24.3.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mart 1955

  İzmir :

M. M. V. İzmir Temsil Bürosundan bil­dirilmiştir:

Hususî bir uçakla şehrimize gelen Malta Akdeniz Başkumandanlığı teş­kilât dairesi başkanı Tuğamiral Şeref Karapınar ile Akdenizdeki Amerikan donanması Başkumandan Muavini A-miral Fife, bu sabah saat 9'da NATO karargâhını ziyaret etmişlerdir. İki Amiral, burada General Kendall'dan karargâh çalışmaları hakkında iza­hat almışlardır. Amiral Karapınar sa­at ll'de kışlaya giderek Tümgeneral Enver Akalın ile birlikte ikinci yurt içi Bölge Kumandanı Korgeneral Ce­mal Gürsel'i ziyaret etmiştir.

Gentral Kendall her iki Amiral şere­fine  öğle yemeği  vermiştir.

Amiral Fife ve Karapınar'ın yarın sa­at 14'te uçakla Ankaraya, oradan da 7 martta Malta'ya hareket edeceği Öğ­renilmiştir.

  Ankara :

Balkan daimi konseyi bugün sabahle­yin saat 10.30 dan 13'e, öğleden sonra da saat 18 den 20'ye kadar, dünkü şahsiyetlerin iştirakile çalışmalarına de­vam eylemiştir.

Bu toplantılarda siyasi vaziyet hak­kındaki malûmat ve mütalea müdahalesine devam olunmuş ve dünkü iç-timada, Balkan istişarî meclisinin te­sisine müteallik andlaşmanm nihaî metnini hazırlamakla vazifelendirilen tahrir komitesinin tespit ettiği metin, heyeti umumiyece tetkik ve tasvip o-lunmuş ve andlaşmanın, teknik ha­zırlıkları tamamlanabilmesine göre  yarın öğleden sonra, yahut öbür gün sabahleyin imzalanması kararlaş­tırılmıştır.

Bundan sonra Ankara andlaşması da­imi sekreterliği bürosu şefinin, büro­nun Bled toplantısından ocak ayının sonuna kadarki mesaisine müteallik mufassal raporu  okunmuştur.

Yarın saat 16'da toplantılara devam olunacaktır.

 Ankara :

Devlet Vekili, Başvekil Yardımcısı ve Millî Müdafaa Vekil Vekili Fatin Rüştü Zorlu, hükümetimiz tarafın­dan dost ve kardeş Ürdün'e hediye edilen «.uğur» uçaklarının yola çıkma­sı münasebetiyle, Ürdün Millî Müda­faa Veziri Ekselans Enver Nuseybe'ye aşağıdaki telgrafı çekmiştir:

Ekselans Enver Nuseybe Ürdün   Millî  Müdafaa  Veziri Amman

«Türk Milletinin Ürdün ordusuna bir hediyesi olan üç uçağın Amman'a müteveccihen hareket ettikleri şu dakikada Zatı Devletlerine en derin saygılarımı sunmaktan büyük bir bahtiyarlık duymaktayım.

Bu uçakların, kardeş Ürdün'ün kıy­metli hava ordusunun talim ve ter­biyesinde, isimleri gibi uğurlu ve ha­yırlı neticeler elde edilmesine yara­malarını temenni ederim. İki memle­ket arasında Öteden beri mevcut dost­luk ve kardeşlik münasebetlerinin, or­dularımız arasında bir yardımlaşmaya kadar ulaşmış olmasının bir tezahü­rünü teşkil eden bu mes'ut hâdise vesilesiyle, ekselanslarının şahsında Ürdün Milletine, Türk Milletinin ve onun ordusunun selâm ve muhabbet­lerini arzeder, ihtiramatının kabulü­nü rica ederim.

Fatih Rüştü  Zorlu

Başvekil Yardımcısı ve Millî Müdafaa Vekil Vekili

3 Mart 1955

 İstanbul:

Koreden beklenmekte olan 27 kişilik yaralı ve hasta kafilesi bu sabah saat 9.30 da Amerikan bandıralı General Blakford nakliye gemisi ile Pireye ve oradan da hava kuvvetlerimize men­sup nakliye uçaklariyle saat 14.30 da İstanbula gelmiştir.

Kurmay Yarbay Zeki Okçunun baş­kanlığındaki Kore gaziler kafilesi Yeşilköy hava alanında vilâyet adına Bakırköy Kaymakamı Merkez Ku­mandanlığı bölge kumandanı, İstanbul Temsil Bürosu Mümessili, Kızılay Ce­miyeti İstanbul Temsil Heyeti, Kızılay Hemşire Okulu Talebeleri, Yaralıların aileleri ve akrabaları tarafından me­rasimle karşılanmış, başta bando bu­lunan bir merasim bölüğü selâm res­mini ifa etmiştir.

Bu arada gazilerimize muhtelif buket­ler ve kızılay tarafından hazırlanan hediyeler hemşire okulu talebeleri ta­rafından verilmiştir.

Büyük bir ihtimamla uçaklardan    indirilen hasta ve yaralılarımız meyda­na getirilen ambulanslarla Kasımpaşadaki deniz hastahanesine nakledil­mişlerdir.

Kurmay Yarbay Zeki Okçu'nun baş­kanlığındaki kafilede yedek asteğmen Yılmaz Oktar, Yedek asteğmen Raşid Girginkaya, Başgedikli Muzaffer Kay­han, Başçavuş Mustafa Sönmez, Ça­vuş Sadri Özdemir, Çavuş Rıdvan Uysal, Çavuş Tahir Kaçar_ Çavuş Adil Gülen, Onbaşı Feridun Yücel, Onbaşı Hüseyin Doğru, Onbaşı Hasan Topuz, Onbaşı Kâmil Kırmızı, Onbaşı Hüse­yin Kocabıyık, Onbaşı Şaban Özer, Er Mehmet Burna,. Er Zekeriya Ba­har, Er Ahmet Cümbüş, Er Muhlis Güçlü, Er Süleyman İlik, Er Durmuş Yılmaz Er Haydar Diler, Er Nuri Al­dan, Er Mustafa Akran, Er Hasan Meyveli, Er Cemil Binek, Er İbrahim Erteli'den  müteşekkildir.

 İstanbul:

Limanımızda misafir bulunan Ameri­kanın 6 ncı filosunun bir kısmını teş­kil eden îowa muharebe gemisi ban­dosu 6 mart pazar günü saat 14.30 da Taksimde bir açık hava konseri vere­cektir.

Önümüzdeki salı günü limanımızdan ayrılacak olan îowa'nın 15 kişilik bandosu Amerikan donanmasında en iyi müzik organizasyonu olarak tanınmış­tır.

Bandonun programında muhtelif marşlar ve caz parçaları yer almakta­dır.

 Ankara :

Maltadaki Cincafmed NATO kuvvet­leri Kumandan Muavini Amiral Fife, bugün saat 10'da M.M. Vekâleti müs­teşarı Tuğamiral 'Aziz Ulusan, 10.30' da E.U. Reisi Orgeneral Nurettin Ba-ransel ve ll'de Deniz Kuvvetleri Kur­may Başkanı Tümamiral Zeki Özak'i makamlarında  ziyaret etmiştir.

Bu akşam saat 20.30'da Ankarapalas-ta misafir Amiral şerefine Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkam tarafın­dan bir kokteyl verilecektir.

Amiral Fife yarın saat lû'da şehrimiz­den özel uçağı ile ayrılacaktır.

 Ankara :

Beld andlaşması Hariciye Nazırları Konseyinin içtimalarma iştirak et­mek üzere pazar günü Ankara'ya gel­miş olan Yunan Hariciye Nazırı ekse­lans Stefanopulos ile Yugoslav Hari­ciye Nazırı ekselans Koca Popoviç bu sabah hususî uçaklariyle memleket­lerine müteveccihen şehrimizden ay­rılmışlardır.

Misafir nazırlar Yunan, Yugoslav ve Türk bayraklarile donatılmış bulu­nan hava meydanında Başvekil Adnan Menderes, Vekiller, Büyük Millet Meclisi Reis Vekilleri, Ankara Valisi ve Belediye Reisi, Hariciye Vekâleti umumî Kâtibi, Protokol Umum Müdür Vekili, Hariciye Vekâletinden alâka­dar zevat ile Yunan ve Yugoslav Bü­yük Elçileri ve Elçilikler Erkânı, Ati­na Büyük Elçimiz, Garnizon ve Mer­kez Kumandanları, Emniyet Mü­dürü ve yerli ve yabancı basın men supları   tarafından   uğurlanmışlardır.

Bandonun çaldığı Yunan.. Yugoslav ve Türk Millî marşlarının dinlenme­sinden sonra Başvekilimiz Adnan Menderes ve misafir Hariciye Nazırla­rı ve Hariciye Vekilimiz selâm res­mini ifa eden ihtiram kıt'asını teftiş etmişler, bunu müteakip ekselans Stefanopulos ve Ekselans Popoviç kendilerini uğurlamaya gelenlerin el­lerini sıkarak veda eylemişlerdir.

Başvekilimizle misafir nazırların ve­dalaşmaları  çok samimi  olmuştur.

Yunan Hariciye Nazırı Ekselans Ste­fanopulos kendisiyle görüşen Anadolu ajansı muhabirine şunları söylemiş­tir:

«Balkan Paktı Hariciye Nazırları da­imi konseyinin çalışmalarından duy­duğum tam memnunluğu ifade etmek isterim. Çok faydalı bir eser meydana getirdik ve neşrettiğimiz tebliğ de itti­fakımızın her zaman sağlam ve azim­kar olduğunu göstermektedir.

Çalışmalarımıza başkanlık etmiş ve şahsî prestijile mesaimizi kolaylaştır­mış ve desteklemiş olan sayın Başve­kil  Adnan  Menderese  bilhassa  teşekkür etmek isterim. Aynı zamanda içtimalarımızda hazır bulunan Başvekil yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu ve muh­terem meslekdaşım Prof. Fuat Köprülü'ye de hararetle teşekkür borcumuz­dur.

Yugoslav Meslekdaşım Koca Popoviç de tarafımızdan teşekküre şayandır. Nihayet Türk hükümetinin ve Türk Milletinin bizlere kargı gösterdiği çok sıcak hüsnü kabul ve misafirperverli­ğe karşı şükranlarımızın sonsuz oldu­ğunu da ifade etmek benim için bir vazifedir.»

Yunan Hariciye Nazırı Ekselans Stefanopulos'un uçağı saat 11.30'da Yu­goslav Hariciye Nazırı Ekselans Koca Papoviç'in uçağı da saat 11.45 de ha­reket etmişlerdir.

4 Mart 1955

 Ankara :

Mubayaasına karar verilen, iki yüz otuz bin ton kapasitelik çelik silolar hakkındaki mukavele bugün saat 17' de, Toprak Mahsulleri Ofisi ile Ameri­kan Columbian Steel Firması arasın­da imzalanmıştır.

Mukaveleyi, Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Müdürü Feridun Üstün ile fir­manın mümessili Mr. Hadarg imza­lamışlardır.

İmza merasimi sırasında, İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, Toprak Mahsulleri Umum Müdür Muavini Ze­ki Davudoğlu ve diğer ileri gelen er­kân hazır bulunmuştur.

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı bu imza münasebetiyle Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatta bulunmuş­tur:

«230 bin ton kapasitelik çelik siloların, Columbian Amerikan firmasından alınması için imza edilmiş bulunan bu mukavele, altı milyon elli bin liralık, beş sene müddetli ve yüzde dört bu­çuk faizli yeni bir kredi ile temin edilmiş bulunmaktadır.

Siloların, memleketin muhtelif yerle­rine monte edilmesi ve inşası için ya­pılacak masraflarla beraber kırk mil­yon Türk lirası sarfedilmiş olacaktır.

Onbeş gün kadar evvel Londra'da im­za edilmiş bulunan ve yetmişbeş mil­yon liraya mal olacak bulunan, iki yüz kırk bin tonluk silo inşaatı için Simon İngiliz firmasından temin edilen kre­dilerle beraber geçen yıl ihale edilen iki yüz kırk bin tonluk ve kırk beş milyon liraya mal olacak ve yine Amerikan firmasından temin edilen kredilerle tesisine başlanan siloların yekûnu 710 bin ton kapasiteyi bulacak­tır.

Bunların ikmalinde memleketin silo kapasitesi, 1 milyon 200 bin tona yük­selecektir.

Son bir sene içinde sadece silolar için temin edilen uzun vadeli kredi mik­tarı, böylece 100 milyon lirayı bul­makta, bunlar için ofisin envestisman miktarı ise 160 milyon lirayı geçmektedir.

Bu suretle dahildeki satın aldığımız hububatın muhafazası teminat altına alındığı gibi, en iyi şartlar içinde dış piyasalara satabilecek bir tarzda te­mizlenip hazırlanması da garanti e-dilmiş olacaktır.

Bu tesislerin memleketimize hayırlı olmasını ve bunlar için kredi açıp sa­tış bakımından bizimle işbirliği eden müesseseye de kârlı olmasını temenni ederim.«

 İstanbul:

Kapalı çarşı yangını felâketzedeleri için Mercan arsalarında belediyece in­şa ettirilen 140 barakanın açılış ve sa­hiplerine tevzi merasimi, bu sabah sa­at 11,00 de yapılmıştır.

İstanbul Valisi, Vali ve Belediye Reis Muavinleri, Eminönü Kaymakamı, Es­naf Dernekleri temsilcileri ve kalaba­lık bir halk kitlesinin hazır bulunduğu merasime şehir bandosunun çaldığı is­tiklâl marşı ile başlanmış bilâhare söz alan Kapalıçarşı Hazır Elbiseciler Derneği Reisi Rifat Ateş ezcümle de­miştir ki:

«26 kasım 1954 günü tarihî Kapalıçarşımızda vukua gelen yangın felâketi dolayısile bütün esnaf arkadaşlarımız şaşkm, biçâre vaziyete düşmüş ve ü-mitsizliğe kapılmıştı.

Başta Aziz Reisicumhurumuz olduğu halde Sevgili Başvekilimiz, Vekilleri­miz ve kıymetli Valimizin yakın alâ­ka ve himmetlerile aradan çok geç­meden dükkânlarımıza kavuşmuş bu­lunuyoruz.

Türk'ün yapıcılık kudretinin güzel örneklerinden biri olan, esnafımızı ye­ni tesislere yerleştiren hamlesi, her türlü takdirin üstündedir. Bilhassa biz esnaflar, gördüğümüz yakın alâka ve himayeden dolayı sayın Reisicum­hurumuza Başvekilimize, Vekillerimi­ze ve Valimizle diğer alâkalılara ve kızıla ya teşekkürü bir borç biliyoruz.).

Bilâhare konuşan bir gazeteci de Mer­can arsalarının tarihçesinden bahset­miştir.

İstanbul Valisi Prof. Gökay, çarşının kurdelâsını kesmeden evvel yaptığı konuşmada demiştir ki:

"Muhterem hemşehrilerim, şu dakika­da açacağımız çarşı, karşılıklı yardı­mın hükümetle, millet arasındaki müş­terek işbirliğinin en veciz bir ifade­sidir.

Burası biraz evvel konuşan arkadaşı­mızın ifade ettiği gibi bir çok tufeyli insanların barındığı bir yerdi. Onları temizledikten sonra yine böyle met­ruk bir halde kalmıştı, çarşı yangını dolayısile burasını ele aldığımız za­man, bize askerî makamların büyük yardımı dokunmuştur. Bunu burada minnetle anmak isterim. Aylarca de­vam edebilecek olan işi seferber bir halde ve kısa bir zamanda ikmal et­mişlerdir.

Ordu Müfettişi Tunaboylu'ya, İstanbul Garnizon kumandanına teşekkür e-derken, bunları müsbet bir şekilde meydana getiren belediyemizin imar-koluna, bu işte çalışmış olan Hüsnü Tümer'in başkanlığındaki heyeti ve aynı zamanda inşaat şubesi şefi olan Galip Bey ve onun mesai arkadaşları­nı da takdirle anmak isterim. Diyecek, siniz ki siz Valisiniz, yanınızda çalı­şan arkadaşlar, çalışırlar bunu yap­mak vazifeleridir. Hayır, bizim bu memlekette görmek istediğimiz şey herkesin vazifesini vazife dışında fe­dakârlıkla yapmasıdır. İşte bu arka­daşlar bunu yaptılar. Gece demediler, gündüz   demediler,   mesaî     demediler

meşgul oldular. Yangını müteakip kurulmuş olan komisyon Nâfi bey ar­kadaşımın riyaseti altında Eminönü Kaymakamı, onun muavini, Nahiye Müdürü, Hepsinin mesailerini yakın­dan takip ettim. Gördüm ki az bir za­manda kırtasiye çenberine konulma­dan halkın, milletin dileği yerine gs-tirilmiştir. Benim naçiz hizmetim bu işleri yapan arkadaşların yanında bu-lunmaklığımdır. Esasen hizmetinizde-yim. Başka bir zevkim de yok. Onun için sizin yaranıza bu kadar olsun merhem sürebildiğimiz için Allaha şükrediyorum. Şimdi tek temennim eski yerlerinize biran evvel kavuşma-nızdır. Yeni çarşınız kutlu ve uğurlu olsun.

Bundan sonra çarşı gezilmiştir.

 Ankara :

Minneapolis Moline Firmasiyle müşte­reken ve 20 milyon lira sermaye ile teşekkül etmiş bulunan «Minneapolis Moline Türk Traktör ve Ziraat Makinaları Anonim Şirketinin Gazi Çiftliği yanındaki fabrikası bugün saat ll'de işletmeye açılmıştır.

Bu münasebetle yapılan merasimde Reisicumhur Vekili ve Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başve­kil Adnan Menderes, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Nafia Vekili Kemal Zeytinoelu. Ziraat Vekili Nedim Ökmen, İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat. İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu. Çalışma Vekili Hayret­tin Erkmen, Erkânı Harbiyei Umumi­ye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel Mebuslar, Vekâletler Müsteşarları ve ileri gelenleri, Amerikan İktisadi İşbirliği Yardım Heyeti Başkanı Mr. Davton ve Müşavirleri, Amerikan Bü­yükelçiliği mensupları ve Amerika'­dan sureti mahsusada gelen Minneadoiis Moline Vice President'i CaDro ile avnı şirketin umumî satış ve ihra­cat Müdürü Mortimor, bankalarımız ve kurucu müesseseler umum müdür­leri ve idare meclisi temsilcileri, ha­sın mensupları ve sanayi mahfiline mensup seçkin bir davetli topluluğu hazır bulunmuştur.

Şirket idare meclisi reisi ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge ilk konuşmayı yapmıştır. Daha sonra Minneapolis Moline firmasının mümessili ve mu­rahhas âzası Mr. Foss da bir konuşma yaparak Şirketin kurulması münase­betiyle gördükleri müzaheret ve yar­dımdan dolayı başta Başvekil Adnan Menderes olmak üzere Türk hükü­metine teşekkürlerini arzetmiş ve fab­rikanın faaliyeti hakkında kısaca iza­hat vermiştir.

Müteakiben fabrikada yeni monte edi­len traktörler davetlilere gösterilmiş ve Türkiye'de monte edilen ilk trak­tör bir numaralı çiftçi Başvekilimiz Adnan   Menderes'e  hediye edilmiştir.

Kendisine hediye edilen traktöre te­şekkür maksadiyle bir konuşma ya­pan Başvekilimiz Adnan Menderes, Türkiye'de imâl edilen traktörlerin şimdiye kadar memlekette kullanıl­makta olan emsali traktörlere naza­ran daha üstün neticeler vermesi te­mennisini izhar etmiş ve gördüklerin­den memnuniyetini beyan ile şirkete çalışmalarında muvaffakiyetler dile­miştir.

Müteakiben Reisicumhur Vekili ve 3ü yük Millet Meclisi Reisi Refik Koral­tan kısa bir hitabede bulunarak, mem­leketin eski ve tecrübeli çiftçilerinden olan Adnan Menderes'in bu ifade ve dileklerine aynen iştirak ettiğini be­yan ile muvaffakiyetler temennisinde bulunmuştur.

Bundan sonra traktörlerin arazi üze­rinde yaptığı tecrübeler davetliler ta­rafından  alâka  ile  takip edilmiştir."

 Ankara:

Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Umum Müdürü ve Minneapolis Moli­ne Türk Traktör ve Ziraat Makineleri Anonim Şirketi idare menlisi reisi Mithat Düige fabrikanın açılışı müna-sebetyle Anadolu Ajansına, çalışmalar hakkında aşağıdaki beyanatta bulun­muştur:

20 milyon liralık sermaye ile resmen teşkil ve tescil edilmiş bulunan Şir­ket, mayıs 1954 ayından sonra Ame­rika'da ve Türkiye'de kuruluş hazır­lık ve faaliyetlerine başlamış    ve biryandan da hususî bir kanunla makina ve kimya endüstrisi kurumundan 6.600.000 liraya satın aldığı uçak mo­tor fabrikasında teknik elemanlarıyla işe başlamış ve Amerikadan parti parti getirtilen traktör ve ziraat âlet ve ekipmanlarının ambalaj ve mon­taj işlerine başlıyarak kısa bir zaman zarfında memleketimize en uygun ol­duğu tespit edilen 40 beygir kuvvetin­de «u» tipi 50 adet traktörün ikmali ve satışa arzı temin edilmiş bulun­maktadır.

Amerikan ve Türk sermayesiyle en modern ihtisas ve patentlerle Türk eleman ve işçisinin teşriki mesaisiyle vücude getirilen bu eser yabancı sermayenin Türkiye'ye gelen en fay dalı ve en mühim meyvelerinden bi­rini vermeye başlamış oluyor. Nüfu­sunun yüzde 87'si çiftçi ve tam bir ziraat memleketi olan Türkiye'de Ad­nan Menderes hükümeti dört sene gi­bi kısa denebilecek bir müddet zar­fında ziraî ve iktisadî sahalarda sağ­lamaya muvaffak olduğu büyük kal­kınmanın ve bilhassa^ ziraî reformun ana dâvalarından biri olarak mütalâ­ası yerinde olan Türk çiftçisinin mo­dem ziraate intibakı ve makineleş­mesi ve her türlü teknik vasıtalarla teçhizi mevzuunda en esaslı tedbirin memleket içinde traktör ve ziraat âletleri sanayiini bir an evvel kurmak olduğuna da kana­at getirerek buna da el atan hüküme­timiz yabancı sermayeyi ilk fırsatta buraya tevcih ile dünyanın en büyük firmalarından birisi olan ve Amerika­nın Minnesota şehrinde Minneapolis Moline firmasının 6 milyon lira ser­maye, bütün patent, teknik, ihtisas ve tecrübesiyle de birlikte bu yeni Türk sanayiine   iştirakini   sağlamıştır.

Şirket sermayesinin diğer 14 milyon lirası T. C. Ziraat Bankası, Makine ve Kimva Endüstrisi Kurumu, Türkiye Ziraî Donatım Kurumu. Tariş ve Cukobirlik satış kooperatifleri birlikleri arasında taksim edilmiştir. Adı geçen kooperatiflerin bu ise ortak edilmele­riyle hükümetimiz yüzbinlerce koope­ratif ortağı çiftçilerin kendi öz teşek­külleri kanalıyla kullandıkları traktör ve ziraat âletleri sanayiine bilvasıta Serik ve sahip olmalarını da emniye­te almıştır.

İşletme ve faaliyet programına göre fabrika birinci sene bin traktör ve bunlar için lüzumlu ekipman ve zira­at âletleri imal ve satışını, ikinci se­ne de 2.500, üçüncü seneden itibaren de daha fazla, dördüncü seneden iti­baren Türkiye'nin bütün ihtiyacını karşıladıktan başka ihracat yapmak üzere tertiplenmiş ve bu traktör ve ziraat âletlerinin birinci senede asgarî yüzde 20-25 inin, ikinci ve üçüncü senelerde yüzde 50'sinin ve dördün­cü sene de yüzde yüzünün Türkiye'de imalini esas tutmuş ve programlamış­tır.

1950 senesinde 5 - 6 bin raddesinde olan traktör mevcudunun 1954 senesin de 40 bini tecavüz etmesine rağmen memleketimizde Türk çiftçisinin trak­töre ve diğer ziraat makinalarına ve modern ziraat usullerine kolayca inti­bakı hükümetimizin aldığı sayısız ted birler sayesinde tamamen muvaffak olmuş ve mahsullerin değerlendirilme si yolunda takip olunan politikanın, istihsali hayli arttırmış bulunması ha­kikati muvacehesinde Türk çiftçisinin traktör ve ziraat âletlerine olan ihti­yaç ve talepleri hâlâ devam etmekte ve son zamanlarda ithalâtın tahdidin­den mütevellit darlık da kendini ehem miyetli surette hissettirmektedir. Memlekette bu kadar traktörü kullanma ve dolayısiyle istihsali arttırma, değer­lendirme ve maliyet masrafını azalt­ma imkânı hazırlandıktan sonra sene­de yü2 milyonlarca liralık döviz sar­fını icabettiren bu ihtiyacın artık mem­leket içinde imal etmek suretiyle kar­şılanması kaçınılmaz bir zaruret ol­muş ve hükümetimizin tam vaktinde aldı&ı isabetli karar sayesinde bu te­şebbüs de yabancı sermayenin ve ekseriyeti Türk hususî sermayesinin iş­tirakiyle devlet, sermave iştiraki ol­maksızın sağlanması imkân altına gir mistir. Bu sayede gittikçe daralması ve ihtiyaca yetmemesi hissolunan trak tör. ziraat makinesi ve ekpmanlarını kolayca temin etmek ve ciftci taleü-lerini Ziraat Bankasının da uzun va­deli ve az faizli kredilerivle bu âlet­lerle kolavca teçhizini sağlamak bakı mmdan tahakkuk edecek büyük ge-niş'favdalar yanında bunları ithal için sarfedilecek dövizleri tasarruf etmek ve hattâ iki sene zarfında ihracına bi­le başlamak suretiyle memlekete yeni

döviz kaynakları getirmek bakımın­dan millî kazanç temini faidesi de ay­rıca tasrihe değer. Kaldı ki şimdiden Yunanistan ve Suriye tarafından Tür­kiye'de imal edilen traktörlerden satın alma taleplerine muhatap olmuş bu­lunmamız bu sanayiin kurulmasındaki isabeti ve tasavvur edilen dışarıya sa­tış imkânını tahakkuk ettirme müjde­lerini vermiş bulunuyor. Diğer taraf­tan memlekette adedi yüzleri geçen çeşitli traktör cinslerinin yedek par­çalarını, tamir ve bakımını sağlamak hususunda çekildiği görülen ve önlen­mesi de kolay olmıyan müşkülâtı ber­taraf etmenin yegâne müspet ve verim li hal şekli bulunmuştur. Bu hal şekli de memleket ziraat çeşitlerine en uy­gun hususî traktör tinlerini tesbite im­kân verecek ve traktörlerin kısa müd­detler zarfında revizyona tâbi tutul­ması, tamiri, bakımı ve standard ye­dek parçalarının her zaman talepleri karşılayacak şekilde memleketin her tarafında nsatışa âmâde bulundurulma­sını sağlıyacak surette kuvvetli ve tecrübeli ihtisas elemanlariyle mücehhez bir sanayi şubesi kurulması olmuştur. Anadolu'nun ortasında ve Ankara'nın içinde kurulan bu ilk traktör ve ziraat âletleri fabrikasının mamulleri şirket hissedarlarında Türkiye Ziraî Donatım Kurumu teşkilâtı vasıtasiyle yurdun her tarafında yalnız nakliye masrafla­rı tehalüfü ile tek fiyatla ve emsali kuvvetteki traktörlere nazaran daha ucuz fiyatlarla satılması, tamir ve ba­kım servislerinin de temini suretiyle ve Ziraat Bankasının şimdiye kadar yaptığı gibi üc sene vâde ve yüzde üç faizle Türk çiftçisinin emrine âmâde bulundurulacağı ayrıca belirtilmeye değer  mahiyettedir.

Sözüme nihayet vermezden evvel ya­bancı sermayeyi teşvik kanununa tev­fikan bu iştirakin kurulmasını ve bu sanayiin ilk defa memleketimizde te­sisini mümkün kılan ve her türlü mü­zahereti esirgemiyen değerli hükümeti mize minnet ve şükranlarımızı arz eder ve Türkiye'ye gelmek ve Türk ser mayesi ile teşriki mesai ederek mukadderatını birleştiren MinneapolisMoline Amerikan firması ve temsilcilerine de kurucu hissedarlar adına teşekkür­lerimi ifade ederim»

 Ankara :

Bazı gazetelerde sosyal kalkınmamız için Birleşmiş Milletler ile Rockfeller ve Ford tesislerine tahsis edilen para­yı, alâkalı bir makamımız bulunma­dığı cihetle, alamadığımız hakkında çıkan yanlış havadisler üzerine malû­matına müracaat ettiğimiz Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâletinden yetki­li bir zat şu izahatı vermiştir:

«Bir müddet evvel bazı gazetelerde, «sosyal kalkınma için ayrılan 14 milyon doları alamıyoruz-, başlığı altında çı­kan haber üzerine alâkalı muhtelif teşekkül ve tesislerin bu paradan ken­dilerine yardım temini için Vekâleti­mize müracaatlar vâki olmaktadır. Adı geçen haberde Birleşmiş Milletler ile Rockfeller ve Ford tesislerinin bize-sosyal kalkınmamız için para yardımı yapmak istedikleri halde memleketi­mizde bunu alacak makam bulunma­dığı yazılmaktadır.

Bu havadisin Birleşmiş Milletlerce memleketimize sosyal hizmet sahasın­da yapılacak teknik yardımın yanlış anlatılmasından ileri gelmesi muhte­meldir. Bu haber dolayısile umumî ef kârda ve hayır cemiyetlerinde hasıl olan yanlış zehabın tashihi için aşağı­daki izahatın verilmesine lüzum görül müştür:

Sıhhat ve içtimaî Muavenet Vekâleti, bugünün sosyal hizmet sahasındaki ih­tiyaçlarını karşılamak ve elverişsiz sosval şartlardan ileri gelen huzursuz hıkları bertaraf etmek için, modern sosval hizmetlerin memleketimize ne volda tatbik olunacağını tâyin ve tes-bit etmek üzere vekâletlerarası bir konrsvon toplanmıştı. Komisvonun ha zırladıâı rapor Birleşmiş Milletlerden davet olunan eksperlere de tetkik et­tirilerek fikirleri alındıktan sonra bir kanun lâyihası hazırlanmış ve müta­lâalarının bildirilmesi için Vekâletlere gönderilmiştir.

Birleşmiş Milletler eksperleri, kanun çıktığı zaman, tatbikine teknik bakım­dan yardım etmek üzere memleketi­mize mütehassıslar yollanmasına delâ­lette bulunacaklarını vaadetmişler ve kanunun yakında meriyete girmesi ihtimaline karşı Birleşmiş Milletler büt­çesine bu mütehassıslara ait tahsisa­tın konulmasını  derpiş    eylemişlerdir.

Buncan anlaşıldığı üzere Birleşmiş Mille i? erce sosyal hizmet sahasındaki faaliyetimize yapılacak yardım, mem­leketimize, bu hususta para vermek değil, sosyal hizmetle alâkalı kanunun tatbikinde rehberlik etmek üzere mü­şavir ve mütehassıs göndermektir. Yâ­ni teknik yardımlar, bahis mevzuu olan ve 12 bin dolar kadar tutmakta olan para da bu teknik elemanlara Birleşmiş Milletlerce sarfolunacak olan tahsisattır.

Kockfeller ve Ford tesisleri tarafından sosyal hizmetlerimize bir para yardı­mı yapmak teklifi de vâki olmamıştır. Bu husustaki havadisin bir istihbar yanlışlığı olduğu anlaşılmaktadır.

5 Mart 1955

 Ankara :

670 milyon liralık 1955 yılı Nafia Ve­kâleti bütçesinde 323 milyon lirayı bu­lan karayolları tahsisatının önümüzde­ki inşaat mevsiminde sarfı hususları­nı, program, makine, teşkilât, personel ve her türlü ihtiyaçlar üzerindeki noktai nazarları görüşmek üzere bütün bölge müdürlerinin ve merkez teşki­lâtının iştirakiyle bugün büyük bir toplantı yapılmıştır.

Vekâlet toplantı salonunda Nafia Ve­kili Kemal Zeytinoğlunun bir konuş-masiyle açılan müzakerelerde devlet, il ve köy yollarının yaramı ve bakımı ile makine meseleleri üzerinde durul­muş ve bazı mühim kararlar alınmış­tır.

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu, yap­tığı acık konuşmada hükümetin yol mevzularına verdiği büyük ehemmiye­ti belirtmiş ve bu ehemmiyetle müte­nasip olarak ayrılan yol tahsisatının, milletçe yapılan bu büyük fedakârlı­ğın en geniş bir şekilde kıymetlendirilmesinin bir borç olduğuna işaret et­miştir. Bilhassa 75 milvon lirava iblâğ edilen i!k ve koy yolları tahsisatının sureti sarfı üzerinde durulmuş ve ba­zı tedbirlerin alınması takarrür et­miştir.

Nafıa Vekili, geçen yıllardaki cansi­perane ve fedakârane çalışmalarından dolayı teşkilâtına  şükranlarını  bildirmiş ve bir hafta kadar devam edecek olan bu müzakereleri yakinen takibedeceğini ve 1955 yıh inşaat mevsimi­nin de diğer yıllardan daha ileri ve daha verimli bir kalkınma olaca­ğını ve gerek Nafıa gerekse kara yol­ları teşkilâtının heyecan dolu hizmet aşklarının bunu temin edeceğinde şüp hesi bulunmadığını beyan ederek 1955 yılı bütçesinin arızasız olarak sarfına Cenabı Hakkın yardımcı olmasını ve yapılan her işin Türk milletine hayır ve uğur getirmesini temenni etmiş ve toplantıların muvaffakiyetle devamını dilemiştir.

 Ankara :

Toprak Mahsulleri Ofisince 1 haziran 654 tarihinden 28 şubat 955 tarihine kadar müstahsilden 416.019 ton buğ­day 21.170 ton çavdar 27.780 ton mı­sır, 55.565 ton arpa. 8.287 ton yulaf ol­mak üzere cem'an 528.821 ton hububat ve 23.10.954 tarihinden itibaren de 6.881 ton pirinç satm alınmış ve bun­lara mukabil müstahsile 157.233.960 Türk lirası ödenmiştir.

Ayrıca 24.12.1954 tarihinden itibaren de Amerika'dan 111.404 ton S. "W. 2 buğday ithal edilmiştir.

Alım yılı başından itibaren Almanya'­ya 93.000 ton, Avusturyaya 10.000 ton, İtalyava 1.090 ton, Romanyaya 65 000 ton, Yunanistana 10.000 ton buğday, ayrıca İtalyaya 15.000 ton çavdarla Al manya'ya 20 000 ton aroa olmak üzere cem'an 2'14.0'SO ton hububat satışı yapılmış ve bunlardan Almanya'ya 92.837 ton. Avusturya'ya 11.000 ton. îtalyaya 1.040 ton. Romanyaya 68.245 ton, Yuna-nîstana 10.112 ton buğday, îtalvava 15 bin top çavdar, Almanyaya 20 000 ton araba olmak üzere cem'an 218 294 ton hububat fiilen teslim edilmiştir. Bu sa tıslardan 38.239.657 Türk lirası karşı­lığı döviz temin edilmiştir.

Yeni kampanya yılında Birleşik Amerikaya 198.000. Japonyaya 16-948, Al­manya. Belçika, İngiltere, italya ve Norveç'e 33.040 kg. olmak üzere cem'­an 247.988 kilogramlık afvon satışı ya­pılmış ve bunlardan 9.304.361 Türk lirası  karşılığı  döviz  temin  edilmiştir.

6   Mart 1955

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes memlekette asayiş vaziyeti İle emniyet teşkilâtımız hakkında Anadolu Ajansına şu beya­natta bulunmuştur:

»Eskisine nazaran memlekette iç em­niyet ve asayiş mevzuunun her sene mütezayit bir şekilde büyük bir inşi­rah ve memnuniyet verici mükemme­liyete doğru gitmekte olduğunu ifade etmekten zevk duymaktayım.

Devamlı olarak neşredilen asayiş bül­tenleri emniyet ve asayiş işlerimizin mütemadiyen iyiye doğru gitmekte ol duğunu açıkça göstermektedir. Bu münasebetle ve bir misal olarak uyuştu­rucu maddeler mevzuuna temas ede­yim:

Bir azmanlar cemiyetin iç bünyesini kemiren bu mevzuun çok ciddî hal aldığı elbette hatırlanacaktır. Halbuki, uyuş­turucu maddelerin imalini, ticaretini ve" vatandaşlar tarafından istimalini enlemek hususunda senelerden beri devam eden amansız mücadele netice­sinde şimdi bu tehlikenin esaslı su­rette önlenmiş bulunduğu artık inkâr kabul etmez bir hakikattir.

Asavisin, huzur ve emniyetin temini gibi büyük ehemmiyeti aşikâr olan bu dâvada emniyet mensuplarımızın bü­yük hizmetlerini bu vesile ile yâd ve takdir etmek yerinde olur.

Filhakika onlar geceli gündüzlü ve hat tâ yirmi dört saatte on iki saat vazife görmek suretile büvük bir fedakârlık ve feragat içinde çalışmaktadırlar. Bu itibarla teşkilât mensuplarının diğer devlet memurlarından fazla olarak sarfettikleri mesaivi ayrıca bir ücretle karşılamak yerinde olacaktır kanaatin deyim.

Bundan başka noksan olan kadroların yetişmiş unsurlarla ikmali, diğer taraf tan teknik ve modern vasıtaların teda­riki hususları da ehemmiyetle ele alı­nacaktır».

7   Mart 1955

 İstanbul:

Vazifesi  basında  vefat  eden.     Londra büyük elçisi Hüseyin Ragıp Baydurun nâşi bugün saat 15'de İngiltere Krali­çesinin hususî uçaklarından «De Va­letta» ile Yeşilköy hava alanına geti­rilmiştir.

Merhumun naşı. hava alanında Ha­riciye Vekâleti Kâtibi Umumisi Mu­harrem Nuri Birgî^ İstanbul Vali Mua­vini Nafi Tamer, Emniyet Müdür Mua­vini, îngilterenin İstanbul Başkonso­losu ve ailesi erkânı tarafından karşı­lanarak cenaze arabasına konmuş ve evine nakledilmiştir. Bu esnada bir po lis müsrezesi selâm resmini ifa etmiş­tir.

Büyükelçinin naşı yarın öğle üzeri Şişli camiinde öğle namazını eda edildikten sonra. Feriköy aile mezarlığına defne­dilecektir.

  Ankara :

Haber aldığımıza göre, Azerbaycan Türklüğünün olduğu kadar, bütün Türklük âleminin de büyük milliyetçi lideri Mehmet Emin Resulzade. dün gece geç vakit Ankara Üniversitesi has-tahanesinde vefat etmiştir. Merhumun cenazesi yarın öğle namazını müteakip Hacıbayram camiinden kaldırılacak­tır.

  İzmir :

Tonrağın verimini arttırmak maksadiyle İzmir Teknik Ziraat Müdürlüğü, ge­niş bir sulu ziraati geliştirme kampan­yasına girişmiştir.

Ziraat Vekâletinin yakından tâkio et-ti&i bu çalışma neticelerini müstahsi­le intikal ettirmek için gerekli tedbir­ler alınmış bulunmaktadır.

Sulu ziraatin başarı ile tatbikini sağ­layacak araçlardan, arazinin tesviyesi­ne yarayan 25 adet Skraner ile 50 adet B. C. Plane makinesi talip olan vatandaşlara Ziraat Bankası kredisi ile ve­rilecektir.

  Ankara :

Amerika Haricive Vekâletinin davetlisi olarak üç aydan beri Amerika'daki muhtelif tetkik ve temaslarını müteakip yurda dönen Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. H. Cahit Oğuzoğlu, bugün saat 15'te, rektörlükte yerli ve ya­bancı gazetecilerin de iştirak ettiği bir basın toplantısı yaparak seyahat inti­baları hakkında izahatta bulunmuştur.

Rektör Oğuzoğlu bu izahatında ezcüm­le demiştir ki:

Amerika Hariciye Vekâletinin resmî davetlisi olarak 90 gün müddetle Ame rika'nm muhtelif şehirlerindeki eğitim müesseseleri ve bilhassa üniversiteleri üzerinde tetkiklerde buludum.

Bu seyahatimde 'Washington, Princeton, New - York, Newheaven, Boston, Detroit Chichago, Lincoln, San Fransisco, Fresno ve Loc angeles şehirlerinde tetkiklerde bulundum.

Seyahatimin neticesini iki noktada toplamak mümkündür:

Birincisi. Amerika'nın ve Amerikan halkının üzerimde bıraktığı intibalar, ikincisi de seyahatin memleketimizle Amerika arasında yapılacak öğretim üyesi, talebe ve neşriyat mübadelesi yönünden sağladığı neticelerdir.

Amerika'ya yaptığım seyahat benim için bu memleketi tanımam bakımın­dan hayli faydalı oldu. Amerika üni­versitelerini iki grupta toplamak mümkündür. Bunlardan birinci grup, tah­sisatı devlet tarafından verilen resmî üniversiteler, diğeri de devletten doğrudan doğruya yardım görmiyerek ta­mamen kendi kaynakları ile yaşayan hususî üniversitelerdir.

Amerika üniversiteleri tedrisat sisteminde memleketimiz bakımından görülen bu ayrılık, bu müesseselerin tale­belerinden aldıkları okuma harçları bakımından da bariz bir hususiyet arzetmektedir.

Amerika'da, hususî üniversitelerin ta­lebelerden almış olduğu okuma harcı, resmî üniversitelere nazaran, bir hay'i kabarık bulunmaktadır. Buna karşılık, bizde, Üniversite talebelerinden aldırı­mız gayet cüz'î ve sembolik bir mahi­yet arzeden okuma harcı, "Amerika Devlet Üniversitelerinde alman oku­ma harcı yanında hiç sayılacak durum­dadır.

Ayrıca memleketimizde de tesisme ça­lışılan ve Üniversitelerarası kurulun son  toplantısında  da     görüşülen  gece üniversiteleri mevzuu Amerika'da baş libasına bir dâva olarak ele alınmış ve bu sahada bir hayli inkişaflar kay­dedilmiştir. Amerika'nın bu sahadaki çalışmaları, memleketimize örnek ola­bilecek bir seviyededir.

Diğer taraftan son seneler zarfında Amerika'da geniş bir Türk dostluğu hüküm sürmektedir. Kanaatimce bu yakın alâkanın sebebini, Atatürk inkı­lâplarından sonra bilhassa son sene -lerde Türkiye'de husule gelen derin değişikliklerde, her sahadaki muazzam kalkınma hamlelerinde olduğu gibi, Kore harbinde Türk ordusunun gös­terdiği büyük selâdet, şehamet ve kahramanlıkta aramak lâzımdır.

Bunlardan başka Devlet Reisimiz Ce­lâl Bayar ile hükümet Reisimiz Adnan Menderes'in seyahatleri dolayısiyle Amerikan halkı üzerinde meydana gelmiş olan tesir, bütün canlılığı ile, gez­diğim her yerde karşıma çıktı.

Ayrıca Amerika'nın muhtelif yerlerin­de verdiğim konferansların da alâka ile dinlendiğini ve memleketimizi da­ha iyi tanımak isteyen halkın bana bir takım sualler sorduğunu tesbit ettim. Seyahatimin diğer bir semeresi de bu seyahatin son seneler zarfında büyük bir gelişme kaydeden Türkiye ile Amerika arasındaki kültür yakınlığının bir neticesi olan Öğretim üyesi, talebe ve neşriyat mübadelesinin tecellisine im­kân vermiş olmasıdır. Bu cümleden olarak New - York üniversitesi ile üni­versitemiz arasında evvelce varılmış bulunan anlaşmanın tevsii yolunda ye­ni bir adım daha atmış bulunuyoruz. Buna göre, muayyen müddetler için Amerika'dan bazı profesörler memle­ketimize gelecek, bizden de bazı pro-. fesörler Amerika'ya giderek oradaki muhtelif üniversitelerde çalışacaklar­dır. Yine bu anlaşma mucibince ya­kında Hukuk Fakültesinde tesis edece­ğimiz «Türk Hukuku Araştırma Ensti­tüsünü faaliyete geçireceğiz. Bu ens­titünün çalışması. Amerika'nın mem­leketimiz hakkındaki araştırmalarında bir kaynak vazifesi görecektir,-.

8 Mart 1955

 İstanbul:

Londra'da  vefat  eden  ve  naşı  îstanbul'a getirilen İngiltere Büyükelçimiz, Hüseyin Baydur'un cenazesi bugün merasimle kaldırılarak ebedî istirahatgâhına tevdi edilmiştir. Bu merasimde Başvekil Adnan Menderes, Devlet Ve­kili Dr. Mükerrem Sarol, Dahiliye Ve­kili Dr. Namık Gedik, Mebuslar, Reisi­cumhur Vekili Refik Koraltan adına Riyaseticumhur Yaveri Kurmay Bin­başı Kemal Eker, Hariciye Vekâleti Kâtibi umumîsi büyükelçisi Muharrem Nuri Birgi, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. G-ökay, kumandanlar ile askerî ve mülkî erkân, üniversite rektörleri, eski vekillerden Şükrü Ka­ya, Kor Konsülerile merhumun ailesi efradı, şahsî dostları ve İngiltere Kra­liçesi adına îngilterenin Türkiye Bü­yükelçisi Ekselans Sir James Bowker, papalık adına kor konsüler Duayeni hazır bulunmuşlardır.

Cenazeye, Başvekilimiz, Vekiller, is­tanbul Valisi, Vilâyet, Belediye, muh­telif teşekküller, bankalar ve merhu­mun şahsî dostları tarafından otuzu aş kın çelenk gönderilmişti.

Şişli camiindeki cenaze namazını müteakip merhum büyük elçimizin nâşı top arabasına konulmuş ve merasim kumandanının önderliğinde sırasiyle bir süvari bölüğü, başta sancağı olmak üzere bir piyade alayı, deniz bölüğü, jandarma bölüğü, bir polis birliği, şehir deniz tümen ve jandarma ban­doları, naşı hâmil top arabası, merhu­mun ailesi efradı, Başvekilimiz, Vekil­ler, mebuslar, Reisicumhur vekilinin temsilcisi, İngiltere büyük elçisi, İs­tanbul Valisi, Rektörler, askerî ve mülkî erkân, kor konsülerden teşekkül eden kafile tramvay yolunu takiben yürüyerek Hamam durağına gelmiştir. Burada merasime katılan eşhas otomo­billere binmiş, böylece Kurtuluş cad­desinin Feriköy'e sapan köşesine gelin­miştir. Burada nâş top arabasından ce­naze otomobiline alınmıştır. Bu esnada bir merasim kıt'ası selâm resmini ifa etmiştir.

Resmî merasimin nihayete erdiği bu mahalde Başvekilimiz, Vekiller ve di­ğer zevat son bir ihtiram duruşunda bulunarak ayrılmışlardır.

Mu+eakıben Cenaze Hariciye Vekâleti temsilcileri, merhumun ailesi efradı ve şahsî dostları tarafından Feriköy me-

zarlığındaki aile kabristanına götürü­lerek ebedî istirahatgâhına tevdi edil­miştir.

Bu arada mezarlık kapısında yer al­mış bulunan bir merasim bölüğü son ihtiram resmini ifa etmiştir.

Ankara :

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Ku­rumunun yıllık genel kurul toplantısı 5 mart cumartesi eünü Ankara'da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesinde ya­pılmıştır. Prof. Dr. Orhan Toygar'ın reisliğinde toplanan genel kurulda, bü­tün dünyada olduğu gibi memleketi­mizde de oldukça büyük kayıplara se­bep olan kanser hastalığına karşı açıl­mış olan savaşın daha şiddetlendiril-mesi cihetine gidilmesi ve antikanseröz tesislerin bir an evvel kurulması­na başlanması istenmiştir. Bu cümle­den olarak Türkiye'de ilk defa olmak üzere bir kanser savaş dispanseri ku­rulması kararlaştırılmıştır. Bu is için hayırsever bir vatandaşımız 200.000 li­ralık bir bağışta bulunmuştur. Anka­ra'da çok kısa bir zamanda Ankara Belediyesinin kuruma tahsis etmiş ol­duğu arsa üzerinde inşasına hemen başlanacak olan bu dispansere, bağışı ya­pan hayırsever vatandaşımıza izafeten Ahmet Andiçen Kanser Savaş Dispan­seri adı verilecektir.

Yaoılan seçimler neticesi yeni yöne­tim kuruluna inşaata bir an evvel baş­lanması için selâhiyet verilmiştir.

Vazife taksimi yapan yönetim kurulu Prof. Dr. Necati Oraml'm başkanlığı­na, Sıdıka Atasalun'u asbaskanlı*a, Prof. Dr. İzzet Kandemir'i genel sek­reterliğe, Doç. Dr. Muhittin Ülker'i şenel sekreter yardımcılığına ve Uluğ İerdemir'i de saymanlığa seçmiş ve ca-lısma kolları başkanlıklarına da Naz­miye Acarbay, Dr. Yavuz Aksu, Ah­met Andicen, Doç. Dr. Muharrem Kök Rai. Dr. Lütfü Tanberk. Prof. Dr. Or­han Tovear ve Prof. Dr. Sabih Oktay getirilmişlerdir.

 Ankara :

Birleşik Amerika Kentuck şehri Psikiatri Cemiyeti eski Kocaeli Mebusu ve   Ankara   Nöro-Psişiatri      Cemiyeti

fahrî başkanı tanınmış asabiye müte­hassıslarımızdan Dr. Ethem Vassafa bir mektup göndererek Psişiatri sa­hasındaki kıymetli hizmetlerinden do­layı kendisini cemiyete fahrî üye seç­tiğini bildirmiştir.

9 Mart 1955

- Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, vünlü mensucat ve trikotai sanayiinin ham madde durumu hakkında, son günlerde gazetelerde yapılmakta olan neşriyat üzerine Anadolu Ajansına şu beyanatta bulunmuştur:

«Yünlü sanayiimizin 1950 yılma kadar ham maddesi için ödenen döviz mik­tarı ancak 18 milvon lira iken yeni te­sisler ve inkişaflarla bugün talep edi­len ihtiyaç miktarı 180 milvon lirava çıkmıştır. Bu ihtiyaç ve talepler kar­sısında vekâletimiz, işletmeler Vekâ­leti, Odalar Birliği ve sanayiciler gru­bu mümessillerinden müteşekkil bir  kurularak bu ihtivacın hakikî miktarlarının tesbiti ve ithal edilecek tons ve -uRrisÖımn asıl ihtivac sahiplerine intikal ettirilmesi yolu tutulmuş­tur.

Bu komite derhal memleketin altı ay­lık ihtiyacına tekabül edecek bir mik­tarın Sümerbank'ın patronajı altında ve onun da imkânlarını kullanmak su­retiyle kredili olarak ithaline teşebbüs etmiş ve bu hususta yapılan en müsa­it teklifi kabul etmiş ve bu teklifi ya-Dan firmanın Amerika'dan yapacağı ithalât için Hariciye Vekâleti ve F.A.O. nezdinde de lüzumlu teşebbüslere gi­rişmiştir. Bu mevzu Amerika makam­ları nezdinde halen ehemmiyetle takip edilmekte ve bugünlerde neticelene­ceği beklenmektedir. Bu kredili itha­lâtla 50 milyon liralık tops ve yapağı temin edilmiş  olacaktır.

Yine bu sahada çalışan sanayicilerle mutabık kalınarak, yukarıda mevzuu-bahs edilen kredili ithalât yapılıncaya kadar, ihtiyaçlarına cevap vermek üze re gümrüklerde bulunan 4-5 milyon li­ralık tops ve yapağının ithaline mü­saade edilmiş ve gerekli döviz trans­feri yapılmıştır. Bu suretle gümrükten çekilen topslar tevzi edilip kullanılma­ya başlanmıştır.

Bu arada, aynı ihtiyacı temin edebil­mek bakımından her ay 4 milyon lira raddesinde hesaplanan üç aylık 12 mil yon liralık miktarın da kredili ithalât yapılıncaya kadar peşin ödeme sure­tiyle ithâli kararlaştırılmış ve bunun için tahsis ve transfer emri Merkez Bankasına verilmiştir. Geçen ay umu­mi döviz imkânları içinde gümrükler­deki topslarm transferi yapılmıştır. Ve bu ay da birinci 4 milyonluk peşin tahsislerin transferine başlanacaktır. Bu mevzu banka nezdinde vekâletimice günü gününe takip edilmektedir.

Bunlar dışında, Vekâletimize kredi ile tops ithali için vâki bütün müracaat-îar da is'af edilmiştir. Bunların kıymeti de 20 milyon lirayı aşmaktadır. Bu torpslar ithallerinde tevzie tâbi tutu­lacaktır.

Diğer taraftan, tops yerine ham yapa­ğı getirip Sümerbank'ın yeni ilâve te­sirleriyle tops haline getirilmek suretivle pivasa ihtiyacımın 100 milyon lira ile karşılanması imkân dahiline girmiş olacaktır. Topsların piyasanın yünlü kumaş ve trikotaj ihtiyaçlarına uygun şartlar içinde tevzi ve istimali hususu üzerinde de durulmaktadır.

Bütün mensucat sanayiinin lüzumlu boya ihtiyacını da karşılamak üzere kredili ve peşin tahsisler vapılmış bulunmaktadır. Son yapılan İnaitlere an­laşması içinde de bilhassa bu memle­ketten getirilmesi lüzumlu boyaların derhal ithaline imkân hasıl olmuştur. Bu maddeler de memleketin muhtelif mmtakaîarındaki ihtiyaç erbabına doğ rudan doğruya intikal ettirilecektir.

 İzmir :

Akdeniz Altıncı Amerikan Filosu Ku­mandanı Visamiral T. S. Combs komu­tasında filo bu sabah saat 8'de limanı­mıza gelmiştir.

Gemilerin limanda demir atmasını mü teakıp Vali île Askerî erkân ve Ame­rikan Konsolosu krava?öre giderek Amirali zivaret etmişlerdir. Müteaki­ben Amiral karaya çıkarak bu ziyareti iade etmiştir.

Amiral gemisinden maade 1 muhrip ile çıkarma, cephane ve naklive gemi­lerinden mürekkep filo, beş gün lima­nımızda  kalacak  ve     mürettebat     bu

müddet zarfında şehirde ve civarda gezilecek yerleri ziyaret edecektir.

 Ankara :

Londra Büyük Elçimiz Hüseyin Ragıp Baydur'un vefatı münasebetiyle, Ma­jeste Kraliçe Elizabeth, Ankara'deki büyük elçisi vasıtasile Reisicumhuru­muza ulaştırılmak üzere aşağıdaki ta­ziye mesajını göndermişlerdir:

«Nezdimdeki Türkiye Büyük Elçisi Ek selâns Hüseyin Ragıp Baydur'un vefa ti münasebetiyle, zatı devletlerine sa­mimî taziyelerimi ifade eylemek iste­rim. Teessürlerimi lütfen akrabalarına da duyurmanızı rica ederim.

Elizabeth R.»

Bu mesaj seyahatte bulunan Reisicum­hurumuza arzedilmiş ve kendileri ta­rafından Kraliçe hazretlerine aşağıdaki cevabî mesaj gönderilmiştir:

«.Majestelerinin, büyük elçi Hüseyin Ragıp Baydur'un şahsında cumhuriyet hükümetinin uğradığı ziya münasebe­tiyle izhar buyurdukları sempati ifadeleri ve aynı zamanda ailesi efradının acılarına göstermek lûtfunda bulundukları alâkadan dolayı fevkalâde mü­tehassis oldum.

En samimî teşekkürlerimi ve merhumun ailesinin minnettarlık duyguları­nı kabul buyurmalarını majestelerin­den rica eylerim.

Celâl Bayar;

 Adana:

Halk musikimizi mahallinde tetkik et­mek ve köylerimizde bu maksatla etüdlerde bulunmak üzere Berlin müzesi mütehassıslarından Doktor Kurt Rheinhard'm başkanlığında üç kişilik bir heyet şehrimize gelmiştir.

Vali muavinini ve Maarif muavinini ziyaret eden heyet, Adana'da bir ay kadar kalacaktır. Heyet, bugün Karataş'a gitmiştir. Oradaki köylerde tet­kiklerde bulunacaktır.

 İstanbul:

Wich basın tröstünün sahibi James F.Wick başkanlığındaki Amerikalı, gaze­te sahip ve muharrirleri ile radyo tefsircilerinden müteşekkil 23 kişilik bir basın heyeti bugün saat 16.45 de uçak­la istanbul'a gelmiştir.

James Wick .gazetecilere her yıl bir Amerikalı gazeteci grubunun bu şekil­de dünya turuna çıkmak âdetinde bu­lunduğunu, fakat son yıllarda kayde­dilen büyük siyasî, ekonomik ve en-düstriel terakki hamlelerinden dolayı Türkiye'nin kendileri için çok alâka çekici olduğunu,» beyan etmiştir.

Amerikalı gazeteciler yarın Hilton otelinde tetkiklerde bulunacak ve öğle yemeğini burada yiyaceklerdir.

  İstanbul:

Amerika Birleşik Devletlerinin Akdenizde vazifeli 6 ncı filosuna mensup Randolph uçak gemisi ile Sperye, Pu-rois ve İrwi muhripleri bugün saat 9.30 da İstanbul limanına gelmişlerdir. Gemiler, Selinıiyeye 13 mil mesafede iken 21 pare top atımı ile şehri selâm­lamışlar, Selimiye kışlasından da aynı şekilde mukabele görmüşlerdir. Visa-misal F. Akerks kumandasında filo sa­at 10.30 da Dolmabahçe önlerinde de-mişlemiş ve Boğazlar ve Marmara Kor kumandanlığından bir subay Randolph gemisine giderek Amirale «Hoş geldi­niz» demiştir. Vood ve Leory muhriple­ri de bu filoya katılmak üzere yarın limanımıza  geleceklerdir.

  Ankara:

Ankara vilâyeti teknik ziraat teşkilâ­tının onbirinci yıllık kongresi, bugün saat 10'da civar kaza ve köylerden ge­len bine yakın delegenin iştirakiyle Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi kon­ferans salonunda toplanmıştır.

Kongrede, Reisicumhur Vekili ve Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koral-tan, Adliye Vekili Osman Şevki Çiçek-dağ, Ziraat Vekili Nedim Ökmen, An­kara Mebusları, Ankara Vali ve Bele­diye Reisi Kemal Aygün Ziraat Faküî tesi profesörleri, Ziraat Bankası, Top­rak Mahsulleri Ofisi ve Et, Balık Ku­rumu Umum Müdürleri, kaza kayma­kamları, teknik ziraat teşkilâtı men­supları hazır bulunmuşlardır.

Kongre, Ziraat Vekili Nedim Ökmen'in bir konuşmasiyle açılmıştır. Vekil, kongreye şeref veren devlet ricaline, ilim adamlarına ve delegelere teşek­kür ettikten sonra, ezcümle demiştir ki:

Bu seneki toplantımızın şimdiye ka­dar yapılan toplantılardan bir farkı ve hususiyeti vardır. Bugüne kadar yapı­lan toplantılar yalnız Teknik Ziraat Müdürlüğünün toplantısı mahiyetinde idi. Fakat, peçen senedenberi her vilâ­yette yapılan kongreler yalnız ziraat teşkilâtının değil, Ziraat Vekâletinin o vilâyetteki bütün teşkilâtının top­lantısı mahiyetini almıştır. Sıraları işgal eden muhterem hocalarımıza, bu­günün son sınıf talebesi yarının kıy­metli ziraatçileri olan genç arkadaş­larımıza ayrıca teşekkürü borç bili­rim. Her zaman her yerde ve herkes tarafından söylendiği gibi, Türkiye ik­tisadiyatının ana temelini muhakkak ki ziraatımız teşkil etmektedir. Türk köylüsünün. Türk çiftçisinin ve Türk müstahsilinin lâyık olduğu refaha ka­vuşması ancak asgarî masraf zahmet emek ve maliyetle azamî randıman el­de etmesine bağlıdır. Allah'a çok şü­kür beş seneden beri takip ettiğimiz politika bu yolda bize hayli adımlar at" tırmıştır. Dün çiftçi ve ziraat vekâle­ti teşkilâtı ayrı ayrı iki varlık, açık söylemek lâzım, birbirinden kaçan ve birbirini sevmeyen iki topluluk halin­de idi. Şu manzara dahi bize gösteriyor ki, dün tamamen unutulmuştur. Bugün bütün Devlet teşkilâtında oldu­ğu gibi Ziraat Vekâleti teşkilâtı köylü ile yan yanadır. Birisinin alın teri diğerinin bilgi ve görgüsü birleş­miştir. Bu sayededir ki, memleket ik­tisadiyatında elle tutulur, gözle görü­lür bir refah çığırı açılmıştır. Bununla iktifa etmiyeceğiz. Muhakkak ki katedeceğimiz daha çok merhaleler var­dır. Bize Ziraat Vekâletine yapılan ta­rizlerde, vekâletin plânsız, programsız çalıştığı ve başka faktörlerin, âmille­rin tesiriyle elde edilen neticelerden övündüğümüz iddia edilmekteydi.

Plân ve programımız hakkında fazla izahatı lüzumsuz telâkki ediyorum. Şu topluluk dahi plân ve programımı­zın mevcudiyetini ispata kâfidir. Biz yalnız bir şeyle övünüyoruz. Vekâlet olarak bütün  teşkilâtımızın maddî ve manevî bütün varlığı bütün kuvveti ve bütün imkânı Türk çiftçisinin ve Türk müstahsilinin emrindedir ve da­ima emrinde kalacaktır.

Biz  ancak   onunla   övünüyoruz.» Ziraat Vekili Nedim Ökmen, kongreye muvaffakiyetler temennisiyle    sözleri­ne son vermiştir.

Bundan sonra kongre riyaset divanı seçimi yapılmış ve profesör sabahat-tin Özbek başkanlığa seçilmiştir. Ruz-name gereğince, teknik ziraat müdürü Hamdı Özkan tarafından teknik ziraat teşkilâtının bir yıllık çalışmaları hak­kındaki faaliyet raporu okunmuştur, rapor üzerinde hararetli konuşmalar olmuş, söz alan delegeler umumiyetle teknik ziraat teşkilâtının faaliyetinden sitayişle bahsetmşilerdir.

Müteakiben alkışlar arasında bir ko­nuşma yapan Reisicumhur vekili ve Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan şunları söylemiştir.

«Vilâyetin teknik ziraat müdürünü hep beraber dinledik. Onu takiben ko­nuşanları ve şimdi yüksek ziraat mü­hendisleri adına konuşan genç evlâdı­mızı da dinledik, derhal kaydedeyim, içinizden gönül ferahlığı ile ayrılıyo­rum. Bu toplantının en bariz, en sami­mî çehresi iş yapanla yaptıran, devlet­le halk, hükümetle bizatihi çiftçinin bir araya gelip ne yapılmıştır, ne ya­pılacaktır, yapılan eksisi nedir, ya­pılması istenen nedir? Bu hayatî mev­zuun, toprak işinin hep beraber bir arada konuşulması..

İşte bu toplantının en bariz çehresi, en ümit verici tarafı, en samimî köşe­si budur. Devirler nasıl geçmiş, neler olmuş, bunları büyüklerimizden_ dede­lerimizden hatta toprağın dilinden el­bette işitip, görüp bilenlerdensiniz, İçinde bulunduğumuz devrin nasıl bir verimli devir olduğunu yine hep bera­ber geçirdiğimiz günlerin, yılların mes ut neticeleri ile başbaşa bulunan in­sanlar olarak bilmekteyiz. En büyük ümidimiz yarma, daha çok gönül se-vinçleriyle ,inşirahiyle bakan, baktır­maya sevkeden en büyük kuvvetimiz işte böylece toprak işinin bugünün ol­duğu kadar, yarının da en büyük dâ­vasının hep beraber bir arada konuşul­ması teşkil ediyor. Şimdiye kadar ya­pılanları hakikaten şimdi konuşan tecrübeli bir arkadaşımızın dilinden İşit­tiğimiz gibi, ben de dinlerken gurur duydum. İztirap yıllarım hep beraber biliriz. Tabiatın zorluklarını da hep beraber biliriz. Hepimiz de bu topra­ğın çocuğu olarak ıztırapları ve mah­rumiyetleri tattık Fakat buna rağmen bütün tabiat zorluklarını yenmeğe hep beraber el birliği ile çalışıyoruz. Karar verdik, zorlukları yeneceğiz. Hepinize mes'ut günler temenni ede­rim. »

Sayın Refik Koraltan'm konuşmasın­dan sonra kongre. Atatürk'ün anıt kabrini ziyaret için karar almış ve sa­at 13.30 da Anıt Kabir hep birlikte zi­yaret edilerek bir çelenk konmuş ve saygı duruşunda bulunulmuştur. Saat 14 de çalışmalarına başlayan kongre 17'ye kadar devam etmiştir. Bu meyan da gelecek yıl çalışma programının esasları tespit edilmiştir.

10   Mart 1955

  Antalya :

Memleketimize ithal ve harice ihraç edilecek ziraî mahsullerdeki emraz ve haşeratla musap olan kısımları dezen­fekte edecek ve takriben 600 bin lira­ya mal olacak fümügatuvar tesislerinin inşasına bugün merasimle başla­nılmıştır.

Valinin konuşmasını müteakip hayırlı ve usurlu olması temennisiyle temele harç konulmuştur.

11   Mart 1955

  Ankara :

Hükümetin bir müddetten beri üzerin­de ehemmiyetle durduğu memleketi­mizde ferrokrom sanayiinin tesisi mevzuu müsbet bir neticeye ulaştırıl­mış bulunmaktadır.

Filhakika, Krom cevherlerimizden bir kısmını, yurdumuzda işlendikten son­ra, bir mamul olarak dış memleketle­re satmaktaki ekonomik rüçhaniyetin, hem memleketimizde yeni iş sahaları açmak, hem de ham cevhere münhasır satışlara nazaran daha fazla miktarda döviz sağlamak bakımlarından aşikâr bulunmasına rağmen,  şimdiye    kadar yalnızca ham krom cevheri ihracı ile iktifa edilegelemiştir.

Makine sanayiinde ve bilhassa husu­sî çelik istihsalinde kullanılan ferrokromun memleketimizde imalini hedef tutan muhtelif tetkik ve temaslar İş­letmeler Vekâletince ve Etibankca son safhasına vardırılmış, bir taraftan Eti-bank, diğer taraftan da Fransız Pechiny imalâtçı firması ve kompadec finansman müessesesi arasında 10/3/ 1955 tarihinde bir sözleşme imzalan­mak suretiyle, yurdumuzda ferrokrom sanayiinin tesisi mevzuu tahakkuk devresine getirilmiştir.

Bu sözleşmeye göre. Türkiye'de Fer­rokrom endüstrisinin kurulması ve iş­letilmesi maksadiyle, Cem'an 5.000.000 lira sermayeli bir şirket kurulmakta ve Fransız gurubu bu şirkete 2.0O0.000 lira ile iştirak etmektedir. Şirketin Türk hissedarları Etibank, Sümerbank ve makine ve kimya endüstrisi kuru­mundan  terekküp eylemektedir.

Kurulacak ferrokrom fabrikasının tak­ribi tesis maliyeti 13.000.000 lira civa­rındadır. Bu tesis maliyetinin 9.000.000 lirası, malzeme ve teçhizat bedeli ile teknik hizmetler mukabili olarak, dı­şarıya dövizle ödenecektir. Bu meblâ­ğın beş buçuk senelik kredi ile Öden­mesi temin olunmuştur.

Tesis edilecek ferrokrom fabrikası, yıl­da 100.000.000 kilovat saat elektrik enerjisi sarfı suretiyle 25.000 ton krom cevheri işleyecek, bu suretle de surafine, musaffa ve karbonlu cinsinden olmak üzere, senede cem'an 8.000 ton ferrokrom, ayrıca da takriben 4.000 ton karpit imal eyliyecektir. Bu ima­lâtın senelik kıymeti takriben 13 mil­yon lira civarında olacaktır.

Şirketin tesisine ait formalitelerin ta­mamlanmasını takip edecek iki "sene zarfında fabrika kurulmuş ve imalâta başlamış bulunacaktır.

İstihdam edeceği işçilerle diğer per­sonel adedi yüksek olan bu fabrika, memleketimizde yeni iş sahaları ihda­sı suretiyle temin edeceği faydadan başka, aşağıdaki takribi rakamlarla belirtildiği üzere, döviz muvazenemize de çok müsbet tesirler icra eyleyecek tir.

Fabrikanın işliyeceği senede 25.000 ton miktarındaki kromun ham. cevher halinde ihracı takdirinde, bundan te­min edilecek döviz miktarının yalnız­ca 2.500.000 liradan ibaret bulunması­na mukabil, aynı miktar cevherden imal edilecek 3.000 ton miktarında ki ferrokromun ihracından sağlana­cak döviz takriben 9.000.000 lira civa­rında olacak, bu suretle de ortalama bir hesapla eskisine nazaran 6.500.090 lira tutarında bir döviz fazlası elde edilecektir.

Bundan, başka, memleketimizin dahili karpit ihtiyacı aynı fabrikanın imalâtiyle karşılanacağından, evvelce bu sebep tahtında her sene yapılan tak­riben 4.000.000 lira tutarındaki döviz sarfiyatı da tasarruf edilmiş buluna­caktır. Hususî imalât presedelerini icabettiren ferrokrom endüstrisinin memleketimizde başarı ile yürütülme­si ve ileride teknik bakımdan inkişaf ettirilmesi hususlarının -ayrıca da, bu sanayi kolunda vazife alacak Türk mühendis ve teknisyenlerinin Avrupadaki mümasil tesislerde yetiştiril­meleri mevzuunun gerektirdiği hü­kümler, bahis konusu sözleşmede der­piş edilmiş ve Fransız, .grubu, kurula­cak fabrikanın bilcümle teknik terakkiyattan faydalandırılmasını kabul ey­lemiştir.

 İstanbul:

Bir kaç günden beri İstanbul'da bulu­nan Newyork halk kütüphanesi müdü­rü Kari Kup, bugün bir basın toplan­tısı yaparak gazetecilere seyahatinin sebepleri  hakkında   izahat  vermiştir.

Amerika'nın büyük kristal fabrikala­rından Steuben'in, her memleketin san'atını sembolize edecek bir motifi birer kristal kupa üzerine işlemek suretiyle milletlerarası çapta bir san' at sergisi meydana getirmek tasavvu­runda olduğunu söylemiş ve kendisi­nin de memleketimize en güzel Türk motiflerini bulmak için geldiğini bil­dirmiştir.

Kari Kup buradaki tetkiklerinin ne­ticelerini şöyle anlatmıştır.

«Bedri Rahmi Eyüpoğlu'ndan aldığım bir motif beni adeta teshir etti. Bu eserde neş'eli bir hava var. Eren Eyüp oğlu'nun bir  köylü  grubunun     Pazar yerinden avdetini canlandıran motifi ise şiir ve fantezi dolu. Nurullah Berk ve Kenan Özbel'den de birer motif al­mış bulunuyorum. Kenan Özbel'in eserlerinden müteşekkil bir sergiyi Newyork halk kütüphanesinde açmak için teşebbüse geçeceğim.

Beynelmilel işbirliğinin sembolü ola­cak bu sergi bütün dünyada teşhir edildikten sonra her memleketin en büyük müzesine kendi eserleri hediye olunacaktır.

  Kastamonu :

Vilâyetimizde köy içme suları çalış­maları hızla devam etmektedir. Son iki yıl içinde 290 köy sıhhî içme suyu­na kavuşmuştur.

1953yılında 234 köy içme suyu mev­zuu ele alınmış ve 161'i ikmal edile­rek 352006 lira sarf    edilmiş, bu işleriçin 5715 metre künk, 36340 metre be­ton ve 72927 metre demir boru sarfedilmiştir.

1954yılında ise 354 koy ele alınarakbunun 129'u ikmal edilmiş ve bu iş için 207545 lira sarf edilmiştir.

1954 yılı içinde vilâyetimiz köy içme 'sularında kullanılmak üzere 114 bin metre galvenizli demir boru ihale edil­miş olup borular da teslim edildiği takdirde yüzlerce köy yeniden sıhhî içme suyuna kavuşmuş bulunacaktır.

  Ankara :

1939 senesinde tanzim ve tatbik mev­kiine konulmuş bulunan devlet de­miryolları memur ve müstahdem tali­matnamesi teşkilâtın bugünkü vaziyetile yeni ihtiyaçlara cevap vermekten uzak olduğu gibi zamanla birçok tahavvülata maruz kalındığından ihtiva ettiği hükümlerin toplu bir halde tet­kik ve mütalâası da müşkil ve imkân­sız 'bir hâle gelmişti.

Devlet demiryolları işletme müdür­lüğü bir müddettenberi giriştiği kal­kınma faaliyetleri meyanmda bu tali­matnameyi de yeni ihtiyaçlara cevap verecek ve personel hakkında uygula­nan prensipleri daha mütekâmil ve toplu bir hâlde ihtiva edecek tarzda ve «T.C.D.D. memur ve hizmetliler talimatnamesi» unvanı altında değiştir­miş ve bu yeni talimatname 1/1/1955 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş­tir .

Memur ve hizmetlilerin, işe alınış liya­kat, derecelendirme, terfi, takdirname, ikramiye, nakiltahvilt becayiş, disiplin cezaları, sağlık yardımı, parasız seya­hat ve mezuniyet işlemlerinin bu su­retle esaslı prensiplere bağlanması randımanlarının artırılmasını sağlıyacağı gibi hâl ve istikballerinin bağlı bulunduğu esasları taltif ve tecziyele­rini icap ettirecek fiil ve hareketleri, toplu bir halde görebilmek imkânına malik olan personel de hem kendileri ve hem de idare için faydalı olmak yolunu bulabileceklerdir.

Talimatnamenin, ihtiva ettiği yeni prensipler bilhassa selâhiyetlerin dağı­tılması ve disiplin cezaları mevzula­rında  esaslı tadilât yapılmıştır.

Bu duruma göre, tayin, terfi, nakil ve tecziye gibi personel muamelâtını merkezde bir elde tutmak yerine 8"inci dereceye kadar bütün memur ve hizmetliler için işletme ve atelye mü­dürlerine selâhiyet verilmiş ve yalnız yukarı derecelerde âmir mevkiinde bulunan memurlar hakkındaki mua­melelerin merkeze intikal ettirilmesi kabul edilmiştir .

Bu suretle fuzulî kırtasi muamelelere mani olunmakla beraber merkezdeki yüksek âmirler yakinen tanımadıkları memurlar hakkında karar vermek du­rumundan kurtarılarak bu husus per­sonelin durumunu daha iyi bildikleri için kararlarının daha isabetli olaca­ğında şüphe olmayan yakın âmirlere terk edilmiştir.

Disiplin cezaları prensibinde yapılan değişikliğe göre ise eski ceza derece­leri arasında bulunan ve her ay üc­retlerinden mühim kesintiler yapılma­sını mucip olduğu için personeli ağır sıkıntılara duçar ederek idareye nafi birer uzuv olmaktan çıkmalarına se­bep olan derece ve vazife tenzili ce­zaları kaldırılmış, buna mukabil her suç işlendikçe bir üst cezanın verilme­si ve muayyen müddetler içinde suç işlemiyenlerin cezalarının kısmen ve­ya tamamen terkin edilmesi prensibi kabul edilmiştir.


 

Böylece hatası tevali eden personelin devamı istihdamına artık imkân kal­mayacak, diğer taraftan muayyen müd­det içinde suç işlemiyenlerin cezaları silinecektir.

Bu duruma nazaran yeni ceza sistemi, personelin hatalarının tevalisine mani olacak, disiplin ve intizamı koruyacak hükümleri ihtiva etmekle beraber şu­ur ve hüsnüniyet sahibi personelin hata yapmadıkları ve vazifelerinde gösterecekleri dikkat ve gayretlerile cezalarını terkin etmeğe çalıştıkları takdirde tecziyeden ziyade takdir ve taltif edilmeleri imkânını sağlayacak­tır.

Ayrıca selâhiyetli makamlarca verilen disiplin cezalarını itirazen tetkik etmek ve münhasıran bu işlerle meşgul olmak üzere merkezde bir itiraz tet­kik kurulunun ihdas edilmiş olması da personeli himayeye matuf tedbir­ler cümlesindendir.

Öteden beri yapmakta oldukları işin mahiyet ve ehemmiyetini müdrik o-larak yüksek bir feragat ve büyük bir gayretle çalışmakta olan Türk Demir­yolcularının idare ile karşılıklı hak ve vecibelerini daha vazih ve daha mü­tekâmil olarak tayin ve tesbit eden yeni talimatnamenin müsbet netice ve­receği ümit edilmektedir.

12 Mart 1955

  Anakra :

Başvekilimiz Adnan Menderes bu sa­bah saat 9'da, memleketimizi ziyaret etmekte olan Amerikalı gazete sahip, Başmuharrir ve radyo tefsircilerinden müteşekkil basın heyetini kabul etmiş­tir.

Bu kabulde, Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Dev­let Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Hari­ciye Vekili Prof. Fuad Köprülü ile Basın-Yayın ve Turizm Umum Mü­dürü Muammer Baykan da hazır bu­lunmuşlardır.

  İstanbul:

Papa VII. ci Pius'un Papa seçilişinin 26 mcı yıldönümü münasebetiyle Tür­kiye Papalık     mümessili     Monsenyör

Alibranti tarafından bir resmi kabul verilmiştir.

Bu resmi kabulde İstanbul Valisi, bazı mebuslar, birinci ordu müfettişi, Kor-konsüller İtalyan Kolonisi ve davetli­ler hazır bulunmuştur.

  İstanbul:

ı

Şehrimizde kurulmuş olan sınaî sevku idare seminerinde çalışmalara dört grup halinde devam edilmektedir. İstihsal, maliyet muhasebesi ve bütçe, yüksek sevkü idare personel ve sosyal işler mevzuları üzerinde yapılan semi­nerler sanayicilerimizin en geniş bil­gilerle teçhizini mümkün kılmaktadır. Türk ve Amerikalı mütehassısların iş­tirakiyle yapılan nazari çalışmalardan başka haftanın muayyen günlerinde fabrikalarda tatbiki faaliyette bulu­nulmaktadır. İzmirde kurulan sanayi semineride alâka ile takip edilmekte­dir.

Bu arada Avrupa prodüktivite ajansı­na mensup iki sanayi uzmanı işletme­ler vekâletinin daveti üzerine memle­ketimize gelmiştir. Ankarada sanayi sevku idare merkezi ile müştereken beş günlük bir seminer programı ha­zırlanmıştır.

Ankaradaki çalışmalarda «sınai iş ka-zalarmm Önlenmesi» ve «müzakere toplantılarının idaresi» konularında İşletmeler Vekâletine bağlı fabrika temsilcilerine eğitim dersleri verile­cektir.

  İstanbul:

Amerikadan ithal edilmiş olan buğdaylar parti parti memleketimize gelmek­tedir.

Bu gün Trabzon şilebi ile yeniden 7.500 ton buğday .gelmiş ve tahliyesine başlanmıştır.

  İzmir :

Akdenizdeki aîtncı Amerikan filosu kumandanı Vis Amiral Thomas Combs bugün öğleden sonra sancak gemisin­de bir basın toplantısı tertip ederek aşağıdaki beyanatı  vermiştir:

Bugün İzmir'de  sizlerle  beraber bulunmaktan son derece bahtiyarım. Memleketinizi bundan evvel bir kaç defa ziyaret ettim, fakat tarihî İzmir şehrinizde ilk defa olarak bulunuyo­rum. Buranın taşıdığı tarihî ehemmi­yet ve şahit olduğumuz modern inki­şaf altıncı filonun subay ve mürette­batında son derece büyük bir alâka uyandırmıştır.

Amerika deniz memleketlerinin dost­luğuna nail olmaktan gurur duymak­tadır. Bilhassa memnundur. Biz Ame­rikalılar, kuvvet ve cesaretinizin uzun zamandan beri hayranıyız. Ve bu hay­ranlık Türk kuvvetlerinin Kore'de komünist tecavüzüne karşı kahraman­ca döğüşmelerile kat kat artmıştır. Birlikleriniz, iki seneden fazla, Birleş­miş Milletler safında, diğer memleket askerlerile omuz omuza savaşarak ce­saret ve kahramanlıklarını bütün dün­yaya ispat etmişlerdir.

Keza Türkiye'nin devlet işlerindeki süratli ve intizamlı inkilâbı dünyaya bir örnek teşkil etmiştir. Büyük Ata­türk'ün liderliği altında Türkiye mo­dern demokratik memleketler safında yerini almıştır. NATO teşkilâtı içinde, güvenilir bir müttefik ve dost oldu­ğunuzu ispat etmiş bulunuyorsunuz. İzmir'de büyük bir NATO karargahı­nın kurulmuş olması bütün NATO'ya üye memleketler tarafından bu bölge­ye verilen ehemmiyetin en bariz bir delilidir.

Bütün bunlar şayet harp etmeğe mecbur kaldığımız takdirde Türkiye hissesine düşecek hususî ve büyük va­zifeyi -Boğazların müdafaası  tasavvu­run fevkinde başaracağı intibaını bı­rakmaktadır. Daima büyük bir azim­le beklediğiniz bu geçit, bütün akdenizin sulh ve emniyeti için son dere­ce ehemmiyetlidir. Her hangi bir düş­manın harp vukuunda derhal Boğazla n ele geçirmeğe teşebbüs edeceği şüp­hesizdir. Altıncı filo, Boğazların ehem­miyetini gayet iyi takdir etmektedir. Herhangi bir harp vukuunda bunların düşmana   kapatılacağından   eminim.

Türkiyenin ziyaret ettiğim her yerin­de, büyük Atatürk'ün ruhunun size önderlik etmekte devam ettiğini gör­düm, Onun liderliği halâ sizi. gelecek­teki herhangi bir imtihan için kuvvet­li bulundurmaktadır. Hürriyetinizi mu

hafaza etmek ve milletinizin mukad­deratını tekâmül ettirmek azminiz karşısında hayranlık duymaktayım.

Altıncı filo, limanınızda bizlere karşı gösterilen misafirperverlikten dolayı son derece müteşekkirdir. Sulh veya harpte olsun, kuvvetli ve hazır bir müttefik olarak dostluğunuza müsta­hak olmaya devam edeceğimizi ümidederim.

Amiral Ankaraya yaptığı dünkü seya­hat ve oradaki temaslarından bahset­miş ve bu seyahatinin altıncı filodan ayrılması dolayısile yeni vazifesine gitmeden evvel bir veda ziyareti ma­hiyetinde olduğunu bildirmiştir.

Amiral, Filonun İzmir'de gördüğü hüsnü kabule tekrar teşekkür ettik­ten sonra filonun buradan hareketin­den sonra Türk kara sularında yapıla­cak manevralara iştirak edeceğini ve manevralar esnasında Türk kara kuv­vetleri harekâtını destekleyeceğini bil­dirmiştir.

 İstanbul:

İzmir'de toplanmakta olan 6'rncı Kore değiştirme birliğine iştirak edecek olan l'inci Orduya mensub birlikler bu sabah saat 1'1'de Galata rıhtımından Bandırma, Uludağ ve Anafartalar va­purları ile Bandırmaya hareket etmiş­tir.

Bu münasebetle Galata yolcu salonu rıhtımında bir uğurlama merasimi ya­pılmış, yolcu salonu ve birlikleri gö­türecek vapurlar bayraklarla ve flama larla süslenmiştir.

Uğurlamada İstanbul şehri adına Vali Muavini Naii Tamer, l'inci ordu mü­fettişi Korgeneral İsmail Hakkı Tuna-boylu, 66' ncı Tümen Kumandanı Tümgeneral Namık Argüç, yüksek rüt beli subaylar, eski muharibler ve ma­lûl gaziler ile başta bando bulunan bir merasim bölüğü, bir polis müfrezesi, kalabalık bir vatandaş topluluğu ile basın mensubları hazır bulunmuştur.

Koreye gidecek birlikleri ordu müfet­tişinin teftişini müteakib bando istik­lâl marşını çalmış ve sonra eski mu­haribler İstanbul İl başkam emekli General Hüsnü Odabaşıoğlu birliklere hitaben bir konuşma yapmış ve şunları söylemiştir:

 Vazifeniz büyük ve cihanşümuldur. Sulha teşne olan hür milletler toplulu­ğunun umde tanıdığı prensipleri ko­rumak, başka türlüsünü iddia edenle­re karşı koymak ve nihayet bütün be­şeriyeti kan ve Ölüm tehdid ve tehli­kesinden azade bulundurmak gibi in­sanî hislerin müdafii olmak vazifesi­nin verdiği şerefe nailiyetinizden do­layı sizleri can ve yürekten tebrik e-derim. Hayırlı başarılar diler, sağlık ve selâmetle gitmek ve zamanı gelince tekrar buraya dönmek nasib buyur­masını Ulu Tanrıdan niyaz ederim. Yo-lunuz.açık, gönülleriniz ferah ve işiniz başarılı olsun yiğit askerler.»

Bundan sonra l'inci Ordu Müfettişi Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu da bir hitabede bulunmuş ve kendileri­ne iyi yolucluklar, şerefli başarılar di­lemiştir.

Müteakiben kafile gemilere binmiş ve kafile kumandanına muhtelif buketler verilmiştir. .

13 Mart 1955

 Ankara :

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz 14 mart Tıp Bayramı dola­yısile bu akşam Ankara radyosunda bir konuşma yapmıştır.

Dr. Behçet Uz bu konuşmasında mem­leketimizdeki tababetin çok geniş bir tarihçesini yapmış, islâm medeniyeti­nin tababete verdiği büyük ehemmiye­ti belirterek ecdadımızın ijiyen esasla­rını takdir ve bunlara riayet derecesi bakımından tarihte birçok misallerin mevcudiyetine işaret etmiştir.

Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili mü­teakiben değerli bir ilim adamımızın senelerce' ruhunda beslediği bir ide­alin gerçekleşmesi şeklinde tarihe mal olmuş bulunan tıbbî gayretlerini hatır­latmış ve ezcümle, demiştir ki:

«Bu ilim adamı üçüncü Selim ve ikin­ci Mahmut devirlerinde hekimbaşılık eden Mustafa Behçet efendidir. Beh­çet efendi, Skolastik tıp medreseleri­mizde  yetiştikten  sonra.  İtalya'ya  giderek Avrupa tababetiyle temas etmiş bir Türk münevveri idi. Avrupadan memleketine büyük bir gaye ile dön­müştü: Türkiye'de modern bir tıb­biye kurmak.

Behçet efendi inkılâpçı hükümdar üçüncü Selim devrinde, ilk defa, he­kimbaşı olunca bu gayesine erişeceği­ni umdu. Bununla beraber eski kafalı insanlar sahneye o kadar hâkim idiler ki bu ilim adamı, ilk hamlede, tıp medresesini kaldırmağa imkân olma­dığını anladı. Evvelâ 1805 yılında, sırf Rumlara mahsus olmak üzere, Kuruçeşmede bir Rum tıbbiyesi açtı. Bunun arkası sıra pek çabuk bir tekâmül hamlesiyle, 1803 da tersanede bir de müsülman tıbbiyesi kurmak üzere te­şebbüse geçti. O tarihte henüz 32 ya­şında olan bu genç, geniş görüşlü ve yüksek mevki sahibi ilim adamının meramına ermesine, üçüncü Selim tah­tında kalsa idi, bir mâni çıkmiyacağı şüphesizdi. Fakat 1807 de kara kuv­vetin ayaklanarak bütün yenilikleri ortadan kaldırması ve üçüncü Selim'i tahtından indirmesi Behçet efendinin idealini gerçekleştirmesini senelerce sonraya bıraktı. Padişahın düşmesiyle birlikte genç ilim adamı da mevkiin­den uzaklaştırıldı.

Nihayet İkinci Mahmut zamanında Behçet efendiyi tekrar hekimbaşı gö­rüyoruz. Bu sefer, bütün memleketin «Vak'a-i Hayriye» diye alkışladığı, yeni çeri ocağının söndürülmesi onun da, memleket için pek hayırlı olan emeli­ni gerçekleştirmesine yaradı. İşte her 14 martta yıldönümünü kutladığımız ilk tıbbiyenin kurulması bu ileri gö­rüşlü münevverimizin senelerce has­retini çektiği bir ilim. ocağına, gözü arkada kalmadan, kavuşmasiyle kabil oldu.

Behçet efendinin büyük emelini ken­di eliyle gerçekleştirdiği 14 mart bu­güne kadar, 128 kerre tekerrür etmiş bulunuyor. Bu 128 yıl tıp kültürümü­zü daima ilerletmiş, tababet âlemimize her vakit iftihar edeceğimiz simalar katmış, sağlık hizmetimizin inkişafına ve halkımıza gittikçe daha faydalı ol­masına büyük yardımlar etmiştir. Mo­dern Türk tıbbının bu uzun mazisini gözden geçirirken onu ilmimiz için de, sağlık hizmetimizin muvaffakiyeti ba­kımından da ümitlerle dolu buluyorum

îlk tıbbiyenin açılmasından beri taba­betimizde ve sağlık teşkilâtımızda gö­rülen inkişaf bu ümitlerimin ne de­rece yerinde olduğunu meydana koy­maktadır. Tıphane açıldığı tarihte ta­bibin elindeki en kudretli vasıta 1819 da Laennec tarafından icad edilen, Stetoskop'tu, tababetimiz onu nasıl vaktinde almış, kullanmışsa bugünün en iyi usul ve cihazlarına karşı da kuvvetli bir alâka göstermekte, ihti­sas şubelerimizi derinleştirmeğe ve arttırmağa çalışmaktadır.

Filhakika askerî tababete mahsus tıp hanenin kurulmasından bir müddet sonra sivil doktor yetiştirmek üzere de bir tıbbiye açılmış, nihayet ikinci meşrutiyette her iki tıbbiye, tıp fakül­tesi halinde, Üniversite kadrosuna gir­miştir. Bugün ise İstanbul Tıp Fakülte sinden maada .yüksek bir kültür sevi­yesine erişmiş Ankara Tıp Fakültemiz de memleket irafına büyük hizmetler etmektedir. Her iki tıp fakültemiz a-kademik sahada otorite teşkil etmek üzere kendileriyle iftihar ettiğimiz bir­çok profesör ve doçent- yetiştirdikleri gibi memlekete feyizli tabip nesilleri de vermektedirler. Bugün İzmir'de de bir Tıp Fakültesi açabilecek kabiliyet­teki ilim adamı kadrosuna sahip bulu­nuyoruz ve memleketin doktor ihtiya­cı üçüncü bir tıp fakültesine âcil lü­zum gösteriyor.

Tedrisat sahasındaki bu güzel inkişafın yanı başında gerek bütün tababete, gerek ihtisas şubelerine ait olmak üze­re vakit vakit, toplanan ilmî kongre­ler bütün meslektaşlarımızı alâkadar etmekte ve halkın sağlığına yarıyacak birçok esasları meydana koymaktadır. Kitap ve mevkute neşriyatı bakımın­dan millî tıp kütüphanemiz de gitgide zenginleşmekte, profesörlerimiz, do­çentlerimiz ve mütehassıslarımız eser ve makaleleriyle tıp kültürümüze kuv­vet vermektedirler.

Şimdi biraz da 14 martın sağlık hizme­tine olan tesirleri üzerinde durmak is­tiyoruz.

Halk sağlığına mahsus teşkilât mevzu­atı memleketimizde 1860 tarihinden sonra başlar, ancak bu teşkilâtı müs­takil bir vekâlete veya, o zamanın ta­biriyle, nezarete bağlamak düşüncesi,

malî endişelerle nazarî mahiyette kal­mış ve istiklâl harbinde büyük millet meclisi hükümetince, 1920 de, sıhhat ve içtimaî muavenet vekâleti kurulun­caya kadar sağlık işlerimiz müstakil bir İdareye kavuşamamıştır. Bu halin sağlık teşkilâtımızın lâyıkiyle inkişafı­na mâni olduğunu muhtelif tarihler­de çıkarılan mevzuatta    görmekteyiz.

Meselâ Meşrutiyetten sonra l&ll de sıhhiye müdüriyeti umumiyesi teşki­lâtına dair çıkarılan kanun, zamanına göre ve memleketimiz için, oldukça mütekâmil olmakla beraber istenen, Avrupada tatbik edilen derecede mükem­mel bir sağlık hizmeti temin edecek mahiyette değildir. Gerek bu kanunda gerek aynı tarihte vilâyetlerin sağlık idaresine dair çıkarılan nizamname­de sağlık mühendisliği ve muhit sa-nitasyonu teşkilâtı, anne ve çocuk sağlığı teşkilâtı gibi sağlık hizmetinin pek mühim esaslarına lâyık oldukları yer verilememiştir. O vakitki tabiple­rimiz bu ihtiyaçları takdirden âciz ol­madıkları için bu mühim hizmet vazi­felerin mevzuata aksetmemesinin ida­rî endişeler ve malî imkânsızlıklardan ileri gelmiş olduğunu kabul etmek yanlış sayılamaz, sıhhat ve . içtimaî muavenet vekâletinin vazife ve selâhiyetlerini tesbit bakımından en esaslı mesnet olan 1930 tarihli umumî hıf-zıssihha kanunu memleketimize Avru­pai bir amme sağlığı mefhumu sok­makla beraber, tatbikatta, âcil ve teh likeli hallerde millî sağlığı sarsıntılar­dan koruyabilecek kadar kuvvetli bir teşkilât temin edememiştir. İkinci ci­han harbi esnasında, bir aralık, mem­lekette baş gösteren çeşitli salgın has­talıklar bunun misalidir. Keza verem savaş gibi mühim bir ihtiyaca, sağlık siyasetimizde, lâyık olduğu yerin ve­rilmesi ancak son yıllarda mümkün olmuştur.

Bununla beraber, biraz ağır da olsa, sağlık hizmetimizin de daima iîerle-mesidir ki bugün bizi. bu sahada, çok geniş hamleler yapmak için hazırlan­maya kadir kılmaktadır. Biz bugün modern icaplara uyarak is bölümü yapmış bir sağlık idaresini kaza kade­mesine kadar yapmak üzere tertibat almış bulunmaktayız. Bunlardan 170 tanesi halen halkın emrinde ve hizmetindedir. Yakında bütün kasabaları­mıza teşmil edilerek memleketin nü­fusunun % 80 ninden fazlasının sağlık meseleleri müessir bir kontrol altına girmiş bulunacaktır.

Verem mücadelesini tıbbi olduğu ka­dar sosyal cepheden de ilerletmeyi esas tutuyoruz. Ana ve çocuk sağlığını tehdit eden tehlikelerin memleketimiz için bir mesele olmalarına son vermek en mühim gayelerimizdendir. Muay­yen bölgelerde tam teşkilât kurarak bütün memlekete yardım eli uzatabi­lecek bir sağlık hizmetine dair kanun lâyihası hazırlanmıştır. Zaruret ve se­falet doğuran sebeplere, sosyal inti­baksızlıklara karşı modern manasiyle sosyal hizmet temin.edecek bir lâyiha da hazırdır. Sıhhî tesisleri teçhizat ve malzemesiyle birlikte ucuza mal ede­cek, bütün nüfusumuza kâfi hastahane, yatak, tabip vesair personeli yetiştire­cek 10 yıllık bir program hazırlanmış, yerli ve yabancı mütehassısların tet­kik ve tenkidine arzolunmuştur. Bu çok şümullü ve neticeleri itibariyle millî sağlığımıza çok faydalı çalışma­lara koyulurken enerjimizi, şevkimizi ve cesaretimizi artıran bir kaynak da bugün 128 inci yıldönümünü idrâk et­tiğimiz 14 mart'ın terakki ve irfan yo­lunda taşıdığı derin mânadır. Bugün­kü tıp kültürümüz de, sağlık hizmeti­miz de, 14 mart 1827 den menşe ve feyz alan ilerlemeye sıkı sıkıya bağlı-dü.

Modern sağlık hizmeti sahasında 14 marttan aldığımız diğer bir ilham ve ürektif de koruyucu hekimliktir. Ta­babetin bu şubesinin mevzuuna giren bulaşıcı hastalıklar, teşkilâtımızın teknik, ciddî ve verimli çalışmaları sa­yesinde, son senelerde gittikçe azaltıl­maktadır. Bir kaç yıl var ki memleke­timizde bir tek çiçek vakası bile çık­mamıştır. Sıtma. Verem Frengi Tifüs. dizanteri her sene bir evvelkine na­zaran ehemmiyetli derecede azalmak­tadır. Bunlar ileride büsbütün azala­cak ve ileri memleketlerdeki derece-ve nisbetlere kadar düşürülecektir. Bu mes'ut ânı yakın gelecekte görmemize intizaren halkın sağlık hizmetinde gavret fedakârlık ve feragatle çalışan bütün meslekdaşlarıma, yardımcı tıp meslekleri mensuDİarma ve tıo cami­amızın bu bereketli hazinesinden istifade eden halkımıza (ilim ve irfan bayramı 14 mart'ı) kalbten gelen sa­mimî temennilerimle tebrik ederim.

  Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, memleke­timizi 2iyaret etmekte olan Amerika Birleşik Devletleri senatosunun müm­taz azalarından Margaret Smith'i bu­gün saat 18'de Başvekâlette kabul et­miş tiı*.

Bu kabulde Başvekil Yardımcısı Dev­let Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü. Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi ile Amerikan Büyükelçisi Avra Warren hazır bulun­muşlardır.

  İstanbul:

Amerikanın tanınmış iktisadcılarından Max Thornburg bugün saat 15'de u-cakla İstanbula gelmiştir. Ayni zaman­da Türkiye hakkında bir eserin müel­lifi bulunan Amerikalı iktisadcı yesil-koy hava mevdanmda Vali adına Vali Muavini Nafi Tamer ve Bakırköy kaymakamı tarafından karşılanmıştır.

Gazetecilere verdiği beyanatta, mem­leketimize gelmiş olmaktan duyduğu memnuniyeti belirten Max Thornburg ezcümle demiştir ki:

«Türkiyede bir müddet iktisadî müşa­vir olarak vazife göreceğim; her geli­şimde Türkiyenin daha ilerlemekte ve yükselmekte olduğunu görmekten bahtiyarlık  duyuyorum.»   .

Parkotelde Vali tarafından ziyaret edi­len Max Thornburg bu akşam saat 20 05 trenile Ankaraya hareket etmiş­ti?.

14 Mart 1955

Ankara :

Sınai sevku idare geliştirme merkezin­de bu sabah saat 10'da isletmeler ve­kâletinin davetlisi olarak memleketi­mize selen Avrum iktisadî işbirliği prodüktüvite ajansı mütehassıslarının iştiraki ile bir t.ODİantı yanılmıştır. Bu toplantıda Etibank ile alâkalı fabrikaların mümessilleri de hazır bulun­muşlardır.

Toplantıda Avrupa prodüktivite ajan­sına mensup uzmanlar, sınaî sevkû idare merkezi direktörü yüksek Mü­hendis Nizamettin Ergil tarafından taktım edildikten sonra Mr, Lateiner fabrika ve işyerlerinde emniyet mev­zuunda bir konuşma yapmıştır. Mr. Lâtieiner Türkiye'nin bir çok sanayi bölgesinde tetkiklerde bulunduğunu söylemiş, iş kazalarının açıkladığı metodlarm tatbiki sayesinde % 50 azala-bileceğini bildirmiştir. Umumî bir ka­ide olarak kazaların ekseriya % 80'nin işçinin işbaşmdaki emniyetsiz ha­reketlerinden, geri kalan kısmının da işyerindeki emniyetsiz şeraitten doğduğunu Amerika ve Avrupadaki tecrü­belerine istinaden söyleyen Amerikalı uzmanın şayanı dikkat konuşması alâ­ka ile karşılanmıştır.

Öğleden sonraki toplantıda Mr. Locannu «toplantıların idaresi ve metodlar» üzerinde ihtisas ve görüşlerini belirt­miştir. Bu toplantıya ayrıca İktisadî Devlet teşekkülleri ve Umum Müdür­lükler temsilcileri ile Sanayi Umum Müdürü Ahmet Cemil Conk ta iştirak etmiştir.

Avrupa prodütivite ajansı mütehassıs­larının seminer toplantıları cuma gü­nü sona erecektir.

  Ankara :

Dosu üniversitesinin Erzurumda ku­rulusu kararı münasebetile dün bil­dirdiğimiz gibi Başvekilimiz Adnan Menderes'e gönderilen yüzlerce teşek­kür telgrafından başka busun de Ma­arif Vekili Celâl Yardımcı'ya mahalli teşkilâttan bağlılık telgrafları göndermiştir.

Maarif Vekili Celâl Yardımcı bu telg­raflara teşekkür ederek doğu üniver­sitesinin bütün Türk milletine ve Er­zurumlulara hayırlı olması dileğinde bulunmuştur.

  Kütahya :

İnşaatı tamamlanan verem disaanseri bugün saat 16'da yapılan bir merasim­le açılmış ve dispanser hizmete gir­miştir.

 Ankara :

Memleketimizde misafir bulunan Amerika Birleşik Devletler Senatosu â-zalarmdan Mrs. Margareth Smith, İs­tanbul mebusu Nazlı Talbar, Ankara Valisi ve Belediye Reisi Kemal Aygün. Amerikalı iktisatçı Max Thornburg, Amerika Büyükelçisi Mr. Warren ve eşi ile birlikte bu sabah Hasanoğlan köyüne gitmiş ve akşam Ankara'ya dönmüştür.

Amerikalı misafirler Hasanoğlan köy Enstitüsünü gezmişler ve talebelerle görüşmüşlerdir. Bu arada talebeler millî oyunlarla bir gösteri yapmışlar­dır. Müteakiben Hasanoğlan köyüne gidilmiş ve bir Türk koy evi ziyaret edilmiştir.

Hasanoğlan Belediye Reisi Senatörden, Amerikan milletine Türk köylülerinin selâm ve sevgilerini götürmesini rica etmiş, Belediye Reisine cevap veren senatör de Türk milletinin güvenilir bir dost olduğunu belirterek, bu vazi­feyi memnuniyetle yapacağını söyle­miştir. Misafirler, Hasanoğlan'dan köy lüler ve talebeler tarafından uğurlanmışlar ve otomobille Ankara'ya avdet etmişlerdir.

 Ankara :

Amerika'nın tanınmış iktisatçıların­dan Mr. Max Thornburg, bu sabah trenle İstanbul'dan Ankara'ya gelmiş­tir.

Mr. Thornburç. İstasyonda, Başvekili­miz Adnan Menderes adına hususî ka­lem Müdürü Muzaffer Ersü. Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüş­tü Zorlu adına Hususî Kalem Müdü­rü Havrettin Ozansov. Hariciye Vekâ­leti milletlerarası iktisadî işbirliği teş­kilâtı genel sekreter vekili T^ha Ca­rım. Amerikan Büvük Elcisi Ekselans Avra Warren ve Refikası ile Hariciye Vekâletinden Semih Akbil tarafından karşılanmıştır.

Mr. Thornburg. memleketimizde bir müddet kalarak tetkik ve temaslarda bulunacaktır.

 Ankara:

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizi resmen ziyaret edecek olan İngiltere Hariciye Nazırı Ekselans Sir Anthony Eden ve Refikaları Lady Eden ile refakatlerinde bulunan    zevat

16   mart çarşamba günü,    hususî    biruçakla Esenboğa hava meydanına mu­vasalat edecektir.

Misafir Hariciye Nazırı ve Refikaları hava meydanında, Başvekil Yardım­cısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zor­lu, Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprü­lü ve refikası, Hariciye Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi. Ankara Vali ve Belediye Reisi Kemal Ayeün. Basın-Yayın ve Turizm Umum Müdürü Muammer Baykan Garnizon Kumandanı, Merkez Kuman­danı. Emniyet Müdürü. İngiltere Bü­yük Elcisi ve Refikası- İngiltere Bü­yükelçiliği erkânı ile İngiliz Milletler camiasına dahil memleketlerin temsil­cileri tarafından karşılanacaktır.

Hava meydanında, selâm resmini ifa edecek olan ihtiram kıtasının teftişin­den ve millî marsların dinlenmesinden sonra, otomobillerle şehre gelinecek­ti:1.

Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili, Hariciye Vekili ve Bayan Köprülü, misaifrleri ikamet edecekleri İngiltere Büyük Elciliğine götürecek ve orada kendilerinden ayrılacaklardır.

17   mart perşembe günü misafir Hari­ciye Nazın saat 10.30 da    Çankayayagiderek  Riyaseticumhur   defterî  mah­susunu  imza  edecek,  saat 10.45'te AnıtKabre  bir  çelenk  vazederek  Ata­türk'ün mânevi huzurunda  saygı du­ruşunda bulunacaktır.

Aynı gün saat 13.30 da Hariciye Veki­limiz ve refikalar: tarafından misafir Hariciye Nazırı Lady Eden şerefine Haricive köşkünde bir öğle yemeği ve­rilecektir.

Başvekilimiz Adnan Menderes ve re­fikaları Berrin Menderes, aksam saat 20.30 da, Ankara palas'ta misafirler şe­refine bir yemek vereceklerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, 18 mart cuma günü saat 12.45'te ekse­lans Sir Anthony Eden'i Çankaya Köş­künde kabul buyuracaklardır.

Bayan Reşide Bayar da aynı saatte Lady Eden'i kabul edeceklerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve Re­fikaları Reşide Bayar, Misafir Harici­ye Nazırı ve Lady Eden'i Öğle yeme­ğine alıkoyacaklardır.

Misafir Hariciye nazın aynı gün Öğle­den sonra gazetecileri kabul ederek bîr basın toplantısı tertip edecektir. İngiltere Büyükelçisi ve Lady Bowker, misafir Hariciye Nazırı ve Refi­kaları şerefine saat 20.30'da Büyükel­çilikte bir akşam yemeği verecekler­di;-.

Savın misafirler 1!9 mart cumartesi günü sabah saat 10' da hususî uçakla-rivle İstanbul'a hareket edecekler. Esenboğa hava meydanında teşyilerinde bulunacak zevat tarafından me­rasimle uğurlanacaklardır.

İngiltere Hariciye Nazırı Ekselans Sir Anthony Eden ve Refikaları Lady E-den ile refakatlerinde bulunan zevat aynı gün saat ll'de İstanbul yesilkoy hava meydanına muvasalat edecekler­di?.

Misafirler hava meydanında Vali ve Beledive Reisi ve Bayan Gökay, gar­nizon Kumandam. Merkez Kumanda­nı. Emnivet Müdürü, İngiltere'nin İs­tanbul başkonsolosu ve refikası tara­fından karşılanacaklardır.

Polis kıtası tarafından ifa edilecek selâm resmini müteakip otomobillerle şehre înilecektir.

Savın misafirlerin İstanbul'daki ika­metlerinin kısa olması sebebivle. ar­zularına göre. şehrin tarihî yerleri gez­dirilmektir. Sabah ve öğleden sonra­ki di^er ziyaretler ve temaslar irin hu­susî bir program hazırlanmış bulun­maktadır.

İstanbul Vali ve Belediye Reisi ve ba­yan Gökay, misafirler şerefine saat 13. 30'da Vpii konağında bir öğle yemeği vereceklerdir.

İngiltere Hariciye Nazın Ekselans Sir Anthonv Eden ve refikaları Lady Eden ile refakatindeki zevat, 20 mart pazar eünü hususî tayvareleriyle İs­tanbul'dan ayrılacaklardır.

15 Mart 1955

  Ankara :

Başvekilimiz Adnan Menderes, İngi­liz Hariciye Vekili Sir Anthony Eden in memleketimize yapacağı ziyaret mü nasebetiyle, sureti hususiyede şehrimi­ze gelmiş bulunan Reuter Ajansı mu­habirine şu beyanatta bulunmuştur:

«Yarın, resmî bir ziyaret yapmak üze­re Sir A. Eden memleketimize gelmiş olacakta*.

Bizi çok sevindiren bu ziyarete hususî bir ehemmiyet atfediyoruz. Çünkü İn­giltere Türkiye'nin yalnız dostu değil, aynı zamanda 939 andlaşmasi ile hem de NATO içinde iki suretle müttefiki­dir.

Aynı zamanda büyük bir memnuniyet­le ifade edeyim ki İngiltere ile muh­telif sahalarda ve birçok mevzulardaki güzel ve ahenkli işbirliğimiz örnek teş­kil edecek mahiyettedir.

Yalnız bu kadar da değil, İngiltere dostluğunun memleketimizde çok ka­dim bir an'anesi vardır ve Türkler bu dostluğa ve İngiliz devlet ve milletine karşı derin itimad ve itibar hisleriyle meşbudurlar.

Bu kadar yakın ve samimî rabıtalarla birbirimize karşılıklı olarak kendimizi bağlı hissettiğimiz İngiltere'nin Hari­ciye Nazırını memleketimizde misafir etmek bizim için büyük bir şeref ol­duğu kadar şahsen pek mümtaz vasıf­lara sahip olduğunu Londra'yı ziyaretimizdeki temaslarımızla da yakın en ve bir defa daha Öerenmiş bulundu­ğum Sir Anthony Eden'Ie bu ziyaret ve memleketimizdeki ikameti esnasın­da, müşterek alâkalarımız olan muhte­lif meseleler etrafında müdavelei ef -kârda bulunabilmek de ayrıca müstes­na bir fırsat teşkil edecektir.

Şahsî dostluk münasebetlerimiz de bulunan bu kıymetli misafirimizle buluşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.»

  Ankara :

Atatürk Üniversitesinin Erzurumda kurulması karan üzerine Reisicumhuru­muz Celâl Bayar'a Erzurum Mebusla-

n, Erzurum Valisi, Belediye Reisi, Partiler Başkanları ve muhtelif teşekkül­lerden yüzlerce teşekkür telgrafı gel­mektedir.

  İstanbul :

Ticaret Odasmadn aldığımız malûma­ta göre, son zamanlarda Amerikanın muhtelif firmalarından gelen mektup­larla eski Türk san'at eserleri ile işle­meler, çini ve toprak mamuller gibi çeşitli eşyalar taleb edilmektedir.

Alâkalıların ifadelerine göre muhtelif zamanlarda Amerikada açılan dünya sergisinde teşhir edilen bu çeşit el san'atları eserlerimiz geniş ölçüde alâka görmüştür.

Ticaret Odası bu işle iştigâl eden ta­cirlerimizin isim ve adreslerini Ameri­kan firmalarına göndermiştir.

. Ankara :

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir :

16 Mart'ta Ankara'ya gelmesi mukar­rer bulunan İngiltere Hariciye Nazırı Sir Anthony Eden şiddetli bir Enflüenzaya tutulduğundan dolayı, doktor­larının kat'î tavsiyesi üzerine, bu zi-retini geri bırakmak mecburiyetinde kalmıştır.

Bu akşam îngiltere Büyükelçisi Sir James Bowker. Başvekilimiz Adnan Menderes'e, Sir Anthony Eden'in bu hususu bildiren şahsî bir mesajını tev­di eylemiştir.

Bu mesajında, Sir Anthony Eden, Baş vekilimize Türkiye'ye yapmayı sabır­sızlıkla beklemiş olduğu ziyaret için tam hareket etmek üzere iken duçar olduğu âni hastalığın kendisini yolun­dan alakoymuş olması karşısında duy­duğu derin üzüntüyü ve mahcubiyeti hararetli ifadelerle beyan etmekte ve bu talihsizliğin telâfisi zımnında, bilâ­hare, meselâ yaz iptidasında zivaretini yapmak imkânının Türkiye hükûme tince verilmesi ümidini izhar eylemek­tedir.

  Adana :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimize gelmiş olan Avrupa İktisadî İşbirliğine dahil Kanada'Iı M. Cohan, Amerikalı M. Gulbert, Fransız M. Gu-loer'den müteşekkil 3 kişilik bir heyet beraberinde Nato'daki Türk delegas­yonu iktisadî müşaviri ismail Kavadar olduğu halde bu sabah saat 11.30 da hususî bir uçakla Ankara'dan Adana-ya gelmiştir.

Heyet öğleden evvel Valiyi ziyaret et­tikten ve Belediye tarafından şehir ku­lübünde şereflerine verilen öğle yeme­ğinde bulunduktan sonra bir kısım fabrikaları ve toprak barajı gezmişlerdir.

Heyet, yarın sabah Mersin'e giderek Ziraî sahaları ve fabrikaları görecek ve Narenciye üzerinde incelemelerde bulunduktan sonra Adana'ya ve perşenbe sabahı da Ankara'ya dönecek­tir.

Belediye tarafından bu akşam Kristal Palaş'ta heyet şerefine bir akşam ye­meği verilmiştir.

  Londra :

Hariciye Vekâleti öğleden sonra şu tebliği neşretmiştir:

«Hariciye Vekili şiddetli br enflüenzaya tutulmuş ve doktoru kendisine bu hafta için kararlaştırmış olduğu bütün randevularını iptal etmesini tavsiye et mistir. Hariciye Vekili bu sebepten yarın Türkiye'ye yapacağı ziyareti te­hir etmek mecburiyetinde kalmıştır.

Hariciye Vekili bu ziyaret projelerinin yeniden değiştirilmesi mecburiyetinin hâsıl olmasından duyduğu büyük üzüntü ve derin teessürü Türkiye Başveki­line bildirmiş ve bu ziyaretin yaz başında yapılabileceği ümidini izhar eylemştir».

  Ankara :

Pazar günü şehrmize gelmiş olan, Amerika Birleşik Devletleri Senatosunun kıymetli azalarından Mrs. Margareth Chase Smith, beraberinde İstanbul Mebusu bayan Nazlı Tlabar ve Amerikan Büyük Elcisi Ekselans Avra ^Varren olduğu halde, bu sabah saat 8 00 de hususî bir uçakla İstanbul'a hareket etmiştir.

Mrs. Margareth Chase Smith, Etimes­gut hava meydanında, Başvekilimiz Adnan Menderes adına Hususî Kalem Müdürü Muzaffer Ersü ile Amerikan Yardım Kurulu Başkanı Tümgeneral Shepard tarafından uğurlanmıştır.

Amerikalı senatör, hareketinden evvel kendisile görüşen Anadolu Ajansı mu­habirine, memleketimize yapmış oldu­ğu ziyaret hakkında şu beyanatta bu­lunmuştur.

«Memleketinizden gayet iyi intibalarla ayrılmaktayım. Ankara'da kaldığım kı­sa müddet zarfında, kıymetli devlet ri­calinizden bazıları ile temas imkânla­rını buldum. Burada daha fazla kalıp, kendülerile daha uzun görüşmeler yap­mayı arzu ederdim. Programım icabı buna imkân bulamadığımdan gayet müteessirim.

«Dün akşam Başvekilinizle yapmış ol­duğum görüşme bildiğiniz gibi filme alınmıştır. Bu film gelecek hafta, yâni 22 mart salı günü CBS televizyon is­tasyonu tarafından bütün Amerika'da yayınlanacaktır. Tanınmış tefsircilerden Edward Murrow tarafından tak­dim edilen bu programın Amerika'da takriben 60 milyon seyircisi bulun­maktadır.

16 Mart 1955

 İstanbul :

16 mart şehitlerini anma töreni, bugün saat 15 de Edirnekapı'daki Sakızağacı şehidliğinde yapılmıştır.

Törende Vali Muavini Nafi Tamer, Şe­hir Meclisi Üyeleri, Garnizon Kuman­danlığa Temsilcileri, Şehidlikler İmar Cemiyeti, Eski Muharipler ve Malûl Gaziler ve diğer cemiyetler, muhtelif teşekküller, liseler ve orta okullar öğ­rencileri ile izciler, yavrukurtlar, bir ihtiram bölüğü ve çok kalabalık bir vatandaş topluluğu hazır bulunmuş­tu:'.

Tören kumandanı saat 15'te merasimi açmış ve boru ile verilen (Ti) işareti üzerine şehidlerin manevî huzurunda bir dakikalık saygı duruşuna geçilmiş­tir. SaySi duruşundan sonra şehir adı­na. İl Genel Meclisi üyelerinden mu­zaffer Erdener, Üniversite gençliği adına İstanbul Üniversitesi Talebe Birli­ği Başkanı Tonguç Görker, ve Şehid-likleri İmar Cemiyeti adına Sani Ya­ver birer konuşma yaparak 16 mart'm taşıdığı mânâ üzerinde durmuşlar ve 16 mart vak'asını anlatmışlardır. Daha sonra bir ilkokul Öğrencisi 16 mart vak'ası üzerine yazılmış bir şiiri oku­muştur .

Müteakiben bando matem marşını çal­mış ve muhtelif müessese ve teşekkül lerden gönderilen çelenkler şehidliğe konulmuştur. Matem havasını müteakıb bir subay kumandasındaki bir manga 3 defa havaya ateş etmiştir.

Anma törenine iştirak eden askerî kıt' anın, polis müfrezesinin, izcilerin, öğ­rencilerin ve yavrukurtların yaptıkla­rı geçit resmi ile tören sona ermiştir.

 İzmir :

Birinci hava kuvvetlerimize mensup F-84 Thunderjet tipi uçaklar bugün Eskişehir üslerinden çıkışlar yapmak suretiyle Trakya bölgesinde .başlamış olan Nato'nun Red Trident adlı tatbi­katına katılan Birinci Ordu birlikle­rinin yardımına koşmuşlardır. Saatte 600 mil sür'at yapan bu uçaklar gök gürültüsünü andıran sesleri ile Trak­ya'da mefruz düşman birliklerile te­masa geçen birinci ordu elemanlarını devamlı olarak desteklemişlerdir.

Bu filolar ilk vazife olarak birlikleri­mizle temasa gelmiş, mefruz düşman birliklerine ait topçu mevzilerine, ik­mal yollarına ve kıt'a topluluklarına alçaktan taarruzlar yapmışlar ve ha­rekâtın ilk dakikalarından itibaren mevcudiyetlerini Trakya semalarında hissettirmişlerdir.

Hava herekâtmın sevk ve idaresi, ka­rargâhı İzmir'de bulunan 6. ncı mütte­fik taktik hava kuvvetleri kumandanı Tümgeneral Robert E.L. Eaton tarafın dan birinci hava kuvvetleri kumanda­nı Tuğgeneral Enver Akoğlu'na tevdi edilmiş bulunmaktadır. General Akoğlu'nun Eskişehir'deki hava kontrol merkezi bu gece yarısından itibaren faaliyete başlamış ve savaş bölgesinde yapılan hava taarruzlarını koordine et meye devam etmiştir.

Bu merkezlerde aynı zamanda perso­nelin eğitimi de yapılmakta olup, 6 ncı taktik hava kuvvetlerine mensup Türk, Yunan ve Amerikalı hava su­bayları harekâtı takip etmek üzere Eskişehir'e gitmişlerdir. Bu çalışmalar dar. alman neticeler tahlil edilmek üzere 6 ncı taktik hava kuvvetlerine bildirilecek ve böylece çalışma usulle­ri üzerinde gerekli tekâmüller sağla­nacaktır .

Tatbikatı 6 ncı filo ve Günev Avrupa deniz destek ve hücum birlikleri ku­mandam Amiral Thomas Combs koor-dine etmekte olup, Güney Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Kumandanı Kongeneral Paul Kendalfda kara ha­rekâtım koordine etmektedir.

Karada, Korgeneral İsmail Hakkı Tu-naboylu'nun birinci ordu birlikleri Trakya bölgesinde Korudağ ve Saroz körfezi mmtakalannda harekâta başla­mıştır.

  Midyat:

Kazamızda 300 bin lira sarfı ile inşa edilen sağlık merkezi bugün Valinin, Garnizon Kumandanının. İl Genel ve Belediye Meclisleri üyelerinin ve kala­balık bir halk topluluğunun hazır bu­lunduğu bir merasimle hizmete gir­mişti;.

  Ankara :

Dünya gazetesinin bugünkü 17 mart tarihli nüshasının birinci sahifesinde büyük manşetlerle Amerika Birleşik Devletleri Hükümetinin Türkiye'ye yapmakta oldukları iktisadî yardımla­rını artırmak için malî ve iktisadî po­litikamızı kontrol etmek. Hükümet daireleri nezdinde müşavirler ikTie eylemek gibi teklifleri ileri sürdükle­rine dair haberler yayınlanmıştır.

Bu haberlerin tamamiyle asılsız ve uydurma olduğunu beyana Anadolu Ajansı selâhiyetlidir.

  Ankara :

B.B.C. radyosu Türkçe Neşriyat Ser­visi Müdürü Stanler Hyland, memle­ketimizde yaptığı bir aylık tetkik ge­zisini bitirmiştir. Mr. Hyland yarın sabah İngiltere'ye müteveccihen Anka­ra'dan ayrılacaktır.

Mr. Hyland, iş ve sosyal hayatın muh­telif sahalarında ileri gelen şahsiyet­lerle tanışmak üzere memleketimize gelmiş ve Türkiye'de kaldığı bir ay zarfında Ankara, İstanbul, Zonguldak, Bursa, İzmir, Denizli, Eskişehir, Er­zurum ve Kars'ı ziyaret etmiştir.

B.B.C. radyosu Türkçe Neşriyat Servi­si Müdürü aynı zamanda sanayicileri­miz iktisatçılarımız, siyaset adamları­mız, askerî şahsiyetlerimiz ve hükü­met adamlarımızla radyo röportajları hazırlamıştır. Bu röportajlar B.B.C. radyosunun tertiplediği «On yıl son­ra», adını taşıyan ve İkinci Cihan Har­binin nihayete ermesinden beri geçen on yıl zarfında Avrupa'nın kaydettiği terakki ve inkişafları belirten bir prog ram serisi içinde yayınlanacaktır.

  Ankara :

Amerikan hükümetinin Türkiye'ye yapmakta olduğu iktisadî yardımları arttırmak için malî ve iktisadî poli­tikamızı kontrol etmek ve hükümet daireleri nezdinde müşavirler ikame eylemek gibi teklifleri ileri sürüldüğü ne dair bugün Dünya gazetesinde çı­kan haberler üzerine, yabancı faali -yetler teşkilâtı Türkiye Özel misyonu başkanı Mr. Leon Dayton, Anadolu Ajansına, mevcut Türk  Amerikan münasebetlerinin karakterine hiç bir veçhile uymıyan bu haberlerin asıl ve esastan âri bulunduğunu ve kafiyen doğru olmadığını beyan etmiştir.

18 Mart 1955

  Ankara :

Çanakkale zaferinin yıldönümü mü­nasebetiyle Türk Millî Talebe Birliği Ankara Hukuk Derneei tarafından bu gün saat 17'de. Dil ve Tarih  Cosraiya Fakültesinde konferans salonunda bir toplantı yapılmış ve Çanakkale şe­hitleri anılmıştır.

Maarif Vekili Celâl Yardımcı'nın, Ve­kâlet erkânının, Çanakkale'den gelen bir heyetin, salonu baştanbaşa doldu­ran kalabalık bir halk ve talebe top­luluğunun    iştirak    ettiği   toplantıya

bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlanmıştır.

İstiklâl Marşından sonra aziz şehitle­rimizin ruhlarını taziz için beş daki -kalık bir saygı duruşu yapılmıştır.

Maarif Vekili Celâl Yardımcı, toplan­tıyı bir konuşma ile açmış, Türk mil­letinin kahramanlık vasfını heyecanlı bir şekilde tahlil ve izah ederek bü­yük şairlerimizin, Türk ırkının ve mil­letinin üstünlüğünü belirten şiirlerinden parçalar okumuş, büyük Atatürk'e ait hâtırasını anlatmış ve gençliğe hi­tap etmiştir.

Maarif Vekilinin konuşmasından son­ra dört erimizin ve bir izci kızımızın meydana getirdiği temsilî bir tablo tertip edilerek bir şiir okunmuştur.

Bilâhare Kurmay Yarbay Muhterem Seral davetlilere. Çanakkale harekâtı­nı tasvir eden bir konuşma yapmıştır. Konuşmasına, yabancıların, Türk'ün kahramanlığını belirten sözlerini açık-lıyarak başlayan Yarbay, Çanakkale muharebelerinin cereyan tarzı ve ara­zinin durumu hakkında, alâka ile ta­kip edilen izahat vermiştir. Muhterem Seral bu izahatında ezcümle şunları söylemiştir:

«Malûm olduğu üzere Çanakkale mu­harebelerinin sıklet merkezini, Türki­ye'nin kalbi olan İstanbul'u her ne pa­hasına olursa olsun ele geçirmek teş­kil ediyordu. Bu itibarla düşman kuv­vetleri Çanakkale Boğazından geçmek için evvelâ denizden, sonra da kara­dan, cehennemi muharebe sahneleri -nin meydana gelmesine sebep teşkil eden çıkarma ve taarruz hareketlerine girişmişlerdir.

Düşman ilk taarruz hareketine deniz­den başlamayı kararlaştırmış olduğu için, bu taarruza hazırlık olmak üze­re 18 mart 1915 sabahına kadar müs­tahkem mevkilerimizi tahrip atışma mâruz bıraktı. Bu ateş yağmurundan sonra 16 zırhlısı ve donanmaya men­sup muhtelif ve sayısız muhrip vesaile ile Çanakkale Boğazından taarru­za başladı. Silâh ve cephane durumu l'e karşı 5 idi. Bütün imkânsızlığa rağmen bu korkunç savaş, sarsılmaz bir iman sahibi olan mehmetçik'lerin ve kumandanlarının   gösterdikleri kahramanlık sayesinde, muhalin mümküne çevrilmesi şeklinde tecelli ederek lehi­mize neticelendi. Düşman donanması bu muharebede yarı yarıya zayiat verdi. Bu büyük mağlûbiyet üzerine denizden yaptığı tecrübeden ağzı ya­nan düşman talihini karadan deneme­ye karar verdi.

Kara harekâtı, Seddülbahir, Arıburnu ve Anafartaîar olmak üzere üç kısım­dan inkişaf ediyordu. Düşman evvelâ Seddülbahir'e çıkarma yapmak istedi. Kuvvetler yine aleyhimize olarak l'e 3 idi ve çıkaram muvaffak oldu. İkin­ci çıkarma Arıburnu'na yapıldı. Düş­manın taarruza nereden başîıyacağı hususunda tereddütlerin mevcut oldu­ğu bu sırada Mustafa Kemal, 19'uncu tümeni ile buradaki çıkarmayı yerin­de durdurmaya muvaffak oldu. Kanın gövdeyi götürdüğü muharebelerin ce­reyan ettiği bu sırada düşman bir mis­li taze kuvvetle takviye edilmişti. Mu­harebeler bütün şiddeti ile devam eder ken düşman, Kirte mevkiinden yeni bir çıkarma hareketine girişti. Grubun kumandanı olan Alman subayının bir­liklerimize çekilme emrini vermesi üzerine orduda itiraz sesleri yükseldi ve Alman kumandan değiştirildi. Bunun üzerine vahim bir durum hasıl oluyor ve çok şiddetli muharebeler cereyan ediyor. Düşmanın takviye kuvvetleri almasına rağmen çıkarmalar inkişaf e-demeyince bir gedik açılması için taarruz Anafartalar'a tevcih ediliyor. Anafartalar'da tarihin şimdiye kadar kaydettiği en büyük bir savaş cereyan ediyor. Düşmanın bütün çıkarma ha­reketleri mütemadi süngü hücumları ile püskürtülüyor. Mustafa Kemal ve> arkadaşları ile göğüslerini düşmana si­per eden mehmetçikler bu suretle şan­lı tarihimize, altın sahifelerinden biri­ni daha ilâve ediyor.

Nihayet Türk gücünün karşısında sec­de eden düşman 9 aralık tarihinden iti­baren topraklarımızı sahiplerine bıra­karak kaçıyor^).

Kurmav Yarbay sık sık alkışlarla kes'ler konuşmasının sonunda harbe, düşmanın 848.690 kişi ile iştirak etti­ğini. 177.600 şehit verdisini, Türklerin ise 254 bin kişi ile iştirak ettiğini, 187 bin şehit verdisini söylemiş, düşmanın 3 zırhlısının battığını, 7 zırhlının ağır,

8 zırhlının da hafif yara aldığını ilâve etmiştir.

Yarbayın, konuşmasından sonra bir ta­lebe tarafından bir şiir okunmuş, tarih öğretmeni Behnan Şapolyo tarafından bir konuşma yapılmış, yine bir talebe tarafından Çanakkale şiirinin okunma­sından sonra Sadık Erdem heyecanlı bir hitabede bulunmuştur.

18 Mart 1955

 İstanbul:

Bugün saat 15.30 da İstanbul Kızılay Temsil Heyeti Başkanlığında bir basın toplantısı yapan Kızılay Kan progra­mı Müşaviri Dr. Gazanfer Bingöl, Kan Bankası çalışmaları hakkında şu iza­hatı vermiştir:

«Ankara. İstanbul Kan bankalarımız önümüzdeki kıştan evvel faaliyete geç miş bulunacaktır. Ötedenberi muhtelif yollardan halkımızın kan ve kuru plazma ihtiyaçlarını temine çalışan cemi­yetimiz bu hafta kan programile geniş bir ihtiyaca cevap verecek iyi orga­nize olmuş bir teşkilât halinde bu hiz­metine büyük ölçüde devam edecek­tir.

Muvaffakiyetimizin ana şartı, hamiyetperver halkımızın diğer hususlarda olduğu gibi, bu hususta da bize müza­heret etmeleridir. Gayemiz, diğer teberrûları olduğu gibi halkımızın kan teberrûlarım da toplamak, bunların lâ" boratuar muayenelerini yapmak ve gruplandırmak, hasta ve yaralılarımı­za ve ihtiyaç halinde kahraman ordu­muza tevzi etmektir. Cemiyetimiz, bu gayenin tahakkuku için şimdilik bir buçuk milyon liralık bir tahsisat ayır­mış bulunmaktadır. Halkın kan teber­rûlarım, açacağımız kan merkezlerinde ve teşkil edeceğimiz seyyar kan top­lama ekipleri vasıtasile kabul edece­ğiz. Bu ekipler senenin muayyen gün­lerinde vatandaş topluluklarının ça lışmakta oldukları fabrikalar, daireler ve üniversiteler gibi müesseseleri ziya­ret ederek buralarda kan toplama fa­aliyetinde bulunacaktır. Kan bankala­rımız Amerika ve İngiltere'deki ben­zeri kan merkezlerinde bulunan en modern cihazlarla teçhiz edilmektedir. Bu bankalarda    hazırlıyacağımız kanderiveleri ve tam kanlar herhangi bir hastalık sirayeti asla mevzuubahis ol­maksızın emniyetle kullanılabilecek­lerdir. Bu arada teknik eleman yetiş­tirilmesine de büyük ehemmiyet ver­mekteyiz. Teşkilâtımıza alacağımız hemşire ve teknisyenler Özel bir eğiti­me tâbi tutularak kan programının icap ettirdiği kalifiye personel yetiş­tirilecektir. Bu husustaki çalışmaları­mız çok ilerlemiş bulunmaktadır. Mü­tehassıs eleman konusu ile ilgili olarak şunu da arzedeyim ki, cemiyetimizin kan bankacılığı ihtisası yapmak üzere İngiltere'ye göndermiş bulunduğu iki tabib de hâlen orada bu konudaki ih­tisaslarına devam etmektedirler. Bir­kaç ay zarfında yurda dönecek olan bu iki mütehassıs doktor, Ankara ve İstanbul Kan Bankaları Müdürlükleri­ni deruhte edeceklerdir.

 İzmir :

Yunan Genel Kurmay Başkanı Korge­neral Konstantin Dovas, beraberinde Kara Orduları Kurmay Başkanı Kor­general Solon Guikas olduğu halde bu gün saat 11'15 de uçakla İzmir'e .gel­miştir.

Misafir Generaller Cumaovası hava alanında Korgeneral Kondal, Korgene­ral Cemal Gürsel, Tümgeneral Eaton, Tümgeneral Hamdullah Suphi Göker, General Antzou ve diğer yüksek rüt-.beli subaylar tarafından karşılanmış­lardır, Başta bando olan bir ihtiram kıt'ası selâm resmini ifa etmiştir.

Hava alanından Nato karargâhına ge­len misafirler karargâhta da başta ha­va harp akademisinin 86 kişilik ban­dosu olduğu halde Türk, Yunan Amerikan erlerinden mürekkep ihti­ram kıt'ası tarafından selâmlanmiştır. Generaller öğle yemeğini Nato Subay Kulübünde yemişlerdir. Bu ziyafette Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, İzmir Valisi Kemal Hadım-lı ve Belediye Eeisi Dr. Selâhattîn Ak-çiçek hazır bulunmuşlardır.

Misafirler saat 16'da Valiyi makamın­da ziyaret etmişler ve saat 1 de  al­tıncı müttefik taktik hava kuvvetleri karargâhına gitmişlerdir.

General Lovas ve beraberindekiler Cu­martesi günü Efes'e gidecekler ve aynı gün saat 15'de İzmir'den ayrıla­caklardır.

  Ankara :

Neşren hakaret suçundan mahkûm olup, mahkûmiyetinin infazına başlan­dıktan kısa bir müddet sonra, Sıhha­tinin cezaevinde alıkonmasına müsait olmadığı tebeyyün ederek hastahaneye nakledilmiş bulunan Ulus gazetesi baş­muharriri Bay Hüseyin Cahit Yalçın'in yaşlılığı ve sıhhatinin cezanın infa­zına ademi müsaadesi dolayısiyle, ken­disi hakkında hapis cezasının Iskatı Teşkilâtı Esasiye Kanununun 42 inci maddesine göre, İcra Vekilleri Heye­tinin 17.3.1955 tarihli toplantısında ka­rarlaştırılarak Cumhurreisliği yüksek makamına arz ve inha olunmuş ve yük sek tasdike iktiran etmekle muamele kat'iyet kesbetmiştir.

19   Mart 1955

  İstanbul:

Neşren hakaret suçundan mahkûm olup, mahkûmiyetinin infazına başlan­dığından az bir müddet sonra, sıhha­tinin cezaevinde alıkonmasına müsait olmadığı tebeyyün eden ve hastahane­ye nakledilen Ulus gazetesi Başmuhar­riri Hüseyin Cahit Yalçın, yaşlılığının ve sıhhatinin cezanın infazına müsait olmaması sebebiyle Teşkilâtı Esasiye Kanununun 42'inci maddesi gereğince Vekiller Heyeti tarafından verilen ve Reisicumhur tarafından tasdik olunan af gereğince, bu sabah Adliye Vekâle­tinden İstanbul'a verilen emir üzerine saat  12.25'te tahliye edilmiştir.

20   Mart 1955

  Ankara :

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu lâ­yihasında yer bulan yeni tevkif sebep­leri dolayısile yapılan neşriyat ile alâ­kalı olarak Adliye Vekâletinden selâ-hiyetli bir zat bir muhabirimize şu açıklamada bulunmuştur:

«Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu­nun tâdili maksadiyle sevk edilen lâ­yihada tevkife müteallik maddeye ye­ni iki tevkif sebebinin ilâve    edilmek istenmesi vesilesile bir gazete ve mec muada son zamanlarda intişar etmekte olan yazılar    Vekâletimizce    dikkatle takibedilmiş bulunmaktadır.

Her şeyden evvel şunu tebarüz ettir­mek isterim ki bu lâyiha ile hiç bir şahıs veya müessese hedef ittihaz edil­miş değildir. Esasen lâyihanın aynı tevkif sebeplerini muhtevi olarak 947 yı­lından itibaren müteaddit defalar Mec lise sevkedilmiş olduğu düşünülürse böyle bir ihtimalin dahi mevcut ola-mıyacağı kendiliğinden meydana çıkar. Aynı tevkif sebeplerini ihtiva eden bu lâyihanın hazırlanış seyrini de kısaca izahta faide görmekteyiz :

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ihtiyaçları karşılamayan maddeleri ü-zerinde 947 yılında tetkikler yapıldığı sırada mütalâasına müracaat edilen İstanbul Hukuk Fakültesi Ceza Hu­kuku ve Ceza Usulü Hukuku Ordinar­yüs Profesörü Sayın Tahir Taner'in kanunumuzda yer almasını lüzumlu görerek tavsiye ettiği ve Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda da mevcudiyetinden bahseylediği bu tev­kif sebepleri aynen kabul edilmekle beraber, umumî heyette müzakere im­kânı hasıl olmadan Büyük Millet Mec­lisi seçiminin yenilenmesine karar ve­rilmesi sebebiyle lâyiha hükümsüz ha­le gelmiş ve 14.mayıs. 1950 seçimi ile iş başına gelen yeni iktidar aynı ihtiyaç­ların devam ettiğini müşahede ederek lâyihaya, mezkûr tevkif sebeplerini ve istinaf mahkemeleri teşkilâtını da ih­tiva eden yeni hükümlerle birlikte 8.1.952 tarihinde tekrar Büyük Millet Meclisine sevk etmiştir.

Adliye Encümeninde uzun tetkik ve müzakere mevzuu yapılan bu tevkif sebeplerinin aynen kabulü suretiyle hazırlanan rapor 10.7.1'9ı53 tarihinde umumî heyete arzedilmiş ve hattâ Meclis ruznâmesine de alınmıştı. Fa­kat seçimin yenilenmesine karar ve­rilmesi sebebiyle hükümsüz kalan lâ­yiha 2.mayıs.l954 seçiminden sonra yeniden Vekâletimizde tetkik mevzuu yapılmış ve istinaf mahkemelerine müteallik hükümler çıkarılmış ve Ad­liye Encümeninde beliren görüş ve esaslar gözönünde tutularak herhangi bir tâdil yapılmaksızın 3.1.955 tarihinde son defa yüksek Meclise takdim olunmuştur.

Mezkûr tevkif sebeplerini ihtiva eden lâyihaların .947 yılmdanberi takibettiği seyri şöylece izah ettikten sonra son günlerde birkaç gazete ve mecmuanın üzerinde durduğu, lâyihada yeralmış bulunan tevkif sebeplerinin Alman Ce za Muhakemeleri Usulü Kanununda hâlen mevcut olup olmadığı mevzuuna gelince:

Aynı tevkif sebeplerinin lâyihaya alın­masına vesile olan Ordinaryüs Profe­sör sayın Tahir Taner'in teklifinde mezkûr sebeplerin Alman Ceza Mu­hakemeleri Usulü Kanununda mevcu­diyetine sarahaten işaret olunmuş, ge­rek 18.12.947 ve gerek 8.1.952 tarihle­rinde sevkedilen lâyihaların esbabı mu cibelerinde de bu cihet tasrih, edilmiş, talî komisyonla lâyihayı son tetkik eden Adliye encümenince de bu cihe­te dokunulmamış, meslek ve ilim er­babı tarafından aksi ileri sürülmemiş olması dolayısile bu hükümlerin Al­man Ceza Muhakemeleri Usulü Kanu­nunda el'an mer'î olduğu  neticesine varıldığı cihatle basın toplantısında Adliye Vekili tarafından bu yolda be­yanatta bulunulmuştu. Ancak mezkûr hükümlerin ahiren Alman Ceza Usu­lünden çıkarılmış olduğu hakkında ya­pılan neşriyatın dikkati çekmesi mü­nasebetiyle son günlerde temin ede­bildiğimiz Almanca metinler üzerinde yapılan tetkikler sonunda bu hüküm­lerin 12.eylül.l950 tarihli bir kanunla mer'iyetten kaldırılmış olduğunu tesbit etmiş bulunmaktayız. Bu vesile ile bir kere daha teyid etmek yerinde olur ki, basın toplantısında da etraflı şekilde izah edildiği gibi yeni tevkif sebepleri sırf Alman Ceza Usulünde buna benzer hükümler bulunduğun­dan değil, fakat maznunun şahsını ve cemiyeti koruma düşüncesinin yarattı­ğı bir ihtiyaç ve zaruretledir ki lâyi­hada yer almış bulunmaktadır.

Biz bu hükümlerin cemiyetimizin ihti­yaçlarına tekabül eylediğine tamamiyle kani bulunuyoruz.»

 Ankara:

Asya-Afrika konferansına iştirakimiz münasebetiyle    Endonezya  " Başvekili

Ali Sastroamidjojo Başvekilimiz Ad­nan Menderes'e şu telgrafı göndermiş­tir:

Sayın Adnan Menderes Başvekil

ANKARA

Hükümetinizin daveti kabul ettiğine dair telgrafınzı aldım. Bu kabulünü­zün kıymetini takdir ediyorum.

Zatı devletlerinin mevcudiyeti konfe­ransın muvaffakiyetinde büyük âmil olacağı cihetle şahsan iştirakiniz tak­dirinde bütün müteşebbis devletler minnettar  kalacaklardır.

Cevabınızın müşterek kitabete bildi­rilmesini rica eder bilvesile derin say­gılarımı teyit ederim.

Endonezya  Başvekili Ali  Sastroamidjojo

 Ankara :

Vefatı büyük bir teessürle karşılanan Şûrayı Devlet Reisliğinden Emekli, Si yasal Bilgiler Fakültesi îdare Hukuku Profesörü İsmali Hakkı Göreli bugün Hacıbayram camiinde kılman cenaze namazını müteakip yapılan hazin bir ihtifalle ebedî istirahatgâhına tevdi olunmuştur.

Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, Ankara Üniversitesi Rektörü, Şûrayı Devlet ve Temyiz Reisleri, Başvekâlet Müsteşar Muavini, Ankara Valisi ve Belediye Reisi, başta Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı olmak üzere diğer fakülteler dekanları ve profesörler, Şûrayı Devlet ve Temyiz Azaları ile Siyasal Bilgiler Fakültesi talebelerinin hazır bulundukları cenaze merasimine başta Başvekâlet olmak üzere üniver­siteden, ayrı ayrı fakültelerden, Tem­yiz ve Şûrayı devletten, muhtelif ku­rumlardan müteaddit çelenkler gönde­rilmiş bulunuyordu.

Hacıbayram camiinde cenaze namazı­nı müteakip musalla taşı etrafında nö bet bekliyen Siyasal Bilgiler Fakültesi talebeleri tarafından taşınmaya _başlayan tabut adliyede cenaze otomobili­ne nakledilmiş ve Siyasal Bilgiler Fa­kültesi önünde bir dakikalık tazim vakfesinden sonra tekrar mülkiyeli tale­belerin omuzlarında Cebeci'ye kadar taşınmıştır.

Cebeciden itibaren otomobille asri mezarlığa nakledilen cenaze ebedî istirahatgâhı olan aile kabristanına tey-di edilmiştir. Burada Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Bedri Gürsoy ile bir mülkiyeli talebe, merhumu hür metle yâdetmişler, ilim hayatındaki başarılarını büyük bir takdirle belirt" mislerdir.

  Ankara :

Mısır'la îsrail arasında çıkan Gazze meselesini müzakere etmekte olan Bir­leşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 17 mart toplantısında Sovyet Rusya delegesi bu hâdiseyi vesile ittihaz ede­rek, Orta  Şarkta sulhun, bazı hü­kümetler tarafından takip edilen as­kerî bloklar tesisi siyasetiyle tehlikeye sokulduğunu, bu siyasetin o bölgedeki memleketlerin emniyetine ve istiklâ­line karşı bir tehdit teşkil ettiğini id­dia eylemiştir.

Haber aldığımıza göre, hükümetimiz, Birleşmiş Milletlerdeki Türkiye daimî delegesine, sırf karıştırıcı propaganda yapmak maksadiyle Sovyet Rusya de­legesinin vâki olan bu mesnedsiz ve kötü niyetli beyanatını icap eden şekil de cevaplandırması için talimat gön­dermiştir.

21 Mart 1955

  Çanakkale:

Temyiz Birinci Dairesinin bozma kara­rı üzerine Çanakkale Ağır Ceza Mah­kemesinde yeniden başlıyan Dumlupınar  Naboland dâvasına bugün de sa­at 14'den itibaren devam edilmiştir.

Dâvanın bugünkü duruşmasında mah­keme heyeti reisi Sedat Çumralı, aza­lar Hüseyin Avni Bakşi ve Orhan Er-tuğrul ile Cumhuriyet Müddeiumumi­si Salim Ertem'den teşekkül etmekte idi.

Dumlupmar kumandanı Sabri Çelebi-oğlu ve avukatı Suat Tahsin Türk du­ruşmada hazır bulunuyorlardı. Saat 14' de celsenin açılmasını müteakip ehli­vukuf raporunun okunmasına geçildi. Raporda beş kişilik ehli vukuf heye­tinin mahkemece sorulan suallerden 1-2 ve 4 numaralı olanları üzerinde ittifak ettiği ve ancak mevcut 3 ve 5 in­ci maddelerin cevapları üzerinde bir fikir ayrılığı mevcut olduğu ehlivukuf­lardan Necdet Or ve Sait Ezergen'in bu maddelerdeki cevaplara iştirak et­medikleri bildiriliyordu.

Raporda üzerinde ittifak edilen bir numaralı cevap verilmekte, heyetin yaptığı tetkikler neticesinde ve mahkeme dosyalarından aldığı bilgiye gö­re, Dumlupınarın devir istikametinde 20 saniye müddetle seyir etmiş olduğu­nu kabul ettiği ifade olunmakta, bu arada 15 derecelik dönüş zaviyesi ile 25 dereceli dönüşün temini hareketi üzerinde icra edeceği devir tebarüz et­tirildikten sonra ikinci malûm suale geçilmekte idi.

İkinci sualin cevabında ise hâdise es­nasında Sabri Çelebioğlu tarafından verilen kumandalar için, geçen zaman belirtilmekte, ehli vukuf heyetinde iki kişinin iştirak etmediği sualde ya­pılan hesaplar İzah edilmekte ve her iki teknenin daha kısa zamanda mü­sademe etmesi ihtimalinin mevcut ol­duğunun neden kabul edildiği anlatıl­makta idi. .

Hâdise esnasında denizaltının dalıp dalmıyacağına dair olan dördüncü su­ali de cevaplandıran rapor, ehlivukuf heyetinden iki kişinin iştirak etmediği beşinci sulh cevabında, Sabri Çelebi-oğlunun hâdise esnasında alınması ge­reken bütün tedbirleri aldığı ifade edilmekte, üçüncü ve beşinci maddele­re muhalefet eden iki ehlivukufun ra­pora ilâve olunan yazılarında muhale­fet sebepleri izah olunmakta ve bilâ­hare beşinci madde üzerinde durula­rak Sabri Çelebioğlunun hâdise esna­sında lâzım gelen tedbirleri almamış olduğu ileri sürülmekte idi.

Ehlivukuf raporunun okunmasını mü­teakip mütelâasmı bildiren C. M. U. Salim Ertem şunları söylemiştir:

«Bilirkişi Sait Özeğe ve Necdet Or Dumlupmar 14 sancak 14 derece ile yirmi derecede yirmi saniyede 30 met­re mesafe kat etmesinden sonra Hasan Yumuktan kumandayı ele alan Sabri Çelebioğlu denizde çatışmayı önleme nizamnamesinin 23 üncü kuralı gere­ğince gemisinin sür'atini azaltması ve­ya durması veya    tornistan   yapması

icap ettiğini derpiş etmelerine rağmen bu manevraların netayicinin ne olaca­ğını bildirmemişlerdir.

Yani, bu manevralar neticesinde çatış­ına olup olmıyacağmı açıklamamışlar­dır. Halbuki bozma ilâmında, beşinci maddede bu husus açıkça işaret et­tirilmiş bulunmaktadır. Arz edilen kıs. mm bu iki bilirkişiden sordurulmasmi  ederim.»

Bundan sonra rapor hakkında söz alan maznun müdafii Suat Tahsin Türk, raporda müşahede edilen fikir ihtilâf­ları üzerinde durarak ve mütalâasını beyan etmiş ve dâva etrafında daha geniş izahatta bulunmak üzere mah­kemenin talikim istemiş ve duruşma 28 mart pazartesi gününe bırakılmış­tır.

 Ankara:

Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen'in bu akşam Ankara radyosunda Çalışma Vekâletinin kuruluş ve vazifeleri, ik­tisadî inkişafımızın doğurduğu yeni sosyal programlar, işçi sigortaları ve iş ve işçi bulma kurumu faaliyetleri hakkında Ankara radyosu muhabiriyle bir mülakatı yayınlanmıştır.

Çalışma Vekili bu mülakatında ezcüm­le demiştir ki:

Çalışma Vekâleti 22 haziran 1945 ta­rihinde kurulmuştur. Bu tarihe kadar, çalışma hayat: ile ilgili mevzuatın tat­biki, iktisat vekâleti tarafından yü­rütülmekte idi. Vekâletimiz teşkilât kanunu, 1946 yılı başında yenilenmiş, 1953 yılında kısmen tâdil edilmiştir. Hâlen meriyette bulunan 4841 sayılı teşkilât kanunumuz, birinci maddesin­de vekâletin vazifesini şu suretle tarif ve tâyin etmektedir: «Çalışma haya­tının düzenlenmesi, çalışanların yaşa­ma seviyesinin yükseltilmesi, çalışan­lar ile çalıştıranlar arasındaki müna­sebetlerin memleket yararına ahenklendirilmesi, memlekete çalışma gü­cünün genel refahı arttıracak suret­te verimli kılınması, tam çalıştırma ve sosyal güvenin sağlanması..» Bu tarif­ten kolaylıkla anlaşılıyor ki, çalışma vekâletinin faaliyet sahası, cemiyetin en kıymetli varlığını teşkil eden in­san unsuru ve onun emeğinin kıymetlendirilmesi ve kütleler arasında âdil bir muvazenenin tesisi gibi cemiyeti­mizin hali ve istikbali bakımlarından büyük önem arzeden meselelere ta­allûk etmektedir. Süratli bir iktisa­dî kalkınmanın sayısız nimetleri yanın­da çeşitli meseleleri ile de kucak ku­cağa bulunan memleketimizde, hayat­larını emekleriyle kazanan ve ekono­mik faaliyet kollarında müspet rol ve vazife sahibi bulunan işçi vatandaşla­rımızın emeklerini ve hayatlarını ko­rumak, günlük hayatlarını ve gelecek­lerini teminat altında bulundurmak gibi mevzuların hallini zarurî kıldığı meselelerin, hacmi her gün büyümek­tedir. Bu vakıanın sebeplerini şöylece sıralamak mümkündür:

1 Nüfus artışı,

2 Faal nüfus nisbet ve miktarınınyükselişi,

3 Resmî ve hususî yatırımların vücude getirdiği iş imkân ve sahalarının genişlemesi,

4ı Çalışma mevzuatının genişlemesi.Muhtelif iktisadî faaliyet kollarına ya­tırılan  sermaye  miktarı  yıldan     yıla büyük farklarla artmaktadır.    Sadece devlet  bütçesi  yolu  ile  yapılan  yatı­rımların  miktarlarım  zikretmek     buhususta  sarih bir  fikir  vermeye  kâfi gelir. Filhakika  1950 yılında 261 mil­yon lira raddesinde olan bütçe yatırım rakamı, 1951 yılında 310.200.000 lirava,1952 yılında 375.183.000    lirava,    1953yılında  561.250.000   liraya,   1954  yılın­da 595.136.000 liraya ve nihayet içinde bulunduğumuz yıl  854.377.000     liraya yükselmiştir,  dört yıl içinde     umumî bütçe ile yapılan 2 milyar 696 milvonlira   yatırıma mülhak  bütçeler  yatı­rımları ilâve olununca devlet sektörü yatırımları mecmuu 4 milyar 518 mil­yon liraya baliğ olur.

Bu yekûna ilâvesi gereken diğer âm­me teşekküleri yatırımları ile hususî ve yabancı sermaye yatırımları da hesaba katılırsa, giriştiğimiz ve ta­hakkuk yolunda bulunan iktisadî kal­kınma hamlemiz sarahatle belirir. İf­tiharla müşahede etmekteyiz ki, mem­leketimiz bir başından öbür başına iş imkânı ve işyeri haline gelmiştir, münhasıran iş kanununa tâbi işyerleri sayısı ile buralarda çalışan işçi va­tandaş sayısında hasıl olan tezayüt, aynı vakıayı bir başka ölçüye göre teyit etmektedir. Filhakika iş kanu­nuna tâbi işyeri sayısı 1950 yılında 0.127 ve bu işyerlerinde çalışanların adedi 335.000 iken, 1954 yılı sonunda işyerleri sayısı 19.200 ve işçi adedi 600.000 olmuştur.

Şüphesiz,  mevzuatımızın     genişlemesi de yeni vatandaş gruplarının yukanki rakamlara  katılmasını   intaç     ediyor. İş kanunu şümul sahasının tevsii, haf­ta tatili ve genel tatil günleri hakkın­daki kanun, basın mesleğinde çalışan­larla çalıştıranlar arasındaki münase­betleri  tanzim  eden   kanun,   deniz   iş kanunu ve bir çok kanun tâdillerine ilâvesi gereken    müteaddit    nizamna­melerin  tatbik  mevkiine     konulması, vekâletimize yeni vazifeler tahmil et­mektedir.  Nihayet,  iş ve     sendikalar kanunlarında derpiş olunan    tadillerle teşkilât  kanunlarımız,   çıraklık   mües­sesesini tanzim eden kanun ve ziraat işçileri hakkındaki kanun    üzerindeki hazırlıklar,      çalışma     programımızın hacmini belirtmeye yeter kanaatinde­yim. Diğer taraftan,  iktisadî inkişafı­mız yeni sosyal    problemlere     vücut vermektedir. Meselâ ziraatimizin   sür­atle makineleşmesi     mesut     hâdisesi, bir kısım insan gücünü başka sahalara aktarmak,  yetiştirmek     ve     istihdam etmek gibi meseleler doğuruyor. İşçi­liğin meslek haline    gelmesi, iş emni­yet ve hıfzıssıhhası tedbirlerinin ehem­miyet ve vüs'atini    arttırıyor.    Buna ilâveten,   sanayileşme  hamlesi,   kalifi­ye işçi ihtiyacını karşılamayı     zarurî kılıyor. İşçilerin ve işverenlerin    teş­kilâtlanmaları, yani sendikaların    ku­ruluş ve faaliyetleri. kollektif    muka­vele ilhde yine aktüel    meselelerimiz arasında mevkiini tevsi ediyor.

Gittikçe .genişliyen işçi kütlesinin ter­fihi, verimlerinin arttırılması, boş za­manlarının kıymetlendrilmesi, sağlık­larının korunması ve iadesi ve nihayet müstakar ve kolay hayat şartlarına kavuşturulmaları ve bunlar yapılırken iktisadî teşebbüslerimizin sosyal şarj­larının rasyonel işletmeciliği tehdit etmiyecek hadler dahilinde tutulması sosyal politika tatbikatımızın hayatî meselelerini teşkil etmektedir.

İşçi ücretlerinin himayesi ve asgarî ücret tatbikatının genişletilmesi, bu vatandaş zümresinin hayat şartlarını ıslâh edici tedbirlerimiz arasındadır. İşçi vatandaşlarımızın terfihi ve müs­takar hayat şartlarına kavuşturulma­ları ile sıkı sıkıya alâkalı bulunan işçi meskenleri inşa politikamız da süratle genişliyen bir ihtiyacı memnuniyet verici bir seyir içinde karşılamamızı mümkün kılmıştır. İşçileri, Ödeme im­kânları ile ölçülü sıhhî evlerin sahibi kılmak esasına dayanan ve geniş öl­çüde kredi ile karşılanan inşaatımız, işçilerimizin gösterdikleri anlayış sa­yesinde. İşçi mesken kooperatifleri marifetiyle yürütülmektedir. 10 bin ev inşasını hedef tutan ilk programı­mız kısa bir zamanda tahakkuk ede­cek durum arzediyor.

Hayatını emeğiyle kazanan vatandaşa, günlük hayatında olduğu kadar istik­bal için de itimat telkin etmek lâzım­dır. İçtimaî güvenlik sosyal politika­nın eri mühim bir koludur. Malûm ol­duğu üzere içtimaî güvenlik, geniş mânada, şahıslara her hal ve kârda kendisinin ve yakınlarının insan gibi yaşamaları için lüzumlu imkânlara sahip olacağı teminatını vermek de­mektir. İçtimaî güvenlik, mecburî sigorta yolu ile düzenlenir. İhtiyarlık hastalık, kaza, ölüm ve işsizlik içtimai sigortaların belli başlı mevzularını teşkil eder. Hususî kanunları ile tesis edilmiş olup tatbik etmekte bulundu­ğumuz içtimaî sigorta kolları şunlar­dır:

1 İş kazaları, meslek    hastalıklarıve analık sigortası

2 İhtiyarlık sigortası

3 Hastalık ve analık sigortası

İçtimaî sigortaların tatbikatı, 4792 sa­yılı kanunla kurulan işçi sigortaları kurumuna mevdudur. Sigorta primle­ri, iş kanununa tâbi işyerlerinin iş ve­renleri ile buralarda çalışan işçiler ta­rafından ödenir. İş kanununa tâbi iş­yerlerinde çalışan vatandaşlar sigor­talıdır. Binaenaleyh hâlen, sigortalı işçi sayısı 600 bin kadardır. Ancak mevsimlik işlerde çalışanların da ih­tiyarlık sigortasından faydalanmasını derpiş eden ihtiyarlık sigortası kanu.nu dolayısile, bu sigorta koluna ka­yıtlı işçilerin sayısı içinde bulunduğu­muz yıl için 800 bin olarak hesaplan­maktadır.

İşçilerimizin sağlıklarını korumak ve iade etmek gayesine matuf çalışmala­rımız büyük bir hızla gelişiyor. ݧ ka­zası ve meslek hastalığı sigortası tat­bikatında, 1954 yılı muvakkat rakam­larına göre, 24.500 vak'a için, tedavi masrafı, tazminat ve gelir tahsisi ola­rak 11 milyon lira sarfetmiş bulunmak tayız. Aynı yılın 24.300 analık vak'ası için ise 3.233.000 lira sarfettik. Gerek inşa ettiğimiz hastahanelerimizde ve gerekse satın almak veya kiralamak suretiyle temin olunan binalarda te­sis ettiğimiz hastahanelerimizde mev­cut yatak sayısı hâlen 1.600'ü bulmuş­tur. Ayrıca kiraladığımız veya bedeli­ni ödemek suretiyle sigortalılarımızın hizmetine hazır bulundurduğumuz ya­taklarla bu yekûn 2.400'e baliğ olu­yor. Süreyya paşa merhumun cömert bağışlariyle temin olunan çiftlikte in­şa ettirdiğimiz 400 yataklı sanatoryum yakında hizmete girecektir. Ayrıca İstanbul'da Samatya semtinde 5'60 ya­taklı bir hastahane ve İzmir'de 400 yataklı bir sanatoryum inşa halinde­dir. Bunlara ilâveten, Ankara, Adana ve Samsun şehirlerimizde 300'er ya­taklı hastahaneler inşası mevcut prog­ramımıza dahildir. İhtiyaca kâfi vüs­atte Bursa hastahanenıizin. de kısa bir zamanda hizmete girece&ini söyliyebilirim. 1924 yılı içinde, 105 bin hasta­lık ve 22 bin analık vak'ası- ki bu ra­kam yukarıda zikrettiğim 24.300 vak'adan ayrı ve umumî hastalık sigorta­sını tatbik ettiğimiz mmtakalara ait­tir- için 23.525.000 lira sarfettik. Mev­cut sağlık tesislerimizde gecen yıl zar­fında yaptırılarak tedavi edilen sigor­talılar sayısı 25.000, poliklinik muaye­nesi gören sigortalı sayısı da 1.100.000' dir.

Gittikçe genişleyen bir hizmet hacmi içinde bulunan işçi sigortaları kuru­mu, içtimaî güvenliği temin yolunda hayırlı hizmetler görmekte ve bu is­tikamette hayli mesafe katetmiş bu­lunmaktadır. İş ve işçi bulma kurumu da şayanı dikkat bir inkişaf kaydedi­yor. Vekâletimize bağlı muhtar bir müessese olan bu kuruma, işe yerleştirme, mesleki yetiştirme, mesleğe yö­neltme gibi vazifeler teveccüh etmek­tedir. Kurumun hâlen muhtelif vilâ­yetlerimizde faaliyette bulunan 11 şubesi ve 12 ajanlığı vardır. Ayrıca, şubelere bağlı 20 ve ajanlıklara bağlı 9 faal büro mevcuttur. Son iki yıla ait yerleştirme rakamları, kurumun fa-aliyetindeki inkişafı belirtmeğe kâfi gelir. Filhakika 1953 yılında 257.203 iş talebinden 194.862'si karşılanmış iken 1954 yılında 412.360 müracaat sa­hibinin  356.547'si  işe  yerleştirilmiştir.

Başka muhitlerden gelen veya başka mıntakalara sevkedilen vatandaşların iş sahibi kılınmaları da, yerleştirme faaliyetinin içinde yer alıyor. Bu mev­zu, o vatandaşların muvakkat zaman için b arındırılmaları meselesini hallet­mek mecburiyeti ile bizi karşı karşı­ya bırakıyor. Bu maksat için tesis et­tiğimiz barındırma yurtlarımızın gün­lük istiap hacmi bugün 3.000' nin üstündedir.

Yetiştirme mevzuundaki çalışmalara gelince: Kurum 1954 yılı içinde 104 iş yerinde kurslar açmış, ayrıca, işyeri dı­şında faaliyette bulunan Bursa'da do­kumacılık, İzmir'de garsonluk ve İs­tanbul'da şoförlük kursları tesis ve ida­me etmiştir. Bunlara ilâveten Kayseri' de motorculuk, Seyhan'da dokumacılık Mersinde yabancı dil kursları üzerinde çalışmaktadır. Nihayet milletlerarası çalışma bürosu ile yapılan anlaşma gereğince staj için yabancı memle­ketlere gönderilmekte olan işçiler mevzuu ile, bu kurum meşguldür.

Kurum, muhtelif bölgelerde vatandaş­ların boş zamanlarını kıymetlendir­mek ve el ve ev sanatlarını teşvik ve himaye etmek maksadiyle yeni ve çok hayırlı bir teşebbüse girişmiştir.

Netice olarak şunu söylemek isterim ki, iktisadî hamlemizde müştereken müsmir gayretler şarfeden işverenle­rimiz ve işçilerimizin tesanüt ve ahenk içinde mesailerine devamını temin edecek tedbirleri hükümet olarak dik­kat ve basiretle ittihaz etmekteyiz. Bütün vatandaşlarımız gibi, vefakâr işçilerimizin de her gün hayat sevi­yelerinin yükselmekte bulunduğunu görmekle bahtiyarız ve bu istikamet­teki gayretlerimize azimle devam ede­ceğiz.»

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15' de, Reis Vekillerinden Fikri Apaydın' in reisliğinde toplanarak, ruznamede ki maddelerin müzakeresini yapmıştır.

Celse açıldığı zaman, bankalar kanu­nu lâyihası ve, bir tefsir hakkındaki tezkerenin geri verilmesine dair olan Başvekâlet tezkereleri okunmuş, bu­nu takiben, verilen bir takririn kabu­lü ile, sözlü soruların müzakeresi geri bırakılarak millî saraylar, kasırlar ve  köşklerdeki eşyanın teftişi neticesine dair meclis hesaplarının' tetkiki encü­meni mazbatasının konuşulmasına ge­çilmiştir. Encümen mazbatası okun­duktan sonra, riyaset divanı adına söz alan Reis vekillerinden Tevfik İleri, yapmış olduğu uzun konuşmasında, millî saraylar, kasırlar ve köşklerde­ki eşyanın teftişi ve ikinci dünya har­bi sırasında İstanbul'dan Anadolu'ya nakledilen ve son zamanlarda Mali­ye Vekâletinden alınarak Meclis Sığı­nağında muhafaza edilirken, İstanbul Dolmabahçe Sarayına gönderilen ava-ni ve zikıymet eşya hakkında, etraflı malûmat vermiş ve mazkûr eşyaların, tamam ve eksiksiz olarak Dolmabah çe'ye nakledilmiş bulunduğunu hâlen bu saraydaki ..gümüş oda» da muhafa­za edildiğini, içerisinde pek kıymetli tarihî eşyaların bulunduğu ..gümüş oda» nın da sıkı bir muhafaza altın­da olduğunu ifade etmiş ve bu arada umumiyetle millî saraylarla kasır ve köşklerin evvelkine nazaran daha sı­kı bir kontrol altına alındığını, bura­ların daimî olarak temiz tutulmasına riayet edildiğini, tamire muhtaç olan yerlerin tamir olunduğunu, yangınla­ra kargı gerekli tedbirlerin alındığını söylemiştir.

Tevfik İleri'den sonra kürsüye gelen, Meclis hesaplarının tetkiki encüme­ni reisi Eskişehir mebusu Salih Fuad Keçeci ile Bursa mebusu Agâh Erozan Encümen mazbatasında ileri sürülen noktalan açıkladıktan sonra, millî sa­raylarla kasır ve köşklerin, temizliği ve bakımı mevzularında daha hassas davranılmasını ileri sürmüşler ve An­kara'dan Dolmabahçe Sarayına nakle­dilen avani ve ziyıkmet eşyaların ü-zerinde   durarak,   bunların   konulmuş oldukları Dolmabahçe"deki «Gümüş Oda» nın açılış ve kapanışında zabıt tutulması mevzuu üzerinde durmuş­lardır. Bu arada, mezkûr avani ile zikiymet eşyaların değerleri, daha Ön­ceden değiştirilip değiştirilmediği, kaybolup olmadığı hakkındaki fikirle­rini serdeylemişlerdir.

Bu münasebetle söz alan Başvekil Ad­nan Menderes, komisyon adına konu­şan arkadaşların umumiyetle usul ür zerinde durduklarını belirttikten son­ra, bu arkadaşların esas üzerinde bir mütalâa dermeyan etmekten çekindik­lerini, bunda da haklı olduklarım, çünkü bilmedikleri bir hususu herhan­gi bir şahsa, herhangi bir arkadaşa isnat etmek gibi bir mevkie düşmek istemediklerini söylemiş ve konuşması­na şu şekilde devam etmiştir:

..Fakat Büyük Millet Meclisi bir me­seleyi bu derece ince bir tetkike tâbi tuttuktan sonra, onu muayyen bir ne­ticeye bağlaması icap eder. Türk mil­letinin her şeyden evvel bilmek iste­diği husus şudur: Hakikaten bir usul­süzlük ve ihmal neticesinde bir za­rara uğranılmış mıdır? Eğer uğranılmışsa bu zarar ne kadardır? Ortaya çıkan neticeye göre, 300 bin lira de­ğerindeki eşyanın içinde bir tepsi ile altı kaşığın ziyana uğradığı veyahut bunların altın diye kaydedildiği halde gümüş olarak çıktığı anlaşılıyor. Arka­daşım Tevfik İleri, bize bu hususta daha etraflı malûmat ve başka eşya­ların da ziyana uğrayıp uğramadığı hakkında bilgi versin. Türk milletinin, kendi malı olan bu eşyaların içinde 20-30 bin liralık cüz'i bir kısmı üze­rinde dahi bu derece titizlikle durul­muş  olduğunu  öğrenmesi  lâzımgelir.»

Tekrar kürsüye gelen Tevfik İleri, Dolmabahçe sarayına nakledilen kıy­metli eşyanın değerini bildirmiş, mev­zubahis edilen malların fiyatının 30 bin lira değil ancak dört bin lira oldu­ğunu belirtmiş ve bundan başka gerek saraylarda ve gerekse bu neviden kıy­metli eşyalar arasında hiçbir kaybın bulunmadığını, bir tekinin ne adet olarak ve ne de vasıf olarak en ufak bir tagayyura maruz kalmadığım ifa­de eylemiştir.

Bundan  sonra   encümen  Reisi     Salih Fuad Keçeci ile Agâh Erozan da, sa­raylarda' tek bir şeyanm dahi kaybol­madığını ifade etmişler ve meselenin, sırf bir titizlikten ileri geldiğini söyle­mişlerdir.

Bundan sonra kifayet takriri okuna­rak kabııl edilmiş, akabinde ikinci defa kürsüye gelen Başvekil Adnan Menderes, bir usul meselesi hakkında fikrini izahla bu mevzu üzerinde bu­gün sahibi burada bulunmayan bir su­al takririni cevaplandırmak için değil fakat sureti umumiyede meclisin bil­gi edinip tatmin olunması için duruldu­ğunu kaydetmiş, mevzu tamamiyle vuzuh kesbetmiş olduğu için sual tak­ririnin de artık mesnedi kalmamış bu­lunduğunu ve soru sahibinin de bun­dan sonra aynı mevzua tekrar döne­ceğini varid görmediğini ifade etmiş ve en ufak bir suiistimalin dahi mev­cut olmadığına umumî heyetin kana­ati lâyık olmak suretiyle bu mevzu-daki müzakerelerin sona ermiş oldu­ğunu belirtmiştir.

Bundan sonra Reis, Meclis hesapları­nın tetkiki encümenin millî saraylar, kasırlar ve kösklerdeki eşyaya dair mazbatasının Meclisin ıttılaına arze-dilmiş olduğunu bildirmiş ve kabul edilen takrirlerde de ifade edilmiş ol­duğu üzere millî saravlardaki eşya­nın iyi muhafaza edildi&i hususunda verilmiş olan izahatın Büvük Millet Meclisini tatmin etmiş olduğunu be­lirtmiş. Reisin umumî tasviple karşı­lanan bu bevanatmdan sonra celseye son. verilmiştü.

  Kayseri :

Bir general Başkanlığında kara ordu­sundan 5 subay ve hava ordusundan 16 subay ve astsubaydan mürekkep bir İran askerî heveti, askerî bir İran uçağı ile, Türkiye'nin misafiri olarak Ankara'ya gelmekte iken hava muha­lefeti dolavısiyle saat 17'de Kayseri hava meydanına inmiş ve orada karşı­lanmıştır.

İran heyetinin Kayseri'ye inmiş oldu­ğunu haber alan Başvekil Ad^an Men­deres- Kayseri Valisini bu dost İran heyetine Hos geldiniz» demeğe me­mur etmiş. Kayseri Valisi de heyeti otelde ziyaret eylemiştir.

İran heyeti akşam yemeğini Kayseri Valisinin  misafiri  olarak yemiştir.

  Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Yüksek askerî şûra 1955 senesinin ilk toplantısına bugün saat 10'da Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'in başkanlığında başlamıştır.

Şûranın bu toplantısına, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nuret­tin Baransel, Kara Kuvvetleri Kuman­danı Orgeneral Abdülkadir Seven, Hava Kuvvetleri Kumandanı Korge­neral Fevzi Üçaner, Deniz Kuvvetleri Kumandanı Koramiral Sadık Altm-can. Birinci Ordu Müfettişi Korgene­ral İsmail Hakkı Tunaboylu, Üçüncü Ordu Müfettişi Korgeneral Nurettin Aknoz, Millî Müdafaa Yüksek Kurulu Genel Sekreteri Korgeneral Nazmi Ataç ve Erkânı Harbiye: Umumiye İkinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdel hun katılmışlardır.

22 Mart 1955

  İzmir :

Şehrimiz Behçet Uz Çocuk Hastaha-nesine ilâveten kızılay tarafından yap­tırılan 50 yataklı doğum pavyonunun açılışı bugün saat 17'de parlak bir tö­renle  yapılmıştır.

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz mebuslar, Vali Kemal Hadımlı, Sıhhat Vekâleti Bölge müfet­tişleri, Sıhhat Müdürü, Şehrimiz hastahane başhekimleri ve mutahassısları ile diğer mülkî ve askerî erkânla ba­sın mensupları ve güzide bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Şehir bandosunun çaldığı istiklâl mar­şını müteakir Türkiye kızılay cemiveti umum' Reis Vekili General Bur-hannettin Ozkök bir konuşma yapmış kızılay cemiyetinin Ege'ye bir saflık hedivesi olan bu mütevazi eserin bü­tün böleeye hayırlı ve uğurlu olması temennisinde bulunmuştur.

Müteakiben söz alan pavyon şefi Dr. Bedia Topuz, Çocuk sağlısının cemi­yet hayatımızda işgal    ettiği    mühim

mevkii tebarüz ettirerek, koruyucu hekimliğin, çocuk sağlığında ve gebe­lik anındaki ehemmiyetli rolünü izah etmiştir.

Daha sonra alkışlar arasında söz alan Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, böyle güzel bir eseri aç­mak gibi ulvi bir vazifeyi ifa etmek­ten mütevellit duyduğu bahtivarlığı belirterek. Ege'nin sinesinde barındır­dığı ve diğer vilâyetlerimize nisbeteh daha çok sahibi bulunduğu bu gibi müesseselere ilâveten yamlan doğum pavyonunun bir benzerinin ilk defa Ankara'da hizmete girdisini belirt­miş ve bu yoldaki çalışmaları bütün memlekete teşmil etmek için sarfedilen gayretleri tebarüz ettirmiştir.

Sıhhat ve İrtimaî Muavenet Vekili, 50 yataklı olarak hizmete girecek olan psvvonun ileride 100 yatak istiao ede­bilecek şekilde tevsi edilebileceğini, simdive kadar her türlü fennî ve sıh­hî teçhizatla mücehhez olarak faaliyet­te bulunan çocuk hastahanes'ne va­tandaşların eünden güne göstermek­te olduğu alâkanın yarattığı sıkışıklı­ğın bu vanı oavvonun hbmete girme-sivlp İ7^1e edilmiş olacakını. kızıl avın bövle bir eseri İzmir'e hedive etmekle  zurnan bütün melekete mil nimetlerine bir venisini kattı­ğını ifade etmiş ve bu hayırlı ve va-pıcı teşebbüsünden dolavj duvdusu şükran hîflprini belirterek sözlerine son vermiştir.

Bundan sonra Sıhhat ve İçtimaî Mua­venet Vekili Doktor Behçet Uz. kor-delâvı '«hayırlı ve uğurlu olsun, te-mennisivle keserek pavyonu hizmete açmıştır.

  İstanbul:

Hilton Otelcilik teşkilâtı sahibi Mr. Conrad Hilton, Kendisine İstanbul Fahrî hemşehrilik unvanının tevcihi münaspbetivle İstanbul Vilâvetine ve Şehir Meclisine teşekkürlerini bildir­miştir.

  Ankara :

Başvekil Adnan Mendpres bıiffün Baş­vekâlette,  hükümetimizin  davetlisi  olarak şehirmize gelen İran askerî he­yetiyle görüşmüştür.

ı Ankara :

M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiştir: NATO'nun Red Trident 1 tatbikatını idare eden Türk ve Amerikan yüksek kumandanları, henüz bitmiş olan tat­bikattan çok memnuniyet verici ne­ticeler aldıklarını ifade etmişlerdir. 3 günlük harp harekâtını idare eden 6 nci Amerikan Filosu Kumandanı Koramiral Combs ve 1 nci Türk Or­dusu Kumandanı Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboyîu, iki kuvvet arasında­ki müşterek çalışma ve işbirliğini methetmişlerdir. General Tunaboylu, Ka­ra harekâtım idare etmiştir. Her iki kumandan bilhassa Türk-Amerikan destek muharebesinden memnun kal-' dıklarını bildirmişlerdir. İngilizce ko­nuşan Türk subaylar, Eskisehİrde bir harekât merkezinden, havadan destek harekâtını idare etmişlerdir.

23 Mart 1955

 Demirköprü :

Ese' de bütünbölgeye bol ışık. sanayie ucuz enerji, bir mil-von dönüm araziye su verecek ve sey­laptan koruyacak Gediz üzerindeki Demirköprü baraj ve hidroelektrik santralı inşaatına busun saat 18'de Başvekilimiz Adnan Menderes'in hu-zuruvla ve Büvük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'm bir elektrik düzme­sine basarak ilk hafriyat dinamitleri­ni patlatması suretiyle başlanmıştır.

Ege'ye feyiz ve Egelilere refah geti­recek olan bu yeni baraj ve hidroelek­trik santralı inşaatına başlanması tö­reninde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Men­deres, Devlet Vekili Osman Ka^ani. Adliye Vekili O. Şevki Çicekdağ Dahili ye Vekili Dr. Namık Gedik, Malive Vekili Hasan Polatkan, Nafıa Vekili Kemal Zevtinoğlu. Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, Güm­rük ve İnhisarlar Vekili Emin Kala­fat, Münakalat Vekili Muammer Çavuşoğlu. İsletmeler Vekili Samet AsanoğIu, Büvük Millet Meclisi Reis Vekil­lerinden Samsun Mebusu Tevfik İleri, dost ve müttefik İrak Büvükelcisİ Ek­selans Dr. İbrahim Akif El Alousi, Amerîka Birleşik Devletleri yabancı fa­aliyetler idaresi Türkiye Misyon Baş­kanı Mr. Leon Dayton, Mebuslarımız, İzmir NATO karargâhmdaki mütte­fik kumandanlar, Ankara, İstanbul ve İzmir'den gelmiş olan davetliler ve ga­zeteciler. İzmir, Manisa ve civar vilâyet ler valileriyle belediye reisleri, konso­loslar, heyetler. ayrıca Salihliden, Manisa'dan ve civar vilâyetlerden bu mutlu günde buraya koşmuş olan on-bini mütecaviz vatandaş hazır bulun­muştur.

Sabah hususî trenle Salihliye gelen Büyük Millet Meclisi Reisiyle refaka-tindekiler civardaki şart harabelerini gezdikten sonra buraya gelmişler ve hararetle alkışlanmışlardır.

Uçakla İzmire gelmiş olan Başvekili­miz Adnan Menderes İzmir'den Salih­liye kadar yol boyunca bayram man­zarası arzeden her köy ve kasabada kendisini karşılamaya gelmiş olan va­tandaşlar tarafından tezahüratla karşı­lanmış ve uğurlanmıştır.

Başvekilimiz saat 17'de tören mahaline geldiği zaman iki yamaç arasın­daki vadiyi dolduran onbin vatandaşın heyecanı son haddini bulmuş sayın Menderes   dakikalarca     alkışlanmıştır.

İstiklâl marşının çalınmasiyle başla­nan törende ilk olarak Ege bölgesi sa­nayi odası başkanı Osman Kibar, Engeliler adına söz almış, bu barajın Eee için taşıdığı büyük ehemmiyeti belirtmiş, halkın hissiyatına tercüman olarak hükümete ve hükümet reisine şükranlarını bildirmiştir.

Daha sonra Nafıa Vekili Kemal Zey-tinoglu hükümetin baraj ve hidroelek­trik santralıyla sulama mevzuundaki be^: senelik çalışmaları ve bss^riları hakkında izahat vermiş- avrıca bu ba-raim teknik hususiyetlerini saymış ve konuşmasının sonunda Büyük Mil­let Meclisi Reisi Refik Koraltan ile Başvekil Adnan Menderes'ten elek­trik düzmesine basarak ilk dinamitle­ri ateşlemelerini rica etmiştir.

Bunun üzerine alkışlar arasında kürsüye gelen Büyük Millet Meclisi Reisi Rpfik Koraltan kısa ve hevecanlı bir hitabede bulunmuş ve ezcümle demiş­tir ki:


 

«Yurdun dört köşesinde arkası gelmiyen hamle başlamış bulunuyor.  Türk Milletinin asırlarca ihmale uğrayan ihtiyaçları cevaplandırılmaktadır.     İşle­rin azametini selâhiyetli bir lisandan, Nafıa Vekilimizin lisanından bir kere daha dinledik. İşte bugün bu azamet­li faaliyet içinde bütün Ege'yi kalkın­maya, yeni servet ve saadet ve refah kaynağına kavuşturacak  olan     eserin temel atma töreni başlıyor. Bu da beş sene evvel başlamış   olan ve hiç dur­madan   devam  eden   kalkınma  devri­nin yeni eseridir.  Eski atalet devirle­ri bir daha artık dönmemek üzere ge­ride kalmıştır. Bu, akıllara durgunluk veren büyük eserleri, bu eşsiz mucize­yi  yaratan Büyük  Türk     Milletidir.. Sizlersiniz.  Türk     Milletinin  bu  ileri hamlelerinden   içeride      bütün      Türk Milleti, dışarıda bütün dostlarımız bü­yük memnunluk duymaktadırlar. Çün­kü, T/ürk milleti pek az millete nasip olan büyük kalkınma davasını hallet­me yolundadır. Böylece dünyada sul­hun, emniyetin ve medeniyetin bekçi­si  olarak  da kuvvetlenmektedir.»

Refik Koraltan sözlerini alkışlar ara­sında şöyle bitirmiştir:

"Bu büyük eser de büyük, şanlı Türk milletine kutlu olsun ve Türk mille­tinin sesi birazdan bu vadiyi inletecek olan tarraka kadar gür olsun.»

İlk dinamitlerin patlamasıyla yamaç­tan toprakların kaymaya başlaması halkın yaşa sesleriyle karşılanmış, Büyük Millet Meclisi Reisiyle Başve­kilimiz şiddetle alkışlanmış, sürekli tezahürler yapılmıştır.

Törenden sonra onbinlerce halkın neşe içinde binlerce nakil vasıtasiyle köy ve kasabalarına dönüşü, vadide yarı­nın ışıklarının müjdecisi olan bir şehrayir. yaratmıştır.

 Edirne :

Tesisatının kimaline çalışılan belediye Soğuk Hava Deposu, bugün faaliyete geçmiştir. 40 bin teneke beyaz peynir 15 bin kilo kaşar peyniri, 15 bin kilo et ve 30O bin yumurta muhafaza ede-cektir.

Ankara :

Memleket sanayiinin kalkınmasında büyük işîer başarmakta bulunan ma­kine, kimya endüstrisi kurumu Genel Müdürlüğü çeşitli faaliyetleri arasın­da tamamen Türk işçisinin emeği ve malzemesi ile meydana getirdiği uğur tipi uçaklardan üç adedini bilindiği gibi Ürdün hükümetine hibe etnrşti. Makine kimya endüstrisi kurumu bu yoldaki çalışmalarına hızla devam et­miş ve hava kuvvetleri kumandanlı­ğının talim uçakları ihtiyacını karşı­lamak için almış olduğu siparişten ilk parti olarak yedi adet uğur tipi uçak­larını bugün saat 10 da Etimesgut uçak fabrikası alanında hava kuvvetleri muayene komisyonu heyetine, makine kimya endüstrisi uçak fabrikası mü­dürü Yüksek Mühendis Orahn Ölmez eliyle teslim etmiştir.

Teslim edilen yedi uçaktan üçü yarın Eskişehir ve Balıkesir üzerinden İzmire gidecek ve geri kalan dört uçak'ta öbürgün hava kuvvetleri pilotlarımız tarafından İzmire götürülecektir.

 Ankara :

1940-41 yıllarında memleketimize ilti­ca eden bir İran Tugayına ait olup Diyarbakır mühimmat deposunda mu­hafaza edilmekte bulunan malzeme, esi iha ve teçhizatın Türkiye ile İran arasında mevcut ve gittikçe inkişaf etmekte bulunan dostluk münasebatı nazarı itibare alınarak, hükümetimiz­ce İran hükümetine iadesi kararlaştı­rılmış ve bu karar hükümetimizin mi­safiri olarak memleketimizde bulunan İran güzide askerî heyetine bildiril­miştir.

 Ankara :

Hükümet im izin davetlisi olarak memleketimizi ziyaret etmek­te bulunan İran askerî heyeti berabe­rinde İran'ın Ankara'daki ataşemilite-ri general Ahavi olduğu halde anrt-kabri ziyaretle bir çelenk vazetmiştir.

 Ankara :

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu bugün Demirköprü Barajının temel atma merasiminde şu konuşmayı yapmıştır. «Çok muhterem vatandaşlarım,

Şu muhteşem topluluğun manası bü­yük Türk Milletinin yeni bir azminin, yeni bir irade ve kararının kendisini temsil edenlere karşı mukaddes ve paha biçilmez bir işarettir. Asil Türk milletinin emrinde ve hizmetinde olmanın derin zevki ve bahtiyarlığı için, de onun her türlü haklarının koruyu­cusu, dert ve ıztıraplarmm yakından ve candan ortağı bir iktidar olarak onun isabetle çizdiği yolda yürüyoruz. Onun direktiflerini insan takatinin üstünde bir çalışma, hatta tabiri caiz görürseniz, didinme ile tahkkuk ettir­meye çalışıyoruz. Öyleki bir zaman­lar dudakları kurutan, yürekleri ka­vuran ve bağırları yakan susuzluğun nasıl biaman bir düşmanı olmuş ve! milletçe mücadelesini muvaffakiyetle yapmış isek şimdi de keyfî akışlariyle birer âfet halini almış sularımızın birer nimet, birer hayat ve refah kay­nağı olmasını temin için yeni bir mü­cadeleye başlamış bulunuyoruz.

Seyhan nehri üzerinde Seyhan, Sakar­ya üzerinde Sarıyar, Kızılırmak üze­rinde Hirfanlı. Gediz üzerinde Demir; köprü ve Büyük Menderes'in kolların­dan birisi olan Akçay üzerindeki ke­mer baraj ve hidroelektrik santralleri sulardan istifade yolunda inşasına giriştiğimiz büyük tesislerdir ve yal­nız bu beş büyük baraj için 600 mil­yon liranın üstünde sarfiyat yapılmak­ta ve senevi 1.5 milyar kilovat saatin üstünde elektrik istihsali hedef tutul­maktadır. Bunun ötesinde yurdun' muhtelif köşelerinde başlanmış birçok] küçük ve orta büyüklükte baraj ve hidroelektrik santrallerimiz vardır. Çeşitli su kaynaklarımızı böylece kıy-metlendiririken kömürlerimizin ener­jiye tahvilini ve değerlendirilmesini de ehemmiyetle ele almış ve bu sa­hada da esaslı adımlar atmış bulunu­yoruz. Çatalağzı santralına yapılan ilâve ile Soma ve Tunçbilek santrallarının inşası termik santrallar mev­zularında gösterilen büyük gayretir birer misalidirler. Bunlarla da sene­de 1 milvar 250 milyon kilovat saat­lik enerji istihsali kabil olacaktır.

Bu suretle bütün bu tesislerin ikmali

sonunda yani 1958 yılında 4 milyar kilovat saatli kenerjiye kavuşmuş ola­cağız ki bu rakam bize 1S50 yılma kadar bütün yurda şamil çeşitli san-tr allar la meydana getirilen elektriğin beş mislinden fazla yükseltilmesi gibi muazzam bir enerji istihsali hadisesi­nin muhteşem tablosunu vermekte­dir.

1958 yılına kadar bütün bu tesislerin inşası tamamlanırken yeniden birçok termik ve hidrolik santralların inşa­sına da başlanacağını ve bugünkü enerji istihsal seferberliğinin daha bü­yük tempolar içersinde devam ettirile­ceğini burada kaydetmek isterim.

Şimdi sizlere birinci kademe    büyük barajlar manzumesine     dahil     Gediz(Demirköprü)   barajı ve     Hidro-elek-trik  santralı  hakkında  ana  hatlariyle izahat arzedeceğim.Yurdumuzun en münbit ve mahsuldarbölgelerinden birisi olan Gediz havzasını sulamak, bol ve ucuz elektrik enerji isine kavuşturmak ve     taşkınlarıkorumak maksatlarına hizmet edecekolan Gediz Nehri Nafıa Vekâleti elek­trik işleri etüd idaresince etüd ettirilmiştir.

s. Hazırlanan amenajman plânlarına göre şimdi üzerinde bulunduğumuz mev-Ş kide yapılacak bir baraj vasıtasiyle % 700 bin dönüm arazinin taşkınlardan . korunabileceği, 77 metre yükseklîâin-K de ve 610 metre boyundaki bendin arkasında  toplanacak  sudan  bir milyon dönüme yakın arazinin     sulana bileceği ve yine bu sudan senede 200 milyon kilovat saat enerji istihsal » edilebileceği hesanlanm ıstır. Bu cere-jf yanm İzmir, Manisa, Akhisar, Turgutlu. Salihli. Ödemiş. Tire Bavındır, P Alaşehir. Kula,    Torbalı .ve Menemenşehir ve kasabalarına ve    buralardakiendüstri müesseselerine verileceği der piş edilmiştir.

 Gediz     amenajman    projesine    dahil

sulama taşkını önleme ve enerji tesis­leri için busüne kadar 27.5 milvon li-3 ra sarfedilmistir. Bundan bövle harca­ranarak 190 milyon lira ile 217.5 milyon s lira  yatırım  yapılmış  olacaktır   Suna K- mukabil üc maksadı bu projenin    ta­hakkukundan,  yani taâkmlına önlenmesinden, sulamadan, enerıi İstihsalin den, sonra yılda memleket ekonomisi­ne 184 mıhDi îira'u; kazanç sağlana­caktır. İstimlâk bedeli hariç keşif be­deli 91 milyon lira olan baraj ve müfteferri tesislerin inşası kül halinde bir TÜrk-Fransız ortaklığına ihale e-dilmiştir. inşasının ikmalini müteakip santral ve elektrik tesisleri Ege elek­trik Türk anonim ortaklığına devre­dilecek ve bu ortaklık bu tesisleri iş­letecektir. Böylece büyük projelerin tahakkukunda devletle hususî serma­yenin işbirliğine de bir Örnek veril­miş olacaktır.

Mukavelesine göre, ilk işletmeye açıl­mak üzere, Türbin ve jenaratör guru­bunun tamamlanması 15 nisan 1958' dir.

Gediz barajı ve hidro elektrik tesisleri projelerinin ha7irlanmasında emeği geçen bütün alâkalılara teşekkürlerimi sunarken müteahhit firmaya ve kontrol teşkilâtına muvaffakiteler temenni ederim.

Bu büyük inşaatın selâmetle bitirilme­sini Cenabıhaktan niyaz eylerken ma­kine kollarının ilk olarak harekete geçirilmesini muhterem Büyük Millet Meclisi Reisimizden ve çok kıymetli Başveklimizden arz ve istirham ede­rim.

Gediz Barajı ve Hidro-elektrik tesisle­ri inşaatı büvük Türk Milletine, Ege­lilere ve Salihlilere hayırlı ve uğurlu olsun.™

24 Mart 1955

 İstanbul:

Türk Migros Ticaret Anonim Şirke­tinin ilk umumî heyet toplantısı bu­gün saat 14.30 da hissedarların iştira-kile Sümerbank merkezinde yapılmış tır.

Toplantıyı  idare meclisi reisi Turgut Bayar kısa bir   konuşma ile açtıktan sonra,  idare  meclisinin faaliyet rapo­ru okunmuştur, s

Raporda 29.7.954 tarihinde resmen teşekkül etmiş bulunan şirketin, bu­güne kadar niçin faaliyete geçmediği sebeplerile birlikte  izah edilmektedir. Bu sebepler meyanmda satış kamyon­larının siparişi döviz temini mesele­si, Başvekilimiz Adnan Menderes'in tensipleri ve alâkalarile 60 kamyonun 157.347 sterline İngiltereye siparişi ve kredi temini gibi meselelere ayrılan za manın uzunluğu ileri sürülmekte, fa­kat hükümetimizin sonsuz müzahareti-le meselelerin halledildiği bildirildik­ten sonra şirkete büyük alâka göste­ren İstanbul Valisi Prof. Gökay'a, şe­hir meclisine, Senatör Dutteweüer ve yardımcısı Hochsresser'e, Türk basını­na ve şirketle işbirliği yapacak olan Türk Kadınlar Birliğine teşekkür edil­mektedir.

Raporda staj görmek maksadile altı şahsın nisan'da İsviçre'ye gönderilece­ği belirtildikten sonra şirketin kurul­masında ilk fikir ve teşebbüs sahibi olarak bilhassa müessir olan ve hükü­met adına Ticaret Vekili sıfatile Mösvö Dutteweileri memleketimize davet eden Prof. Fethi Celikbaş'a teşekkür edilerek   şöyle   denilmektedir:

«Satış kamyonlarının takip edecekleri şehir yollarının tetkik ve mütalâası, personel kadromuzun tesbiti hususun­da gerekli hazırlıkların yapılması, fa­aliyetimizin mühim bir konusunu teş­kil eden anbalaj mevzuundaki tetkik­ler, motorlu vasıtalarımız için muhtaç bulunduğumuz garaj ve bakım yerleri­nin temini şehrin muhtelif semtlerin­de açılması icabeden satış mağazaları mevzuunun tetkiki, anbalaj makineleri, tartı âletleri ve depolar içindeki taşı­ma hizmetlerini görecek âletlerin ya­bancı sermayeyi teşvik kanunu hüküm leri dahilinde hissedarlarımız Duttwe-iler ve Hochsser'in teahhüt ettikleri sermaye karşılığı olarak İsviçreden memleketimize getirilebilmesi için ge­rekli teşebbüslerin icrası ve nihayet istihsal bölgelerinden mubayaa edile­cek gıda maddelerinin nakillerinde kullanılacak kamyonların siparişi ça­lışmalarımızın teferruatını teşkil et­mektedir. Yakın bir gelecekte İstanbul şehrinin hizmetinde faaliyete fiilen ge çebilmek ve faaliyetimiz sırasında şir­ketimizin sermayesine iştirak eden ortaklarımızın ticarî menfaatlerini de titizlikle korumak başlıca kaygımız olacaktır.

Bundan sonra ortaklar fikir ve düşün çelerini söylemişler, idare meclisi ipka edilmiş ve murakıp seçimile toplantı son, ermştir.

 izmir ;

Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge, Anadolu Ajansına şu beyanat­ta bulunmuştur :

«Gediz  Demirköprü barajının temeli­nin atılması dolayısiyle Başvekilimizin refakatinde İzmir'e gelmiş bulunuyorum. 15 gün kadar evvel Ege mıntakasmda vukua gelen ve bağları hasa­ra uğratan iki don hâdisesi dolayısiy­le, gerek Ankara'dan yaptırdığımız tet kikat ve gerek don mahallerinde yap­tığım inceleme, gerekse alâkalılarla vâki temas neticesinde, endişe ve tered­düt içinde bulunduklarım öğrendiğim bağ müstahsillerine aşağıdaki husus­ların ajansımız vasıtasiyle duyurulma­sını rica ederim:

Ege bölgesinde dondan zarar gören bağ müstahsillerinin bağlarını imar ve ih­ya hususunda mahallî teknik ziraat teşkîlâtınin tesbit edeceği tavsiye ve şart­lara uygun olarak münasip vâdeler dahilinde yardım görecekleri muhak­kaktı.1.

Bu yardımlar, hasara uğrayan bağla­rın normal şekilde mahsul vermeleri­ni sağlayacak miktar ve vâdede olacak ve ayrıca bu vaziyette müstahsillerden de hâlen bankaya borçlu olanlar var­sa, bunların da vâdeleri, sözü geçen bağların mahsul vermeleri zamanına intibak ettirilmek suretiyle ayarlana­caktır.

Bu suretle bağ müstahsillerinin bugünkü ödenmemiş borçlarının ödenmesi uzun vâdeye bağlanmak suretiyle kolay laştırıîmıg olacağı gibi yeniden imar ve bakım masraflarını karşılayacak şekil­de teknik Ziraat teşkilâtının tavsiye­lerine uygun olarak müsait şart ve vâ­delerle yapılacak yardımlar yoîu ile müstahsilin ihtiyaçlarının karşılanaca­ğını ve bilhassa hüsnüniyet sahibi zürraın üzülmesine herhangi bir sebep kalmıyacağı bedihidir.

Tabiatiyle mevzuubahs yardım banka­mızdan doğrudan doğruya   kredi alan müstahsillere yapılacağı gibi, koopera­tif ortaklan da aynı yardımdan aynı şartlarla istifade edeceklerdir.

Bağları hasara uğramış müstahsillere yapılacağım yukarıda anlatmış oldu­ğum bu yardımdan maada şunu da müjdelemek isterim ki, bağ müstahsil­lerine şimdiye kadar bankaca verilmekte olan dönüm itibariyle yıllık çevirme kredisinin bakım masraflarının da artmış bulunduğu nazarı İtibara alınarak arttırılması hususu da tetkik edilmek­te olup bu yılki ikrazatın bu esaslara göre yapılması için emir verilmiş bu­lunmaktadır.

Şu izahatımızla bir âmme hizmeti ifa etmekte bulunduğuna kat'iyetle kani bulunduğumuz bankamızın müstahsi­lin durumunu anlayarak ihtiyacını karşılamak hususunda icap eden tedbirle­ri aldığına inanmış bulunuyorum.

  Ankara:

Üç günden beri hükümetimizin misafi­ri olarak memleketimizde bulunan dost ve kardeş İran'ın güzide askerî heyeti busun Öğleden sonra Harp Okulunu gezmiştir.

Bu gezide, okulu bütün teferruatı ile tetkik eden misafirlerimiz, spor salo­nunda şereflerine tertip olunan spbr gösterisini alâka ile takip etmişler ve sık sık alkışlamak suretiyle hayranlık­larını izhar etmişlerdir. Dost ve güzi­de heyetin başkanı General Feridun Kuşeysî Harp Okulunun hatıra defte­rine «kahraman ve dost Türk ordusu­nun menbaı olması bakımından Harp Okulunu ben ve arkadaşlarım hususî bir alâka ile ziyaret ettik. Kanaatimiz şu merkezdedir ki, kardeşimi?. Türk milleti, ordusuna ve ordusu da harp okuluna .güvenmelidir. Yaşasın Türk ordusu» ibaresini yazmıştır.

  İstanbul:

Fransız donanmasına mensup «Jeanne D'Aro» Okul gemisi üe «La Grandiere» refakat gemisi bu sabah saat S.de bir dostluk ziyaretinde bulunmak üzere limanımıza gelmişlerdir.

Selimive önlerinden geçerken şehri 21 pare top atımı ile selâmlıyan   gemiler


 

Dolmabahçe Önlerinde demirlemelerini müteakip Boğazlar ve Marmara Deniz Kumandanlığına mensup bir vizite su­bayı okul gemisine çıkarak gemi ku­mandanına «hoş geldiniz^, demiştir.

Saat 9'da karaya çıkan gemi kumanda­nı Fransız Başkonsolosu, Valiyi, 1 inci ordu müfettişini ve Boğazlar ve Marmara Denir; Kumandanını makamında ziyaret etmiştir.

Gemi kumandanının ziyaretleri öğle­den, sonra iade edilmiştir.

Fransız bahriyelileri yarın saat 10'da Taksim âbidesine' çelenk koyacaklardır.

Misafir gemiler 28 mart gününe kadar limanımızda kalacaklardır.

  İstanbul:

İki gündenberi şehrimizde bulunan ve bir seri makale yazacak olan San Fran­cisco Cali Bulletin gazetesi yazarların­dan karı koca Ted ve Dorothy Fred, İstanbul'daki tetkiklerine devam et­mektedirler.

Birçok müzeleri, camileri ve kiliseleri gezmiş olan Ted Fred, kendisile görü­şen bir arkadaşımıza, îstanburun her bakımdan San Francisco'ya benzediği­ni, şimdiye kadar dünyanın birçok şe­hirlerinde müteaddit cami ve kilise gezmiş olduğunu, fakat Sultanahmet camii kadar muhteşem bir mabed gömemiş olduğunu söylemiştir.

  Ankara :

Pakistan Sınaî İnkişaf Korporasyonu Başkanı Mr. G. Faruaue ve anvı kor-porssvon müdürleri ile Dr. Mirza Ah­met îsfahani bugün saat 11.30 da uçak la Ankara'ya gelmişler ve hava mey­danında Pakistan büyükelçisi Ekselans Mian Amın-Un-Dm ile Hariciye Vekâ­leti adına ticaret ve ticarî anlaşmalar dairesi umum müdür vekili Oâuz Gök­men, ikt'sadî işbirliği teşkilâtı adına Semih Akbiî ve İktisat, Ticaret Vekâle­ti adına Emin Boysan Sümerbank Umum Müdür Muavini Yüksek Mü­hendis Tarık Erdem ve di&er ilgili ze­vat tarafından karşılanmışlardır.

Memleketimizde bir hafta kalacak olan Pakistan heyeti bu müddet zarfında ilgili makamlarımızla temaslarda bu­lunacak ve ezcümle Sümerbank'ın iş­tirakiyle memleketimizde kurulacak müşterek jüt sanayiinin essaları tesbit edilecektir.

Ankara :

Ulus meydanında inşası kararlaştırıl­mış bulunan modern tesisatlı 20 mil­yon 554 bin 923 liraya çıkacak olan :Ulus İş Hanı» bugün saat 10'da Emek­li Sandığı Umum Müdürlüğü binasında Emekli Sandığı Umum Müdürlüğü temsilcileri ile müteahhit Muzaffer Budak firması temsilcileri arasında inşaat mukavelesi  imzalanmıştır.

Ulus İş Hanı a, b, c, d, e; f; ve g olmak üzere 7 blok halinde olup inşaat sahası 3760 m kare yekûnu 33.485 tir. 5 blok büyük olup f ve g blokları küçüktür.

En yüksek olan a bloku bodrum ve asma kat ile çatı katı dâhil 13 kat ola­caktır, b, c. d bloklarında bodrum ve asma kat dahil altışar kat vardır, e bloku aynı şekilde 7 kat olarak inşa edilecektir, f ve g blokları ikişer kat­lıdır.

A blokunda 72 büyük, 96 küçük olmak üzere 168 büro b, c, d blokları 72 şer adet küçük olmak üzere 216 büro e blokunda ise 20 büyük 144 küçük ol­mak: üzere 164 büro mevcuttur.

Bu suretle bütün binada 92 büyük ve 456 küçük olmak üzere 548 adet büro bulanacaktır.

A blokunda 15 büyük dükkân. B ve C blokurda 8 er büyük 16 şar küçük ol­mak üzere 48 dükkân, e blokunda 10 büyük 17 küçük dükkân ve meydan altında ise 60 büyük 18 küçük olarak cem'an yekûn iş hanında 117 büyük 67   küçük   dükkân  yapılacaktır.

A Blokunda 3, E blokunda 4 ve B.C.D, bloklarında birer adet olmak üzere iş hanında 10 asansör bulunacaktır.

Ulus iş hanına konacak otomatik da­hilî telefon santralı 60 abonelik 50 mü-kâlame imkânlı olacak ve ayrıca ban­kada 25 abonelik santral 5 mükalemeye imkân verecektir.

Her büroda ve dükkânda ayrıca birer lavabo ile su tesisatı bulunacaktır.

Bütün bloklar sıcak su ile teshin edi­lecek ve ayrıca bütün büroların teshi­ni konventörle temin edilecek ve vantilasyonla havalandırılacaktır. İş hanı Ankara iklimi gözönünde tutularak ya zın rahat çalışmayı temin edecek şe­kilde serin hava verecek klima tesisa­tım havidir.

Meydan ve avlu altlarından kapalı çarşı olarak istifade edilecektir.

Sümerbank binası karşısına gelen en yüksek bloku teşkil eden a bloku te­rasında dans- pisti, bar ve servislerini ihtiva eden mipolam döşemesi, cam mczayik duvarlı büyük bir lokanta bu lunacaktır.

Direkt asansörler vasıtasiyle dükkân­lar katı ile teras birbirine bağlanacak olup manzaradan âzami istifadeyi te­min için de teras katı tamamen camekânla muhat olacaktır.

F ve G bloklarında Amerikan bar_ lo­kanta ve pastahane bulunacak ve c, d bloklarında da birer büre yapılacak­tır.

25 Mart 1955

  Adana :

Merkezi Ankarada bulunan Türk  Amerikan Derneği Adana şubesi açıl­mıştır. Altı nisanda merkezden gele­cek delegelerin iştirakiyle yapılacak toplantıda idare heyeti seçilecek ve der nek resmen faaliyete geçecektir.

  Ankara :

Haber aldığımıza göre, Türk, Yunan ve Yugoslav posta mütehassıslarının nisan 1953 ayında Üsküp'te yaptıkları toplantıda kararlaştırılmış olduğu veç hile, milletlerarası posta sözleşmeleri ve üç mmeleket beyninde münakid dostluk ve işbirliği anlaşması hüküm­leri dairesinde, «Mahdut Balkan Posta Birliğinin» kurulmasına mütedair bir sözleşme 19 Mart 1955 tairhinde Bel-grad'ta imzalanmıştır.

  İstanbul :

Birleşik Amerika    mülteci    programı,

Avrupa Teşkilâtı Başkan Vekili Erik Hughes, bugün bir basın toplantısı ya parak, gazetecilere mülteci meseleleri hakkında geniş izahat vermiştir.

Ortaşarktaki mültecilere ne gibi yar­dımlarda bulunulduğunu tetkik vazife­siyle memleketimize gelmiş olan Erik Hughes «U. I. E. P.» nin kuruluşunun üçüncü yıldönümü münasebetile yaptı­ğı but polantıda ezcümle şunları söy­lemiştir:

«U. I. E. P. 1948 senesi ocak ayından beri ana vatanlarından kaçan mülteci­leri kalmak istedikleri yerlere yer­leşmelerini temin eder.

İkinci dünya harbinden sonra, Türkiyeye iltica eden mültecilere hüküme­timiz büyük yardımlarda bulunmuş ve onların az zamanda . memleket iktisa­diyatına ayak uydurmuşlardır.

Avrupa demir perde gerisinden Birle­şik Amerika, Kanada, Avustralya ve Güney Amerikaya 1948 senesinden bugüne kadar iltica edenlerin sayısı 19.000 kişidir, önümüzdeki iki senede de 20-25.000 kişi yerleştirilecektir.

Türkiye'ye, komünizmden kaçıp gelen­lerin sayısı 250'dir. Çoğu gelecek ay Amerikada 1953'de kabul edilen mülte­ciler yardım kanunu mucibince Ame­rikan vatandaşlığını alacaklardır.»

Bu arada hatip, mülteciler yardım teş­kilâtının çok memnuniyetini mucip olan bir yazıdan bahis ile «Muddle East» mecmuasının 1955 kış nüshasın­da Louis Kostanik imzasile çıkan ve Bulgaristan'dan gelen mültecilerin Türkiye'ye yerleştirilmesinde hüküme­timizin gösterdiği büyük muvaffakı -yetten bahseden bir makaleyi hülâsa etmiştir.

Son olarak, Erik Hughes, Türkiye ile Birleşik Amerika arasında bu gibi programlar mevcud olduğu müddetçe demir perde gerisindeki milletler hür dünyaya olan inançlarını kaybetmiyeceklerdir, demiştir.

 İstanbul :

Türk ocaklarının 44. kuruluş yıldönü­mü münasebetiyle bugün saat 17.30 da

İstanbul Türk ocağında bir toplantı yapılmıştır.

Törende Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, Üniversite profesörleri eski ve yeni ocak mensupları ile ka­labalık bir davetli kitlesi hazır bulun­muştur.

Törene bandonun çaldığı istiklâl Mar­şı ile başlanmış ve İstanbul Türk oca­ğı Başkanı Muzaffer İrdem bir konuş­ma yaparak toplantıyı açmıştır. Bu ko­nuşmayı Türk ocaklarının eski üyele­rinden Ord. Prof. Kâzım ismail Gür-kan ile genç üyelerden Esena Dora'nın yapmış olduğu konuşmalar takip et­miştir.

Müteakiben T. M. T. F. Folklor Ko­mitesi ekibi tarafından millî ve ma­hallî oyunlar oynanmış, alâkalı gençler tarafından şiirler okunmuş ve spor gösterileri yapılmıştır.

Daha sonra tarihî Mehter Takımı ve Şehir Bandosu muhtelif parçalar çal­mıştır.

 Malatya :

İç ve İşçi Bulma Kurumunun Malatya Bürosu bugün yapılan bir merasimle açılmıştır.

İş yeri ve işçi sayısı itibariyle büyük bir rakam arzettiği gibi, aynı zaman­da memleketimizin muhtelif mıntakala rina yüksek sayıda ziraat işçisi gön­deren bir merkez vaziyetindeki Malat yadaki kurum bürosu sanayi merkez­lerinin her vasıftaki işçi ihtiyacını ge­rektiği zaman diğer şube ve büroları vasıtasiyle ve celp suretile ile de te­min edecek ve bu meyanda Malatya'­dan çıkan işçilerin durumlarına göre iş bulabilecekleri yerlere gitmelerini sağ lıyacaktır.

 Ankara :

Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı tarafından İzmir'de eski Fuar yerinde inşa ettirilecek olan ve birbuçuk yıldan beri hazırlıkları devam eden Tu­ristik Otel'in işletme ve mimarlık mu­kaveleleri bugün Emekli Sandığı ile işletici Alman firması Max Billiğ ara­sında imzalanmıştır.

İzmir'in körfeze hâkim en güzel ye­rinde inşa ettirilecek olan ve bütün tesisleri ile 12.000 metre kare saha iş­gal edecek bulunan otelin, 150  180 yatak odası, ayrıca müteaddit bar, pav yon ve büyük salonları bulunacaktır. Konfora müteallik her türlü tesisi ih­tiva edecek olan otelin ayrıca yüzme havuzu, tenis kortu ve dükkânları bu­lunacaktır. Yüzme havuzunun suyu hususî tesislerle temizlenmek suretiyle denizden verilecektir, İşletmesi kendisine verilen Max Billiğ, bir kaç nesilden beri İtalya ve Al­manya'da büyük oteller işletmiş ve bu mevzu üzerinde geniş bilgi ve ihtisasa sahip olmuş bir firmadır.

Otele ait projeler, Almanya'da Türki­ye'nin de çok iyi tanıdığı profesör Bo-natz'm riyasetinde beş mimardan mü­rekkep bir heyet tarafından hazırlan­maktadır.

İç dekorasyonu ve Türk tezyinatı için memleketimizde ayrıca iki mimar bu işlerin hazırlanmasına iştirak edecek­tir.

İnşaata 1955 yılı sonunda başlanacaktır.

İşletici firma ile birlikte ve İzmir ote­line bağlı olmak üzere Efes ve Çeşme'­de turistik tesisler yaptırılması mevzu­unda tetkiklere devam edilmektedir.

26 Mart 1955

 Aydın :

Cumhuriyet Halk Partisi Aydın İl İda­re Kurulu, bugün Başvekilimiz Adnan Menderes'i öğle yemeğine davet etmiş ve şerefine 150 kişilik bir ziyafet ver­miştir. Bu yemekte Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti İl İdare Kurulları üyeleri ile Başvekilimiz Ad­nan Menderes ve refakatindeki zevat, Aydın Valisi, Belediye Reisi ve Vilâ­yet ileri gelenleri hazır bulunmuştur. Samimî bir hava içinde cereyan eden bu yemeğin sonlarına doğru, Cumhu­riyet Halk Partisi İl İdare Kurulu Başkanı Nedim Müren söz almış ve şu hitabeyi irad etmiştir:

"Sayın Başvekilimiz,

Zatıâlinîzi ve bütün misafirlemizi aramızda görmekle bahtiyar bulunduğu­muzu belirtmeme müsaade buyurunuz. Yine müsaadenizi arz edeceğim ki, da­vetimize karşı vâki olan nazik icabeti­niz bizleri çok mütehassis etti.

Sayın Başvekil,

İzmir nutkunda işaret ve Türkiye Bü­yük Millet Meclisi kürsüsünden teyid buyurduğunuz hususları bütün kalbi­mizle tasvib ettiğimizi, bizi yepyeni ve mes'ut bir istikbale götürecek olan bu yolda iktidarla birlikte azimle çalış­mak kararında olduğumuzu huzuru nuzda ifade etmek bize büyük bir in­şirah veriyor.

Yeni Türkiyeyi el birliği ile yapmak, onun her gün doğması tabiî olan mese­lelerini büyük Türk milletinin hayrı­na halletmek karar ve imanı, sâdece ifade edilirken bile insana derin bir hâz ve heyecan ve hararetli bir vazife aşkı telkin ediyor. Bu büyük iddianın resmî mesuliyetini omuzlarına almış olan zatıâlinize ve mesai arkadaşları­nıza en samimî muvaffakiyet temenni­lerimizi beyan ederken huzurlarınızla bizlere şeref vermiş olmanızdan dolayı sizlere teşekkür ederim, aziz misafir­lerimiz».

Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı­nın bu konuşmasına Başvekilimiz Ad­nan Menderes aşağıdaki mukabelede bulunmuştur.

«Aziz arkadaşlarım ve Haİk Partili kar deşlerim,

Bu kadar güzel bir toplantı vesilesiyle huzurunuzda konuşabilmekten dolayı bahtiyarım. Her şeyden önce Aydın Halk Partisi teşkilâtının geniş zih­niyetine, ileri ve medenî anlayışına hayran olduğumu söylemeliyim. Ken­dileri dün geceki davetimize büyük bir nezaketle icabet ettiler. Bizi de, bu günkü yemeklerine davet etmek lütuf ve nezaketini gösterdiler. Dikkate şa­yan olan şudur ki beş yıldır Başveki­lim ve Başvekil olduğum günden beri ilk defadır ki bir Halk Partisi sofra­sında bulunmak şerefine ancak bugün ve Aydın Halk Partisi teşkilâtının da­veti ile mazhar olmaktayım. Bunun ilk Önce Aydm'da olmasında ayrı bir mâ­na ve güzellik vardır. Bütün vatan sat Tunda bu  geniş anlayışın,  bu  medenî

zihniyetin yayılacağına ve artık hiddet ve şiddet devrelerinin geçmiş olduğu­na ve memleketin terakki ve tealisi­ne beraberce mesai sarf etmemizin za­manı gelmiş olduğuna inanıyoruz.

Muhterem arkadaşlarım, Biliyorsunuz ki millî irade ile iş başı­na gelenler dört sene için vazife başın­da kalacaklardır. Bu dört sene zarfın­da iktidar muvaffak olursa memleket kazanacaktır. Bu itibarla, iktidarın her hususta muvaffak olmaması için çalış­mak onun bütün gayret ve teşebbüsle­rini engellemek, vatanperver ve olgun bir siyasî partinin yolu olamaz.

Görülüyor ki iktidarın muvaffakiyetle­rini memleket menfaatlerinden ayrı mütalâa etmek mümkün bile değildir. Bu hakikati tamamiyle kavramış ol­manın en samimî delilini Aydın'ın. ver miş bulunmasından ve güzel toplantı­nın Aydm'da yapılmış olmasından Aydınlı olarak büyük bir iftihar duymak­tayım.

Aziz arkadaşlarım,

Bunu çekemiyenler .istemiyenler bu­lunabilir, bulunacaktır da, bunlar mera lekette huzurun bütün vatandaşlar arasında sevgi ve itimadın, partiler arasında anlayışın teessüs etmesini istemiyenlerdir. Bunlar ya işlerine gel­mediği için, veyahut vicdan ve izan­larını sakatlıyan hâdiselerin tesiri al­tında bulunmaları yüzünden böyle bir bedbahtlığa düşebilirler. îşte bu sebep lerden dolayı aramızda samimiyet ve muhabbetin mevcudiyetini çekemiyen­ler, samimiyetsizlik ve itimatsızlık tel­kin etmek için iktidarın bu neviden sözlerine ve hareketlerine inanmak ca­iz midir? sualleriyle karşımıza çıkma­ları çok muhtemel ve hattâ mukadder­dir. Ben sizlerle bu neviden samimi­yetsizlik isnadında bulunanların hare­ketlerindeki samimiyetsizliği münaka­şa etmek istemiyorum. Bunu münaka­şa etmek istese idim, meselâ diyebi­lirdim ki iktidardan  düşünceye kadar müdafaa ettiklerini bir tarafa bıraka­rak bir anda büsbütün başka bir vadi­ye sapmakta samimiyet yoktur. Fakat bu güzel toplantının, bu çeşit konuş­maların yeri olmadığına kani bulun­duğum kadar bunların faidesi olmadı­ğına da inanıyorum.

Aydınlılar memleket ve siyaset işle­rinde medeni ve ileri anlayışlarını ken dilerine yakışan surette gösterdiler ve birçoklarımıza örnek verdiler. Tek par ti devrinden çok kısa bir zamanda ve büyük bir sür'atle hürriyet nizamına geçmenin bir takım heyecanlara, infi­allere, arada büyük kavgalar varmış gibi görünen hâdise ve vak'alara yer vermiş olmasını tabiî telâkki etmeme­ğe imkân yoktur. Ancak şu manzara gösteriyor ki, memleketin siyasî hırs ve heyecanlarla malûl küçük bir züm­renin dışında kalan bütün evlâdı, memleketin yüksek menfaatlerini temin yo­lunda daima buluşup birleşeceklerdir. Şimdi bir arada bulunmamızın derin mânasına şüphe ve nifakın zehrini katmak istiyenler, size temin edebilirim ki Halk Partili arkadaşlarım bütün memleketin olan ve onu temsil eden hükümeti, bu görüşe dayanan doğru yo lunda döndüremiyecekîer, beni sizden ay iramıyac aklardır.

Başvekilimizden sonra, Başvekilimizin refakatinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi eski Gaziantep Mebusu ve «Son Havadis» gazetesi sahip ve baş muhar­riri Cemil Sait Barlas, şu konuşmayı yapmıştır:

«Sayın Başbakanım,

Birkaç gündenberi beraberinizde bu­lunuyorum. İtiraf edeyim ki, bugünkü kadar heyecan duymamıştım. Bilhassa partilerarası münasebetin iyileşmesi, hayırlı yola girmiş olması hususundar ki bugünkü konuşmanızı, büyük bir heyecan  ile dinledim.

Aydında, doğduğunuz bu memlekette millî birliğin ne gibi mucizeler yarat­tığını  bizzat  yaşadınız,   gördünüz.

Kurtuluşumuzun canlı müşahidi olan İstiklâl madalyanız bunun burhanıdır. Fakat, yanlış anlaşılmasın, millî birlik dediğimiz zaman, her meselede mutla­ka görüş birliği olacak demiyorum.

Siz, büyük kalkınma hamleleri yapı­yorsunuz. Bu hamleler karşısında bi-jim partimizin kendisine göre bir ta­kım iktisadî ve malî düşünceleri, observasyonları vardır. Muhalif parti ola rak elbette bunları söyleyeceğiz. Aksi halde, karşı partilere lüzum kalmaz. Hürriyet bahsinde de böyle.

Siz, hürriyet için kurulmuş bir parti olduğunuzu söylediniz. Daha evvel de daha Halk Partisi içinde iken de Ana­yasanın iyi işlemesi için takrir veren insansınız.

Eöyle olunca, Halk Partisinin de bu yoldaki düşüncelerini, isteklerini anla­mak icap eder. Yoksa, umumî dâva­larda, bilhassa memleketin müşterek dâvalarında elbetteki görüş birliği lâ­zımdır.

Parti münasebetleri, zaman zaman dü­zeldi. Zaman zaman bozuldu. Meselâ, Gaziantep'teki inkilâbı koruma yolun­daki nutkunuz, müşterek dâvanın, inkilâp dâvasının korunmasının canlı misalidir.

Bu, memlekette inkilâba bağlı olan münevverler için ferah bir hava ya­rattı. Siz de buradaki sözlerinize sa­dık kaldınız. Parti münasebetlerinin zaman zaman bozulmasını isteyen bir takım insanlar mevcuttur.

Bunlar, parti menfaatlerinin düzelme­sini ve bozulmasını şahsî menfaatleri­ne göre ayarlamak isterler. Çünkü, bu adamların hayrı, maziyetleri, vasıfla­rı yoktur. Fitne ile yaşarlar. Bunlara kulak vermeyiniz. Bunlar her iki par­tide de, Demokrat Partide de, Cumhu­riyet Halk Partisinde de mevcuttur. Bunları dinlemeyiniz. Bunlara kızma­yım da.

Bu sefer, parti münasebetlerinin düz­gün devam edeceğine inanıyorum. Çün kü, kendi memleketimiz olan Aydında ve hemşeriniz olan Cumhuriyet Halk Partililerle Demokratlar arasında Ay­dınlı olarak söz veriyorsunuz.

Sözümü bitirirken tekrar ediyorum, demokrat Partide de, Cumhuriyet Halk Partisinde de mevcuttur. Ve politika merkezinde rastlayacağınız politika hatalarının   tahriklerine   kanmayınız».

Bu yemeği müteakip İzmir yolt ile İs­tanbul'a hareket edilmiştir.

 îzmir :

Gediz barajının temelinin atılması tö­renine iştirak hakkında Başvekilimiz Adnan Menderes'in  davetini  vaktinde alamadıklarından dolayı bu törene ka­tılamayan C. H. Partisinden Kars Me­busu Turgut Göle, C. H. Partisinden Malatya Mebusu Nüvit Yetkin, C. M. Partisinden Kırşehir Mebusu Osman BÖlükbaşı ve Cumhuriyetçi Millet Par tisinden Kırşehir Mebusu Mehmet Mahmutoğlu, Başvekilimize şu telgraf­ları çekmişlerdir:

Adnan Menderes,

Başvekil

Gediz nehri üzerinde yapılacak Demir-köprü baraj ve idroelektrik santralı inşaatı temel atma töreni için vâki na­zik davetinizi maalesef bugün alabil­dim. Bu hayırlı merasime bu yüzden icabet edemediğimden dolayı özür di­ler,  saygılarımı sunarım.

Turgut Göle

Sayın Adnan Menderes,

Başvekil

Dün İstanbul'dan dönüşümde Demir -köprü barajına ait lütufkâr davetinizi aldım. Katılamamaktan üzüntü duydu­ğum teşebbüsün memlekete hayırlı ol­masını temennisi ile saygılarımı suna­rım.

Nüvit Yetkin

Sayın Adnan Menderes,

Başvekil

Demirköprü baraj hidroelektrik sant­ralı inşaatı temel atma merasiminde bulunmak üzere vâki olan nazikâne davetinize mazeretim sebebiyle iştirak edemedim Teşebbüsün memleket için hayırlı ve uğurlu olması temennisi ile birlikte teşekkür ve saygılarımı suna­rım.

Kırşehir Mebusu Osman Bölükbaşı

Saym Adnan Mspderes,

Başvekil

Demirköprü baraj ve hidroelektrik in­şaatının temel atma merasiminde bulunmaklığını için vâki olan nazikâna davetinizi vaktinde haber alamadığım­dan dolayı bu şerefden mahrum kal­mış bulunuyorum. Bu teşebbüsün memleket için hayırlı ve uğurlu olmasını içten temenni eder ve zatıdevletlerine

teşekkür ve saygılarımı avz etmekle şeref duyarım.

Kırşehir Mebusu Mehmet Mahnıutoğlu

Başvekilimiz Adnan Menderes, kendi­lerine telgrafla cevap vermiş ve te­şekkürlerini bildirmiştir.

  Ankara :

Memleketimizde misafir bulunmakta olan dost İran'ın mümtaz askerî heyeti dün de şehrimizdeki tetkiklerine de­vam etmiştir.

Zırhlı Birlikler Okulunu gezen misa­firler, Okuldaki son sistem teknik eği­tim tesisleri ile bilhassa alâkadar ol­muşlardır. Müşahede ettikleri mükem­meliyetten dolayı okul kumandanını tebrik etmişlerdir. Hey'et, müteakiben Beşinci Zırhlı Tugayını da ziyaret ede­rek, şereflerine tertibedilen gösteriyi takip etmişler, tank ve topçularımızın hakikî mermilerle yaptıkları atışları takdirle   karşılamışlardır.

  İstanbul:

Reisicumhurumuzu Pakistan'a ve îraka götüren Savarona okul gemimiz bu sa­bah İstanbul'a avdet etmiştir.

İçinde 57 deniz harp okulu birinci sınıf talebeleri bulunan okul gemimizin bu seyahati talebe için çok istifadeli olmuş ve 54 gün devam eden (10400) mil. mesafe gitmiş ve sırasiyle Port Sait, Süveyş kanalı Aden'e, Bahreyn'e. Karaşi limanlarına uğramış ve bura­dan Şattülaraba gelerek Nehire gir­miş ve Bağdad'ta Reisicumhurumuzu bıraktıktan sonra Abadan, Aden, Süveyş ve PortSaid'e uğrayarak talebe­ye Ege sahillerimizi göstermek üzere Marmaris'e gelmiş ve İzmir'de iki gün kaldıktan sonra İstanbul'a avdet et­miştir.

. Ankara :

Geçen yılın haziran ayından itibaren faaliyete geçmiş bulunan Türkiye Va­kıflar Bankasının ilk âdî umumî heyet toplantısı bugün bankanın Ankara'da-ki binasında yapılmıştır .

Hissedarlardan büyük ekseriyetinin de katılmış bulunduğu bankanın bu umu­mi heyet toplantısında, ruzname gere­ğince, okunan idare meclisi raporu alâ­ka ile dinlenmiş ve çalşımalar takdir­le karşılanmıştır. îdare Meclisi rapo­runda 1954 yılı ile daha evvelki yılla­ra ait dünya iktisadiyatının umumî manzarası gözden geçirildikten sonra 1954 yılında memleket ekonomisinde ve umumî konjanktüründe müşahede edilen sevindirici gelişmelerin seyir ve şartları üzerinde durulmuş ve ezcüm­le, bundan evvelki yıllarda olduğu gi­bi 1954 yılında da memleketimizde çe­şitli sahalarda sermaye yatırımlarının devam, ettiği, bu yoldaki faaliyetlerin daha ziyade geliştiği, bu calibi dikkat gelişmenin memleket sathında ve ha­vasında esen iyimser ruh haletinin mes'ut bir neticesi olduğu, istihsalin her şubesinde mal arz ve sürümünden endişe edilmediği, hal ve istikbale bü­yük bir emniyet ve itimadla bakıldığı, memleket ekonomisinin kaydettiği bu gelişme, genişleme ve ilerlemenin, ik­tisadî hayatımızda serbest faaliyet şart ve imkânlarının yatırım faaliyetleri üzerinde yaptığı müsbet tesirlerin mes'ut bir neticesini teşkil ettiği belir­tilmektedir.

Ayrıca raporda kredi ve yatırım faa­liyetlerinin memleket ölçÜsündeki ge­lişme seyri rakamların ışığı altında göz den geçirilerek bu hususta ' bilhassa millî gelirin 1'949 yılma nazaran 1953 yılında bir misline yakın bir nisbette arttığı, mevduat hacminin ise aynı tem po ile yüzde yüzün fevkinde bir artış kaydettiği, krediler yekûnunun 1949'a nazaran 1954'te yüzde üçyüz artmış ol­masının gittikçe artan istihsal ve mü­badele hacmiyle mütesanip olarak art­masının zarurî bîr neticesi bulunduğu hususları ehemmiyetle belirtilmiştir.

Bankanın faaliyetine gelince, 1954 yı­lında, ancak 6 ay gibi uzun sayılamıyacak kısa bir faaliyet devresinden faydalanmış olmasına rağmen bankanın istihsal ettiği çok müsbet netice ve bu arada hissedarların her üç grubu­nun ve hususiyle hakikî ve hükmî şa­hısları teşkil eden c grubunun öden­miş sermaye kısmında müşahede edi­len seri inkişaf ve nihayet bu kısa fa­aliyet devresinde müsait bir kâr sağlamış olması hissedarlar tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. 1954 faliyet raporunun incelenmesini müteakip ruzname gereğince eski ida­re meclisi ibra edilmiş' ve yeni idare meclisi üyeleri ile murakıplarının seçi­mi yapılmıştır.

27 Mart 1955

  Ankara :

Holanda'da yapılacak milletlerarası atlama müsabakasına katılacak olan 1 paraşütçü kızlarımızın ikinci, atlayış­ları münasebetiyle bu sabah Ergazi hava meydanında gösteriler yapılmış­tı*.

Gösterilerde Milli Savunma Vekili Et-hem Menderes, mebuslar, E. H. U. Re­isi Orgeneral Nurettin Baransel, T. H. K. ve Türkkuş mensupları, yüksek rüt beli subaylar, paraşütçü kızlarımızın aileleri, basın mensupları iîe çok ka­labalık bir halk topluluğu hazır bulun­muştur.

Atlamalardan evvel filolar halinde uçan T.H.K. Türk kuşu uçakları mey­danın üzerinde, halkm geniş takdirle­rini toplıyan akrobasi hareketlerinde ve planörler de gösterilerde bulunmuş­lardır.

Meydan üzerindeki gösterilerden sonra bir askerî uçağa bindirilmiş olan pa­raşütçü genç kızlarla öğretmenleri at­layışlarını yapmışlardır, ikinci atla­yışlarını yapan genç kızların gösteri­leri büyük alâka ile takip edilmiştir.

Paraşütle atlayan genç kizlar atlayış­larım müteakip Millî Savunma Vekili ile davetlilere takdim edilmişlerdir.

Amatör modelcilerin yaptıkları model uçaklarının gösterilerinden sonra ge­çit resmi başlamıştır. Bando refakatin­de Harp Okulu öğrencilerinin, para­şütçü kızların, amatör modelcilerin ge­çit resminden sonra gösteriler nihayet bulmuştur.

28 Mart 1955

  Ankara :

Bugün Halk Bankası Anonim Ortaklığının umumî toplantısında mümessille­rin ve Banka Umum Müdürünün iza­hat ve temennilerinden sonra içtimada hazır bulunan İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcali, izhar edilen arzu üzeri­ne söz almıştır. İktisat ve Ticaret Ve­kili evvelâ Umumî Heyete teşekkür ederek bu toplantıda esnaf ve küçük san'atkârlar ve onların ^hizmetinde bu­lunan Halk Bankasının gelişmesi yönünden hükümetçe başlanılan teşeb büsleri bir kere daha ifade etmek fır­satım bulduğu için memnuniyetini bil­dirdikten sonra demiştir ki :

Hükümetimizin ziraî ve sınaî sahada olduğu gibi memleketimizin iktisadî ve sosyal temellerinden biri olan esnaf ve küçük sanatkârlarımızın çalışma ha­yatında da ileri hamleler yapmak için lüzumlu imkânları hazırlamayı kendi­si için en başta gelen bir vazife ola­rak telâkki etmiş bulunmaktadır. Di­ğer kredi müesseselerinin inkişafına muvazi olarak Halk Bankamız* da bu­gün umumî tedbirlerimiz içinde evvel­ce mevcud olan 11 şubesine mukabil bugün geçen yıl açtığı 8 şube ile be­raber 28 şube ile çalışmaktadır. Önü-düzdeki yılda Afyon, Diyarbakır, Mar­din, Elâzığ, Samsun, Trabzon, Edirne-de 7 yeni şube açılcaaktır. Bunların adedini en kısa zamanda asgarî vilâyet adetlerine tekabül edecek bir Ölçüye yükseltmek için başkan ile hükümeti­miz elbirliği etmekte ve bu arada Tür­kiye'nin her sahasında esnaf kafelet kooperatiflerinin gelişmesi ve takviye­si için elinden geleni yapmaktadır. Hükümet olarak Önümüzdeki dört yıl­da bu sahada daha ileri bir tempo ve inkişaf imkânı sağlayacak tadbirleri gerçekleştirecek kararlara varmış ve faaliyetine geçmiş bulunmaktayız.

Bir kısım küçük esnafımıza vergi mua fiyeti tanıyan kanun lâyihasının hazır­lığı sona ermek üzeredir. Bugün ver­miş olduğunuz güzel bir kararla ban­kanızın hükümet ve millî müesseseler­le elbirliği etmesi suretiyle sermayesi 20 milyona çıkarılarak kredi yönün­den de ilk adımı atmış bulunuyoruz. Yakında kanunî tedbirlerle de bu ser mayenin asgerî 50 milyona yükseltil­mesi hükümetimizce kararlaştırılmış bulunmaktadır. Diğer taraftan bu ser­maye artışı ile beraber resmî ve millî

müesseselerin mevduat imkânlarından istifade etmek suretiyle bankanın ve kefalet sandıklarının kredi verme güç­leri arttırılacaktır.

Kooperatif ortaklarının sahibi olduk­ları hisse miktarının kanunî haddini 500 liradan. 5 misli fevkine çıkarmak suretiyle yapılan kanun tâdili banka­nın ve esnaf kefalet kooperatiflerinin yeni kredi imkânları ile takviyesiyle beraber yürütülerek esnaf ve küçük san'atkârın hayatına yeni mali imkân­lar sağlanacaktır.

Bundan başka gerek esnafımızın, ge­rek sanatkârlarımızın bugünkü ticarî kredilerin fevkinde sınaî hayatta oldu­ğu gibi uzun vadeli tesis kredileri elde edebilmelerini tsmin etmek gâyesile dokuz ay müddete kadar yükselen hadler içinde iskonto imkânları bağışlı-yacak malî ve idarî tedbirlere ait ka­nun lâyihaları Büyük Millet Meclisine sevkedilmiş, bir kısmının da hazırlan­ması sona ermiş bulunmaktadır.

İş nev'i ve mahal itibariyle memle­ketin en ileri merkezinden en uzak köyüne kadar her tarafa yayılıp kü­çük sermayeleri ve tesisleri kadar şahsî emek zekâ ve teşebbüsleri ile bu­günkü zirai kalkınmamızın yarın enesaslı yardımcısı olacak olan esnaf veküçük sanatkârlarımızın çalışmalarını kolaylaştırmak, inkişaflarını sağlamak ve gayretlerini daha verimli bir halde millet hizmetinde yürütebilmek için vergi muafiyetinden tesis kredisine kadar her sahada hükümetimiz lüzumlu tedbirleri almış ve almakta devam edecektir. Böyle bir ruh içinde hükü­metle maddî ve manevî elbirliği et­mek suretiyle ve müşterek malınız olan halk bankasının bu toplantısı vesilesile gösterdiğiniz anlayış ve tesa­nüt yarınki başarılarınızın bir deliliolarak şükrana şayandır. Hepinize tekrar teşekkür eder ve muvaffakiyetlertemenni ederim.

 İstanbul:

Adlî Tıb Kanununun hükümleri daire­sinde yeniden kurulan adlî tıb mec­lisinin açılışı bugün saat 10'da tıb mü essesesinde yapılmıştır.

Merasimde,   şehrimizde bulunan Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, İs­tanbul Cumhuriyet Müddei Uumumisi Hicabî Dinç ve Adlî Tıb Meclisi Reisi Prof. Dr. Cahid Özen. Adli Tıb Meclisi üyeleri, Adliye ve adlî erkânı hazır bulunmuştur.

Adlî tıb meclisinin toplantısını açan Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, arkadaşlar,

Adlî tib meclis âzalarının tamamlan dığı bugün meclisinizi açarken bu meclisin kurulmasında oldukça zorluk­lar çektiğimizi bilhassa ifade etmek isterim. Bunun sebebi, bu müesseseyi adaletin en büyük yardımcısı olarak tanımış, bilmiş olmamız ve öyle gör­mek istememizdir. Buraya tâyin edi­lecek arkadaşların, düşüncelerimizi ta hakkuk ettirecek ahlâk, karakter ve ilmî kabiliyete sahip olmaları husu­sunda gösterdiğimiz itina, ve titizlik bu gecikmenin başlıca sebebleri ara­sındadır. Arkadaşlarımız üzerinde bir çok cephelerden durduk. Böylece bu mühim davanın tahakkuku gecikmiş oldu.

Şimdi hepinizin kıymetli varlığınızla artık bu mühim dava halledilmiş bu­lunuyor. Sizleri en samimî hislerimle tebrik ederken 20 seneyi mütecaviz zamandan beri bir hukukçu olarak adalet hizmetinde edindiğimiz tecrübe ve müşahedelere dayanmak suretile adalete olacak hizmetlerinizin kıymeti üzerinde uzun boylu durmağa lüzum görmem. Herşeyden evvel hak mefhu­munun ifade ettiği manayı düşündüğü­müz zaman bunun ehemmiyeti kendi­liğinden meydana çıkar. Bu mefhum ayni zamanda sîzlerin hareketleriniz, ilmî hüviyetiniz ve şahsiyetlerinizle tev'em olarak kıymetlenecektir.

Adlî Tıb Müessesesi sabık reisi Sayın Dr. Ahmed Şükrü Emet'in, bu mües­sesesinin gelişmesi için sarfettikleri emek ve feragatkâr mesaisini şükran­la karşılıyor, adlî tıb meclisimizin mo­dern sosyal görüş ve tıb ilminin bu­gün vasıl olduğu tekâmül hepinizin rehberiniz olacağından emin bulunu­yoruz. Bu emniyetle meclisinizi açar­ken memleket adaletine faydalı olacak çalışmalarınızda muvaffak olmanızı temenni ederim.

Adlive Vekilinin bu  hitabesinden  sonra adli tıb meclisi Reisi Prof. Dr. Cahid Özen. aşağıdaki konuşmayı yap­mıştır:

«Yeni bir kanunla teşekkül eden Adli Tıp Meclisi pek muhterem Adliye Ve­kilimizin yüksek huzurlarile fiilen va­zifeye başlamış bulunuyor.

Adalet hükümlerini daha ziyade objektif delillere istinad ettirmek iste­mektedir. Bu sebeble tıbba ve fenne olan ihtiyacı gittikçe artmaktadır. İle risini gören ve memleket terakkisinde açık bir şuur ile büyük hamleler ya­pan hükümetimiz tıbbın adalete yapa­bileceği yardımı en iyi bir şekilde ve en kısa bir zamanda temin gayesile yeni başdan 6199 sayılı kanunla bir adli tıp müessesesi ve meclisi kurmuş­tur.

Adlî tıp, Adaletin ihtiyaçlarına göre tıbbın içinden doğmuş tıbbın ve fen­nin bütün yeniliklerinden istifade ederek genişlemiş müstakil bir ilim ve ihtisas şubesidir. Ancak bir adli mese­lenin hallinde bazan tıbbın bir ihtisas kısmının en ince derinliklerine nüfuz etmek lüzumu hasıl olmaktadır. Bu hususlar nazarı itibara alınarak tıb­bın belli başlı ihtisas şubelerinden bi­rer mütehassıs ihtiva eden ve adlî tıp işlerinde bilirkişilik ile vazifeli ve geniş salahiyetli bir adli tıp meclisi te­sis edilmiştir. Adlı tıp müessesesi ve meclisinde adlî tıbba ait bir mevzu görülmesi sırasında tereddüt hasıl ol­duğu hallerde hariçten bir mütehassıs davet edilerek istişare imkânları da sağlanmıştır.

Adli tıp müessesesi pek muhterem se­lefim ve değerli meslektaşım Dr. Ah­met Şükrü Emet zamanında bu mütevazi bina içerisinde esasen modern çalışma usullerini tatbik etmeğe başla­mıştır. Yeni kanunun temin ettiği im­kânlarla adli tıb müessesesi aynı hızla çalışmalarına devam ederek bu mü­esseseyi her türlü tıbbî ve fennî tet­kiklerin yapılabileceği modern, bir te­sis haline getirecektir.

Bu suretle araştırdığı ve tetkik ederek neticelendirdiği hususlar tıbbın ve fennin imkânları nisbetinde en kısa bir zamanda adaletin yakınına geti­rilecektir.

  Ankara:

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Yüksek Askerî Şûra, M.M. Vekili Ethem Menderes'in başkanlığında bu sa­bah ve öğleden sonra olmak üzere iki toplantı daha yapmıştır. Müzekereler. nakil ve tayin ve kısa tahsil süresinde subay yetiştirme kanunu tasarıları üzerinde   cereyan  etmiştir.

Bu kanunların ana hedefleri, nakil ve tayin kanunu ile şimdiki Şark-Garp durumlarını kaldırıp bunların yerine tayinleri, mahrum ve gayri mahrum bölgelere göre, makul ve man tıkî bir şekle irca etmek ve her su­baya tayin yerini çok evvel bildirmek ve umumî muvazeneyi bozmayacak şekilde istediği yere tayin imkânı sağ­lamaktır.

Kısa süreli subaydan maksat, ordunun muhtaç olduğu takım ve bölük ku­mandanı ihtiyaçlarını muvazeneli bir surette temin etmek ve ayni zamanda uzun tahsile imkân bulamayanlara or­duda faal bir görev hazırlamaktır. Bunların terfileri yeni teşkil edilecek askerî üniversite mezunlarına nisbet-le daha ağır ve fakat ilerlemeleri dur­durulmuş bulunmayacaktır.

      Çanakkale:

Temyiz Birinci Ceza Dairesinin bozma kararı üzerine Çanakkale Ağırceza Mahkemesinde yeniden başlayan Dumlupmar-Naboland davasına bu­gün de saat 15'den itibaren devam edilmiştir:

Mahkeme heyeti Reisi Sedad Çumrah, aza Hüseyin Avni Bakşi ve Orhan Ertuğrul ile, Cumhuriyet Müddeiumumisi Salim Ertemden kurulmuştu.

Bugünkü duruşmada Dumlupınar Sü­varisi Sabri Çelebioğlu ve Avukatı Su-ad Tahsin Türkde hazır bulunuyorlar­dı.

Bilindiği gibi ehlivukuf azasından Necdet Or ile Sait Özeğe ehlivukuf ra­poruna  bir muhalefet şerhi vermişler

Dumlupınar Süvarisi Sabri Çelebioğlu'nun gereken tedbirleri almamış ve lüzumlu   manevraları     yapmamış   olmakla hatalı ve mes'ul olduğunu bil­dirmişlerdi.

Cumhuriyet Müddeiumumisinin bu şerhte anlaşılamıyan iki noktanın aydınlatılmasmı istemiş olması üzerine Necdet Or ve Said Özeğe.den gelen yazı celsenin açılışını müteakip okun­muş, bundan sonra söz alan maznun Sabri Çelebioğlunun müdafii avukat Suad Tahsin Türk ehlivukuf raporu­nun muhalefet şerhinde fenni ve hu­kuki bir mahiyet ve kıymet bulunma­dığını iddia ile teknik tafsilât vermiş hadiseye tekaddüm eden anda çatış­maya amil olan ve çatışmayı önleyen manevraları üç safhaya ayırarak her birini ayrıayrı tahlil ve münakaşa et­miş ve neticeten Çelebioğlunun mü­debbir ve ehliyetli bir kumandan ola­rak uhdesine düşen her türlü vazifeyi liyakatle ve kusursuzca ifa ettiğini müdafaa ederek ehlivukuf raporunun kabulünü istemiştir.

Suad Tahsin Türk'ün müdafaasından sonra Reis iddia makamından ve nıaz nun müdafii ile maznundan tahkikatın tevsii hususunda bîr talepleri olup ol­madığım sormuş, onların buna lüzum görmemeleri üzerine cumhuriyet müd­deiumumisinin esas hakkındaki mutalasını serdetmesi için duruşmaya on dakika ara verilmiştir. Aradan sonra celse tekrar açılınca cumhuriyet müd­deiumumisi .Salim Ertem, 81 Türk de­nizcisinin şehadetine sebebiyet veren kazanın ve bundan doğan dava safa­hatının uzun bir tahlilini yapmış ve ehlivukuf raporuna muhalefette bulunan iki bilirkişinin bu muhalefet ve iddialarının yersiz olduğunu belirt­miş, verdiği izahatla mezkûr iddiaları teker teker çürütmüş ve neticede maznun Sabri Çelebioğlunun beraatini talep etmiştir.

Dava karar için 14 nisan gününe bı­rakılmıştır.

29 Mart 1955

 Ankara:

Şehrimizdeki     Fransız     Büyükelçiliği aşağıdaki tekzibi yayınlamıştır:

«Bir  Ajans,   Beyrut'tan   aldığını     bil­dirdiği bir telgrafa müsteniden. Ankara'daki Fransız Büyük Elçiliğinin Hariciye Vekâletine, Türk-Irak andlaşması meselesi ve Türkiye'nin tavrı hakkında bir nota verdiğine dair bir Fransız mebusunun sözlerine atfen bir haber yayınlamıştır.

Fransız Büyük Elçiliği bu haberin hiç bir asıl ve esası olmadığını beyan eder.»

 Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

Hükümetimizce davet olunan dost Lübnanın güzide askerî heyeti bugün saat 13.30 da bir Türk askerî uçağı ile Ankaraya vasıl olmuştur. Etimesgut hava alanında karşılanan misafirleri­miz, anıt-kabri ziyaret ederek bir çe­lenk koymuşlardır. Misafirler, dünü teakiben M-M. Vekili Ethem Mende­res'i ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaret esnasında vekil, dost Lübnan ordusu­nun mümessillerini memleketimizde görmekten duyduğu memnuniyeti be­lirtmiştir.

Bilâhare misafirler, E.H.U. Reisini. İkinci Reisini ve Kara Kuvvetleri Kumandanını ziyaret etmiştir.

Dost Lübnan'ın misafir askerî heyeti 4 nisan pazartesi gününe kadar mem­leketimizde kalarak tetkiklerde bulu­nacaktır.

 İstanbul :

Dost ve kardeş İran milletinin mem­leketimizi ziyaret etmekte bulunan güzide askerî heyeti bugün saat 17.30 da mihmandarları kurmay yarbay Fethi Bozkır'ın refakatinde hususî bir uçakla İzmirden İstanbul'a gelmiş­tir.

Heyet Başkanı İran Erkânı Harbiyei Umumiye Harekât Başkam Tuğgeneral Feridun Kuşeyşi. Anadolu Ajansı mu­habirine seyahatleri hakkında şun­ları söylemiştir:

«.Biz İran Şehin Şahı ordusu subay­lar heyeti, askerî müessese ve okulları gezmek üzere Türk ordusunun davet­lisi olarak Türkiye'ye gelmiş bulunu­yoruz. Bize gösterilen ve gösterilmekte olan sıcak ve samimi misafirper­verlikten fazlasiyle mahzuz bulun­maktayız.

Büyük Atatürk ve Rıza Şahı Kebir tarafından iki memleket arasında ku­rulmuş olan dostluk abidesinin gün­den güne daha kuvvetli temellerle yük selmesinden çok sevinçliyim. Diğer bir sevinç vesilesi de dost ve kardeş devletin kuvvet ve kudretli ordusunun terakkilerini bizzat gözlerimizle gör­mek olmuştur.

Türk devlet ve ordusunun her vakit daha fazla terakki ve muvaffakiyet­le saadetini en samimi ve kalbi his-lerimle temenni etmekten büyük bir zevk duymaktayım.

Ankara :

M.M.V.   Temsil  Bürosundan bildirmiştir.

Yüksek askerî şûra, M.M. Vekili Ethem Menderes'in başkanlığında, bu sabah ve öğleden sonra toplanmıştır.Toplantılarda kara, hava ve deniz harp okullarının, 4 yıllık tahsil süre­li üniversite seviyesine çıkarılmasınadair kanun lâyihası üzerinde görüş­meler yapılmıştır. Bu kanundan mak­sat, silâhlı kuvvetlerimizdeki subay­ları daha kültürlü ve daha verimli birseviyede bulundurmak ve genç yaş­ta mes'uliyetli işleri yapabilecek du­ruma getirmektir. Bu yeni okul siste­mine göre yetişecek subaylar, ordunun her türlü hizmetlerinde tam bir bilgive yetki ile vazife yapabilecekler,süratli bir terfi statüsüne tâbi bulu­nacaklardır.             .   .

 İstanbul:

Başvekilimiz Adnan Menderes. Romada yapılan dünya orduları arasındaki futbol şampiyonasında dünya şampi­yonu olan ve dün gece yurda avdeteden ordu futbol takımı ve idarerilerini bugün saat 1'2 de vilâyette kabuletmiştir.       .   .

Bu kabulde. Başvekil yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Dev­let Vekili Dr. Mükerrem Sarol. Nsfia Vekili Kemal Zeytinoğlu ve İstanbul Valisi Prof. Gökay hazır bulunmuş­lardır.

Başvekilimiz Adnan Menderes, Spor­cuları ve idarecileri kazandıkları bü­yük muvaffakiyetlerden dolayı teb­rik etmiş, kendilerine iltifatta bulun­muş, sporculara kıymetli birer altın kol saati ile birer gümüş kupa ve ida­recilere de birer gümüş kupa hediye etmiştir.

Sporcular adına konuşan kafile baş­kanı kurmay yarbay Nuri Güoüyener, Başvekilimize teşekkür ederek şunları söylemiştir:

«Sportif rekabet ruhu içinde mücade­le ettik ve muvaffak olduk. Bu mu­vaffakiyetimizi, oyuncularımızı iyi seçmemiz, iyi çalışmamız ve maç es­nasında vazifemizi iyi yapmamızla sağladık.

Muvaffakiyetimizden dolayı siz Baş­vekilimiz başta olmak üzere bütün büyüklerimizin alâkası bizleri bilhas­sa bahtiyar etti.

Bundan sonra da yapacağımız temas­larda muvaffakiyet elde edeceğimize eminiz.

Bu vesile ile ordu takımı adma şük­ranlarımızı bir defa daha arzederim.»

30 Mart 1955

Ankara :

M.M.V.  Temsil  Bürosundan bildirilmiştir.

Hükûmetimizin davetlisi olarak mem­leketimizde bulunan dost Lübnan'ın mümtaz askerî heyeti bugün öğleden evvel Harp Okulunu gezmişler ve şe­reflerine tertiplenen ziyafette . bulun­muşlardır.

Öğleden sonra zırhlı birlikler okulu­nu gezen misafirlerimiz okulu hususî bir alâka ile tetkik etmişler ve okul kumandanına gördükleri tekamülü ve fevkalâdeliği «hayran olduk» cümle­si İle tebarüz ettirmişlerdir.

İstanbul:

Amerika Birleşik devletleri cumhuri­yetçi kadınlar kulübü başkanı Mrs. Robert Howe Boldwin, esiyle birlikte, bugün saat 14.30 da, uçakla Kıbrıstan îstanbula gelmiştir.

Kulüplerinin, Cumhuriyet Partisinin programını gerçekleştirmek için ku­rulmuş olduğunu izah eden Mrs Baldwin, Eisenhower şayet 1956 seçiminde başkanlık için tekrar namzetliğini ko­yacak olursa muhakkak kazanır» de­miştir.

Mrs Hower Baldwin ve kocası bir kaç gün kadar îstanbulda tetkiklerde bu­lunduktan sonra Atinaya gidecektir.

 Ankara :

Türkiye İş Bankası'nm 31' inci genel kurul toplantısı, bugün saat 15'te ban kanın merkez binasında idare mec­lisi Reisi Dr. Tevfik Rüştü Aras'm başkanlığında  toplanmıştır.

İdare meclisi ve murakıplar raporları okunarak tasvip edilmiş, 1954 yılı bi­lançosu incelenerek tasdik olunmuş­tur.

1954 yılında Türkiye iş bankasının mevduat ve câri hesapları 713 milyon 463 bin 464 liraya baliğ olmuştur. Tasarruf mevduatında geçen yıla nazaran 61 milyon 167 bin lira bir ar­tış kaydedilmiştir.

Raporda. İş Bankasının 1955 yılı ba­şından itibaren tatbikine başlayacağı aylık gelir temin eden irattı küçük câri hesabların da memleketin sosyal hayatında büyük hizmetler  sağlıyacağı bilhassa  belirtilmiştir.

Geçen yıl içinde açılan 34 şube ve ajansla Türkiye İş Bankasının 1954 sonunda şube ve ajansları yekûnu 164'ü bulmuştur.

Banka memleketin genişleyen iş hac­mi ve kalkınma hamlelerine muvazi olarak yeni şube ve ajanslar açmak üzere haızrlıklar yapmaktadır.

Diğer taraftan. Memleketin kalkın­ma davasında ehemmiyetle durulan sanayileşme mevzuunda Türkiye İş Bankası işletme sermayesi ihtiyaçla­rını kredi yolu ile is'af ederken, yeni kurulan sınaî tesislerin .sermayelerine de iştirak suretile bu hamleye fiilen katılmaktadır.

Büyük kurtarıcı Atatürk'ten aldığı fe­yiz ve ilhamm teşvikle kurucusu Celâl Bayar'ın müstesna eseri olarak da­ima inkişaf eden Türkiye İş Bankası geçen yıla nazaran 17 milyon 651 bin lira bir artışla 1954 bilanço yılı sonun da sermaye, ihtiyat ve karşılıklarını 80 milyon 590 bin liraya yükseltmiş bulunmaktadır .

  Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

Ürdün Ordu günü münasebetiyle 14 ni­sanda yapılacak merasime katılmak ü-zere, Ürdün Millî Müdafaa Veziri Ek­selans Enver Nesibe tarafından bir as­kerî heyetimiz Ürdüne davet edilmiş­tir. Erkânı Harbiye'i Umumiye ikinci Reisi Korgeneral Rüştü Erdelhün'ün başkanlığında Hava Kuvvetteri kur­may başkanı Tümgeneral Tekin Arıburnu, Kara Kuvvetleri Ordonat Da­iresi Başkan muavini Tuğgeneral Sa­dettin Evrim ve Riyaseticumhur Baş­yaveri Kurmay Aaibay Refik Tulga ve Binbaşı Şemsi Kımkaslan'dan mürek­kep heyetimiz 12 nisanda uçakla Ür­dün'e hareket  edecektir.

  İstanbul:

Şehrimizde mevcut 63 hastanede 1954 yılı içinde 127.991 hasta yatakta, 973, 509 hasta da ayakta olmak üzere cem' an 1.101.500 kişi muayene ve tedavi edilmiştir. Bunlardan 655.598'i devlet ye devlete bağlı müesseseler hastsha-nelerinde, 224.067 si belediye hastahanelerinde, 151.835'i de hususî hastaha-nelerde tedavi ve muayene olmuştur.

63 hastahanede. askerî hastahaneler ha riç, 12492 yatak vardır. Son dört yıl da 9 hastahane hizmete girmiş. 2717 yatak artmıştır.

  İstanbul:

Başvekilimiz Adnan Menderes berabe­rinde Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Balıkesir mebuslarından Mekki Sait Esen olduâu halde bugün saat 12 de, fahri başkanı bulunduğu Da-rüşşafakayı ziyaret etmiştir.

Başvekilimiz Darüşsafakaya gelişlerin­de başta idare meclisi Reisi Dr. îhsan Rifat Sabar ve  Okul    Müdürü     Esat

Altan olduğu halde idare meclisi üye­leri ve öğretmenlerle öğrenciler tara­fından karşılanmıştır.

Başvekilimiz ve beraberindekiler ev­velâ okulun yeni yapılan kısmındaki dersaneleri, yatakhaneleri ve bilahare de eski binadaki dersane ve yatakha­neleri, laboratuarları gezmişler ve okul müdüründen izahat almışlardır. Başvekilimiz bu arada dersanelerde verilmekte olan dersleri dinlemiş ve eski binanın halen kullanılmayan kı­sımlarını da görmüştür.

Müteakiben Darüşşafaka idare meclisi Başvekilimizin başkanlığında, devlet Vekilinin de iştirak ettiği bir toplan­tı yapmıştır.

Bu toplantıda idare meclisi Reisi Dr. İhsan Rifat Sabar tarafından Başve­kilimize okulun çalışmaları, ihtiyaçla­rı ve yapılması düşünülen işler üzerin­de izahat verilmiş ve Darüşşafaka ile alâkası bulunan (Misbah tesisi Perapalas Oteli) mevzuu da görüşülmüştür.

Toplantıyı müteakip Darüşşafakadan ayrılan Başvekilimiz yine öğrencile­rin sevgi gösterileri arasında okuldan ayrılmış ve okul kapısı ve civarında toplanmış olan kalabalık bir vatandaş topluluğu tezahüratta bulunmuştur.

 Ankara:

Memleketimizle dost Pakistan devleti arasındaki iktisadî ve ticarî münase­betlerin inkişafına zemin 'hasırlamak üzere memleketimize gelmiş olan Pa­kistan İktisadî İnkişaf Korporasyonu Başkanı Gulam Faruk ile idare heyeti azasından İsfahanî' den mürekkep ik­tisat heyeti ile yapılan görüşmeler iki memleket arasındaki derin dostluk duygularını teyit ederek karşılıklı iyi anlayış havası  içinde neticelenmiştir.

Bu temas ve görüşmeler sonunda varı­lan mutabakata ait protokollann İmzası münasebetiyle misafirler şerefine İkti­sat ve Ticaret Vekâleti tarafından bu­gün saat 18.30 da bir kokteyl verilmiş­tir.

İktisat ve Ticaret Vekili ile Riyaseti-, cumhur Umumî Kâtibinin ve İktisat Ticaret Vekâletile İşletmeler Vekâleti müsteşarlarının ve alâkalı diğer vekâletler, teşekkül ve bankalar umum müdürlerinin. Ticaret ve Sanayi Oda­ları Birliği Başkan ve ileri gelenleri­nin hazır bulunduğu toplantı samimi bir hava içinde devam etmiş ve karşı­lıklı fikir teatisine bir kere daha ve­sile olmuştur.

Pakistan'ın sermaye iştiraki ile kurul­masına karar verilen jüt mamulleri fabrikasından başka aynı heyet başka­nı Gulam Faruk ile İktisat ve Ticaret Vekâleti Müsteşarı Munis Faik Ozansoy ve İşletmeler Vekâleti Müsteşarı Necati Topçuoğlu arasında Pakistan' dan müsait şartlarla ve kredi ile der­hal 4 milyon liralık jüt, çuval ve kanaviçe almamızı temin eden ikinci bir protokol da imzalanmış bulunmakta­dır.

Bu protokol memleketimizin gelişen ihracat kapasitesi karşısında şiddetle ihtiyaç hissedilen çuval ve kanaviçenin asıl menşe memleketten süratle it­haline imkân vermekten başka Pakis­tan'la Türkiye arasında tesis ve inki­şafı her iki tarafça arzulanan ticarî münasebetlere iyi bir başlangıç teşkil edecektir.

  Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, misafirimiz bulunan dost Lübnan Başvekili Ekse­lans Sami El Sulh şerefine, bu akşam Marmara köşkünde bir akşam yemeği vermiştir.

Bu yemekte, dost Lübnan Başvekilinin refakatmda bulunan zavat. Büyük Mil­let Meclisi Reisi. Vekiller, Demokrat Parti. Cumhurivet Halk Partisi ve Cumhuriyetçi Millet Partisine mensup bazı mebuslarla gazeteciler. Riyaseti cumhur Kâtibi Umumisi, Başvekâlet Müsteşarı ve Hariciye Vekâleti kâtibi umumisi. Erkânı Harbiye-i Umumive Reisi, Lübnan Büyükelçisi ve diğer yüksek devlet memurları hazır bulun­muştur.

  Ankara :

Federal Almanya Cumhurreisi, İstan­bul Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Pro­fesör Dr. Bittel ile îstanbuldaki Alman kolonisinin en kıdemlisi olan eski Doyçe Orientbank direktörü Posth'a Alman

liyakat madalyasının büyük salip ni­şanını tevcih etmiş ve nişanlar Alman­ya Büyükelçisi Dr, Haas tarafından merasimle kendilerine verilmiştir. Pro­fesör Bittel Anadoluda yaptığı 'başarı­lı araştırmalar ve direktör Posth, Türk Alman kültür ve iktisat münasebet­lerinin gelişmesinde sarfettiği gayret­ler dolayısiyle bu teveccühe mazhar olmuşlardır.

  İzmir :

Amerika Birleşik Devletleri bu seneki İzmir enternasyonal Fuarına iştirak edeceğini bildirmiştir. Bu maksatla Be­lediye Reisliğine müracaat ederek bir saha tefrik edilmesini istemiştir.

Yıllardan beri Fuara iştirak etmeyen Çekoslovakya'nın da bu sene iştirak edeceği haber alınmıştır. Çekos7ovak-ya ağır ve hafif sanayi eserlerinin Fu­arda teşhiri için çok geniş bir saha is­temiştir. Fuar turizm müdürlüğü bu müracaatı karşılamak için fuarın ne­batat bahçesinde orta yerdeki havuzu da içine alan geniş sahayı tahsis etme­ği muvafık bulmuştur.

  Ankara :

Türkiye Millî Talebe Federasyonunun davetlisi olarak şehrimizde bulunan Kıbrıs liseleri öğrencilerinden müte­şekkil bir gurup, bugün öğretmenleri refakatinde Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan'ı makamında ziya­ret etmişler ve kendisine kız ve er­kek liseleri adına Kıbrıs Türk Lisesi forsunu bir hatıra olarak tevdi etmiş­lerdir.

  İstanbul:

Amerika Birleşik Devletleri İkinci Ha­va Kuvvetleri Başkumandanı Orgene­ral Frank A. Armstrong Jr. bugün sa­at 15.15'da bir askerî uçakla İstanbula gelmiştir.

Orgeneral Armstrongun beraberinde 3 Albay 1 Yarbay ve Binbaşılardan mü­teşekkil 18 kişilik bir heyet bulunmak­tadır.

  Ankara:

İngiltere Büyükelçisi Ekselans Sir Ja­mes Bowker, İngiltere'nin    Türk-Irak Paktına iltihakı hakkında Anadolu Ajansına  şu     beyanatta     bulunmuştur:

«Dün Londra ve Bağdatta ilân edilmiş olan İngiltere hükümetinin Türk-Irak paktına iltihak kararı İngilterenin Irak ile münasebetlerinde yeni bir merhale teşkil etmekle kalmayıp dünyanın mü­dafaasında müsavi ortaklar ve birçok sahalarda dost ve müttefik olmak sıfatiyle Türkiye ile Büyük Britanya ara­sında da müstakbel bir bağ teşekkülü­nün mübeşşiridir.

Dün Hariciye Nazırının Avam Kamara smdaki beyanatında belirttiği gibi İn­giltere hükümeti, Türk-îrak paktına iltihak kararının ve pakt ahkâmı mu­cibince Irak ile varılan yeni anlaşma­nın Orta-Doğuda umumî bir müdafaa sisteminin temel vazifesi göreceğini ve bu bölgede istikrar ve emniyetin artmasına sebep olacağını ümit etmek­tedir. Sir Anthony Eden'in dün de ifa­de ettiği gibi bu yeni anlaşmayı müm­kün kılmak hususunda oynadığı rol­den dolayı İngiltere hükmeti Türkiye'­yi hararetle alkışlamaktadır.»

 İstanbul:

Denizcilik Bankası T.A.O. nun umumi Heyeti bugün toplanarak üçüncü he­sap yılı raporu ve bilançosunu tasvip etmiştir.

Bu rapora göre bankanın 1954 yılı so­nunda ödenmiş sermayesi 225.992.320, 47 lirayı, Amortisman ve karşılıkları 42. 779.553,21 lirayı, mevduat da 33.310.284,65 lirayı bulmuş, banka bu yıl sonunda bilançosunu 133.289,87 li­ra kârla kapamıştır.

Banka, iki sene on aylık faaliyet devresi içinde 29 adet muhtelif tonajda gemiyi deniz ticaret filomuza ilâve etmiştir. Bunlardan bir kısmı fiilen filomuza iltihak etmiş olup diğer bir kısmı da hariçte veya bankanın ken­di tersanelerinde inşa halinde bu­lunmaktadır.

Şilep filosuna ilâve edilen gemiler­den teslim almanlar şunlardır.

Eskişehir. Kırşehir Aydın, Manisa. Kütahya, Seyhan şilepleri. Bunların tonaj yeknu 39.690 D.W. tondur.

Japonyaya üç adet 5.500 er iki adet 35.00 er tonluk şilep ile bir adet 21 bin 300 tonluk tanker sipariş edilmiş­tir. Bu gemilerin Japonyada inşasına başlanılmıştır. Amerikadan satın alı­nan Nevşehir şilebi de kısa bir za­man içinde teslim alınacaktır. Banka­nın camialtı tersanesinde 6500 tonluk Abidin Daver şilebi inşa halindedir. Bu suretle banka eski idareden tes­lim aldığı şilep ve tanker filosunu yüzde 110 miktarında arttırmış, bulun maktadır.

Kabotaj hatları için Almanyaya sipa­riş edilen ikisi Karadeniz, üçü Ak­deniz tipi olmak üzere 5 adet yolcu yük gemisinin inşasına başlanılmış­tır. Bu gemilerle deniz yolları filosu yüzde 30 nisbetinde yenilenmiş olacak tır. Bankanın tersanelerinde bir ara­ba vapuru insa edilmiş ve servise ko­nulmuştur. İkinci araba vapurunun inşası tamamlanmak Üzeredir. 250 ki­şilik şehir hattı gemilerinden birinci­si bir hafta içinde 2. si haziran ayında servise girecektir. İnşa halinde bulu­nan 700 er kişilik 4 şehir hattı gemi­sinden biri bu yaz içinde hizmete ko­nacaktır.

Gemi kurtarma işletmesi için de hora isimli bir gemi kurtarma römorkörü satın alınmıştır.

Van işletmesi için camialtı tersane­sinde bir yolcu vük muhtelit gemisi inşa edilerek Tuğ'a gönderilmiş orada montajı   yapılarak   göle  indirilmiştir.

15.000 ton kaldırma kapasitesinde bir yüzer havuzun inşası için gerekli ted­birler alınmıştır. Yakında bu havu­zun inşasına banka tersanelerinde başlanacaktır.

Banka, liman işletmeleri için 75 ile 250 ton arasında 85 adet saç layter in­şa etmiş, kapalı ve acık anbarlama sa­halarını yüzde 40 nisbetinde arttır mistir. Salıpazarı anterpolarmm pro­je ve şartnameleri de hazırlanmış bu­lunmaktadır. Yakında ihaleye çıkarı­lacak olan bu anterpolar inşa edildi­ği zaman anbarlama sahası yüzde 100 nisbetinde artmış olacaktır.

Şimdiye kadar girişilmiş olan envestismanlarm yekûnu 173 milvon (lirayı bulmuş,  bunun  78  milyon lirası tediye edilmiştir. Bundan başka banka, şimdiye kadar eski idareden müdevver 23 milyon liralık borç ödemiş, 33 milyon liralık esaslı tamir işleri yap­mıştır.

Rapor ve bilanço ortaklar tarafından kabul edildikten sonra yönetim ku­rulundan ayrılan Dr. Tevfik Rüştü Aras'la Macit Kayra'nm yerlerine Bir han Olcaytuğ ile Nejat Saner intihap edilmişlerdir.

 İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmekte olan dost ve kardeş İran milletinin, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisliği Harekât Başkanı Tuğgeneral Feridun Kuşeyşi başkanlığındaki askerî heyet bugün deşehrimizdeki tetkik ve temaslarına devam etmiş, öğleden evvel kağıt-hanedeki istihkâm okulunu ziyaret etmiştir.

Okul kumandanı albay Ragıp Turgut ve subaylar tarafından karşılanan misafirler okulun çeşitli teisslerini gezmişler ve çalışmaları yakinen tet­kik etmişlerdir.

Müteakiben Ayazağdaki süvari bini­cilik okuluna gelen misafir heyet bu­rada da okul kumandanı tuğgeneral İsmail Hakkı Sokullu, subaylar ve öğrenciler tarafından karşılanmıştır. Kapalı manej sahasında yapılan gösteri îeri müteakip okul kumandanı tarafın-dan verilen yemekte hazır bulunan mi­safirler yemekten sonra açık manejde yapılan gösterileri takip etmişlerdir. Süvari binicilik okulu uluslararası eki­bi tarafından misafirler şerefine yapı­lan bu gösteri esnasında tarihi mehter, mehter havaları çalışmıştır.

Heyet başkanı tuğgeneral Feridun Kuşeyşi ve heyetin diğer azalan gör­dükleri çalışmalardan ve gösterilerden çok memnun olmuşlar ve misafir gene­ral okuldan ayrılmazdan evvel okul kumandanım ve süvari ekibi mensup­larım teker teker tebrik etmiş dost milletin kardeş ordusunun mensupları prasmda bulunmaktan dolayı duydu­ğu bahtiyarlığı ifade etmiştir.

 Ankara:

Öğrendiğimize    göre.,    memleketimizleLübnan arasında bir ticaret anlaşma­sı akdi hususunda bir müddetten beri Ankara'da cereyan eden müzakereler müspet şekilde neticelenmiş bulunmak tadır.

Lübnan Reisicumhurunun memleketi­mizi ziyareti esnasında, Türk ve Lüb­nan Başvekilleri tarafından imzalana­cak olan anlaşma metinleri bugün Ha riciye Vekâletinde _ Lübnan heyeti baş­kanı Naim Amiouni ile Hariciye Vekâ­leti Ticaret ve Ticarî anlaşmalar dairesi Umum Müdür Vekili Ozuq Gök­men tarafından parafe edilmiştir.

  Ankara:

Bu sabah Ankara'ya gelmiş olan Lüb­nan Başvekili Ekeslâns Sami El Sulh öğleden sonra saat 16'da Lübnan Bü­yük Elciliğinde memleketimizde akre-dite bulunan Irak, Mısır, Libya Büyük elçileri ile Suriye, Suudi-Arabistan ve Haşimî Ürdün elcilerini kabul ederek kendileriyle görüşmüştür.

  Ankara:

Türkiye Emlâk Kredi bankası 1954 yı­lı Umumî Heyeti busun saat 1'5'te ban­ka merkezinde toplanmıştır.

İdare meclisi raporunda bankanın 6143 sayılı kanunla 100 milyon lira­dan 300 milyon liraya çıkarılmış olan sermayesinin tezyidi ile alâkalı, ka­nunî formalitelerin ikmali ve gerekli tahakkukatm icrası suretiyle bu sene­nin nihayetinde 117 milvon 234 bin 269 liranın tahsil edildiği, hazinenin kefaletiyle çıkarılmış bulunan 50 mil­yon liralık tahvillerin tamamen satıl­mış olduğu, ipotekli ikraz . yekûnları­nın 288 milvon 472 bin 555 liraya, tica­rî t)l azmanlarının 133 milvon 671 bin 757 lirava ve tevdiat hacminin ds 1G'5 milvnn 633 bin 64 liraya bağlı olduğu belirtilmektedir.

Banka 1949 yılında 8 şube ile çalış­makta iken 1954 yılı sonunda 35 şube ve ajansla çalışmakta ve ipotekli ik-T3.z faliyetini hemen hemen bütün yurd sahasına yaymış bulunmaktadır.

Bu suretle bankanın faaliyet sahasına ithal edilen il ve ilçelerin yekûnu 1950 yılında 46 iken 1954 yılı sonunda 352' ye çıkarılmıştır.

1950 ilâ 1'9'54 yılları zarfında bankanın yardımlarıyla yapılan mesken ve inşa­attaki daire adetleri de 43 bin 866 ya yükselmiş ve bu suretle 5 yılda 43 bin 866 aile yeni birer yuvaya kavuş­muş   bulunmaktadır.

Banka 1954 yılındaki çalışmalarında geçen seneye nazaran 2 milyon 951 bin 752 lira fazlasiyîe 10 milyon 21 bin 610 lira safi kâr temin etmiş, kanun ve ana tüzük ahkâmı dahilinde yapılan tefrik­ten sonra yüzde altı nisbetinde temet­tü tevzi edildiği görülmüştür.

 Ankara :

Yarm memleketimizi resmen ziyaret edecek olan Lübnan Reisicumhuru Ek selâns Kamil Şemun'a mülâki olmak üzere Lübnan Başvekili Ekselans Sa­mi El Sulh. refakatinde Başvekâlet Umüm Müdürü Nazım Akari, Emniyet Umum Müdürü Emir Ferid Şahap, Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürü Halim Ebu îzzeddin ve Yaveri olduğu halde hususî bir uçakla bugün saat ll'de Esenboğa hava meydanına mu­vasalat etmiştir.

Misafir Lübnan Başvekili Baştanbaşa Lübnan, ve Türk bayraklarıyla dona­tılmış olan hava meydanında Başvekil Adnan Menderes. Hariciye Vekili Pro­fesör Fuad Köprülü, Lübnan Büyük­elçisi Ekselans İbrahim El Ahdab ve Elcilik Erkânı, Başvekâlet müsteşarı Ahmed Salih Korur. Hariciye Vekâleti Umumî kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi, Ankara Valisi ve Belediye Reisi Kemal Aysün, Protokol Umum müdürü Necdet Kent, Haririve Vekâ­leti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp, Ankara garnizon kumandanı Tuğgeneral İhsan Bingöl ve Emniyet Müdürü tarafından     karşılanmıştır.

Uçak meydana iner inmez Başvekili­miz uçağa doğru ilerlemiş ve ekselans Sami El Sulh ile Sayın Menderes'in karşılaşmaları çok samimi olmuştur.

Bandonun çaldığı Lübnan Millî marsiyle istiklâl marşımızın dinlenmesin­den sonra Lübnan Başvekili Başvekilimizle birlikte ihtiram kıt'asını teftiş etmiştir.

Takdim merasiminden sonra misafir Lübnan Başvekili Sami El Sulh, Baş­vekil Adnan Menderes ile birlikte oto­mobile binmişler ve meydandan ayrıl­mışlardır. Başvekilimiz misafirine ika­metgâhlarına kadar refakat etmiş ve orada  kendisinden  ayrılmıştır.

Başvekilimiz bu akşam saat 20.30' da Ekselans Sami El Sulh şerefine Mar­mara köşkünde bir akşam yemeği ve­recektir.

 Ankara ; Yunanistan'ın millî bayra­mı münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar iîe Majeste 1. inci Paul arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuştur.

BELGELER

Uğur uçakları merasimle Ürdün Elçisine teslim edildi 1 Mart 1955

 Ankara:

Hükümetimiz tarafından, Ürdün hükümetine hediye edilen uğur tipi uçaklar bu sabah saat 10.40'da Etimesgut askerî hava alanında yapılan bir merasimle Ürdün ELçisi Ekselans Şerif Abdülmecit Haydar'a teslim olun­muştur.

Bu münasebetle hava kuvvetleri tarafından tertiplenen merasimde Baş­vekil yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, Kara Kuvvetleri Kumandanı Orgeneral Abdülkadir Seven; Hava Kuvvetleri Kumandanı Kor General Fevzi Uçaner, Erkânı Harbiyei Umumiye Harekât Başkanı Korgeneral Salih Coşkun, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümgeneral Zeki Ozak, generaller, yüksek rütbeli subaylar, Amerika Büyükelçisi Ek­selans Avra Warren ile sefaretler askerî ataşeleri, Makine Kimya Endüs­trisi Umum Müdürü Hulki Yanat ve Erkânı, Türk Hava Kurumu Baş­kanı Amasya Mebusu Mustafa 'Zeren, Garnizon kumandam ve merkez kumandanı, Emniyet Müdürü ile yerli ve yabancı basın mensupları ve çok kalabalık seçkin bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Merasime saat 10.45'te başlanmış ve Başvekil yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu beraberinde Ürdün Elçisi Ekselans Şerif Abdülmecit Haydar ile Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel olduğu halde başta bando bulunan ihtiram kıtasını teftiş etmiştir. Müte­akiben bandonun çaldığı Türk ve Ürdün Millî marşları dinlenmiştir.

Daha sonra Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu ilk sözü alarak şu hitabeyi irad etmiştir:

Sayın davetliler, sayın elçi;

Bugün kardeş Ürdün hava kuvvetlerinin tâlim ve terbiyesinde kullanıl­mak üzere Türk yapısı 3 talim uçağını Ürdün hükümeti sayın mümessili Emir Abdülmecit Hazretlerine teslim etmek üzere toplanmış bulunuyo­ruz. Bu vazifeyi ifa etmek büyük bir bahtiyarlık ve şereftir.

Türkiye ile Ürdün arasındaki münasebet bu kardeş devletin tesesüs ânın­dan itibaren daima dostane olmuş ve iki millet arasında asırlar boyunca devam edegelmiş olan an'anevî kardeşlik bağları yeni devletin teessüsün den sonra hiç bir veçhile sarsılmamış ve ölmez kahraman büyük Atatürk ile Ürdün Devletinin büyük Emiri Merhum ve mağfur emir Abdullah arasında başhyan dostluk bugüne kadar daima artan bir kuvvetle devam etmiş ve Ürdün'ün genç kralı ve her bakımdan büyük pederine lâyık majeste Hüseyin'in geçen yaz memleketimize vâki ziyareti ile bir kat daha kuvvetlenmistir.

Türk milletinin ve hükümetinin Arap milletlerine karşı olan kardeşlik duygularının en son bir tezahürünü iki gün evvel imzalanmış olan Türk-Irak işbirliği anlaşması beliğ bir surette ifade etmiştir. Her gün biraz daha kuvvetlendiğini büyük bir sevinçle müşahede ettiğimiz, daima dost ve kardeş Irak ile imzaladığımız bu anlaşmanın Türkiye Büyük Millet Mec­lisi ve bütün Türk milleti tarafından ne büyük bir hararetle tasvib edilmiş olduğu malûmunuzdur.

Bugün de Türk devletinin diğer dost bir Arap devletinin müdafaa kuv­vetlerinin talim ve terbiyesi için yapmakta olduğu bu mütevazı yardım da yine devlet ve milletimizin kardeş Arap milletlerine karşı beslemekte ol­duğu' samimî hislerin yeni bir nişanesidir.

Bu tayyarelerin kardeşimiz ve dostumuz ve müttefikimizin müttefiki Ür­dün ordusuna hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ederim.»

Müteakiben Ürdün Elçisi de bir konuşma yapmış ve ezcümle demiştir ki: «Türkiye hükümeti celüesinin hükümetimize karşı olan dostluk ve kar­deşliğinin yeni bir tezahürü olarak hediye etmek lütfunda bulundukları uçaklar için 'hükümdarım ve memlektim namına en derin bir hissi iftihar ve sürurla teşekkür ve minnettarlıklarımı takdim eylerim.

Haşmetli Melik Hüseyin Bin Tallal Hazretlerinin tayyareciliğe büyük bir merak ve muhabbetleri vardır.

Zatı mühıkâneleri gayet mahir bir tayyareci olmak itibarile bu uçakların Ürdün'e hediye edilmesi, hiç şüphesiz kendilerini pek ziyade alâkadar ve memnun edecektir.   

Kardeş ve necip Türk devletinin başında Reisicumhur Celâl Bayar Haz retleri olduğu halde kıymetli ve değerli ricali siyasi ve askeriyesinin bu içten gelen samimî jestleri, Ürdünlüleri ve Ürdünlü tayyarecilerimizi ne kadar mütehassis ve minnettar edeceğini burada zikretmekle onların hissi­yatına tercüman olmuş oluyorum.

Bu uçakların kıymetini arttıran bir nokta da, Türkiye tezgâhlarında son terakkiyata uygun bir tarzda imal edilmiş olmalarıdır. İnşallah yakın bir müstakbel bize Türkiye'de en mükemmel harp uçaklarının da yapıldığını görmek saadetini bahşeder.

Bu hediye edilen uçaklar iki kardeş devlet arasındaki muhabbet ve sa­dakat bağlarını yerde olduğu gibi semada da birbirine raptetmiş oluyor­lar.

Bu uçakları memleketimize isal edecek olan tayyareci kardeşlerimize hayırlı, selâmetli yolculuklar temenni eder. iki kardeş, devletle beraber bütün Arap devletlerini de her türlü afattan masun bulundurmasını ve tariki selâmette daim eylemesini eltafı suphaniyeden niyaz eylerim.»

Ürdün elçisinin konuşmasından sonra uğur uçaklarını imal eden makine kimya endüstrisi umum müdürlüğü adına bir konuşma yapılmış ve uçak­lar hakkında geniş izahat verilmiştir.

Konuşmaları müteakip uçakların kurdelâları kesilmiş ve Başvkil Yardım­cısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu tarafından uçaklar Ürdün Elçisine teslim edilmiştir.

Bundan sonra uçakları Ürdün'e götürecek subaylar takdim edilmiştir.

Takdim merasiminden sonra makine kimya endüstrisi tarafından imal edilen uğur tipi uçaklar akrobasi gösterilerinde bulunmuşlar ve davetli" ler tarafından takdir ve alkışla karşılanmışlardır.

Uğur uçaklarının gösterisini müteakip Türk hava kurumuna ait uçakların kuyruklarına takılmış olan Türk bayraklarının semada dalgalanışı büyük tezahürata vesile olmuştur. Bu arada ortada bir kadın pilot bulunduğu halde üçlü ayrı ayrı akrobasi gösterileri yapılmış ve onu takiben de üçlü planör geçişi ve akrobasi gösterisi hararetle alkışlanmıştır.

Programın son '-kısmında iki planörle klâsik akrobasi gösterisi ve üç ba-van ve iki erkek paraşütçünün atlama gösterileri de davetliler tarafından slâka ve takdirle takip edilmiştir.

Gerek Türkiye hava kuvvetlerinin, gerek Türk Hava Kurumu ile Makine kimya endüstrisi Umum Müdürlüğünün bu yoldaki müsbet çalışmaları sayesinde meydana getirilen bu uçaklar davetliler tarafından takdir edil­miş ve iftihar vesilesi olmuştur.

Uçaklar bugün saat 13.30'da Ürdün'e müteveccihen hareket etmiştir.

Balkan istişarî meclisinin teşkiline mütedair anlaşmanın metni

3 Mart 1955

 Ankara :

Balkan istişarî meclisinin teşkiline dair anlaşmanın metni aşağıdaır.

«Akid taraflar, Birleşmiş Milletler andlaşması prensiplerine tevfikan, ara­larında esasen pek memnuniyet bahş bir şekilde mevcut olup milletleri­nin refah ve tam istiklâlini müşterek bölgelerinde sulh ve emniyeti tesise matuf bulunan münasebetleri daima daha verimli kılmaya ve sıkılaştır-maya karar vererek,

28 şubat 1953'de Ankara'da imzalanan dostluk ve işbirliği andlaşması ile 9 ağustos 1954 de Bled'de akdolunan ittifak, işbirliği ve karşılıklı yardım andlaşmasına dayanan işbirliğini daha faal bir şekilde inkişaf ettirmek arzusu ile mütehalli olarak, 9 ağustos 1954 tarihinde Bled'de toplanan konferansda üç Hariciye Vekili tarafından teklif edilen istişarî meclisin teşkiline mütedair umumî prensipleri kabul ederek,

Bir Balkan istişarî meclisi kurmaya karar vermişler ve bu maks^dla aşa­ğıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır.

Madde 1  İstişarî meclis âkid tarafların müşterek bir organıdır. Madde 2  Meclisin vazifesi,, âkid devletlerin milletlerinin esenliğini tahakkuk ettirmek, müşterek menfaatlerini korumak, sulhu temin etmek maksadiyle karşılıklı münasebetlerinin her sahasında mümzi memleketler arasındaki işbirliğinin inkişafına yardım edebilecek bütün imkânları tet­kik etmektir.

Meclis, yukarıda derpiş edilen gayelere erişmek maksadiyle, âkit taraf­lar hükümetlerine Beld andlaşması daimî konseyi kanaliyle tavsiye ve tekliflerini arzedecektir.

Meclis daha umumî mahiyetteki meseleler hakkında da, mütalea derme-yan edebilir ve telkinlerde bulunabilir.

Madde 3  Daimî konsey, istişarî meclisin mütaleasını almakta faide gö­receği meseleleri de bu meclisin tetkikine arzedebilir.

Madde 4  Meclisin vazifeleri istişarî mahiyettedir.

Meclisin bütün teklif, tavsiye veya kararlan her millî grubun celsede ha­zır bulunan üyelerinin ekseriyetini haiz bulunması lâzımdır.

Madde 5  Meclis mümasil müesseselerle münasebetler temin edebilir.

Madde 6  İstişarî inceliş, âkid taraflar millî meclislerinin her birinin kendi azaları arasında seçeceği 20'şer azadan teşekkül eder.

Millî Meclisler aynı zamanda yedek üyeler tayin edebilirler.

Bir âzanm kend imillî meclisindeki vazifesi sona erdiği takdirde istişarî meclisteki vazifesi de nihayet bulur. Kendisini istihlâf edecek âza bu maddenin 1   inci fıkrasına tevfikan tayin edilir.

Madde 7  Daimî konsey azaları, istişarî meclisin çalışmalarına katılabi­lir ve reye iştirak etmeksizin söz alabilirler.

Madde 8  Meclis azaları âkid tarafların ülkelerinde vazifelerinin ifası için lüzumlu olan muafiyet ve imtiyazlardan faydalanırlar .

Akid taraflar, işbu anlaşmanın lO.uncu maddesinde derpiş olunan statüde hassaten zikredilecek kimselere de teşmili mümkün olan bahis konusu muafiyetler hakkında aralarında bir anlaşma akdedeceklerdir.

Madde 9  Meclisin ikişer yıllık devrelere ayrılan vazife sürelerinin hi­tamında yukarıdaki 6, ncı maddeye tevfikan yeniden tayinler yapılır. Ü-yeler tekrar seçilebilirler.

Meclis, sırasiyle, âkid tarafların hükümet merkezlerinde veya diğer şe­hirlerinde senede bir alelade toplantı yapar.

Meclis riyaseti, lüzumu halinde, meclisi fevkalâde toplantıya çağırır.

Madde 10  İşbu anlaşmanın mer'iyete 'girmesini müteakip, âkid taraflar hükümetleri, bilâhare tasviplerine arzedilecek olan istişarî meclis sta­tüsünün en geç bir ay zarfında hazırlanması için, aralarında mutabık ka­larak derhal üçlü komisyon tayin edecekler.

Mevzuubahis statü, teşkilâta, usule ve masrafların tevziine müteallik hü­kümleri muhtevi bulunacaktır.

İşbu statünün tasdikini müteakip, mümkün olan en kısa zamanda, isti­şarî meclis ilk içtimaını akde davet edilecektir.

îstişarî meclis, işbu anlaşmanın ve yukarıda mevzuubahis statünün çer­çevesi dahilinde, usule müteallik nizamnameleri kendisi tesbit edecektir.

Madde 11  Daimi konsey, istişarî meclise danışarak veya bu meclisin teklifi üzerine, ittifakla alacağı -bir kararla, işbu anlaşmada tadilât vücude getirebilir.

Yukarıda mevzuubahis tadilât âkid tarafların her birinin kendi anayasası hükümlerine tevfikan tasdik edilir ve sonuncu tasdikin yapıldığı gün me­riyete girer.

Her vuku bulacak tasdik keyfiyetinden diğer âkid taraflara diplomatik kanalla ve en kısa zamanda haber verilecektir.

Madde 12 , Ankara andlaşmasmm 9 uncu ve Bled andlaşmasımn 12 nci maddelerine tevfikan bu andlaşmalara iltihak edecek olan her devlet bu suretle istişarî meclisin âzası olacak ve işbu anlaşmaya iltihakını mübey-yin vesaiki tevdi edecektir.

Madde 13  îşbu anlaşma, Ankara ve Bled andlaşmalarının devamı müddetince meriyette kalacaktır.

Madde 14  îşbu anlaşma âkid tarafların her birinin kendi anayasa her kümlerine tevfikan tasdik edilecek ve sonuncu tasdiknamenin tevdii ta­rihinde meriyete girecektir.

Tasdiknameler Yunanistan Hariciye Nezaretine tevdi olunacaktır.

işbu anlaşma üç orijinal nüsha halinde Fransızca olacak kaleme alınmış ve âkid tarafların her birine birer nüsha tevdi edilmiştir.

Ankara'da  2 Mart 1955 tarihinde tanzim edilmiştir.

Prof. Fuad Köprülü

Stephane Stephanopoulos

Koca Popovic

Ürdün Müdafaa Vekilinin Telgrafı 4 Mart 1955

 Ankara:

Ürdün ordusuna hediye edilen uğur uçaklarının Amman'a varışı münase­betiyle Ürdün Müdafaa Vekili Ekselans Enver Musaybeh Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı ve Millî Müdafaa Vekil Vekili Fatin Rüştü Zorlu'ya aşağıdaki telgrafı yollamıştır:

Ekselans Fatin Rüştü Zorlu Başvekil Muavini

ANKARA

Sn yakın dostlarımız Türklerden Arap ordusuna hediye edilen ve bu anda tesellüm ettiğimiz üç tayyare bizi fazlasiyle ve cidden memnun etti Ekselansınıza büyük minnetlerimle bu tayyarelerin Türk-Ürdün orduları arasında çok iyi ve .güzel bir devir açacağını temenni etmekteyim. Bu bediyeler, iki memleket arasındaki sevgi ve dostluk bağlarının kuvvet ve »ağlamhğını ifade eden kafi bir delildir. Bu münasebetlerden istifade ederek Türk yakın dostlarımıza ve ordusuna Ürcmn milletiyle ordusu­nun selâm ve hürmetlerini takdim ederim. Azim hürmetlerimi Lütfen kabul buyurunuz.

Enver Musaybeh Ürdün Müdafaa Vekili

Yunan ve Yugoslav Hariciye Nazırlarının Hariciye Vekilimize gönderdik­leri mesajlar

Yunan Hariciye Vekili Ekselans Stefanopulos Atina'ya avdeti sırasında Hariciye Vekilimiz Porf. Fuat Köprülü'ye aşağıdaki mesajı göndermiştir:

«Ekselans Fuat Köprülü, Hariciye Vekili

ANKARA

Güzel memleketinizin topraklarından ayrılırken Türk hükümeti tarafın­dan gösterilen kalbî misafirperverlik ve dostane tazehürlerden dolayı Ekselansınıza en hararetli teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Bu vesile ile şunu da belirtmek isterim ki, bir tesanüd ve karşılıklı itimad zihniye­tiyle meşbu olarak üçlü ittifakımızın gayesinin tahakkuku bakımından verimli bir işi tamamlamış bulunan daimî konsey içtimamda elde edilen neticelerden duyduğum memnunluk büyüktür. Toplantılarda hazır bu­lunmak suretile kıymetli müzaheretlerini bizlerden esirgememiş olan muhterem Başvekil Ekselans Adnan Menderes ile ekselans Fatin Rüştü Zorlu'ya, Ankara'daki ikametim sırasında hakkımda ibzal buyurdukları dostluk hislerinden ötürü derin şükranlarımın iblâğını ekselansınızdan istirham ederim.»

Stefanopoulos

Yugoslav Hariciye Nazırı Ekselans Koca Popoviç de şu mesajı göndermiş­tir:

«Ekselans Fuat Köprülü Hariciye Vekili

ANKARA

Nazik misafirperverliğiniz karşısında ben ve mesai arkadaşlarım memle­ketinizin başkentine yapmış olduğumuz son ziyaretten    derin bir hatıra

muhafaza edeceğiz. Muhterem meslekdaşunız M. Stefanopulos ile yeni­den işbirliği etmekten zevk duyduğumuz konferansınız, her üç memleketimiz arasında dostluk ve işbirliğinin inkişafının yeni bir tezahürünü teş­kil etmiştir. Ve şuna kaniim ki, ayni zamanda sulhun ve milletlerarası iş birliğinin takviyesi yolunda ileriye doğru atılan yeni bir adım olmuştur. İkametimiz sırasında Başvekil Ekselans Adnan Menderes'in hakkımızda ibzal buyurduğu alâka ve ihtimamdan hassaten şeref duyduk. Bu vesile ile en derin dostluk nişlerimin ve ihtiramatımın kabul buyrulmasmı ek-selnâsınızdan rica ederim.

Koca Popoviç»

Türk - Irak andlaşması ve Salah Aslem'in Şam'daki beyanatı hakkında 5 Mart 1955

 Ankara:

Türk-Irak andlaşmasına dair Mısır millî istikamet vekilinin söylediği sözler münasebetiyle bir hükümet sözcüsü Anadolu Ajansına şu beyanat­ta bulunmuştur:

«Ajanslardan öğrendiğimize .göre Mısır Millî İstikamet Nazın Binbaşı Saİah Salem, bir iki ,gün evvel Şam'da Türkiye-Irak ittifaknamesi aleyhinde yeni bir beyanat yaparak demiş ki: «Biz bu pakta nasıl girebiliriz?.. Bu paktın maddelerinden biri, pakta .girenlerin adedi dördü bulunca daimî bir meclis kurulacağını derpiş etmektedir ve meclisin de murakabe selâ-hiyeti bulunduğuna göre o zaman bizim ordumuz, siyasetimiz, iktisadiya­tımız İngiliz, Amerikan, Pakistan, Türkiye ve Irak'ın kontrolü altına gi­recek demektir.»

Türk-Irak andlaşmasınm metni olduğu gibi ilân edilmiştir. Bunu okuyan en ufak hüsnü niyet sahibi bir kimsenin mezkûr andlaşmanın 6 ncı mad­desinde derpiş edilen konseyin, mümasil andlaşmalarda derpiş mutad olan mahiyetteki mercilerin en ufak bir farkı olmadığını ve hiç bir devletin karar ve hareket istiklâline müdahale etmeyi istihdaf etmediğini, andlaşmaya aza olacak devletlerin yalnız bir kaçını ihtiva etmeye matuf bulun­madığını, kısa ifade ile devletler fevkinde herhangi bir mahiyeti olmadı­ğını ve olamıyacağını büyük kolaylıkla müşahede edebilir. Buna rağmen bu zatın yukarda zikrettiğimiz beyanatta bulunmasını, iftira ve tezvir­den başka bir maksada .atfetmeğe imkân yoktur.

Esasen Binbaşı Salâh Salem Türk-Irak yardım andlaşması aleyhindeki taşkın faaliyetlerini doğrudan doğruya mesnetsiz İddialara istinad ettirme­yi bir usul ittihaz etmiş bulunmaktadır, Şam'daki beyanatı bunun mütead­dit delillerinden sadece birini teşkil eylemektedir.

İtiraf etmek lâzımdır ki bu nevi yolsuz hareketler hakikatte Türk-Irak andlaşmasının kıymet ve itibarını arttırmaktadır. Çünkü bu andlaşmanın

çürütülmesi için sadece yalanlara müracaat olunması, onun makulâta ve Âakikatlere müstenid hiçbir mülâhaza ile tenkid edilemiyeceğini meyda­na koyduğu gibi onu çürütmek istiyenlerin kötü maksatlar taşıdıklarını da ispat etmektedir.

Aynı mahiyetteki sayısız faaliyetler meyanında, Kahire'de intişar eden El Ehram gazetesinin neşrettiği bedhahane bir haberi de bilvesile kay­detmek isteriz. Bu gazeteye nazaran Türk - Irak andlaşmasının mahrem kısımları varmış ve bunlardan birini teşkil eden gizli bir mektupta Irak hükümeti İsrail'i hukuken tanımayı taahhüt ediyormuş.

Andlaşma aleniyete vazedilen kısımlardan ibarettir. En ufak mahrem bir kısmı yoktur ve bu husus âkid taraflarca da defaatle tasrih edilmiştir. Buna rağmen hakikat hilâfına çıkarılan bu iddianın zihinleri karıştırma­ya ve Irak devletini Arap birliği içinde müşkül vaziyete sokmaya matuf bulunduğu aşikârdır.

Müracaat olunan bu gayri ahlâki usulleri bi kere daha tatbih ederken şu. ciheti de tebarüz ettirmek lâzımdır ki, Türkiye hükümeti her gün çıkarı­lan yeni yeni ve sayısız yalanların hepsini birer birer tekzip etmeyi im­kânsız gördüğü .gibi bu yalanlara karşı lüzumundan fazla hassasiyet göstermenin onları icad edenlere lâyık olmadıkları dikkat ve ehemmiyeti vermek olacağını düşünmektedir.

Bu itibarla ancak zaman zaman efkârı umumiyeyi tenvir etmekle iktifa olunmaktadır.

Dikkat edilecek olursa çıkarılan yalanların adedi, bu yalanlarla üzerlerin­de tesir yapılması istenilen memleketlerin karar almaya icbar olunmak istendiği zamanlar şayanı dikkat şekilde artmaktadır. Bu da .gösteriyor ki kısa bir zaman sonra aslü esastan âri bulunduğu kendiliğinden meydana çıkması mukadder bulunan bu yalanlar âni bir tesir yapıp şaşırtma ve gafil avlanma maksadını .gütmektedir. Binaenaleyh şaşırtılmak istenilen memleketlerdeki efkârı umumiyenin bu günlük yalanlar yağmuru karşı­sında bilhassa müteyakkız olması ve âni kararlar almaktan tevakki etme­si menfaatleri iktizasıdır.»

Amerikan Hariciye Nazırının Başvekilimize mesajı

 Ankara:

Türkiye ile Irak arasında imzalanan karşılıklı işbirliği antlaşması dolayr siyle Amerikan Hariciye nazırı Mr. John Foster Dulles, Başvekilimize aşağıdaki mesajı göndermiştir:

«Sayın Başvekil,

Türkiye ile Irak arasındaki karşılıklı işbirliği antlaşmasının imzası ha­berini büyük bir memnunlukla aldım. Sizden beynelmilel sulh ve emniyetin müdafaası hususunda sarf eylediğiniz gayretlerden dolayı tebrikle­rimi ve en iyi temennilerimi kabul buyurmanızı rica ederim.

John Foster Dulles Amerikan Hariciye Nazın»

Başvekilimizin Ortaşark hâdiseleri hakkında beyanları:

 İstanbul:

Başvekilimiz Adnan Menderes Ortaşark'taki son hâdiseler üzerine Ana" dolu Ajansına aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Bütün dikkat ve itinamıza ve son derece samimî dostluk hislerimize rağ­men Mısır'ın bize ve Irak'a karşı hiddet ve şiddet politikası maalesef devam etmektedir.

Suriye ve Mısır'ın bir prensip anlaşmasına varmış olmaları meselesine gelince:

Eğer Öğrendiklerimiz doğru ise, bu iki devlet Arap devletlerinden gayri her hangi başka bir devletle beynelmilel andlaşmalar akdini meneden ve hususile Türkiye ve Irak ile her türlü işbirliğini reddeden bir vesika imza etmişlerdir.

Mısır'ın epey zamandan beri bazı Arap devletleri üzerinde yapmağa ça­lıştığı baskılar devletlerin istiklâli mefhumu ile dahi kabili telif olmaya­cak derecelere varmış bulunuyor.

Halbuki biz bütün devletlerin istiklâllerine ve komşumuz Suriye'nin is­tiklâline tamamile riayet olunması hususunda en hayırhah hislerle mecburuz.

Cümlece malûmdur ki Suriye ile çok uzun müşterek bir hudut ile birbi­rimize komşu ve bağlı bulunmaktayız. Binaenaleyh, bizim memleketimiz­de cereyan eden hâdiselere karşı Suriye'nin yakından alâka hissetmesi tabiî ise, Suriye'nin içinde bulunduğu hâdiseler muvacehesinde bizim de öyle yakın bir alâka duymamız pek tabiîdir.

Bu sebeple Mısır idarecilerinin biraz önce bahsettiğim yersiz, hatta zaman zaman bize karşı hasmane tecelliler gösteren hareket tasavvur ve teşeb­büslerine komşumuz ve dostumuz Suriye'nin bahis mevzuu anlaşmayı akdetmek suretiyle, iltihak etmiş olmasını, ciddiyetle karşılanması icabeden bir vakıa telâkki etmekteyiz.

Biz kendimiz için olduğu gibi, başka devletlerin de zorla ve tazyik ile ha­reket serbestilerinden ve kendi rızalarile kendi menfaatlerine uygun bir politika takip edebilmek imkânlarından mahrum edilmelerini terviç ede­meyiz.

Halbuki görülüyor ki Mısır idarecileri hiç bir yolsuzluktan çekinmeyerek ve her türlü zorlayıcı usûl ve teşebbüsleri tatbik ederek. Suriye idarecilerini arzularına râm olmak mecburiyetinde bırakmışlardır.

Eğer bu teşebbüs Ve hareket daha ileri inkişaflar gösterecek olursa çok dıostane olmasını cidden arzu ettiğimiz Türkiye-Suriye münasebetlerinin istikbali bakımından endişe duymamak mümkün olmaz. Halbuki biz, komşumuz Suriye ile münasebetlerimizin çok dostane ve kardeşçe olma­sına büyük ehemmiyet atfetmekteyiz.»

20 Mart 1955

Hariciye Vekâltmin tebliği:

 Ankara:

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

Türkiye hükümetinin, Şam'daki maslahatgüzarı delaletiyle geçenlerde Suriye hükümetine tevdi etmiş olduğu bir muhtıra üzerine, Ankara'daki Suriye Elçisinin hükümeti namına Hariciyemize ahiren tevdi ettiği yazı, kabule şayan olmadığı cihetle Başvekil Adnan Menderes, bugün, elçiyi nezdine davet ederek, bunu kendisine iade eylemiştir.

Bu münasebetle, Türk-Irak dostluğunun takviyesi sözleri ortaya çıktığın­dan beri, Türkiye'ye karşı başlayan son derece hasmane bir siyasetin ve hareket tarzının hâlâ devam etmekte bulunmasının ve diğer taraftan, mezkûr yazının Türkiye'nin bugünkü suriye hükümetinin tamamiyle yer­siz ve sebebsiz olarak hasmane hareketlerine hedef tutulmuş bulunması hakikatinden tammaiyle tedafüi edilmek suretiyle kaleme alınmış elma­sının, iki memleket arasındaki münasebetleri büsbütün ciddi bir safhaya sokmuş bulunduğu Suriye sefirine, Başvekil Menderes tarafından an­latılmıştır.

23 Mart 1955

Başvekilimizle Ürdün Başvekili arasında teati edilen mesajlar

 Ankara:

Hükümetimiz tarafından Ürdün ordusuna hediye edilen uçaklar ve bun­ları Amman'a götüren havacılarınızın dost ve kardeş Ürdün'de gördük­leri hüsnü kabul dolavıs;le başvekilimiz Adnan Menderes Ürdün Başve­kili ekselans Tevfik Ebulhuda'ya aşağıdaki mesajı göndermiştir.

«Pek muhterem Başvekil Hazretleri

Türk milletinin kardeş Ürdün'e karsı hissettiği derin muhabbetin gayet mütevazı bir nişanesi olarak geçenlerde (gönderdiğimiz talim tayyarelerininki memleketimiz daha fazlalarını vermeğe hazırdır ve bun­dan bahtiyarlık duyacaktır, Amman'a gelişinin iki memleket arasındaki

yakınlık ve itibarın yeni ve pek güzel şekilde tezahürüne vesile olduğunu öğrendiğimiz zaman mes'ud olmuştum.

Melik hazretlerinin Pakistan'dan avdetlerine kadar dost Ürdün'de kal­malarını tayyarecilerimize emir buyurmaları ve Pakistan'dan avdetle-Tinde onları huzurlarına davet eylemek gibi büyük bir şerefi bahşetme­leri cidden bizleri minnettar kılmıştır. Zatı devletlerinin de bizim çocuk­larla ayrıca meşgul olmak lütfunda bulunduğunu derin memnuniyetle Öğrendim.

Gençlerimiz memlekete unutulmaz hatıralarla ve samimî dostluk ve şük­ran heyecanlariyle gelmiş bulunuyorlar .

Bütün bunların Türk efkârı umumiyesinde ne kadar derin ve güzel akis­ler uyandırmış olduğunu tahmin buyuracağınızdan emin olmakla bera­ber bir kere daha ifade eylemekten kendimi men edemedim.

Melik hazretlerine lütufkârlıklarından dolayı burada duyduğumuz min­nettarlığı bilhassa iblâğ buyurmanızı rica ederim.

Zatı Devletlerine derin teşekkürlerimi arz ve bilvesile hürmet ve müveddetlerimin kabulünü rica ederim.

Adnan Menderes

Ürdün Başvekili Ekselans Tevfik Abulhuda Başvekilimizin bu mesajına aşağıdaki cevabı göndermiştir:

Sayın Başvekil,

Ekselanslarının lütuf kâr mesajım tahassüs ve minnettarlıkla aldım ve derhal Kral Hazretlerine arzeyledim. Mesajmızdaki nazik hislerden son derece memnun oldular. Derin tahassüslerini ve Türk Milletinin saadet ve refahı hususundaki samimî temennilerini ekselanslarına islâl gibi zevkli bir vazifeyi bana tevcih lütfunda bulundular.

Takdire şayan kahraman zabitlerinizi misafir edip izaz eylemek Ürdün hükümeti için bir zevk kaynağı olmuştur. Onların aramızda memnuniyet­le karşılanan huzurları memleketlerimiz arasında esasen mevcut olan iyi ve dostane münasebetleri bir kat daha tarsine hizmet etmiştir.

Gerek Ürdün hükümeti gerek Ürdün milletinin kıymetli ve âlicenap he­diyenizi tamamen takdir eylediğini ve bundan son derece minnettar ol­duğunu ekselanslarına arzetmekle bahtiyarım.

Şahsıma karşı izhar lütfunda bulunduğunuz dostane hislerinden ve samimi­yetten son derece mütehassis oldum. Bu hislerinize bütün kalbimle muka­bele ederim.

En derin muhabbet ve hürmetlerimin lütfen kabulünü rica ederim.

Tevfik Abulhuda

Hariciye Vekâletinin tebliği

 Ankara:

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

Türkiye-Suriye münasebatma dair bugün matbuatta neşredilen    Suriye

istihbarat nezareti tebliğinde. 19 martta, Ankara'dadaki Suriye sefirinin Hariciye Vekilimize tevdi ettiği notanın Profesör Köprülü tarafından ga­yet tabii şekilde kabul edilmiş olmasına rağmen bir gün sonra başvekili­mizin sefiri çağırarak notayı iade ettiği ileri sürülmektedir

Hariciye Vekili Profesör Köprülü Suriye Sefiri El-Cezayiri beyin getir­diği notayı, sözü geçen tebliğde iddia edildiği veçhile gayet normal şekilde kabul etmiş değildir. Bir saat süren mülakat 'boyunca Suriye sefirine, hükümetinin takip ettiği siyasetin Türkiye'ye karşı dostane olmadığını anlatmış ve buna misal olarak Suriye Hariciye nazın Halid - El-Azm'in daha geçenlerde «Le Monde» gazetesine verdiği ve Türkiye'ye karsı gay­rı dostane hislerini acıkca ifade eden beyanatını hatırlatmıştır. Tebliğde, notanın Hariciye Vekilimizce kabul edilmiş gösterilip bu hadise ile bilâ­hare Başvekilimiz tarafından iade edilmesi keyfiyeti arasında bir nevi tezad gösterilmek istendiği anlaşılmaktadır.

Halbuki Profesör Köprülünün icabeden ikaz edici bevanatı yaptıktan sonra notayı almasının yegâne sebebi, bunu Başvekil Menderes'e arzedip icabını kendileriyle tezekkür ederek yapılacak muamelenin bu müzake­re neticesinde tesbit edilmesini münasip görmüş olması idi.

Nitekim ertesi gün Başvekil Menderes Suriye Sefirini kabul ettiği zaman Hariciye Vekili Profesör   Köprülü de yanında idi.

25 Mart 1955

Hükümet sözcümüzün Suriye istihbarat Nezaretinin neşrettiği tebliğ hak­kındaki beyanatı.

Ankara'daki Suriye Elçisi Emir Cezayirinin tevdi ettiği bir notanın hü­kümetimizce iade olunması meselesi ile alâkalı olarak 22 mart akşamı, Suriye İstihbarat Nezaretinin neşrettiği ve ertesi günkü gazetelerde çıkan tebliğ hakkında yetkili bir hükümet sözcümüz aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur:

«Suriye İstihbarat Nezaretinin neşrettiği tebliğ, hiç şüphe yok ki Suriye hükümetini Türkiye hükümetinin haksız ve yersiz tazyiklerine ve müda­halelerine maruz kalmış gibi göstererek bilhassa Suriye efkârı umumiye-sini Türkiye'ye karşı kışkırtmak maksadını gütmektedir.

Tebliğde hakikatler bastan aşağıya tahrif edilmiştir. Evelâ derhal şunu belirtelim ki Türkiye hükümeti, mazide olduğu gibi halen de komşu Suriye'nin daima müstakil olmasını istemekte ve onunla iyi münasebetler idame etmeyi arzu etmektedir Binaenaleyh Suriye isithbarat nezaretinin tebliğinde Türkiye'ye tevcih edilen ithamlar tamamiyle yersiz ve haki­kate mugayirdir.

Suriye İstihbarat Nezaretinin tebliğinde, şimdiki Suriye hükümetinin Türkiye ile normal münasebetler idame ettirmek arzusunu müteaddit vesilelerle açıkladığı ileri sürülmek suretiyle söze başlanmaktadır. Hal­buki bilindiği gibi bundan evvelki Faris El Huri hükümeti, sırf Türki-ye-Irak paktına karşı menfi vaziyet almadığı ve bu paktı anlayışla karşı­ladığı için şimdi Hariciye Veziri olan El Azm grubu tarafından devril­miştir ve bugünkü Suriye hükümeti Hariciye Vezirinin şiddetli ısrarîyle Türkiye - Irak paktına karsı mücadele etmek gayesiyle işleri ele almıştır. Netek'm, bugünkü Suriye hükümetinin 22 şubatta Suriye Meclisine tak­dim ettiği programında aynen şöyle denilmektedir:

«Politikamız son defa Kahire'de toplanan Arap Başvezirlerinin hiç bir ittifakı tasvip etmemek ve imzası derpiş olunan Türk - Irak Paktına ilti­hak eylememek yolundaki tavsiyeleriyle mutabıktır»

Hatırlardadır ki bahis mevzuu Kahire toplantısı Türk ve Irak hükümet­lerinin bir pakt aktede çeklerine dair Bağdat müşterek tebliğini neşretme­leri üzerine Mısır hükümetinin sırf bu pakta mâni olmak için alelacele Kahirede akdettirdiği konferanslar. Bu toplantıda Mısır. Türk-Irak pak­tını baltalamak, Irak'ı takbih ettirmek ve Arap birliğinden kovdurmak için yaptığı bütün tazyikler bilhassa o zamanki Suriye hükümetinin Tür­kiye ve Irak'a karşı olan şuurlu ve dostane politikası sayesinde akamete uğramış ve Lübnan ve Ürdün gibi devletlerin de aynı yolu takip etme­leri üzerine hiçbir karara varmadan dağılmıştı.

Vaziyet böyle iken yeni Suriye hükümetinin programında Kahire toplan­tısında güya varılan Türk-Irak Paktı aleyhindeki bir karardan bahsedil­mesi ne şekilde izah olunabilir? Her halükârda Türkiyeye ve Türk-Irak paktına karsı dostane bir vaziyet alma seklinde tefsir edilemez. Nitekim, müteakİD hâdiseler bunu daha büyük bir açıklıkla göstermiş bulunmak­tadır. Filhakika, Kahire toplantısı malûm sekUde hiçbir karara varama-dan dağıldıktan sonra Faris El Huri hükümeti, Türk - Irak paktına karsı anlayışlı davrandı diye düşürülüp yeni hükümet iktidara geçince Halid El Azm beyin gayreti ile Mısır'ın, Türk-Irak paktı aleyhindeki şiddet ve husumet siyasetine Suriye Hariciyesi derhal âlet olmava başladı ve günün birinde gazetelerde. Şam'da. Binbaşı Salah Salem ile Suriye hükümetinin bir pakt akdine dair mutabakatlarını ilân eden tebliği okuduk Bu tebliğ­de akdi mukarrer olduğu bildirilen, hattâ Binbaşı Salâh Salern tarafın­dan aktedildi&i iddia olunan Paktın temel prensibi olarak şu iki husus ilân olunuyordu:

«Türk-Irak paktı veya herhangi bir pakta katılmamak ve andlasmaya ka­tılan devletlerin diğer devletlerle askerî veya siyasî andlaşmalar imza­lamalarının bütün pakt azalarının rıza ve müsaadesine bağlı olması.»

Bunu müteakip, Hariciye Veziri Halid El Azm'ın yine Türkiye ve Türk-Irak Paktı alevhinde beya^larrla bulunarak Salâh Salem ile beraber divar diyar dolaştığını eördük. Haîid El Azm Bey Hariciye Veziri olduğundan beri Suriye'de, Türkiye ve Türk, Suriye dostluğu aleyhine bir sürü yalan neşriyat yapılmaya başlandığı herkesin bildiği vakıalardır Müşarünileyh ıgeçenlerde, Irak'a müteveccihen yola çıkarken yaptığı bir beyanatta, Türkiye ile Suriye arasında hudut meseleleri olduğunu söyliyecek kadar ileri gitmiştir. On gün kadar evvel «L.e Monde» gazetesine diğer bir be­yanatta da, Irak'ın, Suriye-Mısır ve Suudi Arabistan arasında mutasav­ver pakta katiyen alınmıyacağını söylemiş ve Türkiye ile Pakistan'ın Araplara daima husumet göstermiş olduklarım iddia etmiştir.

Bütün bu hasmane faaliyetler, gazete ve ajanslarda yer alan bu sözler .gözümüzün önünde dururken. Suriye istihbarat nezaretinin tebliğinde Suriye hükümetinin Türkiye ile dostça geçinmek istediği yolundaki ifa­delere nasıl inanabiliriz?

Yeni Suriye hükümetinin Mısır ve Suudi Arabistan'la yapmak istediği paktın gayesini Halid El Azm Bey 11 martta Gazetecilere yaptığı beya­natla bir kere daha şöyle tavsif etmiştir:

«Maksadımız bu yeni paktı imzalayan Arap devletlerinden hiçbirinin ha­rici siyasetinde kendi başına yürümemesi ve Arap kardeşlerinden ayrıca askerî veya devletlerarası pakta girmemesidir. Arap kollektif güvenlik paktının. zayıflığının sebeplerinden birinin buna iştirak eden devletlere istedikleri gibi bir harici siyaset takip edebilmelerinde serbestlik vermesi idi. Paktın bu hususta yazdığı yegâne kayıt, hiçbir devletin Arap Birliği devletlerine aykırı siyaset takip etmesinin caiz olmadığı kaydı idi. Hal­buki aykırı kelimesi türlü türlü tefsir edilebilir.»

Görülüyor ki Suriye, Mısır ve Suudi arabistan arasında akdi mutasavver paktın ilk gayesi, pakta girecek devletlerin hükümranlık haklarını elle­rinden almak ve haricî siyasetlerini inhisara tâbi tutmak, bu suretle Irak'ı Türk-Irak paktına sadık kaldığı müddetçe bu yeni camiadan uzak tutmak ve yeni pakta dahil olacak Arap devletlerinin Türkiye ile herhangi bir anlaşma yapmalarını önlemektir. Görülüyor ki, Türkiye ile anlaşmamak esası üzerinde bir anlaşma yapılmak istenmektedir. Acaba Halid El Azm beyin ileri sürdüğü Türkiye ile olan dostluk münasebatının tazahürü bu mu idi?

Binbaşı Salah Salemile Halid El Azm beyin ortaya çıkarmak istedikleri Mısır-Suriye-Suudi Arabistan paktı bugüne kadar muhtelif safhalar ge­çirmiştir. Birinci safha bu paktı hakiki maksatlarıyle olduğu gibi gös­termek safhası olmuştur. Bu safhayı yukarda anlattık. Fakat sonraları acıkca Türkiyeye, Irak'a ve Türkiye-Irak paktına karsı hasmane bir bir­lik kurmanın mümkün olamıyacağını görünce, bu devlet adamları yavaş yavaş lisanlarını yumuşatıp teviller yoluna girmişler ve tasarladıkları paktı sureti haktan göstermeye 'koyulmuşlardır. Öyle ki simdi, onların id­dialarına bakılacak olursa bu pakt ne Türkiye'ye ne Irak'a ne de Türk-Irak Paktına karşı müteveccih değildir, hatta iki pakt arasında bilâhare münasip bir rabıta tesisi de mümkündür. İsterse Irak da bu pakta gire­bilir. Bu pakt sadece İsrail'e karşıkoymak ve Arap âleminin vahdet ve tesanüdünü tesis etmek maksatlarına matuftur.

Aynı vesikanın, gayet kısa bir zaman içinde, aynı kimseler tarafından büsbütün başka başka şekillerde izah edilmesi, bu tezatlara düşenlerin giz­li ve kötü maksatlar taşıdıklarım ispat için kâfidir.

Bu vaziyet karşısında Türkiye hükümeti Suriye hükümetine bir muhtıra vermiş ve Başvekilimiz muhtıranın, esaslarını açıklayan alenî bir beya­nat yapmıştır. Bunlara verilen cevaplar yukarıda sıraladığımız tevillerin tekrarından ibaret bulunduğu cihetle, bunlar hiçbir veçhile tatminkâr görülmediğinden Türkiye hükümeti Suriye hükümetine Şam'daki Masla­hatgüzarı eli ile bir ilcinci muhtıra tevdi etmiştir.

Suriye İstihbarat Nezaretinin geçen akşam neşrettiği tebliğde bu muhtı­ranın, Şam'daki Türkiye temsilcisine verilmiş olan bütün teminata rağ­men sert bir lisanla kaleme alınmış olduğu ve Suriye'nin müstakil ve hükümran bir devlet sıfatiyle millî menfaatlerinin gerektirdiği politikayı takip etmek hususundaki tabii hakkını nazarı itibare almadığı iddia olun­maktadır.

Ne yazık ki tebliğde bu iddia ileri sürülürken, Türkiye hükümetinin bu muhtırasında neler söylemiş olduğu tasrih edilmiyor. Eğer Suriye hükü­meti bu muhtıranın metnini neşretmiş olsaydı kendi siyasetinin ne kadar müdafaası imkânsız bir siyaset olduğunu kendi eliyle ilân ve ispat etmiş bulunurdu.

Türkiye hükümeti bu muhtırasının baş taraflarında aynen şöyle demiş­tir:

«Herhangi bir devletin başka devletlerle bir pakt yapması veya yanmaması kendi bileceği iştir. Hükümranlık haklarının en esaslı tezahürlerin­den birini teskil eden böyle bir hakkı serbestçe kullanmak ihtiyarından vazgeçmesi de. her ne kadar hür memleketler arasındaki siyasi müna­sebetler tarihinde misli görülmemiş bir hâdise teşkil ederse de yine bunu yapacak devletin kendi takdirine bağlı bir mesele farzedilebilir.»

Bu ifadelerde Surive'm'n istiklâl ve hükümranlığına hürmptkâr olmavan bir cihet var mıdır? Bilâkis onun bu haklarına hürmette Türkiye hükümeti o kadar ilerive bitmiştir ki; Suriye hükümetinin. Binbaşı Salah Sa­lem tarafından vücuda getirilmek istenen pakta girmek suretiyle harici sivasetindeki serbesti ve hükümranlığından göz göre göre vazgeçmesinin garabetine rağmen bunun bile Suriye'nin bileceği bir is olduğunu söylemis ve onun islerine karışmamıştır. Yalnız sunu unutmamak lâzım­dır ki bir devletin istiklâl ve hükümranlık haklarını serbestçe kullanma­sı nasıl milletlerarası hukukun ana kaidelerinden biri ise bu hakların baş­ka bir devlet aleyhinde kullanılmasının mümkün olmadığı da yine mil­letlerarası hukukun ayni derecede esaslı bir kaidesidir. Binaenaleyh. Mı­sır. Surive veya herhangi bir devlet; «Biz aramızda istediğimiz paktı yapa­maz mıvız?» derlerse bunlara cevap olarak «elbette varolabilirsin iz» denir. Fakat eğer bu pakt başka bir devletin veya devletlerin alevhîne varnl- istenivorsa o zam^n elbette hasmane harekete maruz kalan devlet  hesabım sorar. Bu da onun en sarih hakkıdır. Jate mevzü bahs Türk muhtırasında Surivp hükümetinden bu hesap sorulmuştur. Bu mu­tasavver naktm muhtemel bir îsrail tecavüzüne karsı koymak maksatfiy-Îp vanıldığı volundaki tevillerin. 10nun vukarıdan beri izah ettiğimiz ha-fc*M kötü maksatlarım gizlemeye matuf bulunduğu Türk muhtırasında bütün delilleriyle ispat edilmiştir. Bu delilleri kısaca aşağıya dercediyo-ruz:

1  Mevzuubahs nakt tekevvün tarzı ve muhtevası bakımından Türkdye-ye karşı müteveccihtir.

2 Bir yandan Arap Birliği müdafaa Paktı mevcut iken, diğer taraftanhernereden gelirse gelsin  yani İsrail'den de gelirse bir tecavüz    vukuutakdirinde buna karşı koymak gayesini açıkça ilân eden Türk-Irak andlaşması aktedilmiş  bulunurken  sırf İsrail'e karşı koymak  için  bir üçüncü pakt akdinin manası ve lüzumu nasıl izah olunabilir?

3 Kaldı ki, mutasavver pakt hariçle anlaşma yapılmasını ve hariçten yardım gelmesinin men'i prensibine istinad edeceğine göre o paktı yapan­ların çok mahdut olduğu malûm bulunan imkânlarını arttırmak    şöyledursun olduğu yerde bırakılacaktır. O halde böyle bir paktın esas   gaye­sinin muhtemel bir İsrail tecavüzüne karşı koymak olmadığı ve olmıyacağı bu suretle de meydana çıkmıyor mu?

4 Suriye ile Mısır arasında uzun mesafeler ve bir sürü memleketlervardır. Halbuki Türkiye ile Suriye yekdiğerine bitişiktir. O halde Suriye-nin korunması mevzuubahs ise, müttefik olarak ilk akla gelmesi    lâzım gelen devlet Türkiye olmak gerektir. O Türkiye ki daima Suriye milleti­ne dostluk elini uzatmış ve yanında daima müstakil bir Suriye    görmekistemiştir. Buna rağmen Suriye'nin Türkiyeye sırtını çevirerek    Mısır'la anlaşması elbette İsrail tecavüzüne karşı koymak maksadiyle izah edile­mez.

İşte sözü geçen muhtırasında Türkiye hükümeti Suriye hükümetine ez­cümle yukarıdaki hususları anlatmış, Mısır'la akdini tasavvur ettiği paktın hakikî gayeleri muvacehesinde, onun ileride Türkiye-Irak paktı ile bağlanabileceği hususundaki sözlerin mantığa uymadığını izah etmiş ve netice olarak Suriye hükümetinin Türkiye ile iyi geçinmek arzusuna dair sarfettiği sözlerin bu hükümetin filî hareket tarziyle tam tezad halin­de olduğunu tebarüz ettirerek bu vaziyetin devamı -takdirinde Türkiye nin Suriye'ya karsı sivasetini tekrar tetkike'tabi tutmak mecburiyetinde kalacağını ifade etmiştir

Türk muhtırası hakkında verdiğimiz bu izahat, Suriye İstihbarat Nezare­tinin tebliğindeki hükümranlık ve istiklâl iddialarının yersizliğini ispat ettikten başka Suriye hükümetinin, işin esası hakkında tatmin edici ce­vap bulamadığı için, bu mefhumların arkasına gizlenerek kendisini haklı göstermeye çalıştığını da ümit ederiz ki kâfi derecede meydana koymak­tadır.

Simdi Sur;ve istihbarat Nezaretinin tebliğini tahlile devam edelim: Bu tebliğde, Türk muhtırası üzerine. Ankara'daki Suriye Elçisinin Türkiye hariciyesine tevdi ettiği notanın iadesi meselesi ele alınarak bu notanın Türkiye HariciyeVekili tarafından normal bir şekilde kabul edilmiş alma­sına rağmen ertesi günü Türkiye Başvekili tarafından, Suriye hüküme­tince kabul edilemiyecek sebepler ileri sürmek suretiyle iade olunduğu söyleniyor.

Hariciye Vekâletimiz tarafından evvelki gün neşredilen tavzihten sonra notanın kabulü ve sonra iadesi isinin nasıl cereyan ettiği hakkında bura­da yeniden tafsilâta girecek değiliz. İşaret etmek istediğimiz cihet, Suri­ye tebliğinde Türkiye Başvekilinin notayı iade ederken dermeyan ettiği mucip sebeplerin kabule sayan olmadığının bildirilmesine rağmen bu se­beplerin ne olduğunun ihtimamla meskût geçilmiş bulunmasıdır.

Biraz evvel, ikinci Türk muhtırası münasebetiyle belirttiğimiz veçhile, Suriye hükümeti neşrettiği tebliğde sadece kendi noktai nazarını ifade edip Türk noktai nazarını açıklamaktan sistemli bir şekilde tevakki et­mektedir. Bu ise, Türk nokati nazarının çürüklüğünün meydana çıkacak olduğunun en bariz delilidir.

Hakikatlerin iyice anlaşılması için vaziyeti bari:' biz açıklıyalım: Türkiye hükümeti tarafından reddedilen Suriye notasında, Türk muhtırasına doğrudan doğruya cevap verilmiyordu. Sadece, «muhtıra tetkik ediliyor bilâhare cevap verilecektir deniyor ve ondan sonra Türk muhtırasının ruhu'nun ve «edası» nın hür memleketler arasında cari olması lâzım ge­len kaidelere uygun bulunmadığı ve muhtıranın iki memleket arasındaki dostlukla kabili telif olmadığı ileri sürülüyordu

Demek oluyor ki, 13 martta tevdi edilen Türk muhtırasına altı gün. son­ra, yani Suriye notasının tevdi tarihi olan 19 martta Suriye hükümeti yegâne söyleyecek-şey olarak bunları bulabilmişti.

Türk muhtırasının Suriye'nin istiklâl ve hükümranlığına tecavüz teşkil ettiği iddiasının yersizliğini biraz evvel bu muhtırayı tahlil ederken te­barüz ettirdik. Muhtıranın iki memleket arasındaki dostane münasebet­lerle kabili telif olmadığı iddiasına gelince bunun, insanların mantığı, iz'anı ve tahammülü ile alay edercesine bir iddia olduğunu söylemek mec­buriyetindeyiz. Suriye hükümetinin Türkiyeye karşı takibettiği hareket hattının ve siyasetinin ne kadar gayri dostane hatta hasmane olduğunu biraz evvel misaller zikri suretiyle gösterdik. Bu vaziyet karşısında Suri­ye hükümetinin Türkiye hükümetine dostluktan nasıl bahsedebildiğim anlamak mümkün değildir Dostlukla kastedilen nedir? Suriye hüküme­tinin uluorta Türkiye aleyhinde çalışmasına ve hareket etmesine mukabil Türkiyenin ilânihaye tahammül etmesi, ses çıkarmaması mıdır? Türkiye hükümeti, hüsnü niyet göstererek, sabır göstererek ve iyi numune ver­mek kaygusu ile mütemadiyen kötülüğe kendi dostluk hislerini ve güzel niyetlerini açıklamak suretile mukabele edip durmuştur. Fakat görmüş­tür ki bu şekilde hareketi alicenaplığa ve iyi niyetliliğe değil bir nevi za­afa ahamledilerek hasmane hareketler son bulmak şöyle dursun günden güne arta arta nihayet onun aleyhinde bir pakt yapılmasına kadar var­mıştır.

Suriye hükümeti işi, kendisine her.türlü hasmane hareketleri yapmak hakkını bol keseden tanıyıp, Türkiye: «Niçin, böyle hareket ediyorsun? Bana karşı hasmane siyaset takip etmemen lâzımdır» diyebilmek hakkı­nı dahi tanımamaya kadar vardırmış bulunmaktadır. Bu vaziyette, Tür­kiyenin artık bu oyuna daha fazla tahammül edemiyeceğini açıkça bildir­mesi ve bu maksatla bu oyunun bariz ifadesini teşkil eden bir notayı red­detmesi elbette zaruri idi. îşte Türkiye Başvekilinin Suriye notasını iade ederken Ankaradaki Suriye Elçisine vaki ifadelerinin manası bu idi.

Suriye İstihbarat Nezaretinin tebliğini kasden biraz etraflı olarak tahlil ettik, çünkü bu tebliğ resmî bir vesika olduktan başka son günlerde Su­riye efkârı umumiyesini Türkiyeye düşman etmek için durmadan çıkarı­lan türlü rivayetlerin mesnedsiz haberlerin, indî tefsirlerin ve uluorta hücumların menşeini teşkil eden ruh haletinin ve gizli maksatların ifa­desini teşkil etmektedir.

Biz. Türkiyeye karşı kötü niyetler beslemesi için hiçbir sebep olmayan ve bizim kendilerine karşı beslediğimiz en iyi niyetlerin doğruluğuna inan­dığından emin olduğumuz Suriye halkının kısmı âzaminin her gün çe­şitli usullerle Türkiyeye karşı yanlış düşüncelere sevkedilnıekte olması karşısında üzüntü duymaktayız. Kendi menfaatleri aleyhine bir takım maceralara sürüklenmek istenmesi karşısında onu hiç değilse zaman za­man tenvir etmeyi, ikaz eylemeyi bir vazife telâkki ediyoruz Bundan dolayıdır ki Suriye istihbarat nezaretinin tebliğini bütün çıplaklığı ile ortaya koymanın faideli olabileceğini düşündük.

Eğer Suriye hükümeti istiklâl ve hükümranlık hakkım, memleketini maceralara sürüklemek şeklinde anlıyor ve tefsir ediyorsa bunun hesabı­nı kendi milletine, komşularına ve huzurunu bozmakta olduğu sulhse­ver milletler camiasına vermesi icabeder. Hükümranlık ve istiklâl de­mek başkanlarını ve kendi milletini zarara sokmak hakkına malik olmak demek değildir.

31 Mart 1955

Lübnan Başvekilinin beyanatı

 Ankara:

Bugün Ankara'ya gelmiş olan Lübnan Başvekili Ekselans Sami El Sulh, aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Ankara'ya vasıl olduğum ve Türkiye'nin Lübnan Reisicumhuru Ekselâns Kamil Şemun'u karşılamağa hazırlandığı şu anlarda bu dost memlekete, onun Reisicumhuruna ve parlâmentosuna, hükümetine .ve milletine selâmlarımı bildirmekle bahtiyarım

Bu vesileden bilistifade burada 'geçirmiş olduğum ve çocukluğuma, genç­liğime ve tahsil senelerime ait aziz hatıralarımı yâd edebileceğimden do­layı bu toprakları ziyaretten duyduğum büyük sevinci ifade etmek iste­rim. Evvelâ çocuk ve sonra delikanlı olarak onun tahsil müesseselerinde yetiştim. Kendileriyle iftihar ettiğim ve bu ziyaret esnasında dostluk bağlarımızı yeniliyeceğinıizi ümit eylediğim mektep ve mesai arkadaşlarım buradadır.

Malûm olduğu üzere bundan on sene evvel hâlen Başvekil Yardımcısı olan sayın Fatin Rüştü Zorlu'ya Türkiye'yi ziyaret etmek tasavvurum­dan bahsetmiştim, fakat ahval ve şerait bu tasavvurumu tahakkuk ettir­meme imkân vermedi. Bir taraftan aziz hatıralarım bu ziyarete beni sevkederken bunların bende yarattığı heyecan sevincimi bir kat daha art­tır ıy ordu. Elbette, memleketinizi bilmeyen, an'anelerinize vâkıf olmayan bir insan değildim ki..

Bu şahsî münasebetlerime, Araplarla Türkler arasında menşei mazinin derinliklerine kadar uzanan yakın rabıtaları ilâve etmek isterim. Bu ra­bıtaların halde de takviyesini ve hepsi bizi ilgilendiren Orta-Doğu meselelerine bir anlayış ve işbirliği zihniyetinin hâkim oİmasını temenni edi­yoruz Bu meselelerin ilk safında Filistin meselesi gelmektedir ki bu adi­lâne bir şekilde halledilmedikçe dünyanın bu bölgesinde sulh ve emniyet teessüs edemiyecektir.

Bu vesile ile muhterem Başvekiliniz Adnan Menderes ile Hariciye Vekili­niz Profesör Fuad Köprülü'nün Lübnan'a vaki ziyaretlerinin bırakmış olduğu fevkalâde iyi tesiri yad etmek benim için büyük bir zevktir Bu gibi ziyaretler, komşu olmaları dostluk münasebetlerini kolaylaştıran, memleketler arasında yakınlaşma ve anlayışın en iyi çâreleridir.

Sözlerime nihayet verirken Türklerle Araplar arasındaki anlaşmanın, aralarındaki anlayış esaslarını bir sulh ve kardeşlik havası içinde kuvvet-lendimek üzere tahakkuk ve takviye edildiğini görmenin Lübnan'ın sa­mimî arzusu olduğunu beyan etmek isterim.»

Hayırlı Olsun,

Yazan: Nadir Nadi

1/3/955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Hükümet tarafından denk olarak ha­zırlanan 1955 Bütçe Kanunu tasarısı, gelir ve arazi vergilerindeki nisbet artımlarının geri bırakılması üzerine, 150 küsur milyonluk bir açıkla bu­gün yürürlüğe giriyor.

Başbakan Adnan Menderesin Mec­lis kürsüsünden de ifade ettiği gibi 3 milyara varan bir bütçe içinde bu açık büyük bir mana taşımaz. Modern devlet idaresinde; belli bir politikanın vasıtası olarak bile bile göze alınmış açık bütçelere rastlamak mümkün­dür. Meselâ tıpkı bizim gibi bir kal­kınma davasına girişen İsrail dev­leti de uzun müddet açık veren büt­çeler yapmış, bir nevi borçlanma usulile yatırım politikasını yürütmüş­tür. Bizim payımıza asıl önemli nok­ta, hükümetimizin, elindeki imkânla­rı iyi hesablayarak içinde bulunduğu­muz malî yıl boyunca gelirlerimizi tam yerine harcamasında, her bakımdan tasarruf zihniyetile hareket ede-bilmesindedir. Demokrat Parti ikti­darının ilk bütçelerini hatırlatan Men­deres, bu konuda hükümet icraatını güvenle beklemenin haksız sayilamıyacağmı göstermiştir. Gerçekten, te­melsiz bir masraf politikasile denk bir bütçeyi darmadağın etmek mümkün olabileceği gibi, aslında açık veren bir bütçeyi de bilgili ve ölçülü bir idare altında başarı ile tatbik etmek pekâlâ mümkündür.

Bu hususta hükümetimizin iyi niyetli gayretlerini beklerken, gelir bütçesi tartışmaları sırasında şahid olduğu muz iki olaya işaret etmek istiyorum. Bilindiği gibi, hükümet, gelir ve arazi vergileri nisbetlerine zam yapılması tekliflerile Meclisin huzuruna gelmiş­ti. Bu tekliflerden gelir vergisine da­ir olan    (makable  şümul)     noktasından tenkide uğradı. İtirazları doğru bulan hükümet ise, gerekli değişikli­ği yapmak üzere kanun teklifini der­hal geri aldı. Arazi vergisine gelinceı nisbetlerin tesbiti, eşitlik şartlarının sağlanması gibi itirazlara hak vermek le beraber kalkman çiftçi kütlesinin devlet masraflarına katılması bakı­mından hükümet, doğru bildiği ken­di fikrinden hiç bir fedakârlığa razı olmadı. Evvelki gün bir kaç defa söz alan Menderes, bu düşünceyi cesaret le ve kuvvetle savundu.

Demokratik gelişmemizin hayırlı bir merhalesi olarak biz bu iki olayı sevi­nerek buraya kaydediyoruz. Hataları itiraf ederek olanları düzeltmek, halk idaresi rejimlerinde ne derece lüzum­lu bir hareket ise, doğruluğuna inanı­lan fikirlerde sonuna kadar ısrar et­mek de o derece lüzumludur. Demok­rasinin en büyük düşmanlarından biri demagojidir. Ona boyun eğmiyenler çoğaldığı zamandır ki, rejimimiz bü­tün tehlikeleri arkada bırakmış ola­caktır.

Ecnebi sermaye ve ihtisas

Yazan: Habib Eedib - Törehan

(Yeni    İstanbul)

3/3/955 tarihli dan:

Türk Cumhuriyetinin kuruluğu, Tür-kiyeye hakikî istiklâl şartlarını temin etmek esasına dayanır. Çünkü, Kur­tuluş Harbinin sonuna ve Cumhuriye­tin ilânına kadar Büyük Osmanlı Dev­leti diye övündüğümüz camia, hakikat halde istiklâline malik değildi. «Boğaz içinin hasta adamı» diye yâdolunuyer ve her memleket mirasını paylagama-mak yüzünden, Ölmesini istememekle beraber, bu zaafından istifadeye de çalışıyordu. Asırlardan beri devam fi­den kapitülâsyonlar, Türkiyenin hâ­kimiyeti namına birşey bırakmamıştı. Büyük Atatürk, hakikî istiklâlin kuv­vetle kabil olduğunu takdir ettiği içradir ki, memleketin servet kaynakların-

dan istifade edilmek yollan aranmış ve bilhassa sanayi hareketleri başla­mıştı.

Bu çok büyük iktisadî konularda kâfi derecede tecrübemiz olmadığından, birçok hataların yapıldığı ve istediğiniz neticelerin elde edilmediği mu­hakkaktır. Fakat her şeyin başlangı­cında bu gibi vaziyetlerin husulü, tabiî olduğundan, biz daha o zaman başla­yan bu hareketleri iyi birşey telâkki ediyor ve onların, gün geçtikçe daha iyi meyvalarmı alacağımızı umuyo­ruz.

Birkaç yüz yıl kapitülâsyonların elemli tazyiki altında yaşamış olan memle­ketimizin cumhuriyetin kuruluşu es­nasında ecnebî sermayesine karşı çe­kingen davranmış olduğunu da tabiî görmek iktiza eder. Onun içindir ki, bilhassa 1925 ten 28 tarihine kadar Avrupaya hücum eden ecnebî ve bil­hassa Amerikan sermayesinden istifa-_ de edemedik. Bunda, memleketimizi' tanıtmamış olmaklığın ve o zamanki kanunların da imkân vermemesini bir sebep olarak gösterebiliriz.

Fakat, gün geçtikçe inkişaf eden yur­dumuzun, kendi sermaye ve ihtisası­mızla ihya edilemeyeceğini, seneler geçtikçe daha iyi anladığımızdan, yeni iktidar zamanında 1.8.1951 tarih ve ^Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teş­vik Kanunu» unvanı altında kanun neşredildi. Bu kanunun müspet bir ne­ticesini göremedik; çünkü, ecnebî ser­mayesine karşı kâfi derecede kolaylık göstermiyordu. Bundan başka, memle­ketimizin bir türlü düzelemeyen idare cihazı ve bürokrasi vaziyeti bize, ecnebî sermayesini memleketimize çek­mek imkânlarını verememiştir.

Beş senedsn beri iktidarda bulunan hükümetin, bugün bir çok tenkidlere mâruz olmakla beraber, en güzel hare keti, her ne pahasına olursa olsun, memleketin inkişafını çabuklaştırmak, sanayiini arttırmaktır. Bu sebeptendir ki, şimdi 18.1.1954 tarihinden beri ya­pılmış olan bir ecnebî sermayeyi teş­vik kanunu mevcuttur.

Biz bu kanunun semerelerini gün geç­tikçe daha büyük bir hızla elde ede­ceğimizi tahmin etmekteyiz. Şimdilik iş olarak, hariçten memleketimize sermaye ve ihtisasını getirmek isteyen müesseselerin uzun. uzadıya tetkikler yaptığını görüyoruz. Bizim büyük bir memnuniyetle işittiğimize göre. Bu tet­kiklerin bir çoğu iyi neticeler vermek­tedir. Bundan devlet ve hükümet er­kânımızın derece derece hisselerine isabet eden kolaylıkları gösterdikleri­ni, yine ecnebilerden işittiğimiz gibi, onlar tarafından da, bizdeki bazı kö­tümser insanların düşünceleri hilâfına bugünkü vaziyet için büyük bir anla­yışın mevcut olduğunu görmekteyiz.

On bir seneden beri, başta Amerika ol­mak üzere, Avrupanın bir çok memle­ketlerinden dünyanın her köşesine a-km eden ecnebî sermayenin memle­ketimize damlası bile gelmiş olur ve bunun yanında hakikî bir ihtisas da bulunursa herhalde yarınki refahı­mızın belirtileri hemen görülmeğe başlar ve şüphesiz ki, memleket için bir saadet müjdesi sayılır.

Balkan Paktı toplantısı

Yazan: M. F. Fenik

4/3/955 tarihli (Zafer) den:

Balkan Paktı Devletleri Hariciye Ve­killeri Ankara'da üç gün süren bir toplantı neticesinde müşterek bir teb­liğ neşretmişlerdir. Bu tebliğden Öğ­reniyoruz ki, üç Devlet arasında bir istişare meclisi kurulacaktır. Buna ait bir de mukavele hazırlanmış ve imza edilmiştir. Son zamanların hâdiseleri gözönüne alınacak olursa böyle bir meclis kurulmasına şiddetle ihtiyaç hissedildiği kendiliğinden anlaşılır. Çünkü, bu meclis sayesinde üç Devlet ayrı ayrı diğerlerinin barışın korun­ması hakkındaki gayretlerinden malû­mat sahibi olacaklar, tedbirlerini karşılıklı olarak bu malûmatın ışığı altında alacaklardır. Dost ve müttefik devlet­ler arasında istişarenin Millî Savunma gücünü manevî sahada arttıran mühim bir unsur olduğu gözönünden uzak tu­tulmamalıdır.

Tebliğde çok mühim olan noktalardan biri de üç devletin bir taraftan Millî Savunma vasıtalarının takviyesine ça­lışırken aynı zamanda beynelmilel du­rumda bir salâh husulüne müsait şart­lardan faydalanmayı aramak çarelerine başvuracaklarını ve imkân nisbetün de buna yardım etmek lüzumunu tas­dik ettiklerinin belirtilmesidir.

Böylece, Pakta dahil olan devletlerle diğer devletler arasında eğer pürüzlü noktalar varsa, bunların izalesine çalı­şılacaktır. Çünkü, barış mefhumuna hizmet her şeyin üstündedir. Hattâ millî hizmetlerin başında gelmektedir. Böyle bir fıkranın müşterek tebliğde yer alması, müttefik devletlerin, sulhu bozabilecek, veyahut onun üzerine en ufak bir şaibe getirecek hareketlerden tevakki ettiklerine, edeceklerine, ve hattâ dışarıdan böyle hareketlere te­şebbüs edenler olursa, onlar da - im­kân nisbetinde _ mâni olmaya çalışa­caklarına ait bir resmî taahhüdü ifade eder. Bu noktanın ehemmiyeti üzerin­de bilhassa durmak lâzımdır.

Biz biliriz ki, Türkiye, Yunanistan, ve Yoguslavya arasında Balkan manzu­mesine dahil olmakla beraber, rejim­leri idare şekilleri ve hususî menfaat­leri bakımından hayli muazzam fark­lar vardır. Meselâ Yugoslavya, emper­yalist emeller beslemeyen, kominform dan ayrılmış bulunan komünist bir devlettir. Böyle bir devletin iç rejimi bizi alâkadar etpez. Bizi alâkadar e-den tek nokta Yoguslavya'nm barışı korumak hususundaki kararı ve azmi­dir. Müttefiklerinden birine bir teca­vüz vaki olduğu takdirde harekete geçmeye hazır bulunmasıdır. Bu dev­let şimdiye kadar beynelmilel durum­da bir salâh husulüne elverişli şartlar­dan faydalanma çarelerini daima ara­mış ve imkân nisbetinde de buna yar­dım etmiştir. Trieste meselesinde İtal­ya ile anlaşmayı buna bir misal olmak üzere zikredebiliriz. Böylece Yugos­lavya bu yüzden duyulan kayguyu bertaraf etmesini bilmiştir. Balkanlar­da üçlü bir pakta dahil olması da Yu­goslavya'nın barışın korunması dâva­sını ne kadar ciddiyetle benimsediğini gösterir.

Diğer taraftan Kıbrıs meselesinden do layı, Yunanistan'la aramızda gerçi muayyen pürüzlü hâdiseler olmuştur. Fakat, bu yazımıza başladığımızdan beri, üzerinde. durduğumuz bir fikri, müşterek beyannameyi de teyid ede­rek tekrarlıyabiliriz. Her şeyden mü­him olan nokta,  barış cephesinin  korunmasıdır. Yunanistan da beynelmi­lel durumda bir salâh husulüne elve­rişli şartlardan faydalanma çarelerini arayacağına ve buna imkân nisbetin­de yardım edeceğine söz verdikten sonra elbette Birleşmiş Milletler ka­rarma sadakatle tebaiyet edeceğini ka­bul etmiş bulunmaktadır.

Üç devlet Hariciye Vekilleri şüphesiz Milletlerarası durumu esaslı bir suret­te gözden geçirdikten sonra bu realist neticelere varmışlardır. Şurasını söy-liyelim ki bu, geçen ağustos ayında Bled'de bir anlaşma imzasiyle netice­lenen toplantıdan sonra yapılan ikin­ci toplantıdır.

O zamandan beri bir çok mühim ha­diseler tekevvüm etmiş, ve her jşeye rağmen son Ankara içtimamda bu güzel neticelere varılmıştır. Bu barış na­mına büyük bir kazançtır.

Bundan sonra istişare meclisinin top-*lantıları muhtelif görüşleri birbirine yaklaştırmak  imkânını  sağlayacaktır.

Şurasını şimdi katiyetle söyliyebiliriz ki. son Ankara toplantısı barışı bir defa daha koruyan ve zırhlayan bir eser olmuştur.

Arkadaşım Hüseyin Raeıp

Yazan: A. N. Karacan

9/3/1955  tarihli   (Miilİyet)   den:

Geçen yıl Necmeddin Sadak'ı kaybet­miştik, bu yıl Hüseyin Ragıb kaybol­du, gelecek yıl, belki bizler kaybolaca­ğız. Babıâli'nin yetiştirdiği aynı neslin çocukları olarak, birbiri ardından, kısa yıl fâsıîalariyle, bu dünyadan daha mı iyi, daha mı fena olduğu bilinmiyen, mevcut mu, değil mi, bazılarınca o da malûm olmayan bir başka âleme yol­lanmaktayız.

Hüseyin Ragıb, benim otuz beş yıllık, yakın arkadaşımdı. Kendisini tanıdı­ğım zaman ben gazeteci, mesleğe he­nüz girmiş toy bir gazete muhabiri, o, hoca, İstanbul Sultanisinde edebiyat hocasıydı. Yalnız hoca, yalnız Darülmualliminde müdür değil, aynı za­manda İfham diye bir gazetede çalı­şır. Muallim adlı bir ilmî mecmua çı­karırdı.

Tatlı kumral saçlı, güler yüzlü, kolu­nun altında çanta, o tarihte, Babıali'­den kitapçılar Önünden yokuşu iner­ken romanlarda çizilen ve hepsi bir­birine benzeyen klâsik mektep hocası tipinin canlı örneği gibi idi. Sanki muallim olduğu geçişi belli idi.

Kendisine rastlanınca durur, uzun uzadıya konuşur, şaka eder, gülerdi. Se­vimli, kafası işleyen. biraz iç âlemine çekilmiş buna rağmen cana yakın, konuştukça açılan, sevdiklerine hara­retini sirayet ettirmesini bilen bir adamdı.

Şahsiyet sahibi idi, fikir adamlığı ya-nmda bir sanatkâr tarafı da var idi. Hüseyin Ragıb'm Babıâli'de başlayan hocalık ve yazıcılık hayatının Elçilikte karar kılacağı tahmin edilmezdi. Bu ihmâl edilmiş kıyafetli muallim hoca tipinden günün birinde titiz, dikkatli, hattâ vesveseli denecek kadar dikkatli bir Elçi, bir Büyük Elçi çıkacağı umulmazdı. Bunun içindir ki Hüseyin Ragıb'ın elçiliklerde muvaffakiyetleri evvelâ hayret uyandırdı.

Millî Mücadele dalgası, onu evvelâ Ankara'ya, Matbuat Müdürlüğüne gö­türmüştü, îfham gazetesinden arkada­şı Ferid Beyin yardımı ile, onun Pa­ris Büyük Elçiliği sırasında, Millî Mü­cadelenin propaganda ateşesi olarak, o elçiliğe nakletti. Bu vazife kendisi için hocalıktan hariciyeciliğe köprü oldu.

Bir kere o köprüyü geçince, ömrünün sonuna kadar, sıra ile, artık Bükreş, Moskova, Roma; tekrar Moskova; Washington, yeniden Roma, nihayet Londra Büyük Elçiliklerinde dolaşa­rak, çalışarak, hayatını, başladığı mes­leğin tam zıddı bir yolda, dış politi­kada, Sefirlikte bitirdi.

Ragıb'la çok sevişirdim. En son, ken­disini Londra'ya seyahatimiz esnasın­da, muallim Hüseyin Ragib'ı Büyük Elçi Hüseyin Ragıb olarak iş başında görünce, kaç ecnebiden duyduğum hayranlık   duygularına   hak   verdim.

Büyük Elçi olarak derhâl saygı, fikir adamı olarak ilk temasta takdir yara­tan Hüseyin Ragıb. her cephesiyle unutulmayacak, değerli vasıflarının hâ­tıraları hürmetle anılacak, eşi az bu­lunur bir şahsiyetti.

Yeri kendisinden sonra gelen en de­ğerli şahsiyetleri  bile     yadırgayacak-tır. Allah  rahmet eylesin

Faal ve canlı bir politika 10/3/955 tarihli (Yenisabah) tan:

Türkiyemizin dış politikası, hareket­sizlik, durgunluk ve râkid bir göl gibi sakin ve ıssız olmak devrini atlatmış eski politika ricalinin dumura uğra­mış siyaseti birdenbire canlı ve dina­mik safhaya girmiştir. Hakikatte bu cevvaliyet, Nato'ya üye olmamızla başlamış ve Kore harbine iştirak hu­susunda hükümetin aldığı kararla en faal safhaya girmiştir. Vaktiyle kap­lumbağa gibi kabuğuna çekilerek ba­şını dışarıya çıkarmağa cesaret edemiyen âciz bir siyaset, şimdi yerini dimdik bir politikaya terketti. Irak ve Pakistanla yaptığımız tedafüi andlaşmalar, Ankaranın artık sadece menfî durumda kalmıyacağının ve sesini Ortaşarkta yükselteceğinin en açık deli­lidir. Nitekim Gazze'de vukua gelen çarpışma ve İsrail askerinin tecavuzkâr hareketleri hükümetçe sarih su­rette red ve takbih olunmuştur. Şurası da dikkate şayandır ki bu takbih. Mı­sırın, yurdumuz aleyhinde binbir tür­lü iftira ve tezvir işade etmekle meş­gul olduğu bir sıraya rastlamıştır.

Gazze tecavüz ve tahrikini tasvip et­meyen ve bunu yüksek sesle ifadeden çekinmeyen siyasetimiz, aynı zamanda Mısırın Suriyeyi peşine takarak bazı teşebbüslere girişmesine karşı da ka­yıtsız ve seyirci kalmamıştır. Samda­ki mümessilimiz kanaljyle Suriye ida­recilerine açıkça anlatılmıştır ki mem­leketimiz aleyhinde girişilecek herhan gi bir hareket, evvelce olduğu gibi, mukabelesiz kalmıyacaktır. Başvekilin dediği gibi, bizimle uzun bir hududu olan komşu memlekette olup bitenlere karşı seyirci kalamayız. Ortaşarkın emniyet ve huzurunu bozmağa cüret edenler. Türkiyeyi karşılarında dim­dik bulacaklardır. Bu sükûnu ihlâl eden ister İsrail olsun ister herhangi bir Arap memleketi; kararımız değişmiyecektir.

Arap kardeşleri asırlık ve çözülmez bağlarla kucaklamak isteyen Türkler,

bunlardan bazılarının gaflet ve ha­taya düşmelerini de müsamaha Üe gö­remez. Hele aleyhimizde entrikalar çevrilmesine ve kombinezonlar yapıl­masına asla razı olamaz.

Dünyanın bu nâzik ânında Ortaşarkın ehemmiyeti, körlerin dahi gözüne çar­pacak derecededir. Bu hakikati gör-memezliğe gelmek, hataların en büyü­ğünü teşkil eder. Dünyanın bu kö­şesi, ancak ilgili kuvvetlerin elele ver­mesiyle ve birbirlerine güvenmeleriyle korunabilir. Entrika ve dağılmada fe­lâket, birleşme ve anlaşmada ise kur­tuluş vardır.

Oyuna fifefen kim?

Yazan: Nadir Nadi

12/3/955     talihli     (Cumhuriyet) den:

Bolşevizme karşı savaş konusunda ba-z' yazarlarımızın acayib bir titizliği var. Bunlar gazeteleri, dergileri, hat­tâ okul kitablarmı pertavsızla inceli­yorlar. Bir kaya resminin çizgilerinden İstalin hayali mi seziliyor, Namık Ke­malin fotoğrafı uzaktan Kari Marx'ı mı andırıyor, en ufak bir şüphe kurtu içlerine girmeye görsün, artık o mek-teb kitabını veya o güzel sanatlar der­gisini yazan da, basan da, satan da mahvoldu demektir.

 «Vay sizi hainler! Masum çocukla­ra kaya parçası diye İstalin'in suratı­nı gösterirsiniz ha! Namık Kemalin sakalına dayanarak Marxizm mikrop­larını yurdumuzda yaymağa kalkış­mak sizin haddinize mi düşmüş? Ey ey valiler, ey bakanlar bu ne gaflet­tir? Biraz kımıldayın yahu! Tıkın şu herifleri deliğe. Yoksa bu gidişle bir gün vallahi Moskovanın oyununa gele­ceğiz.»

Hiç bir mübalâğaya kapılmaksizm yukarıya şemasını çıkardığım şu tab­loya bakacak olursak, Moskovanın oyununa asıl düşenler, bu zihniyeti ta­şıyan yazarlardır. Çünkü komünizme karşı tavsiye ettikleri savaş metodu ile bunlar, yurdumuzda bir terreur rejimi kurulmasını istemektedirler. Açık yazıları, hiç bir gizli tarafı olmıyan belli fikirleri bir yana  bırakınız,


 

hattâ satırlar arasından kayabilecek anlam sakatlıklarını da bir yana bıra­kınız, fakat bir okul kitabındaki şekil benzerliğinden ahkâm çıkarılır, yahud biraz serbestçe bir şi'rin altında mut­laka gizli maksadlar aranırsa, bu hali sansürlü ve kırbaçlı bir terreur reji­mine başvurmadıkça nasıl önliyebilirsiniz? Sansürlü ve kırbaçlı terreur rejimi ise Demir Perde nizamının tâ kendisidir. Gazete patronları sekreter­lerden, sekreterler yardımcılarından, onlar yazarlarından, yazarlar musahhih lerden, musahhihler mürettiblerden, velhasıl herkes birbirinden şüphelene­cek, vali kaymakama, kaymakam po­lis müdürüne yangözle bakacak. Her­kes «acaba ne mana verirler?» diye­rek yazamaz, konuşamaz, ahbaplarile iki lâf edemez hale gelecek. Çocuğu­nuza aldığınız okul kitabında «acaba birini andırır bir şekil var mı?» diye yüreğiniz titriyecek .

Böyle şey olmaz dostlar!

Bu zihniyeti benimsemiş görünen ya­zarların psychique yaradılışları hak­kında az çok bir fikrimiz olmasaydı, her şeyden önce onların iyi niyetinden şüphelenmek gerektiğini söyledik. Mac Carty'nin temsil ettiği dehşet ve kor­ku rejimi, bolşevizm propagandasına en elverişli bir yoldur. Bu adam Bir­leşik Amerikada sözünü dinletebilseydi, Moskova hesabına hiç bir atom ca­susunun başaramadığı bir hizmette bulunmuş olacaktı. Allahtan Amerika­lı dostlarımız hürriyete ve sağduyuya Mac Carty'den daha fazla kulak ver­diler de gülünç bir oyuna düşmekten kurtuldular.

Çok şükür milletimiz komünizme kar­şı uyanıktır. Fikir ve ideoloji olarak bu rejimin bir nevi çarizmden farksız olduğunu yeryüzünde ilk defa Türk­ler anlamışlardır. Köylüsü kentlisi bu gerçeği böylece bilir. Bir kaç samk ve satılmış adamın çevireceği dolabla koca milleti kandırmağa imkân var mıdır?

Zekeriya Sertel komünist imiş de yıl­larca kimse farkedememiş, Nâzım Hik­metin hapisten çıkması için diskçe imzalamak ahmaklık imiş. Zekeriya Sertel karısı yüzünden yolunu şaşıran bir zavallıdır. Burada,  «bolşevik    dudu» ile beraber serbestçe çalışırken ga­zetesini kim okuyor, fikirlerine veya propagandasına kaç kişi metelik veri­yordu? Nâzım Hikmete gelince. Bursa hapishanesinde oturup kendi bir martyr gibi teşhir etmesinden ise Moskovaya sığınması, ne mal olduğunu bü­tün millete açıkça göstermesi bizim bakımımızdan  elbette  daha  iyidir.

Komünizme karşı en tesirli savaş, ko­münistlerden korkmamak, ideolojile­rinin mahiyetini tartışmaktan çekin­memek ve memlekette hürriyet hava­sını her gün biraz daha genişletmeğe çalışmakla yapılır. Aydınlık, temelli ve sağlam rejimlerin vasfıdır.

Doğuda yeni bir Üniversite 15/3/955   tarihi   (Yeni   Sabah)ian.

Doğu'da yeni bir üniversite kurulma­sı ve bunun Erzurumda olması kararı kesin olarak verilmiş ve keyfiyet. Bakanlar Kurulunun tasvibinden geç­miştir. Böylece mevcud ve çalışmakta olan yüksek tahsil müesseselerine bir yenisi daha ilâve edilmiş olacaktır. Bu mesele etrafında üç dört senedir uzun uzadıya incelemeler yapılmış, Amerika'dan mütehassıslar getirtilerek mütalâaları alınmıştır. İstanbul ve An­kara Üniversitelerinden bir heyet de mahallinde tetkikler yaparak fikir ve mütalâalarını bildirmişti. Hattâ Ma­arif Vekili Celâl Yardımcı. Amerika'ya kadar uzanarak böyle bir Üniversi­tenin kurulması imkânları ve bu hu­susta Amerika'dan göreceğimiz yar­dımların hududları hakkında bir fikir sahibi olmağa çalışmıştı.

Ortada münakaşa edilen ve çarpışan iki fikir ye tez vardı. Hâlen Maliyette bulunan İstanbul ve Ankara Üniversi­teleri, Amerika'daki benzerleri seviye­sine yükselmişler midir ki bunların takviyesine himmet sarfetmekten vaz­geçilerek yeni yeni tesisler kurulu­yor? Tam muntazam ve mükemmel olmavan bir takım Üniversiteler mi meydana getirmek daha iyidir, yoksa cok mahdud bir Üniversite sayısı ile iktifa ederek onları hızla desteklemek mi daha muvafıktır?

Hakikatte ise bu münakaşa Ankara'da yeni  bir  Üniversitenin     kurulmasiyle bundan yıllarca evvel, yüzde yüz mü­kemmel olmasa da fazla Üniversite le­hinde halledilmiş oluyordu. Çünkü Er­zurum Üniversitesine itiraz olarak serdedilecek bütün mütalâalar vaktiyle Ankara'da Üniversite kurulmasına te­şebbüs edildiği zaman aynen ve he­men kelimesi kelimesiyle tekrarlan­mıştı. Türkiyede liselerin mikdari ço­ğaldıkça ve onların çıkardıkları talebe sayısı arttıkça İstanbul veya Ankaradaki yüksek tahsil müesseseleri adetâ işba hâline geliyor ve anormal sayıda okurlu sınıflar peyda oluyor. Mevcu­du bin hattâ iki bini aşan dershane­lerin talebe ve Profesörler bakımın­dan gayet verimli olması ihtimali şüphesiz mahduddur. Çok iyiye ve kalite­ye ehemmiyet verilecek olursa mik-dardan fedakârlık zarureti vardır. Halbuki aydınları mahdud bir ülkede seviyesi biraz düşük te olsa yurdun birçok sahalardaki ihtiyaçlarını kar­şılayacak elemanları bol bol çıkarmak daha faydalı gibi mütalâa olunabilir. Belki yetişecek hâkim, doktor, kimya­ger eczacı, iktisada., tam aranan ev­safta olmayacaktır. Ama hiç yoktan da iyidir denilebilir. Yeni açılan müesse­selerin zamanla tekâmül ederek mat­lûp seviyeye yükselmesi ihtimali dai­ma vardır. Nitekim Ankara Üniversi­tesi, bazı muhitlerde ilk zamanlarda uyandırdığı menfi tepkiyi çoktan sil­miştir.

Erzurumda kurulacak yeni Üniversite­nin memleketimize faydalı ve hayırlı olmasını candan dileriz.

Ne kadar uyanık olsak azdır 16/3/955 tarihli (Yenisabah) tan:

Moskovanm bilhassa komşu memleket­lerin harimine nüfuz hususunda o ka­dar usta ve üstün vasıta ve çârelerivardır ki hiç eki belli olmadan ve tamamiyle suret-i haktan görünerek sinsi sinsi propagandalar yapmak yolunu bulur. Bu gibilerin en canlı veparlaksilâhı, demokrasi ve fikir hürriyetidir.Bu kalkanın siperine sığman yazar­lar, solcu temayüller de Anayasanın verdiğim kânlardan faydalanmasının sağlanmasını isterler.__     Geçen gün temas ettiğimiz gibi haki­katen tam  demokrasi şekli yürürlükte olan ülkelerde solcu partiler de apaşikâr faaliyette bulunurlar. Ellerinde gazeteleri, Parlâmentolarda mebusları vardır. Meselâ Fransız meclisinde 100 den fazla mebusla temsil edilirler. İtal yada da öyle. Fakat, hiç unutmamak lâzımdır ki bu gibi memleketlerde yâ­ni Fransa ve İtalyada Muhafazakâr partiler, Hıristiyan Katolik siyasî top­luluklar tamamen serbesttir. Bunlar tıpkı komünist ve sosyalist partiler gi­bi yurdun sathında aşikâr surette fa­aliyette bulunurlar ve solculuk zehiri-ne karşı tam bir panzehir olarak mu­hafazakâr fikirleri muhafaza ederler. Bunların da gazeteleri ve mebusları vardır. Böylelikle bir muvazene hâsıl olur. Halbuki bizim solculuk müdafi­leri, demokrasi nimet ve hürriyetleri­ni sadece bu taraf için isterler, muhafazakârlık veya vicdanî hürriyet taraf­tarlarının nefes almalarına katiyen muvafakat etmezler ve her nevi ma­nevî tezahürü irtica ve yobazlık sa­yarlar.

Bu şartlar altında ve bu şekilde sadece solcular için hürriyet istemenin ne derece tehlikeli ve memleket genç­liği için yıkıcı olacağını tâvin etmek, büyük bir dirayet ve zekâ istemez.

Solculuk için hürriyet isteyenler, cid­den ve hakikaten vicdan hürriyetine ehemmiyet veriyorlarsa kızıllar için istediklerini temkin unsurları için de istemeleri lâzım gelmez mi? Fesat ve fitnenin en geniş girdiği kapıyı ağzına kadar açıp manevî desteklerin zaten dar kapısını büsbütün kapamak, yurt­severlikle telif edilebilir mi?

Biz, ödeten beri türlü coğrafî ve tari­hî sâikler altında solcu cereyanların ferih ve fahur gelişmesine imkân ver­mek esasını kabul etmiyor ve bunun tam bir demokratik geleneğe uygun olmadığını da pekala biliyoruz. Nite­kim aşırı sağcı cerevanlara hakikî de­mokrasiye uygun olduğu halde inkişaf zemini hazırlanmasını istemiyoruz ve bövlece memleketimize has bir nevi nadide demokrasi yürütüyoruz. Bu muvazenede bir değişiklik yapmak lâ­zım gelse ve buna lüzum görülürse terazinin kefesini solculuk lehine ağır bastırmak istiyecek kadar gaflette bu­lunmak akla gelir mi, gelebilir mi?

Hâsılı Türkiye, bu bahiste    fevkalâde uyanık olmağa devam etmelidir ve edecektir.

Gözümüzü dört açalım! Yazan: A. N. Karacan

19/3/955 tarihli (Milliyet)  den:

Amerika Hariciye Nezareti, 1945 yılı şubatında Yalta'da aktedilen konfe­ransın mahrem zabıtlarını neşretti. Dünyanın her tarafında bomba gibi patlayan zabıtlar. Roosevelt'in Yalta toplantısında Stalin'e bir çok tâvizler­de bulunduğunu, bir siyasî kepazelik sergisi hâlinde milletlerin gezleri ö-nüne seriverdi. Gerçi Amerika Cumhurreisinin her buluştukları zaman Rus diktatörü tarafından kafese ko­nulduğu bilinmekte idi. Fakat bir dev­let reisinin ne kadar ahmak olsa da böyle aldanabileceği, bu kadar akılsız bu derece mesuliyetsiz hareket etmiş olabileceği asla tahmin edilmemişti, edilemezdi. Yazık ki müthiş hakikat, tahminlerin en korkunçlarına bile pes dedirtti.

Rusya'nın 1945 ten beri Amerika ile İngiltere karşısında, her konferansta nasıl olup da ayak direyebildiği, hep bir hak, bir alacak ister gibi taleple­rinde neden bu derece inat ile ısrar et­tiği, neşredilen zabıtlarla, şimdi daha iyi anlaşıldı.

Anlaşıldı ki, Amerika adına Roosevelt adında bir zavallı adam, bir biçare sarsak. İngiltere adına malûm Churchill, Sovyet Rusya adına hareket eden bir kurnaz tilki ile_ Malta'da eski bir Carın sarayında toplanmışlar, sanki bir oyun masasında kumar fişleri da­ğıtır gibi milletleri, memleketleri ara­larında paylaşmağa koyulmuşlardır. Kim ne istemiş, kim neyi vermiş, kim neye razı olmuş, kim neyi vermemiş, alış verişin bütün hikâyesi zabıtlarda yazılıdır.

Türkiye. Türkiyenin sahip olduğu Bo­ğazlar, paylaşma mevzuunda başta gelen maddedir. Stalin Boğazlara yer­leşmek istediğini söylemiş. Roosevelt, Rus arkadaşını yormadan hemen «Pe­kâlâ!» demiştir. Roosvelt'in arkasından Churchil «Bagustüne» buyurmuş, bu suretle Türkiye'nin varlığı, bir ehem-

miyetsiz bob gibi, bir fiş gibi müzakere masası üzerine konmuştur.

Yalnız Türkiye üzerinde değil, Ameri­ka, İngiltere. Rusya'ya, sırf Japonya' ya karşı harb açsın diye, şarkta, garbda. tavizler, tavizler, ne istiyorsa ne diliyorsa vermişler, vermişler Stalin'in bir dediğini iki etmemişler.

Şimdi anlaşılıyor mu, bu meşhur dev­let adamları, bu ilâhi. sersemler, dün­yayı nasıl bu hâle getirdiler?

Zabıtları okuyunca, insana öyle geli­yor ki, sanki üç gangster toplanmış, dünyayı taksim ediyorlar! Aman Ya rabbi! Böyle bir meclisten Türkiyenin nasıl olup da bugünkü hâlinde sapa­sağlam çıkmış olması inanılmaz bir hâdise, bir mucizedir.

Dünü düşündükçe tüylerimizi ürper­ten bu vesikalar, yarını düşündükçe, bu âlemde baki kalmak istiyorsak, millet olarak hepimiz için ders, ibret dersi olsa yeridir.

Gözümüzü dört açalım.

Hayırlı isler

Yazan: Nadir Nadi

26/3/955 tarihli (Cumhuriyet) den:

İki, üç gün oluyorn memleketin eko­nomik kalkınması yolunda girişilen se­ri halinde büyük hamlelerden birine daha bağlandı; Gediz barajının da me­rasimle temeli atıldı. Bir kaç yıldır in­ceden inceye hesabları yapılan bu ba­raj, üç yıl sonra tamamlandığı zaman Ege bölgesine yeni bir selâmet ve enerji kaynağı olacak, çok geniş bir alanda toprağı sulayacak, sellere karşı koruyacak, ayrıca endüstri tesislerini ve halkı bol elektriğe kavuşturacak­tır. Yalnız bu baraj sayesinde Türki-yede nüfus başına düşen elektrik gü­cü, yılda S kilovat saatlik bir artış gösterecektir. Bu yüzden elde edece­ğimiz maddî, kazanç, baraj ve tesisleri­ne üç yıl içinde yapacağımız masraf­ları bir buçuk yılda Ödeyecek kadar büvük olacaktır. Bunlar tahmin değil, ihtisas sahibi mühendislerin uzun boy­lu çalışıp ortaya çıkardıkları kesin hesablârdır.

Fakat bizi asıl memnun eden nokta, Türk vatandaşları tarafından yurdu­muzdaki ekonomik kalkınma hamle­lerine gösterilen yakın ve sıcak ilgi­dir. Gediz barajının temel atma töre­nine oralı C.H.P. teşekkülleri de katıl­mış^ bu vesile ile C.H.P. yapıları baş­tanbaşa donatılmıştır. Politik inanç ayrımları gözetmeksizin halkımızın bu gibi teşebbüsleri yürekten benimseme­si, ekonomik kalkınma davamızı başa­rıya ulaştıracak en kuvvetli destekler­den biridir. Geri kalmış milletler sıra­sından kurtulup ileri ve medenî mil­letler sırasına kavuşmamız gerektiği­ne Türk vatandaşı inanıyor. Bu uğur­da hükümetin teşebbüs üstüne teşeb­büse geçmesini istiyor ve ne yapılırsa az bularak «daha, daha!» diyor. Bir memlekette ekonomik kalkınma poli­tikasının hızlı adımlarla yürütülebil­mesi için bundan daha kuvvetli bir destek tasavvur olunabilir mi?

Halbuki girişilen hamlelerin henüz meyva vermeğe başlamadığı bir devir­de yaşıyoruz. Ekonomik kalkınma dâ­vamızın en nazik yıllarındayız. Mil­yarlarca liralık yatırım yapılmış, fa­kat bunların neticesi daha alınmamış-tir. Her yerde sonsuz bir gayretle ça­lışılıyor. Şurada bir baraj, burada bir başka baraj % orada liman, beride bir fabrika, hepsi henüz yapım halinde. Ejuralara oluktan boşaltır gibi dur­maksızın para döküyoruz. Sıkıntımızın başlıca sebeblerinden biri de şüphesiz budur. Bununla beraber, ekonomi bil­gilerinin «büyüme krizi» diye adlan­dırdıkları şu durumun geçici olduğuna geniş halk kütleleri inanıyor. Vatan­daş çoğunluğu, yatırım çalışmaları ilerleyip de temeli atılan tesisler bi­rer birer işlemeğe açıldığı zaman, şim­diki mevziî sıkıntıların da kısa zaman da azalacağını ve ortada kalkacağını düşünüyor.

Böyle düşünen vatandaşların iyi niye­tine bakarak hükümet bundan kendi­ne bir iftihar payı çıkarmakta haklı­dır. Biz Demokrat Parti iktidarından, hükümete güvenen vatandaşı hayal kırıklığına uğratmamak için, her gün artan bir dikkatle çalışmasını ve ge­çici dediğimiz sıkıntıları da biran ön­ce giderme çarelerini arayıp bulmasini bekleriz.

18 Mart Zaferi

Yazan : Muammer Baykan

28/3/1955 tarihli  (Zafer)  den:

Çanakkale Zaferinin bir yıl dönümü­nü daha, Birleşmiş Milletlerin ve hür insanlısın saflarında, kalkman ve ilerliyen bir memleketin çocukları ola­rak  kutlamanın   sevinci   içindeyiz.

O gün karşımıza düşman olarak çı­kanlar, Türkün vatan ve istiklâl aş­kını. Türkün mert ve asil seciyesini o omuz omuza denebilecek yakın siper günlerinden tanıyıp takdir etmiş, aynı asil ve insanî gaye uğrunda bizimle elele vermiş büyük dostlardır.

Ganakkale'den Galiçya'ya Kafkas'tan Mısır'a kadar, her yerde Türk erinin gösterdiği misilsiz kahramanlığa rağ­men, göçüp giden Osmanlı İmparator­luğunun enkazı üstünde yükselen Tür­kiye Cumhuriyetinin, artık kimsenin sırtından geçinmiyeceği ve kimseyi sırtından geçindirmiyeceği dünyaca malûm olmuştur.

Bugünkü hür ve ileri Türkiye'nin te­melleri, o gün ateşler içinde pişip tunç lasmış olan Çanakkale tonrakları üre­rinde atılmıştır. O Çanakkale ki, bütün düşman dünyaya en zor şartlar içinde Türk azmini bir daha venilmez olarak belirtmiş, Türk'ün millî miiacdelpsinde bas olacak insanı, büyük örsünde şanlı bir kılıca su ve biçim verir gibi kılıca su ve biçim verir gibi ateşinden gelirin yetiştirmiştir. Gerçi 18 mart Çanakkale'deki deniz zaferinin yıldö­nümüdür. Fakat biz 18 Martta bütün o civarda gelro gecemiş kara savaş­larının da zaferlerini hatırlıyoruz. Hep sinin gazilerini birden hürmetle anı­yor, hepsinin şehitleri huzurunda bir­den minnetle eğiliyoruz.

Bir an için hep beraber o günleri şöy­le bir ha tır Uyalım:

1914 yılındavız. Birinci Cihan harbinin patlak verdiği dünlerde, dünya iki kı­sıma ayni birbirine girmiş. Avrupa devletlerinin birbirine zıt emellerivle ihtirasları çatısı çatışa elektrik yüklü bulutlar gibi dünva ü?erine yıldırım yağdırmağa kovulmuş. Her taraftan ve ateş içinde, Müttefikleri Çar Rusyasına rahat nefes aldırıp harpte onun bütün imkânlarından faydalanmak için aradaki boğazları eline geçirmek iste­yen Fransız ve İngiliz kuvvetleri bu kan ve ateşin en müthişini Çanakkale civarına yığmışlar:

440 bini İngiliz. 160 bini Fransız: 600 bin tonilato.

148'i İngiliz. 83'ü Fransız; 231 müstah­kem gemi.

895'i İngiliz, 260, Fransız; 1155 büyük top.

Allanın öbür dünyadaki cehennemini andıran, o zamanlar için yer yüzün­de daha korkuncunun meydana geti­rilmesi mümkün olmayan cehennem. Her gemi bir cehennem makinesi. Dün yanın en güzel en cazip dekoru olan boğazda dünyanın en haşin, en kor­kunç faciası cereyan ediyor. 231 gemi den 1155 top hiç durmadan bir ağız­dan ateş püskürüyor. Boğazın iki sa­hili de yangın içinde. Sadece ağaçlar değil dağlar taşlar da yanıyor. İki kır­mızı dalga ortasında bir mavi şerit: Şaşkın ve küskün deniz yangınla dal­galanan karaya dalmış. Çanakkale hal­kı tepelerden yaşlı gözler ve sıkık yumruklarla şehrin yanışını seyredi­yor. İstilâcılarca her şey hesaplanmış; inceden inceye plânlı: Boğaz boyunca tabyalar nasıl susturulacak, Boğaz su­larındaki mayınlar nasıl temizlenecek, karaya nereden asker çıkarılacak; hepsi hepsi hesap edilmiş. Yalnız bir tek şey düşünülmemiş, hesaba katıl­mamış: Türk insanının vatan koruma azmi, Türk milletinin vatan sevgisi. Bilmiyorlar ki Türkçede bir ata sözü vardır: Can boğazdan gelir. Bu ar­tık basit bir yaşama kaidesinin insanı gıda almağa teşvik eden basit sözü değildir. Bu söz sanki bir ferd için değil bütün bir yurt için söylenmiştir. Evet Türkiye'ye can Boğazdan gelir. Türkiye'nin boğazını sıkmak istiyen, biraz sonra kendini yerde can çekişircesine debelenir bulacaktır.

Tekrar 18 mart gününe bir göz ata­lım:

Fecirle birlikte İngiliz ve Fransız gemi­lerinden meydana gelmiş büyük bir düşman armadası, neticeden emin, bo­ğaz içerlerine doğru yol almaktadır. İki kıyıdaki tabyalarımızın    toplarına

henüz hedef olmıyacak durumda bu­lunan bu amansız donanma müstahkem mevkilerimizi devamlı ateşi altına al­mıştır. Tabyalarımızın zararsız, müs­tahkem mevkilerimizin susturulmuş olduğuna kanaat getiren düşman ağır ağır ilerlemektedir. Birden bir yaylım ateş tabyalarımızdan düşman gemile­ri üstüne ilk gülle yağmurunu yağdırıvermektedir. Onlardan bir misli cevap gelmesi bir kaç dakika işidir. Fakat ne zaman nerede, ne şartlar için­de olursa olsun baş silâh, yürektir. Bir gece evvel canını dişine takan küçük Nusret mayın gemimiz Boğaz sularını son bir defa mayınlarla doldurmuştur. Üstten toplarımızın yağmuruna tutu­lup alttan mayınlarımızın tarlasına düşen mağrur donanma hakettiği ceza­yı bulmakta gecikmiyecekür. O koca gemilerden bir kaçının, tarih öncesi de­niz ejderlerinin leşleri gibi mavi sula­rın akıntısına kapılarak kenarlara sürüklendiğini gören Çanakkale halkı sevincinden şükran göz yaşları dök­mektedir.

Ve işte yıllardan sonra bugün ordu­muzda ayni güven, halkımızda ayni ne­şe ve üstelik o zamanki düşmanları­mız şimdi yanı başımızda dost, Boğaz­ları üstün tehlikelere karşı beklemek azmiyle ayakta, dimdik, vakur ve emin, öyle korkulu bir hâle değil, şanlı bir istikbale    bakmaktayız.

Sizi bu güze! vesileden faydalanarak mübarek Gaza diyarı Çanakkale'yi ilk fırsatta görmeğe davet etmek isterim. Her karış toprağında bir şehit kemiği yatan bu mübarek yerlerde gözleriniz dola dola, göğsünüz kabara-kabara dolaşmak, çocuklarınızı ellerin­den tutarak o günlerin şanlı menkibe-îerini, o siper kenarlarında anlatmak­la millî duygularım besleyerek ora­larda gezdirmek hem zevktir, hem va­zifedir, hem de en güzel ve haklı bir gurur kaynağıdır. Türklük, o sessiz topraklarda bir ebedî nabız gibi atar. Anafsrtalar, Conk bayırı. Kemal yeri.. Çanakkale sırtlarının her köşesinde adım başında bir yeni menkıbe sizi karşılayıp uğurlıyacaktır.

18 mart tarihi üzerinde durmuşken yazımı, 18 Mart'ı 333 de Selim bey çiftliğindeki siperler içinden Yüzbaşı Kasım'ın yazıp ailesine gönderdiği mektubun son satırlarını kaydederek bitireceğim. Bu Yüzbaşı Kasım, Çanak­kale sırtlarında mukaddes vatan için gözünü kırpmadan can vermiş, yüz binlerce genç Türk kahramanlarından sâdece bir tanesidir. Bir Örneğidir.

Bu mektubu yazdıktan sonra daha günlerce, siperlerde canla, başla çar­pışıp ve 11 Nisan 1333 de şehit düş­müştür. Daha sağ salimken düşmana silâh eckİD vatan müdafaasına aslan­lar gibi döğüşürken mektupta aynen şöyle diyor:

«Ben mukaddes vatan vazifem uğrunda terki hayat ettim. Bahtiyarım. Bana düşen vazifeyi yaptım. Artık gerisini size bırakıyorum.»

1 Mart 1955

 Savarona Okul Gemisi:

Reisicumhurumuz Pakistandan hare­ketinden evvel basma şu beyanatta bu­lunmuştur:

«Aziz Pakistan topraklarından ayrıl­mak üzere bulunuyorum. Bu münase­betle kardeş Pakistan halkına bir kere daha hitap etmek isterim.

Güzel memleketinize gelirken mukad­des bir emanet olarak milletimin, Pa­kistan milletine olan sevgisini, itimat ve hürmetini getirmiştim. Bana tevdi edilen bu emaneti, her gittiğim yerde bütün sarahat ve açıklığı ile ortaya koydum. Bütün kalblerin en büyük bir samimiyet ve hararetle bana mukabe­le ettiğini derin bir heyecanla hisset­tim. Gittiğimiz yerlerde daima kesif halk kitleleri bizi, gözlerimizi yaşarta­cak şekilde karşıladı. Bu arada aziz dostum Gulam Muhammed oldu&u hal­de görüştüğüm bütün devlet adamla­rında, kumandanlarında Salim ve ya­pıcı düşüncelerin, bulunmaz bir azmin mevcudiyetini  gördüm.

Seyrettiğim bütün askerî gösterilerde, Pakistan birliklerinin ciddi bir disip­lin ve müşterek harekât kabiliyetime malik olduklarını memnuniyetle mü­şahede ettim, mevcudivet ve çalışma­ları ile her zaman iftihar edebileceği­ni? üç üniversiteniz, bana ayrı ayrı fahri doktorluk payesini tevcih et­mek lütfunda bulundular.

Aralarında geçirdiği hakiki bir ilim zihniyetinin, daima yükselmek ve yük­seltilmek idealinin hakim bulunduğu­nu gördüm. Bu müşahedelerimden şu neticeye vardım:

Kardeş Pakistan milleti müstesna me­ziyetlere maliktir. Büyük bir olgunluk ve maharetle terakki merhalelerini süratle katetmek yoluna girmiştir. Bu­na şahit olmakla bizler de büyük bir iftihar ve inşirah, duymaktayız. Böyle yüksek bir milletin kardeşi olmayı bü­yük bir mazhariyet    telâkki ediyoruz.

müşterek ülkümüzde, sulhun tesisi ve müdafaa emniyetinin takviyesi maksadiyle imzaladığımız dostluk ve işbir­liği andlaşmasmm açtığı yolda müte­madi terakkiler vuku bulmuştur. Tür­kiye şimdi Irak ile de yine sulh ve em­niyet gayelerini güden bir andlaşma imzalamış bulunmaktadır. Bu pakt ise hüsnüniyete ve geniş insanî ide­allere istinat eden fikir ve teşebbüsle­rin ergeç faydalı ve muzaffer olacağı­na parlak bir misaldir. Memleketleri­miz hayırlı faaliyetleri ile haklı ola­rak iftihar edebilirler. İşte kardeş Pa­kistandan ayrılırken bir kere daha tek­rar-etmek istediğim hususlar bunlar­dır.

Memleketime döndüğüm ve .buradaki görüşlerimi ve edindiğim intibaları ulaştırdığım zaman, vatandaşlarım, Pakistan milletinin kendilerine olan sevgi ve alâkasının ne kadar hudutsuz olduğunu anlamış olacaklardır. Siz muhterem matbuat sahiplerinden bu sözlerimi Pakistan milletine duyur­manızı rica ederim. Ayni zamanda zivaretim münasebetiyle neşrettiğiniz haber ve makalelerle hakikat', olduğu gibi ifade etmek ve Türkiye Pakistan dostlusunun hem iki taraflı, hem de beynelmilel kıymetini tebarüz ettir­mek hususunda gösterdiğiniz dikkatli himmetten dolayı sizlere de teşekkür etmek isterim...

4 Mart Î955

 Atina

Ankara'da yapılmış olan üç Hariciye Vekili toplantısına dair dün izahatte bulunan Yunanistan Hariciye Vekili M. Stefan Stefanopulos şunları söyle­miştir:

«Bal kan ittifakı Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya'nın müdafaa vasıtaları­nın takviyesi ve üç memleket halkının hayat seviyelerinin yükselmesi yolun­da inkişaf etmektedir.

Bu toplantıdan tam bir memnuniyetle dönüyorum.  Vardığımız neticeler,     üç memleketi birleştiren bağların sıkı ve Çözülmez olduğunu ispat etmektedir. Görüşlerimizdeki birlik, ittifakımızın zayıflıyac ağını tahmin edenlere veya bekliyenlere ve üç müttefik arasında ihtilâf belirtileri sezdiklerini iddia edenler için mükemmel bir cevap teş­kil eder.»

M. Stefanopulos üçlü askerî işbirliği­nin yakında iktisadî ve kültürel saha­lara da teşmil edileceğini ve üç hükü­metin bilhassa, Balkan istişarî meclisi­nin faaliyete geçmesinden sonra bir mügterek ticaret odası ihdas etmek tasavvurunda bulunduklarını ilâve et­miştir.

 Belgrad :

{Reuter Ajansı bildiriyor) Yugoslav hükümeti bugün parlamen­toya verdimi yıllık raporunda, 1954 yı­lında 98.000 kişilik Türk azınlığının beşte birinin Türkiyeye hicret ettiği­ni açıklamıştır.

Raporda gecen sene 19 194 Türkün Yugoslav tabiyetinden çıkarak Türki­yeye gittiği bildirilmektedir.

Yabancı müşahitler, isteyenlerin müte kabilen öbür memlekete nakledilmele­ri hususundaki Türk-Yugoslav anlaşmasmın Balkan ittifakı içinde iki mem­leketin kuvvetlenmekte olan dostlusu­nun bir meyvası olduğunu söylemek­tedirler.

Avnı raporda 1954 yılı zarfında 912 Almanın da Yusoslav vatandaşlığını bıraktığı açıklanmaktadır.

Harpten önce sayıları yarım milyona yükselen Alman azınlığının halen virmi bin civarında olduğu sanılmakta­dır.

Londra :

Kraliçe Elizabeth. Türkiye'nin müte­veffa Londra Büyükelçisi Hüseyin Ra. gıp Baydur'un nâşının cumartesi gü­nü Ankara'ya gönderilmesi sırasında askerî merasim yapılmasını emretmiş­tir. Büyükelçi geçen hafta cumartesi günü uyurken vefat etmişti. Elçinin nâaşı kraliyet hava kuvvetlerine ait hususî bir uçakla Ankara'ya nakle­dilecektir.

Tabut bir top arabası   üstünde ve kraliyet süvari muhafız birlikleri ile atlı polis refakatinde elçilik binasından yo­la çıkarıldığı sırada Hyde Park'tan on-dokuz pare top atışı ile selâmlanacaktır. Tabut Knıghts bridge kışlası önün­de bir cenaze otomobiline konulacak ve hususî otomobillerin refakatinde hava alanına getirilecektir.

  Belgrad:

Ankara'da toplanmış olan Türk, Yu­goslav ve Yunan Dışişleri Vekillerinin almış oldukları kararlar hakkında Yu­goslav Yugopress Ajansına beyanatta bulunan Yugoslav millî Meclisi Reisi Mose Piv?de. ezcümle şunları söyle­miştir: «Üç Balkan devleti arasında ıs-tişarî bir Meclis kurulması keyfiyeti çok önemli bir olaydır ve müşterek bir parlâmento tesisi vadisinde atılmış bir ilk adımdır».

Sözlerine devam eden Meclis Başkanı bu meclisin selâhiyet ve vazifeleri ba­kımından istişarî bir hüviyeti olaca­kına işaret etmekle beraber, müttefik devletler arasında tam bir işbirliğinin gelişmesi hususunda büyük bir rolü olduğunu belirtmiştir.

5 Msrt 1955

  Amman :

Hükümetimiz tarafından Ürdün Ordu­suna hedive edilen üc «uğur., tipi uça­ğımızın Ürdün'e vasıl olması iki mem­leket arasındaki dostluk ve sevgi hislerinin tezahürüne parlak bir vesile teşkil evlemistir. Uçaklar bugün saat beşte Amman'a gelmiş ve merasimle Ürdün ordusuna teslim edilmiştir. Me­rasimi müteakip uçakları bizzat teftiş edilen kral hazretleri samimî tahassüs ve teşekkürlerinin Reisicumhurumuza ve hükümetimize iblâmı Amman elçi­mizden rica eylemişlerdir.

Bilâhare Kral Hazretleri tavyarecilerimizi çaya davet eylemek lütfunda bu­lunmuş ve kendilerine ayrı aynı ilti­fat eylemişlerdir.

Bu gece Pakistan'a hareket ede­ceklerinden tayyarecilerimizle daha faz la görüşmek imkânına sahio olama­dıklarından dolayı üzüntülerini ifade eden Kral Hazretlerinin seyahatten av­detlerine kadar tayyarecilerimizin Ür­dün hükümetinin misafiri olarak Am­man'da  kalmaları  arzusunu  izhar  eylemeleri üzerine tayyarecilerimiz ika­metlerini memnuniyetle uzatmışlardır.

14    Mart 1955

  Belgrat:

Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya P. T.T. idareleri temsilcilerinin iştiraki ile toplanan konferans bu sabah Bel­grat'ta açılmıştır. Bu konferansta bir Balkan Posta birliği kurulması için gerekli hususlar incelenecektir.

Konferans, çalışmalarını hafta sonun­da  bitirecektir.

15    Mart 1955

  Ankara :

M.M.V.   Temsii   Bürosundan bildirilmiştir.

Amerika'da pilotaj tahsilinde bulunan yedek pilot teğmen Sadi Kaban gerek uçuş, gerek nazarî derslerde, diğer milletlere mensup öğrenciler arasında gösterdiği üstün başarıdan dolayı A-" merika hava kuvvetleri kumandanlığınca fevkalâde başarı mükâfatı ile taltif edilmiştir. Yabancı memleketde, milletimizin ve havacılarımızın kabili­yet ve şerefini lâyık olduğu mertebe­de tanıtan bu subayımıza hava kuvvet­leri kumandanı korgeneral Fevzi Uçaner bir tebrik telgrafı göndermiş­tir.

  Kahire :

Kahire Büyükelçimiz Rıfkı Rüştü Zor­lu dün akşam Büyük Elçilik salonla­rında bir kokteyl parti vermiştir.

Bu toplantıda Arap Birliği sekreteri, kordiplomatik mensupları ve Kahire'nin ileri gelen şahsiyetleri refikalarıyla birlikte hazır bulunmuşlardır.

Toplantı dostane ve samimî bir hava içinde cereyan etmiştir.

17 Mart 1955

  Atina :

Türkiye'yi, Kıbrıs ve Mısır'ı ziyareti müteakip Yunanistana gelen ve bura­da da üç gün kaldıktan sonra bu sa­bah Roma'ya hareket eden Amerikan gazetecileri heyetinin reisi. hareketi sırasında bana şunları söyledi:

«Gezdiğimiz memleketler içinde en çok takdir ettiğimiz memleket, Türkiye olmuştur. Dünyanın bu karışık günle­rinde, Türkiye ne istediğini bilir, istik­rarlı bir memlekettir. Keşke Demok­rasi dünyasında bütün memleketler Türkiye gibi olsalardı.

Memleketinize hayran kaldık. Birçoğu­muz ilk fırsatta tekrar Türkiye'ye gi­dip orada daha derin tetkikler yapma­yı ve bu mevzuda Amerikan halk ef­kârını daha ziyade aydınlatacak eser­ler yazmağı düşünüyoruz.

Hayranlığımız yalnız topyekûn Türk milletine inhisar etmemiştir. Türk dev­let adamları da, iftihar edilecek dere­cede çok takdire lâyık insanlardır.»

20 Mart 1955

  Floransa:

Bugün burada yapılan maçta Türk Ordu takımı Hollanda Ordu takımım 30 mağlûp etmiştir.

25 Mart 1955

  Cenevre :

Birleşmiş Milletler Avrupa iktisat konseyinin bugünkü toplantısında söz alan Türkiye delegesi C.S. Hayta. Konsey Genel Sekreterini ve yardımcıla­rını hazırlamış oldukları kıymetli ra­pordan dolayı tebrik etmiş ve Türkiyenin, bazı gayri müsait dış şartlara rağmen iktisadî inkişafını devam et­tirmekte olduğunu kaydetmiştir. Türkiyenin iktisadî kalkınmasında Ame­rikan yardımının da payı bulunduğu­nu söyleyen delegemiz, geçen yıl için­de ekilen arazinin mühim miktarda arttığını ve sanayiinin süratle inkişaf ettiğini söylemiştir.

Bundan sonra, petrol araştırmalarının devam ettiğini kaydeden C.S. Hayta, madencilik alanında süratle inkişaf vuku bulduğunu, memleketin sulama işlerini ayarlamak üzere, barajlar ve sulama tesisleri meydana getirildiğini bildirmiştir. Delegemiz, Ziraat saha­sında da büyük ilerlemeler kaydedildi­ğini nakliye ve ulaştırma vasıtaları­nın, her geçen gün arttığını beyan etmiştir.

Türkiyenin geniş imkânlara malik olduğunu söyleyen Türk delegesi, hükü­metinin Güney Avrupa iktisadiyatının inkişafı alanında gayret sarfetmeğe ve ilgili diğer memleketlerle bu sahada işbirliğinde bulunmağa hazır olduğu­nu teyid etmiştir.

26 Mart 1955

 Kahire :

Türk Kuvvetlerinin Suriye hududun­da toplandığı yolunda Şam gazetele­rine atfen «Associated Press» Ajansı tarafından verilen haber Kahire gaze­teleri tarafından yayınlanmıştır. Bütün gazeteler günün başlıca mevzuu diye vasıflandırdıkları Türkiye - Suriye gerginliğini yorumlamaktadır. Bu ga­zetelerden «El Ahram» Arap hükü­metleri başkanlarının mart ayı sonun­da yapacakları toplantıya dair mîllî istikamet Vekili Salah Salim'in sözle­rini hatırlattıktan sonra şunları ilâve etmektedir: a Türkler, Arapları kendi paktlarına ithal etmek için giriştikle­ri manevraların akamete uğradığına kanaat getirmiş görünmektedirler. Fil­hakika Irak milletinin muhalefetine rağmen yalnız Nuri Said hükümeti Türkleri desteklemek lüzumunu his­setmiştir. Bu vaziyet, yegâne 'arzusu komşusu Türkiye ile dostane müna­sebetlerini haleldar etmemek olan Suriyeye karşı Türklerin almış oldukla­rı tahrikçi durumu izah    etmektedir.

Suriye'nin, bu politikayı katiyen terketmek arzusunda olmadığına dair Dış işleri Vekilinin yaptığı beyanata ve Birleşmiş Milletler anayasası çerçeve­sinde, diğer Arap memleketleriyle bir­likte toprak bütünlüğünü sağlamak için lüzumlu tedbirleri almak istemesine rağmen Türkiye, komşusuna karşı teh­ditlerini arttırmak ve işlerine müda­hale etmek suretiyle bu hareketinde devam etmektedir.»

«El Ahbarn gazetesi şöyle demektedir; «Türkiye'nin hareketi gitgide daha faz­la hayret uyandırmakta ve komşusu ile bir anlaşmaya varmaktansa onu tahrik etmek arzusunda bulunduğunu göstermektedir. Suriye. Arap paktına iltihakının hiç bir mütecavizane gaye­yi gizlemediği ve Arap memleketlerine katî bir sükûn sağlamak gayesini güt­tüğü yolunda teminat verirken,  Türkiye gayri dostane durumunda İsrar etmekte ve her çâreye baş vurarak Suriye'yi tahrik etmeğe çalışmakta­dır. Türkiye'nin bundan maksadı Su­riye üzerinde bir tazyik icra ederek bugün takibettiği politikayı bıraktır­mak ve yerine kendi politikasını ka­bule zorlamaktır.

Bundan anlaşıldığına göre Türkiye, vaktiyle Suriye'nin Osmanlı İmpara­torluğunun bir parçası bulunduğu ve İstanbul'dan direktif ve emir aldığı devre ait eski Osmanlı zihniyetine uy­maya hâlâ devam etmektedir. Türkiye Suriye'ye, sanki ayrı bir şahsiyete ve takip edeceği politikayı kendi millî menfaat ve emlleri çerçevesinde bizzat tesbit hürriyetine sahip, bir (bağımsız memleket değilmiş gibi hitap etmekte­dir.

Suriye'nin politikasının esaslarını tes­bit için Türk hükümetiyle istişarede bulunması ve onun iradesine boyun eğmesi gerektiğini kabul mü etmelidir? Suriye'nin aldığı durum Türkiye için ne bakımdan tehlike arzetmektedir ve yeni Arap paktının Türkiye aleyhine müteveccih olduğunu şimdiye kadar kim söylemiştir?»

«El Cumhuriyet» gazetesi de «Türkiyenin mütecavizane durumu» başlığı al­tında şöyle demektedir:

«Suriye milleti Nuri Said-Menderes Paktına muhalefet ettiği ve bu muha­lefet Suriye hükümetinin, değişmesi­ni ve üçlü Arap Güvenlik paktına gir­mesini sağladığından beri, durumunu değiştirmeye mecbur edilmek için Tür kiye'nin ve emperyalistlerin baskıları­na maruz kalmaktadır. Daha vahimi, Suriye'nin yeni Arap güvenlik paktına olan güvenini beyanla beraber Türki­ye ile dostane münasebetlerini halel­dar etmiyeceği yolunda vermiş olduğu teminatın samimî olmadığı iddiasiyle ve mütecavizane bir lisanla, Türkiye tarafından  reddedilmiş olmasıdır.

Bu, son zamanlarda Suriye hududun­da kaydedilen tahrik hareketlerini izah etmektedir. Fakat ne tazyik, ne tehdit, ne gerginliğin artması ve ne de istikrarsızlık Suriye, Mısır ve bü­tün Arap memleketlerinde Nuri Said-Menderes Paktına ve askerî ittifak­lara açıkça muhalif olan halk iradesini, kendilerine dinletilen mütecaviza-ne ve tahrikçi sözlere rağmen, sars­maya muvaffak olamıyacaktır.

Diğer taraftan Millî İstikamet Vekili Salâh Salem. Türk-Irak Paktına dair kendisine atfen yanlış bir beyanat ya­yınlayan Ajansın, France-Presse Ajan sı olduğunu basma bildirmiş ve şunla­rı ilâve etmiştir: «Üç Arap devletinin yeni bir pakt akdetmek üzere bulun­dukları bir sırada bu haberin yaym-lanmasmdaki maksat açıktır. Eter Mı­sır, . Türk-Irak Paktına katılmak iste­seydi, neden bu pak* aleyhinde bu kadar gürültü yapar ve ayrıca bütün Arap dünyası tarafından desteklenir­di?»

 Şam:

Lise talebeleri bu sabah Türkiye aley­hinde bağırıp çağırarak nümayişte bu­lunmuşlardır.

Türkiye'nin Suriye muvacehesindeki tavrını protesto maksadiyle bu sabah talebeler mektebe gitmemişlerdir.

29 Mart 1955

 Şam :

Üç günden beri Şam'da toplantılar ya­pan işçi sendikaları kongresi çalışma­larını bitirmiştir. Kongrenin kabul et­tiği karar suretleri arasında şunlar Vardır:

Sulhun  müdafaası  ve  atom  silâh­larının men'i

Türk-Irak paktı da dahil olmak ü-zere yabancı askerî ittifakların reddi.

Tarafsızlığın    idamesi ve hüküme­tin Türkiye ve emperyalist    devletler muvacehesindeki siyasetinin desteklen­mesi.

itti-

 Suriye-Mısır-Suudi Arabistan fakının tahakkuku.

  İsrail ile sulhun reddi ve gerek ku­zeyde   gerekse   güneyde      gaspedilmiş Suriye topraklarının yeniden ele    ge­çirilmesi.

Kuzey  Afrika Araplarma müzahe­ret.

Asya-Afrika konferansını tesvip vesaire.

Kongre toplantısından sonra binlerce işçi başkent sokaklarında nümayişte bulunmuşlardır. Gösteriler hâdisesiz geçmiştir.

Paris :

Mısır hükümetinin resmî bir sözcüsü Kahire radyosunda, Suriye ile Türkiye arasında mevcut gerginlik hakkında şunları söylemiştir: «Mısır sonuna ka­dar Suriye'yi destekliyecek ve hür bir memleket olması itibariyle bu memle­ketin topraklarına veya toprak bütün­lüğüne karşı yapılacak herhangi bir te­cavüz hareketi Mısır'a ve Mısır mille­tine karşı yapılmış bir tecavüz telâkki edilecektir.»

Sözcü Suriye - Türkiye ihtilâfının halli için Irak'ın tavassutta bulunma­sına da temas ederek şöyle demiş­tir.

Nuri Said. Orta Doğu memleketleri­nin istiklâli aleyhine komplo hazırla­makta ve Arap davasına ihanet et­mektedir. Nuri Said'in, bir köle gibi Türkiye'nin menfaatlerine hizmet et­meksizin, bu memleket ile Suriye ara­sında nasıl bir uzlaştırma rolü oynı-yacağmı anlıyamıyoruz.»

 Bağdad:

Türkiye ile Suriye arasındaki anlaş­mazlığın izalesi için Irak Başvekili Nuri Said temaslarına başlamıştır ve bu arada Suriye sefiriyle görüşmüş­tür.

Diğer taraftan Lübnanın da teşebbüse geçtiği bildirilmektedir. Anlaşmazlı­ğın bertaraf edilebileceği hakkında bir kanaat mevcuttur .Yarın (bugün) Lüb­nan sefiri Türk ve İngiliz Elçileriyle görüşecektir.

29 Mart 1955

Moskova :

İyi haber alan bir kaynaktan öğrenil­diğine göre. Suriyenin Moskova'daki Elçisinin "Sovyet Dışişleri Vekili Molotof nezdinde yapmış olduğu ziyaret sadece bir nezaket ziyareti olmuştur. Zira, geçen temmuz ayından beri Mos­kova'da bulunmasına rağmen, Suriye Elçisi şimdiye kadar Sovyet    Dışişleri

Vekili ile görüşmek fırsatını elde ede­memişti.

Yine aynı kaynak bu görüşme sırasın­da hiçbir önemli meselenin ele alın­madığını ve Moskova diplomatik çev­releri ile yabancı basında ortaya atı­lan söylentilerin aksine, ne Molotof ne de başka bir Sovyet idarecisinin Suriye Elçisi Kianî ile Türkiye-Suriye ihtilâfına dair bir görüşme yapmadı­ğını bildirmektedir.

Bununla beraber, Türkiye-Suriye ihti­lâfının Sovyet Rusyada uyandırdığı il­gi bu meseleye uzun makaleler ayıran gazeteler tarafından açıkca ifade edil­mektedir. Her ne kadar başlıca Sovyet gazeteleri olan Pravda ve İzvestia bu konuda her türlü yorumdan kaçın­makta iseler de, her gün muntazaman yabancı kaynaklardan bu konuya dair alınmış olan haberleri şu tarz başlık­lar altında vermektedirler: «Türkiye, Suriye'yi silâhlı bir müdahale ile teh­dit ediyor»  «Suriye üzerindeki bas­kı devam ediyor»  «Türkiye - Suri­ye sınırında askerî tahrik»  «Türk hükümetinin tahrikleri Arap umumi efkârında infial uyandırıyor.»

«Kızıl Yıldız» gazetesinde Nikolaef im­zası altında çıkan bir yazıda «Anglo-Amerikan emperyalistleri ve onların orta ve yakın doğudaki para ile tutul­muş adamları bu bölgedeki hüküm­ran milletlerin mukadderatı ile oyna­makla» itham edilmektedir.

Nikolaef, Türkiye'yi Amerika'nın ya­kın doğudaki «Jandarma» sı olmakla itham ediyor ve «Suriye hükümetinin takibettiği siyaset ile Suriye'nin Tür­kiye ile bir pakta dahil olmayı red­detmesinin Türk makamlarıyla onla­rın ilham aldıkları Amerikalıların işi­ne gelmiyeceğini» iddia ediyor.

Yine aynı yazıda Türk basınında Suri­ye aleyhinde çıkan yazıların orta ve yakın doğu milletlerine hakiki düş­manın nerede olduğunu gösterdiği id­diası da yer almaktadır. Nikolaef e gö­re. Amerikan emperyalistleri, Arap memleketlerini komünizm tehlikesine karşı korumak bahanesiyle onları bu bölgede teşkil edilen askerî paktlara sürüklemektedirler. Yine aynı baha­ne ile kurulmuş olan mahut Türk-Irak ittifakına şimdi Birleşik Amerika, İn­giltere ve hatta İtalya'nın dahil olma sı bahis konusudur. Fakat Arap millet­leri orta ve yakın doğu barışının bu ittifak ile haleldar olduğuna kanidirler.

30 Mart 1955

 Londra:

İngilterenin Türkiye - Irak paktına ka­tılması hakkında mütaleada bulunan İngiliz Hariciye Vekâleti sözcülerin­den biri bugün ezcümle şöyle demiş­tir.

«Pakta girmeleri için diğer devletlere ısrarda bulunulmıyacaktır. Yakında başkalarının da bu andlaşmaya girece­ğini sanmıyorum. Fakat Amerikanın çok geçmeden girmek ihtimali vardır, ingilterenin pakta girmek tasavvuru bu sabah Mısır Hariciye Vekili Dr. Mahmud Fevziye bildirilmiştir. Harici­ye Vekili, bu hususta malumattar edil­miş olmasından memnunluğunu beyan eylemiştir. Hakeza, İsrail, Suriye, Lüb nan, Ürdün, İran, Libya, Fransa ve Amerikaya da malûmat verilmiştir.

 Londra:

Dışişleri Vekili Sir Anthony Eden bu­gün öğleden sonra Avam kamarasında beyanatta bulunarak İngiltere'nin 24 şubatta Bağdat'ta aktedilmiş olan Türk-Irak karşılıklı işbirliği paktına katılmaya karar verdiğini bildirmiştir. Eden İngiliz hükümetinin bu ara­da paktın birinci maddesi gereğince^ Irak hükümetiyle savunma sahasında özel bir karşılıklı işbirliği anlaşması aktetmeyi ve bu hususta gerekli nota­ları teati etmeyi tasarladıığını da ilâve etmiştir.

Bu sabah Bağdatta parafe edilen bu vesikaların metni Irak hükümetiyle birlikte hazırlanmış ve bir beyaz kitap halinde yayınlanmıştır. İngiliz hükü­meti, Türk-Irak paktına katılmasına mütedair tasdik vesikalarını 5 nisanda tevdi edecektir. Anlaşma ve teati edilen diğer vesikalar bu tarihte yürürlüğe girecektir. İngiliz hükümeti Avam Kamarasından bu politikayı tasvip etme­sini isteyecektir.

Diş İşleri Vekili sözlerine şöyle de­vam etmiştir.

o Müttefiklerimiz Türkler tarafından bu yeni anlaşmaya yapılan müsbet yardımı büyük bir memnunlukla kar­şılıyoruz. İngiliz hükümeti bu bölge­deki diğer memleketlerin de bu anlaş­maya katılacaklarım ümit etmektedir. İngiliz hükümetinin bu pakta katılma­sıyla beraber, Türk ve Irak hükümet­lerinin paktın imzası sırasında Filis­tin hakkında teati ettikleri mektup­lara iştirak etmediğini belirtmek iste­rim. Jl

Sir Anthony Eden, İngiliz hükümetinin gayesinin İngiltere - İrak münasebetle­rini halen İngiltere İle Türkiye , ve di­ğer NATO üyesi memleketler arasın­da mevcut olana müşabih bir şekle sokmak olduğunu bildirmiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Yeni anlaşmanın başlıca gayesi iki memleketin silâhlı kuvvetleri arasında sıkı ve daimî bir işbirliği kurmaktır. İngiltere, Irak’ın hava kuvvetini teş­kilâtlandırmasına yardım edecek ve harp halinde kullanılmak üzere, Irak'ta silâh ve cephane depoları kuracaktır. İngltere, eskisi gibi İngilz uçaklarının Irak'a inmesine ve akaryakıt alması hususunda mevcut haklarından fayda­lanmaya devam edecektir. Buna kar­şılık yeni anlaşma gereğince, İngiliz ha va kuvvetlerinin işgalinde bulunan hava meydanları Iraklıların idaresine verilecek ve buradaki İngiliz hava filo­ları yavaş yavaş tahliye edilecektir.

Bununla beraber yeni anlaşmada, İn-gliz Hava kuvvetleri filolarının talim uçuşları sırasında Irak'a inmeleri ve gerek İngiliz uçaklarının bakımıyla ve gerekse Irak havacılarının yetiştirilme sine yardımla mükellef İngiliz perso nelinin ve tesislerinin bulundurulması kabul edilmiştir. Bu hava meydanla­rında bulunan ve hava kuvvetleri için lüzumlu olan tesisler İngiliz hüküme­tinin malı olarak kalmaya devam ede­cek, üst tarafı ise Irak hükümetine ve­ya diğer alıcılara satılacaktır.

Eden sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Bu anlaşma Irak ile münasebetleri­mizde yeni bir merhale teşkil etmekte dir. İngiltere bu suretle 1930 anlaş­masında derpiş edilen iki taraf an­laşmadan ayrılmakta ve bunun yerine orta  doğunun   savunması  için  umumî bir anlaşmaya esas olacak bir sistem kurmaktadır.»

 Londra:

Dışişleri Vekili Sir Anthony Eden'in, bugün Öğleden sonra Avam kamara­sında İngilterenin Türk-Irak Paktına katılacağını bildirmek için yaptığı ko­nuşmayı müteakip söz alan muhalefet lideri yardımcısı Herbert Morrison şu suali sormuştur:

üingilterenin Mısır, Ürdün ve Irak ile aktettiği anlaşmalar hususunda İsrail'­in izhar ettiği endişeleri İngiliz hükü­meti dikkat nazara almış mıdır ve "hü­kümet İsrail ile de buna müşabih bir anlaşma akdini tasarlamakta mıdır?»

Eden buna verdiği cevapta «Türk-Irak paktı tetkik edildiği zaman bunun du­rumda temenniye şayan bir gelişme husule getirdiğinin görüleceğini çünkü şimdiye kadar ilk defa olarak bugün bir Arap devletinin (Irak'ın) dikkatini İsrailden başka bir yere çevirdiğini belirtmiştir.

Eden bundan başka, İsrail İle diğer Arap devletlerine şamil bîr anlaşma ak­dini tetkik imkânım şimdilik göreme­diğini söylemiştir.

31 Mart 1955

 Londra:

İngiliz diplomatik mahfillerine göre İngiltere'nin Türk _ Irak paktına katıl­ması ve yakın ve orta doğu'da bir müdafaa sisteminin ihdas edilmiş ol­ması başlıca bir ehemmiyeti haiz iki mâna taşımaktadır.

1 NATO teşkilâtının temsil    ettiği hür  dünya  müdafaa  sistemi     bundan böyle filen İzlanda'dan Hind okyanu­suna kadar uzayacak ve batı için mu­azzam bir ehemmiyeti olan Orta Doğudaki büyük  petrol  sahalarını teminat altına almış olacaktır.

1  İngiltere'nin ve bilâhara Birleşik Amerika'nın ve muhtemel olarak    da Fransa'nın orta  şark bölgesinde mev­cudiyeti bu bölgedeki    memleketlerin  ve bilhassa Suriye,    Lübnan ve İsrailin istiklâl ve toprak bütünlükleri için haddizatında munzam bir teminat teş­kil edecektir.

İngiltere'nin yeni sisteme iltihak et­miş olması, orta doğu'da NATO ile sı­kı bir surette bağlı bir bölge müdafaa teşkilâtının kurulması hususunda ba­tı diplomasisi tarafından uzun zaman­dan beri sarfedilen gayretlerin netice­lenmiş bulunmasını ifade eder. Sü­veyş kanalı mevzuundaki İngiliz-Mı-sır ihtilâfının halledilmiş . bulunması, İran meselesinin bağlanmış olması, Türk Irak idarecilerinin gösterdikleri azim Birleşik Amerika'dan ve son gün­lerde de Fransa'da müzaheret gören İngiliz diplomasisine, bahis mevzuu bölgede muhtelif memleketler arasın­da mevcut reakbetlerin ve İsrail-Arap münasebetleri gibi dikenli bir mesele­nin fevkalâde müşkülleştirdiği bir işi başarmak imkânını sağlamıştır. Lon­dra'da ümit edildiğine göre az çok ya­kın bir âtide İran ve Pakistan'ın da bu pakta iltihak etmeleri, Orta ve Yakın Doğu'da geniş bir bölgenin istikrar ve emniyetini sağlayacak olan,bir müda­faa hattını Hindistan hudutlarına ka­dar uzatacaktır.

Kahire :

Geçen cumartesi günü bir afyon    kaçakçılığı hâdisesi ile ilgili olduğu iddiasiyle tevkif edilen bir tayfamız bu­gün serbest bırakılmıştır. İskenderun vapuru tayfalarından olan bu Türk aleyhinde hiçbir delil bulunamamış­tır, fakat İskenderiye'de tevkif edilmiş olan üç ayrı şahıs mevkuf tutulmakta­dır.            ;

 Londra :

İngilterenin Türk-Irak paktına girme­si meselesi ile dün Bağdat'ta parafe edilen özel İngiliz-îrak anlaşması pa­zartesi günü öğleden sonra Avam ka­marasında müzakere edilecektir. Bu toplantıda hükümet adına Eden, mu­halefeti temsilen de eski Dışişleri Ve­kili Morrison konuşacaklardır.

Bu akşam Başvekil Churchill ile diğer Vekillerin imzasını taşıyan bir kanun tasarısı meclise sunulmuştur. Bu tasa­rıda şöyle denilmektedir: »Avam Ka­marası İngiliz hükümetinin Türk-Irak karşılıklı işbirliği paktına iştirakini ve Irak hükümetiyle aktolunan özel an­laşmayı tasvip eder.»

1 Mart 1955

Reisicumhurumuzun Pakistan Umumi Valisine gönderdiği mesaj

 Savarona Okul Gemisi:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Pakistan kara sularından   ayrılırken Pa­kistan Umumi "Valisi Gulam Muhammed'e şu mesaj'ı göndermiştir:

«Pakistan sahillerinden ayrılırken, memleketinizde bana ve refikama karşı gösterilen fevkalâde hüsnü kabul ve misafirperverlikden dolayı şükran hislerimi ekselanslarına tekrar ifade etmek isterim. Çakistan'da aranızda geçirdiğimiz her biri ayrı ayrı unutulmaz kıymetli hatıralarla dolu olan günleri daima muhabbetle yâd edeceğiz. Gerek Pakistan hal­kından memleketin her tarafında gördüğümüz çok samimî tezahürlerde, gerekse zatı devletleri ve değerli devlet adamlarımızla yapmış olduğum görüşmelerde milletlerimizin arasında mevcut olduğuna esasen emin bu­lunduğum karşılıklı sevgi ve sarsılmaz itimadın ne kadar sağlam olduğu­nu ve aramızdaki dostluk ve işbirliği anlaşmasının asil Pakistan milletin­ce tamamen kendilerine mal edilmiş bulunduğunu müşahede etmekten büyük sevinç duydum. Bu ziyaretim kardeşlerimizin teali ve emniyetleri uğruna ve umumi sulhun vikayesi yolunda başlamış samimi ve ha­yırlı işbirliğine yeni bir hız vereceğine emin ve bundan çok bahtiyarım.

Ekselanslarınıza Pakistan  milletine teşekkürlerimi  arz eyler refah     ve saadetlerini tekrar temenni ederim.»

3 Mart 1955

Mısır Millî İstikamet Vekilinin Türk-Irak Paktı hakkında yanlış bir tef­
siri

 Bağdad:

Mısır Millî İstikamet Vekili Salah Salim, Türk-Irak paktı aleyhinde, Şam' da verdiği bir beyanatta: «Biz bu pakta nasıl girebiliriz? Bu paktın mad­delerinden biri, pakta girenlerin adedi dördü bulunca daimî bir meclis kurulacağını derpiş etmektedir, ve bu meclisin de murakabe salahiyeti bulunuğuna .göre o zaman bizim ordumuz, siyasetimiz, iktisadiyatımız: îngiliz. Amerikan, Pakistan, Türkiye ve Irak'ın kontrolü altına girecek demktir» demiştir.

Irak Propaganda ve Matbuat Müdürlüğü, bu yanlış tefsir hakkında şu açık­lamada bulunmuştur:

Irak-Türk Paktının 6 ncı maddesi: «Akitlerin adedi asgarî dördü buldu­ğu andan itibaren, andlaşmayı alâkadar eden maksatlar dairesinde çalış­mak üzere Vekiller seviyesinde bir daimi konsey kuracaklardır. Kon­sey çalışma usullerini kendisi tayin eder» şeklindedir.

Bunda ise Salâh Salem'in dediği gibi ordunun, siyasetin ve iktisadiyatın

kontrolü katiyen mevzuubahs değildir. Ve yine beşinci maddenin son fıkrasında ise: «İltihak eden devletin salahiyetli makamınca tesbit edile­cek tedbirlerin ilgili tarafların hükümetlerince tasdik edildikten sonra tatbik edileceği» açıkça izah edilmektedir.

İrak Başvekili Ekselans Nuri El-Said Paşa da mecliste, bu maddeyi izah ederken: «Kurulacak konseyin ancak zaruret olduğu zaman toplanacağı­nı, ve mukarreratın ilgili hükümetin tasvibini aldıktan sonra tatbik edi­leceğini» izah etmiştir.

O halde Ekselans Salâh Salim'in pakt hakkındaki tefsiri tamamen kendi muhayyel esi mahsulü olup hiçbir hakikata istinad etmemektedir ve ken­di tevilidir.

Pakistan Umumî Valisinin Reisicumhurumuza mesajı

 Savarona Okul Gemisinden, telsizle:

Pakistan Umumî Valisi Gulam Muhammed, Reisicumhurumuzun ^Pakis­tan sularından ayrılırken çekmiş olduğu muhabbet ve teşekkür telgrafı­na en sıkı bir dostluk mesajını ihtiva eden şu telgrafla mukabele etmiştir:

«Majestelerinin ziyaretlerinin memleket halkında uyandırdığı sevincin, zatı devletlerine, Pakistan milletinin Türkiye'ye karşı beslediği derin ve kalbi duyguları hakkında ve herhangi bir tehlikeye karşı daima Türkiye' nin yanında bulunacağına dair itimad bahşetmiş olacağını ümit ederim. Ziyaretiniz, her hükümet tarafından takib edileceğini ümit ettiğim bir­çok yeni fikir, işbirliği yolları açmıştır. Bunların ,bu tarihî ziyareti, bü­yük bir muvaffakiyet haline getireceğine ve aldığımız muhtelif kararları destekliyeceğine eminim.

Ayrıca, verimli müşterek davamıza karşı olan bağlılığı ile bizi kendisine medyun eden muhterem zatınıza da en derin kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Bizi tekrar ziyaret edeceğinizi ümit ve sizi daima sevinçle karşılıyacağımı arzeylerim.

Programımızın mahmul olması dolayısile eski Bertgali ziyaret etmeğe vakit bulamadığımızı takdir buyuracağınızdan eminim. İlk imkân husu­lünde o eyaleti de ziyaret edebileceğinizi ümit etmekteyim.

Aşağıdaki mesajımı Türk milletine iblağ buyurmanızı rica ederim:

Türkiye Reisicumhuru vasıtasiyle Türk milletine temin etmek isterim ki, milletlerim iz deki karşılıklı sevgi ve işbirliği duygulan gayet samimidir. Aramızda mevcut olan bağları kuvvetlendirmek için büyük adımlar at­maktayız. Memleketim, daima Türkiye'nin yanında yer almağa hazırdır ve hazır olacaktır. Türkiye ile münasebetlerin ve her sahada işbirliğimi­zin daha ziyade devamı İçin elimizden geleni yapacağız.»

23 Mart 1955

Şam'da neşredilen tebliğ

 Şam:

İstihbarat müdürlüğü tarafından yayınlanan bir tebliğde şöyle denilmek­tedir:

»Suriye hükümeti, Türkiye ile normal münasebetler idame etmek husu­sundaki arzusunu müteaddit defalar ve hiçbir şüpheye mahal vermiyecek bir şekilde beyan etmiştir. Suriye hükümeti, Arap memleketleriyle olan münasebetlerinin Türkiyeye karşı asla hasmane olmadığını, fakat sadece Arap milletlerinin menfaatlerinden ve meşru müdafaa ihtiyaçla­rından mülhem1 olduğunu tekrar teyid eder. Suriye hükümeti, Şam'daki Türkiye temsilcisine resmen vermiş olduğu bütün teminata rağmen, bu temsilci Suriye hükümetine sert bir lisanla kaleme alınmış ve Suriye'nin müstakil ve hükümran bir devlet sıfatiyle millî menfaatlerinin 'gerektir­diği politikayı takib etmek hususundaki tabii hakkım nazarı itibare alma­yan iki muhtıra tevdi etmiştir. Türk hükümeti bu iki vesikada Suriye-Mısır-Suudi Arabistan müşterek beyanatının İsrail'e değil kendisine müte­veccih ralduğu kanaatini ifade etmiş ve Suriye'nin bu yeni ittifaka iltiha­kını Türkiye'yi, Suriye hakkındaki siyasetini yeniden gözden geçirmeğe mecbur edecek mahiyette telâkki ettiğini bildirmiştir.

Bunun üzerinedir ki Ankara'daki Suriye elçisi Türkiye Hariciye Vekâ­letine tevdi ettği bir muhtırada Suriye siyasetinin sulhsever mahiyetini yeniden açıklamış ve Suriye hükümetinin ifade ve tabirleri müstakil hü­kümetler arasındaki münasebetlerde cari kaidelere uymayan son muhtı­rayı tatminkâr bulmadığı hususuna vekilin dikkatini çekmiştir,

Suriye tebliğinde, Türkiye Hariciye Vekilinin bu muhtırayı alırken hiç bir itirazda bulunmadığı fakat elçinin ertesi günü Başvekil tarafından da­vet edildiği ve Başvekilin «Suriye hükümetinin kabul edemiyeceği sebep­ler beyan ederek» muhtırayı reddettiği bildirilmekte ve şöyle devam edilmektedir;

«Suriye hükümeti, Türkiye ile normal münasebetlerini idame etmek hu­susundaki arzusunu ve Türkiye hakkında hiç bir hasmane niyeti olmadı­ğım tekrar teyid etmekle beraber, Suriye siyasetinin yanlış tefsirleri karşısında ve Türkiye Başvekilinin Suriye muhtırası muvacehesinde hü­kümetinin durumunu ifadede kullandığı usul karşısında hayretini ifade eder.

Suriye hükümeti, bu tahrik havasına rağmen, Türkiye ile olan meselele­rini sükûnetle mütalâaya devam edeceğini ve hükümet beyanatında ta­yin edilen ve meclisin tasvibine mazhar olan siyasetin tatbikinden aynı olmıyacağını beyan eder. Suriye hükümeti, vatanının güvenliğini idameye ve Arap âleminin havasını salim bir hale getirmeğe matuf siyasetinin yüksek millî menfaatlerin icabı olduğunu beyaneder. Türk - Irak Paktı

Yazan: Safaeddin Karanakçı

2/3/955 tarihli  (Zafer)  don:

Üç gün evvel Bağdatta hükümetimiz­le Irak hükümeti arasında imzalan­mış' olan Türk-Irak Paktı 26 şubat 955 cumartesi günü Büyük Millet Meclisinde mevcut azanın ittifakı  tasvib  ve tasdik olunmuştur.

Türkiye ile Irak ve Türkleri 3 Iraklılar arasındaki karşılıklı münasebtler, her. hangi dost iki devlet ve millet arasın­daki karşılıklı münasebtlerden büs­bütün başka bir mâna ve ehenmivet arzetmiş olması itibariyle Büyük Mil­let Meclisince itifakla tasdik edilmiş olan Türk-Irak paktı da her hangi bir dostluk ve emniyet muahedesinden farklı ve ehemmiyetli telâkki edilmek lâzımdır.

Asırlarca beraber yasamaktan, kız ahu vermekten, din birlisinden ve milli Örf ve âdetleri temessül etmekten müteveîlid bir yakınlık, Türk-Irak mil­letlerini mezcederek âdeta bir millet haline getirmiş bulunmaktadır.

Bir müddet evvel İstanbulda buluşan iki büyük devlet adamı. Irak Başveki­li Nuri Pasa Essaid ile Başvekilimiz Adnan Menderes: Türk _ Irak milletlerini birbirine bağlıyan bu tarihî reali­teler muvacehesinde, Ortadoğu istik­rarını ve emniyetini muhafaza lüzumu na kanaat getirerek bu kanaatlerini müşterek bir resmî tebliğ ile dünya umumi efkârına ilân etmişlerdir. Baş­vekilimizin Irak'a ilk seyahatlerinde ana hatları tesbit edilen Türk-Irak paktı son ve kati seklini almış ve bir­kaç gün evvel Türkivemiz adına Baş­vekilimiz Adnan Menderes ile Haricive Vekilimiz Profesör Fuad Köprülü, Irak adına da Başvekil Nuri Paşa Essaid ile Hariciye Vekâleti vekili Burhaneddin Başayan tarafından imza edilmiş­tir.

Metninden de anlaşılacağı üzere Türk Irak muahedesi Birleşmiş Milletler Andlaşmasmm 51 nci maddesinde tes­bit edilen esaslar dahilinde ve müşte­rek müdafaa hakkına istinat etmekte­dir.

Filhakika Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 5 nci maddesine göre, silâhlı bir saldırış halinde Birleşmiş Mîlletler âzasından her biri, Güvenlik Meclisi milletlerarası sulh ve emniyetin mu­hafazası için lüzumlu tedbirleri alınca­ya kadar tabii olan münferid veya müşterek meşru müdafaa tedbirleri alabilirler.

Türk-Irak muahedesinin diğer bir hu­susiyeti de tamamiyle tedafüi mahiyet­te olup her hangi bir devlet veya mil­let aleyhine hasmane en ufak bir im­kân veya temayülü derpiş etmemiş ol­masıdır.

Türk-Irak muahedesinin diğer bir vas­fı da taraflardan biri ile siyasi müna­sebetleri bulunmıyan devletler hariç olmak üzere, Ortadoğuda sulhu koru­mak gayesine hizmet azmini ispat et­miş olan veya coğrafî mevkiinden do­layı veyahut elindeki imkânlar saye­sinde bu yolda faaliyet sarf edebilecek vaziyette bulunan devletlere her re ma­nian olursa olsun muahedeye iltihak imkânlarının verilmiş olmasıdır.

Bugünkü . milletlerin istiklâli Cooxistence denilen müşterek mevcudiyet ve-milletler arasındaki işbirliği ile kaim olduğuna inanmak zamanı artık gel­miştir.

Müşterek mevcudiyet, milletlerin bir­birlerinin mülkî tamamiyetini istiklâl­lerini, idare şekillerini meşru ve haklı tanıyarak sulh içinde yaşamak arzusu­nu müştereken duymuş elmaları, de­mektir.

Müşterek mevcudiyet, milletlerarası rakabet ve düşmanlık hislerini, infirad çıîığı bertaraf edecek, sulhu koruyarak, milletleri huzura, refaha ve terakkiye

ulaştırabilecek kuvvetlerin tevhidini ve aynı gayeye hizmet etmelerini sağlııyacaktır.

Milletlerarası işbirliği, müşterek gay­retlerin tahakkuku için maddi ve ma­nevi kuvvetlerin aynı istikamete tevec­cüh etmeleridir. İşbirliğinde milletlerin karşılıklı olarak göstermiş oldukları itimad ve muhabbet, tarihi realiteler, sulhun ve emniyetin teminatıdır. Bu unsurlardan mahrum bütün işbirlikle­ri, bütün muahedeler tesirsiz ve imkân­sızdır.

Türkiye ile Irakın müşterek mevcudi­yetleri Ortadoğuda sulhun istikrarını ve devamını âmirdir. Türk-Irak millet­lerinin maddî ve mânevi kaynakların­dan kuvvet ve istikametini almış olan Türk-Irak işbirliği karşılıklı itimat ve muhabbet hislerine dayanmaktadır.

İşte bu sebepledir ki Türk _ Irak Pakti Büyük Millet Meclisinde mevcut azanın ittifakı ile ve harikulade büyük bir tezahürat içinde kabul edilmiştir. Başvekilimizin B. Millet Meclisi kür­süsünden işaret etmiş olduğu üzere, kardeş Iraka karşı beslemekte olduğu muz dostça ve kardeşle hisleri aynı za­manda müşterek emniyetimiz için böy­le bir ittifakı zaruri görmemizi bütün Arap memleketlerine teşmil edilmek suretiyle varîd görmekteyiz.

Türk - Irak paktı etrafında bazı Arap devletlerinin gayri memnun ve hattâ biraz da hasmane bir tavır takındık­ları bir hakikattir. Gene Başvekilimi­zin Büyük Millet Meclisi kürsüsünden söylediği gibi, biz Türk - Irak paktı dolayısiyle bize yapılmış olan haksız hü­cumlardan dolayı kızmadık.

Biz, Irak gibi Mısırı, Suudi Arabistanı ve bütün Arap milletlerini kardeş millet olarak kabul etmekteyiz-Kar­deşin kardeşe kızması mümkün mü­dür? Eğer onlar bize kızmışlarsa bu hiddetin muvakkat olacağından asla şüphe etmiyoruz. Kardeş Öfkesi çabuk geçer. Türkiye ile Irakın kuvvetli kolları, müşfik ve sulhçu kucağı bütün Arap devletleri için açıktır ve daima onları bekliyecektir.

Ortadoğuda sulhu ve emniyeti temin ve muhafaza bakımlarından, insan âle­mine büyük bir eser hediye etmiş olan dost ve müttefik Irak Başvekili sayın Nuri Paşa Essaid ile muhterem Başve­kilimiz Adnan Menderes'in sarfetmiş oldukları gayretleri, insan tarihi min­net ve şükran ile anacaktır.  

Türk - Irak paktı, memleketlerimiz için hayırlı olsun.

Reisicumhurumuzun Pakistan'ı ziyare­ti münasebetiyle neşredilen ehemmi­yetli bir yazı

7 Mart 1955

 Karaşi:

(Anadolu Ajansının hususî servisi):

The Times of Karachi» gazetesi, Rei­sicumhurumuz Celâl Bayar ve refika­larının Pakistan'dan ayrılışları müna­sebetiyle «Bayar'ın ziyareti» başlıklı aşağıdaki başmakaleyi  neşretmiştir:

«Bu satırlar intişar ettiğinde. Cumhur-reisi Celâl Bayar ve refikaları, mem­leketimize yaptıkları resmî ziyareti ta­mamlamış olarak Pakistan'dan ayrıl­mış bulunacaklardır.

Türkiye Reisicumhuru, bu ziyaretleri sırasında irad etmiş oldukları muhte­lif nutuklarda, memleketimizi birleş­tiren bağları en veciz ve en mükemmel bir şekilde ifade buyurmuşlardır.

Reisicumhur Celâl Bayar'ın Türk-Pakistan münasebetlerini tasvir eden nutuklarında, «itimada müstenid bir birlik» müşterek menfaat ve kıymetlerin takdiri «Savaş ve hayatta müşterek idealler» ve «garantiden daha muka­vim bağlar» gibi bazı cümleler vardır. Bu ifadeler nutuklarda kullanılan mü-tad kelimeler olmayıp, memleketleri­miz halkının düşünce ve imanlarının canlı birer sembolüdür. Şuna eminiz ki Reisicumhur Celâl Bayar ve refika­ları, yüklü programları arasında, Pa­kistanlıların psikoloiileri, tabii kav-naklarını inkişaf ettirmek hususunda sarfettikleri gayretler. Pakistan'da câ­ri eğitim sistemi, silâhlı kuvvetler, sporcular ve spor alanlarını dolduran heyecanlı seyirciler. Pakistan'ın mima­rî tarzi, mümbit ovalar ve dağlık ara­ziler hakkında bir fikir edinmişlerdir. Bütün bunlar kendilerine, ecdatları­mızdan miras kalan dinamizm ve mü­cadele ruhunu gösteren birer faktör ol­muştur.    Memleketlerimiz    arasındaki

birlik tarihidir ve bu birlik günümü­zün şartları muvacehesinde daha da kuvvetlenmiştir.

Şehirlerimizin sokaklarında dolaşan Türk askerlerinin gördükleri hüsnü kabul, kendilerine, hiç şüphesiz Pa­kistan halkının beslediği kardeşlik his­lerinin bir gösterişten ibaret olmadı­ğını en vazıh bir şekilde ispat etmiş ve Türk askerleri bu hususu, Pakistanlı­ların gözlerinden okumak ve hareket­lerinde müşahede etmek fırsatını el­de etmişlerdir.

Hemen hemen her dükkânda, her ma­ğazada asılı duran ve muhtemelen on­lar doğmazdan çok evvel çekilmiş bu­lunan, Kemal Atatürk'e ait resimler,memleketlerimiz halkı arasında mev­cut sempati, birlik ve kardeşlik bağ­larını, hiç bir kelimenin ifade edemiyeceği kadar veciz bir şekilde tebarüz ettirmekteydi.

Pakistan topraklarında yaşıyan , her­kes. Reisicumhur Celâl Bayar'dan şah­si bir mukabele görmüştür. Pakistan'ın kuzey batı hududunda kabile reisleri­ne hitaben yaptığı bir konuşmada Re­isicumhur Celâl Bayar, «bu mıntakaya yapmış olduğum ziyaretten sonra, memleketim ile Pakistan arasındaki bağların çok daha kuvvetli olduğunu gördüm» demiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar. yine bura­daki bir konuşmasında, milletlerin mazilerine göre değil, fakat sadece sa­hip oldukları kudret ve cevvaliyete gö­re tasnif edilmeleri lâzım geldiğini be­lirtmiştir.

Reisicumhur Celâl Bavar, Lahor'lulara kıymetli-bir iltifatta bulunmuş ve bu tarihi şehri, «fikir hayatımızın bir par­çası» şeklinde vasıflandırmıştır.   .

Türkiye Reisicumhuru, memleketimizi ziyaretleri sırasında, Pakistan'ın, taah­hütlerini yerine getirebilecek ve kendi­ne güvenilir bir memleket olduğunu bizzat müşahede etmişlerdir.

Kendilerinin de işaret ettikleri gibi bu zivaret. memleketlerimiz. için, uzun vadeli, mes'ut ve verimli bir işbirliği­nin başlangıcıdır.

Türkiye Reisicumhuru tarafından iz­har olunan bu arzu.    Pakistan'da tam manasiyle paylaşılmaktadır. Kemal Atatürk'den sonra Türkiye'nin ikinci Reisicumhurunun Pakistan'a yapmış olduğu bu ziyaret, eski ve tarihî bir ittifakı teyid etmekle kalmamış, aynı zamanda, müstakbel teşriki mesai için sarsılmaz bir zemin hazırlamıştır.»

Biz ve Suriye Yazan: Ö. S. Coşar

11/3/955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Türkiye ile Suriye arasındaki münase­betler yeniden gergin bir safhaya İnti­kal etmiştir. Suriyede bugün iktidarda bulunan Sabri Assali hükümeti ve bil­hassa bu hükümetin Dış İşleri Bakanı Halid Azam böyle bir gerginliğin yara­tılmış olmasından doğrudan doğruya mesuldürler.

Suriye Dış İşleri Bakanının dün verdi­ği beyanat, bu durumu kafiyen değiş­tiremez. Bu zat, Türkiye ile dostluk münasebetleri kurmak istediğini, bu hedefe varmak için de çalışıldığını Köy lemistir.

(Nasıl?)

Türkiye, Ortadoğunun müşterek men­faatlerini de nazarı itibara alarak Irak ile bir andlaşma akdetmiş ve buna is­teyen Arab devletlerinin de katılabileceklerini ilân etmiştir. Türkiyenin bu iyi niyetli açıklamasına derhal cephe alan Mısır, yalan ve tezvirlerle pakta saldırmaya kalkışmış, bütün resmi tekziblerimize rağmen îsrael ile anlaş­ma akdettiğimizi  Arablar aleyhine ve Yahudiler lehine çalıştığımızı ilân et­miştir. Aynı zamanda. Türkivenin Arab memleketlerini tekrar işgal etmek için böyle bir siyaset takib ettiğini de ileri sürmüştü!

İşte Suriyeli Dış İşleri Bakanı Halid Azam, bu iddiaları ileri süreri, böyle çirkin ithamlarla ortalığı karıştırmaya çalışan Mısırın yanıbaşında yer almış, onunla andlaşma akdetmiş ve diğer Arab devletlerinin de Türk-Irak paktı­na katılmalarına mâni olmak için bil­fiil Mısırın nezareti altında çalışmıştır. Şimdi bu siyaseti idare etmiş olan Su­riyeli Dış Bakan. Türkiye ile dostluk kurmak istediğini, bunun için çalıştı­ğını söylemektedir. Mevcud   hâdiseler,

onun bu sözlerinde ne derece samimi­yetsiz olduğunu göstermiyor mu?

Suriye, Fransız işgalinden kurtulup istiklâline kavuştuğu günden beri biz­den kötülük görmemiş, ona karşı Tür­kiye daimî olarak samimî ve dostça bir politika takib edegelmiştir. Zaman za­man münasebetlerimiz gergin safhalara intikal ettiyse, bunun mesuliyeti her defasında Samda iktidara gelen hükü­metlerde ve onların başvurdukları polî tikada olmuştur. Sakin bir duruma davet edilmesinde de her zaman Türkiye Cumhuriyetinin iyi niyetli, sabırlı si­yaseti kafi rolünü oynamıştır.

Yalnız şurası da muhakkaktır ki, sab­rın da hududları vardır.

Türkiye - ingiltere

Yazan: Nadir Nadi

17/3/955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Dün başkentimize gelmesi beklenen ingiltere Dış İşleri Bakanı sayın Eden' in son dakikada birden bire rahatsız­lanarak seyahatini geri bırakması biz­leri üzmüştür. Şarkta kullanılan «kıs­met değilmiş!» teriminden hoşlanma­makla beraber hayatta bazı tesadüfle­rin birbiri arkasına bir takım zincirle­me aksiliklere yol açtığını da inkâr edemeyiz. Bu son rahatsızlık, iki yıl içinde Sir Anthony'nin Ankara seya­hatlerine engel olan galiba üçüncü aksi liktir. Yazık!

Fakat şunu da söyliyelim ki, üzüntü­müz daha ziyade saym dostumuzun ra­hatsızlığından ve onu bir kaç gün için aramızda görmek imkânının bövlece geri kalmış olmasındandır. Kibarlık samimilik, centilmenlik gibi bir çok güzel vasıfları nefsinde tonlu bir halde taşıyan Sir Anthony'i bir defa tanıyan­lar, onun sohbetini daima ararlar, Harb yılları ioinde Ankarada. d^ha sonra da cesidli vesilelerle Londra, Pa­ris ve Strasbourgta görüştüğümüz bu değerli şahsiveti bu defa da vakından görmek, müşterek kaderimizi ilgilendi­ren meseleler üzerinde onun düşünce­lerini kendi ağzından tatlı tatlı dinle­mek isterdik. Yoksa, sayın İngiliz Dış İşleri Bakanının Ankaraya gelememesi yüzünden memleketlerimiz arasındaki temasların aksıyacağma veya tasarı halinde projeler varsa bunların geci­keceğine dair bir kayguya kapılmış değilizdir. Böyle bir kaygu bizden ırak­tır.

Başbakan sayın Adnan Menderesin Reuter ajansına verdiği demecde de be­lirtildiği gibi Türkiye ve İngiltere hem NATO içinde, hem NATO dışında çifte ittifak bağlarile birbirine bağlı iki dost devlettir. Yaşadığımız dünya şartları bu dostluğu her gün daha kuvvetli bir hale getirmektedir. Akdenizin, Doğu Akdenizin ve Ortadoğunun savunma tedbirleri de, bu dostluğun kuvvetlen­mesi sayesinde, her gün daha ileri, da­ha tesirli bir seviye üstünlüğüne ulaş­maktadır. Sorumunu taşıdı&ımiz böl­gede irili ufaklı bir çok milletler var. Bunlar arasında durumun ciddiyetini kavnyarak vazifemizi paylaşmağa can atanlar bulunduğu gibi, türlü sebebler-le bizlere (îngiltereve ve Türkiyeve) dirsek çevirenler, yahud da tereddü­de düşerek ne yanacağını şaşıranlar da görülüyor. Ortadoğu meseleleri üze­rinde geniş tecrübesi ve bilgisi olan dostumuz îngilterenin de gayretleri ile bölgemizi saran güçlüklerin birer bi­rer azalacağından biz şüphe etmiyoruz. Geçenlerde Bağdadda imzalanan Tür­kiye - Irak paktının Londrada ne ka­dar iyi karşılandığını biliyoruz. Böl­gemizle ileili bütün barış sever mil­letlere açık bırakılan bu andlaşmaya ilk katılacak devletlerden birinin, hat­tâ birincisinin dostumuz İngiltere ola­cağından eminiz. Ücüzlü bir savunma aracı haline geldikten sonra Bağdad andlaşması elbette hem tesir bakımın­dan, hem de ileriki gelişme imkânları bakımından daha önemli bir mahiyet alacaktır.

Bunun dışında gene bölgemizi ve iki milleti ilgilendiren ceşidli meseleler yönünden de hükümetlerimiz arasında tam bir işbirliği zihniyetinin hüküm sürdüğünü görüyor ve bilivoruz. Sayın Sir Anthonv'ye geçmiş olsun derken, Türk - İngiliz dostlusundan barış cephesi hesabına her gün artan başarılar beklediğimizi söylemek isteriz.

OLAYLARIN TAKVİMİ

3 Mart 1955

 Bağdad:

Reisicumhurumuz 'Celâl Bayar, Refika­ları Recide Bayar ve Millî Müdafaa Ve­limiz Ethem Menderes ile refakatlerindeki zevatı hâmil bulunan Savarona okul gemisi cumartesi sabahı Basra limanına muvasalat edecektir.

Reisicumhurumuz Basra'da büyük bir merasimle karşılanacaktır. Sayın Ba­yan karşılamak ü^ere îrak Kralının Başmabeyncisi Abdullah Bekir ile Hariciye ve Millî Müdafaa Nezareti temsilcilerinden müteşekkil hususi bir karşılama heyeti yarın Basraya hare­ket edecektir. Hariciye Nazırı Burha-neddin Başayan da Bağdadı   ziyaret edecek olan İngiliz Haricive Vekili Sir Anthony Eden ile görüştükten sonra yarın  akşam Basra'ya  gidecektir.

Diğer taraftan Bağdad Büyük elcimiz Muzaffer Göksenin ile Atsşemiliterimiz Bekir Tunay da sayın Bayan kar­şılamak üzere yarın sabah uçakla Bas­raya hareket edeceklerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve refakatindekiler cumartesi günü Öğleye doğru Basraya vasıl olacaklar ve hususî uçaklarla Basradan Bağdada gele­ceklerdir.

Bağdad'da Reisicumhurumuzu karşılamak üzere hummalı bir faaliyet göze çarpmakta, her tarafta taklar inşa e-dilmekte ve binalar donatılmaktadır.

Bundan başka Bağdad gazeteleri Reisi­cumhurumuzun ziyareti ile ilgili ola­rak her iki memleket arasındaki kar­deşlik bağlarını ifade eden ve son gün­lerde imzalanmış, bulunan Türk-Irak Paktının ehemmiyetini belirten maka­leler neşretmektedirler.

5 Mart 1955

 Basra :

Kardeş ve müttefik Irak'ı resmen ziya­ret etmekte olan Reisicumhurumuzu hâmil Savarona Okul Gemisi, muhrip ve denizaltıların refakatinde bu sabah erken saatlerde Şattülarap'da ilerliye-rek saat 8'de Sancar mevkiine vasıl ol­muş, orada Irak nehir filotillası tara­fından karşılanarak 21 pare topla se-lâmlanmıştir. Bu esnada Irak hava kuvvetlerine mensup jet uçakları da havadan Reisicumhurumuzu selâmla­makta idi.

Buradan itibaren nehir filotillasının da refakatile saat 9.da Tennumah açıkları­na varılmıştır. Burada Reisicumhuru­muz nehir sahil bataryaları tarafından selâmlanmış. Demirhisar muhribimiz buna mukabele etmiştir.

Bağdat Büyük Elçimiz Muzaffer Gök­senin ve refikası ve ataşelerimiz, Bas­ra limanı Reisiyle birlikte Savarona'va çıkmış ve Reisicumhurumuza mülâki olmuşlardır.

Saat 9.25'de Basra hava meydanı is­kelesine vanlmış ve Savarona oradaki açık  şamandıraya bağlanmıştır.

Reisicumhurumuzu karşılamağa me­mur edilmiş bulunan şeref heyeti Sa-varonaya çıkmış ve Reisicumhurumuza Kral ve hükümet adına «hoş geldiniz» demiştir. Irak heyeti majeste Kral İ-kinci Faysal'm şahsî temsilcisi Abdul­lah Bekir Beyler Hariciye Vezir Vekili Burhaneddin Basayan ve Millî Müda­faa Vezaretinin bir temsilcisinden mü­rekkepti, ayrıca Basra mutasarrıfıyla mahallî sivil ve askerî erkân da Reisi­cumhurumuzu Savarona'da selâmla-mışlardır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve mil­lî Müdafaa Vekilimiz Ethem Mende­res ile heyetimiz âzası mahallî saatle 10.20'de Savarona'nm 21 pare top atı­mı arasında karaya çıkmışlardır.

Reisicumhurumuz ve refakatindekiler kendilerine tahsis edilmiş olan hususî uçaklarla hemen Bağdat'a hareket et­mişlerdir .

Savarona okul gemimize refakat eden muhrip ve denizaltılar Şattülarartan Basra'ya doğru ilerlerken gerek bizzat Basra sahillerinde, gerekse diğer köy ve kasaba sahillerinde toplanmış olan büyük halk kitlesi dost ve müttefik Türkiye'nin delvet reisini ve sancağını hararetle alkışlamakta idi.

 Bağdad :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bugün saat 13.15'te hususî bir Irak uçağı ile Bağdad'a gelmiş ve Melik ikinci Fayşal'la Veliaht Emir Abdülilâh. Baçvezir Nuri Said Paşa, bütün hükümet azası, ayan ve mebusan meclisleri Re­isleri, mülkî ve askerî rical. Pakistan maslahatgüzarı ve Büyükelçiliğimiz erkânı tarafından karşılanmıştır.

Basra'da Savarona'dan karaya çıktık­tan ve orada selâm resmini ifa eden ih­tiram kıtasını teftişten sonra Reisi­cumhurumuzun bindimi hususî uçağa Irak hava kuvvetlerine mensup avcı uçakları Bağdad'a kadar refakat et­miştir. Reisicumhurumu7im uçağı Kai-tülemare ve Selmanpak üzerinden ge­çerken Bağdattan kalkan jet uçakları da Reisicumhurumuzu selâmlamış ve hava eskortuna iltihak etmiştir.

Bagdad hava alanında Reisicumhuru­muz uçaktan inince kendisini k^deş ve müttefik Irak'ın gene Meliki İkin­ci Favsal ve Veliaht Ebu Abdülilâh karşılamış ve iki devlet Reisi arasında­ki buluşma çok saimmî olmuştu:.

Hassa alayına mensup bir kıta alay sancağı ile birlikte hava alanında yer almış bulunuyordu, istiklâl Marşı ile Irak Millî Marsının çalınmasını müte-akıo Reisicumhurumuz yanında Melik İkinci Favsal olduğu halde kıtayı tef­tiş etmiştir.

Kıtavı teftişinden sonra hava alanında sureti hususiyede kurulmuş olan hün­kâr çadırına geçilmiş ye orada Reisi­cumhurumuz Melik İkinci Favsal'a başta Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes olduğu halde heyetimiz aza­sını takdim etmiş, bunu müteakin Irak Meliki de Reisicumhurumuza Irak ricalini tanıştırmıştır.

Bundan sonra sayın Bayar Melik haz­retleriyle birlikte otomobile binerek hava meydanından hareket etmiştir.

Reisicumhurumuzun otomobilinin önünde ve arkasında Hassa alayına men sup mızraklı Süvari müfrezeleri yer almış bulunuyordu. Teşekkül eden alay yolların her iki tarafını dolduran halkın samimî tezahüratı ve alkışları arasında Faysal caddesi, Faysal köprü­sü, Reşid Caddesi ve İmamı Azam icaddesi yoluyla İlâdülmelik sarayına gel­miş ve orada kısa bir istirahattan ve iki devlet Reisi arasında cereyan eden samimî hasbıhalden sonra Reisicumhu­rumuz heyetimiz azasiyle birlikte Kra­liyet mezarlığına giderek birinci Fay-sal'ın kabrine bir çelenk koymuştur. Bunu müteakip Reisicumhurumuz he­yetimiz azasiyle birlikte ikametlerine tahsis edilen Zuhur Kasrına gelmişler, orada Veliaht Emir Abdülillah tara­fından karşılanmışlardır.

Melik İkinci Faysal saat 17'de Reisi­cumhurumuzu Zuhur Kasrında ziayret etmiştir.

Bu akşam Şehremaneti salonlarında Melik'in Reisicumhurumuz şerefine ak­şam ziyafeti vardır.

6 Mart 1955

 Bağdad :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bu sa­bah saat ll'de i-kamet etmekte olduğu Kasrul Zuhur'da Bağdatta vazife gö­ren Büyükelçileri kabul etmiş ve öğ­le yemeğini de Mansur kulübünde Irak Meliki, Veliahtı, Başvekili ve hükümet erkânı ile birlikte yemiştir.

Reisicumhurumuz beraberinde Irak Meliki olduğu halde saat 15'te hipod­roma gitmiş ve orada halkın tezahürleriyle karşılanmıştır.

Reisicumhurumuzla beraber heyetimiz azası Krala ait locada koşulan seyret­mişlerdir. Günün en mühim koşusu olan 6ncı uzun mesafe koşusuna Reisi­cumhurumuz bir kupa koymuş ve hal­kın şiddetli alkışları arasında bu kupa yi, yarışı kazanan atın sahibine ver­miştir. Ayrıca jokeyi ve antrenörü de tebrik etmiştir.

Bu akşam belediyenin merasim salon­larında   Başvezir  Nuri   Sait     Paşanın

Reisicumhurumuz şerefine bir ziyaret: vardır.

İrak Meliki ile Veliahtın da hazır bu­lunacağı bu yemeği büyük bir kabul resmî takip edecektir.

İrak halkının iştiyakına ve muhabbe­tine tercüman olan Bağdat gazeteleri, Reisicumhurumuzun ziyaretine ait ha­berleri birinci sayfalarında geniş baş­lıklar altında bildirmekte, ayrıca Reisi cumhurumuzun hayatına ve başarıları­na ait yazılar neşretmektedir.

İrak radyosu dünkü neşriyatında Re­isicumhurumuzun Bağdada geliş roportajını yayınladığı gibi bugün de Irak meliki ve Reisicumhurumuz arasında teati edilen nutukları vermiş "Başve­kilimiz Adnan Menderes'in Orta-Doğu hadiseleri hakkında dünkü beyanatını memleket içi ve Mısır-Suriye'ye tevcihli memleket dışı emisyonlarında tamamiyle tasvibkâr bir şekilde neş-retmiş-tir.

7 Mart 1955

  Bağdad:

Bugün saat I6'da Irak Meliki ikinci Faysal, Veliahd Emir Abdülillâh ile Başvezir Nuri Sait Paşa ve Hariciye Vezir Vekili Burhanettin Başâyân, Re­isicumhurumuz Celâl Bayar'ı Kasrül Zuhur'da ziyaret etmişlerdir.

Bu ziyareti müteakio. Reisicumhuru­muzun ve Irak Meliki ile veliahdının huzurlarında. Türkive tarafından Millî Müdafaa Vekilimiz Ethem Menderes, Bağdat Büyükelçimiz Muzaffer Gökme­nin. Irak tarafından da Başvezir Nuri Sait Paşa ve Hariciye Vezir Vekili Burhaneddin Başâyan arasında iki sa­atten fazla süren siyasî bir görüşme cereyan etmiştir.

Cok samimî, tam bir anlayış ve fikir beraberlisi havası .içinde cereyan eden bu görüşmede. iki dost ve müttefik memleket zaviyesinden Orta-Doğu meseleleri bahis mevzuu edilmiştir.

  Bağdad :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ı per­şembe günü Ankara'ya getirecek olan Türk Hava Kuvvetlerine mensup üç uçak bugün Bağdada gelmiştir.

 Savarona Okul Gemisinden telsizle:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve ma­iyetini Basra'ya getiren Savarona Okul Gemisi ile Gaziantep, Demirhisar muhripleri ve Cerbe, Sakarya denizal­tı gemilerimiz Basra'da bir gün kal­dıktan sonra su üstü gemileri dün sa­bah Abadan'a ve denizaltı gemileri de açık denize doğru yollarına devam et­mişlerdir. Abadan'a gelirken Hürrem Şah denizüssü önünde Savarona 21 pa­re topla İran topraklarını selâmlamış ve bu selâm İran bahriyesi tarafından aynen iade edilmiştir.

Abadan'da kafile kumandanı Kurmay Albay Bahri Geyer'in ziyaretini umumî ve askerî valilerle İran deniz kuvvetle­ri kumandanı Savarona'da iade etmiş­ler ve ananevi bahrî merasimle karşı­lanmış ve ağırlanmışlardır.

Akşam İran deniz kuvvetleri kumanda­nı Amiral Azai, subaylarımız şerefine-Hürrem Şah'da bir kokteyl parti ver­miştir. Büyük bir samimiyet ve kar­deşlik havası içinde geçen bu koktevle İranlı subaylar bu ziyaretten duyduk­ları sevinci belirtmiş, fakat gemilerin Abadan'da az kalması ve denizaltı ge­milerinin de uğramamasından dolayı üzüntülerini bildirmişlerdir.

Öğrenildiğine göre, Şattülarabi geçerek Basraya çıkan ilk denizaltı. Türk de­nizaltı gemileridir. Savarona'da bulu­nan deniz talebeleri ve filomuz men­supları sıhhatte ölüp dedelerinin dolaş­tığı bu sularda gezmekten dolayı sevinç içinde bulunmaktadır.    ..

Bu sabah mahalli saatle 6.da Abadan' dan hareket eden Savarona Okul Ge­misi muharipler nehirde yollarına de­vam etmekte, Cerbe denizaltısı karmekte Sakaryada Anavatana mütemisafiri olmak üzere Karaşi'ye dön­mekte. Sakarya'da anavatana müte­veccihen yoluna devam etmektedir.

 Bağdat:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Irak Meliki İkinci Faysal hazretleri şerefi­ne bu aksam saat 20-30 da şehremaneti salonlarında bir ziyafet vermiştir.

Bu ziyarette. Veliahd Emir Abdülillâh, Başvezir Nuri Sait Paşa, hükümet aza­ları, ayan ve mebusan meclisleri reis ve azaları, kordiplomatik hazır bulun­muşlardır.

Çok samimî bir hava içinde cereyan e-den yemekte Türk-Irak dostluğu hak­kında müsafahalarda bulunulmuş ve ziyafet geç vakte kadar devam etmiş­tir.

8 Mart 1955

 Bağdad :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Re­fik Koraltan'm meclis adına Irak ayan ve mebusanından 10 zatı Türkiye've on günlük bir ziyaret için yautı&ı davet, Ankara'daki Irak Büyükelçiliği ve Irak Hariciyesi yoluyla Irak ayan ve me­busan meclisi reisliklerine »gelmiştir.

Irak âvan ve mebusan meclisi âzaları­nın Türkiveye yanacakları bu ziyaretin tarihi henüz tesbit edilmemiştir. Ziya­retin yaz başlarında vaki olacağı çok kuvvetle muhtemeldir.

 Bağdad :

Öyleden evvel harp okulunu ve Emir Abdülilah Hastahanesini ziyarpt edfn Reisicumhurumuz Celâl Bayar öğle ye­mesini Ayan Meclisi Reisi Abdülhadİ Celebinin şehir dışındaki hurmalığın­da yemiştir .

Yemekte Irak Meliki Veliahti, Başve­zir ve Vezirleri ile ayan ve mebusan azaları ve kordiplomatik hazır bulun­muştur.

Saat 16.30 da Reisicumhurumuz Bağdad Belediye Reisinin şerefine tertip ettiği çay toplantısına iştirak etmiştir. Bin kişinin katıldığı bu toplantıda Re­isicumhurumuz Aşiret Reisleri ile de tanışmıştır. Sayın Bayar müteakiben ikamet ettiği saraya etmiş ve kendi­sini zivarete gelen eski başvezirleri ka bul etmiştir.

Reisicumhurumuz şehir dahilindeki zi­yaretleri esnasında vollarda yer yer toplanmış bulunan Bağdad halkınınhararetli tezahürleri ile karşılaşmış­tır.

Irak büyükelçimizin refikası da bugün öğleden sonra Büyükelçilik binasında Reisicumhurumuzun refikası şerefine bir çay tertibetmiştir. Emirlerin ve bü­tün Irak ileri gelenlerinin refikalarının iştirak ettiği bu çayda Sayın Reşide Bayar, Irak hanımları ile tanışmış ve sa­mimi görüşmeler yapılmıştır.

  Bağdad:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Berabe­rinde Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes ile heyetimizin diğer azası oldu­ğu halde bugün Öğleden evvel harp okulu ile kurmay okulunu ziyaret et­miştir.

Reisicumhurumuz Okul binasında veli­had Emir Abdülillâh ile Başvezir Nu­ri Said Paşa tarafından karşılanmış, evvelâ bir piyade taburunun talim ve tatbikatı seyredilmiş, bunu müteakip harp okulunda ve kurmay okulunda ta­lebenin harita üzerinde yaptığı harp oyunları takip olunmuştur.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar kardeş ve müttefik memleketin bu güzel mü­dafaa müessesesinden ayrılırken def­tere: «Gördüklerinden çok mütehassis kaldığını ve muvaffakiyetlerinin deva­mım candan temenni ettiğini., belirten tebrik cümleleri yazmıştır.

Reisicumhurumuz bundan sonra Emir Abdülilah. Verem Hastahanesine gel­miş, orada Sıhhiye Veziri taralıdan karşılanarak bu modern sağlık hasta-hanesini gezmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar hastahaneye 500 İngiliz lirası teberru etmiş­tir.

  Bağdad:

Baâdad gazeteleri Reisicumhurumuzun ziyaretine ait haberlere ffeniş sütunlar tahsis etmekte ve Türk-Irak paktının bütün Orta-Doğu için taşıdığı birleşti­rici hüviveti belirten neşriyatta bulun­maktadırlar.

Gazeteler aynı zamanda Mor Suriye ve Suudi-Arabistan müşterek tebliği ve bunun akisleriyle de meşgul olmak­tadırlar.

Irak siyasî mahfillerinin görüş ve düşü nüsüne tercüman olan gazeteler Mısır'ın tazyiki ile yapılan bu üçlü teşebbüsim, Orta-Doğunun milletleri ayırtıcı, Arap Birliğini bozucu ve yıkıcı bir ma­hiyet arzettiğine de bilhassa işaret et­mektedirler.

Buna mukabil Türk-Irak paktı bütün. Orta-Doğunun nef ine olarak Birleşti­rici bir mahiyet arzetmekte. Türkiye gibi Irak da Ortadoğuda kardeş millet­ler arasındaki münasebetleri derinleş­tirmek için gayretler sarfından geri kalmamaktadır.

Gazeteler arasında bilhassa El Zaman, Kahire-Şam-Riad tebliğini Suriye nok tai nazarından tahlil ederek Şam zi­mamdarlarını teyakkuza davet eyle­mektedir.

Araptan gayri hiçbir memleketle bir ittifak akdetmemek ve bugün için Türk Irak paktına da girmemek kararını vermiş gözüken bu 3 memleketten Mı­sır'ın İngiltere ile Süveyş müdafaasiyle alâkalı bir ittifakı mevcuttur. Bu ittifaka göre hatta Türkiye taarruza uğrarsa İngiliz kuvvetleri yeniden Süveyşe gireceklerdir.

Suudi-Arabistan da Birleşik Amerika'­ya kendi arazisinde üsler vermiş bu­lunmaktadır. Bu vaziyette taahhütsüz ve ittifaksız olarak ortada kalan Suri­ye'dir. Halbuki Suriyelilerin gerek da­hilî gerek haricî vaziyetlerini bilhassa gözetmeleri icap eder.

El Zaman gazetesi Suriye'yi bu sebep­le de çok dikkatli davranmaya davet ederek yazısına son vermektedir.

 Bağdad:

9 Mart 1955

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bugün öğleden evvel Büyükelçiliğimizi ziyaret etmiş, sayın Reşide Bayar da Melike Aliye Kız Enstitüsünü gezmiştir.

Veliahd Abdülillah'ile birlikte öğle ye­meğini Bağdata otomobille bir saat mesafede «Temimi, aşiretinin Şeyhi Hasan Süheyl'in davetlisi olarak yiyen Reisicumhurumuz, köyde aşiret genç­lerinin tezahürleri ile karşılanmış, Bağdad'a döndükten sonra da Irak Kızılayının tertibettiği bir çayda hazır bulunmuştur.

Reisicumhurumuz kızılay müessesesini gezmiş ve bin ingiliz lirası teberruda bulunmuştur.

Akşam Reisicumhurumuz, ikamet et­mekte olduğu sarayda Irak Meliki ve Irak Veliahdı şerefine bîr veda ziya­feti verecek ve yarın sabah saat 10'da Ankara'ya dönmek üzere kardeş ve müttefik Irak'tan ayrılacaktır.

Reisicumhurumuz ve Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'le heyetimizin diğer azasını Ankara'ya götürecek olan askerî uçaklarımızın hareketi mukar­rerdir .

Reisicumhurumuz Türkiye saati ile 14'e doğru Ankara'ya varacaktır.

10 Mart 1955

 Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Dost ve müttefik Pakistan'a ve müteakiben dost ve müttefik Irak'a yapmış olduğu resmî ziyaretten bugün saat 14'te yur­da avdet etmiş ve Ankara'da vatandaş larm emsalsiz sevgi tezahüriyle karşı­lanmıştır.

Reisicumhurumuzu, refikası Reşide Bayar'ı, Millî Müdafaa Vekilimiz Et­hem Menderes'le heyetimizin diğer azasını Bağdat'tan Ankara'ya getirmek­te olan askeri uçaklarımızı hudutta Di-yarbakırdan hareket etmiş olan jet uçak filolarımız istikbal etmiş, daha sonra Ankara'dan kalkan uçaklarımız da hava eskortuna iltihak ederek An­kara'ya kadar Reisicumhurumuza re­fakat etmişlerdir .

Reisicumhurumuz baştanbaşa bayrak­larla donatılmış bulunan Etimesgut hava alanında Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, bütün vekiller, Büyük Mil­let Meclisi Reis Vekilleri, mebuslar, Başvekâlet müsteşarı, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi_ Ankara Valisi ve Bele­diye Reisi, Erkânı Harbiyei Umumiye Birinci ve İkinci Reisleriyle Kara, De­niz ve Hava Kuvvetleri Kumandanları generaller amiraller, garnizon ve Merkez Kumandanları, Vekâletler müsteşarları, Diyanet İşleri Reisi, Temyiz Mahkemesi, Devlet Şûrası ve Diva nı Muhasebat Reisleri  Umum Müdür-

ler, Vekâletler ileri gelenleri, Üniver­siteler Rektör ve Dekanları, Vilâyet Umumî Meclisiyle Belediye Meclisi Azaları, Partiler muhtelif teşekküller temsilcileri, yerli ve yabancı basın ve ajans mensupları tarafından karşılan­mıştır. Bütün büyükelçiler, elçiler ve maslahatgüzarlarla sefaretler erkânı da sayın Bayar'ı karşılamak üzere meydanda hazır bulunuyorlardı.

Çok kalabalık bir vatandaş topluluğu meydanı ve civarını doldurmuş ve Re­isicumhurumuzu coşkun tezahüratla selâmlamış ve alkışlamıştır.

Reisicumhurumuzu hâmil bulunan uçak meydana indiği sırada sayın Ba-yar Hava Üssü tarafından 21 pare top atımı ile selâmlanmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar uçak­tan beşuş bir çehre ile inmiş ve evvelâ Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan ve Başvekil Adnan Menderes ta­rafından karşılanmıştır. Müteakiben Vekillerin ayrı ayrı ellerini sıkan Rei­sicumhurumuz bundan sonra selâm resmini ifa etmek üzere meydanda yer-almış olan ve başta bandosu ile sanca­ğı bulunan ihtiram taburuna doğru ilerlemiştir. Bu esnada bando istiklâl marşını çalmıştır. İstiklâl marşının dinlenmesini müteakip sayın Bayar beraberinde Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi olduğu halde ihtiram kıtasını tef­tiş etmiş, kendisinin «merhaba asker» hitabına erlerimiz hep bir ağızdan «Sağ ol» diye mukabelede bulunmuş­lardır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar ihtiram kıtasını teftişi müteakip kendisini kar­şılamaya gelmiş olanların ayrı ayrı ellerini sıkmıştır.

Reisicumhurumuz bu esnada kendisin­den ihtisaslarını rica eden Ankara Rad­yosuna şunları söylemiştir:

«Evvelâ memleketime kavuştuğum şu dakikada vatandaşlarımın, arkadaşları­mın, Devİet Ricalinin ve güzide aske­rî erkânın hakkımda gösterdikleri çok samimî hüsnü kabulden dolayı fevka­lâde mütehassis olduğumu kaydetme­liyim.

Gezdiğim ve gördüğüm dost ve müt­tefik memleketlerde Türk milletine karşı derin bir itimad ve   muhabbetin de mevcut olduğuna ayrıca işaret et­meliyim. Bundan fevkalâde mütehassi­sim ve Türk Milletine karşı gördüğüm itimattan dolayı da kalbim iftihar ve şükran ile doludur.

Hürriyetin, cihan sulhunun ve millet­lerin istiklâlinin müdafaası hususunda şimdiye kadar takibettiğimiz prensibi­mizin her yerde mazharı kabul olduğu­nu ve kuvvetle müdafaa edlidiğini gör mekle de ayrıca bahtiyarım.

Türk Milletine Pakistan'dan ve Irak­tan selâmlar getirdim. Bunu da bura­da sizin vasıtanızla söylediğimden do­layı çok memnun olduğumu da kay­detmek isterim.  Allahaısmarladık.

Reisicumhurumuz beraberinde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes olduğu hal­de kendisini bekliyen açık otomobile binmiş ve coşkun muhabbet tezahürle­ri ve «yaşa, varol, safa geldin» nida­ları ve alkışlar arasında meydandan ayrılmıştır. Bu arada Reisicumhurumu­za refikasına müteaddit buketler de verilmiştir.

Sayın Bayar Etimesgut Hava Meyda­nından ayrıldığı andan itibaren bütün yol boyunca sıralanmış ve yer yer top­lanmış binlerce vatandaşın sevgi ve muhabbet tezahüratiyle selâmlanmıştır. Reisicumhurumuzun otomobilini yüz­lerce otomobilden müteşekkil muaz­zam bir kafile takibediyor, ellerinde bayraklar ve dövizler bulunan vatan­daşlar ve dernekler temsilcileri sayın Bayar'ı tezahüratla takib etmek için birbirleriyle yarış    ediyorlardı.

Reisicumhurumuzun bulunduğu otomo­bil bu muazzam kalabalık arasında güçlükle ilerlediği sırada Atatürk çift­liğine dönen yol kavşağında Türkiye Otomobilciler ve Şoförler Derneğinin kurdukları takın önünde birkaç sani­ye durmuştur.

Burada toplanmış olan vatandaşlar sa­yın Bayar'a tezahüratta bulunarak eli­ni öpmüşler ve kendisini «Sağol, varol, Hoş geldin» nidalariyle selâmlamışlar ve alkışlamışlardır.

Reisicumhurumuz aynı coşkun ve ha­raretli sevgi ve muhabbet tezahürleri arasında otomobilde ayakta durarak ve vatandaşların    tezahürlerine    selâmla

mukabelede     bulunarak     ilerlemiştir.

Reisicumhurumuz Akköprü kavşağın­da ellerinde davul ve zurnaları bulu­nan efeler tarafından gösterilerle kar­şılanmış ve selâmlanmıştır.

Reisicumhurumuzun otomobili ve onu takip eden muazzam kafile buradan itibaren İstanbul caddesi Müdafaai Hu­kuk Meydanı ve İstiklâl Caddesini ta­kip ederek ve mahşerî kalabalık ara­sında güçlükle ilerliyerek Atatürk bul­varına vasıl olmuş ve "burada da itfai­ye teşkilâtının kurmuş olduğu canlı tak'm altından geçtikten sonra alkış­lar ve «yaşa, sağol, hoş geldin, Allah seni millete bağışlasın» nidaları arasında ilerlemiştir.

Sayın Bayar, Atatürk Bulvarından iti­baren de genç, ihtiyar, kadın, erkek yolun her iki tarafını ve binaların pencere ve balkonlarını hıncahınç dol­durmuş bulunan binlerce vatandaşın alkışları arasında ve bir konfeti, ser­pantin ve çiçek yağmuru altında zafer meydanına gelmiş, burada ellerinde: «Atatürkçü önder, hoş geldin» «Türk gençliği rejimin ve inkılâpların sahibi ve bekçisidir» ibarelerini taşıyan dö­vizler olduğu halde gençlik teşekkülle­ri tarafından, hararetli sevgi gösterile­riyle karşılanmışlardır. Reisicumhuru­muz gençliğin bu içten gelen tezahür kendilerini selâmlamakla muka­belede bulunmuştur.

Reisicumhurumuzun otomobili ve onu takip eden muazzam kortez halkın ay­nı coşkun, ve hararetli gösterileri ara­sında Kızılay, Bakanlıklar yoliyle Ka­vaklıdere'ye gelmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar buradan itibaren iki sıra dizili bulunan mızraklı süvari muhafız alayı erlerinin arasın­dan geçerek Çankaya'ya vasıl olmuş­tur.

Sayın Bayar, Riyaseticumnur köşkü­nün methalinde Muhafız Alayı mensupları tarafından karşılanmıştır. Burada da başta bandosu ve sancağı bulanan bir ihtiram kıtası Reisicumhurumuza selâm resmini ifa etmek üzere yeralmış bulunuyordu.

Sayın Bayar otomobilden inmiş, muha­fız alayı subaylarının ellerini sıktıktan sonra bando istiklâl marşını çalmış­tır. Reisicumhurumuz müteakiben ihti­ram kıtasını teftiş etmiştir.

Reisicumhurumuz beraberinde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan ve Başvekil Adnan Menderes olduğu hal­de saat 15,30'da köşke dahil olmuşlar­dır.

Melik İkinci Faysal hazretlerinin Reisicumhurumuz şerefine verdiği yemek

5 Mart 1955

 Bağdat:

(Anadolu Ajansının hususî servisi):

Irak Meliki İkinci Faysal hazretleri Reisicumhurumuz Celâl Bayar şere­fine bu akşam Şehremaneti salonlarında bir ziyafet vermiştir.

Bu ziyafette Veliahd Emir Abdüllillâh, Başvezir Nuri Said Paşa, bütün hü-met azası, ayan ve mebusan meclisleri Reisleri, mülki ve askerî rical, Kordiplomatik ve Bağdad Büyükelçiliğimiz mensupları eşleriyle birlikte hazır bulunmuşlardır.

Yemek geç vakte kadar çok samimî bîr şekilde devam etmiştir. Bu top­lantıda Melik İkinci Faysal hazretleri şu nutku irad etmiştir:

«Ekselans Başkan,

Bu mesut fırsattan istifade ederek ekselansınıza derinlerden gelen bir be­yanı hoşâmedi ederiz. Bizi daha çok mesrur eden şey ekselnâsmızın mem­leketimizi ziyaretinin iki kardeş Türk ve Irak milletleri arasındaki dost­luk ve samimiyet bağlarının sağlamlaşmış olduğu bir zamana rastgelmiş bulunmasıdır. Geçen ay Bağdat'ta. mümessillerimiz arasında imzalanmış olan karşılıklı iş birliği paktı hükümet ve millet olarak memleketlerimiz arasındaki samimî münasebetler tarihinde yeni bir adımdır. Birleşmiş Milletlerin Filistin hakkındaki kararlarını tatbik mevkiine koymak için sıkı işbirliği hususundaki ittifakımız takdire şayan olup, kardeş Türkiyenin atmış olduğu bu adımın Arap Birliğini desteklemek bakımından tesiri görülecektir. Samimî olarak arzu ederiz ki, bu işbirliği müşterek emel­lerimiz Orta-Şark'ta barışın devamını karşılıklı itimat esasına .göre harp tehlikesini sulhperver milletlerimizden ve sulhperver diğer dünya millet­lerinden uzaklaştırmasını tahakkuk ettirsin. Çünkü böylece hükümeti­mizin başlamış olduğu ve millet efradına yüksek hayat seviyesi temini yolundaki birçok yapıcı projelere devam etmek imkânı sağlanmış olacak ve bizimle komşu ve dostlarımız arasında iktisadî işibrliği tahakkuk ede­cektir. Biz, beraberce asîl Türk milleti ile milletimiz ve diğer kardeş Arap milletleri arasındaki dostluk ve kardeşlik münasebetlerini samimileştir­mek istediğimiz şu esnada bu tarihî merhaleye bakacak olan nesli âtiye karşı vazifemizi yapmış olacağız. Bu tarih, en parlak bir istiklâl ve sağ­lam bir imanın karşılıklı işbirliğine dayanan yeni bir azmin esaslı temel­leridir, son olarak ekselansınıza ve bayan Bayar'a hoş geldiniz der, mem­leketimizi ziyaretinizde sizlere iyi ve hoş günler ve ikametler dileriz.»

Müteakiben Reisicumhurumuz Celâl Bayar şu mukabelede bulunmuştur.

«Celâletmeap,

Çok dostane ve samimî kabullerinden dolayı zatı mülükânelerine (hara­retle teşekkür ederim. Kardeş Irak'a gelmiş olmak beni son derece bah­tiyar etmektedir. Bu mes'ut günü sabırsızlıkla bekliyordum.

Deminki hitabenizde, ziyaretimin iki milletimizi müttefik vaziyete getir­miş olan andlaşmamızın imzalanması ferdasında vuku bulmuş olmasından hissettiğimiz süruru ifade buyurmanız beni çok mesut etti. Bu suretle hisle­rimizin ne kadar müşterek olduğunu bir kere daha müşahede etmiş olduk.

Ben de aynı sürürün içindeyim.

Filhakika aramızda teessüs etmiş olan ahdi rabıtanın mânası çak derin ve ileridir. Öteden beri mevcut olan dostluk ve kardeşlik hislerimiz bugün, bir ittifakın vücuda getirdiği sulhte ve harpte kader birliği ile tahkim ve tarsin edilmiş bulunuyor. Öyle zamanlarda yaşamaktayız ki, sulhu sev­mek başkalarının haklarına, istiklâline, toprak bütünlüğüne riayetkar olmak, bir kelime ile Birleşmiş Milletler antlaşmasındaki yüksek pren­siplere merbut bulunmak kâfi gelmemektedir. Bu prensipleri müdafaa için mesuliyet deruhde etmek zarureti vardır. Mesuliyetlerini deruhde etmesini bilenler, kendi varlıklarını korur ve bütün hüsnüniyet sahibi milletlerin de varlığının korunmasına hizmet ederler.

Biz, devlet olarak, millet olarak yalnız bu hakikatlan kavramakla kalma­yıp, bunların icabettirdiği ittifak bağlarını tesis etmesini bildik. Bu su­retle Orta-Şark'ta tam mânasiyle bir basiret, realizm eseri, bir andlaşma vücuda getirdik ve niyetlerimizin ne kadar halisane ve hayırhah olduğu­nu bu andlaşmayı, tam müsavat şartlan içinde bütün hüsnüniyet sahibi ve fiilî işbirliğine azimli milletlere açık tutmak suretiyle ispat ettik. Bu andlaşma ile sulh, emniyet ve adalet dâvalarına yaptığımız hizmet pek büyüktür. Bunu tarih kaydedecektir.

Irak'ın çok mümtaz ve çok kıymetli rüknü bulunduğu Arap âlemine kar­şı andlaşmamızda mündemiç bulunan .gayet dostane ve hayırhahane mânayı hiçbir menfî propaganda tahrip edemiyecektir.

İttifakımızı daha geniş sahalara teşmil etmek ve bunu daha da tekemmül ettirmek emelindeyiz .

Bu hayırlı vesikanın imzalandığı zaman kıymetli müşterek dostumuz ve kardeşimiz Pakistan'da bulunuyordum. Orada da memnuniyetimizin ve inşirah hislerimizin samimiyetle paylaşıldığını görmekle bahtiyar oldum. Derhal bir telgraf çekerek zatımülükânelerini tebrik etmek ihtiyacını duydum. Şimdi bu tebriklerimi şifahen tekrarlayabilmek ve kardeş Irak milletinin refahı, tealisi ve satveti zatımülükânelerinin ve veliahd hazret­lerinin ve necip Kraliyet ailesinin sıhhat ve saadeti hakkında en samimî temennilerimi teyid etmek fırsatım bulduğumdan dolayı çok mesudum.»

Reisicumhurumuzun beyanatı: 10 Mart 1955

 Bağdad:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bugün Bağdad'tan hareket ederken, hava meydanında, Iraklı gazetecilere şu beyanatta bulunmuştur:

«Güzel memleketinizden ayrılırken edindiğim intibaları Irak matbuatına ve onun vasıtasiyle necip Irak milletine bildirmek fırsatının bana veril­miş olmasından çok memnunum.

Herşeyden evvel memleketinizde geçirdiğim ve güzel hatırasını daima muhafaza edeceğim günler zarfında refikama ve bana ve beraberim d eki arkadaşlarıma karşı gösterilen müstesna hüsnü kabulden ve samimî mi­safirperverlikten dolayı teşekkür ederim.

Bu ziyaretimin dost ve kardeş milletlerimizin şerefli tarihinde erişilen mühim bir merhalenin hemen akabinde vuku bulmuş olması da ayrı bir mâna ve ehemmiyet taşımaktadır.

Birkaç .gün evvel imzalanan ve her iki memleket meclislerinde büyük bir takdir ve tehalükle tasvip ve tasdik edilen ittifak muahedemiz millet­lerimizin hürriyet ve istiklâllerini korumak ve içinde yaşadıkları strate­jik bakımdan da çok büyük ehemmiyeti olan bu bölgenin emniyet ve is­tikrarını sağlamak ve cihan sulhüne hizmet etmek hususunda birbirleriy­le en sıkı bir işbirliği yapmak azimlerini ahdî bir şekilde tesbit etmiştir.

Bu ittifakın realist ve hayırhah gayelerini anlamak istemiyenler tarafın­dan çıkartılan türlü müşküllere rağmen, çok kısa bir zamanda ve tam bir tesanüd ile tahakkuk ettirilmiş olması anlaşma ruhunun esasen millet­lerimizin vicdanında yaşamakta olduğuna bir delildir.

Bu tarihî anlaşmanın tahakkuku Majeste Kral Hazretlerinin yüksek ira­deleri, Altes Veliahd Hazretlerinin münevver irşatları, büyük bir devlet adamı olan sayın Başvezir Nuri Said Paşanın geniş görüşlü ve azimli si­yaseti ve Irak'ın mümtaz erkânının müzahereti ile mümkün olmuştur.

Bu değerli zevat ile yaptığım görüşme ve temaslar milletlerimiz arasında vücuda gelen mukadderat birliğinin sağlamlığı ve istikbali hakkındaki derin itimadımı bir kere daha teyid etmiştir.

Türk milleti benim vasıtamla, Irak milletine en derin sevgi ve itimadını göndermiştir. Bilmukabele kendilerine aziz Iraklıların müşahede ile bah­tiyar olduğum en samimî kardeşlik duygularını bildireceğim. Dost ve müttefik Irak milletinin refah ve saadetlerinin tealisini dilerim.

Reisicumhurumuzun Irak Melik'ine mesajı

11 Mart 1955

 Ankara:

Dost ve müttefik Irak'ın yapmış olduğu resmî ziyaretten dün yurda avdet etmiş bulunan Reisicumhurumuz Celâl Bayar Irak Meliki Faysal Il'e şu mesajı göndermiştir:

«Şu anda memleketime dönmüş bulunuyorum. İlk işim zatı mülükânelerine bu mesajı gönderip, ancak birkaç saat evvel terk ettiğim kardeş ve müttefik Irak'a yaptığım ziyaretin bana ilham ettiği silinmez hisleri ifade etmek oldu.

Refikamla bana ve bareberimdeki arkadaşlarıma zatı mülükâneleri ve  Veliahd hazretleri tarafından gösterilen çok büyük misafirperverliğin basit bir dostluk mücamelesinden çok öteye giden samimiyetinin derin tesiri altındayım. Aynı yakınlığı temas ettiğimiz bütün muhitlerden ve necip Irak halkından da gördük. Bu suretle aramızdaki en sıkı ahdî bağ­ların milletlerimizin isabetli ve şuurlu arzu ve kararlarının mahsulü ol" duğu ve bu itibarla memleketimizin ve bulunduğumuz bölgenin nef'ine olarak sulh ve emniyet davamızın emrinde daima inkişaf edeceği husu­sundaki kanaatim bir kat daha kuvvetlendi.

Zatı mülükânelerine tekrar ve hararetle teşekkür eder ve şahsî sıhhat ve saadetleriyle Irak milletinin refah ve tealisi hakkında en iyi temennile­rimi tekrarlarım. Veliahd hazretleri ve necip aileleriyle birlikte Türkiye-ye yapmayı kabul buyurduğunuz ziyareti sabırsızlıkla beklemekteyiz.»

Irak Kralının Reislcusnıhurumuza gönderdiği mesaj:

13 Mart 1955

 Ankara:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın dost ve müttefik Irak'a yapmış olduğu ziyaretten yurda avdetinde Irak Melik'ine gönderdiği mesaja, majeste İkinci Faysal şu mesajla mukabelede bulunmuştur:

Ekselans Celâl Bayar

ANKARA

Ekselanslarının nazik telgraflarından son derece mütehassis oldum. Zatı devletleri tarafından izhar buyurulan samimî ve dostane hissiyat, benim ve dayı mveliaht hazretleri üzerinde daimî tesirler bırakmıştır. Bu vesile ile ekselanslarına asil duygularından dolayı samimî ve kalbten gelen te­şekkürlerimi takdim etmek isterim.

Benim ve hükümetim tarafından zatı devletlerine ve muhterem refika­larına karşı gösterilen hüsnü kabul ve milletim tarafından izhar edilen hissiyat ekselanslarına ve kardeş Türk milletine karşı beslediğimiz dos­tane ve biraderane duyguların ancak bir sembolü olduğuna ekselansları emin olabilirler.

Milletlerimiz arasında mevcut bulunan ve dünya sulhunu ve bulunduğu­muz bölgenin emniyetini temin hususunda pek yakında semeresi görülecek olan dostluk ve karşılıklı işbirliği bağlarının zatı devletleri tarafından memleketime yapılan ziyaret ile tarsin ve takviye edilmiş olduğunu gör­mekle fevkalâde bahtiyar oldum.

Zatı devletlerinin ve muhterem refikalarının sıhhat ve saadetleri, Türk milletinin refahının temadisi hususundaki en samimî temennilerini arze-derim.

Veliaht hazretleriyle birlikte yakın bir âtide memleketinizi ziyarete sami­miyetle muntazamız.

Faysal

Bayar Bağdat'ta

5/3/955 tarihli (Yenisabah)  tan:

Cumhur Başkanı Celâl Bayar, bugün Bağdad'a muvasalat etmiş olacaktır. Bayar'ın Irakı ziyareti beklenmedik bir hâdise değildir. Reisicumhurumu­zun, Pâkistandan avdeti esnasında Irak a da uğrayacağı malûmdu. Bu husus­taki karar, yayınlanan seyahat progra­mında açıklanmış olduğu için Bağdad ziyaretine bir sürpriz nazariyle bakma­ğa ve bundan mânalar çıkarmağa yel­tenmeğe imkân yoktur. Esasen, Devlet Reisimizin sırf vâki davete icabet maksadiyle ihtiyar etmekte bulunduğu bu uzun ve binnetice yorucu seyahatin ak­tüel politika ile herhangi bir alâkası olduğu kolaylıkla iddia edilemez. Bina­enaleyh Orta Doğudaki gelişmelerin hele Mısırla İsrail arasındaki son hâ­disenin ışığını bu nezaket cevelânına yöneltmeğe teşebbüs etmek, hiç şüphe­siz, maksatlı bir niyete zebun olmak­tan başka mâna tagımıyacaktır. Duru­mu bu suretle tasrih etmekten maksa­dımız, Orta Doğudaki kardeşler arasına nifak sokmaktan havayı bulandırmak­tan, hâdiseleri kendi menfaatlerine gö­re yorumlamaktan kaçınmayan men-baları peşinen kurutmaktır. Olmıya ki bu ziyaret de yeni yeni tahriklere ya­lan ve uydurmalara vesile ittihaz edil­sin.

Türkiye devlet reisleri içinde harice seyahat eden ilk zat, Celâl Bayar'dır. Ondan evvel, harp yıllarında, İnönü Kahireye gidip gelmişse de zamanında pek gizli tutulan bu yolculuğu, herhan­gi bir devlet reisinin yurd dışına yap­tığı mufassal programlı seyahatlerle kıyaslamamak mantıkî olur. Tarihimiz­de bu seyahatten çok evvel padişah Abdülâziz'in Paris ve Maltayı ziyare­ti de vardır. Cumhur Başkanımızın ya­bancı ülkelere yaptığı seyahatler ise, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bambaş­ka bir mâna ve hüviyet taşımaktadır. Bu seyahat, sayın Bayar'ın, Türkiye haricinde yaptığı yoluclukların dördüncüsünü teşkil etmektedir. Demokrat iktidarın birinci dört yılında evvelâ Yunanistan, sonra Birleşik Amerika; ikinci dört yıllık devrenin ilk senesin­de ise Yugoslavya, Pakistan ve Irak, İşte Bağdad, bugün, bu müstesna mi­safirini karşılamağa hitap etmiş bulun­maktadır.

Türkiye-Irak paktı 24 şubatta Bağdad' da imzalandığına göre Devlet Reisimi­zin imza merasimine şeref vereceği yo­lunda bidayeten ortaya atılan söylenti­lerin birer tahminden ibaret olduğu ar­tık anlaşılmıştır. Bu bahisteki söylen­tilerin bilhassa haricî kaynaklardan çıkmış olduğunu burada hatırlatmak, lüzumusuz bir hareket sayılmamalıdır. İngiltere Hariciye Nazırının, sayın Ba­yar Pâkistanda iken Karaşi'yi, Irakta iken Bağdad'ı ziyaret edeceğine dair haberler ise, yarı resmî mahiyette ol­duğu için, ufak bir farkla tahakkuk et­miştir. Fark şu: Mr. Eden 5 mayıstan bir gün evvel Bağdad'a gitmiştir.

Cumhur Başkanımızın Bağdadi ziyare­ti, Türk _ Irak paktına iltihakta ayak sürten çevrelere acaba ne ilham ede­cektir? Bu dostluk ve nezaket ziyareti, Orta Şarktaki bâzı politikacılara, Ankaranın imtisale lâyık itidaliyle duru­mu bir kere daha gözden geçirmek fır­satını vermiyecek midir?

Orta Doğuda aklı selimin er veya geç avdet edeceğine inandırıcı sebepler, he­nüz tamamiyle zail olmuş değildir.

Bağdat ziyareti Yazan: M. F. Fenik

6/3/955 tarihli (Zafer) den:

Reisicumhurumuz Sayın Bayar. Irak'­ın resmi davetlisi olarak, dün Bağdad'a muvasalat etmiş, ve büyük sevgi tezahürleriyle karşılanmıştır. Bu ziyaretin iki memleket arasında esasen mevcut olan dostluk bağlarını bir kat daha takviye edeceği muhakkaktır

Sayın Bayar'ın, Irak'ı Pakistan'dan sonra ziyaret etmesi, gerçi tamamiyle bir tesadüf eseri olmuştur. Ama hâdise­leri göz önüne alacak olursak, bu mesud tesadüfün de ayrıca çok güzel bir mâna ve mahiyet taşıdığını görürüz.

Türkiye'nin Pakistan'la bir ittifak mu­ahedesi vardır. Irak'la da şubat ayının sonlarında bir ittifak aktedilmiştir. Böylece, Reisicumhurumuz bu ittifakın hemen akabinde. Karaşi _ Bağdad -Ankara barış mihrevini, ayrıca bir muhabbet, karşılıklı anlayış hâlesiyle örmekte mânevi bir zencirin halka­larını kuvvetlendirmektedir.

Bu resmî ziyaretin siyasî mânası elbet­te çok geniştir. Çünkü en büyük siya­set, dostlukları ve ittifakları, resmi senedlerin üstüne çıkarıp milletlere mal etmektir. Tarih bize göstermiştir ki, milletlere mal olan ittifaklar, anlaşma­lar, daima payidar olur.

İraklılar ve Türkler, birbirlerini öte-denberi seven, ve birbirinin haklarına riayet etmekten zevkli bir heyecan duyan iki millettir. Aramızda hiçbir pürüzlü mesele olmamıştır. Türkiye'ye gelen İraklılar burada daima bir kar­deş muhiti bulmuşlar, buna mukabil Türkler de Irak'ta aynı muameleyi görmüşlerdir.

Türkiye İrak'ın hürriyet ve istiklâline kavuşmak için yaptığı mücadeleyi da­ima en yakın bir alâka ile takibetmiştir.  Ve  Irak muştaki  olduğu neticeyi elde edince, milletimiz büyük bir şevk le dost milletin    sevincine  katılmıştır.

Irak'la Türkiye arasında ayrı-gayrı yoktur. Bugün Irak'ın idaresini elle­rinde.bulunduran mümtaz devlet adamlarından çoğu. tahsillerini Türkiye'de yapmışlar, Türkiye'de yetişmişler, ve Türkleri yakından tanıyarak sevmiş­lerdir. Bir Iraklı hakkında da bizim aynı hisleri perverde ettiğimizden şüp­he eden kimse gösterilemez.

Başvekilimizin Bağdat'a yaptığı iki se­yahatte de kendisine karşı izhar edilen büyük samimiyet ve dostluk, ittifak muahedesinin süratle akdini kolaylaş­tırmıştır. Bu defa Reisicumhurumuzun Irak'a vaki olan ziyareti de, bu ittifa­kı, bu dostluğu bir defa daha temhir edecektir.

Irak'la, Ortaşarkta sükûn ve istikrarın temini bakımından, müşterek ve bü­yük menfaatlerimiz olduğu aşikârdır. Bu menfaatlarımızın devamlılığı mu­kadderat birliğimizin devamlılığını da temin edecektir.

Devlet adamlarının zaman zaman kar­şılıklı olarak yapacakları bu nevi zi­yaretler ise milletlerin birbirlerine olan alâkalarını ve muhabbetlerini dai­ma ayakta tutar. Bizim buna büyük güvenimiz vardır.

Sayın Bayar'm, Irak'ta güzel günler geçirmesini; afiyet ve sıhhatle memle­ketimize avdet etmesini Cenabı Haktan niyaz ederiz.

1 Mart 1955

Çin'de mevkuf tutulan Amerikan hava­cılarının tahliyesi meselesini ve daha umumî olarak Amerikan Çin gerginlimi meselesini tetkik etmek üzere komü­nist Çin idarecilerinin yarı resmî bir Amerikan heyetini memnuniyetle ka­bul edeceklerine dair Birmanya Başve­kili tarafından verilen haber, Birleşmiş Milletler mahfillerinde Pekin'in doğru­dan doğruya Washington'la müzakere arzusunda bulunduğuna bir işaret te­lâkki edilmektedir.

Birleşmiş Milletlerin son günlerde ko­münist Çin'le temas halinde bulunmuş olan mahfillerinde tahmin edildiğine göre bu husustaki teklif M. Şu En Lai tarafından M.U. nu'ya geçenlerde ya­pılmıştır. Ve Washington hükümeti keyfiyetten vaktinde haberdar edilmiş bulunmakta idi. Ayni mahfillerin işa­ret ettiğine göre Cin teklifi bu itibarla müstacel bir mahiyet arzetmektedir. Ve esasen mevkuf havacılar mesele­sinde derhal halledilmesi gerekli bir buhran mahiyetini gören Pekin değil Washington'dur.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Hammarskioeld. Pekin'den avdetinden beri verdisi müteaddit beyanatta mev­kuf havacılar meselesinin Çin idare çilerinin nazarında Amerikan-Cin mü­nasebetlerinin heyeti umumiyesi mese­lesi yanında tali derecede bir ehemmi­yette bulunduğuna işaret etmiştir. M. Hammarskioeld'e göre mesele, kendili­ğinden halledilmesi müşkül bir mesele olmaktan zivade bir iklim meselesidir. Birleşmiş Milletler mahfillefine göre bu Çin teklifinin simdi açıklanmış ol­ması, önümüdeki nisan ayı zarfımda Bandung'ta toalnacak olan Asya-Afrika konferenlivle münasebetti olmak­tan hâli de&ildir. Pekin hükümeti bu suretle  azaları bu  defa     Bandung'da toplanmış olan S.E.A.T. paktının ku­rucusu olan Birleşik Amerika'ya As-yanm da şimdi sesini işittireceğini ve Pekin'de de bunda ağır basmaktan ge­ri kalmıyacağmı bildirmek    istemiştir.

M. Şu En Lai bu hareketiyle Amerika­lılara Bandung koferansmdan evvel kendisiyle bir müzakere kapısı açma­larının menfaatleri iktizasından oldu­ğunu söylemek istemektedir.

Esasen Bandung konferansının ehemmivetine Birleşmiş Milletlerde iştirak edilmektedir. Birleşmiş Milletlerin bu konferansa bir müşahit göndermek ta­savvurunda bulunduğu bildirilmekte­dir.

4 Mart 1955

 Birleşmiş  Milletler   (New-York):

Gazze'deki îsrail - Mısır çarpışmasını incelemek ü^ere bugün müzakereye b^ş lamis olan Birleşmiş Milletler güven­lik konsevinde ilk sözü Fransız temsilci heyeti başkanı Henri Hoppenot almış­tır.

Fransız temsilcisi, iki tarafın da böyle bir carcısmaya vesile olacak hareket­ten tevakki etmesi inao ettiğini be­lirtmiş ve Gazze hâdisesinin bu böl­gede, vatıstı&ı zannedilen, durumu va­him bir şekle soktuğunu söylemiştir.

Bundan sonra, Fransı2 temsilcisi Hop-penot. tecavüz hâdisesi karsısında so­ğukkanlılığını muhafaza ettisinden ve büyük bir siyasî olgunluk göstererek, durumu Birleşmiş Milletlere aksettir­diğinden dolayı Mısır hükümetini teb­rik etmiştir.

Fransız temsilcisi sökerini bitirirken, Birleşmiş Milletler Filistin mütareke komisvonu kontrol heveti başkanı Ge­neral Burns'ün güvenlik konseyine ge­lerek durumu izah etmesini talep .et­miştir.

Müteakiben söz alan İngiltere temsilci heyeti başkanı Sir Pierson Dixon da Gazze hâdisesinin iki memleket arasın­da vukua gelmiş olan çatışmaların en vahimini teşkil ettiğini söylemiş ve alı­nan raporlara göre, bunun yegâne me­sulünün İsrail olduğunu belirtmiş ve Fransız delegesinin temennilerine uya­rak kontrol komisyonu reisinin kon­seyce dinlenmesini  istemiştir.

İran Temsilci Heyeti Başkanı Nasrullah Entezam ise, Güvenlik Konseyi sa­dece tecavüz hareketini takbih etmek­le kalmayıp cezri tedbirlere tevessül .eylemesi icap  ettiğini söylemiştir.

Naasrullah Entezam. General Burnsün dinlenmesinin konseyi harekete geçmekten ve karar almaktan geri bı­rakılması icap ettiğini belirtmiştir.

Belçika Temsilci Heyeti Reisi Van Langenhove de, mütareke anlaşması­nın ihlâl edilmiş olmasını teessüfle karşılamış ve mesuliyetin kat'î bir şekilde tesbiti için General Burns'ün dinlenmesini istemiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail Murahhas heyeti, dün Güvenlik Kon­seyine Mısır'ı şikâyet etmiştir. îsrail heyeti bu şikâyetin 28 şubatta Gazza' da vuku bulan çarpışma dolayısiyle yapılan Mısır şikâyetini tetkik etmek üzere Konseyin cuma günü (bugün) aktedeceği celsede görüşülmesini iste­mektedir.

Her iki mesele de Konseyin busun Öğ­leden sonraki toplantısına ait gündeme 'alınmıştır.

İsrail Murahhası M. Abba Eban tara­fından. Güvenlik Konseyi Başkanı Se­lim Sarper'e gönderilen bir mektuü mevzuunu teşkil eden bu îsrail Şikâ­yetinde «Mısır'ın mütareke andlmasını devamlı surette ihlâl etmekte olma­sından ve bunun ise barış ve güvenli­ği tehlikeye koyduğundan» bahsedil­mektedir.

İsrail şikâyeti Mısır'a karsı iddialarım asa&jdaki altı başlık altında sırala­maktadır:

1  Mısır muntazam veva gavri mun­tazam   islâhlı   kuvvetleri      tarafından


 

İsrail silâhlı kuvvetlerine karşı teca­vüz ve hücumlar yapılmaktadır.

2 Mısır'ın kontrolü altındaki topraklardan gelen  çapulcular İsrail halkını soymakta ve mallarını yağma etmek­tedirler.

3 Bu şiddet hareketlerine mâni ol­mak üzere Mısır hükümeti tarafından hiç bir tedbire tevessül edilmemekte­dir.

4 Mısır hükümeti İsrail ile harp halinin mevcudiyetini beyan etmekte vebilhassa abluka tedbirlerini fiilen ida­me  suretiyle  İsrail'e  karşı     muharipdurumu takınmaktadır.

5 îsrail siyasî istiklâli ve toprak bü­tünlüğüne karşı hasmane    propaganda ve tehditler yapılmaktadır.

6 Mısır hükümeti, bugünkü mütare­ke durumundan barış    durumuna geçmek için müzakere yoluyla bir anlaş­maya  varmaktan   imtina  etmektedir.

 Birleşmiş Milletler :

Sovyetler Birliğinin Güvenlik Konse­yi nezdinde daimî murahhaslığına ta­yin edilmiş olan M. Arkady Sobolef, M. Andrei Vişinski'nin gecen 22 ka­sımda vefativle münhal aklan bu va­zifeyi o tarihten beri vekâleten ifa et­mekte idi. Bununla beraber daimî mu­rahhas unvanını haiz değildi ve Birleş­miş Milletler protokol servislerine Sovyet heyeti tarafından tevdi edilen diplomatik listede daimî murahhasın yeri boş bırakılmakta idi.

Birleşmiş Milletler mahfilleri M. Scbolof'un bu vazifpve tayiniyle Japon­ya ve Sovyetler Birli&i arasında ya­kında yapılacak müzakereler arasında bir münasebet tesis etmektedirler. Bi­lindiği gibi bu müzakereler Newyork-ta Sovyet murahhas heyeti baskanivle Birleşmiş Milletler nezdindeki Janon müşahidi M. Renzo Sawada arasında cereyan edecektir.

M. Sobolef, Sovvet murahhas heveti azalarından Birleşmiş Milletler teşki­lâtında birkaç defa va7İfe almış bir kimdir. 1949'dan 1988'e kadr sivasî isler için Genel Sekreter Muavini ünvnnivle teşkilâtın vüksek memurla­rından biri bulunmakta idi. Sovyet daimî heyetiyle birlikte 1954 sonbaha­rından beri de Newyork'ta bulunuyor­du.

  Birleşmiş   Milletler Kurulu :

Birleşmiş Milletler kurulundaki Fran­sız, İngiliz ve Amerikan temsilci he­yetleri başkanları, cuma sabahı, Bir­leşmiş Milletler güvenlik Konseyi Re­isi Selim Sarper'in riyaseti altında bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantıda öğleden sonra müzakereye başlana­cak olan. Gazze hâdisesine müteallik müzakeratın ana hatları tespit edilmiş­tir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerine yakın çevrelerden alman ha­berlere göre, cuma günkü Konsey mü­zakereleri taraflar tarafından teklif edilecek gündemin tespiti meseleleri­ne inhisar edecektir. Burada hâkim olan kanaate göre, ne Mısır, ne de İs­rail cuma günkü toplantıda iddiaları­nı ileri sürmiyeceklerdir, Bu takdirde, Güvenlik Konseyi gündem üzerinde müzakere edecek ve bir karara var­dıktan sonra, toplantıyı önümüzdeki haftaya talik edecektir.

Bu talike lüzum gösteren esbabın ba­şında, Filistin mütareke komisyonunun toplanması ve yapacağı tetkikat so­nunda elde edeceği neticeyi güvenlik konseyine arzetmesi keyfiyeti vardır. Belki de, Güvenlik Konseyi, Filistin karma mütareke komisyonu kontrol heyeti başkanı general Burns'dan Amerika'ya gelerek Gazze hâdiseleri hakkındaki düşüncelerini açıklamasını talep edecektir.

5 Mart 1955

  Birleşmiş Milletler   (New-York):

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold, bugün, Filistin Mütareke Komisyonu Kontrol Heyeti Başkan: General Burns'e bir telgraf göndererek, Güvenlik Konseyinin ka­rarı veçhile, New-York'a gelerek kon­sey Önünde Gazze hâdiselerini izah etmesini istemiştir.

Diğer taraftan. Birleşmiş Milletler ku­rulu selâhiyetli mehafillerde belirtil­diğine göre, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri   Dag   Hammarskjold     İsrail Dışişleri Vekili Moşe Şaret'e ve Mısır Dışişleri Vekili Mahmut Fevzi'ye tel­graf çekerek, Gazze'de vukua gelen bu gibi, hâdiselerden tevakki etmele­rini talep etmiştir.

Mart 1955

  Birleşmiş Milletler   (New-York):Birleşmiş Milletler Genel     Sekreterli­ğinden bildirildiğine göre M. Dag Hanı.marskjold.  Güvenlik  Konseyinin     ge­çen cuma günü yaptığı toplantıdan ev­vel İsrail Mısır hükümetlerine    birer telgraf göndermiştir. Genel    Sekreterbu telgraflarında mevzubahs hükümet­lerden Mısır'da ve israil'de    Birleşmiş Milletlere  mensup   kimselerin  hayatı­nı tehlikeye koyabilecek her türlü ha­reketlerden sakmılmasını talep etmiş­tir.

Mart 1955

  San Francisco:

Federalistlerin yıllık toplantısında bir nutuk söyleyen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu eski başkanlarından Carlos Romula, atom devrinin Birleşmiş Milletler anayasası hükümlerini kifa­yetsiz bir hâle getirdiğini söyleyerek demiştir ki:

1945 ağustosunda Hiroşima'da atom bombası patladığı zaman dünya bir an içinde bin yıl ihtiyarlamıştır. Halbuki Birleşmiş Milletler anayasası o tarih­ten ancak bir kaç ay evvel kaleme alınmış bulunuyordu. Bu vesikanın ye­niden gözden  geçirilmesi   lâzımdır.

Carlos Romulo, di&er taraftan veto hakkının da, Sovyetlerin bunu suiisti­mal etmelerine imkân vermeyecek bir şekilde tadiline taraftar olduğunu ilâ­ve etmiştir.

  Kudüs :

Birleşmiş Milletler müşahit heyeti ge­nel karargahı, Mısır-İsrail muhtelit mütareke komisyonunun geçen 28 şu­batta Mısır kuvvetlerine- karşı yapılan «haşin tecavüz» den dolayı İsrail'i tak bih eden raporunu dün akşam neşretmiştir.

Birleşmiş Milletler askerî müşahitle­rinin (İsveçli Binbaşı Sven Rosenius Danimarkalı Yüzbaşı Civund    Muller,

Belçikalı Yüzbaşı Pierre Huc) yaptık­ları tahkikata istinat eden bu rapor, 28 şubat günü mahallî sat 20.30 da İs­rail ordusuna mensup ve iki savaş gu-rup/U olarak tahmin edilen muntazam bir birliğin hudud hattını geçerek Mı­sırlıların, kontrolü altında bulunan topraklara 4800 metre kadar girdiğini tesbit etmektedir.

Bu raporda verilen izahata göre tüfek, hafif makineli tüfek, havan topu el bombaları ve 120 kilogram kadar in­filâk maddesi kullanan İsrailliler bir Mısır askerî kampına hücum ederek bir binayı ve dört barakayı tamamen .tahrip etmişler, çadırları ve iki askerî taşıtı yakmışlar ve beton bir benzin deposunu havaya uçurmuşlardır. Ay­nı saatte diğer bir İsrail birliği başka bir noktada Mısır hududunun üç kilo­metre kadar içerlerine girmişler ve bir Mısır askerî kamyonuna hücum et­mişlerdir.

Yine bu rapora göre bu tecavüzler ne­ticesinde bir Mısır yüzbaşısı 35 Mısır askerî ve iki sivil Mısırlı Ölmüş 28 as­kerle iki sivil yaralanmıştır.

9 Mart 1955

  Birleşmiş Milletler :

Bura selâhiyetli çevrelerinde hâkim olan kanaate göre. Mısır, bugünkü şartlar dahilinde, İsrail ile bir sulha yanaşmayacaktır. Arap memleketleri­nin içinde bulundukları buhran, Mı­sır'ı İsrail'e karşı daha sert hareket etmeğe sevkedecektir. Çünkü. Mısır'ın İsrail karsısında bulunacağı her tâviz, bu memleketin Orta Doğudaki hasım­ları tarafından istismar edilecektir.

12 Mart 1955

  Birleşmiş Milletler (New-York)

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi­nin Gazze hadisesini tetkike devam etmek üzere akdedeceği toplantıdan evvel Mısır ve İsrail sözcüleri Birleş­miş Milletler radyosunda görüşleri ni izah etmişlerdir.

Mısır murahhas heyetinin basın ata­şesi Abdül Hasan bu konuda şöyle de­miştir:

Güvenlik Konseyi otoritesini teyit et­meli ve sulhun idamesine nezaret et­mek vazifesini yerine getirmelidir. Konsey bunu-yaparken kararlarının İsrail tarafından tatbik edilmesini de [sağlamalıdır .

Gazze hakkında sorulan suallere kar­gı Mısır heyetinin sözcüsü Güvenlik Konseyinin bu meselede azimkar bir tavır takınmak suretiledir ki İsrail ta­rafından ileride girişilecek tecavüz ha­reketlerinin şimdiden önlenebileceğini söylemiş, diğer taraftan, Gazze hadise­sinin kasdi ve tasmimli olduğu, buna mukabil bu hadisenin hudutta cereyan" edegelmekte olan diğer hadiselerin bir neticesi olduğu hakkındaki İsrail tezi­nin savunulamıyacagmı, zira bu mün­ferit hâdiselerin gayri mesul unsurla­ra raci bulunup lâzım gelen cezayı gördüklerini sözlerine ilâve etmiştir.

Müteakiben söz alan israil heyeti ikin­ci başkanı Mordohy Kidron, güvenlik konseyinin Gazze hâdisesini münferi­den tetkik etmemesi lâzım geldiğini bu hâdiseyi Mısır-İsrail münasebetlerinin heyeti umumiyesi içinde tetkik etmek gerektiğini söylemiştir.

Kidron'a göre, İsrail-Mısır münasebetlerinin kötü olmasının sebebi Mısır'ın takmdıaı tavırdır. Mısır halâ kendisi ni İsrail ile hanu halinde saymakta ve ona göre hareket etmektedir.

İsrail sözcüsü tezini desteklemek maksadile muhtelif hadiseleri zikretmiş, ezcümle Mısır'ın Süveyş kanalından israil gemilerinin geçmesine mani ol­duğunu hatırlatmıştır.

Netice olarak_ İsrail sözcüsü, Mısır mütareke hükümlerine riayet ettiği ve İsrail'e karşı basmane propagandadan vazgeçip sulh müzakerelerini kabul ettiği zaman Îsrail-Mısır münasebet­leri düzelecektir, demiştir.

13 Mart 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York):

Londra'da toplantılarına devam eden silâhsızlanma talî komisyonunda Bir­leşik Amerika'yı temsil etmekte olan Henry Cabot Lodse. bugün, Londra'dan New-York'a gelmiştir. Temsilci .basın mensuplarına  verdiği     bir     demeçte,

Birleşik Amerika'nın, herhangi bir tecavüz hareketine karşı nefsini mü­dafaa maksadiyle misilleme hariç ol­mak şartiyle, atom silâhlarının kul­lanılmasına muarız olduğunu ve bunla­rın yasak edilmesine taraftar bulun­duğunu söylemiştir.

Cabot Lodge sözlerine devam eder­ken, silâhsızlanma hususunda mevcut olan umumî arzulara, ergeç. Sovyet­ler Birliğinin de uyacağı ümidini izhar etmiş, fakat, bunun, uzun bir zamana vabeste olduğunu sözlerine ilâve etmiş­tir.

Birleşik Amerika delegesi sözlerini bi­tirmeden önce şunları beyan etmiştir: «Birleşik Amerika. Herkes için mute­ber, âdilâne bir silâhsi2İanmaya taraf­tardır. Biz hiçbir zaman, hür dünvayı zayıf düşürecek ve Sovyetler birlisini kuvvetli kılacak oyunlara kanmaya­cağız.»

Cabot Lod.se perşembe günü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin İsrail-Mısır hâdisesini inceleyeceği toplantı­da hazır bulunmak üzere New-York'a gelmiştir.

16 Mart 1955

  Birleşmiş Milletler (New-York):

Kadın hayat şartlariyle ilgili komis­yonda Sovyet Delegesi tarafından su­nulan bir teklif 3 muhalif (Rusya. Po­lonya, Beyaz Rusya) ve 2 müstenkife karşı (Yugoslavya, Endonezya) 12 oy­la ve yetkisizlik sebebiyle reddedilmiş­tir. Rus delegesi bu teklifinde Birleş­miş Milletler Genel Kurulunun bütün hükümetleri silâh yarışma son verme­ye, kütle halinde tahrip edici silâhları menetmeye davet etmesi ve bu suret­le tasarruf edilecek paraların mesken, okul ve hastahane inşasına sarfım tav­siye etmesini ileri sürmekteydi.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Filistin Mütareke Kontrol Komisyonu Başkanı Kanadalı General Burns. dün sabah, uçakla New-York!a vasıl olmuştur. Öğle saat­lerinde. Birleşmiş Milletler Kurulu Ge­nel Sekreteri Dag Hammarskjoeld ile temasa geçen General, bilahare,    Güvenlik Konseyi Başkanı Selim Sarper' le de bir konuşma yapmıştır.

Selim Sarper Güvenlik Konseyini, İsrail-Mısır hudud hâdisesini incelemek üzere, perşembe günü öğleden sonra Toplantıya davet etmiştir. Bu oturum esnasında ilk sözü General Burns ala-ı çaktır.

Birleşmiş Milletler Filistn Mütareke Kontrol Komisyonu Başkanı General Burns basın mensuplarına verdiği bir demeçte, Gazzedeki hâdiseye rağmen İsrail ile Mısır arasında geniş ölçüde bir çarpışmanın bahis mevzuu olamıyacağını, zira. her iki tarafın da böyle? bir hareketten kaçındıklarına emin ol­duğunu beyan etmiştir.

General. Birleşmiş Milletler Mütareke Kontrol Komisyonu emrinde bulunan kuvvetlerin takviye edilmesi ve bu bölgede bulunan devletlerin mevcut hududları ihlâl etmeyeceklerine ve her türlü hâdiseden tevakki edeceklerine dair karşılıklı taahhüdlere girmeleri hakkında gecen yıl yapmış olduğu tek­lifi hatırlatmıştır.

17 Mart 1955

  Birleşmiş Milletler   (New-York):

Birleşmiş Milletler Kadın Hakları Ko­misyonu, bugünkü, toplantısı esnasın­da, atom bombası denemelerinin yasak edilmesi ve dünyanın silâhsızlanması hakkında bütün devletlere birer be­yanname gönderilmesi hakkındaki Sov­yet teklifini Sovyetler Birliği, Polon­ya ve Beyaz Rusya'nın lehte olan oy­larına karşı, on iki oyla reddedilmiştir. Yugoslavya ve Endonezya çekimser kalmışlardır.

  Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi, İsrail ile Mısır ara­sındaki gerginliği ve bilhassa 28 şubat günü Gazze bölgesinde vukua gelen te cavüz hareketini tetkike devam için bugün saat 15.10 de toplanmıştır.

İlk olarak söz alan Sovyet delegesi Snt. bolef, bu bölgeldeki gerginliğin mesuli­yetinin, Orta-Doğuda bloklar kurulma­sına taraftar olan memleketlerin takib ettikleri siyasete ait olduğunu ileri sürmüştür.

konseyin daha sonraki toplantısında söz almak istediğini bildirmiştir.

Konsey, bu talep üzerine çalışmalarına son vermiştir. Müteakip toplantı tarihi konsey başkanı Selim Sarper'in konsey üyeleriyle yapacağı istişare sonunda tespit edilecektir.

19 Mart 1955

 Birleşmiş Milletler (New-York):

Söylendiğine göre, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold geçenlerde komünist Çin Başvekili Şu Hâdise hakkında izahat vermek üzere buraya gelmiş olan Birleşmiş Milletler müşahit heyeti başkam general Burns raporunu okuyarak müşterek müta­reke komisyonunun Gazze hâdisesinde İsrail'i suçlu bulduğunu söylemiş, fa­kat İsrail noktai nazarına göre, hâdise­nin mesuliyeti Mısır istihbarat servi­sine atfedilen casusluk ve baltalama hareketlerine ve katillere karşı bir mukabele bilmisil gibi görünebilece­ğini ilâve etmiştir. Bu arada general Burns. Mısır'dan hudut hattının gayri kanunî bir şekilde aşılmasını önlemek için müessir tedbirler almasını istemiş­tir.

Mısır delegesi Ömer Lütfi, İsrail silâh­lı kuvvetlerini bir Mısır askerî kamüina baskında bulunmak için , şiddetli bir tahrip cihazını hazırlamak suretiy­le tam mânasiyle bir harp hareketi ve tertipli bir tecavüzde bulunmakla it­ham etmiştir. Delege, Konseyden. Bir­leşmiş Milletler anavasasının barısı tehdit, barışın "bozulması ve tecavüz hareketleriyle ilgili kısımların çerçe­vesi dahilinde İsrail'i takbih etmesini istemiştir

İsrail delegesi Abba Eban. hükümeti­nin bu meseledeki durumunu izah için En Lai'ye bir mektup göndererek Cin­de mevkuf bulunan Amerikalı havacı­lar hakkındaki tasavvurlarını açıkça bildirmesini  istemiştir.

Bu son günlerde komünist Çin'in ca­suslukla itham edilmiş olan dört Ame­rikalı havacıyı serbest bırakmava ha­zırlandığı söylentisi dolaşmıştı. Bilindi­ğin gibi diğer 11 havacı casuslukla it­ham edilerek hapse mahkûm, edilmiştir. Bu söylentinin tekzip veya teyidi mümkün olmamıştır.

22   Mart 1955

  New-York:

Birleşmiş Milletlerden bildirildiğine göre altı memleket Birleşmiş Millet­ler teknik yardım programı gereğince Sovyetler Birliğinin 4 milyon ruble (366.000 sterlin) tutarındaki yardımını kabule hazır olduklarını bildirmişler­dir. Bu memleketler Ürdün, Pakistan, Yugoslavya, Seylan. Akuator ve Hin­distan'dır.

Paranın tahsisi yapılmıştır. Bu para, Sovyetler Birlisinin ilk tahsisidir. Bu­nun mukabilinde Sovyet malzemesi alı­nacak ve Sovyet mütehassıslarının masrafı karşılanacaktır. Birleşmiş mil­letler teknik yardım programından 17 den fazla memleket istifade etmekte­dir.

23   Mart 1955

  Birleşmiş Milletler  (New-York):

İsrail Murahhası M. Abba Eban Güven­lik Konseyinin dünkü toplantısında söz alarak İsrail hükümetinin Mısır ile İsrail arasında altı seneden beri de­vam eden mütarekenin kat'i bir s'ilh haline çevrilmesi için gerekli bütün gayretleri yapmağa hazır bulunduğu­nu söylemiştir.

M. Eban, Necef hakkındaki Mısır is­teklerini şiddetle reddetmiştir. M. Eban'a göre bu istekler, topraklarının her karışını müdafaaya azmetmiş bu­lunan İsrail'in bu azmini kuvvetlendir­mekten başka bir netice vermeyecek­tir.

M. Eban Mısır tarafından İsrail aley­hine tevcih edilen «tecavüz, katil, tahrio hareketlerivle baltalama ve casus­luk hareketlerinin takbih edilmesini güvenlik konseyinden istemiş ve şöyle demiştir:

«Birleşmiş Milletlerin Filistin heyeti başkanı General Burns'un raporuna göre bu hareketler bu sünkü gerginli­min başlıca âmilini teşkil etmektedir.» İsrail Delegesi, Gazze hadisesinin bu gerginliğin bir sebebi değil bir netice-

si olduğunu söylemiş. Mısır'ın İsraile karşı gittikçe sıklaşan tecavüz hare­ketlerini saymış, bunların Gazze'deki Mısır Genel Karargâhı tarafından ha­zırlanmış olduğunu ileri sürmüş ve 1954 ağustosundan 19S5 martına kadar muhtelit komisyon tarafından Mısır aleyhine verilen 40 kadar mahkûmiyet kararını bu meyanda zikretmiştir.

M. Eban müteakiben «Mısır'ın resmî şahsiyetlerinin tahrikçi beyanları ileri sürmüş ve bu meyanda bilhassa ««Binbaşı Salâh Salem tarafından geçen 20 martta İsrail'in Necef toprakları hakkında ileri sürülen istekleri» zikretmiş ve bunları küstahça istekler olarak vasıflandırdıktan sonra şöyle demiş­tir:

«Ne Mısır ne de hç bir Arap devleti Necefe sahip olamayacaktır. Toprak­larımızın hiç bir parçası, bir mahaJîî savunma teşkilâtının kurulması için yapılacak görüşmelerde bir pazarlık mevzuu teşkil edemez.»

Bundan sonra Gazze hâdisesinden bah­seden İsrail delegesi gerek bu hâdise­de gerekse iki memleket arasında mev­cut olan gerginlikte mes'uliyetin Mı­sır'a râci bulunduğunu ileri sürmüş İsrail ile Mısır arasında gittikçe artan hâdiselerin Mısır hükümeti tarafından İsrail'e karşı resmen ilân edilen hasmane siyasetin neticeleri olduğunu söylemiş ve sözlerine şunu İlâve et­miştir:

Mısır. İsrail'e karşı hareketlerinde san­ki iki memleket arasında harp hali mevcut imiş gibi davranmakta ve bu­na mukabil İsrail'in arada sanki bir sulh varmış gibi hareket etmesini is­temektedir.

İsrail murahhası bundan sonraki sözle­rinde Mısır hükümetini muhatau tuta­rak Mısır hükümetinin bu hareket hattını bırakmasını, mütareke anlaş­masına ve güvenlik konseyi kararları­na iki tarafça da riayet edileceği ta­ahhüdünü tazammun eden müşterek bir beyannameyi İsrail ile imzalamadı kabul etmesini her türlü şiddet hare­ketine baş vurmaktan vazgeçmesini, iki tarafın istiklâl ve toprak bütünlü­ğüne riayet olunmasını ve altı sene­den beri devam eden mütareke halinin devamlı bir sulh haline çevrilmesi için

gerekli gayretlerin sarfedilmesini iste­miştir.

M. Eban'dan sonra söz alan Mısır de­legesi Ömer Lütfü, İsrail delegesine bilâhare - cevap vermek hakkını muha­faza ettiğini söylemiş ve ancak İsrail delegesinin bizzat Gazze hâdisesini haklı göstererek bir delil ileri sürme­miş olduğunu ve bu hadiseyi Mısır İsrail münasebetlerinin heyeti umumi-yesini ele alan bir münakaşanın içinde boğmak  istediğine  dikkati     çekmiştir.

Mısır delegesi. Birleşmiş . Milletlerin Filistin heyeti başkam General Burns tarafından güvenlik konseyinin son toplantısına verilen, raporda da bir de­receye kadar ayni hataya düşülmüş ol­duğunu söylemiş ve şöyle demiştir:

«General Burns. Konsevin toplantı mevzuunu teşkil eden Gazze hadise­sinin çerçevesini bu raporunda aşmış bulunmaktadır.

Müteakiben İsrail tecavüz hareketleri üzerinde duran Mısır delegesi Mısır hükümetinin bu husustaki tedbirlerin­den bahsederek şöyle  demiştir:

Her ne kadar İsrail hükümeti tarafın­dan memleketlerine dönmelerine mü­saade edilmeyen 200 binden fazla Arap mültecisinin bulunduğu Gazze bölgesinde bu tecavüz hareketlerinin önüne serilmesi bazan eüc olmakta ise de Mısır hükümeti bu hareketleri bastırmak için gerekli tedbirleri almış bulunmaktadır.

Mısır delegesi. General Burns raporuna tekrar temas ederek bu raporda İs­rail tarafından Mısır alevhine tevcih edilmiş olan casusluk hareketleri it­hamlarına yer verilmiş olmasını tenkit etmiş ve şöyle demiştir:

«Bu ithamlar hiç bir delile davanmamaktadır. Bunlar ancak İsrail basını­na bir propaganda vesilesi teşkil etj inektedir.»

Bundan sonra Gazze hâdisesinin bir gerginlik havası içinde vuku bulduğu hususundaki iddiayı reddeden Mısır murahhası bu mevzuda Fransız ve İn­giliz murahhaslarının güvenlik konse­yinde evvelce vâki yatışma havasının hüküm sürmeğe ve hudut üzerindeki hâdiselerin azalmağa başladığı bir zamanda vuku bulmuş olduğunu bu mu­rahhaslar tarafından mevzuubahs be­yanların da esefle kaydedilmiş olduğu­nu söylemiştir.

Mısır murahhas: sözlerine nihayet ver­meden evvel «güvenlik konseyinin kendisine terettüp eden mesuliyetleri deruhte etmesini ve bu gibi hâdisele­rin tekerrür etmemesi için gerekli ted­birleri almasını istemiş ve «Arap memleketleri cevabınızı bekliyor.» demiştir. İsrail ve Mısır murahhaslarının bu ko­nuşmalarından sonra gerek bu murah­haslar gerekse güvenlik konseyi azala­rının bir çoğu tarafından General Burns'e muhtelit mütareke komisyonları­nın çalışma tarzı hakkında sualler sor-.muştur.

Bunu müteakip celseye son verilmiş­tir.

Güvenlik Konseyi gelecek toplantısını başkanın azalarla yapacağı istişareyi müteakip tayin edeceği bir tarihte aktedecektir.

24 Mart 1955

  Birleşmiş  Milletler   (New-York):

Kadın hayat şartlarını tetkikle vazife­li komisyon dün kabul ettiği bir karar suretiyle Birleşmiş Milletler üyesi olan veya olmayan bütün hükmetleri ka­dınlar ve erkekler arasında, ayni kıy­mette emek için ücret eşitliği pren­sibini tatbik maksadiyle gerekli tedbir­ler almaya devanı etmiştir. Bu karar, biri Fransa ve diğeri Amerika Küba ve Venezüela tarafından müştereken ve­rilen iki tasarıya_ dayanarak alınmış­tır. Avustralya, İngiltere, Pakistan ve İsveç müstenkif kalmışlardır.

  Newyork:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammerskjoeld bugün Birleşmiş Milletler merkezinde, İngiliz murah­hası Sir Pierson Dixon, Amerika Mu­rahhası Henry Cabot Lodge, Fransa Murahhası Henry Hoppenot ve Filis­tin mütareke murakabe teşkilâtı Reisi General Bu^rosile görüşmüştür.

Bir Birleşmiş Milletler sözcüsü, müza­kerenin mütareke murakabe mekaniz­masını takviye çâre ve imkânlarını araştırmaya inhisar ettiğini söylemiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, halen, Mısır ve İsrail kuvvetleri arasın­da Gazze'de vukua gelen çarpışma hakkında Mısırın İsrail aleyhindeki Şikâyetini tetkik etmektedir. Konseyin bu mevzuu tekrar ele almak için önü­müzdeki pazartesi günü toplanmak İh­timali vardır ve anlaşıldığına göre de, İngiltere, Fransa ve Amerika tarafın­dan hazırlanan ve hâdiseden dolayı İsrailin takbih edilmesini isteyen bir takrir verilecektir.

25 Mart 1955

  Londra :

Londrada toplantı hâlinde bulunan Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma tâli komitesindeki Amerikan heyeti sözcü­sü de gazetecilere verdiği bir beyanat sırasında, Jules Moch'un sözlerini te-yid etmiştir.

İngili2 temsilci heyeti başkanı olan Devlet Vekili Anthony Nutting, yarın sabah için gazetecileri bir basın toplan tısına çağırmıştır.

  Birleşmiş Milletler  (New-York):

24 mart günü bir Mısır çeteci gurupunun Gazze hududunu geçerek bir İsra­il köyünü basması ve İsrailli bir kadı­nı öldürmesi üzerine, Birleşmiş Milletlerdeki İsrail delegesi Mısır'ı Güven­lik  Konseyine şikâyet  etmiştir.

  Londra:

Londrada toplantılarına devam etmek­te olan Birleşmiş Milletler silâhsızlan­ma tâli komitesindeki Fransız delege­si Jules Moch, bugün, gazetecilere ver­diği bir beyanat esnasında, «Batılı devletler Birleşik Amerika ve Sovyetler Birliği için, bütün silâhlı kuvvetlerini ihtiva eden, üç milyon ile üç buçuk milyon arasına tehallüf edecek bir kontenjan teklif etmişlerdir» demiş­tir.

Jules Moch'un belirttiğine göre, Sov­yetler de, halen mevcut olan kuvvet­lerin iki devre zarfında üçde bir nisbetinde azaltılmasını ileri sürmüşler­dir. Batılı uzmanlar hesapladıklan za­man, Sovyetlerin ellerinde üç buçuk milyonluk bir ordu kalacağı müşahe­de edilmiştir. Fransız baş delegesi uzun müzakereler sonunda, Sovyetler Birliğinin üç safhada silâhsızlanmağı kabul ettiğini, batılıların bu teklifleri­ne göre, mevcut silâhların bugünkü hâli ile muhafazası, silâh istihsalâtının durdurulması ve atom silâhlan stoklarının imhası icap ettiğini beyan etmiştir. Jules Moch, bununla bera­ber, arada çok mühim görüş farkları bulunduğunu bildirerek sözlerine ni­hayet

28   Mart 1955

  Birleşmiş Milletler  (New-York):

Üç Batılı Devlet bugün İsrail ile Mısır arasındaki gerginlik meselesi hakkında güvenlik konseyine iki karar sureti sunmuştur. Bunlardan birinde Gazze hâdisesinden dolayı İsrail takbih edil­mekte, bu gibi hareketlerin tekrarını önleyecek tedbirler almaya davet olun­makta ve iki tarafa mütareke anlaş­malarına uymaları lüzumu hatırlatırlatılmaktadır. Diğerinde, Mısır ve İs­rail hükümetleri, hâdiseleri önlemek için Birleşmiş Milletler Başmüşahidi General Burns ile işbirliği etmeye da­vet olunmaktadır.

29   Mart 1955

  Birleşmiş Milletler  (New-York):

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail Murahhas heyeti, İsrail-Mısır gerginli­ği mevzuunda üç Batılı büyük devlet tarafından Güvenlik Konseyine tevdi edilmiş olan karar sureti için iki tâdil teklifi vermiştir.

Bu tâdil tekliflerinden birincisi Bir­leşmiş  Milletler'in Filistin heyeti baş­kam tarafından verilen raporda Mısı­rın kontrolü altındaki topraklardan İsrail topraklarına vaki sızmaların bu günkü gerginliğin başlıca sebeplerin­den birini teşkil ettiği yolundaki ifa­denin güvenlik konseyince endişe ile kaydedilmesi istenmektedir.

İkinci tâdil teklifi ise her türlü has-mane hareketten sakınmak, araların­daki ihtilâfları muslihane yollarla hal­letmek ve bütün devletlerin siyasî istiklâllerine ve toprak bütünlüklerine karşı her türlü tehditten veya kuvvet kullanmaktan içtinap eylemek husu­sunda Birleşmiş Milletler ana yasasiyle mütareke hümümleri gereğince gi­rişmiş bulundukları taahhütlerin güvenlik konseyince Mısır ve İsaril'e hatır­latılması talep edilmektedir.

İsrail, Güvenlik Konseyinde aza bu­lunmadığı cihetle ,bu tâdil teklifleri ancak konseyde aza bulunan diğer bir murahhas heyet tarafından kendi adı­na tevdi edildiği takdirde reye konu­labilecektir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Vesayet Konseyi, pazartesi günü, 15'inci dönem çalış­malarına nihayet vermiştir.

Konseyin bu çalışma devresi içinde, Batılı Devletler tarafından vesayet al­tında bulundurulan Afrika toprakla­rında meydana gelen sosyal ve ekono­mik gelişmeler incelenmiştir.

Konsey dağılmadan önce vesayet altın­daki bu memleketlerde meydana gelen içtimaî ve iktisadî durumu mahallin­de incelemek üzere, Afrika'ya iki tet­kik  heyeti   izamına  karar  vermiştir.

  Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler kurulu kadın hak­ları komisyonu dünkü oturumu esna­sında, evli kadınların mutlak olarak kocalarının tabiiyetine girmelerine mahal olmadığına dair bir karar su­reti kabul etmiştir .

Birleşik Amerika'nın muhalif, Fransa ve Endonezya'nın çekimser oylarına karşı 15 reyle kabul edilmiş olan bu karar sureti ne evlenmenin, ne boşan­manın ne de kocanın tabiiyet değiş­tirmesinin kadının milliyyeti üzerinde bir tesir yaratmamasını derpiş etmek­ledir.

Bundan başka komisyon ittifakla aldı­ğı bir kararla, Birleşmiş Milletler ku­rulundaki ehemmiyetli mevkilerde daha fazla kadın çalıştırılması husu­sunun teminini kurul genel sekreterin­den talep etmektedir.

  Birleşmiş Milletler :

Ekonomik ve Sosyal Konsey bugün 19 uncu toplantı devresi başkanlığına Avustralyalı   Delege      Copland'ı   Başkanlığa seçmiştir. Venezüela delegesi Perez 14 oyla başkan yardımcılığına seçilmiştir, Çek delegesi 4 oy alabil­miştir. İkinci başkan yardımcılığına Yugoslav delegesi Brilej getirilmiştir.

Bu toplantıda Sovyet Delegesi oya müracaat edilmesini talep etmek­sizin, «Formoza temsilcisinin mevcudi­yetini protesto ettiğini ve bunun zap­ta geçirilmesini» istediğini bildirmiştir. Amerikan Delegesi Hotchkis, «Devlet­ler hukukunu ihlâl eden komünist Çin rejimi temsilcisinin Birleşmiş Millet­lerde mevcudiyetinin tahayyül dahi edilemiyeceğini» belirtmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Güvenlik Konseyi bugün, İsrail ile Mı­sır arasında vukua gelen son hâdisele­rin ışığı altında Filistin meselesini tet­kike devam etmiştir. Birleşik Ame­rika, İngiltere ve Fransa bu mevzuda konsere iki karar sureti sunmuşlar­dır. Bunların birinde İsrail kuvvetle­rinin Gazze bölgesinde Mısır kuvvet­lerine karşı yaptıkları taarruz takbih edilmekte ve iki tarafın mütareke an­laşmasına uymaları gerektiği hatırla­tılmaktadır. Diğerinde ise, Mısır ve İsrail, hudut hattı civarında kontrol tedbirlerini arttırmak için Birleşmiş Milletler Baş Müşahidi General Burns işbirliği etmeye davet olunmaktadır.

İsrail heyeti konseyi ikinci karar su­reti için dört değişiklik teklifi sunmuş­tur. Bu değişiklik tekliflerinde, Mısır lılarm İsrail topraklarına devamlı tecavüzlerinin takbih edilmesi isten­mekte ve iki tarafın birbirine kargı kuvvet veya tehdide baş vurmayacağı yolundaki taahhütleri hatırlatılmak­tadır.

İngiliz Delegesi Dixon, İsrailin Gazze bölgesindeki taarruzunu takbih etmiş ve bunun Mısırlıların tecavüzlerine karşı bir mukabele bilmisil olduğu id­diasının kabul edilemiyeceğini belirt­miştir. Bundan başka İngiliz delegesi bir İsrail köyünde yapılan bir düğün sırasında Mısırlıların bu köye taarruz­larına esef ettiğini söylemiştir. Niha­yet Dixon, hükümetinin İsrail ile Arap memleketelri arasındaki münasebetle­rin devamlı bir barışa doğru ilerleme­sini temenni ettiğini bildirmiştir. Dixon'a göre konsey önce İsrail'i takbih eden karar suretini kabul etmeli, son­ra bu gibi hâdiselerin tekrarını Önleye­cek usulleri tetkike geçmelidir.

Fransız Delegesi Hoppenot, İsrail'in Mısır aleyhindeki şikâyetlerini, haklı dahi olsa, bir mukabele bilmisil ve in­tikam siyasetiyle haletmeye çalışması­nın kabul edilmiyeceğini belirtmiştir. Fransız delegesine göre, Konsey Gazze hâdisesi için İsraili takbih etmekle be­raber, bundan önceki hâdiselerde Mı­sırın haiz olduğu mesuliyet hissesini de dikkat nazara almalıdır .

30 Mart 1955

  Birleşmiş Milletler  (New-York):

Birleşmiş Milletler Kurulu Güvenlik Konseyinin dün akşamki oturumunda söz alan Sovyet temsilcisi Arkadi So-bolef, İsrail - Mısır hududundaki hâ­disenin mesuliyetinin, Orta-Doğu mem­leketlerini askerî paktlar dahilinde toplamağa çalışan devletlere ait oldu­ğunu, fakat, bu vakadan, İsrail'in de sorumlu olduğunu, Gazze tecavüzü­nün, mütareke hükümlerini ihlâl et­mekle, sulh için bir tehlike teşkil et­tiğini beyan etmiştir.

Türkiye delegesi Selim Sarper söz al­mış ve Sovyet temsilcisinin Orta-Doğu Güvenlik Paktı hakkında ortaya attı ğı iddiaları çürütmüş ve «Dünyadaki gerginliğin tek sebebi hür milletlerin istiklâllerini tehdid eden ve Sovyetler Birliğinin idaresi altında bulunan aske­rî ittifakın teşkil eylediği tehlikedir» demiştir.

Yeniden söz alan Sovyet temsilcisi Sobolof, Sovyetler Birliğinin Türk-Irak ve Türk-Pakistan paktlarına mü­şabih anlaşmalar meydana getirmedi­ğini söylemiştir.

Türk Temsilcisi Selim Sarper, cevap olarak, Kuzey Atlantik Paktının ve Türkiye'nin dahil olduğu diğer anlaş­maların tedafüi mahiyetini izah etmiş­tir.

  Birleşmiş Milletler   (New-York):

Güvenlik Konseyi Gazze hâdisesi için İsrail'i takbih eden Batılı karar sure­tini ittifakla tasvip etmiştir.

  Birleşmiş Milletler :

Sovyet heyeti bugün Komünist Çin adına Birleşmiş Milletler Genel Sekre­terliğine tevdi ettiği bir notada ekono­mik ve Sosyal Konseye sunulan bir raporda ileri sürülen iddiaları protes­to etmektedir. Norveçli mütehassıslar­dan Hans Engen tarafından hazırla­nan bu raporda dünyada halen mevcut muhtelif esaret şekillerinden bahsedil­mekte ve bu arada komünist Çin'de mecburî çalışma sistemi mevcut oldu­ğu ileri sürülmektedir. Sovyet nota­sında, rapordaki iddiaları çürütmek için Çin anayasasının bazı madde""eri­nin her türlü esaret ve mecburî çalış­mayı meneylediği belirtilmiştir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Merkezindeki Japon müşahidi Sawada bugün Sovyet Heyeti Baskın; Sobolefi ziyaret aderek, Japonya ile Rusya arasında bir barış antlaşmasının akdi için Newycrk ta M'd cıemJeket arasında müzakerelere başlanması hususunda hükümetinden bir cevap alıp almadığını sormuştur. Sobolef henüz cevap almadığım bildirmiştir. Bilindiği gibi Sawada 22 şu­batta bu müzakerelerle ilgili lazırlıklar mevzuunda Sobolefe bir nota ver­mişti

  Birleşmiş Milletler :

Güvenlik konseyi bugün İsrail ile Mı­sır arasındaki gerginlik meselesini tet­kike devam etmiştir. Bilindiği gibi düı kü toplantıda Gazze hâdisesinden dola­yı İsrail'i takbih eden bir karar sure­ti kabul edilmişti. Üç Batılı, devlet ta­rafından sunulan diğer bir karar sure­tinde hudut hattında hâdise vukuunu önlemek için İsrail ve Mısır, Birleşmiş Milletler başmüşahidi General Buruş ile işbirliğinde bulunmaya davet edil­mektedir.

İngiliz Delegesi Sir Pierson Dixon, Gazze bölgesi civarında İsrail toprak­larında bir endişe ve huzursuzluk hü küm sürdüğünü belirtmiş ve iki tavaf­tan gerekli emniyet tedbirlerini almak için General Burns ile işbirliği etmele­rini istemiştir.


 

Fransız Delegesi Hoppenot mukabele bümisil politikasını bir defa daha tak­bih etmiş, bununla beraber hudut böl­gesindeki hâdiselerde en büyük mesu­liyet hissesinin Mısır'a ait olduğuna belirtmiştir. Bu delege de iki tarafı General Burns ile işbirliğine davet et­miştir.

31 Mart 1955

  Birleşmiş Milletler (Newyork):

Güvenlik Konseyi dünkü toplantısında Batılı Murahhaslar tarafından verilen bir karar suretini ittifakla kabul et­miştir. Bu karar suretinde İsrail ve Mısır hükümetlerinden hudut hattın­da hadiselere ve sızma hareketlerine mâni olmak üzere amelî tedbirler al­mak için Birleşmiş Milletler Filistin heyeti başkanı General Burns ile iş birliği yapmaları istenmektedir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konse­yinin dün akşamki oturumunda Sov­yet delegesi Sobolef söz alarak, Orta ve Yakın Doğudaki gerginliğin sebep­lerini izah ederken, bundan Batı dev­letlerinin ve Türkiye'nin mes'ul bulun­duğunu iddia etmiştir.

Sovyet delegesine cevap veren Türk temsilcisi Selim Sarper. Türkiye'nin Suriye üzerinde baskı yaptığına dair iddiayı şiddetle reddetmiş ve başka memleketlerin iç işlerine müdahale et­menin «çok tehlikeli, fakat neyseki bulaşıcı olmayan .bir Sovyet hastalığı olduğu»nu söylemiştir.

Bundan sonra, Batı ve Doğu askerî an­laşmaları arasında bir mukayese yapan Türk temsilcisi Selim Sarper, Sovyet­ler Birliği  Çin askerî paktının Çin'in Kore'ye ve Hindiçini'ye tecavüz etme­sini tevlid ettiğini, Atlantik Paktının ise, harbe engel teşkil ettiğini beyan etmiştir.

Birleşik Amerika ve nîgiltere temsilci­leri de Türk delegesi Selim Sarper'İ desteklemişlerdir. Fransız temsilcisi, Gazze hâdiselerinin soğuk harbe alet edilmesine teessüf etmiştir.

4 Mart 1955

 Lefkoşe:

El altından dağıtılan Yunan «Enosls» gazetesi Kıbrıslıların İngilizleri Kıb­rıs'tan atmak için kâfi miktarda silâha sahip olduğunu yazmakta, kıbns po­lis kuvvetlerinin Yunanlı mensuplarım hitap ederek ..unutmayın ki sizi hizme­te çağıran anavatanınızın hitabı vazi­fe mesuliyetlerinizin üstündedir» de­mektedir.

Yazı makinesi ile yazılan bu gazele muntazaman her onbeş günde bir neş­redilmektedir. Son çıkan nüshada da­imi polis takibinde oldukları için ga­zetenin geç çıkmış olduğu bildirilmek­tedir.

15 Mart 1955

  Lefkoşe:

Kıbrıs'taki Yunan ortodoks kilisesi ge­lecek ay başlarında Kıbrıslılar arası millî asamblesini toplantıya çağıracak­tır. Kilise ruhani meclisinin senelik umumi toplantısından sonra neşredi.'en tebliğde asamble toplantısına bu görüş­mede karar verildiği bildirilmiştir. Geçen seneki kuruluşundan sonra yalnız bir toplantı yapmış olan millî asam­blenin vazifesi Kıbrıs'ın Yunanistana ilhakını temin hususunda kilise ile halk arasında sıkı bir işbirliği temin etmek­tir.

  Lefkoşe:

İstanbul ve Ankara'da üç gün kaldık­tan sonra Kıbrıs'a gelmiş olan Ameri­kan gazeteciler heyeti, Kıbrıs Valili­nin misafiri olarak öğle yemeğini ye­dikten sonra, Kahire'ye müteveccihen buradan ayrılmışlardır. Amerikan ga­zeteciler heyetinin reisi olan «Herard News» gazetesi sahibi Mr, Tom Ireland,

Türkiye'deki intihalarını Ajans Türk'e şu şekilde anlatmıştır:

«Türkiye'de üç gün kaldık. Bu kısa za­man içinde devlet ricali ve halkla te­mas imkânını bulduk. Türkiye'de gaait olduğumuz terakki hamlelerini bir mu cize olarak vasıflandırmak isterim. Memleketin her tarafında dev adım­larla bir ilerleyiş göze çarpmaktadır. Türkiye'deki san'at hareketleriyle e-serlerinin hayranı olduk. Türkiye'de­ki inkişaf, Türk milletini çok kısa bîr zamanda refaha ulaştıracaktır.-.   .

Gazeteciler heyeti Reisi Mr. Tom Irel­and, Orta-Şark'taki gelişmeler üzerine sorulan bir sualimizi de şu şekilde ce­vaplandırmıştır:

«Türkiye Orta-Şark'ta liderliği omuz­larına yüklenmiştir. Hiç 'şüphe yoktur ki, Adnan Menderes hükümetinin açık ve dürüst siyaseti Orta-Şark çıkmazı­nı da halledecektir. Türkiye Orta-Şark ta en kudretli ve en dirayetli bir dev­lettir. Şurasını da kaydetmeliyim ki, Türkiye Orta-Şark'ta sulhun ve em­niyetin korunması için mücadele et­mekte ve zafer kazanmaktadır. Bir ke­lime ile Türkiye, insanlığın refah ve saadeti için çalışmaktadır."

Mr. Tom Ireland, ajans Türk muha­birinin Kıbrıs mevzuunda sorduğu bir suali de şu şekilde cevaplandırmıştır: «Kıbrıs meselesinin, dünyanın bu ka­rışık ahvalinde ortaya atılması ve bir mesele haline getirilmesi tamamen yer­sizdir. Bu durum karşısında adanın Yunanistana ilhakı gayri kabildir ve ve bu husus katiyetle bahis konusu olamaz.

Eğer Kıbrıs Yunanistan'a ilhak edilir­se, bu topraklara Yunanistan değil ko­münizm hâkim olacaktır. Amerikan matbuatı bunu böyle bilmektedir. Türk cemaatinin Kıbrıs mevzuunda ta­kip edegelmekte olduğu dürüst    3İyaseti tasvip etmekteyiz. Kıbrıs mevzu­unda Yunan talebinin haksız olduğu­nu vesikalarla ispat edeceğim ve ya­zacağım yazılarla, dâvanın mantıksız­lığını bütün gücümle müdafaa edece­ğim».

Mr. Tom Ireland, konuşmasına devam­la Kıbrıs meselesinin halli için birçok çârelerin mevcut bulunduğunu söyle­miş ve şöyle demiştir;

 Görüyoruz ki, Kıbrıs meselesiyle Türk hükümeti de çok yakından alâka­dardır. Bu vaziyette Kıbrıs'ın Yunan­istan'a ilhakı. Balkan Paktı için de bi tehlike yaratacaktır. Bu yüzden Kıb­rıs'ın Türkiye, İngiltere ve Yunanis­tan tarafından üçlü bir ortaklaşma şek­linde idaresi, en doğru bir yol olacak­tır.,

16 Mart 1955

  Pafos :

Bugün, Kıbrısta bir iç Savaş hazırla­mak suçu ile muhakemelerine bağla­nan altı köylünün serbest bırakılmala­rı için talebeler bir nümayiş tertip ek­mişlerdir.

Kasabanın sokaklarını ve mahkemenin önündeki meydanı dolduran talebe mevkufların derhal serbest bırakılma­larını ve muhakemenin durdurulması­nı taleb etemktedir.

18 Mart 1955

  Pafos :

Kıbrıs'ta iç harp çıkarmaya teşebbüs ile suçlandırılarak muhakemeye sevke-dilen 13 Yunanlının bugün mahkeme binasına getirildikleri sırada bunlar lehinde nümayiş yapan gençler sanık­lardan ikisini polisin elinden almaya muvaffak olmuşlarsa da on dakika ka­dar sonra polis bunları yeniden yaka­lamıştır.

«Enosis» diye bağırarak nümayişlerde bulunan gruplar sanıkları getiren po­lis arabalarına taşlarla hücum etmiş­ler ve ayrıca mahkeme binasının da camlarını kırmışlardır.

  Pafos :

Kıbrıs hükümetine karşı    silâhlı    bir ayaklanma hazırlamakla itham edilen on üç kişinin muhakemelerinin dünkü celsesi sırasında «Aya Yorgi» motorun­daki silâhlara el koyan ve müretteba­tı yakalayan polisler şahit olarak din­lenmişler ve vesika olarak mahkemeye Şöyle bir mektup sunmuşlardır:

«Aşağıda imzası olan, Ben, Andreas Azinaz, Kıbrıs'ın kurtuluş mücadele­sinde sarf edilmek üzere, Sokcıtes Lo izides'den 190 ingiliz altını, 120 Sterlin aldığımı beyan ederim.»

Bu makbuzda imzası bulunan Azinas, muhakeme edilmekte olan on üç suç­lunun mensup olduğu Kıbrıs çiftçiler birliğinin Genel   Sekreteridir.

  Pafos :

Kıbrısta dahili bir harp tahrik etmek­le itham edilen 13 kişinin muhakeme­si bugün başladığı sırada eski ip parçalarile bağlanmış büyük bir siyah ku­tu süratle mahkeme salonundan dışa­rıya çıkarılmıştır.

İleri gelen bir hükümet mütehassısı bu kutunun muhtevasının karıştırıldı­ğı takdirde kuvvetli bir infiiâk mad­desi teşkil edeceğini mahkemeye bil­dirmiştir.

Polis bu kutunun 25 ocakta yakalanan Yunan motorundaki dinamit sandıkla-rile beraber ele geçirildiğini açıkla­mıştır.

Polisin bu kutuyu derhal dışarı çıkar­masına rağmen durum avukatlar ve dinleyiciler arasında heyecana sebep olmuştur.

19 Mart 1955

  Lefkoşe:

Aralarında iki kız bulunan 15 talebe, çarşamba günü Pafos mahkemesinin önünde, kanuna aykırı olarak nüma­yişte bulunmak ve karışıklık çıkarmak suçundan mahkemeye verilmiştir. Bilindiği gibi çarşamba günü, Kıbrıs'ta bir ayaklanma tertibiyle itham olunarak mahkemeye verilen 13 Rum . yargılan­mıştı. Daha bazı kimselerin mahkeme­ye şevki beklenmektedir.

21 Mart 1955

Lefkoşe

Pafos   polisi,   çarşamba   günü   bir  iç harbe tahrikten sanık 13 Rumun muhil kemesi sırasında mahkeme binası önün de karışıklık çıkarmış olan şahıslardan V& kişiyi daha mahkemeye sevketmeya karar vermiştir. Böylelikle bu hâdiselerden dolayı 31'i talebe olmak üzere34 kişi mahkemeye verilmiş olmakta dır. Bunların bir kısmı kaz    talebelerdir.

I   Mart 1955

  Saygon:

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Oulles, bu sabah saat 8'de (gmt) uçakla Manilla'ya hareket etmiştir. Dulles, Saygon'daki kısa ikameti sırasında Vietnam Başvekili ile bir saatten fazla sü­ren bir görüşme yapmıştır. Bunu mü­teakip Dulles Fransız kuvvetleri Baş­kumandanı ve Fransız Genel Komise­ri General Paul Ely ile müzakerede bulunmuştur. Nihayet Dulles Ameri­kan Büyükelçiliğinde, Vietnam'daki bütün Amerikan temsilcilerinin iştira­kiyle yapılan bir toplantıya başkanlık etmiştir.

3 Mart 1955

  Saygon :

Ngo Din Diem hükümetinin Devlet Vekili olan Kaodaist Silâhlı Kuvvet­leri Başkomutanı General Nguyen Tan Fuong'un bir beyanname ila bildirdiği­ne göre, Vietnam'ın siyasî dinî ve as­kerî birer teşkilât halinde bulunan üç ayrı mezhebi, yani kaodaistlerle Hoa Hao ve Bin Xuyen mezhebi mensup­ları memleketin selâmeti bakımından bir birlik kurmaya karar vermişlerdir. Bu anlaşma aylardan beri bu çeşitli görüşlere sahip gruplar arasında sü­rüp gelen ve pek çok insanın hayatı­na mal olan çarpışmalara son verecektir.

II   Mart 1955

  Pnom Pen :

Kamboç Millî Danışma Konseyinin açı­lış töreni dolayısiyle bir konuşma ya­pan yeni Kamboç Kralı Norodom Suramarit Milletler Arası Kontrol Ko­misyonunu  (Cic)  Kamboç'un iç işlerine karışmakla suçlandırmıştır.

Hükmet üyeleri, Kordiplomatik ve Cic'nin üç temsilcisi Önünde 70 kişilik konseye hitap eden Kral oğlunun takibettiği siyaseti tasvip edip etmediği­ni bildirmenin sırası gelmiş olduğunu belirterek sözlerine başlamış ve en bü­yük arzusunun memlekette yabancıla­rın müdahalesi olmaksızın birlik ve kardeşlik havasının kurulması olduğu­nu söylemiştir.

Pnom Pen siyasî müşahitlerinin kana­atine göre, yeni Kral geçenlerde taht­tan feragat eden oğlu gibi bir referan­dum vasıtasiyle yeni bir seçim sistemi kabulünü ve seçimlerin geciktirilme­sini istemektedir.

Diğer taraftan, yine ayrı çevreler doğ­rudan doğruya bahis konusu olan mil­letlerarası kontrol komisyonunun Ce­nevre'deki Cic İcra Heyetine başvura­cağı ve ayrıca Cenevre Konferansına katılmış olan devletleri durumdan ha­berdar edeceği kanaatindedirler.

13 Mart 1955

 Saygon :

Beynelmilel Kontrol Komisyonunun Bien Hoa bölgesi sakinlerinin yerleş­tirildikleri kamplarda şubattan beri yapmakta olduğu tahkikatın neticelen diği ve Vietmin'in şikâyet ettiği du­rum ve vakıalardan hiç birinin tesbit edilmemiş olduğu bildirilmektedir. Ha­tırlarda olduğu gibi Vietmin, Güneye hicret eden Bien Hoa sakinlerinin zor­la tahliye edildiklerini, bunların ay­lardan beri yurtlarına dönmek huşu sunda izhar ettikleri arzunun nazarı itibare alınmadığını nihayet bu mül­tecilerin gayet sefil kamplara yerleş­tirilerek gayri insani muamelelere ma­ruz bırakıldıklarını iddia etmişti.

Bunun üzerine Beynelmilel Kontrol Komisyonu tarafından açılan ve bu gün neticelenen tahkikat bütün bu id­dialardan hiç birinin varit olmadığını göstermiştir. Bien Hoa bölgesinden ge­len 120.000 mülteciden hiç biri bu gü­ne kadar, zorla tahliye edilmiş olmak­tan şikâyet etmemiş ve köyüne dön­mek için müracaatta bulunmamıştır.

  Londra:

İzvestia gazetesi Tass Ajansı tarafın­dan yayınlanan «Cenevre anlaşmaları» adlı bir makalesinde, Fransa, İngiltere ve Amerikancın Hindicini hakkında üç lü bir konferans hazırlamakta olduk­larım kayıtla bu teşebbüsü şiddetle tenkit etmektedir.

Gazete bu konuda şunları yazmaktadır:

.(Böyle bir konferans Cenevre anlaş­malarının lafzına ve ruhuna aykırıdır ve bu anlaşmaların tadiline matuf bir teşebbüs mahiyetini taşımaktadır. Amerika, İngiltere ve Fransa hükümet­leri böyle bir konferans toplamakla büyük bir mesuliyet altına girmekte­dirler. Bu yüzden, başta Fransa olmak üzere, kendi menfaatlerini tehlikeye atmış olacaklardır.

15 Mart 1955

  Saygon.:

Güney Vietnam birlikleri Kesensin deltasının batı bölgesinde temizleme hareketine devam etmektedir.

Hükümet kuvvetleri Hoa Hao mezhe­bine mensup Asi kümelerini yer yer teslim almakta veya imha etmektedir.

18 Mart 1955

 Saygon:

Bugünden itibaren Fransa Hindiçmi'de yalnız Orta Annam'da askerî yetkileri elinde bulunduracaktır. Bugün Orta Vietnam'dan Saygon'un kuzeyine ka­dar olan dördüncü askerî bölgenin ko­mutası Fransız komutanlığı tarafın­dan Vietnam makamlarına devredil­miştir.

19 Mart 1955

  Bangkuk :

Siyam resmî makamları kuzey eyale­tinin hali bölgelerinde iki büyük uçak pisti bulmuş olduklarını bugün açık­lamışlardır. Resmî makamlar bu mey­danların Afyon kaçakçıları tarafından inşa edilmiş olması ihtimalini bertaraf etmemekle beraber bunların komünist ajanlarına ait olduğunu da zannet­mektedirler. Polis Müdürü, bahis ko­nusu uçak pistlerinin muhafaza altına alınması için derhal mahalline kuvvet sevketmiştir.

Resmî makamlar diğer taraftan, Laos' da ve Birmanya'da da bunlara benzer uçak pistlerinin mevcudiyetini meyda­na çıkararak alakalı hükümetlere ha­ber verdiklerini bildirmektedirler.

Bu uçak pistlerinin meydana çıkarıl­ması ile ilgili olarak Siyam resmî ma­kamlarının haber verdiklerine göre, bilhassa Güney Doğu Asya Paktının .akdinden sonra Komünist Çin ajanları­nın memleket dahilinde faaliyeti art­mıştır. Bu ajanlar Kuzey Doğu şehir­lerinde yangınlar çıkararak ve pek ya­kında büyük bir kıtlığın başgöstereceğine dair bozguncu haberler yayarak memlekette hercümere yaratmaya ça­lışmaktadırlar.

24  Mart 1955

  Hanoi:

Kuzey Vietnam haber Ajansının bil­dirdiğine göre ateş kes anlaşmasının akünden beri 31 ocak tarihine kadar Fransız Birlikleri, toplanma bölgeler in­de Cenevre anlaşmalarına aykırı 2.300 harekette bulunmuştur. Bu hâdiseler sırasında 822 kişi ölmüş. 3.742 yaralan­mış, 13.450 kişi de tevkif edilmiştir.

25  Mart 1955

  Vientiane :

Laos hükümetinin sözcüsü 16 ve 20 mart günleri Samneus vilâyetinde va­him hâdiseler cereyan ettiğini ve pat het Laos'i mensup birliklerin hükümet kuvvetlerinin işgal ettikleri mevkilere taarruzda bulunduklarını   bildirmiştir.

Sözcü bu tahrik hareketlerine son ve­rilmesini temin için Pathet Laos tem­silcileri nezdinde teşebbüse geçildiğini söylemiş ve 9 martta imzalanan anlaş­ma gereğince, tehdit altında müzake­relere devam edilenıiyeceğini belirt­miştir.

27   Mart 1955

  Saygon:

Vietnam Başvekili Din Diem bugün Devlet Vekili ve «Milliyetçi Kuvvet­ler Birleşik cephesi» üyelerinden Hoa Hao mezhebi mensubu General Trah Van Soai'ye gönderdiği bir mektubun metnini basma bildirmiştir. Bu mek­tupta Başvekil, bazı siyasî liderlerin son zamanlarda hüküm? mensupları aleyhinde ortaya attıkları iddialara ce­vap vererek kendisinin kabineden ba­zı kimseleri çıkarabileceğini, fakat bu­na karşılık olarak siyasî gruplarda da aynı şekilde hareket edilmesinin bekle­meye hakkı olduğunu yazmaktadır.

Vietnam Başvekili netice olarak sade­ce devlet ve milletin menfaatlerini göz" Önüne alarak çalışacak değerli kimse­lerden mevdana gelecek bir hükümet kurabileceğini ve bu kimselerin her türlü partizan zihnivetten uzak olma­ları gerektiğini bildirerek milliyetçi cephe liderlerini de bu esaslar etra­fında toplanmaya davet etmektedir.

Diğer taraftan gazetecilerin sorularım da cevaplandıran Başvekil durumun vahim olduğunu fakat seıeralle gön­derilmiş olduğu bu mektubun ve halk efkârının tazyikinin Vietnam buhra­nının hallini kolaylaştıracağını söyle­miştir.

28   Mart 1955

  Saygon :

Fransa'nın Hindicini komiseri Gene­ral Ely, bu sabah Başvekil Neo Din Dien ile yaptığı uzun bir görüşmeden sonra gazetecilere beyanatta buluna­rak «millî dava adına buhranın süratle bertaraf edilmesi lâzımdır» demiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Her ne pahasına olursa olsun, savaşı önlemek lâzımdır, çünkü böyle bir sa­vaştan ancak Vietmin faydalanır.»

General bir uzlaşmadan ümit kesme­diğini ve kanaatince hükümet ile mez­hep mümessillerinin bir an evvel mü­zakereye geçerek hâdisenin genişleme­sine meydan vermemeleri gerektiğini söylemiştir. Generale göre, evvelâ mün­ferit meseleler üzerinde anlaşma lâ­zımdır.

General Ely, diğer taraftan mezhep mümessilleri ile görüşeceğini bildirmiş­tir.

  Saygon :

Saygon-Şolon polis binaları bu sabah zırhlı kuvvetlerin himayesinde hare­ket eden paraşütçüler tarafından işgal edilmiştir. Bir bölük kadar olan bu pa­raşütçüler, Başvekil tarafından merkezi Vietnam'dan takviye için celbedilmişlerdir. Bunlar Başvekil Diem'e sadık tanınan kıtalardandır.

Paraşütçülerin bu hareketi karşısında, Bin Ksuyen mezhebi üyelerinden olan polis memurları belediye binasının ge­risine çekilerek bazuka bataryalarını ateşe hazır bir vaziyete sokmuşlardır.

Şimdilik hiç bir çatışma    olmamıştır.

Diğer taraftan, yine Bin Ksuyen mez­hebi saliklerinden olan Vietnam emni­yet genel müdürü (esasen bütün Say­gon-Şolon polis teşkilâtı şimdi bu mez hebin kontrolündedir) selâhiyetlerini devretmeyi reddetmiştir. Emniyet Ge­nel Müdürü, bu konudaki Başvekâlet tezkeresinin gayrî kanunî olduğunu ileri sürmüştür. Emniyet kıtaları müda­faa durumuna geçmişlerdir. Saygon'un merkezinde Catinat sokağı şimdi bu kuvvetlerin kontrolü altındadır.

Başvekil Diem ise, taraftarlarına, bir an evvel pasaport işleri ve silâh taşı­ma müsaadesini veren dairelere hakim olmalarını bildirmiş bulunuvor. Bu ser­visler normal olarak Emniyet Müdür­lüğüne bağlıdır.

29 Mart 1955

  Hanoi :

Kuzev Vietnam Haberler Ajansının ya­yınladığı  bir  habere göre.     Hindicini

mütareke komisyonunun 25 mart ta­rihli oturumunda Fransız kuvvetleri başkomutanlığı Kuzey Vietnam birlik­lerinin Güneyinden derhal çekilmele­ri hakkında evvelce ileri sürmüş ol­dukları, teklifi yenilemiştir.

  Saygon :

Mahallî saatle tam gece yarısı, Viet­nam Başvekili Ngo Dinh Diem'in res­mî ikametgâhı olan İstiklâl Sarayı ağır havan topları tarafından bombardıman edilmeye başlamıştır. Saygon'un Çin­lilerle meskûn mahallesi Chomon ile ci­varındaki sokaklarda da yaylım ateşi açılmıştır.

  Hanoi :

Kuzey Vietnam Meclisi dördüncü top­lantı devresi sonunda kabul ettiği ka­rar suretinde şöyle demektedir:

»Farklı siyasî sistemlere malik memle­ketler, Hindistan-Çin ve Çin-Birmanya müşterek demeçlerinde mevcut beş prensibe dayanarak bir arada barış içinde yaşıyabiîirler.

Meclis, bansın takviyesine yardım maksadiyle bütün memleketlerin par­lamento heyetlerini kabule hazırdır.»

  Saygon :

Hoa Hao mezhebine mensuu ve ida­resinde 2000 kadar eski Vietmin bir­liklerinden kaçmış asker bulunduğu tahmin edilen bir general bugün Say­gon'u abluka faaliyetine girişmiştir.

Generalin nüfuz sahası Saygonun 150 kilometre uzağında bulunan bir nehrin batısından   itibaren   başlamaktadır.

Güney Vietnam başkentine pirine ve diğer belli başlı yiyecek maddelerini karadan ve nehirden taşıyan kamyon­lar ve mahalli kavıkların geçişine engel olmak maksadıvle nehir ve yollar birçok noktalardan kesilmiştir.

Bu bölgedeki hükümet kuvvetleri volları acmaga ve ablukacıların kullan­dıkları kayıkları zabtetmeve başlamış­lar ve bu hal iki taraf arasında hafif çatışmalara sebep olmuştur.

Diğer taraftan Kaodaistler de Saygonun


 

80 kilometre kadar kuzeyindeki Taynin bölgesini kontrolleri altında bu­lundurmaktadırlar. Bunlar ablukaya iştirak etmemekle beraber kendi böl­gelerine hükümet memurlarını sokma­maktadırlar.

Saygon'da halk yiyecek stoku yapma­ya başladığından fiatlar %5 nisbetinde yükselmiştir.

30   Mart 1955

  Saygon:

Fransız komutanlığı her iki tarafla te­maslarda bulunduktan sonra bu gece için hiçbir faaliyette bulunulmamasını sağlamaya çalıştığını, fakat bu bir ge­celik mütareke kararım her iki tara­fın da sükûtla karşıladığını, bu sebebten karara uyulmasının şüpheli oldu­ğunu bildirmektedir.

Bugün Hindicini Genel Komiseri Ge­neral Ely, Başvekil Diem ve Başkan Eisenhower'in Hindiçiniye gönderdiği olağanüstü temsilcisi Lawton Collins ile birkaç defa görüşmüştür.

  Saygon :

Saygon hâdiselerine kurban gidenler hakkında alman ilk malûmata nazaran bu hâdiseler esnasında yüzden fazla kimse ölmüş veya yaralanmıştır. Bun-!arın arasında bir çok sivilller de var­dır.

Bir Fransız albayı da ikametgâhına gi­derken yaralanmıştır.

Hadise kurbanlarının bir kaç yüz kişi­yi geçeceğinden endişe edilmektektedir.

31   Mart 1955

  Saygon :

Güney Vietnam Milliyetçi Birlikler Birleşik Cephesi bugün dağılmış ve cepheye dahil Kaodaist mezhebi men­supları hükümet saflarına geçmişler­dir.

Bugün Kaodist kuvvetlerin Başkomu­tanı General Tan Fuong. idaresindeki 25.000 kişi ile Başvekil Din Diem'e il­tihak ettiğini bildirmiştir. Bu münasebetle, General. Dini teşekküllerin si­yasetle uğraşmamaları gerektiğini ha­tırlatmış ve bundan sonra idaresindekilerle birlikte Başvekili destekliyece-ğini ilâve etmiştir.

Diğer taraftan istifaları Başvekile bildi rilmiş olan dört Kaodist Vekil de Baş­vekilin son defa yayınlanan bir mek­tubunda sadece devlet ve millet men-faatlarmı göz önüne alarak çalışacak kimselerden bir hükümet kurabilece­ğini bildirmiş olduğunu hatırlatarak kendilerinin Başvekilin bu beyana^ı ü-zerine istifa ettiklerini bildirmişlerdir.

Saygon'da tahmin edildiğine göre Kaodistlerin bu hareketi Birleşik Cephe­nin dağılmasına sebepolacaktır. Bilin­diği gibi Kaodistlerle birlikte Hoa Hao ve Bin Yu Yen mezhepleri Din Diem hükümetine karşı birleşerek bu cep­heyi kurmuşlardı:

Ayrıca, Saygımda vuku bulan bu ani değişikliğin Başvekil Din Diem tara­fından daha üç mezhep liderleri kendi aralarında anlaşırken düşünülmüş ve itina ile hazırlanmış bir siyasî darbe olduğu da söylenmektedir

11 Mart 1955

  Hongkong :

Komünist yeni Çin Haberler Ajansı­nın Pyongyong'dan bildirdiğine göre, yüksek halk meclisinde bir konuşma yapan Kuzey Kore Dışişleri Vekili Ge­neral Nam İl, Kore'deki Amerikan or­dusunun hemen geri alınmasını. Gü­ney Kore ile Amerika arasındaki büttün andlaşmaların iptalini istemiş. Ko­re meselesinin âdilâne bir şekilde hâi­li için en kısa zamanda beynelmilel bir konferansın toplanması icabettiğini söylemiştir.

  Seul:

Güney Kore Erkânıharbiyei Umumiye Reisi General Chung îl Kwon bugün burada yaptığı bir basın konferansında Koredeki Birleşmiş Milletler kuvvetle­rinin atom bombaları ve atom topları ile teçhiz edilmeleri icabettiğini söy-liyerek yeni bir komünist tecavüzünün ancak bu suretle Önlenebileceğini ifade etmiştir.

19   Mart 1955

  Seul:

Güney Kore Dışişleri Vekili Pyun Yungotai bugün İsveç, İsviçre, Polon­ya ve Çekoslovakya temsilcilerinden müteşekkil tarafsız memleketler mu­rakabe komisyonuna hitaben neşretti­ği bir ültimatomda komisyonun ko­münist Üyelerini derhal Güney Koreyi terke davet etmiş, aksi halde hüküme­tin kendilerini buna mecbur edeceğini bildirmiştir.

20  Mart 1955

  Seul:

Müttefik kumandanhğmca    neşredilen bir tebliğ de bildirildiğine göre. Kore mütareke kontrol komisyonundaki ko­münist delegeler komisyonun 22 mart günü toplanmasını istemişlerdir. Ko­münist delegeler Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin mütarekeyi ihlâl ettik­lerini iddia etmekte ve bunu komis­yon toplantısmca bahis konusu etme­ye hazırlanmaktadırlar.

Komisyonu toplanması hakkındaki ta­lebini kabul edildiği tebliğe ilâve olun­maktadır.

22  Mart 1955

  Panmunjom :

Mütareke komisyonunun toplantısında komünist delegeler Güney Kore'li as­kerlerin iki defa hudut hattını geçerek «hasmane» hareketlerde bulundukları­nı iddia etmişlerdir. Komünistler bu askerlerden birinin ateş teatisi sırasın­da öldürüldüğünü ilâve etmişlerdir.

Müttefik temsilci General Leslie Carter komünistlerin bu iddiasını «tamamen uydurma »diye vasıflandırarak reddet­miştir.

23   Mart 1955

  Seul:

Cumhurreisi Syngman Rhee ile diğer Güney Kore'li idarecileri katletmeyi tasarlıyan yedi suikastçı" polis tarafın­dan Seul'de tevkif edilmiştir. Polisin ilâve ettiğine göre, suikastçılar Kuzey Kore'de kurulan ve 24 yaşında bir ta­lebe tarafından idare edilen bir şebe­keye dahil bulunmaktadır. Şebekenin 11 üyesi gecen yıl zarfında Güney Kore'ye gizlî olarak girmişlerdir.

  Seul:

Güney Kore Cumhurreisi Syngman-Rhee bugün burada Kore halkına yayınladığı bir beyanatta komünistlerin oyununa gelmemeleri için Güney Ko­re mebusları île diğer politikacıları dikkat altında bulundurmak gerek­mektedir, demiş ve şunları ilâve et­miştir:

«Güney Koreye sızan komünistler, hü­kümeti devirmek için yıkıcı bir teş­kilât kurmaya uğraşmaktadırlar.»

Komünist Kuzey Kore Yüksek Konse­yi, sedakatlerini mehenge vurmak maksadile geçen aralık ayında Güney Kore meclisinin yedi muhalif üyesine mesajlar göndermişti .

  Seul:

Güney Kore Millî Meclisi bugün kabul ettiği bir karar sureti gereğince, ta­rafsız mütareke kontrol komisyonunun dağıtılmasını istemiştir. Meclis bu ko­misyonun «tesirsiz» olduğunu bildir­miş ve hükümetten komisyonun Polon­yalı ve Çekoslovakyalı üyelerinin der­hal memleketten çıkarılmasını talep et­miştir.

27 Mart 1955

  Seul:

Güney Kore Cumhurreisi gyngman Rhee'nin sekseninci Doğum yıldönü­münü tesit etmek üzere bugün burada yapılan bir miitngde konuşan eski Ko­re Sekizinci Amerikan Ordusu Kuman­danı General James Van Fleet, 1951'de Kore harbini kazandıracak plânlarım vardı, fakat bu plânlar bazı yüksek idare kademelerinde kabul edilmedi, de­miş ve şunları ilâve etmiştir:»

«Bir plânım, doğu sahilindeki komü­nist hatlarının gerisine, denizden ya­pılacak bir çıkarmayı desteklemek maksadiyle, Birinci Deniz Piyade Tü­menini Korelilerle beraber sevk et­mek idi. Ayrıca kadim başşehir Kaeson'u zaptederek düşman hatlarını yar­maktı. Maneviyatımız yüksekti, Düş­manı da kaçmaya mecbur etmiştik. Harbi kazanabilirdik.

31 Mart 1955

  Seul:

Güney Kore meclisi ittifakla aldığı bir kararla, hükümete Kore mütareke an­laşmasını hükümsüz addetmesini tav­siye etmektedir.

Meclis bundan başka, Kore'de asker bulundurmakta olan Birleşmiş Millet­ler kuruluna dahil 16 memleketten kuvvetlerini geri çekmemelerini talep etmeğe karar vermiştir.

  Seul:
t

Güney Kore Millî Müdafaa Vekili Şan Van İl Birleşik Amerika'dan atom to­pu talep etmiş olduklarını açıklamış­tır. Millî Müdafaa Vekili, bu talebin bizzat kendisi tarafından Amerikan Ordu Vekâleti Müsteşarı Stevens'e ya­pıldığını bildirmiştir.

Vekilin ifadesine göre, Stevens bu ta­lebin inceleneceğini beyan etmiştir.

15 Mart 1955

 Paris:

Avrupa Müttefik Kuvvetleri Başku­mandanı General Gruenther bugün komutanlık nezdindeki basın temsilci­leriyle yaptığı toplantıda Almanya'nın Batı müdafaasına iştirakinden bahse­derek şöyle demiştir:

«Bugün elimizde mevcut kuvvetlerin mahdut olması sebebiyle, Batı Alman­ya'nın iştiraki olmaksızın, merkezi Avrupa'nın Doğu taraflarını müdafaa edemeyiz.»

General Kruenther bundan başka, müt­tefik başkumandanlığının atom silâh­larını ancak müttefik hükümetlerin muvafakatiyle kullanabileceğini, bu­nunla beraber bir kesimin atom taar­ruzuna maruz kalması halinde, kendi .savunma vasıtaların: seçmek isinin, bazı kayıtlarla, bu kesim kumandanı­na ait olacağını hatırlatmıştır.

 Gruenther söylerine devamla, atom silâhlarının n^kli mevzuunda Ba­tılıların, daha süratli ve daha yüksekte ucan uçakları şivesinde strateiik ba­kımdan, üstünlüğe sahip olduklarını belirtmiştir.

16 Mart 1955

 Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

NATO Red-Trident 1 tatbikatı başladı-Towa baro gemisi ve iki teyyare gemisi ile yirmi iki parçadan müteşekkil 6 ncı filo kuvvetleri dün gece yarısı başlıyacak olan taarruza hazır vaziyette Türkive sahili arklarında beklemekte idi. Amiral "William Fechteler'in Gü­ney  NATO  kumandanlığına   bağlı   üc tali karargâhı da tatbikata katılmakta­dır. Tatbikat bu gece Amerikan Deniz Piyadelerinin Saros körfezine yapa­cakları çıkarma ile başlıyacak ve Koru dağından Saros körfezinin Kuzey Do­ğusuna kadar yayılmış bulunan Türk 1. nci Ordu birlikleriyle birleşecektir. Harekâtı 6 ncı Amerikan filosuna ve Türkiyedeki 6 ncı müttefik taktik ha­va kuvvetlerine mensup filolar des-tekliyeceklerdir. Düşman kuvvetlerini temsilen İngiltere'den gelen ingiliz jet bombardıman uçakları tatbikata işti­rak edeceklerdir. Bu tatbikat 6 ncı Amerikan filosu ve NATO' nun deniz hücum destek kuvvetleri Kumandanı Koramiral Combos tarafından idare e-dilmektedir.

18 Mart 1955

 Ankara :

M.M.V. Temsil bürosundan bildirilmiş­tir:

Red Trident 1 NATO tatbikatı büyük bir muvaffakiyetle devam etmektedir. Türk ve Amerikan uçakları kara hare­kâtını desteklemektedirler. Bu mak­sat için yalnız Amerikan 6 ncı filosuna mensup uçaklar dün 150 den fazla çı­kış yapmışlardır.

Koru Dağı bölgesindeki dünkü hare­kât, taarruz ve karşı taarruzlar halinde cereyan etmiştir. Saroz körfezine çıkan Amerikan deniz piyadeleri Türk Bi­rinci Ordu birliklerine mülâki olmuş­lardır. Dün Türk birliklerine karsı sahte bombalarla atom hücumu yapıl­mıştır.

Tatbikatın başka bir safhasında da, Amerikan altıncı filosuna İngiliz camberra uçakları taarruz etmektedirler. Bu taarruzlara Türk denizaltıları da katılmışlardır. Tatbikat bu akşam sona erecektir.

27 Mart 1955

  Washington:

Ayan Meclisi Hariciye komisyonunun gizli bir celsesinde izahat verdikten sonra gazetecilere hitap eden General Alfred Gruenther: «Avrupada Sovyet Rusya'nın askerî kudretine başabaş ge­lebilmek için atom silâhları NATO' nun başvuracağı yegâne vasıtadır» de­miş ve devamla şunları söylemiştir:

«Hür dünya Avrupada kifayetsiz mev­cuda ve kifayetsiz klasik silâhlara sa­hiptir.»

NATO Başkumandanı diğer taraftan, Paris anlaşmalarının tasdiki sayesinde müttefiklerin bu günkü Ren hattının Doğusunda «Stratejik bir ileri hat» te­sisi imkânını bulacaklarını belirtmiş ve demiştir ki:

d Sovyet Rusya, Almanya'nın silâhlan­masını Önlemek maksadile giriştiği mücadeleyi kaybetmiş görünüyor. Şim­di, atom silâhlarının kanun harici edil­mesi için Sovyet propagandasının ha­raretlenmesine intizar olunabilir.»

29 Mart 1955

  Waşington :

Paris anlaşmalarının Fransız parla­mentosunca kafi şekilde tasdik edil­mesi üzerine Batı Avrupa Müdafaa Plânlarının Almanya'nın da iştiraki gözönünde tutularak yeniden tetkiki işi gerek Amerikan Millî Müdafaa Ve­kâletinde gerekse Atlantik umumî ka­rargâhında yeni bir hız iktisap etmiş­tir.

Geçen bir haftayı Washington'da geçir­miş olan NATO Kuvvetleri Baş Ku­mandanı General Alfred Gruenther, Amerikan Millî Müdafaa Vekâletinde Ayan Meclisinde ve Beyaz Saraydaki konuşmalarının büyük bir kısmını Al­manya'nın Batı meselesine iştiraki mevzuuna hasretmiştir.

General Gruenther Almanya'ya yapı­lacak Amerikan yardımı hakkında ye­ni ve bilhassa sarih bazı malûmat ver­miştir. Atlantik Genel Kurmayı, Ge­neralin bu izahatına istinaden bu gün hassaten  müstacel  telâkki  ettiği vazifelerinden birini yani Paris anlaşma­larının askerî bakımdan tatbik saha­sına konulması işini yerine getirmek esbabına gecikmeden tevessül imkânı­nı bulabilecektir.

Bununla beraber gerek Amerikan ge­rekse NATO umumî karargâhında bu işte sıfırdan başlayacak değillerdir. Filhakika geçen sene Waşington'da ga­yet ciddi bir ifade ile vaki beyanatlara bakılırsa 12 Alman tümeninin teçhizatlandırılması işinde daha o zaman orta ya çıkan mesele şundan ibaretti: «Elde bulunan ve Alman Kara Kuvvetleri­nin yarısını teçhize müsait bulunan mühim miktardaki malzemenin depo. edilmesine kâfi gelecek yeri bulabil­mek.

Bu malzemenin bir kısmı, Amerika'­nın Avrupa ordusunu bir emrivaki te­lâkki ettiği günden beri Almanya'da stok edilmiştir. Geri kalanı da Ameri­ka'da hazır bulunmaktadır. Bu silâh­ların kıymeti hemen hemen 750 mil­yon dolar tutmaktadır ki bu da Birle­şik Amerikanın Almanya'nın yapacağı askerî yardımın üçte bir kısmına mu­adil bulunmaktadır.

Almanya bu teçhizat meyanında bil­hassa dört tank tümenine lüzumlu olan zırhlı vasıtaları alacaktır. Avru­pa'da Amerikan Baş Kumandanlığı son zamanlarda verdiği bir beyanatta Batının müdafaa bahsinde tankların haiz bulunduğu ehemmiyeti işaret et­mişti. Bu beyanattan anlaşıldığına gö­re 'Waşington mevzubahis zırhlı tümen­lerin teşkiline hususî bir ehemmiyet atfedecektir. Bundan mâda bir kaç yüz tepkili avcı uçağile hafif atom si­lâhları Bonn hükümetine teslim edil­mek üzere hazır bulunmaktadır.

 'Washington :

İtalya Başvekili Mario Scelba bugün burada verdimi beyanatta NATO' ya mensup memleketler komünizme kar­şı askeri müdafaalarını takviye etmek için siyasî, iktisadî ve sosyal bakım­dan anlaşmalıdırlar, demiştir.

Millî basın kulübünün yemeğinde yap­tığı konuşmada İtalya Başvekili aske­rî kuvvetin yalnız başına kâfi gelme­diğini söylemiştir.

30 Mart 1955

 Londra :

Avrupa Müttefik Kuvvetleri Başku­mandanı General Gruenther bugün İn­giliz sanayicilerine hitaben yaptığı ko­nuşmasında şöyle demiştir: «Batıda tahrip edilecek bir «Coventry» ye mu­kabil biz Sovyetler Birliğinde altı «Coventry» tahrip edebiliriz. Böyle bir hesap gayet dehşet verici olabilirse de Sovyet stratejistleri bunu gayet iyi an­larlar.

Avrupa, NATO'ya ithal edilen Alman kuvvetleri tam manasiyle müessir bir hale geldiği zaman, yani üç dört sene sonra müdafaa edilebilecektir. O tari­he kadar Avrupanın müdafaası koru­yucu silâhlar, yani atom silâhlan vasıtasiyle yapılacaktır.

Hele Şükür

Yazan: Nadir Nadi

29/3/1955tarihli (Cumhuriyet) den:

Paris anlaşmalarım nihayet Fransız Cumhuriyet Konseyi (Senato) da onay ladı. Böylece, Federal Almanyalın si­lâhlanmasını ve NATO'ya girmesini sağlıyacak bütün şartlar yerine getiril­miş oluyor .Bu durumu Önlemek uğru­na yıllardan beri ne kadar gayret har­cadığı düşünülürse, elde edilen netice­nin Sovyet politikası hesabına büyük bir yeniliği sayılması gerektiği kolayca anlaşılır. Sovyet Rusya, Fransayı ev­velki gece sabaha karşı verdiği karar­dan caydırmak için daha ziyade psiko­lojik bir zemin üzerinde çalışıyor, hep Alman militarizmi yüzünden Fransanın geçmişte katlandığı ıztırabları hatırla­tarak Parlâmentoyu eteğinden çekiyor­du. Fransız milletinin en hassas nok­tası olan bu Alman militarizmi korku­su, aslında pek de yabana atılacak bir şey sayılamazdı. Fransa sahiden çok çekmiş yetmiş, yıl içinde üç defa isti­lâya uğramış, maddeten ve manen yü­reği kanamıştı. Millî Meclis, Sovyet propagandasının tesirine kapıldığı için değil, fakat memlekete karşı taşıdığı sorumun ağırlığı altında uzun tereddüd ânları yaşadı. En sonunda, dün­yayı çevreleyen şartların eski şartlara benzemediği gerçeği tereddüdleri bü­yük Ölçüde yendi ve Fransa _ koşar a-dım olmasa da _ NATO ve Batı Avru­pa çerçevesi içinde Federal Aimanyaya kucağını açtı.

Olayların bundan sonraki gelişimini iki bakımdan incelemek yerinde olur. Bir defa, Sovyet Rusya ile konuşmak meselesi vardır. Bilindiği gibi Alman silâhlanmasına engel olmak maksadı ile Kremlin, yarı kapalı bir ağız kul­lanarak, Müttefikleri bir konferansa davet etmek istemiş iki Almanyada da genel seçimler yapılarak bu memleke­tin birleştirilmesi, Avusturya ile barış andlaşması   imzalanması   gibi   konular üzerinde bir sonuca varılmasını öne sürmüştü. Eğer, Batı Almanyanın si­lahlandırılması prensipine, Batılılar karar verecek olurlarsa, Kremlin bir daha onların yüzüne bile bakmıyacağını sık sık tekrarlıyor, hattâ Fransa ile ve İngiltere ile arasındaki dostluk an­laşmasını bile feshedeceğini _ tehdid makamında  söylüyordu. Rusların bu propaganda saldırışına karşı da, Bir­leşik Amerika_ takdire değer bir olgunlukla, karşılıklı konuşmaların 1945 . den beri çok tecrübe edildiğini, bun­lardan müspet bir netice alınmadığını hatırlatıyor ve hür dünyanın savun­masına aid temelli kararlara varılma­dıkça Rusya ile konuşmaktan bir fay­da beklenemiyeceğini öne sürüyordu. İşte o temelli kararlardan baslıcası ni­hayet alınmış, Batı Almanyanm silâh­lanmasını ve NATO saflarında öteki hür milletlerle birlikte vazife görmesi­ni imkânsız kılan bütün engeller orta­dan kaldırılmıştır. Bu ş