü­venlik sisteminin sağlam adımlarla kurulma yolunda ilerlediğini gösteri­yor. Evvelki gece Ankarada yayınla­nan tebliğ bu konuda gayet açık be­lirtilerle doludur. Bölgemiz barış ve istikrarının dünya barış ve istikrarı ile sıkı sıkıya ilgili bir bütün teşkil ettiğini söyleyen tebliğin birinci mad­desi, Bağdat paktına hâkim olan prensibi tekrarlamaktadır. İkinci mad­dede kabul edilen bölgemiz devletleri arasındaki «Faal İş Birliği zarureti ve bu iş birliğinin Arap Devletleriyle Türkiye tarafından tanınmış olan bü­tün devletlere açık. bulundurulması da Bağdat paktının tanıdığı esaslardan biridir. Bunlar gibi, tebliğin üçüncü ve dördüncü maddeleri de doğrudan doğ­ruya Bağdat paktından mülhem fikir ve kararları ifade etmektedir Son madde, daha önce sıralanan gayelerin gerçekleştirilmesi için Türkiye ve Lüb­nan hükümetlerinin aralarında temas tesis edeceklerini ve durumun gelişi­mine göre birbirleri ile karşılıklı da­nışacaklarını bildirmektedir.

Görülüyor ki, Ankarada yapılan ko­nuşmalar sonunda, Lübnanlı dostla­rımız Bağdat paktının Orta Şark gü­venliği bakımından taşıdığı değeri bü­tün açıklığı ile görmüşler, bu paktın Arap memleketlerine, bölgemiz halkına ve dolayısiyle dünya barışma sağ­layacağı faydaları olduğu gibi kabul etmişlerdir.

Bu müşaiıedeyi buraya sevinerek kay­dediyoruz. Türk _ Irak andlaşmasım sabote etmek istiyen bazı gözü bağlı hükümetlerin böylece gaflet uykusun­dan yakında uyanmaları ihtimali de kuvvetlenmiş oluyor. Coğrafî durumu itibariyle Lübnan, Bağdat paktına bel­ki hemen giremiyecektir. Fakat bu uyanık fikirli ve anlayışlı devletin gü­zide şahsiyetleri, Türk - Irak andlaş-masma hâkim olan prensipleri baş­tanbaşa benimsemekle Öteki sorumlu devlet adamlarına dikkat çekici bir ikazda bulunmaktadırlar.

Orta Şark milletlerinin menfaati, el­bette müşterek tehlikeye karşı birleş­mektedir. Dil, din ve ırk farkı gözet­meksizin elele vermek, hürriyet cep­hesinin pasif değil, aktif bir kalesi haline gelmek, tarihin koynunda asır­larca yogurulmuş bu milletler için bir vazifedir. Hem de güç olmıyan, zevkli bir vazife.

Son Ankara tebliğini okuduktan son­ra, Bağdat paktı ile temeli atılan ga­yeye biran, önce varılacağına dair yü­reğimizde taşıdığımız ümit, bir kat daha kuvvetlenmiştir.

Garba değil, Ankara'ya yönelmek lâzım!

12/IV/1955 tarihli (Yeni Sabah) dan:

Ötedenberi Şarklı milletler ileri ham­leler yapmak, terakki ve medeniyet temposuna ayak uydurmak için mut­laka Gartoe teveccüh etmeğe mecbur ve mahkûm edilirdi. Çünkü terakki yolunu bulmanın başka çaresi ve im­kânı yoktu. Bugün Şark memleketle­rinin bu kadar uzak merkezlere tevec­cüh etmelerine ihtiyaç kalmamıştır, «îktisadda, Nafiada, Millî Müdafaada ve her sahada Şark, yüzünü artık em­niyetle Ankara ve İstanbula tevcih edebilir. Türk milletinin bu kuvvetli durumu, kendi menfaatine olduğu ka­dar Arap milletlerinin de nef'inedir. Asırlar boyunca beraber ve kardeşçe yaşıyan bu iki milletin gaye ve hedef­leri birdir. Bin küsur senedenberi mev­cut olagelmiş bulunan bu gaye ve menfaat birliği, dünyanın bugünkü şartları içinde daha da yakın-ve daha da sıkıdır.

Bu sözler, Lübnanm sayın başvekili­nin ağzından aynen çıkmıştır. Hattâ Başvekil, beyanatını daha da genişle­terek Türklerin ve Arapların birbirle­rini nasıl tamamladıklarını ifade için diyor ki: «Bir misal olarak söyliyeyim, İstanbulu evvelâ Araplar fethetmek istemişlerdi. Hazreti Eyüp İstanbuîda medfundur. Fetih, sonradan size na­sip ve müyesser olmuştur. Fakat si­zin bu sahada bulunmanız tıpkı bizim bulunmamız gibidir.İşte hakikî Arap menfaatini iyice iha­ta eden bir mesul devlet adamının bu sözleri, Lübnanm Orta Şark durumu­nu ne güzel idrâk ve telâkki ettiğine açık delildir. Bugün Orta Şarktaki bütün milletlerin yüksek menfaatleri birlik ve beraberlik kurmak ve bu su­retle muhtemel müthiş kasırgaya mu­kavemet için kuvvetlerini arttırmak­tır, boş liderlik ve vahi tahakküm emelleriyle bu vahdeti yıkmak ve yer­lere sermek değildir.Bugünün şartları, hiç bir milleti, ne derece kuvvetli olursa olsun yalnız ba­şına bütün bir bölgeyi veyahut millî hudutlarını muhafazaya imkân bağış-lamıyacak kadar girifttir. Amerika gi­bi muazzam bir devletin, etrafına &ür milletleri toplamağa çalışması, Asya ve Afrikada dest ve müttefikler sağ­lamak gayesini takip etmesi, bu iddia ve düşüncemizin en sarih bir misali­dir. Binaenaleyh bizce Lübnan devlet adamları, başta sayın Cumhurreisi Chamoun ve Başvekil El Solh olduğu halde, durumu ve günün realitelerini hakkiyle anlamak seviyesine yüksel­miş zevattır. Onların yurdumuzdaki kısa ikametleri esnasında edindikleri intibaları diğer Arap devletlerine ta­mamen objektif bir şekilde aksettire­ceklerine emin olabiliriz. Hakikatler o kadar canlı ve kuvvetlidir ki, bir defa ifade edilince ve tasrih olununca on­ların cazibesine kapılmamak tasavvur edilemez. Türkiyemiz, en büyük askerî fedakârlık ve yükleri üzerine alırken bu kül­fetlere sadece kendi hudutlarını ve istiklâlini müdafaa için katlanma-makta, fakat bütün bir bölgenin, Orta Şarkın ve böylelikle Arap ve İs­lâm camiasının da yüksek ideal ve emniyetlerini sağlamaktadır. Zaten ötedenberi, tâ Avrupanm göbeğine kadar ilerilerken Türkler, bütün bir dünyanın yani Şark ve İslâm âlemi­nin istek ve temayüllerini tahakkuk ettirmişlerdi. Biz yine ayni yoldayız. Ve hürriyet ve demokrasi sevdasında musiriz. Siz, ayni endişelerle mütehar­rik olması icap eden Arap devletle­rinden bazılarından çıkan falsolu ses­leri geçici saymakta da hâlâ musiriz.

Yurdumuzu terkederek Savarona ile memleketlerine dönmekte bulunan kıymetli devlet adamlarına uğurlu se­yahatler dilerken zengin ve mesut Lübnanm daha da müreffeh olması hususundaki temennilerimizi açıkla­rız.

Politikamızın gayeleri açıktır, 17/IV/1955 tarihli  (Zafer)  den:

Büyük bir istiklâl mücadelesi netice­sinde kurulmuş olan Türkiye Cumhu­riyeti için, acaba hangi devlet felsefe­sine göre kuruldu diye bir sual soru­lacak olsa, buna derhal şu kısa cevabı vermek mümkündür:

 «Millî misak» esasına göre!

«Millî misale» bilindiği ve tarih kitap­larına geçtiği üzere, emperyalizmin topyekûn mahkûm edilişi ve bu asil görüşün kendimize ait tatbikatından olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti hu­dutlarının hâlde ve istikbalde yalnız Türklerle meskûn olan sahalara inhi­sar ettirilmesidir.

Bu görüşümüzle, daha o tarihlerde, Arap kardeşlerimizin teşkil edecekleri devletlerin kayıtsız şartsız istiklâlini, kendimizinki kadar muteber ve muh­terem, ilân etmiş bulunuyorduk.

Bugün bu esasa, o günden de daha kuvvetli olarak bağlıyız.

Bizim bu kendimize ve kendi iç dâyalarımıza doğru dönüşümüzü, bazı­ları passif bir hareket tarzı, bazıları yanlış bir politika istikameti bazıları da gayri samimî ve muvakkat bir ta­biye saydı. Aradan bir nesli mütecaviz bir müd­det geçtiği halde, işte yine .o günkü kadar «Millî misak» çıyız ve o gün­den bugüne kadar olan bütün siyasi faaliyet ve kararlarımızı, fou esastan giderek izah etmek mümkündür. Meselâ, Kore kararımız ne derece bundan neşet etmişse, Bağdat paktı ile birdenbire cenubumuzdaki kar­deşler dünyasına kardeşçe teveccüh etmemiz, keza bu sebepledir. Cenuptaki kardeş devletler ile, yarım yamalak bir alâka tesis etmek, bizim için cazip olamazdı. Buna mukabil, dört başı mamur bir siyaset yürütme­mizi, birbirine muvazi olarak, evvelâ kendi devlet ve cemiyet dâvalarımızı ileri bir görüşle yoluna koymak, ikin­cisi de genç cumhuriyetin dünya üze­rindeki siyasî bekası ile emniyetini sağlam garantilere bağlamak lüzumu ister istemez geciktirecekti. Yani, evvelâ memleketi yeni baştan muhkem, iktisadî temeller üzerinde inşa etmek, arkasından milletlerarası münasebetlerde ön plâna geçmek ve bundan sonra da cenuptaki kardeşle­rimize teveccüh etmemiz icap etmek­te idi.Bugün bu merhalelerin her üçünü de, birbirinden kuvvet alacak bir şekilde inkişaf ettirmiş bulunuyoruz.

Bu bakımdan, Bağdat paktı, gerek bi­zim, gerek Orta Doğudaki komşu ve kardeşlerimizin siyasî hayatında bir dönüm noktası sayılnırya lâyiktir.

Fakat bunun ötesinde taşıdığı bir mâ­na daha vardır ki, ehemmiyeti itiba­riyle başta gelmelidir. Bağdat paktı­nın bu mânası, bölgeye ait meseleleri en halisane ve müessir bir tarzda ele aldıktan başka, dünya barışının mü­dafaası dâvasında yeni bir tedbirler ve kuvvetler manzumesine teşekkül imkânını bahşetmesi ve bu suretle, nezri mmtakavî hem beynelmilel ev­safa malik bulunmasıdır.

İngiltere gibi bir dünya devletinin gelip tereddütsüz pakta iltihak etmesi bundandır.

Şu halde, birbirlerini gayet iyi anla­mış, ayrıca da, bulundukları bölgenin beynelmilel ehemmiyetini mükemme-len tesbit etmiş olan Irak ile Türkiye, böylesine bir paktı dostlarına; açık tutmakla, bunların hem ayrı ayrı, hem de ayni teşkilâtlı bölgenin birer mensubu olarak kendilerini dünya ni­zamı içinde rahat hissetmelerini te­min eylemektedir.

Pakta dahil milletler arasındaki mü­nasebetler nasıl olacaktır, diye uzun boylu soruşturmıya lüzum yok; Pa­kistan, Irak, Lübnan ve Irak arasında kâh devlet reisleri, kâh hükümet re­isleri ve kâh heyetler tarafından şu birkaç ay içinde yapılmış olan ziya­retlerin samimiyet, itimat ve kardeş­lik cihetinden arzetmiş olduğu ebat yahut bu kardeş memleketlerin halk kütlelerinde yarattığı sevinç ve heye­can, öyle sanıyoruz ki, böylesine bir suali külliyen lüzumsuz kılmaktadır.

Hattâ şu sırada ve sıcağı sıcağına, mi­safirimiz bulunan mümtaz Irak heye­tinin bizimle olan imtizacını görmek, Bağdat paktının dostları ve kardeşleri bir arada bulundurmak bahsinde ne­lere kadir olduğunu anlamak için belâğanmâ belâğ kâfidir.

Hayret etmek lâzımdır, böyle bu de­rece bizlere uygun olan bir siyasî eser yahut bunun bedahet derecesine var­mış faydaları karşısında, nasıl olur da bazılarında, bizlere iltihak husu­sunda hâlâ bazı tereddütler mevcut olabilir!

Fakat biz bu tereddütlerin uzun müd­det devam edebileceğine inanmıyoruz ve iltihakların birbirini takip edece­ğinden emin bulunuyoruz.

Türk ordusu ve Yakın Şark 20/IV/1955 tarihü (Zafer) den:

Mümtaz Irak heyeti âzası, Kırıkkale-de çelik ve kimya sanayiimizi, Mamakta bir zırhlı tugayımızı ve buradan da Ankaradaki Harp Okulumuzu zi­yaret etmekle, bir gün zarfında, millî

müdafaamızın birkaç veçhesine birden göz atmak imkânım bulmuşlardır.

Edindikleri intibaın ne kadar mütekâşif olduğunu, heyetleri adına Harp Okulumuzda konuşan muhterem ayan âzası Tevfik Vehbinin şu cümlelerin­den anlıyoruz:

Yakın Şarkın sulh ve selâmeti, şu mukaddes ordunun sirtmdadır. Yüce Mustafa Kemalin eseri olan yeni Tür­kiye, bütün şu Yakın Şarkın itminan ile baktığı ve istikbalini onda gördü­ğü muazzam bir kuvvet teşkil etmek­tedir.

Bu beyanatın ne kadar kalbten geldi­ği muhakkak ise, bir iltifat veya taziz makamında olarak değil de doğrudan doğruya müşahedeye müstenit bir ka­naati ifade ettiği bir o kadar şüphe­sizdir.

Esasen buna, sevgili misafirlerimizin Şarıyar ve Seyhan barajlarına vaki zi­yaretleri tekaddüm etmişti. Yani Millî Müdafaa ile ordumuza müteallik hu­susları yahut canlı ve cansız eserleri görmeden önce, memleketimizin ye­niden kuruluşunu ne türlü bir enerji politikasına istinat ettirdiğimizi ve ne ölçüdeki kuvvei muharrike cüzütamları ile iş görmiye hazırlandığımızı tetkik etmek fırsatını bulmuşlardı.

Binaenaleyh muhterem Tevfik Vehbi Yakın Şarkın itminan ile baktığı ve istikbalini onda gördüğü muazzam kuvvetten yani bugünkü Türkiyeden bahsederken, herhalde, şimdiye ka­dar gördüklerinin heyeti umumiyesine ait bir mütalâayı ifade etmek iste­miştir.

Bu mütalâalarının bir kere son derece samimî ikincisi de, memleketimizin bütün hususiyetlerine ânı ve şâmil bu­lunduğuna şüphe yoktur. Hattâ Irak ile olan dostluğumuzu ve her iki mem­leketin Orta Doğuya ait müşterek gö­rüşlerini ifade etmekte olan Bağdat paktım da, bu şümul dairesinin için­de görmek lâzımdır.

Çünkü Iraklı kardeşlerimiz bize ba­kınca ne derece büyük bir memnuni­yet ve emniyet duyarak her şeyimizi âdeta benim serçesine tekabbül edi­yorlarsa, bizler de kendi görüşümüzün içinden ve bütün mevcudiyetimizle şu sevgili Irakm üzerine, öylesine titre­mekteyiz.

Bunun ötesinde olarak, mümtaz heyet adına yapılmış olan beyanatta betah-sis ordumuza dair olan sözler, ne şüp­he ki bizleri son derece mütehassis kılmıştır.

Evet, saklamıya lüzum yoktur ki, mil­letinin gözbebeği olan kahraman Türk ordusu, talim ve terbiyesi, teknik ha­zırlıkları, ateş kudreti, seyyaliyeti ve bütün bunların başında gelmek üzere de, hiç bir hasmın zedeleyemiyeceği eşsiz cengâverlik vasıflariyle bugün sadece Orta Doğuya değil, medenî dünyanın barış içinde yaşamasına da siper olmaktadır.  

Denizci İngiliz milletinin denizlerdeki «Fleet in being» kaziyeleri ne ise, eski yüksek ananeleri ile tanınmış olan Türk ordusu da, bugünkü Türkiyenin şün geçtikçe daha müterakki olan varlığı nam ve hesabına, edur. Ve bu­gün, sadece mevcut olması dolayısiy-le, dünya barışının müdafaasında ya­hut bunun kuvvet hesaplarında Türk ordusunun ön plânda mütalâa edildi­ğini görmekteyiz. Yani bir Army in being kaziyesini, tek başımıza ayak­ta tutmaktayız. Ordularımızın nazarî kadroları ile değil, ateş tecrübesinden geçmiş meknî mevcudiyeti ile nigeh-banıyız, hem Orta Doğu emniyetinin hem de dünya barışının.

Bu sebepledir ki, Iraklı kardeşlerimi­zin ordumuza dair olan sözlerini, biz­lere yapılmış bir kompliman telâkki etmemekteyiz ve bu sözlerin asıl diğer dostlarımız ve diğer cephe arkadaşla­rımız tarafından işitilmiş ve anlaşıl­mış olmasını arzu ve temenni eyle­mekteyiz.

Türk milletinin irade volu

23/IV/1955 tarihli (Yeni İstan­bul) dan: Bir Türk şairi der ki: «Baharım, bir gelsin de, yeşilliğimi o zaman görür­sün sen. Toprak karanlığında gömülü kalacak tohum muyum ben?» Tarih güreşine çıkan her milletin aydın gün­leri de vardır, karanlık günleri de. Fa­kat milletleri millet yapan kudret, yaratıcı tohumu, en derin ve en yıldız­sız karanlıklarda aydınlığa kavuştur­mak iradesidir. Türklük, genç devleti­nin ilk temellerini attığı zaman, tam otuz beş yıl önce, bunun hârika sınır­larını aşan en büyük örneğini, göster­miştir.

23 nisan 1920 tarihimizin unutulmaz bir günüdür. Hatırlarsınız: Osmanlı imparatorluğunun son Millet Meclisi (Meclisi Mebusam) 16 mart 1920 de dağılmış, daha doğrusu dağıtılmıştı. Mustafa Kemal, aradan üç gün geçer geçmez, hemen yeni seçimlere baş­lanmasını, düşman kontrolünün dışın­da kalan- vilâyetlere bildirmişti. (19 mart 1920). Seçim işlerinin ne büyük bir hızla bitirildiğini tahmin edebilir­siniz artık. Kazandığı zaferle sersem-leşen düşman, bir meclisimizi dağıtır­ken, yenisini kurmaktan çekinmiyo­ruz. En büyük bozgunlarından birini gören bir millet için, ne eşsiz ve ne iradeli bir kahramanlık hamlesidir bu. Düşman, her şeyi yapabilir belki, her şeyi.. Fakat en kudretli kılıç, imanlı gönüllerin Ötelerine geçemez. Çünkü: hürriyetin dokunulmaz sığmaklarıdır buraları.Yeni Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi, toplandıktan sonra (23 nisan 1920), toprak karanlığında bahtiyar gelişmelerini bekleyen tohum kudre­tinde bir umde kabul etmiştir: «Tür­kiye Büyük Millet Meclisinin üstünde hiç bir kuvvet yoktur.» Bu umdenin baş döndürücü tepelerinden, artık kendini duymuş ve uyanmış Türk mil­letinin geleceklerini seyredebilirsiniz. Bahtını, mukadderatını eline almıştır Türklük.. Namık Kemalin görür gibi olduğu kudret uyanışını hatırlatır bize bu.. «Felek, bütün engellerini, bütün yıkıcı imkânlarını derleyip topladık­tan» sonra, bizi durdurmaya çalışsa bile, yolumuzu değiştiremeyiz.

Musa, bir zamanlar, Sina Dağının eteklerinde dolaşırken, Horeb çalıları­nın, birdenbire yeşerdiğini ve yumu­şak bir alev aydınlığına büründüğünü görür görmez titremişti. Kupkuru çalı, hangi mucizeyle, uyanmıştı böyle? Durgun çöl yapayalnızlığı o zaman olağanüstü bir ses urperişiyle ayılmıştı sanki:

 Göremezsin beni Musa.. GÖnül-lerle kavranılan bir .kudretim ben.. İ-man görebilir beni ancak..

Türk milletinin hârikası da, ölmüş sa­nılan benliğinin,' hürriyet imanının dile gelişi ve uyanışı ile başlar. Onun için, 23 nisanın, yeni gelişmemizde, büyük bir önemi vardır. Bugün, ayni zamanda, büyük hürriyet ve iman mi­rasına uygun bir şekilde yetişmelerini istediğimiz çocuklarımızın da" bayra­mıdır. Biraz düşünecek olursak, iki bayramın birbirini tamamladığım gö­rürüz. Millet olarak, 23 nisanla, yep­yeni bir irade hayatına başlamış ve girmiş oluyoruz. Gayemiz, bir zaman­lar olduğu gibi, yalnız zafer, yarım zafer değildir. Tam bir zafer istiyoruz biz. Türkiye Millet Meclisinin üstün­de bir kuvvet olamaz bizim için. Ege­men millet fikri doğmuştur artık. Göz­lerimizi genç nesillere çevirmek zorun­dayız biz. Çünkü: yaşlı nesiller, sessiz bir ırmak heybetiyle, bilinmiyen bir hiçlik denizine doğru akıyorlar. İdeal­lerimizi gençlerden başka, kim gerçek­leştirebilir?

Her devlet ve topluluk şekli, kendi neslini ister. İnsanlığın ilk çağların­dan zamanımıza değin, böyle olmuş­tur bu. Osmanlı imparatorluğunun çöküş sebeplerini biliyoruz. Yeni dev­let ve topluluk yapımızı eski temeller üzerine kuramayız. Gençlik, bizim için, başlangıcından sonuna kadar, yeni bir dâvadır, bir vatan dâvası. Otuz beş yıl önce, dağılanı nasıl tekrar kurmuş ve hayat yolumuzu irademizle açmışsak, genç nesilleri de, tıpkı Öyle, yetiş­tirmek zorundayız. Verdiğimiz bir ka­rarla, hür bir millet politikası yarat­mış oluyoruz. Öteki kararla da, dina­mik kültür gelişmelerinin imkânları sağlanıyor. Her iki karar da yapıcı bi­rer başlangıçtır. Aradan otuz beş yıl geçmiştir. İmanlı ellerin serptiği tohumlar, çoktan gün yıldızının aydınlığına kavuşmuşlardır. Genç uyanışlarını bekleyenler de az olmıyabilir. Yurdumuzu, bir bahar toprağı gibi dirilmiştir artık. Durmı-yor ve ilerliyoruz. Tarlalarımızda trak­törler homurdanıyor.Güçlüklerle kar­şılaşabiliriz. Fakat, ilk Millet Meclisi açılırken, hayatta başarı, güreşte başan ile mümkündür, dememiş miydi Atatürk? Genç devletimiz, eşsiz bir güreşten doğmamış mıdır? Güçlükle­rimizi yenmek idealimizdir bizim. Dâ­vaları uğrunda güreşen bir gençlik yetiştirmek istiyoruz biz. 23 nisan, gü­reşen iradeli insanın bayramıdır.

Bu bir kurtuluş savaşıdır!

Yazan: A. N. Karacan

29/IV/1955 tarihli (Milliyet) den:

Garp medeniyetini teşkil eden ülke­lerden beş asır geri kalmış bir mem­lekette oturuyoruz. Yanı başımızda dünyaya meydan okuyan bir düşman, etrafımızda fakir Arap devletleri, ge­rimizde Akdeniz, üzerimize yönelebi­lecek saldırışlara karşı evvelâ Aîlaha, sonra kendimize, en nihayet düşman­la aramızdaki dağlara güveniyoruz.

Bu güvene mâna ve kuvvet veren en büyük istinat noktamız, ordumuz, şan­lı, kahraman, hiç bir şeyden yılmayan ordumuzdur.

Bu ordu olmasa, yok oluruz. Bunu çok iyi biliyoruz. Bu ecdat yadigârı topraklarda kendi haysiyetimizle, nihayet insan gibi, in­san haklariyle yaşamak için her şey­den evvel bu toprakları muhafaza et­mek mecburiyetindeyiz.

Yani garplı milletler arasında eşit olmak, kafamıza vurularak ekmeğimiz elimizden alınmamak, bu vatanda ba­ki kalmak istiyorsak, bulunduğumuz yurdun yollarını yapmak, topraklarını istihsal edilebilir, limanlarını barını­labilir, köprülerini geçilebilir, suları­nı felâket değil, refah ve saadet geti­rebilir hâle koymak, cevher olarak bu toprağın altında ne varsa, petrol, kö­mür, demir, bakır, çelik, manganez, krom, volfram, ne varsa meydana çı­karmak, kıymetlendirmek, hepsini Türk vataninin müdafaası, refahı em­rine koymak mecburiyetindeyiz Milletçe yaşayabilmek için, bu, yuka­rıda söyledik, ilk şart, birinci şarttır.Türk milleti, borç ederek, harç ede­rek, imkânsızı mümkün kılacak gay­retlere girişerek, diğer memleketlerle kendi arasında açılmış mesafeleri, acele, cebrî bir yürüyüşle kapatmak mecburiyetindedir.

Beş yıldan beri memlekette girişilen kalkınma hareketi, bir kalkınma değil, bir nevi istiklâl mücadelesi, bir kur­tuluş hareketidir.

Herhangi bir Amerikalı iş adamı, her hangi bir Dayton, bu kalkınmanın Türkiye için ne mâna taşıdığını, nasıl bir millî imarı sakladığını anlamaya­biliriz. Hattâ, bir müttefik devletin iktisadî cihazlanmasınm o devlete it­tifak zinciri ile bağlı kendi topluluk­ları için ne kadar ehemmiyetli oldu­ğunu takdir ve idrâkten de âciz ola­bilir. Fakat bir Türk, kendine mahsus mîllî müdafaa insiyakiyle, kendisini tehlikeden koruyacak tedbirleri he­men sezer, derhal, isabetle kestirir.

Tedbir, asıl tedbir, yalnız Avrupanm en kuvvetli ordularından biri olan Türk ordusunu yaratmak değil, ayni zamanda o orduyu besleyecek, o or­dunun hareketlerini mümkün kılacak, o orduyu yaratan milleti dosta ve düşmana muhtaç bırakmıyacak ikti­sadî cihazlarla teçhiz etmek tedbiri­dir.

Türkiye, bu kurtuluş hareketini ba­şarmak için, yardım görecek mi?

Türkiye, kurtuluşunu, hiç bir zaman, ne tarihte, ne bugün, herhangi bir devletin mutlaka yardımı, mutlaka lü­tuf ve keremi hesabına bağlamamış­tır. Türkiye, nasıl 1919 da tek basma, dün­yanın hücumundan kendini kurtar­mayı bildiyse, bugün, 1955 te askerî müdafaasını iktisadî cihazlanmasiyle tamamlayarak, hattâ yardımsız ta­mamlayarak, dosta düşmana muhtaç olmadan kendini koruyacak hâle gel­meyi yine bilir, bilecektir. Dost, düşman, bunu böyle bilsin, böy­le bilmelidir.

4 Nisan 1955

  Montreux :

Burada yapılmakta olan Pakistanın Orta Doğu diplomatik konferansında görüşülen meseleler hakkında konfe­ransa başkanlık etmekte olan Başve­kil Muhammed Alinin hiç bir tefsirde bulunmadığı bildirilmektedir. Bunun­la beraber diplomatların Fakistanın Orta Doğuda takip edeceği siyaseti kararlaştırmak için toplandıkları mu­hakkaktır.

Bugünkü görüşmelerde diplomatların, Pakistanın Türk - Irak müdafaa pak­tına iltihakı meselesine bir imkân aradıkları anlaşılmaktadır.

Pakistanın hali hazırda Türkiye ile böyle bir müdafaa paktı mevcuttur. Ve diplomatlar bunun Türk - Irak andlaşmasmı içine alacak şekilde ge­nişletilmesi yollarını araştırmaktadır­lar. Bu konferansın çarşamba günü­ne kadar devam etmesi beklenmekte­dir. Fakat bugün öğrenildiğine göre Başvekil Muhammed Alinin, cumarte­si günü Pakistana resmî bir ziyaret yapacak olan Nasırdan Önce Karasiye gitmek için konferanstan daha erken ayrılması muhtemeldir.

Pakistan hükümetinin kararının res­men açıklanması Başvekil Muhammed Alinin İsviçreden Karasiye dönmesin­den sonra olacağı sanılmaktadır.

 Londra :

Devlet Vekili Anthony Nutting bugün Avam Kamarasında, İngilterenin Türk . Irak paktına girmesini ve İn­giltere ile Irak arasında akdolunan özel anlaşmanın tasdikini istiyen hü­kümet teklifinin müzakeresi münase­betiyle şu konuşmayı yapmıştır:

İngilterenin, Türk Irak paktına girmesi ve Bağdat hükümetiyle akdolunan özel anlaşma, Orta Doğunun ve bu arada petrol kaynaklarının mües­sir bir şekilde müdafa-ası için bir teş­kilât kurulması yolunda ileri atılmış mühim bir adım mahiyetindedir.

Milliyetçiliğin belirmesi ve atom silâh­ları, bu bölgede durumun değişmesi­ne sebebiyet vermiştir. İngilterenin Türk Irak paktına girmesiyle Natonun sağ cenahı artık müdafaa edil­miş olmaktadır. Bundan başka bir iş­tirak, daha geniş bir savunma siste­minin tesisine ve Orta Doğuda umu­miyet itibariyle güvenliğin artmasına yol. açabilir.

Bu paktta, Orta Doğu memleketlerin­den her hangi birinin zayıflatabile­cek, tehdit edecek veya endişeye sev-kedecek, bir hüküm mevcut değildir. Bu pakt hiç bir devlet veya devletler grubuna müteveccih değildir. Pakt bütün memleketlerin bağımsızlıkları­na hürmet etmekte ve iltihak edecek bütün devletlere belirli teminatlar bahşetmektedir.»

Bu arada eski işçi vekillerden Emanuel Shinwell bu şartlar dahilinde İs-railin pa'kta girmesinin mümkün olup olmıyacağını sormuştur. Nutting buna verdiği cevapta, paktın beşinci mad­desi gereğince, ancak paktı akdetmiş olan iki devlet (Türkiye ve Irak) ta­rafından tanınan devletlerin buna il­tihak edebileceğini belirtmiştir.

5 Nisan 1955

 Washington :

İngilterenin Türk . Irak paktına ka­tılmasına Avam Kamarasının ittifak­la tasvip ettiği ve Türkiye ile Irakm Pakistan: bu pakta katılmaya davet ettikleri haberi Amerikan Dışişleri Vekâleti tarafından büyük bir memnun­lukla karşılanmıştır.

Vekâlet yüksek memurları, Karaşinin bu davete müsbet bir cevap vereceği­ne muhakkak nazariyle bakmaktadır­lar. Diğer taraftan ayni şahsiyetler ku­rulması için Türk diplomatlarının son aylar zarfında büyük bir gayret sar-fettikleri, bu savunma sistemine İra­nın da yakın bir gelecekte katılmaya karar vereceğini ümit etmektedirler.Washington'da hâkim olan kanaate göre İranın katümasiyle, Orta Doğuda bir komünist aleyhtarı savunma siste­minin kurulması işinin ilk ve en mü­him safhası tamamlanmış olacaktır. Birleşik Amerika bunu müteakip, bu suretle kurulan savunma sistemini desteklemeye katılmak suretiyle elde edecekleri menfaatleri bilhassa Suri­ye ve Ürdüne belirtmeleri için mütte­fiklerine güvenecektir. Bununla beraber diplomatik müşahit­lerin yetkili Amerikan çevrelerinden edindikleri kanaate göre, Birleşik Amerika Kuzey hattı tesis edildikten sonra pek acele edilmemesine taraf­tardır. Ta'hmin edildiğine göre Ame­rikan idarecileri, Orta Doğu savunma plânlarına katılmaya davet edilecek memleket idarecilerinin, bu iştirakle­rin leh ve aleyhlerine olacak tarafla­rını hesaplıy ab ilmeleri için ufak bir duraklamanın elzem olduğu kanaatin dedirler.

6 Nisan 1955

 Bağdat :

Türk askerî heyeti dün Bağdat'a mu­vasalât etmiştir. Heyeti hava alanında bir Irak askerî heyeti ile Türk ataşemiliteri istikbal etmişlerdir.

Heyet Bağdatta evvelâ Erkânı Harbiyei umumiye reisini ve Türk sefirini makamlarında ziyaret ettikten sonra, ateşemiliterle birlikte kraliyet aile anıtını ziyaret etmiş ve bir çelenk koymuştur.

11 Nisan 1955

 Bağdat :

Irak hükümetinin davetlisi olarak Bağdada gelmiş olan kültür heyetimi­ze mensup sanatkârlar ilk konserleri­ni dün gece kral Faysal salonunda veliaht Emir Abdülillahm huzurunda vermişlerdir.

Konser çek seçkin bir davetli kütlesi tarafından büyük alâka ve tezahürat­la karşılanmış, Emir Abdülillah bütün heyeti locasına davet ederek kendile­rini tebrik ve programlarını imzala­mak suretiyle iltifatta bulunmuştur.

Sanatkârlarımız ikinci konserlerini bu akşam güzel sanatlar akademisinde vereceklerdir. Kültür heyetimiz Irakta çok samimî ve sıcak bir misafirper­verlik görmektedir.

12 Nisan 1955

 Tahran :

Başvekil Hüseyin Alanın gaybubetin­de kendisine vekâlet etmekte olan. Hariciye Vekili Abdullah Entezam, bu­gün verdiği bir beyanatta, İranın Türk Pakistan paktına iltihaka da­vet edildiği yolundaki haberleri tek­zip etmiştir.

Abdullah Entezam, meselenin henüz İran hükümeti tarafından ele alın­madığını ve iltihak yolundaki haber­lerin, İran başvekili Hüseyin Alâ ta­rafından Beyrutta verilmiş bir beya­nattan galat olabileceğini söylemiştir.

13 Nisan 1955

 Bağdat :

Mayıs ayında bir Türk ticaret heye­tinin Bağdadi ziyaret etmesi beklen­mektedir. Heyet bilhassa iki memleket arasında ziraî ve sınaî maddelerin ih­tiyaç fazlasının mübadelesi meselesini müzakere edecektir. Bu görüşmeler 1948 tarihli anlaşma çerçevesine da­hildir. Filhakika bu anlaşmada iki memleket arasında iktisadî ve kültü­rel komisyonların teşkili ve ayrıca su­lama işleri de derpiş edilmiştir.

 Tebriz :

Dost ve kardeş İranda spor temasları yapmak: üzere İrana giden Ankaranm Demirspor güreş takımı hududumuzu geçtikten sonra Makû kasabasında ge­ceyi geçirmiş ve ertesi sabah Tebrize hareket etmiştir. Azerbaycan eyaleti­nin baş şehrine yirmi kilometre kala Türk spor kafilesi, bölgenin yirmi spor kulübü mümessilleri tarafından coşkun tezahüratla karşılanmış ve İran ordusunun askeri vasıtalarına bi­nilerek şehre girilmiştir.

Türk spor kafilesi ve kendilerini kar­şılayanlar halkın coşkun tezahürleri arasında Şah Pehlevî caddesinden ge­çerek Tebriz belediye binasına mu­vasalât etmişlerdir. Belediye Reisi sa­yın Mevlevi Türk sporcularına beyanı hoşamedide bulunmuş ve iki kardeş ve dost milletin millî marşları çalınmış­tır.

Bunu müteakip, Tebriz Belediye Sara­yında tertip edilen resmi kabulde, A-zerbaycan Umumî Valisi ekselans Gü-lişayan. Kolordu Komutanı Mukbilî, Tümen Komutanı Tümgeneral Şirvani ve konsolosumuz hazır bulunmuşlar­dır.

Azerbaycan Umumî Valisi Türk spor­cularını aralarında görmekten duy­duğu hazzı beyan etmiş ve kendileri­ne beyanı hoşamedide bulunmuştur.

Kafile başkanı, Osman Ozakan, Umu­mî Valiye cevapla, Türk sporcularının görmüş oldukları hüsnü kabule can­dan teşekkürler etmiş ve Türk güreş­çilerinin dost ve kardeş İran rakiple­riyle yapacakları candan spor tema­sından duyacakları derin sevinci be­lirtmiştir.

Ziyafetten sonra, sporcularımız emir­lerine tahsis edilen, Cihannüma ote­line gitmişlerdir.

Türk güreşçileri rakip İran takımiyle on beş nisan cuma günü karşılaşacak­tır.

15 Nisan 1955

Ankara :

Savarona okul gemisinden telsizle :


 

Lübnan Reisicumhuru Kamil Şemun, refikaları ve Lübnan Başvekili ekse­lans Sami El Solh ile Reisicumhurun maiyetlerini Beyruta götürmüş bulu­nan, donanma kumandanı yardımcısı tuğamiral Refet Arnom kumandasın­daki Savarona okul gemisiyle Gelibolu ve Giresun muhripleri dün akşam sa­at 20 de Beyruttan ayrılmışlardır.

Filomuz personeli iki. g'ün kaldıkları Beyrutta Lübnanlılar tarafından bü­yük bir alâka ve yakınlık görmüşler­dir. Evvelki akşam, Başvekil ekselans Sami El Solhun da iştirak ettiki bir yemeği müteakip amiral ve subayları­mız, Reisicumhur ekselans Kamil Şe-munun davetlisi olarak İnesko tiyat­rosundaki bale temsiline gitmişler, temsilde amiral Arnom, Reisicumhurla birlikte şeref locasında oturmuş, su­baylar da yandaki localarda yer al­mışlardır.

 Bruxelles :

İki devlet arasında geçenlerde parafeedilmiş olan Türk _ Belçika Ödeme an­laşması, tugün, Belçika Dış Ticaret Ve­kâletinde Türkiye elçisi ve Belçika DışTicaret Vekili tarafından imzalanmıştır.       

18 Nisan 1955

 Londra :

Sovyet Dışişleri Vekâletinin Orta Do­ğuya karşı takip edilen batı siyaseti hakkında yayınlamış olduğu beyanat hakkında fikri sorulan İngiltere Dış-işler?- Vekâleti sözcüsü şu üç noktayı belirtmiştir:

l) Türk - Irak paktı başka hiç bir kimsenin iştiraki olmaksızın yalnız bu iki devlet tarafından girişilmiş teşeb­büslerin bir neticesidir.

2) İngiltere hükümeti bu paktı iyi karşılamıştır ve Orta Doğunun diğer devletlerinin de buna katılmasını arzu etmektedir. Fakat bu sadece bu mem­leketlerin kendi başlarına alacakları kararlara bağlıdır.

İngiltere hükümeti hiç bir Orta Doğu memleketine bu pakta girmesi için baskı yapmış değildir.

Sözcü, bundan başka, İngilterenin ni­san baslarında girmiş olduğu bu pak­tı tasvip etmesi keyfiyetinin paktın tamamen savunma hareketleri taşı­masından ileri geldiğini de söylemiş­tir.

19 Nisan 1955

 Washington :

Birleşik Amerika dış yardımlar idare­si yeni yardım tahsislerinde bulun­muştur.

Bu cümleden olarak, petrol nakliyatı masraflarını karşılamak üzere, Türkiyeye 1.089.000, maden teçhizatı satın almak üzere İrana 17.266 ve su işlerin­de kullanılmak üzere Lübnana 20.000 dolar tahsis edilmiştir.

20 Nisan 1955

 Londra :

LPS diplomatik muhabiri, Sovyetler tarafından Orta - Doğu savunmasını baltalamak maksadiyle girişilen pro­paganda faaliyetine dair şunları yaz­maktadır:

«Sovyet Dışişleri Vekâleti tarafından, Batılı devletlerin tazyiki ve tehdit­leri altında kurulmuş bulunan müte­caviz a-skerî bloka tevcih edilmiş olan hücumlar aşikâr bir propagandadır.

Sovyet hariciyesinin, bu beyana, bir çok Arap memleketlerinin iştirak et­mekte olduğu Asya _ Afrika milletleri konferansının arifesinde yapmış ol­ması bir tesadüf eseri değildir. Sov­yetler Birliği bu suretle Arap memle­ketleri arasında olduğu kadar, Arap memleketleriyle Batılılar arasında da ayrılıklar yaratmayı ümit etmektedir.

Türk - Irak paktının gayesi, Orta Şarkın savunmasını kuvvetlendirmek­tedir ki, Sovyetler buna şiddetle mua­rızdırlar.

Londrada işaret edildiği üzere, Türk-Irak paktı tamamen âkit devletlerin kendi inisyatifleriyle vücut bulmuştur. Britanya hükümeti, diğer Orta Doğu memleketlerinin de, fakat tamamen kendi ihtiyarlariyle, bu pakta katıl­masını arzu etmektedir. İngiliz hükü­meti böyle bir neticenin tahakkuku yolunda herhangi bir tazyikte bulun­madığı gibi, Orta Doğu devletlerinin hareket serbestisini önleyecek adımlar atmaktan da çekinmektedir.

Sir Anthony Eden, Türk _ Irak paktı hakkında şöyle demiştir:.Pakt, Birleşmiş Milletler anayasa­nın 51 inci maddesiyle tam bir muta­bakat halindedir. Bu pakt tamamen tedafüi bir mahiyet taşımakta olup, slâkadar memleketlerin ve komşuların hürriyetlerine hürmet etmektedir.»

21 Nisan 1955

 Washington :

Dış muameleler idaresi dün şu kredi­lerin açıldığını bildirmiştir:

Türkiyeye:

Menşei neresi olursa olsun kamyon yedek parçaları için 3.000.000 dolar,

Menşei neresi olursa olsun otomobil motörleri ve yedek parçaları için 1 milyon 490 bin dolar.

Menşei neresi olursa olsun maden iş­letmesi malzemesi için 2.994.000 do­lar.

Menşei neresi olursa olsun teneke için 1.000.000 dolar.

Menşei neresi olursa olsun demir ma-mulâtı için 53.000 dolar.

Menşei ne olursa olsun kauçuk ve ka­uçuk mamulâtı için 1.990.000 dolar.

Menşei ne olursa olsun traktör ve traktör yedek malzemesi için 2 milyon 830 bin dolar,

Birleşik Amerika Menşeli kimyevi maddeler için 273.000 dolar,

Menşei neresi olursa olsun elektrik motor ve jeneratörleri için 99 bin do­lar.

Menşei neresi olursa olsun sanayi ma­kineleri için 90.000 dolar,

Menşei neresi olursa olsun elektrik ci­hazları için 72.000 dolar.

Menşei neresi olursa olsun sanayi ma­kineleri için 90.000 dolar.

Menşei neresi olursa olsun elektrik cihazları için 72.000 dolar.

Menşei neresi olursa olsun kurşun ve kurşun halitaları için 11.000 dolar,

Yunanistana:

Birleşik Amerika ve Kanada menşeli gazete kâğıdı için 72.000 dolar.

Mısıra :

Birleşik Amerika menşeli ziraat labo­ratuarları malzemesi için 30.420 do­lar.

26 Nisan 1955

 Viyana :

Bugünkü Vekiller toplantısından son­ra Öğrenildiğine göre, Türkiye ile A-vusturya arasında yakında ticaret mü. zakerelerine başlanacaktır.

27 Nisan 1955

Madrid :

Yakında memleketine dönecek olan Türkiyenin Madrit Büyükelçisi Kemal Köprülü bugün General Franco tara­fından kabul  edilmiştir.

28   Nisan 1955

Londra :

Türk - İngiliz dostluk cemiyetinin ilk yıllık umumî toplantısında bir ko­nuşma yapan İngiliz Devlet Vekili Lord Reading, son zamanlarda İngil­tere ile Türkiye arasındaki ticarî mü­badelelerde bir duraklama kaydedildi­ğini ve bunun tekrar canlanması le­hinde bulunduğunu belirtmiş ve şun­ları ilâve etmiştir:

«İngiliz hükümeti, İngilterede satıl­ması mümkün olan hemen hemen bütün Türk malları üzerindeki takyitle­ri kaldırmış ve bütün, piyasa Türk ih­racatçılarına açılmıştır. Türkiye ile Eri-" giltere arasındaki münasebetler hiç bir zaman, bugün olduğu kadar sami­mî ve canlı olmamıştır. İki memleket Atlantik paktında müttefik bulunduk­ları gibi, Irak ile aktedilen yeni pakt ile akdettiği Balkan paktı, Nato sis­temine dahil olmamakla beraber, ga­yet mühim bir gayeyi yerine getir­mekte ve İngiltere tarafından büyük bir takdirle karşılanmaktadır. Türki-yenin hür dünyanın müdafaasında bu kadar azimli bir durum aldığını gör­mekten muhakkak ki çok memnu­nuz.Türkiyenin Londra Büyükelçiliği mas­lahatgüzarı. Faruk Berkol buna verdi­ği cevapta Türk _ İngiliz cemiyetinin kurulmasından sitayişle bahsetmiş ve bunun şimdiye kadar büyük faydalar sağladığına kani bulunduğunu belirt­miştir.

Cemiyetin başkanı olan İngilterenin eski Ankara Büyükelçisi Sir Davit Kelly de cemiyetin 18 aylık faaliyet devresi zarfında üye sayısının 100 den 400 e yükseldiğini belirtmiştir.

29 Nisan 1955

 Washington :

Bugün saat 4 te Türkiye hükümeti adına iktisadî işbirliği genel sekreteri elçi Melih Esenbel ile Amerika Hari­ciye Nazırı yardımcısı Ailen arasında aşağıdaki hususlarda bir anlaşma im-, zaîanmiştir:

1)Birleşik Amerika Türkiyeye bu de­fa yüz bin ton ekmeklik buğday ver­mektedir.  Buğdayın  70 bin  tonu dış yardımlar, 30 bin tonu 480 sayılı ka­nun gereğince  verilmektedir.

2)İki sene içinde krom ve manganez vermek suretiyle ödenmek üzere mem­leketimize 9 bin ton yapağı ihraç olu­nacak ve bu suretle yünlü sanayiimi­zin bugünkü ham madde dâvası hal­
ledilmiş olacaktır.

3)4.300.000 dolar tutarında pamukya­ğı da 480 sayılı kanun gereğince Türkiyeye verilecek ve bunun karşılığını teşkil eden Türk lirasının1 yüzde ellisi Amerika hükümetinin Turkiyedeki masraflarına, mütebaki yüzde ellisi de Türkiyenin kalkınma işlerine hasredilecektir.

 New-York :

New-York Herald Tribüne gazetesinin okuyucu mektupları sütununda Mar-cel Franco'nun aşağıdaki yazısı neşre­dilmiştir:

«Amerikanın dış siyasetinde son on senedenberi alman bütün büyük ka­rarların hiç birisi, tehdit altında bu­lunan Türkiyeyi bütün Amerikan gü­cü ile desteklemek kararı kadar millî bir tasviple karşılanmamış, siyasî en-vestismanlarımızm hiç birisi, o za­mandan beri Türkiyede kaydedilen tatmin edici neticeler kadar memnu­niyet verici olmamış ve umduklarımı­zı vermemiş, ve nihayet nlç birisi, kendisine daha fazla ihtiyaç duyulan ve daha fazla güvenilen bir müttefik olan Türkiyeyi Amerikanın dostluğu­na kandıracak kadar hayırhahla neti­celenmemiştir. Teftiş gezilerinde bu­lunan kongre üyeleri, başka yerlerde yaygın bir durumda olan safsataya boğulmuş nankör millileştirme hare­ketine Türkiyede rastlamadıklarını, fakat bilâkis burada, bir gaye, bir ba­şarı, hür dünyanın beka için dayan­dığı siyasetlerle hudutsuz bir işbirli­ği ve sözünden dönmez bir sadakat mevcut olduğunu müşalıede ettikleri­ni şevkle, heyecanla ifade etmişlerdir. Bundan başka bu -dostluk, Türkiyenin tamamiyle emsalsiz bir terakki ve de­mokrasi numunesi meydana getirmiş olduğu bir dostluktur. Türklerin Ko-redeki cesur mukavemetleri de emsal­siz olmuştur. İlk yatırımlarımızın hâ­lâ kıymetli mahsullerini idrâk etmek­te olduğumuzu görmek için yakın za­manlarda olan işlerin başlıklarına bakmak kâfidir.

Şimdi, siyasetimizin bu kadar büyük bir kısmının alâkadar olduğu bu mem­leket, ekonomik güçlükler içindedir. Esaslı bir şekilde gelişen bu sıhhatli memlekette tehlikeli bir ticaret açığı, başı boş bir enflâsyon, zayıf bir bütçe ve paranın iştira kabiliyetinin azalması hallerini görüyoruz. Türk dostları­mız, bu hallerin çoğuna kendilerinin sebep olduğunu kabul etmek mecbu­riyetindedirler. Muhakkak hatalar yapmışlardır. Kendilerine, eskiden ba­şardıkları İşlerin temposuna uygun görünse bile, ritm itibariyle belki de fazla ihiMraslı olan bir sanayileşme plânına giriştiler. Fakat güçlüklerin asıl esası, bütçesinin yarısını, yani 737 milyon dolardan 357 milyonunu mü­dafaa masraflarına ayırmasmdadır. Türkiye, komünizm tehlikesine vakıf olmamızdan çok evvel, hem de 15 .se­ne evvel bu tehlikeye karşı metanetle ve aktif bir muhalefetle karşı gelme­nin teraküm ettirdiği ekonomik neti­celerin ıstırabını çekmektedir. Türki-yedeki siyasî durumu yakinen takip eden kimselerce, Türk umumî efkârı­nın hem ekonomik durumdan endişe etmeğe başladığı, hem de kendilerine hemen yardım edecek bir kimsenin bulunmadığına kızdıkları aşikâr bu­lunmaktadır. Türkiye, Amerikaya hayret edici nazarlarla bakmaktadır. Kendilerine lâyik oldukları ehemmiye­tin verilmediğini ve Amerikanın alâ­kasını çekmek için acaba bitaraf ka­lıp biraz zor elde edilmek siyasetinnı mi daha iyi olduğunu düşünmektedir­ler. Bu hayal kırıklıkları henüz müp­hem bir haldedir, fakat sabit bir şekil almalarına meydan verdiğimiz takdir­de, iftihar edebileceğimiz yegâne itti­fakımızı tehlikeye düşürmüş olacağız. Türkiye ile olan bu ittifakımız, hecn iktidardaki hükümet, hem muhalefet tarafından desteklenmekte ve Türk halkının da tasvibine mazhar olmak.Bu gelişmelerin, Hariciye Vekâletimi­zin nazarından kaçmadığını tahmin ederim. Mamafih, bu dâvada bize hak­sız olarak mâni olan iki şey vardır: Bi­risi, Amerikan kongresindeki ekonomi haleti ruhiyesi, diğeri de Türk dost­larımızın alınganlıklarıdır. Bu alın­ganlık, onlara yapacağımız yardım ve tavsiyeler, Türklerin haklı olars;k has­sas bulundukları içişlerine en ufak bir müdahalede bulunmaksızın ve tam bir dostluk dairesinde yapıldığı tak­dirde hiç bir zaman varit, olmıyacaktır. Bu hususta, tercihan kongreden gelecek bir teşebbüs yapılmasını isti­yorum. Böyle bir jestin manevî kıymeti büyük olacak ve müttefikimize karşı olan takdir ve hayranlığımızı te­yit edecektir. Bu hususta daha süratli olmamızı da istiyorum.

Amerikanın yüksek menfaatleri için, dünyanın bu en zayıf müdafaa bölge­sinde yegâne kuvvet ve istikrar âmili olan Türkiyeyi desteklemekte gecik­mem eliyiz.

  Washington :

Amerikan dış faaliyetler idaresi Türkiyenin 4.480.000 dolar tutarında ek­meklik buğday ve savunma gücünü desteklemek için 11.834.000 dolar tuta­rında muhtelif malzeme satın alma­sına müsaade etmiştir.

Ayni idare bundan başka Türkiyenin 740.000 dolarlık ziraat malzemesi al­masına da müsaade etmiştir.

  Washington :

Amerikan dış faaliyetler idaresinin bildirdiğine göre, Pan-Amerikan hava kumpanyasının yardımiyle Türk hava yolları personelinin teknik bakımdan yetiştirilmesi hususunda bir anlaşma­ya varılmıştır. Bu anlaşma gereğince Pan-American kumpanyası, Türk ha­va yolları personeline seyrüsefer, mu­habere, uçak ve uçak meydanlarının bakımı mevzularında bilgi vermek ü-zere Türkiyeye hususi öğretmenler gönderecektir.

Dış faaliyetler idaresi ile Pan Ameri­can kumpanyası arasında bu mevzudaki anlaşma, teknik işbirliği progra­mı çerçevesi dahilinde aktedilmiştir.

30 Nisan 1955

' Washington :

Yabancı memleketlere yardım idaresi dün şu kredileri açmıştır:

Türkiye :

Amerikan menşeli ekmeklik hububat için 4.480.000 dolar,

Amerikan menşeli   ziraat   malzemesi için 740.000 dolar,

Amerikan menşeli eczayı tıbbiye, kimyevî müstahzarat, deri, ham petrol ve petrol mütekkatı, muhtelif madenî manrulât, alüminyum, bakır, bronz, kalay, motor ve jeneratör, elektrik ci­hazları, sanayi âletleri, motorlu vası­talar, fennî âletler, kauçuk ve saire dahil olmak üzere muhtelif mallar için 11.834.000 dolar.

Mısıra :

Amerikan menşeli elektrik cihazları için 424.000 dolar,

İrana :

Haşerat öldürücü ilâçlar için (Ameri­kan menşeli) 326.797 dolar,

Fennî âletler (Amerikan menşeli) 9.001 dolar,

Kimyevî müstahzarat için (Amerikan menşeli) 7.704 dolar.

  Belgrad :

Türkiyenin yeni Belgrad büyükelçisi Sadi Kavur bugün Beyaz Sarayda iti­matnamesini Yugoslav devlet başkanı Mareşal Titoya takdim etmiştir. Bu merasimde Yugoslav Dışişleri Vekili Koca Popoviç, Cumhurbaşkanlığı U-mumî Kâtibi Joze Vilfan, Protokol Umum Müdürü Sloven Smodlaka ve Türkiye Büyükelçiliği mensupları ha­zır bulunmuşlardır.

  Roma :

Türkiyeye yaptığı seyahatten dönen İtalyan Ziraat Vekili M. Giuseppe Me-dici Roma hava meydanına muvasa­lâtında gazetecilere şu beyanatta bu­lunmuştur:

«Türkiye, 67 milyon hektar arazisiyle ve 22 milyon nüfusiyle büyük bir .zi­raat memleketi olmak vasfını hâizdir. Bu memleketin muazzam imkânlarını, kendisiyle asırlardanberi feyizli ikti­sadi münasebetler idame etmekte ol­mamız dolayısiyle biz İtalyanların da­ha iyi bilmemiz lâzımgelir.»

Biz İtalyanlar, Türkiye piyasalarını gittikçe artan bir dikkatle gözönünde bulundurmalıyız. Bunu şu iki sebebe binaen yapmamız icabeder. Birincisi bu dost memleket kendi ekonomisinde, mebzul miktarda sınaî maddeler ithalini istilzam, eden derin değişik­likler yapmağa başlamıştır. Bu sınai maddelerin büyük bir kısmını ise ken­disine biz verebiliriz. İkincisi Türkiye bize ihtiyacımız olan sert buğday ve pamuğu dünya fiatları üzerinden sa­tabilir.İtalyan Ziraat Vekili Türkiye hakkın­daki ihtisasatını da şöyle anlatmış­tır:

«Türkiyede ikametim esnasında yal­nız başarılan terakkileri değil ayni zamanda ve bilhassa sulama işleriyle toprakları kıymetlendirme işlerinin ve makine 1 eştirilmiş bir ziraatle desteklenen rasyonel ziraat usullerinin geliş­mesiyle açılan imkânları da müşahe­de ettim.İtalyan Ziraat Vekili M. Medici beya­natını şöyle bitirmiştir: İmzalamak şerefine nail olduğum an_ laşma, Türkiyeye esaslı istihsal mad­delerini bize satmak imkânını ver­mekte ve bu suretle sıkı bir iktisadi iş­birliği, devrini açmaktadır. Bu anlaş­ma, memleketimiz için de yeni ihracat imkânları sağlayacaktır. Bu suretle mübadele hacminde bir artış hasıl olacaktır ve ekonomimizin gelişmesi ile böyle bir artış sıkı bir surette bağlı bulunmaktadır.»

4 Nisan 1955

 Ankara :

Lübnanm Orta Şarktaki durumu hakkında «El Hayat» gazetesinin bir yazısı :

Beyrutta intişar etmekte olan «El Ha­yat» gazetesinde Beyrut mebusu Ab­dullah El Hac imzasiyle çıkan «Lüb­nanm Orta Şarktaki durumu» başlık­lı makalede şöyle denilmektedir:

«Paktlar mevzuunda Lübnan siyasî partileri tarafından yapılan toplantı­lardan edindiğim intibalara göre, Arap devletleri arasındaki düşmanlık duy­guları bir tarafa, meselenin hakiki cephesini ele almak geremektedir.

Beyrut, Şam, Bağdat ve Tahran kara yollan ile birbirlerine bağlıdırlar. Bu memleketler arasında ticaret eşyası münakalesi yapıldığı gibi tüccar, sey­yah ve diğer yolcular da gidip gel­mektedirler. Ayni zamanda İran, Irak, Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan tek. bir askerî müdafaa halkası içinde bu­lundukları gibi iktisaden de birbirle­rine bağlı bulunmakta ve noksanla­rını tamamlamaktadırlar.

Diğer taraftan Iraktan Lübnan sahil­lerine uzanan petrol boruları Irak, Lübnan ve İranı yekdiğerine daha ya­kınlaştırmaktadır. Bu itibarla Irak ve İrana vaki olacak her hangi bir teca­vüz Lübnanı da muhakkak surette müteessir edecek ve Beyrutun parlak­lığını ihlâl edecektir. Ayni tecavüz hâ­disesi Suriye ve Ürdüne tevcih edildiği takdirde duyacağımız üzüntü diğerle­rinden aşağı olmayacaktır.

Kara ve hava yolları bakımından hâ­iz olduğu transit mevkii Lübnanm ik­tisadiyatında mühim bir rol oynamak­tadır. Türkiye ve İrana vaki olacak askerî bir tecavüzün Irak, Lübnan, Su_ riye ve Ürdünü de ayni ölçüde müte­essir edeceği muhakkaktır.

Türkiye, Suriye, İran, Lübnan, Ürdün ve İranın mukadderat birliğini kabul etmek mecburiyetindeyiz. Bu inkâr edilmez bir hakikattir. Binaenaleyh durumumuz bahis mevzuu olunca komşu memleketlerde cereyan eden si­yasî hâdiselere ayak uydurmaklığımız zaruridir. Türkiye - Irak paktı müva-ceh esinde bir karara varmaklığınıız meselesi mevzuu bahis olunca statü­müzü tamamiyle anlamak icabeder.

Bu sebeple mukadderatımız kararımız üzerinde müessir ve âmil olmalıdır.

Bazı devletlerin aldatıcı ve geçici si­yasetlerine değil, her hususta bağlı bulunduğumuz devletlerin siyasetleri­ne ayak uydurmamız menfaatimiz ica­bıdır. Ben şahsen mevziî bir Arap pak­tından fayda bekliyenlerden değilim. Böyle bir pakt Türkiye, Irak ve Ür­dün arasında bulunan Suriyeye ve bi­ze hiç bir fayda sağlıyamaz. İstese de, istemese de Suriyenin mukadderatı komşularının mukadderatına bağlı­dır. Şayet Ürdün, Irak ve Suriye ara­sında bir ittihat temini bazı devletle­rin menfaatine uygun gelmezse de hiç olmazsa bir İsrail tecavüzüne karşı clsun bu birlik sağlanmalıdır.Komünizm tehlikesiyle batı cereyan­larını önlemek için Türkiye, Irak, Su­riye, Ürdün, İran ve bütün Arap dev­letleri arasında iktisadî ve askerî bir birlik sağlanmasına kat'î zaruret var­dır. Dünyayı tehdit eden komünizme karşı durmak için bizi himaye etmek isti-yen bazı batı devletler bu husufta yar­dımımıza muhtaç bulunmaktadırlar.

Müdafaamızı batılılardan beklemiyelim. Bu takdirde istismar edilecek du­ruma düşebiliriz. Bunun için evvelâ aramızda birleşerek yekvücut bir va­ziyette batılıların karşısına çıkmak ve bu durumda onlarla kendimizi ve karşı tarafı müdafaa etmek için işbir­liği yapmak bizce tutulacak en doğru yoldur.»

4 Nisan 1955

Ankara :

«El Hayat» gazetesinin bir ma­kalesi :

Beyrutta intişar etmekte olan El Ha­yat gazetesi, (Türklerle Araplar ya­kın ve uzak istikbal karşısında j baş­lığı altında şu makaleyi yayınlamış­tır:

Türkiye ile Suriye arasında teati edi­len muhtıralar kampanyasının mey­dana getirdiği gürültüler Arap umu­mî efkârmca büyük 'bir hayretle kar­şılanmıştır. Türk kampanyasının ga­yesi etrafında yürütülen tefsir ve te­viller muhtelif fikirlere yol açmıştır. Biz bunun tevil edilmesini lüzumsuz görüyoruz. Çünkü bundaki gaye gayet açıktır: Mısırın Türk - Irak paktına karşı hazırlamakta olduğu pakt pro­jesi muvacehesinde Suriyenin bu pakta iltihakına mâni olmak.

Mısır siyaset adamlarının yaptıkları beyanat, Mısır _ Suriye ve Suudî Ara­bistan paktını bir hakikatmiş gibi gös­termekte ise de, hakikatte böyle bir pakt mevcut olmayıp henüz bir proje halinde olmaktan ileri gidememiştir. Suriye hükümeti her ne kadar bu pakt hakkında resmi tebliğ imzalamış ise de, hakikatte bugüne kadar böyle bir paktı imzalamış değildir. Bu itibarla Suriyenin bundan dönmesi veya im­zadan kaçınması için vakit henüz geç­miş' değildir.

İşte Türkiyenin açtığı kampanyanın hedefi budur.

Şurasını ehemmiyetle kaydedelim ki koparılan son gürültüler, haddi zatın­da basit bir hâdiseden ibarettir. Bu­günün ve yarının meydana gelecek hâdiselerini anlayabilmek için Türk-Arap münasebetlerini esaslı bir suret­te ele almak icap etmektedir. Bu mü­nasebetle şöyle bir sual soralım: Bugün Türkiye, Arap memleketlerin­den ne istiyor?

Asyanm bir parçası olan Türkiye, stra­tejik bakımdan Sovyetler Birliği ile Suriye  arasında  bulunmaktadır ve Türk nokta! nazarı bakımından Suri­ye, Türklerin geri cephesini teşkil et­mektedir. Bu itibarla Türklerin iste­dikleri şey bu geri cephenin, çok sağ­lam bir kale haline getirilmesidir. Hal­buki Suriye bugüne kadar Türkleri tatmin edebilecek herhangi bir mü­dafaa teşkilâtına katılmayı reddetmiş­tir ve üstelik unutmamak lâzımdır ki, Suriye, komünist partisi teşkilâtının serbestçe faaliyette bulunmasına mü­saade eden biricik Arap devletidir. Bu teşkilât ise, Moskovanm emir ve tali­matına göre faaliyette bulunmakta ve netice itibariyle Türkiyenin zararına çalışmaktadır. Böylelikle- Türkiye Ön cepheden Sovyetler Birliği ile arka cepheden de komünist faaliyeti ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu du­rum karşısında Türkiye, kendi selâme­tini Suriyenin Orta Doğu müdafaa teşkilâtına girmesinde bulmaktadır. Mısırın hazırlamakta oldufiu pakt ise, akitleri diğer her hangi bir pakta gir­mekten menetmektedir. İşte bunun içindir ki Türkler Şam hükümetini tazyik altında bulundurmaktadırlar. Türkiye bu tazyik için mucip sebep olarak kendi jeopolitik durumunu ileri sürmektedir. Çünkü Türkiye Suriyenin komşusudur ve Türkiye bugün Atlan­tik pa'ktmda söz sahibi bir devlet sı-fatiyle de oniki tümen askere malik­tir. Birieşik Amerika ile İngiltereye Orta Şark müdafaasının tertip ve tanzimi içinde mutlak bir serbesti vermiştir. İşte bütün bu sebeplerden dolayı Türkiye bize: (eğer bizi hesaba katmazsanız, hatalı hareket etmiş olursunuz.) demek istemektedir. Tür­kiyenin gönderdiği notanın tazammun ettiği mâna bundan ibarettir. Türkiye düne kadar İsrail ile bir pakt imzalamakla Arapları tehdit ediyordu. Fakat Tür'k - Irak paktı bu neviden herhangi bir ihtimal karşısında yolu kapattığı gibi, bu mevzu üzerindeki Türk Arap münasebetleri hakkında­ki münakaşayı kesmiş bulunmaktadır. Burada söylemek icap eder ki Suriye hükümetinin durumu naziktir ve Su­riye hükümeti bu durumdan her han­gi bir şekilde kurtulmak istemekte­dir, şüphe yoktur ki son. Türk notaları ise havayı düzeltmek için Suriye hü­kümetine yardım etmiş değildir. Zira komünistlere ve onlara tâbi olanimage001.gifMarksistlere bulanık suda avlanmak ve kargaşalıklar yaratmak için im­kân vermiştir. Ancak bu nazik duru­mu yalnız Türkiye değil, Irak da/ih­das etmektedir. Çünkü Türkiye Suri-yenin Mısır paktına girmesini isteme­diği gibi Irak ta 'bunu istememekte­dir. Son iki hafta zarfında anlaşıldığı üzere Suriye hükümeti kendi nazik durumunu idrâk ettikten sonra ken­disinden Ira,kı uzaklaştırmakta olan vaziyeti bertaraf etmeye çalışmış bu­lunmaktadır. İşte b>nun içindir, iki bugün Halit El Azın. Kahireye git­miştir.

Mısır paktı partizanlıktan kurtarıla­rak müşterek bir Arap cihazı haline sokulmak istenmektedir. Bu ise Tür-kiyenin gayesine ve varılmsk istenen hedefe uygundur. O halde Türkiye bi­rinci notasiyle iktifa etmeli ve buhra­nın bir Arap infiali halini almasına meydan vermemeliydi. Burada Türk-Arap münasebetleri hakkında sarih bir sözümüz daha vardır. Bu söz, tarihin hakikatlerinden ve en eski asırların hâdiselerinden mülhemdir:

Bugün bu bölgede oturan Türklerle Araplardan önce başka milletler de yaşamışlardır. Bunlardan her biri ta­rihin teselsülünü ikmal etmiştir. Bu­günkü Türkler Osmanlıların halefidir. Osmanlılar Bizanslılara vâris olmuş­lardır. Bizanslılardan önce de Roma­lılar, Elenler ve onlardan önce Hitit­ler vardı ve her birimiz birbirimizin tarihinde seferde ve hazerde birbiri­mizle imtizaç etmiş milletleriz. Bugün tarih tekerrür ediyor ve Türkiye tek­rar kuvvetlenip lâyik olduğu millet­lerarası mevkiini alıyor. Türk - Irak paktının akdiyle Türki-yenin İsraille bir müttefik haline gir­memesinin merhalesini katetmiş bu­lunuyoruz. Bu suretle de Türkiye Ira-km müttefiki oldu. Belki de yarın bir sürü Arap devletinin müttefiki ola­caktır. Vakıa milletlerin kaderleri paktlarla değil kendi seferi kuvvetleri ile kaimdir .Türkiye fırsatı elde edip kuvvetlenmiş ve Milletlerarası sahada hatırı sayılır bir mevki elde etmiştir. Araplar ise hâlen zayıf, parçalanmış bir haldedir. Bu şartlar altında gelişi güzel bir kimse ile müttefik olurlarsa bu, yarının badirelerini defedemez. Araplar kendileri ile hemhudut bulu­nan ve kuvvetli bir devlet olan Türki­ye ile müttefik olmalı. Türk - Arap dostluğunun idamesi için en mühim şart budur ve bu, Arapların Millet­lerarası mevcudiyetini sağlıyacak bi­ricik garantidir.

Bandımg;'taki cehremiz

27/IV/Î955 tarihli (Zafer) den :

Bandung konferansı, nihayete erdi. Beklenebilirdi ki, bu konferans, Sov­yet propagandasına bir kürsü vazifesi görsün. Nitekim bazı delegasyonların bidayette bu istikamette büyük gay­retler sarf ettiği görülmüştür.  

Fakat bu neviden gayretler, realist ve cesur müdahaleler neticesinde akame­te uğramış ve müzakereler üzerinde hakikî durumu görenlerin sadece alâka toplamakla kalmrya-rak konferansın (neticeleri ürerinde müessir olmuştur.

Bizzat Amerikan Haberler Ajansının bu hususa dair bir telgrafına göre, konferans müzakereleri üzerinde en fazla tesiri hissedilmiş olan murahhas heyet, bizimki olmuştur.

Heyetimiz, başlangıçta, millî siyaset­lerini şifahen ve açıkça ifade etmek is-tiyenlere, bu hakkın verilmesini te­min1 eylemiştir.

Bunun yanı başında, memleketlerin ideallerini yahut hükümranlık hakla­rım zedeleyecek her türlü teklife karşı koymuştur.

Ayrıca, lâkaydi ile tasasızlığın, netice­de istiklâlleri tehlikeye koyduğunu ha­tırlatarak, acı bir misal olmak üzere, kurtarıcı sıfatiyle gelenlerin Doğu Av-rupayı nasıl esaret altına soktuğunu tebarüz ettirmiştir.

Ve yine Amerikan Haberler Ajansının telgrafına göre, bütün konferans bo­yunca teşebbüsü âdeta elden bırak­mamış ve Birleşmiş Milletlerin dünya görüşünü muvaffakiyetle müdafaa ey­lemiş bulunan Türk murahhas heyeti, kalabalık olmadığı ve komisyonlara dağılmak mecburiyetinde bulunduğu halde, konferansın seyri üzerinde müsbet şekilde müessir olmak bahsin de dikkati celbedecek kadar muvaf­fak olmuştur.

Heyetimiz hakkındaki bu takdir kâr sözleri oradaki müşahitlerden öğrene­rek her tarafa bildiren, tekrar işaret edelim ki, Amerikan Haberler Ajan­sıdır.

öyle sanıyoruz ki, Bandung konferan­sının müsbet bir seyir almasında, he­yetimizin hakikaten büyük rolü ol­muştur. Zaten, hükümetimizin son za­manlarda giriştiği şümullü siyasî ak­siyonun Bandungta da ayni esaslar dahilinde ve ayni vazih ve realist prensiplerin müdafii olarak harekete geçeceğinden şüphe edilemezdi.

Yalnız, bu konferansa, devletimizin bugünkü prestij ve itibariyle hemsevi-ye bir hazırlık ve ayrıca da, mükem­mel bir kararlılık ile gidilmiş bulun­duğunu yapılan beyanatın cidden et­raflı olmasından yahut mukaddem bir rotaya göre ifade edilmiş bulunduğun­dan istihraç edebilmek, hepimizi bir kere daha sevindirmiştir.Ayrıca dış politika hamlelerimizin bir plâna göre sıralanmış bulunduğu em­niyetini bizlere, bir kere daha telkin etmiştir.

Meselâ, Asyalı dest milletlere hitap ederken, bunu, menşeimiz itibariyle ne sıfatla yaptığımızın izahı, yahut, gerçekten dostumuz ve kardeşimiz ci­lan Endonezya için sarfedilmiş olan tesirli sözler ve nihayet, kurtarıcı gi­bi gelip zindancı olarak kalan bir si­yasetin, Doğu Avrupayı ne türlü kah­rettiğinin izahı ve bu yeni biçim em­peryalizmin maskesini aşağı alma ha­reketi... Muhaiüîa-k ki, bu sert çıkış, Asya milletlerinin saffetini istismar etmek isteyenlerin oyunlarını fena halde bozmuştur.Fakat, bunların hepsini bizce bir müdîrfikre bağlamak lâzımdır. O da şu ki, bugünkü Türkiye gerek Orta Do­ğu, gerek Uzak Doğuda, dünya barı­şının ve örnek beynelmilel münase­betlerin samimî bir hadimi olmak ka­rar ve arzusundadır.

1 Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler :

Ekonomi ve sosyal komisyonu dünkü toplantısında, mültecilerle meşgul ol­mağa Birleşmiş Milletler yüksek ko­miserine müzaherette bulunmak üzere bir icra komitesinin ihdasına karar vermiştir.

Bu komite Avustralya, Avusturya, Bel­çika, Brezilya, Danimarka, Batı Al­manya, Fransa, Vatikan, İsrail, İtalya, İsviçre, Türkiye, İngiltere, Birleşik Amerika ve Venezüella temsilcilerinden teşekkül edecektir.

Sovyetler Birliğinin Güvenlik Konseyi nezdindeki murahhası M. Arkadi So-boîef konseyin nisan ayı zarfındaki toplantılarına başkanlık edecektir.

M. Sobolef, bu vazifede Türkiye mu­rahhası Selim Sarpere halef olmak­tadır.

Hâlen Güvenlik Konseyi için hiç bir toplantı derpiş edilmiş bulunmamaktadır.

t Nisan 1955

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Filistin heyetinin başkanı General Burns Kudüse hare­ketinden evvel Birleşmiş Milletler rad­yosunda verdiği beyanatta mütareke durumunun muhafazasiyle ilgili bazı tavsiye ve telkinlerde bulunmuştur.

su   şekilde

General bu tavsiyelerini hülâsa etmiştir:

1 Gazze bölgesiyle İsrail toprakları arasındaki hudut üzerinde muhtelit devriyeler teşkili,

2 Mahallî İsrail ve Mısır kumandanları arasında haber teatisine ve hudut hattından müsaadesiz geçmeğe teşebbüs eden şahısları tevkifine, im­kân vermek üzere mahallî bir anlaş­manın akdini,

S  Hudut hattının en nazik yerle­rinde bir dikenli tel şebekesinin ku­rulması,

4  Hudut hattının her iki tarafta muntazam ve talimli kıtalar tarafın­dan muhafaza altında bulundurul­ması,

General Burns'un fikrine göre bu ted­birler, ancak her iki tarafın da mü­tarekeyi idameye karar verdikleri ve karşı tarafın bu husustaki niyetlerine-itimat ettikleri takdirde bir kıymet ifade edeceklerdir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birlşmiş Milletler kurulundaki Suriye temsilci heyeti başkan vekili doktor Salâhattin Tarazı, bugün tertiplediği bir basm toplantısı sırasında, Türki-yenin Suriyeye karşı takınmış olduğu durumu tenkit etmiştir.

Orta Doğu meselelerine temas eden Suriye temsilcisi, bu bölgeyi ve Suri-yeyi tehdit eden en büyük ve yegâne tehlikenin İsrail olduğunu söylemiş­tir.

5 Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletler genel sekreteri Dag Hammarskjold, Mısır - İsrail hudu­dunda güvenliği takviye için Birleşmiş Milletler başmüşahidi general Burns tarafından ileri sürülen teklifleri tas­vip ettiğini bugün tertiplediği basın toplantısında bildirmiştir. Genel sekreter  bu  teklifleri  realist  ve   faydalı bulduğunu belirtmiştir.

6 Nisan 1955

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

İsrail - Mısır münasebetleri meselesi hakkındaki müzakerelerini henüz bir hafta evvel bir neticeye bağlamış olan Güvenlik Konseyi, bu sefer İsrail ta­rafından' vaki talep üzerine, iki mem­leket arasındaki hu-dut hâdiselerini görüşmek üzere yeniden toplantıya ç a ğırılm aktadır.

Bundan evvelki müzakerelere, Mısır kontrolü altındaki arazide ve Gazze civarındaki Mısır kuvvetlerine karşı İsrailliler tarafından yapılan tecavüz saik olmuştu. Bu defa ise İsrail dele­gesi M. Eban, konsey başkanlığına tev­di ettiği mektuptaki iddiaya göre me­suliyeti Mısırlılara raci olan ve en ehemmiyetlisi 3 nisanda vuku bulan 15 yeni hâdiseden bahsetmektedir. Bu hâdiseleri mesnet olarak ele alan İs­rail delegesi, Mısırın güvenlik konseyi tarafından 30 martta alman karara riayet etmemekte olduğu neticesini çıkarmaktadır.

İsrail delegesi M. Eban konseyin bu­günkü celsesinde iradedeceği nutukta bu hâdiseleri izah edecektir. M. Eban ayrıca konseyden Mısıra ciddi bir ih­tarda bulunmasını istiyeceği de düşü­nülebilir.

Diğer taraftan Mısır murahhası Ömer Lûtfi de İsrail ithamlarına cevap ver­mek için bir nutuk hazırlamıştır. Mı­sır murahhası bu nutkunda İsrailin şikâyet mektubuna mevzu teşkil eden hâdiselerden en ehemmiyetlisi olan ve 3 nisan tarihinde cereyan etmiş bu­lunan hâdisenin mesuliyetini îsraile atfedecektir.

Güvenlik Konseyi, İsrail ve Mısır mu­rahhaslarını dinledikten sonra Musevi ve Hıristiyan paskalya yortuları dola-yısiyle toplantılarını bir hafta kadar talik edecektir.

  Birleşmiş Milletler (New-Yorki :
Güvenlik Konseyi bugün îsraiim Mısır hakkındaki şikâyetlerini tetkik için toplanmıştır. İsrail delegesi bu top­lantıda Mısırın devamlı tahrikleri karşısında İsrail hükümetinin ve mil­letinin infial ve endişe duyduklarını belirtmiştir. Delege bu arada 24 mart ile 3 nisan arasında vukua gelen hâdi­selere konseyin dikkatini çekmiş ve hâdiseleri te'ferruatiyle anlatmıştır. Delege sözlerine devamla konseyin münferit hâdiseleri tetkik ve bunları takbihle iktifa etmeyip, Mısıra teca­vüzlerine son vermesini bildirmek su­retiyle önleyici tedbirler alması gerek­tiğini söylemiştir.

Mısır delegesi, bu iddialara daha son­ra cevap vermek hakkını mahfuz tut­tuğunu söylemiş bununla beraber İs­railin bahsettiği hâdiselerin ekserisi­nin konseyin 30 mart tarihli kararın­dan önce vukua geldiğini belirtmiştir. Delege bundan başka bu hâdiselerden bazılarının henüz müşterek mütareke komisyonu tarafından tetkik edildiği­ni hatırlatmıştır.

İngiliz delegesi, son hâdiseler hakkın­da mütareke komisyonunun raporu alınıncaya kadar müzakerelere ara ve­rilmesini teklif etmiştir. iBu teklife muhalefet eden olmamış ve ittifakla kabul edilerek toplantıya son veril­miştir.

Konseyin gelecek toplantı gününü, başkan, komisyon raporunu aldıktan sonra tayin edecektir. Bu toplantının pazartesiden önce yapılacağı sanıl-mamaktadır.

8 Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler  ıNew-York) :

Birleşmiş Milletler kurulu ekonomik ve sosyal konseyi dokuzuncu devrenin ilk içtimaını, gelişmemiş memleketlere yapılacak yardımların arttırılması hu­susunda bir karar sureti kabul ederek bitirmiştir.

Bu karar suretinde, adı geçen memle­ketlerin smaileşmelerine yardım et­mek üzere geniş ölçüde Milletlerarası işbirliği tavsiye edilmektedir.

9 Nisan 1955

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Eirleşmiş Milletler teşkilâtı merkezin­den bildirildiğine göre, Mısır - İsrail muhtelit mütareke komisyonu bugün fevkalâde bir toplantı yapacaktır. İsrailin Güvenlik Konseyine son defa yaptığı bir şikâyetin mevzuunu teşkil eden 3 nisan hâdisesi toplantı günde­minin ilk maddesinde yer almıştır.

İsraile göre 3 nisan tarihinde Mısır birlikleri bir İsrail devriyesine ve Na-hal Oz adındaki İsrail köyüne ateş açmışlardır. Bu hâdisede İsraillilerden 2 kişi.ölmüş ve 16 kişi yaralanmıştır.

Bilindiği gibi Güvenlik Konseyi 6 ni­san tarihli toplantısında İsrailin bu şikâyeti ile Mısırın cevabına ittilâ hâ­sıl ettikten sonra muhtelit mütareke komisyonunun bu husustaki raporunu alıncaya kadar toplantının talikine karar vermiştir.

11 Nisan 1955

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

İsrail delegesi Abba Eban Güvenlik Konseyi başkanına bugün bir mektup göndererek. Gazze bölgesinde yeni hâ­diseler vukua geldiğini haber vermiş­tir. Eban bu mektubunda, Mısır kuv­vetlerinin taarruzlarının sebep oldu­ğu gerginliğin gittikçe arttığını ve mütarekenin tehlikeye düştüğünü be­lirterek konseyden durumun tetkiki­ne müstaceliyetle devam etmesini is­temiştir.

14 Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güney Doğu Asya müşterek güvenlik andlaşması, Filipin murahhası M. Fe-lix Serrano tarafından ve andlaşma-nın diğer mumzileri adına Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine dün res­men tevdi edilmiştir. 8 eylül 1954 te Maniîlada aktedilmiş olan bu andlaşma, Birleşmiş Milletler teşkilâtında âza bulunan memleket­lerin iltihak edeceği bütün beynelmilel anlaşma ve andîaşma metinlerinin teşkilâta bildirilmesi icap edeceğine dair anayasada derpiş edilmiş olan hü­kümler gereğince g-anel sekreterliğe tevdi edilmiş bulunmaktadır.

Seato andlaşmasının akitleri bulunan sekiz memleket, Avustralya, Fransa, İngiltere, Yeni Zelanda, Pakistan, Fi­lipin, Birleşik Amerika ve Siyam mu­rahhasları bu tevdi merasiminde ha­zır bulunmuşlardır.

16 Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler teşkilâtını Filistin heyeti başkanı General Burns, İsrail ile Mısır arasında 28 şubat tarihinden beri vukubulan hâdiseler hakkında Güvenlik Konseyine gönderdiği bir raporda, «bu bölgedeki durumun va-himleşmesini Önlemek için Mısırın hu­dut hattındaki hücumlarını durdur­ması ve İsrailin de Mısır ileri mevzi­lerine her hangi bir hücuma teşebbüs edilecceği endişesini uyandıracak ha­reketlerden veya tahriklerden içtinap etmesi lâzım geldiğini bildirmektedir.»

General Burns, bu devre zarfında İs­raile karşı yapılan hücumların geçen 28 şubat tarihinde Gazze civarında vaki İsrail hücumundan mütevellit gerginlik ve heyecandan ileri gelmiş olduğu mütalâasını serdettikten son­ra 1 mart tarihinden beri Mısırın se­kiz ve İsrailin de dört defa olmak ü-zere muhtelit mütareke komisyonun­ca mesuliyetlerine karar verilmiş ol­duğunu hatırlatmaktadır. Mısır mu­rahhas heyeti tarafından İsrail aley­hine 49 ve İsrail heyeti tarafından ise 35 şikâyetin yine bu devre zarfında muhtelit mütareke komisyonuna tev­di edilmiş olduğunu ayrıca kaydet­mektedir. Birleşmiş Milletler heyeti şefi, durumu düzeltebilecek ilk tedbir olarak muh­telit devriyelerin teşkilini telkin ve tavsiye etmekte ve hâdiselerin veya huduttaki tecavüz hareketlerinin me­sullerini daha iyi testti edebilmek maksadiyle Birleşmiş Milletler neyetine mensup birer müşaiıidin yerleşti­rildiğini bildirmektedir. General Burns, bu raporunun nihaye­tinde her iki tarafın mahallî kuman­danlıklar arasında bir anlaşma husu­sunda müzakereye girişmeği kabul et­miş bulunduklarım bildirmekte ve bu itibarla gerekli tedbîrlerin alınmasına intizaren hudut hattında nizam ve asayişin muhafaza ve idamesinde bu mahallî kumandanlıkların mesul tu­tulmalarını talep etmektedir.

17 Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Yakın ve Orta Doğu memleketlerine karşı takip edilen ingiliz Amerikan baskı siyasetini Birleşmiş Milletlere götürmek imkânlarından bahseden Moskova beyanatını yorumlayan Bir­leşmiş Milletler çevrelerinds bu mese­lenin son günlerde Güvenlik Konseyi Filistin meselesini görüştüğü sıralar­da Sovyet heyeti tarafından ortaya atılmış olduğu hatırlartılıyor.

Gecen ay Mısırlı - İsrail meselesine ayrılan iki oturumda Sovyet delegesi yapmış olduğu konuşmalarda İngilterede ve Birleşik Amerikayı tecavüz kâr bloklar kurarak Orta Doğuda ger­ginliği arttırmakla itham etmişti.

Sebolef ayrıca Türkiye - Pakistan ve Türkiye Irak paktı aleyhinde de bulunarak Birleşik Amerikanın müttefi­ki olan Türkiyeyi Arap memleketleri ve bilhassa Suriye üzerinde baskı yap­mak ve komşularını tehdit maksadiyle sınırlarına askerî birlikler yığmakla itham etmişti.

O zaman Fransız delegesinin de belirt­tiği gibi, güvenlik konseyinin incele­diği Mısır - İsrail meselesi ile ancak çok uzaktan ilgisi olan bu çeşit görüş­lerin Sovyetler tarafından ortaya atıl­ması hayret uyandırmıştı. Bu hareket, Parisi anlaşmalarına mâni olmak için girişilen ve neticesiz kalan mücadele­lerden sonra, Sovyetlerin Orta Doğu hakkındaki İngiliz - Amerikan siya­setini başarısızlığa uğratma arzuları­na atfedilmişti.

Sovyetler Birliğinin bu mesele hakkında Birleşmiş Milletlere ne şekilde baş vurabileceği henüz bilinmemekte­dir. Nisan ayı içinde Sovyet delegesi Sobolevin Güvenlik Konseyine baş­kanlık etmesine rağmen, Moskovanm genel kurula müracaatı tercih edeceği sanılıyor. Çünkü liderleri tarafsızlığa meyyal olan bir kısmı Orta Doğu ve Güney Doğu Asya memleketleri genel kurulda kuvvetli bir grup teşkil et­mektedir. Sovyetlerin «hükümranlığın ve bağımsızlığın ihlâli» mutat formü­lü .altında Birleşmiş Milletlere başvur­ması muhtemeldir.» Orta Doğu böl­gesinde Milletlerarası güvenlik ve ba­rışın tehlikede olduğu» görüşü de or­taya atılabilir.

Bununla beraber, Birleşmiş Milletler çevrelerinde Sovyetlerin meseleyi res­men teşkilâta sunacağına ihtimal ve­rilmemektedir. Genel kurul da zaten toplantı halinde değildir. Moskova be­yannamesinin yarın Bandungta açılacak olan Asya - Afrika konferansı ile ilgili olduğu kanaati yaygındır. Bu konferansta Batılılar ve sömürgecilik aleyhindeki hislerin kuvvetlendirilme­si keyfiyetine de işaret edilmektedir.

18 Nisan 1955

 Washington :

Birleşmiş Milletler anayasasında bazı değişiklikler yapılması için ileri sürü­len teklifleri tetkik eden ayan mec­lisi Dışişleri Komisyonunda beyanatta bulunan eski başkan Trunıan şöyle demiştir:

Hâlen dünya barışı için tehlike teş­kil eden meseleleri Birleşmiş Milletler genel kuruluna sunmalıyız.

19 Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Kurulu. Güvenlik Konseyinin, bugün Öğleden sonra ya­pacağı toplantıdan önce, Mısır heye­ti, Mısırın Gazzede hudut hâdiseleri­ni önlemek üzere aldığı tedbirler hak­kında genel sekreterliğe bir muhtıra sunmuştur. Bu muhtırada, Mısır hudut birlikleri komutanı general Ahmet Salimin Bir­leşmiş Milletler Filistin mütareke ko­misyonu kontrol heyeti başkanı gene­ral Burns ile yaptığı konuşmadan ve Mısırın hâdiseleri önlemek üzere gi­riştiği taahhütlerden bahsedilmekte­dir.

 Birleşmiş Milletler (Nevv-York) :

Sovyetler Birliği, Sovyet _ Japon mü­nasebetlerinin normalleştirilmesi için iki memleket arasında müzakerelere girişilmesi imkânı mevzuunda teati edilen notalardan 8 nisan tarihli son Japon notasına cevabını dün bildir­miştir. Bilindiği gibi bu müzakerelerin Ne w-York ta yapılması hususundaki Japon teklifi Sovyet hükümetince red­dedilmiş bulunuyordu. Şimdi, Sovyet­ler Birliği, ilk defa olarak Birleşmiş Milletler nezdindeki murahhası M. Arkady Sabolefi yine ayni teşkilât nes_ dindeki Japon müşahidi M. Renzo Sa-wada ile temasa geçirmiş ve cevabî notasını onun eliyle tevdi ettirmiştir.

M. Sawada Tokyoya bildirdiği bu notanın muhteviyatını açıklamamıştır.

Sovyet hükümeti, iki memleket ara­sındaki münasebetlerin normalleştiril-mesine müteallik notalarını şimdiye kadar Tokyoda yarı resmî bir şekilde bulunan Sovyet heyeti vasıtasiyle Ja­pon hükümetine tevdi ettirmekte idi.Mevzuubahis 8 nisan tarihli son Ja­pon notasında derpiş edilen müzake­relerin New-Yorkta yapılması husu­sunda yeniden ısrar edilmekte idi. M. Sooolefin M. Sawadayı ziyaretini bil­diren haber, Sovyetler Birliğinin bu meseledeki tavrını değiştirmiş olduğu ve New-Ycrktaki Japon heyetiyle bir nevi hazırlık müzakerelerine girişmiş bulunduğu yolunda bir faraziyeye meydan vermiştir.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik Konseyi bugün öğleden son­ra toplanarak, İsraiiin Mısır aleyhin­deki şikâyetini tetkik etmiştir.

Birleşmiş Milletler baş müşahidi ge­neral Burns, 1 mart gününden beri İs­rail _ Mısır hudut bölgesinde vukua gelen ve İsraiiin şikâyetine yol açan hudut hâdiseleri hakkında konseye ra­porunu vermiş bulunmaktaydı. Bilin­diği gibi müşterek mütareke komisyo­nu bu hâdisenin mesuliyetini Mısıra yüklemişti.

İlk olarak söz alan Mısır delegesi Ömer Lûtfi, İsraiiin 28 nisan günü Gaz-ze civarında bir Mısır birliğine karşı yaptığı taarruzdan beri durumunu de­ğiştirmediğini ve Mısır aleyhinde it­hamlarda bulunarak bu meselede tak­bih edildiğini dünya efkârı umumi-yesine unutturmaya çalıştığını söyle­miştir. Mısır delegesi memleketinin hudut hâdiselerinin tekerrürüne engel olmak için aldığı tedbirleri saymış ve bunların Mısırın iyi niyetinin ve işbir­liği zihniyetinin delili olduğunu beyan etmiştir.

Fransız delegesi Hoppenot iki tarafı bu karşılıklı şikâyetlerden vazgeçme­ye ve general Burns ile müzakerelere devam etmeye davet eylemiştir.

20 Nisan 1955

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler uyuşturucu madde­ler komisyonu, eroinin tıbbî maksat­larla kullanılmasının men'ini ve bu­nun yerine daha az zararlı maddele­rin istimalini tavsiyeye karar ver­miştir.

Eroini tıbbi maksatlarla kullanmakta devam eden memleketler arasında hâ­len Arnavutluk, Belçika, Fransa, Ma­caristan ve Paraguay vardır.

  New-York :

Birleşmiş Milletler genel sekreteri, Dag Hammerskjoeld, bir basın toplan­tısında, müteveffa Einstein'dan sita­yişle bahsetmiştir.

Genel sekreter, Einstein'i büyük bir idealist ve modern fiziğin en büyük üstadı olarak vasiflandırmıştir.

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

İsraiiin Mısır hakkındaki şikâyetini tetkik etmek üzere dün öğleden sonra toplanan Güvenlik Konseyinde Fransız murahhası M. Hcppenot'nın ka-nuşmasından sonra söz alan İsrail mu­rahhası M. Abba Eban general Burns tarafından tanzim edilmiş olan rapo­run İsrail şikâyetini her noktasında teyit ettiğini söylemiş ve konseyden bu rapordaki neticeleri aksettiren bir karar ittihazını talep etmiştir.

Müteakiben söz alan İngiliz murahha­sı Sir Pierson Dixon Mısırlılar tara­fından yapılan tecavüz ve misilleme hareketlerini takbih etmiş ve bununla beraber general Burns ile müştereken alman önleyici tedbirlerden dolayı Mı. sın tebrik eylediğini söylemiştir. İngi­liz murahhası, Mısır ile İsrail arasın­da hudut hâdiselerini önleyecek bir anlaşmaya varılacağı ümidini izhar ederek sözlerine son vermiştir.

Sovyetler Birliği adına konuşan M. Ar-kady Sobolef de general Burns tara­fından girişilen müzakerelerin, seyrini cesaret verici bulduğunu söylemiş ve müteakiben konseyin hâlen başkanı bulunmak sıfatiyle alâkalı tarafları yeni hâdiseleri önlemeğe ve konsey ta­rafından tavsiye edilen emniyet ted­birlerini tatbik hususunda işbirliği yapmağa davet etmiştir.

Güvenlik konseyi müteakiben gelecek toplantı için bir tarih tesbit etmeden celsesine son vermiştir.

22 Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Arap birliği haberler merkezi perşem­be günü resmen New-Yorkta açılmış­tır. Menkezin resmi küşadı dolayısiyle yapılan merasimde, teşkilâtın direktö­rü Kâmil Abdurrahim, bir beyanatta bulunarak, bunun da Orta Doğudaki Amerikan haberler büroları tarzında çalışacağını söylemiş, maksadının po­lemik yapmak değil, Kuzey Afrika is­tiklâl mücadelesi, ve Filistin mevzu­unda Amerikan efkârı umumiyesini aydınlatmak olduğunu ifade etmiş­tir.

Kâmil Abdurrahim, Arap birliğinin Si­yonist aleyhtarlığı ile, Sami aleyhtar­lığının karıştırılmam ası lâzım geldi­ğine ve İsrail devletinin kurulmasın­dan evvel Araplarla İslâm memleketlerinde yasıyan yahudüerin pekâlâ geçindiklerine işar&t etmiştir.

24 Nisan 1955

  Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Söylendiğine göre, Japon hükümeti. Sovyet - Japon münasebetlerinin nor­malleştirilmesi hususunun müzakeresi için toplantı mahallî olarak Sovyet hükümeti tarafından teklif edilen iki şehirden birini kahul etmiştir. Bu şen. rin Londra olduğu sanılmaktadır.

Sovyetler Birliğine bu husustaki Ja-pcn cevabı, Japonyanm Birleşmiş Mil­letler nezdindeki müşahidi M. Sawa-da ile Sovyetler Birliği daimi murah­hası M. Arkady Scbolef arasında dün öğleden sonra vuku bulan görüşme es­nasında verilmiştir.

Öğrenildiğine göre Sovyet - Japon mü­zakerelerine haziran ayında başlana­bilecektir.

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Fcrnıoza meselesinin Birleşik Ameri­ka ile doğrudan doğruya müzakere edilmesi hususundaki Çin tekliîi Bir­leşmiş Milletlerde çok iyi bir intiba hâsıl etmiştir.

Bilindiği gibi komünist Çin geçen o-cak ayında meselenin Güvenlik Kon­seyinde müzakeresi için kendisine ya­pılan daveti reddetmişti. O tarihten beri Birleşmiş Milletler her ne kadar bu meselenin dışında kalmış ise de yine de durumun inkişafını endişe ile takipten hâli değildi.

Formoza meselesinde bir uzlaşma şekli bulmak için Hindistan ve İngiltere ta­rafından girişilmiş olan teşebbüslerin görünüşe göre hiç bir terakki kaydet­memiş olması üzerine Formozaüan do­layı ortaya had bir buhranın çıkma­sını önlemek için. ne gibi çareler bulu­nabileceği Birleşmiş Milletlerde sual mevzuu teşkil etmekte idi. Bu itibar­la M. Şu En Lai'in iki taraflı görüş­meler yapılması hususunda yaptığı teklifi yeni bir ümit şulesi getirmiş olmaktadır.

Diğer taraftan Cinde mevkuf tutulan Amerikan havacılarının yakında ser­best bırakılacakları keyfiyeti de cesa­ret verici bir işaret olarak telâkki edilmektedir. Bilindiği gibi bu hava­cıların Cinde mevkuf tutulmuş olma­ları meselesi Birleşmiş Milletler genel kuruluna da intikal ettirilmiş ve teş­kilâtın genel sekreteri M. Dag Ham-maskjoeld bunların tahliyesini sağla­mak üzere bizzat Pekine kadar gitmiş­ti. Eğer bu mesele şimdi halledilmiş bulunursa, Birleşik Amerika ile Çin arasında müzakerelere mâni olan mevcut engellerden en ehemmiyetlisi değilse de en can sıkıcısı ortadan kal­dırılmış olacaktır.

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail murahhas heyeti, Arap memleketleri­nin İsraile karşı iyi niyetlerini ispat için ne gibi şartları yerine getirmeleri icap ettiğini burada açıklanan bir teb­liğde bildirmektedir.

İsrail, Arap memleketlerinden şunları istemektedir:

1 14 mayıs 1948 de kurulmuş olan İsrail devletini tanımak,

2 İsraile karşı muhasım durum ta­kınmaktan vazgeçmek,

3 Mütareke anlaşmalarının yerine nihai anlaşmalar akdetmek,

4 İsrailin şimdiki hudutlarını tanı­mak,

5 Filistin Arap mültecileri mesele­sinin nihaî bir hal tarzına bağlanma­sına intizaren bu mültecilere iktisadi faaliyetlerine yeniden başlamak  im­kânını vermek,

6 İsraile karşı açılmış olan harbin sulh için bir tehlike teşkil etmiş oldu­ğunu kabul etmek,

İsrail tebliği, Birleşmiş Milletler ana­yasasının İsraile hükümranlığını ve toprak bütünlüğünü müdafaa etmek ve hudutlarını kendi intihap edeceği kimselere açmak veya kapamak husu­sunda tanı bir hak tanıdığını ilâve et­mek suretiyle sona ermektedir.

26 Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Rus - Japon münasebetlerinin normal bir hale getirilmesi için yapılacak mü­zakerelere Londrada ve haziranın bi­dayetinde başlanması hususundaki Japon teklifini kabul eden Sovyet hükümetinin notası dün akşam ma­hallî saatle 6 da Sovyetler Birliğinin Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî murahhası M. Arkady Soboîef tara­fından Japonyanm Birleşmiş Millet-lerdeki müşahidi M. Renzo Sawadaya tevdi edilmiştir.

28   Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Amerikanın Birleşmiş Milletlerdeki de­legesi Henry Cabot Lodge, Birleşmiş Milletlerin 1955 senesine ait genişle­tilmiş teknik yardım programına Amerikan altı buçuk milyon dolarla iştirak edeceğini bildirmiştir.

Bu kredi, gereken muamele tamamla­nır tamamlanmaz beynelmilel teşkilâ­ta sunulacaktır.

29   Nisan 1955

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Atom enerjisinin barışçı gayelerde kul­lanılması mevzuunu görüşmek üzere 8 ilâ 20 ağustos tarihleri arasında Ce-nevrede toplanacak olan konferansa 41 memleket temsilci gönderecekleri­ni Birleşmiş Milletler genel sekreteri­ne bildirmiştir. Bu memleketlerden on biri Birleşmiş Milletler üyesi olma­makla beraber teşkilât; mütehassıs organlarına dahildir. Bu memleketler şunlardır: Finlandiya, Batı Almanya, Macaristan, İtalya, Japonya, Ürdün, Güney Kore, Monako, Portekiz, San Marino ve İsviçre. 60 ı Birleşmiş Milletler üyesi olmak üzere ceman 84 memleket- bu konfe­ransa çağırılmıştır.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler genel sekreterliği, bugün yayınladığı "bir raporda, önü­müzdeki mayıs ayı içinde Birleşmiş Milletler ekonomik ve sosyal komis­yonunda müzakere edilecek olan ha­ber alma hürriyeti meselesini incele­mektedir.

Genel sekreterlik, bu raporunda hiç bir mütalâa serdetmeyip meseleyi tamamiyle objektif olarak ortaya koy­makta ve muhtelif memleketlerin bu alandaki mevzuatını arzetmektedir.

Yalnız, raporun sonunda, genel sek­reterliğin bir temennisi vardır ki, o da, Birleşmiş Milletlere tiye olan dev­letlerin haber alma serbestisine müte­allik kanunlarını ayarlamaları arzu­suna dairdir.

13 Nisan 1955

 Manilla :

18 nisanda Endonezyanm Bandoeng şehrinde toplantılarına başlıyacak olan Afrika - Asya konferansına işti­rak edecek olan Filipin heyetinin ta­kip edeceği siyaset, bugün, Filistin Cumhurbaşkanı Magsaysay'm. başkan­lığında toplanmış olan parti temsilci­lerinin iştirak ettiği bir toplantıda gözden geçirilmiş ve ittifakla tasvip edilmiştir.

Devlet vekili Carlos Romulo'nun baş­kanlığında konferansa iştirak edecek olan Filipin heyeti, bütün varlığiyle komünist Çinin Birleşmiş Milletler ku­ruluna alınması için girişilecek olan teşebbüsleri önlemeğe çalışacaktır. Heyet bundan başka, Afrika ve Asya devletleri temsilcilerine, Birleşik A-merika ile Filipinler ve Birleşik Ame­rika ile milliyetçi Çin arasındaki iki taraflı anlaşmaların ve Güney Doğu Asya güvenlik paktının tedafüi mahi­yetlerini izah edecektir.

Bundan başka, Filipin heyeti, Hindis­tan Başvekili Nehru tarafından ileri sürülecek olan dünya sulhunu beş prensibe bağlayan teklife de iştirak et­meyecektir. Çünkü, bu bes prensibin Birleşmiş Milletler anayasasında mev­cut olduğu bilinmektedir.

Bandoeng konferansı kararları ekse­riyetle alınacağı için, Filipin heyeti­nin takınacağı durumun komünist blokunun bir takım gayretlerini bcşa çıkaracağı tahmin edilmektedir.

17 Nisan 1955

 Bandoeng :

Asya  - Afrika milletleri konferansını yankından takip eden müşahitlere na­zaran, konferansa katılmakta olan delegeler, şimdiye kadar yaptıkları gayri resmî görüşmelerde, aşağıdaki hususların gündeme alınmasında müt­tefiktirler : Asya ve Afrika milletleri arasında ik­tisadi ve kültürel işbirliği, insan hak­ları ve milletlerin kendi kendilerini idare hakkı, ırkçılık ve müstemlekeci­lik, atom enerjisinin sulhsever gaye­lere kullanılması, Birleşmiş Milletler teşkilâtı âzaliğı, barış içinde bir ara­da yaşama.

Diğer taraftan, Endonezya Başvekili Dr. Ali Sastrcdamidjojo'nun, konfe­rans başkanlığına seçilmesi lâzım gel­diği kanaati de umumidir,

- Paris :

Bandceng konferansı arifesinde Orta Doğu durumu hakkında Sovyetler ta­rafından yayınlanan beyanat Sovyet­lerin dünyanın bu bölgesine karşı gösterdiği ilgiyi ifade etmektedir. Sov­yetler Birliği, bu bölgenin hepsi de konferansta temsil edilen memleketle­rine kendilerine karşı «bazı batı dev­letlerinin baskısı devam ettiği takdir­de» meseleyi Birleşmiş Milletlere ak­settirmek suretiyle yardım vaa-det-mektedir.

Böylece Sovyetler Birliği Orta ve Ya­kın Doğuyu her iki blokun dışında ka­larak tarafsız harekete davet etmek­tedir. Dün de Fravda gazetesi Almanyayı Avusturya gibi harekete davet et­mekteydi. Bilindiği gibi Avusturya son Moskova müzakereleri sırasında hiç bir askerî ittifaka dahil olmamayı ve toprakları üzerinde askerî üsler ku­rulmasına müsaade etmemeyi kabul etmiştir. Böylelikle Sovyetler Birliği kendi toprakları yakınındaki bu tarafsızlaşma siyasetini şimdi umumileş-tirmeğe çalışmaktadır.

Sovyet hükümetinin bu beyanname­sinin Bandung konferansında ortaya atılması ve Yakın ve Orta Doğu dele­gelerinin bu konudaıki hareket hatla­rını belirtmeleri muhtemeldir. Bu şe­kilde dünyanın bu bölgelerindeki memleketlerden bazıları arasındaki görüş ayrılıkları ortaya konmuş ola­caktır. Bu da, muhtemelen, Sovyet diplomasisinin bu meseledeki hedefle­rinden biridir.

 Bandung:

Afrika - Asya konferansına iştirak edecek olan Kuzey Afrika halkı tem­silcileri, bugün, bir basın toplantısı tertipliyerek, yarın açılacak olan Ban­dung konferansından, Tunus, Pas ve Cezair halkının Fransız müstemleke­ciliğine karşı giriştiği kurtuluş hare­ketini desteklemesini ve Birleşmiş Mil­letler kuruluna bu meseleyi müzakere etmemek için takındığı tavrı takbih etmesini istiyeceklerini beyan etmiş­lerdir.

Bugünkü basın toplantısında, Yeni Düstur Partisinin genel sekreteri, Sa­lâh Bin Yusuf başkanlık etmekte idi. Toplantıda, ondan başka Tahir Amir adında başka bir Tunuslu, Cezair Mil­li Kurtuluş cephesini temsil eden İki Cezairli, Fas İstiklâl Partisinin başka­nı Allal El Fasî ve partinin Kahire temsilcisi Ben Cellum da hazır bu­lunmuşlardır. 27 milyon Kuzey Afrikalı adına ko­nuştuğunu söyleyen Salâh Bin Yusuf Fransız müstemlekeciliğini şiddetle it­ham, etmiş ve «Fransız idaresi gestapo metodları kullanarak çok vahşice ha­reket etmektedir» demiştir. Bunun ü-zerine toplantıda bulunan bir İngiliz gazetecisi, Salâh Bin Yusuitan «ikinci dünya savaşı sırasında Fransa işgal edildiği zaman, yüz binlerce Fransızın gestaponun kurbanı olduğunu bilip bilmediğini sormuştur.

Salâh Bin Yusuf bunu gayetle iyi bil­diğini, Mendes - France Kuzey Af­rika hakkında düşündüğü iyi niyetle­rin Fransız parlâmentosunun mürteci unsurlarının baltalama hareketleriyle karşılaştığını ve Afrika halkının artık Fransaya hiç bir şekilde itimatlarının kalmadığını söylemiştir.

Amerikalı gazetecilerin muhtelif so­rularına cevap veren Salâh Bin Yusuf, stratejik konuların hiç bir şekilde Ku­zey Afrika halkını ilgilendirmediğini bu mülâhazaların Batı devletlerini Birleşmiş Milletler kurulunda Fransız müstemlekeciliğini desteklemeğe sevk ettiğini beyan etmiştir.

Kuzey Afrika temsilcilerinin, Cezairde Fransız idaresinin işkencesine uğra­yanlar hakkında, bir takım misaller vermeleri üzerine, İngiliz gazetecileri bunu «gülünç bir mübalâğa» olarak vasıflan dır mışlardır.

Gazetecilerin sual yağmuruna tutulan Salâh Bin Yusuf toplantıyı «fakat, bu­nunla beraber şeref ve haysiyet sahi­bi iyi Fransızlar da mevcut diyerek bitirmiştir.

  Taipeh :

Milliyetçi Çin Basın Dairesi Başkanı Vu, bugünkü basın toplantısı sırasın­da «Bandoeng konferansı, sadece ko­münistlerin hür dünyanın aleyhine geniş Ölçüde tezviratta bulunmaların­dan başka bir şeye yaramıyacaktır» demiştir.

  Paris :

Moskova radyosu, Sovyetler Birliği Yüksek Şûrası Riyaset Divanı Başka­nı Mareşal Voroşilof'un, Bandoeng Konferansı Genel Sekreterliğine bir mesaj göndererek, üyelere müzakere­lerde başarılar dilediğini bildirmiştir.

  Bandoeng :

Bandoeng Konferansının gündemini teşkil edecek olan yedi umumi hü­küm üzerinde bugün bir anlaşmaya varılmıştır.

Konferans Genel Kuruluna sunulacak olan bu yedi umumî hüküm şunlar­dır:

1 İktisadi işbirliği

2 Kültür sahasında işbirliği

3 Müstakil olmayan milletler me­selesi

4  Milletlerin kendi kendilerini ida­re hakları ve şahsî haklar

5 Atom enerjisi

6 Büyük ölçüde tahribata sebebi­yet veren silâhlar

7 Sulh için mücadele hususundam ili eri er ar ası işbirliği.

Konferansın ilk Genel Kurulunun hazırlıklarını ikmal etmek üzere, bu­gün beş davet eden memleketin tem­silcileri toplanmıştır ve uzun bir mü­zakerede bulunmuşlardır.

Diğer taraftan, Hindistan temsilci he­yetine yakın olan çevrelerden öğre­nildiğine göre, konferansta görüşüle­cek meseleler arasına, Filistin konu­su da alınacaktır.

18 Nisan 1955

 Bandung :

Yirmi dokuz Asya ve Afrika memle­ketinin iştirak ettiği Bandung Kon­feransı bu sabah açılmıştır.

Bu münasebetle söz alan Endonezya Cumhurreisi Soekarno ezcümle şöyle demiştir:

«Atom. silâhları artık klâsik silâh ha­line gelmiştir. Ve askerî mefhumlar da bu yeni mutaa göre değişmektedir. Asya ve Afrika milletleri silâh bakı­mından zayıf ve iktisadî bakımdan dağınık ve kifayetsizdirler. Biz sıkıl­mış yumruk diplomasisini tatbik et­miyoruz, fakat 1 milyar 400 milyon insan, milletlerinin manevî enerjileri­ni sulh yolunda seferber etmek az­mindedir.»

Soekarno müteakiben Kolombo dev­letlerinin, Hindicini ihtilâfının hal­linde ihmal edilemiyecek bir rol oy­namış olduklarını söylemiş ve demiş­tir ki:

«Bu konuda Asya milletleri seslerini yükseltmişlerdir ve bütün dünya bu­nu dinlemiştir. Asya Afrika âlemi bu sulhsever zihniyetle hareket etmek suretiyle muvaffak olacaktır. Şimdi, müstemlekeciliğin son izlerini de tas­fiye etmek kalıyor. Bugün bazı mem­leketler hâlâ kırbaç altında inlemek­tedirler. Müstemlekecilik henüz ta­mamen ölmemiştir. Eski şeklini terke-dince bu sefer bazen yabancılar ta­rafından icra olunan iktisadî ve en-tellektüel bir kontrol şeklinde teza­hür etmektedir.

Konferansa iştirak eden 29 milletin çeşitli dil, din, renk ve siyasete sahip olduklarını ve siyaset çeşitlerinin ko­münizmden muhafazakârlığa kadar gittiğini hatırlattıktan sonra Soekar­no sözlerine şöyle son vermiştir:

«Biz de dünyadaki diğer memleketler kadar müsamahakâr ve dindarız. Biz de onlar kadar hürriyeti korumak is­teriz. Bu konferansın şiarı şu olmalı­dır. Herkes için hayat hakkı ve çeşit­lilik içinde vahdet. Umarız ki bu kon­feransta insaniyet için bir hareket hattı tayin edilecektir. Ve bu konfe­rans yeni bir Asyanm ve yeni bir Af-rikanm doğmuş olduğunun delilini' verecektir.»

Müteakiben söz alan Endonezya Baş­vekili Sastroamicoco da şunları söyle­miştir:

«Kalplerimizin, el'an esaret altında yaşıyan kardeşlerimizle beraber oldu­ğunu söylediğim zaman bütün dele­geler namına konuştuğuma eminim. Ümit ediyoruz ki, yakın bir istikbal­de, müstemlekeciliği ortadan kaldır­mak ve istiklâllerine kavuşmak için mücadele eden kardeşlerimiz bu ga­yelerinde muvaffak olacaklardır. Asya ve Afrika memleketleri, bu gayenin tahakkuku için her türlü sulhsever teşebbüste bulunmaktan çekinnıiyeceklerdir. Son zamanlarda müstemle­keciliğin nihayete ereceği yolunda be­yanlar yapılmaktadır. Fakat şurasını teessüfle kaydetmeliyiz ki, bu beyan­lar kâfi değildir. Bütün bu vaadlerin fiiliyatla ispat olunması gerekir.»

Daha sonra söz alan Seylan delegas­yonu başkanı John Kotewala ise Asya ve Afrika milletlerinden, komünist ve antikomünist dünya arasındaki ihti­lâfın hallinde arabuluculuk yapmala­rını istemiştir. Kotewala, aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Teşkilâtının Dünya barışını temin edecek bir mü­essese» haline gelmesi için, anayasa­nın behemehal tadil edilmesi lâzım geldiğini de söylemiştir.

 Bândung:

Bar.dung konferansının bu sabahki açılış oturumundan sonra yapılan he­yet başkanları toplantısı sona erdik­ten sonra oturuma devam edilmiş ve Konferans Başkanı Sastroamicoco bîr saatten fazla süren heyet başkanları toplantısında kabul edilen beş mad­delik gündemi okumuştur:

1) iktisadî işbirliği,

2) Kültürel işbir­liği,

3) İnsan hakları ve mukaddera­tın serbestçe tayini,

4) Bağımsız olmıyan milletler meselesi,

5) Milletler arası işbirliği çarelerinin araştırılma­sı.

Ayrıca usul meselelerinin de mümkün olduğu kadar azaltılacağı bildirilmiş­tir.

 Bandııng :

Konferansın öğleden sonraki toplan­tısında, müteaddit hatipler söz almış­lardır. Evvelâ-, Kamboç murahhas he­yetinin başkanı eski Kamboç Kralı Norcdom Sihanug söz alarak Ban-dung konferansının bir nevi küçük ölçüde milletlerarası teşkilât yerini tuttuğunu, bu suretle Birleşmiş Mil­letlere girememiş olan milletlerin de söz söylemek hakkına kavuştuklarım belirtmiştir.

Daha sonra söz alan Mısır Başvekili Yarbay Abdünnasır bilhassa İsrail'in takibettiği siyasete hücumla bu mese­lenin konferansta görüşülmesini iste­miştir. Abdünnasır müteakiben de­miştir ki:

«Güney Afrikada hâlâ ırk farkı göze­tilmekte olmasını teessürle karşılıyo­ruz.»

Mısır Başvekili sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Büyük devletlerin, sırf kendi men­faatlerini gözönünde tutarak takip ettikleri dünya siyaseti, küçük mem­leketlerin kendi kabuklarına çekilmelerinde mühim bir âmil olmuştur. Bu ise, bası küçük memleketler arasında­ki birliği zayıflatmış ve neticede bu memleketlerin yabancıların hâkimi­yeti altına girmesine sebep olmuştur. Küçük devletler, milletlerarası müna­sebetlerin düzenlenmesinde ve dünya gerginliğinin azaltılmasında, müstakilen, yapıcı rollerini oynamak hak­kını haizdirler.

Müstem'ekeci devletler, muhtar olma­yan bölgelerde tesis ettikleri idarenin serbest ve müessir bir şekilde, tenkid edilmesine müsamaha göstermemiş­lerdir.

Mısır, müsteni lekeci devletler üzerine, Birleşmiş Milletler anayasası tarafın­dan tahmil edilmiş olan vecibelerin tam mânasiyle yerine getirilmesi yo­lunda daima mücadele etmiştir ve bu mücadelesine devam edecektir.

Mısır, himaye altında bulunan mem­leketler halkının yine Birleşmiş Mil­letler anayasası gereğince' istifade et­meleri gereken haklarına, tam mâna­siyle sahip olmaları yolunda elinden gelen gayreti sarfetmiştir. Mısır ta­rafından takip edilen dış siyasetin en bariz vasıflarından biri işte budur. Saniyen, Mısır hükümeti, Birleşmiş Milletler teşkilâtının, barış ve emni­yeti sağlıyacak ve bunun idamesini temin edecek bir müessese olduğuna hâlâ kanidir ve bu teşkilâtı destekle­mekte berdevamdır.

Nihayet Mısır, Asya ve Afrika millet­leri arasındaki işbirliğinin genişletil­mesine taraftardır.»

Daha sonra söz alan Pakistan Başve­kili Muhammed Ali, gündemde yapı­lan son değişikliklere temasla, atom enerjisinin kullanılması ve kitle ha­linde talırip eden silâhlar meselesinin tamamen terk olunmıyarak gündemin birinci ve beşinci maddeleri çerçevesi dahilinde görüşülmesini istemiştir.

İran delegesi ise, Filistin meselesinin, milletlerin kendi mukadderatları hak­kında karar verebilmeleri hakkiyle il­gili madde çerçevesinde tetkike tâbi tutulmasını teklif etmiştir.

Buna ilâveten Yemen delegesi aynı maddeye Kuzey Afrika meselesinin de ithalini istemiştir.

Bütün bu talep ve teklifler başkan ta­rafından not ettirilmekte idi.

Hatipler en fazla onbeş dakika konuş­makta idiler. Bunun da küçük komitede alınmış olan bir karar icabı ol­duğu zannedilmektedir.

Irak delegesinin sözleri:

Irak delegesi çok hararetli bir nutuk­la doğu ile batı arasında mutlaka sa­mimî bir işbirliği tesisini istemiş, di­ğer taraftan Kuzey Afrika siyasetini tenkid ederek Tunus ve Pas mesele­lerinin herhalde görüşülmesi lâzım geldiğin.! ve bu memleketlerin bir an evvel hürriyete kavuşmaları gerekti­ğini söylemiştir.

Filistin meselesine gelince, bu konuda Irak delegesi hem İsraile hem de A-raplara hücum etmiştir. Delege, İsraili tecavüz hareketlerine girişmekle itham"' ederken, diğer taraftan Orta-Şark Arap devletlerinin mübalâğalı iddialara kapıldıklarını söylemiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

Filistin dünyanın en büyük dinleri­nin mukaddes mahallidir. Bunu her­kesin kabul etmesi lâzımdır.»

Irak delegesi sözlerini bitirirken bey­nelmilel komünizme şiddetle hücum etmiş ve komünizmin dini duyguları yoketmeğe çalıştığını söylemiştir.

19 Nisan 1955

  Paris :

Tass Ajansının bildirdiğine göre, bu­günkü İzvestia ve Pravda gazeteleri Bandceng konferansının açılışı olayı­nı ele alarak Orta-Doğu hadiselerine temas etmekte ve Sovyetler Birliği Dışişleri Vekâleti tarafından yapılmış olan son beyanatı tekrarlamaktadır­lar.

  Bandung :

Büyük İlim adamı Albert Einestein'in ölüm haberi Bandung'da toplantı ha­linde bulunan Afrika - Asya devletleri temsilcileri arasında büyük teessür uyandırmıştır.

  Bandung :

Hindistan Başvekili Nehru konferans­ta, bugün veya yarın, yapacağı poli­tik konuşmadan önce, ölümünden bir kaç gün önce Albert Einestein'in ken­disine göndermiş olduğu bir mesajı okuyacaktır. Einestein bu mesajında, Afrika ve As­ya devletlerini bir araya toplıyacak olan bir konferansın toplanmasına yardım ettiğinden dolayı Hindistan Başvekilini tebrik etmekte ve atom silâhlarının beşeriyet için tehlike teş­kil ettiğine insanlığın dikkat nazarı­nı bir kere daha çekmektedir.

  Bandung:

Bandung'da toplanan Asya - Afrika konferansının bugünkü oturumunda söz alan Ürdün delegesi Velid Salah İsrailin siyasetini şiddetle tenkid ede­rek bu siyasetin «Dünya barışı için !ıakikî bir tehlike ve milletlerin kendi kendilerini idare hakkına aykırı bir hareket» teşkil ettiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Birleşmiş Milletlere boş yere müra­caat ettik. Bugün memleketim için adalet istiyorum. Biz İsrail toprakla­rının meşru sahipleri bulunmaktayız.

Hatip, bundan başka, Birleşik Ameri­ka ve İngiltereeyi, bütün diğer mem­leketlerde bulunan Yahudilerin de yard]miyle, Orta-Doğuda gerginliği arttırmakla itham etmiştir.

Japon heyeti başkanı Tatsunozuki de konferansa «iktisadî ve kültürel işbir­liği ile dünya barışının muhafazası için bazı tekliflerde bulunacağını» bil­dirmiş ve bilhassa Japonyanm banş arzusundan bahsederek İkinci Dün­ya Harbi sırasında Japonyanm kom­şularına zarar vermiş ve sonunda kendisinin de çok fazla ıztırap çekmiş olmasından teessür duyduğunu be­lirttikten sonra memleketinde demok­rasinin yeniden kurulmuş olduğunu ve Japonyanm mal ve can bakımın­dan uğradığı muazzam kayıplardan ders aldıktan sonra simdi hür bir memleket olarak kendisini tamamiyle barış uğrunda gayret sarfetmeye hasrettiğini söylemiştir.

Japon halkının atom bombasının kor­kunçluğunu yakından bilen tek millet olduğunu belirten delege bu bomba­nın kullanılmasının bütün dünyada yasak edilmesi ve milletlerarası bü­tün anlaşmazlıkların barışçı müzake­relerle halli âdetinin artık yerleşme­sini temenni etmiştir.

Pakistan Başvekili Muhammed Ali, konferansın davet edici devletlerin­den birinin delegesi sıfatiyle şu pren­sipler üzerinde durmuştur:

1) Toprak bütünlüğüne saygı,

2) Eşit haklara sahip olma,

3) Başkalarının iç işlerine müdahalede bulunmama,

4) Saldırmazlık,

5) Ferdî veya kollek-tif savunma hakkı,

6) Milletlerin ken­di kendilerini idare hakkı,

7) Millet­lerarası bütün anlaşmazlıkların mü­zakere yoluyla halli.

Pakistan Başvekili, konuşmasında As­ya ve Afrika memleketlerinin ayrı gruplar telâkki edilemiyeceğini söyle­miş ve bu memleketlerin dünyanın di­ğer kısımlarına bağlı olduğunu belirt­tikten sonra emperyalizmin artık za­manının geçtiğini, şimdi sömürgecili­ğin kurbanı olan memleketlerin kur­tuluşu için çalışmak icabettiğini, fa­kat kurtuluşun izleri üzerine başka çeşit bir sömürgeciliğin yerleşmeme­sine de dikkat etmek gerektiğini söy­lemiştir. Muhammed Ali konferansta Tunus, Fas, Cezayir meselesi ile Filis­tin meselesinin ve atom enerjisi ba­hislerinin de ele alınacağını bildir­miştir.

Filipin delegesi de komünizme karşı hücumlara girişmiş ve Birleşik Ameri-kayı müdafaa etmiştir. General Carlos Romulo, Komünist Çin delegesi Şu En Lai'ye dönerek, «Asıl barbarlık, asıl emperyalizm ve asıl tahakkümün nereden gelebileceğinin malûm oldu­ğunu» belirtmiş ve «Biz hükümetleri­mizin yabancılar tarafından idare edildiğini görmek istemiyoruz» de­miştir. Asya ve Afrika milletleri için demokrasi ile komünizm arasında bir seçme yapmak gerektiğine işaret eden delege bütün mücadele ve fedakârlıklar sonunda «Yabancı istibdadını da­hilî bir istibdat ile değiştirmek mi icap edecektir demiştir.

 Bandung:

Komünist Çin Başvekil ve Dışişleri Vekili Şu En Lai bu sabah Asya - Af­rika konferansı oturumunda, söz ala­rak Hindicini hakkındaki Cenevre an­laşmalarını uzun uzun methetmiş ve devletler arasında hükümranlığa ve birlikte yaşama mefhumuna, saygı gösterilmiş olduğuna işaret etmiştir. Şu En Lai bu konuşmasında komü­nizmi hatırlatacak hiçbir telmihte bulunmamış, komünizm kelimesini kullanmadığı gibi Sovyetler Birliğin­den de hiç bahsetmemiştir.

Çince olarak yaptığı konuşmanın İn­gilizce resmî tercümesinden anlaşıl­dığına göre, Şu En Lai şöyle demiştir: «Birleşik Amerika Formoza bölgesin­de gerginlik yaratmaya devam ediyor. Bu memleket Asya ve Afrika kıtaları dışında bulunmakla beraber bu kıta­larda sayısı gittikçe artan askerî üs­ler kuruyor.»

Atom silâhlarının kullanılacağını açikça ifade eden Şu En Lai, bu silâh­ların bir atom harbi hazırladığını söy­lemiş ve ilk atom bombasının Asya toprağında patlamış olduğunu ve yi­ne hidrojen bombası yüzünden ölen ilk insanın bir Asyalı olduğunu unut­mamak gerektiğini ilâve etmiştir. Bundan sonra, diğer hatiplerin Sov­yetler Birliğinden ve Komünist. Cin­den bahsettiği tarzda Birleşik Ameri-kadan bahseden Şu En Lai, «Asya ve Afrikada sömürgecilik hâkimiyetinin sona ermediğini, yeni sömürgecilerin Asya ve Afrika halkından istifadeye kalktığını» söylemiştir.

Şu En Lai şöyle devam etmiştir:.

«Kore müzakeresinden sonra, Cenev­re konferansı da Hindicim için bir mütareke sağladı ve beş Colombo dev­letinin desteklemesiyle bu, Hindicini devletlerinin bağımsızlık hakkına say­gı gösterilmesi keyfiyetinin bir ifade­si oldu. Netice olarak milletlerarası gerginlikte hafif bir gevşeme duyul­du. Bütün dünya milletleri ve bilhas­sa Asyalılar ümitlerinin yeniden uyanmaya başladığını farkettiler. Fakat o z aman danb eri Cenevre anlaşmaları­nın ruhuna aykırı bir gelişmeye şahit olduk. Bu, Hindiçinînin ve dünyanın menfaatine uygun değildir. Cenevre anlaşmalarına tam bir sadakat gös­terilmesini ve hiçbir müdahalede bu­lunulmamasını arzu ediyoruz.»

Çin de dahil olmak üzere, Asya ve Avrupa memleketlerinin henüz yeter derecede gelişmemiş olduğunu belir­ten Başvekil bunun uzun sömürgecilik hâkimiyetinin neticesi olduğunu ve bunun için yalnız siyasî değil, iktisa­dî bağımsızlık da istendiğini, Cinin iktisadi gelişmesi için. milletlerarası bir barış havasına acele ihtiyaç his­settiğini söylemiştir.

Şu En Lai'nin konuşmasının basın temsilcilerine dağıtılmış olan nüshası ile konuşması sırasında kulaklıkla dinlenen Fransızca ve Arapça tercü­mesi arasında birçok fark. göze çarp­maktadır.

 Bandoeng :

Lübnan Başvekili Sami El Solh bugün Afrika - Asya konferansında yaptığı konuşmada delegelerin dikkatini, mil­liyetçiliği ifrata vardırmanın ve. ya­bancılara karşı kin gütmenin doğura­cağı tehlikeler üzerine çekmiştir. Lüb­nan Başvekili sözlerine şöyle devam etmiştir: «Gayelerimizin muvaffaki­yete erişmesini başlıca şu üç tehlike tehdit etmektedir: Bütün şekilleriyle taassup, milliyetçiliğin ifrata vardı-rılması ve yabancılara karşı kin güt­mek.» Sami Soih sözlerini bitirirken Filistin meselesinin, siyasî bakımdan konferansın dikkatini üzerine çekti­ğini belirtmiştir.

 Bandoeng :

Asya - Afrika 'konferansının bugün yaptığı ikinci toplantıda kaydedilen mühim hususlar şunlardır:

1  Nepal, Afganistan ve Laos dele­geleri Hindistanın tarafsızlık siyase­tine katıldıklarını bildirmişlerdir. (Karnboç daha önce katıldığını bildir­mişti). Bu suretle Nehru'nun Asya d,ünyası ve milletlerarası politikadaki nüfuzu hissedilir derecede artmış ol­maktadır.

 Türkiye ve Filipin delegeleri ko­münizm aleyhtarı durumlarını açıkça belirtmişlerdir. Filipin delegesi Gene­ral Rornulo, Amerikan görüşüne çok müşsbih olan görüşünü   bütün dele-

1 gelere kabul ettirmeye çalışmaktadır.

3 Fransanm Kuzey Afrikada takip ettiği siyaset Orta-Doğunun bütün Arap memleketleriyle Pakistan ve Af­ganistan  tarafından takbih  edilmiş­tir.

4 Şu En Lai, Nehru'nun politikası­na taraftar olduğunu açıklamıştır.

5 Kolombo plânına dahil beş dev­letle Komünist Çin, Tayland ve Fili­pin delegeleri yarın ayrı bir toplantı yapmaya karar vermişlerdir. Bu 8 de­lege ilk önce Formoza meselesini tet­kik edecek, sonra Güney Vietnamdaki durumu ve nihayet atom enerjisinin sınırlı bir şekilde kullanılması işini görüşecektir.

20 Nisan 1955

  Bandung:

Mevsuk kaynaklardan bildirildiğine göre, konferans iktisadî komitesi, As­ya ve Afrika milletlerinin iktisadî ba­kımdan kalkınması mevzuunda, umu­mî mahiyette bir anlaşmaya varmış bulunmaktadır.

Diğer taraftan, kültürel komitenin bu günkü toplantısında, Güney Vietnam delegesi komünizme hücumlarda bu­lunmuş ve komünist ve antikomünist kültürlerin bir arada yaşamasının im­kânsız olduğunu söylemiştir.

Bu arada, Japon delegasyonu başka­nının, Mısır Başvekili Abdülnasır ile de bir görüşme yapacağı haber veril­mektedir.

 Bandung :

New-York gazeteleri, bugünkü sayıla­rında, Komünist Çin Başvekili Şu En Lai tarafından dün Bandung konfe­ransında yapılan konuşmayı yumuşak bir nutuk» olarak vasıflandır­maktadırlar.

New-York Herald Tribüne gazetesi, sekiz sütun üzerine verdiği başlıkta, «Şu En Lai, yumuşak sözlerle konfe­ransa kur yapıyor» demektedir. Daily News, «Şu En Lai yumuşuyor», Daily Mirror ise, Şu En Lai, Formoza mese­lesine yan çiziyor başlıkları altında, Komünist Çin Başvekilinin konuşma­sını ele almaktadır.

New-York Times gazetesi ise şöyle di­yor:

«Şu En Lai, konferans tarafından desteklenmiyeceğini anladığından kendi meselesini konferansa getir­mekten imtina etmiştir. Antikomünist hatiplerin, konferansa iştirâ.k et­mekte olan diğer delegeler tarafmdan hararetli bir şekilde alkışlanmaları, Şu En Lai'nin bu kararında müessir olmuş ve kendisinin muvaffakiyet şansını azaltmıştır.»

 Bandung :

Sabık Filistin Müftüsü Emin El Hü-seyni'nin. tougün, Bandung konferansı siyasî komitesinin Filistin meselesini müzakere etmekte olduğu bir sırada, Bandung'da belirmesi, siyasî mahfil­lerde hayretle karşılanmıştır.Sabık Müftü mahallî saatle 6.4Ü'da, üstünde siyah bir cübbe ve- başında beyaz bir sarık olduğu halde, konfe­rans binasına girmiştir.Emin El Hüseyni'nin böyle umulma­dık bir anda Bandung'a gelişi, kon­feransa iştirak etmekte olan delege­ler arasında hayreti mucip olmuş ve derhal türlü spekülasyonlara yol aç­mıştır.Bilindiği gibi, Arap devletleri, İsraili takbih yollu bir karar sureti elde et­mek için hummalı bir faaliyete giriş­mişlerdi.Mamafih Emin El Hüseyni verdiği be­yanatta, Bandug'a sadece ziyaret maksadıyle geldiğini söylemiştir.

 Bandung :

Bandung'da toplanan Asya  - Afrika Konferansının üçüncü günü iki genel, fakat gizli oturum yapılmıştır. Bu o-turumlarda gündemin birinci maddesi yani insan hakları eie alınmış ve bu münasebetle Filistin meselesi, kıta Çini dışında kalan Çin kolonileri me­selesi ve konferans ile Birleşmiş Mil­letler arasında teati edilecek rapor­lar üzerinde durulmuştur. Bugün ay­rıca iktisadî ve 'kültürel komisyonlar da toplanmıştır. Bundan başka' Hint Başvekili Nehru, Abdülnasır, Şu En Lsi, U Nu ve Habeşistan delegesi şe­refine bir Öğle yemeği vermiştir. Bü­tün bunların dışında oturumlarda söylenen nutuklardan daha fazla faal rcl oynadığı sanılan özel temaslar yapılmıştır. Gelecek genel oturumda Nehru ve Fam Van Dong söz alacak­lardır. Fakat oturumun tarihi tesbit edilmemiştir.

Diğer taraftan tahminlerin aksine se­kizler komisyonu, yani Filipinler, Si­yam, Seylan, Pakistan, Birmanya, Hindistan ve Endonezya bugün top­lanmamışlardır.

Bu komisyon Formoza meselesini ele alacaktır. Her ne kadar toplantı ya­pılmamışsa da Seylan Başvekili Sir John Kctela,wala'nnı bu 'konuda yap­tığı teklif öğrenilmiştir.

1)Formoza beş Colombo  devletinin vesayeti altına verilmelidir,

2)Beş yıllık vesayetten sonra Formo­za halkı plebisit yolu ile kıtadaki Çi­ne bağlanmak isteyip istemediğini bil­direcektir. Formoza bu ilhak aleyhin­ de bulunacak olursa, Co­lombo devletleri    tarafından teminat altına alınacaktır.

Çin heyeti, bu plânı yorumlamaktan çekinmiştir. Heyet sözcüsü sadece Amerikanın göstereceği tepkiyi bek­liyoruz demiştir.

Nihayet, yine bugün konferansın ge­nel çalışmaları dışında ilk olarak, bir anlaşma elde edilmiş ve Çin Başvekili Şu En Lai ile Endonezya Başvekili S:ostro Amiccco Endonezyada oturan Çinliler hakkındaki bir anlaşmayı pa­rafe etmişlerdir. Endonezyada oturan Çinliler bir yıl içinde Çin veya Endonezya vatandaşlıklarından birini seç­mekte serbest olacaklardır. Halbuki şimdiye kadar Pekin, daha önce Taipelrin yaptığı gibi, bu Çinlilerin En­donezya tabiiyetine girmelerine taraf­tar değildi.

Ayrıca, açık oturumlarda bulunmak üzere Bandung'a gelmiş olan Birle­şik Amerikanın Cakarta Büyükelçisi de konferansın gelişmesinden «çok memnun» olduğunu belirtmiştir.

  Baiîdung :

Asya - Afrika konferansına katılan 12 millet delegelerinin teşkil ettiği kül­türel işbirliği özel tâli komisyonu bu­gün öğleden sonra ilk olarak toplan­mıştır. Tâli komisyonda şu memleket­lerin üyeleri vardır: Hindistan, Endo­nezya, Japonya, Pakistan, Irak, Mısır, Çin, Filipinler, Sudan, Kuzey şe Gü­ney Vietnam, Liberya. Bu tâli komisyonun kurulmasına bu sabah toplanmis olan ve öğleden son­ra bir toplantı daha yapacak olan Bandung konferansı kültürel işbirliği komisyonu karar vermiştir.

  Bandung:

Asya - Afrika konferansı heyet baş­kanlarından müteşekkil siyasî komis­yonun bugün öğleden sonra gündemin birinci maddesi olan insan hakları meselesi üzerinde yaptığı uzun mü­nakaşalardan sonra, Birleşmiş Millet­ler anayasasının müzakerelere esas olarak kabul edilmesi, bu teşkilâta dahil olmayan memleket delegeleri­nin itirazları bertaraf edilerek karar­laştırılmıştır.

  Johannesbourg :

Güney Afrika Başvekili Strijdom, Cap parlâmentosunda yaptığı bir konuş­mada şunları söylemiştir:

«Bandung konferansına Çin ve Hint fikirleri hâkim olmaktadır. Asyanm Afrikadaki menfaatleri nelerdir aca­ba? Afrika Çini ve Hindistanı hangi bakımlardan alâkadar etmektedir? Bu konferansı kurmaktaki gayenin organizatörlerin söyledikleri gibi, Af­rika ve Asya milletleri arasında sağlanacak işbirliğiyle sulhun korunması değil, Asyayı Avrupanm hâkimiyetin­den kurtarmak olduğu meydandadır. Konferansa Afrika milletleri arasın­dan yalnız Avrupalılaşmamış olanla­rın çağırılmaları da bunu ispat et­mektedir. Bu durum Afrikadaki Avru­palılar için çok vahim neticeler yara­tabilir. Esasen dünyanın her tarafın­daki Avrupalıların bu vaziyeti ihmal etmemeleri lâzımdır.»

Strijdom, Yalnız Afrikalı beyazlar arasında değil, batı medeniyetinin mu­hafazasını ve Afrikadaki menfaatleri­nin korunmasını istiyen bütün millet­ler arasında sıkı bir işbirliğinin lüzu­muna» işaret ederek sözlerini bitir­miştir.

21 Nisan 1955

  Bandung:

Mısır, bugün siyasî komiteye yaptığı teklifte, Kuzey Afrikadaki emperya­lizmi takbih eden bir karar sureti alınmasını istemiştir. Teklifte, Fransaya şiddetli hücumlar­da bulunulmaktadır.

  Bandung:

Komünist Çin Başvekili Şu En Lai, bugün siyasî komitede Filistin mese­lesine dair yaptığı bir konuşmada Fi­listin strajedisinde haricî âmillerin büyük bir rol oynadığını söylemiştir. Şu En Lai, Filistin meselesinde, Ko­münist Çinin, Arapları tam mânasiyle desteklediğini bildirmiştir.

  Bandung :

Filipin delegesi Carlos Romulo, bu­gün, yaptığı bir açıklamada, Komü­nist Çin Başvekili Şu En Lai'nin ken­disini Çini ziyarete davet ettiğini bil­dirmiştir. Carlos Romulo, bu daveti kabul edip etmiyeceği hakkındaki su­ali «bilmiyorum» diye cevaplandırmış­tır.

Romulo'nun ilâve ettiğine göre bu davet, dün akşam, Hindistan Başve­kili Nehru tarafından verilen bir zi­yafette vaki olmuştur. Filipin delegasyonu başkanı, Siyam Prensinin de icabet ettiği bu davette hiç bir siyasî meselenin görüşülmedi­ğini söylemiştir.

Fakat mevsuk kaynaklara nazaran, dün akşamki ziyafette, Siyam Prensi ile Kcmünist Çin Başvekili Şu En Lal arasında Vietnam mültecilerinin âkibetleriyle alâkalı bazı görüşmeler ce­reyan etmiştir.

  Paris :

Paris gazetelerinin ekserisi, bu sabah­ki nüshalarında, Bandung konferan­sına geniş sütunlar tahsis etmişlerdir.

Par isin Liberal gazetesi eski Filistin Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni'nin Bandung'a gidişini tefsir etmekte ve ezcümle şöyle demektedir: «Filistin Müftüsünün adamları sırası ile Mısır Başvekili Nokraşi Paşayı, İran Başve­kili General Razmarayı, Lübnan Baş­vekili Riyad El Sulhu ve nihayet Ür­dün kralı Abdullahı katletmişlerdi. Müftü Haci Emin El Hüseyni Filistin harbinin patlak vermesini tevlid et­miş ve durmadan ortalığı karıştırmak için çalışmıştır.

Filistin Müftüsü İsraillilerden olduğu kadar Haşimî sülâlesinden de nefret etmektedir.

Eski Müftünün kafasını tek bir dü­şünce işgal etmektedir, o da Kudüs'e hâkim olmaktır. Müftü Kuzey Afri-kada isyan çıkarmak için bir İslâm teşkilâtı meydana getirmeğe çalış­maktadır.»

Figaro gazetesi ise, Bandung konfe­ransının büyük öneminden bahset­mekte ve milletler arası komünizmin Asya - Afrika milliyetçiliği ile işbirliği yaptığına işaret etmektedir.

  Bandııng :

Seylan Başvekili John Kotelawala, bir basın toplantısında yaptığı konuşma­da, kominformun faaliyetlerine son vermedikçe, barış içinde birlikte ya­şama» prensibinin tahakkuk edemiyeceğini söylemiştir. Seylan Başvekili, bu sebepten, Şu En Lai'den komünistler tarafından Asya ve Afrikada girişilmiş olan tahriklere bir son vermesini istemiştir. Kotela-wala sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Komünist bloka dahil dostlarımız, kominformun Rusyanın kontrolünde olduğunu bu sebepten Çinin yapabile­ceği bir şeyin bulunmadığını söylüyor, lar. Bu tatminkâr bir İzah olmaktan uzaktır. Rusya binbir manevra peşin­de koşarken, Çinin eli kolu bağlı kal­ması tecviz edilemez. Komünist Çinin komînform üzerindeki tesiri küçüm-senemiyecek kadar ehemmiyetlidir.*

  Bandung :

Pakistan Başvekili Muhammed Ali, bugün verdiği bir beyanatta, Mısır Başvekili tarafından yapılan bir tekli­fi hayretle karşıladığını söylemiştir.

Bildiri;diğine göre, Mısır Başvekili Abdüînasır, Pakistan ile Afganistan arasında mevcut olduğuna inandığı ihtilâfın hallinde arabuluculuk yap­mayı teklif etmiştir. Pakistan Başve­kili bu mevzua temasla şöyle demiş­tir:

«Pakistan ile Afganistan arasında mühim bir ihtilâf mevcut değildir. Tâli derecedeki anlaşmazlıkların, kim­senin arabuluculuğuna lüzum kalma­dan halledileceğine kaniim.»

  Bandung :

Bandung konferansı iktisadî komite­si bugünkü toplantısında milletlera­rası iktisadî işbirliği ve atom enerji­sinin barış uğrunda kullanılması me­selesi üzerindeki müzakerelerini bi­tirmiştir. Komite yarın umumî heye­te bu konuda teferruatlı bir rapor ve­recektir.

  Bandung:

Siyasî komite bugün Kuzey Afrika meselesini ele almıştır. Oturum açı­lır açılmaz söz alan Nehru, Muham-med Ali ve Sistro Amicoco Fransa ile derhal müzakerelere girişilmesini öne süren Mısır teklifini desteklemişler­dir. Müzakerelere iştirak müsaadeleri olmamasına rağmen, Tunus ve Ceza-yirin iki temsilcisi gizli olarak cere­yan eden bu oturuma   alınmışlardır.

Bilindiği gibi, Tunus yeni Destur Par­tisi Genel Sekreteri Salah Bin Yusuf ve Cezayir İstiklâl Partisinden Hüse­yin Muhammed ile Allal El Fasi Bandunğ'da bulunmaktadır.

 Bandung :

Asya - Afrika konferansı bugün Batı Yeni Gine meselesinde Endonezyanın yapmış olduğu teklifi oybirliği ile ye­niden başlamaya davet etmiştir.

Bu konuda kabul edilen bir karar.su­retinde şöyle denilmektedir:

«Bandung konferansı, sömürgeciliğin ortadan kaldırılmasına karşı almış olduğu durum çerçevesi içinde Batı Yeni-Gir.e meselesinde, Hollanda ile Endonezya arasında yapılmış olan anlaşmalara dayanan Endonezya tek­lifini desteklemektedir. Konferans, Hollanda hükümetini imkân hasıl dur olmaz müzakerelere yeniden baş-lıyarak yukarda adı geçen anlaşma­lara sadık kaldığını göstermeye davet eder ve Birleşmiş Milletler teşkilâtı­nın her iki tarafa da bir anlaşmaya varmaları için gerekli yardımlarda bulunmasını samimiyetle temenni e-der.»

 Bandung :

Seylan Başvekili Sir Jchn Kotelawala bugün basın mensuplarına, dün kon­feransın kapalı bir oturumunda For-moza için sunmuş olduğu «tarafsız­laştırma» plânı hakkında izahat ver­miştir.

«Formoza Formozalılarındır» diye sö­ze başlıyan Başvekil, ada halkının ba­ğımsızlık yolunda giriştiği bütün ha­reketlerin başarısızlığa uğramış ol­masından dolayı bu insanlara karşı sempati duymak gerektiğini belirttik­ten sonra plânını şu beş nokta üze­rinde toplamıştır1.

1. Maçu ve Kemey adalarının tah­liyesi,

2. Yedinci Amerikan filosunun uzaklaştırılması,

3. Formoza boğazında ateş kesil­mesi,

4. Formozanm beş yıl müddetle ya Birleşmiş Milletlerin, ya da Asya mem­leketlerinden bir grubun vesayeti al­tında bulundurulması,

5.  Bu müddetin sonunda bizzat Formozalilarm plebisit yoluyla bağım­sız kalmayı veya Çine ilhakı isteyip istemediklerini bildirmeleri,.

Başvekil bu proje ile ilgili ayrıntıla­rın Kolombo devletleri ile Cin, Siyam ve Filipinler arasında girişilecek mü­zakerelerde tesbit edilmesini öne sür­mektedir.

 Bandung:

Bandung konferansı siyasî komitesi bugün el birliği ile Kuzey Afrika hak­kında şu karar tasarısını kabul et­miştir:

«Kuzey Afrikadaki istikrarsız durum ve bu bölge halkına kendi kendilerini idare hakkının verilmemesi sebebiyle, Asya - Afrika konferansı, Cezayir, Fas ve Tunus halkının kendi kendile­rini idare ve bağımsızlık haklarını destekler. Konferans, Fransız hükü­metini vakit kaybetmeksizin bu mese­leye barışçı bir hal çaresi bulmaya davet eder.»

Siyasî komite Kuzey Afrika meselesi­ni hal için pratik çareler araştırılma­sı meselesini incelemektedir.

Yukardaki karar tasarısı Mısır tara­fından verilmiş ve Pakistan, Hindis tan ve Endonezya tarafından- dâ im­zalanmıştır.

 Bandung:

Mısır Başvekili Abdünnasır bu ak­şam Komünist Çin Başvekili Şu En Lai şerefine bir akşam yemeği vere­cektir. Hint Başvekili Nehru da. ye­meğe davet edilmişse de daha önce başka bir toplantı için söz verdiğin­den gelemiyeceğini bildirmiştir.

Bilindiği gibi. dün akşam, Şu En Lai ve Abdünnasır Nehrunun davetlisi idiler.

 Bandung:

Mısır Başvekili Abdünnasır ikinci bir Asya - Afrika konferansının 1955 yılı sonundan önce Kahirede toplanmasını arzu etmektedir. Başvekil şimdiye kadar Hindistan, Pakistan, İran, Af­ganistan ve Bandung konferansında temsil edilen bütün Afrika memleket­lerinin muvafakatlerini almıştır.

Mısır heyeti çevrelerinde söylendiğine göre Abdünnasır bu ikinci konferan­sın tarihini Bandung konferansı sona ermeden önce bildirmeyi ümit etmek­tedir.

 Bandung :

Mısır delegasyonuna mensup bir söz­cünün bildirdiğine göre, Başvekil Ab­dünnasır, siyasî komiteden, Asya _ Af­rika devletlerini temsilen bir sekreter­lik teşkilâtı kurulması hususunda bir karar almasını isteyecektir,

Bu teklifin, siyasi komitenin son top­lantısında bahis mevzuu edileceği sa­nılmaktadır.

Mısırlı sözcü bu mevzuda şöyle de­miştir :

«Kanaatimizce, konferansa iştirak e-den milletler aralarındaki rabıtayı idame ettirmek zorundadırlar.

Bazı milletler bu konferansı gerek da­hilden gerek hariçten baltalamaya çalışmaktadırlar, bu faaliyetlere kar­şılık, bizim hiç olmazsa bir nevi dai­mî bir teşkilât kurmamız lâzım gel­mektedir.»

Mısırlı sözcü, konferansı baltalamaya çalışan milletlerin kimler olduğu hak­kındaki suali cevaplandırmaktan im­tina etmiştir.

 Bandung:

Dun insan haklarına dair Birleşmiş Milletlerin prensiplerini desteklemiş olan Bandung konferansı bugün de Birleşmiş Milletler anayasasında ta­rif edilmiş olduğu şekilde «Milletlerin mukadderatlarını serbestçe tayini» hakkında dünküne benzer bir karar sureti kabul etmiştir. Bu meselenin dikkate değer tarafı tasarının, hükü­meti Birleşmiş Milletler üyesi olma­yan Komünist Çin Başvekili Şu En Lai tarafından verilmiş olmasıdır. Karar sureti, Afganistan delegesi ta­rafından öne sürülen, fakat pek önemli olmıyan bazı tadilât yapıldıktan sonra kabul edilmiştir.

Bununla beraber, bu sahadaki top­lantının başlıca hadisesi konferansa katılan 29 memleket delegelerinin oy birliği ile Filistin meselesinde Arap dâvasını desteklemesi olmuştur. Bu konuda kabul edilmiş olan karar su­reti Afganistan tarafından verilmiş­ti. Bandung konferansı Birleşmiş Mil­letlerden Filistin hakkında kabul edi­len karar suretini desteklemesini ta­lep etmiştir. Konferans, Filistindeki durumun dünya barışı için teşkil etti­ği tehlikeye bilhassa işaret etmekte­dir.

Çin Başvekili Şu En Lai, pazartesi gü­nü yaptığı konuşmada Formcza -me­selesini münakaşalara dahil etmiyeceğini bildirdikten sonra, ilk defa olarak bugün bu meseleye kısa bir imada bulunmuş ve Filistin ile Formozanam durumları arasında bir benzer­lik kurmaya çalışarak Formoza me­selesinde oiduğunun aksine, yabancı devletler Filistin meselesine müdahale etmiyecek olurlarsa, meselenin barış­çı bir yoldan hallinin mümkün olabi­leceğini iddia etmiştir. Dün Bandung'a yalnız olarak gelmiş olan Kudüs Müf­tüsü de bugün konferans çevrelerin­de görünmeğe başlamıştır. Müftü müzakereler sırasında söz almamış­tır, -bu hak açık oturumlar dışında yalnız heyet başkanlarına verilmek­tedir - fakat basın mensuplarına alı­nan karardan memnun olduğunu bil­dirmiştir. Bununla beraber, kararın tatbikatta doğuracağı neticeleri yo­rumlamaktan kaçınmıştır.

 Bandung :.

Japon delegasyonuna mensup bir söz­cünün açıkladığına göre, Japonya ya­rın, Asya - Afrika milletleri konfe­ransına, milletlerarası ihtilâfları, ba­rış yoîlarıyle halle matuf bir barış deklarasyonu sunacaktır.

Sözcünün ilâve ettiğine göre, Japon­lar, deklarasyonun konferans tarafın­dan ittifakla kabul edileceğinden e-min bulunmaktadırlar.

Deklarasyonda, dünya meselelerinin hallinde silâhlı kuvvetler kullanılma­sı takbih olunmaktadır.

  Bandung:   

Bandung konferansında bugün üye devletlerin bazı milletlerarası mesele­ler hakkında görüşlerini teyit eden birçok karar suretleri kabul edilmek suretiyle müşterek bir politikanın esasları tesbit edilmeye başlanmıştır. Bu kararlar şunlardır:

1 Arapların Filistinde aldıkları du­rum tasvip edilmiştir.

2 Hollanda Yeni Ginesi hakkında Endonezyanın    aldığı  durum    tasvip edilmiştir.

3 Cezayir, Tunus ve   Fas için ba­ğımsızlık ve  kendi mukadderatlarını bizzat kendilerinin     kararlaştırması hakkı istenmiştir.

4  Milletlerin kendi mukadderatla­rını  bizzat kendilerinin kararlaştır­ması hususunda     Birleşmiş  Milletler anayasasında mevcut prensip aynen kabul edilmiştir.

5 Gizli bir toplantıda Seylan Baş­vekili Doğu Avrupada Sovyet sömür­ geciliğini   takbih eden bir konuşma yapmıştır.

  Bandung:

Seylan Başvekili Sir John Kotelawalan Doğu Avrupadaki Sovyet sö­mürgeciliği» hakkında bir tahkikat açılması hususunda yaptığı teklif konferansta âdeta bir bomba tesiri husule getirmiştir. Asya ve Afrikadaki batı sömürgeciliğinin bakiyesi hak­kında tahkikat yapılması da bu tekli­fe dahildir.

Seylan Başvekili, Bandoung konfe­ransının her türlü sömürgeciliğin or­tadan kaldırılması için çalışması ge­rektiğini bildirmek maksadiyle söz al­mıştı. 'Başvekil konuşması sırasında «Doğu Avrupada yeni tip bir sömür­geciliğin, Sovyet sömürgeciliğinin doğ­duğuna» telmihte bulunmuş ve bu meseleyi bütünü itibariyle tetkik edip alınacak en iyi tedbirin hangisi ola­cağını tesbitle vazifeli bir komisyonun kurulmasını teklif etmiştir.Tür'k delegesi, Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu ile Lübnan Başvekili Sami El Solh bu teklifi desteklemişlerdir.

Bunun üzerine Hindistan Başvekili Nehru bu meselenin konferans gün­deminde bulunmadığını ileri sürmüş, bununla beraber müzakereye hasır olduğunu, fakat meselenin daha vazıh bir şekilde belirtilmesi gerektiğini söylemiştir.

Toplantı sonunda Çin Başvekili Şu En Lai, Seylan Başvekilinin yanına gide­rek bu meseleyi ortaya atmaktaki maksadının ne olduğunu sormuştur. Sir John Kotelawala buna cevaben «Dünyanın her tarafında sömürgeci­liğin ortadan kalkmasını istiyorum» demiştir.

Şu En Lai bunun üzerine şunları söy­lemiştir: «Buraya müşterek gayeleri­mizi takip için geldik. Müzakereleri­miz sırasında yalnız Asya ve Afrika meselelerinin bahis mevzuu olacağı­nı zannediyordum.

Kotelawala da şu cevabı vermiştir: «Dünyanın her tarafında kurtarılma­ları icabeden memleketler vardır.»

Seylan Başvekilinin teklifinin müza­keresine yarın siyasi komisyonda de­vam edilecektir.

 Bandung:

Bandung konferansında Türkiyey: temsil eden Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, ak­şam yemeğine Hindistan Başvekili Nehru'nun misafiri olmuştur. Diğer davetliler arasında Afganistan Baş­vekil Yardımcısı ve Dışişleri Vekili Serdar Muhammed Naim ile Liberya Dışişleri Vekil Vekili Rukuly bulun­maktaydı.

22 Nisan 1955

New-York :

New-York: Times gazetesi bugünkü başmakalesini Bandung konferansın­da Filistin hakkında alman karara hasretmekte ve Arap devletlerinin bu nu bir zafer olarak telâkki edecekle­rini söylemektedir.Gazete başmakalesinde ezcümle şöyle demektedir: «Araplar bu muvaffaki­yeti elde etmek için, kendi zimamdar­larının müteaddit kere itiraf ettiği gibi, mütecaviz ve zorba politikası kimsenin meçhulü olmayan bir devle­tin yardımını kabul etmişlerdir.

Gazete bundan sonra, Nehru'dan ka­rar suretine mülayim bir mahiyet vermek için sarfettiği gayretlerden dolayı sitayişle bahsetmektedir.

  Bandung:

Türkiye, Pakistan, İran, Irak, Lübnan, Libya, Sudan, Liberya ve Siyam ta­rafından, bugün, Asya - Afrika mil­letleri konferansına sunulan ve müs­temlekeciliği takbihe matuf karar su­reti tasarısının esasları şunlardır:

«Himaye altında bulunan milletler meselesini tetkike tabi tutmuş olan Asya _ Afrika milletleri konferansı:

1 İnsanların sahip oldukları hay­siyet ve kıymetlere, milletlerin hürri­yet ve istiklâlerine olan inancını be­yan eyler,

2  Milletlerin, siyasî, dinî, içtimai,iktisadî, kültürel ve fikrî bakımlardan tazyike  maruz     bırakılmasını  tecviz etmez,

3 Her çeşit müstemlekeciliği ve kuvvet, tahrik ve sinsi faaliyetlere istinad eden beynelmilel    doktrinleri takbih eder,

4 Konferans üyelerini ve diğer bü­tün milletleri, herhangi bir şekilde müstemlekecilik siyaseti takipten im­tinaa davet eyler.

  Londra :

Türkistan ve Kuzey Kafkasya hürri­yet hareketleri temsilcileri, Sovyet ve Çin komünist hükümetlerini, Ban-dung'da, memleketlerinde bulunan, a-haliyi kitle halinde tehcir ve İslâm müesseselerini mahvetmekle itham e-derek bir kere daha Sovyet sömürge­ciliğini takbih etmişlerdir.

Rusi Nasar ve Said İsmil adındaki bu temsilciler Afrika - Asya konferansın­da resmî bir sıfatı haiz olmamakla beraber bir istida ile konferansa mü­racaat ederek hürriyet isteklerinin delegeler tarafından nazarı itibare alınmasını istemişlerdir.

Bir basın konferansı yanan Rusi Na­sar, Çin tarafından kontrol edilmekte olan Doğu Türkistanda 10.000 den faz­la csmiin tahrip edilmiş olduğunu, diğer bir çok camilerin gece kulübü ve lokanta haline getirildiğini ve Rus­ya iîe Çinin Türkistanı, Rus tevessü siyasetinin bir üssü haline getirmek­te olduklarını beyan etmiştir.

  Paris :

Yeni Çin Haberler Ajansının Pekin­den verdiği bir habere göre Bandung konferansında müşahit sıfatile bulu­nan iki Malezya temsilcisi aşağıdaki hususlar gereğince Malezyada muha-semata nihayet verilmesini talep et­mişlerdir.

1  1948 senesinde İngiltere  idaresi tarafından ilân edilmiş olan fevkalâ­ de ahval kararının kaldırılması,

2 Muhasematı durdurmak için bir mütareke ilânı,

3 Hür umumî seçimler yapılıncaya kadar, milletlerarası kontrol altında bulundurulacak      geçici bir Malezya hükümetinin teşkili,

4 İngiliz kuvvetlerinin derhal Malezyadan çekilmeleri.

  Bandung:

Asya - Afrika konferansı siyasî ko­mitesinin bugünkü toplantısı açılır açılmaz söz alan Birmanya Başvekili U Nu dün Seylan delegesinin ortaya attığı ve bugün incelenmesine devam edilecek olan «Doğu Avrupada komü­nist sömürgeciliği» meselesini ele ala­rak Seylan delegesini konferansı ide­oloji münakaşalarına sürüklememek maksadiyle, bu konu üzerinde fazla İsrar etmemeye davet etmiştir.Seylan Başvekili Sir John Kotelawala ise meseleyi ortaya atmaktaki mak­sadını izah ederek niyetinin teklifler öne sürmek olmadığını, fakat sadece konferansın dikkatini bazı vakıalar üzerine çekmek istediğini söylemiştir.Çin Başvekili Şu En Lai, yaptığı ol­dukça itidalli bir konuşma ile konfe­rans çerçevesi içinde ideolojik müna­kaşaların faydasız olduğunu belirtmiş, buna mukabil toplantılar dışında bu çeşit münakaşalara hazır olduğunu bildirmiştir.

Şu En Lai bundan sonra konferansı müzakereleri sadece sömürgeciliğin umumî olarak tarifi meselesi etrafında sınırlandırmaya davet etmiştir. Ayrı­ca da Seylan Başvekilinin Sovyet ko­münizmi tarafından sömürge haline getirildiğini iddia ettiği Doğu Avrupa, memleketlerinin siyasî sistemlerini serbestçe seçmiş olduklarım söyle­miştir.

Çin Başvekili daha sonra bütün sö­mürge sahibi memleketleri sömürgele-lerine 15 yıl içinde hürriyet vermeye davet eden bir karar tasarısı sunmuş­tur.

Bununla beraber, Pakistan ve Türk delegeleri insan vakarına halel geti­ren bütün hakimiyet şekillerini takbih eden bir takrir vermek hususunda İs­rar etmişlerdir.

Bunun üzerine Hint Başvekili Nehru sömürgecilik hakkındaki tasarıya bir giriş kısmı eklenmesi teklifinde bu­lunmuştur. Bu konuda yaptığı uzun bir konuşmada Hint Başvekili Doğu Avrupa meseleleri üzerinde müzake­relere girilmesine muhalefet etmiş ve hükümran birer devlet olarak tanın­mış Doğu Avrupa memleketlerine bunlardan bir kısmı ile konferansa katılan bazı memleketler arasında sululaşmalarla kurulmuş bağlar var­ken, sömürge denenıiyeceğini ileri sürmüştür.

Nehru bundan sonra, konferansta Fransız sömürgeciliğine sadece Kuzey Afrika arazisini ilgilendiren bir çer­çeve içinde temas edilmiş olduğunu ve buradaki memleketlerin de bağım­sız olarak tanınmamış bulundukları­nı söylemiştir. Nehru'ya göre, böyle bir sınır içinde kalmak üzere, her tür­lü mesele bu arada İngiliz ve Porte­kiz sömürge arazileri ile her çeşit iktisadî ve siyasî baskı şekilleri ele alı­nabilir. Başka bir kimse, meselâ Gua­temala meselesini ortaya atabilir, fa­kat bu takdirde netice sadece «millet­lerarası şüphe ve karışıklık» olacak­tır. ,

Nehru, sömürgeciliği umumî bir me­sele olarak ele alan giriş tasarısını sunmadan önce, konferansı1 soğuk harbe iştirakten kaçınmaya davet et­miştir.

Bu toplantının, sonunda, öğrenildiği­ne göre, Seylan delegesinin konferan­sa vermemeyi kabul ettiği takrir ki buna Türkiye ve Irak delegeleri de katılmıştı. Irak., Lübnan, Liberya ve Filipin delegeleri tarafından «Her türlü hâkimiyet, sızma ve isyana teş­vik hareketlerini» takbih eden başka bir karar sureti şeklinde desteklene­cektir. Dokuz üyeden müteşekkil bir komite bu meseleyi incelemeye me­mur edilmiştir.

İlgili çevrelerde tahmin edildiğine gö­re, bugün öğleden sonraki toplantı gece de devam edecektir.

 Gazze :

Gazze bölgaesinde kurulmuş olan Fi­listin Arap Mültecileri İcra Komitesi Bandung konferansına gönderdiği bir mesaj da «Emperyalizmin' ve siyoniz-min en yüz kızartıcı haksızlıklardan biri barışsever Filistin Araplarmm topraklarından sürülmüş olmasıdır» demekte ve Filistin mültecilerinin Bandung'da toplanan delegelere gü­vendiklerini bildirdikten sonra Arap rtj emleketîeri delegelerinden Filistin mültecilerinin durumunu konferansa bildirmelerini istemektedir.

 Bandung:

Hindistan Başvekili Nehru, bugün si­yasî komiteye, hidrojen ve atom bom­baları imaline sön verilmesini temine matuf bir karar sureti tasarısı sun­muştur.

Nehru tarafından sunulan tasarının esasları şunlardır:

«Asya _ Afrika, milletleri konferansı harpte atom ve hidrojen bombalarıimage002.gifn kullanılmasını tecviz edemez. Bu sebepten, büyük devletlerden, atom ve hidrojen bombası imalini durdur­malarını talep etmektedir. Büyük devletler aynı zamanda, atom ve hid­rojen bombası tecrübelerine de bir son vermelidirler. Çünkü bu kabil tec­rübeler neticesi radyo-aktif şualar, atmosferi kaplıyabilir ve milyonlarca insan için tehlikeli olabilir.»

Hindistan Başvekili Nehru, siyasi ko­mitedeki konuşmasında, harbin yak­laşmakta olduğuna işaret etmiş ve bu neticenin önüne geçmek için, «barış içinde birlikte yaşama» prensipleri­nin kabul edilmesi lâzım geldiğini söylemiştir.

Daha evvel bir konuşma yapan Tür­kiye delegasyonu başkanı Fatin Rüş­tü Zorlu, «barış içinde birlikte yaşa­ma» fikrinin tesirliîiğinin çok şüpheli bulduğunu söylemişti.

Hindistan Başvekili, savunma maksadına mebni vücut bulmuş askerî itti­faklar aleyhinde sert bir lisanla ko­nuşmuş ve bu meyanda Pakistanı ten-kid eder mahiyette sözler sarfetrniş-tir. Pakistan Başvekili Muhammed Ali, Nehru'ya verdiği cevapta, memle­ketinin hür ve müstakil olduğunu bu sebepten milli emniyetini teminat al­tına alacak, her türlü tedbire başvur­makta serbest bulunduğunu söylemiş­tir.

Nehru, aynı kızgın eda ile konuşma­sına devam etmiş, askeri ittifakların harbi davet etmekten başka bir işe yaramadığını iddia ederek, Asya ve Afrika milletlerinin yeni bir dünya harbini Önlemek için ellerinden gelen gayreti sarfetmelerl lâzım geldiğini bildirmiştir.

Diğer taraftan, Seylan Başvekili John Kotelawala, bugün, siyasî komiteye, dört maddeden ibaret bir barış prog­ramı tasarısı sunmuytur.

Tasarının esasları şunlardır:

1.  Her türlü silâhların kontrolünü sağlayacak ve atom ve hidrojen bom-balariyle diğer kitle halinde tahrip edici silâhların imal ve kullanılması­nı men edecek, bir konferans toplan­masını temin,

2. Bütün milletlerin atom ve hid­rojen bombası   tecrübelerine bir son vermelerini sağlamak,

3. Her müstakil   memleketin, Bir­leşmiş Milletler teşkilâtına alınması,

4. Bir milletin, diğer milletin top­rak bütünlüğüne, istiklâline,kendi kendini idare hakkına hürmet etme­si.

Asya - Afrika konferansı siyasî komi­tesi bugünkü çalışmalarına son ver­mezden evvel, iki tâli komite daha kurulmasını kararlaştırmıştır. Bu tâli komitelerden biri. dünya sulhu, diğe­ri de dünya gerginliğinin azaltılması mevzuunda iki karar sureti tasarısı hazırlamakla tavzif edilmiştir.

Müstemlekecilik mevzuunda bir karar sureti tasarısı hazırlamakta olan, do^-kuz milletten müteşekkil, diğer tâli komite, bugünkü müzakereler sırasın­da nihaî bir neticeye varamadığından, çalışmalarını yarma talik etmiştir.

 Bandung:

Bandung konferansında günün en mühim vakıasını Hindistan Başvekili Nehru'nun söylediği nutuk teşkil et­miştir. Nehru, Birmanya Başvekilinin sunduğu karar suretini desteklemek için yaptığı bu konuşmasında «Komü­nist memleketlerle komünist olma­yan memleketleri, harbe götüren hatali bir yol takip etmekle» itham et­miş ve .bir harbin iki tarafın mahvıyla neticeleneceğini haber yermiştir.

Bunun haricinde kaydedilen mühim vakıalar şunlardır:.

1 Şu En Lai ile Endonezya Dışişle­ri Vekilinin Endonezyada ikamet eden Çinlilerin tabiiyeti hakkında imzala­dıkları anlaşma.

2  Konferansın ilk günü komünizme şiddetli hücumlarda   bulunan Filipin delegesi Carlos Romulo'nun  Komü­nist Çini ziyaret etmesi hususunda Şu En Lai'nin daveti.

3 Barış içinde bir arada yaşama mevzuunda Hindistan Başvekili Neh­ru'nun sunduğu karar sureti.

Heyet başkanlarının iştirakiyle kurulan siyasî komisyon «sömürgecilik» hakkında bir karar sureti hazırla­makla vazifeli bir tâli komisyon ta­yin etmiştir. Irak, Lübnan, Pakistan, Liberya ve Filipin tarafından sunulan ve «her türlü tahakküm, nüfuz ve yı­kıcı hareketi» takbih eden karar su­retiyle Nehru muhalefet etmiştir. Nehru'nun kan.aatin.ee böyle bir karar sureti Goa ve Guatemala gibi mese­leler üzerinde müzakereler açılmasına sebep olabilir. Seylan Başvekili, Doğu Avrupada Sovyet sömürgeciliğinin takbihi hakkındaki teklifini geri al­mıştır.

 Paris :

Yeni Çin Haberler Ajansının Ban-dung'dan aldığı bir habere göre kon­feransın ekonomik işler komitesi ken­disine sunulan raporu ittifakla tasvip etmiştir. Bu raporda Asya ve Afrika memleketleri arasında ekonomik iş­birliği tesisi ve atom enerjisinin müş­tereken barışçı gayeler için kullanıl­ması tavsiye edilmekteydi. Ajansın ilâve ettiğine göre rapor şimdi konfe­rans umumî heyetine sunulmuştur.

24 Nisan 1955

  Bandung:

Asya - Afrika konferansı siyasî komi­tesi tarafından, müstemlekecilik mev­zuunda bir karar sureti tasarısı ha­zırlamakla vazifelendirilen, tâli komi­te henüz bir karara varamamıştır.

Komünist Çin, Birmanya, Hindistan, Mısır, Suriye, «sinsi faaliyetler ve baltalama» tabirlerinin, tasarıya it­haline itiraz etmektedirler.

Türkiyenin liderliğini yapmakta ol­duğu diğer gurup ise. bu tabirlerin muhakkak surette, tasarıya dahil edilmesi tezini savunmaktadır.

Tâli komitenin bu iki ayrı tezi nasıl tevhit edeceği bu ana kadar malûm değildir.

  Bandung :

Komünist Çin Başvekili   tarafından Formoza hakkında müzakerelere baş­lanması için yapılan teklife Amerika Dışişleri Vekâletinin cevabını teşkil eden. beyanat bu sabah Bandung'da-ki bütün heyetler tarafından ilgi ile karşılanmıştır.

Komünist Çin heyeti çevrelerinde in­fial izhar edilmektedir. Bir sözcü «Birleşik Amerika bir kere daha mü­zakere kapılarını kapalı demiştir.

Pakistan Başvekili Mulıammed Ali Amerikan beyanatının kesin bir red cevabı teşkil etmediği kanaatini taşı­dığını söylemiştir. Başvekile göre, Amerika, müzakereler için elverişli havanın yaratılması maksadiyle önce Çinin samimiyetinden emin olmak is­temektedir.

Birmanya Başvekili UNu, Çan Kay Şek'in toplantılara iştirakinin Formoza hakkındaki müzakereler için bir engel teşkil edeceğini söylemiş, fakat Çan Kay Şek'in müzakerelere katıl­masını istemediğini kesin olarak tas­rih etmeyi reddetmiştir.

Hint heyeti şimdilik hiç bir şey söy­lememektedir.

  Bandung :

Asya - Afrika Konferansı bugün ma­hallî saatle 18.30'da kapanmıştır. Son oturumda sömürgecilik ve kuvvet kullanma siyasetini» takbih eden bir Karar tasvib edilmiş ve bütün dünya milletleri barışa ve işbirliğine davet edilmiştir.

  Bandung:

Afrika - Asya konferansı, bugün da­ğılmadan önce Hindistan Başvekili Nehru tarafından yapılan bir teklifi kabul etmiştir.

Nehru bu teklifinde, yapılan atom ve hidrojen bombaları denemeleri yü­zünden, havanın iktisap ettiti radyo­aktivite miktarının tesbit edilmesini ve bunun insanlık için teşkil ettiği tehlikenin belirtilmesini istemektedir. Hindistan Başvekili bu iş için Pasifik adalarında, Asyada, Avustralyada ve Orta-Doğuda radyo aktivite ölçen is­tasyonlar inşasını talep etmektedir.

25 Nisan 1955

 Bandung:

Asya - Afrika konferansının hitamın­da yayınlanan tebliğde, sulhun emni­yet sayesinde teessüs edebileceği ve emniyetin de ancak silâhsızlanma ile mümkün olduğu hakkındaki kayıt bilhassa dikkati çekmektedir.

Bundan başka, tebliğde Birleşmiş Mil­letler anayasasına uygun olarak müş­terek müdafaa tedbirlerinden de ba­his vardır.

Konferansın başlıca mevzularından birini teşkil eden sömürgecilik bahsi aynen tebliğde de aksetmiş bulunu­yor. Bu konuda cereyan eden müza­kerelerde, konferansa iştirak eden devletlerden 15 kadarı, milletleri esa­ret altına alan veya propaganda ile yaiıut da doğrudan doğruya zor kul­lanmak suretile tezahür "eden yeni bir nevi sömürgeciliğin nazarı itibar e alınması hususunda İsrar etmişlerdir.

Konferans, sulhun ve işbirliğinin sağ­lanması bahsinde ise tamamile Bir­leşmiş Milletler anayasası tabirlerini kabul etmiş ve sulhun güvenlik, gü­venliğin de silâhsızlanma ile müm­kün olacağı esasını benimsemiş bulu­nuyor. Bununla ilgili olarak atom si­lâhlarının men'i meselesi de umumi silâhsızlanma ve beynelmilel kontrol çerçevesi içinde mütalea edilmiştir.

Konferansın aldığı neticeleri hülâsa etmek lâzım gelirse, bunu Birmanya delegesinin şu sözleriyle ifade etmek mümkündür:

«Biz buraya, sulh içinde beraber ya­şama» konusunu müzakereye geldik, fakat karşımıza başka görüşler çıktı ve onları nazarı itibare almaya mec­bur olduk. Mamafih bu iyi oldu.»

 Bandung:

Hindistan Başvekili Nehru, Asya - Af­rika konferansının kapanış celsesin­de söylediği nutukta Asya memleket­lerine Avrupa ve Amerika nizalarm-dan uzak kalmalarını tavsiye etmiştir.

Nehru bu iki kıta memleketlerini samimi surette selâmladıktan sonra şöyle demiştir: «Biz onlarla işbirliği etmek istiyoruz, fakat bu işbirliğinin müsavi haklar ve şartlar içinde olma­sını istiyoruz, bu yündendir ki, müs­temlekecilik ve ne şekil altında olur­sa olsun tahakküm aleyhtarı olduğu­muzu bildirdik.?

Nehru müteakiben şimdi Asya ve Af­rika üzerinde yeni bir havanın es­mekte olduğunu    belirterek demiştir ki:

«Geç kalmş bulunuyoruz, çünkü ma­zide bizi daima geri bıraktılar, fakat terakki etmeğe azmetmiş bulunuyo­ruz ve terakki edeceğiz. Çünkü hiç kimsenin hakimiyeti altına girmek istemiyoruz.»

Başvekil sözlerini bitirirken Afrikalı­lara hitap etmiş ve onlarla işbirliği arzusunu belirterek demiştir ki:

«Bugün Afrika hiçbir zaman görülme­miş derecede büyük bir facia yaşa­maktadır.»

 Bandung :

Komünist Çin Başvekili ve Hariciye Vekili Şu En Lai, Asya Afrika konfe­ransının kapanış celsesinde söylediği nutukta, Formoza meselesini hallet­mek üzere Amerika hükümeti ile mü­zakereye girmek teklifini yenilemiş ve fakat bu müzakerelerin Çin mille­tinin hükümranlık haklarına hale